Merkel’den Kıbrıs uyarısı

AB komisyonu 8 Kasım’da ilerleme raporunu açıklamaya hazırlanırken, Finlandiya’nın ardından dönem başkanlığını üstelenecek Almanya’nın başbakanı Angela Merkel Türkiye’yi Kıbrıs konusunda uyardı.

 

NTV

Güncelleme: 00:35 TSİ 06 Kasım 2006 Pazartesi

BERLİN - Almanya Başbakanı Angela Merkel, Süddeutsche Zeitung gazetesine yaptığı açıklamada, “Türkiye’nin Kıbrıs konusundaki sorumluluklarını yerine getirmemesi durumunda, ‘çok ciddi bir durumun’ ortaya çıkabileceğini söyledi.

Merkel, Ankara’nın tutumunu değiştirmemesi durumunda üyelik müzakerelerinin bu biçimde sürdürülmeyeceğini de kaydetti.

Almanya başbakanının kabine toplantısı öncesinde de gündeminde Türkiye vardı.

Angele Merkel Kıbrıs konusunda öngörülen zirvenin ertelenmesinin “son söz” olmamasını umut ettiğini belirterek Türkiye’ye uyarılarını sürdürdü. Kerkel, “Finlandiya’ya bu konuda yardımcı olmalıyız ki ilerleme sağlayabilelim. Şu anda durum zor, akıllıca müzakere istiyoruz. Siyasi çatışma istemiyoruz ancak bütün taraflar özellikle Türkiye için geçerli ön koşul manevra yapmaya hazırlıklı olabilmeleri.”

Alman Haber Ajansı’na açıklama yapan adı belirtilmeyen bir hükümet yetkilisi ise Kıbrıs Rum kesiminden gelen uçak ve gemilere havaalanı ve limanlarını açmaması durumunda Türkiye’ye karşı “yaptırım benzeri kararlar” alınacağını, ancak üyelik müzakerelerinin kesilmesinin düşünülmediğini söylemişti.

 

Bülent Ecevit yaşama veda etti

Eski Başbakanlardan Bülent Ecevit, Gülhane Askeri Tıp Akademisi Hastanesi’nde tedavisinin 172. gününde yaşamını yitirdi.

 

NTV-MSNBC VE AJANSLAR

Güncelleme: 02:10 TSİ 06 Kasım 2006 Pazartesi

ANKARA - Gülhane Askeri Tıp Akademisi’nden (GATA) yapılan açıklamada, Bülent Ecevit’in 5 Kasım 2006 günü saat 22.40’da dolaşım ve solunum yetmezliği sonucu yaşamını yitirdiği belirtildi.

GATA’dan konuya ilişkin yapılan açıklama şöyle:

“18 Mayıs 2006 tarihinden bu yana GATA Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalı Başkanlığı Yoğun Bakım Ünitesinde takip ve tedavisi yapılan Sayın Bülent Ecevit’in stabil seyreden solunum ve dolaşım fonksiyonları son bir haftadır giderek bozulmuş ve uygulanan tedavilere yanıt alınamamıştır. Sayın Bülent Ecevit, 5 Kasım 2006 günü saat 22.40’da dolaşım ve solunum yetmezliği sonucu vefat etmiştir. Türk Milletinin başı sağ olsun.”

Ecevit’in vefat haberini alan partililer Gülhane Askeri Tıp Akademisi Hastanesi önünde toplandı. GATA’da tedavisinin 172. gününde yaşamını yitiren Ecevit için hastane önüne gelen partililerin çok üzgün oldukları ve bazılarının ağladıkları gözlendi.

DSP GENEL BAŞKANI SEZER: ACIMIZ SONSUZ

DSP Genel Başkanı Zeki Sezer, “Gerçekten acımız sonsuz. Büyük devlet adamı, bizim önderimiz, kendisiyle uzun süre çalışma olanağı bulmaktan gurur duyduğum sayın Ecevit’i yitirdik. Ama inanıyorum ki sayın Ecevit’in fikirleri bu ülkede sonsuza kadar bize yol göstermeye devam edecek” dedi.

Sorular üzerine Sezer, Bülent Ecevit’in eşi Rahşan Ecevit’in saat 23.00 sularında hastaneye geldiğini, sağlık durumunun iyi olduğunu ancak çok üzgün olduğunu söyledi.

SEZER: SALI YA DA ÇARŞAMBAYA TOPRAĞA VERİLEBİLİR
DSP Genel Başkanı Sezer, Rahşan Ecevit’in durumunun soulrması üzerine, “Üzgün tabi dinleniyor. Tören ve diğer işleri konuşmadık. Salı ya da Çarşamba günü toprağa verilebilir onu bilemiyorum, çünkü bizi de aşan kısmı var, devlet boyutu var. Rahşan Hanım’ın kararı da önemli” yanıtını verdi.

Ecevit’in ölümünün ardından CHP Genel Sekreteri Önder Sav, CHP Genel Başkan Yardımcısı Eşref Erdem ile milletvekilleri Fuat Çay, Yılmaz Ateş, Bilhun Tamaylıgil ve Zekeriya Akıncı GATA’ya geldi.

BAYKAL: HEPİMİZİN ÖĞRETMENİYDİ
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, eski Başbakanlardan Bülent Ecevit’in vefatından “büyük üzüntü” duyduğunu belirterek, “Siyaseti ilkeli götürmeyi esas alan bir liderdi, hepimizin öğretmeniydi.” dedi.

Baykal, Ecevit’in ölüm haberini, Sosyalist Enternasyonal Konseyi toplantısına katılmak üzere bulunduğu Şili’nin başkenti Santiago’da aldı.

Deniz Baykal, Bülent Ecevit’in eşi Rahşan Ecevit’e bir mesaj göndererek üzüntülerini iletti.

Mesajında, programını keserek cenaze törenine yetişmeye çalışacağını ifade eden Baykal, Rahşan Ecevit’in şahsında DSP’ye, Türkiye’ye ve sosyal demokrasiyi esas alan uluslararası camiaya baş sağlığı diledi.

Ecevit’in vefatından “büyük üzüntü” duyduğunu belirten Baykal, şunları kaydetti:

“Rahatsızlandığında ‘Sayın Genel Başkanım artık kucaklaşalım’ demiştim. Ne yazık ki bunu gerçekleştirmek mümkün olmadı. Programımı keserek cenaze törenine yetişmeye çalışacağım.

Ecevit, bir tarihi dönemin temsilcisiydi. Siyasi yaşamını ülkenin bağımsızlığı, dürüstlüğü ve onuru üzerine kurmuş bir liderdi. Herkesin ve ülkemizin yaşamında siyaset üslubunun oluşumunda çok özel bir yeri olan liderdi. Siyasi üslubun, siyasi değerlerin oluşmasında kişisel değerleri her şeyin üstünde değil ulusal değer ve onuru har şeyin üstünde tutarak siyasi mücadelesini sürdürdü ve siyasi üslubumuzun gelişmesine tarihi anlamda onur katan ve bu süreci belirleyen bir önder olarak yaşamını sürdürdü. Her zaman ulusal onuru evrensel değerlerle kaynaştırarak siyasi yaşamını sürdüren, siyaseti ilkeli götürmeyi esas alan bir liderdi. Hepimizin öğretmeniydi. Siyaseti kapalı kapılar arkasında yapmayı reddeden ve bunu yaşamı boyunca engellemeyi de esas alan, bağımsızlıkçı, ulusal onuru her şeyin üstünde tutan bir lider olarak kaybı Türkiye için olduğu kadar uluslararası siyaset camiası için de önemli kayıptır. Bir tarihi dönemin kapanışıdır.”

SEZER: HER ZAMAN SAYGIYLA ANIMSAYACAĞIZ
Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, Türk Ulusunun, Bülent Ecevit’in ülkeye yaptığı hizmetleri, her zaman saygıyla anımsayacağını belirtti.

Cumhurbaşkanı Sezer, eski Başbakanlardan Bülent Ecevit’in yaşamını yitirmesi nedeniyle bir mesaj yayınladı.

Cumhurbaşkanlığı Basın Merkezi’nden yapılan açıklamaya göre, Sezer’in mesajı şöyle:

Eski Başbakanlardan Bülent Ecevit’in yaşamını yitirmesinden büyük üzüntü duydum. Siyasi tarihimizin simge kişiliklerinden Bülent Ecevit, yaşamı boyunca üstlendiği görevlerde etik değerleri ön planda tutarak, benimsediği istikrarlı çizgisi, demokratik duruşu, nezaketi ve aydın kimliği ile örnek olmuştur. Ecevit, devlet kademelerindeki Başbakanlık ve diğer görevlerinde laik Cumhuriyet’in korunması, Atatürk ilkelerinin özümsenmesi, Türkiye’nin her alanda gelişmesine ve çağdaşlaşmasına önemli katkılarda bulunmuştur. Uluslararası alanda, Türkiye’nin ve Türk halkının çıkarlarının korunması için, önemli kararların altına imza atan Ecevit, bu kararlarıyla Ulusumuzun gönlünde saygın yer edinmiştir. Türk Ulusu, Bülent Ecevit’in ülkemize yaptığı hizmetleri, her zaman saygıyla anımsayacaktır. Bülent Ecevit’e Tanrı’dan rahmet diliyor, ailesine ve Ulusumuza baş sağlığı dileklerimi iletiyorum.”

ERDOĞAN’IN MESAJI

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, eski Başbakanlardan Bülent Ecevit’in vefatı dolayısıyla bir baş sağlığı mesajı yayınladı. Başbakanlıktan yapılan açıklamaya göre, Erdoğan’ın mesajı şöyle:

“Uzun yıllar boyunca bir siyasetçi ve devlet adamı olarak ülkemize önemli hizmetlerde bulunan eski Başbakanlardan Bülent Ecevit’in vefatını büyük üzüntü ve teessürle öğrenmiş bulunuyorum. Türk siyasi hayatı, önemli bir şahsiyetini kaybetmiştir. Kendisini rahmetle anıyor, hayat arkadaşı Rahşan Hanım’a ve aziz milletimize başsağlığı diliyorum.”

 

Karaoğlan Ecevit

 

Türk siyasetinde Karaoğlan olarak tanınan Bülent Ecevit 28 Mayıs 1925’te İstanbul’da doğdu.

 

 

NTV-MSNBC

Güncelleme: 00:55 TSİ 06 Kasım 2006 Pazartesi

İSTANBUL - Bülent Ecevit, ressam Fatma Nazlı Ecevit ile doktor Mehmet Fahri Ecevit’in tek çocuğuydu

1944 yılında İstanbul Amerikan Koleji’ni bitirdi. 1944’te çalışma yaşamına girdikten sonra, işten ayırabildiği zamanlarda Ankara Üniversitesi’nde İngiliz dil ve edebiyatı, Londra Üniversitesi’nde ise Sanskrit, Bengalce, sanat tarihi bölümlerine devam etti. 1957’de de ABD’de Harvard Üniversitesi’nde sekiz ay incelemelerde bulundu.

GAZETECİLİK KÖKENLİ BİR SİYASETÇİ

 

1944’te Ankara’da Basın-Yayın Genel Müdürlüğü’ne İngilizce çevirmeni olarak girdi. Bir tiyatro oyununun sahnelenmesi sırasında başlayan Rahşan Aral’la olan aşkları, 1946’da evlilikle sonuçlandı. 1946-50 arasında Londra’da Türk Basın Ateşeliği’nde çalıştı. 1950-60 arasında ‘Ulus’ gazetesinde, ve ‘Ulus’un kapatıldığı yıllarda ‘Yeni Ulus’ ve ‘Halkçı’ gazetelerinde, yazar ve yazı işleri müdürü olarak çalıştı. 1954 sonu ile 1955 başlarında ABD”de, Kuzey Carolina’da yayınlanan ‘Winston-Salem’ Journal’ gazetesinde konuk gazeteci olarak görev yaptı.

CHP’NİN GENÇ YILDIZIYDI

 

1965’de “Milliyet” gazetesinde günlük yazılar yazdı. 1950’lerde “Forum” dergisinin yazı işleri kadrosunda yer aldı. 1972’de aylık “Özgür İnsan”, 1981’de haftalık “Arayış”, 1988’de aylık “Güvercin” dergilerini çıkarttı. 1957-1980 arasında, önce Ankara, sonra Zonguldak’tan Cumhuriyet Halk Partisi’nin Milletvekili oldu. 1960-61’de Kurucu Meclis üyeliği yaptı. 1961-65 yılları arasında Çalışma Bakanlığı yaptı. 1966’da, CHP Genel Sekreterliğine getirildi. 1971’de Partisinin askeri yönetimce oluşturulan hükümete katkıda bulunmasına karşı çıkarak bu görevinden ayrıldı.

MAVİ GÖMLEĞİYLE MEYDANLARDA

 

 

 

 

 

1972 Mayısında CHP Genel Başkanlığına seçildi. 1974 yılında kurulan CHP-MSP koalisyonunun başbakanı oldu. Bu dönemde Kıbrıs Barış Harekatı gerçekleşti.
1977’de bir azınlık hükümeti kurdu fakat güvenoyu alamadı. 1978’de, Partisinin TBMM’de çoğunluğu bulunmamakla beraber, bazı bağımsız üyelerin ve küçük partilerin katkısıyla bir hükümet kurdu. Bu Başbakanlık dönemi 21 ay sürdü. 12 Eylül 1980 askeri müdahalesinden sonra, askeri yönetime karşı çıkışları nedeniyle üç kez hapse mahkum oldu.

DSP YILLARI

 

Bülent Ecevit, yasaklı döneminde, eşi Rahşan Ecevit başkanlığında kurulan Demokratik Sol Partinin kuruluşuna katkıda bulundu. 1987’deki halkoylamasıyla, siyasal haklarına yeniden kavuşunca, DSP Genel Başkanlığına Bülent Ecevit seçildi. Kısa bir süre sonra yapılan genel seçimlerde Partisi iyi sonuç alamayınca bu görevden ayrıldı. Fakat 1989 başlarında, yerel yönetim seçimlerinin yaklaştığı bir sırada Genel Başkanlık boşalınca toplanan Olağanüstü Kurultay’da yeniden Genel Başkan seçildi. 1991 seçimlerinde de Zonguldak’tan milletvekili seçildi.


 

 

 

İKİNCİ BAHARINDA YENİDEN BAŞBAKANLIK KOLTUĞU

 

 

28 Şubat sürecinden sonra oluşan siyasal kaosta azınlık hükümeti kurma görevi verildi ve 70 milletvekili ile başbakan oldu. Bölücü PKK terör örgütünün lideri Abdullah Öcalan da bu dönemde yakalandı. 18 Nisan 1999 yılında yapılan genel seçimlerde DSP birinci parti olarak, MHP ve ANAP ile ortak hükümet kurdu ve Ecevit bu hükümetin başbakanı oldu. Türkiye Ecevit’in başbakanlığı döneminde idam cezasını kaldırdı.
Ecevit bu dönemde sık sık sağlık sorunları yaşadı. DSP Genel Başkanlığı’nı Zeki Sezer’e bırakan Ecevit, partinin onursal başkanlığını yürütüyordu.

ŞAİR BAŞBAKAN
Şiir ve siyasi nitelikte kitapları yayımlanan Ecevit, T.S.Eliot, Ezra Pound ve Tagore gibi yazarların kitaplarını Türkçe’ye çevirdi.

 

Ecevit’in şiirleri Türkiye’nin yanı sıra Almanya, Sovyetler Birliği, Romanya, Yugoslavya, Danimarka ve İsveç’te de yayınlandı. Ecevit’in ilk şiirleri Yücel, Varlık, Forum ve Gökbörü dergilerinde yayınlandı. İnanılması güç bir olayı; Tagore’un çevirisini ise tam 16 yaşındayken yapmıştı.

ECEVİT VE DARBELER

 

 

 

Bülent Ecevit, siyasi yaşamında inişler-çıkışlar gördü. Siyasi yenilgiler ve zaferlerin yanısıra üç kez de askeri darbeyle karşılaştı. 12 Eylül darbesinden sonra gözetim altına alındı, yargılandı. Eskiden çevresinde olan pek çok insan kendisini terketmişken, o tek başına demokrasi mücadelesi verdi.

ECEVİT VE İŞÇİLER
Bülent Ecevit işçi haklarına önem veren bir siyasetçi olarak öne çıktı. Sendikalar, grev ve toplu sözleşme konuları sürekli gündeminde oldu. İşçi haklarına ilgisi nedeniyle, Zonguldak’taki maden işçileri Ecevit’i kendi illerinden milletvekili olmaya davet etti. Ecevit bu davete uydu ve ilk kez Zonguldak’tan milletvekili seçildi. Grevin yasal bir hak olması da Ecevit’in çalışma bakanlığı döneminde gerçekleşti.

 

 

 

 

 


ECEVİT VE KIBRIS

1974 yılında Bülent Ecevit başbakanken, EOKA yanlısı Rumlar Kıbrıs’ta Makarios’a karşı darbe yaptı. Darbe nedeniyle Ada’da yaşayan Türkler’in güvenliği tehlikeye girdi. Ecevit’in başında olduğu CHP-MSP koalisyonu hükümeti, askeri müdahale kararı aldı. Kıbrıs Barış Harekatı’ndan sonra Ecevit, “Kıbrıs fatihi” olarak anılmaya başladı.

ECEVİT VE KARAOĞLAN

 

Bülent Ecevit, kişisel popülaritesi en yüksek politikacılardan biriydi. Politikadaki ilk yıllarında çizdiği portreyle diğer siyasetçilerden farklıydı. Bu nedenle, CHP’lilik, “Ecevitçilik” haline geldi, 1970’li yıllarda “Ak günlere” sloganı yeri göğü inletti. Kıbrıs Barış Harekatı’yla zirveye çıkan Ecevit sempatisi, beraberinde ‘Karaoğlan’ lakabını da getirdi.

BÜLENT VE RAHŞAN ECEVİT
Robert Kolej’de öğrenciyken tesadüfen aynı piyeste oynadılar.

 

 

 

 

 

Bu piyesle başlayan sıcaklık, Gümüşsuyu’ndan Dolmabahçe’ye giderken yapılan bir evlilik teklifiyle uzun süren bir beraberliğin başlangıcı oldu. Bülent Ecevit ve Rahşan Ecevit, şiir ve edebiyatla geçecek bir hayat umuyorlardı. Siyaset, onlara iniş ve çıkışlarla dolu bir hayat sundu. Ancak hiçbir şey birbirlerine duydukları sevgiyi etkilemedi.

ECEVİT VE TEVAZU
Siyasi kavgalar, suikast girişimleri, askeri darbeler yaşadı, gözaltına alındı. Acımasız eleştirilere hedef oldu. Ancak, bunların hiçbiri Ecevit’i mutevazı kişiliğinden ve nezaketinden vazgeçirmedi. Tevazusu ve nezaketi ilişkilerinde her zaman belirleyici oldu.

ECEVİT VE GAZETECİLİK

Bülent Ecevit, siyasete atılmadan önce ve siyaset dışı bırakıldığı dönemlerde gazetecilik yaptı. Gazeteci kimliğini çok benimsedi. Resmi biyografisinde, mesleği gazeteci olarak gösterildi. Siyasete zorunlu olarak veya kendi isteğiyle ara verdiği dönemlerde çeşitli gazetelerde köşe yazıları ve röportajları yayımlandı.

 

 

 

 

 

Merkel: "Kıbrıs'ta tutum değiştirin"


5 Kasım, 2006 19:58:00 (TSİ) CNN TURK

Almanya Başbakanı Angela Merkel, AB Komisyonu'nun 8 kasımda açıklayacağı İlerleme Raporu öncesi Türkiye'yi uyardı. Merkel, Ankara'nın Kıbrıs konusunda tutumunu değiştirmemesi halinde, AB üyelik müzakerelerinin bu biçimde sürdürülmeyeceğini savundu.

Merkel, 'Süddeutsche Zeitung' gazetesine yaptığı açıklamada, ''Türkiye'nin Kıbrıs konusundaki sorumluluklarını yerine getirmemesi durumunda, 'çok ciddi bir durumun ortaya çıkabileceği' ifadesini kullandı.
 
Merkel, ''Ankara tutumunu değiştirmezse, AB üyelik müzakereleri bu biçimde sürdürülmeyecek'' dedi.
 
Merkel, bugün başkent Berlin'de, Almanya'nın gelecek yıl AB ve G-8 dönem başkanlıklarını üstlenecek olması nedeniyle ülkesinin ele alacağı ağırlıklı konuları görüşmek üzere düzenlenen özel kabine toplantısına katıldı.
 
Toplantı öncesinde Alman Haber Ajansı'na (DPA) açıklama yapan adı açıklanmayan bir hükümet yetkilisi, Kıbrıs Rum kesiminden gelen uçak ve gemilere havaalanı ve limanlarını açmaması durumunda Türkiye'ye karşı 'yaptırım benzeri kararlar' alınacağını, ancak üyelik müzakerelerinin kesilmesinin düşünülmediğini söylemişti.
 
Kıbrıs sorununun özü siyasi eşitlik
 
Kıbrıs sorununun özü siyasi eşitlik diyen yetkililer Kıbrıs Türk'ünün ve Yunanistan'ın olmadığı bir yerde Türkiye'nin bulunamayacağının altını çiziyor.
 
Rumların Kıbrıs Türk'ünü muhatap olarak kabulü Ankara açısından çözüme giden yolun temel anahtarı.
 
Yunanistan'ın katılımı ise muhtemel çözümün uygulanması için garantör ülke garantisi anlamına geliyor.
 
Son Helsinki zirvesinin yapılamamasının temel nedeni olarak da Atina'nın sözlü davete itibar etmemesi gösteriliyor.

KKTC’de Ecevit yası

Bülent Ecevit’in Kıbrıs Türkünün bugünlere gelmesinde çok önemli katkıları olduğunu dile getiren KKTC Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıs Türk halkının bugün üzücü haberle sarsıldığını söyledi.

 

AA

Güncelleme: 15:07 TSİ 06 Kasım 2006 Pazartesi

LEFKOŞA - Eski Başbakan Bülent Ecevit’in vefatı, 1974’te barış harekatı emrini verdiği KKTC’yi yasa boğdu.

Ecevit’in katkılarını Kıbrıs Türk halkının hiçbir zaman unutmayacağını kaydeden KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, “Kıbrıslı Türkler olarak Ecevit’in bizim için önemi zaten biliniyor. Ecevit 1974 Barış Harekatı’nın başbakanı olarak, Kıbrıs Türk halkının bu günlere gelmesinde çok önemli katkılarda bulundu. Hem Barış Harekatı’nın başbakanı olarak o kararı verirken ortaya koyduğu devlet adamlığı ve irade yanında, sonrasında Kıbrıs Türk halkının yapılanmasında hiçbir yardımı esirgemedi. Sayın Ecevit, 1974 Barış Harekatı’ndan sonra oluşan Kıbrıs Türk devletinde, genel olarak söylüyorum, devlet yapılanmasında, meclisiyle, ekonomik düzeniyle, meclisinden çıkan yasalarla ve bütün bunlarda, kendisine ve Türkiye’ye duyulan ihtiyaçta, her zaman anında olumlu cevap vererek katkılarını sürdürdü” diye konuştu.

Ecevit ile Kıbrıs Türkü’nün çok fazla anısı olduğunu söyleyen Talat, “Kıbrıs Türk halkı Ecevit’i tanıyor, seviyor. Ecevit’in ölümü bu bakımdan, kelimenin gerçek anlamıyla KKTC’de üzüntü yarattı. Bu üzüntü, tabii ki Kıbrıs Türk halkı adına benim tarafımdan tüm Türk halkına bir kez daha aktarılıyor. Biz Sayın Ecevit’in yakınlarına, bütün Türk halkına başsağlığı, kendisine de rahmet diliyoruz” dedi.

DENKTAŞ: ESERİNİ YAŞATMALIYIZ
KKTC’nin 1. Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş da, Bülent Ecevit’in vefatından büyük üzüntü duyduğunu belirterek, “Eseri olan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni sonsuza kadar yaşatmalıyız” dedi.

Konferans amacıyla Türkiye’de bulunan Rauf Denktaş, Barış Harekatı olmasaydı en büyük katliamın yaşanacağını hatırlattı ve Ecevit’in, harekatın kansız olması için elinden geleni yaptığını anlattı.

Kıbrıs Türk halkının kalbinde Kurtarıcı, Karaoğlan olarak anıtlaşan Ecevit’in sonsuza dek unutulmayacağını ve hep anılacağını vurgulayan Demokrat Parti de, “Ecevit tarihimizi yazanların en başında yer alacaktır” ifadesini kullandı.

KKTC’de hükümetin aldığı kararla da, resmi kurum ve kuruluşlarda bayraklar, Ecevit’in cenazesinin defnedileceği günün mesai bitimine kadar sürmek üzere, yarıya indirildi.

FT: Müzakereler tehlikeye girebilir

Türkiye’nin limanlarını Rum gemi ve uçaklarına açması konusundaki tutumunun, AB’yi böldüğünü yazan Financial Times gazetesi, Ankara’nın üyelik müzakerelerinin tehlikeye girebileceğini yazdı.

 

NTV-MSNBC VE AJANSLAR

Güncelleme: 11:15 TSİ 06 Kasım 2006 Pazartesi

LONDRA - AB Komisyonu’nun Çarşamba günü açıklayacağı ilerleme raporu öncesi, Türkiye’ye limanlarını Rum gemi ve uçaklarına açması yönünde baskılar artıyor. Türkiye’nin tutumunun AB’yi böldüğünü belirten İngiliz Financial Times gazetesi de, başta Rum kesimi olmak üzere bazı üye ülkelerin Ankara’ya sert bir tavır sergilenmesi konusunda Komisyon’a baskı yaptığını yazdı.

AB Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso ve genişlemeden sorumlu üye Olli Rehn’in, müzakerelerin sadece ticaretle ilgili üç başlığının askıya alınmasından yana olduğunu vurgulayan gazete, Fransa, Kıbrıs, Yunanistan ve Avusturya’nın ise daha sert bir mesaj verilmesinde ısrar ettiklerine dikkat çekti.

Financial Times, İngiltere’nin de Türkiye’yle müzakerelerin etkilenmemesi için çaba sarfettiğini, sorunun sadece limanlar olmadığını, reformlardaki yavaşlamanın da raporda yer alacağını hatırlattı.

Başbakan Erdoğan’ın, ifade özgürlüğüne engel olduğu gerekçesiye eleştirilen Türk Ceza Kanunu’nun 301’inci maddesinde değişiklik yapmaya hazır olduğu açıklamasına da yer veren gazete, bazı yetkililerin Türkiye’yle müzakerelerin tamemen askıya alınmasından endişe duyduğunu da belirtti.

Ecevit'in ölümü dünyada yankı buldu


6 Kasım, 2006 10:19:00 (TSİ) CNN TURK

Eski Başbakan Bülent Ecevit'in ölümü dünya basınında geniş yer buldu. Dünyanın önde gelen televizyonları ölüm haberini ilk sıralarda duyurdu. Haberlerde, Ecevit'in solculuk ve milliyetçiliği biraraya getirdiği, Türkiye'yi Avrupa'ya yaklaştırdığı belirtildi, Kıbrıs sorununa etkisi öne çıkarıldı.

Bülent Ecevit'in ölüm haberi ABD'nin CNN televizyonunda flaş haber olarak duyuruldu.
 
Haberde, Ecevit'in 'solcu' olarak başladığı siyasi kariyerini 'ABD'nin bir müttefiği' olarak sürdürdüğü, Türkiye'yi Batı'ya yaklaştırdığı anlatıldı.
 
CNN, Ecevit'in Irak savaşı sırasında ABD'ye Türkiye'deki üsleri kullanma izni verdiğini, özelleştirmede büyük adımlar attığını hatırlattı.
 
Haberde, Ecevit'in Türk sanayisinin yabancı rekabetinden korunmasını isteyen bir sendikacıya söylediği "eski Ecevit gibi konuşuyorsun" sözlerine de yer verildi.
 
İngiliz yayın kuruluşu BBC, Ecevit'in ölüm haberini Saddam Hüseyin'e verilen idam cezasının ardından, ikinci sırada duyurdu.
 
Haberde Ecevit'ten "Türkiye'nin Batı ile yakınlaşmasına yardımcı oldu" ifadeleriyle bahsedildi ve Türkiye'nin AB adayı olmasında Ecevit'in büyük rol oynadığı vurgulandı.
 
BBC, Ecevit'in 'solcu' olmasına karşın son derece 'milliyetçi' olduğunu da belirtti ve Kıbrıs'ı ikiye bölen Barış Harekatı'nın onun emriyle gerçekleştirildiğinin altını çizdi.
 
BBC, Ecevit'in laik cumhuriyetin en önemli savunucularından biri olduğunu da belirtti. Haberde, Türkiye'yi sarsan ekonomik krizden kısmen Ecevit'in de sorumlu tutulduğu, AK Parti'yi iktidara getiren 2002 seçimleriyle siyasi hayatının sona erdiği vurgulandı.
 
Associated Press haber ajansı ise Ecevit'in 12 Eylül darbesi sonrası cezaevinden eşine yazdığı ve "seni özlemekten başka şikayetim yok" satırlarının yer aldığı mektubunu aktardı.

İspanya'da yayımlanan gazeteler, Ecevit'in ölümüne geniş yer ayırırken, ''Türk ordusuna, Kıbrıs'a harekat emrini veren başbakan öldü'' ifadesini ön plana çıkardı.

Ülkenin iki büyük gazetesi El Pais ve El Mundo, Ecevit'in uluslararası alanda, özellikle Kıbrıs Barış Harekatı kararını veren başbakan olarak hatırlanacağını yazdı.

El Mundo, Ecevit'i, ''karizmatik, üniversite eğitimi almamasına rağmen beş kez başbakanlık yapmış ve halk arasında onuruyla ünlenen biri'' olarak tanıttı.

El Pais de, Ecevit'in siyasi kariyeri boyunca ''solcu ve milliyetçi'' bir çizgi izlediğini kaydederek, ''onurlu bir kariyere sahip olmasından ve 1974'te Kıbrıs harekatı emrini vermesinden dolayı Türkiye'de çok popüler biriydi. Ayrıca, 1999 yılında Türkiye'nin AB'ye tam üyelik adaylığının garantilenmesini sağladı'' ifadelerini kullandı.
 
New York Times, Washington Post, The Guardian gibi gazeteler de Ecevit'in ölüm haberine geniş yer ayırdı.
 
New York Times, Bülent Ecevit'i okuyucularına, "Türkiye'yi Batı'ya yönelten bir siyasi kazazede" olarak tanıttı.
 
Gazete, Ecevit'in Türk politikacıları arasındaki alışılmamış basit yaşam tarzıyla dikkat çektiğini ve kendisine hiçbir zaman yolsuzluk suçlaması getirilmediğini belirtti.
 
İngiliz The Guardian gazetesi de Kıbrıs harekatı emrini veren Ecevit'in son başbakanlık döneminde Türkiye'nin yaşadığı mali yıkımın şöhretine gölge düşürdüğünü yazdı.
 
Gazete, 12 Eylül 1980'deki askeri darbeden sonra bir yazısı nedeniyle hapse giren, 1990'lı yıllarda yeniden siyasi yaşama dönen Ecevit'in Türkiye'de yarım asırlık bir siyasi güç olduğunu vurguladı.

İsrailliden 'soykırım' yasasına tepki

TEL AVİV (A.A)

Fransa Meclisinin sözde Ermeni soykırımının "inkarını" suç sayan yasa teklifini kabul etmesine bir tepki de İsrail'den geldi.

Türkiye'de doğup büyüyen, 1980'de İsrail'e göç eden Yuda Yağbeş, Fransa hükümetinin verdiği "Merite Civique" berat ve nişanını iade etti. 94 yaşındaki Yağbeş, 1965 yılında Fransız hükümetinin "ülkelerini iyi temsil edenlere" verdiği berat ve nişanını, Tel Aviv'deki Fransa Büyükelçiliğine teslim verdi. Yağbeş, kısa bir süre öncesine kadar Batyam'daki salonunun duvarını süsleyen berat ve nişanı iade ederken, Fransa Büyükelçiliğine bir de protesto mektubu verdi.

"Fransa'nın bu yaptığı doğru değil. Bu mesele neden Fransa'yı bu kadar alakadar ediyor, anlamak mümkün değil" diye konuşan Yağbeş, mektubunda da aynı şeyleri dile getirdiğini ve Fransa'nın tutumunu protesto ederek, bu gerekçeyle berat ve nişanı iade ettiğini yazdığını belirtti. Yağbeş, elçilikten çıkışında, "Kendimi çok rahat hissediyorum. Bir sorun varsa, bu sorun Türkler ile Ermenilerin arasındadır. Onlar da açıp arşivlere baksınlar" diye konuştu. Yağbeş, bunun nereden aklına geldiği sorusu üzerine şöyle dedi:

"Ben 1912 İzmir doğumluyum. İlkokulu, yüksek okulu orada bitirdim. Askerliğimi orada yaptım, yıllarca orada çalıştım. Emekli olduğumda buraya geldim. Geçtiğimiz günlerde Türk televizyonlarından birini seyrederken, şimdi adını hatırlamıyorum, birisinin Fransa'nın kararı üzerine, kendisine verdiği madalyayı iade ettiğini gördüm. Ben de bunun üzerine aynı kararı aldım" dedi.

İzmir'in Yunanlılar tarafından işgali sırasında 11 yaşında olduğunu anlatırken, "Yunan ordusu, İzmir'i işgal etmeden bir ay önce, Türk ve Yahudi ailelerin evlerinin kapılarına fener koymasını istedi. Hepimiz birer fener astık. Babam, 'Hayra alamet değil bu' dedi. Hepimiz çok endişelendik. Ama üzerinden çok geçmeden, 9 Eylülde Türk ordusu İzmir'i aldı" dedi.

Yağbeş, İzmir'deki Yahudilerden Nesim Navaro'nun İzmir Pasaport'taki asılı Yunan bayrağını indirerek yerine Türk bayrağını astığını, Navaro'nun torununun şimdi aynı isim ve soyadla Tel Aviv'de yaşadığını kaydetti.
1937-1938 yıllarında askerliğini doğduğu İzmir'de yapan Yağbeş, askerlikten önce İzmirspor takımında oynamış. Takımın bir oyuncusu olması nedeniyle, askerliğini doğduğu bölgede yapılması mümkün değilken, zamanın İzmirspor Yönetim Kurulu başkanı da olan Askerlik Şubesi müdürünün yardımıyla antrenmanlara katılabilmesi için kendisine belge düzenlediğini kaydeden Yağbeş, "Böylece, gayrimüslimlerin görev alamadığı teftiş bölümüne girmem sağlandı" dedi.

Yuda Yağbeş, 1952-1960 yılları arasında da Demokrat Parti'nin Beyoğlu Firuzağa Ocağı başkanlığı görevinde bulunmuş ve 1960 ihtilalinden sonra partilerin kapatılmasıyla iş hayatına atılmış. Siyasete soyunduğu yıllarda Türk Basın Birliğinin denetim kurulu raportörlüğü yapan, Avrupa Birliği Sinema ve Televizyon İşçileri Sendikası Başkanlığına da seçilen Yağbeş, 1970 yılında İtalya'dan Liyakat Nişanı almış.

Sinema sektörünün de içinde bulunması nedeniyle, Cahide Sonku'dan Türkan Şoray'a, Türk sinemasının birçok yıldızıyla çalışmış Yağbeş, 1980'de emekli olunca, Türk Basın Birliğinin İsrail temsilcisi olarak İsrail'e geldiğini, ancak Türkiye ile ilişkilerini hiç koparmadığını anlattı. Türkiye'de iken iki kez evlenen ve oğullarından birini 1973'teki Yom Kippur savaşında, diğerini de iki yıl kadar önce bir patlamada yitiren Yuda Yağbeş'in bir oğlu ve bir kızı daha bulunuyor.

HURRIYET 06/11/06

DTP PKK'ya 'teşekkür etti'


      Demokratik Toplum Partisi Eşbaşkanı Ahmet Türk, terör örgütü ateşkes çağrılarına olumlu yanıt verdiği için terör örgütü PKK'ya teşekkür etti.
      AHmet Türk, DTP Manisa İl Teşkilatı'nın düzenlediği 'Birlik ve Beraberlik' toplantısında konuştu.
      Türk, "DTP bu ülkede 20 yıldan beri süren çatışmaların durması için çaba sarf etti, çağrılar yaptı. Bu yaptığımız çağrılara PKK olumlu yanıt verdi. Bu çağrımıza olumlu yanıt verdikleri için teşekkür ediyorum'' dedi.
      Toplantının yapıldığı salona Türk bayrağı asıldı. Ancak toplantıda İstiklal Marşı'nın okunmaması dikkat çekti.
     
      Ateşkes ilanı
      Abdullah Öcalan 28 eylülde avukatları aracılığıyla PKK'lılara faksla ateşkes çağrısı yapmış, bunun üzerine terör örgütü de 1 ekimden itibaren tek yanlı ateşkes ilan edildiğini duyurmuştu.
      Hükümet, ordu ve ve emniyet ise, terör örgütünün muhatap alınmayacağı yolunda açıklamalar yapmıştı.
     MILLIYET 06/11/06

Times: Türkiye'ye Eylül darbesi


      İngiliz Times gazetesi, Türkiye’nin AB hedefinin, Eylül ayında Barroso tarafından yapılan genişleme karşıtı açıklamalar ile darbe aldığı değerlendirmesinde bulundu.
      Times gazetesi, Türkiye’nin AB hedefinin Eylül ayında Avrupa Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso tarafından Birliğin genişlemesinin en azından bir süre durdurulması çağrısı ile zarar gördüğünü belirtti. Haberde, Avrupa Birliği’nin Romanya ve Bulgaristan’ı üyeliğe kabul etmesinin ardından Barroso’nun, Birliğin daha fazla genişlemeden önce anayasa ile ilgili sorunların giderilmesi gerektiğini söylediği aktarıldı.
      Fransa Başbakanı Dominique de Villepin ve Almanya Parlamentosu Avrupa Entegrasyon Komitesi Başkanı Matthias Wissman’ın Barroso’ya destek verdiği belirtilen haberde, Villepin ve Wissman’ın, reformlar yapılmaksızın AB’nin genişlemesi halinde birliğinin çalışamaz hale gelebileceğini savunduğu ifade edildi.
      Barroso’nun, 2008 yılı sonuna kadar AB’nin anayasa sorununu aşacağını umduğu belirtelin haberde, pek çok AB yetkilisinin ise bu kadar iyimser olmadığı kaydedildi.
     MILLIYET 06/11/06

FT: Türkiye, AB'yi böldü...


      Limanlarını Rumlara açmaya yanaşmayan Türkiye’nin tutumunun AB’yi böldüğü bildirildi. Financial Times gazetesi, Türkiye konusunda AB ülkeleri arasında sert tartışmaların yaşanacağını belirterek Fransa, Kıbrıs Rum Kesimi, Yunanistan ve Avusturya’nın Türkiye’ye karşı sert bir tutum takınmasını istediklerini yazdı.
      Financial Times, “Türkiye’nin meydan okuması, üyelik müzakerelerini riske atıyorö başlıklı haberinde Türkiye’nin limanlarını Rumlara açmayı reddetmesi üzerine bazı AB ülkelerinin Türkiye’ye karşı katı bir tutum takınması için baskı yaptıklarını belirtti.
      Avrupa Komisyonu’nun Çarşamba günü AB liderlerine Türkiye ile müzakerelerin kısmen askıya alınması tavsiyesinde bulunup bulunmaması kararını vereceğini kaydeden gazete, Komisyon’da yapılacak görüşmenin sert bir tartışmaya açacağını kaydetti.
      İngiliz gazetesi, Avrupa Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso ve Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn’in sorunun üyelik müzakerelerinin üzerindeki etkisini sınırlandırmak istediklerini belirterek “Üzerinde durdukları bir adım, ticaret ile ilgili üç müzakere başlığının askıya alınmasını tavsiye etmektirö diye yazdı.
      Buna karşın, Komisyon’un Fransız, Rum, Yunan ve Avusturyalı üyelerinin ise, Türkiye’ye “daha güçlü bir mesajöın gönderilebilmesi için daha çok başlığın etkilenmesini istediklerini kaydeden gazete, bir AB diplomatının Türkiye ile sorunun sadece limanlar yasağı olmadığı, reformlarda da ilerleme sağlanmadığı değerlendirmesine de yer verdi
     MILLIYET 06/11/06

Talat: Nihai hedefimiz Tayvanlaşmak değil


      KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, ekonomik yatırımların ülkeyi kalkındırdığını ve müzakere masasında ellerini güçlendirdiğini ifade ederek, ''Bizim nihai hedefimiz izolasyonlardan kurtulup Tayvanlaşmak değildir'' dedi.
      Talat, Kıbrıslı Türklerin, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin yeni oluşumunda eşit ortak olarak yer almak istediğini ve dünyada bu şekilde tanınarak söz sahibi olmayı hedeflediğini kaydetti.
      Cumhurbaşkanı Talat, Gazimağusa'da Ahmet Mehmet Gazioğlu'na ait entegre içecek tesislerinin açılışında yaptığı konuşmada, yatırımcı Ahmet Gazioğlu'nun, 5 kişiyle işe başladığı dönemde ambargoların daha yoğun olduğunu hatırlatarak, uygulanan ambargoların haksız olduğunu, bunun bugün anlaşılmaya başlandığını ifade etti.
      Talat, Gazioğlu'nun yaptığı yatırımların, ''domino etkisi'' yaratarak izolasyonların daha da zayıflatılmasına ve yok edilmesine yararı olacağını belirtti.
      Ekonomisi güçlü bir halkın masada elinin güçleneceğini kaydeden Talat, ekonomisi zayıf ülkelerin yönetimlerinin müzakere ve pazarlık gücünün olamayacağını belirtti.
      Cumhurbaşkanı Talat, KKTC ekonomisinin güçlenmesi için herkesin çaba göstermesi gerektiğini ifade ederek, Ahmet Gazioğlu ve tesislerde emeği geçenlere başarıların devamını diledi.
      Açılışta, dün gece vefat eden eski Başbakan Bülent Ecevit için saygı duruşunda da bulunuldu.

MILLIYET 06/11/06

Evren: ‘Ecevit'in 12 Eylül'de tutuklanmasına çok üzüldüm’

Mustafa SARIİPEK/ MARMARİS(Muğla), (DHA)

BÜLENT Ecevit'in ölümüne çok üzüldüğünü belirten 7'nci Cumhurbaşkanı Kenan Evren “Karaoğlan gerçekten her babayiğidin alamayacağı kararlar alan, son derece dürüst bir insandı. Allah rahmet eylesin'' dedi. Ecevit'in 12 Eylül yönetimiyle mücadele etmek için dergi çıkardığını, dış ülkelerden basın mensuplarına demeçler verdiğini hatırlatan Evren, “O zaman bunlar suç oluyordu. Sıkıyönetim mahkemesi iki ay mahkumiyet verdi. Ben buna da çok üzülmüştüm. Ama yapacak bir şeyim yoktu'' dedi. Bugüne kadar Atatürk dahil tüm cumhurbaşkanları ve başbakanların cenaze törenine katıldığını söyleyen Evren, Ecevit'in cenaze törenine de katılacağını belirterek, “İnşallah bu son olur'' dedi.
      Kenan Evren, Bülent Ecevit'in ölümünün ardından Marmaris'in Armutalan Beldesi Beyaz Sokak'taki evinde basın mensuplarını kabul etti. Konuşmasına Ecevit'in vefatından çok büyük üzüntü duyduğunu belirterek başlayan Evren şunları söyledi:
      “Ecevit'i en eski tanıyan benim. 90 yaşın içindeyim. Dere tepe demeden bütün Türkiye'yi dolaştığı günleri hatırlarım. Rahmetli İnönü ile mücadelesini, İnönü'yü başbakanlıktan indirip kendisinin parti başkanı ve başbakan olmasını bilirim. Sonraki dönemlerini tekrar başbakan oluşunu ve özellikle Kıbrıs Harekatı'nı bilirim. O zaman Kara Kuvvetleri Kurmay Başkanı'ydım. Karaoğlan her babayiğidin alamayacağı kararı cesaretle aldı. İyi ki öyle cesaretli bir başbakan vardı ve böyle bir kararı alarak Kıbrıs'ı zalim Rumlar'ın elinden kurtardı. Ama hayat bu. Kimi geç kimi er nasılsa öteki tarafa göçeceğiz. Vefatından büyük üzüntü duydum. Türk Milleti de çok üzüntü duymuştur.'' Ecevit'in dürüstlüğü, çalışkanlığı, vazife aşkı hakkında hiç kimsenin kötü bir şey söyleyemeyeceğini belirten Evren, “Bu mümkün değil. O kadar dürüsttü ki yani devletin beş kuruşuna tenezzül etmezdi. Bu nedenle de halk tarafından çok sevilirdi. Diyeceksiniz ki madem ki çok seviliyordu, partisi neden seçilemedi? Oluyor, ne yapacaksınız? Bu dürüstlüğü ve çalışkanlığı 72 milyona anlatmanız mümkün değil. Seçim etkenleri değişik. Başkası seçilebiliyor. Allah rahmet eylesin, yaptıkları unutulmayacak'' dedi.
     
      İNŞALLAH BU SON OLUR

      Genelkurmay Başkanı olması için üçlü kararnameyi Bülent Ecevit'in imzaladığını hatırlatan Kenan Evren “Ben Genelkurmay Başkanı'yken başbakanımdı. Hastalığı çok uzun sürdü. Çok çekti zavallı. Zaten üç aya yakın da ölü ile diri arasında bir hayat yaşadı. Tabii hepimizi üzerek bu dünyadan ayrıldı. Cenazeye ben de katılacağım. O görevimi de yerine getireceğim. Talihsizliğim şu ki şimdiye kadar bütün cumhurbaşkanları ve başkanların Atatürk'ten başlayarak cenazesinde bulundum. Atatürk'ün cenaze merasiminde cenazenin arkasında topçu okulunun çelengini taşıyordum. İnşallah bu son olur'' dedi.
     
      TUTUKLANMASINA ÇOK ÜZÜLDÜM

      Bülent Ecevit'le başbakan olması nedeniyle çok sıkı ilişkilerinin olduğunu belirten Evren, şöyle devam etti:
      “O kadar saygılı, o kadar hassas bir insandı ki anlatamam. Çankaya'da bir makamı vardı. Sonra konut oldu. Buraya gider konuşurduk. Çıkarken beni kapıya kadar, arabaya binene kadar uğurlamaya gelirdi. Üzülürdüm. ‘Yapmayın efendim, çok üzülüyorum bundan’ derdim. Dinlemezdi yine yapardı. 12 Eylül döneminde biliyorsunuz, o zamanın parti başkanlarıdır diye onları göndermiştik. O ayrı bir şey. Ben ona kırgın veya kızgın olduğum için bunu yapmadım. Ayrı gayrı yapamazdım. Onun için onu Eceabat'taki yere birlikte göndermiştik. Sevinerek yapmadım. Silahlı Kuvvetler'in aldığı bir karardı. Ama 12 Eylül'den sonraki dönemde siyasi çalışmalara bir süre ara verilmesini istedik. Öyle karar çıkardık. Ona rağmen 12 Eylül yönetimiyle mücadele etmek istedi. Bir mecmua çıkarmak istedi. Dış ülkelerden basın mensuplarına beyanat verdi. O zaman bunlar suç oluyordu. Sıkı yönetim mahkemesi iki ay mahkumiyet verdi. Ben buna da çok üzülmüştüm. Ama yapacak bir şeyim yoktu. Rahmetli Ecevit bundan fazla sıkıntı duymamış ki ben emekli olup ayrıldıktan sonra başbakanlığına gittiğim her seferinde ta merdivenlerde karşılayıp yukarı çıkardı, aynı şekilde yolcu etti. Hayat bu her türlü kırgınlıklar yaşanabiliyor. Sonra iyiye dönüyor. Yani aramızda kırgınlık sıkıntı olmadı.'' Basın mensuplarının “Aranızda önemli bir sıkıntı yaşandı mı?'' şeklindeki soruya Kenan Evden “Aramızda hiç anlaşamadığımız mevzu olmadı. Çok önemli kararlar alındı. Onun döneminde elimden gelen tüm desteği vermeye çalıştım. Çünkü ülke çok sıkıntıdaydı. Beş kuruşa muhtaçtık. Döviz yok. Bir çok maddeler bulunamıyordu'' yanıtını verdi.
     MILLIYET 06/11/06

Merkel uyardı: Müzakere durur

06/11/2006 RADIKAL

AA - BERLİN - Almanya Başbakanı Angela Merkel, Süddeutsche Zeitung gazetesinin bugünkü sayısına yaptığı açıklamada, "Türkiye'nin Kıbrıs konusundaki sorumluluklarını yerine getirmemesi durumunda, AB'yle sürdürdüğü müzakerelerde çok ciddi bir durum ortaya çıkabilir" dedi. AB Dönem Başkanı Finlandiya'nın girişimiyle bugün yapılması öngörülen toplantının Rum engeline takılmasının 'son söz' olmamasını umut ettiğini belirten Merkel, "Ankara tutumunu değiştirmezse, AB üyelik müzakereleri bu biçimde sürdürülmeyecek" dedi. Alman Haber Ajansı'na (DPA) konuşan bir hükümet yetkilisi de, Rum kesiminden gelen uçak ve gemilere havaalanı ve limanlarını açmaması durumunda Türkiye'ye 'yaptırım benzeri kararlar' alınacağını, ancak müzakerelerinin kesilmesinin düşünülmediğini söyledi.

Kıbrıs sorunu ve Ankara'ya mesajlar

Sorun bugünkü düzeyiyle Türkiye'nin AB'ye istenmemesi. Kıbrıs aşılsa bile yeni engeller çıkarılacak

06/11/2006 RADIKAL

GÜLHAN BİLEN

AB Anayasası kabul sürecinin özellikle Fransız ve Hollanda halklarının genişlemeye duyduğu tepki nedeniyle kesintiye uğramış olması, Türkiye'nin AB ile bütünleşmesine gölge düşürdü. Yeni durumda 'Kıbrıs sorunsalı' Türkiye'nin işleyen kurumsal üyelik sürecinin nasıl engelleneceği arayışlarına parlak bir buluş olarak, müzakerelerin ilerlemesinde başlıca bariyer haline getirildi. Artık Güney Kıbrıs Rum Kesimi bile adanın bazı AB üyelerinin Türkiye'nin üyeliğine ilişkin rezervlerine karşılık kullandıkları açık bir araç durumuna geldiğini açıkça ifade ediyor. AB'nin 8 Kasım'da yayımlaması beklenen 2006 Türkiye İlerleme Raporu, bu anlamda tüm dikkatleri üzerine topluyor. Zira Rum Kesimi'ne Türk hava ve deniz limanlarının açılması sağlanamazsa AB'nin öngördüğü yaptırım(lar)ın ne(ler) olacağı bu rapordan anlaşılacak. Olasılıklar şöyle:

·  Müzakerelerin gümrük birliği, taşımacılık, malların serbest dolaşımı bölümleri yanı sıra belki sermayenin ve kişilerin serbest dolaşımı gibi diğer bazı bölümlerinin de dondurulması.

·  Tarama sürecinin yavaşlatılması anlamına gelen başlıkların müzakereye açılması için önkoşulların konulması veya başlıkların müzakereye açılması fakat kapatılmaması.

·  2007'den itibaren artması beklenen AB finansal yardımlarının durdurulması.

·  Müzakerelerin durdurulması.
Türkiye-AB ilişkilerinde yukarıdaki olasılıkların sözkonusu olduğu duruma gelinmesinde etken olan Kıbrıs sorunsalının oluşum ve gelişiminde önemli ölçüde çözümsüzlük dikkati çekiyor.

·  2004 yılında BM ve AB'nin Kıbrıs'ta çözüme ilişkin girişimleri devamında, olgunun yeni bir kaos durumuna dönüştüğü görüldü. Önce Annan, taraflara ve uluslararası organizasyonlara tüm sınırlamaları ve izolasyonları kaldırma çağrısında bulundu, hemen ardından AB Konseyi KKTC üzerindeki izolasyonları kaldırma kararı aldı. Fakat öte yandan aynı yıl Rum Kesimi halkı yapılan aleyhte propagandalarla UN Planı'nı referandumda reddetti. Böylece Kıbrıs sorunsalı AB'nin iç problemi haline geldi ve bu konudaki başlıca oyuncu belirdi: AB.
Bugün sorun Türkiye ve AB tarafından da farklı yorumlanıyor. AB tarafı KKTC'nin tecridini Türkiye'nin Ankara Anlaşması'ndan kaynaklanan yükümlülüklerini yerine getirmesiyle ilintilendirmiyor.
Gelişmelerle AB'nin KKTC için verdiği sözleri tutmaması ve finansal yardım sağlamaması gibi olumsuzluklar bir yana Türkiye'nin müzakere süreci önemli ölçüde yara almaya başlamış ve AB üyeliği için Türk kamuoyunun desteği azalmıştır. Dolayısıyla gelişmelerde Kıbrıs sorunsalının çözümünden çok AB'nin Türkiye'nin üyelik sürecini kesintiye uğratması ve Türkiye'nin Kıbrıs Rum Kesimi taleplerini kabule zorlanması söz konusu. Türkiye, Kıbrıs sorunsalında kendi tezleri ve belirli iç dengeleri gözeterek hareket ediyor. Fakat ülkenin istikrar ve gelişmesinde AB faktörünü de önemsiyorsa Türkiye içinde bulunduğumuz kaostan şu mesajları çıkarmalıdır:

·  Esas sorun, bugünkü gelişmişlik düzeyiyle Türkiye'nin AB'ye istenmemesidir.

·  İstenmeme hali devam ettikçe Kıbrıs sorunu aşılsa bile yeni engeller çıkarılacaktır.
Buna karşı; Türk halkına AB'nin farklı ve fayda sağlayıcı boyutları tanıtılarak kamuoyu desteği artırılmalı ve AB, özellikle Fransa gibi ülkelere karşı izlenecek yeni bir strateji uygulanmalıdır. Zira AB'nin de Türkiye'nin de refah düzeyi yüksek ve istikrarlı bir Türkiye'ye ihtiyacı var...

Jean Monnet Bursiyerleri Derneği Başkanı

Kıbrıs, Türkiye siyasetinin malzemesi oldu

Kıbrıs, Türkiye siyasetinin malzemesi oldu

06/11/2006 RADIKAL

Yorgos Maluhos

Türkiye'nin AB'ye ve Kıbrıs'a karşı uzlaşmaz bir tavır takınmasında önemli rol oynayan dört faktör var. Birincisi, ABD ve Britanya'nın Türkiye'nin AB adaylığını desteklemesi. İkincisi, Türkiye birçok Avrupa ülkesinin özellikle ekonomik çıkarlar nedeniyle ilişkileri bozmak istemeyeceğinden emin. Üçüncüsü, Türkiye Annan Planı referandumundan sonra çözümsüzlüğü Rumların yarattığını söyledi ve inandırıcı olmayı bir derece başardı. Dördüncü olarak, komşumuz uzun bir seçim öncesi döneme girdi.
Kıbrıs'ın AB-Türkiye ilişkilerinde önemli bir konu olarak öne çıkması Türkiye'de herkesin işine geliyor. Bu konu sayesinde diğer sorunlar göz ardı ediliyor.
Diplomatik kaynaklar, Avrupa'nın Türk limanlarının Kıbrıs ticaretine açılması için büyük çaba harcadığını, ancak ordunun güçlü rolü, ifade özgürlüğü, azınlık hakları ve Patrikhane'nin 'ekümenik'liğinin tanın-ması gibi konular için aynı çabayı sarfet- mediğini belirtiyor. Bu nedenle, AB'ye uyum çabalarının gücünü kaybetmesi iktidar kutuplarını kayba uğratmayacak.
Türkiye seçimlere yaklaşırken, bu kutuplar milliyetçi seslerini yükselterek sürtüşmeden kaçınmak için uygun zemin yaratıyor. Cumhurbaşkanı olmak isteyen İslamcı Başbakan, Kıbrıs aleyhinde tezler dile getirerek 'laikliği savunanların' olası eleştirilerinin önüne geçiyor. (Yunan gazetesi Kathimerini, 1 Kasım 2006)

“AB Kıbrıs sorununun çözümünü istemiyor”

Rum Yönetimi Başkanı Papadopulos, önceki gün katıldığı bir etkinliğin ardından yaptığı açıklamalarda ayrıca Finlandiya’nın çabasının sadece ve sadece Türkiye’nin AB karşısındaki yükümlülüklerini yerine getirmesine yardımcı olmak için gerçekleştiğini ifade etti.

Finlandiya başkanlığını çabasının başarısızlığa ulaşmasının ardından Kıbrıs sorunundaki olası gelişmelerin neler olabileceği yönündeki bir soruya karşılık Papadopulos; “Finlandiya Başkanlığının çabası sadece ve sadece Türkiye’nin AB karşısındaki yükümlülüklerini yerine getirmesine yardımcı olmak amacıyla gerçekleşmiştir. Biz, Türkiye’nin AB, dolayısıyla da Kıbrıs Cumhuriyeti karşısındaki yükümlülüklerini yerine getirmesi zorunluluğunu, politikamızın temel hedefi olarak ortaya koyacağız” şeklinde konuştu.

Papadopulos’un açıklamalarına yer veren güneyde yayımlanan HARAVGİ ve diğer gazeteler, olası bir krizin yaşanması veya Türkiye’nin müzakere başlıklarının 16 ay “dondurulması” hakkındaki senaryoların sorulması üzerine ise Papadopulos’un “Elbette şu anda senaryolar hakkında konuşamayacağımı anlarsınız” cevabını verdiğini yazdı.

 

Temaslar sürüyor

Rum hükümetinin Kıbrıs sorunuyla ilgilenen ve tezlerini daha iyi anlayacağına inandığı tüm ülkelerle temaslarını sürdürdüğünü belirten Papadopulos; “ Çeşitli ülkelerin görüşlerinin belli belirsiz olduklarını söylemem gerekir. Ancak istisna olmaksızın tüm ülkeler, Türkiye’nin yükümlülüklerini, Kıbrıs sorunundan ilişkisiz ve bağımsız olarak yerine getirmesi gerektiğine inandıklarını söyleyebilirim” şeklinde konuştu.

Papadopulos, farklı ülkelerin genel görüşünün ise “Türkiye’nin yükümlülüklerinin AB karşısında ve özerk olduğu ve Kıbrıs sorundaki diğer gelişmelerle ilişkilendirilmemeleri gerektiği şeklinde olduğunu” da savundu.

Papadopulos, bu ülkelerin “hangi yaptırımlarda ve ne derecede yaptırım uygulayacakları üzerinde anlaşmaya varacaklarını bilmediğini, henüz bunda bir karara varmadıklarını düşündüğünü” de sözlerine ekledi. (tak)             

YENIDUZEN 06/11/06

Parça parça çözüm kabul edilemez

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat,  Kıbrıs sorununun çözümünde Türk tarafının yapıcı yaklaşımının devam edeceğini vurguladı.

Çözümün unsurlarının bütünlüklü çözümle ele alınması gerektiğini, izolasyonların kaldırılmasının kesinlikle bütünlüklü çözümün unsurlarıyla birleştirilmemesi gerektiğini, AB’ın anladığını sandığını belirten Cumhurbaşkanı Talat, “Bundan sonra Finlandiya Dönem Başkanlığı’nın girişimleri devam edecek. Biz yapıcı katkıda bulunmaya devam edeceğiz. Bu konuda kendilerine güvence verdik. Biz Kıbrıslı Türkler olarak Kıbrıs sorununun BM çatısı altında çözümlenmesine evet derken, izolasyonların kaldırılmasını ve elbette ki Türkiye’nin AB sürecinde sorunlarla karşılaşmamasını istiyoruz, bunun için çabalıyoruz” dedi.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Finlandiya Dışişleri Bakanı Erki Tuomioja’yla ile görüşmeler yapmak için gittiği Brüksel’den önceki akşam yurda döndü.

Talat’ı Ercan Havalimanı’nda, Cumhuriyet Meclisi Fatma Ekenoğlu, Güvenlik Kuvvetleri Komutanı Tümgeneral Mehmet Eröz ve Dışişleri ve Başbakan Yardımcılığı Müsteşarı Hilmi Akil karşıladı.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Ercan Havalimanında Finlandiya Dışişleri Bakanı Erki Tuomioja’yla yaptığı görüşme hakkında değerlendirmelerde bulundu.

Talat, görüşmede Fin önerilerinin ele alındığını ve her şeyin planlandığı gibi geçtiğini söyleyerek, Finlandiya dönem başkanlığından Kıbrıs sorununa katkılarının devam edeceğine dair onay aldığını ve Kıbrıslı Türklerin de bu konuda yapıcı olmaya devam edeceklerine dair Finlandiya’ya güvence verdiğini  kaydetti. Talat, görüşmelerin çok yararlı olduğuna inanç belirtti. 

Cumhurbaşkanı Talat, Finlandiya’nın bir süre önce yapmış olduğu düşünceler düzeyindeki önerilerin, henüz resmi yazılı  hale dönüşmeden tartışma konusu haline geldiğini, bu önerilerin bir sonuca varamadan, başka bir safhaya geçtiğini anımsatarak, bu amaçla Helsinki’de bir toplantı organize edildiğini, fakat organize edilen toplantının formatı bakımından yaşanan sıkıntılar sebebiyle, en azından şimdilik iptal edildiğine dikkat çekti. 

 

“Kıbrıs Türk tarafı görüşlerini ortaya koydu”

Finlandiya Dışişleri Bakanı Erki Tuomioja’nın, dönem başkanı olarak Kıbrıs sorunun çözümü için çabalarından vazgeçmediğini de ifade eden Talat, Tuomioja’yla yaptığı görüşmede Kıbrıs Türk tarafının  görüşlerinin ortaya koyulduğunu ve bütünlüklü çözüm arayışlarının dile getirildiğini, Kıbrıslı Türklerin bunun için çalıştığının anlatıldığını söyledi.

Talat görüşmede, hem BM Genel Sekreterinin, hem de AB’nin geçmişte yaptığı çağrılara uygun olarak Kıbrıslı Türklere uygulanan izolasyonlara da son verilmesi gerektiğini, konu hakkında AB’ye temel bir görev düştüğünü anımsattığına da işaret ederek, Erki Tuomioja’yadan bu konuda Finlandiya’nın çaba ortaya koymasını istediğini de kaydetti.

Cumhurbaşkanı Talat, Tuomioja’ya izolasyonların kaldırılmasını, Türkiye’nin AB sürecinde ortaya çıkabilecek sorunları aşmak bakımından kullanılmasını doğru bulmadıklarını söylediğini  izolasyonların kaldırılmasının bütünlüklü çözümün unsurlarıyla bağdaştırılmaması gerektiğini ve bütünlüklü çözümün unsurlarının kullanılmasının parça parça çözümü getireceğini bunu da Türk tarafının kabul edebileceği bir şey olamayacağını bildirdiğini ekledi.

 

Kıbrıslı Türklerin AB’yle ciddi bir diyalog eksikliği var

Kıbrıslı Türklerin AB’yle ciddi bir diyalog eksikliği olduğunu, Kıbrıs Rum tarafının, bütün Kıbrıs’ı, Kıbrıslı Türkleri de temsil eder vaziyette Avrupa forumlarında yer almış olmasının bu diyalogu kesintiye uğrattığını vurgulayan Talat,  Tuomioja’dan dönem başkanı olarak bunu giderecek alternatifleri yaratmasını talep ettiğini de vurguladı. 

Sağlanacak diyalogla, Kıbrıslı Türklerin AB kurumlarına bir şekilde katılımının gerçekleşebileceğini, veya sesini duyulabileceğine dikkat çeken Talat, bu sebeple gerekli adımların bir an önce atılması gerektiğine işaret etti.

Fin önerilerinin, Rum Yönetimi Lideri Tasos Papadopullos’un 2004 yılının Eylül ayında ortaya koyduğu ve AB’ye sunduğu görüşlerinden esinlendiğini, Finlandiya’nın da Kıbrıs sorununu ayrıntılı olarak bilmeden, “Türkiye’nin AB sürecinde önüne çıkacak engelleri ortadan nasıl  kaldırabiliriz” düşüncesiyle ortaya çıktığı söyleyen Cumhurbaşkanı Talat, “Finlandiya bu öneriyi yaparken sanıyorum Kıbrıs Rum tarafı ile diyalog içindeydi” dedi.

Önerinin, Kıbrıslı Türklerin yaklaşımı bilinmeden yapıldığına da dikkat çeken Cumhurbaşkanı Talat, Finlandiya’nın bu girişiminin de kendilerine AB’yle diyalog eksikliğinin ne denli ciddi boyutta olduğunu bir kez daha gösterdiğini söyledi. (tak)

YENIDUZEN 06/11/06

Talat: Kıbrıslı Türkler’in AB'yle..

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat,  Kıbrıs sorununun çözümünde Türk tarafının yapıcı yaklaşımının devam edeceğini vurguladı. Çözümün unsurlarının bütünlüklü çözümle ele alınması gerektiğini, izolasyonların kaldırılmasının kesinlikle bütünlüklü çözümün unsurlarıyla birleşti-rilmemesi gerektiğini, AB'nin anladığını sandığını belirten Cumhurbaşkanı Talat, "Bundan sonra Finlandiya Dönem Başkanlığı'nın gi-rişimleri devam edecek. Biz yapıcı katkıda bulunmaya devam edeceğiz. Bu konuda kendilerine güvence verdik. Biz Kıbrıslı Türkler olarak Kıbrıs sorununun BM çatısı altında çözümlenmesine evet derken, izolasyonların kaldırılmasını ve elbette ki Türkiye'nin AB sürecinde sorunlarla karşılaşmamasını istiyo-ruz, bunun için çabalıyo-ruz" dedi. Cumhur-başkanı Mehmet Ali Talat, Finlandiya Dışişleri Bakanı Erki Tuomioja'yla ile görüşmeler yapmak için gittiği Brüksel'den önceki akşam yurda döndü.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Ercan Havalimanı'nda Finlandiya Dışişleri Bakanı Erki Tuomioja'yla yaptığı görüşme hakkında değerlendirmelerde bulundu.

Talat, görüşmede Fin önerilerinin ele alındığını ve her şeyin planlandığı gibi geçtiğini söyleyerek, Finlandiya dönem başkanlığından Kıbrıs sorununa katkılarının devam edeceğine dair onay aldığını ve Kıbrıslı Türklerin de bu konuda yapıcı olmaya devam edeceklerine dair Finlandiya'ya güvence verdiğini kaydetti. Talat, görüşmelerin çok yararlı olduğuna inanç belirtti. 

Cumhurbaşkanı Talat, Finlandiya'nın bir süre önce yapmış olduğu düşünceler düzeyindeki önerilerin, henüz resmi yazılı hale dönüşmeden tartışma konusu haline geldiğini, bu önerilerin bir sonuca varamadan, başka bir safhaya geçtiğini anımsatarak, bu amaçla Helsinki'de bir toplantı organize edildiğini, fakat organize edilen toplantının formatı bakımından yaşanan sıkıntılar sebebiyle, en azından şimdilik iptal edildiğine dikkat çekti. 

 "KIBRIS TÜRK TARAFI GÖRÜŞLERİNİ ORTAYA KOYDU"

Finlandiya Dışişleri Bakanı Erki Tuomioja'nın, dönem başkanı olarak Kıbrıs sorunun çözümü için çabalarından vazgeçmediğini de ifade eden Talat, Tuomioja'yla yaptığı görüşmede Kıbrıs Türk tarafının  görüşlerinin ortaya koyulduğunu ve bütünlüklü çözüm arayışlarının dile getirildiğini, Kıbrıslı Türklerin bunun için çalıştığının anlatıldığını söyledi.

Talat görüşmede, hem BM Genel Sekreteri'nin, hem de AB'nin geçmişte yaptığı çağrılara uygun olarak Kıbrıslı Türklere uygulanan izolasyonlara da son verilmesi gerektiğini, konu hakkında AB'ye temel bir görev düştüğünü anımsattığına da işaret ederek, Erki Tuomioja'yadan bu konuda Finlandiya'nın çaba ortaya koymasını istediğini de kaydetti.

Cumhurbaşkanı Talat, Tuomioja'ya izolasyonların kaldırılmasını, Türkiye'nin AB sürecinde ortaya çıkabilecek sorunları aşmak bakımından kullanılmasını doğru bulmadıklarını söylediğini  izolasyonların kaldırılmasının bütünlüklü çözümün unsurlarıyla bağdaştırılmaması gerektiğini ve bütünlüklü çözümün unsurlarının kullanılmasının parça parça çözümü getireceğini bunu da Türk tarafının kabul edebileceği bir şey olamayacağını bildirdiğini ekledi.

KIBRISLI TÜRKLERİN AB'YLE  CİDDİ BİR DİYALOG EKSİKLİĞİ VAR

Kıbrıslı Türklerin AB'yle ciddi bir diyalog eksikliği olduğunu, Kıbrıs Rum tarafının, bütün Kıbrıs'ı, Kıbrıslı Türkleri de temsil eder vaziyette Avrupa forumlarında yer almış olmasının bu diyaloğu kesintiye uğrattığını vurgulayan Talat,  Tuomioja'dan dönem başkanı olarak bunu giderecek alternatifleri yaratmasını talep ettiğini de vurguladı.

Sağlanacak diyalogla, Kıbrıslı Türklerin AB kurumlarına bir şekilde katılımının gerçekleşebileceğini, veya sesini duyulabileceğine dikkat çeken Talat, bu sebeple gerekli adımların bir an önce atılması gerektiğine işaret etti.

Fin önerilerinin, Rum Yönetimi Lideri Tasos Papadopullos'un 2004 yılının eylül ayında ortaya koyduğu ve AB'ye sunduğu görüşlerinden esinlendiğini, Finlandiya'nın da Kıbrıs sorununu ayrıntılı olarak bilmeden, "Türkiye'nin AB sürecinde önüne çıkacak engelleri ortadan nasıl  kaldırabiliriz" düşüncesiyle ortaya çıktığı söyleyen Cumhurbaşkanı Talat, "Finlandiya bu öneriyi yaparken sanıyorum Kıbrıs Rum tarafı ile diyalog içindeydi" dedi.

Önerinin, Kıbrıslı Türklerin yaklaşımı bilinmeden yapıldığına da dikkat çeken Cumhur-başkanı Talat, Finlan-diya'nın bu girişiminin de kendilerine AB'yle diyalog eksikliğinin ne denli ciddi boyutta olduğunu bir kez daha gösterdiğini söyledi.

HALKINSESI 06/11/06

KKTC’de Ecevit yası

Bülent Ecevit’in Kıbrıs Türkünün bugünlere gelmesinde çok önemli katkıları olduğunu dile getiren KKTC Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıs Türk halkının bugün üzücü haberle sarsıldığını söyledi.

 

AA

Güncelleme: 10:14 TSİ 07 Kasım 2006 Salı

LEFKOŞA - Eski Başbakan Bülent Ecevit’in vefatı, 1974’te barış harekatı emrini verdiği KKTC’yi yasa boğdu.

Ecevit’in katkılarını Kıbrıs Türk halkının hiçbir zaman unutmayacağını kaydeden KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, “Kıbrıslı Türkler olarak Ecevit’in bizim için önemi zaten biliniyor. Ecevit 1974 Barış Harekatı’nın başbakanı olarak, Kıbrıs Türk halkının bu günlere gelmesinde çok önemli katkılarda bulundu. Hem Barış Harekatı’nın başbakanı olarak o kararı verirken ortaya koyduğu devlet adamlığı ve irade yanında, sonrasında Kıbrıs Türk halkının yapılanmasında hiçbir yardımı esirgemedi. Sayın Ecevit, 1974 Barış Harekatı’ndan sonra oluşan Kıbrıs Türk devletinde, genel olarak söylüyorum, devlet yapılanmasında, meclisiyle, ekonomik düzeniyle, meclisinden çıkan yasalarla ve bütün bunlarda, kendisine ve Türkiye’ye duyulan ihtiyaçta, her zaman anında olumlu cevap vererek katkılarını sürdürdü” diye konuştu

Ecevit ile Kıbrıs Türkü’nün çok fazla anısı olduğunu söyleyen Talat, “Kıbrıs Türk halkı Ecevit’i tanıyor, seviyor. Ecevit’in ölümü bu bakımdan, kelimenin gerçek anlamıyla KKTC’de üzüntü yarattı. Bu üzüntü, tabii ki Kıbrıs Türk halkı adına benim tarafımdan tüm Türk halkına bir kez daha aktarılıyor. Biz Sayın Ecevit’in yakınlarına, bütün Türk halkına başsağlığı, kendisine de rahmet diliyoruz” dedi.

DENKTAŞ: ESERİNİ YAŞATMALIYIZ
KKTC’nin 1. Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş da, Bülent Ecevit’in vefatından büyük üzüntü duyduğunu belirterek, “Eseri olan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni sonsuza kadar yaşatmalıyız” dedi.

Konferans amacıyla Türkiye’de bulunan Rauf Denktaş, Barış Harekatı olmasaydı en büyük katliamın yaşanacağını hatırlattı ve Ecevit’in, harekatın kansız olması için elinden geleni yaptığını anlattı.

Kıbrıs Türk halkının kalbinde Kurtarıcı, Karaoğlan olarak anıtlaşan Ecevit’in sonsuza dek unutulmayacağını ve hep anılacağını vurgulayan Demokrat Parti de, “Ecevit tarihimizi yazanların en başında yer alacaktır” ifadesini kullandı.

KKTC’de hükümetin aldığı kararla da, resmi kurum ve kuruluşlarda bayraklar, Ecevit’in cenazesinin defnedileceği günün mesai bitimine kadar sürmek üzere, yarıya indirildi.

Talat: Masada elimiz güçleniyor

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, ekonomik yatırımların ülkeyi kalkındırdığını ve müzakere masasında ellerini güçlendirdiğini söyledi. Talat, “Nihai hedefimiz, izolasyonlardan kurtulup Tayvan gibi olmak değil” dedi.

 

NTV

Güncelleme: 19:59 TSİ 07 Kasım 2006 Salı

LEFKOŞA - KKTC Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıslı Türklerin Kıbrıs Cumhuriyeti’nin yeni oluşumunda, eşit ortak olarak yer almak istediğini ve dünyada bu şekilde tanınarak söz sahibi olmayı hedeflediğini kaydetti. Ekonomisi güçlü bir halkın masada elinin güçleneceğini söyleyen Talat, ekonomisi zayıf ülkelerin yönetimlerinin müzakere ve pazarlık gücünün olamayacağını belirtti. Uygulanan ambargoların haksız olduğunu dile getiren Talat, bunun artık anlaşılmaya başlandığını ifade etti.

CTP’ye danışman üyelik

Şili’nin başkenti Santiago’da yapılan Sosyalist Enternasyonal Toplantısı’nda KKTC iktidar partisi CTP’nin danışman üyeliği kabul edildi. CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, kararla ilgili, KKTC’nin uluslararası platformda yeni bir güç kazandığını söyledi.

 

NTV-MSNBC VE AJANSLAR

Güncelleme: 19:28 TSİ 07 Kasım 2006 Salı

SANTİAGO - Sosyalist Enternasyonal Toplantısı sona erdi. Toplantıya “konuk” statüsünde katılan KKTC’deki iktidar partisi CTP, üyelik için önemli bir aşama olan danışman üyeliğe kabul edildi. Konseyin her toplantısına katılma hakkı bulunan danışman üyelerin oy hakları bulunmuyor.

Toplantıya katılan CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, CTP ile ilgili gelişmenin önemine dikkati çekerek, Sosyalist Enternasyonal’in 90 ülkeden 144 partinin katıldığı, dünyanın en büyük sivil toplum örgütlerinden biri olduğunun altını çizdi.

Baykal, Dünya siyasetinin en saygın platformlarından biri olan Sosyalist Enternasyonal’e KKTC’nin iktidarda bulunan partisi CTP’nin kabul edilmesinin Kıbrıs’ta iki toplumun eşitliğinin yavaş yavaş vicdanlarda yer tutmaya başladığının işareti olduğunu vurguladı.

Alınan kararın bundan sonrası için önemli bir işaret olduğunu ve KKTC’nin bunu en olumlu şekilde değerlendireceğine inandığını ifade eden Baykal, bu konudaki girişimlerini ısrarla sürdüren CTP’yi kutladığını kaydetti. Baykal, “Bu gerçek bir başarı. Son zamanlarda böyle başarılara ihtiyacımız var” dedi.

Baykal, bir gazetecinin Yunanistan’daki ana muhalefet partisi lideri Yorgo Papandreu’nun Sosyalist Enternasyonal dönem başkanı olduğunu hatırlatarak, “Bu kararın alınmasında sizin Papandreu’nun başkanlığına destek vermenizin etkisi olabilir mi” sorusu üzerine “Papandreu, Sosyalist Enternasyonal Genel Başkanı, eski Yunanistan Başbakanı ve Dışişleri Bakanı ve şu anda da ana muhalefet partisinin genel başkanı, onun daha önce de Türk Yunan ilişkilerinin gelişmesine katkı yaptığını biliyoruz. CTP’nin Sosyalist Enternasyonal’de yer tutması talebini, girişimini anlayışla karşılamış olması hem Papandreu’nun kişisel siyaset anlayışı bakımından, hem de Sosyalist Enternasyonal’in nasıl bir platform olduğunu göstermesi açısından önemli. Bu kararla KKTC yeni bir güç kazanmıştır. KKTC’deki Türk halkının Kıbrıs’ta yaşayan Rum halkıyla eşit olarak kabul edildiğini ortaya koymuştur.”

SOYER’DEN BAYKAL’A TEŞEKKÜR
KKTC Başbakanı ve CTP Genel Başkanı Ferdi Sabit Soyer de 10 yıllık çabalarının meyvesini aldıklarını söyledi. Yıllardır Kıbrıs Rum tarafının adadaki Türk halkını yok sayan bir tutum sergilediğine dikkati çeken Soyer, Sosyalist Enternasyonal’in kararının bu açıdan önemli bir mesaj oluşturduğunu vurguladı. Soyer, bu kararın alınması sürecinde CHP’nin ve Genel Başkanı Deniz Baykal’ın önemli katkıları olduğunu ifade ederek, Baykal’a teşekkürlerini iletti. Soyer, bir gazetecinin “CTP’nin üyeliğiyle ilgili gelişme, KKTC’nin uluslararası düzeyde tanınması olarak değerlendirilebilir mi” sorusu üzerine, bu kararla Kıbrıs’ta iki toplumun eşitliğinin, adadaki Türk halkının varlığının kabul edilmiş olduğunu söyledi.

“SOSYALİST ENTERNASYONAL GÜNDEMİNE DÖNDܔ
Bu arada Baykal, Santiago’da gerçekleştirilen Sosyalist Enternasyonal Toplantısı’nın bir süreden beri geri planda kalan ancak Sosyalist Enternasyonal’in gerçek gündemini oluşturan konuların öne çıktığına dikkati çekti.

Baykal, Sosyalist Enternasyonal Konsey toplantılarında bir süreden beri, etnik ve dinsel kimlikler ile bölgesel sorunların öne çıktığını ancak bu toplantıda gelir dağılımı sorunu, fakirlik, yoksulluk, açlık ve çevre sorunları gibi sorunların ağırlıklı olarak gündeme geldiğini kaydetti.

CTP Sosyalist Enternasyonal'de


7 Kasım, 2006 21:29:00 (TSİ) CNN TURK

Şili'nin başkenti Santiago'da yapılan Sosyalist Enternasyonal Toplantısı'nda KKTC'deki iktidar partisi CTP'nin danışman üyeliği kabul edildi.

Santiago'da dün başlayan Sosyalist Enternasyonal Toplantısı bugün sona erdi.
 
Toplantıya 'misafir' statüsünde katılan KKTC'deki iktidar partisi CTP, üyelik için önemli bir aşama olan danışman üyeliğe kabul edildi. Konseyin her toplantısına katılma hakkı bulunan danışman üyelerin oy hakları bulunmuyor.
 
Toplantıya katılan CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, CTP ile ilgili gelişmenin önemine dikkati çekerek, Sosyalist Enternasyonal'in 90 ülkeden 144 partinin katıldığı, dünyanın en büyük sivil toplum örgütlerinden biri olduğunun altını çizdi.
Baykal, ''bu gerçek bir başarı. Son zamanlarda böyle başarılara ihtiyacımız var'' dedi.
 
Baykal, bir gazetecinin Yunanistan'daki ana muhalefet partisi lideri Yorgo Papandreu'nun Sosyalist Enternasyonal dönem başkanı olduğunu hatırlatarak, ''bu kararın alınmasında sizin Papandreu'nun başkanlığına destek vermenizin etkisi olabilir mi'' sorusu üzerine Papandreu’nun daha önce de Türk Yunan ilişkilerinin gelişmesine katkı yaptığının bilindiğini söyledi.
 
"İki toplumun eşitliği kabul edildi"
 
KKTC Başbakanı ve CTP Genel Başkanı Ferdi Sabit Soyer de 10 yıllık çabalarının meyvesini aldıklarını söyledi.
 
Soyer, bu kararın alınması sürecinde CHP'nin ve Genel Başkanı Deniz Baykal'ın önemli katkıları olduğunu ifade ederek, Baykal'a teşekkürlerini iletti.
 
Soyer, bir gazetecinin ''CTP'nin üyeliğiyle ilgili gelişme, KKTC'nin uluslararası düzeyde tanınması olarak değerlendirilebilir mi'' sorusu üzerine, bu kararla Kıbrıs'ta iki toplumun eşitliğinin, adadaki Türk halkının varlığının kabul edilmiş olduğunu söyledi.

Atina ile ABD arasında 'Türk' gerginliği


7 Kasım, 2006 19:53:00 (TSİ) CNN TURK

ABD'nin Atina Büyükelçiliği Müsteşarı Thomas Countryman'ın Batı Trakya Türk azınlığı mensuplarının kendilerini Türk olarak tanımlama haklarına ilişkin yaptığı açıklama, Atina ile Washington arasında gerginliğe yol açtı.

ABD'nin Atina Büyükelçiliği Maslahatgüzarı Thomas Countryman, geçtiğimiz pazar günü, Atina'da yayımlanan Elefterotipiya gazetesine verdiği demeçte, ‘Yunanistan'ın, Müslüman azınlığı fertlerinin, etnik kimlik konusunda kendilerini Türk olarak tanımlama haklarına ısrarla itiraz etmesinin mantık dışı bir davranış olduğunu’ söylemişti.
 
Bu açıklamadan sonra ABD'nin Atina Büyükelçisi Charles Rees, Yunanistan Dışişleri Bakanlığı'na çağrılarak, Countryman'ın yaptığı açıklamadan duyulan rahatsızlık iletildi.
 
Yunan basını, Dışişleri Bakanlığı Genel Sekreteri Hristos Rokanas'ın Büyükelçi Rees'e ‘bu tür girişimlerin ikili ilişkileri olumsuz yönde etkilediğini’ ifade ettiğini yazdı.
 
Büyükelçi Rees'in ise, ABD'nin bu tür sorunların olmasını arzu etmediğini söylediğini dile getiren Yunan basını, ‘ABD ile Yunanistan'ın, azınlık terimini farklı şekillerde algıladıkları’ yorumunu yaptı. 

ABD: Kıbrıs'ta tarafların kabul edeceği çözüm istiyoruz

WASHINGTON(ANKA)

ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcü Yardımcısı Tom Casey, Kıbrıs konusunda, Ada’da yaşayan vatandaşların üzerinde fikir birliğine ulaştığı bir çözümü destekleyeceklerini belirtti.

ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcü Yardımcısı Tom Casey, günlük olağan basın toplantısı sırasında sorulan bir sonu üzerine, Kıbrıs konusunda politikalarının çok açık olduğunu ve Ada’daki iki toplum arasındaki görüşmelerin ileri doğru bir adım olmasını görmek istediklerini kaydetti.

Casey, ABD’nin Kıbrıs sorununu, Türkiye ve Kıbrıs Rum Kesimi mi yoksa Türkiye ve Yunanistan arasında bir problem olarak gördüğü sorusunu, Ada’da iki tarafın uzlaştığı bir çözüm istediklerini ancak konu ile ilgili ABD gibi başka tarafların da bulunduğu şeklinde cevapladı.

ABD Dışişleri Sözcü Yardımcısı, Kıbrıs’ın bölünmesini isteyip istemedikleri sorusu üzerine de “Daha önce söylediğim gibi, biz Ada’da bütün tarafların kabul ettiği bir çözüm istiyoruz” şeklinde yanıt verdi.

HURRIYET 07/11/06

Çirkinlikler içinde güzel bir adamdı



Bülent Ecevit için Türk toplumunun çıkardığı en farklı, en aykırı siyasetçisiydi, diyebiliriz. Milyonları arkasından sürüklerken, hiçbir zaman ucuzlamadı. Sonuna kadar da farkını korudu.

Benim kuşağım, gözlerini Bülent Ecevit'le birlikte açtı. İnönü'nün son dönemine rastlamıştık ve genç, kara bir oğlan dikkatlerimizi çekmişti. İnönü gibi bir tabu'ya baş kaldırması, hepimizi cezbetti. Koskoca bir lidere boyun eğmemesi ve mücadele etmesiyle farklı bir siyasetçi olacağını göstermişti. Herhaliyle kendine güvenen ve en önemlisi doğru bildiğini sonuna kadar savunan bir kişilikti.

Sadece bu duruşu değil, Askeri yönetimlere başkaldırışı da şaşırtıcıydı. 12 Mart darbesine karşı çıkışı ve en önemlisi, dönemin Genel Kurmay Başkanı Faruk Güler'in Cumhurbaşkanlığına seçilmesine karşı çıkmasıyla, yerleşmiş bir sistemi yıkmak istediğini de göstermişti.

Ecevit, işte bu adımlarla 1970'lerin yıldızı oldu.

Ecevit'i, Türk kamuoyunun genelinden ayıran farklılıkları sadece bunlar değildi.

Herşeyin başında kibardı.

Kabalıklarla dolu, maganda yaklaşımı halka inmek olarak gören bir siyaset dünyasında, Ecevit'in kibarlığı, etrafındakilerini daima etkilemişti.

Ne kadar sert tartışmalara girse dahi, saygısından hiçbir şey kaybetmezdi. Küfür ve saygısızlığın geçen akçe olduğu dönemde, Bülent Ecevit hepimize ders verdi.

Türk politikacılarını, tek tek kamuoyu anketiyle sorgulasanız, sadece Ecevit'ler hakkında "namuslu, dürüst" yanıtını alırsınız. Öylesine sade, öylesine düzgün bir hayat geçirdi ki, kamuoyunun gözünde bambaşka bir yere oturtuldu. Bütün bunları da göstermelik yapmadı. Sırf başkalarının hoşuna gitsin diye değil, içinden geldiği için yaptı. Zaten yaşadıkları hayat, evleri, giysileri de tevazularının simgesiydi.

Ecevit'in bizlere verdiği diğer önemli ders kültür ile ilgiliydi. Düşünebiliyor musunuz, kitap okumayan, gazetelerin başlıkları ve TV'deki programlarla kültür ihtiyacını geçiştirmeye çalışan bir toplumun içinden gelmişti. Kültür'ün "K" sinin yanından geçmeyen bir siyasi kesimin içindeydi. Buna karşın, hepimize kültür dersi verdi. Şiir yazdı, kitap okudu.

Ne yazık ki, Bülent bey bu kalitelerinden hiçbirini bu topluma ve siyasi kesime benimsetemedi. O kendi yoluna gitti, bizlerde kaba saba siyaset anlayışımızı sürdürdük.

Ondan ders alamadık.
* * *

AB ÜYELİĞİMİZİ HİÇBİR ZAMAN ASKIYA ALMADI…


Çok ilginçtir, Bülent Ecevit ile ilgili olarak bazı çevrelerde son derece yanlış bir izlenim vardır. Buna göre,1978 yılındaki büyük ekonomik krizinde, Türkiye-AB ilişkilerini askıya aldığı, dondurduğu söylenir.

Oysa bunun gerçeklerle hiçbir ilgisi yoktur.

1978'de, Adalet Partisinden bir grup parlamenterin istifası edip CHP ile yeni bir hükümet kurmaları ve Ecevit'in Başbakan olduğu dönemde, Türkiye ünlü ekonomik sıkıntılarından birini daha yaşıyordu. Demirel'in "5 sent'e muhtacız" cümlesiyle özetlenen bu dönemde, Merkez Bankası kurumuş, çekleri ödenmez olmuş, tüm dış krediler kesilmiş ve ülke kelimenin tam anlamıyla kararlığa mahkum olmuştu.

İşte bu dönemde Ecevit, önüne gelen her kapıyı çalıyor ve IMF ile anlaşma yapana kadarki dönemi çevirecek olan Köprü Kredi peşinde koşuyordu. Bu çerçevede Brüksel'e de gitmiş ve "…Bize yardımcı olun, köprü kredi verin. Aksi halde gümrük indirimlerimizi dondurmak zorunda kalacağız. Zira sizlere ödeyecek paramız kalmadı" demişti.

Ecevit'in bu yaklaşımı çok farklı anlaşıldı.

Ben de o dönemlerde Brüksel'deydim. Milliyet Gazetesinin Avrupa bürosunu yönetiyordum. Biliyorum.

Avrupa Komisyonu başkanıyla yaptığı bu konuşmadan sonra, yabancı basına verilen brifingde "Türkiye Başbakanı ilişkileri dondurmakla tehdit etti. Para vermezseniz, başka çaremiz kalmaz diye şantaj yaptı" denildi.Tabii Türkiye'de Ecevit'i bir Komünist gibi gören siyasiler (özellikle AP'liler) ve onlardan yana olan basın, kıyametleri kopardı. Komünist Ecevit'in Türkiye'yi batıdan uzaklaştırmaya çalıştığı izlenimi yayılıverdi.

Şaşırıp kalmıştık.

Ecevit'i arayıp sordum.

"Sayın Birand ilgisi yok. Ben destek vermeleri gerektiğini söyledim" diye yanıtladı.

Ancak bu söz Ecevit'e yapıştı. Şimdi dikkat ediyorum, bazı konferanslarda veya inceleme yazılarında sık sık , Ecevit'in Türkiye'yi AB'den uzaklaştırmak istediği yazılıp çiziliyor.

MEHMET ALI BIRAND MILLIYET 07/11/06

Arsenal stadında KKTC bayrağı

SEFA KARAHASAN Lefkoşa


İngiliz futbol takımı Arsenal'in "Emirates" isimli stadyumunda KKTC bayrağının da bulunduğu bildirildi. Rumlar bayrağın kaldırılması talebiyle Arsenal'i protesto ederken, İngiliz kulübün, "Kıbrıslı Türk taraftarlara ayrımcılık olur" diyerek bu talebe karşı çıktığı belirtildi.
Rum Simerini gazetesinin haberine göre, Rumların protesto mektuplarını 27 Ekim tarihli mektupla yanıtlayan Arsenal Külübü, stadyumdan KKTC bayrağının kaldırılmasının, Kıbrıslı Türk taraftarlara yönelik ayrımcılık olarak algılanacağını vurguladı. "Bu konuda tek çıkar yol tüm milli bayrakların yasaklanmasıdır" diyen kulüp yönetimi, bu yola başvurmak istemediğini ifade etti.
Arsenal Külübü, konuyu İngiliz İçişleri Bakanlığı ile görüştüğünü ve KKTC bayrağının stadyumda yer almasının yasadışı olmadığını teyit ettiğini de Rum protestoculara bildirdi.

MILLIYET 07/11/06

Karaoğlan için Yastayız

HER ZAMAN SAYGIYLA ANIMSAYACAĞIZ... Türk siyasi yaşamında "Karaoğlan" olarak anılan, Türkiye'nin 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı dönemi Başbakanı Bülent Ecevit'in ölümü Türkiye'de, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde ve dünyada üzüntü yarattı. Türkiye Cumhurbaşkanı Sezer, Ecevit'in vefatı nedeniyle yaptığı yazılı açıklamada, Türk Ulusunun, Bülent Ecevit'in ülkeye yaptığı hizmetleri, her zaman saygıyla anımsayacağını belirtti. Türkiye Başbakanı Erdoğan da, Bülent Ecevit'in vefatı dolayısıyla yayımladığı baş sağlığı mesajında, Türk siyasi hayatının önemli bir şahsiyetini kaybettiğini belirterek, Ecevit'in hayat arkadaşı Rahşan Hanım'a, Türk milletine ve Kıbrıs Türk halkına başsağlığı diledi.

 KKTC'DE BAYRAKLAR YARIDA... Ecevit'in ölümü üzerine, Başbakanlık genelgesiyle bayrakların yarıya indirildiği KKTC'de de devlet ve hükümet yetkililerinin yanında siyasi parti, dernek, kurum ve kuruluşlar üzüntülerini dile getiren mesajlar yayımladı. Cumhurbaşkanı Talat, 1974 Barış Harekâtı sırasında başbakan olan ve harekât kararı alınmasında önemli rolü bulunan Türkiye'nin eski başbakanlarından Ecevit'in ölümünden derin üzüntü duyduğunu belirterek tüm Türk ulusuna başsağlığı diledi. Başbakan Soyer de, yayımladığı mesajda, Ecevit'in ölümünden duyduğu üzüntüyü dile getirerek, başta eşi Rahşan Ecevit olmak üzere Demokrat Sol Partililere, Türk ulusuna ve Kıbrıs Türk halkına başsağlığı diledi.

Türk siyasi yaşamında "Karaoğlan" olarak anılan, Türkiye'nin 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı dönemi Başbakanı Bülent Ecevit'in ölümü Türkiye'de, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde ve dünyada üzüntü yarattı.

Türkiye Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, Ecevit'in vefatı nedeniyle yaptığı yazılı açıklamada, Türk Ulusunun, Bülent Ecevit'in ülkeye yaptığı hizmetleri, her zaman saygıyla anımsayacağını belirtti.

Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan da, Bülent Ecevit'in vefatı dolayısıyla yayımladığı baş sağlığı mesajında, Türk siyasi hayatının önemli bir şahsiyetini kaybettiğini belirterek, Ecevit'in hayat arkadaşı Rahşan Hanım'a ve Türk milletine başsağlığı diledi.

Ecevit'in ölümü üzerine, Başbakanlık genelgesiyle KKTC'de bayraklar yarıya indirilirken devlet ve hükümet yetkililerinin yanında siyasi parti, dernek, kurum ve kuruluşlar üzüntülerini dile getiren mesajlar yayımladı.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, 1974 Barış Harekâtı sırasında başbakan olan ve harekât kararı alınmasında önemli rolü bulunan Türkiye'nin eski başbakanlarından Bülent Ecevit'in ölümünden derin üzüntü duyduğunu belirtti. Talat, 1974 Barış Harekâtı kararının alınmasında ve Kıbrıs Türkü'nün yapılanmasında önemli rol oynayan Bülent Ecevit'in ölümünün Kıbrıs Türk halkını üzdüğünü vurgulayarak, tüm Türk ulusuna başsağlığı diledi.

Başbakan Ferdi Sabit Soyer de, yayımladığı mesajda, Ecevit'in ölümünden duyduğu üzüntüyü dile getirerek, başta eşi Rahşan Ecevit olmak üzere Demokrat Sol Partililere, Türk ulusuna ve Kıbrıs Türk halkına başsağlığı diledi.

Bülent Ecevit'in cenazesinin, 11 Kasım Cumartesi günü toprağa verileceği bildirildi.

A.A'ya göre, eşi Rahşan Ecevit ve DSP kurmaylarının yaptığı değerlendirme sonucunda, Ecevit'in cenazesinin, şehir dışından gelecekler ve çalışanların da geniş katılımı dikkate alınarak ve bu yöndeki talepler doğrultusunda, 11 Kasım Cumartesi günü toprağa verilmesinin daha uygun olacağına karar verildi.

Ecevit'in nereye defnedileceği konusunda ise henüz kesin karar alınmadı.

TC yetkililerinin açıklamaları

Türkiye Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, Ecevit'in vefatı nedeniyle önceki gün yaptığı yazılı açıklamada, Türk ulusunun, Bülent Ecevit'in ülkeye yaptığı hizmetleri her zaman saygıyla anımsayacağını belirtti.

Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan da, Bülent Ecevit'in vefatı dolayısıyla önceki gün bir baş sağlığı mesajı yayınlayarak, Türk siyasi hayatı, önemli bir şahsiyetini kaybetmiştir. Kendisini rahmetle anıyor, hayat arkadaşı Rahşan Hanım'a ve aziz milletimize başsağlığı diliyorum" dedi.

Ecevit'in onursal başkanı olduğu DSP'nin Genel Başkanı Zeki Sezer ise, "Gerçekten acımız sonsuz. Büyük devlet adamı, bizim önderimiz, kendisiyle uzun süre çalışma olanağı bulmaktan gurur duyduğum Sayın Ecevit'i yitirdik. Ama inanıyorum ki Sayın Ecevit'in fikirleri bu ülkede sonsuza kadar bize yol göstermeye devam edecek" dedi.

Talat: Kıbrıs Türk halkının bugünlere

gelmesinde çok büyük katkısı oldu

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, 1974 Barış Harekâtı sırasında başbakan olan ve harekât kararı alınmasında önemli rolü bulunan Türkiye'nin eski başbakanlarından Bülent Ecevit'in ölümünden derin üzüntü duyduğunu belirtti.

Talat gazetecilere yaptığı açıklamada, 1974 Barış Harekâtı kararının alınmasında ve Kıbrıs Türkü'nün yapılanmasında önemli rol oynayan Bülent Ecevit'in ölümünün Kıbrıs Türk halkını üzdüğünü vurguladı.

Talat, özetle şunları söyledi:

"Sayın Bülent Ecevit'i kaybettik. Kıbrıs Türk halkı açısından son derece önemli bir haber. Beklenen ancak üzüntüyle ve olmaması temenni edilen bir haberdi. Tüm Türkiye ve Türk Ulusu için önemli bir kişiydi. Tüm Türk Ulusu'nun başı sağ olsun.

Kıbrıs Türkü için önemi biliniyor. Sayın Ecevit, 1974 Barış Harekâtı'nın başbakanı olarak Kıbrıs Türkü'nün bugünlere gelmesinde çok önemli katkılarda bulundu. Hem barış harekâtının başbakanı olarak bu kararı verirken ortaya koyduğu devlet adamlığı ve irade, sonrasında da Kıbrıs Türk halkının yapılanmasında hiçbir yardımı esirgemedi. Sayın Ecevit 1974 Barış Harekâtı'ndan sonra oluşan Kıbrıs Türk devletinde, devlet yapılanmasında meclisiyle, ekonomik düzeniyle, meclisinden çıkan yasalarla ve bütün bunlarda kendisine ve Türkiye'ye duyulan ihtiyaçta her zaman anında olumlu cevap vererek katkılarını sürdürdü.

Sosyal yasaların sosyal boyutunun genişliği, o günün şartlarında Sayın Ecevit'in konuya olumlu ve ılımlı yaklaşımı sayesinde rahatça gerçekleşti. Yine mali konularda özellikle Türkiye'nin hiçbir yardımı esirgemediği günlerdi. Hiç unutmamak gerekir; o günün ekonomik yapılanmasında, 1974'ün hemen ardından ortaya çıkan ekonomik tesislerin çalıştırılması, KİT'ler adı altında o günün şartlarında toparlanması ve ekonomiye kazandırılması son derece önemli bir işti ve bu işin yapılmasında da Ecevit hükümetinin çok büyük katkıları oldu. O zamanlarda bu konuyla ilgili bakan görevlendirdi ve konuyla bizzat kendisi de ilgilendi.

1974'te savaşın hemen ardından ekonomik tesislerin nasıl yönetileceği, nasıl organize edileceği, nasıl ekonomik katkı yapar hale geleceği gerçekten bir muamma ve bilinmezlikti. Ancak o günün şartlarında konuyla yakından ilgilenen Türkiye hükümeti, KİT'ler organizasyonu altında bu ekonomik birimleri topladı ve toplanmasına katkıda bulundu. Bu son derece önemliydi. Tabii bugünün KİT'leri ile o günün KİT'leri arasındaki farkı da takdir etmek lazım. O günün şartlarında çok akıllıca ve çok doğru atılmış bir adım olsa gerek diye düşünüyorum.

Kısacası Kıbrıs Türkü ile Ecevit'in anıları çok fazla. Kıbrıs Türkü Ecevit'i tanıyordu, seviyordu, hala seviyor. Sayın Ecevit'in ölümü bu bakımdan kelimenin gerçek anlamıyla KKTC'de üzüntü yarattı. Bu üzüntü tabii ki Kıbrıs Türk halkı adına benim tarafımdan tüm Türk Ulusu'na aktarılıyor. Biz Sayın Ecevit'in yakınlarına ve tüm Türk Ulusu'na başsağlığı, kendisine de rahmet diliyoruz. Biliyor ve inanıyoruz ki Sayın Ecevit'in katkılarını Kıbrıs Türk halkı, KKTC halkı hiçbir zaman unutmayacaktır."

"Cenazeye katılabilirim"

Cumhurbaşkanı Talat, bir soru üzerine, aksi bir durum olmaması halinde Ecevit'in cenazesine katılacağını da söyledi.

Rahşan Ecevit veya aileden birini gün içinde arayarak taziyelerini ileteceğini de belirten Talat,

Ecevit ile ilgili bir anısının sorulması üzerine de, özellikle son yıllarda siyasi olarak farklı kulvarlarda bulunduklarını ancak Bülent Ecevit'in gerçek anlamda demokrat bir insan olduğunu, onunla tüm düşüncelerini paylaşıp tartışabildiklerini söyledi.

Kıbrıs veya Türkiye'deki görüşmelerinde Ecevit'le son derece makul ve mantıklı bir şekilde karşılıklı görüş alış verişinde bulunduklarını, son derece yakın ilişkileri olduğunu belirten Talat, onunla hiçbir zaman ilişkilerinin kopmadığını, özellikle hem kendileri hem de Ecevit muhalefetteyken ilişkileri olduğunu söyledi.

KKTC yasta, bayraklar yarıya indirildi

Kıbrıs Barış Harekâtı döneminin Türkiye Başbakanı Bülent Ecevit'in önceki gece hayatını kaybetmesi, Kıbrıs Türk halkı arasında büyük üzüntüye neden oldu.

1974 sonrası hemen hemen bütün evlere çerçevelenmiş fotoğrafları asılan, adı ve soyadıyla 30'lu yaşlardaki birçok Kıbrıslı Türkün adıyla yaşatılan, "Karaoğlan" olarak adlandırılan Bülent Ecevit'in vefatı dolayısıyla KKTC'de bayraklar da yarıya indirildi.

Başbakanlık genelgesine göre, dün yarıya indirilen bayraklar, Bülent Ecevit'in toprağa verileceği günün mesai saati sonuna kadar yarıda kalacak.

Ecevit'in ölümü nedeniyle siyasi parti, dernek, kurum ve kuruluşlar yayımladıkları mesajlarda üzüntülerini dile getirdi

Başbakan Ferdi Sabit Soyer yayımladığı mesajında, Türk siyasetinin en saygın kişilerinden biri olan Ecevit'in manevi şahsiyetinin sonsuza dek yaşatılacağına inandığını belirtti.

Soyer: Manevi şahsiyeti sonsuza dek yaşatılacak

Başbakan Soyer, Ecevit'in vefatı nedeniyle yayımladığı mesajda şöyle dedi:

"Türkiye Cumhuriyeti'nin eski başbakanlarından Bülent Ecevit'in ölümünü derin bir üzüntü ile öğrenmiş bulunuyorum.

Siyasi yaşamı boyunca aldığı her görevde ve farklı dönemlerdeki başbakanlığı sırasında Türkiye'nin güçlenmesine, çağdaşlaşmasına ve demokratikleşmesine çok büyük katkı sağlayan, 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı dönemi Başbakanı Bülent Ecevit'in, Türk siyasetinin en saygın kişilerinden birisi olarak manevi şahsiyetinin sonsuza dek yaşatılacağına olan inancımı bildirir, ölümünden duyduğum üzüntüyü bir kez daha dile getirir, başta Sayın Eşleri Rahşan Ecevit olmak üzere Demokratik Sol Partililere, Türk ulusuna ve Kıbrıs Türk halkına başsağlığı dilerim."

Avcı: Kıbrıs Türk halkının gönlünde

Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı da Ecevit'in ölümü nedeniyle yayımladığı mesajda, Ecevit'in Kıbrıs Türkü'nün gönlünde yaşamaya devam edeceğini vurguladı.

Avcı, Kıbrıs Türkü'nün Bülent Ecevit ismini bugüne kadar unutmadığını ve hiçbir zaman da unutmayacağını kaydederek, şöyle dedi:

"Barışçı, cesur, kararlı, dürüst ve güven verici kişiliğiyle örnek bir siyasetçi olan merhum Bülent Ecevit, 32 yıl önce Kıbrıs Türkü'nün kaderini değiştiren 1974 Barış Harekâtı'nın mimarlarından birisi olarak Kıbrıs Türkü'nün gönlünde ölümsüz bir yer edinmiştir."

Turgay Avcı, ilk yurt dışı gezisi sırasında 19 Ekim'de Ankara GATA'da Ecevit'in sağlığıyla ilgili bilgi alıp eşi Rahşan Ecevit'le görüştüğünü de hatırlatarak, Türk ve Kıbrıs Türk halklarına başsağlığı diledi.

Başbakan Yardımcılığı ve Dışişleri

Bakanlığı: Yürekliliği ve aydın kişiliğiyle

Başbakan Yardımcılığı ve Dışişleri Bakanlığı'nın mesajında da, Ecevit'in vefatının KKTC'de derin üzüntü yarattığı belirtilerek, "Kıbrıs Türk halkı, demokratik duruşu, yürekliliği ve aydın kişiliğiyle kalbinde ayrı bir yeri olan Bülent Ecevit'i her zaman minnetle anacak, Türk ulusuna ve Kıbrıs Türk halkına olan değerli hizmetlerini asla unutmayacaktır" denildi.

Öztürk: Kıbrıs Türkü Ecevit'i unutmayacak

Ekonomi ve Turizm Bakanı Enver Öztürk, Türkiye'nin eski başbakanlarından Bülent Ecevit'in ölümünün, Kıbrıs Türk halkında çok derin üzüntü yarattığını belirterek, "Kıbrıs Türk halkı, Kıbrıs Türk Barış Harekâtı'nın mimarı Bülent Ecevit'i unutmayacaktır" dedi.

Bakan Enver Öztürk, Ecevit'in ölümü nedeniyle yayımladığı mesajda, "Karaoğlan diye anılan büyük devlet adamı Bülent Ecevit'in, yeri doldurulamaz bir lider olduğuna" işaret ederek, Ecevit'in kaybının verdiği derin üzüntüyü paylaştığını belirtti. Öztürk, DSP camiasına ve Türk ulusuna başsağlığı, merhuma Allah'tan rahmet diledi.

Özgürgün: Kıbrıs Türkü

Ecevit'i asla unutmayacak

Ulusal Birlik Partisi Genel Başkanı Hüseyin Özgürgün, eserleri, yaptığı hizmetler, saygın duruşu ve onurlu mücadelesiyle, Türk tarihindeki önemli yerini alan Ecevit'in vefatını, derin bir üzüntüyle karşıladıklarını belirterek, "Kıbrıs Türk halkı Ecevit'i asla unutmayacaktır" dedi.

Özgürgün, yayımladığı mesajda, Ecevit'e Tanrı'dan rahmet dileyip "mekânı cennet olsun" dedi ve tüm insanlığa, Türk ulusuna ve Kıbrıs Türk halkına başsağlığı diledi.

"Her zaman ilham kaynağı olacak"

Partisinin, Ecevit'in imzası ile gerçekleştirilen 20 Temmuz 1974 Barış Harekâtı'nın ne anlama geldiğinin bilinciyle, asla geriye dönülmesine izin vermeyeceğini; devletini, egemenliğini hep koruyacağını vurgulayan Özgürgün, "Rahat uyu Karaoğlan; düşüncelerin, kararların, dürüst ve etkin duruşun, onurlu barıştan, uluslararası adaletten, insan hakları ve demokrasiye bağlılıktan, çağdaşlıktan yana tavrı, her zaman bize ilham kaynağı olacaktır" dedi.

O'nun barışçı, şair, haktan ve emekten yana; dürüstlüğü, bilgeliği ile siyasete damgasını vuran bir kişi olduğunu; Atatürkçü çizgisi ile mandacılığa, teslimiyetçiliğe hep karşı çıktığını anımsatan Özgürgün, laiklik anlayışı ve çağdaşlaşma için öngördüklerinin, ileride de rehber olacak nitelikte olduğunu kaydetti.

Özgürgün, Türkiye Cumhuriyeti'nin son 45 yıllık tarihinin en önemli dönemeçlerinde adından söz ettiren veya o dönemeçlere damgasını vuran Bülent Ecevit'in, ulusal çıkarları geriye itmeden uluslararası işbirliğinden, Türkiye'nin Avrupa Birliği içinde yerini almasından yana olduğu; barış içinde, ezen ya da ezilenin olmadığı, her türlü sömürünün ortadan kalktığı, hakkın adaletin geçerli olduğu bir dünya istediğini; refah, huzur ve güven içinde bir Türkiye ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin de başlıca özlemi olduğunu ifade etti.

"Kıbrıs Türkleri için ayrı bir yeri vardı"

"Ecevit isminin biz Kıbrıs Türkleri içinse ayrı bir yeri vardır" diyen Özgürgün, 15 Temmuz 1974'te gerçekleştirilen Faşist Rum-Yunan darbesinin Kıbrıs'ı Yunanistan'a bağlamak hedefli olduğu konusunda, başta garantör ülke İngiltere olmak üzere dünyayı uyaran Ecevit'in, Enosis'in önlenmesi konusunda gereken desteği alamayınca tarihi kararını vererek Kıbrıs Barış Harekatı'nın gerçekleşmesinin yolunu açtığını; Kıbrıs Barış Harekâtı'nın, onun öngördüğü gibi yalnızca Kıbrıs Türklerine değil Rumlara ve Yunanlara da barış ve demokrasiyi sağladığını anlattı.

Bülent Ecevit'in Kıbrıs'ta adil, gerçeklere dayalı bir anlaşmanın yapılabilmesi için pek çok öneriler de ortaya koyduğunu ve hep Kıbrıs Türklerinin özgür, egemen bir halk olarak kendi devletlerinin çatısı altında yaşama ve dünyadaki yerini alma hakkına sahip olduğunu savunduğunu kaydeden Özgürgün, Ecevit'in KKTC'nin kurulmasına ve yaşatılmasına en büyük desteği verdiğini ifade etti.

Partisiyle Ecevit arasında hep sıcak ilişkiler olduğunu da belirten Özgürgün, "Ecevit'in son başbakanlığı döneminde, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde, Anavatan Türkiye'ye paralel iki büyük ekonomik kriz yaşanırken Ulusal Birlik Partisi'nin Kıbrıs Türk halkının sorunlarının aşılması için attığı adımlara en sıcak yakınlığı ve desteği yine o göstermiştir" dedi.

Demokrat Parti: Ecevit tarihimizi

yazanların en başında yer alır

Demokrat Parti yayımladığı mesajda, dünya tarihinde önemli bir yere sahip olan Bülent Ecevit'in, Kıbrıs Türk halkı için 1974 Mutlu Barış Harekâtı'nın gerçekleştiricisi olarak çok daha anlamlı olduğunu belirtti.

Kıbrıs Türk halkının kalbinde Kurtarıcı, Karaoğlan olarak anıtlaşan Ecevit'in sonsuza dek unutulmayacağını ve hep anılacağını vurgulayan DP, "Ecevit tarihimizi yazanların en başında yer alacaktır" dedi.

Akıncı: Tüm Türk ulusu ve

Kıbrıslı Türklerin başı sağ olsun

Barış ve Demokrasi Hareketi Genel Başkanı Mustafa Akıncı, hayatını kaybeden Türkiye'nin eski başbakanlarından Bülent Ecevit'e rahmet, tüm Türk ulusu ve Kıbrıs Türklerine başsağlığı diledi.

Akıncı, Ecevit'in ölümü üzerine yayımladığı mesajda, şunları dile getirdi:

"Bülent Ecevit uzun yıllar siyasal yaşamda bulunmuş ve adı hiçbir zaman yolsuzlukla yan yana gelmemiş bir liderdi. Doğruluk, dürüstlük ve tevazu en belirgin özellikleriydi. Türkiye'de demokratik sol düşüncesinin mimarı olmuş, emeği ile geçinenlerin daha iyi bir yaşama kavuşabilmeleri için çok genç yaşta üstlendiği Çalışma Bakanlığı döneminden başlayarak büyük katkılarda bulunmuştur.

Ecevit, Türkiye'de demokrasinin tüm kuralları ile yerleşip kökleşebilmesi için de en zor koşullarda bile mücadele etmiş, gerektiğinde hapse girmeyi de göze almıştır. Ecevit, 15 Temmuz Faşist Yunan Cuntasının darbesinden sonra, Kıbrıs'a askeri müdahale kararı veren siyaset adamı olarak da tarihe geçmiştir. Çıkarmadan sonraki ilk yıllar içerisinde, Kıbrıs sorununun çözülememesi Ecevit açısından da ciddi bir talihsizlik olmuştur. O dönemde, Ecevit, iki kesimli federal bir çözümün en büyük destekçilerinden biriydi. Kıbrıs'ta taksimin, Türkiye'nin güneyinden de kuşatılması anlamına geleceğini sık sık ifade etmekteydi. Ancak yıllar içerisinde Ecevit'in farklı bir çizgiye geldiği ve Kıbrıs sorununun zaten 1974'te çözüldüğünü söylemeye başladığı da diğer bir gerçektir.

Kıbrıs sorunu bağlamında son yıllarda gösterdiği fikirsel farklılıklar ne olursa olsun, Kıbrıslı Türklerin bu adada özgür ve eşit bir toplum olarak var olabilmesi için 20 Temmuz'da verilen kararın ve o karardaki Ecevit ağırlığının önemi ve değeri yadsınamaz."

TKP'den Rahşan Ecevit

ve DSP Başkanı Sezer'e mesaj

Toplumcu Kurtuluş Partisi (TKP), Türkiye'nin eski başbakanlarından Bülent Ecevit'in vefatı üzerine eşi Rahşan Ecevit ve Türkiye'deki Demokratik Sol Parti'nin Genel Başkanı Zeki Sezer'e başsağlığı diledi.

TKP Genel Başkanı Hüseyin Angolemli, Rahşan Ecevit ve Zeki Sezer'e ayrı ayrı gönderdiği mesajlarda, "değerli devlet adamı, Türk siyasi yaşamının dürüstlük ve nezaket simgesi, iyi insan Bülent Ecevit'i kaybetmiş olmaktan duyduğu üzüntüyü" dile getirdi.

TKP'den verilen bilgiye göre, mesajlarında, "emeğe ve emekçiye verdiği değerle, halkçılığıyla Türk halkının gönlünde unutulmaz bir yer eden Sayın Ecevit, Kıbrıs Türk toplumunun da gölünde her zaman özel bir yere sahip olmaya devam edecektir" diyen Angolemli, Bülent Ecevit'in kaybından dolayı, başta Eşi Rahşan Ecevit ve DSP camiası olmak üzere, Türk halkına ve tüm insanlığa başsağlığı diledi.

Eski Cumhurbaşkanı Denktaş: Barış

harekâtı olmasaydı bugün Kıbrıs'ta

tek bir Türk kalmamış olacaktı

Eski Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, "Barış Harekâtı yapılmamış olsaydı, bugün Kıbrıs'ta tek bir Türk kalmamış olacaktı" dedi.

Muğla'nın Fethiye ilçesinde düzenlenen "4. Uluslararası Türk Dünyasında Maniler Sempozyumu"nun onur konuğu olarak Fethiye'ye gelen Denktaş, Türkiye eski başbakanlardan Bülent Ecevit'in vefatından dolayı duyduğu üzüntüyü dile getirdi.

Ecevit'in çok değerli bir devlet adamı olduğunu ifade eden Denktaş, "Ecevit, Türkiye'nin, her baskıya boyun eğmeyeceğine, hakkını aramak için kararlılıkla hareket edeceğine dünyayı inandırmıştır. Barış Harekâtı'nı barış için yapmıştır"" diye konuştu.

Ecevit'i hiç unutmayacağını belirten Denktaş, şöyle konuştu:

"Kıbrıs Türkleri açısından zannedersem 'Ecevit' dendiğinde barış harekâtını ve dolayısıyla doğum günümüzü hatırlayacağız. Barış harekâtı yapılmamış olsaydı, bugün Kıbrıs'ta tek bir Türk kalmamış olacaktı. Ecevit, Kıbrıs'ın önemini bilen bir kişiydi. Ecevit, bana göre unutulmaz bir lider, büyük bir başbakan, bir devlet adamı... Allah rahmet eylesin."

Öğretmenler Derneği: Yetişen

ender insanlardan biri

Kıbrıs Türk Öğretmenler Derneği adına Ümit Serdaroğlu yayımladığı mesajda, "Türkiye Cumhuriyeti'nin yetiştirdiği ender insanlardan biri" olarak nitelediği Ecevit'in, hayatı boyunca insanca ve hakça bir düzenin kurulabilmesi, demokrasinin geliştirilebilmesi için uğraş verdiğini belirterek, "demokrasinin gelişmesine inanmış örnek bir devlet adamı olarak daima hatırımızda kalacaktır" ifadesini kullandı.

Serdaroğlu, Ecevit'in, 1974 Mutlu Barış Harekâtı'yla hem Kıbrıslı Türkleri, Rum ve Yunan katliamından kurtardığını, hem de Rum ve Yunanlara demokrasi gelemsini sağladığını da kaydetti.

Mücahitler Derneği: Yüreğimizdeki

yerini sonsuza kadar koruyacak

Kıbrıs Türk Mücahitler Derneği Genel Başkanı Vural Türkmen, Ecevit'i kaybetmenin sonsuz acısı içinde olduklarını belirterek, "Barış ve demokrasi adına verdiği paha biçilmez hizmetlerle adını insanlık tarihine altın harflerle yazdıran Ecevit, yüreklerimizdeki müstesna yerini sonsuza kadar koruyacaktır" dedi.

Türkmen mesajında, her zaman genç kuşak politikacılara esin kaynağı oluşturacak bir hizmetler topluluğunun ve demokrat, dürüst karakterin sahibi olan Ecevit'in, arkasında doldurulması olanaksız boşluk bıraktığını kaydederek, Ecevit'e rahmet, eşine ve Türk ulusuna başsağlığı ve metanet diledi.

Dış Basın Birliği

KKTC Dış Basın Birliği, Ecevit'in kaybından büyük üzüntü duyduklarını ve Türk siyasal yaşamının ve demokrasi tarihinin en önde gelen kişiliklerinden ve gerçek bir lider olan Ecevit'in yerinin doldurulamayacağını belirtti.

Emekli Mücahitler

Emekli Mücahitler Derneği, KKTC'nin bugünlere gelmesinde büyük pay sahibi olan Ecevit'i kaybetmenin üzüntüsü içerisinde olduklarını belirtti ve ailesine ve Türk halkına başsağlığı dileğinde bulundu.

Şehitleri Anma ve Yaşatma Derneği

Şehitleri Anma ve Yaşatma Derneği Yönetim Kurulu ise, "Barış Harekâtı Kahramanı" Ecevit'in vefatından duyduğu üzüntüyü ifade etti ve merhuma Tanrı'dan rahmet, eşine ve Türk halkına başsağlığı diledi.

Gaziler Derneği

Gaziler Derneği yayımladığı mesajda, Bülent Ecevit'in vefatını derin bir üzüntüyle öğrendiklerini belirtti.

Ecevit'i "Kıbrıs Fatihi" olarak niteleyen ve ilkelerinin asla unutulmayacağını kaydeden Gaziler Derneği, "KKTC var oldukça Ecevit'in hep hatırlanacağını" vurguladı.

Kültür Derneği

Kıbrıs Türk Kültür Derneği İstanbul Şubesi de, "Kıbrıs davasının en büyük savunucularından, Kıbrıs Türklerini esaretten kurtaran, KKTC'nin bağımsızlığı ve egemenliğinin önderi, Türkiye Cumhuriyeti'nin 57'inci Başbakanı, büyük devlet adamı" Ecevit'in vefatından duyduğu üzüntüyü dile getirdi.

Mesajda, Bülent Ecevit'in eşi Rahşan Ecevit, Türk ulusu ve DSP camiasına taziye sunuldu.

Kıbrıs Türk Tabipleri Birliği

Kıbrıs Türk Tabipleri Birliği de, eşi Rahşan Ecevit'e gönderdiği başsağlığı mesajında, Bülent Ecevit'in halkçılığı, dürüstlüğü ve insana verdiği değerle herkesin belleklerinde yaşayacağını belirtti.

Şehit Aileleri ve Malul Gaziler Derneği: Acı kayıp

Şehit Aileleri ve Malul Gaziler Derneği Başkanı Ertan Ersan da "acı kayıp" olarak değerlendirdiği Ecevit'in ölümü dolayısıyla yayımladığı mesajda, "20 Temmuz 1974 Mutlu Barış Harekâtı Fatihi, Karaoğlan ve Kıbrıs Türk halkının özgürlüğünün kazanılmasında büyük rolü olan kahraman, büyük devlet adamı Bülent Ecevit'i kaybetmenin derin üzüntüsü içerisindeyiz "dedi.

Ersan, "O ölmedi, kalplerimize gömdük, ebediyete kadar Kıbrıs Türkü'nün kalbinde yaşayacaktır" diyerek herkese başsağlığı diledi.

UHH ve Ulusal Mücadele Vakfı: Acımız büyüktür

Ulusal Halk Hareketi Genel Koordinatörü ve Ulusal Mücadele Vakfı Başkanı Taner Etkin de mesajında, "Kurtuluşumuzun kararını veren Anavatanımız Türkiye'nin Başbakanı, yüce Türk ulusunun dürüst ve ilkeli siyasetçisi, büyük devlet adamı" dediği Bülent Ecevit'in vefatından duydukları üzüntüyü belirtirken "acımız büyüktür" dedi. Etkin, mesajında şunları söyledi:

"Kıbrıs Türk Halkı, Sayın Ecevit'i unutmayacak, daima hatırlayacak, sevgi, saygı ve şükranla anacaktır. Toprağı bol, ruhu şad olsun. Acılı eşine, tüm ailesi ile mesai arkadaşlarına ve yüce Türk ulusuna başsağlığı dileriz."

DAÜ Rektörü Güven: Türk dünyası önemli bir değerini yitirdi

Doğu Akdeniz Üniversitesi (DAÜ) Rektörü Prof. Dr. Halil Güven, "Türk politika hayatının simge isimlerinden biri" olarak nitelediği Türkiye'nin eski başbakanlardan Bülent Ecevit'in ölümüyle, Türk dünyasının, önemli bir değerini yitirdiğini belirtti.

Güven, Ecevit'in vefatı dolayısıyla yayımladığı mesajda, Kıbrıs Türk Barış Harekatı sırasında Başbakan olan Ecevit'in, sadece Türk siyasi tarihinde değil Kıbrıs Türk siyasi tarihinde de önemli ve saygın bir yere sahip olduğunu kaydetti.

Prof. Dr. Halil Güven, şair, gazeteci, yazar, parti başkanı, Başbakan ve çok yönlü bir kimliğe sahip olan Bülent Ecevit'in, Türk halkı için önemli bir kayıp olduğunu ifade ederek, Türk toplumunun Ecevit gibi büyük devlet adamına sahip olduğu için gurur duyması gerektiğini dile getirdi.

Bülent Ecevit'in, Kıbrıs Türk toplumunda, 20 Temmuz 1974 Kıbrıs Türk Barış Harekâtı'nı gerçekleştirdiği için kurtarıcı olarak bilindiğini ve çok sevildiğini; Kıbrıs Türk halkının Ecevit'e minnet borçlu olduğunu kaydeden Prof. Güven, "Türk dünyası, Karaoğlan'ını kaybetti; ruhu şad olsun. Türk milletinin başı sağ olsun" dedi.

İnsan Hakları Derneği: Ecevit, Kıbrıs'a barış ve huzuru getirdi

KKTC İnsan Hakları Derneği Genel Başkanı Hasan Yılmaz Işık da yayımladığı mesajında, Bülent Ecevit'in ölümünden duydukları üzüntüyü dile getirerek, merhuma tanrıdan rahmet, Türk ulusuna da başsağlığı diledi.

Yılmaz Işık, Ecevit'in, 20 Temmuz Kıbrıs Barış Harekatı'nı gerçekleştirerek Rum halkını Yunan, Kıbrıs Türk halkını ise her ikisinin mezaliminden kurtararak, Kıbrıs'a "barış ve huzur" getirdiğini anlattı.

Emekli Polisler: Karaoğlan'ı hiçbir zaman unutmayacağız

Emekli Polisler Derneği de, "KKTC halkı Karaoğlan'ı hiçbir zaman unutmayacak" diyerek yaptıklarının nesilden nesile aktarılacağını belirtti.

Dernek basın ve halkla ilişkiler sorumlusu Erdoğan Mani tarafından yayımlanan mesajda, Türk milletine ve Ecevit'in yakınlarına başsağlığı dileğinde bulunuldu.

Ecevit'in GATA'daki yaşam mücadelesi 172 gün sürdü

Geçirdiği beyin kanaması sonucu kaldırıldığı Gülhane Askeri Tıp Akademisi Hastanesi'nde (GATA) tedavi altına alınan Türkiye'nin eski Başbakanı Bülent Ecevit'in yaşam mücadelesi 172 gün sürdü.

Danıştay'a düzenlenen silahlı saldırıda hayatını kaybeden 2. Daire Üyesi Mustafa Yücel Özbilgin'in Kocatepe Camii'nde düzenlenen cenaze törenine katıldıktan sonra rahatsızlanarak 18 Mayıs'ta GATA'ya kaldırılan Ecevit, yapılan ameliyatın ardından Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalı Başkanlığı Yoğun Bakım Ünitesi'nde tedavi altında tutuldu.

Hastaneden yapılan ilk açıklamalarda, Ecevit'in hipertansiyon atağı sonucunda konuşma bozukluğu ve sağ kol

bacakta güçsüzlük şikâyetiyle hastanenin acil servisine getirildiği ve Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalı Başkanlığı Yoğun Bakım Ünitesine alınarak solunum cihazına bağlandığı beynin sol tarafında saptanan kanama sonucu Beyin Cerrahisi Ana Bilim Dalı öğretim üyeleri tarafından ameliyata alındığı kaydedilmişti.

KIBRIS 07/11/06

AB’den zirveye kadar süre

Türkiye ilerleme raporunu yayımlayan AB Komisyonu, imzalanan Ek Protokol’e karşın limanların ve havaalanlarının Kıbrıs Rum kesiminin kullanımına açılmadığı tespitinde bulundu ve Türkiye’ye 14-15 Aralık’taki liderler zirvesine kadar süre verdi.

 

NTV-MSNBC VE AJANSLAR

Güncelleme: 11:15 ET 08 Kasım 2006 Çarşamba

BRÜKSEL - 75 sayfalık raporda AB Komisyonu, Türkiye’nin AB’ye üyelik hazırlığını hem siyasi ve ekonomik açıdan, hem de fasıllar itibariyle inceleyerek son 1 yılda bu doğrultuda kaydedilen gelişmelere değindi.

İlerleme raporunda, Türkiye’nin imzaladığı Ek Protokol uyarınca Kıbrıs Rum kesimi dahil 10 yeni AB üyesi için ulaşım üzerindeki kısıtlamalar dahil, malların serbest dolaşımını sağlamakla yükümlü olduğu belirtilerek, “AB bunu yakından izlemeyi sürdürecek ve 2006 yılı içinde tam uygulama yapılıp yapılmadığını değerlendirecek” ifadesine yer verildi.

Türkiye’nin pek çok fırsatta Kıbrıs’ta BM önderliğinde kapsamlı bir çözüme bağlı kaldığını ifade ettiği hatırlatılan raporda, teknik komitelerin oluşturulması konusunda da Türkiye’nin Ada’daki her iki topluma desteğini yinelediği ifade edildi.

‘EK PROTOKOL UYGULANMIYOR’
Raporda, Türkiye’nin Ek Protokol’ü tam olarak uygulamadığı ve limanlarını Kıbrıs Rum kesimi bayraklı gemilere açmamayı sürdürdüğü tespitleri yapılarak, bunun malların serbest dolaşımını kısıtladığı ve Gümrük Birliği anlaşmasının ihlali anlamına geldiği iddia edildi.

 
Benzer kısıtlamaların hava ulaşımında da söz konusu olduğu kaydedilen raporda, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül başta olmak üzere Türk yetkililerinin, KKTC üzerindeki izolasyonlar kaldırılmadan Ek Protokol’ün uygulanmayacağını birçok kez dile getirdikleri anımsatıldı

Buna karşın AB’li yetkililerin, KKTC’nin durumunun limanların açılması konusuyla irtibatlandırılmaması gerektiğini söyledikleri belirtilen raporda, Ek Protokol’ün uygulanmasının Türkiye’nin yasal yükümlülüğü olduğu ileri sürüldü.

EYLEM PLANI DA YER ALIYOR
AB Komisyonu ilerleme raporunda Türkiye’nin Kıbrıs için ‘Eylem Planı’ndan da bahsedildi.

Raporda, Türkiye’nin Kıbrıs Rum kesiminin OECD gibi uluslararası örgütlere katılımını veto etmeyi sürdürdüğü de dile getirildi.

Türkiye’de reform sürecinin yavaşladığından bahsedilen ve halen çalışmaları süren 9’uncu reform paketinin bu rapor dönemine yetiştirilemediği anlatılan ilerleme raporunda, Ombudsmanlık müessesesinin getirilmesinden övgüyle söz edildi.

‘TSK SİYASETİ ETKİLİYOR’
Sivil-asker ilişkileri kapsamında Türkiye’nin AB standartlarını yakalama yolunda bazı ilerlemeler sağladığı, sivillerin askeri mahkemelerde yargılanmasının önüne geçildiği belirtilen raporda, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin siyaseti önemli oranda etkilemeyi sürdürdüğüne vurgu yapıldı. Raporda buna örnek olarak bazı üst düzey askerlerin Kıbrıs, laiklik, Kürt sorunu ve Şemdinli olaylarıyla ilgili yaptıkları açıklamalar verildi.

YOLSUZLUKLA MÜCADELE ZAYIF
Yargı alanında Türkiye’nin yaptığı düzenlemelere ve yargı mensuplarının eğitilmesine rağmen, özellikle Türk Ceza Kanunu’nun 301’inci maddesinin şiddet içermeyen fikirlerin ifadesini kısıtlamaya yönelik kullanılmasından şikayet edilen raporda, Şemdinli olayları örnek gösterilerek, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun işleyişinin şüphe uyandırdığı ifade edildi.

İlerleme raporunda yolsuzlukla mücadelede Türkiye’nin son 1 yılda özellikle kamu yönetiminde şeffaflık açısından sınırlı ilerleme sağladığından bahsedilirken, “Buna karşın yolsuzluk yaygınken yolsuzlukla mücadele kurumları ve politikaları zayıf kalıyor” denildi.

‘AZINLIK DENEBİLECEK BAŞKA TOPLUMLAR VAR’
AB Komisyonu’nun raporunda, Türkiye’deki azınlıklar konusuyla ilgili olarak, Türk yetkililere göre 1923 tarihli Lozan Anlaşması uyarınca Türkiye’deki azınlıkların Yahudiler, Ermeniler ve Rumlar oldukları, ancak ilgili uluslararası ve Avrupa standartlarına göre Türkiye’de azınlık olarak tanımlanabilecek başka toplumların da bulunduğu görüşü savunuldu.

İnsan hakları ve azınlıkların korunması kapsamında Türkiye aleyhinde AİHM’de açılan davalara yer verilirken, son bir yılda insan haklarıyla ilgili bazı uluslararası sözleşmelerin kabul edildiğine dikkat çekildi ve özellikle insan hakları kurumsal alt yapısının geliştirilmesi istendi.

Raporda, işkence ve kötü muameleyle ilgili davaların azalmaya devam ettiği kaydedildi ve adli tıp muayenesinin kalite ve gizlilik açısından güçlendirilmesi gerektiği belirtildi.

’301’NCİ MADDE ENGEL OLUŞTURUYOR’
AB Komisyonu ilerleme raporunda, yerel dil ve lehçelerde yayın konusunda bazı ilerlemelerin sağlandığı da ifade edildi. İfade özgürlüğü kapsamında TCK 301’inci maddenin engel oluşturduğundan bahsedilen raporda, gazeteci Hrant Dink’e verilen cezanın Yargıtay tarafından onaylandığına dikkat çekildi. Raporda, 301’inci maddenin AB standartlarının yakalanması açısından değiştirilmesine ihtiyaç duyulduğu ve yeni yürürlüğe giren terörle mücadele yasasının ifade özgürlüğü açısından endişe yarattığı belirtildi.

‘DÜŞMANCA YAKLAŞIM’ İDDİASI
Dini özgürlükler başlığı altında Heybeliada Ruhban Okulu’nun hala kapalı tutulmasından, dini azınlık vakıflarının mal edinme haklarıyla din adamı yetiştirmelerinin kısıtlandığından bahsedilen raporda, misyonerlik faaliyetlerine Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından hazırlanan vaazlarda ve yayınlarda ‘düşmanca yaklaşıldığı’ iddia edildi.

İlerleme raporunda Alevilere de yer verilirken, cemevlerinin açılmasında sorunlarla karşılaşıldığı ve ibadet yeri olarak görülmeyen cemevlerinin kamu fonlarından yararlanamadığı belirtildi.

Okullardaki zorunlu dini eğitimin Alevi çocuklarını bilgilendirici unsurları içermediği kaydedilen raporda, önümüzdeki yıldan itibaren bu boşluğu doldurmak için hazırlıklar yapıldığı dile getirildi.

‘KADIN HAKLARI KONUSUNDA BİLİNÇLENME ARTIYOR’
Raporda aile içi şiddet, namus cinayetleri, kız çocuklarının okula gönderilmemesi, siyasette kadınların yeterince temsil edilmemesi gibi kadın-erkek eşitliğini ilgilendiren konulara da değinilirken, genel olarak Türkiye’de kadın haklarıyla ilgili bilinçlenmenin arttığına dikkat çekildi.

İlerleme raporunda, sendikal haklarla ilgili Türkiye’nin son bir yılda hiçbir ilerleme kaydetmediği savunuldu.

Raporda, kültürel haklar kapsamında Türkiye’nin iki yerel kanalla bir radyoya Kürtçe yayın izni verdiği anımsatıldı, ancak zaman kısıtlaması uygulaması eleştirildi. Raporda, Türkiye’de ana dili Türkçe olmayan çocukların okullarda ana dillerini öğrenemedikleri kaydedildi.

TERÖRE VE ŞEMDİNLİ OLAYLARINA DEĞİNİLİYOR
AB Komisyonu ilerleme raporunda “Doğu ve Güneydoğu’daki durum” başlığı altında terörizmden zarar görenlere tazminat ödendiği hatırlatılarak, AB terör örgütü listesinde bulunan PKK’nın Kasım 2005 ve Haziran 2006 tarihleri arasında 774 saldırıda bulunduğu ve bunların sonucunda 44 asker, 5 polis ve 13 sivilin hayatını kaybettiği ifade edildi.

Şemdinli olaylarına da değinilen raporda, iddiaları araştırmak üzere oluşturulan TBMM komisyonunun raporunu henüz yayımlamadığı belirtildi.

İlerleme raporunda Ege Denizi’nda meydana gelen ve Yunan pilotun ölmesiyle sonuçlanan “it dalaşı” da anımsatılarak bu tür olayların önlenmesi için iki ülke arasında doğrudan hat kurulması dahil alınan önlemlere yer verildi.

AB Komisyonu raporunda, fasıllar itibariyle yapılan değerlendirmede ise Türkiye’nin limanlarını Rum kesimi gemilerine açmamasına, malların serbest dolaşımı, ulaşım politikası, gümrük birliği ve dış ilişkiler fasıllarında değiniliyor.

Raporda, tartışmalara neden olduğu için terör örgütü başı Öcalan’ın isminin önüne “Bay” anlamına gelen “Mr.” kısaltması konmadı.

Eurlings ve Lagendijk’tan eleştiri

İlerleme Raporu’nun açıklanmasından sonra, AB-Türkiye Karma Parlamento Eşbaşkanı Joost Lagendijk ile Avrupa Parlamentosu’nun Türkiye raportörü Camiel Eurlings’den Türkiye’ye yönelik eleştiriler geldi.

NTV-MSNBC VE AJANSLAR

Güncelleme: 22:10 TSİ 08 Kasım 2006 Çarşamba

BRÜKSEL/VİYANA/BERLİN - Ortak basın toplantısında Eurlings, AB Komisyonu’nun limanlar konusundaki kararı bir ay erteleyerek özellikle Türkiye’ye bir şans vermeye çalıştığını söyledi. Türkiye’nin Rum kesimini açık bir şekilde tanımasının istenmediğini vurgulayan Eurlings, ancak Türkiye’nin 2006 sonuna kadar Ankara Anlaşması’nı uygulamak zorunda olduğunu hatırlattı. Eurlings, uzlaşma sağlanamazsa müzakere başlıklarının büyük kısmının askıya alınabileceğini vurguladı.

Joost Lagendijk da, gelecek 3 haftada çözüm sağlanamazsa Türkiye’nin 8-9 müzakere başlığının askıya alınabileceği uyarısını yaptı. Türkiye’nin ifade özgürlüğü konusunda eksikleri bulunduğunu da vurgulayan Lagendijk, 301’inci maddenin vakit kaybetmeden değiştirilmesi gerektiğini söyledi.

 Sivil-asker ilişkilerine değinen Joost Lagendijk, son dönemde üst düzey askeri yetkililerin siyasi konulara çok fazla müdahelesini gördüklerini, bunun Türkiye’nin üyelik sürecine zarar verebileceğini savundu.

PLASSNİK: TÜRKİYE YERİNDE SAYIYOR
Avusturya Dışişleri Bakanı Ursula Plassnik de, AB Komisyonu’nun bugün yayımlanan İlerleme Raporu’na ilişkin yazılı açıklamasında, raporda Türkiye’deki reform sürecinin gerçekçi bir şekilde değerlendirildiğini belirtti. Plassnik, “Özellikle AB dönem başkanlığı sırasında gösterdiğimiz çabalar sonucu müzakere sürecinin hareketlenmesinden bir yıl sonra, hem siyasi reformlar, hem de Kıbrıs ile ilişkilerin normalleşmesi konularında fiilen bir durgunluk noktasına gelmiş bulunuyoruz” ifadelerini kullandı.

Açıklamasında Kıbrıs konusuna da geniş yer veren Plassnik, Türkiye’nin sıfır hareket etmesinin müzakerelerde de sıfır harekete yol açacağını ve AB’nin Eylül 2005’te Türkiye’nin tüm üye ülkeler karşısındaki yükümlülüklerini yerine getirmemesinin, müzakere sürecinin tümünü etkileyeceğini açık bir dille belirttiğini kaydetti.

Şimdi AB içinde bu İlerleme Raporu’nun Türkiye ile müzakereler konusunda ne anlama geldiğinin görüşüleceğini ifade eden Plassnik, Türkiye’ye aylardan beri uyarılarda bulunulduğunu ve sinyaller verildiğini belirterek, “Anlaşılan müzakereler Türkiye’deki reform çabalarını hızlandırmak için uygun bir vasıta değil. Hem yerinde sayıp, hem ilerleme istemek olmaz” dedi.

MERKEL’DEN HÜKÜMETE ÇAĞRI
Almanya Başbakanı Angela Merkel, Alman Dış Politika Derneği tarafından Berlin’de düzenlenen bir toplantıda yaptığı konuşmada, “Türkiye yıl sonuna kadar sorumluluklarını yerine getirmeli. Aksi takdirde AB uygun kararlar alacaktır. O zaman müzakerelere bu şekilde devam edilmesi mümkün olmaz” diye konuştu.

Türkiye’nin Ek Protokolü uygulamayı taahhüt ettiğini ifade eden Merkel, “Güven verici ve inandırıcı bir müzakere sürecinde tüm taraflar verdikleri sözlerde durmak zorundadırlar” dedi.

Hükümet: Sorumluluk AB’de

Hükümet, AB İlerleme Raporu’nun, Türkiye’de sağlanan gelişmelere işaret ettiğini ancak uygulamada sorunlar çıkabileceğine dikkat çektiğini açıkladı. Açıklamada “Bugünden itibaren sağduyu ile hareket etme sorumluluğu üye ülkelere geçti” denildi.

 

NTV

Güncelleme: 18:12 TSİ 08 Kasım 2006 Çarşamba

ANKARA - Hükümet açıklamasında ayrıca, Kıbrıs sorununun, siyasi bir sorun olup, teknik nitelik taşıyan müzakere süreci açısından bir yükümlülük teşkil etmediği vurgulandı. Açıklamada “Sürecin yürütülebilirliğini teminat altına alacak zirve kararı AB Devlet ve Hükümet Başkanlarının AB’nin geleceğine ilişkin siyasi vizyonlarına bağlı olacaktır. Bu noktada da sorumluluk Türkiye’den çok AB’ye düşmektedir” denildi.

Hükümet, Başbakanlık Basın Merkezi’den yapılan yazılı açıklama ile 2006 yılı Türkiye İlerleme Raporu ve Strateji Belgesi’ne ilişkin değerlendirmede bulundu.

Türkiye’nin, Avrupa Birliği’ne tam üye olmasının, temel stratejik hedef olduğu belirtilen açıklamada, şöyle denildi: “Müzakere sürecinin başlamasıyla birlikte Türkiye’nin 50 yılı aşkın siyasi ve 40 yılı aşkın ahdi geçmişe sahip Avrupa ile bütünleşme sürecinde önemli bir eşik aşılmıştır. Bu her bakımdan tarihi bir adım olmuş ve küresel çapta yankı uyandırmıştır.

UYGULAMADA SORUNLARA DİKKAT
Bugün yayınlanan 2006 yılı İlerleme Raporu hükümetimizin reform sürecine bağlılığını teyit ederek sağlanan gelişmelere işaret etmekte ve birçok alanda mevcut yasal mevzuatın genel olarak AB ile uyumlu olduğuna, ancak uygulamada sorunlar ortaya çıkabildiğine dikkat çekmektedir. Raporun, hemfikir olmadığımız yanları da mevcuttur. Bu konudaki görüşlerimiz her yıl usulden olduğu gibi bilahare komisyona iletilecektir.
TAVSİYELER DAHA FAZLA AĞILIK TAŞIYOR
Resmen AB ile müzakerelere başlamış olan ülkemiz için bu yıl bu konumda ilk kez hazırlanan ilerleme raporunun geçtiğimiz yıllara nazaran daha kısa olduğunu ve müzakere eden bir ülke olarak tam üyelik hedefi doğrultusunda beklenti ve tavsiyelerin daha fazla ağırlık taşıdığını söylemek mümkündür.

İlerleme kaydedilmesi beklenen veya eksikliklerin bulunduğu alanların bir kısmı da esasen tarafımızdan üzerinde hassasiyetle durulan ve Türk kamuoyunun da büyük önem atfettiği hususlardır. Raporda bu konuların ülkemizin gündeminde ön sıralarda yer aldığının belirtilmemiş olmasının bir eksiklik olduğu düşünülmektedir.”

KIBRIS YÜKÜMLÜLÜK DEĞİL
Reformların süreklilik arz eden bir süreç olduğu, başta Türk halkının yararı ve esenliği dikkate alınarak yasal ve idari açıdan yapılması gerekenlerin, tabiatıyla yerine getirilmeye devam edileceği kaydedilen açıklamada, şunlar kaydedildi: “Bunda hükümetimizin siyasi iradesi tamdır. Belgede Kıbrıs ve ek protokolün uygulanmasına ilişkin ifadelere gelince, bu konuda AB ile aramızda var olan görüş ayrılıkları rapora yansımıştır. Türkiye’nin Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik görüş ve çabaları bütün taraflarca bilinmektedir. Kıbrıs sorunu siyasi bir sorun olup teknik nitelik taşıyan müzakere sürecimiz açısından bir yükümlülük teşkil etmemektedir.

SAĞDUYU SORUMLULUĞU ÜYE ÜLKELERE GEÇTİ
Komisyon tarafından belirtilen görüşler 14-15 Aralık 2006 tarihlerinde yapılacak AB Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi’nde karara bağlanacaktır. Bugünden itibaren siyasi sağduyu ve ahde vefa ilkesi temelinde hareket etme sorumluluğu üye ülkelere geçmektedir.

Bu nedenle Aralık zirvesine kadar giden dönemi Türkiye-AB ilişkilerini değerlendirmek açısından bir düşünme fırsatı olarak görüyoruz.

SORUMLULUK AB’DE
Bu zaman zarfında İlerleme Raporu ve tavsiye kağıdında yer alan hususlara ilişkin görüş ve kaygılarımızı AB’li karşıtlarımızla her vesileyle ve her düzeyde samimi bir yaklaşımla paylaşmaya devam edeceğiz.

Sürecin yürütülebilirliğini teminat altına alacak zirve kararı AB Devlet ve Hükümet Başkanlarının AB’nin geleceğine ilişkin siyasi vizyonlarına bağlı olacaktır. Bu noktada da sorumluluk Türkiye’den çok AB’ye düşmektedir.”

Rehn: Fin planı son şans

AB Komisyonu’nun genişlemeden sorumlu üyesi, Kıbrıs konusunda dönem başkanı Finlandiya’nın önerilerinin son şans olduğunu ve Komisyon’un bu önerilere zaman tanımak için, tavsiye kararını gelecek ayki liderler zirvesine kadar beklettiğini söyledi.

 

NTV-MSNBC

Güncelleme: 11:11 ET 08 Kasım 2006 Çarşamba

BRÜKSEL - AB Komisyonu’nun genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn, Türkiye’nin Ankara Protokolü’nü tam olarak uygulaması ve limanlarını Rum gemi ve uçaklarına açması gerektiğini, aksi takdirde bu durumun müzakerelerin gidişatını etkileyeceğini söyledi.

NTV’nin sorularını yanıtlayan Rehn, bu konudaki çıkmazı aşmak için Finlandiya dönem başkanlığının önerilerinin önümüzdeki yıllar boyunca tek fırsat olduğunu vurguladı; Komisyon’un bu önerilere tam destek verdiğini belirtti ve taraflara tüm enerjilerini bu önerilere yoğunlaştırmalarını istedi.

Rehn, limanlar sorununa 14-15 Aralık’taki AB liderler zirvesine kadar çözümlenmesini umduğunu belirten Rehn, Komisyon’un konuyla ilgili tavsiye kararını liderler zirvesinde vereceğini söyledi.

Türkiye’de reformların devam ettiğini ama son bir yılda yavaşladığını da vurgulayan Olli Rehn, TCK 301’inci madde konusunda değişiklikle ilgili açıklamaların memnuniyet verici olduğunu ama somut adımlar beklediklerini vurguladı.

İfade özgürlüğü konusunun ciddi endişe kaynağı olduğunu kaydeden Rehn, Türkiye’nin özellikle kendi vatandaşları için temel özgürlüklerin geliştirilmesini istedi.

Türkiye’ye karşı adil olunması ve bir şans verilmesi gerektiğini belirten Rehn, yolculuğun uzun olduğunu, Türkiye’yi ellerinden geldiğince teşvik ettiklerini ve kısır döngüler yaratılmaması uyarısında bulundu.

Rehn, Türkiye’deki sivil-ordu ilişkilerine de değindi. TSK’ya saygısının büyük olduğunu vurgulayan Rehn; ancak AB üyesi olmak için ordu üzerinde sivil demokratik kontrol sağlanması gerektiğini belirtti.

Talat, Finlandiya planını eleştirdi

KKTC Cumhurbaşkanı, AB Dönem Başkanı Finlandiya’nın önerilerinin baştan itibaren dengesiz doğduğunu belirterek, önerilerin ileriye götürülme şansı olmadığını söyledi.

 

AA

Güncelleme: 08:11 ET 08 Kasım 2006 Çarşamba

LEFKOŞA - AB Komisyonu’nun Türkiye ilerleme raporunun yankıları sürerken, KKTC cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Finlandiya’nın formülünü değerlendirdi. Talat, AB’nin Kıbrıs Rum tarafının kaygılarını dikkate alarak hareket ettiğini, bunun da Rumların BM değil AB sürecini öne çıkarmasına neden olduğunu belirtti ve kendilerinin bunu kabul edemeyeceğini vurguladı.

Finlandiya önerilerinin heba edilmesinin nedeninin Kıbrıs Rum tarafının tutumu olduğunun altını çizen Cumhurbaşkanı Talat, “Finlandiya, önerileriyle ilgili daha ‘bitmedi’ diyor, ancak bana sorarsanız bu önerilerin ne yöntemsel ne de planın içeriği olarak yürüme şansı var. Çünkü öneriler baştan itibaren dengesiz doğdu, daha da önemlisi usul olarak çok yanlış bir şekilde geliştirildi. Usul doğru olsaydı bir şans olabilirdi ama olmadı” dedi.

Talat, kısa süre içinde BM Genel Sekreteri Kofi Annan’la bir görüşme daha yapacağını açıkladı. BM Genel Sekreterinin Siyasi İşlerden Sorumlu Yardımcısı İbrahim Gambari’den uzun bir zamandır mektup beklediklerini ifade eden Talat, Kıbrıs Rum tarafının bu mektubun Kuzey Kıbrıs’a ulaşmasını da engellediğini ve çözüm için her türlü tıkanıklığı yarattığını kaydetti.

AB’YE ÖNEMLİ MESAJLAR
Talat, verdiği sözleri tutmayarak Kıbrıs Türkü’nü kırdığını söylediği AB’ye de şu çağrıları yaptı:

*Kıbrıs Rum tarafı sizin üyenizdir. Bölünmüş devletini artık birleştir diye bir çağrı yapın. Avrupa, Avrupa’nın birleşmesi için AB’yi kurdu, siz ise bölünmüş bir ülkeyi aldınız ve bölünmüş ülkenin liderliği bölünmenin devamı için çalışıyor. Ona, ‘bir numaralı sorumlu sensin, adanı birleştir, birleştirmezsen eğer sana karşı şunları yapacağız’ deyin.

*Kıbrıs Rum tarafı BM zemininden kaçarak avantajlı olduğu AB zeminine sorunu taşımaya çalışıyor. AB açıkça, net bir çağrıda bulunmalı ve üyesi konumunda olan Kıbrıs Rum tarafını da zorlamalıdır. BM sürecine destek vermeli ve Rum tarafına da ‘sen de git BM sürecindeki müzakerelere otur bu şemsiye altında varılan
mutabakatlara saygılı ol’ demelidir. Avrupa Konseyi, bütünlüklü çözüm için BM Genel Sekreteri’nin aktif çaba üstlenmesi çağrısı yapmalıdır.

*Siz, AB olarak izolasyonları kaldırma kararı alırken Annan Planına ‘evet’ diyen Kıbrıs Türklerini onore etmek için bu kararı aldınız, Rum tarafını takdir ya da teselli etmek gibi bir yükümlülüğünüz yoktur. Bizim izolasyonların kaldırılması karşılığında bir şey verme yükümlülüğümüz yoktur. Siz izolasyonları kaldırın Maraş’ı buna karıştırmayın.

PAPADOPULOS: TÜRKİYE YÜKÜMLÜLÜKLERİNİ YERİNE GETİRSİN
Rum radyosunun haberine göre, Hırvatistan’da bulunan Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos, Türkiye ile ilgili ilerleme raporunun açıklanmasından önce AB Komisyonu’na seslenerek, Türkiye AB’ye karşı üstlendiği yükümlülükleri yerine getirmeden üyelik sürecine kesintisiz şekilde devam etmemelidir” ifadesini kullandı.

Papadopulos, “Türkiye ile üye ülkeler arasındaki gümrük birliği anlaşmasının hayata geçirilmesi ve ‘Kıbrıs Cumhuriyeti’ ile ikili ilişkilerin normalleştirilmesi üyelik sürecinin önemli referansıdır” dedi.

Papadopulos, hükümetinin başlıca hedefinin Kıbrıs’ın yeniden birleştirilmesi olduğunu iddia etti.

Kıbrıs Rum yönetimi lideri, “Bir çözümün yaşayabilir olması için, bütün Kıbrıslıların yasal endişelerine kafi derecede yanıt vermesi ve uluslararası hukuk ile AB ilkelerini dikkate alması gerekir” diye konuştu.

Rehn: "Kıbrıs için son fırsat olabilir"


8 Kasım, 2006 14:31:00 (TSİ) CNN TURK

cnnturk.com

AB Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn, 'Türkiye'nin Kıbrıs yükümlülükleri'nin bir kez daha altını çizdi. Rehn, ''Dönem Başkanı Finlandiya'nın çabaları desteklenmeli, bu önümüzdeki son fırsat olabilir'' dedi.

İlerleme Raporu'nun yayımlanmasının ardından düzenlediği basın toplantısında Rehn, "Türkiye (Gümrük Birliği Ek Protokolü'nden doğan) yükümlülüklerini yerine getirmezse müzakere süreci aksayabilir, Finlandiya Kıbrıs sorununun çözümü için çabalıyor. AB Komisyonu çabaları destekliyor. Bu nedenle AB üye devletlerine 'bütün çabalarıyla bu planı desteklemeleri' çağrısında bulundum" dedi.
 
AB Komisyonu'nun bugün Kıbrıs konusunda Türkiye'ye bir öneride bulunmadığını hatırlatan Olli Rehn, ancak aralık ayındaki AB zirvesine kadar Türkiye yükümlülüklerini yerine getirmezse üyelik sürecinin etkileneği uyarısında bulundu.
 
"Adil ve net olmalıyız"

AB ile aday ülkeler arasındaki en iyi stratejiyi 'adil ve net olmak' olarak özetleyen Olli Rehn, "biz de üzerimize düşenleri yerine getirmeliyiz. Reformların devamı Avrupalı bir Türkiye için önemli. Türkiye AB'ye giden yolun kısa olmadığının farkında. Süreci sorgulayanlar sürece zarar veriyorlar" dedi.
 
Türkiye'nin reformlar konusunda geri adımlar attığı görüşünün doğru olmadığını söyleyen Rehn ayrıca, "Türkiye'deki reformlar gecikme olmaksızın devam etmeli" dedi.
 
Türkiye'de siyasi reformların yapılmasında bir yavaşlamadan söz edilebileceğini, ancak geri adımların söz konusu olmadığını belirten Rehn, Türkiye'nin Ankara Antlaşması Ek Protokolüne ilişkin yükümlülükleri yerine getirmemesi halinde katılım müzakerelerinin askıya alınıp alınmayacağı sorusuna, "konuşmak için erken" yanıtını verdi.
 
Olli Rehn, Türkiye ile ilişkiler ve Kıbrıs sorununa ilişin soruları yanıtlarken, 'suçlu değil çözüm aranması gerektiğini' sözlerine ekledi.
 
9'uncu Reform Paketi'nin TBMM'de kabul edildiğini hatırlatan Rehn, Türkiye'nin özellikle ifade özgürlüğü ve temel haklarla ilgili reformları yerine getirmesinin önemine de dikkat çekti.
 
Rehn, Türkiye'de 301'inci madde tartışmalarının yaşandığı bir dönemde, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın tüm sivil toplum örgütleri ile biraraya gelerek, çözüm önerisi talep etmesine de sıcak baktıklarını belirtti.
 
Rehn son olarak, Türk ekonomisinin son beş yıldır süratli büyüme yaşadığını, Türkiye'nin, ekonomide, Avrupa'da 'sınıfın en iyilerinden biri' olduğunu söyledi.
 
AB Komisyonu, Türkiye İlerleme Raporu'nu açıkladı. Rapor yayımlanmadan hemen önce bir değerlendirme yapan AB Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso, Türkiye'nin aralık ayının ortasına kadar deniz ve hava limanlarını Kıbrıs Rum kesimine açmasını istedi.

AB'den 'limanları açın' baskısı

 

Bakan Gül: ''Tüm kriterleri yerine getirmeye kararlıyız''


8 Kasım, 2006 13:00:00 (TSİ) CNN TURK

CNN TÜRK

AB Komisyonu, Türkiye İlerleme Raporu'nu açıkladı. Rapor yayımlanmadan hemen önce bir değerlendirme yapan AB Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso, Türkiye'nin aralık ayının ortasına kadar deniz ve hava limanlarını Kıbrıs Rum kesimine açmasını istedi.

Barroso, Kıbrıs sorunu sürse de Türkiye-AB müzakerelerinin dondurulmayacağını, 'diplomatik çabalara bir şans vermek istediklerini' belirtti.
 
Bu çerçevede AB Komisyonu, Kıbrıs sorunu konusunda bir tavsiye kararı almadı. Komisyon, 'Türkiye yükümlülüklerini yerine getirmediği' takdirde, aralık ayında yapılacak liderler zirvesinde tavsiye kararı alacak.
 
Fransa'dan tepki çekecek öneri

İlerleme Raporu'nun AB Komisyonu'nda görüşüldüğü sırada Fransa, Türkiye'nin üyeliğinin tüm ülkelerde referanduma sunulmasını teklif etti ancak bu teklif reddedildi ve raporda yer almadı.

Gül'den 'daha fazla demokrasi' sözü
 
Raporun yayımlanmasının hemen ardından İtalya'nın başkeni Roma'da bulunan Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'den bir açıklama geldi.
 
Gül, Türkiye'nin AB üyeliği için tüm kriterleri yerine getirmeye kararlı olduğunu belirtti ve 'daha fazla demokrasi' sözü verdi.
 
Dışişleri Bakanı, AB ile yürütülen katılım müzakerelerinin engellerle 'doldurulacağını' ama buna rağmen başarılı olacaklarını kaydetti. Gül, Kıbrıs'ta çözüm için herkesin ileriye doğru adım atması gerektiğini belirtti.
 
İLERLEME RAPORU
 
İlerleme Raporu’nda, Türkiye'nin siyasi ve ekonomik alanda AB üyelik kriterlerini ne ölçüde karşıladığı genel olarak değerlendirilirken, tüm fasıllar itibariyle AB müktesebatına uyum çalışmaları ve bu yolda son bir yılda kaydedilen önemli gelişmeler ele alınıyor.
 
Kıbrıs:
Raporda, Türkiye'nin imzaladığı Ek Protokol uyarınca Kıbrıs Rum kesimi dahil 10 yeni AB üyesi için ulaşım üzerindeki kısıtlamalar dahil, malların serbest dolaşımını sağlamakla yükümlü olduğu belirtilerek, "AB bunu yakından izlemeyi sürdürecek ve 2006 yılı içinde tam uygulama yapılıp yapılmadığını değerlendirecek" ifadesine yer verildi.
 
Aksi takdirde müzakere sürecinin ilerlemesinin etkileneceğinin altı çiziliyor ve aralık zirvesi öncesi AB Komisyonu'nun tavsiyede bulunacağı kaydediliyor.
 
Türkiye'nin pek çok fırsatta Kıbrıs'ta BM önderliğinde kapsamlı bir çözüme bağlı kaldığını ifade ettiği hatırlatılan raporda, teknik komitelerin oluşturulması konusunda da Türkiye'nin Ada'daki her iki topluma desteğini yinelediği ifade edildi.
 
Buna karşın AB'li yetkililerin, 'KKTC'nin durumunun limanların açılması konusuyla irtibatlandırılmaması' gerektiğini söyledikleri belirtilen raporda, Ek Protokolün uygulanmasının Türkiye'nin yasal yükümlülüğü olduğu ileri sürüldü.
 
AB Komisyonu İlerleme Raporu'nda Türkiye'nin Kıbrıs için 'Eylem Planından' da bahsedildi. Raporda, Türkiye'nin Kıbrıs Rum kesiminin OECD gibi uluslararası örgütlere katılımını veto etmeyi sürdürdüğü de dile getirildi.

Sivil-asker ilişkileri:
Sivil-asker ilişkileri kapsamında Türkiye'nin AB standartlarını yakalama yolunda bazı ilerlemeler sağladığı, sivillerin askeri mahkemelerde yargılanmasının önüne geçildiği belirtilen raporda, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin siyaseti önemli oranda etkilemeyi sürdürdüğü vurgulandı.
 
Raporda bazı üst düzey askerlerin Kıbrıs, laiklik, Kürt sorunu ve Şemdinli olaylarıyla ilgili yaptıkları açıklamalara da yer verildi.
 
301'inci madde:
Yargı alanında Türkiye'nin yaptığı düzenlemelere ve yargı mensuplarının eğitilmesine rağmen, özellikle Türk Ceza Kanunu'nun 301'inci maddesinin şiddet içermeyen fikirlerin ifadesini kısıtlamaya yönelik kullanılmasından şikayet edilen raporda, Şemdinli olayları örnek gösterilerek, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nun işleyişinin şüphe uyandırdığı ifade edildi.
 
Raporda, gazeteci Hrant Dink'e verilen cezanın Yargıtayca onaylandığına dikkat çekildi. Raporda, 301'inci maddenin AB standartlarının yakalanması açısından değiştirilmesine ihtiyaç duyulduğu ve yeni yürürlüğe giren Terörle Mücadele Yasası'nın ifade özgürlüğü açısından endişe yarattığı belirtildi. 
 
Yolsuzluk:
İlerleme Raporu'nda yolsuzlukla mücadelede Türkiye'nin son bir yılda özellikle kamu yönetiminde şeffaflık açısından sınırlı ilerleme sağladığından bahsedilirken, "buna karşın yolsuzluk yaygınken yolsuzlukla mücadele kurumları ve politikaları zayıf kalıyor" denildi.
 
9'uncu Reform Paketi:
Türkiye'de reform sürecinin yavaşladığından bahsedilen ve hala çalışmaları süren 9'uncu reform paketinin bu rapor dönemine yetiştirilemediği anlatılan İlerleme Raporu'nda, Ombudsmanlık müessesesinin getirilmesinden övgüyle söz edildi.
 
Azınlıklar:
''Türkiye'nin azınlık haklarına yaklaşımı değişmedi" denilen raporda, Türk yetkililere göre, 1923 tarihli Lozan Anlaşması uyarınca Türkiye'deki azınlıkların Yahudiler, Ermeniler ve Rumlar gibi gayrimüslimlerden oluştuğu, ancak uluslararası ve Avrupa standartlarına göre Türkiye'de 'azınlık' olarak tanımlanabilecek başka toplumların da bulunduğu görüşü savunuldu.
 
İnsan hakları ve azınlıkların korunması kapsamında Türkiye aleyhinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde (AİHM) açılan davalara yer verilen raporda, son bir yılda insan haklarıyla ilgili bazı uluslararası sözleşmelerin kabul edildiğine dikkat çekildi ve özellikle insan hakları kurumsal alt yapısının geliştirilmesi istendi.
 
İşkence ve kötü muamele:
Raporda, işkence ve kötü muameleyle ilgili davaların azalmaya devam ettiği kaydedildi ve adli tıp muayenesinin kalite ve gizlilik açısından güçlendirilmesi gerektiği belirtildi.
 
Yerel dil ve lehçelerde yayın:
İlerleme Raporu'nda, yerel dil ve lehçelerde yayın konusunda bazı ilerlemelerin sağlandığı da ifade edildi.
 
Dini özgürlükler:
Heybeliada Ruhban Okulu'nun hala kapalı tutulmasından, dini azınlık vakıflarının mal edinme haklarıyla din adamı yetiştirmelerinin kısıtlandığından bahsedilen raporda, misyonerlik faaliyetlerine Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından hazırlanan vaazlarda ve yayınlarda "düşmanca yaklaşıldığı" iddia edildi.
 
Aleviler:
Cemevlerinin açılmasında sorunlarla karşılaşıldığı ve ibadet yeri olarak görülmeyen cemevlerinin kamu fonlarından yararlanamadığı belirtildi. Okullardaki zorunlu dini eğitimin Alevi çocuklarını bilgilendirici unsurları içermediği kaydedilen raporda, önümüzdeki yıldan itibaren bu boşluğu doldurmak için hazırlıklar yapıldığı dile getirildi.
 
Kadın hakları:
Raporda aile içi şiddet, namus cinayetleri, kız çocuklarının okula gönderilmemesi, siyasette kadınların yeterince temsil edilmemesi gibi kadın-erkek eşitliğini ilgilendiren konulara da değinilirken, genel olarak Türkiye'de kadın haklarıyla ilgili bilinçlenmenin arttığına dikkat çekildi.
 
Sendikal haklar:
İlerleme Raporunda, sendikal haklarla ilgili Türkiye'nin son bir yılda hiçbir ilerleme kaydetmediği savunuldu.
 
Doğu ve Güneydoğu'daki durum:
Raporda, kültürel haklar kapsamında Türkiye'nin iki yerel kanalla bir radyoya Kürtçe yayın izni verdiği anımsatıldı, ancak zaman kısıtlaması uygulaması eleştirildi. Raporda, Türkiye'de ana dili Türkçe olmayan çocukların okullarda ana dillerini öğrenemedikleri kaydedildi.
 
İlerleme Raporu'nda terörizmden zarar görenlere tazminat ödendiği hatırlatılarak, ''AB terör örgütü listesinde bulunan PKK'nın kasım 2005 ve haziran 2006 tarihleri arasında 774 saldırıda bulunduğu ve bunların sonucunda 44 asker, 5 polis ve 13 sivilin hayatını kaybettiği'' ifade edildi.
 
Şemdinli olayları:
Raporda, iddiaları araştırmak üzere oluşturulan TBMM komisyonunun raporunu henüz yayımlamadığı belirtildi.
 
Romanlar:
Raporda, Romanlara da yer verilirken, Bilgi Üniversitesi tarafından yapılan yeni bir araştırmaya dayanılarak Türkiye'de 2 milyon Roman nüfusunun bulunduğu kaydedildi.
 
İt dalaşı:
İlerleme Raporu'nda Ege Denizi'nde meydana gelen ve Yunan pilotun ölmesiyle sonuçlanan 'it dalaşı' da anımsatılarak bu tür olayların önlenmesi için iki ülke arasında doğrudan hat kurulması dahil alınan önlemlere yer verildi.

Öcalan için 'Mr.' kısaltması yok
 
AB Komisyonu raporunda, fasıllar itibariyle yapılan değerlendirmede ise Türkiye'nin limanlarını Rum kesimi gemilerine açmamasına, malların serbest dolaşımı, ulaşım politikası, gümrük birliği ve dış ilişkiler fasıllarında değinildi.
 
Raporda, tartışmalara neden olduğu için Abdullah Öcalan'ın isminin önüne 'Bay' anlamına gelen 'Mr.' kısaltması konulmadı.
 
STRATEJİ BELGESİ:

AB Komisyonu'nun İlerleme Raporu’yla birlikte açıklayacağı yaklaşık 20 sayfalık Strateji Belgesi ise Türkiye-AB ilişkilerine yön veriyor. 
 
AB Komisyonu, limanların bu yıl açılmaması halinde Türkiye ile müzakere sürecinin olumsuz etkileneceği uyarısında bulundu. Toplam 13 maddeden oluşan belgenin 'Sonuç ve Öneriler' bölümünde en fazla Türkiye'ye yer verildi.
 
Belgede, ''Türkiye, Kopenhag siyasi kriterlerini başarıyla karşılamayı ve siyasi reformlara devam etmeyi sürdürüyor. Buna karşın (reformların) hızı geçen yıl yavaşladı. Özellikle ifade özgürlüğü alanında önemli çabaların ortaya konulması gerekiyor'' denildi.
 
Müslüman olmayan dini toplulukların haklarının, kadın haklarının, sendikal hakların ve ordu üzerindeki sivil kontrolün güçlendirilmesi istenilen belgede, Türkiye'nin işleyen piyasa ekonomisine sahip olduğu tekrarlandı.
 
Belgede, ''iyi komşuluk ilişkilerine sahip olmak, Türkiye açısından hayati önemini sürdürüyor'' denildi.
 
AB'nin 21 eylül 2005 tarihli karşı deklarasyonuna da atıf yapılan belgede, ''AB Türkiye'nin, Ankara Anlaşması'nı genişleten Ek Protokolü, ayrım yapmadan ve eksiksiz uygulayarak, malların serbest dolaşımı üzerindeki tüm engelleri, bütün nakliye araçlarını da kapsayacak şekilde kaldırmasını bekliyor. Bu yükümlülüğün eksik yerine getirilmesi, tüm müzakere sürecinin ilerlemesini (olumsuz) etkileyecektir.''
 
Türkiye'nin yükümlülüklerini yerine getirmemesi halinde AB Komisyonu'nun aralık ayındaki AB devlet ve hükümet başkanları zirvesi öncesinde gereken tavsiyelerde bulunacağı kaydedilen belgede, Türkiye'nin AB üyesi ülkelerle ikili ilişkilerini normalleştirmek için somut adımlar atmasının önemine dikkat çekildi.

 

YALIM ERALP

CNN TÜRK Diplomasi Danışmanı:

"AB Komisyonu'nun 14 aralık zirvesine kadar bir önerisine imkan verilmesi yolundaki ifadesi ültimatom niteliği taşımaz. Bu öneri Komisyon'un taraflar arasında baskı yaramasını amaçlamaktadır. Türkiye'nin yapması gereken şey 301 ile ilgili değişikliğin gerçekleştirilmesidir. Eğer limanlar konusunda bir gelişme sağlanamazsa Olli Rehn nakliye ve malların serbest dolaşımı fasıllarının açılmaması yolunda tavsiyede bulunulacağını ima etmiştir."

CNN TURK 08/11/06

 

"Önce KKTC'ye izolasyon kalksın"


8 Kasım, 2006 19:48:00 (TSİ) CNN TURK

cnnturk.com

AB İlerleme Raporu'nun yayımlanmasının ardından konuşan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, KKTC'ye yönelik izolasyonlar kaldırılmadıkça, Rum kesimine havaalanı ve limanların açılmayacağını yineledi.

Gazetecilerin sorularını yanıtlayan AB'nin Kıbrıs konusundaki çağrısıyla ilgili olarak, "KKTC bir terör ülkesi değildir, KKTC bir kara para aklama yeri değildir, bir uyuşturucu merkezi de değildir, öyleyse bu uygulama niye?" dedi.
 
Dünyada hiçbir ülkeye yapılmayan yaklaşımın KKTC'ye yapıldığını savunan Başbakan Erdoğan, AB'ye,  "gelin bunu kaldırın. Bizde Rum kesimini tanıma yönünde adımları atalım" diye seslendi.
 
Erdoğan, "zaten Rumlara vize de verdik. İthalat-ihracatta da belli oranda çalışmamız var ama bizim KKTC'yi yi bu noktada aşağılayacak, çok daha sıkıntılara neden olabilecek böyle bir adımı atmamız mümkün değil. Önce AB, KKTC konusunda verdiği sözleri yerine getirsin" dedi.
 
Gül: "Amacımız müzakereleri tamamlamak"
 
Roma'daki Üçünçü Türkiye-İtalya Forumu'ndan gelişmeleri izleyen Dışişleri Bakanı Abdullah Gül de, ''Türkiye için önemli olan AB'yle üyelik müzakerelerini başarılı biçimde tamamlamaktır. Bu, Türkiye'nin transformasyonudur. Bu, herkesin yararınadır'' dedi.
 
Türkiye'nin AB üyeliğinin hemen gerçekleşecek bir mesele olmadığına dikkat çeken Gül, ''Avrupa ülkelerinin çoğunda kafaların karışık olduğunu görüyorum. Şunu hatırlatmak istiyorum. 3 ekim 2005'te müzakereler başladı. Müzakerelerin hedefi de bellidir. Tarama faslı tüm fasıllarda tamamlandı. Bir fasılda da fiili müzakere için açılım yapıldı ve kapatıldı. Diğer pek çok fasılda da Türkiye pozisyon kağıdını hazırladı ve gönderdi. Burada önemli olan müzakere sürecini tamamlamaktır'' ifadesini kullandı.
 
Gül, Türkiye'nin AB'ye tam üyeliğinin uzun bir zaman alacağının bilincinde olduklarını da dikkat çekti. Bakan Gül, ''AB yolunda üstümüze düşeni yapacağız. Biz bunu yaparken, üye ülkelerin de bizi cesaretlendirmesi gerekir'' diye konuştu.
 
Dışişleri Bakanı Gül, Türkiye'nin Ek Protokolü Kıbrıs Rum kesimine uygulaması meselesine ilişkin bir soruyu karşılık olaraksa ''Türkiye, Yunanistan ve Kıbrıs, aslında tamamıyla AB içerisinde ayrı bir sütun olabilir. Aramızda olağanüstü bir işbirliği yaratabiliriz. Ama bunun için Kıbrıs sorununun çözülmesi gerekiyor'' dedi.
 
Gül, Türkiye'nin Kıbrıs sorununun çözümlenmesinden yana olduklarını hatırlatarak, ''biz limanlarımızı açabiliriz. Ama AB'nin bu konuda verdiği bir söz var. Kuzey Kıbrıs Türklerine ambargo devam ederse, ben böyle bir şeyi nasıl yapabilirim? Birleşmiş Milletler'in hazırladığı ve üzerinde dünyanın birleştiği Annan planına evet demiş olan tarafa ambargo uygulanırken dünya ve AB buna seyirci kalacak, çözüme hayır diyerek AB'yi de şok eden tarafa bizim her şeyimizi açmamız istenecek... Demokratik bir ülkede bunu yapamazsınız'' ifadesini kullandı.
 
AB Komisyonu, Türkiye İlerleme Raporu'nu bugün açıkladı. Rapor yayımlanmadan hemen önce bir değerlendirme yapan AB Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso, Türkiye'nin aralık ayının ortasına kadar deniz ve hava limanlarını Kıbrıs Rum kesimine açmasını istedi.

 

Fransa'dan 'ahlaksız' teklif

Hürriyet İnternet

Avrupa Komisyonu Türkiye İlerleme Raporu'nu yayımladı. Limanların ve havaalanlarının Rumların kullanımına açılması için Ankara'ya aralık ayına kadar süre verildi. Türkiye bunu gerçekleştirmezse 2006 bitmeden yeni bir değerlendirme yapılacağı bildirildi. Ancak AB Komisyonu Başkanı Barroso Kıbrıs sorunu sürse bile müzakerelerinin dondurulmayacağını belirtti. Fransa ise Türkiye'nin AB üyeliğinin, topluluk ülkelerinde referanduma sunulmasını önerdi, ancak kabul edilmedi.

Avrupa Komisyonu Türkiye ile ilgili ilerleme raporunun ek belgesi olan strateji belgesinin görüşmelerine, Fransızların "ahlaksız teklifi"nin gölgesi düştü.

 

AB Komisyonu, Türkiye'nin üyeliğine dair kararın "AB ülkelerinin hazmetme kapasitesi"ne göre alınacağını belirlemişti.

 

Ancak geçen hafta bu ifade "uyum kapasitesi" olarak değiştirildi.  Uyum kapasitesine dair kararın nasıl verileceği tartışmaları yapılırken Fransa yeni bir öneriyle komisyonun karşısına çıktı.

 

Fransa Türkiye'nin üyeliğine dair kararın, tüm AB ülkelerinde yapılacak referandumla belirlenmesini talep etti.

 

FRANSA'NIN ÖNERİSİ GERİ ÇEVRİLDİ

 

Ancak bu öneriye 22 ülkeden itiraz geldi. Son gelen haberlere göre Fransa'nın bu önerisi strateji belgesine sokulmadı.

AB'nin yürütme organı niteliğindeki Avrupa Komisyonu, Türkiye ile ilgili ilerleme raporunu ve strateji belgesini saat 14.00'te açıkldı. 
 

İLERLEME RAPORUNDA KIBRIS BÖLÜMÜNÜN AYRINTILARI

 

İlerleme Raporu'nda, Türkiye'nin imzaladığı Ek Protokol (Ankara Anlaşması) uyarınca Kıbrıs Rum kesimi dahil 10 yeni AB üyesi için ulaşım üzerindeki kısıtlamalar dahil, malların serbest dolaşımını sağlamakla yükümlü olduğu belirtilerek, "AB bunu yakından izlemeyi sürdürecek ve 2006 yılı içinde tam uygulama yapılıp yapılmadığını değerlendirecek" ifadesine yer verildi.
    
Türkiye'nin pek çok fırsatta Kıbrıs'ta BM önderliğinde kapsamlı bir çözüme bağlı kaldığını ifade ettiği hatırlatılan raporda, teknik komitelerin oluşturulması konusunda da Türkiye'nin Ada'daki her iki topluma desteğini yinelediği ifade edildi.
    
Raporda, Türkiye'nin Ek Protokol'ü tam olarak uygulamadığı ve limanlarını Kıbrıs Rum kesimi bayraklı gemilere açmamayı sürdürdüğü tespitleri yapılarak, bunun malların serbest dolaşımını kısıtladığı ve Gümrük Birliği anlaşmasının ihlali anlamına geldiği iddia edildi.
    
Benzer kısıtlamaların hava ulaşımında da söz konusu olduğu kaydedilen raporda, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül başta olmak üzere Türk yetkililerinin, KKTC üzerindeki izolasyonlar kaldırılmadan Ek Protokol'ün uygulanmayacağını birçok kez dile getirdikleri anımsatıldı.
    
Buna karşın AB'li yetkililerin, "KKTC'nin durumunun limanların açılması konusuyla irtibatlandırılmaması" gerektiğini söyledikleri belirtilen raporda, Ek Protokol'ün uygulanmasının Türkiye'nin yasal yükümlülüğü olduğu ileri sürüldü.
    
AB Komisyonu İlerleme Raporu'nda Türkiye'nin Kıbrıs için "Eylem Planından" da bahsedildi.
    
Raporda, Türkiye'nin Kıbrıs Rum kesiminin OECD gibi uluslararası örgütlere katılımını veto etmeyi sürdürdüğü de dile getirildi.

BARROSO: KIBRIS SORUNU SÜRSE DE MÜZAKERELER DEVAM EDECEK

 

Avrupa Birliği Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso da Kıbrıs sorunu sürse de Türkiye-AB müzakerelerinin dondurulmayacağını, 'diplomatik çabalara bir şans vermek istediklerini' belirtti.

 

Barroso, Türkiye'nin Kıbrıs ile ilgili yükümlülüklerini önümüzdeki aralık ayından önce yerine getirmesi gerektiğini vurguladı.

 

İLERLEME RAPORUNDAN BAŞLIKLAR

 

Türkiye İlerleme Raporu'nu yayımlayan AB Komisyonu, imzalanan Ek Protokol'e (Ankara Anlaşması) karşın limanların ve havaalanlarının Kıbrıs Rum kesiminin kullanımına açılmadığı tespitinde bulunarak, AB'nin gelişmeleri yakından izlemeyi sürdüreceğini ve 2006 yılı bitmeden değerlendirme yapılacağını bildirdi.

 

Geçen yıl 140 sayfalık rapor yayımlayan, bu yılki raporunu 75 sayfada tutan AB Komisyonu, Türkiye'nin AB'ye üyelik hazırlığını hem siyasi ve ekonomik açıdan, hem de fasıllar itibariyle inceleyerek son 1 yılda bu doğrultuda kaydedilen gelişmelere değindi.

 

OMBUDSMANLIK

 

Türkiye'de reform sürecinin yavaşladığından bahsedilen ve halen çalışmaları süren 9'uncu reform paketinin bu rapor dönemine yetiştirilemediği anlatılan İlerleme Raporu'nda, Ombudsmanlık müessesesinin getirilmesinden övgüyle söz edildi.

SİVİL-ASKER İLİŞKİLERİ

 

Sivil-asker ilişkileri kapsamında Türkiye'nin AB standartlarını yakalama yolunda bazı ilerlemeler sağladığı, sivillerin askeri mahkemelerde yargılanmasının önüne geçildiği belirtilen raporda, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin siyaseti önemli oranda etkilemeyi sürdürdüğüne vurgu yapıldı. Raporda buna örnek olarak bazı üst düzey askerlerin Kıbrıs, laiklik, Kürt sorunu ve Şemdinli olaylarıyla ilgili yaptıkları açıklamalar verildi.
    
TCK 301

 

Yargı alanında Türkiye'nin yaptığı düzenlemelere ve yargı mensuplarının eğitilmesine rağmen, özellikle Türk Ceza Kanunu'nun 301'inci maddesinin şiddet içermeyen fikirlerin ifadesini kısıtlamaya yönelik kullanılmasından şikayet edilen raporda, Şemdinli olayları örnek gösterilerek, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nun işleyişinin şüphe uyandırdığı ifade edildi.
    
YOLSUZLUK

 

İlerleme Raporu'nda yolsuzlukla mücadelede Türkiye'nin son 1 yılda özellikle kamu yönetiminde şeffaflık açısından sınırlı ilerleme sağladığından bahsedilirken, "Buna karşın yolsuzluk yaygınken yolsuzlukla mücadele kurumları ve politikaları zayıf kalıyor" denildi.

 

AZINLIKLAR

 

“Türkiye'nin azınlık haklarına yaklaşımı değişmedi. Türk yetkililere göre 1923 tarihli Lozan Anlaşması uyarınca Türkiye'deki azınlıklar Yahudiler, Ermeniler ve Rumlar olmak üzere gayrimüslimlerden oluşuyor. Fakat ilgili uluslararası ve Avrupa standartlarına göre Türkiye'de azınlık olarak tanımlanabilecek başka toplumlar da bulunuyor.”
    
AİHM

 

İnsan hakları ve azınlıkların korunması kapsamında Türkiye aleyhinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde (AİHM) açılan davalara yer verilirken, son bir yılda insan haklarıyla ilgili bazı uluslararası sözleşmelerin kabul edildiğine dikkat çekildi ve özellikle insan hakları kurumsal alt yapısının geliştirilmesi istendi.
    
İŞKENCE

 

Raporda, işkence ve kötü muameleyle ilgili davaların azalmaya devam ettiği kaydedildi ve adli tıp muayenesinin kalite ve gizlilik açısından güçlendirilmesi gerektiği belirtildi.
    
YEREL DİL VE LEHÇE

 

AB Komisyonu İlerleme Raporunda, yerel dil ve lehçelerde yayın konusunda bazı ilerlemelerin sağlandığı da ifade edildi.
    
HRANT DİNK

 

İfade özgürlüğü kapsamında TCK 301'inci maddenin engel oluşturduğundan bahsedilen raporda, gazeteci Hrant Dink'e verilen cezanın Yargıtayca onaylandığına dikkat çekildi. Raporda, 301'inci maddenin AB standartlarının yakalanması açısından değiştirilmesine ihtiyaç duyulduğu ve yeni yürürlüğe giren terörle mücadele yasasının ifade özgürlüğü açısından endişe yarattığı belirtildi.
    
RUHBAN OKULU

 

Dini özgürlükler başlığı altında Heybeliada Ruhban Okulunın hala kapalı tutulmasından, dini azınlık vakıflarının mal edinme haklarıyla din adamı yetiştirmelerinin kısıtlandığından bahsedilen raporda, misyonerlik faaliyetlerine Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından hazırlanan vaazlarda ve yayınlarda "düşmanca yaklaşıldığı" iddia edildi.
    
ALEVİLER

 

İlerleme Raporunda Alevilere de yer verilirken, cemevlerinin açılmasında sorunlarla karşılaşıldığı ve ibadet yeri olarak görülmeyen cemevlerinin kamu fonlarından yararlanamadığı belirtildi.
    
Okullardaki zorunlu dini eğitimin Alevi çocuklarını bilgilendirici unsurları içermediği kaydedoilen raporda, önümüzdeki yıldan itibaren bu boşluğu doldurmak için hazırlıklar yapıldığı dile getirildi.
    
TÖRE CİNAYETLERİ

 

Raporda aile içi şiddet, namus cinayetleri, kız çocuklarının okula gönderilmemesi, siyasette kadınların yeterince temsil edilmemesi gibi kadın-erkek eşitliğini ilgilendiren konulara da değinilirken, genel olarak Türkiye'de kadın haklarıyla ilgili bilinçlenmenin arttığına dikkat çekildi.
    
İlerleme Raporunda, sendikal haklarla ilgili Türkiye'nin son bir yılda hiçbir ilerleme kaydetmediği savunuldu.
    
DOĞU VE GÜNEYDOĞU'DAKİ DURUM
    
Raporda, kültürel haklar kapsamında Türkiye'nin iki yerel kanalla bir radyoya Kürtçe yayın izni verdiği anımsatıldı, ancak zaman kısıtlaması uygulaması eleştirildi. Raporda, Türkiye'de ana dili Türkçe olmayan çocukların okullarda ana dillerini öğrenemedikleri kaydedildi.
    
AB Komisyonu İlerleme Raporunda “Doğu ve Güneydoğu'daki durum” başlığı altında terörizmden zarar görenlere tazminat ödendiği hatırlatılarak, “AB terör örgütü listesinde bulunan PKK'nın Kasım 2005 ve Haziran 2006 tarihleri arasında 774 saldırıda bulunduğu ve bunların sonucunda 44 asker, 5 polis ve 13 sivilin hayatını kaybettiği” ifade edildi.
    
ŞEMDİNLİ

 

Şemdinli olaylarına da değinilen raporda, iddiaları araştırmak üzere oluşturulan TBMM komisyonunun raporunu henüz yayımlamadığı belirtildi.
    
ROMANLAR

 

Raporda, Romanlara da yer verilirken, Bilgi Üniversitesi tarafından yapılan yeni bir araştırmaya dayanılarak Türkiye'de 2 milyon Roman nüfusunun bulunduğu kaydedildi.
    
EGE

 

İlerleme Raporunda Ege Denizi'nda meydana gelen ve Yunan pilotun ölmesiyle sonuçlanan "it dalaşı" da anımsatılarak bu tür olayların önlenmesi için iki ülke arasında doğrudan hat kurulması dahil alınan önlemlere yer verildi.
    
LİMANLAR

 

AB Komisyonu raporunda, fasıllar itibariyle yapılan değerlendirmede ise Türkiye'nin limanlarını Rum kesimi gemilerine açmamasına, malların serbest dolaşımı, ulaşım politikası, gümrük birliği ve dış ilişkiler fasıllarında değiniliyor.
    
ÖCALAN

 

Raporda, tartışmalara neden olduğu için terör örgütü PKK'nın lideri Öcalan'ın isminin önüne “Bay” anlamına gelen “Mr.” kısaltması konmadı. 

HURRIYET 08/11/06

Finlandiya'nın Kıbrıs önerilerinin tam metni yayınlandı

LEFKOŞA (A.A)

Kıbrıs Rum kesiminde yayımlanan Politis gazetesi, Finladiya'nın Kıbrıs ile ilgili önerileri ve Kıbrıs Rum yönetiminin de buna karşı sunduğu önerilerin “tam metnini” yayımladı.

Gazeteye göre, AB'nin Finlandiya Dönem Başkanlığı, sunulan bütün karşı önerileri reddediyor. Finlandiya, ne Ercan Havaalanının açılmasını, ne de kapalı Maraş'ın Rumlara iadesini ele alıyor.

Fin formülünün Maraş'ın iadesine ilişkin Rum taleplerine uzak olduğunu, ancak aynı zamanda Türk tarafının Ercan Havaalanının açılması talebini de reddettiğini yazan Politis, Fin formülünün özellikle kapalı Maraş'ın “ara bölge” statüsü kazanmasını öngördüğünü, böylece Kıbrıslı Rumların Maraş'a dönüşünü, Kıbrıs sorununun kapsamlı çözümü çerçevesine soktuğunu belirtti.

Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulas, Maraş'ın “eski sakinlerinin” (Rumların) 18 ay içerisinde geri dönmeleri yolunda karşı öneride bulundu ve Finlandiya bu öneriyi kabul etmedi.

Güney Kıbrıs'ın tezleri ile Finlandiya'nın Türkiye-Avrupa ilişkilerinde krizden kaçınılmasına yönelik önerileri arasında bariz ve üzerine köprü kurulamaz ayrılıklar bulunduğunu kaydeden gazete, şunları yazdı:

“Halen canlı ve AB Dönem Başkanlığı ile ilgili taraflar arasında görüşme metni olmaya devam eden Fin formülü, Kıbrıs Rum tarafının kapalı Maraş'ın sakinlerine iade edilmesi tezinden çok uzaktır. Bu öneri olduğu gibi kabul edilirse, kapalı bölge ara bölge statüsü kazanacak ve akıbetine ilişkin kararı her iki taraf verecek. Yani, Maraş'ın iade edilip edilmeyeceği Kıbrıs sorununun çözümüyle bağlantılı olacak. Fin formülünde, Maraş'ın iskana kapalı kalacağı, ancak yeniden imar hazırlıkları için yalnız kısıtlı teknik içerikli çalışmalar yapılabileceği kesin şekilde ifade ediliyor.”

FİN FORMÜLÜ

Politis gazetesinin haberine göre, daha önceden, son kabul edilme tarihi bugün (8 Kasım) olarak belirlenen Fin formülünün tam metni şöyle:

“Aşağıdaki unsurlar, Türkiye ile ilgili İlerleme Raporunun açıklanmasından önce üzerinde uzlaşılacak paket çözümü oluşturacak:

1- Doğrudan Ticaret Tüzüğü belirli bir zaman aralığı için (mesela 2 yıl) benimsenecek,

2- Mağusa Limanı:
- Aynı zaman dilimi için açılacak,
- Doğrudan Ticaret Tüzüğü hedefleri için Avrupa Komisyonu tarafından idare edilecek.

3- Kapalı Maraş BM Barış Gücünün (UNFICYP) denetimine verilecek:
- Türk ordusu çekilecek,
- Maraş iskana kapalı kalacak, ancak gelecekte kullanılacak olan teknik çalışmaların hazırlığı sınırlı ölçüde başlayabilir.

4- Türkiye limanlarını ve hava sahasını 'Kıbrıs' gemi ve uçaklarına açma konusunda ilerleme sağlayacak.

5- Üye ülkeler, Gümrük Birliği başlıklarının bu arada nasıl ilerleyeceğine karar verecek.”

PAPADOPULOS'UN YANITI:

Gazeteye göre, Kıbrıs Rum tarafı, karşı önerilerini yazılı olarak sundu. Bu önerilerin ana felsefesi, Mağusa Limanı'ndaki egemenlik hakkının idamesi ve kapalı Maraş bölgesinin “Kıbrıs Cumhuriyeti”nin tam denetimine verilmesi.

Kıbrıs Rum yönetiminin karşı önerisinin tam metni şöyle:

“1- Doğrudan Ticaret Tüzüğü belirli bir zaman aralığı için (mesela 2 yıl) benimsenecek,
- 10. Protokolün altında benimsenecek,
- Doğrudan ticaret yalnız Mağusa Limanı aracılığıyla yapılacak,
- Limanın kapalı ilan edildiği emirname doğrudan ticarete olanak vermeye yetecek ölçüde geri alınacak,
- Uluslararası Denizcilik Örgütüne bilgi verilecek,
- Doğrudan ticaret Avrupa Komisyonu idaresinde olacak.

2- Kapalı Maraş bölgesi; ulaşım geçitleri de dahil olmak üzere, UNFICYP'e teslim edilecek. Bölgenin statüsü ve UNFICYP'in rolü Güvenlik Konseyinin ilgili kararlarınca yönlendirilecek.
- Türk askeri ve vatandaşları çekilecek,
- Yasal sakinlerin (Rumların) gelecekteki kullanımlarına dönük hazırlıklara ilişkin teknik çalışmalar başlayacak,
- Maraş'ta mülkiyet hakkı bulunan kişiler mülkiyet haklarını mümkün olan en kısa zamanda kullanacaklar,
- Belirlenmiş hazırlık döneminin (2 yıl) hitamından veya Kıbrıs sorununa kapsamlı çözüm bulunduktan sonra (hangisi önce olursa) sakinlerinin Maraş'a dönmelerine izin verilecek,
- UNFICYP'e devredilmesi söz konusu olan bölgede AB müktesebatının ertelenmesinin kaldırılmasına özellikle dikkat edilmesi gerekir.”

HURRIYET 08/11/06

Talat: Fin önerisinin şansı yok

LEFKOŞA (A.A)

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Avrupa Birliği (AB) dönem başkanı Finlandiya önerilerinin baştan itibaren dengesiz doğduğunu belirterek, önerilerin ileriye götürülme şansı olmadığını söyledi.

Cumhurbaşkanı Talat, Bayrak Televizyonunda (BRT) yayınlanan Akis programında yaptığı açıklamada, AB'nin Kıbrıs Rum tarafının kaygılarını dikkate alarak hareket ettiğini, bunun da Rumların BM değil AB sürecini öne çıkarmasına neden olduğunu belirterek, kendilerinin bunu kabul edemeyeceğini vurguladı. Talat, AB'ye, Rum tarafını BM sürecine dönmesini zorlayacak adım atması çağrısı yaptı.

Finlandiya önerilerinin heba edilmesinin nedeninin Kıbrıs Rum tarafının tutumu olduğunun altını çizen Cumhurbaşkanı Talat, şöyle dedi:

“Finlandiya, önerileriyle ilgili daha 'bitmedi' diyor, ancak bana sorarsanız bu önerilerin ne yöntemsel ne de planın içeriği olarak yürüme şansı var. Çünkü öneriler baştan itibaren dengesiz doğdu, daha da önemlisi usul olarak çok yanlış bir şekilde geliştirildi. Usul doğru olsaydı bir şans olabilirdi ama olmadı.”
Talat, bütünlüklü çözümün parçası olan unsurların, bütünlüklü çözümün parçası olmayan unsurlarla karşılaştırılarak gündeme getirilmesinin doğru bir yöntem olmadığını kaydetti.

İZOLASYONALAR

Uluslararası izolasyonun kalkmasını istediklerini, izolasyonların kalkması halinde, Kıbrıs Rum tarafının Kıbrıs Türk tarafını baskı altına alarak asimile etme politikasından vazgeçeceğini anlatan Talat, şunları söyledi:
“Bize sadece izolasyonların kaldırılması yetmez. Bizim hedefimiz Tayvanlaşmak değil. Hedefimiz siyasi eşit bir toplum olarak dünyaya siyasal olarak açılarak, birleşik bir Kıbrıs'ın eşit bir parçası, ortağı olarak dünya tarafından tanınmak istiyoruz. Bunun için izolasyonun kalkmasını istiyoruz. Çünkü, ancak o zaman Kıbrıs sorununda ilerleme olabilir. Hedefimiz bütünlüklü çözümdür.”

ANNAN'LA GÖRÜŞME

Cumhurbaşkanı Talat, kısa süre içinde BM Genel Sekreteri Kofi Annan'la bir görüşme daha yapacağını açıkladı.
BM Genel Sekreterinin Siyasi İşlerden Sorumlu Yardımcısı İbrahim Gambari'den uzun bir zamandır mektup beklediklerini ifade eden Talat, Kıbrıs Rum tarafının bu mektubun Kuzey Kıbrıs'a ulaşmasını da engellediğini ve çözüm için her türlü tıkanıklığı yarattığını kaydetti. Talat, Rum tarafının bilinçli olarak 8 temmuz mutabakatının yürürlüğe girmesini engellediğini söyledi. Talat, şöyle konuştu:

“Anladığım kadarıyla Papadopulos 8 temmuz mutabakatından vazgeçti. AB sürecine ağırlık veriyor. BM sürecini reddetmeden Gambari'nin mektup yazmasını engelleyerek, uyutarak ve o süreci öldürmek istiyor buna izin vermeyeceğiz.”

-AB'YE ÇAĞRI-

Kıbrıs sorunu devam ettikçe, AB-Türkiye ilişkilerinde sorunlar olacağını söyleyen Talat, bunun için Kıbrıs sorununun çözümlenmesi gerektiğini belirtti. Talat, “verdiği sözleri tutmayarak Kıbrıs Türkünü kıran” AB'ye şu çağrıyı yaptı:
“-Kıbrıs Rum tarafı sizin üyenizdir. Bölünmüş devletini artık birleştir diye bir çağrı yapın. Avrupa, Avrupa'nın birleşmesi için AB'yi kurdu, siz ise bölünmüş bir ülkeyi aldınız ve bölünmüş ülkenin liderliği bölünmenin devamı için çalışıyor. Ona, 'bir numaralı sorumlu sensin, adanı birleştir, birleştirmezsen eğer sana karşı şunları yapacağız' deyin.
-Kıbrıs Rum tarafı BM zemininden kaçarak avantajlı olduğu AB zeminine sorunu taşımaya çalışıyor. AB açıkça, net bir çağrıda bulunmalı ve üyesi konumunda olan Kıbrıs Rum tarafını da zorlamalıdır. BM sürecine destek vermeli ve Rum tarafına da 'sen de git BM sürecindeki müzakerelere otur bu şemsiye altında varılan mutabakatlara saygılı ol' demelidir. Avrupa Konseyi, bütünlüklü çözüm için BM Genel Sekreterinin aktif çaba üstlenmesi çağrısı yapmalıdır.
-Siz, AB olarak izolasyonları kaldırma kararı alırken Annan Planına 'evet' diyen Kıbrıs Türklerini onore etmek için bu kararı aldınız, Rum tarafını takdir ya da teselli etmek gibi bir yükümlülüğünüz yoktur. Bizim izolasyonların kaldırılması karşılığında bir şey verme yükümlülüğümüz yoktur. Siz izolasyonları kaldırın Maraş'ı buna karıştırmayın.
-Kıbrıslı Türkler AB kurumlarında rakipleri, muhalifleri tarafından temsil ediliyor. Nerede görüldü böyle bir şey? Yani Belçika'da Valonları Flamanlar temsil edebilir mi?”

-“KKTC, KENDİ KENDİMİZİ YÖNETME MEKANİZMAMIZDIR”-

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs Rum tarafının, kendilerinin ”statü yükseltme peşinde” olduğu yönündeki iddialarının anımsatılması üzerine, kendisinin Kıbrıs Türk tarafının statüsünü yükseltme gibi bir kaygısı olmadığını ifade ederek, şöyle konuştu:

“Benim statüm Papadopulos'un statüsü kadar yüksektir. KKTC, Kıbrıs Türk halkının iradesiyle kuruldu ve yürüyor. KKTC adına benim hiçbir endişem yok. KKTC, hem çözüm şartlarında hem de çözümsüzlük koşullarında bizim ihtiyacımız olan kendi kendimizi yönetme mekanizmamızdır. Bunun seviyesi de bir devlet olarak en üsttedir. Seviyeyi yükseltme gibi bir ihtiyacımız yoktur. Tanınmasını istiyoruz diye bir kanıt gösteremezler. Biz birleşmeden yana net bir tavır ortaya koyduk. Rumlar kendilerine baksınlar. Bölünmenin devamının ve derinleşmesinin sorumlusu Rum tarafıdır.”

Talat, mesajlarının Rum tarafına yeterince ulaşmadığını, bunun Papadopulos yönetimi tarafından engellendiğini söyledi.
Cumhurbaşkanı Talat, KKTC'deki muhalefet partilerinin meclise girmemesi durumu sonucu yaşananlarıysa 'vahim bir durum' şeklinde yorumladı.

HURRIYET 08/11/06

Rumlar canlı yayında 'horon tepti'

Hürriyet İnternet

CNN TÜRK'ün AB Komisyonu'nun önünden yaptığı canlı yayın, Rumlar'ın ilginç protestosunu da ekrana getirdi.

AB, Türkiye ile müzakerelerin geleceğini belirleyecek İlerleme Raporu’nu görüşürken CNN TÜRK de AB Komisyonu binasının önünden canlı yayın yaptı.

Brüksel'den yapılan canlı yayınlarda raporla ilgili konuklara sorular soruldu. Ancak Avrupa Parlamentosu'nun Hollandalı Hıristiyan Demokrat Parlamenteri ve Türkiye raportörü Camiel Eurlings'in canlı yayına alındığı sırada ilginç bir protesto ekrana yansıdı. Bir grup Rum gösterici Karadeniz'in horonuna benzeyen bir milli folklar oyunu ile protesto gösterisi yaptı. İşte ilginç protestonun görüntüleri...

HURRIYET 08/11/06

BBC: Türkiye ilk kez bir başörtülü first-lady görebilir!


      Türkiye’deki türban sorununu inceleyen BBC, Türkiye’deki kadınların yüzde 63’ünün başını örttüğünü ancak bu kadınların üniversitelere ve meclise giremediğini belirtti. Haberde ayrıca Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana Cumhurbaşkanlarının hep laik olduğu ancak bu kez Türkiye’nin ilk kez bir “başörtülü first-lady" görebileceği kaydedildi.
      Modern Türkiye’den bir görüntü olarak İstanbul’daki İstiklal caddesinde kol kola yürüyen biri uzun etekli ve başörtülü, diğeri dar kıyafetli ve saçları dalgalanan iki kızı gösteren BBC, ancak özel ya da devlete ait herhangi bir üniversitede başörtüsünün görülemediğini aktardı.
      Meclisteki hiçbir bayan milletvekilinin başını örtemediği kaydedilen haberde, bu yıl Cumhuriyet Bayramı resepsiyonuna da başörtülü bayanların davet edilmediği belirtildi.
     
      “CUMHURBAŞKANI HEP LAİK ÇEVREDEN SEÇİLDİ"

      Çoğunluğu Müslüman olan Türkiye’nin sıkı laik bir cumhuriyet olarak kurulduğu ifade edilen haberde, Mustafa Kemal Atatürk’ün Cumhuriyeti kuruşundan bu yana Cumhurbaşkanlarının hep laik çevrelerden çekildiği kaydedildi.
      Haberde, ancak şimdi AKP’nin iktidarda olduğu ve gelecek bahar partinin Cumhurbaşkanlığını da alabileceği belirtildi. Haberde böylece ilk kez bir cumhurbaşkanı eşinin başörtüsü takacağı ifade edildi.
      Bu ay sonunda açıklanacak bir kamuoyu yoklamasından sızan bilgilere göre Türk kadınlarının yüzde 63’ünün ev dışında başörtüsü taktığı kaydedilen haberde, ancak bu kadınların başlarını çoğunlukla geleneksel bir biçimde kapattığı, türban takan kadınların oranını ise yüzde 11 olduğu belirtildi.

MILLIYET 08/11/06

Genelkurmay'dan Ermeni iddialarına belgelerle yanıt


      Genelkurmay Başkanlığı, 1915 yılında çıkarılan Tehcir Kanunu ile ilgili orijinal dokümanlar ve fotoğrafları, İstanbul’daki Harbiye Askeri Müzesi’nde oluşturulan "Belgelerle Ermeni Sorunu Salonu"nda sergiliyor.
      Asılsız Ermeni iddialarının ardındaki gerçekleri su yüzüne çıkarmak için hazırlanan salonda, Tehcir Kanunu’nun uygulanması ile ilgili Bakanlar Kurulu kararı, tehcire tabi tutulan Ermeni vatandaşların illere göre dağılımlarını gösteren liste, katledilen masum Türk halkın fotoğrafları, Osmanlı İmparatorluğu ordusunda görev yapmış Ermeni vatandaşlarla ilgili resmi yazışmalar ve 1921 yılında Berlin’de bir Ermeni tarafından öldürülen Sadrazam Talat Paşa’nın üzerinden çıkarılan kanlı gömleği sergileniyor.
      Salonda sergilenen orijinal Osmanlıca dokümanların Türkçe ve İngilizce çevirileri de yer alıyor.
      Belgelerle Ermeni Sorunu Salonu’nda yer alan Ermenilerin Göç Ettirilmesi Hakkındaki Bakanlar Kurulu Kararı, Kazım Karabekir Paşanın Ermenilerin yaptıkları katliamı bildiren raporu, Osmanlı Ordusunda görevli Ermenilerin listesi, Talat Paşa’nın Ermeni komitacıların tutuklanması emri, Tehcire tabii tutulan Ermenilerin oturdukları yerler ve sayıları ile Ermeni mezalimine uğramış Türklerin fotoğrafları aynı zamanda Genelkurmay Başkanlığının internet sitesinden de yayınlanıyor.
     
     MEZALİMİN FOTOĞRAFLARI
      Salonda, Ermenilerin yaktıkları Kars çarşısı, Erzurum’da Türklerin içine doldurularak yakıldığı konak, kasığından ve bacağından yaralanmış küçük bir Türk çocuğu, Ermeniler tarafından tahrip edilen bir kasaba önünde Mezalimi İnceleme Heyeti, Kars’ta Ermeniler tarafından birbirlerine bağlanarak canice öldürülen Türk askerlerinin fotoğrafları yer alıyor. Salonda, sedyelere konmuş şehit kadın ve çocuklar, Ermenilerce karnında ateş yakılmak ve yüzleri kesilmek suretiyle öldürülen Türkler, Ermenilerin tahribinden sonra Erzurum’dan görünüm (1918), Bayburt’ta Ermenilerin katlettiği siviller, Hasankale’de Ermeniler tarafından yaralanan Türkler, 13 Şubat 1918’de Erzincan’da Hacı Müştak Efendinin evinde katledilen çocuklar ve aile bireyleri, Kars’ta ayakları başlarına bağlanarak katledilen Türkler, Erzincan’da Ermeni mahallesinde hapsedildikten sonra 12 Şubat 1918 tarihinde yakılan Türklere ait cesetlerin fotoğrafları da sergileniyor.
      Erzurum’un Alaca Köyü sakini 250 Türk’ün binalara doldurularak dökülen benzinle yakılmalarının ardından saat 06.00’da çekilen fotoğrafın da yer aldığı salonda, Bayburt’ta katliamdan kaçamayan Türkler, Erzurum’un Alvar köyünde Ermeni saldırısına uğrayan anne ve çocukları, Erzincan’da katledilen çocuklar, kadınlar ve erkekler, Ermeniler tarafından kuyulara atılmış ve vücutlarının çeşitli yerleri balta ile parçalanmış şehitlerin (10 Şubat 1918) fotoğrafları da Ermeni iddialarını yalanlıyor.
      Fotoğraflar arasında, üzerlerinde yapılan aramada bomba çıkan Ermeni komite üyelerinin de fotoğrafları sergileniyor.

MILLIYET 08/11/06

Financial Times Türkiye özel sayfası yaptı: Tansiyon yükselecek


      İngiltere’de yayımlanan günlük ekonomi ve siyaset gazetesi Financial Times, AB’nin ilerleme raporunun yayımlanması öncesinde hazırladığı Türkiye sayfasında "Çıkmaz sokak mı? Neden Türkiye’nin batıya olan uzun yolculuğu tehlikeye düştü?" sorularına yer verdi.
      "Brüksel’de Ankara ile yürütülen üyelik müzakerelerinin askıya alınması tehlikesinin her geçen gün daha çok korkuttuğunu" yazan gazete, "bunun da politikacı ve yatırımcıları rahatsız ettiği" görüşünü dile getirdi.
      "Türkiye-AB ilişkilerinde tansiyonun ilerleme raporunun açıklanmasıyla yükselebileceğini" öne süren gazete, "Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Ali Babacan’ın Türkiye’nin üyelik sürecinin sadece Türkiye ve AB için değil, Avrupa’nın geleceği açısından da hayati önem taşıdığına dikkat çektiğini" yazdı.
      Gazete, "Babacan’ın müzakerelerin bazı güçlüklerden dolayı kesintiye uğraması halinde sonucunun felaket olacağı yolundaki uyarısına" da yer verdi.
      "Kalabalık, fakir, Müslüman ancak laik Türk milletinin 1923 yılından bu yana Avrupa’nın kapısını çalmakta olduğunu" yazan FT, "ilerleme raporunun açıklanmasıyla birlikte Türkiye ile Avrupa arasındaki problemlerin dünyanın dikkatine sunulmuş olacağını" bildirdi.
      "Bazı AB yetkililerinin, raporun, Ankara’nın AB ile yürüttüğü müzakerelerin askıya alınmasına yol açacak büyük bir kriz yaratmasından ve ülkenin 150 yıllık modernizasyon ve batılılaşma hamlesinin kesintiye uğramasından çekindiğine" dikkat çekilen FT’nin haber-analizde, "aslında müzakerelere başlanmasından iki yıl sonra duruma bakıldığında her iki tarafın da birbirini taahhütlerini yerine getirmemek konusunda eleştirmekte haklı olacağı" ifade edildi.
      "Süreçteki güçlükler yüzünden Türkiye’de kamuoyunun AB üyeliğine verdiği desteğin düştüğü" savunulan haber-analizde, "2004 yılında yüzde 67 olan AB sürecine desteğin, bugün yüzde 32 olduğu" belirtildi.
      AB ile Türkiye arasındaki önemli gerginlik unsurlarından birini oluşturan Kıbrıs konusundaki gelişmelerin özetlendiği haber-analizde, "konunun, bugünkü ilerleme raporunda bir kırılma noktası olarak yer alacağı" öne sürüldü.
      "Bütün göstergelerin, konunun Aralık ayı ortalarında yapılacak AB liderler zirvesine kalacağına işaret ettiği" belirtildi.
      Gazetenin haber-analizde, "AB yetkililerinin iki gelişmeden her şeyden çok çekindikleri, bunlardan birincisinin AB zirvesinde de liderlerin bir anlaşma sağlayamaması ve görüşmelerin teknik olarak askıda kalması olduğu" kaydedildi.
      "İkinci gelişmenin ise Türkiye’nin sürecin bir noktasında AB’nin taleplerini çok yüksek bularak kendi isteğiyle ’AB sahasını terk etmesi’ olduğu" ifade edildi.
      Gazete, "korkulara rağmen, Türkiye’nin AB üyeliğini destekleyen AB yetkililerinin morallerini yüksek tutmaya çalıştıklarına, dönem başkanı Finlandiya’nın çabalarının bir umut yarattığına" işaret etti.
      "Bu kez sonucun büyük ölçüde belirsiz olduğu" kaydedilen haber-analizde, "en kötüsü de Türk ve Avrupa halklarının birbirlerinden görülür biçimde uzaklaşıyor olması" görüşü dile getirildi.

MILLIYET 08/11/06

AB ile beş kritik hafta...



FAZLA merak edilecek bir tarafı kalmadı. AB Komisyonu'nun bugün yayımlanacak Türkiye ile ilgili İlerleme Raporu ve Stratejik Belgesi'nin içeriği ana hatlarıyla artık belli.
Raporun çeşitli bölümleri, peyderpey basına sızdı (veya sızdırıldı). Strateji Belgesi de önceki akşam gazetelere ulaştı.
Birbirini tamamlayan iki dokümana da soğukkanlılıkla baktığımızda şimdilik kriz yaratabilecek veya temasları sona erdirecek bir durumun olmadığını görebiliriz.
İlerleme Raporu, her zamanki gibi, Türkiye'nin yıl içindeki performansıyla ilgili tespitler yapıyor. Demokratik reformlardan sağlığa, eğitimden güvenliğe kadar çeşitli alanlarda ülkede olup bitenlerin fotoğrafını çekiyor, buna eksikleri veya yetersizlikleri de ekleyerek bir durum değerlendirmesine yer veriyor.
Kuşkusuz raporun bazı kısımları, hoşa gitmeyecek eleştirel ifadeler taşıyor. Aynen bundan önceki raporlar gibi... Ancak sadece bu bölümlere bakıp raporu bütünüyle olumsuz saymak yanlış olur. Bunun kabul edilemeyecek tarafı varsa, gereken tepki gösterilir veya bunun tartışması yapılır...

Komisyon'dan zirveye...
Asıl önemli olan husus, Strateji Belgesi'nin -başta dolaşan söylentilerin aksine- Türkiye ile müzakerelerin, özellikle Kıbrıs nedeniyle, askıya alınması gibi olumsuz bir tavsiyede bulunmamasıdır. Bu belgede Türkiye aleyhine açık bir suçlama veya tehdit yok. Kıbrıs Rumlarına limanların açılmasıyla ilgili kararın 14-15 Aralık zirvesinde alınmasını öneriyor ve o tarih öncesinde bir ek rapor yayımlanacağını bildiriyor.
Kısacası, genel olarak rapor ve belge engellerin aşılması için tam 5 haftalık bir zaman tanıyor.
Bu engellerden biri -ve en önemlisi- Kıbrıs Rumlarına limanların açılmasıyla ilgili. "Fin formülü"nün suya düşmesine rağmen, AB dönem başkanlığı ve Komisyonu bir çıkış yolu bulma çabalarını sürdürecek. Bu iki ay içinde bir şekilde mutabakat sağlanırsa, ne âlâ. Aksi halde Türkiye limanlarını açmamakta ısrar ederse AB liderleri neye karar verecek?
Geçen günkü yazımızda belirttiğimiz gibi, müzakereleri topyekûn askıya almak olasılığı zayıf. AB içinde çoğunluk Türkiye ile ilişkilerin kesilmesine yol açacak böyle bir seçeneğe karşı. Zirveden çıkması daha muhtemel görünen karar, Türkiye ile bazı müzakere başlıklarının askıya alınması veya dondurulması, ama başlamış olan sürecin devam etmesidir...

Kıbrıs'tan 301'e...
Kıbrıs işi bazı AB üyelerinin gözünde hak ettiğinin çok ötesinde büyütüldüğü için, medyada daha çok bu "engel"den söz ediliyor. Ancak birçok Avrupa ülkesi 301. maddeyi gündemin başına alıyor ve esas "engel" olarak bunu görüyor.
AB çevrelerinde öyle bir kanı var ki, Türkiye 301. maddeyi "hallederse", Kıbrıs'la ilgili refleks zayıflayacak, Türkiye'yi tutan ülkeler Rum cephesinden gelen baskılara karşı daha fazla direnç gösterebilecektir.
Başbakan'ın ve hükümetin bu soruna yeniden eğilmesi ve bu konuda gereken yasal değişikliğin yapılabileceği sinyalini yakması, umut veriyor.
Kıbrıs'la ilgili engelin aşılması için tanınan süre yasal değişiklikler ve demokratik reformlar alanında yeni adımların atılması için bir fırsat yaratıyor. Bu zaman her iki alanda da iyi kullanılırsa, aralık zirvesinden bir "kaza"nın çıkması önlenebilir.

SAMI KOHEN MILLIYET 08/11/06

İlerleme raporu, Allah'ın emri değildir



Önümüzdeki günlerde bol bol, Avrupa Komisyonu İlerleme Raporu ve Strateji Belgesi'nden söz edeceğiz.

Bazılarımız, bu rapordaki eleştirileri, Türklüğümüze karşı bir hakaret gibi algılayacak ve onur meselesi yapacak. Yazılanların ne kadarının doğru, ne kadarının yanlış olduğunu incelemek ve buna göre tepki göstermek yerine, olayı tümüyle Türklüğümüze, dinimize, hatta toprak bütünlüğümüze karşı bir saldırı gibi algılayacak. Satırlar arasında komplo teorileri aranacak. Herkes kendi görüşüne yakın bölümlerini ön plana çıkarıp yorum yapacak.

Bu yaklaşımla sadece kendimize kötülük edeceğiz.

İlerleme Raporu, her dediği sorgusuz kabul edilmesi gereken bir Allah emri değildir. Tartışmaya açık bir öneriler dizisidir.

İlerleme Raporu, örneği görülmemiş derecede dengeli bir belge de değildir.

İlerleme Raporu, Avrupa Komisyonu teknisyenleri tarafından hazırlanır. Bu insanların Türkiye ile alıp veremedikleri yoktur. Düzgün bürokrattırlar. İşleri Türkiye'yi engellemek değil, bu büyük projeyi sonuçlandırabilmektir. Kafalarında gizli gündem veya siyasi hesaplar yoktur. Aralarında ön yargısı olan birkaçı çıksa dahi, azınlıkta kalır. Rapor da, üye ülkelerin Ankara'daki temsilcilerinden, uluslararası kuruluşların raporlarından, sivil toplum örgütlerinin bulgularından ve özellikle de Türk basınında çıkan haberlerden yararlanılarak hazırlanan bir karnedir.

Kopenhag Kriterleri'ne uymayan yaklaşımlar alt alta yazılır ve her yıl aynı konuda ne kadar mesafe alındığı kontrol edilir.

Örneğin, Kopenhag Kriterleri'nin en önemlisi, fikir özgürlüğüdür. Eğer terör çağırısı yapmaz, insanların ölümüne neden olacak kışkırtmalara girmezseniz görüşlerinizi açıklayabilirsiniz. Eğer Türkiye'deki gibi "Ermeni Soykırımı vardır demek Türklüğe hakarettir ve Türklüğe hakaret de suçtur" diye 301'inci madde gibi bir hilkat garibesi yaratmaya kalkarsanız, o zaman İlerleme Raporu'na girersiniz ve sürekli iziniz sürülür. "Başka ülkelerde de 301'inci maddeler var" diyerek kurtulamazsınız. Zira, başka ülkelerde de 301'inci madde vardır, ancak Almanlığa veya İtalyanlığa hakaret diye bir suç yoktur. Savcılar ve yargıçlar Türkiye'deki gibi uygulama yapmazlar.

İlerleme Raporu, Türklüğümüze hakaret edilip edilmediği yönüyle değil, aksine "Bu yıl neleri başardık, hangilerini değiştirebildik? Nerelerde geri kaldık acaba?" diye incelenmesi gereken bir belgedir.

Bu belgede zaman zaman abartılarla karşı karşıya kalınabilir. Yanlış bilgi de bulunabilir. Eğer bir ölüm kalım savaşına dönüştürmediğiniz, bir Avrupa Emirnamesi gibi algılamadığınız taktirde gerçeğe daha yakınlaşabiliriz.

İlerleme Raporu'nu gerçek boyutlarının dışında okumamalıyız. Abartılı şekilde ciddiye almamalıyız. Zira unutmayalım ki, elimizdeki bu rapor basit bir çalışma kağıdıdır. Bizlere hakaret etmek için yayınlanmamaktadır. Ayrıca unutmayalım, aynı raporlar diğer adaylar için de hazırlanmış, diğer aday ülkeler de eleştirilmiş, yerden yere vurulmuştur. Ancak kimse, eleştirileri onur meselesi yapmamıştır.

Kavga etmeyelim, sinirlenmeyelim. Aksine, Rapor'dan yararlanmaya bakalım. Yanlışlarını düzeltelim. Eksikleri tamamlayalım. Kabul etmeyeceklerimiz olursa, karşı tarafa anlatalım.

Basit bir olayı, Kurtuluş Savaşı'na dönüştürmeyelim.

* * *

AB PROJESİ ERİYOR HÜKÜMET SEYREDİYOR


45 yıllık Avrupa macerası gözlerimizin önünde eriyor. Her yeni anket, desteğin biraz daha düştüğünü gösteriyor.

"Tamam mı, devam mı?" sorusunun yanıtı da, 12 Aralık günü Brüksel'deki dorukta anlaşılacak. Sürüne sürüne giden müzakerelerin askıya alınıp alınmayacağı kararlaştırılacak. Eğer müzakereler durdurulursa, onlar muratlarına erecekler, sizler de kerevete çıkıp seyredeceksiniz...

Dikkat ediyorum, AB projesini destekleyen gazeteler dahi, anket sonuçlarını sanki başka bir toplumu ilgilendiriyormuş gibi yayınlıyor. Uzaktan bakıyorlar, üçüncü şahıs dili kullanıyorlar.

Yine dikkat ediyorum, AB'ye desteğin düşmesinin gerekçesi anlatılırken hep karşı taraf suçlanıyor. Avrupa Parlamentosu'nun birbirinden saçma kararları, Türk toplumunu hop oturtup hop kaldırtan, nasırlarımıza basan konuşmaları, başta Fransa, Hollanda ve Avusturya olmak üzere, bazı üye ülkelerin kamuoyunu rencide eden tutumları sayılıyor. Tek sorumlu olarak Avrupa gösteriliyor.

Hiç kimse, gelinilen noktada bizim sorumluluğumuzu sorgulamıyor. Koskoca bir projenin yavaş yavaş erimesinin nedenleri araştırılıyor.

Eline küçük bir çapa geçiren, AB'yi kanatıyor... AK Parti'ye muhalefet etmek isteyen, AB'ye vuruyor... Gerekçeler çarpıtılıyor, doğrular karalanıyor...

Ve iktidar, bu manzarayı seyrediyor.

AB projesinden en kazançlı çıkacak olan AK Parti yönetimi, hiçbir şey yapmıyor.

Suskun şekilde, kendi çocuklarının boğazlanmasını izliyorlar.

AB konusunda çok duyarlı olduklarını bildiğim dört isim Tayyip Erdoğan, Abdullah Gül, Ali Babacan ve Beşir Atalay neredeyse 16 aydır ne bir tek tanıtım programını başlatabildiler, ne hazırlık yaptırttılar.

Merak ediyorum ve AB projesini destekleyenler adına sormak istiyorum: Neden susuyorsunuz? Neden hareket etmiyorsunuz? Yarattığınız bir projenin göz göre göre yok edilmesine nasıl tahammül gösteriyorsunuz?

Bu ekibin AB'ye inançlarının sürdüğünü biliyorum. Aynı şekilde, 2007 yılında AB'ye her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyacakları ortada. O zaman bu katliama neden göz yumdukları daha da anlaşılmazlaşıyor.

Seçimler nedeniyle, oy kaybettirebilecek reformlardan kaçındıklarını varsayıyor olsak dahi, kamuoyuna zerk edilen AB yalanlarını görmezden gelmelerini anlayamıyorum.

Beyler, hadi artık kımıldayın...

Seyircilikten vazgeçin...

Kendi kalenize gol atmayın...

MEHMET ALI BIRAND MILLIYET 08/11/06

AB Komisyonu, Fransa'nın oyununa gelmedi!

CNN TÜRK / MİLLİYET

       Avrupa Birliği Komisyonu Türkiye'nin yanında yeraldı. Dünya basınında yeralan endişeli ve karamsar yorumların aksine Türkiye için bir tavsiye kararı çıkmadı.
      Avrupa Birliği Komiserleri, Türkiye konusunda uzlaşmaya vardılar. Türkiye'ye bir tavsiyede bulunmama kararı alındı. AB Komisyonu Türkiye'ye bir aylık süre tanımaya karar verdi.
      AB Komisyonu, Türkiye İlerleme Raporu'nu açıkladı. Rapor yayımlanmadan hemen önce bir değerlendirme yapan AB Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso, Türkiye'nin aralık ayının ortasına kadar deniz ve hava limanlarını Kıbrıs Rum kesimine açmasını istedi.
      Barroso, Kıbrıs sorunu sürse de Türkiye-AB müzakerelerinin dondurulmayacağını, 'diplomatik çabalara bir şans vermek istediklerini' belirtti.
      Bu çerçevede AB Komisyonu, Kıbrıs sorunu konusunda bir tavsiye kararı almadı. Komisyon, 'Türkiye yükümlülüklerini yerine getirmediği' takdirde, aralık ayında yapılacak liderler zirvesinde tavsiye kararı alacak.
      Kıbrıs konusunda üç unsur olması kararlaştırıldı. Bunlar da şöyle:
      " Türkiye'den ek protokolu tam ve ayrıntısız olarak uygulamasını bekliyoruz. Yükümlülüklerin yerine getirilmemesi müzakareleri etkileyecektir. Yükümlülüklerini yerine getirmezse komisyon Aralık ayında Türkiye'ye bir tavsiyede bulunacaktır."

FRANSA'NIN ÇABASI YETMEDİ

      Fransa, AB Komisyonu'na Türkiye'nin üyeliği için tüm ülkelerde referanduma gidilmesini yönünde karar alınmasını istedi.
      Fransa hazmetme kapasitesi konusunda strateji belgesine kamuoyunun görüşlerinin de alınması yönünde bir karar koydurmak için çaba gösterdi.
      Bilindiği gibi Fransa, Türkiye'nin üyeliği konusunda referanduma gitme kararı almıştı. Bau kararın benzerlerinin diğer AB ülkelerinin de almasını isteyen Fransa'nın isteği benimsenmedi.

MILLIYET 08/11/06

Barroso: Türkiye'ye Kıbrıs konusunda bir şans verdik


      AB Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso, Türkiye İlerleme Raporunun yayımlanması dolayısıyla yaptığı açıklamada, "(Kıbrıs konusunda) Çözüme ulaşmak için diplomasiye bir şans verdik" dedi.
      "Avrupa istikrarlı, demokratik, refah seviyesini artıran, komşularıyla barış içinde yaşayan, modernleşme yolundaki ve Avrupa değerlerini benimseyen bir Türkiye’ye ihtiyaç duyuyor. Bu nedenle Türkiye’nin katılımı için müzakerelerini başlattık" ifadelerine yer veren Barroso, bu sürecin başarılı sonuçlanması için Türkiye’nin tam kararlılıkla reform sürecine devam etmesi ve yükümlülüklerini eksiksiz yerine getirmesi gerektiğini belirtti.
      Barroso açıklamasında şu görüşlere yer verdi:
      "Bugün (Kıbrıs konusunda) çözüme ulaşmak için diplomasiye bir şans verdik.
      Türkiye Ankara Protokolünün uygulanması kapsamındaki yükümlülüklerini karşılamalı. Eksiksiz uygulamanın yerine getirilmemesi durumunda bütün müzakere süreci (olumsuz) etkilenecektir. Türkiye yükümlülüklerini yerine getirmede başarısız olursa AB Komisyonu, Aralık ayındaki (14-15 Aralık 2006) AB Zirvesi öncesinde gerekli önerileri yapacaktır."
     
     MERKEL: TÜRKİYE'NİN YIL SONUNA KADAR SÜRESİ VAR
      Almanya Başbakanı Angela Merkel, Türk hükümetine çağrıda bulunarak, Gümrük Birliği Ek Protokolünden kaynaklanan sorumluluklarını yerine getirmesini istedi.
      Merkel, Alman Dış Politika Derneği tarafından Berlin’de düzenlenen bir toplantıda yaptığı konuşmada, "Türkiye yıl sonuna kadar sorumluluklarını yerine getirmeli. Aksi takdirde AB uygun kararlar alacaktır. O zaman müzakerelere bu şekilde devam edilmesi mümkün olmaz" diye konuştu.
      Türkiye’nin Ek Protokolü uygulamayı taahhüt ettiğini ifade eden Merkel, "Güven verici ve inandırıcı bir müzakere sürecinde tüm taraflar verdikleri sözlerde durmak zorundadırlar" dedi.
      Merkel, Almanya’nın da AB güvenlik politikası konusunda uluslararası alanda sorumlulukları olduğunu belirterek, "Hayallere kapılmamalıyız. Bizlerin Almanya’da, AB’nin dış politikada hareket yeteneğine sahip olması için gerekli katkıyı sağlama sorumluluğumuz var" şeklinde konuştu.
      Başbakan Merkel, Avrupa anayasası sürecinin yeniden canlandırılması için AB dönem başkanlığı sırasında her türlü çabayı harcayacaklarını da kaydetti.

MILLIYET 08/11/06

CTP'nin Sosyalist Enternasyonal üyeliği kesinleşti

Sosyalist Enternasyonal'in parti başkanları ve temsilcilerinin katıldığı konsey toplantısı 6-7 Kasım tarihleri arasında Şili'nin başkenti Santiago'da yapıldı. Dünyanın bir çok ülkesinden üye partiler, parti başkanları ve temsilcilerinin katıldığı toplantıda CTP, Genel Başkan, Başbakan Ferdi Soyer başkanlığında CTP Dış İlişkiler Sorumlusu Kutlay Erk ile Yerel Yönetimler Sorumlusu Ünal Fındık'ın yer aldığı heyet tarafından temsil edildi.

İlk gün toplantısı

Toplantının açılışını Şili Devlet Başkanı Bayan Michelle Bachelet yaptı.

Bachelet konuşmasında Sosyalist Enternasyonal toplantısının ülkesinde yapılmasından duyduğu memnuniyeti belirtti ve üye partiler arasındaki dayanışmadan övgü ile bahsetti. Kendi ülkesinde demokratik yapılanmanın ulaştığı aşamaları, ekonomideki gelişmeleri ve uygulamada insanı temel ve özne alan yaklaşımlarını belirten Bachelet, insanın refahı ve demokrasinin güçlenmesi için geçirdikleri aşamaları anlattı. Bayan Bachelet, sosyalist partilerin görevinin dünyada barışı sağlamak ve bu yolda mücadele etmek olduğunu vurguladı.

Toplantı açılışında Kosta Rika Cumhurbaşkanı Oscar Arias da konuşma yaptı. Dünya ile barışık olduklarını bunun için de militer yapıyı değiştirdiklerini anlatan Arias, sıranın doğa ile barışmak olduğunu kaydederek, bu yöndeki çalışmaların işbirliği içinde yapılmasının gereğini vurguladı.

Daha sonra söz alan Sosyalist Enternasyonal Yunanistan'daki ana muhalefet PASOK'un lideri George Papandreu, Allende'nin ülkesinde yapılan bu toplantının düşünsel ve manevi anlamının büyük olduğunu söyledi ve çalışmalarda başarılar diledi.

Açılış konuşmalarından sonra toplantıya ara verildi

Aradan sonra temalar üzerindeki oturumlara ve konuşmalara geçildi.

CTP heyetinin temasları

Toplantıya katılan CTP heyeti gün boyunca Enternasyonal başkanı Papandreu, Enternasyonal Genel Sekreteri Luis Ayala, CTP üyeliğinin görüşüleceği komite üyeleri, Enternasyonal'in kadın ve gençlik kolları yöneticileri, Türkiye'den katılan CHP Genel Başkanı Deniz Baykal ve Onur Öymen, çeşitli ülkelerden gelen sosyalist partilerin başkan ve temsilciler dahil olmak üzere birçok ikili temaslarda ve görüşmelerde bulundu.

Ayrıca, TC Santiago Büyük Elçisi Osman Ulukan ve eşinin elçilik ikametgâhında düzenlediği resepsiyonda, CTP heyeti, Şili'yi ziyaret etmekte olan TC Anayasa Mahkemesi Başkan ve üyeleri heyeti ile de buluştu.

CTP heyeti, aynı günün akşamı, Şili Devlet Başkanı Bayan Michelle Bachelet'nin Sosyalist Enternasyonal toplantısına katılan heyetlere Başkanlık Sarayı La Moneda'da verdiği resepsiyona katıldı. Şili'nin efsanevi lideri Salvadore Allende'nin faşist darbe sırasında direndiği ve fakat darbeciler tarafından vurularak öldürüldüğü La Moneda'da gerçekleşen resepsiyonda Şili Devlet Başkanı Bayan Michelle Bachelet ile görüşen heyet, kendisine Kıbrıs kadın el işi olan hediyeyi takdim etti. Şili Devlet Başkanı Bayan Michelle Bachelet, Şili Savunma Bakanlığı görevinde bulunduğu sırada Kıbrıs BM kontenjanında bulunan Şili askerlerini ziyaret ettiğini, Kıbrıs'ı bildiğini, beğendiğini ve Kıbrıslı Türk heyetle de karşılaşmaktan mutlu olduğunu söyledi.

Kosta Rika cumhurbaşkanı ile de yapılan görüşmede, karşılıklı bilgi alış verişinde bulunuldu.

CTP' nin üyeliğine oybirliğiyle onay

Toplantının ikinci günü çalışmaları, mali raporun sunulması ve onaylanması ile başladı.

Gündemin ikinci ve önemli maddesi Enternasyonal'e üyelik müracaatlarını görüşen, değerlendiren ve tavsiye kararları alan Etik Komitesi'nin raporunun sunulması ve görüşülmesi oldu. Bu raporda CTP'nin üyeliği ile ilgili karar da vardı. Etik Komitesi, Kıbrıs'ta barışa katkı için, iki toplumun yakınlaşmasına yardımcı olmak amacıyla, Kıbrıs'ta taraflarla Enternasyonal'in ilişkisini kurumsallaştırarak daha da geliştirmek için CTP'nin on yıldan beri bekletilen üyelik müracaatının sonuçlanmasını, üye yapılmasını ve ilişkilerin geliştirilmesini tavsiye etti. Bu karar Konsey tarafından oy birliği ile onaylandı.

Konsey'in bu kararı gelecek yıl yapılacak olan Sosyalist Enternasyonal Kongre'sine sunulacak ve üyeliğin tescili gerçekleşecek. CTP artık gözlemci statüsünden çıkıp, Sosyalist Enternasyonal'in Konsültativ üyesi oldu.

Oylamanın ardından Enternasyonal'in gündemindeki diğer konuların görüşülmesi ve tartışılmasına devam edildi ve konsey tamamlandı.

Daha sonra toplantıya katılan delegasyonlar onuruna verilen öğle yemeği ve gece de düzenlenen Şili müzik ve dans gösterilerinin de yer aldığı kültür etkinliği ile toplantı sonuçlandı.

CTP heyeti, aynı gün, Ankara'ya gitmek üzere Santiago'dan ayrıldı.

KIBRIS 08/11/06

Bu kez de görüntüleri sil

ONLAR DA MARAŞ'I GÖRÜNTÜLEDİLER... Gazimağusa'da Palm Beach Otel'den Maraş'ı görüntüledikleri için pazar günü tutuklanarak önceki gün yargılanan 2 Fransız gazeteciden sonra dün de üçü İsveçli, biri Rum dört gazeteci aynı suçtan yakalandı. Ancak bu kez daha insaflı davranıldı ve gazetecilerin çektiği görüntüler silindikten sonra serbest bırakıldılar

Finlandiya önerileri çerçevesinde haber yapmak amacıyla Kıbrıs'a gelen ve pazar günü Palm Beach Otel'den Kapalı Maraş'ı görüntülerken yakalanıp, "1. Dereceden Askeri Yasak Bölgeyi görüntülemekten" yargılanan 2 Fransız gazeteciden sonra, dün de yine aynı suçtan üçü İsveçli, biri Rum dört gazeteci yakalandı. Amaçları sadece haber yapmak olan gazetecilere bu kez daha insani davranıldı ve çekilen görüntüler silindikten sonra gazeteciler serbest bırakıldı.

Fransız gazetecilerin, haber amaçlı çektikleri görüntüler nedeniyle tutuklanarak yargılanmalarının yankıları sürerken, dün de 4 yabancı gazeteci yine Kapalı Maraş'ı görüntülemek suçundan yakalandı.

Üçünün İsveçli, birinin ise Rum olduğu öğrenilen dört gazeteci dün sabah saat 10.00 sıralarında, Palm Beach Otel'den Kapalı Maraş'ı görüntüledikleri gerekçesi ile polis tarafından gözaltına alındı. Ancak yabancı gazetecilere bu kez daha insaflı davranıldı ve tutuklanmadılar. Polis, çekilen görüntüleri silindikten sonra gazetecileri serbest bıraktı.

KIBRIS 08/11/06diler

Finlandiya'nın B planı yok

Finlandiya'nın Güney Kıbrıs Büyükelçisi Risto Piipponen, Türkiye'nin Avrupa Birliği sürecinde Kıbrıs sorunundan kaynaklanabilecek bir "tren kazasını" önlemek için, sundukları öneri dışında yeni yıldan önce masaya konacak alternatif bir formülün bulunmadığını söyledi.

Risto Piipponen, Güney Kıbrıs'ta İngilizce olarak yayımlanan Cyprus Mail gazetesine verdiği demeçte, Finlandiya yönetiminin alternatif bir plan üzerinde çalıştığına dair hem Kıbrıs Türk hem de Rum basınında çıkan haberleri yalanladı.

AB Dönem Başkanı Finlandiya'nın, ekim ayında sunduğu öneri paketinin görüşülmesi için geçen pazar ve pazartesi günleri Helsinki'de organize ettiği ve Türkiye, KKTC ile Güney Kıbrıs'ı davet ettiği üçlü görüşmeler, Güney Kıbrıs'ın katılmayı reddetmesi nedeniyle iptal edilmişti.

"B planı bulunmadığının altını çizmek istiyorum"

Risto Piipponen, "Yeni bir plan yok ve başka planlar olduğu yönde çıkan söylentiler de doğru değil... B planı bulunmadığının altını çizmek istiyorum" dedi.

"Türkiye'nin limanlarını Rum bandıralı gemi ve uçaklara açması, aynı zamanda Kıbrıslı Türklerin çıkarlarını koruyacak bir uzlaşmanın bulunması yönünde hala daha şans olduğuna inandığını" söyleyen Piipponen, "Bu konuda bir uzlaşıya varılması olasılığının yüzde 50 olduğuna inanıyorum. Halen yolun sonuna gelmedik. Önümüzde hâlâ daha haftalar var" dedi.

Fin önerileri, olası bir "tren kazasını"; Avrupa Komisyonu tarafından hazırlanan Türkiye'nin katılım sürecinin değerlendirileceği raporun açıklanacağı 8 Kasım'dan önce engellemeyi amaçlıyordu. Ancak şimdi gözler; zaman darlığından dolayı Avrupa Konseyi'nin toplanacağı 15 Aralık'a çevrildi.

KIBRIS 08/11/06diler

Talat: Türkiye’ye baskı kabul edilemez

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, kısmi bir izolasyon kaldırmak için bile Türkiye’den ve KKTC’den bazı taleplerde bulunmalarını “son derece yakışıksız” bulduklarını ifade etti.

 

NTV-MSNBC VE AJANSLAR

Güncelleme: 20:33 TSİ 09 Kasım 2006 Perşembe

LEFKOŞA - KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Avrupa Birliği (AB) Komisyonu tarafından açıklanan Türkiye İlerleme Raporu’nun Türkiye için AB sürecinin devam edeceğini gösterdiğini, bu bakımdan genel anlamda olumlu olduğunu, ancak raporun Kıbrıs’a yönelik yaklaşımını ve Kıbrıslı Türklere yönelik tutumunu doğru bulmadıklarını ve eleştirdiklerini söyledi.

Talat, AB’den ve dünyadan KKTC üzerindeki izolasyonları kaldırmalarını beklediklerini, ancak kısmi bir izolasyon kaldırmak için bile Türkiye’den ve KKTC’den bazı taleplerde bulunmalarını “son derece yakışıksız” bulduklarını ifade etti. Talat, “Bu yüzden Türkiye’nin ilerleme raporu ve strateji belgesinde Kıbrıs’a yönelik olarak Türkiye’ye baskı yapılması hususlarını bizim kabul etmemiz mümkün değildir, bu yaklaşımlarını reddediyoruz, bu yaklaşımlarını kınıyoruz” diye konuştu.

Toros-2006 Tatbikatı’nın ardından basın mensuplarının, AB Komisyonu’nun Türkiye İlerleme Raporu’yla ilgili bir sorusuna cevap veren Talat şunları söyledi:

“Türkiye hükümeti konuyla ilgili değerlendirmesini yaptı ve geleceğe nasıl baktığını da ortaya koydu. O konuda söyleyecek bir şeyim yok. Ama Kıbrıs açısından olaya bakacak olursak şunu söyleyebilirim ki gayet açık ve net olarak altını çizmek istiyorum; Kıbrıs sorunuyla Türkiye’nin AB sürecini ilişkilendirmek her şeyden önce büyük bir yanlışlıktır ve ayrıca haksızlıktır. Kıbrıs sorunu ile Türkiye’nin Avrupa Birliği sürecindeki ilişkisi Kıbrıs Türk halkının 24 Nisan referandumunda kullandığı oyla artık tamamen kopmuştur. Dolayısıyla Avrupa Birliği’nin bize söz verdiği, dünyanın bize söz verdiği ‘izolasyonların kaldırılması’ sözünün yerine getirilmesi beklentisi içerisindeyiz. Bunun yerine getirilebilmesi için Türkiye’den bir şey istenmesi ya da bizden bir şey istenmesi büyük bir haksızlıktır ve kabul edilemez.”

“TALEPLERDE BULUNMALARI YAKIŞIKSIZ”
Avrupa Birliği’ne ve uluslararası topluma güvenmek istediklerini dile getiren Cumhurbaşkanı Talat, şöyle devam etti:

“Söz verdiler, izolasyonları kaldıracaklar dediler. İzolasyonları kaldırabilmek için de bizden bir şey isteyeceklerini hiçbir şekilde ifade etmediler. Dolayısıyla izolasyonları kaldırmalarını bekliyoruz. Üstüne üstlük bunu yapmamak yanında, bunun da üstüne kısmi bir izolasyon kaldırmak için Türkiye’den ve bizden taleplerde bulunmaları son derece yakışıksızdır, kabul edilebilir bir durum değildir. Bu yüzden Türkiye’nin ilerleme raporu ve strateji belgesinde Kıbrıs’a yönelik olarak Türkiye’ye baskı yapılması hususlarını bizim kabul etmemiz mümkün değildir, bu yaklaşımlarını reddediyoruz, bu yaklaşımlarını kınıyoruz.”

Bu konuda Kıbrıslı Türklerin beklentisinin hiçbir karşılık istemeden izolasyonların kaldırılması olduğunu vurgulayan Talat, “Bu bizim hakkımızdır, insanlık hakkımızdır” dedi.

Avrupa basınında ilerleme raporu

Avrupa Komisyonu tarafından dün açıklanan Türkiye ile ilgili ilerleme raporu, Avrupa basınında geniş şekilde yer aldı.

 

NTV-MSNBC VE AJANSLAR

Güncelleme: 15:34 TSİ 09 Kasım 2006 Perşembe

PARİS/LONDRA/MADRİD/ROMA/BRÜKSEL/BERLİN - İngiliz The Times gazetesi, raporun Kıbrıs konusunu Türkiye’nin AB umutları önünde bir engel olarak ortaya koyduğunu belirten bir başlıkla yayımladığı haberde, Komisyonun Türkiye’ye bu konuda süre tanıdığına dikkat çekti.

AB Komisyonu’nun ilk kez potansiyel bir üyeye ültimatom verdiğini ve Kıbrıs konusundaki şartın gerçekleşmemesi halinde görüşmelerin askıya alınmasının gündeme geleceğini yazan gazete, müzakerelerin askıya alınmasının Türkiye-AB ilişkilerine büyük zarar verebileceği yorumunda bulundu.

Gazete, böyle bir kararın ardından Almanya, Fransa gibi Türkiye’nin üyeliğine karşı ülkelerin, sürecin yeniden başlamasını zorlaştırabileceğini de öne sürdü. Gazete, bir başka tehlikenin de Türk kamuoyunda AB karşıtı bir havanın yayılması olacağını belirtti.

‘TÜRKİYE ZİRVEYE DAMGA VURACAK’
Financial Times gazetesi de Türkiye’ye AB sürecini kurtarabilmesi için bir ay süre tanındığını bildiren bir başlık kullandığı haberinde, konunun önümüzdeki ay yapılacak AB zirvesine damgasını vuracağını yazdı.

Gazete, AB dönem başkanı Finlandiya’nın çözüm arayışlarına da dikkat çekerek, bu arayışların başarıyla sonuçlanmasının Türkiye’nin AB üyeliği süreci üzerindeki en büyük tehdidi ortadan kaldıracağına işaret etti.

‘AB’DE SABIRSIZLIK BÜYÜYOR’
The Guardian da konuya, dış haberler bölümünde yarım sayfa ayırdı. Avrupa Komisyonu’nun Türkiye’ye dünkü raporuyla müzakerelerin kesintiye uğrayabileceği uyarısı yaptığını yazan gazete, AB içinde giderek büyüyen bir sabırsızlığın dikkat çektiğini kaydetti.

‘GERİ ADIM İÇİN SÜRE TANINDI’
The Independent ve The Daily Telegraph gazeteleri de konuyla ilgili haberlerinde, Avrupa Komisyonu’nun Türkiye’ye geri adım atması için süre tanıdığını duyurdu.

Independent, bu tür gerginliklerin hem AB ülkeleri hem de Türkiye’deki seçmenin sürece bakışını olumsuz etkilediği uyarısında bulunurken, Telegraph, müzakerelerin kısmen bile olsa askıya alınmasının 70 milyon nüfuslu Müslüman, laik Türkiye’nin AB üyeliği yoluyla batıya güçlü bir çıpa atmasını isteyen İngiltere ve ABD’nin Türkiye ile ilgili umutlarına vurulmuş bir darbe olacağını yazdı.

‘TÜRKİYE: AB ÇATIŞMAYA HAZIRLANIYOR’
Fransız merkez sağının gazetesi Le Figaro, “AB Komisyonu’nun savsaklamasına rağmen Ankara ile ilişkiler geriliyor” yorumunun yer aldığı haberinde, ilerleme raporunun AB başkentlerinde heyecanla karşılanmadığını, AB ülkelerinin, Kıbrıs konusundaki Fin planının başarıyla sonuçlanması hakkında hayalci olmadıklarını yazıyor.

Rapora en şiddetli tepkinin Fransa’dan geldiğini de yazan gazete, Fransa Dışişleri bakanı Philippe Douste-Blazy’nin yıl sonuna kadar Kıbrıs doyasında ilerleme sağlanamaması halinde Türkiye’nin AB üyelik takviminin gözden geçirilmesi uyarısına da yer veriyor.

‘AB TÜRKİYE’Yİ CEZALANDIRMADAN ELEŞTİRDİ’
Merkez sol eğilimli Liberation’un haberinde, “Türkiye’yle bir kriz başlatmak için erken olduğunu düşünen AB Komisyonu, liman ve havalimanlarını Kıbrıs uçak ve gemilerine açması için Türkiye’ye 15 Aralık’a kadar süre verdi. Raporunda Türkiye’nin kaydettiği ilerlemeleri yetersiz nitelese de Ekim 2005’te başlamış müzakereleri askıya alma konusunda bir tavsiyede bulunmayı reddetti. AB ile Türkiye arasındaki kriz, politik ve ekonomik reformların yavaşlamasından ziyade Kıbrıs konusuna odaklanıyor. Ancak islamcı-muhafazakar Recep Tayyip Erdoğan tarafından yönetilen hükümet, Rum Kesimi’nin ‘de facto’ tanınması anlamına geleceği endişesiyle 2005’te imzaladığı Ankara protokolüne uymayı reddediyor” ifadeleri yer alıyor.

‘AB ANKARA’YA SON BİR ŞANS VERDİ’
Günlük ekonomi gazetesi La Tribune, ilerleme raporuyla ilgili haberinde “AB Komisyonu, Türkiye ile Kıbrıs doyasında uzlaşı arayışında olan Finlandiya dönem başkanlığının önünü açmak istiyor. Bu nedenle ve sürprizsiz biçimde Türk hükümetine Kıbrıs konusundaki yükümlülüklerini yerine getirmesi için kapıyı Aralık ortasına kadar açık bıraktı. Ancak bazı AB başkentlerinde karamsarlık hakim. Statükonun devamı halinde AB Komisyonu’nun son anda yapacağı tavsiyeleri değerlendirmek için yeterli süre kalmayacağı endişesi dile getiriliyor. Türk hükümetinin Kıbrıs konusundaki katı tavrı da ani bir rota değişikliği olmayacağını gösteriyor” ifadelerine yer veriyor.

‘AB’DEN CİDDİ UYARILAR’
Le Parisien gazetesi ise “Brüksel’den Türkiye’ye sarı kart” başlığıyla verdiği haberde, AB Komisyonu’nun, Türkiye’ye ciddi uyarılarda bulunduğunu belirtiyor.

Gazete, AB’nin müzakereleri tamamen askıya almak yerine özellikle ticaretle ilgili bazı bölümlerin açılmaması yoluna gideceği yorumunu yaptı.

‘AB’DEN ANKARA ÜLTİMATOMU’
İtalyan basını, Türkiye İlerleme Raporu’yla ilgili olarak, AB’nin Türkiye’den Ankara Anlaşması’nın ek protokolünü uygulamasını istemesinin ‘ültimatom’ olduğunu yazdı.

La Repubblica gazetesi, “Brüksel’den ültimatom. Avrupa ödün vermiyor” başlığıyla ilerleme raporuna ilişkin haberini verirken, Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül’ün dün Roma’da İtalya Dışişleri Bakanı Massimo D’Alema ile yaptığı basın toplantısına da geniş yer ayırdı.

‘TÜRK HÜKÜMETİNE CİDDİ TAVIR TAKINMAMIZ LAZIM’
Corriere della Sera gazetesi ise Avrupa Parlamentosu Başkanı Josep Borrell ile yaptığı söyleşide, Türkiye konusunu ön plana çıkardı. Başlıkta, “Borrell: İnsan hakları konusunda Türk hükümetine ciddi bir tavır takınmamız lazım” ifadesine yer verildi.

Türkiye’nin Kıbrıs Rum kesimine ilişkin tavrı ise ayrı bir haberle aktarıldı. Bu konuda, Başbakan Recep Tayip Erdoğan’ın, “Kıbrıs konusu müzakerelerden hariç tutulmalı” dediğine dikkat çekildi.

La Stampa gazetesi de ilerleme raporunu, “AB: Kıbrıs ile ikili ilişkilerde Ankara hiçbir ilerleme sağlamadı” başlığıyla duyurdu. Konuya ilişkin ikinci bir haberin başlığında ise “D’Alema ve Gül: AB üyesi Türkiye, terörizmin panzehiridir” ifadesi kullanıldı.

‘AB HAVAYI YUMUŞATTI’
AB Komisyonu’nun dün açıkladığı yıllık Türkiye raporunu değerlendiren Belçika basını, AB’nin Ankara ile kriz yaşama riskini göze almadığını ve havayı yumuşatmayı tercih ettiğini yazdı.

Le Soir gazetesi, bir bardak suda fırtına havası estirildiğini, son günlerde yoğunlaşan söz düellosunun bir anda yok olduğunu, AB Komisyonu’nun ortamı yumuşatma yolunu seçtiğini, katılım müzakerelerini askıya alma tehdidine başvurmadığını anlattı.

Gazete, Rehn’in, “Türkiye’nin geri adım attığı doğru değil” sözlerine de yer verdi.

‘AB GENİŞLEME YORGUNU’
Le Soir, AB’nin ‘genişleme yorgunu’ olduğunu, uzun bir düşünme sürecine girdiğini, 2010’dan önce yeni bir genişleme adımı atmayacağını ifade etti.

Muhazafakar La Libre Belgique gazetesi, AB Komisyonu’nun birkaç haftadır sürdürdüğü tehditlerini uygulamaya sokmadığını ve müzakereleri askıya almaktan söz etmediğini, Kıbrıs konusunda diplomatik temaslara şans tanıdığını, yumuşak bir tavır izlemeyi tercih ettiğini, Ankara’nın da Komisyon raporunu iyimser bir yaklaşımla karşıladığını yazdı.

‘TÜRKLER AB’DEN SOĞUDU’
La Derniere Heure gazetesi, AB Komisyonu’nun Türkiye ile müzakerelerin askıya alınması talebinde bulunmadığını ve Aralık ayına kadar çözüm beklentisine girdiğini belirtirken, katılım müzakerelerine ilişkin askıya alma tehdidinin gündemde tutulduğuna işaret etti.

Gazete, son dönemde Türk kamuoyunun AB’den soğuduğunu da belirterek, Ankara’nın Kıbrıs konusunda istenen tavizleri vermeyeceğini ve tavır değiştirmeyeceğini açıkça ifade ettiğine değindi.

ALMAN GAZETELERİNDEN FARKLI YORUMLAR GELDİ
Alman gazeteleri, AB Komisyonu tarafından dün yayımlanan Türkiye ilerleme raporuyla ilgili olarak verdikleri haberlerde, raporun mesajı hakkında farklı yorumlarda bulundular.

Frankfurter Rundschau gazetesi “AB Komisyonu sert ifadelerden kaçındı” başlığıyla verdiği haberde, AB’nin Türkiye ve Balkanlarla ilgili raporunun beklenenden daha olumlu olduğunu belirtti.

Frankfurter Allgemeine Zeitung gazetesi, AB Komisyonu’nun “Türkiye’yle ilişkilere nasıl devam edilmeli?” sorusuna kesin bir cevap vermediği, bilinen mevcut eksikliklerin raporda yeniden dile getirildiğini yazdı.

Bild gazetesi ise “AB, Türkiye’yi müzakerelerin sona erdirilmesiyle tehdit ediyor” başlığıyla verdiği haberde, AB’nin Türkiye’ye ültimatom verdiğini ve Türkiye’nin 5 hafta içinde Kıbrıs Rum kesiminden gelecek gemilere limanlarını açmaması halinde üyelik müzakerelerinin kesileceğini yazdı.

Die Welt gazetesi de “Türkiye taviz vermeyi reddetti” başlığıyla verdiği haberde, AB’nin Türkiye’ye, limanlarını Kıbrıs Rum kesiminden gelecek gemilere açması için 5 hafta süre tanıdığını yazdı.

İSPANYOL BASINI: TÜRKİYE’YE SON FIRSAT
İspanyol basını ise AB Komisyonu’nun raporuyla ilgili olarak, ‘Türkiye’ye son fırsat verildi’ yorumunda bulundu.

İspanya’nın önde gelen gazetelerinden El Pais, “AB Türkiye’ye son bir fırsat sunuyor” başlığını kullanırken, AB dönem Başkanı Finlandiya’nın Kıbrıs konusundaki planının Ankara ve diğer AB ülkeleri tarafınca kabul edilmesinin istendiğini yazdı.

‘DOĞU EKSPRESİ ROTASINDA’
El Mundo gazetesi, “Doğu Ekspresi yavaş ama rotasında devam ediyor ve ray üzerinde” ifadesini kullanarak, Brüksel’in Rumlara limanlarını açması konusunda Türkiye’ye süre verdiğini belirtti.

ABC gazetesi de “Brüksel, Türkiye çarpışmasını aralık ayına kadar erteliyor” başlığını atarak, ‘Ankara’nın ilerlemeleri takdire layık görülüyor ama ifade özgürlüğü ve askerin siyasi hayata müdahalesi eleştiriliyor’ ifadesini kullandı.

Öte yandan Portekiz basınından Diario de Noticias, “Türkiye’ye 1 ay süre verildi”, Publico da “Türkiye, AB’nin Kıbrıs sorunu hakkındaki ültimatomuna meydan okuyor” ifadelerini ön plana çıkardı.

Babacan 'kötü senaryo' beklemiyor


9 Kasım, 2006 15:24:00 (TSİ) CNN TURK

cnnturk.com

AB'nin 'aralık ortasına kadar Kıbrıs yükümlülüklerinizi yerine getirin' açıklamasını değerlendiren Başmüzakereci Ali Babacan, önümüzdeki ay yapılacak AB zirvesinde 'çok kötü bir senaryo' beklemediklerini söyledi.

Dün AB'nin İlerleme Raporu'nu açıklanmasından önce konuşan AB Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso, Türkiye'nin aralık ayının ortasına kadar deniz ve hava limanlarını Kıbrıs Rum kesimine açmasını istemişti.
 
Ancak Komisyon 'diplomatik çabalara şans vermek için' Kıbrıs konusunda bir tavsiye kararı almadı. Komisyon, 'Türkiye yükümlülüklerini yerine getirmediği' takdirde, aralık ayında yapılacak liderler zirvesinde tavsiye kararı alacak.
 
CNN TÜRK'te yayınlanan 'Manşet' programında Mithat Bereket'in sorularını yanıtlayan Babacan, "işler 'Komisyon süre verdi' noktasında değil. Kıbrıs için durum tespiti yapıldı. AB 'bekleyecegiz' dedi. Görüşmeler nereye gider, sonuç alınır mı göreceğiz" dedi.
 
Türkiye'nin AB sürecinin tıkanmasının olumsuz sonuçlarını herkesin bildiğini kaydeden Babacan, "olumsuz, çok kötü senaryo ihtimalini zayıf görüyoruz. Müzakerelerin askıya alınması için 25 ülkenin ortak kararı gerekiyor. Bu da pek olası görünmüyor" diye konuştu.
 
Babacan, müzakere sürecinin Kıbrıs ile ilgili bölümlerinin askıya alınması senaryosu olup olmadığı konusunda ise, "rasyonalite Türkiye'nin sürecinin ciddi bir sıkıntıya uğramamasını gerektiriyor. Eğer AB'nin uzlaşma kültürü varsa" ifadesini kullandı.
 
"AB artık Kıbrıs'ta objektif olamıyor"
 
AB'nin KKTC'ye izolasyonları kaldırma sözü verdiğini, ancak hiçbir değişiklik olmadığını hatırlatan Ali Babacan, AB'nin 25 üyesinden 1'nin Rumlar olduğunu, bu nedenle birliğin 'artık' Kıbrıs ile ilgili konularda objektif olamadığını söyledi.
 
"Biz de bunu anlayışla karşılamalıyız" diyen Babacan, AB'nin birlik olarak üyelerinden birini eleştiren bir tutum içine giremeyeceğini belirtti.
 
AB yetkilileri ile yaptıkları birebir, 'samimi' görüşmelerde, kimsenin Rumların tavrından memnun olmadığını kaydeden Babacan, ancak bu konudaki simetrinin 'çoktan bozulmuş' olduğunu kaydetti.

Babacan, AB'nin Genişlemeden Sorumlu eski Üyesi Günter Verheugen'in de Kıbrıslı Rumların tavrını eleştirdiğini ve "Rumlar bizi aldattı" sözlerini hatırlattı.
 
Ali Babacan, Kıbrıs konusundaki uzlaşmazlıkların ve sorunun çözümünün ertelenmesinin temelinde sorunlu, fiilen bölünmüş, sınır sorunları olan bir adanın tek taraflı olarak AB'ye alınması olduğunu, AB yetkililerinin de özel görüşmelerinde bunu itiraf ettiğini söyledi.
 
"Finliler dürüst, muhataplarını da öyle sanıyorlar"
 
Son dönemde Kıbrıs konusundaki çözüm planıyla gündeme gelen AB Dönem Başkanı Finlandiya'nın önerilerini hala yazılı hale getirmediğini belirten Babacan, "Finliler açık, dürüst insanlar ama tüm muhataplarını öyle zannediyorlar. Çok da umutlu olmayalım" diye konuştu.
 
Kıbrıs sorununa 'daha objektif bir kurum' olan Birleşmiş Milletler zemininde çözüm aradıklarını kaydeden Babacan, AB'nin tarafları kapsamlı bir çözüme ulaştırmasının ise 'mümkün olmadığını' belirtti.

"Biz istiyoruz ki bütün izolasyonlar aynı anda kalksın. Bizim teklifimiz (Kıbrıs Eylem Planı) de hala masada. İzolasyonlar kalksın, biz de limanları eşzamanlı olarak açalım" diyen Babacan, Yunanistan'ın Kıbrıs konusunda çekimser kalmasını da eleştirdi.
 
Yunanistan'a eleştiri

Finlandiya'nın Kıbrıs'ta çözüm için planladığı Helsinki zirvesine Yunanistan'ın olumlu yanıt vermediğini hatırlatan Babacan, "Yunanistan kendini nasıl soyutlayabilir? Yunanistan'ın desteği  olmadan Ada'da adım atılamaz. Bir garantör ülke dışarıda kalamaz" dedi.
 
AB'den 'limanları açın' baskısı
 
AB Komisyonu, Türkiye İlerleme Raporu'nu dün açıkladı. Raporda reform hızının yavaşlamasından, azınlıkların durumuna, ifade özgürlüğü ve işkencenin önlenmesine kadar pek çok konuda Türkiye'ye eleştiriler yöneltildi.
 
Raporun açıklanmasından kısa bir süre önce konuşan AB Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso, Türkiye'nin aralık ayının ortasına kadar deniz ve hava limanlarını Kıbrıs Rum kesimine açmasını istedi.
 
Barroso, Kıbrıs sorunu sürse de Türkiye-AB müzakerelerinin dondurulmayacağını, 'diplomatik çabalara bir şans vermek istediklerini' belirtti.
 
Bu çerçevede AB Komisyonu, Kıbrıs sorunu konusunda bir tavsiye kararı almadı. Komisyon, 'Türkiye yükümlülüklerini yerine getirmediği' takdirde, aralık ayında yapılacak liderler zirvesinde tavsiye kararı alacak.
 
İlerleme Raporu'nun AB Komisyonu'nda görüşüldüğü sırada Fransa, Türkiye'nin üyeliğinin tüm ülkelerde referanduma sunulmasını teklif etti ancak bu teklif reddedildi ve raporda yer almadı.

Tan: "Kıbrıs konusu kullanılmamalı"


9 Kasım, 2006 14:15:00 (TSİ) CNN TURK

Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Namık Tan, Kıbrıs sorununun sadece Türkiye'yi ilgilendirmediğini belirtti ve ''Kıbrıs'taki görüş ayrılıklarının rapora yansıdığını görmekteyiz. Kıbrıs sorunu Türkiye'nin AB'ye katılım sürecine karşı kullanılmamalı'' dedi.

Haftalık basın toplantısında konuşan Tan, Ek Protokol konusunda da sadece Türkiye'de değil, AB'de de endişe verici bir zihin bulanıklığı olduğunu belirtti.
 
Tan, "Türkiye attığı imza ile bu protokolü uygulayacağını beyan etmemişti. Türkiye sadece imza atarak iradesini beyan etmişti. Bunun için karşılıklı sorumluluk mevcuttur" diye konuştu.
 
Kıbrıs'taki referandum sonrası AB Komisyonu'nun KKTC'deki izolasyonların kaldırılması sorumluluğu ile görevlendirildiğini Tan, ortaya 'AB'nin sorumluluklarıyla en ufak bir şekilde bağdaşmayan bir metnin çıktığını' söyledi.
 
Tan, "dolayısıyla şimdi Türkiye'den tek taraflı adım atması beklenmektedir. AB'nin kültürü uzlaşıdır. Uzlaşı iki tarafın sorumluluklarını yerine getirmesini gerektirir. Bugüne kadar sorumluluklarımızı daima en sonuna kadar yerine getirdik ama karşılık görmedik. Karşılık görmedikçe de tek taraflı adım atmamız bizden beklenmemeli" dedi.
 
Türkiye'nin Fin önerilerine bakışı

Finlandiya Dönem Başkanlığı'nın Kıbrıs sorununa çözüm bulunması yönündeki çabalarını takdirle karşıladıklarını belirten Tan, çözüm yolunda çaba harcamaya hazır olduklarını ifade etti.

Tan, Finlandiya'nın önerileri çerçevesinde bazı görüşmelerin olabileceğini, bunların Finlandiya'nın girişimine bağlı olacağını kaydetti.
 
Tan, "biz de şayet uygun zeminde davet alır, karşılamayı uygun görürsek bu tür toplantılarda hazır bulunuruz" dedi.

Ancak Tan, bu konuyla ilgili bir takım süre tahditlerinden söz etmenin son derece yanlış olduğunu belirtti.
 
Tan, "AB ile ilişkilerimizin ortaklar arasında yürütülen bir süreç olduğu anlayışıyla hareket etmekteyiz... Bu yolun gerektirdiği tarihi sorumlulukla gerekli siyasi iradeyi en güçlü şekilde gösteriyoruz. Ancak aynı siyasi iradeyi AB'nin de ortaya koymasını beklemekteyiz" dedi.
 
Yunanistan ile diyalog çağrısı
 
Sözcü Namık Tan, Türkiye'nin Yunanistan ile daima iyi komşuluk ilişkileri içerisinde olmayı ve anlaşmazlıkları diyalog yoluyla halletmeyi arzuladığını ve bu iradesinde en ufak bir değişiklik olmadığını da söyledi.
 
Sözcü Tan, tarafların, bundan sonra da yapıcı bir anlayışla hareket ederek, ilişkilerini daha da ileriye götüreceklerini ve bu tür sorunların ortaya çıkmasına vesile yaratılmamasını temin edecek tedbirleri alacaklarını söyledi.
 
Tan, "Genelkurmay Başkanı Orgeneral Büyükanıt'ın ziyareti bu istikamette atılmış bir adımdır. Bundan da memnuniyet duymaktayız" dedi.

Dış basın: AB Türkiye'ye Kıbrıs için son şansı verdi

LONDRA/PARİS/WASHINGTON/MADRİD(ANKA)/A.A

Avrupa Komisyonu tarafından dün açıklanan Türkiye ile ilgili ilerleme raporu, Avrupa basınında geniş şekilde yer aldı.

Yabancı gazeteler ilerleme raporunu “Türkiye için bir ültimatom”, “Kıbrıs konusunda son şans” ve "Kıbrıs konusunu Türkiye'nin AB umutları önünde bir engel" diye değerlendirdi.

INDEPENDENT: ERDOĞAN UZLAŞMA İŞARETİNİ VERMEDİ

“AB Türkiye’yi Kıbrıs konusunda geri adım at uyarısını yaptı” diyen İngiliz The Independent gazetesi de, İlerleme Raporu’nda Türkiye’nin ciddi eksikliklerinin sıralandığını yazdı.

Gazete, Başbakan Erdoğan’ın Kıbrıs konusunda uzlaşabileceği yönünde herhangi bir işaret vermediğini de öne sürdü.

GUARDIAN: FİNLANDİYA’YA DAHA ÇOK ZAMAN VERİLDİ

İngiliz The Guardian gazetesi, AB’nin Finlandiya’ya daha çok zaman tanıma yolunu seçtiğini kaydetti. Gazete, Başbakan Erdoğan’ın açıklamaları için “Sözleri, AB liderlerinin Türkiye’ye empoze edilecek bir ceza türü konusunda anlaşmak zorunda kalacaklarının işareti” yorumunu yaptı.

TIMES: POTANSİYEL BİR ADAY ÜLKEYE İLK ÜLTİMATOM

İngiliz Times gazetesi Avrupa Komisyonu’nun Türkiye İlerleme Raporu ile “potansiyel bir aday ülkeye ilk kez ültimatom” verdiğini yazdı. Haberde Komisyon’un Ankara’ya verdiği Kıbrıs ültimatomunun Türkiye’nin AB umutlarını sona erdirebileceği değerlendirmesinde bulundu. Haberde ancak Başbakan Recep Tayip Erdoğan’ın KKTC’ye yönelik izolasyonlar kalkmadan Kıbrıs konusunda adım atılmayacaklarını bir kez daha söylediği aktarıldı.

FINANCIAL TIMES: TÜRKİYE’YE BİR AYLIK SÜRE VERİLDİ

Ekonomi gazete Financial Times, Türkiye’nin AB hedefini kurtarması için bir aylık süre verildiğini belirtirken, Kıbrıs’ta sağlanabilecek bir çözümün Türkiye’nin adaylığına en büyük tehdidi ortadan kaldıracağı görüşünü dile getirdi.

BBC: BRÜKSEL’DEN ANKARA’YA SON TARİH

İngiliz Yayın Kuruluşu BBC, Avrupa Komisyonu’nun Türkiye’ye limanlarını Rumlara açması için Aralık ayı ortasına kadar süre tanıdığı aksi takdirde Türkiye’nin belirsiz sonuçlara katlanacağını söylediğini belirtti.

TELEGRAPH: KIBRIS UMUTSUZ BİR TALEP

İngiliz Daily Telegraph gazetesi, “kritik bir rapor” olarak nitelendirdiği Avrupa Komisyonu’nun İlerleme Raporunda Türkiye’den 15 Aralık’a kadar limanlarını Rumlara açması istendiğini aktardı. Haberde ancak Komisyonun bu isteğinin “umutsuz bir talep” olduğu değerlendirmesi yapıldı.

KATHİMERİNİ: AB TÜRKİYE'YE TEHDİTLERDE BULUNDU

Atina'da yayımlanan Kathimerini gazetesi, AB Komisyonu'nun Türkiye'ye yükümlülüklerini yerine getirmesi için beklendiği gibi biraz daha zaman tanıdığını belirttiği haberinde, raporda, "uyum göstermeyen" Türkiye'ye karşı "ayrıntılara girilmeden tehditlerde bulunulduğunu" savundu.
    
TO VİMA: TÜRKİYE'YE ÜLTİMATOM VERİLDİ

To Vima gazetesi, "AB'nin Türkiye'ye ültimatom verdiğini" kaydettiği haberinde, Ankara'ya, tüm gerekli değişikliklere gitmesi için beş haftalık süre tanındığını ve AB'ye üye olabilmek için tüm yükümlülüklerini yerine getirmesi gerektiğinin ise açık bir dille ifade edildiğini kaydetti.
    
Raporu, "Türkiye için bıçak kemiğe dayandı" şeklinde değerlendiren Apogevmatini gazetesi, komisyonun Türkiye'ye bir aylık son bir süre verdiğini, öte yandan gerek Atina gerekse Kıbrıs Rum yönetiminin raporun içeriğinden memnun olduklarını yazdı. Gazete, komisyonun, bu arada Türkiye'yi zirve toplantısına kadar gerekli reformlara gitme yolunda cesaretlendirmeyi de hedefleyerek, "hem nalına hem mıhına" taktiğini izlediği yorumunda bulundu.
    
ELEFTEROS TİPOS: TÜRKİYE'YE YAPTIRIMLARA GİDİLECEK

Elefteros Tipos gazetesi, komisyonun, Türkiye'nin, aralık ayında yapılacak AB zirve toplantısına kadar, Kıbrıs Rum Kesimi'ne liman ve hava alanlarını açmaması halinde, yaptırımlara gidilmesi önerisi getireceğini öne sürdü. Gazete, komisyonun, Türkiye ile uzlaşmaya varmak için tüm girişimlerde bulunduğunu, ancak Finlandiya dönem başkanlığının hem Ankara hem de Rum yönetimini tatmin edecek bir çözüm bulmasının çok zor olduğunun Brüksel'de herkes tarafından bilindiğini yazdı.
    
ETHNOS: TOP ZİRVE TOPLANTISINA ATILDI

Ethnos gazetesi ise AB Komisyonu'nun, Türkiye konusunda son kararların alınması için "topu zirve toplantısına attığını" kaydettiği haberinde, komisyonun, dünkü raporunda, Ankara'nın, Kıbrıs Rum Kesimi ile ilgili yükümlülüklerini yerine getirmemesi halinde gidilecek yaptırımlara değinmekten kaçındığını yazdı.
    
TA NEA: AVRUPA YOLU KARANLIK

Ta Nea gazetesi, raporun, Türkiye'nin insan hakları gibi kritik bir konuda ilerleme kaydetmediğini, aksine geri adımlar attığını ortaya koyduğunu öne sürdüğü haberinde, Türk Hükümeti için en kötü tarafının ise Brüksel'in, 14 Aralık'a kadar Rum Kesimi'ne liman ve havaalanlarının açılmaması halinde "Avrupa yolunun karanlık olacağı" uyarısında bulunması olduğunu yazdı.
    
ELEFTEROTİPİYA: HERKES TATMİN OLDU

Elefterotipiya gazetesi, "Raporun, mümkün olmayanı başararak herkesi tatmin ettiğini, hiçbir şeye değinmeden her şeyi söylediğini" yazdı. Komisyonun yıllık ilerleme raporunun, Ankara, Atina, Rum yönetimi ve diğer Avrupa ülkelerini, Türkiye'yi ister eleştirir isterse eleştirmiyor olsunlar, tatmin ettiğini belirten gazete, komisyon ile Finlandiya dönem başkanlığının bu başarıya ulaşmaktaki "küçük sırrının", Türkiye'nin uyum performansına ilişkin en ufak bir yorumda bulunmaktan kaçınmaları olduğu yorumunu yaptı.

LE MONDE: BRÜKSEL DİPLOMATİK ÇABALARA ŞANS TANIDI

Fransız gazetesi Le Monde ise, Avrupa Komisyonu’nun bu aşamada bir tavsiyede bulunmayarak diplomatik çabalara şans tanıma kararını verdiğini ve Ankara’ya beş haftalık bir süre verdiğini kaydetti.

LE FIGARO: AB ÇATIŞMAYA HAZIRLANIYOR

Kıbrıs konusunda Ankara’nın “uzlaşmaz” olmayı sürdürdüğünü öne süren Fransız Le Figaro gazetesi de, Avrupa Komisyonunca yayınlanan “olumsuz” raporun Aralık’taki AB Zirvesi’nde bir çatışma çıkacağı habercisi olduğunu yazdı.

LIBERATION: AB ELEŞTİRDİ, AMA CEZALANDIRMADI

Liberation, "AB Türkiye'yi eleştirdi, ancak cezalandırmadı" başlığıyla verdiği haberde, "AB Komisyonu'nun son raporunda Türkiye'ye yönelik eleştirilerin dozunu artırdığını" yazdı. AB Komisyonu'nun Türkiye ile bir kriz başlatmayı "daha erken bulduğu" yorumunu yapan gazete, Komisyonun müzakerelerin askıya alınmasını reddettiğini ve bu kararı AB liderlerine bıraktığını duyurdu.

LE PARISIEN: SARI KART

Le Parisien gazetesiyse "Brüksel'den Türkiye'ye sarı kart" başlığıyla verdiği haberde, "AB Komisyonu'nun, Türkiye'ye ciddi uyarılarda bulunduğu" belirtildi. Gazete, AB'nin müzakereleri tamamen askıya almak yerine özellikle ticaretle ilgili bazı bölümlerin açılmaması yoluna gideceği yorumunu yaptı.

LE SOIR: BİR BARDAK SUDA FIRTINA 

Belçika gazetesi Le Soir, "bir bardak suda fırtına" havası estirildiğini, son günlerde yoğunlaşan söz düellosunun bir anda yok olduğunu, AB Komisyonu'nun ortamı yumuşatma yolunu seçtiğini, katılım müzakerelerini askıya alma tehdidine başvurmadığını anlattı. Komisyonun genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn'in, "Türkiye'nin Kıbrıs konusunda yükümlülüklerini yerine getirmemesi halinde AB Komisyonu'nun aralık ayında yapılacak zirve öncesinde gereken önerileri yapacağı" sözlerine de yer veren ve Fransa'nın "müzakereleri askıya almaktan" söz ettiğini hatırlatan gazete, bir uzlaşma için 5 hafta vakit kaldığını, ancak bunun yetersiz olabileceğini, Türkiye'nin taviz vermekten yana gözükmediğini belirtti.

LA LIBRE BELGIQUE: DİPLOMATİK TEMASLARA ŞANS TANINDI

Muhazafakar "La Libre Belgique" gazetesi, AB Komisyonu'nun "birkaç haftadır sürdürdüğü tehditlerini uygulamaya sokmadığını ve müzakereleri askıya almaktan söz etmediğini", Kıbrıs konusunda diplomatik temaslara şans tanıdığını, yumuşak bir tavır izlemeyi tercih ettiğini, Ankara'nın da komisyon raporunu "iyimser bir yaklaşımla" karşıladığını yazdı.
    
LA DERNIERE HEURE: ANKARA TAVİZ VERMEYECEK

"La Derniere Heure" gazetesi, AB Komisyonu'nun Türkiye ile müzakerelerin askıya alınması talebinde bulunmadığını ve aralık ayına kadar çözüm beklentisine girdiğini belirtirken, katılım müzakerelerine ilişkin "askıya alma" tehdidinin gündemde tutulduğuna işaret etti. Gazete, son dönemde Türk kamuoyunun "AB'den soğuduğunu" da belirterek, Ankara'nın Kıbrıs konusunda istenen tavizleri vermeyeceğini ve tavır değiştirmeyeceğini açıkça ifade ettiğine değindi.

LA REPUBBLICA: BRÜKSEL'DEN ÜLTİMATOM, AVRUPA ÖDÜN VERMİYOR

İtalyan La Repubblica gazetesi, "Brüksel'den ültimatom. Avrupa ödün vermiyor" başlığıyla ilerleme raporuna ilişkin haberini verirken, Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül'ün dün Roma'da İtalya Dışişleri Bakanı Massimo D'Alema ile yaptığı basın toplantısına da geniş yer ayırdı. İlgili haberde Gül'ün tavrı, "Türkiye AB'ye girecek ama Kıbrıs konusunda dayatmaları kabul edemez" başlığıyla özetlendi.
    
CORRIERE DELLA SERA: İNSAN HAKLARI KONUSUNDA CİDDİ TAVIR TAKINMALIYIZ

Corriere della Sera gazetesi ise Avrupa Parlamentosu Başkanı Josep Borrell ile yaptığı söyleşide, Türkiye konusunu ön plana çıkardı. Başlıkta, "Borrell: İnsan hakları konusunda Türk hükümetine ciddi bir tavır takınmamız lazım" ifadesine yer verildi. Türkiye'nin Kıbrıs Rum kesimine ilişkin tavrı ise ayrı bir haberle aktarıldı. Bu konuda, Başbakan Recep Tayip Erdoğan'ın, "Kıbrıs konusu müzakerelerden hariç tutulmalı" dediğine dikkat çekildi.
    
LA STAMPA: ANKARA HİÇBİR İLERLEME SAĞLAMADI

La Stampa gazetesi de ilerleme raporunu, "AB: Kıbrıs ile ikili ilişkilerde Ankara hiçbir ilerleme sağlamadı" başlığıyla duyurdu. Konuya ilişkin ikinci bir haberde ise Gül ve D'Alema'nın dün Roma'da düzenledikleri basın toplantısına değinildi. Haber başlığında, "D'Alema ve Gül: AB üyesi Türkiye, terörizmin panzehiridir" ifadesi kullanıldı.
    
IL GIORNALE: ANLAŞMALARA UY

Il Giornale gazetesi ise "AB'den Türkiye'ye ültimatom: Anlaşmalara uy" diye başlık attı. Spotta ise gelişmeler şu ifadelerle özetlendi: "Türkiye'nin beş hafta içinde Kıbrıs'ı ve ifade özgürlüğünü tanıması gerekecek. (AB Komisyonu Başkanı Jose Manuel) Barroso, 'Bu, Avrupa'ya girmek için son şans' dedi. Yirmi beş üye arasında, müzakereler konusundaki görüş ayrılığı sürüyor. Kararı aralık ortasında Brüksel'deki liderler zirvesi belirleyecek." Türkiye'nin rapor konusundaki tutumu ise "Ankara, Kıbrıs konusunda ödün vermek istemiyor" cümlesiyle ifade edildi.

EL PAIS: AB TÜRKİYE’YE SON FIRSAT VERDİ

Büyük İspanyol gazetesi El Pais, AB’nin Kıbrıs konusunda Türkiye’ye “ciddi bir uyarı” yaptığını belirtti. “AB Türkiye’ye son fırsat verdi” başlığını kullanan gazete, Türkiye’nin limanlarını Rumlara açma reddinin en tartışmalı konu olduğunu yazdı.

EL MUNDO: DOĞU EKPSPRESİ YOLUNA DEVAM EDİYOR

El Mundo gazetesi, "Doğu Ekspresi yavaş ama rotasında devam ediyor ve ray üzerinde" ifadesini kullanarak, "Brüksel'in Rumlara limanlarını açması konusunda Türkiye'ye süre verdiğini" belirtti.

ABC: ARALIK AYINA KADAR ERTELENDİ 

ABC gazetesi "Brüksel, Türkiye çarpışmasını aralık ayına kadar erteliyor" başlığını atarak, "Ankara'nın ilerlemeleri takdire layık görülüyor ama ifade özgürlüğü ve askerin siyasi hayata müdahalesi eleştiriliyor" ifadesini kullandı.
    
DIARIO DE NOTICIAS: 1 AY SÜRE VERİLDİ

Portekiz basınından Diario de Noticias, "Türkiye'ye 1 ay süre verildi", Publico da "Türkiye, AB'nin Kıbrıs sorunu hakkındaki ültimatomuna meydan okuyor" ifadelerini ön plana çıkardı.

VOA: GÜL’E GÖRE HALA YAPILACAKLAR VAR AMA SONUÇ OLUMLU OLACAK

Amerika’nın Sesi Radyosu, İlerleme Raporu ile Avrupa Komisyonu’nun, Türkiye işkenceyi önlemez ve ifade özgürlüğünü korumazsa AB müzakerelerini dondurma tehdidinde bulunduğunu kaydetti. Haberde Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’ün de hala yapılacaklar olduğu ancak olumlu olacağı görüşünü savunduğu ifade edildi.

CSM: RAPOR TREN KAZASININ EN KESİN GÖSTERGESİ

Amerikan Christian Science Monitor gazetesi İlerleme Raporu’nun Türkiye ile AB arasında muhtemel bir tren kazasının şu ana kadar gelen en kesin göstergesi olduğu yorumunu yaptı. Haberde, AB’nin raporla birlikte Türkiye’yi reformların hız kesmesi ve Aralık ayı ortasına kadar limanlarını Rumlara açmazsa ortaya çıkacak kesin olmayan sonuçlar konusunda uyardığı kaydedildi.

VREMYA NOVOSSTEY: REFORMLARIN HIZI DÜŞTÜ

Rus Vremya Novostey gazetesi, AB'nin ilerleme raporunda Türkiye'yi reformların hızının düştüğü gerekçesiyle eleştirdiğini bildirdi. Gazetede, bugün yayımlanan “AB'den Ankara'ya reformlarının hızının düştüğü eleştirisi” başlıklı haberde, “Açıklanan ilerleme raporunda, Türk hükümeti, reformların temposunun düşmesi, temel hak ve özgürlüklerin güvence altına alınamaması ve Kıbrıs ile ilgili sorunların çözülememesinden dolayı eleştirildi” denildi. AB'nin eleştirilerinin en önemli nedeninin, Ankara'nın hava ve deniz sahasını Güney Kıbrıs Rum yönetimine açma taahhüdünü yerine getirmemesinin olduğu belirtilen haberde, “Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ne yönelik izolasyonların kaldırılması çağrısına AB, limanların ve hava sahasının koşulsuz olarak açılması gerektiği karşılığını verdi” ifadeleri yer aldı.

HURRIYET 09/11/06

Kıbrıs restleşmesi AB Komisyonu'nda

Zeynel LÜLE/BRÜKSEL

AB Komisyonu, dün açıkladığı İlerleme Raporu’nda Rumlara limanların açılması konusunda 14-15 Aralık’taki AB zirvesine kadar ciddi adım atılmasını beklediğini ortaya koydu. Komisyon Başkanı Barroso, "Diplomasiye bir şans tanımaya karar verdik" dedi. Barroso, "yükümlülüklerin tamamiyle yerine getirilmesi görüşme sürecinin tamamını etkileyecektir" uyarısında bulundu.

AB Komisyonu dün yayınladığı raporunda, limanların Rum gemilerine açılmaması halinde, 14-15 Aralık’ta toplanacak olan AB liderlerine bir "tavsiye kararı" sunacağını belirtti. AB Komisyonu dün Türkiye’ye yönelik 75 sayfalık "ilerleme raporu" ile 54 sayfalık strateji belgesi ve buna bağlı olan "AB’nin bütünleşme kapasitesi analizi"ni yayınladı. AB Komisyonu, limanların bu yıl açılmaması halinde Türkiye ile müzakere sürecinin olumsuz etkileneceği uyarısında bulundu.

"Türkiye, Kopenhag siyasi kriterlerini başarıyla karşılamadı ve siyasi reformlara devam ediyor. Ancak reformların hızı yavaşladı" saptamasında bulunan AB, özellikle ifade özgürlüğü alanında büyük çaba gerektiğini belirtti. Dün onaylanan strateji belgesinin sonuç bölümünde, reformlar ve Kıbrıs ile ilgili iki paragrafa yer verildi.

AB Komisyonu "Müslüman olmayan dini toplulukların haklarının, kadın haklarının, sendikal hakların ve ordu üzerindeki sivil kontrolün güçlendirilmesi gerekiyor. Türkiye, işleyen piyasa ekonomisine sahip konumdadır" dedi.

Kıbrıs paragrafında AB’nin 21 Eylül 2005 tarihli karşı deklarasyonuna atıf yapıldı ve şu görüşe yer verildi: "AB Türkiye’nin, Ankara Anlaşmasını genişleten Ek Protokolü, ayrım yapmadan ve eksiksiz uygulayarak, malların serbest dolaşımı üzerindeki tüm engelleri, bütün nakliye araçlarını da kapsayacak şekilde kaldırmasını bekliyor. Bu yükümlülüğün eksik yerine getirilmesi, müzakere sürecini olumsuz etkileyecektir."

AB Komisyonu’nun genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn, Türkiye’nin reformlar konusunda geri adımlar attığı görüşünün doğru olmadığını, bir yavaşlamanın söz konusu olduğunu kaydetti. Rehn, Kıbrıs konusunda AB Dönem Başkanı Finlandiya’nın girişim ve önerilerinin "son fırsat" olduğu görüşünü tekrarladı.

EKONOMİDE SINIFININ İYİSİ

Olli Rehn, limanlar konusunda herhangi bir "tavsiyede" bulunulmaması ile ilgili bir soruya, "züccaciye dükkanına girmiş bir fil gibi hasar vermemek gerektiğini" söyleyerek yanıtladı. Rehn, son beş yıldır süratli büyüme yaşadığını, Türkiye’nin, ekonomide, Avrupa’da "sınıfın en iyilerinden biri" olduğunu söyledi. Raporun ilk halinde bulunan ve tartışmalara neden olan "Mr. Öcalan" ifadesi de değişti ve bu bölümde "Abdullah Öcalan" ifadesi kullanıldı.


Oliver Stone özür dilemişti

Basın toplantısında bir gazeteci, müzakerelerde tren kazası ihtimaliyle ilgili soruda "Şark Ekspresi" benzetmesi yapınca Rehn, en azından artık Türkiye ile ilgili olarak "Gece Yarısı Ekspresi" benzetmesi yapılmadığını belirtti. Rehn, "Zaten filmin senaristi Oliver Stone da bu film yüzünden Türkiye’den özür dilemişti" dedi.

 

HURRIYET 09/11/06

Rum-Yunan memnun



Yunanistan Dışişleri Bakanı Dora Bakoyani "Raporda, bir insanın Türkiye’nin AB’daki gidişatını değerlendirebilmesi için gerekli tüm unsurlar var. Rapor, somut olaylara değiniyor ve AB’nin bundan sonra alacağı kararlar için temel teşkil ediyor" dedi.

Rum Yönetimi Dışişleri Bakanı Yorgo Lillikas ise raporda Türkiye’nin yükümlülüklerini yerine getirmeyi reddettiğinin ortaya konulduğunu belirterek "Türkiye’ye getirilmesi gereken yaptırımlar konusunda kararlıyız. Kıbrıs, yaptırımlar konusunda Türkiye’nin kulaklarının okşanmasıyla yetinilmesinde uzlaşmayacaktır" dedi.

Gözden geçirilsin

Fransa Dışişleri Bakanı Philippe Douste-Blazy, "Ankara yıl sonuna kadar Kıbrıs Cumhuriyeti’ni tanımazsa AB, Türkiye ile müzakere takvimini yeniden düşünmesi gerekir" dedi.

HURRIYET 09/11/06

Borrell: Türkiye'ye ciddi bir tavır takınmamız lazım


      Avrupa Parlamentosu (AP) Başkanı Josep Borrell, AB Komisyonu tarafından dün açıklanan Türkiye ilerleme raporunun "adil ve objektif" olduğunu söyledi.
      İki günlük bir ziyaret için bugün İtalya’ya gelecek olan Borrell, Corriere della Sera gazetesine verdiği demeçte, "İnsan hakları konusunda Türkiye’ye karşı ciddi bir tavır takınmamız lazım" dedi.
      Borrell, "Türkiye ilerleme raporunun sert bir üslup içermesinin doğal olduğunu" ileri sürerek, "Raporun, Avrupa Parlamentosu’nda eylülde kabul edilen ciddi karar doğrultusunda, sert olmaktan başka seçeneği yoktu. Nesnel biçimde konuşmak gerekirse reform sürecindeki ilerlemede güçlükler var ve ilerlemenin daha hızlı biçimde sağlanması için de teşvik şart" diye konuştu.
      AB Komisyonu’nun Türkiye raporunu "dürüst bir tercih" olarak değerlendiren Borrell, şunları kaydetti:
      "Bunun iki nedeni var: Birincisi, karar yükümlülüğünün sahibi olan Avrupa Konseyi’nin rolü böylece ön plana çıkarılmıştır. İkincisi de bu sayede, tüm Avrupa Birliği’nin sorunu biçiminde algılanması gereken Kıbrıs’taki duruma ilişkin bir çözüm bulunması bağlamında Türkiye’yi ikna için AB dönem başkanı Finlandiya’ya zaman kazandırılmış olmasıdır. Zaman gerektiren şeye zaman tanınması gerekiyordu." Borrell, aralık ayındaki liderler zirvesi öncesinde Avrupa Parlamentosu’nda Türkiye konusunun yeniden ele alınacağına inandığını belirterek, "Avrupa Parlamentosu, 14 Aralıktaki Avrupa Konseyi zirvesi öncesinde Türkiye konusunu hiç kuşkusuz yeniden tartışacaktır. Bunun bir rapora dönüşmesini de umuyorum.
      Böylece, zirveye Avrupalı parlamenterler tarafından da oylanmış bir rapor sunmamın da mümkün olmasını diliyorum" dedi.
      Türk toplumunun büyük kesiminin halen ciddi bir dönüşüm yaşamak durumunda olduğu görüşünü dile getiren Borrell, konuya ilişkin yaklaşımını şu sözlerle özetledi:
      "Gerçek sorun da budur. Toplum, yasalarla değişmiyor. Benim kendi ülkem İspanya’da derin bir dönüşüm, çok sayıda reforma ve pek çok yıla ihtiyaç duyulmuştu. Bu durum, İstanbul’un Batılılaşmış modern yüzünden ibaret olmayan Türkiye için de geçerli. Türkiye’nin zamana ihtiyacı olan sosyo-psikolojik dönüşümlere gereksinimi var." Avrupa Parlamentosu Başkanı Borrell, Türkiye’deki dönüşümün sürmesi için AB-Ankara arasındaki ilişkilerin kesintiye uğramaması gerektiğine de işaret ederek, "Ret, elbette ki asla bir dönüşüm unsuru olarak değerlendiremez. Tam tersine ret, dönüşümün bloke olmasına sebep olur. Dolayısıyla Türkiye’de değişimi özendirmek istiyorsak, ilişkilerin daha sıkı hale getirilmesi ve yapıcı bir tavır üzerinde odaklanmamız gerekiyor" diye konuştu.

MILLIYET 09/11/06

Kıbrıs simidi



Daha aylar önce bu köşede "Sonbahar İlerleme Raporu'nda limanlar sorununun yıl sonuna öteleneceğini" yazmıştım. Şimdi de "yıl sonunda ne olacağının" işaretini vereyim...
"Finlandiya formülünde bir çözüm oluşmayacak. Türkiye, limanlarını, Kıbrıs Rum Kesimi'nin uçaklarına ve gemilerine açmayacak. Gerilim yaşanacak. Birkaç maddede görüşmeler askıya alınacak. Başka maddelerle devam edilecek."
.....................
Ya sonra?..
Yol haritası 2007 sonbahar seçimlerine kadar belirlenmiş gibidir.
AB de "Seçimlerden önce AKP iktidarının limanları açamayacağını biliyor. Bu sorunu 2007 sonbaharı genel seçimlerine kadar öteleyecek."
Çünkü... AKP, genel seçimleri yitirirse, yerine gelecek bir başka hükümetin AB'ye tam üyelik konusunda aynı heyecanı gösteremeyeceği, Brüksel'de ağırlıklı görüştür.
Hem AKP'yi seçimlere kadar yıpratmamak hem de bu süreçte Türkiye kamuoyunu AB'den büsbütün soğutmamak için bir "tampon süreç" yaşanacak.
AB'ye tam üyelik için ayağına hayli vuracak dar ayakkabıları, 2007 sonbaharındaki seçimlerden sonra gelecek bir AKP ya da başka bir hükümet giyecektir.
....................
Bunun dışında söylenen tüm sözler dolgu malzemesidir.
Diplomasidir.
Kamuoyu için tribüne dönük gösterilerdir.
Yaşayalım...
Büyük sürprizler olmazsa, bu yol haritasının gerçekliği görünecektir.
....................
Ne AB ne de Türkiye, bağları kopartmak istiyor.
Sadece 1 yıllık parantez açılacak.
....................
Burada önemli olan birkaç alanda duyarlıktır.
Şöyle ki...
Diplomasi yaparken ve tribünlere gösteri tavırları koyarken, Türkiye, kendi kamuoyunda zaten yükselişte olan "AB karşıtlığını" büsbütün tetiklemekten kaçınmalıdır.
AB ülkelerine de "İşte Türkiye budur. AB'ye tam üyelik profilini çizemiyor" dedirtmemek gerek. Bunun fırsatını kollayanlara servis yapılmasın.
AB de aynı duyarlığı taşımalıdır.
Ölçüsü kaçmış söylemler ve istemlerle Türkiye kamuoyunu "Al üyeliği başına çal" psikolojisine daha da itmesi çok yanlış olur.
AB, kendi üye ülkelerinde de Türkiye'ye karşı rüzgârlar estirmekten kaçınmalıdır. Bu özeni göstermezse, "kısa süreli bir parantez" politikasında arızalara, hatta kazalara neden olabilir.
Her iki tarafın da, bu sürecin "geçici" olduğu izlenimini vermeleri, Türkiye'nin ekonomik durumunu, demokrasi yolculuğunu ve reformlarını sürdürmesi açılarından önemlidir.
Özellikle yabancı sermayenin "aritmetik diziyle" katlanarak akma "debisi" yavaşlamamalı. Ekonomik gelişme "tam üyelik" ölçütlerinde "önemli eşiklerden" biridir.
2007 sonbaharı seçimlerinden sonra taraflar, "yola yeniden devam" aşamasıyla birlikte, kendilerine daha zorlaşmış koşullarla karşı karşıya bulmasınlar.
.....................
Bunun ötesinde bir sürü teknik laf edilebilir.
Örneğin... 10 numaralı protokoldeki "Kıbrıs için BM inisiyatifi kapsamında çözüm, Rum kesimi üyeliğinin Kuzey Kıbrıs'ı kapsamadığı, Kuzey Kıbrıs'ın ekonomik gelişmesinin engellenemeyeceği ve ambargonun kalkacağı" gibi kayıtlar öne sürülebilir.
Ama... Bütün bunlar AB'ye tam üye olan Kıbrıs'ın ve onun abisi Yunanistan'ın "geçerli" oylarının ağırlığından bir gram bile eksiltmez. Ne yazık ki gerçek bu.
Ayrıca... Limanların açılması, büyük Kıbrıs sorunu paketi içinde sadece küçük bir bölümdür. Bu verilse, paketin içinden daha neler çıkmaz!..
Sonu, "Kıbrıs'ı tanıyın"a varacaktır.
.....................
AB hadisesinde Kıbrıs, "susamlı simit" gibi görülmeli.
Hâlâ sıcak, el yakıyor.
Tamamının yutulması mümkün değil.
Simidi, iki taraf da birer ucundan başlayarak, soğutarak ve zamana yayarak parça parça, lokma lokma yiyerek sonuca varabilirler.

GINERI CIVAOGLU MILLIYET 09/11/06

Komisyon, Türkiye'yi kolluyor



Avrupa Birliği yürütme organı sayılan Avrupa Komisyonu herkesi şaşırttı. Bugüne kadar hiç yapmadığı bir şey yaptı. Yıllık İlerleme Raporu'nda, Türkiye-AB ilişkilerinde en önemli sorun sayılan Kıbrıs konusunda suskunluğu tercih etti. Beklenen veya yapması gereken, Türkiye'nin limanlarını Rum gemilerine açmaması durumunda, hükümet ve devlet başkanlarının nasıl hareket etmeleri gerektiği konusunda bir tavsiyede bulunmasıydı. Örneğin, "Türkiye ile müzakerelerin askıya alınmasını veya bazı müzakere başlıklarının dondurulmasını" tavsiye etmesi veya başka bir formül önermesi bekleniyordu.

Bunların hiç birini yapmadı.

Bunun yerine önerisini, 14-15 Aralık'ta Brüksel'de toplanacak olan doruk öncesine kadar erteledi. Alışılmış bir yaklaşım değil.

Bu tutumu, özellikle Rumlar ve Yunanistan başta olmak üzere, sert tutumdan yana olan (Fransa, Hollanda, Avusturya) bazı ülkeler tarafından sert şekilde eleştirildi. "Kimi tarafından korkaklık ile, kimi tarafından da Türkiye'yi desteklemekle " suçlandı.

Neden?

Avrupa Komisyonu neden bu tutumu benimsedi?

Komisyon, Türkiye - AB ilişkilerinin son derece tehlikeli bir yola girdiğini ve bir tren kazasının yaklaştığını gördü. Komisyon, birşeyler yapılmadığı taktirde, Türkiye projesinin, bir daha düzeltilmesi çok güç olacak bir noktaya gideceğini başından beri en iyi gören kurumdu.

Türkiye'deki havayı yakından biliyor. Haklı veya haksız, seçimlere giden bir hükümetin Kıbrıs konusunda fazla hareket yeteneği olamayacağını görüyordu. Buna karşı, Fransa- Avusturya- Hollanda- Kıbrıs- Yunanistan grubunun baskısını da hissediyor, iç politika nedeniyle, işin kontrolden çıkabileceğini hissediyordu.

Olli Rehn, kendi deyimiyle "tren kazasını" engellemek istedi. Hiç değilse, bu kazanın taşınabilecek bir duruma sokulması için ehven-i- şer formül aradı. En önemlisi, Rehn'in bu yaklaşımının, Komisyon Başkanı Barosso başta, diğer Komisyon üyeleri tarafından da paylaşılması. Komisyon, içindeki muhalif seslere rağmen, kontrolü, hiç değilse Aralık doruğuna kadar elinde tutmayı tercih ettti.

Bu yaklaşımla, işin çığrından çıkmasını engellemiş oldu.

Türkiye'yi kollamak, zaman kazanmak, bu arada da hem Finlandiya'nın girişimine destek vermek, hem de yeni formüller üretme imkanı sağlamak istedi.

Raporla birlikte açıklaması beklenen tavsiyesini, doruk öncesine erteleyerek, üye ülkelerden gelecek sert tavsiyelerin önüne geçti. Üye ülkeler yine de istedikleri kararı verebilecekler, ancak Komisyon'un görüşünü dinlemek zorunda kalacaklardır. Komisyonun tavsiyesine karşı çıkmak, pek kolay olmayacağı için, tren kazasının hafifletilmesi imkanı doğacaktır.

Kim ne derse desin, AB Komisyonu Türkiye'yi, daha doğrusu bu projeyi kollamak istediğini göstermiştir.

* * *

TÜRKİYE'NİN DE YARDIMCI OLMASI GEREKİR…


Tren kazasını Olli Rehn veya Komisyon tek başına engelleyemez.

Eğer Türkiye "Arkadaş beni ilgilendirmez, Kıbrıs konusunda haklıyım. AB ne yaparsa yapsın, ben kıpırdamam" derse, Aralık doruğundaki tren kazasını engelleyemez.

Ne kadar haklı olursa olsun (- ki, bu köşeyi izleyenler Türkiye'nin haklılığını sık sık okumuşlardır) Türkiye'nin AB ile kötü bir tren kazasını engellemek için Komisyon'a yardımcı olması gerekir. Zira sert bir kaza, Avrupa'yı rahatsız eder ancak, Türkiye'yi çok daha güç duruma sokar. Müzakerelerin askıya alınması, bu projenin bir daha hareketlendirilmesini uzun yıllar boyunca imkansızlaştırır. Eğer "Avrupa'nın canı cehenneme" diyorsanız, o başka. Ancak, trenin rayından çıkmasını önlemek istiyorsak, farklı bir yaklaşım benimsememiz şarttır.

Komisyon'a yardımcı olmak için Kıbrıs'ı satmamız veya haklılığımızdan vazgeçmemiz gerekmemektedir.

Önümüzdeki haftalarda hiç değilse bağırmayalım. Tehditler savurmayalım. Finlilerin geliştirdikleri projeyi değiştirmeye çalışalım. Yeni öneriler yapalım.

Zaten kendimiz için düzeltmemiz gereken 301'i şu veya bu şekilde değiştirelim... Meclis'teki 9. Uyum Paketi'ni biran önce geçirelim.

Kısacası, oyunu kurallarına göre oynayalım.

* * *

İLERLEME RAPORU'NDAN ŞİKAYETE GEREK YOK…


Dün açıklanan İlerleme Raporu'nu, acaba içinizden kaçı okumuştur?

Ben ilkinden bugüne kadar yazılan tüm raporları okudum ve karşılaştırdım. Şu anda elimizdeki raporun bundan öncekilere oranla yeni hiç bir yanı yok. Daha önce okuduklarımız, Türk basınında defalarca gördüğümüz eleştiriler tekrarlanıyor. Bizlerin kendi kendimize yaptığımız eleştiriler sayılıyor.

Ne asker- sivil ilişkileri, ne fikir özgürlüğü… 301 ve Kıbrıs dışında ek bir eleştiri söz konusu değil.

Aksine…

Örneğin, PKK'ya yönelik son derece sert eleştiriler getiriliyor. Teröre karşı çıkılıyor ve Türkiye'nin reform çabaları da uzun uzun övülüyor.

İlerleme raporları sadece Türkiye'ye özgü değildir. Tüm aday ülkeler için de hazırlanmış ve hala da hazırlanmaktadır. Onlar da eleştirilmektedir.

Hepimiz buradayız, göreceksiniz önümüzdeki yılın raporu daha farklı olacaktır.

MILLIYET 09/11/06 MEHMET ALI BIRAND

Kavgalı yolculuk



TÜRKİYE ile AB arasındaki ilişkilerde bu sene yakıcı konu, Kıbrıs meselesidir. Başka konularda AB'nin Türkiye'ye yönelttiği haklı ve haksız eleştiriler var ama "görüşmelerin kesilmesi" gibi çok ağır bir yaptırım sadece Kıbrıs meselesinde akıllara geliyor!
Fakat bakın olmadı. Dün açıklanan "İlerleme Raporu"nda ve "Strateji Belgesi"nde, Türkiye'ye böyle bir yaptırım önerisi, hatta iması bile yok.
Evet, Avrupa baskısını sürdürüyor: 14 Aralık'taki zirve toplantısından önce Türkiye limanlarını ve havaalanlarını Rumlara açmazsa, Komisyon o zaman ne yapılacağı konusunda bir tür ara rapor verecek; belli ki, bu bir ay içinde Türkiye'ye baskılar artacak.
Ama şu da belli: Türkiye geri adım atmayacak!
Ve göreceksiniz, 14 Aralık'taki liderler zirvesinde de "görüşmelerin kesilmesi" gibi bir karar alınamayacaktır!

Müzakereleri kesmek!
Türkiye'de bütün yetkililer defalarca açıkladı: KKTC üzerindeki izolasyonları AB tamamen kaldırmadıkça, Türkiye de liman ve havaalanlarını Rumlara açmayacaktır.
Baskılar ne kadar artarsa artsın, 14 Aralık'a kadar da açmayacaktır!
Finlandiya'nın iyi niyetle hazırladığı ama Rumları ikna etmek için ölçüyü kaçırdığı 'Fin Planı' da bu haliyle bir işe yaramayacaktır!
Peki, bu durumda 14 Aralık'ta AB liderleri Türkiye hakkında ne karar verecek?
Dün aşağı yukarı kesinleşen şu:
"AB ile Türkiye arasındaki müzakereler kesilmeyecek!"
AB, Türkiye ile görüşmeleri kesmenin veya askıya almanın vahim sonuçlar doğuracağını görüyor ve bundan sakınıyor.
Biliyorlar ki, Türkiye, pazarlık imkânı olmayan, elinde kozlar bulunmayan, AB'ye mahkûm bir ülke değildir! Türkiye'nin çıkarları ile Avrupa'nın çıkarları adil ve rasyonel bir şekilde uzlaşmadıkça, Türkiye baskılara boyun eğmeyecektir.

Kıbrıs anahtar mesele
Kıbrıs meselesi Türkiye'nin bu iradesinin sınandığı bir "anahtar mesele" haline gelmiştir.
Fransa, Avusturya gibi Türkiye'yi AB'de görmek istemeyen ülkeler... Rum kesimi ve Yunanistan gibi Türkiye'nin kolunu Kıbrıs meselesinde bükmeye çalışan AB üyesi ülkeler... Avrupa'daki Türkiye karşıtı şoven ve Haçlı çevreler...
Hepsi Türkiye'yi yıldırıp masadan kaldırtmak veya boyun eğdirip 'uysallaştırmak' için bu "anahtar mesele"yi kullanıyor.
Hayır! KKTC üzerindeki izolasyon kalkmadıkça, Türkiye'de hiçbir demokratik hükümet limanlarını ve havaalanlarını Rumlara açmayacak, bu "anahtar mesele"de geri adım atmayacaktır.
Peki, Komisyon 14 Aralık'a kadar hazırlayacağı 'ara rapor'da AB liderlerine ne gibi bir 'yaptırım' önerebilir? AB liderleri nasıl bir karar alabilir?
Olli Rehn bunun sinyalini verdi: Türkiye hakkında alınacak 'yaptırım' kararı, büyük ihtimalle, görüşmelerde iki faslın, "malların serbest dolaşımı" ve "ulaştırma" fasıllarının açılmaması olacak.
Açılmazsa açılmasın; zaten on yıllık bir süreç değil mi; diğer fasıllarda devam eder!
Türkiye için siyasi, stratejik ve ekonomik açılardan önemli olan "sürecin" devam etmesidir.
"Süreci" kesmeyi AB de göze alamıyor. Demek ki, "sürecin" iniş çıkışlarla, kavga gürültülerle ama esasta devam etmesi Türkiye ile Avrupa'nın ortak çıkarınadır.
Karşıtlarımız yılıp masadan kalkmamızı istiyor. Hayır, yılmadan yola ve kavgaya devam.

TAHA AKYOL MILLIUET 09/11/06

301 ve Kıbrıs için AB'den bir ay sure

Avrupa Komisyonu, Türkiye'ye 14-15 Aralık'taki AB zirvesine kadar zaman verdi: 301. madde değişmez ve Kıbrıs'ta adım atılmazsa tüm müzakere süreci etkilenir

09/11/2006 RADIKAL

BRÜKSEL - Avrupa Komisyonu, dün açıkladığı İlerleme Raporu ve Strateji Belgesi'yle limanların Kıbrıslı Rumlara açılmasını gerektiren Gümrük Birliği Ek Protokolü'nün uygulanması ve TCK düşünce suçlarına yönelik 301. maddenin değiştirilmesi gibi konular nedeniyle, müzakerelerin askıya alınmasını tavsiye etmek yerine, Türkiye'ye aralıktaki liderler zirvesine kadar süre tanıdı. Komisyon, raporunda, 'Türkiye'nin yükümlülüklerini tam manasıyla yerine getirmemesi halinde aralıktaki liderler zirvesi öncesinde uygun tavsiyelerde bulunacağını' vurguladı.
Avrupa Komisyon'nun geçen yılki 140 sayfalık rapor yerine bu yıl 75 sayfada tamamladığı Türkiye'nin İlerleme Raporu ve Strateji Belgesi'nde, reform sürecinde yavaşlama olduğu tespitinde bulunulup, ordunun siyasetteki rolü, dini ve azınlık hakları, sendikal haklar ve Güneydoğu'daki sosyal ve ekonomik sorunlara uzanan bir dizi eleştiriye yer verildi.

'Tüm üyeleri tanımak şart'
Raporda müzakerelerin aksamadan devam etmesi açısından öne çıkan unsurlar ise, düşünce suçlarıyla ilgili TCK 301. madde ile Kıbrıs'la ilgili limanlar konusu oldu. 'Kıbrıs Cumhuriyeti'yle ilişkilerin normalleştirilmesi konusunda ilerleme kaydedilmediği' vurgulanan raporda, 'malların serbest dolaşımı ve doğrudan ulaşım bağlantısı konusundaki sınırlamalara son verilmediği' yer aldı. 'Birliğin tüm üyelerinin tanınmasının katılım sürecinin koşulu olduğu'nun altı çizilen raporda, 'Yükümlülüklerin yerine getirilmesi konusundaki başarısızlık bütün müzakere sürecini etkileyecektir. Komisyon, Türkiye'nin yükümlülüklerini tam manasıyla yerine getirmemesi halinde aralıktaki Avrupa Konseyi öncesinde uygun tavsiyelerde bulunacaktır' denildi. 301. madde konusunda ise 'insan hakları ve düşünce özgürlüğünün Avrupa standartlarına yükseltilmesi gerektiği' vurgusu yer aldı.

'Tam kararlılık gerek'
Komisyon Başkanı Jose Manuel Barroso, yaptığı yazılı açıklamada, müzakereleri dondurmayı tavsiye etmek yerine, Türkiye'ye 14-15 Aralık'taki liderler zirvesine kadar süre tanımaya karar verdiklerini söyledi. "Bugün bir çözüm bulunması için diplomatik çabalara bir şans vermeye karar verdik" diyen Barroso, Türkiye'nin üyelik yolunda başarı kaydedebilmesi için anahtarın reform sürecine 'tam bir kararlılıkla' devam etmesi ve 14-15 Aralık'taki AB liderler zirvesinden önce limanlarını ve havaalanlarını Rum Yönetimi'ne açma konusunda yükümlülüklerini yerine getirmesi olduğunun altını çizdi. Barroso'nun, "Yükümlülükleri tam manasıyla yerine getirmekteki başarısızlık, tüm müzakere sürecini etkileyecektir" dedi.
Avrupa Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn ise düzenlediği basın toplantısında, Türkiye'nin reform sürecinde geri adımlar attığı görüşüne karşı çıksa da TCK 301. madde ile limanların Kıbrıslı Rumlara açılması uyarısında bulundu. Türkiye'de siyasi reformlarda yavaşlamadan söz edilebileceğini, ancak geri adımın söz konusu olmadığını belirten Finli yetkili, başta ifade özgürlüğü olmak üzere yeni reformlar gerektiğinin Ankara tarafından da bilindiğini, bunların TBMM gündemindeki 9. reform paketine konulabileceğini vurguladı. Rehn, Başbakan Tayyip Erdoğan'ın sivil toplumdan da öneriler istemesinden duydukları memnuniyeti aktarırken, bu sözlerin süratle uygulamaya yansıması dileğinde bulundu.

'Orient Ekspresi artık yok'
301'inci maddenin Türkiye'deki milliyetçi avukatlar tarafından ifade özgürlüğünü kısıtlayacak şekilde 'yanlış' yorumlandığını söyleyen Finli komiser, bu maddenin değiştirilmesinin Türk halkı için son derece önemli olduğunun altını çizerek, bunun yalnızca 'Kopenhag Kriteri' değil 'Ankara Kriteri' olduğu vurgusu yaptı. Rehn, Türkiye'nin AB'deki geleceğiyle ilgili 'Orient Ekspres' (Doğu Ekspresi) hatırlatması yapan bir gazeteciye "En azından artık Geceyarısı Expresi'nden bahsedilmiyor" yanıtını verdi. Türkiye dosyasında 'adil ve kararlı bir tavır' takınılması çağrısı da yapan Rehn, Türkiye'nin AB'ye katılımında 'kestirme yol' olmadığını anımsattı.

'Züccaciye dükkânı değil'
Finli yetkili, Türkiye'nin Kıbrıs'ta çözüm için BM girişimlerine desteğini sürdürdüğünü söylese de ek protokolün uygulanması için aralıktaki liderler zirvesine dek bekleyecekleri ve tavsiyelerini zirve öncesi yapacaklarını belirtti. Bu konuda Dönem Başkanı Finlandiya'nın girişimlerine destek isteyen Rehn, bunun 'son fırsat' olduğunu yineledi. Rehn, Türkiye'nin yükümlülüklerini yerine getirmemesi halinde müzakerelerin askıya alınıp alınmayacağı sorusu üzerine, "Züccaciye dükkânına girmiş bir fil gibi hasar vermemek gerek. Finlandiya'nın çabalarını köstekleyecek bir tavır izlenmemeli" yanıtını verdi.
Yunanlı, Fransız, Avusturyalı ve Lüksemburglu üyelerin daha sert tavır alınması için batırdığı öğrenildi. (Dış Haberler)


 

Almanya: Limanlar açılmazsa müzakere böyle süremez
İlerleme Raporu'nu değerlendiren, ocakta AB'nin dönem başkanlığını devralacak Almanya'nın başbakanı Angele Merkel, "Limanlar Rumlara açılmazsa müzakere bu şekilde devam edemez" dedi.
İlerleme raporuna tepkiler şöyle:
Almanya: Ocakta AB Dönem Başkanlığı'nı devralacak Almanya'nın Başbakanı Angela Merkel, limanların Rumlara açılmasını öngören Gümrük Birliği Ek Protokolü'nün uygulanmaması halinde çok ciddi sonuçlar ortaya çıkacağı uyarısını yineledi. Merkel, "Rapor açık. Türkiye yıl sonuna dek Ek Protokol sorumluluklarını yerine getirmeli. Aksi halde AB uygun kararlar almak zorunda kalır. O zaman da müzakerelere bu şekilde devam edilmesi mümkün olmaz" ifadelerini kullandı. Merkel, Türkiye'nin Ek Protokolü uygulamayı taahhüt ettiğini söyleyip "Güven verici ve inandırıcı bir müzakere sürecinde tüm taraflar sözlerinde durmalıdır" dedi.
Fransa: Dışişleri Bakanı Philippe Douste-Blazy, Türkiye'nin yıl sonuna kadar Rum kesimini tanımaması halinde Ankara'nın üyelik müzakere takviminin gözden geçirilmesi gerektiği çıkışı yaptı.
Avusturya: Dışişleri Bakanı Ursula Plassnik, "Anlaşılan müzakereler Türkiye'deki reform çabalarını hızlandırmak için uygun araç değil.
Zira hem yerinde sayıp hem ilerleme istemek olmaz" eleştirisini yöneltti.
İtalya: Dışişleri Bakanı Massimo d'Alema "Kıbrıs konusunda uzlaşma sağlanması olasılığının hâlâ bulunduğuna inanıyoruz ve Avrupalı dostlarımızdan bu yöne yönelmelerini istedik" dedi.
Hollanda: Koalisyon ortağı Liberal Parti lideri Mark Rutte, Türkiye'ye sadece ifade özgürlüğü ile Kıbrıs konusunda iki yıl süre tanınmasını önererek "Bu süre sonunda ilerleme sağlanmazsa, üyeliğe yönelik ilişkiler bitirilmeli" dedi.
Britanya: Avrupa'dan sorumlu bakan Geoff Hoon, AB'nin Türkiye'ye verdiği sözleri tutması gerektiğini vurgularken, müzakerelerin askıya alınmasını önlemek için Ankara'ya da Kıbrıs sorununda 'gerekli adımları atma' çağrısı yaptı.
Yunanistan: Dışişleri Bakanı Dora Bakoyani "Türkiye'nin AB gidişatını değerlendirmek için gerekli tüm unsurları içeren rapor, AB'nin gelecekteki kararları için temel oluşturuyor" dedi
Rum Yönetimi: Dışişleri Bakanı Yorgos Lillikas raporda Türkiye'nin yükümlülüklerini yerine getirmeyi reddettiğinin ortaya konulduğunu savunarak "Bizi son derece tatmin etti. Yükümlülüklerini reddettiği için Türkiye'ye yaptırımlar getirilmeli" dedi.

Kıbrıs için Fin formülünde Türk askerinin çekilmesi de var

Rum gazetesi Politis Finlandiya'nın hazırladığı 'Kıbrıs formülü'nün detaylarını yayımladı: Maraş BM denetimine verilecek, iskâna kapalı kalacak ve Türk askeri çekilecek. Türkiye limanlarını Kıbrıs gemi ve uçaklarına açma konusunda ilerleme sağlayacak

09/11/2006 RADIKAL

AA - LEFKOŞA - Avrupa Komisyonu, Türkiye ile müzakerelerin aksamaması için aralıktaki liderler zirvesine kadar limanların Rumlara açılması şartını koyarken, Kıbrıs konusunda Fin formülünün detayları açığa çıkıyor. Kuzey Kıbrıs'ta yayımlanan Politis gazetesi, Fin önerisi ve Rumların karşı önerilerinin 'tam metnini' yayımladı.
Avrupa Birliği (AB) Dönem Başkanı Finlandiya, formülü kabul etmeleri için taraflara 8 Kasım'a dek süre tanımıştı. Hem Rumların tüm karşı önerilerini hem de KKTC'nin Ercan Havaalanı'nın açılması talebini reddeden formül şöyle:
"1- Doğrudan Ticaret Tüzüğü (DTZ) belirli bir zaman aralığı için (mesela iki yıl) benimsenecek.
2- Mağusa Limanı aynı zaman dilimi için açılacak. DTZ hedefleri için Avrupa Komisyonu tarafından idare edilecek.
3- Maraş BM Barış Gücü (UNFICYP) denetimine verilecek. Türk ordusu çekilecek. Maraş iskâna kapalı kalacak, ancak gelecekte kullanılacak teknik çalışmaların hazırlığı sınırlı ölçüde başlayabilir.
4- Türkiye limanlarını 'Kıbrıs' gemileri ne ve uçaklarına açma konusunda ilerleme sağlayacak.
5- Üye ülkeler, Gümrük Birliği başlıklarının nasıl ilerleyeceğine karar verecek.

Rumların önerileri
Buna karşı Rumların yazılı olarak sunduğu önerilerse şöyle:
1- DTZ belirli bir zaman aralığı için (mesela iki yıl) 10. Protokol'ün altında benimsenecek. Doğrudan ticaret yalnız Mağusa aracılığıyla yapılacak ve Avrupa Komisyonu idaresinde olacak.
2- Maraş, ulaşım geçitleri dahil UNFICYP'e teslim edilecek. Bölgenin statüsü ve UNFICYP'in rolü Güvenlik Konseyi kararlarınca yönlendirilecek. Türk askeri ve vatandaşları çekilecek. Yasal sakinlerin gelecekteki kullanımlarına dönük hazırlıklara ilişkin teknik çalışmalar başlayacak. Mülkiyet hakkı bulunanlar en kısa zamanda bu hakları kullanacak. Hazırlık döneminin (iki yıl) bitiminden veya Kıbrıs sorununa çözüm bulunduktan sonra sakinlerinin dönmelerine izin verilecek."
Fileleftheros gazetesi KKTC, Türkiye ve Güney Kıbrıs'la üçlü zirve toplayamayan Finlandiya'nın Helsinki'de Avrupa Komisyonu ve BM'yle hafta sonu gizli toplantı yaptığını ve Kıbrıs'taki UNFICYP subaylarının da davet edildiğini belirtti.

Talat: Fin formülünün şansı yok çünkü dengesiz doğdu

09/11/2006 RADIKAL

AA - LEFKOŞA - KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, AB dönem başkanı Finlandiya'nın hazırladığı Kıbrıs formülünün dengesiz doğduğunu söyledi. Talat, "AB Rumları adanı birleştir diye uyarmalı" dedi.
Helsinki'deki temaslarının ardından Bayrak Televizyonu'nda (BRT) konuşan KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, "Finlandiya, 'bitmedi' diyor, ancak bu önerilerin ne yöntemsel ne de içerik olarak yürüme şansı var. Çünkü öneriler baştan itibaren dengesiz doğdu, daha da önemlisi usul olarak çok yanlış şekilde geliştirildi. Usul doğru olsaydı bir şans olurdu ama olmadı" dedi.

'Adanı birleştir'
Talat, çözüm sürecini BM zemininden AB'ye kaydırmaya çalışan Rumların kaygılarıyla hareket etmekle suçladığı Brüksel'e de şöyle yüklendi: "Avrupa, Avrupa'nın birleşmesi için AB'yi kurdu, sizse bölünmüş ülkeyi aldınız ve liderliği bölünmenin devamı için çalışıyor. Ona, 'Sorumlu sensin, adanı birleştir, yoksa şunları yapacağız' deyin. Avrupa Birliği, BM sürecini desteklemelidir. İzolasyonların kalkması yetmez. Birleşik Kıbrıs'ın eşit parçası, ortağı olarak dünya tarafından tanınmak istiyoruz." Rum lider Tasos Papadopulos'u, '8 Temmuz mutabakatıyla yeni bir görüşme süreci öngören BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın yardımcısı İbrahim Gambari'nin mektup yazmasını engellemekle suçlayan Talat, "Papadopulos sadece AB sürecine ağırlık veriyor" diye konuştu.

Hükümet: Kıbrıs yükümlülük değil

09/11/2006 RADIKAL

RADİKAL - ANKARA - İlerleme Raporu'na 'hükümet açıklaması'yla tepki geldi. Açıklama özetle şöyle:
"2006 İlerleme Raporu hükümetin reform sürecine bağlılığını teyit ederek sağlanan gelişmelere işaret etmekte ve birçok alanda mevcut yasal mevzuatın genel olarak AB ile uyumlu olduğuna ancak uygulamada sorunlar ortaya çıkabildiğine dikkat çekmektedir.
İlerleme Raporu'nun geçtiğimiz yıllara nazaran daha kısa olduğunu ve müzakere eden bir ülke olarak tam üyelik hedefi doğrultusunda beklenti ve tavsiyelerin daha fazla ağırlık taşıdığını söylemek mümkündür.
Kaydedilmesi beklenen veya eksikliklerin bulunduğu alanların bir kısmı da esasen tarafımızdan üzerinde hassasiyetle durulan ve Türk kamuoyunun da büyük önem atfettiği hususlardır. Raporda bu konuların ülkemizin gündeminde ön sıralarda yer aldığının belirtilmemiş olmasının bir eksiklik olduğu düşünülmektedir.
Reformlar süreklilik arz eden bir süreçtir. Başta kendi halkımızın yararı dikkate alınarak yasal ve idari açıdan yapılması gerekenler tabiatıyla yerine getirilmeye devam edilecektir.
Kıbrıs ve Ek Protokol'ün uygulanması konusunda AB ile aramızdaki görüş ayrılıkları rapora yansımıştır. Kıbrıs sorunu siyasi bir sorun olup teknik nitelik taşıyan müzakere sürecimiz açısından bir yükümlülük teşkil etmez.
Komisyon tarafından belirtilen görüşler 14-15 Aralık'taki AB devlet ve hükümet başkanları zirvesinde karara bağlanacaktır. Bugünden itibaren ahde vefa ilkesi temelinde hareket etme sorumluluğu üye ülkelere geçmektedir.
Bu nedenle aralık zirvesine kadar giden dönemi Türkiye-AB ilişkilerini değerlendirmek açısından bir düşünme fırsatı olarak görüyoruz. Sürecin yürütülebilirliğini teminat altına alacak zirve kararı, AB liderlerinin vizyonlarına bağlı olacaktır."

Ledra Palace toplantısında kriz

Bazı Türk ve Rum siyasi partilerin başkan ve yetkilileri, Slovak Büyükelçisi Jan Varso tarafından düzenlenen rutin ortak toplantılar çerçevesinde, dün yeniden bir araya geldi.

Slovak Büyükelçiliği'nin organizasyonuyla gerçekleşen ve saat 11:00'de başlayan toplantı yaklaşık 1.5 saat sürdü.

Ara bölgedeki Ledra Palace Otel'de yer alan ve ev sahipliğini Yeni Kıbrıs Partisi'nin yaptığı toplantıya, DP'den Atay Ahmet Raşit ve Ata Atun, TKP'den Hüseyin Angolemli ve Yücel Köseoğlu, YKP'den Rasıh Keskiner ve Alpay Durduran, BDH'dan Özgün Kutalmış, KSP'den Kazım Öngen, BKP'den İzzet İzcan ve Şefik Par katıldı.

Toplantıda, Güney Kıbrıs'tan ise, ADİK, AKEL, Kıbrıs Yeşiller Partisi, DİKO, DİSİ, EDEK ve Birleşik Demokratlar temsil ediliyor.

Toplantıya girişte, siyasi parti temsilcilerine, "isimlerini yazdırmadıkları" gerekçesiyle BM görevlileri tarafından zorluklar çıkarıldı.

Bunun üzerine Jan Varso, kapıya gelip konuyla ilgilendi ve listede isimleri yazılı olmayan parti temsilcileri içeriye alındı. Ancak, Varso gelmeden önce, içeriye alınmaları konusunda zorluk çıkarılan CTP-BG temsilcileri Ömer Kalyoncu ve Özdil Nami, Otel'den ayrılıp toplantıya katılmadı.

Her zaman toplantılar sırasında Ledra Palace Otel'de bekleyen basın mensupları da dün engellerle karşılaştı ve toplantı sırasında otelden çıkartıldı.

Büyükelçi Varso, toplantının başında yaptığı konuşmada, kendilerine, CTP-BG temsilcilerinin, toplantıya katılmayacaklarının bildirildiğini, bundan dolayı sorun yaşandığını savundu.

Jan Varso, karşılaşılan sıkıntıların girebilmesi için gerekli temasları yapacaklarını da kaydetti ve bundan sonra bu tür problemlerle karşılaşılmaması ümidini dile getirdi.

Varso, toplantının basına açık bölümünde yaptığı konuşmada, YKP'nin isteği üzerine, "Kıbrıs Rum ve Kıbrıs Türk toplumları arasındaki diyaloğu korumak ve geliştirmek" konusunu ele alacaklarını söyledi.

İkili ilişkilerin zarar görmemesi için bazı önlemler alınmasının gerekliliğine dikkat çeken YKP'nin, toplantıda bazı önlemler için önerilerini dile getireceği bildirildi.

İlişkileri koruma ve geliştirme

Slovak Büyükelçisi Jan Varso toplantının sonunda yaptığı ortak açıklamada, YKP'nin ev sahipliğini üstlendiği toplantıda, "Kıbrıs Türk ve Rum halkları arasındaki iyi ilişkileri koruma ve geliştirme" konusunun ele alındığını kaydetti.

27 Eylül'de yapılan önceki toplantıya ilişkin ortak açıklamayı okuyan Büyükelçi Varso, bir sonraki toplantının 13 Aralık'ta yapılacağını da söyledi.

Bir önceki toplantıda kurulması kararlaştırılan bazı Türk ve Rum siyasi parti temsilcilerinin oluşturduğu Kıbrıslı Türk ve Rumların yakınlaşmasına yönelik faaliyetler yapacak olan alt komitenin 18 ve 31 Ekim'de yaptığı toplantılarda ortaya koyduğu çalışmanın takdirle karşılandığını ifade eden Varso, yakınlaşmaya yönelik fikirlerin iki toplumlu etkinliklerle somutlaştırılmasını istediklerini de dile getirdi.

Varso alt komitenin Kıbrıs Türk ve Rum halkının yakınlaşmasına yönelik önerilerin uygulamaya geçirilmesinin ele alınacağı bir sonraki toplantısının 20 Kasım'da Slovakya Büyükelçiliği'nde yapılacağını da söyledi.

KIBRIS 09/11/06

Fin önerilerinin şansı yok

LİMANLAR KONUSUNDA HUKUKİ ZORUNLULUK YOK"...Cumhurbaşkanı Talat, AB'nin Kıbrıs Rum tarafının kaygılarını dikkate alarak hareket ettiğini, bunun da Rumların BM değil, AB sürecini öne çıkarmasına neden olduğunu, kendilerinin bunu kabul edemeyeceğini vurguladı. Talat, ayrıca, Türkiye'nin hava ve deniz limanlarını açmasının hukuki bir zorunluluk olmadığını, ek protokolde böyle bir yükümlülüğün yer almadığını söyledi

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat Finlandiya önerilerinin ileriye götürülme şansı olmadığını söyledi.

Cumhurbaşkanı Talat, AB'nin Kıbrıs Rum tarafının kaygılarını dikkate alarak hareket ettiğini, bunun da Rumların BM değil AB sürecini öne çıkarmasına neden olduğunu, kendilerinin bunu kabul edemeyeceğini vurguladı.

Talat, AB'ye, Rum tarafını BM sürecine dönmesini zorlayacak adım atması çağrısı yaptı.

Cumhurbaşkanı Talat, Türkiye'nin hava ve deniz limanlarını açmasının hukuki bir zorunluluk olmadığını, ek protokolde böyle bir yükümlülüğün yer almadığını söyledi.

Talat, hukuki yükümlülükler kadar verilen siyasi sözlerin de önem taşıdığının altını çizerek, "hukuk verilen sözden daha üstün değildir" dedi.

Cumhurbaşkanı Talat, önümüzdeki günlerde BM Genel Sekreteri Kofi Annan'la bir görüşme daha yapacağını açıkladı.

Cumhurbaşkanı Talat, muhalefet partilerinin meclise girmemesi nedeniyle yaşananları ise "vahim bir durum" şeklinde yorumladı.

Bu açıklamaları Bayrak Televizyonu'nda yayımlanan Akis programında yapan Talat, "Finlandiya önerileri ile ilgili daha 'bitmedi' diyor ancak bana sorarsanız bu önerilerin ne yöntemsel, ne de planın içeriği olarak yürüme şansı var. Çünkü öneriler baştan itibaren dengesiz doğdu. Daha da önemlisi usul olarak çok yanlış bir şekilde geliştirildi. Usul doğru olsaydı bir şans olabilirdi ama olmadı" dedi.

Talat, bütünlüklü çözümün parçası olan unsurları, bütünlüklü çözümün parçası olmayan unsurlarla karşılaştırılarak gündeme getirilmesinin doğru bir yöntem olmadığının da altını çizdi.

Cumhurbaşkanı Talat, "Bütünlüklü çözümün parçalarını bir öneri paketinin içerisine koyarsanız, bütünlüklü çözümün bizim lehimize olan parçalarını da bunun içine koymanız lazım. Yani biz toprak vereceğiz, karşılığında devletteki payımızı alacağız. Eğer biz Maraş'ı vereceksek karşılığında devletteki payımızın bir şeyini almamız lazım. Mesela dış temsiliyet gibi" diye konuştu.

Çöküşten Rum tarafı sorumlu

Finlandiya önerilerinin heba edilmesinin nedeninin Kıbrıs Rum tarafının tutumu olduğunun altını çizen Cumhurbaşkanı Talat, sürecin çöküş nedenleriyle ilgili şöyle konuştu:

"Finlandiya'nın davetine Türkiye son güne kadar Yunanistan gitmeyecekse kendisinin de gitmeyeceğini vurguladı. Son gün de Türkiye'nin bu tutumu ama ondan da önemlisi Rum tarafının bizi muhatap kabul etmeyen tutumu; 'Benim muhatabım Papadopulos'tur. Ben oraya geleceksem Papadopulos'u karşımda görmek isterim. Onların, Dışişleri Bakanı gelecekse benim de dışişleri bakanım gidecek' demem ve bunun kabul görmesi üzerine, Rum tarafının büyük gürültü çıkardığını biliyoruz. Rum tarafının bu tutumu üzerine AB'nin dayanışma sendromu ya da dayanışma arzusu adı altında AB bunu kamufle ederek, Türkiye'nin Yunanistan'ın da gelmesini istemesi nedeniyle bitiyormuş havası yarattı. Halbuki bu doğru değil. Yunanistan AB üyesidir. Yunanistan'ın gelmemesi pahasına böyle bir süreç heba edilir mi? Böyle bir şey yok. Esas heba edilmesinin nedeni, Rum tarafının bizi muhatap kabul etmek istememesidir. Lilikas'ın illa ki beni karşısında görmek istemesidir. Böylece benim Lilikas ile eşitlenmem... Bunun sonucunda da Kıbrıslı Türk azınlıkla Kıbrıs Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı görüşüyor gibi bir izlenim yaratılması hedeflenmiştir.

Bunlar boşuna gayrettir. Hiçbir zaman olmayacak. Türkiye Kıbrıs sorununa çözüm arayışlarına devrede olacaksa Yunanistan da olacak. Herkes sorumluluğunu bilecek. Türkiye olacaksa Yunanistan da olacak. Bu olayda bunun dışında bir de Kıbrıs Rum tarafının Türkiye'yi muhatap alma çabalarının yarattığı olumsuzluk var. Dolayısıyla sürecin heba olmasının nedeni Türkiye'nin Yunanistan da olmalıdır ısrarı değil, Papadopulos'un Talat'ı muhatap kabul etmemesidir."

Teslim olmayacağız

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs Rum tarafının mevcut koşullarda çözüm istemediğini, niyetinin iyi olmadığını belirterek, Rum tarafının çözüm olacaksa Kıbrıslı Türklerin 2'inci sınıf vatandaş olacağı, ona azınlık statüsünün tanınacağı bir sonuca ulaşmak istediğini söyledi.

Bu koşullarda Kıbrıs Rum tarafının bu tutumu, yaklaşımı değişmeden Kıbrıs sorununda çözüm arayışlarında bir ilerleme sağlanamayacağının altını çizen Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, "Biz teslim olacak değiliz; ne pahasına olursa olsun... Rum tarafı AB'ye girdi diye teslim olacak değiliz" dedi.

Bunun için uluslararası izolasyonun kalkmasını istediklerini belirten Cumhurbaşkanı Talat, izolasyonların kalkması halinde Kıbrıs Rum tarafının bu işin bu kadar ucuz olmayacağını anlayacağını ve Kıbrıs Türk tarafını baskı altına alarak asimile etme politikasından vazgeçeceğini anlattı.

İzolasyonlar kalksın

Talat, bu nedenle izolasyonların kalkması için ısrarlı olduklarını tekrarlayarak, "Bize sadece izolasyonların kaldırılması yetmez. Biz hedefimiz Tayvanlaşmak değil. Hedefimiz siyasi eşit bir toplum olarak dünyaya siyasal olarak açılarak, birleşik bir Kıbrıs'ın eşit bir parçası, ortağı olarak dünya tarafından tanınmak istiyorum. Bunun için izolasyonun kalkmasını istiyoruz. Çünkü ancak o zaman Kıbrıs sorununda ilerleme olabilir. Hedefimiz bütünlüklü çözümdür" diye konuştu.

Kıbrıs Türk tarafının izolasyonların kaldırılması konusunda çalıştığını, Kıbrıs Rum tarafının da bunların daha da artırılması için gayret sarfettiğini anlatan Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıs Türk tarafının BM sürecine de ağırlık verdiğini, bu sürece ciddi katkılar yaptığını ancak bu sürecin de Rumlar tarafından tıkanmaya çalışıldığını belirtti.

Gambari'den mektup

BM Genel Sekreter Genel Sekreterinin Siyasi İşlerden Sorumlu Yardımcısı İbrahim Gambari'den uzun bir zamandır mektup beklediklerini ifade eden Cumhurbaşkanı Talat, Güney Kıbrıs'ın bu mektubun Kuzey'e ulaşmasını da engellediğini ve çözüm için her türlü tıkanıklığı yarattığını kaydetti.

Kıbrıs Rum tarafının yazılı bir şey istememesi nedeniyle bunu reddedeceği için Gambari'nin mektup göndermesini engellemekte olduğunu kaydeden Cumhurbaşkanı Talat, Rum tarafının bilinçli olarak 8 Temmuz mutabakatının yürürlüğe girmesini engellemekte olduğunu söyledi.

AB sürecini kendileri açısından daha avantajlı gördüğü için Rum tarafının bu şekilde bir tavır ortaya koyduğunu belirten Talat, AB'nin Kıbrıs Türkünün kaygılarını değil, gece gündüz beraber çalıştığı Rum tarafının kaygılarını dikkate alarak hareket ettiğini bunun da kabul edilemeyeceğini vurguladı. Cumhurbaşkanı Talat şöyle konuştu.

"Anladığım kadarıyla Papadopulos 8 Temmuz mutabakatından vazgeçti. AB sürecine ağırlık veriyor. BM sürecini reddetmeden Gambari'nin mektup yazmasını engelleyerek, uyutarak ve o süreci öldürmek istiyor buna izin vermeyeceğiz

Talat, Gambari girişiminin çökmesinin BM tarafından deklere edilmesinin sürpriz bir gelişme olacağının altını çizerek BM'nin girişimlerinde sürekli bir şekilde Papadopluos'un kaprislerine takıldığını anlattı.

Annan'la görüşme

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'la önümüzdeki günlerde bir görüşmesi olacağını da açıkladı. Talat Genel Sekreter ile görüşmesi öncesinde Gambari'nin mektubunun kendilerine ulaşması temennisinde bulundu.

Cumhurbaşkanı Talat AB'ye yaptığı son ziyaretleri de değerlendirdiği Akis'te, AB'nin, Rum tarafının kendi içinde etkinliğini artırmış olması sonucu Türkiye AB sürecinde bir engel yaratmasını engellemek için Kıbrıs Türk tarafını çok fazla kaale almayan bir yaklaşım sergilemeye başladığını belirtti. Talat Finlandiya önerisinde bu konuda bir sıkıntı yaşandığını ancak bunun daha sonra aşıldığını ve Kıbrıs Türk tarafının da bir aktör olarak sürece dahil edildiğini, bu olaydan alınan derslerle bundan sonra bu tür yanlışlar yapılmayacağını ümit ettiğini anlattı.

Kıbrıs sorunu çözülmeli

Türkiye AB sürecinde bir tren kazası tehlikesi kalmadığını ancak yine de sorunlar yaşanacağını ifade eden Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıs sorunu devam ettikçe AB-Türkiye ilişkilerinde bu tür sorunlar yaşanacağını söyledi.

Talat bunun için Kıbrıs sorununun çözümlenmesi gerektiğini altını çizerek verdiği sözleri tutmayarak Kıbrıs Türkünü kıran AB'ye şu çağrıyı yaptı:

Kıbrıs Rum tarafı sizin üyenizdir. Bölünmüş devletini artık birleştir diye bir çağrı yapın. Avrupa, Avrupa'nın birleşmesi için AB'yi kurdu, siz ise bölünmüş bir ülkeyi aldınız ve bölünmüş ülkenin liderliği bölünmenin devamı için çalışıyor. Ona bir numaralı 'sorumlu sensin, adanı birleştir, birleştirmezsen eğer sana karşı şunları yapacağız' deyin...

Kıbrıs Rum tarafı BM zemininden kaçarak avantajlı olduğu AB zeminine sorunu taşımaya çalışıyor. AB açıkça, net bir çağrıda bulunmalı ve üyesi konumunda olan Kıbrıs Rum tarafını da zorlamalıdır. BM sürecine destek vermeli ve Rum tarafına da sen de git BM sürecindeki müzakerelere otur bu şemsiye altında varılan mutabakatlara saygılı ol demelidir. Avrupa Konseyi bütünlüklü çözüm için BM Genel Sekreteri'nin aktif çaba üstlenmesi çağrısı yapmalıdır.

Maraş'ı karıştırmayın

Siz AB olarak izolasyonları kaldırma kararı alırken Annan Planı'na 'evet' diyen Kıbrıs Türklerini onore etmek için bu kararı aldınız, Rum tarafını takdir ya da teselli etmek gibi bir yükümlülüğünüz yoktur. Bizim izolasyonların kaldırılması karşılığında bir şey verme yükümlülüğümüz yoktur. Siz izolasyonları kaldırın Maraş'ı buna karıştırmayın.

Kıbrıslı Türkler AB kurumlarında rakipleri, muhalifleri tarafından temsil ediliyor. Nerede görüldü böyle bir şey. Yani Belçika'da Valonları Flamanlar temsil edebilir mi?

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, AB sürecinde Türkiye'nin hukuki bir yükümlülüğü olduğu ancak izolasyonlar konusunda verilen bir sözün olduğu bunun hukuki bir bağlayıcılığı olmadığı şeklindeki yaklaşımları değerlendirirken ise hukuki bağlayıcılıkla siyasi söz arasında bir fark olmadığını söyledi. Talat, "Hukuki yükümlülük önemlidir de siyasi söz önemsizdir diye bir yaklaşım olamaz. Hukuk sözden daha üstün değil. Kaldı ki Türkiye'nin hava ve deniz limanlarını açma gibi bir hukuki yükümlülüğü yok" dedi.