Kıbrıs'ta AB de suçlu

Kıbrıs'ta AB de suçlu

'İstanbul Yuvarlak Masa Toplantısı'nın üçüncü oturumunda, Kıbrıs sorununun Türkiye'nin AB sürecine etkileri tartışıldı. Avrupa'nın dış politikasının olmamasının Kıbrıs'ta çözümü engellediği fikri ön plana çıkarken, Kıbrıs'ın Türkiye'nin ilerlemesini engellememesi gerektiği vurgulandı

02/05/2006 RADIKAL

SERKAN DEMİRTAŞ

İSTANBUL - Radikal ve EDAM'ın ortaklaşa düzenlediği 'İstanbul Yuvarlak Masa Toplantısı'nın üçüncü oturumunda Kıbrıs konusu tartışıldı. AB'nin müzakerelerin sağlıklı şekilde sürmesi için Türkiye'den liman ve havalimanlarını Rum gemi ve uçaklarına açması için bastırdığı bir süreçte yapılan oturumlarda, AB'nin Kıbrıs'ta Rum politikalarına takılmasının yarattığı olumsuz ortam gündeme geldi. Türk kamuoyunun, AB'nin verdiği sözleri tutmaması nedeniyle Kıbrıs konusunda daha fazla tek taraflı adım atılmasına izin verilmeyeceğinin kaydedildiği tartışmalarda, şu görüşler dile getirildi:

·  Kıbrıs konusunda iki uzman olduğunu düşünürüm: Glafkos Klerides ve Rauf Denktaş.... Belki onları izleyenlerde de vardır: Mehmet Ali Talat, Tasos Papadopulos ve David Hannay... Üçüncüsü hakkında çok da emin değilim aslında...

·  Kıbrıs sorununa çözüm, Rumların Annan Planı'nı çöp kutusuna göndermelerinin ardından oldukça uzakta görünüyor. Bunun da ötesinde iki toplum arasında çok derin bir güvensizlik var. Bütün bir Rum ve Türk nesli, Yeşil Hat'ın ötesinde çok sayıda gaddar kişinin yaşadığı ve iğrenç yeteneklerini göstermek için hazır bekledikleri fikriyle büyüdü.

Kıbrıs gerçekten engel mi?

·  Toplumlararası bu güvensizliğe aşağıdaki örnekler verilebilir. Rauf Denktaş: "Rumlara bir saniye bile güvenmem". Papadopulos: "Denktaş, Ankara'nın piyonlarından biridir. Türkler kuzeyin hâkimi ve güneyle de eşit olmak istiyorlar". Her iki tarafta da birbiri ardına göreve gelen hükümetler, güvensizliğe dayalı bu fikirleri değiştirmek için hiçbir şey yapmadı. Bunu görmek için Lefkoşa'nin Türk ve Rum taraflarındaki müzelere bakmak yeterli.

·  Kıbrıs, gerçekten Türkiye'nin AB'ye katılımı önündeki bir engel mi? Benim şüphelerim var. Kıbrıs ne kadar önemli olursa olsun, sonuçta yan bir siyasi ürün. Çok daha önemli olan, Türk hükümetlerinin AB'nin gerekli gördüğü reformları hızlandırması. Çok büyük olan devleti küçülterek, Sünni, Alevi, Hırıstiyan ve Musevilerin özgür ve uyum içinde yaşayabileceği gerçek bir sivil toplumun kurulması için bir yol bulunması. Türk, Kürt ve Ermenilerin, liberal Türk demokrasisinin vatandaşları olarak kendilerini Türkiyeli olarak adlandırabilecekleri bir ülkenin yaratılması.

Türkiye'ye maliyeti 500 milyon avro

·  Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Kıbrıs sorununu bir an önce çözmeyi istediğini açıkça söyledi. Bunu sadece Türkiye'nin AB'ye üyelik sürecine olumsuz etkileri olduğu için değil, Mehmet Ali Talat'ı iktidarda tutmak Türkiye'ye her yıl 500 milyon avroya mal olduğu için de istiyor. Bu para çok daha iyi kullanılabilirdi, örneğin Güneydoğu'nun geliştirilmesi için...

·  Ancak Erdoğan, Türkiye içinde de muhalefetle karşılaşıyor. Türk Silahlı Kuvvetleri'nin bir bölümü, Ada'daki Türk askerlerinin çekilmesi durumunda Türkiye'nin Hıristiyan-Ortodoks bir çember arasında kalmasından korkuyor. Ama buna rağmen silahlı kuvvetler, Erdoğan'ın İslami hükümetinden hâlâ şüphe duyuyor.

·  Erdoğan, Türk kamuoyuyla da ilgilenmek zorunda. Kamuoyuna göre Kıbrıs, Türkiye'nin çıkarları açısından yaşamsal öneme sahip. Kıbrıs konusunun aşırı milliyetçi güçler tarafından kullanıldığı da söylenir. Eski Başbakan Bülent Ecevit'in kendisi söyledi: Kıbrıs sorunu yoktur, 1974'te çözdük onu. Bunu söyleyen sosyaldemokrat Ecevit değil, milliyetçi Ecevit'ti.

·  Türkiye, ağır da olsa AB'ye doğru ilerliyor. Havalimanları ve limanlarının Kıbrıs Rumlarına açılması gerekecek. Bunu sadece söz verdiği için değil, ticaret ve dolayısıyla iletişim karşılıklı güvensizliği sona erdirecek tek çözüm olduğu için yapmalıdır. Humprey Bogart'ın Casablanca filminde söylediği gibi, "Belki de bu çok güzel bir dostluğun başlangıcı olacaktır."

Rumlar hâlâ uğraşır mı?

·  Kıbrıs'ta en önemli tarih, 1 Mayıs 2004 oldu. Eşitliğe dayalı, kalıcı ve adil bir çözümün sağlanması ihtimali ortadan kalktı. Annan Planı, kurumsal ve anayasal olarak İsviçre ve Belçika formüllerini kapsayan bir plandı. Kıbrıs Rumları, bu planı reddederek bir kayba uğramadı. Ne politik ne de ekonomik statülerini riske ettiler. Şimdi de AB'nin içindeler. Bundan sonra niçin böyle bir çözümü kabul etsinler?

·  Şu anda Ada'da bir statüko var. Bunun korunması durumunda neler olabilir? Birinci etki, Türkiye'nin AB ile ilişkilerinde görülecek. Kıbrıs masada olduğu sürece, AB açısından bir sorun olacak. Bu aynı zamanda Türkiye'de de iç politikada birçok sıkıntı yaratacak. Hükümet bir yandan ülkeyi değiştirmeye yönelik kapsamlı reformları yapmaya çalışırken diğer yandan Kıbrıs konusunda AB baskısıyla karşı karşıya kalacak. Aynı şekilde AB içindeki bazı ülkeler de, Kıbrıs'ı Türkiye'nin AB üyeliğine karşı kullanabilir. Örneğin Fransa'nın 2005'in yazında yaptığı çıkış gibi...

Avrupa zarar görüyor

·  Statükonun terk edilmesinin ise Avrupa politikalarına etkisi olacak. Birincisi Avrupa Komşuluk Politikaları kapsamında... Eylem Planı daha önce Rumlar tarafından reddedilmişti. Aynı şekilde NATO-AB işbirliği de daha fazla zarar görecek. Türkiye, Kıbrıs Rumlarının NATO-AB işbirliğine katılmasını engellerken, Rumlar da Türkiye'nin Avrupa Savunma Ajansı'na girmesini veto etti.

Alternatif Tayvan modeli

·  Bunlara alternatif ne olabilir: Kıbrıs'ın 'Euro-Taiwanization' (Tayvanlaştırma) süreci olabalir. KKTC'nin bağımsızlığını kabul ettirecek bir noktada olmadığımız açık. Dolayısıyla daha istikrarlı bir ara dönemi nasıl sağlayabiliriz? Bu, Tayvan ölçeğinde olabilir. Siyasi tanıma olmamasına karşın ekonomik olarak Kuzey Kıbrıs'ın güçlendirilmesi hedeflenebilir.

·  Kıbrıs'ta statüko daha uzun süreler devam edebilir. Kıbrıs aslında AB'nin bir gölge üyesi. Avrupa'nın ve dünyanın ambargonun durdurulması için daha çok çalışması gerekir.

Talat: Tayvan çözüm olamaz

·  Şu anekdotu anlatmak isterim: KKTC Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş ile altı ay önce görüştüğümde o da bana "Çözüm Tayvan modeli" dedi. ABD'nin desteğiyle buna ulaşılabileceğine inanıyor. Birkaç ay sonra bu sefer Cumhurbaşkanı Talat ile görüştüğümde Tayvan modelini sorduğumda "Tayvan hiçbir zaman bizim için çözüm modeli olamaz" dedi.

Bosna'dan sonra Kıbrıs başarısızlığı

·  Kıbrıs sorunu, Avrupa'nın ortak bir dış politikası olmamasından kaynaklanıyor. Aynı Bosna'da olduğu gibi. Kıbrıs da Bosna gibi Avrupa dış politikasının başarısızlığının bir sonucu. Bunun yanı sıra Türkiye'nin de yapması gerekenler var. Ancak sorunu bu noktaya getiren AB'nin çözüm olmamasına karşın Kıbrıs'ı AB'ye tam üye olarak almasıdır. Öyleyse AB nasıl bir rol oynayacak? Türkiye, limanları açacak ama AB hiçbir şey yapmayacak mı? Buna Türk halkını inandırmak çok güç.

·  Türk halkı Kıbrıs konusunda kendini aldatılmış, incinmiş hissedebilir. Ama bu durum önceden görülebilirdi. AB, maalesef tek bir ses olarak davranamıyor. AB bu konuda bir şeyler yapmalı ama 25 ülke olarak ne yapacak? Kıbrıs Rumları, AB gündeminden kopuk kendi gündemlerini yaşıyorlar. Dolayısıyla gözler Türkiye'ye çevriliyor. Başbakan Erdoğan, "Biz hep bir adım önde olacağız" dedi. Dolayısıyla kendisinden yeni bir sürpriz yaparak yeni bir strateji geliştirmesini bekliyoruz.

Erdoğan sürpriz yapamaz

·  Türkiye artık ne kadar sürpriz yapar bilemem. Geçen sene kasım ve aralık aylarında neler yaşandığını anımsayalım. Aralarında Polonya, İsveç, Danimarka, Hollanda ve İtalya'nın bulunduğu 4-5 ülke, Kıbrıs Türkleriyle doğrudan ticaret yapılmasını içeren tüzüğü gündeme getirdi. Ama sonuç kötü oldu, çünkü AB bu konuda ortak bir politika oluşturmayı başaramadı. Rumlar, AB'nin Kıbrıs politikasını tamamen kontrol altına aldı ve bir anlamda da gözden uzak tuttu. Avrupa'nın diğer irili ufaklı ülkeleri ise ne Kıbrıs sorununu biliyorlar ne de Ada'nın haritadaki yerini...

·  Dora Bakoyanni, Yunanistan Dışişleri Bakanlığı'na seçildiğinden beri Papadopulos'un politikasının yansımasını uyguluyor. Kuzey Kıbrıs'ı ağır ağır ekonomik adımlarla 'tüketmek ve yemek' istiyorlar. Güneyde yapılan son kamuoyu araştırmalarına göre Kıbrıslı Rumların çoğu, Türklerle yeniden birleşmek yerine ayrı yaşamak istiyor. Annan Planı'nı referandumda reddeden çoğunluk, bugün de aynı oranda plana ve çözüme karşı görünüyor. Ada'da her iki tarafta da yapılan araştırmalar, özellikle gençler arasında iki devletli çözüm isteyenlerin sayısının çok olduğunu gösteriyor.

Papadopulos intikam peşinde

·  Artık çözüm gündemden düşmüş durumda. Şimdi Papadopulos'un yapmaya çalıştığı, AB aracılığıyla Türkiye'den intikam almak. Dora Bakoyanni'nin yaptığı da bu. Önceki bakan Molivyatis'ten farklı olarak "Annan Planı öldü. Çözüm olursa Papadopulos'un çözümü olur. Türkiye yükümlülüklerini yerine getirmeli" diyor. Bunun da ötesinde "Türkiye'nin üyeliği koşulsuz değil" diyor. Bu, 1999'daki Helsinki zirvesinden bu yana ilk kez kullanılan bir söylem. Yeni bir döneme giriyoruz. Rum-Yunan politikaları AB içinde Türkiye'nin üyeliğine mesafeli olan Fransa ve Avusturya gibi ülkeleri de rahatlatıyor. Çok neşeli değil ama gelinen nokta bu.

·  Türkiye-AB müzakerelerine baktığımızda Rumların Türkiye ile müzakereleri engellemek üzere 73 veto hakkının olduğunu görüyoruz. Türkiye'nin değişim süreci açısından çok önemli olan bu sürecin 'kurban' edilmesi başka bir haksızlık olacak.

Limanlar en temel sorun değil

·  Sorum şu: Türkiye, havalimanlarını ve limanlarını sürpriz şekilde açarsa ne olacak? Dünyanın sonu mu olacak?

·  Aslında bundan daha temel sorular sorulmalı. Türkiye, limanları açtığında bundan sonra buna benzer koşulların ortaya çıkmayacağına kim güvence verebilir? Bugün göremediğimiz ise Türkiye'nin karşısına çıkarılacak yeni engeller. Türkiye'de herkes, limanları da açtığımızda arkasından yeni bir şeylerin, bugün görmediğimiz, farkında olmadığımız bir şeylerin geleceğine inanıyor.

·  Türkiye, niye limanları açamaz? Türk hükümeti, Kıbrıs politikasını değiştirerek büyük risk aldı. Annan Planı'nı bu yüzden destekledi. Kıbrıs, Türk kamuoyu açısından hassas bir konu. AB'nin Kıbrıs Türklerine verdiği hiçbir söz tutulmadı. Bu hükümet de dahil, Türkiye'deki hiçbir hükümet Türk halkının önüne çıkıp da "Biz bir adım daha atmalıyız" diyemez. Bunu kimseye açıklayamazlar.

BM'nin yerini AB mi alıyor?

·  Kıbrıs'la ilgili bir AB çözümünden bahsediyoruz ama BM nerede? AB'nin bir çözüm dayatması yanlış bir tutum olur. Ancak AB'nin işin bir parçası haline geldiği de bir gerçek. Kıbrıs sorununun artık Avrupalılaştığı çok ortada. BM Genel Sekreteri Kofi Annan, çok zayıf bir durumda. Yıl sonunda gidiyor.

·  Kıbrıs sorununda sadece AB'yi suçlamak haksızlık. Papadopulos hiçbir şeyi müzakere etmeye yanaşmıyor. Limanlar konusu biraz da psikolojik. Uzunca bir süre gözardı edildi.

·  Kıbrıs sorununun sıkıcı olduğunu düşünüyorum. Kıbrıs'la ilgili çözüm parametrelerini hepimiz biliyoruz. Bu yüzden sıkıcı. Kıbrıs konusunu bir de Türkiye'nin AB üyeliği söz konusu olmadan düşünelim. Kıbrıs Cumhuriyeti, AB'nin saygın bir üyesi değil mi? Kıbrıs Cumhuriyeti'nin çözüme ilişkin Annan Planı tipinde bir çözüm planı var mı? Bir çözüm planı hazırlamak Rumların görevi değil mi?

 

Sayımla eşsiz bilgi hazinesine kavuştuk

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, bilginin en büyük kuvvet olduğunu belirterek önceki günkü nüfus ve konut sayımının bu amaçla yapıldığını vurguladı. Cumhurbaşkanı Talat, "Sayım, nüfus ve konut yapımızla ilgili eşsiz bilgi hazinesine kavuşturdu" dedi.

Cumhurbaşkanı Talat, Rum Hükümet Sözcüsü ve diğer Rum siyasilerin "sayımın güvenilir olmadığına" yönelik açıklamalarını yanıtladı. Talat, önceki günkü nüfus ve konut sayımının Rum tarafını veya başka herhangi bir kurumu tatmin etmek için yapılmadığını vurguladı.

Nüfus ve konut sayımının, KKTC'nin, sosyo-ekonomik verilerini elde etmek amacıyla yapıldığını ifade eden Talat, Rum tarafının iddiasıyla sayımın "yerleşikleri ortaya çıkarmak veya yasal hale getirmek için yapıldığı" yorumlarına katılmanın mümkün olmadığını kaydetti.

Mehmet Ali Talat, KKTC yurttaşlığı konuşunda hiçbir kuşkusu olmadığını belirterek, bu konuyu herhangi birine ispatlamak zorunda olmadıklarını, çünkü, özellikle 2004 yılından itibaren verilen vatandaşlıkların tamamen yasal ve uluslararası normlara uygun olduğunu söyledi.

Cumhurbaşkanı Talat, bu nedenle, KKTC vatandaşlığıyla ilgili herhangi bir tartışmaya açık olmadıklarını vurgulayarak, "KKTC yurttaşları tamamen eşit yurttaşlardır. Rum tarafı veya başka bir kurumun bize hesap sorması söz konusu olamaz" diye konuştu.

Cumhurbaşkanı Talat, nüfus ve konut sayımının geleceğe yönelik planlama yapmak amacıyla yapıldığını, geleceğe yönelik planlama için nüfusun, sosyo-ekonomik ve demografik özelliklerin bilinmesi gerektiğini kaydetti.

Mehmet Ali Talat, konut sayımıyla, ülkedeki konut yapısı ve dağılım şeklinin tespit edileceğini belirterek, bunların ileriye dönük planlamada önemli olduğunu vurguladı.

Cumhurbaşkanı Talat, önceki günkü sayımla ilgili olarak başbakan ve başbakanlık müsteşarıyla görüştüğünü, bazı teknik aksaklıkların olduğunu ancak gerekli tedbirler alınarak bunların giderildiğini, kalanların da giderileceğini söyledi.

KIBRIS 02/05/06

 

Papadopulos: ABD Türkiye’yi kayırıyor

Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos, ABD’nin Türkiye’yi kayırdığını belirterek, “Washington’un hoşgörüsünü kazanmak için milli çıkarlara asla zarar vermeyeceğiz” dedi.

 

NTV-MSNBC VE AJANSLAR

Güncelleme: 00:25 TSİ 03 Mayıs 2006 Çarşamba

ATİNA - Papadopulos, Yunan Elefteros Tipos gazetesine verdiği mülakatta Kıbrıs sorunu, Türkiye ve ABD ile ilişkileri değerlendirdi. ABD gibi bazı ülkelerin Kuzey Kıbrıs’ı tanıma yoluna bile gidebileceğini belirten Rum lider, “Ancak düşünmeleri gerekir. Çünkü böyle bir hareket, Türkiye’de yaşayan milyonlarca Kürt gibi, kendilerine özerklik tanınmasını isteyenlere örnek oluşturur” dedi.

Kıbrıs Rum yönetimi lideri, Rice’ın Atina ziyareti sırasında yaptığı, KKTC’nin izolasyonuna son verilmesi ve Rum kesiminin Türkiye’nin AB üyeliğini kolaylaştırma yolundaki yükümlülüğünü konu alan açıklamasına ilişkin bir soruya ise, “Rice’ın beyanlarına şaşırmıyorum. Bunlar ABD’nin sabit tezlerinin tekrarı. Kıbrıs meselesi aslında ABD tarafından sadece Türkiye’nin AB sürecinin kolaylaştırılması prizması altında ele alınıyor” yanıtını verdi.

Türkiye limanlarını açmazsa Rum tarafının ne yapacağı yolundaki soruları yanıtlamaktan kaçınan Papadopulos, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Talat’la görüşmede sakınca görmediğini, ancak Talat’ın, Kıbrıs sorununun çözümünü özlü bir biçimde ele alıp görüşmeye yetkisi olmadığını iddia etti.

Halife'den Kıbrıs eylem planına destek

Türkiye Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül ile Bahreyn Dışişleri Bakanı El Halife, Ankara Palas Devlet Konukevi'nde bir araya geldi

Halife'den Kıbrıs eylem planına destek

Bahreyn Dışişleri Bakanı Şeyh Halid Bin Ahmed Bin Muhammed El Halife, Türkiye'nin Kıbrıs Eylem Planı'na destek verdiklerini söyledi. Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül ile Ankara Palas Devlet Konukevi'nde bir araya gelen El Halife, görüşmenin ardından ortak basın toplantısı düzenledi.

Gül'ün davetlisi olarak Türkiye'ye geldiğini hatırlatan El Halife, iki ülke arasındaki ilişkilerin güçlü olduğunu ve bu yönde devam edeceğini kaydetti.

Halife, Gül ile görüşmesinde bölgesel konular ile İran'ın nükleer dosyası, Irak, Filistin ve Kıbrıs konularında görüş alışverişinde bulunduklarını söyledi.

Basın toplantısında gazetecilerin sorularını da yanıtlayan El Halife, Türkiye'nin Kıbrıs konusundaki açılımına ilişkin soru üzerine, daha önce Annan planını destekleyen Bahreyn'in şu anda da Türkiye'nin açıkladığı Eylem Planı'na destek verdiğini söyledi.

"Biz Kıbrıslı Türklere karşı uygulanan her ambargonun, kısıtlamanın kaldırılmasını istiyoruz" diyen El Halife, bu konuda gerekli çabaları da göstereceklerini kaydetti.

İran'ın nükleer programıyla ilgili sorun üzerinde bir işbirliğine varılıp varılmadığı sorusu üzerine de Halife, Ortadoğu'da yeterince sorun olduğunu hatırlatarak, Gül ile bölgenin nükleer silahlardan arındırılması konusunda görüş birliği içinde olduklarını kaydetti.

KIBRIS 03/05/06

 

Bafra'ya deniz suyu arıtma sistemi kuruluyor

ÖNEMLİ ADIM... Su kaynakları gittikçe azalan KKTC'de denizden arıtma sistemiyle içme suyu elde etme yönünde bir adım daha atıldı. Bafra turizm bölgesinde kurulacak deniz suyu arıtma sistemi, hem buradaki turistik tesislere, hem de Çayırova, Kalecik, Bafra, Boğaztepe, İskele ve Salamis'e kadarki kıyı şeridinin de içme suyu ihtiyacının karşılanmasına katkıda bulunacak

 

Su kaynakları gittikçe azalan KKTC'de denizden arıtma sistemiyle içme suyu elde etme yönünde bir adım daha atıldı. Bafra turizm bölgesinde kurulacak deniz suyu arıtma sistemi, hem buradaki turistik tesislere, hem de Çayırova, Kalecik, Bafra, Boğaztepe, İskele ve Salamis'e kadarki kıyı şeridinin de içme suyu ihtiyacının karşılanmasına katkıda bulunacak.

"Bafra Tatil Köyü ve Bölgesi Deniz Suyu Arıtma Projesi" dün İçişleri Bakanlığı'nda imzalanan sözleşmeyle resmen başladı. Sözleşmeye İçişleri Bakanı Özkan Murat ile İsrail'in Tahal firması Pazarlama Direktörü Dan Santo imza koydu. İmza töreninde Bakanlık Müsteşarı Ali Alnar, Su İşleri Dairesi Müdürü Mustafa Sıdal, Tahal Türkiye ve KKTC İş Geliştirme Müdürü Tuna Ozaner ile öteki yetkililer de hazır bulundu.

Bafra'da içme ve kullanma suyu kalitesini Dünya Sağlık Örgütü standartlarına getirecek arıtma sisteminin ilk etapta günde 2 bin metreküp olan kapasitesi 8 bine kadar yükseltilebilecek. Arıtma sisteminden Bafra Tatil Köyü yanında bazı köyler de yararlanacak.

Tesis için toplam yatırım tutarı 1 milyon 510 bin dolar olarak öngörülüyor. Yap-işlet-devret modeliyle yapılacak tesiste üretilecek suyun her metreküpü 97 cent'ten Su İşleri Dairesi'ne satılacak ve tesis 10 yıl sonra bakanlığa devredilecek.

Murat: Devletin dahil olduğu ilk proje

İçişleri Bakanı Özkan Murat, imza töreni sırasında yaptığı konuşmada, alternatif su kaynağı elde etmeye yarayacak bu projenin KKTC'de bazı turistik tesislerde denenenler dışında ilk kez devletin dahil olduğu bir proje olduğunu belirterek, deniz suyu arıtma tesisinin devreye girmesiyle Karpaz bölgesinde Yeşilköy akiferinde yaşanan sıkıntının da giderileceğini söyledi.

Murat, tesisin kapasitesinin artırılabileceğini ve örnek olacağını kaydederek, özellikle Çatalköy, İskele-Karpaz bölgelerinde denizden su artırmanın teşvik edileceğini belirtti.

Bafra'da kurulacak tesisin 2 bin metreküp kapasiteli olacağını ancak bunun 8 bin metreküpe kadar artırılabileceğini ifade eden Bakan Murat, tesisin arıtacağı suyun hem Bafra Tatil Köyü'ne hem de bazı civar köylere verileceğini anlattı.

İçişleri Bakanı Özkan Murat, Karpaz bölgesinde Yeşilköy akiferinde yaşanan sıkıntının böylece giderileceğini kaydederek, projenin hayırlı olmasını diledi ve Bakanlar Kurulu'nun deniz suyuna arıtma yapacak turistik tesisleri teşviklendirme kararı aldığını hatırlattı.

Özkan Murat, "Su bizim için altın değerinde" diyerek, hükümetin hem çağdaş yaşam, hem de sağlık için birkaç proje yürüttüğünü, tüm köylerin eskiyen su şebekelerinin değiştirildiğini, bu yıl ise isale hatlarının yenilenmesine başlanacağını bildirdi.

Murat, "En önemli projelerimizden bir tanesi de Lefkoşa-Mağusa hattını güçlendirecek 24 kilometrelik Kumköy-Serhatköy pompaj hattıdır" dedi.

Boruyla su projesi için çalışmalar sürüyor

İçişleri Bakanı Murat, Girne'yi de beslemek için bazı kaynaklar üzerinde çalıştıklarını ifade ederek, bu arada gelecek için mega proje olan Türkiye'den boruyla su taşıma projesine yönelik çalışmaların sürdüğünü, ileride bu konuda daha detaylı açıklamalar yapacağını bildirdi.

Kanalizasyon sorunu

En önemli projelerinin kanalizasyon sorununu çözmek olduğunu ifade eden Murat, kısa süre önce İsrail'e yaptığı ziyarette şehirlerdeki atık suları dönüştüren birçok tesis gördüğünü, özellikle Güzelyurt akiferinin korunmasını ve Güzelyurt'un kanalizasyon sorununun ciddi ciddi önlerine koymaları gerektiğini söyledi.

Murat, İsrail'de gördüklerinin tam da Güzelyurt'un yapısına uygun olduğunu kaydederek, "Bunu önümüze hedef olarak koyabiliriz" dedi ve firmaya teşekkür etti.

Ozaner: Maliyet dünya ortalamasının altında

Tahal Türkiye ve KKTC İş Geliştirme Müdürü Tuna Ozaner de konuşmasında, geçtiğimiz haftalarda Girne'nin atık su tesisini hayata geçirdiklerini, şimdi de Bafra turizm bölgesinin su ihtiyacını karşılayacak deniz suyundan içme suyu kalitesinde tatlı su elde edecek projeyi başlatmanın heyecanını yaşadıklarını söyledi.

Ozaner, projenin ilk etapta günde 2 bin metreküp deniz suyunu tuzdan arındırarak Bafra turizm bölgesinde kurulacak tesislere gerekli tatlı suyu sağlayacak şekilde projelendirildiğini belirterek, bu miktarın gelecek yıllarda gerek görülürse artırılacağını kaydetti.

Elde edilecek suyun maliyetinin dünya ortalamasının altında ve sadece ton başına 97 cent olacağını bildiren Tuna Ozaner, yap-işlet-devret modeliyle yapılacak tesisin, işletmesini 10 yıl süreyle firmalarının sürdüreceğini, 10 yılın sonunda tesisin İçişleri Bakanlığı'nın olacağını bildirdi.

KKTC'ye destek için maliyeti düşük tuttuklarını vurgulayan Ozaner, "Bu projeyle yavru vatan KKTC bir ilke daha imza atmış olacaktır. Biz Tahal Gubu olarak bu gelişmenin içinde yer aldığımız için çok mutluyuz. Elimizden gelenin en iyisini yapmaya çalışacağız" diye konuştu.

Tahal Türkiye ve KKTC İş Geliştirme Müdürü Tuna Ozaner, projenin uygulanmasına desteğinden dolayı İçişleri Bakanı'na ve emeği geçen herkese teşekkür etti.

KIBRIS 03/05/06

 

13 sivil toplum örgütü, Brüksel'de gerçekleştirdiği temaslar sırasında AB'nin etkili örgütlerine çağrıda bulundu:.. İzolasyonları kaldırın

Kıbrıs Türk Tabipleri Birliği (KTTB), 25-29 Nisan 2006 tarihlerinde, 13 sivil toplum örgütü ile birlikte Brüksel'de 'Kıbrıslı Türklere uygulanan ambargoların kaldırılması için' gerçekleştirdiği temaslar sonrası yayınladığı raporda, ülkemiz örgütlerinin, siyasi düşüncesi her ne olursa olsun, Kıbrıslı Türkler üzerinde uygulanan haksız izolasyonların kaldırılması ortak paydasında bir araya gelerek bu uğurda çaba göstermesi çağrısında bulundu.

KTTB Başkanı Dr. Bülent Dizdarlı, temaslar sonrası hazırlanan raporun, Avrupa sivil toplum örgütlerinin eleştirileri ve Tabipler Birliği olarak kendi tespit ve önerilerini kapsadığını ifade etti.

Söz konusu raporda, Avrupa sivil toplum örgütlerinin, Kıbrıslı Türklere yönelik yaptığı tespitlerde, Kıbrıslı Türklerin 'meydanı çok boş bıraktığı' ve temasları gerçekleştiren örgütlerin, Türkiye'den ayrı, Kuzey Kıbrıs'a ait sivil toplum örgütleri olduklarını devamlı göstermeleri gerektiği yönünde yaptıkları eleştirilere yer verildi.

Ayrıca raporda, yapılan çalışmalar sonucunda, Tabipler Birliği tarafından varılan sonuçlar arasında, Kıbrıslı Rumların, propaganda amaçlı eylemlerine karşı eylemler düzenlenmesi ve Kıbrıs Cumhuriyeti'ni ele geçiren Rumların, bu sayede Kıbrıslı Türklerin toplumsal haklarını ambargo altında tuttuğunun artık bir şekilde dünyaya ilan edilmesinin gerekliliği belirtildi.

"Bu ülkede ilk defa 'hayır'cılar

ve 'evet'çiler birlikte hareket etti"

KTTB Başkanı Dr. Bülent Dizdarlı, Brüksel'de temaslarda bulunan 13 sivil toplum örgütünün, farklı siyasi görüşlere sahip olduğuna dikkat çekerek, "Annan planı referandumunda hem 'evet' hem de 'hayır' oyu kullanmış farklı örgütler, Kıbrıslı Türklere uygulanan izolasyonların kaldırılması ortak paydasında buluştu. Bu, bizim ülkemizde ilk defa yapıldı" şeklinde açıklamada bulundu.

Dizdarlı, Brüksel'de kalınan süre içerisinde, Quaker Counsil for European Affairs, Internation Crisis Group ve European Policy Center gibi etkili örgütler ve bazı parlamenterlerle görüştüklerini kaydetti.

Dr. Bülent Dizdarlı ayrıca, Kıbrıs Türk sivil toplum örgütlerinin, izolasyonlara yönelik sunumlar gerçekleştirdiğini de belirtti.

Avrupa sivil toplum örgütlerinin eleştirileri

Dizdarlı, temaslar sonrası, Avrupa sivil toplum örgütlerinin, heyete yönelik yapmış olduğu eleştirilerden de bahsetti.

Dr. Bülent Dizdarlı bu eleştiriler arasında, 'Kıbrıslı Türklerin meydanı boş bırakması', Kıbrıs Türk sivil toplum örgütlerinin, Türkiye'de ayrı, Kuzey Kıbrıs'a ait sivil toplum örgütleri olduklarını göstermesi', 'Brüksel'de yapılan gösterilerin daha organize ve çok sayıda insanla yapılması' ve 'örgütlerin, Avrupa Birliği (AB) kurumlarının hazırladığı raporlarda, Kıbrıs Türk sivil toplum örgütlerinin aktaracağı bilgilerin önemli olduğu ve AB ile sürekli temas içerisinde bulunması gerektiğinin yer aldığına dikkat çekti.

Tabipler Birliği'nin vardığı sonuçlar

Tabipler Birliği'nin hazırlamış olduğu raporda, vardıkları sonuçları dile getiren Dr. Bülent Dizdarlı, bunların; 'Brüksel'de düzenlenecek gösteriler çok daha kapsamlı ve hatırı sayılır bir kalabalıkla gerçekleştirilmesi', 'Türk askerinin Kıbrıs'ta bulunuşunun sorumluluğunun Kıbrıslı Türklerde olmadığı ısrarla ve sıklıkla vurgulanması gerektiği', Kıbrıslı Rumların gerçekleştirdiği eylemlerin takip edilerek karşı eylem yapılması ve Kıbrıs Cumhuriyeti'ni ele geçiren Rumların, Kıbrıslı Türklerin toplumsal haklarını ambargo altında tuttuğunun artık bir şekilde dünyaya duyurulması' olduğunu belirtti.

Dizdarlı sözlerini tamamlarken, uzun yıllardan beridir, Kıbrıslı Türklere uygulanan haksız izolasyonların kaldırılması için, bütün sivil toplum örgütlerinin birlikte çalışması gerektiği yönündeki çağrısını yineledi.

KIBRIS 03/05/06

 

Türk bayrağı çalan Matsakis Türkiye'de

 

Matsakis, askeri yetkililerin telefonunu bloke ettiğini öne sürdü



3 Mayıs, 2006 17:54:00 (TSİ) CNN TURK

Bir süre önce Güney Kıbrıs Rum Kesimi tarafından sınırı ihlal ederek Türk bayrağını çalan ve daha sonra İngiliz üssüne girerek olay çıkaran Rum milletvekili Marios Matsakis Türkiye'ye geldi.

Türkiye-AB Karma Parlamento Komisyonunun (KPK) 56. toplantısı içinTürkiye'de bulunan Matsakis, "Türkiye'ye neden geldiniz?" ve "Ankara'da neler yapacaksınız?" sorularını "buraya Avrupa Parlamentosu üyesi olarak geldim. Türkiye'nin AB'ye girmesi için Türklerle konuşmaya geldim" diye yanıtladı.
 
"Türkiye'nin en büyük düşmanı ordudur. Demokratik bir ülke haline gelmek istiyorsanız generalleri kışlalarına göndermek zorundasınız. Askerlere politikadan ellerini çektirmek zorundasınız" diye konuşan Matsakis, Türkiye'nin çok güzel bir ülke olduğunu, çok akıllı ve çalışkan bir genç kuşağa sahip olduğunu ifade etti.
 
Rum milletvekili Matsakis Atatürk Havalimanı İç Hatlar Terminali'nde uçağa binmeden önce AB, daha sonra da Güney Kıbrıs ile Kuzey Kıbrısı'ı bir arada gösteren bayrağı açtı.
 
Rum milletvekili, kendisini izyeyen gazetecilerin "Neden VIP salonunu kullanmadınız?" sorusuna "Çünkü ben normal bir insanım" karşılığını verdi.
 
Telefonunun bloke edildiğini iddia etti
 
Fırsat buldukça Türkiye düşmanlığı yapan Matsakis,Türk askeri yetkililerinin cep telefonunu bloke ettiğini de iddia etti.
 
Matsakis, gazetecilerin kendisine ilgi gösterdiğini görünce, Türk askerinin Kıbrıs'tan çekileceğini ve Ada'nın 'özgür kalacağını' söyledi.
 
Matsakis'in kameraların ilgisi karşısında konuşmasına tepki gösteren Almanya ve Avrupa Parlamentosu Milletvekili Vural Öger, ''bu adamı ciddiye almayın. Avrupa Parlamentosunda o konuşurken herkes güler. Türkiye karşıtları bile ciddiye almazlar. Klon denilen bir adam'' dedi.
 
Geçtiğimiz yıl sınırdan Türk bayrağını çalmıştı
 
Geçtiğimiz yıl KKTC sınırında bir nöbetçi kulübesinden Türk bayrağını çaldığı gerekçesiyle Türk Askeri Mahkemesi'nde yargılanan AP Rum Milletvekili Marios Matsakis, geçtiğimiz ay da İngiliz üslerine kaçak girmiş ve tutuklanmıştı.
 
Matsakis, Kıbrıs'taki ara bölge Akıncılar'da 1 kasım 2005'te bir nöbet kulübesine tırmanmış ve Türk bayrağını indirmişti.
 
Matsakis, daha önce de KKTC sınırını geçmeye çalışırken ve İngiliz üslerinin tellerinde asılı kalarak gündeme gelmişti.
 
Marios Matsakis, 9 kasım 2005'te Güney Kıbrıs'taki partisinden kovulmuş, hakkında tarihi eser kaçakçılığından soruşturma açılmış ve Avrupa Parlamentosu'nda dokunulmazlığı kaldırılmıştı.

 

Güney Kıbrıs'a ilk turistik tur

A.A.

Türkiye'den, Güney Kıbrıs Rum Kesimi'ne, 1974 Barış Harekatı'ndan bu yana ilk kez turistik tur düzenlendi. Güney Kıbrıs'ta Ayia Napa bölgesine gerçekleşecek tur kapsamında Hala Sultan Tekkesi'ne ziyaret de yer alıyor

Karetta Travel adlı şirket tarafından düzenlenen tur, Güney Kıbrıs'ın kumsallarıyla meşhur Ayia Napa bölgesinde konaklama, isteyene Hala Sultan Tekkesi'ne ziyaret, KKTC'ye geçiş ile ikiye bölünmüş son başkent Lefkoşa'nın diğer tarafını da görme ve tanıma imkanı veriyor.

Şarabı ve denizi ile meşhur Limasol'u da gezme şansı veren tur, 490 Euro'dan başlayan fiyatlarla ve 4-7 gece olarak organize edildi. 3, 4 ve 5 yıldızlı otellerde konaklamalı tur, özel bir vizeyle THY ile İstanbul'dan Atina aktarmalı gerçekleştirilecek.

Bu arada pasaportunda KKTC damgası bulunanların Güney Kıbrıs Kesimi için vize alamadığı bildirildi.

Karetta Travel Genel Müdürü İbrahim Habeş, yaptığı açıklamada, 1974 Barış Harekatı'ndan sonra Türkiye'den, Güney Kıbrıs'a ilk kez turistik tur düzenlendiğine dikkat çekerek, “Tura ilgi çok büyük. Güney Kıbrıs merak konusu” dedi.

Turun ilk programının 19 Mayıs Cuma günü gerçekleştirileceğini ve 20 kişilik bir grubun Güney Kıbrıs Rum Kesimi'ne gideceğini anlatan Habeş, bu tarihten itibaren her perşembe bu turların gerçekleşeceğini kaydetti. Habeş, turun Atina aktarmalı yapılacağını ifade ederek, oradan Larnaka'ya hareket edileceğini ve şirket olarak Güney Kıbrıs için vizeyi de kendilerinin aldığını söyledi.

Kendisi de Kıbrıs Türkü olan Habeş, turu organize ettikleri Güney Kıbrıs'taki Rum partnerlerinin de bu turdan dolayı heyecanlı olduğunu belirterek, bu tür organizasyonları barış ortamı için umut verici olarak değerlendirdiklerini ifade etti.

HURRIYET 04/05/06

 

İngiliz turistlerin tercihi Türkiye

ANKA

İngiltere’nin önemli bulvar gazetelerinden Daily Mirror’un haberine göre, tatilini İngiltere dışında yapmak isteyen İngilizler en çok İspanya, Yunanistan ve Türkiye’yi tercih ediyor.

Haberde, Mısır ve Bulgaristan’ın da İngilizler arasında popülaritesi artmaya başlayan iki ülke olduğu kaydedildi.

Türkiye’nin, tatile bağımsız çıkan İngilizlerin olduğu gibi, tur paketiyle tatil yapan İngilizlerin de en çok tercih ettiği üç ülke arasında olduğu aktarıldı.

İngiliz turistlerin tatillerini Türkiye’de yapmak istemesinin Türkiye’nin tarihi ve turistik güzelliklerinin yanı sıra, diğer büyük turist alan ülkelere göre çok daha ucuza tatil imkanları sunmasından kaynaklandığına inanılıyor.
Öte yandan İngilizlerin yarısından fazlasının yurt dışı yerine İngiltere ya da Birleşik Krallık içinde tatil yapmayı tercih ettiği ifade edildi. Buna göre 2004 yılında 59.4 milyon, geçen yıl da 66.3 milyon İngiliz’in tatile çıktığı ve bunların yüzde 45’inin yurt dışına çıktığı kaydedildi.

Thomas Cook tarafından yapılan ve gazetede yayınlanan araştırma, yoğun internet kullanımına rağmen İngilizlerin tatil paketleri almak için hala telefonu tercih ettiğini ortaya koydu.

HURRIYET 04/05/06

 

Erdoğan, Karamanlis ile görüştü

Lütfü KARAKAŞ-Kerem KURUL/SELANİK, (DHA)

Başbakan Tayyip Erdoğan, Selanik'te yapılan Güneydoğu Avrupa İşbirliği Süreci Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi için gittiği Selanik'te Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis ile görüştü.

/_newsimages/1470946.jpgBaşbakan Erdoğan'ı, zirveye gelişinde Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis karşıladı. Erdoğan, Karamanlis ve Dışişleri Bakanı Dora Bakoyani, bir süre ayaküstü sohbet ettiler.

Erdoğan zirvede yaptığı konuşmadan sonra Karamanlis ile yeniden biraraya geldi.

Yaklaşık 1 saat görüşen görüşmede iki iki ülkenin başbakanın birbirlerine karşılıklı iyi niyet duygularını ilettikten sonra ikili ilişkilerin geliştirilmesi, AB ve Kıbrıs konuları ele aldı.

/_newsimages/1471589.jpgRUHBAN OKULU'NUN AÇILMASI TALEBİ

Karamanlis’in, Başbakan Tayyip Erdoğan’dan İstanbul Fener Rum Patrikhanesi’ne ilişkin konular, dini özgürlükler ve Heybeliada Ruhban Okulu’nun açılması gibi
AB’ye karşı yükümlülüklerinin yerine getirmesini istediği bildirildi.

Başbakan Erdoğan ile Karamanlis arasında bugün Selanik’teki SEECP zirvesi kapsamında gerçekleştirilen ikili görüşmenin ayrıntıları Yunan Dışişleri Bakanlığı yetkililerince açıklandı.

Buna göre çok sıcak bir havada geçen görüşmede Karamanlis Türkiye’nin AB’ye tam üyeliğini desteğini tekrarlarken, AB sürecinde Türkiye’nin İstanbul Fener Rum Patrikhanesi’ne ilişkin konulardaki, dini özgürlükler ve Heybeliada Ruhban Okulu’nun yeniden açılmasını istedi.

LİMANLARI AÇIN TALEBİ

Görüşmede Türkiye ile Yunanistan arasındaki ticaret hacminin 2 milyar doları bulduğunu ve bu rakamın 5 milyar dolara çıkarılması gerektiğinin de üzerinde duruldu.

İki başbakan Türkiye’nin AB çerçevesinde üstlendiği yükümlülükler arasında yer alan Türk limanlarının Kıbrıs Rum Kesimi gemilerine açılmasını da konuştu.

Başbakan Erdoğan’ın Karamanlis’e yaptığı Türkiye davetinin tarihi ve ayrıntıları ise iki ülkenin Dışişleri Bakanlıkları tarafından görüşülecek. görüşmede Yunan Başbakanı Karamanlis dün gece oynanan Feherbahçe-Beşiktaş maçı sonucu üzerine de karşılıklı espriler yapıldı.

Görüşmeye, Yunanistan Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni ve Devlet Bakanı Ali Babacan da katıldı.

/_newsimages/1471776.jpgAİLE FOTOĞRAFI

Görüşmelerin tamamlanmasından sonra, Güneydoğu Avrupa İşbirliği Süreci Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi'ne katılan başbakanlar aile fotoğrafı çektirdi.

Alile fotoğrafı için toplantının yapıldığı otelin havuz başına önce Başbakan Erdoğan geldi. Başbakan Erdoğan yerinin belli olması için yere konulan Türk bayrağını alarak Atina Büyükelçiliği görevlilerine verdi.

ERDOĞAN'IN ZİRVEDE YAPTIĞI KONUŞMA

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Balkanlar’ın istikrarsızlık, gerginlik ve çatışmalarla anıldığı dönemin artık geride kaldığını söyledi.  Erdoğan,  “Bir zmanlar ’Avrupa’nın barut fıçısı’ olarak adlandırılan bölgemizde sağlanan uzlaşma ve ulaştığımız işbirliği düzeyi, dünyanın diğer bölgelerine örnek olabilecek durumdadır” dedi. Erdoğan,  Balkanların, Türkiye için sadece içinde bulunduğu bir coğrafya olmadığını, aynı zamanda tarihi, kültürel ve insani bağlarının olduğu ve kardeş toplumların birlikte yaşadığı bir bölge olduğunu söyledi.

“TÜRKİYE İÇİN BALKANLAR AYRI BİR ANLAM TAŞIYOR”

 Selanik’te bu sabah başlayan Güneydoğu Avrupa İşbirliği Süreci (SEECP)  Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi’ne katılan Başbakan Erdoğan, Balkanların Türk halkının gönlünde özel bir yeri olduğunu vurguladı. Başbakan Erdoğan, bu sıcak duyguların, Balkan ülkeleriyle ilişkileri daha da geliştirme isteğini güçlendirdiğini belirterek, şöyle dedi:

“Burada, öncelikle Balkanlar’ın güvenlik, istikrar ve barış içinde olmasına verdiğimizin önemin altını çizmek istiyorum. Tüm Avrupa için stratejik öneme sahip olan bu bölgede kalıcı istikrar ve barışın sağlanması için her türlü çabayı göstermeye devam edeceğiz.  Bu nedenle gerek ikili, gerekse çok taraflı işbirliklerine önem veriyoruz. Balkan ülkeleri bugün yakın ilişki ve işbirliğinde kayda değer bir seviye yakalamış, bölge hala kırılgan da olsa önemli ölçüde istikrara kavuşmuştur. Güneydoğu Avrupa Ülkeleri İşbirliği Süreci’nin Girit’te 9 yıl önceki ilk toplantısında, bunları hayal etmek dahi zordu. O dönemde, savaş, çatışma ve anlaşmazlıkların neden olduğu acılar hala tazeydi. Balkanlar’ın istikrarsızlık, gerginlik ve çatışmalarla anıldığı dönem artık geride kalmıştır. Bir zamanlar "Avrupa’nın barut fıçısı" olarak adlandırılan bölgemizde sağlanan uzlaşma ve ulaştığımız işbirliği düzeyi, dünyanın diğer bölgelerine örnek olabilecek durumdadır.”

“BÖLGE FIRSATLAR YELPAZESİ"

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, bir çok ortak noktaya sahip Balkan halklarının önünde enerjiden ticarete, ulaşımdan iletişime, çevreden kültüre uzanan geniş fırsatlar yelpazesi bulunduğunu, Güneydoğu Avrupa İşbirliği Süreci’nin, bu fırsatların tartışılıp değerlendirilebileceği önemli bir siyasi platform olduğunu anlattı. Türkiye’nin Yunanistan ile Haziran 2005’te imzaladığı doğalgaz boru hattı anlaşmasının, bu alandaki işbirliğinin somut bir örneği olduğunu anlatan Başbakan Erdoğan, NABUCCO Projesi’nin Hazar Havzası doğalgazının, Türkiye ve Romanya üzerinden Orta ve Batı Avrupa’ya naklini öngördüğünü söyledi.

Ortadoğu ve Kafkaslar ile Orta Asya’daki doğalgaz ve petrol kaynaklarına yakın olan Türkiye’nin, nakil hatları bakımından stratejik bir konuma sahip olduğunu belirten Başbakan Erdoğan sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bu nedenle, enerji alanında yapılacak işbirliğine büyük önem veriyor, gerçekleştirilecek projelerden bütün bölgenin kazançlı çıkacağına inanıyoruz.  Bölge ülkeleri arasında önemli bir işbirliği projesi olan "Güneydoğu Avrupa Enerji Topluluğu" anlaşmasının imzalanmasını da memnuniyetle karşıladık. Bildiğiniz gibi Türkiye, bazı teknik nedenlerle bu anlaşmayı imzalamamıştır. Bu konuda Avrupa Birliği Komisyonu ile devam eden görüşmelerimizin kısa sürede sonuçlanacağını ümit ediyorum. Böylece, aslında hazırlık çalışmalarına aktif olarak katıldığımız anlaşmayı imzalayabileceğimizi düşünüyorum. Bölgemizi Kuzey-Güney ve Doğu-Batı ekseninde kesecek ulaştırma koridorlarının bir an önce tamamlanmasına, gerek istihdam gerek ekonomik ve sosyal kalkınmaya etkileri bakımından önem veriyoruz. Bu koridorlar vasıtasıyla gelişecek olan turizm, halklarımızın birbirlerini daha iyi tanımalarını sağlayacaktır. Böylece istikrarsızlık ve gerginliklerin ortadan kaldırılması daha da kolaylaşmış olacaktır. Bu bakımdan, turizmi ciddi bir işbirliği alanı olarak gördüğümüzü belirtmek istiyorum.  Diğer bir konu da, sınır aşan özelliği nedeniyle önemli olan çevrenin korunması alanında yapılabilecek işbirliğidir. Bu alanda hem bizlere hem de vatandaşlarımıza ve sivil toplum örgütlerine büyük sorumluluklar düşmektedir.”

“BÜROKRASİ VE VİZE ENGELİ KALKSIN”

Karşılıklı ticaretin geliştirilebilmesi için öncelikle, yasal ve bürokratik engellerin kaldırılması, Türk işadamlarının teşvik edilmesi, ve vize kolaylıkları sağlanması gerektiğini söyleyen Başbakan Erdoğan, “Bölge ülkeleri arasında ikili ve çok taraflı tercihli ticaret anlaşmaları imzalanması da ticaretin geliştirilmesi bakımından önemlidir” dedi.
Güneydoğu Avrupa İşbirliği Sürecine dahil olan tüm ülkelerin, gerekli şartları bir an önce tamamlayarak, Avrupa ve Avrupa-Atlantik yapıları içinde hak ettikleri yeri almalarını desteklediklerini belirten Başbakan Erdoğan, “Gerçekleştirilecek işbirlikleri, barış içinde bir arada yaşama kültürünü kuvvetlendirecek, ortak değerlerin yayılmasını sağlayacak, ekonomik ve sosyal kalkınmaya yardımcı olacaktır. Böylece bu alanda atılacak adımlar ortak çıkarlarımıza hizmet edecektir. Bu nedenle AB’nin de, genişlemeye dar bir vizyonla yaklaşmaması ve ülkeleri teşvik edici açılımlarda bulunması isabetli olacaktır” diye konuştu.

AB İLİŞKİLERİNDE YENİ BİR SAYFA

Türkiye-AB ilişkilerinde 3 Ekim 2005 tarihinde alınan kararla yeni bir sayfa açıldığını belirten Başbakan Erdoğan, “Adil ve sürdürülebilir bir müzakere süreci, ortak amacımıza ulaşmak için şarttır. 20 Ekim’de başlayan tarama sürecini bu yıl içinde tamamlamayı öngörüyoruz. Hükümet olarak, katılım müzakerelerine başlanması kararıyla ivme kazanan reform çalışmalarımızı sürdürme konusunda kararlıyız” dedi.
Bölgesel işbirliği çerçevesindeki kazanımlarımızı daha ileriye taşıyabilmek için güvenlik ve refahı ilgilendiren konularda sorumluluk üstlenmeye hazırlıklı olunması gerektiğini anlatan Başbakan Erdoğan, Güneydoğu Avrupa Ülkeleri İşbirliği Süreci’nin en önemli özelliği, bölgenin kendi içinden çıkan yegane  işbirliği süreci olması, kesintisiz bir siyasi danışma forumu niteliği taşıyan sürecin, esnek yapısını koruyarak, bundan sonra da bölgenin gerçek sesi olmaya devam etmesini istedi.

“KOSOVA'YA DİKKAT”

Kosova’nın, bölgede dikkatle takip edilmesi gereken sorunların başında geldiğini bildiren Başbakan Erdoğan, Türkiye’nin bu ülke ile köklü tarihi, kültürel ve beşeri bağlara sahip olduğunu kaydederek, şöyle devam etti:
“Kosova’da Türk azınlık, Türkiye’de de çok sayıda Kosova kökenli vatandaşımız, bulunmaktadır. Bu nedenle Kosova’daki gelişmeleri çok daha yakından takip ediyoruz.  Kosova’da 1999 öncesine dönülmesi veya mevcut durumun korunabilmesinin mümkün olmadığı genel kabul görmektedir. Bu bakımdan, nihai statü görüşmelerinin Şubat ayı itibariyle başlamış olmasından memnuniyet duyuyoruz. Nihai statü görüşmelerinin, Kosova’da yaşayan bütün halkların üzerinde uzlaşacağı bir çözümle sonuçlanması temel beklentimizdir. Varılacak  nihai çözüm ne olursa olsun, yeni  anayasada Kosova’nın çok kavimli, çok kültürlü, ademi merkeziyetçi yapısı teyit edilmelidir. Türkler dahil tüm halkların yerel ve merkezi yönetim organlarında hakça temsil edilmeleri sağlanmalıdır. Yine, Karadağ’da 21 Mayıs’ta yapılacak referandumun sonucu da hem ilgili taraflar, hem de uluslararası toplum tarafından kabul edilmelidir. Bu, bölgede yeni gerginliklere yol açılmaması bakımından gereklidir.”

HURRIYET 04/05/06

 

İngiltere'de yerel seçimler yapılıyor

LONDRA (A.A)

İngiltere'de seçmenler, Londra'daki 32 belediyenin meclis üyeleriyle birlikte bütün ülke çapında 4360 belediye meclisi koltuğunun sahiplerini belirlemek üzere sandık başına gidiyor.

36 büyük şehir belediyesinin de içinde bulunduğu 170 yerel yönetim için sandığa giden seçmenler, bütün belediye meclisi üyeliklerinin yaklaşık üçte biri için oy kullanacak. Bugünkü yerel seçimlerde, 23 milyon seçmenin oy kullanma hakkı bulunuyor.

Londra'daki Hackney, Watford, Newham ve Lewisham bölgelerinde belediye başkanlarının da belirleneceği seçim için oy kullanma süresi saat 22.00'de sona erecek.

28 TÜRK ADAY

Seçimlerde 28 Türk aday yarışıyor. Bunlardan Yasemin Brett, Nilgün Canver, Muttalip Ünlüer, Ahmet Karahasan, Ahmet Öykener, Alev Cazımoğlu, Dilek Doğuş, Feryal Demirci, Deniz Oğuzkanlı, Gülay İçöz, Evrim Laws ve Ayfer Orhan, İşçi Partisi'nden; Doğan Delman, Ertan Hürer, Kamuran Kadir, Alper Kurtaran, Beyzade Beyzade, Metin Noyan, Adil Certel, İbrahim Erdoğmuş, Mehmet Bezginsoy ve Sakine Ateş, Muhafazakar Parti'den; Meral Ece, Işıl Güler ve Ali Demirci, Liberal Demokrat Parti'den; Tekin Kartal, Aslı Demirel ve Sait Akgül de Respect Hareketi'nden aday oldu.

HURRIYET 04/05/06

 

Provokatör Türkiye'de ortaya çıktı

KKTC sınırından Türk bayrağını alarak kaçan Rum milletvekili

Matsakis, Türkiye'ye ayak basar basmaz yine olay yarattı

Provokatör Türkiye'de ortaya çıktı

"TÜRKLERLE KONUŞMAK İÇİN GELDİM"... Rum milletvekili Matsakis, Avrupa Birliği Karma Parlamento Komisyonu Genel Kurul Toplantısı'na katılmak üzere gittiği Türkiye'de "Kıbrıs Cumhuriyeti" bayrağı açtı. Atatürk Havaalanı'nda konuşan Matsakis, "Buraya Avrupa Parlamentosu üyesi olarak geldim. Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne girmesi için Türklerle konuşacağım" dedi

KKTC sınırından Türk bayrağını alarak kaçan Rum Milletvekili Matsakis, Türkiye'ye gitti. Avrupa Parlamentosu üyesi Matsakis, Atatürk Havaalanı'nda "Kıbrıs Cumhuriyeti" bayrağı açtı.

Rum milletvekili Matsakis Avrupa Birliği Karma Parlamento Komisyonu Genel Kurul Toplantısı'na katılmak üzere gittiği Türkiye'de Atatürk Havaalanı'nda yaptığı konuşmada, "Buraya Avrupa Parlamentosu üyesi olarak geldim. Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne girmesi için Türklerle konuşacağım" dedi.

Matsakis, "Bence Türkiye'nin en büyük sorunu ordudur. Generaller kışlaya dönmeli" diye konuştu. Türkleri çok sevdiğini de söyleyen Rum milletvekili bayrak çalma eylemini hatırlatarak, "Amacım, yabancı askerlerin Kıbrıs'tan çekilmesidir. Kıbrıs'ta her iki tarafın kayıpları konusunda yeni bir eylem yapabilirim. Ama bu ne olur? Şimdilik kestirmek güç" dedi.

"Cep telefonumu bloke ettiler

Fırsat buldukça Türkiye düşmanlığı yapan Avrupa Parlamentosu Milletvekili Marios Matsakis, Türk askeri yetkililerinin cep telefonunu bloke ettiğini iddia etti.

Matsakis, gazetecilerin kendisine ilgi gösterdiğini görünce, Türkiye'ye Ürdün Hava Yolları uçağı ile gelebildiğini anlattı. Matsakis, Türk askerinin Kıbrıs'tan çekileceğini ve Ada'nın "özgür kalacağını" söyledi.

Matsakis'in kameraların ilgisi karşısında konuşmasına tepki gösteren Almanya ve Avrupa Parlamentosu Milletvekili Vural Öger, "Bu adamı ciddiye almayın. Avrupa Parlamentosunda o konuşurken herkes güler. Türkiye karşıtları bile ciddiye almazlar. Klon denilen bir adam" dedi.

TBMM Dışişleri Komisyonu Başkanı Mehmet Dülger, Matsakis'in konuşmasının ardından yanına giderek, bir süre konuştu.

Rum milletvekili, Akıncılar'da 1 Kasım 2005'te bir nöbet kulübesine tırmanmış ve Türk bayrağını indirmişti. Türk bayrağını çaldığı gerekçesiyle askeri mahkemede yargılanan Matsakis, Avrupa Parlamentosu milletvekili olması nedeniyle hapse girmekten kurtulmuştu.

KIBRIS 04/05/06

 

AB, Kıbrıs konusunda yaptığı yanlışı Türkiye'ye temizletemez

TBMM AB Uyum Komisyonu Başkanı Yakış, konferansta konuştu:

AB, Kıbrıs konusunda yaptığı yanlışı Türkiye'ye temizletemez

AB DÜŞÜNSÜN... "Şimdi artık AB düşünsün. Çünkü sorunu çözülmeyen Kıbrıs'ın AB'ye alınmasında, AB bir hata işlemiştir. Birçok AB yetkilisi, kayıtlara geçmemek suretiyle Rum kesimini sözü edilen sorunların çözülmeden AB'ye alınmasının bir hata olduğunu bizlere söylüyor. Şimdi AB kendisinin yaptığı bir hatayı, Türkiye'ye temizletemez"

TBMM Avrupa Birliği (AB) Uyum Komisyonu Başkanı Yaşar Yakış, "AB, Kıbrıs konusunda yaptığı yanlışı Türkiye'ye temizletemez" dedi. Yakış, Türkiye Çanakkale Sanayicileri ve İşadamları Derneği'nin (ÇASİAD) Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) Anafartalar Yerleşkesi Süleyman Demirel Konferans Salonu'nda düzenlediği, "Türk Dış Politikası ve AB Dün, Bugün, Yarın" konulu toplantıda yaptığı konuşmada, Kıbrıs Rum kesimini tanıma konusunun ikide bir Türkiye'nin karşısına getirildiğini söyledi.

Ancak, Türkiye'nin en sonunda (Ben Kıbrıs Rum kesimini tanımıyorum. Annan planı çerçevesinden yeniden birleştirilmiş ve AB'ye alınmış Kıbrıs'ı tanıyacağım) diyerek pencereyi kapattığını belirten Yakış, şöyle dedi:

"Şimdi artık AB düşünsün. Çünkü sorunu çözülmeyen Kıbrıs'ın AB'ye alınmasında, AB bir hata işlemiştir. Birçok AB yetkilisi, kayıtlara geçmemek suretiyle Rum kesimini sözü edilen sorunların çözülmeden AB'ye alınmasının bir hata olduğunu bizlere söylüyor. Şimdi AB kendisinin yaptığı bir hatayı, Türkiye'ye temizletemez."

KKTC limanlarının ve havaalanlarının Rum gemi ve uçaklarına açılması konusunun, Türkiye'nin daha önceki yıllarda imzaladığı bazı anlaşmalara göre bir vecibe halini aldığını anlatan Yakış, ancak bunun KKTC üzerindeki ekonomik ambargonun hafifletilmesinden sonra yapılabileceğini bildirdi.

KIBRIS 04/05/06

 

Anayasa Mahkemesi, TKP'nin Mülkiyet Yasası'na itirazını bugün görüşüyor

Anayasa Mahkemesi, "Anayasa'nın 159'uncu Maddesinin 1. Fıkrasının (b) Bendi Kapsamına Giren Taşınmaz Malların Tazmini, Takası ve İadesi Yasası"nın Anayasa'ya aykırılığı iddiasıyla Toplumcu Kurtuluş Partisi'nce (TKP) açılan davayı bugün görüşüyor.

Başkan ve 4 yargıçtan oluşan Anayasa Mahkemesi, bugün sabah saat 09.00'da TKP'nin açtığı davayı görüşmek üzere toplanacak.

Davada, TKP'yi avukat Fuat Veziroğlu, davalı Cumhuriyet Meclisi'ni ise avukat Emine Erk temsil edecek.

Başsavcılık da "amicus curae" olarak davada yer alacak.

"Amicus curae", iki kişi veya taraf arasındaki davanın doğuracağı netice kamuoyunu ilgilendirdiği durumlarda, kamuyu temsilen Başsavcı'nın davada görüşünü sunması anlamında kullanılan bir hukuksal terim...

TKP'nin davasına karşı savunma dosyalayan Avukat Emine Erk, müdafaasında, TKP'nin mecliste temsil edilen siyasi parti olmadığı için Anayasa Mahkemesi'nde iptal davası açma hakkı bulunmadığını savunuyor. Anayasa Mahkemesi'nin yarınki oturumunda ilk olarak bu iddiayı karara bağlaması bekleniyor.

22 Aralık 2005'te yürürlüğe giren ve KKTC sınırları içinde kalan eski Rum malları için tazminat, takas ve mal iadesi ile taşınır mallara tazminat öngören "Anayasa'nın 159'uncu Maddesi'nin 1'inci Fıkrasının (b) bendi Kapsamına Giren Taşınmaz Malların Tazmini, Takası ve İadesi Yasası" aleyhine UBP de dava açmıştı.

KIBRIS 04/05/06

 

KKTC’ye mali yardım girişimi

AB’ye üye ülkelerin büyükelçilerini bir araya getiren Coreper toplantısında büyükelçiler, KKTC’ye ödenemeyen 120 milyon Euro tutarındaki mali yardımın telafi edilmesi için komisyonun bir çalışma gerçekleştirmesini istediler.

 

NTV-MSNBC VE AJANSLAR

Güncelleme: 16:20 TSİ 05 Mayıs 2006 Cuma

BRÜKSEL - AB ülkelerinin büyükelçilerinin biraraya geldiği Coreper toplantısında, mali yardımlar konusunda KKTC’ye söz verilen miktarın ödenebilmesi için Avrupa Komisyonu’na yetki verildi.

Komisyon da Coreper’de yaptığı sunumda, birliğin bütçesinde harcanmayan paralardan, adanın kuzeyine 120 milyon Euro’luk ek ödenek sağlanabileceğini belirterek, önümüzdeki hafta bu konudaki tüzük taslağını hazırlayacaklarını söyledi.

Komisyonun en geç ay sonuna kadar, 120 milyon Euro ek ödeneği öngören tüzüğü Coreper’e sunması öngörülüyor.

AB’nin, Annan Planı’nı kabul eden KKTC’ye vermeyi kararlaştırdığı 259 milyon Euro’luk mali yardım, Rumların uzun süren uzlaşmaz tutumundan ötürü KKTC’ye ödenememişti.

Rumların vetosu bertaraf edildikten sonra ise birlik, KKTC’ye sadece 139 milyon Euroluk mali yardımda bulunabilmişti.

 

KKTC'nin fiili nüfusu 264 bin 172


5 Mayıs, 2006 21:27:00 (TSİ) CNN TURK

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde hafta sonunda yapılan nüfus sayımının sonuçları belli oldu. Ada'nın fiili nüfusunun 264 bin 172 olduğu açıklandı.

Sayımda yurtdışında bulunan KKTC vatandaşları kayıt altına alınmadı. Fiili sayımda sadece KKTC vatandaşları değil, adada turizm ya da çalışmak amacıyla bulunan yabancı uyruklular da sayıldı.
 
KKTC'nin nüfusu 1996'da yapılan son sayıma göre yüzde 31 oranında artış gösterdi. Sayımda sadece kişiler değil, konutlar ve özellikleri de kayıt altına alındı.
 
Nüfus ve mülkiyet ile ilgili yapılan sayım, olası Kıbrıs sorunu görüşmelerinde güncel veri olarak kullanılacak.
 
Aliyev: "Kıbrıs için adımlar atılacaktır"
 
Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Bakü'deki Ekonomik İşbirliği Teşkilatı Dokuzuncu zirvesinden sonra düzenlenen basın toplantısında Kıbrıs sorununa değindi.
 
Kıbrıs'ta Annan Planı kapsamında yapılan halkoylamasında Türk tarafının olumlu oy kullandığını ve gelişen süreçte BM ile çeşitli ülkelerin KKTC'ye uygulanan tecrit uygulamasının sona erdirilmesi yönünde adımlar atılacağını dile getirdiğini anımsatan Aliyev, bu konunun her zaman için EİT ve İslam Konferansı Örgütü'nün gündeminde yer aldığını kaydetti.
 
Aliyev ''Türkiye'ye yakın ve dost ülkelerin olduğu uluslararası teşkilatlarda da bu konu öncelikli olarak ele alınmalı, bu konuda belirli adımlar atılmalı ve atılacaktır'' dedi.

Rum meclisine Türk aday

Ömer BİLGE / LEFKOŞA

Ada’nın ikiye bölünmesinden sonra ilk kez bir Rum partisi, Türk yazar Neşe Yaşın’ı meclise aday gösterdi. Birleşik Demokratlar Partisi EDI’den aday olan Yaşın, seçilmesi halinde "barış bakanlığı" kurulmasını isteyecek. 1999’da ÖDP’den İzmir milletvekili adayı da olan Yaşın’a Rum medyası ve seçmenler büyük ilgi gösteriyor.

KIBRIS’ın birleşmesi için uzun yıllardır mücadele eden yazar Neşe Yaşın, Rum kesiminde 21 Mayıs’ta yapılacak parlamento seçimlerinin en ilgi çeken adayı oldu. Eski Rum lider Yorgo Vasiliu’nun onursal başkanlığını yürüttüğü Birleşik Demokratlar’ın adayı Yaşın, Rumlar arasında hızla yükselen milliyetçiliğe engel olmak istediğini belirterek, "Kıbrıslı Rumlar ilk kez bir Türk’e oy verecek" dedi.

Adanın bölünmüşlüğünü protesto ederek 10 yıldır Kıbrıs Rum yönetiminde yaşayan Yaşın, Hürriyet’in sorularını yanıtladı ve seçilme şansının düşük olduğunu vurgulayarak, "1960 Kıbrıs anlaşmalarında Türkler Rumların kontenjanından aday olamıyordu. Ancak İbrahim Aziz adlı bir Türk’ün AİHM’ye başvurması ile bu kural bozuldu. Ardından EDI lideri Mihalis Papapetru bana milletvekilliği teklifinde bulundu. Kıbrıs tarihinde Rum partisinden aday olan ilk Türk’üm. Barış isteyen ve Kıbrıslı Türklere karşı en duyarlı parti EDI’yi bu yüzden hemen kabul ettim" dedi.

Türk ve Rumlar arasındaki ilişkileri konu alan romanlarıyla tanınan ve şiirleri şarkı haline getirilen Yaşın, Rum medyası ve seçmenlerinden kendisini de şaşırtan bir oranda olumlu tepki aldığını vurguladı. Rum kesiminde 1991’deki son parlamento seçimlerinde yüzde 2.6 oy alan EDI’nin Türk adayı Yaşın, Kıbrıs Cumhuriyeti vatandaşlığının yanı sıra, hem Türkiye Cumhuriyeti hem de KKTC vatandaşlığına da sahip olduğuna dikkat çekerek, şunları söyledi:

"1999 yılında Özgürlük ve Demokrasi Hareketi’nden (ÖDP) İzmir milletvekili adayı oldum. KKTC’de ise, Yeni Kıbrıs Partisi’nden milletvekili adayı oldum. Şimdi Rum meclisine girebilmek için EDI’nin adayıyım. Ben solcu bir adayım. Rum siyasetinin sağ kesiminden de büyük ilgi gördüm. Barış için oy verilmesini istiyorum. Bugüne kadar kaybedenlerden yani küçük partilerden aday oldum çünkü küçük partiler daha cesur oluyor. Burada partiler bakanları belirleyemiyor. Ancak seçilirsem, bir ’barış bakanlığı’ kurulmasını isteyeceğim."

HURRIYET 05/05/06

 

Annem Rum silahları altında doğum yapmıştı



Neşe Yaşın, kendi hayat hikayesinin siyasi gelişiminde önemli rol oynadığına inanıyor. Çocukluğu, 1963 yılında hamile annesinin silahlı Rumlar tarafından nasıl kaçırıldığı, silahların gölgesinde nasıl doğum yaptığına dair hikayelerle geçmiş. Kardeşine "Savaş" adı verilmiş.

Neşe Hanım o günleri şöyle anımsıyor: "Sonrasında annem bu travmayı atlatamadığı için mutsuz olduk. Bizim kurban, onların ise suçlu olduğu hissini yaşıyordum." 1974 yılındaki Barış Harekatı’ndan sonra fikrinin değişmeye başladığını anlatan Neşe Yaşın, ailesinin Rumların terkettiği bir eve yerleştiğini belirtiyor; "Bu insanları düşünüyordum. Şimdi nerede yaşıyorlardı, biz niye onların evine taşınmıştık. Biraz onların eşyalarını çalan hırsızlar gibi hissetmeye başlamıştım, böyle olunca Kıbrıs’ın resmi tarihini sorgulamaya başladım, bu da bendeki değişime neden oldu" diyor.

Türkiye’de yüksek öğrenimini tamamladıktan sonra KKTC’ye dönüşünde bu fikirleri yüzünden gizli servisin takibine uğradığını ve hapse girdiğini anlatan 47 yaşındaki siyasetçi, kampanyasında Ada’nın silahsızlandırılması ve Kıbrıs sorununun çözümü için görüşmelerin başlaması gibi konulara değinerek oy istiyor.

Neşe Yaşın’ın şiiri

Hangi yarısını sevmeli

Neşe Yaşın, Kıbrıslı Rum Marios Tokas tarafından şarkı haline getirilen şiirinde şöyle diyor: "Hangi Yarısı / Yurdunu sevmeliymiş insan / Öyle diyor hep babam. / Benim yurdum / İkiye bölünmüş ortasından / Hangi yarısını sevmeli."

HURRIYET 05/05/06

 

İngiltere'deki seçimde 12 Türk belediye meclislerine girdi

DHA - A.A.

İngiltere'de dün 176 seçim bölgesinde yapılan yerel seçimde yarışan 28 Türk adaydan 12'sinin belediye meclislerine girmeye hak kazandıkları kesinleşti.

İngiltere'de 176 belediyede yenilenen belediye meclisi seçimlerinde yarışan 28 Türk adaydan 12'sinin seçimi kazandığı kesinleşti.

Oy kullanma işleminin dün gece yerel saatle 22.00'de tamamlanması ve sayıma geçilmesinden sonra, seçimi kazandıkları belli olan 8 Türk adaya, bugün bölgelerindeki sayım işlemi tamamlanan 4 Türk politikacı daha katıldı.

Ali Demirci, Harringey ilçesinde Liberal Demokrat Parti listesinden belediye meclisi üyesi seçilirken, Lewisham bölgesinde de aynı partiden Sera Hülya Kentman belediye meclisine girmeye hak kazandı.

Liberal Demokrat Partinin kıdemli belediye meclis üyelerinden Meral Ece de, Islıngton bölgesinden bir kez daha belediye meclisi üyesi seçildi.

Seçim sonucunun kesinleştiği Southwark bölgesinde de, İşçi Partili Evrim Laws'ın belediye meclisi üyeliği kesinleşti.

Türklerin yoğun olarak yaşadığı Hackney bölgesindeyse oy sayımı sürüyor. Buradaki sonuçların kesinleşmesiyle Belediye Meclisi üyeliğine seçilen Türk politikacıların sayısının da artması bekleniyor.

İNGİLİZ MEDYASI: BLAIR KOLTUĞU BIRAKMALI

176 seçim bölgesinde yapılan yerel seçimlerde şu ana kadar sayılan oylara göre, Muhafazakar Parti 51, İşçi Partisi 20, Liberal Demokrat Parti 8, diğer partiler ise 43 belediye meclisinde çoğunluğu ele geçirdi. Seçimler sonucunda Muhafazakar parti bütün belediye meclislerinde sandalyelerin yüzde 40.3’üne sahip olurken, İşçi Partisi’nin payı 31,2, Liberal Demokrat Parti’nin yüzde 22.6 ve diğer partilerin de yüzde 5.9 oldu.

İngiliz medyası Başbakan yardımcısı John Prescott un seks skandalının İşçi Partisi’ne önemli ölçüde kan kaybettirdiğini vurgularken, yerel seçimlerdeki hezimetin ardından Başbakan Tony Blair’in koltuğu Maliye Bakanı Gordon Brown’a bırakacağı tarihi artık açıklaması gerektiği yorumunda bulundu.

İşçi Partisi’nin Harringay belediye meclisine girmeye hak kazanan üyesi Nilgün Canver ise, ulusal boyuttaki bu tarz skandalların yerel seçimlerde ön planan çıkarılmaması gerektiğini söyledi. Canver, "Maalesef bazı skandallar seçmenleri yanlış yönde etkiledi. Halbuki bu seçimler sadece yerel anlamda seçmenin kendisine verilen hizmetlerin kalitesiyle ilgili. Bazı partiler olayı ulusal boyuta çekmek istediler" dedi.

HURRIYET 05/05/06

 

VIP salonunda şova CHP'li vekil tepkisi

 

 

 

 

 

 

 

 


     

 

 

 

 Atatürk Havalimanı VIP Salonu’nda gazetecilere Türkiye aleyhinde açıklama yapan AP Rum Milletvekili Marios Matsakis ile CHP Malatya Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu arasında tartışma yaşandı.
      Türkiye-AB Karma Parlamento Komisyonu 56. Toplantısı için Türkiye’de bulunan AP Rum Milletvekili Matsakis, ülkesine dönmek üzere THY’ye ait uçakla Ankara’dan İstanbul’a geldi.
      Atatürk Havalimanı VIP Salonu’nda gazetecilere çantasından çıkardığı bir fotoğrafı gösteren Matsakis, "Bu resimde 6 çocuklu bir aile görüyorsunuz. Türk askeri 1974 yılında evlerine girip, babalarını öldürdü. Çocuklardan biri de kayboldu. Sanırım çocuk şu anda Türkiye’de orduda. Annesi çocuğunu aramaya devam ediyor. Annelerinin çocuklarını böyle aramalarını istemiyorum" şeklinde açıklama yaptı.
      Gazetecilerin, "Türk ve İngiliz bayraklarını çaldınız. Yunanistan bayrağını da çalacak mısınız?" şeklindeki sorusu üzerine Matsakis, "Ben çalmadım. Avrupa Parlamentosu’na götürdüm. Sonra tekrar getirdim" dedi.
      Bu açıklamalara şahit olan CHP Malatya Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu, Matsakis’e sert bir şekilde tepki göstererek, "Go home" diye bağırdı.
      Aslanoğlu ile bir süre tartışan Matsakis, gördüğü sert tepki üzerine açıklamayı keserek VIP odasına gitti.
      Daha sonra gazetecilere açıklama yapan Aslanoğlu, "Bu ülkeyi, bu ülkenin insanları yönetir. Bu ülkeyi kimsenin karıştırmaya hakkı yoktur" dedi.
      Türkiye’nin bağımsız bir ülke olduğunu ve bu ülkeyi korumanın herkesin görevi olduğunu ifade eden Aslanoğlu, "Ben burada Türkiye’yi karıştıran insanlara tepkimi koydum. Tesadüfen onunla karşılaştım. Ülkeyi karıştıran insanlara haddini bildirmek hepimizin görevidir. Maalesef kimse Ankara’da bu insana demokratik bir şekilde tepki koymadı"diye konuştu.
      Aslanoğlu, bir gazetecinin sorusundan sonra Matsakis’in "Yunan bayrağını niçin alacakmışım" şeklindeki açıklamasının ardından kendisinin de "Yürü evine, defol git" diyerek tepki gösterdiğini söyledi.

MILLIYET 05/05/06

 

İngiltere'de yerel seçimlerde kazanan Türk aday sayısı 12'ye çıktı


      İngiltere'de 176 belediyede yenilenen belediye meclisi seçimlerinde yarışan 28 Türk adaydan 12'sinin seçimi kazandığı kesinleşti.
      Oy kullanma işleminin dün gece yerel saatle 22.00'de tamamlanması ve sayıma geçilmesinden sonra, seçimi kazandıkları belli olan 8 Türk adaya, bugün bölgelerindeki sayım işlemi tamamlanan 4 Türk politikacı daha katıldı.
      Ali Demirci, Harringey ilçesinde Liberal Demokrat Parti listesinden belediye meclisi üyesi seçilirken, Lewisham bölgesinde de aynı partiden Sera Hülya Kentman belediye meclisine girmeye hak kazandı.
      Liberal Demokrat Partinin kıdemli belediye meclis üyelerinden Meral Ece de, Islıngton bölgesinden bir kez daha belediye meclisi üyesi seçildi.
      Seçim sonucunun kesinleştiği Southwark bölgesinde de, İşçi Partili Evrim Laws'ın belediye meclisi üyeliği kesinleşti.
      Türklerin yoğun olarak yaşadığı Hackney bölgesindeyse oy sayımı sürüyor. Buradaki sonuçların kesinleşmesiyle Belediye Meclisi üyeliğine seçilen Türk politikacıların sayısının da artması bekleniyor.
     
     8 ADAYIN KAZANDIĞI DAHA ÖNCE KESİNLEŞMİŞTİ

      Oyların sayımı tamamlanan Londra'daki Enfield Ponders End bölgesinde, geçen genel seçimde partisi tarafından milletvekili adaylığına gösterilen İşçi Partili politikacı Ayfer Orhan belediye meclisi üyesi seçildi.
      Enfield Bowes bölgesi adayı ve Enfield eski belediye başkanlarından Yasemin Brett ile Enfield Jubilee bölgesinden Ahmet Karahasan da ipi göğüslemeyi başardı.
      Yine Enfield Lower Edmonton bölgesinden Ahmet Öykener, Londra'nın Harringey St. Ann's bölgesi adayı Nilgün Canver ve Harringey'den Bruce Grove seçim bölgesinden Dilek Doğuş da belediye meclisi üyesi oldu.
      Muhafazakar partili Türk adaylardan Doğan Delman Enfield Highland'dan, Ertan Hürer ise Enfield Winchmore'dan yarışı kazandı.
      Harringey St. Ann's bölgesinde Nilgün Canver'in rakibi olarak Respect partisinden seçime katılan Tekin Kartal ise yeterli oyu alamayarak belediye meclisi dışında kaldı.
      Diğer Türk adayların seçime katıldıkları bölgelerdeki oy sayımları ise sürüyor.
      Bu arada, şu ana kadar sayılan oylara göre Muhafazakar Parti 51, İşçi Partisi 20, Liberal Demokrat Parti 8, diğer partiler ise 43 belediye meclisinde çoğunluğu ele geçirdi.
      Bu sonuca göre, Muhafazakar Parti geçen seçimlere göre çoğunluk sağladığı belediyeleri 6 artırırken İşçi Partisi çoğunluğu elinde tuttuğu 10 belediyede üstünlüğünü yitirdi. Liberal Demokrat Parti 2 belediyede çoğunluk sağladı. Diğer partiler ise çoğunluğa sahip oldukları belediye sayısını geçen seçimlere göre 2 artırdı.

MILLIYET 05/05/06

 

Karamanlis: Stratejik hedef Türk-Yunan ilişkisini geliştirilmek

Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis, Atina'nın stratejik hedefinin Türk-Yunan ilişkilerinin geliştirilmesi olduğunu söyledi. Karamanlis, Selanik kentinde yapılan Güneydoğu Avrupa İşbirliği Süreci (SEECP) devlet ve hükümet başkanları zirvesinin sona ermesinin ardından bir basın toplantısı düzenledi. Sorular üzerine Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile yaptığı ikili görüşmeye değinen Karamanlis, "Yunanistan'ın Türkiye'nin AB üyeliğini desteklediğini, ancak Türkiye'nin üstlendiği yükümlülükleri yerine getirmesi gerektiğini" söyledi.

Bu gibi görüşmelerde somut bir sonuç elde edilmesinin ya da ne kazanıldı ne kaybedildi, ne verildi ne alındı gibi mantık yürütülmesinin beklenmemesi gerektiğini de belirten Karamanlis, "Stratejik hedefimiz Türk-Yunan işbirliğinin geliştirilmesidir. Sayın Erdoğan ile ben bazı konularda farklı görüşlere sahibiz, ancak kesin olan ikili ilişkileri geliştirmeyi arzuladığımızdır. Modern Avrupa'da yaşıyoruz, kalıcı temaslar içinde olmalıyız" dedi. Karamanlis, görüşmede Kıbrıs konusuna da değindiklerini kaydetti. Türkiye ile Yunanistan arasındaki ticaret hacminin 2 milyar doları bulduğuna da dikkati çeken Karamanlis, şimdi hedefin 5 milyar dolar olduğunu kaydetti.

Bölgesel işbirliği

SEECP'nin bölgesel işbirliği alanında önemli adımlar atılmasını sağladığını söyleyen Karamanlis, AB'ye üyelik kriterlerinden birisinin bölgesel işbirliği olduğunu vurguladı. Karamanlis, işbirliği çerçevesinde şiddete, teröre ve organize suça karşı mücadeleyi sürdürme kararı aldıklarını belirtti.

Toplantıda, Moldovya'nın SEECP'ye tam üyeliğe kabul edildiğini belirten Karamanlis, ayrıca SEECP'nin AB nezdinde bir temsilci ataması kararı alındığını açıkladı.

Türkiye adına Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım'ın imza koyduğu bölge demiryolu ağının geliştirilmesini öngören anlaşmaya da değinen Karamanlis, mevcut demiryollarının geliştirilmesi, hızlı tren uygulamasına geçilmesi ve verilen hizmetin kalitesinin yükseltilmesini hedefleyen bu anlaşmanın, bölge ulaşımının gelişmesine büyük katkıda bulunacak olması nedeniyle özellikle önem taşıdığını vurguladı.

Kosova sorununa da değinen Karamanlis, nihai çözümün, işler, adil, çok kültürlü, çok uluslu yapıya ve sınırlara saygılı, tüm taraflarca kabul edilebilir nitelikte olması gerektiğini söyledi.

KIBRIS 05/05/06

 

Rum göçmen, evinden çıkarılması halinde "Mal Tazmin Komisyonu"na başvuracak

Güney Kıbrıs'ta bir göçmen, oturduğu göçmen evinden çıkarılması halinde, KKTC'deki Mal Tazmin Komisyonu'a başvuracağını açıkladı. Anne-babasından kalan evi boşaltmak zorunda bırakılırsa Komisyona başvurmaktan başka seçeneği olmadığını belirten Luka Papandoniu adlı Rum göçmen, KKTC'de mülkü varken, yeni bir arsa alarak üzerine ev inşa etmek için ekonomik gücü olmadığını, üstelik "ufukta Kıbrıs sorununa çözüm de görülmediğini" söyledi.

Politis gazetesinin haberine göre, Rum yönetiminin çıkardığı yeni bir yasa, Luka Papandoniu'nun yıllar önce ana-babasına verilen evde evlendikten sonra da yaşamaya devam etmesine olanak tanımıyor.

Eşi ve iki çocuğuyla birlikte söz konusu evde ikamet eden Papandoniu'ya, Rum İçişleri Bakanlığı'nın "göçmenlere tapu" uygulaması çerçevesinde evi boşaltması ihbarı yapıldı.

Haksızlığa uğradığına inandığı için yargıya başvuran Papandoniu, Rum İçişleri Bakanlığı'ndan, hak sahibi olmadığı ve evi boşaltması yönünde ikinci bir ihbar aldı.

Ailesine verilen, içinde büyüdüğü ve şimdi de çocuklarını büyüttüğü evden çıkarılmak istenmesini büyük bir haksızlık olarak gören Papandoniu, "Bu evden çıkarılmam halinde, Kuzey Kıbrıs'taki Tazmin Komisyonuna başvurmaktan başka seçeneğim yok, çünkü orada mülke sahip olduğum bir anda, göçmen olmayan kişilerden arsa satın almak için 100 bin, üzerine ev inşa etmek için de bir 100 bin Kıbrıs Lirası (KL) daha ödeyecek ekonomik durumum yok. Ayrıca ufukta, Kıbrıs sorununa çözüm görünmüyor" diye konuştu.

 KIBRIS 05/05/06

Kıbrıs'ta üzerimize düşeni yapacağız

Selanik kentindeki Güneydoğu Avrupa İşbirliği Süreci devlet ve hükümet başkanları zirve toplantısı çerçevesinde bir araya gelen Türkiye Başbakanı Erdoğan ile Yunanistan Başbakanı Karamanlis, dostluk ve işbirliği mesajları verdi:

Kıbrıs'ta üzerimize düşeni yapacağız

ORTAK HEDEF, İLİŞKİLERİN GELİŞTİRİLMESİ... TC Başbakanı Erdoğan, Türkiye ve Yunanistan arasında önemli ilişkiler olduğuna işaret ederek, Kıbrıs konusunda da iki ülkenin yeni bir sürecin başlaması için üzerlerine düşeni yapmaya hazır olduklarını söyledi" dedi

 

Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ile Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis, dün Selanik kentinde yapılan Güneydoğu Avrupa İşbirliği Süreci (SEECP) devlet ve hükümet başkanları zirve toplantısı çerçevesinde bir araya gelerek, Kıbrıs konusunu, ikili ilişkileri ve Türkiye'nin AB sürecini ele alındı.

Toplantı sonrasında ayrı ayrı açıklamalarda bulunan TC Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ve Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis,dostluk ve işbirliği mesajları verdi.

TC Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, Karamanlis ile yaptığı görüşmeyi değerlendirmesinin istenmesi üzerine yaptığı açıklamada, Türkiye ve Yunanistan arasında siyasi, ekonomik, ticari, kültürel, turizm alanında önemli ilişkiler olduğunu kaydetti

Erdoğan, "Kıbrıs konusuyla ilgili olarak ise yeni bir sürecin başlaması konusunda da 'Yunanistan olarak biz üzerimize düşeni yapmaya hazırız' dediler. Bizler de üzerimize ne düşerse onu yapmaya hazır olduğumuzu söyledik" dedi.

Zirvenin sona ermesinin ardından düzenlediği basın toplantısında Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis, Atina'nın stratejik hedefinin Türk-Yunan ilişkilerinin geliştirilmesi olduğunu söyledi.

"Yunanistan'ın Türkiye'nin AB üyeliğini desteklediğini, ancak Türkiye'nin üstlendiği yükümlülükleri yerine getirmesi gerektiğini" söyleyen Karamanlis, "Stratejik hedefimiz Türk-Yunan işbirliğinin geliştirilmesidir. Sayın Erdoğan ile ben bazı konularda farklı görüşlere sahibiz, ancak kesin olan ikili ilişkileri geliştirmeyi arzuladığımızdır. Modern Avrupa'da yaşıyoruz, kalıcı temaslar içinde olmalıyız" dedi.

Karamanlis, görüşmede Kıbrıs konusuna da değindiklerini kaydetti.

Yunan kaynakları, Erdoğan-Karamanlis görüşmelerinin sıcak bir atmosferde geçtiğini belirtti.

"Görüşmede Türkiye'nin, AB çerçevesinde üstlendiği yükümlülükler çerçevesinde Kıbrıs Rum kesimi gemilerine limanlarını açması gereği üzerinde de durulduğunu" kaydeden Yunan kaynakları, "Karamanlis'in Türkiye ziyareti için tarih belirleme çalışmalarının iki ülke dışişleri bakanlıkları tarafından sürdürüldüğünü" de açıkladı.

Karamanlis'in görüşmede, Türkiye'nin AB üyeliğine Atina'nın verdiği desteği teyit ettiğini belirten Yunan kaynakları, "Yunanistan Başbakanı'nın, Türkiye'nin İstanbul Fener Rum Patrikhanesi'ne ilişkin konular, dini özgürlükler ve Heybeliada Ruhban Okulu'nun açılması gibi AB'ye karşı yükümlülüklerini yerine getirmesinin gereğine dikkati çektiğini" kaydetti.

İki ülke arasındaki ticaret hacminin 2 milyar doları bulduğunu ve hedefin 5 milyar dolar olarak belirlendiğini kaydeden Yunan kaynakları, görüşmede bu hedefe ulaşmak için ekonomi diplomasisinin teşvik edilmesi gereğinin vurgulandığını belirtti.

Erdoğan: Üzerimize

düşeni yapmaya hazırız

Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, "Kıbrıs konusuyla ilgili olarak ise yeni bir sürecin başlaması konusunda da 'Yunanistan olarak biz üzerimize düşeni yapmaya hazırız' dediler. Bizler de üzerimize ne düşerse onu yapmaya hazır olduğumuzu söyledik.

Erdoğan, Türkiye'nin Selanik Konsolosluğu'nun bulunduğu bahçede yer alan Atatürk'ün doğduğu evi gezerek, burada sergilenen eşyalarla ilgili Başkonsolos Seçkin Çetinelli'den bilgi aldı.

Erdoğan daha sonra gazetecilerin sorularını yanıtladı.

Bir gazetecinin "Karamanlis ile yapılan görüşmede neler gündeme geldi? Ruhban okulu ve Kıbrıs meseleleri görüşüldü mü?" sorusu üzerine Erdoğan, Türkiye ve Yunanistan arasında siyasi, ekonomik, ticari, kültürel, turizm alanında önemli ilişkiler olduğunu kaydetti.

Türkiye ile Yunanistan arasındaki ticaret hacminin daha da artarak devamı noktasında kanaat birliğinin bulunduğunu tekrar görmenin memnuniyeti içinde olduğunu ifade eden Erdoğan, 2005 yılı sonu itibariyle 2 milyar dolar olan ticaret hacmini kısa zamanda 5 milyar dolara çıkarmayı hedeflediklerini kaydetti.

"Atina'daki iki tarihi camii..."

Turizmde müşterek paket programlarla beraber turizmin daha ileriye taşınması noktasında kanaat birliği olduğunu söyleyen Erdoğan, şunları ifade etti:

"Kıbrıs konusuyla ilgili olarak ise yeni bir sürecin başlaması konusunda da 'Yunanistan olarak biz üzerimize düşeni yapmaya hazırız' dediler. Bizler de üzerimize ne düşerse onu yapmaya hazır olduğumuzu söyledik.

"Hıristiyan Kulübü"

Yabancı bir gazetecinin "AB'nin Hıristiyan kulübü olduğunu iddia eden kesimlere siz ne diyebilirsiniz?" sorusu üzerine Erdoğan, Türkiye'nin AB'ye katılımının AB'yi Hıristiyan kulübü olmaktan çıkaracağını söyledi.

AB ile Türkiye'nin müzakere süreci içinde olduğunu anımsatan Erdoğan, Türkiye'nin katılımını engellemenin, bu gayretin içerisine girenlerin AB'nin Hıristiyan kulübü olarak kalmasını isteyenler olduğunu ifade etti. Erdoğan, şunları kaydetti:

"Fakat şimdi yeni bir dönem başladı. Bu yeni dönemde değerli meslektaşım İspanya Başbakanı Zapatero ile medeniyetler arası ittifakı dünyada şu anda işliyoruz ve bu AB üyesi ülkeler çatısı içerisinde, özellikle Akdeniz havzası içinde yaygınlaşıyor, gelişiyor ve çok ciddi destek buluyoruz. Bildiğiniz gibi, önderi BM Genel Sekreteri Kofi Annan. Farklı dinlerden 20 tane aydın bu işin hazırlık safhasında çalışmalarını sürdürüyor. İki zirve yapıldı, iki zirve daha yapılacak. Bunun neticesinde hazırlanacak rapor, BM Genel Sekreterliği'ne sunulacak. Bundan sonra bir deklarasyon yayınlanacak. Temenni ediyorum ki; medeniyetler arası ittifakın sağlanmasına vesile oluşturacak."

"Sayın Karamanlis Türkiye'ye ne zaman geleceğini söyledi mi?" sorusu üzerine Erdoğan, "Şu anda diplomasi kendi arasında bu işi çözecek" dedi.

Bir gazetecinin "Başbakan Karamanlis cami konusunda bir umut verdi mi?" sorusu üzerine de Erdoğan, "Onlar tabii, biz kendi içimizde bu kararları aldıysak o da tabii kendi içerisinde bunların değerlendirmesini yapacaktır" diye konuştu.

Başbakan Erdoğan, "Kıbrıs eylem planımız vardı bizim, ambargoların kaldırılması için karşılıklı olarak. Bu konuyla ilgili nasıl bir yanıt aldınız?" sorusuna, bu konulara fazla girmediklerini söyledi.

Karamanlis: Stratejik hedefimiz

Türk-Yunan ilişkilerini geliştirmek

Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis, zirvenin sona ermesinin ardından düzenlediği basın toplantısında, Atina'nın stratejik hedefinin Türk-Yunan ilişkilerinin geliştirilmesi olduğunu söyledi.

Sorular üzerine Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile yaptığı ikili görüşmeye değinen Karamanlis, "Yunanistan'ın Türkiye'nin AB üyeliğini desteklediğini, ancak Türkiye'nin üstlendiği yükümlülükleri yerine getirmesi gerektiğini" söyledi.

Bu gibi görüşmelerde somut bir sonuç elde edilmesinin ya da ne kazanıldı ne kaybedildi, ne verildi ne alındı gibi mantık yürütülmesinin beklenmemesi gerektiğini de belirten Karamanlis, "Stratejik hedefimiz Türk-Yunan işbirliğinin geliştirilmesidir. Sayın Erdoğan ile ben bazı konularda farklı görüşlere sahibiz, ancak kesin olan ikili ilişkileri geliştirmeyi arzuladığımızdır. Modern Avrupa'da yaşıyoruz, kalıcı temaslar içinde olmalıyız" dedi.

Karamanlis, görüşmede Kıbrıs konusuna da değindiklerini kaydetti.

Türkiye ile Yunanistan arasındaki ticaret hacminin 2 milyar doları bulduğuna da dikkati çeken Karamanlis, şimdi hedefin 5 milyar dolar olduğunu kaydetti.

SEECP'nin bölgesel işbirliği alanında önemli adımlar atılmasını sağladığını söyleyen Karamanlis, AB'ye üyelik kriterlerinden birisinin bölgesel işbirliği olduğunu vurguladı.

Karamanlis, işbirliği çerçevesinde şiddete, teröre ve organize suça karşı mücadeleyi sürdürme kararı aldıklarını belirtti.

KIBRIS 05/05/06

TKP'nin Mülkiyet Yasası'na itiraz duruşması süresiz ertelendi

DAVA AÇMA EHLİYETİ YOK... Anayasa Mahkemesi, "Mülkiyet Yasası"nın anayasaya aykırı olduğu iddiasıyla TKP tarafından açılan davayı dün görüşmeye başladı ancak, davanın esasına girmeden önce davalı tarafın, TKP'nin dava açma ehliyeti olmadığı yönündeki ön itirazını dinledikten sonra, karar için duruşmayı süresiz erteledi

HUKUKA SAYGI GEREĞİ... Davalı avukatı Emine Erk, TKP'nin meclisteki bir parti olmadığından böyle bir dava açma ve mahkemede dinletmeye hakkı olmadığını söylerken, TKP'nin avukatı Veziroğlu ise, TKP'nin hukuka saygının gereği bu aykırılığa karşı ses vermek istediğini belirtti

Anayasa Mahkemesi, Mülkiyet Yasası olarak bilinen "Anayasa'nın 159'uncu Maddesinin 1. Fıkrasının (b) Bendi Kapsamına Giren Taşınmaz Malların Tazmini, Takası ve İadesi" yasasının Anayasa'ya aykırı olduğu iddiasıyla Toplumcu Kurtuluş Partisi (TKP) tarafından açılan davayı dün görüşmeye başladı.

Yüksek Mahkeme Başkanı Metin A. Hakkı başkanlığında dün sabah toplanan Anayasa Mahkemesi, davanın esasına girmeden önce davalı tarafın, TKP'nin dava açma ehliyeti olmadığı yönündeki ön itirazı üzerine bunu dinledikten sonra karar için duruşmayı süresiz erteledi.

Başkan ve 4 yargıçtan oluşan Anayasa Mahkemesi, TKP'nin açtığı davayı görüşmek üzere saat 09.00 sıralarında toplandı.

TKP'yi avukat Fuat Veziroğlu, davalı Cumhuriyet Meclisi'ni ise avukat Emine Erk'in temsil ettiği davanın duruşmasında, Başsavcı Yardımcı Muavini Müjgan Irkad da "amicus curae" olarak hazır bulundu.

"Amicus curae", iki kişi veya taraf arasındaki davanın doğuracağı netice kamuoyunu ilgilendirdiği durumlarda, kamuyu temsilen Başsavcı'nın davada görüşünü sunması anlamında kullanılıyor.

Erk önce ön itirazların ele alınmasını istedi

TKP Genel Sekreteri Mehmet Davulcu'nun da katıldığı duruşmada ilk sözü alan davalı tarafın avukatı Emine Erk, bazı ön itirazları bulunduğunu belirterek mahkemeden önce bunların ele alınmasını istedi.

Başsavcı Yardımcı Muavini Müjgan Irkad da bu görüşte olduğunu belirtti.

Veziroğlu basında çıkan açıklamaları eleştirdi

Daha sonra söz alan TKP'nin avukatı Fuat Veziroğlu, bazı maruzatları olduğunu belirterek davanın dosyalanma ve duruşma tarihinin belirlenmesi süreciyle ilgili bilgi verdikten sonra, UBP'nin de aynı yönde dava açtığını anımsattı ve savunma avukatı Erk'in bu iki davanın ayrı ayrı görüşüleceği yönünde basında çıkan açıklamalarına tepki gösterdi.

"Buna mahkemenin karar vereceğini sanırdım" diyen Veziroğlu, önceden bu yönde açıklamalar yapılmasından duyduğu rahatsızlığı dile getirdi. Veziroğlu, Yüksek Mahkeme Başkanı'na dayandırılarak verilen "duruşmada öncelikle ön itirazların ele alınacağı" şeklindeki haberleri de eleştirdi. Veziroğlu, duruşmada, ön itirazı bulunan tarafın bunun için ayrı yazılı dosya sunması ve ön itirazları görüşmek için ayrı tarih verilmesi gerektiği görüşünde olduğunu kaydetti.

Usullere aykırılık var, duruşma ertelensin

"Bu meselede iyi niyetle de olsa usullere birkaç aykırılık söz konusudur" diyen Veziroğlu, mahkemenin en sonunda adil bir karara vardığına inandığını ancak bu davanın bugünkü şartlar altında görüşülmemesi, normal rayına bırakılması ve bu amaçla da başka bir tarihe ertelenmesini talep etti.

Aynı gün aynı saatlerde açılmış bir diğer dava olan UBP'nin davası için henüz duruşma tarihi verilmediğine atıfta bulunarak TKP'nin davasının diğerine göre aceleye getirildiği kanısında olduğunu kaydeden Veziroğlu, davanın UBP'nin davasıyla aynı güne veya daha sonraya ertelenmesini istedi.

Erk: Davanın görüşülmesinde adaletsizlik yok

Yeniden söz alan Avukat Emine Erk, davacının anlattıklarını anlamakta güçlük çektiğini belirterek, davanın yasal sürede dosyalanarak duruşma tarihinin belirlendiğini, dolayısıyla davanın dün görüşülmesinde herhangi bir adaletsizlik görmediğini kaydetti.

Veziroğlu'nun medyada yer alan açıklamaları ve eleştirilerini mahkemeye taşımasını doğru bulmadığını da ifade eden Erk, bir an önce davanın görüşülerek sonuçlanmasının davalının talebi olması gerektiğini belirtti ve duruşmanın ön itirazlarla başlayıp ilerlemesi yönündeki talebini yineledi.

Irkad: Önyargı sezinlemedim

Duruşmada "Amicus curae" olarak hazır bulunan Başsavcı Yardımcı Muavini Müjgan Irkad ise, UBP'nin açmış olduğu davanın bu davadan kısa bir süre sonra dosyalandığını, dolayısıyla önce bu davanın görüşülmesine başlandığını belirterek, bununla ilgili herhangi bir önyargı veya ima sezinlemediğini söyledi.

Bu gibi davalarda öncelikle dava açma ehliyetine ilişkin itirazın görüşülmesi gerektiği kanaatinde olduğuna dikkat çeken Irkad, bunun emsalleri de bulunduğunu belirterek geçmişteki bazı davaları örnek gösterdi.

Erteleme talebi reddedildi

Mahkeme heyeti, erteleme talebini değerlendirmek üzere saat 9.30'da kısa bir ara verdi. Aranın ardından devam eden duruşmada Mahkeme Başkanı Metin Hakkı, 2 dava arasında ön itiraz açısından büyük fark bulunduğuna, bu davada davacının dava açmaya ehil olup olmadığı söz konusuyken UBP'nin davasında böyle bir durum olmadığını belirterek, davacının erteleme talebinin reddedildiğini açıkladı.

Melis'ten şahadet

Duruşmada daha sonra ön itirazın dinlenmesine geçildi. Emine Erk'in şahit olarak çağırdığı Cumhuriyet Meclisi Yasama Uzman Yardımcısı Hukuk Danışmanı Nazen Şansel, davanın dosyalandığı 21 Mart itibarıyla Meclis'teki siyasi partilerin yapısıyla ilgili kısa bir şahadet sundu ve TKP'nin Meclis'te temsil edilmediğini söyledi.

Ön itiraz, davanın reddi talebi

Bu şahadetin ardından söz alan Avukat Emine Erk, ön itirazlarını açıkladı. TKP'nin Cumhuriyet Meclisi'nde temsil edilen bir parti olmadığına ve ilgili dava dosyalarında partinin statüsünün belirtilmediğine dikkat çeken Erk, "Davacının böyle bir dava açma hakkı bulunmadığı gibi, mahkeme huzurunda böyle bir davayı dinletmeye de hakkı yoktur. Anayasa'da bu husustaki açıklama nettir" dedi ve davanın görüşülmesinin reddini istedi.

Irkad: Davacının buna ehliyeti yok

Başsavcı Yardımcı Muavini Irkad da, davacının dava açma ehliyeti bulunmadığı kanaatinde olduğunu, bunun Anayasa'nın 147'inci maddesindeki koşullara uygun olmadığını ifade ederek, Erk'in sözlerine katıldığını kaydetti.

Veziroğlu: TKP ses vermek istedİ

TKP'ye karşı yapılan ön itiraz üzerine söz alan partinin avukatı Fuat Veziroğlu, bu gibi davaların Anayasa'nın 147'inci maddesi uyarınca açılmakta olduğunu, partinin durumunun bilindiğini, dolayısıyla dosyalamada mahkemeye saygısızlık yapmak istemedikleri için Meclis'teki bir parti olduğunu iddia etmediklerini anlattı.

TKP'nin Mülkiyet Yasası'nın Anayasa'ya aykırı olduğu görüşünde olduğu ve hukuka saygının bir gereği olarak bu davayı dosyalamasını kendisinden talep ettiğini belirten Veziroğlu, bu noktada partinin bu duruma karşı ses vermek istediğini ve bunu da başardığına inandığını söyledi.

Ön itirazların dinlenmesinin ardından mahkeme karar için saat 10.10 sıralarında duruşmayı süresiz erteleyerek oturumu kapattı. Ön itiraza ilişkin kararın okunacağı duruşma tarihi daha sonra ilgili taraflara bildirilecek.

22 Aralık 2005'te yürürlüğe giren ve KKTC sınırları içinde kalan eski Rum malları için tazminat, takas ve iade ile taşınır mallara tazminat öngören "Anayasa'nın 159'uncu Maddesi'nin 1'inci Fıkrasının (b) bendi Kapsamına Giren Taşınmaz Malların Tazmini, Takası ve İadesi Yasası" aleyhine UBP de dava açmıştı. Ancak bu davanın duruşma tarihi henüz açıklanmadı.

KIBRIS 05/05/06

Hayal değil gerçek olsun

Türkiye'den Kuzey Kıbrıs'a borularla su getirilmesi bugüne dek çok konuşuldu, çok tartışıldı ancak şimdilerle bu mega projenin hayata geçirilmesi yönünde ciddi çalışmalar yapılıyor. Milyarlarca dolarlık bu projenin devreye girebilmesi, en iyimser tahminle 7 yıl daha alacak

Hayal değil gerçek olsun

DANİMARKA'DA LABORATUVAR ÇALIŞMALARI ... Ülkemizde en kıt kaynaklardan biri olan, özellikle yaz aylarında eksikliği büyük oranda hissedilen ve en önemlisi toplum sağlığını çok yakından ilgilendiren su konusunda hummalı çalışmalar sürüyor. KKTC'de su sorununu kökünden çözmesi beklenen Türkiye'den su getirilmesi projesiyle ilgili Danimarka'da laboratuvar çalışmaları yapılıyor

DRAGON ÇAYI KKTC'YE AKACAK... Kuzey Kıbrıs'a borularla su getirilmesi projesiyle ilgili Danimarka'daki laboratuvar çalışmaları 9 ay sürecek. Bunun ardından projelendirme için 2 yıl, yapım için de 5 yıl gerekecek. Türkiye'nin Anamur Dragon Çayı'ndan alınacak su, denizin 250 metre altından, dibe asılacak borularla KKTC'ye taşınacak

YILDA 75 MİLYON METREKÜP SU... Hayali bile zor olan bu projenin gerçekleşmesi halinde ülkeye yılda 75 milyon metreküplük su gelecek. Suyun 15 milyon metreküpü içme ve kullanma, 60 milyon metreküpü de tarım amaçlı olacak. İçişleri Bakanı Özkan Murat, ülkedeki su sorununu kökünden çözecek bu projenin artık hayal olmaktan çıktığını ve üzerinde ciddi çalışmaların yapıldığını söyledi

 

Dilek ÇETEREİSİ

Hayat kaynağımız ancak ülkenin en kıt ve en ciddi sorunlarının başında gelen suyla ilgili şu günlerde yurtdışında çok ciddi çalışmalar yapılıyor.

Kuzey Kıbrıs'ın su sorununu kökünden çözeceği söylenen ancak bugüne kadar çok konuşulup çok tartışılmasına rağmen bir türlü start alamayan Türkiye'den KKTC'ye borularla su getirilmesi projesi için nihayet düğmeye basıldı. Fakat çok zor, zahmetli ve bir o kadar da pahalı bir girişim olan Türkiye'den KKTC'ye borularla su getirilmesi projesinin hayat bulması için her şeyin yolunda gitmesi şartıyla en az 7 yıla daha ihtiyaç var.

Projenin ilk aşaması olan laboratuar testleri Danimarka'da başladı.

Denizin altına döşenecek borularla ülkeye taşınacak suyla ilgili Danimarka'daki laboratuar çalışmaları 9 ay sürecek. Bunun ardından ise 2 yıl süreyle projelendirme çalışmaları yapılacak. Laboratuvar ve projelendirme çalışmalarından sonra da yapım aşamasına geçilecek. Bunun da 5 yıl süreceği hesaplanıyor.

Projeyle ilgili öngörülerin yolunda gitmesi halinde bile en iyimser tahminle Türkiye'den KKTC'ye borularla su getirilmesi için 7 yıl daha beklenecek. Bu durumda Türkiye'den borularla su getirilmesi hayalinin ancak 2013 yılında gerçek olması bekleniyor.

Türkiye'nin Anamur Dragon Çayı'ndan alınacak su, denizin 250 metre altından, dibe asılacak borularla KKTC'ye taşınacak.

Hayali bile zor olan bu projenin gerçekleşmesi halinde ülkeye yılda 75 milyon metreküplük su gelecek. Suyun 15 milyon metreküpü içme ve kullanma, 60 milyon metreküpü de tarım amaçlı olacak.

İçişleri Bakanı Özkan Murat, KIBRIS'a yaptığı açıklamada, ülkedeki su sorununu kökünden çözecek bu projenin artık hayal olmaktan çıktığını ve üzerinde ciddi çalışmaların yapıldığını söyledi.

Bu mega projenin yanı sıra İçişleri Bakanlığı'nın suyla ilgili sonuçlanma aşamasına getirdiği başka projeleri de bulunuyor.

Bunlardan biri Güzelyurt-Lefkoşa-Gazimağusa hattına verilen su kapasitesini artıracak Kumköy-Serhatköy boru hattı projesi ve bir diğeri ise Bafra'da deniz suyunu arıtma projesi olarak karşımıza çıkıyor. Özellikle Bafra'da kurulacak denizden su arıtma tesisiyle ilgili çalışmalar mayıs ayında başlayacak ve bölgeye 2 bin metreküplük su kapasitesi sağlanacak.

Nüfusu 200 bin olarak kabul edilen KKTC'de susuzluk büyük bir sorun oluşturuyor. Özellikle yaz aylarında had safhaya ulaşan susuzluk, vatandaşları da perişan ediyor.

İçişleri Bakanlığı'nın 2005 yılı faaliyet raporuna göre, KKTC genelinde günde 58 bin 681 tonluk suya ihtiyaç duyulurken, günlük pompalanan su miktarı 58 bin 316 ton. Böylece ülke genelinde günde 365 ton su açığı yaşanıyor.

Su kaynakları açısından alarm veren ülkemizde isale hatlarının eskiliği de susuzluğun boyutunu artırıyor. Eskimiş ve yıpranmış borulardaki patlaklar yüzünden hatlarda tonlarca su da heba olup gidiyor. Örneğin günde 13 bin 250 ton su alan başkent Lefkoşa, ne yazık ki bu hayat kaynağının tamamını vatandaşlara veremiyor. Çünkü eskimiş borulardaki patlaklar yüzünden boşa giden tonlarca su yüzünden başkentliler, özellikle yaz aylarında büyük susuzluk yaşıyor.

"Su master planının önündeyiz"

İçişleri Bakanı Özkan Murat, suyun "altın", kaynakların "kıt" olduğu ülkemizde hazırlanan su master planında 2006 yılında bitmesi gereken köy şebekelerini yenileme projesinin 2005 yılında tamamlandığına dikkat çekerek, bu yıl da şehirlerde etap etap su şebekeleri ile isale hatlarını yenileyeceklerini kaydetti.

Su şebekeleri ve isale hatlarının yenilenmesiyle yüzde 30-40 oranında su tasarrufunun sağlanacağına işaret eden Bakan Murat, su master planına göre Lefkoşa ve Gazimağusa'ya daha fazla su sağlamak için geliştirilen projeleri anlattı.

Buna göre, 50 trilyon TL'ye mal olacak 25 kilometrelik Kumköy-Serhatköy su boru hattı projesi için önümüzdeki günlerde ihaleye çıkılıyor. Bu proje ile Güzelyurt-Lefkoşa-Gazimağusa hattına verilen su kapasitesi artırılacak.

Ayrıca İsrail'de imzalanan protokole göre mayısta başlayacak çalışmalarla Bafra'da denizden su arıtma tesisi kurulacak.

Yap-işlet-devret modeline göre kurulacak tesis, bölgeye 2 bin metreküplük su kapasitesi sağlayacak, bu miktar 8 bin metreküpe kadar çıkabilecek.

Bafra'da kurulacak denizden su arıtma tesisi, İskele'ye kadar olan köylere de su sağlayacak.

İçişleri Bakanı Murat, bu projelerin yanı sıra Güzelyurt bölgesindeki Çamlıdere Göleti'nden de 13 milyon metreküplük su sağlanabilmesi için yeni bir proje üzerinde çalışıldığını da anlattı. Bu projenin bu yıl ihaleye çıkacağını ifade eden Murat, 2 yıl sonra da projenin yapım ihalesine gidileceğini belirtti. Özkan Murat, Çamlıdere Göleti Lefke Regülatörü'yle tüm Lefkoşa ve Gazimağusa'da kullanılmak üzere önemli bir su potansiyelinin ortaya çıkacağının altını çizdi.

Mega proje

İçişleri Bakanı Özkan Murat, "mega" proje olarak tanımladığı Türkiye'den borularla su getirilmesi projesinin ise artık hayal olmaktan çıktığını, elle tutulur bir hale geldiğini kaydetti.

Denizin 250 metre altında dibe döşenecek asma şeklindeki borularla Anamur'daki Dragon Çayı'ndan alınacak suyun ülkeye getirileceğini ve böylece KKTC'nin su sorununu kökünden çözeceklerini anlatan Özkan Murat, projeyle ilgili deneylerin Danimarka'da sürdüğünü ve bu testlerin 9 ay alacağını bildirdi.

İçişleri Bakanı Murat, laboratuar çalışmalarının ardından 2 yıl sürecek projelendirme çalışmalarına geçileceğini, projenin yapımının ise 5 yıl süreceğini belirtti.

Murat, söz konusu mega proje hayata geçince Anamur Dragon Çayı'ndan yılda 75 milyon metreküp su aktarılacağını, bunun 15 milyon metreküpünün içme ve kullanma, 60 milyon metreküpünün ise tarımsal amaçlar için kullanılacağını vurguladı.

Özkan Murat, "Bu proje, KKTC'nin su sorununu kökünden çözecek bir projedir. Artık hayal olmaktan çıkmıştır. Önümüzdeki dönemde üzerinde çok konuşulup çok tartışılacak bir projedir" dedi.

İhtiyacımız ne, ne kadar alıyoruz?

Bu arada İçişleri Bakanlığı'nın 2005 yılı faaliyetlerinin ve 2006 hedeflerinin toplandığı faaliyet raporunda suyla ilgili çeşitli istatistikler de dikkat çekiyor.

Buna göre 62 bin 620 nüfuslu başkent Lefkoşa 16 bin 776 metreküplük suya ihtiyaç duyarken, kente 16 bin 197 ton su veriliyor. Başkentin su açığı 579 ton olarak gösteriliyor.

50 bin 522 nüfuslu Gazimağusa'nın durumu ise çok kötü. Tüm yerleşim birimleri içerisinde su açısından en şanssız kent olarak karşımıza çıkan Gazimağusa'ya 12 bin 336 metreküplük su pompalanırken, kentin ihtiyacı 14 bin 699 ton olarak dikkat çekiyor. İhtiyaçla verilen su karşılaştırıldığında Gazimağusa'daki su açığı 2 bin 363 metreküpe denk düşüyor.

Güzelyurt ve Girne ise su açısından en şanslı bölgeler. Özellikle Güzelyurt'ta ihtiyacın çok üzerinde su verildiği gözleniyor. 27 bin 195 nüfuslu Güzelyurt bölgesinin 9 bin 290 metreküplük suya ihtiyacı varken, bu bölgeye 7 bin 491 ton su pompalanıyor. Güzelyurt'ta su fazlalığı bin 799 metreküp olarak karşımıza çıkıyor.

Ülkenin turistik tesislerinin en yoğun bulunduğu bölgelerden biri olan Girne'de ise 41 bin 350 kişilik bir nüfusa 15 bin 72 metreküplük su veriliyor. İhtiyacın ise 13 bin 486 metreküp olduğu belirtiliyor. Ancak uzmanlar Girne'nin gerçek nüfusunun bu rakamdan çok daha fazla olduğu ve su fazlalığının değil, su açığının bulunduğuna dikkat çekiyor.

İskele bölgesinde de su açığı göze çarpıyor. 19 bin 243 kişinin yaşadığı belirtilen İskele'de 6 bin 229 metreküplük suya ihtiyaç duyulurken, kente 5 bin 421 metreküp su sağlanıyor.

KIBRIS 05/05/06

KKTC Başbakanı Ferdi Sabit Soyer

KKTC’nin nüfusu 264 bin

KKTC’de yapılan nüfus sayımı sonuçlarına göre ülke nüfusu son 10 yılda yüzde 32 oranında arttı ve 264 bine ulaştı.

 

NTV

Güncelleme: 02:18 TSİ 06 Mayıs 2006 Cumartesi

LEFKOŞA - KKTC’de geçtiğimiz haftasonu yapılan nüfus sayımı sonuçlarına göre kentler bazında en büyük nüfus artışı yüzde 58’le Girne’de görüldü.Artış, Lefkoşa’da yüzde 36, Gazimagosa’da ise yüzde 21 oranında gerçekleşti.

Annan planında büyük bölümünün Rumlara verilmesi öngörülen Güzelyurt’ta nüfus artışı ortalamanın altında kaldı ve yüzde 14 oranında oldu.

Sonuçları açıklayan KKTC Başbakanı Ferdi Sabit Soyer, KKTC nüfusunu daha az göstermek için çalışan Rumların, bu şekilde siyasi kazanım elde etme peşinde olduklarını savundu.

Rum yönetimi, Kıbrıslı Türklerin sayısının 50 bin civarında olduğunu iddia ediyordu.

KKTC’YE MALİ YARDIM GİRİŞİMİ
Bu arada AB ülkelerinin büyükelçilerinin biraraya geldiği Coreper toplantısında, mali yardımlar konusunda KKTC’ye söz verilen miktarın ödenebilmesi için Avrupa Komisyonu’na yetki verildi.

Komisyon da Coreper’de yaptığı sunumda, birliğin bütçesinde harcanmayan paralardan, Ada’nın kuzeyine 120 milyon Euro’luk ek ödenek sağlanabileceğini belirterek, önümüzdeki hafta bu konudaki tüzük taslağını hazırlayacaklarını söyledi.

Komisyonun en geç ay sonuna kadar, 120 milyon Euro ek ödeneği öngören tüzüğü Coreper’e sunması öngörülüyor.

AB’nin, Annan Planı’nı kabul eden KKTC’ye vermeyi kararlaştırdığı 259 milyon Euro’luk mali yardım, Rumların uzun süren uzlaşmaz tutumundan ötürü KKTC’ye ödenememişti.

Rumların vetosu bertaraf edildikten sonra ise AB, KKTC’ye sadece 139 milyon Euroluk mali yardımda bulunabilmişti.

Matsakis Aslanoğlu'nu sinirlendirdi: Matsakis 'go home'
     SİNAN TOROS İstanbul
     
Türkiye'ye ayak basar basmaz Atatürk Havalimanı'nda Kıbrıs Rum Bayrağı açan Rum milletvekili Marios Maksakis, dün ülkesine dönerken de Atatürk Havalimanı VIP Salonu'nda şov yapmaya kalkıştı. Matsakis, 6 çocuklu Rum bir ailenin fotoğraflarını göstererek babanın Türk askerleri tarafından öldürüldüğünü öne sürünce, sert kayaya çarptı. CHP Malatya milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu "Ben Türk milletvekiliyim. Lütfen ülkenize geri gider misiniz" dedi. Matsakis'in “Ben zaten gidiyorum'' demesi üzerine Aslanoğlu, "Türkiye demokratik bir ülke. Siz her zaman Türkiye'yi karıştırıyorsunuz. Türkiye'yi asla karıştıramazsınız. Ülkenize gider misiniz? Go home, go home" diye bağırdı. Matsakis bunun üzerine uzaklaştı.

MILLIYET 06/05/06

AB, Rum kesimine yaradı

AB, Rum kesimine yaradı

Rum tarafının AB'ye üye olmasının üzerinden iki yıl geçti: Beklendiği gibi Kıbrıs sorunu çözülemese de, üyelik her konuda umut vaat ediyor

06/05/2006 RADIKAL 06/05/06

1 Mayıs'ta Kıbrıs Rum tarafının AB üyeliğinin ikinci yılı tamamlandı. AB üyeliği, Kıbrıs tarihindeki en büyük başarı. Üyeliğin hem Kıbrıs, hem de AB için getirisi fazla. Üyelik, gerçekleşmeden önce Kıbrıs sorununun çözümü ile bağdaştırılıyordu, çünkü sorununun çözümünde katalizör olabileceği düşünülmüştü. Şu ana kadar bu teyit edilmedi, çünkü uygun şartlar sağlanamadı.
Fakat, üyelik hâlâ bir anlaşma sağlanmasına katkıda bulunacak önemli bir araç olarak görülüyor. Özellikle de Türkiye ile AB arasında üyelik müzakerelerinin başlamasına karar verildikten sonra...
Pratikte de kanıtlandığı gibi, AB Lefkoşa için Kıbrıs sorununun çözümüne ilişkin BM çabalarını güçlendirecek önemli bir alan. Kıbrıs, AB kurallarının uygulanmasından da ileride birçok çıkar elde edecek.
Öte yandan, ülkemiz boyutundan dolayı AB içinde başrol oynayamayacak olsa da, yapıcı faaliyetlerde bulunabilir ve tüm birliği ilgilendiren kararların alınmasına katkıda bulunabilir. Üstelik, AB Doğu Akdeniz'e bir köprü kurmak için Ada'nın stratejik konumunu değerlendirecek.
(Rum gazetesi Filelefteros, 3 Mayıs, 2006)

KKTC nüfusu 264 bin olmuş

06/05/2006  

RADİKAL - LEFKOŞA - KKTC'de 30 Nisan'daki nüfus ve konut sayımının kısmi sonuçları belli oldu. KKTC nüfusu 1996 sayımına göre yüzde 31.7 oranında artarak 264 bin 172 oldu. Buna göre, Lefkoşa'da 84 bin 893, Mağusa'da 64 bin 426, Girne'de 61 bin 192, Güzelyurt'ta 31 bin 568 ve İskele'de 22 bin 90 kişi yaşıyor. Bu rakama turistler, çalışma izni bulunanlar ve 29 bin civarında yabancı öğrenci de dahil. Kesin rakamın beş ay içinde açıklanacağı söyleyen Başbakan Ferdi Sabit Soyer "Gizli hiçbir şeyimiz yok. Bu hükümet transparan" diye konuştu.

Rus Turistler için Türkiye'den Güney Kıbrıs'a tur

Rusya'daki turizm acentelerinin, Türkiye'ye tatile giden Rus turistlerinin tatillerini daha da renklendirmek için Türkiye üzerinden Güney Kıbrıs'a tur düzenlemeye başladığı bildirildi.

Prime-Tass ajansının haberine göre, bir turizm acentesi Türkiye'ye giden turistlerin Rum kesimindeki Aya-Napa kentine tur düzenlemeye başladı.

Haberde, Rus turistlerin Rum kesiminin yanı sıra Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ni de aynı seyahat acentesinin turuyla ziyaret edebileceği vurgulandı. İstanbul üzerinden düzenlenen bu turların fiyatının kişi başına 500 avroya ulaştığı belirtilen haberde, "1974 yılındaki çıkarmadan sonra Türkiye üzerinden Güney Kıbrıs Rum kesimine düzenlenen ilk turlar 19 Mayısta başlayacak ve bu tura 20 kişi katılacak" denildi.

Öte yandan, Türkiye'ye giden Rus turistleri kendilerine çekmeye çalışan Yunanistan, İspanya ve İtalya gibi ülkelerin de tur fiyatlarını düşürmeye başladığı bildirildi. Rus İtar-Tass ajansı, özellikle Yunanistan turlarının fiyatları bu yıl Türkiye turlarıyla rekabet edebilecek şekilde aşağıya çekildiğini duyurdu.

Ancak Yunanistan'ın talep ettiği vize şartları, birçok Rus turistin hiçbir formaliteye gerek kalmadan gidebildiği Türkiye'yi tercih ettiği belirtildi.

KIBRIS 06/05/06

Garry Rob KKTC'ye döndü

Ortağı olduğu emlak şirketinin paralarını alarak yurtdışına kaçtığı iddia edilen ve aleyhine bir çok dava açılan Garry John Robb, KKTC'ye geri döndü... Aleyhindeki suçlamaların tümünü reddeden Robb, dün çıkarıldığı mahkemede teminatla serbest bırakıldı

Garry Rob KKTC'ye döndü

SUÇLAMALARI REDDETTİ... Ortağı olduğu AGA Development Ltd., isimli emlak şirketini ve şirket müşterilerini dolandırarak yurtdışına kaçtığı iddia edilen Garry John Robb dün KKTC'ye döndü ve polise ifade verdi. Kıbrıslı Türk avukatı Mert Güçlü ve İngiliz iş arkadaşı Glen Howei ile birlikte polise giden Robb, aleyhindeki tüm suçlamaları reddetti, çeşitli iddialarda bulundu

TEDBİR AMAÇLI TEMİNAT... İngiltere'de aleyhindeki "kara para aklama" suçlamalarının düştüğünü iddia eden Garry Robb'un Kıbrıs'taki suçlamaları da reddettiği ve kendisinin bir çok konuda şikayette bulunduğu, polisin bu şikayetler hakkında da soruşturma başlattığı öğrenildi. Garry Robb, dün mahkemeye çıkarıldı ve tedbir amaçlı teminata bağlanarak yurtdışına çıkışı yasaklandı

Senem GÖK

Ortağı olduğu AGA Development Ltd., isimli emlak şirketini ve şirket müşterilerini dolandırarak yurtdışına kaçtığı iddia edilen Garry John Robb dün KKTC'ye döndü ve polise ifade verdi. Kıbrıslı Türk Avukatı Mert Güçlü ve İngiliz iş arkadaşı Glen Howei ile birlikte polise giden Robb'un aleyhindeki tüm suçlamaları reddettiği, bununla birlikte kendisinin çeşitli iddialarda bulunduğu öğrenildi.

İngiliz polisi tarafından aleyhinde yürütülen ve dava açılan "kara para aklama" suçlamalarının düştüğünü iddia eden Garry Robb'un Kıbrıs'taki suçlamaları da reddettiği ve bu konularda kendisinin bir çok konuda şikayette bulunduğu, polisin bu şikayetler hakkında da soruşturma başlattığı elde edilen bilgiler arasında.

Tedbir amaçlı teminat

Özellikle KKTC'de yaşayan yabancı uyruklulara yönelik emlak alım-satımı ve inşaat işleriyle uğraşan ve bu alım-satımlarda başta evrak sahteciliği ile aynı malı birden çok kişiye sattıktan sonra, hem müşteri paralarını hem de ortağı olduğu AGA Development Ltd'in paralarını alarak yurtdışına kaçtığı iddia edilen Garry Rob, dün sağ kolu olarak bilinen İngiliz iş arkadaşı Glen Howei ile birlikte KKTC'ye döndü.

Glen Howei'nin yanısıra Kıbrıslı Türk Avukatı Mert Güçlü ile birlikte Lefkoşa Polis Müdürlüğü'ne bağlı Adli Şube'ye giderek ifade veren Garry Rob, öğle saatlerinde Lefkoşa Kaza Mahkemesi'ne çıkarıldı.

Başsavcılık adına Savcı Ergül Kızılokgil'in de hazır bulunduğu teminat duruşması Yargıç Ömer Güran huzurunda yapıldı.

Mahkeme, İngiltere'de aleyhine yürütülen kara para aklama suçlamasının geri çekildiğini öne süren Garry Robb'un bu iddiasının yanısıra, KKTC'deki dolandırıcılık iddialarına karşı öne sürdüğü şikayetlerinin de polis tarafından araştırılmasına olanak sağlamak adına, Robb'u tedbir amaçlı teminata bağladı ve soruşturmalar tamamlanıncaya kadar yurtdışına çıkışının yasaklanmasına emir verdi.

Basın açıklaması yapacak

Öte yandan, Garry John Robb'un önümüzdeki günlerde aleyhindeki suçlamalar ve davalarla ilgili olarak basın açıklaması yapacağı öğrenildi, ancak zaman belirtilmedi.

Fotoğraflar: (Günlük Tarihte)

Garry John Robb, sağ kolu olarak bilinen İngiliz iş arkadaşı Glen Howei ile birlikte dün KKTC'ye döndü. İngiliz avukatı ile Kıbrıslı Türk avukatı Mert Güçlü ile birlikte polise giden Robb, mahkemeye çıkarılarak tedbir amaçlı teminata bağlandı

KIBRIS 06/05/06

Nasıl ayrı değil, nasıl birlikte yaşayacağımızı düşünmeliyiz

Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos, Fransa'da yayımlanan L'Express gazetesine röportaj verdi:

Nasıl ayrı değil, nasıl birlikte yaşayacağımızı düşünmeliyiz

ANNAN PLANI'NI REDDETTİK, ÇÜNKÜ "Nüfusun 82%'si Rum iken, iki belirgin bölge ve iki tip toplumsal yapı içeren bir devleti kesinlikle reddediyoruz Üniter bir devletin yasallığının ve iyi işleyişinin bloke edilmesine müsaade edecek bir sistemi kabul edemem. Biz Annan Planı'nı bir çözümü reddetmiş olmak için reddetmedik, reddettik çünkü gerçekte öyle bir senaryo yürümeyecekti"

Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos, "Kıbrıs'ta nasıl ayrı değil, nasıl birlikte yaşayacağımızı düşünmemiz gerekiyor" dedi.

Papadopulos, Fransa'da yayımlanan L'Express gazetesine verdiği röportajda, Kıbrıs sorunuyla ilgili açıklamalarda bulundu.

Tasos Papadopulos, "Nüfusun 82%'si Rum iken, iki belirgin bölge ve iki tip toplumsal yapı içeren bir devleti kesinlikle reddediyoruz" şeklinde konuştu.

Üniter bir devletin yasallığının ve iyi işleyişinin bloke edilmesine müsaade edecek bir sistemi kabul etmesinin mümkün olmadığını ifade eden Rum yönetimi lideri Papadopulos, Annan Planı'nı bir çözümü reddetmiş olmak için reddetmediklerini ileri sürdü; "Reddettik, çünkü gerçekte öyle bir senaryo yürümeyecekti" dedi.

"Her bir noktayı göz nünde bulundurarak nasıl ayrı değil, nasıl birlikte yaşayacağımızı düşünmemiz gerekiyor" diyen Tasos Papadopulos, "Her tarafın pozisyonlarını ekleyerek ve armudu rastgele ortadan ikiye bölmek Kıbrıs için hiçbir zaman iyi bir çözüm teşkil etmeyecektir" ifadesini kullandı.

Papadopulos'un L'Express'te 4 Mayıs 2006 tarihinde Christian Makarian'la yaptığı söyleşinin tam metni şöyle:

Soru ve yanıtlar

Soru: Ada bu zor durumdan nasıl çıkarılabilir? Türkiye'nin AB üyelik müzakerelerinin yeniden başlamasına birkaç ay kala Kıbrıs Cumhurbaşkanı Tasos Papadopulos şartlarını ortaya koyuyor.

Adanın AB'ye üyeliğinden ve BMGS Kofi Annan tarafından sunulan yeniden birleşme planının Kıbrıslı Rumlar tarafından ezici çoğunlukla reddedilmesinden 2 yıl sonra nasıl bir durum değerlendirmesi yapıyorsunuz?

Yanıt: Hiç unutmamak gerekir ki Kıbrıs problemi 1974'de Türkiye tarafından karar verilen bir istila ve işgalle bağlantılı bir konudur. Nüfusun içinde her 10 kişiden 2'den azı Türk kökenlidir. Diğer yandan 8'den fazlası Rum'dur. Mülk konusunda ise, orman arazilerinin dışında, arazilerin 88%i Rumlara, 12%si de Türklere aittir. İşgalden önce çoğunluğu sadece Türk olan tek bir yerleşim birimi yoktu; onlar heryerde azınlıktılar. Bu da pratikte tüm bu bölünme argümanlarını kesinlikle geçersiz kılıyor. Buradan da tek bir soru ortaya çıkıyor: Türkiye ne istiyor?

Soru: Ne demek yani?

Yanıt: Kıbrıs'ta tek bir devlet mi istiyorsunuz yoksa iki tane mi? Tek bir anayasa, tek milliyet, tek bir dayanışma ve uluslararası kimlik mi istiyorsunuz? Yoksa özellikle zararlı olabilecek 2 devlet mi? AB konusunda örneğin Fransa'nın 1 Komisyoneri varken Kıbrıs'ın Brüksel'de 2 kişiyle temsil edildiğini düşünebiliyor musunuz? Türkiye'nin şu ana kadarki bütün politikası 2 ayrı devlet yapısı kurmaya dayalıydı.

Soru: Türkler size Annan Planı'nı kabul ettiklerini söyleyerek yanıt vereceklerdir...

Yanıt: Çok kişinin bizim planı reddetmiş olmamızdan ötürü duygusal açıdan çok etkilendiklerini biliyorum. Fakat bizim görüşümüze göre, bu metin üzerinde uzlaşılmış bir anlaşmanın ürünü, ortak ve uyumlu bir pozisyonun meyvesi olan bir barış planı değildi. Daha ziyade bir hakem kararına benziyordu. Elbette ki Kofi Annan'ın iyi niyet misyonu ona görüşmeleri içine girdiği çıkmazdan çıkarma görevini veriyordu fakat sadece bu görüşmelerin ilgili tüm tarafların katılımıyla yürütüldüğü sürece. Bu da bizi bölen tüm konuların ele alındığını ve tartışıldığını öngörüyordu. Aslında evet bazı noktalar müzakere unsuru olarak ele alındı, oysa diğer bazı konular gündeme bile gelmedi. Örneğin ortak para politikası görüşmelerin dışında bırakıldı, aynı şekilde, olayın finansman ve ekonomik boyutları bir ad-hoc komisyona havale edildi.

Soru: Bu garip durumu nasıl açıklarsınız?

Yanıt: BMGS açısından, 1 mayıs 2004'den yani Kıbrıs'ın AB üyeliğinden önce, bunun Türkiye'ye getireceği yükümlülüklere bakılmaksızın, bir planın kabul edilmiş olması gerekiyordu. Onun açısından, sonuçta, durumu göreceğiz...

 Üniter bir devletin fonksiyonlarını bloke etmeye müsaade edecek bir sistemi kabul etmem "

 Soru: Ve bu durum da yeniden birleşme konusundaki kesin soruyu sürüncemede bırakıyor...

Yanıt: Bir şekilde. Ve ben bu yaklaşıma katılmıyorum. Benim için, tüm toprakların, toplumların, ekonominin ve en sonunda da kurumların tamamen birleşmeyeceği bir anlaşmayı tahayyül etmek mümkün değildir. Bunların hiçbiri Annan Planı'nda yoktu. Kıbrıs Rum halkı planı işte bu yüzden reddetti: Nüfusun 82%'si Rum iken, iki belirgin bölge ve iki tip toplumsal yapı içeren bir devleti kesinlikle reddediyoruz. İnanın ki Kanada ve Belçika örneklerini büyük bir ilgiyle takip ediyorum; fakat o ülkelerde toplumlardan herhangi biri kendi görüşünü diğerine empoze edemez, hiçbiri herhangi bir blokaj veya ülkenin tamamen bölünmesine yol açacak bir felç yaratamaz. Üniter bir devletin yasallığının ve iyi işleyişinin bloke edilmesine müsaade edecek bir sistemi kabul edemem. Biz Annan Planı'nı bir çözümü reddetmiş olmak için reddetmedik, reddettik çünkü gerçekte öyle bir senaryo yürümeyecekti. Bundan sonraki tüm yeni inisiyatiflerin de bu gerçeği kaale alması gerekiyor: Herbir noktayı göz önünde bulundurarak nasıl ayrı değil, nasıl birlikte yaşayacağımızı düşünmemiz gerekiyor. Her tarafın pozisyonlarını ekleyerek ve armudu rastgele ortadan ikiye bölmek Kıbrıs için hiçbir zaman iyi bir çözüm teşkil etmeyecektir.

Soru: Çözüm her zaman BM'den doğacak. Bu çıkmazdan nasıl çıkılacak peki?

Yanıt: Biz Güvenlik Konseyi'nin bazı daimi üyelerinin konuyu monopolize etmesini istemiyoruz. Özellikle İngiltere ve Amerika'yı kastediyorum ki bunların adada direkt çıkarları söz konusudur-birincisinin adadaki askeri üsleri, ikincisinin ise Türkiye ve AB üyeliğine verdiği destek nedeni ile. Ben BM'nin misyonunu yürütmesi ve Kıbrıs'ın daha tarafsız bir muamele görmesi için Fransa, Rusya veya Çin gibi diğer daimi ülkeleri de işin içine katılması gerektiğini BMGS'ye ilettim.

 Soru: Camp David'de bir sürece ne dersiniz: Siz ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, aynı masa etrafında?

(Que pensez-vous d'un processus ala Camp David: vous-meme et le president de la Republique turque de Chypre du Nord, Mehmet Ali Talat, autour d'une meme table?)

Yanıt: Bu iyi bir şey getirmeyecek. Daha önce bahsettiğim şartları yerine getirecek uzun ve faydalı bir hazırlık dönemi olmadan olmaz. Bu olmadan Camp David gibi bir yerde buluştuğumuzda herkes kendi pozisyonunu savunacak ve iki ay veya iki hafta gibi bir sürenin sonunda görüşmeler duracak. Dolayısıyla dünyaya vereceğimiz mesaj ne olacak? Kıbrıs sorununun çözümsüz olduğu ve en iyi çözümün taksimden veya statükodan başka bir şey olmadığı.

 

Soru: Size göre, Türkiye'nin aradığı nedir, kısaca?

Yanıt: Türkiye'nin Kuzey Kıbrıs'ın hükümeti üzerindeki etkisi ağır basmaktadır. Veya Ankara'nın stratejisi Avrupa ile ilişkiler gündemi açısından zaman kazanacak şekilde Kıbrıs konusundaki tartışmayı sürdürmektir. Bu şekilde, önümüzdeki eylül ayında AB Türkiye'nin kat ettiği yolu değerlendirmek için hesap soracağı zaman Türkiye ortamı zehirlediği konusunda haksızlığa uğradığını söylerken bu arada da görüşmeler başlayamamış olacaktır. Fakat kimse kolay kanmaz. 25 ülke, Türkiye ile görüşmelerde barış planından bağımsız olarak, Türkiye'nin AB ile Gümrük Birliği anlaşmasının şartlarını yerine getirerek limanlarını Kıbrıs filolarına açmasını talep etmiştir. Umuyorum ki Avrupa,Türkiye'ye şart koşulan yükümlülüklerin yerine getirilmesini talep ederken doğruluk ve adalet konularında da hassas olacaktır."

KIBRIS 06/05/06

120 milyon euroyu kaybetmedik

Başbakan Soyer, toplamda 259 milyon euro olan, ancak 2005'te kabul edilmemesinden dolayı 139 milyon euroya inen Mali Yardım Tüzüğü'nün, kaybedilen 120 milyon eurosu ile ilgili önemli açıklamalarda bulundu:

120 milyon euroyu kaybetmedik

"BU YIL İÇİNDE UYGULAMAYA GEÇİRİLMESİ NİYETİNDEYİZ" Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Avrupa Komisyonu tarafından Kıbrıslı Türklerin ekonomik kalkınmasını cesaretlendirmek ve adadaki iki toplum arasındaki ekonomik bütünleşmeye katkı koymak amacıyla sunulan ve AB Genel İşler Konseyi tarafından Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nden ayrılarak onaylanan Mali Yardım Tüzüğü'nün bu yıl içinde uygulamaya geçirilmesi niyetinde olduklarını açıkladı

"120 MİLYON EURO İÇİN COREPER ONAY VERDİ" Başbakan Soyer, toplamda 259 milyon euro olan, ancak Aralık 2005'te kabul edilmemesinden dolayı 139 milyon euroya inen mali yardım paketinin, kaybedilen 120 milyon eurosu konusunda gerekli girişimleri yaptıklarını ve COREPER'in de 120 milyonun verilmesini onayladığını ve Avrupa Komisyonu'nu bu konuda görevlendirdiğini söyledi

Anıl IŞIK

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Avrupa Komisyonu tarafından Kıbrıslı Türklerin ekonomik kalkınmasını cesaretlendirmek ve adadaki iki toplum arasındaki ekonomik bütünleşmeye katkı koymak amacıyla sunulan ve Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nden ayrılarak, AB Genel İşler Konseyi tarafından onaylanarak, kullanıma hazır hale getirilen Mali Yardım Tüzüğü'nün bu yıl içinde uygulamaya geçirilmesi niyetinde olduklarını açıkladı.

Başbakan Soyer, toplamda 259 milyon euro olan, ancak Aralık 2005'te kabul edilmemesinden dolayı 139 milyon euroya inen mali yardım paketinin, kaybedilen 120 milyon eurosu konusunda gerekli girişimleri yaptıklarını ve Avrupa Birliği Daimi Temsilciler Komitesi'nin (COREPER) de 120 milyonun ek bütçe olarak verilmesini onayladığını ve Avrupa Komisyonu'nu bu konuda görevlendirdiğini söyledi.

Türk tarafının, AB tarafından onaylanan ve kullana hazır hale getirilen mali yardımı kabul edip etmediğinin sorulması üzerine Başbakan Soyer, "Mali Yardım Tüzüğü'nün Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nden ayrılmasına karşı olduğumuzu, ancak mali yardımı reddetmediğimizi daha önce de açıkladık. Bunun için de bu noktada çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Bu çalışmalara bağlı olarak, ana hatlarıyla görüşümüz şudur: bu yardımın doğrudan Kıbrıs Türk halkına verilmesi, kuzeyde bir ofis açılması ve bunun öncelikli kullanım alanlarının bizimle tartışılarak saptanmasıdır. Çalışmalarımız bu yöndedir ve ilerliyor" dedi.

Mali yardımla ilgili olarak gerek başbakanlık bünyesindeki AB Koordinasyon Merkezi'nin ve ilgili kurumların AB yetkilileri ile çok yoğun temaslar içerisinde bulunduğunu ve çalışmaların devamlı sürdüğünü belirten Başbakan, bu çalışmaların, somut sonuçları ortaya çıktıktan sonra bunları açıklayacaklarını söyledi.

Kuzeyde AB ofisinin açılıp açılmayacağıyla ilgili soruya ise Soyer, "bunu hep birlikte göreceğiz" diye yanıt vermekle yetindi.

Avrupa Parlamentosu'nun 139 milyon euroluk mali yardımın verilmesini onayladığının hatırlatılması üzerine Soyer, "bunun üzerine bizde gerekli temaslarımızı yapıyoruz. Kaybedilen 120 milyon euro konusunda gerekli girişimleri yaptık ve COREPER de bunu onayladı ve Avrupa Komisyonu'nu bu konuda görevlendirdi" dedi.

Soyer, "mali yardımın ne zaman alınacağı ve kullanımına ne zaman başlanacağı?" yönündeki bir soruya karşılık, "Bu çalışmalar tam sonuçlandığında bu parayı alacağız. Niyetimiz kullanımına bu yıl içinde başlamasıdır" dedi.

"Çeşitli alanlarda kullanılacak"

Soyer, mali yardımın, doğanın korunması, altyapının geliştirilmesi gibi değişik alanlarda kullanılacağını da ifade etti.

Mali yardımın kullanılacağı alanlarda çalışma yapılması için yeterli uzman kadrosunun bulunup bulunmadığıyla ilgili olarak Başbakan, "Kıbrıs Türk halkı şu anda AB'ye hazırdır. Entelektüel birikimi ve teknik elemanları çok yeterlidir. Bundan da gurur duyuyorum. Üniversitelerimiz vardır, teknik elemanlarımız vardır ve yurtdışında kendi alanlarında son derece başarılı insanımız vardır. Bunları koordine etmek çok kolay bir iştir ve yapılmıştır. Bu konuda gerekli bilgi birikimine sahip insanlarımız gerekeni yapacaktır" diye konuştu.

"Themis, AB temsilcisi olmak

için kültürünü geliştirmeli"

Avrupa Komisyonu Güney Lefkoşa Temsilcisi Themis Themistokleus'un mali yardımın kullanılmasıyla ilgili açıklamalarının hatırlatılması üzerine Soyer şöyle konuştu: "Themis Themistokleus, kanımca, AB temsilcisi olmak için kültürünü geliştirmeli. Kendisi yalnızca Kıbrıs Rum toplumunun Elen çıkarlarını gözetmekle görevli bir mantaliteye sahiptir. O nedenle, AB ilkeleri böyle bir mantaliteye sahip olanların mantalitesi ile çelişki içindedir. Bunu da zaten kuzeye geçmemekle ve herhangi bir şekilde Kıbrıs Türk halkını ortak olarak kabul etmemekle de göstermektedir. Sayın Papadopulos'un geçen gün verdiği bir demeç var: yüzde 80 ile yüzde 20'nin siyasi eşitlik temelinde bir arada olması mümkün değildir... Bu da, AB ilkelerine, demokratik ilkelere ve Kıbrıs sorunun çözümünün özüne tamamen aykırıdır. Haliyle, bu kişinin atadığı kişi de bizi siyasi olarak eşit görmediği için Kıbrıs Rum tarafının hakimiyetçi davranışını empoze etmeye çalışıyor. Themistokleus'un bu tutumu üzüntü vericidir" dedi.

Tüzük, şubatta Doğrudan Ticaret

Tüzüğü'nden ayrılarak onaylanmıştı

Mali Yardım Tüzüğü, Türk tarafının tüm ısrarlarına rağmen, Doğrudan Tüzüğü'nden ayrılarak, COREPER tarafından 24 Şubat 2006'da ve ardından da AB Genel İşler Konseyi tarafından 27 Şubat 2006'da onaylanarak, kullanıma hazır hale getirildi.

Böylece, AB üyesi ülkeler, toplamda 259 milyon euro olan, ancak 2005 yılı bütçesinden kaynaklanan 120 milyon eurosu, 31 Aralık itibariyle devre dışı kalarak 139 milyon euroya inen Kıbrıslı Türklere yönelik mali yardım paketini kullanıma hazır hale getirdi.

Mali Yardım ile Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün birbirinden ayrılmasına karar veren AB üyesi ülkeler, ayrıca toplantıda Doğrudan Ticaret Tüzüğü ile ilgili tartışmaların sürdürülmesi konusunda da görüş birliğine vardı.

KIBRIS 06/05/06

Bize niye gelmiyorlar?

Turizmciler, Türkiye'den Güney Kıbrıs'a tur düzenlenmesine tepkili

Bize niye gelmiyorlar?

Kıbrıs Türk Seyahat Acenteleri Birliği (KITSAB) Başkanı Orhan Tolun ile Kıbrıs Türk Otelciler Birliği (KTOB) Başkanı Turhan Beydağlı, Türkiye'den Güney Kıbrıs'a turistik seferler düzenlenmesine tepki göstererek, bir Kıbrıslı Türk'e ait olan "Karetta Travel" adlı şirketi etik davranmamakla suçladılar

Aral MORAL

Kıbrıs Türk Seyahat Acenteleri Birliği (KITSAB) Başkanı Orhan Tolun ile Kıbrıs Türk Otelciler Birliği (KTOB) Başkanı Turhan Beydağlı, Türkiye'den Güney Kıbrıs'a turistik seferler düzenlenmesine tepki göstererek, bir Kıbrıslı Türk'e ait olan "Karetta Travel" adlı şirketi etik davranmamakla suçladılar.

Turizmciler, turların KKTC turizmini sekteye uğratacağını düşünmemekle beraber, bunun etik bir davranış olmamasından üzüntü duyduklarını belirtti.

1974 Barış Harekatı'ndan bu yana Güney Kıbrıs'a ilk kez düzenlenecek olan tur İstanbul-Atina-Larnaka hattından yapılacak ve 450 euro'dan başlayan fiyatlarla gerçekleştirilecek.

KITSAB Başkanı Orhan Tolun, "Bizi üzen bir olay" şeklindeki değerlendirmesinde, hazırlanan tura ilginin büyük olacağını düşünmediğini belirtti.

KTOB Başkanı Turhan Beydağlı da, Karetta Travel seyahat acentesinin Genel Müdürü İbrahim Habeş'i ahlâki davranmamakla suçlayarak "Bir iş yaparken, bunun ülkemiz için ne gibi getirisi ve götürüsü olduğunu düşünmek gerekir" diye konuştu.

Habeş, dün basında yer alan açıklamalarında, tura ilginin çok büyük ve Güney Kıbrıs'ın Türkiye'de merak konusu olduğunu kaydetti.

Tolun: Özüne baktığımızda bizi üzen bir olaydır

Orhan Tolun, olaya ticari açıdan bakıldığında "yapmayın" diyemeyeceklerini belirterek, ülkeler arası yakınlaşma çerçevesinde böyle bir girişimi engelleme yönünde tavır sergilemeyeceklerini kaydetti.

Kuzey Kıbrıs'ın, Rum kesiminden daha cazip olduğuna dikkat çeken Tolun, "KKTC her yönüyle daha güzel. Hizmetlerimiz ve otellerimizin yanında fiyat olarak da ucuzuz. Türkiyelilerin KKTC yerine Rum kesimini tercih edeceğini sanmıyorum" şeklinde konuştu.

Orhan Tolun, bir Kıbrıslı Türk işadamının, Güney Kıbrıs'a tur organize etmesinin üzücü olduğunu, ticari iş yaparken, ülkemiz açısından getirisi ve götürüsünün neler olacağının göz önünde bulundurulması gerektiğini söyledi.

Beydağlı: Turizmimizin başarısız

olduğu mesajını alıyorum

Turhan Beydağlı ise, Karetta Travel seyahat acentesi Genel Müdürü İbrahim Habeşi "etik" davranmamakla suçladı.

Konuyla ilgili olarak dün açıklama yapan Turizm Bakanı Derviş Kemal Deniz'in "KKTC'yi Türkiye'de yeteri kadar tanıtamadık" sözlerini de değerlendiren Beydağlı, KTTC'nin Türkiye'de tanıtılmak yerine sevdirilemediğini, bunun da, gelmiş geçmiş tüm turizm bakanlarıyla Kıbrıs Türk Hava Yolları (KTHY) yetkililerinin hatalarından kaynaklandığını öne sürdü.

"Kendimize rakip seçtiğimiz bir piyasaya müşteri yönlendirmeyi doğru bulmuyoruz" diye

konuşan Turhan Beydağlı, Türkiye'den Güney Kıbrıs'a tur düzenlenmesi konusunda, turizmle ilgilenen herkesi düşünmeye davet etti.

Habeş: Turlar, barış ortamı için umut verici

Karetta Travel Genel Müdürü İbrahim Habeş, turun ilk programının 19 Mayıs Cuma günü gerçekleştirileceğini ve 20 kişilik bir grubun Güney Kıbrıs'a gideceğini söyledi.

Habeş, bu tarihten itibaren her perşembe bu turların gerçekleşeceğini ve turun Atina aktarmalı yapılacağını ifade ederek, oradan Larnaka'ya hareket edileceğini ve şirket olarak Güney Kıbrıs için vizeyi de kendilerinin aldığını söyledi.

İbrahim Habeş ayrıca, turu organize ettikleri Güney Kıbrıs'taki Rum partnerlerinin de bu turdan dolayı heyecanlı olduğunu belirterek, bu tür organizasyonları barış ortamı için umut verici olarak değerlendirdiklerini ifade etti.

Bakan Deniz ne demişti?

Bakan Deniz, kendilerinin Rum yönetimine ortak turizm politikası çağrısında bulunduklarını ancak dikkate alınmadıklarını dile getirmişti.

Deniz ayrıca, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ndeki turizm potansiyelinin, Türkiye'de daha iyi tanıtılmasının önemini de vurgulamıştı.

KIBRIS 06/05/06

İngiltere'de 7 Kıbrıslı Türk, 8 Türkiyeli aday seçimi kazandı

15 TÜRK KÖKENLİ ADAY KAZANDI... İngiltere'de 4 Mayıs 2006 Perşembe günü 176 seçim bölgesinde yapılan yerel seçimlerde belediye meclis üyesi için yarışan 28 Türk adaydan 7'si Kıbrıslı Türk, 8'i Türkiyeli olmak üzere 15 adayın seçimi kazandığı kesinleşti

7 BAŞARILI KIBRISLI TÜRK... Türkçe konuşan toplumun yoğun olarak yaşadığı Enfield bölgesinde tamamlanan oy sayımında Kıbrıslı Türk adaylar İşçi Partisi'nden Ayfer Orhan, Ahmet Karahasan, Ahmet Öykener ve Muhafazakar Parti'den Doğan Delman ve Ertan Hürer, Liberal Demokrat Parti'den Meral Ece ve Sera Hülya Ketmen bölgelerindeki belediye meclislerine girmeye hak kazanan Kıbrıslı Türkler oldu

Eylem ERAYDIN / LONDRA

İngiltere'de 4 Mayıs 2006 Perşembe günü 176 seçim bölgesinde yapılan yerel seçimlerde belediye meclis üyesi için yarışan 28 Türk adaydan 7'si Kıbrıslı Türk, 8'i Türkiyeli olmak üzere 15 adayın seçimi kazandığı kesinleşti.

Türkçe konuşan toplumun yoğun olarak yaşadığı Enfield bölgesinde tamamlanan oy sayımında Kıbrıslı Türk adaylar İşçi Partisi'nden Ayfer Orhan, Ahmet Karahasan, Ahmet Öykener ve Muhafazakar Parti'den Doğan Delman ve Ertan Hürer, Liberal Demokrat Parti'den Meral Ece ve Sera Hülya Ketmen bölgelerindeki belediye meclislerine girmeye hak kazanan Kıbrıslı Türkler oldu.

Geçtiğimiz yıl İşçi Partisi'nden milletvekili adayı olan Ayfer Orhan Enfield- Ponders End bölgesinden seçimi kazanırken, İşçi Partili adaylar Ahmet Öykener Enfield- Lower Edmonton'dan , Ahmet Karahasan Enfield- Jubilee bölgesinden, Muhafazakar Parti'den Doğan Delman Enfield- Highland ve Ertan Hürer Enfield- Winchmore'dan, Libreral Demokrat Parti'den Meral Ece Islington- Mildmay ve Sera Hülya Kentman ise Lewisham bölgelerinde seçimleri kazanarak belediye meclis üyesi oldular.

Bölgelerinde belediye meclis üyeliğini kazanan Türkiyeli adaylar ise İşçi Partisi'nden Yasemin Breet Enfield- Brwes, Nilgün Canver Haringey- St. Ann's, Dilek Doğuş Haringey- Bruce Grove, Muttalip Ünlüer Hackney- Stoke Newington, Deniz Oğuzkanlı Hackney- Lea Bridge, Gülay Oğuzkanlı Hackney- De' Beauvoir, Evrim Laws Sauthwark- Peckham Rye ve Feryal Demirci Hackney- Lordshiplane bölgelerinden seçimi kazandı.

Seçim sonucunun ardından KIBRIS'a açıklama yapan Ayfer Orhan, kendisine destek veren herkese teşekkür ederek, "Gecenin 22.00'sinde bile gecelikle gelip oy kullanan Türkler oldu, onlar sayesinde kazandık. Söz verdim öncelikle kendi toplumumuzun sorunları üzerinde çalışacağım. En önemlisi de eğitim konusunda uzman biri olarak bu alandaki sıkıntılarımızı yok etmek için uğraşacağım. Ayrıca bölgemdeki en büyük sorunlardan biri olan çevre kirliliğini azaltmak için çalışmalar yapacağım" şeklinde konuştu.

Orhan, ülke genelindeki İşçi Partisi'nin yenilgisini ise parti içi yaşanan skandallardan çok İngiltere'de giderek artmaya başlayan milliyetçi akımının bir göstergesi olduğuna inandığını belirtti.

Ahmet Öykener ise seçimle ilgili olarak şunları kaydetti:

"Bölgemde çok açık farkla kazandım. Burada bölgede yaşayan Türk toplumumuzun bizleri destekleyerek sandık başına gitmesiyle oldu. Öncelikle destekleyen herkese teşekkür ederim. Amacımız Türklerin yoğun olduğu bölgemizin kalkınmasını sağlamak. Özellikle ilgileneceğim başka bir konu ise Türk okullarının sıkıntılarını gidermek ve onlara belediyeden maddi destek sağlamak olacaktır."

Enfield- Jubilee Bölgesi'nden en çok oyu alarak tekrar belediye meclis üyesi olmaya hak kazanan Ahmet Karahasan ise kendisini destekleyenlere teşekkür ederek, "Kaldığım yerden çalışmalarıma devam edeceğim. Kendi toplumumuzun sorunlarını çözmek en başta görevim. Öncelikle toplumumuz un karşılaştığı ev sorununa çözüm getirmek istiyorum" dedi.

Ülke genelinde İşçi Partisi'nin büyük bir yenilgi yaşamasına rağmen partinin Türklerin yoğun olarak yaşadığı bölgelerde 12 Türk belediye meclis adayından 11 tanesi büyük oy farkı ile seçimleri kazandı. Kıbrıslı Türk belediye meclis adayı Alev Cazımoğlu da 12 gibi çok az bir farkla seçimi kaybetti.

Enfield Southbury bölgesinde, Mufazakar Parti'nin ülke genelindeki başarısına rağmen Muhafazar Parti'den aday olan 11 Türk belediye meclis üyesinden sadece Kıbrıslı Türk üyeler Ertan Hürer ve Doğan Delman başarı sağlayarak, ipi göğüsledi.

Bazı bölgelerde oy sayımı devam ederken, son gelen bilgilere göre Mufazakar Parti, 70'in üzerinde belediyede meclisinde çoğunluğu elde etti. İktidardaki İşçi Partisi ise 30'a yakın belediyede çoğunluk sağlayabildi.

İşçi Partisi'nin büyük yenilgisinden sona oy sayımı daha bitmeden dün öğleden sonar Başbakan Tony Blair, parti içi ve dışı gelen tepkilere dayanamayarak kabine değişikliği yaptı.

Başbakan Blair, İçişleri Bakanı Charles Clarke'ı kabineden çıkardı ve Dışişleri Bakanı Jack Straw'u daha arka planda bir göreve Avam Kamarası Başkanlığı'na çekti. Blair'in, Avam Kamarası Başkanı Hoon'u da Avrupa Bakanı olarak atandığı bildirildi.

Son haftalarda sekreteriyle evlilik dışı ilişkisi gazete manşetlerinden düşmeyen Başbakan Yardımcısı John Prescott ise devlet bakanlığı görevini korumasına karşın sorumlu olduğu alanlar daraltıldı.

Yeni kabine

Dışişleri Bakanı: Margaret Beckett

İçişleri Bakanı: John Reid

Eğitim Bakanı: Alan Johnson

Avam Kamarası Başkanı: Jack Straw

Ulaştırma Bakanı: Douglas Alexander

Çevre Bakanı: David Miliband

Yerel Yönetim Bakanı: Ruth Kelly

Savunma Bakanı: Des Browne

Ticaret Bakanı: Alistair Darling

Parti Başkanı: Hazel Blears

 

Fotoğraf Kodları: (Genel- Res'te)

AYFER ORHAN

AHMET KARAHASAN

AHMET OYKUNER

DOGAN DELMAN

ERTAN HURER

MERAL ECE

**********************

NILGUN CANVER

MUTALLIP UNLUER

EVRIM LOWS

YASEMIN BRETT

***********************

AYFER ORHAN SEVINC

AHMET OYKUNER SEVINC

AHMET KARAHASAN SEVINC

ERTAN HURER SEVINC

YASEMIN BRETT SEVINC

KIBRIS 06/05/06

KKTC'nin "de-facto "nüfusu 264 bin 172

Başbakan Soyer dün düzenlediği basın toplantısında, 30 Nisan'da gerçekleştirilen nüfus ve konut sayımının ilk sonuçlarını açıkladı

KKTC'nin "de-facto "nüfusu 264 bin 172

LEFKOŞA VE GİRNE CAZİBE MERKEZİBaşbakan Ferdi Sabit Soyer, KKTC'nin "de facto" (Vatandaş olmayanlar dahil) toplam nüfusunun 1996'daki son sayıma göre yüzde 31.7 oranında artarak 200 bin 587'den 264 bin 172'ye ulaştığını bildirdi. Başbakan Soyer, en yüksek nüfus artışının tespit edildiği Girne'de nüfusun yüzde 58.1 artışla 38 bin 715'den 61 bin 192'ye çıktığını kaydetti. Sayımda bir iç göçün de tespit edildiğini söyleyen Başbakan Soyer, özellikle merkezlere doğru bir akışın ortaya çıktığını belirterek, Lefkoşa ile Girne'nin cazibe merkezi haline geldiğini belirtti

 

EKSİK SAYIM YÜZDE 0.5Başbakan Soyer, gerek adres kütüklerindeki eksiklikler, gerek sayım memuru ihmallerinden dolayı genelde yüzde 0.5 (binde 5) oranında eksik sayımın söz konusu olduğuna işaret ederek, bu bildirimlere aynı gün ve daha sonraki günlerde ulaşılarak sayımın gerçekleştiğini söyledi. Bildirimlere yanıt vermeye devam edileceğine dikkat çeken Soyer, ileriki günlerde örnekleme yöntemiyle gerçekleştirilecek tespitler sonucunda eksik sayımın olup olmadığının ve varsa bu eksikliğin oranının saptanması çalışmaları yapılacağını kaydetti

 

YÜZDE 31.7 ARTIŞBaşbakan Soyer'in açıkladığı 30 Nisan 2006 sayımı geçici sonuçlarına göre, Aralık 1996'dan bu yana KKTC'nin de-facto nüfusunda yüzde 31.7 oranında artış gerçekleşti. 1996'da 200 bin 587 olan nüfus, geçici rakamlara göre, 264 bin 172'ye ulaştı. Detayları ve kesin sonuçları, altı ay içerisinde açıklanacak olan bu artış sürekli ikamet esasına göre artan nüfusu içerdiği gibi turizm, iş ve benzeri amaçlarla ülkemizde bulunan insan sayısındaki artışı da içeriyor. Geçici rakamlara göre Lefkoşa İlçesi 84 bin 893, Gazimağusa İlçesi 64 bin 429, Girne İlçesi 61 bin 192, Güzelyurt İlçesi 31 bin 568 ve İskele İlçesi de 22 bin 90 nüfusuna ulaştı

 

 

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, KKTC'nin "de facto" (yabancılar dahil) toplam nüfusunun 1996'daki son sayıma göre yüzde 31.7 oranında artarak 200 bin 587'den 264 bin 172'ye ulaştığını bildirdi.

Soyer ayrıca, Lefkoşa'da 84 bin 893, Mağusa'da 64 bin 426, Girne'de 61 bin 192, Güzelyurt'ta 31 bin 568 ve İskele'de 22 bin 90 kişinin yaşadığını söyledi.

Başbakan Soyer, en yüksek nüfus artışının tespit edildiği Girne'de nüfusun yüzde 58.1 artışla 38 bin 715'den 61 bin 192'ye çıktığını kaydetti.

Sayımda bir iç göçün de tespit edildiğini söyleyen Başbakan Soyer, özellikle merkezlere doğru bir akışın ortaya çıktığını belirterek, Lefkoşa ile Girne'nin cazibe merkezi haline geldiğini belirtti.

Başbakan Soyer, detaylar ve kesin sonuçların 6 ay içerisinde açıklanacağını söyledi.

Başbakan Ferdi Sabit Soyer dün düzenlediği basın toplantısında, 30 Nisan'da gerçekleştirilen Nüfus ve Konut Sayımı'nın ilk sonuçlarını açıkladı. Basın toplantısında Başbakanlık Müsteşarı Doğan Şahali ile Devlet Planlama Örgütü (DPÖ) Müsteşarı Işılay Yılmaz da hazır bulundu.

"Demagojilere net cevap verilecek"

Başbakan Soyer başarılı bir çalışma olarak nitelediği ve ilk geçici sonuçları belirlenen nüfus sayımının büyük ölçüde de facto nüfusun tespiti için yapıldığına işaret etti.

6 ay içerisinde nüfus ve bina sayımıyla ilgili ayrıntılı bilgilerin resmen açıklanacağını kaydeden Başbakan Soyer, nüfusla ilgili olarak bir süreden beridir dünyada devam eden siyasal demagojilere net cevap verileceğini belirtti.

Başbakan Soyer, "Herkes de gördü ki sorular, sosyo-ekonomik olup, bu yöndeki veri ihtiyacını karşılamaya yöneliktir. Örneğin elektrik enerjisi için evlerdeki klima sayısını öğrenmek lazım. Gelecek ancak verili bir toplumla planlanabilir" dedi.

Nüfus sayımı öncesinde mahalle saptaması yapıldığını, yeni sokaklara isim verip, yeni binaları numaralandırdıklarını kaydeden Soyer, bunun sonucunda bazı yerlerde izinsiz inşaatlardan kaynaklanan kusurlar ortaya çıktığını belirtti.

"Eksik sayım yüzde 0.5 oranında"

Başbakan Soyer, gerek adres kütüklerindeki eksiklikler, gerek sayım memuru ihmallerinden dolayı genelde yüzde 0.5 (binde 5) oranında eksik sayımın söz konusu olduğuna işaret ederek, bu bildirimlere aynı gün ve daha sonraki günlerde ulaşılarak sayımın gerçekleştiğini söyledi.

Bildirimlere yanıt vermeye devam edileceğine dikkat çeken Soyer, ileriki günlerde örnekleme yöntemiyle gerçekleştirilecek tespitler sonucunda eksik sayımın olup olmadığının ve varsa bu eksikliğin oranının saptanması çalışmaları yapılacağını kaydetti.

 

"Veriler elektronik ortama aktarılacak"

Başbakan Soyer, sayımda KKTC'nin de facto nüfusunun 264 bin 172 olduğunun tespit edildiğini ancak bugüne kadar bütün planların 222 bin 442'lik tahmini nüfusa göre yapıldığına işaret ederek bunun yarattığı kapasite sıkışıklığı ve sorunlar bulunduğunu söyledi.

2 Mayıs'ta yürürlüğe giren genelgeyle birlikte doğum-ölüm ve ülkeye giriş-çıkışların elektronik ortama aktarılacağını kaydeden Başbakan Soyer, bundan sonra nüfusun sokağa çıkma yasağı uygulamadan tespit edileceğini belirtti.

İlk sonuçlar

Başbakan Soyer'in açıkladığı 30 Nisan 2006 Sayımı geçici sonuçlarına göre, Aralık 1996'dan bu yana KKTC'nin de-facto (fiili) nüfusunda yüzde 31.7 oranında artış gerçekleşti.

1996'da 200 bin 587 olan nüfus, geçici rakamlara göre, 264 bin 172'ye ulaştı. Detayları ve kesin sonuçları, altı ay içerisinde açıklanacak olan bu artış sürekli ikamet esasına göre artan nüfusu içerdiği gibi turizm, iş ve benzeri amaçlarla ülkemizde bulunan insan sayısındaki artışı da içeriyor.

Ülke genelinde nüfus yüzde 31.7 oranında arttı. Geçici rakamlara göre Lefkoşa İlçesi 84 bin 893, Gazimağusa İlçesi 64 bin 429, Girne İlçesi 61 bin 192, Güzelyurt İlçesi 31 bin 568 ve İskele İlçesi de 22 bin 90 nüfusuna ulaştı.

Girne'de yüzde 58.1, Lefkoşa'da yüzde 36.3, Gazimağusa yüzde 21.9, İskele yüzde 15.2 ve Güzelyurt yüzde 14.5 oranında artış meydana geldi.

İç göç

Başbakan Soyer, ilk sonuçlarda merkezlere doğru bir iç göçün tespit edildiğine işaret ederek gelecekteki planların da buna göre yapılacağını söyledi.

Girne ve Lefkoşa'nın diğer ilçelere göre daha yüksek oranlı nüfus cazibe merkezlerine dönüştüğünü kaydeden Başbakan Soyer, şöyle devam etti:

"De-facto toplam nüfusun ilçeler itibarıyla dağılımındaki gelişmeye bakıldığında, Lefkoşa'nın payı yüzde 31.1'den yüzde 32.1'e ve Girne'nin payı yüzde 19.3'ten 23.2'ye yükselirken, Gazimağusa'nın payı yüzde 26.4'ten yüzde 24.4'e, Güzelyurt'un payının yüzde 13.7'den yüzde 11.9'a ve İskele'nin payı da yüzde 9.6'dan yüzde 8.4'e geriledi."

Rumlara yanıt

Açıklamasında Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin sayıma yönelik eleştirilerine de değinen Başbakan Soyer, sayımın BM ve AB temel prensiplerine göre yapıldığını ve uluslararası camianın da bunu gördüğünü söyledi.

Başbakan Soyer, "KKTC'de ilkokullara 20 bin 602, ortaokullara 18 bin 385 öğrenci ve KKTC'deki üniversitelere 9 bin 877 Kıbrıslı Türk öğrenci devam ediyor. Biz nüfusumuzu ve geleceğimizi bu güzel çocuklarla bu topraklarda geliştireceğiz. Topraklarımızdaki tarihi varlığımızın teminatı bu gençlerdir" dedi.

Başbakan Soyer daha sonra gazetecilerin sorularını yanıtladı.

 

Başbakan basının sorularını da yanıtladı

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, ülkenin ekonomik ve sosyal yapısı ile ihtiyaçlarını saptamaya yönelik nüfus sayımına KKTC'de yaşamayı seçen Rum, Maronit, İngiliz ve başka uluslardan insanları da katıp bu insanların sayısını da tespit ederek ileriye dönük dini, kültürel ve diğer ihtiyaçları için hizmetler geliştirebilecek potansiyele sahip olmayı amaçladıklarını vurguladı.

De facto (fiili) yöntemle yapılan sayımın de jure (hukuki) sonuçlarının 5 ayda tüm detaylarıyla açıklanacağını, saklayacak bir şeyleri olmadığını ifade eden Başbakan Soyer, büyük şehirlere olan yığılmanın önüne geçebilmek için kırsal kesimlerde kalmayı teşvik edecek projeler hazırlanacağını kaydetti.

Başbakan Soyer, 30 Nisan'da yapılan nüfus ve konut sayımına ilişkin ilk verileri açıkladığı basın toplantısında gazetecilerin farklı konulardaki sorularını da yanıtladı.

"30 yıl bir yerde yaşayan yabancı addedilemez"

Sayımda belirlenen 264 bin kişilik nüfusun kaçının Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olduğu yönündeki soruya karşılık Başbakan Soyer, kesin rakamın de jure nüfusun belirleneceği 5 ayın içinde şekillenerek açıklanacağını söyledi. Başbakan Soyer, 30 yıl önce bu topraklara gelip yerleşenler ile onların çocuk ve torunlarının KKTC vatandaşı olduğuna dikkat çekerek, "Dünyada hiçbir insan hakkı mevzusu yoktur ki, 30 yıl yaşadığı bir yerde o insanı yabancı addetsin" dedi.

Başbakan Soyer, Güney Kıbrıs'ın bu konudaki yaklaşımına atıfta bulunarak şunları kaydetti:

"Ben zannediyordum ki ırkı düşünceler Nazi imparatorluğunun çöküşüyle bitti... Ama eğer bu ırkçı düşünceler Kıbrıs toprağında, 21. yüzyılın içerisinde, AB ilkelerine rağmen hortlayacaksa, buna kimsenin fırsat vereceğini de zannetmiyorum."

"'Türkiyeliler bizden fazla' görüşünü hiç savunmadık"

Bir basın mensubunun "CTP'nin politikasını destekleyenlerin önceleri 'Türkiyeliler artık bizden daha fazladırlar' dediğini" söylemesi üzerine Başbakan Soyer, "Biz bunu hiçbir zaman savunmadık" dedi. Soyer, "Kıbrıs'ta Kıbrıs Türk halkı kalmadı" diyenlere her zamanki yaklaşımlarının, bunun yanlış olduğu yönünde olduğunu hatırlattı.

Geçmiş iktidarların sürekli nüfus verilerini gizleyerek bu yanlışlığın doğmasına sebebiyet verdiğini belirten Başbakan Soyer, kendilerinin özellikle seçmen kütükleri üzerinde yaptıkları çalışmalarda seçmen toplamı bakımından bu yargının yanlışlığını da söylediklerini ve kanıtladıklarını aktardı.

"Şeffaf hükümet"

Başbakan Soyer, bir başka soruya karşılık, KKTC'de yaşayan turist, çalışan, öğrenim gören herkesin fiili nüfus sayısına dahil olduğunu belirterek, çalışma izniyle ülkede bulunan 47 bin 601 kişi; 26 bin 551'i Türkiyeli, 2 bin 860'ı yabancı uyruklu toplam 29 bin kadar öğrencinin de bu rakam içerisinde olduğunu açıkladı.

Başbakan Soyer, "Hepsini açıklayacağız. Gizli hiçbir şeyimiz yoktur. Açık ve şeffaf... Bu hükümet şeffaf hükümettir" şeklinde konuştu.

Soruların Türkiye'de hazırlandığı iddiaları

Başbakan Soyer, sayımda yöneltilen soruların KKTC'deki sosyo-ekonomik yapıyı fazla yansıtmadığı ve soruların Türkiye'de hazırlandığı yönündeki iddiaların sorulmasına karşılık, bunu söyleyenlerin halkı küçümseyen, hakir gören ve yok farz etmeye çalışan düşüncede insanlar olabileceği değerlendirmesinde bulunarak, soruların burada hazırlandığını vurguladı.

Soyer, KKTC'de yaşayan ve var olan bir halk bulunduğu; halkın devlet mekanizması, entellektüel bilgi birikimi ve güzel insanları olduğunu vurgulayarak, "Bunu söyleyen müsaade etsin de bu soruları yazabilecek kalem tutan eller ve düşünen beyinler bu topraklarda vardır" dedi.

"Burada yaşamayı seçen herkes eşit hakka sahip"

KKTC'de yaşayan Rum, Maronit, İngiliz ve başka uluslarda insanların varlığına dikkat çekerek demokratik bir ülke olarak Kıbrıs Türk halkından farklı ulusal değer, köken ve dile sahip bu insanların da eşit haklı yurttaşlar olduğunu ifade eden Başbakan Soyer şöyle konuştu:

"Yurttaş ise ve eğer bu ülkede turist ya da çalışma amaçlı bulunuyorlarsa, insan hakları toplamında da eşit ilişki içerisinde değerlendirdiğimiz insanlardırlar. Onun için istedik ki, KKTC'de yaşamayı seçen Kıbrıslı Rum, Maronit ve İngiliz nüfusun ve başka uluslardan insanların sayısını da tespit edelim ve önümüzdeki dönemde bu insanların dini, kültürel ve diğer ihtiyaçları için onlara hizmetler geliştirebilecek bir potansiyele de sahip olabilelim."

"Modern görüntülü Nazi kafalar"

Başbakan Soyer, bu amaçlarla hazırlanan soruları ters düşünenler için "modern görüntülü Nazi kafalar" ifadesini kullandı ve bu düşüncelere yenilmeden yollarında ilerleyeceklerini kaydetti.

Basın toplantısında, büyük şehirlerdeki nüfus artışına karşı hükümetin almayı düşündüğü önlemlerin sorulması üzerine ise Başbakan Soyer, hükümetin bu yöndeki tahminlerinden hareketle üzerinde çalıştığı projenin tam anlamıyla şekillendirilebilmesi için bu rakamlara ihtiyacı olduğunu anımsatarak, ileriki dönemde bu veriler ışığında halka getirilecek projeyle, yatırımlarla kırsal kesimde kalmayı teşvik ederek kentlere kaçısın önüne geçmeyi hedeflediklerini anlattı.

Başbakan Soyer, Güzelyurt'a yönelik düşünülen yeni yatırımların da ileriki dönemde geliştirilerek yaşama geçirileceğini ve mevcut gelişmenin hızlandırılacağını ifade etti.

Başbakan Soyer, hükümetin özellikle Güzelyurt esnafının geçmişte ödeyemediği vergi ve borçları için yaptığı yasal düzenlemelerle, yalnız bu bölge esnafına değil KKTC'nin her yerine rahatlama getirdiğini, insanların alım gücünün arttığını ifade ederek, "Hiçbir şeyin yapılmadığını söylemek toplumun kendisini inkardır" şeklinde konuştu.

"Bunu söyleyen gidip denize düşsün"

Başbakan Soyer, sayımın "elinde Rum malı bulunduranların tespitine yönelik olduğu" şeklindeki söylemlerin anımsatılmasına karşılık da, "Bunu söyleyen insan gidip denize düşmelidir" diyerek, bu devletin İTEM Yasası'na sahip olduğu ve kime ne koçan verildiği, kimin neyi kullandığıyla ilgili bilgi birikiminin var olduğunu söyledi.

"Global dünyada ilişkiler normal...İzolasyonlar anormal"

Basın toplantısında, Türkiye'den Güney Kıbrıs'a turistik tur düzenleneceği konusundaki yorumu da sorulan Başbakan Ferdi Sabit Soyer, global bir dünyada yaşanıldığı, ulusal sınırların aşılması ve ilişkilerin normal olduğunu belirtirken önemli olanın anormal bir durum olan, Kıbrıs Türk halkı üzerindeki izolasyonların kaldırılması olduğunu vurguladı.

Başbakan Soyer, Kıbrıs Türk Orta Eğitim Öğretmenler Sendikası'nın birkaç gün önce düzenlediği basın toplantısında, eğitim konusunda hükümete yönelttiği eleştirilerle ilgili yorumunun sorulması üzerine ise, bu suçlamalara katılmadığını belirterek, hükümetin gençlere ve öğrencilere verdiği önemi vurguladı. Hükümetin, Lefkoşa, Gazimağusa ve Güzelyurt'ta saptadığı kamu arazilerine, gelecek yıldan itibaren okul kampusları kurma yoluna gideceğini ve bu araziler üzerine okul binaları yanında kafeterya ve benzer sosyal amaçlı binaların da inşa edilerek gençlerin hizmetine sunulacağını belirten Başbakan Soyer, hükümeti ilgisizlikle suçlayanları da bu projelere katkı yapmaya çağırdı.

KIBRIS 06/05/06

Rumlar ve İngilizler arasında silah krizi

Ömer BİLGE / LEFKOŞA

İngiltere ile Kıbrıs Rum yönetimi arasında servise gönderdikleri silah yedek parçası nedeniyle kriz çıktı. Rumlar, yedek parçalarını isterken, İngiltere, "Biz Kıbrıs’a silah sevk etmiyoruz" karşılığını verdi. Rum yönetimi, İngiliz hükümetinden aylardır yedek parçalarını geri istiyor.

Rum Fileleftheros gazetesinin haberine göre, Rum ordusu geçtiğimiz aylarda periyodik bakım nedeniyle bir silah sisteminin en önemli elektronik parçasını İsviçre’deki üretici firmaya gönderdi. Ancak İsviçreli firma her ne kadar silahı üretse de belirli parçalarını İngiltere’deki bir başka firmadan temin ediyordu. Rumların periyodik servis için gönderdiği parça İngiltere’ye gönderildi. İngiliz silah üreticisi firma ise, "İngiltere hükümeti, Kıbrıs’a silah sevkıyatı yapmıyor" kararını gerekçe göstererek parçaya el koydu. Rum ordusunun silah sistemi devre dışı kaldı ve Rum Dışişleri Bakanlığı doğrudan İngiliz hükümetine başvurdu. İngiliz diplomatlar, konuyla ilgilenecekleri cevabını verdi. Rum Dışişleri Bakanlığı, yedek parça krizi nedeniyle İngiltere’yi protesto etmeye hazırlanıyor.

HURRIYET 07/05/06

Çözümsüzlük, 1960 yasalarının uygulanmasına olanak tanımıyor

Rum İçişleri Bakanı Andreas Hristu, Kıbrıs Cumhuriyeti vatandaşlığı, mülkiyet sorunu ve güneyde yapılacak parlamento seçimlerinde Kıbrıslı Türklerin oy kullanma hakkıyla ilgili KIBRIS'a konuştu:

Çözümsüzlük, 1960 yasalarının uygulanmasına olanak tanımıyor

"VATANDAŞLIK BİR LÜTUF DEĞİL, YÜKÜMLÜLÜKTÜR" Rum İçişleri Bakanı Andreas Hristu, Kıbrıs'ta doğup büyüyen, ebeveynlerinden biri Kıbrıslı Türk diğeri Türk uyruklu olan çocuklara Kıbrıs vatandaşlığı verilmesinin "Kıbrıs" hükümetinin bahşettiği bir lütuf olmadığını, bunun Kıbrıs Cumhuriyeti yasalarına göre bir yükümlülük olduğunu ancak adadaki mevcut olağanüstü durumun şu an buna imkân tanımadığını söyledi

"MÜLKİYET SORUNUNUN ÇÖZÜMÜ SİYASİ ÇÖZÜMDE YATAR"Kıbrıs sorununun en can alıcı konularından olan mülkiyet konusuyla ilgili olarak Hristu, kuzeyde mülkiyet sorununa bir iç hukuk yolu yaratmak amacıyla kurulan tazmin ve takas komisyonuna, Kıbrıslı Rumların başvurularıyla ilgili bilgisi olmadığını ifade ederek, "çok hassas" bir konu olarak nitelendirdiği mülkiyet sorununun çözümünün siyasi çözümde yattığını belirtti

"KIBRISLI TÜRKLERİN 56 SANDALYE İÇİN OY KULLANMASI ANAYASAYA AYKIRI"... 78 Kıbrıslı Türkün 1960 Anayasası'ndaki seçme ve seçilme haklarının tanınmasını talep etmesiyle ilgili olarak Hristu, Kıbrıslı Türklerin bu taleplerinin, 1960 seçim yasasına göre, hem toplumsal, hem de kişisel haklar açısından mümkün olmadığına işaret etti. Seçim yasasında yapılan değişiklikle güneyde yaşayan Kıbrıslı Türklere 24 sandalye için değil, Kıbrıslı Rumlara ait 56 sandalye için oy hakkı verildiğini ifade eden Hristu, ancak bunun da iki ayrı seçim listesi ve aynı gün yapılacak iki ayrı seçimi öngören 1960 Anayasası'na aykırı olduğunu söyledi

 

Anıl IŞIK

Rum İçişleri Bakanı Andreas Hristu, Kıbrıs'ta doğup büyüyen, ebeveynlerinden biri Kıbrıslı Türk diğeri Türk uyruklu olan çocuklara Kıbrıs vatandaşlığı verilmesinin Kıbrıs Cumhuriyeti vatandaşlık yasasına göre, "Kıbrıs" hükümetinin bir yükümlülüğü olduğunu, ancak adadaki mevcut olağanüstü durumun şu an buna imkân tanımadığını söyledi.

Hristu, "Bu, konuda çok tartışmalar yaşanıyor. Biz, bu durumdaki çocuklara vatandaşlık verilmesinin, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin, yasal devletin, bir yükümlülüğü ve yetkisi olduğuna inanıyoruz. Bu çocuklara vatandaşlık vermek bir sorumluluktur. Bir ebeveynin vatandaş olması durumunda bu, bizim sadece onlara bahşettiğimiz bir lütuf değildir. Bir ebeveyn Kıbrıslı ise çocuk da Kıbrıs vatandaşlığını seçebilir" dedi.

Andreas Hristu, KIBRIS'a vatandaşlık, mülkiyet ve güneyde yapılacak parlamento seçimleri hakkında önemli açıklamalarda bulundu.

Kıbrıs vatandaşlığının otomatik olarak Sivil Kayıt ve Muhaceret Dairesi tarafından çocuğa verildiğini ifade eden Hristu, "Ancak ebeveynlerinden birinin Kıbrıs'a yasa dışı limanlardan girmesi halinde - ki bu, Türkiye'den ve hatta üçüncü dünya ülkelerinden Kıbrıs'a yasa dışı limanlardan gelen insanları ifade ediyor- karar, Bakanlar Kurulu tarafından alınmalıdır" diye konuştu.

2003 yılından 2004 referandumuna kadar olan dönemde, ebeveynlerinden birinin, çoğunluğunu "yerleşik" olarak nitelendirdikleri TC vatandaşı olmasına rağmen, bu çocuklara vatandaşlık verildiğini anlatan Hristu, ancak Kıbrıs sorununa kapsamlı çözüm öngören Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan tarafından sunulan çözüm planının başarısız olmasının ardından bu uygulamayı askıya aldıklarını söyledi.

Kıbrıs Cumhuriyeti yasasına göre "aykırı" olan bu durumun ne zaman kalkacağı yönünde şu an bir görüş bildirmeyen Hristu, "Yeni parlamentonun oluşmasını beklemek zorundayız" dedi.

Hristu, bir ebeveynin Kıbrıslı Türk, diğerinin ise "yerleşik" olduğu karışık evliliklerin sayısının 6-10 bin civarlarında olduğu yönünde ellerinde bilgi olduğunu da ifade etti.

Kıbrıs sorununun başlıca en önemli konularından olan mülkiyet konusuyla ilgili olarak Hristu, kuzeyde mülkiyet sorununa bir iç hukuk yolu yaratmak amacıyla kurulan tazmin ve takas komisyonuna, Kıbrıslı Rumların başvurduklarıyla ilgili bilgisi olmadığını ifade ederek, "çok hassas" bir konu olarak nitelendirdiği mülkiyet sorunun çözümünün siyasi çözümle mümkün olacağı yönündeki inancını dile getirdi.

Hristu, "Mahkemeler aracılığıyla nihai, tatmin edici bütünsel bir çözüm göremiyorum. Loizidu, Arif Mustafa ya da diğer davalar var, ancak, bunlar, otomatik olarak, bizim mülkiyet sorunu için anladığımız bir çözüm değildir. Bu nedenden dolayıdır ki, ara çözümler, akılcı bir çözüm sunmayabilir" dedi.

78 Kıbrıslı Türkün, 1960 Anayasası'ndaki seçme ve seçilme haklarının tanınmasını talep etmesiyle ilgili olarak Hristu, Kıbrıslı Türklerin bu talebine, "Hem devlet olmayan ama idare görünümü vermeye çalışan bir yere, hem de bir devlete katılamayacaklarını söylediğini" hatırlatarak yanıt verdi.

Güneyde yaşamayan Kıbrıslı Türklerin bu taleplerinin, 1960 seçim yasasına dayanarak, hem toplumsal hem de kişisel haklar açısından mümkün olmadığına işaret eden Hristu, seçim yasasında yapılan değişiklikle güneyde yaşayan Kıbrıslı Türklerin oy hakkını kullanabilmeleri için Kıbrıslı Rumlarla birlikte oy kullanma hakkı tanındığını anlatarak, ancak bunun da anayasaya aykırı olduğunu, çünkü 1960 Anayasası'nın iki ayrı seçim listesinden ve aynı gün yapılacak iki ayrı seçimden söz ettiğini söyledi.

Hristu, Kıbrıslı Türklerin, Kıbrıslı Rumlarla birlikte oy kullanacaklarını ancak parlamentoda Kıbrıslı Türklere ait olan 24 sandalye için değil, Kıbrıs Rumlara ait olan 56 sandalye için oy kullanacaklarını vurguladı.

Rum İçişleri Bakanı Hristu'ya yönelttiğimiz sorular ve yanıtları şöyle:

Soru: Kıbrıs Cumhuriyeti'nin yasalarına göre, Kıbrıs'ta doğan ve ebeveynlerinden biri Kıbrıslı Türk diğeri ise Türk uyruklu olan çocuklar Kıbrıs Cumhuriyeti vatandaşlığı alabiliyor. Bu yasal uygulamaya ilk başlarda uyulduğu ancak bir süre sonra bu uygulamanın askıya alındığı biliniyor. Bunu değerlendirebilir misiniz?

Yanıt: Vatandaşlık yasası, bir çocuğun vatandaşlığının, annesi ya da babasından geldiğini ve çocuğun hangi vatandaşlığı seçerse bu vatandaşlığı alabileceğini söylüyor. Tabii ki yasada, vatandaşlığının otomatik olarak Sivil Kayıt ve Muhaceret Dairesi tarafından çocuğa verildiğini de ifade eden bir madde var. Ancak ebeveynlerinden birinin Kıbrıs'a yasa dışı limanlardan girmesi halinde - ki bu, Türkiye'den ve hatta üçüncü dünya ülkelerinden Kıbrıs'a yasa dışı limanlardan gelen insanları ifade ediyor- karar, Bakanlar Kurulu tarafından alınmalıdır. Bu durumda, sizin de hatırlayabileceğiniz gibi, 2003 yılından 2004 referandumuna kadar olan dönemde, ebeveynlerinden birinin TC vatandaşı olması gerçeğine rağmen -ki, biz bunları yerleşik diye adlandırıyoruz; hepsini değil ama çoğunluğu buraya 1970 sonlarında ve 1980 başlarında geldiler, bu çocuklara vatandaşlık verildi.

Bu çocukların ebeveynlerinden biri, Kıbrıs vatandaşı ve diğerinin ise uyruğunda değişiklik meydana gelmiş Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan ancak muhakkak yerleşik olmayan kişilerdi. Ebeveynler, evlendikten sonra ve buraya gelerek yerleşmiş olan çiftlerdi. Bu Türkler, yerleşik değildirler; çünkü bir Kıbrıslı Türk ile evlendikten sonra buraya geldiler.

Diğer çiftler ise Kıbrıslı Türk bir kadının, İsrail, Almanya, Büyük Britanya gibi diğer ülkelerden bir yabancı ile evlenmesinden oluşan çiftlerdir.

Üçüncü grup ise, bir Kıbrıslı Türkün, yerleşik diye adlandırdığımız bir Türk ile evlenmesinden doğan evliliklerdir. Çözüm teşebbüsünün başarısız olmasının ardından, çözümden sonra ne kadar sayıda yerleşiğin adada kalacağı ve Kıbrıs vatandaşlığını alacağıyla ilgili belirsizlikten dolayı bu gruba vatandaşlık verilmesinin askıya alınması kararı alındı, ancak iptal edilmedi.

Ancak biz karışık evliliklerden -ebeveynlerin birinin üçüncü ülkeden ve Türkiye'den olduğu durumlarda- olan çocuklara vatandaşlık vermeye devam ediyoruz, ancak kurallara göre; ailenin ebeveynlerinden birinin yerleşik olmadığını kanıtlaması durumunda... Ancak en büyük grup olan yerleşiklerin çocuklarına vatandaşlık verilmesi çözüme kadar askıya alındı. Çözümden sonra adada kaç kişinin kalacağı ve yaşayacağı sorusu hâlâ açıktır.

Soru: "Yerleşik" diye tanımladığınız bu insanları diğer Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığına sahip olan Türklerden nasıl ayırt ediyorsunuz?

Yanıt: Kanıt bizim talepte bulunduğumuz başvuruda bulunan taraftadır. Eğer bize üniversite fotoğraflarını, birlikte oldukları üniversitenin diplomasını ya da Türkiye'de evlendiklerine dair belge getirirlerse, bu kişilerin Kıbrıs'ta değil de Türkiye'de tanıştıklarını anlamamız için yeterli bir zemindir ve buna göre karar veriyoruz.

Tabii ki bildiğiniz gibi, bu uygulamadan dolayı ağır bir eleştiriye maruz kalıyoruz, sadece benim kendi şahsım değil, benim duruşumu tamamen destekleyen Sayın Papadopulos ve bizimle aynı tutumda olan Demokratik Parti, Birleşik Demokratlar ve AKEL de. Parlamentodaki diğer beş parti, Papadopulos'un partisinin üyelerinin, bu yetkinin, bakanlıktan alınması ve bu politikanın dondurulması için yeni bir yasa tasarısı hazırlamasına tamamen karşıdırlar.

Bu konuda çok tartışmalar yaşanıyor. Biz, bu durumdaki çocuklara vatandaşlık verilmesinin, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin, yasal devletin, bir yükümlülüğü ve yetkisi olduğunu olduğuna inanıyoruz. Bu çocuklara vatandaşlık vermek bir sorumluluktur. Bir ebeveynin vatandaş olması durumunda bu, bizim sadece onlara bahşettiğimiz bir armağan değildir. Bir ebeveyn Kıbrıslı ise çocuk da Kıbrıs vatandaşlığını seçebilir.

Soru: Bu durumdaki çocuklara vatandaşlık verilmesinin askıya alınması durumu ne zaman kaldırılacaktır?

Yanıt: Bu konuda şu an bir şey söyleyemem, yeni parlamentonun oluşmasını beklemek zorundayız.

Soru: Bir ebeveynin Kıbrıslı Türk, diğerinin ise "yerleşik" olduğu karışık evliliklerin sayısının ne kadar olduğunu tahmin ediyorsunuz?

Yanıt: Bizim elimizdeki rakamlara göre bu tür karışık evliliklerin sayısı 6000-10,000'dir.

Soru: Şimdi de, Kıbrıs sorununun başlıca en önemli konularından olan mülkiyet konusuyla ilgili bir soru yöneltmek istiyorum. Kuzeyde mülkiyet sorununa bir iç hukuk yolu yaratmak amacıyla kurulan tazmin ve takas komisyonuna, bazı Kıbrıslı Rumların başvurduğu biliniyor. Bu konuda tutumunuz nedir? Kıbrıs sorunun yakın zamanda çözümlenmeyeceği göz önüne alınırsa, sizce mülkiyet sorununun çözümü nerede yatıyor?

Yanıt: Bu konuda yasal açıdan tam bir bilgiyle konuşamam, ancak daha fazla bir siyasetçi olarak konuşabilirim. Mülkiyet konusunun çok hassas bir konu olduğuna inanmama rağmen, bu sorunun çözümünün siyasi bir çözümün parçası olması gerektiğine inanıyorum. Mahkemeler aracılığıyla nihai, tatmin edici bütünsel bir çözüm göremiyorum. Loizidu, Arif Mustafa, ya da diğer davalar var, ancak, bunlar, otomatik olarak, bizim mülkiyet sorunu için anladığımız bir çözüm değildir. Bu nedenden dolayıdır ki ara çözümler, akılcı bir çözüm sunmayabilir. Diğer taraftan, bildiğiniz gibi Kıbrıs Cumhuriyeti, sözde KKTC'nin bu komitesini tanımıyor. Eğer bazı Kıbrıslı Rumlar buraya başvurmuşlarsa ki, gazetelerden okuduğum da budur, bu konu hakkında bilgim yok. Biz bununla bağlantılı değiliz. Hükümet kontrolü altındaki bölgelerde malı bulunan Kıbrıslı Türklerin durumları hakkında tam bilgiye sahibiz ancak, daha çok yüksek mahkemeyi ve dışişleri bakanlığının bölümlerini ilgilendiren bu konular hakkında bilgimiz yok.

Soru: Güneyde, 21 Mayıs'ta parlamento seçimleri gerçekleşecek. Seçimlerden 2 ay önce 78 Kıbrıslı Türk, size, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin 1960 Anayasası'ndaki Kıbrıslı Türklerin seçme ve seçilme haklarının tanınmasını talep eden bir mektup iletti. Siz de, Kıbrıs'taki olağanüstü durumdan dolayı bunun mümkün olamayacağını ifade ettiniz. Bunu biraz daha fazla açıklayabilir misiniz?

Yanıt: 1960 Anayasası'na göre her topluluğun vatandaşının ayrı olarak oy kullanma hakkı vardır. Her vatandaş seçimlerde yer alma hakkına da sahiptir ancak kendi dilediği gibi değil, ait oldukları toplumlara göre... Kıbrıs'taki üç dini azınlığa; Maronitlere, Latinlere ve Ermenilere, bir referandumda temsilciler meclisi için hangi toplumda hakkında sahip olmak istedikleri soruldu ve onlar da Kıbrıs Rum toplumunu seçtiler. Her vatandaş oy kullanma hakkına sahiptir, ancak kendi toplumu ile ilgili olarak. Meclis iki bölümden oluşuyor; Kıbrıs Rum toplumu ve Kıbrıs Türk toplumunun temsilcilerinden. Birkaç ay önce burada olan dostlarımız, sadece oy kullanma hakkını değil ancak bununla birlikte Kıbrıs Türk toplumunun toplumsal haklarını kullanma hakkını da talep ettiler. Seçim listesine kayıt olmayı ve parlamentoda onlara ait olan 24 sandalyeyi işgal etmeyi talep ettiler. Biz, 1964'ten sonra kullanılması duran toplumsal hakları için yasal ve tüm Kıbrıs Türk toplumunu temsil edecek tanınmış bir temsiliyet olması gerektiğini söyledik. Kıbrıs Türk toplumu, belli nedenlerden dolayı maalesef şu an ayrı yaşıyor ve bir noktaya kadar toplumsal olarak oy hakları oluşturulan sözde KKTC'de kullanıyorlar. Ben onlara, aynı zamanda hem devlet olmayan ama idare görünümü vermeye çalışan bir yere, hem de bir devlete katılamayacaklarını söyledim. Bu olayın siyasi yönü... Toplumsal ve kişisel hakları ayırt etmeliyiz. Kişisel haklar açısından ise bizim yasalarımız, oy kullanma hakkına sahip olmak için seçimlerden en az 6 ay önce Kıbrıs'ta yaşıyor olunması gerektiğini söylüyor. Seçim yasasında yaptığımız değişiklik ile güneyde yaşayan Kıbrıslı Türkler oy kullanabilirler, ancak parlamentodaki 24 sandalye için değil. Bu yasal değişiklik, İbrahim Aziz'in Avrupa Mahkemesi'ne başvurusunun bir sonucudur. Mahkeme, o dönemde, güneyde yaşayan ve toplum ile oy kullanma hakkına sahip olmayan ve güneyde Kıbrıslı Rumlarla birlikte oy kullanama hakkına sahip olmayan Kıbrıslı Türklere bir çıkış yolu bulunması gerektiğini söyledi. Bunun üzerine değişiklik yasası, güneyde yaşayan Kıbrıslı Türklerin, Kıbrıslı Rumlarla birlikte kayıt olmalarını söylüyor ki, bu da Anayasaya karşıdır; çünkü Anayasa iki ayrı seçim listesinden ve aynı gün yapılacak iki ayrı seçimden söz ediyor. Kıbrıslı Türkler, bizimle oy kullanacaklar ancak Kıbrıs Rumlara ait olan 56 sandalye için oy kullanacaklar.

Soru: Güneydeki seçimler öncesi Kıbrıslı Türklere vermek istediğiniz mesaj nedir?

Yanıt: Listede olan herkese teşekkür etmek istiyoruz, sadece bir bölümü seçmen listesine kayıt olmaya karar verdi. Kayıt yapanlara ve yapmayanlara saygı duyuyoruz, bu onlara kalmış bir şey. Karar onların.

KIBRIS 07/05/06

Papadopulos yüzünü gösterdi

Hükümetin büyük ortağı Cumhuriyetçi Türk Partisi-Birleşik Güçler, Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos'un L'Express dergisinde yer alan açıklamalarına sert tepki gösterdi:

Papadopulos yüzünü gösterdi

GERÇEK TUTUMU ORTAYA ÇIKTI... "Kıbrıs Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos, Fransız L'Express dergisinde yayınlanan söyleşisinde, Kıbrıs sorununa çözüm aranırken temel alınan parametreleri geçersiz hale getiren görüşler ileri sürmüş bulunuyor- Uzun bir süreden beridir sorunun esaslı görüşmeler yoluyla ele alınmasını engelleyen Rum yönetimi liderinin gerçek tutumu, bu söyleşide bir kez daha ve çok açık bir şekilde gözler önüne sermektedir"

HEM DORUK ANLAŞMALARINA, HEM DE BM BELGELERİNE TERS... CTP/BG Örgütlenme Sekreteri Alpay Afşaroğlu, Kıbrıslı Rum liderin, Kıbrıs sorununa bulunacak çözümün iki bölgeli ve iki toplumlu olamayacağına ilişkin tutumunun, iki taraf arasındaki bütün görüşmelerde esas alınan 1977 ve 1979 Doruk Antlaşmaları ile Birleşmiş Milletler belgelerine de ters olduğuna dikkat çekerek, bu tutumun, Kıbrıs Türk tarafının bundan sonraki tavrını da etkileyebilecek önemde olduğunu vurguladı

AKEL NE YAPACAK?... "Papadopulos'un bu tutumu, onu iktidarda tutmakta direnen AKEL liderliğinin de dikkatini çekmiş olmalıdır. Her fırsatta soruna iki bölgeli, iki toplumlu federal bir çözüm istediğini söyleyen AKEL liderliği, bu konuda samimi olduğunu kanıtlamak için Papadopulos'un açıklamasına tepki göstermek ve Papadopulos bu tutumunda ısrar ederse, kendisine verdiği desteği çekmek durumundadır"

KIBRIS SORUNUNUN GELİŞİMİNİ ETKİLER, TÜRK SİYASETİ DEĞİŞEBİLİR... "Kıbrıslı Rum Yönetimi Başkanı Papadopulos'un L'Express dergisinde yayınlanan demeci, Kıbrıs sorununun bundan sonraki gelişimini etkileyecek önemde olduğundan, Kıbrıslı Türk siyasi yaşamında da önemli değişiklikler yapabileceği düşüncesi ile konuyu takip etmeye devam edeceğiz"

Koalisyonun büyük ortağı Cumhuriyetçi Türk Partisi-Birleşik Güçler (CTP-BG), Fransa'da yayımlanan bir dergiye röportaj veren Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos'un açıklamalarına sert tepki gösterdi.

CTP/BG, Papadopulos'u, "çözümü" hatta "görüşmeleri imkansız" hale getirmekle suçladı.

Konuyla ilgili dün "Papadopulos'un tutumu, çözümü ve hatta görüşmeleri imkansız hale getiriyor" başlığıyla yazılı bir açıklama yapan CTP/BG Örgütlenme Sekreteri Alpay Afşaroğlu, "Kıbrıs Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos, Fransız L'Express dergisinde yayınlanan söyleşisinde, Kıbrıs sorununa çözüm aranırken temel alınan parametreleri geçersiz hale getiren görüşler ileri sürmüş bulunuyor" dedi.

Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos'un Christian Makarian'la yaptığı söyleşi, 4 Mayıs 2006 tarihli L'Express dergisinde yayımlanmıştı.

Papadopulos bu söyleşide, nüfusun yüzde 82'si Rum iken iki belirgin bölge ve iki tip toplumsal yapı içeren bir devleti kesinlikle reddettiklerini belirtmiş, üniter bir devletin yasallığının ve iyi işleyişinin bloke edilmesine müsaade edecek bir sistemi kabul etmesinin mümkün olmadığını söylemişti.

Papadopulos'un gerçek tutumu...

CTP/BG Örgütlenme Sekreteri Alpay Afşaroğlu, uzun bir süreden beridir sorunun esaslı görüşmeler yoluyla ele alınmasını engelleyen Rum yönetimi liderinin gerçek tutumunun, bu söyleşide bir kez daha ve çok açık bir şekilde gözler önüne serildiğini kaydetti.

Kıbrıslı Rum liderin, Kıbrıs sorununa bulunacak çözümün iki bölgeli ve iki toplumlu olamayacağına ilişkin tutumunun, iki taraf arasındaki bütün görüşmelerde esas alınan 1977 ve 1979 Doruk Antlaşmaları ile Birleşmiş Milletler belgelerine de ters olduğunu anlatan Alpay Afşaroğlu, bu tutumun, Kıbrıs Türk tarafının bundan sonraki tavrını da etkileyebilecek önemde olduğunu vurguladı.

AKEL'in tavrı ne olacak?

Afşaroğlu, AKEL liderliğine de seslenerek, bu aşamada tutumlarını belirlemeleri gerektiğini kaydetti.

Alpay Afşaroğlu şöyle dedi:

"Papadopulos'un bu tutumu, onu iktidarda tutmakta direnen AKEL liderliğinin de dikkatini çekmiş olmalıdır. Her fırsatta soruna iki bölgeli, iki toplumlu federal bir çözüm istediğini söyleyen AKEL liderliği, bu konuda samimi olduğunu kanıtlamak için Papadopulos'un açıklamasına tepki göstermek ve Papadopulos bu tutumunda ısrar ederse, kendisine verdiği desteği çekmek durumundadır".

Türk siyasetinde değişiklik...

CTP/BG Örgütlenme Sekreteri Afşaroğlu, açıklamasının sonunda "Kıbrıslı Rum Yönetimi Başkanı Papadopulos'un L'Express dergisinde yayınlanan demeci, Kıbrıs sorununun bundan sonraki gelişimini etkileyecek önemde olduğundan, Kıbrıslı Türk siyasi yaşamında da önemli değişiklikler yapabileceği düşüncesi ile konuyu takip etmeye devam edeceğiz" dedi.

KIBRIS 07/05/06

 

‘CIA’den Rumlara gizli ödenek’

ABD Merkezi Haberalma Teşkilatı CIA’in, Kıbrıs Rum yönetim’ne 1968’ten bu yana gizli ödenek aktardığı öne sürüldü.

 

NTV

Güncelleme: 17:56 TSİ 07 Mayıs 2006 Pazar

LEFKOŞA - Rum Politis gazetesinin haberine göre, CIA’in Güney Kıbrıs’ta faaliyet gösteren Amerikan radyo istasyonu ve diğer iletişim alt yapıları için Rum yönetimine ödediği milyonlarca dolar, gizli hesaplara aktarıldı.

Gazete, Rum yönetiminin bu paraları gizli misyonlar ve iç politika amaçlı kullandığını öne sürdü. Gazeteye göre 1968’de yapılan gizli anlaşma gereği, o dönemde Girne Alsancak’ta bulunan Amerikan radyo istasyonu için, CIA’in her yıl 1 milyon 400 bin dolar göndermesi kararlaştırıldı.

Kıbrıs harekatının ardından radyo istasyonunun Güney Kıbrıs’a taşındığını belirten gazete, ödeneğin devlet bütçesinde yer almadığını, Rum yönetiminin her yıl ödenen bu parayı gizlediğini yazdı.

 

"CIA Rumlara gizli ödenek yapıyor"


7 Mayıs, 2006 14:01:00 (TSİ)  CNN TURK

 

 

Amerikan Haber Alma Teşkilatı CIA'in Kıbrıs Rum yönetimine 1968'den bu yana 'gizli misyonlar ile Rum iç politikasında kullanılmak üzere' para gönderdiği ileri sürüldü.

İddialar Rum Politis gazetesi tarafından ortaya atıldı.
 
Gazetenin haberine göre, CIA ile Rum yönetimi, o dönemde Girne Alsancak'ta yer alan ABD radyo istasyonu FBIS ve ABD'nin diğer iletişim alt yapıları için gizli bir anlaşma imzaladı.
 
Anlaşmaya göre, CIA her yıl Rum yönetimine 1.4 milyon dolar göndermeye başladı.
 
1974 Kıbrıs Barış Harekatı'nın ardından radyo Güney Kıbrıs'a taşındı. Kıbrıs Rum yönetimi, CIA'den her yıl alınan parayı gizli tuttu ve bütçe kalemleri arasında yer vermedi.
 
Politis gazetesi, Rum yönetiminin bu parayı 'gizli misyonlar, iç politika ve ulusal çıkarlar' konularındaki operasyonları finanse etmek için kullandığını yazdı.

Rumlar tatbikata alınmamaya tepkili

 

Yunanistan ve Rumlar Türkiye'ye tepki göstermeye hazırlanıyor



7 Mayıs, 2006 13:53:00 (TSİ) CNN TURK

Türkiye'nin listeye almadığı Rumlar tepki göstermeye hazırlanıyor

Kıbrıs Rum yönetimi, 24-26 mayıs tarihleri arasında Ankara ve Antalya'da yapılacak kitle imha silahlarının yayılmasına karşı güvenlik girişimi tatbikatına katılmak istedi. Ancak Türkiye Rumları tatbikat listesine almadı.

Rum Fileleftheros gazetesinin haberine göre, tatbikatla ilgili Kopenhag'da yapılan ilk toplantıda Türkiye, tatbikatın Antalya'da yapılacak bölümüyle ilgili sunduğu haritada Kıbrıs'a yer vermedi.
 
Yunanistan haritada Kıbrıs'ın yer aldığını, Rumların da tatbikata katılması gerektiğini belirterek karara itiraz etti.
 
Hamburg'da yapılan ikinci toplantıda Türkiye, haritada Kıbrıs adasına yer verdi ancak KKTC ile Rumları ayrı renklerde göstererek iki ayrı egemenlik bölgesi bulunduğunu belirtti.
 
Rum ve Yunan temsilciler, Alman üyenin itirazları dikkate almaması üzerine toplantıyı terk etti.
 
Güvenlik girişimi
 
2003 yılında ABD önderliğinde oluşturulan Nükleer Yayılmaya Karşı Güvenlik Girişimi gemi ve uçakların bayrak ya da sınır farkı gözetmeden durdurularak aranmasını öngörüyor.
 
Yunanistan ve Güney Kıbrıs, girişime üye olmamakla birlikte girişimle anlaşma imzalayan 50 ülke arasında bulunuyor. Bu ülkeler tatbikatlara gözlemci statüsüyle katılabiliyor.

Fransız tarihçilerden yeni girişim


7 Mayıs, 2006 18:09:00 (TSİ) CNN TURK

Fransa'da tarihçiler Ermeni soykırımı iddialarının inkarını suç sayan yasa teklifine bir kez daha karşı çıktı.

Yeni bir bildiri hazırlayan tarihçiler 'parlamentoların tarih yazamayacağını’ savundu.
 
Sosyalist Parti’nin parlamentoya sunduğu yasa teklifini sert bir dille eleştiren tarihçiler teklifin geri çekilmesini istedi.
 
Yeni bildiride yasa teklifinin ifade özgürlüğüne aykırı olduğu ve ‘tarih öğretmenlerinin bu yasayla rehin alınacağı’ savunuldu.
 
Fransa'da tarihçiler daha önce de ‘tarih için özgürlük’ adıyla bir bildiri yayımlamış ve teklife karşı çıkmışlardı.
 
Fransa Parlamentosu’nda 18 mayısta görüşülecek yasa teklifi soykırım iddialarının inkarının suç sayılmasını öngörüyor. Teklifin yasalaşması için senatoda da kabul edilmesi gerekiyor.
 
Fransa Parlamentosu’nun 2001 yılında soykırım iddialarını resmen tanıdığını beyan eden bir yasayı kabul etmesi, Paris ile Ankara arasındaki diplomatik ilişkilerde ciddi gerginlik yaratmıştı.
 
Türk dernekleri ve işverenler devrede
 
Türkiye'deki işveren ve işçi sendikalarıyla, meslek odaları ve sivil toplum örgütleri, geçtiğimiz günlerde Fransız gazetelerine tam sayfa verdikleri ilanda, Sosyalist Parti'nin, 'Ermeni soykırımı inkarının suç sayılmasına' ilişkin yasa teklifinin geri çekilmesini istedi.
 
Fransa'nın önde gelen gazeteleri, sağ eğilimli Le Figaro ve sol eğilimli Liberation'da, 'Sevgili Fransız dostlarımıza çağrı' başlığıyla yayımlanan tam sayfa ilanda, daha önce Fransız üst düzey yöneticilerinin ve politikacılarının da söylediği gibi, 'yasalarla tarih yazılamayacağı' vurgulandı.
 
İlan, TOBB, TÜSİAD, TİSK, TÜRKKONFED, TESK, TÜRK-İŞ, HAK-İŞ, İKV ve TESEV tarafından verildi.
 
Öte yandan Fransa'nın Strasbourg kentindeki Türk dernekleri temsilcileri, Ermeni soykırımının iddialarının inkarını suç sayan yasa teklifinin geri çekilmesi amacıyla kentteki Sosyalist Parti yöneticileriyle bir araya geldi.
 
Avrupa'nın 14 ülkesinde faaliyet gösteren Türk sivil toplum örgütü COJEP'in girişimiyle düzenlenen görüşmede, Türk dernek temsilcileri, 'bu yasa teklifiyle birlikte özgürlüklerin kısıtlanacağını ve gerçeklerin bir daha tartışılabilmesinin imkansız olacağını' kaydetti.
 
COJEP tarafından yapılan yazılı açıklamada, kuruluşun, Fransa'nın bütün illerindeki Sosyalist Parti temsilcileriyle temaslarını sürdüreceği ve yasa teklifinin 18 mayıs tarihinde tartışılacağı meclis binası önünde gösteri düzenleyeceği bildirildi.  
 
Yasa tasarısı
 
Fransız Sosyalist Partisi'nin önerisi olan ve 18 mayısta Fransız Ulusal Meclisi Genel Kurulu'nda oylamaya sunulacak yasa teklifi, 'Ermeni soykırımı'nı inkar etmeyi 1 yıla kadar hapis ve 45 bin euro para cezası ile cezalandırmayı öngörüyor.
 
Hala yürürlükte olan başka bir yasa ise 'insanlık suçunu övmeye' beş yıla kadar hapis ve 45 euro para cezası verilmesini gerektiriyor.
 
Bu yasa 1970 yılından beri yürürlükte olup hiçbir şekilde 18 mayısta Meclis'te yapılacak oylamanın objesi olma özelliği taşımıyor.  
 
Türk gençlerine saldırıya protesto
 
Fransa'nın Nevers kentinde geçtiğimiz hafta sonu Türk gençlerine yapılan silahlı saldırı, bir gösteri yürüyüşüyle protesto edildi.
 
Gösteriye, Fransa'da fırsat eşitliğinden sorumlu Devlet Bakanı Aziz Begag da katıldı. Yürüyüşte 'herkes için adalet', 'ırkçılığa hayır', 'ayrımcılığa hayır' yazan pankartlar taşındı.
 
Devlet Bakanı Aziz Begag, Türk gençlerine yapılan silahlı saldırının ırkçı unsurlar taşıdığını söyledi. Yürüyüşte saldırının gerçekleştiği diskotek önüne çiçek bırakıldı.
 
Geçtiğimiz hafta sonunda diskotek görevlileri Türk ve Arap gençleri içeri almayarak üzerlerine ateş açmıştı. Olayda biri ağır üç Türk genci yaralanmış, saldırganlar tutuklanmıştı.

Politis’in gizli hesap iddiası

Kıbrıs Rum kesiminde yayımlanan Politis gazetesi, CIA’nin iletişim alt yapısı için verdiği paraların gizli hesaplarda korunduğunu ileri sürdü.

 

NTV-MSNBC VE AJANSLAR

Güncelleme: 02:29 ET 08 Mayıs 2006 Pazartesi

LEFKOŞA - Kıbrıs Rum kesiminde yayımlanan Politis gazetesi, “CIA’nın, Güney Kıbrıs’ta faaliyet gösteren Amerikan radyo istasyonu FBIS ve ABD’nin diğer iletişim alt yapıları için Güney Kıbrıs’a verdiği milyonlarca doların devlet bütçesinde değil, gizli hesaplarda korunduğunu ve bu paraların perde arkası görüşmelerle belirsiz amaçlar için harcandığını” ileri sürdü.

Kıbrıs Rum kesiminde yayımlanan Politis gazetesi, “CIA’nın, Güney Kıbrıs’ta faaliyet gösteren Amerikan radyo istasyonu FBIS ve ABD’nin diğer iletişim alt yapıları için Güney Kıbrıs’a verdiği milyonlarca doların devlet bütçesinde değil, gizli hesaplarda korunduğunu ve bu paraların perde arkası görüşmelerle belirsiz amaçlar için harcandığını” ileri sürdü.

Gazete, “CIA’den kara para” başlığıyla verdiği haberde, Rum hükümetlerinin bu paraları, “gizli amaçlar” ve iç politika için kullandığını belirterek, 1968’den beri ABD tarafından yapılan yardımların hiçbir bütçede yer almadığına işaret etti.

1968 yılından itibaren her yıl Kıbrıs’a 1.4 milyon dolar verilmesikonusunda ABD ile o dönemde anlaşmaya varıldığını yazan ve kişi başınadüşen milli gelirin bin 300 dolar olduğu koşullarda bu rakamın astronomik bir miktar olduğuna dikkat çeken gazete, bugünkü rakamlarlabu miktarın yılda 20 milyon dolara denk geldiğini vurguladı.

Gazete, 1974 öncesinde söz konusu radyo istasyonunun Girne’ye bağlı Alsancak’ta olduğunu, 1974 sonrası ise, Rum kilisesinden 99 yıllığına kiralanan Güney Kıbrıs’taki Makedonitissa’daki tesislere taşındığını, buna paralel olarak 1968 anlaşmasının yürürlükte kaldığını belirtti.

Habere göre, söz konusu paralar özel hesaplara aktarılıyor ve “ulusal çıkar” amaçlı programlarda değerlendiriliyor.

 

Hristu: Türk malları için tazminat söz konusu değil

Rum İçişleri Bakanı Andreas Hristu, Kıbrıs Türk mallarının kullanılmamasından doğan kaybın Kıbrıslı Türklere ödeneceğine ilişkin bilgileri yorumlarken, "Şu anda tazminat konusunun geçerli olmadığını, 1974'ten sonra hakim olan düzensiz durumun Kıbrıslı Türklere Kuzey'deki Rum mallarını kullanma imkanı verdiğini" söyledi.

Politis'e göre, Kıbrıs Türk mallarının idaresine de değinen Hristu, Türk mallarının idare edilmesindeki yönetim şeklinin iyileştirilmesi gerektiğini söyledi ve özel idare komisyonlarının kurulması önerisinde bulundu.

Öte yandan Alithia, "BAF'taki Göçmenler Ayaklanıyor" başlıklı haberinde, Baf'ta özellikle Türk malı üzerine devletin yardımıyla ev inşa eden Rum göçmenlerin, tapu alma kategorisinde bulunmamalarından dolayı hükümeti eleştirdiğini belirtti.

Rum Yönetimi, Kıbrıs Türk malı üzerine inşaa edilen evlerde veya Kıbrıs Türk evlerinde ikamet eden göçmenlere tapu değil hali arazi verilmesini karara bağlamıştı.

Habere göre, özellikle Baf'a bağlı Mutallo, Timi ve Mandria (Yeşilova)'da ikamet etmekte olan Rum göçmenler, Meclis Başkanı Dimitris Hristofyas ve İçişleri Bakanı Andreas Hristu'ya birer mektup göndererek, konudan duydukları rahatsızlığı dile getirdiler ve evleri için garanti istediler.

KIBRIS 08/05/06

 

Rumların "boş ümitleri" yabancı diplomatları bunalttı

Rum yetkililerin, Paris görüşmesinde teknik komitelerde Kıbrıs sorununun esasına ilişkin konuların da görüşülmesinde mutabakat sağlandığı yolundaki açıklamalarının gerçeği yansıtmadığını artık Rumlar da kabul etmeye başladı

Rumların "boş ümitleri" yabancı diplomatları bunalttı

ÜMİTLER BOŞA ÇIKTI... Paris'te 28 Şubat'ta gerçekleşen Papadopulos-Annan görüşmesi sonrasındaki iki ay içerisinde Kıbrıs sorununda ilerleme sağlanacağına yönelik ümitlerin boşa çıktığı, Rum yönetiminin ve hükümet ortağı partilerin Kıbrıs sorununda yeni bir hareketlilik olacağını söylemelerine rağmen hiçbir ilerleme kaydedilmemesi bir yana prosedürün dahi başlamaması Güney Kıbrıs'ta rahatsızlık yarattı. Balon açıklamalar Güney Kıbrıs'taki yabancı diplomatları da rahatsız etti

İÇ TÜKETİM MALZEMESİ OLARAK KULLANILDI... Lefkoşa'da bulunan yabancı diplomatlar, teknik komitelerin kurulamaması ve diyaloğun başlayamaması konusunda Kıbrıs Rum tarafına da sorumluluk yüklüyor. Rum tarafının, Paris anlaşmasını 21 Mayıs'taki milletvekilliği seçimleri ışığında iç tüketim malzemesi olarak kullandığını ileten Fransa Büyükelçisi, yanında başka büyükelçiler de Rum hükümetin bu konudaki davranışını çok yakından izliyorlar

 Rum yetkililerin, Paris görüşmesinde teknik komitelerde Kıbrıs sorununun esasına ilişkin konuların da görüşülmesinde mutabakat sağlandığı yolundaki açıklamalarının, yabancı diplomatları bunalttığı bildirildi.

Alithia, Paris'te 28 Şubat'ta gerçekleşen Papadopulos-Annan görüşmesi sonrasındaki iki ay içerisinde Kıbrıs sorununda ilerleme sağlanacağına yönelik ümitlerin boşa çıktığını, Rum yönetiminin ve hükümet ortağı partilerin Kıbrıs sorununda yeni bir hareketlilik olacağını söylemelerine rağmen hiçbir ilerleme kaydedilmemesi bir yana prosedürün dahi başlamadığına dikkat çekti.

Haberi "Türk Tarafı Oyalıyor" başlığıyla yansıtan gazete, Rum yönetiminin iki ay içerisinde BM Genel Sekreter Yardımcısı İbrahim Gambari'nin adayı ziyaret etmesini gündeme getirecek bir ilerleme sağlanacağı beklentisi içinde olduğunu hatırlattı ve özetle şunları kaydetti:

"Gazetemizin edindiği bilgilere göre Birleşmiş Milletler sürekli olarak iki tarafın temsilcileriyle görüşüyor ve prosedürün başlaması için ortak bileşke arıyor. Hükümet kaynakları, müzakerelerin başlamasında gözlemlenen gecikmeyi Kıbrıs Türk tarafının izlemekte olduğu oyalama taktiğine bağlıyor. Hükümetin kanaatine göre Kıbrıs Türk tarafı, Ankara'nın da desteğiyle çeşitli mazeretler ortaya koyuyor ve maksatlı olarak diyaloğa yanaşmıyor.

Aynı hükümet kaynakları Kıbrıs Türk tarafının, Ankara Anlaşması Ek Protokolü'nü hayata geçirmeme, hava ve deniz limanlarını Kıbrıs Rum uçak ve gemilerine açmayı reddetme konusunda Türkiye'ye yardım elini uzatmak ana hedefi ile sonunda yaz dönemi içerisinde müzakere masasına geleceğini değerlendiriyorlar. Bu senaryo temelinde, üyelik sürecinin değerlendirilme aşamasında Ankara, iki toplum arasındaki diyaloğun gelişme halinde olduğuna atıfta bulunarak Ek Protokolü hayata geçirmemesini haklı göstermeye çalışacak.

Ancak görev yerleri Lefkoşa'da bulunan yabancı diplomatlar, teknik komitelerin kurulamaması ve diyaloğun başlayamaması konusunda Kıbrıs Rum tarafına da sorumluluk yüklüyorlar. Gazetemizin edindiği bilgilere göre, ülkesinin Dışişleri Bakanlığı'na, Lefkoşa'nın Paris anlaşmasını 21 Mayıs'taki milletvekilliği seçimleri ışığında iç tüketim malzemesi olarak kullandığını ileten Fransa Büyükelçisi yanında başka büyükelçiler de hükümetin bu konudaki davranışını çok yakından izliyorlar.

Gazetemizin elindeki bilgilere göre bu diplomatlar, Başkan Tasos Papadopulos'un ve hükümet ortağı partilerin sözcülerinin 'Paris'te gündelik konuların haricinde Kıbrıs sorununun esasına ilişkin konuların da görüşülmesinde mutabık kalındığı' mesajlarından bunaldılar. Papadopulos-Annan görüşmesi sonrasında yayınlanan ortak açıklamaya işaret ediyorlar ve esasa ilişkin konuların görüşüleceği anlaşmasının ortak açıklamanın neresinde ifade edildiğini soruyorlar.

Yabancı bir diplomat, 'Dekonfrantasyon ve/veya Maraş konusunda da ilerleme sağlanması faydalı olurdu gibi bir dileğin ifade edilmesi başka şey, hükümetin iddia ettiği 4-A'nın (mayından arındırma, dekofonfrantasyon, askersizleştirme ve Maraş) görüşüleceği konusunda anlaşma başka....' diye konuştu.

ABD Büyükelçisi Ronald Schlicher'in önceki gün Baf'ta yaptığı açıklama da bu konuda göstergedir. Schlicher, BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs'taki Özel Temsilcisi Michael Moller'in iki tarafla işbirliği yaparak tarafların teknik düzeyde uzlaştıkları konular üzerinde müzakerelerin başlaması için bir anlaşmaya ulaşmaları yöntemini bulacakları ümidini dile getirdi. Ayrıca, siyasi meseleleri de görüşmek için ortak kabul edilir bir zemin bulacaklarını umduğunu da söyledi."

Moller: Her iki tarafı da tatmin

edecek diplomatik yeteneğe sahibim

Politis de, "Bakışlar Sonbahara AB Kararları Kıbrıs Sorununun Geleceğini Belirliyor" başlığıyla yansıttığı haberinde, BM kaynaklarının Kıbrıs'taki iki tarafın teknik komiteler türündeki diyalogun başlamasına ilgilerini sürdürmeleri halinde uzlaşı noktasının bulunabileceğinden iyimser olduklarını yazdı, şunları kaydetti:

"BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs'taki Özel Temsilcisi Michael Moller, gündelik konuların ve devamında esasa ilişkin görüşmelere de başlangıç olacak önerilerle her iki tarafı da tatmin edecek diplomatik yeteneğe sahip olduğunu gösterdi. Birleşmiş Milletler, kayıplar konusunda ileri götürülen bir Talat-Papadopulos görüşmesinin başlangıç ve prosedürün genişletilmesi için iyi bir başlangıç olacağı beklentisindedir.

Elbette kimse, çalışmaya başlasalar bile teknik komitelerden etkileyici birşey beklemiyor. Herkesin bakışı, Türkiye'nin üyelik sürecinin ve üstlenmiş olduğu yükümlülüklerini hayata geçirmesini değerlendirileceği sonbahara çevrilmiş durumda. Ankara, Kıbrıslı Türkler için de benzer birşey elde etmemesi halinde, hava ve deniz limanlarını Kıbrıs Cumhuriyeti'ne açmamakta kararlı görünüyor. Tayyip Erdoğan'ın da, seçim öncesi döneminde olumlu bir sürpriz yapması beklenmiyor.

Kıbrıs için en endişe verici olan, gerek Brüksel'de, gerekse Ankara'da Türkiye ile AB arasında imtiyazlı ortaklık fikrinin olgunlaşmaya başlamasıdır. Böyle bir durumda Kıbrıs sorunu muhtemelen yeni düzenlemenin kurbanı olacak. Bu Lefkoşa'yı endişelendiriyor ve daha esnek hale getiriyor. Papadopulos'un Eleftheros Tipos'a söylediği üzere, karşılaştığı sorunlar veya müzakerelerinin AB tarafından kesilmesi nedeniyle Türkiye'nin üyelik sürecini kendi rızasıyla terk etmesi Kıbrıs sorunu için nahoş bir gelişme olacak. 'Müzakerelerin kesilmesi gibi olumsuz bir gelişmeden kaçınılabilmesi için Türkiye'nin itaat etmesi konusunda altın kesitin bulunması gerekir' diyen Tasos Papadopulos, Türkiye'ye ilk çelme takan olmayacağını ortaya koydu

KIBRIS 08/05/06

 

Rum Savunma Bakanı Kiriakos Mavronikolas'tan ilginç iddia: İngiltere, bize ambargo uyguluyor

İNGİLTERE'YE TEPKİ... Rum Savunma Bakanı Kiriakos Mavronikolas, İngiliz makamlarının uzun zamandan beridir Güney Kıbrıs'a bir çeşit ambargo uyguladığını ifade ederek, RMMO'ya ait bir silah sistemindeki parçanın arızalanmasının ardından tamir amaçlı olarak İngiltere'ye gönderilmesi ve İngiltere'nin bu parçaya el koymasına büyük tepki gösterdi

Rum Savunma Bakanı Kiriakos Mavronikolas, İngiliz makamlarının uzun zamandan beridir Güney Kıbrıs'a bir çeşit ambargo uyguladığını ifade ederek, İngiltere'nin "AB üyesi bir ülkeye ambargo uygularken Türkiye ve işgal ordusuna silah sistemi tedarik etmesinin mümkün olmadığını" kaydetti.

Rum Savunma Bakanı Mavronikolas, RMMO'ya ait bir silah sistemindeki parçanın arızalanmasının ardından üretici firmanın bulunduğu İsviçre'ye, daha sonra da tamir amaçlı olarak yan şirketin bulunduğu İngiltere'ye gönderilmesi ve İngiltere'nin bu parçaya el koymasıyla ilgili haberleri doğruladı.

Fileleftheros ve diğer gazetelere göre Mavronikolas, söz konusu parçanın "Bell" helikopteri için hayati bir parça olduğuna dikkat çekti.

Rum Savunma ve Dışişleri bakanlıklarının girişimlerine karşın, İngiliz makamlarının bir yıldan beri gerekçe göstermeden RMMO'ya ait bu parçaya el koyduğunu söyleyen Mavronikolas, İngiltere Dışişleri Bakanlığı'nın bu parçayı Güney Kıbrıs'a vermeyi reddettiğini belirtti.

İngiliz makamlarının uzun zamandan beridir Güney Kıbrıs'a bir çeşit ambargo uyguladığını söyleyen Mavronikolas, İngiltere'nin "AB üyesi bir ülkeye ambargo uygularken Türkiye ve işgal ordusuna silah sistemi tedarik etmesinin mümkün olmadığını" da kaydetti.

Mavronikolas, silah sistemleriyle ilgili İngiliz şirketlerin geçmişte ihaleler kazandığını, ancak Güney Kıbrıs'a uygulanan askeri malzemelerle ilgili ambargo nedeniyle bunların hayata geçirilmesini ret ettiklerini de ekledi.

Gazete, uçağa ait silah sistemindeki parçanın 2005'te arızalandığını, daha sonra üretici firmanın bulunduğu İsviçre'ye gönderildiğini, Rum yönetiminin bilgisi dışında da tamir için İngiltere'ye gönderildiğini anımsattı.

KIBRIS 08/05/06

 

Papadopulos konuştu, KKTC tepkili

Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos, Türklerle iki bölgeli ve iki toplumlu bir devlet yapısını kesinlikle reddettiklerini söyledi. Rum liderin bu açıklamaları KKTC’de tepkilere yol açtı.

 

NTV

Güncelleme: 10:24 TSİ 08 Mayıs 2006 Pazartesi

PARİS/LEFKOŞE - Papadopulos, Fransa’da yayımlanan Expres dergisine verdiği mülakatta, Türklerin Ada’da azınlık olduğunu iddia etti. Rum lider, Kıbrıs’ta iki toplumlu ve iki bölgeli çözümden söz edilemeyeceğini savundu.

Papadopulos, “Nüfusun yüzde 82’si Rum iken, iki ayrı bölge ve iki ayrı toplum yapısını içeren bir devleti kesinlikle reddediyoruz” dedi.

ABD ve İngiltere’nin arabuluculuğunu desteklemediğini de belirten Rum lider, BM Genel Sekreteri Kofi Annan’dan Rum tezlerine yakınlığıyla bilinen Rusya, Fransa ve Çin’i çözüm çabalarına dahil etmesini istediklerini söyledi.

Papadopulos, Ankara’nın Kuzey Kıbrıs’ı, AB ile ilişkilerinde zaman kazanmak için kullandığını da öne sürdü.

KKTC AÇIKLAMALARA TEPKİLİ
Bu arada Papadopulos’un bu açıklamaları KKTC’de tepkiye yol açtı. KKTC Cumhurbaşkanlığı kaynakları bu açıklamalarla birlikte Papadopulos’un Ada’da kapsamlı bir çözüme ulaşılması yönündeki çabaları boşa çıkardığını belirtti.

Ayrıca, BM ve AB’den, Rum liderliği nezdinde girişimde bulunarak, iki tarafın siyasi eşitliğine dayalı iki kesimli ve iki toplumlu bir çözüme bağlı olup olmadığı konusuna açıklık getirilmesi istendi.

Rumlar KKTC’deki mallarını satıyor

Kıbrıs’ta bazı Rumların, Türk tarafında kalan taşınmaz mallarını satışa çıkardığı ve avukatları aracılığıyla alıcılarla pazarlık yaptığı bildirildi.

 

NTV

Güncelleme: 07:54 ET 08 Mayıs 2006 Pazartesi

LEFKOŞA - Rum basınında çıkan haberlere göre, KKTC Tazmin Komisyonu’na başvuran Tatlısu kökenli bir Rum, arazilerini satışa çıkardı. Adı açıklanmayan Rum’un, deniz kenarındaki arazilerine Kıbrıslı Türk ve Türkiye’den işadamlarının büyük ilgi gösterdiği belirtildi.

KKTC tarafında 1974’ten önce arazileri bulunan bazı Rumların da bunları kiralamak için bazı uluslararası şirketlerle görüşmeler yaptığı da gelen haberler arasında. Türk tarafında kalan mallarını satan veya kiralayan Rumların, bu işlemleri avukatları aracılığıyla yaptırdığı, bu durumun KKTC’yi yasadışı devlet olarak niteleyen Rum yönetiminde ciddi rahatsızlık yarattığı belirtiliyor.

İngiltere, Rum askeri malzemesine el koydu


      İngiltere'nin güney Lefkoşa Yüksek Komiserliği, tamir amacıyla İngiltere'ye gönderilen Rum Milli Muhafız Ordusu'na (RMMO) ait yedek parçaların, BM Güvenlik Konseyi'nin ilgili kararı uyarınca ülke dışına çıkarılmasına izin verilmediğini ve onarımı üstlenen şirket tarafından alıkonulduğunu açıkladı.
      İngiliz Yüksek Komiserliği tarafından yapılan açıklamada ayrıca, BM Güvenlik Konseyi'nin 1996 yılında onayladığı 1062 sayılı kararında, ''Kıbrıs'taki askeri kuvvetlerin silahlarını modernleştirmesinden kaygı duyduğu'' anımsatıldı.
      İngiliz Yüksek Komiserliği, yedek parçaların, İngiltere hükümeti tarafından değil, onarımı üstlenen şirket tarafından alıkonulduğunu belirtti.
     
     PAPADOPULOS'UN TEPKİSİ
      RMMO'ya ait silah sistemleri yedek parçalarının İngiltere'de alıkonulmasını yorumlayan Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos ise ''bunun düşmanca bir hareket olduğunu'' savundu.
      ''Olayı hayretle karşıladığını'' ifade eden Papadopulos, ''bu hareketin düşmanca bir hareket olduğunu ve kendisinde şaşkınlık yarattığını'' kaydetti.

MILLIYET 09/05/06

 

Yedek parçalara el konulması, BM Güvenlik Konseyi kararı gereğidir

İngiliz Yüksek Komiserliği, Rum lideri Papadopulos'un "düşmanca bir hareket" olarak nitelendirdiği, İngiltere'nin Rum askeri malzemesine el koyduğu yönündeki iddialarına açıklık getirdi:

Yedek parçalara el konulması, BM Güvenlik Konseyi kararı gereğidir

BM GÜVENLİK KONSEYİ KARARINCA... İngiliz Yüksek Komiserliği, tamir amacıyla İngiltere'ye gönderilen Rum Milli Muhafız Ordusu'na (RMMO) ait yedek parçaların, BM Güvenlik Konseyi'nin ilgili kararı uyarınca ülke dışına çıkarılmasına izin verilmediğini ve onarımı üstlenen şirket tarafından alıkonulduğunu açıkladı

ONARIMI ÜSTLENEN ŞİRKET ALIKOYDU... İngiliz Yüksek Komiserliği tarafından yapılan açıklamada ayrıca, BM Güvenlik Konseyi'nin 1996 yılında onayladığı 1062 sayılı kararında, "Kıbrıs'taki askeri kuvvetlerin silahlarını modernleştirmesinden kaygı duyduğu" anımsatıldı. Komiserlik, "Yedek parçalar, İngiltere hükümeti tarafından değil, onarımı üstlenen şirket tarafından alıkonuldu" dedi

 

 

İngiliz Yüksek Komiserliği, tamir amacıyla İngiltere'ye gönderilen Rum Milli Muhafız Ordusu'na (RMMO) ait yedek parçaların, BM Güvenlik Konseyi'nin ilgili kararı uyarınca ülke dışına çıkarılmasına izin verilmediğini ve onarımı üstlenen şirket tarafından alıkonulduğunu açıkladı.

İngiliz Yüksek Komiserliği tarafından yapılan açıklamada ayrıca, BM Güvenlik Konseyi'nin 1996 yılında onayladığı 1062 sayılı kararında, "Kıbrıs'taki askeri kuvvetlerin silahlarını modernleştirmesinden kaygı duyduğu" anımsatıldı.

İngiliz Yüksek Komiserliği, yedek parçaların İngiltere hükümeti tarafından değil, onarımı üstlenen şirket tarafından alıkonulduğunu belirtti.

Papadopulos'un tepkisi

RMMO'ya ait silah sistemleri yedek parçalarının İngiltere'de alıkonulmasını yorumlayan Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos ise, "bunun düşmanca bir hareket olduğunu" savundu.

"Olayı hayretle karşıladığını" ifade eden Papadopulos, "bu hareketin düşmanca bir hareket olduğunu ve kendisinde şaşkınlık yarattığını" kaydetti.

KIBRIS 10/05/06

 

İnsan kaçakçılığına Rumlar da karıştı

Sadrazamköy sahillerinden KKTC'ye kaçak giriş yapan Suriyeli mültecileri yakalayan polis, onlara yardım ettikleri gerekçesiyle bir Kıbrıslı Türk ve 3 Rum'u da tutukladı

İnsan kaçakçılığına Rumlar da karıştı

KAÇAKÇILIKTA KUZEY- GÜNEY İŞBİRLİĞİ... Avrupa Birliği ülkelerine gitmek için Kıbrıs'ı tercih eden mültecilere yardımcı oldukları gerekçesiyle Girne Polis Müdürlüğü ekipleri bir Kıbrıslı Türk ile üç Rum'u tutukladı. Cuma günü Sadrazamköy sahillerinden KKTC'ye kaçak giren Suriye uyruklu mültecileri yakalayan polis, yürütülen soruşturmada, Rum plakalı araçla mültecileri Güney Kıbrıs'a götürmeye giden Beyarmudu sakinlerinden Serdar Tığrak'ı suçüstü, aracın sahibi ve diğer iki Rum'u da KKTC'ye giriş yaparken yakaladı

TUTUKLULUK DURUŞMASI BUGÜN... Suriyeli mültecilerin Güney Kıbrıs'a götürüleceği Rum plakalı aracın sahibi ve diğer iki Rum dün Girne Kaza Mahkemesi'ne çıkarılarak aleyhlerine 3'er gün tutukluluk emri alındı. Serdar Tığrak ve 23 Suriyeli mültecinin tutukluluğuyla ilgili karar ise bugün verilecek. Soruşturma amaçlı istenen 8 gün tutukluluğa dün Tığrak ve mültecilerin itiraz etmesi üzerine, mahkeme duruşma için davayı bugüne bıraktı

Fazile KÖLE

Avrupa Birliği ülkelerine gitmek için Kıbrıs'ı tercih eden mültecilere yardımcı oldukları gerekçesiyle Girne Polis Müdürlüğü ekipleri bir Kıbrıslı Türk ile üç Rum'u tutukladı. Cuma günü Sadrazamköy sahillerinden KKTC'ye kaçak giriş yapan Suriye uyruklu mültecileri yakalayan polis, yürütülen soruşturmada, Rum plakalı araçla mültecileri Güney Kıbrıs'a götürmeye giden Beyarmudu sakinlerinden Serdar Tığrak'ı suçüstü, aracın sahibi ve diğer iki Rum'u da KKTC'ye giriş yaparken yakaladı.

KKTC'ye yasa dışı yollarla giriş yapan 23 Suriye uyruklu mülteci ile olayla bağlantıları olduğu düşünülen biri Kıbrıslı Türk, üçü Kıbrıslı Rum toplam 27 kişi dün Girne Kaza Mahkemesi'ne çıkarıldı.

Tutukluluk sürelerinin 8'er gün daha uzatılması talebiyle Girne Kaza Mahkemesi Ceza Davaları Yargıcı Fügen Ulutekin'in huzuruna çıkarılan 23 Suriye uyruklu mülteci ile olayla bağlantılı olduğu tahmin edilen Kıbrıslı Türk'ün itirazı üzerine, dava duruşma için bugüne bırakıldı.

Olayla bağlantıları olduğu tahmin edilen üç Kıbrıslı Rum içinde mahkeme, 3'er gün tutukluluk emri verdi.

İlk mülteciler 5

Mayıs'ta yakalandı

Cuma günü duyarlı vatandaşların ihbarıyla, Geçitköy'deki Sarıdaş Gece Kulübü yakınlarında 18 Suriye uyruklu mülteciyi yakalayan ve operasyonlar dizisinin ilk ayağını gerçekleştiren polis, yürüttüğü soruşturmada, mültecilerin Sadrazamköy açıklarındaki sahillerden KKTC'ye kaçak giriş yaptıklarını, sayılarının ise 30 civarında olduğunu belirlemişti. Kayıp mülteciler ile onlara yardımcı olan veya olacak kişilerin de peşine düşen polis, kısa sürede çabalarının sonucuna ulaştı ve kayıp mülteciler ile onlara yardımcı oldukları gerekçesiyle biri Kıbrıslı Türk, üç de Rum'u yakaladı.

Girne Polis Müdürlüğü Adli Şube ekipleriyle, Çamlıbel Polis Karakolu ekiplerinin ortaklaşa yürüttüğü operasyonlar dizininde ilk önce 5 Mayıs'ta, Ebrahem Obeed (34), Ammar Shaaban (27),Khaldoun Dweimer (21), Abdulelah Al Hamadi (21), Zaki Abdullah (27), Abdulwahab Hajmousa (38), Faisal Ahlasan (28), Abed Al M. Alhamad (27), Abdullah Razaz (23), Elias Assaf (40), Fadel Hajmausa (40), Abdullah Alkasem (23), Mohamed Al Jammal (23), Ali Altan (28), Abdo Al Mohamed (25), Yousef Al Mohamed (23), Khaled Mashlah (27), Mohamed Arkam Alzain (32) isimli 18 mülteci Geçitköy'de, daha sonra bölgede yapılan aramada ise 5 mülteci daha bulunmuştu.

Ekiplerin ortaklaşa yürüttüğü soruşturmada, ayni yolla KKTC'ye giriş yapan Hasan Bhar (29) ile Abdullah Almoustafa (30) isimli 2 mülteci daha tespit edilerek 6 Mayıs'ta yakalandı.

Mülteci operasyonunu sürdüren polis, mültecilerin DAM 942 plakalı araç ile Güney Kıbrıs'a götürüleceği duyumu üzerine 7 Mayıs tarihinde aracı Geçitkale Göledi yakınlarında bularak pusuya yattı ve aracı almaya giden Beyarmudulu Serdar Tığrak (26) ve beraberindeki Saleh Jdeie (26), Mohammed Abbas (36) ve Tamer Al Abbas (21) isimli 3 mülteciyi yakaladı.

Emare olarak el konulan DAM 942 plakalı araç içerisinde yapılan aramada da olayla bağlantılı olduğu tahmin edilen zanlı Stravros Stavrous'un süresi geçmiş sürüş ehliyeti bulundu.

Yapılan ileri tahkikat sonucunda ise aracın Eleni Stavrous isimli Kıbrıslı Rum'a ait olduğu anlaşıldı.

Söz konusu kişilerin soruşturulabilmesi için sınır kapılarına bilgi verilmesinin ardından Stravros Stavrous, Eleni Stavrous ve Alinos Stavrou isimli zanlılar önceki akşam Gazimağusa 2 Buçuk Mil (Akyar) sınır kapısından KKTC'ye giriş yaptıkları sırada yakalandı.

27 kişi mahkeme

huzuruna çıktı

KKTC'ye yasa dışı yollarla giriş yapan 23 Suriye uyruklu mülteci ile olayla bağlantıları olduğu düşünülen Kıbrıslı Türk ile 3 Rum dün Girne Kaza Mahkemesi'ne çıkarıldı.

Girne Kaza Mahkemesi Ceza Davaları Yargıcı Fügen Ulutekin'in huzuruna çıkarılan zanlılarla ilgili olarak, İddia Makamı Başsavcılık adına davayı yürüten Savcı Erdinç Akyener, meselenin tahkikat memuru Tolga Ateşli'yi tanık olarak dinletti.

Çamlıbel Polis Karakolu'nda görev yapan polis memuru Tolga Ateşli, 5, 6 ve 7 Mayıs tarihlerinde yakalanan ve mahkeme emriyle tutuklanan 23 Suriye uyruklu mülteci ile zanlı Serdar Tığrak aleyhine yürütülen soruşturmanın henüz tamamlanmadığını belirterek, tutukluluk sürelerinin 8'er gün daha uzatılması talebinde bulundu.

Polis memuru Tolga Ateşli şahadetini tamamladıktan sonra Yargıç Ulutekin, Suriye uyruklu mülteciler ile zanlı Serdar Tığrak'ın Avukatı Öner Şerifoğlu'na söz hakkı verdi. Suriyeli mülteciler ile Tığrak'ın Avukatı Şerifoğlu talep edilen tutukluluğa itirazda bulundu. Avukat Öner Şerifoğlu, polis memuru Tolga Ateşli'yi istintaka tabi tuttu.

Meselenin tahkikat memuru Tolga Ateşli, bu olayla bağlantılı olarak yakalanan Stravros Stavrous, Eleni Stavrous ve Alinos Stavrou hakkında da soruşturulması gereken kişiler olduğunu anlattı.

Tatlısu bölgesinde de olayla ilgili yürütülmesi gereken tahkikatın olduğunu belirten Ateşli, tahkikatın yeni başladığını kaydetti.

Eleni Stavrous'un kendi adına olduğu tespit edilen aracı 3-4 ay önce sattığı yönünde iddiaları bulunduğunu ifade eden Ateşli, soruşturulacak kişilerin ve aranan şahısların olduğunu yineledi.

Mahkeme mesai saatinin bitimi nedeniyle, tutukluluk duruşmasının yapılabilmesi için davayı bugün saat 11.00'e erteledi.

Polis memuru Tolga Ateşli daha sonra 3 Rum hakkında da 3 gün tutukluluk emri talebinde bulundu. Ateşli, zanlıların meseleyle bağlantılı olabileceğini ve yeni yakalandıklarını belirtti.

Mahkemeye avukatsız çıkan Rum zanlıların bu talebe itiraz etmemesi üzerine Yargıç Fügen Ulutekin, Rumların 3 gün poliste tutuklu kalmasına izin ve emir verdi.

KIBRIS 10/05/06

 

S.Denktaş’tan Slovak modeli önerisi

KKTC Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş, Rumların uzlaşmazlığı sürdürmesi halinde Ada’da, Çekoslovakya modeli bir ayrılığın gündeme gelebileceğini söyledi.

 

NTV

Güncelleme: 19:48 TSİ 10 Mayıs 2006 Çarşamba

BRATİSLAVA - Slovakya’nın başkenti Bratislava’da bir konferansta konuşan KKTC Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş, Çek Cumhuriyeti ile Slovakya’nın ayrılışına işaret etti. Kıbrıs’ın da bu şekilde ayrılabileceğini belirten Denktaş, “Buna, ayrılıkla gelen birleşme de diyebiliriz. Devleti paylaşamıyorsak, Ada’yı paylaşacağız ve ardından AB içinde yeniden birleşeceğiz” dedi. Rum tarafının tutumu nedeniyle siyasi eşitliğe dayalı iki bölgeli ve iki toplumlu bir çözüme ulaşılamadığını belirten Denktaş, uluslararası toplumdan destek istedi.

Baklava da 'Rum milli tatlısı' oldu!

 

Rumlar geçtiğimiz yıl da lokumu 'milli tatlı' ilan etmişti



11 Mayıs, 2006 09:32:00 (TSİ) CNN TURK

Kıbrıs Rum yönetiminde düzenlenen Avrupa Günü etkinliklerinde dağıtılan tatlı kitabında baklava, Rumların 'milli tatlısı' olarak tanıtıldı. Avrupa Birliği, baklavayı 'Rum tatlısı' olarak kabul etti.

Kıbrıs Rum yönetimindeki Avrupa Günü etkinliklerinde AB tatlılarının İngilizce tarifleri ülke bayraklarıyla birlikte bir kitapçık haline getirildi ve basına dağıtıldı.
 
Kitapçıkta baklava Rum milli tatlısı olarak gösteriliyor.
 
Rumlar geçtiğimiz yıl da 1.5 tonluk bir lokum yaparak Guinness Rekorlar Kitabı'na girmiş ve lokumu da Rum tatlısı olarak kayda geçirmişti.
 
Rumlar ve Yunanlar, uzun yıllardır Türk kahvesinin de kendilerine ait olduğunu savunuyor.

 

 

Baklava da 'Rum milli tatlısı' oldu!


      CNNTÜRK

Kıbrıs Rum yönetiminde düzenlenen Avrupa Günü etkinliklerinde dağıtılan tatlı kitabında baklava, Rumların 'milli tatlısı' olarak tanıtıldı. Avrupa Birliği, baklavayı 'Rum tatlısı' olarak kabul etti.
      Kıbrıs Rum yönetimindeki Avrupa Günü etkinliklerinde AB tatlılarının İngilizce tarifleri ülke bayraklarıyla birlikte bir kitapçık haline getirildi ve basına dağıtıldı.
      Kitapçıkta baklava Rum milli tatlısı olarak gösteriliyor.
      Rumlar geçtiğimiz yıl da 1.5 tonluk bir lokum yaparak Guinness Rekorlar Kitabı'na girmiş ve lokumu da Rum tatlısı olarak kayda geçirmişti.
      Rumlar ve Yunanlar, uzun yıllardır Türk kahvesinin de kendilerine ait olduğunu savunuyor.

MILLIYET 11/05/06

 

Kıbrıslı Rumlar 'taksim' diyor



Kıbrıs Rum lideri Tassos Papadopulos son günlerde sert açıklamalar yapıp "İki devletli bir çözümü asla kabul etmeyeceğiz" diyor. Bu yaklaşımıyla 21 Mayıs'ta yapılacak genel seçimler öncesinde "ret cephesi"ni güçlendirmeye çalıştığı açık.
Zira, Kıbrıs Yayın Kurumu CyBC tarafından yapılan son kamuoyu yoklaması, Rumların çözüm konusunda bölündüklerini gösteriyor. Yoklamaya göre, sorgulanan 1200 kişiden yüzde 48'i Kıbrıslı Türklerle birlikte yaşamak istemediklerini belirtmiş. "Birlikte yaşarım" diyenlerin oranı ise yüzde 45'te kalmış.
Başka bir ifadeyle, Papadopulos'un, Annan Planı referandumu öncesinde başarılı bir şekilde ortaya koyduğu "bozguncu" tutum prim yapmaya devam ediyor. Ancak, halkın yüzde 45'i hâlâ "Türklerle yaşayabiliriz" diyorsa, demek ki "ret cephesi" adına biraz daha çaba sarf etmesi gerekiyor.

'Siyasi Frankenştayn'
Bunu da yapıyor. Ama yaparken kendisi açısından bir "Siyasi Frankenştayn"ı yaratmakta olduğunu da ya görmüyor, ya da görmek istemiyor. Peki nedir bu "Siyasi Frankeştayn?" Bunu anlamak için Rum kesiminde İngilizce yayımlanan Cyprus Mail gazetesinin yorumcularından Lukas Haralambus'un birkaç gün önce yazdıklarına bakmak gerekiyor
Aslında yazısının başlığı bile durumu ortaya koyuyor. "Taksim müzakereleri için fırsat değerlendirilmeli" diyor Haralambus'un yazısının başlığı. Yazının kendisine gelince, Haralambus, yukarıda sözünü ettiğim yoklamaya atıfla, "Kıbrıslı Rumların büyük bölümünün artık adanın bölünmesini istediklerini" belirtiyor.
Daha önce Rumlar için tam bir "kâbus" olan bu fikrinin artık "tek çıkış yolu olarak görülmeye başlandığını" yazan Haralambus, bunun "salt maddi çıkara dayandığını" söylüyor.

'Rumlar iki devlet istiyor'
Annan Planı için yüzde 76 oranında "hayır" oyunun çıkmasının başlıca nedeninin, Papadopulos'un "Evet derseniz maddi olarak zararlı çıkarsınız" argümanı olduğunu bildiren Haralambus, ardından şunları belirtiyor:
"Konuştuğum yüzlerce kişiden hiçbiri Annan Planı'nı okuyup sevmediği için 'hayır' dememiş. 'Hayır' demelerinin tek nedeni, bu planın statükoyu bozup bir maliyet getirecek olmasıdır."
Haralambus, buna dayanarak, "üzücü gerçeği" telaffuz ediyor. "Rumların ağırlıklı bölümü artık iki devletli bir çözüm istiyor" diyor. İşte Papadopulos'un kendisi için yarattığı "Siyasi Frankenştayn" bu.
Bu arada Haralambus başka bir hususa da dikkat çekiyor. "Eskiden Kıbrıslı Türkler taksim isterlerken şimdi roller değişti. Rumların aksine onlar birleşme ekseninde çözüm istiyorlar" diyor.

Statükocuların ters ittifakı
Bunun nedenini ise "Kıbrıslı Türklerin Türkiye'nin gölgesinden kurtulma çabasına" bağlıyor ki, Annan Planı sürecinde yaşananlar bu savı bir ölçüde doğruluyor. Fakat bu başka bir yazının konusudur.
Ancak burada, son söz olarak, şu söylenebilir: Türk tarafındaki statükocular ile Rum tarafındaki statükocuların bu "ters ittifakı" sayesinde Kıbrıs'ın bölünmüşlüğü tescil olma yolunda ilerliyor. Papadopulos'a da "Kendim ettim, kendim buldum" demek kalıyor.

SEMIH IDIZ MILLIYET 11/05/06

 

Baklava AB izniyle Rumların oldu

Ömer BİLGE / LEFKOŞA

Avrupa Birliği ülkelerinde önceki gün yapılan Avrupa Günü etkinliklerinde baklava, Rum tatlısı olarak kabul edildi. Kıbrıs Rum yönetimindeki Avrupa Günü etkinlikleri çerçevesinde üye ülkelerin en ünlü tatlıları sergilendi.

AB tatlılarının İngilizce tarifleri ülke bayraklarıyla birlikte bir kitapçık haline getirildi ve basına dağıtıldı. Kitapçıkta, Türkçe yazılı ’baklava’ Rumların milli tatlısı olarak tanıtıldı. Rumlar geçen yıl da 1,5 tonluk bir lokum yaparak Guinness Rekorlar Kitabı’na girmiş ve lokumu da Rum tatlısı olarak kayda geçirmişti. Rumlar lokuma ’lokumi’ adı veriyor. Rum ve Yunanlılar, uzun yıllardır Türk kahvesinin de kendilerine ait olduğunu savunuyor.

HURRIYET 11/05/06

 

Üniter bir devlet istiyoruz

Üniter bir devlet istiyoruz

Kıbrıs'ta iki devletli çözümü kesinlikle reddediyoruz. Üniter bir devletin yasallığını engelleyecek sistemi kabul edemem. Annan Planı'nı çözümü reddetmiş olmak için değil yürümeyeceğinden geri çevirdik

09/05/2006 RADIKAL

Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos'un Fransız gazetesi L'Express'e söyleşisi:
Adanın AB'ye üye olmasından ve BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın sunduğu yeniden birleşme planını Kıbrıslı Rumların ezici çoğunlukla reddetmesinden 2 yıl sonra nasıl bir durum değerlendirmesi yapıyorsunuz?
Hiç unutmamak gerekir ki, Kıbrıs problemi 1974'te Türkiye tarafından karar verilen bir istila ve işgalle bağlantılı bir konu. Nüfusun içinde her 10 kişiden 2'den azı Türk kökenli. Diğer yandan 8'den fazlası Rum. Mülk konusunda ise ormanların dışında, arazilerin yüzde 88'i Rumlara, yüzde 12'si de Türklere ait. İşgalden önce sadece Türklerin çoğunluk olduğu tek bir yerleşim birimi yoktu; onlar her yerde azınlıktı. Bu da pratikte bölünmeye yönelik tüm savları kesinlikle geçersiz kılıyor. Buradan da tek bir soru ortaya çıkıyor: Türkiye ne istiyor?
Ne demek istiyorsunuz yani?
Kıbrıs'ta tek bir devlet mi istiyorsunuz yoksa iki tane mi? Tek bir anayasa, tek millet, tek bir dayanışma ve uluslararası kimlik mi istiyorsunuz?
Yoksa zararlı olabilecek iki devletli bir sistem mi? Örneğin, Fransa'nın bir AB Komisyonu üyesi varken, Kıbrıs'ın Brüksel'de iki kişiyle temsil edildiğini düşünebiliyor musunuz? Türkiye'nin şu ana kadarki bütün politikası iki ayrı devlet yapısı kurmaya dayalıydı.
Türkler size Annan Planı'nı kabul ettiklerini söyleyerek yanıt vereceklerdir...
Birçok kişinin bizim planı reddetmiş olmamızdan ötürü duygusal açıdan çok etkilendiğini biliyorum. Fakat bizim bakış açımıza göre, bu metin üzerinde uzlaşılmış bir anlaşmanın ürünü, ortak ve uyumlu bir duruşun meyvesi olan bir barış planı değildi. Daha ziyade bir hakem kararına benziyordu. Elbette ki Kofi Annan'ın iyi niyet misyonu ona görüşmeleri içinde bulunduğu çıkmazdan çıkarma görevini veriyordu; fakat sadece bu görüşmelerin ilgili tüm tarafların katılımıyla yürütüldüğü sürece. Bu da bizi bölen tüm konuların ele alınmasına ve tartışılmasını öngörüyordu. Aslında bazı noktalar müzakere unsuru olarak ele alındı, ama diğer bazı konular gündeme bile gelmedi. Örneğin ortak para politikası görüşmelerin dışında bırakıldı, aynı şekilde, olayın finansman ve ekonomik boyutları bir ad-hoc komisyona havale edildi.
Bu garip durumu nasıl açıklarsınız?
BM Genel Sekreteri açısından, 1 Mayıs 2004'ten yani Kıbrıs'ın AB üyeliğinden önce, bunun Türkiye'ye getireceği yükümlülüklere bakılmaksızın, bir plan her ne pahasına olursa olsun kabul edilmeliydi. Sonuçlar planın kabul edilmesinden sonra değerlendirilecekti...
Ve bu durum da yeniden birleşme konusundaki kesin soruyu sürüncemede bırakıyor...
Bir şekilde. Ve ben bu yaklaşıma katılmıyorum. Benim için, tüm toprakların, toplumların, ekonominin ve en sonunda da kurumların tamamen birleşmeyeceği bir anlaşmayı tahayyül etmek mümkün değil. Bunların hiçbiri Annan Planı'nda yoktu. Kıbrıs Rum halkı planı bu yüzden reddetti: Nüfusun yaklaşık yüzde 82'si Rum iken, iki belirgin bölge ve iki tip toplumsal yapı içeren bir devleti kesinlikle reddediyoruz. İnanın ki, Kanada ve Belçika örneklerini büyük bir ilgiyle takip ediyorum; fakat o ülkelerde toplumlardan herhangi biri kendi görüşünü diğerine dayatamaz, hiçbiri herhangi bir engelleme veya ülkenin tamamen bölünmesine yol açacak bir felç yaratamaz. Üniter bir devletin yasallığının ve iyi işleyişinin engellenmesine müsaade edecek bir sistemi kabul edemem. Biz Annan Planı'nı bir çözümü reddetmiş olmak için reddetmedik. Sebep gerçekte böyle bir senaryonun yürümeyecek olmasıydı. Bundan sonraki tüm yeni girişimlerin de bu gerçeği dikkate alması gerekiyor: Herbir noktayı gözönünde bulundurarak nasıl ayrı değil, nasıl birlikte yaşayacağımızı düşünmemiz gerekiyor. Her tarafın duruşunu dikkate almalıyız, armudu rastgele ortadan ikiye bölmek Kıbrıs için hiçbir zaman iyi bir çözüm olmayacak.
Çözüm her zaman BM'den doğacak. Bu çıkmazdan nasıl çıkılacak peki?
Biz Güvenlik Konseyi'nin bazı daimi üyelerinin konuyu tekelleştirmesini istemiyoruz. Özellikle Britanya ve Amerika'yı kastediyorum ki onların adada doğrudan çıkarları söz konusu. Britanya'nın adada askeri üsleri var, ABD, Türkiye'ye ve AB üyeliğine destek veriyor. Ben BM'nin misyonunu yürütmesi ve Kıbrıs'ın daha tarafsız bir muamele görmesi için Fransa, Rusya veya Çin gibi diğer daimi ülkelerin de işin içine katılması gerektiğini Kofi Annan'a ilettim.
Camp David'de bir sürece ne dersiniz: Siz ve KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, aynı masa etrafında?
Bu iyi bir şey getirmeyecek. Daha önce bahsettiğim şartları sağlayacak uzun ve faydalı bir hazırlık dönemi olmadan olmaz.
Bu olmadan Camp David gibi bir yerde buluştuğumuzda iki taraf da kendi pozisyonunu savunacak ve iki ay veya iki hafta gibi bir sürenin sonunda görüşmeler duracak. Peki, dünyaya vereceğimiz mesaj ne olacak? Kıbrıs sorununun çözümsüz olduğu ve en iyi çözümün taksimden veya statükodan başka bir şey olmadığı.
Size göre, Türkiye'nin kısaca aradığı nedir?
Türkiye'nin Kuzey Kıbrıs hükumeti üzerindeki etkisi ağır basıyor. Ankara'nın stratejisi, Avrupa ile ilişkiler gündemi açısından zaman kazanacak biçimde Kıbrıs konusundaki tartışmayı sürdürmek. Bu şekilde, önümüzdeki eylülde AB Türkiye'nin kat ettiği yolu değerlendirmek için hesap soracağı zaman, Türkiye ortamı zehirlediği konusunda haksızlığa uğradığını söyleyecek ve bu arada da görüşmeler başlamış olacak. Fakat kimse kolay kanmaz. 25 ülke, Türkiye ile görüşmelerde barış planından bağımsız olarak, Türkiye'nin AB ile Gümrük Birliği Anlaşması'nın şartlarını yerine getirerek limanlarını Kıbrıs filolarına açmasını talep etti. Umuyorum ki Avrupa, Türkiye'ye şart koşulan yükümlülüklerin yerine getirilmesini talep ederken doğruluk ve adalet konularında da hassas olacak. (4 Mayıs 2006)

 

Papadopulos'un ifşaatı

Erdal Güven

12/05/2006 RADIKAL

Kıbrıs'ta halihazırdaki açmazın nedeni ne? Bu soruya tarihsel ya da konjonktürel birçok yanıt üretilebilir. Siyasi, ekonomik, toplumsal, bölgesel, uluslararası nice neden gösterilebilir. Eminim, her biri de açmazı açıklamaya katkıda bulunacaktır.
Ancak mevcut duruma ilişkin temel unsuru gözden geçirmemekte yarar var. Papadopulos'un iktidara geldiği günden bu yana izlediği politika ışığında benim vardığım sonuç şu: Kıbrıs'ta bugün karşı karşıya bulunduğumuz açmazın ardındaki belirleyici neden, Rum seçkinlerin iktidarı Kıbrıslı Türk seçkinlerle paylaşmaya hazır olmaması. Diğer tüm nedenler, ya bu temel unsurdan kaynaklanıyor ya da bu temel unsuru besliyor, pekiştiriyor.
Bu açıdan bakıldığında, Papadopulos'un Fransız L'express dergisinde yayımlanan sözleri tarihe geçecek bir 'ifşaat' niteliğinde (Derginin 5 Mayıs tarihli sayısında çıkan söyleşi 9 Mayıs tarihli Radikal'de aynen yayımlandı). Rum lider, tabir caizse, baklayı ağzından çıkarıyor.
Bakın ne diyor Papadopulos: "Benim için, tüm toprakların, toplumların, ekonominin ve en sonunda da kurumların tamamen birleşmeyeceği bir anlaşmayı tahayyül etmek mümkün değildir. Bunların hiçbiri Annan Planı'nda yoktu. Kıbrıs Rum halkı, planı işte bu yüzden reddetti: Nüfusun yüzde 82'si Rum iken, iki belirgin bölge ve iki tip toplumsal yapı içeren bir devleti kesinlikle reddediyoruz. İnanın ki Kanada ve Belçika örneklerini büyük bir ilgiyle takip ediyorum; fakat o ülkelerde toplumlardan herhangi biri kendi görüşünü diğerine empoze edemez, hiçbiri herhangi bir blokaj veya ülkenin tamamen bölünmesine yol açacak bir felç yaratamaz. Üniter bir devletin yasallığının ve iyi işleyişinin bloke edilmesine müsaade edecek bir sistemi kabul edemem. Biz Annan Planı'nı bir çözümü reddetmiş olmak için reddetmedik, reddettik çünkü gerçekte öyle bir senaryo yürümeyecekti. Bundan sonraki tüm yeni inisiyatiflerin de bu gerçeği kaale alması gerekiyor: Her bir noktayı göz önünde bulundurarak nasıl ayrı değil, nasıl birlikte yaşayacağımızı düşünmemiz gerekiyor. Her tarafın pozisyonlarını ekleyerek ve armudu rastgele ortadan ikiye bölmek Kıbrıs için hiçbir zaman iyi bir çözüm teşkil etmeyecektir."
Altı çizilmesi gereken iki cümle var burada: İlki, '... iki belirgin bölge ve iki tip toplumsal yapı içeren bir devleti kesinlikle reddediyoruz.'
İkincisi de, 'Üniter bir devletin yasallığının ve iyi işleyişinin bloke edilmesine müsaade edecek bir sistemi kabul edemem...'
Papadopulos, Kıbrıs için 40 yıldır sürdürülen çözüm arayışlarının hem temelini hem de çerçevesini oluşturan federal yapıya kökten karşı çıkıyor ve bu yöndeki çabalara bir son verilmesini istiyor.
Papadopulos, iktidara geldiğinden bu yana bir 'çözüm adamı' portresi çizmedi. Annan Planı'na ilişkin referandum sürecinde de, ortak bir çözümün değil, kendi çözümünün peşinde olduğunu ortaya koydu. Ancak meramını ilk kez bu kadar açık biçimde dile getiriyor.
Kıbrıs için iki bölgeli, iki toplumlu yapı, Denktaş ile Makarios arasında 1977'de imzalanan Doruk Anlaşması'ndan beri gündemde. BM'nin tüm kararları ve çözüm girişimleri de aynı yapıya vurgu yapar. Hedeflenen amaç, Papadopulos'un dikkat çektiği demografik dengesizliğe karşın, Papadopulos'un ağzına almadığı iki bölgenin özerkliğini ve iki toplumun siyasal eşitliğini gözetmektir. Bu amaçtan tek taraflı olarak vazgeçildiğinin ifade edilmesi, Kıbrıs sorununu çözme olasılığını, sıfırla çarpmak demek.
Rum liderin yaptığı, çözümün parametrelerini değiştirmek; önerdiği parametre, yani üniter yapı, ne Kıbrıs'ın tarihi ve toplumsal gerçeklerine uyuyor ne Kıbrıs Türk liderliğince kale alınabilir.
Papadopulos'un 'ayrı değil birlikte yaşamak'tan bahsetmesi, kulağa hoş gelmekle birlikte, hümanizmle de realizmle de bağdaşmaz. Kıbrıs'ın bugünkü koşullarında, 'birlikte' yaşamaktan bahsetmek, asimilasyon amaçlı bir milliyetçliğin, cilalı ve sahte bir ifadesinden başka bir şey değil. Hele bunu söyleyen, 'Kıbrıslı Türkleri sevdiği için boğazlarına sarıldığını' belirtmekten çekinmemiş bir liderse...

‘Siyaset için suistimal’

Anayasa Mahkemesi TKP’nin Mülkiyet Yasası’yla ilgili davasının iptal  ve reddine karar verdi. Başkan Hakkı: “Mahkeme siyaset yapmak için suistimal edildi…”



Anayasa Mahkemesi, Toplumcu Kurtuluş Partisi’nin (TKP) Mülkiyet Yasası’yla ilgili açtığı davanın iptal ve reddine karar verdi

Mülkiyet Yasası olarak bilinen “Anayasa’nın 159’uncu Maddesinin 1.Fıkrasının (b) Bendi

Kapsamına Giren Taşınmaz Malların Tazmini, Takası ve İadesi Yasası”nın Anayasa’ya aykırılığı iddiasıyla Anayasa Mahkemesi’nde dava dosyalayan TKP,  mecliste temsil edilen bir siyasi parti olmadığı için dava açmaya ehil bulunmadı.

TKP’nin açtığı davayı  4 Mayıs’ta görüşmeye başlayan Anayasa Mahkemesi, ilk duruşmada davanın esasına girmeden önce, davalı tarafın TKP’nin dava açma ehliyeti olmadığı yönündeki itirazı üzerine karar için duruşmayı süresiz ertelemişti. 

Yüksek Mahkeme Başkanı Metin A. Hakkı başkanlığında bu sabah toplanan  Anayasa Mahkemesi, ön itiraza ilişkin kararını okudu.

Metin Hakkı, ön itirazın oybirliğiyle kabul edildiği ve açılan davanın iptal ve reddine karar verildiğini, davanın tüm masraflarının davacılar tarafından ödenmesinin  ise oyçokluğuyla karara bağlandığını açıkladı.

Saat 09.00’da başlayan duruşmada TKP’yi avukat Fuat Veziroğlu, davalı Cumhuriyet Meclisi’ni ise avukat Emine Erk temsil etti.  Başsavcı Yardımcı Muavini Müjgan Irkad  da duruşmada hazır bulundu.

Konuyla ilgili kararı okuyan Hakkı, davacı tarafın açmaya ehil olmadığını bile bile bu davayı açtığı ve böylelikle mahkemeyi siyaset yapmak için alet ettiğini belirterek, “Davacıların ‘ses duyurmak için’,  bir başka deyişle propaganda yapmak için mahkemeyi alet etmeleri tasvip edilecek ve affedilecek bir tutum olmayıp hukuk sistemimizi ve mahkemeleri suistimal etme anlamındadır” dedi.

Anayasa Mahkemesi Başkanı Metin Hakkı, mahkemenin bunları göz önünde bulundurarak bu davanın tüm masraflarının davacılar tarafından ödenmesini emrettiğini,  ancak kararın masrafla ilgili bölümüne Yüksek Mahkeme Yargıcı Nevvar Nolan’ın katılmadığını,  bu kısmın Nolan’ın karşı oyuyla oyçokluğuyla geçtiğini kaydetti.

YENIDUZEN 12/05/06

 

Kıbrıs'ta ilk şart

Gündüz Aktan

13/05/2006 RADIKAL

Kıbrıs, AB üyeliğimiz önünde en acil engel niteliği kazandı.
Denebilir ki AB üyeliğimizin gerçekleşmemesi için o kadar neden var ki, Kıbrıs'ta çözümün önceliği hatta gereği zaten kalmadı. Haklısınız. Ama yine de sorunu analiz etmenin yararları olabilir.
En azından nerede hata yaptığımızı anlayabiliriz.
Hatalar çoğu kez en iyi niyetlerle yapılır. Biz de Kıbrıs sorununu çözmek istedik. Böylece birleşik Kıbrıs, AB üyesi olacak ve bizim AB üyelik sürecimizi, değil engellemek, kolaylaştıracaktı. Bu bağlamda eski politikamızı ve bu politikanın başlıca uygulayıcısı Sn. Denktaş'ı çözümsüzlükten sorumlu tuttuk. Onun yaptığının tersini yaparsak, çözüm kendiliğinden gelir sandık. Karşı tarafın 19. yüzyıl Helen şovenizmini göz ardı ettik. Dünyanın gözünde çözümsüzlükten biz sorumluyduk. Rumlar 1974 yenilgisinin mazlum tarafıydı. Makul önerileri mutlaka kabul ederlerdi.
2002 Aralık Kopenhag zirvesinde, bir aylık müzakereden sonra Annan Planı'nın ilk versiyonu küçük değişikliklerle önümüze kondu ve 24 saat içinde kabul etmemiz ültimatomu verildi. Rumlarsa şehirde dolaşıyordu. İstanbul liberalleri bu durumda bile anlaşma olmamasının sorumluluğunu bizde buldular.
KKTC'de 'Bu memleket bizim' platformları kuruldu. 20-30 bin Kıbrıs Türk'ü meydanları doldurdu. İçlerinde, Türklükten çok Kıbrıslı olduklarını; TSK'nın onları korumak yerine ezdiğini; dünyalı ve Avrupalı olmayı istediklerini haykıranlar oldu. Bu tür çözümü savunan Sn. Talat önce başbakan, sonra cumhurbaşkanı oldu. Referandumda Türklerin evet oyu vermesi sağlandı.
Türkiye, Kofi Annan'a emsali görülmemiş biçimde nihai sözü söyleme hakkını veren hakemlik ötesi bir yetkiyi kabul edince, Rum/Yunan tarafında, AB üyesi olmak için ödemeyeceğimiz bedel olmadığı izlenimi uyandırdık. Oysa Sn. Denktaş'ın mücadeleci politikasını sürdürseydik, çözüm imkânı çok daha fazla olabilirdi. Rumlar, AB üyelik müzakerelerinde, Türklerden, Annan Planı'nın kendilerine verdiğinin çok üstünde tavizler koparacakları varsayımıyla referandumda hayır oyu kullanamazlardı.
Yeni politikayı savunan İstanbul liberalleri, KKTC'nin yerinde durduğunu, Rumların ise çok zor durumda kaldıklarını söylüyorlar. Amacımız dünyaya Rumların çözümsüzlükten yana olduğunu kanıtlamak idiyse izlediğimiz politikanın doğru olduğu söylenebilir. Ama amacımız çözüm idiyse, çözümsüzlüğü pekiştirdiğimiz açıkça görülüyor.
Papadopulos, 'zor' durumdaysa, nasıl oluyor da çözümün tekil yapılı bir Kıbrıs'ta olduğunu, Türklerin de 'Kıbrıs Cumhuriyeti' ile 'osmosis', yani azınlık olarak bütünleşmeleri gerektiğini böyle fütursuzca söyleyebiliyor? Buna rağmen AB kurumları ek protokol çerçevesinde havaalanları ve limanlarımızı Rumlara tek yanlı olarak açmamızı isteyebiliyor?
AB içinde olan Rum/Yunan ikilisi Türkiye'nin üyelik şansının çok azaldığını bizden iyi biliyorlar. Basınlarından, Annan Planı'nı reddetmekle neler kaybettiklerini anlamaya başladıkları da görülüyor. Ama eski tutumlarından vazgeçmeleri de imkânsız.
Bu şartlarda bizim politikamızı gözden geçirmemizin zamanı geliyor. 24 Nisan'da referandumu kutlamak için sokağa çıkanların 2 binin altında olması Kıbrıs Türklerinin gerçeği anladıklarını gösteriyor. Şimdi ilk şart; hatalarımızı görüp, eski politikamızın doğru olduğunu kabul etmek. Sonra da BM çözüm parametrelerini terk eden Papadopulos'un, KKTC'ye bağımsızlığı istemekten başka çare bırakmadığını anlatmaya başlamak. Bu arada vakıf malı üzerinden tazminat almaya kalkışan Aresti'nin davasını AİHM'de yeniden açmak ve Rum tarafındaki Türklere ait özel mülklerle vakıf mallarına ilişkin hukuk mücadelesine girişmek.
Ege sorunlarını Lahey UAD'na götürmekten kaçıp, AB üyelik müzakerelerinde veto şantajıyla hakkının ötesinde kazanç sağlama peşinde olan Yunanistan'a da geçmiş olsun demek.
Liberaller titremeyin! Zaten sizin yüzünüzden AB'ye giremiyoruz. Bırakın da doğru dürüst dış politika yapılsın! Kendinize dış politika (ve 'Kürt' sorunu) dışında bir meşgale buluverin!

 

Kıbrıs'ta uzlaşma vakti geldi

Kıbrıs'ta uzlaşma vakti geldi

Türkiye AB'ye uyum yolunda başarıyla ilerlerken, Kıbrıs sorunu üyelik için engel oluşturmaya devam ediyor. Sorunun tarafları artık uzlaşmalı

13/05/2006 RADIKAL

Andrew Duff

Türkiye, yıl sonuna kadar Gümrük Birliği Anlaşması'nı Kıbrıs dahil AB'nin 10 yeni üyesine genişletmek zorunda. Ama Türkiye protokole tek yanlı bir deklarasyon ekledi. Deklarasyonda, gümrük birliğinin genişletilmesinin, Türkiye'nin Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanıması demek olmayacağı belirtildi. Ankara Anlaşması sonbaharda uygulamaya konmazsa, Kıbrıslı Rumlar Türkiye'nin müzakerelerinin askıya alınmasına yönelik çağrı yapmak için her türlü mazerete sahip olacak.
Böyle bir sonuç üzücü olur, zira Türkiye'nin AB'ye uyum çabaları iyi gidiyor. Reformlara yeniden hız verildi, ekonomi hızla büyüyor. Demokrasinin güçlendiği iddiaları haklı. Laiklik ile İslam arasındaki gerginlik, ordunun rolü, Kürtlerin ve kiliselerin akıbeti ile Ermeni 'soykırımı' gibi hassas konular tartışılıyor.
Buna rağmen Kıbrıs'la ilgili iyimser olmak zor. Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Kuzey Kıbrıs'a uygulanan uluslararası ambargonun eşzamanlı kaldırılması karşılığında limanların ve havaalanlarının Kıbrıslı Rumlara açılmasını teklif etti. Rum lider Tasos Papadopulos ise bunu reddetti. Papadopulos'un uzlaşmaz tutumu, tecridin ve fakirliğin Kıbrıs Türk toplumunu zayıflatacağı düşüncesine dayanıyor. Fakat, Türkiye Kıbrıs'taki Türk devletinin yaşamasını sağlar. AB de Kuzey Kıbrıs'a mali yardım yapmaya başladı.
AB'nin enerji ihtiyacı ise Doğu Akdeniz'in önemini artırıyor. Türkiye'nin Avrupa'ya entegrasyonunun zorunlu olduğu, AB'nin Balkanlara istikrar getirme çabasının yanı sıra, Hazar bölgesinde AB'nin ortak dış ve güvenlik politikası geliştirmesine bağlı olarak ispatlanabilir. Brüksel, Kıbrıslı Rumların Türklere cömert davranmamasına öfkeli. Gül'ün de dediği gibi, uzlaşma Avrupa kültürünün parçasıysa, Kıbrıs sorununun taraflarının gerçek Avrupalı olduklarını göstermesinin zamanı geldi.
(AB-Türkiye Ortak Parlamento Komitesi Eşbaşkan Yardımcısı, 8 Mayıs 2006)

RADIKAL 13/05/06

 

İspanyol gazeteciler, KKTC'de temaslarda bulunuyor

Avrupa Gazeteciler Birliği yönetici ve üyelerinden oluşan İspanyol gazeteci heyeti, Basın Emekçileri Sendikası'nın (BASIN-SEN) davetlisi olan önceki gece KKTC'ye geldi.

BASIN-SEN'den verilen bilgiye göre, İspanyol gazeteci heyeti Ercan Devlet Havaalanı'nda sendika yetkilileri tarafından karşılandı.

Konuk gazeteciler dün saat 10.00'da "Çatışmanın Olduğu Bölgelerde Gazetecilik" konulu panele katıldı. YDÜ'de gerçeklen panelde, Avrupa Gazeteciler Birliği İspanya Seksiyonu Yönetim Kurulu üyesi Prof. Dr. Felipe Marana Marcos, İspanya Devlet Radyosu Siyasi Muhabiri Francisco Jose Sevilla Garcia ile Türkiye Temsilcisi ve Dış İlişkiler Danışmanı Doğan Tılıç konuşma yaptı.

İspanyol gazeteciler, dün akşam saat 19.30'da Lefkoşa Niyazi Restoran'da düzenlenen yemekli toplantıda medya temsilcileriyle görüştü.

Bugün saat 10.00'da Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Saray Otel'deki kahvaltılı toplantıda bir araya gelecek İspanyol gazeteciler, saat 11.30'da Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş, saat 13.00'de Başbakan Ferdi Sabit Soyer ve saat 15.00'te UBP Genel Sekreteri Turgay Avcı tarafından kabul edilecek.

İspanyol heyet, pazar günü Karpaz'a düzenlenecek sosyal amaçlı gezinin ardından pazartesi sabahı adadan ayrılacak.

İspanyol gazeteci heyeti, Avrupa Gazeteciler Birliği İspanya Seksiyonu Yönetim Kurulu üyesi Prof. Dr. Felipe Marana Marcos, "La Razon" Uluslararası Haber Şefi Manuel Alberto Rubio Paillole, İspanya Devlet Radyosu Siyasi Muhabiri Francisco Jose Sevilla Garcia, Hendrik-Jan Boom, "America Economica" Direktörü Miguel Humanes Fernandez ve İspanya Haber Ajansı Ortadoğu Büro Şefi Javier Otazu'dan oluşuyor.

KIBRIS 13/05/06

 

Güney'deki seçim anketi : AKEL yüzde 30.1, DİSİ yüzde 28.6

Cyprus College Araştırma Merkezi'nin "SİGMA" TV adına, Güney Kıbrıs'taki milletvekilliği seçimine ilişkin olarak yaptığı anket Rum basınında yer aldı. Habere göre, 28 Nisan - 8 Mayıs tarihleri arasında, 18 yaş ve üstü bin 136 kişinin katılımıyla gerçekleştirilen anket sonucunda, partilerin aldıkları oy oranları şöyle :

AKEL yüzde 30.1, DİSİ yüzde 28.6, DİKO yüzde 16, K S EDEK yüzde 6.4, EVRO.KO yüzde 5.2, Rum Çevreciler ve Ekologlar Hareketi yüzde 3.3, EDİ yüzde 1.4, EVRO.Dİ yüzde 0.7, KEP (Özgür Vatandaşlar Hareketi) yüzde 0.1, kararsızlar yüzde 7.5.

Ankete katılanların yüzde 58'i, Rum hükümetinin Kıbrıs sorununa ilişkin tutumu konusunda olumlu görüş belirtirken, yüzde 23'ü olumsuz, yüzde 18'i de ne olumlu, ne de olumsuz görüş beyan etti.

İç yönetime ilişkin olarak ise yüzde 47'si olumlu, yüzde 31'i olumsuz, yüzde 19'u ise ne olumlu, ne de olumsuz şeklindeki düşüncesini dile getirdi.

Gazete, kararsızlar dahil edilmeksizin yapılan analiz sonucunda AKEL'in yüzde 32.5, DİSİ'nin yüzde 30.9, DİKO'nun yüzde 17.3, K S EDEK'in yüzde 6.9, EVRO.KO'nun yüzde 5.6, Çevrecilerin yüzde 3.5, EDİ'nin yüzde 1.6, EVRO.Dİ'nin yüzde 0.7, KEP'in yüzde 0.8, ittifakların ise yüzde 0.1 oranında oy aldığını da belirtti.

KIBRIS 13/05/06