CTO amacına
ulaşamadı
İngiltere'de,
Thomson Holidays, "KKTC broşürlerini raflardan kaldırma
kararından" geri adım attı
CTO
amacına ulaşamadı
YANLIŞTAN
DÖNDÜ... Rum kuruluşu Cyprus Tourism Organisation'ın (CTO),
baskısı ve şantajı sonucu Thomson Holidays'in Kuzey
Kıbrıs tanıtım broşürlerini kaldırtma kararı
amacına ulaşamadı. Thomson Holidays, yanlış
yaptığını kabul ederek, broşürleri yeniden
raflarına koydu ve dağıtmaya başladı
RUMLAR
BİZİMLE OYNANMAYACAĞINI ANLADI... Cyprus Paradise'ın sahibi
Alan Süleyman, mahkemeye gitme kararlarının CTO ile Thomson
Holidays'i korkuttuğunu söyleyerek, "Ne olursa olsun bu karar bizim
ve Kuzey Kıbrıs açısından çok önemlidir. Artık Rumlar
bizimle turizm konusunda kolay kolay oyun oynayamayacağını
anladı" dedi
KUZEY KIBRIS TURİZM
OFİSİ 1- CTO 0... KKTC Londra Turizm Merkezi Müdürü Bengü Şonya,
"CTO'nun iddialarının doğru olmadığını
kanıtladık ve Thomson gibi bir firmanın prensip olarak, bizden
ekonomik anlamda daha güçlü bir müşterisi olan Rum tarafına uyup bize
tavır almasının ne kadar yanlış olduğunu
gösterdik. Thomson'un yeni kararından sonra Kuzey Kıbrıs Turizm
Ofisi 1- CTO 0 oldu" diye konuştu
Eylem ERAYDIN /
LONDRA
Rum
kuruluşu Cyprus Tourism Organisation'nın (CTO) Thomson Holidays'e
baskı yaparak, Kuzey Kıbrıs tanıtım broşürlerini
kaldırtma kararı amacına ulaşamadı. Thomson Holidays,
yanlış yaptığını kabul ederek broşürleri
tekrar dağıtmaya başladı.
Thomson
Holidays'in bu kararı uygulamaması, geçen yıl KKTC Londra Turizm
Merkezi'nin Transfort For London'a karşı davayı kazanmasından
sonra, turizm sektöründe Rumlara karşı Kuzey Kıbrıs'ın
kazandığı ikinci zafer oldu.
CTO'nun
baskısı ve şantajı üzerine Cyprus Paradise ile
yaptığı anlaşmayı bozarak tüm acentelerinden Kuzey
Kıbrıs'ın tanıtım broşürlerini kaldıran
İngiltere'nin en büyük tur operatörü Thomson Holidays geri adım
atarak broşürleri tekrar raflarına koydu.
Cyprus
Paradise'in sahibi Alan Süleyman anlaşmayı bozduğu için Thomson
Holidays'e, İngiliz tur operatörüne baskı yaparak tanıtım
broşürlerini kaldırılmasına neden olan CTO'ya dava açamaya
hazırlanırken, Thomson Holidays bir mektup yazarak kararın
bozulduğunu ve broşürleri tekrar raflara koyarak Kuzey
Kıbrıs'ı pazarlamaya devam edeceklerini bildirdi.
Konuyla ilgili
KIBRIS'a açıklama yapan Cyprus Paradise'ın sahibi Alan Süleyman,
"Biz avukatlarımız aracılığı ile 24
Şubat ta Thomson Holidays'e mektup yazıp kararın
bozulmasını talep edip bir açıklama yapılmasını
istedik, ancak bu konuda bir cevap gelmeyince dava açmaya kara verdik, 1 Mart
Çarşamba günü... Ancak yasal işlemlerin hazırlığı
sürerken, Cyprus Paradise'tan yetkili bir çalışanımız
Thomson'un bazı acentelerinde broşürlerimizin tekrar yerine
konduğunu görmüş. Ancak Thomson Holidays'ten resmi bir açıklama
gelmediğinden bu konuda emin olmadık. Ertesi gün yani 2 Mart Perşembe
akşamı da Thomson'dan bir mektup aldık. Mektupta, Thomson
yetkilileri aramızdaki anlaşmayı bozduklarını ve
yanlış yaptıklarını kabul ediyor, bunu düzeltmek için
de broşürleri tekrar yerine koyduklarını bildirdiler" dedi.
CTO'yu dava
etme yolunu kapattılar
Alan Süleyman,
Thomson Holidays'in Kuzey Kıbrıs broşürlerini tekrar
dağıtma kararı almasını ise şu şekilde
değerlendirdi:
"Thomson'a
yazdığımız mektupta CTO ile ararlarında ne
konuştularsa, ne yazıştılarsa bu konudaki tüm delilleri
mahkemede göstermek zorunda olduklarını söyledik. Bence bu durum
CTO'nun hoşuna gitmedi ve kendi aralarında tekrar görüşerek,
Thomson'un bize yaptığı hatayı kabul edip kararı
bozmasını ve böylece de CTO'nun bu konudan en az zararla
çıkmasını sağladılar. Çünkü Thomson Holidays
yanlış yaptığını kabul ettiği için, CTO ile
arasındaki bilgileri olası bir mahkemede göstermek zorunda
kalmayacaktır, böylece CTO'ya dava açma yolumuzu kapatmak istediler."
"Ne olursa
olsun bu karar bizim ve Kuzey Kıbrıs açısından çok
önemlidir" diyen Süleyman, artık Rumların kendileriyle bu konuda
kolay kolay oyun oynayamayacağını anladığını
kaydetti.
Kuzey
Kıbrıs Turizm Ofisi: 1 - CTO: 0
KKTC Londra
Turizm Merkezi Müdürü Bengü Şonya ise "Thomson'un yeni
kararından sonra Kuzey Kıbrıs Turizm Ofisi 1- CTO 0"
diyerek, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Thomson
Holidays kolay yolu seçti. İki şansları vardı ya karardan
vazgeçecek ya da Cyprus Paradise'ın tüm zararlarını
ödeyeceklerdi. Ayrıca konunun kamuoyunda yer alması ve tepki görmesi
onların prestijini olumsuz yönde etkileyecekti. Thomson Holidays, CTO
tarafından yanlış bilgiler ile yönlendirilerek
aldatıldı. Onlar da bize sormadan tek taraflı karar verdi. Ancak
onlara CTO'nun iddialarının doğru olmadığını
kanıtladık ve Thomson gibi bir firmanın prensip olarak, bizden
ekonomik anlamda daha güçlü bir müşterisi olan Rum tarafına uyup bize
tavır almasının ne kadar yanlış olduğunu
gösterdik."
Thomson
Holidays'in broşürleri kaldırmasından sonra Kuzey
Kıbrıs satışlarında bir düşüş
yaşamadıklarının da altını çizen Şonya,
Thomson'un Kıbrıs'ı gelişen bir pazar olarak gördüğünü
ve bu pazardan pay almak için kendileriyle
çalıştıklarını ifade etti.
Şonya,
"Biz Thomson ile kavga etmek istemiyoruz, direkt uçuşlar
başladığı zaman oların bu işten kazancı çok
büyük olacak. Ayrıca biz KKTC olarak Rumlarla devamlı barış
ve çözüm için çabalıyoruz. Engel olan hep onlar. Geçtiğimiz yıl
Transport For London'a karşı kazandık, davayı bu yıl
da Thomson Holidays'ın kararını değiştirdik.
Artık Rumlar bize karşı tavırlarını
değiştirmesi gerektiğini anlamalı bu olaylardan sonra. En
yakın zamanda CTO'nun Londra müdürünü yemeğe davet edip, bu
konuları konuşmak istiyorum" dedi.
Fotoğraf
Kodu: (Genel- Res'te)
THOMBSON
BROSDUR
THOMBSON BURO
Thomson
Holidays, yanlış yaptığını kabul ederek
broşürleri tekrar dağıtmaya başladı
THOMBSON ALAN
SULEYMAN
Thomson
Holidays'in broşürleri yeniden dağıtmaya karar vermesinden
dolayı mutlu olan Cyprus Paradise'ın sahibi Alan Süleyman,
"Artık Rumlar, bizimle turizm konusunda kolay kolay oyun
oynayamayacağını anladı" dedi
THOMBSON BENGU
SONYA
KKTC Londra
Turizm Merkezi Müdürü Bengü Şonya, kazanılan zaferi, "Thomson'un
yeni kararından sonra Kuzey Kıbrıs Turizm Ofisi 1- CTO 0"
diye niteledi
KIBRIS
04/03/06
AP, Tatil grubu bugün KKTCde
Zeynel LÜLE/BRÜKSEL
Avrupa Parlamentosunda göstermelik olarak kurulan ve hiçbir etki ve
yetkiye sahip olmayan Kıbrıs Üst Düzey Temas Grubunun KKTCye
yapacağı gezi, şimdiden şaibeli hale geldi.
Grubun, uzun yıllardan beri AP içinde Rum yanlısı
tavrıyla bilinen üyesi Alman Mechtild Rothenin geçen hafta Güney
Kıbrısa giderek KKTCye bugün yapılacak olan geziyle ilgili Rum
yetkililerle temasta bulunması, diğer üye Avusturyalı Karin
Resetaritsin, birkaç günden beri Rum kesiminde hem temaslarda bulunup, hem de
tatil yapması, KKTCye yapılacak olan geziye gölge düşürdü.
Grubun bir diğer üyesi olan Yunan milletvekili Georgios Karatzaferisin
ise, geziye katılmayabileceği belirtildi.
KKTCye gözlemci statü verilmesini engellemek için oluşturulan grup,
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talatı ziyaret edip etmeme konusunda
uzun tartışmalar yapmış, sonra KKTC sembollerinin
kullanılmaması gerektiğine karar vermişti. Son olarak
grubun, Talat yerine KKTC Meclisi Başkanı Fatma Ekenoğlu ile bir
araya gelmesi ihtimali güçlendi. AP Temas grubu hükümet yetkililerinin
yanı sıra, KKTCdeki siyasi partiler, sivil toplum örgütleri ve
ticaret odası başta olmak üzere bir dizi temaslarda bulunacak. Heyet,
Larnaka havaalanından Kıbrısa giriş yapacak.
HURRIYET 05/03/06
ABD: Annan
Planı temel alınmalı
Birleşmiş
Milletlerin siyasi işlerden sorumlu genel sekreter
yardımcısı İbrahim Gamberi ve ABD Dışişleri
Bakanlığının Avrupa işlerinden sorumlu üst düzey
yetkilisi Matt Bryza, Kıbrıs sorununu görüştü.
NTV
Güncelleme: 09:58 TSİ 05 Mart 2006 Pazar
WASHINGTON
- Washingtondaki toplantıya ilişkin bilgi veren ABD
Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Adam Ereli, İyi
bir görüşme oldu. Biz, Kıbrıs sorununun Annan Planı
temelinde çözülmesine ve tarafların çözüm sürecine yeniden
başlamasına verdiğimiz desteği dile getirdik dedi. Ereli,
BMnin Adadaki iki toplumla çalışmasını beklediklerini
belirtti. Ereli, Herkes tarafından kabul edilebilir ve bir referandumdan
geçecek birşey çıkarabilirler. Böyle bir çabayı desteklemeyi
sürdüreceğiz ifadesini kullandı.
Kıbrıslı
Türk avukatlar, Rum barolarına başvuruyor
Kıbrıslı
Türk avukatların, Güney Kıbrıs'ta dava açan
Kıbrıslı Türkleri savunabilmek amacıyla, Güney
Kıbrıs'ta bulunan barolara başvurdukları ifade
edildi.Simerini gazetesi, bu konuda Avukatlık Yasası'nda yer alan
koşulların, Kıbrıslı Türk başvuru sahiplerini
kapsayıp kapsamadığı konusunda kuşkular
bulunduğunu yazarak, başvuru konusunun, Limasol ve Lefkoşa
Baroları başkanları tarafından Rum Barolar Birliği'nin
bilgisine getirildiğini de belirtti.
Habere göre,
Limasol Barolar Birliği Başkanı Hristos Melidis ve Lefkoşa
Barolar Birliği Başkanı Yorgos Papantoniu, konuyu
"mızrak ucu" diye niteleyerek, Kıbrıslı Türk
avukatların "yasadışı mahkemelerde" görev
yaptığını belirttiler ve konuya müdahale edilmesini istedi.
Gazete,
Kıbrıslı Türk avukatların başvuru konusunun, gelecek
çarşamba günü yapılacak olan, Rum Barolar Birliği Yönetim Kurulu
toplantısında ele alınacağını da yazdı.
Habere göre
gazeteye bir açıklama yapan Rum Barolar Birliği eski
Başkanı Nikos Papaevastathiu, Kıbrıslı Türk
avukatların yerel barolara kaydının, "Kıbrıs
Cumhuriyeti'nin" tanınmasıyla eşdeğer olduğunu
söyledi ve yapılan başvurularda izlenen taktiğin
"Kıbrıs Cumhuriyeti" için kazanç olduğunu, zira
Barolar Birliğinin, yasal kurum olarak
tanındığını da savundu.
KIBRIS
05/03/06
Rum
siyasi partiler, hayal kırıklığına uğradı
Rum siyasi
partiler, Paris'te gerçekleşen görüşmede Rum Yönetimi
Başkanı Tasos Papadopulos ile BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın
neler üzerinde anlaştığı konusunda
anlaşmazlığa düştü ve Kıbrıs Türk
tarafının gösterdiği tepki nedeniyle hayal
kırıklığı yaşadı.
Politis
Gazetesi, Rum Yönetimi Başkanı'nın BM Genel Sekreteri'yle
Paris'teki görüşmelerinde kararlaştırdıklarına
Kıbrıs Türk tarafının verdiği tepkinin Rum siyasi
liderliğinde hayal kırıklığı yarattığını,
Rum iktidar ve muhalefet kanatlarının Paris'te neler üzerinde
uzlaşmaya varıldığı konusunda Perşembe günü de
uzlaşmayı başaramadığını yazdı.
Gazete AKEL'in
gelişmeleri Polit Büro düzeyinde değerlendirdiğini ve Paris
görüşmesinin sonuçlarını olumlu bulduğunu yazdı.
Gazeteye göre
AKEL diğer şeyler yanında; bazı somut konularda ilerleme
sağlanması gerektiğinin, Kıbrıs sorununun
esasıyla ilgilenecek teknik komiteler oluşturulması
kararının, güven yaratıcı önlemlerin ileri götürülmesiyle
Maraş'ın iade edilmesi ve askersizleştirme konularının
ortak açıklamada yer aldığına dikkat çekti.
Kıbrıs
Türk tarafının gösterdiği tepki için üzüntü belirten AKEL
şunları kaydetti:
"Kıbrıs
Türk liderliğinin, görüşme sonuçlarının
sağladığı fırsatı değerlendirmesini ve
Kıbrıs sorununda çözümü gündeme getirecek gelişmelerin yoluna
konulmasına katkı koymasını beklerdik. Maalesef, Türkiye
böyle bir şeye izin vermiyor görünüyor. Tepkilerin, Kıbrıs
sorununun özüne ilişkin konuların görüşülmesini engellemeyi
hedeflediği ortadadır."
AKEL;
Kıbrıs sorunundaki gelişmelerin muhalefet tarafından
küçümsenmesinden hoşnutsuzluk belirtti ve bunu partizanlığa ve
seçimlere yönelik maksatlara bağladı.
KS EDEK de
Siyasi Bürosu'nda; Paris görüşmesinden ortaya çıkanları
değerlendirdi. Parti başkanı Yannakis Omiru Kıbrıs
Türk tarafından gelen tepkiler nedeniyle üzüntü belirtti ve bu tepkileri
yorumlarken "maskeleri düştü" nitelemesinde bulundu.
Gazete
DİSİ Başkanı Nikos Anastasiadis'in Kıbrıs Türk
tarafına nasihatte bulunmayı tercih ettiğini ve Kıbrıs
Türk siyasi liderliğini "Kıbrıs sorununun;
işbirliği, diyalog ve karşılıklı
anlayış olmadan çözülemeyeceğini anlamaya"
çağırdığını yazdı, şöyle devam etti:
"Kıbrıslı
Türkleri, taksimi gündeme getirecek bir hareket olan işgal rejimini
yüceltmeye çalışmak yerine, kendi önerilerini sunmaya teşvik
etti. DİSİ Başkanı; Paris'te, bizim tarafın iddia
ettiğinden çok daha azını kazandığımız
görüşünde ısrar etti. Teknik komitelerde görüşülecek
olanların düşük politika kapsamında yer
aldığını savundu.
DİSİ Başkanı
şöyle devam etti:
'Kıbrıslı
Türklerin tepkilerinden de ortaya çıktığı üzere ekonomi,
askersizleştirme ve Maraş konuları bizim tarafın gündeme
getirdiği konulardır. Başkan Papadopulos, BM Genel Sekreteri ve
Mehmet Ali Talat arasındaki anlaşmanın ayağını
oluşturanlar Moller'in BM Genel Sekreteri'ne, Talat'a ve Başkan
Papadopulos'a gönderdiği mektuplarda ifade edilen düşük politika
konularıdır. Güven Yaratıcı Önlemler'i biz talep ettik ve
iyi de ettik, ancak bunlar, üçlü anlaşmanın (Genel Sekreter-Talat-Papadopulos)
parçası değildir.'
DİSİ'nin
yeniden Ulusal Konsey'e katılıp katılmayacağına
ilişkin bir soru üzerine Anastasiadis; şu anda DİSİ'nin
böyle bir konu üzerinde durmadığı yanıtını
verdi."
Aynı
gazete "Papapetru: Çözümü Kaybettik" başlığıyla
yansıttığı haberinde EDİ (Birleşik Demokratlar)
Başkanı Mihalis Papapetru'nun Paris'ten çıkan sonuçları
değerlendirdiği önceki günkü açıklamasına yer verdi.
Gazeteye göre
Papapetru özetle şunları söyledi:
"Başkan
Papadopulos ile BM Genel Sekreteri'nin kısa süre öncesine kadarki
ilişkisinin nasıl olduğu düşünüldüğünde, Paris'teki
görüşmeleri gerçekten de olumlu bir gelişmedir. Hükümetin, BM Genel
Sekreteri'nin Kıbrıs sorununda yeni bir inisiyatif üstlenmek üzere
özel temsilcisini ataması yönündeki hedefi başarılamadı.
Üzerinde uzlaşma sağladıkları Teknik Komitelerin ele
alacağı konuların
Kıbrıs
sorununun özüyle hiçbir alakası yoktur, çözüme de katkı koymaz.
Aksine görüşülecek olan; kuş gribi, sağlık, cürümler ve
trafik güvenliği gibi konular Kıbrıs sorununa nihai çözüm
bulunmasına ilişkin inisiyatif eksikliğidir."
Rum Ortodoks
Kilisesi kutladı
Yine Politis
"Görüşmeler: Baf (Metropoliti) Kutluyor" başlıklı
haberinde ise Rum Ortodoks Kilisesi Sen Sinod Meclisi adına açıklama
yapan Baf Metropoliti Hrisostomos'un, Rum Yönetimi Başkanı Tasos
Papadopulos ile BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın; teknik komitelerin
oluşturulması konusunda uzlaşmalarını
kutladığını bildirdi.
Gazeteye göre
görüşmelerin tamamen başarılı olduğu kanaatini ortaya
koyan Baf Metropoliti, "Kıbrıs Rum tarafı, Kıbrıs
sorununa adil, yaşayabilir ve işleyebilir bir çözümün gerekli ön
şartlarını yaratacak, ön hazırlığı son
derece iyi yapılmış bir müzakere prosedürüne yeniden katılmak
için siyasi iradeye sahip olduğunu göstermiştir" dedi.
Hrisostomos
"Maraş'ın iadesi konusu ilk kez bu kadar esaslı ve ümit
verici şekilde gündeme getirildi. Genel Sekreter, bizim tarafın da
değişmez arzusu ve talebi olan BM Güvenlik Konseyi'nin daimi üyesi
beş ülkenin Kıbrıs sorununa müdahiliyetini kendiliğinden
anlaşılır buluyor" dedi.
Fileleftheros
"Partiler, Görüş Ayrılıklarına Rağmen;
Gelişmelerin Değerlendirmeye Değer Olduğunda
Uzlaşıyorlar" başlıklı haberinde AKEL, EDEK,
EDİ ve DİSİ'nin açıklamalarına kısaca yer
verdikten sonra EUROKO ve Rum Ekologlar ve Çevreciler Hareketi'nin
değerlendirmelerine yer verdi.
Gazeteye göre
EUROKO Başkanı Dimitris Şilluris teknik komitelerdeki
Kıbrıs sorununa ilişkin görüşmelerin kat'i şekilde
Avrupa normlarına dayanması gerektiğini söyledi.
Rum Ekologlar
ve Çevreciler Hareketi Genel Sekreter Yardımcısı Dinos
Pashalidis ise "özellikle Kıbrıs sorununa çözüm bulunması
prosedürünün ırkçı ve halen Kıbrıs halkı
tarafından reddedilmiş olan Annan planından kurtarılmasını
ve yeni müzakere temeli şekillendirilmesini kutluyoruz" dedi.
KIBRIS
05/03/06
Eski
Cumhurbaşkanı Denktaş, Avrupa Parlamentosu Yüksek Temas
Grubu'nun ziyaretiyle ilgili yazılı açıklama
yaptı:Kahredici, Kıbrıs Türkünü alçaltıcı bir ziyaret
Eski
cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Avrupa Parlamentosu (AP) Yüksek
Temas Grubu'nun ziyaretini "kahredici, Kıbrıs Türkünü
alçaltıcı" bir ziyaret olarak değerlendirerek, BRT'nin bunu
haberlerinde "çok önemli bir ziyaret olarak sunma gereğini
duyduğunu" ve bunun da kendisini üzdüğünü belirtti.
Denktaş
TAK'a yaptığı yazılı açıklamada, Kıbrıs
Türkünün görevinin; varlığını, siyasi statüsünü,
bağımsızlığını, egemenliğini, devletini
ayaklar altına alıp geçenlerin karşısında,
bağımsızlığını ve devletinin
varlığını gür bir sesle hatırlatmak ve "bayrak
göstermeyiniz" diyerek gelenlere, bayraklarını daha da yükseklere
çekerek gereken cevabı vermek olduğunu ifade ederek, "Biz
Mücahidin Sesi'nden bunu bekliyorduk. Ne yazık ki hayal
kırıklığına uğradık" dedi.
"Yalan ve
yanlış haber"
Denktaş
açıklamasında şunları kaydetti:
"Avrupa
Parlamentosu'ndan gelecek olan Yüksek Temas Grubu'nun ziyaretiyle ilgili olarak
Bayrak Radyo ve Televizyonu'nun önceki akşam halkımıza
duyurduğu yalan ve yanlış haberi işitince bu
yazılı açıklamayı yapmak gereğini duydum. Bayrak Radyo
ve Televizyon spikeri halkımıza bu ziyaretin KKTC'ye yapılacağını,
bunun çok önemli olduğunu, Avrupa Parlamentosu'ndan böyle bir heyetin
KKTC'ye ilk ziyareti olduğunu uzun uzun anlatıp durdu.
Bu
bilinçsizlikten olamazdı. Çünkü kaç gündür bu 'Yüksek Temas Grubunun'
KKTC'ye değil 'Kuzeyde yaşayan Kıbrıslılara' geleceğini,
bize 'Kıbrıs Türkleri' bile diyemediklerini, Kıbrıs'ı
'Kıbrıslı milletinin' adası olarak
algıladıklarını, Kıbrıs'ta tek halk gördüklerini
ve bu Kıbrıslıların bir kısmının 'meşru
hükümetlerinin idaresinde Güney'de' diğer bir kısmının
'Kuzey'de işgal altında yaşayan Kıbrıslılar'
olduklarını görüyorlar.
Yani
'meşru hükümet' addettikleri Rum idaresinin bizi gördüğü gibi
görüyorlar. Kıbrıs'ta self determinasyon hakkını haiz, iki
eşit ve egemen Halk'ın varlığını görmezlikten
geliyorlar. Kıbrıs'ın bir Rum adası, bizim de bir
azınlık olduğumuz görüşünü vurgulayarak geliyorlar.
Geliş maksatlarını da açıkladılar: 'İşgal
nedeniyle Kuzeyde idaresini yayamayan meşru hükümetin' rızası
ile bize, yani 'Kuzeyde yaşayan Kıbrıslılara' AB
yardımından neler verilebileceğini araştırmaya
geliyorlar.
Bu
yanlışlarını, bu hakaretlerini 'temas edeceğimiz
yerlerde sakın ola KKTC'nin bayrağını, amblemini,
işaretini görmeyelim' diyerek katmerliyorlar.
Halkımız
bu hakaret karşısında infial içinde. Dışişleri
Bakanlığı'nın açıklaması var. Fakat bütün bunlara
rağmen Mücahidin Sesi Bayrak Radyo ve Televizyonu bu kahredici,
Kıbrıs Türkünü alçaltıcı ziyareti halkımıza çok
önemli bir ziyaret olarak takdim etmek gereğini duydu. Üzüntülerimi
duyurmayı görev bildim.
Kıbrıs
Türkü'nün görevi; varlığını, siyasi statüsünü,
bağımsızlığını, egemenliğini, devletini
ayaklar altına alıp geçenlerin karşısında
bağımsızlığını ve devletinin
varlığını özgür bir sesle hatırlamak ve 'bayrak
göstermeyiniz' diyerek gelenlere, bayraklarını daha da yükseklere
çekerek gereken cevabı vermektir. Biz Mücahidin Sesi'nden bunu
bekliyorduk. Ne yazık ki hayal kırıklığına
uğradık."
KIBRIS
05/03/06
Rumların
manipülasyon yaptığını BM de açıkladı
|
Başbakan
Soyer, teknik komitelerin, Rum yönetimi tarafından yanlış
takdim edildiğinin BM tarafından
açıklandığını vurguladı: Rumların
manipülasyon yaptığını BM de açıkladı Başbakan
Ferdi Sabit Soyer, Kıbrıs Türk halkının
karşılaştığı problemleri aşmasına
yardımcı olmak amacıyla kurulacak teknik komiteleri
Kıbrıs sorununun esas meselelerini görüşecek komiteler olarak
takdim etmenin bir manipülasyon olduğunu ve bu manipülasyonun ne kadar
yanlış ve yanıltıcı olduğunun BM Basın
Sözcüsü tarafından dün açıklandığını belirtti. Soyer dün bir
kabulü sırasında yaptığı açıklamada "Güney
Kıbrıs'taki hâkimiyetçi anlayışın, iki taraf
arasında oluşturulacak teknik komiteleri Kıbrıs sorununun
esas meselelerini görüşecek komiteler olarak takdim etme manipülasyonun
ne kadar yanlış ve yanıltıcı olduğu BM Sözcüsü
tarafından açıklanmıştır" dedi. Teknik komitelerin
çalışmalarının Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat'ın mektubuyla onaylandığını vurgulayan
Başbakan Soyer şunları söyledi: "Biz bu
komitelerin çalışmalarını Cumhurbaşkanı Mehmet
Ali Talat'ın mektubuyla onayladık. Bu insan ilişkileri
bakımından Kıbrıs Türk halkının
karşılaştığı problemleri aşmasına
yardımcı olacaktır. Bugün BM Basın Sözcüsü bu komitelerin
özünün bu olduğunu açıklamıştır. Dolayısıyla
Cumhurbaşkanımızın halkımıza ne kadar
doğru bilgi verdiği, ne kadar açık, objektif olduğu ve
Kıbrıs sorunun siyasi hesaplarla, seçim oyunlarıyla manipüle
eden Güney'deki anlayışın, sırf bu hükümete muhalefet
edecek diye Kuzey'de de değişik siyasi görüşlere sahip
insanların halkı demoralize eden çalışmaları gözler
önüne seriyor. BM'nin, iki tarafın üstünde uzlaşmadığı
bir noktada adım atmak niyetinde olmadığını ifade
etti. Halkımızın,
24 Nisan iradesinin bize sağladığı bu yolda bize destek
olacağına inanıyorum Yolumuz aydınlıktır." |
KIBRIS
05/03/06
Ali
Yaman'a BM'den davet
Uzlaşım
Derneği Başkanı Ali Yaman, Birleşmiş Milletler'in (BM)
düzenleyeceği üst düzey konferansa katılıyor. BM Kalkınma
Programı Başkanı Kemal Derviş imzalı davetiyeyle, Ali
Yaman, 6-8 Mart tarihleri arasında İstanbul'da yer alacak,
"Çatışmaların Önlenmesi İçin Ulusal Kapasite
Gelişimi" konulu konferansa davet edildi.
Kanada,
Danimarka ve İsveç tarafından desteklenen konferans, BM Kalkınma
Programı ve BM Siyasi İşler Dairesi'nce düzenlenecek ve ilgili
alanda birikim paylaşımı şeklinde gerçekleştirilecek.
Konferansın
amaçları arasında; anlaşmazlıkların çözümlenmesinde
yeni ve uygulanabilir yöntemlerin paylaşılması,
anlaşmazlıkların çözümlenmesinde sivil toplum örgütlerinin etkin
rolü ve bu alanda somut fikirlerin geliştirilmesi yer alıyor.
Konferansta,
"Kıbrıs'ta Anlaşmazlık Çözümleme Eğitimi"
konulu bir de sunuş yapmayı planlayan Ali Yaman, sivil toplum
örgütlerinin anlaşmazlıkların çözümlenmesindeki etkinliğine
vurgu yapacak.
KIBRIS
05/03/06
AP heyetinin KKTC temasları başladı
6 Mart, 2006 17:01:00 (TSİ) CNN TURK
Avrupa
Parlamentosu'nda geçtiğimiz ay kurulan 'Kıbrıslı Türkler
ile temas grubu' milletvekilleri, bugün KKTC'de temaslarına
başladı.
KKTC ve Güney
Kıbrıs'ta temaslarda bulunmak üzere adada bulunan AP heyeti, Rum
Meclis Başkanı Dimitris Hristofyas ile görüştü.
Hristofyas, görüşmeden sonra yaptığı açıklamada, AP
heyetine Kıbrıs sorunu çerçevesinde Rum tarafının Annan
Planı hakkındaki görüşlerini anlattı ve planda talep
ettikleri değişiklikler hakkında bilgi verdi.
Kıbrıslı Türklere yönelik izolasyonların sebebinin Türkiye
olduğunu iddia eden Hristofyas, Rum yönetiminin Kıbrıslı
Türklere yönelik uygulamaya koyduğu 'önlemler' ve Kıbrıs
sorununun çözümü yönünde 'attığı adımlar' konusunda heyeti
bilgilendirdi.
Hristofyas, Kıbrıs Türk tarafından, teknik komitelerin
kurulması yönünde Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos ve BM Genel
Sekreteri Kofi Annan'ın Paris'te yaptığı görüşmede
vardıkları anlaşmaya karşılık vermesini istedi.
KKTC'deki temaslar
'KKTC ile temas grubu', cumhurbaşkanlığına vekalet eden
Meclis Başkanı Fatma Ekenoğlu ile Başbakan Ferdi Sabit
Soyer'le de görüşecek. Kalp ameliyatı geçiren KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, hala tedavi altında bulunuyor.
Temas grubunun görüşmelerde KKTC bayrağının
bulunmasını yasaklaması KKTC'de tepkiyle
karşılandı. Koalisyon hükümetinin küçük ortağı
Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş, AP milletvekilleriyle
görüşmeyi reddetti.
Heyet, haziran ya da temmuz ayında KKTC'ye tekrar gelecek ve ardından
Kıbrıslı Türkler ile ilişkilerin nasıl
artırılabileceği konusunda rapor hazırlayarak Avrupa
Parlamentosu Dış İlişkiler Komitesi'ne sunacak.
AP milletvekili Karim KKTC'yi ziyaret etmişti
Bu arada, Avrupa Parlamentosu Liberal Demokratlar Grubu İngiliz
milletvekili Sajjad Karim, 28 şubatta KKTC'ye gelmişti.
Karim, Kıbrıslı Türklerin yaşadığı sıkıntıları
onların AB'ye bakışlarını ve hayal
kırıklıklarını anlayışla
karşıladığını belirterek, AP'nin Avrupa
Konseyi'ni, ambargoların kaldırılması yönünde adım
atmaya zorladığını söylemişti.
''Kıbrıs sorunu yalnız Kıbrıslı Türkler ve
Rumları değil, AB vatandaşlarını da etkiliyor'' diyen
Karim, AB'ye güvenilmesini istemişti.
İngiliz milletvekili, Kıbrıs Türk halkının AP'de tam
temsiliyetinin sağlanması ve Kıbrıs Türkü ile Türk
halkının Avrupa Birliği'ne yeniden güven kazanması için
AB'nin somut adımlar atması gerektiğini de kaydetmişti.
KKTC'ye mali yardım
Avrupa Birliği 27 şubatta, KKTC'ye yönelik mali yardım
tüzüğünü doğrudan ticaret tüzüğünden ayırarak
onaylamış, Kıbrıs'a 139 milyon euro yardım
yapılmasını öngörmüştü.
AB Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn "bu sayede
enerji ve çevre gibi acil ihtiyaç duyulan alanlarda AB'nin yardımı
mümkün olacak" açıklamasını yapmıştı.
Kıbrıslı
Türkler APyi protesto etti
KKTCyi
ziyaret eden Avrupa Parlamentosu temas grubu, protesto gösterileriyle
karşılandı. Göstericiler, grubun Kıbrıslı
Türkleri kuzeydeki Kıbrıslılar olarak
tanımlamasını protesto ediyor.
NTV
Güncelleme: 07:22 ET 06 Mart 2006 Pazartesi
LEFKOŞA
- Avrupa Parlamentosu heyetinin KKTC ziyareti gergin başladı.
Lefkoşada kalabalık bir grup, Demokrat Parti genel merkezi önünde
Kıbrıslı Türk kimliğini vurgulamak için KKTC
bayraklarıyla eylem yaptı. Bazı sivil toplum örgütleri de Ledra
Palas sınır kapısında protesto gösterisi için bir araya
geldi.
Heyetle görüşmeyi reddeden
Dışişleri Bakanı ve Demokrat Parti Denel Başkanı
Serdar Denktaş, Avrupa Parlamentosu temas grubunun Kıbrıs Türk
kimliğine saygı göstermediğini belirtti.
Denktaş, Avrupalı parlamenterlerin tutumunu değiştirmemesi
halinde gösterilerin süreceğini söyledi. Avrupa parlamentosu temas grubu
ilk olarak Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talata vekalet eden Meclis
Başkanı Fatma Ekenoğlu ile
Cumhurbaşkanlığında bir araya geldi. Ancak Avrupalı
parlamenterler, Başbakan Ferdi Sabit Soyerle Avrupa Birliği
Koordinasyon Merkezinde görüşecek.
Denktaş'tan AP heyetine
bayraklı karşılama
DHA
Avrupa Parlamentosunda geçen ay kurulan Kıbrıslı Türklerle
temas grubu milletvekilleri, KKTC Başbakanı Ferdi Sabit Soyer ile
bir araya geldi.
Lefkoşadaki AB Koordinasyon Ofisinde gerçekleştirilen
görüşmeye önce Soyer gelirken, milletvekili heyetinin belediye otobüsüyle
gelmesi dikkat çekti. Geniş güvenlik önlemlerinin
alındığı görüşme basına kapalı olarak
gerçekleştirildi. Görüşme öncesinde gazetecilerin kısa süreli
görüntü almasına izin verildi. Heyetin talebi doğrultusunda,
görüşmenin yapıldığı yerde KKTC bayrağı
gibi devleti temsil eden simgeler yer almadı.
RAUF DENKTAŞIN OFİSİNİN BAHÇESİNE BAYRAK
ASILDI
Kuzey Lefkoşadaki AB Koordinasyon Ofisi, yaklaşık 5 yıl
öncesine kadar Başbakanlık Özel Konutu olarak
kullanılıyordu. Ofisin tam karşısında, eski KKTC
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaşın, görevinden
ayrıldıktan sonra taşındığı
çalışma ofisi bulunuyor. Görüşme öncesinde Denktaşın
korumalarının, çalışma ofisinin bahçesine KKTC ve Türk
bayrakları astığı gözlendi.
OS(YC)
HURRIYET 06/03/06
Aynaya baksınlar
TC
Başbakanı Erdoğan, "Kıbrıs'ı
peşkeş çektiler" suçlamasını yanıtladı:
Aynaya
baksınlar
"KKTC'ye,
hiçbir dönemde kazandırılmayan bir itibar kazandırdık. Bunu
da masadan kaçarak değil, masada oturarak yaptık. Bundan sonra da
masada oturarak yapacağız. Hiçbir zaman masadan
kaçmayacağız"
AK Parti Genel
Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, "Biz şu
anda KKTC'ye, hiçbir dönemde kazandırılmayan bir itibarı
kazandırmış bir iktidarız. Bunu da masadan kaçarak
değil, masada oturarak yaptık" dedi.
Partisinin
Tuzla İlçe Başkanlığı'nın Kefkale Spor
Kompleksi'nde yapılan 2. Olağan Kongresi'nde konuşan
Erdoğan, AB'nin bütün mensuplarıyla aynı masaya oturup
meseleleri rahat rahat konuştuklarını bildirdi ve
bazılarının kendilerini, "Kıbrıs'ın
peşkeş çekildiği" yönünde eleştirdiğini
hatırlattı. "Onu söyleyenler önce aynaya baksınlar"
diyen Erdoğan, kimsenin AK Parti iktidarına böyle bir çirkefi
yapıştıramayacağını söyledi.
Başbakan
Erdoğan, şöyle devam etti:
"Biz
şu anda KKTC'ye, hiçbir dönemde kazandırılmayan bir itibarı
kazandırmış bir iktidarız. Bunu da masadan kaçarak
değil, masada oturarak yaptık. Bundan sonra da masada oturarak
yapacağız. Hiçbir zaman masadan kaçmayacağız. Rumlardan bir
adım önde olacağız. Yeni 10 maddelik eylem planıyla 11
adım öne geçtik. Rumlar bu teklifi anlamış değiller.
Devamlı atak, atak, atak... Taarruzdayız. Dostluk en büyük
silahımız, düşmanlık en büyük düşmanlığımızdır.
Asla düşmanlığı sevmiyoruz, düşman kazanmaya
değil, dost kazanmaya geldik."
KIBRIS 06/03/06
Temas Grubu'nu yoğun bir gündem bekliyor
|
Avrupa
Parlamentosu Yüksek Seviyede Temas Grubu, KKTC'de görüşmelerde ve
incelemelerde bulunmak üzere dün adaya geldi Temas
Grubu'nu yoğun bir gündem bekliyor KKTC'YE
İLK ZİYARET... Adaya Larnaka Havaalanı üzerinden ayrı
ayrı gelen grubun yapacağı temaslar, KKTC'yi ilk kez ziyaret
etmesi açısından büyük önem taşıyor. KKTC ile
ilişkilerin geliştirilmesi için Avrupa Parlamentosu tarafından
geçen ay kurulan "Yüksek Seviyede Temas Grubu'nun gündemi yoğun CUMHURBAŞKANLIĞINDA
KABUL... AP Yüksek Seviyede Temas Grubu, geçirdiği by-pass
ameliyatı nedeniyle İstanbul'da bulunan Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat yerine Cumhurbaşkanı Vekili, Cumhuriyet Meclisi
Başkanı Fatma Ekenoğlu tarafından
Cumhurbaşkanlığı'nda kabul edilecek. Bugün saat 12.00'de
basına kapalı gerçekleşecek görüşmede Ekenoğlu'na
Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit Pertev
eşlik edecek Avrupa
Parlamentosu(AP) Yüksek Seviyede Temas Grubu, Kuzey Kıbrıs Türk
Cumhuriyeti'nde (KKTC) görüşmelerde ve incelemelerde bulunmak üzere dün
adaya geldi. Fransız
sağcı parlamenter Françoise Grossetete (koordinatör)
başkanlığında Mechtild Rothe (koordinatör
yardımcısı), Karin Resetarits, Cem Özdemir, Francis Wurtz,
Yorgos Karatzaferis, Sean O Neachtain ve Ryszard Czarnecki'den oluşan AP
Yüksek Seviyede Temas Grubu, bugün devlet ve hükümet yetkilileri ve sivil
toplum örgütü yetkilileriyle yoğun görüşmelerde bulunacak. Adaya Larnaka
Havaalanı üzerinden ayrı ayrı gelen grubun yapacağı
temaslar, KKTC'yi ilk kez ziyaret etmesi açısından büyük önem
taşıyor. KKTC ile ilişkilerin geliştirilmesi için Avrupa
Parlamentosu tarafından geçen ay kurulan "Yüksek Seviyede Temas
Grubu," gelecek 6 ayda yapılacak faaliyetlerle ilgili konuları
görüşmek üzere Ocak ortalarında Strasbourg'da ilk
toplantısını yapmıştı. Fransız
sağcı parlamenter Françoise Grossetete, Avrupa Parlamentosu'ndaki
bütün siyasi eğilimlerin temsilcilerinin bulunduğu temas grubunun
koordinatörü olarak görev yapıyor. KKTC ile
ilişkilerin güçlendirilmesi ve diyalogun artırılması için
çalışacak grup, temasları sırasında KKTC
devlet-hükümet yetkilileri ve sivil toplum örgütü temsilcileriyle
görüşmelerde bulunacak, Girne bölgesinde BM Kalkınma Programı
(UNDP) ile Avrupa Birliği tarafından finanse edilen projeleri
yerinde inceleyecek. Grubu,
Cumhurbaşkanlığında Ekenoğlu
kabul edecek AP Yüksek
Seviyede Temas Grubu, geçirdiği by-pass ameliyatı nedeniyle
İstanbul'da bulunan Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat yerine
Cumhurbaşkanı Vekili, Cumhuriyet Meclisi Başkanı Fatma
Ekenoğlu tarafından Cumhurbaşkanlığı'nda kabul
edilecek. Bugün saat 12.00'de basına kapalı gerçekleşecek
görüşmede Ekenoğlu'na Cumhurbaşkanlığı
Müsteşarı Raşit Pertev eşlik edecek. Ekenoğlu
ile görüşmelerinin ardından öğle yemeğinde Lefkoşa
Belediye Başkanı Kutlay Erk ile sosyal bir görüşme yapacak
olan grup üyeleri, daha sonra Başbakan Ferdi Sabit Soyer tarafından
kabul edilecek. Heyetin programında, Başbakan
Yardımcısı Dışişleri Bakanı Serdar
Denktaş'la görüşme de bulunuyor. Ancak Denktaş, önceki gün DP
Mağusa İlçe Kongresi'nde yaptığı konuşmada, AP
grubuyla görüşmeyeceğini açıklamıştı. Heyet,
ana muhalefet UBP Genel Başkanı Hüseyin Özgürgün ile BDH Genel
Başkanı Mustafa Akıncı ile ayrı ayrı
görüşecek. Başbakanlık
Avrupa Birliği Koordinasyon Merkezi tarafından yapılan
açıklamaya göre grubun Başbakan Ferdi Sabit Soyer, ana muhalefet
UBP Genel Başkanı Hüseyin Özgürgün ve BDH Genel Başkanı
Mustafa Akıncı ile gerçekleştireceği görüşmeler
Avrupa Birliği Koordinasyon Merkezi'nde yer alacak. Başbakan
Ferdi Sabit Soyer tarafından saat 15.15'de kabul edilecek olan AP grubu,
17.45'te UBP Genel Başkanı Hüseyin Özgürgün, 19.00'da da BDH Genel
Başkanı Mustafa Akıncı ile bir araya gelecek. Bu
görüşmelerin tümünün de süresi 1 saat olarak planlandı. İkinci
ziyaret yazda Haziran veya
temmuz ayında KKTC'ye ikinci ziyaretini gerçekleştirmeyi planlayan
AP Yüksek Seviyede Temas Grubu, bunun ardından
hazırlayacağı raporu Avrupa Parlamentosu Dış
İlişkiler Komitesi'ne sunacak. AP üyesi 8
parlamenterden oluşan grubun, KKTC'ye ilk ziyareti sırasında,
Annan Planı'nın Rumlar tarafından reddedilmesinden sonra
Avrupa Birliği Konseyi tarafından kabul edilen ve KKTC'ye yönelik
ekonomik izolasyonun kaldırılmasını öngören kararların
nasıl etkili bir biçimde yürürlüğe gireceği konusuna
bakması bekleniyor. Grubun Türk
asıllı Alman üyesi Cem Özdemir, grubun
oluşturulmasının ardından basına
yaptığı açıklamada, "Grubun kurulması olumlu
bir gelişme. Avrupa Parlamentosu, ilk defa Kıbrıslı Türk
yöneticileri ve siyasileri muhatap alacak. Grup içindeki görüş
ayrılıklarımızı yenip olumlu bir rapor
hazırlamak için çalışacağız" demişti. Grubun
temasları sırasında basına açıklama
yapmayacağı, yarın ara bölgedeki Ledra Palace Otel'de saat
10.00'da basın toplantısı düzenleyeceği kaydedildi. Grup
üyeleri, basın toplantısının ardından BM
kontrolündeki ara bölgede incelemelerde de bulunacak. Girne'deki
projeleri inceleyecekler AP Yüksek
Seviyede Temas Grubu, yarın ise 12.30-15.00 saatleri arasında KKTC
Cumhuriyet Meclisi'nden bir grup milletvekili ile Bellapais'de öğle
yemeğinde sosyal bir görüşme yapacak. Görüşme basına
kapalı olacak. Grup üyeleri, aynı gün Girne bölgesinde BM
Kalkınma Programı (UNDP) ile Avrupa Birliği tarafından
finanse edilen projeleri yerinde inceleyecek. STÖ ile
yuvarlak masa toplantısı Fransız
sağcı parlamenter Françoise Grossetete
başkanlığındaki AP Yüksek Seviyede Temas Grubu, bu arada
yarın düzenleyeceği basın toplantısı öncesinde sabah
saat 08.30'da ara bölgedeki Ledra Palace Otel'de aralarında sendikalar,
kadın, gençlik ve öğrenci örgütlerinin bulunduğu
Kıbrıs Türk sivil toplum örgütlerinin temsilcileriyle
kahvaltılı yuvarlak masa toplantısı yapacak. AP Yüksek
Seviyede Temas Grubu üyeleri temaslarını tamamlamalarının
ardından yarın akşam ve 8 Mart Çarşamba sabahı olmak
üzere iki grup halinde adadan ayrılacak. |
KIBRIS 06/03/06
Başbakan Soyer, POLİTİS'e demeç
verdi: Veto, Papadopulos'un elinde "tahta kılıç"
Başbakan
Soyer, "Şu anda, izolasyonların
kaldırılmasını ve doğrudan ticaretin
başlamasını başarmamış olabiliriz; ama bu konunun
gündemde tutulmasını başardık" dedi. Soyer
ayrıca, "Kıbrıslı Türlerin 'çözümsüzlük çözümdür'
diyen Denktaş'ı uzaklaştırdığı gibi,
Kıbrıslı Rumlar da aynı şeyi Papadopulos'a
yapacak" ifadesini kullandı
Başbakan
Ferdi Sabit Soyer, Kıbrıslı Türklerle ilgili mali tüzüğün,
Rum tarafının, Türkiye'ye veto uygulamamasına
karşılık olarak onaylandığını (tüzüklerin
birbirinden ayrılması) belirtti ve veto silahını Rum
Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un elindeki "tahta
kılıç" olarak nitelendirdi.
İstanbul
ziyareti sırasında, POLİTİS'le söyleşi yapan
Başbakan Soyer, tüzükler konusuna da değindi.
Gazete,
söyleşinin Paris'te Annan-Papadopulos görüşmesinin
gerçekleştirildiği sıralarda
yapıldığını, bu nedenle Paris görüşmesi konusuna
değinilmediğini kaydetti.
Habere göre
Başbakan Soyer, Kıbrıslı Türklerin tüzüklerin
ayrılmasına onay vermediğini, bu konudaki sorumluluğun
AB'ye ait olduğunu söyledi.
Ancak
kendilerinin, AB ile olan ilişkileri kesmeyi istemediklerini vurgulayan
Başbakan Soyer, AB'nin kararında kesin bir tespit bulunduğunu,
bunun da, izolasyonların kaldırılması hedefiyle
çalışmaların sürdürüleceğine yönelik çağrı
olduğunu ifade etti.
Bir soru
üzerine Başbakan Soyer, Papadopulos'un hedefine
ulaşamadığını, zira hedefinin doğrudan ticaret
konusunu AB'nin gündeminden çıkarmak olduğunu belirtti. Başbakan
Soyer, "Şu anda, izolasyonların
kaldırılmasını ve doğrudan ticaretin
başlamasını başarmamış olabiliriz; ama bu konunun
gündemde tutulmasını başardık" dedi.
Soyer,
Papadopulos'un sürekli olarak "veto uygulayacağız" diyerek
gerilim yaratmasını eleştirerek, Papadopulos'un bununla sadece
Kıbrıslı Türklere değil Kıbrıslı Rumlara da
zarar verdiğini, Papadopulos'un bu siyaseti sürdürdükçe Kıbrıslı
Rumların AB içerindeki saygı ve değerini sarsmış
olacağını da söyledi.
Başbakan
Soyer şunları kaydetti:
"Bu
davranış, nihayetinde, tüm Kıbrıs'a zarar veriyor ve bu
nedenden dolayı Papadopulos bu ısrarını terk etmelidir.
Kıbrıslı Türklerin kaybetmesi, günün sonunda tüm
Kıbrıs'ın kaybetmesidir. Biz Kıbrıs'ta bir zafer
istemiyoruz. Biz Kıbrıslı Türkler olarak, eşitlik temelinde
Kıbrıslı Rumlarla birlikte bir anlaşma istiyoruz. Bir
toplumun diğerini yenmesi siyaseti, Kıbrıs'ı belaya sokan
bir siyasettir."
Başbakan
Soyer bir başka soru üzerine, Papadopulos'un süper güç
olmadığını, Kıbrıs sorununun çözümüyle ilgilenen
Türkiye, Yunanistan, AB gibi tarafların da bulunduğunu söyleyerek,
Papadopulos'un bu siyasetinin Kıbrıs sorununun çözüm dinamiğini
etkileyen bir şekilde sürdürülmesinin de mümkün
olmadığını belirtti.
Soyer
ayrıca, "Kıbrıslı Türlerin 'çözümsüzlük çözümdür'
diyen Denktaş'ı uzaklaştırdığı gibi,
Kıbrıslı Rumlar da aynı şeyi Papadopulos'a
yapacak" ifadesini de kullandı.
Rum
basınında "AB'nin kararı, Papadopulos'a
hediyedir"şeklinde çıkan haberleri yorumlaması istenen
Soyer, Papadopulos'un herhangi bir hediye almadığını,
sırf halkına, Kıbrıslı Türkler
karşısında güya bir zafer kazandığını
söylemek için bir geri adım attığını, Türkiye
karşısında veto kullanmamak için geri adım
attığını söyledi.
Soyer
ayrıca, Papadopulos'un veto tehditlerini "seçimlere yönelik içi
boş külhanbeylik" olarak da nitelendirdi.
KIBRIS 06/03/06
Rum askerleri vahşet saçtı
Zalim Rum
askerleri, bir köpeği canlı canlı yakarak, bu vahşet
sahnesini de cep telefonuna kaydetti
Rum askerleri
vahşet saçtı
SİMERİNİ,
beyinsiz ve zalim RMMO askerlerinin, bir RMMO mevzisinde, bir köpeği
canlı canlı yaktığını ve bu sadist, tüyler
ürpertici davranışlarının görüntülerini bir cep telefonuna
kaydettiklerini yazdı.
Gazeteye göre,
bu sadist RMMO askerleri önce köpeği akaryakıtla yıkadılar
ve ateşle tutuşturduktan sonra olayı seyretmeye
başladılar. Köpek can havliyle inlerken ve alevler içinde sağa
sola koşarken, askerler yarattıkları "manzaradan"
duydukları "gururu" ve köpeğin acı sonunu alaycı
bir şekilde birbirlerine anlatıyorlardı.
Köpek öldükten
sonra cep telefonuna yapılan kayıt, başka askerlere de
gönderildi ve daha sonra da SİGMA adlı özel TV kanalı
muhabirlerinin bilgisine ulaştı.
Gazete, durumu
öğrenen Savunma Bakanlığı Basın Sözcüsü Yoannis
Patsalidis ve SIGMA'nın programına telefonla katılan Savunma
Bakanı Kiriakos Mavronikolas'ın bu insanlık dışı
davranışı şiddetle kınadıklarını
belirttiklerini yazdı.
Gazeteye göre
Mavronikolas araştırma sonucunda suçluların tespit edilmesinden
sonra bu askerlerin ibret oluşturacak şekilde
cezalandırılacaklarını da söyledi.
Bu arada
Hayvanları Koruma Derneği Başkanı Tula Boyacı, bunun
ilk kez olmadığını, RMMO askerlerinin geçmişte de
köpekleri canlı canlı yaktığını, ancak bunun
maalesef örtbas edildiğini ve suçluların hiçbir cezaya
çarptırılmadığını belirtirken, bu sorunlu ve
sadist insanların çok tehlikeli olduğuna dikkat çekti.
KIBRIS 06/03/06
Türk mallarında oturanlara hali arazi
Rum
İçişleri Bakanı Andreas Hristu, Rum göçmelere tapu verilmesi
kararını çok büyük ve Rum Yönetimi'nin sosyal yaşam ve iskân
politikası konularında bugüne kadar hiçbir zaman
almadığı önemli bir karar olarak nitelendirdi.
Haravgi'ye özel
açıklama yapan İçişleri Bakanı Andreas Hristu, tapu
verilmesi konusunun siyasi, ekonomik ve yasal yönleri bulunan, zor bir sorun
olduğunu da dikkati çekti.
Hristu, tapu
kararının üç grubu kapsadığını, bir diğer
deyişle, hükümet evlerinde oturan, kendi evlerini yapmaları için para
alanlar ve Kıbrıs Türk evlerinde oturanların bu haktan
yararlanacağını belirtti. Hristu, hali arazi, istimlâk edilen
arazi ve özel araziler üzerine, hükümet veya göçmenler tarafından
yapılan evlerde oturanlara tapu verileceğini anlattı.
Hristu, buna
paralel olarak, Kıbrıs Türk malı üzerine inşa edilmiş
evlerde veya Kıbrıs Türk evlerinde oturanlara ise hali arazi
verileceğini kaydetti.
Gazete, arsa ve
inşa edilen göçmen evlerine ilişkin rakamlardan oluşan bir de
tablo yayımladı. Tabloda şu rakamlara yer verildi:
"1.
Göçmenler tarafından inşa edilen arsa ve site sayısı:
a-Arsalaştırılmış
arazi sayısı: 6 bin 41 Kıbrıs Türk toprağı
b-İstimlâk
edilmeyen arsa sayısı: 5 bin 431 Kıbrıs Türk
toprağı
c-İstimlâk,
dostane uzlaşı veya rıza sonucunda elde edilen arsa
sayısı; 610 Kıbrıs Türk toprağı
2. Hükümet
Evleri:
a) Üzerine ev
yapılmış arsalar; 3 bin 185 (adet)-Kıbrıs Türk
toprağı
b)
İstimlâk edilmeyen arsalar üzerine inşa edilen ev sayısı; 3
bin 125- Kıbrıs Türk toprağı
c)
İstimlâk, dostane uzlaşı ve rıza sonucunda elde edilen
arsalar üzerine inşa edilen ev sayısı; 60-Kıbrıs Türk
toprağı.
Gazete,
Kıbrıs Türk evlerinde oturan Rum sayısının,
Lefkoşa'da 349, Limasol'da 2 bin 170, Larnaka'da bin 460, Baf'ta ise 977
olduğunu da yazdı.
Gazete
ayrıca, istimlâk edilmeyen Kıbrıs Tür toprağına
inşa edilen evlerin bölgelere göre dağılımına
ilişkin rakamlara da yer verdi.
KIBRIS 06/03/06
AP heyeti: "KKTC'yi tanımıyoruz"
7 Mart, 2006 18:05:00 (TSİ) CNN TURK
KKTC ziyaretinin son gününde açıklama yapan
Avrupa Parlamentosu Temas Grubu, ''KKTC'yi değil, Kıbrıs Türk
toplumunun kimliğini tanıyoruz'' mesajı verdi.
Avrupa
Parlamentosu (AP) Temas Grubu koordinatörü Fransız parlamenter Françoise
Grossetete başkanlığındaki Temas Grubu, KKTC ve
Kıbrıs Rum Kesimi'nde yaptığı görüşmeleri,
Lefkoşa ara bölgedeki Ledra Palace Hotel'de düzenlediği basın
toplantısında değerlendirdi.
Grossetete, Kıbrıs'ta oluşan hukuki durumun üzücü olduğunu
belirterek, ''ancak bu konuda bundan sonrası için yapabileceğimiz,
çok daha gerçekçi bir biçimde çalışmaktır. Dolayısıyla
gelecek aylarda çok yoğun bir biçimde çalışacağız''
dedi.
"Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanıyoruz"
Grossetete, ''Kıbrıs Cumhuriyeti'nin egemenliğini çok net bir
biçimde tanıyoruz ve vurguluyoruz'' ifadesini kullanarak, ''dünkü
temaslarımızda Kuzey'deki siyasi liderlerle de görüştük.
Amacımız bir bilgi alışverişinde bulunmaktı.
Ancak bu tabii ki bu grupların siyasi anlamda tanınması
anlamına gelmiyor" diye konuştu.
'Kıbrıs'ta AB müktesebatının en iyi şekilde
uygulanması için uğraş vereceklerini' kaydeden Grossetete,
''bunun da yolu 2006 için Kuzey Kıbrıs'a verilmiş olan 139 milyon
euronun en iyi şekilde kullanılmasını
sağlamaktır. Bu konuda Avrupa Birliği Komisyonu'na baskı
yaparken, Kıbrıslı Türklerden de bu paranın
harcanmasına dair somut projeler üretmelerini isteyeceğiz'' ifadesini
kullandı.
"Kuzey Kıbrıs'taki protesto eylemine üzüldük"
Grossetete, KKTC'de dün yaptıkları temaslar sırasında
düzenlenen protesto eylemini nasıl değerlendirdiklerinin
sorulması üzerine, düşünce özgürlüğüne karşı
olmadıklarını, eylemin KKTC'de yaptıkları
çalışmaları engellemediğini belirtti.
Ancak olayla ilgili üzüntü duyduklarını da ifade eden Grossetete,
''tabii ki üzüldük, çünkü bizim buraya geliş nedenimiz, özet olarak
tolerans, karşılıklı anlayış ve diyaloğun
başlatılmasıdır'' dedi.
"Kıbrıslı Türkler'le temas için
buradayız"
AP temas grubunun Koordinatör Yardımcısı Alman Parlamenter
Mechtild Rothe de yaptığı açıklamada, Temas Grubu'nun,
Kıbrıs Türk toplumunun kimliğini tanımadığı
şeklinde yanlış bir anlaşılma olduğunu
belirterek, ''oysa bizim görev tanımımız son derece açık.
Biz buradaki Kıbrıs Türk toplumuyla temas için bulunuyoruz'' diye
konuştu.
Rothe, ''genel olarak adımızda yer alan 'adanın kuzeyindeki
Kıbrıs toplumuyla temas' kelimeleri, anladığımız
kadarıyla yanlış anlaşılmalara yol açtı. Oysa
biz, çok net bir biçimde Kıbrıslı Türkler temas için
buradayız" diye konuştu.
"KKTC'yi tanımıyoruz"
Basın toplantısında dağıtılan basın
açıklamasında, Rum Meclis Başkanı Dimitris Hristofyas için
'Kıbrıs Cumhuriyeti Meclis Başkanı' denilirken, KKTC
Cumhurbaşkanı Vekili, Cumhuriyet Meclisi Başkanı Fatma
Ekenoğlu için 'Kıbrıs Türk Toplumu lider Vekili, Başbakan
Ferdi Sabit Soyer için de 'Sayın Ferdi Soyer' ifadesinin
kullanıldığı dikkat çekti.
Bir gazetecinin, 'sorunun çözümü için iyi niyetle çaba harcanacaksa iki tarafa
da eşit muamele yapılması gerektiğini düşünmüyor
musunuz?' sorusuna Rothe, ''bu konudaki yanıtımızı
biliyorsunuz. Biz, uluslararası hukuk, BM ve AB kararları
çerçevesinde hareket ediyoruz. Dolayısıyla KKTC'yi
tanımıyoruz. Bizler, birleşik bir Kıbrıs için
çalışıyoruz, bu konuda bir çözüm olması yönünde hareket
ediyoruz. Ancak bu, KKTC'nin başbakanını ya da meclis
başkanını tanıyoruz anlamına gelmiyor''
yanıtını verdi.
"Amacımız müktesebatın Kuzey Kıbrıs'ta da
uygulanması"
Rothe, AB müktesebatının Kuzey Kıbrıs'ta da uygulanması
için de çalıştıklarını kaydederek, ''şu anda
ciddi bir sorunumuz var. Çünkü AB müktesebatı Kuzey Kıbrıs'ta
uygulanmıyor. Biz bunun da sağlanması için
çalışıyoruz'' dedi.
AP grubunun Türk asıllı Alman üyesi Cem Özdemir de, KKTC'deki
yoğun temaslar sırasında Kıbrıslı Türklerden
aldıkları üç ana mesajı Avrupa Parlamentosu'na
taşıyacağını ifade etti.
Gruptaki bazı üyelerin de buna destek vereceklerini kendisine
söylediğini kaydeden Özdemir, bu mesajları şöyle
sıraladı:
·
Avrupa Birliği direkt olarak burada temsil edilmiyor.
Dolayısıyla AB ile doğrudan temas kurmak konusunda zorluk
çekiyoruz. Buna bir çözüm getirilmeli.
·
Türkçe de Avrupa Birliği'nin resmi dili olmalı.
· KKTC milletvekillerinin AB'de doğrudan
temsil edilmemesi büyük bir eksikliktir, buna çözüm bulunmalı.
Avrupa Liberaller ve Demokratlar İttifakı Milletvekili Karin
Resetarits de, 'KKTC'yi tanımalarının söz konusu
olmadığını, ancak AB üyesi ülkeler olarak Kıbrıs
Türk toplumunun haklarının tanınması için
çalıştıklarını' kaydetti.
Avrupa Parlamentosu'nda geçtiğimiz ay kurulan 'Kıbrıslı
Türkler ile temas grubu' milletvekilleri, dün KKTC'de temaslarına
başlamıştı. AP Temas Grubu, bu akşam adadan
ayrılacak.
Avrupa Birliği 27 şubatta, KKTC'ye yönelik mali yardım
tüzüğünü doğrudan ticaret tüzüğünden ayırarak
onaylamış, Kıbrıs'a 139 milyon euro yardım
yapılmasını öngörmüştü.
Kıbrıslı
Türkler APyi protesto etti
KKTCyi
ziyaret eden Avrupa Parlamentosu temas grubu, protesto gösterileriyle
karşılandı. Göstericiler, grubun Kıbrıslı Türkleri
kuzeydeki Kıbrıslılar olarak tanımlamasını
protesto ediyor.
NTV
Güncelleme: 12:03 TSİ 07 Mart 2006 Salı
LEFKOŞA
- Avrupa Parlamentosu heyetinin KKTC ziyareti gergin başladı.
Lefkoşada kalabalık bir grup, Demokrat Parti genel merkezi önünde
Kıbrıslı Türk kimliğini vurgulamak için KKTC
bayraklarıyla eylem yaptı. Bazı sivil toplum örgütleri de Ledra
Palas sınır kapısında protesto gösterisi için bir araya
geldi.
Heyetle görüşmeyi reddeden Dışişleri
Bakanı ve Demokrat Parti Denel Başkanı Serdar Denktaş,
Avrupa Parlamentosu temas grubunun Kıbrıs Türk kimliğine
saygı göstermediğini belirtti.
Denktaş, Avrupalı parlamenterlerin tutumunu değiştirmemesi
halinde gösterilerin süreceğini söyledi. Avrupa parlamentosu temas grubu
ilk olarak Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talata vekalet eden Meclis
Başkanı Fatma Ekenoğlu ile
Cumhurbaşkanlığında bir araya geldi. Ancak Avrupalı
parlamenterler, Başbakan Ferdi Sabit Soyerle Avrupa Birliği
Koordinasyon Merkezinde görüşecek
Protestolu temas
Ömer BİLGE LEFKOŞA
KKTCye gözlemci
statüsü verilmemesi için Avrupa Parlamentosunun kurduğu göstermelik
heyet dün KKTCde temaslarına başladı. Rumların
bastırması nedeniyle görüşmelerin yapıldığı
mekanlardaki KKTC ve Türkiye bayrakları kaldırılırken, halk
Avrupalı parlamenterleri protesto etti.
AVRUPA Parlamentosunda kurulan Kıbrıslı Türkler ile temas
grubuna mensup 7 parlamenter dün KKTCde protestolar arasında temas
gerçekleştirdi. Kıbrıslı Türklerin gösterilerine, AB
heyetinin Rum yönetiminin isteği üzerine, görüşme mekanlarında
KKTC bayraklarını kaldırtması ve Kıbrıslı
Türkleri de Kuzeyde mahsur kalmış Kıbrıslılar diye
nitelemesi neden oldu. Koalisyon hükümetinin küçük ortağı DP ile
anamuhalefet partisi UBP, Avrupalı heyeti boykot etti.
KKTC ile temaslar konusunda Avrupa Parlamentosu Dış
İlişkiler Komitesine rapor hazırlamakla görevli 7 parlamenter
dün sabah önce Kıbrıs Rum Yönetimi Dışişleri
Bakanı Yorgo Yakovu ile görüştü. AB heyeti daha sonra, Mehmet Ali
Talatın çalışma ofisi diye adlandırdıkları KKTC
Cumhurbaşkanlığına geldi.
Cumhurbaşkanlığında KKTC ve Türkiye bayrakları AB
heyetinin isteği üzerine görüşme odasından
kaldırıldı. AB heyeti, by-pass ameliyatı geçiren ve
İstanbulda tedavi altında tutulan KKTC Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat yerine vekaleten bu görevi sürdüren Meclis Başkanı
Fatma Ekenoğlu ile görüştü.
Temas heyetinin, KKTC liderlerinden randevu talep ederken, Kuzeyde mahsur
kalan Kıbrıslılar ifadesi kullanması, basına yasak
uygulaması ve bayrak gibi bir dizi şart koyması koalisyon
hükümetinin küçük ortağı Demokrat Partinin tepkisine neden oldu.

DENKTAŞ GÖRÜŞMEDİ
DP lideri ve Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş AB
heyetinin görüşme talebini reddetti. Ana Muhalefet Partisi UBP lideri
Hüseyin Özgürgün de, aynı gerekçeler ile heyetle görüşmeyi kabul
etmedi.
Başkanlığını Fransız sağcı parlamenter
Françoise Grossetetein yaptığı ve aralarında Yeşiller
grubu Türk asıllı Alman parlamenter Cem Özdemirin de bulunduğu
AB heyetinin Yunanlı üyesi Yorgos Karatzaferis ise, işgal
topraklarına ayak basacağı gerekçesiyle temaslara
katılmadı.
Bayraklar kaldırıldı
Avrupalı parlamenterlerin KKTCli yetkililerle görüştüğü
mekanlarda bayraklar kaldırılırken Demokrat Partinin organize
ettiği mitingde, 300den fazla Kıbrıslı Türk ellerinde KKTC
bayrakları ile durumu protesto etti. Protestocular, ABden tanınma
istedi. AB heyeti CTP lideri ve Başbakan Ferdi Sabit Soyer ile
Barış ve Demokrasi Hareketi lideri Mustafa Akıncı ile
Lefkoşadaki AB Koordinasyon Merkezi binasında görüştü.
HURRIYET 07/03/06
AP
heyeti hoş karşılanmadı
|
|
|
KKTC'de AP heyetini protesto eden
500 kişi, heyeti taşıyan otobüsü yumurta yağmuruna tuttu.
FOTOĞRAF: BİROL
BEBEK |
07/03/2006
RADIKAL
LEFKOŞA - KKTC'yi
ziyaret eden Avrupa Parlamentosu (AP) Yüksek Temas Grubu, dün adanın
kuzeyinde protestolarla karşılandı. Heyetin ziyaret öncesinde
Kıbrıslı Türklerden, 'Kıbrıs'ın kuzeyinde
yaşayan Kıbrıslılar' diye bahsetmesi ve görüşmelerde
'KKTC bayrağı gibi devleti temsil eden simgeler olmaması'
şartını koşması üzerine yaklaşık 500
kişi ziyareti KKTC ve Türkiye bayraklarıyla protesto etti.
Heyeti Ledra Palas sınır kapısında bekleyen eylemciler
polisin müdahalesi üzerine Cumhurbaşkanlığı önüne gitti.
Göstericiler, heyeti taşıyan otobüsün önünü kesip, yumurta
yağmuruna tuttu. Cumhurbaşkanlığı'na arka kapıdan
girmek zorunda kalan heyet, Cumhurbaşkanıvekili Fatma Ekenoğlu,
Başbakan Ferdi Sabit Soyer ve muhalefet parti liderleriyle görüştü.
Ekenoğlu görüşme sonrası "Kuzey'deki
Kıbrıslılar değil, Kıbrıslı Türkleriz,
kimliğimizden asla vazgeçmeyeceğiz" derken,
Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş'ın lideri
olduğu Demokrat Parti, heyeti 'Kıbrıslı Türklere
saygısızlık yapmakla' suçlayarak kabul etmedi. (Radikal, dha)
AP heyeti KKTC'de
|
EKENOĞLU:
KİMLİĞİMİZDEN ASLA VAZGEÇMEYİZ...
Cumhurbaşkanı Vekili Cumhuriyet Meclisi Başkanı Fatma
Ekenoğlu, AP Grubu'nun "Kuzey'deki Kıbrıslılar"
ifadesiyle ilgili olarak, "Kuzey'deki Kıbrıslılar
değil, Kıbrıslı Türkleriz, kimliğimizden asla
vazgeçmeyeceğiz" dedi. Ekenoğlu, Rumların Kuzey'in, Güney
üzerinden Avrupa'ya ihracatla ilgili hiçbir sorunu bulunmadığı
yönündeki açıklamalarının sözde kaldığını
belirtti ve Kıbrıs Türkü'nün de Avrupa Parlamentosu'nda temsil
edilmesi gerektiğini vurguladı SOYER:
BİRLEŞİK KIBRIS TARAFTARIYIZ... Başbakan Ferdi Sabit
Soyer, Kıbrıs Türk halkının Kıbrıs'ta iki
bölgeli, politik eşitliğe dayalı, federal ilkelerde ve 24
Nisan iradesine bağlı bir çözümün ve birleşik
Kıbrıs'ın taraftarı olduğunu söyledi. Soyer,
Kıbrıslı Türklere uygulanan izolasyonların
kalkmasının ve dünyayla bütünleşmenin, ekonomik gelişmeyi
sağlayacak temel özellik olacağını kaydetti Cumhurbaşkanı
Vekili Cumhuriyet Meclisi Başkanı Fatma Ekenoğlu,
Kıbrıs'ta temaslarda bulunan Avrupa Parlamentosu (AP) Üst Düzey
Temas Grubu üyelerini dün Cumhurbaşkanlığında kabul
ederek bir süre görüştü. Başbakan Ferdi Sabit Soyer'le de bir araya
gelen 27 kişilik Avrupa Parlamentosu heyeti, Kuzey Kıbrıs'taki
temaslarını Ulusal Birlik Partisi (UBP) ve Barış ve
Demokrasi Hareketi (BDH) heyetleriyle görüşerek tamamladı. Cumhurbaşkanı
Vekili Cumhuriyet Meclisi Başkanı Fatma Ekenoğlu, AP Üst Düzey
Temas Grubu üyelerini saat 12.00'de cumhurbaşkanlığında
kabul etti. Ekenoğlu-AP üyeleri görüşmesinde sadece görüntü
alınmasına Cumhurbaşkanı
Vekili Cumhuriyet Meclisi Başkanı Fatma Ekenoğlu, AP Grubu'nun
"Kuzey'deki Kıbrıslılar" ifadesiyle ilgili olarak,
"Kuzey'deki Kıbrıslılar değil, Kıbrıslı
Türkleriz, kimliğimizden asla vazgeçmeyeceğiz" dedi. Ekenoğlu,
Rumların Kuzey'in, Güney üzerinden Avrupa'ya ihracatla ilgili hiçbir
sorunu bulunmadığı yönündeki açıklamalarının
sözde kaldığını belirtti. Cumhurbaşkanı
Vekili Cumhuriyet Meclisi Başkanı Ekenoğlu, Kıbrıs
Türkü'nün de Avrupa Parlamentosu'nda temsil edilmesi gerektiğini
vurguladı. Ekenoğlu,
Kıbrıs'ta temaslarda bulunan 27 kişilik Avrupa Parlamentosu
Üst Düzey Temas Grubu üyelerini saat 12.00'de
cumhurbaşkanlığında kabul etti. Ekenoğlu-AP üyeleri
görüşmesinde sadece görüntü alınmasına izin verilirken;
Ekenoğlu, Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı
Raşit Pertev, Cumhurbaşkanlığı Özel Kalem Müdürü
Asım Akansoy ve Meclis Dış İlişkiler Müdürü Seyit
Yolak'ın da katıldığı görüşmeyle ilgili
öğleden sonra basın açıklaması yaptı. Ekenoğlu,
ziyaretçilerine Annan Planı ve referandumdan bugüne kadar
yaşananları anlattığını belirterek, süreçle
ilgili basın mensuplarına da bir özet yaptı. Cumhurbaşkanlığı
önünde olay AP Temas
Grubu'nun KKTC'yi ziyaretini protesto etmek için
Cumhurbaşkanlığı önünde toplanan çok sayıda eylemci
ile polis arasında gergin anlar yaşandı. Önce Ledra Palace'ta
eylem yapan, ardından Cumhurbaşkanlığı binası
önünde toplanan, ellerinde KKTC ve TC pankartları taşıyan
protestocular, heyetin binaya girmesini engellemeye çalıştı.
Grup, otobüse saldırarak yumurta fırlattı. "İzolasyonların
kalkması" Kıbrıs
Türkü'nün "evet"ine, AB'nin verdiği sözlere ve BM Genel
Sekreteri Kofi Annan'ın raporunda "izolasyonlar kalkmalı"
demesine rağmen, izolasyonların sürdüğünü kaydeden
Ekenoğlu, Rumların da Kıbrıs Türkü'nü
sıkıştırmak için AB'de elinden gelen her şeyi
yaptıklarını belirtti. İzolasyonların
kalkmasının KKTC'nin tanınması anlamına
gelmeyeceğini vurgulayan Ekenoğlu, KKTC'nin 1994'e kadar Avrupa ile
ticaret yaptığını anımsattı. İzolasyonların
kalkmasının Kıbrıs Türk ekonomisinin gelişmesi
anlamına geldiğini ifade eden Ekenoğlu, ayrıca
bunların sona ermesiyle Rumların görüşme masasına
geleceğine inandıklarını kaydetti. Türk
tarafının görüşme isteğini sürekli yinelediğini
ancak Rum Lider Papadopulos'un sosyal içerikli bir görüşmeye bile
katılmadığını söyleyen Ekenoğlu, KKTC'nin
parametrelerinin belli olduğunu, Rumların ne istediklerini
açıkça maddeler halinde belirtmesi ve belli bir çerçeveyle masaya
oturulması gerektiğini ifade etti. "Çözümsüzlük
Türkler için sorun..." Rumların
"Kıbrıs Cumhuriyeti" kimliğiyle
tanındıklarını ve çözümsüzlüğün Rumlar için sorun
yaratmadığını, ancak Türkler için sorun olduğunu
belirten Ekenoğlu, bu açıklamaları Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat'ın talebi çerçevesinde yaptığını
kaydetti. Kendilerini
Kıbrıs'ın kuzeyinde yaşayan Kıbrıslılar
olarak değil, Kıbrıslı Türkler olarak
tanımladıklarını vurgulayan Ekenoğlu, kimliklerinin
bu olduğunu ve asla vazgeçmeyeceklerini kaydetti. "AB'de
Kıbrıs Türkü olarak temsil edilmeliyiz" diyen Ekenoğlu,
gelen grupta Alman, Fransız, Polonyalı parlamenterlerin
bulunduğunu ve bu çeşitli kimliklerin AB'nin zenginliği
olduğunu vurguladı. Cumhurbaşkanının
3 kez Avrupa Parlamentosu'na temsiliyetle ilgili istemlerini ilettiğini
çünkü Rumların AP'de Kıbrıslı Türklerin sandalyelerini
işgal etmeyi sürdürdüğünü kaydeden Ekenoğlu, en azından
AP Konseyi'ndekine benzer bir temsiliyet istediklerini görüşmede
aktardıklarını söyledi. Ziyaretçilerin
Kıbrıs'tan asker çekilmesi ve limanların kullanımı
konularına ısrarla değindiğini belirten Ekenoğlu,
ayrıca AP milletvekillerinin, Rumların kendilerine, "Kuzey'den
Güney üzerinden Avrupa'ya ihracatta hiçbir sorun
olmadığını" anlattıklarını ifade
etti. Ekenoğlu,
AP yetkililerine Güney'e her türlü geçişte yaşanan zorlukları
anlattıklarını ve Rumların "sorun yok"
demesinin sadece sözde kaldığını
vurguladıklarını söyledi. Ekenoğlu, askersizleştirme
ve limanlarla ilgili kesin çözümlerin de Rumların reddettiği Annan
Planı'nda mevcut olduğunu kaydetti. Ekenoğlu,
Gazimağusa Limanı'na gelen gemilerin ödediği cezaları da
AP yetkilerine anlattıklarını, ayrıca Rumların
tavrı nedeniyle kuş gribi ve geçen yıl yaşanan cinayet
vakası gibi insani ve adli olaylarda bile beraber hareket
edilemediğini söylediklerini anlattı. Otobüse
yumurta Ekenoğlu,
basın açıklamasının sonunda, bir Rum gazetecinin AP
milletvekillerinin bulunduğu otobüse bir grup tarafından yumurta
atılması konusunu sorması üzerine, bu olayı
yapanların Kıbrıs'ta çözüm istemeyen azınlık bir
grup olduğunu, büyük bir boyutu da bulunmadığını
kaydetti. Ekenoğlu,
olayın üzücü olduğunu ancak bunu AP parlamenterlerine değil
kendilerine ve çözüme yönelik yapılmış bir hareket olarak
gördüklerini söyledi. Kutlay Erk'le
yemek yediler AP Temas
Grubu, Meclis Başkanı Fatma Ekenoğlu ile yaptıkları
görüşmenin ardından, Boghjalian Konak Restoran'da, yemekte,
Lefkoşa Belediye Başkanı Kutlay Erk'le bir araya geldi. Yemekte heyet
üyeleri ve Kutlay Erk'in yanı sıra, Başbakanlık AB Uyum
Koordinatörü Erhan Erçin, Lefkoşa Belediyesi Asbaşkanı Semavi
Aşık ve belediyenin bazı şube amirleri hazır
bulundu. Yemek
sırasında, Lefkoşa, Girne ve Mağusa belediyelerinin AB
fonlarından yaptığı yatırımlar bir slayt
gösterisiyle sunuldu. Ardından, Lefkoşa Belediye Başkanı
Kutlay Erk kısa bir konuşma yaptı. Başbakan
Soyer AP temas
grubuyla görüştü Başbakan
Ferdi Sabit Soyer, dün saat 15.00'de Avrupa Parlamentosu Yüksek Seviyede
Temas Grubu'yla bir araya geldi. Başbakanlık
AB Koordinasyon Merkezi'ndeki görüşmede Başbakan Soyer'e Özel Kalem
Müdürü Erkut Şahali, CTP Genel Sekreteri Ömer Kalyoncu, CTP
Dış İlişkiler Sorumlusu Kutlay Erk, CTP Milletvekili
Özdil Nami ve AB Koordinatörü Erhan Erçin eşlik etti. Başbakan
Soyer'in Avrupa Parlamentosu Yüksek Seviyede Temas Grubu'yla saat 15.00'te
başlayan görüşmesi saat 16.45'te tamamlandı. Başbakan
Soyer, Başbakanlık AB Koordinasyon Merkezi'ndeki görüşmeden
çıkarken aralarında Rumların da bulunduğu gazetecilere
açıklama yaptı ve soruları yanıtladı. Başbakan
Ferdi Sabit Soyer, Kıbrıs Türk halkının
Kıbrıs'ta iki bölgeli, politik eşitliğe dayalı,
federal ilkelerde ve 24 Nisan iradesine bağlı bir çözümün ve
birleşik Kıbrıs'ın taraftarı olduğunu söyledi.
Soyer, Kıbrıslı Türklere uygulanan izolasyonların
kalkmasının ve dünyayla bütünleşmenin, ekonomik gelişmeyi
sağlayacak temel özellik olacağını kaydetti. AP Temas
Grubu'yla çok yararlı bir görüşme yaptıklarını
belirten Soyer, değişik politik grupların temsilcilerinden
oluşan gruba, Kıbrıs Türk halkının Kıbrıs
sorununun çözümündeki temel hedef ve parametrelerini
anlattıklarını söyledi. Başbakan
Soyer, "Kıbrıs Türk halkının iki bölgeli, politik
eşitliğe dayalı, federal ilkelerde, 24 Nisan iradesine
bağlı bir çözümün ve birleşik Kıbrıs'ın
tarafı olduğunu altını çizerek anlattık" dedi. Kıbrıs
Türk halkının dünyayla buluşmaya hak sahibi olduğunu vurgulayan
Başbakan Soyer, "İzolasyonların
kaldırılmasının, Kıbrıs Türk halkının
dünyayla bütünleşmesinin, ekonomisini geliştirmesini ve
ilerlemesini sağlayacak temel özellik olacağının
altını çizdik" diye konuştu. Soyer,
izolasyonların kaldırılmasıyla Türkiye'nin eylem
planı arasındaki ilişki üzerinde durarak bunun hem TC'nin
AB'de ilerlemesi hem de Kıbrıs sorununun çözümüne katkı
sağlayacak son derece olumlu bir iklim olduğunu söylediklerini
bildirdi. Başbakan
Soyer, "Biz Kıbrıslı Türk olmakla gurur duyuyoruz.
Kıbrıslı Rumlar da Kıbrıslı Rum olmakla gurur
duyuyorlar. Esas gurur duymamız gereken temel nokta, Avrupa
değerlerine bağlı olarak bütün ulusal ve toplumsal
yapıların demokratik birlik ve hak eşitliği içinde bir
arada olmasıdır. Bunun altını çizdik" diye
konuştu. Başbakan
Soyer, bir Rum gazetecinin, grubun Cumhurbaşkanlığı'na
gidişi sırasında karşılaştığı
protestolarla ilgili soruyu yanıtlarken, bunun üzücü bir olay
olduğunu, şovenistlerin böyle problemleri her iki tarafta da
çıkardığını söyledi. Kıbrıs'ta
barışı ve çözümü savunan güçlerin cesur olmaları
gerektiğini vurgulayan Başbakan Soyer, demokratik ilkelerin
korunması ve provokasyonlara fırsat verilmemesinin önem
taşıdığını kaydetti. Başbakan
Ferdi Sabit Soyer, "Annan-Papadopulos'un Paris'taki görüşmesinden
çıkan sonuçları kabul ediyor musunuz" sorusuna
karşılık, kendisinin bu konuda birçok demeç verdiğini,
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın da BM Genel Sekreteri'ne
mektup göndererek Kıbrıslı Türklerin müzakerelere ve teknik
konularda komiteler kurmaya hazır olduğunu bildirdiğini ifade
etti. Soyer, Paris'teki görüşmede de bunların
kararlaştırıldığını ve kendilerinin
görüşmelerin başlamasını istediğini belirterek, Annan
Planı temelinde bir çözüm için görüşmeleri beklediklerini ancak
bunun için Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un Annan
Planı'na değişiklik önerilerini sunması gerektiğini
söyledi. Denktaş'ın
ofisinde dev bayraklar Başbakanlık
AB Koordinasyon Merkezi'nin yanında bulunan, 1. Cumhurbaşkanı
Rauf Raif Denktaş'ın ofisine dev KKTC ve TC bayrakları da
asıldı. Bayraklar, AP
heyeti merkeze gelmeden önce, eski cumhurbaşkanı
Denktaş'ın korumaları tarafından asıldı. BDH ve UBP
Heyetleri AP Yüksek
Seviyede Temas Grubu daha sonra programda değişiklik yaparak BDH
Genel Başkanı Mustafa Akıncı başkanlığındaki
heyetle görüştü. Grup, son
görüşmeyi ise UBP Milletvekili Hasan Taçoy'la yaptı. Taçoy, saat
17.15'te Ersin Tatar'la birlikte Başbakanlık AB Koordinasyon
Merkezi'ne gelirken gazetecilerin sorularına karşılık,
UBP Genel Başkanı Hüseyin Özgürgün'ün görüşmeye
katılmayacağını, ancak grubun UBP Genel Merkezi'ne
gitmesi halinde görüşebileceğini söyledi. Taçoy
Mücahitler Derneği'nin mektuplarını
getirdi Taçoy,
elindeki zarfların sorulması üzerine ise, Kıbrıs Türk
Mücahitler Derneği'nin mektuplarını ileteceğini,
içeriğinde ne olduğunu bilmediğini belirtti. Akıncı
ile Taçoy ayrı
ayrı görüştü Genel
Başkan Mustafa Akıncı başkanlığındaki BDH
heyeti ile Hasan Taçoy başkanlığındaki UBP heyeti, Avrupa
Parlamentosu Yüksek Seviyede Temas Grubu'yla ayrı ayrı görüştü.
Lefkoşa'daki
Başbakanlık AB Koordinasyon Merkezi'nde yapılan
görüşmeler yaklaşık birer saat sürdü. Mustafa Akıncı
ile Hasan Taçoy görüşmelerin ardından gazetecilere açıklama
yaptı ve soruları yanıtladı. Akıncı:
Kıbrıs Türkü'nün yeri AB AP Yüksek Seviyede
Temas Grubu ile ilk görüşmeyi yapan BDH Genel Başkanı Mustafa
Akıncı, BDH heyeti olarak, Avrupa Parlamentosu'ndan gelen grubun
bazı üyelerinin daha önceden de KKTC'ye geldiğini ve bundan sonra
da geleceklerini söyledi. Kıbrıs
Türkü'nün yerinin Avrupa Birliği olduğunu, bunda hiçbir
kuşkuya yer olmadığını belirten Akıncı,
konuşmasına şöyle devam etti: "Bugün
haksız yere sadece Rumlar tek başlarında bütün
Kıbrıs'ın sahibiymişçesine AB'de yerlerini aldılar.
Bunda tabii geçmiş siyasetlerin hataları da oldu,
yanlışları da oldu. Rumları bir bakıma
arkalarından itekleye itekleye AB'nin içine soktuk. Şimdi
sıkıntılarımız daha da arttı. Ama Avrupa
Birliği'yle kurumsal ilişkiler kurmamız lazım. Avrupa
Parlamentosu da bunlardan biridir ve heyetlerle mutlaka görüşmek,
görüşlerimizi anlatmak lazım. Görüşmeme
siyasetinden çok çekti bu halk. Yani bu toplum görüşmeme siyasetini de
çok yakından bilir." Mustafa
Akıncı, Kıbrıs konusunda geçmişte
yapıldığını söylediği hatalara da
değinerek, bu nedenden dolayı görüşmeme tavrının bir
siyaset olmadığını kaydetti. AP Yüksek
Temas Grubu ile yaptıkları görüşmede ele aldıkları
konuları da basına anlatan Akıncı, görüşmede
ayrıca grup üyelerinden gelen soruları da
yanıtladıklarını ifade etti. Akıncı,
görüşme sırasında son günlerdeki gelişmeleri de
konuştuklarını söyleyerek, konuşmasını
şöyle tamamladı: "Görüşmede
düşüncelerimizi anlattık. Sorular sordular. Rum
tarafının, Rum liderliğinin yanlışlarını
da söyledik. Kendilerinin yapması gerekip de
yapamadıklarını da söyledik. Bunları yapmaları
gerektiğini söyledik. Dolayısıyla bu konu, çok yönlü bir
konudur. Herkes ancak üzerine düşeni yaparsa çok daha iyi bir noktaya
gidebiliriz. AB'nin de yapacakları var. Avrupa Parlamentosu'nun da
yapacakları var. Rum liderliğinin de, bizlerin de mutlaka
yapmamız gerekenler var. Ancak bütün bunları konuşarak,
tartışarak yapabiliriz. Bunun başka yolu yoktur." Taçoy: Kıbrıs
Türkü'nün sıkıntılarını
aktardık UBP
Lefkoşa Milletvekili Hasan Taçoy da görüşme sonrası
basına yaptığı açıklamada, AP Yüksek Temas
Komitesi'yle yaptıkları görüşmede, Kıbrıs Türkü'nün
içinde bulunduğu ve yaşadığı
sıkıntıları anlattıklarını ifade etti.
Taçoy, bu sıkıntıların izolasyonlardan
başladığını ve Mali Yardım Tüzüğü'nün
kendileri açısından tam istedikleri anlamda
olmadığını anlattıklarını söyledi. Taçoy, bunun
yanında KKTC'deki bazı partilerin düşünceleri
alınırken, diğer partilerin düşüncelerinin
alınmadığını ve bu durumdan dolayı da
duydukları rahatsızlığı dile getirdiklerini
belirterek, "Bunun bir eksiklik olduğunu dile getirdik ve
bunların da yapılması için onlardan ricada bulunduk"
dedi. Grup
üyelerinin sorularını da yanıtladıklarını
aktaran Hasan Taçoy, "Kıbrıs konusunda bizim UBP olarak
kırmızı çizgilerimiz sorulmuştur. Biz askerlik konusunda,
toprak konusunda ve diğer unsurlardaki her zaman bilinen
görüşlerimizi ortaya koyduk" dedi. . Mücahitler
Derneği'nin mektupları Taçoy,
Kıbrıs Türk Mücahitler Derneği'nin mektuplarını da
grup yetkililerine ilettiklerini kaydetti. |
KIBRIS 07/03/06
AP heyetine bayraklı protesto
HEYETİ
TAŞIYAN OTOBÜSE YUMURTA ATILDI... Cumhurbaşkanlığı'na
yürüyen protestocu grup, Avrupa Parlamentosu Grubu'nu taşıyan
otobüsün cumhurbaşkanlığı önüne gelmesiyle birlikte
otobüsün etrafını sardı ve "Kıbrıs Türktür Türk
Kalacaktır" şeklinde slogan atarak, KKTC ve Türk
bayraklarını otobüsün camları önünde salladı, İstiklâl
Marşı yüksek sesle okundu. Polis ise bu olay üzerine yolu keserek
konuk heyeti arka kapıdan Cumhurbaşkanlığı'na almak
zorunda kaldı. Avrupa Parlamentosu Yüksek Temas Grubu üyelerinin de şaşkın
ve korkulu gözlerle izlediği miting sırasında otobüsün ön
camına yumurta da atıldı.
Demokrat Parti,
Avrupa Parlamentosu Yüksek Temas Grubu'na "adanın kuzeyinde
Kıbrıslıların değil, Kıbrıslı Türklerin
var olduğunu" göstermek amacıyla dün Ledra Palace ve
Cumhurbaşkanlığı önünde miting düzenledi.
Bu çerçevede,
AP Temas Grubu'yla görüşmeme kararı alan DP Genel Başkanı
Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı
Serdar Denktaş'ın da katılarak destek verdiği miting, saat
11.00'de parti binası önünde başladı.
Serdar
Denktaş, DP Lefkoşa İlçe Merkezi önünde basına
yaptığı açıklamada, DP olarak tepkilerinin Avrupa
Parlamentosu'na değil, dün KKTC'yi ziyarete gelen Avrupa Parlamentosu
Yüksek Temas Grubu'na olduğunu vurguladı.
Ziyaret Rum
tarafının etkisi
altında gerçekleştiriliyor
Tepkilerinin,
grubun Kıbrıs Türklerine yönelik anlayışına ve
Kıbrıs Türklerinin kimliğine saygı duymamasına yönelik
olduğunu ifade eden Denktaş, Avrupa Parlamentosu grubunun bu ziyareti
Rum tarafının etkisi altında gerçekleştirdiğini de kaydetti.
Denktaş,
"Adanın kuzeyindeki Kıbrıslıların, Türkiye'nin
işgal ettiği bölgede yaşayan Kıbrıslılar
olduğu" söylemini de reddettiklerini vurgulayarak, grubun KKTC'ye
yaptığı ziyarete halkın da tepki gösterdiğini
belirtti.
Serdar
Derktaş konuşmasının sonunda, "Haklarımıza
sahip çıkıp, bize gösterilmeyen saygıyı elde edeceğiz.
Saygısızlık devam ederse de demokratik çerçevede tepkimizi
ortaya koyacağız" dedi.
Yürüyüş
Serdar
Denktaş'ın basın açıklamasının ardından
parti önünde toplanan yaklaşık yüz kişilik grup, bayraklar
taşıyarak, dünyaya ve Rum tarafına "Papadopulos'un
isteklerine boyun eğmeyeceğiz" mesajını vermek üzere
yürüyüşe başladı.
Yürüyüş
sırasında Kuğulu Park'ta toplanan çeşitli dernek
temsilcileri ve partililer ile Şehitler Abidesi önünde birleşen grup,
önce Ledra Palace'a, oradan da Cumhurbaşkanlığı önüne
yürüyerek, Avrupa Parlamentosu Yüksek Temas Grubu'nun gelişini bekledi.
10. Yıl
Parkı'nda (Kuğulu Park) saat 11.00'de toplanan ve aralarında
Kıbrıs TMT Derneği, Ulusal Halk Hareketi, KKTC'yi Koruma
Derneği, Çağdaş Düşünce Derneği, KKTC'yi Tanıtma
ve Yaşatma Derneği, Şehit Aileleri ve Malul Gaziler Derneği
temsilcilerinin de bulunduğu grup Türkçe ve İngilizce pankartlar
açıp sloganlar atarak parktan Ledra Palace'a yürüyerek burada AP heyetinin
gelişini bekledi.
Sloganlar
atıldı,
pankartlar
açıldı
Yürüyüş
sırasında "Bayrağa ve Devlete sonsuza kadar sahip
çıkılması gerektiğini" vurgulayan yaklaşık
200 kişilik eylemciler, "Kıbrıs Türk'tür Türk
Kalacaktır;" "Şehitler Ölmez Vatan Bölünmez;"
"Biz Azınlık Değiliz, Devletiz" sloganları atarak
yürüdü.
Açılan
pankartlar arasında, "Kıbrıs Türklerini Yasal ve Anayasal
Olarak Temsil Etmeyen bir İdare Altında AB'ye Girmeyi Kabul
Etmeyeceğimizi Beyan Ederiz;" "Bayrağımıza ve
Devletimize Saygı Vazgeçilmez Talebimizdir;" "Siyasi Çözüm
İki Devlet Temelinde Mümkündür;" AB Dedik İnandık Sonunda
Kandırıldık" ve "AB'nin 139 Milyon Eurosuna
İhtiyacımız Yok;" "Long Live TRNC (KKTC Çok Yaşa);"
"We'll Defend Our State Forever (Devletimizi Sonsuza Dek
Savunacağız)" yazıları dikkat çekti.
Ledra Palace
önünde geniş güvenlik önlemlerinin alındığı
gözlemlendi. Buradaki bekleyiş AP Temas Grubu'nun "Metehan'dan
KKTC'ye giriş yapacağı" söylentisiyle son buldu.
Cumhurbaşkanlığı
önündeki eylem
Bunun üzerine
Cumhurbaşkanlığı'na yürüyen protestocu grup, Avrupa
Parlamentosu Grubu'nu taşıyan otobüsün
cumhurbaşkanlığı önüne gelmesiyle birlikte otobüsün
etrafını sardı ve "Kıbrıs Türktür Türk
Kalacaktır" şeklinde slogan atarak, KKTC ve Türkiye
bayraklarını otobüsün camları önünde salladı, İstiklâl
Marşı yüksek sesle okundu. Polis ise bu olay üzerine yolu keserek
konuk heyeti arka kapıdan Cumhurbaşkanlığı'na almak
zorunda kaldı.
Avrupa
Parlamentosu Yüksek Temas Grubu üyelerinin de şaşkın ve korkulu
gözlerle izlediği miting sırasında otobüsün ön camına
yumurta da atıldı. Protestocular grubun
cumhurbaşkanlığı bahçesine girmesinin ardından
eylemlerini sessizce tamamladı ve dağıldı.
Bayraklar
gönderdeydi
Heyetin
protestolar altında Cumhurbaşkanlığı Sarayı'na
girdiği sırada KKTC ve Türkiye bayraklarının da her zamanki
gibi yerlerinde, gönderde olduğu da gözlerden kaçmadı.
Avrupa
Parlamentosu Yüksek Temas Grubu Cumhurbaşkanlığı
Sarayı'nı ziyaret etmek için "KKTC'yi
çağrıştıran hiçbir simge bulunmamasını"
talep etmişti.
KIBRIS 07/03/06
Tasos Papadopulos
Atinada
Kıbrıs
Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos, Atinada Yunanistan Başbakanı
Kostas Karamanlisle görüştü.
NTV
Güncelleme: 21:20 TSİ 08 Mart 2006 Çarşamba
ATİNA
- Rum lider, Kuzey Kıbrıs limanlarının dış
ticarete açılmasıyla ilgili Türk önerilerinin kimseden yeterince
destek görmediğini öne sürdü.
Görüşmede
Türkiyenin limanlarını Rum gemi ve uçaklarına açması
konusu gündeme geldi. Türkiyenin yükümlülüklerini yerine getirmesini
bekleyeceklerini belirten Rum lider, Kuzey Kıbrıs limanlarının
dış ticarete açılmasıyla ilgili Türk önerilerinin de
kimseden destek görmediğini savundu.
Görüşmeye katılan Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni
ise, yarın görüşeceği AB Komisyonunun genişlemeden sorumlu
üyesi Olli Rehnle Türkiye-AB ilişkilerindeki son gelişmeleri gözden
geçireceklerini açıkladı.
Yunan basınında yer alan haberlere göre, Kıbrıs sorunu
çözülmedikçe, Türkiye ile Yunanistan yeni bir gerginlik dönemine girebilir.
Etnos gazetesi, Yunanistanın bu nedenle erken seçime gidebileceğini
öne sürdü.
|
NTV
Güncelleme: 10:18 TSİ 08 Mart 2006 Çarşamba
VİYANA
- Avusturyanın Die Presse gazetesine demeç veren Yunanistan
Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni, Rumların
reddetmesiyle Annan Planının o şekliyle tarihe
karıştığını söyledi. Bakoyanni, buna rağmen
Yunanistanın, BM Genel Sekreteri Kofi Annanın yeni çözüm
girişimlerine destek vereceğini belirtti.
Türkiyenin
AB üyelik sürecine de değinen Bakoyanni, Türkiyeyi destekledik ve
desteklemeyi sürdüreceğiz dedi. Yunanistan Dışişleri
Bakanı, Türkiyenin 2006 sonuna kadar, limanlarını Rum gemi ve
uçaklarına açması dahil; birçok kriteri yerine getirmesi
gerektiğinin bilincinde olduğunu savundu.
Bakoyanni yarın, Atinada Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos
Papadopulosla görüşecek. Bakoyanninin bakanlığa
atanmasıyla, Yunanistanla Rum kesimi arasında görüş ayrılıkları
yaşanabileceği yorumları yapılıyor.
'Kıbrıs çıkmazı'na çözüm raporu
8 Mart, 2006 23:23:00 (TSİ) CNN TURK
Uluslararası Kriz Grubu Kıbrıs çıkmazı
isimli bir rapor hazırladı.
Raporda
sorunun bugüne gelmesinde Rum yönetiminin etkisi bulunduğu belirtiliyor.
Rapora göre çözüm için Türkiye'nin de adadan asker çekmesi gerekiyor.
Uluslararası krizler üzerine çalışan International Crisis Group
adlı kuruluş, Kıbrıs sorununun çözümü için Avrupa merkezli
bir çözüm yolu öneriyor.
Kurumun hazırladığı raporda,
·
Rumların Türklere azınlık hakları vererek bu sorunu
çözme planlarının hayalden ibaret olduğu,
·
Rumların bugünkü tavrı yüzünden adanın
bölünebileceği,
·
Rumların Kıbrıs sorununun 1963'te
çıktığını inkar etmesinin yanlış olduğu
vurgulanıyor.
Sorunun çözümü için Avrupa Birliğinin de bir an önce harekete geçmesi
gerektiği belirtiliyor. Rapora göre,
·
Kuzey Kıbrıs'a uygulanan izolasyonlar hemen
kaldırılmalı.
·
Eğer Rumların tavrı değişmezse,
Kıbrıs'ın BM'deki temsilinin ve Avrupa Konseyi üyeliklerinin
askıya alınması ihtimali masaya getirilmeli.
· Raporda ayrıca, Rumların bir
sonraki referandumda da hayır oyu kullanması halinde
tarafların ayrılma hakkının doğacağı
savunuluyor.
Türk tarafına öneriler
International Crisis Groupun Türk tarafına tavsiye edilen adımlar
ise şöyle:
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ilk olarak mülkiyet
davalarını çözmeli. AB müktesebatı uyarınca
yasalarını ve mevzuatını uyumlu hale getirmeli, Türkiye'nin
askeri varlığını azaltmasını teşvik etmeli.
Ankara'nın da çözüme olan bağlılığını
kanıtlamak için, bir dizi güven arttırıcı önlemi tek
taraflı olarak hayata geçirmesi tavsiye ediliyor.
Bunun yanı sıra AB'ye verilen sözlerin tutulması, Rum
tarafının korkularını yenmek için adada bulunan asker
sayısının azaltılması da raporda yer alan ifadeler
arasında.
Kıbrıs Eylem Planı
BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Ada'daki taraflara sunduğu 'Annan
Planı', 24 nisan 2004'te halkoyuna sunulmuş, Kıbrıslı
Türklerin yüzde 65'i plana 'evet' derken, Rumların yüzde 76'sı
'hayır' demişti.
Annan Planı'nın ardından Kıbrıs sorununun çözümüne
yönelik girişimler rafa kaldırılmıştı. Son
olarak, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, 24 ocakta
Türkiye'nin Kıbrıs Eylem Planı'nı açıkladı. Plana
Avrupa ve ABD'den destek geldi.
Eylem Planı neler öngörüyor?
·
2006 haziran ayına kadar tarafların katılacağı
üst düzey bir toplantı yapılması,
·
Bu üst düzey toplantıda Türkiye, Yunanistan, KKTC, Rum tarafı,
BM'nin yer alması,
·
Üst düzey toplantıda alınan kararların BM Genel Sekreteri
Annan tarafından rapor olarak Güvenlik Konseyine sunulması,
·
Eylem Planı'nın kabulü halinde Türkiyenin deniz ve
limanlarının Rum tarafına açılması,
·
Adada ticaretin önündeki engellerin kaldırılması,
·
2006 sonuna kadar Ada'da kalıcı bir çözüme ulaşılması,
·
Kuzey Kıbrıs'ın uluslararası spor ve sosyal
aktivitelere katılması,
·
Asıl öncelik kapsamlı çözüm,
·
Çözümün adresi Birleşmiş Milletler,
·
Kuzey Kıbrıs'ın ekonomik bir varlık olarak AB gümrük
birliğine pratik açıdan dahil edilmesi,
· BM'nin ve AB Komisyonu'nun özellikle
Kıbrıs Türk tarafına sağlayacağı destek, önerilen
tedbirlerin uygulanmasını kolaylaştırmaya
yardımcı olunması.
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Eylem Planının
hiçbir şekilde ilgili tarafların hukuki ve siyasi pozisyonlarına
halel getirmeyeceğinin altını çiziyor. Plan 20 ocakta BM Genel
Sekreteri Kofi Annan'a sunulmuştu.
AB:
Limanları açın
Gül: Ambargo
kalksın
ANKA
Avrupa Birliği,
Türkiyeden limanlarını Rumlara açmasını istedi. Avrupa
Komisyonu Üyesi Olli Rehn, üyelik müzakerelerinde sorun yaşanmaması
için bu yıl Kıbrısta ilerleme sağlanmasını
isterken, Dışişleri Bakanı Gül, ambargoların
kaldırılması gerektğini söyledi.
Bakanlar düzeyindeki Türkiye-AB Troikası toplantısı
AB Dönem Başkanı Avusturyanın ev sahipliğinde Viyanada
yapıldı. Türkiyenin AB süreci, Kıbrıs ile Irak, İran
ve Ortadoğu gibi uluslararası konuların ele
alındığı toplantıda "karikatür krizi" de
görüşüldü.
Toplantı sonucunda Dışişleri Bakanı Gül,
Avusturya Dışişleri Bakanı Ursula Plassnik ve Avrupa
Komisyonunun genişlemeden sorumlu Üyesi Olli Rehn, ortak basın
toplantısı düzenledi.
'REFORMLAR SÜRDÜRÜLSÜN'
Ursula Plassnik, Türkiye ile tarama sürecinin iyi gittiğini,
müzakere sürecinin sadece ABye bağlı olmayacağını
belirterek, "Türkiyedeki gelişmeler müzakereleri etkileyecek"
mesajını verdi. Türkiyeye tam desteği ilettiklerini ifade eden
Plassnik, sıranın reformların uygulamasına geldiğini
kaydetti ve "Reformlarda umarız ki geri dönüş olmaz"
ifadesini kullandı.
Dışişleri Bakanı Gül ise, reformlar konusunda
hükümetin çok kararlı olduğunu belirtti ve Türkiye gibi bir ülkenin
transformasyonunun kolay olmadığına dikkat çekti. 10
fasılda taramanın bittiğini anlatan Gül, Bilim ve
Araştırma başlığında müzakerelerin
başlaması konusunda bir müzakere pozisyon belgesini
hazırlayarak başkanlığına sunulması için
Avusturyadan davet aldıklarını da söyledi.
Tarama sürecinin iyi gittiğini söyleyen Olli Rehn ise,
"Müzakere sürecinin ileriye görütülebilmesi için reformların
sürdürülmesi lazım" diye konuştu. Rehn, Orhan Pamuk ve Hrank
Dink hakkındaki davaların düşürülmesinden duyduklarını
memnuniyeti de dile getirdi.
'AMBARGOLAR KALKSIN'
Abdullah Gül, Türkiyenin Kıbrıs sorunun çözümlenmesini
çok istediğini, Türkiyenin konuya iyi niyet ve yapıcı bir
biçimde yaklaştığını söyledi. Kıbrıslı
Türklere uygulanan ambargoların hukuki bir temeli
bulunmadığına işaret eden Gül, ambargoların
kalkmasını istedi. Ankaranın hazırladığı
Eylem Planının büyük bir fırsat oluşturduğunu da
vurgulayan Gül "Biz Kıbrıs meselesi ile AB müzakelerini
birbirinden ayrı tutuyoruz" dedi.
Kıbrıs Eylem Planının dikkatli incelenmesi
gerektiğini belirten Rehn ise, müzakele süreci sırasında AB
üyesi devletlerinin her başlığın açılması ve
kapatılması konusunda veto haklarının bulunduğunu
anımsatarak, bir devletin vetoya başvurması
başarısızlık anlamına geleceğini söyledi. Rehn
"Kıbrısta 2006 yılında ilerleme sağlanmalı
ki müzakere sürecinde aynı noktalar tekrarlanmasın"
uyarısını yaptı.
'LİMANLAR AÇILMALI'
Türkiyenin taahhütlerini yerine getirmesini beklediklerini ifade
eden Rehn, Uyum Protokolünün tam uygulanmasını beklentisini dile
getirerek Türk limanlarının Rum limanlarına açılması
gerektiği mesajını verdi.
Kıbrıslı Türklere yönelik doğrudan ticaret
tüzüğü konusunun sorulması üzerine Rehn, "Ben, her taraf
taahütlerine bağlı kalsın önerisinde bulundum" dedi ve söz
konusu tüzüğün hala masada olduğunu belirtti.
KARİKATÜRLER KRİZİ
Toplantıda "dinlerarası diyalog"u de ele
aldıklarını anlatan Plassnik, "Karikatür krizi"
konusunda Türkiye ile çok yakın temas içinde olduklarını
belirterek Türkiyenin, bu konuda çok önemli katkılarda
bulunabileceğini söyledi. Plassnik, "Türkiyenin bizim için
değerli tecrübelerine sahip. Türk hükümetine güveniyoruz" dedi.
Dışişleri Bakanı Gül ise, karikatürlerin Müsmülanları
rencide ettiğini belirterek basın özgürlüğünün
başkaların dinlerine, kimliklerine hakaret etme hakkını
içermediğine dikkat çekti.
KAYSERİSPOR İÇİN TEBRİKLER
Avrupa Komisyonunun genişlemeden sorumlu Üyesi Olli Rehn,
"Futbol liginde Kayserisporun, Beşiktaşı bile geride
bırakarak üçüncü sıraya yükseldiği için" Abdullah Gülü
kutladı.
HURRIYET 08/03/06
Kıbrıslı
Rumların hediye sezonu
Lefkoşa
Rumlar Kıbrıslı Türklere iki büyük hediye verdi: 1974 ve 2004.
1974'te aşırı sağcılar hükümeti devirip Helen
Cumhuriyeti kurdu ve adayı Yunanistan'la birleştireceklerini ilan
etti. Türk askerleri Kıbrıs'a çıktı ve adayı etnik iki
bölgeye ayırdı. Birkaç yıl sonra Kuzey Kıbrıs Türk
Cumhuriyeti ilan edildi.
Rumlar bu salaklığı yapmamış olsalardı yavaş
yavaş azalmakta olan Türk nüfusu eriyecek, ada sessiz sedasız onlara
kalacaktı. Sabredemediler. Türkleri kendi elleriyle ölüm
döşeğinden kaldırdılar ve adanın en güzel ve verimli
parçasını onlara hediye ettiler.
Rumlar ikinci büyük hatalarını 2004'te adayı birleştirmek
için Birleşmiş Milletler'e genel sekreteri Kofi Annan'ın
hazırladığı çözüm planını referandumda reddederek
yaptılar.
Mesaj açıktır
Türkler çözüm lehine oy kullandı ve 1974'ten bu yana ilk defa Batı
dünyasında kamuoyunun ibresi Türk tarafında döndü. Çünkü ABD ve
Avrupa Birliği de Annan Planı'ndan yanaydılar.
Annan Planı KKTC'ye prestij kazandıran bir dönüm noktası oldu.
1974'ten beri derin bir atalet içinde olan ekonomisini uyandırdı.
Ekonomi son üç yılda % 46 büyüdü. Kişi başına milli gelir
10.000 doların üzerine çıktı.
Kıbrıslı Türklerin öz güvenini pompalayan bu olgu siyasi arenada
ellerini güçlendirdi.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat bir mülakat sırasında
ekonominin güçlenmesinin Kıbrıs sorununa olumlu katkısı
olacağını söyledi. Rumları kastederek, "Kıbrıslı
Türklerin ezilmesini istiyorlar. Fakir olsunlar ve çözüm istemesinler. O günler
geride kaldı. Şimdi siyasi eşitlik elde etmemiz daha
kolay."
Ama çözüm umudu var mı?
Gerçi Cumhurbaşkanı Talat bana "Hedef birleşme, bölünme
değil" diyor ama sorunun cevabı nettir: Hayır.
Rumlar fanatik milliyetçi Tasos Papadopulos'u tesadüfen değil çözümsüzlük
politikasını en iyi yürüteceği için
cumhurbaşkanlığına seçtiler. Mesajı açıktır:
Bizim istediğimiz gibi çözüm olmayacaksa hiç olmasın daha iyi.
Üçüncü hediye
Kıbrıs sorununu yakından izleyen herkes Papadopulos orada
durduğu müddetçe adanın yeniden birleşmesine yol açacak bir
çözüm bulmanın mümkün olmadığını biliyor.
Türklerle birlikte yaşamak isteyen Rumlar var. Ama bunların
sayısı az. Referandumdan bu yana Papadopulos bunlara karşı
bir sindirme, dışlama ve aşağılama kampanyası
yürütüyor.
Birleşmiş Milletler'den öğrendiğime göre üç sene önce
serbest dolaşımın başlamasından bu yana yapılan
karşılıklı geçişlerin sayısı on milyonu
aştı.
Güney'e geçen Türklerin geri getirdiği mesaj, iki toplumun yeniden bir
arada yaşamasının çok zor olduğudur. Belki de bu
Rumların Türklere verdiği üçüncü hediyedir.
Not: Bu Kıbrıs konusundaki beş yazımdan ilkidir. Diğer
yazım cumaya.
METIN MUNIR MILLIYET 08/03/06
AB'yle
kıran kırana troyka
|
|
|
Gül, AB'nin Kıbrıs'ta
yükümlülüklerini yerine getirmesini isteyecek. FOTOĞRAF: YAVUZ
ÖZDEN |
AB ile müzakerelere başlanması
sonrası ilk troyka toplantısı yapılıyor. En önemli
gündem Kıbrıs. AB'nin derdi Rumlara limanların
açılması
08/03/2006
RADİKAL - ANKARA/BRÜKSEL - 3 Ekim'de
müzakerelerin başlamasının ardından ilk Türkiye-AB
troykası toplantısı bugün Viyana'da yapılıyor.
Gündemde ise Kıbrıs öne çıkıyor. Toplantıya
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, dönem başkanı
Avusturya Dışişleri Bakanı Ursula Plassnik, bir sonraki
dönem başkanı Finlandiya Dışişleri Bakanı Erkki
Tuomioja ile Avrupa Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn
katılacak.
AB tarafı, Türkiye'nin geçen yıl imzaladığı gümrük
birliğini Rum Yönetimi'ni de içerecek şekilde genişleten ek
protokolü gündeme getirip Rum gemilerinin hangi gerekçeyle Türk
limanlarına sokulmadığını soracak. Ek protokolün onay
takvimine dair bilgi talep edilecek. Kıbrıs'ın siyasi bir sorun
olarak ortada durduğunu anımsatacak olan Türk tarafı da,
limanlar konusunda sunduğu 'Eylem Planı'nı gündeme getirip son
iki yılda Kıbrıs Türklerinin 20'den fazla önerisinin dikkate
alınmadığını içeren kapsamlı bir
çalışma sunacak. AB'nin Kıbrıs'ta mali yardım ve
ticaret tüzüklerini ayırmasından duyulan rahatsızlık da
yinelenerek, "Birlik yükümlülüklerini yerine getirmeden adım beklemesin"
mesajı verilecek.
AB tarafı, ayrıca Kıbrıs dışında malların
serbest dolaşımı, iç pazar ve gümrük birliği gibi kritik
başlıklarda müzakerelere geçilebilmesi için performans kriteri
belirleneceğini anımsatacak. Türkiye'deki ifade özgürlüğü
sorunları, kadın hakları, azınlıklar, Vakıflar
Yasası gibi yasal düzenlemeler de toplantıda gündeme gelecek. Türkiye
ise bilim-araştırma ve eğitim-kültür
başlıklarında bir an önce müzakereye geçilmesini isteyecek.
Bakoyani ile ilk temas
Gül üç gün kalacağı Viyana'da Avusturya Başbakanı Wolfgang
Schüssel ile de görüşecek. 11 Mart'ta AB dışişleri
bakanlarının Salzburg'daki gayriresmi toplantısına
katılıp karikatür kriziyle ilgili bir konuşma yapacak olan Gül,
bu vesileyle Yunanistan Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni'yle
ilk görüşmesini gerçekleştirecek.
Kıbrıslı
Türklerin hakları tanınmalı
Adanın her
iki tarafında temaslarda bulunan Avrupa Parlamentosu Yüksek Seviyede Temas
Grubu üyeleri dün ara bölgedeki Ledra Palace Otel'de basın
toplantısı düzenleyerek, temaslarının içeriğiyle
ilgili bilgi verdi:
Kıbrıslı
Türklerin hakları tanınmalı
TECRİT
SONA ERMELİ... Kıbrıslı Türklerle ile ilişkilerin
geliştirilmesi için Avrupa Parlamentosu tarafından geçen ay kurulan
Yüksek Seviyede Temas Grubu üyeleri, Kıbrıs Türk toplumu üzerindeki
tecridin sona erdirilmesi gerektiğini belirttiler. AP milletvekilleri
soruna Annan Planı temelinde çözüm bulunarak Kıbrıs'ın
yeniden birleşmesini arzuladıklarını da vurguladılar
"BU SADECE
BİR BAŞLANGIÇ"... Fransız sağcı parlamenter
Grossetete, adadaki bu temasların sadece bir başlangıç
olduğunu ifade ederek, "Bundan sonra yapmamız gereken şey,
çabalarımızı artırmak, herkesi bu sürecin içine dahil
etmektir. Herkesi, bunun bir başlangıç olduğu konusunda ikna
etmeliyiz. Birlikte çalışarak, Kıbrıs'ın tüm
vatandaşları için daha iyi şeyler yapmayı
amaçlamalıyız. Ümit ediyorum ki bu adanın tüm
vatandaşları Avrupa Birliği'nde güveni ve
karşılıklı anlayışı bulabilirler" dedi
139 MİLYON
EURO EN İYİ ŞEKİLDE KULLANILACAK... Kıbrıs'ta AB
müktesebatının en iyi şekilde uygulanması için
uğraş vereceklerini belirten Grossetete, "Bunun da yolu 2006
için Kuzey Kıbrıs'a verilmiş olan 139 milyon euronun en iyi
şekilde kullanılmasını sağlamaktır. Bu konuda
Avrupa Birliği Komisyonu'na baskı yaparken, buradaki tüm paydaşlardan
da bu paranın harcanmasına dair somut projeler üretmelerini
isteyeceğiz" dedi
"GÖREVİMİZ
SON DERECE AÇIK; KIBRISLI TÜRLERLE TEMAS... "Yüksek Seviyede Temas
Grubu'nun, Kıbrıs Türk toplumunun kimliğini
tanımadığı" şeklinde yanlış bir
anlaşılma olduğunu söyleyen gurubun Koordinatör
Yardımcısı Alman Parlamenter Mechtild Rothe, "Oysa bizim
görev tanımımız son derece açık. Biz buradaki
Kıbrıs Türk toplumuyla temas için bulunuyoruz" dedi
Kıbrıslı
Türklerle ilişkilerin geliştirilmesi için Avrupa Parlamentosu
tarafından geçen ay kurulan Yüksek Seviyede Temas Grubu üyeleri, Kıbrıs
Türk toplumu üzerindeki tecridin sona erdirilmesi gerektiğini belirttiler.
AP milletvekilleri soruna Annan Planı temelinde çözüm bulunarak
Kıbrıs'ın yeniden birleşmesini
arzuladıklarını da vurguladılar.
"Yüksek
Seviyede Temas Grubu'nun, Kıbrıs Türk toplumunun kimliğini
tanımadığı" şeklinde yanlış bir
anlaşılma olduğunu söyleyen gurubun Koordinatör
Yardımcısı Alman Parlamenter Mechtild Rothe, "Oysa bizim
görev tanımımız son derece açık. Biz buradaki
Kıbrıs Türk toplumuyla temas için bulunuyoruz" dedi.
Avrupa
Liberaller ve Demokratlar İttifakı'ndan milletvekili Karin Resetarits
ise, Kıbrıs Türklerinin toplum olarak haklarının
tanınmasının Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin
tanınmasından daha önemli olduğunu iddia etti.
Fransız
sağcı parlamenter Françoise Grossetete (Koordinatör)
başkanlığında Mechtild Rothe (Koordinatör
Yardımcısı), Karin Resetarits, Cem Özdemir, Francis Wurtz, Sean
O Neachtain ve Ryszard Czarnecki'den oluşan Avrupa Parlamentosu Yüksek
Seviyede Temas Grubu, dün ara bölgedeki Ledra Palace Otel'de basın
toplantısı düzenleyerek, Kuzey Kıbrıs ile Güney
Kıbrıs'ta gerçekleştirdikleri temasları hakkında bilgi
verdi, soruları yanıtladı.
AP Yüksek
Seviyede Temas Grubu üyeleri, temaslarını tamamlamalarının
ardından dün akşam ve bu sabah olmak üzere iki grup halinde adadan
ayrılması bekleniyor.
Heyet, adada
yaptığı temaslarla ilgili olarak, gelecek hafta Strazburg'ta
toplanacak Avrupa Parlamentosu başkanlığına bir rapor
sunacak.
Türk
gazetecilerden soru yağmuru
Türkçe,
İngilizce ve Rumca simultane çeviri yapılan basın
toplantısına özellikle Türk gazeteciler büyük ilgi gösterdi, grup
üyelerini soru yağmuruna tuttu.
Avrupa
Parlamentosu'ndaki bütün siyasi eğilimlerin temsilcilerinin bulunduğu
Yüksek Seviyede Temas Grubu, basın toplantısının
ardından BM kontrolündeki ara bölgede incelemelerde de bulundu.
Grossetete:
Kuzey'deki siyasi
liderlerle de
görüştük ancak
Basın
toplantısında ilk sözü alan ve Fransızca konuşan temas
grubunun koordinatörü Fransız sağcı parlamenter Françoise
Grossetete, AP temas grubunun adaya yaptığı
çalışmanın hukukun üstünlüğüne ve BM, AB ile AP'nin
Kıbrıs konusunda bugüne kadar almış olduğu kararlara
dayandığını söyledi.
Grossetete
"Kıbrıs Cumhuriyeti'nin egemenliğini çok net bir biçimde
tanıyoruz ve vurguluyoruz" diyerek, Kıbrıs Türk
tarafında devlet ve hükümet yetkilileriyle önceki gün
gerçekleştirdikleri temaslara atıfta bulunurken ise, "Dünkü
(önceki günkü) temaslarımızda kuzeydeki siyasi liderlerle de
görüştük. Ana amacımız bir bilgi alış verişinde
bulunmaktı. Ancak bu tabii ki bu grupların siyasi anlamda
tanınması anlamına gelmiyor. Görüşmelerimizde Yeşil
Hat Tüzüğü ile Doğrudan Ticaret Tüzüğü de gündeme geldi"
şeklinde konuştu.
"Müktesebatın
en iyi şekilde
uygulanması
için çalışmalıyız"
Kıbrıs'ta
oluşan hukuki durumun üzücü olduğunu söyleyen Grossetete, "Ancak
bu konuda bundan sonrası için yapabileceğimiz çok daha gerçekçi ve
pragmatik bir biçimde çalışmaktır. Dolayısıyla
önümüzdeki aylarda çok yoğun bir biçimde çalışacağız"
şeklinde konuştu.
Kıbrıs'ta
Avrupa Birliği müktesebatının en iyi şekilde
uygulanması için uğraş vereceklerini belirten Grossetete,
"Bunun da yolu 2006 için Kuzey Kıbrıs'a verilmiş olan 139
milyon euronun en iyi şekilde kullanılmasını
sağlamaktır. Bu konuda Avrupa Birliği Komisyonu'na baskı
yaparken, buradaki tüm paydaşlardan da bu paranın harcanmasına
dair somut projeler üretmelerini isteyeceğiz" dedi. Françoise
Grossetete, şöyle devam etti:
"Bu sadece
bir başlangıç"
"Şunu
vurgulamak istiyorum; bütün bunlar aslında sadece bir başlangıç.
Bundan sonra yapmamız gereken şey, çabalarımızı
artırmak, herkesi bu sürecin içine dahil etmektir. Herkesi, bunun bir
başlangıç olduğu konusunda ikna etmeliyiz. Birlikte
çalışarak, Kıbrıs'ın tüm vatandaşları için
daha iyi şeyler yapmayı amaçlamalıyız.
Ümit ediyorum
ki bu adanın tüm vatandaşları Avrupa Birliği'nde güveni ve
karşılıklı anlayışı bulabilirler."
Grossetete;
KKTC'de önceki gün yaptıkları temaslar sırasında düzenlenen
protesto eylemini nasıl değerlendirdiklerinin sorulması üzerine,
düşünce özgürlüğüne karşı olmadıklarını,
eylemin kuzeyde yaptıkları çalışmaları
engellemediğini belirtti. Ancak olayla ilgili üzüntü
duyduklarını da ifade eden Grossetete, "Tabii ki üzüldük, çünkü
bizim buraya geliş nedenimiz; özet olarak tolerans,
karşılıklı anlayış ve diyalogun
başlatılmasıdır" diye konuştu.
Rothe:
"AB'yi bilgilendirmeliyiz
düşüncesindeyim
ancak..."
Grossetete'nin
basın toplantısından ayrılması üzerine soruları
yanıtlamak için basının karşısına geçen gurubun
Koordinatör Yardımcısı Alman Parlamenter Mechtild Rothe, bir Rum
gazetecinin "Avrupa Parlamentosu bu olayı kınamayı
düşünüyor mu?" şeklindeki sorusuna karşılık, bu
konunun Avrupa Parlamentosu'nda konuşulması gerektiğini, ancak
bunu yaparken bilhassa bu eylemin nedeni, arka planını da
anlatmaları gerektiğini vurguladı. Mechtild Rothe, şöyle
devam etti:
"Sanırım
yanlış bir anlaşılma var"
"Çünkü
sanırım yanlış bir anlaşılma var. Yüksek Seviyede
Temas Grubu'nun, Kıbrıs Türk toplumunun kimliğini
tanımadığı şeklinde yanlış bir
anlaşılma oluşmuş durumda.
Oysa bizim
görev tanımımız son derece açık: biz buradaki
Kıbrıs Türk toplumuyla temas için bulunuyoruz ve genel olarak
adımızda yer alan 'adanın kuzeyindeki Kıbrıs toplumu
ile temas' kelimeleri, anladığımız kadarıyla
yanlış anlaşılmalara yol açtı. Oysa biz çok net bir
biçimde Kıbrıslı Türklerle temas için buradayız. Bu
kelimeler bu şekilde kullanıldığında öfkeye
(iritasyona) yol açmış olabilir, ama o sadece bir öfke, küçük bir
hassasiyettir, o kadar"
"Lider
vekili Ekenoğlu, sayın Soyer..."
Basın
toplantısı sırasında dağıtılan basın
açıklamasında Dimitris Hristofyas için "Kıbrıs
Cumhuriyeti Meclis Başkanı" denilirken, Cumhurbaşkan
Vekili, Cumhuriyet Meclisi Başkanı Fatma Ekenoğlu için
"Kıbrıs Türk Toplumu Lider Vekili", Başbakan Ferdi
Sabit Soyer için de "Sayın Ferdi Soyer" ifadesinin
kullanıldığına işaret eden bir gazetecinin;
"Sorunun çözümü için iyi niyetle çaba harcanacaksa iki tarafa da eşit
muamele yapılması gerektiğini düşünmüyor musunuz"
şeklindeki sorusuna muhatap olan Rothe, KKTC'yi
tanımadıklarını söyleyerek, şöyle dedi:
"Bu
konudaki yanıtımızı biliyorsunuz. Biz; uluslararası
hukuk, Birleşmiş Milletler ve Avrupa Birliği kararları
çerçevesinde hareket ediyoruz. Dolayısıyla Kuzey Kıbrıs
Türk Cumhuriyeti'ni tanımıyoruz. Bizler, birleşik bir
Kıbrıs için çalışıyoruz, bu konuda bir çözüm
olması yönünde hareket ediyoruz. Ancak bu, Kuzey Kıbrıs Türk
Cumhuriyeti'nin başbakanını ya da meclis
başkanını tanıyoruz anlamına gelmiyor..."
Özdemir: AP'ye
Kıbrıslı Türklerin
üç ana
mesajını götüreceğim
Grubun Türk
asıllı Alman üyesi Cem Özdemir de aynı soruya yanıt vermek
için söz almak istediğini belirterek, heyetin Kıbrıs'a
gelişi öncesinde bazı yanlış anlaşılmaların
söz konusu olduğunu ifade etti ve şöyle dedi:
"Bu
yanlış anlama biraz da bizden kaynaklanıyor belki, ama bana öyle
geliyor ki bazı insanlar kasıtlı olarak yanlış anlamak
istediler. Çözümden yana olmayanlar ne yazık ki ön yargılı
davrandılar. Bunu saygıyla karşılıyoruz, ancak
şunu belirtmek istiyorum. Bu heyetin içinde olan herkes aynı fikirde
olmak zorunda değil..."
Kuzeyde
gerçekleştirdikleri yoğun temaslar sırasında
Kıbrıslı Türklerden aldıkları üç ana mesajı
Avrupa Parlamentosu'na taşıyacağını ifade eden ve
gruptaki bazı üyelerin de buna destek vereceklerini kendisine
söylediğini kaydeden Özdemir, bu mesajları şöyle sıraladı:
"Avrupa
Birliği direkt olarak burada (Kuzey Kıbrıs) temsil edilmiyor.
Dolayısıyla Avrupa Birliği ile doğrudan temas kurmak
konusunda zorluk çekiyoruz. Buna bir çözüm getirilmeli.
Türkçe de
Avrupa Birliği'nin resmi dili olmalı.
Kıbrıslı
Türk milletvekillerinin AB'de doğrudan temsil edilmemesi büyük bir
eksikliktir, buna çözüm bulunmalı."
Resetarits:
"Kıbrıs Türk toplumunun
haklarının
tanınması için..."
Bu arada
basın toplantısında söz alan Avrupa Liberaller ve Demokratlar
İttifakı'ndan Milletvekili Karin Resetarits, "KKTC'yi
tanımalarının söz konusu olmadığını, ancak
Avrupa Birliği üyesi ülkeler olarak Kıbrıs Türk toplumunun
haklarının tanınması için çalışmakta olduklarını"
ifade etti.
"KKTC'nin
tanınmasından daha önemli"
Resetarits daha
da ileri giderek, Kıbrıs Türklerinin toplum olarak
haklarının tanınmasının Kuzey Kıbrıs Türk
Cumhuriyeti'nin tanınmasından daha önemli olduğunu iddia etti.
Resetarits; "Çünkü Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin
tanınması geriye dönük bir adımdır. Oysa toplumun
haklarının tanınması ileriye dönük bir adımdır.
Biz de zaten Avrupa Birliği üyesi kabul ettiğimiz Kuzey
Kıbrıs Türklerinin tanınması için
çalışıyoruz" görüşünü savundu.
Rothe:
Müktesebat kuzeyde de
Resetarits'den
sonra yeniden söz alan Rothe ise, Avrupa Birliği müktesebatının
Kuzey Kıbrıs'ta da uygulanması için de
çalıştıklarını kaydederek, "Şu anda ciddi
bir sorunumuz var. Çünkü Avrupa Birliği müktesebatı Kuzey
Kıbrıs'ta uygulanmıyor. Biz bunun da sağlanması için
çalışıyoruz" dedi.
Ortak
yazılı basın açıklaması
Dünkü
basın toplantısı çerçevesinde AP Yüksek Seviyede Temas Grubu
tarafından yapılan ortak basın açıklamasında, grubunun
çalışmalarının "amacının, Kıbrıs
Türk toplumunun tecridinin son erdirilmesine katkı konulması ve
Kıbrıs'ın yeniden birleşmesine olanak tanınması
olduğu belirtilirken, adanın kuzeyinde yapılan görüşmelerin
adanın bölünmüşlüğünün herhangi bir şekilde
tanınması anlamına gelmediğine" vurgu
yapıldı.
Grubun,
adanın kuzeyine geçişleri sırasında, müşterek
anlaşmalara karşı meydana gelen olaylardan büyük üzüntü
duyduğu ifade edilen açıklamada, grubun, gelecekte ortak
anlaşmalara saygı gösterilmesi beklentisi de dile getirildi.
Adadaki tüm
muhataplarıyla yaptığı görüşmeler sırasında
grup, AP'nin güçlü bir şekilde desteklediği ve kabul edilmesi için
çağrıda bulunduğu, AB Bakanlar Kurulu'nun, 139 milyon euroyu
onaylanma kararını da memnuniyetle
karşılandığını vurguladı.
Grup, ilk
adım olarak, "bu fonların, vatandaşlara yardımcı
olmak ve güveni inşa etmek için en verimli ve en pratik şekilde
kullanılmasının en kısa sürede belirlenmesi"
çağrısında bulunarak, bunun "adadaki uzlaşım
sürecini destekleyeceğine olan inançlarını" dile getirdi.
Bu çerçevede,
grup, iki toplum arasında toplumlar arası görüşmelerin yeniden
başlamasıyla ilgili olarak Annan-Papadopulos görüşmesinden
alınan olumlu sinyali memnuniyetle karşıladığı
ifade etti.
Açıklamada,
grup, ayrıca "Kıbrıs Türk parti liderlerinin mutabık
bir çözümün bulunması için görüşmelerin başlamasına yol
açacak BM çerçevesinde ivedilikle temasların başlaması yönündeki
temennilerini" de dile getirdi.
"Adanın
kuzeyinin Avrupa ailesinin bir parçası" olduğu belirtilen söz
konusu yazılı açıklamada, temas grubunun,
"açıklık, şeffaflık ve toleransla
Kıbrıslı Türklerin endişelerini dinlemeye devam
edeceği" kaydedildi.
Açıklamada
temas grubu üyelerinin 6-7 Mart tarihleri arasında adadaki temasları
sırasında, Cumhurbaşkan vekili Fatma Ekenoğlu,
Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Barış ve Demokrasi Hareketi (BDH)
Başkanı Mustafa Akıncı, UBP milletvekili Hasan Taçoy
yanı sıra Kıbrıs Türk sivil toplum örgütleri ve güneyde ise
Rum Temsilciler Meclisi Başkanı Dimtiris Hristofyas ile bir araya
geldiği belirtildi.
KIBRIS
08/03/06
AP
ile Kuzey Kıbrıs arasındaönemli bir köprü kuruldu
AP
Yeşiller Grubu Milletvekili Cem Özdemir, Üst Düzey Temas Grubu'nun
görüşmelerini KIBRIS TV'ye değerlendirdi:
AP ile Kuzey
Kıbrıs arasında önemli bir köprü kuruldu
1
HAZİRAN'DA YENİDEN GELECEĞİZ... AP Yeşiller Grubu
Milletvekili Cem Özdemir, Kuzey Kıbrıs temaslarının oldukça
verimli geçtiğini, 1 Haziran'da yeniden KKTC'ye geleceklerini
açıkladı. Kıbrıs temaslarının ardından
yapılacak çalışmaların bir rapor halinde meclis
başkanına sunulacağını belirten Özdemir, raporda Türk
tarafının temsiliyet ve dil konularındaki taleplerinin yer
alması için çaba harcayacağını vurguladı.
RAPORUN 3 TEMEL
UNSURU... Cem Özdemir, AP'ye sunulacak raporda kendisinin özellikle yer
alması için uğraş vereceği 3 temel konu bulunduğunu
vurguladı. AB'nin Kuzey Kıbrıs'ta temsiliyeti konusunda
çalışma yapılması gerektiğini ifade eden Özdemir,
Kuzey Kıbrıs'ta yaşayan ve AB vatandaşı olan
Kıbrıslı Türklerin AB ile direkt temas kurmasının
önemine işaret ederek, "Kıbrıslı Türkler AB ile temas
kurmak için sınırı geçmek ya da başka üye ülkelere gitmek
zorunda kalmamalıdır" dedi.
GÖSTERİLER
AMAÇLIYDI... Temas Grubu'nun protesto edildiği gösterileri de
değerlendiren Özdemir, göstericileri izolasyonların
kaldırılmasını istemeyenler olarak tanımladı. Cem
Özdemir, bu hareketle yanlış imaj verildiğini belirtti.
Avrupa
Parlamentosu (AP) Yeşiller Grubu Milletvekili Cem Özdemir, AP Üst Düzey
Temas grubunun
1 Haziran'da
yeniden adaya geleceğini ve 2 Haziran'dan başlayarak, daha geniş
bir programla yeniden görüşmeler yapacaklarını
açıkladı.
KIBRIS TV'de
yayımlanan "Günün Getirdikleri" programı için Aysu Basri
Akter'in sorularını yanıtlayan AP Yeşiller Grubu
Milletvekili Cem Özdemir, yapılan görüşmelerin bir rapor halinde
meclis başkanına sunulacağını kaydetti.
"Yaptığımız görüşmeler sonrasında
çalışmalarımızı bir rapor halinde Meclis
Başkanı'na sunacağız" diyen Özdemir, temaslarıyla
önemi bir adım atıldığını, bundan sonraki
görüşmelerinin daha da verimli düzeyde geçebileceğine
inandığını söyledi.
Raporun 3 temel
unsuru
Cem Özdemir,
AP'ye sunulacak raporda kendisinin özellikle yer alması için
uğraş vereceği 3 temel konu bulunduğunu vurguladı.
AB'nin Kuzey Kıbrıs'ta temsiliyeti konusunda çalışma
yapılması gerektiğini ifade eden Özdemir, Kuzey
Kıbrıs'ta yaşayan ve AB vatandaşı olan
Kıbrıslı Türklerin AB ile direkt temas kurmasının
önemine işaret ederek, "Kıbrıslı Türkler AB ile temas
kurmak için sınırı geçmek ya da başka üye ülkelere gitmek
zorunda kalmamalıdır" dedi.
Kıbrıs
Türk tarafının uzun süredir üzerinde durduğu AP'de temsiliyet
konusunun da sunulacak olan raporda yer alması için çaba ortaya
koyacağını belirten Özdemir, "Sadece
Kıbrıslı Rumlardan oluşan 6 kişilik sandalyenin tek
başına Kıbrıs'ı temsil etmesinin
beklenemeyeceğini, en azından resmi temsiliyet düzeyinde Kıbrıslı
Türklerin de AP içinde yer almaları gerektiğini vurguladı.
"Şu
anda Romanya ve Bulgaristan'ın AP içinde resmi temsiliyetleri var. Neden
Kuzey Kıbrıs için de bu olmasın" diyerek, bu konu ile
ilgili olarak çeşitli çalışmalar içinde olunduğunu
kaydetti.
Ayrıca
Türkçenin resmi dil olarak AB içinde kabul edilmesi için de çaba sarf edileceğini
belirten Cem Özdemir, özellikle Üst Düzey Temas Grubu içindeki
İrlandalı milletvekilinin bu çabaları yüzde yüz
desteklediğini açıkladı. Özdemir "Önemli olan benim bu
konuyu desteklememden çok yabancı milletvekillerinin de buna destek
çıkmasıdır, yoksa benim bu konuyu desteklememden doğal bir
şey olamaz" dedi. Konuyla ilgili daha önce de çabalar ortaya
konduğunu ancak hayata geçirilemediğini hatırlatan Özdemir,
grubun buna ikna edilmesi, her şeyi değiştirebilir" dedi.
Özellikle Fransız Milletvekili Grostet'in bu konuda ikna
olmasının önemine işaret eden Özdemir, daha önce konuya
karşı çıkan Meclis Başkanı ve komite
toplantısındaki diğerlerinin de ikna edilebileceğinin
altını çizdi.
Grup ikna
edildi
AP
Yeşiller Grubu Milletvekili Cem Özdemir, Üst Düzey Temas Grubunun Kuzey
Kıbrıs'ta gerçekleştirmiş olduğu görüşmelerden
dolayı çok memnun olduğunu belirterek, gayet iyi verimli bir
görşüme dizisi gerçekleştirildiğini söyledi ve bugünden itibaren
iki taraf arasında önemli bir köprü kurulduğunu
açıkladı."Önemli olan benim değil, diğer
milletvekillerinin ikna olmasıydı" diyen Cem Özdemir, gruptaki
diğer milletvekillerinin de Kıbrıs hakkında birçok konudaki
görüşlerinde önemli farklılıklar olduğunu ve
Kıbrıs Türk tarafının tezleri hakkında ikna
edildiklerini vurguladı. "Ben zaten bugüne kadar AP'u içindeki
duruşumla Kıbrıs sorununda elimden geldiğince Türk
tarafına destek vermiş, Annan Planı'nı benimsemiş,
desteklemiş bir insanım. Önemli olan bugüne kadar Türk
tarafının haklılıkları konusunda ikna
olmamışları ikna edebilmekti. Bu görüşmelerle de önemli
ölçüde bunun başarıldığını düşünüyorum"
dedi.
"Protesto
gösterilerini izolasyonların
kaldırılmasını
istemeyenler yaptı"
Temas Grubu'nun
protesto eden göstericilerin, belli rahatsızlıkları
olabileceğini ancak sorunun da sadece grup içinden
kaynaklanmadığını belirten Cem Özdemir, bu gösterilerin
gerçekte izolasyonların kaldırılmasını istemeyenler
tarafından yapıldığına inandığını
ve bu grupların hükümetin çizgisinden de memnun olmayan kişiler
olduğunu kaydetti. "Sormak lazım. Kim var bu işin
arkasında. İlk defa Kuzey Kıbrıs'a gelmiş bir
milletvekili üzerinde nasıl bir imaj bırakılıyor
düşünmek lazım" diyerek, kendilerine daha önce aksi söylenmesine
karşın Türk sınırında üzerlerinin
arandığını ve bunun da yine hükümetin iradesi
dışında yapıldığının altını
çizdi. Özdemir, "Sormak lazım. Hangi partiler hengi hedefler için bu
bayrakları açıyor, amaçları ne? şeklinde konuştu.Temas
Grubuyla görüşmeyi reddeden Dışişleri Bakanı Serdar
Denktaş'ın bu tavrından dolayı üzüntü duyduğunu ifade
eden Özdemir, "Kendisi bilir. Grupla görüşmeyerek ne kadar
akıllıca bir adım attığı kendi
değerlendirmesidir ama umarım Haziran' a kadar olan zamanı
değerlendirir ve bizimle görüşmeyi kabul eder" dedi.
Önemli olan
şov değil iş yapmak
Temas Grubu
içinde farklı görüşleri benimsemiş 8 milletvekilin
olduğunu, alınan karar gereği, AP'da temsil edilen bütün
grupların bu temas grubu içinde yer aldığını söyleyen
Özdemir, farklı görüşlere ve hassasiyetlere de saygı
duyulması gerektiğini söyledi. Özdemir, "bizim AB Hukukunu dünya
hukukunu değiştirmemiz mümkün değil, KKTC
tanınmadığı için resmi sembollerini de kabul edemeyiz"
diyerek, seçilmiş Cumhurbaşkanı ile özellikle makamında
görüşme konusunda ısrarcı olduklarını, ancak grup
içinde de belirli bir denge sağlamaya özen gösterdiklerini bu yüzden de
parti liderleriyle Koordinasyon Merkezi'nde görüşüldüğünü
açıkladı. Özdemir, "sonuçta resmi olanı yapmak
zorundayız önemli olan şov yapmak değil, gerçek amaca hizmet
etmektir" dedi.
Papadopulos
Denktaş gibi bıktırdı
Güney
Kıbrıs'ın AB'nin resmi üyesi olmasından dolayı önemli
avantajları olduğunu belirten Cem Özdemir, ancak Papadopulos'un
sürekli olarak sorunun kaynağının Türk tarafı olduğunu
ifade ederek bu konudaki bıktırıcı
yaklaşımları dolayısı ile AB içindeki
inandırıcılığını yitirdiğini kaydetti.
Türk tarafının görüşlerini kabul ettirmesi için zamanın
oldukça uygun olduğunun altını çizen Özdemir, bu zamanın
iyi değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı.
"Kıbrıs Türk tarafında Cumhurbaşkanı
Talat'ın başa gelmesi iyi oldu" diyen Özdemir, AB içinde
Denktaş'ın yarattığı kötü imajın şimdi
Papadopluos'a kaldığını vurguladı.
KIBRIS
08/03/06
Rumlardan yeni
çözüm önerisi
Uluslararası
arenada Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik hiçbir adım atmamakla
eleştirilen Kıbrıs Rum Yönetimi, yeni bir öneri
hazırladı.
NTV
Güncelleme: 19:11 TSİ 09 Mart 2006 Perşembe
LEFKOŞA
- Buna göre Maraş bölgesinin Rumlara verilmesi ve Magosa
limanının ortak işletilmesi
karşılığında Kıbrslı Türklerin de bu
limandan ticaret yapması mümkün olabilecek.
Ancak
öneri, KKTCye doğrudan uçuşları ya da diğer limanlardan
ticaret yapılmasını içermiyor. Yarın Avusturyanın
Salzburg kentinde Abdullah Gülle ilk kez biraraya gelecek olan Yunanistan
Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanninin, sözkonusu öneri için nabız
yoklaması bekleniyor.
Rum Yönetiminin Türk tarafına resmen sunmaya
hazırlandığı öneri, Maraş bölgesinin rumlara iadesini
ve magosa limanının avrupa birliği denetiminde ortaklaşa
işletilmesini öngörüyor.
Bunun karşılığında Kıbrıslı Türklerin
de Magosa limanından ticaret yapmasına olanak tanınacak. Ancak
bu KKTCye yönelik ambargoların kalkacağı anlamına
gelmiyor. Çünkü öneri, KKTCye doğrudan uçuşların
başlamasını veya Girne gibi diğer limanlardan da
doğrudan ticaret yapılmasını içermiyor.
Rum Yönetimi, KKTCdeki eski Rum malları üzerindeki tüm
inşaatların ve alım satım işlemlerinin de
durdurulması talep ediyor. Rumlar, Türk tarafı öneriyi kabul eder,
Ankara da limanlarını Rum uçak ve gemilerine açarsa, AB üyelik
müzakereleri sürecinde Türkiyenin önüne engel
çıkarmayacaklarını söylüyorlar.
Ancak KKTC üzerindeki ambargoların tamamen kaldırmaması ve Rum
malları üzerinde moratoryum talep etmesi nedeniyle, öneri Türk tarafı
için fazla cazip görünmüyor.
Ankara, daha önce açıkladığı Kıbrıs eylem
planında, Rum gemi ve uçaklarına Türk limanlarının
açılması karşılığında
Kıbrıslı Türklere yönelik tüm izolasyonların
kaldırılmasını önermişti.
Eski Doğu Bloku'nda sosyalizme özlem
9 Mart, 2006 23:13:00 (TSİ) CNN TURK
|
|
Bulgarların yüzde 30'u sosyalizmi tercih ediyor |
Berlin
Duvarı ve Doğu Bloku yıkılalı 17 yıl oldu ancak
eski sosyalist ülkeler yaşadıkları toplumsal
değişimden çok da memnun görünmüyor.
Eski Doğu Bloku
üyesi 11 ülkede yapılan bir kamuoyu araştırması,
halkın dörtte birinin sosyalizmi özlediğini ortaya koydu.
Macaristan'ın önde gelen araştırma kuruluşlarından Tarki
araştırma enstitüsünce 11 eski sosyalist ülkede
gerçekleştirilen araştırma çarpıcı sonuçlar ortaya
çıkardı.
Her ülkeden biner kişiyle gerçekleştirilen ankette,
katılımcılardan hangi toplumsal rejimde yaşamak
istersiniz? sorusuna cevap vermeleri istendi.
11 ülkenin ortalaması alındığında demokrasi
diyenlerin oranı yüzde 28'de kaldı.
Eski günleri yani sosyalizmi özlediğini söyleyenlerin oranı ise yüzde
24'e ulaştı. Uzmanlar bu rakamın
şaşırtıcı derecede yüksek olduğu görüşünde.
Ankete katılanların yüzde 14lük bir kesimi ise hangi rejim olursa
olsun toplumsal mutluluğun sağlanamayacağı görüşünde.
Ülke bazında bakıldığında, rejim
değişikliğinden en fazla memnun olanlar Çekler. Bu ülkede
halkın yüzde 52si piyasa ekonomisinin gelişmesinden memnun.
Estonya da memnuniyet oranı Çek Cumhuriyetine yakın. Rusya ve
Bulgaristanda ise Berlin Duvarı'nın yıkılmasından
bunca sene sonra bile halkın yüzde 30u sosyalizm daha iyiydi diyor.
Türkiye ile Troykanın
Kıbrıs restleşmesi
Zeynel LÜLE VİYANA
Dışişleri
Bakanı Abdullah Gül, dün Viyanada AB Troykası ile bir araya geldi.
AB tarafı, müzakerelerin fiilen başlayabilmesi için Rumlara
limanların açılmasını istedi. Türkiye ise
şartını yineledi: "KKTCye doğrudan ticaret
başlasın ve izolasyon kaldırılsın."
TÜRKİYE ile Avrupa Birliği arasında müzakerelerin
başlaması kararının alındığı 3 Ekim
tarihinden sonra yapılan ilk "resmi" toplantıda, Türkiye
ile AB arasında "Kıbrıs restleşmesi"
yaşandı. AB tarafı, müzakerelerin "fiilen"
başlayabilmesi için Türkiyeden Rum gemilerine limanlarını
açması talebini getirirken, Türkiye ise bunun için KKTCye uygulanan
doğrudan ticaretin başlatılması ve Kıbrıslı
Türklere yönelik izolasyonun kalkması şartını yineledi.
Dün Viyanada yapılan "AB-Türkiye Troyka" toplantısına
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, AB Dönem Başkanı,
Avusturya Dışişleri Bakanı Ursula Plassnik, bir sonraki AB
dönem Başkanı Finlandiya Dışişleri Bakanı Erkki
Tuomioja ve AB Komisyonunun Genişlemeden sorumlu Temsilcisi Olli Rehn
katıldı. Plassnik, tarama süreci tamamlanan fasıllardan
"Bilim ve Teknoloji" ile "Eğitim ve Kültür"
alanlarında "fiili" müzakerelerin, Avusturyanın dönem
başkanlığında ve "gecikmeden" başlatılacağı
ümidinde olduğunu söylerken, Olli Rehn, "Önce limanlar
açılmalı. Türkiye gümrük birliği yükümlülüğüne eksiksiz
uymalı" tavrını ortaya koydu.
ÖN ŞART
Troyka sonrası toplantısında Rehn şöyle konuştu:
"Ek protokolün imzalanması, müzakere sürecinin açılması
için ön şarttır. Türkiye, bunu yerine getireceğine dair söz
verdi ve bu konu bir sürece girdi. Bunun için de, Türk limanlarına, gümrük
birliği çerçevesinde malların, ürünlerin ulaşması önem
taşıyor" dedi. Olli Rehn ayrıca, her ülkenin müzakerelerde
"veto hakkı" bulunduğunu hatırlatarak,
Kıbrıs konusunda olumsuz gelişmelerin müzakere sürecini
engellememesi için her iki tarafın da yoğun biçimde çaba göstermesi
gerektiğini söyledi.
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ise, "Kıbrıs
konusu ile müzakerelerin birbirinden ayrılması gerektiğini"
belirtti. Gül ayrıca, Türkiyenin BM öncülüğündeki her sürece destek
verdiğini belirterek, "Kıbrıs Türklerine yönelik hukuki
temeli olmayan izolasyonların kaldırılması gerekiyor.
Verilen sözler tutulmalı. Türkiyenin çözüm için sunduğu eylem
planı dikkate alınmalı" dedi.
AB temsilcileri, karikatür krizinin aşılması konusunda, AB ile
müzakerelere başlamış ve "Hukuki sistemi" ABye
yakın olan bir ülke olan Türkiyenin oynayabileceği rol
bulunduğunu belirttiler. Gül ise, "Şüphesiz ki basın
hürriyetini sonuna kadar savunmamız lazım. Bu demokrasinin
gereğidir. Ancak bu hürriyet, başkalarının dinine,
kimliklerine hakaret etme olamaz" dedi.
Güle Kayserispor tebriği
AB Komisyonu Temsilcisi Olli Rehn, basın toplantısında, Abdullah
Gülün Kayserili olması nedeniyle önce Gülü "tebrik ederek"
sözlerine başladı. Fenerbahçe karşısındaki
galibiyetini ima ederek, Kayserisporun lig üçüncülüğüne değindi.
Rehn, Gülün tuttuğu takım Beşiktaşın da son
dönemlerde aldığı galibiyetleri de hatırlattı ve "Sayın
bakanı hem Kayserispor, hem de Beşiktaşın
başarıları nedeniyle kutluyorum" dedi.
HURRIYET
10/03/06
Troykanın
gündemi Kıbrıs
|
|
|
Dışişleri
Bakanı Abdullah Gül'ü ABD Dönem Başkanı Avusturyalı
meslektaşı Ursula Plassnik ağırladı. FOTOĞRAF: AFP |
AB yine uyardı:
Rumlara havaalanı ve limanları gecikmeksizin
açmalısınız
09/03/2006
RADIKAL
GÜVEN ÖZALP
VİYANA
- AB-Türkiye ilişkileri Kıbrıs sancısını
aşamıyor. Brüksel ve Ankara'nın Kıbrıs
yaklaşımlarındaki farklılık Viyana'da dün yapılan
AB-Türkiye Troyka toplantısına da damgasını vurdu. AB
kanadı Türkiye'den Gümrük Birliği' Kıbrıs Rum Yönetimi de
dahil yeni üyelere genişleten Ek Protokol'ün gecikmeden uygulamasını
istedi. Ankara ise "Müzakere süreciyle Kıbrıs konusunu aynı
kefeye koymayın" mesajı verdi.
3 Ekim'de müzakerelerin başlamasından sonraki ilk 'troyka'
toplantısı Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, AB
dönem başkanı Avusturya'nın Dışişleri Bakanı
Ursula Plassnik, bir sonraki dönem başkanı Finlandiya
Dışişleri bakanı Erkki Tuomioja ile Avrupa Komisyonu'nun
genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn'in katılımıyla
yapıldı. AB tarafı toplantıda Ek Protokolün Rum Kesimi'ni
de kapsayacak şekilde ve gecikmeksizin uygulanmasına verdiği
önemi bir kez daha vurguladı. Toplantının ardından
düzenlenen ortak basın toplantısında konuşan Rehn,
"Türkiye ek protokolü kabul etmezse müzakere süreci olumsuz
etkilenecek" dedi. İki tarafın da vaatlerine bağlı
kalmasını isteyen Rehn, "Türkiye, Ek Protokolü imzalayarak bunu
tam olarak uygulama taahhüdüne girdi. Bu uygulamaya liman ve
havaalanlarının açılması da dahil" diye konuştu.
.
Ankara
ısrarlı
Türkiye ise Kıbrıs'ta olası krizi göğüsleme riski almaya
hazır olduğunu AB'ye hissettirdi. Toplantıda AB'nin
Kıbrıs Türk toplumu konusundaki taahhütlerini yerine getirmesi ve bu
yapılmadan Türkiye'den ek adım beklenmemesi mesajı verildi.
Toplantıda, AB ülkelerinin Kıbrıs'ta siyasi çözüm için bir an
önce girişim başlatması da istendi.
Dışişleri Bakanı Gül de basın toplantısında
müzakere süreciyle Kıbrıs konusunun birbirinden ayrı
tutulduğunu söylerken, "Başlıkların açılması
konusunda, ilgili olmayan siyasi konular gerekçe olarak kullanılamaz"
dedi. Gül, KKTC'ye uygulanan ambargonun hukuki temeli olmadığını
ve kaldırılması gerektiğini söyledi.
Diğer konular
olumlu
Toplantıda Kıbrıs dışındaki konularda ise olumlu
bir hava hâkimdi. Müzakere sürecinin ilerleyişinden iki taraf da
memnuniyetini ortaya koyarken, Plassnik, "Türkiye'yle iyi bir
yolculuğa çıktık" diyerek ülkesinin nesnel ve dürüst bir
ortak olarak davrandığını söyledi.
Bilim-araştırma başlığında Türkiye'ye müzakere
daveti yapıldığını, eğitim-kültür alanında
da çalışmaların sürdüğünü anımsatan Plassnik, bu
başlıklarda müzakerelere kısa zamanda
başlanmasını umduklarını belirtti. Toplantıda
Türkiye reformların uygulanmasındaki yavaşlığı
için uyarıldı.
AB'nin övdüğü konu ise Hz. Muhammed karikatürlerinin Batı
basınında yayımıyla kopan fırtınaya dair
Türkiye'nin izlediği yaklaşım oldu. Avusturya
Dışişleri Bakanı Plassnik, Türkiye'nin İslamı
modern değerlerle bağdaştırabilen Avrupa'ya yönelmiş
bir ülke olduğunu vurguladı.
Limanlar açılmazsa, müzakereler kesilir
Avusturya'nın
başkenti Viyana'da yapılan Türkiye-AB Troykası'nın
ardından, AB tarafı, Türkiye'ye Gümrük Birliği'ni tam olarak
uygulanması çağrısında bulundu:
Limanlar
açılmazsa, müzakereler kesilir
REHN: VETO
HAKKI MÜZAKERELERİN KESİLMESİ DEMEKAB Komisyonu'nun
genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn, Türkiye'nin gümrük birliği ek
protokolünü tam uygulaması gerektiğini açıkladı. Ek
protokolün öngördüğü havaalanları ve limanların
açılmamasının Türkiye-AB müzakerelerinin kesilmesine yol
açıp açmayacağıyla ilgili olarak Rehn, "Eğer biz AB
içinde geçerli olan veto hakkının kullanılmasını
dikkate alırsak bu müzakerelerin kesilmesi anlamına gelir" dedi
2006'DA ÇÖZÜM
İÇİN ÇABA SARF EDECEĞİZ Tüm tarafların verdikleri
sözleri tutmaları gerektiğini belirten Rehn, Kıbrıs
sorununun çözümüne ilişkinse Annan-Papadopulos görüşmesinin "çok
önemli" olduğunu söyledi ve 2006 yılında Kıbrıs
sorununa bir çözüm bulmak için çaba sarf edeceklerini de belirtti. Rehn, Mali
Yardım Tüzüğü'nün onaylanmasının çok önemli bir güven
artırıcı belge olarak kabul edilmesi gerektiğini de söyledi
GÜL:
İZOLASYONLAR KALKMALI BM öncülüğündeki tüm çözüm çabalarını
desteklediklerini yineleyen TC Dışişleri Bakanı Gül,
Kıbrıs Türk toplumuna karşı uygulanan izolasyonların
kalkması gerektiğini, AB'nin bu konuda verdiği sözleri yerine
getirmesini beklediklerini söyledi. Gül, "izolasyonların ve
ambargonun kaldırılmasının, kapsamlı bir çözüme
gidecek güven artırıcı bir unsur olduğunu" kaydetti
Avusturya'nın
ev sahipliğinde Viyana'da yapılan Türkiye-AB Troykası
dışişleri bakanları toplantısı sonrasında AB
tarafı, Türkiye'nin Gümrük Birliği'nin tam olarak uygulanması
konusunda adım atması gerektiğini vurguladı.
Toplantı
sonrasında düzenlenen ortak basın toplantısında
konuşan AB Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn,
Türkiye'nin gümrük birliği ek protokolünü tam uygulaması
gerektiğini söyledi.
Ek protokolün
öngördüğü Türk havaalanları ve limanların
açılmamasının Türkiye-AB müzakerelerinin kesilmesine yol
açıp açmayacağıyla ilgili olarak Rehn, "Eğer biz AB
içinde geçerli olan veto hakkının kullanılmasını
dikkate alırsak bu (ek protokolün uygulanmaması) müzakerelerin
kesilmesi anlamına gelir" diye konuştu. Hem Türkiye'nin, hem
AB'nin verdikleri sözleri tutmaları gerektiğini belirten Rehn, BM
Genel Sekreteri Kofi Annan ile Kıbrıs Rum toplumu lideri Tasos
Papadopulos arasında yapılan son görüşmenin ''çok önemli''
olduğunu söyledi ve ''Bizler kapsamlı bir çözüm için taraflar
arasındaki görüşmelerin tekrar başlamasını
destekliyoruz'' dedi.
TC
Dışişleri Bakanı Gül ise, BM öncülüğündeki tüm çözüm
çabalarını desteklediklerini yineleyerek, Kıbrıs Türk
toplumuna karşı uygulanan izolasyonların ve ambargonun
kalkması gerektiğini, AB'nin bu konuda verdiği sözleri yerine
getirmesini beklediklerini söyledi.
Gül,
''izolasyonların ve ambargonun kaldırılmasının,
kapsamlı bir çözüme gidecek güven arttırıcı bir unsur
olduğunu'' kaydetti.
AB dönem
başkanı Avusturya'nın Dışişleri Bakanı
Ursula Plassnik başkanlığında Viyana'da yapılan
Türkiye-AB Troykası dışişleri bakanları
toplantısı sonrasında Avusturya'nın Dışişleri
Bakanı Ursula Plassnik, AB Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi
Olli Rehn, müteakip dönem başkanı Finlandiya'nın
Dışişleri Bakanı Erkki Tuomioja ve TC
Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı
Abdullah Gül ortak bir basın toplantısı düzenledi
Rehn: Tüm
taraflar yükümlülüklerini yerine getirmeli
Toplantıdan
sonra düzenlenen ortak basın toplantısında, bir soruyu
yanıtlayan AB -Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn,
Kıbrıs konusunda Türkiye'nin gümrük birliği ek protokolünü tam
uygulaması gerektiğini belirtti.
Hem
Türkiye'nin, hem AB'nin verdikleri sözleri tutmaları gerektiğini
belirten Rehn, Kıbrıs sorununun çözümüne ilişkinse BM Genel
Sekreteri Kofi Annan ile Rum lideri Tasos Papadopulos arasında
yapılan son görüşmenin ''çok önemli'' olduğunu söyledi ve
''Bizler kapsamlı bir çözüm için taraflar arasındaki
görüşmelerin tekrar başlamasını destekliyoruz'' dedi.
Olli Rehn, ''ek
protokolün öngördüğü havaalanları ve limanların
açılmamasının Türkiye-AB müzakerelerinin kesilmesine yol
açıp açmayacağına'' ilişkin bir soruyuysa şöyle
yanıtladı:
''Eğer biz
AB içinde geçerli olan veto hakkının kullanılmasını
dikkate alırsak bu (ek protokolün uygulanmaması) müzakerelerin
kesilmesi anlamına gelir.''
2006
yılında Kıbrıs sorununa bir çözüm bulmak için çaba sarf
edeceklerini belirten Rehn, şunları söyledi:
''Temmuz
2005'te imzalanan ek protokol, Türkiye ile müzakerelerin başlayabilmesi
için çok önemli bir koşuldu. Bu nedenle de ek protokolün uygulanması
hem AB, hem Türkiye, hem de Kıbrıs için çok
yararlı
olacaktır. Biz ek protokolün uygulanıp
uygulanmadığını dikkatle takip edeceğiz.''
Rehn
ayrıca, KKTC'ye mali destek tüzüğünün onaylanmasının çok
önemli bir güven artırıcı belge olarak kabul edilmesi
gerektiğini söyledi.
Plassnik:
Faydalı ve iyi niyetli bir görüşme oldu
Ortak
basın toplantısında, AB dönem başkanı
Avusturya'nın Dışişleri Bakanı Ursula Plassnik ile
Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı
Abdullah Gül, toplantıyı ''gayet faydalı ve iyi niyetli bir
görüşme'' olarak değerlendirdiler.
Plassnik,
Türkiye ile AB arasındaki müzakere sürecine değinerek, ''Türkiye ile
bilim ve araştırma konularında müzakerelerin devam ettiğini
ve çok iyi yolda gittiğini'' söyledi. Plassnik, müzakerelerin temposunun,
AB kadar Türkiye'nin çabalarına da bağlı olduğunu belirtti.
Gül:
Kıbrıs ve Müzakere ayrı konular
TC
Dışişleri Bakanı Gül ise müzakere sürecinin siyasi sorunlardan
bağımsız teknik bir konu olduğunu belirterek,
"Kıbrıs ve müzakere bizim için ayrı konulardır.
Birbirlerine karıştırılmaması gerekir. Müzakere kendi
içinde kendi mecraında sürecektir. İlgisiz konular müzakereleri
olumsuz etkileyecek gerekçeler olarak öne sürülemez. Biz, bu işi böyle
görüyoruz" diye konuştu.
KKTC'ye
izolasyonlar kalkmalıdır
Kıbrıs
sorununun çözümüne ilişkin bir soruyu yanıtlayan
Dışişleri Bakanı Gül, ''Biz bu problemin çözümünü gerçekten
istiyoruz'' diyerek, ''AB içinde Kıbrıslı tarafların (Türk
ve Rum toplumları) kuzey
ülkelerinde
olduğu gibi ayrı bir sütun oluşturabileceklerini'' söyledi.
Bir soru
üzerine, BM Genel sekreteri Kofi Annan'ın barış
planını Kıbrıs Türk toplumunun referandumda kabul
ettiğini anımsatarak, ''Şimdi de BM öncülüğündeki tüm çözüm
çabalarını destekliyoruz. Öncelikle Kıbrıs Türk toplumuna
karşı uygulanan izolasyonların ve ambargonun kalkması
gerekir. AB'nin bu konuda verdiği sözleri yerine getirmesini bekliyoruz''
diye konuştu.
Dışişleri
Bakanı Gül, ''izolasyonların ve ambargonun
kaldırılmasının, kapsamlı bir çözüme gidecek güven
arttırıcı bir unsur olduğunu'' kaydetti.
KIBRIS 09/03/06
Başbakan Soyer bugün Londra'ya gidiyor
|
Başbakan
Soyer, İngiltere'de faaliyet gösteren Kıbrıs Türk sivil toplum
örgütleri ve bazı basın yayın kuruluşlarının
yetkilileriyle görüşmelerde bulunacak, ayrıca Sky Live News
kanalında haber programına katılacak Başbakan
Ferdi Sabit Soyer bugün Londra'ya gidiyor. Başbakanlık
Basın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğü'nden verilen bilgiye
göre, Başbakan Soyer ziyareti sırasında İngiltere'de
faaliyet gösteren Kıbrıs Türk sivil toplum örgütleri ve bazı
basın yayın kuruluşlarının yetkilileriyle
görüşmelerde bulunacak, ayrıca Sky Live News kanalında haber
programına katılacak. Bugün saat
16.30'da Ercan'dan hareket edecek Kıbrıs Türk Hava Yolları'na
ait uçakla Antalya üzerinden İngiltere'ye gidecek olan Başbakan
Soyer, İngiltere'den 12 Mart 2006 Pazar akşamı ayrılacak.
Başbakan Soyer'in adaya 12 Mart Pazar akşamı saat 21.30'da
dönmesi bekleniyor. Başbakan
Ferdi Sabit Soyer'e ziyareti sırasında Başbakanlık Özel
Kalem Müdürü Erkut Şahali eşlik edecek. |
KIBRIS 09/03/06
26 Mart'ta nüfus sayımı yapılacak
Bakanlar Kurulu
önemli kararlar aldı
26 Mart'ta
nüfus sayımı yapılacak
Üniversitelere
destek sürüyor... 18 Nisan'da genel tatbikat var... Nüfus sayımı 26
Mart'ta. Sokağa çıkma yasağı olacak...Doğal afetlerden
zarar görenler tazmin edilecekBalıkçılık desteklenecek...
Turistik tesislere alt yapı yatırımları için destek
verilecek
Bakanlar
Kurulu, genel nüfus sayımının 26 Mart'ta
yapılmasını ve aynı gün 13 saat süreyle sokağa
çıkma yasağı uygulanmasını karara bağladı.
KKTC genelinde
18 Nisan'da sivil savunma tatbikatı yapılması yönünde karar da
alan Bakanlar Kurulu, üniversitelere, turistik tesislere, balıkçılara
destek verilmesini öngören bir dizi karar da aldı. Bakanlar Kurulu,
doğal afetlerin yol açtığı zararların ve kuş
gribinden dolayı itlaf edilen hayvanların tazmin edilmesini de hükme
bağladı.
Bakanlar
Kurulu, Başbakan Ferdi Sabit Soyer başkanlığında dün
yaklaşık 2 saatlik bir toplantı yaptı. Yoğun gündemli
toplantıda, orta eğitimdeki grevin yasaklanmasına ilişkin
karar yanında birçok karar alındı. Toplantıda alınan
kararlar, Kurul Sözcüsü Bayındırlık ve Ulaştırma
Bakanı Salih Usar tarafından yaklaşık 45 dakika süren bir
açıklamayla kamuoyuna duyuruldu.
Nüfus
sayımı 26 Mart'ta
Bakanlar Kurulu
Sözcüsü Usar'ın verdiği bilgiye göre, Bakanlar Kurulu genel nüfus ve
konut sayımının 26 Mart Pazar günü yapılmasını
karara bağladı. DPÖ Müsteşarlığı tarafından
yapılacak sayım nedeniyle 05.00-18.00 saatleri arasında 13 saat
süreyle sokağa çıkmak yasak olacak.
Bakanlar Kurulu
Sözcüsü Usar, resmi gazetede yayımlanmak üzere hazırlanan konuyla
ilgili duyuruyla sokağa çıkma yasağına ilişkin
hükümlerin ve bu yasaktan muaf olacak personele ilişkin
şartların düzenlendiğini belirtti.
Üniversitelere
destek
Bakanlar
Kurulu, KKTC'deki üniversitelere "reel sektörü destekleme projesi"
çerçevesinde destek verilmesine ilişkin yeni kararlar da aldı.
Geçtiğimiz
haftalarda üniversitelere hibe veya kredi yoluyla destek vermek amacıyla
kararlar üreten Bakanlar Kurulu, dünkü toplantısında da benzer
kararlar aldı.
Lefke Avrupa
Üniversitesi'ne 5 milyon YTL'ye ek olarak 5 milyon YTL daha katkı yapma
kararı alan Bakanlar Kurulu, Girne Amerikan Üniversitesi'ne de 100
bilgisayar ve aksamı için 250 bin dolarlık katkı yapmayı
hükme bağladı. Bu üniversiteye ayrıca tekno-park projesine
katkı için 3 milyon dolar ve 200 kişilik yurt yapımı için
de 1 milyon dolar olmak üzere toplam 4 milyon dolarlık düşük faizli
kredi verilmesi de kararlar arasında yer aldı.
Uluslararası
Kıbrıs Üniversitesi'ne katkı sağlamak amacıyla da
Haspolat Kavşağı ile Taşkent yolunun asfaltlanması,
kaldırım yapılması ve yola aydınlatma
yapılması kararlaştırıldı.
Turizme
katkı 3 milyon YTL kaynak
Turizm
sektörüne katkı çerçevesinde de deniz suyundan içme ve kullanma suyu elde
edecek turistik tesislere destek kararı alan Bakanlar Kurulu, bu amaçla 3
milyon YTL'lik kaynak ayırdı. Kaynağın nasıl
kullanılacağı ise DPÖ, Kalkınma Bankası ve Turizm
Planlama Dairesi tarafından belirlenecek.
Bakanlar
Kurulu, Moskova'da 22-25 Mart tarihleri arasında yapılacak MITT
turizm fuarında, ayrıca Berlin Fuarı'nda KKTC'nin temsili
yönünde de karar aldı.
Zararlar tazmin
edilecek Balıkçılara ağ
Yangın,
hastalık ve benzeri nedenlerle zarara uğrayan üreticiler
yanında, 7 Şubat'taki dolu ve hortumdan zarar gören üretici ve
hayvancının da tazmin edilmesini karara bağlayan Bakanlar
Kurulu, kuş gribiyle ilgili gelişmeler üzerine İncirli'de itlaf
edilen kanatlı hayvanların tazmin edilmesini de
kararlaştırdı.
Bakanlar
Kurulu, balıkçılara da ağ ve plastik kasa yardımı
yapma kararı aldı.
18 Nisan'da
tatbikat
Bakanlar
Kurulu, 18 Nisan'da KKTC genelinde sivil savunma tatbikatı
yapılmasını da karara bağladı.
Karar uyarınca
tatbikat 15.00-21.00 saatleri arasında yapılacak.
Şampiyon
okullar Türkiye'ye
İlkokul
düzeyinde atletizm, yüzme, satranç gibi alanlarda Türkiye'de yapılacak
finallere KKTC'deki şampiyon okulların katılması da
Bakanlar Kurulu'nda bugün alınan kararlar arasında yer aldı.
Bakanlar
Kurulu, rehberlerin çalışma koşullarını düzenleyen
Rehberler Birliği Yasası'nda değişiklik öngören
tasarıyı da onayladı. Balıkçılık sektörünün AB
kurallarına uyumlu hale getirilmesini öngören Hayvancılık
Dairesi Değişiklik Yasa Tasarısı da bugünkü toplantıda
onaylanan tasarılar arasında yer aldı.
Bakanlar
Kurulu, TAK Emeklilik Tüzüğü'nü de onayladı.
KIBRIS 09/03/06
(1) KKTC ekonomisi:
Rüküşten çıkışa
LEFKOŞA
Çin'den sonra dünyada en hızlı kalkınan ülke Kuzey
Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'dir.
Hatta, bazı açılardan KKTC'nin gelişmesi Çin'inkinden bile
büyüktür.
Çin ekonomisi büyüyor ama Çin fakir bir ülke olmaya devam ediyor. KKTC ise son
üç yılda gerçekleştirdiği olağanüstü zıplamayla orta
halli ülkeler düzeyine yaklaştı.
Fert başına düşen gayri safi milli hasıla 2002-2004'te
ikiye katlanarak 8.000 doları aştı. Maliye Bakanı Ahmet
Uzun bu rakamın geçen sene 10.200 dolara
ulaştığını tahmin ediyor.
Son dört yıl içindeki kümülatif gerçek büyüme hızı % 46'ya
yakındır. 2001'de 5.4 daralan ekonomi 2004 % 15.4, geçen yıl %
12 büyüdü. Bu yıl için% 7 büyüme, 11.000 dolar kişi başına
gelir hedefleniyor.
Bin kişiye 475 otomobil
Diğer refah göstergelerinde de kayda değer yükselişler var. Bin
kişiye 475 otomobil düşüyor. Cep telefonu sahipliği bin
kişide 1.009 olup dünyadaki en büyük oranlardan biridir.
İşsizlik oranı % 2'nin altındadır. Yıllık
enflasyon 2001'de % 77 iken geçen yılın ilk 11 ayında % 2.3'e
indi.
KKTC'deki değişim dört yıl kadar önce on binlerce
Kıbrıslı Türkün sokağa dökülüp çözüm ve
değişiklik yönünde isteklerini ortaya koymasıyla
başladı.
"Kapalı bir toplumduk. Biz bize yaşıyorduk" diye
anlattı Uzun. "2002-2003 yılında dünyayla bütünleşme
arzusu belirdi. Annan Planı ve seçimlerle topluma büyük bir motivasyon
geldi. Ardından 2003'te (Türk ve Rum kesimleri arasındaki) barikatlar
açıldı. Seçim 40 yıllık hükümeti değiştirdi.
Olumlu havayı artırdı. Bu, ekonomiye yansıdı.
Yatırımlar arttı. İnşaat sektöründe büyük patlama
oldu."
Gayrimenkul pazarı canlandı
Uzun'a göre, Annan Planı'ndan sonra Kıbrıs'ta siyasi bir çözümün
er veya geç kesin olduğu kanısının yerleşmesi güven
ortamı yarattı. Yıllarca hareketsiz olan gayrimenkul pazarı
canlandı. Yabancılar tatil ve emeklilik evi almaya başladı.
İnşaat, ekonomik büyümenin lokomotifi haline geldi. Girne'de
bazı bölgelerde arazi fiyatları birkaç yılda 40 misli
arttı.
İşadamı Fikri Toros'a göre "2003-2005'teki üç
yıllık sürede sadece İngilizler gayrimenkul sektörüne 1.5 milyar
dolar para enjekte etti ."
Türkiye'deki ekonomik iyileşmeye paralel faizlerin düşmesi ve Türk
lirasının istikrara kavuşması KKTC ekonomisinin büyümesine
büyük katkı yaptı.
Otuz yıla yakın bir süreyi uykuda geçiren KKTC ekonomisindeki
büyümenin yanında getirdiği en büyük soru şudur: Devam edebilir
mi? Ekonomiyi sürükleyen inşaat sektöründe büyük bir duraklama var.
Rüküşten çıkışa terfi eden ekonomi çıkıştan
çöküşe mi gidecek?
METIN MUNIR
MILLIYET 10/03/06
Gül Salzburg'da KKTC'yi anlatacak
10 Mart, 2006 09:23:00 (TSİ) CNN TURK
Avrupa Birliği gayri resmi dışişleri bakanları
toplantısı, bugün Avusturya'nın Salzburg kentinde
başlıyor. Toplantıda Dışişleri Bakanı
Abdullah Gül, Kıbrıs ve karikatür konularında görüşmelerde
bulunacak.
Dışişleri
Bakanı Abdullah Gül, toplantının ikinci gününde 'kültürler
arası diyalogun geliştirilmesi' konulu bir konuşma yapacak.
Gül, konuşmasında özellikle karikatür krizine ilişkin olarak
Türkiye ve İspanya'nın başlattıkları girişime
dikkat çekecek.
Gül'ün, olası bir medeniyetler arası çatışmanın önüne
geçebilmek için farklı din ve inançlara karşılıklı
saygı ve anlayış gösterilmesinin önemini vurgulaması
da bekleniyor.
İki gün sürecek toplantının en önemli gündem maddesini,
'Batı Balkanlar'ın istikrar ve refaha kavuşturularak,
Avrupa-Atlantik sistemiyle bütünleştirilmesine' yönelik çalışmalar
oluşturacak.
Abdullah Gül, bugün akşam yemeğinden önce Yunanistan
Dışişleri Bakanı Dora Bakoyani'yle de görüşecek.
Bakoyani'nin görüşmede, 'Maraş'ı Rumlara iade edin, Magosa
Limanı AB kontrolünde ortak kullanılsın, Rumlar KKTC'nin direkt
ticareti üzerindeki vetoyu kaldırsın' önerisinde bulunması
bekleniyor.
Kıbrıs meselesi
Dışişleri Bakanı Gül, 8 martta Viyana'da
gerçekleşen AB troykasında, Türkiye'nin adayla ilgili en büyük
hedefinin Kıbrıs Türklerinin izolasyondan kurtarılması
olduğunu vurgulamış ve "biz Kıbrıs konusunda iyi
niyetli ve yapıcı davranıyoruz. BM'nin planı aynı
zamanda AB'nin de planı. Biz plana 'evet' derken onların cevabı
'hayır' oldu" demişti.
Toplantıda, "Kıbrıs bir bütün olarak AB'nin bir
parçasıysa Kıbrıs Türklerinin maruz kaldığı
ambargo doğru değil" ifadesini kullanan Gül, "verilen
sözlerin yerine getirilmesi önemli. Biz Türkiye olarak yapıcı olmaya
devam edeceğiz. Hem Türkiye'nin, hem de Kıbrıs Türklerinin
kapsamlı bir çözüm yolunda, izolasyonların
kaldırılması güven artırımıdır"
demişti.
Karikatür krizi
30 eylül 2005'te Danimarka'nın muhafazakar gazetesi Jyllands-Posten 'ifade
özgürlüğü' çerçevesinde 12 serilik Hz. Muhammed karikatürleri
yayımlamıştı.
10 ocakta Norveç gazetesi Magazinet de aynı karikatürleri
basmıştı.
31 ocakta Jyllands-Posten gazetesi özür dilemiş, Norveç gazetesi Magazinet
de üzüntülerini bildirmişti. Danimarka Başbakanı Anders Fogh
Rasmussen ise karikatürlerin yayımlanmasını şahsen
kınadığını söylemiş, ancak gazete adına özür
dilemeyi reddetmişti.
31 ocakta karikatürler nedeniyle üzüntülerini iletmekle yetinen Norveç
gazetesi, 10 şubatta baskı ve tepkilerin ardından özür
dilemişti.
Bu gelişmeler üzerine birçok Müslüman ülke, örgüt ve kurum Danimarka ve
Norveç ürünlerini boykot çağrısında bulunmuştu,
dünyanın birçok ülkesinde protesto gösterileri düzenlenmişti.
Doranın valizinde Maraş ve Magosa var
Yorgo KIRBAKİ/ATİNA
Bugün Salzburgda
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ile ilk görüşmesini
yapacak olan Yunanistan Dışişleri Bakanı Dora Bakoyaninin
"Maraşı Rumlara iade edin, Magosa Limanı AB kontrolünde
ortak kullanılsın, Rumlar da KKTCnin doğrudan ticareti
üzerindeki vetoyu kaldırsın" önerisinde bulunması
bekleniyor.
Yunan basınında yer alan "Ya Magosa, ya veto" tarzı
başlıklı haberlere göre, Atina ve Rum Yönetimi tüm
çabalarını Türkiyenin Maraş ve Magosa limanı
konularında Avusturyanın dönem başkanlığı
sırasında taviz vermesinde yoğunlaştıracak.
Öte yandan AB Komisyonunun genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn, dün
Bakoyani ile Atinada yaptığı görüşmenin ardından bir
gazetecinin "Türkiye yükümlülüklerine uymazsa ne olur?"
şeklindeki sorusuna da "Kötü gelişmelerden kaçınmak için
Türkiyenin elinde bütün imkanlar mevcut. Türkiye bir yandan
reformlarını hızlandırırken diğer yandan da hem
günlük hayatta hukuk devleti olmak, hem de Ankara protokolü ve
dolayısıyla Kıbrıs Cumhuriyetine olan yükümlülüklerini
yerine getirerek kötü gelişmelerden kaçınabilir"
cevabını verdi.
HURRIYET
10/03/06
Kıbrıs
sıkışması
AB, Kıbrıs
konusunda Ankara'yı sıkıştırırken, kendi manevra
alanını da daraltıyor
10/03/2006
RADIKAL
Viyana'da yapılan
Türkiye-Avrupa Birliği görüşmelerinde en çok üç konunun
görüşüldüğü anlaşılıyor. Biri Kıbrıs.
İkincisi, Danimarka-karikatür kriziyle gerilen 'medeniyetlerarası
ilişkiler'. Üçüncüsü de Türkiye'nin sınırlarında devam eden
Irak yangını ile ufukta görülen İran krizi.
Bu üç başlıktan ikinci ve üçüncüsü aslında AB
dışişleri bakanları toplantısının resmi
gündeminde. Türkiye, 'aday üye' olarak bu toplantıya çağrılmak
zorunda değildi. Bir anlamda, bu konular Türkiye'nin 3 Ekim 2005'de
kâğıt üzerinde başlayan müzakere süreciyle ilgili,
gidişatıyla onu etkileyeceği varsayılan konular değil.
Yani, kâğıt üzerinde, Türkiye talepte bulunsa bile AB, Türkiye'yi bu
toplantılara almayabilir, katkısını istemeyebilir, hatta
'Seni ilgilendirmiyor' diyebilir.
Ancak öyle olmadı. Türkiye bu konularda fikrine danışılmak
üzere AB toplantılarına davet edildi. Aksi halde
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, AB yetkilileri ile müzakere
sürecine ilişkin görüştükten sonra dün gece Türkiye'ye dönmüş
olurdu.
AB yönetimi, karatür krizi ile doruğa ulaşan gerilimi düşürmek,
özellikle Ortadoğu ile Türkiye üzerinden yeni köprüler kurmak için
Türkiye'nin bölgeye ilgisinden ve bilgisinden, İngilizce teknik deyimiyle
'know-how' yeteneklerinden yararlanmak istiyor. Türkiye, hem Irak, hem
İran, hem de İsrail-Filistin meselesinde, AB ülkelerinde zaten var
olan imkân ve kabiliyetleri tamamlayıcı, katkıda bulunucu ve
zenginleştirici özelliklere sahip.
Buradan, 'AB Türkiye'ye muhtaç' sonucu çıkmaz. Ama AB'nin bu hayati
konularda Türkiye ile birlikte kendisini daha güvenli ve manevra alanı
daha geniş hissedeceği söylenebilir. Zaten bu yüzden Abdullah Gül o
toplantılara davet ediliyor.
Bu tabloyu, Viyana görüşmelerinde Türkiye'nin iç poltitkasını da
derinden etkileyen bir mesele olan Kıbrıs meselesinde görmek mümkün
değil.
Kıbrıs komediye dönüşüyor
Son zamanlarda Kıbrıs konusuda ilginç gelişmeler oluyor.
İngiltere Dışişleri Bakanı Jack Straw, ocak sonundaki
Ankara ziyaretinde, bu sorun nedeniyle Türkiye-AB ilişkilerinin ciddi
zarar görebileceğini söyledi. Daha sonra şubat ayında,
İngiliz Avam Kamarası'nda muhalefetle bir tartışma
sırasında, Kıbrıs Rum hükümetinin tutumunda ısrarı
halinde uzun vadede adada yolların ayrılabileceğini ifade etti.
Kıbrıs Rum Cumhurbaşkanı Tasos Papadopulos'un, Avusturya
Cumhurbaşkanı Wolfgang Schüssel ile görüşmesinde, Schüssel'in
'Türkiye 2007'ye dek tanımak zorunda' dediği haberler, Avusturya hükümetince
resmen yalanlandı. Dahası, ABD Dışilşleri
Bakanlığı, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ile ticaret
yapma önünde Amerikan şirketleri açısından hukuki bir engel
olmadığını söyledi.
Bunun üzerine Yunanistan'ın yeni Dışişleri Bakanı Dora
Bakoyannis, Kıbrıs Rum lobisinin baskısı altında
kaldı. Türkiye'nin Kıbrıs Rum Cumhuriyeti'ni 1963
anlaşması kapsamına alınması, dolayısıyla
Gümrük Birliği çerçevesinde liman ve havaalanlarını
Kıbrıs Rum gemi ve uçaklarına açması yolundaki Ek
Protokol'ü, Meclis'e getirmesi yolunda demeçler verdi.
Dün Bakoyannis ile Atina'da görüşen AB Genişleme Sorumlusu Olli Rehn,
aynı konuya değinerek, "Biz görüşmelere başlama
kararıyla sözümüzde durduk, Türkiye de Ek Protokol'ü imzalasın"
dedi.
Oysa Türk hükümeti, AB, Kıbrıs Türkleri üzerindeki ambargoların
hafifletileceği yolundaki sözünü tuma yolunda adım atmadan, Ek
Protokol'ün Meclis'e getirilmeyeceğini söylüyor. Gül, dün bunu bir kere
daha söyledi. Zaten, mevcut koşullarda, mevcut hükümet değil, hiçbir
hükümetin o protokolü Meclis'ten geçiremeyeceğini AB yetkilileri de
biliyorlar. Ne AB'nin, ne Erdoğan hükümetinin yeni bir 1 Mart olayına
tahammülü var.
O halde soru şu: AB, Türkiye'ye yönelik tehditlerini yerine getirip,
Kıbrıs'a ilişkin Ek Protokol nedeniyle Türkiye ile ilişkileri
keser mi? Ya da uzlaşmazlığı artık tescilli
Papadopulos yönetiminin Türkiye ile müzakereleri ilk faslın
başlangıcında ya da herhangi bir yerinde veto etmesine izin
verir mi?
Yaparsa, Türkiye'ye dersini vermeye kalkarsa, AB güçlenmiş mi sayacak
kendini? Böylelikle Ortadoğu ve dünyanın diğer bölgelerinde ne
kadar önemli bir siyasi güç olduğu mu anlaşılacak? Yoksa kendi
önemsiz iç meseleleri nedeniyle küresel sorunları ikinci plana atma
basiretsizliğini kanıtlamış, kendini gülünç duruma
düşürmüş mü olacak?
Kıbrıs'a
'müdahale' şart
Kıbrıs'ta
uzlaşıya dayalı bir anlaşmanın önündeki en önemli
engel, Rum yönetimi. Böyle giderse kuzeyin
bağımsızlığı, ister tanınsın ister
tanınmasın, kendiliğinden gerçekleşecek
10/03/2006
RADIKAL
Kıbrıs'ın
uzun süren barış sürecinin son turu 2004 Nisan ayında sona erdi.
Bu tarihte, bölünmüş adanın iki toplumlu ve iki kesimli bir temelde
yeniden birleşmesini uzun süredir savunmuş Kıbrıs Rum
toplumu, tam da bunu öngören ve BM tarafından hazırlanmış
'Annan Planı'nı büyük bir çoğunlukla reddetti. Aynı zamanda
Yeşil Hat'ın kuzeyindeki Kıbrıs Türk toplumu, bölünme
doğrultusundaki geleneksel tercihini ciddi biçimde tersine çevirerek
yeniden birleşme önerisini destekledi. Referandumun başarısızlığı
hâlâ bölünmüş durumdaki Kıbrıs'ın bir hafta sonra AB
üyeliğine kabul edilmesini engellemedi. AB'nin tüm üyelerinin ve daha
geniş ölçekte uluslararası toplumun, Annan Planı'na ya da bir
türevine hâlâ açık destek vermesine rağmen, mevcut durum
çıkmazda.
Halihazırda üzerinde anlaşma sağlanmış bir çözümün
mevcut olmadığı dikkate alınırsa, şu anda bu
konuda ilerleme sağlamanın tek yolu, ilgili yerel ve
uluslararası tarafların bir dizi tek taraflı adım
atması gibi gözükmekte. Bu adımlar, Kıbrıs'ın
kuzeyinde çözüm taraftarı yönelimi korumayı, güneyinde siyasi
değişim gerçekleştirmeyi ve iki toplum arasında
uzlaşmayı geliştirmeyi hedeflemeli. Dış aktörler,
ellerinden geldiği ölçüde, müzakerelere hemen başlanması için
her iki toplumun siyasi seçkinlerine baskı yapmaya
çalışmalı ve bu süre zarfında da, kuzeyin izolasyonunu
azaltmak için mümkün her şeyi yapmalı.
Her iki tarafın ve bölgedeki komşularının menfaatleri
açısından en iyi çözüm, Annan Planı'nda belirtilen geniş
çerçeve kapsamında Kıbrıslı Rumların ve Türklerin
adayı yeniden birleştirmek için ek çaba sarf etmesi. Annan
Planı'nın yeni bir türevi, herkes tarafından kabul edilebilecek
tek öneri olarak gözükmekte.
Şu anda bu türden bir anlaşmanın önündeki en önemli engel,
Kıbrıs Rum yönetiminin ve özellikle Başkan Papadopulos'un
politikası ve yaklaşımı. Farkına varmalılar ki
eğer Birleşmiş Milletler'le ve Kıbrıs'ın
diğer uluslararası ortaklarıyla bu konuda yol almayı
reddederlerse; adanın kalıcı bölünmesi ve resmen tanınsın
ya da tanınmasın, kuzey kesimin
bağımsızlığı kendiliğinden
gerçekleşe-cek. Kıbrıs Türklerinin, merkezi bir Kıbrıs
Rum devletinde azınlık statüsünü kabul edebileceği
düşüncesi gerçekleşmeyecek bir hayal.
Mevcut ortamda güven artırıcı önlemlerin gerçekçi biçimde
görüşülmesi beklenemez. Buna rağmen bu tarz adımlar tek
taraflı olarak atılabilir. Siyasi liderler,
karşılığı hemen gelmeyecek tavizler vermek konusunda
her zaman tereddüt eder ancak bu türden adımlar bazen uzun vadede ulusal
çıkarlar açısından çok faydalı olabilir. Bu, raporda
savunulan düşünce, Kıbrıs ihtilafının dinamiklerini
değiştirmenin, BM aracılığıyla
gerçekleştirilecek bir çözümün tekrar ele alınmasını
sağlayacak bir ortam yaratmanın ve tüm tarafların
çıkarlarının korunmasının umudunun, anahtar
tarafların aşağıda belirtilen adımları
atması ve yaklaşımları benimsemesine bağlı
olduğu:
· AB, BM ve ABD'ye
ilerlemenin mümkün olduğu bir ortam yaratmada önemli rol düşüyor.
2004 yılında BM Genel Sekreteri, AB Bakanlar Konseyi ve ABD
Dışişleri Bakanı kuzeyin izolasyonunun sona erdirilmesi
için çağrıda bulundu; şimdi bu sözlerini gerçeğe
dönüştürmeleri gerekmekte. AB, Kıbrıs'ın vetoları
karşısında zorlansa da, 2004 Nisan ayında verdiği söz
doğrultusunda Kuzey Kıbrıs'ın ekonomik gelişmesini ve
Avrupa'yla bütünleşmesini ilerletmek konusunda bilhassa sorumluluğa
sahip. AB Komisyonu, Konsey, Parlamento ve diğer üye ülkeler; Kuzey
Kıbrıs için yeni mali fon aracını uygulamaya koymalı,
bu yardımın dağıtılmasını denetlemek üzere
Komisyon delegasyonunun kuzeyde bir şubesinin açılması ve AB ile
Türkiye arasındaki Gümrük Birliği'ne Kuzey Kıbrıs'ın
dahil edilmesi için baskı yapmalı. Yine ABD de kuzey kesimdeki mevcut
bürosunun seviyesini yükseltmeli. Kuzey kesimin izolasyonunu ortadan
kaldırmak, eşitliğe dayalı uzun vadeli ve sürdürülebilir
bir çözüm geliştirmenin anahtarı.
·
Kıbrıslı Rumların temel meselelere tekrar
odaklanmaları; merkezi bir devletin, gerek yerel gerek bölgesel
istikrarsızlığı ilelebet devam ettireceğini fark
etmeleri ve Kıbrıs ihtilafının 1974 kadar 1963'ten kaynaklandığını
kabul etmeleri gerekiyor. Kıbrıslı Rumlar, evlerini terk etmek
zorunda kalan ve kayıplarının ardından yas tutan tek
tarafın kendileri olmadığını kabullenmeli ve 30 sene
önce kabul ettikleri iki kesimlilik ve iki toplumluluk ilkelerini hayata
geçirmenin avantajlarını tekrar düşünmeli. Mevcut hükümetin bu
konudaki katı tutumu dikkate alındığında bu alanda
tartışma başlatılması için kritik görev
Kıbrıs Rum muhalefetine, siyasi yelpazenin her kesiminden
ılımlılara ve sivil toplum liderlerine düşmekte.
· Yunanistan da,
benzer biçimde, tarihsel yaklaşımını gözden geçirmeli.
Birbiri ardına gelen Yunan hükümetlerinin "Kıbrıs karar
verir, Yunanistan takip eder" yaklaşımı, günün
koşullarına uymuyor ve sorunun çözümüne katkıda bulunmuyor.
Yunanistan sessizliğe dayalı politikalarını terk edip,
müzakerelere yeniden başlanması ve bir çözüm bulunması konusunda
Annan Planı'nın temel alınmasına dair
yaklaşımını uluslararası toplum nezdinde bir kez daha
açıkça belirtmeli, Avrupa Birliği'nin Kıbrıslı
Türklere yönelik yükümlülüklerini yerine getirmesi için öncü rol üstlenmeye
hazır olmalı.
·
Kıbrıslı Türkler, hükümetleri
aracılığıyla, çözüm bekleyen mülkiyet davaları
sorunlarına eğilmeli, yasalarını ve bunların
uygulanmasını AB müktesebatıyla uyumlu hale getirmeli, AB ile
Türkiye arasındaki Gümrük Birliği'nin fiilen kuzeyi de kapsayacak
biçimde genişlemesini sağlamalı, Türkiye'yi askeri
varlığını azaltmaya ve son 30 yılda anakaradan
adanın kuzeyine göç eden Türk yerleşimcilerin sayısını
azaltmaya teşvik etmeli. Kıbrıs Türk tarafı, kayıp
kişiler ve hasar görmüş kültürel anıtların
onarılmasıyla ilgili konulardaki Kıbrıs Rum taleplerine
daha fazla anlayış göstermeli; böylece geçmişten kalan
uyuşmazlıkları çözmekte kararlı olduğunu, 1974'teki
olaylarda acı çekenlerin sıkıntılarını ve yeniden
birleşmenin maliyetlerini azaltmaya istekli olduğunu göstermeli.
· Türkiye, bir çözüm
bulunması konusundaki taahhüdünü teyit etmek için tek taraflı olarak
bir grup güven artırıcı adım atmalı. Türkiye, AB'ye
vermiş olduğu taahhütleri yerine getirmeli, buna Gümrük
Birliği'nin, 25 üye ülkenin hepsini kapsayacak biçimde tam olarak
uygulanması da dahil. Adanın kuzey kesiminde bulunan 35 bin askerin
bir kısmının geri çekilmesi Türkiye'nin güvenlik alanındaki
çıkarlarını tehlikeye düşürmeksizin Rumların
korkularını gidermekte önemli bir adım olur. Türkiye
ayrıca, adada bir nüfus sayımı yapılmasından sonra,
belirli bir sayıda yerleşimcinin ülkelerine geri dönmesi için taslak
bir planın hazırlığına girişmeli.
1. AB kurumları ve üye ülkeler Kuzey Kıbrıs'a uygulanan
izolasyonun sona erdirilmesinin, ada birleşene kadar, AB
açısından stratejik bir öneme sahip olduğunu kabul etmeli;
aşağıdaki konularda çalışmayı sürdürüp kabulü
için Kıbrıs'a baskı yapmalı:
(a) AB'nin, belirli bir takvim doğrultusunda ticaret tüzüğü
konusunda yol alma taahhüdü vermesi ve Kuzey Kıbrıs'a mali
yardımla ilgili tüzüğün uygulanması; müktesebatın
uyumlulaştırılması dikkate alınarak kamu hizmetlerinde
reforma gidilmesi, Gazimağusa Limanı'nın yeniden inşası
ve onarımı ile bir nüfus sayımı için gerekli
finansmanın ayrılması
(b) Fonların dağıtımının koordine edilmesi
ve müktesebatın uyumlulaştırılması için kuzeyde
Komisyon delegasyonuna bağlı bir şube açılması
(c) Kıbrıslı Türklerin AB kurumları içerisinde adil
biçimde temsil edilmesinin sağlanması
(d) Doğrudan ticaretle ilgili mevcut önerilerin gözden geçirilmesi
ve AB ile Türkiye arasındaki Gümrük Birliği'ne Kuzey
Kıbrıs'ın da dahil edilmesi, Yeşil Hat Tüzüğü'nün
değiştirilmesi ve Gazimağusa Limanı'nın
Kıbrıslı Türkler ve Komisyon tarafından ortak biçimde
yönetilmesinin önerilere dahil edilmesi.
2. AB üyesi ülkeler, uygun olduğu hallerde, Kuzey
Kıbrıs'taki yetkililer ve sivil toplum kuruluşlarıyla ikili
bağlar kurmalı.
3. Britanya, egemenliğindeki üs topraklarının ciddi bir
kısmının, anlaşmadan sonra kurulacak devlete devredilmesiyle
ilgili Annan Planı'nda bulunan taahhüdünü sürdürmeli.
4. ABD, Kuzey Kıbrıs'taki konsolosluk bürosunu
Lefkoşa'daki ABD Elçiliği'nin şubesi seviyesine yükseltmeli;
kuzeydeki yetkililer ve sivil toplum kuruluşlarıyla irtibatı
artırmalı.
5. BM, Kuzey Kıbrıs'ın izolasyonunun sona erdirilmesine
yönelik BM çağrılarını kuvvetlendirmek için, Genel
Sekreter'in 2004 Mayıs tarihli Kıbrıs Raporu'nu bir Güvenlik
Konseyi kararı olarak benimsemeli; yeni müzakerelerin
hazırlanmasında etkin katkıda bulunmaya hazır olmalı;
Kuzey Kıbrıs için bir Birleşmiş Milletler Kalkınma
Programı fonunun oluşturulması devam etmeli.
6. Rum hükümeti, BM tarafından hazırlanan çözüm sürecine
tekrar katılarak, Annan Planı'na dair kaygıları
önceliklendirilmiş bir liste halinde Genel Sekreter'e sunmalı;
muhalefet, siyasi yelpazenin her kesiminden ılımlılar ve sivil
toplum liderlerine düşen görevler: (a) Adanın geleceği ile iki
toplumluluk ve iki kesimlilik ilkelerini uygulamanın faydalarına dair
yeni bir tartışma başlatmak, bu bağlamda Kıbrıs
Rum kesiminde, özellikle eğitim sisteminde ve medyada, ihtilafın
tarihsel olarak ele alınışının gözden geçirilmesini
desteklemek, (b) Kuzeyin ekonomik gelişimine olumlu bir yaklaşım
benimsemek, kuzeyin izolasyonunu azaltacak önlemler almak ve Annan Planı'na
göre yurttaşlık hakkı elde edecek Türk yerleşimcilerin
vizesiz seyahat etmelerini desteklemek, (c) AB ile Türkiye arasındaki
ilişkilere dair tartışmanın yeni bir eksene
taşınması için çalışmak, Türkiye'nin AB'ye üye
olmasının güvenlik açısından sağlayacağı
yararları vurgulamak.
7. Yunanistan, Rum siyasetçiler ve sivil toplum içerisinde çözüm
taraftarı yaklaşımları proaktif biçimde desteklemeli ve
Annan Planı'nı temel alan müzakerelerin yeniden başlamasına
aktif olarak destek vermeli; Ortak Savunma Doktrini'ni askıya almalı,
Rumlarla ortak askeri faaliyetleri sona erdirmeli ve Kıbrıs Ulusal
Muhafız Birliği'nin operasyonlarına katılımı ve
bu kuvvete eleman yerleştirilmesini durdurmalı.
8. Kıbrıslı Türkler, Kıbrıs Türk Mülkiyet
Komisyonu prosedürlerinin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile
uyumlu olmasını sağlamalı; Kıbrıs Türk yönetimi
denetiminde yeniden onarılmış bir, Rumlara mülklerini iade
etmeli; ticaret ve kamu sektöründe reform gibi alanlarda AB müktesebatı
ile uyumlulaştırma çalışmalarına hemen başlamalı;
diğer alanlarda da kamu bilincinin artırılması ile gerekli
geçiş sürelerinin belirlenmesine yönelik hazırlık
çalışmalarına başlamalı; ortak dış ticaret
tarifesini benimsemeli; güven artırıcı önlemler için
çalışmalı; Karpaz Yarımadası'ndaki Ortodoks toplulukların
hakları genişletilmeli, sınırda daha çok sayıda
geçiş noktası oluşturulmalı, mayınların
temizlenmesine yönelik uluslararası çalışmalar aktif olarak
desteklenmeli ve kültürel anıtların korunması amacıyla
girişimde bulunulmalı; 1960'lardaki olaylar ve 1974'teki askeri
operasyon neticesinde kaybolan ve haklarında hâlâ bilgi edinilememiş
2 bin 500 Rum ve Türk'ün durumunun aydınlatılması için
Kayıp Kişiler Komisyonu ile çalışmaya devam etmeli; Rumlara
ait mülklerde her türlü inşaat çalışmasını durdurmalı;
insanların taşınmaya istekli oldukları durumlarda karma
nüfuslu köylerin oluşturulması için hazırlık
başlatmalı.
9. Türkiye Gümrük Birliği'ni, AB'nin 25 üye ülkesinin hepsine
uygulamalı Adanın kuzey kesiminden Türk askerlerinin
sınırlı geri çekilmesine başlamalı; belirli bir
sayıda yerleşimcinin Türkiye'ye geri dönmesi yolunda taahhüt vermeli.
(8 Mart 2006)
RADIKAL
10/03/06
AB Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Rehn:
Türkiye,Gümrük Birliği Ek Protokolü'nü uygulamalı
|
TÜRKİYE
LİMANLARINI RUM UÇAK VE GEMİLERİNE AÇMALI . AB Komisyonu'nun
Genişlemeden Sorumlu Üyesi Rehn, Türkiye'nin Kıbrıs Rum
kesimine liman ve havaalanlarını açmasına ilişkin olarak
AB'nin bu konudaki tezinin "net" olduğunu, Türkiye'nin AB
sürecinde ilerleme kaydedebilmesi için işbirliği yapıp ek
protokolü uygulaması gerektiğini ifade ederek "Serbest
dolaşım Avrupa hukuk düzeninin bir parçasıdır. Bu,
Kıbrıs (Rum) uçak ve gemilerine de yanaşma olasılığı
sağlanması demektir" dedi AB
Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn, "Türkiye'nin
AB'ye karşı yükümlülüklerini yerine getirmesi
gerektiğini" söyledi. Atina'ya bir
düşünce kuruluşunun düzenlediği konferansa katılmak üzere
gelen Rehn, Yunanistan Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni
ile bir araya geldi. Rehn,
görüşmeden sonra gazetecilere yaptığı açıklamada,
Bakoyanni ile Türkiye'nin AB süreci ve Balkan ülkelerinin AB geleceğine
ilişkin görüş alışverişinde bulunduklarını
kaydetti. Türkiye'nin
AB sürecinde, üstlendiği yükümlülükleri yerine getirmesi, mevcut
kriterlere ve koşullara uyması gerektiğini söyleyen Rehn,
Türkiye'nin Gümrük Birliği Ek Protokolü'nü uygulamaması halinde ne
gibi olumsuz gelişmelerle karşılaşacağına
ilişkin soruları da yanıtladı. Rehn,
"Olumsuz gelişmelere ilişkin tahminlerde bulunmayalım.
Türkiye'nin önünde olumsuz gelişmelerden kaçınmak için fırsat
var. Komisyon'un 2006 yılı raporunda Türkiye'nin üstlendiği
yükümlülükleri yerine getirip getirmediği
değerlendirilecektir" dedi. Türkiye'nin
Kıbrıs Rum kesimine liman ve havaalanlarını açmasına
ilişkin soruları da yanıtlayan Rehn, "Türkiye'nin
limanlarını ve havaalanlarını Kıbrıs (Rum)
Cumhuriyeti'ne açması konusundaki tezimiz nettir. Türkiye'nin AB
sürecinde ilerleme kaydedebilmesi için Ek Protokolü imzalaması gerekiyordu.
Şimdi de işbirliği yapıp Ek Protokolü uygulaması
gerekiyor. Serbest dolaşım Avrupa hukuk düzeninin bir
parçasıdır. Bu, Kıbrıs (Rum) uçak ve gemilerine de
yanaşma olasılığı sağlanması demektir.
Türkiye'nin bu yükümlülüğünü yerine getirmesini, Kıbrıs
meselesinin çözümü ve Ada'nın yeniden birleşmesine katkıda
bulunmasını bekliyoruz" diye konuştu. Rehn ile
olumlu ve kapsamlı bir görüşme yaptıklarını söyleyen
Bakoyanni de, AB genişlemesi ve Türkiye'nin AB üyeliği konusunu ele
aldıklarını açıkladı. Rehn'e
Atina'nın bu süreçte izlediği "sorumlu ve yapıcı"
politikayı anımsattığını söyleyen Bakoyanni,
AB'nin kriter ve koşullarına uyma ve Gümrük Birliği Ek
Protokolü'nü uygulamanın Türkiye'nin sorumluluğu olduğunu
belirtti. |
KIBRIS 10/03/06
Çözümsüzlüğün sorumlusu Papadopulos
Birçok ünlü
politikacı ve devlet adamı tarafından oluşan
Uluslararası Kriz Gubu (International Crisis Group), Kıbrıs ile
ilgili hazırladığı raporda Rum yönetimi liderini
suçladı:
Çözümsüzlüğün
sorumlusu Papadopulos
ANLAŞMANIN
ÖNÜNDEKİ EN ÖNEMLİ ENGEL... Uluslararası Kriz Grubu'nun
Kıbrıs ile ilgili yayınladığı raporda,
anlaşmanın önündeki en önemli engelin, Kıbrıs Rum
yönetiminin ve özellikle başkan Papadopulos'un politikası ve
yaklaşımı olduğu vurgulandı. Raporda Rumların
Birleşmiş Milletler ve Kıbrıs'ın diğer
uluslararası ortaklarıyla bu konuda yol almayı reddetmeleri
durumunda, adanın kalıcı bölünmesinin gerçekleşeceği
belirtildi
TEK YÖNLÜ
ADIMLAR ATILABİLİR... Annan planına olan desteğin
varlığına rağmen Kıbrıs sorununun hâlâ daha
çıkmazda olduğu belirtilen raporda, bu konuda ilerleme sağlamanın
tek yolunun, yerel ve uluslararası tarafların bir dizi tek yanlı
adım atması olduğu belirtiliyor. Raporda, mevcut ortamda güven
artırıcı önlemlerin gerçekçi bir şekilde görüşülmesinin
beklenemeyeceği ancak Kıbrıs Türk tarafının buna
rağmen bu tarz adımları tek taraflı atabileceği iddia
ediliyor
Üyeleri
arasında bir çok ünlü devlet adamı ve politikacı bulunan
Uluslararası Kriz Grubu, Kıbrıs sorunuyla ilgili bir rapor
hazırladı. Kriz Grubu raporunda Rum yönetimi lideri Papadopulos çözüm
istememekle suçlandı.
Raporda
Kıbrıs'ta uzun zamandan beri çıkmaza giren çözüm sürecinin
yeniden canlandırılması ve toplumlararası güvenin yeniden
tahsis edilmesi için, konunun ilgili tarafları olan BM, ABD, AB, Türkiye,
Yunanistan ve adanın her iki tarafında yaşayan halklara bir dizi
öneride bulundu. Raporda, Kıbrıs sorunundaki çıkmazın
analizi yapılırken, adadaki çözümsüzlüğün en büyük sorumlusunun
Kıbrıs Rum yönetiminin ve özellikle Başkan Papadopulos'un
politikası ve yaklaşımı olduğu ifade edildi.
Annan
planına olan desteğin varlığına rağmen
Kıbrıs sorununun hâlâ daha çıkmazda olduğu belirtilen
raporda, bu konuda ilerleme sağlamanın tek yolunun, ilgili yerel ve
uluslararası tarafların bir dizi tek taraflı adım
atması olduğu belirtiliyor.
"Bu
adımlar, kuzey kesimde çözüm taraftarı yönelimi korumayı, güney
kesimde siyasi değişim gerçekleştirmeyi ve iki toplum
arasında uzlaşmayı geliştirmeyi hedeflemelidir"
denilen raporda, dış aktörlerin, ellerinden geldiği ölçüde,
müzakerelere hemen başlanması için her iki toplumun siyasi elitlerine
baskı yapmaya çalışması ve bu süre zarfında da, kuzey
kesimin izolasyonunu azaltmak için mümkün olan her şeyi yapması
gerektiğinin altı çizildi. Adanın yeniden birleştirilmesi
için her iki tarafın ek çaba sarfetmesi gerektiği, bununla birlikte,
otuz yıllık müzakerelerin birikimini taşıyan Annan
planının yeni bir türevi, herkes tarafından kabul edilebilecek
tek öneri olarak gözükmekte olduğu ifade edildi.
Anlaşmanın
önündeki en
büyük engel
Papadopulos
Bu türden bir
anlaşmanın önündeki en önemli engelin, Kıbrıs Rum
yönetiminin ve özellikle Başkan Papadopulos'un politikası ve
yaklaşımı olduğu söylenen rapor, Rumların
Birleşmiş Milletlerle ve Kıbrıs'ın diğer
uluslararası ortaklarıyla bu konuda yol almayı reddetmeleri
durumunda, adanın kalıcı bölünmesi ve resmen tanınsın
ya da tanınmasın, kuzey kesimin
bağımsızlığının kendiliğinden
gerçekleşeceği vurgulandı.
Raporda,
Kıbrıs Türklerinin, merkezi bir Kıbrıs Rum devletinde
azınlık statüsünü kabul edebileceği düşüncesinin
gerçekleşmeyecek bir hayal olduğu ifade edilirken, mevcut ortamda
güven artırıcı önlemlerin gerçekçi bir şekilde
görüşülmesinin beklenemeyeceği ancak buna rağmen bu tarz
adımların tek taraflı olarak atılabileceği belirtildi.
"Siyasi liderler, karşılığı hemen gelmeyen
tavizler vermek konusunda her zaman tereddüt ederler ancak bu türden
adımlar bazen uzun vadede ulusal çıkarlar açısından çok
faydalı olabilir" denildi.
Raporda
savunulan düşüncenin, Kıbrıs ihtilafının dinamiklerini
değiştirmek, BM aracılığıyla
gerçekleştirilecek bir çözümün tekrar ele alınmasını
sağlayacak bir ortam yaratmak ve tüm tarafların
çıkarlarının korunmasının en iyimser umudunun, kilit
tarafların aşağıda belirtilen adımları atması
ve yaklaşımları benimsemesine bağlı olduğunun
altı çizildi.
Taraflara
öneriler
Uluslararsı
Kriz Grubu, Kıbrıs sorununun çözümünde yaşanan
çıkmazın aşılması için taraflara
yaptığı öneriler kısaca şöyle:
AB, BM ve
ABD'nin ilerlemenin mümkün olduğu bir ortam yaratmada önemli rolleri
bulunmaktadır. 2004 yılında BM Genel Sekreteri, AB Bakanlar
Konseyi ve ABD Dışişleri Bakanı kuzey kesimin izolasyonunun
sona erdirilmesi için çağrıda bulundular; şimdi bu sözlerini
gerçeğe dönüştürmeleri gerekmektedir. AB Komisyonu, Konsey,
Parlamento ve diğer üye ülkeler; Kuzey Kıbrıs için yeni mali fon
aracını uygulamaya koymalı, bu yardımın
dağıtılmasını denetlemek üzere Komisyon delegasyonunun
kuzey kesimde bir şubesinin açılması ve AB ile Türkiye
arasındaki Gümrük Birliği'ne Kuzey Kıbrıs'ın da dahil
edilmesi için baskı yapmalıdır. Yine buna benzer olarak ABD de
kuzey kesimdeki mevcut bürosunun seviyesini yükseltmelidir. Kuzey kesimin
izolasyonunu ortadan kaldırmak, eşitliğe dayalı uzun vadeli
ve sürdürülebilir bir çözüm geliştirmenin anahtarıdır.
Kıbrıslı
Rumların temel meselelere tekrar odaklanmaları; merkezi bir devletin,
gerek yerel gerek bölgesel istikrarsızlığı ilelebet devam
ettireceğini farketmeleri; ve Kıbrıs ihtilafının 1974
kadar 1963'ten kaynaklandığını kabul etmeleri
gerekmektedir. Kıbrıslı Rumlar, evlerini terketmek zorunda kalan
ve kayıplarının ardından yas tutan tek tarafın
kendileri olmadığını kabullenmeli ve 30 sene önce kabul
ettikleri iki kesimlilik ve iki toplumluluk ilkelerini hayata geçirmenin
avantajlarını tekrar düşünmelidir. Mevcut hükümetin bu konudaki
katı tutumu dikkate alındığında bu alanda
tartışma başlatılması için kritik görev
Kıbrıs Rum muhalefetine, siyasi yelpazenin her kesiminden
ılımlılara ve sivil toplum liderlerine düşmektedir.
Yunanistan da,
buna benzer bir şekilde, tarihsel yaklaşımını gözden
geçirmelidir. Birbiri ardına gelen Yunan hükümetlerinin
"Kıbrıs karar verir, Yunanistan takip eder"
yaklaşımı, günün şartlarına uymamakta ve sorunun
çözümüne yardımcı olmamaktadır. Yunanistan sessizliğe
dayalı politikalarını terkedip, müzakerelere yeniden
başlanması ve bir çözüm bulunması konusunda Annan
planının temel alınmasına dair
yaklaşımını uluslararası toplum nezdinde bir kez daha
açıkça belirtmeli, Avrupa Birliği'nin Kıbrıslı Türk
yurttaşlarına karşı yükümlülüklerini yerine getirmesi için
AB içerisinde öncü bir rol üstlenmeye hazır olmalıdır.
Kıbrıslı
Türkler, hükümetleri aracılığıyla, çözüm bekleyen mülkiyet
davaları sorunlarına eğilmeli, yasalarını ve
bunların uygulanmasını AB müktesebatı (acquis
communautaire) ile uyumlu hale getirmeli, AB ile Türkiye arasındaki Gümrük
Birliği'nin fiilen kuzey kesimi de kapsayacak şekilde
genişlemesini sağlamalı, Türkiye'yi askeri
varlığını azaltmaya ve son otuz yılda anakaradan
adanın kuzey kesimine göç eden Türk yerleşimcilerin sayısını
azaltmaya teşvik etmelidir. Kıbrıs Türk tarafı, kayıp
kişiler ve hasar görmüş kültürel anıtların
onarılması ile ilgili konulardaki Kıbrıs Rum taleplerine
karşı daha fazla anlayış göstermelidir; böylece
geçmişten kalan uyuşmazlıkları çözmekte kararlı
olduğunu, 1974'teki olaylarda acı çekenlerin
sıkıntılarını ve yeniden birleşmenin
maliyetlerini azaltmaya istekli olduğunu göstermelidir.
Türkiye, bir
çözüm bulunması konusundaki taahhüdünü teyit etmek için tek taraflı
olarak bir grup güven artırıcı adım atmalıdır.
Türkiye, AB'ye vermiş olduğu taahhütleri yerine getirmelidir, buna
Gümrük Birliği'nin, 25 üye ülkenin hepsini kapsayacak şekilde tam
olarak uygulanması da dahildir. Adanın kuzey kesiminde bulunan 35 bin
askerin bir kısmının geri çekilmesi Türkiye'nin güvenlik alanındaki
çıkarlarını tehlikeye düşürmeksizin Kıbrıslı
Rumların korkularını gidermekte önemli bir adım
olacaktır. Türkiye ayrıca, adada bir nüfus sayımı
yapılmasından sonra, belirli bir sayıda yerleşmecinin
ülkelerine geri dönmesi için taslak bir planın
hazırlığına üstlenmelidir.
Uluslarası
Kriz Grubu
Uluslararası
Kriz Grubu bağımsız, kar amacı gütmeyen, herhangi bir
hükümet organizasyonu olmayan bir grup olup beş kıtada, 110'un
üzerinde üyesi bulunuyor. Grup, alan bazlı analizler ve üst düzey
uyuşmazlıkların önlenmesi ve çözülmesi konularında
çalışmalarda bulunuyor.
Kriz Grubu'nun
rapor ve bilgilendirme yazıları, dışişleri
bakanlıklarındaki yetkililere ve uluslararası organziasyonlara
dağıtılıyor. Kriz Grubu Yönetim Kurulu, grubun rapor ve
önerilerinin, dünyadaki önemli karar vericilerin dikkatinin çekilmesine
yardımcı oluyor.
Kriz Grubu
Müetvelli Heyeti'nin içinde Lord Patten of Barnes (Dışilişkiler
Eski Avrupa Komiseri),Gareth Evans (Avustralya Dışişleri Eski
Bakanı) , Morton Abramowtiz (ABD Eski Türkiye Büyükelçisi) , Pat Cox
(Avrupa Parlamentosu Eski Başkanı), Zbigniew Brezezinski (ABD Ulusal
Güvenlik eski danışmanı), Kim Campbell (Kanada eski
başbakanı), Mohamed Sahnoun (BM Genel Sekteri'nin Afrika Özel
Danışmanı), Ruth Dreifuss ( İsviçre eski başkanı)
Uffe Ellemann Jensen (Danimarka eski dışişleri bakanı) gibi
isimler de yer alıyor.
KIBRIS
10/03/06
Kuzeyde de,
güneyde de insan hakları ihlal ediliyor
ABD
Dışişleri Bakanlığı, her yıl
yayımladığı "İnsan Hakları Raporu"nu bu
yıl 8 Mart Dünya Kadınlar Günü'nde açıkladı:
Kuzeyde de,
güneyde de insan hakları ihlal ediliyor
ABD
Dışişleri Bakanlığı, her yıl
yayımladığı "İnsan Hakları Raporu"nu bu
yıl 8 Mart Dünya Kadınlar Günü'nde açıkladı. ABD raporunda,
Kıbrıs'ın hem kuzeyinde hem güneyinde genel olarak insan
haklarına saygı gösterildiği ifade edilirken, bazı
alanlarda insan haklarının ihlal edildiğine dikkat çekildi.
Raporda,
kuzeyde polisin gözaltında bulunanlara kötü muamelesi, keyfi tutuklama ve
gözaltı uygulaması, vatandaşların özel haklarının
kısıtlanması, mültecilerin kısıtlanması ve insan
kaçakçılığı, güneyde ise polisin kötü muamelesi, mülteci
haklarının ihlali, kadınlara karşı şiddet ve
insan kaçakçılığı konularında insan hakları
ihlallerinin söz konusu olduğu belirtildi.
Polisin kötü
muamelesi
İnsan
haklarına saygı başlığı altında yapılan
değerlendirmelerde kuzeydeki yasaların işkenceyi, kötü muameleyi
ya da cezalandırmayı yasaklamasına rağmen, polis güçlerinin
gözaltında bulunanlara kötü muamelede bulunduğu ifade edildi.
Raporda, hapishanedeki koşulların uluslararası standartlarda
olmasına rağmen "aşırı kalabalık"
sorununa da dikkat çekildi.
Mülkiyet iadesi
Raporda
geniş yer verilen diğer bir konu ise mülkiyet konusu. 2005
yılında, Kıbrıslı Rumların, kuzeydeki
mülkiyetlerini kaybetmelerinden dolayı Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesi'nde (AİHM) Türk hükümeti aleyhine mülkiyet davaları açmaya
devam ettikleri, ancak AİHM'nin, Türkiye'ye etkili bir iç hukuk
mekanizması oluşturması için 6 ay süre verdiği ve 1400
Kıbrıslı Rum'un, Türkiye aleyhine AİHM'de
açtığı mülkiyet davalarını askıya
aldığı ifade ediliyor.
Mahremiyete
müdahale
Raporda,
Kıbrıslı Türk bir adamın, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin
kuruluşunun 45'inci yıldönümü dolayısıyla kendi evinde
bayrak asması nedeniyle polislerin adamı tutukladığı
ve bayrağı da müsadere ettiği yönündeki haberlere de yer veriliyor.
Söz konusu şahısın gazetelere yaptığı
açıklamada tazminat için polisi AİHM'de dava etmeyi
planladığını söylediği de belirtiliyor.
İfade ve
basın özgürlüğü
ABD
Dışişleri Bakanlığı Raporu, ifade ve basın
özgürlüğü konusunda ise, yetkililerin, Kıbrıs ve Ortam,
gazetesinden beş gazeteci hakkında, polisin Doğancı
Köyü'ndeki eylemcilere karşı hareketleriyle ilgili makalelerinde
orduyu aşağıladıkları gerekçesiyle 2003'te
dosyaladıkları ceza davalarından henüz vazgeçmediklerini de
gündeme getirdi. Raporsa, 2003 Doğancı Köyü'ndeki eylemi organize
edenler hakkındaki davaların da henüz düşmediği kaydedildi.
Dini
özgürlüklerin kısıtlanması
Dini
özgürlüklerle ilgili olarak ise raporda, Kıbrıslı Rumların
ve Maronitlerin, askeri bölgelerde yer alan ibadet yerlerini ziyaret
etmelerinin hala yasak olduğu belirtildi.
"2004'te
Güzelyurt'taki Ay Mamas Kilisesi'nde Kıbrıslı Türk milliyetçiler
tarafından yapıldığı iddia edilen bombalama
olaylarının faallerinin tespit edilmediği ve kimsenin itham
edilmediği" de raporda yer aldı.
Mültecilerin
kısıtlanması
ABD raporunda,
mültecilerin korunmasıyla ilgili olarak ciddi eleştirilerde
bulunuluyor. Raporda, mültecilerle ilgili olarak kuzeydeki yasaların, 1951
Birleşmiş Milletler (BM) Konvansiyonu'ndaki göçmenlerin statüsü ya da
bunun 1967 protokolüne göre göçmen ya da mülteci statüsünü kabul
etmediğini ve yetkililerin de göçmenlerin korunması için bir sistem
kurmamış olduklarına işaret edilerek, "pratikte
yetkililerin, zulüm korkusu yaşadıkları ülkelerine geriye
dönüşlerine karşı koruma sağlamadığı"
vurgulandı.
Kuzeydeki
yetkililerin, göçmen ya da mülteci statüsü sağlamadığına
dikkat çekilirken, sığınma talebinde bulunan kişilerin
Birleşmiş Milletler Mülteci Yüksek Komisyonu'na (UNCHR)
yönlendirilmesi gerekirken, sığınma isteyen tüm kişilerin
bunu yapmasına izin verilmediği yönünde raporlar olduğu
kaydedildi. Raporda, kuzeydeki yetkililerin UNCHR ile işbirliğinde
"sıkıntı" olduğuna işaret edildi.
İnsan
kaçakçılığı
ABD'nin
raporunda, kuzeydeki yasaların, özellikle insan ticaretini yasaklamadığını
ve kuzeye ve kuzeyde cinsel istismar amacıyla kadın ticareti
yapıldığı yönünde raporlar bulunduğu ifade edildi.
Raporda,
Kıbrıs Türk yetkililerinin, başlıca Doğu Avrupa'dan
gelen kadınlara gece kulüplerinde çalışmaları için
"sanatçı" vizeleri verdikleri ve bu kadınların
birçoğunun fahişelik yaptığı ve
bazılarının da buna zorlandığı yer aldı.
Yetkililerin
insan kaçakçılığının farkında olduğu ancak
bunu yasa dışı göçmenlerle
karıştırdığı belirtildi.
Raporda,
İçişler Bakanlığı'nın raporlarına göre,
2005'te 378 kadının 45 gece kulübünde ve 10 pupta (meyhanede)
çalıştığı kaydedildi.
Güneydeki insan
hakları ihlalleri
ABD raporunda
güneyde polisin kötü muamelesiyle ilgili olarak, bir tutuklunun polis gözetimi
altında iken öldüğü, ayrıca bir mültecinin polis tarafından
öldürüldüğünün rapor edildiği ifade ediliyor. Ayrıca, kuzeyde
olduğu gibi güneydeki yasalarca kötü muamele, işkence ya da
cezalandırma gibi muamelelerin yasaklanmasına rağmen, polisin
gözaltında bulunan kişilere kötü muamelede bulunduğu
kaydediliyor.
Geçen yıl
olduğu gibi, Kıbrıslı Türklerin bu yıl da Yeşil
Hat geçiş noktasında üzerlerinin giysileri çıkarılmak
suretiyle aranmadığı ifade edilen raporda, 2005'te
Kıbrıslı Türklerin güneyde kalan mülklerinin iadesi talebiyle
"Kıbrıs Cumhuriyeti" mahkemelerinde 25 dava
dosyaladıklarına da işaret ediliyor.
Kıbrıs
Rum hükümetinin, Kıbrıslı Rumların, kuzeye geçişlerini
engellemediği, ancak bazı gerekçeler sunarak, geçişlerini
vazgeçirtmeye çalıştığı da raporda belirtildi.
Mültecilerle
ilgili olarak kuzeydeki yasaların aksine, güneydeki yasaların,
mültecileri koruduğu ve sığınma hakkı vermesine
rağmen, sivil toplum örgütlerinin, polisi, uluslararası hukuku ve
mülteci haklarını ihlal etmekle suçladığına da raporda
yer verildi.
Güneyde
kocaları tarafından kötü muameleye tabi tutulmaları dahil
kadınlara yönelik şiddete dikkat çekilen raporda, sivil toplum
örgütlerinin raporunda güneyde kadınların yüzde 80'nin iç şiddet
mağduru olduğu kaydedildi.
ABD raporunda,
kuzeyin aksine güneyde yasaların, insan ticaretini
yasakladığı ifade edilirken, güneyde ve güney üzerinden insan
ticaretinin yapıldığı yönünde raporlar olduğu ve
özellikle cinsel istismar amacıyla yapılan kadın ticaretinin çok
ciddi bir insan hakları ihlali teşkil ettiği vurgulandı.
KIBRIS 10/03/06
İtalyan
arkeolog Belgiorno: "Kıbrıs'a değinmeden kimse tarih
öncesini açıklayamaz"
Arkeologlara
göre 4 bin yıl önce zeytinyağı, daha mutfaklarda
kullanılmaya başlanmadan önce, Kıbrıs'ta bakır eritme
fırınlarda yakıt olarak kullanılıyorduReuters haber ajansına
göre, İtalyan arkeologlar, zeytinyağının 4 bin yıl
önce Kıbrıs'ta bakır eritme fırınlarında
yakıt olarak kullanıldığını, eritme
fırınlarının kömür veya odun değil,
zeytinyağı yakılarak
ısıtıldığını ortaya çıkardı.
İtalyan
Arkeolog Belgiorno, "Kıbrıs'a değinmeden kimse tarih
öncesini tartışamaz. Kıbrıs bir filtreydi, teknolojiyi orta
doğudan alarak batı dünyasına yayıyordu" dedi.
Yunanlı
Şair Homeros tarafından "sıvı altın" olarak
isimlendirilen zeytinyağı, bakır eritmede kullanılmazdan
önce uzun zaman kişisel bakım ve dini törenlerde
kullanılmaktaydı.
Arkeolog Maria
Rosaria Belgiorno, "Zeytinyağının
mutfağımıza milattan 1000 yıl önce girdiğini
biliyoruz. Ancak bir yakıt olarak kullanıldığına dair
ilk kez laboratuar kanıtlarına sahibiz" dedi.
Bakırıyla
meşhur olan Kıbrıs adasının, Latincide
bakırın "Cupurum" ismini almasına da yol
açtığına inanılıyor.
Belgiorno ve
ekibinin buluşu insanoğlunun enerji üretimi konusunda geri dönüş
yapmakta olduğu şeklinde de değerlendiriliyor. Belgiorno,
"Bu gerçek ilk kez ortaya çıkarıldı. Avrupa'da sanayi son
dönemlerde bio-yakıta dönmeye başlamıştır. Bu
yağ, benzin gibi yanıyor" dedi.
Yıllık
ortalama 15 bin 500 ton üretimin sadece mutfak ihtiyacını
karşılamakta olduğunu belirten Belgiorno, zeytin
yağının litresinin 6 dolardan, araç yakıtının ise
55 sentten satıldığını, bu yüzden
zeytinyağının yakıt olarak kullanım
açısından çok pahalı olduğunu kaydetti.
Bakırın
eritildiği "Pyrgos Mavroraki" sanayi tesisinin, ilk ve orta
bakır dönemine denk gelen milattan 2000 yıl önce kurulmuş
geniş bir sanayi bölgesinin sadece bir kısmı olduğu tahmin
ediliyor.
Lefkoşa'nın
90 km. güney batısında villaların arasında yer alan bu
tarihi sanayi kompleksinde, bakır eritme, tekstil üretimi ve
renklendirmesi, şarap üretimi ve yağ sıkma tesisleri
bulunuyordu. İtalya Kültürel Miras Teknoloji Enstitüsü tarafından
yapılan araştırmalarda, bölgede kullanılan kazanlarda
yağ kalıntıları saptandı.
Belgiorno,
bakır eritilen bölgede o zamanlarda en çok kullanılan yakıt türü
olmasına rağmen kömür izine rastlamamış olmasının
araştırmacıları
şaşırttığını söyledi.
Bölgede kömür
deposuna da rastlanmadığını belirten Belgiorno, balkır
eritmede gerekli olan 80 kilo kömürün işlevini 5 kilo
zeytinyağının yapabildiğine dikkat çekti.
Mısır
ve Ürdün'de de maden eritme tesisleriyle yağ üretim değirmenlerinin
bir yerde bulunduğuna işaret eden Belgiorno, bu durumun, bio-fuelin
ilk kez Kıbrıslılar tarafından kullanma
olasılığını ortadan kaldırdığını
söyledi.
Ancak zeytin
yağının yakıt olarak
kullanıldığının ilk kez ispatlanmış
olduğunu belirten Belgiorno, zeytinyağının yakıt
olarak kullanılması teknolojisinin muhtemelen Filistin veya Ürdün'den
gelmiş olabileceğini kaydetti.
Belgiorno ve
ekibi geçen yıl Güney Kıbrıs'ta, dünyanın en eski parfüm
üretim tesisi olarak bilinen tarihi bir bölgeyi keşfetmişti.
İtalyan
Arkeolog Belgiorno, "Kıbrıs'a değinmeden kimse tarih
öncesini tartışamaz. Kıbrıs bir filtreydi, teknolojiyi orta
doğudan alarak batı dünyasına yayıyordu" dedi.
KIBRIS 10/03/06
İkinci
gemi kışkırtması Karaköy'de
Atina, Karaköy'e yanaşmak isteyen bir Yunan gemisine evrakı Rum
damgalı diye izin verilmediği gerekçesiyle Türkiye'yi AB'ye
şikâyet etti
TAKİ BERBERAKİS Atina
İstanbul liman yetkililerinin, bir Yunan yük gemisinin Karaköy'e
demirleyip yük boşaltmasına, daha önce Rum bandıralı
olması nedeniyle bazı belgeleri Rum damgası
taşıdığı için bir süre izin vermediği iddia
edildi.
Yunan basınında yer alan haberlere göre "Pandokrator"
isimli Yunan bandıralı gemi 3 Mart Cuma günü, Liverpool'dan
yüklediği demiri Karaköy'de boşaltmak üzere İstanbul'a
geldiğinde Türk makamları "sorun çıkardı."
Katimerini gazetesi, sorunun, eskiden Kıbrıs Rum bandıralı
olan geminin bazı evrakında Rum damgası bulunmasından ileri
geldiğini belirtti. Elefterotipiya ise ihtilafın Yunan makamlarının
yaptığı girişimler sayesinde sona erdiğini öne sürdü.
Bu gelişme üzerine Atina'nın Avrupa Birliği (AB) nezdinde
girişimlerde bulunarak Ankara'yı "AB müktesebatına
uymamak" ve "uluslararası denizcilik yasalarını ihlal
etmekle" suçladığı belirtildi.
Katimerini haberinde, "Sadece Kıbrıs Rum gemilerine yasak
uygulamıyorlar, göründüğü üzere, eskiden Kıbrıs Rum
bandıralı olanlar da Türkiye'de istenmiyor" yorumuna yer verdi.
Geçen ay, Rum yük gemisi Able F, Suriye'nin Lazkiye Limanı'ndan
kalktıktan sonra Mersin açıklarına gelerek limana giriş
izni istemiş, olayı "provokasyon" olarak nitelendiren
Türkiye, geminin girişine izin vermemişti. Limanın 2 mil
dışına demirleyen gemi, 15 saatlik beklemenin ardından Türk
karasularından ayrılmıştı. Bu olay üzerine, Yunanistan
ve Rum Yönetimi, Türkiye'nin Gümrük Birliği'ni ihlal ettiğini
belirterek, bunun AB'yle müzakereleri zorlaştıracağı
tehdidinde bulunmuştu.
MILLIYET
11/03/06
Kıbrıs'ta
gidişat hiç de kötü değil
"Kıbrıs" denince bizde akla hep bardağın boş
yarısı gelir. Oysa, Metin Münir'in birkaç gündür yazdıkları
bardağın dolu yarısının hiç de boş
olmadığını ortaya koyuyor. Münir'in
kullandığı istatistikler incelendiğinde, KKTC'nin ekonomik
açıdan "kefeni yırtma" aşamasına geldiği
görülüyor.
Siyasi açıdan da işlerin sanıldığı kadar kötü
gittiği söylenemez. Evet, doğrudur, Dışişleri
Bakanı Gül'ün Viyana ziyareti ilk bakışta fazla umut vermedi.
Zira AB tarafı, "Limanları Rumlara açacaksınız"
diye hâlâ bastırıyor. Ayrıca, "Adadan asker çekin"
diyor.
Bu da ufukta kriz varmış görüntüsü veriyor. Ancak, AB
tarafının da aslında bir kriz istemediği açıkça
seziliyor. Nitekim, Rumların kısa bir süre önce Türkiye'yi
sınamak için gönderdikleri geminin Ankara tarafından geri çevrilmesi
AB'de kıyametin kopmasına neden olmadı.
Türk tarafı avantajlı
Aslında limanlar meselesi, hatta asker çekme talepleri, Kıbrıs
sorununun özüne matuf konular değil. Türk tarafı bunun için,
"Kıbrıs sorunu çözüm rayına otursun, bunları
yaparız" diyor. Buna karşın, sorunun özüne matuf konular
açısından avantaj hâlâ Annan Planı'na "evet"
demiş olan Türk tarafından yana işliyor.
Bunun son örneği ise Uluslararası Kriz Grubu'nun (UKG) perşembe
günü yayımladığı rapor. Birçok kıdemli devlet
adamını yönetim ve danışma kurulu üyesi olarak
çatısı altında toplayan grubun başında, AB'nin
dış ilişkilerden sorumlu eski komisyon üyesi Chris Patten ve
Avustralya'nın eski dışişleri bakanlarından Gareth
Evans var.
Fatura Rum tarafına
Patten aynı zamanda İngiltere'nin Hong Kong'dan kavgasız
gürültüsüz çekilmesini sağlayan son genel valisidir. Ayrıca, Kuzey
İrlanda'daki Protestan ağırlıklı ve İngiltere
yanlısı polis örgütünün İrlanda yanlısı Katoliklere
karşı uyguladığı ayrımcılığı
rapor eden kişidir.
Kısacası, UKG'nin diğer üyeleri gibi, itibarı yüksek
biridir. Bu grup tarafından hazırlanan ve AB'deki karar vericilerin
göz ardı edemeyecekleri raporun yazdıkları ise gayet net. Burada
ayrıntıya girecek yerimiz yok. İsteyen, Türkçe çevirisi de olan
raporu www.crisisgroup.org sitesinden indirebilir.
Ama, özetlemek gerekirse, rapor Kıbrıs'taki mevcut açmazı
tartışmasız bir şekilde Rum tarafına fatura ediyor.
Sorun çözülecekse, Rumların Türkleri bir "azınlık"
olarak değil, "ortak" olarak görmesinin şart olduğunu
belirtiyor. Bununla birlikte iki toplumlu ve iki kesimli bir çözümün önemini
teyit ediyor. Ayrıca, AB ve ABD'nin Kuzey'de temsilcilik açmaları ve
Kıbrıslı Türklere verilen sözlerin tutulması için
çağrıda bulunuyor.
Mucizevi sonuç olmaz
Bunların hepsi sorunun özüne matuf ve Türk tarafının kabul
ettiği çözüm şablonuyla uyumlu olan hususlar. Yani, Türk
tarafının Kıbrıs tezi bu raporla bir kez daha teyit
edilirken, Rumların açmaz yolda olduğunu bir kez daha ortaya
konulmuş oluyor.
Tek bir raporun mucizevi sonuçlar vermesi elbette ki beklenemez. Ancak bu tür
raporların çoğalmasıyla Türk tarafının manevi
pozisyonunun güçlendiği de inkâr edilemez. Uzun lafın
kısası, Kıbrıs'taki gidişat, aslında hiç de kötü
değil.
SEMIH IDIZ
11/03/06
(2) KKTC ekonomisi:
Çıkıştan düşüşe mi?
LEFKOŞA
Türk ve Rum bölgeleri arasında üç yıl önce başlayan serbest
dolaşım, 250.000 nüfuslu KKTC ekonomisine büyük para girişi
sağladı.
Güney'e gelen 2.5 milyon turistin yaklaşık % 10'u tatillerinin bir
bölümünü Kuzey'de geçirmeye başladı. Türk tarafına gelen Rumlar
gazinolarda, lokantalarda ve marketlerde para bırakır oldular. Her
sabah Güney'e çalışmaya giden binlerce işçinin
kazandığı aylık 20 milyon dolar KKTC'de büyük bir talep
patlamasına yol açtı.
Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği, Türkiye ve yerel hükümetin
paralarıyla yapılan kamu harcamaları ekonomiyi ateşleyen
bir başka unsur oldu.
Hükümet iş dostu
KKTC kurulduğundan bu yana hemen hemen kesintisiz iktidarda olan Ulusal
Birlik Partisi (UBP), bir işadamının deyimiyle,
"yozlaşmışlık, yolsuzluk, kördüğüm, antidemokrasi
ve gayri adil düzen" ile eşdeğer hale gelmişti.
UBP 2003'te seçimleri kaybetti. Oyların çoğu şimdi
cumhurbaşkanı olan Mehmet Ali Talat'ın
başkanlığındaki birleşme yanlısı
Cumhuriyetçi Türk Partisi'ne gitti. CTP, Denktaş'ın oğlu
Serdar'ın başkanlığındaki Demokrat Parti'yle koalisyon
kurdu. Bünyesinde Maliye Bakanı Uzun ve Ekonomi Bakanı Derviş
Deniz gibi pragmatik, piyasa dostu bakanlar barındıran hükümet
ekonomik büyümeye uygun siyasi çerçeveyi yarattı.
Uzun, "Uygun ekonomik politikalarla büyümeyi teşvik etmeye
çalıştık" dedi.
İşkadını Sıdıka Atalay, hükümetin "iş
dostu" olduğunu teyit ediyor. "İzlenimim hükümetin iyi
olduğudur" diyor.
Türkleri Rum tarafında alışveriş yapmaktan caydırmak
için fonlar kaldırılarak veya minimize edilerek birçok malın
fiyatı ucuzlatıldı. KDV oranları elden geçirilerek temel
gıda ürünlerinde bu oran sıfırlandı. Kurumlar vergisi %
15'ten % 10'a düşürüldü. Gelir vergilerinde indirim yapıldı.
Vergi toplama 2003 yılına göre 2005'te % 60-70 arttı.
Ancak ortalık güllük gülistanlık değil.
Kalkınmayı büyük oranda inşaat sektörü sürüklüyor. Bir tek
sektöre bu kadar büyük oranda dayanmak ekonomi için büyük bir risk faktörü
oluşturuyor.
İnşaat yavaşlarsa...
Maliye Bakanı Uzun kalkınma ivmesinin % 30'unun inşaat
sektöründen geldiğini söylüyor. Gerçekte katkı belki de daha büyük.
Sıdıka Atalay'a göre, büyümenin "yarıdan fazlası"
inşaattan geliyor.
Piyasada inşaatın yavaşlaması halinde kriz baş
gösterebileceğine dair yaygın bir korku var. Sıdıka
Atalay'a göre, kriz geldi bile. "Şu anda bir kriz yaşıyoruz
denebilir" diyor Atalay.
Girne'nin gözde yerlerinden biri olan Çatalköy'de yabancılara yönelik
inşaat bıçak gibi kesilmiş durumda.
Belediye Başkanı Nejat Duman, "2005'te Çatalköy'de 2500 konut
inşa edildi" dedi. "Geçen kasım ayından bu yana 10
inşaat dosyası yapmadık. Hemen hemen her tarafta durumu
aynı."
Belirsizlik arttı
Bu ani düşüşün en önemli nedeni, inşaatların büyük oranda
eski Rum malları üzerinde yapılması, KKTC'nin bunlar için
verdiği tapulara güvenin kaybolmasıdır.
İnşaat sektörünün en büyük müşterisi olan yabancılar Rumlar
tarafından mahkeme mahkeme süründürülmekten, kendi ülkelerindeki evlerine
el konulmasından korkarak KKTC'den uzak durmaya başladı.
Hükümetin bir süre önce bazı Rum mallarının iade edilmesini
öngören bir yasa geçirmesi belirsizliği daha da artırdı.
Bazı müteahhitlerin sahtekârlıkları ve usulsüzlükleri
piyasanın daha da bozulmasına neden oldu.
"Bu iş duracak, yürümeyecek" diyor Duman.
METIN MUNIR
MILLIYET 11/03/06
Kıbrıs'ta
iki taraf da statükodan memnun
|
|
11/03/2006
RADIKAL
Paris'teki Papadopulos-Annan
görüşmesi sırasında açıklanan teknik komitelerin
kurulmasına ve faaliyet göstermesine Türkiye'nin 'Evet' demesinden
başka bir şey beklemiyoruz.
Üstelik bu teknik komitelerin kurulması, Annan'ın
Kıbrıs'taki temsilcisi Moller ile iki toplum temsilcileri
arasında haftalardır yapılan müzakerenin bir sonucuydu.
Ayrıca iki komitenin gündemi da bilinmekte: İki toplumun yol
güvenlikleri, hastalıklarla ve suçlarla mücadele gibi konularda
işbirliği. Bu, BM'nin dünkü açıklamasıyla da teyit
edilmiştir. Bu açıklama, Paris'ten sonra Kıbrıs sorununun
özünü tartışacağımızı düşünen bazı
kişilerin fazla iyimser beklentilerine de son vermiştir.
Atina ile Lefkoşa'nın neden Türkiye'den resmi bir açıklama
bekledikleri merak konusu. Bunun açıklaması basit: Cumhurbaşkanı
Papadopulos Paris'te, silahsızlanma ve Mağusa konularını
önererek, teknik komitelerin gündeminin genişletilmesini talep etti.
Elbette bu konularda Türk tarafı ile uzlaşmaya
varılmamıştı, bu nedenle de Türkiye'den bir yanıt
bekleniyor.
İşgalci gücün evet ya da hayır demek gibi bir huyu yok. Nitekim
ancak dörtlü görüşmeye veya doğrudan ticarete ilişkin
önerilerini veya yaptığı diğer saçma ve abartılı
taleplerini görüşmeyi kabul etmemiz halinde, bazı konuları
görüşmeyi kabul edebileceğini söylüyor.
Yukarıdakilerden kesin olarak varılan sonuç şunlardır:
- Kıbrıs sorununun özünün müzakere edilmesine ilişkin net bir
takvim yoktur.
Elbette bunu, baskıcı takvimler istemeyen Kıbrıs Rum
tarafı empoze etmiştir.
- Kıbrıs sorununun özüne ilişkin net bir müzakere çerçevesi
yoktur, çünkü Kıbrıs Rum tarafı artık resmen Annan
Planı'nın tarih olduğunu düşünüyor ve dolayısıyla
bu planın özlü biçimde iyileştirilmesini müzakere etme zahmetine bile
girmiyor.
- Masada, teknik komitelerin gündemi ve Kıbrıs'ın %
36'sının işgalinden kaynaklanan statükonun idaresine gönderme
yapan kısmi konular bulunmakta.
Statükonun idare edilmesinin, şu anda hem Kıbrıs Rum
tarafı, hem de Kıbrıs Türk tarafı için en iyi çözüm
olduğu görülüyor.
(Rum gazetesi Politis, başyazı, 9 Mart 2006)
RADIKAL 11/03/06
Pertev: Reddetmedik, engellemeyeceğiz
|
Avrupa
Birliği tarafından KKTC'ye verilmesi karara bağlanan 139
milyon euroluk mali yardım, AB Komisyonu ile Başbakanlık'a
bağlı AB Koordinasyon Merkezi'nin işbirliğiyle proje
bazında kullanılacak. Mali yardımın hangi projelerde
kullanılacağına ilişkin çalışmalar AB
Koordinasyon Merkezi tarafından sürdürülürken, mali yardımın
kullanılması aşamasında sorunlar çıkacağı
konusunda ciddi kaygılar var. Cumhurbaşkanlığı
Müsteşarı Raşit Pertev, mali yardımın kullanılması
aşamasında uygulamada çıkacak sorunların
aşılmasında sorumluluğun Avrupa Birliği Komisyonu'na
ait olduğunu vurguladı ve "AB Komisyonu bu paranın Kuzey
Kıbrıs'ın yararına en iyi şekilde
kullanılmasını sağlamakla yükümlüdür" dedi. Reddetmedik
ve engellemeyeceğiz TAK
muhabirinin sorularını yanıtlayan
Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit Pertev,
Türk tarafının karşı çıkmasına karşın
Mali Yardım Tüzüğü'nün Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nden
ayrılarak onaylandığını anlattı. Tüzüğün
Avrupa Birliği tarafından hazırlanarak
onaylandığını, sorumluluğun da AB Komisyonu'na ait
olduğunu söyleyen Pertev, "KKTC tüzüğü onaylamadı ama
reddetmedi de. İçeriğinden memnun değiliz ama uygulamayı
engeller bir siyasetimiz de yok. Kullanılmasını
engellemeyeceğiz ve elimizden geleni yapacağız" dedi. Mali
yardımın AB tarafından onaylanarak uygulamaya girmesiyle idari
ve proje bazında bürokratik çalışma sürecinin
başladığını söyleyen Pertev, AB Komisyonu
yönetiminde kullanılacak mali yardımın, KKTC'ye
danışılarak hazırlanacak projelerle
kullanılacağını söyledi. Uygulamada
sıkıntılar olacak Ancak Rum
tarafının uygulama aşamasında müdahale etmesi halinde
önemli sıkıntıların olacağı konusunda
kaygıları bulunduğunu söyleyen Pertev, bu
sıkıntıların aşılmasının AB
Komisyonu'nun sorumluluğunda olacağını vurguladı. Pertev,
"Kuzey Kıbrıs, Rum idari mekanizması içinde değil.
AB Komisyonu Kuzey Kıbrıs'ın sahiplilik duygusunu yaratmazsa
projeler başarılı olmayacak. Rum tarafına kulak
verilecekse ve her projeyi sabote edeceklerse yürümeyecek. Bu nedenle
sorumluluk AB Komisyonu'ndadır. AB Komisyonu bu paranın Kuzey
Kıbrıs'ın yararına en iyi şekilde
kullanılmasını sağlamakla yükümlüdür" dedi. Önemli olan
para değil ilişkiler Mali
yardımın parasal katkıdan öte Avrupa Birliği ile
ilişkilerin sürdürülmesi ve işbirliği bakımından
önemli olduğuna vurgu yapan Pertev, mali yardımla başlayan
işbirliğine yönelik ilk somut adımı, izolasyonların
kaldırılmasına yönelik yeni adımların
izleyeceği konusunda genel mutabakat olduğunu söyledi. |
KIBRIS 11/03/06
Avusturya Dışişleri Bakanı Plassnik: Ticaret
tüzüğünün kabul edilmesi için çalışıyoruz
|
Avrupa
Birliği (AB) Dönem Başkanı Avusturya'nın
Dışişleri Bakanı Ursula Plassnik, ticaret tüzüğünün
kabul edilmesi için ülkesinin çalışmalarını
sürdürdüğünü, buna ön adım olarak Kıbrıs Türklerine
yönelik 139 milyon euro tutarındaki yardımın serbest
bırakıldığını söyledi. AB-Batı
Balkanlar Dışişleri Bakanları gayri resmi
toplantısı öncesinde AA muhabirinin konuyla ilgili sorusu üzerine
Plassnik, AB'nin KKTC'ye yapacağı mali yardımı
onayladığını, doğrudan ticaretin
başlamasına yönelik tüzüğün onaylanması için de
çalışmaların devam ettiğini belirtti. Plassnik,
basın toplantısında, "Dönem başkanı olarak KKTC
üzerindeki ekonomik ambargonun kalkması için ne
yapacaksınız?" sorusunu yanıtlarken, ilk önce Türkiye'nin
ek protokolle ilgili yasal sorumlulukları olduğunu ifade etti ve bu
konu üzerindeki sorunların aşılmaya
çalışıldığını söyledi. "Sorunun
ek protokolle değil, AB Konseyi'nin 26 Nisan 2004'te KKTC ile ilgili
aldığı kararla ilgili olduğunun"
hatırlatılması üzerine Plassnik, herhangi bir yorumda
bulunmadı. Plassnik,
basın toplantısının ardından aynı soruya bir
kez daha muhatap olunca, ticaret tüzüğünün kabul edilmesi için ülkesinin
çalışmalarını sürdürdüğünü ve buna ön adım
olarak Kıbrıs Türklerine yönelik 139 milyon Euro tutarındaki
yardımın serbest bırakıldığını
söyledi. Avusturya
Dışişleri Bakanı, basın toplantısında bir
soru üzerine, AB genişlemesi için hazmetme kapasitesine
bakılması konusunun sadece Türkiye için gündeme getirilmediğini
söyledi. Plassnik, "AB'nin yeni bir genişleme dalgası için
kendisini hazır hissetmesi gerektiğini" belirtti. AB Dönem
Başkanlığı sırasında Balkan ülkeleriyle
ilişkilerin geliştirilmesine önem verdiklerini ifade eden Plassnik,
AB'nin bu ülkelerden gelen öğrenci ve araştırmacılar için
burs ve vize kolaylığı sağlaması yönünde
çalıştıklarını söyledi. |
KIBRIS 11/03/06
Ameliyat ertelenemezdi Risk alınamazdı
|
Sağlık
Bakanı Eşref Vaiz, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın
ameliyatıyla ilgili baştan sona yaşanan süreci ilk kez
KIBRIS'a anlattı: Ameliyat
ertelenemezdi Risk alınamazdı KIBRISLI
PROFÖSÖRLER NEŞTER VURDU... Sağlık Bakanı Vaiz'den
alınan bilgilere göre, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın
by-pass ameliyatını çoğunluğu Kıbrıslı
Türk profesörlerden oluşan bir ekip gerçekleştirdi. Ana damarda
yüzde 75 oranındaki tıkanıklık nedeniyle ameliyatın
ertelenmesi riskliydi. Stend takılması veya balon
uygulanmasının da ağır komplikasyonlara yol açma durumu
vardı Sağlık
Bakanı Eşref Vaiz, geçirdiği by-pass operasyonu
sonrasında hızla iyileşen ve yarın adaya dönmesi beklenen
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın kalp ameliyatıyla
ilgili baştan sona yaşanan gelişmeleri ilk kez KIBRIS'a
anlattı. "Cumhurbaşkanı
Talat'ın rahatsızlığı döneminde siz de Türkiye
idiniz ve teşhisle tedavi aşamasında da yanında
bulundunuz. By-pass teşhisi nasıl konuldu, nasıl bir karar
alma aşaması yaşandı, bu süreci anlatır
mısınız?" sorusu üzerine Bakan Vaiz, şunları
kaydetti: "Sayın
cumhurbaşkanının hiçbir rahatsızlığı
yoktu. Testleri negatif çıkıyordu. Ancak Türkiye'de yapılan
bir görüntüleme testinde kalbe yönelik bazı şüpheler doğdu.
Doktoru da bunun üzerine talyum testi önerdi. Talyum testinin
yapıldığı 26 Şubat Pazar günü, kalpte beslenme
bozukluğuna dair birtakım bulgular ortaya çıktı. Bunun
üzerine kendisine aynı gün, aynı saatlerde anjiyo
yapıldı. Anjiyoda, ana
damarda yüzde 75 tıkanıklık tespit edildi. Türkiye'deki
profesörler, o ana damara da uluslar arası kardiyoloji otoritelerinin
protokolüne göre stend takılamayacağı, balon yapılamayacağı,
eğer yapılırsa bunun komplikasyonlarının çok daha
ağır sonuçlar doğurabileceğini söylediler. Cerrahpaşa
Tıp Fakültesi Hastanesi Kardiyoloji Ana Bilim Dalı
Başkanı Prof. Vural Ali, Prof. Rasım Enar, Prof. Zeki Öngen ve
KBB Prof. Dekan Özgün Enver başkanlığında toplanan kurul,
anjiyoyu yapan Florance Neightingale Hastanesi kardiyoloji departmanı
sorumlusu Prof. Vedat Aytekin'in sunumunu dinledikten sonra röntgen filmi
üzerinde yapılan incelemeleri neticesinde, stend
takılmasının çok yanlış ve çok riskli
olacağını düşünerek, by-pass yapılmasına karar
verdiler. Bu arada
sözünü ettiğimiz profesörlerin birçoğu da Kıbrıslı
idi. KBB profesörü Özgün Enver, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi
Hastanesi'nin yeni dekanı olmuştur, kendisi Evdimlidir. Yine
aynı profesörlerden oluşan kurul durumu Florance Neightingale
Hastanesi'nde Prof. Cihat Bakay ile değerlendirerek by-pass kararı
teyit edildi. Bu karar
sayın Cumhurbaşkanına benim tarafımdan sunuldu ve o da
kabul etti. Türkiye'de ameliyat olma kararını da Sayın cumhurbaşkanı
ve ailesi, kendi istekleri ile vermişlerdir. Bu arada
ameliyatın ertelenmesi konusunu ben sayın cumhurbaşkanı
ve doktorlarına sunduğumda, en başta
cumhurbaşkanımız karşı çıktı. Doktorlar da
yüzde 75 tıkanıklığı göz önüne
aldığında risk alınamayacağı için ameliyat
gününe 27 Şubat Pazartesi günü karar verdiler. Ameliyatta
Prof. Cihat Bakay ve Prof. Belhan Akpınar, kalbin beslenme ve damar
sorununu yakından inceleme fırsatı bulduklarından,
ameliyatın zamanlamasının ne kadar uygun olduğunu, riske
atmama konusunda doğru karar verildiğini bir kez daha bize
ilettiler. Bu konuda en
üst düzeyde otorite sahibi, bilirkişi niteliğindeki uzmanların
söylediklerinin dışında hareket edilmesi imkansızdı.
Buna uyduk. Bugüne kadar da her şey iyi gitmiştir.
İnşallah bundan sonraki süreçte de sayın
cumhurbaşkanının sağlığı daha da iyiye
gidecektir". Bakandan 14
Mart Tıp Bayramı müjdesi Öte yandan
Sağlık Bakanı Eşref Vaiz, 14 Mart Tıp Bayramı
nedeniyle özelde ve kamuda çalışan tüm hekimlere yeni
sağlık sistemini müjdelediklerini bildirdi. Bakan Vaiz,
yeni sağlık sistemi için şart olan yasalarla ilgili
çalışmalarının süratle devam ettiğine dikkat
çekerek, bu konudaki yasalardan biri olacak genel sağlık
sigortası yasa tasarısını hazırlayıp sivil
toplum örgütlerine ve mecliste grubu bulunan partilere
dağıttıklarını kaydetti. Yine yeni
sistemle ilgili döner sermaye yasası, sağlık yasası ve
hekimlerin yasası için çalışmaların sürdüğünü
anlatan Bakan Vaiz, "2006 yılı sağlıkta reformlar
için yasalar yılı olacaktı. Bunun için çalışıyoruz.
Aile hekimliği ve hasta hakları yasası da bu çerçevede
hazırlanacaktır" dedi. Halkın
nitelikli ve daha kolay sağlık hizmeti alabilmesi amacıyla
sağlıkta reformu kesinlikle hayata geçireceklerinin
altını çizen Bakan Eşref Vaiz, "14 Mart Tıp
Bayramı nedeniyle, özelde ve kamuda çalışan tüm hekimlerimize
yeni sağlık sistemini müjdeliyoruz" şeklinde
konuştu. |
KIBRIS 11/03/06
Easy Jet ile Pegasus Hava Yolları, Kuzey Kıbrıs'a
cazip fiyata yolcu taşıyacak
Ali BATURAY
(Berlin)
İngiltere'nin
son dönemde yıldızı parlayan, en büyük hava yollarından
Easy Jet'in Pegasus Hava Yolları işbirliğiyle cazip fiyata Kuzey
Kıbrıs'a yolcu taşımak için girişim
başlattığı bildirildi.
Easy Jet'in ilk
etapta İngiltere'den yolcu taşıyacağı ve bugün
İngiltere'den Kuzey Kıbrıs'a gelecek bir yolcunun ödeyeceği
fiyattan 100 sterlin daha ucuza bilet satacağı öğrenildi.
Easy Jet'in
yolcuları İstanbul Sabiha Gökçen Havaalanı'na kadar
taşıyacağı, burada Pegasus Hava Yolları aktarmalı
olarak Kuzey Kıbrıs'a ulaştıracağı bildirildi.
"ITB
Berlin 2006" fuarı için Almanya'da bulunan Pegasus Hava Yolları
Kuzey Kıbrıs Müdürü Zeki Ziya, konu ile ilgili olarak KIBRIS'a
konuşarak, böyle bir çalışma olduğunu doğruladı.
Zeki Ziya, Easy
Jet ile işbirliğine gitme ve Kuzey Kıbrıs'a ucuz yolcu
taşıma yönünde bir süreden beridir çalışma
yaptıklarını, İstanbul Sabiha Gökçen Havaalanı'ndan
aktarmalı yolcu taşıma planının bulunduğunu,
ancak henüz somut bir gelişme olmadığını söyledi.
Zeki Ziya,
"Çalışıyoruz ama size bir tarih veremem, çünkü henüz kesin
bir sonuç yok" dedi.
KIBRIS 11/03/06
(3) KKTC ekonomisi:
Nefes borusu
Rumların kontrolünde
LEFKOŞA
KKTC'nin dünya ile serbest ilişki içinde olmasının Rumlar
tarafından engelleniyor olması, Türklerin gelişmesine en büyük
engellerden birini teşkil ediyor.
KKTC limanları ve havaalanları uluslararası trafiğe
kapalıdır. Kıbrıs bankaları dünyayla ilişkilerini
Türkiye'deki bankalar üzerinden yapmak zorundalar. Bu sermayeyi
pahalılaştırıyor, KKTC'nin rekabet gücünü azaltıyor.
Türkiye dışında hiçbir devlet tarafından
tanınmaması uluslararası arenada KKTC'nin korsan devlet
muamelesi görmesine neden oluyor. Bu da yabancı sermaye
yatırımlarını engelliyor.
İzolasyonla devam ettiği sürece, "Kuzey Kıbrıs'ın
nefes borusu Kıbrıs (Rum) Cumhuriyeti'nin kontrolünde kalacaktır"
diyor işadamı Fikri Toros.
Ekonomi Bakanı Derviş Deniz'e göre sorun, inşaat sektöründeki
duraklama değil, son birkaç yılda yaratılan servetin tabana
yayılmaması, yasal altyapının eksik olması.
"İstatistikler bilinmiyor, ama alt gelir tabakalarının yaratılan
servetten faydalanmadığını biliyoruz" diyor Deniz.
"Ekonominin %70'i kayıt dışı."
Deniz, ekonomik altyapıyı hazırlamak için hazirana kadar 22
yasanın geçirileceğini söyledi.
Eksik olan tek şey yasal altyapı değil. KKTC'nin fiziki
altyapısı sürdürülebilir bir kalkınma sürecini
taşıyacak düzeyde değil. Elektrik hem kıt hem de
olağanüstü pahalıdır. Rumlar elektrik vermese kesintiler
hayatı felç edecek. Yetersiz yollar Girne'de gündüz saatlerinde bazen Boğaz
köprülerini aratmayacak trafik tıkanıklıklarına yol
açıyor. Telekomünikasyon hizmetleri ilkel, su kıttır.
Uzun vadede bundan daha endişe verici olan, hükümetin, çıkar
gruplarının kısa vadeli menfaatları için adanın
geleceğini tehlikeye atmalarına göz yummasıdır.
İnşaat faaliyetlerinin de içinde bulunduğu turizm sektöründe
Türkler kendilerini gönüllü olarak Rumların içinden çıkmaya
çalıştığı tuzağa atıyorlar. Bu tuzak ucuz
konut, ucuz turist tuzağıdır. Oteller züğürt turistler için,
evler alt tabaka Avrupalılar için yapılıyor.
Çabuk zengin olma hırsı ile daha dört beş yıl öncesine
kadar cennet bir çevreye sahip olan KKTC'de doğa müteahhitler
tarafından insafsız bir şekilde kirletildi,
çirkinleştirildi ve ucuzlatıldı. Yol kenarları, ormanlar ve
sahiller çöplük haline geldi. Her taraf düzeysizliğin sembolü olan çirkin
reklam panolarıyla, ucuz barlar ve lokantalarla doldu.
İnşaat sektöründeki duraklama bu hayta sektörün kontrol altına
alınması için bir fırsattır. Ama hükümet yönünden bu konuda
iyimserliğe neden olacak herhangi bir işaret gelmiyor.
KKTC, tıpkı Mersin ve Kuşadası gibi, çevre intiharı
için ipi boynuna geçirmiş, üzerinde durduğu sandalyeyi tepmeye
hazırlanıyor.
METIN MUNIR
MILLIYET 12/03/06
Mehmet Ali Talat
taburcu oldu
KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali talat by-pass ameliyatı geçirdiği
hastaneden taburcu oldu. Kendisini sağlıklı hissettiğini
söyleyen Talat, bir süre evinde dinlenecek ve düşük tempoda
çalışacak.
NTV
Güncelleme: 12:51 tsi 12 Mart 2006 Pazar
İSTANBUL
- Mehmet Ali Talat, düzenlediği basın toplantısında ilk
olarak ameliyat olmasına vesile olan eşi Oya Talata teşekkür
etti. Hastanedeyken en çok merak ettiği konunun ameliyatından bir gün
sonra gerçekleşen Annan-Papadopulos görüşmesi olduğunu söyleyen
Talat, bu merakını Annanın kendisini aradığı
geçmiş olsun teyefonuyla giderdiğini söyledi. Mehmet Ali Talat, bugün
akşam saatlerinde KKTCye giderek istirahate çekilecek.
Mehmet Ali Talat taburcu oldu
12 Mart, 2006 11:59:00 (TSİ) CNN TURK
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, by-pass
ameliyatı geçirdiği Florence Nightingale Hastanesi'nden taburcu oldu.
Damarlarındaki
daralma nedeniyle 27 şubat 2006'da by-pass ameliyatı olan Talat,
hastaneden çıkmadan önce tedavi edildiği Florence Nightingale
Hastanesi'nde bir basın toplantısı düzenledi.
Konferans Salonu'ndaki basın toplantısında, Talat'ın
eşi Oya Talat, Florence Nightingale Hastaneleri Genel Koordinatörü Mücahit
Atmanoğlu, Talat'ın doktorları Prof. Dr. Cihat Bakay, Doç. Dr.
Belhan Akpınar ve Prof. Dr. Vedat Aytekin de hazır bulundu.
Sağlık durumu iyi
Şu anda herhangi bir sağlık probleminin
olmadığını söyleyen Talat, yarından itibaren bir
süre evde çalışacağını belirtti.
Talat, hastanede yattığı sürede gelişmelerden fazla haberi
olmadığını, ancak 28 şubatta gerçekleşen Rum
lider Tasoso Papadopulos ile BM Genel Sekreteri Kofi Annan görüşmesinde,
Papadopulos'un çözüm arzusu olup olmadığını, Annan'ın
taleplerini karşılayıp
karşılamadığını merak ettiğini söyledi.
KKTC Cumhurbaşkanı, "Annan'la yaptığım telefon
görüşmesinden öyle olmadığı anlaşılıyor,
ayrıntısını öğreneceğim" dedi.
Talat'ın doktorları, ek sorunlar yaratmamak için döndükten sonra
ziyaretçi akınına izin verilmemesi gerektiğini belirtti.
KKTC Cumhurbaşkanı Talat taburcu oldu
A.A.
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, by-pass ameliyatı
geçirdiği Florence Nightingale Hastanesi'nden taburcu oldu.
Damarlarındaki daralma nedeniyle 27 Şubat 2006'da by-pass
ameliyatı olan Talat, hastaneden çıkmadan önce, tedavi edildiği
Florence Nightingale Hastanesi'nde bir basın toplantısı
düzenledi. Konferans Salonu'ndaki basın toplantısında,
Talat'ın eşi Oya Talat, Florence Nightingale Hastaneleri Genel
Koordinatörü Mücahit Atmanoğlu, Talat'ın doktorları Prof. Dr.
Cihat Bakay, Doç. Dr. Belhan Akpınar ve Prof. Dr. Vedat Aytekin de
hazır bulundu.
HURRIYET
12/03/06
Papadopulos'un
girişimi olumlu
|
|
12/03/2006
RADIKAL
Annan-Papadopulos
görüşmesinin değerlendirilmesi, iki uç analiz arasında gidip
gelmektedir. Bu analizlerden biri salt başarı, diğeri de salt
başarısızlıktır. Ölçülü bir yaklaşımla, on
gün sonra bu görüşmeyi daha iyi değerlendirebileceğimizi
düşünüyorum.
Bir iletişim olayı olarak, cumhurbaşkanının çok olumlu
bir yankı yarattığına inanıyorum.
Kıbrıslı Türklerin ilk etapta 130 milyon avroyu alacak konumda
olmalarıyla, Brüksel'deki anlaşmadan hemen sonra,
cumhurbaşkanı, daha uzlaşmacı havasıyla,
İngilizlerin, Amerikalıların ve Komisyon'un bu atmosfere
yardımcı olmalarıyla, Kofi Annan ile Paris görüşmesinde bir
araya geldi.
Bu görüntü, teknik komitelerin kurulması ve çalışması
yönündeki anlaşmayla daha da iyileşti ve turtadaki kiraz olarak, BM
Genel Sekreteri, komitelerin Maraş konusu gibi, üzerinde anlaşmaya
varılmış ajanda dışı konularla ilgilenmesine
ilişkin olarak Kıbrıslı cumhurbaşkanının
önerilerini de dinlemeyi kabul etti.
Çözüme katkı
yapılmadı
Bu atmosfer genel olarak Kıbrıs Cumhuriyeti'nin son haftalarda maruz
kaldığı baskıların (ki bunlar Straw'ın
Lefkoşa ziyareti, İngiliz Parlamentosu'ndaki konuşması ve
Avrupa Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu Komiseri Olli Rehn'in açıklamaları
vasıtasıyla açıklığa kavuşturuldu) bir bölümünü
azalttı. Paris görüşmesinin elbette ki öze, Kıbrıs
sorununun çözümüne yaklaşmaya hiç katkısı olmadı. Güven
Artırıcı Önlemler, gerek Türklerin işlev kazandırmak
istedikleri asgari düzeyde, gerekse Kıbrıs Rum tarafının
arzu ettiği düzeyde (Maraş ve silahsızlanma) çözümü
oluşturmamaktadır. Sadece iki toplum arasındaki atmosferi
iyileştirmektedir.
Vatanımızın işgal altında olan kuzey bölümüne sürekli
olarak yerleşik getirilmesini alaşağı etmemektedir.
Kıbrıslı Rum göçmenlerin mallarının üzerinde sürekli
olarak inşaat yapılmasını engellememektedir. Ülkemizin
topraklarının yüzde 36'sını işgal ederek,
adamızda konuşlanan 40 bin Türk askerini
uzaklaştırmamaktadır.
1994 yılındaki Güven Artırıcı Önlemlerin bir
mantığı vardı, çünkü Kıbrıslı Rumlarla
Kıbrıslı Türkleri daha yakına getirecekti. Bugün açık
barikatlarla böyle bir şeye gerek yoktur.
Kıbrıslı Türklerin ekonomik açıdan güçlendirilmelerinin
kapalı barikatlarla bir anlamı olacaktı, çünkü bu, onları
Türkiye'ye bağımlı olmaktan kurtaracaktı. Bugün Türkiye'nin
rolü, Kıbrıslı Türkler için değişti. Türkiye, kuzeyin
rejimini onlara garanti ediyor ve güneye de olabildiği kadar el
koymalarına müsaade ediyor.
(Rum gazetesi, Başyazı, 8 Mart 2006)
RADIKAL 12/03/06
Almanya'dan turist gelecek
ÖNEMLİ
GELİŞMELER VAR Ekonomi ve Turizm Bakanı Derviş Kemal Deniz,
Alman turistleri ülkemize çekmeye yönelik çalışmalarında önemli
gelişmeler kaydedildiğini, son Almanya ziyaretindeki
temaslarının da çok olumlu geçtiğini belirterek, Almanya'dan
ülkemize turist geleceği konusunda umutlu olduğunu söyledi. Olumlu
mesajlar aldıklarını ve önümüzdeki günlerde somut sonuç
beklediklerini kaydeden Deniz, sürecin hızlanması için Alman
gazetecilere destek çağrısında bulundu
HEDEFTEN
ŞAŞMADIK Annan çözüm planıyla ilgili referandumdan çıkan
"evet" kararının 2004 yılında AB'nin çok büyük
ilgi ve takdirini topladığını anımsatan Derviş
Kemal Deniz, verilen birtakım sözlerin tutulmaması ve
izolasyonların halen sürmesinin de AB için düşündürücü olduğunu
ifade etti. Verilen sözlerin tutulmamasına rağmen Kıbrıs
Türk halkının, AB'nin bir parçası olma ideali ve hedefinden
sapmadığını vurgulayan Deniz, "Demokratik bir AB
içinde yer almak için yolumuzda yürümeye devam edeceğiz" dedi
Ali BATURAY
(Berlin)
Ekonomi ve
Turizm Bakanı Derviş Kemal Deniz, Alman turistleri ülkemize çekmeye
yönelik çalışmalarında önemli gelişmeler
kaydedildiğini, son Almanya ziyaretindeki temaslarının da çok
olumlu geçtiğini belirterek, Almanya'dan ülkemize turist geleceği
konusunda umutlu olduğunu söyledi.
Olumlu mesajlar
aldıklarını ve önümüzdeki günlerde somut sonuç beklediklerini
kaydeden Deniz, sürecin hızlanması için Alman gazetecilere destek
çağrısında bulundu.
Derviş
Kemal Deniz, 9 bin yıllık bozulmamış yapısı,
tarihi eserleri, mükemmel doğası, denizi ve kriminal olayların yaşanmadığı
rahat toplumsal yapısıyla Kuzey Kıbrıs'ın tam da
Almanların hoşuna gidecek güzel bir ülke olduğunu
vurguladı.
Deniz,
"Özel bir yerde tatil yapmak isteyen Almanları, Akdeniz'in güzel
ülkesine davet ediyoruz" dedi.
"ITB
Berlin 2006" fuarı için Almanya'da bulunan Ekonomi ve Turizm
Bakanı Derviş Kemal Deniz, KKTC'nin tanıtımını
sağlamak amacıyla Swiss Otel'de Alman basın
mensuplarının katıldığı bir basın
toplantısı düzenledi. Toplantıya bazı tur operatörleri de
katıldı.
"Sözler
tutulmadı ama biz hedefimizden şaşmadık"
Derviş
Kemal Deniz, basın toplantısında Kuzey Kıbrıs'ın
turizm alanında dikkat çekmeye başlayan bir ülke olduğunu
söyledi.
Annan çözüm
planı ile ilgili referandumdan sonra Kuzey Kıbrıs'ın ilgi
odağı olduğunu kaydeden Deniz, Kıbrıs Türk
halkının 2004 yılında, parçası olduğu Avrupa
Birliği'ne mesajının; "adada bir çözümle birlikte
Kıbrıs Cumhuriyeti'nin bir parçası olarak AB'ye katılmak
olduğunu ve bunu yüzde 60'lık bir evet oyuyla gösterdiğini"
anlattı.
Referandumdan
çıkan "evet" kararının 2004 yılında Avrupa
Birliği'nin çok büyük ilgi ve takdirini topladığını
anımsatan Derviş Kemal Deniz, verilen birtakım sözlerin
tutulmaması ve izolasyonların halen sürmesinin de Avrupa Birliği
için düşündürücü olduğunu ifade etti.
Verilen
sözlerin tutulmamasına rağmen Kıbrıs Türk
halkının, Avrupa Birliği'nin bir parçası olma ideali ve
hedefinden sapmadığını vurgulayan Deniz, "Demokratik
bir Avrupa Birliği içinde yer almak için yolumuzda yürümeye devam
edeceğiz" dedi.
Deniz,
basın toplantısını turizm amaçlı
gerçekleştirdiğini, amacının politika yapmak
olmadığını ancak az da olsa halkının
duygularını aktarmak istediğini dile getirdi.
"Kuzey
Kıbrıs, Almanlar için ideal ülke"
Yüzde 80 nüfusu
üniversite mezunu olan toplum yapısıyla Kıbrıslı
Türklerin performans yakalamış bir halk olduğunu kaydeden Deniz,
ülkenin de bozulmamış doğal yapısı ve kriminal
olayların yaşanmadığı, rahat ortamıyla Kuzey
Kıbrıs'ın Almanlar için ideal bir tatil beldesi olduğunu
vurguladı.
Deniz, Kuzey
Kıbrıs'ın Almanya'ya açılması, Almanya'dan turistlerin
adaya gelmesi konusunda hükümetlerinin sistemli bir çalışması
olduğunu belirterek, bu konuda büyük bir çaba gösterip, hazırlık
yaptıklarını söyledi.
Kuzey
Kıbrıs'ın güzelliklerini anlatıp Almanları ülkemize
davet eden Derviş Kemal Deniz, bu bağlamda Kuzey
Kıbrıs'ın ekonomik ve turizm bilgilerini de aktardı.
Deniz, Kuzey
Kıbrıs'ın neden bir turizm adası olduğunu basın
toplantısında ayrıntılı bir şekilde
açıklayarak, turizmin ülkemizde lokomotif sektör durumunda olduğunu
ifade etti.
Mensubu
olduğu hükümetin turizmde hedefe ulaşmak için var gücüyle
çalıştığını, ancak izolasyonların büyük
engel olduğunu anlatan Derviş Kemal Deniz, turizmde hedefe
ulaşmak için Kıbrıslı Türklerin üzerindeki
izolasyonların kalkması, rahat ulaşım için hava limanları
üzerindeki engellerin sona ermesi gerektiğini vurguladı.
Deniz,
Kıbrıs Türk halkının, izolasyonların bir gün
kalkacağına inandığını ve kendi ev ödevini
yaparak, geleceğe hazırlandığını söyledi.
"Kıbrıslı
Rumlara ortak turizm politikası önerdik"
Avrupa
Birliği'nin kültürel farklılıklar gözetmeksizin, halkların
ortak menfaati için kurulmuş, demokratik bir oluşum olduğuna
işaret eden Deniz, Kıbrıs Türk halkının da bu ilkeye
inandığını kaydetti.
Annan
planı ile ortak cumhuriyet kurma hazırlığı yaptıkları
Kıbrıs Rum yönetimine geleceğe hazırlık
açısından ortak turizm planı önerdiklerini de anlatan Deniz,
Avrupa Birliği ilkeleri çerçevesinde yapılacak ortak turizm
politikasının her iki tarafın da çıkarına
olduğunu anacak önerinin Kıbrıslı Rumlar tarafından
reddedildiğini söyledi.
Deniz, "Ne
olursa olsun, Kıbrıs Türk halkının ortak politika
çağrısı sürüyor ama çağrısı
dışında büyüyen turizm, büyüyen ekonomi ve süren altyapı
çalışmalarımızla hedefimize ilerlemeye devam
edeceğiz" dedi.
Yatak
kapasitesinin yeni yatırımlarla artırılmakta olduğunu
da anlatan Deniz, yatırımcılara da rahat yatırım
yapabilmeleri için gerekli fırsatları ve teşvikleri
sağladıklarını belirtti.
Kuzey
Kıbrıs'ta hükümetin Avrupa Birliği ile uyumlaşma
çabalarının ciddi şekilde sürdüğünü kaydeden Deniz, bu
konuda yasalar yapılıp meclise gönderildiğini söyledi.
"Olumlu
mesajlar aldık"
Öte yandan
kültürel dokuyu bozmayacak bir takım altyapı
çalışmalarının sürdüğünü de anlatan Deniz, Kuzey
Kıbrıs'ın 9 bin yıllık bozulmamış
yapısı, tarihi eserleri, mükemmel doğası, denizi ve
toplumsal yapısıyla güzel bir ülke olduğunu vurguladı.
Kuzey
Kıbrıs'ın Alman turistler için güzel bir tatil imkanı
sunduğunu ifade eden Derviş Kemal Deniz, Alman gazetecilere,
"Siz gazetecilerin aracılığıyla özel bir yerde tatil
yapmak isteyen Almanları, Akdeniz'in güzel ülkesine davet ediyoruz"
dedi.
Deniz,
Almanya'daki temaslarından çok memnun olduklarını,
görüştükleri birtakım yetkililer ve tur operatörlerinden çok önemli
mesajlar aldıklarını ve önümdeki günlerde somut sonuç
beklediklerini dile getirdi.
Derviş
Kemal Deniz, yoğun bir çalışma içerisinde olduklarını
ve Alman piyasasına gireceklerine inandıklarını söyledi.
KIBRIS 12/03/06
Emekli Orgeneral Tolon: Kıbrıs konusundaki koşullar
Türkiye'yi Sevr noktasına getirmeyi amaçlıyor
Emekli
Orgeneral Hurşit Tolon, AB'nin Kıbrıs konusunda Türkiye'nin
önüne koyduğu koşullarla ülkeyi Sevr koşullarına geri
döndürmeyi amaçladığını söyledi.Hurşit Tolon, Kemalist
Laikler Derneği tarafından Ege Üniversitesi Kampus Kültür Merkezi'nde
düzenlenen "Türkiye Nereye Gidiyor" konulu konferansta, Türkiye'nin
bir yere gitmediğini, ancak götürülmek istendiğini öne sürdü.
AB ve
Kıbrıs
Tolon,
Türkiye-AB ilişkileri ve Kıbrıs konusunda ise AB'nin, müzakere
çerçeve belgesinde Türkiye'nin önüne koyduğu koşullarla ülkeyi,
Lozan'ı ortadan kaldırarak Sevr koşullarına geri döndürmeyi
amaçladığını ileri sürdü.
Tolon, AB'nin
Kıbrıs konusunda da uluslararası tüm anlaşmalara ve hukuka
aykırı davrandığını ifade ederek, tüm bunlar
yapılırken KKTC'nin hiç görülmediğini kaydetti.
Türkiye'nin tüm
küresel gelişmelerin ışığında önemli tehditler
altında olduğunu belirten Tolon, Türkiye'nin, bugün için 2 ciddi
tehdit altında bulunduğunu kaydetti. Bunlardan biricisinin Türkiye
Cumhuriyeti Devletinin tasfiyesi olan, onu bölmeyi parçalamayı, ulusal
birlik ve beraberliğini bozmayı amaç edinen, Lozan
Anlaşması'nı ortadan kaldırıp Sevr'e götürmek isteyen
düşünce olduğunu ifade eden Tolon, bir diğer tehdidin ise laik
düzeni ortan kaldırmak isteyen düşüncenin oluşturduğunu
sözlerine ekledi.
KIBRIS 12/03/06