Talat Papadopulos ile buluşacak

KKTC Cumhurbaşkanlığı, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos’un 10 Ağustos Perşembe günü yeniden biraraya gelebileceklerini açıkladı.

 

NTV

Güncelleme: 09:03 ET 03 Ağustos 2006 Perşembe

LEFKOŞA - KKTC Cumhurbaşkanlığı’ndan alınan bilgiye göre, Yeşil Hat’ta buluşacak olan iki lider, tarafların hazırladıkları listeler çerçevesinde teknik komitelerin oluşum sürecini ele alacak. Cumhurbaşkanı Talat ile Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos arasındaki ilk görüşme 8 Temmuz’da gerçekleşmişti.

Görüşmede yeni müzakerelere hazırlık amacıyla özlü ve teknik konuların görüşüleceği komitelerin oluşturulması kararlaştırılmıştı.

Listelerin önceki gün karşılıklı olarak teati edilmesinin ardından Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit Pertev, Rum yönetimi diplomatik büro şefi Tasos Conis ve BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs’taki özel temsilcisi Michael Möller ile iki toplantı yaptı.

Pertev ve Conis arasındaki görüşmelerin hafta içinde de devam etmesi, liderler arasında gelecek hafta yapılacak görüşmede de çalışmaların şekillenmesi bekleniyor. Yeni müzakerelere hazırlık çerçevesinde kaç komite oluşturulacağı ve hangi konuların ele alınacağı bu sürecin sonunda belli olacak.

 

Talat: Papadopulos’tan mektup yok

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos’tan görüşme talebinin bulunduğu bir mektup almadığını açıkladı.

 

NTV

Güncelleme: 21:23 TSİ 03 Ağustos 2006 Perşembe

 

LEFKOŞA - Talat, “Papadopulos’tan mektup almadım. Yoldaysa bilmiyorum. Ama elimize ulaşmış bir mektup yok” dedi. Ancak Talat, Rum tarafının sunduğu önerilerde, iki liderin, liste ve komite çalışmalarının sonuçlandırılması amacıyla 10 Ağustos’tan sonra buluşmasının öngörüldüğünü hatırlattı.

KKTC Cumhurbaşkanı Talat, Rum yönetiminin öneri paketinde çalışmaların sonuçlandırılması amacıyla böyle bir tarihten bahsedildiğini söyledi..

Talat, Türk tarafının liste teatisinin liderler düzeyinde yapılması önerisinde bulunduğunu ancak Rum tarafının isteği nedeniyle bu çalışmanın müsteşar düzeyinde yapıldığını belirtti.

 

Soyer: Moller Rumlardan yana

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, BM Genel Sekreteri’nin özel temsilcisi Michael Moller’i, Rumlardan yana tavır almakla ve Türk yetkililerle görüşmemekle suçladı.

 

NTV

Güncelleme: 01:01 TSİ 10 Ağustos 2006 Perşembe

 

LEFKOŞA - KKTC Başbakanı Ferdi Sabit Soyer, Moller’in göreve geldiği günden bu yana Türk kesimine bir kez dahi geçmediğini hatırlattı, özel temsilcinin resmi ya da sivil hiçbir yetkiliyle görüşmediğinden yakındı.

Moller’in, zamanının tümünü Rum tarafında geçirdiğini vurgulayan Başbakan Soyer, bundan büyük kaygı duyduklarını anlattı.

Soyer, bu tutumundan dolayı Moller’i BM temsilcisi değil, bir Rum olarak görmeye başladıklarını söyledi.

Ankara da, Rumlardan yana tutumu nedeniyle daha önce Moller’e randevu vermemişti.

 

Kıbrıs’taki İngiliz üssü hareketli

Kıbrıs’taki İngiliz Ağrotur Üssü’ne sevkedilen binlerce ABD deniz piyadesinin savaşa hazır bekletildiği bildirildi.

 

NTV-MSNBC VE AJANSLAR

Güncelleme: 10:22 TSİ 13 Ağustos 2006 Pazar

 

LEFKOŞA - Rum Simerini gazetesinin haberine göre, Ağrotur Üssü’ne İngiliz askerlerinin yanı sıra Yunan asıllı bir ABD’li tabur komutanının liderliğini yaptığı binlerce ABD deniz piyadesi geldi.

Haberde, üssün kırmızı alarm durumuna geçtiği, ABD ve İngiliz ordusunun casus uçaklar ve helikopterleriyle Lübnan’daki gelişmeleri takip ettiği belirtildi.

FRANSA: KIBRIS’TA ÜSSÜMÜZ OLMAYACAK
Öte yandan Fransa’nın Güney Kıbrıs Büyükelçisi Hadelin de la Tour-du-Pin, Fransa ile Kıbrıs Rum yönetiminin imzalayacağı askeri işbirliği anlaşmasının, askeri ittifak veya başka komşu ülkelerin aleyhine bir anlaşma olmadığını söyledi.

Büyükelçi anlaşmanın, Avrupa Savunma ve Güvenlik Politikası çerçevesinde, Fransa’nın birçok başka ülkeyle imzaladığı anlaşmaların aynısı olduğunu iddia etti.

‘GEREKİRSE İNGİLİZ ÜSLERİ KULLANILIR’
Fransa’nın Güney Kıbrıs’ta askeri üsse sahip olma çabalarıyla ilgili görüşleri gülünç olarak niteleyen Hadelin de la Tour-du-Pin, “Kriz dönemlerinde gerek Fransa, gerek başka NATO üyesi ülkelere İngiliz üslerini kullanma olanağı verildiğine” dikkat çekti.

Büyükelçi, “Lübnan’daki şartlar dikkate alınırsa gemilerimizin demirlemesi, uçak ve helikopterlerimizin iniş yapması, ayrıca kısa bir süreliğine askerlerimizin orada konaklaması için güvenli bir yere ihtiyacımız vardır. Bu, Kıbrıs’ta yeni bir Ağrotur Üssü olacağı anlamı taşımaz” diye konuştu.

Moeller’den Soyer’e cevap geldi

Kıbrıs’taki BM Sözcülüğü’nden, KKTC Başbakanı Ferdi Sabit Soyer’in, Genel Sekreter Annan’ın Ada’daki özel temsilcisi Michael Moeller’i taraflı olmakla suçlayan açıklamasına yanıt geldi.

 

NTV

Güncelleme: 16:05 TSİ 13 Ağustos 2006 Pazar

LEFKOŞA - Kıbrıs’taki BM Sözcülüğü’nden yapılan açıklamada, Soyer’in sözlerinin üzüntü ve şaşkınlık yarattığı belirtildi ve Moeller’in Ada’daki her iki tarafla da olumlu ilişkiler içinde olduğuna dikkat çekildi.

Açıklamada, “Sayın Moeller, Kıbrıs sorununa adil ve kalıcı bir çözüm bulunması için Kıbrıslı Türklere ve Rumlara destek vermeye devam etmektedir” denildi.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Başbakanı Ferdi Sabit Soyer, zamanının tümünü Rum Kesimi’nde geçirmekle eleştirdiği Moeller’i, BM temsilcisi değil bir Rum gibi görmeye başladıklarını söylemişti.

Rum Basını: Türk tarafı anlaşmanın dışına çıktı

Rum basınında, Kıbrıs Türk tarafının 8 Temmuz Anlaşması'nın dışına çıktığını iddia ediliyor.

Rum tarafından yayımlanan Simerini gazetesi "Ufukta Sondajlar Görünmüyor - Türk Tarafı 8 Temmuz Anlaşmasının Dışında - Talat'ın Danışmanı Esasa İlişkin Konulardan Kaçınıyor, Gündelik Konularda Israr Ediyor - Sahte Devletin Temsilcilerinin Tahrikkar Açıklamalarına BM'den İlk Tepki" başlık ve spotlarıyla yansıttığı haberinde BM arabulucularının bu aşamada; teknik komitelere ilişkin sondajların başarısızlığa uğradığını söylememelerine rağmen, "8 Temmuz anlaşmasının geleceğinin belirsizden öte bir şey olduğunu" savundu.

BM'nin önceki gün, ilk defa aleni olarak, Türk tarafının BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs'taki Özel Temsilcisi'nin şahsına da dokunan tahrikkar açıklamalarına tepki gösterdiğini yazan gazete özetle şöyle devam etti:

"Bilgi sahibi kaynaklara göre, Başkan'ın Diplomatik Büro Şefi Tasos Conis ve Mehmet Ali Talat'ın danışmanı Raşit Pertev arasındaki uzun süreli görüşmeler aslında çıkmazda bulunuyor. Aynı kaynakların söylediğine göre, Türk tarafı başkanın, BM Genel Sekreter Yardımcısı İbrahim Gambari huzurunda Mehmet Ali Talat'la mutabık kaldığı anlaşmanın dışında hareket ediyor. Mehmet Ali Talat'ın temsilcisi, BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs'taki Özel Temsilcisi Michael Moller'in konutunda gerçekleştirilen görüşmelerde yalnız gündelik konuların ele alınmasında ısrar etti.

Esasa ilişkin konularda ise; Kıbrıs Türk tarafının gündeme getirdiği konular Nisan 2004'te reddedilen Annan Planı'nın etrafında dolanıyor. Ancak Raşit Pertev Başkanlık Diplomatik Büro Şefi'yle bu konularda bile görüşmekten kaçıyor. Ortaya konulan tutum; esasa ilişkin konuların görüşülmesi ve bunların ele alınması prosedürünün belirlenmesinin ancak Başkan Papadopulos ve Mehmet Ali Talat tarafından, en üst düzeyde olabileceğidir. Teknik komitelere ilişkin sondajlar, arzu edilen ilerleme sağlanamadan, yaz tatili nedeniyle kesildi.

Başkan Papadopulos'un Mehmet Ali Talat'la görüşmesinin belirlenmesi konusu açık durmaya devam ediyor. Bilgi sahibi kaynaklar, tarih olarak Ağustos sonlarını gösteriyor ancak; Türk tarafının şimdiye kadarki sondajlarda ortaya koyduğu olumsuz tavır nedeniyle şu ana kadar hiçbir şey kesinleşmedi."

"Moller ciddi şekilde rahatsız oldu"

Politis Michael Moller'in, Kıbrıs Türk tarafının Rumlardan yana göründüğü şeklindeki aleni eleştirilerinden ciddi şekilde rahatsız olmuş göründüğünü yazdı.

Haberi "Eleştirili Azarlama - BM Barış Gücü Moller'e Yönelik Kıbrıs Türk Eleştirilerine Tepki Gösterdi - Soyer'in Kofi Annan'ın Kıbrıs'taki Temsilcisine Yönelik Eleştirisi Tamamen Temelsiz - 8 Temmuz Anlaşmasının Hayata Geçirilmesine Yönelik Görüşmeler Süreciyle de Alakalı Olabilir" başlık ve spotlarıyla aktaran gazete özetle şöyle devam etti:

"Michael Moller işgal bölgelerinin 'başbakanı' Ferdi Sabit Soyer'in kısa süre önce yaptığı; BM yetkilisinin tek taraflı tavrının 'kuşkular' yarattığına ilişkin açıklamalardan özellikle rahatsız olmuş görünüyor. UNFICYP Basın Bürosu'ndan yapılan yazılı açıklamada bu açıklamalar konusunda hayret ve hayal kırıklığı belirtildi. Sayın Moller'in görevini son derece objektif şekilde yürüttüğü, Yeşil Hat'tın her iki tarafıyla da gerek çalışma gerek kişisel düzeydeki ilişkilerinin mükemmel olduğu kaydedildi.

Gazetemizin algıladığına göre, Michael Moller'in; Soyer'in eleştirilerinin yalnız şahsına değil, Kofi Annan'ın temsilcisi olarak Kıbrıs'taki kurumsal rolüne de dokunduğu düşüncesindedir. Dahası, Kıbrıs Türk eleştirisinin; Sayın Papadoulos ve Sayın Talat'ın BM Genel Sekreter Yardımcısı İbrahim Gambari huzurunda gerçekleştirdikleri görüşme sırasında mutabık kaldıklarını hayata geçirmeye yönelik Moller'in himayesindeki görüşmelerin aldığı şekille de alakalı olabilir."

Liste uzadı

Gazete Moller-Pertev-Conis görüşmelerinin somut bir sonuç olmaksızın geçici olarak kesildiğini, her iki tarafın da toplumlar arası görüşmeler için gerek gündelik gerekse esasa ilişkin konulara dair önerilerinin yer aldığı listeleri sunduklarını ancak Kıbrıs Türk tarafının; şubat ayında mutabakata varılan 10 maddelik listeye 4 madde daha eklediğini yazdı.

Gazete BM'nin iki tarafa görüşmeleri için; sağlık, çevre, cürümler, kişilerin dolaşımı, atıkların yönetimi, kriz yönetimi, su kaynaklarının yönetimi, sürüş güvenliği, para devirleri ve insani konularla ilgili konuları önerdiğini hatırlattı. Gazete Kıbrıs Türk tarafının söz konusu listeye; toplumların bir arada yaşaması, eğitim ve tarih, radyo ve televizyon frekansları, kültür mirasının kurtarılması maddelerini de eklediğini kaydetti.

Alithia haberi okurlarına "İlk Bölüm Talihsiz Bitti - İki Taraf Arasında Sürekli Konfrantasyonlar - Birleşmiş Milletler: Moller'e Yönelik Suçlamalardan Hayal Kırıcı ve Hayret" başlığıyla aktardı.

Haravgi ise "UNFICYP Soyer'in İddialarını Reddediyor - Sahte Başbakan Michael Moller'in Aleyhinde Konuştu" başlığını attı.

KIBRIS 13/08/06

 

Fransa-Rum yönetimi askeri anlaşması AGSP'ye uygun

Fransa'nın Güney Lefkoşa Büyükelçisi Hadelin de la Tour-du-Pin:

Fransa'nın Güney Lefkoşa Büyükelçisi Hadelin de la Tour-du-Pin, Fransa ile Kıbrıs Rum yönetiminin imzalayacağı askeri işbirliği anlaşmasının, askeri ittifak veya başka komşu ülkelerin aleyhine bir anlaşma olmadığını, Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikası (AGSP) çerçevesinde, Fransa'nın birçok başka ülkeyle imzaladığı anlaşmaların aynısı olduğunu iddia etti.

Fransa Büyükelçisi, Rum basınına yaptığı açıklamada, Güney Kıbrıs ile terörle mücadele ve bilgi alışverişi gibi birçok anlaşma imzalandığına işaret ederek, "Şimdi de savunma alanında bir anlaşma imzalamayı planlıyoruz. Bu anlaşma ise 25 AB üyesi ülkeyi bağlayan Avrupa Savunma ve Güvenlik Politikası kapsamındadır" dedi.

İki ülke arasındaki işbirliğine, Limasol limanının Fransız savaş gemileri tarafından kullanılmasını ve Rum Milli Muhafız Ordusuna (RMMO) yedek parça teslimini örnek gösteren Fransız Büyükelçisi, son bir ay içerisinde Güney Kıbrıs'ın, Fransız ve diğer ülke vatandaşlarının Lübnan'dan tahliyesi için Fransız askeri helikopterlerine Baf'taki Andreas Papandreu Hava Üssünü kullanma izni verdiğini de söyledi.

De la Tour-du-Pin, "Bu anlaşmada böyle gürültü koparılmasını haklı gösterecek herhangi bir şey yok. Günlük olarak bazı düzenlemelere girmek yerine, iki ülke arasında bir anlaşma imzalayacağız" dedi.

"Fransa'nın Güney Kıbrıs'ta askeri üsse sahip olma çabalarıyla" ilgili görüşleri "gülünç" olarak niteleyen Hadelin de la Tour-du-Pin, "Bir tür desteğe ihtiyacımız olursa, bunu İngilizlerden isteyebiliriz. Kıbrıs'ta üsse ihtiyacımız yoktur" ifadesini kullandı.

"Kriz dönemlerinde gerek Fransa, gerek başka NATO üyesi ülkelere İngiliz üslerini kullanma olanağı verildiğine" dikkati çeken Fransa Büyükelçisi, "Lübnan'daki şartlar dikkate alınırsa gemilerimizin demirlemesi, uçak ve helikopterlerimizin iniş yapması, ayrıca kısa bir süreliğine askerlerimizin orada konaklaması için güvenli bir yere ihtiyacımız vardır. Bu, Kıbrıs'ta yeni bir Ağrotur Üssü olacağı anlamı taşımaz" diye konuştu.

Fransa ile Rum yönetimi arasında imzalanacak askeri işbirliği anlaşması, askeri tesislerin kullanılması, teknik destek verilmesi ve RMMO askerlerinin eğitimini öngörüyor. Ortak askeri tatbikat yapılması da ihtimal dışı tutulmuyor.

KIBRIS 13/08/06

 

Kıbrıs Rum kesiminde Türk kayıplar için kazı sürüyor

LEFKOŞA (A.A)

Kıbrıs'taki Otonom Kayıp Şahıslar Komitesinin, güney Lefkoşa'daki Atalasa Ormanında, Kıbrıslı Türk kayıpların kemiklerinin bulunması için başlattığı kazılar sürüyor.

Kıbrıs'ta kayıp kişilerin akıbetinin belirlenmesi için çalışmalar yapan komitenin, geçen cuma günü Atalasa'da 3 noktada başlattığı kazı çalışmalarında henüz bir kalıntıya ulaşılamadı.

Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi Türk Üye Yardımcısı, Başbakan Yardımcılığı ve Dışişleri Bakanlığı Siyasi İşler ve Siyaset Planlama Müdürü Ahmet Erdengiz, Atalasa Ormanında 3 noktada süren kazılarda henüz herhangi bir kalıntıya ulaşılamadığını söyledi.

Erdengiz, Kıbrıslı Rum kayıplarına yönelik kazı çalışmalarınınsa gelecek günlerde KKTC'de yapılacağına işaret etti. Erdengiz, 23-25 ağustos tarihleri arasında Kıbrıs'a gelmesi beklenen Arjantinli EAAF örgütüne bağlı ikisi adli arkeolog, ikisi de adli antropolog, toplam 4 kişilik uzman ekibin gözetiminde 2 ay süreyle Kuzey ve Güneyde geniş kapsamlı kazı çalışmaları yapılacağını kaydetti.

Lefkoşa ara bölgedeki Antropoloji laboratuarının bir hafta içinde hazır duruma geleceğini belirten Erdengiz, ağustosun son haftası başlayacak geniş kapsamlı çalışmalar kapsamında, gerek kuzeyde gerekse güneyde ekipler halinde kazı yapılacağını ve çıkarılan kalıntıların ara bölgedeki Antropoloji laboratuarına götürüleceğini bildirdi.

Türkiye Cumhuriyeti'nin verdiği 87 bin dolarlık yardımla tüm donanımı sağlanan laboratuar için bazı bilimsel aletlerin gelmesinin beklendiğini ifade eden Erdengiz, laboratuarın bir hafta içinde hizmet vermeye hazır hale geleceğini kaydetti.

Ahmet Erdengiz, kayıp yakınlarına, Lefkoşa Dr. Burhan Nalbantoğlu Devlet Hastanesindeki DNA laboratuarına kan örneği vermeleri yönünde çağrı da yaptı.

HURRIYET 14/08/06

 

İşte listeler

ÖZLÜ KONULAR İÇİN TÜRK TARAFINDAN 8, RUM TARAFINDAN 9 KONU BAŞLIĞI. Özlü konulara ilişkin Kıbrıs Türk tarafı 8, Rum tarafı ise 9 konu başlığı sundu. Kıbrıs Türk tarafının belirlediği konu başlıkları şöyle:"Yönetim, Toprak Düzenlemeleri, Dış İlişkiler, AB'ye İlişkin Konular, Geçmiş İşlemler, Uluslararası Anlaşmalar, Uluslararası Borçların Sorumluluğu, Güvenlik ve Garantiler." Rum tarafının sunduğu liste "Yönetim, AB İlişkileri, Mülkiyet, Ekonomik Entegrasyon, Kıta Sahanlığı, Denizcilik, Havacılık İşleri, Enerji Kaynakları, Vatandaşlık, Göç ve Sığınma, Eğitim ve Kültürel Miras" içeriyor

"ÖNERİLERİN 10'U BM'NİN, 5'İ TÜRK TARAFININ"... Teknik komitelerde ele alınacak konular 15 başlık altında toplandı: bunların 10'u Möller, 5'i ise Kıbrıs Türk tarafınca sunuldu. Rum tarafının önceki gün sunduğu liste hakkında bilgiye ulaşılamadı. BM'nin önerdiği konular: "Sağlık, Çevre, Su Yönetimi, Atık Yönetimi, Para Aklama, Suçları Önleme, Yol Güvenliği, Göç ve İnsan Kaçakçılığı, Kriz Yönetimi, İnsani Konular." Kıbrıs Türk tarafının konu başlıkları: "Uzlaştırma Komitesi, Eğitim ve Tarih Komitesi, Radyo-TV-Yayın Frekansları, Ekonomik ve Ticari İşbirliği, Kültürel Mirasın Korunması."

ÖZLÜ KONULARDA METOT FARKLILIKLARI HAKİM Görüşmelerde, Kıbrıs sorununun özüne ilişkin konularla ilgili hazırlanan listeler konusunda ise, taraflar arasındaki yaklaşım yönteminde farklılıklar bulunduğu ve bu nedenle sıkıntılar yaşandığı öğrenildi. Kıbrıs Rum tarafı özlü konularda akademik çalışmalar yapılmasını isterken, Kıbrıs Türk tarafı da böyle bir çalışmanın çözüm sürecini sürüncemede bırakacağı görüşünde

Anıl IŞIK

KIBRIS, Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit Pertev ile Rum yönetimi başkanlığı diplomatik büro şefi Tasos Conis arasında, adadaki iki toplum liderinin 8 Temmuz'da mutabık kaldıkları anlaşma ışığında, 31 Temmuz'da gerçekleşen görüşme sırasında teati edilen özlü konulara ve teknik komitelere ilişkin konu başlıklarının yer aldığı listelere ulaştı.

İki liderinin temsilcilerinin, 31 Temmuz'da BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Michael Möller'in ara bölgedeki ikametgâhında gerçekleştirdiği görüşme sırasında özlü konulara ilişkin listenin karşılıklı olarak teati edildiği, teknik komitelerin ele alacağı konu başlıklarının yer aldığı listenin ise sadece Türk tarafınca sunulduğu, Rum tarafının bu konuda öneri getirmediği öğrenildi.

Rum tarafının, teknik komitelere ilişkin konu başlıklarını içeren listeyi önceki gün (11 Ağustos) gerçekleşen Pertev-Conis-Möller görüşmesinde sunulduğu bildirildi.

Güvenilir kaynaklardan elde edilen bilgiye göre, Kıbrıs Türk tarafı, 31 Temmuz'daki görüşmede, özlü konulara ilişkin toplam 8 konu başlığından oluşan bir liste sundu:

"Yönetim, Toprak Düzenlemeleri, Dış İlişkiler, AB'ye İlişkin Konular, Geçmiş İşlemler, Uluslararası Anlaşmalar, Uluslararası Borçların Sorumluluğu, Güvenlik ve Garantiler."

Yine aynı kaynağa göre, Rum tarafı, Kıbrıs sorunun özlü konularını 9 konu başlığı altında toplayan bir liste sundu. Liste şu konu başlıklarını içeriyor: "Yönetim, AB İlişkileri, Mülkiyet, Ekonomik Entegrasyon, Kıta Sahanlığı, Denizcilik, Havacılık İşleri, Enerji Kaynakları, Vatandaşlık, Göç ve Sığınma, Eğitim ve Kültürel Miras".

31 Temmuz'daki Pertev-Conis-Möller görüşmesi sırasında teati edilen teknik komitelerin konu başlıklarının toplam 15 başlık altında toplandığı; bunların 10'nun BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Möller, 5'nin de Kıbrıs Türk tarafınca sunulduğu öğrenildi. Kıbrıs Rum tarafının ise söz konusu bu görüşmede teknik komitelere ilişkin bir liste sunmadığı bildirildi.

Rum tarafının teknik komitelerin ele alacağı konulara ilişkin konu başlıklarını önceki gün (11 Ağustos) gerçekleşen görüşmede sunduğu öğrenildi. Ancak, Rumların önerdiği söz konusu listenin içeriğiyle ilgili bilgiye ulaşılamadı.

Teknik komitelerin ele alacağı konu başlıklarını içeren liste ağırlıklı olarak sosyal, kültürel, ekonomik ve çevre konularını içeriyor.

Möller tarafından teknik komitelere ilişkin sunulan liste şöyle: "Sağlık, Çevre, Su Yönetimi, Atık Yönetimi, Para Aklama, Suçları Önleme, Yol Güvenliği, Göç ve İnsan Kaçakçılığı, Kriz Yönetimi, İnsani Konular."

Kıbrıs Türk tarafının sunmuş olduğu konu başlıkları ise "Uzlaştırma Komitesi, Eğitim ve Tarih Komitesi, Radyo-TV-Yayın Frekansları, Ekonomik ve Ticari İşbirliği, Kültürel Mirasın Korunması" konu başlıklarını kapsıyor.

"Görüşmelerde iki önemli sıkıntı var"

BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Möller huzurunda gerçekleşen Pertev-Conis görüşmelerinde şu ana kadar herhangi bir gelişme sağlanamamasının iki ana nedeni olduğu bildirildi.

Özlü konulara ilişkin listelerin nasıl birleştirileceği ve çalışma gruplarının görevlerinin ne olacağı konusunda taraflar arasında yaklaşım yönteminde farklılıklar bulunduğu ifade edildi.

Türk tarafının, 8 Temmuz mutabakatında anlaşıldığı gibi, özlü konulara ilişkin listelerde yer alan konu başlıklarının uzman çalışma grupları tarafından ele alınmasını ve ardından iki liderin sonuçlandırılmasına bırakılmasını isterken, Rum tarafının, özlü konularda çalışma grupları tarafından akademik çalışma yapılmasını ve çalışmaların sonuçlandırılmasını talep ettiği kaydedildi.

Kıbrıs Türk tarafı da, böyle bir akademik çalışmanın müzakereleri sonu açık bir sürece dönüştüreceğini ve Kıbrıs sorununu sürüncemede bırakacağı endişesini dile getirdi

"Görüşmelere çıkmaza girildiği için ara verilmedi"

Aynı kaynak,önceki günkü Pertev-Conis-Möller görüşmesi sonrasında, görüşmelere Eylül'de devam edilmesi kararının, görüşmede yaşanan herhangi bir sıkıntıdan kaynaklanmadığını bildirdi.

KIBRIS 14/08/06

 

KKTC’de koalisyon krizi

KKTC’de iktidarda bulunan Cumhuriyetçi Türk Partisi - Demokrat Parti hükümeti dağılma noktasına geldi. Demokrat Parti lideri Serdar Denktaş’ın geri adım atması halinde hükümet krizinin aşılmasının halen olasılık dahilinde olduğu belirtiliyor.

 

NTV

Güncelleme: 10:23 ET 16 Ağustos 2006 Çarşamba

LEFKOŞA - KKTC’de 25 Haziran’da yapılan ara seçimlerde iktidarın büyük ortağı Cumhuriyetçi Türk Partisi’nin, 2 milletvekili daha kazanarak 50 sandalyeli mecliste 25 milletvekiline ulaşmasının ardından gündeme getirdiği kamu reformu talebine ortağı Demokrat Parti’den gelen ret yanıtı, koalisyon ortaklarını yol ayrımına getirdi.

Lefkoşa kulislerinde hükümetin fiilen sona erdiği, CTP’nin çözümü savunan Barış ve Demokrasi Hareketi lideri Mustafa Akıncı’nın dışarıdan desteğinin yanı sıra Ulusal Birlik Partisi’nden istifa eden bir bağımsız milletvekilinin desteğiyle yeni bir hükümet kurabileceği konuşuluyor.

SAĞ-SOL ANLAŞMAZLIĞI
İki parti arasındaki sorunlar ilk bakışta güç paylaşımından kaynaklanıyor gibi görünse de, aslında 6 aylık bir geçmişe dayanıyor. 2004 yılındaki referandumda Annan Planı’nı destekleyen ve yüzde 65 oranında evet oyuyla halkın desteğini alan soldaki CTP’nin, sağ çizgideki küçük ortağı DP ile arasındaki siyasi görüş farklılıkları anlaşmazlığın temelini oluşturuyor.

CTP ile DP arasındaki ilk ciddi sürtüşme Şubat ayında Ada’da temaslar yapan Avrupa Parlamentosu üst düzet temas grubunun ziyaretine DP kanadından gelen tepkiyle başladı. Demokrat Parti’yle ayni çizgideki sivil toplum örgütlerinin katıldığı protesto eyleminde Avrupalı parlamenterleri taşıyan araçlara yumurta atılmıştı.

Bunun sonrasında DP lideri Serdar Denktaş’ın gündeme getirdiği Çek-Slovak modeli ayrılık formülü, Annan Planı’yla Ada’nın yeniden birleşmesini savunan CTP kanadında büyük rahatsızlık yarattı.

DP’nin elinde bulunan Turizm Bakanlığı’na bağlı turizm fonu ve fonun kullanımıyla ilgili tartışmalar ortaklar arasındaki anlaşmazlığı körükledi. Haziran ayında yapılan belediye başkanlığı ve ara seçimlerde de CTP ve DP seçim meydanlarında karşı karşıya geldi.
YENİDEN YAPILANMA ÖNERİLERİ KRİZİ GETİRDİ
Ara seçimlerden CTP’nin 2 milletvekili daha kazanarak çıkmasının ardından meclis aritmetiği değişti ve hükümetin CTP kanadı kabineye yeni bir bakanlık eklenmesini ve bazı dairelerin el değiştirmesini istedi. Yaklaşık 2 aydır süren koalisyon pazarlığında CTP’nin sunduğu önerilerin DP tarafından reddedilmesi üzerine hükümet dağılma noktasına geldi.

CTP-DP arasındaki anlaşmazlıkların aşılması amacıyla kurulan komitelerin son toplantısından da sonuç alınamayınca CTP yetkili kurulları DP’yle yolların ayrılmasına karar verdi.

CTP lideri ve Başbakan Ferdi Sabit Soyer, hükümetteki sorunların aşılması amacıyla yürütülen görüşmelerin DP’nin tutumu yüzünden çıkmaza girdiğini belirtti. Soyer “Hükümet konusunda demokratik seçenekler arifesindeyiz” dedi.

Soyer’e göre DP Lideri Serdar Denktaş, CTP’nin ara seçimden sonra gündeme getirdiği kamu reformu ve hükümetin yeniden yapılanması önerisine karşı çıktı, koalisyonun mevcut güç dengesinde devamını istedi.

CTP Genel Sekreteri Ömer Kalyoncu ise iki parti arasındaki anlaşmazlığın kamu reformuyla ilgili olduğunu belirtti, DP’nin bakanlıklardan başlayarak dairelere doğru uzanan reformlar konusunda ‘ayak sürüdüğünü’ söyledi.

Hükümet kriziyle ilgili komitede yer alan DP Lefkoşa Milletvekili Mustafa Arabacıoğlu ise, kamu reformu adı altında yeni bakanlık yaratılmasına karşı olduklarını belirterek bunun dışında sorunların aşılmasına hazır olduklarını açıkladı.

DP milletvekiline göre CTP, Gençlik ve Spor Bakanlığı’nı Milli Eğitim ve Kültür Bakanlığı’na bağlayarak onun yerine Enerji ve Doğal Kaynaklar Bakanlığı adı altına yeni bir bakanlık oluşturmak istiyor. CTP yeni bakanlığa 6 kurumu bağlamayı da talep ediyor.

CTP-DP hükümet pazarlıkları liderler düzeyinde devam ediyor. Demokrat Parti lideri Serdar Denktaş’ın geri adım atması halinde hükümet krizinin aşılmasının halen olasılık dahilinde olduğu belirtiliyor.

Rum kesimindeki mal için dava

Kıbrıslı Türk Mehmet Ali Birşen, Rum kesiminde kalan ve üzerine askeri tesis kurulan 3 ev ve 20 dönümden fazla arazisi için, Kıbrıs Rum yönetimi aleyhine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) başvurdu.

 

NTV-MSNBC VE AJANSLAR

Güncelleme: 20:36 TSİ 16 Ağustos 2006 Çarşamba

LEFKOŞA - Kıbrıslı Türk İnsan Hakları Vakfı Başkanı avukat Emine Erk, yaptığı yazılı açıklamada, Larnaka’ya bağlı Yıldırım (Celya) köyünde bulunan taşınmaz malı üzerine askeri kamp yapılan Birşen adına Avukat Ali Fevzi Yeşilada tarafından hazırlanan dava dosyasının, 14 Ağustos 2006 tarihinde Strasbourg’daki AİHM’ye gönderildiğini bildirdi.

Yıldırım köyünde Mehmet Ali Birşen adına kayıtlı 3 ev, 20 dönümlük arazi ve 9 arsanın tamamen askeri kampa dönüştüğünü vurgulayan Erk, Birşen’in herhangi bir tazminat ödenmeden ve tüm mülkiyet hakları ihlal edilerek evinden, malından mahrum edildiğini belirtti.

Erk, Güney Kıbrıs’ta mal bırakan birçok Kıbrıslı Türk gibi, Birşen’in de Rum kesiminde geçerli yasal düzenlemeler nedeniyle, iç hukuka başvurmasının etkin bir netice vermediğini, bu durumda Birşen’in hakkını aramak için AİHM’ye başvurma hakkının doğduğunu kaydetti.

Emine Erk, vakfın, Kıbrıslı Türklerin yasal haklarını korumaya yönelik adımlar atmaya devam ettiğini, geçen aralık ayında AİHM’ye, Güney Kıbrıs’ta bıraktığı malı üzerine elektrik santralı inşa edilen Erdoğan Durmuş adına başvuruda bulunduğunu hatırlattı.

Kıbrıslı Türklerin Güney Kıbrıs’ta kalan mallarıyla ilgili olarak vakfa yoğun başvuru yapıldığını ifade eden Erk, olanaklar çerçevesinde yasal adımların atılmasına devam edildiğini belirtti.

Limanların Rumlara açılmasına BM formülü

BRÜKSEL(ANKA)

Kıbrıs sorununa çözüm çerçevesinde Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) limanlarının Birleşmiş Milletler kontrolünde uluslararası ticarete açılacağı iddia edildi.

Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) arasında bir “tren kazasının” önlenmesi için Kıbrıs sorununa çözüm arayışları sürerken, limanlar ile ilgili ilginç bir iddia ortaya atıldı.

İngiliz Independent gazetesine göre, Birleşmiş Milletler’in hazırladığı yeni bir çözüm önerisinde, Türkiye’ye, limanlarını Rumlara açması karşılığında KKTC limanlarının da Birleşmiş Milletler kontrolünde uluslararası ticarete açılması teklif ediliyor.

Teklifin kabul edilmesi halinde, KKTC limanlarına gelen mallar, KKTC tarafından değil BM tarafından karşılanacak ve gelen malların gümrük evraklarında BM belgeleri kullanılacak. Böylece hem Rumların KKTC ifadesine itiraz etmesi önlenecek hem de Türkiye’nin karşılığında limanlarını Rumlara açması istenecek.

Bu öneri ile Türkiye’nin sonbaharda Avrupa Birliği arasında Ek Protokol’ün uygulanmaması nedeniyle yaşanması muhtemel bir krizin yaşanmadan engellenmesi hedefleniyor.

Independent gazetesi, Ankara’nın limanlarını Rumlara açma konusunda sert bir tutum izlediği, yaklaşan seçimlerin de Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın hareket alanını daralttığı değerlendirmesinde bulundu.

HURRIYET 16/08/06

 

Kıbrıs Türk tarafı, 8 Temmuz kararına bağlıdır

"TEKNİK KOMİTELERİN ÇALIŞMALARINA BAŞLAMIŞ OLMASI GEREKİRDİ" Erçakıca, BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs'taki Özel Temsilcisi Michael Möller'in önerisiyle gündeme gelen teknik komitelerin şimdiye kadar çalışmaya başlamış olması gerektiğini belirterek, Türk tarafının buna engel görmediğini, buna tek engelin Rum tarafının komitelerin çalışmaya başlamasını özlü konularda ilerleme sağlanmasıyla ilişkilendirmesi olduğunu kaydetti

"RUMLAR, SÜRECİ SABOTE ETMEYE ÇALIŞIYOR"Kıbrıs Türk tarafının, Rum tarafı-PKK ilişkileri konusundaki tutumuna da bir kez daha açıklık getiren Erçakıca, konunun güncellenmesinin Rum tarafının kendi tercihi olduğunu belirterek, bunu 8 Temmuz'la başlayan süreci sabote etme ve bunun sorumluluğunu Kıbrıs Türk tarafına yıkma amacına dönük bir davranış olarak değerlendirdi

 

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, Kıbrıs Türk tarafının 8 Temmuz tarihli anlaşmaya bağlılığını vurguladı. Bu anlaşmanın, teati edilen özlü konulara ilişkin listelerin bütünleştirilmesi çalışmasının iki lider tarafından sonuçlandırılmasını öngördüğüne işaret eden Erçakıca, Kıbrıs Türk tarafının bu buluşmaya hazır olduğunu tekrarladı.

Haftalık basın brifinginde konuşan Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, bugün için Türk tarafının beklentisinin ve pozisyonunun da, teknik komitelerin hemen çalışmaya başlaması ve taraflarca teati edilen özlü konulara ilişkin listelerin içeriklerinin iki toplumlu çalışma grupları tarafından ele alınarak bütünleştirilmesi olduğunu vurguladı. Erçakıca, bu çerçevede Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum lider Tasos Papadopulos'un bir araya gelmelerinin gerekeceğini ve Kıbrıs Türk tarafının bu buluşmaya hazır olduğunu söyledi.

Erçakıca, "İki liderin bu çalışmaları sonuçlandırdıktan sonra Kıbrıs sorununa çözüm bulunmasını amaçlayacak kapsamlı bir müzakere sürecini başlatmalarından yanayız" dedi.

Kıbrıs Türk tarafının

pozisyonunun netleştirilmesi

Cumhurbaşkanlığı'nda yer alan bilgilendirme toplantısında Erçakıca, 8 Temmuz kararlarının gereklerinin yerine getirilmesi için yürütülen çalışmalarla ilgili olarak Rum basınında çıkan haberlere atıfta bulunarak, görüşmelerle ilgili gizlilik kararı alınmış olmasına rağmen yayımlanan bu yorumlar karşısında Türk tarafının da kendi pozisyonunu netleştirmesinin zorunluluğuna dikkat çekti ve bu açıklamayı bu doğrultuda hazırladıklarını anlattı.

Kıbrıs Türk tarafının 8 Temmuz kararına bağlılığını yinelerken, bu kararla, insanların günlük yaşamını etkileyen konularda çalışmalar yapacak teknik komitelerin çalışmaya başlaması ve taraflarca teati edilen özlü konulara ilişkin listelerin taraflar arasında teyit edilerek içeriklerinin iki toplumlu çalışma gruplarında ele alınmasının belirtildiğini anımsatan Erçakıca, "Kıbrıs Türk tarafı, bu kararla tam bir uyum içinde olan çalışmalarını 31 Temmuz'da Rum tarafına iletmiştir" dedi.

Talat görüşmeye hazır

Erçakıca, Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit Pertev ile Rum Yönetimi Başkanlığı Diplomatik Büro Şefi Tasos Conis'in katılımıyla yürütülen çalışmanın yeterince verimli olmadığının saptanması ve sürecin hızlanması veya nitelik kazanması bakımından iki liderin buluşmasına ihtiyaç duyulması halinde Talat'ın Papadopulos ile bir araya gelmeye de hazır olduğunu bildirdi.

Muhtemel bir Talat-Papadopluos buluşmasında Türk tarafının masaya götüreceği konunun, kapsamlı görüşmelerin, bütünleştirilmiş listeler çerçevesinde hemen başlamasının gerekliliği olacağını kaydeden Erçakıca, "Bunu sağlamak için de Cumhurbaşkanımız Papadopulos'la BM gözetiminde buluşmaya hazırdır" şeklinde konuştu.

Erçakıca, BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs'taki Özel Temsilcisi Michael Möller'in önerisiyle gündeme gelen teknik komitelerin şimdiye kadar çalışmaya başlamış olması gerektiğini de belirterek, Türk tarafının buna engel görmediğini, buna tek engelin Rum tarafının komitelerin çalışmaya başlamasını özlü konularda ilerleme sağlanmasıyla ilişkilendirmesi olduğunu kaydetti.

Erçakıca, Rum basınında çıkan "Türk tarafının özlü konulara girilmesinden kaçındığı" yönündeki iddialarla ilgili bir soruyu da, "Özlü konulara girilecek olan yerin Möller-Pertev-Conis buluşması olduğuna dair bir karar yok. Birisi bir kararla bu çalışmaya Kıbrıs sorununun özünü görüşme misyonu yükledi de bizim haberimiz mi yok" ifadeleriyle yanıtladı.

Erçakıca, Pertev ile Conis'in sürdürdüğü çalışmanın 8 Temmuz kararının nasıl uygulanacağına dair bir çalışma olduğunu ve yazılı metin dışında hiçbir şeyin konuşulmadığını vurguladı.

Rum tarafı-PKK ilişkileri

Haftalık basın brifinginde, Kıbrıs Türk tarafının, Rum tarafı-PKK ilişkileri konusundaki tutumuna da bir kez daha açıklık getiren Erçakıca, konunun güncellenmesinin Rum tarafının kendi tercihi olduğunu belirterek, bunu 8 Temmuz'la başlayan süreci sabote etme ve bunun sorumluluğunu Kıbrıs Türk tarafına yıkma amacına dönük bir davranış olarak değerlendirdi.

Rum tarafının PKK ile ilişkileri konusunun bir Türkiye gazetesinin Cumhurbaşkanı ile yaptığı söyleşi sırasında ilgili gazetecinin sorusuyla gündeme geldiğini belirten Erçakıca, Cumhurbaşkanı'nın "Güney Kıbrıslı Rumların PKK'yla ilişkilerinin halen sürüp sürmediği" yönündeki soruya "Maalesef halen sürüyor.' Düşmanımın düşmanı dostumdur' mantığıyla hareket ediliyor. Bilgilerimiz o yönde" yanıtını verdiğini, devamında ise, "Bu yöndeki istihbarat bilgilerini karşı tarafa iletiyor musunuz" sorusuna karşılık, "o kadar yakınlığımız olmadı ama Birleşmiş Milletler kanalıyla şikayetlerimizi söylüyoruz" dediğini açıkladı.

Erçakıca, şunları kaydetti:

"Bizim bakımımızdan olay bir söyleşideki iki soruya verilen birkaç cümlelik bir yanıt iken, Rum tarafı bunu 8 Temmuz tarihli anlaşmaya ters düştüğümüzü kanıtlamak için kullanmaya kalkışmıştır. Bu konu güncellendiği zaman, Kıbrıs Rum tarafının PKK ile olan ilişkilerine dair bilgilerin bazılarını da basınla paylaşmak gereği ortaya çıkmıştır."

KIBRIS 16/08/06

 

Hükümette ipler kopuyor

DP'NİN TUTUMU ÇIKMAZA GÖTÜRDÜ Başbakan Soyer, iktidar ortakları DP ile hükümetteki sorunların aşılması için bir süreden beridir devam eden görüşmelerin DP'nin tutumu yüzünden çıkmaza girdiğini söyledi. Başbakan , kamu reformu ve hükümetin iç yapısının yeniden düzenlenmesine DP'nin karşı çıktığını ve "hükümet eskisi gibi devam etsin" dediğini savundu

"Demokratik seçenekler arifesindeyiz" diye konuşan Başbakan Soyer parti içi değerlendirme toplantılarından sonra bir sonuca vararak hareket edeceklerini de ifade etti

KİMSENİN ESİRİ DEĞİLİZ CTP-BG'nin, hiçbir partinin esiri olmadığını belirten Başbakan Soyer, demokratik seçenekler temelinde mecliste 26 milletvekilli bir hükümet kurulabileceğine işaret ederek "Siyasal riski olan alternatifleri de düşünüyoruz, kimseye hor bakmıyoruz" diye konuştu. Erken seçimden korkmadıklarını, "Hade erken seçim deyip voyvodalık yaparak halkı sıkıntıya da sokmayacaklarını" belirten Soyer, "Esas konu, halka hizmet yolunda daha etkin ve verimli bir hükümet için çalışıyoruz" dedi

 

Aral MORAL

Başbakan ve Cumhuriyetçi Türk Partisi Birleşik Güçler (CTP-BG) Genel Başkanı Ferdi Sabit Soyer, iktidar ortakları Demokrat Parti (DP) ile hükümetteki sorunların aşılması için bir süreden beridir devam eden komite görüşmelerinin DP'nin tutumu yüzünden çıkmaza girdiğini söyledi.

Başbakan, kamu reformu ve hükümetin iç yapısının yeniden düzenlenmesine DP'nin karşı çıktığını ve "hükümet eskisi gibi devam etsin" dediğini savundu.

"Demokratik seçenekler arifesindeyiz" diye konuşan Başbakan Soyer parti içi değerlendirme toplantılarından sonra bir sonuca vararak hareket edeceklerini de ifade etti.

"DP ile sorunların aşılması için büyük çalışmalar yapıldı"

Başbakan Soyer, genellikle hükümet koalisyonlarında ortak protokol ve program doğrultusunda hareket edildiğini, farklılıkların olması durumunda ise, görüşme yaparak bu sıkıntıların aşılması için çözüm önerilerinin bulunarak, yola devam edildiğini belirtti.

DP ile koalisyonda yaşanan sıkıntılar ve sorunların aşılması konusunda büyük çalışmalar yapıldığına dikkat çeken Başbakan, "25 Haziran'da yapılan yerel ve milletvekilliği seçimlerinde, Lefkoşa Belediyesi'nde ortaya çıkan seçim sonucu nedeniyle, başkalarının sandığı gibi, koalisyonda sıkıntı yarattığı, doğru bir yaklaşım değildir" diye konuştu.

"Seçimlerde bize düşman gibi davranıldı"

Seçim propagandası süresince, tüm partilerin ve hükümet ortakları DP'nin CTP-BG'ye yönelik düşmanca tavır takındığını dile getiren Başbakan, "Güç ver sloganına dayanarak, bizlere faşist, Hitler gibi yakıştırmalar yapıldı. Biz bunları seçimlerdeki çocuklaşma olarak yorumladık" dedi.

Kendilerine yapılan bu tür yaklaşımların birikim yaptığını ancak karar aşamasında belirleyici olmadığını kaydeden Başbakan Ferdi Sabit Soyer, CTP-BG'nin yüzde 41 ortalama oy oranı ile 25 milletvekiline sahip bir parti olarak, hükümet ortağıyla olan sıkıntıları gündeme alıp, görüşme sürecinin başlatıldığını hatırlattı.

"DP her şeyin olduğu gibi kalmasını istiyor"

Komite görüşmeleri sırasında, kamu reformuna bağlı olarak hükümetin kendi içyapısını düzenlemesi konusu üzerinde durulduğunu dile getiren Başbakan Soyer, "Çevre, su, jeoloji, orman, tarım ve enerji gibi konular gündemimizin esaslarını oluşturuyor" dedi.

Geçmiş statüko ve kapalı durumda, görüşmelerin esasını oluşturan konularda, yetkili bir organizasyonun, uygun ve bütünlüklü bir disiplin oluşturulmasının ortaya çıkmadığını belirten Başbakan, "Biz bunları bir araya getirip, disiplin edilmesini istiyoruz. Biz, farklı farklı bakanlıklar ve daireler içerisinde olan ve birbirinden kopuk olan bu bölümleri, birleştirmek istiyoruz" dedi.

Başbakan ayrıca, koalisyon görüşmelerinde hükümetin yapılanması konusunun ele alınmasını düşündüklerini fakat DP'nin ne hükümetin kendi iç yapısını ilgilendiren noktaları ne de görüşmelerin esasını oluşturan konuları ele almaya bir türlü yanaşmadığını vurguladı.

"Partimizle değerlendirme yapacağız"

"DP'nin görüşü, her şeyin olduğu gibi kalması yönündedir. Biz CTP olarak bireysel hareket eden bir parti değiliz. Biz, tüm konuları, parti iç organlarımızda görüşüp hareket edeceğiz" şeklinde konuşmasını sürdüren KKTC Başbakanı, halkı krizler içerisinde tutmak istemediklerini, üzerlerine düşen görevleri, tüm tahriklere rağmen yerine getirmeye çalıştıklarını belirtti.

Seçimlerden sonra, sorunların olmasına rağmen, navlun vergisinin sıfırlandığını ve Anti Damping Yasası'nın hazırlandığına dikkat çeken Başbakan, sosyal güvenlik ve yönetim reformlarının gündemde olduğunu, ayni zamanda çözüm ve AB yolunda kararlılıkla ilerlenmesi gerektiğini söyledi.

"İsmini açıklamaktan korkan peçeli yazar"

Cumhuriyet gazetesinin dünkü sayısında başyazı olarak yayımlanan yazı hakkında da değerlendirmede bulunan KKTC Başbakanı Soyer, "Bu mentalite tamamen yanlıştır. Bu mentalitede, yürürken sakız çiğneme becerisini göremiyorum. CTP'nin hiçbir yetkilisi şimdiye kadar kendi menfaatleri için tek başına hareket etmedi. Denktaş zamanında, CTP'nin tabanı tamamdır ama yöneticilerinde iş yoktur demişti, şimdi ise tam tersini söylüyor. Bu, soğuk savaş yıllarından kalma böl ve yönet taktiği eski siyasilerin tercihidir. Cumhuriyet gazetesinde ismini bile açıklamaktan korkan, ama herkesin tanıdığı peçeli bir yazar, böl ve yönet taktiğine bağlı yaklaşımlar sergiliyor." diye konuştu.

CTP-BG'nin küçük hesaplar peşinde koşmadığının altını çizen Başbakan Soyer, son seçimlerde oyunu biraz artırması sonucu, erken seçim tehdidini kullanıp rehavet içerisine girenlerin büyük bir yanılgı içerisinde olduğunu söyledi.

CTP-BG'nin güç denemesi ve kendini kanıtlama kompleksi içinde olmadığını belirten KKTC Başbakanı Ferdi Sabit Soyer, kendilerinin, ülkeyi ve halkı daha ileriye götürmeyi hedeflediğini, zaten halkın da kimin en güzeli yaptığını bildiğini ifade etti.

"Kimsenin esiri değiliz"

CTP-BG'nin, tüm sıkıntılara rağmen, halkın refahı ve huzuru için gerekli tüm çalışmaları yerine getirmek için uğraşacağını dile getiren Başbakan Ferdi Sabit Soyer, erken seçimden korkmadıklarını, "Hade erken seçim deyip voyvodalık yaparak halkı sıkıntıya da sokacak değiliz" dedi.

Hiç kimsenin esiri olmadıklarına da dikkat çeken Başbakan, demokratik seçenekler temelinde mecliste 26'lı bir hükümet kurulabileceğine işaret ederek "Siyasal riski olan alternatifleri de düşünüyoruz, kimseye hor bakmıyoruz. Esas konu, halka hizmet yolunda daha etkin ve verimli bir hükümet için çalışıyoruz" dedi.

KIBRIS 16/08/06

 

KKTC’deki limanları BM devralacak iddiası



İngiliz The Independent gazetesine göre, BM’nin hazırladığı yeni bir çözüm önerisinde, Türkiye’ye, limanlarını Rumlara açması karşılığında KKTC limanlarının da BM kontrolünde uluslararası ticarete açılması teklif ediliyor.

Ancak Dışişleri Bakanlığı, kendilerine bu yönde bir teklifin gelmediğini belirterek, haberin "yakıştırma" olduğunu bildirdi. Gazeteye göre teklifin kabul edilmesi halinde, KKTC limanlarına gelen mallar, KKTC tarafından değil BM tarafından karşılanacak ve gelen malların gümrük evraklarında BM belgeleri kullanılacak.

HURRIYET 17/08/06

 

'KKTC limanı BM denetimine verilecek'

AB yetkilileri Türkiye'nin limanlarını Rumlara açmasını sağlamak için KKTC limanlarını BM denetiminde açmayı planlıyor

17/08/2006 RADIKAL

BRÜKSEL - AB, Türkiye imzaladığı Gümrük Birliği Ek Protokolü'ndeki yükümlülükleri doğrultusunda yıl sonuna kadar limanlarını Kıbrıs Rum bandıralı uçak ve gemilere açmazsa bir 'tren kazası yaşanabileceği' uyarısı yaparken, Brüksel'deki diplomatlar olası krizi engellemek için KKTC'deki limanların kontrolünün BM'ye verilmesini öngören bir plan hazırlıyor.

Gümrükte KKTC değil BM evrakları olacak
Independent'ın haberine göre, Türkiye'nin 'KKTC'ye tecrit kalkmadan limanlar Rumlara açılmaz' şartının karşılanması için Kuzey Kıbrıs'taki limanların BM kontrolünde uluslararası ticarete açılması öngörülüyor. Buna göre, Mağusa gibi limanlara gelen malların girişi BM tarafından yapılacak ve gümrük evraklarında KKTC değil, BM belgeleri kullanılacak. Böylece Rumların KKTC ifadesine itirazının önleneceği düşünülüyor. Yetkililer 'KKTC'ye tecrit gevşetildiği için' Türkiye'nin de böylesi bir taviz karşılığı limanlarını Rumlara açabileceğini umuyor. Ancak detaylı planın henüz tam ortaya konmadığı ve bu konuda şüpheleri bulunan Rum Yönetimi'ne diğer AB ülkelerinin baskı uygulayabileceği belirtiliyor.
AB'den bir diplomat, gazeteye, böylesi bir formülün Ankara ile ortaya çıkabilecek olası krizi önleyebileceğini dile getirdi. Avrupa Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn, Türkiye'nin Gümrük Birliği Ek Protokolü'ndeki yükümlülüklerini yerine getirmemesi halinde 'tren kazası' yaşanabileceği uyarısı yapmıştı.

Ancak Türkiye de, sürekli taviz talep eden AB'nin KKTC'ye tecridi kaldırma sözünü tutmamış olduğunu anımsatıyor. Gazete, Başbakan Tayyip Erdoğan'ın yaklaşan seçimlerin de etkisiyle hareket alanının daraldığı değerlendirmesi de yaptı. Haberde, Türk halkında giderek AB'nin Türkiye'yi asla üyeliğe kabul etmeyeceği kanaatinin güçlendiği de vurgulandı. (The Independent)

 

Kuzey Kıbrıs'ta koalisyon sıkıntıda

17/08/2006 RADIKAL

RADİKAL - LEFKOŞA - KKTC'de hükümetin iki ortağı Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) ve Demokrat Parti (DP) arasında soğuk rüzgârlar esiyor. NTV'nin haberine göre 25 Haziran'da yapılan ara seçimlerde iktidarın büyük ortağı CTP'nin, iki vekillik daha kazanarak meclisteki 50 sandalyenin 25'ini almasının ardından gündeme getirdiği kamu reformu talebine DP'den gelen ret yanıtı, ortakları yol ayrımına getirdi.
CTP'lilerin kabineye yeni bir bakanlık eklenmesi ve bazı dairelerin el değiştirmesi isteklerine yaklaşık iki aydır süren DP karşı çıkıyordu. Hükümetin fiilen sona erdiği yorumları yapılırken, CTP'nin Barış ve Demokrasi Hareketi lideri Mustafa Akıncı'nın dışarıdan desteğinin yanı sıra Ulusal Birlik Partisi'nden istifa eden bir bağımsız milletvekilinin desteğiyle yeni bir hükümet kurabileceği konuşuluyor. DP lideri Serdar Denktaş geri adım atarsa hükümet krizinin aşılmasının mümkün olduğu da belirtiliyor.

Serdar Denktaş'tan ret

DENKTAŞ: PROTOKOL DEĞİŞMEMELİ DP Genel Başkanı, Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş, hükümet ortakları CTP ile imzaladıkları hükümet protokolünün 25 Haziran 2006'da gerçekleştirilen yerel seçimlere kadar değil, beş yıllık bir dönemi kapsadığına dikkat çekerek, "Biz imzaladığımız protokole bağlı kalınmasını istiyoruz" dedi. Serdar Denktaş, bu açıklamasıyla protokol değişikliği konusunda kapıları CTP yönetimine kapattığı mesajını verdi

KALYONUCU: BEKLEYİP GÖRECEĞİZ... İki parti arasındaki anlaşmazlık noktasının kamu reformuyla ilgili olduğunu ifade eden CTP-BG Genel Sekreteri Ömer Kalyoncu ise, "DP'nin bakanlıklardan başlayarak aşağılara doğru devam edilmesi" konusunda "ayak sürüdüğünü" ifade etti. CTP MYK toplantısında, DP'nin tavrının "kabul edilmez" olarak değerlendirildiği ve bunun bu partiye bildirileceğini söyleyen Kalyoncu, DP'den gelecek yanıta göre konunun parti meclisinde de değerlendirileceğini kaydetti

Aral MORAL

Demokrat Parti (DP) Genel Başkanı, Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş, hükümetin büyük ortağı CTP-BG ile imzalanan hükümet protokolünün yerel seçimlere kadar değil, beş yıllık bir dönemi kapsadığını, bu yüzden de protokolün aynen devam etmesini istediğini belirtti.

CTP-BG ile DP arasındaki koalisyon bağları giderek geriliyor. 25 Haziran 2006'da, yerel yönetimlerin belirlenmesi ve mecliste boşalan iki milletvekilliği koltuğunun doldurulması için yapılan seçimlerin ardından hükümette ortaya çıkan sorunların aşılmasına yönelik çalışmalardan bir sonuç alınamaması ve iki parti yetkililerinin yaptığı açıklamalar, CTP-DP hükümetinin biteceği sinyalleri veriyor.

KIBRIS Gazetesi'nin dünkü sayısında "Hükümette ipler kopuyor" başlığıyla manşetten duyurduğu haberde, Başbakan Soyer, iktidar ortakları DP ile hükümetteki sorunların aşılması için bir süreden beridir devam eden komite görüşmelerinin DP'nin tutumu yüzünden çıkmaza girdiğini söylemişti.

Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş ise, dün Bakanlar Kurulu toplantısına girerken KIBRIS'a yaptığı açıklamada, hükümetin aynen devam etmesi gerektiğini, kriz yaratan taraf olmayacaklarını ve olası bir erken seçimden de korkmadıklarını ifade etti.

CTP Genel Sekreteri Ömer Kalyoncu "DP'nin bakanlıklardan başlayarak aşağılara doğru devam edilmesi" konusunda "ayak sürüdüğünü" savunurken, DP Lefkoşa Milletvekili Mustafa Arabacıoğlu ise, sorunun kamu reformu altında yeni bakanlık yaratılması olduğunu belirtti.

"Protokol yerel seçimlere

kadar değil, beş yıllıktı"

Hükümet ortakları CTP ile imzaladıkları hükümet protokolünün 25 Haziran 2006'da gerçekleştirilen yerel seçimlere kadar değil, beş yıllık bir dönemi kapsadığına dikkat çeken Serdar Denktaş, "Biz imzaladığımız protokole bağlı kalınmasını istiyoruz" dedi.

DP'nin kriz yaratan taraf olmayacağını ifade eden Denktaş, kamu reformu konusunda ise, bunun içeriğini görmeden kendilerinden taahhüt istendiğini, bu paketin ne olduğunu görmeden bir şey söyleyemeyeceklerini belirtti.

"Hükümetin iç yapısının

değiştirilmesini kabul etmiyoruz"

Serdar Denktaş, hükümetin iç yapısıyla ilgili CTP'nin istediği değişikliğin sorulması üzerine, "Hükümetin iç yapısıyla ilgili olarak CTP'nin isteği kabul edilemez. Biz, protokolün aynen devam etmesi taraftarıyız. Erken seçim bizim kararımız değildir. Eğer olacaksa, erken seçimden de korkmuyoruz" diye konuştu.

Kalyoncu: Bekleyip göreceğiz

İki parti arasındaki anlaşmazlık noktasının kamu reformuyla ilgili olduğunu ifade eden CTP-BG Genel Sekreteri Ömer Kalyoncu ise, "DP'nin bakanlıklardan başlayarak aşağılara doğru devam edilmesi" konusunda "ayak sürüdüğünü" ifade etti ancak ayrıntı vermedi.

CTP Merkez Yönetim Kurulu (MYK) toplantısında, DP'nin tavrının "kabul edilmez" olarak değerlendirildiği ve bunun bu partiye bildirileceğini kaydeden Kalyoncu, DP'den gelecek yanıta göre konunun parti meclisinde de değerlendirileceğini söyledi.

Arabacıoğlu: Sorun, kamu reformu

altında yeni bakanlık yaratılması

DP Lefkoşa Milletvekili ve hükümet görüşmelerini yürüten komite üyesi Mustafa Arabacıoğlu ise, sorunun, "kamu reformu altında yeni bakanlık yaratılması" olduğunu belirterek, kamudaki verimliliğin artırılması ve benzer sorunların aşılmasına hazır olduklarını, ancak yeni bakanlık oluşturmakla ne değişeceği konusunda endişeli olduklarını kaydetti.

Arabacıoğlu, CTP'nin hedefinin, "Gençlik ve Spor Bakanlığı'nı Milli Eğitim ve Kültür Bakanlığı'na bağlamak ve onun yerine Enerji ve Doğal Kaynaklar Bakanlığı adı altına yeni bir bakanlık oluşturmak" olduğunu ve bu yeni bakanlık altına da Elektrik Kurumu, Orman Dairesi, Su Dairesi, Jeoloji ve Maden Dairesi, Eski Eserler ve Müzeler Dairesi ile Çevre Dairesi'nin yerleştirilmesinin planlandığını kaydetti.

Kamu reformu kapsamında, kamudaki verimliliğin artırılması, Avrupa Birliği normlarına uyum, bazı dairelerin birleştirilmesi gibi konulara DP'nin sıcak baktığını, tarım ve enerji alanındaki sorunların aşılması için çaba gösterilmesinden yana olduğunu anlatan Arabacıoğlu, "Ancak kamu reformu altında yeni bakanlık oluşturmakla ne değişecek! Elektrikteki sorunlar Tarım'dan alınıp başka bakanlığa verilince giderilecek mi?" ifadesini kullandı.

"İkna olmalıyız ki

tabanımızı ikna edelim"

Arabacıoğlu partisin bu konuda ikna edilmeye ihtiyacı olduğuna işaret ederek "Amaç sorunlara çare üretmekse varız. Ancak yeni bakanlıksa bunun gerekçelerini öğrenmemiz; ikna olmamız lazım ki, biz de tabanımızı ikna edebilelim" diye konuştu.

CTP'nin talepleri

CTP'nin, hükümet krizinin aşılması için komitelerde ısrarcı olduğu konular arasında, on bakanlıkla sınırlı olan kabinede yeni bir örgütlenmeye gidilerek, Enerji ve Doğal Kaynaklar Bakanlığı'nın oluşturulması da bulunuyor.

Ülkenin en ciddi iki sorunu olan enerji ve çevre felaketini ele alacak söz konusu bakanlığa ise, Kıb-Tek, Çevre Dairesi, Jeoloji ve Maden Dairesi'nin bağlanmasını istiyor.

CTP, iki ayrı bağımsız örgüt ve bir de müsteşarlık oluşturulmasını, Spor Bakanlığı'nın lağvedilerek onun yerine bağımsız çalışacak bir spor örgütünün oluşturulmasını da önerdi.

Spor Bakanlığı'nın gelirlerinin bu örgüte aktarılarak, ülke sporunun yönlendirilmesi; turizimde de aynı uygulamaya gidilerek, halen Ekonomi Bakanlığı'na bağlı olan Turizm Dairesi'nin lağvedilerek ülke turizmine yön verecek bir turizm Örgütü oluşturulması isteniyor.

Hem uluslararası hukuk anlamında hem de fiiliyatta geri kalınan denizcilik konusunu bağımsız olarak ele alacak bir Denizcilik Müsteşarlığı'nın oluşturulması da ortaya konulan diğer görüşler arasında yer alıyor. Bu müsteşarlığa limanlarla birlikte deniz hukukuyla ilgili çalışmalar yapma ve balıkçılığı geliştirme misyonunun verilmesi isteniyor.

Son olarak, Gençlik Dairesi'nin, Çalışma Bakanlığı'na bağlanması ve Çalışma Bakanlığı'nın bünyesinde Kadın Sorunları Dairesi oluşturulması da DP'ye sunulan istekler arasında yer alıyor.

KIBRIS 17/08/06

 

11 eylülle ilgili yeni komplo teorileri


18 Ağustos, 2006 15:50:00 (TSİ) CNN TURK

11 eylül saldırılarının 5'inci yıldönümü yaklaşırken Hollywood, 11 eylül saldırılarını kahramanlık hikayeleriyle işliyor. Ancak internetten gösterime giren bir belgeselin izleyici kitlesi, Hollywood filmlerini geride bırakacak gibi.

ABD'li üç gencin çektiği ve şimdiden 30 milyon kişinin izlediği bu belgesel 11 eylül saldırılarının ardında ABD yönetimi ve ekonomik güç odaklarının olduğu gibi komplo teorilerine dayanıyor.
 
Dylan Avery, Korey Rowe ve Jason Bermas isimli üç ABD'li gencin çektiği 'Loose Change' adlı belgesel, 11 eylülün hemen ardından Bush yönetiminin üst düzey isimlerinden gelen çelişkili açıklamalarla başlıyor.
 
Condoleezza Rice - Dönemin Milli Güvenlik Danışmanı:
"Bu insanların bir uçağı alıp Dünya Ticaret Merkezi'ne çarptıracağını kimse tahmin edemezdi"
 
Donald Rumsfeld - Dönemin Savunma Bakanı:
"Pek çok uyarı vardı"
 
Ari Fleischer - Dönemin Beyaz Saray Sözcüsü:
"Hiçbir uyarı yoktu"
 
İnternet ortamına ilk kez nisan 2005'te koyulan belgesel, 6 bin dolar harcamayla güncelleştirildi. Belgeseli internet üzerinden izleyenlerin sayısı şimdiden 30 milyonu buldu.
 
Kullanılan görüntülerin hemen hepsi, haber kanallarında yayınlanan görüntüler. Yapımcılar, belgeseldeki bilgilerin de ABD yönetiminin üst düzey isimlerinin yaptıkları açıklamalardan, bir dönem 'gizli' olup da sonradan kamuoyuna açıklanan devlet belgelerinden alındığını  belirtiyor.
 
Belgesel, 11 eylülün arkasında Usame Bin Ladin ve El Kaide'nin değil, saldırıların yarattığı ortamdan fayda sağlayacak ABD yönetiminin ve ekonomik güç odaklarının olduğu mesajını veriyor.
 
Belgeseldeki iddialardan bazıları ise şöyle:
 

·  "İkiz Kuleler'in yıkılmasının nedeni çarpan uçaklar olamaz. Görgü tanıkları çarpmadan önce binanın alt katlarında duman ve ışık gibi patlama belirtileri gördüklerini söylüyor. Görüntülerdeki işaretler, çarpmadan çok, dinamit ya da bomba patlaması olasılığına işaret ediyor"

·  "Pentagon'daki hasara, ABD Havayolları'na ait 77 sayılı yolcu uçağı sebep olmuş olamaz. Binadaki hasarın şekli bir füzenin ya da küçük bir askeri uçağın yaratacağı türden"

·  "Beyaz Saray'a inecekken yolcuların isyan etmesiyle boş bir araziye indiği söylenen 93 numaralı uçuş ise tam bir muamma. Uçağın indiği söylenen yerde ne enkaz, ne de ağır bir hasar tespit edildi" 
 
Belgeselin yapımcıları, komplo teorilerini destekleyen bazı noktalara da dikkat çekiyor.
 
İddialara göre, saldırılardan sadece 6 hafta önce Dünya Ticaret Merkezi'ni 99 yıllığına kiralayan Yahudi işadamı Larry Silverstein'ın 3.5 milyon dolarlık sigorta poliçesi, terör saldırılarını da kapsıyordu.
 
O dönemde Ulusal Güvenlik Danışmanı olan Condoleezza Rice, saldırılardan bir gün önce San Francisco Belediye Başkanı'nı arayarak ertesi sabah uçağa binmemesini söyledi.
  
Belgesel, www.loosechange911.com adresinden izlenebiliyor.

 

Hükümet krizine Kırgızistan molası

DENKTAŞ DÖNDÜKTEN SONRA Dışişleri Bakanı Denktaş, KIBRIS'a yaptığı açıklamada, Başbakan Soyer ile dün telefon aracılığıyla görüştüklerini, Kırgızistan dönüşü hükümet konusunu tekrardan ele alacaklarını belirtti. Denktaş, CTP'den kendilerine henüz bir öneri gelmediğini de ifade etti

Aral MORAL

Hükümetin iki ortağı CTP ile DP arasında özellikle son günlerde doruğa ulaşan hükümet krizi sürüyor ancak Dışişleri Bakanı ve DP Genel Başkanı Serdar Denktaş'ın Kırgızistan'a yapacağı ziyaret nedeniyle tansiyon şimdilik düştü.

DP'nin en yetkili kişisi olan Serdar Denktaş'ın yurt dışından geldikten sonra değerlendirmelerin süreceği bildirildi.

Dışişleri Bakanı Denktaş, KIBRIS'a yaptığı açıklamada, Başbakan Soyer ile dün telefonla görüştüklerini belirterek, kendi aralarında yapacakları değerlendirmeye, Kırgızistan ziyareti sonrası devam edeceklerini ifade etti.

"Basında yer alan CTP

talepleri bize ulaşmadı"

Dışişleri Bakanı Denktaş, hükümetin CTP kanadından, kendilerine hiçbir şey ulaşmadığını dile getirerek, komitelerde görüşülen dört ana başlık konusunda kendi hazırlıklarını tamamladıklarını,ancak hükümet ortaklarının henüz hazırlık yapmadıklarını savundu.

Denktaş, Başbakan Soyer ile dün telefon aracılığıyla görüşme gerçekleştirdiklerini, Kırgızistan ziyareti dönüşü hükümet konusunu tekrardan ele alacaklarını belirtti.

"Kamu reformunun ne olduğunu

görmeden fikir veremeyiz"

Özellikle büyük tartışma konusu olan kamu reformu hakkında, kendi ellerine hiçbir bilginin ulaşmadığına dikkat çeken Denktaş, "Bunun içerisinde ne olduğunu görmeden konuşmak yanlış olur. Görmediğimiz bir şeyle ilgili görüş ortaya koymamız yanlış olur" dedi.

Bakanlık değişiminin kamu reformu olmadığının altını çizen Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş, bu yüzden, CTP'nin talep ettiği kamu reformu ve diğer tüm konuları görmek istediklerini ifade etti.

"Biz beş yıllık protokole bağlıyız"

"DP olarak, ciddi bir kriz olduğu noktasında değiliz" diye konuşan Dışişleri Bakanı, kendi görüşlerini CTP'ye ilettiklerini ve imzaladıkları hükümet protokolüne bağlı olduklarını yineledi.

Kırgızistan ziyareti dönüşü, CTP'nin kararını iletmesini beklediğini belirten Denktaş, tıkanıklıkları açma yolunun var olduğunu vurguladı.

"Turizm örgütü konusu

benim 6 yıllık politikamdır"

Basında çıkan CTP talepleri arasında bulunan turizm örgütü konusu hakkında da açıklamalarda bulunan Denktaş, bu konunun, kendisinin 6 yıllık politikası olduğunu söyledi.

Böyle bir önerinin kendilerine gelmediğini, ama gelmesi durumunda da reddetmeyeceklerini kaydeden Dışişleri Bakanı, "Bu paketin bize gelmesini istiyoruz. Bize göndersinler, biz de merkez yürütme kurulumuzda değerlendirelim" dedi.

Dışişleri Bakanlığı konusu

Bazı medya organlarında yer alan ve CTP Dış İlişkiler Sekreteri Kutlay Erk'in Dışişleri Bakanı yapılmak istenmesi nedeniyle, bakanlığın DP'den alınmak istediği yönündeki yazıları da değerlendiren Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş, "Biz dedikodulara göre hareket etmeyiz. Bunlar dedikodu olduğu için açıklama yapmam da doğru olmaz" diye konuştu.

KIBRIS 18/08/06

 

Kıbrıs için peşin hükümlü olmak zarar verir



AB'nin, KKTC limanları için BM denetimini öngören bir öneri hazırlamakta olduğunu belirten Independent gazetesinin haberi Ankara'yı kızdırdı. Türkiye bu konudaki çözümün, aylarca önce sunduğu ve BM Genel Sekreteri tarafından da "yapıcı" olarak görülen, "eylem planı" çerçevesinde olmasını istiyor.
Bu planın özündeyse, KKTC üzerindeki izolasyonların kaldırılmasına karşılık olarak Türk limanlarının Rum gemilerine açılması anlayışı yatıyor. Türkiye'nin argümanına güç katan unsur ise Kıbrıslı Türklerin, Rumların aksine, Annan Planı'nı kabul etmiş olmalarıdır.
Bu nedenle, Ankara'nın eylem planına "oyalama çabası" olarak bakmak mümkün değil, zira Türk tarafı Kıbrıs'ta çözümü arzulayan taraf olduğunu yeterince göstermiştir.

Göstermelik adımlar
Buna karşılık, ortada acı bir gerçek de var. Bırakın AB'yi, Müslüman komşularla dostlarımızın bile KKTC'nin tanınması anlamına gelecek herhangi bir adımı atmaya hazır olmadıklarını görüyoruz.
Buna "kardeş" cumhuriyetleri de ekleyebiliriz. Azerbaycan'ın, attığı kimi göstermelik adımların arkasını getiremediğini, tam aksine, Rum tarafına bu adımların "tanıma" anlamına gelmediğini temin ettiğini biliyoruz.
Onun için, Türkiye'nin eylem planını hazırlayanların akıllarından, izolasyonların kalkması için ortaya konan formül yoluyla KKTC'nin tanınmasına da kapıyı aralamak gibi bir düşünce geçtiyse, bunun olmayacağını söyleyebiliriz.
Independent'ta çıkan Brüksel kaynaklı haber de zaten, AB'nin, Kıbrıslı Türkler üzerindeki ticari ambargoyu KKTC'nin tanınması anlamına gelmeyecek bir formülle kaldırma arayışında olduğunu gösteriyor.
Aslında bu arayış bile ilginç, çünkü, AB'nin limanlar meselesi yüzünden Türkiye ile bir kriz yaşamak istemediğini ortaya koyuyor. Yoksa kolaylıkla, "Türkiye ya pozisyonumuzu kabul eder ya da bedelini öder" deyip işten sıyırabilirdi.

AB, BM eksenini istiyor
Bu arayışın Rumları da pek memnun etmediği aşikâr. Zira, onların arzusu, Kıbrıs sorununun Türkiye ile AB arasında ciddi bir krize neden olması ve bunun da, Rum taleplerinin yerine getirilmesi açısından, Ankara üzerinde baskı yaratmasıdır.
Oysa gelişmeler, AB'nin Kıbrıs meselesini BM ekseninde tutmak istediğini gösteriyor. Belli ki AB, Kıbrıs sorununun çözümsüz olarak kendi kucağında kalmasını istemiyor.
Konunun BM çerçevesinde kalması Ankara açısından da elbette ki arzulanan bir durumdur. Ama, KKTC limanlarının BM denetiminde dünyaya açılması önerisinin aynı derecede memnun edici olmadığı, Dışişleri'nin Independent'ın haberine gösterdiği tepkiden belli.

Kıbrıs şahinleri
Peki, böyle bir öneri gelirse Türk tarafı ne yapmalı? Biliyorum, "Kıbrıs şahinleri" bu yaklaşımdan nefret ediyorlar. Ancak, Türk tarafının, esnek ve yapıcı olmasında, gelecek bu tür önerileri hemen reddetmeden, bunların Kıbrıslı Türklerin yararına düzeltilebilmeleri açısından bir marj sağlayıp sağlamadığını değerlendirmesinde yarar var.
Sağlamıyorsa, bu öneriler elbette reddedilecektir. Fakat, ortada henüz somut bir şey yokken peşin hükümlü olmak da, Türk tarafının Kıbrıs konusunda yansıttığı yapıcı görüntüye zarar verebilir.

SEMIH IDIZ MILLIYET 19/08/06

 

Alaminyo'daki kayıp 13 Kıbrıslı Türkün kemikleri yeniden aranıyor

TOPLU MEZARDA 13 TÜRK, 7 RUM... 20 Ağustos 1974'te savaş sırasında Alaminyo'da ölen 13 Kıbrıslı Türk'ün yanında 7 Kıbrıslı Rum'un kemiklerinin de yer aldığı toplu mezardaki kazı çalışmaları dün başladı. Kayıp Şahıslar Komitesi üyesi Ksenofon Kallis yaptığı açıklamada, 13 kayıp Kıbrıslı Türkün yakınlarının, DNA araştırması için kan vermesi nedeniyle toplu mezarın tekrardan açıldığını belirtti

Aral MORAL

20 Ağustos 1974'te savaş sırasında Alaminyo'da şehit düşen ve 2001 yılında bulunarak, yakınlarının kan örneği vermemesi nedeniyle tekrar kapatılan toplu mezardaki 13 Kıbrıslı Türk'ün kemiklerinin aranmasına dün yeniden başlandı.

Kıbrıs sorunun en hassas konularından birini oluşturan kayıp şahıslarla ilgili çalışmalar devam ediyor.

20 Ağustos 1974'te Alaminyo'da savaş sırasında ölen 13 Kıbrıslı Türk'ün kemiklerinin yer aldığı toplu mezarlardaki kazı çalışmaları dün başladı.

Kazı çalışmalarında, 13 Kıbrıslı Türk'ün kemiklerinin yanında, savaşta ölen 7 Kıbrıslı Rum'un kemiklerinin de arandığı bildirildi.

Toplu mezar, ilk kez 2001 yılında açılmıştı

Kayıp Şahıslar Komitesi üyesi Ksenofon Kallis yaptığı açıklamada, 13 kayıp Kıbrıslı Türkün yakınlarının, DNA araştırması için kan vermesi nedeniyle toplu mezarın tekrardan açıldığını belirtti.

Kemiklerin bulunması durumunda, kemiklerin Lefkoşa Havaalanı yanındaki DNA laboratuvarına gönderileceğine işaret eden Kallis, söz konusu toplu mezarın 2001 yılında açıldığını ve Kıbrıslı Türklerin kemiklerinin bulunduğunu, fakat yakınlarının kan vermemesi nedeniyle toplu mezarların tekrardan kapatılmak zorunda kaldığını hatırlattı.

Kallis, kazı çalışmalarının iki-üç gün sürebileceğini de sözlerine ekledi.

KIBRIS 19/08/06

 

Soyer: KKTC'nin Kırgızistan temsilciliği yok

Dünkü bir kabulünde, "Anadolu Ajansı'nın Bişkek kaynaklı bir haberinde 'KKTC'nin Kırgızistan Temsilciliği' şeklinde bir sıfat kullanıldı. KKTC'nin Kırgızistan Temsilciliği var mı?" şeklindeki bir soruyu yanıtlayan Soyer, Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş'ın, Bakanlar Kurulu kararıyla Kıbrıs Türk halkının siyasi mücadelesini ve hedeflerini anlatmak için Kırgızistan'a bir ziyaret gerçekleştirdiğini hatırlatarak, bu haber verilirken kullanılan "KKTC'nin Kırgızistan Temsilciliği" ifadesinin yanlış olduğunu söyledi.

Turizm Fonu'ndan bir kişinin memur olarak Kırgızistan'da görevlendirildiğini ifade eden Soyer, memur olarak görevlendirilen bir kişinin, KKTC temsilcisi sıfatını kullanmasının mümkün olmadığını, bunun yanlış bilgiyle yayımlanan bir haber olduğunu belirtti.

KIBRIS 19/08/06

 

Kıbrıs konusuna tarafsız yaklaşıyoruz

Bişkek'te düzenlenecek "Uluslararası Issık Göl-Kıbrıs Konferansı" nedeniyle bu ülkeye gelen KKTC heyetiyle konferansa katılacak bazı konuklar, dün Kırgızistan meclisini ziyaret etti.

Meclis Başkan Yardımcısı İsabekov tarafından kabul edilen heyet, Kıbrıs sorunu hakkında bilgi aktardı.

İsabekov kabulden sonra basın mensuplarının sorularını yanıtlarken, Kıbrıs konusuna tarafsız yaklaşacaklarını söyledi.

Kırgızistan meclisi ile KKTC meclisi arasındaki yakın ilişkilere işaret eden İsabekov, "Bu olumlu gelişmelere, iki kardeş ülke arasındaki sıcak ve tarihi bağlarımıza rağmen KKTC'yi tanıma konusunda teminat veremiyoruz ne yazık ki" diye konuştu.

Hem KKTC konusunda, hem de Azerbaycan'ın önemli bir sorunu olan Yukarı Karabağ konusunda ciddi atılımlar yapma çabasında olduklarını vurgulayan İsabekov, "Her şeyden önce Kırgızistan'ın çıkarlarını göz önünde bulunduracağız. Ayrıca ekonomik kalkınma ve halkımızın refahı için Türk cumhuriyetleriyle işbirliğimizi sürdüreceğiz" dedi.

İsabekov, Kırgızistan-Türkiye ilişkilerinin çok olumlu olduğunu belirterek, bölgede ve Türk cumhuriyetleriyle işbirliği alanlarında, barış ve ülke ekonomisine katkıda bulunacak tekliflere destek vereceklerini de kaydetti.

Meclis ziyaretine KKTC ve Türkiye'nin yanı sıra Afganistan, Azerbaycan ve Kazakistan'dan konuklar katıldı.

Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş'ın da konuşmacı olarak katılacağı "Uluslararası Issık Göl-Kıbrıs Konferansı" 20 Ağustos Pazar günü yapılacak.

KIBRIS 19/08/06

 

KKTC’de komuta devir teslimi

KKTC’deki iki yıllık görev süresini tamamlayan Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri Komutanı Korgeneral Hasan Memişoğlu, görevini Korgeneral Hayri Kıvrıkoğlu’na devretti.

 

 

NTV-MSNBC VE AJANSLAR

Güncelleme: 17:16 TSİ 18 Ağustos 2006 Cuma

LEFKOŞA - KTBK’daki emir-komuta devir teslim törenine, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Cumhuriyet Meclisi Başkanı Fatma Ekenoğlu, Başbakan Ferdi Sabit Soyer, KKTC’nin 1’inci Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, üst düzey askeri erkan ve diğer davetliler katıldı.

Törende, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt’ın kutlama mesajı da okundu. Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, törende yaptığı konuşmada, ciddi, özlü, öze ilişkin müzakere istediklerinin altını çizerek, çözümün peşinde olduklarını vurguladı.

Kıbrıs Türklerine 1974 öncesini bir daha yaşatmayacak bir çözüm istediklerini ifade eden Talat, bu kararlılık içinde hareket edeceklerini, en büyük dayanaklarının Türkiye Cumhuriyeti ve KTBK olacağını söyledi.

Korgeneral Hasan Memişoğlu da, KTBK’nın Kıbrıs Türkleriyle omuz omuza ve aynı vizyonu paylaşarak 32 yıldır görevini başarıyla sürdürdüğünü belirterek, KTBK’nın asli görevinin KKTC’nin varlığını vetoprak bütünlüğünü korumak ve Kıbrıs Türklerinin güvenliğini, adadaki barış, huzur ve özgürlük ortamının devamını sağlamak olduğunu vurguladı.

Petrol ve enerji kaynaklarına yakın olması ve bunların ulaşım yollarının kontrol noktasında bulunması dolayısıyla Kıbrıs’ın stratejik değerinin arttığınıa işaret eden Memişoğlu, KTBK’nın geçmişte yaşanan acı tecrübeleri dikkate alarak, en kötü ihtimale karşı üstün muharebe gücüne sahip olarak her zaman göreve hazır olmak durumunda bulunduğunu kaydetti.

Görevi devralan Korgeneral Hayri Kıvrıkoğlu da, Türk ordusunun tarihte iki defa Kıbrıs’a girdiğini ve ikisinde adaya barış getirdiğini söyledi.

“İşte bu yüzdendir ki birliğimizin adı barış kuvvetleridir” diyen Kıvrıkoğlu, bir daha kanlı Noelleri, küvet katliamlarını, Enosis’i yaşamamak ve barış ortamını korumak için adada bulunduklarını ifade etti.

 

‘Kıbrıs’ta çözüm fırsatı 7 kez kaçtı’

Kıbrıs Rum yönetimi eski Dışişleri Bakanı Nikos Rolandis, Rum tarafının 1974’ten bu yana çözüm fırsatını 7 kez reddettiğini söyledi. Eski bakan çözüme ulaşılamaması halinde Kıbrıs’ta bölünmenin kaçınılmaz olacağını savundu.

 

NTV

Güncelleme: 18:29 TSİ 21 Ağustos 2006 Pazartesi

LEFKOŞA - Güney Kıbrıs’ta yayımlanan Alithia gazetesine demeç veren Rum yönetimi eski Dışişleri Bakanı Nikos Rolandis, Rum tarafının zamanı boşa harcadığını belirtti ve 3 buçuk yıldır görevde olan Papadopulos yönetimiyle hükümetin çözüm için hiçbir şey yapmadığını öne sürdü.

Rum halkının referandumda Annan Planı’nı reddetmesiyle çözüm için çok önemli bir fırsatın kaçtığını vurgulayan Rolandis, “Çözüm treni istasyona her zaman uğramaz. Geldiğinde biz bıraktık tren de kaçtı” dedi.

Rolandis, “Kıbrıs sorununun çözümüyle ilgili olarak trene 1974’den bu yana 7 kez binmeyi reddettik” diye konuştu.

Çözümün yalnız Rum tarafının istediği şekilde olamayacağına dikkat çeken Rolandis, çözüme varılamaması durumunda sonucun kalıcı bölünme olacağını söyledi.

Kıbrıs'ta Rumlar, Kıbrıslı Türklerin nefes almasını engellemeye çalışıyor

Başbakan Yardımcısı Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş, dünya ülkelerinin Rum tarafına "siz bizim kiminle konuşacağımıza, kiminle müsabaka edeceğimize, kiminle ilişki kuracağımıza karar veremezsiniz" dediği anda Kıbrıs sorununun büyük bir ölçüde çözümleneceğini söyledi.

Kırgızistan'ın başkenti Bişkek'te düzenlenen Issık Gölü Kıbrıs Konferansı'nın birinci oturumunda konuşan Serdar Denktaş, Kıbrıs sorununun uzun bir süreden beri devam etmesinin nedeninin bir tarafın diğer tarafın nefes almasını engellemeye çalışması olduğunu kaydetti.

Sabah saatlerinde toplantıya gelirken Kıbrıs sorununu katılımcılara nasıl anlatacağını düşündüğünü kaydeden Denktaş, Kazakistan'ın Başkenti Almatı'daki Yunan Büyükelçiliği Müsteşarı Dimitros Skutas'ın KKTC bayraklarını protesto ederek toplantıya girmeden ayrıldığını duyduğunu söyleyerek "Neredeyse bir asırdır devam etmekte olan sorunun en kısa yoldan anlatılabilmesine olanak veren Yunanlı temsilciye Allah razı olsun demek istiyorum" dedi.

Kıbrıs sorununun, taraflardan birinin diğerine saygı göstermemesi ve nefes almasını istememesi yüzünden halen sürdüğünü kaydeden Denktaş, Türkiye, KKTC ve Kırgızistan bayraklarının yan yana bulunmasını hazmedemeyen Rum ve Yunan taraflarının, aynı tepkiyi KKTC'nin uluslararası müsabakalara katılma isteği karşısında da gösterip bunda başarılı olduğunu ifade etti.

Denktaş, Rum tarafının AB üyesi olmasının avantajını kullanarak dünya ülkelerine "Kıbrıs'ta Kıbrıs Türkleri azınlıktır, onlara fazla yüz vermeyiniz, onların dünya gençleri ile müsabaka yapma imkanı vermeyiniz" diyerek izolasyonları bir kat daha ağırlaştırmak istediğini de dile getirdi.

Denktaş, "Yunanlı veya Rum, Kıbrıs Türkünün bulunduğu bir ortama, bir müsabakaya davet edildiği zaman 'Kıbrıslı Türkleri sokmayınız, protesto ederiz. Brüksel'e, BM'ye şikayet ederiz' gibi yaklaşımlarına karşı bugün bu organizasyon sahiplerinin gösterdiği tavrı göstererek 'dur bakalım bizim kiminle konuşacağımıza, kiminle müsabaka edeceğimize, kiminle görüşeceğimize kararı verecek olan organizasyon sahipleri olarak biziz ve Kıbrıs Türkleriyle biz bu ilişkiyi kuruyoruz' dendiği gün Kıbrıs sorunu çözümlenme aşamasına gelecektir" şeklinde konuştu.

Denktaş isteklerinin, 1960 ortaklık cumhuriyetindeki haklara, yaşam ve insan haklarına saygı gösterilmesi ve bu hakların dünya devletleri tarafından Rumlardan talep edilmesi olduğunu kaydetti.

Denktaş, Türk devletleri ile sportif, kültürel ve kültürel anlamda temas başlattıkları zaman derhal Rum veya o ülkede bulunan bir AB ülkesi temsilcisinin ilgili ülkenin dışişleri bakanlığına müracaat ederek o ülkenin kendi iç sorununu deşebileceklerini söylediklerini anlatan Denktaş "Azerbaycan'la temas kurduk, derhal çıkıp Karabağ'ı gündeme getirdiler, Kırgızistan'la sosyal ve sportif ilişkiler kuruldu derhal Paris anlaşmasını gündeme getirdiler" dedi.

Karabağ'ın işgal sorunu ile Rumların iddia ettiği işgal sorununun birbirinden çok farklı konular olduğunu kaydeden Dışişleri Bakanı Denktaş, Kıbrıs'ın iki sahibinden birinin Kıbrıslı Türkler olduğunu hatırlatarak, "Türk Silahlı Kuvvetleri, bundan 32 yıl önce Yunanistan'ın Kıbrıs'ı işgal girişimini, Yunanlı askerlerin Rum EOKA'cılarla bir araya gelip önce Rumları sonra Türkleri katletmeye başlamasının önüne geçmek için adaya gelmiş ve halen orada durmaktadır" dedi.

"Küçük küçük enklavlarda kalan ve her gün Rumlar tarafından saldırı altında tutulan küçük Türk köylerini bir bölgeye toplama bir anlaşmanın sonucudur, bu anlaşma sonucu kendi topraklarımızda adanın bir bölümünde Kıbrıslı Türkleri toparladık ve 74'ten beridir birbirimizi öldürmeden, çatışmadan istikrarlı bir yaşam sürdürüyoruz" diyen Denktaş, bu istikrarın devamının karşılıklı saygıya dayanacağını söyledi.

Kıbrıs Cumhuriyeti işgal altındadır

Denktaş, Kıbrıslı Türklerin de kurucusu olduğu Kıbrıs Cumhuriyeti'nin Rum işgali altında olduğunu kaydederek, "Kendi topraklarımız üzerinde insanlarımızın güvenle yaşayabileceği bir ortam yarattık, bu ortamı devam ettirmek istiyoruz" şeklinde konuştu.

Denktaş, "Kıbrıs Türkleri adanın iki sahibinden biri ve yaşama hakkına sahiptirler. 'Onlarla anlaşın, anlaşmayacaksanız biz onlarla ayrı ilişkilerimizi kuracağız' dendiği gün sorun çözümlenecek" diyerek sözlerini tamamladı.

KIBRIS 21/08/06

 

Washington temsilciliği, Rumların iddialarını çürüttü

Washington Temsilciliği'nin 16 Ağustos'ta yayınlanan yazısında, adada silahların ilk olarak Rumlar tarafından ateşlendiğine işaret edilerek, Türk askerini işgalci diye niteleyen Rumlar'ın adadaki binlerce Yunan askerinden söz etmediğine vurgu yapıldı.

Yazıda ayrıca, Rumların şikayet ettikleri konuların Annan Planı'nı kabul etmeleri halinde çözümlenebileceği gerçeğinin göz ardı edildiğine de dikkat çekildi.

 

KIBRIS 21/08/06

 

Pertev-Conis görüşmesi: Yarını olmayan görüşmeler

Rum Politis gazetesi dünkü manşet haberinde, Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit Pertev ile Rum Yönetimi Başkanlığı Diplomatik Büro Şefi Tasos Conis'in kısa bir aradan sonra salı günü yeniden görüşeceklerini, aynı gün Rum Ulusal Konseyi'nin de Rum Yönetimi Başkanı Papadopulos başkanlığında toplanarak sondajların şu ana kadarki seyri hakkında bilgilendirileceğini yazdı.

"Conis-Pertev Görüşmeleri Çıkmaza Sürüklendi... Yarını Olmayan Görüşmeler... Tasos-Talat Görüşmesi Gitgide Uzaklaşıyor" başlığıyla verilen haberde, "İki tarafın temsilcilerinin bir aydan fazla devam eden görüşmelerinden sonra 8 Temmuz anlaşması teknik düzeyde bile sözde kalıyor, yarını yok görünüyor" yorumunda bulunuldu.

Gazete, iki tarafın prosedüre ilişkin konularda bile birbirine zıt yollar izlediklerini yazdı ve özetle şunları kaydetti:

"Başkan Papadopulos 8 Temmuz'da BM Genel Sekreter Yardımcısı İbrahim Gambari ve Mehmet Ali Talat'la uzun görüşmesinin ardından Başkanlık Köşkü'ne döndüğünde teknik düzeyde görüşmelerin başlamasına ilişkin anlaşmanın yarattığı beklentileri düşürmeye özen göstermiş, 'zorluklar şimdi başlıyor' demişti.

Kuşkular; Türk tarafının esasa ilişkin konular listesini sunma yükümlülüğünü yerine getirip getirmeyeceği üzerinde yoğunlaşıyordu. Çünkü o ana kadar Papadopulos ile Annan'ın Paris'te mutabakata vardıklarını reddetmiş ve yalnızca gündelik konuların görüşülmesi üzerinde ısrar ediyordu. Ancak kısa süre içerisinde Mehmet Ali Talat'ın temsilcisinin Kıbrıs sorununun esasa ilişkin bütün yönlerini kapsayan konular listesini sunduğu görüldü.

Tasos Conis ve Raşit Pertev bir aydan fazla bir süre sık ve uzun görüşmeler gerçekleştirdiler, ancak görüşmelerin çerçevesi üzerinde uzlaşamadılar.

Görüşmelerin gizliliğine ilişkin anlaşmaya rağmen Kıbrıs Türk basınına tarafların görüşülmesini istediği konulara ilişkin bilgiler sızdı. Söz konusu haberlere göre Kıbrıs sorununun esasına ilişkin Türk tarafı 8, Rum tarafı da 10 maddeden oluşan liste sundu.

Taraflardan her biri, 8 Temmuz anlaşmasını farklı şekilde okuyor. Bu nedenle ilerleyemiyorlar. Rum tarafı prosedürün zaman sınırı olmadan başlamasını, yavaş ve Türkiye'nin AB üyelik sürecine paralel ilerlemesini istiyor gibi görünüyor. Bu, acil çözüm dayatmaları karşısında Lefkoşa'nın teknik düzeydeki görüşmelere müdahale etmesini kolaylaştırırken eline Avrupa alanında Türkiye'yi rahatsız etme olanağı da verir. Çalışma grupları çerçevesinde, AB içerisinde işleyen federasyon sistemine veya yargı sistemlerine ilişkin bilimsel araştırmalar yapılması bu nedenle önerilmişti.

Bu durum Kıbrıs Türk tarafına, esaslı müzakere yerine 'akademik görüşmeler' yönünde çaba harcandığı şikayetinde bulunma fırsatı verdi. Diğer yandan Türk tarafı bu tehlikeyi fark ederek, Kıbrıs sorununun derhal çözülmesine yönelik kapsamlı müzakerelerin hemen başlamasını talep ediyor görünüyor. Conis ve Pertev'in son görüşmelerinde, iki temsilci arasında yeni bir anlaşma yapılması ile sorunun aşılmasına çalışıldı. Bu anlaşmanın hedefi, 8 Temmuz'da mutabık kalınanların mümkün olduğunca açıklığa kavuşturulması ve bundan sonraki adımların silinmesidir.

Edindiğimiz bilgilere göre, kısa süreli tatiller için görüşmelerin kesilmesinden kısa süre önce iki taraf; çıkmazı kıracak 4 maddelik bir beyanat üzerinde tartıştı.

Bu beyanat şunları öngörüyordu:

1-Gündelik konuları görüşecek teknik komitelerin çalışmaya derhal başlaması

2-Beş veya altı uzmanlar grubu oluşturulması

3-Esasa ilişkin bütün konuların, ortak bir liste hedefiyle bu gruplara havale edilmesi.

4-Listeyi kesinleştirmeleri ve bundan sonraki prosedürlere karar vermeleri için iki liderin görüşmesi.

Uzun tartışmalara rağmen bu yeni anlaşma üzerinde de mutabakata varılamadı. Bu nedenle şimdilik bütün prosedür ne yapacağını şaşırmış haldedir. Her iki tarafın da Papadopulos-Talat arasında yeni bir görüşme yapılmasını talep etmelerine rağmen, bugün bu perspektif gitgide daha da uzaklaşıyor."

Fileleftheros da aynı çerçevedeki haberi, "Teknik Komiteler Yaşam Destek Ünitesinde" başlığıyla aktardı.

 

KIBRIS 21/08/06

 

Toplu mezarda bir yeraltı tüneline rastlandı

Rum Fileleftheros gazetesi, önceki günkü kazılar sırasında bulunan tünelin, toplu mezarın yanındaki Ortaçağ Kulesi'nden başladığını ve bir dönem cami olarak kullanılan Ay. Ekaterinis Kilisesi'nde son bulduğunu belirtti.

Habere göre, Rum ve Türklerden oluşan sosyolog ve antropolog grubuna başkanlık eden Ksenofon Kallis, 2001 Kasım ayı başlarında 13 Kıbrıslı Türk'e ait kemiklerin tespit edildiğini, ancak Kıbrıslı Türklerin DNA örneği vermeyi reddetmesi üzerine mezarın yeniden kapatıldığını belirtti. Bugünlerde devam eden kazılarla kemiklerin 2-3 gün içerisinde çıkarılarak ara bölgede kurulan Antropoloji Laboratuvarı faaliyete geçene kadar Genetik Ensitüsü'ne taşınacağını söyledi. Kallis, DNA yöntemiyle kimlik tespiti için 13 Türk kaybın yakınının kan örneği verdiğini de ifade etti.

Bundan sonraki kazının Tohni (Taşkent) kayıplarıyla ilgili olup olmadığına ilişkin soruyu yanıtlamaktan kaçınan Kallis, gerek Kıbrıslı Türk, gerekse Rum kayıp yakınlarının acısını sona erdirmek için çalışmaların süreceğini söylemekle yetindi.

Öte yandan Haravgi, Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi'nde BM'yi temsil eden 3. üye Christophe Girod'un önceki gün Alaminyo'daki çalışmaları yakından izlemek amacıyla burada incelemelerde bulunduğunu yazdı.

 

KIBRIS 21/08/06

 

Hristu: Mülkiyet konusu ciddi ve karmaşık bir sorun

Rum gazetesi Fileleftheros'a özel bir açıklama yapan Hristu, son zamanlarda Kıbrıs Türk tarafının mülklerle ilgili hareketlerinin sorulması üzerine, bakanlık ve Kıbrıs Türk Malları İdaresi'nin Kıbrıslı Türkler'in konuyla ilgili başvurularına yasal kurallar çerçevesinde çözüm üretmeye çalıştıklarını savundu.

Hiç kimsenin mahkemelere başvurmasının engellenemeyeceğini de söyleyen Hristu, Kıbrıslı Türklerin AİHM'de 2 ayrı dava açacağına ilişkin haberleri yorumlarken, Kıbrıs sorunu çözümsüz ve askıda kaldığı sürece, ayrıca toprağın değerinin de arttığı şartlarda bu tür taleplerin olacağını söyledi.

Kuzey'de malı bulunan Rumların da çeşitli davalar açtığını vurgulayan Hristu, bir başka soru üzerine, geçmişte yol, liman gibi önemli çalışmalar için istimlaklerin yapıldığını, ancak bunun yapılmadığı durumların da olduğunu söyleyerek, önlerine gelen her konunun kendi olguları içerisinde değerlendirildiğini, bu yüzden mülkleriyle ilgilenen Kıbrıslı Türklere önce Rum Yönetimi ile temasa geçmeleri mesajı göndermek istediğini belirtti.

Kaçak inşaatlar için uyarı

Öte yandan Simerini'ye özel bir açıklama yapan Rum İçişleri Bakanlığı'ndaki şehir planlama yetkilisi Andreas Assiotis, ciddi sorunlar yaratan kaçak inşaatların derhal sahipleri tarafından yıkılması gerektiğini belirtti ve aksi takdirde yasalar uyarınca cezaların uygulanacağını söyledi.

Assiotis, ilgili yasanın her gün için çok ağır para cezası öngördüğünü belirterek, bu konuda ara çözüm bulunmadığına dikkat çekti.

KIBRIS 21/08/06

 

Rum tarafı çözüm trenine binmeyi tam 7 kez reddetti

ZAMANI BOŞA HARCADIK... Rum eski Dışişleri Bakanı Nikos Rolandis, bir Rum gazetesine yaptığı açıklamada, Rum tarafının 1974'den itibaren 7 kez çözüm fırsatını reddettiği itirafında bulundu. Rolandis, "Rum tarafı zamanı boşa harcadı. Tren istasyona her zaman gelmez. Geldiği zaman da biz treni kaçması için bıraktık" dedi

Görev süresi dolduktan sonra itiraflarda bulunarak barış güvercinine dönüşen Rum yetkililere eski Dışişleri Bakanı Nikos Rolandis de katıldı.

Rolandis, bir Rum gazetesine yaptığı açıklamada, Rum tarafının 1974'den itibaren 7 kez çözüm fırsatını reddettiği itirafında bulundu.

Alithia gazetesine özel açıklamalarda bulunan Rolandis, bir soru üzerine, Rum tarafının zamanı boşa harcadığını, 3.5 yıldır görevde olan hükümetin hiçbir şey yapmadığını ve fırsatların kaybedildiğini vurguladı.

Rum tarafının Annan Planı'nı reddetmesinin ardından bugün Türk tarafının tezlerini ve eğilimlerini bilmediğini belirten Rolandis, "Tren istasyona her zaman gelmez. Geldiği zaman da biz treni kaçması için bıraktık" dedi.

Rolandis, çözümün sadece Rum tarafının istediği şekilde olamayacağına ve çözüm olmaması durumunda taksim olacağına da dikkat çekti.

Geçtiğimiz yıl ağustos ayında Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile bir araya geldiğini anımsatan Rolandis, iki toplumun teması konusunda Talat'a bir plan verdiğini de söyledi.

Talat'ın ilk bakışta planı olumlu bulduğunu dile getiren Rolandis, planın çözüme yol açması muhtemel beş aşamadan oluştuğunu anımsattı.

Rolandis bir başka soru üzerine, Dışişleri Bakanı Yorgos Lillikas'ın Annan Planı'yla ilgili açıklamalarında "Bize sunulan çözüm planı taksime yol açmaktadır" ifadelerini kullandığını anımsatarak, bu sözlerin uluslararası topluma saygısızlık-küfür olduğunu ekledi.

 

KIBRIS 21/08/06

 

AB, eylülde kuzeyde

"GEREKLİ DÜZENLEMELER YAPILDI"... Avrupa Komisyonu yetkilisi Alessandra Viezzer, Avrupa Komisyonu'nun, Kıbrıs Türk toplumuna yönelik mali yardım tüzüğünün uygulanması için oluşturulacak programın ekibi tarafından kullanılacak kuzeydeki Destek Program Ofisi'nin kurulması için tüm gerekli sözleşmeler ve düzenlemeleri yaptıklarını açıkladı

 "PROGRAM EKİBİ UZUN VADELİ GÖREV İÇİN GELİYOR"... Avrupa Komisyonu'nun daimi ve geçici yetkililerinden oluşacak program ekibinin uzun vadeli görev için eylül ortasında adaya gelerek çalışmalarına başlayacağını bildiren komisyon yetkilisi Viezzer, Lefkoşa Surlariçi'ndeki Evkaf'a ait binanın AB Destek Program Ofisi binası olarak belirlendiğini bildirdi

 "MÜLKİYET HAKKININ KORUNMASI İÇİN MEKANİZMA OLUŞTURULMALI"... Ofise sunulacak projelerin kuzeydeki Kıbrıs Rum mallarıyla ilişkisinin tespit edilmesi hakkında Viezzer, "Komisyonun, bu tüzük çerçevesinde finanse edilen faaliyetlerin uygulanmasında gerçek ve tüzel kişilerin haklarına saygı gösterildiğini temin etmelidir" diyerek, bu konunun nasıl ele alınacağıyla ilgili olarak tam bir mekanizma oluşturulması gerektiğini söyledi

Anıl IŞIK

Avrupa Komisyonu yetkilisi Alessandra Viezzer, Avrupa Komisyonu'nun, Kıbrıs Türk toplumuna yönelik mali yardım tüzüğünün uygulaması için oluşturulacak program ekibi tarafından kullanılacak kuzeydeki Destek Program Ofisi'nin kurulması için tüm gerekli sözleşmeli düzenlemelerin yapılmış olduğunu ve ofisin eylül ortasında çalışmalarına başlayacağını açıkladı.

Avrupa Komisyonu'nun daimi ve geçici yetkililerinden oluşacak program ekibinin uzun vadeli görev için eylül ortasında adaya geleceğini belirten Viezzer, Evkaf'a ait bir binanın Lefkoşa Surlariçi'ndeki ofis binası olarak belirlendiğini bildirdi.

Avrupa Komisyonu yetkilisi Alessandra.Viezzer, Avrupa Komisyonu tarafından Kıbrıslı Türklere yönelik mali yardımın uygulanması amacıyla adanın kuzeyinde açılacak olan "AB Destek Programı" adlı ofisle ilgili son gelişmelerle ilgili KIBRIS'a açıklamalarda bulundu.

Program Destek Ofisi'nin, Kıbrıs Türk toplumu ile mali yardımın uygun maliyetli koordinasyonu, hazırlıklarını ve uygulamasını temin etmek görüşüyle iletişimi kolaylaştıracağını ve bunun yanı sıra görüşmeler ve seminerler için bir toplantı yeri olanağı sağlayacağını belirtti.

Kıbrıs Türk toplumunun kalkınması amacıyla, Destek Program Ofis'i tarafından desteklenecek projelerle ilgili olarak AB yetkilisi, konseyin 26 Nisan 2004 kararlarıyla paralel olarak, mali yardımın amacının, Kıbrıs Türk toplumunun ekonomik kalkınmasını cesaretlendirerek, Kıbrıs'ın yeniden birleşmesini sağlamak olduğunu hatırlatarak, şöyle konuştu:

"Bu tüzük çerçevesinde, sosyal ve ekonomik kalkınmanın desteklenmesinden, enerji, ulaşım, telekomünikasyon ve çevre alanlarında altyapının kalkınması ve yeniden yapılandırılmasına; Avrupa standartlarına ulaşılmasını sağlayan projelerden, Kıbrıs Türk toplumunu Avrupa Birliği'ne yakınlaştıran faaliyetlere kadar bir dizi alan destek için uygundur. Uzlaşıyı artıran, güven artıran ve sivil toplumu destekleyen projeler ayrıca desteklenebilir."

Şu ana kadar ofise herhangi bir proje sunulup sunulmadığının sorulması üzerine Viezzer, "Komisyon, sonbaharda desteklenecek programlara karar verecek. Bu nedenle, henüz herhangi somut bir proje sunulmadı. Teklifler için resmi başvurular 2007'de başlayacak" dedi.

Kıbrıs Rum tarafının, ofisin onaylayacağı projelerin değerlendirilmesiyle bağlantısının ne olduğunun sorulması üzerine AB yetkilisi Viezzer, mali yardımın yönetiminden komisyonun sorumlu olduğunu ifade ederek, "Kıbrıs Cumhuriyeti hükümeti desteklenecek programlar hakkında görüş veren üye devletler komitesinin bir üyesidir. Komitenin kararları nitelikli çoğunluğa göre alınır" diye konuştu.

AB Destek Program Ofisi'nin, projelerin kuzeydeki Kıbrıslı Rumların mallarıyla ilgili olup olmadığının nasıl tespit edeceğinin sorulması üzerine Avrupa Komisyonu yetkilisi, "Mülkiyetle ilgili olarak komisyon, bu tüzük çerçevesinde finanse edilen faaliyetlerin uygulanmasında gerçek ve tüzel kişilerin haklarına saygı gösterildiğini temin etmelidir. Bu konunun nasıl ele alınacağıyla ilgili olarak tam bir mekanizma hazırlanmalıdır. Açıkçası, altyapı projelerinin kesin yerleri henüz bilinmiyor. Bu, teklif başvurularının sonuçlanması ve çalışmaların sonuçlarına dayanarak tespit edilecektir" dedi.

 

KIBRIS 21/08/06

 

Ambargo ve izolasyonlar derhal kaldırılmalı

KIBRISLI TÜRKLER BUNU HAK ETMİYOR... Kırgızistan'ın Başkenti Bişkek'te düzenlenen Kıbrıs'la ilgili "1. Uluslararası Issık Gölü Kıbrıs Konferansı"nda, Kıbrıslı Türklere uygulanan ambargo ve izolasyonların derhal kaldırılması gerektiği vurgulandı. Sonuç bildirgesinde, "Kıbrıs Türkleri, gelinen bu aşamada var olan izolasyon sürecinin yarattığı belirsizlik ortamı içerisinde yaşamayı hak etmemektedir" denildi

ÖNEMLİ KONULAR Konferansta; "Türk Devletleri Parlamentoları arasındaki ilişkilerin güçlendirilmesi ve Türk Devletleri Parlamentolar Arası Biriliğin oluşturulması için çaba sarf edilmelidir", "Türk Devletleri arasında kültürel, sosyal ve ekonomik ilişkilerin geliştirilmesi çabalarına destek verilmelidir" ve "Kıbrıs Türklerinin bu çalışmalar içinde yer alması dünya ülkelerine verilecek mesaj açısından önemli ve kaçınılmaz olarak algılanmaktadır" şeklinde görüşlere de yer verildi

 AZERİ- KIBRISLI TÜRK İLİŞKİLERİ... Sonuç bildirgesinde, Azeri ve Kıbrıs Türkleri arasındaki dayanışmayı zayıflatmak için sürekli gündeme taşınan Azerbaycan Cumhuriyeti'nin Karabağ problemi konusu ile Kıbrıslı Türklerin Kuzey Kıbrıs'ta kendi idarelerini oluşturma konusu arasında hiçbir benzerlik olmadığı gerçeği de vurgulandı

Kırgizistan'ın Başkenti Bişkek'te düzenlenen Kıbrıs'la ilgili konferansta, Kıbrıslı Türklere uygulanan ambargo ve izolasyonların derhal kaldırılması gerektiği vurgulandı.

KKTC'nin Başbakan Yardımcısı Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş başkanlığında bir heyetle temsil edildiği konferansın sonuç bildirgesinde, Türk devletleri arasında yakın işbirliğinin önemi de vurgulandı.

Bişkek'te dün yapılan konferansta, Başbakan Yardımcısı Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş'ın konuşmasının ardından kabul edilen sonuç bildirisi şöyle:

Bildiride neler var

"Kıbrıs Türkleri 1963 yılından itibaren kendilerine yönelik olarak uygulamaya konulan izolasyon siyasetinden kurtulmak amacıyla Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliği tarafından hazırlanan ve başta Avrupa Birliği, Amerika Birleşik Devletleri ve 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti'nin garantör ülkeleri olan Türkiye, Yunanistan ve İngiltere tarafından desteklenen ve Annan Planı olarak adlandırılan kapsamlı çözüm planını, nüfuslarının üçte birinin üçüncü kez göçmen durumuna düşecek olmasını da göze alarak, dünya ile bütünleşme siyaseti gereği büyük bir çoğunlukla eş zamanlı ve iki halkın ayrı ayrı yaptığı referandumda kabul etmiş ve bu referandum ile birlikte adada çözüme ihtiyacı olan ve çözüm isteyen taraf olduğunu ortaya koymuştur.

Kıbrıs Rumları ise, 1963 yılından beridir işgal etmekte oldukları Kıbrıs Cumhuriyeti'nin, referandum sonucu ne olursa olsun AB üyesi olacağı bilinci ve güveni ile birçok taleplerini karşılayacak olmasına rağmen, bu kapsamlı çözüm planına liderleri Papadopulos'un çağrısına uyarak yüzde 76 gibi yüksek bir oranla ret oyu vermiş ve Kıbrıs'ta 40 yılı aşkın bir süredir devam etmekte ve tüm dünyayı meşgul etmekte olan Kıbrıs sorununun sona ermesini engellemiştir.

Bütün dünyanın gözleri önünde ve tüm BM üyesi baş aktörlerinin beklentilerinin tam aksine gerçekleşen bu sonuca rağmen Kıbrıs Türklerine yönelik uygulanmakta olan izolasyonlar sona erdirilmemiş, Kıbrıs Rum Yönetimi referandumun hemen sonrasında elde ettiği AB üyeliği ile bu izolasyonlar daha da güçlendirilmiş ve dünya ile bütünleşme, insan haklarından tam anlamı ile yararlanma düşünce ve arzusunda olan Kıbrıs Türkleri geçmişe oranla daha büyük bir izolasyonla, gelecek belirsizliği ile ve uluslararası camiaya yönelik büyüyen bir güven bunalımıyla karşı karşıya bırakılmıştır.

Kıbrıs Türkleri gelinen bu aşamada varolan izolasyon sürecinin yarattığı belirsizlik ortamı içerisinde yaşamayı hak etmemektedir. Hiçbir siyasi ve hukuki dayanağı olmayan bu ambargo ve izolasyonların derhal kaldırılması gerekmektedir. Bunun sağlanabilmesi ancak dost ve kardeş ülkelerin ekonomik, kültürel ve siyasi alanlarda işbirliği ile gerçekleştirilebilir.

Bu amaçla;

Kıbrıs sorununa, Birleşmiş Milletler gözetiminde en erken bir zamanda siyasi eşitliğe dayalı iki bölgeli, iki toplumlu ve yaşayabilir bir çözüm bulmak ve bir ortaklık devleti oluşturmak için Kıbrıs Türk tarafının sarf etmekte olduğu çabalara destek verilmelidir. Kıbrıs Türk ve Kıbrıs Rum taraflarının eşit siyasi statüye dayalı bir çözüme ulaşmalarına yardımcı olmak üzere,

1-Türk Devletleri Parlamentoları arasındaki ilişkilerin güçlendirilmesi ve Türk Devletleri Parlamentolar Arası Biriliğin oluşturulması için çaba sarf edilmelidir.

2- Türk Devletleri arasında kültürel, sosyal ve ekonomik ilişkilerin geliştirilmesi çabalarına destek verilmelidir.

3- Kıbrıs Türklerinin bu çalışmalar içinde yer alması dünya ülkelerine verilecek mesaj açısından önemli ve kaçınılmaz olarak algılanmaktadır.

4- Ayni doğrultuda Azeri ve Kıbrıs Türkleri arasındaki dayanışmayı zayıflatmak için sürekli gündeme taşınan Azerbaycan Cumhuriyeti'nin Karabağ problemi konusu ile Kıbrıs Türklerinin Kuzey Kıbrıs'ta kendi idarelerini oluşturma konusu arasında hiçbir benzerlik olmadığı gerçeğinden hareketle;

Azerbaycan Cumhuriyeti'nin Karabağ problemi konusunda bölge ülkelerinin ortak irade göstermesinin ve sorunun Birleşmiş Milletler kararları çerçevesinde ve barışçıl bir şekilde çözümlenmesi için Azerbaycan ve Ermenistan'a yardımcı olunmasının önemine işaret eder;

Katılımcı temsilciler, kendi iç sorunları yanında birbirleriyle sosyal, kültürel ve ekonomik anlamda

işbirliğini geliştirmek üzere hükümetler nezdinde girişimde bulunmayı ve iç sorunlarıyla ilgili olarak dayanışma içinde bulunmayı deruhte eder, bu işbirliğinin Türk halklarının yakınlaşması açısından önemine işaret ederler."

 

KIBRIS 21/08/06

 

Ankara'yı suçladılar

ANKARA YÜKÜMLÜLÜKLERİNİ YERİNE GETİRMİYOR... Rum ve Yunan hükümetlerinin, Avrupa Komisyonu tarafından ekim ayında sunulacak Türkiye'nin ilerleme raporuyla ilgili görüşlerini yazılı olarak Brüksel'e iletip, "Ankara'nın yükümlülüklerini yerine getirmeyi reddettiğini" bildirdi. Rum- Yunan ikilisi, görüşlerine raporun nihai metninde yer verilmesini de talep etti

Rum ve Yunan hükümetlerinin, Türkiye'nin AB üyelik sürecine ilişkin görüşlerini yazılı olarak Brüksel'e ileterek, "Ankara'nın yükümlülüklerini yerine getirmeyi reddettiğini" iddia ettikleri bildirildi.

Rum gazetesi Fileleftheros, manşetten verdiği haberinde, Rum ve Yunan hükümetlerinin, Avrupa Komisyonu tarafından ekim ayında sunulacak Türkiye'nin ilerleme raporuyla ilgili görüşlerini yazılı olarak ilettiklerini ve bu görüşlere raporun nihai metninde yer verilmesini talep ettiklerini yazdı.

Habere göre, Türkiye'nin yükümlülüklerini yerine getirmeyi reddetmekle suçlandığı yazıda, bu görüş şu unsurlara dayandırıldı:

"1-Türkiye'nin Gümrük Birliği'ni hayata geçirmemesi ve özellikle Kıbrıs gemilerinin Türk limanlarına yanaşmasını engellemesi

2-Kıbrıs Cumhuriyeti'nin uluslararası örgütlere katılımına koyduğu engeller. (Bununla ilgili detaylı bir liste var).

3-Türkiye'nin Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanımadığını beyan ettiği deklarasyonuna, Avrupa Birliği'nin yayımladığı karşı deklarasyon dikkate alınmalı. Ortaklık Belgesi metninde Kıbrıs Cumhuriyeti'nin Türkiye tarafından tanınmasına ilişkin hiçbir ifade yer almıyor olmasına rağmen karşı deklarasyonun ilerleme raporunun dışında bırakılamayacağı aşikardır.

4-Ege'deki Türk ihlalleri ve Ankara'nın Heybeliada Ruhban Okulu'nun yeniden faaliyete geçirilmesini reddetmesi."

Haberde, konuyla ilgili şu ifadelere de yer verildi:

"Atina ve Lefkoşa, Brüksel'e ilettikleri belge haricinde, denetleme yapılacak olması nedeniyle bu dönemde Türkiye-AB ilişkilerindeki taktiklerini de belirleyecekler. İlk sinyaller salı günü Lefkoşa'da gerçekleştirilecek Papadopulos-Bakoyanni görüşmesinde verilecek. Türkiye-Avrupa ilişkileriyle ilgili olarak geçen haziran ayında Atina'nın ve Lefkoşa'nın yaklaşımları arasında fark saptanması nedeniyle salı günkü görüşme özellikle ilgi topluyor. Atina ve Lefkoşa, Türkiye'nin bu aşamada içinde bulunduğu zorlukları değerlendirme fırsatı buldu, aksi halde treni kaçıracaklar.

Lefkoşa bu dönemin Türkiye'nin Kıbrıs sorununda da hareketlerde bulunması için sıkıştırılmasının tam zamanı olduğu mantığıyla hareket ediyor. Atina ise önce Türkiye'nin üyelik sürecinin ilerlemesi ve bazı menfaatlerin sürecin sonunda elde edilmesi gerektiğini düşünüyor.

AB kaynaklarına göre ilerleme raporunun içeriği daha çok Türk üyelik sürecinin 25'ler tarafından değerlendirilmesi ışığı altında AB'nin bundan sonra atacağı adımları da belirleyecek. Nihayetinde neye karar verileceğinden bağımsız olarak Türkiye kendisini pek çok ihmalle karşı karşıya bulacak, bu da Ankara'nın sabrını, soğukkanlılığını ve taktiğini sınayacak."

 

KIBRIS 21/08/06

 

Sıra DNA testinde

DNA İLE TESPİT EDİLECEK... Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi Türk Üye Yardımcısı Ahmet Erdengiz, "Alaminyo Şehitleri" olarak anılan 14 kayıp Kıbrıslı Türkün, Alaminyo'da kazılan toplu mezardakiler olabileceğini söyledi. Erdengiz, "Ulaşılan kemiklerin, Alaminyo şehitlerinin olma ihtimali çok büyük ama unutulmasın ki, bunu anlamak için önce DNA Laboratuarı'nda testler yapılması gerekiyor. DNA sonuçları çıkmadan yüzde yüz bir şey söylemek mümkün değil" dedi

Aral MORAL

Her yıl "Alaminyo şehitleri" olarak anılan 14 kayıp Kıbrıslı Türkün, Alaminyo'da kazılan toplu mezardaki kişiler olup olmadığı için araştırmalar sürüyor. Şu ana kadar 10 kişiye ait iskelete ulaşıldı. Aynı toplu mezardaki diğer üç kişiye ve başka bir yerde gömülü 14'üncü kişiye ulaşmak için çalışmalar devam ediyor.

Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi Türk Üye Yardımcısı Ahmet Erdengiz, 14 kayıp Kıbrıslı Türkün, Alaminyo'da kazılan toplu mezardakiler olabileceğini söyledi.

Erdengiz, ulaşılan kemiklerin, Alaminyo şehitlerinin olma ihtimalinin çok büyük olduğunu ama bunu anlamak için önce DNA Laboratuarı'nda testler yapılması gerektiğini, DNA sonuçları çıkmadan yüzde yüz bir şey söylemenin mümkün olmadığını vurguladı.

Yoğun çalışma var

20 Ağustos 1974'te savaş sırasında Alaminyo'da şehit düşen ve 2001 yılında bulunan ve onlar olduğu sanılan kemiklerle ilgili, şehit yakınlarının kan örneği vermemesi nedeniyle tekrar kapatılan toplu mezardaki 13 Kıbrıslı Türk ve başka bir yerde gömülü olan 14'üncü Kıbrıslı Türk'ün, "Alaminyo Şehitleri" olarak anılan kayıplar olup olmadığının araştırılacağı bildirildi.

Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi Türk Üye Yardımcısı Ahmet Erdengiz, 14 kayıp Kıbrıslı Türkün, Alaminyo'da kazılan toplu mezardakiler olup olmadığı konusunda "Onların olma ihtimali çok büyük ama unutulmasın ki bunu anlamak için önce DNA Laboratuarı'nda testler yapılması gerekiyor. DNA sonuçları çıkmadan yüzde yüz bir şey söylemek mümkün değil" diye konuştu.

Erdengiz ayrıca, kazılan toplu mezarda 10 iskeletin tespit edildiğini, diğer üçü için ise çalışmaların sürdüğünü ve 13 Kıbrıslı Türk'le birlikte aranan ama farklı bir yerde gömülü olan 14'üncü kayıp Kıbrıslı Türk'ün ise başka bir yerde gömülü olduğunu ve mezar tespitinin bugün yapılacağını kaydetti.

Arjantinli ekip önümüzdeki günlerde Kıbrıs'ta olacak

Bu arada daha önce adaya geleceği açıklanan Arjantin arkeolog-antropolog ekibinin, önümüzdeki günlerde adaya geleceği belirtildi.

Ekip, hem Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde hem de Güney Kıbrıs'ta kazılar yapacak. Arjantinli bilim adamı ekibinden iki kişisi Antropoloji Merkezi'nde, bir veya iki kişisinin Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde diğer bir veya iki kişisinin de Güney'de kazı çalışmalarında bulunacağı kaydedildi.

Alaminyo Şehitleri'nin isimleri

1974 yılında şehit olan ve her yıl "Alaminyo Şehitleri" olarak anılan Kıbrıslı Türklerin, Alaminyo'da başlanan kazılarda aranan Kıbrıslı Türkler olup olmadığı bilinmiyor. Ancak, Alaminyo şehitleri olarak anılan 14 Kıbrıslı Türk'ün isimleri şöyle:

Hüseyin Günay (1952 Larnaka doğumlu), Hasan Ali (1953 Alaminyo doğumlu), Ali Bodo (1919 Alaminyo doğumlu), Mustafa Tüccar Hasan (1913 Alaminyo doğumlu), Mehmet Ali Bodo (1950 Alaminyo doğumlu), Hasan Zafer (1953 Alaminyo doğumlu), Ali Hasan (1939 Alaminyo doğumlu), Ali Nazif Mustafa (1944 Alaminyo doğumlu), Hasan Dildar (1929 Alaminyo doğumlu), Hasan Dilar Hüseyin (1944 Alaminyo doğumlu), Osman Tahir (1935 Alaminyo doğumlu), Hüdaverdi Osman (1944 Alaminyo doğumlu)

Mehmet Arif Tabak, (1949 Alaminyo doğumlu), Ali Nazif Ömer (1949 Alaminyo doğumlu) Hacı Halil Ahmet (1950 Alaminyo doğumlu).

KIBRIS 22/08/06

 

Papadopulos- Talat görüşmesi meyve verecek

Rum Tarım Doğal Kaynaklar ve Çevre Bakanı Fotis Fotiu, "Paris anlaşması" ve Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos ile Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat arasında gerçekleştirilen görüşmelerin, "meyve vereceğinden umutlu olduğunu" söyledi.

Politis ve diğer gazetelerde yer alan habere göre Fotiu, 1955-1959 döneminde "Lisi" (Akdoğan) Köyü'nde ölen EOKA'cıları anmak amacıyla, "Dromolaksia" (Mormenekşe) Köyü'nde düzenlenen törende yaptığı konuşmada, teknik komitelerde geliştirilecek diyalogla, özlü müzakerelerin başlaması amacıyla zeminin hazırlanması için doğru koşulların oluşacağı beklentisini dile getirdi.

Fotiu, Rum Yönetimi Başkanı Papadopulos'un bugüne kadar Kıbrıs Rum tarafının çözüm yönündeki güçlü isteğini birçok kez ortaya koyduğunu iddia ederek, "mücadelelerinin başarıyla sonuçlanacağına dair iyimser olduğunu" belirtti.

Fotiu, "hiç kimse inancımızı sarsamaz. Sağduyu, birlik ve sorumlulukla ilerleyeceğiz. Yunanistan ve tüm Helenizmin desteği ile hakkımızı alacağımız günün geleceği konusunda iyimseriz. Bugün, ne kadar fedakarlık veya ne kadar zaman gerektirirse gerektirsin, amacımıza ulaşmak için haklı mücadelemize devam etmek bizim kutsal görevimizdir. Amacımız ise, ülkemizin özgürlüğü ve yeniden birleşmesidir" şeklinde konuştu.

Simerini gazetesine göre ise, Fotiu, törende yaptığı konuşmada şunları da ileri sürdü:

"Acılı Kıbrıs, adalet ve mücadeleleri ile evlatlarının fedakarlıklarının karşılığını almasını istiyor. Ankara'nın uzlaşmaz ve kışkırtıcı davranışının bizi hayal kırıklığına ve mücadelemizden vazgeçmeye sürüklemesi imkansızdır. İşgal karşıtı mücadelemiz devam etmektedir ve tüm işgal altındaki topraklarımız Türk işgalinden kurtulana kadar da devam edecektir."

KIBRIS 22/08/06

 

KKTC’de ‘Kuran kursu’ tartışması

KKTC’deki Kuran kursları sendikalarla din görevlilerini karşı karşıya getirdi. Memur ve öğretmen sendikaları, hükümetin AKP iktidarına şirin görünmek için Kuran kurslarına göz yumduğunu iddia ediyor.

 

NTV

Güncelleme: 22:02 TSİ 22 Ağustos 2006 Salı

LEFKOŞA - KKTC’de bir süredir devam eden Kuran kursu tartışması derinleşiyor. Camilerde Kuran dersleri verilmesini yasadışı olarak nitelendiren öğretmen ve memur sendikalarıyla din adamlarını karşı karşıya getiren tartışmada sendikalar, şimdi de hükümete yüklendi.

Sendikacılara göre, Kuran kurslarına göz yumulmasının nedeni, AKP iktidarıyla işbirliği.

Tartışmaların odağındaki Milli Eğitim ve Kültür Bakanlığı Müsteşarı Erdoğan Sorakın, kursların yasal zemine oturtulması için çalışma başlatıldığını açıkladı.

Din İşleri Başkanı Ahmet Yönlüer ise, Kuran kurslarının laik cumhuriyete tehdit oluşturmadığı görüşünde. Yönlüer, “Yobazlık yalnız dinle ilişkilendirilmez, esas yobazlık düşüncelerini empoze etmeye çalışanların yaptığıdır” diyor.

Ahmet Yönlüer, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a yakınlığıyla biliniyor.

Bakoyanni Papadopulos ile görüştü

Yunanistan Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni, Ortadoğu ziyareti öncesinde Kıbrıs Rum kesimine uğrayarak Rum lideri Tasos Papadopulos ile bir araya geldi.

 

NTV

Güncelleme: 20:04 TSİ 23 Ağustos 2006 Çarşamba

LEFKOŞA - Rum basınında çıkan haberlere göre Bakoyanni, dün akşam çalışma yemeğinde Papadopulos’la bir araya geldi. Bakoyanni ve Papadopulos, Ortadoğu’daki son durumu ve ekim ayında yayımlanacak ilerleme raporunu ele aldı. Papadopulos’un teknik komiteler konusunda Bakoyanni’yi bilgilendirdiği ifade edildi.

Bu arada, Lübnan’da görev yapacak BM barışgücüne 2 subay göndermeyi planlanan Rum yönetiminin dışişleri bakanı Yorgo Lillikas’ın da yarın Lübnan’a gideceği öğrenildi.

Pertev ile Conis dün yeniden bir araya geldi

Pertev ile Conis dünkü görüşmelerinde, teknik komitelerin oluşumuyla ilgili çalışmalarına devam etti.

Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Pertev, TAK muhabirine yaptığı açıklamada, dünkü görüşmenin bir buçuk saat sürdüğünü ve 24 Eylül Perşembe sabah Conis ile yeniden bir araya geleceklerini belirtti.

En son 10 Ağustos'ta bir araya gelen Pertev ile Conis, önceden belirlendiği şekilde çalışmalarına bir süreliğine ara vermişti.

Pertev ile Conis, Kıbrıs'ta yeni müzakere sürecine ön hazırlık amacıyla özlü konularla ilgili listeleme ve teknik komitelerin oluşumuyla ilgili çalışmaları teati etmek amacıyla ilk kez 31 Temmuz'da bir araya gelmişti.

KIBRIS 23/08/06

 

Serdar Denktaş, KKTC'ye döndü

Denktaş, THY'nin Batman uçağıyla İstanbul üzerinden saat 15.30'da adaya döndü. Bakan Denktaş, Ercan Havaalanı'nda açıklama yapmadı.

Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Denktaş, Kırgızistan'ın başkenti Bişkek'te düzenlenen "1.Uluslararası Issık Göl Kıbrıs Konferansı"na katılarak, burada Kıbrıs konusuna ilişkin son gelişmelerle ilgili konuşma yapmıştı. Denktaş, temasları çerçevesinde Kırgızistan Meclis Başkan Yardımcısı ve Spor Bakanı ile de ikili görüşmelerde bulunmuştu.

KIBRIS 23/08/06

 

Gambari huzurunda gerçekleşen 8 Temmuz anlaşmasına bağlı kalınacak

Rum Ulusal Konseyi, dün sabah saat 10:00'da, Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos başkanlığında toplandı.

Rum Hükümet sözcüsü Hristodulos Paşardis, Rum Ulusal Konseyi'nin, İbrahim Gambari huzurunda gerçekleşen 8 Temmuz anlaşmasına bağlı kalmaya devam etme kararını yinelediğini vurguladı.

Ana muhalefet DİSİ yetkililerinin katılmadığı toplantının ardından, toplantı gündemine ilişkin açıklamalarda bulunan Rum Hükümet sözcüsü Hristodulos Paşardis, Papadopulos'un konsey üyelerine, Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit Pertev ile Rum Yönetimi Başkanlığı Diplomatik Büro Şefi Tasos Conis arasında teknik komitelerin oluşumuna ilişkin sürdürülen görüşmeler hakkında bilgi verdiğini söyledi.

Paşardis açıklamasında ayrıca, Rum Ulusal Konseyi'nin, İbrahim Gambari huzurunda gerçekleşen 8 Temmuz anlaşmasına bağlı kalmaya devam etme kararını yinelediğini belirtti.

12 günlük aranın ardından dün yeniden başlayan Pertev-Conis görüşmesine ilişkin soruları da yanıtlayan Paşardis, görüşmelerde bir çıkmazın söz konusu olduğu yönündeki iddiaları reddetti.

Çıkmazın söz konusu olmadığını, ancak, haksız şekilde bir gecikmenin yaratıldığını söyleyen Paşardis, Möller'in de bu gecikmenin sorumlularının kim olduğunu bildiğini kaydetti.

Paşardis, 'Talat-Papadopulos' görüşmesinin, zamanı gelince gerçekleşeceğini de sözlerine ekledi.

KIBRIS 23/08/06

 

Toplu mezar kazı çalışmaları en az iki gün daha sürecek

Kıbrıs'taki kayıpların akıbetinin belirlenmesi amacıyla oluşturulan Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi'nin genel kazı ile kimlik tespitine yoğunlaşan çalışmaları devam ediyor.

1974 yılında kaybolan 13 Kıbrıslı Türk'ün gömülü olduğu tahmin edilen Alaminyo köyündeki toplu mezar kazı çalışmalarında şu ana kadar sadece 3 kişinin tüm iskeletine ulaşıldığı, bu nedenle çalışmaların en az iki gün daha süreceği ifade edildi.

BRT muhabirinin Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi Türk Üye Yardımcısı Ahmet Erdengiz'den aldığı bilgiye göre, Alaminyo köyündeki 13 Kıbrıslı Türk'e ait olduğu tahmin edilen toplu mezarın kazı çalışmalarında şu ana kadar sadece 3 kişinin tüm iskeletine ulaşılabildi.

Mezardaki kemiklerde karışıklık olduğunu ifade eden Erdengiz, şu ana kadar çıkarılan ve halen çıkarılamayan kemiklerin eşleştirilmesinin zaman alacağını, bu nedenle kazı çalışmalarının en az iki gün daha uzayacağını söyledi.

Erdengiz, önceki günkü çalışmalar sırasında tespit edilen tek kişilik gömü alanında henüz kazı çalışmasının başlamadığını da kaydetti.

 

KIBRIS 23/08/06

 

Vodafone imza için KKTC'de

TEK PÜRÜZ YATIRIM...Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Salih Usar, Vodafone temsilcileri ile yaptıkları görüşmelerde esas pürüzün KKTC'ye yapacakları yatırımlar olduğunu söyledi

LİSANSLAR HEMEN VERİLEBİLİR... KKTC'de iki cep telefonu şirketi olan Telsim ve KKTCELL'e lisans devri yapılabilmesi için Telsim'in Vodafon'a devrinin gerçekleşmesi gerektiğini kaydeden Usar, "Bu devir gerçekleşir gerçekleşmez lisanları hemen devredebiliriz" dedi

Ali CANSU

Dünyanın en büyük GSM şirketi olan İngiliz Vadofone'un Türkiye'deki Telsim'i devralmasının ardından sözleşme gereği KKTC Telsim'in de Vodafone'a devri gerekiyor.

Bu amaçla dün Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanlığı'nda bir araya gelen Vodafone, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) ve KKTC yetkililerinin gerçekleştirdiği toplantıdan bir sonuç çıkmadı ve imzalar atılamadı.

Türkiye'de Aralık 2005'te Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu'nun (TMSF) açtığı ihalede Telsim'i 4 milyar 550 milyon dolar teklifle alan İngiliz şirketi Vodafone, ihale bedelini peşin ödeyerek 2 haziran 2006'da Telsim'i resmen devralmasının ardından şimdi de KKTC'deki sözleşmeye imza atmak için ülkemize geldi.

KKTC'deki sözleşmeyi görüşüp imzalamak için Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanlığı'nda basına kapalı ve gizli olarak yapılan toplantıya Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Salih Usar, bakanlık Müsteşarı Şener Çağnan, Telekomünikasyon Dairesi Müdürü Mustafa Berktuğ, Vodefone'un Türkiye temsilcisi ile hukuk müşavirleri ve Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu yetkilileri katıldı.

11 kişilik heyetin saat 12.00'de başlayan toplantısı dört saat sürdü. Dört saatlik toplantı süresince zaman zaman Vodefone'un Türkiye temsilcisi ile hukuk müşavirlerinin dışarıya çıkarak telefonda görüşüp bazı belgeleri inceledikten sonra tekrar toplantıya devam ettikleri görüldü.

Dört saatlik toplantının ardından Vodefone'un Türkiye temsilcisi ile hukuk müşavirleri ile Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanlığı yetkilileri sözleşmeye imza atamadı ve Vodafone ile TMSF yetkilileri tekrar bir araya gelmek üzere bakanlıktan ayrıldılar.

Anlaşma her an imzalanabilir

Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Salih Usar'ın KIBRIS'a yaptığı açıklamada, Vodafone yetkilileri ile dün yaptıkları görüşmenin ardından anlaşmanın bugün (dün) akşam üzeri imzalanabileceğini söyledi.

Usar, Türkiye'deki Telsim'i Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu'nun açtığı ihale çerçevesinde almış olan Vodafone'un şartname gereği KKTC'deki Telsim'i de devralması gerektiğini, bu çerçevede Vodafone şirketi ile görüşmeleri dün de sürdürdüklerini kaydetti.

Türkiye'deki Telsim'i devralan Vodafon'un KKTC makamları ile de bir sözleşme imzalaması gerektiğini ifade eden Usar, "Bu çerçevede bugün sözleşmedeki maddelerde yer alan son bir iki pürüzü görüştük. Görüşmelerimize ara verdik ve daha sonra bu görüşmelerimize devam edeceğiz" dedi.

Pürüz yatırımda

Bakan Usar, Vodafone temsilcileri ile yaptıkları görüşmelerde esas pürüzün KKTC'ye yapacakları yatırımlar olduğunu söyledi.

Usar, "Biliyorsunuz Telsim tarafından gerekli yatırımlar uzunca bir süredir yapılmadı. Dolayısı ile bu yatırımların belli kriterler çerçevesinde belli esaslara bağlanması gerekiyor. Bizim üzerinde durduğumuz budur. Bu amaçla bizden biraz süre istediler ve merkezleri ile istişare etme ihtiyacını duydular. Çünkü, bunun karşılığında biz de bazı garantiler istedik. Bunları görüşüp gerekli onayları aldıktan sonra gelecekler ve çalışmalarımızı sürdüreceğiz. Umuyoruz bugün (dün) bunu sonuçlandıracağız. Bugün (dün) bize tekrar geri döneceklerini söylediler" dedi.

Lisans devir Telsim'in devrinden hemen sonra

KKTC'de iki cep telefonu şirketi olan Telsim ve KKTCELL'e lisans devri yapılabilmesi için Telsim'in Vodafon'a devrinin gerçekleşmesi gerektiğini kaydeden Usar, "Bu devir gerçekleşir gerçekleşmez lisanları hemen devredebiliriz" dedi.

2007 veya her iki şirketin devlet ile yaptığı sözleşmenin bitiş yılı olan 2009'u beklemeden bu yıl içerisinde gerekli girişimler yapılarak lisansların devredilebileceğini de anlatan Bakan Salih Usar, şöyle konuştu:

"Lisans devir konusunda şu ana kadar herhangi bir çalışmamız yoktur. Çünkü, lisans işlemi KKTC'deki iki GSM operatörü olan KKTC Telsim ve KKTCELL ile birlikte görüşüp sonuçlandırmak istiyoruz. Dolayısıyla önce Telsim'in yeni sahibinin belirlenmesi gerekiyor. Önce, Vodafone ile devir sözleşmesini imzalamamız gerekiyor. Bu çerçevede buradaki Telsim'i Vodafone alıp bizim muhatabımız haline geldikten sonra kısa sürede lisans konularını gündemimize alıp görüşmüş olacağız. Mümkün olursa bu yıl içerisinde de lisans devirlerini gerçekleştirebiliriz. Çok kısa süre içerisinde lisans verme görüşmelerimizi tamamlayıp lisans verme işlemini gerçekleştirmek istiyoruz."

KIBRIS 23/08/06

 

BM'nin asker sevki karargahı Kıbrıs


24 Ağustos, 2006 15:52:00 (TSİ) CNN TURK

Kıbrıs Rum Yönetimi Dışişleri Bakanı Lillikas, Birleşmiş Milletler'in barış gücünün Lübnan'a sevki için Rum kesiminde yönetim karargahı kurmaya karar verdiğini açıkladı.

Lübnan'da bulunan Rum Bakan Lillikas, "BM, barış gücünün Lübnan'a sevki için Kıbrıs'ta yönetim karargahı kurmaya karar verdi" dedi ve kendilerinin de bu karardan birkaç gün önce haberdar edildiklerini söyledi.
    
Gerekli altyapının sağlanması için hükümetin Ada'daki BM barış gücü UNFICYP ile eşgüdüm halinde BM ile çalışacağını kaydeden Lillikas, karargahın Lefkoşa'da mı, UNFICYP'e daha yakın bir yerde mi kurulacağına ise daha sonra karar verileceğini söyledi.

Lillikas, Beyrut'ta Lübnan Başbakanı Fuad Sinyora ve Dışişleri Bakanı Fevzi Salluk ile biraraya gelerek bölgedeki son durumu görüştü.
 
Lillikas, Lübnan'da çatışmalardan etkilenen bölgelerde incelemelerde bulunacağını da belirterek, bölgenin yeniden inşası için bazı fikirler geliştirdiklerini ifade etti.
 
İsrail, 12 temmuzda 2 askerinin Hizbullah militanları tarafından kaçırılmasının ardından Lübnan topraklarına girmiş, İsrail'in Lübnan saldırılarının 34'üncü gününde silahlar susmuştu.
 
Çoğu sivil yaklaşık bin 100 Lübnanlı ve 114'ü asker 154 İsraillinin öldüğü saldırılar, 14 ağustos sabahı Birleşmiş Milletler'in ateşkesi öngören kararının yürürlüğe girmesiyle durmuştu.
 
Sırada Birleşmiş Milletler'e üye devletlerden oluşacak barış gücü askerleri Güney Lübnan'a yollanması bulunuyor. BM Genel Sekreteri Kofi Annan, üye devletlere bir an önce bölgeye asker yollama çağrısında bulundu.

 

İmzalar atıldı Vodafone artık KKTC'de

30 MİLYON DOLAR....Telsim ihalesini kazanan İngiliz Vodafone, 30 milyon dolar verip KKTC Telsim'i de aldı. Güney Kıbrıs'ta da ortaklığı bulunan dünyanın en büyük GSM operatörü İngiliz şirketi Vodafone, garantör ülke siyasetçilerinin, Avrupa Birliği'nin ve Birleşmiş Milletler'in yapamadığını yapıp Kıbrıs'ı GSM'de birleştirmiş olacak

 LİSANSLAR HEMEN VERİLEBİLİR... KKTC'de iki cep telefonu şirketi olan Telsim ve KKTCELL'e lisans devri yapılabilmesi için Telsim'in Vodafon'a devrinin gerçekleşmesi gerektiğini kaydeden Ulaştırma Bakanı Usar, "Bu devir gerçekleşir gerçekleşmez lisanları hemen devredebiliriz" dedi

Ali CANSU

Dünyanın en büyük GSM şirketi olan İngiliz Vodafone artık KKTC'de. Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanlığı'nda yapılan görüşmelerinin ardından Vodafone, devletle GSM anlaşmasını dün imzaladı.

Telsim ihalesini kazanan İngiliz Vodafone, 30 milyon dolar verip KKTC Telsim'i de almış oldu. KKTC Telsim'ini alan dünyanın en büyük GSM operatörü Vodafone'un Güney Kıbrıs'ta da ortaklığı bulunuyor.

Böylece, İngiliz Vodafone garantör ülke siyasetçilerinin, Avrupa Birliği'nin ve Birleşmiş Milletler'in yapamadığını yapıp Kıbrıs'ı GSM'de birleştirmiş olacak.

Bakanlıkta saat 18.00'de imzalanan anlaşmada devlet, Vodafone'dan istediği garantilerin tümünü almasının ardından GSM devir sözleşmesine imza attı ve Türkiye'deki Telsim'i devralan Vodafone, anlaşma gereği KKTC Telsim'i de almış oldu.

Önceki gün dört saatlik uzun bir görüşmenin ardından anlaşmaya varamayan taraflar dün tekrar bakanlıkta masaya oturdu. Görüşmeye, Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Salih Usar, bakanlık Müsteşarı Şener Çağnan, Telekomünikasyon Dairesi Müdürü Mustafa Berktuğ, Vodefone'un Türkiye temsilcisi ile hukuk müşavirleri ve Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu yetkilileri katıldı.

İlk görüşmenin ardından daha sakin bir havada geçen toplantıda önceki gün merkezleri ile görüşmek için izin isteyen Vodafone yetkilileri merkezleri ile temasa geçti ve dünkü toplantıda devletin tüm şartlarını kabul ettiklerini hükümet yetkililerine iletti ve anlaşmaya imzalar atıldı.

Türkiye'de Aralık 2005'te Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu'nun (TMSF) açtığı ihalede Telsim'i 4 milyar 550 milyon dolar teklifle alan İngiliz şirketi Vodafone, ihale bedelini peşin ödeyerek 2 haziran 2006'da Telsim'i resmen devralmasının ardından dün de resmen KKTC'deki sözleşmeye imza atarak KKTC Telsim'i devraldı.

Ağustos 2009'a kadar

Vodafone, KKTC Telsim'i devralmasının ardından sözleşme gereği ağustos 2009'a kadar devletle ortaklaşa gelir paylaşımı içerisinde faaliyetlerini sürdürecek.

Öte yandan Vodafone devletin istediği şartların başında yer alan KKTC'deki yatırımları da yapacak. Devlet, Türkiye'deki Telsim'in TMSF'ye devredilmesinin ardından geçen sürece KKTC Telsim, sözleşmede yer alan yükümlülüklerini yerine getirmeyerek yatırımlardan çok geri kalmış ve abonelerine yeterli hizmeti veremiyordu. Bu yüzden devlet Vodafone'dan gerekli yatırımları yapmasını istedi.

"KKTC Telsim'i Vodafone verdik"

Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Salih Usar, Vodafone ile anlaşmanın imzalanmasının ardından KIBRIS'a yaptığı açıklamada, dün bakanlıkta Vodafone ve TMSF ile yapılan toplantının olumlu geçtiğini ve ardından Telsim'i Vodafone'a bağlayan sözleşmenin resmen imzalandığını açıkladı.

Salih Usar, önceki gün devletin istediği şartları merkezleri ile görüşmek için izin isteyen Vodafone yetkilileri ile dün yaptıkları toplantıda devletin tüm şartlarını kabul ettiklerini ve anlaşmanın imzalandığını söyledi.

Bakan Usar, önceki gün yapılan toplantıda ortada ciddi bir pürüzün olmadığını, sadece Türkiye'deki Telsim'in Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu'a (TMSF) devredilmesinin ardından KKTC Telsim'in gerekli yatırımları yapmadığını ve bu yatırımların süratlendirilmesini istediklerini, gerekli adımların atılmasını sağladıklarını kaydetti.

KKTC Telsim'in Vodafone'a 2009'un ağustos ayına kadar devredildiğini ifade eden bakan Salih Usar, "Vodafon'un sözleşmesi devletin herhangi bir lisans devir işlemlerini gerçekleştirmemesi halinde sözleşme ağustos 2009'a kadar sürecek" dedi.

"İyi bir rekabet olacak"

Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Salih Usar, Telsim'in Vodafone'a devredilmesinin ardından ülkemizdeki GSM şirketleri arasında iyi bir rekabet olacağını söyledi.

Usar, KKTC Telsim'in artık resmen Vodafone'un olduğunu ve bugüne kadar yeterli hizmet almayan KKTC Telsim abonelerinin bundan sonra yeterli ve nitelikli hizmet alacağını da kaydetti.

"Lisans devirlerini gündemimize aldık"

Usar, KKTC Telsim'in Vodafone'a devredilmesinin ardından ülkemizde bulunan iki GSM operatörüne lisans devirlerini gündemlerine aldıklarını söyledi.

2007 veya her iki şirketin devlet ile yaptığı sözleşmenin bitiş yılı olan 2009'u beklemeden bu yıl içerisinde gerekli girişimler yapılarak lisansların devredilebileceğini de anlatan Bakan Salih Usar, şöyle konuştu:

"Vodafone ile devir sözleşmesini imzalamamızın ardından her iki GSM operatörü ile anlaşmamızın sona erdiği 2009 yılını beklememize gerek kalmadan bu yıl içerisinde lisanların devredilmesi gerçekleşebilir" dedi.

Vodafone'un piyasa değeri 80 milyar Euro

Telsim ihalesinde en yüksek teklif veren Vodafone Group Plc şirketi, mobil telefon işletmeciliği alanında dünyanın en büyük şirketi olarak biliniyor.

Kuruluşu 1984 yılına dayanan Vodafone, başlangıçta İngiliz iletişim şirketi Racal Electronics'e ait bir alt şirket olarak Racal Telecom adıyla telekomünikasyon sektörüne girdi.

Kısa zamanda büyüyerek 1991 yılında bağımsız bir şirkete dönüşen ve Vodafone Group Plc adını alan şirket, 1999 yılında Air Touch Communications firmasıyla birleştikten sonra sektörde hızla büyümeye başladı. Bir dizi birleşme ve satın almayla telekomünikasyon alanında dünya birinciliğine ulaşan Vodafone, şu anda bir çok alt şirket ve iştirakiyle başta Avrupa, Kuzey Amerika ve Uzakdoğu olmak üzere tüm dünyada faaliyet gösteren dünyanın en büyük şirketlerinden biri haline gelmiş bulunuyor. Müşteri sayısı 2005 Eylül ayı itibariyle 171 milyon kişiye ulaşan Vodafone'un piyasa değeri de 2005 Kasım ayı itibariyle yaklaşık 80 milyar Euro olarak hesaplanıyor.

Vodafone, kuzeyle güneyi birleştirecek

Telsim ihalesini kazanan İngiliz Vodafone, 30 milyon dolar verip KKTC Telsim'i de aldı.

Güney Kıbrıs'ta da iki yıldır hizmet veren Vodafone, böylece iki tarafı cepte birleştirecek.

Türkiye'deki Telsim ihalesini 4 milyar 550 milyon dolara kazanan İngiliz Vodafone, şartname gereği KKTC'ye 30 milyon dolar vermesi gerekiyordu. KKTC Telsim'i alan Dünyanın en büyük GSM operatörü olan Vodafone'un Güney Kıbrıs'ta da ortaklığı bulunuyor. Böylece, İngiliz Vodafone garantör ülke siyasetçilerinin, Avrupa Birliği'nin ve Birleşmiş Milletler'in yapamadığını yapıp Kıbrıs'ı GSM'de birleştirmiş olacak.

Uzan Ailesi'ne ait Rumeli Holding'in bir şirketi olan KKTC Telsim'in satışı Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) tarafından "Rızai satış" yöntemiyle gerçekleşti.

Vodafone 2 yıldır güneyde

KKTC Telsim, KKTC'de gerçekleştirilen en büyük özel sektör yatırımlardan biri. Şirket, yap-işlet-devret esaslarına dayalı olarak Ağustos 1995 tarihinde kuruldu. İlk abonelerini 23 Ekim 1995'te almaya başlayan şirket, sayı vermekten kaçınıyor.

KKTC Telsim'in Lefkoşa, Magosa, Girne, Güzelyurt, Gemikonağı, Yenierenköy, İskele, Akdoğan'da bayileri bulunuyordu.

Güney Kıbrıslı CYTA şirketi ise Şubat 2004'te Vodafone ile network ortaklık anlaşması imzaladı. Yeni marka olarak da Cytamobile-Vodafone ismi belirlendi. Bu anlaşmayla Cytamobile-Vodafone, Vodafone'un Güney Kıbrıs'taki tek ortağı oldu. Şirketin Güney Kıbrıs'ta 568 bin abonesi bulunuyor.

CANSU'DA VODAFONE 1 KODLU RESIM:

Vodafone, TMSF ve KKTC yetkililerinin iki gün boyunca Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanlığı'nda gerçekleştirdiği toplantıdan dün imzalar atılarak çıktılar

CANSU'DA SALİH USAR

Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Salih Usar, KIBRIS'a KKTC Telsim'in Vodafone devredilmesinin ardından açıklama yaptı

KIBRIS 24/08/06

 

Rasbash: KKTC'de açılacak AB ofisinin personeli eylül ayında adaya geliyor

Ofis personelinin, Avrupa Komisyonu ile gerçekleştirilecek tüm bağlantıları sağlayacağını kaydeden Rasbash, personelin aynı zamanda yardım projeleri ve diğer bağlantıları da organize edeceğini dile getirdi.

Rasbash, Avrupa Birliği tarafından finanse edilen proje ve programların da ofisin gözetiminde olacağını vurguladı.

Bu projelerle, adanın yeniden birleşmesine ve Kıbrıslı Türklere uygulanan izolasyonların kaldırılmasına katkı sağlanacağını ifade eden Rasbash, böylece Kuzey Kıbrıs'ın ekonomik gelişiminin destekleneceğini belirtti.

Andrew Rasbash, yapılacak yardımlarla; katı atık yönetimi, atık suların değerlendirilmesi, elektrikteki sorunların giderilmesi, tarım ve sosyal hayat gibi konulara direkt katkı sağlamayı amaçladığını kaydederek, bunların her iki topluma yarar sağlayacağına inandığını ifade etti.

Yapılacak yardımların Avrupa Birliği yasalarına uyum çalışmaları çerçevesinde etkili olacağını kaydeden Rasbash, adadaki ekonominin birleşmesinin de böylece destekleneceğini sözlerine ekledi.

KIBRIS 24/08/06

 

Rum seçmenlerin doğum yerlerinin yazılmamasının ardında art niyet yok

Bu işlemin arkasında hiçbir art niyet bulunmadığı kaydedilen açıklamada, "Kıbrıs Cumhuriyeti seçmen kütüklerinde hiçbir zaman oy veren kişilerin doğum yeri belirtilmiyor. Oy kullanma hakkı Kıbrıs vatandaşlarına ve ikamet ettikleri yere bağlıdır. Ayrıca, oy veren kişilerin doğum yeri ve diğer bilgiler nüfus kütüğünde kayıtlıdır" dendi.

Açıklamada devamla seçim listelerinde kayıtlı olan 501.000 kişiden 22.403'nün, yani seçmenlerin % 4,5'nin yurtdışında doğduğu belirtildi.

Açıklamada ayrıca 22.403 kişinin % 62'sinin Kıbrıs Cumhuriyeti vatandaşlığına sahip olan kişiler olup Mısır, Avustralya, Yunanistan, Britanya ve Güney Afrika'da doğduğu belirtildi.

Soyer'in açıklamasına yanıt veren açıklamada, yapılan işlemlerde herhangi bir art niyet bulunmadığı, seçmen kütük ve listelerin araştırmacılara ve kamuoyu yoklamacılarına açık olduğu vurgulandı.

KIBRIS 24/08/06

 

Polis mescit bastı

LİMAM ÖZGEN: KURSLARA DEVAM EDECEĞİZ... Gazimağusa'da polis, dün sabah 'Mustafa Paşa Mescidi'ne baskın yaparak, izinsiz din kursu veren müezzin İbrahim Balcı ile kurs gören 6 çocuğu karakola götürdü.

Milli Eğitim Bakanlığı'ndan izin almadan dini bilgiler verdiği için aleyhine dava okunan müezzin İbrahim Balcı, daha sonra çocuklarla birlikte serbest bırakıldı. 'Mustafa Paşa Mescidi'nin 8 yıllık imamı Nedim Özgen, bağlı bulundukları Din İşleri Dairesi'nin direktifi doğrultusunda din kurslarını vermeye devam edeceklerini söyledi

 "30'A YAKIN ÖĞRENCİMİZ VAR" İmam Nedim Özgen, kendisinin 8, müezzin İbrahim Balcı'nın ise 4 yıldır Mustafa Paşa Mescidi'nde görev yaptığını, devletten maaş çektiklerini belirterek şöyle konuştu: " 3 aydır,burada 8-12 yaş grubu çocuklara din dersleri veriyoruz. 30'a yakın öğrencimiz var. Bu derslerden dairemizin bilgisi var. Kurslara birtakım tepkiler gelince 15 günlük bir ara verdik. Geçen cumartesi günü Lefkoşa'da bir toplantı yapıldı ve kurslara devam edilmesi kararı alındı"

Sevgi YALMAN

Gazimağusa'da polis, dün sabah 'Mustafa Paşa Mescidi'ne baskın yaparak, izinsiz din kursu veren müezzin İbrahim Balcı ile kurs gören 6 çocuğu karakola götürdü.

Milli Eğitim Bakanlığı'ndan izin almadan dini bilgiler verdiği için aleyhine dava okunan müezzin İbrahim Balcı, daha sonra çocuklarla birlikte serbest bırakıldı. 'Mustafa Paşa Mescidi'nin 8 yıllık imamı Nedim Özgen, bağlı bulundukları Din İşleri Dairesi'nin direktifi doğrultusunda din kurslarını vermeye devam edeceklerini söyledi.

KTÖS ve KTAMS'ın , küçük çocuklara, okulların dışında, cami ve mescitlerde din ve kuran kursu verilmesine karşı çıkması ve bunun sonrasında Din Görevlileri Sendikası ile birliğinin sendika binaları önüne siyah çelenk koyması ile başlayan ve giderek büyüyen din kursları konusu, dün bu olayla yeni bir boyuta taşınmış oldu.

Mustafa Paşa Mescidi'ne baskın yapan polis ekibi, izinsiz din kursu veren müezzin İbrahim Balcı (35) ve baskın sırasında din eğitimi alan 6 çocuğu karakola götürdü. Karakolda, müezzin Balcı'nın yanında yaşları 8 ile 12 arasında değişen çocukların da ifadeleri alındı. Aleyhine dava okunan Balcı, daha sonra çocuklarla birlikte serbest bırakıldı.

KIBRIS'a konuşan Mustafa Paşa Mescidi İmamı Nedim Özgen, çocuklara din kursu vermekten vazgeçmeyeceklerini; bağlı bulundukları Din İşleri Dairesi'nin Başkanı Ahmet Yönlüer'in talimatı doğrultusunda din kurslarına bu günden itibaren devam edeceklerini söyledi.

'30 a yakın öğrencimiz var'

İmam Nedim Özgen, kendisinin 8, müezzin İbrahim Balcı'nın ise 4 yıldır Mustafa Paşa Mescidi'nde görev yaptığını, devletten maaş çektiklerini belirterek şöyle konuştu:

"3 aydır, burada 8-12 yaş grubu çocuklara din dersleri veriyoruz. 30'a yakın öğrencimiz var. Bu derslerden Dairemizin bilgisi var. Kurslara birtakım tepkiler gelince 15 günlük bir ara verdik. Geçen Cumartesi günü Lefkoşa'da bir toplantı yapıldı ve kurslara devam edilmesi kararı alındı. Biz de Pazartesi gününden bu yana 3 gündür kurslarımıza başladık. Bu gün ben yoktum. Benim yerime müezzin İbrahim Balcı ders veriyordu. Polis geldi ve izinsiz kurs verildiğini söyleyerek Balcı ile çocuklarımızı karakola götürdü".

Nedim Özgen, din kurslarında Din İşleri Dairesi'nin verdiği müfredatı takip ettiklerini, çocuklara tamamen aileleri ve kendi istekleri doğrultusunda din dersi verdiklerini, onlara peygaberimizi, Allah'ı ve kitabını, ahlak sahibi olmalarını, vatanlarını sevmelerini öğrettiklerini de kaydederek "Bu gün polis, çocukları da alarak karakola götürdü. Çocukların psikolojisi bozuldu; arada ağlayanlar oldu" dedi.

İmam Nedim Özgen, mescidin 15 yıldır Gazimağusa'da faaliyet gösterdiğini ifade ederek "Bir çocuk cami veya mescide gelip de dinini öğrenmek isterse engel olamayız. Dairemizin ve başkanımız Ahmet Yönlüer'in direktifleri doğrultusunda derslerimizi vermeye devam edeceğiz" diye konuştu.

KIBRIS 24/08/06

 

Kıbrıs Rum Kesimi BM Barış Gücü için sevkıyat üssü oluyor
Kıbrıs Rum yönetimi Dışişleri Bakanı Yorgos Lillikas, BM’nin, Lübnan’a gönderilecek barış gücünün sevkinin sağlanması için adada yönetim karargahı kurma kararı aldığını söyledi.

Lübnan yönetimiyle görüşmek üzere bu ülkeye giden Lillikas, BM’nin birkaç gün önce kendilerini bu karardan haberdar ettiğini bildirdi. Kıbrıs Rum Kesimi, geçen hafta, Lübnan’daki BM gücü UNIFIL’in güçlendirilmesiyle ilgili operasyonda geçiş noktası olabileceği konusunda öneri sunmuştu.

Fransa ise barış gücüne iki tabur, yani yaklaşık 1600 asker daha gönderebileceğini açıkladı. Daha önce bu ülkenin sadece 400 asker göndermesi hayalkırıklığı yaratmıştı.

HURRIYET 24/08/06

 

Rum konferansının kayıtları çalındı

Sefa KAPLAN

İstanbul’da Zoğrafyon Lisesi’ni Bitirenler Derneği tarafından düzenlenen Rum konferansına ait bütün kayıtlar, derneğin Taksim’deki ofisinden çalındı. Dernek Başkanı Vingas, kayıtların bulunduğu hard-disk’ten başka hiçbir şeye dokunulmadığını belirtti.

İSTANBUL’da 30-Haziran-2 Temmuz tarihleri arasında Hilton Oteli’nde düzenlenen Rum konferansına ilişkin bütün bilgi, belge ve kayıtların bulunduğu hard-disk, toplantıyı düzenleyen Zoğrafyon lisesi’ni Bitirenler Derneği’nin Taksim’deki ofisinden çalındı. 12 Ağustos’da derneğin kapısını kırarak içeri giren ve başka hiçbir şeye dokunmayan kişi veya kişiler, konferans kayıtlarının bulunduğu bilgisayar hard diski alıp gittiler.

Zoğrafyon Lisesi’ni Bitirenler Derneği Başkanı
Laki Vingas, "Ofisimizde üç kilitli oda vardı. Hırsız veya hırsızlar, bu odalara girmeye teşebbüs bile etmemiş. Belli bir hedefe yönelik olarak derneğe girmişler ve hard-disk’i alıp gitmişler" dedi. Vingas, soygunu fark eder etmez polise haber verdiklerini, hem Beyoğlu Emniyet Amirliği’nin, hem de Gayrettepe’den gelen Olay Yeri İnceleme Ekibi’nin son derece titiz bir biçimde araştırma yaptıklarını belirterek, "Faillerin en kısa sürede bulunacağına eminim" dedi. Hırsız veya hırsızların belli bir hedefe yönelmiş olmasının ’gözdağı’ ihtimalini akla getirdiğini, polisin de soruşturmayı bu yönde sürdürdüğünü kaydeden Vingas, derneğin sekreteryasının çalışmalarını sürdürdüğünü de söyledi.

AMAÇ KORKUTMAK MI

Konferansı düzenleme komitesinden Frango Karaoğlan ise Taksim gibi bir yerde, konsoloslukla karşı karşıya bulunan bir binada yer alan derneğe kapıyı kırarak güpegündüz girilebilmesinin dikkat çekici olduğunu vurguladı. Karaoğlan şöyle konuştu:

"Konferans sırasında sürekli çekim yapan birisi ilgimi çekmişti. Gidip hangi televizyondan olduğunu sordum. Resmi görevli olduğunu söyledi. Bütün konferansı başından sonuna kadar çektiler. Bizden de hem katılımcıların, hem de davetlilerin listesini istediler. Onu da kendilerine verdik. Bu durumda akla, bunun korkutma amacıyla yapılmış bir hırsızlık olduğu ihtimali geliyor."

İLK RUM KONFERANSI

’İstanbul’da Buluşma: Bugün-Yarın’
adını taşıyan konferans, protestolara da sahne olmuştu. İstanbul’dan dünyanın dört bir yanına dağılan Rumların bir araya gelmesi, konferansın son derece duygusal bir atmosferde geçmesine yol açmış, benzer bir toplantının Batı Trakya Türkleri için de yapılması temennileri dile getirilmişti. Rum Ortodoks Patriği Bartholomeos’un açılışını yaptığı konferansta, İstanbullu Rumların yaşadığı sorunlar tartışılmıştı.

HURRIYET 25/08/06

 

Soyer, Erdoğan ile görüştü

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, sağlık amaçlı Ankara ziyaretinde TC Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ile görüştü.

Başbakanlık Resmi Konutu'nda basına kapalı gerçekleşen görüşme, 1 saat 20 dakika sürdü. Görüşme sonrasında basına herhangi bir açıklama yapılmadı.

BRTK'nın haberine göre, Başbakan Soyer, Ankara'da Erdoğan ile öğle yemeğinde bir araya geldi.

Edinilen bilgiye göre, görüşmede ağırlıklı olarak elektrik konusunda yaşanan sıkıntılar ele alındı.

Başbakan Soyer'in, Erdoğan'dan elektrik konusundaki sorunların aşılması için daha fazla destek istediği kaydedildi.

Kıbrıs konusu, iç ve dış gelişmelerin de ele alındığı görüşmede, Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerinde gelinen nokta ve Kıbrıs ile ilgili boyut, detaylarıyla değerlendirildi.

Soyer-Erdoğan görüşmesinde ayrıca, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan'ın 6 Eylül'de Türkiye'ye yapacağı ziyaret görüşüldü.

Ankara'daki temaslarını tamamlayan Başbakan Ferdi Sabit Soyer, İstanbul üzerinden dün akşam saat 22.45'te KKTC'ye döndü.

KIBRIS 25/08/06

 

Hükümet, yabancılara gayrı menkul satışını hızlandırdı

HÜKÜMETTEN ÖNLEM... Hükümet, adada yaşayan yabancıların Kuzey Kıbrıs'tan gayrı menkul satın alımının hızlandırılması ve güçlüklerin giderilmesi için birtakım önemeler alıyor. Orams Davası'nın kamuoyunda yarattığı güvensizliğin ve yabancıların mülk satın alımında karşılaştığı bürokratik engellerle ilgili şikayetlerin artmasının ardından, hükümet, bu konuda birtakım adımlar atma kararı aldı

MERKEZ KURULACAK... Başbakan Soyer, hükümetin, mülk satın alımıyla ilgili şikayetlerin ve sorunların, mahkeme aşamasına gitmeden ele alacak bir merkez kurulacağını açıkladı. Başbakan Soyer, ayrıca, hükümetin, bu yıl boyunca yabancılar tarafından yapılan mülk satın alımıyla ilgili başvurulara izin verme sürecinin hızlandırıldığını söyledi

Anıl IŞIK

Hükümet, adada yaşayan yabancıların, kuzeyden gayrı menkul satın alımının hızlandırılması ve bu konuda karşılaştıkları güçlüklerin giderilmesi için birtakım önemeler alıyor.

Orams Davası'nın kamuoyunda yarattığı güvensizliğin ve yabancıların mülk satın alımında karşılaştığı bürokratik engellerle ilgili şikayetlerin artmasının ardından, hükümetin, yabancıların mülkiyet konusunda karşılaştığı bazı sorunların giderilmesi için iki önemli strateji belirlediği bildirildi.

Konuyla ilgili olarak Başbakan Ferdi Sabit Soyer, hükümetin, mülk satın alımıyla ilgili şikayetlerin ve sorunların, mahkeme aşamasına gidilme ihtiyacı, doğmadan ele alacak bir merkez kurulacağını açıkladı.

Soyer, ayrıca, hükümetin, bu yıl boyunca yabancılar tarafından yapılan mülk satın alımıyla ilgili başvurulara izin verme sürecinin hızlandırıldığını söyledi.

"Çağdaş, modern ve demokratik bir ülke olarak, adada bizimle birlikte yaşamayı seçen yabancıların karşılaştıkları sıkıntıların giderilmesi görevimizdir" diyen Başbakan Soyer, bu amaçla, "hükümetin, kamu reformu çerçevesinde, kurumsal eksikliklerin giderilmesi üzerinde çalıştığını" kaydetti.

Soyer, yabancıların şikayetlerini ele alacak merkezin, Lefkoşa'da en kısa sürede açılacağını belirtti, ancak merkezin ne zaman açılacağıyla ilgili kesin bir tarih vermedi.

Bakanlar Kurulu'nun yabancıların mülk satın alımına izini veren karar sayısında önemli bir artış olduğunun belirtilmesi üzerine Soyer, Annan Planı referandumu sonrasında, küçük ve büyük, tüm yatırımcıların adanın kuzeyine büyük bir ilgi duyduğuna işaret ederek, budan dolayı böyle bir artışın meydana geldiğini belirtti.

Soyer, "Adaya yerleşen yabancılar tarafından mülk satın almak için yapılan başvurularla ilgili işlemlerinin uzamaması için birtakım tedbirler aldık. Bu nedenle, son zamanlarda gayet süratli olarak bu başvuruları değerlendiriyoruz ve bu dokümanları hızlandırıyoruz" dedi.

Yabancıların başvurularıyla ilgili şikayetlerinin ve Annan Planı sonrasındaki mülkiyet sektöründeki patlamayla ilgili endişelerinin ardından, Bakanlar Kurulu, yabancıların, kuzeyde mülk satın alma başvurularına izin verme sürecini hızlandırdı.

İçişleri Bakanlığı yetkilileri, bakanlar kurulu tarafından, hukuk yetkililerinin "uygun" olarak addettiği başvuruların neredeyse tümünün onaylanmış olduğunu bildirdi.

İçişleri Bakanlığı'ndan elde edilen bilgilere göre, Bakanlar Kurulu, Ocak 2006'dan ağustos ayının başına kadar 654, 2005 yılında 616, 2004'te 249, 2003'te ise 425 başvuruyu onayladı.

Onaylanan başvurularda dramatik artış

Bu rakamlara göre, kapıların açıldığı 2003 yılına kıyasla, Annan Planı'nın sunulduğu 2004 yılında onaylanan başvurularda yüzde 42 oranında önemli bir düşüş meydana geldi.

Öte yandan, Kıbrıs sorununa kapsamlı çözüm öngören Annan Planı'nın başarısız olmasının ardından, Bakanlar Kurulu tarafından izin verilen başvuru sayısında bir yükseliş meydana geldi. 2004'e kıyasla, çözümsüzlüğün devam ettiği 2005 yılında ise, onaylanan başvuru sayısında 147'lik bir yükseliş gözlemlendi.

Annan Planı'nın ardından, adadaki mevcut düzenin devam ettiği 2006'da hükümetin izin verdiği başvuruların sayısı artış göstermeye devam ediyor. 2006 yılının ilk yarsındaki dramatik artışın bu yıl sonu kaç olacağı ise merak konusu...

"Kıbrıs Türk halkının gelişimini kimse durduramaz"

Kıbrıs Türk halkının çözüm istencini yineleyen Başbakan Soyer, ancak çözümsüzlüğün devam ettiği dönemde Kıbrıs Türk halkının ekonomik kalkınmasını kimsenin durduramayacağını vurguladı.

Çözümsüzlükten dolayı Kıbrıs Rum toplumu lideri Tassos Papadoplulos'u suçlayan Soyer, "Çözüme dönük motivasyonunu kaybeden Papadopulos yönetiminin Kıbrıs Türk halkının kalkınmasına destek olması düşüncesi yoktur. İnsanlar konut istiyor, hastane istiyor, çağdaş ve demokratik ortamda yaşamak istiyor. İnsanların bu istemini hangi güç durdurabilir ki?" diye konuştu.

Soyer, adanın kuzeyinde Kıbrıslı Rumlara ait olan malları satın alan yabancılar için "KKTC hükümetinin ve Kıbrıs Türk halkının kendisinin bir teminat" olduğunu vurguladı.

KKTC'de kurulan Mal Tazmin Komisyonu'nun yasasının çıktığını ve komisyona başvuran Kıbrıslı Rumların, demokratik hukuk devletinin işleyişi içerisinde haklarını almakta olduklarını söyleyen Soyer, KKTC'nin, Kıbrıs Rum tarafının, Orams davası gibi açmış olduğu "haksız" davalara karşı mücadele vermekte olduğunu söyledi.

"Kıbrıslı Rumların hukuksal haklarını değil, siyasi amaçlar elde etmek amacıyla AİHM'e başvurduğuna" işaret eden Soyer, "Aresti'nin niyeti tazminat değildir. Tamamen istismardır. Ancak Kıbrıs sorunu mahkemelerle çözülemez" dedi.

Soyer, "Eğer Kıbrıs Rum halkı, çözüm istiyorsa, çıkmazlara yeni çıkmazların eklenmesini istemiyorsa, bir an önce Annan planı çerçevesinde masaya oturmalı. Çözümsüzlüğün devam etmesi ile gelişmeyi durduramazsınız. Yeni konut, evler isteyen bir gence Padadopulos'un gönlünün olmasını bekle diyemezsiniz" dedi.

 

KIBRIS 25/08/06

 

Papadopulos: Türk tarafının işbirliği yapacağını umut ediyoruz

Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos, Kıbrıs sorununun kapsamlı çözümünü beklemeyerek günlük yaşamı olumsuz etkileyen konuların ele alınmasını amaçlayan teknik komitelerin hızlı biçimde çalışmaya başlaması konusunda, "Türk tarafının işbirliği yapacağını umut ettiklerini" söyledi.

Rum Haber Ajansı'na göre Tasos Papadopulos, Ulusal Rum Federasyonu (POMAK) ve Rum Mücadelesi Koordinasyon Komitesi'nin (PSEKA) Lefkoşa'daki kurultayının açılış töreninde, "Bizim tezimiz açıktır. Biz yapıcı tarafız. Zorluklar vardır, ancak siyasal müzakerelerin ön hazırlığı için gerekli olan komitelerin çalışmalarının hızlı bir biçimde başlaması için, Kıbrıs Türk tarafının işbirliği yapacağını umut ediyoruz" diye konuştu.

Papadopulos, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile yakın zamanda görüşüp görüşmeyeceklerinin sorulması üzerine ise, "Bir görüşme ayarlanmadı. 8 Temmuz tarihli anlaşma, iki toplum liderinin, teknik komitelerin çalışmalarını gözden geçirmek, talimatlar vermek ve komitelerin hazırlandığı zemin üzerinde istişareler yapmak amacıyla, gerekli olduğu zaman görüşmesini öngörüyor. Önemli olan nedir? Görüşmenin yapılıp yapılmayacağı mı? Yoksa yapılması için neden olup olmayacağı mı?"

Talat ve Papadopulos'un 8 Temmuz'da vardığı anlaşma zemininde, Kıbrıs sorununun kapsamlı çözümünü beklemeyerek günlük yaşamı olumsuz etkileyen konuların ele alınmasını amaçlayan teknik komitelerin oluşturulmasına ilişkin görüşmeler, BM Kıbrıs Temsilcisi Michael Möller'in kısa tatili nedeniyle verilen 12 günlük aranın ardından dün yeniden başlamıştı.

 

KIBRIS 25/08/06

 

Kayıp Şahıslar Komitesi yeni bir proje başlatıyor

Komite'den dün yapılan yazılı açıklamada, "aylar süren yoğun çalışmalardan sonra", "Kayıpların Mezardan Çıkarılması, Kimlik Tespiti Yapılması ve Kalıntıların İadesi Projesi"nin başlayacağı bildirildi.

Bu çerçevede, Komite üyeleri, dün Arjantin'den gelen "Arjantin Adli Tıp Antropoloji Ekibi"nin (EAAF) 4 üyesiyle ara bölgedeki Ledra Palace Otel'de bir araya geldi.

Açıklamaya göre, Kıbrıslı Türk ve Rum arkeolog ve antropologlar, EAAF rehberliğinde tüm ada çapında mezardan çıkarma programını yürütecek.

Mezardan çıkarılan kalıntılar, Kayıp Şahıslar Komitesi tarafından ara bölgedeki Lefkoşa Havaalanı yakınındaki UNPA'da (BM gözetimindeki bölge) inşa ettirilen Antropoloji Laboratuarı'na nakledilecek. Burada, Kıbrıs Türk ve Rum antropologlardan oluşan bir ekip EAAF mensubu bilim adamlarının rehberliğinde çalışmalarını sürdürecek.

Proje iki aylık bir süre için devam edecek. Gerekli fonların sağlanması halindeyse, kazılar kayıpların gömülü olduğu bilinen tüm alanlarda tamamlanana kadar sürecek.

Komite açıklamasında, basına sürece dair ilerlemeler hakkında düzenli olarak bilgilendirme yapılacağı da bildirildi. Açıklamada ayrıca, basından, konuyla ilgili yayın yaparken, kayıp şahısların aileleri ve yakınları arasında gereksiz üzüntüye neden olmamak için gerekli hassasiyeti ve anlayışı göstermesi istendi.

 

KIBRIS 25/08/06

 

Teknik komiteler dışındaki herhangi bir prosedür kısa zamanda başarısızlığa uğrar

Rum Dışişleri Bakanı Yorgos Lillikas, "Kıbrıs sorununa çözüm bulunması için teknik komiteler dışındaki herhangi başka bir prosedürün, yani Ankara ve KKTC tarafından önerilen; ön hazırlığı yapılmadan doğrudan görüşmelerin, çok kısa zamanda başarısızlığa sürükleneceğini" iddia etti.

Rum radyosunun haberine göre Lillikas bu görüşünü; dün Larnaka Havaalanı'nda Beyrut'a hareketi öncesinde, DİSİ Başkanı Nikos Anastasiadis'in önceki günkü "teknik komitelerle ilgili izlenmekte olan prosedürün zaman aldığına" ilişkin görüşünü yorumlaması istendiğinde ifade etti. Lillikas, teknik komitelerin ne hızda çalışabileceğinin iki tarafa bağlı olduğunu söyledi.

Lillikas, teknik komiteler prosedürünün BM Genel Sekreteri tarafından önerildiğini söyledi ve herhangi başka bir prosedürün ne Kıbrıs sorununun çözümü hedefine ne de "Kıbrıs halkının" çıkarlarına hizmet edeceği değerlendirmesinde bulundu.

KIBRIS 25/08/06

 

İkna edilmesi gereken kişi Papadopulos'un kendisidir

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, konuyla ilgili yaptığı yazılı açıklamada, şöyle dedi:

"Gerek 8 Temmuz 2006 tarihinde alınan kararların öncesindeki tartışmalar, gerekse o günden bu yana devam eden çalışmalar, açıkça göstermiştir ki, federal çözüm formülüne ikna edilmesi gereken kişi bizzat Papadopulos'un kendisidir. Cumhurbaşkanı Talat, bütün ömrünü Kıbrıs'ta barış için harcamış ve bunun 'iki toplumlu , iki kesimli ve siyasi eşitliğe dayanan federal bir çözüm' ile mümkün olabileceğine inanmış bir liderdir. Bunun kanıtlanması için Papadopulos'un tanıklığına ihtiyaç yoktur."

 

KIBRIS 25/08/06

 

Papadopulos: Türkleri kınıyoruz

Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos’un “Kıbrıs Türk toplumu Kıbrıs’ta iki eşit devlet arasında yeni bir ortaklık ilkesini ileri götürmeyi hedefliyor ve biz bu fikri kınıyoruz” dediği bildirildi.

 

AA

Güncelleme: 07:25 ET 26 Ağustos 2006 Cumartesi

LEFKOŞA - Rum Haravgi gazetesi, Papadopulos’un, Hollanda’nın Güney Kıbrıs’taki yeni Büyükelçisi Jan Eric van den Berg’in güven mektubunu sunma töreni sırasındaki sohbetinde Kıbrıs sorununa değindiğini belirtti.

Habere göre, Türkiye’nin AB’ye üyelik müzakerelerine başlamasına destek verdiklerine işaret eden Papadopulos, Kıbrıs sorununa yaklaşımlarının da yapıcı olduğunu ifade etti.

Hollandalı büyükelçiye, ‘Türkiye’nin AB’ye karşı yükümlülüklerini yerine getirmemesinin kabul edilmemesi gerektiği’ mesajını veren Papadopulos’un, Kıbrıs sorununun çözümü için özlü müzakerelere başlayabilmeyi umduklarını söylediği belirtildi.

Habere göre, Papadopulos sözlerine, “Kıbrıs Türk toplumu, Kıbrıs’ta iki eşit devlet arasında yeni bir ortaklık ilkesini ileri götürmeyi hedefliyor. Biz bu fikri kınıyoruz ve bu uluslararası camia tarafından da kabul edilmiyor. Kıbrıs Cumhuriyeti (Rum kesimi) devletinin, sorunun halli için müzakerelerin yinelenmesi yönündeki inisiyatiflerine rağmen Türkiye, Kıbrıs sorununda yapıcı olmayan yaklaşımda bulunarak uzlaşmazlığını sürdürüyor” şeklinde devam etti.

 

 

Talat'tan BM'ye tepki

ANLAŞILIR GİBİ DEĞİL... Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Lübnan'a yönelik BM operasyonunda Güney Kıbrıs'ın üs olarak kullanılacağı yönündeki açıklamalara tepki gösterdi. Bu durumun kendilerini son derece rahatsız ettiğini söyleyen Talat, BM'nin sorun olan bir yerde, yasal olmayan bir ülkede, böyle bir operasyonun merkez üssünü kurmasının anlaşılır olmadığını vurguladı. Talat, bunun BM'nin tarafsızlığına ve Kıbrıs konusundaki duruşuna uygun bir yaklaşım olmadığını kaydetti

GEREKLİ GİRİŞİMLER YAPILACAK... Rum yönetiminin yasal zafiyetleri bulunan ve yasal olmayan bir devlet olduğunu, kendi topraklarında aynen Lübnan'da olacağı gibi BM Barış Gücü bulunduğuna dikkat çeken cumhurbaşkanı, kendi topraklarında olağanüstü bir durum olduğu için BM Barış Gücü bulunduran bir ülkenin barış gücü operasyonları için merkez kabul edilmesinin son derece yanlış olduğunu kaydetti. Talat, KKTC olarak bu konuda Genel Sekreter nezdinde gerekli girişimleri yapacaklarını vurguladı

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Lübnan'a yönelik BM operasyonunda Güney Kıbrıs'ın üs olarak kullanılacağı açıklamalarına tepki gösterdi.

Talat, dün DNA laboratuvarının açılış töreninden sonra basına yaptığı açıklamada, Lübnan'a yönelik BM operasyonu için Güney Kıbrıs'ın seçildiği ve lojistik desteğin Güney'den alınacağıyla ilgili bilgi edindiklerini, bu konuda Rum dışişleri bakanlığının da açıklama yaptığını söyledi. Bunun kendilerini son derece rahatsız ettiğini söyleyen Talat, BM'nin sorun olan bir yerde, yasal olmayan bir ülkede, böyle bir operasyonun merkez üssünü kurmasının anlaşılır olmadığını vurguladı.

Bunun BM tarafsızlığına ve Kıbrıs konusundaki duruşuna uygun bir yaklaşım olmadığını vurgulayan Talat, Rum yönetiminin yasal zafiyetleri bulunan ve yasal olmayan bir devlet olduğunu, kendi topraklarında aynen Lübnan'da olacağı gibi BM Barış Gücü bulunduğuna dikkat çekti.

Kendi topraklarında olağanüstü bir durum olduğu için BM Barış Gücü bulunduran bir ülkenin barış gücü operasyonları için merkez kabul edilmesinin son derece yanlış olduğunu kaydeden Talat, KKTC olarak bu konuda Genel Sekreter nezdinde gerekli girişimleri yapacaklarını vurguladı.

Papadopulos'a yalanlama

Talat, Rum basınında yer alan, Papadopulos'un "Talat'ı bir buçuk saatte ikna ettim" şeklindeki açıklamasına yorumunun sorulması üzerine şöyle dedi:

"Böyle bir şey söz konusu değil. Tüm basın mensupları biliyor. Benim politikam yıllardır iki kesimli federal çözüm üzerinedir. Bu hiç değişmedi. Değişen Rum tarafının politikasıdır. Sayın Papadopulos BM Genel Kurulu'nun önünde, 2005 yılında, politikasının Ozmosis, yani Kıbrıslı Türklerin asimile edilmesi olduğunu söyledi. Dolayısıyla iki toplumlu, iki kesimli, siyasal eşitliğe dayalı federal çözümden vazgeçenin biz değil Rum liderliği olduğunu kendisi itiraf etti. Bugün de 'eğer Kıbrıs Türk tarafı yardımcı olursa komite çalışmalarında ilerleme olur' demektedir. Halbuki durum bunun tam tersidir. Bir an önce sorunun çözümünü sağlayacak müzakereleri başlatmak isteyen Kıbrıs Türk tarafıdır."

Buna engelin Rum tarafının çözüme olan isteksizliği olduğunu belirten Talat, Papadopulos'un bu gerçeği tersine çevirmeye ve gerçekleri ortadan kaldırmaya çalıştığını belirtti.

KIBRIS 26/08/06

 

DNA laboratuvarı hizmete açıldı

LABORATUVARA GEREKSİNİM VARDI... Cumhurbaşkanı Talat, kayıplar gibi insani bir sorunun çözümlenmesi gerektiğini kaydederek, 2004 yılından bu yana önemli adımlar atılmaya başlandığını, bu adımların bir parçası olarak böyle bir laboratuvara gereksinim olduğunu söyledi

Lefkoşa Dr. Burhan Nalbantoğlu Devlet Hastanesi'ndeki Thalassaemia Merkezi içerisinde kurulan DNA laboratuvarı dün düzenlenen törenle Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat tarafından hizmete açıldı.

Açılış törenine Talat'ın yanı sıra Cumhuriyet Meclisi Başkanı Fatma Ekenoğlu, bakanlar, hastane yetkilileri, Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi Türk yetkilileri ve diğer üst düzey ilgililer katıldı.

Kayıplarla ilgili çalışmalar çerçevesinde gündeme gelen laboratuvara yaklaşık 500 bin sterlin harcandığını belirten yetkililer, bu rakamın yapılacak yeni yatırımlarla artabileceğini belirttiler.

Törende ilk konuşmayı yapan Sağlık Bakanı Eşref Vaiz, çok kısa bir zamanda çok büyük işler başaracak bir laboratuvar sahibi olunduğunu vurguladı.

Kayıpların kimlik tespitinde hizmet veren laboratuvarın, Rum tarafındaki laboratuvardan hiçbir farkı olmadığını belirten Vaiz, kısa bir süre sonra laboratuvarda genetik taramalar ve hastalıkların genetik tanımlanması ile kriminal vakalarda tespitlerin de yapılabileceğini söyledi.

Kayıplarla ilgili çalışmalarda uzman katkısı veren ve laboratuvarın genel koordinatörlük görevini yapan Genetik Uzmanı Dr. Erol Baysal da, laboratuvarın son bir yıldaki özverili çalışmaların ürünü olduğunu belirtti. Baysal, ülkeye ve topluma 21'inci asrın tıbbının getirilmesinin sevincini yaşadıklarını kaydetti.

Laboratuvarın Kayıp Şahıslar Komitesi'nin bir ayağı olarak kayıp aile fertlerinden DNA örnekleri alarak kimlik tespiti yapmak amacıyla kurulduğunu anımsatan Baysal, teknik alt yapı ve personeliyle laboratuvarın kayıplarla ilgili çalışmaların ardından thalassaemia, alzheimer, down sendromu, lösemi ve kanser gibi toplumda yaygın hastalıklar için de kullanılacağını vurguladı.

Cumhurbaşkanı Talat ise, laboratuvarın neden gerekli olduğunu anlattı.

Talat, kayıplar gibi insani bir sorunun çözümlenmesi gerektiğini kaydederek, 2004 yılından bu yana önemli adımlar atılmaya başlandığını, bu adımların bir parçası olarak böyle bir laboratuvara gereksinim olduğunu söyledi.

Nöroloji ve Genetik Enstitüsü'nün iki toplumlu bir proje olarak ABD yardımıyla Güney Kıbrıs'ta kurulduğunu, ancak iki toplumlu olmasına rağmen Kıbrıs Türkü'nün hastanedeki haklarının hayata geçirilemediğini ve gasp edilme noktasına geldiğini anlatan Talat, başbakanlığı döneminde bu hastanedeki ortaklığı talep etmeye başladığını, ancak tüm uğraşlarına rağmen Rum tarafının "bu konuyu konuşmuyoruz" diyerek olayı kapattığını belirtti.

Bu gelişmeler üzerine Kayıp Şahıslar Komitesi'nde de konuyu ele alarak Genetik Enstitüsü'ndeki haklar baki kalmak üzere ayrı bir laboratuvar kurma kararına vardıklarını anlatan Talat, Dr. Baysal başta olmak üzere bir çok yerden katkı aldıklarını, sağlık bakanı ve hükümet ile TC'nin önemli katkılar yaptığını söyledi.

Talat, kuruluş amacını aşan bir noktaya gelindiğini ve uzmanların katkısıyla tüm genetik hastalıkların teşhisini yapabilecek bir laboratuvar kurulduğunu belirtti. Talat, KKTC'de genetik laboratuvarı kurulmasının çok önemli bir olay olduğunu sözlerine ekledi.

 

KIBRIS 26/08/06

 

Gambari, Güvenlik Konseyi'ne bilgi verecek

Kıbrıs'ta toplumlararası diyaloğun başlaması amaçlı sondajların seyrinin, 29 Ağustos Salı günü BM Güvenlik Konseyi'nin önüne konulacağı; BM Genel Sekreter Yardımcısı İbrahim Gambari'nin, iki liderin temsilcilerinin, BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs'taki Özel Temsilcisi Michael Moller'le görüşmelerinde konuşulanlar hakkında, Konsey üyelerine detaylı bilgi vereceği bildirildi.

Rum gazetesi Politis'in manşete çektiği haberinde, temmuzun ilk yarısında adaya gerçekleştirdiği ziyaretinin sonuçlarını ve izlenimlerini aktaracak olan BM Genel Sekreter Yardımcısı Gambari'nin ayrıca, Pertev ve Conis'in Annan'ın Kıbrıs'taki temsilcisiyle görüşmelerinde ilerleme olmadığını vurgulamasının beklendiğini yazdı.

"Gambari iki tarafı uyaracak"

Gazeteye göre Gambari, Kıbrıs'taki iki tarafı, 8 Temmuz'da kendisiyle birlikte anlaşmaya varılanların daha süratli bir ritimde hayata geçirilmesi konusunda cesaretlendirecek ve görüşmelerin yıl sonuna kadar tatmin edici bir hızda ilerlememesi halinde Annan'ın, durumu raporunda anlatacağı uyarısında bulunacak.

İbrahim Gambari'nin, temmuz ayı içerisinde BM Genel Sekreteri'ne yönelik raporunda Kıbrıs sorunu üçgenindeki ziyaretinin sonuçlarını ve özellikle Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'la vardıkları mutabakatı anlattığını yazan gazete, özetle şöyle devam etti:

"Bu rapor, iç belge oldu ve salı günü Güvenlik Konseyi üyelerine verilmeyecek. Diplomatik kaynaklar, Gambari'nin söz konusu raporunda yalnızca olguları anlattığını ve iki liderin kendi aralarındaki anlaşmaya yaptıkları katkıyı vurguladı. Ancak; BM Genel Sekreter Yardımcısı'nın gelecek salı günkü üslubunun farklı olacağı anlaşılıyor. Güvenlik Konseyi üyelerine, Moller'in çabalarına rağmen, iki tarafın, üzerinde mutabakata varılanları ileri götürmekte zorlandıklarını söyleyecek.

Yine iki toplum liderliğinin, kendi aralarındaki diyaloğun içeriğini farklı yorumladıkları da belirtilebilir. İbrahim Gambari, prosedürün ileri götürülmesinin cesaretlendirilmesi çabasıyla bu aşamada çıkmaz bulunmadığını da vurgulayacak.

Başka diplomatik kaynaklar, gazetemize, Gambari'nin, prosedürün hızlandırılması için baskı yapma çabasıyla Kıbrıs Türk ve Rum liderlere karşı bir miktar yol gösterici olabileceği değerlendirmesinde bulundular. Ancak bu bilgiler, BM'li çevrelerce teyit edilmiyor.

İbrahim Gambari'nin, yapacağı bilgilendirmede, Kıbrıs sorununun esasına ilişkin görüşmelerin yıl sonuna kadar, yani Kofi Annan'ın görev süresi tamamlanana kadar iyi bir yola girmesi gerektiğini vurgulaması bekleniyor. Bu takvim, aslında iki tarafa da; Annan'ın kendisinden sonra gelecek olan Genel Sekreter'e yönelik raporunda durgunluk ve çıkmazın belirtilmemesi için çok daha süratli ritimde hareket etmeleri yönünde dolaylı bir uyarıdır.

Söz konusu rapor, özellikle önemlidir. Esasen; Kıbrıs sorununun çözüm perspektifleriyle ilgili olarak yeni Genel Sekreter'i cesaretlendirecek ya da cesaretini kıracak bir emanet olacak. Gambari'nin; BM Genel Sekreteri'nin aralık takvimine verdiği öneme işaret ettiğini hatırlatalım.

Bu arada hükümet, Dışişleri Bakanı Yorgos Lillikas aracılığıyla; dikkatli bir ön hazırlık olmadan yapılacak doğrudan Kıbrıs müzakerelerinin, kısa sürede başarısızlığa uğrayacağı uyarısında bulundu. Lillikas, DİSİ Başkanı Nikos Anastasiadis'in 'teknik komiteler prosedürünün uzun zaman aldığı' şeklindeki değerlendirmesini yanıtlarken; 'teknik komiteler çerçevesi dışındaki herhangi başka bir prosedür, yani (Ankara'nın ve Kıbrıslı Türklerin önerdiği gibi) zemin ön hazırlığı yapılmadan gerçekleştirilecek doğrudan görüşmeler, Annan Planı'nın görüşülmesini ve çok kısa zaman içerisinde başarısızlığı gündeme getirecek' dedi."

"Türk tarafı sürekli taktik değiştiriyor"

Fileleftheros gazetesi ise şunları yazdı:

"Ankara, yeni müzakereler prosedürünü, yeni çabanın başarısız olması ile sonuçlanacak, Annan Planı temeline götürmeye çalışıyor. Türk Dışişleri Bakanlığı'ndaki bütün projeler, Türkiye-AB ilişkilerinde beklenmekte olan gelişmeler temelinde şekillendiriliyor.

Türklerin 8 Temmuz anlaşmasının hayata geçirilmesi görüşmelerindeki davranışlarını değerlendiren Lefkoşa, buna endişe belirtiyor. Kıbrıs hükümeti, ileri doğru adım atılmamış olmasına rağmen, bu aşamada Kıbrıs sorunu için tek yolun; Papadopulos, Talat ve Gambari arasında uzlaşılan ve esaslı görüşmeler için zemin hazırlığı olan teknik komiteler prosedürü olduğunu düşünüyor.

Başkan'ın Diplomatik Büro Şefi Tasos Conis, Talat'ın danışmanı Raşit Pertev, BM'nin Kıbrıs'taki Özel Temsilcisi Michael Moller'in huzurunda her gün görüşmeye devam ediyor. Halen çıkış ışığı olmamasına rağmen bu görüşmelerini önümüzdeki günlerde yoğunlaştırmaları bekleniyor. Dünkü görüşmeleri, iki saatten fazla sürdü ve bugün yeniden bir araya gelecekler.

Edindiğimiz bilgilere göre, Türk tarafı sürekli olarak taktik değiştiriyor, bu da Ankara'dan ulaştırılan direktiflerden kaynaklanıyor görünüyor. Ulusal Konsey'in kısa süre önce Başkan Papadopulos tarafından bilgilendirilmesinde de ortaya çıktığı üzere Talat'ın temsilcisi 'bir nala bir mıha' mantığıyla hareket ediyor.

Kıbrıs hükümeti, dikkatini, müdahil bütün tarafların temel esas konuları netleştirmelerine verirken, BM temsilcisi Michael Moller de prosedürü hayatta tutmakta kararlıdır ve başarısızlığa uğramasından kaçınılmasına yardımcı olacak fikirler ileri götürüyor.

Kıbrıs hükümeti, herhangi başka bir prosedürün ne Kıbrıs sorununun çözümü hedefine yardımcı, ne de Kıbrıs halkının çıkarına olduğunu açıkladı.

Dışişleri Bakanı Yorgos Lillikas, DİSİ Başkanı'nın açıklamalarını yanıtlarken, teknik komitelerin çalışabileceği süratin iki topluma bağlı olduğunu söyledi. Lillikas, zaman konusunun Türk tarafının görüşmelerdeki tavrına bağlı olduğunu da kaydetti.

Lillikas devamla, 'bizim taraf, hazırdır ve bunu geçen şubat ayında gösterdik. Başkan Papadopulos'un BM Genel Sekreteri Kofi Annan'la şubat ayında Paris'te gerçekleştirdiği görüşmenin ardından, prosedürün süratle başlamasını beklediğimizi açıkladık'."

"Tutumlarını bilmeliyiz"

Aynı gazete, 8 Temmuz anlaşmasının hayata geçirilmesi çerçevesindeki görüşmelerin ilerlemediğini, başrol oyuncularının buna ilişkin elle tutulur kanıtlar ortaya koyduklarını ve şimdi meselenin; zorlukların aşılıp aşılamayacağı ve görüş ayrılıklarının üzerine köprü kurulup kurulamayacağı olduğunu yazdı.

Gazete, Rum tarafının; Türk tarafının bir dizi meseleye yanıt vermesi gerektiği görüşünde olduğunu aktardı ve bunları şöyle sıraladı:

"Niyetleriyle ilgili görüntüyü netleştirmesi ve Ankara'nın yavaşlatma taktiğine devam etmemesi. Başkan Papadopulos'un da aleni şekilde söylediği gibi, Kıbrıs Rum tarafı olarak Türklerin; askerlerin çekilmesi ve yönetim şekliyle ilgili tutumlarını bilmemiz gerekiyor.

Batılı bir diplomatın dediği gibi, Lefkoşa, 8 Temmuz anlaşması çizgisi içerisinde hareket ediyor. Türk tarafı, çok sayıda konuyu görüşmeye sundu, ancak önemli olan, önerilerinin dayandığı mantıktır. Raşit Pertev, Kıbrıs Türk tarafının AB içerisinde temsil edilmesinde ısrar ediyor (Belçika modeli), bütün görüşlerinde, Kıbrıslı Türklerin ayrı varlıklarına işaret edilmesine göndermede bulunuyor.

Prosedürdeki üçüncü oyuncu Michael Moller, bir aşamada, prosedürün ilerlemesi için Kofi Annan'dan yardım isteyecek gibi görünüyor. Türklerin, Genel Sekreter'in de desteğini alarak ta baştan kendisinden (Moller) şüphe duyuyor olmasına rağmen, çabalarını terk edecek gibi görünmüyor."

Haravgi gazetesi, Rum Dışişleri Bakanı Yorgos Lillikas'ın, DİSİ Başkanı Nikos Anastasiadis'in teknik komiteler prosedürünün hızıyla ilgili sözleri üzerine yaptığı açıklamayı okurlarına, "Olası Doğrudan Görüşmeler Başarısızlığa Sürüklenecek - Dışişleri Bakanı DİSİ'nin, Prosedürün Zaman Alıcı Olduğu Eleştirilerini Yanıtlıyor" başlığıyla aktardı.

İktidar ile muhalefet birbirine girdi

Öte yandan Simerini gazetesi, "Zaman Savaşı -Görüşmelerin Gecikmesi Konusunda Hükümet-Muhalefet Görüş Ayrılığı" başlıklı haberinde, DİSİ Başkanı'nın, "bölünmüşlüğün" kalıcılaşma tehlikesi bulunduğu açıklamasının ardından; Rum Dışişleri Bakanı'nın Anastasiadis'e, Averof Neofitu'nun Lillikas'a ve Nikos Kleanthus'un da Neofitu'ya yanıt verdiğini bildirdi.

Rum yönetimi ile muhalefetinin, Kıbrıs sorununun çözüm zamanı konusunda önceki gün savaştığını yazan gazete, bunun başlama noktasının; DİSİ Başkanı Nikos Anastasiadis'in önceki gün; Kıbrıslı Türkler ve Rumlar arasında teknik komitelerin ve alt komitelerin kurulması konusunda anlaşmaya varılmasını beklemenin 'bölünmüşlüğü betonlaştıracağı' açıklaması olduğunu kaydetti.

Gazeteye göre, Rum Dışişleri Bakanı Yorgos Lillikas, Anastasiadis'i yanıtlarken, "başka doğru prosedür görmüyoruz. Herhangi başka bir prosedür benimsenmesi ne Kıbrıs sorununun çözümü hedefine ne de Kıbrıs halkının çıkarlarına yardımcı olur" dedi.

DİSİ Başkan Vekili Averof Neofitu ise Lillikas'ı yanıtlarken, "DİSİ, zamanın oldu-bittileri kalıcılaştırmak suretiyle Kıbrıs sorununa bir çözüm bulunmasının aleyhine işlediğini düşünüyor. Uzatmanın bizim tarafın çıkarına olmadığına inanıyoruz. Zamanın geçmesi, olanların planlarına hizmet ediyor ve biz işgal altındayız" ifadelerini kullandı.

DİKO Asbaşkanı Nikos Kleanthus ise; "Türklerin kabul ettiklerini Kıbrıs Rum tarafı kabul edemeyeceğine ve Türk uzlaşmazlığı da aşılmadığına göre, muhalefet, Kıbrıs sorunuyla ilgili ne öneriyor? Türklerin kabul ettiklerini, biz de mi kabul edelim, yoksa çözüm bulunmamasının yegane nedeni olan Türk uzlaşmazlığını aşmak için sihirli bir çözüm mü bulalım?" diye sordu.

KIBRIS 26/08/06

 

Pertev ile Conis, yeniden bir araya geldi

BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs'taki Özel Temsilcisi Michael Möller'in ara bölgedeki ikametgâhında gerçekleştirilen görüşme saat 10:00'da başladı ve 2.5 saat sürdü.

KIBRIS 26/08/06

 

Fransa, askerini Lübnan'a göndermek için Baf Hava Üssü'nü kullanacak

Rum radyosuna göre, Rum Dışişleri Bakanı Lillikas, AB Dışişleri Bakanları olağanüstü toplantısına katılmak üzere Brüksel'e hareketi öncesinde, Larnaka Havaalanı'nda yaptığı açıklamada, Fransız askerlerin halihazırda Rum tarafındaki tesisleri inceleyip onayladıklarını söyledi.

İkinci bir ülkenin daha Güney Kıbrıs'ın sağlayacağı kolaylıklardan faydalanma talebinde bulunduğunu belirten Lillikas, ancak söz konusu ülkenin adını açıklamadı.

Lillikas, "Kıbrıs, altyapılarını, barış gücüne asker ve Lübnan'a insani yardım göndermek isteyen ülkelerin hizmetine sundu. Kıbrıs hükümeti, Lübnan'a askeri kontenjan göndermek isteyen ülkelere, Kıbrıs Cumhuriyeti hava ve deniz limanlarını ve Andreas Papandreu Hava Üssü'nü kullanabileceklerini iletti" dedi.

Bir soruya karşılık, adadaki İngiliz üslerinin yalnızca İngiltere tarafından kullanılabileceğini söyleyen Lillikas, "Bizim görüşümüze göre İngiltere, üslerini başka ülkelere kullandıramaz ve Kıbrıs Cumhuriyeti çeşitli ülkelerin bütün ihtiyaçlarını karşılayabilecekken, umarız böyle bir konu gündeme gelmez" diye konuştu.

Güvenlik Konseyi'nin objektif

bilgilendirilmesini bekliyoruz

Bu arada, BM Güvenlik Konseyi'nin teknik komiteler konusunda müdahalede bulunacağına ilişkin bilgilerin sorulması üzerine Lillikas, "Kıbrıs hükümeti olarak, BM Güvenlik Konseyi üyelerinin, 8 Temmuz anlaşması ve halen arzu edilen noktaya -teknik komitelerin çalışmaya başlamasına- henüz varamamamızın nedenleri hakkında objektif şekilde bilgilendirilmesini umuyor ve bekliyoruz" dedi.

Rum basını: Limanlar ve hava

üssü, AB ve BM'nin hizmetine veriyor

Konuya dün Rum basını da geniş yer ayırdı. Rum gazeteleri, Rum Dışişleri Bakanı Yorgos Lillikas'ın Beyrut'a gerçekleştirdiği bir günlük ziyaretten sonra, Güney Kıbrıs'ın; Orta Doğu'da barışın tesis edilmesi çabaları çerçevesinde Lübnan ile AB arasında iletişim köprüsü halini aldığını, BM'nin de Lübnan'da oluşturacağı çok uluslu barış gücünün komuta merkezini Güney Kıbrıs'ta konuşlandıracağını yazdı.

Haravgi gazetesi haberi "Kıbrıs Lübnan ile AB Arasında İletişim Köprüsü - Lillikas Bugün Brüksel'de Gerçekleştirilecek Dışişleri Bakanları Olağanüstü Toplantısı'na Siniora'nın AB'ne Çağrısını Götürecek - Kıbrıs Cumhuriyeti Larnaka ve Limasol Limanları ile Andreas Papandreu Hava Üssü'nü BM'nin ve AB'nin Hizmetine Verecek" başlık ve spotlarıyla manşete taşıdı.

Gazete, Lillikas'ın Brüksel'de dün gerçekleştirilecek Dışişleri Bakanları Olağanüstü Toplantısı'na, Lübnan Başbakanı Fuad Siniora'nın; BM Güvenlik Konseyi kararının tam olarak uygulanması ve AB'nin, BM'nin Lübnan'da oluşturacağı barış gücünü desteklemesi ve sayısını artırması, AB üye ülkelerinin de Lübnan'a ekonomik ve siyasi destek vermeleri çağrısını ileteceğini kaydetti.

Baf Askeri Üssü, Larnaka ve Limasol Limanları

Gazeteye göre, Beyrut ziyaretinden önceki gün dönen Lillikas, Larnaka Havaalanı'nda yaptığı açıklamada, Güney Kıbrıs'ın; Lübnan'da barış gücü oluşturulması amacıyla Larnaka ve Limasol limanları ile Baf'taki "Andreas Papandreu Hava Üssü"nü BM'nin ve AB'nin kullanımına vereceğini açıkladı.

Lillikas'ın; Güney Kıbrıs'ın, oluşturulacak barış gücüne RMMO'dan iki subayla katılacağını ve Lübnan'a insani yardım sevkıyatıyla ilgili hizmetlerini de sürdüreceğini söylediğini yazan gazete haberini şöyle sürdürdü:

"Larnaka Havaalanı'nda yaptığı açıklamada, Lübnan başkentini gezdiğini ve kentin İsrail bombardımanı sonrasında harabeye dönüştüğünü gördüğünü anlatan Dışişleri Bakanı; Lübnan Başbakanı, Dışişleri Bakanı ve öldürülen eski başbakan Rafik Hariri'nin oğlu Said Hariri'yle görüşüp onlara; Lübnan'ın yeniden inşa edilmesi ve sürekli barış ve güvenliğin yeniden ihdas edilmesi çabalarında Kıbrıs Cumhuriyeti'nin ve Kıbrıs halkının desteğini ilettiğini söyledi.

Kıbrıs hükümetinin, Lübnan'ın bu çabalarını destekleyeceğini ve bu amaçla geliştirilecek programlara katılacağını, Lübnan'ın altyapısının yeniden inşası için Avrupa ülkeleriyle işbirliği yapacağını ileten Lillikas; İsrail'in, uygulamakta olduğu hava ablukasını kaldırması halinde Kıbrıs Havayolları'nın Larnaka-Beyrut direkt uçuşlarına 1 Eylül itibarıyla yeniden başlamaya hazır olduğunu da söyledi.

Dışişleri Bakanı Lillikas, Lübnan Başbakanı Siniora'nın kendisinden; İsrail'in Lübnan havaalanı ve limanlarına uygulamakta olduğu kısıtlama veya denetimlerin kaldırılması anlamına da gelen BM Güvenlik Konseyi kararının tam olarak uygulanması şeklindeki Lübnan hükümetinin çağrısını bugün Brüksel'de gerçekleştirilecek AB Dışişleri Bakanları Olağanüstü Toplantısı'na iletmesini istediğini anlattı.

Lillikas, 'Benden ayrıca, barış gücünde yer alacak olan askerlerin sayısının artırılması ve güçlendirilmesi, bu gücün Lübnan'da oluşturulması prosedürlerinin hızlandırılması çağrısı yanında; AB'nin ve üye ülkelerin yeniden inşa programlarının hızlandırılmasına ekonomik ve siyasi destek vermeleri çağrısını da Dışişleri Bakanları Konseyi'ne götürmemi istedi' dedi.

Yorgos Lillikas bir soruyu yanıtlarken, Kıbrıs'ın, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin altyapılarını, Larnaka ve Limasol limanlarını ve Andreas Papandreu askeri üssünü; Lübnan'da barış gücünün oluşturulması çabaları çerçevesinde BM'nin ve AB'nin kullanımına vereceğini kaydetti ve şunları söyledi:

'BM'yle işbirliği içerisinde, UNFICYP'in de desteğiyle gerekli altyapıyı oluşturuyoruz. Lübnan'ın yeniden inşasına ne şekilde yardımcı olabileceğimize ilişkin çeşitli fikirler ürettik ve bunları yerinde tartışacağız. Bundan birkaç gün önce BM Kıbrıs Cumhuriyeti'ne barış gücünün komuta merkezini Kıbrıs'ta kurma niyetini iletti. UNFICYP'le birlikte, çok daha pratik olabilmesi için bu merkezi nerede kurabileceğimizi göreceğiz.

Buna paralel olarak insani yardım sevkıyatına ilişkin hizmetlerimizi de sürdüreceğiz. Kıbrıs, oluşturulacak barış gücüne Milli Muhafız Ordusu'ndan iki subay gönderecek. Süregelen Türk işgali nedeniyle daha çok adam verebilecek durumda değiliz.

Lübnan Dışişleri Bakanı'nın da söylediği gibi; Kıbrıs ve Lübnan asla hiçbir üçüncü ülkeye saldırmadı; her iki ülke de başka ülkelerin istilasının kurbanı oldu. Bu ortak tarih Lübnan hükümetinin, Lübnan'a asker göndermedeki zorluğumuzu anlayabilmesini sağlıyor.' "

UNIFIL Merkezi Lefkoşa'nın Rum kesiminde

Fileleftheros gazetesi, "Kıbrıs Komuta ve Sevkiyat Merkezi - BM Lefkoşa'yı UNIFIL'in İhtiyaçları İçin Kullanacak" başlığıyla yansıttığı haberinde, Lübnan'da oluşturulacak barış gücü için BM'nin komuta merkezinin Güney Kıbrıs olacağını yazdı ve Lillikas'ın; kurulacağı yer konusunda sondajların devam etmekte olduğu merkezin, UNFICYP'e yakın olabilmesi amacıyla muhtemelen Lefkoşa'nın Rum kesiminde olacağını söylediğini yazdı.

Simerini gazetesi ise, "Kıbrıs Lübnan Barış Gücü'nün Karargahı... Komuta Merkezi Lefkoşa'da Kurulacak... BM Bürolarını Açmak İçin Türkiye Yerine Kıbrıs'ı Tercih Etti" başlıklı haberinde, Lillikas'ın dün yaptığı açıklamaların yanında şunları da yazdı:

"Lübnan'la olan iyi ilişkileri ve AB üyesi ülke olması, Lübnan Barış Gücü'nün komuta merkezinin konuşlandırılma yeri konusunda Kıbrıs Cumhuriyeti'ne Türkiye karşısında somut bir avantaj sağladı. Dışişleri Bakanı Lillikas, merkezin muhtemelen Lefkoşa'da kurulacağını söyledi. Diplomatik kaynaklara göre Türkiye bir havaalanını ve bir limanını sunarak komuta merkezini sağlamada ısrar gösterdi. Ancak BM Kıbrıs'ı seçti. AB'nin de aynı şeyi yapması bekleniyor. Aynı kaynaklara göre, AB çok yakında Larnaka'da ofis açacak. Söz konusu ofis; Lübnan'a gidişinde Kıbrıs'ta durak yapacak ve bu ülkeye barış prosedürüyle ilgili olarak pek çok seyahat gerçekleştirecek olan Javier Solana tarafından kullanılacak."

Politis gazetesi haberi, "Yorgos Lillikas Çok Yönlü Destek Vaat Etti - Limanlar ve Kıbrıs Havaalanları Barış Gücünün ve Yardımların Lübnan'a Taşınması İçin BM'nin ve AB'nin Emrinde" başlığıyla yansıttı.

Mahi gazetesi de haberine, "Dışişleri Bakanı Yorgos Lillikas: Kıbrıs Herşeyi BM'nin Hizmetine Verecek - Larnaka ve Limasol Limanları İle 'Andreas Papandreu Askeri Üssü" başlığını attı.

KIBRIS 26/08/06

 

Cumhurbaşkanı Talat, Ankara'ya gidiyor

Pazartesi günü Ankara'ya gidecek Cumhurbaşkanı Talat'a, eşi Oya Talat da eşlik edecek.

Yüksek Askeri Şura Kararına göre, Türkiye Genelkurmay Başkanlığı'na getirilen Kara Kuvvetleri Komutanı Org. Yaşar Büyükanıt, 28 Ağustos Pazartesi günü düzenlenecek törenle görevini Org. Hilmi Özkök'ten devralacak.

Türkiye GenelkKurmay Başkanlığı'nda yer alacak devir teslim töreni, saat 16.30'da başlayacak. Törenin ardından bir de resepsiyon düzenlenecek.

Törende, 1. Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş da hazır bulunacak.

 

KIBRIS 26/08/06

 

Görev gücüne KKTC tepkisi

27/08/2006 RADIKAL

AA - LEFKOŞA - BM'nin Lübnan'a güç sevki için Güney Kıbrıs'ta komuta merkezi kurmayı kararlaştırmasını, Rum Yönetimi "Tanınacak ve takdir edileceğiz" diye karşılarken, KKTC tepkili. Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, "Bu, BM'nin tarafsızlığına uygun bir yaklaşım değil" diyerek rahatsızlıklarını BM'ye ileteceklerini belirtti. Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş da,"BM, demek ki hâlâ Kıbrıs'ta iki otoritenin varlığından haberdar değil" tepkisini gösterdi. Denktaş, Hizbullah'ın Kıbrıs'a saldırabileceği uyarısı da yaptı.

Cumhurbaşkanı Talat, bugün Türkiye'ye gidiyor

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, bugün Türkiye'ye gidiyor.Talat, Türkiye'de, TC Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'le görüşecek, TC Genelkurmay Başkanlığı'nın devir teslim törenine katılacak ve Formula 1 yarışını izleyecek.

Cumhurbaşkanlığı'ndan yapılan açıklamaya göre, Cumhurbaşkanı Talat, eşi Oya Talat'la birlikte bugün saat 07.00'de İstanbul'a gidecek. Talat'a, Özel Kalem Müdürü Asım Akansoy da eşlik edecek.

Cumhurbaşkanı Talat, bugün İstanbul'da, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu'nun daveti üzerine, 2006 Formula 1 Türkiye GP'si final yarışlarını izleyecek.

Talat ayrıca, İstanbul'da bazı basın kuruluşlarıyla da görüşme yapacak. Bu çerçevede, Cumhurbaşkanı Talat, sabah saat 09:00'da CNN Türk'te Mehmet Sümer'in sunduğu Yeni Gün Hafta Sonu programına katılacak.

İstanbul'dan Ankara'ya geçecek Talat, yarın saat 14:30'da, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer ile bir görüşme yapacak.

Talat, saat 16:30'da da, Türkiye Cumhuriyeti Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök'ün daveti üzerine, Genelkurmay Başkanlığı devir teslim törenine katılacak.

Cumhurbaşkanı Talat, yarın akşam adaya dönecek.

KIBRIS 27/08/06

 

Türk tarafı, yeni bir ortaklığı ileri götürmek istemiyor

Kıbrıs Rum toplumu lideri Tasos Papadopulos, Kıbrıs Türk toplumunu, Kıbrıs'ta iki eşit devlet arasında yeni bir ortaklık ilkesini ileri götürmeyi hedeflemekle suçladı ve bunun, Kıbrıs Rum tarafının durmaksızın kınadığı ve uluslararası camianın da kabul etmediği bir fikir olduğunu söyledi.

Haravgi gazetesi, "Başkan Papadopulos Kıbrıs Türk Toplumunun İki Eşit Devletin Yeni Bir Ortaklığını İleri Götürmeyi Hedeflediğinden Şikayet ediyor Ve Kıbrıs Rum Tarafının Bu Fikri Kınadığının Altını Çiziyor" başlığıyla yansıttığı haberinde, Rum Yönetimi Başkanı Papadoulos'un, Hollanda'nın Güney Kıbrıs'taki yeni Büyükelçisi Jan Eric van den Berg'in itimatnamesini kabulünde yaptığı konuşmaya yer verdi.

Papadopulos'un, "Avrupa Birliği'nin, özellikle Türkiye tarafından yapılan resmi açıklamalarda AB'ye karşı yükümlülüklerin yerine getirilmeyeceğinin kaydedilmesinden sonra, Türkiye'yle 'her zamanki gibi' tarzında bir durumu kabul etmemesi gerektiği" iddiasında bulunduğunu yazan gazete, haberini şöyle sürdürdü:

"Van den Berg, itimatnamesini verirken, Kıbrıs sorununa değinerek ülkesinin; doğrudan müdahil taraflar, yani Kıbrıs'taki iki toplum tarafından sağlanacak bir prosedüre dayanmayan hiçbir çözümün yaşayabilir olmayacağı görüşünde olduğunu söyledi. Devamla, Hollanda'nın; eskiden olduğu gibi, kapsamlı bir çözüm çerçevesine yardımcı olmak için elinden geleni yapmaya devam edeceğini kaydetti.

Başkan Papadopulos, van den Berg'i yanıtlarken şunları söyledi:

'Kıbrıs Cumhuriyeti, Türkiye'nin AB'yle üyelik müzakerelerine başlaması meselesinde olumlu ve gerçek tavrını ortaya koyarak çözüm ve adanın yeniden birleşmesi çabalarında yapıcı tavrını gösterdi. Türkiye'nin Kıbrıs'ı tanımama şeklindeki tahrikkar retçiliğine rağmen 3 Ekim'de üyelik müzakerelerinin başlama döneminde de, Türk adaylığına destek verdik. Ancak aynı zamanda ülkemizdeki süregelen işgal, Türkiye-AB ilişkilerinde var olmayan bir mesele haline gelemez. Dahası, aday bir ülke, birliğin diğer üyelerine davranışın aynını üye bir devlete genişletmeyi reddedemez.

Türkiye'nin üyelik sürecinin değerlendirilmesi ışığı altında; AB'nin, Türkiye'yle alakalı olarak 'her zamanki gibi' bir durumu; özellikle de Türkiye'nin AB'ye karşı yükümlülüklerini yerine getirmeyeceğini resmi olarak açıklamasından sonra, kabul etmemesi gerektiğini takdir edeceğinizi umuyorum.

Kıbrıs Cumhuriyeti hükümeti, Kıbrıslı Türklerin, Kıbrıs'ın AB üyeliğinden kaynaklanan faydalardan olabildiğince çok yararlanabilmelerini mümkün kılmayı hedefliyor.

BM Genel Sekreteri Kofi Annan'la (28 şubat'ta Paris'te) yaptığımız görüşme, Kıbrıs sorununa sürekli ve yaşayabilir bir çözüm bulunması çabalarına yeni bir ivme katabilir. Sorunun halledilmesi için özlü müzakerelere girebilmeyi umuyoruz. Ancak, Kıbrıs Türk toplumu, Kıbrıs'ta iki eşit devlet arasında yeni bir ortaklık ilkesini ileri götürmeyi hedefliyor, ki biz bu fikri kınıyoruz; uluslararası camia tarafından da kabul edilmiyor.

Kıbrıs Cumhuriyeti devletinin, sorunun halli için müzakerelerin yinelenmesi yönündeki inisiyatiflerine rağmen Türkiye, Kıbrıs sorununda yapıcı olmayan yaklaşımda bulunarak uzlaşmazlığını sürdürüyor."

İrlanda Cumhurbaşkanı'ndan ziyaret

Aynı gazete, İrlanda'nın Güney Kıbrıs'a atadığı yeni Büyükelçisi Thomas Brandy'nin önceki gün itimatnamesini Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'a verirken; İrlanda Cumhurbaşkanı Mary McAleese'nin Ekim ayında Güney Kıbrıs'ı ziyaret edeceğini açıkladığını bildirdi.

Brandy'nin, McAleese'nin gerçekleştireceği ziyaretin, Güney Kıbrıs ile İrlanda arasındaki içten ilişkilerin ne kadar üst seviyede olduğunun göstergesi olacağını söylediğini yazan gazeteye göre, Brandy ayrıca İrlanda'nın; BM Genel Sekreteri'nin ve Kıbrıs'taki Özel Temsilcisi'nin Kıbrıs sorununa BM Güvenlik Konseyi kararları uyarınca iki toplumlu, iki kesimli federasyon çözümü bulunması çabalarına destek verdiğini belirtti.

Gazete, Tasos Papadopulos'un, Brandy'nin itimatnamesini alırken yaptığı konuşmada; "Kıbrıs Cumhuriyeti, Kıbrıs sorununun çözümüne yardımcı olacak bütün gelişmelere, hatta Türk dostu olanlara bile, olumlu yaklaşır. Ancak Türkiye'nin aynı yapıcı tavrı sergilemeyi istemediği, gün geçtikçe daha da belirginleşiyor" dediğini yazdı.

AB, BM ve Türkiye'ye mesaj

Fileleftheros gazetesi, Rum Yönetimi'nin, gerek 8 Temmuz anlaşmasının hayata geçirilmesi prosedüründeki gelişmeler gerekse Türkiye-Avrupa ilişkileri konusunda; muhatapları AB, BM ve Türkiye olan mesajlar verdiğini yazdı.

Haberi "Ekim'de Müsamaha Gösterdik - Lefkoşa'dan Kıbrıs Sorunu ve Türkiye-Avrupa İlişkileri Konusunda Üç Muhataplı Mesajı" başlığıyla yansıtan gazete, Rum Yönetimi Başkanı Papadoulos'un durumun görüntüsünü iki düzeyde ortaya koyduğunu ve Türk tarafının, Aralık ayında, AB'de, davranışlarıyla ilgili değerlendirileceğini ima ettiğini yazdı, şöyle devam etti:

"Hükümet Kıbrıs sorunuyla ilgili olarak, Başkan Papadopulos aracılığıyla, Pertev-Conis görüşmeleri çerçevesindeki görüşmelerin; Ankara'nın ve Kıbrıslı Türklerin liderliğinin, Kıbrıs'ın yeniden birleştirilmesi değil, iki ayrı devlet oluşturulmasını hedeflediğini teyit ettiğini kaydetti.

Başkan Papadopulos, Kıbrıs Rum tarafının Paris'te mutabakata varılan ve iki toplum arasında güvenin tesis edilmesini istemesinin ötesinde, özlü müzakereler prosedürünün tam olarak yeniden başlaması için zemini yeterince hazırlayacak olan prosedürün başlamasıyla samimiyetle ilgilendiğini söyledi.

Papadopulos 'teknik komitelerin yalnızca gündelik sorunların çözümü üzerinde yoğunlaşmasını ve böylece bugünkü yasadışı statükoyu normalleştirilmesini kabul etmemiz mümkün değildir' dedi.

Türkiye-Avrupa ilişkileriyle ilgili olarak ise; Türk adaylığının geçirmiş olduğu önceki aşamalarda, müsamaha gösterilmiş olduğunu net şekilde ortaya koyan Papadopulos; Türkiye'nin tahrikkar bir şekilde Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanımamasına rağmen, Lefkoşa'nın, Türkiye'nin üyelik müzakerelerinin başlamasına rıza gösterdiğini ima etti. Başkan Papadopulos, 'ancak aynı zamanda ülkemizde süregelen işgal; Türkiye-Avrupa ilişkilerinde var olmayan bir mesele konumuna düşürülemez' dedi."

Maraş gündemlerinden düşmüyor

Fileleftheros gazetesi, "Kıbrıs Hükümeti: Maraş Önerimiz Çıkış Sağlıyor" başlığıyla yansıttığı başka bir haberinde ise, Maraş meselesinin Rum Yönetimi için her zaman gündemde kaldığını, Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un şunları söylediğini yazdı:

"Kıbrıs Cumhuriyeti'nin; Kıbrıs hükümetinin Mağusa Limanı'nın AB'nin nezaretinde ve iki toplumlu bağımsız bir idare altında açılması ve işletilmesine yetki vermesinin ardından; Maraş'ın yasal sakinlerine iade edilmesi önerisinin hayata geçirilmesi, adanın nihai yeniden birleşmesini kolaylaştırmak hedefiyle iki toplum arasında güvenin sağlamlaşmasına katkı koyacak somut bir adım olurdu.

Kıbrıs hükümeti, uluslararası meşruiyet ve Avrupa hukuku çerçevesinde Kıbrıslı Türklerin ekonomik kalkınmasını; kendilerine bedava tıbbi hizmet ve diğer sosyal hizmetler vererek destekliyor. Devletin denetimi altındaki bölgelerde çalışan Kıbrıslı Türklerin sayısı son yılarda ikiye katlandı."

Gazete, Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un önceki gün İrlanda, Hollanda, Kanada ve Gana'nın Güney Kıbrıs'a görevlendirdiği yeni büyükelçilerinin itimatnamelerini kabul ettiğini haberine ekledi.

Alithia gazetesi, Papadopulos'un, büyükelçilerin itimatnamelerini kabulünde söylediklerini okurlarına "Doğru Çözüme İlişkin Tezler - Başkan Papadopulos Ne Öngörüyor ve AB'den Ne Bekliyor" başlığıyla aktardı.

Gazete, Kanada'nın görev yeri Bükreş olan Güney Kıbrıs'a da akredite yüksek komiserinin ismini Marta Moszczenska; Gana'nın görev yeri Kahire olan Güney Kıbrıs'a da akredite yüksek komiserinin adını da Akilaia Olufemi Akiwumi olarak verdi.

KIBRIS 27/08/06

 

Vodafone'un KKTC ile anlaşması Rumları rahatsız etti

"ANKARA, VODAFONE'U KKTC İLE ANLAŞMAYA ZORLADI". Vodafone'un, Telsim Telekomünikasyon Şirketi ve KKTC'deki "şubesini" almasının, siyasi sorunlara sebep olduğu ileri sürüldü. Ankara'nın satın alma işinin içerisine siyaseti karıştırarak, Vodafone'u KKTC ile el sıkışmaya zorladığını yazdı

PAŞARDİS'DEN VODAFONE AÇIKLAMASI Rum Hükümet Sözcüsü Paşardis, Rum Telekomünikasyon İdaresi (ATİK) ile Vodafone arasında var olan anlaşmanın, Vodafone'un KKTC'de bir cep telefonu şirketiyle işbirliği yapmasından kaçınmasını öngördüğünü ifade etti ve Vodafone'un KKTC'de bulunacağı süre içerisinde, ATİK'in Vodafone ile aralarındaki anlaşmayı devam ettirmesinin illegallik olacağını söyledi

Vodafone'un, Telsim Telekomünikasyon Şirketi ve KKTC'deki "şubesini" almasının, Kıbrıs Rum tarafında siyasi sorunlara sebep olduğu ileri sürüldü.

Politis gazetesi, "Vodafonevari mat hareketi" başlığıyla manşetten yayımladığı haberinde, Ankara'nın satın alma işinin içerisine siyaseti karıştırarak, Vodafone'u KKTC ile el sıkışmaya zorladığını yazdı.

Gazete, KKTC'de bir Avrupa şirketinin ilk kez faaliyet göstermediğini, fakat olayda karışıklık yaşanmasına ve Lefkoşa'da çatlak meydana gelmesine sebep olan şeyin, Telsim şirketini alan Vodafone'un yarı devlet şirketi olan ATİK'in (Rum Telekomünikasyon İdaresi) cep telefonu alanında stratejik işbirlikçisi olmasından kaynaklandığını aktardı.

Gazete, siyasetin ötesinde bunun hukuksal bir sorun da olduğunu, çünkü Vodafone'un KKTC'de işlev göstermesinin Vodafone ile ATİK arasında var olan anlaşmayı ihlal ettiğini savundu.

Rum Hükümet Sözcüsü Paşardis ise, konuyla ilgili olarak geçen gün yaptığı açıklamalarda, ATİK ile Vodafone arasında var olan anlaşmanın, Vodafone'un KKTC'de bir cep telefonu şirketiyle işbirliği yapmasından kaçınmasını öngördüğünü ifade etti ve Vodafone'un KKTC'de bulunacağı süre içerisinde, ATİK'in Vodafone ile aralarındaki anlaşmayı devam ettirmesinin illegallik olacağını söyledi.

Gazete, Rum Yönetimi'nin, Güneydeki cep telefonu şirketlerine, KKTC'deki herhangi bir şirket ya da şirket yatırımcısıyla işbirliği yapmasını yasakladığını yazdı.

Gazete ayrıca, Rum Yönetimi'nin, Vodafone'u nerede faaliyet göstereceğine karar vermeye çağırdığı takdirde, Vodafone'un Türkiye pazarını tercih edeceğini, çünkü Türkiye'nin sahip olduğu pazarın daha büyük kalkınma fırsatlarına sahip olduğunu, Güneydeki pazarın ise daha küçük olduğunu kaydetti.

ATİK Başkanı ise, konu ile ilgili olarak yaptığı açıklamalarda, durumun kontrol altında olduğunu ifade ederek, Vodafone'un logosu ile birlikte KKTC'de işlev görmeyeceğine dair ATİK'e taahhütlerde bulunduğunu ve KKTC'deki Telsimi satmasının ihtimal dışı olmadığını ifade etti.

Gazete ayrıca, ATİK'in Rum Yönetimi tarafından kontrol edildiğini, dolayısıyla hem kendi çıkarlarını hem de Rum Yönetimi'nin çıkarlarını korumaya çabaladığını kaydetti.

Haberde, eğer ATİK ile Vodafone arasındaki anlaşma çöker ya da bozulursa, ATİK'in ticari olarak aboneleri karşısında zor durumda kalacağı belirtilerek, ATİK'in sağladığı yeni cep telefonu hizmetlerinin çoğunun Vodafone patentiyle oluşturulduğu ifade edildi.

Gazete ayrıca, Rum Hükümet Sözcüsü'nün, Rum Rekabetin Korunması Komitesi (EPA) tarafından da konunun ele alındığını ifade ettiğini yazdı.

Buna göre, EPA'nın, Vodafone'un tüm ada geneline ulaştığı takdirde, Rum pazarında meydana gelebilecek olası bozulmaları inceleyeceği bildirildi.

 

KIBRIS 27/08/06

 

2 Kıbrıslı Rum gazeteciye 2'şer gün tutukluluk

KKTC makamlarına ait askeri bölgeyi kamerayla görüntüleme suçundan tutuklanan Rum Sigma TV ekibi mahkemeye çıkarıldı

Söz konusu Rum gazeteciler, önceki gün Lefkoşa'da yetkili makamlardan izinsiz Lokmacı Barikatı köprüsünde çekim yaptıkları gerekçesiyle polis tarafından tutuklandı. 2 Rum gazeteci, dün Lefkoşa Kaza Mahkemesi'nde yargıç huzuruna çıkarıldı.

Yargıç Çiğdem Güzeler tarafından görülen mahkemede şahadet veren Lefkoşa Adli Şube Polis Memuru Asilhan Tıknaz, zanlıların, Lokmacı barikatı ve çevresini kayıt altına alarak, fotoğrafladıklarının tespit edildiğini belirtti.

Zanlıların askeri yasak bölgeyi görüntüleme suçu ile önceki gün tutuklandıklarını ifade eden Tıknaz, görüntülerin incelenmesi ve Sigma ekibinin bölgede görüştüğü kişilerin ifadelerinin alınması için 2 Kıbrıslı Rum'un tutukluluk sürelerinin 3'er gün daha uzatılmasını mahkemeden talep etti.

Zanlılar ise çekim için izin aldıklarını dolayısıyla suçlamaların doğru olmadığını belirttiler.

Tarafları dinledikten sonra kararını açıklayan Yargıç Çiğdem Güzeler, zanlıların, sözü edilen suçla alakası olabileceği ve serbest kalmaları halinde karara etki edebilecekleri gerekçesiyle 2'şer gün tutuklu kalmaları emrini verdi.

KIBRIS 27/08/06

 

Kıbrıs Rum tarafı, Çin'le yeni işbirliği anlaşması imzalayacak

Mahi ve Simerini gazetelerinin haberine göre, Rum-Çin Hükümetler Arası Daimi Komitesi'ne Rum tarafı adına Maliye Bakanı Mihalis Sarris ve Çin adına da Ticaret Bakanlığı Müsteşarı Jian Chen başkanlık edecek.

Rum Maliye Bakanlığı'nda gerçekleştirilecek Hükümetler Arası Komite çalışmaları çerçevesinde iki ülke arasında bugüne kadar sürdürülen işbirliği gözden geçirilecek ve bu işbirliğinin; ekonomi, ticaret, sanayi, turizm, taşımacılık, araştırma, kalkınma ve diğer alanlara yayılması ve geliştirilmesi yöntemleri ele alınacak.

KIBRIS 27/08/06