|
NTV
Güncelleme: 09:03 ET 03 Ağustos 2006 Perşembe
LEFKOŞA
- KKTC Cumhurbaşkanlığından alınan bilgiye göre,
Yeşil Hatta buluşacak olan iki lider, tarafların
hazırladıkları listeler çerçevesinde teknik komitelerin
oluşum sürecini ele alacak. Cumhurbaşkanı Talat ile Rum yönetimi
lideri Tasos Papadopulos arasındaki ilk görüşme 8 Temmuzda
gerçekleşmişti.
Görüşmede yeni müzakerelere hazırlık amacıyla özlü
ve teknik konuların görüşüleceği komitelerin
oluşturulması kararlaştırılmıştı.
Listelerin önceki gün karşılıklı olarak teati edilmesinin
ardından Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı
Raşit Pertev, Rum yönetimi diplomatik büro şefi Tasos Conis ve BM
Genel Sekreterinin Kıbrıstaki özel temsilcisi Michael Möller ile
iki toplantı yaptı.
Pertev ve Conis arasındaki görüşmelerin hafta içinde de devam etmesi,
liderler arasında gelecek hafta yapılacak görüşmede de
çalışmaların şekillenmesi bekleniyor. Yeni müzakerelere
hazırlık çerçevesinde kaç komite oluşturulacağı ve
hangi konuların ele alınacağı bu sürecin sonunda belli
olacak.
|
NTV
Güncelleme: 21:23 TSİ 03 Ağustos 2006 Perşembe
LEFKOŞA
- Talat, Papadopulostan mektup almadım. Yoldaysa bilmiyorum. Ama elimize
ulaşmış bir mektup yok dedi. Ancak Talat, Rum
tarafının sunduğu önerilerde, iki liderin, liste ve komite
çalışmalarının sonuçlandırılması
amacıyla 10 Ağustostan sonra buluşmasının
öngörüldüğünü hatırlattı.
KKTC Cumhurbaşkanı Talat, Rum yönetiminin öneri paketinde
çalışmaların sonuçlandırılması amacıyla
böyle bir tarihten bahsedildiğini söyledi..
Talat, Türk tarafının liste teatisinin liderler düzeyinde
yapılması önerisinde bulunduğunu ancak Rum tarafının
isteği nedeniyle bu çalışmanın müsteşar düzeyinde
yapıldığını belirtti.
|
NTV
Güncelleme: 01:01 TSİ 10 Ağustos 2006 Perşembe
LEFKOŞA
- KKTC Başbakanı Ferdi Sabit Soyer, Mollerin göreve geldiği
günden bu yana Türk kesimine bir kez dahi geçmediğini
hatırlattı, özel temsilcinin resmi ya da sivil hiçbir yetkiliyle
görüşmediğinden yakındı.
Mollerin,
zamanının tümünü Rum tarafında geçirdiğini vurgulayan
Başbakan Soyer, bundan büyük kaygı duyduklarını
anlattı.
Soyer, bu tutumundan dolayı Molleri BM temsilcisi değil, bir Rum
olarak görmeye başladıklarını söyledi.
Ankara da, Rumlardan yana tutumu nedeniyle daha önce Mollere randevu
vermemişti.
Kıbrıstaki
İngiliz üssü hareketli
Kıbrıstaki
İngiliz Ağrotur Üssüne sevkedilen binlerce ABD deniz piyadesinin
savaşa hazır bekletildiği bildirildi.
NTV-MSNBC VE
AJANSLAR
Güncelleme: 10:22 TSİ 13 Ağustos 2006 Pazar
LEFKOŞA
- Rum Simerini gazetesinin haberine göre, Ağrotur Üssüne İngiliz
askerlerinin yanı sıra Yunan asıllı bir ABDli tabur
komutanının liderliğini yaptığı binlerce ABD
deniz piyadesi geldi.
Haberde,
üssün kırmızı alarm durumuna geçtiği, ABD ve İngiliz
ordusunun casus uçaklar ve helikopterleriyle Lübnandaki gelişmeleri takip
ettiği belirtildi.
FRANSA:
KIBRISTA ÜSSÜMÜZ OLMAYACAK
Öte yandan Fransanın Güney Kıbrıs Büyükelçisi Hadelin de la
Tour-du-Pin, Fransa ile Kıbrıs Rum yönetiminin imzalayacağı
askeri işbirliği anlaşmasının, askeri ittifak veya
başka komşu ülkelerin aleyhine bir anlaşma
olmadığını söyledi.
Büyükelçi anlaşmanın, Avrupa Savunma ve Güvenlik Politikası
çerçevesinde, Fransanın birçok başka ülkeyle
imzaladığı anlaşmaların aynısı olduğunu
iddia etti.
GEREKİRSE
İNGİLİZ ÜSLERİ KULLANILIR
Fransanın Güney Kıbrısta askeri üsse sahip olma
çabalarıyla ilgili görüşleri gülünç olarak niteleyen Hadelin de la
Tour-du-Pin, Kriz dönemlerinde gerek Fransa, gerek başka NATO üyesi
ülkelere İngiliz üslerini kullanma olanağı verildiğine
dikkat çekti.
Büyükelçi, Lübnandaki şartlar dikkate alınırsa gemilerimizin
demirlemesi, uçak ve helikopterlerimizin iniş yapması, ayrıca
kısa bir süreliğine askerlerimizin orada konaklaması için
güvenli bir yere ihtiyacımız vardır. Bu, Kıbrısta
yeni bir Ağrotur Üssü olacağı anlamı taşımaz
diye konuştu.
|
NTV
Güncelleme: 16:05 TSİ 13 Ağustos 2006 Pazar
LEFKOŞA
- Kıbrıstaki BM Sözcülüğünden yapılan açıklamada,
Soyerin sözlerinin üzüntü ve şaşkınlık
yarattığı belirtildi ve Moellerin Adadaki her iki tarafla da
olumlu ilişkiler içinde olduğuna dikkat çekildi.
Açıklamada,
Sayın Moeller, Kıbrıs sorununa adil ve kalıcı bir
çözüm bulunması için Kıbrıslı Türklere ve Rumlara destek
vermeye devam etmektedir denildi.
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Başbakanı Ferdi Sabit Soyer,
zamanının tümünü Rum Kesiminde geçirmekle eleştirdiği
Moelleri, BM temsilcisi değil bir Rum gibi görmeye
başladıklarını söylemişti.
Rum Basını: Türk tarafı anlaşmanın dışına çıktı
Rum basınında, Kıbrıs Türk tarafının 8
Temmuz Anlaşması'nın dışına
çıktığını iddia ediliyor.
Rum tarafından yayımlanan Simerini gazetesi "Ufukta
Sondajlar Görünmüyor - Türk Tarafı 8 Temmuz Anlaşmasının
Dışında - Talat'ın Danışmanı Esasa
İlişkin Konulardan Kaçınıyor, Gündelik Konularda Israr
Ediyor - Sahte Devletin Temsilcilerinin Tahrikkar Açıklamalarına
BM'den İlk Tepki" başlık ve spotlarıyla
yansıttığı haberinde BM arabulucularının bu
aşamada; teknik komitelere ilişkin sondajların
başarısızlığa uğradığını
söylememelerine rağmen, "8 Temmuz anlaşmasının geleceğinin
belirsizden öte bir şey olduğunu" savundu.
BM'nin önceki gün, ilk defa aleni olarak, Türk tarafının BM
Genel Sekreteri'nin Kıbrıs'taki Özel Temsilcisi'nin şahsına
da dokunan tahrikkar açıklamalarına tepki gösterdiğini yazan
gazete özetle şöyle devam etti:
"Bilgi sahibi kaynaklara göre, Başkan'ın Diplomatik
Büro Şefi Tasos Conis ve Mehmet Ali Talat'ın danışmanı
Raşit Pertev arasındaki uzun süreli görüşmeler aslında
çıkmazda bulunuyor. Aynı kaynakların söylediğine göre, Türk
tarafı başkanın, BM Genel Sekreter Yardımcısı
İbrahim Gambari huzurunda Mehmet Ali Talat'la mutabık
kaldığı anlaşmanın dışında hareket
ediyor. Mehmet Ali Talat'ın temsilcisi, BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs'taki
Özel Temsilcisi Michael Moller'in konutunda gerçekleştirilen görüşmelerde
yalnız gündelik konuların ele alınmasında ısrar etti.
Esasa ilişkin konularda ise; Kıbrıs Türk
tarafının gündeme getirdiği konular Nisan 2004'te reddedilen
Annan Planı'nın etrafında dolanıyor. Ancak Raşit
Pertev Başkanlık Diplomatik Büro Şefi'yle bu konularda bile
görüşmekten kaçıyor. Ortaya konulan tutum; esasa ilişkin
konuların görüşülmesi ve bunların ele alınması
prosedürünün belirlenmesinin ancak Başkan Papadopulos ve Mehmet Ali Talat
tarafından, en üst düzeyde olabileceğidir. Teknik komitelere ilişkin
sondajlar, arzu edilen ilerleme sağlanamadan, yaz tatili nedeniyle
kesildi.
Başkan Papadopulos'un Mehmet Ali Talat'la görüşmesinin
belirlenmesi konusu açık durmaya devam ediyor. Bilgi sahibi kaynaklar,
tarih olarak Ağustos sonlarını gösteriyor ancak; Türk
tarafının şimdiye kadarki sondajlarda ortaya koyduğu
olumsuz tavır nedeniyle şu ana kadar hiçbir şey
kesinleşmedi."
"Moller ciddi şekilde rahatsız oldu"
Politis Michael Moller'in, Kıbrıs Türk tarafının
Rumlardan yana göründüğü şeklindeki aleni eleştirilerinden ciddi
şekilde rahatsız olmuş göründüğünü yazdı.
Haberi "Eleştirili Azarlama - BM Barış Gücü
Moller'e Yönelik Kıbrıs Türk Eleştirilerine Tepki Gösterdi -
Soyer'in Kofi Annan'ın Kıbrıs'taki Temsilcisine Yönelik
Eleştirisi Tamamen Temelsiz - 8 Temmuz Anlaşmasının Hayata
Geçirilmesine Yönelik Görüşmeler Süreciyle de Alakalı Olabilir"
başlık ve spotlarıyla aktaran gazete özetle şöyle devam
etti:
"Michael Moller işgal bölgelerinin 'başbakanı'
Ferdi Sabit Soyer'in kısa süre önce yaptığı; BM
yetkilisinin tek taraflı tavrının 'kuşkular'
yarattığına ilişkin açıklamalardan özellikle
rahatsız olmuş görünüyor. UNFICYP Basın Bürosu'ndan yapılan
yazılı açıklamada bu açıklamalar konusunda hayret ve hayal
kırıklığı belirtildi. Sayın Moller'in görevini
son derece objektif şekilde yürüttüğü, Yeşil Hat'tın her
iki tarafıyla da gerek çalışma gerek kişisel düzeydeki
ilişkilerinin mükemmel olduğu kaydedildi.
Gazetemizin algıladığına göre, Michael Moller'in;
Soyer'in eleştirilerinin yalnız şahsına değil, Kofi
Annan'ın temsilcisi olarak Kıbrıs'taki kurumsal rolüne de
dokunduğu düşüncesindedir. Dahası, Kıbrıs Türk
eleştirisinin; Sayın Papadoulos ve Sayın Talat'ın BM Genel
Sekreter Yardımcısı İbrahim Gambari huzurunda
gerçekleştirdikleri görüşme sırasında mutabık
kaldıklarını hayata geçirmeye yönelik Moller'in himayesindeki
görüşmelerin aldığı şekille de alakalı
olabilir."
Liste uzadı
Gazete Moller-Pertev-Conis görüşmelerinin somut bir sonuç
olmaksızın geçici olarak kesildiğini, her iki tarafın da
toplumlar arası görüşmeler için gerek gündelik gerekse esasa
ilişkin konulara dair önerilerinin yer aldığı listeleri
sunduklarını ancak Kıbrıs Türk tarafının;
şubat ayında mutabakata varılan 10 maddelik listeye 4 madde daha
eklediğini yazdı.
Gazete BM'nin iki tarafa görüşmeleri için; sağlık,
çevre, cürümler, kişilerin dolaşımı, atıkların
yönetimi, kriz yönetimi, su kaynaklarının yönetimi, sürüş
güvenliği, para devirleri ve insani konularla ilgili konuları
önerdiğini hatırlattı. Gazete Kıbrıs Türk
tarafının söz konusu listeye; toplumların bir arada
yaşaması, eğitim ve tarih, radyo ve televizyon frekansları,
kültür mirasının kurtarılması maddelerini de
eklediğini kaydetti.
Alithia haberi okurlarına "İlk Bölüm Talihsiz Bitti -
İki Taraf Arasında Sürekli Konfrantasyonlar - Birleşmiş
Milletler: Moller'e Yönelik Suçlamalardan Hayal Kırıcı ve
Hayret" başlığıyla aktardı.
Haravgi ise "UNFICYP Soyer'in İddialarını
Reddediyor - Sahte Başbakan Michael Moller'in Aleyhinde Konuştu"
başlığını attı.
KIBRIS 13/08/06
Fransa-Rum yönetimi askeri anlaşması AGSP'ye uygun
Fransa'nın Güney Lefkoşa Büyükelçisi Hadelin de la
Tour-du-Pin:
Fransa'nın Güney Lefkoşa Büyükelçisi Hadelin de la
Tour-du-Pin, Fransa ile Kıbrıs Rum yönetiminin imzalayacağı
askeri işbirliği anlaşmasının, askeri ittifak veya
başka komşu ülkelerin aleyhine bir anlaşma
olmadığını, Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikası
(AGSP) çerçevesinde, Fransa'nın birçok başka ülkeyle
imzaladığı anlaşmaların aynısı olduğunu
iddia etti.
Fransa Büyükelçisi, Rum basınına yaptığı
açıklamada, Güney Kıbrıs ile terörle mücadele ve bilgi
alışverişi gibi birçok anlaşma imzalandığına
işaret ederek, "Şimdi de savunma alanında bir anlaşma
imzalamayı planlıyoruz. Bu anlaşma ise 25 AB üyesi ülkeyi
bağlayan Avrupa Savunma ve Güvenlik Politikası
kapsamındadır" dedi.
İki ülke arasındaki işbirliğine, Limasol
limanının Fransız savaş gemileri tarafından
kullanılmasını ve Rum Milli Muhafız Ordusuna (RMMO) yedek
parça teslimini örnek gösteren Fransız Büyükelçisi, son bir ay içerisinde
Güney Kıbrıs'ın, Fransız ve diğer ülke vatandaşlarının
Lübnan'dan tahliyesi için Fransız askeri helikopterlerine Baf'taki Andreas
Papandreu Hava Üssünü kullanma izni verdiğini de söyledi.
De la Tour-du-Pin, "Bu anlaşmada böyle gürültü
koparılmasını haklı gösterecek herhangi bir şey yok.
Günlük olarak bazı düzenlemelere girmek yerine, iki ülke arasında bir
anlaşma imzalayacağız" dedi.
"Fransa'nın Güney Kıbrıs'ta askeri üsse sahip olma
çabalarıyla" ilgili görüşleri "gülünç" olarak
niteleyen Hadelin de la Tour-du-Pin, "Bir tür desteğe
ihtiyacımız olursa, bunu İngilizlerden isteyebiliriz.
Kıbrıs'ta üsse ihtiyacımız yoktur" ifadesini
kullandı.
"Kriz dönemlerinde gerek Fransa, gerek başka NATO üyesi
ülkelere İngiliz üslerini kullanma olanağı
verildiğine" dikkati çeken Fransa Büyükelçisi, "Lübnan'daki
şartlar dikkate alınırsa gemilerimizin demirlemesi, uçak ve
helikopterlerimizin iniş yapması, ayrıca kısa bir
süreliğine askerlerimizin orada konaklaması için güvenli bir yere
ihtiyacımız vardır. Bu, Kıbrıs'ta yeni bir
Ağrotur Üssü olacağı anlamı taşımaz" diye konuştu.
Fransa ile Rum yönetimi arasında imzalanacak askeri
işbirliği anlaşması, askeri tesislerin
kullanılması, teknik destek verilmesi ve RMMO askerlerinin
eğitimini öngörüyor. Ortak askeri tatbikat yapılması da ihtimal
dışı tutulmuyor.
KIBRIS
13/08/06
Kıbrıs
Rum kesiminde Türk kayıplar için kazı sürüyor
LEFKOŞA (A.A)
Kıbrıs'taki Otonom Kayıp Şahıslar Komitesinin,
güney Lefkoşa'daki Atalasa Ormanında, Kıbrıslı Türk
kayıpların kemiklerinin bulunması için
başlattığı kazılar sürüyor.
Kıbrıs'ta kayıp kişilerin akıbetinin
belirlenmesi için çalışmalar yapan komitenin, geçen cuma günü
Atalasa'da 3 noktada başlattığı kazı
çalışmalarında henüz bir kalıntıya
ulaşılamadı.
Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi Türk Üye
Yardımcısı, Başbakan Yardımcılığı
ve Dışişleri Bakanlığı Siyasi İşler ve
Siyaset Planlama Müdürü Ahmet Erdengiz, Atalasa Ormanında 3 noktada süren
kazılarda henüz herhangi bir kalıntıya
ulaşılamadığını söyledi.
Erdengiz, Kıbrıslı Rum kayıplarına
yönelik kazı çalışmalarınınsa gelecek günlerde KKTC'de
yapılacağına işaret etti. Erdengiz, 23-25 ağustos
tarihleri arasında Kıbrıs'a gelmesi beklenen Arjantinli EAAF
örgütüne bağlı ikisi adli arkeolog, ikisi de adli antropolog, toplam
4 kişilik uzman ekibin gözetiminde 2 ay süreyle Kuzey ve Güneyde
geniş kapsamlı kazı çalışmaları
yapılacağını kaydetti.
Lefkoşa ara bölgedeki Antropoloji laboratuarının
bir hafta içinde hazır duruma geleceğini belirten Erdengiz,
ağustosun son haftası başlayacak geniş kapsamlı
çalışmalar kapsamında, gerek kuzeyde gerekse güneyde ekipler
halinde kazı yapılacağını ve çıkarılan
kalıntıların ara bölgedeki Antropoloji laboratuarına
götürüleceğini bildirdi.
Türkiye Cumhuriyeti'nin verdiği 87 bin dolarlık
yardımla tüm donanımı sağlanan laboratuar için bazı
bilimsel aletlerin gelmesinin beklendiğini ifade eden Erdengiz,
laboratuarın bir hafta içinde hizmet vermeye hazır hale
geleceğini kaydetti.
Ahmet Erdengiz, kayıp yakınlarına, Lefkoşa Dr.
Burhan Nalbantoğlu Devlet Hastanesindeki DNA laboratuarına kan
örneği vermeleri yönünde çağrı da yaptı.
HURRIYET 14/08/06
ÖZLÜ KONULAR İÇİN TÜRK TARAFINDAN 8, RUM TARAFINDAN 9 KONU
BAŞLIĞI. Özlü konulara ilişkin Kıbrıs Türk tarafı
8, Rum tarafı ise 9 konu başlığı sundu.
Kıbrıs Türk tarafının belirlediği konu
başlıkları şöyle:"Yönetim, Toprak Düzenlemeleri,
Dış İlişkiler, AB'ye İlişkin Konular, Geçmiş
İşlemler, Uluslararası Anlaşmalar, Uluslararası
Borçların Sorumluluğu, Güvenlik ve Garantiler." Rum tarafının
sunduğu liste "Yönetim, AB İlişkileri, Mülkiyet, Ekonomik
Entegrasyon, Kıta Sahanlığı, Denizcilik,
Havacılık İşleri, Enerji Kaynakları,
Vatandaşlık, Göç ve Sığınma, Eğitim ve Kültürel
Miras" içeriyor
"ÖNERİLERİN 10'U BM'NİN, 5'İ TÜRK
TARAFININ"... Teknik komitelerde ele alınacak konular 15
başlık altında toplandı: bunların 10'u Möller, 5'i ise
Kıbrıs Türk tarafınca sunuldu. Rum tarafının önceki
gün sunduğu liste hakkında bilgiye ulaşılamadı. BM'nin
önerdiği konular: "Sağlık, Çevre, Su Yönetimi, Atık
Yönetimi, Para Aklama, Suçları Önleme, Yol Güvenliği, Göç ve
İnsan Kaçakçılığı, Kriz Yönetimi, İnsani
Konular." Kıbrıs Türk tarafının konu
başlıkları: "Uzlaştırma Komitesi, Eğitim ve
Tarih Komitesi, Radyo-TV-Yayın Frekansları, Ekonomik ve Ticari
İşbirliği, Kültürel Mirasın Korunması."
ÖZLÜ KONULARDA METOT FARKLILIKLARI HAKİM Görüşmelerde,
Kıbrıs sorununun özüne ilişkin konularla ilgili hazırlanan
listeler konusunda ise, taraflar arasındaki yaklaşım yönteminde
farklılıklar bulunduğu ve bu nedenle sıkıntılar
yaşandığı öğrenildi. Kıbrıs Rum tarafı
özlü konularda akademik çalışmalar yapılmasını isterken,
Kıbrıs Türk tarafı da böyle bir çalışmanın çözüm
sürecini sürüncemede bırakacağı görüşünde
Anıl IŞIK
KIBRIS, Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı
Raşit Pertev ile Rum yönetimi başkanlığı diplomatik
büro şefi Tasos Conis arasında, adadaki iki toplum liderinin 8
Temmuz'da mutabık kaldıkları anlaşma
ışığında, 31 Temmuz'da gerçekleşen görüşme
sırasında teati edilen özlü konulara ve teknik komitelere
ilişkin konu başlıklarının yer aldığı
listelere ulaştı.
İki liderinin temsilcilerinin, 31 Temmuz'da BM Genel Sekreteri'nin
Kıbrıs Özel Temsilcisi Michael Möller'in ara bölgedeki
ikametgâhında gerçekleştirdiği görüşme sırasında
özlü konulara ilişkin listenin karşılıklı olarak teati
edildiği, teknik komitelerin ele alacağı konu
başlıklarının yer aldığı listenin ise sadece
Türk tarafınca sunulduğu, Rum tarafının bu konuda öneri
getirmediği öğrenildi.
Rum tarafının, teknik komitelere ilişkin konu
başlıklarını içeren listeyi önceki gün (11 Ağustos)
gerçekleşen Pertev-Conis-Möller görüşmesinde sunulduğu
bildirildi.
Güvenilir kaynaklardan elde edilen bilgiye göre, Kıbrıs Türk
tarafı, 31 Temmuz'daki görüşmede, özlü konulara ilişkin toplam 8
konu başlığından oluşan bir liste sundu:
"Yönetim, Toprak Düzenlemeleri, Dış
İlişkiler, AB'ye İlişkin Konular, Geçmiş
İşlemler, Uluslararası Anlaşmalar, Uluslararası
Borçların Sorumluluğu, Güvenlik ve Garantiler."
Yine aynı kaynağa göre, Rum tarafı, Kıbrıs
sorunun özlü konularını 9 konu başlığı
altında toplayan bir liste sundu. Liste şu konu
başlıklarını içeriyor: "Yönetim, AB
İlişkileri, Mülkiyet, Ekonomik Entegrasyon, Kıta
Sahanlığı, Denizcilik, Havacılık İşleri,
Enerji Kaynakları, Vatandaşlık, Göç ve Sığınma,
Eğitim ve Kültürel Miras".
31 Temmuz'daki Pertev-Conis-Möller görüşmesi sırasında
teati edilen teknik komitelerin konu başlıklarının toplam
15 başlık altında toplandığı; bunların
10'nun BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Möller, 5'nin de
Kıbrıs Türk tarafınca sunulduğu öğrenildi.
Kıbrıs Rum tarafının ise söz konusu bu görüşmede
teknik komitelere ilişkin bir liste sunmadığı bildirildi.
Rum tarafının teknik komitelerin ele alacağı
konulara ilişkin konu başlıklarını önceki gün (11
Ağustos) gerçekleşen görüşmede sunduğu öğrenildi.
Ancak, Rumların önerdiği söz konusu listenin içeriğiyle ilgili
bilgiye ulaşılamadı.
Teknik komitelerin ele alacağı konu
başlıklarını içeren liste ağırlıklı
olarak sosyal, kültürel, ekonomik ve çevre konularını içeriyor.
Möller tarafından teknik komitelere ilişkin sunulan liste
şöyle: "Sağlık, Çevre, Su Yönetimi, Atık Yönetimi,
Para Aklama, Suçları Önleme, Yol Güvenliği, Göç ve İnsan
Kaçakçılığı, Kriz Yönetimi, İnsani Konular."
Kıbrıs Türk tarafının sunmuş olduğu konu
başlıkları ise "Uzlaştırma Komitesi, Eğitim
ve Tarih Komitesi, Radyo-TV-Yayın Frekansları, Ekonomik ve Ticari
İşbirliği, Kültürel Mirasın Korunması" konu
başlıklarını kapsıyor.
"Görüşmelerde iki önemli sıkıntı var"
BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Möller
huzurunda gerçekleşen Pertev-Conis görüşmelerinde şu ana kadar
herhangi bir gelişme sağlanamamasının iki ana nedeni
olduğu bildirildi.
Özlü konulara ilişkin listelerin nasıl
birleştirileceği ve çalışma gruplarının
görevlerinin ne olacağı konusunda taraflar arasında
yaklaşım yönteminde farklılıklar bulunduğu ifade
edildi.
Türk tarafının, 8 Temmuz mutabakatında
anlaşıldığı gibi, özlü konulara ilişkin
listelerde yer alan konu başlıklarının uzman
çalışma grupları tarafından ele alınmasını
ve ardından iki liderin sonuçlandırılmasına
bırakılmasını isterken, Rum tarafının, özlü
konularda çalışma grupları tarafından akademik
çalışma yapılmasını ve çalışmaların
sonuçlandırılmasını talep ettiği kaydedildi.
Kıbrıs Türk tarafı da, böyle bir akademik
çalışmanın müzakereleri sonu açık bir sürece
dönüştüreceğini ve Kıbrıs sorununu sürüncemede
bırakacağı endişesini dile getirdi
"Görüşmelere çıkmaza girildiği için ara
verilmedi"
Aynı kaynak,önceki günkü Pertev-Conis-Möller görüşmesi
sonrasında, görüşmelere Eylül'de devam edilmesi kararının,
görüşmede yaşanan herhangi bir sıkıntıdan
kaynaklanmadığını bildirdi.
KIBRIS 14/08/06
KKTCde
koalisyon krizi
KKTCde
iktidarda bulunan Cumhuriyetçi Türk Partisi - Demokrat Parti hükümeti
dağılma noktasına geldi. Demokrat Parti lideri Serdar
Denktaşın geri adım atması halinde hükümet krizinin
aşılmasının halen olasılık dahilinde olduğu
belirtiliyor.
NTV
Güncelleme: 10:23 ET 16 Ağustos 2006 Çarşamba
LEFKOŞA
- KKTCde 25 Haziranda yapılan ara seçimlerde iktidarın büyük
ortağı Cumhuriyetçi Türk Partisinin, 2 milletvekili daha kazanarak
50 sandalyeli mecliste 25 milletvekiline ulaşmasının
ardından gündeme getirdiği kamu reformu talebine ortağı
Demokrat Partiden gelen ret yanıtı, koalisyon ortaklarını
yol ayrımına getirdi.
Lefkoşa kulislerinde hükümetin fiilen sona
erdiği, CTPnin çözümü savunan Barış ve Demokrasi Hareketi
lideri Mustafa Akıncının dışarıdan desteğinin
yanı sıra Ulusal Birlik Partisinden istifa eden bir
bağımsız milletvekilinin desteğiyle yeni bir hükümet
kurabileceği konuşuluyor.
SAĞ-SOL ANLAŞMAZLIĞI
İki parti arasındaki sorunlar ilk bakışta güç
paylaşımından kaynaklanıyor gibi görünse de, aslında 6
aylık bir geçmişe dayanıyor. 2004 yılındaki
referandumda Annan Planını destekleyen ve yüzde 65 oranında
evet oyuyla halkın desteğini alan soldaki CTPnin, sağ çizgideki
küçük ortağı DP ile arasındaki siyasi görüş
farklılıkları anlaşmazlığın temelini
oluşturuyor.
CTP ile DP arasındaki ilk ciddi sürtüşme Şubat ayında
Adada temaslar yapan Avrupa Parlamentosu üst düzet temas grubunun ziyaretine
DP kanadından gelen tepkiyle başladı. Demokrat Partiyle ayni
çizgideki sivil toplum örgütlerinin katıldığı protesto
eyleminde Avrupalı parlamenterleri taşıyan araçlara yumurta
atılmıştı.
Bunun sonrasında DP lideri Serdar Denktaşın gündeme
getirdiği Çek-Slovak modeli ayrılık formülü, Annan
Planıyla Adanın yeniden birleşmesini savunan CTP
kanadında büyük rahatsızlık yarattı.
DPnin elinde bulunan Turizm Bakanlığına bağlı turizm
fonu ve fonun kullanımıyla ilgili tartışmalar ortaklar
arasındaki anlaşmazlığı körükledi. Haziran ayında
yapılan belediye başkanlığı ve ara seçimlerde de CTP
ve DP seçim meydanlarında karşı karşıya geldi.
YENİDEN YAPILANMA ÖNERİLERİ KRİZİ GETİRDİ
Ara seçimlerden CTPnin 2 milletvekili daha kazanarak çıkmasının
ardından meclis aritmetiği değişti ve hükümetin CTP
kanadı kabineye yeni bir bakanlık eklenmesini ve bazı dairelerin
el değiştirmesini istedi. Yaklaşık 2 aydır süren
koalisyon pazarlığında CTPnin sunduğu önerilerin DP
tarafından reddedilmesi üzerine hükümet dağılma noktasına
geldi.
CTP-DP arasındaki anlaşmazlıkların aşılması
amacıyla kurulan komitelerin son toplantısından da sonuç
alınamayınca CTP yetkili kurulları DPyle yolların
ayrılmasına karar verdi.
CTP lideri ve Başbakan Ferdi Sabit Soyer, hükümetteki sorunların
aşılması amacıyla yürütülen görüşmelerin DPnin tutumu
yüzünden çıkmaza girdiğini belirtti. Soyer Hükümet konusunda
demokratik seçenekler arifesindeyiz dedi.
Soyere göre DP Lideri Serdar Denktaş, CTPnin ara seçimden sonra gündeme
getirdiği kamu reformu ve hükümetin yeniden yapılanması
önerisine karşı çıktı, koalisyonun mevcut güç dengesinde
devamını istedi.
CTP Genel Sekreteri Ömer Kalyoncu ise iki parti arasındaki
anlaşmazlığın kamu reformuyla ilgili olduğunu
belirtti, DPnin bakanlıklardan başlayarak dairelere doğru
uzanan reformlar konusunda ayak sürüdüğünü söyledi.
Hükümet kriziyle ilgili komitede yer alan DP Lefkoşa Milletvekili Mustafa
Arabacıoğlu ise, kamu reformu adı altında yeni
bakanlık yaratılmasına karşı olduklarını
belirterek bunun dışında sorunların aşılmasına
hazır olduklarını açıkladı.
DP milletvekiline göre CTP, Gençlik ve Spor Bakanlığını
Milli Eğitim ve Kültür Bakanlığına bağlayarak onun
yerine Enerji ve Doğal Kaynaklar Bakanlığı adı
altına yeni bir bakanlık oluşturmak istiyor. CTP yeni
bakanlığa 6 kurumu bağlamayı da talep ediyor.
CTP-DP hükümet pazarlıkları liderler düzeyinde devam ediyor. Demokrat
Parti lideri Serdar Denktaşın geri adım atması halinde
hükümet krizinin aşılmasının halen olasılık
dahilinde olduğu belirtiliyor.
Rum kesimindeki
mal için dava
Kıbrıslı
Türk Mehmet Ali Birşen, Rum kesiminde kalan ve üzerine askeri tesis kurulan
3 ev ve 20 dönümden fazla arazisi için, Kıbrıs Rum yönetimi aleyhine
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) başvurdu.
NTV-MSNBC VE
AJANSLAR
Güncelleme: 20:36 TSİ 16 Ağustos 2006 Çarşamba
LEFKOŞA
- Kıbrıslı Türk İnsan Hakları Vakfı
Başkanı avukat Emine Erk, yaptığı yazılı
açıklamada, Larnakaya bağlı Yıldırım (Celya)
köyünde bulunan taşınmaz malı üzerine askeri kamp yapılan
Birşen adına Avukat Ali Fevzi Yeşilada tarafından
hazırlanan dava dosyasının, 14 Ağustos 2006 tarihinde
Strasbourgdaki AİHMye gönderildiğini bildirdi.
Yıldırım
köyünde Mehmet Ali Birşen adına kayıtlı 3 ev, 20 dönümlük
arazi ve 9 arsanın tamamen askeri kampa dönüştüğünü vurgulayan
Erk, Birşenin herhangi bir tazminat ödenmeden ve tüm mülkiyet hakları
ihlal edilerek evinden, malından mahrum edildiğini belirtti.
Erk, Güney Kıbrısta mal bırakan birçok Kıbrıslı
Türk gibi, Birşenin de Rum kesiminde geçerli yasal düzenlemeler
nedeniyle, iç hukuka başvurmasının etkin bir netice
vermediğini, bu durumda Birşenin hakkını aramak için
AİHMye başvurma hakkının doğduğunu kaydetti.
Emine Erk, vakfın, Kıbrıslı Türklerin yasal
haklarını korumaya yönelik adımlar atmaya devam ettiğini,
geçen aralık ayında AİHMye, Güney Kıbrısta
bıraktığı malı üzerine elektrik santralı
inşa edilen Erdoğan Durmuş adına başvuruda
bulunduğunu hatırlattı.
Kıbrıslı Türklerin Güney Kıbrısta kalan
mallarıyla ilgili olarak vakfa yoğun başvuru
yapıldığını ifade eden Erk, olanaklar çerçevesinde
yasal adımların atılmasına devam edildiğini belirtti.
Limanların
Rumlara açılmasına BM formülü
BRÜKSEL(ANKA)
Kıbrıs sorununa çözüm çerçevesinde Kuzey Kıbrıs Türk
Cumhuriyeti (KKTC) limanlarının Birleşmiş Milletler
kontrolünde uluslararası ticarete açılacağı iddia edildi.
Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) arasında bir tren kazasının
önlenmesi için Kıbrıs sorununa çözüm arayışları
sürerken, limanlar ile ilgili ilginç bir iddia ortaya atıldı.
İngiliz Independent gazetesine göre, Birleşmiş
Milletlerin hazırladığı yeni bir çözüm önerisinde,
Türkiyeye, limanlarını Rumlara açması
karşılığında KKTC limanlarının da
Birleşmiş Milletler kontrolünde uluslararası ticarete
açılması teklif ediliyor.
Teklifin kabul edilmesi halinde, KKTC limanlarına gelen mallar, KKTC
tarafından değil BM tarafından karşılanacak ve gelen
malların gümrük evraklarında BM belgeleri kullanılacak. Böylece
hem Rumların KKTC ifadesine itiraz etmesi önlenecek hem de Türkiyenin
karşılığında limanlarını Rumlara açması
istenecek.
Bu öneri ile Türkiyenin sonbaharda Avrupa Birliği arasında Ek
Protokolün uygulanmaması nedeniyle yaşanması muhtemel bir
krizin yaşanmadan engellenmesi hedefleniyor.
Independent gazetesi, Ankaranın limanlarını Rumlara açma
konusunda sert bir tutum izlediği, yaklaşan seçimlerin de
Başbakan Recep Tayyip Erdoğanın hareket alanını
daralttığı değerlendirmesinde bulundu.
HURRIYET 16/08/06
Kıbrıs Türk tarafı, 8 Temmuz kararına bağlıdır
"TEKNİK KOMİTELERİN ÇALIŞMALARINA
BAŞLAMIŞ OLMASI GEREKİRDİ" Erçakıca, BM Genel
Sekreteri'nin Kıbrıs'taki Özel Temsilcisi Michael Möller'in
önerisiyle gündeme gelen teknik komitelerin şimdiye kadar
çalışmaya başlamış olması gerektiğini
belirterek, Türk tarafının buna engel görmediğini, buna tek
engelin Rum tarafının komitelerin çalışmaya
başlamasını özlü konularda ilerleme sağlanmasıyla
ilişkilendirmesi olduğunu kaydetti
"RUMLAR, SÜRECİ SABOTE ETMEYE ÇALIŞIYOR"Kıbrıs
Türk tarafının, Rum tarafı-PKK ilişkileri konusundaki
tutumuna da bir kez daha açıklık getiren Erçakıca, konunun
güncellenmesinin Rum tarafının kendi tercihi olduğunu
belirterek, bunu 8 Temmuz'la başlayan süreci sabote etme ve bunun
sorumluluğunu Kıbrıs Türk tarafına yıkma amacına
dönük bir davranış olarak değerlendirdi
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca,
Kıbrıs Türk tarafının 8 Temmuz tarihli anlaşmaya
bağlılığını vurguladı. Bu
anlaşmanın, teati edilen özlü konulara ilişkin listelerin
bütünleştirilmesi çalışmasının iki lider
tarafından sonuçlandırılmasını öngördüğüne
işaret eden Erçakıca, Kıbrıs Türk tarafının bu
buluşmaya hazır olduğunu tekrarladı.
Haftalık basın brifinginde konuşan Cumhurbaşkanlığı
Sözcüsü Hasan Erçakıca, bugün için Türk tarafının beklentisinin
ve pozisyonunun da, teknik komitelerin hemen çalışmaya
başlaması ve taraflarca teati edilen özlü konulara ilişkin
listelerin içeriklerinin iki toplumlu çalışma grupları
tarafından ele alınarak bütünleştirilmesi olduğunu
vurguladı. Erçakıca, bu çerçevede Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat ile Rum lider Tasos Papadopulos'un bir araya gelmelerinin
gerekeceğini ve Kıbrıs Türk tarafının bu
buluşmaya hazır olduğunu söyledi.
Erçakıca, "İki liderin bu çalışmaları
sonuçlandırdıktan sonra Kıbrıs sorununa çözüm
bulunmasını amaçlayacak kapsamlı bir müzakere sürecini
başlatmalarından yanayız" dedi.
Kıbrıs Türk tarafının
pozisyonunun netleştirilmesi
Cumhurbaşkanlığı'nda yer alan bilgilendirme
toplantısında Erçakıca, 8 Temmuz kararlarının
gereklerinin yerine getirilmesi için yürütülen çalışmalarla ilgili
olarak Rum basınında çıkan haberlere atıfta bulunarak,
görüşmelerle ilgili gizlilik kararı alınmış
olmasına rağmen yayımlanan bu yorumlar karşısında
Türk tarafının da kendi pozisyonunu netleştirmesinin
zorunluluğuna dikkat çekti ve bu açıklamayı bu doğrultuda
hazırladıklarını anlattı.
Kıbrıs Türk tarafının 8 Temmuz kararına
bağlılığını yinelerken, bu kararla,
insanların günlük yaşamını etkileyen konularda
çalışmalar yapacak teknik komitelerin çalışmaya
başlaması ve taraflarca teati edilen özlü konulara ilişkin
listelerin taraflar arasında teyit edilerek içeriklerinin iki toplumlu
çalışma gruplarında ele alınmasının
belirtildiğini anımsatan Erçakıca, "Kıbrıs Türk
tarafı, bu kararla tam bir uyum içinde olan
çalışmalarını 31 Temmuz'da Rum tarafına
iletmiştir" dedi.
Talat görüşmeye hazır
Erçakıca, Cumhurbaşkanlığı
Müsteşarı Raşit Pertev ile Rum Yönetimi
Başkanlığı Diplomatik Büro Şefi Tasos Conis'in
katılımıyla yürütülen çalışmanın yeterince
verimli olmadığının saptanması ve sürecin
hızlanması veya nitelik kazanması bakımından iki
liderin buluşmasına ihtiyaç duyulması halinde Talat'ın
Papadopulos ile bir araya gelmeye de hazır olduğunu bildirdi.
Muhtemel bir Talat-Papadopluos buluşmasında Türk
tarafının masaya götüreceği konunun, kapsamlı
görüşmelerin, bütünleştirilmiş listeler çerçevesinde hemen
başlamasının gerekliliği olacağını kaydeden
Erçakıca, "Bunu sağlamak için de Cumhurbaşkanımız
Papadopulos'la BM gözetiminde buluşmaya hazırdır"
şeklinde konuştu.
Erçakıca, BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs'taki Özel
Temsilcisi Michael Möller'in önerisiyle gündeme gelen teknik komitelerin
şimdiye kadar çalışmaya başlamış olması
gerektiğini de belirterek, Türk tarafının buna engel
görmediğini, buna tek engelin Rum tarafının komitelerin
çalışmaya başlamasını özlü konularda ilerleme
sağlanmasıyla ilişkilendirmesi olduğunu kaydetti.
Erçakıca, Rum basınında çıkan "Türk
tarafının özlü konulara girilmesinden
kaçındığı" yönündeki iddialarla ilgili bir soruyu da,
"Özlü konulara girilecek olan yerin Möller-Pertev-Conis
buluşması olduğuna dair bir karar yok. Birisi bir kararla bu
çalışmaya Kıbrıs sorununun özünü görüşme misyonu
yükledi de bizim haberimiz mi yok" ifadeleriyle yanıtladı.
Erçakıca, Pertev ile Conis'in sürdürdüğü
çalışmanın 8 Temmuz kararının nasıl
uygulanacağına dair bir çalışma olduğunu ve
yazılı metin dışında hiçbir şeyin konuşulmadığını
vurguladı.
Rum tarafı-PKK ilişkileri
Haftalık basın brifinginde, Kıbrıs Türk
tarafının, Rum tarafı-PKK ilişkileri konusundaki tutumuna
da bir kez daha açıklık getiren Erçakıca, konunun
güncellenmesinin Rum tarafının kendi tercihi olduğunu
belirterek, bunu 8 Temmuz'la başlayan süreci sabote etme ve bunun
sorumluluğunu Kıbrıs Türk tarafına yıkma amacına
dönük bir davranış olarak değerlendirdi.
Rum tarafının PKK ile ilişkileri konusunun bir Türkiye
gazetesinin Cumhurbaşkanı ile yaptığı söyleşi
sırasında ilgili gazetecinin sorusuyla gündeme geldiğini
belirten Erçakıca, Cumhurbaşkanı'nın "Güney
Kıbrıslı Rumların PKK'yla ilişkilerinin halen sürüp
sürmediği" yönündeki soruya "Maalesef halen sürüyor.'
Düşmanımın düşmanı dostumdur'
mantığıyla hareket ediliyor. Bilgilerimiz o yönde"
yanıtını verdiğini, devamında ise, "Bu yöndeki
istihbarat bilgilerini karşı tarafa iletiyor musunuz" sorusuna
karşılık, "o kadar yakınlığımız
olmadı ama Birleşmiş Milletler kanalıyla
şikayetlerimizi söylüyoruz" dediğini açıkladı.
Erçakıca, şunları kaydetti:
"Bizim bakımımızdan olay bir söyleşideki iki
soruya verilen birkaç cümlelik bir yanıt iken, Rum tarafı bunu 8
Temmuz tarihli anlaşmaya ters düştüğümüzü kanıtlamak için
kullanmaya kalkışmıştır. Bu konu güncellendiği
zaman, Kıbrıs Rum tarafının PKK ile olan ilişkilerine
dair bilgilerin bazılarını da basınla paylaşmak gereği
ortaya çıkmıştır."
KIBRIS 16/08/06
DP'NİN TUTUMU ÇIKMAZA GÖTÜRDÜ Başbakan Soyer, iktidar
ortakları DP ile hükümetteki sorunların aşılması için
bir süreden beridir devam eden görüşmelerin DP'nin tutumu yüzünden
çıkmaza girdiğini söyledi. Başbakan , kamu reformu ve hükümetin
iç yapısının yeniden düzenlenmesine DP'nin karşı
çıktığını ve "hükümet eskisi gibi devam
etsin" dediğini savundu
"Demokratik seçenekler arifesindeyiz" diye konuşan
Başbakan Soyer parti içi değerlendirme toplantılarından
sonra bir sonuca vararak hareket edeceklerini de ifade etti
KİMSENİN ESİRİ DEĞİLİZ CTP-BG'nin,
hiçbir partinin esiri olmadığını belirten Başbakan
Soyer, demokratik seçenekler temelinde mecliste 26 milletvekilli bir hükümet
kurulabileceğine işaret ederek "Siyasal riski olan
alternatifleri de düşünüyoruz, kimseye hor bakmıyoruz" diye
konuştu. Erken seçimden korkmadıklarını, "Hade erken
seçim deyip voyvodalık yaparak halkı sıkıntıya da
sokmayacaklarını" belirten Soyer, "Esas konu, halka hizmet
yolunda daha etkin ve verimli bir hükümet için çalışıyoruz"
dedi
Aral MORAL
Başbakan ve Cumhuriyetçi Türk Partisi Birleşik Güçler
(CTP-BG) Genel Başkanı Ferdi Sabit Soyer, iktidar ortakları
Demokrat Parti (DP) ile hükümetteki sorunların aşılması
için bir süreden beridir devam eden komite görüşmelerinin DP'nin tutumu
yüzünden çıkmaza girdiğini söyledi.
Başbakan, kamu reformu ve hükümetin iç yapısının
yeniden düzenlenmesine DP'nin karşı
çıktığını ve "hükümet eskisi gibi devam
etsin" dediğini savundu.
"Demokratik seçenekler arifesindeyiz" diye konuşan
Başbakan Soyer parti içi değerlendirme toplantılarından
sonra bir sonuca vararak hareket edeceklerini de ifade etti.
"DP ile sorunların aşılması için büyük
çalışmalar yapıldı"
Başbakan Soyer, genellikle hükümet koalisyonlarında ortak
protokol ve program doğrultusunda hareket edildiğini,
farklılıkların olması durumunda ise, görüşme yaparak
bu sıkıntıların aşılması için çözüm
önerilerinin bulunarak, yola devam edildiğini belirtti.
DP ile koalisyonda yaşanan sıkıntılar ve
sorunların aşılması konusunda büyük çalışmalar
yapıldığına dikkat çeken Başbakan, "25 Haziran'da
yapılan yerel ve milletvekilliği seçimlerinde, Lefkoşa
Belediyesi'nde ortaya çıkan seçim sonucu nedeniyle,
başkalarının sandığı gibi, koalisyonda
sıkıntı yarattığı, doğru bir
yaklaşım değildir" diye konuştu.
"Seçimlerde bize düşman gibi davranıldı"
Seçim propagandası süresince, tüm partilerin ve hükümet
ortakları DP'nin CTP-BG'ye yönelik düşmanca tavır
takındığını dile getiren Başbakan, "Güç ver
sloganına dayanarak, bizlere faşist, Hitler gibi
yakıştırmalar yapıldı. Biz bunları seçimlerdeki
çocuklaşma olarak yorumladık" dedi.
Kendilerine yapılan bu tür yaklaşımların birikim
yaptığını ancak karar aşamasında belirleyici
olmadığını kaydeden Başbakan Ferdi Sabit Soyer,
CTP-BG'nin yüzde 41 ortalama oy oranı ile 25 milletvekiline sahip bir
parti olarak, hükümet ortağıyla olan sıkıntıları
gündeme alıp, görüşme sürecinin
başlatıldığını hatırlattı.
"DP her şeyin olduğu gibi kalmasını
istiyor"
Komite görüşmeleri sırasında, kamu reformuna
bağlı olarak hükümetin kendi içyapısını düzenlemesi
konusu üzerinde durulduğunu dile getiren Başbakan Soyer, "Çevre,
su, jeoloji, orman, tarım ve enerji gibi konular gündemimizin esaslarını
oluşturuyor" dedi.
Geçmiş statüko ve kapalı durumda, görüşmelerin
esasını oluşturan konularda, yetkili bir organizasyonun, uygun
ve bütünlüklü bir disiplin oluşturulmasının ortaya
çıkmadığını belirten Başbakan, "Biz
bunları bir araya getirip, disiplin edilmesini istiyoruz. Biz, farklı
farklı bakanlıklar ve daireler içerisinde olan ve birbirinden kopuk
olan bu bölümleri, birleştirmek istiyoruz" dedi.
Başbakan ayrıca, koalisyon görüşmelerinde hükümetin
yapılanması konusunun ele alınmasını
düşündüklerini fakat DP'nin ne hükümetin kendi iç yapısını
ilgilendiren noktaları ne de görüşmelerin esasını
oluşturan konuları ele almaya bir türlü
yanaşmadığını vurguladı.
"Partimizle değerlendirme yapacağız"
"DP'nin görüşü, her şeyin olduğu gibi kalması
yönündedir. Biz CTP olarak bireysel hareket eden bir parti değiliz. Biz,
tüm konuları, parti iç organlarımızda görüşüp hareket
edeceğiz" şeklinde konuşmasını sürdüren KKTC
Başbakanı, halkı krizler içerisinde tutmak istemediklerini,
üzerlerine düşen görevleri, tüm tahriklere rağmen yerine getirmeye
çalıştıklarını belirtti.
Seçimlerden sonra, sorunların olmasına rağmen, navlun
vergisinin sıfırlandığını ve Anti Damping
Yasası'nın hazırlandığına dikkat çeken
Başbakan, sosyal güvenlik ve yönetim reformlarının gündemde
olduğunu, ayni zamanda çözüm ve AB yolunda kararlılıkla ilerlenmesi
gerektiğini söyledi.
"İsmini açıklamaktan korkan peçeli yazar"
Cumhuriyet gazetesinin dünkü sayısında başyazı
olarak yayımlanan yazı hakkında da değerlendirmede bulunan
KKTC Başbakanı Soyer, "Bu mentalite tamamen
yanlıştır. Bu mentalitede, yürürken sakız çiğneme
becerisini göremiyorum. CTP'nin hiçbir yetkilisi şimdiye kadar kendi
menfaatleri için tek başına hareket etmedi. Denktaş
zamanında, CTP'nin tabanı tamamdır ama yöneticilerinde iş
yoktur demişti, şimdi ise tam tersini söylüyor. Bu, soğuk savaş
yıllarından kalma böl ve yönet taktiği eski siyasilerin
tercihidir. Cumhuriyet gazetesinde ismini bile açıklamaktan korkan, ama
herkesin tanıdığı peçeli bir yazar, böl ve yönet
taktiğine bağlı yaklaşımlar sergiliyor." diye
konuştu.
CTP-BG'nin küçük hesaplar peşinde
koşmadığının altını çizen Başbakan
Soyer, son seçimlerde oyunu biraz artırması sonucu, erken seçim
tehdidini kullanıp rehavet içerisine girenlerin büyük bir
yanılgı içerisinde olduğunu söyledi.
CTP-BG'nin güç denemesi ve kendini kanıtlama kompleksi içinde
olmadığını belirten KKTC Başbakanı Ferdi Sabit
Soyer, kendilerinin, ülkeyi ve halkı daha ileriye götürmeyi
hedeflediğini, zaten halkın da kimin en güzeli
yaptığını bildiğini ifade etti.
"Kimsenin esiri değiliz"
CTP-BG'nin, tüm sıkıntılara rağmen, halkın
refahı ve huzuru için gerekli tüm çalışmaları yerine
getirmek için uğraşacağını dile getiren Başbakan
Ferdi Sabit Soyer, erken seçimden korkmadıklarını, "Hade erken
seçim deyip voyvodalık yaparak halkı sıkıntıya da
sokacak değiliz" dedi.
Hiç kimsenin esiri olmadıklarına da dikkat çeken
Başbakan, demokratik seçenekler temelinde mecliste 26'lı bir hükümet
kurulabileceğine işaret ederek "Siyasal riski olan
alternatifleri de düşünüyoruz, kimseye hor bakmıyoruz. Esas konu,
halka hizmet yolunda daha etkin ve verimli bir hükümet için
çalışıyoruz" dedi.
KIBRIS 16/08/06
KKTCdeki limanları BM devralacak iddiası
İngiliz The Independent gazetesine göre, BMnin
hazırladığı yeni bir çözüm önerisinde, Türkiyeye,
limanlarını Rumlara açması karşılığında
KKTC limanlarının da BM kontrolünde uluslararası ticarete
açılması teklif ediliyor.
Ancak Dışişleri Bakanlığı, kendilerine bu yönde
bir teklifin gelmediğini belirterek, haberin
"yakıştırma" olduğunu bildirdi. Gazeteye göre
teklifin kabul edilmesi halinde, KKTC limanlarına gelen mallar, KKTC
tarafından değil BM tarafından karşılanacak ve gelen
malların gümrük evraklarında BM belgeleri kullanılacak.
HURRIYET
17/08/06
'KKTC
limanı BM denetimine verilecek'
AB yetkilileri
Türkiye'nin limanlarını Rumlara açmasını sağlamak için
KKTC limanlarını BM denetiminde açmayı planlıyor
17/08/2006
RADIKAL
BRÜKSEL - AB, Türkiye
imzaladığı Gümrük Birliği Ek Protokolü'ndeki yükümlülükleri
doğrultusunda yıl sonuna kadar limanlarını Kıbrıs
Rum bandıralı uçak ve gemilere açmazsa bir 'tren kazası
yaşanabileceği' uyarısı yaparken, Brüksel'deki diplomatlar
olası krizi engellemek için KKTC'deki limanların kontrolünün BM'ye
verilmesini öngören bir plan hazırlıyor.
Gümrükte KKTC
değil BM evrakları olacak
Independent'ın haberine göre, Türkiye'nin 'KKTC'ye tecrit kalkmadan
limanlar Rumlara açılmaz' şartının
karşılanması için Kuzey Kıbrıs'taki limanların BM
kontrolünde uluslararası ticarete açılması öngörülüyor. Buna göre,
Mağusa gibi limanlara gelen malların girişi BM tarafından
yapılacak ve gümrük evraklarında KKTC değil, BM belgeleri
kullanılacak. Böylece Rumların KKTC ifadesine itirazının
önleneceği düşünülüyor. Yetkililer 'KKTC'ye tecrit
gevşetildiği için' Türkiye'nin de böylesi bir taviz
karşılığı limanlarını Rumlara
açabileceğini umuyor. Ancak detaylı planın henüz tam ortaya
konmadığı ve bu konuda şüpheleri bulunan Rum Yönetimi'ne
diğer AB ülkelerinin baskı uygulayabileceği belirtiliyor.
AB'den bir diplomat, gazeteye, böylesi bir formülün Ankara ile ortaya
çıkabilecek olası krizi önleyebileceğini dile getirdi. Avrupa
Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn, Türkiye'nin Gümrük
Birliği Ek Protokolü'ndeki yükümlülüklerini yerine getirmemesi halinde
'tren kazası' yaşanabileceği uyarısı
yapmıştı.
Ancak
Türkiye de, sürekli taviz talep eden AB'nin KKTC'ye tecridi kaldırma
sözünü tutmamış olduğunu anımsatıyor. Gazete,
Başbakan Tayyip Erdoğan'ın yaklaşan seçimlerin de etkisiyle
hareket alanının daraldığı değerlendirmesi de
yaptı. Haberde, Türk halkında giderek AB'nin Türkiye'yi asla
üyeliğe kabul etmeyeceği kanaatinin güçlendiği de
vurgulandı. (The Independent)
Kuzey
Kıbrıs'ta koalisyon sıkıntıda
17/08/2006
RADIKAL
RADİKAL - LEFKOŞA - KKTC'de hükümetin
iki ortağı Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) ve Demokrat Parti (DP)
arasında soğuk rüzgârlar esiyor. NTV'nin haberine göre 25 Haziran'da
yapılan ara seçimlerde iktidarın büyük ortağı CTP'nin, iki
vekillik daha kazanarak meclisteki 50 sandalyenin 25'ini almasının
ardından gündeme getirdiği kamu reformu talebine DP'den gelen ret
yanıtı, ortakları yol ayrımına getirdi.
CTP'lilerin kabineye yeni bir bakanlık eklenmesi ve bazı dairelerin
el değiştirmesi isteklerine yaklaşık iki aydır süren
DP karşı çıkıyordu. Hükümetin fiilen sona erdiği
yorumları yapılırken, CTP'nin Barış ve Demokrasi Hareketi
lideri Mustafa Akıncı'nın dışarıdan
desteğinin yanı sıra Ulusal Birlik Partisi'nden istifa eden bir
bağımsız milletvekilinin desteğiyle yeni bir hükümet
kurabileceği konuşuluyor. DP lideri Serdar Denktaş geri
adım atarsa hükümet krizinin aşılmasının mümkün
olduğu da belirtiliyor.
DENKTAŞ: PROTOKOL DEĞİŞMEMELİ DP Genel
Başkanı, Başbakan Yardımcısı ve
Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş, hükümet
ortakları CTP ile imzaladıkları hükümet protokolünün 25 Haziran
2006'da gerçekleştirilen yerel seçimlere kadar değil, beş
yıllık bir dönemi kapsadığına dikkat çekerek,
"Biz imzaladığımız protokole bağlı
kalınmasını istiyoruz" dedi. Serdar Denktaş, bu
açıklamasıyla protokol değişikliği konusunda
kapıları CTP yönetimine kapattığı mesajını
verdi
KALYONUCU: BEKLEYİP GÖRECEĞİZ... İki parti
arasındaki anlaşmazlık noktasının kamu reformuyla
ilgili olduğunu ifade eden CTP-BG Genel Sekreteri Ömer Kalyoncu ise,
"DP'nin bakanlıklardan başlayarak aşağılara
doğru devam edilmesi" konusunda "ayak sürüdüğünü"
ifade etti. CTP MYK toplantısında, DP'nin tavrının
"kabul edilmez" olarak değerlendirildiği ve bunun bu
partiye bildirileceğini söyleyen Kalyoncu, DP'den gelecek yanıta göre
konunun parti meclisinde de değerlendirileceğini kaydetti
Aral MORAL
Demokrat Parti (DP) Genel Başkanı, Başbakan
Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Serdar
Denktaş, hükümetin büyük ortağı CTP-BG ile imzalanan hükümet
protokolünün yerel seçimlere kadar değil, beş yıllık bir
dönemi kapsadığını, bu yüzden de protokolün aynen devam
etmesini istediğini belirtti.
CTP-BG ile DP arasındaki koalisyon bağları giderek
geriliyor. 25 Haziran 2006'da, yerel yönetimlerin belirlenmesi ve mecliste
boşalan iki milletvekilliği koltuğunun doldurulması için
yapılan seçimlerin ardından hükümette ortaya çıkan sorunların
aşılmasına yönelik çalışmalardan bir sonuç
alınamaması ve iki parti yetkililerinin yaptığı
açıklamalar, CTP-DP hükümetinin biteceği sinyalleri veriyor.
KIBRIS Gazetesi'nin dünkü sayısında "Hükümette ipler
kopuyor" başlığıyla manşetten duyurduğu haberde,
Başbakan Soyer, iktidar ortakları DP ile hükümetteki sorunların
aşılması için bir süreden beridir devam eden komite
görüşmelerinin DP'nin tutumu yüzünden çıkmaza girdiğini
söylemişti.
Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş ise, dün
Bakanlar Kurulu toplantısına girerken KIBRIS'a yaptığı
açıklamada, hükümetin aynen devam etmesi gerektiğini, kriz yaratan
taraf olmayacaklarını ve olası bir erken seçimden de
korkmadıklarını ifade etti.
CTP Genel Sekreteri Ömer Kalyoncu "DP'nin bakanlıklardan
başlayarak aşağılara doğru devam edilmesi"
konusunda "ayak sürüdüğünü" savunurken, DP Lefkoşa
Milletvekili Mustafa Arabacıoğlu ise, sorunun kamu reformu
altında yeni bakanlık yaratılması olduğunu belirtti.
"Protokol yerel seçimlere
kadar değil, beş yıllıktı"
Hükümet ortakları CTP ile imzaladıkları hükümet
protokolünün 25 Haziran 2006'da gerçekleştirilen yerel seçimlere kadar
değil, beş yıllık bir dönemi kapsadığına
dikkat çeken Serdar Denktaş, "Biz imzaladığımız
protokole bağlı kalınmasını istiyoruz" dedi.
DP'nin kriz yaratan taraf olmayacağını ifade eden
Denktaş, kamu reformu konusunda ise, bunun içeriğini görmeden
kendilerinden taahhüt istendiğini, bu paketin ne olduğunu görmeden
bir şey söyleyemeyeceklerini belirtti.
"Hükümetin iç yapısının
değiştirilmesini kabul etmiyoruz"
Serdar Denktaş, hükümetin iç yapısıyla ilgili CTP'nin
istediği değişikliğin sorulması üzerine,
"Hükümetin iç yapısıyla ilgili olarak CTP'nin isteği kabul
edilemez. Biz, protokolün aynen devam etmesi taraftarıyız. Erken
seçim bizim kararımız değildir. Eğer olacaksa, erken
seçimden de korkmuyoruz" diye konuştu.
Kalyoncu: Bekleyip göreceğiz
İki parti arasındaki anlaşmazlık
noktasının kamu reformuyla ilgili olduğunu ifade eden CTP-BG
Genel Sekreteri Ömer Kalyoncu ise, "DP'nin bakanlıklardan
başlayarak aşağılara doğru devam edilmesi"
konusunda "ayak sürüdüğünü" ifade etti ancak ayrıntı
vermedi.
CTP Merkez Yönetim Kurulu (MYK) toplantısında, DP'nin
tavrının "kabul edilmez" olarak değerlendirildiği
ve bunun bu partiye bildirileceğini kaydeden Kalyoncu, DP'den gelecek
yanıta göre konunun parti meclisinde de değerlendirileceğini
söyledi.
Arabacıoğlu: Sorun, kamu reformu
altında yeni bakanlık yaratılması
DP Lefkoşa Milletvekili ve hükümet görüşmelerini yürüten
komite üyesi Mustafa Arabacıoğlu ise, sorunun, "kamu reformu
altında yeni bakanlık yaratılması" olduğunu
belirterek, kamudaki verimliliğin artırılması ve benzer
sorunların aşılmasına hazır olduklarını,
ancak yeni bakanlık oluşturmakla ne değişeceği
konusunda endişeli olduklarını kaydetti.
Arabacıoğlu, CTP'nin hedefinin, "Gençlik ve Spor
Bakanlığı'nı Milli Eğitim ve Kültür
Bakanlığı'na bağlamak ve onun yerine Enerji ve Doğal
Kaynaklar Bakanlığı adı altına yeni bir bakanlık
oluşturmak" olduğunu ve bu yeni bakanlık altına da
Elektrik Kurumu, Orman Dairesi, Su Dairesi, Jeoloji ve Maden Dairesi, Eski
Eserler ve Müzeler Dairesi ile Çevre Dairesi'nin yerleştirilmesinin
planlandığını kaydetti.
Kamu reformu kapsamında, kamudaki verimliliğin
artırılması, Avrupa Birliği normlarına uyum, bazı
dairelerin birleştirilmesi gibi konulara DP'nin sıcak
baktığını, tarım ve enerji alanındaki
sorunların aşılması için çaba gösterilmesinden yana
olduğunu anlatan Arabacıoğlu, "Ancak kamu reformu
altında yeni bakanlık oluşturmakla ne değişecek!
Elektrikteki sorunlar Tarım'dan alınıp başka
bakanlığa verilince giderilecek mi?" ifadesini kullandı.
"İkna olmalıyız ki
tabanımızı ikna edelim"
Arabacıoğlu partisin bu konuda ikna edilmeye ihtiyacı
olduğuna işaret ederek "Amaç sorunlara çare üretmekse
varız. Ancak yeni bakanlıksa bunun gerekçelerini öğrenmemiz;
ikna olmamız lazım ki, biz de tabanımızı ikna
edebilelim" diye konuştu.
CTP'nin talepleri
CTP'nin, hükümet krizinin aşılması için komitelerde
ısrarcı olduğu konular arasında, on bakanlıkla
sınırlı olan kabinede yeni bir örgütlenmeye gidilerek, Enerji ve
Doğal Kaynaklar Bakanlığı'nın oluşturulması
da bulunuyor.
Ülkenin en ciddi iki sorunu olan enerji ve çevre felaketini ele alacak
söz konusu bakanlığa ise, Kıb-Tek, Çevre Dairesi, Jeoloji ve
Maden Dairesi'nin bağlanmasını istiyor.
CTP, iki ayrı bağımsız örgüt ve bir de
müsteşarlık oluşturulmasını, Spor
Bakanlığı'nın lağvedilerek onun yerine
bağımsız çalışacak bir spor örgütünün
oluşturulmasını da önerdi.
Spor Bakanlığı'nın gelirlerinin bu örgüte
aktarılarak, ülke sporunun yönlendirilmesi; turizimde de aynı
uygulamaya gidilerek, halen Ekonomi Bakanlığı'na bağlı
olan Turizm Dairesi'nin lağvedilerek ülke turizmine yön verecek bir turizm
Örgütü oluşturulması isteniyor.
Hem uluslararası hukuk anlamında hem de fiiliyatta geri
kalınan denizcilik konusunu bağımsız olarak ele alacak bir
Denizcilik Müsteşarlığı'nın oluşturulması da
ortaya konulan diğer görüşler arasında yer alıyor. Bu
müsteşarlığa limanlarla birlikte deniz hukukuyla ilgili
çalışmalar yapma ve balıkçılığı
geliştirme misyonunun verilmesi isteniyor.
Son olarak, Gençlik Dairesi'nin, Çalışma
Bakanlığı'na bağlanması ve Çalışma
Bakanlığı'nın bünyesinde Kadın Sorunları Dairesi
oluşturulması da DP'ye sunulan istekler arasında yer
alıyor.
KIBRIS 17/08/06
11 eylülle ilgili yeni komplo teorileri
18 Ağustos, 2006 15:50:00 (TSİ) CNN
TURK
11 eylül saldırılarının 5'inci yıldönümü
yaklaşırken Hollywood, 11 eylül saldırılarını
kahramanlık hikayeleriyle işliyor. Ancak internetten gösterime giren
bir belgeselin izleyici kitlesi, Hollywood filmlerini geride bırakacak
gibi.
ABD'li
üç gencin çektiği ve şimdiden 30 milyon kişinin izlediği bu
belgesel 11 eylül saldırılarının ardında ABD yönetimi
ve ekonomik güç odaklarının olduğu gibi komplo teorilerine
dayanıyor.
Dylan Avery, Korey Rowe ve Jason Bermas isimli üç ABD'li gencin çektiği
'Loose Change' adlı belgesel, 11 eylülün hemen ardından Bush
yönetiminin üst düzey isimlerinden gelen çelişkili açıklamalarla
başlıyor.
Condoleezza Rice - Dönemin Milli Güvenlik Danışmanı:
"Bu insanların bir uçağı alıp Dünya Ticaret
Merkezi'ne çarptıracağını kimse tahmin edemezdi"
Donald Rumsfeld - Dönemin Savunma Bakanı:
"Pek çok uyarı vardı"
Ari Fleischer - Dönemin Beyaz Saray Sözcüsü:
"Hiçbir uyarı yoktu"
İnternet ortamına ilk kez nisan 2005'te koyulan belgesel, 6 bin dolar
harcamayla güncelleştirildi. Belgeseli internet üzerinden izleyenlerin
sayısı şimdiden 30 milyonu buldu.
Kullanılan görüntülerin hemen hepsi, haber kanallarında
yayınlanan görüntüler. Yapımcılar, belgeseldeki bilgilerin de
ABD yönetiminin üst düzey isimlerinin yaptıkları açıklamalardan,
bir dönem 'gizli' olup da sonradan kamuoyuna açıklanan devlet
belgelerinden alındığını belirtiyor.
Belgesel, 11 eylülün arkasında Usame Bin Ladin ve El Kaide'nin değil,
saldırıların yarattığı ortamdan fayda sağlayacak
ABD yönetiminin ve ekonomik güç odaklarının olduğu
mesajını veriyor.
Belgeseldeki iddialardan bazıları ise şöyle:
·
"İkiz Kuleler'in yıkılmasının nedeni
çarpan uçaklar olamaz. Görgü tanıkları çarpmadan önce binanın
alt katlarında duman ve ışık gibi patlama belirtileri
gördüklerini söylüyor. Görüntülerdeki işaretler, çarpmadan çok, dinamit ya
da bomba patlaması olasılığına işaret
ediyor"
·
"Pentagon'daki hasara, ABD Havayolları'na ait 77
sayılı yolcu uçağı sebep olmuş olamaz. Binadaki
hasarın şekli bir füzenin ya da küçük bir askeri uçağın
yaratacağı türden"
·
"Beyaz Saray'a inecekken yolcuların isyan etmesiyle boş
bir araziye indiği söylenen 93 numaralı uçuş ise tam bir muamma.
Uçağın indiği söylenen yerde ne enkaz, ne de ağır bir
hasar tespit edildi"
Belgeselin yapımcıları, komplo teorilerini destekleyen bazı
noktalara da dikkat çekiyor.
İddialara göre, saldırılardan sadece 6 hafta önce Dünya Ticaret
Merkezi'ni 99 yıllığına kiralayan Yahudi işadamı
Larry Silverstein'ın 3.5 milyon dolarlık sigorta poliçesi, terör
saldırılarını da kapsıyordu.
O dönemde Ulusal Güvenlik Danışmanı olan Condoleezza Rice,
saldırılardan bir gün önce San Francisco Belediye
Başkanı'nı arayarak ertesi sabah uçağa binmemesini söyledi.
Belgesel, www.loosechange911.com
adresinden izlenebiliyor.
DENKTAŞ DÖNDÜKTEN SONRA Dışişleri Bakanı
Denktaş, KIBRIS'a yaptığı açıklamada, Başbakan
Soyer ile dün telefon aracılığıyla görüştüklerini,
Kırgızistan dönüşü hükümet konusunu tekrardan ele
alacaklarını belirtti. Denktaş, CTP'den kendilerine henüz bir
öneri gelmediğini de ifade etti
Aral MORAL
Hükümetin iki ortağı CTP ile DP arasında özellikle son
günlerde doruğa ulaşan hükümet krizi sürüyor ancak
Dışişleri Bakanı ve DP Genel Başkanı Serdar
Denktaş'ın Kırgızistan'a yapacağı ziyaret
nedeniyle tansiyon şimdilik düştü.
DP'nin en yetkili kişisi olan Serdar Denktaş'ın yurt
dışından geldikten sonra değerlendirmelerin süreceği
bildirildi.
Dışişleri Bakanı Denktaş, KIBRIS'a
yaptığı açıklamada, Başbakan Soyer ile dün telefonla
görüştüklerini belirterek, kendi aralarında yapacakları
değerlendirmeye, Kırgızistan ziyareti sonrası devam
edeceklerini ifade etti.
"Basında yer alan CTP
talepleri bize ulaşmadı"
Dışişleri Bakanı Denktaş, hükümetin CTP
kanadından, kendilerine hiçbir şey
ulaşmadığını dile getirerek, komitelerde
görüşülen dört ana başlık konusunda kendi hazırlıklarını
tamamladıklarını,ancak hükümet ortaklarının henüz
hazırlık yapmadıklarını savundu.
Denktaş, Başbakan Soyer ile dün telefon
aracılığıyla görüşme gerçekleştirdiklerini,
Kırgızistan ziyareti dönüşü hükümet konusunu tekrardan ele
alacaklarını belirtti.
"Kamu reformunun ne olduğunu
görmeden fikir veremeyiz"
Özellikle büyük tartışma konusu olan kamu reformu
hakkında, kendi ellerine hiçbir bilginin ulaşmadığına
dikkat çeken Denktaş, "Bunun içerisinde ne olduğunu görmeden
konuşmak yanlış olur. Görmediğimiz bir şeyle ilgili
görüş ortaya koymamız yanlış olur" dedi.
Bakanlık değişiminin kamu reformu
olmadığının altını çizen Dışişleri
Bakanı Serdar Denktaş, bu yüzden, CTP'nin talep ettiği kamu
reformu ve diğer tüm konuları görmek istediklerini ifade etti.
"Biz beş yıllık protokole
bağlıyız"
"DP olarak, ciddi bir kriz olduğu noktasında
değiliz" diye konuşan Dışişleri Bakanı,
kendi görüşlerini CTP'ye ilettiklerini ve imzaladıkları hükümet
protokolüne bağlı olduklarını yineledi.
Kırgızistan ziyareti dönüşü, CTP'nin kararını
iletmesini beklediğini belirten Denktaş,
tıkanıklıkları açma yolunun var olduğunu
vurguladı.
"Turizm örgütü konusu
benim 6 yıllık politikamdır"
Basında çıkan CTP talepleri arasında bulunan turizm
örgütü konusu hakkında da açıklamalarda bulunan Denktaş, bu
konunun, kendisinin 6 yıllık politikası olduğunu söyledi.
Böyle bir önerinin kendilerine gelmediğini, ama gelmesi durumunda
da reddetmeyeceklerini kaydeden Dışişleri Bakanı, "Bu
paketin bize gelmesini istiyoruz. Bize göndersinler, biz de merkez yürütme
kurulumuzda değerlendirelim" dedi.
Dışişleri Bakanlığı konusu
Bazı medya organlarında yer alan ve CTP Dış
İlişkiler Sekreteri Kutlay Erk'in Dışişleri
Bakanı yapılmak istenmesi nedeniyle, bakanlığın DP'den
alınmak istediği yönündeki yazıları da değerlendiren
Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş, "Biz
dedikodulara göre hareket etmeyiz. Bunlar dedikodu olduğu için
açıklama yapmam da doğru olmaz" diye konuştu.
KIBRIS 18/08/06
Kıbrıs için
peşin hükümlü olmak zarar verir
AB'nin, KKTC limanları için BM denetimini öngören bir öneri
hazırlamakta olduğunu belirten Independent gazetesinin haberi
Ankara'yı kızdırdı. Türkiye bu konudaki çözümün, aylarca
önce sunduğu ve BM Genel Sekreteri tarafından da
"yapıcı" olarak görülen, "eylem planı"
çerçevesinde olmasını istiyor.
Bu planın özündeyse, KKTC üzerindeki izolasyonların
kaldırılmasına karşılık olarak Türk
limanlarının Rum gemilerine açılması
anlayışı yatıyor. Türkiye'nin argümanına güç katan
unsur ise Kıbrıslı Türklerin, Rumların aksine, Annan
Planı'nı kabul etmiş olmalarıdır.
Bu nedenle, Ankara'nın eylem planına "oyalama çabası"
olarak bakmak mümkün değil, zira Türk tarafı Kıbrıs'ta
çözümü arzulayan taraf olduğunu yeterince göstermiştir.
Göstermelik adımlar
Buna karşılık, ortada acı bir gerçek de var.
Bırakın AB'yi, Müslüman komşularla dostlarımızın
bile KKTC'nin tanınması anlamına gelecek herhangi bir
adımı atmaya hazır olmadıklarını görüyoruz.
Buna "kardeş" cumhuriyetleri de ekleyebiliriz.
Azerbaycan'ın, attığı kimi göstermelik adımların
arkasını getiremediğini, tam aksine, Rum tarafına bu
adımların "tanıma" anlamına gelmediğini temin
ettiğini biliyoruz.
Onun için, Türkiye'nin eylem planını hazırlayanların
akıllarından, izolasyonların kalkması için ortaya konan
formül yoluyla KKTC'nin tanınmasına da kapıyı aralamak gibi
bir düşünce geçtiyse, bunun olmayacağını söyleyebiliriz.
Independent'ta çıkan Brüksel kaynaklı haber de zaten, AB'nin,
Kıbrıslı Türkler üzerindeki ticari ambargoyu KKTC'nin
tanınması anlamına gelmeyecek bir formülle kaldırma
arayışında olduğunu gösteriyor.
Aslında bu arayış bile ilginç, çünkü, AB'nin limanlar meselesi
yüzünden Türkiye ile bir kriz yaşamak istemediğini ortaya koyuyor.
Yoksa kolaylıkla, "Türkiye ya pozisyonumuzu kabul eder ya da bedelini
öder" deyip işten sıyırabilirdi.
AB, BM eksenini istiyor
Bu arayışın Rumları da pek memnun etmediği
aşikâr. Zira, onların arzusu, Kıbrıs sorununun Türkiye ile
AB arasında ciddi bir krize neden olması ve bunun da, Rum
taleplerinin yerine getirilmesi açısından, Ankara üzerinde baskı
yaratmasıdır.
Oysa gelişmeler, AB'nin Kıbrıs meselesini BM ekseninde tutmak
istediğini gösteriyor. Belli ki AB, Kıbrıs sorununun çözümsüz
olarak kendi kucağında kalmasını istemiyor.
Konunun BM çerçevesinde kalması Ankara açısından da elbette ki
arzulanan bir durumdur. Ama, KKTC limanlarının BM denetiminde dünyaya
açılması önerisinin aynı derecede memnun edici
olmadığı, Dışişleri'nin Independent'ın
haberine gösterdiği tepkiden belli.
Kıbrıs şahinleri
Peki, böyle bir öneri gelirse Türk tarafı ne yapmalı? Biliyorum,
"Kıbrıs şahinleri" bu yaklaşımdan nefret
ediyorlar. Ancak, Türk tarafının, esnek ve yapıcı
olmasında, gelecek bu tür önerileri hemen reddetmeden, bunların
Kıbrıslı Türklerin yararına düzeltilebilmeleri
açısından bir marj sağlayıp
sağlamadığını değerlendirmesinde yarar var.
Sağlamıyorsa, bu öneriler elbette reddedilecektir. Fakat, ortada
henüz somut bir şey yokken peşin hükümlü olmak da, Türk
tarafının Kıbrıs konusunda yansıttığı
yapıcı görüntüye zarar verebilir.
SEMIH IDIZ
MILLIYET 19/08/06
Alaminyo'daki kayıp 13 Kıbrıslı Türkün kemikleri yeniden aranıyor
TOPLU MEZARDA 13 TÜRK, 7 RUM... 20 Ağustos 1974'te savaş
sırasında Alaminyo'da ölen 13 Kıbrıslı Türk'ün
yanında 7 Kıbrıslı Rum'un kemiklerinin de yer
aldığı toplu mezardaki kazı çalışmaları dün
başladı. Kayıp Şahıslar Komitesi üyesi Ksenofon Kallis
yaptığı açıklamada, 13 kayıp Kıbrıslı
Türkün yakınlarının, DNA araştırması için kan
vermesi nedeniyle toplu mezarın tekrardan
açıldığını belirtti
Aral MORAL
20 Ağustos 1974'te savaş sırasında Alaminyo'da
şehit düşen ve 2001 yılında bulunarak,
yakınlarının kan örneği vermemesi nedeniyle tekrar
kapatılan toplu mezardaki 13 Kıbrıslı Türk'ün kemiklerinin
aranmasına dün yeniden başlandı.
Kıbrıs sorunun en hassas konularından birini
oluşturan kayıp şahıslarla ilgili çalışmalar
devam ediyor.
20 Ağustos 1974'te Alaminyo'da savaş sırasında
ölen 13 Kıbrıslı Türk'ün kemiklerinin yer aldığı
toplu mezarlardaki kazı çalışmaları dün başladı.
Kazı çalışmalarında, 13 Kıbrıslı
Türk'ün kemiklerinin yanında, savaşta ölen 7 Kıbrıslı
Rum'un kemiklerinin de arandığı bildirildi.
Toplu mezar, ilk kez 2001 yılında açılmıştı
Kayıp Şahıslar Komitesi üyesi Ksenofon Kallis
yaptığı açıklamada, 13 kayıp Kıbrıslı
Türkün yakınlarının, DNA araştırması için kan
vermesi nedeniyle toplu mezarın tekrardan
açıldığını belirtti.
Kemiklerin bulunması durumunda, kemiklerin Lefkoşa Havaalanı
yanındaki DNA laboratuvarına gönderileceğine işaret eden
Kallis, söz konusu toplu mezarın 2001 yılında
açıldığını ve Kıbrıslı Türklerin
kemiklerinin bulunduğunu, fakat yakınlarının kan vermemesi
nedeniyle toplu mezarların tekrardan kapatılmak zorunda kaldığını
hatırlattı.
Kallis, kazı çalışmalarının iki-üç gün
sürebileceğini de sözlerine ekledi.
KIBRIS 19/08/06
Soyer: KKTC'nin Kırgızistan temsilciliği yok
Dünkü bir kabulünde, "Anadolu Ajansı'nın Bişkek
kaynaklı bir haberinde 'KKTC'nin Kırgızistan Temsilciliği'
şeklinde bir sıfat kullanıldı. KKTC'nin
Kırgızistan Temsilciliği var mı?" şeklindeki bir
soruyu yanıtlayan Soyer, Başbakan Yardımcısı ve
Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş'ın, Bakanlar
Kurulu kararıyla Kıbrıs Türk halkının siyasi
mücadelesini ve hedeflerini anlatmak için Kırgızistan'a bir ziyaret
gerçekleştirdiğini hatırlatarak, bu haber verilirken
kullanılan "KKTC'nin Kırgızistan Temsilciliği"
ifadesinin yanlış olduğunu söyledi.
Turizm Fonu'ndan bir kişinin memur olarak Kırgızistan'da
görevlendirildiğini ifade eden Soyer, memur olarak görevlendirilen bir
kişinin, KKTC temsilcisi sıfatını kullanmasının
mümkün olmadığını, bunun yanlış bilgiyle
yayımlanan bir haber olduğunu belirtti.
KIBRIS 19/08/06
Bişkek'te düzenlenecek "Uluslararası Issık
Göl-Kıbrıs Konferansı" nedeniyle bu ülkeye gelen KKTC
heyetiyle konferansa katılacak bazı konuklar, dün
Kırgızistan meclisini ziyaret etti.
Meclis Başkan Yardımcısı İsabekov
tarafından kabul edilen heyet, Kıbrıs sorunu hakkında bilgi
aktardı.
İsabekov kabulden sonra basın mensuplarının
sorularını yanıtlarken, Kıbrıs konusuna tarafsız
yaklaşacaklarını söyledi.
Kırgızistan meclisi ile KKTC meclisi arasındaki
yakın ilişkilere işaret eden İsabekov, "Bu olumlu
gelişmelere, iki kardeş ülke arasındaki sıcak ve tarihi
bağlarımıza rağmen KKTC'yi tanıma konusunda teminat
veremiyoruz ne yazık ki" diye konuştu.
Hem KKTC konusunda, hem de Azerbaycan'ın önemli bir sorunu olan
Yukarı Karabağ konusunda ciddi atılımlar yapma
çabasında olduklarını vurgulayan İsabekov, "Her
şeyden önce Kırgızistan'ın çıkarlarını göz
önünde bulunduracağız. Ayrıca ekonomik kalkınma ve
halkımızın refahı için Türk cumhuriyetleriyle
işbirliğimizi sürdüreceğiz" dedi.
İsabekov, Kırgızistan-Türkiye ilişkilerinin çok
olumlu olduğunu belirterek, bölgede ve Türk cumhuriyetleriyle
işbirliği alanlarında, barış ve ülke ekonomisine
katkıda bulunacak tekliflere destek vereceklerini de kaydetti.
Meclis ziyaretine KKTC ve Türkiye'nin yanı sıra Afganistan,
Azerbaycan ve Kazakistan'dan konuklar katıldı.
Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş'ın da
konuşmacı olarak katılacağı "Uluslararası
Issık Göl-Kıbrıs Konferansı" 20 Ağustos Pazar
günü yapılacak.
KIBRIS 19/08/06
KKTCde komuta
devir teslimi
|
NTV-MSNBC VE
AJANSLAR
Güncelleme: 17:16 TSİ 18 Ağustos 2006 Cuma
LEFKOŞA
- KTBKdaki emir-komuta devir teslim törenine, KKTC Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, Cumhuriyet Meclisi Başkanı Fatma Ekenoğlu,
Başbakan Ferdi Sabit Soyer, KKTCnin 1inci Cumhurbaşkanı Rauf
Denktaş, üst düzey askeri erkan ve diğer davetliler
katıldı.
Törende, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Yaşar
Büyükanıtın kutlama mesajı da okundu. Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, törende yaptığı konuşmada, ciddi, özlü,
öze ilişkin müzakere istediklerinin altını çizerek, çözümün
peşinde olduklarını vurguladı.
Kıbrıs Türklerine 1974 öncesini bir daha yaşatmayacak bir çözüm
istediklerini ifade eden Talat, bu kararlılık içinde hareket
edeceklerini, en büyük dayanaklarının Türkiye Cumhuriyeti ve KTBK
olacağını söyledi.
Korgeneral Hasan Memişoğlu da, KTBKnın Kıbrıs
Türkleriyle omuz omuza ve aynı vizyonu paylaşarak 32 yıldır
görevini başarıyla sürdürdüğünü belirterek, KTBKnın asli
görevinin KKTCnin varlığını vetoprak bütünlüğünü
korumak ve Kıbrıs Türklerinin güvenliğini, adadaki
barış, huzur ve özgürlük ortamının devamını
sağlamak olduğunu vurguladı.
Petrol ve enerji kaynaklarına yakın olması ve bunların
ulaşım yollarının kontrol noktasında bulunması
dolayısıyla Kıbrısın stratejik değerinin
arttığınıa işaret eden Memişoğlu,
KTBKnın geçmişte yaşanan acı tecrübeleri dikkate alarak,
en kötü ihtimale karşı üstün muharebe gücüne sahip olarak her zaman
göreve hazır olmak durumunda bulunduğunu kaydetti.
Görevi devralan Korgeneral Hayri Kıvrıkoğlu da, Türk ordusunun
tarihte iki defa Kıbrısa girdiğini ve ikisinde adaya
barış getirdiğini söyledi.
İşte bu yüzdendir ki birliğimizin adı barış
kuvvetleridir diyen Kıvrıkoğlu, bir daha kanlı Noelleri,
küvet katliamlarını, Enosisi yaşamamak ve barış
ortamını korumak için adada bulunduklarını ifade etti.
Kıbrısta
çözüm fırsatı 7 kez kaçtı
Kıbrıs
Rum yönetimi eski Dışişleri Bakanı Nikos Rolandis, Rum
tarafının 1974ten bu yana çözüm fırsatını 7 kez
reddettiğini söyledi. Eski bakan çözüme ulaşılamaması
halinde Kıbrısta bölünmenin kaçınılmaz
olacağını savundu.
NTV
Güncelleme: 18:29 TSİ 21 Ağustos 2006 Pazartesi
LEFKOŞA
- Güney Kıbrısta yayımlanan Alithia gazetesine demeç veren Rum
yönetimi eski Dışişleri Bakanı Nikos Rolandis, Rum
tarafının zamanı boşa harcadığını
belirtti ve 3 buçuk yıldır görevde olan Papadopulos yönetimiyle
hükümetin çözüm için hiçbir şey yapmadığını öne sürdü.
Rum
halkının referandumda Annan Planını reddetmesiyle çözüm
için çok önemli bir fırsatın kaçtığını vurgulayan
Rolandis, Çözüm treni istasyona her zaman uğramaz. Geldiğinde biz
bıraktık tren de kaçtı dedi.
Rolandis, Kıbrıs sorununun çözümüyle ilgili olarak trene 1974den bu
yana 7 kez binmeyi reddettik diye konuştu.
Çözümün yalnız Rum tarafının istediği şekilde
olamayacağına dikkat çeken Rolandis, çözüme varılamaması
durumunda sonucun kalıcı bölünme olacağını söyledi.
Kıbrıs'ta Rumlar, Kıbrıslı Türklerin nefes almasını engellemeye çalışıyor
Başbakan Yardımcısı Dışişleri
Bakanı Serdar Denktaş, dünya ülkelerinin Rum tarafına "siz
bizim kiminle konuşacağımıza, kiminle müsabaka
edeceğimize, kiminle ilişki kuracağımıza karar
veremezsiniz" dediği anda Kıbrıs sorununun büyük bir ölçüde
çözümleneceğini söyledi.
Kırgızistan'ın başkenti Bişkek'te düzenlenen
Issık Gölü Kıbrıs Konferansı'nın birinci oturumunda
konuşan Serdar Denktaş, Kıbrıs sorununun uzun bir süreden
beri devam etmesinin nedeninin bir tarafın diğer tarafın nefes
almasını engellemeye çalışması olduğunu kaydetti.
Sabah saatlerinde toplantıya gelirken Kıbrıs sorununu
katılımcılara nasıl anlatacağını
düşündüğünü kaydeden Denktaş, Kazakistan'ın Başkenti
Almatı'daki Yunan Büyükelçiliği Müsteşarı Dimitros
Skutas'ın KKTC bayraklarını protesto ederek toplantıya
girmeden ayrıldığını duyduğunu söyleyerek
"Neredeyse bir asırdır devam etmekte olan sorunun en kısa
yoldan anlatılabilmesine olanak veren Yunanlı temsilciye Allah
razı olsun demek istiyorum" dedi.
Kıbrıs sorununun, taraflardan birinin diğerine
saygı göstermemesi ve nefes almasını istememesi yüzünden halen
sürdüğünü kaydeden Denktaş, Türkiye, KKTC ve Kırgızistan
bayraklarının yan yana bulunmasını hazmedemeyen Rum ve
Yunan taraflarının, aynı tepkiyi KKTC'nin uluslararası
müsabakalara katılma isteği karşısında da gösterip
bunda başarılı olduğunu ifade etti.
Denktaş, Rum tarafının AB üyesi olmasının
avantajını kullanarak dünya ülkelerine "Kıbrıs'ta
Kıbrıs Türkleri azınlıktır, onlara fazla yüz
vermeyiniz, onların dünya gençleri ile müsabaka yapma imkanı
vermeyiniz" diyerek izolasyonları bir kat daha
ağırlaştırmak istediğini de dile getirdi.
Denktaş, "Yunanlı veya Rum, Kıbrıs Türkünün
bulunduğu bir ortama, bir müsabakaya davet edildiği zaman
'Kıbrıslı Türkleri sokmayınız, protesto ederiz.
Brüksel'e, BM'ye şikayet ederiz' gibi yaklaşımlarına
karşı bugün bu organizasyon sahiplerinin gösterdiği tavrı
göstererek 'dur bakalım bizim kiminle konuşacağımıza,
kiminle müsabaka edeceğimize, kiminle görüşeceğimize kararı
verecek olan organizasyon sahipleri olarak biziz ve Kıbrıs
Türkleriyle biz bu ilişkiyi kuruyoruz' dendiği gün Kıbrıs
sorunu çözümlenme aşamasına gelecektir" şeklinde
konuştu.
Denktaş isteklerinin, 1960 ortaklık cumhuriyetindeki
haklara, yaşam ve insan haklarına saygı gösterilmesi ve bu
hakların dünya devletleri tarafından Rumlardan talep edilmesi
olduğunu kaydetti.
Denktaş, Türk devletleri ile sportif, kültürel ve kültürel
anlamda temas başlattıkları zaman derhal Rum veya o ülkede
bulunan bir AB ülkesi temsilcisinin ilgili ülkenin dışişleri
bakanlığına müracaat ederek o ülkenin kendi iç sorununu
deşebileceklerini söylediklerini anlatan Denktaş "Azerbaycan'la
temas kurduk, derhal çıkıp Karabağ'ı gündeme getirdiler,
Kırgızistan'la sosyal ve sportif ilişkiler kuruldu derhal Paris
anlaşmasını gündeme getirdiler" dedi.
Karabağ'ın işgal sorunu ile Rumların iddia
ettiği işgal sorununun birbirinden çok farklı konular
olduğunu kaydeden Dışişleri Bakanı Denktaş,
Kıbrıs'ın iki sahibinden birinin Kıbrıslı Türkler
olduğunu hatırlatarak, "Türk Silahlı Kuvvetleri, bundan 32
yıl önce Yunanistan'ın Kıbrıs'ı işgal
girişimini, Yunanlı askerlerin Rum EOKA'cılarla bir araya gelip
önce Rumları sonra Türkleri katletmeye başlamasının önüne
geçmek için adaya gelmiş ve halen orada durmaktadır" dedi.
"Küçük küçük enklavlarda kalan ve her gün Rumlar tarafından
saldırı altında tutulan küçük Türk köylerini bir bölgeye toplama
bir anlaşmanın sonucudur, bu anlaşma sonucu kendi
topraklarımızda adanın bir bölümünde Kıbrıslı
Türkleri toparladık ve 74'ten beridir birbirimizi öldürmeden,
çatışmadan istikrarlı bir yaşam sürdürüyoruz" diyen
Denktaş, bu istikrarın devamının
karşılıklı saygıya dayanacağını
söyledi.
Kıbrıs Cumhuriyeti işgal altındadır
Denktaş, Kıbrıslı Türklerin de kurucusu
olduğu Kıbrıs Cumhuriyeti'nin Rum işgali altında
olduğunu kaydederek, "Kendi topraklarımız üzerinde
insanlarımızın güvenle yaşayabileceği bir ortam
yarattık, bu ortamı devam ettirmek istiyoruz" şeklinde
konuştu.
Denktaş, "Kıbrıs Türkleri adanın iki
sahibinden biri ve yaşama hakkına sahiptirler. 'Onlarla
anlaşın, anlaşmayacaksanız biz onlarla ayrı
ilişkilerimizi kuracağız' dendiği gün sorun
çözümlenecek" diyerek sözlerini tamamladı.
KIBRIS 21/08/06
Washington temsilciliği, Rumların iddialarını çürüttü
Washington Temsilciliği'nin 16 Ağustos'ta yayınlanan
yazısında, adada silahların ilk olarak Rumlar tarafından
ateşlendiğine işaret edilerek, Türk askerini işgalci diye
niteleyen Rumlar'ın adadaki binlerce Yunan askerinden söz etmediğine
vurgu yapıldı.
Yazıda ayrıca, Rumların şikayet ettikleri
konuların Annan Planı'nı kabul etmeleri halinde
çözümlenebileceği gerçeğinin göz ardı edildiğine de dikkat
çekildi.
KIBRIS 21/08/06
Pertev-Conis görüşmesi:
Yarını olmayan görüşmeler
Rum Politis gazetesi dünkü manşet haberinde,
Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit Pertev ile
Rum Yönetimi Başkanlığı Diplomatik Büro Şefi Tasos
Conis'in kısa bir aradan sonra salı günü yeniden
görüşeceklerini, aynı gün Rum Ulusal Konseyi'nin de Rum Yönetimi Başkanı
Papadopulos başkanlığında toplanarak sondajların
şu ana kadarki seyri hakkında bilgilendirileceğini yazdı.
"Conis-Pertev Görüşmeleri Çıkmaza Sürüklendi...
Yarını Olmayan Görüşmeler... Tasos-Talat Görüşmesi Gitgide
Uzaklaşıyor" başlığıyla verilen haberde,
"İki tarafın temsilcilerinin bir aydan fazla devam eden görüşmelerinden
sonra 8 Temmuz anlaşması teknik düzeyde bile sözde kalıyor,
yarını yok görünüyor" yorumunda bulunuldu.
Gazete, iki tarafın prosedüre ilişkin konularda bile
birbirine zıt yollar izlediklerini yazdı ve özetle şunları
kaydetti:
"Başkan Papadopulos 8 Temmuz'da BM Genel Sekreter
Yardımcısı İbrahim Gambari ve Mehmet Ali Talat'la uzun
görüşmesinin ardından Başkanlık Köşkü'ne
döndüğünde teknik düzeyde görüşmelerin başlamasına ilişkin
anlaşmanın yarattığı beklentileri düşürmeye özen
göstermiş, 'zorluklar şimdi başlıyor' demişti.
Kuşkular; Türk tarafının esasa ilişkin konular
listesini sunma yükümlülüğünü yerine getirip getirmeyeceği üzerinde
yoğunlaşıyordu. Çünkü o ana kadar Papadopulos ile Annan'ın
Paris'te mutabakata vardıklarını reddetmiş ve yalnızca
gündelik konuların görüşülmesi üzerinde ısrar ediyordu. Ancak
kısa süre içerisinde Mehmet Ali Talat'ın temsilcisinin
Kıbrıs sorununun esasa ilişkin bütün yönlerini kapsayan konular
listesini sunduğu görüldü.
Tasos Conis ve Raşit Pertev bir aydan fazla bir süre sık ve
uzun görüşmeler gerçekleştirdiler, ancak görüşmelerin çerçevesi
üzerinde uzlaşamadılar.
Görüşmelerin gizliliğine ilişkin anlaşmaya
rağmen Kıbrıs Türk basınına tarafların
görüşülmesini istediği konulara ilişkin bilgiler
sızdı. Söz konusu haberlere göre Kıbrıs sorununun
esasına ilişkin Türk tarafı 8, Rum tarafı da 10 maddeden
oluşan liste sundu.
Taraflardan her biri, 8 Temmuz anlaşmasını farklı
şekilde okuyor. Bu nedenle ilerleyemiyorlar. Rum tarafı prosedürün
zaman sınırı olmadan başlamasını, yavaş ve
Türkiye'nin AB üyelik sürecine paralel ilerlemesini istiyor gibi görünüyor. Bu,
acil çözüm dayatmaları karşısında Lefkoşa'nın
teknik düzeydeki görüşmelere müdahale etmesini kolaylaştırırken
eline Avrupa alanında Türkiye'yi rahatsız etme olanağı da
verir. Çalışma grupları çerçevesinde, AB içerisinde işleyen
federasyon sistemine veya yargı sistemlerine ilişkin bilimsel
araştırmalar yapılması bu nedenle önerilmişti.
Bu durum Kıbrıs Türk tarafına, esaslı müzakere
yerine 'akademik görüşmeler' yönünde çaba harcandığı
şikayetinde bulunma fırsatı verdi. Diğer yandan Türk
tarafı bu tehlikeyi fark ederek, Kıbrıs sorununun derhal
çözülmesine yönelik kapsamlı müzakerelerin hemen başlamasını
talep ediyor görünüyor. Conis ve Pertev'in son görüşmelerinde, iki
temsilci arasında yeni bir anlaşma yapılması ile sorunun
aşılmasına çalışıldı. Bu
anlaşmanın hedefi, 8 Temmuz'da mutabık kalınanların
mümkün olduğunca açıklığa kavuşturulması ve
bundan sonraki adımların silinmesidir.
Edindiğimiz bilgilere göre, kısa süreli tatiller için
görüşmelerin kesilmesinden kısa süre önce iki taraf;
çıkmazı kıracak 4 maddelik bir beyanat üzerinde
tartıştı.
Bu beyanat şunları öngörüyordu:
1-Gündelik konuları görüşecek teknik komitelerin
çalışmaya derhal başlaması
2-Beş veya altı uzmanlar grubu oluşturulması
3-Esasa ilişkin bütün konuların, ortak bir liste hedefiyle
bu gruplara havale edilmesi.
4-Listeyi kesinleştirmeleri ve bundan sonraki prosedürlere karar
vermeleri için iki liderin görüşmesi.
Uzun tartışmalara rağmen bu yeni anlaşma üzerinde
de mutabakata varılamadı. Bu nedenle şimdilik bütün prosedür ne
yapacağını şaşırmış haldedir. Her iki
tarafın da Papadopulos-Talat arasında yeni bir görüşme
yapılmasını talep etmelerine rağmen, bugün bu perspektif
gitgide daha da uzaklaşıyor."
Fileleftheros da aynı çerçevedeki haberi, "Teknik Komiteler
Yaşam Destek Ünitesinde" başlığıyla aktardı.
KIBRIS 21/08/06
Toplu mezarda bir yeraltı tüneline rastlandı
Rum Fileleftheros gazetesi, önceki günkü kazılar
sırasında bulunan tünelin, toplu mezarın yanındaki
Ortaçağ Kulesi'nden başladığını ve bir dönem cami
olarak kullanılan Ay. Ekaterinis Kilisesi'nde son bulduğunu belirtti.
Habere göre, Rum ve Türklerden oluşan sosyolog ve antropolog
grubuna başkanlık eden Ksenofon Kallis, 2001 Kasım ayı
başlarında 13 Kıbrıslı Türk'e ait kemiklerin tespit
edildiğini, ancak Kıbrıslı Türklerin DNA örneği
vermeyi reddetmesi üzerine mezarın yeniden
kapatıldığını belirtti. Bugünlerde devam eden kazılarla
kemiklerin 2-3 gün içerisinde çıkarılarak ara bölgede kurulan Antropoloji
Laboratuvarı faaliyete geçene kadar Genetik Ensitüsü'ne
taşınacağını söyledi. Kallis, DNA yöntemiyle kimlik
tespiti için 13 Türk kaybın yakınının kan örneği
verdiğini de ifade etti.
Bundan sonraki kazının Tohni (Taşkent)
kayıplarıyla ilgili olup olmadığına ilişkin
soruyu yanıtlamaktan kaçınan Kallis, gerek Kıbrıslı
Türk, gerekse Rum kayıp yakınlarının acısını
sona erdirmek için çalışmaların süreceğini söylemekle
yetindi.
Öte yandan Haravgi, Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi'nde
BM'yi temsil eden 3. üye Christophe Girod'un önceki gün Alaminyo'daki
çalışmaları yakından izlemek amacıyla burada
incelemelerde bulunduğunu yazdı.
KIBRIS 21/08/06
Hristu: Mülkiyet konusu
ciddi ve karmaşık bir sorun
Rum gazetesi Fileleftheros'a özel bir açıklama yapan Hristu, son
zamanlarda Kıbrıs Türk tarafının mülklerle ilgili
hareketlerinin sorulması üzerine, bakanlık ve Kıbrıs Türk
Malları İdaresi'nin Kıbrıslı Türkler'in konuyla ilgili
başvurularına yasal kurallar çerçevesinde çözüm üretmeye
çalıştıklarını savundu.
Hiç kimsenin mahkemelere başvurmasının
engellenemeyeceğini de söyleyen Hristu, Kıbrıslı Türklerin
AİHM'de 2 ayrı dava açacağına ilişkin haberleri
yorumlarken, Kıbrıs sorunu çözümsüz ve askıda
kaldığı sürece, ayrıca toprağın değerinin de
arttığı şartlarda bu tür taleplerin
olacağını söyledi.
Kuzey'de malı bulunan Rumların da çeşitli davalar
açtığını vurgulayan Hristu, bir başka soru üzerine,
geçmişte yol, liman gibi önemli çalışmalar için istimlaklerin
yapıldığını, ancak bunun
yapılmadığı durumların da olduğunu söyleyerek,
önlerine gelen her konunun kendi olguları içerisinde
değerlendirildiğini, bu yüzden mülkleriyle ilgilenen
Kıbrıslı Türklere önce Rum Yönetimi ile temasa geçmeleri
mesajı göndermek istediğini belirtti.
Kaçak inşaatlar için uyarı
Öte yandan Simerini'ye özel bir açıklama yapan Rum
İçişleri Bakanlığı'ndaki şehir planlama yetkilisi
Andreas Assiotis, ciddi sorunlar yaratan kaçak inşaatların derhal
sahipleri tarafından yıkılması gerektiğini belirtti ve
aksi takdirde yasalar uyarınca cezaların uygulanacağını
söyledi.
Assiotis, ilgili yasanın her gün için çok
ağır para cezası öngördüğünü belirterek, bu konuda ara
çözüm bulunmadığına dikkat çekti.
KIBRIS 21/08/06
Rum tarafı çözüm trenine binmeyi tam 7 kez reddetti
ZAMANI BOŞA HARCADIK... Rum eski Dışişleri Bakanı
Nikos Rolandis, bir Rum gazetesine yaptığı açıklamada, Rum
tarafının 1974'den itibaren 7 kez çözüm fırsatını
reddettiği itirafında bulundu. Rolandis, "Rum tarafı
zamanı boşa harcadı. Tren istasyona her zaman gelmez.
Geldiği zaman da biz treni kaçması için bıraktık" dedi
Görev süresi dolduktan sonra itiraflarda bulunarak barış
güvercinine dönüşen Rum yetkililere eski Dışişleri
Bakanı Nikos Rolandis de katıldı.
Rolandis, bir Rum gazetesine yaptığı açıklamada,
Rum tarafının 1974'den itibaren 7 kez çözüm fırsatını
reddettiği itirafında bulundu.
Alithia gazetesine özel açıklamalarda bulunan Rolandis, bir soru
üzerine, Rum tarafının zamanı boşa
harcadığını, 3.5 yıldır görevde olan hükümetin
hiçbir şey yapmadığını ve fırsatların
kaybedildiğini vurguladı.
Rum tarafının Annan Planı'nı reddetmesinin
ardından bugün Türk tarafının tezlerini ve eğilimlerini
bilmediğini belirten Rolandis, "Tren istasyona her zaman gelmez.
Geldiği zaman da biz treni kaçması için bıraktık"
dedi.
Rolandis, çözümün sadece Rum tarafının istediği
şekilde olamayacağına ve çözüm olmaması durumunda taksim
olacağına da dikkat çekti.
Geçtiğimiz yıl ağustos ayında
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile bir araya geldiğini
anımsatan Rolandis, iki toplumun teması konusunda Talat'a bir plan
verdiğini de söyledi.
Talat'ın ilk bakışta planı olumlu bulduğunu
dile getiren Rolandis, planın çözüme yol açması muhtemel beş
aşamadan oluştuğunu anımsattı.
Rolandis bir başka soru üzerine, Dışişleri
Bakanı Yorgos Lillikas'ın Annan Planı'yla ilgili
açıklamalarında "Bize sunulan çözüm planı taksime yol
açmaktadır" ifadelerini kullandığını
anımsatarak, bu sözlerin uluslararası topluma
saygısızlık-küfür olduğunu ekledi.
KIBRIS 21/08/06
AB, eylülde kuzeyde
"GEREKLİ DÜZENLEMELER YAPILDI"... Avrupa Komisyonu
yetkilisi Alessandra Viezzer, Avrupa Komisyonu'nun, Kıbrıs Türk
toplumuna yönelik mali yardım tüzüğünün uygulanması için
oluşturulacak programın ekibi tarafından kullanılacak
kuzeydeki Destek Program Ofisi'nin kurulması için tüm gerekli
sözleşmeler ve düzenlemeleri yaptıklarını
açıkladı
"PROGRAM EKİBİ UZUN VADELİ GÖREV
İÇİN GELİYOR"... Avrupa Komisyonu'nun daimi ve geçici
yetkililerinden oluşacak program ekibinin uzun vadeli görev için eylül
ortasında adaya gelerek çalışmalarına
başlayacağını bildiren komisyon yetkilisi Viezzer,
Lefkoşa Surlariçi'ndeki Evkaf'a ait binanın AB Destek Program Ofisi
binası olarak belirlendiğini bildirdi
"MÜLKİYET HAKKININ KORUNMASI İÇİN
MEKANİZMA OLUŞTURULMALI"... Ofise sunulacak projelerin kuzeydeki
Kıbrıs Rum mallarıyla ilişkisinin tespit edilmesi
hakkında Viezzer, "Komisyonun, bu tüzük çerçevesinde finanse edilen
faaliyetlerin uygulanmasında gerçek ve tüzel kişilerin haklarına
saygı gösterildiğini temin etmelidir" diyerek, bu konunun nasıl
ele alınacağıyla ilgili olarak tam bir mekanizma
oluşturulması gerektiğini söyledi
Anıl IŞIK
Avrupa Komisyonu yetkilisi Alessandra Viezzer, Avrupa Komisyonu'nun,
Kıbrıs Türk toplumuna yönelik mali yardım tüzüğünün
uygulaması için oluşturulacak program ekibi tarafından
kullanılacak kuzeydeki Destek Program Ofisi'nin kurulması için tüm
gerekli sözleşmeli düzenlemelerin yapılmış olduğunu ve
ofisin eylül ortasında çalışmalarına
başlayacağını açıkladı.
Avrupa Komisyonu'nun daimi ve geçici yetkililerinden oluşacak
program ekibinin uzun vadeli görev için eylül ortasında adaya
geleceğini belirten Viezzer, Evkaf'a ait bir binanın Lefkoşa
Surlariçi'ndeki ofis binası olarak belirlendiğini bildirdi.
Avrupa Komisyonu yetkilisi Alessandra.Viezzer, Avrupa Komisyonu
tarafından Kıbrıslı Türklere yönelik mali yardımın
uygulanması amacıyla adanın kuzeyinde açılacak olan
"AB Destek Programı" adlı ofisle ilgili son
gelişmelerle ilgili KIBRIS'a açıklamalarda bulundu.
Program Destek Ofisi'nin, Kıbrıs Türk toplumu ile mali
yardımın uygun maliyetli koordinasyonu, hazırlıklarını
ve uygulamasını temin etmek görüşüyle iletişimi
kolaylaştıracağını ve bunun yanı sıra
görüşmeler ve seminerler için bir toplantı yeri olanağı
sağlayacağını belirtti.
Kıbrıs Türk toplumunun kalkınması amacıyla,
Destek Program Ofis'i tarafından desteklenecek projelerle ilgili olarak AB
yetkilisi, konseyin 26 Nisan 2004 kararlarıyla paralel olarak, mali
yardımın amacının, Kıbrıs Türk toplumunun
ekonomik kalkınmasını cesaretlendirerek, Kıbrıs'ın
yeniden birleşmesini sağlamak olduğunu hatırlatarak,
şöyle konuştu:
"Bu tüzük çerçevesinde, sosyal ve ekonomik kalkınmanın
desteklenmesinden, enerji, ulaşım, telekomünikasyon ve çevre
alanlarında altyapının kalkınması ve yeniden
yapılandırılmasına; Avrupa standartlarına
ulaşılmasını sağlayan projelerden, Kıbrıs
Türk toplumunu Avrupa Birliği'ne yakınlaştıran faaliyetlere
kadar bir dizi alan destek için uygundur. Uzlaşıyı artıran,
güven artıran ve sivil toplumu destekleyen projeler ayrıca
desteklenebilir."
Şu ana kadar ofise herhangi bir proje sunulup
sunulmadığının sorulması üzerine Viezzer,
"Komisyon, sonbaharda desteklenecek programlara karar verecek. Bu nedenle,
henüz herhangi somut bir proje sunulmadı. Teklifler için resmi
başvurular 2007'de başlayacak" dedi.
Kıbrıs Rum tarafının, ofisin
onaylayacağı projelerin değerlendirilmesiyle
bağlantısının ne olduğunun sorulması üzerine AB
yetkilisi Viezzer, mali yardımın yönetiminden komisyonun sorumlu
olduğunu ifade ederek, "Kıbrıs Cumhuriyeti hükümeti desteklenecek
programlar hakkında görüş veren üye devletler komitesinin bir
üyesidir. Komitenin kararları nitelikli çoğunluğa göre
alınır" diye konuştu.
AB Destek Program Ofisi'nin, projelerin kuzeydeki
Kıbrıslı Rumların mallarıyla ilgili olup
olmadığının nasıl tespit edeceğinin
sorulması üzerine Avrupa Komisyonu yetkilisi, "Mülkiyetle ilgili
olarak komisyon, bu tüzük çerçevesinde finanse edilen faaliyetlerin
uygulanmasında gerçek ve tüzel kişilerin haklarına saygı
gösterildiğini temin etmelidir. Bu konunun nasıl ele
alınacağıyla ilgili olarak tam bir mekanizma
hazırlanmalıdır. Açıkçası, altyapı projelerinin
kesin yerleri henüz bilinmiyor. Bu, teklif başvurularının
sonuçlanması ve çalışmaların sonuçlarına dayanarak
tespit edilecektir" dedi.
KIBRIS 21/08/06
Ambargo ve izolasyonlar derhal kaldırılmalı
KIBRISLI TÜRKLER BUNU HAK ETMİYOR...
Kırgızistan'ın Başkenti Bişkek'te düzenlenen
Kıbrıs'la ilgili "1. Uluslararası Issık Gölü
Kıbrıs Konferansı"nda, Kıbrıslı Türklere
uygulanan ambargo ve izolasyonların derhal kaldırılması
gerektiği vurgulandı. Sonuç bildirgesinde, "Kıbrıs
Türkleri, gelinen bu aşamada var olan izolasyon sürecinin
yarattığı belirsizlik ortamı içerisinde yaşamayı
hak etmemektedir" denildi
ÖNEMLİ KONULAR Konferansta; "Türk Devletleri
Parlamentoları arasındaki ilişkilerin güçlendirilmesi ve Türk
Devletleri Parlamentolar Arası Biriliğin oluşturulması için
çaba sarf edilmelidir", "Türk Devletleri arasında kültürel,
sosyal ve ekonomik ilişkilerin geliştirilmesi çabalarına destek
verilmelidir" ve "Kıbrıs Türklerinin bu
çalışmalar içinde yer alması dünya ülkelerine verilecek mesaj
açısından önemli ve kaçınılmaz olarak
algılanmaktadır" şeklinde görüşlere de yer verildi
AZERİ- KIBRISLI TÜRK İLİŞKİLERİ...
Sonuç bildirgesinde, Azeri ve Kıbrıs Türkleri arasındaki
dayanışmayı zayıflatmak için sürekli gündeme
taşınan Azerbaycan Cumhuriyeti'nin Karabağ problemi konusu ile
Kıbrıslı Türklerin Kuzey Kıbrıs'ta kendi idarelerini
oluşturma konusu arasında hiçbir benzerlik olmadığı
gerçeği de vurgulandı
Kırgizistan'ın Başkenti Bişkek'te düzenlenen
Kıbrıs'la ilgili konferansta, Kıbrıslı Türklere
uygulanan ambargo ve izolasyonların derhal kaldırılması
gerektiği vurgulandı.
KKTC'nin Başbakan Yardımcısı
Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş
başkanlığında bir heyetle temsil edildiği
konferansın sonuç bildirgesinde, Türk devletleri arasında yakın
işbirliğinin önemi de vurgulandı.
Bişkek'te dün yapılan konferansta, Başbakan
Yardımcısı Dışişleri Bakanı Serdar
Denktaş'ın konuşmasının ardından kabul edilen
sonuç bildirisi şöyle:
Bildiride neler var
"Kıbrıs Türkleri 1963 yılından itibaren
kendilerine yönelik olarak uygulamaya konulan izolasyon siyasetinden kurtulmak
amacıyla Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliği
tarafından hazırlanan ve başta Avrupa Birliği, Amerika
Birleşik Devletleri ve 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti'nin garantör
ülkeleri olan Türkiye, Yunanistan ve İngiltere tarafından desteklenen
ve Annan Planı olarak adlandırılan kapsamlı çözüm
planını, nüfuslarının üçte birinin üçüncü kez göçmen
durumuna düşecek olmasını da göze alarak, dünya ile
bütünleşme siyaseti gereği büyük bir çoğunlukla eş
zamanlı ve iki halkın ayrı ayrı yaptığı
referandumda kabul etmiş ve bu referandum ile birlikte adada çözüme
ihtiyacı olan ve çözüm isteyen taraf olduğunu ortaya koymuştur.
Kıbrıs Rumları ise, 1963 yılından beridir
işgal etmekte oldukları Kıbrıs Cumhuriyeti'nin, referandum
sonucu ne olursa olsun AB üyesi olacağı bilinci ve güveni ile birçok
taleplerini karşılayacak olmasına rağmen, bu kapsamlı
çözüm planına liderleri Papadopulos'un çağrısına uyarak
yüzde 76 gibi yüksek bir oranla ret oyu vermiş ve Kıbrıs'ta 40
yılı aşkın bir süredir devam etmekte ve tüm dünyayı
meşgul etmekte olan Kıbrıs sorununun sona ermesini
engellemiştir.
Bütün dünyanın gözleri önünde ve tüm BM üyesi baş
aktörlerinin beklentilerinin tam aksine gerçekleşen bu sonuca rağmen
Kıbrıs Türklerine yönelik uygulanmakta olan izolasyonlar sona
erdirilmemiş, Kıbrıs Rum Yönetimi referandumun hemen
sonrasında elde ettiği AB üyeliği ile bu izolasyonlar daha da
güçlendirilmiş ve dünya ile bütünleşme, insan haklarından tam
anlamı ile yararlanma düşünce ve arzusunda olan Kıbrıs
Türkleri geçmişe oranla daha büyük bir izolasyonla, gelecek
belirsizliği ile ve uluslararası camiaya yönelik büyüyen bir güven
bunalımıyla karşı karşıya
bırakılmıştır.
Kıbrıs Türkleri gelinen bu aşamada varolan izolasyon
sürecinin yarattığı belirsizlik ortamı içerisinde
yaşamayı hak etmemektedir. Hiçbir siyasi ve hukuki dayanağı
olmayan bu ambargo ve izolasyonların derhal kaldırılması
gerekmektedir. Bunun sağlanabilmesi ancak dost ve kardeş ülkelerin
ekonomik, kültürel ve siyasi alanlarda işbirliği ile
gerçekleştirilebilir.
Bu amaçla;
Kıbrıs sorununa, Birleşmiş Milletler gözetiminde
en erken bir zamanda siyasi eşitliğe dayalı iki bölgeli, iki
toplumlu ve yaşayabilir bir çözüm bulmak ve bir ortaklık devleti
oluşturmak için Kıbrıs Türk tarafının sarf etmekte
olduğu çabalara destek verilmelidir. Kıbrıs Türk ve
Kıbrıs Rum taraflarının eşit siyasi statüye
dayalı bir çözüme ulaşmalarına yardımcı olmak üzere,
1-Türk Devletleri Parlamentoları arasındaki ilişkilerin
güçlendirilmesi ve Türk Devletleri Parlamentolar Arası Biriliğin
oluşturulması için çaba sarf edilmelidir.
2- Türk Devletleri arasında kültürel, sosyal ve ekonomik
ilişkilerin geliştirilmesi çabalarına destek verilmelidir.
3- Kıbrıs Türklerinin bu çalışmalar içinde yer
alması dünya ülkelerine verilecek mesaj açısından önemli ve
kaçınılmaz olarak algılanmaktadır.
4- Ayni doğrultuda Azeri ve Kıbrıs Türkleri
arasındaki dayanışmayı zayıflatmak için sürekli
gündeme taşınan Azerbaycan Cumhuriyeti'nin Karabağ problemi
konusu ile Kıbrıs Türklerinin Kuzey Kıbrıs'ta kendi
idarelerini oluşturma konusu arasında hiçbir benzerlik
olmadığı gerçeğinden hareketle;
Azerbaycan Cumhuriyeti'nin Karabağ problemi konusunda bölge
ülkelerinin ortak irade göstermesinin ve sorunun Birleşmiş Milletler
kararları çerçevesinde ve barışçıl bir şekilde
çözümlenmesi için Azerbaycan ve Ermenistan'a yardımcı
olunmasının önemine işaret eder;
Katılımcı temsilciler, kendi iç sorunları
yanında birbirleriyle sosyal, kültürel ve ekonomik anlamda
işbirliğini geliştirmek üzere hükümetler nezdinde
girişimde bulunmayı ve iç sorunlarıyla ilgili olarak
dayanışma içinde bulunmayı deruhte eder, bu
işbirliğinin Türk halklarının yakınlaşması
açısından önemine işaret ederler."
KIBRIS 21/08/06
Ankara'yı suçladılar
ANKARA YÜKÜMLÜLÜKLERİNİ YERİNE GETİRMİYOR...
Rum ve Yunan hükümetlerinin, Avrupa Komisyonu tarafından ekim ayında
sunulacak Türkiye'nin ilerleme raporuyla ilgili görüşlerini
yazılı olarak Brüksel'e iletip, "Ankara'nın
yükümlülüklerini yerine getirmeyi reddettiğini" bildirdi. Rum- Yunan
ikilisi, görüşlerine raporun nihai metninde yer verilmesini de talep etti
Rum ve Yunan hükümetlerinin, Türkiye'nin AB üyelik sürecine
ilişkin görüşlerini yazılı olarak Brüksel'e ileterek,
"Ankara'nın yükümlülüklerini yerine getirmeyi reddettiğini"
iddia ettikleri bildirildi.
Rum gazetesi Fileleftheros, manşetten verdiği haberinde, Rum
ve Yunan hükümetlerinin, Avrupa Komisyonu tarafından ekim ayında
sunulacak Türkiye'nin ilerleme raporuyla ilgili görüşlerini
yazılı olarak ilettiklerini ve bu görüşlere raporun nihai
metninde yer verilmesini talep ettiklerini yazdı.
Habere göre, Türkiye'nin yükümlülüklerini yerine getirmeyi reddetmekle
suçlandığı yazıda, bu görüş şu unsurlara
dayandırıldı:
"1-Türkiye'nin Gümrük Birliği'ni hayata geçirmemesi ve
özellikle Kıbrıs gemilerinin Türk limanlarına
yanaşmasını engellemesi
2-Kıbrıs Cumhuriyeti'nin uluslararası örgütlere
katılımına koyduğu engeller. (Bununla ilgili detaylı
bir liste var).
3-Türkiye'nin Kıbrıs Cumhuriyeti'ni
tanımadığını beyan ettiği deklarasyonuna, Avrupa
Birliği'nin yayımladığı karşı deklarasyon
dikkate alınmalı. Ortaklık Belgesi metninde Kıbrıs
Cumhuriyeti'nin Türkiye tarafından tanınmasına ilişkin
hiçbir ifade yer almıyor olmasına rağmen karşı
deklarasyonun ilerleme raporunun dışında
bırakılamayacağı aşikardır.
4-Ege'deki Türk ihlalleri ve Ankara'nın Heybeliada Ruhban
Okulu'nun yeniden faaliyete geçirilmesini reddetmesi."
Haberde, konuyla ilgili şu ifadelere de yer verildi:
"Atina ve Lefkoşa, Brüksel'e ilettikleri belge haricinde,
denetleme yapılacak olması nedeniyle bu dönemde Türkiye-AB
ilişkilerindeki taktiklerini de belirleyecekler. İlk sinyaller
salı günü Lefkoşa'da gerçekleştirilecek Papadopulos-Bakoyanni
görüşmesinde verilecek. Türkiye-Avrupa ilişkileriyle ilgili olarak
geçen haziran ayında Atina'nın ve Lefkoşa'nın
yaklaşımları arasında fark saptanması nedeniyle
salı günkü görüşme özellikle ilgi topluyor. Atina ve Lefkoşa,
Türkiye'nin bu aşamada içinde bulunduğu zorlukları
değerlendirme fırsatı buldu, aksi halde treni kaçıracaklar.
Lefkoşa bu dönemin Türkiye'nin Kıbrıs sorununda da
hareketlerde bulunması için
sıkıştırılmasının tam zamanı
olduğu mantığıyla hareket ediyor. Atina ise önce
Türkiye'nin üyelik sürecinin ilerlemesi ve bazı menfaatlerin sürecin
sonunda elde edilmesi gerektiğini düşünüyor.
AB kaynaklarına göre ilerleme raporunun içeriği daha çok
Türk üyelik sürecinin 25'ler tarafından değerlendirilmesi
ışığı altında AB'nin bundan sonra
atacağı adımları da belirleyecek. Nihayetinde neye karar
verileceğinden bağımsız olarak Türkiye kendisini pek çok
ihmalle karşı karşıya bulacak, bu da Ankara'nın
sabrını, soğukkanlılığını ve
taktiğini sınayacak."
KIBRIS 21/08/06
Sıra DNA testinde
DNA İLE TESPİT EDİLECEK... Otonom Kayıp
Şahıslar Komitesi Türk Üye Yardımcısı Ahmet Erdengiz,
"Alaminyo Şehitleri" olarak anılan 14 kayıp
Kıbrıslı Türkün, Alaminyo'da kazılan toplu mezardakiler
olabileceğini söyledi. Erdengiz, "Ulaşılan kemiklerin,
Alaminyo şehitlerinin olma ihtimali çok büyük ama unutulmasın ki,
bunu anlamak için önce DNA Laboratuarı'nda testler yapılması
gerekiyor. DNA sonuçları çıkmadan yüzde yüz bir şey söylemek
mümkün değil" dedi
Aral MORAL
Her yıl "Alaminyo şehitleri" olarak anılan 14
kayıp Kıbrıslı Türkün, Alaminyo'da kazılan toplu
mezardaki kişiler olup olmadığı için araştırmalar
sürüyor. Şu ana kadar 10 kişiye ait iskelete ulaşıldı.
Aynı toplu mezardaki diğer üç kişiye ve başka bir yerde
gömülü 14'üncü kişiye ulaşmak için çalışmalar devam ediyor.
Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi Türk Üye
Yardımcısı Ahmet Erdengiz, 14 kayıp Kıbrıslı
Türkün, Alaminyo'da kazılan toplu mezardakiler olabileceğini söyledi.
Erdengiz, ulaşılan kemiklerin, Alaminyo şehitlerinin
olma ihtimalinin çok büyük olduğunu ama bunu anlamak için önce DNA
Laboratuarı'nda testler yapılması gerektiğini, DNA
sonuçları çıkmadan yüzde yüz bir şey söylemenin mümkün
olmadığını vurguladı.
Yoğun çalışma var
20 Ağustos 1974'te savaş sırasında Alaminyo'da
şehit düşen ve 2001 yılında bulunan ve onlar olduğu
sanılan kemiklerle ilgili, şehit yakınlarının kan
örneği vermemesi nedeniyle tekrar kapatılan toplu mezardaki 13
Kıbrıslı Türk ve başka bir yerde gömülü olan 14'üncü
Kıbrıslı Türk'ün, "Alaminyo Şehitleri" olarak
anılan kayıplar olup olmadığının
araştırılacağı bildirildi.
Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi Türk Üye
Yardımcısı Ahmet Erdengiz, 14 kayıp Kıbrıslı
Türkün, Alaminyo'da kazılan toplu mezardakiler olup
olmadığı konusunda "Onların olma ihtimali çok büyük
ama unutulmasın ki bunu anlamak için önce DNA Laboratuarı'nda testler
yapılması gerekiyor. DNA sonuçları çıkmadan yüzde yüz bir
şey söylemek mümkün değil" diye konuştu.
Erdengiz ayrıca, kazılan toplu mezarda 10 iskeletin tespit
edildiğini, diğer üçü için ise çalışmaların
sürdüğünü ve 13 Kıbrıslı Türk'le birlikte aranan ama
farklı bir yerde gömülü olan 14'üncü kayıp Kıbrıslı
Türk'ün ise başka bir yerde gömülü olduğunu ve mezar tespitinin bugün
yapılacağını kaydetti.
Arjantinli ekip önümüzdeki günlerde Kıbrıs'ta olacak
Bu arada daha önce adaya geleceği açıklanan Arjantin
arkeolog-antropolog ekibinin, önümüzdeki günlerde adaya geleceği
belirtildi.
Ekip, hem Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde hem de Güney
Kıbrıs'ta kazılar yapacak. Arjantinli bilim adamı ekibinden
iki kişisi Antropoloji Merkezi'nde, bir veya iki kişisinin Kuzey
Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde diğer bir veya iki kişisinin de
Güney'de kazı çalışmalarında bulunacağı
kaydedildi.
Alaminyo Şehitleri'nin isimleri
1974 yılında şehit olan ve her yıl "Alaminyo
Şehitleri" olarak anılan Kıbrıslı Türklerin,
Alaminyo'da başlanan kazılarda aranan Kıbrıslı Türkler
olup olmadığı bilinmiyor. Ancak, Alaminyo şehitleri olarak
anılan 14 Kıbrıslı Türk'ün isimleri şöyle:
Hüseyin Günay (1952 Larnaka doğumlu), Hasan Ali (1953 Alaminyo
doğumlu), Ali Bodo (1919 Alaminyo doğumlu), Mustafa Tüccar Hasan
(1913 Alaminyo doğumlu), Mehmet Ali Bodo (1950 Alaminyo doğumlu),
Hasan Zafer (1953 Alaminyo doğumlu), Ali Hasan (1939 Alaminyo
doğumlu), Ali Nazif Mustafa (1944 Alaminyo doğumlu), Hasan Dildar
(1929 Alaminyo doğumlu), Hasan Dilar Hüseyin (1944 Alaminyo doğumlu),
Osman Tahir (1935 Alaminyo doğumlu), Hüdaverdi Osman (1944 Alaminyo
doğumlu)
Mehmet Arif Tabak, (1949 Alaminyo doğumlu), Ali Nazif Ömer (1949
Alaminyo doğumlu) Hacı Halil Ahmet (1950 Alaminyo doğumlu).
KIBRIS
22/08/06
Papadopulos- Talat
görüşmesi meyve verecek
Rum Tarım Doğal Kaynaklar ve Çevre Bakanı Fotis Fotiu,
"Paris anlaşması" ve Rum Yönetimi Başkanı Tasos
Papadopulos ile Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat arasında
gerçekleştirilen görüşmelerin, "meyve vereceğinden umutlu
olduğunu" söyledi.
Politis ve diğer gazetelerde yer alan habere göre Fotiu,
1955-1959 döneminde "Lisi" (Akdoğan) Köyü'nde ölen
EOKA'cıları anmak amacıyla, "Dromolaksia"
(Mormenekşe) Köyü'nde düzenlenen törende yaptığı
konuşmada, teknik komitelerde geliştirilecek diyalogla, özlü müzakerelerin
başlaması amacıyla zeminin hazırlanması için
doğru koşulların oluşacağı beklentisini dile
getirdi.
Fotiu, Rum Yönetimi Başkanı Papadopulos'un bugüne kadar
Kıbrıs Rum tarafının çözüm yönündeki güçlü isteğini
birçok kez ortaya koyduğunu iddia ederek, "mücadelelerinin
başarıyla sonuçlanacağına dair iyimser olduğunu"
belirtti.
Fotiu, "hiç kimse inancımızı sarsamaz.
Sağduyu, birlik ve sorumlulukla ilerleyeceğiz. Yunanistan ve tüm
Helenizmin desteği ile hakkımızı alacağımız
günün geleceği konusunda iyimseriz. Bugün, ne kadar fedakarlık veya
ne kadar zaman gerektirirse gerektirsin, amacımıza ulaşmak için
haklı mücadelemize devam etmek bizim kutsal görevimizdir.
Amacımız ise, ülkemizin özgürlüğü ve yeniden
birleşmesidir" şeklinde konuştu.
Simerini gazetesine göre ise, Fotiu, törende yaptığı
konuşmada şunları da ileri sürdü:
"Acılı Kıbrıs, adalet ve mücadeleleri ile
evlatlarının fedakarlıklarının
karşılığını almasını istiyor.
Ankara'nın uzlaşmaz ve kışkırtıcı
davranışının bizi hayal
kırıklığına ve mücadelemizden vazgeçmeye sürüklemesi
imkansızdır. İşgal karşıtı mücadelemiz devam
etmektedir ve tüm işgal altındaki topraklarımız Türk
işgalinden kurtulana kadar da devam edecektir."
KIBRIS
22/08/06
KKTCde Kuran
kursu tartışması
KKTCdeki
Kuran kursları sendikalarla din görevlilerini karşı
karşıya getirdi. Memur ve öğretmen sendikaları, hükümetin
AKP iktidarına şirin görünmek için Kuran kurslarına göz
yumduğunu iddia ediyor.
NTV
Güncelleme: 22:02 TSİ 22 Ağustos 2006 Salı
LEFKOŞA
- KKTCde bir süredir devam eden Kuran kursu tartışması
derinleşiyor. Camilerde Kuran dersleri verilmesini yasadışı
olarak nitelendiren öğretmen ve memur sendikalarıyla din
adamlarını karşı karşıya getiren
tartışmada sendikalar, şimdi de hükümete yüklendi.
Sendikacılara göre, Kuran kurslarına göz
yumulmasının nedeni, AKP iktidarıyla işbirliği.
Tartışmaların odağındaki Milli Eğitim ve Kültür
Bakanlığı Müsteşarı Erdoğan Sorakın,
kursların yasal zemine oturtulması için çalışma
başlatıldığını açıkladı.
Din İşleri Başkanı Ahmet Yönlüer ise, Kuran
kurslarının laik cumhuriyete tehdit oluşturmadığı
görüşünde. Yönlüer, Yobazlık yalnız dinle
ilişkilendirilmez, esas yobazlık düşüncelerini empoze etmeye
çalışanların yaptığıdır diyor.
Ahmet Yönlüer, Başbakan Recep Tayyip Erdoğana
yakınlığıyla biliniyor.
|
NTV
Güncelleme: 20:04 TSİ 23 Ağustos 2006 Çarşamba
LEFKOŞA
- Rum basınında çıkan haberlere göre Bakoyanni, dün akşam
çalışma yemeğinde Papadopulosla bir araya geldi. Bakoyanni ve
Papadopulos, Ortadoğudaki son durumu ve ekim ayında
yayımlanacak ilerleme raporunu ele aldı. Papadopulosun teknik
komiteler konusunda Bakoyanniyi bilgilendirdiği ifade edildi.
Bu
arada, Lübnanda görev yapacak BM barışgücüne 2 subay göndermeyi
planlanan Rum yönetiminin dışişleri bakanı Yorgo
Lillikasın da yarın Lübnana gideceği öğrenildi.
Pertev ile Conis dün yeniden bir araya geldi
Pertev ile Conis dünkü görüşmelerinde, teknik komitelerin
oluşumuyla ilgili çalışmalarına devam etti.
Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Pertev, TAK
muhabirine yaptığı açıklamada, dünkü görüşmenin bir
buçuk saat sürdüğünü ve 24 Eylül Perşembe sabah Conis ile yeniden bir
araya geleceklerini belirtti.
En son 10 Ağustos'ta bir araya gelen Pertev ile Conis, önceden
belirlendiği şekilde çalışmalarına bir süreliğine
ara vermişti.
Pertev ile Conis, Kıbrıs'ta yeni müzakere sürecine ön
hazırlık amacıyla özlü konularla ilgili listeleme ve teknik
komitelerin oluşumuyla ilgili çalışmaları teati etmek
amacıyla ilk kez 31 Temmuz'da bir araya gelmişti.
KIBRIS
23/08/06
Serdar Denktaş,
KKTC'ye döndü
Denktaş, THY'nin Batman uçağıyla İstanbul
üzerinden saat 15.30'da adaya döndü. Bakan Denktaş, Ercan
Havaalanı'nda açıklama yapmadı.
Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri
Bakanı Denktaş, Kırgızistan'ın başkenti
Bişkek'te düzenlenen "1.Uluslararası Issık Göl
Kıbrıs Konferansı"na katılarak, burada Kıbrıs
konusuna ilişkin son gelişmelerle ilgili konuşma
yapmıştı. Denktaş, temasları çerçevesinde
Kırgızistan Meclis Başkan Yardımcısı ve Spor
Bakanı ile de ikili görüşmelerde bulunmuştu.
KIBRIS
23/08/06
Gambari huzurunda
gerçekleşen 8 Temmuz anlaşmasına bağlı kalınacak
Rum Ulusal Konseyi, dün sabah saat 10:00'da, Rum Yönetimi
Başkanı Tasos Papadopulos başkanlığında
toplandı.
Rum Hükümet sözcüsü Hristodulos Paşardis, Rum Ulusal Konseyi'nin,
İbrahim Gambari huzurunda gerçekleşen 8 Temmuz anlaşmasına
bağlı kalmaya devam etme kararını yinelediğini
vurguladı.
Ana muhalefet DİSİ yetkililerinin
katılmadığı toplantının ardından,
toplantı gündemine ilişkin açıklamalarda bulunan Rum Hükümet
sözcüsü Hristodulos Paşardis, Papadopulos'un konsey üyelerine,
Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit Pertev ile
Rum Yönetimi Başkanlığı Diplomatik Büro Şefi Tasos
Conis arasında teknik komitelerin oluşumuna ilişkin sürdürülen
görüşmeler hakkında bilgi verdiğini söyledi.
Paşardis açıklamasında ayrıca, Rum Ulusal
Konseyi'nin, İbrahim Gambari huzurunda gerçekleşen 8 Temmuz
anlaşmasına bağlı kalmaya devam etme kararını
yinelediğini belirtti.
12 günlük aranın ardından dün yeniden başlayan
Pertev-Conis görüşmesine ilişkin soruları da yanıtlayan
Paşardis, görüşmelerde bir çıkmazın söz konusu olduğu
yönündeki iddiaları reddetti.
Çıkmazın söz konusu olmadığını, ancak,
haksız şekilde bir gecikmenin yaratıldığını
söyleyen Paşardis, Möller'in de bu gecikmenin sorumlularının kim
olduğunu bildiğini kaydetti.
Paşardis, 'Talat-Papadopulos' görüşmesinin, zamanı
gelince gerçekleşeceğini de sözlerine ekledi.
KIBRIS
23/08/06
Toplu mezar kazı
çalışmaları en az iki gün daha sürecek
Kıbrıs'taki kayıpların akıbetinin
belirlenmesi amacıyla oluşturulan Otonom Kayıp
Şahıslar Komitesi'nin genel kazı ile kimlik tespitine
yoğunlaşan çalışmaları devam ediyor.
1974 yılında kaybolan 13 Kıbrıslı Türk'ün
gömülü olduğu tahmin edilen Alaminyo köyündeki toplu mezar kazı
çalışmalarında şu ana kadar sadece 3 kişinin tüm
iskeletine ulaşıldığı, bu nedenle
çalışmaların en az iki gün daha süreceği ifade edildi.
BRT muhabirinin Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi Türk Üye
Yardımcısı Ahmet Erdengiz'den aldığı bilgiye
göre, Alaminyo köyündeki 13 Kıbrıslı Türk'e ait olduğu
tahmin edilen toplu mezarın kazı çalışmalarında
şu ana kadar sadece 3 kişinin tüm iskeletine ulaşılabildi.
Mezardaki kemiklerde karışıklık olduğunu
ifade eden Erdengiz, şu ana kadar çıkarılan ve halen
çıkarılamayan kemiklerin eşleştirilmesinin zaman
alacağını, bu nedenle kazı
çalışmalarının en az iki gün daha
uzayacağını söyledi.
Erdengiz, önceki günkü çalışmalar sırasında tespit
edilen tek kişilik gömü alanında henüz kazı
çalışmasının başlamadığını da
kaydetti.
KIBRIS
23/08/06
Vodafone imza için KKTC'de
TEK PÜRÜZ YATIRIM...Bayındırlık ve Ulaştırma
Bakanı Salih Usar, Vodafone temsilcileri ile yaptıkları
görüşmelerde esas pürüzün KKTC'ye yapacakları yatırımlar
olduğunu söyledi
LİSANSLAR HEMEN VERİLEBİLİR... KKTC'de iki cep
telefonu şirketi olan Telsim ve KKTCELL'e lisans devri yapılabilmesi
için Telsim'in Vodafon'a devrinin gerçekleşmesi gerektiğini kaydeden
Usar, "Bu devir gerçekleşir gerçekleşmez lisanları hemen
devredebiliriz" dedi
Ali CANSU
Dünyanın en büyük GSM şirketi olan İngiliz Vadofone'un
Türkiye'deki Telsim'i devralmasının ardından sözleşme
gereği KKTC Telsim'in de Vodafone'a devri gerekiyor.
Bu amaçla dün Bayındırlık ve Ulaştırma
Bakanlığı'nda bir araya gelen Vodafone, Tasarruf Mevduatı
Sigorta Fonu (TMSF) ve KKTC yetkililerinin gerçekleştirdiği
toplantıdan bir sonuç çıkmadı ve imzalar atılamadı.
Türkiye'de Aralık 2005'te Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu'nun
(TMSF) açtığı ihalede Telsim'i 4 milyar 550 milyon dolar
teklifle alan İngiliz şirketi Vodafone, ihale bedelini peşin
ödeyerek 2 haziran 2006'da Telsim'i resmen devralmasının
ardından şimdi de KKTC'deki sözleşmeye imza atmak için ülkemize
geldi.
KKTC'deki sözleşmeyi görüşüp imzalamak için
Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanlığı'nda
basına kapalı ve gizli olarak yapılan toplantıya
Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Salih Usar,
bakanlık Müsteşarı Şener Çağnan, Telekomünikasyon
Dairesi Müdürü Mustafa Berktuğ, Vodefone'un Türkiye temsilcisi ile hukuk
müşavirleri ve Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu yetkilileri
katıldı.
11 kişilik heyetin saat 12.00'de başlayan
toplantısı dört saat sürdü. Dört saatlik toplantı süresince
zaman zaman Vodefone'un Türkiye temsilcisi ile hukuk müşavirlerinin
dışarıya çıkarak telefonda görüşüp bazı belgeleri
inceledikten sonra tekrar toplantıya devam ettikleri görüldü.
Dört saatlik toplantının ardından Vodefone'un Türkiye
temsilcisi ile hukuk müşavirleri ile Bayındırlık ve
Ulaştırma Bakanlığı yetkilileri sözleşmeye imza
atamadı ve Vodafone ile TMSF yetkilileri tekrar bir araya gelmek üzere
bakanlıktan ayrıldılar.
Anlaşma her an imzalanabilir
Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Salih
Usar'ın KIBRIS'a yaptığı açıklamada, Vodafone
yetkilileri ile dün yaptıkları görüşmenin ardından
anlaşmanın bugün (dün) akşam üzeri imzalanabileceğini
söyledi.
Usar, Türkiye'deki Telsim'i Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu'nun
açtığı ihale çerçevesinde almış olan Vodafone'un
şartname gereği KKTC'deki Telsim'i de devralması
gerektiğini, bu çerçevede Vodafone şirketi ile görüşmeleri dün
de sürdürdüklerini kaydetti.
Türkiye'deki Telsim'i devralan Vodafon'un KKTC makamları ile de
bir sözleşme imzalaması gerektiğini ifade eden Usar, "Bu
çerçevede bugün sözleşmedeki maddelerde yer alan son bir iki pürüzü
görüştük. Görüşmelerimize ara verdik ve daha sonra bu
görüşmelerimize devam edeceğiz" dedi.
Pürüz yatırımda
Bakan Usar, Vodafone temsilcileri ile yaptıkları
görüşmelerde esas pürüzün KKTC'ye yapacakları yatırımlar
olduğunu söyledi.
Usar, "Biliyorsunuz Telsim tarafından gerekli
yatırımlar uzunca bir süredir yapılmadı. Dolayısı
ile bu yatırımların belli kriterler çerçevesinde belli esaslara
bağlanması gerekiyor. Bizim üzerinde durduğumuz budur. Bu amaçla
bizden biraz süre istediler ve merkezleri ile istişare etme
ihtiyacını duydular. Çünkü, bunun karşılığında
biz de bazı garantiler istedik. Bunları görüşüp gerekli
onayları aldıktan sonra gelecekler ve
çalışmalarımızı sürdüreceğiz. Umuyoruz bugün
(dün) bunu sonuçlandıracağız. Bugün (dün) bize tekrar geri
döneceklerini söylediler" dedi.
Lisans devir Telsim'in devrinden hemen sonra
KKTC'de iki cep telefonu şirketi olan Telsim ve KKTCELL'e lisans
devri yapılabilmesi için Telsim'in Vodafon'a devrinin gerçekleşmesi
gerektiğini kaydeden Usar, "Bu devir gerçekleşir
gerçekleşmez lisanları hemen devredebiliriz" dedi.
2007 veya her iki şirketin devlet ile yaptığı
sözleşmenin bitiş yılı olan 2009'u beklemeden bu yıl
içerisinde gerekli girişimler yapılarak lisansların
devredilebileceğini de anlatan Bakan Salih Usar, şöyle konuştu:
"Lisans devir konusunda şu ana kadar herhangi bir
çalışmamız yoktur. Çünkü, lisans işlemi KKTC'deki iki GSM
operatörü olan KKTC Telsim ve KKTCELL ile birlikte görüşüp
sonuçlandırmak istiyoruz. Dolayısıyla önce Telsim'in yeni
sahibinin belirlenmesi gerekiyor. Önce, Vodafone ile devir sözleşmesini
imzalamamız gerekiyor. Bu çerçevede buradaki Telsim'i Vodafone alıp
bizim muhatabımız haline geldikten sonra kısa sürede lisans
konularını gündemimize alıp görüşmüş
olacağız. Mümkün olursa bu yıl içerisinde de lisans devirlerini
gerçekleştirebiliriz. Çok kısa süre içerisinde lisans verme
görüşmelerimizi tamamlayıp lisans verme işlemini
gerçekleştirmek istiyoruz."
KIBRIS
23/08/06
BM'nin asker sevki karargahı Kıbrıs
24 Ağustos, 2006 15:52:00 (TSİ) CNN
TURK
Kıbrıs Rum Yönetimi Dışişleri
Bakanı Lillikas, Birleşmiş Milletler'in barış gücünün
Lübnan'a sevki için Rum kesiminde yönetim karargahı kurmaya karar
verdiğini açıkladı.
Lübnan'da bulunan Rum
Bakan Lillikas, "BM, barış gücünün Lübnan'a sevki için
Kıbrıs'ta yönetim karargahı kurmaya karar verdi" dedi ve
kendilerinin de bu karardan birkaç gün önce haberdar edildiklerini söyledi.
Gerekli altyapının sağlanması için hükümetin Ada'daki BM
barış gücü UNFICYP ile eşgüdüm halinde BM ile
çalışacağını kaydeden Lillikas, karargahın
Lefkoşa'da mı, UNFICYP'e daha yakın bir yerde mi
kurulacağına ise daha sonra karar verileceğini söyledi.
Lillikas, Beyrut'ta Lübnan Başbakanı Fuad Sinyora ve
Dışişleri Bakanı Fevzi Salluk ile biraraya gelerek
bölgedeki son durumu görüştü.
Lillikas, Lübnan'da çatışmalardan etkilenen bölgelerde incelemelerde
bulunacağını da belirterek, bölgenin yeniden inşası
için bazı fikirler geliştirdiklerini ifade etti.
İsrail, 12 temmuzda 2 askerinin Hizbullah militanları tarafından
kaçırılmasının ardından Lübnan topraklarına
girmiş, İsrail'in Lübnan saldırılarının 34'üncü
gününde silahlar susmuştu.
Çoğu sivil yaklaşık bin 100 Lübnanlı ve 114'ü asker 154
İsraillinin öldüğü saldırılar, 14 ağustos sabahı
Birleşmiş Milletler'in ateşkesi öngören kararının
yürürlüğe girmesiyle durmuştu.
Sırada Birleşmiş Milletler'e üye devletlerden oluşacak
barış gücü askerleri Güney Lübnan'a yollanması bulunuyor. BM
Genel Sekreteri Kofi Annan, üye devletlere bir an önce bölgeye asker yollama
çağrısında bulundu.
İmzalar
atıldı Vodafone artık KKTC'de
30 MİLYON DOLAR....Telsim ihalesini kazanan İngiliz
Vodafone, 30 milyon dolar verip KKTC Telsim'i de aldı. Güney
Kıbrıs'ta da ortaklığı bulunan dünyanın en büyük
GSM operatörü İngiliz şirketi Vodafone, garantör ülke
siyasetçilerinin, Avrupa Birliği'nin ve Birleşmiş Milletler'in
yapamadığını yapıp Kıbrıs'ı GSM'de
birleştirmiş olacak
LİSANSLAR HEMEN VERİLEBİLİR... KKTC'de iki
cep telefonu şirketi olan Telsim ve KKTCELL'e lisans devri
yapılabilmesi için Telsim'in Vodafon'a devrinin gerçekleşmesi
gerektiğini kaydeden Ulaştırma Bakanı Usar, "Bu devir
gerçekleşir gerçekleşmez lisanları hemen devredebiliriz"
dedi
Ali CANSU
Dünyanın en büyük GSM şirketi olan İngiliz Vodafone
artık KKTC'de. Bayındırlık ve Ulaştırma
Bakanlığı'nda yapılan görüşmelerinin ardından
Vodafone, devletle GSM anlaşmasını dün imzaladı.
Telsim ihalesini kazanan İngiliz Vodafone, 30 milyon dolar verip
KKTC Telsim'i de almış oldu. KKTC Telsim'ini alan dünyanın en
büyük GSM operatörü Vodafone'un Güney Kıbrıs'ta da
ortaklığı bulunuyor.
Böylece, İngiliz Vodafone garantör ülke siyasetçilerinin, Avrupa
Birliği'nin ve Birleşmiş Milletler'in
yapamadığını yapıp Kıbrıs'ı GSM'de
birleştirmiş olacak.
Bakanlıkta saat 18.00'de imzalanan anlaşmada devlet,
Vodafone'dan istediği garantilerin tümünü almasının
ardından GSM devir sözleşmesine imza attı ve Türkiye'deki
Telsim'i devralan Vodafone, anlaşma gereği KKTC Telsim'i de
almış oldu.
Önceki gün dört saatlik uzun bir görüşmenin ardından
anlaşmaya varamayan taraflar dün tekrar bakanlıkta masaya oturdu.
Görüşmeye, Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı
Salih Usar, bakanlık Müsteşarı Şener Çağnan,
Telekomünikasyon Dairesi Müdürü Mustafa Berktuğ, Vodefone'un Türkiye
temsilcisi ile hukuk müşavirleri ve Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu
yetkilileri katıldı.
İlk görüşmenin ardından daha sakin bir havada geçen
toplantıda önceki gün merkezleri ile görüşmek için izin isteyen
Vodafone yetkilileri merkezleri ile temasa geçti ve dünkü toplantıda
devletin tüm şartlarını kabul ettiklerini hükümet yetkililerine
iletti ve anlaşmaya imzalar atıldı.
Türkiye'de Aralık 2005'te Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu'nun
(TMSF) açtığı ihalede Telsim'i 4 milyar 550 milyon dolar
teklifle alan İngiliz şirketi Vodafone, ihale bedelini peşin
ödeyerek 2 haziran 2006'da Telsim'i resmen devralmasının
ardından dün de resmen KKTC'deki sözleşmeye imza atarak KKTC Telsim'i
devraldı.
Ağustos 2009'a kadar
Vodafone, KKTC Telsim'i devralmasının ardından
sözleşme gereği ağustos 2009'a kadar devletle ortaklaşa
gelir paylaşımı içerisinde faaliyetlerini sürdürecek.
Öte yandan Vodafone devletin istediği şartların
başında yer alan KKTC'deki yatırımları da yapacak.
Devlet, Türkiye'deki Telsim'in TMSF'ye devredilmesinin ardından geçen
sürece KKTC Telsim, sözleşmede yer alan yükümlülüklerini yerine
getirmeyerek yatırımlardan çok geri kalmış ve abonelerine
yeterli hizmeti veremiyordu. Bu yüzden devlet Vodafone'dan gerekli
yatırımları yapmasını istedi.
"KKTC Telsim'i Vodafone verdik"
Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Salih
Usar, Vodafone ile anlaşmanın imzalanmasının ardından
KIBRIS'a yaptığı açıklamada, dün bakanlıkta Vodafone
ve TMSF ile yapılan toplantının olumlu geçtiğini ve
ardından Telsim'i Vodafone'a bağlayan sözleşmenin resmen
imzalandığını açıkladı.
Salih Usar, önceki gün devletin istediği şartları
merkezleri ile görüşmek için izin isteyen Vodafone yetkilileri ile dün
yaptıkları toplantıda devletin tüm şartlarını
kabul ettiklerini ve anlaşmanın imzalandığını
söyledi.
Bakan Usar, önceki gün yapılan toplantıda ortada ciddi bir
pürüzün olmadığını, sadece Türkiye'deki Telsim'in Tasarruf
Mevduatı Sigorta Fonu'a (TMSF) devredilmesinin ardından KKTC
Telsim'in gerekli yatırımları yapmadığını ve
bu yatırımların süratlendirilmesini istediklerini, gerekli
adımların atılmasını
sağladıklarını kaydetti.
KKTC Telsim'in Vodafone'a 2009'un ağustos ayına kadar
devredildiğini ifade eden bakan Salih Usar, "Vodafon'un
sözleşmesi devletin herhangi bir lisans devir işlemlerini
gerçekleştirmemesi halinde sözleşme ağustos 2009'a kadar
sürecek" dedi.
"İyi bir rekabet olacak"
Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Salih
Usar, Telsim'in Vodafone'a devredilmesinin ardından ülkemizdeki GSM
şirketleri arasında iyi bir rekabet olacağını söyledi.
Usar, KKTC Telsim'in artık resmen Vodafone'un olduğunu ve
bugüne kadar yeterli hizmet almayan KKTC Telsim abonelerinin bundan sonra yeterli
ve nitelikli hizmet alacağını da kaydetti.
"Lisans devirlerini gündemimize aldık"
Usar, KKTC Telsim'in Vodafone'a devredilmesinin ardından
ülkemizde bulunan iki GSM operatörüne lisans devirlerini gündemlerine
aldıklarını söyledi.
2007 veya her iki şirketin devlet ile yaptığı
sözleşmenin bitiş yılı olan 2009'u beklemeden bu yıl
içerisinde gerekli girişimler yapılarak lisansların
devredilebileceğini de anlatan Bakan Salih Usar, şöyle konuştu:
"Vodafone ile devir sözleşmesini imzalamamızın
ardından her iki GSM operatörü ile anlaşmamızın sona
erdiği 2009 yılını beklememize gerek kalmadan bu yıl
içerisinde lisanların devredilmesi gerçekleşebilir" dedi.
Vodafone'un piyasa değeri 80 milyar Euro
Telsim ihalesinde en yüksek teklif veren Vodafone Group Plc şirketi,
mobil telefon işletmeciliği alanında dünyanın en büyük
şirketi olarak biliniyor.
Kuruluşu 1984 yılına dayanan Vodafone,
başlangıçta İngiliz iletişim şirketi Racal
Electronics'e ait bir alt şirket olarak Racal Telecom adıyla
telekomünikasyon sektörüne girdi.
Kısa zamanda büyüyerek 1991 yılında
bağımsız bir şirkete dönüşen ve Vodafone Group Plc
adını alan şirket, 1999 yılında Air Touch
Communications firmasıyla birleştikten sonra sektörde hızla
büyümeye başladı. Bir dizi birleşme ve satın almayla telekomünikasyon
alanında dünya birinciliğine ulaşan Vodafone, şu anda bir
çok alt şirket ve iştirakiyle başta Avrupa, Kuzey Amerika ve
Uzakdoğu olmak üzere tüm dünyada faaliyet gösteren dünyanın en büyük
şirketlerinden biri haline gelmiş bulunuyor. Müşteri sayısı
2005 Eylül ayı itibariyle 171 milyon kişiye ulaşan Vodafone'un
piyasa değeri de 2005 Kasım ayı itibariyle yaklaşık 80
milyar Euro olarak hesaplanıyor.
Vodafone, kuzeyle güneyi birleştirecek
Telsim ihalesini kazanan İngiliz Vodafone, 30 milyon dolar verip
KKTC Telsim'i de aldı.
Güney Kıbrıs'ta da iki yıldır hizmet veren
Vodafone, böylece iki tarafı cepte birleştirecek.
Türkiye'deki Telsim ihalesini 4 milyar 550 milyon dolara kazanan
İngiliz Vodafone, şartname gereği KKTC'ye 30 milyon dolar
vermesi gerekiyordu. KKTC Telsim'i alan Dünyanın en büyük GSM operatörü
olan Vodafone'un Güney Kıbrıs'ta da ortaklığı
bulunuyor. Böylece, İngiliz Vodafone garantör ülke siyasetçilerinin,
Avrupa Birliği'nin ve Birleşmiş Milletler'in
yapamadığını yapıp Kıbrıs'ı GSM'de birleştirmiş
olacak.
Uzan Ailesi'ne ait Rumeli Holding'in bir şirketi olan KKTC
Telsim'in satışı Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF)
tarafından "Rızai satış" yöntemiyle
gerçekleşti.
Vodafone 2 yıldır güneyde
KKTC Telsim, KKTC'de gerçekleştirilen en büyük özel sektör
yatırımlardan biri. Şirket, yap-işlet-devret
esaslarına dayalı olarak Ağustos 1995 tarihinde kuruldu.
İlk abonelerini 23 Ekim 1995'te almaya başlayan şirket,
sayı vermekten kaçınıyor.
KKTC Telsim'in Lefkoşa, Magosa, Girne, Güzelyurt, Gemikonağı,
Yenierenköy, İskele, Akdoğan'da bayileri bulunuyordu.
Güney Kıbrıslı CYTA şirketi ise Şubat 2004'te
Vodafone ile network ortaklık anlaşması imzaladı. Yeni
marka olarak da Cytamobile-Vodafone ismi belirlendi. Bu anlaşmayla
Cytamobile-Vodafone, Vodafone'un Güney Kıbrıs'taki tek
ortağı oldu. Şirketin Güney Kıbrıs'ta 568 bin abonesi
bulunuyor.
CANSU'DA VODAFONE 1 KODLU RESIM:
Vodafone, TMSF ve KKTC yetkililerinin iki gün boyunca
Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanlığı'nda
gerçekleştirdiği toplantıdan dün imzalar atılarak
çıktılar
CANSU'DA SALİH USAR
Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Salih
Usar, KIBRIS'a KKTC Telsim'in Vodafone devredilmesinin ardından
açıklama yaptı
KIBRIS
24/08/06
Rasbash: KKTC'de açılacak AB ofisinin personeli eylül
ayında adaya geliyor
Ofis personelinin, Avrupa Komisyonu ile gerçekleştirilecek tüm
bağlantıları sağlayacağını kaydeden Rasbash,
personelin aynı zamanda yardım projeleri ve diğer
bağlantıları da organize edeceğini dile getirdi.
Rasbash, Avrupa Birliği tarafından finanse edilen proje ve
programların da ofisin gözetiminde olacağını
vurguladı.
Bu projelerle, adanın yeniden birleşmesine ve
Kıbrıslı Türklere uygulanan izolasyonların
kaldırılmasına katkı sağlanacağını
ifade eden Rasbash, böylece Kuzey Kıbrıs'ın ekonomik
gelişiminin destekleneceğini belirtti.
Andrew Rasbash, yapılacak yardımlarla; katı atık
yönetimi, atık suların değerlendirilmesi, elektrikteki
sorunların giderilmesi, tarım ve sosyal hayat gibi konulara direkt
katkı sağlamayı amaçladığını kaydederek,
bunların her iki topluma yarar sağlayacağına
inandığını ifade etti.
Yapılacak yardımların Avrupa Birliği
yasalarına uyum çalışmaları çerçevesinde etkili
olacağını kaydeden Rasbash, adadaki ekonominin
birleşmesinin de böylece destekleneceğini sözlerine ekledi.
KIBRIS
24/08/06
Rum seçmenlerin doğum yerlerinin
yazılmamasının ardında art niyet yok
Bu işlemin arkasında hiçbir art niyet
bulunmadığı kaydedilen açıklamada, "Kıbrıs
Cumhuriyeti seçmen kütüklerinde hiçbir zaman oy veren kişilerin doğum
yeri belirtilmiyor. Oy kullanma hakkı Kıbrıs
vatandaşlarına ve ikamet ettikleri yere bağlıdır.
Ayrıca, oy veren kişilerin doğum yeri ve diğer bilgiler
nüfus kütüğünde kayıtlıdır" dendi.
Açıklamada devamla seçim listelerinde kayıtlı olan
501.000 kişiden 22.403'nün, yani seçmenlerin % 4,5'nin yurtdışında
doğduğu belirtildi.
Açıklamada ayrıca 22.403 kişinin % 62'sinin
Kıbrıs Cumhuriyeti vatandaşlığına sahip olan
kişiler olup Mısır, Avustralya, Yunanistan, Britanya ve Güney
Afrika'da doğduğu belirtildi.
Soyer'in açıklamasına yanıt veren açıklamada,
yapılan işlemlerde herhangi bir art niyet bulunmadığı,
seçmen kütük ve listelerin araştırmacılara ve kamuoyu
yoklamacılarına açık olduğu vurgulandı.
KIBRIS
24/08/06
Polis mescit bastı
LİMAM ÖZGEN: KURSLARA DEVAM EDECEĞİZ...
Gazimağusa'da polis, dün sabah 'Mustafa Paşa Mescidi'ne baskın
yaparak, izinsiz din kursu veren müezzin İbrahim Balcı ile kurs gören
6 çocuğu karakola götürdü.
Milli Eğitim Bakanlığı'ndan izin almadan dini
bilgiler verdiği için aleyhine dava okunan müezzin İbrahim
Balcı, daha sonra çocuklarla birlikte serbest bırakıldı.
'Mustafa Paşa Mescidi'nin 8 yıllık imamı Nedim Özgen,
bağlı bulundukları Din İşleri Dairesi'nin direktifi
doğrultusunda din kurslarını vermeye devam edeceklerini söyledi
"30'A YAKIN ÖĞRENCİMİZ VAR" İmam
Nedim Özgen, kendisinin 8, müezzin İbrahim Balcı'nın ise 4
yıldır Mustafa Paşa Mescidi'nde görev
yaptığını, devletten maaş çektiklerini belirterek
şöyle konuştu: " 3 aydır,burada 8-12 yaş grubu
çocuklara din dersleri veriyoruz. 30'a yakın öğrencimiz var. Bu
derslerden dairemizin bilgisi var. Kurslara birtakım tepkiler gelince 15
günlük bir ara verdik. Geçen cumartesi günü Lefkoşa'da bir toplantı
yapıldı ve kurslara devam edilmesi kararı alındı"
Sevgi YALMAN
Gazimağusa'da polis, dün sabah 'Mustafa Paşa Mescidi'ne
baskın yaparak, izinsiz din kursu veren müezzin İbrahim Balcı
ile kurs gören 6 çocuğu karakola götürdü.
Milli Eğitim Bakanlığı'ndan izin almadan dini
bilgiler verdiği için aleyhine dava okunan müezzin İbrahim
Balcı, daha sonra çocuklarla birlikte serbest bırakıldı.
'Mustafa Paşa Mescidi'nin 8 yıllık imamı Nedim Özgen,
bağlı bulundukları Din İşleri Dairesi'nin direktifi
doğrultusunda din kurslarını vermeye devam edeceklerini söyledi.
KTÖS ve KTAMS'ın , küçük çocuklara, okulların
dışında, cami ve mescitlerde din ve kuran kursu verilmesine
karşı çıkması ve bunun sonrasında Din Görevlileri
Sendikası ile birliğinin sendika binaları önüne siyah çelenk
koyması ile başlayan ve giderek büyüyen din kursları konusu, dün
bu olayla yeni bir boyuta taşınmış oldu.
Mustafa Paşa Mescidi'ne baskın yapan polis ekibi, izinsiz
din kursu veren müezzin İbrahim Balcı (35) ve baskın
sırasında din eğitimi alan 6 çocuğu karakola götürdü.
Karakolda, müezzin Balcı'nın yanında yaşları 8 ile 12
arasında değişen çocukların da ifadeleri alındı. Aleyhine
dava okunan Balcı, daha sonra çocuklarla birlikte serbest
bırakıldı.
KIBRIS'a konuşan Mustafa Paşa Mescidi İmamı Nedim
Özgen, çocuklara din kursu vermekten vazgeçmeyeceklerini; bağlı
bulundukları Din İşleri Dairesi'nin Başkanı Ahmet
Yönlüer'in talimatı doğrultusunda din kurslarına bu günden
itibaren devam edeceklerini söyledi.
'30 a yakın öğrencimiz var'
İmam Nedim Özgen, kendisinin 8, müezzin İbrahim
Balcı'nın ise 4 yıldır Mustafa Paşa Mescidi'nde görev
yaptığını, devletten maaş çektiklerini belirterek
şöyle konuştu:
"3 aydır, burada 8-12 yaş grubu çocuklara din dersleri
veriyoruz. 30'a yakın öğrencimiz var. Bu derslerden Dairemizin
bilgisi var. Kurslara birtakım tepkiler gelince 15 günlük bir ara verdik.
Geçen Cumartesi günü Lefkoşa'da bir toplantı yapıldı ve
kurslara devam edilmesi kararı alındı. Biz de Pazartesi gününden
bu yana 3 gündür kurslarımıza başladık. Bu gün ben yoktum.
Benim yerime müezzin İbrahim Balcı ders veriyordu. Polis geldi ve
izinsiz kurs verildiğini söyleyerek Balcı ile çocuklarımızı
karakola götürdü".
Nedim Özgen, din kurslarında Din İşleri Dairesi'nin
verdiği müfredatı takip ettiklerini, çocuklara tamamen aileleri ve
kendi istekleri doğrultusunda din dersi verdiklerini, onlara
peygaberimizi, Allah'ı ve kitabını, ahlak sahibi olmalarını,
vatanlarını sevmelerini öğrettiklerini de kaydederek "Bu
gün polis, çocukları da alarak karakola götürdü. Çocukların
psikolojisi bozuldu; arada ağlayanlar oldu" dedi.
İmam Nedim Özgen, mescidin 15 yıldır Gazimağusa'da
faaliyet gösterdiğini ifade ederek "Bir çocuk cami veya mescide gelip
de dinini öğrenmek isterse engel olamayız. Dairemizin ve
başkanımız Ahmet Yönlüer'in direktifleri doğrultusunda
derslerimizi vermeye devam edeceğiz" diye konuştu.
KIBRIS
24/08/06
Kıbrıs Rum Kesimi BM
Barış Gücü için sevkıyat üssü oluyor
Kıbrıs
Rum yönetimi Dışişleri Bakanı Yorgos Lillikas, BMnin,
Lübnana gönderilecek barış gücünün sevkinin sağlanması
için adada yönetim karargahı kurma kararı
aldığını söyledi.
Lübnan yönetimiyle görüşmek üzere bu ülkeye giden Lillikas, BMnin birkaç
gün önce kendilerini bu karardan haberdar ettiğini bildirdi.
Kıbrıs Rum Kesimi, geçen hafta, Lübnandaki BM gücü UNIFILin
güçlendirilmesiyle ilgili operasyonda geçiş noktası olabileceği
konusunda öneri sunmuştu.
Fransa ise barış gücüne iki tabur, yani yaklaşık 1600 asker
daha gönderebileceğini açıkladı. Daha önce bu ülkenin sadece 400
asker göndermesi hayalkırıklığı
yaratmıştı.
HURRIYET 24/08/06
Rum konferansının kayıtları
çalındı
Sefa KAPLAN
İstanbulda Zoğrafyon Lisesini Bitirenler
Derneği tarafından düzenlenen Rum konferansına ait bütün
kayıtlar, derneğin Taksimdeki ofisinden çalındı. Dernek
Başkanı Vingas, kayıtların bulunduğu hard-diskten
başka hiçbir şeye dokunulmadığını belirtti.
İSTANBULda 30-Haziran-2 Temmuz tarihleri
arasında Hilton Otelinde düzenlenen Rum konferansına ilişkin
bütün bilgi, belge ve kayıtların bulunduğu hard-disk,
toplantıyı düzenleyen Zoğrafyon lisesini Bitirenler
Derneğinin Taksimdeki ofisinden çalındı. 12 Ağustosda
derneğin kapısını kırarak içeri giren ve başka
hiçbir şeye dokunmayan kişi veya kişiler, konferans
kayıtlarının bulunduğu bilgisayar hard diski alıp
gittiler.
Zoğrafyon Lisesini Bitirenler Derneği Başkanı Laki Vingas,
"Ofisimizde üç kilitli oda vardı. Hırsız veya
hırsızlar, bu odalara girmeye teşebbüs bile etmemiş. Belli
bir hedefe yönelik olarak derneğe girmişler ve hard-diski alıp
gitmişler"
dedi. Vingas, soygunu fark eder etmez polise
haber verdiklerini, hem Beyoğlu Emniyet Amirliğinin, hem de
Gayrettepeden gelen Olay Yeri İnceleme Ekibinin son derece titiz bir
biçimde araştırma yaptıklarını belirterek,
"Faillerin en kısa sürede bulunacağına eminim" dedi. Hırsız veya
hırsızların belli bir hedefe yönelmiş olmasının gözdağı ihtimalini akla getirdiğini,
polisin de soruşturmayı bu yönde sürdürdüğünü kaydeden Vingas, derneğin
sekreteryasının çalışmalarını sürdürdüğünü
de söyledi.
AMAÇ
KORKUTMAK MI
Konferansı
düzenleme komitesinden Frango Karaoğlan ise Taksim gibi bir yerde, konsoloslukla karşı
karşıya bulunan bir binada yer alan derneğe kapıyı
kırarak güpegündüz girilebilmesinin dikkat çekici olduğunu
vurguladı. Karaoğlan şöyle konuştu:
"Konferans
sırasında sürekli çekim yapan birisi ilgimi çekmişti. Gidip
hangi televizyondan olduğunu sordum. Resmi görevli olduğunu söyledi.
Bütün konferansı başından sonuna kadar çektiler. Bizden de hem
katılımcıların, hem de davetlilerin listesini istediler.
Onu da kendilerine verdik. Bu durumda akla, bunun korkutma amacıyla
yapılmış bir hırsızlık olduğu ihtimali
geliyor."
İLK RUM KONFERANSI
İstanbulda Buluşma: Bugün-Yarın adını taşıyan konferans,
protestolara da sahne olmuştu. İstanbuldan dünyanın dört bir
yanına dağılan Rumların bir araya gelmesi, konferansın
son derece duygusal bir atmosferde geçmesine yol açmış, benzer bir
toplantının Batı Trakya Türkleri için de yapılması
temennileri dile getirilmişti. Rum Ortodoks Patriği Bartholomeosun
açılışını yaptığı konferansta,
İstanbullu Rumların yaşadığı sorunlar
tartışılmıştı.
HURRIYET
25/08/06
Soyer, Erdoğan ile görüştü
Başbakan Ferdi Sabit Soyer, sağlık amaçlı Ankara
ziyaretinde TC Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ile görüştü.
Başbakanlık Resmi Konutu'nda basına kapalı
gerçekleşen görüşme, 1 saat 20 dakika sürdü. Görüşme
sonrasında basına herhangi bir açıklama yapılmadı.
BRTK'nın haberine göre, Başbakan Soyer, Ankara'da
Erdoğan ile öğle yemeğinde bir araya geldi.
Edinilen bilgiye göre, görüşmede ağırlıklı
olarak elektrik konusunda yaşanan sıkıntılar ele
alındı.
Başbakan Soyer'in, Erdoğan'dan elektrik konusundaki
sorunların aşılması için daha fazla destek istediği
kaydedildi.
Kıbrıs konusu, iç ve dış gelişmelerin de ele
alındığı görüşmede, Türkiye-Avrupa Birliği
ilişkilerinde gelinen nokta ve Kıbrıs ile ilgili boyut,
detaylarıyla değerlendirildi.
Soyer-Erdoğan görüşmesinde ayrıca, Birleşmiş
Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan'ın 6 Eylül'de Türkiye'ye
yapacağı ziyaret görüşüldü.
Ankara'daki temaslarını tamamlayan Başbakan Ferdi Sabit
Soyer, İstanbul üzerinden dün akşam saat 22.45'te KKTC'ye döndü.
KIBRIS
25/08/06
Hükümet, yabancılara gayrı menkul
satışını hızlandırdı
HÜKÜMETTEN ÖNLEM... Hükümet, adada yaşayan yabancıların
Kuzey Kıbrıs'tan gayrı menkul satın alımının
hızlandırılması ve güçlüklerin giderilmesi için
birtakım önemeler alıyor. Orams Davası'nın kamuoyunda
yarattığı güvensizliğin ve yabancıların mülk
satın alımında karşılaştığı
bürokratik engellerle ilgili şikayetlerin artmasının
ardından, hükümet, bu konuda birtakım adımlar atma kararı
aldı
MERKEZ KURULACAK... Başbakan Soyer, hükümetin, mülk satın
alımıyla ilgili şikayetlerin ve sorunların, mahkeme
aşamasına gitmeden ele alacak bir merkez kurulacağını
açıkladı. Başbakan Soyer, ayrıca, hükümetin, bu yıl
boyunca yabancılar tarafından yapılan mülk satın alımıyla
ilgili başvurulara izin verme sürecinin
hızlandırıldığını söyledi
Anıl IŞIK
Hükümet, adada yaşayan yabancıların, kuzeyden
gayrı menkul satın alımının
hızlandırılması ve bu konuda
karşılaştıkları güçlüklerin giderilmesi için
birtakım önemeler alıyor.
Orams Davası'nın kamuoyunda yarattığı
güvensizliğin ve yabancıların mülk satın alımında
karşılaştığı bürokratik engellerle ilgili
şikayetlerin artmasının ardından, hükümetin,
yabancıların mülkiyet konusunda
karşılaştığı bazı sorunların
giderilmesi için iki önemli strateji belirlediği bildirildi.
Konuyla ilgili olarak Başbakan Ferdi Sabit Soyer, hükümetin, mülk
satın alımıyla ilgili şikayetlerin ve sorunların,
mahkeme aşamasına gidilme ihtiyacı, doğmadan ele alacak bir
merkez kurulacağını açıkladı.
Soyer, ayrıca, hükümetin, bu yıl boyunca yabancılar
tarafından yapılan mülk satın alımıyla ilgili
başvurulara izin verme sürecinin
hızlandırıldığını söyledi.
"Çağdaş, modern ve demokratik bir ülke olarak, adada
bizimle birlikte yaşamayı seçen yabancıların
karşılaştıkları sıkıntıların
giderilmesi görevimizdir" diyen Başbakan Soyer, bu amaçla,
"hükümetin, kamu reformu çerçevesinde, kurumsal eksikliklerin giderilmesi
üzerinde çalıştığını" kaydetti.
Soyer, yabancıların şikayetlerini ele alacak merkezin,
Lefkoşa'da en kısa sürede açılacağını belirtti,
ancak merkezin ne zaman açılacağıyla ilgili kesin bir tarih
vermedi.
Bakanlar Kurulu'nun yabancıların mülk satın
alımına izini veren karar sayısında önemli bir
artış olduğunun belirtilmesi üzerine Soyer, Annan Planı
referandumu sonrasında, küçük ve büyük, tüm yatırımcıların
adanın kuzeyine büyük bir ilgi duyduğuna işaret ederek, budan
dolayı böyle bir artışın meydana geldiğini belirtti.
Soyer, "Adaya yerleşen yabancılar tarafından mülk
satın almak için yapılan başvurularla ilgili işlemlerinin
uzamaması için birtakım tedbirler aldık. Bu nedenle, son zamanlarda
gayet süratli olarak bu başvuruları değerlendiriyoruz ve bu
dokümanları hızlandırıyoruz" dedi.
Yabancıların başvurularıyla ilgili
şikayetlerinin ve Annan Planı sonrasındaki mülkiyet sektöründeki
patlamayla ilgili endişelerinin ardından, Bakanlar Kurulu,
yabancıların, kuzeyde mülk satın alma başvurularına
izin verme sürecini hızlandırdı.
İçişleri Bakanlığı yetkilileri, bakanlar
kurulu tarafından, hukuk yetkililerinin "uygun" olarak
addettiği başvuruların neredeyse tümünün onaylanmış
olduğunu bildirdi.
İçişleri Bakanlığı'ndan elde edilen bilgilere
göre, Bakanlar Kurulu, Ocak 2006'dan ağustos ayının
başına kadar 654, 2005 yılında 616, 2004'te 249, 2003'te
ise 425 başvuruyu onayladı.
Onaylanan başvurularda dramatik artış
Bu rakamlara göre, kapıların açıldığı
2003 yılına kıyasla, Annan Planı'nın sunulduğu
2004 yılında onaylanan başvurularda yüzde 42 oranında
önemli bir düşüş meydana geldi.
Öte yandan, Kıbrıs sorununa kapsamlı çözüm öngören
Annan Planı'nın başarısız olmasının
ardından, Bakanlar Kurulu tarafından izin verilen başvuru
sayısında bir yükseliş meydana geldi. 2004'e kıyasla,
çözümsüzlüğün devam ettiği 2005 yılında ise, onaylanan
başvuru sayısında 147'lik bir yükseliş gözlemlendi.
Annan Planı'nın ardından, adadaki mevcut düzenin devam
ettiği 2006'da hükümetin izin verdiği başvuruların
sayısı artış göstermeye devam ediyor. 2006
yılının ilk yarsındaki dramatik artışın bu
yıl sonu kaç olacağı ise merak konusu...
"Kıbrıs Türk halkının gelişimini kimse
durduramaz"
Kıbrıs Türk halkının çözüm istencini yineleyen
Başbakan Soyer, ancak çözümsüzlüğün devam ettiği dönemde
Kıbrıs Türk halkının ekonomik kalkınmasını
kimsenin durduramayacağını vurguladı.
Çözümsüzlükten dolayı Kıbrıs Rum toplumu lideri Tassos
Papadoplulos'u suçlayan Soyer, "Çözüme dönük motivasyonunu kaybeden
Papadopulos yönetiminin Kıbrıs Türk halkının
kalkınmasına destek olması düşüncesi yoktur. İnsanlar
konut istiyor, hastane istiyor, çağdaş ve demokratik ortamda
yaşamak istiyor. İnsanların bu istemini hangi güç durdurabilir
ki?" diye konuştu.
Soyer, adanın kuzeyinde Kıbrıslı Rumlara ait olan
malları satın alan yabancılar için "KKTC hükümetinin ve
Kıbrıs Türk halkının kendisinin bir teminat"
olduğunu vurguladı.
KKTC'de kurulan Mal Tazmin Komisyonu'nun yasasının
çıktığını ve komisyona başvuran
Kıbrıslı Rumların, demokratik hukuk devletinin
işleyişi içerisinde haklarını almakta olduklarını
söyleyen Soyer, KKTC'nin, Kıbrıs Rum tarafının, Orams
davası gibi açmış olduğu "haksız" davalara
karşı mücadele vermekte olduğunu söyledi.
"Kıbrıslı Rumların hukuksal
haklarını değil, siyasi amaçlar elde etmek amacıyla
AİHM'e başvurduğuna" işaret eden Soyer,
"Aresti'nin niyeti tazminat değildir. Tamamen istismardır. Ancak
Kıbrıs sorunu mahkemelerle çözülemez" dedi.
Soyer, "Eğer Kıbrıs Rum halkı, çözüm istiyorsa,
çıkmazlara yeni çıkmazların eklenmesini istemiyorsa, bir an önce
Annan planı çerçevesinde masaya oturmalı. Çözümsüzlüğün devam
etmesi ile gelişmeyi durduramazsınız. Yeni konut, evler isteyen
bir gence Padadopulos'un gönlünün olmasını bekle diyemezsiniz"
dedi.
KIBRIS
25/08/06
Papadopulos: Türk tarafının işbirliği
yapacağını umut ediyoruz
Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos, Kıbrıs
sorununun kapsamlı çözümünü beklemeyerek günlük yaşamı olumsuz
etkileyen konuların ele alınmasını amaçlayan teknik komitelerin
hızlı biçimde çalışmaya başlaması konusunda,
"Türk tarafının işbirliği yapacağını
umut ettiklerini" söyledi.
Rum Haber Ajansı'na göre Tasos Papadopulos, Ulusal Rum
Federasyonu (POMAK) ve Rum Mücadelesi Koordinasyon Komitesi'nin (PSEKA)
Lefkoşa'daki kurultayının açılış töreninde,
"Bizim tezimiz açıktır. Biz yapıcı tarafız.
Zorluklar vardır, ancak siyasal müzakerelerin ön
hazırlığı için gerekli olan komitelerin çalışmalarının
hızlı bir biçimde başlaması için, Kıbrıs Türk
tarafının işbirliği yapacağını umut
ediyoruz" diye konuştu.
Papadopulos, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile yakın
zamanda görüşüp görüşmeyeceklerinin sorulması üzerine ise,
"Bir görüşme ayarlanmadı. 8 Temmuz tarihli anlaşma, iki
toplum liderinin, teknik komitelerin çalışmalarını gözden
geçirmek, talimatlar vermek ve komitelerin hazırlandığı
zemin üzerinde istişareler yapmak amacıyla, gerekli olduğu zaman
görüşmesini öngörüyor. Önemli olan nedir? Görüşmenin
yapılıp yapılmayacağı mı? Yoksa
yapılması için neden olup olmayacağı mı?"
Talat ve Papadopulos'un 8 Temmuz'da vardığı
anlaşma zemininde, Kıbrıs sorununun kapsamlı çözümünü
beklemeyerek günlük yaşamı olumsuz etkileyen konuların ele
alınmasını amaçlayan teknik komitelerin
oluşturulmasına ilişkin görüşmeler, BM Kıbrıs
Temsilcisi Michael Möller'in kısa tatili nedeniyle verilen 12 günlük
aranın ardından dün yeniden başlamıştı.
KIBRIS
25/08/06
Kayıp Şahıslar Komitesi yeni bir proje
başlatıyor
Komite'den dün yapılan yazılı açıklamada,
"aylar süren yoğun çalışmalardan sonra",
"Kayıpların Mezardan Çıkarılması, Kimlik Tespiti
Yapılması ve Kalıntıların İadesi Projesi"nin
başlayacağı bildirildi.
Bu çerçevede, Komite üyeleri, dün Arjantin'den gelen "Arjantin
Adli Tıp Antropoloji Ekibi"nin (EAAF) 4 üyesiyle ara bölgedeki Ledra
Palace Otel'de bir araya geldi.
Açıklamaya göre, Kıbrıslı Türk ve Rum arkeolog ve
antropologlar, EAAF rehberliğinde tüm ada çapında mezardan
çıkarma programını yürütecek.
Mezardan çıkarılan kalıntılar, Kayıp
Şahıslar Komitesi tarafından ara bölgedeki Lefkoşa
Havaalanı yakınındaki UNPA'da (BM gözetimindeki bölge) inşa
ettirilen Antropoloji Laboratuarı'na nakledilecek. Burada,
Kıbrıs Türk ve Rum antropologlardan oluşan bir ekip EAAF mensubu
bilim adamlarının rehberliğinde çalışmalarını
sürdürecek.
Proje iki aylık bir süre için devam edecek. Gerekli fonların
sağlanması halindeyse, kazılar kayıpların gömülü
olduğu bilinen tüm alanlarda tamamlanana kadar sürecek.
Komite açıklamasında, basına sürece dair ilerlemeler
hakkında düzenli olarak bilgilendirme yapılacağı da
bildirildi. Açıklamada ayrıca, basından, konuyla ilgili
yayın yaparken, kayıp şahısların aileleri ve
yakınları arasında gereksiz üzüntüye neden olmamak için gerekli
hassasiyeti ve anlayışı göstermesi istendi.
KIBRIS
25/08/06
Teknik komiteler
dışındaki herhangi bir prosedür kısa zamanda
başarısızlığa uğrar
Rum Dışişleri Bakanı Yorgos Lillikas,
"Kıbrıs sorununa çözüm bulunması için teknik komiteler
dışındaki herhangi başka bir prosedürün, yani Ankara ve
KKTC tarafından önerilen; ön hazırlığı yapılmadan
doğrudan görüşmelerin, çok kısa zamanda
başarısızlığa sürükleneceğini" iddia etti.
Rum radyosunun haberine göre Lillikas bu görüşünü; dün Larnaka
Havaalanı'nda Beyrut'a hareketi öncesinde, DİSİ
Başkanı Nikos Anastasiadis'in önceki günkü "teknik komitelerle
ilgili izlenmekte olan prosedürün zaman aldığına"
ilişkin görüşünü yorumlaması istendiğinde ifade etti.
Lillikas, teknik komitelerin ne hızda çalışabileceğinin iki
tarafa bağlı olduğunu söyledi.
Lillikas, teknik komiteler prosedürünün BM Genel Sekreteri
tarafından önerildiğini söyledi ve herhangi başka bir prosedürün
ne Kıbrıs sorununun çözümü hedefine ne de "Kıbrıs
halkının" çıkarlarına hizmet edeceği
değerlendirmesinde bulundu.
KIBRIS
25/08/06
İkna edilmesi gereken kişi Papadopulos'un
kendisidir
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca,
konuyla ilgili yaptığı yazılı açıklamada,
şöyle dedi:
"Gerek 8 Temmuz 2006 tarihinde alınan kararların
öncesindeki tartışmalar, gerekse o günden bu yana devam eden
çalışmalar, açıkça göstermiştir ki, federal çözüm formülüne
ikna edilmesi gereken kişi bizzat Papadopulos'un kendisidir.
Cumhurbaşkanı Talat, bütün ömrünü Kıbrıs'ta barış
için harcamış ve bunun 'iki toplumlu , iki kesimli ve siyasi
eşitliğe dayanan federal bir çözüm' ile mümkün olabileceğine
inanmış bir liderdir. Bunun kanıtlanması için
Papadopulos'un tanıklığına ihtiyaç yoktur."
KIBRIS
25/08/06
|
AA
Güncelleme: 07:25 ET 26 Ağustos 2006 Cumartesi
LEFKOŞA
- Rum Haravgi gazetesi, Papadopulosun, Hollandanın Güney
Kıbrıstaki yeni Büyükelçisi Jan Eric van den Bergin güven mektubunu
sunma töreni sırasındaki sohbetinde Kıbrıs sorununa
değindiğini belirtti.
Habere
göre, Türkiyenin ABye üyelik müzakerelerine başlamasına destek
verdiklerine işaret eden Papadopulos, Kıbrıs sorununa
yaklaşımlarının da yapıcı olduğunu ifade
etti.
Hollandalı büyükelçiye, Türkiyenin ABye karşı
yükümlülüklerini yerine getirmemesinin kabul edilmemesi gerektiği
mesajını veren Papadopulosun, Kıbrıs sorununun çözümü için
özlü müzakerelere başlayabilmeyi umduklarını söylediği
belirtildi.
Habere göre, Papadopulos sözlerine, Kıbrıs Türk toplumu,
Kıbrısta iki eşit devlet arasında yeni bir ortaklık
ilkesini ileri götürmeyi hedefliyor. Biz bu fikri kınıyoruz ve bu
uluslararası camia tarafından da kabul edilmiyor. Kıbrıs
Cumhuriyeti (Rum kesimi) devletinin, sorunun halli için müzakerelerin
yinelenmesi yönündeki inisiyatiflerine rağmen Türkiye, Kıbrıs
sorununda yapıcı olmayan yaklaşımda bulunarak
uzlaşmazlığını sürdürüyor şeklinde devam etti.
Talat'tan BM'ye tepki
ANLAŞILIR GİBİ DEĞİL...
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Lübnan'a yönelik BM operasyonunda
Güney Kıbrıs'ın üs olarak kullanılacağı yönündeki
açıklamalara tepki gösterdi. Bu durumun kendilerini son derece
rahatsız ettiğini söyleyen Talat, BM'nin sorun olan bir yerde, yasal
olmayan bir ülkede, böyle bir operasyonun merkez üssünü kurmasının
anlaşılır olmadığını vurguladı. Talat,
bunun BM'nin tarafsızlığına ve Kıbrıs konusundaki
duruşuna uygun bir yaklaşım olmadığını
kaydetti
GEREKLİ GİRİŞİMLER YAPILACAK... Rum
yönetiminin yasal zafiyetleri bulunan ve yasal olmayan bir devlet olduğunu,
kendi topraklarında aynen Lübnan'da olacağı gibi BM
Barış Gücü bulunduğuna dikkat çeken cumhurbaşkanı,
kendi topraklarında olağanüstü bir durum olduğu için BM
Barış Gücü bulunduran bir ülkenin barış gücü
operasyonları için merkez kabul edilmesinin son derece yanlış
olduğunu kaydetti. Talat, KKTC olarak bu konuda Genel Sekreter nezdinde
gerekli girişimleri yapacaklarını vurguladı
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Lübnan'a yönelik BM
operasyonunda Güney Kıbrıs'ın üs olarak
kullanılacağı açıklamalarına tepki gösterdi.
Talat, dün DNA laboratuvarının açılış
töreninden sonra basına yaptığı açıklamada, Lübnan'a
yönelik BM operasyonu için Güney Kıbrıs'ın seçildiği ve
lojistik desteğin Güney'den alınacağıyla ilgili bilgi
edindiklerini, bu konuda Rum dışişleri bakanlığının
da açıklama yaptığını söyledi. Bunun kendilerini son
derece rahatsız ettiğini söyleyen Talat, BM'nin sorun olan bir yerde,
yasal olmayan bir ülkede, böyle bir operasyonun merkez üssünü kurmasının
anlaşılır olmadığını vurguladı.
Bunun BM tarafsızlığına ve Kıbrıs
konusundaki duruşuna uygun bir yaklaşım
olmadığını vurgulayan Talat, Rum yönetiminin yasal
zafiyetleri bulunan ve yasal olmayan bir devlet olduğunu, kendi topraklarında
aynen Lübnan'da olacağı gibi BM Barış Gücü bulunduğuna
dikkat çekti.
Kendi topraklarında olağanüstü bir durum olduğu için BM
Barış Gücü bulunduran bir ülkenin barış gücü
operasyonları için merkez kabul edilmesinin son derece yanlış
olduğunu kaydeden Talat, KKTC olarak bu konuda Genel Sekreter nezdinde
gerekli girişimleri yapacaklarını vurguladı.
Papadopulos'a yalanlama
Talat, Rum basınında yer alan, Papadopulos'un
"Talat'ı bir buçuk saatte ikna ettim" şeklindeki
açıklamasına yorumunun sorulması üzerine şöyle dedi:
"Böyle bir şey söz konusu değil. Tüm basın
mensupları biliyor. Benim politikam yıllardır iki kesimli
federal çözüm üzerinedir. Bu hiç değişmedi. Değişen Rum
tarafının politikasıdır. Sayın Papadopulos BM Genel
Kurulu'nun önünde, 2005 yılında, politikasının Ozmosis,
yani Kıbrıslı Türklerin asimile edilmesi olduğunu söyledi.
Dolayısıyla iki toplumlu, iki kesimli, siyasal eşitliğe
dayalı federal çözümden vazgeçenin biz değil Rum liderliği
olduğunu kendisi itiraf etti. Bugün de 'eğer Kıbrıs Türk
tarafı yardımcı olursa komite çalışmalarında
ilerleme olur' demektedir. Halbuki durum bunun tam tersidir. Bir an önce
sorunun çözümünü sağlayacak müzakereleri başlatmak isteyen
Kıbrıs Türk tarafıdır."
Buna engelin Rum tarafının çözüme olan isteksizliği
olduğunu belirten Talat, Papadopulos'un bu gerçeği tersine çevirmeye
ve gerçekleri ortadan kaldırmaya çalıştığını
belirtti.
KIBRIS 26/08/06
DNA laboratuvarı hizmete
açıldı
LABORATUVARA GEREKSİNİM VARDI... Cumhurbaşkanı
Talat, kayıplar gibi insani bir sorunun çözümlenmesi gerektiğini
kaydederek, 2004 yılından bu yana önemli adımlar atılmaya
başlandığını, bu adımların bir parçası
olarak böyle bir laboratuvara gereksinim olduğunu söyledi
Lefkoşa Dr. Burhan Nalbantoğlu Devlet Hastanesi'ndeki
Thalassaemia Merkezi içerisinde kurulan DNA laboratuvarı dün düzenlenen
törenle Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat tarafından hizmete
açıldı.
Açılış törenine Talat'ın yanı sıra
Cumhuriyet Meclisi Başkanı Fatma Ekenoğlu, bakanlar, hastane
yetkilileri, Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi Türk yetkilileri ve
diğer üst düzey ilgililer katıldı.
Kayıplarla ilgili çalışmalar çerçevesinde gündeme gelen
laboratuvara yaklaşık 500 bin sterlin
harcandığını belirten yetkililer, bu rakamın
yapılacak yeni yatırımlarla artabileceğini belirttiler.
Törende ilk konuşmayı yapan Sağlık Bakanı
Eşref Vaiz, çok kısa bir zamanda çok büyük işler başaracak
bir laboratuvar sahibi olunduğunu vurguladı.
Kayıpların kimlik tespitinde hizmet veren
laboratuvarın, Rum tarafındaki laboratuvardan hiçbir farkı
olmadığını belirten Vaiz, kısa bir süre sonra
laboratuvarda genetik taramalar ve hastalıkların genetik
tanımlanması ile kriminal vakalarda tespitlerin de
yapılabileceğini söyledi.
Kayıplarla ilgili çalışmalarda uzman katkısı
veren ve laboratuvarın genel koordinatörlük görevini yapan Genetik
Uzmanı Dr. Erol Baysal da, laboratuvarın son bir yıldaki
özverili çalışmaların ürünü olduğunu belirtti. Baysal,
ülkeye ve topluma 21'inci asrın tıbbının getirilmesinin
sevincini yaşadıklarını kaydetti.
Laboratuvarın Kayıp Şahıslar Komitesi'nin bir
ayağı olarak kayıp aile fertlerinden DNA örnekleri alarak kimlik
tespiti yapmak amacıyla kurulduğunu anımsatan Baysal, teknik alt
yapı ve personeliyle laboratuvarın kayıplarla ilgili
çalışmaların ardından thalassaemia, alzheimer, down
sendromu, lösemi ve kanser gibi toplumda yaygın hastalıklar için de
kullanılacağını vurguladı.
Cumhurbaşkanı Talat ise, laboratuvarın neden gerekli
olduğunu anlattı.
Talat, kayıplar gibi insani bir sorunun çözümlenmesi
gerektiğini kaydederek, 2004 yılından bu yana önemli
adımlar atılmaya başlandığını, bu
adımların bir parçası olarak böyle bir laboratuvara gereksinim
olduğunu söyledi.
Nöroloji ve Genetik Enstitüsü'nün iki toplumlu bir proje olarak ABD
yardımıyla Güney Kıbrıs'ta kurulduğunu, ancak iki
toplumlu olmasına rağmen Kıbrıs Türkü'nün hastanedeki
haklarının hayata geçirilemediğini ve gasp edilme noktasına
geldiğini anlatan Talat, başbakanlığı döneminde bu
hastanedeki ortaklığı talep etmeye
başladığını, ancak tüm uğraşlarına
rağmen Rum tarafının "bu konuyu konuşmuyoruz"
diyerek olayı kapattığını belirtti.
Bu gelişmeler üzerine Kayıp Şahıslar Komitesi'nde
de konuyu ele alarak Genetik Enstitüsü'ndeki haklar baki kalmak üzere ayrı
bir laboratuvar kurma kararına vardıklarını anlatan Talat,
Dr. Baysal başta olmak üzere bir çok yerden katkı aldıklarını,
sağlık bakanı ve hükümet ile TC'nin önemli katkılar
yaptığını söyledi.
Talat, kuruluş amacını aşan bir noktaya
gelindiğini ve uzmanların katkısıyla tüm genetik
hastalıkların teşhisini yapabilecek bir laboratuvar
kurulduğunu belirtti. Talat, KKTC'de genetik laboratuvarı
kurulmasının çok önemli bir olay olduğunu sözlerine ekledi.
KIBRIS 26/08/06
Gambari, Güvenlik Konseyi'ne bilgi verecek
Kıbrıs'ta toplumlararası diyaloğun
başlaması amaçlı sondajların seyrinin, 29 Ağustos
Salı günü BM Güvenlik Konseyi'nin önüne konulacağı; BM Genel
Sekreter Yardımcısı İbrahim Gambari'nin, iki liderin
temsilcilerinin, BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs'taki Özel Temsilcisi
Michael Moller'le görüşmelerinde konuşulanlar hakkında, Konsey
üyelerine detaylı bilgi vereceği bildirildi.
Rum gazetesi Politis'in manşete çektiği haberinde, temmuzun
ilk yarısında adaya gerçekleştirdiği ziyaretinin
sonuçlarını ve izlenimlerini aktaracak olan BM Genel Sekreter
Yardımcısı Gambari'nin ayrıca, Pertev ve Conis'in
Annan'ın Kıbrıs'taki temsilcisiyle görüşmelerinde ilerleme
olmadığını vurgulamasının beklendiğini
yazdı.
"Gambari iki tarafı uyaracak"
Gazeteye göre Gambari, Kıbrıs'taki iki tarafı, 8
Temmuz'da kendisiyle birlikte anlaşmaya varılanların daha
süratli bir ritimde hayata geçirilmesi konusunda cesaretlendirecek ve
görüşmelerin yıl sonuna kadar tatmin edici bir hızda
ilerlememesi halinde Annan'ın, durumu raporunda anlatacağı
uyarısında bulunacak.
İbrahim Gambari'nin, temmuz ayı içerisinde BM Genel
Sekreteri'ne yönelik raporunda Kıbrıs sorunu üçgenindeki ziyaretinin
sonuçlarını ve özellikle Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve
Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'la vardıkları
mutabakatı anlattığını yazan gazete, özetle şöyle
devam etti:
"Bu rapor, iç belge oldu ve salı günü Güvenlik Konseyi
üyelerine verilmeyecek. Diplomatik kaynaklar, Gambari'nin söz konusu raporunda
yalnızca olguları anlattığını ve iki liderin
kendi aralarındaki anlaşmaya yaptıkları katkıyı
vurguladı. Ancak; BM Genel Sekreter Yardımcısı'nın
gelecek salı günkü üslubunun farklı olacağı
anlaşılıyor. Güvenlik Konseyi üyelerine, Moller'in
çabalarına rağmen, iki tarafın, üzerinde mutabakata
varılanları ileri götürmekte zorlandıklarını
söyleyecek.
Yine iki toplum liderliğinin, kendi aralarındaki
diyaloğun içeriğini farklı yorumladıkları da
belirtilebilir. İbrahim Gambari, prosedürün ileri götürülmesinin
cesaretlendirilmesi çabasıyla bu aşamada çıkmaz
bulunmadığını da vurgulayacak.
Başka diplomatik kaynaklar, gazetemize, Gambari'nin, prosedürün
hızlandırılması için baskı yapma çabasıyla
Kıbrıs Türk ve Rum liderlere karşı bir miktar yol gösterici
olabileceği değerlendirmesinde bulundular. Ancak bu bilgiler, BM'li
çevrelerce teyit edilmiyor.
İbrahim Gambari'nin, yapacağı bilgilendirmede,
Kıbrıs sorununun esasına ilişkin görüşmelerin yıl
sonuna kadar, yani Kofi Annan'ın görev süresi tamamlanana kadar iyi bir
yola girmesi gerektiğini vurgulaması bekleniyor. Bu takvim,
aslında iki tarafa da; Annan'ın kendisinden sonra gelecek olan Genel
Sekreter'e yönelik raporunda durgunluk ve çıkmazın belirtilmemesi
için çok daha süratli ritimde hareket etmeleri yönünde dolaylı bir
uyarıdır.
Söz konusu rapor, özellikle önemlidir. Esasen; Kıbrıs
sorununun çözüm perspektifleriyle ilgili olarak yeni Genel Sekreter'i
cesaretlendirecek ya da cesaretini kıracak bir emanet olacak. Gambari'nin;
BM Genel Sekreteri'nin aralık takvimine verdiği öneme işaret
ettiğini hatırlatalım.
Bu arada hükümet, Dışişleri Bakanı Yorgos Lillikas
aracılığıyla; dikkatli bir ön hazırlık olmadan
yapılacak doğrudan Kıbrıs müzakerelerinin, kısa sürede
başarısızlığa uğrayacağı uyarısında
bulundu. Lillikas, DİSİ Başkanı Nikos Anastasiadis'in
'teknik komiteler prosedürünün uzun zaman aldığı'
şeklindeki değerlendirmesini yanıtlarken; 'teknik komiteler
çerçevesi dışındaki herhangi başka bir prosedür, yani
(Ankara'nın ve Kıbrıslı Türklerin önerdiği gibi) zemin
ön hazırlığı yapılmadan gerçekleştirilecek
doğrudan görüşmeler, Annan Planı'nın görüşülmesini ve
çok kısa zaman içerisinde başarısızlığı
gündeme getirecek' dedi."
"Türk tarafı sürekli taktik değiştiriyor"
Fileleftheros gazetesi ise şunları yazdı:
"Ankara, yeni müzakereler prosedürünü, yeni çabanın
başarısız olması ile sonuçlanacak, Annan Planı
temeline götürmeye çalışıyor. Türk Dışişleri
Bakanlığı'ndaki bütün projeler, Türkiye-AB ilişkilerinde
beklenmekte olan gelişmeler temelinde şekillendiriliyor.
Türklerin 8 Temmuz anlaşmasının hayata geçirilmesi
görüşmelerindeki davranışlarını değerlendiren
Lefkoşa, buna endişe belirtiyor. Kıbrıs hükümeti, ileri
doğru adım atılmamış olmasına rağmen, bu
aşamada Kıbrıs sorunu için tek yolun; Papadopulos, Talat ve
Gambari arasında uzlaşılan ve esaslı görüşmeler için
zemin hazırlığı olan teknik komiteler prosedürü
olduğunu düşünüyor.
Başkan'ın Diplomatik Büro Şefi Tasos Conis,
Talat'ın danışmanı Raşit Pertev, BM'nin
Kıbrıs'taki Özel Temsilcisi Michael Moller'in huzurunda her gün
görüşmeye devam ediyor. Halen çıkış
ışığı olmamasına rağmen bu
görüşmelerini önümüzdeki günlerde yoğunlaştırmaları
bekleniyor. Dünkü görüşmeleri, iki saatten fazla sürdü ve bugün yeniden
bir araya gelecekler.
Edindiğimiz bilgilere göre, Türk tarafı sürekli olarak
taktik değiştiriyor, bu da Ankara'dan ulaştırılan
direktiflerden kaynaklanıyor görünüyor. Ulusal Konsey'in kısa süre
önce Başkan Papadopulos tarafından bilgilendirilmesinde de ortaya
çıktığı üzere Talat'ın temsilcisi 'bir nala bir
mıha' mantığıyla hareket ediyor.
Kıbrıs hükümeti, dikkatini, müdahil bütün tarafların
temel esas konuları netleştirmelerine verirken, BM temsilcisi Michael
Moller de prosedürü hayatta tutmakta kararlıdır ve
başarısızlığa uğramasından kaçınılmasına
yardımcı olacak fikirler ileri götürüyor.
Kıbrıs hükümeti, herhangi başka bir prosedürün ne
Kıbrıs sorununun çözümü hedefine yardımcı, ne de
Kıbrıs halkının çıkarına olduğunu
açıkladı.
Dışişleri Bakanı Yorgos Lillikas, DİSİ
Başkanı'nın açıklamalarını yanıtlarken,
teknik komitelerin çalışabileceği süratin iki topluma
bağlı olduğunu söyledi. Lillikas, zaman konusunun Türk
tarafının görüşmelerdeki tavrına bağlı
olduğunu da kaydetti.
Lillikas devamla, 'bizim taraf, hazırdır ve bunu geçen
şubat ayında gösterdik. Başkan Papadopulos'un BM Genel Sekreteri
Kofi Annan'la şubat ayında Paris'te gerçekleştirdiği
görüşmenin ardından, prosedürün süratle başlamasını
beklediğimizi açıkladık'."
"Tutumlarını bilmeliyiz"
Aynı gazete, 8 Temmuz anlaşmasının hayata geçirilmesi
çerçevesindeki görüşmelerin ilerlemediğini, başrol
oyuncularının buna ilişkin elle tutulur kanıtlar ortaya
koyduklarını ve şimdi meselenin; zorlukların
aşılıp aşılamayacağı ve görüş
ayrılıklarının üzerine köprü kurulup
kurulamayacağı olduğunu yazdı.
Gazete, Rum tarafının; Türk tarafının bir dizi
meseleye yanıt vermesi gerektiği görüşünde olduğunu
aktardı ve bunları şöyle sıraladı:
"Niyetleriyle ilgili görüntüyü netleştirmesi ve
Ankara'nın yavaşlatma taktiğine devam etmemesi. Başkan
Papadopulos'un da aleni şekilde söylediği gibi, Kıbrıs Rum
tarafı olarak Türklerin; askerlerin çekilmesi ve yönetim şekliyle
ilgili tutumlarını bilmemiz gerekiyor.
Batılı bir diplomatın dediği gibi, Lefkoşa, 8
Temmuz anlaşması çizgisi içerisinde hareket ediyor. Türk tarafı,
çok sayıda konuyu görüşmeye sundu, ancak önemli olan, önerilerinin
dayandığı mantıktır. Raşit Pertev,
Kıbrıs Türk tarafının AB içerisinde temsil edilmesinde
ısrar ediyor (Belçika modeli), bütün görüşlerinde,
Kıbrıslı Türklerin ayrı varlıklarına işaret
edilmesine göndermede bulunuyor.
Prosedürdeki üçüncü oyuncu Michael Moller, bir aşamada,
prosedürün ilerlemesi için Kofi Annan'dan yardım isteyecek gibi görünüyor.
Türklerin, Genel Sekreter'in de desteğini alarak ta baştan
kendisinden (Moller) şüphe duyuyor olmasına rağmen,
çabalarını terk edecek gibi görünmüyor."
Haravgi gazetesi, Rum Dışişleri Bakanı Yorgos
Lillikas'ın, DİSİ Başkanı Nikos Anastasiadis'in teknik
komiteler prosedürünün hızıyla ilgili sözleri üzerine
yaptığı açıklamayı okurlarına, "Olası Doğrudan
Görüşmeler Başarısızlığa Sürüklenecek -
Dışişleri Bakanı DİSİ'nin, Prosedürün Zaman
Alıcı Olduğu Eleştirilerini Yanıtlıyor"
başlığıyla aktardı.
İktidar ile muhalefet birbirine girdi
Öte yandan Simerini gazetesi, "Zaman Savaşı
-Görüşmelerin Gecikmesi Konusunda Hükümet-Muhalefet Görüş
Ayrılığı" başlıklı haberinde,
DİSİ Başkanı'nın, "bölünmüşlüğün"
kalıcılaşma tehlikesi bulunduğu açıklamasının
ardından; Rum Dışişleri Bakanı'nın
Anastasiadis'e, Averof Neofitu'nun Lillikas'a ve Nikos Kleanthus'un da Neofitu'ya
yanıt verdiğini bildirdi.
Rum yönetimi ile muhalefetinin, Kıbrıs sorununun çözüm
zamanı konusunda önceki gün savaştığını yazan
gazete, bunun başlama noktasının; DİSİ
Başkanı Nikos Anastasiadis'in önceki gün; Kıbrıslı
Türkler ve Rumlar arasında teknik komitelerin ve alt komitelerin
kurulması konusunda anlaşmaya varılmasını beklemenin
'bölünmüşlüğü betonlaştıracağı'
açıklaması olduğunu kaydetti.
Gazeteye göre, Rum Dışişleri Bakanı Yorgos
Lillikas, Anastasiadis'i yanıtlarken, "başka doğru prosedür
görmüyoruz. Herhangi başka bir prosedür benimsenmesi ne Kıbrıs
sorununun çözümü hedefine ne de Kıbrıs halkının
çıkarlarına yardımcı olur" dedi.
DİSİ Başkan Vekili Averof Neofitu ise Lillikas'ı
yanıtlarken, "DİSİ, zamanın oldu-bittileri
kalıcılaştırmak suretiyle Kıbrıs sorununa bir
çözüm bulunmasının aleyhine işlediğini düşünüyor.
Uzatmanın bizim tarafın çıkarına olmadığına
inanıyoruz. Zamanın geçmesi, olanların planlarına hizmet
ediyor ve biz işgal altındayız" ifadelerini kullandı.
DİKO Asbaşkanı Nikos Kleanthus ise; "Türklerin
kabul ettiklerini Kıbrıs Rum tarafı kabul edemeyeceğine ve
Türk uzlaşmazlığı da aşılmadığına
göre, muhalefet, Kıbrıs sorunuyla ilgili ne öneriyor? Türklerin kabul
ettiklerini, biz de mi kabul edelim, yoksa çözüm bulunmamasının
yegane nedeni olan Türk uzlaşmazlığını aşmak için
sihirli bir çözüm mü bulalım?" diye sordu.
KIBRIS 26/08/06
Pertev ile Conis, yeniden bir araya geldi
BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs'taki Özel Temsilcisi Michael
Möller'in ara bölgedeki ikametgâhında gerçekleştirilen görüşme
saat 10:00'da başladı ve 2.5 saat sürdü.
KIBRIS 26/08/06
Fransa, askerini Lübnan'a göndermek için Baf Hava Üssü'nü
kullanacak
Rum radyosuna göre, Rum Dışişleri Bakanı Lillikas,
AB Dışişleri Bakanları olağanüstü
toplantısına katılmak üzere Brüksel'e hareketi öncesinde,
Larnaka Havaalanı'nda yaptığı açıklamada, Fransız
askerlerin halihazırda Rum tarafındaki tesisleri inceleyip
onayladıklarını söyledi.
İkinci bir ülkenin daha Güney Kıbrıs'ın
sağlayacağı kolaylıklardan faydalanma talebinde
bulunduğunu belirten Lillikas, ancak söz konusu ülkenin adını
açıklamadı.
Lillikas, "Kıbrıs, altyapılarını,
barış gücüne asker ve Lübnan'a insani yardım göndermek isteyen
ülkelerin hizmetine sundu. Kıbrıs hükümeti, Lübnan'a askeri kontenjan
göndermek isteyen ülkelere, Kıbrıs Cumhuriyeti hava ve deniz
limanlarını ve Andreas Papandreu Hava Üssü'nü kullanabileceklerini
iletti" dedi.
Bir soruya karşılık, adadaki İngiliz üslerinin
yalnızca İngiltere tarafından kullanılabileceğini
söyleyen Lillikas, "Bizim görüşümüze göre İngiltere, üslerini
başka ülkelere kullandıramaz ve Kıbrıs Cumhuriyeti
çeşitli ülkelerin bütün ihtiyaçlarını
karşılayabilecekken, umarız böyle bir konu gündeme gelmez"
diye konuştu.
Güvenlik Konseyi'nin objektif
bilgilendirilmesini bekliyoruz
Bu arada, BM Güvenlik Konseyi'nin teknik komiteler konusunda
müdahalede bulunacağına ilişkin bilgilerin sorulması
üzerine Lillikas, "Kıbrıs hükümeti olarak, BM Güvenlik Konseyi
üyelerinin, 8 Temmuz anlaşması ve halen arzu edilen noktaya -teknik
komitelerin çalışmaya başlamasına- henüz
varamamamızın nedenleri hakkında objektif şekilde
bilgilendirilmesini umuyor ve bekliyoruz" dedi.
Rum basını: Limanlar ve hava
üssü, AB ve BM'nin hizmetine veriyor
Konuya dün Rum basını da geniş yer ayırdı.
Rum gazeteleri, Rum Dışişleri Bakanı Yorgos
Lillikas'ın Beyrut'a gerçekleştirdiği bir günlük ziyaretten
sonra, Güney Kıbrıs'ın; Orta Doğu'da barışın
tesis edilmesi çabaları çerçevesinde Lübnan ile AB arasında iletişim
köprüsü halini aldığını, BM'nin de Lübnan'da
oluşturacağı çok uluslu barış gücünün komuta merkezini
Güney Kıbrıs'ta konuşlandıracağını
yazdı.
Haravgi gazetesi haberi "Kıbrıs Lübnan ile AB
Arasında İletişim Köprüsü - Lillikas Bugün Brüksel'de
Gerçekleştirilecek Dışişleri Bakanları Olağanüstü
Toplantısı'na Siniora'nın AB'ne Çağrısını
Götürecek - Kıbrıs Cumhuriyeti Larnaka ve Limasol Limanları ile
Andreas Papandreu Hava Üssü'nü BM'nin ve AB'nin Hizmetine Verecek"
başlık ve spotlarıyla manşete taşıdı.
Gazete, Lillikas'ın Brüksel'de dün gerçekleştirilecek
Dışişleri Bakanları Olağanüstü
Toplantısı'na, Lübnan Başbakanı Fuad Siniora'nın; BM
Güvenlik Konseyi kararının tam olarak uygulanması ve AB'nin,
BM'nin Lübnan'da oluşturacağı barış gücünü
desteklemesi ve sayısını artırması, AB üye ülkelerinin
de Lübnan'a ekonomik ve siyasi destek vermeleri çağrısını
ileteceğini kaydetti.
Baf Askeri Üssü, Larnaka ve Limasol Limanları
Gazeteye göre, Beyrut ziyaretinden önceki gün dönen Lillikas, Larnaka
Havaalanı'nda yaptığı açıklamada, Güney
Kıbrıs'ın; Lübnan'da barış gücü
oluşturulması amacıyla Larnaka ve Limasol limanları ile
Baf'taki "Andreas Papandreu Hava Üssü"nü BM'nin ve AB'nin
kullanımına vereceğini açıkladı.
Lillikas'ın; Güney Kıbrıs'ın, oluşturulacak
barış gücüne RMMO'dan iki subayla katılacağını ve
Lübnan'a insani yardım sevkıyatıyla ilgili hizmetlerini de
sürdüreceğini söylediğini yazan gazete haberini şöyle sürdürdü:
"Larnaka Havaalanı'nda yaptığı
açıklamada, Lübnan başkentini gezdiğini ve kentin İsrail
bombardımanı sonrasında harabeye dönüştüğünü
gördüğünü anlatan Dışişleri Bakanı; Lübnan
Başbakanı, Dışişleri Bakanı ve öldürülen eski
başbakan Rafik Hariri'nin oğlu Said Hariri'yle görüşüp onlara;
Lübnan'ın yeniden inşa edilmesi ve sürekli barış ve
güvenliğin yeniden ihdas edilmesi çabalarında Kıbrıs
Cumhuriyeti'nin ve Kıbrıs halkının desteğini
ilettiğini söyledi.
Kıbrıs hükümetinin, Lübnan'ın bu çabalarını
destekleyeceğini ve bu amaçla geliştirilecek programlara
katılacağını, Lübnan'ın altyapısının
yeniden inşası için Avrupa ülkeleriyle işbirliği
yapacağını ileten Lillikas; İsrail'in, uygulamakta
olduğu hava ablukasını kaldırması halinde
Kıbrıs Havayolları'nın Larnaka-Beyrut direkt
uçuşlarına 1 Eylül itibarıyla yeniden başlamaya hazır
olduğunu da söyledi.
Dışişleri Bakanı Lillikas, Lübnan
Başbakanı Siniora'nın kendisinden; İsrail'in Lübnan
havaalanı ve limanlarına uygulamakta olduğu kısıtlama
veya denetimlerin kaldırılması anlamına da gelen BM
Güvenlik Konseyi kararının tam olarak uygulanması
şeklindeki Lübnan hükümetinin çağrısını bugün
Brüksel'de gerçekleştirilecek AB Dışişleri Bakanları
Olağanüstü Toplantısı'na iletmesini istediğini
anlattı.
Lillikas, 'Benden ayrıca, barış gücünde yer alacak olan
askerlerin sayısının artırılması ve
güçlendirilmesi, bu gücün Lübnan'da oluşturulması prosedürlerinin
hızlandırılması çağrısı yanında; AB'nin
ve üye ülkelerin yeniden inşa programlarının
hızlandırılmasına ekonomik ve siyasi destek vermeleri
çağrısını da Dışişleri Bakanları
Konseyi'ne götürmemi istedi' dedi.
Yorgos Lillikas bir soruyu yanıtlarken, Kıbrıs'ın,
Kıbrıs Cumhuriyeti'nin altyapılarını, Larnaka ve
Limasol limanlarını ve Andreas Papandreu askeri üssünü; Lübnan'da
barış gücünün oluşturulması çabaları çerçevesinde
BM'nin ve AB'nin kullanımına vereceğini kaydetti ve
şunları söyledi:
'BM'yle işbirliği içerisinde, UNFICYP'in de desteğiyle
gerekli altyapıyı oluşturuyoruz. Lübnan'ın yeniden
inşasına ne şekilde yardımcı olabileceğimize
ilişkin çeşitli fikirler ürettik ve bunları yerinde
tartışacağız. Bundan birkaç gün önce BM Kıbrıs
Cumhuriyeti'ne barış gücünün komuta merkezini Kıbrıs'ta
kurma niyetini iletti. UNFICYP'le birlikte, çok daha pratik olabilmesi için bu
merkezi nerede kurabileceğimizi göreceğiz.
Buna paralel olarak insani yardım sevkıyatına
ilişkin hizmetlerimizi de sürdüreceğiz. Kıbrıs,
oluşturulacak barış gücüne Milli Muhafız Ordusu'ndan iki
subay gönderecek. Süregelen Türk işgali nedeniyle daha çok adam
verebilecek durumda değiliz.
Lübnan Dışişleri Bakanı'nın da söylediği
gibi; Kıbrıs ve Lübnan asla hiçbir üçüncü ülkeye
saldırmadı; her iki ülke de başka ülkelerin
istilasının kurbanı oldu. Bu ortak tarih Lübnan hükümetinin,
Lübnan'a asker göndermedeki zorluğumuzu anlayabilmesini
sağlıyor.' "
UNIFIL Merkezi Lefkoşa'nın Rum kesiminde
Fileleftheros gazetesi, "Kıbrıs Komuta ve Sevkiyat
Merkezi - BM Lefkoşa'yı UNIFIL'in İhtiyaçları İçin Kullanacak"
başlığıyla yansıttığı haberinde,
Lübnan'da oluşturulacak barış gücü için BM'nin komuta merkezinin
Güney Kıbrıs olacağını yazdı ve Lillikas'ın;
kurulacağı yer konusunda sondajların devam etmekte olduğu
merkezin, UNFICYP'e yakın olabilmesi amacıyla muhtemelen
Lefkoşa'nın Rum kesiminde olacağını söylediğini
yazdı.
Simerini gazetesi ise, "Kıbrıs Lübnan Barış
Gücü'nün Karargahı... Komuta Merkezi Lefkoşa'da Kurulacak... BM
Bürolarını Açmak İçin Türkiye Yerine Kıbrıs'ı
Tercih Etti" başlıklı haberinde, Lillikas'ın dün
yaptığı açıklamaların yanında şunları
da yazdı:
"Lübnan'la olan iyi ilişkileri ve AB üyesi ülke olması,
Lübnan Barış Gücü'nün komuta merkezinin
konuşlandırılma yeri konusunda Kıbrıs Cumhuriyeti'ne
Türkiye karşısında somut bir avantaj sağladı.
Dışişleri Bakanı Lillikas, merkezin muhtemelen
Lefkoşa'da kurulacağını söyledi. Diplomatik kaynaklara göre
Türkiye bir havaalanını ve bir limanını sunarak komuta
merkezini sağlamada ısrar gösterdi. Ancak BM Kıbrıs'ı
seçti. AB'nin de aynı şeyi yapması bekleniyor. Aynı
kaynaklara göre, AB çok yakında Larnaka'da ofis açacak. Söz konusu ofis;
Lübnan'a gidişinde Kıbrıs'ta durak yapacak ve bu ülkeye
barış prosedürüyle ilgili olarak pek çok seyahat
gerçekleştirecek olan Javier Solana tarafından
kullanılacak."
Politis gazetesi haberi, "Yorgos Lillikas Çok Yönlü Destek Vaat
Etti - Limanlar ve Kıbrıs Havaalanları Barış Gücünün
ve Yardımların Lübnan'a Taşınması İçin BM'nin ve
AB'nin Emrinde" başlığıyla yansıttı.
Mahi gazetesi de haberine, "Dışişleri Bakanı
Yorgos Lillikas: Kıbrıs Herşeyi BM'nin Hizmetine Verecek -
Larnaka ve Limasol Limanları İle 'Andreas Papandreu Askeri Üssü"
başlığını attı.
KIBRIS 26/08/06
Cumhurbaşkanı Talat, Ankara'ya gidiyor
Pazartesi günü Ankara'ya gidecek Cumhurbaşkanı Talat'a,
eşi Oya Talat da eşlik edecek.
Yüksek Askeri Şura Kararına göre, Türkiye Genelkurmay
Başkanlığı'na getirilen Kara Kuvvetleri Komutanı Org.
Yaşar Büyükanıt, 28 Ağustos Pazartesi günü düzenlenecek törenle
görevini Org. Hilmi Özkök'ten devralacak.
Türkiye GenelkKurmay Başkanlığı'nda yer alacak
devir teslim töreni, saat 16.30'da başlayacak. Törenin ardından bir
de resepsiyon düzenlenecek.
Törende, 1. Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş da hazır
bulunacak.
KIBRIS 26/08/06
Görev
gücüne KKTC tepkisi
27/08/2006
RADIKAL
AA - LEFKOŞA - BM'nin Lübnan'a
güç sevki için Güney Kıbrıs'ta komuta merkezi kurmayı
kararlaştırmasını, Rum Yönetimi "Tanınacak ve
takdir edileceğiz" diye karşılarken, KKTC tepkili.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, "Bu, BM'nin
tarafsızlığına uygun bir yaklaşım
değil" diyerek rahatsızlıklarını BM'ye
ileteceklerini belirtti. Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş
da,"BM, demek ki hâlâ Kıbrıs'ta iki otoritenin
varlığından haberdar değil" tepkisini gösterdi.
Denktaş, Hizbullah'ın Kıbrıs'a saldırabileceği
uyarısı da yaptı.
Cumhurbaşkanı
Talat, bugün Türkiye'ye gidiyor
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, bugün Türkiye'ye
gidiyor.Talat, Türkiye'de, TC Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'le
görüşecek, TC Genelkurmay Başkanlığı'nın devir
teslim törenine katılacak ve Formula 1 yarışını izleyecek.
Cumhurbaşkanlığı'ndan yapılan açıklamaya
göre, Cumhurbaşkanı Talat, eşi Oya Talat'la birlikte bugün saat
07.00'de İstanbul'a gidecek. Talat'a, Özel Kalem Müdürü Asım Akansoy
da eşlik edecek.
Cumhurbaşkanı Talat, bugün İstanbul'da, Türkiye Odalar
ve Borsalar Birliği Başkanı Rifat
Hisarcıklıoğlu'nun daveti üzerine, 2006 Formula 1 Türkiye GP'si
final yarışlarını izleyecek.
Talat ayrıca, İstanbul'da bazı basın
kuruluşlarıyla da görüşme yapacak. Bu çerçevede,
Cumhurbaşkanı Talat, sabah saat 09:00'da CNN Türk'te Mehmet Sümer'in
sunduğu Yeni Gün Hafta Sonu programına katılacak.
İstanbul'dan Ankara'ya geçecek Talat, yarın saat 14:30'da,
Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer ile bir
görüşme yapacak.
Talat, saat 16:30'da da, Türkiye Cumhuriyeti Genelkurmay
Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök'ün daveti üzerine, Genelkurmay
Başkanlığı devir teslim törenine katılacak.
Cumhurbaşkanı Talat, yarın akşam adaya dönecek.
KIBRIS
27/08/06
Türk tarafı, yeni bir ortaklığı ileri
götürmek istemiyor
Kıbrıs Rum toplumu lideri Tasos Papadopulos,
Kıbrıs Türk toplumunu, Kıbrıs'ta iki eşit devlet
arasında yeni bir ortaklık ilkesini ileri götürmeyi hedeflemekle
suçladı ve bunun, Kıbrıs Rum tarafının durmaksızın
kınadığı ve uluslararası camianın da kabul
etmediği bir fikir olduğunu söyledi.
Haravgi gazetesi, "Başkan Papadopulos Kıbrıs Türk
Toplumunun İki Eşit Devletin Yeni Bir Ortaklığını
İleri Götürmeyi Hedeflediğinden Şikayet ediyor Ve
Kıbrıs Rum Tarafının Bu Fikri
Kınadığının Altını Çiziyor"
başlığıyla yansıttığı haberinde, Rum
Yönetimi Başkanı Papadoulos'un, Hollanda'nın Güney
Kıbrıs'taki yeni Büyükelçisi Jan Eric van den Berg'in itimatnamesini
kabulünde yaptığı konuşmaya yer verdi.
Papadopulos'un, "Avrupa Birliği'nin, özellikle Türkiye
tarafından yapılan resmi açıklamalarda AB'ye karşı
yükümlülüklerin yerine getirilmeyeceğinin kaydedilmesinden sonra,
Türkiye'yle 'her zamanki gibi' tarzında bir durumu kabul etmemesi
gerektiği" iddiasında bulunduğunu yazan gazete, haberini
şöyle sürdürdü:
"Van den Berg, itimatnamesini verirken, Kıbrıs sorununa
değinerek ülkesinin; doğrudan müdahil taraflar, yani
Kıbrıs'taki iki toplum tarafından sağlanacak bir prosedüre
dayanmayan hiçbir çözümün yaşayabilir olmayacağı görüşünde olduğunu
söyledi. Devamla, Hollanda'nın; eskiden olduğu gibi, kapsamlı
bir çözüm çerçevesine yardımcı olmak için elinden geleni yapmaya
devam edeceğini kaydetti.
Başkan Papadopulos, van den Berg'i yanıtlarken
şunları söyledi:
'Kıbrıs Cumhuriyeti, Türkiye'nin AB'yle üyelik
müzakerelerine başlaması meselesinde olumlu ve gerçek
tavrını ortaya koyarak çözüm ve adanın yeniden birleşmesi
çabalarında yapıcı tavrını gösterdi. Türkiye'nin
Kıbrıs'ı tanımama şeklindeki tahrikkar
retçiliğine rağmen 3 Ekim'de üyelik müzakerelerinin başlama
döneminde de, Türk adaylığına destek verdik. Ancak aynı
zamanda ülkemizdeki süregelen işgal, Türkiye-AB ilişkilerinde var
olmayan bir mesele haline gelemez. Dahası, aday bir ülke, birliğin
diğer üyelerine davranışın aynını üye bir devlete
genişletmeyi reddedemez.
Türkiye'nin üyelik sürecinin değerlendirilmesi
ışığı altında; AB'nin, Türkiye'yle alakalı
olarak 'her zamanki gibi' bir durumu; özellikle de Türkiye'nin AB'ye
karşı yükümlülüklerini yerine getirmeyeceğini resmi olarak
açıklamasından sonra, kabul etmemesi gerektiğini takdir
edeceğinizi umuyorum.
Kıbrıs Cumhuriyeti hükümeti, Kıbrıslı
Türklerin, Kıbrıs'ın AB üyeliğinden kaynaklanan faydalardan
olabildiğince çok yararlanabilmelerini mümkün kılmayı
hedefliyor.
BM Genel Sekreteri Kofi Annan'la (28 şubat'ta Paris'te)
yaptığımız görüşme, Kıbrıs sorununa sürekli
ve yaşayabilir bir çözüm bulunması çabalarına yeni bir ivme
katabilir. Sorunun halledilmesi için özlü müzakerelere girebilmeyi umuyoruz.
Ancak, Kıbrıs Türk toplumu, Kıbrıs'ta iki eşit devlet
arasında yeni bir ortaklık ilkesini ileri götürmeyi hedefliyor, ki
biz bu fikri kınıyoruz; uluslararası camia tarafından da
kabul edilmiyor.
Kıbrıs Cumhuriyeti devletinin, sorunun halli için
müzakerelerin yinelenmesi yönündeki inisiyatiflerine rağmen Türkiye,
Kıbrıs sorununda yapıcı olmayan yaklaşımda
bulunarak uzlaşmazlığını sürdürüyor."
İrlanda Cumhurbaşkanı'ndan ziyaret
Aynı gazete, İrlanda'nın Güney Kıbrıs'a
atadığı yeni Büyükelçisi Thomas Brandy'nin önceki gün
itimatnamesini Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'a verirken;
İrlanda Cumhurbaşkanı Mary McAleese'nin Ekim ayında Güney
Kıbrıs'ı ziyaret edeceğini
açıkladığını bildirdi.
Brandy'nin, McAleese'nin gerçekleştireceği ziyaretin, Güney
Kıbrıs ile İrlanda arasındaki içten ilişkilerin ne
kadar üst seviyede olduğunun göstergesi olacağını
söylediğini yazan gazeteye göre, Brandy ayrıca İrlanda'nın;
BM Genel Sekreteri'nin ve Kıbrıs'taki Özel Temsilcisi'nin
Kıbrıs sorununa BM Güvenlik Konseyi kararları uyarınca iki
toplumlu, iki kesimli federasyon çözümü bulunması çabalarına destek
verdiğini belirtti.
Gazete, Tasos Papadopulos'un, Brandy'nin itimatnamesini alırken
yaptığı konuşmada; "Kıbrıs Cumhuriyeti,
Kıbrıs sorununun çözümüne yardımcı olacak bütün
gelişmelere, hatta Türk dostu olanlara bile, olumlu yaklaşır.
Ancak Türkiye'nin aynı yapıcı tavrı sergilemeyi
istemediği, gün geçtikçe daha da belirginleşiyor" dediğini
yazdı.
AB, BM ve Türkiye'ye mesaj
Fileleftheros gazetesi, Rum Yönetimi'nin, gerek 8 Temmuz
anlaşmasının hayata geçirilmesi prosedüründeki gelişmeler
gerekse Türkiye-Avrupa ilişkileri konusunda; muhatapları AB, BM ve
Türkiye olan mesajlar verdiğini yazdı.
Haberi "Ekim'de Müsamaha Gösterdik - Lefkoşa'dan
Kıbrıs Sorunu ve Türkiye-Avrupa İlişkileri Konusunda Üç
Muhataplı Mesajı" başlığıyla yansıtan
gazete, Rum Yönetimi Başkanı Papadoulos'un durumun görüntüsünü iki
düzeyde ortaya koyduğunu ve Türk tarafının, Aralık
ayında, AB'de, davranışlarıyla ilgili
değerlendirileceğini ima ettiğini yazdı, şöyle devam
etti:
"Hükümet Kıbrıs sorunuyla ilgili olarak, Başkan
Papadopulos aracılığıyla, Pertev-Conis görüşmeleri
çerçevesindeki görüşmelerin; Ankara'nın ve Kıbrıslı
Türklerin liderliğinin, Kıbrıs'ın yeniden
birleştirilmesi değil, iki ayrı devlet
oluşturulmasını hedeflediğini teyit ettiğini kaydetti.
Başkan Papadopulos, Kıbrıs Rum tarafının
Paris'te mutabakata varılan ve iki toplum arasında güvenin tesis
edilmesini istemesinin ötesinde, özlü müzakereler prosedürünün tam olarak
yeniden başlaması için zemini yeterince hazırlayacak olan
prosedürün başlamasıyla samimiyetle ilgilendiğini söyledi.
Papadopulos 'teknik komitelerin yalnızca gündelik sorunların
çözümü üzerinde yoğunlaşmasını ve böylece bugünkü
yasadışı statükoyu normalleştirilmesini kabul etmemiz
mümkün değildir' dedi.
Türkiye-Avrupa ilişkileriyle ilgili olarak ise; Türk
adaylığının geçirmiş olduğu önceki
aşamalarda, müsamaha gösterilmiş olduğunu net şekilde
ortaya koyan Papadopulos; Türkiye'nin tahrikkar bir şekilde
Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanımamasına rağmen,
Lefkoşa'nın, Türkiye'nin üyelik müzakerelerinin başlamasına
rıza gösterdiğini ima etti. Başkan Papadopulos, 'ancak aynı
zamanda ülkemizde süregelen işgal; Türkiye-Avrupa ilişkilerinde var
olmayan bir mesele konumuna düşürülemez' dedi."
Maraş gündemlerinden düşmüyor
Fileleftheros gazetesi, "Kıbrıs Hükümeti: Maraş
Önerimiz Çıkış Sağlıyor"
başlığıyla yansıttığı başka bir
haberinde ise, Maraş meselesinin Rum Yönetimi için her zaman gündemde
kaldığını, Rum Yönetimi Başkanı Tasos
Papadopulos'un şunları söylediğini yazdı:
"Kıbrıs Cumhuriyeti'nin; Kıbrıs hükümetinin
Mağusa Limanı'nın AB'nin nezaretinde ve iki toplumlu
bağımsız bir idare altında açılması ve
işletilmesine yetki vermesinin ardından; Maraş'ın yasal
sakinlerine iade edilmesi önerisinin hayata geçirilmesi, adanın nihai
yeniden birleşmesini kolaylaştırmak hedefiyle iki toplum
arasında güvenin sağlamlaşmasına katkı koyacak somut
bir adım olurdu.
Kıbrıs hükümeti, uluslararası meşruiyet ve Avrupa
hukuku çerçevesinde Kıbrıslı Türklerin ekonomik
kalkınmasını; kendilerine bedava tıbbi hizmet ve diğer
sosyal hizmetler vererek destekliyor. Devletin denetimi altındaki
bölgelerde çalışan Kıbrıslı Türklerin sayısı
son yılarda ikiye katlandı."
Gazete, Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un önceki gün
İrlanda, Hollanda, Kanada ve Gana'nın Güney Kıbrıs'a
görevlendirdiği yeni büyükelçilerinin itimatnamelerini kabul ettiğini
haberine ekledi.
Alithia gazetesi, Papadopulos'un, büyükelçilerin itimatnamelerini
kabulünde söylediklerini okurlarına "Doğru Çözüme
İlişkin Tezler - Başkan Papadopulos Ne Öngörüyor ve AB'den Ne
Bekliyor" başlığıyla aktardı.
Gazete, Kanada'nın görev yeri Bükreş olan Güney
Kıbrıs'a da akredite yüksek komiserinin ismini Marta Moszczenska;
Gana'nın görev yeri Kahire olan Güney Kıbrıs'a da akredite
yüksek komiserinin adını da Akilaia Olufemi Akiwumi olarak verdi.
KIBRIS
27/08/06
Vodafone'un KKTC ile anlaşması Rumları
rahatsız etti
"ANKARA, VODAFONE'U KKTC İLE ANLAŞMAYA ZORLADI".
Vodafone'un, Telsim Telekomünikasyon Şirketi ve KKTC'deki
"şubesini" almasının, siyasi sorunlara sebep
olduğu ileri sürüldü. Ankara'nın satın alma işinin
içerisine siyaseti karıştırarak, Vodafone'u KKTC ile el
sıkışmaya zorladığını yazdı
PAŞARDİS'DEN VODAFONE AÇIKLAMASI Rum Hükümet Sözcüsü
Paşardis, Rum Telekomünikasyon İdaresi (ATİK) ile Vodafone
arasında var olan anlaşmanın, Vodafone'un KKTC'de bir cep
telefonu şirketiyle işbirliği yapmasından
kaçınmasını öngördüğünü ifade etti ve Vodafone'un KKTC'de
bulunacağı süre içerisinde, ATİK'in Vodafone ile
aralarındaki anlaşmayı devam ettirmesinin illegallik olacağını
söyledi
Vodafone'un, Telsim Telekomünikasyon Şirketi ve KKTC'deki
"şubesini" almasının, Kıbrıs Rum
tarafında siyasi sorunlara sebep olduğu ileri sürüldü.
Politis gazetesi, "Vodafonevari mat hareketi"
başlığıyla manşetten yayımladığı
haberinde, Ankara'nın satın alma işinin içerisine siyaseti
karıştırarak, Vodafone'u KKTC ile el sıkışmaya
zorladığını yazdı.
Gazete, KKTC'de bir Avrupa şirketinin ilk kez faaliyet
göstermediğini, fakat olayda karışıklık
yaşanmasına ve Lefkoşa'da çatlak meydana gelmesine sebep olan
şeyin, Telsim şirketini alan Vodafone'un yarı devlet şirketi
olan ATİK'in (Rum Telekomünikasyon İdaresi) cep telefonu
alanında stratejik işbirlikçisi olmasından
kaynaklandığını aktardı.
Gazete, siyasetin ötesinde bunun hukuksal bir sorun da olduğunu,
çünkü Vodafone'un KKTC'de işlev göstermesinin Vodafone ile ATİK
arasında var olan anlaşmayı ihlal ettiğini savundu.
Rum Hükümet Sözcüsü Paşardis ise, konuyla ilgili olarak geçen gün
yaptığı açıklamalarda, ATİK ile Vodafone arasında
var olan anlaşmanın, Vodafone'un KKTC'de bir cep telefonu
şirketiyle işbirliği yapmasından kaçınmasını
öngördüğünü ifade etti ve Vodafone'un KKTC'de bulunacağı süre
içerisinde, ATİK'in Vodafone ile aralarındaki anlaşmayı
devam ettirmesinin illegallik olacağını söyledi.
Gazete, Rum Yönetimi'nin, Güneydeki cep telefonu şirketlerine,
KKTC'deki herhangi bir şirket ya da şirket
yatırımcısıyla işbirliği yapmasını
yasakladığını yazdı.
Gazete ayrıca, Rum Yönetimi'nin, Vodafone'u nerede faaliyet
göstereceğine karar vermeye çağırdığı takdirde,
Vodafone'un Türkiye pazarını tercih edeceğini, çünkü Türkiye'nin
sahip olduğu pazarın daha büyük kalkınma fırsatlarına
sahip olduğunu, Güneydeki pazarın ise daha küçük olduğunu
kaydetti.
ATİK Başkanı ise, konu ile ilgili olarak
yaptığı açıklamalarda, durumun kontrol altında
olduğunu ifade ederek, Vodafone'un logosu ile birlikte KKTC'de işlev
görmeyeceğine dair ATİK'e taahhütlerde bulunduğunu ve KKTC'deki
Telsimi satmasının ihtimal dışı
olmadığını ifade etti.
Gazete ayrıca, ATİK'in Rum Yönetimi tarafından kontrol
edildiğini, dolayısıyla hem kendi çıkarlarını hem
de Rum Yönetimi'nin çıkarlarını korumaya
çabaladığını kaydetti.
Haberde, eğer ATİK ile Vodafone arasındaki anlaşma
çöker ya da bozulursa, ATİK'in ticari olarak aboneleri
karşısında zor durumda kalacağı belirtilerek,
ATİK'in sağladığı yeni cep telefonu hizmetlerinin
çoğunun Vodafone patentiyle oluşturulduğu ifade edildi.
Gazete ayrıca, Rum Hükümet Sözcüsü'nün, Rum Rekabetin
Korunması Komitesi (EPA) tarafından da konunun ele
alındığını ifade ettiğini yazdı.
Buna göre, EPA'nın, Vodafone'un tüm ada geneline ulaştığı
takdirde, Rum pazarında meydana gelebilecek olası bozulmaları
inceleyeceği bildirildi.
KIBRIS
27/08/06
2
Kıbrıslı Rum gazeteciye 2'şer gün tutukluluk
KKTC makamlarına ait askeri bölgeyi kamerayla görüntüleme
suçundan tutuklanan Rum Sigma TV ekibi mahkemeye çıkarıldı
Söz konusu Rum gazeteciler, önceki gün Lefkoşa'da yetkili
makamlardan izinsiz Lokmacı Barikatı köprüsünde çekim
yaptıkları gerekçesiyle polis tarafından tutuklandı. 2 Rum
gazeteci, dün Lefkoşa Kaza Mahkemesi'nde yargıç huzuruna
çıkarıldı.
Yargıç Çiğdem Güzeler tarafından görülen mahkemede
şahadet veren Lefkoşa Adli Şube Polis Memuru Asilhan
Tıknaz, zanlıların, Lokmacı barikatı ve çevresini
kayıt altına alarak, fotoğrafladıklarının tespit
edildiğini belirtti.
Zanlıların askeri yasak bölgeyi görüntüleme suçu ile önceki
gün tutuklandıklarını ifade eden Tıknaz, görüntülerin
incelenmesi ve Sigma ekibinin bölgede görüştüğü kişilerin
ifadelerinin alınması için 2 Kıbrıslı Rum'un tutukluluk
sürelerinin 3'er gün daha uzatılmasını mahkemeden talep etti.
Zanlılar ise çekim için izin aldıklarını
dolayısıyla suçlamaların doğru
olmadığını belirttiler.
Tarafları dinledikten sonra kararını açıklayan
Yargıç Çiğdem Güzeler, zanlıların, sözü edilen suçla
alakası olabileceği ve serbest kalmaları halinde karara etki
edebilecekleri gerekçesiyle 2'şer gün tutuklu kalmaları emrini verdi.
KIBRIS
27/08/06
Kıbrıs Rum
tarafı, Çin'le yeni işbirliği anlaşması imzalayacak
Mahi ve Simerini gazetelerinin haberine göre, Rum-Çin Hükümetler
Arası Daimi Komitesi'ne Rum tarafı adına Maliye Bakanı
Mihalis Sarris ve Çin adına da Ticaret Bakanlığı
Müsteşarı Jian Chen başkanlık edecek.
Rum Maliye Bakanlığı'nda gerçekleştirilecek
Hükümetler Arası Komite çalışmaları çerçevesinde iki ülke
arasında bugüne kadar sürdürülen işbirliği gözden geçirilecek ve
bu işbirliğinin; ekonomi, ticaret, sanayi, turizm,
taşımacılık, araştırma, kalkınma ve
diğer alanlara yayılması ve geliştirilmesi yöntemleri ele
alınacak.
KIBRIS
27/08/06