|
Merkelden
Kıbrıs uyarısı AB
komisyonu 8 Kasımda ilerleme raporunu açıklamaya
hazırlanırken, Finlandiyanın ardından dönem
başkanlığını üstelenecek Almanyanın
başbakanı Angela Merkel Türkiyeyi Kıbrıs konusunda
uyardı. |
NTV
Güncelleme: 00:35 TSİ 06 Kasım 2006 Pazartesi
BERLİN
- Almanya Başbakanı Angela Merkel, Süddeutsche Zeitung gazetesine
yaptığı açıklamada, Türkiyenin Kıbrıs
konusundaki sorumluluklarını yerine getirmemesi durumunda, çok ciddi
bir durumun ortaya çıkabileceğini söyledi.
Merkel, Ankaranın tutumunu değiştirmemesi durumunda
üyelik müzakerelerinin bu biçimde sürdürülmeyeceğini de kaydetti.
Almanya başbakanının kabine toplantısı öncesinde de
gündeminde Türkiye vardı.
Angele Merkel Kıbrıs konusunda öngörülen zirvenin ertelenmesinin son
söz olmamasını umut ettiğini belirterek Türkiyeye
uyarılarını sürdürdü. Kerkel, Finlandiyaya bu konuda
yardımcı olmalıyız ki ilerleme sağlayabilelim. Şu
anda durum zor, akıllıca müzakere istiyoruz. Siyasi çatışma
istemiyoruz ancak bütün taraflar özellikle Türkiye için geçerli ön koşul
manevra yapmaya hazırlıklı olabilmeleri.
Alman Haber Ajansına açıklama yapan adı belirtilmeyen bir
hükümet yetkilisi ise Kıbrıs Rum kesiminden gelen uçak ve gemilere
havaalanı ve limanlarını açmaması durumunda Türkiyeye
karşı yaptırım benzeri kararlar
alınacağını, ancak üyelik müzakerelerinin kesilmesinin
düşünülmediğini söylemişti.
|
Bülent Ecevit
yaşama veda etti Eski
Başbakanlardan Bülent Ecevit, Gülhane Askeri Tıp Akademisi
Hastanesinde tedavisinin 172. gününde yaşamını yitirdi. |
NTV-MSNBC VE
AJANSLAR
Güncelleme: 02:10 TSİ 06 Kasım 2006 Pazartesi
ANKARA
- Gülhane Askeri Tıp Akademisinden (GATA) yapılan açıklamada,
Bülent Ecevitin 5 Kasım 2006 günü saat 22.40da dolaşım ve
solunum yetmezliği sonucu yaşamını yitirdiği
belirtildi.
GATAdan konuya ilişkin yapılan açıklama şöyle:
18 Mayıs 2006 tarihinden bu yana GATA Anesteziyoloji ve Reanimasyon
Anabilim Dalı Başkanlığı Yoğun Bakım
Ünitesinde takip ve tedavisi yapılan Sayın Bülent Ecevitin stabil
seyreden solunum ve dolaşım fonksiyonları son bir haftadır
giderek bozulmuş ve uygulanan tedavilere yanıt
alınamamıştır. Sayın Bülent Ecevit, 5 Kasım 2006
günü saat 22.40da dolaşım ve solunum yetmezliği sonucu vefat
etmiştir. Türk Milletinin başı sağ olsun.
Ecevitin vefat haberini alan partililer Gülhane Askeri Tıp
Akademisi Hastanesi önünde toplandı. GATAda tedavisinin 172. gününde
yaşamını yitiren Ecevit için hastane önüne gelen partililerin
çok üzgün oldukları ve bazılarının
ağladıkları gözlendi.
DSP
GENEL BAŞKANI SEZER: ACIMIZ SONSUZ
DSP Genel Başkanı Zeki Sezer, Gerçekten acımız
sonsuz. Büyük devlet adamı, bizim önderimiz, kendisiyle uzun süre
çalışma olanağı bulmaktan gurur duyduğum sayın
Eceviti yitirdik. Ama inanıyorum ki sayın Ecevitin fikirleri bu
ülkede sonsuza kadar bize yol göstermeye devam edecek dedi.
Sorular üzerine Sezer, Bülent Ecevitin eşi Rahşan Ecevitin saat
23.00 sularında hastaneye geldiğini, sağlık durumunun iyi
olduğunu ancak çok üzgün olduğunu söyledi.
SEZER: SALI YA DA ÇARŞAMBAYA TOPRAĞA VERİLEBİLİR
DSP Genel Başkanı Sezer, Rahşan Ecevitin durumunun
soulrması üzerine, Üzgün tabi dinleniyor. Tören ve diğer işleri
konuşmadık. Salı ya da Çarşamba günü toprağa
verilebilir onu bilemiyorum, çünkü bizi de aşan kısmı var,
devlet boyutu var. Rahşan Hanımın kararı da önemli
yanıtını verdi.
Ecevitin ölümünün ardından CHP Genel Sekreteri Önder Sav, CHP Genel
Başkan Yardımcısı Eşref Erdem ile milletvekilleri Fuat
Çay, Yılmaz Ateş, Bilhun Tamaylıgil ve Zekeriya Akıncı
GATAya geldi.
BAYKAL: HEPİMİZİN ÖĞRETMENİYDİ
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, eski Başbakanlardan Bülent
Ecevitin vefatından büyük üzüntü duyduğunu belirterek, Siyaseti
ilkeli götürmeyi esas alan bir liderdi, hepimizin öğretmeniydi. dedi.
Baykal, Ecevitin ölüm haberini, Sosyalist Enternasyonal Konseyi
toplantısına katılmak üzere bulunduğu Şilinin
başkenti Santiagoda aldı.
Deniz Baykal, Bülent Ecevitin eşi Rahşan Ecevite bir mesaj
göndererek üzüntülerini iletti.
Mesajında, programını keserek cenaze törenine yetişmeye
çalışacağını ifade eden Baykal, Rahşan Ecevitin
şahsında DSPye, Türkiyeye ve sosyal demokrasiyi esas alan
uluslararası camiaya baş sağlığı diledi.
Ecevitin vefatından büyük üzüntü duyduğunu belirten Baykal,
şunları kaydetti:
Rahatsızlandığında Sayın Genel Başkanım
artık kucaklaşalım demiştim. Ne yazık ki bunu
gerçekleştirmek mümkün olmadı. Programımı keserek cenaze
törenine yetişmeye çalışacağım.
Ecevit, bir tarihi dönemin temsilcisiydi. Siyasi
yaşamını ülkenin bağımsızlığı,
dürüstlüğü ve onuru üzerine kurmuş bir liderdi. Herkesin ve ülkemizin
yaşamında siyaset üslubunun oluşumunda çok özel bir yeri olan
liderdi. Siyasi üslubun, siyasi değerlerin oluşmasında
kişisel değerleri her şeyin üstünde değil ulusal değer
ve onuru har şeyin üstünde tutarak siyasi mücadelesini sürdürdü ve siyasi
üslubumuzun gelişmesine tarihi anlamda onur katan ve bu süreci belirleyen
bir önder olarak yaşamını sürdürdü. Her zaman ulusal onuru
evrensel değerlerle kaynaştırarak siyasi yaşamını
sürdüren, siyaseti ilkeli götürmeyi esas alan bir liderdi. Hepimizin
öğretmeniydi. Siyaseti kapalı kapılar arkasında
yapmayı reddeden ve bunu yaşamı boyunca engellemeyi de esas
alan, bağımsızlıkçı, ulusal onuru her şeyin
üstünde tutan bir lider olarak kaybı Türkiye için olduğu kadar uluslararası
siyaset camiası için de önemli kayıptır. Bir tarihi dönemin
kapanışıdır.
SEZER: HER ZAMAN SAYGIYLA ANIMSAYACAĞIZ
Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, Türk Ulusunun, Bülent Ecevitin
ülkeye yaptığı hizmetleri, her zaman saygıyla
anımsayacağını belirtti.
Cumhurbaşkanı Sezer, eski Başbakanlardan Bülent Ecevitin
yaşamını yitirmesi nedeniyle bir mesaj yayınladı.
Cumhurbaşkanlığı Basın Merkezinden yapılan
açıklamaya göre, Sezerin mesajı şöyle:
Eski Başbakanlardan Bülent Ecevitin yaşamını
yitirmesinden büyük üzüntü duydum. Siyasi tarihimizin simge
kişiliklerinden Bülent Ecevit, yaşamı boyunca üstlendiği
görevlerde etik değerleri ön planda tutarak, benimsediği
istikrarlı çizgisi, demokratik duruşu, nezaketi ve aydın
kimliği ile örnek olmuştur. Ecevit, devlet kademelerindeki
Başbakanlık ve diğer görevlerinde laik Cumhuriyetin
korunması, Atatürk ilkelerinin özümsenmesi, Türkiyenin her alanda
gelişmesine ve çağdaşlaşmasına önemli katkılarda
bulunmuştur. Uluslararası alanda, Türkiyenin ve Türk
halkının çıkarlarının korunması için, önemli
kararların altına imza atan Ecevit, bu kararlarıyla Ulusumuzun
gönlünde saygın yer edinmiştir. Türk Ulusu, Bülent Ecevitin ülkemize
yaptığı hizmetleri, her zaman saygıyla
anımsayacaktır. Bülent Ecevite Tanrıdan rahmet diliyor,
ailesine ve Ulusumuza baş sağlığı dileklerimi
iletiyorum.
ERDOĞANIN MESAJI
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, eski Başbakanlardan
Bülent Ecevitin vefatı dolayısıyla bir baş
sağlığı mesajı yayınladı.
Başbakanlıktan yapılan açıklamaya göre, Erdoğanın
mesajı şöyle:
Uzun yıllar boyunca bir siyasetçi ve devlet adamı olarak ülkemize
önemli hizmetlerde bulunan eski Başbakanlardan Bülent Ecevitin
vefatını büyük üzüntü ve teessürle öğrenmiş bulunuyorum.
Türk siyasi hayatı, önemli bir şahsiyetini kaybetmiştir.
Kendisini rahmetle anıyor, hayat arkadaşı Rahşan
Hanıma ve aziz milletimize başsağlığı
diliyorum.
|
Karaoğlan
Ecevit |
||||
|
NTV-MSNBC
Güncelleme: 00:55 TSİ 06 Kasım 2006 Pazartesi
İSTANBUL - Bülent
Ecevit, ressam Fatma Nazlı Ecevit ile doktor Mehmet Fahri Ecevitin tek
çocuğuydu
1944 yılında İstanbul Amerikan Kolejini bitirdi.
1944te çalışma yaşamına girdikten sonra, işten
ayırabildiği zamanlarda Ankara Üniversitesinde İngiliz dil ve
edebiyatı, Londra Üniversitesinde ise Sanskrit, Bengalce, sanat tarihi
bölümlerine devam etti. 1957de de ABDde Harvard Üniversitesinde sekiz ay
incelemelerde bulundu.
GAZETECİLİK KÖKENLİ BİR
SİYASETÇİ
|
|
|
|
1944te Ankarada Basın-Yayın Genel
Müdürlüğüne İngilizce çevirmeni olarak girdi. Bir tiyatro oyununun
sahnelenmesi sırasında başlayan Rahşan Aralla olan
aşkları, 1946da evlilikle sonuçlandı. 1946-50 arasında
Londrada Türk Basın Ateşeliğinde çalıştı.
1950-60 arasında Ulus gazetesinde, ve Ulusun
kapatıldığı yıllarda Yeni Ulus ve Halkçı
gazetelerinde, yazar ve yazı işleri müdürü olarak
çalıştı. 1954 sonu ile 1955 başlarında ABDde, Kuzey
Carolinada yayınlanan Winston-Salem Journal gazetesinde konuk gazeteci
olarak görev yaptı.
CHPNİN GENÇ YILDIZIYDI
|
|
|
|
1965de Milliyet gazetesinde günlük yazılar
yazdı. 1950lerde Forum dergisinin yazı işleri kadrosunda yer
aldı. 1972de aylık Özgür İnsan, 1981de haftalık
Arayış, 1988de aylık Güvercin dergilerini
çıkarttı. 1957-1980 arasında, önce Ankara, sonra Zonguldaktan
Cumhuriyet Halk Partisinin Milletvekili oldu. 1960-61de Kurucu Meclis
üyeliği yaptı. 1961-65 yılları arasında
Çalışma Bakanlığı yaptı. 1966da, CHP Genel
Sekreterliğine getirildi. 1971de Partisinin askeri yönetimce
oluşturulan hükümete katkıda bulunmasına karşı
çıkarak bu görevinden ayrıldı.
MAVİ GÖMLEĞİYLE MEYDANLARDA

1972 Mayısında CHP Genel
Başkanlığına seçildi. 1974 yılında kurulan
CHP-MSP koalisyonunun başbakanı oldu. Bu dönemde Kıbrıs
Barış Harekatı gerçekleşti.
1977de bir azınlık hükümeti kurdu fakat güvenoyu alamadı.
1978de, Partisinin TBMMde çoğunluğu bulunmamakla beraber, bazı
bağımsız üyelerin ve küçük partilerin katkısıyla bir
hükümet kurdu. Bu Başbakanlık dönemi 21 ay sürdü. 12 Eylül 1980
askeri müdahalesinden sonra, askeri yönetime karşı
çıkışları nedeniyle üç kez hapse mahkum oldu.
DSP YILLARI
|
|
|
|
Bülent Ecevit, yasaklı döneminde, eşi
Rahşan Ecevit başkanlığında kurulan Demokratik Sol
Partinin kuruluşuna katkıda bulundu. 1987deki halkoylamasıyla,
siyasal haklarına yeniden kavuşunca, DSP Genel Başkanlığına
Bülent Ecevit seçildi. Kısa bir süre sonra yapılan genel seçimlerde
Partisi iyi sonuç alamayınca bu görevden ayrıldı. Fakat 1989
başlarında, yerel yönetim seçimlerinin yaklaştığı
bir sırada Genel Başkanlık boşalınca toplanan
Olağanüstü Kurultayda yeniden Genel Başkan seçildi. 1991
seçimlerinde de Zonguldaktan milletvekili seçildi.
İKİNCİ BAHARINDA YENİDEN
BAŞBAKANLIK KOLTUĞU
|
|
|
|
28 Şubat sürecinden sonra oluşan siyasal
kaosta azınlık hükümeti kurma görevi verildi ve 70 milletvekili ile
başbakan oldu. Bölücü PKK terör örgütünün lideri Abdullah Öcalan da bu
dönemde yakalandı. 18 Nisan 1999 yılında yapılan genel
seçimlerde DSP birinci parti olarak, MHP ve ANAP ile ortak hükümet kurdu ve
Ecevit bu hükümetin başbakanı oldu. Türkiye Ecevitin
başbakanlığı döneminde idam cezasını
kaldırdı.
Ecevit bu dönemde sık sık sağlık sorunları
yaşadı. DSP Genel Başkanlığını Zeki Sezere
bırakan Ecevit, partinin onursal başkanlığını
yürütüyordu.
ŞAİR BAŞBAKAN
Şiir ve siyasi nitelikte kitapları yayımlanan Ecevit, T.S.Eliot,
Ezra Pound ve Tagore gibi yazarların kitaplarını Türkçeye
çevirdi.
|
|
|
|
Ecevitin şiirleri Türkiyenin yanı
sıra Almanya, Sovyetler Birliği, Romanya, Yugoslavya, Danimarka ve
İsveçte de yayınlandı. Ecevitin ilk şiirleri Yücel, Varlık,
Forum ve Gökbörü dergilerinde yayınlandı. İnanılması
güç bir olayı; Tagoreun çevirisini ise tam 16 yaşındayken
yapmıştı.
ECEVİT VE DARBELER

Bülent Ecevit, siyasi yaşamında
inişler-çıkışlar gördü. Siyasi yenilgiler ve zaferlerin
yanısıra üç kez de askeri darbeyle karşılaştı. 12
Eylül darbesinden sonra gözetim altına alındı,
yargılandı. Eskiden çevresinde olan pek çok insan kendisini
terketmişken, o tek başına demokrasi mücadelesi verdi.
ECEVİT VE İŞÇİLER
Bülent Ecevit işçi haklarına önem veren bir siyasetçi olarak öne
çıktı. Sendikalar, grev ve toplu sözleşme konuları sürekli
gündeminde oldu. İşçi haklarına ilgisi nedeniyle, Zonguldaktaki
maden işçileri Eceviti kendi illerinden milletvekili olmaya davet etti.
Ecevit bu davete uydu ve ilk kez Zonguldaktan milletvekili seçildi. Grevin
yasal bir hak olması da Ecevitin çalışma
bakanlığı döneminde gerçekleşti.

ECEVİT VE KIBRIS
1974 yılında Bülent Ecevit
başbakanken, EOKA yanlısı Rumlar Kıbrısta Makariosa
karşı darbe yaptı. Darbe nedeniyle Adada yaşayan
Türklerin güvenliği tehlikeye girdi. Ecevitin başında
olduğu CHP-MSP koalisyonu hükümeti, askeri müdahale kararı aldı.
Kıbrıs Barış Harekatından sonra Ecevit, Kıbrıs
fatihi olarak anılmaya başladı.
ECEVİT VE KARAOĞLAN
|
|
|
|
Bülent Ecevit, kişisel popülaritesi en yüksek
politikacılardan biriydi. Politikadaki ilk yıllarında
çizdiği portreyle diğer siyasetçilerden farklıydı. Bu
nedenle, CHPlilik, Ecevitçilik haline geldi, 1970li yıllarda Ak
günlere sloganı yeri göğü inletti. Kıbrıs Barış
Harekatıyla zirveye çıkan Ecevit sempatisi, beraberinde
Karaoğlan lakabını da getirdi.
BÜLENT VE RAHŞAN ECEVİT
Robert Kolejde öğrenciyken tesadüfen aynı piyeste oynadılar.

Bu piyesle başlayan sıcaklık,
Gümüşsuyundan Dolmabahçeye giderken yapılan bir evlilik teklifiyle
uzun süren bir beraberliğin başlangıcı oldu. Bülent Ecevit
ve Rahşan Ecevit, şiir ve edebiyatla geçecek bir hayat
umuyorlardı. Siyaset, onlara iniş ve çıkışlarla dolu
bir hayat sundu. Ancak hiçbir şey birbirlerine duydukları sevgiyi
etkilemedi.
ECEVİT VE TEVAZU
Siyasi kavgalar, suikast girişimleri, askeri darbeler yaşadı,
gözaltına alındı. Acımasız eleştirilere hedef
oldu. Ancak, bunların hiçbiri Eceviti mutevazı
kişiliğinden ve nezaketinden vazgeçirmedi. Tevazusu ve nezaketi
ilişkilerinde her zaman belirleyici oldu.
ECEVİT VE GAZETECİLİK
Bülent Ecevit, siyasete atılmadan önce ve siyaset dışı bırakıldığı dönemlerde gazetecilik yaptı. Gazeteci kimliğini çok benimsedi. Resmi biyografisinde, mesleği gazeteci olarak gösterildi. Siyasete zorunlu olarak veya kendi isteğiyle ara verdiği dönemlerde çeşitli gazetelerde köşe yazıları ve röportajları yayımlandı.

Merkel: "Kıbrıs'ta tutum değiştirin"
5 Kasım, 2006 19:58:00 (TSİ) CNN TURK
Almanya Başbakanı Angela Merkel, AB Komisyonu'nun
8 kasımda açıklayacağı İlerleme Raporu öncesi
Türkiye'yi uyardı. Merkel, Ankara'nın Kıbrıs konusunda
tutumunu değiştirmemesi halinde, AB üyelik müzakerelerinin bu biçimde
sürdürülmeyeceğini savundu.
Merkel, 'Süddeutsche
Zeitung' gazetesine yaptığı açıklamada, ''Türkiye'nin
Kıbrıs konusundaki sorumluluklarını yerine getirmemesi
durumunda, 'çok ciddi bir durumun ortaya çıkabileceği' ifadesini
kullandı.
Merkel, ''Ankara tutumunu değiştirmezse, AB üyelik müzakereleri
bu biçimde sürdürülmeyecek'' dedi.
Merkel, bugün başkent Berlin'de, Almanya'nın gelecek yıl AB ve
G-8 dönem başkanlıklarını üstlenecek olması nedeniyle
ülkesinin ele alacağı ağırlıklı konuları
görüşmek üzere düzenlenen özel kabine toplantısına
katıldı.
Toplantı öncesinde Alman Haber Ajansı'na (DPA) açıklama yapan
adı açıklanmayan bir hükümet yetkilisi, Kıbrıs Rum
kesiminden gelen uçak ve gemilere havaalanı ve limanlarını
açmaması durumunda Türkiye'ye karşı 'yaptırım benzeri
kararlar' alınacağını, ancak üyelik müzakerelerinin kesilmesinin
düşünülmediğini söylemişti.
Kıbrıs sorununun özü siyasi eşitlik
Kıbrıs sorununun özü siyasi eşitlik diyen yetkililer
Kıbrıs Türk'ünün ve Yunanistan'ın olmadığı bir
yerde Türkiye'nin bulunamayacağının altını çiziyor.
Rumların Kıbrıs Türk'ünü muhatap olarak kabulü Ankara
açısından çözüme giden yolun temel anahtarı.
Yunanistan'ın katılımı ise muhtemel çözümün
uygulanması için garantör ülke garantisi anlamına geliyor.
Son Helsinki zirvesinin yapılamamasının temel nedeni olarak da
Atina'nın sözlü davete itibar etmemesi gösteriliyor.
|
AA
Güncelleme: 15:07 TSİ 06 Kasım 2006 Pazartesi
LEFKOŞA
- Eski Başbakan Bülent Ecevitin vefatı, 1974te barış
harekatı emrini verdiği KKTCyi yasa boğdu.
Ecevitin katkılarını
Kıbrıs Türk halkının hiçbir zaman
unutmayacağını kaydeden KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat, Kıbrıslı Türkler olarak Ecevitin bizim için önemi zaten
biliniyor. Ecevit 1974 Barış Harekatının
başbakanı olarak, Kıbrıs Türk halkının bu günlere
gelmesinde çok önemli katkılarda bulundu. Hem Barış
Harekatının başbakanı olarak o kararı verirken ortaya
koyduğu devlet adamlığı ve irade yanında,
sonrasında Kıbrıs Türk halkının
yapılanmasında hiçbir yardımı esirgemedi. Sayın
Ecevit, 1974 Barış Harekatından sonra oluşan
Kıbrıs Türk devletinde, genel olarak söylüyorum, devlet
yapılanmasında, meclisiyle, ekonomik düzeniyle, meclisinden
çıkan yasalarla ve bütün bunlarda, kendisine ve Türkiyeye duyulan
ihtiyaçta, her zaman anında olumlu cevap vererek
katkılarını sürdürdü diye konuştu.
Ecevit ile Kıbrıs Türkünün çok fazla
anısı olduğunu söyleyen Talat, Kıbrıs Türk halkı
Eceviti tanıyor, seviyor. Ecevitin ölümü bu bakımdan, kelimenin
gerçek anlamıyla KKTCde üzüntü yarattı. Bu üzüntü, tabii ki
Kıbrıs Türk halkı adına benim tarafımdan tüm Türk
halkına bir kez daha aktarılıyor. Biz Sayın Ecevitin
yakınlarına, bütün Türk halkına
başsağlığı, kendisine de rahmet diliyoruz dedi.
DENKTAŞ:
ESERİNİ YAŞATMALIYIZ
KKTCnin 1. Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş da, Bülent Ecevitin
vefatından büyük üzüntü duyduğunu belirterek, Eseri olan Kuzey
Kıbrıs Türk Cumhuriyetini sonsuza kadar yaşatmalıyız
dedi.
Konferans amacıyla Türkiyede bulunan Rauf Denktaş, Barış
Harekatı olmasaydı en büyük katliamın
yaşanacağını hatırlattı ve Ecevitin,
harekatın kansız olması için elinden geleni
yaptığını anlattı.
Kıbrıs
Türk halkının kalbinde Kurtarıcı, Karaoğlan olarak
anıtlaşan Ecevitin sonsuza dek unutulmayacağını ve
hep anılacağını vurgulayan Demokrat Parti de, Ecevit
tarihimizi yazanların en başında yer alacaktır ifadesini
kullandı.
KKTCde hükümetin aldığı kararla da, resmi kurum ve
kuruluşlarda bayraklar, Ecevitin cenazesinin defnedileceği günün
mesai bitimine kadar sürmek üzere, yarıya indirildi.
FT: Müzakereler
tehlikeye girebilir
Türkiyenin
limanlarını Rum gemi ve uçaklarına açması konusundaki
tutumunun, AByi böldüğünü yazan Financial Times gazetesi, Ankaranın
üyelik müzakerelerinin tehlikeye girebileceğini yazdı.
NTV-MSNBC VE
AJANSLAR
Güncelleme: 11:15 TSİ 06 Kasım 2006 Pazartesi
LONDRA
- AB Komisyonunun Çarşamba günü açıklayacağı ilerleme
raporu öncesi, Türkiyeye limanlarını Rum gemi ve uçaklarına
açması yönünde baskılar artıyor. Türkiyenin tutumunun AByi
böldüğünü belirten İngiliz Financial Times gazetesi de, başta
Rum kesimi olmak üzere bazı üye ülkelerin Ankaraya sert bir tavır
sergilenmesi konusunda Komisyona baskı yaptığını
yazdı.
AB
Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso ve genişlemeden sorumlu
üye Olli Rehnin, müzakerelerin sadece ticaretle ilgili üç
başlığının askıya alınmasından yana
olduğunu vurgulayan gazete, Fransa, Kıbrıs, Yunanistan ve Avusturyanın
ise daha sert bir mesaj verilmesinde ısrar ettiklerine dikkat çekti.
Financial Times, İngilterenin de Türkiyeyle müzakerelerin etkilenmemesi
için çaba sarfettiğini, sorunun sadece limanlar
olmadığını, reformlardaki yavaşlamanın da raporda
yer alacağını hatırlattı.
Başbakan Erdoğanın, ifade özgürlüğüne engel olduğu
gerekçesiye eleştirilen Türk Ceza Kanununun 301inci maddesinde
değişiklik yapmaya hazır olduğu açıklamasına da
yer veren gazete, bazı yetkililerin Türkiyeyle müzakerelerin tamemen
askıya alınmasından endişe duyduğunu da belirtti.
Ecevit'in ölümü dünyada yankı buldu
6 Kasım, 2006 10:19:00 (TSİ) CNN TURK
Eski Başbakan Bülent Ecevit'in ölümü dünya
basınında geniş yer buldu. Dünyanın önde gelen
televizyonları ölüm haberini ilk sıralarda duyurdu. Haberlerde,
Ecevit'in solculuk ve milliyetçiliği biraraya getirdiği, Türkiye'yi
Avrupa'ya yaklaştırdığı belirtildi, Kıbrıs
sorununa etkisi öne çıkarıldı.
Bülent Ecevit'in
ölüm haberi ABD'nin CNN televizyonunda flaş haber olarak duyuruldu.
Haberde, Ecevit'in 'solcu' olarak başladığı siyasi
kariyerini 'ABD'nin bir müttefiği' olarak sürdürdüğü, Türkiye'yi
Batı'ya yaklaştırdığı anlatıldı.
CNN, Ecevit'in Irak savaşı sırasında ABD'ye Türkiye'deki
üsleri kullanma izni verdiğini, özelleştirmede büyük adımlar
attığını hatırlattı.
Haberde, Ecevit'in Türk sanayisinin yabancı rekabetinden
korunmasını isteyen bir sendikacıya söylediği "eski
Ecevit gibi konuşuyorsun" sözlerine de yer verildi.
İngiliz yayın kuruluşu BBC, Ecevit'in ölüm haberini Saddam
Hüseyin'e verilen idam cezasının ardından, ikinci sırada
duyurdu.
Haberde Ecevit'ten "Türkiye'nin Batı ile
yakınlaşmasına yardımcı oldu" ifadeleriyle
bahsedildi ve Türkiye'nin AB adayı olmasında Ecevit'in büyük rol
oynadığı vurgulandı.
BBC, Ecevit'in 'solcu' olmasına karşın son derece 'milliyetçi'
olduğunu da belirtti ve Kıbrıs'ı ikiye bölen
Barış Harekatı'nın onun emriyle
gerçekleştirildiğinin altını çizdi.
BBC, Ecevit'in laik cumhuriyetin en önemli savunucularından biri
olduğunu da belirtti. Haberde, Türkiye'yi sarsan ekonomik krizden
kısmen Ecevit'in de sorumlu tutulduğu, AK Parti'yi iktidara getiren
2002 seçimleriyle siyasi hayatının sona erdiği vurgulandı.
Associated Press haber ajansı ise Ecevit'in 12 Eylül darbesi sonrası
cezaevinden eşine yazdığı ve "seni özlemekten
başka şikayetim yok" satırlarının yer
aldığı mektubunu aktardı.
İspanya'da yayımlanan gazeteler, Ecevit'in ölümüne geniş yer
ayırırken, ''Türk ordusuna, Kıbrıs'a harekat emrini veren
başbakan öldü'' ifadesini ön plana çıkardı.
Ülkenin iki büyük gazetesi El Pais ve El Mundo, Ecevit'in uluslararası
alanda, özellikle Kıbrıs Barış Harekatı
kararını veren başbakan olarak
hatırlanacağını yazdı.
El Mundo, Ecevit'i, ''karizmatik, üniversite eğitimi almamasına
rağmen beş kez başbakanlık yapmış ve halk
arasında onuruyla ünlenen biri'' olarak tanıttı.
El Pais de, Ecevit'in siyasi kariyeri boyunca ''solcu ve milliyetçi'' bir çizgi
izlediğini kaydederek, ''onurlu bir kariyere sahip olmasından ve
1974'te Kıbrıs harekatı emrini vermesinden dolayı
Türkiye'de çok popüler biriydi. Ayrıca, 1999 yılında Türkiye'nin
AB'ye tam üyelik adaylığının garantilenmesini
sağladı'' ifadelerini kullandı.
New York Times, Washington Post, The Guardian gibi gazeteler de Ecevit'in ölüm
haberine geniş yer ayırdı.
New York Times, Bülent Ecevit'i okuyucularına, "Türkiye'yi
Batı'ya yönelten bir siyasi kazazede" olarak tanıttı.
Gazete, Ecevit'in Türk politikacıları arasındaki
alışılmamış basit yaşam tarzıyla dikkat
çektiğini ve kendisine hiçbir zaman yolsuzluk suçlaması
getirilmediğini belirtti.
İngiliz The Guardian gazetesi de Kıbrıs harekatı emrini
veren Ecevit'in son başbakanlık döneminde Türkiye'nin
yaşadığı mali yıkımın şöhretine gölge
düşürdüğünü yazdı.
Gazete, 12 Eylül 1980'deki askeri darbeden sonra bir yazısı nedeniyle
hapse giren, 1990'lı yıllarda yeniden siyasi yaşama dönen
Ecevit'in Türkiye'de yarım asırlık bir siyasi güç olduğunu
vurguladı.
İsrailliden
'soykırım' yasasına tepki
TEL AVİV (A.A)
Fransa Meclisinin sözde Ermeni soykırımının
"inkarını" suç sayan yasa teklifini kabul etmesine bir
tepki de İsrail'den geldi.
Türkiye'de doğup büyüyen, 1980'de İsrail'e göç eden Yuda
Yağbeş, Fransa hükümetinin verdiği "Merite Civique"
berat ve nişanını iade etti. 94 yaşındaki
Yağbeş, 1965 yılında Fransız hükümetinin
"ülkelerini iyi temsil edenlere" verdiği berat ve
nişanını, Tel Aviv'deki Fransa Büyükelçiliğine teslim
verdi. Yağbeş, kısa bir süre öncesine kadar Batyam'daki
salonunun duvarını süsleyen berat ve nişanı iade ederken,
Fransa Büyükelçiliğine bir de protesto mektubu verdi.
"Fransa'nın bu yaptığı doğru
değil. Bu mesele neden Fransa'yı bu kadar alakadar ediyor, anlamak
mümkün değil" diye konuşan Yağbeş, mektubunda da
aynı şeyleri dile getirdiğini ve Fransa'nın tutumunu
protesto ederek, bu gerekçeyle berat ve nişanı iade ettiğini
yazdığını belirtti. Yağbeş, elçilikten
çıkışında, "Kendimi çok rahat hissediyorum. Bir sorun
varsa, bu sorun Türkler ile Ermenilerin arasındadır. Onlar da
açıp arşivlere baksınlar" diye konuştu.
Yağbeş, bunun nereden aklına geldiği sorusu üzerine
şöyle dedi:
"Ben 1912 İzmir doğumluyum. İlkokulu, yüksek
okulu orada bitirdim. Askerliğimi orada yaptım, yıllarca orada
çalıştım. Emekli olduğumda buraya geldim. Geçtiğimiz
günlerde Türk televizyonlarından birini seyrederken, şimdi
adını hatırlamıyorum, birisinin Fransa'nın kararı
üzerine, kendisine verdiği madalyayı iade ettiğini gördüm. Ben
de bunun üzerine aynı kararı aldım" dedi.
İzmir'in Yunanlılar tarafından işgali
sırasında 11 yaşında olduğunu anlatırken,
"Yunan ordusu, İzmir'i işgal etmeden bir ay önce, Türk ve Yahudi
ailelerin evlerinin kapılarına fener koymasını istedi.
Hepimiz birer fener astık. Babam, 'Hayra alamet değil bu' dedi.
Hepimiz çok endişelendik. Ama üzerinden çok geçmeden, 9 Eylülde Türk
ordusu İzmir'i aldı" dedi.
Yağbeş, İzmir'deki Yahudilerden Nesim Navaro'nun
İzmir Pasaport'taki asılı Yunan bayrağını
indirerek yerine Türk bayrağını astığını,
Navaro'nun torununun şimdi aynı isim ve soyadla Tel Aviv'de
yaşadığını kaydetti.
1937-1938 yıllarında askerliğini doğduğu İzmir'de
yapan Yağbeş, askerlikten önce İzmirspor takımında
oynamış. Takımın bir oyuncusu olması nedeniyle,
askerliğini doğduğu bölgede yapılması mümkün
değilken, zamanın İzmirspor Yönetim Kurulu başkanı da
olan Askerlik Şubesi müdürünün yardımıyla antrenmanlara
katılabilmesi için kendisine belge düzenlediğini kaydeden
Yağbeş, "Böylece, gayrimüslimlerin görev
alamadığı teftiş bölümüne girmem sağlandı"
dedi.
Yuda Yağbeş, 1952-1960 yılları arasında
da Demokrat Parti'nin Beyoğlu Firuzağa Ocağı
başkanlığı görevinde bulunmuş ve 1960 ihtilalinden
sonra partilerin kapatılmasıyla iş hayatına
atılmış. Siyasete soyunduğu yıllarda Türk Basın
Birliğinin denetim kurulu raportörlüğü yapan, Avrupa Birliği Sinema
ve Televizyon İşçileri Sendikası
Başkanlığına da seçilen Yağbeş, 1970
yılında İtalya'dan Liyakat Nişanı almış.
Sinema sektörünün de içinde bulunması nedeniyle, Cahide
Sonku'dan Türkan Şoray'a, Türk sinemasının birçok
yıldızıyla çalışmış Yağbeş,
1980'de emekli olunca, Türk Basın Birliğinin İsrail temsilcisi
olarak İsrail'e geldiğini, ancak Türkiye ile ilişkilerini hiç
koparmadığını anlattı. Türkiye'de iken iki kez evlenen
ve oğullarından birini 1973'teki Yom Kippur savaşında,
diğerini de iki yıl kadar önce bir patlamada yitiren Yuda
Yağbeş'in bir oğlu ve bir kızı daha bulunuyor.
HURRIYET 06/11/06
Demokratik Toplum Partisi
Eşbaşkanı Ahmet Türk, terör örgütü ateşkes
çağrılarına olumlu yanıt verdiği için terör örgütü
PKK'ya teşekkür etti.
AHmet Türk, DTP Manisa İl
Teşkilatı'nın düzenlediği 'Birlik ve Beraberlik'
toplantısında konuştu.
Türk, "DTP bu ülkede 20 yıldan beri
süren çatışmaların durması için çaba sarf etti,
çağrılar yaptı. Bu yaptığımız
çağrılara PKK olumlu yanıt verdi. Bu çağrımıza
olumlu yanıt verdikleri için teşekkür ediyorum'' dedi.
Toplantının
yapıldığı salona Türk bayrağı asıldı.
Ancak toplantıda İstiklal Marşı'nın okunmaması
dikkat çekti.
Ateşkes ilanı
Abdullah Öcalan 28 eylülde avukatları
aracılığıyla PKK'lılara faksla ateşkes
çağrısı yapmış, bunun üzerine terör örgütü de 1
ekimden itibaren tek yanlı ateşkes ilan edildiğini
duyurmuştu.
Hükümet, ordu ve ve emniyet ise, terör örgütünün
muhatap alınmayacağı yolunda açıklamalar
yapmıştı.
MILLIYET 06/11/06
Times:
Türkiye'ye Eylül darbesi
İngiliz Times gazetesi, Türkiyenin AB hedefinin, Eylül ayında
Barroso tarafından yapılan genişleme karşıtı
açıklamalar ile darbe aldığı değerlendirmesinde bulundu.
Times gazetesi, Türkiyenin AB hedefinin Eylül
ayında Avrupa Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso
tarafından Birliğin genişlemesinin en azından bir süre
durdurulması çağrısı ile zarar gördüğünü belirtti.
Haberde, Avrupa Birliğinin Romanya ve Bulgaristanı üyeliğe
kabul etmesinin ardından Barrosonun, Birliğin daha fazla genişlemeden
önce anayasa ile ilgili sorunların giderilmesi gerektiğini
söylediği aktarıldı.
Fransa Başbakanı Dominique de Villepin
ve Almanya Parlamentosu Avrupa Entegrasyon Komitesi Başkanı Matthias
Wissmanın Barrosoya destek verdiği belirtilen haberde, Villepin ve
Wissmanın, reformlar yapılmaksızın ABnin genişlemesi
halinde birliğinin çalışamaz hale gelebileceğini
savunduğu ifade edildi.
Barrosonun, 2008 yılı sonuna kadar
ABnin anayasa sorununu aşacağını umduğu belirtelin
haberde, pek çok AB yetkilisinin ise bu kadar iyimser olmadığı
kaydedildi.
MILLIYET 06/11/06
FT: Türkiye,
AB'yi böldü...
Limanlarını Rumlara açmaya
yanaşmayan Türkiyenin tutumunun AByi böldüğü bildirildi. Financial
Times gazetesi, Türkiye konusunda AB ülkeleri arasında sert
tartışmaların yaşanacağını belirterek
Fransa, Kıbrıs Rum Kesimi, Yunanistan ve Avusturyanın
Türkiyeye karşı sert bir tutum takınmasını
istediklerini yazdı.
Financial Times, Türkiyenin meydan
okuması, üyelik müzakerelerini riske atıyorö başlıklı
haberinde Türkiyenin limanlarını Rumlara açmayı reddetmesi
üzerine bazı AB ülkelerinin Türkiyeye karşı katı bir tutum
takınması için baskı yaptıklarını belirtti.
Avrupa Komisyonunun Çarşamba günü AB
liderlerine Türkiye ile müzakerelerin kısmen askıya
alınması tavsiyesinde bulunup bulunmaması kararını
vereceğini kaydeden gazete, Komisyonda yapılacak görüşmenin
sert bir tartışmaya açacağını kaydetti.
İngiliz gazetesi, Avrupa Komisyonu
Başkanı Jose Manuel Barroso ve Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli
Rehnin sorunun üyelik müzakerelerinin üzerindeki etkisini
sınırlandırmak istediklerini belirterek Üzerinde
durdukları bir adım, ticaret ile ilgili üç müzakere
başlığının askıya alınmasını
tavsiye etmektirö diye yazdı.
Buna karşın, Komisyonun Fransız,
Rum, Yunan ve Avusturyalı üyelerinin ise, Türkiyeye daha güçlü bir
mesajöın gönderilebilmesi için daha çok başlığın
etkilenmesini istediklerini kaydeden gazete, bir AB diplomatının Türkiye
ile sorunun sadece limanlar yasağı olmadığı,
reformlarda da ilerleme sağlanmadığı değerlendirmesine
de yer verdi
MILLIYET 06/11/06
Talat: Nihai hedefimiz Tayvanlaşmak
değil
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat,
ekonomik yatırımların ülkeyi
kalkındırdığını ve müzakere masasında
ellerini güçlendirdiğini ifade ederek, ''Bizim nihai hedefimiz
izolasyonlardan kurtulup Tayvanlaşmak değildir'' dedi.
Talat, Kıbrıslı Türklerin,
Kıbrıs Cumhuriyeti'nin yeni oluşumunda eşit ortak olarak
yer almak istediğini ve dünyada bu şekilde tanınarak söz sahibi
olmayı hedeflediğini kaydetti.
Cumhurbaşkanı Talat,
Gazimağusa'da Ahmet Mehmet Gazioğlu'na ait entegre içecek
tesislerinin açılışında yaptığı
konuşmada, yatırımcı Ahmet Gazioğlu'nun, 5
kişiyle işe başladığı dönemde ambargoların
daha yoğun olduğunu hatırlatarak, uygulanan ambargoların
haksız olduğunu, bunun bugün anlaşılmaya
başlandığını ifade etti.
Talat, Gazioğlu'nun yaptığı
yatırımların, ''domino etkisi'' yaratarak izolasyonların
daha da zayıflatılmasına ve yok edilmesine yararı
olacağını belirtti.
Ekonomisi güçlü bir halkın masada elinin
güçleneceğini kaydeden Talat, ekonomisi zayıf ülkelerin
yönetimlerinin müzakere ve pazarlık gücünün olamayacağını
belirtti.
Cumhurbaşkanı Talat, KKTC ekonomisinin
güçlenmesi için herkesin çaba göstermesi gerektiğini ifade ederek, Ahmet
Gazioğlu ve tesislerde emeği geçenlere başarıların
devamını diledi.
Açılışta, dün gece vefat eden
eski Başbakan Bülent Ecevit için saygı duruşunda da bulunuldu.
MILLIYET
06/11/06
Evren: Ecevit'in 12 Eylül'de tutuklanmasına çok üzüldüm
Mustafa
SARIİPEK/ MARMARİS(Muğla), (DHA)
BÜLENT Ecevit'in ölümüne çok üzüldüğünü belirten 7'nci
Cumhurbaşkanı Kenan Evren Karaoğlan gerçekten her
babayiğidin alamayacağı kararlar alan, son derece dürüst bir
insandı. Allah rahmet eylesin'' dedi. Ecevit'in 12 Eylül yönetimiyle
mücadele etmek için dergi çıkardığını, dış
ülkelerden basın mensuplarına demeçler verdiğini hatırlatan
Evren, O zaman bunlar suç oluyordu. Sıkıyönetim mahkemesi iki ay
mahkumiyet verdi. Ben buna da çok üzülmüştüm. Ama yapacak bir şeyim
yoktu'' dedi. Bugüne kadar Atatürk dahil tüm cumhurbaşkanları ve
başbakanların cenaze törenine katıldığını
söyleyen Evren, Ecevit'in cenaze törenine de katılacağını
belirterek, İnşallah bu son olur'' dedi.
Kenan Evren, Bülent Ecevit'in ölümünün
ardından Marmaris'in Armutalan Beldesi Beyaz Sokak'taki evinde basın
mensuplarını kabul etti. Konuşmasına Ecevit'in
vefatından çok büyük üzüntü duyduğunu belirterek başlayan Evren
şunları söyledi:
Ecevit'i en eski tanıyan benim. 90
yaşın içindeyim. Dere tepe demeden bütün Türkiye'yi
dolaştığı günleri hatırlarım. Rahmetli İnönü
ile mücadelesini, İnönü'yü başbakanlıktan indirip kendisinin
parti başkanı ve başbakan olmasını bilirim. Sonraki
dönemlerini tekrar başbakan oluşunu ve özellikle Kıbrıs
Harekatı'nı bilirim. O zaman Kara Kuvvetleri Kurmay
Başkanı'ydım. Karaoğlan her babayiğidin
alamayacağı kararı cesaretle aldı. İyi ki öyle
cesaretli bir başbakan vardı ve böyle bir kararı alarak
Kıbrıs'ı zalim Rumlar'ın elinden kurtardı. Ama hayat
bu. Kimi geç kimi er nasılsa öteki tarafa göçeceğiz. Vefatından
büyük üzüntü duydum. Türk Milleti de çok üzüntü duymuştur.'' Ecevit'in
dürüstlüğü, çalışkanlığı, vazife aşkı
hakkında hiç kimsenin kötü bir şey söyleyemeyeceğini belirten
Evren, Bu mümkün değil. O kadar dürüsttü ki yani devletin beş
kuruşuna tenezzül etmezdi. Bu nedenle de halk tarafından çok
sevilirdi. Diyeceksiniz ki madem ki çok seviliyordu, partisi neden seçilemedi?
Oluyor, ne yapacaksınız? Bu dürüstlüğü ve
çalışkanlığı 72 milyona anlatmanız mümkün
değil. Seçim etkenleri değişik. Başkası seçilebiliyor.
Allah rahmet eylesin, yaptıkları unutulmayacak'' dedi.
İNŞALLAH BU SON OLUR
Genelkurmay Başkanı olması için
üçlü kararnameyi Bülent Ecevit'in imzaladığını
hatırlatan Kenan Evren Ben Genelkurmay Başkanı'yken
başbakanımdı. Hastalığı çok uzun sürdü. Çok çekti
zavallı. Zaten üç aya yakın da ölü ile diri arasında bir hayat
yaşadı. Tabii hepimizi üzerek bu dünyadan ayrıldı. Cenazeye
ben de katılacağım. O görevimi de yerine getireceğim.
Talihsizliğim şu ki şimdiye kadar bütün
cumhurbaşkanları ve başkanların Atatürk'ten başlayarak
cenazesinde bulundum. Atatürk'ün cenaze merasiminde cenazenin arkasında
topçu okulunun çelengini taşıyordum. İnşallah bu son olur''
dedi.
TUTUKLANMASINA ÇOK ÜZÜLDÜM
Bülent Ecevit'le başbakan olması
nedeniyle çok sıkı ilişkilerinin olduğunu belirten Evren,
şöyle devam etti:
O kadar saygılı, o kadar hassas bir
insandı ki anlatamam. Çankaya'da bir makamı vardı. Sonra konut
oldu. Buraya gider konuşurduk. Çıkarken beni kapıya kadar,
arabaya binene kadar uğurlamaya gelirdi. Üzülürdüm. Yapmayın
efendim, çok üzülüyorum bundan derdim. Dinlemezdi yine yapardı. 12 Eylül
döneminde biliyorsunuz, o zamanın parti başkanlarıdır diye
onları göndermiştik. O ayrı bir şey. Ben ona
kırgın veya kızgın olduğum için bunu yapmadım.
Ayrı gayrı yapamazdım. Onun için onu Eceabat'taki yere birlikte
göndermiştik. Sevinerek yapmadım. Silahlı Kuvvetler'in
aldığı bir karardı. Ama 12 Eylül'den sonraki dönemde siyasi
çalışmalara bir süre ara verilmesini istedik. Öyle karar
çıkardık. Ona rağmen 12 Eylül yönetimiyle mücadele etmek istedi.
Bir mecmua çıkarmak istedi. Dış ülkelerden basın
mensuplarına beyanat verdi. O zaman bunlar suç oluyordu. Sıkı yönetim
mahkemesi iki ay mahkumiyet verdi. Ben buna da çok üzülmüştüm. Ama yapacak
bir şeyim yoktu. Rahmetli Ecevit bundan fazla sıkıntı
duymamış ki ben emekli olup ayrıldıktan sonra
başbakanlığına gittiğim her seferinde ta merdivenlerde
karşılayıp yukarı çıkardı, aynı şekilde
yolcu etti. Hayat bu her türlü kırgınlıklar yaşanabiliyor.
Sonra iyiye dönüyor. Yani aramızda kırgınlık
sıkıntı olmadı.'' Basın mensuplarının
Aranızda önemli bir sıkıntı yaşandı mı?''
şeklindeki soruya Kenan Evden Aramızda hiç anlaşamadığımız
mevzu olmadı. Çok önemli kararlar alındı. Onun döneminde elimden
gelen tüm desteği vermeye çalıştım. Çünkü ülke çok
sıkıntıdaydı. Beş kuruşa muhtaçtık. Döviz
yok. Bir çok maddeler bulunamıyordu'' yanıtını verdi.
MILLIYET 06/11/06
Merkel
uyardı: Müzakere durur
06/11/2006
RADIKAL
AA - BERLİN - Almanya
Başbakanı Angela Merkel, Süddeutsche Zeitung gazetesinin bugünkü
sayısına yaptığı açıklamada, "Türkiye'nin
Kıbrıs konusundaki sorumluluklarını yerine getirmemesi durumunda,
AB'yle sürdürdüğü müzakerelerde çok ciddi bir durum ortaya
çıkabilir" dedi. AB Dönem Başkanı Finlandiya'nın
girişimiyle bugün yapılması öngörülen toplantının Rum
engeline takılmasının 'son söz' olmamasını umut
ettiğini belirten Merkel, "Ankara tutumunu değiştirmezse,
AB üyelik müzakereleri bu biçimde sürdürülmeyecek" dedi. Alman Haber
Ajansı'na (DPA) konuşan bir hükümet yetkilisi de, Rum kesiminden
gelen uçak ve gemilere havaalanı ve limanlarını açmaması
durumunda Türkiye'ye 'yaptırım benzeri kararlar'
alınacağını, ancak müzakerelerinin kesilmesinin
düşünülmediğini söyledi.
Kıbrıs
sorunu ve Ankara'ya mesajlar
Sorun bugünkü düzeyiyle
Türkiye'nin AB'ye istenmemesi. Kıbrıs aşılsa bile yeni
engeller çıkarılacak
06/11/2006
RADIKAL
GÜLHAN
BİLEN
AB
Anayasası kabul sürecinin özellikle Fransız ve Hollanda
halklarının genişlemeye duyduğu tepki nedeniyle kesintiye
uğramış olması, Türkiye'nin AB ile bütünleşmesine
gölge düşürdü. Yeni durumda 'Kıbrıs sorunsalı' Türkiye'nin
işleyen kurumsal üyelik sürecinin nasıl engelleneceği
arayışlarına parlak bir buluş olarak, müzakerelerin
ilerlemesinde başlıca bariyer haline getirildi. Artık Güney
Kıbrıs Rum Kesimi bile adanın bazı AB üyelerinin
Türkiye'nin üyeliğine ilişkin rezervlerine karşılık
kullandıkları açık bir araç durumuna geldiğini açıkça
ifade ediyor. AB'nin 8 Kasım'da yayımlaması beklenen 2006
Türkiye İlerleme Raporu, bu anlamda tüm dikkatleri üzerine topluyor. Zira
Rum Kesimi'ne Türk hava ve deniz limanlarının açılması
sağlanamazsa AB'nin öngördüğü yaptırım(lar)ın ne(ler)
olacağı bu rapordan anlaşılacak. Olasılıklar
şöyle:
· Müzakerelerin
gümrük birliği, taşımacılık, malların serbest
dolaşımı bölümleri yanı sıra belki sermayenin ve
kişilerin serbest dolaşımı gibi diğer bazı
bölümlerinin de dondurulması.
· Tarama sürecinin
yavaşlatılması anlamına gelen başlıkların
müzakereye açılması için önkoşulların konulması veya
başlıkların müzakereye açılması fakat
kapatılmaması.
· 2007'den itibaren
artması beklenen AB finansal yardımlarının
durdurulması.
·
Müzakerelerin durdurulması.
Türkiye-AB ilişkilerinde yukarıdaki olasılıkların
sözkonusu olduğu duruma gelinmesinde etken olan Kıbrıs
sorunsalının oluşum ve gelişiminde önemli ölçüde
çözümsüzlük dikkati çekiyor.
· 2004
yılında BM ve AB'nin Kıbrıs'ta çözüme ilişkin
girişimleri devamında, olgunun yeni bir kaos durumuna
dönüştüğü görüldü. Önce Annan, taraflara ve uluslararası
organizasyonlara tüm sınırlamaları ve izolasyonları
kaldırma çağrısında bulundu, hemen ardından AB Konseyi
KKTC üzerindeki izolasyonları kaldırma kararı aldı. Fakat
öte yandan aynı yıl Rum Kesimi halkı yapılan aleyhte
propagandalarla UN Planı'nı referandumda reddetti. Böylece
Kıbrıs sorunsalı AB'nin iç problemi haline geldi ve bu konudaki
başlıca oyuncu belirdi: AB.
Bugün sorun Türkiye ve AB tarafından da farklı yorumlanıyor. AB
tarafı KKTC'nin tecridini Türkiye'nin Ankara Anlaşması'ndan
kaynaklanan yükümlülüklerini yerine getirmesiyle ilintilendirmiyor.
Gelişmelerle AB'nin KKTC için verdiği sözleri tutmaması ve
finansal yardım sağlamaması gibi olumsuzluklar bir yana
Türkiye'nin müzakere süreci önemli ölçüde yara almaya başlamış
ve AB üyeliği için Türk kamuoyunun desteği azalmıştır.
Dolayısıyla gelişmelerde Kıbrıs sorunsalının
çözümünden çok AB'nin Türkiye'nin üyelik sürecini kesintiye uğratması
ve Türkiye'nin Kıbrıs Rum Kesimi taleplerini kabule zorlanması
söz konusu. Türkiye, Kıbrıs sorunsalında kendi tezleri ve
belirli iç dengeleri gözeterek hareket ediyor. Fakat ülkenin istikrar ve
gelişmesinde AB faktörünü de önemsiyorsa Türkiye içinde bulunduğumuz
kaostan şu mesajları çıkarmalıdır:
· Esas sorun, bugünkü
gelişmişlik düzeyiyle Türkiye'nin AB'ye istenmemesidir.
·
İstenmeme hali devam ettikçe Kıbrıs sorunu
aşılsa bile yeni engeller çıkarılacaktır.
Buna karşı; Türk halkına AB'nin farklı ve fayda
sağlayıcı boyutları tanıtılarak kamuoyu
desteği artırılmalı ve AB, özellikle Fransa gibi ülkelere
karşı izlenecek yeni bir strateji uygulanmalıdır. Zira
AB'nin de Türkiye'nin de refah düzeyi yüksek ve istikrarlı bir Türkiye'ye
ihtiyacı var...
Jean Monnet Bursiyerleri Derneği Başkanı
Kıbrıs,
Türkiye siyasetinin malzemesi oldu
|
|
06/11/2006
RADIKAL
Yorgos Maluhos
Türkiye'nin AB'ye ve Kıbrıs'a karşı
uzlaşmaz bir tavır takınmasında önemli rol oynayan dört
faktör var. Birincisi, ABD ve Britanya'nın Türkiye'nin AB
adaylığını desteklemesi. İkincisi, Türkiye birçok
Avrupa ülkesinin özellikle ekonomik çıkarlar nedeniyle ilişkileri
bozmak istemeyeceğinden emin. Üçüncüsü, Türkiye Annan Planı
referandumundan sonra çözümsüzlüğü Rumların yarattığını
söyledi ve inandırıcı olmayı bir derece başardı.
Dördüncü olarak, komşumuz uzun bir seçim öncesi döneme girdi.
Kıbrıs'ın AB-Türkiye ilişkilerinde önemli bir konu olarak
öne çıkması Türkiye'de herkesin işine geliyor. Bu konu sayesinde
diğer sorunlar göz ardı ediliyor.
Diplomatik kaynaklar, Avrupa'nın Türk limanlarının
Kıbrıs ticaretine açılması için büyük çaba
harcadığını, ancak ordunun güçlü rolü, ifade
özgürlüğü, azınlık hakları ve Patrikhane'nin
'ekümenik'liğinin tanın-ması gibi konular için aynı
çabayı sarfet- mediğini belirtiyor. Bu nedenle, AB'ye uyum
çabalarının gücünü kaybetmesi iktidar kutuplarını kayba
uğratmayacak.
Türkiye seçimlere yaklaşırken, bu kutuplar milliyetçi seslerini
yükselterek sürtüşmeden kaçınmak için uygun zemin yaratıyor.
Cumhurbaşkanı olmak isteyen İslamcı Başbakan,
Kıbrıs aleyhinde tezler dile getirerek 'laikliği
savunanların' olası eleştirilerinin önüne geçiyor. (Yunan
gazetesi Kathimerini, 1 Kasım 2006)
AB Kıbrıs sorununun
çözümünü istemiyor
Rum Yönetimi Başkanı Papadopulos, önceki gün katıldığı bir etkinliğin ardından yaptığı açıklamalarda ayrıca Finlandiyanın çabasının sadece ve sadece Türkiyenin AB karşısındaki yükümlülüklerini yerine getirmesine yardımcı olmak için gerçekleştiğini ifade etti.
Finlandiya başkanlığını çabasının başarısızlığa ulaşmasının ardından Kıbrıs sorunundaki olası gelişmelerin neler olabileceği yönündeki bir soruya karşılık Papadopulos; Finlandiya Başkanlığının çabası sadece ve sadece Türkiyenin AB karşısındaki yükümlülüklerini yerine getirmesine yardımcı olmak amacıyla gerçekleşmiştir. Biz, Türkiyenin AB, dolayısıyla da Kıbrıs Cumhuriyeti karşısındaki yükümlülüklerini yerine getirmesi zorunluluğunu, politikamızın temel hedefi olarak ortaya koyacağız şeklinde konuştu.
Papadopulosun açıklamalarına yer veren güneyde yayımlanan HARAVGİ ve diğer gazeteler, olası bir krizin yaşanması veya Türkiyenin müzakere başlıklarının 16 ay dondurulması hakkındaki senaryoların sorulması üzerine ise Papadopulosun Elbette şu anda senaryolar hakkında konuşamayacağımı anlarsınız cevabını verdiğini yazdı.
Temaslar sürüyor
Rum hükümetinin Kıbrıs sorunuyla ilgilenen ve tezlerini daha iyi anlayacağına inandığı tüm ülkelerle temaslarını sürdürdüğünü belirten Papadopulos; Çeşitli ülkelerin görüşlerinin belli belirsiz olduklarını söylemem gerekir. Ancak istisna olmaksızın tüm ülkeler, Türkiyenin yükümlülüklerini, Kıbrıs sorunundan ilişkisiz ve bağımsız olarak yerine getirmesi gerektiğine inandıklarını söyleyebilirim şeklinde konuştu.
Papadopulos, farklı ülkelerin genel görüşünün ise Türkiyenin yükümlülüklerinin AB karşısında ve özerk olduğu ve Kıbrıs sorundaki diğer gelişmelerle ilişkilendirilmemeleri gerektiği şeklinde olduğunu da savundu.
Papadopulos, bu ülkelerin hangi yaptırımlarda ve ne derecede yaptırım uygulayacakları üzerinde anlaşmaya varacaklarını bilmediğini, henüz bunda bir karara varmadıklarını düşündüğünü de sözlerine ekledi. (tak)
YENIDUZEN
06/11/06
Parça parça çözüm kabul edilemez
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs sorununun çözümünde Türk tarafının yapıcı yaklaşımının devam edeceğini vurguladı.
Çözümün unsurlarının bütünlüklü çözümle ele alınması gerektiğini, izolasyonların kaldırılmasının kesinlikle bütünlüklü çözümün unsurlarıyla birleştirilmemesi gerektiğini, ABın anladığını sandığını belirten Cumhurbaşkanı Talat, Bundan sonra Finlandiya Dönem Başkanlığının girişimleri devam edecek. Biz yapıcı katkıda bulunmaya devam edeceğiz. Bu konuda kendilerine güvence verdik. Biz Kıbrıslı Türkler olarak Kıbrıs sorununun BM çatısı altında çözümlenmesine evet derken, izolasyonların kaldırılmasını ve elbette ki Türkiyenin AB sürecinde sorunlarla karşılaşmamasını istiyoruz, bunun için çabalıyoruz dedi.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Finlandiya Dışişleri Bakanı Erki Tuomiojayla ile görüşmeler yapmak için gittiği Brükselden önceki akşam yurda döndü.
Talatı Ercan Havalimanında, Cumhuriyet Meclisi Fatma Ekenoğlu, Güvenlik Kuvvetleri Komutanı Tümgeneral Mehmet Eröz ve Dışişleri ve Başbakan Yardımcılığı Müsteşarı Hilmi Akil karşıladı.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Ercan Havalimanında Finlandiya Dışişleri Bakanı Erki Tuomiojayla yaptığı görüşme hakkında değerlendirmelerde bulundu.
Talat, görüşmede Fin önerilerinin ele alındığını ve her şeyin planlandığı gibi geçtiğini söyleyerek, Finlandiya dönem başkanlığından Kıbrıs sorununa katkılarının devam edeceğine dair onay aldığını ve Kıbrıslı Türklerin de bu konuda yapıcı olmaya devam edeceklerine dair Finlandiyaya güvence verdiğini kaydetti. Talat, görüşmelerin çok yararlı olduğuna inanç belirtti.
Cumhurbaşkanı Talat, Finlandiyanın bir süre önce yapmış olduğu düşünceler düzeyindeki önerilerin, henüz resmi yazılı hale dönüşmeden tartışma konusu haline geldiğini, bu önerilerin bir sonuca varamadan, başka bir safhaya geçtiğini anımsatarak, bu amaçla Helsinkide bir toplantı organize edildiğini, fakat organize edilen toplantının formatı bakımından yaşanan sıkıntılar sebebiyle, en azından şimdilik iptal edildiğine dikkat çekti.
Kıbrıs Türk tarafı görüşlerini ortaya koydu
Finlandiya Dışişleri Bakanı Erki Tuomiojanın, dönem başkanı olarak Kıbrıs sorunun çözümü için çabalarından vazgeçmediğini de ifade eden Talat, Tuomiojayla yaptığı görüşmede Kıbrıs Türk tarafının görüşlerinin ortaya koyulduğunu ve bütünlüklü çözüm arayışlarının dile getirildiğini, Kıbrıslı Türklerin bunun için çalıştığının anlatıldığını söyledi.
Talat görüşmede, hem BM Genel Sekreterinin, hem de ABnin geçmişte yaptığı çağrılara uygun olarak Kıbrıslı Türklere uygulanan izolasyonlara da son verilmesi gerektiğini, konu hakkında ABye temel bir görev düştüğünü anımsattığına da işaret ederek, Erki Tuomiojayadan bu konuda Finlandiyanın çaba ortaya koymasını istediğini de kaydetti.
Cumhurbaşkanı Talat, Tuomiojaya izolasyonların kaldırılmasını, Türkiyenin AB sürecinde ortaya çıkabilecek sorunları aşmak bakımından kullanılmasını doğru bulmadıklarını söylediğini izolasyonların kaldırılmasının bütünlüklü çözümün unsurlarıyla bağdaştırılmaması gerektiğini ve bütünlüklü çözümün unsurlarının kullanılmasının parça parça çözümü getireceğini bunu da Türk tarafının kabul edebileceği bir şey olamayacağını bildirdiğini ekledi.
Kıbrıslı Türklerin AByle ciddi bir diyalog eksikliği var
Kıbrıslı Türklerin AByle ciddi bir diyalog eksikliği olduğunu, Kıbrıs Rum tarafının, bütün Kıbrısı, Kıbrıslı Türkleri de temsil eder vaziyette Avrupa forumlarında yer almış olmasının bu diyalogu kesintiye uğrattığını vurgulayan Talat, Tuomiojadan dönem başkanı olarak bunu giderecek alternatifleri yaratmasını talep ettiğini de vurguladı.
Sağlanacak diyalogla, Kıbrıslı Türklerin AB kurumlarına bir şekilde katılımının gerçekleşebileceğini, veya sesini duyulabileceğine dikkat çeken Talat, bu sebeple gerekli adımların bir an önce atılması gerektiğine işaret etti.
Fin önerilerinin, Rum Yönetimi Lideri Tasos Papadopullosun 2004 yılının Eylül ayında ortaya koyduğu ve ABye sunduğu görüşlerinden esinlendiğini, Finlandiyanın da Kıbrıs sorununu ayrıntılı olarak bilmeden, Türkiyenin AB sürecinde önüne çıkacak engelleri ortadan nasıl kaldırabiliriz düşüncesiyle ortaya çıktığı söyleyen Cumhurbaşkanı Talat, Finlandiya bu öneriyi yaparken sanıyorum Kıbrıs Rum tarafı ile diyalog içindeydi dedi.
Önerinin, Kıbrıslı Türklerin yaklaşımı bilinmeden yapıldığına da dikkat çeken Cumhurbaşkanı Talat, Finlandiyanın bu girişiminin de kendilerine AByle diyalog eksikliğinin ne denli ciddi boyutta olduğunu bir kez daha gösterdiğini söyledi. (tak)
YENIDUZEN
06/11/06
Talat: Kıbrıslı Türklerin AB'yle..
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, Kıbrıs
sorununun çözümünde Türk tarafının yapıcı
yaklaşımının devam edeceğini vurguladı. Çözümün
unsurlarının bütünlüklü çözümle ele alınması
gerektiğini, izolasyonların kaldırılmasının
kesinlikle bütünlüklü çözümün unsurlarıyla birleşti-rilmemesi
gerektiğini, AB'nin anladığını
sandığını belirten Cumhurbaşkanı Talat,
"Bundan sonra Finlandiya Dönem Başkanlığı'nın
gi-rişimleri devam edecek. Biz yapıcı katkıda bulunmaya
devam edeceğiz. Bu konuda kendilerine güvence verdik. Biz
Kıbrıslı Türkler olarak Kıbrıs sorununun BM
çatısı altında çözümlenmesine evet derken, izolasyonların
kaldırılmasını ve elbette ki Türkiye'nin AB sürecinde
sorunlarla karşılaşmamasını istiyo-ruz, bunun için
çabalıyo-ruz" dedi. Cumhur-başkanı Mehmet Ali Talat,
Finlandiya Dışişleri Bakanı Erki Tuomioja'yla ile
görüşmeler yapmak için gittiği Brüksel'den önceki akşam yurda
döndü.
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, Ercan Havalimanı'nda Finlandiya Dışişleri
Bakanı Erki Tuomioja'yla yaptığı görüşme hakkında
değerlendirmelerde bulundu.
Talat,
görüşmede Fin önerilerinin ele alındığını ve her
şeyin planlandığı gibi geçtiğini söyleyerek,
Finlandiya dönem başkanlığından Kıbrıs sorununa
katkılarının devam edeceğine dair onay
aldığını ve Kıbrıslı Türklerin de bu konuda
yapıcı olmaya devam edeceklerine dair Finlandiya'ya güvence
verdiğini kaydetti. Talat, görüşmelerin çok yararlı
olduğuna inanç belirtti.
Cumhurbaşkanı
Talat, Finlandiya'nın bir süre önce yapmış olduğu
düşünceler düzeyindeki önerilerin, henüz resmi yazılı hale
dönüşmeden tartışma konusu haline geldiğini, bu önerilerin
bir sonuca varamadan, başka bir safhaya geçtiğini anımsatarak,
bu amaçla Helsinki'de bir toplantı organize edildiğini, fakat
organize edilen toplantının formatı bakımından
yaşanan sıkıntılar sebebiyle, en azından şimdilik
iptal edildiğine dikkat çekti.
"KIBRIS TÜRK TARAFI
GÖRÜŞLERİNİ ORTAYA KOYDU"
Finlandiya
Dışişleri Bakanı Erki Tuomioja'nın, dönem
başkanı olarak Kıbrıs sorunun çözümü için çabalarından
vazgeçmediğini de ifade eden Talat, Tuomioja'yla yaptığı
görüşmede Kıbrıs Türk tarafının görüşlerinin ortaya koyulduğunu ve
bütünlüklü çözüm arayışlarının dile getirildiğini,
Kıbrıslı Türklerin bunun için
çalıştığının
anlatıldığını söyledi.
Talat
görüşmede, hem BM Genel Sekreteri'nin, hem de AB'nin geçmişte
yaptığı çağrılara uygun olarak Kıbrıslı
Türklere uygulanan izolasyonlara da son verilmesi gerektiğini, konu
hakkında AB'ye temel bir görev düştüğünü anımsattığına
da işaret ederek, Erki Tuomioja'yadan bu konuda Finlandiya'nın çaba
ortaya koymasını istediğini de kaydetti.
Cumhurbaşkanı
Talat, Tuomioja'ya izolasyonların kaldırılmasını,
Türkiye'nin AB sürecinde ortaya çıkabilecek sorunları aşmak
bakımından kullanılmasını doğru bulmadıklarını
söylediğini izolasyonların kaldırılmasının
bütünlüklü çözümün unsurlarıyla bağdaştırılmaması
gerektiğini ve bütünlüklü çözümün unsurlarının
kullanılmasının parça parça çözümü getireceğini bunu da Türk
tarafının kabul edebileceği bir şey
olamayacağını bildirdiğini ekledi.
KIBRISLI TÜRKLERİN
AB'YLE CİDDİ BİR
DİYALOG EKSİKLİĞİ VAR
Kıbrıslı
Türklerin AB'yle ciddi bir diyalog eksikliği olduğunu,
Kıbrıs Rum tarafının, bütün Kıbrıs'ı,
Kıbrıslı Türkleri de temsil eder vaziyette Avrupa
forumlarında yer almış olmasının bu diyaloğu
kesintiye uğrattığını vurgulayan Talat, Tuomioja'dan dönem başkanı olarak
bunu giderecek alternatifleri yaratmasını talep ettiğini de
vurguladı.
Sağlanacak
diyalogla, Kıbrıslı Türklerin AB kurumlarına bir
şekilde katılımının gerçekleşebileceğini,
veya sesini duyulabileceğine dikkat çeken Talat, bu sebeple gerekli
adımların bir an önce atılması gerektiğine işaret
etti.
Fin önerilerinin,
Rum Yönetimi Lideri Tasos Papadopullos'un 2004 yılının eylül
ayında ortaya koyduğu ve AB'ye sunduğu görüşlerinden
esinlendiğini, Finlandiya'nın da Kıbrıs sorununu
ayrıntılı olarak bilmeden, "Türkiye'nin AB sürecinde önüne
çıkacak engelleri ortadan nasıl
kaldırabiliriz" düşüncesiyle ortaya
çıktığı söyleyen Cumhurbaşkanı Talat,
"Finlandiya bu öneriyi yaparken sanıyorum Kıbrıs Rum tarafı
ile diyalog içindeydi" dedi.
Önerinin,
Kıbrıslı Türklerin yaklaşımı bilinmeden
yapıldığına da dikkat çeken Cumhur-başkanı Talat,
Finlan-diya'nın bu girişiminin de kendilerine AB'yle diyalog
eksikliğinin ne denli ciddi boyutta olduğunu bir kez daha gösterdiğini
söyledi.
HALKINSESI
06/11/06
|
AA
Güncelleme: 10:14 TSİ 07 Kasım 2006 Salı
LEFKOŞA
- Eski Başbakan Bülent Ecevitin vefatı, 1974te barış
harekatı emrini verdiği KKTCyi yasa boğdu.
Ecevitin
katkılarını Kıbrıs Türk halkının hiçbir
zaman unutmayacağını kaydeden KKTC Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, Kıbrıslı Türkler olarak Ecevitin bizim için
önemi zaten biliniyor. Ecevit 1974 Barış Harekatının
başbakanı olarak, Kıbrıs Türk halkının bu günlere
gelmesinde çok önemli katkılarda bulundu. Hem Barış
Harekatının başbakanı olarak o kararı verirken ortaya
koyduğu devlet adamlığı ve irade yanında,
sonrasında Kıbrıs Türk halkının
yapılanmasında hiçbir yardımı esirgemedi. Sayın
Ecevit, 1974 Barış Harekatından sonra oluşan
Kıbrıs Türk devletinde, genel olarak söylüyorum, devlet
yapılanmasında, meclisiyle, ekonomik düzeniyle, meclisinden
çıkan yasalarla ve bütün bunlarda, kendisine ve Türkiyeye duyulan
ihtiyaçta, her zaman anında olumlu cevap vererek
katkılarını sürdürdü diye konuştu
Ecevit
ile Kıbrıs Türkünün çok fazla anısı olduğunu söyleyen
Talat, Kıbrıs Türk halkı Eceviti tanıyor, seviyor.
Ecevitin ölümü bu bakımdan, kelimenin gerçek anlamıyla KKTCde
üzüntü yarattı. Bu üzüntü, tabii ki Kıbrıs Türk halkı
adına benim tarafımdan tüm Türk halkına bir kez daha
aktarılıyor. Biz Sayın Ecevitin yakınlarına, bütün
Türk halkına başsağlığı, kendisine de rahmet
diliyoruz dedi.
DENKTAŞ:
ESERİNİ YAŞATMALIYIZ
KKTCnin 1. Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş da, Bülent Ecevitin
vefatından büyük üzüntü duyduğunu belirterek, Eseri olan Kuzey
Kıbrıs Türk Cumhuriyetini sonsuza kadar yaşatmalıyız
dedi.
Konferans amacıyla Türkiyede bulunan Rauf Denktaş, Barış
Harekatı olmasaydı en büyük katliamın
yaşanacağını hatırlattı ve Ecevitin,
harekatın kansız olması için elinden geleni
yaptığını anlattı.
Kıbrıs
Türk halkının kalbinde Kurtarıcı, Karaoğlan olarak
anıtlaşan Ecevitin sonsuza dek unutulmayacağını ve
hep anılacağını vurgulayan Demokrat Parti de, Ecevit
tarihimizi yazanların en başında yer alacaktır ifadesini
kullandı.
KKTCde hükümetin aldığı kararla da, resmi kurum ve
kuruluşlarda bayraklar, Ecevitin cenazesinin defnedileceği günün
mesai bitimine kadar sürmek üzere, yarıya indirildi.
|
NTV
Güncelleme: 19:59 TSİ 07 Kasım 2006 Salı
LEFKOŞA
- KKTC Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıslı Türklerin
Kıbrıs Cumhuriyetinin yeni oluşumunda, eşit ortak olarak
yer almak istediğini ve dünyada bu şekilde tanınarak söz sahibi
olmayı hedeflediğini kaydetti. Ekonomisi güçlü bir halkın masada
elinin güçleneceğini söyleyen Talat, ekonomisi zayıf ülkelerin
yönetimlerinin müzakere ve pazarlık gücünün olamayacağını
belirtti. Uygulanan ambargoların haksız olduğunu dile getiren
Talat, bunun artık anlaşılmaya
başlandığını ifade etti.
CTPye
danışman üyelik
Şilinin
başkenti Santiagoda yapılan Sosyalist Enternasyonal
Toplantısında KKTC iktidar partisi CTPnin danışman
üyeliği kabul edildi. CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, kararla
ilgili, KKTCnin uluslararası platformda yeni bir güç
kazandığını söyledi.
NTV-MSNBC VE
AJANSLAR
Güncelleme: 19:28 TSİ 07 Kasım 2006 Salı
SANTİAGO
- Sosyalist Enternasyonal Toplantısı sona erdi. Toplantıya
konuk statüsünde katılan KKTCdeki iktidar partisi CTP, üyelik için
önemli bir aşama olan danışman üyeliğe kabul edildi.
Konseyin her toplantısına katılma hakkı bulunan
danışman üyelerin oy hakları bulunmuyor.
Toplantıya
katılan CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, CTP ile ilgili
gelişmenin önemine dikkati çekerek, Sosyalist Enternasyonalin 90 ülkeden
144 partinin katıldığı, dünyanın en büyük sivil toplum
örgütlerinden biri olduğunun altını çizdi.
Baykal, Dünya siyasetinin en saygın platformlarından biri olan
Sosyalist Enternasyonale KKTCnin iktidarda bulunan partisi CTPnin kabul
edilmesinin Kıbrısta iki toplumun eşitliğinin yavaş
yavaş vicdanlarda yer tutmaya başladığının
işareti olduğunu vurguladı.
Alınan kararın bundan sonrası için önemli bir işaret
olduğunu ve KKTCnin bunu en olumlu şekilde
değerlendireceğine inandığını ifade eden Baykal,
bu konudaki girişimlerini ısrarla sürdüren CTPyi kutladığını
kaydetti. Baykal, Bu gerçek bir başarı. Son zamanlarda böyle
başarılara ihtiyacımız var dedi.
Baykal, bir gazetecinin Yunanistandaki ana muhalefet partisi lideri Yorgo
Papandreunun Sosyalist Enternasyonal dönem başkanı olduğunu
hatırlatarak, Bu kararın alınmasında sizin Papandreunun
başkanlığına destek vermenizin etkisi olabilir mi sorusu
üzerine Papandreu, Sosyalist Enternasyonal Genel Başkanı, eski
Yunanistan Başbakanı ve Dışişleri Bakanı ve
şu anda da ana muhalefet partisinin genel başkanı, onun daha
önce de Türk Yunan ilişkilerinin gelişmesine katkı
yaptığını biliyoruz. CTPnin Sosyalist Enternasyonalde yer
tutması talebini, girişimini anlayışla
karşılamış olması hem Papandreunun kişisel
siyaset anlayışı bakımından, hem de Sosyalist Enternasyonalin
nasıl bir platform olduğunu göstermesi açısından önemli. Bu
kararla KKTC yeni bir güç kazanmıştır. KKTCdeki Türk
halkının Kıbrısta yaşayan Rum halkıyla eşit
olarak kabul edildiğini ortaya koymuştur.
SOYERDEN
BAYKALA TEŞEKKÜR
KKTC Başbakanı ve CTP Genel Başkanı Ferdi Sabit Soyer de 10
yıllık çabalarının meyvesini aldıklarını
söyledi. Yıllardır Kıbrıs Rum tarafının adadaki
Türk halkını yok sayan bir tutum sergilediğine dikkati çeken
Soyer, Sosyalist Enternasyonalin kararının bu açıdan önemli bir
mesaj oluşturduğunu vurguladı. Soyer, bu kararın
alınması sürecinde CHPnin ve Genel Başkanı Deniz
Baykalın önemli katkıları olduğunu ifade ederek, Baykala
teşekkürlerini iletti. Soyer, bir gazetecinin CTPnin üyeliğiyle
ilgili gelişme, KKTCnin uluslararası düzeyde tanınması
olarak değerlendirilebilir mi sorusu üzerine, bu kararla
Kıbrısta iki toplumun eşitliğinin, adadaki Türk
halkının varlığının kabul edilmiş
olduğunu söyledi.
SOSYALİST
ENTERNASYONAL GÜNDEMİNE DÖNDÜ
Bu arada Baykal, Santiagoda gerçekleştirilen Sosyalist Enternasyonal
Toplantısının bir süreden beri geri planda kalan ancak
Sosyalist Enternasyonalin gerçek gündemini oluşturan konuların öne
çıktığına dikkati çekti.
Baykal, Sosyalist Enternasyonal Konsey toplantılarında bir süreden
beri, etnik ve dinsel kimlikler ile bölgesel sorunların öne çıktığını
ancak bu toplantıda gelir dağılımı sorunu, fakirlik,
yoksulluk, açlık ve çevre sorunları gibi sorunların
ağırlıklı olarak gündeme geldiğini kaydetti.
CTP Sosyalist Enternasyonal'de
7 Kasım, 2006 21:29:00 (TSİ) CNN TURK
Şili'nin başkenti Santiago'da yapılan
Sosyalist Enternasyonal Toplantısı'nda KKTC'deki iktidar partisi
CTP'nin danışman üyeliği kabul edildi.
Santiago'da dün
başlayan Sosyalist Enternasyonal Toplantısı bugün sona erdi.
Toplantıya 'misafir' statüsünde katılan KKTC'deki iktidar partisi
CTP, üyelik için önemli bir aşama olan danışman üyeliğe
kabul edildi. Konseyin her toplantısına katılma hakkı
bulunan danışman üyelerin oy hakları bulunmuyor.
Toplantıya katılan CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, CTP ile
ilgili gelişmenin önemine dikkati çekerek, Sosyalist Enternasyonal'in 90
ülkeden 144 partinin katıldığı, dünyanın en büyük
sivil toplum örgütlerinden biri olduğunun altını çizdi.
Baykal, ''bu gerçek bir başarı. Son zamanlarda böyle
başarılara ihtiyacımız var'' dedi.
Baykal, bir gazetecinin Yunanistan'daki ana muhalefet partisi lideri Yorgo
Papandreu'nun Sosyalist Enternasyonal dönem başkanı olduğunu
hatırlatarak, ''bu kararın alınmasında sizin Papandreu'nun
başkanlığına destek vermenizin etkisi olabilir mi'' sorusu
üzerine Papandreunun daha önce de Türk Yunan ilişkilerinin
gelişmesine katkı yaptığının bilindiğini
söyledi.
"İki toplumun eşitliği kabul edildi"
KKTC Başbakanı ve CTP Genel Başkanı Ferdi Sabit Soyer de 10
yıllık çabalarının meyvesini aldıklarını
söyledi.
Soyer, bu kararın alınması sürecinde CHP'nin ve Genel
Başkanı Deniz Baykal'ın önemli katkıları olduğunu
ifade ederek, Baykal'a teşekkürlerini iletti.
Soyer, bir gazetecinin ''CTP'nin üyeliğiyle ilgili gelişme, KKTC'nin
uluslararası düzeyde tanınması olarak değerlendirilebilir
mi'' sorusu üzerine, bu kararla Kıbrıs'ta iki toplumun
eşitliğinin, adadaki Türk halkının
varlığının kabul edilmiş olduğunu söyledi.
Atina ile ABD arasında 'Türk' gerginliği
7 Kasım, 2006 19:53:00 (TSİ) CNN TURK
ABD'nin Atina Büyükelçiliği Müsteşarı Thomas
Countryman'ın Batı Trakya Türk azınlığı
mensuplarının kendilerini Türk olarak tanımlama haklarına
ilişkin yaptığı açıklama, Atina ile Washington arasında
gerginliğe yol açtı.
ABD'nin Atina
Büyükelçiliği Maslahatgüzarı Thomas Countryman, geçtiğimiz pazar
günü, Atina'da yayımlanan Elefterotipiya gazetesine verdiği demeçte,
Yunanistan'ın, Müslüman azınlığı fertlerinin, etnik
kimlik konusunda kendilerini Türk olarak tanımlama haklarına ısrarla
itiraz etmesinin mantık dışı bir davranış
olduğunu söylemişti.
Bu açıklamadan sonra ABD'nin Atina Büyükelçisi Charles Rees, Yunanistan
Dışişleri Bakanlığı'na çağrılarak,
Countryman'ın yaptığı açıklamadan duyulan
rahatsızlık iletildi.
Yunan basını, Dışişleri Bakanlığı Genel
Sekreteri Hristos Rokanas'ın Büyükelçi Rees'e bu tür girişimlerin
ikili ilişkileri olumsuz yönde etkilediğini ifade ettiğini
yazdı.
Büyükelçi Rees'in ise, ABD'nin bu tür sorunların olmasını arzu
etmediğini söylediğini dile getiren Yunan basını, ABD ile
Yunanistan'ın, azınlık terimini farklı şekillerde
algıladıkları yorumunu yaptı.
ABD:
Kıbrıs'ta tarafların kabul edeceği çözüm istiyoruz
WASHINGTON(ANKA)
ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcü
Yardımcısı Tom Casey, Kıbrıs konusunda, Adada
yaşayan vatandaşların üzerinde fikir birliğine
ulaştığı bir çözümü destekleyeceklerini belirtti.
ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcü
Yardımcısı Tom Casey, günlük olağan basın
toplantısı sırasında sorulan bir sonu üzerine,
Kıbrıs konusunda politikalarının çok açık
olduğunu ve Adadaki iki toplum arasındaki görüşmelerin ileri
doğru bir adım olmasını görmek istediklerini kaydetti.
Casey, ABDnin Kıbrıs sorununu, Türkiye ve Kıbrıs Rum
Kesimi mi yoksa Türkiye ve Yunanistan arasında bir problem olarak
gördüğü sorusunu, Adada iki tarafın uzlaştığı
bir çözüm istediklerini ancak konu ile ilgili ABD gibi başka
tarafların da bulunduğu şeklinde cevapladı.
ABD Dışişleri Sözcü Yardımcısı,
Kıbrısın bölünmesini isteyip istemedikleri sorusu üzerine de
Daha önce söylediğim gibi, biz Adada bütün tarafların kabul ettiği
bir çözüm istiyoruz şeklinde yanıt verdi.
HURRIYET
07/11/06
Çirkinlikler içinde
güzel bir adamdı
Bülent Ecevit için Türk toplumunun çıkardığı en
farklı, en aykırı siyasetçisiydi, diyebiliriz. Milyonları
arkasından sürüklerken, hiçbir zaman ucuzlamadı. Sonuna kadar da
farkını korudu.
Benim kuşağım, gözlerini Bülent Ecevit'le birlikte açtı.
İnönü'nün son dönemine rastlamıştık ve genç, kara bir
oğlan dikkatlerimizi çekmişti. İnönü gibi bir tabu'ya baş
kaldırması, hepimizi cezbetti. Koskoca bir lidere boyun eğmemesi
ve mücadele etmesiyle farklı bir siyasetçi olacağını
göstermişti. Herhaliyle kendine güvenen ve en önemlisi doğru
bildiğini sonuna kadar savunan bir kişilikti.
Sadece bu duruşu değil, Askeri yönetimlere
başkaldırışı da
şaşırtıcıydı. 12 Mart darbesine karşı
çıkışı ve en önemlisi, dönemin Genel Kurmay
Başkanı Faruk Güler'in Cumhurbaşkanlığına
seçilmesine karşı çıkmasıyla, yerleşmiş bir
sistemi yıkmak istediğini de göstermişti.
Ecevit, işte bu adımlarla 1970'lerin yıldızı oldu.
Ecevit'i, Türk kamuoyunun genelinden ayıran farklılıkları
sadece bunlar değildi.
Herşeyin başında kibardı.
Kabalıklarla dolu, maganda yaklaşımı halka inmek olarak
gören bir siyaset dünyasında, Ecevit'in kibarlığı,
etrafındakilerini daima etkilemişti.
Ne kadar sert tartışmalara girse dahi, saygısından hiçbir
şey kaybetmezdi. Küfür ve saygısızlığın geçen
akçe olduğu dönemde, Bülent Ecevit hepimize ders verdi.
Türk politikacılarını, tek tek kamuoyu anketiyle
sorgulasanız, sadece Ecevit'ler hakkında "namuslu, dürüst"
yanıtını alırsınız. Öylesine sade, öylesine
düzgün bir hayat geçirdi ki, kamuoyunun gözünde bambaşka bir yere
oturtuldu. Bütün bunları da göstermelik yapmadı. Sırf
başkalarının hoşuna gitsin diye değil, içinden
geldiği için yaptı. Zaten yaşadıkları hayat, evleri,
giysileri de tevazularının simgesiydi.
Ecevit'in bizlere verdiği diğer önemli ders kültür ile ilgiliydi.
Düşünebiliyor musunuz, kitap okumayan, gazetelerin
başlıkları ve TV'deki programlarla kültür ihtiyacını
geçiştirmeye çalışan bir toplumun içinden gelmişti.
Kültür'ün "K" sinin yanından geçmeyen bir siyasi kesimin
içindeydi. Buna karşın, hepimize kültür dersi verdi. Şiir
yazdı, kitap okudu.
Ne yazık ki, Bülent bey bu kalitelerinden hiçbirini bu topluma ve siyasi
kesime benimsetemedi. O kendi yoluna gitti, bizlerde kaba saba siyaset
anlayışımızı sürdürdük.
Ondan ders alamadık.
* * *
AB
ÜYELİĞİMİZİ HİÇBİR ZAMAN ASKIYA ALMADI
Çok ilginçtir, Bülent Ecevit ile ilgili olarak bazı çevrelerde son derece
yanlış bir izlenim vardır. Buna göre,1978 yılındaki büyük
ekonomik krizinde, Türkiye-AB ilişkilerini askıya
aldığı, dondurduğu söylenir.
Oysa bunun gerçeklerle hiçbir ilgisi yoktur.
1978'de, Adalet Partisinden bir grup parlamenterin istifası edip CHP ile
yeni bir hükümet kurmaları ve Ecevit'in Başbakan olduğu dönemde,
Türkiye ünlü ekonomik sıkıntılarından birini daha
yaşıyordu. Demirel'in "5 sent'e muhtacız" cümlesiyle
özetlenen bu dönemde, Merkez Bankası kurumuş, çekleri ödenmez
olmuş, tüm dış krediler kesilmiş ve ülke kelimenin tam
anlamıyla kararlığa mahkum olmuştu.
İşte bu dönemde Ecevit, önüne gelen her kapıyı çalıyor
ve IMF ile anlaşma yapana kadarki dönemi çevirecek olan Köprü Kredi
peşinde koşuyordu. Bu çerçevede Brüksel'e de gitmiş ve
"
Bize yardımcı olun, köprü kredi verin. Aksi halde gümrük indirimlerimizi
dondurmak zorunda kalacağız. Zira sizlere ödeyecek paramız
kalmadı" demişti.
Ecevit'in bu yaklaşımı çok farklı anlaşıldı.
Ben de o dönemlerde Brüksel'deydim. Milliyet Gazetesinin Avrupa bürosunu
yönetiyordum. Biliyorum.
Avrupa Komisyonu başkanıyla yaptığı bu konuşmadan
sonra, yabancı basına verilen brifingde "Türkiye
Başbakanı ilişkileri dondurmakla tehdit etti. Para vermezseniz,
başka çaremiz kalmaz diye şantaj yaptı" denildi.Tabii
Türkiye'de Ecevit'i bir Komünist gibi gören siyasiler (özellikle AP'liler) ve
onlardan yana olan basın, kıyametleri kopardı. Komünist
Ecevit'in Türkiye'yi batıdan uzaklaştırmaya
çalıştığı izlenimi yayılıverdi.
Şaşırıp kalmıştık.
Ecevit'i arayıp sordum.
"Sayın Birand ilgisi yok. Ben destek vermeleri gerektiğini söyledim"
diye yanıtladı.
Ancak bu söz Ecevit'e yapıştı. Şimdi dikkat ediyorum,
bazı konferanslarda veya inceleme yazılarında sık sık
, Ecevit'in Türkiye'yi AB'den uzaklaştırmak istediği
yazılıp çiziliyor.
MEHMET ALI BIRAND MILLIYET 07/11/06
Arsenal stadında KKTC bayrağı
SEFA
KARAHASAN Lefkoşa
İngiliz futbol takımı Arsenal'in "Emirates" isimli
stadyumunda KKTC bayrağının da bulunduğu bildirildi. Rumlar
bayrağın kaldırılması talebiyle Arsenal'i protesto
ederken, İngiliz kulübün, "Kıbrıslı Türk taraftarlara
ayrımcılık olur" diyerek bu talebe karşı
çıktığı belirtildi.
Rum Simerini gazetesinin haberine göre, Rumların protesto
mektuplarını 27 Ekim tarihli mektupla yanıtlayan Arsenal Külübü,
stadyumdan KKTC bayrağının kaldırılmasının,
Kıbrıslı Türk taraftarlara yönelik ayrımcılık
olarak algılanacağını vurguladı. "Bu konuda tek
çıkar yol tüm milli bayrakların yasaklanmasıdır" diyen
kulüp yönetimi, bu yola başvurmak istemediğini ifade etti.
Arsenal Külübü, konuyu İngiliz İçişleri Bakanlığı
ile görüştüğünü ve KKTC bayrağının stadyumda yer
almasının yasadışı olmadığını
teyit ettiğini de Rum protestoculara bildirdi.
MILLIYET 07/11/06
Karaoğlan için
Yastayız
HER ZAMAN SAYGIYLA ANIMSAYACAĞIZ... Türk siyasi
yaşamında "Karaoğlan" olarak anılan, Türkiye'nin
1974 Kıbrıs Barış Harekâtı dönemi Başbakanı
Bülent Ecevit'in ölümü Türkiye'de, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde
ve dünyada üzüntü yarattı. Türkiye Cumhurbaşkanı Sezer,
Ecevit'in vefatı nedeniyle yaptığı yazılı
açıklamada, Türk Ulusunun, Bülent Ecevit'in ülkeye yaptığı
hizmetleri, her zaman saygıyla anımsayacağını
belirtti. Türkiye Başbakanı Erdoğan da, Bülent Ecevit'in
vefatı dolayısıyla yayımladığı baş
sağlığı mesajında, Türk siyasi hayatının
önemli bir şahsiyetini kaybettiğini belirterek, Ecevit'in hayat
arkadaşı Rahşan Hanım'a, Türk milletine ve Kıbrıs
Türk halkına başsağlığı diledi.
KKTC'DE BAYRAKLAR YARIDA... Ecevit'in ölümü üzerine,
Başbakanlık genelgesiyle bayrakların yarıya
indirildiği KKTC'de de devlet ve hükümet yetkililerinin yanında
siyasi parti, dernek, kurum ve kuruluşlar üzüntülerini dile getiren
mesajlar yayımladı. Cumhurbaşkanı Talat, 1974
Barış Harekâtı sırasında başbakan olan ve harekât
kararı alınmasında önemli rolü bulunan Türkiye'nin eski
başbakanlarından Ecevit'in ölümünden derin üzüntü duyduğunu belirterek
tüm Türk ulusuna başsağlığı diledi. Başbakan
Soyer de, yayımladığı mesajda, Ecevit'in ölümünden
duyduğu üzüntüyü dile getirerek, başta eşi Rahşan Ecevit
olmak üzere Demokrat Sol Partililere, Türk ulusuna ve Kıbrıs Türk
halkına başsağlığı diledi.
Türk siyasi yaşamında "Karaoğlan" olarak
anılan, Türkiye'nin 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı
dönemi Başbakanı Bülent Ecevit'in ölümü Türkiye'de, Kuzey
Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde ve dünyada üzüntü yarattı.
Türkiye Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, Ecevit'in vefatı
nedeniyle yaptığı yazılı açıklamada, Türk
Ulusunun, Bülent Ecevit'in ülkeye yaptığı hizmetleri, her zaman
saygıyla anımsayacağını belirtti.
Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan da, Bülent
Ecevit'in vefatı dolayısıyla yayımladığı
baş sağlığı mesajında, Türk siyasi
hayatının önemli bir şahsiyetini kaybettiğini belirterek,
Ecevit'in hayat arkadaşı Rahşan Hanım'a ve Türk milletine
başsağlığı diledi.
Ecevit'in ölümü üzerine, Başbakanlık genelgesiyle KKTC'de
bayraklar yarıya indirilirken devlet ve hükümet yetkililerinin
yanında siyasi parti, dernek, kurum ve kuruluşlar üzüntülerini dile
getiren mesajlar yayımladı.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, 1974 Barış
Harekâtı sırasında başbakan olan ve harekât kararı
alınmasında önemli rolü bulunan Türkiye'nin eski başbakanlarından
Bülent Ecevit'in ölümünden derin üzüntü duyduğunu belirtti. Talat, 1974
Barış Harekâtı kararının alınmasında ve
Kıbrıs Türkü'nün yapılanmasında önemli rol oynayan Bülent
Ecevit'in ölümünün Kıbrıs Türk halkını üzdüğünü
vurgulayarak, tüm Türk ulusuna başsağlığı diledi.
Başbakan Ferdi Sabit Soyer de, yayımladığı
mesajda, Ecevit'in ölümünden duyduğu üzüntüyü dile getirerek, başta
eşi Rahşan Ecevit olmak üzere Demokrat Sol Partililere, Türk ulusuna
ve Kıbrıs Türk halkına başsağlığı
diledi.
Bülent Ecevit'in cenazesinin, 11 Kasım Cumartesi günü
toprağa verileceği bildirildi.
A.A'ya göre, eşi Rahşan Ecevit ve DSP
kurmaylarının yaptığı değerlendirme sonucunda,
Ecevit'in cenazesinin, şehir dışından gelecekler ve
çalışanların da geniş katılımı dikkate
alınarak ve bu yöndeki talepler doğrultusunda, 11 Kasım
Cumartesi günü toprağa verilmesinin daha uygun olacağına karar
verildi.
Ecevit'in nereye defnedileceği konusunda ise henüz kesin karar
alınmadı.
TC yetkililerinin açıklamaları
Türkiye Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, Ecevit'in
vefatı nedeniyle önceki gün yaptığı yazılı
açıklamada, Türk ulusunun, Bülent Ecevit'in ülkeye yaptığı
hizmetleri her zaman saygıyla anımsayacağını belirtti.
Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan da, Bülent
Ecevit'in vefatı dolayısıyla önceki gün bir baş
sağlığı mesajı yayınlayarak, Türk siyasi
hayatı, önemli bir şahsiyetini kaybetmiştir. Kendisini rahmetle
anıyor, hayat arkadaşı Rahşan Hanım'a ve aziz
milletimize başsağlığı diliyorum" dedi.
Ecevit'in onursal başkanı olduğu DSP'nin Genel
Başkanı Zeki Sezer ise, "Gerçekten acımız sonsuz.
Büyük devlet adamı, bizim önderimiz, kendisiyle uzun süre
çalışma olanağı bulmaktan gurur duyduğum Sayın
Ecevit'i yitirdik. Ama inanıyorum ki Sayın Ecevit'in fikirleri bu
ülkede sonsuza kadar bize yol göstermeye devam edecek" dedi.
Talat: Kıbrıs Türk halkının bugünlere
gelmesinde çok büyük katkısı oldu
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, 1974 Barış
Harekâtı sırasında başbakan olan ve harekât kararı
alınmasında önemli rolü bulunan Türkiye'nin eski başbakanlarından
Bülent Ecevit'in ölümünden derin üzüntü duyduğunu belirtti.
Talat gazetecilere yaptığı açıklamada, 1974
Barış Harekâtı kararının alınmasında ve
Kıbrıs Türkü'nün yapılanmasında önemli rol oynayan Bülent
Ecevit'in ölümünün Kıbrıs Türk halkını üzdüğünü
vurguladı.
Talat, özetle şunları söyledi:
"Sayın Bülent Ecevit'i kaybettik. Kıbrıs Türk
halkı açısından son derece önemli bir haber. Beklenen ancak
üzüntüyle ve olmaması temenni edilen bir haberdi. Tüm Türkiye ve Türk
Ulusu için önemli bir kişiydi. Tüm Türk Ulusu'nun başı sağ
olsun.
Kıbrıs Türkü için önemi biliniyor. Sayın Ecevit, 1974
Barış Harekâtı'nın başbakanı olarak
Kıbrıs Türkü'nün bugünlere gelmesinde çok önemli katkılarda
bulundu. Hem barış harekâtının başbakanı olarak
bu kararı verirken ortaya koyduğu devlet adamlığı ve
irade, sonrasında da Kıbrıs Türk halkının
yapılanmasında hiçbir yardımı esirgemedi. Sayın Ecevit
1974 Barış Harekâtı'ndan sonra oluşan Kıbrıs Türk
devletinde, devlet yapılanmasında meclisiyle, ekonomik düzeniyle,
meclisinden çıkan yasalarla ve bütün bunlarda kendisine ve Türkiye'ye
duyulan ihtiyaçta her zaman anında olumlu cevap vererek
katkılarını sürdürdü.
Sosyal yasaların sosyal boyutunun genişliği, o günün
şartlarında Sayın Ecevit'in konuya olumlu ve
ılımlı yaklaşımı sayesinde rahatça
gerçekleşti. Yine mali konularda özellikle Türkiye'nin hiçbir
yardımı esirgemediği günlerdi. Hiç unutmamak gerekir; o günün
ekonomik yapılanmasında, 1974'ün hemen ardından ortaya
çıkan ekonomik tesislerin çalıştırılması,
KİT'ler adı altında o günün şartlarında
toparlanması ve ekonomiye kazandırılması son derece önemli
bir işti ve bu işin yapılmasında da Ecevit hükümetinin çok
büyük katkıları oldu. O zamanlarda bu konuyla ilgili bakan görevlendirdi
ve konuyla bizzat kendisi de ilgilendi.
1974'te savaşın hemen ardından ekonomik tesislerin
nasıl yönetileceği, nasıl organize edileceği, nasıl
ekonomik katkı yapar hale geleceği gerçekten bir muamma ve
bilinmezlikti. Ancak o günün şartlarında konuyla yakından
ilgilenen Türkiye hükümeti, KİT'ler organizasyonu altında bu ekonomik
birimleri topladı ve toplanmasına katkıda bulundu. Bu son derece
önemliydi. Tabii bugünün KİT'leri ile o günün KİT'leri
arasındaki farkı da takdir etmek lazım. O günün şartlarında
çok akıllıca ve çok doğru atılmış bir adım
olsa gerek diye düşünüyorum.
Kısacası Kıbrıs Türkü ile Ecevit'in
anıları çok fazla. Kıbrıs Türkü Ecevit'i tanıyordu,
seviyordu, hala seviyor. Sayın Ecevit'in ölümü bu bakımdan kelimenin
gerçek anlamıyla KKTC'de üzüntü yarattı. Bu üzüntü tabii ki
Kıbrıs Türk halkı adına benim tarafımdan tüm Türk
Ulusu'na aktarılıyor. Biz Sayın Ecevit'in yakınlarına
ve tüm Türk Ulusu'na başsağlığı, kendisine de rahmet
diliyoruz. Biliyor ve inanıyoruz ki Sayın Ecevit'in
katkılarını Kıbrıs Türk halkı, KKTC halkı
hiçbir zaman unutmayacaktır."
"Cenazeye katılabilirim"
Cumhurbaşkanı Talat, bir soru üzerine, aksi bir durum
olmaması halinde Ecevit'in cenazesine katılacağını da
söyledi.
Rahşan Ecevit veya aileden birini gün içinde arayarak
taziyelerini ileteceğini de belirten Talat,
Ecevit ile ilgili bir anısının sorulması üzerine
de, özellikle son yıllarda siyasi olarak farklı kulvarlarda
bulunduklarını ancak Bülent Ecevit'in gerçek anlamda demokrat bir
insan olduğunu, onunla tüm düşüncelerini paylaşıp
tartışabildiklerini söyledi.
Kıbrıs veya Türkiye'deki görüşmelerinde Ecevit'le son
derece makul ve mantıklı bir şekilde
karşılıklı görüş alış verişinde
bulunduklarını, son derece yakın ilişkileri olduğunu
belirten Talat, onunla hiçbir zaman ilişkilerinin
kopmadığını, özellikle hem kendileri hem de Ecevit
muhalefetteyken ilişkileri olduğunu söyledi.
KKTC yasta, bayraklar yarıya indirildi
Kıbrıs Barış Harekâtı döneminin Türkiye
Başbakanı Bülent Ecevit'in önceki gece hayatını kaybetmesi,
Kıbrıs Türk halkı arasında büyük üzüntüye neden oldu.
1974 sonrası hemen hemen bütün evlere çerçevelenmiş
fotoğrafları asılan, adı ve soyadıyla 30'lu
yaşlardaki birçok Kıbrıslı Türkün adıyla
yaşatılan, "Karaoğlan" olarak adlandırılan
Bülent Ecevit'in vefatı dolayısıyla KKTC'de bayraklar da
yarıya indirildi.
Başbakanlık genelgesine göre, dün yarıya indirilen
bayraklar, Bülent Ecevit'in toprağa verileceği günün mesai saati
sonuna kadar yarıda kalacak.
Ecevit'in ölümü nedeniyle siyasi parti, dernek, kurum ve
kuruluşlar yayımladıkları mesajlarda üzüntülerini dile
getirdi
Başbakan Ferdi Sabit Soyer yayımladığı
mesajında, Türk siyasetinin en saygın kişilerinden biri olan
Ecevit'in manevi şahsiyetinin sonsuza dek
yaşatılacağına inandığını belirtti.
Soyer: Manevi şahsiyeti sonsuza dek yaşatılacak
Başbakan Soyer, Ecevit'in vefatı nedeniyle
yayımladığı mesajda şöyle dedi:
"Türkiye Cumhuriyeti'nin eski başbakanlarından Bülent
Ecevit'in ölümünü derin bir üzüntü ile öğrenmiş bulunuyorum.
Siyasi yaşamı boyunca aldığı her görevde ve
farklı dönemlerdeki başbakanlığı sırasında
Türkiye'nin güçlenmesine, çağdaşlaşmasına ve
demokratikleşmesine çok büyük katkı sağlayan, 1974
Kıbrıs Barış Harekâtı dönemi Başbakanı
Bülent Ecevit'in, Türk siyasetinin en saygın kişilerinden birisi
olarak manevi şahsiyetinin sonsuza dek yaşatılacağına
olan inancımı bildirir, ölümünden duyduğum üzüntüyü bir kez daha
dile getirir, başta Sayın Eşleri Rahşan Ecevit olmak üzere
Demokratik Sol Partililere, Türk ulusuna ve Kıbrıs Türk halkına
başsağlığı dilerim."
Avcı: Kıbrıs Türk halkının gönlünde
Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri
Bakanı Turgay Avcı da Ecevit'in ölümü nedeniyle
yayımladığı mesajda, Ecevit'in Kıbrıs Türkü'nün
gönlünde yaşamaya devam edeceğini vurguladı.
Avcı, Kıbrıs Türkü'nün Bülent Ecevit ismini bugüne
kadar unutmadığını ve hiçbir zaman da
unutmayacağını kaydederek, şöyle dedi:
"Barışçı, cesur, kararlı, dürüst ve güven
verici kişiliğiyle örnek bir siyasetçi olan merhum Bülent Ecevit, 32
yıl önce Kıbrıs Türkü'nün kaderini değiştiren 1974
Barış Harekâtı'nın mimarlarından birisi olarak
Kıbrıs Türkü'nün gönlünde ölümsüz bir yer edinmiştir."
Turgay Avcı, ilk yurt dışı gezisi
sırasında 19 Ekim'de Ankara GATA'da Ecevit'in
sağlığıyla ilgili bilgi alıp eşi Rahşan
Ecevit'le görüştüğünü de hatırlatarak, Türk ve Kıbrıs
Türk halklarına başsağlığı diledi.
Başbakan Yardımcılığı ve
Dışişleri
Bakanlığı: Yürekliliği ve aydın
kişiliğiyle
Başbakan Yardımcılığı ve
Dışişleri Bakanlığı'nın mesajında da,
Ecevit'in vefatının KKTC'de derin üzüntü yarattığı
belirtilerek, "Kıbrıs Türk halkı, demokratik duruşu,
yürekliliği ve aydın kişiliğiyle kalbinde ayrı bir
yeri olan Bülent Ecevit'i her zaman minnetle anacak, Türk ulusuna ve
Kıbrıs Türk halkına olan değerli hizmetlerini asla
unutmayacaktır" denildi.
Öztürk: Kıbrıs Türkü Ecevit'i unutmayacak
Ekonomi ve Turizm Bakanı Enver Öztürk, Türkiye'nin eski
başbakanlarından Bülent Ecevit'in ölümünün, Kıbrıs Türk
halkında çok derin üzüntü yarattığını belirterek,
"Kıbrıs Türk halkı, Kıbrıs Türk Barış
Harekâtı'nın mimarı Bülent Ecevit'i unutmayacaktır"
dedi.
Bakan Enver Öztürk, Ecevit'in ölümü nedeniyle
yayımladığı mesajda, "Karaoğlan diye anılan
büyük devlet adamı Bülent Ecevit'in, yeri doldurulamaz bir lider
olduğuna" işaret ederek, Ecevit'in kaybının
verdiği derin üzüntüyü paylaştığını belirtti.
Öztürk, DSP camiasına ve Türk ulusuna başsağlığı,
merhuma Allah'tan rahmet diledi.
Özgürgün: Kıbrıs Türkü
Ecevit'i asla unutmayacak
Ulusal Birlik Partisi Genel Başkanı Hüseyin Özgürgün,
eserleri, yaptığı hizmetler, saygın duruşu ve onurlu
mücadelesiyle, Türk tarihindeki önemli yerini alan Ecevit'in vefatını,
derin bir üzüntüyle karşıladıklarını belirterek,
"Kıbrıs Türk halkı Ecevit'i asla unutmayacaktır"
dedi.
Özgürgün, yayımladığı mesajda, Ecevit'e
Tanrı'dan rahmet dileyip "mekânı cennet olsun" dedi ve tüm
insanlığa, Türk ulusuna ve Kıbrıs Türk halkına
başsağlığı diledi.
"Her zaman ilham kaynağı olacak"
Partisinin, Ecevit'in imzası ile gerçekleştirilen 20 Temmuz
1974 Barış Harekâtı'nın ne anlama geldiğinin
bilinciyle, asla geriye dönülmesine izin vermeyeceğini; devletini,
egemenliğini hep koruyacağını vurgulayan Özgürgün,
"Rahat uyu Karaoğlan; düşüncelerin, kararların, dürüst ve
etkin duruşun, onurlu barıştan, uluslararası adaletten,
insan hakları ve demokrasiye bağlılıktan, çağdaşlıktan
yana tavrı, her zaman bize ilham kaynağı olacaktır"
dedi.
O'nun barışçı, şair, haktan ve emekten yana;
dürüstlüğü, bilgeliği ile siyasete damgasını vuran bir
kişi olduğunu; Atatürkçü çizgisi ile mandacılığa,
teslimiyetçiliğe hep karşı çıktığını
anımsatan Özgürgün, laiklik anlayışı ve
çağdaşlaşma için öngördüklerinin, ileride de rehber olacak
nitelikte olduğunu kaydetti.
Özgürgün, Türkiye Cumhuriyeti'nin son 45 yıllık tarihinin en
önemli dönemeçlerinde adından söz ettiren veya o dönemeçlere
damgasını vuran Bülent Ecevit'in, ulusal çıkarları geriye
itmeden uluslararası işbirliğinden, Türkiye'nin Avrupa
Birliği içinde yerini almasından yana olduğu; barış
içinde, ezen ya da ezilenin olmadığı, her türlü sömürünün
ortadan kalktığı, hakkın adaletin geçerli olduğu bir
dünya istediğini; refah, huzur ve güven içinde bir Türkiye ve Kuzey
Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin de başlıca özlemi olduğunu
ifade etti.
"Kıbrıs Türkleri için ayrı bir yeri
vardı"
"Ecevit isminin biz Kıbrıs Türkleri içinse ayrı
bir yeri vardır" diyen Özgürgün, 15 Temmuz 1974'te
gerçekleştirilen Faşist Rum-Yunan darbesinin Kıbrıs'ı
Yunanistan'a bağlamak hedefli olduğu konusunda, başta garantör
ülke İngiltere olmak üzere dünyayı uyaran Ecevit'in, Enosis'in
önlenmesi konusunda gereken desteği alamayınca tarihi kararını
vererek Kıbrıs Barış Harekatı'nın
gerçekleşmesinin yolunu açtığını; Kıbrıs
Barış Harekâtı'nın, onun öngördüğü gibi yalnızca
Kıbrıs Türklerine değil Rumlara ve Yunanlara da barış
ve demokrasiyi sağladığını anlattı.
Bülent Ecevit'in Kıbrıs'ta adil, gerçeklere dayalı bir
anlaşmanın yapılabilmesi için pek çok öneriler de ortaya
koyduğunu ve hep Kıbrıs Türklerinin özgür, egemen bir halk
olarak kendi devletlerinin çatısı altında yaşama ve
dünyadaki yerini alma hakkına sahip olduğunu savunduğunu
kaydeden Özgürgün, Ecevit'in KKTC'nin kurulmasına ve
yaşatılmasına en büyük desteği verdiğini ifade etti.
Partisiyle Ecevit arasında hep sıcak ilişkiler
olduğunu da belirten Özgürgün, "Ecevit'in son
başbakanlığı döneminde, Kuzey Kıbrıs Türk
Cumhuriyeti'nde, Anavatan Türkiye'ye paralel iki büyük ekonomik kriz
yaşanırken Ulusal Birlik Partisi'nin Kıbrıs Türk
halkının sorunlarının aşılması için
attığı adımlara en sıcak yakınlığı
ve desteği yine o göstermiştir" dedi.
Demokrat Parti: Ecevit tarihimizi
yazanların en başında yer alır
Demokrat Parti yayımladığı mesajda, dünya tarihinde
önemli bir yere sahip olan Bülent Ecevit'in, Kıbrıs Türk halkı
için 1974 Mutlu Barış Harekâtı'nın gerçekleştiricisi
olarak çok daha anlamlı olduğunu belirtti.
Kıbrıs Türk halkının kalbinde Kurtarıcı,
Karaoğlan olarak anıtlaşan Ecevit'in sonsuza dek unutulmayacağını
ve hep anılacağını vurgulayan DP, "Ecevit tarihimizi
yazanların en başında yer alacaktır" dedi.
Akıncı: Tüm Türk ulusu ve
Kıbrıslı Türklerin başı sağ olsun
Barış ve Demokrasi Hareketi Genel Başkanı Mustafa
Akıncı, hayatını kaybeden Türkiye'nin eski
başbakanlarından Bülent Ecevit'e rahmet, tüm Türk ulusu ve
Kıbrıs Türklerine başsağlığı diledi.
Akıncı, Ecevit'in ölümü üzerine
yayımladığı mesajda, şunları dile getirdi:
"Bülent Ecevit uzun yıllar siyasal yaşamda
bulunmuş ve adı hiçbir zaman yolsuzlukla yan yana gelmemiş bir
liderdi. Doğruluk, dürüstlük ve tevazu en belirgin özellikleriydi.
Türkiye'de demokratik sol düşüncesinin mimarı olmuş, emeği
ile geçinenlerin daha iyi bir yaşama kavuşabilmeleri için çok genç
yaşta üstlendiği Çalışma Bakanlığı
döneminden başlayarak büyük katkılarda bulunmuştur.
Ecevit, Türkiye'de demokrasinin tüm kuralları ile yerleşip
kökleşebilmesi için de en zor koşullarda bile mücadele etmiş,
gerektiğinde hapse girmeyi de göze almıştır. Ecevit, 15
Temmuz Faşist Yunan Cuntasının darbesinden sonra,
Kıbrıs'a askeri müdahale kararı veren siyaset adamı olarak
da tarihe geçmiştir. Çıkarmadan sonraki ilk yıllar içerisinde,
Kıbrıs sorununun çözülememesi Ecevit açısından da ciddi bir
talihsizlik olmuştur. O dönemde, Ecevit, iki kesimli federal bir çözümün
en büyük destekçilerinden biriydi. Kıbrıs'ta taksimin, Türkiye'nin
güneyinden de kuşatılması anlamına geleceğini sık
sık ifade etmekteydi. Ancak yıllar içerisinde Ecevit'in farklı
bir çizgiye geldiği ve Kıbrıs sorununun zaten 1974'te
çözüldüğünü söylemeye başladığı da diğer bir
gerçektir.
Kıbrıs sorunu bağlamında son yıllarda
gösterdiği fikirsel farklılıklar ne olursa olsun,
Kıbrıslı Türklerin bu adada özgür ve eşit bir toplum olarak
var olabilmesi için 20 Temmuz'da verilen kararın ve o karardaki Ecevit
ağırlığının önemi ve değeri
yadsınamaz."
TKP'den Rahşan Ecevit
ve DSP Başkanı Sezer'e mesaj
Toplumcu Kurtuluş Partisi (TKP), Türkiye'nin eski
başbakanlarından Bülent Ecevit'in vefatı üzerine eşi
Rahşan Ecevit ve Türkiye'deki Demokratik Sol Parti'nin Genel
Başkanı Zeki Sezer'e başsağlığı diledi.
TKP Genel Başkanı Hüseyin Angolemli, Rahşan Ecevit ve
Zeki Sezer'e ayrı ayrı gönderdiği mesajlarda, "değerli
devlet adamı, Türk siyasi yaşamının dürüstlük ve nezaket
simgesi, iyi insan Bülent Ecevit'i kaybetmiş olmaktan duyduğu
üzüntüyü" dile getirdi.
TKP'den verilen bilgiye göre, mesajlarında, "emeğe ve
emekçiye verdiği değerle, halkçılığıyla Türk
halkının gönlünde unutulmaz bir yer eden Sayın Ecevit,
Kıbrıs Türk toplumunun da gölünde her zaman özel bir yere sahip
olmaya devam edecektir" diyen Angolemli, Bülent Ecevit'in kaybından
dolayı, başta Eşi Rahşan Ecevit ve DSP camiası olmak
üzere, Türk halkına ve tüm insanlığa başsağlığı
diledi.
Eski Cumhurbaşkanı Denktaş: Barış
harekâtı olmasaydı bugün Kıbrıs'ta
tek bir Türk kalmamış olacaktı
Eski Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, "Barış
Harekâtı yapılmamış olsaydı, bugün Kıbrıs'ta
tek bir Türk kalmamış olacaktı" dedi.
Muğla'nın Fethiye ilçesinde düzenlenen "4.
Uluslararası Türk Dünyasında Maniler Sempozyumu"nun onur
konuğu olarak Fethiye'ye gelen Denktaş, Türkiye eski
başbakanlardan Bülent Ecevit'in vefatından dolayı duyduğu
üzüntüyü dile getirdi.
Ecevit'in çok değerli bir devlet adamı olduğunu ifade
eden Denktaş, "Ecevit, Türkiye'nin, her baskıya boyun eğmeyeceğine,
hakkını aramak için kararlılıkla hareket edeceğine
dünyayı inandırmıştır. Barış
Harekâtı'nı barış için yapmıştır""
diye konuştu.
Ecevit'i hiç unutmayacağını belirten Denktaş,
şöyle konuştu:
"Kıbrıs Türkleri açısından zannedersem
'Ecevit' dendiğinde barış harekâtını ve
dolayısıyla doğum günümüzü hatırlayacağız.
Barış harekâtı yapılmamış olsaydı, bugün
Kıbrıs'ta tek bir Türk kalmamış olacaktı. Ecevit,
Kıbrıs'ın önemini bilen bir kişiydi. Ecevit, bana göre
unutulmaz bir lider, büyük bir başbakan, bir devlet adamı... Allah
rahmet eylesin."
Öğretmenler Derneği: Yetişen
ender insanlardan biri
Kıbrıs Türk Öğretmenler Derneği adına Ümit
Serdaroğlu yayımladığı mesajda, "Türkiye
Cumhuriyeti'nin yetiştirdiği ender insanlardan biri" olarak
nitelediği Ecevit'in, hayatı boyunca insanca ve hakça bir düzenin
kurulabilmesi, demokrasinin geliştirilebilmesi için uğraş
verdiğini belirterek, "demokrasinin gelişmesine
inanmış örnek bir devlet adamı olarak daima hatırımızda
kalacaktır" ifadesini kullandı.
Serdaroğlu, Ecevit'in, 1974 Mutlu Barış
Harekâtı'yla hem Kıbrıslı Türkleri, Rum ve Yunan
katliamından kurtardığını, hem de Rum ve Yunanlara
demokrasi gelemsini sağladığını da kaydetti.
Mücahitler Derneği: Yüreğimizdeki
yerini sonsuza kadar koruyacak
Kıbrıs Türk Mücahitler Derneği Genel Başkanı
Vural Türkmen, Ecevit'i kaybetmenin sonsuz acısı içinde
olduklarını belirterek, "Barış ve demokrasi adına
verdiği paha biçilmez hizmetlerle adını insanlık tarihine
altın harflerle yazdıran Ecevit, yüreklerimizdeki müstesna yerini
sonsuza kadar koruyacaktır" dedi.
Türkmen mesajında, her zaman genç kuşak politikacılara
esin kaynağı oluşturacak bir hizmetler topluluğunun ve
demokrat, dürüst karakterin sahibi olan Ecevit'in, arkasında
doldurulması olanaksız boşluk
bıraktığını kaydederek, Ecevit'e rahmet, eşine ve
Türk ulusuna başsağlığı ve metanet diledi.
Dış Basın Birliği
KKTC Dış Basın Birliği, Ecevit'in kaybından
büyük üzüntü duyduklarını ve Türk siyasal yaşamının ve
demokrasi tarihinin en önde gelen kişiliklerinden ve gerçek bir lider olan
Ecevit'in yerinin doldurulamayacağını belirtti.
Emekli Mücahitler
Emekli Mücahitler Derneği, KKTC'nin bugünlere gelmesinde büyük
pay sahibi olan Ecevit'i kaybetmenin üzüntüsü içerisinde olduklarını
belirtti ve ailesine ve Türk halkına başsağlığı
dileğinde bulundu.
Şehitleri Anma ve Yaşatma Derneği
Şehitleri Anma ve Yaşatma Derneği Yönetim Kurulu ise,
"Barış Harekâtı Kahramanı" Ecevit'in
vefatından duyduğu üzüntüyü ifade etti ve merhuma Tanrı'dan
rahmet, eşine ve Türk halkına başsağlığı
diledi.
Gaziler Derneği
Gaziler Derneği yayımladığı mesajda, Bülent
Ecevit'in vefatını derin bir üzüntüyle öğrendiklerini belirtti.
Ecevit'i "Kıbrıs Fatihi" olarak niteleyen ve
ilkelerinin asla unutulmayacağını kaydeden Gaziler Derneği,
"KKTC var oldukça Ecevit'in hep hatırlanacağını"
vurguladı.
Kültür Derneği
Kıbrıs Türk Kültür Derneği İstanbul Şubesi
de, "Kıbrıs davasının en büyük savunucularından,
Kıbrıs Türklerini esaretten kurtaran, KKTC'nin
bağımsızlığı ve egemenliğinin önderi,
Türkiye Cumhuriyeti'nin 57'inci Başbakanı, büyük devlet
adamı" Ecevit'in vefatından duyduğu üzüntüyü dile getirdi.
Mesajda, Bülent Ecevit'in eşi Rahşan Ecevit, Türk ulusu ve
DSP camiasına taziye sunuldu.
Kıbrıs Türk Tabipleri Birliği
Kıbrıs Türk Tabipleri Birliği de, eşi Rahşan
Ecevit'e gönderdiği başsağlığı mesajında,
Bülent Ecevit'in halkçılığı, dürüstlüğü ve insana
verdiği değerle herkesin belleklerinde
yaşayacağını belirtti.
Şehit Aileleri ve Malul Gaziler Derneği: Acı kayıp
Şehit Aileleri ve Malul Gaziler Derneği Başkanı
Ertan Ersan da "acı kayıp" olarak değerlendirdiği
Ecevit'in ölümü dolayısıyla yayımladığı mesajda,
"20 Temmuz 1974 Mutlu Barış Harekâtı Fatihi, Karaoğlan
ve Kıbrıs Türk halkının özgürlüğünün
kazanılmasında büyük rolü olan kahraman, büyük devlet adamı
Bülent Ecevit'i kaybetmenin derin üzüntüsü içerisindeyiz "dedi.
Ersan, "O ölmedi, kalplerimize gömdük, ebediyete kadar
Kıbrıs Türkü'nün kalbinde yaşayacaktır" diyerek
herkese başsağlığı diledi.
UHH ve Ulusal Mücadele Vakfı: Acımız büyüktür
Ulusal Halk Hareketi Genel Koordinatörü ve Ulusal Mücadele Vakfı
Başkanı Taner Etkin de mesajında, "Kurtuluşumuzun
kararını veren Anavatanımız Türkiye'nin
Başbakanı, yüce Türk ulusunun dürüst ve ilkeli siyasetçisi, büyük devlet
adamı" dediği Bülent Ecevit'in vefatından duydukları
üzüntüyü belirtirken "acımız büyüktür" dedi. Etkin,
mesajında şunları söyledi:
"Kıbrıs Türk Halkı, Sayın Ecevit'i
unutmayacak, daima hatırlayacak, sevgi, saygı ve şükranla
anacaktır. Toprağı bol, ruhu şad olsun. Acılı
eşine, tüm ailesi ile mesai arkadaşlarına ve yüce Türk ulusuna
başsağlığı dileriz."
DAÜ Rektörü Güven: Türk dünyası önemli bir değerini yitirdi
Doğu Akdeniz Üniversitesi (DAÜ) Rektörü Prof. Dr. Halil Güven,
"Türk politika hayatının simge isimlerinden biri" olarak
nitelediği Türkiye'nin eski başbakanlardan Bülent Ecevit'in ölümüyle,
Türk dünyasının, önemli bir değerini yitirdiğini belirtti.
Güven, Ecevit'in vefatı dolayısıyla
yayımladığı mesajda, Kıbrıs Türk Barış
Harekatı sırasında Başbakan olan Ecevit'in, sadece Türk
siyasi tarihinde değil Kıbrıs Türk siyasi tarihinde de önemli ve
saygın bir yere sahip olduğunu kaydetti.
Prof. Dr. Halil Güven, şair, gazeteci, yazar, parti
başkanı, Başbakan ve çok yönlü bir kimliğe sahip olan
Bülent Ecevit'in, Türk halkı için önemli bir kayıp olduğunu
ifade ederek, Türk toplumunun Ecevit gibi büyük devlet adamına sahip
olduğu için gurur duyması gerektiğini dile getirdi.
Bülent Ecevit'in, Kıbrıs Türk toplumunda, 20 Temmuz 1974
Kıbrıs Türk Barış Harekâtı'nı
gerçekleştirdiği için kurtarıcı olarak bilindiğini ve
çok sevildiğini; Kıbrıs Türk halkının Ecevit'e minnet
borçlu olduğunu kaydeden Prof. Güven, "Türk dünyası,
Karaoğlan'ını kaybetti; ruhu şad olsun. Türk milletinin
başı sağ olsun" dedi.
İnsan Hakları Derneği: Ecevit, Kıbrıs'a
barış ve huzuru getirdi
KKTC İnsan Hakları Derneği Genel Başkanı
Hasan Yılmaz Işık da yayımladığı
mesajında, Bülent Ecevit'in ölümünden duydukları üzüntüyü dile
getirerek, merhuma tanrıdan rahmet, Türk ulusuna da başsağlığı
diledi.
Yılmaz Işık, Ecevit'in, 20 Temmuz Kıbrıs
Barış Harekatı'nı gerçekleştirerek Rum
halkını Yunan, Kıbrıs Türk halkını ise her
ikisinin mezaliminden kurtararak, Kıbrıs'a "barış ve
huzur" getirdiğini anlattı.
Emekli Polisler: Karaoğlan'ı hiçbir zaman
unutmayacağız
Emekli Polisler Derneği de, "KKTC halkı
Karaoğlan'ı hiçbir zaman unutmayacak" diyerek
yaptıklarının nesilden nesile aktarılacağını
belirtti.
Dernek basın ve halkla ilişkiler sorumlusu Erdoğan Mani
tarafından yayımlanan mesajda, Türk milletine ve Ecevit'in
yakınlarına başsağlığı dileğinde
bulunuldu.
Ecevit'in GATA'daki yaşam mücadelesi 172 gün sürdü
Geçirdiği beyin kanaması sonucu
kaldırıldığı Gülhane Askeri Tıp Akademisi
Hastanesi'nde (GATA) tedavi altına alınan Türkiye'nin eski
Başbakanı Bülent Ecevit'in yaşam mücadelesi 172 gün sürdü.
Danıştay'a düzenlenen silahlı saldırıda
hayatını kaybeden 2. Daire Üyesi Mustafa Yücel Özbilgin'in Kocatepe
Camii'nde düzenlenen cenaze törenine katıldıktan sonra
rahatsızlanarak 18 Mayıs'ta GATA'ya kaldırılan Ecevit, yapılan
ameliyatın ardından Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalı
Başkanlığı Yoğun Bakım Ünitesi'nde tedavi
altında tutuldu.
Hastaneden yapılan ilk açıklamalarda, Ecevit'in
hipertansiyon atağı sonucunda konuşma bozukluğu ve sağ
kol
bacakta güçsüzlük şikâyetiyle hastanenin acil servisine
getirildiği ve Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalı
Başkanlığı Yoğun Bakım Ünitesine alınarak
solunum cihazına bağlandığı beynin sol tarafında
saptanan kanama sonucu Beyin Cerrahisi Ana Bilim Dalı öğretim üyeleri
tarafından ameliyata alındığı kaydedilmişti.
KIBRIS 07/11/06
|
ABden zirveye
kadar süre Türkiye
ilerleme raporunu yayımlayan AB Komisyonu, imzalanan Ek Protokole
karşın limanların ve havaalanlarının
Kıbrıs Rum kesiminin kullanımına
açılmadığı tespitinde bulundu ve Türkiyeye 14-15
Aralıktaki liderler zirvesine kadar süre verdi. |
NTV-MSNBC VE
AJANSLAR
Güncelleme: 11:15 ET 08 Kasım 2006 Çarşamba
BRÜKSEL
- 75 sayfalık raporda AB Komisyonu, Türkiyenin ABye üyelik
hazırlığını hem siyasi ve ekonomik açıdan, hem de
fasıllar itibariyle inceleyerek son 1 yılda bu doğrultuda
kaydedilen gelişmelere değindi.
İlerleme
raporunda, Türkiyenin imzaladığı Ek Protokol uyarınca
Kıbrıs Rum kesimi dahil 10 yeni AB üyesi için ulaşım
üzerindeki kısıtlamalar dahil, malların serbest
dolaşımını sağlamakla yükümlü olduğu
belirtilerek, AB bunu yakından izlemeyi sürdürecek ve 2006 yılı
içinde tam uygulama yapılıp yapılmadığını
değerlendirecek ifadesine yer verildi.
Türkiyenin pek çok fırsatta Kıbrısta BM önderliğinde
kapsamlı bir çözüme bağlı kaldığını ifade
ettiği hatırlatılan raporda, teknik komitelerin
oluşturulması konusunda da Türkiyenin Adadaki her iki topluma
desteğini yinelediği ifade edildi.
EK
PROTOKOL UYGULANMIYOR
Raporda, Türkiyenin Ek Protokolü tam olarak uygulamadığı ve
limanlarını Kıbrıs Rum kesimi bayraklı gemilere açmamayı
sürdürdüğü tespitleri yapılarak, bunun malların serbest
dolaşımını kısıtladığı ve Gümrük
Birliği anlaşmasının ihlali anlamına geldiği
iddia edildi.
![]()
Benzer kısıtlamaların hava ulaşımında da söz
konusu olduğu kaydedilen raporda, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan
ve Dışişleri Bakanı ve Başbakan
Yardımcısı Abdullah Gül başta olmak üzere Türk
yetkililerinin, KKTC üzerindeki izolasyonlar kaldırılmadan Ek
Protokolün uygulanmayacağını birçok kez dile getirdikleri
anımsatıldı
Buna
karşın ABli yetkililerin, KKTCnin durumunun limanların
açılması konusuyla irtibatlandırılmaması
gerektiğini söyledikleri belirtilen raporda, Ek Protokolün
uygulanmasının Türkiyenin yasal yükümlülüğü olduğu ileri
sürüldü.
EYLEM
PLANI DA YER ALIYOR
AB Komisyonu ilerleme raporunda Türkiyenin Kıbrıs için Eylem
Planından da bahsedildi.
Raporda, Türkiyenin Kıbrıs Rum kesiminin OECD gibi uluslararası
örgütlere katılımını veto etmeyi sürdürdüğü de dile
getirildi.
Türkiyede reform sürecinin yavaşladığından bahsedilen ve
halen çalışmaları süren 9uncu reform paketinin bu rapor
dönemine yetiştirilemediği anlatılan ilerleme raporunda,
Ombudsmanlık müessesesinin getirilmesinden övgüyle söz edildi.
TSK
SİYASETİ ETKİLİYOR
Sivil-asker ilişkileri kapsamında Türkiyenin AB
standartlarını yakalama yolunda bazı ilerlemeler
sağladığı, sivillerin askeri mahkemelerde
yargılanmasının önüne geçildiği belirtilen raporda, Türk
Silahlı Kuvvetlerinin siyaseti önemli oranda etkilemeyi sürdürdüğüne
vurgu yapıldı. Raporda buna örnek olarak bazı üst düzey
askerlerin Kıbrıs, laiklik, Kürt sorunu ve Şemdinli
olaylarıyla ilgili yaptıkları açıklamalar verildi.
YOLSUZLUKLA
MÜCADELE ZAYIF
Yargı alanında Türkiyenin yaptığı düzenlemelere ve
yargı mensuplarının eğitilmesine rağmen, özellikle
Türk Ceza Kanununun 301inci maddesinin şiddet içermeyen fikirlerin
ifadesini kısıtlamaya yönelik kullanılmasından şikayet
edilen raporda, Şemdinli olayları örnek gösterilerek, Hakimler ve
Savcılar Yüksek Kurulunun işleyişinin şüphe
uyandırdığı ifade edildi.
İlerleme raporunda yolsuzlukla mücadelede Türkiyenin son 1 yılda
özellikle kamu yönetiminde şeffaflık açısından
sınırlı ilerleme sağladığından
bahsedilirken, Buna karşın yolsuzluk yaygınken yolsuzlukla
mücadele kurumları ve politikaları zayıf kalıyor denildi.
AZINLIK
DENEBİLECEK BAŞKA TOPLUMLAR VAR
AB Komisyonunun raporunda, Türkiyedeki azınlıklar konusuyla ilgili
olarak, Türk yetkililere göre 1923 tarihli Lozan Anlaşması
uyarınca Türkiyedeki azınlıkların Yahudiler, Ermeniler ve
Rumlar oldukları, ancak ilgili uluslararası ve Avrupa
standartlarına göre Türkiyede azınlık olarak
tanımlanabilecek başka toplumların da bulunduğu görüşü
savunuldu.
İnsan hakları ve azınlıkların korunması
kapsamında Türkiye aleyhinde AİHMde açılan davalara yer
verilirken, son bir yılda insan haklarıyla ilgili bazı
uluslararası sözleşmelerin kabul edildiğine dikkat çekildi ve
özellikle insan hakları kurumsal alt yapısının
geliştirilmesi istendi.
Raporda, işkence ve kötü muameleyle ilgili davaların azalmaya devam
ettiği kaydedildi ve adli tıp muayenesinin kalite ve gizlilik
açısından güçlendirilmesi gerektiği belirtildi.
301NCİ
MADDE ENGEL OLUŞTURUYOR
AB Komisyonu ilerleme raporunda, yerel dil ve lehçelerde yayın konusunda
bazı ilerlemelerin sağlandığı da ifade edildi.
İfade özgürlüğü kapsamında TCK 301inci maddenin engel
oluşturduğundan bahsedilen raporda, gazeteci Hrant Dinke verilen cezanın
Yargıtay tarafından onaylandığına dikkat çekildi.
Raporda, 301inci maddenin AB standartlarının yakalanması
açısından değiştirilmesine ihtiyaç duyulduğu ve yeni
yürürlüğe giren terörle mücadele yasasının ifade özgürlüğü
açısından endişe yarattığı belirtildi.
DÜŞMANCA
YAKLAŞIM İDDİASI
Dini özgürlükler başlığı altında Heybeliada Ruhban
Okulunun hala kapalı tutulmasından, dini azınlık
vakıflarının mal edinme haklarıyla din adamı
yetiştirmelerinin kısıtlandığından bahsedilen
raporda, misyonerlik faaliyetlerine Diyanet İşleri
Başkanlığı tarafından hazırlanan vaazlarda ve
yayınlarda düşmanca yaklaşıldığı iddia
edildi.
İlerleme raporunda Alevilere de yer verilirken, cemevlerinin
açılmasında sorunlarla
karşılaşıldığı ve ibadet yeri olarak
görülmeyen cemevlerinin kamu fonlarından yararlanamadığı
belirtildi.
Okullardaki zorunlu dini eğitimin Alevi çocuklarını
bilgilendirici unsurları içermediği kaydedilen raporda, önümüzdeki
yıldan itibaren bu boşluğu doldurmak için hazırlıklar
yapıldığı dile getirildi.
KADIN
HAKLARI KONUSUNDA BİLİNÇLENME ARTIYOR
Raporda aile içi şiddet, namus cinayetleri, kız
çocuklarının okula gönderilmemesi, siyasette kadınların
yeterince temsil edilmemesi gibi kadın-erkek eşitliğini
ilgilendiren konulara da değinilirken, genel olarak Türkiyede kadın
haklarıyla ilgili bilinçlenmenin arttığına dikkat çekildi.
İlerleme raporunda, sendikal haklarla ilgili Türkiyenin son bir
yılda hiçbir ilerleme kaydetmediği savunuldu.
Raporda, kültürel haklar kapsamında Türkiyenin iki yerel kanalla bir
radyoya Kürtçe yayın izni verdiği anımsatıldı, ancak
zaman kısıtlaması uygulaması eleştirildi. Raporda,
Türkiyede ana dili Türkçe olmayan çocukların okullarda ana dillerini
öğrenemedikleri kaydedildi.
TERÖRE VE
ŞEMDİNLİ OLAYLARINA DEĞİNİLİYOR
AB Komisyonu ilerleme raporunda Doğu ve Güneydoğudaki durum
başlığı altında terörizmden zarar görenlere tazminat
ödendiği hatırlatılarak, AB terör örgütü listesinde bulunan
PKKnın Kasım 2005 ve Haziran 2006 tarihleri arasında 774
saldırıda bulunduğu ve bunların sonucunda 44 asker, 5 polis
ve 13 sivilin hayatını kaybettiği ifade edildi.
Şemdinli olaylarına da değinilen raporda, iddiaları
araştırmak üzere oluşturulan TBMM komisyonunun raporunu henüz
yayımlamadığı belirtildi.
İlerleme raporunda Ege Denizinda meydana gelen ve Yunan pilotun ölmesiyle
sonuçlanan it dalaşı da anımsatılarak bu tür
olayların önlenmesi için iki ülke arasında doğrudan hat
kurulması dahil alınan önlemlere yer verildi.
AB Komisyonu raporunda, fasıllar itibariyle yapılan
değerlendirmede ise Türkiyenin limanlarını Rum kesimi
gemilerine açmamasına, malların serbest dolaşımı,
ulaşım politikası, gümrük birliği ve dış
ilişkiler fasıllarında değiniliyor.
Raporda, tartışmalara neden olduğu için terör örgütü
başı Öcalanın isminin önüne Bay anlamına gelen Mr.
kısaltması konmadı.
Eurlings ve Lagendijktan
eleştiri
İlerleme
Raporunun açıklanmasından sonra, AB-Türkiye Karma Parlamento
Eşbaşkanı Joost Lagendijk ile Avrupa Parlamentosunun Türkiye
raportörü Camiel Eurlingsden Türkiyeye yönelik eleştiriler geldi.
NTV-MSNBC VE
AJANSLAR
Güncelleme: 22:10 TSİ 08 Kasım 2006 Çarşamba
BRÜKSEL/VİYANA/BERLİN
- Ortak basın toplantısında Eurlings, AB Komisyonunun limanlar
konusundaki kararı bir ay erteleyerek özellikle Türkiyeye bir şans
vermeye çalıştığını söyledi. Türkiyenin Rum
kesimini açık bir şekilde tanımasının
istenmediğini vurgulayan Eurlings, ancak Türkiyenin 2006 sonuna kadar
Ankara Anlaşmasını uygulamak zorunda olduğunu
hatırlattı. Eurlings, uzlaşma sağlanamazsa müzakere
başlıklarının büyük kısmının askıya
alınabileceğini vurguladı.
Joost
Lagendijk da, gelecek 3 haftada çözüm sağlanamazsa Türkiyenin 8-9
müzakere başlığının askıya
alınabileceği uyarısını yaptı. Türkiyenin ifade
özgürlüğü konusunda eksikleri bulunduğunu da vurgulayan Lagendijk,
301inci maddenin vakit kaybetmeden değiştirilmesi gerektiğini
söyledi.
Sivil-asker ilişkilerine değinen
Joost Lagendijk, son dönemde üst düzey askeri yetkililerin siyasi konulara çok
fazla müdahelesini gördüklerini, bunun Türkiyenin üyelik sürecine zarar
verebileceğini savundu.
PLASSNİK:
TÜRKİYE YERİNDE SAYIYOR
Avusturya Dışişleri Bakanı Ursula Plassnik de, AB
Komisyonunun bugün yayımlanan İlerleme Raporuna ilişkin
yazılı açıklamasında, raporda Türkiyedeki reform sürecinin
gerçekçi bir şekilde değerlendirildiğini belirtti. Plassnik,
Özellikle AB dönem başkanlığı sırasında
gösterdiğimiz çabalar sonucu müzakere sürecinin hareketlenmesinden bir
yıl sonra, hem siyasi reformlar, hem de Kıbrıs ile
ilişkilerin normalleşmesi konularında fiilen bir durgunluk
noktasına gelmiş bulunuyoruz ifadelerini kullandı.
Açıklamasında Kıbrıs konusuna da geniş yer veren
Plassnik, Türkiyenin sıfır hareket etmesinin müzakerelerde de
sıfır harekete yol açacağını ve ABnin Eylül 2005te
Türkiyenin tüm üye ülkeler karşısındaki yükümlülüklerini yerine
getirmemesinin, müzakere sürecinin tümünü etkileyeceğini açık bir
dille belirttiğini kaydetti.
Şimdi AB içinde bu İlerleme Raporunun Türkiye ile müzakereler
konusunda ne anlama geldiğinin görüşüleceğini ifade eden
Plassnik, Türkiyeye aylardan beri uyarılarda bulunulduğunu ve
sinyaller verildiğini belirterek, Anlaşılan müzakereler
Türkiyedeki reform çabalarını hızlandırmak için uygun bir
vasıta değil. Hem yerinde sayıp, hem ilerleme istemek olmaz
dedi.
MERKELDEN
HÜKÜMETE ÇAĞRI
Almanya Başbakanı Angela Merkel, Alman Dış Politika
Derneği tarafından Berlinde düzenlenen bir toplantıda
yaptığı konuşmada, Türkiye yıl sonuna kadar
sorumluluklarını yerine getirmeli. Aksi takdirde AB uygun kararlar
alacaktır. O zaman müzakerelere bu şekilde devam edilmesi mümkün
olmaz diye konuştu.
Türkiyenin Ek Protokolü uygulamayı taahhüt ettiğini ifade eden
Merkel, Güven verici ve inandırıcı bir müzakere sürecinde tüm
taraflar verdikleri sözlerde durmak zorundadırlar dedi.
|
NTV
Güncelleme: 18:12 TSİ 08 Kasım 2006 Çarşamba
ANKARA
- Hükümet açıklamasında ayrıca, Kıbrıs sorununun,
siyasi bir sorun olup, teknik nitelik taşıyan müzakere süreci
açısından bir yükümlülük teşkil etmediği vurgulandı.
Açıklamada Sürecin yürütülebilirliğini teminat altına alacak
zirve kararı AB Devlet ve Hükümet Başkanlarının ABnin
geleceğine ilişkin siyasi vizyonlarına bağlı
olacaktır. Bu noktada da sorumluluk Türkiyeden çok ABye
düşmektedir denildi.
Hükümet,
Başbakanlık Basın Merkeziden yapılan yazılı
açıklama ile 2006 yılı Türkiye İlerleme Raporu ve Strateji
Belgesine ilişkin değerlendirmede bulundu.
Türkiyenin, Avrupa Birliğine tam üye olmasının, temel
stratejik hedef olduğu belirtilen açıklamada, şöyle denildi:
Müzakere sürecinin başlamasıyla birlikte Türkiyenin 50
yılı aşkın siyasi ve 40 yılı aşkın ahdi
geçmişe sahip Avrupa ile bütünleşme sürecinde önemli bir eşik
aşılmıştır. Bu her bakımdan tarihi bir adım
olmuş ve küresel çapta yankı uyandırmıştır.
UYGULAMADA
SORUNLARA DİKKAT
Bugün yayınlanan 2006 yılı İlerleme Raporu hükümetimizin
reform sürecine bağlılığını teyit ederek
sağlanan gelişmelere işaret etmekte ve birçok alanda mevcut
yasal mevzuatın genel olarak AB ile uyumlu olduğuna, ancak uygulamada
sorunlar ortaya çıkabildiğine dikkat çekmektedir. Raporun, hemfikir
olmadığımız yanları da mevcuttur. Bu konudaki
görüşlerimiz her yıl usulden olduğu gibi bilahare komisyona
iletilecektir.
TAVSİYELER
DAHA FAZLA AĞILIK TAŞIYOR
Resmen AB ile müzakerelere başlamış olan ülkemiz için bu
yıl bu konumda ilk kez hazırlanan ilerleme raporunun geçtiğimiz
yıllara nazaran daha kısa olduğunu ve müzakere eden bir ülke
olarak tam üyelik hedefi doğrultusunda beklenti ve tavsiyelerin daha fazla
ağırlık taşıdığını söylemek
mümkündür.
İlerleme kaydedilmesi beklenen veya eksikliklerin bulunduğu
alanların bir kısmı da esasen tarafımızdan üzerinde
hassasiyetle durulan ve Türk kamuoyunun da büyük önem atfettiği
hususlardır. Raporda bu konuların ülkemizin gündeminde ön
sıralarda yer aldığının belirtilmemiş
olmasının bir eksiklik olduğu düşünülmektedir.
KIBRIS
YÜKÜMLÜLÜK DEĞİL
Reformların süreklilik arz eden bir süreç olduğu, başta Türk
halkının yararı ve esenliği dikkate alınarak yasal ve
idari açıdan yapılması gerekenlerin, tabiatıyla yerine
getirilmeye devam edileceği kaydedilen açıklamada, şunlar kaydedildi:
Bunda hükümetimizin siyasi iradesi tamdır. Belgede Kıbrıs ve ek
protokolün uygulanmasına ilişkin ifadelere gelince, bu konuda AB ile
aramızda var olan görüş ayrılıkları rapora
yansımıştır. Türkiyenin Kıbrıs sorununun
çözümüne yönelik görüş ve çabaları bütün taraflarca bilinmektedir.
Kıbrıs sorunu siyasi bir sorun olup teknik nitelik taşıyan
müzakere sürecimiz açısından bir yükümlülük teşkil etmemektedir.
SAĞDUYU
SORUMLULUĞU ÜYE ÜLKELERE GEÇTİ
Komisyon tarafından belirtilen görüşler 14-15 Aralık 2006
tarihlerinde yapılacak AB Devlet ve Hükümet Başkanları
Zirvesinde karara bağlanacaktır. Bugünden itibaren siyasi
sağduyu ve ahde vefa ilkesi temelinde hareket etme sorumluluğu üye
ülkelere geçmektedir.
Bu nedenle Aralık zirvesine kadar giden dönemi Türkiye-AB
ilişkilerini değerlendirmek açısından bir düşünme
fırsatı olarak görüyoruz.
SORUMLULUK
ABDE
Bu zaman zarfında İlerleme Raporu ve tavsiye kağıdında
yer alan hususlara ilişkin görüş ve kaygılarımızı
ABli karşıtlarımızla her vesileyle ve her düzeyde samimi
bir yaklaşımla paylaşmaya devam edeceğiz.
Sürecin yürütülebilirliğini teminat altına alacak zirve kararı
AB Devlet ve Hükümet Başkanlarının ABnin geleceğine
ilişkin siyasi vizyonlarına bağlı olacaktır. Bu
noktada da sorumluluk Türkiyeden çok ABye düşmektedir.
|
Rehn: Fin
planı son şans AB
Komisyonunun genişlemeden sorumlu üyesi, Kıbrıs konusunda
dönem başkanı Finlandiyanın önerilerinin son şans
olduğunu ve Komisyonun bu önerilere zaman tanımak için, tavsiye
kararını gelecek ayki liderler zirvesine kadar beklettiğini
söyledi. |
NTV-MSNBC
Güncelleme: 11:11 ET 08 Kasım 2006 Çarşamba
BRÜKSEL
- AB Komisyonunun genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn, Türkiyenin
Ankara Protokolünü tam olarak uygulaması ve limanlarını Rum
gemi ve uçaklarına açması gerektiğini, aksi takdirde bu durumun
müzakerelerin gidişatını etkileyeceğini söyledi.
NTVnin sorularını yanıtlayan Rehn,
bu konudaki çıkmazı aşmak için Finlandiya dönem
başkanlığının önerilerinin önümüzdeki yıllar
boyunca tek fırsat olduğunu vurguladı; Komisyonun bu önerilere
tam destek verdiğini belirtti ve taraflara tüm enerjilerini bu önerilere
yoğunlaştırmalarını istedi.
Rehn, limanlar sorununa 14-15 Aralıktaki AB liderler zirvesine kadar
çözümlenmesini umduğunu belirten Rehn, Komisyonun konuyla ilgili tavsiye
kararını liderler zirvesinde vereceğini söyledi.
Türkiyede reformların devam ettiğini ama son bir yılda
yavaşladığını da vurgulayan Olli Rehn, TCK 301inci
madde konusunda değişiklikle ilgili açıklamaların
memnuniyet verici olduğunu ama somut adımlar beklediklerini
vurguladı.
İfade özgürlüğü konusunun ciddi endişe kaynağı
olduğunu kaydeden Rehn, Türkiyenin özellikle kendi vatandaşları
için temel özgürlüklerin geliştirilmesini istedi.
Türkiyeye karşı adil olunması ve bir şans verilmesi
gerektiğini belirten Rehn, yolculuğun uzun olduğunu, Türkiyeyi
ellerinden geldiğince teşvik ettiklerini ve kısır döngüler
yaratılmaması uyarısında bulundu.
Rehn, Türkiyedeki sivil-ordu ilişkilerine de değindi. TSKya
saygısının büyük olduğunu vurgulayan Rehn; ancak AB üyesi
olmak için ordu üzerinde sivil demokratik kontrol sağlanması
gerektiğini belirtti.
|
AA
Güncelleme: 08:11 ET 08 Kasım 2006 Çarşamba
LEFKOŞA
- AB Komisyonunun Türkiye ilerleme raporunun yankıları sürerken,
KKTC cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Finlandiyanın formülünü
değerlendirdi. Talat, ABnin Kıbrıs Rum tarafının
kaygılarını dikkate alarak hareket ettiğini, bunun da
Rumların BM değil AB sürecini öne çıkarmasına neden
olduğunu belirtti ve kendilerinin bunu kabul edemeyeceğini
vurguladı.
Finlandiya önerilerinin heba edilmesinin nedeninin
Kıbrıs Rum tarafının tutumu olduğunun altını
çizen Cumhurbaşkanı Talat, Finlandiya, önerileriyle ilgili daha
bitmedi diyor, ancak bana sorarsanız bu önerilerin ne yöntemsel ne de
planın içeriği olarak yürüme şansı var. Çünkü öneriler
baştan itibaren dengesiz doğdu, daha da önemlisi usul olarak çok
yanlış bir şekilde geliştirildi. Usul doğru
olsaydı bir şans olabilirdi ama olmadı dedi.
Talat, kısa süre içinde BM Genel Sekreteri Kofi Annanla bir görüşme
daha yapacağını açıkladı. BM Genel Sekreterinin Siyasi
İşlerden Sorumlu Yardımcısı İbrahim Gambariden
uzun bir zamandır mektup beklediklerini ifade eden Talat, Kıbrıs
Rum tarafının bu mektubun Kuzey Kıbrısa
ulaşmasını da engellediğini ve çözüm için her türlü
tıkanıklığı yarattığını kaydetti.
ABYE
ÖNEMLİ MESAJLAR
Talat, verdiği sözleri tutmayarak Kıbrıs Türkünü
kırdığını söylediği ABye de şu
çağrıları yaptı:
Kıbrıs
Rum tarafı sizin üyenizdir. Bölünmüş devletini artık
birleştir diye bir çağrı yapın. Avrupa, Avrupanın
birleşmesi için AByi kurdu, siz ise bölünmüş bir ülkeyi
aldınız ve bölünmüş ülkenin liderliği bölünmenin
devamı için çalışıyor. Ona, bir numaralı sorumlu
sensin, adanı birleştir, birleştirmezsen eğer sana
karşı şunları yapacağız deyin.
Kıbrıs
Rum tarafı BM zemininden kaçarak avantajlı olduğu AB zeminine
sorunu taşımaya çalışıyor. AB açıkça, net bir
çağrıda bulunmalı ve üyesi konumunda olan Kıbrıs Rum
tarafını da zorlamalıdır. BM sürecine destek vermeli ve Rum
tarafına da sen de git BM sürecindeki müzakerelere otur bu şemsiye
altında varılan
mutabakatlara saygılı ol demelidir. Avrupa Konseyi, bütünlüklü çözüm
için BM Genel Sekreterinin aktif çaba üstlenmesi çağrısı
yapmalıdır.
Siz,
AB olarak izolasyonları kaldırma kararı alırken Annan
Planına evet diyen Kıbrıs Türklerini onore etmek için bu
kararı aldınız, Rum tarafını takdir ya da teselli
etmek gibi bir yükümlülüğünüz yoktur. Bizim izolasyonların
kaldırılması karşılığında bir şey
verme yükümlülüğümüz yoktur. Siz izolasyonları kaldırın
Maraşı buna karıştırmayın.
PAPADOPULOS:
TÜRKİYE YÜKÜMLÜLÜKLERİNİ YERİNE GETİRSİN
Rum radyosunun haberine göre, Hırvatistanda bulunan Kıbrıs Rum
yönetimi lideri Tasos Papadopulos, Türkiye ile ilgili ilerleme raporunun
açıklanmasından önce AB Komisyonuna seslenerek, Türkiye ABye
karşı üstlendiği yükümlülükleri yerine getirmeden üyelik
sürecine kesintisiz şekilde devam etmemelidir ifadesini kullandı.
Papadopulos, Türkiye ile üye ülkeler arasındaki gümrük birliği
anlaşmasının hayata geçirilmesi ve Kıbrıs
Cumhuriyeti ile ikili ilişkilerin normalleştirilmesi üyelik
sürecinin önemli referansıdır dedi.
Papadopulos, hükümetinin başlıca hedefinin Kıbrısın
yeniden birleştirilmesi olduğunu iddia etti.
Kıbrıs Rum yönetimi lideri, Bir çözümün yaşayabilir olması
için, bütün Kıbrıslıların yasal endişelerine kafi
derecede yanıt vermesi ve uluslararası hukuk ile AB ilkelerini
dikkate alması gerekir diye konuştu.
Rehn: "Kıbrıs için son fırsat olabilir"
8 Kasım, 2006 14:31:00 (TSİ) CNN TURK
cnnturk.com
AB Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn, 'Türkiye'nin
Kıbrıs yükümlülükleri'nin bir kez daha altını çizdi. Rehn,
''Dönem Başkanı Finlandiya'nın çabaları desteklenmeli, bu
önümüzdeki son fırsat olabilir'' dedi.
İlerleme
Raporu'nun yayımlanmasının ardından düzenlediği basın
toplantısında Rehn, "Türkiye (Gümrük Birliği Ek
Protokolü'nden doğan) yükümlülüklerini yerine getirmezse müzakere süreci
aksayabilir, Finlandiya Kıbrıs sorununun çözümü için çabalıyor.
AB Komisyonu çabaları destekliyor. Bu nedenle AB üye devletlerine 'bütün
çabalarıyla bu planı desteklemeleri' çağrısında
bulundum" dedi.
AB Komisyonu'nun bugün Kıbrıs konusunda Türkiye'ye bir öneride
bulunmadığını hatırlatan Olli Rehn, ancak aralık
ayındaki AB zirvesine kadar Türkiye yükümlülüklerini yerine getirmezse üyelik
sürecinin etkileneği uyarısında bulundu.
"Adil ve net olmalıyız"
AB ile aday ülkeler arasındaki en iyi stratejiyi 'adil ve net olmak'
olarak özetleyen Olli Rehn, "biz de üzerimize düşenleri yerine
getirmeliyiz. Reformların devamı Avrupalı bir Türkiye için
önemli. Türkiye AB'ye giden yolun kısa olmadığının
farkında. Süreci sorgulayanlar sürece zarar veriyorlar" dedi.
Türkiye'nin reformlar konusunda geri adımlar attığı
görüşünün doğru olmadığını söyleyen Rehn
ayrıca, "Türkiye'deki reformlar gecikme olmaksızın devam
etmeli" dedi.
Türkiye'de siyasi reformların yapılmasında bir yavaşlamadan
söz edilebileceğini, ancak geri adımların söz konusu
olmadığını belirten Rehn, Türkiye'nin Ankara
Antlaşması Ek Protokolüne ilişkin yükümlülükleri yerine
getirmemesi halinde katılım müzakerelerinin askıya
alınıp alınmayacağı sorusuna, "konuşmak için
erken" yanıtını verdi.
Olli Rehn, Türkiye ile ilişkiler ve Kıbrıs sorununa ilişin
soruları yanıtlarken, 'suçlu değil çözüm aranması
gerektiğini' sözlerine ekledi.
9'uncu Reform Paketi'nin TBMM'de kabul edildiğini hatırlatan Rehn,
Türkiye'nin özellikle ifade özgürlüğü ve temel haklarla ilgili
reformları yerine getirmesinin önemine de dikkat çekti.
Rehn, Türkiye'de 301'inci madde tartışmalarının
yaşandığı bir dönemde, Başbakan Recep Tayyip
Erdoğan'ın tüm sivil toplum örgütleri ile biraraya gelerek, çözüm
önerisi talep etmesine de sıcak baktıklarını belirtti.
Rehn son olarak, Türk ekonomisinin son beş yıldır süratli büyüme
yaşadığını, Türkiye'nin, ekonomide, Avrupa'da
'sınıfın en iyilerinden biri' olduğunu söyledi.
AB Komisyonu, Türkiye İlerleme Raporu'nu açıkladı. Rapor
yayımlanmadan hemen önce bir değerlendirme yapan AB Komisyonu
Başkanı Jose Manuel Barroso, Türkiye'nin aralık ayının
ortasına kadar deniz ve hava limanlarını Kıbrıs Rum
kesimine açmasını istedi.
AB'den 'limanları açın' baskısı
Bakan Gül: ''Tüm kriterleri yerine getirmeye kararlıyız''
8 Kasım, 2006 13:00:00 (TSİ) CNN TURK
CNN TÜRK
AB Komisyonu, Türkiye İlerleme Raporu'nu açıkladı. Rapor
yayımlanmadan hemen önce bir değerlendirme yapan AB Komisyonu
Başkanı Jose Manuel Barroso, Türkiye'nin aralık ayının
ortasına kadar deniz ve hava limanlarını Kıbrıs Rum
kesimine açmasını istedi.
Barroso,
Kıbrıs sorunu sürse de Türkiye-AB müzakerelerinin
dondurulmayacağını, 'diplomatik çabalara bir şans vermek
istediklerini' belirtti.
Bu çerçevede AB Komisyonu, Kıbrıs sorunu konusunda bir tavsiye
kararı almadı. Komisyon, 'Türkiye yükümlülüklerini yerine
getirmediği' takdirde, aralık ayında yapılacak
liderler zirvesinde tavsiye kararı alacak.
Fransa'dan tepki çekecek öneri
İlerleme Raporu'nun AB Komisyonu'nda görüşüldüğü sırada
Fransa, Türkiye'nin üyeliğinin tüm ülkelerde referanduma
sunulmasını teklif etti ancak bu teklif reddedildi ve raporda yer
almadı.
Gül'den 'daha fazla demokrasi' sözü
Raporun yayımlanmasının hemen
ardından İtalya'nın başkeni Roma'da bulunan
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'den bir açıklama geldi.
Gül, Türkiye'nin AB üyeliği için tüm kriterleri yerine getirmeye
kararlı olduğunu belirtti ve 'daha fazla demokrasi' sözü verdi.
Dışişleri Bakanı, AB ile yürütülen katılım
müzakerelerinin engellerle 'doldurulacağını' ama buna
rağmen başarılı olacaklarını kaydetti. Gül,
Kıbrıs'ta çözüm için herkesin ileriye doğru adım
atması gerektiğini belirtti.
İLERLEME
RAPORU
İlerleme Raporunda, Türkiye'nin siyasi ve ekonomik alanda AB üyelik
kriterlerini ne ölçüde karşıladığı genel olarak
değerlendirilirken, tüm fasıllar itibariyle AB müktesebatına
uyum çalışmaları ve bu yolda son bir yılda kaydedilen
önemli gelişmeler ele alınıyor.
Kıbrıs:
Raporda, Türkiye'nin imzaladığı Ek Protokol uyarınca
Kıbrıs Rum kesimi dahil 10 yeni AB üyesi için ulaşım
üzerindeki kısıtlamalar dahil, malların serbest
dolaşımını sağlamakla yükümlü olduğu
belirtilerek, "AB bunu yakından izlemeyi sürdürecek ve 2006
yılı içinde tam uygulama yapılıp yapılmadığını
değerlendirecek" ifadesine yer verildi.
Aksi takdirde müzakere sürecinin ilerlemesinin etkileneceğinin altı
çiziliyor ve aralık zirvesi öncesi AB Komisyonu'nun tavsiyede
bulunacağı kaydediliyor.
Türkiye'nin pek çok fırsatta Kıbrıs'ta BM önderliğinde
kapsamlı bir çözüme bağlı kaldığını ifade
ettiği hatırlatılan raporda, teknik komitelerin
oluşturulması konusunda da Türkiye'nin Ada'daki her iki topluma
desteğini yinelediği ifade edildi.
Buna karşın AB'li yetkililerin, 'KKTC'nin durumunun limanların
açılması konusuyla irtibatlandırılmaması'
gerektiğini söyledikleri belirtilen raporda, Ek Protokolün
uygulanmasının Türkiye'nin yasal yükümlülüğü olduğu ileri
sürüldü.
AB Komisyonu İlerleme Raporu'nda Türkiye'nin Kıbrıs için 'Eylem
Planından' da bahsedildi. Raporda, Türkiye'nin Kıbrıs Rum
kesiminin OECD gibi uluslararası örgütlere katılımını
veto etmeyi sürdürdüğü de dile getirildi.
Sivil-asker ilişkileri:
Sivil-asker ilişkileri kapsamında Türkiye'nin AB
standartlarını yakalama yolunda bazı ilerlemeler
sağladığı, sivillerin askeri mahkemelerde
yargılanmasının önüne geçildiği belirtilen raporda, Türk
Silahlı Kuvvetleri'nin siyaseti önemli oranda etkilemeyi sürdürdüğü
vurgulandı.
Raporda bazı üst düzey askerlerin Kıbrıs, laiklik, Kürt sorunu
ve Şemdinli olaylarıyla ilgili yaptıkları açıklamalara
da yer verildi.
301'inci madde:
Yargı alanında Türkiye'nin yaptığı düzenlemelere ve
yargı mensuplarının eğitilmesine rağmen, özellikle
Türk Ceza Kanunu'nun 301'inci maddesinin şiddet içermeyen fikirlerin
ifadesini kısıtlamaya yönelik kullanılmasından şikayet
edilen raporda, Şemdinli olayları örnek gösterilerek, Hakimler ve
Savcılar Yüksek Kurulu'nun işleyişinin şüphe
uyandırdığı ifade edildi.
Raporda, gazeteci Hrant Dink'e verilen cezanın Yargıtayca
onaylandığına dikkat çekildi. Raporda, 301'inci maddenin AB
standartlarının yakalanması açısından
değiştirilmesine ihtiyaç duyulduğu ve yeni yürürlüğe giren
Terörle Mücadele Yasası'nın ifade özgürlüğü açısından
endişe yarattığı belirtildi.
Yolsuzluk:
İlerleme Raporu'nda yolsuzlukla mücadelede Türkiye'nin son bir
yılda özellikle kamu yönetiminde şeffaflık açısından
sınırlı ilerleme sağladığından
bahsedilirken, "buna karşın yolsuzluk yaygınken yolsuzlukla
mücadele kurumları ve politikaları zayıf kalıyor"
denildi.
9'uncu Reform Paketi:
Türkiye'de reform sürecinin yavaşladığından bahsedilen ve
hala çalışmaları süren 9'uncu reform paketinin bu rapor dönemine
yetiştirilemediği anlatılan İlerleme Raporu'nda,
Ombudsmanlık müessesesinin getirilmesinden övgüyle söz edildi.
Azınlıklar:
''Türkiye'nin azınlık haklarına yaklaşımı
değişmedi" denilen raporda, Türk yetkililere göre, 1923 tarihli
Lozan Anlaşması uyarınca Türkiye'deki
azınlıkların Yahudiler, Ermeniler ve Rumlar gibi
gayrimüslimlerden oluştuğu, ancak uluslararası ve Avrupa
standartlarına göre Türkiye'de 'azınlık' olarak
tanımlanabilecek başka toplumların da bulunduğu görüşü
savunuldu.
İnsan hakları ve azınlıkların korunması
kapsamında Türkiye aleyhinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde
(AİHM) açılan davalara yer verilen raporda, son bir yılda insan
haklarıyla ilgili bazı uluslararası sözleşmelerin kabul
edildiğine dikkat çekildi ve özellikle insan hakları kurumsal alt
yapısının geliştirilmesi istendi.
İşkence ve kötü muamele:
Raporda, işkence ve kötü muameleyle ilgili davaların azalmaya devam
ettiği kaydedildi ve adli tıp muayenesinin kalite ve gizlilik
açısından güçlendirilmesi gerektiği belirtildi.
Yerel dil ve lehçelerde yayın:
İlerleme Raporu'nda, yerel dil ve lehçelerde yayın konusunda
bazı ilerlemelerin sağlandığı da ifade edildi.
Dini özgürlükler:
Heybeliada Ruhban Okulu'nun hala kapalı tutulmasından, dini
azınlık vakıflarının mal edinme haklarıyla din
adamı yetiştirmelerinin kısıtlandığından
bahsedilen raporda, misyonerlik faaliyetlerine Diyanet İşleri
Başkanlığı tarafından hazırlanan vaazlarda ve
yayınlarda "düşmanca yaklaşıldığı"
iddia edildi.
Aleviler:
Cemevlerinin açılmasında sorunlarla
karşılaşıldığı ve ibadet yeri olarak
görülmeyen cemevlerinin kamu fonlarından yararlanamadığı
belirtildi. Okullardaki zorunlu dini eğitimin Alevi çocuklarını
bilgilendirici unsurları içermediği kaydedilen raporda, önümüzdeki
yıldan itibaren bu boşluğu doldurmak için hazırlıklar
yapıldığı dile getirildi.
Kadın hakları:
Raporda aile içi şiddet, namus cinayetleri, kız
çocuklarının okula gönderilmemesi, siyasette kadınların
yeterince temsil edilmemesi gibi kadın-erkek eşitliğini
ilgilendiren konulara da değinilirken, genel olarak Türkiye'de kadın
haklarıyla ilgili bilinçlenmenin arttığına dikkat çekildi.
Sendikal haklar:
İlerleme Raporunda, sendikal haklarla ilgili Türkiye'nin son bir
yılda hiçbir ilerleme kaydetmediği savunuldu.
Doğu ve Güneydoğu'daki durum:
Raporda, kültürel haklar kapsamında Türkiye'nin iki yerel kanalla
bir radyoya Kürtçe yayın izni verdiği anımsatıldı,
ancak zaman kısıtlaması uygulaması eleştirildi.
Raporda, Türkiye'de ana dili Türkçe olmayan çocukların okullarda ana
dillerini öğrenemedikleri kaydedildi.
İlerleme Raporu'nda terörizmden zarar görenlere tazminat ödendiği
hatırlatılarak, ''AB terör örgütü listesinde bulunan PKK'nın
kasım 2005 ve haziran 2006 tarihleri arasında 774 saldırıda
bulunduğu ve bunların sonucunda 44 asker, 5 polis ve 13 sivilin
hayatını kaybettiği'' ifade edildi.
Şemdinli olayları:
Raporda, iddiaları araştırmak üzere oluşturulan
TBMM komisyonunun raporunu henüz yayımlamadığı belirtildi.
Romanlar:
Raporda, Romanlara da yer verilirken, Bilgi Üniversitesi
tarafından yapılan yeni bir araştırmaya dayanılarak
Türkiye'de 2 milyon Roman nüfusunun bulunduğu kaydedildi.
İt dalaşı:
İlerleme Raporu'nda Ege Denizi'nde meydana gelen ve Yunan pilotun
ölmesiyle sonuçlanan 'it dalaşı' da anımsatılarak bu tür
olayların önlenmesi için iki ülke arasında doğrudan hat
kurulması dahil alınan önlemlere yer verildi.
Öcalan için 'Mr.' kısaltması yok
AB Komisyonu raporunda, fasıllar itibariyle yapılan
değerlendirmede ise Türkiye'nin limanlarını Rum kesimi
gemilerine açmamasına, malların serbest dolaşımı,
ulaşım politikası, gümrük birliği ve dış
ilişkiler fasıllarında değinildi.
Raporda, tartışmalara neden olduğu için Abdullah Öcalan'ın
isminin önüne 'Bay' anlamına gelen 'Mr.' kısaltması
konulmadı.
STRATEJİ
BELGESİ:
AB Komisyonu'nun İlerleme Raporuyla birlikte açıklayacağı
yaklaşık 20 sayfalık Strateji Belgesi ise Türkiye-AB
ilişkilerine yön veriyor.
AB Komisyonu, limanların bu yıl açılmaması halinde Türkiye
ile müzakere sürecinin olumsuz etkileneceği uyarısında bulundu.
Toplam 13 maddeden oluşan belgenin 'Sonuç ve Öneriler' bölümünde en fazla
Türkiye'ye yer verildi.
Belgede, ''Türkiye, Kopenhag siyasi kriterlerini başarıyla
karşılamayı ve siyasi reformlara devam etmeyi sürdürüyor. Buna
karşın (reformların) hızı geçen yıl
yavaşladı. Özellikle ifade özgürlüğü alanında önemli
çabaların ortaya konulması gerekiyor'' denildi.
Müslüman olmayan dini toplulukların haklarının, kadın
haklarının, sendikal hakların ve ordu üzerindeki sivil kontrolün
güçlendirilmesi istenilen belgede, Türkiye'nin işleyen piyasa ekonomisine
sahip olduğu tekrarlandı.
Belgede, ''iyi komşuluk ilişkilerine sahip olmak, Türkiye
açısından hayati önemini sürdürüyor'' denildi.
AB'nin 21 eylül 2005 tarihli karşı deklarasyonuna da atıf
yapılan belgede, ''AB Türkiye'nin, Ankara Anlaşması'nı
genişleten Ek Protokolü, ayrım yapmadan ve eksiksiz uygulayarak,
malların serbest dolaşımı üzerindeki tüm engelleri, bütün
nakliye araçlarını da kapsayacak şekilde
kaldırmasını bekliyor. Bu yükümlülüğün eksik yerine
getirilmesi, tüm müzakere sürecinin ilerlemesini (olumsuz) etkileyecektir.''
Türkiye'nin yükümlülüklerini yerine getirmemesi halinde AB Komisyonu'nun
aralık ayındaki AB devlet ve hükümet başkanları zirvesi
öncesinde gereken tavsiyelerde bulunacağı kaydedilen belgede,
Türkiye'nin AB üyesi ülkelerle ikili ilişkilerini normalleştirmek
için somut adımlar atmasının önemine dikkat çekildi.
|
YALIM ERALP |
|
CNN TÜRK Diplomasi Danışmanı: "AB Komisyonu'nun 14 aralık zirvesine kadar bir
önerisine imkan verilmesi yolundaki ifadesi ültimatom niteliği
taşımaz. Bu öneri Komisyon'un taraflar arasında baskı
yaramasını amaçlamaktadır. Türkiye'nin yapması gereken şey
301 ile ilgili değişikliğin gerçekleştirilmesidir. Eğer
limanlar konusunda bir gelişme sağlanamazsa Olli Rehn nakliye ve
malların serbest dolaşımı fasıllarının
açılmaması yolunda tavsiyede bulunulacağını ima
etmiştir." |
CNN TURK 08/11/06
"Önce KKTC'ye izolasyon kalksın"
8 Kasım, 2006 19:48:00 (TSİ) CNN TURK
cnnturk.com
AB İlerleme Raporu'nun yayımlanmasının ardından
konuşan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, KKTC'ye yönelik
izolasyonlar kaldırılmadıkça, Rum kesimine havaalanı ve
limanların açılmayacağını yineledi.
Gazetecilerin
sorularını yanıtlayan AB'nin Kıbrıs konusundaki
çağrısıyla ilgili olarak, "KKTC bir terör ülkesi
değildir, KKTC bir kara para aklama yeri değildir, bir
uyuşturucu merkezi de değildir, öyleyse bu uygulama niye?" dedi.
Dünyada hiçbir ülkeye yapılmayan yaklaşımın KKTC'ye
yapıldığını savunan Başbakan Erdoğan, AB'ye,
"gelin bunu kaldırın. Bizde Rum kesimini tanıma
yönünde adımları atalım" diye seslendi.
Erdoğan, "zaten Rumlara vize de
verdik. İthalat-ihracatta da belli oranda çalışmamız
var ama bizim KKTC'yi yi bu noktada aşağılayacak, çok daha
sıkıntılara neden olabilecek böyle bir adımı
atmamız mümkün değil. Önce AB, KKTC konusunda verdiği sözleri
yerine getirsin" dedi.
Gül: "Amacımız müzakereleri tamamlamak"
Roma'daki Üçünçü Türkiye-İtalya Forumu'ndan gelişmeleri izleyen
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül de, ''Türkiye için önemli
olan AB'yle üyelik müzakerelerini başarılı biçimde
tamamlamaktır. Bu, Türkiye'nin transformasyonudur. Bu, herkesin
yararınadır'' dedi.
Türkiye'nin AB üyeliğinin hemen gerçekleşecek bir mesele
olmadığına dikkat çeken Gül, ''Avrupa ülkelerinin çoğunda
kafaların karışık olduğunu görüyorum. Şunu
hatırlatmak istiyorum. 3 ekim 2005'te müzakereler başladı.
Müzakerelerin hedefi de bellidir. Tarama faslı tüm fasıllarda
tamamlandı. Bir fasılda da fiili müzakere için açılım
yapıldı ve kapatıldı. Diğer pek çok fasılda da
Türkiye pozisyon kağıdını hazırladı ve gönderdi.
Burada önemli olan müzakere sürecini tamamlamaktır'' ifadesini
kullandı.
Gül, Türkiye'nin AB'ye tam üyeliğinin uzun bir zaman
alacağının bilincinde olduklarını da dikkat çekti.
Bakan Gül, ''AB yolunda üstümüze düşeni yapacağız. Biz bunu
yaparken, üye ülkelerin de bizi cesaretlendirmesi gerekir'' diye konuştu.
Dışişleri Bakanı Gül, Türkiye'nin Ek Protokolü
Kıbrıs Rum kesimine uygulaması meselesine ilişkin bir
soruyu karşılık olaraksa ''Türkiye, Yunanistan ve
Kıbrıs, aslında tamamıyla AB içerisinde ayrı bir sütun
olabilir. Aramızda olağanüstü bir işbirliği yaratabiliriz.
Ama bunun için Kıbrıs sorununun çözülmesi gerekiyor'' dedi.
Gül, Türkiye'nin Kıbrıs sorununun çözümlenmesinden yana
olduklarını hatırlatarak, ''biz limanlarımızı
açabiliriz. Ama AB'nin bu konuda verdiği bir söz var. Kuzey
Kıbrıs Türklerine ambargo devam ederse, ben böyle bir şeyi nasıl
yapabilirim? Birleşmiş Milletler'in hazırladığı
ve üzerinde dünyanın birleştiği Annan planına evet
demiş olan tarafa ambargo uygulanırken dünya ve AB buna seyirci
kalacak, çözüme hayır diyerek AB'yi de şok eden tarafa bizim her
şeyimizi açmamız istenecek... Demokratik bir ülkede bunu
yapamazsınız'' ifadesini kullandı.
AB Komisyonu, Türkiye İlerleme Raporu'nu bugün açıkladı. Rapor
yayımlanmadan hemen önce bir değerlendirme yapan AB Komisyonu
Başkanı Jose Manuel Barroso, Türkiye'nin aralık ayının
ortasına kadar deniz ve hava limanlarını Kıbrıs Rum
kesimine açmasını istedi.
Fransa'dan
'ahlaksız' teklif
Hürriyet
İnternet
Avrupa Komisyonu
Türkiye İlerleme Raporu'nu yayımladı. Limanların ve
havaalanlarının Rumların kullanımına
açılması için Ankara'ya aralık ayına kadar süre verildi.
Türkiye bunu gerçekleştirmezse 2006 bitmeden yeni bir değerlendirme
yapılacağı bildirildi. Ancak AB Komisyonu Başkanı
Barroso Kıbrıs sorunu sürse bile müzakerelerinin dondurulmayacağını
belirtti. Fransa ise Türkiye'nin AB üyeliğinin, topluluk ülkelerinde
referanduma sunulmasını önerdi, ancak kabul edilmedi.
Avrupa
Komisyonu Türkiye ile ilgili ilerleme raporunun ek belgesi olan strateji
belgesinin görüşmelerine, Fransızların "ahlaksız
teklifi"nin gölgesi düştü.
AB
Komisyonu, Türkiye'nin üyeliğine dair kararın "AB ülkelerinin
hazmetme kapasitesi"ne göre alınacağını
belirlemişti.
Ancak geçen
hafta bu ifade "uyum kapasitesi" olarak
değiştirildi. Uyum kapasitesine dair kararın
nasıl verileceği tartışmaları yapılırken
Fransa yeni bir öneriyle komisyonun karşısına çıktı.
Fransa
Türkiye'nin üyeliğine dair kararın, tüm AB ülkelerinde yapılacak
referandumla belirlenmesini talep etti.
FRANSA'NIN
ÖNERİSİ GERİ ÇEVRİLDİ
Ancak
bu öneriye 22 ülkeden itiraz geldi. Son gelen haberlere göre Fransa'nın bu
önerisi strateji belgesine sokulmadı.
AB'nin yürütme organı niteliğindeki Avrupa Komisyonu, Türkiye ile
ilgili ilerleme raporunu ve strateji belgesini saat 14.00'te
açıkldı.
İLERLEME
RAPORUNDA KIBRIS BÖLÜMÜNÜN AYRINTILARI
İlerleme
Raporu'nda, Türkiye'nin imzaladığı Ek Protokol (Ankara
Anlaşması) uyarınca Kıbrıs Rum kesimi dahil 10 yeni AB
üyesi için ulaşım üzerindeki kısıtlamalar dahil,
malların serbest dolaşımını sağlamakla yükümlü olduğu
belirtilerek, "AB bunu yakından izlemeyi sürdürecek ve 2006
yılı içinde tam uygulama yapılıp
yapılmadığını değerlendirecek" ifadesine yer
verildi.
Türkiye'nin pek çok fırsatta Kıbrıs'ta BM önderliğinde
kapsamlı bir çözüme bağlı kaldığını ifade ettiği
hatırlatılan raporda, teknik komitelerin oluşturulması
konusunda da Türkiye'nin Ada'daki her iki topluma desteğini
yinelediği ifade edildi.
Raporda, Türkiye'nin Ek Protokol'ü tam olarak uygulamadığı ve
limanlarını Kıbrıs Rum kesimi bayraklı gemilere
açmamayı sürdürdüğü tespitleri yapılarak, bunun malların
serbest dolaşımını kısıtladığı ve
Gümrük Birliği anlaşmasının ihlali anlamına
geldiği iddia edildi.
Benzer kısıtlamaların hava ulaşımında da söz
konusu olduğu kaydedilen raporda, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan
ve Dışişleri Bakanı ve Başbakan
Yardımcısı Abdullah Gül başta olmak üzere Türk
yetkililerinin, KKTC üzerindeki izolasyonlar kaldırılmadan Ek
Protokol'ün uygulanmayacağını birçok kez dile getirdikleri
anımsatıldı.
Buna karşın AB'li yetkililerin, "KKTC'nin durumunun
limanların açılması konusuyla
irtibatlandırılmaması" gerektiğini söyledikleri
belirtilen raporda, Ek Protokol'ün uygulanmasının Türkiye'nin yasal
yükümlülüğü olduğu ileri sürüldü.
AB Komisyonu İlerleme Raporu'nda Türkiye'nin Kıbrıs için
"Eylem Planından" da bahsedildi.
Raporda, Türkiye'nin Kıbrıs Rum kesiminin OECD gibi uluslararası
örgütlere katılımını veto etmeyi sürdürdüğü de dile
getirildi.
BARROSO:
KIBRIS SORUNU SÜRSE DE MÜZAKERELER DEVAM EDECEK
Avrupa
Birliği Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso da
Kıbrıs sorunu sürse de Türkiye-AB müzakerelerinin
dondurulmayacağını, 'diplomatik çabalara bir şans vermek
istediklerini' belirtti.
Barroso,
Türkiye'nin Kıbrıs ile ilgili yükümlülüklerini önümüzdeki aralık
ayından önce yerine getirmesi gerektiğini vurguladı.
İLERLEME
RAPORUNDAN BAŞLIKLAR
Türkiye
İlerleme Raporu'nu yayımlayan AB Komisyonu, imzalanan Ek Protokol'e
(Ankara Anlaşması) karşın limanların ve
havaalanlarının Kıbrıs Rum kesiminin kullanımına
açılmadığı tespitinde bulunarak, AB'nin gelişmeleri
yakından izlemeyi sürdüreceğini ve 2006 yılı bitmeden
değerlendirme yapılacağını bildirdi.
Geçen
yıl 140 sayfalık rapor yayımlayan, bu yılki raporunu 75
sayfada tutan AB Komisyonu, Türkiye'nin AB'ye üyelik
hazırlığını hem siyasi ve ekonomik açıdan, hem de
fasıllar itibariyle inceleyerek son 1 yılda bu doğrultuda
kaydedilen gelişmelere değindi.
OMBUDSMANLIK
Türkiye'de
reform sürecinin yavaşladığından bahsedilen ve halen
çalışmaları süren 9'uncu reform paketinin bu rapor dönemine
yetiştirilemediği anlatılan İlerleme Raporu'nda,
Ombudsmanlık müessesesinin getirilmesinden övgüyle söz edildi.
SİVİL-ASKER
İLİŞKİLERİ
Sivil-asker
ilişkileri kapsamında Türkiye'nin AB standartlarını
yakalama yolunda bazı ilerlemeler sağladığı,
sivillerin askeri mahkemelerde yargılanmasının önüne
geçildiği belirtilen raporda, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin siyaseti
önemli oranda etkilemeyi sürdürdüğüne vurgu yapıldı. Raporda
buna örnek olarak bazı üst düzey askerlerin Kıbrıs, laiklik,
Kürt sorunu ve Şemdinli olaylarıyla ilgili yaptıkları
açıklamalar verildi.
TCK 301
Yargı
alanında Türkiye'nin yaptığı düzenlemelere ve yargı
mensuplarının eğitilmesine rağmen, özellikle Türk Ceza
Kanunu'nun 301'inci maddesinin şiddet içermeyen fikirlerin ifadesini
kısıtlamaya yönelik kullanılmasından şikayet edilen
raporda, Şemdinli olayları örnek gösterilerek, Hakimler ve
Savcılar Yüksek Kurulu'nun işleyişinin şüphe
uyandırdığı ifade edildi.
YOLSUZLUK
İlerleme
Raporu'nda yolsuzlukla mücadelede Türkiye'nin son 1 yılda özellikle kamu
yönetiminde şeffaflık açısından sınırlı
ilerleme sağladığından bahsedilirken, "Buna
karşın yolsuzluk yaygınken yolsuzlukla mücadele kurumları
ve politikaları zayıf kalıyor" denildi.
AZINLIKLAR
Türkiye'nin
azınlık haklarına yaklaşımı değişmedi.
Türk yetkililere göre 1923 tarihli Lozan Anlaşması uyarınca
Türkiye'deki azınlıklar Yahudiler, Ermeniler ve Rumlar olmak üzere
gayrimüslimlerden oluşuyor. Fakat ilgili uluslararası ve Avrupa
standartlarına göre Türkiye'de azınlık olarak
tanımlanabilecek başka toplumlar da bulunuyor.
AİHM
İnsan
hakları ve azınlıkların korunması kapsamında
Türkiye aleyhinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde (AİHM)
açılan davalara yer verilirken, son bir yılda insan haklarıyla
ilgili bazı uluslararası sözleşmelerin kabul edildiğine
dikkat çekildi ve özellikle insan hakları kurumsal alt
yapısının geliştirilmesi istendi.
İŞKENCE
Raporda,
işkence ve kötü muameleyle ilgili davaların azalmaya devam
ettiği kaydedildi ve adli tıp muayenesinin kalite ve gizlilik
açısından güçlendirilmesi gerektiği belirtildi.
YEREL DİL VE LEHÇE
AB
Komisyonu İlerleme Raporunda, yerel dil ve lehçelerde yayın konusunda
bazı ilerlemelerin sağlandığı da ifade edildi.
HRANT DİNK
İfade
özgürlüğü kapsamında TCK 301'inci maddenin engel
oluşturduğundan bahsedilen raporda, gazeteci Hrant Dink'e verilen
cezanın Yargıtayca onaylandığına dikkat çekildi.
Raporda, 301'inci maddenin AB standartlarının yakalanması
açısından değiştirilmesine ihtiyaç duyulduğu ve yeni
yürürlüğe giren terörle mücadele yasasının ifade özgürlüğü
açısından endişe yarattığı belirtildi.
RUHBAN OKULU
Dini
özgürlükler başlığı altında Heybeliada Ruhban
Okulunın hala kapalı tutulmasından, dini azınlık
vakıflarının mal edinme haklarıyla din adamı
yetiştirmelerinin kısıtlandığından bahsedilen
raporda, misyonerlik faaliyetlerine Diyanet İşleri
Başkanlığı tarafından hazırlanan vaazlarda ve
yayınlarda "düşmanca yaklaşıldığı"
iddia edildi.
ALEVİLER
İlerleme
Raporunda Alevilere de yer verilirken, cemevlerinin açılmasında
sorunlarla karşılaşıldığı ve ibadet yeri
olarak görülmeyen cemevlerinin kamu fonlarından
yararlanamadığı belirtildi.
Okullardaki zorunlu dini eğitimin Alevi çocuklarını
bilgilendirici unsurları içermediği kaydedoilen raporda, önümüzdeki
yıldan itibaren bu boşluğu doldurmak için hazırlıklar
yapıldığı dile getirildi.
TÖRE CİNAYETLERİ
Raporda
aile içi şiddet, namus cinayetleri, kız çocuklarının okula
gönderilmemesi, siyasette kadınların yeterince temsil edilmemesi gibi
kadın-erkek eşitliğini ilgilendiren konulara da
değinilirken, genel olarak Türkiye'de kadın haklarıyla ilgili
bilinçlenmenin arttığına dikkat çekildi.
İlerleme Raporunda, sendikal haklarla ilgili Türkiye'nin son bir yılda
hiçbir ilerleme kaydetmediği savunuldu.
DOĞU VE GÜNEYDOĞU'DAKİ DURUM
Raporda, kültürel haklar kapsamında Türkiye'nin iki yerel kanalla bir
radyoya Kürtçe yayın izni verdiği anımsatıldı, ancak
zaman kısıtlaması uygulaması eleştirildi. Raporda,
Türkiye'de ana dili Türkçe olmayan çocukların okullarda ana dillerini
öğrenemedikleri kaydedildi.
AB Komisyonu İlerleme Raporunda Doğu ve Güneydoğu'daki durum
başlığı altında terörizmden zarar görenlere tazminat
ödendiği hatırlatılarak, AB terör örgütü listesinde bulunan
PKK'nın Kasım 2005 ve Haziran 2006 tarihleri arasında 774
saldırıda bulunduğu ve bunların sonucunda 44 asker, 5 polis
ve 13 sivilin hayatını kaybettiği ifade edildi.
ŞEMDİNLİ
Şemdinli
olaylarına da değinilen raporda, iddiaları araştırmak
üzere oluşturulan TBMM komisyonunun raporunu henüz
yayımlamadığı belirtildi.
ROMANLAR
Raporda,
Romanlara da yer verilirken, Bilgi Üniversitesi tarafından yapılan
yeni bir araştırmaya dayanılarak Türkiye'de 2 milyon Roman nüfusunun
bulunduğu kaydedildi.
EGE
İlerleme
Raporunda Ege Denizi'nda meydana gelen ve Yunan pilotun ölmesiyle sonuçlanan
"it dalaşı" da anımsatılarak bu tür
olayların önlenmesi için iki ülke arasında doğrudan hat
kurulması dahil alınan önlemlere yer verildi.
LİMANLAR
AB
Komisyonu raporunda, fasıllar itibariyle yapılan değerlendirmede
ise Türkiye'nin limanlarını Rum kesimi gemilerine açmamasına,
malların serbest dolaşımı, ulaşım
politikası, gümrük birliği ve dış ilişkiler
fasıllarında değiniliyor.
ÖCALAN
Raporda,
tartışmalara neden olduğu için terör örgütü PKK'nın lideri
Öcalan'ın isminin önüne Bay anlamına gelen Mr.
kısaltması konmadı.
HURRIYET
08/11/06
Finlandiya'nın Kıbrıs
önerilerinin tam metni yayınlandı
LEFKOŞA (A.A)
Kıbrıs Rum kesiminde yayımlanan Politis gazetesi,
Finladiya'nın Kıbrıs ile ilgili önerileri ve Kıbrıs
Rum yönetiminin de buna karşı sunduğu önerilerin tam metnini
yayımladı.
Gazeteye göre, AB'nin Finlandiya Dönem
Başkanlığı, sunulan bütün karşı önerileri reddediyor.
Finlandiya, ne Ercan Havaalanının açılmasını, ne de
kapalı Maraş'ın Rumlara iadesini ele alıyor.
Fin formülünün Maraş'ın iadesine ilişkin Rum
taleplerine uzak olduğunu, ancak aynı zamanda Türk
tarafının Ercan Havaalanının açılması talebini de
reddettiğini yazan Politis, Fin formülünün özellikle kapalı
Maraş'ın ara bölge statüsü kazanmasını öngördüğünü,
böylece Kıbrıslı Rumların Maraş'a dönüşünü,
Kıbrıs sorununun kapsamlı çözümü çerçevesine soktuğunu
belirtti.
Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulas, Maraş'ın eski
sakinlerinin (Rumların) 18 ay içerisinde geri dönmeleri yolunda
karşı öneride bulundu ve Finlandiya bu öneriyi kabul etmedi.
Güney Kıbrıs'ın tezleri ile Finlandiya'nın
Türkiye-Avrupa ilişkilerinde krizden kaçınılmasına yönelik
önerileri arasında bariz ve üzerine köprü kurulamaz ayrılıklar
bulunduğunu kaydeden gazete, şunları yazdı:
Halen canlı ve AB Dönem Başkanlığı ile
ilgili taraflar arasında görüşme metni olmaya devam eden Fin formülü,
Kıbrıs Rum tarafının kapalı Maraş'ın
sakinlerine iade edilmesi tezinden çok uzaktır. Bu öneri olduğu gibi
kabul edilirse, kapalı bölge ara bölge statüsü kazanacak ve akıbetine
ilişkin kararı her iki taraf verecek. Yani, Maraş'ın iade
edilip edilmeyeceği Kıbrıs sorununun çözümüyle
bağlantılı olacak. Fin formülünde, Maraş'ın iskana
kapalı kalacağı, ancak yeniden imar hazırlıkları
için yalnız kısıtlı teknik içerikli çalışmalar
yapılabileceği kesin şekilde ifade ediliyor.
FİN FORMÜLÜ
Politis gazetesinin haberine göre, daha önceden, son kabul edilme
tarihi bugün (8 Kasım) olarak belirlenen Fin formülünün tam metni
şöyle:
Aşağıdaki unsurlar, Türkiye ile ilgili
İlerleme Raporunun açıklanmasından önce üzerinde
uzlaşılacak paket çözümü oluşturacak:
1- Doğrudan Ticaret Tüzüğü belirli bir zaman
aralığı için (mesela 2 yıl) benimsenecek,
2- Mağusa Limanı:
- Aynı zaman dilimi için açılacak,
- Doğrudan Ticaret Tüzüğü hedefleri için Avrupa Komisyonu
tarafından idare edilecek.
3- Kapalı Maraş BM Barış Gücünün (UNFICYP)
denetimine verilecek:
- Türk ordusu çekilecek,
- Maraş iskana kapalı kalacak, ancak gelecekte kullanılacak olan
teknik çalışmaların hazırlığı
sınırlı ölçüde başlayabilir.
4- Türkiye limanlarını ve hava sahasını
'Kıbrıs' gemi ve uçaklarına açma konusunda ilerleme
sağlayacak.
5- Üye ülkeler, Gümrük Birliği başlıklarının
bu arada nasıl ilerleyeceğine karar verecek.
PAPADOPULOS'UN YANITI:
Gazeteye göre, Kıbrıs Rum tarafı, karşı
önerilerini yazılı olarak sundu. Bu önerilerin ana felsefesi,
Mağusa Limanı'ndaki egemenlik hakkının idamesi ve
kapalı Maraş bölgesinin Kıbrıs Cumhuriyetinin tam
denetimine verilmesi.
Kıbrıs Rum yönetiminin karşı önerisinin tam
metni şöyle:
1- Doğrudan Ticaret Tüzüğü belirli bir zaman
aralığı için (mesela 2 yıl) benimsenecek,
- 10. Protokolün altında benimsenecek,
- Doğrudan ticaret yalnız Mağusa Limanı
aracılığıyla yapılacak,
- Limanın kapalı ilan edildiği emirname doğrudan ticarete
olanak vermeye yetecek ölçüde geri alınacak,
- Uluslararası Denizcilik Örgütüne bilgi verilecek,
- Doğrudan ticaret Avrupa Komisyonu idaresinde olacak.
2- Kapalı Maraş bölgesi; ulaşım geçitleri de
dahil olmak üzere, UNFICYP'e teslim edilecek. Bölgenin statüsü ve UNFICYP'in
rolü Güvenlik Konseyinin ilgili kararlarınca yönlendirilecek.
- Türk askeri ve vatandaşları çekilecek,
- Yasal sakinlerin (Rumların) gelecekteki kullanımlarına dönük
hazırlıklara ilişkin teknik çalışmalar
başlayacak,
- Maraş'ta mülkiyet hakkı bulunan kişiler mülkiyet
haklarını mümkün olan en kısa zamanda kullanacaklar,
- Belirlenmiş hazırlık döneminin (2 yıl) hitamından
veya Kıbrıs sorununa kapsamlı çözüm bulunduktan sonra (hangisi
önce olursa) sakinlerinin Maraş'a dönmelerine izin verilecek,
- UNFICYP'e devredilmesi söz konusu olan bölgede AB müktesebatının
ertelenmesinin kaldırılmasına özellikle dikkat edilmesi
gerekir.
HURRIYET
08/11/06
Talat: Fin önerisinin şansı
yok
LEFKOŞA (A.A)
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Avrupa Birliği (AB)
dönem başkanı Finlandiya önerilerinin baştan itibaren dengesiz
doğduğunu belirterek, önerilerin ileriye götürülme şansı
olmadığını söyledi.
Cumhurbaşkanı Talat, Bayrak Televizyonunda (BRT)
yayınlanan Akis programında yaptığı açıklamada,
AB'nin Kıbrıs Rum tarafının kaygılarını
dikkate alarak hareket ettiğini, bunun da Rumların BM değil AB
sürecini öne çıkarmasına neden olduğunu belirterek, kendilerinin
bunu kabul edemeyeceğini vurguladı. Talat, AB'ye, Rum
tarafını BM sürecine dönmesini zorlayacak adım atması
çağrısı yaptı.
Finlandiya önerilerinin heba edilmesinin nedeninin
Kıbrıs Rum tarafının tutumu olduğunun altını
çizen Cumhurbaşkanı Talat, şöyle dedi:
Finlandiya, önerileriyle ilgili daha 'bitmedi' diyor, ancak bana
sorarsanız bu önerilerin ne yöntemsel ne de planın içeriği
olarak yürüme şansı var. Çünkü öneriler baştan itibaren dengesiz
doğdu, daha da önemlisi usul olarak çok yanlış bir şekilde
geliştirildi. Usul doğru olsaydı bir şans olabilirdi ama
olmadı.
Talat, bütünlüklü çözümün parçası olan unsurların, bütünlüklü çözümün
parçası olmayan unsurlarla karşılaştırılarak
gündeme getirilmesinin doğru bir yöntem olmadığını
kaydetti.
İZOLASYONALAR
Uluslararası izolasyonun kalkmasını istediklerini,
izolasyonların kalkması halinde, Kıbrıs Rum
tarafının Kıbrıs Türk tarafını baskı
altına alarak asimile etme politikasından vazgeçeceğini anlatan
Talat, şunları söyledi:
Bize sadece izolasyonların kaldırılması yetmez. Bizim
hedefimiz Tayvanlaşmak değil. Hedefimiz siyasi eşit bir toplum
olarak dünyaya siyasal olarak açılarak, birleşik bir
Kıbrıs'ın eşit bir parçası, ortağı olarak
dünya tarafından tanınmak istiyoruz. Bunun için izolasyonun
kalkmasını istiyoruz. Çünkü, ancak o zaman Kıbrıs sorununda
ilerleme olabilir. Hedefimiz bütünlüklü çözümdür.
ANNAN'LA GÖRÜŞME
Cumhurbaşkanı Talat, kısa süre içinde BM Genel Sekreteri Kofi
Annan'la bir görüşme daha yapacağını açıkladı.
BM Genel Sekreterinin Siyasi İşlerden Sorumlu
Yardımcısı İbrahim Gambari'den uzun bir zamandır
mektup beklediklerini ifade eden Talat, Kıbrıs Rum
tarafının bu mektubun Kuzey Kıbrıs'a
ulaşmasını da engellediğini ve çözüm için her türlü
tıkanıklığı yarattığını kaydetti.
Talat, Rum tarafının bilinçli olarak 8 temmuz mutabakatının
yürürlüğe girmesini engellediğini söyledi. Talat, şöyle
konuştu:
Anladığım kadarıyla Papadopulos 8 temmuz
mutabakatından vazgeçti. AB sürecine ağırlık veriyor. BM
sürecini reddetmeden Gambari'nin mektup yazmasını engelleyerek,
uyutarak ve o süreci öldürmek istiyor buna izin vermeyeceğiz.
-AB'YE ÇAĞRI-
Kıbrıs sorunu devam ettikçe, AB-Türkiye ilişkilerinde sorunlar
olacağını söyleyen Talat, bunun için Kıbrıs sorununun
çözümlenmesi gerektiğini belirtti. Talat, verdiği sözleri tutmayarak
Kıbrıs Türkünü kıran AB'ye şu çağrıyı
yaptı:
-Kıbrıs Rum tarafı sizin üyenizdir. Bölünmüş devletini
artık birleştir diye bir çağrı yapın. Avrupa,
Avrupa'nın birleşmesi için AB'yi kurdu, siz ise bölünmüş bir
ülkeyi aldınız ve bölünmüş ülkenin liderliği bölünmenin
devamı için çalışıyor. Ona, 'bir numaralı sorumlu
sensin, adanı birleştir, birleştirmezsen eğer sana
karşı şunları yapacağız' deyin.
-Kıbrıs Rum tarafı BM zemininden kaçarak avantajlı
olduğu AB zeminine sorunu taşımaya çalışıyor. AB açıkça,
net bir çağrıda bulunmalı ve üyesi konumunda olan
Kıbrıs Rum tarafını da zorlamalıdır. BM sürecine
destek vermeli ve Rum tarafına da 'sen de git BM sürecindeki müzakerelere
otur bu şemsiye altında varılan mutabakatlara saygılı
ol' demelidir. Avrupa Konseyi, bütünlüklü çözüm için BM Genel Sekreterinin
aktif çaba üstlenmesi çağrısı yapmalıdır.
-Siz, AB olarak izolasyonları kaldırma kararı alırken Annan
Planına 'evet' diyen Kıbrıs Türklerini onore etmek için bu
kararı aldınız, Rum tarafını takdir ya da teselli
etmek gibi bir yükümlülüğünüz yoktur. Bizim izolasyonların
kaldırılması karşılığında bir şey
verme yükümlülüğümüz yoktur. Siz izolasyonları kaldırın
Maraş'ı buna karıştırmayın.
-Kıbrıslı Türkler AB kurumlarında rakipleri, muhalifleri
tarafından temsil ediliyor. Nerede görüldü böyle bir şey? Yani
Belçika'da Valonları Flamanlar temsil edebilir mi?
-KKTC, KENDİ KENDİMİZİ YÖNETME
MEKANİZMAMIZDIR-
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs Rum
tarafının, kendilerinin statü yükseltme peşinde olduğu
yönündeki iddialarının anımsatılması üzerine,
kendisinin Kıbrıs Türk tarafının statüsünü yükseltme gibi
bir kaygısı olmadığını ifade ederek, şöyle
konuştu:
Benim statüm Papadopulos'un statüsü kadar yüksektir. KKTC,
Kıbrıs Türk halkının iradesiyle kuruldu ve yürüyor. KKTC
adına benim hiçbir endişem yok. KKTC, hem çözüm şartlarında
hem de çözümsüzlük koşullarında bizim ihtiyacımız olan
kendi kendimizi yönetme mekanizmamızdır. Bunun seviyesi de bir devlet
olarak en üsttedir. Seviyeyi yükseltme gibi bir ihtiyacımız yoktur.
Tanınmasını istiyoruz diye bir kanıt gösteremezler. Biz
birleşmeden yana net bir tavır ortaya koyduk. Rumlar kendilerine
baksınlar. Bölünmenin devamının ve derinleşmesinin sorumlusu
Rum tarafıdır.
Talat, mesajlarının Rum tarafına yeterince
ulaşmadığını, bunun Papadopulos yönetimi
tarafından engellendiğini söyledi.
Cumhurbaşkanı Talat, KKTC'deki muhalefet partilerinin meclise
girmemesi durumu sonucu yaşananlarıysa 'vahim bir durum'
şeklinde yorumladı.
HURRIYET
08/11/06
Rumlar
canlı yayında 'horon tepti'
Hürriyet
İnternet
CNN TÜRK'ün AB Komisyonu'nun önünden yaptığı canlı
yayın, Rumlar'ın ilginç protestosunu da ekrana getirdi.
AB, Türkiye ile müzakerelerin geleceğini belirleyecek İlerleme
Raporunu görüşürken CNN TÜRK de AB Komisyonu binasının önünden
canlı yayın yaptı.
Brüksel'den yapılan canlı yayınlarda raporla ilgili konuklara
sorular soruldu. Ancak Avrupa Parlamentosu'nun Hollandalı Hıristiyan
Demokrat Parlamenteri ve Türkiye raportörü Camiel Eurlings'in canlı
yayına alındığı sırada ilginç bir protesto ekrana
yansıdı. Bir grup Rum gösterici Karadeniz'in horonuna benzeyen bir
milli folklar oyunu ile protesto gösterisi yaptı. İşte ilginç
protestonun görüntüleri...
HURRIYET
08/11/06
BBC: Türkiye ilk kez bir başörtülü first-lady
görebilir!
Türkiyedeki türban sorununu inceleyen BBC,
Türkiyedeki kadınların yüzde 63ünün başını
örttüğünü ancak bu kadınların üniversitelere ve meclise
giremediğini belirtti. Haberde ayrıca Cumhuriyetin kuruluşundan
bu yana Cumhurbaşkanlarının hep laik olduğu ancak bu kez
Türkiyenin ilk kez bir başörtülü first-lady" görebileceği
kaydedildi.
Modern Türkiyeden bir görüntü olarak
İstanbuldaki İstiklal caddesinde kol kola yürüyen biri uzun etekli
ve başörtülü, diğeri dar kıyafetli ve saçları dalgalanan
iki kızı gösteren BBC, ancak özel ya da devlete ait herhangi bir
üniversitede başörtüsünün görülemediğini aktardı.
Meclisteki hiçbir bayan milletvekilinin
başını örtemediği kaydedilen haberde, bu yıl
Cumhuriyet Bayramı resepsiyonuna da başörtülü bayanların davet
edilmediği belirtildi.
CUMHURBAŞKANI HEP LAİK ÇEVREDEN
SEÇİLDİ"
Çoğunluğu Müslüman olan Türkiyenin
sıkı laik bir cumhuriyet olarak kurulduğu ifade edilen haberde,
Mustafa Kemal Atatürkün Cumhuriyeti kuruşundan bu yana
Cumhurbaşkanlarının hep laik çevrelerden çekildiği
kaydedildi.
Haberde, ancak şimdi AKPnin iktidarda
olduğu ve gelecek bahar partinin
Cumhurbaşkanlığını da alabileceği belirtildi.
Haberde böylece ilk kez bir cumhurbaşkanı eşinin başörtüsü
takacağı ifade edildi.
Bu ay sonunda açıklanacak bir kamuoyu
yoklamasından sızan bilgilere göre Türk kadınlarının
yüzde 63ünün ev dışında başörtüsü taktığı
kaydedilen haberde, ancak bu kadınların başlarını
çoğunlukla geleneksel bir biçimde kapattığı, türban takan
kadınların oranını ise yüzde 11 olduğu belirtildi.
MILLIYET
08/11/06
Genelkurmay'dan Ermeni iddialarına belgelerle
yanıt
Genelkurmay Başkanlığı, 1915
yılında çıkarılan Tehcir Kanunu ile ilgili orijinal
dokümanlar ve fotoğrafları, İstanbuldaki Harbiye Askeri
Müzesinde oluşturulan "Belgelerle Ermeni Sorunu Salonu"nda
sergiliyor.
Asılsız Ermeni iddialarının
ardındaki gerçekleri su yüzüne çıkarmak için hazırlanan salonda,
Tehcir Kanununun uygulanması ile ilgili Bakanlar Kurulu kararı, tehcire
tabi tutulan Ermeni vatandaşların illere göre
dağılımlarını gösteren liste, katledilen masum Türk
halkın fotoğrafları, Osmanlı İmparatorluğu
ordusunda görev yapmış Ermeni vatandaşlarla ilgili resmi
yazışmalar ve 1921 yılında Berlinde bir Ermeni tarafından
öldürülen Sadrazam Talat Paşanın üzerinden çıkarılan
kanlı gömleği sergileniyor.
Salonda sergilenen orijinal Osmanlıca
dokümanların Türkçe ve İngilizce çevirileri de yer alıyor.
Belgelerle Ermeni Sorunu Salonunda yer alan
Ermenilerin Göç Ettirilmesi Hakkındaki Bakanlar Kurulu Kararı,
Kazım Karabekir Paşanın Ermenilerin yaptıkları
katliamı bildiren raporu, Osmanlı Ordusunda görevli Ermenilerin
listesi, Talat Paşanın Ermeni komitacıların
tutuklanması emri, Tehcire tabii tutulan Ermenilerin oturdukları
yerler ve sayıları ile Ermeni mezalimine uğramış
Türklerin fotoğrafları aynı zamanda Genelkurmay
Başkanlığının internet sitesinden de
yayınlanıyor.
MEZALİMİN FOTOĞRAFLARI
Salonda, Ermenilerin yaktıkları Kars
çarşısı, Erzurumda Türklerin içine doldurularak
yakıldığı konak, kasığından ve
bacağından yaralanmış küçük bir Türk çocuğu, Ermeniler
tarafından tahrip edilen bir kasaba önünde Mezalimi İnceleme Heyeti,
Karsta Ermeniler tarafından birbirlerine bağlanarak canice öldürülen
Türk askerlerinin fotoğrafları yer alıyor. Salonda, sedyelere
konmuş şehit kadın ve çocuklar, Ermenilerce karnında
ateş yakılmak ve yüzleri kesilmek suretiyle öldürülen Türkler,
Ermenilerin tahribinden sonra Erzurumdan görünüm (1918), Bayburtta Ermenilerin
katlettiği siviller, Hasankalede Ermeniler tarafından yaralanan
Türkler, 13 Şubat 1918de Erzincanda Hacı Müştak Efendinin
evinde katledilen çocuklar ve aile bireyleri, Karsta ayakları
başlarına bağlanarak katledilen Türkler, Erzincanda Ermeni mahallesinde
hapsedildikten sonra 12 Şubat 1918 tarihinde yakılan Türklere ait
cesetlerin fotoğrafları da sergileniyor.
Erzurumun Alaca Köyü sakini 250 Türkün
binalara doldurularak dökülen benzinle yakılmalarının
ardından saat 06.00da çekilen fotoğrafın da yer
aldığı salonda, Bayburtta katliamdan kaçamayan Türkler,
Erzurumun Alvar köyünde Ermeni saldırısına uğrayan anne ve
çocukları, Erzincanda katledilen çocuklar, kadınlar ve erkekler, Ermeniler
tarafından kuyulara atılmış ve vücutlarının
çeşitli yerleri balta ile parçalanmış şehitlerin (10
Şubat 1918) fotoğrafları da Ermeni iddialarını
yalanlıyor.
Fotoğraflar arasında, üzerlerinde
yapılan aramada bomba çıkan Ermeni komite üyelerinin de
fotoğrafları sergileniyor.
MILLIYET
08/11/06
Financial
Times Türkiye özel sayfası yaptı: Tansiyon yükselecek
İngilterede yayımlanan günlük ekonomi ve siyaset gazetesi Financial
Times, ABnin ilerleme raporunun yayımlanması öncesinde
hazırladığı Türkiye sayfasında "Çıkmaz sokak
mı? Neden Türkiyenin batıya olan uzun yolculuğu tehlikeye
düştü?" sorularına yer verdi.
"Brükselde Ankara ile yürütülen üyelik
müzakerelerinin askıya alınması tehlikesinin her geçen gün daha
çok korkuttuğunu" yazan gazete, "bunun da politikacı ve
yatırımcıları rahatsız ettiği" görüşünü
dile getirdi.
"Türkiye-AB ilişkilerinde tansiyonun
ilerleme raporunun açıklanmasıyla yükselebileceğini" öne
süren gazete, "Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Ali
Babacanın Türkiyenin üyelik sürecinin sadece Türkiye ve AB için
değil, Avrupanın geleceği açısından da hayati önem
taşıdığına dikkat çektiğini" yazdı.
Gazete, "Babacanın müzakerelerin
bazı güçlüklerden dolayı kesintiye uğraması halinde
sonucunun felaket olacağı yolundaki uyarısına" da yer
verdi.
"Kalabalık, fakir, Müslüman ancak laik
Türk milletinin 1923 yılından bu yana Avrupanın
kapısını çalmakta olduğunu" yazan FT, "ilerleme
raporunun açıklanmasıyla birlikte Türkiye ile Avrupa arasındaki
problemlerin dünyanın dikkatine sunulmuş
olacağını" bildirdi.
"Bazı AB yetkililerinin, raporun,
Ankaranın AB ile yürüttüğü müzakerelerin askıya
alınmasına yol açacak büyük bir kriz yaratmasından ve ülkenin
150 yıllık modernizasyon ve batılılaşma hamlesinin
kesintiye uğramasından çekindiğine" dikkat çekilen FTnin
haber-analizde, "aslında müzakerelere başlanmasından iki
yıl sonra duruma bakıldığında her iki tarafın da
birbirini taahhütlerini yerine getirmemek konusunda eleştirmekte
haklı olacağı" ifade edildi.
"Süreçteki güçlükler yüzünden Türkiyede
kamuoyunun AB üyeliğine verdiği desteğin düştüğü"
savunulan haber-analizde, "2004 yılında yüzde 67 olan AB
sürecine desteğin, bugün yüzde 32 olduğu" belirtildi.
AB ile Türkiye arasındaki önemli gerginlik
unsurlarından birini oluşturan Kıbrıs konusundaki
gelişmelerin özetlendiği haber-analizde, "konunun, bugünkü
ilerleme raporunda bir kırılma noktası olarak yer
alacağı" öne sürüldü.
"Bütün göstergelerin, konunun Aralık
ayı ortalarında yapılacak AB liderler zirvesine
kalacağına işaret ettiği" belirtildi.
Gazetenin haber-analizde, "AB
yetkililerinin iki gelişmeden her şeyden çok çekindikleri, bunlardan
birincisinin AB zirvesinde de liderlerin bir anlaşma
sağlayamaması ve görüşmelerin teknik olarak askıda
kalması olduğu" kaydedildi.
"İkinci gelişmenin ise
Türkiyenin sürecin bir noktasında ABnin taleplerini çok yüksek bularak
kendi isteğiyle AB sahasını terk etmesi olduğu"
ifade edildi.
Gazete, "korkulara rağmen, Türkiyenin
AB üyeliğini destekleyen AB yetkililerinin morallerini yüksek tutmaya çalıştıklarına,
dönem başkanı Finlandiyanın çabalarının bir umut
yarattığına" işaret etti.
"Bu kez sonucun büyük ölçüde belirsiz
olduğu" kaydedilen haber-analizde, "en kötüsü de Türk ve Avrupa
halklarının birbirlerinden görülür biçimde uzaklaşıyor olması"
görüşü dile getirildi.
MILLIYET
08/11/06
AB ile beş kritik
hafta...
FAZLA merak edilecek bir tarafı kalmadı. AB Komisyonu'nun bugün
yayımlanacak Türkiye ile ilgili İlerleme Raporu ve Stratejik
Belgesi'nin içeriği ana hatlarıyla artık belli.
Raporun çeşitli bölümleri, peyderpey basına sızdı (veya
sızdırıldı). Strateji Belgesi de önceki akşam
gazetelere ulaştı.
Birbirini tamamlayan iki dokümana da soğukkanlılıkla
baktığımızda şimdilik kriz yaratabilecek veya
temasları sona erdirecek bir durumun olmadığını
görebiliriz.
İlerleme Raporu, her zamanki gibi, Türkiye'nin yıl içindeki
performansıyla ilgili tespitler yapıyor. Demokratik reformlardan
sağlığa, eğitimden güvenliğe kadar çeşitli
alanlarda ülkede olup bitenlerin fotoğrafını çekiyor, buna
eksikleri veya yetersizlikleri de ekleyerek bir durum değerlendirmesine
yer veriyor.
Kuşkusuz raporun bazı kısımları, hoşa gitmeyecek
eleştirel ifadeler taşıyor. Aynen bundan önceki raporlar gibi...
Ancak sadece bu bölümlere bakıp raporu bütünüyle olumsuz saymak
yanlış olur. Bunun kabul edilemeyecek tarafı varsa, gereken
tepki gösterilir veya bunun tartışması yapılır...
Komisyon'dan zirveye...
Asıl önemli olan husus, Strateji Belgesi'nin -başta dolaşan
söylentilerin aksine- Türkiye ile müzakerelerin, özellikle Kıbrıs nedeniyle,
askıya alınması gibi olumsuz bir tavsiyede
bulunmamasıdır. Bu belgede Türkiye aleyhine açık bir suçlama
veya tehdit yok. Kıbrıs Rumlarına limanların
açılmasıyla ilgili kararın 14-15 Aralık zirvesinde
alınmasını öneriyor ve o tarih öncesinde bir ek rapor
yayımlanacağını bildiriyor.
Kısacası, genel olarak rapor ve belge engellerin
aşılması için tam 5 haftalık bir zaman tanıyor.
Bu engellerden biri -ve en önemlisi- Kıbrıs Rumlarına
limanların açılmasıyla ilgili. "Fin formülü"nün suya
düşmesine rağmen, AB dönem başkanlığı ve
Komisyonu bir çıkış yolu bulma çabalarını sürdürecek.
Bu iki ay içinde bir şekilde mutabakat sağlanırsa, ne âlâ. Aksi
halde Türkiye limanlarını açmamakta ısrar ederse AB liderleri
neye karar verecek?
Geçen günkü yazımızda belirttiğimiz gibi, müzakereleri topyekûn
askıya almak olasılığı zayıf. AB içinde
çoğunluk Türkiye ile ilişkilerin kesilmesine yol açacak böyle bir
seçeneğe karşı. Zirveden çıkması daha muhtemel görünen
karar, Türkiye ile bazı müzakere başlıklarının
askıya alınması veya dondurulması, ama
başlamış olan sürecin devam etmesidir...
Kıbrıs'tan 301'e...
Kıbrıs işi bazı AB üyelerinin gözünde hak ettiğinin
çok ötesinde büyütüldüğü için, medyada daha çok bu "engel"den
söz ediliyor. Ancak birçok Avrupa ülkesi 301. maddeyi gündemin başına
alıyor ve esas "engel" olarak bunu görüyor.
AB çevrelerinde öyle bir kanı var ki, Türkiye 301. maddeyi
"hallederse", Kıbrıs'la ilgili refleks zayıflayacak,
Türkiye'yi tutan ülkeler Rum cephesinden gelen baskılara karşı
daha fazla direnç gösterebilecektir.
Başbakan'ın ve hükümetin bu soruna yeniden eğilmesi ve bu konuda
gereken yasal değişikliğin yapılabileceği sinyalini
yakması, umut veriyor.
Kıbrıs'la ilgili engelin aşılması için tanınan
süre yasal değişiklikler ve demokratik reformlar alanında yeni
adımların atılması için bir fırsat yaratıyor. Bu
zaman her iki alanda da iyi kullanılırsa, aralık zirvesinden bir
"kaza"nın çıkması önlenebilir.
SAMI KOHEN MILLIYET 08/11/06
İlerleme raporu,
Allah'ın emri değildir
Önümüzdeki günlerde bol bol, Avrupa Komisyonu İlerleme Raporu ve Strateji
Belgesi'nden söz edeceğiz.
Bazılarımız, bu rapordaki eleştirileri, Türklüğümüze
karşı bir hakaret gibi algılayacak ve onur meselesi yapacak.
Yazılanların ne kadarının doğru, ne
kadarının yanlış olduğunu incelemek ve buna göre tepki
göstermek yerine, olayı tümüyle Türklüğümüze, dinimize, hatta toprak
bütünlüğümüze karşı bir saldırı gibi algılayacak.
Satırlar arasında komplo teorileri aranacak. Herkes kendi görüşüne
yakın bölümlerini ön plana çıkarıp yorum yapacak.
Bu yaklaşımla sadece kendimize kötülük edeceğiz.
İlerleme Raporu, her dediği sorgusuz kabul edilmesi gereken bir Allah
emri değildir. Tartışmaya açık bir öneriler dizisidir.
İlerleme Raporu, örneği görülmemiş derecede dengeli bir belge de
değildir.
İlerleme Raporu, Avrupa Komisyonu teknisyenleri tarafından
hazırlanır. Bu insanların Türkiye ile alıp veremedikleri
yoktur. Düzgün bürokrattırlar. İşleri Türkiye'yi engellemek
değil, bu büyük projeyi sonuçlandırabilmektir. Kafalarında gizli
gündem veya siyasi hesaplar yoktur. Aralarında ön yargısı olan
birkaçı çıksa dahi, azınlıkta kalır. Rapor da, üye
ülkelerin Ankara'daki temsilcilerinden, uluslararası
kuruluşların raporlarından, sivil toplum örgütlerinin
bulgularından ve özellikle de Türk basınında çıkan haberlerden
yararlanılarak hazırlanan bir karnedir.
Kopenhag Kriterleri'ne uymayan yaklaşımlar alt alta yazılır
ve her yıl aynı konuda ne kadar mesafe alındığı
kontrol edilir.
Örneğin, Kopenhag Kriterleri'nin en önemlisi, fikir özgürlüğüdür.
Eğer terör çağırısı yapmaz, insanların ölümüne
neden olacak kışkırtmalara girmezseniz görüşlerinizi
açıklayabilirsiniz. Eğer Türkiye'deki gibi "Ermeni
Soykırımı vardır demek Türklüğe hakarettir ve
Türklüğe hakaret de suçtur" diye 301'inci madde gibi bir hilkat
garibesi yaratmaya kalkarsanız, o zaman İlerleme Raporu'na girersiniz
ve sürekli iziniz sürülür. "Başka ülkelerde de 301'inci maddeler
var" diyerek kurtulamazsınız. Zira, başka ülkelerde de
301'inci madde vardır, ancak Almanlığa veya
İtalyanlığa hakaret diye bir suç yoktur. Savcılar ve
yargıçlar Türkiye'deki gibi uygulama yapmazlar.
İlerleme Raporu, Türklüğümüze hakaret edilip edilmediği yönüyle
değil, aksine "Bu yıl neleri başardık, hangilerini
değiştirebildik? Nerelerde geri kaldık acaba?" diye
incelenmesi gereken bir belgedir.
Bu belgede zaman zaman abartılarla karşı karşıya
kalınabilir. Yanlış bilgi de bulunabilir. Eğer bir ölüm
kalım savaşına dönüştürmediğiniz, bir Avrupa
Emirnamesi gibi algılamadığınız taktirde gerçeğe
daha yakınlaşabiliriz.
İlerleme Raporu'nu gerçek boyutlarının dışında
okumamalıyız. Abartılı şekilde ciddiye
almamalıyız. Zira unutmayalım ki, elimizdeki bu rapor basit bir
çalışma kağıdıdır. Bizlere hakaret etmek için
yayınlanmamaktadır. Ayrıca unutmayalım, aynı raporlar
diğer adaylar için de hazırlanmış, diğer aday ülkeler
de eleştirilmiş, yerden yere vurulmuştur. Ancak kimse,
eleştirileri onur meselesi yapmamıştır.
Kavga etmeyelim, sinirlenmeyelim. Aksine, Rapor'dan yararlanmaya bakalım.
Yanlışlarını düzeltelim. Eksikleri tamamlayalım. Kabul
etmeyeceklerimiz olursa, karşı tarafa anlatalım.
Basit bir olayı, Kurtuluş Savaşı'na dönüştürmeyelim.
* * *
AB PROJESİ
ERİYOR HÜKÜMET SEYREDİYOR
45 yıllık Avrupa macerası gözlerimizin önünde eriyor. Her yeni
anket, desteğin biraz daha düştüğünü gösteriyor.
"Tamam mı, devam mı?" sorusunun yanıtı da, 12
Aralık günü Brüksel'deki dorukta anlaşılacak. Sürüne sürüne
giden müzakerelerin askıya alınıp alınmayacağı
kararlaştırılacak. Eğer müzakereler durdurulursa, onlar
muratlarına erecekler, sizler de kerevete çıkıp
seyredeceksiniz...
Dikkat ediyorum, AB projesini destekleyen gazeteler dahi, anket
sonuçlarını sanki başka bir toplumu ilgilendiriyormuş gibi
yayınlıyor. Uzaktan bakıyorlar, üçüncü şahıs dili
kullanıyorlar.
Yine dikkat ediyorum, AB'ye desteğin düşmesinin gerekçesi
anlatılırken hep karşı taraf suçlanıyor. Avrupa
Parlamentosu'nun birbirinden saçma kararları, Türk toplumunu hop oturtup
hop kaldırtan, nasırlarımıza basan konuşmaları, başta
Fransa, Hollanda ve Avusturya olmak üzere, bazı üye ülkelerin kamuoyunu
rencide eden tutumları sayılıyor. Tek sorumlu olarak Avrupa
gösteriliyor.
Hiç kimse, gelinilen noktada bizim sorumluluğumuzu sorgulamıyor.
Koskoca bir projenin yavaş yavaş erimesinin nedenleri
araştırılıyor.
Eline küçük bir çapa geçiren, AB'yi kanatıyor... AK Parti'ye muhalefet
etmek isteyen, AB'ye vuruyor... Gerekçeler çarpıtılıyor,
doğrular karalanıyor...
Ve iktidar, bu manzarayı seyrediyor.
AB projesinden en kazançlı çıkacak olan AK Parti yönetimi, hiçbir
şey yapmıyor.
Suskun şekilde, kendi çocuklarının boğazlanmasını
izliyorlar.
AB konusunda çok duyarlı olduklarını bildiğim dört isim
Tayyip Erdoğan, Abdullah Gül, Ali Babacan ve Beşir Atalay neredeyse
16 aydır ne bir tek tanıtım programını
başlatabildiler, ne hazırlık yaptırttılar.
Merak ediyorum ve AB projesini destekleyenler adına sormak istiyorum:
Neden susuyorsunuz? Neden hareket etmiyorsunuz?
Yarattığınız bir projenin göz göre göre yok edilmesine
nasıl tahammül gösteriyorsunuz?
Bu ekibin AB'ye inançlarının sürdüğünü biliyorum. Aynı şekilde,
2007 yılında AB'ye her zamankinden daha fazla ihtiyaç
duyacakları ortada. O zaman bu katliama neden göz yumdukları daha da
anlaşılmazlaşıyor.
Seçimler nedeniyle, oy kaybettirebilecek reformlardan
kaçındıklarını varsayıyor olsak dahi, kamuoyuna zerk
edilen AB yalanlarını görmezden gelmelerini anlayamıyorum.
Beyler, hadi artık kımıldayın...
Seyircilikten vazgeçin...
Kendi kalenize gol atmayın...
MEHMET ALI BIRAND MILLIYET 08/11/06
AB Komisyonu, Fransa'nın oyununa
gelmedi!
CNN
TÜRK / MİLLİYET
Avrupa Birliği Komisyonu Türkiye'nin
yanında yeraldı. Dünya basınında yeralan endişeli ve
karamsar yorumların aksine Türkiye için bir tavsiye kararı
çıkmadı.
Avrupa Birliği Komiserleri, Türkiye
konusunda uzlaşmaya vardılar. Türkiye'ye bir tavsiyede bulunmama
kararı alındı. AB Komisyonu Türkiye'ye bir aylık süre
tanımaya karar verdi.
AB Komisyonu, Türkiye İlerleme Raporu'nu
açıkladı. Rapor yayımlanmadan hemen önce bir değerlendirme
yapan AB Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso, Türkiye'nin
aralık ayının ortasına kadar deniz ve hava
limanlarını Kıbrıs Rum kesimine açmasını istedi.
Barroso, Kıbrıs sorunu sürse de
Türkiye-AB müzakerelerinin dondurulmayacağını, 'diplomatik
çabalara bir şans vermek istediklerini' belirtti.
Bu çerçevede AB Komisyonu, Kıbrıs
sorunu konusunda bir tavsiye kararı almadı. Komisyon, 'Türkiye
yükümlülüklerini yerine getirmediği' takdirde, aralık ayında
yapılacak liderler zirvesinde tavsiye kararı alacak.
Kıbrıs konusunda üç unsur olması
kararlaştırıldı. Bunlar da şöyle:
" Türkiye'den ek protokolu tam ve
ayrıntısız olarak uygulamasını bekliyoruz.
Yükümlülüklerin yerine getirilmemesi müzakareleri etkileyecektir.
Yükümlülüklerini yerine getirmezse komisyon Aralık ayında Türkiye'ye
bir tavsiyede bulunacaktır."
FRANSA'NIN
ÇABASI YETMEDİ
Fransa, AB Komisyonu'na Türkiye'nin üyeliği
için tüm ülkelerde referanduma gidilmesini yönünde karar
alınmasını istedi.
Fransa hazmetme kapasitesi konusunda strateji
belgesine kamuoyunun görüşlerinin de alınması yönünde bir karar
koydurmak için çaba gösterdi.
Bilindiği gibi Fransa, Türkiye'nin
üyeliği konusunda referanduma gitme kararı almıştı.
Bau kararın benzerlerinin diğer AB ülkelerinin de almasını
isteyen Fransa'nın isteği benimsenmedi.
MILLIYET
08/11/06
Barroso: Türkiye'ye Kıbrıs
konusunda bir şans verdik
AB Komisyonu Başkanı Jose Manuel
Barroso, Türkiye İlerleme Raporunun yayımlanması
dolayısıyla yaptığı açıklamada,
"(Kıbrıs konusunda) Çözüme ulaşmak için diplomasiye bir
şans verdik" dedi.
"Avrupa istikrarlı, demokratik, refah
seviyesini artıran, komşularıyla barış içinde
yaşayan, modernleşme yolundaki ve Avrupa değerlerini benimseyen
bir Türkiyeye ihtiyaç duyuyor. Bu nedenle Türkiyenin katılımı
için müzakerelerini başlattık" ifadelerine yer veren Barroso, bu
sürecin başarılı sonuçlanması için Türkiyenin tam
kararlılıkla reform sürecine devam etmesi ve yükümlülüklerini
eksiksiz yerine getirmesi gerektiğini belirtti.
Barroso açıklamasında şu
görüşlere yer verdi:
"Bugün (Kıbrıs konusunda) çözüme
ulaşmak için diplomasiye bir şans verdik.
Türkiye Ankara Protokolünün uygulanması
kapsamındaki yükümlülüklerini karşılamalı. Eksiksiz
uygulamanın yerine getirilmemesi durumunda bütün müzakere süreci (olumsuz)
etkilenecektir. Türkiye yükümlülüklerini yerine getirmede
başarısız olursa AB Komisyonu, Aralık ayındaki (14-15
Aralık 2006) AB Zirvesi öncesinde gerekli önerileri yapacaktır."
MERKEL: TÜRKİYE'NİN YIL SONUNA KADAR
SÜRESİ VAR
Almanya Başbakanı Angela Merkel, Türk
hükümetine çağrıda bulunarak, Gümrük Birliği Ek Protokolünden
kaynaklanan sorumluluklarını yerine getirmesini istedi.
Merkel, Alman Dış Politika
Derneği tarafından Berlinde düzenlenen bir toplantıda
yaptığı konuşmada, "Türkiye yıl sonuna kadar
sorumluluklarını yerine getirmeli. Aksi takdirde AB uygun kararlar
alacaktır. O zaman müzakerelere bu şekilde devam edilmesi mümkün
olmaz" diye konuştu.
Türkiyenin Ek Protokolü uygulamayı taahhüt
ettiğini ifade eden Merkel, "Güven verici ve inandırıcı
bir müzakere sürecinde tüm taraflar verdikleri sözlerde durmak
zorundadırlar" dedi.
Merkel, Almanyanın da AB güvenlik
politikası konusunda uluslararası alanda sorumlulukları
olduğunu belirterek, "Hayallere kapılmamalıyız.
Bizlerin Almanyada, ABnin dış politikada hareket yeteneğine
sahip olması için gerekli katkıyı sağlama
sorumluluğumuz var" şeklinde konuştu.
Başbakan Merkel, Avrupa anayasası
sürecinin yeniden canlandırılması için AB dönem
başkanlığı sırasında her türlü çabayı
harcayacaklarını da kaydetti.
MILLIYET
08/11/06
CTP'nin Sosyalist Enternasyonal
üyeliği kesinleşti
Sosyalist Enternasyonal'in parti başkanları ve
temsilcilerinin katıldığı konsey toplantısı 6-7
Kasım tarihleri arasında Şili'nin başkenti Santiago'da
yapıldı. Dünyanın bir çok ülkesinden üye partiler, parti
başkanları ve temsilcilerinin katıldığı
toplantıda CTP, Genel Başkan, Başbakan Ferdi Soyer
başkanlığında CTP Dış İlişkiler Sorumlusu
Kutlay Erk ile Yerel Yönetimler Sorumlusu Ünal Fındık'ın yer
aldığı heyet tarafından temsil edildi.
İlk gün toplantısı
Toplantının açılışını Şili
Devlet Başkanı Bayan Michelle Bachelet yaptı.
Bachelet konuşmasında Sosyalist Enternasyonal
toplantısının ülkesinde yapılmasından duyduğu
memnuniyeti belirtti ve üye partiler arasındaki dayanışmadan
övgü ile bahsetti. Kendi ülkesinde demokratik yapılanmanın
ulaştığı aşamaları, ekonomideki gelişmeleri
ve uygulamada insanı temel ve özne alan yaklaşımlarını
belirten Bachelet, insanın refahı ve demokrasinin güçlenmesi için
geçirdikleri aşamaları anlattı. Bayan Bachelet, sosyalist
partilerin görevinin dünyada barışı sağlamak ve bu yolda
mücadele etmek olduğunu vurguladı.
Toplantı açılışında Kosta Rika
Cumhurbaşkanı Oscar Arias da konuşma yaptı. Dünya ile
barışık olduklarını bunun için de militer yapıyı
değiştirdiklerini anlatan Arias, sıranın doğa ile
barışmak olduğunu kaydederek, bu yöndeki
çalışmaların işbirliği içinde
yapılmasının gereğini vurguladı.
Daha sonra söz alan Sosyalist Enternasyonal Yunanistan'daki ana
muhalefet PASOK'un lideri George Papandreu, Allende'nin ülkesinde yapılan
bu toplantının düşünsel ve manevi anlamının büyük
olduğunu söyledi ve çalışmalarda başarılar diledi.
Açılış konuşmalarından sonra toplantıya
ara verildi
Aradan sonra temalar üzerindeki oturumlara ve konuşmalara geçildi.
CTP heyetinin temasları
Toplantıya katılan CTP heyeti gün boyunca Enternasyonal
başkanı Papandreu, Enternasyonal Genel Sekreteri Luis Ayala, CTP
üyeliğinin görüşüleceği komite üyeleri, Enternasyonal'in
kadın ve gençlik kolları yöneticileri, Türkiye'den katılan CHP
Genel Başkanı Deniz Baykal ve Onur Öymen, çeşitli ülkelerden
gelen sosyalist partilerin başkan ve temsilciler dahil olmak üzere birçok
ikili temaslarda ve görüşmelerde bulundu.
Ayrıca, TC Santiago Büyük Elçisi Osman Ulukan ve eşinin
elçilik ikametgâhında düzenlediği resepsiyonda, CTP heyeti,
Şili'yi ziyaret etmekte olan TC Anayasa Mahkemesi Başkan ve üyeleri
heyeti ile de buluştu.
CTP heyeti, aynı günün akşamı, Şili Devlet
Başkanı Bayan Michelle Bachelet'nin Sosyalist Enternasyonal
toplantısına katılan heyetlere Başkanlık Sarayı
La Moneda'da verdiği resepsiyona katıldı. Şili'nin efsanevi
lideri Salvadore Allende'nin faşist darbe sırasında
direndiği ve fakat darbeciler tarafından vurularak öldürüldüğü
La Moneda'da gerçekleşen resepsiyonda Şili Devlet Başkanı
Bayan Michelle Bachelet ile görüşen heyet, kendisine Kıbrıs
kadın el işi olan hediyeyi takdim etti. Şili Devlet
Başkanı Bayan Michelle Bachelet, Şili Savunma
Bakanlığı görevinde bulunduğu sırada Kıbrıs
BM kontenjanında bulunan Şili askerlerini ziyaret ettiğini,
Kıbrıs'ı bildiğini, beğendiğini ve
Kıbrıslı Türk heyetle de karşılaşmaktan mutlu
olduğunu söyledi.
Kosta Rika cumhurbaşkanı ile de yapılan görüşmede,
karşılıklı bilgi alış verişinde bulunuldu.
CTP' nin üyeliğine oybirliğiyle onay
Toplantının ikinci günü çalışmaları, mali
raporun sunulması ve onaylanması ile başladı.
Gündemin ikinci ve önemli maddesi Enternasyonal'e üyelik
müracaatlarını görüşen, değerlendiren ve tavsiye
kararları alan Etik Komitesi'nin raporunun sunulması ve
görüşülmesi oldu. Bu raporda CTP'nin üyeliği ile ilgili karar da
vardı. Etik Komitesi, Kıbrıs'ta barışa katkı
için, iki toplumun yakınlaşmasına yardımcı olmak
amacıyla, Kıbrıs'ta taraflarla Enternasyonal'in ilişkisini
kurumsallaştırarak daha da geliştirmek için CTP'nin on
yıldan beri bekletilen üyelik müracaatının
sonuçlanmasını, üye yapılmasını ve ilişkilerin
geliştirilmesini tavsiye etti. Bu karar Konsey tarafından oy
birliği ile onaylandı.
Konsey'in bu kararı gelecek yıl yapılacak olan
Sosyalist Enternasyonal Kongre'sine sunulacak ve üyeliğin tescili
gerçekleşecek. CTP artık gözlemci statüsünden çıkıp,
Sosyalist Enternasyonal'in Konsültativ üyesi oldu.
Oylamanın ardından Enternasyonal'in gündemindeki diğer
konuların görüşülmesi ve tartışılmasına devam
edildi ve konsey tamamlandı.
Daha sonra toplantıya katılan delegasyonlar onuruna verilen
öğle yemeği ve gece de düzenlenen Şili müzik ve dans
gösterilerinin de yer aldığı kültür etkinliği ile
toplantı sonuçlandı.
CTP heyeti, aynı gün, Ankara'ya gitmek üzere Santiago'dan
ayrıldı.
KIBRIS 08/11/06
Bu kez de görüntüleri sil
ONLAR DA MARAŞ'I GÖRÜNTÜLEDİLER... Gazimağusa'da Palm
Beach Otel'den Maraş'ı görüntüledikleri için pazar günü tutuklanarak
önceki gün yargılanan 2 Fransız gazeteciden sonra dün de üçü
İsveçli, biri Rum dört gazeteci aynı suçtan yakalandı. Ancak bu
kez daha insaflı davranıldı ve gazetecilerin çektiği
görüntüler silindikten sonra serbest bırakıldılar
Finlandiya önerileri çerçevesinde haber yapmak amacıyla
Kıbrıs'a gelen ve pazar günü Palm Beach Otel'den Kapalı
Maraş'ı görüntülerken yakalanıp, "1. Dereceden Askeri Yasak
Bölgeyi görüntülemekten" yargılanan 2 Fransız gazeteciden sonra,
dün de yine aynı suçtan üçü İsveçli, biri Rum dört gazeteci yakalandı.
Amaçları sadece haber yapmak olan gazetecilere bu kez daha insani
davranıldı ve çekilen görüntüler silindikten sonra gazeteciler
serbest bırakıldı.
Fransız gazetecilerin, haber amaçlı çektikleri görüntüler
nedeniyle tutuklanarak yargılanmalarının yankıları
sürerken, dün de 4 yabancı gazeteci yine Kapalı Maraş'ı
görüntülemek suçundan yakalandı.
Üçünün İsveçli, birinin ise Rum olduğu öğrenilen dört
gazeteci dün sabah saat 10.00 sıralarında, Palm Beach Otel'den
Kapalı Maraş'ı görüntüledikleri gerekçesi ile polis
tarafından gözaltına alındı. Ancak yabancı gazetecilere
bu kez daha insaflı davranıldı ve tutuklanmadılar. Polis,
çekilen görüntüleri silindikten sonra gazetecileri serbest bıraktı.
KIBRIS 08/11/06diler
Finlandiya'nın B planı
yok
Finlandiya'nın Güney Kıbrıs Büyükelçisi Risto
Piipponen, Türkiye'nin Avrupa Birliği sürecinde Kıbrıs
sorunundan kaynaklanabilecek bir "tren kazasını" önlemek
için, sundukları öneri dışında yeni yıldan önce masaya
konacak alternatif bir formülün bulunmadığını söyledi.
Risto Piipponen, Güney Kıbrıs'ta İngilizce olarak
yayımlanan Cyprus Mail gazetesine verdiği demeçte, Finlandiya
yönetiminin alternatif bir plan üzerinde çalıştığına
dair hem Kıbrıs Türk hem de Rum basınında çıkan
haberleri yalanladı.
AB Dönem Başkanı Finlandiya'nın, ekim ayında
sunduğu öneri paketinin görüşülmesi için geçen pazar ve pazartesi
günleri Helsinki'de organize ettiği ve Türkiye, KKTC ile Güney
Kıbrıs'ı davet ettiği üçlü görüşmeler, Güney
Kıbrıs'ın katılmayı reddetmesi nedeniyle iptal
edilmişti.
"B planı bulunmadığının altını
çizmek istiyorum"
Risto Piipponen, "Yeni bir plan yok ve başka planlar
olduğu yönde çıkan söylentiler de doğru değil... B
planı bulunmadığının altını çizmek
istiyorum" dedi.
"Türkiye'nin limanlarını Rum bandıralı gemi
ve uçaklara açması, aynı zamanda Kıbrıslı Türklerin
çıkarlarını koruyacak bir uzlaşmanın bulunması
yönünde hala daha şans olduğuna inandığını"
söyleyen Piipponen, "Bu konuda bir uzlaşıya varılması
olasılığının yüzde 50 olduğuna inanıyorum.
Halen yolun sonuna gelmedik. Önümüzde hâlâ daha haftalar var" dedi.
Fin önerileri, olası bir "tren kazasını";
Avrupa Komisyonu tarafından hazırlanan Türkiye'nin katılım
sürecinin değerlendirileceği raporun açıklanacağı 8
Kasım'dan önce engellemeyi amaçlıyordu. Ancak şimdi gözler;
zaman darlığından dolayı Avrupa Konseyi'nin
toplanacağı 15 Aralık'a çevrildi.
KIBRIS 08/11/06diler
|
Talat:
Türkiyeye baskı kabul edilemez KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, kısmi bir izolasyon
kaldırmak için bile Türkiyeden ve KKTCden bazı taleplerde
bulunmalarını son derece yakışıksız
bulduklarını ifade etti. |
NTV-MSNBC VE
AJANSLAR
Güncelleme: 20:33 TSİ 09 Kasım 2006 Perşembe
LEFKOŞA
- KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Avrupa Birliği (AB)
Komisyonu tarafından açıklanan Türkiye İlerleme Raporunun
Türkiye için AB sürecinin devam edeceğini gösterdiğini, bu bakımdan
genel anlamda olumlu olduğunu, ancak raporun Kıbrısa yönelik
yaklaşımını ve Kıbrıslı Türklere yönelik
tutumunu doğru bulmadıklarını ve eleştirdiklerini
söyledi.
Talat,
ABden ve dünyadan KKTC üzerindeki izolasyonları
kaldırmalarını beklediklerini, ancak kısmi bir izolasyon
kaldırmak için bile Türkiyeden ve KKTCden bazı taleplerde
bulunmalarını son derece yakışıksız
bulduklarını ifade etti. Talat, Bu yüzden Türkiyenin ilerleme
raporu ve strateji belgesinde Kıbrısa yönelik olarak Türkiyeye baskı
yapılması hususlarını bizim kabul etmemiz mümkün
değildir, bu yaklaşımlarını reddediyoruz, bu
yaklaşımlarını kınıyoruz diye konuştu.
Toros-2006 Tatbikatının ardından basın
mensuplarının, AB Komisyonunun Türkiye İlerleme Raporuyla
ilgili bir sorusuna cevap veren Talat şunları söyledi:
Türkiye hükümeti konuyla ilgili değerlendirmesini yaptı ve
geleceğe nasıl baktığını da ortaya koydu. O
konuda söyleyecek bir şeyim yok. Ama Kıbrıs açısından
olaya bakacak olursak şunu söyleyebilirim ki gayet açık ve net olarak
altını çizmek istiyorum; Kıbrıs sorunuyla Türkiyenin AB
sürecini ilişkilendirmek her şeyden önce büyük bir
yanlışlıktır ve ayrıca haksızlıktır.
Kıbrıs sorunu ile Türkiyenin Avrupa Birliği sürecindeki
ilişkisi Kıbrıs Türk halkının 24 Nisan referandumunda
kullandığı oyla artık tamamen kopmuştur.
Dolayısıyla Avrupa Birliğinin bize söz verdiği,
dünyanın bize söz verdiği izolasyonların
kaldırılması sözünün yerine getirilmesi beklentisi
içerisindeyiz. Bunun yerine getirilebilmesi için Türkiyeden bir şey
istenmesi ya da bizden bir şey istenmesi büyük bir
haksızlıktır ve kabul edilemez.
TALEPLERDE
BULUNMALARI YAKIŞIKSIZ
Avrupa Birliğine ve uluslararası topluma güvenmek istediklerini dile
getiren Cumhurbaşkanı Talat, şöyle devam etti:
Söz verdiler, izolasyonları kaldıracaklar dediler.
İzolasyonları kaldırabilmek için de bizden bir şey
isteyeceklerini hiçbir şekilde ifade etmediler. Dolayısıyla
izolasyonları kaldırmalarını bekliyoruz. Üstüne üstlük bunu
yapmamak yanında, bunun da üstüne kısmi bir izolasyon kaldırmak
için Türkiyeden ve bizden taleplerde bulunmaları son derece
yakışıksızdır, kabul edilebilir bir durum
değildir. Bu yüzden Türkiyenin ilerleme raporu ve strateji belgesinde
Kıbrısa yönelik olarak Türkiyeye baskı yapılması
hususlarını bizim kabul etmemiz mümkün değildir, bu
yaklaşımlarını reddediyoruz, bu
yaklaşımlarını kınıyoruz.
Bu konuda Kıbrıslı Türklerin beklentisinin hiçbir
karşılık istemeden izolasyonların
kaldırılması olduğunu vurgulayan Talat, Bu bizim
hakkımızdır, insanlık hakkımızdır dedi.
Avrupa
basınında ilerleme raporu
Avrupa
Komisyonu tarafından dün açıklanan Türkiye ile ilgili ilerleme
raporu, Avrupa basınında geniş şekilde yer aldı.
NTV-MSNBC VE
AJANSLAR
Güncelleme: 15:34 TSİ 09 Kasım 2006 Perşembe
PARİS/LONDRA/MADRİD/ROMA/BRÜKSEL/BERLİN
- İngiliz The Times gazetesi, raporun Kıbrıs konusunu
Türkiyenin AB umutları önünde bir engel olarak ortaya koyduğunu
belirten bir başlıkla yayımladığı haberde,
Komisyonun Türkiyeye bu konuda süre tanıdığına dikkat
çekti.
AB Komisyonunun ilk kez potansiyel bir üyeye
ültimatom verdiğini ve Kıbrıs konusundaki şartın
gerçekleşmemesi halinde görüşmelerin askıya
alınmasının gündeme geleceğini yazan gazete, müzakerelerin
askıya alınmasının Türkiye-AB ilişkilerine büyük zarar
verebileceği yorumunda bulundu.
Gazete, böyle bir kararın ardından
Almanya, Fransa gibi Türkiyenin üyeliğine karşı ülkelerin,
sürecin yeniden başlamasını zorlaştırabileceğini
de öne sürdü. Gazete, bir başka tehlikenin de Türk kamuoyunda AB
karşıtı bir havanın yayılması
olacağını belirtti.
TÜRKİYE
ZİRVEYE DAMGA VURACAK
Financial Times gazetesi de Türkiyeye AB sürecini kurtarabilmesi için bir ay
süre tanındığını bildiren bir başlık
kullandığı haberinde, konunun önümüzdeki ay yapılacak AB
zirvesine damgasını vuracağını yazdı.
Gazete, AB dönem başkanı Finlandiyanın çözüm
arayışlarına da dikkat çekerek, bu arayışların
başarıyla sonuçlanmasının Türkiyenin AB üyeliği
süreci üzerindeki en büyük tehdidi ortadan kaldıracağına
işaret etti.
ABDE
SABIRSIZLIK BÜYÜYOR
The Guardian da konuya, dış haberler bölümünde yarım sayfa
ayırdı. Avrupa Komisyonunun Türkiyeye dünkü raporuyla müzakerelerin
kesintiye uğrayabileceği uyarısı
yaptığını yazan gazete, AB içinde giderek büyüyen bir
sabırsızlığın dikkat çektiğini kaydetti.
GERİ
ADIM İÇİN SÜRE TANINDI
The Independent ve The Daily Telegraph gazeteleri de konuyla ilgili
haberlerinde, Avrupa Komisyonunun Türkiyeye geri adım atması için
süre tanıdığını duyurdu.
Independent, bu tür gerginliklerin hem AB ülkeleri hem de Türkiyedeki seçmenin
sürece bakışını olumsuz etkilediği
uyarısında bulunurken, Telegraph, müzakerelerin kısmen bile olsa
askıya alınmasının 70 milyon nüfuslu Müslüman, laik
Türkiyenin AB üyeliği yoluyla batıya güçlü bir çıpa
atmasını isteyen İngiltere ve ABDnin Türkiye ile ilgili
umutlarına vurulmuş bir darbe olacağını yazdı.
TÜRKİYE:
AB ÇATIŞMAYA HAZIRLANIYOR
Fransız merkez sağının gazetesi Le Figaro, AB
Komisyonunun savsaklamasına rağmen Ankara ile ilişkiler
geriliyor yorumunun yer aldığı haberinde, ilerleme raporunun AB
başkentlerinde heyecanla karşılanmadığını,
AB ülkelerinin, Kıbrıs konusundaki Fin planının
başarıyla sonuçlanması hakkında hayalci
olmadıklarını yazıyor.
Rapora en şiddetli tepkinin Fransadan geldiğini de yazan gazete,
Fransa Dışişleri bakanı Philippe Douste-Blazynin yıl
sonuna kadar Kıbrıs doyasında ilerleme sağlanamaması
halinde Türkiyenin AB üyelik takviminin gözden geçirilmesi uyarısına
da yer veriyor.
AB
TÜRKİYEYİ CEZALANDIRMADAN ELEŞTİRDİ
Merkez sol eğilimli Liberationun haberinde, Türkiyeyle bir kriz
başlatmak için erken olduğunu düşünen AB Komisyonu, liman ve
havalimanlarını Kıbrıs uçak ve gemilerine açması için
Türkiyeye 15 Aralıka kadar süre verdi. Raporunda Türkiyenin
kaydettiği ilerlemeleri yetersiz nitelese de Ekim 2005te
başlamış müzakereleri askıya alma konusunda bir tavsiyede
bulunmayı reddetti. AB ile Türkiye arasındaki kriz, politik ve
ekonomik reformların yavaşlamasından ziyade Kıbrıs
konusuna odaklanıyor. Ancak islamcı-muhafazakar Recep Tayyip
Erdoğan tarafından yönetilen hükümet, Rum Kesiminin de facto
tanınması anlamına geleceği endişesiyle 2005te
imzaladığı Ankara protokolüne uymayı reddediyor ifadeleri
yer alıyor.
AB
ANKARAYA SON BİR ŞANS VERDİ
Günlük ekonomi gazetesi La Tribune, ilerleme raporuyla ilgili haberinde AB
Komisyonu, Türkiye ile Kıbrıs doyasında uzlaşı
arayışında olan Finlandiya dönem
başkanlığının önünü açmak istiyor. Bu nedenle ve
sürprizsiz biçimde Türk hükümetine Kıbrıs konusundaki
yükümlülüklerini yerine getirmesi için kapıyı Aralık
ortasına kadar açık bıraktı. Ancak bazı AB
başkentlerinde karamsarlık hakim. Statükonun devamı halinde AB
Komisyonunun son anda yapacağı tavsiyeleri değerlendirmek için
yeterli süre kalmayacağı endişesi dile getiriliyor. Türk
hükümetinin Kıbrıs konusundaki katı tavrı da ani bir rota
değişikliği olmayacağını gösteriyor ifadelerine
yer veriyor.
ABDEN
CİDDİ UYARILAR
Le Parisien gazetesi ise Brükselden Türkiyeye sarı kart
başlığıyla verdiği haberde, AB Komisyonunun,
Türkiyeye ciddi uyarılarda bulunduğunu belirtiyor.
Gazete, ABnin müzakereleri tamamen askıya almak yerine özellikle
ticaretle ilgili bazı bölümlerin açılmaması yoluna gideceği
yorumunu yaptı.
ABDEN
ANKARA ÜLTİMATOMU
İtalyan basını, Türkiye İlerleme Raporuyla ilgili olarak,
ABnin Türkiyeden Ankara Anlaşmasının ek protokolünü
uygulamasını istemesinin ültimatom olduğunu yazdı.
La Repubblica gazetesi, Brükselden ültimatom. Avrupa ödün vermiyor
başlığıyla ilerleme raporuna ilişkin haberini
verirken, Dışişleri Bakanı ve Başbakan
Yardımcısı Abdullah Gülün dün Romada İtalya
Dışişleri Bakanı Massimo DAlema ile yaptığı
basın toplantısına da geniş yer ayırdı.
TÜRK
HÜKÜMETİNE CİDDİ TAVIR TAKINMAMIZ LAZIM
Corriere della Sera gazetesi ise Avrupa Parlamentosu Başkanı Josep
Borrell ile yaptığı söyleşide, Türkiye konusunu ön plana
çıkardı. Başlıkta, Borrell: İnsan hakları
konusunda Türk hükümetine ciddi bir tavır takınmamız lazım
ifadesine yer verildi.
Türkiyenin Kıbrıs Rum kesimine ilişkin tavrı ise ayrı
bir haberle aktarıldı. Bu konuda, Başbakan Recep Tayip
Erdoğanın, Kıbrıs konusu müzakerelerden hariç
tutulmalı dediğine dikkat çekildi.
La Stampa gazetesi de ilerleme raporunu, AB: Kıbrıs ile ikili
ilişkilerde Ankara hiçbir ilerleme sağlamadı
başlığıyla duyurdu. Konuya ilişkin ikinci bir haberin
başlığında ise DAlema ve Gül: AB üyesi Türkiye,
terörizmin panzehiridir ifadesi kullanıldı.
AB HAVAYI
YUMUŞATTI
AB Komisyonunun dün açıkladığı yıllık Türkiye
raporunu değerlendiren Belçika basını, ABnin Ankara ile kriz
yaşama riskini göze almadığını ve havayı
yumuşatmayı tercih ettiğini yazdı.
Le Soir gazetesi, bir bardak suda fırtına havası
estirildiğini, son günlerde yoğunlaşan söz düellosunun bir anda
yok olduğunu, AB Komisyonunun ortamı yumuşatma yolunu
seçtiğini, katılım müzakerelerini askıya alma tehdidine
başvurmadığını anlattı.
Gazete, Rehnin, Türkiyenin geri adım attığı doğru
değil sözlerine de yer verdi.
AB
GENİŞLEME YORGUNU
Le Soir, ABnin genişleme yorgunu olduğunu, uzun bir düşünme
sürecine girdiğini, 2010dan önce yeni bir genişleme adımı
atmayacağını ifade etti.
Muhazafakar La Libre Belgique gazetesi, AB Komisyonunun birkaç haftadır
sürdürdüğü tehditlerini uygulamaya sokmadığını ve
müzakereleri askıya almaktan söz etmediğini, Kıbrıs konusunda
diplomatik temaslara şans tanıdığını,
yumuşak bir tavır izlemeyi tercih ettiğini, Ankaranın da
Komisyon raporunu iyimser bir yaklaşımla
karşıladığını yazdı.
TÜRKLER
ABDEN SOĞUDU
La Derniere Heure gazetesi, AB Komisyonunun Türkiye ile müzakerelerin
askıya alınması talebinde bulunmadığını ve
Aralık ayına kadar çözüm beklentisine girdiğini belirtirken,
katılım müzakerelerine ilişkin askıya alma tehdidinin
gündemde tutulduğuna işaret etti.
Gazete, son dönemde Türk kamuoyunun ABden soğuduğunu da belirterek,
Ankaranın Kıbrıs konusunda istenen tavizleri vermeyeceğini
ve tavır değiştirmeyeceğini açıkça ifade ettiğine
değindi.
ALMAN
GAZETELERİNDEN FARKLI YORUMLAR GELDİ
Alman gazeteleri, AB Komisyonu tarafından dün yayımlanan Türkiye
ilerleme raporuyla ilgili olarak verdikleri haberlerde, raporun mesajı
hakkında farklı yorumlarda bulundular.
Frankfurter Rundschau gazetesi AB Komisyonu sert ifadelerden
kaçındı başlığıyla verdiği haberde, ABnin
Türkiye ve Balkanlarla ilgili raporunun beklenenden daha olumlu olduğunu
belirtti.
Frankfurter Allgemeine Zeitung gazetesi, AB Komisyonunun Türkiyeyle
ilişkilere nasıl devam edilmeli? sorusuna kesin bir cevap
vermediği, bilinen mevcut eksikliklerin raporda yeniden dile
getirildiğini yazdı.
Bild gazetesi ise AB, Türkiyeyi müzakerelerin sona erdirilmesiyle tehdit
ediyor başlığıyla verdiği haberde, ABnin Türkiyeye
ültimatom verdiğini ve Türkiyenin 5 hafta içinde Kıbrıs Rum
kesiminden gelecek gemilere limanlarını açmaması halinde üyelik
müzakerelerinin kesileceğini yazdı.
Die Welt gazetesi de Türkiye taviz vermeyi reddetti
başlığıyla verdiği haberde, ABnin Türkiyeye,
limanlarını Kıbrıs Rum kesiminden gelecek gemilere
açması için 5 hafta süre tanıdığını yazdı.
İSPANYOL
BASINI: TÜRKİYEYE SON FIRSAT
İspanyol basını ise AB Komisyonunun raporuyla ilgili olarak,
Türkiyeye son fırsat verildi yorumunda bulundu.
İspanyanın önde gelen gazetelerinden El Pais, AB Türkiyeye son bir
fırsat sunuyor başlığını kullanırken, AB
dönem Başkanı Finlandiyanın Kıbrıs konusundaki
planının Ankara ve diğer AB ülkeleri tarafınca kabul
edilmesinin istendiğini yazdı.
DOĞU
EKSPRESİ ROTASINDA
El Mundo gazetesi, Doğu Ekspresi yavaş ama rotasında devam
ediyor ve ray üzerinde ifadesini kullanarak, Brükselin Rumlara limanlarını
açması konusunda Türkiyeye süre verdiğini belirtti.
ABC gazetesi de Brüksel, Türkiye çarpışmasını aralık
ayına kadar erteliyor başlığını atarak,
Ankaranın ilerlemeleri takdire layık görülüyor ama ifade
özgürlüğü ve askerin siyasi hayata müdahalesi eleştiriliyor
ifadesini kullandı.
Öte yandan Portekiz basınından Diario de Noticias, Türkiyeye 1 ay
süre verildi, Publico da Türkiye, ABnin Kıbrıs sorunu
hakkındaki ültimatomuna meydan okuyor ifadelerini ön plana
çıkardı.
Babacan 'kötü senaryo' beklemiyor
9 Kasım, 2006 15:24:00 (TSİ) CNN TURK
cnnturk.com
AB'nin 'aralık ortasına kadar Kıbrıs yükümlülüklerinizi
yerine getirin' açıklamasını değerlendiren
Başmüzakereci Ali Babacan, önümüzdeki ay yapılacak AB zirvesinde 'çok
kötü bir senaryo' beklemediklerini söyledi.
Dün AB'nin
İlerleme Raporu'nu açıklanmasından önce konuşan AB
Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso, Türkiye'nin aralık
ayının ortasına kadar deniz ve hava limanlarını
Kıbrıs Rum kesimine açmasını istemişti.
Ancak Komisyon 'diplomatik çabalara şans vermek için' Kıbrıs
konusunda bir tavsiye kararı almadı. Komisyon, 'Türkiye
yükümlülüklerini yerine getirmediği' takdirde, aralık ayında
yapılacak liderler zirvesinde tavsiye kararı alacak.
CNN TÜRK'te yayınlanan 'Manşet' programında Mithat Bereket'in
sorularını yanıtlayan Babacan, "işler 'Komisyon süre
verdi' noktasında değil. Kıbrıs için durum tespiti
yapıldı. AB 'bekleyecegiz' dedi. Görüşmeler nereye gider, sonuç
alınır mı göreceğiz" dedi.
Türkiye'nin AB sürecinin tıkanmasının olumsuz
sonuçlarını herkesin bildiğini kaydeden Babacan, "olumsuz,
çok kötü senaryo ihtimalini zayıf görüyoruz. Müzakerelerin askıya
alınması için 25 ülkenin ortak kararı gerekiyor. Bu da pek
olası görünmüyor" diye konuştu.
Babacan, müzakere sürecinin Kıbrıs ile ilgili bölümlerinin
askıya alınması senaryosu olup olmadığı konusunda
ise, "rasyonalite Türkiye'nin sürecinin ciddi bir sıkıntıya
uğramamasını gerektiriyor. Eğer AB'nin uzlaşma kültürü
varsa" ifadesini kullandı.
"AB artık Kıbrıs'ta objektif olamıyor"
AB'nin KKTC'ye izolasyonları kaldırma sözü verdiğini, ancak
hiçbir değişiklik olmadığını hatırlatan Ali
Babacan, AB'nin 25 üyesinden 1'nin Rumlar olduğunu, bu nedenle
birliğin 'artık' Kıbrıs ile ilgili konularda objektif
olamadığını söyledi.
"Biz de bunu
anlayışla karşılamalıyız" diyen
Babacan, AB'nin birlik olarak üyelerinden birini eleştiren bir tutum içine
giremeyeceğini belirtti.
AB yetkilileri ile yaptıkları birebir, 'samimi' görüşmelerde,
kimsenin Rumların tavrından memnun olmadığını
kaydeden Babacan, ancak bu konudaki simetrinin 'çoktan bozulmuş'
olduğunu kaydetti.
Babacan, AB'nin Genişlemeden Sorumlu eski Üyesi Günter Verheugen'in de
Kıbrıslı Rumların tavrını eleştirdiğini
ve "Rumlar bizi aldattı" sözlerini hatırlattı.
Ali Babacan, Kıbrıs konusundaki uzlaşmazlıkların ve
sorunun çözümünün ertelenmesinin temelinde sorunlu, fiilen bölünmüş,
sınır sorunları olan bir adanın tek taraflı olarak
AB'ye alınması olduğunu, AB yetkililerinin de özel
görüşmelerinde bunu itiraf ettiğini söyledi.
"Finliler dürüst, muhataplarını da öyle
sanıyorlar"
Son dönemde Kıbrıs konusundaki çözüm planıyla gündeme gelen
AB Dönem Başkanı Finlandiya'nın önerilerini hala
yazılı hale getirmediğini belirten Babacan, "Finliler
açık, dürüst insanlar ama tüm muhataplarını öyle zannediyorlar.
Çok da umutlu olmayalım" diye konuştu.
Kıbrıs sorununa 'daha objektif bir kurum' olan Birleşmiş
Milletler zemininde çözüm aradıklarını kaydeden Babacan, AB'nin
tarafları kapsamlı bir çözüme ulaştırmasının ise
'mümkün olmadığını' belirtti.
"Biz istiyoruz ki bütün izolasyonlar aynı anda kalksın. Bizim
teklifimiz (Kıbrıs Eylem Planı) de hala masada.
İzolasyonlar kalksın, biz de limanları eşzamanlı
olarak açalım" diyen Babacan, Yunanistan'ın Kıbrıs
konusunda çekimser kalmasını da eleştirdi.
Yunanistan'a eleştiri
Finlandiya'nın Kıbrıs'ta çözüm için planladığı
Helsinki zirvesine Yunanistan'ın olumlu yanıt vermediğini
hatırlatan Babacan, "Yunanistan kendini nasıl soyutlayabilir?
Yunanistan'ın desteği olmadan Ada'da adım atılamaz.
Bir garantör ülke dışarıda kalamaz" dedi.
AB'den 'limanları açın' baskısı
AB Komisyonu, Türkiye İlerleme Raporu'nu dün açıkladı.
Raporda reform hızının yavaşlamasından,
azınlıkların durumuna, ifade özgürlüğü ve işkencenin
önlenmesine kadar pek çok konuda Türkiye'ye eleştiriler yöneltildi.
Raporun açıklanmasından kısa bir süre önce konuşan AB
Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso, Türkiye'nin aralık
ayının ortasına kadar deniz ve hava limanlarını
Kıbrıs Rum kesimine açmasını istedi.
Barroso, Kıbrıs sorunu sürse de Türkiye-AB müzakerelerinin
dondurulmayacağını, 'diplomatik çabalara bir şans vermek
istediklerini' belirtti.
Bu çerçevede AB Komisyonu, Kıbrıs sorunu konusunda bir tavsiye
kararı almadı. Komisyon, 'Türkiye yükümlülüklerini yerine
getirmediği' takdirde, aralık ayında yapılacak liderler
zirvesinde tavsiye kararı alacak.
İlerleme Raporu'nun AB Komisyonu'nda görüşüldüğü sırada
Fransa, Türkiye'nin üyeliğinin tüm ülkelerde referanduma
sunulmasını teklif etti ancak bu teklif reddedildi ve raporda yer
almadı.
Tan: "Kıbrıs konusu kullanılmamalı"
9 Kasım, 2006 14:15:00 (TSİ) CNN TURK
Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü
Namık Tan, Kıbrıs sorununun sadece Türkiye'yi ilgilendirmediğini
belirtti ve ''Kıbrıs'taki görüş
ayrılıklarının rapora yansıdığını
görmekteyiz. Kıbrıs sorunu Türkiye'nin AB'ye katılım
sürecine karşı kullanılmamalı'' dedi.
Haftalık
basın toplantısında konuşan Tan, Ek Protokol konusunda
da sadece Türkiye'de değil, AB'de de endişe verici bir zihin
bulanıklığı olduğunu belirtti.
Tan, "Türkiye attığı imza ile bu protokolü
uygulayacağını beyan etmemişti. Türkiye sadece imza atarak
iradesini beyan etmişti. Bunun için karşılıklı
sorumluluk mevcuttur" diye konuştu.
Kıbrıs'taki referandum sonrası AB Komisyonu'nun KKTC'deki
izolasyonların kaldırılması sorumluluğu ile
görevlendirildiğini Tan, ortaya 'AB'nin sorumluluklarıyla en
ufak bir şekilde bağdaşmayan bir metnin
çıktığını' söyledi.
Tan, "dolayısıyla şimdi Türkiye'den tek taraflı
adım atması beklenmektedir. AB'nin kültürü uzlaşıdır.
Uzlaşı iki tarafın sorumluluklarını yerine getirmesini
gerektirir. Bugüne kadar sorumluluklarımızı daima en sonuna
kadar yerine getirdik ama karşılık görmedik.
Karşılık görmedikçe de tek taraflı adım atmamız
bizden beklenmemeli" dedi.
Türkiye'nin Fin önerilerine bakışı
Finlandiya Dönem Başkanlığı'nın Kıbrıs
sorununa çözüm bulunması yönündeki çabalarını takdirle
karşıladıklarını belirten Tan, çözüm yolunda çaba
harcamaya hazır olduklarını ifade etti.
Tan, Finlandiya'nın önerileri çerçevesinde bazı
görüşmelerin olabileceğini, bunların Finlandiya'nın
girişimine bağlı olacağını kaydetti.
Tan, "biz de şayet uygun zeminde davet alır,
karşılamayı uygun görürsek bu tür toplantılarda hazır
bulunuruz" dedi.
Ancak Tan, bu konuyla ilgili bir takım süre tahditlerinden söz etmenin son
derece yanlış olduğunu belirtti.
Tan, "AB ile ilişkilerimizin ortaklar arasında yürütülen bir
süreç olduğu anlayışıyla hareket etmekteyiz... Bu yolun
gerektirdiği tarihi sorumlulukla gerekli siyasi iradeyi en güçlü
şekilde gösteriyoruz. Ancak aynı siyasi iradeyi AB'nin de ortaya
koymasını beklemekteyiz" dedi.
Yunanistan ile diyalog çağrısı
Sözcü Namık Tan, Türkiye'nin Yunanistan ile daima iyi komşuluk ilişkileri
içerisinde olmayı ve anlaşmazlıkları diyalog yoluyla
halletmeyi arzuladığını ve bu iradesinde en ufak bir
değişiklik olmadığını da söyledi.
Sözcü Tan, tarafların, bundan sonra da yapıcı bir
anlayışla hareket ederek, ilişkilerini daha da ileriye
götüreceklerini ve bu tür sorunların ortaya çıkmasına vesile
yaratılmamasını temin edecek tedbirleri alacaklarını
söyledi.
Tan, "Genelkurmay Başkanı Orgeneral Büyükanıt'ın ziyareti bu istikamette atılmış bir
adımdır. Bundan da memnuniyet duymaktayız" dedi.
Dış basın: AB Türkiye'ye
Kıbrıs için son şansı verdi
LONDRA/PARİS/WASHINGTON/MADRİD(ANKA)/A.A
Avrupa Komisyonu
tarafından dün açıklanan Türkiye ile ilgili ilerleme raporu, Avrupa
basınında geniş şekilde yer aldı.
Yabancı gazeteler ilerleme raporunu Türkiye için bir
ültimatom, Kıbrıs konusunda son şans ve
"Kıbrıs konusunu Türkiye'nin AB umutları önünde bir
engel" diye değerlendirdi.
INDEPENDENT: ERDOĞAN UZLAŞMA İŞARETİNİ
VERMEDİ
AB Türkiyeyi Kıbrıs konusunda geri adım at
uyarısını yaptı diyen İngiliz The Independent
gazetesi de, İlerleme Raporunda Türkiyenin ciddi eksikliklerinin
sıralandığını yazdı.
Gazete, Başbakan Erdoğanın Kıbrıs konusunda
uzlaşabileceği yönünde herhangi bir işaret vermediğini de
öne sürdü.
GUARDIAN: FİNLANDİYAYA DAHA ÇOK ZAMAN VERİLDİ
İngiliz The Guardian gazetesi, ABnin Finlandiyaya daha çok zaman
tanıma yolunu seçtiğini kaydetti. Gazete, Başbakan
Erdoğanın açıklamaları için Sözleri, AB liderlerinin
Türkiyeye empoze edilecek bir ceza türü konusunda anlaşmak zorunda
kalacaklarının işareti yorumunu yaptı.
TIMES: POTANSİYEL BİR ADAY ÜLKEYE İLK ÜLTİMATOM
İngiliz Times gazetesi Avrupa Komisyonunun Türkiye İlerleme
Raporu ile potansiyel bir aday ülkeye ilk kez ültimatom verdiğini
yazdı. Haberde Komisyonun Ankaraya verdiği Kıbrıs
ültimatomunun Türkiyenin AB umutlarını sona erdirebileceği
değerlendirmesinde bulundu. Haberde ancak Başbakan Recep Tayip
Erdoğanın KKTCye yönelik izolasyonlar kalkmadan Kıbrıs
konusunda adım atılmayacaklarını bir kez daha
söylediği aktarıldı.
FINANCIAL TIMES: TÜRKİYEYE BİR AYLIK SÜRE
VERİLDİ
Ekonomi gazete Financial Times, Türkiyenin AB hedefini kurtarması için
bir aylık süre verildiğini belirtirken, Kıbrısta
sağlanabilecek bir çözümün Türkiyenin adaylığına en büyük
tehdidi ortadan kaldıracağı görüşünü dile getirdi.
BBC: BRÜKSELDEN ANKARAYA SON TARİH
İngiliz Yayın Kuruluşu BBC, Avrupa Komisyonunun Türkiyeye
limanlarını Rumlara açması için Aralık ayı
ortasına kadar süre tanıdığı aksi takdirde Türkiyenin
belirsiz sonuçlara katlanacağını söylediğini belirtti.
TELEGRAPH: KIBRIS UMUTSUZ BİR TALEP
İngiliz Daily Telegraph gazetesi, kritik bir rapor olarak
nitelendirdiği Avrupa Komisyonunun İlerleme Raporunda Türkiyeden 15
Aralıka kadar limanlarını Rumlara açması istendiğini
aktardı. Haberde ancak Komisyonun bu isteğinin umutsuz bir talep
olduğu değerlendirmesi yapıldı.
KATHİMERİNİ: AB TÜRKİYE'YE
TEHDİTLERDE BULUNDU
Atina'da yayımlanan Kathimerini gazetesi, AB Komisyonu'nun
Türkiye'ye yükümlülüklerini yerine getirmesi için beklendiği gibi biraz
daha zaman tanıdığını belirttiği haberinde,
raporda, "uyum göstermeyen" Türkiye'ye karşı
"ayrıntılara girilmeden tehditlerde bulunulduğunu"
savundu.
TO VİMA: TÜRKİYE'YE ÜLTİMATOM VERİLDİ
To Vima gazetesi, "AB'nin Türkiye'ye ültimatom
verdiğini" kaydettiği haberinde, Ankara'ya, tüm gerekli
değişikliklere gitmesi için beş haftalık süre
tanındığını ve AB'ye üye olabilmek için tüm
yükümlülüklerini yerine getirmesi gerektiğinin ise açık bir dille
ifade edildiğini kaydetti.
Raporu, "Türkiye için bıçak kemiğe dayandı"
şeklinde değerlendiren Apogevmatini gazetesi, komisyonun Türkiye'ye
bir aylık son bir süre verdiğini, öte yandan gerek Atina gerekse
Kıbrıs Rum yönetiminin raporun içeriğinden memnun
olduklarını yazdı. Gazete, komisyonun, bu arada Türkiye'yi zirve
toplantısına kadar gerekli reformlara gitme yolunda cesaretlendirmeyi
de hedefleyerek, "hem nalına hem mıhına"
taktiğini izlediği yorumunda bulundu.
ELEFTEROS TİPOS: TÜRKİYE'YE YAPTIRIMLARA GİDİLECEK
Elefteros Tipos gazetesi, komisyonun, Türkiye'nin, aralık
ayında yapılacak AB zirve toplantısına kadar,
Kıbrıs Rum Kesimi'ne liman ve hava alanlarını açmaması
halinde, yaptırımlara gidilmesi önerisi getireceğini öne sürdü.
Gazete, komisyonun, Türkiye ile uzlaşmaya varmak için tüm
girişimlerde bulunduğunu, ancak Finlandiya dönem
başkanlığının hem Ankara hem de Rum yönetimini tatmin
edecek bir çözüm bulmasının çok zor olduğunun Brüksel'de herkes
tarafından bilindiğini yazdı.
ETHNOS: TOP ZİRVE TOPLANTISINA ATILDI
Ethnos gazetesi ise AB Komisyonu'nun, Türkiye konusunda son
kararların alınması için "topu zirve toplantısına
attığını" kaydettiği haberinde, komisyonun, dünkü
raporunda, Ankara'nın, Kıbrıs Rum Kesimi ile ilgili
yükümlülüklerini yerine getirmemesi halinde gidilecek yaptırımlara
değinmekten kaçındığını yazdı.
TA NEA: AVRUPA YOLU KARANLIK
Ta Nea gazetesi, raporun, Türkiye'nin insan hakları gibi
kritik bir konuda ilerleme kaydetmediğini, aksine geri adımlar
attığını ortaya koyduğunu öne sürdüğü haberinde,
Türk Hükümeti için en kötü tarafının ise Brüksel'in, 14 Aralık'a
kadar Rum Kesimi'ne liman ve havaalanlarının açılmaması
halinde "Avrupa yolunun karanlık olacağı"
uyarısında bulunması olduğunu yazdı.
ELEFTEROTİPİYA: HERKES TATMİN OLDU
Elefterotipiya gazetesi, "Raporun, mümkün olmayanı
başararak herkesi tatmin ettiğini, hiçbir şeye değinmeden
her şeyi söylediğini" yazdı. Komisyonun yıllık
ilerleme raporunun, Ankara, Atina, Rum yönetimi ve diğer Avrupa
ülkelerini, Türkiye'yi ister eleştirir isterse eleştirmiyor olsunlar,
tatmin ettiğini belirten gazete, komisyon ile Finlandiya dönem
başkanlığının bu başarıya ulaşmaktaki
"küçük sırrının", Türkiye'nin uyum performansına
ilişkin en ufak bir yorumda bulunmaktan kaçınmaları olduğu
yorumunu yaptı.
LE MONDE: BRÜKSEL DİPLOMATİK ÇABALARA ŞANS
TANIDI
Fransız
gazetesi Le Monde ise, Avrupa Komisyonunun bu aşamada bir tavsiyede
bulunmayarak diplomatik çabalara şans tanıma kararını
verdiğini ve Ankaraya beş haftalık bir süre verdiğini
kaydetti.
LE FIGARO: AB ÇATIŞMAYA HAZIRLANIYOR
Kıbrıs konusunda Ankaranın uzlaşmaz olmayı
sürdürdüğünü öne süren Fransız Le Figaro gazetesi de, Avrupa
Komisyonunca yayınlanan olumsuz raporun Aralıktaki AB Zirvesinde
bir çatışma çıkacağı habercisi olduğunu
yazdı.
LIBERATION: AB ELEŞTİRDİ, AMA
CEZALANDIRMADI
Liberation, "AB Türkiye'yi eleştirdi, ancak
cezalandırmadı" başlığıyla verdiği
haberde, "AB Komisyonu'nun son raporunda Türkiye'ye yönelik
eleştirilerin dozunu artırdığını"
yazdı. AB Komisyonu'nun Türkiye ile bir kriz başlatmayı
"daha erken bulduğu" yorumunu yapan gazete, Komisyonun
müzakerelerin askıya alınmasını reddettiğini ve bu
kararı AB liderlerine bıraktığını duyurdu.
LE PARISIEN: SARI KART
Le Parisien gazetesiyse "Brüksel'den Türkiye'ye sarı
kart" başlığıyla verdiği haberde, "AB
Komisyonu'nun, Türkiye'ye ciddi uyarılarda bulunduğu"
belirtildi. Gazete, AB'nin müzakereleri tamamen askıya almak yerine
özellikle ticaretle ilgili bazı bölümlerin açılmaması yoluna
gideceği yorumunu yaptı.
LE SOIR: BİR BARDAK SUDA FIRTINA
Belçika gazetesi Le Soir, "bir bardak suda
fırtına" havası estirildiğini, son günlerde
yoğunlaşan söz düellosunun bir anda yok olduğunu, AB
Komisyonu'nun ortamı yumuşatma yolunu seçtiğini,
katılım müzakerelerini askıya alma tehdidine
başvurmadığını anlattı. Komisyonun
genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn'in, "Türkiye'nin
Kıbrıs konusunda yükümlülüklerini yerine getirmemesi halinde AB
Komisyonu'nun aralık ayında yapılacak zirve öncesinde gereken
önerileri yapacağı" sözlerine de yer veren ve Fransa'nın
"müzakereleri askıya almaktan" söz ettiğini hatırlatan
gazete, bir uzlaşma için 5 hafta vakit kaldığını,
ancak bunun yetersiz olabileceğini, Türkiye'nin taviz vermekten yana
gözükmediğini belirtti.
LA LIBRE BELGIQUE: DİPLOMATİK TEMASLARA
ŞANS TANINDI
Muhazafakar "La Libre Belgique" gazetesi, AB
Komisyonu'nun "birkaç haftadır sürdürdüğü tehditlerini
uygulamaya sokmadığını ve müzakereleri askıya almaktan
söz etmediğini", Kıbrıs konusunda diplomatik temaslara
şans tanıdığını, yumuşak bir tavır
izlemeyi tercih ettiğini, Ankara'nın da komisyon raporunu
"iyimser bir yaklaşımla" karşıladığını
yazdı.
LA DERNIERE HEURE: ANKARA TAVİZ VERMEYECEK
"La Derniere Heure" gazetesi, AB Komisyonu'nun Türkiye
ile müzakerelerin askıya alınması talebinde
bulunmadığını ve aralık ayına kadar çözüm
beklentisine girdiğini belirtirken, katılım müzakerelerine
ilişkin "askıya alma" tehdidinin gündemde tutulduğuna
işaret etti. Gazete, son dönemde Türk kamuoyunun "AB'den
soğuduğunu" da belirterek, Ankara'nın Kıbrıs
konusunda istenen tavizleri vermeyeceğini ve tavır
değiştirmeyeceğini açıkça ifade ettiğine değindi.
LA REPUBBLICA: BRÜKSEL'DEN ÜLTİMATOM, AVRUPA ÖDÜN
VERMİYOR
İtalyan La Repubblica gazetesi, "Brüksel'den ültimatom.
Avrupa ödün vermiyor" başlığıyla ilerleme raporuna
ilişkin haberini verirken, Dışişleri Bakanı ve
Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül'ün dün Roma'da İtalya
Dışişleri Bakanı Massimo D'Alema ile yaptığı
basın toplantısına da geniş yer ayırdı.
İlgili haberde Gül'ün tavrı, "Türkiye AB'ye girecek ama
Kıbrıs konusunda dayatmaları kabul edemez"
başlığıyla özetlendi.
CORRIERE DELLA SERA: İNSAN HAKLARI KONUSUNDA CİDDİ TAVIR
TAKINMALIYIZ
Corriere della Sera gazetesi ise Avrupa Parlamentosu
Başkanı Josep Borrell ile yaptığı söyleşide,
Türkiye konusunu ön plana çıkardı. Başlıkta, "Borrell:
İnsan hakları konusunda Türk hükümetine ciddi bir tavır
takınmamız lazım" ifadesine yer verildi. Türkiye'nin
Kıbrıs Rum kesimine ilişkin tavrı ise ayrı bir haberle
aktarıldı. Bu konuda, Başbakan Recep Tayip Erdoğan'ın,
"Kıbrıs konusu müzakerelerden hariç tutulmalı"
dediğine dikkat çekildi.
LA STAMPA: ANKARA HİÇBİR İLERLEME SAĞLAMADI
La Stampa gazetesi de ilerleme raporunu, "AB:
Kıbrıs ile ikili ilişkilerde Ankara hiçbir ilerleme
sağlamadı" başlığıyla duyurdu. Konuya
ilişkin ikinci bir haberde ise Gül ve D'Alema'nın dün Roma'da
düzenledikleri basın toplantısına değinildi. Haber
başlığında, "D'Alema ve Gül: AB üyesi Türkiye,
terörizmin panzehiridir" ifadesi kullanıldı.
IL GIORNALE: ANLAŞMALARA UY
Il Giornale gazetesi ise "AB'den Türkiye'ye ültimatom:
Anlaşmalara uy" diye başlık attı. Spotta ise
gelişmeler şu ifadelerle özetlendi: "Türkiye'nin beş hafta
içinde Kıbrıs'ı ve ifade özgürlüğünü tanıması
gerekecek. (AB Komisyonu Başkanı Jose Manuel) Barroso, 'Bu, Avrupa'ya
girmek için son şans' dedi. Yirmi beş üye arasında, müzakereler
konusundaki görüş ayrılığı sürüyor. Kararı aralık
ortasında Brüksel'deki liderler zirvesi belirleyecek." Türkiye'nin
rapor konusundaki tutumu ise "Ankara, Kıbrıs konusunda ödün
vermek istemiyor" cümlesiyle ifade edildi.
EL PAIS: AB TÜRKİYEYE SON FIRSAT VERDİ
Büyük İspanyol gazetesi El Pais, ABnin Kıbrıs konusunda
Türkiyeye ciddi bir uyarı yaptığını belirtti. AB
Türkiyeye son fırsat verdi başlığını kullanan
gazete, Türkiyenin limanlarını Rumlara açma reddinin en
tartışmalı konu olduğunu yazdı.
EL MUNDO: DOĞU EKPSPRESİ YOLUNA DEVAM
EDİYOR
El Mundo gazetesi, "Doğu Ekspresi yavaş ama
rotasında devam ediyor ve ray üzerinde" ifadesini kullanarak,
"Brüksel'in Rumlara limanlarını açması konusunda Türkiye'ye
süre verdiğini" belirtti.
ABC: ARALIK AYINA KADAR ERTELENDİ
ABC gazetesi "Brüksel, Türkiye
çarpışmasını aralık ayına kadar erteliyor"
başlığını atarak, "Ankara'nın ilerlemeleri
takdire layık görülüyor ama ifade özgürlüğü ve askerin siyasi hayata
müdahalesi eleştiriliyor" ifadesini kullandı.
DIARIO DE NOTICIAS: 1 AY SÜRE VERİLDİ
Portekiz basınından Diario de Noticias, "Türkiye'ye
1 ay süre verildi", Publico da "Türkiye, AB'nin Kıbrıs
sorunu hakkındaki ültimatomuna meydan okuyor" ifadelerini ön plana
çıkardı.
VOA: GÜLE GÖRE HALA YAPILACAKLAR VAR AMA SONUÇ OLUMLU
OLACAK
Amerikanın Sesi Radyosu, İlerleme Raporu ile Avrupa Komisyonunun,
Türkiye işkenceyi önlemez ve ifade özgürlüğünü korumazsa AB
müzakerelerini dondurma tehdidinde bulunduğunu kaydetti. Haberde
Dışişleri Bakanı Abdullah Gülün de hala yapılacaklar
olduğu ancak olumlu olacağı görüşünü savunduğu ifade
edildi.
CSM: RAPOR TREN KAZASININ EN KESİN GÖSTERGESİ
Amerikan Christian Science Monitor gazetesi İlerleme Raporunun
Türkiye ile AB arasında muhtemel bir tren kazasının şu ana
kadar gelen en kesin göstergesi olduğu yorumunu yaptı. Haberde,
ABnin raporla birlikte Türkiyeyi reformların hız kesmesi ve
Aralık ayı ortasına kadar limanlarını Rumlara açmazsa
ortaya çıkacak kesin olmayan sonuçlar konusunda uyardığı
kaydedildi.
VREMYA NOVOSSTEY: REFORMLARIN HIZI DÜŞTÜ
Rus Vremya Novostey gazetesi, AB'nin ilerleme raporunda Türkiye'yi
reformların hızının düştüğü gerekçesiyle
eleştirdiğini bildirdi. Gazetede, bugün yayımlanan AB'den
Ankara'ya reformlarının hızının düştüğü
eleştirisi başlıklı haberde, Açıklanan ilerleme raporunda,
Türk hükümeti, reformların temposunun düşmesi, temel hak ve
özgürlüklerin güvence altına alınamaması ve Kıbrıs ile
ilgili sorunların çözülememesinden dolayı eleştirildi denildi.
AB'nin eleştirilerinin en önemli nedeninin, Ankara'nın hava ve deniz
sahasını Güney Kıbrıs Rum yönetimine açma taahhüdünü yerine
getirmemesinin olduğu belirtilen haberde, Türkiye Başbakanı
Recep Tayyip Erdoğan'ın Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ne
yönelik izolasyonların kaldırılması
çağrısına AB, limanların ve hava sahasının koşulsuz
olarak açılması gerektiği
karşılığını verdi ifadeleri yer aldı.
HURRIYET 09/11/06
Kıbrıs restleşmesi AB Komisyonu'nda
Zeynel
LÜLE/BRÜKSEL
|
AB Komisyonu, dün
açıkladığı İlerleme Raporunda Rumlara
limanların açılması konusunda 14-15 Aralıktaki AB
zirvesine kadar ciddi adım atılmasını beklediğini
ortaya koydu. Komisyon Başkanı Barroso, "Diplomasiye bir
şans tanımaya karar verdik" dedi. Barroso,
"yükümlülüklerin tamamiyle yerine getirilmesi görüşme sürecinin
tamamını etkileyecektir" uyarısında bulundu. |
|
|
HURRIYET 09/11/06
Rum-Yunan
memnun
Yunanistan Dışişleri Bakanı Dora Bakoyani "Raporda,
bir insanın Türkiyenin ABdaki gidişatını
değerlendirebilmesi için gerekli tüm unsurlar var. Rapor, somut olaylara
değiniyor ve ABnin bundan sonra alacağı kararlar için temel
teşkil ediyor" dedi.
Rum Yönetimi Dışişleri Bakanı Yorgo Lillikas
ise raporda Türkiyenin yükümlülüklerini yerine getirmeyi reddettiğinin
ortaya konulduğunu belirterek "Türkiyeye getirilmesi gereken
yaptırımlar konusunda kararlıyız. Kıbrıs,
yaptırımlar konusunda Türkiyenin kulaklarının okşanmasıyla
yetinilmesinde uzlaşmayacaktır" dedi.
Gözden geçirilsin
Fransa Dışişleri Bakanı Philippe Douste-Blazy,
"Ankara yıl sonuna kadar Kıbrıs Cumhuriyetini
tanımazsa AB, Türkiye ile müzakere takvimini yeniden düşünmesi
gerekir" dedi.
HURRIYET 09/11/06
Borrell: Türkiye'ye ciddi bir tavır
takınmamız lazım
Avrupa Parlamentosu (AP) Başkanı Josep
Borrell, AB Komisyonu tarafından dün açıklanan Türkiye ilerleme
raporunun "adil ve objektif" olduğunu söyledi.
İki günlük bir ziyaret için bugün İtalyaya
gelecek olan Borrell, Corriere della Sera gazetesine verdiği demeçte,
"İnsan hakları konusunda Türkiyeye karşı ciddi bir
tavır takınmamız lazım" dedi.
Borrell, "Türkiye ilerleme raporunun sert
bir üslup içermesinin doğal olduğunu" ileri sürerek,
"Raporun, Avrupa Parlamentosunda eylülde kabul edilen ciddi karar
doğrultusunda, sert olmaktan başka seçeneği yoktu. Nesnel
biçimde konuşmak gerekirse reform sürecindeki ilerlemede güçlükler var ve
ilerlemenin daha hızlı biçimde sağlanması için de teşvik
şart" diye konuştu.
AB Komisyonunun Türkiye raporunu "dürüst
bir tercih" olarak değerlendiren Borrell, şunları kaydetti:
"Bunun iki nedeni var: Birincisi, karar
yükümlülüğünün sahibi olan Avrupa Konseyinin rolü böylece ön plana
çıkarılmıştır. İkincisi de bu sayede, tüm Avrupa
Birliğinin sorunu biçiminde algılanması gereken
Kıbrıstaki duruma ilişkin bir çözüm bulunması
bağlamında Türkiyeyi ikna için AB dönem başkanı
Finlandiyaya zaman kazandırılmış olmasıdır.
Zaman gerektiren şeye zaman tanınması gerekiyordu."
Borrell, aralık ayındaki liderler zirvesi öncesinde Avrupa
Parlamentosunda Türkiye konusunun yeniden ele alınacağına
inandığını belirterek, "Avrupa Parlamentosu, 14
Aralıktaki Avrupa Konseyi zirvesi öncesinde Türkiye konusunu hiç
kuşkusuz yeniden tartışacaktır. Bunun bir rapora
dönüşmesini de umuyorum.
Böylece, zirveye Avrupalı parlamenterler
tarafından da oylanmış bir rapor sunmamın da mümkün
olmasını diliyorum" dedi.
Türk toplumunun büyük kesiminin halen ciddi bir
dönüşüm yaşamak durumunda olduğu görüşünü dile getiren
Borrell, konuya ilişkin yaklaşımını şu sözlerle
özetledi:
"Gerçek sorun da budur. Toplum, yasalarla
değişmiyor. Benim kendi ülkem İspanyada derin bir dönüşüm,
çok sayıda reforma ve pek çok yıla ihtiyaç duyulmuştu. Bu durum,
İstanbulun Batılılaşmış modern yüzünden ibaret
olmayan Türkiye için de geçerli. Türkiyenin zamana ihtiyacı olan
sosyo-psikolojik dönüşümlere gereksinimi var." Avrupa Parlamentosu
Başkanı Borrell, Türkiyedeki dönüşümün sürmesi için AB-Ankara
arasındaki ilişkilerin kesintiye uğramaması
gerektiğine de işaret ederek, "Ret, elbette ki asla bir
dönüşüm unsuru olarak değerlendiremez. Tam tersine ret,
dönüşümün bloke olmasına sebep olur. Dolayısıyla Türkiyede
değişimi özendirmek istiyorsak, ilişkilerin daha sıkı
hale getirilmesi ve yapıcı bir tavır üzerinde odaklanmamız
gerekiyor" diye konuştu.
MILLIYET
09/11/06
Kıbrıs simidi
Daha aylar önce bu köşede "Sonbahar İlerleme Raporu'nda limanlar
sorununun yıl sonuna öteleneceğini" yazmıştım.
Şimdi de "yıl sonunda ne olacağının"
işaretini vereyim...
"Finlandiya formülünde bir çözüm oluşmayacak. Türkiye,
limanlarını, Kıbrıs Rum Kesimi'nin uçaklarına ve
gemilerine açmayacak. Gerilim yaşanacak. Birkaç maddede görüşmeler
askıya alınacak. Başka maddelerle devam edilecek."
.....................
Ya sonra?..
Yol haritası 2007 sonbahar seçimlerine kadar belirlenmiş gibidir.
AB de "Seçimlerden önce AKP iktidarının limanları
açamayacağını biliyor. Bu sorunu 2007 sonbaharı genel
seçimlerine kadar öteleyecek."
Çünkü... AKP, genel seçimleri yitirirse, yerine gelecek bir başka
hükümetin AB'ye tam üyelik konusunda aynı heyecanı
gösteremeyeceği, Brüksel'de ağırlıklı görüştür.
Hem AKP'yi seçimlere kadar yıpratmamak hem de bu süreçte Türkiye kamuoyunu
AB'den büsbütün soğutmamak için bir "tampon süreç"
yaşanacak.
AB'ye tam üyelik için ayağına hayli vuracak dar
ayakkabıları, 2007 sonbaharındaki seçimlerden sonra gelecek bir
AKP ya da başka bir hükümet giyecektir.
....................
Bunun dışında söylenen tüm sözler dolgu malzemesidir.
Diplomasidir.
Kamuoyu için tribüne dönük gösterilerdir.
Yaşayalım...
Büyük sürprizler olmazsa, bu yol haritasının gerçekliği
görünecektir.
....................
Ne AB ne de Türkiye, bağları kopartmak istiyor.
Sadece 1 yıllık parantez açılacak.
....................
Burada önemli olan birkaç alanda duyarlıktır.
Şöyle ki...
Diplomasi yaparken ve tribünlere gösteri tavırları koyarken, Türkiye,
kendi kamuoyunda zaten yükselişte olan "AB
karşıtlığını" büsbütün tetiklemekten
kaçınmalıdır.
AB ülkelerine de "İşte Türkiye budur. AB'ye tam üyelik profilini
çizemiyor" dedirtmemek gerek. Bunun fırsatını kollayanlara
servis yapılmasın.
AB de aynı duyarlığı taşımalıdır.
Ölçüsü kaçmış söylemler ve istemlerle Türkiye kamuoyunu "Al
üyeliği başına çal" psikolojisine daha da itmesi çok
yanlış olur.
AB, kendi üye ülkelerinde de Türkiye'ye karşı rüzgârlar estirmekten
kaçınmalıdır. Bu özeni göstermezse, "kısa süreli bir
parantez" politikasında arızalara, hatta kazalara neden
olabilir.
Her iki tarafın da, bu sürecin "geçici" olduğu izlenimini
vermeleri, Türkiye'nin ekonomik durumunu, demokrasi yolculuğunu ve
reformlarını sürdürmesi açılarından önemlidir.
Özellikle yabancı sermayenin "aritmetik diziyle" katlanarak akma
"debisi" yavaşlamamalı. Ekonomik gelişme "tam
üyelik" ölçütlerinde "önemli eşiklerden" biridir.
2007 sonbaharı seçimlerinden sonra taraflar, "yola yeniden
devam" aşamasıyla birlikte, kendilerine daha
zorlaşmış koşullarla karşı karşıya
bulmasınlar.
.....................
Bunun ötesinde bir sürü teknik laf edilebilir.
Örneğin... 10 numaralı protokoldeki "Kıbrıs için BM
inisiyatifi kapsamında çözüm, Rum kesimi üyeliğinin Kuzey
Kıbrıs'ı kapsamadığı, Kuzey
Kıbrıs'ın ekonomik gelişmesinin engellenemeyeceği ve
ambargonun kalkacağı" gibi kayıtlar öne sürülebilir.
Ama... Bütün bunlar AB'ye tam üye olan Kıbrıs'ın ve onun abisi
Yunanistan'ın "geçerli" oylarının
ağırlığından bir gram bile eksiltmez. Ne yazık ki
gerçek bu.
Ayrıca... Limanların açılması, büyük Kıbrıs
sorunu paketi içinde sadece küçük bir bölümdür. Bu verilse, paketin içinden
daha neler çıkmaz!..
Sonu, "Kıbrıs'ı tanıyın"a varacaktır.
.....................
AB hadisesinde Kıbrıs, "susamlı simit" gibi görülmeli.
Hâlâ sıcak, el yakıyor.
Tamamının yutulması mümkün değil.
Simidi, iki taraf da birer ucundan başlayarak, soğutarak ve zamana
yayarak parça parça, lokma lokma yiyerek sonuca varabilirler.
GINERI CIVAOGLU MILLIYET 09/11/06
Komisyon, Türkiye'yi
kolluyor
Avrupa Birliği yürütme organı sayılan Avrupa Komisyonu herkesi
şaşırttı. Bugüne kadar hiç yapmadığı bir
şey yaptı. Yıllık İlerleme Raporu'nda, Türkiye-AB
ilişkilerinde en önemli sorun sayılan Kıbrıs konusunda
suskunluğu tercih etti. Beklenen veya yapması gereken, Türkiye'nin limanlarını
Rum gemilerine açmaması durumunda, hükümet ve devlet başkanlarının
nasıl hareket etmeleri gerektiği konusunda bir tavsiyede
bulunmasıydı. Örneğin, "Türkiye ile müzakerelerin
askıya alınmasını veya bazı müzakere
başlıklarının dondurulmasını" tavsiye etmesi
veya başka bir formül önermesi bekleniyordu.
Bunların hiç birini yapmadı.
Bunun yerine önerisini, 14-15 Aralık'ta Brüksel'de toplanacak olan doruk
öncesine kadar erteledi. Alışılmış bir
yaklaşım değil.
Bu tutumu, özellikle Rumlar ve Yunanistan başta olmak üzere, sert tutumdan
yana olan (Fransa, Hollanda, Avusturya) bazı ülkeler tarafından sert
şekilde eleştirildi. "Kimi tarafından korkaklık ile,
kimi tarafından da Türkiye'yi desteklemekle " suçlandı.
Neden?
Avrupa Komisyonu neden bu tutumu benimsedi?
Komisyon, Türkiye - AB ilişkilerinin son derece tehlikeli bir yola
girdiğini ve bir tren kazasının
yaklaştığını gördü. Komisyon, birşeyler
yapılmadığı taktirde, Türkiye projesinin, bir daha
düzeltilmesi çok güç olacak bir noktaya gideceğini başından beri
en iyi gören kurumdu.
Türkiye'deki havayı yakından biliyor. Haklı veya haksız,
seçimlere giden bir hükümetin Kıbrıs konusunda fazla hareket
yeteneği olamayacağını görüyordu. Buna karşı,
Fransa- Avusturya- Hollanda- Kıbrıs- Yunanistan grubunun baskısını
da hissediyor, iç politika nedeniyle, işin kontrolden çıkabileceğini
hissediyordu.
Olli Rehn, kendi deyimiyle "tren kazasını" engellemek
istedi. Hiç değilse, bu kazanın taşınabilecek bir duruma
sokulması için ehven-i- şer formül aradı. En önemlisi, Rehn'in
bu yaklaşımının, Komisyon Başkanı Barosso
başta, diğer Komisyon üyeleri tarafından da
paylaşılması. Komisyon, içindeki muhalif seslere rağmen,
kontrolü, hiç değilse Aralık doruğuna kadar elinde tutmayı
tercih ettti.
Bu yaklaşımla, işin çığrından
çıkmasını engellemiş oldu.
Türkiye'yi kollamak, zaman kazanmak, bu arada da hem Finlandiya'nın
girişimine destek vermek, hem de yeni formüller üretme imkanı
sağlamak istedi.
Raporla birlikte açıklaması beklenen tavsiyesini, doruk öncesine
erteleyerek, üye ülkelerden gelecek sert tavsiyelerin önüne geçti. Üye ülkeler
yine de istedikleri kararı verebilecekler, ancak Komisyon'un görüşünü
dinlemek zorunda kalacaklardır. Komisyonun tavsiyesine karşı
çıkmak, pek kolay olmayacağı için, tren kazasının
hafifletilmesi imkanı doğacaktır.
Kim ne derse desin, AB Komisyonu Türkiye'yi, daha doğrusu bu projeyi
kollamak istediğini göstermiştir.
* * *
TÜRKİYE'NİN
DE YARDIMCI OLMASI GEREKİR
Tren kazasını Olli Rehn veya Komisyon tek başına
engelleyemez.
Eğer Türkiye "Arkadaş beni ilgilendirmez, Kıbrıs
konusunda haklıyım. AB ne yaparsa yapsın, ben
kıpırdamam" derse, Aralık doruğundaki tren
kazasını engelleyemez.
Ne kadar haklı olursa olsun (- ki, bu köşeyi izleyenler Türkiye'nin
haklılığını sık sık okumuşlardır)
Türkiye'nin AB ile kötü bir tren kazasını engellemek için Komisyon'a
yardımcı olması gerekir. Zira sert bir kaza, Avrupa'yı
rahatsız eder ancak, Türkiye'yi çok daha güç duruma sokar. Müzakerelerin
askıya alınması, bu projenin bir daha hareketlendirilmesini uzun
yıllar boyunca imkansızlaştırır. Eğer
"Avrupa'nın canı cehenneme" diyorsanız, o başka.
Ancak, trenin rayından çıkmasını önlemek istiyorsak,
farklı bir yaklaşım benimsememiz şarttır.
Komisyon'a yardımcı olmak için Kıbrıs'ı satmamız
veya haklılığımızdan vazgeçmemiz gerekmemektedir.
Önümüzdeki haftalarda hiç değilse bağırmayalım. Tehditler
savurmayalım. Finlilerin geliştirdikleri projeyi
değiştirmeye çalışalım. Yeni öneriler yapalım.
Zaten kendimiz için düzeltmemiz gereken 301'i şu veya bu şekilde
değiştirelim... Meclis'teki 9. Uyum Paketi'ni biran önce geçirelim.
Kısacası, oyunu kurallarına göre oynayalım.
* * *
İLERLEME
RAPORU'NDAN ŞİKAYETE GEREK YOK
Dün açıklanan İlerleme Raporu'nu, acaba içinizden kaçı
okumuştur?
Ben ilkinden bugüne kadar yazılan tüm raporları okudum ve
karşılaştırdım. Şu anda elimizdeki raporun bundan
öncekilere oranla yeni hiç bir yanı yok. Daha önce
okuduklarımız, Türk basınında defalarca gördüğümüz
eleştiriler tekrarlanıyor. Bizlerin kendi kendimize
yaptığımız eleştiriler sayılıyor.
Ne asker- sivil ilişkileri, ne fikir özgürlüğü
301 ve
Kıbrıs dışında ek bir eleştiri söz konusu
değil.
Aksine
Örneğin, PKK'ya yönelik son derece sert eleştiriler getiriliyor.
Teröre karşı çıkılıyor ve Türkiye'nin reform
çabaları da uzun uzun övülüyor.
İlerleme raporları sadece Türkiye'ye özgü değildir. Tüm aday
ülkeler için de hazırlanmış ve hala da
hazırlanmaktadır. Onlar da eleştirilmektedir.
Hepimiz buradayız, göreceksiniz önümüzdeki yılın raporu daha
farklı olacaktır.
MILLIYET 09/11/06 MEHMET ALI BIRAND
Kavgalı yolculuk
TÜRKİYE ile AB arasındaki ilişkilerde bu sene yakıcı
konu, Kıbrıs meselesidir. Başka konularda AB'nin Türkiye'ye
yönelttiği haklı ve haksız eleştiriler var ama
"görüşmelerin kesilmesi" gibi çok ağır bir
yaptırım sadece Kıbrıs meselesinde akıllara geliyor!
Fakat bakın olmadı. Dün açıklanan "İlerleme
Raporu"nda ve "Strateji Belgesi"nde, Türkiye'ye böyle bir
yaptırım önerisi, hatta iması bile yok.
Evet, Avrupa baskısını sürdürüyor: 14 Aralık'taki zirve
toplantısından önce Türkiye limanlarını ve
havaalanlarını Rumlara açmazsa, Komisyon o zaman ne yapılacağı
konusunda bir tür ara rapor verecek; belli ki, bu bir ay içinde Türkiye'ye
baskılar artacak.
Ama şu da belli: Türkiye geri adım atmayacak!
Ve göreceksiniz, 14 Aralık'taki liderler zirvesinde de
"görüşmelerin kesilmesi" gibi bir karar
alınamayacaktır!
Müzakereleri kesmek!
Türkiye'de bütün yetkililer defalarca açıkladı: KKTC üzerindeki
izolasyonları AB tamamen kaldırmadıkça, Türkiye de liman ve
havaalanlarını Rumlara açmayacaktır.
Baskılar ne kadar artarsa artsın, 14 Aralık'a kadar da
açmayacaktır!
Finlandiya'nın iyi niyetle hazırladığı ama
Rumları ikna etmek için ölçüyü kaçırdığı 'Fin
Planı' da bu haliyle bir işe yaramayacaktır!
Peki, bu durumda 14 Aralık'ta AB liderleri Türkiye hakkında ne karar
verecek?
Dün aşağı yukarı kesinleşen şu:
"AB ile Türkiye arasındaki müzakereler kesilmeyecek!"
AB, Türkiye ile görüşmeleri kesmenin veya askıya almanın vahim
sonuçlar doğuracağını görüyor ve bundan
sakınıyor.
Biliyorlar ki, Türkiye, pazarlık imkânı olmayan, elinde kozlar
bulunmayan, AB'ye mahkûm bir ülke değildir! Türkiye'nin
çıkarları ile Avrupa'nın çıkarları adil ve rasyonel
bir şekilde uzlaşmadıkça, Türkiye baskılara boyun
eğmeyecektir.
Kıbrıs anahtar mesele
Kıbrıs meselesi Türkiye'nin bu iradesinin
sınandığı bir "anahtar mesele" haline
gelmiştir.
Fransa, Avusturya gibi Türkiye'yi AB'de görmek istemeyen ülkeler... Rum kesimi
ve Yunanistan gibi Türkiye'nin kolunu Kıbrıs meselesinde bükmeye
çalışan AB üyesi ülkeler... Avrupa'daki Türkiye
karşıtı şoven ve Haçlı çevreler...
Hepsi Türkiye'yi yıldırıp masadan kaldırtmak veya boyun
eğdirip 'uysallaştırmak' için bu "anahtar mesele"yi
kullanıyor.
Hayır! KKTC üzerindeki izolasyon kalkmadıkça, Türkiye'de hiçbir
demokratik hükümet limanlarını ve havaalanlarını Rumlara
açmayacak, bu "anahtar mesele"de geri adım atmayacaktır.
Peki, Komisyon 14 Aralık'a kadar hazırlayacağı 'ara
rapor'da AB liderlerine ne gibi bir 'yaptırım' önerebilir? AB
liderleri nasıl bir karar alabilir?
Olli Rehn bunun sinyalini verdi: Türkiye hakkında alınacak
'yaptırım' kararı, büyük ihtimalle, görüşmelerde iki
faslın, "malların serbest dolaşımı" ve
"ulaştırma" fasıllarının
açılmaması olacak.
Açılmazsa açılmasın; zaten on yıllık bir süreç
değil mi; diğer fasıllarda devam eder!
Türkiye için siyasi, stratejik ve ekonomik açılardan önemli olan
"sürecin" devam etmesidir.
"Süreci" kesmeyi AB de göze alamıyor. Demek ki,
"sürecin" iniş çıkışlarla, kavga gürültülerle ama
esasta devam etmesi Türkiye ile Avrupa'nın ortak
çıkarınadır.
Karşıtlarımız yılıp masadan kalkmamızı
istiyor. Hayır, yılmadan yola ve kavgaya devam.
TAHA AKYOL MILLIUET 09/11/06
301 ve Kıbrıs için AB'den bir ay sure
Avrupa Komisyonu,
Türkiye'ye 14-15 Aralık'taki AB zirvesine kadar zaman verdi: 301. madde
değişmez ve Kıbrıs'ta adım atılmazsa tüm müzakere
süreci etkilenir
09/11/2006
RADIKAL
BRÜKSEL - Avrupa Komisyonu,
dün açıkladığı İlerleme Raporu ve Strateji Belgesi'yle
limanların Kıbrıslı Rumlara açılmasını
gerektiren Gümrük Birliği Ek Protokolü'nün uygulanması ve TCK düşünce
suçlarına yönelik 301. maddenin değiştirilmesi gibi konular
nedeniyle, müzakerelerin askıya alınmasını tavsiye etmek
yerine, Türkiye'ye aralıktaki liderler zirvesine kadar süre
tanıdı. Komisyon, raporunda, 'Türkiye'nin yükümlülüklerini tam
manasıyla yerine getirmemesi halinde aralıktaki liderler zirvesi
öncesinde uygun tavsiyelerde bulunacağını' vurguladı.
Avrupa Komisyon'nun geçen yılki 140 sayfalık rapor yerine bu yıl
75 sayfada tamamladığı Türkiye'nin İlerleme Raporu ve
Strateji Belgesi'nde, reform sürecinde yavaşlama olduğu tespitinde
bulunulup, ordunun siyasetteki rolü, dini ve azınlık hakları,
sendikal haklar ve Güneydoğu'daki sosyal ve ekonomik sorunlara uzanan bir
dizi eleştiriye yer verildi.
'Tüm üyeleri
tanımak şart'
Raporda müzakerelerin aksamadan devam etmesi açısından öne çıkan
unsurlar ise, düşünce suçlarıyla ilgili TCK 301. madde ile
Kıbrıs'la ilgili limanlar konusu oldu. 'Kıbrıs
Cumhuriyeti'yle ilişkilerin normalleştirilmesi konusunda ilerleme
kaydedilmediği' vurgulanan raporda, 'malların serbest
dolaşımı ve doğrudan ulaşım
bağlantısı konusundaki sınırlamalara son
verilmediği' yer aldı. 'Birliğin tüm üyelerinin
tanınmasının katılım sürecinin koşulu
olduğu'nun altı çizilen raporda, 'Yükümlülüklerin yerine getirilmesi
konusundaki başarısızlık bütün müzakere sürecini
etkileyecektir. Komisyon, Türkiye'nin yükümlülüklerini tam manasıyla
yerine getirmemesi halinde aralıktaki Avrupa Konseyi öncesinde uygun
tavsiyelerde bulunacaktır' denildi. 301. madde konusunda ise 'insan
hakları ve düşünce özgürlüğünün Avrupa standartlarına yükseltilmesi
gerektiği' vurgusu yer aldı.
'Tam
kararlılık gerek'
Komisyon Başkanı Jose Manuel Barroso, yaptığı
yazılı açıklamada, müzakereleri dondurmayı tavsiye etmek
yerine, Türkiye'ye 14-15 Aralık'taki liderler zirvesine kadar süre
tanımaya karar verdiklerini söyledi. "Bugün bir çözüm bulunması
için diplomatik çabalara bir şans vermeye karar verdik" diyen
Barroso, Türkiye'nin üyelik yolunda başarı kaydedebilmesi için
anahtarın reform sürecine 'tam bir kararlılıkla' devam etmesi ve
14-15 Aralık'taki AB liderler zirvesinden önce limanlarını ve havaalanlarını
Rum Yönetimi'ne açma konusunda yükümlülüklerini yerine getirmesi olduğunun
altını çizdi. Barroso'nun, "Yükümlülükleri tam manasıyla
yerine getirmekteki başarısızlık, tüm müzakere sürecini
etkileyecektir" dedi.
Avrupa Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn ise
düzenlediği basın toplantısında, Türkiye'nin reform
sürecinde geri adımlar attığı görüşüne karşı
çıksa da TCK 301. madde ile limanların Kıbrıslı
Rumlara açılması uyarısında bulundu. Türkiye'de siyasi
reformlarda yavaşlamadan söz edilebileceğini, ancak geri
adımın söz konusu olmadığını belirten Finli
yetkili, başta ifade özgürlüğü olmak üzere yeni reformlar
gerektiğinin Ankara tarafından da bilindiğini, bunların
TBMM gündemindeki 9. reform paketine konulabileceğini vurguladı. Rehn,
Başbakan Tayyip Erdoğan'ın sivil toplumdan da öneriler
istemesinden duydukları memnuniyeti aktarırken, bu sözlerin süratle
uygulamaya yansıması dileğinde bulundu.
'Orient Ekspresi
artık yok'
301'inci maddenin Türkiye'deki milliyetçi avukatlar tarafından ifade
özgürlüğünü kısıtlayacak şekilde 'yanlış'
yorumlandığını söyleyen Finli komiser, bu maddenin
değiştirilmesinin Türk halkı için son derece önemli
olduğunun altını çizerek, bunun yalnızca 'Kopenhag Kriteri'
değil 'Ankara Kriteri' olduğu vurgusu yaptı. Rehn, Türkiye'nin
AB'deki geleceğiyle ilgili 'Orient Ekspres' (Doğu Ekspresi)
hatırlatması yapan bir gazeteciye "En azından artık
Geceyarısı Expresi'nden bahsedilmiyor" yanıtını verdi.
Türkiye dosyasında 'adil ve kararlı bir tavır'
takınılması çağrısı da yapan Rehn, Türkiye'nin
AB'ye katılımında 'kestirme yol' olmadığını
anımsattı.
'Züccaciye
dükkânı değil'
Finli yetkili, Türkiye'nin Kıbrıs'ta çözüm için BM girişimlerine
desteğini sürdürdüğünü söylese de ek protokolün uygulanması için
aralıktaki liderler zirvesine dek bekleyecekleri ve tavsiyelerini zirve
öncesi yapacaklarını belirtti. Bu konuda Dönem Başkanı
Finlandiya'nın girişimlerine destek isteyen Rehn, bunun 'son
fırsat' olduğunu yineledi. Rehn, Türkiye'nin yükümlülüklerini yerine
getirmemesi halinde müzakerelerin askıya alınıp
alınmayacağı sorusu üzerine, "Züccaciye dükkânına
girmiş bir fil gibi hasar vermemek gerek. Finlandiya'nın
çabalarını köstekleyecek bir tavır izlenmemeli"
yanıtını verdi.
Yunanlı, Fransız, Avusturyalı ve Lüksemburglu üyelerin daha sert
tavır alınması için batırdığı
öğrenildi. (Dış Haberler)
Almanya: Limanlar
açılmazsa müzakere böyle süremez
İlerleme Raporu'nu değerlendiren, ocakta AB'nin dönem
başkanlığını devralacak Almanya'nın
başbakanı Angele Merkel, "Limanlar Rumlara açılmazsa
müzakere bu şekilde devam edemez" dedi.
İlerleme raporuna tepkiler şöyle:
Almanya: Ocakta AB Dönem Başkanlığı'nı
devralacak Almanya'nın Başbakanı Angela Merkel, limanların
Rumlara açılmasını öngören Gümrük Birliği Ek Protokolü'nün
uygulanmaması halinde çok ciddi sonuçlar ortaya çıkacağı
uyarısını yineledi. Merkel, "Rapor açık. Türkiye
yıl sonuna dek Ek Protokol sorumluluklarını yerine getirmeli.
Aksi halde AB uygun kararlar almak zorunda kalır. O zaman da müzakerelere
bu şekilde devam edilmesi mümkün olmaz" ifadelerini kullandı.
Merkel, Türkiye'nin Ek Protokolü uygulamayı taahhüt ettiğini söyleyip
"Güven verici ve inandırıcı bir müzakere sürecinde tüm
taraflar sözlerinde durmalıdır" dedi.
Fransa: Dışişleri Bakanı Philippe Douste-Blazy, Türkiye'nin
yıl sonuna kadar Rum kesimini tanımaması halinde Ankara'nın
üyelik müzakere takviminin gözden geçirilmesi gerektiği
çıkışı yaptı.
Avusturya: Dışişleri Bakanı Ursula Plassnik,
"Anlaşılan müzakereler Türkiye'deki reform çabalarını
hızlandırmak için uygun araç değil.
Zira hem yerinde sayıp hem ilerleme istemek olmaz" eleştirisini
yöneltti.
İtalya: Dışişleri Bakanı Massimo d'Alema
"Kıbrıs konusunda uzlaşma sağlanması
olasılığının hâlâ bulunduğuna inanıyoruz ve
Avrupalı dostlarımızdan bu yöne yönelmelerini istedik"
dedi.
Hollanda: Koalisyon ortağı Liberal Parti lideri Mark Rutte,
Türkiye'ye sadece ifade özgürlüğü ile Kıbrıs konusunda iki
yıl süre tanınmasını önererek "Bu süre sonunda
ilerleme sağlanmazsa, üyeliğe yönelik ilişkiler
bitirilmeli" dedi.
Britanya: Avrupa'dan sorumlu bakan Geoff Hoon, AB'nin Türkiye'ye
verdiği sözleri tutması gerektiğini vurgularken, müzakerelerin
askıya alınmasını önlemek için Ankara'ya da
Kıbrıs sorununda 'gerekli adımları atma'
çağrısı yaptı.
Yunanistan: Dışişleri Bakanı Dora Bakoyani
"Türkiye'nin AB gidişatını değerlendirmek için gerekli
tüm unsurları içeren rapor, AB'nin gelecekteki kararları için temel
oluşturuyor" dedi
Rum Yönetimi: Dışişleri Bakanı Yorgos Lillikas
raporda Türkiye'nin yükümlülüklerini yerine getirmeyi reddettiğinin ortaya
konulduğunu savunarak "Bizi son derece tatmin etti. Yükümlülüklerini
reddettiği için Türkiye'ye yaptırımlar getirilmeli" dedi.
Kıbrıs için Fin formülünde Türk askerinin
çekilmesi de var
Rum gazetesi Politis
Finlandiya'nın hazırladığı 'Kıbrıs
formülü'nün detaylarını yayımladı: Maraş BM denetimine
verilecek, iskâna kapalı kalacak ve Türk askeri çekilecek. Türkiye
limanlarını Kıbrıs gemi ve uçaklarına açma konusunda
ilerleme sağlayacak
09/11/2006
RADIKAL
AA - LEFKOŞA - Avrupa Komisyonu,
Türkiye ile müzakerelerin aksamaması için aralıktaki liderler
zirvesine kadar limanların Rumlara açılması
şartını koyarken, Kıbrıs konusunda Fin formülünün
detayları açığa çıkıyor. Kuzey Kıbrıs'ta
yayımlanan Politis gazetesi, Fin önerisi ve Rumların karşı
önerilerinin 'tam metnini' yayımladı.
Avrupa Birliği (AB) Dönem Başkanı Finlandiya, formülü kabul
etmeleri için taraflara 8 Kasım'a dek süre tanımıştı.
Hem Rumların tüm karşı önerilerini hem de KKTC'nin Ercan
Havaalanı'nın açılması talebini reddeden formül şöyle:
"1- Doğrudan Ticaret Tüzüğü (DTZ) belirli bir zaman
aralığı için (mesela iki yıl) benimsenecek.
2- Mağusa Limanı aynı zaman dilimi için açılacak.
DTZ hedefleri için Avrupa Komisyonu tarafından idare edilecek.
3- Maraş BM Barış Gücü (UNFICYP) denetimine verilecek.
Türk ordusu çekilecek. Maraş iskâna kapalı kalacak, ancak gelecekte
kullanılacak teknik çalışmaların
hazırlığı sınırlı ölçüde başlayabilir.
4- Türkiye limanlarını 'Kıbrıs' gemileri ne ve
uçaklarına açma konusunda ilerleme sağlayacak.
5- Üye ülkeler, Gümrük Birliği başlıklarının
nasıl ilerleyeceğine karar verecek.
Rumların
önerileri
Buna karşı Rumların yazılı olarak sunduğu
önerilerse şöyle:
1- DTZ belirli bir zaman aralığı için (mesela iki
yıl) 10. Protokol'ün altında benimsenecek. Doğrudan ticaret
yalnız Mağusa aracılığıyla yapılacak ve
Avrupa Komisyonu idaresinde olacak.
2- Maraş, ulaşım geçitleri dahil UNFICYP'e teslim
edilecek. Bölgenin statüsü ve UNFICYP'in rolü Güvenlik Konseyi
kararlarınca yönlendirilecek. Türk askeri ve vatandaşları
çekilecek. Yasal sakinlerin gelecekteki kullanımlarına dönük
hazırlıklara ilişkin teknik çalışmalar
başlayacak. Mülkiyet hakkı bulunanlar en kısa zamanda bu
hakları kullanacak. Hazırlık döneminin (iki yıl) bitiminden
veya Kıbrıs sorununa çözüm bulunduktan sonra sakinlerinin dönmelerine
izin verilecek."
Fileleftheros gazetesi KKTC, Türkiye ve Güney Kıbrıs'la üçlü zirve
toplayamayan Finlandiya'nın Helsinki'de Avrupa Komisyonu ve BM'yle hafta
sonu gizli toplantı yaptığını ve Kıbrıs'taki
UNFICYP subaylarının da davet edildiğini belirtti.
Talat: Fin formülünün şansı yok çünkü dengesiz
doğdu
09/11/2006
RADIKAL
AA - LEFKOŞA - KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, AB dönem başkanı
Finlandiya'nın hazırladığı Kıbrıs formülünün
dengesiz doğduğunu söyledi. Talat, "AB Rumları adanı
birleştir diye uyarmalı" dedi.
Helsinki'deki temaslarının ardından Bayrak Televizyonu'nda (BRT)
konuşan KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, "Finlandiya,
'bitmedi' diyor, ancak bu önerilerin ne yöntemsel ne de içerik olarak yürüme
şansı var. Çünkü öneriler baştan itibaren dengesiz doğdu,
daha da önemlisi usul olarak çok yanlış şekilde
geliştirildi. Usul doğru olsaydı bir şans olurdu ama
olmadı" dedi.
'Adanı
birleştir'
Talat, çözüm sürecini BM zemininden AB'ye kaydırmaya çalışan Rumların
kaygılarıyla hareket etmekle suçladığı Brüksel'e de
şöyle yüklendi: "Avrupa, Avrupa'nın birleşmesi için AB'yi
kurdu, sizse bölünmüş ülkeyi aldınız ve liderliği
bölünmenin devamı için çalışıyor. Ona, 'Sorumlu sensin,
adanı birleştir, yoksa şunları yapacağız' deyin.
Avrupa Birliği, BM sürecini desteklemelidir. İzolasyonların
kalkması yetmez. Birleşik Kıbrıs'ın eşit
parçası, ortağı olarak dünya tarafından tanınmak
istiyoruz." Rum lider Tasos Papadopulos'u, '8 Temmuz mutabakatıyla
yeni bir görüşme süreci öngören BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın
yardımcısı İbrahim Gambari'nin mektup yazmasını
engellemekle suçlayan Talat, "Papadopulos sadece AB sürecine
ağırlık veriyor" diye konuştu.
Hükümet:
Kıbrıs yükümlülük değil
09/11/2006
RADIKAL
RADİKAL - ANKARA - İlerleme Raporu'na
'hükümet açıklaması'yla tepki geldi. Açıklama özetle şöyle:
"2006 İlerleme Raporu hükümetin reform sürecine
bağlılığını teyit ederek sağlanan
gelişmelere işaret etmekte ve birçok alanda mevcut yasal
mevzuatın genel olarak AB ile uyumlu olduğuna ancak uygulamada
sorunlar ortaya çıkabildiğine dikkat çekmektedir.
İlerleme Raporu'nun geçtiğimiz yıllara nazaran daha kısa
olduğunu ve müzakere eden bir ülke olarak tam üyelik hedefi
doğrultusunda beklenti ve tavsiyelerin daha fazla ağırlık
taşıdığını söylemek mümkündür.
Kaydedilmesi beklenen veya eksikliklerin bulunduğu alanların bir
kısmı da esasen tarafımızdan üzerinde hassasiyetle durulan
ve Türk kamuoyunun da büyük önem atfettiği hususlardır. Raporda bu
konuların ülkemizin gündeminde ön sıralarda yer
aldığının belirtilmemiş olmasının bir
eksiklik olduğu düşünülmektedir.
Reformlar süreklilik arz eden bir süreçtir. Başta kendi
halkımızın yararı dikkate alınarak yasal ve idari
açıdan yapılması gerekenler tabiatıyla yerine getirilmeye
devam edilecektir.
Kıbrıs ve Ek Protokol'ün uygulanması konusunda AB ile
aramızdaki görüş ayrılıkları rapora
yansımıştır. Kıbrıs sorunu siyasi bir sorun olup
teknik nitelik taşıyan müzakere sürecimiz açısından bir
yükümlülük teşkil etmez.
Komisyon tarafından belirtilen görüşler 14-15 Aralık'taki AB
devlet ve hükümet başkanları zirvesinde karara
bağlanacaktır. Bugünden itibaren ahde vefa ilkesi temelinde hareket
etme sorumluluğu üye ülkelere geçmektedir.
Bu nedenle aralık zirvesine kadar giden dönemi Türkiye-AB ilişkilerini
değerlendirmek açısından bir düşünme fırsatı
olarak görüyoruz. Sürecin yürütülebilirliğini teminat altına alacak
zirve kararı, AB liderlerinin vizyonlarına bağlı
olacaktır."
Ledra Palace
toplantısında kriz
Bazı Türk ve Rum siyasi partilerin başkan ve yetkilileri,
Slovak Büyükelçisi Jan Varso tarafından düzenlenen rutin ortak
toplantılar çerçevesinde, dün yeniden bir araya geldi.
Slovak Büyükelçiliği'nin organizasyonuyla gerçekleşen ve
saat 11:00'de başlayan toplantı yaklaşık 1.5 saat sürdü.
Ara bölgedeki Ledra Palace Otel'de yer alan ve ev sahipliğini
Yeni Kıbrıs Partisi'nin yaptığı toplantıya,
DP'den Atay Ahmet Raşit ve Ata Atun, TKP'den Hüseyin Angolemli ve Yücel
Köseoğlu, YKP'den Rasıh Keskiner ve Alpay Durduran, BDH'dan Özgün
Kutalmış, KSP'den Kazım Öngen, BKP'den İzzet İzcan ve
Şefik Par katıldı.
Toplantıda, Güney Kıbrıs'tan ise, ADİK, AKEL,
Kıbrıs Yeşiller Partisi, DİKO, DİSİ, EDEK ve
Birleşik Demokratlar temsil ediliyor.
Toplantıya girişte, siyasi parti temsilcilerine,
"isimlerini yazdırmadıkları" gerekçesiyle BM
görevlileri tarafından zorluklar çıkarıldı.
Bunun üzerine Jan Varso, kapıya gelip konuyla ilgilendi ve
listede isimleri yazılı olmayan parti temsilcileri içeriye
alındı. Ancak, Varso gelmeden önce, içeriye alınmaları
konusunda zorluk çıkarılan CTP-BG temsilcileri Ömer Kalyoncu ve Özdil
Nami, Otel'den ayrılıp toplantıya katılmadı.
Her zaman toplantılar sırasında Ledra Palace Otel'de
bekleyen basın mensupları da dün engellerle
karşılaştı ve toplantı sırasında otelden
çıkartıldı.
Büyükelçi Varso, toplantının başında
yaptığı konuşmada, kendilerine, CTP-BG temsilcilerinin,
toplantıya katılmayacaklarının bildirildiğini, bundan
dolayı sorun yaşandığını savundu.
Jan Varso, karşılaşılan
sıkıntıların girebilmesi için gerekli temasları
yapacaklarını da kaydetti ve bundan sonra bu tür problemlerle
karşılaşılmaması ümidini dile getirdi.
Varso, toplantının basına açık bölümünde
yaptığı konuşmada, YKP'nin isteği üzerine,
"Kıbrıs Rum ve Kıbrıs Türk toplumları
arasındaki diyaloğu korumak ve geliştirmek" konusunu ele
alacaklarını söyledi.
İkili ilişkilerin zarar görmemesi için bazı önlemler
alınmasının gerekliliğine dikkat çeken YKP'nin,
toplantıda bazı önlemler için önerilerini dile getireceği
bildirildi.
İlişkileri koruma ve geliştirme
Slovak Büyükelçisi Jan Varso toplantının sonunda
yaptığı ortak açıklamada, YKP'nin ev sahipliğini
üstlendiği toplantıda, "Kıbrıs Türk ve Rum
halkları arasındaki iyi ilişkileri koruma ve geliştirme"
konusunun ele alındığını kaydetti.
27 Eylül'de yapılan önceki toplantıya ilişkin ortak
açıklamayı okuyan Büyükelçi Varso, bir sonraki toplantının
13 Aralık'ta yapılacağını da söyledi.
Bir önceki toplantıda kurulması
kararlaştırılan bazı Türk ve Rum siyasi parti
temsilcilerinin oluşturduğu Kıbrıslı Türk ve
Rumların yakınlaşmasına yönelik faaliyetler yapacak olan
alt komitenin 18 ve 31 Ekim'de yaptığı toplantılarda ortaya
koyduğu çalışmanın takdirle
karşılandığını ifade eden Varso,
yakınlaşmaya yönelik fikirlerin iki toplumlu etkinliklerle
somutlaştırılmasını istediklerini de dile getirdi.
Varso alt komitenin Kıbrıs Türk ve Rum halkının
yakınlaşmasına yönelik önerilerin uygulamaya geçirilmesinin ele
alınacağı bir sonraki toplantısının 20
Kasım'da Slovakya Büyükelçiliği'nde yapılacağını
da söyledi.
KIBRIS 09/11/06
Fin önerilerinin şansı
yok
LİMANLAR KONUSUNDA HUKUKİ ZORUNLULUK
YOK"...Cumhurbaşkanı Talat, AB'nin Kıbrıs Rum
tarafının kaygılarını dikkate alarak hareket
ettiğini, bunun da Rumların BM değil, AB sürecini öne
çıkarmasına neden olduğunu, kendilerinin bunu kabul
edemeyeceğini vurguladı. Talat, ayrıca, Türkiye'nin hava ve
deniz limanlarını açmasının hukuki bir zorunluluk
olmadığını, ek protokolde böyle bir yükümlülüğün yer
almadığını söyledi
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat Finlandiya önerilerinin
ileriye götürülme şansı olmadığını söyledi.
Cumhurbaşkanı Talat, AB'nin Kıbrıs Rum
tarafının kaygılarını dikkate alarak hareket
ettiğini, bunun da Rumların BM değil AB sürecini öne
çıkarmasına neden olduğunu, kendilerinin bunu kabul
edemeyeceğini vurguladı.
Talat, AB'ye, Rum tarafını BM sürecine dönmesini zorlayacak
adım atması çağrısı yaptı.
Cumhurbaşkanı Talat, Türkiye'nin hava ve deniz
limanlarını açmasının hukuki bir zorunluluk
olmadığını, ek protokolde böyle bir yükümlülüğün yer
almadığını söyledi.
Talat, hukuki yükümlülükler kadar verilen siyasi sözlerin de önem
taşıdığının altını çizerek, "hukuk
verilen sözden daha üstün değildir" dedi.
Cumhurbaşkanı Talat, önümüzdeki günlerde BM Genel Sekreteri
Kofi Annan'la bir görüşme daha yapacağını
açıkladı.
Cumhurbaşkanı Talat, muhalefet partilerinin meclise
girmemesi nedeniyle yaşananları ise "vahim bir durum"
şeklinde yorumladı.
Bu açıklamaları Bayrak Televizyonu'nda yayımlanan Akis
programında yapan Talat, "Finlandiya önerileri ile ilgili daha
'bitmedi' diyor ancak bana sorarsanız bu önerilerin ne yöntemsel, ne de
planın içeriği olarak yürüme şansı var. Çünkü öneriler
baştan itibaren dengesiz doğdu. Daha da önemlisi usul olarak çok
yanlış bir şekilde geliştirildi. Usul doğru olsaydı
bir şans olabilirdi ama olmadı" dedi.
Talat, bütünlüklü çözümün parçası olan unsurları, bütünlüklü
çözümün parçası olmayan unsurlarla
karşılaştırılarak gündeme getirilmesinin doğru
bir yöntem olmadığının da altını çizdi.
Cumhurbaşkanı Talat, "Bütünlüklü çözümün
parçalarını bir öneri paketinin içerisine koyarsanız, bütünlüklü
çözümün bizim lehimize olan parçalarını da bunun içine koymanız
lazım. Yani biz toprak vereceğiz,
karşılığında devletteki payımızı
alacağız. Eğer biz Maraş'ı vereceksek
karşılığında devletteki payımızın bir
şeyini almamız lazım. Mesela dış temsiliyet gibi"
diye konuştu.
Çöküşten Rum tarafı sorumlu
Finlandiya önerilerinin heba edilmesinin nedeninin Kıbrıs
Rum tarafının tutumu olduğunun altını çizen
Cumhurbaşkanı Talat, sürecin çöküş nedenleriyle ilgili
şöyle konuştu:
"Finlandiya'nın davetine Türkiye son güne kadar Yunanistan
gitmeyecekse kendisinin de gitmeyeceğini vurguladı. Son gün de
Türkiye'nin bu tutumu ama ondan da önemlisi Rum tarafının bizi
muhatap kabul etmeyen tutumu; 'Benim muhatabım Papadopulos'tur. Ben oraya
geleceksem Papadopulos'u karşımda görmek isterim. Onların,
Dışişleri Bakanı gelecekse benim de
dışişleri bakanım gidecek' demem ve bunun kabul görmesi
üzerine, Rum tarafının büyük gürültü çıkardığını
biliyoruz. Rum tarafının bu tutumu üzerine AB'nin dayanışma
sendromu ya da dayanışma arzusu adı altında AB bunu kamufle
ederek, Türkiye'nin Yunanistan'ın da gelmesini istemesi nedeniyle
bitiyormuş havası yarattı. Halbuki bu doğru değil.
Yunanistan AB üyesidir. Yunanistan'ın gelmemesi pahasına böyle bir
süreç heba edilir mi? Böyle bir şey yok. Esas heba edilmesinin nedeni, Rum
tarafının bizi muhatap kabul etmek istememesidir. Lilikas'ın
illa ki beni karşısında görmek istemesidir. Böylece benim
Lilikas ile eşitlenmem... Bunun sonucunda da Kıbrıslı Türk
azınlıkla Kıbrıs Cumhuriyeti Dışişleri
Bakanı görüşüyor gibi bir izlenim yaratılması
hedeflenmiştir.
Bunlar boşuna gayrettir. Hiçbir zaman olmayacak. Türkiye
Kıbrıs sorununa çözüm arayışlarına devrede olacaksa
Yunanistan da olacak. Herkes sorumluluğunu bilecek. Türkiye olacaksa
Yunanistan da olacak. Bu olayda bunun dışında bir de
Kıbrıs Rum tarafının Türkiye'yi muhatap alma
çabalarının yarattığı olumsuzluk var.
Dolayısıyla sürecin heba olmasının nedeni Türkiye'nin
Yunanistan da olmalıdır ısrarı değil, Papadopulos'un
Talat'ı muhatap kabul etmemesidir."
Teslim olmayacağız
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs Rum
tarafının mevcut koşullarda çözüm istemediğini, niyetinin
iyi olmadığını belirterek, Rum tarafının çözüm
olacaksa Kıbrıslı Türklerin 2'inci sınıf vatandaş
olacağı, ona azınlık statüsünün tanınacağı
bir sonuca ulaşmak istediğini söyledi.
Bu koşullarda Kıbrıs Rum tarafının bu tutumu,
yaklaşımı değişmeden Kıbrıs sorununda çözüm
arayışlarında bir ilerleme
sağlanamayacağının altını çizen Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, "Biz teslim olacak değiliz; ne pahasına olursa
olsun... Rum tarafı AB'ye girdi diye teslim olacak değiliz"
dedi.
Bunun için uluslararası izolasyonun kalkmasını
istediklerini belirten Cumhurbaşkanı Talat, izolasyonların
kalkması halinde Kıbrıs Rum tarafının bu işin bu
kadar ucuz olmayacağını anlayacağını ve
Kıbrıs Türk tarafını baskı altına alarak asimile
etme politikasından vazgeçeceğini anlattı.
İzolasyonlar kalksın
Talat, bu nedenle izolasyonların kalkması için
ısrarlı olduklarını tekrarlayarak, "Bize sadece
izolasyonların kaldırılması yetmez. Biz hedefimiz
Tayvanlaşmak değil. Hedefimiz siyasi eşit bir toplum olarak
dünyaya siyasal olarak açılarak, birleşik bir
Kıbrıs'ın eşit bir parçası, ortağı olarak
dünya tarafından tanınmak istiyorum. Bunun için izolasyonun
kalkmasını istiyoruz. Çünkü ancak o zaman Kıbrıs sorununda
ilerleme olabilir. Hedefimiz bütünlüklü çözümdür" diye konuştu.
Kıbrıs Türk tarafının izolasyonların
kaldırılması konusunda
çalıştığını, Kıbrıs Rum
tarafının da bunların daha da artırılması için
gayret sarfettiğini anlatan Cumhurbaşkanı Talat,
Kıbrıs Türk tarafının BM sürecine de ağırlık
verdiğini, bu sürece ciddi katkılar yaptığını
ancak bu sürecin de Rumlar tarafından tıkanmaya
çalışıldığını belirtti.
Gambari'den mektup
BM Genel Sekreter Genel Sekreterinin Siyasi İşlerden Sorumlu
Yardımcısı İbrahim Gambari'den uzun bir zamandır
mektup beklediklerini ifade eden Cumhurbaşkanı Talat, Güney
Kıbrıs'ın bu mektubun Kuzey'e ulaşmasını da
engellediğini ve çözüm için her türlü tıkanıklığı
yarattığını kaydetti.
Kıbrıs Rum tarafının yazılı bir şey
istememesi nedeniyle bunu reddedeceği için Gambari'nin mektup göndermesini
engellemekte olduğunu kaydeden Cumhurbaşkanı Talat, Rum
tarafının bilinçli olarak 8 Temmuz mutabakatının
yürürlüğe girmesini engellemekte olduğunu söyledi.
AB sürecini kendileri açısından daha avantajlı
gördüğü için Rum tarafının bu şekilde bir tavır ortaya
koyduğunu belirten Talat, AB'nin Kıbrıs Türkünün
kaygılarını değil, gece gündüz beraber
çalıştığı Rum tarafının
kaygılarını dikkate alarak hareket ettiğini bunun da kabul
edilemeyeceğini vurguladı. Cumhurbaşkanı Talat şöyle
konuştu.
"Anladığım kadarıyla Papadopulos 8 Temmuz
mutabakatından vazgeçti. AB sürecine ağırlık veriyor. BM
sürecini reddetmeden Gambari'nin mektup yazmasını engelleyerek,
uyutarak ve o süreci öldürmek istiyor buna izin vermeyeceğiz
Talat, Gambari girişiminin çökmesinin BM tarafından deklere
edilmesinin sürpriz bir gelişme olacağının altını
çizerek BM'nin girişimlerinde sürekli bir şekilde Papadopluos'un
kaprislerine takıldığını anlattı.
Annan'la görüşme
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, BM Genel Sekreteri Kofi
Annan'la önümüzdeki günlerde bir görüşmesi olacağını da
açıkladı. Talat Genel Sekreter ile görüşmesi öncesinde
Gambari'nin mektubunun kendilerine ulaşması temennisinde bulundu.
Cumhurbaşkanı Talat AB'ye yaptığı son
ziyaretleri de değerlendirdiği Akis'te, AB'nin, Rum
tarafının kendi içinde etkinliğini artırmış
olması sonucu Türkiye AB sürecinde bir engel yaratmasını
engellemek için Kıbrıs Türk tarafını çok fazla kaale
almayan bir yaklaşım sergilemeye başladığını
belirtti. Talat Finlandiya önerisinde bu konuda bir sıkıntı
yaşandığını ancak bunun daha sonra
aşıldığını ve Kıbrıs Türk
tarafının da bir aktör olarak sürece dahil edildiğini, bu
olaydan alınan derslerle bundan sonra bu tür yanlışlar
yapılmayacağını ümit ettiğini anlattı.
Kıbrıs sorunu çözülmeli
Türkiye AB sürecinde bir tren kazası tehlikesi
kalmadığını ancak yine de sorunlar
yaşanacağını ifade eden Cumhurbaşkanı Talat,
Kıbrıs sorunu devam ettikçe AB-Türkiye ilişkilerinde bu tür sorunlar
yaşanacağını söyledi.
Talat bunun için Kıbrıs sorununun çözümlenmesi
gerektiğini altını çizerek verdiği sözleri tutmayarak
Kıbrıs Türkünü kıran AB'ye şu çağrıyı
yaptı:
Kıbrıs Rum tarafı sizin üyenizdir. Bölünmüş
devletini artık birleştir diye bir çağrı yapın.
Avrupa, Avrupa'nın birleşmesi için AB'yi kurdu, siz ise bölünmüş
bir ülkeyi aldınız ve bölünmüş ülkenin liderliği bölünmenin
devamı için çalışıyor. Ona bir numaralı 'sorumlu
sensin, adanı birleştir, birleştirmezsen eğer sana
karşı şunları yapacağız' deyin...
Kıbrıs Rum tarafı BM zemininden kaçarak avantajlı
olduğu AB zeminine sorunu taşımaya çalışıyor. AB
açıkça, net bir çağrıda bulunmalı ve üyesi konumunda olan
Kıbrıs Rum tarafını da zorlamalıdır. BM sürecine
destek vermeli ve Rum tarafına da sen de git BM sürecindeki müzakerelere
otur bu şemsiye altında varılan mutabakatlara saygılı
ol demelidir. Avrupa Konseyi bütünlüklü çözüm için BM Genel Sekreteri'nin aktif
çaba üstlenmesi çağrısı yapmalıdır.
Maraş'ı karıştırmayın
Siz AB olarak izolasyonları kaldırma kararı
alırken Annan Planı'na 'evet' diyen Kıbrıs Türklerini onore
etmek için bu kararı aldınız, Rum tarafını takdir ya
da teselli etmek gibi bir yükümlülüğünüz yoktur. Bizim izolasyonların
kaldırılması karşılığında bir şey
verme yükümlülüğümüz yoktur. Siz izolasyonları kaldırın
Maraş'ı buna karıştırmayın.
Kıbrıslı Türkler AB kurumlarında rakipleri,
muhalifleri tarafından temsil ediliyor. Nerede görüldü böyle bir şey.
Yani Belçika'da Valonları Flamanlar temsil edebilir mi?
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, AB sürecinde Türkiye'nin
hukuki bir yükümlülüğü olduğu ancak izolasyonlar konusunda verilen
bir sözün olduğu bunun hukuki bir
bağlayıcılığı olmadığı
şeklindeki yaklaşımları değerlendirirken ise hukuki
bağlayıcılıkla siyasi söz arasında bir fark olmadığını
söyledi. Talat, "Hukuki yükümlülük önemlidir de siyasi söz önemsizdir diye
bir yaklaşım olamaz. Hukuk sözden daha üstün değil. Kaldı
ki Türkiye'nin hava ve deniz limanlarını açma gibi bir hukuki
yükümlülüğü yok" dedi.