CTO amacına ulaşamadı

İngiltere'de, Thomson Holidays, "KKTC broşürlerini raflardan kaldırma kararından" geri adım attı

CTO amacına ulaşamadı

YANLIŞTAN DÖNDÜ... Rum kuruluşu Cyprus Tourism Organisation'ın (CTO), baskısı ve şantajı sonucu Thomson Holidays'in Kuzey Kıbrıs tanıtım broşürlerini kaldırtma kararı amacına ulaşamadı. Thomson Holidays, yanlış yaptığını kabul ederek, broşürleri yeniden raflarına koydu ve dağıtmaya başladı

RUMLAR BİZİMLE OYNANMAYACAĞINI ANLADI... Cyprus Paradise'ın sahibi Alan Süleyman, mahkemeye gitme kararlarının CTO ile Thomson Holidays'i korkuttuğunu söyleyerek, "Ne olursa olsun bu karar bizim ve Kuzey Kıbrıs açısından çok önemlidir. Artık Rumlar bizimle turizm konusunda kolay kolay oyun oynayamayacağını anladı" dedi

KUZEY KIBRIS TURİZM OFİSİ 1- CTO 0... KKTC Londra Turizm Merkezi Müdürü Bengü Şonya, "CTO'nun iddialarının doğru olmadığını kanıtladık ve Thomson gibi bir firmanın prensip olarak, bizden ekonomik anlamda daha güçlü bir müşterisi olan Rum tarafına uyup bize tavır almasının ne kadar yanlış olduğunu gösterdik. Thomson'un yeni kararından sonra Kuzey Kıbrıs Turizm Ofisi 1- CTO 0 oldu" diye konuştu

Eylem ERAYDIN / LONDRA

Rum kuruluşu Cyprus Tourism Organisation'nın (CTO) Thomson Holidays'e baskı yaparak, Kuzey Kıbrıs tanıtım broşürlerini kaldırtma kararı amacına ulaşamadı. Thomson Holidays, yanlış yaptığını kabul ederek broşürleri tekrar dağıtmaya başladı.

Thomson Holidays'in bu kararı uygulamaması, geçen yıl KKTC Londra Turizm Merkezi'nin Transfort For London'a karşı davayı kazanmasından sonra, turizm sektöründe Rumlara karşı Kuzey Kıbrıs'ın kazandığı ikinci zafer oldu.

CTO'nun baskısı ve şantajı üzerine Cyprus Paradise ile yaptığı anlaşmayı bozarak tüm acentelerinden Kuzey Kıbrıs'ın tanıtım broşürlerini kaldıran İngiltere'nin en büyük tur operatörü Thomson Holidays geri adım atarak broşürleri tekrar raflarına koydu.

Cyprus Paradise'in sahibi Alan Süleyman anlaşmayı bozduğu için Thomson Holidays'e, İngiliz tur operatörüne baskı yaparak tanıtım broşürlerini kaldırılmasına neden olan CTO'ya dava açamaya hazırlanırken, Thomson Holidays bir mektup yazarak kararın bozulduğunu ve broşürleri tekrar raflara koyarak Kuzey Kıbrıs'ı pazarlamaya devam edeceklerini bildirdi.

Konuyla ilgili KIBRIS'a açıklama yapan Cyprus Paradise'ın sahibi Alan Süleyman, "Biz avukatlarımız aracılığı ile 24 Şubat ta Thomson Holidays'e mektup yazıp kararın bozulmasını talep edip bir açıklama yapılmasını istedik, ancak bu konuda bir cevap gelmeyince dava açmaya kara verdik, 1 Mart Çarşamba günü... Ancak yasal işlemlerin hazırlığı sürerken, Cyprus Paradise'tan yetkili bir çalışanımız Thomson'un bazı acentelerinde broşürlerimizin tekrar yerine konduğunu görmüş. Ancak Thomson Holidays'ten resmi bir açıklama gelmediğinden bu konuda emin olmadık. Ertesi gün yani 2 Mart Perşembe akşamı da Thomson'dan bir mektup aldık. Mektupta, Thomson yetkilileri aramızdaki anlaşmayı bozduklarını ve yanlış yaptıklarını kabul ediyor, bunu düzeltmek için de broşürleri tekrar yerine koyduklarını bildirdiler" dedi.

CTO'yu dava etme yolunu kapattılar

Alan Süleyman, Thomson Holidays'in Kuzey Kıbrıs broşürlerini tekrar dağıtma kararı almasını ise şu şekilde değerlendirdi:

"Thomson'a yazdığımız mektupta CTO ile ararlarında ne konuştularsa, ne yazıştılarsa bu konudaki tüm delilleri mahkemede göstermek zorunda olduklarını söyledik. Bence bu durum CTO'nun hoşuna gitmedi ve kendi aralarında tekrar görüşerek, Thomson'un bize yaptığı hatayı kabul edip kararı bozmasını ve böylece de CTO'nun bu konudan en az zararla çıkmasını sağladılar. Çünkü Thomson Holidays yanlış yaptığını kabul ettiği için, CTO ile arasındaki bilgileri olası bir mahkemede göstermek zorunda kalmayacaktır, böylece CTO'ya dava açma yolumuzu kapatmak istediler."

"Ne olursa olsun bu karar bizim ve Kuzey Kıbrıs açısından çok önemlidir" diyen Süleyman, artık Rumların kendileriyle bu konuda kolay kolay oyun oynayamayacağını anladığını kaydetti.

Kuzey Kıbrıs Turizm Ofisi: 1 - CTO: 0

KKTC Londra Turizm Merkezi Müdürü Bengü Şonya ise "Thomson'un yeni kararından sonra Kuzey Kıbrıs Turizm Ofisi 1- CTO 0" diyerek, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Thomson Holidays kolay yolu seçti. İki şansları vardı ya karardan vazgeçecek ya da Cyprus Paradise'ın tüm zararlarını ödeyeceklerdi. Ayrıca konunun kamuoyunda yer alması ve tepki görmesi onların prestijini olumsuz yönde etkileyecekti. Thomson Holidays, CTO tarafından yanlış bilgiler ile yönlendirilerek aldatıldı. Onlar da bize sormadan tek taraflı karar verdi. Ancak onlara CTO'nun iddialarının doğru olmadığını kanıtladık ve Thomson gibi bir firmanın prensip olarak, bizden ekonomik anlamda daha güçlü bir müşterisi olan Rum tarafına uyup bize tavır almasının ne kadar yanlış olduğunu gösterdik."

Thomson Holidays'in broşürleri kaldırmasından sonra Kuzey Kıbrıs satışlarında bir düşüş yaşamadıklarının da altını çizen Şonya, Thomson'un Kıbrıs'ı gelişen bir pazar olarak gördüğünü ve bu pazardan pay almak için kendileriyle çalıştıklarını ifade etti.

Şonya, "Biz Thomson ile kavga etmek istemiyoruz, direkt uçuşlar başladığı zaman oların bu işten kazancı çok büyük olacak. Ayrıca biz KKTC olarak Rumlarla devamlı barış ve çözüm için çabalıyoruz. Engel olan hep onlar. Geçtiğimiz yıl Transport For London'a karşı kazandık, davayı bu yıl da Thomson Holidays'ın kararını değiştirdik. Artık Rumlar bize karşı tavırlarını değiştirmesi gerektiğini anlamalı bu olaylardan sonra. En yakın zamanda CTO'nun Londra müdürünü yemeğe davet edip, bu konuları konuşmak istiyorum" dedi.

Fotoğraf Kodu: (Genel- Res'te)

THOMBSON BROSDUR

THOMBSON BURO

Thomson Holidays, yanlış yaptığını kabul ederek broşürleri tekrar dağıtmaya başladı

THOMBSON ALAN SULEYMAN

Thomson Holidays'in broşürleri yeniden dağıtmaya karar vermesinden dolayı mutlu olan Cyprus Paradise'ın sahibi Alan Süleyman, "Artık Rumlar, bizimle turizm konusunda kolay kolay oyun oynayamayacağını anladı" dedi

THOMBSON BENGU SONYA

KKTC Londra Turizm Merkezi Müdürü Bengü Şonya, kazanılan zaferi, "Thomson'un yeni kararından sonra Kuzey Kıbrıs Turizm Ofisi 1- CTO 0" diye niteledi

KIBRIS 04/03/06

 

AP, ‘Tatil’ grubu bugün KKTC’de

Zeynel LÜLE/BRÜKSEL

Avrupa Parlamentosu’nda ‘göstermelik’ olarak kurulan ve hiçbir etki ve yetkiye sahip olmayan ‘Kıbrıs Üst Düzey Temas Grubu’nun KKTC’ye yapacağı gezi, şimdiden ‘şaibeli’ hale geldi.

Grubun, uzun yıllardan beri AP içinde ‘Rum yanlısı’ tavrıyla bilinen üyesi Alman Mechtild Rothe’nin geçen hafta Güney Kıbrıs’a giderek KKTC’ye bugün yapılacak olan geziyle ilgili Rum yetkililerle temasta bulunması, diğer üye Avusturyalı Karin Resetarits’in, birkaç günden beri Rum kesiminde hem temaslarda bulunup, hem de tatil yapması, KKTC’ye yapılacak olan geziye gölge düşürdü. Grubun bir diğer üyesi olan Yunan milletvekili Georgios Karatzaferis’in ise, geziye katılmayabileceği belirtildi.

KKTC’ye ‘gözlemci’ statü verilmesini engellemek için oluşturulan grup, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ı ziyaret edip etmeme konusunda uzun tartışmalar yapmış, sonra KKTC sembollerinin kullanılmaması gerektiğine karar vermişti. Son olarak grubun, Talat yerine KKTC Meclisi Başkanı Fatma Ekenoğlu ile bir araya gelmesi ihtimali güçlendi. AP Temas grubu hükümet yetkililerinin yanı sıra, KKTC’deki siyasi partiler, sivil toplum örgütleri ve ticaret odası başta olmak üzere bir dizi temaslarda bulunacak. Heyet, Larnaka havaalanından Kıbrıs’a giriş yapacak.

HURRIYET 05/03/06

 

ABD: Annan Planı temel alınmalı

Birleşmiş Milletler’in siyasi işlerden sorumlu genel sekreter yardımcısı İbrahim Gamberi ve ABD Dışişleri Bakanlığı’nın Avrupa işlerinden sorumlu üst düzey yetkilisi Matt Bryza, Kıbrıs sorununu görüştü.

 

NTV

Güncelleme: 09:58 TSİ 05 Mart 2006 Pazar

WASHINGTON - Washington’daki toplantıya ilişkin bilgi veren ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Adam Ereli, “İyi bir görüşme oldu. Biz, Kıbrıs sorununun Annan Planı temelinde çözülmesine ve tarafların çözüm sürecine yeniden başlamasına verdiğimiz desteği dile getirdik” dedi. Ereli, BM’nin Ada’daki iki toplumla çalışmasını beklediklerini belirtti. Ereli, “Herkes tarafından kabul edilebilir ve bir referandumdan geçecek birşey çıkarabilirler. Böyle bir çabayı desteklemeyi sürdüreceğiz” ifadesini kullandı.

Kıbrıslı Türk avukatlar, Rum barolarına başvuruyor

Kıbrıslı Türk avukatların, Güney Kıbrıs'ta dava açan Kıbrıslı Türkleri savunabilmek amacıyla, Güney Kıbrıs'ta bulunan barolara başvurdukları ifade edildi.Simerini gazetesi, bu konuda Avukatlık Yasası'nda yer alan koşulların, Kıbrıslı Türk başvuru sahiplerini kapsayıp kapsamadığı konusunda kuşkular bulunduğunu yazarak, başvuru konusunun, Limasol ve Lefkoşa Baroları başkanları tarafından Rum Barolar Birliği'nin bilgisine getirildiğini de belirtti.

Habere göre, Limasol Barolar Birliği Başkanı Hristos Melidis ve Lefkoşa Barolar Birliği Başkanı Yorgos Papantoniu, konuyu "mızrak ucu" diye niteleyerek, Kıbrıslı Türk avukatların "yasadışı mahkemelerde" görev yaptığını belirttiler ve konuya müdahale edilmesini istedi.

Gazete, Kıbrıslı Türk avukatların başvuru konusunun, gelecek çarşamba günü yapılacak olan, Rum Barolar Birliği Yönetim Kurulu toplantısında ele alınacağını da yazdı.

Habere göre gazeteye bir açıklama yapan Rum Barolar Birliği eski Başkanı Nikos Papaevastathiu, Kıbrıslı Türk avukatların yerel barolara kaydının, "Kıbrıs Cumhuriyeti'nin" tanınmasıyla eşdeğer olduğunu söyledi ve yapılan başvurularda izlenen taktiğin "Kıbrıs Cumhuriyeti" için kazanç olduğunu, zira Barolar Birliğinin, yasal kurum olarak tanındığını da savundu.

KIBRIS 05/03/06

Rum siyasi partiler, hayal kırıklığına uğradı

Rum siyasi partiler, Paris'te gerçekleşen görüşmede Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos ile BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın neler üzerinde anlaştığı konusunda anlaşmazlığa düştü ve Kıbrıs Türk tarafının gösterdiği tepki nedeniyle hayal kırıklığı yaşadı.

Politis Gazetesi, Rum Yönetimi Başkanı'nın BM Genel Sekreteri'yle Paris'teki görüşmelerinde kararlaştırdıklarına Kıbrıs Türk tarafının verdiği tepkinin Rum siyasi liderliğinde hayal kırıklığı yarattığını, Rum iktidar ve muhalefet kanatlarının Paris'te neler üzerinde uzlaşmaya varıldığı konusunda Perşembe günü de uzlaşmayı başaramadığını yazdı.

Gazete AKEL'in gelişmeleri Polit Büro düzeyinde değerlendirdiğini ve Paris görüşmesinin sonuçlarını olumlu bulduğunu yazdı.

Gazeteye göre AKEL diğer şeyler yanında; bazı somut konularda ilerleme sağlanması gerektiğinin, Kıbrıs sorununun esasıyla ilgilenecek teknik komiteler oluşturulması kararının, güven yaratıcı önlemlerin ileri götürülmesiyle Maraş'ın iade edilmesi ve askersizleştirme konularının ortak açıklamada yer aldığına dikkat çekti.

Kıbrıs Türk tarafının gösterdiği tepki için üzüntü belirten AKEL şunları kaydetti:

"Kıbrıs Türk liderliğinin, görüşme sonuçlarının sağladığı fırsatı değerlendirmesini ve Kıbrıs sorununda çözümü gündeme getirecek gelişmelerin yoluna konulmasına katkı koymasını beklerdik. Maalesef, Türkiye böyle bir şeye izin vermiyor görünüyor. Tepkilerin, Kıbrıs sorununun özüne ilişkin konuların görüşülmesini engellemeyi hedeflediği ortadadır."

AKEL; Kıbrıs sorunundaki gelişmelerin muhalefet tarafından küçümsenmesinden hoşnutsuzluk belirtti ve bunu partizanlığa ve seçimlere yönelik maksatlara bağladı.

KS EDEK de Siyasi Bürosu'nda; Paris görüşmesinden ortaya çıkanları değerlendirdi. Parti başkanı Yannakis Omiru Kıbrıs Türk tarafından gelen tepkiler nedeniyle üzüntü belirtti ve bu tepkileri yorumlarken "maskeleri düştü" nitelemesinde bulundu.

Gazete DİSİ Başkanı Nikos Anastasiadis'in Kıbrıs Türk tarafına nasihatte bulunmayı tercih ettiğini ve Kıbrıs Türk siyasi liderliğini "Kıbrıs sorununun; işbirliği, diyalog ve karşılıklı anlayış olmadan çözülemeyeceğini anlamaya" çağırdığını yazdı, şöyle devam etti:

"Kıbrıslı Türkleri, taksimi gündeme getirecek bir hareket olan işgal rejimini yüceltmeye çalışmak yerine, kendi önerilerini sunmaya teşvik etti. DİSİ Başkanı; Paris'te, bizim tarafın iddia ettiğinden çok daha azını kazandığımız görüşünde ısrar etti. Teknik komitelerde görüşülecek olanların düşük politika kapsamında yer aldığını savundu.

DİSİ Başkanı şöyle devam etti:

'Kıbrıslı Türklerin tepkilerinden de ortaya çıktığı üzere ekonomi, askersizleştirme ve Maraş konuları bizim tarafın gündeme getirdiği konulardır. Başkan Papadopulos, BM Genel Sekreteri ve Mehmet Ali Talat arasındaki anlaşmanın ayağını oluşturanlar Moller'in BM Genel Sekreteri'ne, Talat'a ve Başkan Papadopulos'a gönderdiği mektuplarda ifade edilen düşük politika konularıdır. Güven Yaratıcı Önlemler'i biz talep ettik ve iyi de ettik, ancak bunlar, üçlü anlaşmanın (Genel Sekreter-Talat-Papadopulos) parçası değildir.'

DİSİ'nin yeniden Ulusal Konsey'e katılıp katılmayacağına ilişkin bir soru üzerine Anastasiadis; şu anda DİSİ'nin böyle bir konu üzerinde durmadığı yanıtını verdi."

Aynı gazete "Papapetru: Çözümü Kaybettik" başlığıyla yansıttığı haberinde EDİ (Birleşik Demokratlar) Başkanı Mihalis Papapetru'nun Paris'ten çıkan sonuçları değerlendirdiği önceki günkü açıklamasına yer verdi.

Gazeteye göre Papapetru özetle şunları söyledi:

"Başkan Papadopulos ile BM Genel Sekreteri'nin kısa süre öncesine kadarki ilişkisinin nasıl olduğu düşünüldüğünde, Paris'teki görüşmeleri gerçekten de olumlu bir gelişmedir. Hükümetin, BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs sorununda yeni bir inisiyatif üstlenmek üzere özel temsilcisini ataması yönündeki hedefi başarılamadı. Üzerinde uzlaşma sağladıkları Teknik Komitelerin ele alacağı konuların

Kıbrıs sorununun özüyle hiçbir alakası yoktur, çözüme de katkı koymaz. Aksine görüşülecek olan; kuş gribi, sağlık, cürümler ve trafik güvenliği gibi konular Kıbrıs sorununa nihai çözüm bulunmasına ilişkin inisiyatif eksikliğidir."

Rum Ortodoks Kilisesi kutladı

Yine Politis "Görüşmeler: Baf (Metropoliti) Kutluyor" başlıklı haberinde ise Rum Ortodoks Kilisesi Sen Sinod Meclisi adına açıklama yapan Baf Metropoliti Hrisostomos'un, Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos ile BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın; teknik komitelerin oluşturulması konusunda uzlaşmalarını kutladığını bildirdi.

Gazeteye göre görüşmelerin tamamen başarılı olduğu kanaatini ortaya koyan Baf Metropoliti, "Kıbrıs Rum tarafı, Kıbrıs sorununa adil, yaşayabilir ve işleyebilir bir çözümün gerekli ön şartlarını yaratacak, ön hazırlığı son derece iyi yapılmış bir müzakere prosedürüne yeniden katılmak için siyasi iradeye sahip olduğunu göstermiştir" dedi.

Hrisostomos "Maraş'ın iadesi konusu ilk kez bu kadar esaslı ve ümit verici şekilde gündeme getirildi. Genel Sekreter, bizim tarafın da değişmez arzusu ve talebi olan BM Güvenlik Konseyi'nin daimi üyesi beş ülkenin Kıbrıs sorununa müdahiliyetini kendiliğinden anlaşılır buluyor" dedi.

Fileleftheros "Partiler, Görüş Ayrılıklarına Rağmen; Gelişmelerin Değerlendirmeye Değer Olduğunda Uzlaşıyorlar" başlıklı haberinde AKEL, EDEK, EDİ ve DİSİ'nin açıklamalarına kısaca yer verdikten sonra EUROKO ve Rum Ekologlar ve Çevreciler Hareketi'nin değerlendirmelerine yer verdi.

Gazeteye göre EUROKO Başkanı Dimitris Şilluris teknik komitelerdeki Kıbrıs sorununa ilişkin görüşmelerin kat'i şekilde Avrupa normlarına dayanması gerektiğini söyledi.

Rum Ekologlar ve Çevreciler Hareketi Genel Sekreter Yardımcısı Dinos Pashalidis ise "özellikle Kıbrıs sorununa çözüm bulunması prosedürünün ırkçı ve halen Kıbrıs halkı tarafından reddedilmiş olan Annan planından kurtarılmasını ve yeni müzakere temeli şekillendirilmesini kutluyoruz" dedi.

KIBRIS 05/03/06

Eski Cumhurbaşkanı Denktaş, Avrupa Parlamentosu Yüksek Temas Grubu'nun ziyaretiyle ilgili yazılı açıklama yaptı:Kahredici, Kıbrıs Türkünü alçaltıcı bir ziyaret

Eski cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Avrupa Parlamentosu (AP) Yüksek Temas Grubu'nun ziyaretini "kahredici, Kıbrıs Türkünü alçaltıcı" bir ziyaret olarak değerlendirerek, BRT'nin bunu haberlerinde "çok önemli bir ziyaret olarak sunma gereğini duyduğunu" ve bunun da kendisini üzdüğünü belirtti.

Denktaş TAK'a yaptığı yazılı açıklamada, Kıbrıs Türkünün görevinin; varlığını, siyasi statüsünü, bağımsızlığını, egemenliğini, devletini ayaklar altına alıp geçenlerin karşısında, bağımsızlığını ve devletinin varlığını gür bir sesle hatırlatmak ve "bayrak göstermeyiniz" diyerek gelenlere, bayraklarını daha da yükseklere çekerek gereken cevabı vermek olduğunu ifade ederek, "Biz Mücahidin Sesi'nden bunu bekliyorduk. Ne yazık ki hayal kırıklığına uğradık" dedi.

"Yalan ve yanlış haber"

Denktaş açıklamasında şunları kaydetti:

"Avrupa Parlamentosu'ndan gelecek olan Yüksek Temas Grubu'nun ziyaretiyle ilgili olarak Bayrak Radyo ve Televizyonu'nun önceki akşam halkımıza duyurduğu yalan ve yanlış haberi işitince bu yazılı açıklamayı yapmak gereğini duydum. Bayrak Radyo ve Televizyon spikeri halkımıza bu ziyaretin KKTC'ye yapılacağını, bunun çok önemli olduğunu, Avrupa Parlamentosu'ndan böyle bir heyetin KKTC'ye ilk ziyareti olduğunu uzun uzun anlatıp durdu.

Bu bilinçsizlikten olamazdı. Çünkü kaç gündür bu 'Yüksek Temas Grubunun' KKTC'ye değil 'Kuzeyde yaşayan Kıbrıslılara' geleceğini, bize 'Kıbrıs Türkleri' bile diyemediklerini, Kıbrıs'ı 'Kıbrıslı milletinin' adası olarak algıladıklarını, Kıbrıs'ta tek halk gördüklerini ve bu Kıbrıslıların bir kısmının 'meşru hükümetlerinin idaresinde Güney'de' diğer bir kısmının 'Kuzey'de işgal altında yaşayan Kıbrıslılar' olduklarını görüyorlar.

Yani 'meşru hükümet' addettikleri Rum idaresinin bizi gördüğü gibi görüyorlar. Kıbrıs'ta self determinasyon hakkını haiz, iki eşit ve egemen Halk'ın varlığını görmezlikten geliyorlar. Kıbrıs'ın bir Rum adası, bizim de bir azınlık olduğumuz görüşünü vurgulayarak geliyorlar. Geliş maksatlarını da açıkladılar: 'İşgal nedeniyle Kuzeyde idaresini yayamayan meşru hükümetin' rızası ile bize, yani 'Kuzeyde yaşayan Kıbrıslılara' AB yardımından neler verilebileceğini araştırmaya geliyorlar.

Bu yanlışlarını, bu hakaretlerini 'temas edeceğimiz yerlerde sakın ola KKTC'nin bayrağını, amblemini, işaretini görmeyelim' diyerek katmerliyorlar.

Halkımız bu hakaret karşısında infial içinde. Dışişleri Bakanlığı'nın açıklaması var. Fakat bütün bunlara rağmen Mücahidin Sesi Bayrak Radyo ve Televizyonu bu kahredici, Kıbrıs Türkünü alçaltıcı ziyareti halkımıza çok önemli bir ziyaret olarak takdim etmek gereğini duydu. Üzüntülerimi duyurmayı görev bildim.

Kıbrıs Türkü'nün görevi; varlığını, siyasi statüsünü, bağımsızlığını, egemenliğini, devletini ayaklar altına alıp geçenlerin karşısında bağımsızlığını ve devletinin varlığını özgür bir sesle hatırlamak ve 'bayrak göstermeyiniz' diyerek gelenlere, bayraklarını daha da yükseklere çekerek gereken cevabı vermektir. Biz Mücahidin Sesi'nden bunu bekliyorduk. Ne yazık ki hayal kırıklığına uğradık."

KIBRIS 05/03/06

Rumların manipülasyon yaptığını BM de açıkladı

Başbakan Soyer, teknik komitelerin, Rum yönetimi tarafından yanlış takdim edildiğinin BM tarafından açıklandığını vurguladı:

Rumların manipülasyon yaptığını BM de açıkladı

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Kıbrıs Türk halkının karşılaştığı problemleri aşmasına yardımcı olmak amacıyla kurulacak teknik komiteleri Kıbrıs sorununun esas meselelerini görüşecek komiteler olarak takdim etmenin bir manipülasyon olduğunu ve bu manipülasyonun ne kadar yanlış ve yanıltıcı olduğunun BM Basın Sözcüsü tarafından dün açıklandığını belirtti.

Soyer dün bir kabulü sırasında yaptığı açıklamada "Güney Kıbrıs'taki hâkimiyetçi anlayışın, iki taraf arasında oluşturulacak teknik komiteleri Kıbrıs sorununun esas meselelerini görüşecek komiteler olarak takdim etme manipülasyonun ne kadar yanlış ve yanıltıcı olduğu BM Sözcüsü tarafından açıklanmıştır" dedi.

Teknik komitelerin çalışmalarının Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın mektubuyla onaylandığını vurgulayan Başbakan Soyer şunları söyledi:

"Biz bu komitelerin çalışmalarını Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın mektubuyla onayladık. Bu insan ilişkileri bakımından Kıbrıs Türk halkının karşılaştığı problemleri aşmasına yardımcı olacaktır. Bugün BM Basın Sözcüsü bu komitelerin özünün bu olduğunu açıklamıştır.

Dolayısıyla Cumhurbaşkanımızın halkımıza ne kadar doğru bilgi verdiği, ne kadar açık, objektif olduğu ve Kıbrıs sorunun siyasi hesaplarla, seçim oyunlarıyla manipüle eden Güney'deki anlayışın, sırf bu hükümete muhalefet edecek diye Kuzey'de de değişik siyasi görüşlere sahip insanların halkı demoralize eden çalışmaları gözler önüne seriyor. BM'nin, iki tarafın üstünde uzlaşmadığı bir noktada adım atmak niyetinde olmadığını ifade etti.

Halkımızın, 24 Nisan iradesinin bize sağladığı bu yolda bize destek olacağına inanıyorum Yolumuz aydınlıktır."

KIBRIS 05/03/06

Ali Yaman'a BM'den davet

Uzlaşım Derneği Başkanı Ali Yaman, Birleşmiş Milletler'in (BM) düzenleyeceği üst düzey konferansa katılıyor. BM Kalkınma Programı Başkanı Kemal Derviş imzalı davetiyeyle, Ali Yaman, 6-8 Mart tarihleri arasında İstanbul'da yer alacak, "Çatışmaların Önlenmesi İçin Ulusal Kapasite Gelişimi" konulu konferansa davet edildi.

Kanada, Danimarka ve İsveç tarafından desteklenen konferans, BM Kalkınma Programı ve BM Siyasi İşler Dairesi'nce düzenlenecek ve ilgili alanda birikim paylaşımı şeklinde gerçekleştirilecek.

Konferansın amaçları arasında; anlaşmazlıkların çözümlenmesinde yeni ve uygulanabilir yöntemlerin paylaşılması, anlaşmazlıkların çözümlenmesinde sivil toplum örgütlerinin etkin rolü ve bu alanda somut fikirlerin geliştirilmesi yer alıyor.

Konferansta, "Kıbrıs'ta Anlaşmazlık Çözümleme Eğitimi" konulu bir de sunuş yapmayı planlayan Ali Yaman, sivil toplum örgütlerinin anlaşmazlıkların çözümlenmesindeki etkinliğine vurgu yapacak.

KIBRIS 05/03/06

AP heyetinin KKTC temasları başladı


6 Mart, 2006 17:01:00 (TSİ) CNN TURK

Avrupa Parlamentosu'nda geçtiğimiz ay kurulan 'Kıbrıslı Türkler ile temas grubu' milletvekilleri, bugün KKTC'de temaslarına başladı.

KKTC ve Güney Kıbrıs'ta temaslarda bulunmak üzere adada bulunan AP heyeti, Rum Meclis Başkanı Dimitris Hristofyas ile görüştü.
 
Hristofyas, görüşmeden sonra yaptığı açıklamada, AP heyetine Kıbrıs sorunu çerçevesinde Rum tarafının Annan Planı hakkındaki görüşlerini anlattı ve planda talep ettikleri değişiklikler hakkında bilgi verdi.
 
Kıbrıslı Türklere yönelik izolasyonların sebebinin Türkiye olduğunu iddia eden Hristofyas, Rum yönetiminin Kıbrıslı Türklere yönelik uygulamaya koyduğu 'önlemler' ve Kıbrıs sorununun çözümü yönünde 'attığı adımlar' konusunda heyeti bilgilendirdi.
 
Hristofyas, Kıbrıs Türk tarafından, teknik komitelerin kurulması yönünde Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos ve BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Paris'te yaptığı görüşmede vardıkları anlaşmaya karşılık vermesini istedi.
 
KKTC'deki temaslar
 
'KKTC ile temas grubu', cumhurbaşkanlığına vekalet eden Meclis Başkanı Fatma Ekenoğlu ile Başbakan Ferdi Sabit Soyer'le de görüşecek. Kalp ameliyatı geçiren KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, hala tedavi altında bulunuyor.
 
Temas grubunun görüşmelerde KKTC bayrağının bulunmasını yasaklaması KKTC'de tepkiyle karşılandı. Koalisyon hükümetinin küçük ortağı Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş, AP milletvekilleriyle görüşmeyi reddetti.
 
Heyet, haziran ya da temmuz ayında KKTC'ye tekrar gelecek ve ardından Kıbrıslı Türkler ile ilişkilerin nasıl artırılabileceği konusunda rapor hazırlayarak Avrupa Parlamentosu Dış İlişkiler Komitesi'ne sunacak.

AP milletvekili Karim KKTC'yi ziyaret etmişti
 
Bu arada, Avrupa Parlamentosu Liberal Demokratlar Grubu İngiliz milletvekili Sajjad Karim, 28 şubatta KKTC'ye gelmişti.
 
Karim, Kıbrıslı Türklerin yaşadığı sıkıntıları onların AB'ye bakışlarını ve hayal kırıklıklarını anlayışla karşıladığını belirterek, AP'nin Avrupa Konseyi'ni, ambargoların kaldırılması yönünde adım atmaya zorladığını söylemişti.  
 
''Kıbrıs sorunu yalnız Kıbrıslı Türkler ve Rumları değil, AB vatandaşlarını da etkiliyor'' diyen Karim, AB'ye güvenilmesini istemişti. 
 
İngiliz milletvekili, Kıbrıs Türk halkının AP'de tam temsiliyetinin sağlanması ve Kıbrıs Türkü ile Türk halkının Avrupa Birliği'ne yeniden güven kazanması için
AB'nin somut adımlar atması gerektiğini de kaydetmişti.

KKTC'ye mali yardım
 
Avrupa Birliği 27 şubatta, KKTC'ye yönelik mali yardım tüzüğünü doğrudan ticaret tüzüğünden ayırarak onaylamış, Kıbrıs'a 139 milyon euro yardım yapılmasını öngörmüştü.

AB Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn "bu sayede enerji ve çevre gibi acil ihtiyaç duyulan alanlarda AB'nin yardımı mümkün olacak" açıklamasını yapmıştı.

 

Kıbrıslı Türkler AP’yi protesto etti

KKTC’yi ziyaret eden Avrupa Parlamentosu temas grubu, protesto gösterileriyle karşılandı. Göstericiler, grubun Kıbrıslı Türkleri ‘kuzeydeki Kıbrıslılar’ olarak tanımlamasını protesto ediyor.

 

NTV

Güncelleme: 07:22 ET 06 Mart 2006 Pazartesi

LEFKOŞA - Avrupa Parlamentosu heyetinin KKTC ziyareti gergin başladı. Lefkoşa’da kalabalık bir grup, Demokrat Parti genel merkezi önünde Kıbrıslı Türk kimliğini vurgulamak için KKTC bayraklarıyla eylem yaptı. Bazı sivil toplum örgütleri de Ledra Palas sınır kapısında protesto gösterisi için bir araya geldi.

Heyetle görüşmeyi reddeden Dışişleri Bakanı ve Demokrat Parti Denel Başkanı Serdar Denktaş, Avrupa Parlamentosu temas grubunun Kıbrıs Türk kimliğine saygı göstermediğini belirtti.

Denktaş, Avrupalı parlamenterlerin tutumunu değiştirmemesi halinde gösterilerin süreceğini söyledi. Avrupa parlamentosu temas grubu ilk olarak Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’a vekalet eden Meclis Başkanı Fatma Ekenoğlu ile Cumhurbaşkanlığı’nda bir araya geldi. Ancak Avrupalı parlamenterler, Başbakan Ferdi Sabit Soyer’le Avrupa Birliği Koordinasyon Merkezi’nde görüşecek.

 

Denktaş'tan AP heyetine bayraklı karşılama

DHA



Avrupa Parlamentosu’nda geçen ay kurulan ’Kıbrıslı Türklerle temas grubu’ milletvekilleri, KKTC Başbakanı Ferdi Sabit Soyer ile bir araya geldi.
Lefkoşa’daki AB Koordinasyon Ofisi’nde gerçekleştirilen görüşmeye önce Soyer gelirken, milletvekili heyetinin belediye otobüsüyle gelmesi dikkat çekti. Geniş güvenlik önlemlerinin alındığı görüşme basına kapalı olarak gerçekleştirildi. Görüşme öncesinde gazetecilerin kısa süreli görüntü almasına izin verildi. Heyetin talebi doğrultusunda, görüşmenin yapıldığı yerde ’KKTC bayrağı gibi devleti temsil eden simgeler’ yer almadı.

RAUF DENKTAŞ’IN OFİSİNİN BAHÇESİNE BAYRAK ASILDI

Kuzey Lefkoşa’daki AB Koordinasyon Ofisi, yaklaşık 5 yıl öncesine kadar Başbakanlık Özel Konutu olarak kullanılıyordu. Ofisin tam karşısında, eski KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın, görevinden ayrıldıktan sonra taşındığı çalışma ofisi bulunuyor. Görüşme öncesinde Denktaş’ın korumalarının, çalışma ofisinin bahçesine KKTC ve Türk bayrakları astığı gözlendi.

OS(YC)

HURRIYET 06/03/06

 

Aynaya baksınlar

TC Başbakanı Erdoğan, "Kıbrıs'ı peşkeş çektiler" suçlamasını yanıtladı:

Aynaya baksınlar

"KKTC'ye, hiçbir dönemde kazandırılmayan bir itibar kazandırdık. Bunu da masadan kaçarak değil, masada oturarak yaptık. Bundan sonra da masada oturarak yapacağız. Hiçbir zaman masadan kaçmayacağız"

AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, "Biz şu anda KKTC'ye, hiçbir dönemde kazandırılmayan bir itibarı kazandırmış bir iktidarız. Bunu da masadan kaçarak değil, masada oturarak yaptık" dedi.

Partisinin Tuzla İlçe Başkanlığı'nın Kefkale Spor Kompleksi'nde yapılan 2. Olağan Kongresi'nde konuşan Erdoğan, AB'nin bütün mensuplarıyla aynı masaya oturup meseleleri rahat rahat konuştuklarını bildirdi ve bazılarının kendilerini, "Kıbrıs'ın peşkeş çekildiği" yönünde eleştirdiğini hatırlattı. "Onu söyleyenler önce aynaya baksınlar" diyen Erdoğan, kimsenin AK Parti iktidarına böyle bir çirkefi yapıştıramayacağını söyledi.

Başbakan Erdoğan, şöyle devam etti:

"Biz şu anda KKTC'ye, hiçbir dönemde kazandırılmayan bir itibarı kazandırmış bir iktidarız. Bunu da masadan kaçarak değil, masada oturarak yaptık. Bundan sonra da masada oturarak yapacağız. Hiçbir zaman masadan kaçmayacağız. Rumlardan bir adım önde olacağız. Yeni 10 maddelik eylem planıyla 11 adım öne geçtik. Rumlar bu teklifi anlamış değiller. Devamlı atak, atak, atak... Taarruzdayız. Dostluk en büyük silahımız, düşmanlık en büyük düşmanlığımızdır. Asla düşmanlığı sevmiyoruz, düşman kazanmaya değil, dost kazanmaya geldik."

KIBRIS 06/03/06

 

Temas Grubu'nu yoğun bir gündem bekliyor

Avrupa Parlamentosu Yüksek Seviyede Temas Grubu, KKTC'de görüşmelerde ve incelemelerde bulunmak üzere dün adaya geldi

Temas Grubu'nu yoğun bir gündem bekliyor

KKTC'YE İLK ZİYARET... Adaya Larnaka Havaalanı üzerinden ayrı ayrı gelen grubun yapacağı temaslar, KKTC'yi ilk kez ziyaret etmesi açısından büyük önem taşıyor. KKTC ile ilişkilerin geliştirilmesi için Avrupa Parlamentosu tarafından geçen ay kurulan "Yüksek Seviyede Temas Grubu'nun gündemi yoğun

CUMHURBAŞKANLIĞINDA KABUL... AP Yüksek Seviyede Temas Grubu, geçirdiği by-pass ameliyatı nedeniyle İstanbul'da bulunan Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat yerine Cumhurbaşkanı Vekili, Cumhuriyet Meclisi Başkanı Fatma Ekenoğlu tarafından Cumhurbaşkanlığı'nda kabul edilecek. Bugün saat 12.00'de basına kapalı gerçekleşecek görüşmede Ekenoğlu'na Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit Pertev eşlik edecek

Avrupa Parlamentosu(AP) Yüksek Seviyede Temas Grubu, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde (KKTC) görüşmelerde ve incelemelerde bulunmak üzere dün adaya geldi.

Fransız sağcı parlamenter Françoise Grossetete (koordinatör) başkanlığında Mechtild Rothe (koordinatör yardımcısı), Karin Resetarits, Cem Özdemir, Francis Wurtz, Yorgos Karatzaferis, Sean O Neachtain ve Ryszard Czarnecki'den oluşan AP Yüksek Seviyede Temas Grubu, bugün devlet ve hükümet yetkilileri ve sivil toplum örgütü yetkilileriyle yoğun görüşmelerde bulunacak.

Adaya Larnaka Havaalanı üzerinden ayrı ayrı gelen grubun yapacağı temaslar, KKTC'yi ilk kez ziyaret etmesi açısından büyük önem taşıyor. KKTC ile ilişkilerin geliştirilmesi için Avrupa Parlamentosu tarafından geçen ay kurulan "Yüksek Seviyede Temas Grubu," gelecek 6 ayda yapılacak faaliyetlerle ilgili konuları görüşmek üzere Ocak ortalarında Strasbourg'da ilk toplantısını yapmıştı.

Fransız sağcı parlamenter Françoise Grossetete, Avrupa Parlamentosu'ndaki bütün siyasi eğilimlerin temsilcilerinin bulunduğu temas grubunun koordinatörü olarak görev yapıyor.

KKTC ile ilişkilerin güçlendirilmesi ve diyalogun artırılması için çalışacak grup, temasları sırasında KKTC devlet-hükümet yetkilileri ve sivil toplum örgütü temsilcileriyle görüşmelerde bulunacak, Girne bölgesinde BM Kalkınma Programı (UNDP) ile Avrupa Birliği tarafından finanse edilen projeleri yerinde inceleyecek.

Grubu, Cumhurbaşkanlığında

Ekenoğlu kabul edecek

AP Yüksek Seviyede Temas Grubu, geçirdiği by-pass ameliyatı nedeniyle İstanbul'da bulunan Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat yerine Cumhurbaşkanı Vekili, Cumhuriyet Meclisi Başkanı Fatma Ekenoğlu tarafından Cumhurbaşkanlığı'nda kabul edilecek. Bugün saat 12.00'de basına kapalı gerçekleşecek görüşmede Ekenoğlu'na Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit Pertev eşlik edecek.

Ekenoğlu ile görüşmelerinin ardından öğle yemeğinde Lefkoşa Belediye Başkanı Kutlay Erk ile sosyal bir görüşme yapacak olan grup üyeleri, daha sonra Başbakan Ferdi Sabit Soyer tarafından kabul edilecek. Heyetin programında, Başbakan Yardımcısı Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş'la görüşme de bulunuyor. Ancak Denktaş, önceki gün DP Mağusa İlçe Kongresi'nde yaptığı konuşmada, AP grubuyla görüşmeyeceğini açıklamıştı. Heyet, ana muhalefet UBP Genel Başkanı Hüseyin Özgürgün ile BDH Genel Başkanı Mustafa Akıncı ile ayrı ayrı görüşecek.

Başbakanlık Avrupa Birliği Koordinasyon Merkezi tarafından yapılan açıklamaya göre grubun Başbakan Ferdi Sabit Soyer, ana muhalefet UBP Genel Başkanı Hüseyin Özgürgün ve BDH Genel Başkanı Mustafa Akıncı ile gerçekleştireceği görüşmeler Avrupa Birliği Koordinasyon Merkezi'nde yer alacak.

Başbakan Ferdi Sabit Soyer tarafından saat 15.15'de kabul edilecek olan AP grubu, 17.45'te UBP Genel Başkanı Hüseyin Özgürgün, 19.00'da da BDH Genel Başkanı Mustafa Akıncı ile bir araya gelecek. Bu görüşmelerin tümünün de süresi 1 saat olarak planlandı.

İkinci ziyaret yazda

Haziran veya temmuz ayında KKTC'ye ikinci ziyaretini gerçekleştirmeyi planlayan AP Yüksek Seviyede Temas Grubu, bunun ardından hazırlayacağı raporu Avrupa Parlamentosu Dış İlişkiler Komitesi'ne sunacak.

AP üyesi 8 parlamenterden oluşan grubun, KKTC'ye ilk ziyareti sırasında, Annan Planı'nın Rumlar tarafından reddedilmesinden sonra Avrupa Birliği Konseyi tarafından kabul edilen ve KKTC'ye yönelik ekonomik izolasyonun kaldırılmasını öngören kararların nasıl etkili bir biçimde yürürlüğe gireceği konusuna bakması bekleniyor.

Grubun Türk asıllı Alman üyesi Cem Özdemir, grubun oluşturulmasının ardından basına yaptığı açıklamada, "Grubun kurulması olumlu bir gelişme. Avrupa Parlamentosu, ilk defa Kıbrıslı Türk yöneticileri ve siyasileri muhatap alacak. Grup içindeki görüş ayrılıklarımızı yenip olumlu bir rapor hazırlamak için çalışacağız" demişti.

Grubun temasları sırasında basına açıklama yapmayacağı, yarın ara bölgedeki Ledra Palace Otel'de saat 10.00'da basın toplantısı düzenleyeceği kaydedildi. Grup üyeleri, basın toplantısının ardından BM kontrolündeki ara bölgede incelemelerde de bulunacak.

Girne'deki projeleri

inceleyecekler

AP Yüksek Seviyede Temas Grubu, yarın ise 12.30-15.00 saatleri arasında KKTC Cumhuriyet Meclisi'nden bir grup milletvekili ile Bellapais'de öğle yemeğinde sosyal bir görüşme yapacak. Görüşme basına kapalı olacak. Grup üyeleri, aynı gün Girne bölgesinde BM Kalkınma Programı (UNDP) ile Avrupa Birliği tarafından finanse edilen projeleri yerinde inceleyecek.

STÖ ile yuvarlak

masa toplantısı

Fransız sağcı parlamenter Françoise Grossetete başkanlığındaki AP Yüksek Seviyede Temas Grubu, bu arada yarın düzenleyeceği basın toplantısı öncesinde sabah saat 08.30'da ara bölgedeki Ledra Palace Otel'de aralarında sendikalar, kadın, gençlik ve öğrenci örgütlerinin bulunduğu Kıbrıs Türk sivil toplum örgütlerinin temsilcileriyle kahvaltılı yuvarlak masa toplantısı yapacak.

AP Yüksek Seviyede Temas Grubu üyeleri temaslarını tamamlamalarının ardından yarın akşam ve 8 Mart Çarşamba sabahı olmak üzere iki grup halinde adadan ayrılacak.

KIBRIS 06/03/06

 

Başbakan Soyer, POLİTİS'e demeç verdi: Veto, Papadopulos'un elinde "tahta kılıç"

Başbakan Soyer, "Şu anda, izolasyonların kaldırılmasını ve doğrudan ticaretin başlamasını başarmamış olabiliriz; ama bu konunun gündemde tutulmasını başardık" dedi. Soyer ayrıca, "Kıbrıslı Türlerin 'çözümsüzlük çözümdür' diyen Denktaş'ı uzaklaştırdığı gibi, Kıbrıslı Rumlar da aynı şeyi Papadopulos'a yapacak" ifadesini kullandı

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Kıbrıslı Türklerle ilgili mali tüzüğün, Rum tarafının, Türkiye'ye veto uygulamamasına karşılık olarak onaylandığını (tüzüklerin birbirinden ayrılması) belirtti ve veto silahını Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un elindeki "tahta kılıç" olarak nitelendirdi.

İstanbul ziyareti sırasında, POLİTİS'le söyleşi yapan Başbakan Soyer, tüzükler konusuna da değindi.

Gazete, söyleşinin Paris'te Annan-Papadopulos görüşmesinin gerçekleştirildiği sıralarda yapıldığını, bu nedenle Paris görüşmesi konusuna değinilmediğini kaydetti.

Habere göre Başbakan Soyer, Kıbrıslı Türklerin tüzüklerin ayrılmasına onay vermediğini, bu konudaki sorumluluğun AB'ye ait olduğunu söyledi.

Ancak kendilerinin, AB ile olan ilişkileri kesmeyi istemediklerini vurgulayan Başbakan Soyer, AB'nin kararında kesin bir tespit bulunduğunu, bunun da, izolasyonların kaldırılması hedefiyle çalışmaların sürdürüleceğine yönelik çağrı olduğunu ifade etti.

Bir soru üzerine Başbakan Soyer, Papadopulos'un hedefine ulaşamadığını, zira hedefinin doğrudan ticaret konusunu AB'nin gündeminden çıkarmak olduğunu belirtti. Başbakan Soyer, "Şu anda, izolasyonların kaldırılmasını ve doğrudan ticaretin başlamasını başarmamış olabiliriz; ama bu konunun gündemde tutulmasını başardık" dedi.

Soyer, Papadopulos'un sürekli olarak "veto uygulayacağız" diyerek gerilim yaratmasını eleştirerek, Papadopulos'un bununla sadece Kıbrıslı Türklere değil Kıbrıslı Rumlara da zarar verdiğini, Papadopulos'un bu siyaseti sürdürdükçe Kıbrıslı Rumların AB içerindeki saygı ve değerini sarsmış olacağını da söyledi.

Başbakan Soyer şunları kaydetti:

"Bu davranış, nihayetinde, tüm Kıbrıs'a zarar veriyor ve bu nedenden dolayı Papadopulos bu ısrarını terk etmelidir. Kıbrıslı Türklerin kaybetmesi, günün sonunda tüm Kıbrıs'ın kaybetmesidir. Biz Kıbrıs'ta bir zafer istemiyoruz. Biz Kıbrıslı Türkler olarak, eşitlik temelinde Kıbrıslı Rumlarla birlikte bir anlaşma istiyoruz. Bir toplumun diğerini yenmesi siyaseti, Kıbrıs'ı belaya sokan bir siyasettir."

Başbakan Soyer bir başka soru üzerine, Papadopulos'un süper güç olmadığını, Kıbrıs sorununun çözümüyle ilgilenen Türkiye, Yunanistan, AB gibi tarafların da bulunduğunu söyleyerek, Papadopulos'un bu siyasetinin Kıbrıs sorununun çözüm dinamiğini etkileyen bir şekilde sürdürülmesinin de mümkün olmadığını belirtti.

Soyer ayrıca, "Kıbrıslı Türlerin 'çözümsüzlük çözümdür' diyen Denktaş'ı uzaklaştırdığı gibi, Kıbrıslı Rumlar da aynı şeyi Papadopulos'a yapacak" ifadesini de kullandı.

Rum basınında "AB'nin kararı, Papadopulos'a hediyedir"şeklinde çıkan haberleri yorumlaması istenen Soyer, Papadopulos'un herhangi bir hediye almadığını, sırf halkına, Kıbrıslı Türkler karşısında güya bir zafer kazandığını söylemek için bir geri adım attığını, Türkiye karşısında veto kullanmamak için geri adım attığını söyledi.

Soyer ayrıca, Papadopulos'un veto tehditlerini "seçimlere yönelik içi boş külhanbeylik" olarak da nitelendirdi.

KIBRIS 06/03/06

 

Rum askerleri vahşet saçtı

Zalim Rum askerleri, bir köpeği canlı canlı yakarak, bu vahşet sahnesini de cep telefonuna kaydetti

Rum askerleri vahşet saçtı

SİMERİNİ, beyinsiz ve zalim RMMO askerlerinin, bir RMMO mevzisinde, bir köpeği canlı canlı yaktığını ve bu sadist, tüyler ürpertici davranışlarının görüntülerini bir cep telefonuna kaydettiklerini yazdı.

Gazeteye göre, bu sadist RMMO askerleri önce köpeği akaryakıtla yıkadılar ve ateşle tutuşturduktan sonra olayı seyretmeye başladılar. Köpek can havliyle inlerken ve alevler içinde sağa sola koşarken, askerler yarattıkları "manzaradan" duydukları "gururu" ve köpeğin acı sonunu alaycı bir şekilde birbirlerine anlatıyorlardı.

Köpek öldükten sonra cep telefonuna yapılan kayıt, başka askerlere de gönderildi ve daha sonra da SİGMA adlı özel TV kanalı muhabirlerinin bilgisine ulaştı.

Gazete, durumu öğrenen Savunma Bakanlığı Basın Sözcüsü Yoannis Patsalidis ve SIGMA'nın programına telefonla katılan Savunma Bakanı Kiriakos Mavronikolas'ın bu insanlık dışı davranışı şiddetle kınadıklarını belirttiklerini yazdı.

Gazeteye göre Mavronikolas araştırma sonucunda suçluların tespit edilmesinden sonra bu askerlerin ibret oluşturacak şekilde cezalandırılacaklarını da söyledi.

Bu arada Hayvanları Koruma Derneği Başkanı Tula Boyacı, bunun ilk kez olmadığını, RMMO askerlerinin geçmişte de köpekleri canlı canlı yaktığını, ancak bunun maalesef örtbas edildiğini ve suçluların hiçbir cezaya çarptırılmadığını belirtirken, bu sorunlu ve sadist insanların çok tehlikeli olduğuna dikkat çekti.

KIBRIS 06/03/06

 

Türk mallarında oturanlara hali arazi

Rum İçişleri Bakanı Andreas Hristu, Rum göçmelere tapu verilmesi kararını çok büyük ve Rum Yönetimi'nin sosyal yaşam ve iskân politikası konularında bugüne kadar hiçbir zaman almadığı önemli bir karar olarak nitelendirdi.

Haravgi'ye özel açıklama yapan İçişleri Bakanı Andreas Hristu, tapu verilmesi konusunun siyasi, ekonomik ve yasal yönleri bulunan, zor bir sorun olduğunu da dikkati çekti.

Hristu, tapu kararının üç grubu kapsadığını, bir diğer deyişle, hükümet evlerinde oturan, kendi evlerini yapmaları için para alanlar ve Kıbrıs Türk evlerinde oturanların bu haktan yararlanacağını belirtti. Hristu, hali arazi, istimlâk edilen arazi ve özel araziler üzerine, hükümet veya göçmenler tarafından yapılan evlerde oturanlara tapu verileceğini anlattı.

Hristu, buna paralel olarak, Kıbrıs Türk malı üzerine inşa edilmiş evlerde veya Kıbrıs Türk evlerinde oturanlara ise hali arazi verileceğini kaydetti.

Gazete, arsa ve inşa edilen göçmen evlerine ilişkin rakamlardan oluşan bir de tablo yayımladı. Tabloda şu rakamlara yer verildi:

"1. Göçmenler tarafından inşa edilen arsa ve site sayısı:

a-Arsalaştırılmış arazi sayısı: 6 bin 41 Kıbrıs Türk toprağı

b-İstimlâk edilmeyen arsa sayısı: 5 bin 431 Kıbrıs Türk toprağı

c-İstimlâk, dostane uzlaşı veya rıza sonucunda elde edilen arsa sayısı; 610 Kıbrıs Türk toprağı

2. Hükümet Evleri:

a) Üzerine ev yapılmış arsalar; 3 bin 185 (adet)-Kıbrıs Türk toprağı

b) İstimlâk edilmeyen arsalar üzerine inşa edilen ev sayısı; 3 bin 125- Kıbrıs Türk toprağı

c) İstimlâk, dostane uzlaşı ve rıza sonucunda elde edilen arsalar üzerine inşa edilen ev sayısı; 60-Kıbrıs Türk toprağı.

Gazete, Kıbrıs Türk evlerinde oturan Rum sayısının, Lefkoşa'da 349, Limasol'da 2 bin 170, Larnaka'da bin 460, Baf'ta ise 977 olduğunu da yazdı.

Gazete ayrıca, istimlâk edilmeyen Kıbrıs Tür toprağına inşa edilen evlerin bölgelere göre dağılımına ilişkin rakamlara da yer verdi.

KIBRIS 06/03/06

 

AP heyeti: "KKTC'yi tanımıyoruz"


7 Mart, 2006 18:05:00 (TSİ) CNN TURK

KKTC ziyaretinin son gününde açıklama yapan Avrupa Parlamentosu Temas Grubu, ''KKTC'yi değil, Kıbrıs Türk toplumunun kimliğini tanıyoruz'' mesajı verdi.

Avrupa Parlamentosu (AP) Temas Grubu koordinatörü Fransız parlamenter Françoise Grossetete başkanlığındaki Temas Grubu, KKTC ve Kıbrıs Rum Kesimi'nde yaptığı görüşmeleri, Lefkoşa ara bölgedeki Ledra Palace Hotel'de düzenlediği basın toplantısında değerlendirdi. 
 
Grossetete, Kıbrıs'ta oluşan hukuki durumun üzücü olduğunu belirterek, ''ancak bu konuda bundan sonrası için yapabileceğimiz, çok daha gerçekçi bir biçimde çalışmaktır. Dolayısıyla gelecek aylarda çok yoğun bir biçimde çalışacağız'' dedi.
 
"Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanıyoruz"
 
Grossetete, ''Kıbrıs Cumhuriyeti'nin egemenliğini çok net bir biçimde tanıyoruz ve vurguluyoruz'' ifadesini kullanarak, ''dünkü temaslarımızda Kuzey'deki siyasi liderlerle de görüştük. Amacımız bir bilgi alışverişinde bulunmaktı. Ancak bu tabii ki bu grupların siyasi anlamda tanınması anlamına gelmiyor" diye konuştu.
 
'Kıbrıs'ta AB müktesebatının en iyi şekilde uygulanması için uğraş vereceklerini' kaydeden Grossetete, ''bunun da yolu 2006 için Kuzey Kıbrıs'a verilmiş olan 139 milyon euronun en iyi şekilde kullanılmasını sağlamaktır. Bu konuda Avrupa Birliği Komisyonu'na baskı yaparken, Kıbrıslı Türklerden de bu paranın harcanmasına dair somut projeler üretmelerini isteyeceğiz'' ifadesini kullandı.
 
"Kuzey Kıbrıs'taki protesto eylemine üzüldük"
 
Grossetete, KKTC'de dün yaptıkları temaslar sırasında düzenlenen protesto eylemini nasıl değerlendirdiklerinin sorulması üzerine, düşünce özgürlüğüne karşı olmadıklarını, eylemin KKTC'de yaptıkları çalışmaları engellemediğini belirtti.
 
Ancak olayla ilgili üzüntü duyduklarını da ifade eden Grossetete, ''tabii ki üzüldük, çünkü bizim buraya geliş nedenimiz, özet olarak tolerans, karşılıklı anlayış ve diyaloğun başlatılmasıdır'' dedi.
 
"Kıbrıslı Türkler'le temas için buradayız"
 
AP temas grubunun Koordinatör Yardımcısı Alman Parlamenter Mechtild Rothe de yaptığı açıklamada, Temas Grubu'nun, Kıbrıs Türk toplumunun kimliğini tanımadığı şeklinde yanlış bir anlaşılma olduğunu belirterek, ''oysa bizim görev tanımımız son derece açık. Biz buradaki Kıbrıs Türk toplumuyla temas için bulunuyoruz'' diye konuştu.
 
Rothe, ''genel olarak adımızda yer alan 'adanın kuzeyindeki Kıbrıs toplumuyla temas' kelimeleri, anladığımız kadarıyla yanlış anlaşılmalara yol açtı. Oysa biz, çok net bir biçimde Kıbrıslı Türkler temas için buradayız" diye konuştu.
 
"KKTC'yi tanımıyoruz"
 
Basın toplantısında dağıtılan basın açıklamasında, Rum Meclis Başkanı Dimitris Hristofyas için 'Kıbrıs Cumhuriyeti Meclis Başkanı' denilirken, KKTC Cumhurbaşkanı Vekili, Cumhuriyet Meclisi Başkanı Fatma Ekenoğlu için 'Kıbrıs Türk Toplumu lider Vekili, Başbakan Ferdi Sabit Soyer için de 'Sayın Ferdi Soyer' ifadesinin kullanıldığı dikkat çekti.
 
Bir gazetecinin, 'sorunun çözümü için iyi niyetle çaba harcanacaksa iki tarafa da eşit muamele yapılması gerektiğini düşünmüyor musunuz?' sorusuna Rothe, ''bu konudaki yanıtımızı biliyorsunuz. Biz, uluslararası hukuk, BM ve AB kararları çerçevesinde hareket ediyoruz. Dolayısıyla KKTC'yi tanımıyoruz. Bizler, birleşik bir Kıbrıs için çalışıyoruz, bu konuda bir çözüm olması yönünde hareket ediyoruz. Ancak bu, KKTC'nin başbakanını ya da meclis başkanını tanıyoruz anlamına gelmiyor'' yanıtını verdi.
 
"Amacımız müktesebatın Kuzey Kıbrıs'ta da uygulanması"

Rothe, AB müktesebatının Kuzey Kıbrıs'ta da uygulanması için de çalıştıklarını kaydederek, ''şu anda ciddi bir sorunumuz var. Çünkü AB müktesebatı Kuzey Kıbrıs'ta uygulanmıyor. Biz bunun da sağlanması için çalışıyoruz'' dedi.

AP grubunun Türk asıllı Alman üyesi Cem Özdemir de, KKTC'deki yoğun temaslar sırasında Kıbrıslı Türklerden aldıkları üç ana mesajı Avrupa Parlamentosu'na taşıyacağını ifade etti.

Gruptaki bazı üyelerin de buna destek vereceklerini kendisine söylediğini kaydeden Özdemir, bu mesajları şöyle sıraladı:

·  Avrupa Birliği direkt olarak burada temsil edilmiyor. Dolayısıyla AB ile doğrudan temas kurmak konusunda zorluk çekiyoruz. Buna bir çözüm getirilmeli.

·  Türkçe de Avrupa Birliği'nin resmi dili olmalı.

·  KKTC milletvekillerinin AB'de doğrudan temsil edilmemesi büyük bir eksikliktir, buna çözüm bulunmalı. 

Avrupa Liberaller ve Demokratlar İttifakı Milletvekili Karin Resetarits de, 'KKTC'yi tanımalarının söz konusu olmadığını, ancak AB üyesi ülkeler olarak Kıbrıs Türk toplumunun haklarının tanınması için çalıştıklarını' kaydetti.   

Avrupa Parlamentosu'nda geçtiğimiz ay kurulan 'Kıbrıslı Türkler ile temas grubu' milletvekilleri, dün KKTC'de temaslarına başlamıştı. AP Temas Grubu, bu akşam adadan ayrılacak.

Avrupa Birliği 27 şubatta, KKTC'ye yönelik mali yardım tüzüğünü doğrudan ticaret tüzüğünden ayırarak onaylamış, Kıbrıs'a 139 milyon euro yardım yapılmasını öngörmüştü.

 

Kıbrıslı Türkler AP’yi protesto etti

KKTC’yi ziyaret eden Avrupa Parlamentosu temas grubu, protesto gösterileriyle karşılandı. Göstericiler, grubun Kıbrıslı Türkleri ‘kuzeydeki Kıbrıslılar’ olarak tanımlamasını protesto ediyor.

 

NTV

Güncelleme: 12:03 TSİ 07 Mart 2006 Salı

LEFKOŞA - Avrupa Parlamentosu heyetinin KKTC ziyareti gergin başladı. Lefkoşa’da kalabalık bir grup, Demokrat Parti genel merkezi önünde Kıbrıslı Türk kimliğini vurgulamak için KKTC bayraklarıyla eylem yaptı. Bazı sivil toplum örgütleri de Ledra Palas sınır kapısında protesto gösterisi için bir araya geldi.

Heyetle görüşmeyi reddeden Dışişleri Bakanı ve Demokrat Parti Denel Başkanı Serdar Denktaş, Avrupa Parlamentosu temas grubunun Kıbrıs Türk kimliğine saygı göstermediğini belirtti.

Denktaş, Avrupalı parlamenterlerin tutumunu değiştirmemesi halinde gösterilerin süreceğini söyledi. Avrupa parlamentosu temas grubu ilk olarak Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’a vekalet eden Meclis Başkanı Fatma Ekenoğlu ile Cumhurbaşkanlığı’nda bir araya geldi. Ancak Avrupalı parlamenterler, Başbakan Ferdi Sabit Soyer’le Avrupa Birliği Koordinasyon Merkezi’nde görüşecek

 

Protestolu temas

Ömer BİLGE LEFKOŞA

KKTC’ye ’gözlemci statüsü’ verilmemesi için Avrupa Parlamentosu’nun kurduğu ’göstermelik’ heyet dün KKTC’de temaslarına başladı. Rumların bastırması nedeniyle görüşmelerin yapıldığı mekanlardaki KKTC ve Türkiye bayrakları kaldırılırken, halk Avrupalı parlamenterleri protesto etti.

AVRUPA Parlamentosu’nda kurulan Kıbrıslı Türkler ile temas grubuna mensup 7 parlamenter dün KKTC’de protestolar arasında temas gerçekleştirdi. Kıbrıslı Türklerin gösterilerine, AB heyetinin Rum yönetiminin isteği üzerine, görüşme mekanlarında KKTC bayraklarını kaldırtması ve Kıbrıslı Türkler’i de ’Kuzeyde mahsur kalmış Kıbrıslılar’ diye nitelemesi neden oldu. Koalisyon hükümetinin küçük ortağı DP ile anamuhalefet partisi UBP, Avrupalı heyeti boykot etti.

KKTC ile temaslar konusunda Avrupa Parlamentosu Dış İlişkiler Komitesi’ne rapor hazırlamakla görevli 7 parlamenter dün sabah önce Kıbrıs Rum Yönetimi Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu ile görüştü. AB heyeti daha sonra, ’Mehmet Ali Talat’ın çalışma ofisi’ diye adlandırdıkları KKTC Cumhurbaşkanlığı’na geldi.

Cumhurbaşkanlığı’nda KKTC ve Türkiye bayrakları AB heyetinin isteği üzerine görüşme odasından kaldırıldı. AB heyeti, by-pass ameliyatı geçiren ve İstanbul’da tedavi altında tutulan KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat yerine vekaleten bu görevi sürdüren Meclis Başkanı Fatma Ekenoğlu ile görüştü.

Temas heyetinin, KKTC liderlerinden randevu talep ederken, ’Kuzeyde mahsur kalan Kıbrıslılar’ ifadesi kullanması, basına yasak uygulaması ve bayrak gibi bir dizi şart koyması koalisyon hükümetinin küçük ortağı Demokrat Parti’nin tepkisine neden oldu.
/_newsimages/1189074.jpg
DENKTAŞ GÖRÜŞMEDİ

DP lideri ve Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş AB heyetinin görüşme talebini reddetti. Ana Muhalefet Partisi UBP lideri Hüseyin Özgürgün de, aynı gerekçeler ile heyetle görüşmeyi kabul etmedi.

Başkanlığını Fransız sağcı parlamenter Françoise Grossetete’in yaptığı ve aralarında Yeşiller grubu Türk asıllı Alman parlamenter Cem Özdemir’in de bulunduğu AB heyetinin Yunanlı üyesi Yorgos Karatzaferis ise, ’işgal topraklarına ayak basacağı’ gerekçesiyle temaslara katılmadı.

Bayraklar kaldırıldı

Avrupalı parlamenterlerin KKTC’li yetkililerle görüştüğü mekanlarda bayraklar kaldırılırken Demokrat Parti’nin organize ettiği mitingde, 300’den fazla Kıbrıslı Türk ellerinde KKTC bayrakları ile durumu protesto etti. Protestocular, AB’den tanınma istedi. AB heyeti CTP lideri ve Başbakan Ferdi Sabit Soyer ile Barış ve Demokrasi Hareketi lideri Mustafa Akıncı ile Lefkoşa’daki AB Koordinasyon Merkezi binasında görüştü.

HURRIYET 07/03/06

AP heyeti hoş karşılanmadı

AP heyeti hoş karşılanmadı

KKTC'de AP heyetini protesto eden 500 kişi, heyeti taşıyan otobüsü yumurta yağmuruna tuttu. FOTOĞRAF: BİROL BEBEK

07/03/2006 RADIKAL

LEFKOŞA - KKTC'yi ziyaret eden Avrupa Parlamentosu (AP) Yüksek Temas Grubu, dün adanın kuzeyinde protestolarla karşılandı. Heyetin ziyaret öncesinde Kıbrıslı Türklerden, 'Kıbrıs'ın kuzeyinde yaşayan Kıbrıslılar' diye bahsetmesi ve görüşmelerde 'KKTC bayrağı gibi devleti temsil eden simgeler olmaması' şartını koşması üzerine yaklaşık 500 kişi ziyareti KKTC ve Türkiye bayraklarıyla protesto etti.
Heyeti Ledra Palas sınır kapısında bekleyen eylemciler polisin müdahalesi üzerine Cumhurbaşkanlığı önüne gitti. Göstericiler, heyeti taşıyan otobüsün önünü kesip, yumurta yağmuruna tuttu. Cumhurbaşkanlığı'na arka kapıdan girmek zorunda kalan heyet, Cumhurbaşkanıvekili Fatma Ekenoğlu, Başbakan Ferdi Sabit Soyer ve muhalefet parti liderleriyle görüştü. Ekenoğlu görüşme sonrası "Kuzey'deki Kıbrıslılar değil, Kıbrıslı Türkleriz, kimliğimizden asla vazgeçmeyeceğiz" derken, Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş'ın lideri olduğu Demokrat Parti, heyeti 'Kıbrıslı Türklere saygısızlık yapmakla' suçlayarak kabul etmedi. (Radikal, dha)

AP heyeti KKTC'de

EKENOĞLU: KİMLİĞİMİZDEN ASLA VAZGEÇMEYİZ... Cumhurbaşkanı Vekili Cumhuriyet Meclisi Başkanı Fatma Ekenoğlu, AP Grubu'nun "Kuzey'deki Kıbrıslılar" ifadesiyle ilgili olarak, "Kuzey'deki Kıbrıslılar değil, Kıbrıslı Türkleriz, kimliğimizden asla vazgeçmeyeceğiz" dedi. Ekenoğlu, Rumların Kuzey'in, Güney üzerinden Avrupa'ya ihracatla ilgili hiçbir sorunu bulunmadığı yönündeki açıklamalarının sözde kaldığını belirtti ve Kıbrıs Türkü'nün de Avrupa Parlamentosu'nda temsil edilmesi gerektiğini vurguladı

SOYER: BİRLEŞİK KIBRIS TARAFTARIYIZ... Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Kıbrıs Türk halkının Kıbrıs'ta iki bölgeli, politik eşitliğe dayalı, federal ilkelerde ve 24 Nisan iradesine bağlı bir çözümün ve birleşik Kıbrıs'ın taraftarı olduğunu söyledi. Soyer, Kıbrıslı Türklere uygulanan izolasyonların kalkmasının ve dünyayla bütünleşmenin, ekonomik gelişmeyi sağlayacak temel özellik olacağını kaydetti

Cumhurbaşkanı Vekili Cumhuriyet Meclisi Başkanı Fatma Ekenoğlu, Kıbrıs'ta temaslarda bulunan Avrupa Parlamentosu (AP) Üst Düzey Temas Grubu üyelerini dün Cumhurbaşkanlığında kabul ederek bir süre görüştü. Başbakan Ferdi Sabit Soyer'le de bir araya gelen 27 kişilik Avrupa Parlamentosu heyeti, Kuzey Kıbrıs'taki temaslarını Ulusal Birlik Partisi (UBP) ve Barış ve Demokrasi Hareketi (BDH) heyetleriyle görüşerek tamamladı.

Cumhurbaşkanı Vekili Cumhuriyet Meclisi Başkanı Fatma Ekenoğlu, AP Üst Düzey Temas Grubu üyelerini saat 12.00'de cumhurbaşkanlığında kabul etti. Ekenoğlu-AP üyeleri görüşmesinde sadece görüntü alınmasına

Cumhurbaşkanı Vekili Cumhuriyet Meclisi Başkanı Fatma Ekenoğlu, AP Grubu'nun "Kuzey'deki Kıbrıslılar" ifadesiyle ilgili olarak, "Kuzey'deki Kıbrıslılar değil, Kıbrıslı Türkleriz, kimliğimizden asla vazgeçmeyeceğiz" dedi.

Ekenoğlu, Rumların Kuzey'in, Güney üzerinden Avrupa'ya ihracatla ilgili hiçbir sorunu bulunmadığı yönündeki açıklamalarının sözde kaldığını belirtti.

Cumhurbaşkanı Vekili Cumhuriyet Meclisi Başkanı Ekenoğlu, Kıbrıs Türkü'nün de Avrupa Parlamentosu'nda temsil edilmesi gerektiğini vurguladı.

Ekenoğlu, Kıbrıs'ta temaslarda bulunan 27 kişilik Avrupa Parlamentosu Üst Düzey Temas Grubu üyelerini saat 12.00'de cumhurbaşkanlığında kabul etti. Ekenoğlu-AP üyeleri görüşmesinde sadece görüntü alınmasına izin verilirken; Ekenoğlu, Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit Pertev, Cumhurbaşkanlığı Özel Kalem Müdürü Asım Akansoy ve Meclis Dış İlişkiler Müdürü Seyit Yolak'ın da katıldığı görüşmeyle ilgili öğleden sonra basın açıklaması yaptı.

Ekenoğlu, ziyaretçilerine Annan Planı ve referandumdan bugüne kadar yaşananları anlattığını belirterek, süreçle ilgili basın mensuplarına da bir özet yaptı.

 

Cumhurbaşkanlığı önünde olay

AP Temas Grubu'nun KKTC'yi ziyaretini protesto etmek için Cumhurbaşkanlığı önünde toplanan çok sayıda eylemci ile polis arasında gergin anlar yaşandı. Önce Ledra Palace'ta eylem yapan, ardından Cumhurbaşkanlığı binası önünde toplanan, ellerinde KKTC ve TC pankartları taşıyan protestocular, heyetin binaya girmesini engellemeye çalıştı. Grup, otobüse saldırarak yumurta fırlattı.

 

"İzolasyonların kalkması"

Kıbrıs Türkü'nün "evet"ine, AB'nin verdiği sözlere ve BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın raporunda "izolasyonlar kalkmalı" demesine rağmen, izolasyonların sürdüğünü kaydeden Ekenoğlu, Rumların da Kıbrıs Türkü'nü sıkıştırmak için AB'de elinden gelen her şeyi yaptıklarını belirtti.

İzolasyonların kalkmasının KKTC'nin tanınması anlamına gelmeyeceğini vurgulayan Ekenoğlu, KKTC'nin 1994'e kadar Avrupa ile ticaret yaptığını anımsattı.

İzolasyonların kalkmasının Kıbrıs Türk ekonomisinin gelişmesi anlamına geldiğini ifade eden Ekenoğlu, ayrıca bunların sona ermesiyle Rumların görüşme masasına geleceğine inandıklarını kaydetti.

Türk tarafının görüşme isteğini sürekli yinelediğini ancak Rum Lider Papadopulos'un sosyal içerikli bir görüşmeye bile katılmadığını söyleyen Ekenoğlu, KKTC'nin parametrelerinin belli olduğunu, Rumların ne istediklerini açıkça maddeler halinde belirtmesi ve belli bir çerçeveyle masaya oturulması gerektiğini ifade etti.

"Çözümsüzlük Türkler için sorun..."

Rumların "Kıbrıs Cumhuriyeti" kimliğiyle tanındıklarını ve çözümsüzlüğün Rumlar için sorun yaratmadığını, ancak Türkler için sorun olduğunu belirten Ekenoğlu, bu açıklamaları Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın talebi çerçevesinde yaptığını kaydetti.

Kendilerini Kıbrıs'ın kuzeyinde yaşayan Kıbrıslılar olarak değil, Kıbrıslı Türkler olarak tanımladıklarını vurgulayan Ekenoğlu, kimliklerinin bu olduğunu ve asla vazgeçmeyeceklerini kaydetti.

"AB'de Kıbrıs Türkü olarak temsil edilmeliyiz" diyen Ekenoğlu, gelen grupta Alman, Fransız, Polonyalı parlamenterlerin bulunduğunu ve bu çeşitli kimliklerin AB'nin zenginliği olduğunu vurguladı.

Cumhurbaşkanının 3 kez Avrupa Parlamentosu'na temsiliyetle ilgili istemlerini ilettiğini çünkü Rumların AP'de Kıbrıslı Türklerin sandalyelerini işgal etmeyi sürdürdüğünü kaydeden Ekenoğlu, en azından AP Konseyi'ndekine benzer bir temsiliyet istediklerini görüşmede aktardıklarını söyledi.

Ziyaretçilerin Kıbrıs'tan asker çekilmesi ve limanların kullanımı konularına ısrarla değindiğini belirten Ekenoğlu, ayrıca AP milletvekillerinin, Rumların kendilerine, "Kuzey'den Güney üzerinden Avrupa'ya ihracatta hiçbir sorun olmadığını" anlattıklarını ifade etti.

Ekenoğlu, AP yetkililerine Güney'e her türlü geçişte yaşanan zorlukları anlattıklarını ve Rumların "sorun yok" demesinin sadece sözde kaldığını vurguladıklarını söyledi. Ekenoğlu, askersizleştirme ve limanlarla ilgili kesin çözümlerin de Rumların reddettiği Annan Planı'nda mevcut olduğunu kaydetti.

Ekenoğlu, Gazimağusa Limanı'na gelen gemilerin ödediği cezaları da AP yetkilerine anlattıklarını, ayrıca Rumların tavrı nedeniyle kuş gribi ve geçen yıl yaşanan cinayet vakası gibi insani ve adli olaylarda bile beraber hareket edilemediğini söylediklerini anlattı.

Otobüse yumurta

Ekenoğlu, basın açıklamasının sonunda, bir Rum gazetecinin AP milletvekillerinin bulunduğu otobüse bir grup tarafından yumurta atılması konusunu sorması üzerine, bu olayı yapanların Kıbrıs'ta çözüm istemeyen azınlık bir grup olduğunu, büyük bir boyutu da bulunmadığını kaydetti.

Ekenoğlu, olayın üzücü olduğunu ancak bunu AP parlamenterlerine değil kendilerine ve çözüme yönelik yapılmış bir hareket olarak gördüklerini söyledi.

Kutlay Erk'le yemek yediler

AP Temas Grubu, Meclis Başkanı Fatma Ekenoğlu ile yaptıkları görüşmenin ardından, Boghjalian Konak Restoran'da, yemekte, Lefkoşa Belediye Başkanı Kutlay Erk'le bir araya geldi.

Yemekte heyet üyeleri ve Kutlay Erk'in yanı sıra, Başbakanlık AB Uyum Koordinatörü Erhan Erçin, Lefkoşa Belediyesi Asbaşkanı Semavi Aşık ve belediyenin bazı şube amirleri hazır bulundu.

Yemek sırasında, Lefkoşa, Girne ve Mağusa belediyelerinin AB fonlarından yaptığı yatırımlar bir slayt gösterisiyle sunuldu. Ardından, Lefkoşa Belediye Başkanı Kutlay Erk kısa bir konuşma yaptı.

Başbakan Soyer AP

temas grubuyla görüştü

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, dün saat 15.00'de Avrupa Parlamentosu Yüksek Seviyede Temas Grubu'yla bir araya geldi.

Başbakanlık AB Koordinasyon Merkezi'ndeki görüşmede Başbakan Soyer'e Özel Kalem Müdürü Erkut Şahali, CTP Genel Sekreteri Ömer Kalyoncu, CTP Dış İlişkiler Sorumlusu Kutlay Erk, CTP Milletvekili Özdil Nami ve AB Koordinatörü Erhan Erçin eşlik etti.

Başbakan Soyer'in Avrupa Parlamentosu Yüksek Seviyede Temas Grubu'yla saat 15.00'te başlayan görüşmesi saat 16.45'te tamamlandı.

Başbakan Soyer, Başbakanlık AB Koordinasyon Merkezi'ndeki görüşmeden çıkarken aralarında Rumların da bulunduğu gazetecilere açıklama yaptı ve soruları yanıtladı.

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Kıbrıs Türk halkının Kıbrıs'ta iki bölgeli, politik eşitliğe dayalı, federal ilkelerde ve 24 Nisan iradesine bağlı bir çözümün ve birleşik Kıbrıs'ın taraftarı olduğunu söyledi. Soyer, Kıbrıslı Türklere uygulanan izolasyonların kalkmasının ve dünyayla bütünleşmenin, ekonomik gelişmeyi sağlayacak temel özellik olacağını kaydetti.

AP Temas Grubu'yla çok yararlı bir görüşme yaptıklarını belirten Soyer, değişik politik grupların temsilcilerinden oluşan gruba, Kıbrıs Türk halkının Kıbrıs sorununun çözümündeki temel hedef ve parametrelerini anlattıklarını söyledi.

Başbakan Soyer, "Kıbrıs Türk halkının iki bölgeli, politik eşitliğe dayalı, federal ilkelerde, 24 Nisan iradesine bağlı bir çözümün ve birleşik Kıbrıs'ın tarafı olduğunu altını çizerek anlattık" dedi.

Kıbrıs Türk halkının dünyayla buluşmaya hak sahibi olduğunu vurgulayan Başbakan Soyer, "İzolasyonların kaldırılmasının, Kıbrıs Türk halkının dünyayla bütünleşmesinin, ekonomisini geliştirmesini ve ilerlemesini sağlayacak temel özellik olacağının altını çizdik" diye konuştu.

Soyer, izolasyonların kaldırılmasıyla Türkiye'nin eylem planı arasındaki ilişki üzerinde durarak bunun hem TC'nin AB'de ilerlemesi hem de Kıbrıs sorununun çözümüne katkı sağlayacak son derece olumlu bir iklim olduğunu söylediklerini bildirdi.

Başbakan Soyer, "Biz Kıbrıslı Türk olmakla gurur duyuyoruz. Kıbrıslı Rumlar da Kıbrıslı Rum olmakla gurur duyuyorlar. Esas gurur duymamız gereken temel nokta, Avrupa değerlerine bağlı olarak bütün ulusal ve toplumsal yapıların demokratik birlik ve hak eşitliği içinde bir arada olmasıdır. Bunun altını çizdik" diye konuştu.

Başbakan Soyer, bir Rum gazetecinin, grubun Cumhurbaşkanlığı'na gidişi sırasında karşılaştığı protestolarla ilgili soruyu yanıtlarken, bunun üzücü bir olay olduğunu, şovenistlerin böyle problemleri her iki tarafta da çıkardığını söyledi.

Kıbrıs'ta barışı ve çözümü savunan güçlerin cesur olmaları gerektiğini vurgulayan Başbakan Soyer, demokratik ilkelerin korunması ve provokasyonlara fırsat verilmemesinin önem taşıdığını kaydetti.

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, "Annan-Papadopulos'un Paris'taki görüşmesinden çıkan sonuçları kabul ediyor musunuz" sorusuna karşılık, kendisinin bu konuda birçok demeç verdiğini, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın da BM Genel Sekreteri'ne mektup göndererek Kıbrıslı Türklerin müzakerelere ve teknik konularda komiteler kurmaya hazır olduğunu bildirdiğini ifade etti. Soyer, Paris'teki görüşmede de bunların kararlaştırıldığını ve kendilerinin görüşmelerin başlamasını istediğini belirterek, Annan Planı temelinde bir çözüm için görüşmeleri beklediklerini ancak bunun için Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un Annan Planı'na değişiklik önerilerini sunması gerektiğini söyledi.

Denktaş'ın ofisinde dev bayraklar

Başbakanlık AB Koordinasyon Merkezi'nin yanında bulunan, 1. Cumhurbaşkanı Rauf Raif Denktaş'ın ofisine dev KKTC ve TC bayrakları da asıldı.

Bayraklar, AP heyeti merkeze gelmeden önce, eski cumhurbaşkanı Denktaş'ın korumaları tarafından asıldı.

BDH ve UBP Heyetleri

AP Yüksek Seviyede Temas Grubu daha sonra programda değişiklik yaparak BDH Genel Başkanı Mustafa Akıncı başkanlığındaki heyetle görüştü.

Grup, son görüşmeyi ise UBP Milletvekili Hasan Taçoy'la yaptı. Taçoy, saat 17.15'te Ersin Tatar'la birlikte Başbakanlık AB Koordinasyon Merkezi'ne gelirken gazetecilerin sorularına karşılık, UBP Genel Başkanı Hüseyin Özgürgün'ün görüşmeye katılmayacağını, ancak grubun UBP Genel Merkezi'ne gitmesi halinde görüşebileceğini söyledi.

Taçoy Mücahitler Derneği'nin

mektuplarını getirdi

Taçoy, elindeki zarfların sorulması üzerine ise, Kıbrıs Türk Mücahitler Derneği'nin mektuplarını ileteceğini, içeriğinde ne olduğunu bilmediğini belirtti.

Akıncı ile Taçoy

ayrı ayrı görüştü

Genel Başkan Mustafa Akıncı başkanlığındaki BDH heyeti ile Hasan Taçoy başkanlığındaki UBP heyeti, Avrupa Parlamentosu Yüksek Seviyede Temas Grubu'yla ayrı ayrı görüştü.

Lefkoşa'daki Başbakanlık AB Koordinasyon Merkezi'nde yapılan görüşmeler yaklaşık birer saat sürdü. Mustafa Akıncı ile Hasan Taçoy görüşmelerin ardından gazetecilere açıklama yaptı ve soruları yanıtladı.

Akıncı: Kıbrıs Türkü'nün yeri AB

AP Yüksek Seviyede Temas Grubu ile ilk görüşmeyi yapan BDH Genel Başkanı Mustafa Akıncı, BDH heyeti olarak, Avrupa Parlamentosu'ndan gelen grubun bazı üyelerinin daha önceden de KKTC'ye geldiğini ve bundan sonra da geleceklerini söyledi.

Kıbrıs Türkü'nün yerinin Avrupa Birliği olduğunu, bunda hiçbir kuşkuya yer olmadığını belirten Akıncı, konuşmasına şöyle devam etti:

"Bugün haksız yere sadece Rumlar tek başlarında bütün Kıbrıs'ın sahibiymişçesine AB'de yerlerini aldılar. Bunda tabii geçmiş siyasetlerin hataları da oldu, yanlışları da oldu. Rumları bir bakıma arkalarından itekleye itekleye AB'nin içine soktuk. Şimdi sıkıntılarımız daha da arttı. Ama Avrupa Birliği'yle kurumsal ilişkiler kurmamız lazım. Avrupa Parlamentosu da bunlardan biridir ve heyetlerle mutlaka görüşmek, görüşlerimizi anlatmak lazım.

Görüşmeme siyasetinden çok çekti bu halk. Yani bu toplum görüşmeme siyasetini de çok yakından bilir."

Mustafa Akıncı, Kıbrıs konusunda geçmişte yapıldığını söylediği hatalara da değinerek, bu nedenden dolayı görüşmeme tavrının bir siyaset olmadığını kaydetti.

AP Yüksek Temas Grubu ile yaptıkları görüşmede ele aldıkları konuları da basına anlatan Akıncı, görüşmede ayrıca grup üyelerinden gelen soruları da yanıtladıklarını ifade etti.

Akıncı, görüşme sırasında son günlerdeki gelişmeleri de konuştuklarını söyleyerek, konuşmasını şöyle tamamladı:

"Görüşmede düşüncelerimizi anlattık. Sorular sordular. Rum tarafının, Rum liderliğinin yanlışlarını da söyledik. Kendilerinin yapması gerekip de yapamadıklarını da söyledik. Bunları yapmaları gerektiğini söyledik. Dolayısıyla bu konu, çok yönlü bir konudur. Herkes ancak üzerine düşeni yaparsa çok daha iyi bir noktaya gidebiliriz. AB'nin de yapacakları var. Avrupa Parlamentosu'nun da yapacakları var. Rum liderliğinin de, bizlerin de mutlaka yapmamız gerekenler var. Ancak bütün bunları konuşarak, tartışarak yapabiliriz. Bunun başka yolu yoktur."

Taçoy:

Kıbrıs Türkü'nün

sıkıntılarını aktardık

UBP Lefkoşa Milletvekili Hasan Taçoy da görüşme sonrası basına yaptığı açıklamada, AP Yüksek Temas Komitesi'yle yaptıkları görüşmede, Kıbrıs Türkü'nün içinde bulunduğu ve yaşadığı sıkıntıları anlattıklarını ifade etti. Taçoy, bu sıkıntıların izolasyonlardan başladığını ve Mali Yardım Tüzüğü'nün kendileri açısından tam istedikleri anlamda olmadığını anlattıklarını söyledi.

Taçoy, bunun yanında KKTC'deki bazı partilerin düşünceleri alınırken, diğer partilerin düşüncelerinin alınmadığını ve bu durumdan dolayı da duydukları rahatsızlığı dile getirdiklerini belirterek, "Bunun bir eksiklik olduğunu dile getirdik ve bunların da yapılması için onlardan ricada bulunduk" dedi.

Grup üyelerinin sorularını da yanıtladıklarını aktaran Hasan Taçoy, "Kıbrıs konusunda bizim UBP olarak kırmızı çizgilerimiz sorulmuştur. Biz askerlik konusunda, toprak konusunda ve diğer unsurlardaki her zaman bilinen görüşlerimizi ortaya koyduk" dedi. .

Mücahitler Derneği'nin mektupları

Taçoy, Kıbrıs Türk Mücahitler Derneği'nin mektuplarını da grup yetkililerine ilettiklerini kaydetti.

KIBRIS 07/03/06

AP heyetine bayraklı protesto

HEYETİ TAŞIYAN OTOBÜSE YUMURTA ATILDI... Cumhurbaşkanlığı'na yürüyen protestocu grup, Avrupa Parlamentosu Grubu'nu taşıyan otobüsün cumhurbaşkanlığı önüne gelmesiyle birlikte otobüsün etrafını sardı ve "Kıbrıs Türktür Türk Kalacaktır" şeklinde slogan atarak, KKTC ve Türk bayraklarını otobüsün camları önünde salladı, İstiklâl Marşı yüksek sesle okundu. Polis ise bu olay üzerine yolu keserek konuk heyeti arka kapıdan Cumhurbaşkanlığı'na almak zorunda kaldı. Avrupa Parlamentosu Yüksek Temas Grubu üyelerinin de şaşkın ve korkulu gözlerle izlediği miting sırasında otobüsün ön camına yumurta da atıldı.

Demokrat Parti, Avrupa Parlamentosu Yüksek Temas Grubu'na "adanın kuzeyinde Kıbrıslıların değil, Kıbrıslı Türklerin var olduğunu" göstermek amacıyla dün Ledra Palace ve Cumhurbaşkanlığı önünde miting düzenledi.

Bu çerçevede, AP Temas Grubu'yla görüşmeme kararı alan DP Genel Başkanı Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş'ın da katılarak destek verdiği miting, saat 11.00'de parti binası önünde başladı.

Serdar Denktaş, DP Lefkoşa İlçe Merkezi önünde basına yaptığı açıklamada, DP olarak tepkilerinin Avrupa Parlamentosu'na değil, dün KKTC'yi ziyarete gelen Avrupa Parlamentosu Yüksek Temas Grubu'na olduğunu vurguladı.

Ziyaret Rum tarafının etkisi

altında gerçekleştiriliyor

Tepkilerinin, grubun Kıbrıs Türklerine yönelik anlayışına ve Kıbrıs Türklerinin kimliğine saygı duymamasına yönelik olduğunu ifade eden Denktaş, Avrupa Parlamentosu grubunun bu ziyareti Rum tarafının etkisi altında gerçekleştirdiğini de kaydetti.

Denktaş, "Adanın kuzeyindeki Kıbrıslıların, Türkiye'nin işgal ettiği bölgede yaşayan Kıbrıslılar olduğu" söylemini de reddettiklerini vurgulayarak, grubun KKTC'ye yaptığı ziyarete halkın da tepki gösterdiğini belirtti.

Serdar Derktaş konuşmasının sonunda, "Haklarımıza sahip çıkıp, bize gösterilmeyen saygıyı elde edeceğiz. Saygısızlık devam ederse de demokratik çerçevede tepkimizi ortaya koyacağız" dedi.

Yürüyüş

Serdar Denktaş'ın basın açıklamasının ardından parti önünde toplanan yaklaşık yüz kişilik grup, bayraklar taşıyarak, dünyaya ve Rum tarafına "Papadopulos'un isteklerine boyun eğmeyeceğiz" mesajını vermek üzere yürüyüşe başladı.

Yürüyüş sırasında Kuğulu Park'ta toplanan çeşitli dernek temsilcileri ve partililer ile Şehitler Abidesi önünde birleşen grup, önce Ledra Palace'a, oradan da Cumhurbaşkanlığı önüne yürüyerek, Avrupa Parlamentosu Yüksek Temas Grubu'nun gelişini bekledi.

10. Yıl Parkı'nda (Kuğulu Park) saat 11.00'de toplanan ve aralarında Kıbrıs TMT Derneği, Ulusal Halk Hareketi, KKTC'yi Koruma Derneği, Çağdaş Düşünce Derneği, KKTC'yi Tanıtma ve Yaşatma Derneği, Şehit Aileleri ve Malul Gaziler Derneği temsilcilerinin de bulunduğu grup Türkçe ve İngilizce pankartlar açıp sloganlar atarak parktan Ledra Palace'a yürüyerek burada AP heyetinin gelişini bekledi.

Sloganlar atıldı,

pankartlar açıldı

Yürüyüş sırasında "Bayrağa ve Devlete sonsuza kadar sahip çıkılması gerektiğini" vurgulayan yaklaşık 200 kişilik eylemciler, "Kıbrıs Türk'tür Türk Kalacaktır;" "Şehitler Ölmez Vatan Bölünmez;" "Biz Azınlık Değiliz, Devletiz" sloganları atarak yürüdü.

Açılan pankartlar arasında, "Kıbrıs Türklerini Yasal ve Anayasal Olarak Temsil Etmeyen bir İdare Altında AB'ye Girmeyi Kabul Etmeyeceğimizi Beyan Ederiz;" "Bayrağımıza ve Devletimize Saygı Vazgeçilmez Talebimizdir;" "Siyasi Çözüm İki Devlet Temelinde Mümkündür;" AB Dedik İnandık Sonunda Kandırıldık" ve "AB'nin 139 Milyon Eurosuna İhtiyacımız Yok;" "Long Live TRNC (KKTC Çok Yaşa);" "We'll Defend Our State Forever (Devletimizi Sonsuza Dek Savunacağız)" yazıları dikkat çekti.

Ledra Palace önünde geniş güvenlik önlemlerinin alındığı gözlemlendi. Buradaki bekleyiş AP Temas Grubu'nun "Metehan'dan KKTC'ye giriş yapacağı" söylentisiyle son buldu.

Cumhurbaşkanlığı

önündeki eylem

Bunun üzerine Cumhurbaşkanlığı'na yürüyen protestocu grup, Avrupa Parlamentosu Grubu'nu taşıyan otobüsün cumhurbaşkanlığı önüne gelmesiyle birlikte otobüsün etrafını sardı ve "Kıbrıs Türktür Türk Kalacaktır" şeklinde slogan atarak, KKTC ve Türkiye bayraklarını otobüsün camları önünde salladı, İstiklâl Marşı yüksek sesle okundu. Polis ise bu olay üzerine yolu keserek konuk heyeti arka kapıdan Cumhurbaşkanlığı'na almak zorunda kaldı.

Avrupa Parlamentosu Yüksek Temas Grubu üyelerinin de şaşkın ve korkulu gözlerle izlediği miting sırasında otobüsün ön camına yumurta da atıldı. Protestocular grubun cumhurbaşkanlığı bahçesine girmesinin ardından eylemlerini sessizce tamamladı ve dağıldı.

Bayraklar gönderdeydi

Heyetin protestolar altında Cumhurbaşkanlığı Sarayı'na girdiği sırada KKTC ve Türkiye bayraklarının da her zamanki gibi yerlerinde, gönderde olduğu da gözlerden kaçmadı.

Avrupa Parlamentosu Yüksek Temas Grubu Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nı ziyaret etmek için "KKTC'yi çağrıştıran hiçbir simge bulunmamasını" talep etmişti.

KIBRIS 07/03/06

Tasos Papadopulos Atina’da

Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos, Atina’da Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis’le görüştü.

 

NTV

Güncelleme: 21:20 TSİ 08 Mart 2006 Çarşamba

ATİNA - Rum lider, Kuzey Kıbrıs limanlarının dış ticarete açılmasıyla ilgili Türk önerilerinin “kimseden yeterince destek görmediğini” öne sürdü.

Görüşmede Türkiye’nin limanlarını Rum gemi ve uçaklarına açması konusu gündeme geldi. Türkiye’nin yükümlülüklerini yerine getirmesini bekleyeceklerini belirten Rum lider, Kuzey Kıbrıs limanlarının dış ticarete açılmasıyla ilgili Türk önerilerinin de “kimseden destek görmediğini” savundu.

Görüşmeye katılan Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni ise, yarın görüşeceği AB Komisyonu’nun genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn’le Türkiye-AB ilişkilerindeki son gelişmeleri gözden geçireceklerini açıkladı.

Yunan basınında yer alan haberlere göre, Kıbrıs sorunu çözülmedikçe, Türkiye ile Yunanistan yeni bir gerginlik dönemine girebilir. Etnos gazetesi, Yunanistan’ın bu nedenle erken seçime gidebileceğini öne sürdü.

 

Bakoyanni Annan Planı’nından yana

Yunanistan Dışişleri Bakanı Bakoyanni, Annan Planı’ndaki artıların eksilerden çok olduğunu belirtti; ancak halkın tercihine saygı gösterilmesi gerektiğini vurguladı.

 

NTV

Güncelleme: 10:18 TSİ 08 Mart 2006 Çarşamba

VİYANA - Avusturya’nın Die Presse gazetesine demeç veren Yunanistan Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni, Rumların reddetmesiyle Annan Planı’nın o şekliyle tarihe karıştığını söyledi. Bakoyanni, buna rağmen Yunanistan’ın, BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın yeni çözüm girişimlerine destek vereceğini belirtti.

Türkiye’nin AB üyelik sürecine de değinen Bakoyanni, “Türkiye’yi destekledik ve desteklemeyi sürdüreceğiz” dedi. Yunanistan Dışişleri Bakanı, Türkiye’nin 2006 sonuna kadar, limanlarını Rum gemi ve uçaklarına açması dahil; birçok kriteri yerine getirmesi gerektiğinin bilincinde olduğunu savundu.

Bakoyanni yarın, Atina’da Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos’la görüşecek. Bakoyanni’nin bakanlığa atanmasıyla, Yunanistan’la Rum kesimi arasında görüş ayrılıkları yaşanabileceği yorumları yapılıyor.

 

'Kıbrıs çıkmazı'na çözüm raporu


8 Mart, 2006 23:23:00 (TSİ) CNN TURK

Uluslararası Kriz Grubu ‘Kıbrıs çıkmazı’ isimli bir rapor hazırladı.

Raporda sorunun bugüne gelmesinde Rum yönetiminin etkisi bulunduğu belirtiliyor. Rapora göre çözüm için Türkiye'nin de adadan asker çekmesi gerekiyor.
 
Uluslararası krizler üzerine çalışan International Crisis Group adlı kuruluş, Kıbrıs sorununun çözümü için Avrupa merkezli bir çözüm yolu öneriyor.
 
Kurumun hazırladığı raporda,
 

·  Rumların Türklere azınlık hakları vererek bu sorunu çözme planlarının hayalden ibaret olduğu,

·  Rumların bugünkü tavrı yüzünden adanın bölünebileceği,

·  Rumların Kıbrıs sorununun 1963'te çıktığını inkar etmesinin yanlış olduğu vurgulanıyor.
 
Sorunun çözümü için Avrupa Birliği’nin de bir an önce harekete geçmesi gerektiği belirtiliyor. Rapora göre, 
 

·  Kuzey Kıbrıs'a uygulanan izolasyonlar hemen kaldırılmalı.

·  Eğer Rumların tavrı değişmezse, Kıbrıs'ın BM'deki temsilinin ve Avrupa Konseyi üyeliklerinin askıya alınması ihtimali masaya getirilmeli.

·  Raporda ayrıca, Rumların bir sonraki referandumda da  ‘hayır’ oyu kullanması halinde tarafların ayrılma hakkının doğacağı savunuluyor.
 
Türk tarafına öneriler
 
International Crisis Group’un Türk tarafına tavsiye edilen adımlar ise şöyle:

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ilk olarak mülkiyet davalarını çözmeli. AB müktesebatı uyarınca yasalarını ve mevzuatını uyumlu hale getirmeli, Türkiye'nin askeri varlığını azaltmasını teşvik etmeli.
 
Ankara'nın da çözüme olan bağlılığını kanıtlamak için, bir dizi güven arttırıcı önlemi tek taraflı olarak hayata geçirmesi tavsiye ediliyor.
 
Bunun yanı sıra AB'ye verilen sözlerin tutulması, Rum tarafının korkularını yenmek için adada bulunan asker sayısının azaltılması da raporda yer alan ifadeler arasında.  
  
Kıbrıs Eylem Planı
 
BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Ada'daki taraflara sunduğu 'Annan Planı', 24 nisan 2004'te halkoyuna sunulmuş, Kıbrıslı Türklerin yüzde 65'i plana 'evet' derken, Rumların yüzde 76'sı 'hayır' demişti.
 
Annan Planı'nın ardından Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik girişimler rafa kaldırılmıştı. Son olarak, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, 24 ocakta Türkiye'nin Kıbrıs Eylem Planı'nı açıkladı. Plana Avrupa ve ABD'den destek geldi.
 
Eylem Planı neler öngörüyor?  

·  2006 haziran ayına kadar tarafların katılacağı üst düzey bir toplantı yapılması,

·  Bu üst düzey toplantıda Türkiye, Yunanistan, KKTC, Rum tarafı, BM'nin yer alması,

·  Üst düzey toplantıda alınan kararların BM Genel Sekreteri Annan tarafından rapor olarak Güvenlik Konseyi’ne sunulması,

·  Eylem Planı'nın kabulü halinde Türkiye’nin deniz ve limanlarının Rum tarafına açılması,

·  Ada’da ticaretin önündeki engellerin kaldırılması,

·  2006 sonuna kadar Ada'da kalıcı bir çözüme ulaşılması,

·  Kuzey Kıbrıs'ın uluslararası spor ve sosyal aktivitelere katılması,

·  Asıl öncelik kapsamlı çözüm,

·  Çözümün adresi Birleşmiş Milletler,

·  Kuzey Kıbrıs'ın ekonomik bir varlık olarak AB gümrük birliğine pratik açıdan dahil edilmesi,

·  BM'nin ve AB Komisyonu'nun özellikle Kıbrıs Türk tarafına sağlayacağı destek, önerilen tedbirlerin uygulanmasını kolaylaştırmaya yardımcı olunması. 
 
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Eylem Planı’nın hiçbir şekilde ilgili tarafların hukuki ve siyasi pozisyonlarına halel getirmeyeceğinin altını çiziyor. Plan 20 ocakta BM Genel Sekreteri Kofi Annan'a sunulmuştu.

 

AB: Limanları açın
Gül: Ambargo kalksın


ANKA

Avrupa Birliği, Türkiye’den limanlarını Rumlara açmasını istedi. Avrupa Komisyonu Üyesi Olli Rehn, üyelik müzakerelerinde sorun yaşanmaması için bu yıl Kıbrıs’ta ilerleme sağlanmasını isterken, Dışişleri Bakanı Gül, ambargoların kaldırılması gerektğini söyledi.

Bakanlar düzeyindeki Türkiye-AB Troikası toplantısı AB Dönem Başkanı Avusturya’nın ev sahipliğinde Viyana’da yapıldı. Türkiye’nin AB süreci, Kıbrıs ile Irak, İran ve Ortadoğu gibi uluslararası konuların ele alındığı toplantıda "karikatür krizi" de görüşüldü.

Toplantı sonucunda Dışişleri Bakanı Gül, Avusturya Dışişleri Bakanı Ursula Plassnik ve Avrupa Komisyonu’nun genişlemeden sorumlu Üyesi Olli Rehn, ortak basın toplantısı düzenledi.

'REFORMLAR SÜRDÜRÜLSÜN'

Ursula Plassnik, Türkiye ile tarama sürecinin iyi gittiğini, müzakere sürecinin sadece AB’ye bağlı olmayacağını belirterek, "Türkiye’deki gelişmeler müzakereleri etkileyecek" mesajını verdi. Türkiye’ye tam desteği ilettiklerini ifade eden Plassnik, sıranın reformların uygulamasına geldiğini kaydetti ve "Reformlarda umarız ki geri dönüş olmaz" ifadesini kullandı.

Dışişleri Bakanı Gül ise, reformlar konusunda hükümetin çok kararlı olduğunu belirtti ve Türkiye gibi bir ülkenin transformasyonunun kolay olmadığına dikkat çekti. 10 fasılda taramanın bittiğini anlatan Gül, Bilim ve Araştırma başlığında müzakerelerin başlaması konusunda  bir müzakere pozisyon belgesini hazırlayarak başkanlığına sunulması için Avusturya’dan davet aldıklarını da söyledi.

Tarama sürecinin iyi gittiğini söyleyen Olli Rehn ise, "Müzakere sürecinin ileriye görütülebilmesi için reformların sürdürülmesi lazım" diye konuştu. Rehn, Orhan Pamuk ve Hrank Dink hakkındaki davaların düşürülmesinden duyduklarını memnuniyeti de dile getirdi.

'AMBARGOLAR KALKSIN'

Abdullah Gül, Türkiye’nin Kıbrıs sorunun çözümlenmesini çok istediğini, Türkiye’nin konuya iyi niyet ve yapıcı bir biçimde yaklaştığını söyledi. Kıbrıslı Türklere uygulanan ambargoların hukuki bir temeli bulunmadığına işaret eden Gül, ambargoların kalkmasını istedi. Ankara’nın hazırladığı Eylem Planı’nın büyük bir fırsat oluşturduğunu da vurgulayan Gül "Biz  Kıbrıs meselesi ile AB müzakelerini birbirinden ayrı tutuyoruz" dedi.

Kıbrıs Eylem Planı’nın dikkatli incelenmesi gerektiğini belirten Rehn ise, müzakele süreci sırasında AB üyesi devletlerinin her başlığın açılması ve kapatılması konusunda veto haklarının bulunduğunu anımsatarak, bir devletin vetoya başvurması başarısızlık anlamına geleceğini söyledi. Rehn "Kıbrıs’ta 2006 yılında ilerleme sağlanmalı ki müzakere sürecinde aynı noktalar tekrarlanmasın" uyarısını yaptı.

'LİMANLAR AÇILMALI'

Türkiye’nin taahhütlerini yerine getirmesini beklediklerini ifade eden Rehn, Uyum Protokolünün tam uygulanmasını beklentisini dile getirerek Türk limanlarının Rum limanlarına açılması gerektiği mesajını verdi.

Kıbrıslı Türklere yönelik doğrudan ticaret tüzüğü konusunun sorulması üzerine Rehn, "Ben, her taraf taahütlerine bağlı kalsın önerisinde bulundum" dedi ve söz konusu tüzüğün hala masada olduğunu belirtti.

KARİKATÜRLER KRİZİ

Toplantıda "dinlerarası diyalog"u de ele aldıklarını anlatan Plassnik, "Karikatür krizi" konusunda Türkiye ile çok yakın temas içinde olduklarını belirterek Türkiye’nin, bu konuda çok önemli katkılarda bulunabileceğini söyledi. Plassnik, "Türkiye’nin bizim için değerli tecrübelerine sahip. Türk hükümetine güveniyoruz" dedi.
Dışişleri Bakanı Gül ise, karikatürlerin Müsmülanları rencide ettiğini belirterek basın özgürlüğünün başkaların dinlerine, kimliklerine hakaret etme hakkını içermediğine dikkat çekti.

KAYSERİSPOR İÇİN TEBRİKLER

Avrupa Komisyonu’nun genişlemeden sorumlu Üyesi Olli Rehn, "Futbol liginde Kayserispor’un, Beşiktaş’ı bile geride bırakarak üçüncü sıraya yükseldiği için" Abdullah Gül’ü kutladı.

HURRIYET 08/03/06

 

Kıbrıslı Rumların hediye sezonu


Lefkoşa

Rumlar Kıbrıslı Türklere iki büyük hediye verdi: 1974 ve 2004. 1974'te aşırı sağcılar hükümeti devirip Helen Cumhuriyeti kurdu ve adayı Yunanistan'la birleştireceklerini ilan etti. Türk askerleri Kıbrıs'a çıktı ve adayı etnik iki bölgeye ayırdı. Birkaç yıl sonra Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ilan edildi.
Rumlar bu salaklığı yapmamış olsalardı yavaş yavaş azalmakta olan Türk nüfusu eriyecek, ada sessiz sedasız onlara kalacaktı. Sabredemediler. Türkleri kendi elleriyle ölüm döşeğinden kaldırdılar ve adanın en güzel ve verimli parçasını onlara hediye ettiler.
Rumlar ikinci büyük hatalarını 2004'te adayı birleştirmek için Birleşmiş Milletler'e genel sekreteri Kofi Annan'ın hazırladığı çözüm planını referandumda reddederek yaptılar.

Mesaj açıktır
Türkler çözüm lehine oy kullandı ve 1974'ten bu yana ilk defa Batı dünyasında kamuoyunun ibresi Türk tarafında döndü. Çünkü ABD ve Avrupa Birliği de Annan Planı'ndan yanaydılar.
Annan Planı KKTC'ye prestij kazandıran bir dönüm noktası oldu. 1974'ten beri derin bir atalet içinde olan ekonomisini uyandırdı. Ekonomi son üç yılda % 46 büyüdü. Kişi başına milli gelir 10.000 doların üzerine çıktı.
Kıbrıslı Türklerin öz güvenini pompalayan bu olgu siyasi arenada ellerini güçlendirdi.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat bir mülakat sırasında ekonominin güçlenmesinin Kıbrıs sorununa olumlu katkısı olacağını söyledi. Rumları kastederek, "Kıbrıslı Türklerin ezilmesini istiyorlar. Fakir olsunlar ve çözüm istemesinler. O günler geride kaldı. Şimdi siyasi eşitlik elde etmemiz daha kolay."

Ama çözüm umudu var mı?
Gerçi Cumhurbaşkanı Talat bana "Hedef birleşme, bölünme değil" diyor ama sorunun cevabı nettir: Hayır.
Rumlar fanatik milliyetçi Tasos Papadopulos'u tesadüfen değil çözümsüzlük politikasını en iyi yürüteceği için cumhurbaşkanlığına seçtiler. Mesajı açıktır: Bizim istediğimiz gibi çözüm olmayacaksa hiç olmasın daha iyi.

Üçüncü hediye
Kıbrıs sorununu yakından izleyen herkes Papadopulos orada durduğu müddetçe adanın yeniden birleşmesine yol açacak bir çözüm bulmanın mümkün olmadığını biliyor.
Türklerle birlikte yaşamak isteyen Rumlar var. Ama bunların sayısı az. Referandumdan bu yana Papadopulos bunlara karşı bir sindirme, dışlama ve aşağılama kampanyası yürütüyor.
Birleşmiş Milletler'den öğrendiğime göre üç sene önce serbest dolaşımın başlamasından bu yana yapılan karşılıklı geçişlerin sayısı on milyonu aştı.
Güney'e geçen Türklerin geri getirdiği mesaj, iki toplumun yeniden bir arada yaşamasının çok zor olduğudur. Belki de bu Rumların Türklere verdiği üçüncü hediyedir.
Not: Bu Kıbrıs konusundaki beş yazımdan ilkidir. Diğer yazım cumaya.

METIN MUNIR MILLIYET 08/03/06

 

AB'yle kıran kırana troyka

AB'yle kıran kırana troyka

Gül, AB'nin Kıbrıs'ta yükümlülüklerini yerine getirmesini isteyecek. FOTOĞRAF: YAVUZ ÖZDEN

AB ile müzakerelere başlanması sonrası ilk troyka toplantısı yapılıyor. En önemli gündem Kıbrıs. AB'nin derdi Rumlara limanların açılması

08/03/2006

RADİKAL - ANKARA/BRÜKSEL - 3 Ekim'de müzakerelerin başlamasının ardından ilk Türkiye-AB troykası toplantısı bugün Viyana'da yapılıyor. Gündemde ise Kıbrıs öne çıkıyor. Toplantıya Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, dönem başkanı Avusturya Dışişleri Bakanı Ursula Plassnik, bir sonraki dönem başkanı Finlandiya Dışişleri Bakanı Erkki Tuomioja ile Avrupa Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn katılacak.
AB tarafı, Türkiye'nin geçen yıl imzaladığı gümrük birliğini Rum Yönetimi'ni de içerecek şekilde genişleten ek protokolü gündeme getirip Rum gemilerinin hangi gerekçeyle Türk limanlarına sokulmadığını soracak. Ek protokolün onay takvimine dair bilgi talep edilecek. Kıbrıs'ın siyasi bir sorun olarak ortada durduğunu anımsatacak olan Türk tarafı da, limanlar konusunda sunduğu 'Eylem Planı'nı gündeme getirip son iki yılda Kıbrıs Türklerinin 20'den fazla önerisinin dikkate alınmadığını içeren kapsamlı bir çalışma sunacak. AB'nin Kıbrıs'ta mali yardım ve ticaret tüzüklerini ayırmasından duyulan rahatsızlık da yinelenerek, "Birlik yükümlülüklerini yerine getirmeden adım beklemesin" mesajı verilecek.
AB tarafı, ayrıca Kıbrıs dışında malların serbest dolaşımı, iç pazar ve gümrük birliği gibi kritik başlıklarda müzakerelere geçilebilmesi için performans kriteri belirleneceğini anımsatacak. Türkiye'deki ifade özgürlüğü sorunları, kadın hakları, azınlıklar, Vakıflar Yasası gibi yasal düzenlemeler de toplantıda gündeme gelecek. Türkiye ise bilim-araştırma ve eğitim-kültür başlıklarında bir an önce müzakereye geçilmesini isteyecek.

Bakoyani ile ilk temas
Gül üç gün kalacağı Viyana'da Avusturya Başbakanı Wolfgang Schüssel ile de görüşecek. 11 Mart'ta AB dışişleri bakanlarının Salzburg'daki gayriresmi toplantısına katılıp karikatür kriziyle ilgili bir konuşma yapacak olan Gül, bu vesileyle Yunanistan Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni'yle ilk görüşmesini gerçekleştirecek.

 

Kıbrıslı Türklerin hakları tanınmalı

Adanın her iki tarafında temaslarda bulunan Avrupa Parlamentosu Yüksek Seviyede Temas Grubu üyeleri dün ara bölgedeki Ledra Palace Otel'de basın toplantısı düzenleyerek, temaslarının içeriğiyle ilgili bilgi verdi:

Kıbrıslı Türklerin hakları tanınmalı

TECRİT SONA ERMELİ... Kıbrıslı Türklerle ile ilişkilerin geliştirilmesi için Avrupa Parlamentosu tarafından geçen ay kurulan Yüksek Seviyede Temas Grubu üyeleri, Kıbrıs Türk toplumu üzerindeki tecridin sona erdirilmesi gerektiğini belirttiler. AP milletvekilleri soruna Annan Planı temelinde çözüm bulunarak Kıbrıs'ın yeniden birleşmesini arzuladıklarını da vurguladılar

"BU SADECE BİR BAŞLANGIÇ"... Fransız sağcı parlamenter Grossetete, adadaki bu temasların sadece bir başlangıç olduğunu ifade ederek, "Bundan sonra yapmamız gereken şey, çabalarımızı artırmak, herkesi bu sürecin içine dahil etmektir. Herkesi, bunun bir başlangıç olduğu konusunda ikna etmeliyiz. Birlikte çalışarak, Kıbrıs'ın tüm vatandaşları için daha iyi şeyler yapmayı amaçlamalıyız. Ümit ediyorum ki bu adanın tüm vatandaşları Avrupa Birliği'nde güveni ve karşılıklı anlayışı bulabilirler" dedi

139 MİLYON EURO EN İYİ ŞEKİLDE KULLANILACAK... Kıbrıs'ta AB müktesebatının en iyi şekilde uygulanması için uğraş vereceklerini belirten Grossetete, "Bunun da yolu 2006 için Kuzey Kıbrıs'a verilmiş olan 139 milyon euronun en iyi şekilde kullanılmasını sağlamaktır. Bu konuda Avrupa Birliği Komisyonu'na baskı yaparken, buradaki tüm paydaşlardan da bu paranın harcanmasına dair somut projeler üretmelerini isteyeceğiz" dedi

"GÖREVİMİZ SON DERECE AÇIK; KIBRISLI TÜRLERLE TEMAS... "Yüksek Seviyede Temas Grubu'nun, Kıbrıs Türk toplumunun kimliğini tanımadığı" şeklinde yanlış bir anlaşılma olduğunu söyleyen gurubun Koordinatör Yardımcısı Alman Parlamenter Mechtild Rothe, "Oysa bizim görev tanımımız son derece açık. Biz buradaki Kıbrıs Türk toplumuyla temas için bulunuyoruz" dedi

Kıbrıslı Türklerle ilişkilerin geliştirilmesi için Avrupa Parlamentosu tarafından geçen ay kurulan Yüksek Seviyede Temas Grubu üyeleri, Kıbrıs Türk toplumu üzerindeki tecridin sona erdirilmesi gerektiğini belirttiler. AP milletvekilleri soruna Annan Planı temelinde çözüm bulunarak Kıbrıs'ın yeniden birleşmesini arzuladıklarını da vurguladılar.

"Yüksek Seviyede Temas Grubu'nun, Kıbrıs Türk toplumunun kimliğini tanımadığı" şeklinde yanlış bir anlaşılma olduğunu söyleyen gurubun Koordinatör Yardımcısı Alman Parlamenter Mechtild Rothe, "Oysa bizim görev tanımımız son derece açık. Biz buradaki Kıbrıs Türk toplumuyla temas için bulunuyoruz" dedi.

Avrupa Liberaller ve Demokratlar İttifakı'ndan milletvekili Karin Resetarits ise, Kıbrıs Türklerinin toplum olarak haklarının tanınmasının Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin tanınmasından daha önemli olduğunu iddia etti.

Fransız sağcı parlamenter Françoise Grossetete (Koordinatör) başkanlığında Mechtild Rothe (Koordinatör Yardımcısı), Karin Resetarits, Cem Özdemir, Francis Wurtz, Sean O Neachtain ve Ryszard Czarnecki'den oluşan Avrupa Parlamentosu Yüksek Seviyede Temas Grubu, dün ara bölgedeki Ledra Palace Otel'de basın toplantısı düzenleyerek, Kuzey Kıbrıs ile Güney Kıbrıs'ta gerçekleştirdikleri temasları hakkında bilgi verdi, soruları yanıtladı.

AP Yüksek Seviyede Temas Grubu üyeleri, temaslarını tamamlamalarının ardından dün akşam ve bu sabah olmak üzere iki grup halinde adadan ayrılması bekleniyor.

Heyet, adada yaptığı temaslarla ilgili olarak, gelecek hafta Strazburg'ta toplanacak Avrupa Parlamentosu başkanlığına bir rapor sunacak.

Türk gazetecilerden soru yağmuru

Türkçe, İngilizce ve Rumca simultane çeviri yapılan basın toplantısına özellikle Türk gazeteciler büyük ilgi gösterdi, grup üyelerini soru yağmuruna tuttu.

Avrupa Parlamentosu'ndaki bütün siyasi eğilimlerin temsilcilerinin bulunduğu Yüksek Seviyede Temas Grubu, basın toplantısının ardından BM kontrolündeki ara bölgede incelemelerde de bulundu.

Grossetete: Kuzey'deki siyasi

liderlerle de görüştük ancak

Basın toplantısında ilk sözü alan ve Fransızca konuşan temas grubunun koordinatörü Fransız sağcı parlamenter Françoise Grossetete, AP temas grubunun adaya yaptığı çalışmanın hukukun üstünlüğüne ve BM, AB ile AP'nin Kıbrıs konusunda bugüne kadar almış olduğu kararlara dayandığını söyledi.

Grossetete "Kıbrıs Cumhuriyeti'nin egemenliğini çok net bir biçimde tanıyoruz ve vurguluyoruz" diyerek, Kıbrıs Türk tarafında devlet ve hükümet yetkilileriyle önceki gün gerçekleştirdikleri temaslara atıfta bulunurken ise, "Dünkü (önceki günkü) temaslarımızda kuzeydeki siyasi liderlerle de görüştük. Ana amacımız bir bilgi alış verişinde bulunmaktı. Ancak bu tabii ki bu grupların siyasi anlamda tanınması anlamına gelmiyor. Görüşmelerimizde Yeşil Hat Tüzüğü ile Doğrudan Ticaret Tüzüğü de gündeme geldi" şeklinde konuştu.

"Müktesebatın en iyi şekilde

uygulanması için çalışmalıyız"

Kıbrıs'ta oluşan hukuki durumun üzücü olduğunu söyleyen Grossetete, "Ancak bu konuda bundan sonrası için yapabileceğimiz çok daha gerçekçi ve pragmatik bir biçimde çalışmaktır. Dolayısıyla önümüzdeki aylarda çok yoğun bir biçimde çalışacağız" şeklinde konuştu.

Kıbrıs'ta Avrupa Birliği müktesebatının en iyi şekilde uygulanması için uğraş vereceklerini belirten Grossetete, "Bunun da yolu 2006 için Kuzey Kıbrıs'a verilmiş olan 139 milyon euronun en iyi şekilde kullanılmasını sağlamaktır. Bu konuda Avrupa Birliği Komisyonu'na baskı yaparken, buradaki tüm paydaşlardan da bu paranın harcanmasına dair somut projeler üretmelerini isteyeceğiz" dedi. Françoise Grossetete, şöyle devam etti:

"Bu sadece bir başlangıç"

"Şunu vurgulamak istiyorum; bütün bunlar aslında sadece bir başlangıç. Bundan sonra yapmamız gereken şey, çabalarımızı artırmak, herkesi bu sürecin içine dahil etmektir. Herkesi, bunun bir başlangıç olduğu konusunda ikna etmeliyiz. Birlikte çalışarak, Kıbrıs'ın tüm vatandaşları için daha iyi şeyler yapmayı amaçlamalıyız.

Ümit ediyorum ki bu adanın tüm vatandaşları Avrupa Birliği'nde güveni ve karşılıklı anlayışı bulabilirler."

Grossetete; KKTC'de önceki gün yaptıkları temaslar sırasında düzenlenen protesto eylemini nasıl değerlendirdiklerinin sorulması üzerine, düşünce özgürlüğüne karşı olmadıklarını, eylemin kuzeyde yaptıkları çalışmaları engellemediğini belirtti. Ancak olayla ilgili üzüntü duyduklarını da ifade eden Grossetete, "Tabii ki üzüldük, çünkü bizim buraya geliş nedenimiz; özet olarak tolerans, karşılıklı anlayış ve diyalogun başlatılmasıdır" diye konuştu.

Rothe: "AB'yi bilgilendirmeliyiz

düşüncesindeyim ancak..."

Grossetete'nin basın toplantısından ayrılması üzerine soruları yanıtlamak için basının karşısına geçen gurubun Koordinatör Yardımcısı Alman Parlamenter Mechtild Rothe, bir Rum gazetecinin "Avrupa Parlamentosu bu olayı kınamayı düşünüyor mu?" şeklindeki sorusuna karşılık, bu konunun Avrupa Parlamentosu'nda konuşulması gerektiğini, ancak bunu yaparken bilhassa bu eylemin nedeni, arka planını da anlatmaları gerektiğini vurguladı. Mechtild Rothe, şöyle devam etti:

"Sanırım yanlış bir anlaşılma var"

"Çünkü sanırım yanlış bir anlaşılma var. Yüksek Seviyede Temas Grubu'nun, Kıbrıs Türk toplumunun kimliğini tanımadığı şeklinde yanlış bir anlaşılma oluşmuş durumda.

Oysa bizim görev tanımımız son derece açık: biz buradaki Kıbrıs Türk toplumuyla temas için bulunuyoruz ve genel olarak adımızda yer alan 'adanın kuzeyindeki Kıbrıs toplumu ile temas' kelimeleri, anladığımız kadarıyla yanlış anlaşılmalara yol açtı. Oysa biz çok net bir biçimde Kıbrıslı Türklerle temas için buradayız. Bu kelimeler bu şekilde kullanıldığında öfkeye (iritasyona) yol açmış olabilir, ama o sadece bir öfke, küçük bir hassasiyettir, o kadar"

"Lider vekili Ekenoğlu, sayın Soyer..."

Basın toplantısı sırasında dağıtılan basın açıklamasında Dimitris Hristofyas için "Kıbrıs Cumhuriyeti Meclis Başkanı" denilirken, Cumhurbaşkan Vekili, Cumhuriyet Meclisi Başkanı Fatma Ekenoğlu için "Kıbrıs Türk Toplumu Lider Vekili", Başbakan Ferdi Sabit Soyer için de "Sayın Ferdi Soyer" ifadesinin kullanıldığına işaret eden bir gazetecinin; "Sorunun çözümü için iyi niyetle çaba harcanacaksa iki tarafa da eşit muamele yapılması gerektiğini düşünmüyor musunuz" şeklindeki sorusuna muhatap olan Rothe, KKTC'yi tanımadıklarını söyleyerek, şöyle dedi:

"Bu konudaki yanıtımızı biliyorsunuz. Biz; uluslararası hukuk, Birleşmiş Milletler ve Avrupa Birliği kararları çerçevesinde hareket ediyoruz. Dolayısıyla Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ni tanımıyoruz. Bizler, birleşik bir Kıbrıs için çalışıyoruz, bu konuda bir çözüm olması yönünde hareket ediyoruz. Ancak bu, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin başbakanını ya da meclis başkanını tanıyoruz anlamına gelmiyor..."

Özdemir: AP'ye Kıbrıslı Türklerin

üç ana mesajını götüreceğim

Grubun Türk asıllı Alman üyesi Cem Özdemir de aynı soruya yanıt vermek için söz almak istediğini belirterek, heyetin Kıbrıs'a gelişi öncesinde bazı yanlış anlaşılmaların söz konusu olduğunu ifade etti ve şöyle dedi:

"Bu yanlış anlama biraz da bizden kaynaklanıyor belki, ama bana öyle geliyor ki bazı insanlar kasıtlı olarak yanlış anlamak istediler. Çözümden yana olmayanlar ne yazık ki ön yargılı davrandılar. Bunu saygıyla karşılıyoruz, ancak şunu belirtmek istiyorum. Bu heyetin içinde olan herkes aynı fikirde olmak zorunda değil..."

Kuzeyde gerçekleştirdikleri yoğun temaslar sırasında Kıbrıslı Türklerden aldıkları üç ana mesajı Avrupa Parlamentosu'na taşıyacağını ifade eden ve gruptaki bazı üyelerin de buna destek vereceklerini kendisine söylediğini kaydeden Özdemir, bu mesajları şöyle sıraladı:

"Avrupa Birliği direkt olarak burada (Kuzey Kıbrıs) temsil edilmiyor. Dolayısıyla Avrupa Birliği ile doğrudan temas kurmak konusunda zorluk çekiyoruz. Buna bir çözüm getirilmeli.

Türkçe de Avrupa Birliği'nin resmi dili olmalı.

Kıbrıslı Türk milletvekillerinin AB'de doğrudan temsil edilmemesi büyük bir eksikliktir, buna çözüm bulunmalı."

Resetarits: "Kıbrıs Türk toplumunun

haklarının tanınması için..."

Bu arada basın toplantısında söz alan Avrupa Liberaller ve Demokratlar İttifakı'ndan Milletvekili Karin Resetarits, "KKTC'yi tanımalarının söz konusu olmadığını, ancak Avrupa Birliği üyesi ülkeler olarak Kıbrıs Türk toplumunun haklarının tanınması için çalışmakta olduklarını" ifade etti.

"KKTC'nin tanınmasından daha önemli"

Resetarits daha da ileri giderek, Kıbrıs Türklerinin toplum olarak haklarının tanınmasının Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin tanınmasından daha önemli olduğunu iddia etti. Resetarits; "Çünkü Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin tanınması geriye dönük bir adımdır. Oysa toplumun haklarının tanınması ileriye dönük bir adımdır. Biz de zaten Avrupa Birliği üyesi kabul ettiğimiz Kuzey Kıbrıs Türklerinin tanınması için çalışıyoruz" görüşünü savundu.

Rothe: Müktesebat kuzeyde de

Resetarits'den sonra yeniden söz alan Rothe ise, Avrupa Birliği müktesebatının Kuzey Kıbrıs'ta da uygulanması için de çalıştıklarını kaydederek, "Şu anda ciddi bir sorunumuz var. Çünkü Avrupa Birliği müktesebatı Kuzey Kıbrıs'ta uygulanmıyor. Biz bunun da sağlanması için çalışıyoruz" dedi.

Ortak yazılı basın açıklaması

Dünkü basın toplantısı çerçevesinde AP Yüksek Seviyede Temas Grubu tarafından yapılan ortak basın açıklamasında, grubunun çalışmalarının "amacının, Kıbrıs Türk toplumunun tecridinin son erdirilmesine katkı konulması ve Kıbrıs'ın yeniden birleşmesine olanak tanınması olduğu belirtilirken, adanın kuzeyinde yapılan görüşmelerin adanın bölünmüşlüğünün herhangi bir şekilde tanınması anlamına gelmediğine" vurgu yapıldı.

Grubun, adanın kuzeyine geçişleri sırasında, müşterek anlaşmalara karşı meydana gelen olaylardan büyük üzüntü duyduğu ifade edilen açıklamada, grubun, gelecekte ortak anlaşmalara saygı gösterilmesi beklentisi de dile getirildi.

Adadaki tüm muhataplarıyla yaptığı görüşmeler sırasında grup, AP'nin güçlü bir şekilde desteklediği ve kabul edilmesi için çağrıda bulunduğu, AB Bakanlar Kurulu'nun, 139 milyon euroyu onaylanma kararını da memnuniyetle karşılandığını vurguladı.

Grup, ilk adım olarak, "bu fonların, vatandaşlara yardımcı olmak ve güveni inşa etmek için en verimli ve en pratik şekilde kullanılmasının en kısa sürede belirlenmesi" çağrısında bulunarak, bunun "adadaki uzlaşım sürecini destekleyeceğine olan inançlarını" dile getirdi.

Bu çerçevede, grup, iki toplum arasında toplumlar arası görüşmelerin yeniden başlamasıyla ilgili olarak Annan-Papadopulos görüşmesinden alınan olumlu sinyali memnuniyetle karşıladığı ifade etti.

Açıklamada, grup, ayrıca "Kıbrıs Türk parti liderlerinin mutabık bir çözümün bulunması için görüşmelerin başlamasına yol açacak BM çerçevesinde ivedilikle temasların başlaması yönündeki temennilerini" de dile getirdi.

"Adanın kuzeyinin Avrupa ailesinin bir parçası" olduğu belirtilen söz konusu yazılı açıklamada, temas grubunun, "açıklık, şeffaflık ve toleransla Kıbrıslı Türklerin endişelerini dinlemeye devam edeceği" kaydedildi.

Açıklamada temas grubu üyelerinin 6-7 Mart tarihleri arasında adadaki temasları sırasında, Cumhurbaşkan vekili Fatma Ekenoğlu, Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Barış ve Demokrasi Hareketi (BDH) Başkanı Mustafa Akıncı, UBP milletvekili Hasan Taçoy yanı sıra Kıbrıs Türk sivil toplum örgütleri ve güneyde ise Rum Temsilciler Meclisi Başkanı Dimtiris Hristofyas ile bir araya geldiği belirtildi.

KIBRIS 08/03/06

 

AP ile Kuzey Kıbrıs arasındaönemli bir köprü kuruldu

AP Yeşiller Grubu Milletvekili Cem Özdemir, Üst Düzey Temas Grubu'nun görüşmelerini KIBRIS TV'ye değerlendirdi:

AP ile Kuzey Kıbrıs arasında önemli bir köprü kuruldu

1 HAZİRAN'DA YENİDEN GELECEĞİZ... AP Yeşiller Grubu Milletvekili Cem Özdemir, Kuzey Kıbrıs temaslarının oldukça verimli geçtiğini, 1 Haziran'da yeniden KKTC'ye geleceklerini açıkladı. Kıbrıs temaslarının ardından yapılacak çalışmaların bir rapor halinde meclis başkanına sunulacağını belirten Özdemir, raporda Türk tarafının temsiliyet ve dil konularındaki taleplerinin yer alması için çaba harcayacağını vurguladı.

RAPORUN 3 TEMEL UNSURU... Cem Özdemir, AP'ye sunulacak raporda kendisinin özellikle yer alması için uğraş vereceği 3 temel konu bulunduğunu vurguladı. AB'nin Kuzey Kıbrıs'ta temsiliyeti konusunda çalışma yapılması gerektiğini ifade eden Özdemir, Kuzey Kıbrıs'ta yaşayan ve AB vatandaşı olan Kıbrıslı Türklerin AB ile direkt temas kurmasının önemine işaret ederek, "Kıbrıslı Türkler AB ile temas kurmak için sınırı geçmek ya da başka üye ülkelere gitmek zorunda kalmamalıdır" dedi.

GÖSTERİLER AMAÇLIYDI... Temas Grubu'nun protesto edildiği gösterileri de değerlendiren Özdemir, göstericileri izolasyonların kaldırılmasını istemeyenler olarak tanımladı. Cem Özdemir, bu hareketle yanlış imaj verildiğini belirtti.

Avrupa Parlamentosu (AP) Yeşiller Grubu Milletvekili Cem Özdemir, AP Üst Düzey Temas grubunun

1 Haziran'da yeniden adaya geleceğini ve 2 Haziran'dan başlayarak, daha geniş bir programla yeniden görüşmeler yapacaklarını açıkladı.

KIBRIS TV'de yayımlanan "Günün Getirdikleri" programı için Aysu Basri Akter'in sorularını yanıtlayan AP Yeşiller Grubu Milletvekili Cem Özdemir, yapılan görüşmelerin bir rapor halinde meclis başkanına sunulacağını kaydetti. "Yaptığımız görüşmeler sonrasında çalışmalarımızı bir rapor halinde Meclis Başkanı'na sunacağız" diyen Özdemir, temaslarıyla önemi bir adım atıldığını, bundan sonraki görüşmelerinin daha da verimli düzeyde geçebileceğine inandığını söyledi.

Raporun 3 temel unsuru

Cem Özdemir, AP'ye sunulacak raporda kendisinin özellikle yer alması için uğraş vereceği 3 temel konu bulunduğunu vurguladı. AB'nin Kuzey Kıbrıs'ta temsiliyeti konusunda çalışma yapılması gerektiğini ifade eden Özdemir, Kuzey Kıbrıs'ta yaşayan ve AB vatandaşı olan Kıbrıslı Türklerin AB ile direkt temas kurmasının önemine işaret ederek, "Kıbrıslı Türkler AB ile temas kurmak için sınırı geçmek ya da başka üye ülkelere gitmek zorunda kalmamalıdır" dedi.

Kıbrıs Türk tarafının uzun süredir üzerinde durduğu AP'de temsiliyet konusunun da sunulacak olan raporda yer alması için çaba ortaya koyacağını belirten Özdemir, "Sadece Kıbrıslı Rumlardan oluşan 6 kişilik sandalyenin tek başına Kıbrıs'ı temsil etmesinin beklenemeyeceğini, en azından resmi temsiliyet düzeyinde Kıbrıslı Türklerin de AP içinde yer almaları gerektiğini vurguladı.

"Şu anda Romanya ve Bulgaristan'ın AP içinde resmi temsiliyetleri var. Neden Kuzey Kıbrıs için de bu olmasın" diyerek, bu konu ile ilgili olarak çeşitli çalışmalar içinde olunduğunu kaydetti.

Ayrıca Türkçenin resmi dil olarak AB içinde kabul edilmesi için de çaba sarf edileceğini belirten Cem Özdemir, özellikle Üst Düzey Temas Grubu içindeki İrlandalı milletvekilinin bu çabaları yüzde yüz desteklediğini açıkladı. Özdemir "Önemli olan benim bu konuyu desteklememden çok yabancı milletvekillerinin de buna destek çıkmasıdır, yoksa benim bu konuyu desteklememden doğal bir şey olamaz" dedi. Konuyla ilgili daha önce de çabalar ortaya konduğunu ancak hayata geçirilemediğini hatırlatan Özdemir, grubun buna ikna edilmesi, her şeyi değiştirebilir" dedi. Özellikle Fransız Milletvekili Grostet'in bu konuda ikna olmasının önemine işaret eden Özdemir, daha önce konuya karşı çıkan Meclis Başkanı ve komite toplantısındaki diğerlerinin de ikna edilebileceğinin altını çizdi.

 

Grup ikna edildi

AP Yeşiller Grubu Milletvekili Cem Özdemir, Üst Düzey Temas Grubunun Kuzey Kıbrıs'ta gerçekleştirmiş olduğu görüşmelerden dolayı çok memnun olduğunu belirterek, gayet iyi verimli bir görşüme dizisi gerçekleştirildiğini söyledi ve bugünden itibaren iki taraf arasında önemli bir köprü kurulduğunu açıkladı."Önemli olan benim değil, diğer milletvekillerinin ikna olmasıydı" diyen Cem Özdemir, gruptaki diğer milletvekillerinin de Kıbrıs hakkında birçok konudaki görüşlerinde önemli farklılıklar olduğunu ve Kıbrıs Türk tarafının tezleri hakkında ikna edildiklerini vurguladı. "Ben zaten bugüne kadar AP'u içindeki duruşumla Kıbrıs sorununda elimden geldiğince Türk tarafına destek vermiş, Annan Planı'nı benimsemiş, desteklemiş bir insanım. Önemli olan bugüne kadar Türk tarafının haklılıkları konusunda ikna olmamışları ikna edebilmekti. Bu görüşmelerle de önemli ölçüde bunun başarıldığını düşünüyorum" dedi.

"Protesto gösterilerini izolasyonların

kaldırılmasını istemeyenler yaptı"

Temas Grubu'nun protesto eden göstericilerin, belli rahatsızlıkları olabileceğini ancak sorunun da sadece grup içinden kaynaklanmadığını belirten Cem Özdemir, bu gösterilerin gerçekte izolasyonların kaldırılmasını istemeyenler tarafından yapıldığına inandığını ve bu grupların hükümetin çizgisinden de memnun olmayan kişiler olduğunu kaydetti. "Sormak lazım. Kim var bu işin arkasında. İlk defa Kuzey Kıbrıs'a gelmiş bir milletvekili üzerinde nasıl bir imaj bırakılıyor düşünmek lazım" diyerek, kendilerine daha önce aksi söylenmesine karşın Türk sınırında üzerlerinin arandığını ve bunun da yine hükümetin iradesi dışında yapıldığının altını çizdi. Özdemir, "Sormak lazım. Hangi partiler hengi hedefler için bu bayrakları açıyor, amaçları ne? şeklinde konuştu.Temas Grubuyla görüşmeyi reddeden Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş'ın bu tavrından dolayı üzüntü duyduğunu ifade eden Özdemir, "Kendisi bilir. Grupla görüşmeyerek ne kadar akıllıca bir adım attığı kendi değerlendirmesidir ama umarım Haziran' a kadar olan zamanı değerlendirir ve bizimle görüşmeyi kabul eder" dedi.

Önemli olan şov değil iş yapmak

Temas Grubu içinde farklı görüşleri benimsemiş 8 milletvekilin olduğunu, alınan karar gereği, AP'da temsil edilen bütün grupların bu temas grubu içinde yer aldığını söyleyen Özdemir, farklı görüşlere ve hassasiyetlere de saygı duyulması gerektiğini söyledi. Özdemir, "bizim AB Hukukunu dünya hukukunu değiştirmemiz mümkün değil, KKTC tanınmadığı için resmi sembollerini de kabul edemeyiz" diyerek, seçilmiş Cumhurbaşkanı ile özellikle makamında görüşme konusunda ısrarcı olduklarını, ancak grup içinde de belirli bir denge sağlamaya özen gösterdiklerini bu yüzden de parti liderleriyle Koordinasyon Merkezi'nde görüşüldüğünü açıkladı. Özdemir, "sonuçta resmi olanı yapmak zorundayız önemli olan şov yapmak değil, gerçek amaca hizmet etmektir" dedi.

 

Papadopulos Denktaş gibi bıktırdı

Güney Kıbrıs'ın AB'nin resmi üyesi olmasından dolayı önemli avantajları olduğunu belirten Cem Özdemir, ancak Papadopulos'un sürekli olarak sorunun kaynağının Türk tarafı olduğunu ifade ederek bu konudaki bıktırıcı yaklaşımları dolayısı ile AB içindeki inandırıcılığını yitirdiğini kaydetti. Türk tarafının görüşlerini kabul ettirmesi için zamanın oldukça uygun olduğunun altını çizen Özdemir, bu zamanın iyi değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı. "Kıbrıs Türk tarafında Cumhurbaşkanı Talat'ın başa gelmesi iyi oldu" diyen Özdemir, AB içinde Denktaş'ın yarattığı kötü imajın şimdi Papadopluos'a kaldığını vurguladı.

KIBRIS 08/03/06

 

Rumlardan yeni çözüm önerisi

Uluslararası arenada Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik hiçbir adım atmamakla eleştirilen Kıbrıs Rum Yönetimi, yeni bir öneri hazırladı.

 

NTV

Güncelleme: 19:11 TSİ 09 Mart 2006 Perşembe

LEFKOŞA - Buna göre Maraş bölgesinin Rumlara verilmesi ve Magosa limanının ortak işletilmesi karşılığında Kıbrslı Türklerin de bu limandan ticaret yapması mümkün olabilecek.

Ancak öneri, KKTC’ye doğrudan uçuşları ya da diğer limanlardan ticaret yapılmasını içermiyor. Yarın Avusturya’nın Salzburg kentinde Abdullah Gül’le ilk kez biraraya gelecek olan Yunanistan Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni’nin, sözkonusu öneri için nabız yoklaması bekleniyor.

Rum Yönetimi’nin Türk tarafına resmen sunmaya hazırlandığı öneri, Maraş bölgesinin rumlara iadesini ve magosa limanının avrupa birliği denetiminde ortaklaşa işletilmesini öngörüyor.

Bunun karşılığında Kıbrıslı Türklerin de Magosa limanından ticaret yapmasına olanak tanınacak. Ancak bu KKTC’ye yönelik ambargoların kalkacağı anlamına gelmiyor. Çünkü öneri, KKTC’ye doğrudan uçuşların başlamasını veya Girne gibi diğer limanlardan da doğrudan ticaret yapılmasını içermiyor.

Rum Yönetimi, KKTC’deki eski Rum malları üzerindeki tüm inşaatların ve alım satım işlemlerinin de durdurulması talep ediyor. Rumlar, Türk tarafı öneriyi kabul eder, Ankara da limanlarını Rum uçak ve gemilerine açarsa, AB üyelik müzakereleri sürecinde Türkiye’nin önüne engel çıkarmayacaklarını söylüyorlar.

Ancak KKTC üzerindeki ambargoların tamamen kaldırmaması ve Rum malları üzerinde moratoryum talep etmesi nedeniyle, öneri Türk tarafı için fazla cazip görünmüyor.

Ankara, daha önce açıkladığı Kıbrıs eylem planında, Rum gemi ve uçaklarına Türk limanlarının açılması karşılığında Kıbrıslı Türklere yönelik tüm izolasyonların kaldırılmasını önermişti.

 

Eski Doğu Bloku'nda sosyalizme özlem


9 Mart, 2006 23:13:00 (TSİ) CNN TURK

Bulgarların yüzde 30'u sosyalizmi tercih ediyor

Berlin Duvarı ve Doğu Bloku yıkılalı 17 yıl oldu ancak eski sosyalist ülkeler yaşadıkları toplumsal değişimden çok da memnun görünmüyor.

Eski Doğu Bloku üyesi 11 ülkede yapılan bir kamuoyu araştırması, halkın dörtte birinin sosyalizmi özlediğini ortaya koydu.
 
Macaristan'ın önde gelen araştırma kuruluşlarından Tarki araştırma enstitüsünce  11 eski sosyalist ülkede gerçekleştirilen araştırma çarpıcı sonuçlar ortaya çıkardı.
 
Her ülkeden biner kişiyle gerçekleştirilen ankette, katılımcılardan ‘hangi toplumsal rejimde yaşamak istersiniz?’ sorusuna cevap vermeleri istendi.

11 ülkenin ortalaması alındığında ‘demokrasi’ diyenlerin oranı yüzde 28'de kaldı.
Eski günleri yani sosyalizmi özlediğini söyleyenlerin oranı ise yüzde 24'e ulaştı. Uzmanlar bu rakamın şaşırtıcı derecede yüksek olduğu görüşünde.

Ankete katılanların yüzde 14’lük bir kesimi ise hangi rejim olursa olsun toplumsal mutluluğun sağlanamayacağı görüşünde.
 
Ülke bazında bakıldığında, rejim değişikliğinden en fazla memnun olanlar Çekler.  Bu ülkede halkın yüzde 52’si piyasa ekonomisinin gelişmesinden memnun.
 
Estonya da memnuniyet oranı Çek Cumhuriyeti’ne yakın. Rusya ve Bulgaristan’da ise Berlin Duvarı'nın yıkılmasından bunca sene sonra bile halkın yüzde 30’u “sosyalizm daha iyiydi” diyor.

 

Türkiye ile Troyka’nın Kıbrıs restleşmesi

Zeynel LÜLE VİYANA

Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, dün Viyana’da AB Troykası ile bir araya geldi. AB tarafı, müzakerelerin fiilen başlayabilmesi için Rumlara limanların açılmasını istedi. Türkiye ise şartını yineledi: "KKTC’ye doğrudan ticaret başlasın ve izolasyon kaldırılsın."

TÜRKİYE ile Avrupa Birliği arasında müzakerelerin başlaması kararının alındığı 3 Ekim tarihinden sonra yapılan ilk "resmi" toplantıda, Türkiye ile AB arasında "Kıbrıs restleşmesi" yaşandı. AB tarafı, müzakerelerin "fiilen" başlayabilmesi için Türkiye’den Rum gemilerine limanlarını açması talebini getirirken, Türkiye ise bunun için KKTC’ye uygulanan doğrudan ticaretin başlatılması ve Kıbrıslı Türklere yönelik izolasyonun kalkması şartını yineledi.

Dün Viyana’da yapılan "AB-Türkiye Troyka" toplantısına Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, AB Dönem Başkanı, Avusturya Dışişleri Bakanı Ursula Plassnik, bir sonraki AB dönem Başkanı Finlandiya Dışişleri Bakanı Erkki Tuomioja ve AB Komisyonu’nun Genişlemeden sorumlu Temsilcisi Olli Rehn katıldı. Plassnik, tarama süreci tamamlanan fasıllardan "Bilim ve Teknoloji" ile "Eğitim ve Kültür" alanlarında "fiili" müzakerelerin, Avusturya’nın dönem başkanlığında ve "gecikmeden" başlatılacağı ümidinde olduğunu söylerken, Olli Rehn, "Önce limanlar açılmalı. Türkiye gümrük birliği yükümlülüğüne eksiksiz uymalı" tavrını ortaya koydu.

ÖN ŞART

Troyka sonrası toplantısında Rehn şöyle konuştu: "Ek protokolün imzalanması, müzakere sürecinin açılması için ön şarttır. Türkiye, bunu yerine getireceğine dair söz verdi ve bu konu bir sürece girdi. Bunun için de, Türk limanlarına, gümrük birliği çerçevesinde malların, ürünlerin ulaşması önem taşıyor" dedi. Olli Rehn ayrıca, her ülkenin müzakerelerde "veto hakkı" bulunduğunu hatırlatarak, Kıbrıs konusunda olumsuz gelişmelerin müzakere sürecini engellememesi için her iki tarafın da yoğun biçimde çaba göstermesi gerektiğini söyledi.

Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ise, "Kıbrıs konusu ile müzakerelerin birbirinden ayrılması gerektiğini" belirtti. Gül ayrıca, Türkiye’nin BM öncülüğündeki her sürece destek verdiğini belirterek, "Kıbrıs Türklerine yönelik hukuki temeli olmayan izolasyonların kaldırılması gerekiyor. Verilen sözler tutulmalı. Türkiye’nin çözüm için sunduğu eylem planı dikkate alınmalı" dedi.

AB temsilcileri, karikatür krizinin aşılması konusunda, AB ile müzakerelere başlamış ve "Hukuki sistemi" AB’ye yakın olan bir ülke olan Türkiye’nin oynayabileceği rol bulunduğunu belirttiler. Gül ise, "Şüphesiz ki basın hürriyetini sonuna kadar savunmamız lazım. Bu demokrasinin gereğidir. Ancak bu hürriyet, başkalarının dinine, kimliklerine hakaret etme olamaz" dedi.

Gül’e Kayserispor tebriği

AB Komisyonu Temsilcisi Olli Rehn, basın toplantısında, Abdullah Gül’ün Kayserili olması nedeniyle önce Gül’ü "tebrik ederek" sözlerine başladı. Fenerbahçe karşısındaki galibiyetini ima ederek, Kayserispor’un lig üçüncülüğüne değindi. Rehn, Gül’ün tuttuğu takım Beşiktaş’ın da son dönemlerde aldığı galibiyetleri de hatırlattı ve "Sayın bakanı hem Kayserispor, hem de Beşiktaş’ın başarıları nedeniyle kutluyorum" dedi.

HURRIYET 10/03/06

 

Troykanın gündemi Kıbrıs

Troykanın gündemi Kıbrıs

Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ü ABD Dönem Başkanı Avusturyalı meslektaşı Ursula Plassnik ağırladı. FOTOĞRAF: AFP

AB yine uyardı: Rumlara havaalanı ve limanları gecikmeksizin açmalısınız

09/03/2006 RADIKAL

GÜVEN ÖZALP

VİYANA - AB-Türkiye ilişkileri Kıbrıs sancısını aşamıyor. Brüksel ve Ankara'nın Kıbrıs yaklaşımlarındaki farklılık Viyana'da dün yapılan AB-Türkiye Troyka toplantısına da damgasını vurdu. AB kanadı Türkiye'den Gümrük Birliği' Kıbrıs Rum Yönetimi de dahil yeni üyelere genişleten Ek Protokol'ün gecikmeden uygulamasını istedi. Ankara ise "Müzakere süreciyle Kıbrıs konusunu aynı kefeye koymayın" mesajı verdi.
3 Ekim'de müzakerelerin başlamasından sonraki ilk 'troyka' toplantısı Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, AB dönem başkanı Avusturya'nın Dışişleri Bakanı Ursula Plassnik, bir sonraki dönem başkanı Finlandiya Dışişleri bakanı Erkki Tuomioja ile Avrupa Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn'in katılımıyla yapıldı. AB tarafı toplantıda Ek Protokolün Rum Kesimi'ni de kapsayacak şekilde ve gecikmeksizin uygulanmasına verdiği önemi bir kez daha vurguladı. Toplantının ardından düzenlenen ortak basın toplantısında konuşan Rehn, "Türkiye ek protokolü kabul etmezse müzakere süreci olumsuz etkilenecek" dedi. İki tarafın da vaatlerine bağlı kalmasını isteyen Rehn, "Türkiye, Ek Protokolü imzalayarak bunu tam olarak uygulama taahhüdüne girdi. Bu uygulamaya liman ve havaalanlarının açılması da dahil" diye konuştu. .

Ankara ısrarlı
Türkiye ise Kıbrıs'ta olası krizi göğüsleme riski almaya hazır olduğunu AB'ye hissettirdi. Toplantıda AB'nin Kıbrıs Türk toplumu konusundaki taahhütlerini yerine getirmesi ve bu yapılmadan Türkiye'den ek adım beklenmemesi mesajı verildi. Toplantıda, AB ülkelerinin Kıbrıs'ta siyasi çözüm için bir an önce girişim başlatması da istendi.
Dışişleri Bakanı Gül de basın toplantısında müzakere süreciyle Kıbrıs konusunun birbirinden ayrı tutulduğunu söylerken, "Başlıkların açılması konusunda, ilgili olmayan siyasi konular gerekçe olarak kullanılamaz" dedi. Gül, KKTC'ye uygulanan ambargonun hukuki temeli olmadığını ve kaldırılması gerektiğini söyledi.

Diğer konular olumlu
Toplantıda Kıbrıs dışındaki konularda ise olumlu bir hava hâkimdi. Müzakere sürecinin ilerleyişinden iki taraf da memnuniyetini ortaya koyarken, Plassnik, "Türkiye'yle iyi bir yolculuğa çıktık" diyerek ülkesinin nesnel ve dürüst bir ortak olarak davrandığını söyledi. Bilim-araştırma başlığında Türkiye'ye müzakere daveti yapıldığını, eğitim-kültür alanında da çalışmaların sürdüğünü anımsatan Plassnik, bu başlıklarda müzakerelere kısa zamanda başlanmasını umduklarını belirtti. Toplantıda Türkiye reformların uygulanmasındaki yavaşlığı için uyarıldı.
AB'nin övdüğü konu ise Hz. Muhammed karikatürlerinin Batı basınında yayımıyla kopan fırtınaya dair Türkiye'nin izlediği yaklaşım oldu. Avusturya Dışişleri Bakanı Plassnik, Türkiye'nin İslamı modern değerlerle bağdaştırabilen Avrupa'ya yönelmiş bir ülke olduğunu vurguladı.

Limanlar açılmazsa, müzakereler kesilir

Avusturya'nın başkenti Viyana'da yapılan Türkiye-AB Troykası'nın ardından, AB tarafı, Türkiye'ye Gümrük Birliği'ni tam olarak uygulanması çağrısında bulundu:

Limanlar açılmazsa, müzakereler kesilir

REHN: VETO HAKKI MÜZAKERELERİN KESİLMESİ DEMEKAB Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn, Türkiye'nin gümrük birliği ek protokolünü tam uygulaması gerektiğini açıkladı. Ek protokolün öngördüğü havaalanları ve limanların açılmamasının Türkiye-AB müzakerelerinin kesilmesine yol açıp açmayacağıyla ilgili olarak Rehn, "Eğer biz AB içinde geçerli olan veto hakkının kullanılmasını dikkate alırsak bu müzakerelerin kesilmesi anlamına gelir" dedi

2006'DA ÇÖZÜM İÇİN ÇABA SARF EDECEĞİZ Tüm tarafların verdikleri sözleri tutmaları gerektiğini belirten Rehn, Kıbrıs sorununun çözümüne ilişkinse Annan-Papadopulos görüşmesinin "çok önemli" olduğunu söyledi ve 2006 yılında Kıbrıs sorununa bir çözüm bulmak için çaba sarf edeceklerini de belirtti. Rehn, Mali Yardım Tüzüğü'nün onaylanmasının çok önemli bir güven artırıcı belge olarak kabul edilmesi gerektiğini de söyledi

GÜL: İZOLASYONLAR KALKMALI BM öncülüğündeki tüm çözüm çabalarını desteklediklerini yineleyen TC Dışişleri Bakanı Gül, Kıbrıs Türk toplumuna karşı uygulanan izolasyonların kalkması gerektiğini, AB'nin bu konuda verdiği sözleri yerine getirmesini beklediklerini söyledi. Gül, "izolasyonların ve ambargonun kaldırılmasının, kapsamlı bir çözüme gidecek güven artırıcı bir unsur olduğunu" kaydetti

Avusturya'nın ev sahipliğinde Viyana'da yapılan Türkiye-AB Troykası dışişleri bakanları toplantısı sonrasında AB tarafı, Türkiye'nin Gümrük Birliği'nin tam olarak uygulanması konusunda adım atması gerektiğini vurguladı.

Toplantı sonrasında düzenlenen ortak basın toplantısında konuşan AB Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn, Türkiye'nin gümrük birliği ek protokolünü tam uygulaması gerektiğini söyledi.

Ek protokolün öngördüğü Türk havaalanları ve limanların açılmamasının Türkiye-AB müzakerelerinin kesilmesine yol açıp açmayacağıyla ilgili olarak Rehn, "Eğer biz AB içinde geçerli olan veto hakkının kullanılmasını dikkate alırsak bu (ek protokolün uygulanmaması) müzakerelerin kesilmesi anlamına gelir" diye konuştu. Hem Türkiye'nin, hem AB'nin verdikleri sözleri tutmaları gerektiğini belirten Rehn, BM Genel Sekreteri Kofi Annan ile Kıbrıs Rum toplumu lideri Tasos Papadopulos arasında yapılan son görüşmenin ''çok önemli'' olduğunu söyledi ve ''Bizler kapsamlı bir çözüm için taraflar arasındaki görüşmelerin tekrar başlamasını destekliyoruz'' dedi.

TC Dışişleri Bakanı Gül ise, BM öncülüğündeki tüm çözüm çabalarını desteklediklerini yineleyerek, Kıbrıs Türk toplumuna karşı uygulanan izolasyonların ve ambargonun kalkması gerektiğini, AB'nin bu konuda verdiği sözleri yerine getirmesini beklediklerini söyledi.

Gül, ''izolasyonların ve ambargonun kaldırılmasının, kapsamlı bir çözüme gidecek güven arttırıcı bir unsur olduğunu'' kaydetti.

AB dönem başkanı Avusturya'nın Dışişleri Bakanı Ursula Plassnik başkanlığında Viyana'da yapılan Türkiye-AB Troykası dışişleri bakanları toplantısı sonrasında Avusturya'nın Dışişleri Bakanı Ursula Plassnik, AB Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn, müteakip dönem başkanı Finlandiya'nın Dışişleri Bakanı Erkki Tuomioja ve TC Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül ortak bir basın toplantısı düzenledi

Rehn: Tüm taraflar yükümlülüklerini yerine getirmeli

Toplantıdan sonra düzenlenen ortak basın toplantısında, bir soruyu yanıtlayan AB -Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn, Kıbrıs konusunda Türkiye'nin gümrük birliği ek protokolünü tam uygulaması gerektiğini belirtti.

Hem Türkiye'nin, hem AB'nin verdikleri sözleri tutmaları gerektiğini belirten Rehn, Kıbrıs sorununun çözümüne ilişkinse BM Genel Sekreteri Kofi Annan ile Rum lideri Tasos Papadopulos arasında yapılan son görüşmenin ''çok önemli'' olduğunu söyledi ve ''Bizler kapsamlı bir çözüm için taraflar arasındaki görüşmelerin tekrar başlamasını destekliyoruz'' dedi.

Olli Rehn, ''ek protokolün öngördüğü havaalanları ve limanların açılmamasının Türkiye-AB müzakerelerinin kesilmesine yol açıp açmayacağına'' ilişkin bir soruyuysa şöyle yanıtladı:

''Eğer biz AB içinde geçerli olan veto hakkının kullanılmasını dikkate alırsak bu (ek protokolün uygulanmaması) müzakerelerin kesilmesi anlamına gelir.''

2006 yılında Kıbrıs sorununa bir çözüm bulmak için çaba sarf edeceklerini belirten Rehn, şunları söyledi:

''Temmuz 2005'te imzalanan ek protokol, Türkiye ile müzakerelerin başlayabilmesi için çok önemli bir koşuldu. Bu nedenle de ek protokolün uygulanması hem AB, hem Türkiye, hem de Kıbrıs için çok

yararlı olacaktır. Biz ek protokolün uygulanıp uygulanmadığını dikkatle takip edeceğiz.''

Rehn ayrıca, KKTC'ye mali destek tüzüğünün onaylanmasının çok önemli bir güven artırıcı belge olarak kabul edilmesi gerektiğini söyledi.

Plassnik: Faydalı ve iyi niyetli bir görüşme oldu

Ortak basın toplantısında, AB dönem başkanı Avusturya'nın Dışişleri Bakanı Ursula Plassnik ile Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, toplantıyı ''gayet faydalı ve iyi niyetli bir görüşme'' olarak değerlendirdiler.

Plassnik, Türkiye ile AB arasındaki müzakere sürecine değinerek, ''Türkiye ile bilim ve araştırma konularında müzakerelerin devam ettiğini ve çok iyi yolda gittiğini'' söyledi. Plassnik, müzakerelerin temposunun, AB kadar Türkiye'nin çabalarına da bağlı olduğunu belirtti.

Gül: Kıbrıs ve Müzakere ayrı konular

TC Dışişleri Bakanı Gül ise müzakere sürecinin siyasi sorunlardan bağımsız teknik bir konu olduğunu belirterek, "Kıbrıs ve müzakere bizim için ayrı konulardır. Birbirlerine karıştırılmaması gerekir. Müzakere kendi içinde kendi mecraında sürecektir. İlgisiz konular müzakereleri olumsuz etkileyecek gerekçeler olarak öne sürülemez. Biz, bu işi böyle görüyoruz" diye konuştu.

KKTC'ye izolasyonlar kalkmalıdır

Kıbrıs sorununun çözümüne ilişkin bir soruyu yanıtlayan Dışişleri Bakanı Gül, ''Biz bu problemin çözümünü gerçekten istiyoruz'' diyerek, ''AB içinde Kıbrıslı tarafların (Türk ve Rum toplumları) kuzey

ülkelerinde olduğu gibi ayrı bir sütun oluşturabileceklerini'' söyledi.

Bir soru üzerine, BM Genel sekreteri Kofi Annan'ın barış planını Kıbrıs Türk toplumunun referandumda kabul ettiğini anımsatarak, ''Şimdi de BM öncülüğündeki tüm çözüm çabalarını destekliyoruz. Öncelikle Kıbrıs Türk toplumuna karşı uygulanan izolasyonların ve ambargonun kalkması gerekir. AB'nin bu konuda verdiği sözleri yerine getirmesini bekliyoruz'' diye konuştu.

Dışişleri Bakanı Gül, ''izolasyonların ve ambargonun kaldırılmasının, kapsamlı bir çözüme gidecek güven arttırıcı bir unsur olduğunu'' kaydetti.

KIBRIS 09/03/06

 

Başbakan Soyer bugün Londra'ya gidiyor

Başbakan Soyer, İngiltere'de faaliyet gösteren Kıbrıs Türk sivil toplum örgütleri ve bazı basın yayın kuruluşlarının yetkilileriyle görüşmelerde bulunacak, ayrıca Sky Live News kanalında haber programına katılacak

Başbakan Ferdi Sabit Soyer bugün Londra'ya gidiyor.

Başbakanlık Basın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğü'nden verilen bilgiye göre, Başbakan Soyer ziyareti sırasında İngiltere'de faaliyet gösteren Kıbrıs Türk sivil toplum örgütleri ve bazı basın yayın kuruluşlarının yetkilileriyle görüşmelerde bulunacak, ayrıca Sky Live News kanalında haber programına katılacak.

Bugün saat 16.30'da Ercan'dan hareket edecek Kıbrıs Türk Hava Yolları'na ait uçakla Antalya üzerinden İngiltere'ye gidecek olan Başbakan Soyer, İngiltere'den 12 Mart 2006 Pazar akşamı ayrılacak. Başbakan Soyer'in adaya 12 Mart Pazar akşamı saat 21.30'da dönmesi bekleniyor.

Başbakan Ferdi Sabit Soyer'e ziyareti sırasında Başbakanlık Özel Kalem Müdürü Erkut Şahali eşlik edecek.

KIBRIS 09/03/06

 

26 Mart'ta nüfus sayımı yapılacak

Bakanlar Kurulu önemli kararlar aldı

26 Mart'ta nüfus sayımı yapılacak

Üniversitelere destek sürüyor... 18 Nisan'da genel tatbikat var... Nüfus sayımı 26 Mart'ta. Sokağa çıkma yasağı olacak...Doğal afetlerden zarar görenler tazmin edilecekBalıkçılık desteklenecek... Turistik tesislere alt yapı yatırımları için destek verilecek

Bakanlar Kurulu, genel nüfus sayımının 26 Mart'ta yapılmasını ve aynı gün 13 saat süreyle sokağa çıkma yasağı uygulanmasını karara bağladı.

KKTC genelinde 18 Nisan'da sivil savunma tatbikatı yapılması yönünde karar da alan Bakanlar Kurulu, üniversitelere, turistik tesislere, balıkçılara destek verilmesini öngören bir dizi karar da aldı. Bakanlar Kurulu, doğal afetlerin yol açtığı zararların ve kuş gribinden dolayı itlaf edilen hayvanların tazmin edilmesini de hükme bağladı.

Bakanlar Kurulu, Başbakan Ferdi Sabit Soyer başkanlığında dün yaklaşık 2 saatlik bir toplantı yaptı. Yoğun gündemli toplantıda, orta eğitimdeki grevin yasaklanmasına ilişkin karar yanında birçok karar alındı. Toplantıda alınan kararlar, Kurul Sözcüsü Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Salih Usar tarafından yaklaşık 45 dakika süren bir açıklamayla kamuoyuna duyuruldu.

Nüfus sayımı 26 Mart'ta

Bakanlar Kurulu Sözcüsü Usar'ın verdiği bilgiye göre, Bakanlar Kurulu genel nüfus ve konut sayımının 26 Mart Pazar günü yapılmasını karara bağladı. DPÖ Müsteşarlığı tarafından yapılacak sayım nedeniyle 05.00-18.00 saatleri arasında 13 saat süreyle sokağa çıkmak yasak olacak.

Bakanlar Kurulu Sözcüsü Usar, resmi gazetede yayımlanmak üzere hazırlanan konuyla ilgili duyuruyla sokağa çıkma yasağına ilişkin hükümlerin ve bu yasaktan muaf olacak personele ilişkin şartların düzenlendiğini belirtti.

Üniversitelere destek

Bakanlar Kurulu, KKTC'deki üniversitelere "reel sektörü destekleme projesi" çerçevesinde destek verilmesine ilişkin yeni kararlar da aldı.

Geçtiğimiz haftalarda üniversitelere hibe veya kredi yoluyla destek vermek amacıyla kararlar üreten Bakanlar Kurulu, dünkü toplantısında da benzer kararlar aldı.

Lefke Avrupa Üniversitesi'ne 5 milyon YTL'ye ek olarak 5 milyon YTL daha katkı yapma kararı alan Bakanlar Kurulu, Girne Amerikan Üniversitesi'ne de 100 bilgisayar ve aksamı için 250 bin dolarlık katkı yapmayı hükme bağladı. Bu üniversiteye ayrıca tekno-park projesine katkı için 3 milyon dolar ve 200 kişilik yurt yapımı için de 1 milyon dolar olmak üzere toplam 4 milyon dolarlık düşük faizli kredi verilmesi de kararlar arasında yer aldı.

Uluslararası Kıbrıs Üniversitesi'ne katkı sağlamak amacıyla da Haspolat Kavşağı ile Taşkent yolunun asfaltlanması, kaldırım yapılması ve yola aydınlatma yapılması kararlaştırıldı.

Turizme katkı 3 milyon YTL kaynak

Turizm sektörüne katkı çerçevesinde de deniz suyundan içme ve kullanma suyu elde edecek turistik tesislere destek kararı alan Bakanlar Kurulu, bu amaçla 3 milyon YTL'lik kaynak ayırdı. Kaynağın nasıl kullanılacağı ise DPÖ, Kalkınma Bankası ve Turizm Planlama Dairesi tarafından belirlenecek.

Bakanlar Kurulu, Moskova'da 22-25 Mart tarihleri arasında yapılacak MITT turizm fuarında, ayrıca Berlin Fuarı'nda KKTC'nin temsili yönünde de karar aldı.

Zararlar tazmin edilecek Balıkçılara ağ

Yangın, hastalık ve benzeri nedenlerle zarara uğrayan üreticiler yanında, 7 Şubat'taki dolu ve hortumdan zarar gören üretici ve hayvancının da tazmin edilmesini karara bağlayan Bakanlar Kurulu, kuş gribiyle ilgili gelişmeler üzerine İncirli'de itlaf edilen kanatlı hayvanların tazmin edilmesini de kararlaştırdı.

Bakanlar Kurulu, balıkçılara da ağ ve plastik kasa yardımı yapma kararı aldı.

18 Nisan'da tatbikat

Bakanlar Kurulu, 18 Nisan'da KKTC genelinde sivil savunma tatbikatı yapılmasını da karara bağladı.

Karar uyarınca tatbikat 15.00-21.00 saatleri arasında yapılacak.

Şampiyon okullar Türkiye'ye

İlkokul düzeyinde atletizm, yüzme, satranç gibi alanlarda Türkiye'de yapılacak finallere KKTC'deki şampiyon okulların katılması da Bakanlar Kurulu'nda bugün alınan kararlar arasında yer aldı.

Bakanlar Kurulu, rehberlerin çalışma koşullarını düzenleyen Rehberler Birliği Yasası'nda değişiklik öngören tasarıyı da onayladı. Balıkçılık sektörünün AB kurallarına uyumlu hale getirilmesini öngören Hayvancılık Dairesi Değişiklik Yasa Tasarısı da bugünkü toplantıda onaylanan tasarılar arasında yer aldı.

Bakanlar Kurulu, TAK Emeklilik Tüzüğü'nü de onayladı.

KIBRIS 09/03/06

 

(1) KKTC ekonomisi: Rüküşten çıkışa


LEFKOŞA

Çin'den sonra dünyada en hızlı kalkınan ülke Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'dir.
Hatta, bazı açılardan KKTC'nin gelişmesi Çin'inkinden bile büyüktür.
Çin ekonomisi büyüyor ama Çin fakir bir ülke olmaya devam ediyor. KKTC ise son üç yılda gerçekleştirdiği olağanüstü zıplamayla orta halli ülkeler düzeyine yaklaştı.
Fert başına düşen gayri safi milli hasıla 2002-2004'te ikiye katlanarak 8.000 doları aştı. Maliye Bakanı Ahmet Uzun bu rakamın geçen sene 10.200 dolara ulaştığını tahmin ediyor.
Son dört yıl içindeki kümülatif gerçek büyüme hızı % 46'ya yakındır. 2001'de 5.4 daralan ekonomi 2004 % 15.4, geçen yıl % 12 büyüdü. Bu yıl için% 7 büyüme, 11.000 dolar kişi başına gelir hedefleniyor.

Bin kişiye 475 otomobil
Diğer refah göstergelerinde de kayda değer yükselişler var. Bin kişiye 475 otomobil düşüyor. Cep telefonu sahipliği bin kişide 1.009 olup dünyadaki en büyük oranlardan biridir.
İşsizlik oranı % 2'nin altındadır. Yıllık enflasyon 2001'de % 77 iken geçen yılın ilk 11 ayında % 2.3'e indi.
KKTC'deki değişim dört yıl kadar önce on binlerce Kıbrıslı Türkün sokağa dökülüp çözüm ve değişiklik yönünde isteklerini ortaya koymasıyla başladı.
"Kapalı bir toplumduk. Biz bize yaşıyorduk" diye anlattı Uzun. "2002-2003 yılında dünyayla bütünleşme arzusu belirdi. Annan Planı ve seçimlerle topluma büyük bir motivasyon geldi. Ardından 2003'te (Türk ve Rum kesimleri arasındaki) barikatlar açıldı. Seçim 40 yıllık hükümeti değiştirdi. Olumlu havayı artırdı. Bu, ekonomiye yansıdı. Yatırımlar arttı. İnşaat sektöründe büyük patlama oldu."

Gayrimenkul pazarı canlandı
Uzun'a göre, Annan Planı'ndan sonra Kıbrıs'ta siyasi bir çözümün er veya geç kesin olduğu kanısının yerleşmesi güven ortamı yarattı. Yıllarca hareketsiz olan gayrimenkul pazarı canlandı. Yabancılar tatil ve emeklilik evi almaya başladı. İnşaat, ekonomik büyümenin lokomotifi haline geldi. Girne'de bazı bölgelerde arazi fiyatları birkaç yılda 40 misli arttı.
İşadamı Fikri Toros'a göre "2003-2005'teki üç yıllık sürede sadece İngilizler gayrimenkul sektörüne 1.5 milyar dolar para enjekte etti ."
Türkiye'deki ekonomik iyileşmeye paralel faizlerin düşmesi ve Türk lirasının istikrara kavuşması KKTC ekonomisinin büyümesine büyük katkı yaptı.
Otuz yıla yakın bir süreyi uykuda geçiren KKTC ekonomisindeki büyümenin yanında getirdiği en büyük soru şudur: Devam edebilir mi? Ekonomiyi sürükleyen inşaat sektöründe büyük bir duraklama var. Rüküşten çıkışa terfi eden ekonomi çıkıştan çöküşe mi gidecek?

 

METIN MUNIR MILLIYET 10/03/06

 

Gül Salzburg'da KKTC'yi anlatacak


10 Mart, 2006 09:23:00 (TSİ) CNN TURK

Avrupa Birliği gayri resmi dışişleri bakanları toplantısı, bugün Avusturya'nın Salzburg kentinde başlıyor. Toplantıda Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Kıbrıs ve karikatür konularında görüşmelerde bulunacak.

Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, toplantının ikinci gününde 'kültürler arası diyalogun geliştirilmesi' konulu bir konuşma yapacak.
 
Gül, konuşmasında özellikle karikatür krizine ilişkin olarak Türkiye ve İspanya'nın başlattıkları girişime dikkat çekecek.
 
Gül'ün, olası bir medeniyetler arası çatışmanın önüne geçebilmek için farklı din ve inançlara karşılıklı saygı ve anlayış gösterilmesinin önemini vurgulaması da bekleniyor.
 
İki gün sürecek toplantının en önemli gündem maddesini, 'Batı Balkanlar'ın istikrar ve refaha kavuşturularak, Avrupa-Atlantik sistemiyle bütünleştirilmesine' yönelik çalışmalar oluşturacak.
 
Abdullah Gül, bugün akşam yemeğinden önce Yunanistan Dışişleri Bakanı Dora Bakoyani'yle de görüşecek.
 
Bakoyani'nin görüşmede, 'Maraş'ı Rumlara iade edin, Magosa Limanı AB kontrolünde ortak kullanılsın, Rumlar KKTC'nin direkt ticareti üzerindeki vetoyu kaldırsın' önerisinde bulunması bekleniyor.
 
Kıbrıs meselesi

Dışişleri Bakanı Gül, 8 martta Viyana'da gerçekleşen AB troykasında, Türkiye'nin adayla ilgili en büyük hedefinin Kıbrıs Türklerinin izolasyondan kurtarılması olduğunu vurgulamış ve "biz Kıbrıs konusunda iyi niyetli ve yapıcı davranıyoruz. BM'nin planı aynı zamanda AB'nin de planı. Biz plana 'evet' derken onların cevabı 'hayır' oldu" demişti.

Toplantıda, "Kıbrıs bir bütün olarak AB'nin bir parçasıysa Kıbrıs Türklerinin maruz kaldığı ambargo doğru değil" ifadesini kullanan Gül, "verilen sözlerin yerine getirilmesi önemli. Biz Türkiye olarak yapıcı olmaya devam edeceğiz. Hem Türkiye'nin, hem de Kıbrıs Türklerinin kapsamlı bir çözüm yolunda, izolasyonların kaldırılması güven artırımıdır" demişti.
 
Karikatür krizi

30 eylül 2005'te Danimarka'nın muhafazakar gazetesi Jyllands-Posten 'ifade özgürlüğü' çerçevesinde 12 serilik Hz. Muhammed karikatürleri yayımlamıştı.
10 ocakta Norveç gazetesi Magazinet de aynı karikatürleri basmıştı.
 
31 ocakta Jyllands-Posten gazetesi özür dilemiş, Norveç gazetesi Magazinet de üzüntülerini bildirmişti. Danimarka Başbakanı Anders Fogh Rasmussen ise karikatürlerin yayımlanmasını şahsen kınadığını söylemiş, ancak gazete adına özür dilemeyi reddetmişti.
 
31 ocakta karikatürler nedeniyle üzüntülerini iletmekle yetinen Norveç gazetesi, 10 şubatta baskı ve tepkilerin ardından özür dilemişti.

Bu gelişmeler üzerine birçok Müslüman ülke, örgüt ve kurum Danimarka ve Norveç ürünlerini boykot çağrısında bulunmuştu, dünyanın birçok ülkesinde protesto gösterileri düzenlenmişti.

 

 

Dora’nın valizinde Maraş ve Magosa var

Yorgo KIRBAKİ/ATİNA

Bugün Salzburg’da Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ile ilk görüşmesini yapacak olan Yunanistan Dışişleri Bakanı Dora Bakoyani’nin "Maraş’ı Rumlara iade edin, Magosa Limanı AB kontrolünde ortak kullanılsın, Rumlar da KKTC’nin doğrudan ticareti üzerindeki vetoyu kaldırsın" önerisinde bulunması bekleniyor.

Yunan basınında yer alan "Ya Magosa, ya veto" tarzı başlıklı haberlere göre, Atina ve Rum Yönetimi tüm çabalarını Türkiye’nin Maraş ve Magosa limanı konularında Avusturya’nın dönem başkanlığı sırasında taviz vermesinde yoğunlaştıracak.

Öte yandan AB Komisyonu’nun genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn, dün Bakoyani ile Atina’da yaptığı görüşmenin ardından bir gazetecinin "Türkiye yükümlülüklerine uymazsa ne olur?" şeklindeki sorusuna da "Kötü gelişmelerden kaçınmak için Türkiye’nin elinde bütün imkanlar mevcut. Türkiye bir yandan reformlarını hızlandırırken diğer yandan da hem günlük hayatta hukuk devleti olmak, hem de Ankara protokolü ve dolayısıyla Kıbrıs Cumhuriyeti’ne olan yükümlülüklerini yerine getirerek kötü gelişmelerden kaçınabilir" cevabını verdi.

HURRIYET 10/03/06

 

Kıbrıs sıkışması

Murat Yetkin

AB, Kıbrıs konusunda Ankara'yı sıkıştırırken, kendi manevra alanını da daraltıyor

10/03/2006 RADIKAL

Viyana'da yapılan Türkiye-Avrupa Birliği görüşmelerinde en çok üç konunun görüşüldüğü anlaşılıyor. Biri Kıbrıs. İkincisi, Danimarka-karikatür kriziyle gerilen 'medeniyetlerarası ilişkiler'. Üçüncüsü de Türkiye'nin sınırlarında devam eden Irak yangını ile ufukta görülen İran krizi.
Bu üç başlıktan ikinci ve üçüncüsü aslında AB dışişleri bakanları toplantısının resmi gündeminde. Türkiye, 'aday üye' olarak bu toplantıya çağrılmak zorunda değildi. Bir anlamda, bu konular Türkiye'nin 3 Ekim 2005'de kâğıt üzerinde başlayan müzakere süreciyle ilgili, gidişatıyla onu etkileyeceği varsayılan konular değil. Yani, kâğıt üzerinde, Türkiye talepte bulunsa bile AB, Türkiye'yi bu toplantılara almayabilir, katkısını istemeyebilir, hatta 'Seni ilgilendirmiyor' diyebilir.
Ancak öyle olmadı. Türkiye bu konularda fikrine danışılmak üzere AB toplantılarına davet edildi. Aksi halde Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, AB yetkilileri ile müzakere sürecine ilişkin görüştükten sonra dün gece Türkiye'ye dönmüş olurdu.
AB yönetimi, karatür krizi ile doruğa ulaşan gerilimi düşürmek, özellikle Ortadoğu ile Türkiye üzerinden yeni köprüler kurmak için Türkiye'nin bölgeye ilgisinden ve bilgisinden, İngilizce teknik deyimiyle 'know-how' yeteneklerinden yararlanmak istiyor. Türkiye, hem Irak, hem İran, hem de İsrail-Filistin meselesinde, AB ülkelerinde zaten var olan imkân ve kabiliyetleri tamamlayıcı, katkıda bulunucu ve zenginleştirici özelliklere sahip.
Buradan, 'AB Türkiye'ye muhtaç' sonucu çıkmaz. Ama AB'nin bu hayati konularda Türkiye ile birlikte kendisini daha güvenli ve manevra alanı daha geniş hissedeceği söylenebilir. Zaten bu yüzden Abdullah Gül o toplantılara davet ediliyor.
Bu tabloyu, Viyana görüşmelerinde Türkiye'nin iç poltitkasını da derinden etkileyen bir mesele olan Kıbrıs meselesinde görmek mümkün değil.

Kıbrıs komediye dönüşüyor
Son zamanlarda Kıbrıs konusuda ilginç gelişmeler oluyor.
İngiltere Dışişleri Bakanı Jack Straw, ocak sonundaki Ankara ziyaretinde, bu sorun nedeniyle Türkiye-AB ilişkilerinin ciddi zarar görebileceğini söyledi. Daha sonra şubat ayında, İngiliz Avam Kamarası'nda muhalefetle bir tartışma sırasında, Kıbrıs Rum hükümetinin tutumunda ısrarı halinde uzun vadede adada yolların ayrılabileceğini ifade etti. Kıbrıs Rum Cumhurbaşkanı Tasos Papadopulos'un, Avusturya Cumhurbaşkanı Wolfgang Schüssel ile görüşmesinde, Schüssel'in 'Türkiye 2007'ye dek tanımak zorunda' dediği haberler, Avusturya hükümetince resmen yalanlandı. Dahası, ABD Dışilşleri Bakanlığı, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ile ticaret yapma önünde Amerikan şirketleri açısından hukuki bir engel olmadığını söyledi.
Bunun üzerine Yunanistan'ın yeni Dışişleri Bakanı Dora Bakoyannis, Kıbrıs Rum lobisinin baskısı altında kaldı. Türkiye'nin Kıbrıs Rum Cumhuriyeti'ni 1963 anlaşması kapsamına alınması, dolayısıyla Gümrük Birliği çerçevesinde liman ve havaalanlarını Kıbrıs Rum gemi ve uçaklarına açması yolundaki Ek Protokol'ü, Meclis'e getirmesi yolunda demeçler verdi.
Dün Bakoyannis ile Atina'da görüşen AB Genişleme Sorumlusu Olli Rehn, aynı konuya değinerek, "Biz görüşmelere başlama kararıyla sözümüzde durduk, Türkiye de Ek Protokol'ü imzalasın" dedi.
Oysa Türk hükümeti, AB, Kıbrıs Türkleri üzerindeki ambargoların hafifletileceği yolundaki sözünü tuma yolunda adım atmadan, Ek Protokol'ün Meclis'e getirilmeyeceğini söylüyor. Gül, dün bunu bir kere daha söyledi. Zaten, mevcut koşullarda, mevcut hükümet değil, hiçbir hükümetin o protokolü Meclis'ten geçiremeyeceğini AB yetkilileri de biliyorlar. Ne AB'nin, ne Erdoğan hükümetinin yeni bir 1 Mart olayına tahammülü var.
O halde soru şu: AB, Türkiye'ye yönelik tehditlerini yerine getirip, Kıbrıs'a ilişkin Ek Protokol nedeniyle Türkiye ile ilişkileri keser mi? Ya da uzlaşmazlığı artık tescilli Papadopulos yönetiminin Türkiye ile müzakereleri ilk faslın başlangıcında ya da herhangi bir yerinde veto etmesine izin verir mi?
Yaparsa, Türkiye'ye dersini vermeye kalkarsa, AB güçlenmiş mi sayacak kendini? Böylelikle Ortadoğu ve dünyanın diğer bölgelerinde ne kadar önemli bir siyasi güç olduğu mu anlaşılacak? Yoksa kendi önemsiz iç meseleleri nedeniyle küresel sorunları ikinci plana atma basiretsizliğini kanıtlamış, kendini gülünç duruma düşürmüş mü olacak?

 

Kıbrıs'a 'müdahale' şart

Kıbrıs'ta uzlaşıya dayalı bir anlaşmanın önündeki en önemli engel, Rum yönetimi. Böyle giderse kuzeyin bağımsızlığı, ister tanınsın ister tanınmasın, kendiliğinden gerçekleşecek

10/03/2006 RADIKAL

Kıbrıs'ın uzun süren barış sürecinin son turu 2004 Nisan ayında sona erdi. Bu tarihte, bölünmüş adanın iki toplumlu ve iki kesimli bir temelde yeniden birleşmesini uzun süredir savunmuş Kıbrıs Rum toplumu, tam da bunu öngören ve BM tarafından hazırlanmış 'Annan Planı'nı büyük bir çoğunlukla reddetti. Aynı zamanda Yeşil Hat'ın kuzeyindeki Kıbrıs Türk toplumu, bölünme doğrultusundaki geleneksel tercihini ciddi biçimde tersine çevirerek yeniden birleşme önerisini destekledi. Referandumun başarısızlığı hâlâ bölünmüş durumdaki Kıbrıs'ın bir hafta sonra AB üyeliğine kabul edilmesini engellemedi. AB'nin tüm üyelerinin ve daha geniş ölçekte uluslararası toplumun, Annan Planı'na ya da bir türevine hâlâ açık destek vermesine rağmen, mevcut durum çıkmazda.
Halihazırda üzerinde anlaşma sağlanmış bir çözümün mevcut olmadığı dikkate alınırsa, şu anda bu konuda ilerleme sağlamanın tek yolu, ilgili yerel ve uluslararası tarafların bir dizi tek taraflı adım atması gibi gözükmekte. Bu adımlar, Kıbrıs'ın kuzeyinde çözüm taraftarı yönelimi korumayı, güneyinde siyasi değişim gerçekleştirmeyi ve iki toplum arasında uzlaşmayı geliştirmeyi hedeflemeli. Dış aktörler, ellerinden geldiği ölçüde, müzakerelere hemen başlanması için her iki toplumun siyasi seçkinlerine baskı yapmaya çalışmalı ve bu süre zarfında da, kuzeyin izolasyonunu azaltmak için mümkün her şeyi yapmalı.
Her iki tarafın ve bölgedeki komşularının menfaatleri açısından en iyi çözüm, Annan Planı'nda belirtilen geniş çerçeve kapsamında Kıbrıslı Rumların ve Türklerin adayı yeniden birleştirmek için ek çaba sarf etmesi. Annan Planı'nın yeni bir türevi, herkes tarafından kabul edilebilecek tek öneri olarak gözükmekte.
Şu anda bu türden bir anlaşmanın önündeki en önemli engel, Kıbrıs Rum yönetiminin ve özellikle Başkan Papadopulos'un politikası ve yaklaşımı. Farkına varmalılar ki eğer Birleşmiş Milletler'le ve Kıbrıs'ın diğer uluslararası ortaklarıyla bu konuda yol almayı reddederlerse; adanın kalıcı bölünmesi ve resmen tanınsın ya da tanınmasın, kuzey kesimin bağımsızlığı kendiliğinden gerçekleşe-cek. Kıbrıs Türklerinin, merkezi bir Kıbrıs Rum devletinde azınlık statüsünü kabul edebileceği düşüncesi gerçekleşmeyecek bir hayal.
Mevcut ortamda güven artırıcı önlemlerin gerçekçi biçimde görüşülmesi beklenemez. Buna rağmen bu tarz adımlar tek taraflı olarak atılabilir. Siyasi liderler, karşılığı hemen gelmeyecek tavizler vermek konusunda her zaman tereddüt eder ancak bu türden adımlar bazen uzun vadede ulusal çıkarlar açısından çok faydalı olabilir. Bu, raporda savunulan düşünce, Kıbrıs ihtilafının dinamiklerini değiştirmenin, BM aracılığıyla gerçekleştirilecek bir çözümün tekrar ele alınmasını sağlayacak bir ortam yaratmanın ve tüm tarafların çıkarlarının korunmasının umudunun, anahtar tarafların aşağıda belirtilen adımları atması ve yaklaşımları benimsemesine bağlı olduğu:

·  AB, BM ve ABD'ye ilerlemenin mümkün olduğu bir ortam yaratmada önemli rol düşüyor. 2004 yılında BM Genel Sekreteri, AB Bakanlar Konseyi ve ABD Dışişleri Bakanı kuzeyin izolasyonunun sona erdirilmesi için çağrıda bulundu; şimdi bu sözlerini gerçeğe dönüştürmeleri gerekmekte. AB, Kıbrıs'ın vetoları karşısında zorlansa da, 2004 Nisan ayında verdiği söz doğrultusunda Kuzey Kıbrıs'ın ekonomik gelişmesini ve Avrupa'yla bütünleşmesini ilerletmek konusunda bilhassa sorumluluğa sahip. AB Komisyonu, Konsey, Parlamento ve diğer üye ülkeler; Kuzey Kıbrıs için yeni mali fon aracını uygulamaya koymalı, bu yardımın dağıtılmasını denetlemek üzere Komisyon delegasyonunun kuzeyde bir şubesinin açılması ve AB ile Türkiye arasındaki Gümrük Birliği'ne Kuzey Kıbrıs'ın dahil edilmesi için baskı yapmalı. Yine ABD de kuzey kesimdeki mevcut bürosunun seviyesini yükseltmeli. Kuzey kesimin izolasyonunu ortadan kaldırmak, eşitliğe dayalı uzun vadeli ve sürdürülebilir bir çözüm geliştirmenin anahtarı.

·  Kıbrıslı Rumların temel meselelere tekrar odaklanmaları; merkezi bir devletin, gerek yerel gerek bölgesel istikrarsızlığı ilelebet devam ettireceğini fark etmeleri ve Kıbrıs ihtilafının 1974 kadar 1963'ten kaynaklandığını kabul etmeleri gerekiyor. Kıbrıslı Rumlar, evlerini terk etmek zorunda kalan ve kayıplarının ardından yas tutan tek tarafın kendileri olmadığını kabullenmeli ve 30 sene önce kabul ettikleri iki kesimlilik ve iki toplumluluk ilkelerini hayata geçirmenin avantajlarını tekrar düşünmeli. Mevcut hükümetin bu konudaki katı tutumu dikkate alındığında bu alanda tartışma başlatılması için kritik görev Kıbrıs Rum muhalefetine, siyasi yelpazenin her kesiminden ılımlılara ve sivil toplum liderlerine düşmekte.

·  Yunanistan da, benzer biçimde, tarihsel yaklaşımını gözden geçirmeli. Birbiri ardına gelen Yunan hükümetlerinin "Kıbrıs karar verir, Yunanistan takip eder" yaklaşımı, günün koşullarına uymuyor ve sorunun çözümüne katkıda bulunmuyor. Yunanistan sessizliğe dayalı politikalarını terk edip, müzakerelere yeniden başlanması ve bir çözüm bulunması konusunda Annan Planı'nın temel alınmasına dair yaklaşımını uluslararası toplum nezdinde bir kez daha açıkça belirtmeli, Avrupa Birliği'nin Kıbrıslı Türklere yönelik yükümlülüklerini yerine getirmesi için öncü rol üstlenmeye hazır olmalı.

·  Kıbrıslı Türkler, hükümetleri aracılığıyla, çözüm bekleyen mülkiyet davaları sorunlarına eğilmeli, yasalarını ve bunların uygulanmasını AB müktesebatıyla uyumlu hale getirmeli, AB ile Türkiye arasındaki Gümrük Birliği'nin fiilen kuzeyi de kapsayacak biçimde genişlemesini sağlamalı, Türkiye'yi askeri varlığını azaltmaya ve son 30 yılda anakaradan adanın kuzeyine göç eden Türk yerleşimcilerin sayısını azaltmaya teşvik etmeli. Kıbrıs Türk tarafı, kayıp kişiler ve hasar görmüş kültürel anıtların onarılmasıyla ilgili konulardaki Kıbrıs Rum taleplerine daha fazla anlayış göstermeli; böylece geçmişten kalan uyuşmazlıkları çözmekte kararlı olduğunu, 1974'teki olaylarda acı çekenlerin sıkıntılarını ve yeniden birleşmenin maliyetlerini azaltmaya istekli olduğunu göstermeli.

·  Türkiye, bir çözüm bulunması konusundaki taahhüdünü teyit etmek için tek taraflı olarak bir grup güven artırıcı adım atmalı. Türkiye, AB'ye vermiş olduğu taahhütleri yerine getirmeli, buna Gümrük Birliği'nin, 25 üye ülkenin hepsini kapsayacak biçimde tam olarak uygulanması da dahil. Adanın kuzey kesiminde bulunan 35 bin askerin bir kısmının geri çekilmesi Türkiye'nin güvenlik alanındaki çıkarlarını tehlikeye düşürmeksizin Rumların korkularını gidermekte önemli bir adım olur. Türkiye ayrıca, adada bir nüfus sayımı yapılmasından sonra, belirli bir sayıda yerleşimcinin ülkelerine geri dönmesi için taslak bir planın hazırlığına girişmeli.
1. AB kurumları ve üye ülkeler Kuzey Kıbrıs'a uygulanan izolasyonun sona erdirilmesinin, ada birleşene kadar, AB açısından stratejik bir öneme sahip olduğunu kabul etmeli; aşağıdaki konularda çalışmayı sürdürüp kabulü için Kıbrıs'a baskı yapmalı:
(a) AB'nin, belirli bir takvim doğrultusunda ticaret tüzüğü konusunda yol alma taahhüdü vermesi ve Kuzey Kıbrıs'a mali yardımla ilgili tüzüğün uygulanması; müktesebatın uyumlulaştırılması dikkate alınarak kamu hizmetlerinde reforma gidilmesi, Gazimağusa Limanı'nın yeniden inşası ve onarımı ile bir nüfus sayımı için gerekli finansmanın ayrılması
(b) Fonların dağıtımının koordine edilmesi ve müktesebatın uyumlulaştırılması için kuzeyde Komisyon delegasyonuna bağlı bir şube açılması
(c) Kıbrıslı Türklerin AB kurumları içerisinde adil biçimde temsil edilmesinin sağlanması
(d) Doğrudan ticaretle ilgili mevcut önerilerin gözden geçirilmesi ve AB ile Türkiye arasındaki Gümrük Birliği'ne Kuzey Kıbrıs'ın da dahil edilmesi, Yeşil Hat Tüzüğü'nün değiştirilmesi ve Gazimağusa Limanı'nın Kıbrıslı Türkler ve Komisyon tarafından ortak biçimde yönetilmesinin önerilere dahil edilmesi.
2. AB üyesi ülkeler, uygun olduğu hallerde, Kuzey Kıbrıs'taki yetkililer ve sivil toplum kuruluşlarıyla ikili bağlar kurmalı.
3. Britanya, egemenliğindeki üs topraklarının ciddi bir kısmının, anlaşmadan sonra kurulacak devlete devredilmesiyle ilgili Annan Planı'nda bulunan taahhüdünü sürdürmeli.
4. ABD, Kuzey Kıbrıs'taki konsolosluk bürosunu Lefkoşa'daki ABD Elçiliği'nin şubesi seviyesine yükseltmeli; kuzeydeki yetkililer ve sivil toplum kuruluşlarıyla irtibatı artırmalı.
5. BM, Kuzey Kıbrıs'ın izolasyonunun sona erdirilmesine yönelik BM çağrılarını kuvvetlendirmek için, Genel Sekreter'in 2004 Mayıs tarihli Kıbrıs Raporu'nu bir Güvenlik Konseyi kararı olarak benimsemeli; yeni müzakerelerin hazırlanmasında etkin katkıda bulunmaya hazır olmalı; Kuzey Kıbrıs için bir Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı fonunun oluşturulması devam etmeli.
6. Rum hükümeti, BM tarafından hazırlanan çözüm sürecine tekrar katılarak, Annan Planı'na dair kaygıları önceliklendirilmiş bir liste halinde Genel Sekreter'e sunmalı; muhalefet, siyasi yelpazenin her kesiminden ılımlılar ve sivil toplum liderlerine düşen görevler: (a) Adanın geleceği ile iki toplumluluk ve iki kesimlilik ilkelerini uygulamanın faydalarına dair yeni bir tartışma başlatmak, bu bağlamda Kıbrıs Rum kesiminde, özellikle eğitim sisteminde ve medyada, ihtilafın tarihsel olarak ele alınışının gözden geçirilmesini desteklemek, (b) Kuzeyin ekonomik gelişimine olumlu bir yaklaşım benimsemek, kuzeyin izolasyonunu azaltacak önlemler almak ve Annan Planı'na göre yurttaşlık hakkı elde edecek Türk yerleşimcilerin vizesiz seyahat etmelerini desteklemek, (c) AB ile Türkiye arasındaki ilişkilere dair tartışmanın yeni bir eksene taşınması için çalışmak, Türkiye'nin AB'ye üye olmasının güvenlik açısından sağlayacağı yararları vurgulamak.
7. Yunanistan, Rum siyasetçiler ve sivil toplum içerisinde çözüm taraftarı yaklaşımları proaktif biçimde desteklemeli ve Annan Planı'nı temel alan müzakerelerin yeniden başlamasına aktif olarak destek vermeli; Ortak Savunma Doktrini'ni askıya almalı, Rumlarla ortak askeri faaliyetleri sona erdirmeli ve Kıbrıs Ulusal Muhafız Birliği'nin operasyonlarına katılımı ve bu kuvvete eleman yerleştirilmesini durdurmalı.
8. Kıbrıslı Türkler, Kıbrıs Türk Mülkiyet Komisyonu prosedürlerinin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile uyumlu olmasını sağlamalı; Kıbrıs Türk yönetimi denetiminde yeniden onarılmış bir, Rumlara mülklerini iade etmeli; ticaret ve kamu sektöründe reform gibi alanlarda AB müktesebatı ile uyumlulaştırma çalışmalarına hemen başlamalı; diğer alanlarda da kamu bilincinin artırılması ile gerekli geçiş sürelerinin belirlenmesine yönelik hazırlık çalışmalarına başlamalı; ortak dış ticaret tarifesini benimsemeli; güven artırıcı önlemler için çalışmalı; Karpaz Yarımadası'ndaki Ortodoks toplulukların hakları genişletilmeli, sınırda daha çok sayıda geçiş noktası oluşturulmalı, mayınların temizlenmesine yönelik uluslararası çalışmalar aktif olarak desteklenmeli ve kültürel anıtların korunması amacıyla girişimde bulunulmalı; 1960'lardaki olaylar ve 1974'teki askeri operasyon neticesinde kaybolan ve haklarında hâlâ bilgi edinilememiş 2 bin 500 Rum ve Türk'ün durumunun aydınlatılması için Kayıp Kişiler Komisyonu ile çalışmaya devam etmeli; Rumlara ait mülklerde her türlü inşaat çalışmasını durdurmalı; insanların taşınmaya istekli oldukları durumlarda karma nüfuslu köylerin oluşturulması için hazırlık başlatmalı.
9. Türkiye Gümrük Birliği'ni, AB'nin 25 üye ülkesinin hepsine uygulamalı Adanın kuzey kesiminden Türk askerlerinin sınırlı geri çekilmesine başlamalı; belirli bir sayıda yerleşimcinin Türkiye'ye geri dönmesi yolunda taahhüt vermeli. (8 Mart 2006)

RADIKAL 10/03/06

 

AB Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Rehn: Türkiye,Gümrük Birliği Ek Protokolü'nü uygulamalı

TÜRKİYE LİMANLARINI RUM UÇAK VE GEMİLERİNE AÇMALI . AB Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Rehn, Türkiye'nin Kıbrıs Rum kesimine liman ve havaalanlarını açmasına ilişkin olarak AB'nin bu konudaki tezinin "net" olduğunu, Türkiye'nin AB sürecinde ilerleme kaydedebilmesi için işbirliği yapıp ek protokolü uygulaması gerektiğini ifade ederek "Serbest dolaşım Avrupa hukuk düzeninin bir parçasıdır. Bu, Kıbrıs (Rum) uçak ve gemilerine de yanaşma olasılığı sağlanması demektir" dedi

AB Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn, "Türkiye'nin AB'ye karşı yükümlülüklerini yerine

getirmesi gerektiğini" söyledi.

Atina'ya bir düşünce kuruluşunun düzenlediği konferansa katılmak üzere gelen Rehn, Yunanistan Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni ile bir araya geldi.

Rehn, görüşmeden sonra gazetecilere yaptığı açıklamada, Bakoyanni ile Türkiye'nin AB süreci ve Balkan ülkelerinin AB geleceğine ilişkin görüş alışverişinde bulunduklarını kaydetti.

Türkiye'nin AB sürecinde, üstlendiği yükümlülükleri yerine getirmesi, mevcut kriterlere ve koşullara uyması gerektiğini söyleyen Rehn, Türkiye'nin Gümrük Birliği Ek Protokolü'nü uygulamaması halinde ne gibi olumsuz gelişmelerle karşılaşacağına ilişkin soruları da yanıtladı.

Rehn, "Olumsuz gelişmelere ilişkin tahminlerde bulunmayalım. Türkiye'nin önünde olumsuz gelişmelerden kaçınmak için fırsat var. Komisyon'un 2006 yılı raporunda Türkiye'nin üstlendiği yükümlülükleri yerine getirip getirmediği değerlendirilecektir" dedi.

Türkiye'nin Kıbrıs Rum kesimine liman ve havaalanlarını açmasına ilişkin soruları da yanıtlayan Rehn, "Türkiye'nin limanlarını ve havaalanlarını Kıbrıs (Rum) Cumhuriyeti'ne açması konusundaki tezimiz nettir. Türkiye'nin AB sürecinde ilerleme kaydedebilmesi için Ek Protokolü imzalaması gerekiyordu. Şimdi de işbirliği yapıp Ek Protokolü uygulaması gerekiyor. Serbest dolaşım Avrupa hukuk düzeninin bir parçasıdır. Bu, Kıbrıs (Rum) uçak ve gemilerine de yanaşma olasılığı sağlanması demektir. Türkiye'nin bu yükümlülüğünü yerine getirmesini, Kıbrıs meselesinin çözümü ve Ada'nın yeniden birleşmesine katkıda bulunmasını bekliyoruz" diye konuştu.

Rehn ile olumlu ve kapsamlı bir görüşme yaptıklarını söyleyen Bakoyanni de, AB genişlemesi ve Türkiye'nin AB üyeliği konusunu ele aldıklarını açıkladı.

Rehn'e Atina'nın bu süreçte izlediği "sorumlu ve yapıcı" politikayı anımsattığını söyleyen Bakoyanni, AB'nin kriter ve koşullarına uyma ve Gümrük Birliği Ek Protokolü'nü uygulamanın Türkiye'nin sorumluluğu olduğunu belirtti.

KIBRIS 10/03/06

 

Çözümsüzlüğün sorumlusu Papadopulos

Birçok ünlü politikacı ve devlet adamı tarafından oluşan Uluslararası Kriz Gubu (International Crisis Group), Kıbrıs ile ilgili hazırladığı raporda Rum yönetimi liderini suçladı:

Çözümsüzlüğün sorumlusu Papadopulos

ANLAŞMANIN ÖNÜNDEKİ EN ÖNEMLİ ENGEL... Uluslararası Kriz Grubu'nun Kıbrıs ile ilgili yayınladığı raporda, anlaşmanın önündeki en önemli engelin, Kıbrıs Rum yönetiminin ve özellikle başkan Papadopulos'un politikası ve yaklaşımı olduğu vurgulandı. Raporda Rumların Birleşmiş Milletler ve Kıbrıs'ın diğer uluslararası ortaklarıyla bu konuda yol almayı reddetmeleri durumunda, adanın kalıcı bölünmesinin gerçekleşeceği belirtildi

TEK YÖNLÜ ADIMLAR ATILABİLİR... Annan planına olan desteğin varlığına rağmen Kıbrıs sorununun hâlâ daha çıkmazda olduğu belirtilen raporda, bu konuda ilerleme sağlamanın tek yolunun, yerel ve uluslararası tarafların bir dizi tek yanlı adım atması olduğu belirtiliyor. Raporda, mevcut ortamda güven artırıcı önlemlerin gerçekçi bir şekilde görüşülmesinin beklenemeyeceği ancak Kıbrıs Türk tarafının buna rağmen bu tarz adımları tek taraflı atabileceği iddia ediliyor

Üyeleri arasında bir çok ünlü devlet adamı ve politikacı bulunan Uluslararası Kriz Grubu, Kıbrıs sorunuyla ilgili bir rapor hazırladı. Kriz Grubu raporunda Rum yönetimi lideri Papadopulos çözüm istememekle suçlandı.

Raporda Kıbrıs'ta uzun zamandan beri çıkmaza giren çözüm sürecinin yeniden canlandırılması ve toplumlararası güvenin yeniden tahsis edilmesi için, konunun ilgili tarafları olan BM, ABD, AB, Türkiye, Yunanistan ve adanın her iki tarafında yaşayan halklara bir dizi öneride bulundu. Raporda, Kıbrıs sorunundaki çıkmazın analizi yapılırken, adadaki çözümsüzlüğün en büyük sorumlusunun Kıbrıs Rum yönetiminin ve özellikle Başkan Papadopulos'un politikası ve yaklaşımı olduğu ifade edildi.

Annan planına olan desteğin varlığına rağmen Kıbrıs sorununun hâlâ daha çıkmazda olduğu belirtilen raporda, bu konuda ilerleme sağlamanın tek yolunun, ilgili yerel ve uluslararası tarafların bir dizi tek taraflı adım atması olduğu belirtiliyor.

"Bu adımlar, kuzey kesimde çözüm taraftarı yönelimi korumayı, güney kesimde siyasi değişim gerçekleştirmeyi ve iki toplum arasında uzlaşmayı geliştirmeyi hedeflemelidir" denilen raporda, dış aktörlerin, ellerinden geldiği ölçüde, müzakerelere hemen başlanması için her iki toplumun siyasi elitlerine baskı yapmaya çalışması ve bu süre zarfında da, kuzey kesimin izolasyonunu azaltmak için mümkün olan her şeyi yapması gerektiğinin altı çizildi. Adanın yeniden birleştirilmesi için her iki tarafın ek çaba sarfetmesi gerektiği, bununla birlikte, otuz yıllık müzakerelerin birikimini taşıyan Annan planının yeni bir türevi, herkes tarafından kabul edilebilecek tek öneri olarak gözükmekte olduğu ifade edildi.

Anlaşmanın önündeki en

büyük engel Papadopulos

Bu türden bir anlaşmanın önündeki en önemli engelin, Kıbrıs Rum yönetiminin ve özellikle Başkan Papadopulos'un politikası ve yaklaşımı olduğu söylenen rapor, Rumların Birleşmiş Milletlerle ve Kıbrıs'ın diğer uluslararası ortaklarıyla bu konuda yol almayı reddetmeleri durumunda, adanın kalıcı bölünmesi ve resmen tanınsın ya da tanınmasın, kuzey kesimin bağımsızlığının kendiliğinden gerçekleşeceği vurgulandı.

Raporda, Kıbrıs Türklerinin, merkezi bir Kıbrıs Rum devletinde azınlık statüsünü kabul edebileceği düşüncesinin gerçekleşmeyecek bir hayal olduğu ifade edilirken, mevcut ortamda güven artırıcı önlemlerin gerçekçi bir şekilde görüşülmesinin beklenemeyeceği ancak buna rağmen bu tarz adımların tek taraflı olarak atılabileceği belirtildi. "Siyasi liderler, karşılığı hemen gelmeyen tavizler vermek konusunda her zaman tereddüt ederler ancak bu türden adımlar bazen uzun vadede ulusal çıkarlar açısından çok faydalı olabilir" denildi.

Raporda savunulan düşüncenin, Kıbrıs ihtilafının dinamiklerini değiştirmek, BM aracılığıyla gerçekleştirilecek bir çözümün tekrar ele alınmasını sağlayacak bir ortam yaratmak ve tüm tarafların çıkarlarının korunmasının en iyimser umudunun, kilit tarafların aşağıda belirtilen adımları atması ve yaklaşımları benimsemesine bağlı olduğunun altı çizildi.

Taraflara öneriler

Uluslararsı Kriz Grubu, Kıbrıs sorununun çözümünde yaşanan çıkmazın aşılması için taraflara yaptığı öneriler kısaca şöyle:

AB, BM ve ABD'nin ilerlemenin mümkün olduğu bir ortam yaratmada önemli rolleri bulunmaktadır. 2004 yılında BM Genel Sekreteri, AB Bakanlar Konseyi ve ABD Dışişleri Bakanı kuzey kesimin izolasyonunun sona erdirilmesi için çağrıda bulundular; şimdi bu sözlerini gerçeğe dönüştürmeleri gerekmektedir. AB Komisyonu, Konsey, Parlamento ve diğer üye ülkeler; Kuzey Kıbrıs için yeni mali fon aracını uygulamaya koymalı, bu yardımın dağıtılmasını denetlemek üzere Komisyon delegasyonunun kuzey kesimde bir şubesinin açılması ve AB ile Türkiye arasındaki Gümrük Birliği'ne Kuzey Kıbrıs'ın da dahil edilmesi için baskı yapmalıdır. Yine buna benzer olarak ABD de kuzey kesimdeki mevcut bürosunun seviyesini yükseltmelidir. Kuzey kesimin izolasyonunu ortadan kaldırmak, eşitliğe dayalı uzun vadeli ve sürdürülebilir bir çözüm geliştirmenin anahtarıdır.

Kıbrıslı Rumların temel meselelere tekrar odaklanmaları; merkezi bir devletin, gerek yerel gerek bölgesel istikrarsızlığı ilelebet devam ettireceğini farketmeleri; ve Kıbrıs ihtilafının 1974 kadar 1963'ten kaynaklandığını kabul etmeleri gerekmektedir. Kıbrıslı Rumlar, evlerini terketmek zorunda kalan ve kayıplarının ardından yas tutan tek tarafın kendileri olmadığını kabullenmeli ve 30 sene önce kabul ettikleri iki kesimlilik ve iki toplumluluk ilkelerini hayata geçirmenin avantajlarını tekrar düşünmelidir. Mevcut hükümetin bu konudaki katı tutumu dikkate alındığında bu alanda tartışma başlatılması için kritik görev Kıbrıs Rum muhalefetine, siyasi yelpazenin her kesiminden ılımlılara ve sivil toplum liderlerine düşmektedir.

Yunanistan da, buna benzer bir şekilde, tarihsel yaklaşımını gözden geçirmelidir. Birbiri ardına gelen Yunan hükümetlerinin "Kıbrıs karar verir, Yunanistan takip eder" yaklaşımı, günün şartlarına uymamakta ve sorunun çözümüne yardımcı olmamaktadır. Yunanistan sessizliğe dayalı politikalarını terkedip, müzakerelere yeniden başlanması ve bir çözüm bulunması konusunda Annan planının temel alınmasına dair yaklaşımını uluslararası toplum nezdinde bir kez daha açıkça belirtmeli, Avrupa Birliği'nin Kıbrıslı Türk yurttaşlarına karşı yükümlülüklerini yerine getirmesi için AB içerisinde öncü bir rol üstlenmeye hazır olmalıdır.

Kıbrıslı Türkler, hükümetleri aracılığıyla, çözüm bekleyen mülkiyet davaları sorunlarına eğilmeli, yasalarını ve bunların uygulanmasını AB müktesebatı (acquis communautaire) ile uyumlu hale getirmeli, AB ile Türkiye arasındaki Gümrük Birliği'nin fiilen kuzey kesimi de kapsayacak şekilde genişlemesini sağlamalı, Türkiye'yi askeri varlığını azaltmaya ve son otuz yılda anakaradan adanın kuzey kesimine göç eden Türk yerleşimcilerin sayısını azaltmaya teşvik etmelidir. Kıbrıs Türk tarafı, kayıp kişiler ve hasar görmüş kültürel anıtların onarılması ile ilgili konulardaki Kıbrıs Rum taleplerine karşı daha fazla anlayış göstermelidir; böylece geçmişten kalan uyuşmazlıkları çözmekte kararlı olduğunu, 1974'teki olaylarda acı çekenlerin sıkıntılarını ve yeniden birleşmenin maliyetlerini azaltmaya istekli olduğunu göstermelidir.

Türkiye, bir çözüm bulunması konusundaki taahhüdünü teyit etmek için tek taraflı olarak bir grup güven artırıcı adım atmalıdır. Türkiye, AB'ye vermiş olduğu taahhütleri yerine getirmelidir, buna Gümrük Birliği'nin, 25 üye ülkenin hepsini kapsayacak şekilde tam olarak uygulanması da dahildir. Adanın kuzey kesiminde bulunan 35 bin askerin bir kısmının geri çekilmesi Türkiye'nin güvenlik alanındaki çıkarlarını tehlikeye düşürmeksizin Kıbrıslı Rumların korkularını gidermekte önemli bir adım olacaktır. Türkiye ayrıca, adada bir nüfus sayımı yapılmasından sonra, belirli bir sayıda yerleşmecinin ülkelerine geri dönmesi için taslak bir planın hazırlığına üstlenmelidir.

Uluslarası Kriz Grubu

Uluslararası Kriz Grubu bağımsız, kar amacı gütmeyen, herhangi bir hükümet organizasyonu olmayan bir grup olup beş kıtada, 110'un üzerinde üyesi bulunuyor. Grup, alan bazlı analizler ve üst düzey uyuşmazlıkların önlenmesi ve çözülmesi konularında çalışmalarda bulunuyor.

Kriz Grubu'nun rapor ve bilgilendirme yazıları, dışişleri bakanlıklarındaki yetkililere ve uluslararası organziasyonlara dağıtılıyor. Kriz Grubu Yönetim Kurulu, grubun rapor ve önerilerinin, dünyadaki önemli karar vericilerin dikkatinin çekilmesine yardımcı oluyor.

Kriz Grubu Müetvelli Heyeti'nin içinde Lord Patten of Barnes (Dışilişkiler Eski Avrupa Komiseri),Gareth Evans (Avustralya Dışişleri Eski Bakanı) , Morton Abramowtiz (ABD Eski Türkiye Büyükelçisi) , Pat Cox (Avrupa Parlamentosu Eski Başkanı), Zbigniew Brezezinski (ABD Ulusal Güvenlik eski danışmanı), Kim Campbell (Kanada eski başbakanı), Mohamed Sahnoun (BM Genel Sekteri'nin Afrika Özel Danışmanı), Ruth Dreifuss ( İsviçre eski başkanı) Uffe Ellemann Jensen (Danimarka eski dışişleri bakanı) gibi isimler de yer alıyor.

 KIBRIS 10/03/06

Kuzeyde de, güneyde de insan hakları ihlal ediliyor

ABD Dışişleri Bakanlığı, her yıl yayımladığı "İnsan Hakları Raporu"nu bu yıl 8 Mart Dünya Kadınlar Günü'nde açıkladı:

Kuzeyde de, güneyde de insan hakları ihlal ediliyor

ABD Dışişleri Bakanlığı, her yıl yayımladığı "İnsan Hakları Raporu"nu bu yıl 8 Mart Dünya Kadınlar Günü'nde açıkladı. ABD raporunda, Kıbrıs'ın hem kuzeyinde hem güneyinde genel olarak insan haklarına saygı gösterildiği ifade edilirken, bazı alanlarda insan haklarının ihlal edildiğine dikkat çekildi.

Raporda, kuzeyde polisin gözaltında bulunanlara kötü muamelesi, keyfi tutuklama ve gözaltı uygulaması, vatandaşların özel haklarının kısıtlanması, mültecilerin kısıtlanması ve insan kaçakçılığı, güneyde ise polisin kötü muamelesi, mülteci haklarının ihlali, kadınlara karşı şiddet ve insan kaçakçılığı konularında insan hakları ihlallerinin söz konusu olduğu belirtildi.

Polisin kötü muamelesi

İnsan haklarına saygı başlığı altında yapılan değerlendirmelerde kuzeydeki yasaların işkenceyi, kötü muameleyi ya da cezalandırmayı yasaklamasına rağmen, polis güçlerinin gözaltında bulunanlara kötü muamelede bulunduğu ifade edildi. Raporda, hapishanedeki koşulların uluslararası standartlarda olmasına rağmen "aşırı kalabalık" sorununa da dikkat çekildi.

Mülkiyet iadesi

Raporda geniş yer verilen diğer bir konu ise mülkiyet konusu. 2005 yılında, Kıbrıslı Rumların, kuzeydeki mülkiyetlerini kaybetmelerinden dolayı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde (AİHM) Türk hükümeti aleyhine mülkiyet davaları açmaya devam ettikleri, ancak AİHM'nin, Türkiye'ye etkili bir iç hukuk mekanizması oluşturması için 6 ay süre verdiği ve 1400 Kıbrıslı Rum'un, Türkiye aleyhine AİHM'de açtığı mülkiyet davalarını askıya aldığı ifade ediliyor.

Mahremiyete müdahale

Raporda, Kıbrıslı Türk bir adamın, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin kuruluşunun 45'inci yıldönümü dolayısıyla kendi evinde bayrak asması nedeniyle polislerin adamı tutukladığı ve bayrağı da müsadere ettiği yönündeki haberlere de yer veriliyor. Söz konusu şahısın gazetelere yaptığı açıklamada tazminat için polisi AİHM'de dava etmeyi planladığını söylediği de belirtiliyor.

İfade ve basın özgürlüğü

ABD Dışişleri Bakanlığı Raporu, ifade ve basın özgürlüğü konusunda ise, yetkililerin, Kıbrıs ve Ortam, gazetesinden beş gazeteci hakkında, polisin Doğancı Köyü'ndeki eylemcilere karşı hareketleriyle ilgili makalelerinde orduyu aşağıladıkları gerekçesiyle 2003'te dosyaladıkları ceza davalarından henüz vazgeçmediklerini de gündeme getirdi. Raporsa, 2003 Doğancı Köyü'ndeki eylemi organize edenler hakkındaki davaların da henüz düşmediği kaydedildi.

Dini özgürlüklerin kısıtlanması

Dini özgürlüklerle ilgili olarak ise raporda, Kıbrıslı Rumların ve Maronitlerin, askeri bölgelerde yer alan ibadet yerlerini ziyaret etmelerinin hala yasak olduğu belirtildi.

"2004'te Güzelyurt'taki Ay Mamas Kilisesi'nde Kıbrıslı Türk milliyetçiler tarafından yapıldığı iddia edilen bombalama olaylarının faallerinin tespit edilmediği ve kimsenin itham edilmediği" de raporda yer aldı.

Mültecilerin kısıtlanması

ABD raporunda, mültecilerin korunmasıyla ilgili olarak ciddi eleştirilerde bulunuluyor. Raporda, mültecilerle ilgili olarak kuzeydeki yasaların, 1951 Birleşmiş Milletler (BM) Konvansiyonu'ndaki göçmenlerin statüsü ya da bunun 1967 protokolüne göre göçmen ya da mülteci statüsünü kabul etmediğini ve yetkililerin de göçmenlerin korunması için bir sistem kurmamış olduklarına işaret edilerek, "pratikte yetkililerin, zulüm korkusu yaşadıkları ülkelerine geriye dönüşlerine karşı koruma sağlamadığı" vurgulandı.

Kuzeydeki yetkililerin, göçmen ya da mülteci statüsü sağlamadığına dikkat çekilirken, sığınma talebinde bulunan kişilerin Birleşmiş Milletler Mülteci Yüksek Komisyonu'na (UNCHR) yönlendirilmesi gerekirken, sığınma isteyen tüm kişilerin bunu yapmasına izin verilmediği yönünde raporlar olduğu kaydedildi. Raporda, kuzeydeki yetkililerin UNCHR ile işbirliğinde "sıkıntı" olduğuna işaret edildi.

İnsan kaçakçılığı

ABD'nin raporunda, kuzeydeki yasaların, özellikle insan ticaretini yasaklamadığını ve kuzeye ve kuzeyde cinsel istismar amacıyla kadın ticareti yapıldığı yönünde raporlar bulunduğu ifade edildi.

Raporda, Kıbrıs Türk yetkililerinin, başlıca Doğu Avrupa'dan gelen kadınlara gece kulüplerinde çalışmaları için "sanatçı" vizeleri verdikleri ve bu kadınların birçoğunun fahişelik yaptığı ve bazılarının da buna zorlandığı yer aldı.

Yetkililerin insan kaçakçılığının farkında olduğu ancak bunu yasa dışı göçmenlerle karıştırdığı belirtildi.

Raporda, İçişler Bakanlığı'nın raporlarına göre, 2005'te 378 kadının 45 gece kulübünde ve 10 pupta (meyhanede) çalıştığı kaydedildi.

Güneydeki insan hakları ihlalleri

ABD raporunda güneyde polisin kötü muamelesiyle ilgili olarak, bir tutuklunun polis gözetimi altında iken öldüğü, ayrıca bir mültecinin polis tarafından öldürüldüğünün rapor edildiği ifade ediliyor. Ayrıca, kuzeyde olduğu gibi güneydeki yasalarca kötü muamele, işkence ya da cezalandırma gibi muamelelerin yasaklanmasına rağmen, polisin gözaltında bulunan kişilere kötü muamelede bulunduğu kaydediliyor.

Geçen yıl olduğu gibi, Kıbrıslı Türklerin bu yıl da Yeşil Hat geçiş noktasında üzerlerinin giysileri çıkarılmak suretiyle aranmadığı ifade edilen raporda, 2005'te Kıbrıslı Türklerin güneyde kalan mülklerinin iadesi talebiyle "Kıbrıs Cumhuriyeti" mahkemelerinde 25 dava dosyaladıklarına da işaret ediliyor.

Kıbrıs Rum hükümetinin, Kıbrıslı Rumların, kuzeye geçişlerini engellemediği, ancak bazı gerekçeler sunarak, geçişlerini vazgeçirtmeye çalıştığı da raporda belirtildi.

Mültecilerle ilgili olarak kuzeydeki yasaların aksine, güneydeki yasaların, mültecileri koruduğu ve sığınma hakkı vermesine rağmen, sivil toplum örgütlerinin, polisi, uluslararası hukuku ve mülteci haklarını ihlal etmekle suçladığına da raporda yer verildi.

Güneyde kocaları tarafından kötü muameleye tabi tutulmaları dahil kadınlara yönelik şiddete dikkat çekilen raporda, sivil toplum örgütlerinin raporunda güneyde kadınların yüzde 80'nin iç şiddet mağduru olduğu kaydedildi.

ABD raporunda, kuzeyin aksine güneyde yasaların, insan ticaretini yasakladığı ifade edilirken, güneyde ve güney üzerinden insan ticaretinin yapıldığı yönünde raporlar olduğu ve özellikle cinsel istismar amacıyla yapılan kadın ticaretinin çok ciddi bir insan hakları ihlali teşkil ettiği vurgulandı.

KIBRIS 10/03/06

İtalyan arkeolog Belgiorno: "Kıbrıs'a değinmeden kimse tarih öncesini açıklayamaz"

Arkeologlara göre 4 bin yıl önce zeytinyağı, daha mutfaklarda kullanılmaya başlanmadan önce, Kıbrıs'ta bakır eritme fırınlarda yakıt olarak kullanılıyorduReuters haber ajansına göre, İtalyan arkeologlar, zeytinyağının 4 bin yıl önce Kıbrıs'ta bakır eritme fırınlarında yakıt olarak kullanıldığını, eritme fırınlarının kömür veya odun değil, zeytinyağı yakılarak ısıtıldığını ortaya çıkardı.

İtalyan Arkeolog Belgiorno, "Kıbrıs'a değinmeden kimse tarih öncesini tartışamaz. Kıbrıs bir filtreydi, teknolojiyi orta doğudan alarak batı dünyasına yayıyordu" dedi.

Yunanlı Şair Homeros tarafından "sıvı altın" olarak isimlendirilen zeytinyağı, bakır eritmede kullanılmazdan önce uzun zaman kişisel bakım ve dini törenlerde kullanılmaktaydı.

Arkeolog Maria Rosaria Belgiorno, "Zeytinyağının mutfağımıza milattan 1000 yıl önce girdiğini biliyoruz. Ancak bir yakıt olarak kullanıldığına dair ilk kez laboratuar kanıtlarına sahibiz" dedi.

Bakırıyla meşhur olan Kıbrıs adasının, Latincide bakırın "Cupurum" ismini almasına da yol açtığına inanılıyor.

Belgiorno ve ekibinin buluşu insanoğlunun enerji üretimi konusunda geri dönüş yapmakta olduğu şeklinde de değerlendiriliyor. Belgiorno, "Bu gerçek ilk kez ortaya çıkarıldı. Avrupa'da sanayi son dönemlerde bio-yakıta dönmeye başlamıştır. Bu yağ, benzin gibi yanıyor" dedi.

Yıllık ortalama 15 bin 500 ton üretimin sadece mutfak ihtiyacını karşılamakta olduğunu belirten Belgiorno, zeytin yağının litresinin 6 dolardan, araç yakıtının ise 55 sentten satıldığını, bu yüzden zeytinyağının yakıt olarak kullanım açısından çok pahalı olduğunu kaydetti.

Bakırın eritildiği "Pyrgos Mavroraki" sanayi tesisinin, ilk ve orta bakır dönemine denk gelen milattan 2000 yıl önce kurulmuş geniş bir sanayi bölgesinin sadece bir kısmı olduğu tahmin ediliyor.

Lefkoşa'nın 90 km. güney batısında villaların arasında yer alan bu tarihi sanayi kompleksinde, bakır eritme, tekstil üretimi ve renklendirmesi, şarap üretimi ve yağ sıkma tesisleri bulunuyordu. İtalya Kültürel Miras Teknoloji Enstitüsü tarafından yapılan araştırmalarda, bölgede kullanılan kazanlarda yağ kalıntıları saptandı.

Belgiorno, bakır eritilen bölgede o zamanlarda en çok kullanılan yakıt türü olmasına rağmen kömür izine rastlamamış olmasının araştırmacıları şaşırttığını söyledi.

Bölgede kömür deposuna da rastlanmadığını belirten Belgiorno, balkır eritmede gerekli olan 80 kilo kömürün işlevini 5 kilo zeytinyağının yapabildiğine dikkat çekti.

Mısır ve Ürdün'de de maden eritme tesisleriyle yağ üretim değirmenlerinin bir yerde bulunduğuna işaret eden Belgiorno, bu durumun, bio-fuelin ilk kez Kıbrıslılar tarafından kullanma olasılığını ortadan kaldırdığını söyledi.

Ancak zeytin yağının yakıt olarak kullanıldığının ilk kez ispatlanmış olduğunu belirten Belgiorno, zeytinyağının yakıt olarak kullanılması teknolojisinin muhtemelen Filistin veya Ürdün'den gelmiş olabileceğini kaydetti.

Belgiorno ve ekibi geçen yıl Güney Kıbrıs'ta, dünyanın en eski parfüm üretim tesisi olarak bilinen tarihi bir bölgeyi keşfetmişti.

İtalyan Arkeolog Belgiorno, "Kıbrıs'a değinmeden kimse tarih öncesini tartışamaz. Kıbrıs bir filtreydi, teknolojiyi orta doğudan alarak batı dünyasına yayıyordu" dedi.

KIBRIS 10/03/06

İkinci gemi kışkırtması Karaköy'de

Atina, Karaköy'e yanaşmak isteyen bir Yunan gemisine evrakı Rum damgalı diye izin verilmediği gerekçesiyle Türkiye'yi AB'ye şikâyet etti

TAKİ BERBERAKİS Atina


İstanbul liman yetkililerinin, bir Yunan yük gemisinin Karaköy'e demirleyip yük boşaltmasına, daha önce Rum bandıralı olması nedeniyle bazı belgeleri Rum damgası taşıdığı için bir süre izin vermediği iddia edildi.
Yunan basınında yer alan haberlere göre "Pandokrator" isimli Yunan bandıralı gemi 3 Mart Cuma günü, Liverpool'dan yüklediği demiri Karaköy'de boşaltmak üzere İstanbul'a geldiğinde Türk makamları "sorun çıkardı." Katimerini gazetesi, sorunun, eskiden Kıbrıs Rum bandıralı olan geminin bazı evrakında Rum damgası bulunmasından ileri geldiğini belirtti. Elefterotipiya ise ihtilafın Yunan makamlarının yaptığı girişimler sayesinde sona erdiğini öne sürdü.
Bu gelişme üzerine Atina'nın Avrupa Birliği (AB) nezdinde girişimlerde bulunarak Ankara'yı "AB müktesebatına uymamak" ve "uluslararası denizcilik yasalarını ihlal etmekle" suçladığı belirtildi.
Katimerini haberinde, "Sadece Kıbrıs Rum gemilerine yasak uygulamıyorlar, göründüğü üzere, eskiden Kıbrıs Rum bandıralı olanlar da Türkiye'de istenmiyor" yorumuna yer verdi.
Geçen ay, Rum yük gemisi Able F, Suriye'nin Lazkiye Limanı'ndan kalktıktan sonra Mersin açıklarına gelerek limana giriş izni istemiş, olayı "provokasyon" olarak nitelendiren Türkiye, geminin girişine izin vermemişti. Limanın 2 mil dışına demirleyen gemi, 15 saatlik beklemenin ardından Türk karasularından ayrılmıştı. Bu olay üzerine, Yunanistan ve Rum Yönetimi, Türkiye'nin Gümrük Birliği'ni ihlal ettiğini belirterek, bunun AB'yle müzakereleri zorlaştıracağı tehdidinde bulunmuştu.

MILLIYET 11/03/06

 

Kıbrıs'ta gidişat hiç de kötü değil



"Kıbrıs" denince bizde akla hep bardağın boş yarısı gelir. Oysa, Metin Münir'in birkaç gündür yazdıkları bardağın dolu yarısının hiç de boş olmadığını ortaya koyuyor. Münir'in kullandığı istatistikler incelendiğinde, KKTC'nin ekonomik açıdan "kefeni yırtma" aşamasına geldiği görülüyor.
Siyasi açıdan da işlerin sanıldığı kadar kötü gittiği söylenemez. Evet, doğrudur, Dışişleri Bakanı Gül'ün Viyana ziyareti ilk bakışta fazla umut vermedi. Zira AB tarafı, "Limanları Rumlara açacaksınız" diye hâlâ bastırıyor. Ayrıca, "Adadan asker çekin" diyor.
Bu da ufukta kriz varmış görüntüsü veriyor. Ancak, AB tarafının da aslında bir kriz istemediği açıkça seziliyor. Nitekim, Rumların kısa bir süre önce Türkiye'yi sınamak için gönderdikleri geminin Ankara tarafından geri çevrilmesi AB'de kıyametin kopmasına neden olmadı.

Türk tarafı avantajlı
Aslında limanlar meselesi, hatta asker çekme talepleri, Kıbrıs sorununun özüne matuf konular değil. Türk tarafı bunun için, "Kıbrıs sorunu çözüm rayına otursun, bunları yaparız" diyor. Buna karşın, sorunun özüne matuf konular açısından avantaj hâlâ Annan Planı'na "evet" demiş olan Türk tarafından yana işliyor.
Bunun son örneği ise Uluslararası Kriz Grubu'nun (UKG) perşembe günü yayımladığı rapor. Birçok kıdemli devlet adamını yönetim ve danışma kurulu üyesi olarak çatısı altında toplayan grubun başında, AB'nin dış ilişkilerden sorumlu eski komisyon üyesi Chris Patten ve Avustralya'nın eski dışişleri bakanlarından Gareth Evans var.

Fatura Rum tarafına
Patten aynı zamanda İngiltere'nin Hong Kong'dan kavgasız gürültüsüz çekilmesini sağlayan son genel valisidir. Ayrıca, Kuzey İrlanda'daki Protestan ağırlıklı ve İngiltere yanlısı polis örgütünün İrlanda yanlısı Katoliklere karşı uyguladığı ayrımcılığı rapor eden kişidir.
Kısacası, UKG'nin diğer üyeleri gibi, itibarı yüksek biridir. Bu grup tarafından hazırlanan ve AB'deki karar vericilerin göz ardı edemeyecekleri raporun yazdıkları ise gayet net. Burada ayrıntıya girecek yerimiz yok. İsteyen, Türkçe çevirisi de olan raporu www.crisisgroup.org sitesinden indirebilir.
Ama, özetlemek gerekirse, rapor Kıbrıs'taki mevcut açmazı tartışmasız bir şekilde Rum tarafına fatura ediyor. Sorun çözülecekse, Rumların Türkleri bir "azınlık" olarak değil, "ortak" olarak görmesinin şart olduğunu belirtiyor. Bununla birlikte iki toplumlu ve iki kesimli bir çözümün önemini teyit ediyor. Ayrıca, AB ve ABD'nin Kuzey'de temsilcilik açmaları ve Kıbrıslı Türklere verilen sözlerin tutulması için çağrıda bulunuyor.

Mucizevi sonuç olmaz
Bunların hepsi sorunun özüne matuf ve Türk tarafının kabul ettiği çözüm şablonuyla uyumlu olan hususlar. Yani, Türk tarafının Kıbrıs tezi bu raporla bir kez daha teyit edilirken, Rumların açmaz yolda olduğunu bir kez daha ortaya konulmuş oluyor.
Tek bir raporun mucizevi sonuçlar vermesi elbette ki beklenemez. Ancak bu tür raporların çoğalmasıyla Türk tarafının manevi pozisyonunun güçlendiği de inkâr edilemez. Uzun lafın kısası, Kıbrıs'taki gidişat, aslında hiç de kötü değil.

SEMIH IDIZ 11/03/06

 

(2) KKTC ekonomisi: Çıkıştan düşüşe mi?


LEFKOŞA

Türk ve Rum bölgeleri arasında üç yıl önce başlayan serbest dolaşım, 250.000 nüfuslu KKTC ekonomisine büyük para girişi sağladı.
Güney'e gelen 2.5 milyon turistin yaklaşık % 10'u tatillerinin bir bölümünü Kuzey'de geçirmeye başladı. Türk tarafına gelen Rumlar gazinolarda, lokantalarda ve marketlerde para bırakır oldular. Her sabah Güney'e çalışmaya giden binlerce işçinin kazandığı aylık 20 milyon dolar KKTC'de büyük bir talep patlamasına yol açtı.
Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği, Türkiye ve yerel hükümetin paralarıyla yapılan kamu harcamaları ekonomiyi ateşleyen bir başka unsur oldu.

Hükümet iş dostu
KKTC kurulduğundan bu yana hemen hemen kesintisiz iktidarda olan Ulusal Birlik Partisi (UBP), bir işadamının deyimiyle, "yozlaşmışlık, yolsuzluk, kördüğüm, antidemokrasi ve gayri adil düzen" ile eşdeğer hale gelmişti.
UBP 2003'te seçimleri kaybetti. Oyların çoğu şimdi cumhurbaşkanı olan Mehmet Ali Talat'ın başkanlığındaki birleşme yanlısı Cumhuriyetçi Türk Partisi'ne gitti. CTP, Denktaş'ın oğlu Serdar'ın başkanlığındaki Demokrat Parti'yle koalisyon kurdu. Bünyesinde Maliye Bakanı Uzun ve Ekonomi Bakanı Derviş Deniz gibi pragmatik, piyasa dostu bakanlar barındıran hükümet ekonomik büyümeye uygun siyasi çerçeveyi yarattı.
Uzun, "Uygun ekonomik politikalarla büyümeyi teşvik etmeye çalıştık" dedi.
İşkadını Sıdıka Atalay, hükümetin "iş dostu" olduğunu teyit ediyor. "İzlenimim hükümetin iyi olduğudur" diyor.
Türkleri Rum tarafında alışveriş yapmaktan caydırmak için fonlar kaldırılarak veya minimize edilerek birçok malın fiyatı ucuzlatıldı. KDV oranları elden geçirilerek temel gıda ürünlerinde bu oran sıfırlandı. Kurumlar vergisi % 15'ten % 10'a düşürüldü. Gelir vergilerinde indirim yapıldı. Vergi toplama 2003 yılına göre 2005'te % 60-70 arttı.
Ancak ortalık güllük gülistanlık değil.
Kalkınmayı büyük oranda inşaat sektörü sürüklüyor. Bir tek sektöre bu kadar büyük oranda dayanmak ekonomi için büyük bir risk faktörü oluşturuyor.

İnşaat yavaşlarsa...
Maliye Bakanı Uzun kalkınma ivmesinin % 30'unun inşaat sektöründen geldiğini söylüyor. Gerçekte katkı belki de daha büyük. Sıdıka Atalay'a göre, büyümenin "yarıdan fazlası" inşaattan geliyor.
Piyasada inşaatın yavaşlaması halinde kriz baş gösterebileceğine dair yaygın bir korku var. Sıdıka Atalay'a göre, kriz geldi bile. "Şu anda bir kriz yaşıyoruz denebilir" diyor Atalay.
Girne'nin gözde yerlerinden biri olan Çatalköy'de yabancılara yönelik inşaat bıçak gibi kesilmiş durumda.
Belediye Başkanı Nejat Duman, "2005'te Çatalköy'de 2500 konut inşa edildi" dedi. "Geçen kasım ayından bu yana 10 inşaat dosyası yapmadık. Hemen hemen her tarafta durumu aynı."

Belirsizlik arttı
Bu ani düşüşün en önemli nedeni, inşaatların büyük oranda eski Rum malları üzerinde yapılması, KKTC'nin bunlar için verdiği tapulara güvenin kaybolmasıdır.
İnşaat sektörünün en büyük müşterisi olan yabancılar Rumlar tarafından mahkeme mahkeme süründürülmekten, kendi ülkelerindeki evlerine el konulmasından korkarak KKTC'den uzak durmaya başladı.
Hükümetin bir süre önce bazı Rum mallarının iade edilmesini öngören bir yasa geçirmesi belirsizliği daha da artırdı. Bazı müteahhitlerin sahtekârlıkları ve usulsüzlükleri piyasanın daha da bozulmasına neden oldu.
"Bu iş duracak, yürümeyecek" diyor Duman.

METIN MUNIR MILLIYET 11/03/06

 

Kıbrıs'ta iki taraf da statükodan memnun

Kıbrıs'ta iki taraf da statükodan memnun

11/03/2006 RADIKAL

Paris'teki Papadopulos-Annan görüşmesi sırasında açıklanan teknik komitelerin kurulmasına ve faaliyet göstermesine Türkiye'nin 'Evet' demesinden başka bir şey beklemiyoruz.
Üstelik bu teknik komitelerin kurulması, Annan'ın Kıbrıs'taki temsilcisi Moller ile iki toplum temsilcileri arasında haftalardır yapılan müzakerenin bir sonucuydu. Ayrıca iki komitenin gündemi da bilinmekte: İki toplumun yol güvenlikleri, hastalıklarla ve suçlarla mücadele gibi konularda işbirliği. Bu, BM'nin dünkü açıklamasıyla da teyit edilmiştir. Bu açıklama, Paris'ten sonra Kıbrıs sorununun özünü tartışacağımızı düşünen bazı kişilerin fazla iyimser beklentilerine de son vermiştir.
Atina ile Lefkoşa'nın neden Türkiye'den resmi bir açıklama bekledikleri merak konusu. Bunun açıklaması basit: Cumhurbaşkanı Papadopulos Paris'te, silahsızlanma ve Mağusa konularını önererek, teknik komitelerin gündeminin genişletilmesini talep etti. Elbette bu konularda Türk tarafı ile uzlaşmaya varılmamıştı, bu nedenle de Türkiye'den bir yanıt bekleniyor.
İşgalci gücün evet ya da hayır demek gibi bir huyu yok. Nitekim ancak dörtlü görüşmeye veya doğrudan ticarete ilişkin önerilerini veya yaptığı diğer saçma ve abartılı taleplerini görüşmeyi kabul etmemiz halinde, bazı konuları görüşmeyi kabul edebileceğini söylüyor.
Yukarıdakilerden kesin olarak varılan sonuç şunlardır:
- Kıbrıs sorununun özünün müzakere edilmesine ilişkin net bir takvim yoktur.
Elbette bunu, baskıcı takvimler istemeyen Kıbrıs Rum tarafı empoze etmiştir.
- Kıbrıs sorununun özüne ilişkin net bir müzakere çerçevesi yoktur, çünkü Kıbrıs Rum tarafı artık resmen Annan Planı'nın tarih olduğunu düşünüyor ve dolayısıyla bu planın özlü biçimde iyileştirilmesini müzakere etme zahmetine bile girmiyor.
- Masada, teknik komitelerin gündemi ve Kıbrıs'ın % 36'sının işgalinden kaynaklanan statükonun idaresine gönderme yapan kısmi konular bulunmakta.
Statükonun idare edilmesinin, şu anda hem Kıbrıs Rum tarafı, hem de Kıbrıs Türk tarafı için en iyi çözüm olduğu görülüyor.
(Rum gazetesi Politis, başyazı, 9 Mart 2006)

RADIKAL 11/03/06

 

Pertev: Reddetmedik, engellemeyeceğiz

Avrupa Birliği tarafından KKTC'ye verilmesi karara bağlanan 139 milyon euroluk mali yardım, AB Komisyonu ile Başbakanlık'a bağlı AB Koordinasyon Merkezi'nin işbirliğiyle proje bazında kullanılacak. Mali yardımın hangi projelerde kullanılacağına ilişkin çalışmalar AB Koordinasyon Merkezi tarafından sürdürülürken, mali yardımın kullanılması aşamasında sorunlar çıkacağı konusunda ciddi kaygılar var.

Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit Pertev, mali yardımın kullanılması aşamasında uygulamada çıkacak sorunların aşılmasında sorumluluğun Avrupa Birliği Komisyonu'na ait olduğunu vurguladı ve "AB Komisyonu bu paranın Kuzey Kıbrıs'ın yararına en iyi şekilde kullanılmasını sağlamakla yükümlüdür" dedi.

Reddetmedik ve engellemeyeceğiz

TAK muhabirinin sorularını yanıtlayan Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit Pertev, Türk tarafının karşı çıkmasına karşın Mali Yardım Tüzüğü'nün Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nden ayrılarak onaylandığını anlattı.

Tüzüğün Avrupa Birliği tarafından hazırlanarak onaylandığını, sorumluluğun da AB Komisyonu'na ait olduğunu söyleyen Pertev, "KKTC tüzüğü onaylamadı ama reddetmedi de. İçeriğinden memnun değiliz ama uygulamayı engeller bir siyasetimiz de yok. Kullanılmasını engellemeyeceğiz ve elimizden geleni yapacağız" dedi.

Mali yardımın AB tarafından onaylanarak uygulamaya girmesiyle idari ve proje bazında bürokratik çalışma sürecinin başladığını söyleyen Pertev, AB Komisyonu yönetiminde kullanılacak mali yardımın, KKTC'ye danışılarak hazırlanacak projelerle kullanılacağını söyledi.

Uygulamada sıkıntılar olacak

Ancak Rum tarafının uygulama aşamasında müdahale etmesi halinde önemli sıkıntıların olacağı konusunda kaygıları bulunduğunu söyleyen Pertev, bu sıkıntıların aşılmasının AB Komisyonu'nun sorumluluğunda olacağını vurguladı.

Pertev, "Kuzey Kıbrıs, Rum idari mekanizması içinde değil. AB Komisyonu Kuzey Kıbrıs'ın sahiplilik duygusunu yaratmazsa projeler başarılı olmayacak. Rum tarafına kulak verilecekse ve her projeyi sabote edeceklerse yürümeyecek. Bu nedenle sorumluluk AB Komisyonu'ndadır. AB Komisyonu bu paranın Kuzey Kıbrıs'ın yararına en iyi şekilde kullanılmasını sağlamakla yükümlüdür" dedi.

Önemli olan para değil ilişkiler

Mali yardımın parasal katkıdan öte Avrupa Birliği ile ilişkilerin sürdürülmesi ve işbirliği bakımından önemli olduğuna vurgu yapan Pertev, mali yardımla başlayan işbirliğine yönelik ilk somut adımı, izolasyonların kaldırılmasına yönelik yeni adımların izleyeceği konusunda genel mutabakat olduğunu söyledi.

KIBRIS 11/03/06

 

Avusturya Dışişleri Bakanı Plassnik: Ticaret tüzüğünün kabul edilmesi için çalışıyoruz

Avrupa Birliği (AB) Dönem Başkanı Avusturya'nın Dışişleri Bakanı Ursula Plassnik, ticaret tüzüğünün kabul edilmesi için ülkesinin çalışmalarını sürdürdüğünü, buna ön adım olarak Kıbrıs Türklerine yönelik 139 milyon euro tutarındaki yardımın serbest bırakıldığını söyledi.

AB-Batı Balkanlar Dışişleri Bakanları gayri resmi toplantısı öncesinde AA muhabirinin konuyla ilgili sorusu üzerine Plassnik, AB'nin KKTC'ye yapacağı mali yardımı onayladığını, doğrudan ticaretin başlamasına yönelik tüzüğün onaylanması için de çalışmaların devam ettiğini belirtti.

Plassnik, basın toplantısında, "Dönem başkanı olarak KKTC üzerindeki ekonomik ambargonun kalkması için ne yapacaksınız?" sorusunu yanıtlarken, ilk önce Türkiye'nin ek protokolle ilgili yasal sorumlulukları olduğunu ifade etti ve bu konu üzerindeki sorunların aşılmaya çalışıldığını söyledi.

"Sorunun ek protokolle değil, AB Konseyi'nin 26 Nisan 2004'te KKTC ile ilgili aldığı kararla ilgili olduğunun" hatırlatılması üzerine Plassnik, herhangi bir yorumda bulunmadı.

Plassnik, basın toplantısının ardından aynı soruya bir kez daha muhatap olunca, ticaret tüzüğünün kabul edilmesi için ülkesinin çalışmalarını sürdürdüğünü ve buna ön adım olarak Kıbrıs Türklerine yönelik 139 milyon Euro tutarındaki yardımın serbest bırakıldığını söyledi.

Avusturya Dışişleri Bakanı, basın toplantısında bir soru üzerine, AB genişlemesi için hazmetme kapasitesine bakılması konusunun sadece Türkiye için gündeme getirilmediğini söyledi. Plassnik, "AB'nin yeni bir genişleme dalgası için kendisini hazır hissetmesi gerektiğini" belirtti.

AB Dönem Başkanlığı sırasında Balkan ülkeleriyle ilişkilerin geliştirilmesine önem verdiklerini ifade eden Plassnik, AB'nin bu ülkelerden gelen öğrenci ve araştırmacılar için burs ve vize kolaylığı sağlaması yönünde çalıştıklarını söyledi.

KIBRIS 11/03/06

 

Ameliyat ertelenemezdi Risk alınamazdı

Sağlık Bakanı Eşref Vaiz, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın ameliyatıyla ilgili baştan sona yaşanan süreci ilk kez KIBRIS'a anlattı:

Ameliyat ertelenemezdi Risk alınamazdı

KIBRISLI PROFÖSÖRLER NEŞTER VURDU... Sağlık Bakanı Vaiz'den alınan bilgilere göre, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın by-pass ameliyatını çoğunluğu Kıbrıslı Türk profesörlerden oluşan bir ekip gerçekleştirdi. Ana damarda yüzde 75 oranındaki tıkanıklık nedeniyle ameliyatın ertelenmesi riskliydi. Stend takılması veya balon uygulanmasının da ağır komplikasyonlara yol açma durumu vardı

 

Sağlık Bakanı Eşref Vaiz, geçirdiği by-pass operasyonu sonrasında hızla iyileşen ve yarın adaya dönmesi beklenen Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın kalp ameliyatıyla ilgili baştan sona yaşanan gelişmeleri ilk kez KIBRIS'a anlattı.

"Cumhurbaşkanı Talat'ın rahatsızlığı döneminde siz de Türkiye idiniz ve teşhisle tedavi aşamasında da yanında bulundunuz. By-pass teşhisi nasıl konuldu, nasıl bir karar alma aşaması yaşandı, bu süreci anlatır mısınız?" sorusu üzerine Bakan Vaiz, şunları kaydetti:

"Sayın cumhurbaşkanının hiçbir rahatsızlığı yoktu. Testleri negatif çıkıyordu. Ancak Türkiye'de yapılan bir görüntüleme testinde kalbe yönelik bazı şüpheler doğdu. Doktoru da bunun üzerine talyum testi önerdi. Talyum testinin yapıldığı 26 Şubat Pazar günü, kalpte beslenme bozukluğuna dair birtakım bulgular ortaya çıktı. Bunun üzerine kendisine aynı gün, aynı saatlerde anjiyo yapıldı.

Anjiyoda, ana damarda yüzde 75 tıkanıklık tespit edildi. Türkiye'deki profesörler, o ana damara da uluslar arası kardiyoloji otoritelerinin protokolüne göre stend takılamayacağı, balon yapılamayacağı, eğer yapılırsa bunun komplikasyonlarının çok daha ağır sonuçlar doğurabileceğini söylediler.

Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastanesi Kardiyoloji Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Vural Ali, Prof. Rasım Enar, Prof. Zeki Öngen ve KBB Prof. Dekan Özgün Enver başkanlığında toplanan kurul, anjiyoyu yapan Florance Neightingale Hastanesi kardiyoloji departmanı sorumlusu Prof. Vedat Aytekin'in sunumunu dinledikten sonra röntgen filmi üzerinde yapılan incelemeleri neticesinde, stend takılmasının çok yanlış ve çok riskli olacağını düşünerek, by-pass yapılmasına karar verdiler.

Bu arada sözünü ettiğimiz profesörlerin birçoğu da Kıbrıslı idi. KBB profesörü Özgün Enver, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastanesi'nin yeni dekanı olmuştur, kendisi Evdimlidir.

Yine aynı profesörlerden oluşan kurul durumu Florance Neightingale Hastanesi'nde Prof. Cihat Bakay ile değerlendirerek by-pass kararı teyit edildi.

Bu karar sayın Cumhurbaşkanına benim tarafımdan sunuldu ve o da kabul etti. Türkiye'de ameliyat olma kararını da Sayın cumhurbaşkanı ve ailesi, kendi istekleri ile vermişlerdir.

Bu arada ameliyatın ertelenmesi konusunu ben sayın cumhurbaşkanı ve doktorlarına sunduğumda, en başta cumhurbaşkanımız karşı çıktı. Doktorlar da yüzde 75 tıkanıklığı göz önüne aldığında risk alınamayacağı için ameliyat gününe 27 Şubat Pazartesi günü karar verdiler.

Ameliyatta Prof. Cihat Bakay ve Prof. Belhan Akpınar, kalbin beslenme ve damar sorununu yakından inceleme fırsatı bulduklarından, ameliyatın zamanlamasının ne kadar uygun olduğunu, riske atmama konusunda doğru karar verildiğini bir kez daha bize ilettiler.

Bu konuda en üst düzeyde otorite sahibi, bilirkişi niteliğindeki uzmanların söylediklerinin dışında hareket edilmesi imkansızdı. Buna uyduk. Bugüne kadar da her şey iyi gitmiştir. İnşallah bundan sonraki süreçte de sayın cumhurbaşkanının sağlığı daha da iyiye gidecektir".

Bakandan 14 Mart Tıp Bayramı müjdesi

Öte yandan Sağlık Bakanı Eşref Vaiz, 14 Mart Tıp Bayramı nedeniyle özelde ve kamuda çalışan tüm hekimlere yeni sağlık sistemini müjdelediklerini bildirdi.

Bakan Vaiz, yeni sağlık sistemi için şart olan yasalarla ilgili çalışmalarının süratle devam ettiğine dikkat çekerek, bu konudaki yasalardan biri olacak genel sağlık sigortası yasa tasarısını hazırlayıp sivil toplum örgütlerine ve mecliste grubu bulunan partilere dağıttıklarını kaydetti.

Yine yeni sistemle ilgili döner sermaye yasası, sağlık yasası ve hekimlerin yasası için çalışmaların sürdüğünü anlatan Bakan Vaiz, "2006 yılı sağlıkta reformlar için yasalar yılı olacaktı. Bunun için çalışıyoruz. Aile hekimliği ve hasta hakları yasası da bu çerçevede hazırlanacaktır" dedi.

Halkın nitelikli ve daha kolay sağlık hizmeti alabilmesi amacıyla sağlıkta reformu kesinlikle hayata geçireceklerinin altını çizen Bakan Eşref Vaiz, "14 Mart Tıp Bayramı nedeniyle, özelde ve kamuda çalışan tüm hekimlerimize yeni sağlık sistemini müjdeliyoruz" şeklinde konuştu.

KIBRIS 11/03/06

 

Easy Jet ile Pegasus Hava Yolları, Kuzey Kıbrıs'a cazip fiyata yolcu taşıyacak

Ali BATURAY (Berlin)

İngiltere'nin son dönemde yıldızı parlayan, en büyük hava yollarından Easy Jet'in Pegasus Hava Yolları işbirliğiyle cazip fiyata Kuzey Kıbrıs'a yolcu taşımak için girişim başlattığı bildirildi.

Easy Jet'in ilk etapta İngiltere'den yolcu taşıyacağı ve bugün İngiltere'den Kuzey Kıbrıs'a gelecek bir yolcunun ödeyeceği fiyattan 100 sterlin daha ucuza bilet satacağı öğrenildi.

Easy Jet'in yolcuları İstanbul Sabiha Gökçen Havaalanı'na kadar taşıyacağı, burada Pegasus Hava Yolları aktarmalı olarak Kuzey Kıbrıs'a ulaştıracağı bildirildi.

"ITB Berlin 2006" fuarı için Almanya'da bulunan Pegasus Hava Yolları Kuzey Kıbrıs Müdürü Zeki Ziya, konu ile ilgili olarak KIBRIS'a konuşarak, böyle bir çalışma olduğunu doğruladı.

Zeki Ziya, Easy Jet ile işbirliğine gitme ve Kuzey Kıbrıs'a ucuz yolcu taşıma yönünde bir süreden beridir çalışma yaptıklarını, İstanbul Sabiha Gökçen Havaalanı'ndan aktarmalı yolcu taşıma planının bulunduğunu, ancak henüz somut bir gelişme olmadığını söyledi.

Zeki Ziya, "Çalışıyoruz ama size bir tarih veremem, çünkü henüz kesin bir sonuç yok" dedi.

KIBRIS 11/03/06

 

(3) KKTC ekonomisi:

Nefes borusu Rumların kontrolünde


LEFKOŞA

KKTC'nin dünya ile serbest ilişki içinde olmasının Rumlar tarafından engelleniyor olması, Türklerin gelişmesine en büyük engellerden birini teşkil ediyor.
KKTC limanları ve havaalanları uluslararası trafiğe kapalıdır. Kıbrıs bankaları dünyayla ilişkilerini Türkiye'deki bankalar üzerinden yapmak zorundalar. Bu sermayeyi pahalılaştırıyor, KKTC'nin rekabet gücünü azaltıyor.
Türkiye dışında hiçbir devlet tarafından tanınmaması uluslararası arenada KKTC'nin korsan devlet muamelesi görmesine neden oluyor. Bu da yabancı sermaye yatırımlarını engelliyor.
İzolasyonla devam ettiği sürece, "Kuzey Kıbrıs'ın nefes borusu Kıbrıs (Rum) Cumhuriyeti'nin kontrolünde kalacaktır" diyor işadamı Fikri Toros.
Ekonomi Bakanı Derviş Deniz'e göre sorun, inşaat sektöründeki duraklama değil, son birkaç yılda yaratılan servetin tabana yayılmaması, yasal altyapının eksik olması.
"İstatistikler bilinmiyor, ama alt gelir tabakalarının yaratılan servetten faydalanmadığını biliyoruz" diyor Deniz. "Ekonominin %70'i kayıt dışı."
Deniz, ekonomik altyapıyı hazırlamak için hazirana kadar 22 yasanın geçirileceğini söyledi.
Eksik olan tek şey yasal altyapı değil. KKTC'nin fiziki altyapısı sürdürülebilir bir kalkınma sürecini taşıyacak düzeyde değil. Elektrik hem kıt hem de olağanüstü pahalıdır. Rumlar elektrik vermese kesintiler hayatı felç edecek. Yetersiz yollar Girne'de gündüz saatlerinde bazen Boğaz köprülerini aratmayacak trafik tıkanıklıklarına yol açıyor. Telekomünikasyon hizmetleri ilkel, su kıttır.
Uzun vadede bundan daha endişe verici olan, hükümetin, çıkar gruplarının kısa vadeli menfaatları için adanın geleceğini tehlikeye atmalarına göz yummasıdır.
İnşaat faaliyetlerinin de içinde bulunduğu turizm sektöründe Türkler kendilerini gönüllü olarak Rumların içinden çıkmaya çalıştığı tuzağa atıyorlar. Bu tuzak ucuz konut, ucuz turist tuzağıdır. Oteller züğürt turistler için, evler alt tabaka Avrupalılar için yapılıyor.
Çabuk zengin olma hırsı ile daha dört beş yıl öncesine kadar cennet bir çevreye sahip olan KKTC'de doğa müteahhitler tarafından insafsız bir şekilde kirletildi, çirkinleştirildi ve ucuzlatıldı. Yol kenarları, ormanlar ve sahiller çöplük haline geldi. Her taraf düzeysizliğin sembolü olan çirkin reklam panolarıyla, ucuz barlar ve lokantalarla doldu.
İnşaat sektöründeki duraklama bu hayta sektörün kontrol altına alınması için bir fırsattır. Ama hükümet yönünden bu konuda iyimserliğe neden olacak herhangi bir işaret gelmiyor.
KKTC, tıpkı Mersin ve Kuşadası gibi, çevre intiharı için ipi boynuna geçirmiş, üzerinde durduğu sandalyeyi tepmeye hazırlanıyor.

METIN MUNIR MILLIYET 12/03/06

 

Mehmet Ali Talat taburcu oldu

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali talat by-pass ameliyatı geçirdiği hastaneden taburcu oldu. Kendisini sağlıklı hissettiğini söyleyen Talat, bir süre evinde dinlenecek ve düşük tempoda çalışacak.

 

NTV

Güncelleme: 12:51 tsi 12 Mart 2006 Pazar

İSTANBUL - Mehmet Ali Talat, düzenlediği basın toplantısında ilk olarak ameliyat olmasına vesile olan eşi Oya Talat’a teşekkür etti. Hastanedeyken en çok merak ettiği konunun ameliyatından bir gün sonra gerçekleşen Annan-Papadopulos görüşmesi olduğunu söyleyen Talat, bu merakını Annan’ın kendisini aradığı geçmiş olsun teyefonuyla giderdiğini söyledi. Mehmet Ali Talat, bugün akşam saatlerinde KKTC’ye giderek istirahate çekilecek.

Mehmet Ali Talat taburcu oldu


12 Mart, 2006 11:59:00 (TSİ) CNN TURK

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, by-pass ameliyatı geçirdiği Florence Nightingale Hastanesi'nden taburcu oldu.

Damarlarındaki daralma nedeniyle 27 şubat 2006'da by-pass ameliyatı olan Talat, hastaneden çıkmadan önce tedavi edildiği Florence Nightingale Hastanesi'nde bir basın toplantısı düzenledi.
 
Konferans Salonu'ndaki basın toplantısında, Talat'ın eşi Oya Talat, Florence Nightingale Hastaneleri Genel Koordinatörü Mücahit Atmanoğlu, Talat'ın doktorları Prof. Dr. Cihat Bakay, Doç. Dr. Belhan Akpınar ve Prof. Dr. Vedat Aytekin de hazır bulundu.
 
Sağlık durumu iyi
 
Şu anda herhangi bir sağlık probleminin olmadığını söyleyen Talat, yarından itibaren bir süre evde çalışacağını belirtti.
 
Talat, hastanede yattığı sürede gelişmelerden fazla haberi olmadığını, ancak 28 şubatta gerçekleşen Rum lider Tasoso Papadopulos ile BM Genel Sekreteri Kofi Annan görüşmesinde, Papadopulos'un çözüm arzusu olup olmadığını, Annan'ın taleplerini karşılayıp karşılamadığını merak ettiğini söyledi.
 
KKTC Cumhurbaşkanı, "Annan'la yaptığım telefon görüşmesinden öyle olmadığı anlaşılıyor, ayrıntısını öğreneceğim" dedi.
 
Talat'ın doktorları, ek sorunlar yaratmamak için döndükten sonra ziyaretçi akınına izin verilmemesi gerektiğini belirtti.

 

KKTC Cumhurbaşkanı Talat taburcu oldu

A.A.

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, by-pass ameliyatı geçirdiği Florence Nightingale Hastanesi'nden taburcu oldu.

Damarlarındaki daralma nedeniyle 27 Şubat 2006'da by-pass ameliyatı olan Talat, hastaneden çıkmadan önce, tedavi edildiği Florence Nightingale Hastanesi'nde bir basın toplantısı düzenledi. Konferans Salonu'ndaki basın toplantısında, Talat'ın eşi Oya Talat, Florence Nightingale Hastaneleri Genel Koordinatörü Mücahit Atmanoğlu, Talat'ın doktorları Prof. Dr. Cihat Bakay, Doç. Dr. Belhan Akpınar ve Prof. Dr. Vedat Aytekin de hazır bulundu.

HURRIYET 12/03/06

 

Papadopulos'un girişimi olumlu

Papadopulos'un girişimi olumlu

12/03/2006 RADIKAL

Annan-Papadopulos görüşmesinin değerlendirilmesi, iki uç analiz arasında gidip gelmektedir. Bu analizlerden biri salt başarı, diğeri de salt başarısızlıktır. Ölçülü bir yaklaşımla, on gün sonra bu görüşmeyi daha iyi değerlendirebileceğimizi düşünüyorum.
Bir iletişim olayı olarak, cumhurbaşkanının çok olumlu bir yankı yarattığına inanıyorum. Kıbrıslı Türklerin ilk etapta 130 milyon avroyu alacak konumda olmalarıyla, Brüksel'deki anlaşmadan hemen sonra, cumhurbaşkanı, daha uzlaşmacı havasıyla, İngilizlerin, Amerikalıların ve Komisyon'un bu atmosfere yardımcı olmalarıyla, Kofi Annan ile Paris görüşmesinde bir araya geldi.
Bu görüntü, teknik komitelerin kurulması ve çalışması yönündeki anlaşmayla daha da iyileşti ve turtadaki kiraz olarak, BM Genel Sekreteri, komitelerin Maraş konusu gibi, üzerinde anlaşmaya varılmış ajanda dışı konularla ilgilenmesine ilişkin olarak Kıbrıslı cumhurbaşkanının önerilerini de dinlemeyi kabul etti.

Çözüme katkı yapılmadı
Bu atmosfer genel olarak Kıbrıs Cumhuriyeti'nin son haftalarda maruz kaldığı baskıların (ki bunlar Straw'ın Lefkoşa ziyareti, İngiliz Parlamentosu'ndaki konuşması ve Avrupa Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu Komiseri Olli Rehn'in açıklamaları vasıtasıyla açıklığa kavuşturuldu) bir bölümünü azalttı. Paris görüşmesinin elbette ki öze, Kıbrıs sorununun çözümüne yaklaşmaya hiç katkısı olmadı. Güven Artırıcı Önlemler, gerek Türklerin işlev kazandırmak istedikleri asgari düzeyde, gerekse Kıbrıs Rum tarafının arzu ettiği düzeyde (Maraş ve silahsızlanma) çözümü oluşturmamaktadır. Sadece iki toplum arasındaki atmosferi iyileştirmektedir.
Vatanımızın işgal altında olan kuzey bölümüne sürekli olarak yerleşik getirilmesini alaşağı etmemektedir.
Kıbrıslı Rum göçmenlerin mallarının üzerinde sürekli olarak inşaat yapılmasını engellememektedir. Ülkemizin topraklarının yüzde 36'sını işgal ederek, adamızda konuşlanan 40 bin Türk askerini uzaklaştırmamaktadır.
1994 yılındaki Güven Artırıcı Önlemlerin bir mantığı vardı, çünkü Kıbrıslı Rumlarla Kıbrıslı Türkleri daha yakına getirecekti. Bugün açık barikatlarla böyle bir şeye gerek yoktur.
Kıbrıslı Türklerin ekonomik açıdan güçlendirilmelerinin kapalı barikatlarla bir anlamı olacaktı, çünkü bu, onları Türkiye'ye bağımlı olmaktan kurtaracaktı. Bugün Türkiye'nin rolü, Kıbrıslı Türkler için değişti. Türkiye, kuzeyin rejimini onlara garanti ediyor ve güneye de olabildiği kadar el koymalarına müsaade ediyor.
(Rum gazetesi, Başyazı, 8 Mart 2006)

RADIKAL 12/03/06

 

Almanya'dan turist gelecek

ÖNEMLİ GELİŞMELER VAR Ekonomi ve Turizm Bakanı Derviş Kemal Deniz, Alman turistleri ülkemize çekmeye yönelik çalışmalarında önemli gelişmeler kaydedildiğini, son Almanya ziyaretindeki temaslarının da çok olumlu geçtiğini belirterek, Almanya'dan ülkemize turist geleceği konusunda umutlu olduğunu söyledi. Olumlu mesajlar aldıklarını ve önümüzdeki günlerde somut sonuç beklediklerini kaydeden Deniz, sürecin hızlanması için Alman gazetecilere destek çağrısında bulundu

HEDEFTEN ŞAŞMADIK Annan çözüm planıyla ilgili referandumdan çıkan "evet" kararının 2004 yılında AB'nin çok büyük ilgi ve takdirini topladığını anımsatan Derviş Kemal Deniz, verilen birtakım sözlerin tutulmaması ve izolasyonların halen sürmesinin de AB için düşündürücü olduğunu ifade etti. Verilen sözlerin tutulmamasına rağmen Kıbrıs Türk halkının, AB'nin bir parçası olma ideali ve hedefinden sapmadığını vurgulayan Deniz, "Demokratik bir AB içinde yer almak için yolumuzda yürümeye devam edeceğiz" dedi

Ali BATURAY (Berlin)

Ekonomi ve Turizm Bakanı Derviş Kemal Deniz, Alman turistleri ülkemize çekmeye yönelik çalışmalarında önemli gelişmeler kaydedildiğini, son Almanya ziyaretindeki temaslarının da çok olumlu geçtiğini belirterek, Almanya'dan ülkemize turist geleceği konusunda umutlu olduğunu söyledi.

Olumlu mesajlar aldıklarını ve önümüzdeki günlerde somut sonuç beklediklerini kaydeden Deniz, sürecin hızlanması için Alman gazetecilere destek çağrısında bulundu.

Derviş Kemal Deniz, 9 bin yıllık bozulmamış yapısı, tarihi eserleri, mükemmel doğası, denizi ve kriminal olayların yaşanmadığı rahat toplumsal yapısıyla Kuzey Kıbrıs'ın tam da Almanların hoşuna gidecek güzel bir ülke olduğunu vurguladı.

Deniz, "Özel bir yerde tatil yapmak isteyen Almanları, Akdeniz'in güzel ülkesine davet ediyoruz" dedi.

"ITB Berlin 2006" fuarı için Almanya'da bulunan Ekonomi ve Turizm Bakanı Derviş Kemal Deniz, KKTC'nin tanıtımını sağlamak amacıyla Swiss Otel'de Alman basın mensuplarının katıldığı bir basın toplantısı düzenledi. Toplantıya bazı tur operatörleri de katıldı.

"Sözler tutulmadı ama biz hedefimizden şaşmadık"

Derviş Kemal Deniz, basın toplantısında Kuzey Kıbrıs'ın turizm alanında dikkat çekmeye başlayan bir ülke olduğunu söyledi.

Annan çözüm planı ile ilgili referandumdan sonra Kuzey Kıbrıs'ın ilgi odağı olduğunu kaydeden Deniz, Kıbrıs Türk halkının 2004 yılında, parçası olduğu Avrupa Birliği'ne mesajının; "adada bir çözümle birlikte Kıbrıs Cumhuriyeti'nin bir parçası olarak AB'ye katılmak olduğunu ve bunu yüzde 60'lık bir evet oyuyla gösterdiğini" anlattı.

Referandumdan çıkan "evet" kararının 2004 yılında Avrupa Birliği'nin çok büyük ilgi ve takdirini topladığını anımsatan Derviş Kemal Deniz, verilen birtakım sözlerin tutulmaması ve izolasyonların halen sürmesinin de Avrupa Birliği için düşündürücü olduğunu ifade etti.

Verilen sözlerin tutulmamasına rağmen Kıbrıs Türk halkının, Avrupa Birliği'nin bir parçası olma ideali ve hedefinden sapmadığını vurgulayan Deniz, "Demokratik bir Avrupa Birliği içinde yer almak için yolumuzda yürümeye devam edeceğiz" dedi.

Deniz, basın toplantısını turizm amaçlı gerçekleştirdiğini, amacının politika yapmak olmadığını ancak az da olsa halkının duygularını aktarmak istediğini dile getirdi.

"Kuzey Kıbrıs, Almanlar için ideal ülke"

Yüzde 80 nüfusu üniversite mezunu olan toplum yapısıyla Kıbrıslı Türklerin performans yakalamış bir halk olduğunu kaydeden Deniz, ülkenin de bozulmamış doğal yapısı ve kriminal olayların yaşanmadığı, rahat ortamıyla Kuzey Kıbrıs'ın Almanlar için ideal bir tatil beldesi olduğunu vurguladı.

Deniz, Kuzey Kıbrıs'ın Almanya'ya açılması, Almanya'dan turistlerin adaya gelmesi konusunda hükümetlerinin sistemli bir çalışması olduğunu belirterek, bu konuda büyük bir çaba gösterip, hazırlık yaptıklarını söyledi.

Kuzey Kıbrıs'ın güzelliklerini anlatıp Almanları ülkemize davet eden Derviş Kemal Deniz, bu bağlamda Kuzey Kıbrıs'ın ekonomik ve turizm bilgilerini de aktardı.

Deniz, Kuzey Kıbrıs'ın neden bir turizm adası olduğunu basın toplantısında ayrıntılı bir şekilde açıklayarak, turizmin ülkemizde lokomotif sektör durumunda olduğunu ifade etti.

Mensubu olduğu hükümetin turizmde hedefe ulaşmak için var gücüyle çalıştığını, ancak izolasyonların büyük engel olduğunu anlatan Derviş Kemal Deniz, turizmde hedefe ulaşmak için Kıbrıslı Türklerin üzerindeki izolasyonların kalkması, rahat ulaşım için hava limanları üzerindeki engellerin sona ermesi gerektiğini vurguladı.

Deniz, Kıbrıs Türk halkının, izolasyonların bir gün kalkacağına inandığını ve kendi ev ödevini yaparak, geleceğe hazırlandığını söyledi.

"Kıbrıslı Rumlara ortak turizm politikası önerdik"

Avrupa Birliği'nin kültürel farklılıklar gözetmeksizin, halkların ortak menfaati için kurulmuş, demokratik bir oluşum olduğuna işaret eden Deniz, Kıbrıs Türk halkının da bu ilkeye inandığını kaydetti.

Annan planı ile ortak cumhuriyet kurma hazırlığı yaptıkları Kıbrıs Rum yönetimine geleceğe hazırlık açısından ortak turizm planı önerdiklerini de anlatan Deniz, Avrupa Birliği ilkeleri çerçevesinde yapılacak ortak turizm politikasının her iki tarafın da çıkarına olduğunu anacak önerinin Kıbrıslı Rumlar tarafından reddedildiğini söyledi.

Deniz, "Ne olursa olsun, Kıbrıs Türk halkının ortak politika çağrısı sürüyor ama çağrısı dışında büyüyen turizm, büyüyen ekonomi ve süren altyapı çalışmalarımızla hedefimize ilerlemeye devam edeceğiz" dedi.

Yatak kapasitesinin yeni yatırımlarla artırılmakta olduğunu da anlatan Deniz, yatırımcılara da rahat yatırım yapabilmeleri için gerekli fırsatları ve teşvikleri sağladıklarını belirtti.

Kuzey Kıbrıs'ta hükümetin Avrupa Birliği ile uyumlaşma çabalarının ciddi şekilde sürdüğünü kaydeden Deniz, bu konuda yasalar yapılıp meclise gönderildiğini söyledi.

"Olumlu mesajlar aldık"

Öte yandan kültürel dokuyu bozmayacak bir takım altyapı çalışmalarının sürdüğünü de anlatan Deniz, Kuzey Kıbrıs'ın 9 bin yıllık bozulmamış yapısı, tarihi eserleri, mükemmel doğası, denizi ve toplumsal yapısıyla güzel bir ülke olduğunu vurguladı.

Kuzey Kıbrıs'ın Alman turistler için güzel bir tatil imkanı sunduğunu ifade eden Derviş Kemal Deniz, Alman gazetecilere, "Siz gazetecilerin aracılığıyla özel bir yerde tatil yapmak isteyen Almanları, Akdeniz'in güzel ülkesine davet ediyoruz" dedi.

Deniz, Almanya'daki temaslarından çok memnun olduklarını, görüştükleri birtakım yetkililer ve tur operatörlerinden çok önemli mesajlar aldıklarını ve önümdeki günlerde somut sonuç beklediklerini dile getirdi.

Derviş Kemal Deniz, yoğun bir çalışma içerisinde olduklarını ve Alman piyasasına gireceklerine inandıklarını söyledi.

KIBRIS 12/03/06

 

Emekli Orgeneral Tolon: Kıbrıs konusundaki koşullar Türkiye'yi Sevr noktasına getirmeyi amaçlıyor

Emekli Orgeneral Hurşit Tolon, AB'nin Kıbrıs konusunda Türkiye'nin önüne koyduğu koşullarla ülkeyi Sevr koşullarına geri döndürmeyi amaçladığını söyledi.Hurşit Tolon, Kemalist Laikler Derneği tarafından Ege Üniversitesi Kampus Kültür Merkezi'nde düzenlenen "Türkiye Nereye Gidiyor" konulu konferansta, Türkiye'nin bir yere gitmediğini, ancak götürülmek istendiğini öne sürdü.

AB ve Kıbrıs

Tolon, Türkiye-AB ilişkileri ve Kıbrıs konusunda ise AB'nin, müzakere çerçeve belgesinde Türkiye'nin önüne koyduğu koşullarla ülkeyi, Lozan'ı ortadan kaldırarak Sevr koşullarına geri döndürmeyi amaçladığını ileri sürdü.

Tolon, AB'nin Kıbrıs konusunda da uluslararası tüm anlaşmalara ve hukuka aykırı davrandığını ifade ederek, tüm bunlar yapılırken KKTC'nin hiç görülmediğini kaydetti.

Türkiye'nin tüm küresel gelişmelerin ışığında önemli tehditler altında olduğunu belirten Tolon, Türkiye'nin, bugün için 2 ciddi tehdit altında bulunduğunu kaydetti. Bunlardan biricisinin Türkiye Cumhuriyeti Devletinin tasfiyesi olan, onu bölmeyi parçalamayı, ulusal birlik ve beraberliğini bozmayı amaç edinen, Lozan Anlaşması'nı ortadan kaldırıp Sevr'e götürmek isteyen düşünce olduğunu ifade eden Tolon, bir diğer tehdidin ise laik düzeni ortan kaldırmak isteyen düşüncenin oluşturduğunu sözlerine ekledi.

KIBRIS 12/03/06