Kıbrıs'ta
AB de suçlu
|
|
'İstanbul Yuvarlak
Masa Toplantısı'nın üçüncü oturumunda, Kıbrıs
sorununun Türkiye'nin AB sürecine etkileri tartışıldı.
Avrupa'nın dış politikasının olmamasının
Kıbrıs'ta çözümü engellediği fikri ön plana çıkarken,
Kıbrıs'ın Türkiye'nin ilerlemesini engellememesi gerektiği
vurgulandı
02/05/2006
RADIKAL
SERKAN
DEMİRTAŞ
İSTANBUL
- Radikal ve EDAM'ın ortaklaşa düzenlediği 'İstanbul
Yuvarlak Masa Toplantısı'nın üçüncü oturumunda Kıbrıs
konusu tartışıldı. AB'nin müzakerelerin
sağlıklı şekilde sürmesi için Türkiye'den liman ve
havalimanlarını Rum gemi ve uçaklarına açması için
bastırdığı bir süreçte yapılan oturumlarda, AB'nin
Kıbrıs'ta Rum politikalarına takılmasının
yarattığı olumsuz ortam gündeme geldi. Türk kamuoyunun, AB'nin
verdiği sözleri tutmaması nedeniyle Kıbrıs konusunda daha
fazla tek taraflı adım atılmasına izin
verilmeyeceğinin kaydedildiği tartışmalarda, şu
görüşler dile getirildi:
· Kıbrıs
konusunda iki uzman olduğunu düşünürüm: Glafkos Klerides ve Rauf
Denktaş.... Belki onları izleyenlerde de vardır: Mehmet Ali
Talat, Tasos Papadopulos ve David Hannay... Üçüncüsü hakkında çok da emin
değilim aslında...
· Kıbrıs
sorununa çözüm, Rumların Annan Planı'nı çöp kutusuna
göndermelerinin ardından oldukça uzakta görünüyor. Bunun da ötesinde iki
toplum arasında çok derin bir güvensizlik var. Bütün bir Rum ve Türk
nesli, Yeşil Hat'ın ötesinde çok sayıda gaddar kişinin
yaşadığı ve iğrenç yeteneklerini göstermek için
hazır bekledikleri fikriyle büyüdü.
Kıbrıs
gerçekten engel mi?
· Toplumlararası
bu güvensizliğe aşağıdaki örnekler verilebilir. Rauf
Denktaş: "Rumlara bir saniye bile güvenmem". Papadopulos:
"Denktaş, Ankara'nın piyonlarından biridir. Türkler kuzeyin
hâkimi ve güneyle de eşit olmak istiyorlar". Her iki tarafta da birbiri
ardına göreve gelen hükümetler, güvensizliğe dayalı bu fikirleri
değiştirmek için hiçbir şey yapmadı. Bunu görmek için
Lefkoşa'nin Türk ve Rum taraflarındaki müzelere bakmak yeterli.
· Kıbrıs,
gerçekten Türkiye'nin AB'ye katılımı önündeki bir engel mi?
Benim şüphelerim var. Kıbrıs ne kadar önemli olursa olsun,
sonuçta yan bir siyasi ürün. Çok daha önemli olan, Türk hükümetlerinin AB'nin
gerekli gördüğü reformları hızlandırması. Çok büyük
olan devleti küçülterek, Sünni, Alevi, Hırıstiyan ve Musevilerin
özgür ve uyum içinde yaşayabileceği gerçek bir sivil toplumun
kurulması için bir yol bulunması. Türk, Kürt ve Ermenilerin, liberal
Türk demokrasisinin vatandaşları olarak kendilerini Türkiyeli olarak
adlandırabilecekleri bir ülkenin yaratılması.
Türkiye'ye maliyeti
500 milyon avro
· Başbakan Recep
Tayyip Erdoğan, Kıbrıs sorununu bir an önce çözmeyi
istediğini açıkça söyledi. Bunu sadece Türkiye'nin AB'ye üyelik
sürecine olumsuz etkileri olduğu için değil, Mehmet Ali Talat'ı
iktidarda tutmak Türkiye'ye her yıl 500 milyon avroya mal olduğu için
de istiyor. Bu para çok daha iyi kullanılabilirdi, örneğin
Güneydoğu'nun geliştirilmesi için...
· Ancak Erdoğan,
Türkiye içinde de muhalefetle karşılaşıyor. Türk
Silahlı Kuvvetleri'nin bir bölümü, Ada'daki Türk askerlerinin çekilmesi
durumunda Türkiye'nin Hıristiyan-Ortodoks bir çember arasında
kalmasından korkuyor. Ama buna rağmen silahlı kuvvetler,
Erdoğan'ın İslami hükümetinden hâlâ şüphe duyuyor.
· Erdoğan, Türk
kamuoyuyla da ilgilenmek zorunda. Kamuoyuna göre Kıbrıs, Türkiye'nin
çıkarları açısından yaşamsal öneme sahip.
Kıbrıs konusunun aşırı milliyetçi güçler
tarafından kullanıldığı da söylenir. Eski
Başbakan Bülent Ecevit'in kendisi söyledi: Kıbrıs sorunu yoktur,
1974'te çözdük onu. Bunu söyleyen sosyaldemokrat Ecevit değil, milliyetçi
Ecevit'ti.
· Türkiye,
ağır da olsa AB'ye doğru ilerliyor. Havalimanları ve
limanlarının Kıbrıs Rumlarına açılması
gerekecek. Bunu sadece söz verdiği için değil, ticaret ve
dolayısıyla iletişim karşılıklı
güvensizliği sona erdirecek tek çözüm olduğu için
yapmalıdır. Humprey Bogart'ın Casablanca filminde söylediği
gibi, "Belki de bu çok güzel bir dostluğun başlangıcı
olacaktır."
Rumlar hâlâ
uğraşır mı?
· Kıbrıs'ta
en önemli tarih, 1 Mayıs 2004 oldu. Eşitliğe dayalı,
kalıcı ve adil bir çözümün sağlanması ihtimali ortadan
kalktı. Annan Planı, kurumsal ve anayasal olarak İsviçre ve
Belçika formüllerini kapsayan bir plandı. Kıbrıs Rumları,
bu planı reddederek bir kayba uğramadı. Ne politik ne de
ekonomik statülerini riske ettiler. Şimdi de AB'nin içindeler. Bundan
sonra niçin böyle bir çözümü kabul etsinler?
· Şu anda Ada'da
bir statüko var. Bunun korunması durumunda neler olabilir? Birinci etki,
Türkiye'nin AB ile ilişkilerinde görülecek. Kıbrıs masada
olduğu sürece, AB açısından bir sorun olacak. Bu aynı
zamanda Türkiye'de de iç politikada birçok sıkıntı yaratacak.
Hükümet bir yandan ülkeyi değiştirmeye yönelik kapsamlı
reformları yapmaya çalışırken diğer yandan Kıbrıs
konusunda AB baskısıyla karşı karşıya kalacak.
Aynı şekilde AB içindeki bazı ülkeler de,
Kıbrıs'ı Türkiye'nin AB üyeliğine karşı
kullanabilir. Örneğin Fransa'nın 2005'in yazında
yaptığı çıkış gibi...
Avrupa zarar görüyor
· Statükonun terk
edilmesinin ise Avrupa politikalarına etkisi olacak. Birincisi Avrupa Komşuluk
Politikaları kapsamında... Eylem Planı daha önce Rumlar
tarafından reddedilmişti. Aynı şekilde NATO-AB
işbirliği de daha fazla zarar görecek. Türkiye, Kıbrıs
Rumlarının NATO-AB işbirliğine katılmasını
engellerken, Rumlar da Türkiye'nin Avrupa Savunma Ajansı'na girmesini veto
etti.
Alternatif Tayvan
modeli
· Bunlara alternatif
ne olabilir: Kıbrıs'ın 'Euro-Taiwanization'
(Tayvanlaştırma) süreci olabalir. KKTC'nin
bağımsızlığını kabul ettirecek bir noktada
olmadığımız açık. Dolayısıyla daha
istikrarlı bir ara dönemi nasıl sağlayabiliriz? Bu, Tayvan
ölçeğinde olabilir. Siyasi tanıma olmamasına karşın
ekonomik olarak Kuzey Kıbrıs'ın güçlendirilmesi hedeflenebilir.
· Kıbrıs'ta
statüko daha uzun süreler devam edebilir. Kıbrıs aslında AB'nin
bir gölge üyesi. Avrupa'nın ve dünyanın ambargonun durdurulması
için daha çok çalışması gerekir.
Talat: Tayvan çözüm
olamaz
· Şu anekdotu
anlatmak isterim: KKTC Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş
ile altı ay önce görüştüğümde o da bana "Çözüm Tayvan
modeli" dedi. ABD'nin desteğiyle buna
ulaşılabileceğine inanıyor. Birkaç ay sonra bu sefer
Cumhurbaşkanı Talat ile görüştüğümde Tayvan modelini
sorduğumda "Tayvan hiçbir zaman bizim için çözüm modeli olamaz"
dedi.
Bosna'dan sonra
Kıbrıs başarısızlığı
· Kıbrıs
sorunu, Avrupa'nın ortak bir dış politikası
olmamasından kaynaklanıyor. Aynı Bosna'da olduğu gibi.
Kıbrıs da Bosna gibi Avrupa dış politikasının
başarısızlığının bir sonucu. Bunun yanı
sıra Türkiye'nin de yapması gerekenler var. Ancak sorunu bu noktaya
getiren AB'nin çözüm olmamasına karşın Kıbrıs'ı
AB'ye tam üye olarak almasıdır. Öyleyse AB nasıl bir rol
oynayacak? Türkiye, limanları açacak ama AB hiçbir şey yapmayacak
mı? Buna Türk halkını inandırmak çok güç.
· Türk halkı
Kıbrıs konusunda kendini aldatılmış, incinmiş
hissedebilir. Ama bu durum önceden görülebilirdi. AB, maalesef tek bir ses
olarak davranamıyor. AB bu konuda bir şeyler yapmalı ama 25 ülke
olarak ne yapacak? Kıbrıs Rumları, AB gündeminden kopuk kendi
gündemlerini yaşıyorlar. Dolayısıyla gözler Türkiye'ye
çevriliyor. Başbakan Erdoğan, "Biz hep bir adım önde
olacağız" dedi. Dolayısıyla kendisinden yeni bir
sürpriz yaparak yeni bir strateji geliştirmesini bekliyoruz.
Erdoğan sürpriz
yapamaz
· Türkiye artık
ne kadar sürpriz yapar bilemem. Geçen sene kasım ve aralık
aylarında neler yaşandığını
anımsayalım. Aralarında Polonya, İsveç, Danimarka, Hollanda
ve İtalya'nın bulunduğu 4-5 ülke, Kıbrıs Türkleriyle
doğrudan ticaret yapılmasını içeren tüzüğü gündeme
getirdi. Ama sonuç kötü oldu, çünkü AB bu konuda ortak bir politika
oluşturmayı başaramadı. Rumlar, AB'nin Kıbrıs
politikasını tamamen kontrol altına aldı ve bir anlamda da
gözden uzak tuttu. Avrupa'nın diğer irili ufaklı ülkeleri ise ne
Kıbrıs sorununu biliyorlar ne de Ada'nın haritadaki yerini...
· Dora Bakoyanni,
Yunanistan Dışişleri Bakanlığı'na
seçildiğinden beri Papadopulos'un politikasının
yansımasını uyguluyor. Kuzey Kıbrıs'ı
ağır ağır ekonomik adımlarla 'tüketmek ve yemek'
istiyorlar. Güneyde yapılan son kamuoyu araştırmalarına
göre Kıbrıslı Rumların çoğu, Türklerle yeniden
birleşmek yerine ayrı yaşamak istiyor. Annan Planı'nı
referandumda reddeden çoğunluk, bugün de aynı oranda plana ve çözüme
karşı görünüyor. Ada'da her iki tarafta da yapılan
araştırmalar, özellikle gençler arasında iki devletli çözüm
isteyenlerin sayısının çok olduğunu gösteriyor.
Papadopulos intikam
peşinde
· Artık çözüm
gündemden düşmüş durumda. Şimdi Papadopulos'un yapmaya
çalıştığı, AB aracılığıyla
Türkiye'den intikam almak. Dora Bakoyanni'nin yaptığı da bu.
Önceki bakan Molivyatis'ten farklı olarak "Annan Planı öldü.
Çözüm olursa Papadopulos'un çözümü olur. Türkiye yükümlülüklerini yerine
getirmeli" diyor. Bunun da ötesinde "Türkiye'nin üyeliği
koşulsuz değil" diyor. Bu, 1999'daki Helsinki zirvesinden bu
yana ilk kez kullanılan bir söylem. Yeni bir döneme giriyoruz. Rum-Yunan
politikaları AB içinde Türkiye'nin üyeliğine mesafeli olan Fransa ve
Avusturya gibi ülkeleri de rahatlatıyor. Çok neşeli değil ama
gelinen nokta bu.
· Türkiye-AB
müzakerelerine baktığımızda Rumların Türkiye ile
müzakereleri engellemek üzere 73 veto hakkının olduğunu
görüyoruz. Türkiye'nin değişim süreci açısından çok önemli
olan bu sürecin 'kurban' edilmesi başka bir haksızlık olacak.
Limanlar en temel
sorun değil
· Sorum şu:
Türkiye, havalimanlarını ve limanlarını sürpriz
şekilde açarsa ne olacak? Dünyanın sonu mu olacak?
· Aslında bundan
daha temel sorular sorulmalı. Türkiye, limanları
açtığında bundan sonra buna benzer koşulların ortaya
çıkmayacağına kim güvence verebilir? Bugün göremediğimiz ise
Türkiye'nin karşısına çıkarılacak yeni engeller.
Türkiye'de herkes, limanları da açtığımızda
arkasından yeni bir şeylerin, bugün görmediğimiz, farkında
olmadığımız bir şeylerin geleceğine
inanıyor.
· Türkiye, niye
limanları açamaz? Türk hükümeti, Kıbrıs politikasını
değiştirerek büyük risk aldı. Annan Planı'nı bu yüzden
destekledi. Kıbrıs, Türk kamuoyu açısından hassas bir konu.
AB'nin Kıbrıs Türklerine verdiği hiçbir söz tutulmadı. Bu
hükümet de dahil, Türkiye'deki hiçbir hükümet Türk halkının önüne çıkıp
da "Biz bir adım daha atmalıyız" diyemez. Bunu kimseye
açıklayamazlar.
BM'nin yerini AB mi
alıyor?
· Kıbrıs'la
ilgili bir AB çözümünden bahsediyoruz ama BM nerede? AB'nin bir çözüm
dayatması yanlış bir tutum olur. Ancak AB'nin işin bir
parçası haline geldiği de bir gerçek. Kıbrıs sorununun
artık Avrupalılaştığı çok ortada. BM Genel
Sekreteri Kofi Annan, çok zayıf bir durumda. Yıl sonunda gidiyor.
· Kıbrıs
sorununda sadece AB'yi suçlamak haksızlık. Papadopulos hiçbir
şeyi müzakere etmeye yanaşmıyor. Limanlar konusu biraz da
psikolojik. Uzunca bir süre gözardı edildi.
· Kıbrıs
sorununun sıkıcı olduğunu düşünüyorum.
Kıbrıs'la ilgili çözüm parametrelerini hepimiz biliyoruz. Bu yüzden
sıkıcı. Kıbrıs konusunu bir de Türkiye'nin AB
üyeliği söz konusu olmadan düşünelim. Kıbrıs Cumhuriyeti,
AB'nin saygın bir üyesi değil mi? Kıbrıs Cumhuriyeti'nin
çözüme ilişkin Annan Planı tipinde bir çözüm planı var mı?
Bir çözüm planı hazırlamak Rumların görevi değil mi?
Sayımla eşsiz bilgi hazinesine kavuştuk
|
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, bilginin en büyük kuvvet olduğunu belirterek önceki
günkü nüfus ve konut sayımının bu amaçla
yapıldığını vurguladı. Cumhurbaşkanı
Talat, "Sayım, nüfus ve konut yapımızla ilgili eşsiz
bilgi hazinesine kavuşturdu" dedi. Cumhurbaşkanı Talat,
Rum Hükümet Sözcüsü ve diğer Rum siyasilerin "sayımın
güvenilir olmadığına" yönelik
açıklamalarını yanıtladı. Talat, önceki günkü nüfus
ve konut sayımının Rum tarafını veya başka
herhangi bir kurumu tatmin etmek için yapılmadığını
vurguladı. Nüfus ve konut
sayımının, KKTC'nin, sosyo-ekonomik verilerini elde etmek
amacıyla yapıldığını ifade eden Talat, Rum
tarafının iddiasıyla sayımın "yerleşikleri
ortaya çıkarmak veya yasal hale getirmek için
yapıldığı" yorumlarına katılmanın
mümkün olmadığını kaydetti. Mehmet Ali Talat, KKTC
yurttaşlığı konuşunda hiçbir kuşkusu
olmadığını belirterek, bu konuyu herhangi birine
ispatlamak zorunda olmadıklarını, çünkü, özellikle 2004
yılından itibaren verilen vatandaşlıkların tamamen
yasal ve uluslararası normlara uygun olduğunu söyledi. Cumhurbaşkanı
Talat, bu nedenle, KKTC vatandaşlığıyla ilgili herhangi
bir tartışmaya açık olmadıklarını vurgulayarak,
"KKTC yurttaşları tamamen eşit yurttaşlardır. Rum
tarafı veya başka bir kurumun bize hesap sorması söz konusu
olamaz" diye konuştu. Cumhurbaşkanı
Talat, nüfus ve konut sayımının geleceğe yönelik planlama
yapmak amacıyla yapıldığını, geleceğe
yönelik planlama için nüfusun, sosyo-ekonomik ve demografik özelliklerin
bilinmesi gerektiğini kaydetti. Mehmet Ali Talat, konut
sayımıyla, ülkedeki konut yapısı ve
dağılım şeklinin tespit edileceğini belirterek,
bunların ileriye dönük planlamada önemli olduğunu vurguladı. Cumhurbaşkanı
Talat, önceki günkü sayımla ilgili olarak başbakan ve
başbakanlık müsteşarıyla görüştüğünü, bazı
teknik aksaklıkların olduğunu ancak gerekli tedbirler
alınarak bunların giderildiğini, kalanların da
giderileceğini söyledi. |
KIBRIS 02/05/06
|
Papadopulos:
ABD Türkiyeyi kayırıyor Kıbrıs
Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos, ABDnin Türkiyeyi
kayırdığını belirterek, Washingtonun
hoşgörüsünü kazanmak için milli çıkarlara asla zarar
vermeyeceğiz dedi. |
NTV-MSNBC VE
AJANSLAR
Güncelleme: 00:25 TSİ 03 Mayıs 2006 Çarşamba
ATİNA
- Papadopulos, Yunan Elefteros Tipos gazetesine verdiği mülakatta
Kıbrıs sorunu, Türkiye ve ABD ile ilişkileri değerlendirdi.
ABD gibi bazı ülkelerin Kuzey Kıbrısı tanıma yoluna
bile gidebileceğini belirten Rum lider, Ancak düşünmeleri gerekir.
Çünkü böyle bir hareket, Türkiyede yaşayan milyonlarca Kürt gibi,
kendilerine özerklik tanınmasını isteyenlere örnek
oluşturur dedi.
Kıbrıs
Rum yönetimi lideri, Riceın Atina ziyareti sırasında
yaptığı, KKTCnin izolasyonuna son verilmesi ve Rum kesiminin
Türkiyenin AB üyeliğini kolaylaştırma yolundaki
yükümlülüğünü konu alan açıklamasına ilişkin bir soruya
ise, Riceın beyanlarına şaşırmıyorum. Bunlar
ABDnin sabit tezlerinin tekrarı. Kıbrıs meselesi aslında
ABD tarafından sadece Türkiyenin AB sürecinin kolaylaştırılması
prizması altında ele alınıyor yanıtını
verdi.
Türkiye limanlarını açmazsa Rum tarafının ne
yapacağı yolundaki soruları yanıtlamaktan kaçınan
Papadopulos, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı
Talatla görüşmede sakınca görmediğini, ancak Talatın,
Kıbrıs sorununun çözümünü özlü bir biçimde ele alıp
görüşmeye yetkisi olmadığını iddia etti.
Halife'den Kıbrıs eylem planına destek
Türkiye
Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı
Abdullah Gül ile Bahreyn Dışişleri Bakanı El Halife, Ankara
Palas Devlet Konukevi'nde bir araya geldi
Halife'den Kıbrıs
eylem planına destek
Bahreyn
Dışişleri Bakanı Şeyh Halid Bin Ahmed Bin Muhammed El
Halife, Türkiye'nin Kıbrıs Eylem Planı'na destek verdiklerini
söyledi. Dışişleri Bakanı ve Başbakan
Yardımcısı Abdullah Gül ile Ankara Palas Devlet Konukevi'nde bir
araya gelen El Halife, görüşmenin ardından ortak basın
toplantısı düzenledi.
Gül'ün davetlisi olarak
Türkiye'ye geldiğini hatırlatan El Halife, iki ülke arasındaki
ilişkilerin güçlü olduğunu ve bu yönde devam edeceğini kaydetti.
Halife, Gül ile
görüşmesinde bölgesel konular ile İran'ın nükleer dosyası,
Irak, Filistin ve Kıbrıs konularında görüş
alışverişinde bulunduklarını söyledi.
Basın
toplantısında gazetecilerin sorularını da yanıtlayan
El Halife, Türkiye'nin Kıbrıs konusundaki açılımına
ilişkin soru üzerine, daha önce Annan planını destekleyen
Bahreyn'in şu anda da Türkiye'nin açıkladığı Eylem
Planı'na destek verdiğini söyledi.
"Biz
Kıbrıslı Türklere karşı uygulanan her ambargonun,
kısıtlamanın kaldırılmasını istiyoruz"
diyen El Halife, bu konuda gerekli çabaları da göstereceklerini kaydetti.
İran'ın nükleer
programıyla ilgili sorun üzerinde bir işbirliğine
varılıp varılmadığı sorusu üzerine de Halife,
Ortadoğu'da yeterince sorun olduğunu hatırlatarak, Gül ile
bölgenin nükleer silahlardan arındırılması konusunda
görüş birliği içinde olduklarını kaydetti.
KIBRIS 03/05/06
Bafra'ya deniz suyu arıtma sistemi kuruluyor
|
ÖNEMLİ ADIM... Su
kaynakları gittikçe azalan KKTC'de denizden arıtma sistemiyle içme
suyu elde etme yönünde bir adım daha atıldı. Bafra turizm
bölgesinde kurulacak deniz suyu arıtma sistemi, hem buradaki turistik
tesislere, hem de Çayırova, Kalecik, Bafra, Boğaztepe, İskele
ve Salamis'e kadarki kıyı şeridinin de içme suyu
ihtiyacının karşılanmasına katkıda bulunacak Su kaynakları
gittikçe azalan KKTC'de denizden arıtma sistemiyle içme suyu elde etme
yönünde bir adım daha atıldı. Bafra turizm bölgesinde
kurulacak deniz suyu arıtma sistemi, hem buradaki turistik tesislere,
hem de Çayırova, Kalecik, Bafra, Boğaztepe, İskele ve
Salamis'e kadarki kıyı şeridinin de içme suyu ihtiyacının
karşılanmasına katkıda bulunacak. "Bafra Tatil Köyü ve
Bölgesi Deniz Suyu Arıtma Projesi" dün İçişleri
Bakanlığı'nda imzalanan sözleşmeyle resmen
başladı. Sözleşmeye İçişleri Bakanı Özkan Murat
ile İsrail'in Tahal firması Pazarlama Direktörü Dan Santo imza
koydu. İmza töreninde Bakanlık Müsteşarı Ali Alnar, Su
İşleri Dairesi Müdürü Mustafa Sıdal, Tahal Türkiye ve KKTC
İş Geliştirme Müdürü Tuna Ozaner ile öteki yetkililer de
hazır bulundu. Bafra'da içme ve kullanma
suyu kalitesini Dünya Sağlık Örgütü standartlarına getirecek
arıtma sisteminin ilk etapta günde 2 bin metreküp olan kapasitesi 8 bine
kadar yükseltilebilecek. Arıtma sisteminden Bafra Tatil Köyü
yanında bazı köyler de yararlanacak. Tesis için toplam
yatırım tutarı 1 milyon 510 bin dolar olarak öngörülüyor.
Yap-işlet-devret modeliyle yapılacak tesiste üretilecek suyun her
metreküpü 97 cent'ten Su İşleri Dairesi'ne satılacak ve tesis
10 yıl sonra bakanlığa devredilecek. Murat: Devletin dahil
olduğu ilk proje İçişleri
Bakanı Özkan Murat, imza töreni sırasında
yaptığı konuşmada, alternatif su kaynağı elde
etmeye yarayacak bu projenin KKTC'de bazı turistik tesislerde denenenler
dışında ilk kez devletin dahil olduğu bir proje olduğunu
belirterek, deniz suyu arıtma tesisinin devreye girmesiyle Karpaz
bölgesinde Yeşilköy akiferinde yaşanan
sıkıntının da giderileceğini söyledi. Murat, tesisin
kapasitesinin artırılabileceğini ve örnek
olacağını kaydederek, özellikle Çatalköy, İskele-Karpaz
bölgelerinde denizden su artırmanın teşvik edileceğini
belirtti. Bafra'da kurulacak
tesisin 2 bin metreküp kapasiteli olacağını ancak bunun 8 bin
metreküpe kadar artırılabileceğini ifade eden Bakan Murat,
tesisin arıtacağı suyun hem Bafra Tatil Köyü'ne hem de
bazı civar köylere verileceğini anlattı. İçişleri Bakanı
Özkan Murat, Karpaz bölgesinde Yeşilköy akiferinde yaşanan
sıkıntının böylece giderileceğini kaydederek,
projenin hayırlı olmasını diledi ve Bakanlar Kurulu'nun
deniz suyuna arıtma yapacak turistik tesisleri teşviklendirme
kararı aldığını hatırlattı. Özkan Murat, "Su
bizim için altın değerinde" diyerek, hükümetin hem
çağdaş yaşam, hem de sağlık için birkaç proje
yürüttüğünü, tüm köylerin eskiyen su şebekelerinin
değiştirildiğini, bu yıl ise isale hatlarının
yenilenmesine başlanacağını bildirdi. Murat, "En önemli
projelerimizden bir tanesi de Lefkoşa-Mağusa hattını
güçlendirecek 24 kilometrelik Kumköy-Serhatköy pompaj
hattıdır" dedi. Boruyla su projesi için
çalışmalar sürüyor İçişleri
Bakanı Murat, Girne'yi de beslemek için bazı kaynaklar üzerinde
çalıştıklarını ifade ederek, bu arada gelecek için
mega proje olan Türkiye'den boruyla su taşıma projesine yönelik
çalışmaların sürdüğünü, ileride bu konuda daha
detaylı açıklamalar yapacağını bildirdi. Kanalizasyon sorunu En önemli projelerinin
kanalizasyon sorununu çözmek olduğunu ifade eden Murat, kısa süre
önce İsrail'e yaptığı ziyarette şehirlerdeki
atık suları dönüştüren birçok tesis gördüğünü, özellikle
Güzelyurt akiferinin korunmasını ve Güzelyurt'un kanalizasyon
sorununun ciddi ciddi önlerine koymaları gerektiğini söyledi. Murat, İsrail'de
gördüklerinin tam da Güzelyurt'un yapısına uygun olduğunu
kaydederek, "Bunu önümüze hedef olarak koyabiliriz" dedi ve firmaya
teşekkür etti. Ozaner: Maliyet dünya
ortalamasının altında Tahal Türkiye ve KKTC
İş Geliştirme Müdürü Tuna Ozaner de konuşmasında,
geçtiğimiz haftalarda Girne'nin atık su tesisini hayata
geçirdiklerini, şimdi de Bafra turizm bölgesinin su ihtiyacını
karşılayacak deniz suyundan içme suyu kalitesinde tatlı su
elde edecek projeyi başlatmanın heyecanını
yaşadıklarını söyledi. Ozaner, projenin ilk
etapta günde 2 bin metreküp deniz suyunu tuzdan arındırarak Bafra
turizm bölgesinde kurulacak tesislere gerekli tatlı suyu sağlayacak
şekilde projelendirildiğini belirterek, bu miktarın gelecek yıllarda
gerek görülürse artırılacağını kaydetti. Elde edilecek suyun
maliyetinin dünya ortalamasının altında ve sadece ton
başına 97 cent olacağını bildiren Tuna Ozaner,
yap-işlet-devret modeliyle yapılacak tesisin, işletmesini 10
yıl süreyle firmalarının sürdüreceğini, 10
yılın sonunda tesisin İçişleri
Bakanlığı'nın olacağını bildirdi. KKTC'ye destek için
maliyeti düşük tuttuklarını vurgulayan Ozaner, "Bu
projeyle yavru vatan KKTC bir ilke daha imza atmış olacaktır.
Biz Tahal Gubu olarak bu gelişmenin içinde yer
aldığımız için çok mutluyuz. Elimizden gelenin en iyisini
yapmaya çalışacağız" diye konuştu. Tahal Türkiye ve KKTC
İş Geliştirme Müdürü Tuna Ozaner, projenin uygulanmasına
desteğinden dolayı İçişleri Bakanı'na ve emeği
geçen herkese teşekkür etti. |
KIBRIS 03/05/06
13 sivil toplum örgütü, Brüksel'de gerçekleştirdiği
temaslar sırasında AB'nin etkili örgütlerine çağrıda
bulundu:.. İzolasyonları kaldırın
Kıbrıs Türk
Tabipleri Birliği (KTTB), 25-29 Nisan 2006 tarihlerinde, 13 sivil toplum
örgütü ile birlikte Brüksel'de 'Kıbrıslı Türklere uygulanan
ambargoların kaldırılması için' gerçekleştirdiği
temaslar sonrası yayınladığı raporda, ülkemiz
örgütlerinin, siyasi düşüncesi her ne olursa olsun, Kıbrıslı
Türkler üzerinde uygulanan haksız izolasyonların
kaldırılması ortak paydasında bir araya gelerek bu
uğurda çaba göstermesi çağrısında bulundu.
KTTB Başkanı Dr.
Bülent Dizdarlı, temaslar sonrası hazırlanan raporun, Avrupa
sivil toplum örgütlerinin eleştirileri ve Tabipler Birliği olarak
kendi tespit ve önerilerini kapsadığını ifade etti.
Söz konusu raporda, Avrupa
sivil toplum örgütlerinin, Kıbrıslı Türklere yönelik
yaptığı tespitlerde, Kıbrıslı Türklerin
'meydanı çok boş bıraktığı' ve temasları
gerçekleştiren örgütlerin, Türkiye'den ayrı, Kuzey Kıbrıs'a
ait sivil toplum örgütleri olduklarını devamlı göstermeleri
gerektiği yönünde yaptıkları eleştirilere yer verildi.
Ayrıca raporda,
yapılan çalışmalar sonucunda, Tabipler Birliği
tarafından varılan sonuçlar arasında, Kıbrıslı
Rumların, propaganda amaçlı eylemlerine karşı eylemler
düzenlenmesi ve Kıbrıs Cumhuriyeti'ni ele geçiren Rumların, bu
sayede Kıbrıslı Türklerin toplumsal haklarını ambargo
altında tuttuğunun artık bir şekilde dünyaya ilan
edilmesinin gerekliliği belirtildi.
"Bu ülkede ilk defa
'hayır'cılar
ve 'evet'çiler birlikte
hareket etti"
KTTB Başkanı Dr.
Bülent Dizdarlı, Brüksel'de temaslarda bulunan 13 sivil toplum örgütünün,
farklı siyasi görüşlere sahip olduğuna dikkat çekerek,
"Annan planı referandumunda hem 'evet' hem de 'hayır' oyu kullanmış
farklı örgütler, Kıbrıslı Türklere uygulanan
izolasyonların kaldırılması ortak paydasında
buluştu. Bu, bizim ülkemizde ilk defa yapıldı"
şeklinde açıklamada bulundu.
Dizdarlı, Brüksel'de
kalınan süre içerisinde, Quaker Counsil for European Affairs, Internation
Crisis Group ve European Policy Center gibi etkili örgütler ve bazı
parlamenterlerle görüştüklerini kaydetti.
Dr. Bülent Dizdarlı
ayrıca, Kıbrıs Türk sivil toplum örgütlerinin, izolasyonlara
yönelik sunumlar gerçekleştirdiğini de belirtti.
Avrupa sivil toplum
örgütlerinin eleştirileri
Dizdarlı, temaslar
sonrası, Avrupa sivil toplum örgütlerinin, heyete yönelik yapmış
olduğu eleştirilerden de bahsetti.
Dr. Bülent Dizdarlı bu
eleştiriler arasında, 'Kıbrıslı Türklerin meydanı
boş bırakması', Kıbrıs Türk sivil toplum örgütlerinin,
Türkiye'de ayrı, Kuzey Kıbrıs'a ait sivil toplum örgütleri
olduklarını göstermesi', 'Brüksel'de yapılan gösterilerin daha
organize ve çok sayıda insanla yapılması' ve 'örgütlerin, Avrupa
Birliği (AB) kurumlarının hazırladığı
raporlarda, Kıbrıs Türk sivil toplum örgütlerinin
aktaracağı bilgilerin önemli olduğu ve AB ile sürekli temas
içerisinde bulunması gerektiğinin yer aldığına dikkat
çekti.
Tabipler Birliği'nin
vardığı sonuçlar
Tabipler Birliği'nin
hazırlamış olduğu raporda, vardıkları
sonuçları dile getiren Dr. Bülent Dizdarlı, bunların;
'Brüksel'de düzenlenecek gösteriler çok daha kapsamlı ve hatırı
sayılır bir kalabalıkla gerçekleştirilmesi', 'Türk
askerinin Kıbrıs'ta bulunuşunun sorumluluğunun
Kıbrıslı Türklerde olmadığı ısrarla ve
sıklıkla vurgulanması gerektiği', Kıbrıslı
Rumların gerçekleştirdiği eylemlerin takip edilerek
karşı eylem yapılması ve Kıbrıs Cumhuriyeti'ni
ele geçiren Rumların, Kıbrıslı Türklerin toplumsal
haklarını ambargo altında tuttuğunun artık bir
şekilde dünyaya duyurulması' olduğunu belirtti.
Dizdarlı sözlerini
tamamlarken, uzun yıllardan beridir, Kıbrıslı Türklere
uygulanan haksız izolasyonların kaldırılması için,
bütün sivil toplum örgütlerinin birlikte çalışması gerektiği
yönündeki çağrısını yineledi.
KIBRIS 03/05/06
Türk bayrağı çalan Matsakis Türkiye'de
Matsakis, askeri yetkililerin telefonunu bloke ettiğini öne
sürdü
3 Mayıs, 2006 17:54:00 (TSİ) CNN TURK
Bir süre önce Güney Kıbrıs Rum Kesimi tarafından
sınırı ihlal ederek Türk bayrağını çalan ve daha
sonra İngiliz üssüne girerek olay çıkaran Rum milletvekili Marios
Matsakis Türkiye'ye geldi.
Türkiye-AB
Karma Parlamento Komisyonunun (KPK) 56. toplantısı içinTürkiye'de
bulunan Matsakis, "Türkiye'ye neden geldiniz?" ve "Ankara'da
neler yapacaksınız?" sorularını "buraya Avrupa
Parlamentosu üyesi olarak geldim. Türkiye'nin AB'ye girmesi için Türklerle
konuşmaya geldim" diye yanıtladı.
"Türkiye'nin en büyük düşmanı ordudur. Demokratik bir ülke
haline gelmek istiyorsanız generalleri kışlalarına
göndermek zorundasınız. Askerlere politikadan ellerini çektirmek
zorundasınız" diye konuşan Matsakis, Türkiye'nin çok
güzel bir ülke olduğunu, çok akıllı ve çalışkan bir
genç kuşağa sahip olduğunu ifade etti.
Rum milletvekili Matsakis Atatürk Havalimanı İç Hatlar Terminali'nde
uçağa binmeden önce AB, daha sonra da Güney Kıbrıs ile Kuzey
Kıbrısı'ı bir arada gösteren bayrağı açtı.
Rum milletvekili, kendisini izyeyen gazetecilerin "Neden VIP salonunu
kullanmadınız?" sorusuna "Çünkü ben normal bir
insanım" karşılığını verdi.
Telefonunun bloke edildiğini iddia etti
Fırsat buldukça Türkiye düşmanlığı yapan Matsakis,Türk
askeri yetkililerinin cep telefonunu bloke ettiğini de iddia etti.
Matsakis, gazetecilerin kendisine ilgi gösterdiğini görünce, Türk
askerinin Kıbrıs'tan çekileceğini ve Ada'nın 'özgür
kalacağını' söyledi.
Matsakis'in kameraların ilgisi karşısında
konuşmasına tepki gösteren Almanya ve Avrupa Parlamentosu
Milletvekili Vural Öger, ''bu adamı ciddiye almayın. Avrupa
Parlamentosunda o konuşurken herkes güler. Türkiye karşıtları
bile ciddiye almazlar. Klon denilen bir adam'' dedi.
Geçtiğimiz yıl sınırdan Türk
bayrağını çalmıştı
Geçtiğimiz yıl KKTC sınırında bir nöbetçi
kulübesinden Türk bayrağını çaldığı gerekçesiyle
Türk Askeri Mahkemesi'nde yargılanan AP Rum Milletvekili Marios Matsakis,
geçtiğimiz ay da İngiliz üslerine kaçak girmiş ve
tutuklanmıştı.
Matsakis, Kıbrıs'taki ara bölge Akıncılar'da 1 kasım
2005'te bir nöbet kulübesine tırmanmış ve Türk
bayrağını indirmişti.
Matsakis, daha önce de KKTC sınırını geçmeye
çalışırken ve İngiliz üslerinin tellerinde asılı
kalarak gündeme gelmişti.
Marios Matsakis, 9 kasım 2005'te Güney Kıbrıs'taki
partisinden kovulmuş, hakkında tarihi eser
kaçakçılığından soruşturma açılmış ve
Avrupa Parlamentosu'nda dokunulmazlığı kaldırılmıştı.
Güney Kıbrıs'a ilk turistik tur
A.A.
Türkiye'den, Güney
Kıbrıs Rum Kesimi'ne, 1974 Barış Harekatı'ndan bu yana
ilk kez turistik tur düzenlendi. Güney Kıbrıs'ta Ayia Napa bölgesine
gerçekleşecek tur kapsamında Hala Sultan Tekkesi'ne ziyaret de yer
alıyor
Karetta Travel adlı şirket tarafından düzenlenen tur, Güney
Kıbrıs'ın kumsallarıyla meşhur Ayia Napa bölgesinde
konaklama, isteyene Hala Sultan Tekkesi'ne ziyaret, KKTC'ye geçiş ile
ikiye bölünmüş son başkent Lefkoşa'nın diğer
tarafını da görme ve tanıma imkanı veriyor.
Şarabı ve denizi ile meşhur Limasol'u da gezme şansı
veren tur, 490 Euro'dan başlayan fiyatlarla ve 4-7 gece
olarak organize edildi. 3, 4 ve 5 yıldızlı otellerde
konaklamalı tur, özel bir vizeyle THY ile İstanbul'dan Atina aktarmalı
gerçekleştirilecek.
Bu arada pasaportunda KKTC damgası bulunanların Güney
Kıbrıs Kesimi için vize alamadığı bildirildi.
Karetta Travel Genel Müdürü İbrahim Habeş, yaptığı
açıklamada, 1974 Barış Harekatı'ndan sonra Türkiye'den,
Güney Kıbrıs'a ilk kez turistik tur düzenlendiğine dikkat
çekerek, Tura ilgi çok büyük. Güney Kıbrıs merak konusu dedi.
Turun ilk programının 19 Mayıs Cuma günü
gerçekleştirileceğini ve 20 kişilik bir grubun Güney
Kıbrıs Rum Kesimi'ne gideceğini anlatan Habeş, bu tarihten
itibaren her perşembe bu turların gerçekleşeceğini
kaydetti. Habeş, turun Atina aktarmalı
yapılacağını ifade ederek, oradan Larnaka'ya hareket
edileceğini ve şirket olarak Güney Kıbrıs için vizeyi de
kendilerinin aldığını söyledi.
Kendisi de Kıbrıs Türkü olan Habeş, turu organize ettikleri
Güney Kıbrıs'taki Rum partnerlerinin de bu turdan dolayı
heyecanlı olduğunu belirterek, bu tür organizasyonları
barış ortamı için umut verici olarak değerlendirdiklerini
ifade etti.
HURRIYET
04/05/06
İngiliz turistlerin tercihi Türkiye
ANKA
İngilterenin
önemli bulvar gazetelerinden Daily Mirrorun haberine göre, tatilini
İngiltere dışında yapmak isteyen İngilizler en çok
İspanya, Yunanistan ve Türkiyeyi tercih ediyor.
Haberde, Mısır ve Bulgaristanın da İngilizler
arasında popülaritesi artmaya başlayan iki ülke olduğu
kaydedildi.
Türkiyenin, tatile bağımsız çıkan İngilizlerin
olduğu gibi, tur paketiyle tatil yapan İngilizlerin de en çok tercih
ettiği üç ülke arasında olduğu aktarıldı.
İngiliz turistlerin tatillerini Türkiyede yapmak istemesinin Türkiyenin
tarihi ve turistik güzelliklerinin yanı sıra, diğer büyük turist
alan ülkelere göre çok daha ucuza tatil imkanları sunmasından
kaynaklandığına inanılıyor.
Öte yandan İngilizlerin yarısından fazlasının yurt
dışı yerine İngiltere ya da Birleşik Krallık
içinde tatil yapmayı tercih ettiği ifade edildi. Buna göre 2004
yılında 59.4 milyon, geçen yıl da 66.3 milyon İngilizin
tatile çıktığı ve bunların yüzde 45inin yurt
dışına çıktığı kaydedildi.
Thomas Cook tarafından yapılan ve gazetede yayınlanan
araştırma, yoğun internet kullanımına rağmen
İngilizlerin tatil paketleri almak için hala telefonu tercih ettiğini
ortaya koydu.
HURRIYET
04/05/06
Erdoğan,
Karamanlis ile görüştü
Lütfü KARAKAŞ-Kerem KURUL/SELANİK, (DHA)
Başbakan Tayyip Erdoğan, Selanik'te yapılan Güneydoğu
Avrupa İşbirliği Süreci Devlet ve Hükümet Başkanları
Zirvesi için gittiği Selanik'te Yunanistan Başbakanı Kostas
Karamanlis ile görüştü.
Başbakan Erdoğan'ı, zirveye gelişinde Yunanistan
Başbakanı Kostas Karamanlis karşıladı. Erdoğan,
Karamanlis ve Dışişleri Bakanı Dora Bakoyani, bir süre
ayaküstü sohbet ettiler.
Erdoğan
zirvede yaptığı konuşmadan sonra Karamanlis ile yeniden
biraraya geldi.
Yaklaşık
1 saat görüşen görüşmede iki iki ülkenin başbakanın
birbirlerine karşılıklı iyi niyet duygularını
ilettikten sonra ikili ilişkilerin geliştirilmesi, AB ve
Kıbrıs konuları ele aldı.
RUHBAN OKULU'NUN AÇILMASI TALEBİ
Karamanlisin,
Başbakan Tayyip Erdoğandan İstanbul Fener Rum Patrikhanesine
ilişkin konular, dini özgürlükler ve Heybeliada Ruhban Okulunun
açılması gibi
ABye karşı yükümlülüklerinin yerine getirmesini istediği
bildirildi.
Başbakan
Erdoğan ile Karamanlis arasında bugün Selanikteki SEECP zirvesi
kapsamında gerçekleştirilen ikili görüşmenin
ayrıntıları Yunan Dışişleri
Bakanlığı yetkililerince açıklandı.
Buna
göre çok sıcak bir havada geçen görüşmede Karamanlis Türkiyenin
ABye tam üyeliğini desteğini tekrarlarken, AB sürecinde Türkiyenin
İstanbul Fener Rum Patrikhanesine ilişkin konulardaki, dini
özgürlükler ve Heybeliada Ruhban Okulunun yeniden açılmasını
istedi.
LİMANLARI AÇIN TALEBİ
Görüşmede
Türkiye ile Yunanistan arasındaki ticaret hacminin 2 milyar doları
bulduğunu ve bu rakamın 5 milyar dolara çıkarılması
gerektiğinin de üzerinde duruldu.
İki
başbakan Türkiyenin AB çerçevesinde üstlendiği yükümlülükler
arasında yer alan Türk limanlarının Kıbrıs Rum Kesimi
gemilerine açılmasını da konuştu.
Başbakan
Erdoğanın Karamanlise yaptığı Türkiye davetinin
tarihi ve ayrıntıları ise iki ülkenin Dışişleri
Bakanlıkları tarafından görüşülecek. görüşmede Yunan
Başbakanı Karamanlis dün gece oynanan Feherbahçe-Beşiktaş
maçı sonucu üzerine de karşılıklı espriler
yapıldı.
Görüşmeye,
Yunanistan Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni ve Devlet
Bakanı Ali Babacan da katıldı.
AİLE FOTOĞRAFI
Görüşmelerin
tamamlanmasından sonra, Güneydoğu Avrupa İşbirliği
Süreci Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi'ne katılan
başbakanlar aile fotoğrafı çektirdi.
Alile
fotoğrafı için toplantının yapıldığı
otelin havuz başına önce Başbakan Erdoğan geldi.
Başbakan Erdoğan yerinin belli olması için yere konulan Türk
bayrağını alarak Atina Büyükelçiliği görevlilerine verdi.
ERDOĞAN'IN ZİRVEDE YAPTIĞI KONUŞMA
Başbakan
Recep Tayyip Erdoğan, Balkanların istikrarsızlık,
gerginlik ve çatışmalarla anıldığı dönemin
artık geride kaldığını söyledi.
Erdoğan, Bir zmanlar Avrupanın barut fıçısı
olarak adlandırılan bölgemizde sağlanan uzlaşma ve
ulaştığımız işbirliği düzeyi, dünyanın
diğer bölgelerine örnek olabilecek durumdadır dedi.
Erdoğan, Balkanların, Türkiye için sadece içinde bulunduğu
bir coğrafya olmadığını, aynı zamanda tarihi,
kültürel ve insani bağlarının olduğu ve kardeş
toplumların birlikte yaşadığı bir bölge olduğunu
söyledi.
TÜRKİYE İÇİN BALKANLAR AYRI BİR ANLAM TAŞIYOR
Selanikte
bu sabah başlayan Güneydoğu Avrupa İşbirliği Süreci
(SEECP) Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesine katılan
Başbakan Erdoğan, Balkanların Türk halkının gönlünde
özel bir yeri olduğunu vurguladı. Başbakan Erdoğan, bu
sıcak duyguların, Balkan ülkeleriyle ilişkileri daha da
geliştirme isteğini güçlendirdiğini belirterek, şöyle dedi:
Burada,
öncelikle Balkanların güvenlik, istikrar ve barış içinde
olmasına verdiğimizin önemin altını çizmek istiyorum. Tüm
Avrupa için stratejik öneme sahip olan bu bölgede kalıcı istikrar ve
barışın sağlanması için her türlü çabayı
göstermeye devam edeceğiz. Bu nedenle gerek ikili, gerekse çok
taraflı işbirliklerine önem veriyoruz. Balkan ülkeleri bugün
yakın ilişki ve işbirliğinde kayda değer bir seviye
yakalamış, bölge hala kırılgan da olsa önemli ölçüde
istikrara kavuşmuştur. Güneydoğu Avrupa Ülkeleri
İşbirliği Sürecinin Giritte 9 yıl önceki ilk
toplantısında, bunları hayal etmek dahi zordu. O dönemde,
savaş, çatışma ve anlaşmazlıkların neden
olduğu acılar hala tazeydi. Balkanların
istikrarsızlık, gerginlik ve çatışmalarla
anıldığı dönem artık geride kalmıştır.
Bir zamanlar "Avrupanın barut fıçısı" olarak
adlandırılan bölgemizde sağlanan uzlaşma ve
ulaştığımız işbirliği düzeyi, dünyanın
diğer bölgelerine örnek olabilecek durumdadır.
BÖLGE FIRSATLAR YELPAZESİ"
Başbakan
Recep Tayyip Erdoğan, bir çok ortak noktaya sahip Balkan
halklarının önünde enerjiden ticarete, ulaşımdan
iletişime, çevreden kültüre uzanan geniş fırsatlar yelpazesi
bulunduğunu, Güneydoğu Avrupa İşbirliği Sürecinin, bu
fırsatların tartışılıp
değerlendirilebileceği önemli bir siyasi platform olduğunu
anlattı. Türkiyenin Yunanistan ile Haziran 2005te imzaladığı
doğalgaz boru hattı anlaşmasının, bu alandaki
işbirliğinin somut bir örneği olduğunu anlatan
Başbakan Erdoğan, NABUCCO Projesinin Hazar Havzası
doğalgazının, Türkiye ve Romanya üzerinden Orta ve Batı
Avrupaya naklini öngördüğünü söyledi.
Ortadoğu
ve Kafkaslar ile Orta Asyadaki doğalgaz ve petrol kaynaklarına
yakın olan Türkiyenin, nakil hatları bakımından stratejik
bir konuma sahip olduğunu belirten Başbakan Erdoğan sözlerini
şöyle sürdürdü:
Bu nedenle, enerji alanında yapılacak işbirliğine büyük
önem veriyor, gerçekleştirilecek projelerden bütün bölgenin kazançlı
çıkacağına inanıyoruz. Bölge ülkeleri arasında
önemli bir işbirliği projesi olan "Güneydoğu Avrupa Enerji
Topluluğu" anlaşmasının imzalanmasını da
memnuniyetle karşıladık. Bildiğiniz gibi Türkiye, bazı
teknik nedenlerle bu anlaşmayı imzalamamıştır. Bu
konuda Avrupa Birliği Komisyonu ile devam eden görüşmelerimizin
kısa sürede sonuçlanacağını ümit ediyorum. Böylece,
aslında hazırlık çalışmalarına aktif olarak
katıldığımız anlaşmayı
imzalayabileceğimizi düşünüyorum. Bölgemizi Kuzey-Güney ve
Doğu-Batı ekseninde kesecek ulaştırma
koridorlarının bir an önce tamamlanmasına, gerek istihdam gerek
ekonomik ve sosyal kalkınmaya etkileri bakımından önem
veriyoruz. Bu koridorlar vasıtasıyla gelişecek olan turizm,
halklarımızın birbirlerini daha iyi tanımalarını
sağlayacaktır. Böylece istikrarsızlık ve gerginliklerin
ortadan kaldırılması daha da kolaylaşmış
olacaktır. Bu bakımdan, turizmi ciddi bir işbirliği
alanı olarak gördüğümüzü belirtmek istiyorum. Diğer bir
konu da, sınır aşan özelliği nedeniyle önemli olan çevrenin
korunması alanında yapılabilecek işbirliğidir. Bu
alanda hem bizlere hem de vatandaşlarımıza ve sivil toplum
örgütlerine büyük sorumluluklar düşmektedir.
BÜROKRASİ VE VİZE ENGELİ KALKSIN
Karşılıklı
ticaretin geliştirilebilmesi için öncelikle, yasal ve bürokratik engellerin
kaldırılması, Türk işadamlarının teşvik
edilmesi, ve vize kolaylıkları sağlanması gerektiğini
söyleyen Başbakan Erdoğan, Bölge ülkeleri arasında ikili ve çok
taraflı tercihli ticaret anlaşmaları imzalanması da
ticaretin geliştirilmesi bakımından önemlidir dedi.
Güneydoğu Avrupa İşbirliği Sürecine dahil olan tüm
ülkelerin, gerekli şartları bir an önce tamamlayarak, Avrupa ve
Avrupa-Atlantik yapıları içinde hak ettikleri yeri
almalarını desteklediklerini belirten Başbakan Erdoğan,
Gerçekleştirilecek işbirlikleri, barış içinde bir arada
yaşama kültürünü kuvvetlendirecek, ortak değerlerin
yayılmasını sağlayacak, ekonomik ve sosyal kalkınmaya
yardımcı olacaktır. Böylece bu alanda atılacak adımlar
ortak çıkarlarımıza hizmet edecektir. Bu nedenle ABnin de,
genişlemeye dar bir vizyonla yaklaşmaması ve ülkeleri
teşvik edici açılımlarda bulunması isabetli olacaktır
diye konuştu.
AB İLİŞKİLERİNDE YENİ BİR SAYFA
Türkiye-AB
ilişkilerinde 3 Ekim 2005 tarihinde alınan kararla yeni bir sayfa
açıldığını belirten Başbakan Erdoğan, Adil
ve sürdürülebilir bir müzakere süreci, ortak amacımıza ulaşmak
için şarttır. 20 Ekimde başlayan tarama sürecini bu yıl
içinde tamamlamayı öngörüyoruz. Hükümet olarak, katılım
müzakerelerine başlanması kararıyla ivme kazanan reform
çalışmalarımızı sürdürme konusunda
kararlıyız dedi.
Bölgesel işbirliği çerçevesindeki kazanımlarımızı
daha ileriye taşıyabilmek için güvenlik ve refahı ilgilendiren
konularda sorumluluk üstlenmeye hazırlıklı olunması
gerektiğini anlatan Başbakan Erdoğan, Güneydoğu Avrupa
Ülkeleri İşbirliği Sürecinin en önemli özelliği, bölgenin
kendi içinden çıkan yegane işbirliği süreci olması,
kesintisiz bir siyasi danışma forumu niteliği taşıyan
sürecin, esnek yapısını koruyarak, bundan sonra da bölgenin
gerçek sesi olmaya devam etmesini istedi.
KOSOVA'YA DİKKAT
Kosovanın,
bölgede dikkatle takip edilmesi gereken sorunların başında
geldiğini bildiren Başbakan Erdoğan, Türkiyenin bu ülke ile
köklü tarihi, kültürel ve beşeri bağlara sahip olduğunu
kaydederek, şöyle devam etti:
Kosovada Türk azınlık, Türkiyede de çok sayıda Kosova kökenli
vatandaşımız, bulunmaktadır. Bu nedenle Kosovadaki
gelişmeleri çok daha yakından takip ediyoruz. Kosovada 1999
öncesine dönülmesi veya mevcut durumun korunabilmesinin mümkün olmadığı
genel kabul görmektedir. Bu bakımdan, nihai statü görüşmelerinin
Şubat ayı itibariyle başlamış olmasından
memnuniyet duyuyoruz. Nihai statü görüşmelerinin, Kosovada yaşayan
bütün halkların üzerinde uzlaşacağı bir çözümle
sonuçlanması temel beklentimizdir. Varılacak nihai çözüm ne
olursa olsun, yeni anayasada Kosovanın çok kavimli, çok kültürlü,
ademi merkeziyetçi yapısı teyit edilmelidir. Türkler dahil tüm
halkların yerel ve merkezi yönetim organlarında hakça temsil
edilmeleri sağlanmalıdır. Yine, Karadağda 21 Mayısta
yapılacak referandumun sonucu da hem ilgili taraflar, hem de
uluslararası toplum tarafından kabul edilmelidir. Bu, bölgede yeni
gerginliklere yol açılmaması bakımından gereklidir.
HURRIYET 04/05/06
İngiltere'de
yerel seçimler yapılıyor
LONDRA (A.A)
İngiltere'de seçmenler, Londra'daki 32 belediyenin meclis üyeleriyle
birlikte bütün ülke çapında 4360 belediye meclisi koltuğunun
sahiplerini belirlemek üzere sandık başına gidiyor.
36
büyük şehir belediyesinin de içinde bulunduğu 170 yerel yönetim için
sandığa giden seçmenler, bütün belediye meclisi üyeliklerinin
yaklaşık üçte biri için oy kullanacak. Bugünkü yerel seçimlerde, 23
milyon seçmenin oy kullanma hakkı bulunuyor.
Londra'daki
Hackney, Watford, Newham ve Lewisham bölgelerinde belediye
başkanlarının da belirleneceği seçim için oy kullanma
süresi saat 22.00'de sona erecek.
28 TÜRK ADAY
Seçimlerde
28 Türk aday yarışıyor. Bunlardan Yasemin Brett, Nilgün Canver,
Muttalip Ünlüer, Ahmet Karahasan, Ahmet Öykener, Alev Cazımoğlu, Dilek
Doğuş, Feryal Demirci, Deniz Oğuzkanlı, Gülay İçöz,
Evrim Laws ve Ayfer Orhan, İşçi Partisi'nden; Doğan Delman,
Ertan Hürer, Kamuran Kadir, Alper Kurtaran, Beyzade Beyzade, Metin Noyan, Adil
Certel, İbrahim Erdoğmuş, Mehmet Bezginsoy ve Sakine Ateş,
Muhafazakar Parti'den; Meral Ece, Işıl Güler ve Ali Demirci, Liberal
Demokrat Parti'den; Tekin Kartal, Aslı Demirel ve Sait Akgül de Respect
Hareketi'nden aday oldu.
HURRIYET 04/05/06
Provokatör Türkiye'de ortaya çıktı
KKTC
sınırından Türk bayrağını alarak kaçan Rum
milletvekili
Matsakis, Türkiye'ye ayak
basar basmaz yine olay yarattı
Provokatör Türkiye'de
ortaya çıktı
"TÜRKLERLE
KONUŞMAK İÇİN GELDİM"... Rum milletvekili Matsakis,
Avrupa Birliği Karma Parlamento Komisyonu Genel Kurul
Toplantısı'na katılmak üzere gittiği Türkiye'de
"Kıbrıs Cumhuriyeti" bayrağı açtı. Atatürk
Havaalanı'nda konuşan Matsakis, "Buraya Avrupa Parlamentosu
üyesi olarak geldim. Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne girmesi için Türklerle
konuşacağım" dedi
KKTC
sınırından Türk bayrağını alarak kaçan Rum
Milletvekili Matsakis, Türkiye'ye gitti. Avrupa Parlamentosu üyesi Matsakis,
Atatürk Havaalanı'nda "Kıbrıs Cumhuriyeti"
bayrağı açtı.
Rum milletvekili Matsakis
Avrupa Birliği Karma Parlamento Komisyonu Genel Kurul
Toplantısı'na katılmak üzere gittiği Türkiye'de Atatürk
Havaalanı'nda yaptığı konuşmada, "Buraya Avrupa
Parlamentosu üyesi olarak geldim. Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne girmesi
için Türklerle konuşacağım" dedi.
Matsakis, "Bence
Türkiye'nin en büyük sorunu ordudur. Generaller kışlaya dönmeli"
diye konuştu. Türkleri çok sevdiğini de söyleyen Rum milletvekili
bayrak çalma eylemini hatırlatarak, "Amacım, yabancı
askerlerin Kıbrıs'tan çekilmesidir. Kıbrıs'ta her iki
tarafın kayıpları konusunda yeni bir eylem yapabilirim. Ama bu
ne olur? Şimdilik kestirmek güç" dedi.
"Cep telefonumu bloke
ettiler
Fırsat buldukça
Türkiye düşmanlığı yapan Avrupa Parlamentosu Milletvekili
Marios Matsakis, Türk askeri yetkililerinin cep telefonunu bloke ettiğini
iddia etti.
Matsakis, gazetecilerin
kendisine ilgi gösterdiğini görünce, Türkiye'ye Ürdün Hava Yolları
uçağı ile gelebildiğini anlattı. Matsakis, Türk askerinin
Kıbrıs'tan çekileceğini ve Ada'nın "özgür
kalacağını" söyledi.
Matsakis'in
kameraların ilgisi karşısında konuşmasına tepki
gösteren Almanya ve Avrupa Parlamentosu Milletvekili Vural Öger, "Bu
adamı ciddiye almayın. Avrupa Parlamentosunda o konuşurken
herkes güler. Türkiye karşıtları bile ciddiye almazlar. Klon
denilen bir adam" dedi.
TBMM
Dışişleri Komisyonu Başkanı Mehmet Dülger, Matsakis'in
konuşmasının ardından yanına giderek, bir süre
konuştu.
Rum milletvekili,
Akıncılar'da 1 Kasım 2005'te bir nöbet kulübesine
tırmanmış ve Türk bayrağını indirmişti. Türk
bayrağını çaldığı gerekçesiyle askeri mahkemede
yargılanan Matsakis, Avrupa Parlamentosu milletvekili olması
nedeniyle hapse girmekten kurtulmuştu.
KIBRIS 04/05/06
AB, Kıbrıs konusunda yaptığı
yanlışı Türkiye'ye temizletemez
TBMM AB Uyum Komisyonu
Başkanı Yakış, konferansta konuştu:
AB, Kıbrıs
konusunda yaptığı yanlışı Türkiye'ye temizletemez
AB DÜŞÜNSÜN...
"Şimdi artık AB düşünsün. Çünkü sorunu çözülmeyen
Kıbrıs'ın AB'ye alınmasında, AB bir hata
işlemiştir. Birçok AB yetkilisi, kayıtlara geçmemek suretiyle
Rum kesimini sözü edilen sorunların çözülmeden AB'ye
alınmasının bir hata olduğunu bizlere söylüyor. Şimdi
AB kendisinin yaptığı bir hatayı, Türkiye'ye
temizletemez"
TBMM
Avrupa Birliği (AB) Uyum Komisyonu Başkanı Yaşar
Yakış, "AB, Kıbrıs konusunda yaptığı
yanlışı Türkiye'ye temizletemez" dedi. Yakış,
Türkiye Çanakkale Sanayicileri ve İşadamları Derneği'nin
(ÇASİAD) Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) Anafartalar
Yerleşkesi Süleyman Demirel Konferans Salonu'nda düzenlediği,
"Türk Dış Politikası ve AB Dün, Bugün, Yarın"
konulu toplantıda yaptığı konuşmada, Kıbrıs
Rum kesimini tanıma konusunun ikide bir Türkiye'nin
karşısına getirildiğini söyledi.
Ancak, Türkiye'nin en
sonunda (Ben Kıbrıs Rum kesimini tanımıyorum. Annan
planı çerçevesinden yeniden birleştirilmiş ve AB'ye
alınmış Kıbrıs'ı tanıyacağım)
diyerek pencereyi kapattığını belirten Yakış,
şöyle dedi:
"Şimdi artık
AB düşünsün. Çünkü sorunu çözülmeyen Kıbrıs'ın AB'ye
alınmasında, AB bir hata işlemiştir. Birçok AB yetkilisi,
kayıtlara geçmemek suretiyle Rum kesimini sözü edilen sorunların çözülmeden
AB'ye alınmasının bir hata olduğunu bizlere söylüyor.
Şimdi AB kendisinin yaptığı bir hatayı, Türkiye'ye
temizletemez."
KKTC limanlarının
ve havaalanlarının Rum gemi ve uçaklarına açılması
konusunun, Türkiye'nin daha önceki yıllarda imzaladığı
bazı anlaşmalara göre bir vecibe halini aldığını
anlatan Yakış, ancak bunun KKTC üzerindeki ekonomik ambargonun
hafifletilmesinden sonra yapılabileceğini bildirdi.
KIBRIS 04/05/06
Anayasa Mahkemesi, TKP'nin Mülkiyet Yasası'na
itirazını bugün görüşüyor
Anayasa Mahkemesi,
"Anayasa'nın 159'uncu Maddesinin 1. Fıkrasının (b)
Bendi Kapsamına Giren Taşınmaz Malların Tazmini,
Takası ve İadesi Yasası"nın Anayasa'ya
aykırılığı iddiasıyla Toplumcu Kurtuluş
Partisi'nce (TKP) açılan davayı bugün görüşüyor.
Başkan ve 4
yargıçtan oluşan Anayasa Mahkemesi, bugün sabah saat 09.00'da TKP'nin
açtığı davayı görüşmek üzere toplanacak.
Davada, TKP'yi avukat Fuat
Veziroğlu, davalı Cumhuriyet Meclisi'ni ise avukat Emine Erk temsil
edecek.
Başsavcılık
da "amicus curae" olarak davada yer alacak.
"Amicus curae",
iki kişi veya taraf arasındaki davanın doğuracağı
netice kamuoyunu ilgilendirdiği durumlarda, kamuyu temsilen
Başsavcı'nın davada görüşünü sunması anlamında
kullanılan bir hukuksal terim...
TKP'nin davasına
karşı savunma dosyalayan Avukat Emine Erk, müdafaasında, TKP'nin
mecliste temsil edilen siyasi parti olmadığı için Anayasa
Mahkemesi'nde iptal davası açma hakkı
bulunmadığını savunuyor. Anayasa Mahkemesi'nin yarınki
oturumunda ilk olarak bu iddiayı karara bağlaması bekleniyor.
22 Aralık 2005'te
yürürlüğe giren ve KKTC sınırları içinde kalan eski Rum
malları için tazminat, takas ve mal iadesi ile taşınır
mallara tazminat öngören "Anayasa'nın 159'uncu Maddesi'nin 1'inci
Fıkrasının (b) bendi Kapsamına Giren Taşınmaz
Malların Tazmini, Takası ve İadesi Yasası" aleyhine UBP
de dava açmıştı.
KIBRIS 04/05/06
KKTCye mali
yardım girişimi
ABye
üye ülkelerin büyükelçilerini bir araya getiren Coreper toplantısında
büyükelçiler, KKTCye ödenemeyen 120 milyon Euro tutarındaki mali
yardımın telafi edilmesi için komisyonun bir çalışma
gerçekleştirmesini istediler.
NTV-MSNBC VE
AJANSLAR
Güncelleme: 16:20 TSİ 05 Mayıs 2006 Cuma
BRÜKSEL
- AB ülkelerinin büyükelçilerinin biraraya geldiği Coreper
toplantısında, mali yardımlar konusunda KKTCye söz verilen
miktarın ödenebilmesi için Avrupa Komisyonuna yetki verildi.
Komisyon da Coreperde yaptığı sunumda, birliğin
bütçesinde harcanmayan paralardan, adanın kuzeyine 120 milyon Euroluk ek
ödenek sağlanabileceğini belirterek, önümüzdeki hafta bu konudaki
tüzük taslağını hazırlayacaklarını söyledi.
Komisyonun en geç ay sonuna kadar, 120 milyon Euro ek ödeneği öngören
tüzüğü Corepere sunması öngörülüyor.
ABnin, Annan Planını kabul eden KKTCye vermeyi
kararlaştırdığı 259 milyon Euroluk mali yardım,
Rumların uzun süren uzlaşmaz tutumundan ötürü KKTCye
ödenememişti.
Rumların vetosu bertaraf edildikten sonra ise birlik, KKTCye sadece 139
milyon Euroluk mali yardımda bulunabilmişti.
KKTC'nin fiili nüfusu 264 bin 172
5 Mayıs, 2006 21:27:00 (TSİ) CNN TURK
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde hafta sonunda
yapılan nüfus sayımının sonuçları belli oldu.
Ada'nın fiili nüfusunun 264 bin 172 olduğu açıklandı.
Sayımda
yurtdışında bulunan KKTC vatandaşları kayıt
altına alınmadı. Fiili sayımda sadece KKTC
vatandaşları değil, adada turizm ya da çalışmak
amacıyla bulunan yabancı uyruklular da sayıldı.
KKTC'nin nüfusu 1996'da yapılan son sayıma göre yüzde 31
oranında artış gösterdi. Sayımda sadece kişiler
değil, konutlar ve özellikleri de kayıt altına alındı.
Nüfus ve mülkiyet ile ilgili yapılan sayım, olası
Kıbrıs sorunu görüşmelerinde güncel veri olarak
kullanılacak.
Aliyev: "Kıbrıs için adımlar
atılacaktır"
Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Bakü'deki Ekonomik
İşbirliği Teşkilatı Dokuzuncu zirvesinden sonra
düzenlenen basın toplantısında Kıbrıs sorununa
değindi.
Kıbrıs'ta Annan Planı kapsamında yapılan
halkoylamasında Türk tarafının olumlu oy
kullandığını ve gelişen süreçte BM ile çeşitli
ülkelerin KKTC'ye uygulanan tecrit uygulamasının sona erdirilmesi
yönünde adımlar atılacağını dile getirdiğini
anımsatan Aliyev, bu konunun her zaman için EİT ve İslam
Konferansı Örgütü'nün gündeminde yer aldığını
kaydetti.
Aliyev ''Türkiye'ye yakın ve dost ülkelerin olduğu uluslararası
teşkilatlarda da bu konu öncelikli olarak ele alınmalı, bu konuda
belirli adımlar atılmalı ve atılacaktır'' dedi.
Rum meclisine Türk aday
Ömer BİLGE / LEFKOŞA
Adanın ikiye
bölünmesinden sonra ilk kez bir Rum partisi, Türk yazar Neşe
Yaşını meclise aday gösterdi. Birleşik Demokratlar Partisi
EDIden aday olan Yaşın, seçilmesi halinde "barış
bakanlığı" kurulmasını isteyecek. 1999da ÖDPden
İzmir milletvekili adayı da olan Yaşına Rum medyası
ve seçmenler büyük ilgi gösteriyor.
KIBRISın birleşmesi için uzun yıllardır mücadele eden
yazar Neşe Yaşın, Rum kesiminde 21 Mayısta yapılacak
parlamento seçimlerinin en ilgi çeken adayı oldu. Eski Rum lider Yorgo
Vasiliunun onursal başkanlığını yürüttüğü
Birleşik Demokratların adayı Yaşın, Rumlar
arasında hızla yükselen milliyetçiliğe engel olmak
istediğini belirterek, "Kıbrıslı Rumlar ilk kez bir
Türke oy verecek" dedi.
Adanın bölünmüşlüğünü protesto ederek 10 yıldır
Kıbrıs Rum yönetiminde yaşayan Yaşın, Hürriyetin
sorularını yanıtladı ve seçilme şansının
düşük olduğunu vurgulayarak, "1960 Kıbrıs
anlaşmalarında Türkler Rumların kontenjanından aday
olamıyordu. Ancak İbrahim Aziz adlı bir Türkün AİHMye
başvurması ile bu kural bozuldu. Ardından EDI lideri Mihalis
Papapetru bana milletvekilliği teklifinde bulundu. Kıbrıs
tarihinde Rum partisinden aday olan ilk Türküm. Barış isteyen ve
Kıbrıslı Türklere karşı en duyarlı parti EDIyi
bu yüzden hemen kabul ettim" dedi.
Türk ve Rumlar arasındaki ilişkileri konu alan romanlarıyla
tanınan ve şiirleri şarkı haline getirilen Yaşın,
Rum medyası ve seçmenlerinden kendisini de şaşırtan bir
oranda olumlu tepki aldığını vurguladı. Rum kesiminde
1991deki son parlamento seçimlerinde yüzde 2.6 oy alan EDInin Türk adayı
Yaşın, Kıbrıs Cumhuriyeti vatandaşlığının
yanı sıra, hem Türkiye Cumhuriyeti hem de KKTC
vatandaşlığına da sahip olduğuna dikkat çekerek,
şunları söyledi:
"1999 yılında Özgürlük ve Demokrasi Hareketinden (ÖDP)
İzmir milletvekili adayı oldum. KKTCde ise, Yeni Kıbrıs
Partisinden milletvekili adayı oldum. Şimdi Rum meclisine girebilmek
için EDInin adayıyım. Ben solcu bir adayım. Rum siyasetinin
sağ kesiminden de büyük ilgi gördüm. Barış için oy verilmesini
istiyorum. Bugüne kadar kaybedenlerden yani küçük partilerden aday oldum çünkü
küçük partiler daha cesur oluyor. Burada partiler bakanları
belirleyemiyor. Ancak seçilirsem, bir barış
bakanlığı kurulmasını isteyeceğim."
HURRIYET
05/05/06
Annem Rum silahları altında doğum
yapmıştı
Neşe
Yaşın, kendi hayat hikayesinin siyasi gelişiminde önemli rol
oynadığına inanıyor. Çocukluğu, 1963 yılında
hamile annesinin silahlı Rumlar tarafından nasıl
kaçırıldığı, silahların gölgesinde nasıl
doğum yaptığına dair hikayelerle geçmiş.
Kardeşine "Savaş" adı verilmiş.
Neşe Hanım o günleri şöyle anımsıyor:
"Sonrasında annem bu travmayı atlatamadığı için
mutsuz olduk. Bizim kurban, onların ise suçlu olduğu hissini
yaşıyordum." 1974 yılındaki Barış
Harekatından sonra fikrinin değişmeye
başladığını anlatan Neşe Yaşın,
ailesinin Rumların terkettiği bir eve yerleştiğini
belirtiyor; "Bu insanları düşünüyordum. Şimdi nerede
yaşıyorlardı, biz niye onların evine
taşınmıştık. Biraz onların
eşyalarını çalan hırsızlar gibi hissetmeye
başlamıştım, böyle olunca Kıbrısın resmi
tarihini sorgulamaya başladım, bu da bendeki değişime neden
oldu" diyor.
Türkiyede yüksek öğrenimini tamamladıktan sonra KKTCye
dönüşünde bu fikirleri yüzünden gizli servisin takibine
uğradığını ve hapse girdiğini anlatan 47
yaşındaki siyasetçi, kampanyasında Adanın
silahsızlandırılması ve Kıbrıs sorununun çözümü
için görüşmelerin başlaması gibi konulara değinerek oy istiyor.
Neşe Yaşının şiiri
Hangi yarısını sevmeli
Neşe Yaşın, Kıbrıslı Rum Marios Tokas
tarafından şarkı haline getirilen şiirinde şöyle
diyor: "Hangi Yarısı / Yurdunu sevmeliymiş insan / Öyle
diyor hep babam. / Benim yurdum / İkiye bölünmüş ortasından /
Hangi yarısını sevmeli."
HURRIYET
05/05/06
İngiltere'deki
seçimde 12 Türk belediye meclislerine girdi
DHA - A.A.
İngiltere'de dün 176 seçim bölgesinde yapılan yerel seçimde
yarışan 28 Türk adaydan 12'sinin belediye meclislerine girmeye hak
kazandıkları kesinleşti.
İngiltere'de
176 belediyede yenilenen belediye meclisi seçimlerinde yarışan 28
Türk adaydan 12'sinin seçimi kazandığı kesinleşti.
Oy
kullanma işleminin dün gece yerel saatle 22.00'de tamamlanması ve
sayıma geçilmesinden sonra, seçimi kazandıkları belli olan 8
Türk adaya, bugün bölgelerindeki sayım işlemi tamamlanan 4 Türk
politikacı daha katıldı.
Ali
Demirci, Harringey ilçesinde Liberal Demokrat Parti listesinden belediye
meclisi üyesi seçilirken, Lewisham bölgesinde de aynı partiden Sera Hülya
Kentman belediye meclisine girmeye hak kazandı.
Liberal
Demokrat Partinin kıdemli belediye meclis üyelerinden Meral Ece de,
Islıngton bölgesinden bir kez daha belediye meclisi üyesi seçildi.
Seçim
sonucunun kesinleştiği Southwark bölgesinde de, İşçi
Partili Evrim Laws'ın belediye meclisi üyeliği kesinleşti.
Türklerin
yoğun olarak yaşadığı Hackney bölgesindeyse oy
sayımı sürüyor. Buradaki sonuçların kesinleşmesiyle
Belediye Meclisi üyeliğine seçilen Türk politikacıların
sayısının da artması bekleniyor.
İNGİLİZ MEDYASI: BLAIR KOLTUĞU BIRAKMALI
176
seçim bölgesinde yapılan yerel seçimlerde şu ana kadar sayılan
oylara göre, Muhafazakar Parti 51, İşçi Partisi 20, Liberal Demokrat
Parti 8, diğer partiler ise 43 belediye meclisinde çoğunluğu ele
geçirdi. Seçimler sonucunda Muhafazakar parti bütün belediye meclislerinde
sandalyelerin yüzde 40.3üne sahip olurken, İşçi Partisinin
payı 31,2, Liberal Demokrat Partinin yüzde 22.6 ve diğer partilerin
de yüzde 5.9 oldu.
İngiliz
medyası Başbakan yardımcısı John Prescott un seks
skandalının İşçi Partisine önemli ölçüde kan
kaybettirdiğini vurgularken, yerel seçimlerdeki hezimetin ardından
Başbakan Tony Blairin koltuğu Maliye Bakanı Gordon Browna
bırakacağı tarihi artık açıklaması gerektiği
yorumunda bulundu.
İşçi
Partisinin Harringay belediye meclisine girmeye hak kazanan üyesi Nilgün
Canver ise, ulusal boyuttaki bu tarz skandalların yerel seçimlerde ön
planan çıkarılmaması gerektiğini söyledi. Canver,
"Maalesef bazı skandallar seçmenleri yanlış yönde etkiledi.
Halbuki bu seçimler sadece yerel anlamda seçmenin kendisine verilen hizmetlerin
kalitesiyle ilgili. Bazı partiler olayı ulusal boyuta çekmek
istediler" dedi.
HURRIYET 05/05/06

Atatürk Havalimanı
VIP Salonunda gazetecilere Türkiye aleyhinde açıklama yapan AP Rum
Milletvekili Marios Matsakis ile CHP Malatya Milletvekili Ferit Mevlüt
Aslanoğlu arasında tartışma yaşandı.
Türkiye-AB Karma Parlamento Komisyonu 56.
Toplantısı için Türkiyede bulunan AP Rum Milletvekili Matsakis,
ülkesine dönmek üzere THYye ait uçakla Ankaradan İstanbula geldi.
Atatürk Havalimanı VIP Salonunda
gazetecilere çantasından çıkardığı bir
fotoğrafı gösteren Matsakis, "Bu resimde 6 çocuklu bir aile
görüyorsunuz. Türk askeri 1974 yılında evlerine girip,
babalarını öldürdü. Çocuklardan biri de kayboldu. Sanırım
çocuk şu anda Türkiyede orduda. Annesi çocuğunu aramaya devam
ediyor. Annelerinin çocuklarını böyle aramalarını
istemiyorum" şeklinde açıklama yaptı.
Gazetecilerin, "Türk ve İngiliz
bayraklarını çaldınız. Yunanistan bayrağını
da çalacak mısınız?" şeklindeki sorusu üzerine
Matsakis, "Ben çalmadım. Avrupa Parlamentosuna götürdüm. Sonra
tekrar getirdim" dedi.
Bu açıklamalara şahit olan CHP Malatya
Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu, Matsakise sert bir şekilde
tepki göstererek, "Go home" diye bağırdı.
Aslanoğlu ile bir süre tartışan
Matsakis, gördüğü sert tepki üzerine açıklamayı keserek VIP
odasına gitti.
Daha sonra gazetecilere açıklama yapan
Aslanoğlu, "Bu ülkeyi, bu ülkenin insanları yönetir. Bu ülkeyi
kimsenin karıştırmaya hakkı yoktur" dedi.
Türkiyenin bağımsız bir ülke
olduğunu ve bu ülkeyi korumanın herkesin görevi olduğunu ifade
eden Aslanoğlu, "Ben burada Türkiyeyi karıştıran
insanlara tepkimi koydum. Tesadüfen onunla karşılaştım.
Ülkeyi karıştıran insanlara haddini bildirmek hepimizin
görevidir. Maalesef kimse Ankarada bu insana demokratik bir şekilde tepki
koymadı"diye konuştu.
Aslanoğlu, bir gazetecinin sorusundan sonra
Matsakisin "Yunan bayrağını niçin
alacakmışım" şeklindeki açıklamasının
ardından kendisinin de "Yürü evine, defol git" diyerek tepki
gösterdiğini söyledi.
MILLIYET 05/05/06
İngiltere'de yerel seçimlerde kazanan Türk aday
sayısı 12'ye çıktı
İngiltere'de 176 belediyede yenilenen
belediye meclisi seçimlerinde yarışan 28 Türk adaydan 12'sinin seçimi
kazandığı kesinleşti.
Oy kullanma işleminin dün gece yerel saatle
22.00'de tamamlanması ve sayıma geçilmesinden sonra, seçimi
kazandıkları belli olan 8 Türk adaya, bugün bölgelerindeki sayım
işlemi tamamlanan 4 Türk politikacı daha katıldı.
Ali Demirci, Harringey ilçesinde Liberal
Demokrat Parti listesinden belediye meclisi üyesi seçilirken, Lewisham
bölgesinde de aynı partiden Sera Hülya Kentman belediye meclisine girmeye
hak kazandı.
Liberal Demokrat Partinin kıdemli belediye
meclis üyelerinden Meral Ece de, Islıngton bölgesinden bir kez daha
belediye meclisi üyesi seçildi.
Seçim sonucunun kesinleştiği Southwark
bölgesinde de, İşçi Partili Evrim Laws'ın belediye meclisi
üyeliği kesinleşti.
Türklerin yoğun olarak
yaşadığı Hackney bölgesindeyse oy sayımı sürüyor.
Buradaki sonuçların kesinleşmesiyle Belediye Meclisi üyeliğine
seçilen Türk politikacıların sayısının da artması
bekleniyor.
8 ADAYIN KAZANDIĞI DAHA ÖNCE
KESİNLEŞMİŞTİ
Oyların sayımı tamamlanan
Londra'daki Enfield Ponders End bölgesinde, geçen genel seçimde partisi
tarafından milletvekili adaylığına gösterilen
İşçi Partili politikacı Ayfer Orhan belediye meclisi üyesi
seçildi.
Enfield Bowes bölgesi adayı ve Enfield eski
belediye başkanlarından Yasemin Brett ile Enfield Jubilee bölgesinden
Ahmet Karahasan da ipi göğüslemeyi başardı.
Yine Enfield Lower Edmonton bölgesinden Ahmet
Öykener, Londra'nın Harringey St. Ann's bölgesi adayı Nilgün Canver
ve Harringey'den Bruce Grove seçim bölgesinden Dilek Doğuş da
belediye meclisi üyesi oldu.
Muhafazakar partili Türk adaylardan Doğan
Delman Enfield Highland'dan, Ertan Hürer ise Enfield Winchmore'dan
yarışı kazandı.
Harringey St. Ann's bölgesinde Nilgün Canver'in
rakibi olarak Respect partisinden seçime katılan Tekin Kartal ise yeterli
oyu alamayarak belediye meclisi dışında kaldı.
Diğer Türk adayların seçime
katıldıkları bölgelerdeki oy sayımları ise sürüyor.
Bu arada, şu ana kadar sayılan oylara
göre Muhafazakar Parti 51, İşçi Partisi 20, Liberal Demokrat Parti 8,
diğer partiler ise 43 belediye meclisinde çoğunluğu ele geçirdi.
Bu sonuca göre, Muhafazakar Parti geçen
seçimlere göre çoğunluk sağladığı belediyeleri 6
artırırken İşçi Partisi çoğunluğu elinde
tuttuğu 10 belediyede üstünlüğünü yitirdi. Liberal Demokrat Parti 2
belediyede çoğunluk sağladı. Diğer partiler ise
çoğunluğa sahip oldukları belediye sayısını geçen
seçimlere göre 2 artırdı.
MILLIYET 05/05/06
Karamanlis: Stratejik hedef Türk-Yunan ilişkisini
geliştirilmek
Yunanistan
Başbakanı Kostas Karamanlis, Atina'nın stratejik hedefinin
Türk-Yunan ilişkilerinin geliştirilmesi olduğunu söyledi.
Karamanlis, Selanik kentinde yapılan Güneydoğu Avrupa
İşbirliği Süreci (SEECP) devlet ve hükümet başkanları
zirvesinin sona ermesinin ardından bir basın toplantısı
düzenledi. Sorular üzerine Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile
yaptığı ikili görüşmeye değinen Karamanlis, "Yunanistan'ın
Türkiye'nin AB üyeliğini desteklediğini, ancak Türkiye'nin
üstlendiği yükümlülükleri yerine getirmesi gerektiğini" söyledi.
Bu gibi görüşmelerde
somut bir sonuç elde edilmesinin ya da ne kazanıldı ne kaybedildi, ne
verildi ne alındı gibi mantık yürütülmesinin beklenmemesi
gerektiğini de belirten Karamanlis, "Stratejik hedefimiz Türk-Yunan
işbirliğinin geliştirilmesidir. Sayın Erdoğan ile ben
bazı konularda farklı görüşlere sahibiz, ancak kesin olan ikili
ilişkileri geliştirmeyi arzuladığımızdır.
Modern Avrupa'da yaşıyoruz, kalıcı temaslar içinde
olmalıyız" dedi. Karamanlis, görüşmede Kıbrıs
konusuna da değindiklerini kaydetti. Türkiye ile Yunanistan
arasındaki ticaret hacminin 2 milyar doları bulduğuna da dikkati
çeken Karamanlis, şimdi hedefin 5 milyar dolar olduğunu kaydetti.
Bölgesel
işbirliği
SEECP'nin bölgesel
işbirliği alanında önemli adımlar atılmasını
sağladığını söyleyen Karamanlis, AB'ye üyelik
kriterlerinden birisinin bölgesel işbirliği olduğunu
vurguladı. Karamanlis, işbirliği çerçevesinde şiddete,
teröre ve organize suça karşı mücadeleyi sürdürme kararı
aldıklarını belirtti.
Toplantıda,
Moldovya'nın SEECP'ye tam üyeliğe kabul edildiğini belirten
Karamanlis, ayrıca SEECP'nin AB nezdinde bir temsilci ataması
kararı alındığını açıkladı.
Türkiye adına
Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım'ın imza
koyduğu bölge demiryolu ağının geliştirilmesini
öngören anlaşmaya da değinen Karamanlis, mevcut
demiryollarının geliştirilmesi, hızlı tren
uygulamasına geçilmesi ve verilen hizmetin kalitesinin yükseltilmesini
hedefleyen bu anlaşmanın, bölge ulaşımının
gelişmesine büyük katkıda bulunacak olması nedeniyle özellikle
önem taşıdığını vurguladı.
Kosova sorununa da
değinen Karamanlis, nihai çözümün, işler, adil, çok kültürlü, çok
uluslu yapıya ve sınırlara saygılı, tüm taraflarca
kabul edilebilir nitelikte olması gerektiğini söyledi.
KIBRIS 05/05/06
Rum göçmen, evinden çıkarılması halinde "Mal
Tazmin Komisyonu"na başvuracak
Güney Kıbrıs'ta
bir göçmen, oturduğu göçmen evinden çıkarılması halinde,
KKTC'deki Mal Tazmin Komisyonu'a başvuracağını
açıkladı. Anne-babasından kalan evi boşaltmak zorunda
bırakılırsa Komisyona başvurmaktan başka seçeneği
olmadığını belirten Luka Papandoniu adlı Rum göçmen,
KKTC'de mülkü varken, yeni bir arsa alarak üzerine ev inşa etmek için
ekonomik gücü olmadığını, üstelik "ufukta
Kıbrıs sorununa çözüm de görülmediğini" söyledi.
Politis gazetesinin
haberine göre, Rum yönetiminin çıkardığı yeni bir yasa,
Luka Papandoniu'nun yıllar önce ana-babasına verilen evde evlendikten
sonra da yaşamaya devam etmesine olanak tanımıyor.
Eşi ve iki
çocuğuyla birlikte söz konusu evde ikamet eden Papandoniu'ya, Rum
İçişleri Bakanlığı'nın "göçmenlere
tapu" uygulaması çerçevesinde evi boşaltması ihbarı
yapıldı.
Haksızlığa
uğradığına inandığı için yargıya
başvuran Papandoniu, Rum İçişleri Bakanlığı'ndan,
hak sahibi olmadığı ve evi boşaltması yönünde ikinci
bir ihbar aldı.
Ailesine verilen, içinde
büyüdüğü ve şimdi de çocuklarını büyüttüğü evden
çıkarılmak istenmesini büyük bir haksızlık olarak gören
Papandoniu, "Bu evden çıkarılmam halinde, Kuzey
Kıbrıs'taki Tazmin Komisyonuna başvurmaktan başka
seçeneğim yok, çünkü orada mülke sahip olduğum bir anda, göçmen
olmayan kişilerden arsa satın almak için 100 bin, üzerine ev
inşa etmek için de bir 100 bin Kıbrıs Lirası (KL) daha
ödeyecek ekonomik durumum yok. Ayrıca ufukta, Kıbrıs sorununa
çözüm görünmüyor" diye konuştu.
KIBRIS
05/05/06
Kıbrıs'ta
üzerimize düşeni yapacağız
Selanik kentindeki
Güneydoğu Avrupa İşbirliği Süreci devlet ve hükümet
başkanları zirve toplantısı çerçevesinde bir araya gelen
Türkiye Başbakanı Erdoğan ile Yunanistan Başbakanı
Karamanlis, dostluk ve işbirliği mesajları verdi:
Kıbrıs'ta
üzerimize düşeni yapacağız
ORTAK HEDEF,
İLİŞKİLERİN GELİŞTİRİLMESİ...
TC Başbakanı Erdoğan, Türkiye ve Yunanistan arasında önemli
ilişkiler olduğuna işaret ederek, Kıbrıs konusunda da
iki ülkenin yeni bir sürecin başlaması için üzerlerine düşeni
yapmaya hazır olduklarını söyledi" dedi
Türkiye Başbakanı
Recep Tayyip Erdoğan ile Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis,
dün Selanik kentinde yapılan Güneydoğu Avrupa
İşbirliği Süreci (SEECP) devlet ve hükümet başkanları
zirve toplantısı çerçevesinde bir araya gelerek, Kıbrıs
konusunu, ikili ilişkileri ve Türkiye'nin AB sürecini ele
alındı.
Toplantı sonrasında
ayrı ayrı açıklamalarda bulunan TC Başbakanı Recep
Tayyip Erdoğan ve Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis,dostluk
ve işbirliği mesajları verdi.
TC Başbakanı
Recep Tayyip Erdoğan, Karamanlis ile yaptığı görüşmeyi
değerlendirmesinin istenmesi üzerine yaptığı
açıklamada, Türkiye ve Yunanistan arasında siyasi, ekonomik, ticari,
kültürel, turizm alanında önemli ilişkiler olduğunu kaydetti
Erdoğan,
"Kıbrıs konusuyla ilgili olarak ise yeni bir sürecin
başlaması konusunda da 'Yunanistan olarak biz üzerimize düşeni
yapmaya hazırız' dediler. Bizler de üzerimize ne düşerse onu
yapmaya hazır olduğumuzu söyledik" dedi.
Zirvenin sona ermesinin
ardından düzenlediği basın toplantısında Yunanistan
Başbakanı Kostas Karamanlis, Atina'nın stratejik hedefinin
Türk-Yunan ilişkilerinin geliştirilmesi olduğunu söyledi.
"Yunanistan'ın
Türkiye'nin AB üyeliğini desteklediğini, ancak Türkiye'nin
üstlendiği yükümlülükleri yerine getirmesi gerektiğini" söyleyen
Karamanlis, "Stratejik hedefimiz Türk-Yunan işbirliğinin geliştirilmesidir.
Sayın Erdoğan ile ben bazı konularda farklı görüşlere
sahibiz, ancak kesin olan ikili ilişkileri geliştirmeyi
arzuladığımızdır. Modern Avrupa'da
yaşıyoruz, kalıcı temaslar içinde olmalıyız"
dedi.
Karamanlis, görüşmede
Kıbrıs konusuna da değindiklerini kaydetti.
Yunan kaynakları,
Erdoğan-Karamanlis görüşmelerinin sıcak bir atmosferde
geçtiğini belirtti.
"Görüşmede
Türkiye'nin, AB çerçevesinde üstlendiği yükümlülükler çerçevesinde
Kıbrıs Rum kesimi gemilerine limanlarını açması
gereği üzerinde de durulduğunu" kaydeden Yunan kaynakları,
"Karamanlis'in Türkiye ziyareti için tarih belirleme
çalışmalarının iki ülke dışişleri
bakanlıkları tarafından sürdürüldüğünü" de açıkladı.
Karamanlis'in
görüşmede, Türkiye'nin AB üyeliğine Atina'nın verdiği
desteği teyit ettiğini belirten Yunan kaynakları,
"Yunanistan Başbakanı'nın, Türkiye'nin İstanbul Fener
Rum Patrikhanesi'ne ilişkin konular, dini özgürlükler ve Heybeliada Ruhban
Okulu'nun açılması gibi AB'ye karşı yükümlülüklerini yerine
getirmesinin gereğine dikkati çektiğini" kaydetti.
İki ülke
arasındaki ticaret hacminin 2 milyar doları bulduğunu ve hedefin
5 milyar dolar olarak belirlendiğini kaydeden Yunan kaynakları,
görüşmede bu hedefe ulaşmak için ekonomi diplomasisinin teşvik
edilmesi gereğinin vurgulandığını belirtti.
Erdoğan: Üzerimize
düşeni yapmaya
hazırız
Türkiye Başbakanı
Recep Tayyip Erdoğan, "Kıbrıs konusuyla ilgili olarak ise
yeni bir sürecin başlaması konusunda da 'Yunanistan olarak biz
üzerimize düşeni yapmaya hazırız' dediler. Bizler de üzerimize
ne düşerse onu yapmaya hazır olduğumuzu söyledik.
Erdoğan, Türkiye'nin
Selanik Konsolosluğu'nun bulunduğu bahçede yer alan Atatürk'ün
doğduğu evi gezerek, burada sergilenen eşyalarla ilgili
Başkonsolos Seçkin Çetinelli'den bilgi aldı.
Erdoğan daha sonra gazetecilerin
sorularını yanıtladı.
Bir gazetecinin
"Karamanlis ile yapılan görüşmede neler gündeme geldi? Ruhban
okulu ve Kıbrıs meseleleri görüşüldü mü?" sorusu üzerine
Erdoğan, Türkiye ve Yunanistan arasında siyasi, ekonomik, ticari,
kültürel, turizm alanında önemli ilişkiler olduğunu kaydetti.
Türkiye ile Yunanistan
arasındaki ticaret hacminin daha da artarak devamı noktasında
kanaat birliğinin bulunduğunu tekrar görmenin memnuniyeti içinde
olduğunu ifade eden Erdoğan, 2005 yılı sonu itibariyle 2 milyar
dolar olan ticaret hacmini kısa zamanda 5 milyar dolara
çıkarmayı hedeflediklerini kaydetti.
"Atina'daki iki tarihi
camii..."
Turizmde müşterek
paket programlarla beraber turizmin daha ileriye taşınması
noktasında kanaat birliği olduğunu söyleyen Erdoğan,
şunları ifade etti:
"Kıbrıs
konusuyla ilgili olarak ise yeni bir sürecin başlaması konusunda da
'Yunanistan olarak biz üzerimize düşeni yapmaya hazırız'
dediler. Bizler de üzerimize ne düşerse onu yapmaya hazır
olduğumuzu söyledik.
"Hıristiyan
Kulübü"
Yabancı bir
gazetecinin "AB'nin Hıristiyan kulübü olduğunu iddia eden
kesimlere siz ne diyebilirsiniz?" sorusu üzerine Erdoğan, Türkiye'nin
AB'ye katılımının AB'yi Hıristiyan kulübü olmaktan
çıkaracağını söyledi.
AB ile Türkiye'nin müzakere
süreci içinde olduğunu anımsatan Erdoğan, Türkiye'nin
katılımını engellemenin, bu gayretin içerisine girenlerin
AB'nin Hıristiyan kulübü olarak kalmasını isteyenler
olduğunu ifade etti. Erdoğan, şunları kaydetti:
"Fakat şimdi yeni
bir dönem başladı. Bu yeni dönemde değerli meslektaşım
İspanya Başbakanı Zapatero ile medeniyetler arası
ittifakı dünyada şu anda işliyoruz ve bu AB üyesi ülkeler
çatısı içerisinde, özellikle Akdeniz havzası içinde
yaygınlaşıyor, gelişiyor ve çok ciddi destek buluyoruz.
Bildiğiniz gibi, önderi BM Genel Sekreteri Kofi Annan. Farklı
dinlerden 20 tane aydın bu işin hazırlık safhasında
çalışmalarını sürdürüyor. İki zirve yapıldı,
iki zirve daha yapılacak. Bunun neticesinde hazırlanacak rapor, BM
Genel Sekreterliği'ne sunulacak. Bundan sonra bir deklarasyon
yayınlanacak. Temenni ediyorum ki; medeniyetler arası ittifakın
sağlanmasına vesile oluşturacak."
"Sayın Karamanlis
Türkiye'ye ne zaman geleceğini söyledi mi?" sorusu üzerine
Erdoğan, "Şu anda diplomasi kendi arasında bu işi
çözecek" dedi.
Bir gazetecinin
"Başbakan Karamanlis cami konusunda bir umut verdi mi?" sorusu
üzerine de Erdoğan, "Onlar tabii, biz kendi içimizde bu
kararları aldıysak o da tabii kendi içerisinde bunların
değerlendirmesini yapacaktır" diye konuştu.
Başbakan Erdoğan,
"Kıbrıs eylem planımız vardı bizim,
ambargoların kaldırılması için
karşılıklı olarak. Bu konuyla ilgili nasıl bir
yanıt aldınız?" sorusuna, bu konulara fazla girmediklerini
söyledi.
Karamanlis: Stratejik
hedefimiz
Türk-Yunan
ilişkilerini geliştirmek
Yunanistan Başbakanı
Kostas Karamanlis, zirvenin sona ermesinin ardından düzenlediği
basın toplantısında, Atina'nın stratejik hedefinin
Türk-Yunan ilişkilerinin geliştirilmesi olduğunu söyledi.
Sorular üzerine
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile yaptığı ikili
görüşmeye değinen Karamanlis, "Yunanistan'ın Türkiye'nin AB
üyeliğini desteklediğini, ancak Türkiye'nin üstlendiği
yükümlülükleri yerine getirmesi gerektiğini" söyledi.
Bu gibi görüşmelerde
somut bir sonuç elde edilmesinin ya da ne kazanıldı ne kaybedildi, ne
verildi ne alındı gibi mantık yürütülmesinin beklenmemesi
gerektiğini de belirten Karamanlis, "Stratejik hedefimiz Türk-Yunan
işbirliğinin geliştirilmesidir. Sayın Erdoğan ile ben
bazı konularda farklı görüşlere sahibiz, ancak kesin olan ikili
ilişkileri geliştirmeyi arzuladığımızdır.
Modern Avrupa'da yaşıyoruz, kalıcı temaslar içinde
olmalıyız" dedi.
Karamanlis, görüşmede
Kıbrıs konusuna da değindiklerini kaydetti.
Türkiye ile Yunanistan
arasındaki ticaret hacminin 2 milyar doları bulduğuna da dikkati
çeken Karamanlis, şimdi hedefin 5 milyar dolar olduğunu kaydetti.
SEECP'nin bölgesel
işbirliği alanında önemli adımlar atılmasını
sağladığını söyleyen Karamanlis, AB'ye üyelik
kriterlerinden birisinin bölgesel işbirliği olduğunu
vurguladı.
Karamanlis,
işbirliği çerçevesinde şiddete, teröre ve organize suça
karşı mücadeleyi sürdürme kararı aldıklarını
belirtti.
KIBRIS 05/05/06
TKP'nin Mülkiyet
Yasası'na itiraz duruşması süresiz ertelendi
DAVA AÇMA
EHLİYETİ YOK... Anayasa Mahkemesi, "Mülkiyet
Yasası"nın anayasaya aykırı olduğu
iddiasıyla TKP tarafından açılan davayı dün görüşmeye
başladı ancak, davanın esasına girmeden önce davalı
tarafın, TKP'nin dava açma ehliyeti olmadığı yönündeki ön itirazını
dinledikten sonra, karar için duruşmayı süresiz erteledi
HUKUKA SAYGI GEREĞİ...
Davalı avukatı Emine Erk, TKP'nin meclisteki bir parti
olmadığından böyle bir dava açma ve mahkemede dinletmeye
hakkı olmadığını söylerken, TKP'nin avukatı
Veziroğlu ise, TKP'nin hukuka saygının gereği bu
aykırılığa karşı ses vermek istediğini belirtti
Anayasa Mahkemesi, Mülkiyet
Yasası olarak bilinen "Anayasa'nın 159'uncu Maddesinin 1.
Fıkrasının (b) Bendi Kapsamına Giren Taşınmaz
Malların Tazmini, Takası ve İadesi" yasasının Anayasa'ya
aykırı olduğu iddiasıyla Toplumcu Kurtuluş Partisi
(TKP) tarafından açılan davayı dün görüşmeye
başladı.
Yüksek Mahkeme
Başkanı Metin A. Hakkı başkanlığında dün
sabah toplanan Anayasa Mahkemesi, davanın esasına girmeden önce
davalı tarafın, TKP'nin dava açma ehliyeti olmadığı
yönündeki ön itirazı üzerine bunu dinledikten sonra karar için
duruşmayı süresiz erteledi.
Başkan ve 4
yargıçtan oluşan Anayasa Mahkemesi, TKP'nin açtığı
davayı görüşmek üzere saat 09.00 sıralarında toplandı.
TKP'yi avukat Fuat
Veziroğlu, davalı Cumhuriyet Meclisi'ni ise avukat Emine Erk'in temsil
ettiği davanın duruşmasında, Başsavcı
Yardımcı Muavini Müjgan Irkad da "amicus curae" olarak
hazır bulundu.
"Amicus curae",
iki kişi veya taraf arasındaki davanın doğuracağı
netice kamuoyunu ilgilendirdiği durumlarda, kamuyu temsilen
Başsavcı'nın davada görüşünü sunması anlamında
kullanılıyor.
Erk önce ön
itirazların ele alınmasını istedi
TKP Genel Sekreteri Mehmet
Davulcu'nun da katıldığı duruşmada ilk sözü alan
davalı tarafın avukatı Emine Erk, bazı ön itirazları
bulunduğunu belirterek mahkemeden önce bunların ele
alınmasını istedi.
Başsavcı
Yardımcı Muavini Müjgan Irkad da bu görüşte olduğunu
belirtti.
Veziroğlu basında
çıkan açıklamaları eleştirdi
Daha sonra söz alan TKP'nin
avukatı Fuat Veziroğlu, bazı maruzatları olduğunu
belirterek davanın dosyalanma ve duruşma tarihinin belirlenmesi
süreciyle ilgili bilgi verdikten sonra, UBP'nin de aynı yönde dava
açtığını anımsattı ve savunma avukatı Erk'in
bu iki davanın ayrı ayrı görüşüleceği yönünde
basında çıkan açıklamalarına tepki gösterdi.
"Buna mahkemenin karar
vereceğini sanırdım" diyen Veziroğlu, önceden bu yönde
açıklamalar yapılmasından duyduğu
rahatsızlığı dile getirdi. Veziroğlu, Yüksek Mahkeme
Başkanı'na dayandırılarak verilen "duruşmada
öncelikle ön itirazların ele alınacağı"
şeklindeki haberleri de eleştirdi. Veziroğlu, duruşmada, ön
itirazı bulunan tarafın bunun için ayrı yazılı dosya
sunması ve ön itirazları görüşmek için ayrı tarih verilmesi
gerektiği görüşünde olduğunu kaydetti.
Usullere
aykırılık var, duruşma ertelensin
"Bu meselede iyi niyetle
de olsa usullere birkaç aykırılık söz konusudur" diyen
Veziroğlu, mahkemenin en sonunda adil bir karara vardığına
inandığını ancak bu davanın bugünkü şartlar
altında görüşülmemesi, normal rayına bırakılması
ve bu amaçla da başka bir tarihe ertelenmesini talep etti.
Aynı gün aynı
saatlerde açılmış bir diğer dava olan UBP'nin davası
için henüz duruşma tarihi verilmediğine atıfta bulunarak TKP'nin
davasının diğerine göre aceleye getirildiği kanısında
olduğunu kaydeden Veziroğlu, davanın UBP'nin davasıyla
aynı güne veya daha sonraya ertelenmesini istedi.
Erk: Davanın
görüşülmesinde adaletsizlik yok
Yeniden söz alan Avukat
Emine Erk, davacının anlattıklarını anlamakta güçlük
çektiğini belirterek, davanın yasal sürede dosyalanarak duruşma
tarihinin belirlendiğini, dolayısıyla davanın dün
görüşülmesinde herhangi bir adaletsizlik görmediğini kaydetti.
Veziroğlu'nun medyada
yer alan açıklamaları ve eleştirilerini mahkemeye
taşımasını doğru bulmadığını da
ifade eden Erk, bir an önce davanın görüşülerek sonuçlanmasının
davalının talebi olması gerektiğini belirtti ve
duruşmanın ön itirazlarla başlayıp ilerlemesi yönündeki
talebini yineledi.
Irkad: Önyargı
sezinlemedim
Duruşmada "Amicus
curae" olarak hazır bulunan Başsavcı Yardımcı
Muavini Müjgan Irkad ise, UBP'nin açmış olduğu davanın bu
davadan kısa bir süre sonra dosyalandığını,
dolayısıyla önce bu davanın görüşülmesine
başlandığını belirterek, bununla ilgili herhangi bir
önyargı veya ima sezinlemediğini söyledi.
Bu gibi davalarda öncelikle
dava açma ehliyetine ilişkin itirazın görüşülmesi gerektiği
kanaatinde olduğuna dikkat çeken Irkad, bunun emsalleri de
bulunduğunu belirterek geçmişteki bazı davaları örnek
gösterdi.
Erteleme talebi reddedildi
Mahkeme heyeti, erteleme
talebini değerlendirmek üzere saat 9.30'da kısa bir ara verdi.
Aranın ardından devam eden duruşmada Mahkeme Başkanı
Metin Hakkı, 2 dava arasında ön itiraz açısından büyük fark
bulunduğuna, bu davada davacının dava açmaya ehil olup
olmadığı söz konusuyken UBP'nin davasında böyle bir durum
olmadığını belirterek, davacının erteleme
talebinin reddedildiğini açıkladı.
Melis'ten şahadet
Duruşmada daha sonra
ön itirazın dinlenmesine geçildi. Emine Erk'in şahit olarak
çağırdığı Cumhuriyet Meclisi Yasama Uzman
Yardımcısı Hukuk Danışmanı Nazen Şansel, davanın
dosyalandığı 21 Mart itibarıyla Meclis'teki siyasi
partilerin yapısıyla ilgili kısa bir şahadet sundu ve
TKP'nin Meclis'te temsil edilmediğini söyledi.
Ön itiraz, davanın
reddi talebi
Bu şahadetin
ardından söz alan Avukat Emine Erk, ön itirazlarını
açıkladı. TKP'nin Cumhuriyet Meclisi'nde temsil edilen bir parti
olmadığına ve ilgili dava dosyalarında partinin statüsünün
belirtilmediğine dikkat çeken Erk, "Davacının böyle bir
dava açma hakkı bulunmadığı gibi, mahkeme huzurunda böyle
bir davayı dinletmeye de hakkı yoktur. Anayasa'da bu husustaki
açıklama nettir" dedi ve davanın görüşülmesinin reddini
istedi.
Irkad: Davacının
buna ehliyeti yok
Başsavcı
Yardımcı Muavini Irkad da, davacının dava açma ehliyeti
bulunmadığı kanaatinde olduğunu, bunun Anayasa'nın
147'inci maddesindeki koşullara uygun olmadığını ifade
ederek, Erk'in sözlerine katıldığını kaydetti.
Veziroğlu: TKP ses
vermek istedİ
TKP'ye karşı
yapılan ön itiraz üzerine söz alan partinin avukatı Fuat
Veziroğlu, bu gibi davaların Anayasa'nın 147'inci maddesi
uyarınca açılmakta olduğunu, partinin durumunun
bilindiğini, dolayısıyla dosyalamada mahkemeye
saygısızlık yapmak istemedikleri için Meclis'teki bir parti
olduğunu iddia etmediklerini anlattı.
TKP'nin Mülkiyet
Yasası'nın Anayasa'ya aykırı olduğu görüşünde
olduğu ve hukuka saygının bir gereği olarak bu davayı
dosyalamasını kendisinden talep ettiğini belirten
Veziroğlu, bu noktada partinin bu duruma karşı ses vermek
istediğini ve bunu da başardığına
inandığını söyledi.
Ön itirazların
dinlenmesinin ardından mahkeme karar için saat 10.10 sıralarında
duruşmayı süresiz erteleyerek oturumu kapattı. Ön itiraza
ilişkin kararın okunacağı duruşma tarihi daha sonra
ilgili taraflara bildirilecek.
22 Aralık 2005'te
yürürlüğe giren ve KKTC sınırları içinde kalan eski Rum
malları için tazminat, takas ve iade ile taşınır mallara
tazminat öngören "Anayasa'nın 159'uncu Maddesi'nin 1'inci
Fıkrasının (b) bendi Kapsamına Giren Taşınmaz
Malların Tazmini, Takası ve İadesi Yasası" aleyhine
UBP de dava açmıştı. Ancak bu davanın duruşma tarihi
henüz açıklanmadı.
KIBRIS 05/05/06
Hayal değil gerçek
olsun
Türkiye'den Kuzey
Kıbrıs'a borularla su getirilmesi bugüne dek çok konuşuldu, çok
tartışıldı ancak şimdilerle bu mega projenin hayata
geçirilmesi yönünde ciddi çalışmalar yapılıyor. Milyarlarca
dolarlık bu projenin devreye girebilmesi, en iyimser tahminle 7 yıl
daha alacak
Hayal değil gerçek
olsun
DANİMARKA'DA
LABORATUVAR ÇALIŞMALARI ... Ülkemizde en kıt kaynaklardan biri olan,
özellikle yaz aylarında eksikliği büyük oranda hissedilen ve en
önemlisi toplum sağlığını çok yakından
ilgilendiren su konusunda hummalı çalışmalar sürüyor. KKTC'de su
sorununu kökünden çözmesi beklenen Türkiye'den su getirilmesi projesiyle ilgili
Danimarka'da laboratuvar çalışmaları yapılıyor
DRAGON ÇAYI KKTC'YE
AKACAK... Kuzey Kıbrıs'a borularla su getirilmesi projesiyle ilgili
Danimarka'daki laboratuvar çalışmaları 9 ay sürecek. Bunun
ardından projelendirme için 2 yıl, yapım için de 5 yıl
gerekecek. Türkiye'nin Anamur Dragon Çayı'ndan alınacak su, denizin
250 metre altından, dibe asılacak borularla KKTC'ye
taşınacak
YILDA 75 MİLYON
METREKÜP SU... Hayali bile zor olan bu projenin gerçekleşmesi halinde
ülkeye yılda 75 milyon metreküplük su gelecek. Suyun 15 milyon metreküpü
içme ve kullanma, 60 milyon metreküpü de tarım amaçlı olacak.
İçişleri Bakanı Özkan Murat, ülkedeki su sorununu kökünden
çözecek bu projenin artık hayal olmaktan
çıktığını ve üzerinde ciddi
çalışmaların yapıldığını söyledi
Dilek ÇETEREİSİ
Hayat
kaynağımız ancak ülkenin en kıt ve en ciddi
sorunlarının başında gelen suyla ilgili şu günlerde
yurtdışında çok ciddi çalışmalar yapılıyor.
Kuzey
Kıbrıs'ın su sorununu kökünden çözeceği söylenen ancak
bugüne kadar çok konuşulup çok tartışılmasına
rağmen bir türlü start alamayan Türkiye'den KKTC'ye borularla su
getirilmesi projesi için nihayet düğmeye basıldı. Fakat çok zor,
zahmetli ve bir o kadar da pahalı bir girişim olan Türkiye'den
KKTC'ye borularla su getirilmesi projesinin hayat bulması için her
şeyin yolunda gitmesi şartıyla en az 7 yıla daha ihtiyaç
var.
Projenin ilk
aşaması olan laboratuar testleri Danimarka'da başladı.
Denizin altına
döşenecek borularla ülkeye taşınacak suyla ilgili Danimarka'daki
laboratuar çalışmaları 9 ay sürecek. Bunun ardından ise 2
yıl süreyle projelendirme çalışmaları yapılacak.
Laboratuvar ve projelendirme çalışmalarından sonra da yapım
aşamasına geçilecek. Bunun da 5 yıl süreceği
hesaplanıyor.
Projeyle ilgili öngörülerin
yolunda gitmesi halinde bile en iyimser tahminle Türkiye'den KKTC'ye borularla
su getirilmesi için 7 yıl daha beklenecek. Bu durumda Türkiye'den
borularla su getirilmesi hayalinin ancak 2013 yılında gerçek
olması bekleniyor.
Türkiye'nin Anamur Dragon
Çayı'ndan alınacak su, denizin 250 metre altından, dibe
asılacak borularla KKTC'ye taşınacak.
Hayali bile zor olan bu
projenin gerçekleşmesi halinde ülkeye yılda 75 milyon metreküplük su
gelecek. Suyun 15 milyon metreküpü içme ve kullanma, 60 milyon metreküpü de
tarım amaçlı olacak.
İçişleri
Bakanı Özkan Murat, KIBRIS'a yaptığı açıklamada,
ülkedeki su sorununu kökünden çözecek bu projenin artık hayal olmaktan
çıktığını ve üzerinde ciddi
çalışmaların yapıldığını söyledi.
Bu mega projenin yanı
sıra İçişleri Bakanlığı'nın suyla ilgili
sonuçlanma aşamasına getirdiği başka projeleri de
bulunuyor.
Bunlardan biri
Güzelyurt-Lefkoşa-Gazimağusa hattına verilen su kapasitesini
artıracak Kumköy-Serhatköy boru hattı projesi ve bir diğeri ise
Bafra'da deniz suyunu arıtma projesi olarak karşımıza
çıkıyor. Özellikle Bafra'da kurulacak denizden su arıtma
tesisiyle ilgili çalışmalar mayıs ayında başlayacak ve
bölgeye 2 bin metreküplük su kapasitesi sağlanacak.
Nüfusu 200 bin olarak kabul
edilen KKTC'de susuzluk büyük bir sorun oluşturuyor. Özellikle yaz
aylarında had safhaya ulaşan susuzluk, vatandaşları da
perişan ediyor.
İçişleri
Bakanlığı'nın 2005 yılı faaliyet raporuna göre,
KKTC genelinde günde 58 bin 681 tonluk suya ihtiyaç duyulurken, günlük
pompalanan su miktarı 58 bin 316 ton. Böylece ülke genelinde günde 365 ton
su açığı yaşanıyor.
Su kaynakları
açısından alarm veren ülkemizde isale hatlarının
eskiliği de susuzluğun boyutunu artırıyor. Eskimiş ve
yıpranmış borulardaki patlaklar yüzünden hatlarda tonlarca su da
heba olup gidiyor. Örneğin günde 13 bin 250 ton su alan başkent
Lefkoşa, ne yazık ki bu hayat kaynağının
tamamını vatandaşlara veremiyor. Çünkü eskimiş borulardaki
patlaklar yüzünden boşa giden tonlarca su yüzünden başkentliler,
özellikle yaz aylarında büyük susuzluk yaşıyor.
"Su master
planının önündeyiz"
İçişleri
Bakanı Özkan Murat, suyun "altın", kaynakların
"kıt" olduğu ülkemizde hazırlanan su master
planında 2006 yılında bitmesi gereken köy şebekelerini
yenileme projesinin 2005 yılında tamamlandığına dikkat
çekerek, bu yıl da şehirlerde etap etap su şebekeleri ile isale
hatlarını yenileyeceklerini kaydetti.
Su şebekeleri ve isale
hatlarının yenilenmesiyle yüzde 30-40 oranında su tasarrufunun
sağlanacağına işaret eden Bakan Murat, su master
planına göre Lefkoşa ve Gazimağusa'ya daha fazla su sağlamak
için geliştirilen projeleri anlattı.
Buna göre, 50 trilyon TL'ye
mal olacak 25 kilometrelik Kumköy-Serhatköy su boru hattı projesi için
önümüzdeki günlerde ihaleye çıkılıyor. Bu proje ile
Güzelyurt-Lefkoşa-Gazimağusa hattına verilen su kapasitesi
artırılacak.
Ayrıca İsrail'de
imzalanan protokole göre mayısta başlayacak çalışmalarla
Bafra'da denizden su arıtma tesisi kurulacak.
Yap-işlet-devret
modeline göre kurulacak tesis, bölgeye 2 bin metreküplük su kapasitesi
sağlayacak, bu miktar 8 bin metreküpe kadar çıkabilecek.
Bafra'da kurulacak denizden
su arıtma tesisi, İskele'ye kadar olan köylere de su sağlayacak.
İçişleri
Bakanı Murat, bu projelerin yanı sıra Güzelyurt bölgesindeki
Çamlıdere Göleti'nden de 13 milyon metreküplük su sağlanabilmesi için
yeni bir proje üzerinde çalışıldığını da anlattı.
Bu projenin bu yıl ihaleye çıkacağını ifade eden
Murat, 2 yıl sonra da projenin yapım ihalesine gidileceğini
belirtti. Özkan Murat, Çamlıdere Göleti Lefke Regülatörü'yle tüm
Lefkoşa ve Gazimağusa'da kullanılmak üzere önemli bir su
potansiyelinin ortaya çıkacağının altını çizdi.
Mega proje
İçişleri
Bakanı Özkan Murat, "mega" proje olarak
tanımladığı Türkiye'den borularla su getirilmesi projesinin
ise artık hayal olmaktan çıktığını, elle tutulur
bir hale geldiğini kaydetti.
Denizin 250 metre
altında dibe döşenecek asma şeklindeki borularla Anamur'daki
Dragon Çayı'ndan alınacak suyun ülkeye getirileceğini ve böylece
KKTC'nin su sorununu kökünden çözeceklerini anlatan Özkan Murat, projeyle
ilgili deneylerin Danimarka'da sürdüğünü ve bu testlerin 9 ay
alacağını bildirdi.
İçişleri
Bakanı Murat, laboratuar çalışmalarının ardından
2 yıl sürecek projelendirme çalışmalarına
geçileceğini, projenin yapımının ise 5 yıl
süreceğini belirtti.
Murat, söz konusu mega
proje hayata geçince Anamur Dragon Çayı'ndan yılda 75 milyon metreküp
su aktarılacağını, bunun 15 milyon metreküpünün içme ve
kullanma, 60 milyon metreküpünün ise tarımsal amaçlar için
kullanılacağını vurguladı.
Özkan Murat, "Bu
proje, KKTC'nin su sorununu kökünden çözecek bir projedir. Artık hayal
olmaktan çıkmıştır. Önümüzdeki dönemde üzerinde çok
konuşulup çok tartışılacak bir projedir" dedi.
İhtiyacımız
ne, ne kadar alıyoruz?
Bu arada İçişleri
Bakanlığı'nın 2005 yılı faaliyetlerinin ve 2006
hedeflerinin toplandığı faaliyet raporunda suyla ilgili
çeşitli istatistikler de dikkat çekiyor.
Buna göre 62 bin 620
nüfuslu başkent Lefkoşa 16 bin 776 metreküplük suya ihtiyaç duyarken,
kente 16 bin 197 ton su veriliyor. Başkentin su açığı 579
ton olarak gösteriliyor.
50 bin 522 nüfuslu
Gazimağusa'nın durumu ise çok kötü. Tüm yerleşim birimleri
içerisinde su açısından en şanssız kent olarak
karşımıza çıkan Gazimağusa'ya 12 bin 336 metreküplük
su pompalanırken, kentin ihtiyacı 14 bin 699 ton olarak dikkat
çekiyor. İhtiyaçla verilen su
karşılaştırıldığında
Gazimağusa'daki su açığı 2 bin 363 metreküpe denk
düşüyor.
Güzelyurt ve Girne ise su
açısından en şanslı bölgeler. Özellikle Güzelyurt'ta
ihtiyacın çok üzerinde su verildiği gözleniyor. 27 bin 195 nüfuslu
Güzelyurt bölgesinin 9 bin 290 metreküplük suya ihtiyacı varken, bu bölgeye
7 bin 491 ton su pompalanıyor. Güzelyurt'ta su fazlalığı
bin 799 metreküp olarak karşımıza çıkıyor.
Ülkenin turistik
tesislerinin en yoğun bulunduğu bölgelerden biri olan Girne'de ise 41
bin 350 kişilik bir nüfusa 15 bin 72 metreküplük su veriliyor.
İhtiyacın ise 13 bin 486 metreküp olduğu belirtiliyor. Ancak
uzmanlar Girne'nin gerçek nüfusunun bu rakamdan çok daha fazla olduğu ve
su fazlalığının değil, su açığının
bulunduğuna dikkat çekiyor.
İskele bölgesinde de
su açığı göze çarpıyor. 19 bin 243 kişinin
yaşadığı belirtilen İskele'de 6 bin 229 metreküplük
suya ihtiyaç duyulurken, kente 5 bin 421 metreküp su sağlanıyor.
KIBRIS 05/05/06
|
NTV
Güncelleme: 02:18 TSİ 06 Mayıs 2006 Cumartesi
LEFKOŞA
- KKTCde geçtiğimiz haftasonu yapılan nüfus sayımı
sonuçlarına göre kentler bazında en büyük nüfus artışı
yüzde 58le Girnede görüldü.Artış, Lefkoşada yüzde 36,
Gazimagosada ise yüzde 21 oranında gerçekleşti.
Annan
planında büyük bölümünün Rumlara verilmesi öngörülen Güzelyurtta nüfus
artışı ortalamanın altında kaldı ve yüzde 14
oranında oldu.
Sonuçları açıklayan KKTC Başbakanı Ferdi Sabit Soyer, KKTC
nüfusunu daha az göstermek için çalışan Rumların, bu
şekilde siyasi kazanım elde etme peşinde olduklarını
savundu.
Rum yönetimi, Kıbrıslı Türklerin sayısının 50 bin
civarında olduğunu iddia ediyordu.
KKTCYE
MALİ YARDIM GİRİŞİMİ
Bu arada AB ülkelerinin büyükelçilerinin biraraya geldiği Coreper
toplantısında, mali yardımlar konusunda KKTCye söz verilen
miktarın ödenebilmesi için Avrupa Komisyonuna yetki verildi.
Komisyon da Coreperde yaptığı sunumda, birliğin bütçesinde
harcanmayan paralardan, Adanın kuzeyine 120 milyon Euroluk ek ödenek
sağlanabileceğini belirterek, önümüzdeki hafta bu konudaki tüzük
taslağını hazırlayacaklarını söyledi.
Komisyonun en geç ay sonuna kadar, 120 milyon Euro ek ödeneği öngören
tüzüğü Corepere sunması öngörülüyor.
ABnin, Annan Planını kabul eden KKTCye vermeyi
kararlaştırdığı 259 milyon Euroluk mali yardım,
Rumların uzun süren uzlaşmaz tutumundan ötürü KKTCye
ödenememişti.
Rumların vetosu bertaraf edildikten sonra ise AB, KKTCye sadece 139
milyon Euroluk mali yardımda bulunabilmişti.
Matsakis
Aslanoğlu'nu sinirlendirdi: Matsakis 'go home'
SİNAN TOROS İstanbul
Türkiye'ye ayak basar basmaz Atatürk Havalimanı'nda Kıbrıs Rum
Bayrağı açan Rum milletvekili Marios Maksakis, dün ülkesine dönerken
de Atatürk Havalimanı VIP Salonu'nda şov yapmaya
kalkıştı. Matsakis, 6 çocuklu Rum bir ailenin
fotoğraflarını göstererek babanın Türk askerleri
tarafından öldürüldüğünü öne sürünce, sert kayaya çarptı. CHP
Malatya milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu "Ben Türk milletvekiliyim.
Lütfen ülkenize geri gider misiniz" dedi. Matsakis'in Ben zaten
gidiyorum'' demesi üzerine Aslanoğlu, "Türkiye demokratik bir ülke.
Siz her zaman Türkiye'yi karıştırıyorsunuz. Türkiye'yi asla
karıştıramazsınız. Ülkenize gider misiniz? Go home, go
home" diye bağırdı. Matsakis bunun üzerine
uzaklaştı.
MILLIYET 06/05/06
AB, Rum
kesimine yaradı
|
|
Rum tarafının
AB'ye üye olmasının üzerinden iki yıl geçti: Beklendiği
gibi Kıbrıs sorunu çözülemese de, üyelik her konuda umut vaat ediyor
06/05/2006
RADIKAL 06/05/06
1 Mayıs'ta
Kıbrıs Rum tarafının AB üyeliğinin ikinci
yılı tamamlandı. AB üyeliği, Kıbrıs tarihindeki
en büyük başarı. Üyeliğin hem Kıbrıs, hem de AB için
getirisi fazla. Üyelik, gerçekleşmeden önce Kıbrıs sorununun
çözümü ile bağdaştırılıyordu, çünkü sorununun
çözümünde katalizör olabileceği düşünülmüştü. Şu ana kadar
bu teyit edilmedi, çünkü uygun şartlar sağlanamadı.
Fakat, üyelik hâlâ bir anlaşma sağlanmasına katkıda
bulunacak önemli bir araç olarak görülüyor. Özellikle de Türkiye ile AB
arasında üyelik müzakerelerinin başlamasına karar verildikten
sonra...
Pratikte de kanıtlandığı gibi, AB Lefkoşa için
Kıbrıs sorununun çözümüne ilişkin BM çabalarını
güçlendirecek önemli bir alan. Kıbrıs, AB kurallarının
uygulanmasından da ileride birçok çıkar elde edecek.
Öte yandan, ülkemiz boyutundan dolayı AB içinde başrol oynayamayacak
olsa da, yapıcı faaliyetlerde bulunabilir ve tüm birliği
ilgilendiren kararların alınmasına katkıda bulunabilir.
Üstelik, AB Doğu Akdeniz'e bir köprü kurmak için Ada'nın stratejik
konumunu değerlendirecek.
(Rum gazetesi Filelefteros, 3 Mayıs, 2006)
KKTC
nüfusu 264 bin olmuş
06/05/2006
RADİKAL - LEFKOŞA - KKTC'de 30
Nisan'daki nüfus ve konut sayımının kısmi sonuçları
belli oldu. KKTC nüfusu 1996 sayımına göre yüzde 31.7 oranında
artarak 264 bin 172 oldu. Buna göre, Lefkoşa'da 84 bin 893, Mağusa'da
64 bin 426, Girne'de 61 bin 192, Güzelyurt'ta 31 bin 568 ve İskele'de 22
bin 90 kişi yaşıyor. Bu rakama turistler, çalışma izni
bulunanlar ve 29 bin civarında yabancı öğrenci de dahil. Kesin
rakamın beş ay içinde açıklanacağı söyleyen
Başbakan Ferdi Sabit Soyer "Gizli hiçbir şeyimiz yok. Bu hükümet
transparan" diye konuştu.
Rus Turistler için
Türkiye'den Güney Kıbrıs'a tur
Rusya'daki turizm
acentelerinin, Türkiye'ye tatile giden Rus turistlerinin tatillerini daha da
renklendirmek için Türkiye üzerinden Güney Kıbrıs'a tur düzenlemeye
başladığı bildirildi.
Prime-Tass
ajansının haberine göre, bir turizm acentesi Türkiye'ye giden
turistlerin Rum kesimindeki Aya-Napa kentine tur düzenlemeye başladı.
Haberde, Rus turistlerin
Rum kesiminin yanı sıra Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ni de
aynı seyahat acentesinin turuyla ziyaret edebileceği vurgulandı.
İstanbul üzerinden düzenlenen bu turların fiyatının
kişi başına 500 avroya ulaştığı belirtilen
haberde, "1974 yılındaki çıkarmadan sonra Türkiye üzerinden
Güney Kıbrıs Rum kesimine düzenlenen ilk turlar 19 Mayısta
başlayacak ve bu tura 20 kişi katılacak" denildi.
Öte yandan, Türkiye'ye
giden Rus turistleri kendilerine çekmeye çalışan Yunanistan,
İspanya ve İtalya gibi ülkelerin de tur fiyatlarını
düşürmeye başladığı bildirildi. Rus İtar-Tass
ajansı, özellikle Yunanistan turlarının fiyatları bu
yıl Türkiye turlarıyla rekabet edebilecek şekilde
aşağıya çekildiğini duyurdu.
Ancak Yunanistan'ın
talep ettiği vize şartları, birçok Rus turistin hiçbir
formaliteye gerek kalmadan gidebildiği Türkiye'yi tercih ettiği
belirtildi.
KIBRIS 06/05/06
Garry Rob KKTC'ye döndü
Ortağı
olduğu emlak şirketinin paralarını alarak
yurtdışına kaçtığı iddia edilen ve aleyhine bir
çok dava açılan Garry John Robb, KKTC'ye geri döndü... Aleyhindeki
suçlamaların tümünü reddeden Robb, dün
çıkarıldığı mahkemede teminatla serbest
bırakıldı
Garry Rob KKTC'ye döndü
SUÇLAMALARI
REDDETTİ... Ortağı olduğu AGA Development Ltd., isimli
emlak şirketini ve şirket müşterilerini dolandırarak
yurtdışına kaçtığı iddia edilen Garry John Robb
dün KKTC'ye döndü ve polise ifade verdi. Kıbrıslı Türk
avukatı Mert Güçlü ve İngiliz iş arkadaşı Glen Howei
ile birlikte polise giden Robb, aleyhindeki tüm suçlamaları reddetti,
çeşitli iddialarda bulundu
TEDBİR AMAÇLI
TEMİNAT... İngiltere'de aleyhindeki "kara para aklama"
suçlamalarının düştüğünü iddia eden Garry Robb'un
Kıbrıs'taki suçlamaları da reddettiği ve kendisinin bir çok
konuda şikayette bulunduğu, polisin bu şikayetler hakkında
da soruşturma başlattığı öğrenildi. Garry Robb,
dün mahkemeye çıkarıldı ve tedbir amaçlı teminata
bağlanarak yurtdışına çıkışı
yasaklandı
Senem GÖK
Ortağı
olduğu AGA Development Ltd., isimli emlak şirketini ve şirket
müşterilerini dolandırarak yurtdışına
kaçtığı iddia edilen Garry John Robb dün KKTC'ye döndü ve polise
ifade verdi. Kıbrıslı Türk Avukatı Mert Güçlü ve
İngiliz iş arkadaşı Glen Howei ile birlikte polise giden
Robb'un aleyhindeki tüm suçlamaları reddettiği, bununla birlikte
kendisinin çeşitli iddialarda bulunduğu öğrenildi.
İngiliz polisi
tarafından aleyhinde yürütülen ve dava açılan "kara para
aklama" suçlamalarının düştüğünü iddia eden Garry
Robb'un Kıbrıs'taki suçlamaları da reddettiği ve bu
konularda kendisinin bir çok konuda şikayette bulunduğu, polisin bu
şikayetler hakkında da soruşturma başlattığı
elde edilen bilgiler arasında.
Tedbir amaçlı teminat
Özellikle KKTC'de
yaşayan yabancı uyruklulara yönelik emlak alım-satımı
ve inşaat işleriyle uğraşan ve bu alım-satımlarda
başta evrak sahteciliği ile aynı malı birden çok
kişiye sattıktan sonra, hem müşteri paralarını hem de
ortağı olduğu AGA Development Ltd'in paralarını alarak
yurtdışına kaçtığı iddia edilen Garry Rob, dün
sağ kolu olarak bilinen İngiliz iş arkadaşı Glen Howei
ile birlikte KKTC'ye döndü.
Glen Howei'nin
yanısıra Kıbrıslı Türk Avukatı Mert Güçlü ile
birlikte Lefkoşa Polis Müdürlüğü'ne bağlı Adli Şube'ye
giderek ifade veren Garry Rob, öğle saatlerinde Lefkoşa Kaza
Mahkemesi'ne çıkarıldı.
Başsavcılık
adına Savcı Ergül Kızılokgil'in de hazır
bulunduğu teminat duruşması Yargıç Ömer Güran huzurunda
yapıldı.
Mahkeme, İngiltere'de
aleyhine yürütülen kara para aklama suçlamasının geri
çekildiğini öne süren Garry Robb'un bu iddiasının
yanısıra, KKTC'deki dolandırıcılık
iddialarına karşı öne sürdüğü şikayetlerinin de polis
tarafından araştırılmasına olanak sağlamak
adına, Robb'u tedbir amaçlı teminata bağladı ve
soruşturmalar tamamlanıncaya kadar yurtdışına
çıkışının yasaklanmasına emir verdi.
Basın
açıklaması yapacak
Öte yandan, Garry John
Robb'un önümüzdeki günlerde aleyhindeki suçlamalar ve davalarla ilgili olarak
basın açıklaması yapacağı öğrenildi, ancak zaman
belirtilmedi.
Fotoğraflar: (Günlük
Tarihte)
Garry John Robb, sağ
kolu olarak bilinen İngiliz iş arkadaşı Glen Howei ile
birlikte dün KKTC'ye döndü. İngiliz avukatı ile
Kıbrıslı Türk avukatı Mert Güçlü ile birlikte polise giden
Robb, mahkemeye çıkarılarak tedbir amaçlı teminata
bağlandı
KIBRIS 06/05/06
Nasıl ayrı
değil, nasıl birlikte yaşayacağımızı
düşünmeliyiz
|
Rum yönetimi lideri Tasos
Papadopulos, Fransa'da yayımlanan L'Express gazetesine röportaj verdi: Nasıl ayrı
değil, nasıl birlikte yaşayacağımızı
düşünmeliyiz ANNAN PLANI'NI
REDDETTİK, ÇÜNKÜ "Nüfusun 82%'si Rum iken, iki belirgin bölge ve
iki tip toplumsal yapı içeren bir devleti kesinlikle reddediyoruz Üniter
bir devletin yasallığının ve iyi işleyişinin
bloke edilmesine müsaade edecek bir sistemi kabul edemem. Biz Annan
Planı'nı bir çözümü reddetmiş olmak için reddetmedik, reddettik
çünkü gerçekte öyle bir senaryo yürümeyecekti" Rum yönetimi lideri Tasos
Papadopulos, "Kıbrıs'ta nasıl ayrı değil,
nasıl birlikte yaşayacağımızı düşünmemiz
gerekiyor" dedi. Papadopulos, Fransa'da
yayımlanan L'Express gazetesine verdiği röportajda,
Kıbrıs sorunuyla ilgili açıklamalarda bulundu. Tasos Papadopulos,
"Nüfusun 82%'si Rum iken, iki belirgin bölge ve iki tip toplumsal
yapı içeren bir devleti kesinlikle reddediyoruz" şeklinde
konuştu. Üniter bir devletin
yasallığının ve iyi işleyişinin bloke edilmesine
müsaade edecek bir sistemi kabul etmesinin mümkün
olmadığını ifade eden Rum yönetimi lideri Papadopulos,
Annan Planı'nı bir çözümü reddetmiş olmak için
reddetmediklerini ileri sürdü; "Reddettik, çünkü gerçekte öyle bir
senaryo yürümeyecekti" dedi. "Her bir
noktayı göz nünde bulundurarak nasıl ayrı değil,
nasıl birlikte yaşayacağımızı düşünmemiz
gerekiyor" diyen Tasos Papadopulos, "Her tarafın
pozisyonlarını ekleyerek ve armudu rastgele ortadan ikiye bölmek
Kıbrıs için hiçbir zaman iyi bir çözüm teşkil
etmeyecektir" ifadesini kullandı. Papadopulos'un
L'Express'te 4 Mayıs 2006 tarihinde Christian Makarian'la
yaptığı söyleşinin tam metni şöyle: Soru ve yanıtlar Soru: Ada bu zor durumdan
nasıl çıkarılabilir? Türkiye'nin AB üyelik müzakerelerinin
yeniden başlamasına birkaç ay kala Kıbrıs
Cumhurbaşkanı Tasos Papadopulos şartlarını ortaya
koyuyor. Adanın AB'ye
üyeliğinden ve BMGS Kofi Annan tarafından sunulan yeniden
birleşme planının Kıbrıslı Rumlar
tarafından ezici çoğunlukla reddedilmesinden 2 yıl sonra nasıl
bir durum değerlendirmesi yapıyorsunuz? Yanıt: Hiç unutmamak
gerekir ki Kıbrıs problemi 1974'de Türkiye tarafından karar
verilen bir istila ve işgalle bağlantılı bir konudur.
Nüfusun içinde her 10 kişiden 2'den azı Türk kökenlidir. Diğer
yandan 8'den fazlası Rum'dur. Mülk konusunda ise, orman arazilerinin
dışında, arazilerin 88%i Rumlara, 12%si de Türklere aittir.
İşgalden önce çoğunluğu sadece Türk olan tek bir
yerleşim birimi yoktu; onlar heryerde azınlıktılar. Bu da
pratikte tüm bu bölünme argümanlarını kesinlikle geçersiz
kılıyor. Buradan da tek bir soru ortaya çıkıyor: Türkiye
ne istiyor? Soru: Ne demek yani? Yanıt:
Kıbrıs'ta tek bir devlet mi istiyorsunuz yoksa iki tane mi? Tek bir
anayasa, tek milliyet, tek bir dayanışma ve uluslararası
kimlik mi istiyorsunuz? Yoksa özellikle zararlı olabilecek 2 devlet mi?
AB konusunda örneğin Fransa'nın 1 Komisyoneri varken
Kıbrıs'ın Brüksel'de 2 kişiyle temsil edildiğini
düşünebiliyor musunuz? Türkiye'nin şu ana kadarki bütün
politikası 2 ayrı devlet yapısı kurmaya
dayalıydı. Soru: Türkler size Annan
Planı'nı kabul ettiklerini söyleyerek yanıt vereceklerdir... Yanıt: Çok
kişinin bizim planı reddetmiş olmamızdan ötürü duygusal
açıdan çok etkilendiklerini biliyorum. Fakat bizim görüşümüze göre,
bu metin üzerinde uzlaşılmış bir anlaşmanın
ürünü, ortak ve uyumlu bir pozisyonun meyvesi olan bir barış
planı değildi. Daha ziyade bir hakem kararına benziyordu.
Elbette ki Kofi Annan'ın iyi niyet misyonu ona görüşmeleri içine
girdiği çıkmazdan çıkarma görevini veriyordu fakat sadece bu
görüşmelerin ilgili tüm tarafların katılımıyla
yürütüldüğü sürece. Bu da bizi bölen tüm konuların ele
alındığını ve
tartışıldığını öngörüyordu. Aslında
evet bazı noktalar müzakere unsuru olarak ele alındı, oysa
diğer bazı konular gündeme bile gelmedi. Örneğin ortak para
politikası görüşmelerin dışında
bırakıldı, aynı şekilde, olayın finansman ve
ekonomik boyutları bir ad-hoc komisyona havale edildi. Soru: Bu garip durumu
nasıl açıklarsınız? Yanıt: BMGS
açısından, 1 mayıs 2004'den yani Kıbrıs'ın AB
üyeliğinden önce, bunun Türkiye'ye getireceği yükümlülüklere
bakılmaksızın, bir planın kabul edilmiş olması
gerekiyordu. Onun açısından, sonuçta, durumu göreceğiz... Üniter bir devletin
fonksiyonlarını bloke etmeye müsaade edecek bir sistemi kabul etmem
" Soru: Ve bu durum
da yeniden birleşme konusundaki kesin soruyu sürüncemede
bırakıyor... Yanıt: Bir
şekilde. Ve ben bu yaklaşıma katılmıyorum. Benim
için, tüm toprakların, toplumların, ekonominin ve en sonunda da
kurumların tamamen birleşmeyeceği bir anlaşmayı
tahayyül etmek mümkün değildir. Bunların hiçbiri Annan
Planı'nda yoktu. Kıbrıs Rum halkı planı işte bu
yüzden reddetti: Nüfusun 82%'si Rum iken, iki belirgin bölge ve iki tip
toplumsal yapı içeren bir devleti kesinlikle reddediyoruz.
İnanın ki Kanada ve Belçika örneklerini büyük bir ilgiyle takip
ediyorum; fakat o ülkelerde toplumlardan herhangi biri kendi görüşünü
diğerine empoze edemez, hiçbiri herhangi bir blokaj veya ülkenin tamamen
bölünmesine yol açacak bir felç yaratamaz. Üniter bir devletin
yasallığının ve iyi işleyişinin bloke
edilmesine müsaade edecek bir sistemi kabul edemem. Biz Annan
Planı'nı bir çözümü reddetmiş olmak için reddetmedik,
reddettik çünkü gerçekte öyle bir senaryo yürümeyecekti. Bundan sonraki tüm
yeni inisiyatiflerin de bu gerçeği kaale alması gerekiyor: Herbir
noktayı göz önünde bulundurarak nasıl ayrı değil,
nasıl birlikte yaşayacağımızı düşünmemiz
gerekiyor. Her tarafın pozisyonlarını ekleyerek ve armudu
rastgele ortadan ikiye bölmek Kıbrıs için hiçbir zaman iyi bir çözüm
teşkil etmeyecektir. Soru: Çözüm her zaman
BM'den doğacak. Bu çıkmazdan nasıl çıkılacak peki? Yanıt: Biz Güvenlik
Konseyi'nin bazı daimi üyelerinin konuyu monopolize etmesini
istemiyoruz. Özellikle İngiltere ve Amerika'yı kastediyorum ki
bunların adada direkt çıkarları söz konusudur-birincisinin
adadaki askeri üsleri, ikincisinin ise Türkiye ve AB üyeliğine
verdiği destek nedeni ile. Ben BM'nin misyonunu yürütmesi ve
Kıbrıs'ın daha tarafsız bir muamele görmesi için Fransa,
Rusya veya Çin gibi diğer daimi ülkeleri de işin içine
katılması gerektiğini BMGS'ye ilettim. Soru: Camp David'de
bir sürece ne dersiniz: Siz ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, aynı masa etrafında? (Que pensez-vous d'un
processus ala Camp David: vous-meme et le president de la Republique turque
de Chypre du Nord, Mehmet Ali Talat, autour d'une meme table?) Yanıt: Bu iyi bir
şey getirmeyecek. Daha önce bahsettiğim şartları yerine
getirecek uzun ve faydalı bir hazırlık dönemi olmadan olmaz.
Bu olmadan Camp David gibi bir yerde buluştuğumuzda herkes kendi
pozisyonunu savunacak ve iki ay veya iki hafta gibi bir sürenin sonunda
görüşmeler duracak. Dolayısıyla dünyaya vereceğimiz mesaj
ne olacak? Kıbrıs sorununun çözümsüz olduğu ve en iyi çözümün
taksimden veya statükodan başka bir şey olmadığı. Soru: Size göre,
Türkiye'nin aradığı nedir, kısaca? Yanıt: Türkiye'nin
Kuzey Kıbrıs'ın hükümeti üzerindeki etkisi ağır
basmaktadır. Veya Ankara'nın stratejisi Avrupa ile ilişkiler
gündemi açısından zaman kazanacak şekilde Kıbrıs
konusundaki tartışmayı sürdürmektir. Bu şekilde,
önümüzdeki eylül ayında AB Türkiye'nin kat ettiği yolu
değerlendirmek için hesap soracağı zaman Türkiye ortamı
zehirlediği konusunda haksızlığa
uğradığını söylerken bu arada da görüşmeler
başlayamamış olacaktır. Fakat kimse kolay kanmaz. 25
ülke, Türkiye ile görüşmelerde barış planından
bağımsız olarak, Türkiye'nin AB ile Gümrük Birliği
anlaşmasının şartlarını yerine getirerek
limanlarını Kıbrıs filolarına açmasını
talep etmiştir. Umuyorum ki Avrupa,Türkiye'ye şart koşulan
yükümlülüklerin yerine getirilmesini talep ederken doğruluk ve adalet
konularında da hassas olacaktır." |
KIBRIS 06/05/06
120 milyon euroyu
kaybetmedik
Başbakan Soyer,
toplamda 259 milyon euro olan, ancak 2005'te kabul edilmemesinden dolayı
139 milyon euroya inen Mali Yardım Tüzüğü'nün, kaybedilen 120 milyon
eurosu ile ilgili önemli açıklamalarda bulundu:
120 milyon euroyu
kaybetmedik
"BU YIL
İÇİNDE UYGULAMAYA GEÇİRİLMESİ
NİYETİNDEYİZ" Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Avrupa
Komisyonu tarafından Kıbrıslı Türklerin ekonomik
kalkınmasını cesaretlendirmek ve adadaki iki toplum
arasındaki ekonomik bütünleşmeye katkı koymak amacıyla
sunulan ve AB Genel İşler Konseyi tarafından Doğrudan
Ticaret Tüzüğü'nden ayrılarak onaylanan Mali Yardım Tüzüğü'nün
bu yıl içinde uygulamaya geçirilmesi niyetinde olduklarını
açıkladı
"120 MİLYON EURO
İÇİN COREPER ONAY VERDİ" Başbakan Soyer, toplamda 259
milyon euro olan, ancak Aralık 2005'te kabul edilmemesinden dolayı
139 milyon euroya inen mali yardım paketinin, kaybedilen 120 milyon eurosu
konusunda gerekli girişimleri yaptıklarını ve COREPER'in de
120 milyonun verilmesini onayladığını ve Avrupa
Komisyonu'nu bu konuda görevlendirdiğini söyledi
Anıl IŞIK
Başbakan Ferdi Sabit
Soyer, Avrupa Komisyonu tarafından Kıbrıslı Türklerin
ekonomik kalkınmasını cesaretlendirmek ve adadaki iki toplum
arasındaki ekonomik bütünleşmeye katkı koymak amacıyla
sunulan ve Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nden ayrılarak, AB Genel
İşler Konseyi tarafından onaylanarak, kullanıma hazır
hale getirilen Mali Yardım Tüzüğü'nün bu yıl içinde uygulamaya
geçirilmesi niyetinde olduklarını açıkladı.
Başbakan Soyer,
toplamda 259 milyon euro olan, ancak Aralık 2005'te kabul edilmemesinden
dolayı 139 milyon euroya inen mali yardım paketinin, kaybedilen 120
milyon eurosu konusunda gerekli girişimleri yaptıklarını ve
Avrupa Birliği Daimi Temsilciler Komitesi'nin (COREPER) de 120 milyonun ek
bütçe olarak verilmesini onayladığını ve Avrupa
Komisyonu'nu bu konuda görevlendirdiğini söyledi.
Türk tarafının,
AB tarafından onaylanan ve kullana hazır hale getirilen mali
yardımı kabul edip etmediğinin sorulması üzerine
Başbakan Soyer, "Mali Yardım Tüzüğü'nün Doğrudan
Ticaret Tüzüğü'nden ayrılmasına karşı olduğumuzu,
ancak mali yardımı reddetmediğimizi daha önce de açıkladık.
Bunun için de bu noktada çalışmalarımızı sürdürüyoruz.
Bu çalışmalara bağlı olarak, ana hatlarıyla
görüşümüz şudur: bu yardımın doğrudan Kıbrıs
Türk halkına verilmesi, kuzeyde bir ofis açılması ve bunun
öncelikli kullanım alanlarının bizimle tartışılarak
saptanmasıdır. Çalışmalarımız bu yöndedir ve
ilerliyor" dedi.
Mali yardımla ilgili
olarak gerek başbakanlık bünyesindeki AB Koordinasyon Merkezi'nin ve
ilgili kurumların AB yetkilileri ile çok yoğun temaslar içerisinde
bulunduğunu ve çalışmaların devamlı sürdüğünü
belirten Başbakan, bu çalışmaların, somut sonuçları
ortaya çıktıktan sonra bunları açıklayacaklarını
söyledi.
Kuzeyde AB ofisinin
açılıp açılmayacağıyla ilgili soruya ise Soyer,
"bunu hep birlikte göreceğiz" diye yanıt vermekle yetindi.
Avrupa Parlamentosu'nun 139
milyon euroluk mali yardımın verilmesini
onayladığının hatırlatılması üzerine Soyer,
"bunun üzerine bizde gerekli temaslarımızı yapıyoruz.
Kaybedilen 120 milyon euro konusunda gerekli girişimleri yaptık ve
COREPER de bunu onayladı ve Avrupa Komisyonu'nu bu konuda
görevlendirdi" dedi.
Soyer, "mali
yardımın ne zaman alınacağı ve kullanımına
ne zaman başlanacağı?" yönündeki bir soruya
karşılık, "Bu çalışmalar tam
sonuçlandığında bu parayı alacağız. Niyetimiz
kullanımına bu yıl içinde başlamasıdır"
dedi.
"Çeşitli
alanlarda kullanılacak"
Soyer, mali
yardımın, doğanın korunması, altyapının
geliştirilmesi gibi değişik alanlarda
kullanılacağını da ifade etti.
Mali yardımın
kullanılacağı alanlarda çalışma yapılması
için yeterli uzman kadrosunun bulunup bulunmadığıyla ilgili
olarak Başbakan, "Kıbrıs Türk halkı şu anda AB'ye
hazırdır. Entelektüel birikimi ve teknik elemanları çok
yeterlidir. Bundan da gurur duyuyorum. Üniversitelerimiz vardır, teknik
elemanlarımız vardır ve yurtdışında kendi
alanlarında son derece başarılı insanımız
vardır. Bunları koordine etmek çok kolay bir iştir ve
yapılmıştır. Bu konuda gerekli bilgi birikimine sahip
insanlarımız gerekeni yapacaktır" diye konuştu.
"Themis, AB temsilcisi
olmak
için kültürünü
geliştirmeli"
Avrupa Komisyonu Güney
Lefkoşa Temsilcisi Themis Themistokleus'un mali yardımın
kullanılmasıyla ilgili açıklamalarının
hatırlatılması üzerine Soyer şöyle konuştu:
"Themis Themistokleus, kanımca, AB temsilcisi olmak için kültürünü
geliştirmeli. Kendisi yalnızca Kıbrıs Rum toplumunun Elen
çıkarlarını gözetmekle görevli bir mantaliteye sahiptir. O
nedenle, AB ilkeleri böyle bir mantaliteye sahip olanların mantalitesi ile
çelişki içindedir. Bunu da zaten kuzeye geçmemekle ve herhangi bir
şekilde Kıbrıs Türk halkını ortak olarak kabul
etmemekle de göstermektedir. Sayın Papadopulos'un geçen gün verdiği
bir demeç var: yüzde 80 ile yüzde 20'nin siyasi eşitlik temelinde bir
arada olması mümkün değildir... Bu da, AB ilkelerine, demokratik
ilkelere ve Kıbrıs sorunun çözümünün özüne tamamen
aykırıdır. Haliyle, bu kişinin atadığı
kişi de bizi siyasi olarak eşit görmediği için Kıbrıs
Rum tarafının hakimiyetçi davranışını empoze etmeye
çalışıyor. Themistokleus'un bu tutumu üzüntü vericidir"
dedi.
Tüzük, şubatta
Doğrudan Ticaret
Tüzüğü'nden
ayrılarak onaylanmıştı
Mali Yardım
Tüzüğü, Türk tarafının tüm ısrarlarına rağmen,
Doğrudan Tüzüğü'nden ayrılarak, COREPER tarafından 24
Şubat 2006'da ve ardından da AB Genel İşler Konseyi
tarafından 27 Şubat 2006'da onaylanarak, kullanıma hazır
hale getirildi.
Böylece, AB üyesi ülkeler,
toplamda 259 milyon euro olan, ancak 2005 yılı bütçesinden
kaynaklanan 120 milyon eurosu, 31 Aralık itibariyle devre
dışı kalarak 139 milyon euroya inen Kıbrıslı
Türklere yönelik mali yardım paketini kullanıma hazır hale
getirdi.
Mali Yardım ile
Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün birbirinden ayrılmasına karar
veren AB üyesi ülkeler, ayrıca toplantıda Doğrudan Ticaret
Tüzüğü ile ilgili tartışmaların sürdürülmesi konusunda da
görüş birliğine vardı.
KIBRIS 06/05/06
Bize niye gelmiyorlar?
|
Turizmciler, Türkiye'den
Güney Kıbrıs'a tur düzenlenmesine tepkili Bize niye gelmiyorlar? Kıbrıs Türk
Seyahat Acenteleri Birliği (KITSAB) Başkanı Orhan Tolun ile
Kıbrıs Türk Otelciler Birliği (KTOB) Başkanı Turhan
Beydağlı, Türkiye'den Güney Kıbrıs'a turistik seferler
düzenlenmesine tepki göstererek, bir Kıbrıslı Türk'e ait olan
"Karetta Travel" adlı şirketi etik davranmamakla
suçladılar Aral MORAL Kıbrıs Türk
Seyahat Acenteleri Birliği (KITSAB) Başkanı Orhan Tolun ile
Kıbrıs Türk Otelciler Birliği (KTOB) Başkanı Turhan
Beydağlı, Türkiye'den Güney Kıbrıs'a turistik seferler
düzenlenmesine tepki göstererek, bir Kıbrıslı Türk'e ait olan
"Karetta Travel" adlı şirketi etik davranmamakla
suçladılar. Turizmciler,
turların KKTC turizmini sekteye uğratacağını
düşünmemekle beraber, bunun etik bir davranış
olmamasından üzüntü duyduklarını belirtti. 1974 Barış
Harekatı'ndan bu yana Güney Kıbrıs'a ilk kez düzenlenecek olan
tur İstanbul-Atina-Larnaka hattından yapılacak ve 450 euro'dan
başlayan fiyatlarla gerçekleştirilecek. KITSAB Başkanı
Orhan Tolun, "Bizi üzen bir olay" şeklindeki
değerlendirmesinde, hazırlanan tura ilginin büyük
olacağını düşünmediğini belirtti. KTOB Başkanı
Turhan Beydağlı da, Karetta Travel seyahat acentesinin Genel Müdürü
İbrahim Habeş'i ahlâki davranmamakla suçlayarak "Bir iş
yaparken, bunun ülkemiz için ne gibi getirisi ve götürüsü olduğunu
düşünmek gerekir" diye konuştu. Habeş, dün
basında yer alan açıklamalarında, tura ilginin çok büyük ve
Güney Kıbrıs'ın Türkiye'de merak konusu olduğunu
kaydetti. Tolun: Özüne
baktığımızda bizi üzen bir olaydır Orhan Tolun, olaya ticari
açıdan bakıldığında "yapmayın"
diyemeyeceklerini belirterek, ülkeler arası yakınlaşma
çerçevesinde böyle bir girişimi engelleme yönünde tavır sergilemeyeceklerini
kaydetti. Kuzey
Kıbrıs'ın, Rum kesiminden daha cazip olduğuna dikkat
çeken Tolun, "KKTC her yönüyle daha güzel. Hizmetlerimiz ve
otellerimizin yanında fiyat olarak da ucuzuz. Türkiyelilerin KKTC yerine
Rum kesimini tercih edeceğini sanmıyorum" şeklinde
konuştu. Orhan Tolun, bir
Kıbrıslı Türk işadamının, Güney
Kıbrıs'a tur organize etmesinin üzücü olduğunu, ticari iş
yaparken, ülkemiz açısından getirisi ve götürüsünün neler
olacağının göz önünde bulundurulması gerektiğini
söyledi. Beydağlı:
Turizmimizin başarısız olduğu
mesajını alıyorum Turhan Beydağlı
ise, Karetta Travel seyahat acentesi Genel Müdürü İbrahim Habeşi
"etik" davranmamakla suçladı. Konuyla ilgili olarak dün
açıklama yapan Turizm Bakanı Derviş Kemal Deniz'in
"KKTC'yi Türkiye'de yeteri kadar tanıtamadık" sözlerini
de değerlendiren Beydağlı, KTTC'nin Türkiye'de
tanıtılmak yerine sevdirilemediğini, bunun da, gelmiş
geçmiş tüm turizm bakanlarıyla Kıbrıs Türk Hava Yolları
(KTHY) yetkililerinin hatalarından kaynaklandığını
öne sürdü. "Kendimize rakip
seçtiğimiz bir piyasaya müşteri yönlendirmeyi doğru
bulmuyoruz" diye konuşan Turhan
Beydağlı, Türkiye'den Güney Kıbrıs'a tur düzenlenmesi
konusunda, turizmle ilgilenen herkesi düşünmeye davet etti. Habeş: Turlar,
barış ortamı için umut verici Karetta Travel Genel
Müdürü İbrahim Habeş, turun ilk programının 19 Mayıs
Cuma günü gerçekleştirileceğini ve 20 kişilik bir grubun Güney
Kıbrıs'a gideceğini söyledi. Habeş, bu tarihten
itibaren her perşembe bu turların gerçekleşeceğini ve
turun Atina aktarmalı yapılacağını ifade ederek,
oradan Larnaka'ya hareket edileceğini ve şirket olarak Güney
Kıbrıs için vizeyi de kendilerinin aldığını
söyledi. İbrahim Habeş
ayrıca, turu organize ettikleri Güney Kıbrıs'taki Rum
partnerlerinin de bu turdan dolayı heyecanlı olduğunu
belirterek, bu tür organizasyonları barış ortamı için
umut verici olarak değerlendirdiklerini ifade etti. Bakan Deniz ne
demişti? Bakan Deniz, kendilerinin
Rum yönetimine ortak turizm politikası çağrısında
bulunduklarını ancak dikkate alınmadıklarını
dile getirmişti. Deniz ayrıca, Kuzey
Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ndeki turizm potansiyelinin, Türkiye'de
daha iyi tanıtılmasının önemini de
vurgulamıştı. |
KIBRIS 06/05/06
İngiltere'de 7
Kıbrıslı Türk, 8 Türkiyeli aday seçimi kazandı
15 TÜRK KÖKENLİ ADAY
KAZANDI... İngiltere'de 4 Mayıs 2006 Perşembe günü 176 seçim
bölgesinde yapılan yerel seçimlerde belediye meclis üyesi için
yarışan 28 Türk adaydan 7'si Kıbrıslı Türk, 8'i
Türkiyeli olmak üzere 15 adayın seçimi kazandığı
kesinleşti
7 BAŞARILI KIBRISLI
TÜRK... Türkçe konuşan toplumun yoğun olarak
yaşadığı Enfield bölgesinde tamamlanan oy
sayımında Kıbrıslı Türk adaylar İşçi
Partisi'nden Ayfer Orhan, Ahmet Karahasan, Ahmet Öykener ve Muhafazakar
Parti'den Doğan Delman ve Ertan Hürer, Liberal Demokrat Parti'den Meral
Ece ve Sera Hülya Ketmen bölgelerindeki belediye meclislerine girmeye hak
kazanan Kıbrıslı Türkler oldu
Eylem ERAYDIN / LONDRA
İngiltere'de 4
Mayıs 2006 Perşembe günü 176 seçim bölgesinde yapılan yerel
seçimlerde belediye meclis üyesi için yarışan 28 Türk adaydan 7'si
Kıbrıslı Türk, 8'i Türkiyeli olmak üzere 15 adayın seçimi
kazandığı kesinleşti.
Türkçe konuşan
toplumun yoğun olarak yaşadığı Enfield bölgesinde
tamamlanan oy sayımında Kıbrıslı Türk adaylar
İşçi Partisi'nden Ayfer Orhan, Ahmet Karahasan, Ahmet Öykener ve
Muhafazakar Parti'den Doğan Delman ve Ertan Hürer, Liberal Demokrat
Parti'den Meral Ece ve Sera Hülya Ketmen bölgelerindeki belediye meclislerine
girmeye hak kazanan Kıbrıslı Türkler oldu.
Geçtiğimiz yıl
İşçi Partisi'nden milletvekili adayı olan Ayfer Orhan Enfield-
Ponders End bölgesinden seçimi kazanırken, İşçi Partili adaylar
Ahmet Öykener Enfield- Lower Edmonton'dan , Ahmet Karahasan Enfield- Jubilee
bölgesinden, Muhafazakar Parti'den Doğan Delman Enfield- Highland ve Ertan
Hürer Enfield- Winchmore'dan, Libreral Demokrat Parti'den Meral Ece Islington-
Mildmay ve Sera Hülya Kentman ise Lewisham bölgelerinde seçimleri kazanarak
belediye meclis üyesi oldular.
Bölgelerinde belediye
meclis üyeliğini kazanan Türkiyeli adaylar ise İşçi Partisi'nden
Yasemin Breet Enfield- Brwes, Nilgün Canver Haringey- St. Ann's, Dilek
Doğuş Haringey- Bruce Grove, Muttalip Ünlüer Hackney- Stoke
Newington, Deniz Oğuzkanlı Hackney- Lea Bridge, Gülay
Oğuzkanlı Hackney- De' Beauvoir, Evrim Laws Sauthwark- Peckham Rye ve
Feryal Demirci Hackney- Lordshiplane bölgelerinden seçimi kazandı.
Seçim sonucunun
ardından KIBRIS'a açıklama yapan Ayfer Orhan, kendisine destek veren
herkese teşekkür ederek, "Gecenin 22.00'sinde bile gecelikle gelip oy
kullanan Türkler oldu, onlar sayesinde kazandık. Söz verdim öncelikle
kendi toplumumuzun sorunları üzerinde çalışacağım. En
önemlisi de eğitim konusunda uzman biri olarak bu alandaki
sıkıntılarımızı yok etmek için
uğraşacağım. Ayrıca bölgemdeki en büyük sorunlardan
biri olan çevre kirliliğini azaltmak için çalışmalar
yapacağım" şeklinde konuştu.
Orhan, ülke genelindeki
İşçi Partisi'nin yenilgisini ise parti içi yaşanan skandallardan
çok İngiltere'de giderek artmaya başlayan milliyetçi
akımının bir göstergesi olduğuna
inandığını belirtti.
Ahmet Öykener ise seçimle
ilgili olarak şunları kaydetti:
"Bölgemde çok
açık farkla kazandım. Burada bölgede yaşayan Türk toplumumuzun
bizleri destekleyerek sandık başına gitmesiyle oldu. Öncelikle
destekleyen herkese teşekkür ederim. Amacımız Türklerin
yoğun olduğu bölgemizin kalkınmasını sağlamak.
Özellikle ilgileneceğim başka bir konu ise Türk okullarının
sıkıntılarını gidermek ve onlara belediyeden maddi
destek sağlamak olacaktır."
Enfield- Jubilee
Bölgesi'nden en çok oyu alarak tekrar belediye meclis üyesi olmaya hak kazanan
Ahmet Karahasan ise kendisini destekleyenlere teşekkür ederek,
"Kaldığım yerden çalışmalarıma devam
edeceğim. Kendi toplumumuzun sorunlarını çözmek en başta
görevim. Öncelikle toplumumuz un karşılaştığı ev
sorununa çözüm getirmek istiyorum" dedi.
Ülke genelinde
İşçi Partisi'nin büyük bir yenilgi yaşamasına rağmen
partinin Türklerin yoğun olarak yaşadığı bölgelerde 12
Türk belediye meclis adayından 11 tanesi büyük oy farkı ile seçimleri
kazandı. Kıbrıslı Türk belediye meclis adayı Alev
Cazımoğlu da 12 gibi çok az bir farkla seçimi kaybetti.
Enfield Southbury
bölgesinde, Mufazakar Parti'nin ülke genelindeki başarısına
rağmen Muhafazar Parti'den aday olan 11 Türk belediye meclis üyesinden
sadece Kıbrıslı Türk üyeler Ertan Hürer ve Doğan Delman
başarı sağlayarak, ipi göğüsledi.
Bazı bölgelerde oy
sayımı devam ederken, son gelen bilgilere göre Mufazakar Parti, 70'in
üzerinde belediyede meclisinde çoğunluğu elde etti. İktidardaki
İşçi Partisi ise 30'a yakın belediyede çoğunluk sağlayabildi.
İşçi Partisi'nin
büyük yenilgisinden sona oy sayımı daha bitmeden dün öğleden
sonar Başbakan Tony Blair, parti içi ve dışı gelen
tepkilere dayanamayarak kabine değişikliği yaptı.
Başbakan Blair,
İçişleri Bakanı Charles Clarke'ı kabineden
çıkardı ve Dışişleri Bakanı Jack Straw'u daha
arka planda bir göreve Avam Kamarası Başkanlığı'na
çekti. Blair'in, Avam Kamarası Başkanı Hoon'u da Avrupa
Bakanı olarak atandığı bildirildi.
Son haftalarda sekreteriyle
evlilik dışı ilişkisi gazete manşetlerinden düşmeyen
Başbakan Yardımcısı John Prescott ise devlet
bakanlığı görevini korumasına karşın sorumlu
olduğu alanlar daraltıldı.
Yeni kabine
Dışişleri
Bakanı: Margaret Beckett
İçişleri
Bakanı: John Reid
Eğitim Bakanı:
Alan Johnson
Avam Kamarası
Başkanı: Jack Straw
Ulaştırma
Bakanı: Douglas Alexander
Çevre Bakanı: David
Miliband
Yerel Yönetim Bakanı:
Ruth Kelly
Savunma Bakanı: Des
Browne
Ticaret Bakanı:
Alistair Darling
Parti Başkanı:
Hazel Blears
Fotoğraf Kodları:
(Genel- Res'te)
AYFER ORHAN
AHMET KARAHASAN
AHMET OYKUNER
DOGAN DELMAN
ERTAN HURER
MERAL ECE
**********************
NILGUN CANVER
MUTALLIP UNLUER
EVRIM LOWS
YASEMIN BRETT
***********************
AYFER ORHAN SEVINC
AHMET OYKUNER SEVINC
AHMET KARAHASAN SEVINC
ERTAN HURER SEVINC
YASEMIN BRETT SEVINC
KIBRIS 06/05/06
KKTC'nin "de-facto
"nüfusu 264 bin 172
Başbakan Soyer dün
düzenlediği basın toplantısında, 30 Nisan'da
gerçekleştirilen nüfus ve konut sayımının ilk
sonuçlarını açıkladı
KKTC'nin "de-facto
"nüfusu 264 bin 172
LEFKOŞA VE GİRNE
CAZİBE MERKEZİBaşbakan Ferdi Sabit Soyer, KKTC'nin "de
facto" (Vatandaş olmayanlar dahil) toplam nüfusunun 1996'daki son
sayıma göre yüzde 31.7 oranında artarak 200 bin 587'den 264 bin
172'ye ulaştığını bildirdi. Başbakan Soyer, en
yüksek nüfus artışının tespit edildiği Girne'de
nüfusun yüzde 58.1 artışla 38 bin 715'den 61 bin 192'ye
çıktığını kaydetti. Sayımda bir iç göçün de
tespit edildiğini söyleyen Başbakan Soyer, özellikle merkezlere
doğru bir akışın ortaya çıktığını
belirterek, Lefkoşa ile Girne'nin cazibe merkezi haline geldiğini
belirtti
EKSİK SAYIM YÜZDE 0.5Başbakan
Soyer, gerek adres kütüklerindeki eksiklikler, gerek sayım memuru
ihmallerinden dolayı genelde yüzde 0.5 (binde 5) oranında eksik
sayımın söz konusu olduğuna işaret ederek, bu bildirimlere
aynı gün ve daha sonraki günlerde ulaşılarak sayımın
gerçekleştiğini söyledi. Bildirimlere yanıt vermeye devam
edileceğine dikkat çeken Soyer, ileriki günlerde örnekleme yöntemiyle
gerçekleştirilecek tespitler sonucunda eksik sayımın olup
olmadığının ve varsa bu eksikliğin oranının
saptanması çalışmaları yapılacağını
kaydetti
YÜZDE 31.7 ARTIŞBaşbakan
Soyer'in açıkladığı 30 Nisan 2006 sayımı geçici
sonuçlarına göre, Aralık 1996'dan bu yana KKTC'nin de-facto nüfusunda
yüzde 31.7 oranında artış gerçekleşti. 1996'da 200 bin 587
olan nüfus, geçici rakamlara göre, 264 bin 172'ye ulaştı.
Detayları ve kesin sonuçları, altı ay içerisinde
açıklanacak olan bu artış sürekli ikamet esasına göre artan
nüfusu içerdiği gibi turizm, iş ve benzeri amaçlarla ülkemizde
bulunan insan sayısındaki artışı da içeriyor. Geçici
rakamlara göre Lefkoşa İlçesi 84 bin 893, Gazimağusa İlçesi
64 bin 429, Girne İlçesi 61 bin 192, Güzelyurt İlçesi 31 bin 568 ve
İskele İlçesi de 22 bin 90 nüfusuna ulaştı
Başbakan Ferdi Sabit
Soyer, KKTC'nin "de facto" (yabancılar dahil) toplam nüfusunun
1996'daki son sayıma göre yüzde 31.7 oranında artarak 200 bin 587'den
264 bin 172'ye ulaştığını bildirdi.
Soyer ayrıca,
Lefkoşa'da 84 bin 893, Mağusa'da 64 bin 426, Girne'de 61 bin 192,
Güzelyurt'ta 31 bin 568 ve İskele'de 22 bin 90 kişinin
yaşadığını söyledi.
Başbakan Soyer, en
yüksek nüfus artışının tespit edildiği Girne'de
nüfusun yüzde 58.1 artışla 38 bin 715'den 61 bin 192'ye
çıktığını kaydetti.
Sayımda bir iç göçün
de tespit edildiğini söyleyen Başbakan Soyer, özellikle merkezlere
doğru bir akışın ortaya çıktığını
belirterek, Lefkoşa ile Girne'nin cazibe merkezi haline geldiğini
belirtti.
Başbakan Soyer,
detaylar ve kesin sonuçların 6 ay içerisinde
açıklanacağını söyledi.
Başbakan Ferdi Sabit
Soyer dün düzenlediği basın toplantısında, 30 Nisan'da
gerçekleştirilen Nüfus ve Konut Sayımı'nın ilk
sonuçlarını açıkladı. Basın toplantısında
Başbakanlık Müsteşarı Doğan Şahali ile Devlet
Planlama Örgütü (DPÖ) Müsteşarı Işılay Yılmaz da
hazır bulundu.
"Demagojilere net
cevap verilecek"
Başbakan Soyer
başarılı bir çalışma olarak nitelediği ve ilk
geçici sonuçları belirlenen nüfus sayımının büyük ölçüde de
facto nüfusun tespiti için yapıldığına işaret etti.
6 ay içerisinde nüfus ve
bina sayımıyla ilgili ayrıntılı bilgilerin resmen
açıklanacağını kaydeden Başbakan Soyer, nüfusla ilgili
olarak bir süreden beridir dünyada devam eden siyasal demagojilere net cevap
verileceğini belirtti.
Başbakan Soyer,
"Herkes de gördü ki sorular, sosyo-ekonomik olup, bu yöndeki veri
ihtiyacını karşılamaya yöneliktir. Örneğin elektrik
enerjisi için evlerdeki klima sayısını öğrenmek lazım.
Gelecek ancak verili bir toplumla planlanabilir" dedi.
Nüfus sayımı
öncesinde mahalle saptaması yapıldığını, yeni
sokaklara isim verip, yeni binaları
numaralandırdıklarını kaydeden Soyer, bunun sonucunda
bazı yerlerde izinsiz inşaatlardan kaynaklanan kusurlar ortaya
çıktığını belirtti.
"Eksik sayım
yüzde 0.5 oranında"
Başbakan Soyer, gerek
adres kütüklerindeki eksiklikler, gerek sayım memuru ihmallerinden
dolayı genelde yüzde 0.5 (binde 5) oranında eksik sayımın
söz konusu olduğuna işaret ederek, bu bildirimlere aynı gün ve
daha sonraki günlerde ulaşılarak sayımın
gerçekleştiğini söyledi.
Bildirimlere yanıt
vermeye devam edileceğine dikkat çeken Soyer, ileriki günlerde örnekleme
yöntemiyle gerçekleştirilecek tespitler sonucunda eksik sayımın
olup olmadığının ve varsa bu eksikliğin
oranının saptanması çalışmaları
yapılacağını kaydetti.
"Veriler elektronik
ortama aktarılacak"
Başbakan Soyer,
sayımda KKTC'nin de facto nüfusunun 264 bin 172 olduğunun tespit
edildiğini ancak bugüne kadar bütün planların 222 bin 442'lik tahmini
nüfusa göre yapıldığına işaret ederek bunun
yarattığı kapasite
sıkışıklığı ve sorunlar bulunduğunu söyledi.
2 Mayıs'ta
yürürlüğe giren genelgeyle birlikte doğum-ölüm ve ülkeye
giriş-çıkışların elektronik ortama
aktarılacağını kaydeden Başbakan Soyer, bundan sonra
nüfusun sokağa çıkma yasağı uygulamadan tespit
edileceğini belirtti.
İlk sonuçlar
Başbakan Soyer'in
açıkladığı 30 Nisan 2006 Sayımı geçici
sonuçlarına göre, Aralık 1996'dan bu yana KKTC'nin de-facto (fiili)
nüfusunda yüzde 31.7 oranında artış gerçekleşti.
1996'da 200 bin 587 olan
nüfus, geçici rakamlara göre, 264 bin 172'ye ulaştı. Detayları
ve kesin sonuçları, altı ay içerisinde açıklanacak olan bu
artış sürekli ikamet esasına göre artan nüfusu içerdiği
gibi turizm, iş ve benzeri amaçlarla ülkemizde bulunan insan
sayısındaki artışı da içeriyor.
Ülke genelinde nüfus yüzde
31.7 oranında arttı. Geçici rakamlara göre Lefkoşa İlçesi
84 bin 893, Gazimağusa İlçesi 64 bin 429, Girne İlçesi 61 bin
192, Güzelyurt İlçesi 31 bin 568 ve İskele İlçesi de 22 bin 90
nüfusuna ulaştı.
Girne'de yüzde 58.1,
Lefkoşa'da yüzde 36.3, Gazimağusa yüzde 21.9, İskele yüzde 15.2
ve Güzelyurt yüzde 14.5 oranında artış meydana geldi.
İç göç
Başbakan Soyer, ilk sonuçlarda
merkezlere doğru bir iç göçün tespit edildiğine işaret ederek
gelecekteki planların da buna göre yapılacağını
söyledi.
Girne ve
Lefkoşa'nın diğer ilçelere göre daha yüksek oranlı nüfus
cazibe merkezlerine dönüştüğünü kaydeden Başbakan Soyer,
şöyle devam etti:
"De-facto toplam
nüfusun ilçeler itibarıyla dağılımındaki
gelişmeye bakıldığında, Lefkoşa'nın
payı yüzde 31.1'den yüzde 32.1'e ve Girne'nin payı yüzde 19.3'ten
23.2'ye yükselirken, Gazimağusa'nın payı yüzde 26.4'ten yüzde
24.4'e, Güzelyurt'un payının yüzde 13.7'den yüzde 11.9'a ve
İskele'nin payı da yüzde 9.6'dan yüzde 8.4'e geriledi."
Rumlara yanıt
Açıklamasında
Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin sayıma yönelik eleştirilerine
de değinen Başbakan Soyer, sayımın BM ve AB temel
prensiplerine göre yapıldığını ve uluslararası
camianın da bunu gördüğünü söyledi.
Başbakan Soyer,
"KKTC'de ilkokullara 20 bin 602, ortaokullara 18 bin 385 öğrenci ve
KKTC'deki üniversitelere 9 bin 877 Kıbrıslı Türk öğrenci
devam ediyor. Biz nüfusumuzu ve geleceğimizi bu güzel çocuklarla bu
topraklarda geliştireceğiz. Topraklarımızdaki tarihi
varlığımızın teminatı bu gençlerdir" dedi.
Başbakan Soyer daha
sonra gazetecilerin sorularını yanıtladı.
Başbakan
basının sorularını da yanıtladı
Başbakan Ferdi Sabit
Soyer, ülkenin ekonomik ve sosyal yapısı ile ihtiyaçlarını
saptamaya yönelik nüfus sayımına KKTC'de yaşamayı seçen
Rum, Maronit, İngiliz ve başka uluslardan insanları da
katıp bu insanların sayısını da tespit ederek ileriye
dönük dini, kültürel ve diğer ihtiyaçları için hizmetler
geliştirebilecek potansiyele sahip olmayı
amaçladıklarını vurguladı.
De facto (fiili) yöntemle
yapılan sayımın de jure (hukuki) sonuçlarının 5 ayda
tüm detaylarıyla açıklanacağını, saklayacak bir
şeyleri olmadığını ifade eden Başbakan Soyer, büyük
şehirlere olan yığılmanın önüne geçebilmek için
kırsal kesimlerde kalmayı teşvik edecek projeler
hazırlanacağını kaydetti.
Başbakan Soyer, 30
Nisan'da yapılan nüfus ve konut sayımına ilişkin ilk
verileri açıkladığı basın toplantısında
gazetecilerin farklı konulardaki sorularını da
yanıtladı.
"30 yıl bir yerde
yaşayan yabancı addedilemez"
Sayımda belirlenen 264
bin kişilik nüfusun kaçının Türkiye Cumhuriyeti
vatandaşı olduğu yönündeki soruya karşılık
Başbakan Soyer, kesin rakamın de jure nüfusun belirleneceği 5
ayın içinde şekillenerek açıklanacağını söyledi.
Başbakan Soyer, 30 yıl önce bu topraklara gelip yerleşenler ile
onların çocuk ve torunlarının KKTC vatandaşı
olduğuna dikkat çekerek, "Dünyada hiçbir insan hakkı mevzusu
yoktur ki, 30 yıl yaşadığı bir yerde o insanı
yabancı addetsin" dedi.
Başbakan Soyer, Güney
Kıbrıs'ın bu konudaki yaklaşımına atıfta
bulunarak şunları kaydetti:
"Ben zannediyordum ki
ırkı düşünceler Nazi imparatorluğunun çöküşüyle
bitti... Ama eğer bu ırkçı düşünceler Kıbrıs
toprağında, 21. yüzyılın içerisinde, AB ilkelerine
rağmen hortlayacaksa, buna kimsenin fırsat vereceğini de
zannetmiyorum."
"'Türkiyeliler bizden
fazla' görüşünü hiç savunmadık"
Bir basın mensubunun
"CTP'nin politikasını destekleyenlerin önceleri 'Türkiyeliler
artık bizden daha fazladırlar' dediğini" söylemesi üzerine
Başbakan Soyer, "Biz bunu hiçbir zaman savunmadık" dedi.
Soyer, "Kıbrıs'ta Kıbrıs Türk halkı
kalmadı" diyenlere her zamanki yaklaşımlarının,
bunun yanlış olduğu yönünde olduğunu hatırlattı.
Geçmiş iktidarların
sürekli nüfus verilerini gizleyerek bu yanlışlığın
doğmasına sebebiyet verdiğini belirten Başbakan Soyer,
kendilerinin özellikle seçmen kütükleri üzerinde yaptıkları
çalışmalarda seçmen toplamı bakımından bu
yargının yanlışlığını da söylediklerini
ve kanıtladıklarını aktardı.
"Şeffaf
hükümet"
Başbakan Soyer, bir
başka soruya karşılık, KKTC'de yaşayan turist,
çalışan, öğrenim gören herkesin fiili nüfus sayısına
dahil olduğunu belirterek, çalışma izniyle ülkede bulunan 47 bin
601 kişi; 26 bin 551'i Türkiyeli, 2 bin 860'ı yabancı uyruklu
toplam 29 bin kadar öğrencinin de bu rakam içerisinde olduğunu
açıkladı.
Başbakan Soyer,
"Hepsini açıklayacağız. Gizli hiçbir şeyimiz yoktur.
Açık ve şeffaf... Bu hükümet şeffaf hükümettir"
şeklinde konuştu.
Soruların Türkiye'de
hazırlandığı iddiaları
Başbakan Soyer,
sayımda yöneltilen soruların KKTC'deki sosyo-ekonomik
yapıyı fazla yansıtmadığı ve soruların
Türkiye'de hazırlandığı yönündeki iddiaların
sorulmasına karşılık, bunu söyleyenlerin halkı
küçümseyen, hakir gören ve yok farz etmeye çalışan düşüncede
insanlar olabileceği değerlendirmesinde bulunarak, soruların
burada hazırlandığını vurguladı.
Soyer, KKTC'de yaşayan
ve var olan bir halk bulunduğu; halkın devlet mekanizması,
entellektüel bilgi birikimi ve güzel insanları olduğunu vurgulayarak,
"Bunu söyleyen müsaade etsin de bu soruları yazabilecek kalem tutan
eller ve düşünen beyinler bu topraklarda vardır" dedi.
"Burada
yaşamayı seçen herkes eşit hakka sahip"
KKTC'de yaşayan Rum,
Maronit, İngiliz ve başka uluslarda insanların
varlığına dikkat çekerek demokratik bir ülke olarak
Kıbrıs Türk halkından farklı ulusal değer, köken ve
dile sahip bu insanların da eşit haklı yurttaşlar
olduğunu ifade eden Başbakan Soyer şöyle konuştu:
"Yurttaş ise ve
eğer bu ülkede turist ya da çalışma amaçlı bulunuyorlarsa,
insan hakları toplamında da eşit ilişki içerisinde
değerlendirdiğimiz insanlardırlar. Onun için istedik ki, KKTC'de
yaşamayı seçen Kıbrıslı Rum, Maronit ve İngiliz
nüfusun ve başka uluslardan insanların sayısını da tespit
edelim ve önümüzdeki dönemde bu insanların dini, kültürel ve diğer
ihtiyaçları için onlara hizmetler geliştirebilecek bir potansiyele de
sahip olabilelim."
"Modern görüntülü Nazi
kafalar"
Başbakan Soyer, bu
amaçlarla hazırlanan soruları ters düşünenler için "modern
görüntülü Nazi kafalar" ifadesini kullandı ve bu düşüncelere
yenilmeden yollarında ilerleyeceklerini kaydetti.
Basın
toplantısında, büyük şehirlerdeki nüfus artışına
karşı hükümetin almayı düşündüğü önlemlerin
sorulması üzerine ise Başbakan Soyer, hükümetin bu yöndeki
tahminlerinden hareketle üzerinde çalıştığı projenin
tam anlamıyla şekillendirilebilmesi için bu rakamlara ihtiyacı
olduğunu anımsatarak, ileriki dönemde bu veriler ışığında
halka getirilecek projeyle, yatırımlarla kırsal kesimde
kalmayı teşvik ederek kentlere kaçısın önüne geçmeyi
hedeflediklerini anlattı.
Başbakan Soyer,
Güzelyurt'a yönelik düşünülen yeni yatırımların da ileriki
dönemde geliştirilerek yaşama geçirileceğini ve mevcut
gelişmenin hızlandırılacağını ifade etti.
Başbakan Soyer,
hükümetin özellikle Güzelyurt esnafının geçmişte
ödeyemediği vergi ve borçları için yaptığı yasal
düzenlemelerle, yalnız bu bölge esnafına değil KKTC'nin her
yerine rahatlama getirdiğini, insanların alım gücünün
arttığını ifade ederek, "Hiçbir şeyin
yapılmadığını söylemek toplumun kendisini
inkardır" şeklinde konuştu.
"Bunu söyleyen gidip
denize düşsün"
Başbakan Soyer,
sayımın "elinde Rum malı bulunduranların tespitine
yönelik olduğu" şeklindeki söylemlerin
anımsatılmasına karşılık da, "Bunu söyleyen
insan gidip denize düşmelidir" diyerek, bu devletin İTEM
Yasası'na sahip olduğu ve kime ne koçan verildiği, kimin neyi
kullandığıyla ilgili bilgi birikiminin var olduğunu
söyledi.
"Global dünyada
ilişkiler normal...İzolasyonlar anormal"
Basın toplantısında,
Türkiye'den Güney Kıbrıs'a turistik tur düzenleneceği
konusundaki yorumu da sorulan Başbakan Ferdi Sabit Soyer, global bir
dünyada yaşanıldığı, ulusal sınırların
aşılması ve ilişkilerin normal olduğunu belirtirken
önemli olanın anormal bir durum olan, Kıbrıs Türk halkı
üzerindeki izolasyonların kaldırılması olduğunu
vurguladı.
Başbakan Soyer,
Kıbrıs Türk Orta Eğitim Öğretmenler Sendikası'nın
birkaç gün önce düzenlediği basın toplantısında,
eğitim konusunda hükümete yönelttiği eleştirilerle ilgili
yorumunun sorulması üzerine ise, bu suçlamalara
katılmadığını belirterek, hükümetin gençlere ve
öğrencilere verdiği önemi vurguladı. Hükümetin, Lefkoşa,
Gazimağusa ve Güzelyurt'ta saptadığı kamu arazilerine,
gelecek yıldan itibaren okul kampusları kurma yoluna gideceğini
ve bu araziler üzerine okul binaları yanında kafeterya ve benzer
sosyal amaçlı binaların da inşa edilerek gençlerin hizmetine
sunulacağını belirten Başbakan Soyer, hükümeti ilgisizlikle
suçlayanları da bu projelere katkı yapmaya çağırdı.
KIBRIS 06/05/06
Rumlar ve İngilizler
arasında silah krizi
Ömer BİLGE / LEFKOŞA
İngiltere ile Kıbrıs Rum yönetimi arasında servise
gönderdikleri silah yedek parçası nedeniyle kriz çıktı. Rumlar,
yedek parçalarını isterken, İngiltere, "Biz
Kıbrısa silah sevk etmiyoruz"
karşılığını verdi. Rum yönetimi, İngiliz
hükümetinden aylardır yedek parçalarını geri istiyor.
Rum Fileleftheros gazetesinin haberine göre, Rum ordusu geçtiğimiz aylarda
periyodik bakım nedeniyle bir silah sisteminin en önemli elektronik
parçasını İsviçredeki üretici firmaya gönderdi. Ancak
İsviçreli firma her ne kadar silahı üretse de belirli
parçalarını İngilteredeki bir başka firmadan temin
ediyordu. Rumların periyodik servis için gönderdiği parça
İngiltereye gönderildi. İngiliz silah üreticisi firma ise,
"İngiltere hükümeti, Kıbrısa silah sevkıyatı
yapmıyor" kararını gerekçe göstererek parçaya el koydu. Rum
ordusunun silah sistemi devre dışı kaldı ve Rum Dışişleri
Bakanlığı doğrudan İngiliz hükümetine başvurdu.
İngiliz diplomatlar, konuyla ilgilenecekleri cevabını verdi. Rum
Dışişleri Bakanlığı, yedek parça krizi nedeniyle
İngiltereyi protesto etmeye hazırlanıyor.
HURRIYET 07/05/06
Çözümsüzlük, 1960
yasalarının uygulanmasına olanak tanımıyor
Rum İçişleri
Bakanı Andreas Hristu, Kıbrıs Cumhuriyeti
vatandaşlığı, mülkiyet sorunu ve güneyde yapılacak
parlamento seçimlerinde Kıbrıslı Türklerin oy kullanma
hakkıyla ilgili KIBRIS'a konuştu:
Çözümsüzlük, 1960
yasalarının uygulanmasına olanak tanımıyor
"VATANDAŞLIK
BİR LÜTUF DEĞİL, YÜKÜMLÜLÜKTÜR" Rum İçişleri
Bakanı Andreas Hristu, Kıbrıs'ta doğup büyüyen,
ebeveynlerinden biri Kıbrıslı Türk diğeri Türk uyruklu olan
çocuklara Kıbrıs vatandaşlığı verilmesinin
"Kıbrıs" hükümetinin bahşettiği bir lütuf
olmadığını, bunun Kıbrıs Cumhuriyeti yasalarına
göre bir yükümlülük olduğunu ancak adadaki mevcut olağanüstü durumun
şu an buna imkân tanımadığını söyledi
"MÜLKİYET
SORUNUNUN ÇÖZÜMÜ SİYASİ ÇÖZÜMDE YATAR"Kıbrıs sorununun
en can alıcı konularından olan mülkiyet konusuyla ilgili olarak
Hristu, kuzeyde mülkiyet sorununa bir iç hukuk yolu yaratmak amacıyla
kurulan tazmin ve takas komisyonuna, Kıbrıslı Rumların
başvurularıyla ilgili bilgisi olmadığını ifade
ederek, "çok hassas" bir konu olarak nitelendirdiği mülkiyet
sorununun çözümünün siyasi çözümde yattığını belirtti
"KIBRISLI
TÜRKLERİN 56 SANDALYE İÇİN OY KULLANMASI ANAYASAYA
AYKIRI"... 78 Kıbrıslı Türkün 1960 Anayasası'ndaki
seçme ve seçilme haklarının tanınmasını talep
etmesiyle ilgili olarak Hristu, Kıbrıslı Türklerin bu
taleplerinin, 1960 seçim yasasına göre, hem toplumsal, hem de kişisel
haklar açısından mümkün olmadığına işaret etti.
Seçim yasasında yapılan değişiklikle güneyde yaşayan
Kıbrıslı Türklere 24 sandalye için değil,
Kıbrıslı Rumlara ait 56 sandalye için oy hakkı
verildiğini ifade eden Hristu, ancak bunun da iki ayrı seçim listesi
ve aynı gün yapılacak iki ayrı seçimi öngören 1960
Anayasası'na aykırı olduğunu söyledi
Anıl IŞIK
Rum İçişleri
Bakanı Andreas Hristu, Kıbrıs'ta doğup büyüyen,
ebeveynlerinden biri Kıbrıslı Türk diğeri Türk uyruklu olan
çocuklara Kıbrıs vatandaşlığı verilmesinin
Kıbrıs Cumhuriyeti vatandaşlık yasasına göre,
"Kıbrıs" hükümetinin bir yükümlülüğü olduğunu,
ancak adadaki mevcut olağanüstü durumun şu an buna imkân
tanımadığını söyledi.
Hristu, "Bu, konuda
çok tartışmalar yaşanıyor. Biz, bu durumdaki çocuklara
vatandaşlık verilmesinin, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin, yasal
devletin, bir yükümlülüğü ve yetkisi olduğuna inanıyoruz. Bu
çocuklara vatandaşlık vermek bir sorumluluktur. Bir ebeveynin
vatandaş olması durumunda bu, bizim sadece onlara
bahşettiğimiz bir lütuf değildir. Bir ebeveyn
Kıbrıslı ise çocuk da Kıbrıs
vatandaşlığını seçebilir" dedi.
Andreas Hristu, KIBRIS'a
vatandaşlık, mülkiyet ve güneyde yapılacak parlamento seçimleri
hakkında önemli açıklamalarda bulundu.
Kıbrıs
vatandaşlığının otomatik olarak Sivil Kayıt ve
Muhaceret Dairesi tarafından çocuğa verildiğini ifade eden
Hristu, "Ancak ebeveynlerinden birinin Kıbrıs'a yasa
dışı limanlardan girmesi halinde - ki bu, Türkiye'den ve hatta
üçüncü dünya ülkelerinden Kıbrıs'a yasa dışı
limanlardan gelen insanları ifade ediyor- karar, Bakanlar Kurulu
tarafından alınmalıdır" diye konuştu.
2003 yılından
2004 referandumuna kadar olan dönemde, ebeveynlerinden birinin,
çoğunluğunu "yerleşik" olarak nitelendirdikleri TC
vatandaşı olmasına rağmen, bu çocuklara
vatandaşlık verildiğini anlatan Hristu, ancak Kıbrıs
sorununa kapsamlı çözüm öngören Birleşmiş Milletler Genel
Sekreteri Kofi Annan tarafından sunulan çözüm planının
başarısız olmasının ardından bu uygulamayı
askıya aldıklarını söyledi.
Kıbrıs
Cumhuriyeti yasasına göre "aykırı" olan bu durumun ne
zaman kalkacağı yönünde şu an bir görüş bildirmeyen Hristu,
"Yeni parlamentonun oluşmasını beklemek zorundayız"
dedi.
Hristu, bir ebeveynin
Kıbrıslı Türk, diğerinin ise "yerleşik"
olduğu karışık evliliklerin sayısının 6-10
bin civarlarında olduğu yönünde ellerinde bilgi olduğunu da
ifade etti.
Kıbrıs sorununun
başlıca en önemli konularından olan mülkiyet konusuyla ilgili
olarak Hristu, kuzeyde mülkiyet sorununa bir iç hukuk yolu yaratmak
amacıyla kurulan tazmin ve takas komisyonuna, Kıbrıslı
Rumların başvurduklarıyla ilgili bilgisi
olmadığını ifade ederek, "çok hassas" bir konu
olarak nitelendirdiği mülkiyet sorunun çözümünün siyasi çözümle mümkün
olacağı yönündeki inancını dile getirdi.
Hristu, "Mahkemeler
aracılığıyla nihai, tatmin edici bütünsel bir çözüm
göremiyorum. Loizidu, Arif Mustafa ya da diğer davalar var, ancak, bunlar,
otomatik olarak, bizim mülkiyet sorunu için anladığımız bir
çözüm değildir. Bu nedenden dolayıdır ki, ara çözümler,
akılcı bir çözüm sunmayabilir" dedi.
78 Kıbrıslı
Türkün, 1960 Anayasası'ndaki seçme ve seçilme haklarının
tanınmasını talep etmesiyle ilgili olarak Hristu,
Kıbrıslı Türklerin bu talebine, "Hem devlet olmayan ama
idare görünümü vermeye çalışan bir yere, hem de bir devlete
katılamayacaklarını söylediğini" hatırlatarak
yanıt verdi.
Güneyde yaşamayan
Kıbrıslı Türklerin bu taleplerinin, 1960 seçim yasasına
dayanarak, hem toplumsal hem de kişisel haklar açısından mümkün
olmadığına işaret eden Hristu, seçim yasasında
yapılan değişiklikle güneyde yaşayan
Kıbrıslı Türklerin oy hakkını kullanabilmeleri için
Kıbrıslı Rumlarla birlikte oy kullanma hakkı
tanındığını anlatarak, ancak bunun da anayasaya
aykırı olduğunu, çünkü 1960 Anayasası'nın iki
ayrı seçim listesinden ve aynı gün yapılacak iki ayrı
seçimden söz ettiğini söyledi.
Hristu,
Kıbrıslı Türklerin, Kıbrıslı Rumlarla birlikte oy
kullanacaklarını ancak parlamentoda Kıbrıslı Türklere
ait olan 24 sandalye için değil, Kıbrıs Rumlara ait olan 56
sandalye için oy kullanacaklarını vurguladı.
Rum İçişleri
Bakanı Hristu'ya yönelttiğimiz sorular ve yanıtları
şöyle:
Soru: Kıbrıs
Cumhuriyeti'nin yasalarına göre, Kıbrıs'ta doğan ve
ebeveynlerinden biri Kıbrıslı Türk diğeri ise Türk uyruklu
olan çocuklar Kıbrıs Cumhuriyeti vatandaşlığı
alabiliyor. Bu yasal uygulamaya ilk başlarda uyulduğu ancak bir süre
sonra bu uygulamanın askıya alındığı biliniyor.
Bunu değerlendirebilir misiniz?
Yanıt:
Vatandaşlık yasası, bir çocuğun
vatandaşlığının, annesi ya da babasından geldiğini
ve çocuğun hangi vatandaşlığı seçerse bu
vatandaşlığı alabileceğini söylüyor. Tabii ki yasada,
vatandaşlığının otomatik olarak Sivil Kayıt ve
Muhaceret Dairesi tarafından çocuğa verildiğini de ifade eden
bir madde var. Ancak ebeveynlerinden birinin Kıbrıs'a yasa
dışı limanlardan girmesi halinde - ki bu, Türkiye'den ve hatta
üçüncü dünya ülkelerinden Kıbrıs'a yasa dışı
limanlardan gelen insanları ifade ediyor- karar, Bakanlar Kurulu tarafından
alınmalıdır. Bu durumda, sizin de hatırlayabileceğiniz
gibi, 2003 yılından 2004 referandumuna kadar olan dönemde,
ebeveynlerinden birinin TC vatandaşı olması gerçeğine
rağmen -ki, biz bunları yerleşik diye adlandırıyoruz;
hepsini değil ama çoğunluğu buraya 1970 sonlarında ve 1980
başlarında geldiler, bu çocuklara vatandaşlık verildi.
Bu çocukların
ebeveynlerinden biri, Kıbrıs vatandaşı ve diğerinin
ise uyruğunda değişiklik meydana gelmiş Türkiye Cumhuriyeti
vatandaşı olan ancak muhakkak yerleşik olmayan kişilerdi. Ebeveynler,
evlendikten sonra ve buraya gelerek yerleşmiş olan çiftlerdi. Bu
Türkler, yerleşik değildirler; çünkü bir Kıbrıslı Türk
ile evlendikten sonra buraya geldiler.
Diğer çiftler ise
Kıbrıslı Türk bir kadının, İsrail, Almanya, Büyük
Britanya gibi diğer ülkelerden bir yabancı ile evlenmesinden oluşan
çiftlerdir.
Üçüncü grup ise, bir
Kıbrıslı Türkün, yerleşik diye
adlandırdığımız bir Türk ile evlenmesinden doğan
evliliklerdir. Çözüm teşebbüsünün başarısız
olmasının ardından, çözümden sonra ne kadar sayıda
yerleşiğin adada kalacağı ve Kıbrıs vatandaşlığını
alacağıyla ilgili belirsizlikten dolayı bu gruba
vatandaşlık verilmesinin askıya alınması kararı
alındı, ancak iptal edilmedi.
Ancak biz
karışık evliliklerden -ebeveynlerin birinin üçüncü ülkeden ve
Türkiye'den olduğu durumlarda- olan çocuklara vatandaşlık
vermeye devam ediyoruz, ancak kurallara göre; ailenin ebeveynlerinden birinin
yerleşik olmadığını kanıtlaması durumunda...
Ancak en büyük grup olan yerleşiklerin çocuklarına vatandaşlık
verilmesi çözüme kadar askıya alındı. Çözümden sonra adada kaç
kişinin kalacağı ve yaşayacağı sorusu hâlâ
açıktır.
Soru:
"Yerleşik" diye tanımladığınız bu
insanları diğer Türkiye Cumhuriyeti
vatandaşlığına sahip olan Türklerden nasıl ayırt
ediyorsunuz?
Yanıt: Kanıt
bizim talepte bulunduğumuz başvuruda bulunan taraftadır.
Eğer bize üniversite fotoğraflarını, birlikte
oldukları üniversitenin diplomasını ya da Türkiye'de
evlendiklerine dair belge getirirlerse, bu kişilerin Kıbrıs'ta
değil de Türkiye'de tanıştıklarını anlamamız
için yeterli bir zemindir ve buna göre karar veriyoruz.
Tabii ki bildiğiniz
gibi, bu uygulamadan dolayı ağır bir eleştiriye maruz
kalıyoruz, sadece benim kendi şahsım değil, benim
duruşumu tamamen destekleyen Sayın Papadopulos ve bizimle aynı
tutumda olan Demokratik Parti, Birleşik Demokratlar ve AKEL de.
Parlamentodaki diğer beş parti, Papadopulos'un partisinin üyelerinin,
bu yetkinin, bakanlıktan alınması ve bu politikanın
dondurulması için yeni bir yasa tasarısı hazırlamasına
tamamen karşıdırlar.
Bu konuda çok
tartışmalar yaşanıyor. Biz, bu durumdaki çocuklara
vatandaşlık verilmesinin, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin, yasal
devletin, bir yükümlülüğü ve yetkisi olduğunu olduğuna
inanıyoruz. Bu çocuklara vatandaşlık vermek bir sorumluluktur.
Bir ebeveynin vatandaş olması durumunda bu, bizim sadece onlara bahşettiğimiz
bir armağan değildir. Bir ebeveyn Kıbrıslı ise çocuk
da Kıbrıs vatandaşlığını seçebilir.
Soru: Bu durumdaki
çocuklara vatandaşlık verilmesinin askıya alınması
durumu ne zaman kaldırılacaktır?
Yanıt: Bu konuda
şu an bir şey söyleyemem, yeni parlamentonun
oluşmasını beklemek zorundayız.
Soru: Bir ebeveynin
Kıbrıslı Türk, diğerinin ise "yerleşik"
olduğu karışık evliliklerin sayısının ne
kadar olduğunu tahmin ediyorsunuz?
Yanıt: Bizim
elimizdeki rakamlara göre bu tür karışık evliliklerin
sayısı 6000-10,000'dir.
Soru: Şimdi de,
Kıbrıs sorununun başlıca en önemli konularından olan
mülkiyet konusuyla ilgili bir soru yöneltmek istiyorum. Kuzeyde mülkiyet
sorununa bir iç hukuk yolu yaratmak amacıyla kurulan tazmin ve takas
komisyonuna, bazı Kıbrıslı Rumların
başvurduğu biliniyor. Bu konuda tutumunuz nedir? Kıbrıs
sorunun yakın zamanda çözümlenmeyeceği göz önüne alınırsa,
sizce mülkiyet sorununun çözümü nerede yatıyor?
Yanıt: Bu konuda yasal
açıdan tam bir bilgiyle konuşamam, ancak daha fazla bir siyasetçi
olarak konuşabilirim. Mülkiyet konusunun çok hassas bir konu olduğuna
inanmama rağmen, bu sorunun çözümünün siyasi bir çözümün parçası
olması gerektiğine inanıyorum. Mahkemeler
aracılığıyla nihai, tatmin edici bütünsel bir çözüm
göremiyorum. Loizidu, Arif Mustafa, ya da diğer davalar var, ancak,
bunlar, otomatik olarak, bizim mülkiyet sorunu için
anladığımız bir çözüm değildir. Bu nedenden
dolayıdır ki ara çözümler, akılcı bir çözüm sunmayabilir.
Diğer taraftan, bildiğiniz gibi Kıbrıs Cumhuriyeti, sözde
KKTC'nin bu komitesini tanımıyor. Eğer bazı
Kıbrıslı Rumlar buraya başvurmuşlarsa ki, gazetelerden
okuduğum da budur, bu konu hakkında bilgim yok. Biz bununla
bağlantılı değiliz. Hükümet kontrolü altındaki
bölgelerde malı bulunan Kıbrıslı Türklerin durumları
hakkında tam bilgiye sahibiz ancak, daha çok yüksek mahkemeyi ve
dışişleri bakanlığının bölümlerini
ilgilendiren bu konular hakkında bilgimiz yok.
Soru: Güneyde, 21
Mayıs'ta parlamento seçimleri gerçekleşecek. Seçimlerden 2 ay önce 78
Kıbrıslı Türk, size, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin 1960
Anayasası'ndaki Kıbrıslı Türklerin seçme ve seçilme
haklarının tanınmasını talep eden bir mektup iletti.
Siz de, Kıbrıs'taki olağanüstü durumdan dolayı bunun mümkün
olamayacağını ifade ettiniz. Bunu biraz daha fazla açıklayabilir
misiniz?
Yanıt: 1960
Anayasası'na göre her topluluğun vatandaşının
ayrı olarak oy kullanma hakkı vardır. Her vatandaş
seçimlerde yer alma hakkına da sahiptir ancak kendi dilediği gibi
değil, ait oldukları toplumlara göre... Kıbrıs'taki üç dini
azınlığa; Maronitlere, Latinlere ve Ermenilere, bir referandumda
temsilciler meclisi için hangi toplumda hakkında sahip olmak istedikleri
soruldu ve onlar da Kıbrıs Rum toplumunu seçtiler. Her vatandaş
oy kullanma hakkına sahiptir, ancak kendi toplumu ile ilgili olarak.
Meclis iki bölümden oluşuyor; Kıbrıs Rum toplumu ve
Kıbrıs Türk toplumunun temsilcilerinden. Birkaç ay önce burada olan
dostlarımız, sadece oy kullanma hakkını değil ancak
bununla birlikte Kıbrıs Türk toplumunun toplumsal haklarını
kullanma hakkını da talep ettiler. Seçim listesine kayıt
olmayı ve parlamentoda onlara ait olan 24 sandalyeyi işgal etmeyi
talep ettiler. Biz, 1964'ten sonra kullanılması duran toplumsal
hakları için yasal ve tüm Kıbrıs Türk toplumunu temsil edecek
tanınmış bir temsiliyet olması gerektiğini söyledik.
Kıbrıs Türk toplumu, belli nedenlerden dolayı maalesef şu
an ayrı yaşıyor ve bir noktaya kadar toplumsal olarak oy
hakları oluşturulan sözde KKTC'de kullanıyorlar. Ben onlara,
aynı zamanda hem devlet olmayan ama idare görünümü vermeye
çalışan bir yere, hem de bir devlete
katılamayacaklarını söyledim. Bu olayın siyasi yönü...
Toplumsal ve kişisel hakları ayırt etmeliyiz. Kişisel
haklar açısından ise bizim yasalarımız, oy kullanma
hakkına sahip olmak için seçimlerden en az 6 ay önce Kıbrıs'ta
yaşıyor olunması gerektiğini söylüyor. Seçim yasasında
yaptığımız değişiklik ile güneyde yaşayan
Kıbrıslı Türkler oy kullanabilirler, ancak parlamentodaki 24
sandalye için değil. Bu yasal değişiklik, İbrahim Aziz'in
Avrupa Mahkemesi'ne başvurusunun bir sonucudur. Mahkeme, o dönemde,
güneyde yaşayan ve toplum ile oy kullanma hakkına sahip olmayan ve
güneyde Kıbrıslı Rumlarla birlikte oy kullanama hakkına
sahip olmayan Kıbrıslı Türklere bir çıkış yolu
bulunması gerektiğini söyledi. Bunun üzerine değişiklik
yasası, güneyde yaşayan Kıbrıslı Türklerin,
Kıbrıslı Rumlarla birlikte kayıt olmalarını
söylüyor ki, bu da Anayasaya karşıdır; çünkü Anayasa iki
ayrı seçim listesinden ve aynı gün yapılacak iki ayrı
seçimden söz ediyor. Kıbrıslı Türkler, bizimle oy kullanacaklar
ancak Kıbrıs Rumlara ait olan 56 sandalye için oy kullanacaklar.
Soru: Güneydeki seçimler
öncesi Kıbrıslı Türklere vermek istediğiniz mesaj nedir?
Yanıt: Listede olan
herkese teşekkür etmek istiyoruz, sadece bir bölümü seçmen listesine
kayıt olmaya karar verdi. Kayıt yapanlara ve yapmayanlara saygı
duyuyoruz, bu onlara kalmış bir şey. Karar onların.
KIBRIS 07/05/06
Papadopulos yüzünü
gösterdi
Hükümetin büyük
ortağı Cumhuriyetçi Türk Partisi-Birleşik Güçler, Rum yönetimi
lideri Tasos Papadopulos'un L'Express dergisinde yer alan
açıklamalarına sert tepki gösterdi:
Papadopulos yüzünü gösterdi
GERÇEK TUTUMU ORTAYA
ÇIKTI... "Kıbrıs Rum Yönetimi Başkanı Tasos
Papadopulos, Fransız L'Express dergisinde yayınlanan
söyleşisinde, Kıbrıs sorununa çözüm aranırken temel
alınan parametreleri geçersiz hale getiren görüşler ileri sürmüş
bulunuyor- Uzun bir süreden beridir sorunun esaslı görüşmeler yoluyla
ele alınmasını engelleyen Rum yönetimi liderinin gerçek tutumu,
bu söyleşide bir kez daha ve çok açık bir şekilde gözler önüne
sermektedir"
HEM DORUK
ANLAŞMALARINA, HEM DE BM BELGELERİNE TERS... CTP/BG Örgütlenme
Sekreteri Alpay Afşaroğlu, Kıbrıslı Rum liderin,
Kıbrıs sorununa bulunacak çözümün iki bölgeli ve iki toplumlu
olamayacağına ilişkin tutumunun, iki taraf arasındaki bütün
görüşmelerde esas alınan 1977 ve 1979 Doruk Antlaşmaları
ile Birleşmiş Milletler belgelerine de ters olduğuna dikkat
çekerek, bu tutumun, Kıbrıs Türk tarafının bundan sonraki
tavrını da etkileyebilecek önemde olduğunu vurguladı
AKEL NE YAPACAK?...
"Papadopulos'un bu tutumu, onu iktidarda tutmakta direnen AKEL
liderliğinin de dikkatini çekmiş olmalıdır. Her
fırsatta soruna iki bölgeli, iki toplumlu federal bir çözüm
istediğini söyleyen AKEL liderliği, bu konuda samimi olduğunu
kanıtlamak için Papadopulos'un açıklamasına tepki göstermek ve
Papadopulos bu tutumunda ısrar ederse, kendisine verdiği desteği
çekmek durumundadır"
KIBRIS SORUNUNUN
GELİŞİMİNİ ETKİLER, TÜRK SİYASETİ
DEĞİŞEBİLİR... "Kıbrıslı Rum
Yönetimi Başkanı Papadopulos'un L'Express dergisinde yayınlanan
demeci, Kıbrıs sorununun bundan sonraki gelişimini etkileyecek
önemde olduğundan, Kıbrıslı Türk siyasi yaşamında
da önemli değişiklikler yapabileceği düşüncesi ile konuyu
takip etmeye devam edeceğiz"
Koalisyonun büyük
ortağı Cumhuriyetçi Türk Partisi-Birleşik Güçler (CTP-BG),
Fransa'da yayımlanan bir dergiye röportaj veren Rum yönetimi lideri Tasos
Papadopulos'un açıklamalarına sert tepki gösterdi.
CTP/BG, Papadopulos'u,
"çözümü" hatta "görüşmeleri imkansız" hale
getirmekle suçladı.
Konuyla ilgili dün
"Papadopulos'un tutumu, çözümü ve hatta görüşmeleri imkansız
hale getiriyor" başlığıyla yazılı bir
açıklama yapan CTP/BG Örgütlenme Sekreteri Alpay Afşaroğlu,
"Kıbrıs Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos,
Fransız L'Express dergisinde yayınlanan söyleşisinde,
Kıbrıs sorununa çözüm aranırken temel alınan parametreleri
geçersiz hale getiren görüşler ileri sürmüş bulunuyor" dedi.
Rum yönetimi lideri Tasos
Papadopulos'un Christian Makarian'la yaptığı söyleşi, 4
Mayıs 2006 tarihli L'Express dergisinde yayımlanmıştı.
Papadopulos bu
söyleşide, nüfusun yüzde 82'si Rum iken iki belirgin bölge ve iki tip
toplumsal yapı içeren bir devleti kesinlikle reddettiklerini
belirtmiş, üniter bir devletin yasallığının ve iyi
işleyişinin bloke edilmesine müsaade edecek bir sistemi kabul
etmesinin mümkün olmadığını söylemişti.
Papadopulos'un gerçek
tutumu...
CTP/BG Örgütlenme Sekreteri
Alpay Afşaroğlu, uzun bir süreden beridir sorunun esaslı
görüşmeler yoluyla ele alınmasını engelleyen Rum yönetimi
liderinin gerçek tutumunun, bu söyleşide bir kez daha ve çok açık bir
şekilde gözler önüne serildiğini kaydetti.
Kıbrıslı Rum
liderin, Kıbrıs sorununa bulunacak çözümün iki bölgeli ve iki
toplumlu olamayacağına ilişkin tutumunun, iki taraf
arasındaki bütün görüşmelerde esas alınan 1977 ve 1979 Doruk
Antlaşmaları ile Birleşmiş Milletler belgelerine de ters
olduğunu anlatan Alpay Afşaroğlu, bu tutumun, Kıbrıs
Türk tarafının bundan sonraki tavrını da etkileyebilecek
önemde olduğunu vurguladı.
AKEL'in tavrı ne olacak?
Afşaroğlu, AKEL
liderliğine de seslenerek, bu aşamada tutumlarını
belirlemeleri gerektiğini kaydetti.
Alpay Afşaroğlu
şöyle dedi:
"Papadopulos'un bu
tutumu, onu iktidarda tutmakta direnen AKEL liderliğinin de dikkatini
çekmiş olmalıdır. Her fırsatta soruna iki bölgeli, iki
toplumlu federal bir çözüm istediğini söyleyen AKEL liderliği, bu
konuda samimi olduğunu kanıtlamak için Papadopulos'un
açıklamasına tepki göstermek ve Papadopulos bu tutumunda ısrar
ederse, kendisine verdiği desteği çekmek durumundadır".
Türk siyasetinde
değişiklik...
CTP/BG Örgütlenme Sekreteri
Afşaroğlu, açıklamasının sonunda
"Kıbrıslı Rum Yönetimi Başkanı Papadopulos'un
L'Express dergisinde yayınlanan demeci, Kıbrıs sorununun bundan
sonraki gelişimini etkileyecek önemde olduğundan,
Kıbrıslı Türk siyasi yaşamında da önemli
değişiklikler yapabileceği düşüncesi ile konuyu takip
etmeye devam edeceğiz" dedi.
KIBRIS 07/05/06
CIAden Rumlara
gizli ödenek
ABD
Merkezi Haberalma Teşkilatı CIAin, Kıbrıs Rum yönetimne
1968ten bu yana gizli ödenek aktardığı öne sürüldü.
NTV
Güncelleme: 17:56 TSİ 07 Mayıs 2006 Pazar
LEFKOŞA
- Rum Politis gazetesinin haberine göre, CIAin Güney Kıbrısta
faaliyet gösteren Amerikan radyo istasyonu ve diğer iletişim alt
yapıları için Rum yönetimine ödediği milyonlarca dolar, gizli
hesaplara aktarıldı.
Gazete,
Rum yönetiminin bu paraları gizli misyonlar ve iç politika amaçlı
kullandığını öne sürdü. Gazeteye göre 1968de yapılan
gizli anlaşma gereği, o dönemde Girne Alsancakta bulunan Amerikan
radyo istasyonu için, CIAin her yıl 1 milyon 400 bin dolar göndermesi
kararlaştırıldı.
Kıbrıs harekatının ardından radyo istasyonunun Güney
Kıbrısa taşındığını belirten gazete,
ödeneğin devlet bütçesinde yer almadığını, Rum
yönetiminin her yıl ödenen bu parayı gizlediğini yazdı.
"CIA Rumlara gizli ödenek yapıyor"
7 Mayıs, 2006 14:01:00 (TSİ) CNN TURK
|
|
|
Amerikan Haber Alma Teşkilatı CIA'in
Kıbrıs Rum yönetimine 1968'den bu yana 'gizli misyonlar ile Rum iç
politikasında kullanılmak üzere' para gönderdiği ileri sürüldü.
İddialar
Rum Politis gazetesi tarafından ortaya atıldı.
Gazetenin haberine göre, CIA ile Rum yönetimi, o dönemde Girne Alsancak'ta yer
alan ABD radyo istasyonu FBIS ve ABD'nin diğer iletişim alt
yapıları için gizli bir anlaşma imzaladı.
Anlaşmaya göre, CIA her yıl Rum yönetimine 1.4 milyon dolar
göndermeye başladı.
1974 Kıbrıs Barış Harekatı'nın ardından
radyo Güney Kıbrıs'a taşındı. Kıbrıs Rum
yönetimi, CIA'den her yıl alınan parayı gizli tuttu ve bütçe
kalemleri arasında yer vermedi.
Politis gazetesi, Rum yönetiminin bu parayı 'gizli misyonlar, iç politika
ve ulusal çıkarlar' konularındaki operasyonları finanse etmek
için kullandığını yazdı.
Rumlar tatbikata alınmamaya tepkili
Yunanistan ve Rumlar Türkiye'ye tepki göstermeye
hazırlanıyor
7 Mayıs, 2006 13:53:00 (TSİ) CNN TURK
|
|
Türkiye'nin listeye almadığı Rumlar tepki göstermeye
hazırlanıyor |
Kıbrıs Rum
yönetimi, 24-26 mayıs tarihleri arasında Ankara ve Antalya'da
yapılacak kitle imha silahlarının yayılmasına
karşı güvenlik girişimi tatbikatına katılmak istedi.
Ancak Türkiye Rumları tatbikat listesine almadı.
Rum Fileleftheros
gazetesinin haberine göre, tatbikatla ilgili Kopenhag'da yapılan ilk
toplantıda Türkiye, tatbikatın Antalya'da yapılacak bölümüyle
ilgili sunduğu haritada Kıbrıs'a yer vermedi.
Yunanistan haritada Kıbrıs'ın yer aldığını,
Rumların da tatbikata katılması gerektiğini belirterek
karara itiraz etti.
Hamburg'da yapılan ikinci toplantıda Türkiye, haritada
Kıbrıs adasına yer verdi ancak KKTC ile Rumları
ayrı renklerde göstererek iki ayrı egemenlik bölgesi bulunduğunu
belirtti.
Rum ve Yunan temsilciler, Alman üyenin itirazları dikkate almaması
üzerine toplantıyı terk etti.
Güvenlik girişimi
2003 yılında ABD önderliğinde oluşturulan Nükleer
Yayılmaya Karşı Güvenlik Girişimi gemi ve uçakların
bayrak ya da sınır farkı gözetmeden durdurularak
aranmasını öngörüyor.
Yunanistan ve Güney Kıbrıs, girişime üye olmamakla birlikte
girişimle anlaşma imzalayan 50 ülke arasında bulunuyor. Bu
ülkeler tatbikatlara gözlemci statüsüyle katılabiliyor.
Fransız tarihçilerden yeni girişim
7 Mayıs, 2006 18:09:00 (TSİ) CNN TURK
Fransa'da tarihçiler
Ermeni soykırımı iddialarının inkarını suç
sayan yasa teklifine bir kez daha karşı çıktı.
Yeni bir bildiri
hazırlayan tarihçiler 'parlamentoların tarih
yazamayacağını savundu.
Sosyalist Partinin parlamentoya sunduğu yasa teklifini sert bir dille
eleştiren tarihçiler teklifin geri çekilmesini istedi.
Yeni bildiride yasa teklifinin ifade özgürlüğüne aykırı
olduğu ve tarih öğretmenlerinin bu yasayla rehin
alınacağı savunuldu.
Fransa'da tarihçiler daha önce de tarih için özgürlük adıyla bir bildiri
yayımlamış ve teklife karşı
çıkmışlardı.
Fransa Parlamentosunda 18 mayısta görüşülecek yasa teklifi
soykırım iddialarının inkarının suç
sayılmasını öngörüyor. Teklifin yasalaşması için
senatoda da kabul edilmesi gerekiyor.
Fransa Parlamentosunun 2001 yılında soykırım
iddialarını resmen tanıdığını beyan eden bir
yasayı kabul etmesi, Paris ile Ankara arasındaki diplomatik
ilişkilerde ciddi gerginlik yaratmıştı.
Türk dernekleri ve işverenler devrede
Türkiye'deki işveren ve işçi sendikalarıyla, meslek odaları
ve sivil toplum örgütleri, geçtiğimiz günlerde Fransız gazetelerine
tam sayfa verdikleri ilanda, Sosyalist Parti'nin, 'Ermeni
soykırımı inkarının suç sayılmasına'
ilişkin yasa teklifinin geri çekilmesini istedi.
Fransa'nın önde gelen gazeteleri, sağ eğilimli Le Figaro ve sol
eğilimli Liberation'da, 'Sevgili Fransız dostlarımıza
çağrı' başlığıyla yayımlanan tam sayfa
ilanda, daha önce Fransız üst düzey yöneticilerinin ve
politikacılarının da söylediği gibi, 'yasalarla tarih
yazılamayacağı' vurgulandı.
İlan, TOBB, TÜSİAD, TİSK, TÜRKKONFED, TESK, TÜRK-İŞ,
HAK-İŞ, İKV ve TESEV tarafından verildi.
Öte yandan Fransa'nın Strasbourg kentindeki Türk dernekleri temsilcileri,
Ermeni soykırımının iddialarının
inkarını suç sayan yasa teklifinin geri çekilmesi amacıyla
kentteki Sosyalist Parti yöneticileriyle bir araya geldi.
Avrupa'nın 14 ülkesinde faaliyet gösteren Türk sivil toplum örgütü
COJEP'in girişimiyle düzenlenen görüşmede, Türk dernek temsilcileri,
'bu yasa teklifiyle birlikte özgürlüklerin
kısıtlanacağını ve gerçeklerin bir daha
tartışılabilmesinin imkansız olacağını'
kaydetti.
COJEP tarafından yapılan yazılı açıklamada,
kuruluşun, Fransa'nın bütün illerindeki Sosyalist Parti
temsilcileriyle temaslarını sürdüreceği ve yasa teklifinin 18
mayıs tarihinde tartışılacağı meclis binası
önünde gösteri düzenleyeceği bildirildi.
Yasa tasarısı
Fransız Sosyalist Partisi'nin önerisi olan ve 18 mayısta Fransız
Ulusal Meclisi Genel Kurulu'nda oylamaya sunulacak yasa teklifi, 'Ermeni
soykırımı'nı inkar etmeyi 1 yıla kadar hapis ve 45 bin
euro para cezası ile cezalandırmayı öngörüyor.
Hala yürürlükte olan başka bir yasa ise 'insanlık suçunu
övmeye' beş yıla kadar hapis ve 45 euro para cezası
verilmesini gerektiriyor.
Bu yasa 1970 yılından beri yürürlükte olup hiçbir şekilde 18
mayısta Meclis'te yapılacak oylamanın objesi olma özelliği
taşımıyor.
Türk gençlerine saldırıya protesto
Fransa'nın Nevers kentinde geçtiğimiz hafta sonu Türk gençlerine
yapılan silahlı saldırı, bir gösteri yürüyüşüyle
protesto edildi.
Gösteriye, Fransa'da fırsat eşitliğinden sorumlu Devlet
Bakanı Aziz Begag da katıldı. Yürüyüşte 'herkes için
adalet', 'ırkçılığa hayır',
'ayrımcılığa hayır' yazan pankartlar
taşındı.
Devlet Bakanı Aziz Begag, Türk gençlerine yapılan silahlı
saldırının ırkçı unsurlar
taşıdığını söyledi. Yürüyüşte
saldırının gerçekleştiği diskotek önüne çiçek
bırakıldı.
Geçtiğimiz hafta sonunda diskotek görevlileri Türk ve Arap gençleri içeri
almayarak üzerlerine ateş açmıştı. Olayda biri
ağır üç Türk genci yaralanmış, saldırganlar
tutuklanmıştı.
Politisin gizli
hesap iddiası
Kıbrıs
Rum kesiminde yayımlanan Politis gazetesi, CIAnin iletişim alt
yapısı için verdiği paraların gizli hesaplarda
korunduğunu ileri sürdü.
NTV-MSNBC VE
AJANSLAR
Güncelleme: 02:29 ET 08 Mayıs 2006 Pazartesi
LEFKOŞA
- Kıbrıs Rum kesiminde yayımlanan Politis gazetesi,
CIAnın, Güney Kıbrısta faaliyet gösteren Amerikan radyo
istasyonu FBIS ve ABDnin diğer iletişim alt yapıları için
Güney Kıbrısa verdiği milyonlarca doların devlet
bütçesinde değil, gizli hesaplarda korunduğunu ve bu paraların
perde arkası görüşmelerle belirsiz amaçlar için
harcandığını ileri sürdü.
Kıbrıs Rum kesiminde yayımlanan Politis
gazetesi, CIAnın, Güney Kıbrısta faaliyet gösteren Amerikan
radyo istasyonu FBIS ve ABDnin diğer iletişim alt yapıları
için Güney Kıbrısa verdiği milyonlarca doların devlet
bütçesinde değil, gizli hesaplarda korunduğunu ve bu paraların perde
arkası görüşmelerle belirsiz amaçlar için harcandığını
ileri sürdü.
Gazete, CIAden kara para başlığıyla verdiği
haberde, Rum hükümetlerinin bu paraları, gizli amaçlar ve iç politika
için kullandığını belirterek, 1968den beri ABD
tarafından yapılan yardımların hiçbir bütçede yer
almadığına işaret etti.
1968 yılından itibaren her yıl Kıbrısa 1.4 milyon
dolar verilmesikonusunda ABD ile o dönemde anlaşmaya
varıldığını yazan ve kişi
başınadüşen milli gelirin bin 300 dolar olduğu
koşullarda bu rakamın astronomik bir miktar olduğuna dikkat
çeken gazete, bugünkü rakamlarlabu miktarın yılda 20 milyon dolara
denk geldiğini vurguladı.
Gazete, 1974 öncesinde söz konusu radyo istasyonunun Girneye bağlı
Alsancakta olduğunu, 1974 sonrası ise, Rum kilisesinden 99
yıllığına kiralanan Güney Kıbrıstaki Makedonitissadaki
tesislere taşındığını, buna paralel olarak 1968
anlaşmasının yürürlükte kaldığını belirtti.
Habere göre, söz konusu paralar özel hesaplara aktarılıyor ve ulusal
çıkar amaçlı programlarda değerlendiriliyor.
Hristu: Türk malları için tazminat söz konusu değil
|
Rum İçişleri
Bakanı Andreas Hristu, Kıbrıs Türk mallarının
kullanılmamasından doğan kaybın Kıbrıslı
Türklere ödeneceğine ilişkin bilgileri yorumlarken, "Şu
anda tazminat konusunun geçerli olmadığını, 1974'ten
sonra hakim olan düzensiz durumun Kıbrıslı Türklere Kuzey'deki
Rum mallarını kullanma imkanı verdiğini" söyledi. Politis'e göre,
Kıbrıs Türk mallarının idaresine de değinen Hristu,
Türk mallarının idare edilmesindeki yönetim şeklinin
iyileştirilmesi gerektiğini söyledi ve özel idare komisyonlarının
kurulması önerisinde bulundu. Öte yandan Alithia,
"BAF'taki Göçmenler Ayaklanıyor" başlıklı
haberinde, Baf'ta özellikle Türk malı üzerine devletin
yardımıyla ev inşa eden Rum göçmenlerin, tapu alma
kategorisinde bulunmamalarından dolayı hükümeti
eleştirdiğini belirtti. Rum Yönetimi,
Kıbrıs Türk malı üzerine inşaa edilen evlerde veya
Kıbrıs Türk evlerinde ikamet eden göçmenlere tapu değil hali
arazi verilmesini karara bağlamıştı. Habere göre, özellikle
Baf'a bağlı Mutallo, Timi ve Mandria (Yeşilova)'da ikamet
etmekte olan Rum göçmenler, Meclis Başkanı Dimitris Hristofyas ve
İçişleri Bakanı Andreas Hristu'ya birer mektup göndererek,
konudan duydukları rahatsızlığı dile getirdiler ve
evleri için garanti istediler. |
KIBRIS 08/05/06
Rumların "boş ümitleri" yabancı
diplomatları bunalttı
Rum yetkililerin, Paris
görüşmesinde teknik komitelerde Kıbrıs sorununun esasına
ilişkin konuların da görüşülmesinde mutabakat
sağlandığı yolundaki açıklamalarının
gerçeği yansıtmadığını artık Rumlar da kabul
etmeye başladı
Rumların
"boş ümitleri" yabancı diplomatları bunalttı
ÜMİTLER BOŞA
ÇIKTI... Paris'te 28 Şubat'ta gerçekleşen Papadopulos-Annan
görüşmesi sonrasındaki iki ay içerisinde Kıbrıs sorununda
ilerleme sağlanacağına yönelik ümitlerin boşa
çıktığı, Rum yönetiminin ve hükümet ortağı
partilerin Kıbrıs sorununda yeni bir hareketlilik
olacağını söylemelerine rağmen hiçbir ilerleme
kaydedilmemesi bir yana prosedürün dahi başlamaması Güney
Kıbrıs'ta rahatsızlık yarattı. Balon açıklamalar
Güney Kıbrıs'taki yabancı diplomatları da rahatsız
etti
İÇ TÜKETİM
MALZEMESİ OLARAK KULLANILDI... Lefkoşa'da bulunan yabancı
diplomatlar, teknik komitelerin kurulamaması ve diyaloğun
başlayamaması konusunda Kıbrıs Rum tarafına da
sorumluluk yüklüyor. Rum tarafının, Paris anlaşmasını
21 Mayıs'taki milletvekilliği seçimleri
ışığında iç tüketim malzemesi olarak
kullandığını ileten Fransa Büyükelçisi, yanında
başka büyükelçiler de Rum hükümetin bu konudaki davranışını
çok yakından izliyorlar
Rum yetkililerin,
Paris görüşmesinde teknik komitelerde Kıbrıs sorununun
esasına ilişkin konuların da görüşülmesinde mutabakat
sağlandığı yolundaki açıklamalarının,
yabancı diplomatları bunalttığı bildirildi.
Alithia, Paris'te 28
Şubat'ta gerçekleşen Papadopulos-Annan görüşmesi
sonrasındaki iki ay içerisinde Kıbrıs sorununda ilerleme
sağlanacağına yönelik ümitlerin boşa
çıktığını, Rum yönetiminin ve hükümet ortağı
partilerin Kıbrıs sorununda yeni bir hareketlilik olacağını
söylemelerine rağmen hiçbir ilerleme kaydedilmemesi bir yana prosedürün
dahi başlamadığına dikkat çekti.
Haberi "Türk
Tarafı Oyalıyor" başlığıyla yansıtan
gazete, Rum yönetiminin iki ay içerisinde BM Genel Sekreter
Yardımcısı İbrahim Gambari'nin adayı ziyaret etmesini
gündeme getirecek bir ilerleme sağlanacağı beklentisi içinde
olduğunu hatırlattı ve özetle şunları kaydetti:
"Gazetemizin
edindiği bilgilere göre Birleşmiş Milletler sürekli olarak iki
tarafın temsilcileriyle görüşüyor ve prosedürün başlaması
için ortak bileşke arıyor. Hükümet kaynakları, müzakerelerin başlamasında
gözlemlenen gecikmeyi Kıbrıs Türk tarafının izlemekte
olduğu oyalama taktiğine bağlıyor. Hükümetin kanaatine göre
Kıbrıs Türk tarafı, Ankara'nın da desteğiyle
çeşitli mazeretler ortaya koyuyor ve maksatlı olarak diyaloğa
yanaşmıyor.
Aynı hükümet
kaynakları Kıbrıs Türk tarafının, Ankara
Anlaşması Ek Protokolü'nü hayata geçirmeme, hava ve deniz
limanlarını Kıbrıs Rum uçak ve gemilerine açmayı
reddetme konusunda Türkiye'ye yardım elini uzatmak ana hedefi ile sonunda
yaz dönemi içerisinde müzakere masasına geleceğini
değerlendiriyorlar. Bu senaryo temelinde, üyelik sürecinin
değerlendirilme aşamasında Ankara, iki toplum arasındaki
diyaloğun gelişme halinde olduğuna atıfta bulunarak Ek
Protokolü hayata geçirmemesini haklı göstermeye çalışacak.
Ancak görev yerleri Lefkoşa'da
bulunan yabancı diplomatlar, teknik komitelerin kurulamaması ve
diyaloğun başlayamaması konusunda Kıbrıs Rum
tarafına da sorumluluk yüklüyorlar. Gazetemizin edindiği bilgilere
göre, ülkesinin Dışişleri Bakanlığı'na,
Lefkoşa'nın Paris anlaşmasını 21 Mayıs'taki
milletvekilliği seçimleri ışığında iç tüketim
malzemesi olarak kullandığını ileten Fransa Büyükelçisi
yanında başka büyükelçiler de hükümetin bu konudaki
davranışını çok yakından izliyorlar.
Gazetemizin elindeki
bilgilere göre bu diplomatlar, Başkan Tasos Papadopulos'un ve hükümet
ortağı partilerin sözcülerinin 'Paris'te gündelik konuların
haricinde Kıbrıs sorununun esasına ilişkin konuların
da görüşülmesinde mutabık kalındığı'
mesajlarından bunaldılar. Papadopulos-Annan görüşmesi
sonrasında yayınlanan ortak açıklamaya işaret ediyorlar ve
esasa ilişkin konuların görüşüleceği
anlaşmasının ortak açıklamanın neresinde ifade
edildiğini soruyorlar.
Yabancı bir diplomat,
'Dekonfrantasyon ve/veya Maraş konusunda da ilerleme sağlanması
faydalı olurdu gibi bir dileğin ifade edilmesi başka şey,
hükümetin iddia ettiği 4-A'nın (mayından arındırma,
dekofonfrantasyon, askersizleştirme ve Maraş) görüşüleceği
konusunda anlaşma başka....' diye konuştu.
ABD Büyükelçisi Ronald
Schlicher'in önceki gün Baf'ta yaptığı açıklama da bu
konuda göstergedir. Schlicher, BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs'taki
Özel Temsilcisi Michael Moller'in iki tarafla işbirliği yaparak
tarafların teknik düzeyde uzlaştıkları konular üzerinde
müzakerelerin başlaması için bir anlaşmaya ulaşmaları
yöntemini bulacakları ümidini dile getirdi. Ayrıca, siyasi meseleleri
de görüşmek için ortak kabul edilir bir zemin bulacaklarını
umduğunu da söyledi."
Moller: Her iki tarafı
da tatmin
edecek diplomatik
yeteneğe sahibim
Politis de,
"Bakışlar Sonbahara AB Kararları Kıbrıs Sorununun
Geleceğini Belirliyor" başlığıyla
yansıttığı haberinde, BM kaynaklarının
Kıbrıs'taki iki tarafın teknik komiteler türündeki diyalogun
başlamasına ilgilerini sürdürmeleri halinde uzlaşı
noktasının bulunabileceğinden iyimser olduklarını
yazdı, şunları kaydetti:
"BM Genel
Sekreteri'nin Kıbrıs'taki Özel Temsilcisi Michael Moller, gündelik
konuların ve devamında esasa ilişkin görüşmelere de
başlangıç olacak önerilerle her iki tarafı da tatmin edecek
diplomatik yeteneğe sahip olduğunu gösterdi. Birleşmiş
Milletler, kayıplar konusunda ileri götürülen bir Talat-Papadopulos
görüşmesinin başlangıç ve prosedürün genişletilmesi için
iyi bir başlangıç olacağı beklentisindedir.
Elbette kimse,
çalışmaya başlasalar bile teknik komitelerden etkileyici
birşey beklemiyor. Herkesin bakışı, Türkiye'nin üyelik
sürecinin ve üstlenmiş olduğu yükümlülüklerini hayata geçirmesini
değerlendirileceği sonbahara çevrilmiş durumda. Ankara,
Kıbrıslı Türkler için de benzer birşey elde etmemesi
halinde, hava ve deniz limanlarını Kıbrıs Cumhuriyeti'ne
açmamakta kararlı görünüyor. Tayyip Erdoğan'ın da, seçim öncesi
döneminde olumlu bir sürpriz yapması beklenmiyor.
Kıbrıs için en
endişe verici olan, gerek Brüksel'de, gerekse Ankara'da Türkiye ile AB
arasında imtiyazlı ortaklık fikrinin olgunlaşmaya
başlamasıdır. Böyle bir durumda Kıbrıs sorunu
muhtemelen yeni düzenlemenin kurbanı olacak. Bu Lefkoşa'yı
endişelendiriyor ve daha esnek hale getiriyor. Papadopulos'un Eleftheros
Tipos'a söylediği üzere, karşılaştığı sorunlar
veya müzakerelerinin AB tarafından kesilmesi nedeniyle Türkiye'nin üyelik
sürecini kendi rızasıyla terk etmesi Kıbrıs sorunu için
nahoş bir gelişme olacak. 'Müzakerelerin kesilmesi gibi olumsuz bir
gelişmeden kaçınılabilmesi için Türkiye'nin itaat etmesi
konusunda altın kesitin bulunması gerekir' diyen Tasos Papadopulos,
Türkiye'ye ilk çelme takan olmayacağını ortaya koydu
KIBRIS 08/05/06
Rum Savunma Bakanı Kiriakos Mavronikolas'tan ilginç iddia:
İngiltere, bize ambargo uyguluyor
İNGİLTERE'YE
TEPKİ... Rum Savunma Bakanı Kiriakos Mavronikolas, İngiliz
makamlarının uzun zamandan beridir Güney Kıbrıs'a bir
çeşit ambargo uyguladığını ifade ederek, RMMO'ya ait
bir silah sistemindeki parçanın arızalanmasının
ardından tamir amaçlı olarak İngiltere'ye gönderilmesi ve
İngiltere'nin bu parçaya el koymasına büyük tepki gösterdi
Rum Savunma Bakanı
Kiriakos Mavronikolas, İngiliz makamlarının uzun zamandan
beridir Güney Kıbrıs'a bir çeşit ambargo
uyguladığını ifade ederek, İngiltere'nin "AB
üyesi bir ülkeye ambargo uygularken Türkiye ve işgal ordusuna silah
sistemi tedarik etmesinin mümkün olmadığını" kaydetti.
Rum Savunma Bakanı
Mavronikolas, RMMO'ya ait bir silah sistemindeki parçanın
arızalanmasının ardından üretici firmanın
bulunduğu İsviçre'ye, daha sonra da tamir amaçlı olarak yan
şirketin bulunduğu İngiltere'ye gönderilmesi ve
İngiltere'nin bu parçaya el koymasıyla ilgili haberleri
doğruladı.
Fileleftheros ve diğer
gazetelere göre Mavronikolas, söz konusu parçanın "Bell"
helikopteri için hayati bir parça olduğuna dikkat çekti.
Rum Savunma ve
Dışişleri bakanlıklarının girişimlerine
karşın, İngiliz makamlarının bir yıldan beri
gerekçe göstermeden RMMO'ya ait bu parçaya el koyduğunu söyleyen
Mavronikolas, İngiltere Dışişleri
Bakanlığı'nın bu parçayı Güney Kıbrıs'a vermeyi
reddettiğini belirtti.
İngiliz
makamlarının uzun zamandan beridir Güney Kıbrıs'a bir
çeşit ambargo uyguladığını söyleyen Mavronikolas,
İngiltere'nin "AB üyesi bir ülkeye ambargo uygularken Türkiye ve
işgal ordusuna silah sistemi tedarik etmesinin mümkün
olmadığını" da kaydetti.
Mavronikolas, silah
sistemleriyle ilgili İngiliz şirketlerin geçmişte ihaleler
kazandığını, ancak Güney Kıbrıs'a uygulanan
askeri malzemelerle ilgili ambargo nedeniyle bunların hayata geçirilmesini
ret ettiklerini de ekledi.
Gazete, uçağa ait
silah sistemindeki parçanın 2005'te
arızalandığını, daha sonra üretici firmanın
bulunduğu İsviçre'ye gönderildiğini, Rum yönetiminin bilgisi
dışında da tamir için İngiltere'ye gönderildiğini
anımsattı.
KIBRIS 08/05/06
|
NTV
Güncelleme: 10:24 TSİ 08 Mayıs 2006 Pazartesi
PARİS/LEFKOŞE
- Papadopulos, Fransada yayımlanan Expres dergisine verdiği
mülakatta, Türklerin Adada azınlık olduğunu iddia etti. Rum
lider, Kıbrısta iki toplumlu ve iki bölgeli çözümden söz edilemeyeceğini
savundu.
Papadopulos,
Nüfusun yüzde 82si Rum iken, iki ayrı bölge ve iki ayrı toplum
yapısını içeren bir devleti kesinlikle reddediyoruz dedi.
ABD ve İngilterenin arabuluculuğunu desteklemediğini de
belirten Rum lider, BM Genel Sekreteri Kofi Annandan Rum tezlerine
yakınlığıyla bilinen Rusya, Fransa ve Çini çözüm
çabalarına dahil etmesini istediklerini söyledi.
Papadopulos, Ankaranın Kuzey Kıbrısı, AB ile
ilişkilerinde zaman kazanmak için kullandığını da öne
sürdü.
KKTC
AÇIKLAMALARA TEPKİLİ
Bu arada Papadopulosun bu açıklamaları KKTCde tepkiye yol
açtı. KKTC Cumhurbaşkanlığı kaynakları bu
açıklamalarla birlikte Papadopulosun Adada kapsamlı bir çözüme
ulaşılması yönündeki çabaları boşa
çıkardığını belirtti.
Ayrıca, BM ve ABden, Rum liderliği nezdinde girişimde
bulunarak, iki tarafın siyasi eşitliğine dayalı iki kesimli
ve iki toplumlu bir çözüme bağlı olup olmadığı
konusuna açıklık getirilmesi istendi.
Rumlar KKTCdeki
mallarını satıyor
Kıbrısta
bazı Rumların, Türk tarafında kalan taşınmaz
mallarını satışa çıkardığı ve
avukatları aracılığıyla alıcılarla
pazarlık yaptığı bildirildi.
NTV
Güncelleme: 07:54 ET 08 Mayıs 2006 Pazartesi
LEFKOŞA
- Rum basınında çıkan haberlere göre, KKTC Tazmin Komisyonuna
başvuran Tatlısu kökenli bir Rum, arazilerini satışa
çıkardı. Adı açıklanmayan Rumun, deniz kenarındaki
arazilerine Kıbrıslı Türk ve Türkiyeden
işadamlarının büyük ilgi gösterdiği belirtildi.
KKTC
tarafında 1974ten önce arazileri bulunan bazı Rumların da
bunları kiralamak için bazı uluslararası şirketlerle
görüşmeler yaptığı da gelen haberler arasında. Türk
tarafında kalan mallarını satan veya kiralayan Rumların, bu
işlemleri avukatları aracılığıyla
yaptırdığı, bu durumun KKTCyi yasadışı
devlet olarak niteleyen Rum yönetiminde ciddi rahatsızlık
yarattığı belirtiliyor.
İngiltere, Rum askeri malzemesine
el koydu
İngiltere'nin güney Lefkoşa Yüksek
Komiserliği, tamir amacıyla İngiltere'ye gönderilen Rum Milli
Muhafız Ordusu'na (RMMO) ait yedek parçaların, BM Güvenlik
Konseyi'nin ilgili kararı uyarınca ülke dışına
çıkarılmasına izin verilmediğini ve onarımı
üstlenen şirket tarafından alıkonulduğunu
açıkladı.
İngiliz Yüksek Komiserliği
tarafından yapılan açıklamada ayrıca, BM Güvenlik
Konseyi'nin 1996 yılında onayladığı 1062
sayılı kararında, ''Kıbrıs'taki askeri kuvvetlerin silahlarını
modernleştirmesinden kaygı duyduğu'' anımsatıldı.
İngiliz Yüksek Komiserliği, yedek
parçaların, İngiltere hükümeti tarafından değil,
onarımı üstlenen şirket tarafından alıkonulduğunu
belirtti.
PAPADOPULOS'UN TEPKİSİ
RMMO'ya ait silah sistemleri yedek
parçalarının İngiltere'de alıkonulmasını
yorumlayan Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos ise ''bunun düşmanca bir
hareket olduğunu'' savundu.
''Olayı hayretle
karşıladığını'' ifade eden Papadopulos, ''bu
hareketin düşmanca bir hareket olduğunu ve kendisinde
şaşkınlık yarattığını'' kaydetti.
MILLIYET 09/05/06
Yedek parçalara el konulması, BM Güvenlik Konseyi kararı
gereğidir
İngiliz Yüksek
Komiserliği, Rum lideri Papadopulos'un "düşmanca bir
hareket" olarak nitelendirdiği, İngiltere'nin Rum askeri
malzemesine el koyduğu yönündeki iddialarına açıklık
getirdi:
Yedek parçalara el
konulması, BM Güvenlik Konseyi kararı gereğidir
BM GÜVENLİK
KONSEYİ KARARINCA... İngiliz Yüksek Komiserliği, tamir
amacıyla İngiltere'ye gönderilen Rum Milli Muhafız Ordusu'na
(RMMO) ait yedek parçaların, BM Güvenlik Konseyi'nin ilgili kararı
uyarınca ülke dışına çıkarılmasına izin
verilmediğini ve onarımı üstlenen şirket tarafından
alıkonulduğunu açıkladı
ONARIMI ÜSTLENEN
ŞİRKET ALIKOYDU... İngiliz Yüksek Komiserliği
tarafından yapılan açıklamada ayrıca, BM Güvenlik
Konseyi'nin 1996 yılında onayladığı 1062
sayılı kararında, "Kıbrıs'taki askeri kuvvetlerin
silahlarını modernleştirmesinden kaygı duyduğu"
anımsatıldı. Komiserlik, "Yedek parçalar, İngiltere
hükümeti tarafından değil, onarımı üstlenen şirket
tarafından alıkonuldu" dedi
İngiliz Yüksek
Komiserliği, tamir amacıyla İngiltere'ye gönderilen Rum Milli
Muhafız Ordusu'na (RMMO) ait yedek parçaların, BM Güvenlik
Konseyi'nin ilgili kararı uyarınca ülke dışına
çıkarılmasına izin verilmediğini ve onarımı
üstlenen şirket tarafından alıkonulduğunu
açıkladı.
İngiliz Yüksek
Komiserliği tarafından yapılan açıklamada ayrıca, BM
Güvenlik Konseyi'nin 1996 yılında onayladığı 1062
sayılı kararında, "Kıbrıs'taki askeri kuvvetlerin
silahlarını modernleştirmesinden kaygı duyduğu"
anımsatıldı.
İngiliz Yüksek
Komiserliği, yedek parçaların İngiltere hükümeti tarafından
değil, onarımı üstlenen şirket tarafından
alıkonulduğunu belirtti.
Papadopulos'un tepkisi
RMMO'ya ait silah
sistemleri yedek parçalarının İngiltere'de
alıkonulmasını yorumlayan Rum Yönetimi Başkanı Tasos
Papadopulos ise, "bunun düşmanca bir hareket olduğunu"
savundu.
"Olayı hayretle
karşıladığını" ifade eden Papadopulos,
"bu hareketin düşmanca bir hareket olduğunu ve kendisinde
şaşkınlık yarattığını" kaydetti.
KIBRIS 10/05/06
İnsan kaçakçılığına Rumlar da
karıştı
|
Sadrazamköy sahillerinden
KKTC'ye kaçak giriş yapan Suriyeli mültecileri yakalayan polis, onlara
yardım ettikleri gerekçesiyle bir Kıbrıslı Türk ve 3
Rum'u da tutukladı İnsan
kaçakçılığına Rumlar da karıştı KAÇAKÇILIKTA KUZEY- GÜNEY
İŞBİRLİĞİ... Avrupa Birliği ülkelerine
gitmek için Kıbrıs'ı tercih eden mültecilere
yardımcı oldukları gerekçesiyle Girne Polis Müdürlüğü
ekipleri bir Kıbrıslı Türk ile üç Rum'u tutukladı. Cuma
günü Sadrazamköy sahillerinden KKTC'ye kaçak giren Suriye uyruklu mültecileri
yakalayan polis, yürütülen soruşturmada, Rum plakalı araçla
mültecileri Güney Kıbrıs'a götürmeye giden Beyarmudu sakinlerinden
Serdar Tığrak'ı suçüstü, aracın sahibi ve diğer iki
Rum'u da KKTC'ye giriş yaparken yakaladı TUTUKLULUK DURUŞMASI
BUGÜN... Suriyeli mültecilerin Güney Kıbrıs'a götürüleceği Rum
plakalı aracın sahibi ve diğer iki Rum dün Girne Kaza
Mahkemesi'ne çıkarılarak aleyhlerine 3'er gün tutukluluk emri
alındı. Serdar Tığrak ve 23 Suriyeli mültecinin
tutukluluğuyla ilgili karar ise bugün verilecek. Soruşturma
amaçlı istenen 8 gün tutukluluğa dün Tığrak ve
mültecilerin itiraz etmesi üzerine, mahkeme duruşma için davayı
bugüne bıraktı Fazile KÖLE Avrupa Birliği
ülkelerine gitmek için Kıbrıs'ı tercih eden mültecilere
yardımcı oldukları gerekçesiyle Girne Polis Müdürlüğü
ekipleri bir Kıbrıslı Türk ile üç Rum'u tutukladı. Cuma
günü Sadrazamköy sahillerinden KKTC'ye kaçak giriş yapan Suriye uyruklu
mültecileri yakalayan polis, yürütülen soruşturmada, Rum plakalı
araçla mültecileri Güney Kıbrıs'a götürmeye giden Beyarmudu
sakinlerinden Serdar Tığrak'ı suçüstü, aracın sahibi ve
diğer iki Rum'u da KKTC'ye giriş yaparken yakaladı. KKTC'ye yasa dışı
yollarla giriş yapan 23 Suriye uyruklu mülteci ile olayla
bağlantıları olduğu düşünülen biri
Kıbrıslı Türk, üçü Kıbrıslı Rum toplam 27
kişi dün Girne Kaza Mahkemesi'ne çıkarıldı. Tutukluluk sürelerinin
8'er gün daha uzatılması talebiyle Girne Kaza Mahkemesi Ceza
Davaları Yargıcı Fügen Ulutekin'in huzuruna
çıkarılan 23 Suriye uyruklu mülteci ile olayla
bağlantılı olduğu tahmin edilen Kıbrıslı
Türk'ün itirazı üzerine, dava duruşma için bugüne
bırakıldı. Olayla
bağlantıları olduğu tahmin edilen üç
Kıbrıslı Rum içinde mahkeme, 3'er gün tutukluluk emri verdi. İlk mülteciler 5 Mayıs'ta
yakalandı Cuma günü duyarlı
vatandaşların ihbarıyla, Geçitköy'deki Sarıdaş Gece
Kulübü yakınlarında 18 Suriye uyruklu mülteciyi yakalayan ve
operasyonlar dizisinin ilk ayağını gerçekleştiren polis,
yürüttüğü soruşturmada, mültecilerin Sadrazamköy
açıklarındaki sahillerden KKTC'ye kaçak giriş
yaptıklarını, sayılarının ise 30 civarında
olduğunu belirlemişti. Kayıp mülteciler ile onlara
yardımcı olan veya olacak kişilerin de peşine düşen
polis, kısa sürede çabalarının sonucuna ulaştı ve
kayıp mülteciler ile onlara yardımcı oldukları
gerekçesiyle biri Kıbrıslı Türk, üç de Rum'u yakaladı. Girne Polis
Müdürlüğü Adli Şube ekipleriyle, Çamlıbel Polis Karakolu
ekiplerinin ortaklaşa yürüttüğü operasyonlar dizininde ilk önce 5
Mayıs'ta, Ebrahem Obeed (34), Ammar Shaaban (27),Khaldoun Dweimer (21),
Abdulelah Al Hamadi (21), Zaki Abdullah (27), Abdulwahab Hajmousa (38),
Faisal Ahlasan (28), Abed Al M. Alhamad (27), Abdullah Razaz (23), Elias
Assaf (40), Fadel Hajmausa (40), Abdullah Alkasem (23), Mohamed Al Jammal
(23), Ali Altan (28), Abdo Al Mohamed (25), Yousef Al Mohamed (23), Khaled
Mashlah (27), Mohamed Arkam Alzain (32) isimli 18 mülteci Geçitköy'de, daha
sonra bölgede yapılan aramada ise 5 mülteci daha bulunmuştu. Ekiplerin ortaklaşa
yürüttüğü soruşturmada, ayni yolla KKTC'ye giriş yapan Hasan
Bhar (29) ile Abdullah Almoustafa (30) isimli 2 mülteci daha tespit edilerek
6 Mayıs'ta yakalandı. Mülteci operasyonunu
sürdüren polis, mültecilerin DAM 942 plakalı araç ile Güney
Kıbrıs'a götürüleceği duyumu üzerine 7 Mayıs tarihinde
aracı Geçitkale Göledi yakınlarında bularak pusuya yattı
ve aracı almaya giden Beyarmudulu Serdar Tığrak (26) ve
beraberindeki Saleh Jdeie (26), Mohammed Abbas (36) ve Tamer Al Abbas (21)
isimli 3 mülteciyi yakaladı. Emare olarak el konulan
DAM 942 plakalı araç içerisinde yapılan aramada da olayla
bağlantılı olduğu tahmin edilen zanlı Stravros
Stavrous'un süresi geçmiş sürüş ehliyeti bulundu. Yapılan ileri
tahkikat sonucunda ise aracın Eleni Stavrous isimli
Kıbrıslı Rum'a ait olduğu anlaşıldı. Söz konusu kişilerin
soruşturulabilmesi için sınır kapılarına bilgi
verilmesinin ardından Stravros Stavrous, Eleni Stavrous ve Alinos
Stavrou isimli zanlılar önceki akşam Gazimağusa 2 Buçuk Mil
(Akyar) sınır kapısından KKTC'ye giriş
yaptıkları sırada yakalandı. 27 kişi mahkeme huzuruna çıktı KKTC'ye yasa
dışı yollarla giriş yapan 23 Suriye uyruklu mülteci ile
olayla bağlantıları olduğu düşünülen
Kıbrıslı Türk ile 3 Rum dün Girne Kaza Mahkemesi'ne
çıkarıldı. Girne Kaza Mahkemesi Ceza
Davaları Yargıcı Fügen Ulutekin'in huzuruna
çıkarılan zanlılarla ilgili olarak, İddia Makamı
Başsavcılık adına davayı yürüten Savcı Erdinç
Akyener, meselenin tahkikat memuru Tolga Ateşli'yi tanık olarak
dinletti. Çamlıbel Polis
Karakolu'nda görev yapan polis memuru Tolga Ateşli, 5, 6 ve 7 Mayıs
tarihlerinde yakalanan ve mahkeme emriyle tutuklanan 23 Suriye uyruklu
mülteci ile zanlı Serdar Tığrak aleyhine yürütülen
soruşturmanın henüz tamamlanmadığını
belirterek, tutukluluk sürelerinin 8'er gün daha uzatılması
talebinde bulundu. Polis memuru Tolga
Ateşli şahadetini tamamladıktan sonra Yargıç Ulutekin,
Suriye uyruklu mülteciler ile zanlı Serdar Tığrak'ın
Avukatı Öner Şerifoğlu'na söz hakkı verdi. Suriyeli
mülteciler ile Tığrak'ın Avukatı Şerifoğlu
talep edilen tutukluluğa itirazda bulundu. Avukat Öner
Şerifoğlu, polis memuru Tolga Ateşli'yi istintaka tabi tuttu. Meselenin tahkikat memuru
Tolga Ateşli, bu olayla bağlantılı olarak yakalanan
Stravros Stavrous, Eleni Stavrous ve Alinos Stavrou hakkında da
soruşturulması gereken kişiler olduğunu anlattı. Tatlısu bölgesinde
de olayla ilgili yürütülmesi gereken tahkikatın olduğunu belirten
Ateşli, tahkikatın yeni başladığını
kaydetti. Eleni Stavrous'un kendi
adına olduğu tespit edilen aracı 3-4 ay önce
sattığı yönünde iddiaları bulunduğunu ifade eden
Ateşli, soruşturulacak kişilerin ve aranan
şahısların olduğunu yineledi. Mahkeme mesai saatinin
bitimi nedeniyle, tutukluluk duruşmasının yapılabilmesi
için davayı bugün saat 11.00'e erteledi. Polis memuru Tolga
Ateşli daha sonra 3 Rum hakkında da 3 gün tutukluluk emri talebinde
bulundu. Ateşli, zanlıların meseleyle
bağlantılı olabileceğini ve yeni
yakalandıklarını belirtti. Mahkemeye avukatsız
çıkan Rum zanlıların bu talebe itiraz etmemesi üzerine
Yargıç Fügen Ulutekin, Rumların 3 gün poliste tutuklu
kalmasına izin ve emir verdi. |
KIBRIS 10/05/06
S.Denktaştan
Slovak modeli önerisi
KKTC
Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş, Rumların
uzlaşmazlığı sürdürmesi halinde Adada, Çekoslovakya modeli
bir ayrılığın gündeme gelebileceğini söyledi.
NTV
Güncelleme: 19:48 TSİ 10 Mayıs 2006 Çarşamba
BRATİSLAVA
- Slovakyanın başkenti Bratislavada bir konferansta konuşan
KKTC Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş, Çek Cumhuriyeti
ile Slovakyanın ayrılışına işaret etti.
Kıbrısın da bu şekilde ayrılabileceğini belirten
Denktaş, Buna, ayrılıkla gelen birleşme de diyebiliriz.
Devleti paylaşamıyorsak, Adayı paylaşacağız ve
ardından AB içinde yeniden birleşeceğiz dedi. Rum
tarafının tutumu nedeniyle siyasi eşitliğe dayalı iki
bölgeli ve iki toplumlu bir çözüme
ulaşılamadığını belirten Denktaş,
uluslararası toplumdan destek istedi.
Baklava da 'Rum milli tatlısı' oldu!
Rumlar geçtiğimiz yıl da lokumu 'milli tatlı' ilan
etmişti
11 Mayıs, 2006 09:32:00 (TSİ) CNN TURK
Kıbrıs Rum yönetiminde düzenlenen Avrupa Günü
etkinliklerinde dağıtılan tatlı kitabında baklava,
Rumların 'milli tatlısı' olarak tanıtıldı. Avrupa
Birliği, baklavayı 'Rum tatlısı' olarak kabul etti.
Kıbrıs
Rum yönetimindeki Avrupa Günü etkinliklerinde AB
tatlılarının İngilizce tarifleri ülke bayraklarıyla
birlikte bir kitapçık haline getirildi ve basına
dağıtıldı.
Kitapçıkta baklava Rum milli tatlısı olarak gösteriliyor.
Rumlar geçtiğimiz yıl da 1.5 tonluk bir lokum yaparak Guinness
Rekorlar Kitabı'na girmiş ve lokumu da Rum tatlısı olarak
kayda geçirmişti.
Rumlar ve Yunanlar, uzun yıllardır Türk kahvesinin de kendilerine ait
olduğunu savunuyor.
Baklava da
'Rum milli tatlısı' oldu!
CNNTÜRK
Kıbrıs Rum yönetiminde düzenlenen Avrupa Günü etkinliklerinde
dağıtılan tatlı kitabında baklava, Rumların
'milli tatlısı' olarak tanıtıldı. Avrupa Birliği,
baklavayı 'Rum tatlısı' olarak kabul etti.
Kıbrıs Rum yönetimindeki Avrupa Günü
etkinliklerinde AB tatlılarının İngilizce tarifleri ülke
bayraklarıyla birlikte bir kitapçık haline getirildi ve basına
dağıtıldı.
Kitapçıkta baklava Rum milli
tatlısı olarak gösteriliyor.
Rumlar geçtiğimiz yıl da 1.5 tonluk
bir lokum yaparak Guinness Rekorlar Kitabı'na girmiş ve lokumu da Rum
tatlısı olarak kayda geçirmişti.
Rumlar ve Yunanlar, uzun yıllardır
Türk kahvesinin de kendilerine ait olduğunu savunuyor.
MILLIYET 11/05/06
Kıbrıslı
Rumlar 'taksim' diyor
Kıbrıs Rum lideri Tassos Papadopulos son günlerde sert açıklamalar
yapıp "İki devletli bir çözümü asla kabul etmeyeceğiz"
diyor. Bu yaklaşımıyla 21 Mayıs'ta yapılacak genel
seçimler öncesinde "ret cephesi"ni güçlendirmeye
çalıştığı açık.
Zira, Kıbrıs Yayın Kurumu CyBC tarafından yapılan son
kamuoyu yoklaması, Rumların çözüm konusunda bölündüklerini
gösteriyor. Yoklamaya göre, sorgulanan 1200 kişiden yüzde 48'i
Kıbrıslı Türklerle birlikte yaşamak istemediklerini
belirtmiş. "Birlikte yaşarım" diyenlerin oranı
ise yüzde 45'te kalmış.
Başka bir ifadeyle, Papadopulos'un, Annan Planı referandumu öncesinde
başarılı bir şekilde ortaya koyduğu
"bozguncu" tutum prim yapmaya devam ediyor. Ancak, halkın yüzde
45'i hâlâ "Türklerle yaşayabiliriz" diyorsa, demek ki "ret
cephesi" adına biraz daha çaba sarf etmesi gerekiyor.
'Siyasi Frankenştayn'
Bunu da yapıyor. Ama yaparken kendisi açısından bir "Siyasi
Frankenştayn"ı yaratmakta olduğunu da ya görmüyor, ya da
görmek istemiyor. Peki nedir bu "Siyasi Frankeştayn?" Bunu
anlamak için Rum kesiminde İngilizce yayımlanan Cyprus Mail gazetesinin
yorumcularından Lukas Haralambus'un birkaç gün önce yazdıklarına
bakmak gerekiyor
Aslında yazısının başlığı bile durumu
ortaya koyuyor. "Taksim müzakereleri için fırsat
değerlendirilmeli" diyor Haralambus'un yazısının
başlığı. Yazının kendisine gelince, Haralambus,
yukarıda sözünü ettiğim yoklamaya atıfla,
"Kıbrıslı Rumların büyük bölümünün artık
adanın bölünmesini istediklerini" belirtiyor.
Daha önce Rumlar için tam bir "kâbus" olan bu fikrinin artık
"tek çıkış yolu olarak görülmeye
başlandığını" yazan Haralambus, bunun "salt
maddi çıkara dayandığını" söylüyor.
'Rumlar iki devlet istiyor'
Annan Planı için yüzde 76 oranında "hayır" oyunun
çıkmasının başlıca nedeninin, Papadopulos'un
"Evet derseniz maddi olarak zararlı çıkarsınız"
argümanı olduğunu bildiren Haralambus, ardından
şunları belirtiyor:
"Konuştuğum yüzlerce kişiden hiçbiri Annan
Planı'nı okuyup sevmediği için 'hayır' dememiş.
'Hayır' demelerinin tek nedeni, bu planın statükoyu bozup bir maliyet
getirecek olmasıdır."
Haralambus, buna dayanarak, "üzücü gerçeği" telaffuz ediyor.
"Rumların ağırlıklı bölümü artık iki
devletli bir çözüm istiyor" diyor. İşte Papadopulos'un kendisi
için yarattığı "Siyasi Frankenştayn" bu.
Bu arada Haralambus başka bir hususa da dikkat çekiyor. "Eskiden
Kıbrıslı Türkler taksim isterlerken şimdi roller
değişti. Rumların aksine onlar birleşme ekseninde çözüm
istiyorlar" diyor.
Statükocuların ters ittifakı
Bunun nedenini ise "Kıbrıslı Türklerin Türkiye'nin
gölgesinden kurtulma çabasına" bağlıyor ki, Annan
Planı sürecinde yaşananlar bu savı bir ölçüde doğruluyor.
Fakat bu başka bir yazının konusudur.
Ancak burada, son söz olarak, şu söylenebilir: Türk tarafındaki
statükocular ile Rum tarafındaki statükocuların bu "ters
ittifakı" sayesinde Kıbrıs'ın bölünmüşlüğü
tescil olma yolunda ilerliyor. Papadopulos'a da "Kendim ettim, kendim
buldum" demek kalıyor.
SEMIH IDIZ
MILLIYET 11/05/06
Baklava AB
izniyle Rumların oldu
Ömer BİLGE / LEFKOŞA
Avrupa Birliği
ülkelerinde önceki gün yapılan Avrupa Günü etkinliklerinde baklava, Rum
tatlısı olarak kabul edildi. Kıbrıs Rum yönetimindeki
Avrupa Günü etkinlikleri çerçevesinde üye ülkelerin en ünlü tatlıları
sergilendi.
AB tatlılarının İngilizce tarifleri ülke bayraklarıyla
birlikte bir kitapçık haline getirildi ve basına
dağıtıldı. Kitapçıkta, Türkçe yazılı
baklava Rumların milli tatlısı olarak
tanıtıldı. Rumlar geçen yıl da 1,5 tonluk bir lokum yaparak
Guinness Rekorlar Kitabına girmiş ve lokumu da Rum tatlısı
olarak kayda geçirmişti. Rumlar lokuma lokumi adı veriyor. Rum ve
Yunanlılar, uzun yıllardır Türk kahvesinin de kendilerine ait
olduğunu savunuyor.
HURRIYET 11/05/06
Üniter
bir devlet istiyoruz
|
|
Kıbrıs'ta iki
devletli çözümü kesinlikle reddediyoruz. Üniter bir devletin
yasallığını engelleyecek sistemi kabul edemem. Annan
Planı'nı çözümü reddetmiş olmak için değil
yürümeyeceğinden geri çevirdik
09/05/2006
RADIKAL
Kıbrıs Rum
Yönetimi lideri Tasos Papadopulos'un Fransız gazetesi L'Express'e
söyleşisi:
Adanın AB'ye üye olmasından ve BM Genel Sekreteri Kofi
Annan'ın sunduğu yeniden birleşme planını
Kıbrıslı Rumların ezici çoğunlukla reddetmesinden 2
yıl sonra nasıl bir durum değerlendirmesi yapıyorsunuz?
Hiç unutmamak gerekir ki, Kıbrıs problemi 1974'te Türkiye
tarafından karar verilen bir istila ve işgalle
bağlantılı bir konu. Nüfusun içinde her 10 kişiden 2'den
azı Türk kökenli. Diğer yandan 8'den fazlası Rum. Mülk konusunda
ise ormanların dışında, arazilerin yüzde 88'i Rumlara,
yüzde 12'si de Türklere ait. İşgalden önce sadece Türklerin
çoğunluk olduğu tek bir yerleşim birimi yoktu; onlar her yerde
azınlıktı. Bu da pratikte bölünmeye yönelik tüm savları
kesinlikle geçersiz kılıyor. Buradan da tek bir soru ortaya
çıkıyor: Türkiye ne istiyor?
Ne demek istiyorsunuz yani?
Kıbrıs'ta tek bir devlet mi istiyorsunuz yoksa iki tane mi? Tek bir
anayasa, tek millet, tek bir dayanışma ve uluslararası kimlik mi
istiyorsunuz? Yoksa
zararlı olabilecek iki devletli bir sistem mi? Örneğin,
Fransa'nın bir AB Komisyonu üyesi varken, Kıbrıs'ın
Brüksel'de iki kişiyle temsil edildiğini düşünebiliyor musunuz?
Türkiye'nin şu ana kadarki bütün politikası iki ayrı devlet
yapısı kurmaya dayalıydı.
Türkler size Annan Planı'nı kabul ettiklerini söyleyerek
yanıt vereceklerdir...
Birçok kişinin bizim planı reddetmiş olmamızdan ötürü
duygusal açıdan çok etkilendiğini biliyorum. Fakat bizim
bakış açımıza göre, bu metin üzerinde
uzlaşılmış bir anlaşmanın ürünü, ortak ve uyumlu
bir duruşun meyvesi olan bir barış planı değildi. Daha
ziyade bir hakem kararına benziyordu. Elbette ki Kofi Annan'ın iyi niyet
misyonu ona görüşmeleri içinde bulunduğu çıkmazdan çıkarma
görevini veriyordu; fakat sadece bu görüşmelerin ilgili tüm
tarafların katılımıyla yürütüldüğü sürece. Bu da bizi
bölen tüm konuların ele alınmasına ve
tartışılmasını öngörüyordu. Aslında bazı noktalar
müzakere unsuru olarak ele alındı, ama diğer bazı konular
gündeme bile gelmedi. Örneğin ortak para politikası görüşmelerin
dışında bırakıldı, aynı şekilde,
olayın finansman ve ekonomik boyutları bir ad-hoc komisyona havale
edildi.
Bu garip durumu nasıl açıklarsınız?
BM Genel Sekreteri açısından, 1 Mayıs 2004'ten yani
Kıbrıs'ın AB üyeliğinden önce, bunun Türkiye'ye
getireceği yükümlülüklere bakılmaksızın, bir plan her ne
pahasına olursa olsun kabul edilmeliydi. Sonuçlar planın kabul
edilmesinden sonra değerlendirilecekti...
Ve bu durum da yeniden birleşme konusundaki kesin soruyu sürüncemede
bırakıyor...
Bir şekilde. Ve ben bu yaklaşıma katılmıyorum. Benim
için, tüm toprakların, toplumların, ekonominin ve en sonunda da
kurumların tamamen birleşmeyeceği bir anlaşmayı
tahayyül etmek mümkün değil. Bunların hiçbiri Annan Planı'nda
yoktu. Kıbrıs Rum halkı planı bu yüzden reddetti: Nüfusun
yaklaşık yüzde 82'si Rum iken, iki belirgin bölge ve iki tip
toplumsal yapı içeren bir devleti kesinlikle reddediyoruz.
İnanın ki, Kanada ve Belçika örneklerini büyük bir ilgiyle takip
ediyorum; fakat o ülkelerde toplumlardan herhangi biri kendi görüşünü
diğerine dayatamaz, hiçbiri herhangi bir engelleme veya ülkenin tamamen
bölünmesine yol açacak bir felç yaratamaz. Üniter bir devletin
yasallığının ve iyi işleyişinin engellenmesine
müsaade edecek bir sistemi kabul edemem. Biz Annan Planı'nı bir
çözümü reddetmiş olmak için reddetmedik. Sebep gerçekte böyle bir
senaryonun yürümeyecek olmasıydı. Bundan sonraki tüm yeni girişimlerin
de bu gerçeği dikkate alması gerekiyor: Herbir noktayı gözönünde
bulundurarak nasıl ayrı değil, nasıl birlikte
yaşayacağımızı düşünmemiz gerekiyor. Her
tarafın duruşunu dikkate almalıyız, armudu rastgele ortadan
ikiye bölmek Kıbrıs için hiçbir zaman iyi bir çözüm olmayacak.
Çözüm her zaman BM'den doğacak. Bu çıkmazdan nasıl
çıkılacak peki?
Biz Güvenlik Konseyi'nin bazı daimi üyelerinin konuyu
tekelleştirmesini istemiyoruz. Özellikle Britanya ve Amerika'yı
kastediyorum ki onların adada doğrudan çıkarları söz
konusu. Britanya'nın adada askeri üsleri var, ABD, Türkiye'ye ve AB
üyeliğine destek veriyor. Ben BM'nin misyonunu yürütmesi ve
Kıbrıs'ın daha tarafsız bir muamele görmesi için Fransa,
Rusya veya Çin gibi diğer daimi ülkelerin de işin içine katılması
gerektiğini Kofi Annan'a ilettim.
Camp David'de bir sürece ne dersiniz: Siz ve KKTC Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, aynı masa etrafında?
Bu iyi bir şey getirmeyecek. Daha önce bahsettiğim şartları
sağlayacak uzun ve faydalı bir hazırlık dönemi olmadan
olmaz.
Bu olmadan Camp David gibi bir yerde buluştuğumuzda iki taraf da
kendi pozisyonunu savunacak ve iki ay veya iki hafta gibi bir sürenin sonunda
görüşmeler duracak. Peki, dünyaya vereceğimiz mesaj ne olacak?
Kıbrıs sorununun çözümsüz olduğu ve en iyi çözümün taksimden
veya statükodan başka bir şey olmadığı.
Size göre, Türkiye'nin kısaca aradığı nedir?
Türkiye'nin Kuzey Kıbrıs hükumeti üzerindeki etkisi ağır
basıyor. Ankara'nın stratejisi, Avrupa ile ilişkiler gündemi
açısından zaman kazanacak biçimde Kıbrıs konusundaki
tartışmayı sürdürmek. Bu şekilde, önümüzdeki eylülde AB
Türkiye'nin kat ettiği yolu değerlendirmek için hesap
soracağı zaman, Türkiye ortamı zehirlediği konusunda haksızlığa
uğradığını söyleyecek ve bu arada da görüşmeler
başlamış olacak. Fakat kimse kolay kanmaz. 25 ülke, Türkiye ile
görüşmelerde barış planından bağımsız
olarak, Türkiye'nin AB ile Gümrük Birliği Anlaşması'nın
şartlarını yerine getirerek limanlarını
Kıbrıs filolarına açmasını talep etti. Umuyorum ki
Avrupa, Türkiye'ye şart koşulan yükümlülüklerin yerine getirilmesini
talep ederken doğruluk ve adalet konularında da hassas olacak. (4
Mayıs 2006)
Papadopulos'un
ifşaatı
12/05/2006
RADIKAL
Kıbrıs'ta
halihazırdaki açmazın nedeni ne? Bu soruya tarihsel ya da
konjonktürel birçok yanıt üretilebilir. Siyasi, ekonomik, toplumsal,
bölgesel, uluslararası nice neden gösterilebilir. Eminim, her biri de
açmazı açıklamaya katkıda bulunacaktır.
Ancak mevcut duruma ilişkin temel unsuru gözden geçirmemekte yarar var.
Papadopulos'un iktidara geldiği günden bu yana izlediği politika
ışığında benim vardığım sonuç şu:
Kıbrıs'ta bugün karşı karşıya bulunduğumuz
açmazın ardındaki belirleyici neden, Rum seçkinlerin iktidarı
Kıbrıslı Türk seçkinlerle paylaşmaya hazır
olmaması. Diğer tüm nedenler, ya bu temel unsurdan kaynaklanıyor
ya da bu temel unsuru besliyor, pekiştiriyor.
Bu açıdan bakıldığında, Papadopulos'un Fransız
L'express dergisinde yayımlanan sözleri tarihe geçecek bir 'ifşaat'
niteliğinde (Derginin 5 Mayıs tarihli sayısında
çıkan söyleşi 9 Mayıs tarihli Radikal'de aynen
yayımlandı). Rum lider, tabir caizse, baklayı
ağzından çıkarıyor.
Bakın ne diyor Papadopulos: "Benim için, tüm toprakların,
toplumların, ekonominin ve en sonunda da kurumların tamamen
birleşmeyeceği bir anlaşmayı tahayyül etmek mümkün
değildir. Bunların hiçbiri Annan Planı'nda yoktu.
Kıbrıs Rum halkı, planı işte bu yüzden reddetti:
Nüfusun yüzde 82'si Rum iken, iki belirgin bölge ve iki tip toplumsal yapı
içeren bir devleti kesinlikle reddediyoruz. İnanın ki Kanada ve
Belçika örneklerini büyük bir ilgiyle takip ediyorum; fakat o ülkelerde
toplumlardan herhangi biri kendi görüşünü diğerine empoze edemez,
hiçbiri herhangi bir blokaj veya ülkenin tamamen bölünmesine yol açacak bir
felç yaratamaz. Üniter bir devletin yasallığının ve iyi
işleyişinin bloke edilmesine müsaade edecek bir sistemi kabul edemem.
Biz Annan Planı'nı bir çözümü reddetmiş olmak için reddetmedik,
reddettik çünkü gerçekte öyle bir senaryo yürümeyecekti. Bundan sonraki tüm
yeni inisiyatiflerin de bu gerçeği kaale alması gerekiyor: Her bir
noktayı göz önünde bulundurarak nasıl ayrı değil,
nasıl birlikte yaşayacağımızı düşünmemiz
gerekiyor. Her tarafın pozisyonlarını ekleyerek ve armudu
rastgele ortadan ikiye bölmek Kıbrıs için hiçbir zaman iyi bir çözüm
teşkil etmeyecektir."
Altı çizilmesi gereken iki cümle var burada: İlki, '... iki belirgin
bölge ve iki tip toplumsal yapı içeren bir devleti kesinlikle
reddediyoruz.'
İkincisi de, 'Üniter bir devletin yasallığının ve iyi
işleyişinin bloke edilmesine müsaade edecek bir sistemi kabul
edemem...'
Papadopulos, Kıbrıs için 40 yıldır sürdürülen çözüm
arayışlarının hem temelini hem de çerçevesini
oluşturan federal yapıya kökten karşı çıkıyor ve
bu yöndeki çabalara bir son verilmesini istiyor.
Papadopulos, iktidara geldiğinden bu yana bir 'çözüm adamı' portresi
çizmedi. Annan Planı'na ilişkin referandum sürecinde de, ortak bir
çözümün değil, kendi çözümünün peşinde olduğunu ortaya koydu.
Ancak meramını ilk kez bu kadar açık biçimde dile getiriyor.
Kıbrıs için iki bölgeli, iki toplumlu yapı, Denktaş ile
Makarios arasında 1977'de imzalanan Doruk Anlaşması'ndan beri
gündemde. BM'nin tüm kararları ve çözüm girişimleri de aynı
yapıya vurgu yapar. Hedeflenen amaç, Papadopulos'un dikkat çektiği
demografik dengesizliğe karşın, Papadopulos'un ağzına
almadığı iki bölgenin özerkliğini ve iki toplumun siyasal
eşitliğini gözetmektir. Bu amaçtan tek taraflı olarak
vazgeçildiğinin ifade edilmesi, Kıbrıs sorununu çözme
olasılığını, sıfırla çarpmak demek.
Rum liderin yaptığı, çözümün parametrelerini
değiştirmek; önerdiği parametre, yani üniter yapı, ne
Kıbrıs'ın tarihi ve toplumsal gerçeklerine uyuyor ne
Kıbrıs Türk liderliğince kale alınabilir.
Papadopulos'un 'ayrı değil birlikte yaşamak'tan bahsetmesi,
kulağa hoş gelmekle birlikte, hümanizmle de realizmle de
bağdaşmaz. Kıbrıs'ın bugünkü koşullarında,
'birlikte' yaşamaktan bahsetmek, asimilasyon amaçlı bir
milliyetçliğin, cilalı ve sahte bir ifadesinden başka bir
şey değil. Hele bunu söyleyen, 'Kıbrıslı Türkleri
sevdiği için boğazlarına sarıldığını'
belirtmekten çekinmemiş bir liderse...
Siyaset için suistimal
Anayasa Mahkemesi TKPnin Mülkiyet Yasasıyla ilgili davasının
iptal ve reddine karar verdi. Başkan Hakkı: Mahkeme siyaset
yapmak için suistimal edildi
Anayasa Mahkemesi, Toplumcu Kurtuluş Partisinin (TKP) Mülkiyet Yasasıyla ilgili açtığı davanın iptal ve reddine karar verdi
Mülkiyet Yasası olarak bilinen Anayasanın 159uncu Maddesinin 1.Fıkrasının (b) Bendi
Kapsamına Giren Taşınmaz Malların Tazmini, Takası ve İadesi Yasasının Anayasaya aykırılığı iddiasıyla Anayasa Mahkemesinde dava dosyalayan TKP, mecliste temsil edilen bir siyasi parti olmadığı için dava açmaya ehil bulunmadı.
TKPnin açtığı davayı 4 Mayısta görüşmeye başlayan Anayasa Mahkemesi, ilk duruşmada davanın esasına girmeden önce, davalı tarafın TKPnin dava açma ehliyeti olmadığı yönündeki itirazı üzerine karar için duruşmayı süresiz ertelemişti.
Yüksek Mahkeme Başkanı Metin A. Hakkı başkanlığında bu sabah toplanan Anayasa Mahkemesi, ön itiraza ilişkin kararını okudu.
Metin Hakkı, ön itirazın oybirliğiyle kabul edildiği ve açılan davanın iptal ve reddine karar verildiğini, davanın tüm masraflarının davacılar tarafından ödenmesinin ise oyçokluğuyla karara bağlandığını açıkladı.
Saat 09.00da başlayan duruşmada TKPyi avukat Fuat Veziroğlu, davalı Cumhuriyet Meclisini ise avukat Emine Erk temsil etti. Başsavcı Yardımcı Muavini Müjgan Irkad da duruşmada hazır bulundu.
Konuyla ilgili kararı okuyan Hakkı, davacı tarafın açmaya ehil olmadığını bile bile bu davayı açtığı ve böylelikle mahkemeyi siyaset yapmak için alet ettiğini belirterek, Davacıların ses duyurmak için, bir başka deyişle propaganda yapmak için mahkemeyi alet etmeleri tasvip edilecek ve affedilecek bir tutum olmayıp hukuk sistemimizi ve mahkemeleri suistimal etme anlamındadır dedi.
Anayasa Mahkemesi Başkanı Metin Hakkı, mahkemenin bunları göz önünde bulundurarak bu davanın tüm masraflarının davacılar tarafından ödenmesini emrettiğini, ancak kararın masrafla ilgili bölümüne Yüksek Mahkeme Yargıcı Nevvar Nolanın katılmadığını, bu kısmın Nolanın karşı oyuyla oyçokluğuyla geçtiğini kaydetti.
YENIDUZEN 12/05/06
Kıbrıs'ta
ilk şart
Gündüz Aktan
13/05/2006
RADIKAL
Kıbrıs, AB
üyeliğimiz önünde en acil engel niteliği kazandı.
Denebilir ki AB üyeliğimizin gerçekleşmemesi için o kadar neden var
ki, Kıbrıs'ta çözümün önceliği hatta gereği zaten
kalmadı. Haklısınız. Ama yine de sorunu analiz etmenin
yararları olabilir.
En azından nerede hata yaptığımızı anlayabiliriz.
Hatalar çoğu kez en iyi niyetlerle yapılır. Biz de
Kıbrıs sorununu çözmek istedik. Böylece birleşik
Kıbrıs, AB üyesi olacak ve bizim AB üyelik sürecimizi, değil
engellemek, kolaylaştıracaktı. Bu bağlamda eski
politikamızı ve bu politikanın başlıca
uygulayıcısı Sn. Denktaş'ı çözümsüzlükten sorumlu
tuttuk. Onun yaptığının tersini yaparsak, çözüm
kendiliğinden gelir sandık. Karşı tarafın 19.
yüzyıl Helen şovenizmini göz ardı ettik. Dünyanın gözünde
çözümsüzlükten biz sorumluyduk. Rumlar 1974 yenilgisinin mazlum
tarafıydı. Makul önerileri mutlaka kabul ederlerdi.
2002 Aralık Kopenhag zirvesinde, bir aylık müzakereden sonra Annan
Planı'nın ilk versiyonu küçük değişikliklerle önümüze kondu
ve 24 saat içinde kabul etmemiz ültimatomu verildi. Rumlarsa şehirde
dolaşıyordu. İstanbul liberalleri bu durumda bile anlaşma
olmamasının sorumluluğunu bizde buldular.
KKTC'de 'Bu memleket bizim' platformları kuruldu. 20-30 bin
Kıbrıs Türk'ü meydanları doldurdu. İçlerinde, Türklükten
çok Kıbrıslı olduklarını; TSK'nın onları
korumak yerine ezdiğini; dünyalı ve Avrupalı olmayı
istediklerini haykıranlar oldu. Bu tür çözümü savunan Sn. Talat önce
başbakan, sonra cumhurbaşkanı oldu. Referandumda Türklerin evet
oyu vermesi sağlandı.
Türkiye, Kofi Annan'a emsali görülmemiş biçimde nihai sözü söyleme
hakkını veren hakemlik ötesi bir yetkiyi kabul edince, Rum/Yunan
tarafında, AB üyesi olmak için ödemeyeceğimiz bedel
olmadığı izlenimi uyandırdık. Oysa Sn.
Denktaş'ın mücadeleci politikasını sürdürseydik, çözüm
imkânı çok daha fazla olabilirdi. Rumlar, AB üyelik müzakerelerinde,
Türklerden, Annan Planı'nın kendilerine verdiğinin çok üstünde
tavizler koparacakları varsayımıyla referandumda hayır oyu
kullanamazlardı.
Yeni politikayı savunan İstanbul liberalleri, KKTC'nin yerinde
durduğunu, Rumların ise çok zor durumda kaldıklarını
söylüyorlar. Amacımız dünyaya Rumların çözümsüzlükten yana
olduğunu kanıtlamak idiyse izlediğimiz politikanın
doğru olduğu söylenebilir. Ama amacımız çözüm idiyse, çözümsüzlüğü
pekiştirdiğimiz açıkça görülüyor.
Papadopulos, 'zor' durumdaysa, nasıl oluyor da çözümün tekil
yapılı bir Kıbrıs'ta olduğunu, Türklerin de
'Kıbrıs Cumhuriyeti' ile 'osmosis', yani azınlık olarak
bütünleşmeleri gerektiğini böyle fütursuzca söyleyebiliyor? Buna
rağmen AB kurumları ek protokol çerçevesinde havaalanları ve
limanlarımızı Rumlara tek yanlı olarak açmamızı
isteyebiliyor?
AB içinde olan Rum/Yunan ikilisi Türkiye'nin üyelik şansının çok
azaldığını bizden iyi biliyorlar. Basınlarından, Annan
Planı'nı reddetmekle neler kaybettiklerini anlamaya
başladıkları da görülüyor. Ama eski tutumlarından
vazgeçmeleri de imkânsız.
Bu şartlarda bizim politikamızı gözden geçirmemizin zamanı
geliyor. 24 Nisan'da referandumu kutlamak için sokağa çıkanların
2 binin altında olması Kıbrıs Türklerinin gerçeği
anladıklarını gösteriyor. Şimdi ilk şart;
hatalarımızı görüp, eski politikamızın doğru
olduğunu kabul etmek. Sonra da BM çözüm parametrelerini terk eden
Papadopulos'un, KKTC'ye bağımsızlığı istemekten
başka çare bırakmadığını anlatmaya başlamak.
Bu arada vakıf malı üzerinden tazminat almaya kalkışan
Aresti'nin davasını AİHM'de yeniden açmak ve Rum
tarafındaki Türklere ait özel mülklerle vakıf mallarına
ilişkin hukuk mücadelesine girişmek.
Ege sorunlarını Lahey UAD'na götürmekten kaçıp, AB üyelik
müzakerelerinde veto şantajıyla hakkının ötesinde kazanç
sağlama peşinde olan Yunanistan'a da geçmiş olsun demek.
Liberaller titremeyin! Zaten sizin yüzünüzden AB'ye giremiyoruz.
Bırakın da doğru dürüst dış politika
yapılsın! Kendinize dış politika (ve 'Kürt' sorunu)
dışında bir meşgale buluverin!
Kıbrıs'ta
uzlaşma vakti geldi
|
|
Türkiye AB'ye uyum
yolunda başarıyla ilerlerken, Kıbrıs sorunu üyelik için
engel oluşturmaya devam ediyor. Sorunun tarafları artık uzlaşmalı
13/05/2006
RADIKAL
Andrew Duff
Türkiye,
yıl sonuna kadar Gümrük Birliği Anlaşması'nı
Kıbrıs dahil AB'nin 10 yeni üyesine genişletmek zorunda. Ama
Türkiye protokole tek yanlı bir deklarasyon ekledi. Deklarasyonda, gümrük
birliğinin genişletilmesinin, Türkiye'nin Kıbrıs
Cumhuriyeti'ni tanıması demek olmayacağı belirtildi. Ankara
Anlaşması sonbaharda uygulamaya konmazsa, Kıbrıslı
Rumlar Türkiye'nin müzakerelerinin askıya alınmasına yönelik
çağrı yapmak için her türlü mazerete sahip olacak.
Böyle bir sonuç üzücü olur, zira Türkiye'nin AB'ye uyum çabaları iyi
gidiyor. Reformlara yeniden hız verildi, ekonomi hızla büyüyor.
Demokrasinin güçlendiği iddiaları haklı. Laiklik ile İslam
arasındaki gerginlik, ordunun rolü, Kürtlerin ve kiliselerin akıbeti
ile Ermeni 'soykırımı' gibi hassas konular
tartışılıyor.
Buna rağmen Kıbrıs'la ilgili iyimser olmak zor.
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Kuzey Kıbrıs'a
uygulanan uluslararası ambargonun eşzamanlı
kaldırılması karşılığında
limanların ve havaalanlarının Kıbrıslı Rumlara
açılmasını teklif etti. Rum lider Tasos Papadopulos ise bunu
reddetti. Papadopulos'un uzlaşmaz tutumu, tecridin ve fakirliğin
Kıbrıs Türk toplumunu zayıflatacağı düşüncesine
dayanıyor. Fakat, Türkiye Kıbrıs'taki Türk devletinin
yaşamasını sağlar. AB de Kuzey Kıbrıs'a mali
yardım yapmaya başladı.
AB'nin enerji ihtiyacı ise Doğu Akdeniz'in önemini
artırıyor. Türkiye'nin Avrupa'ya entegrasyonunun zorunlu olduğu,
AB'nin Balkanlara istikrar getirme çabasının yanı sıra,
Hazar bölgesinde AB'nin ortak dış ve güvenlik politikası
geliştirmesine bağlı olarak ispatlanabilir. Brüksel,
Kıbrıslı Rumların Türklere cömert davranmamasına
öfkeli. Gül'ün de dediği gibi, uzlaşma Avrupa kültürünün
parçasıysa, Kıbrıs sorununun taraflarının gerçek
Avrupalı olduklarını göstermesinin zamanı geldi.
(AB-Türkiye Ortak Parlamento Komitesi Eşbaşkan
Yardımcısı, 8 Mayıs 2006)
RADIKAL
13/05/06
İspanyol gazeteciler, KKTC'de temaslarda bulunuyor
|
Avrupa Gazeteciler
Birliği yönetici ve üyelerinden oluşan İspanyol gazeteci
heyeti, Basın Emekçileri Sendikası'nın (BASIN-SEN) davetlisi
olan önceki gece KKTC'ye geldi. BASIN-SEN'den verilen
bilgiye göre, İspanyol gazeteci heyeti Ercan Devlet Havaalanı'nda
sendika yetkilileri tarafından karşılandı. Konuk gazeteciler dün
saat 10.00'da "Çatışmanın Olduğu Bölgelerde
Gazetecilik" konulu panele katıldı. YDÜ'de gerçeklen panelde,
Avrupa Gazeteciler Birliği İspanya Seksiyonu Yönetim Kurulu üyesi
Prof. Dr. Felipe Marana Marcos, İspanya Devlet Radyosu Siyasi Muhabiri
Francisco Jose Sevilla Garcia ile Türkiye Temsilcisi ve Dış
İlişkiler Danışmanı Doğan Tılıç
konuşma yaptı. İspanyol
gazeteciler, dün akşam saat 19.30'da Lefkoşa Niyazi Restoran'da
düzenlenen yemekli toplantıda medya temsilcileriyle görüştü. Bugün saat 10.00'da
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Saray Otel'deki
kahvaltılı toplantıda bir araya gelecek İspanyol
gazeteciler, saat 11.30'da Başbakan Yardımcısı ve
Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş, saat 13.00'de
Başbakan Ferdi Sabit Soyer ve saat 15.00'te UBP Genel Sekreteri Turgay
Avcı tarafından kabul edilecek. İspanyol heyet,
pazar günü Karpaz'a düzenlenecek sosyal amaçlı gezinin ardından
pazartesi sabahı adadan ayrılacak. İspanyol gazeteci
heyeti, Avrupa Gazeteciler Birliği İspanya Seksiyonu Yönetim Kurulu
üyesi Prof. Dr. Felipe Marana Marcos, "La Razon" Uluslararası
Haber Şefi Manuel Alberto Rubio Paillole, İspanya Devlet Radyosu
Siyasi Muhabiri Francisco Jose Sevilla Garcia, Hendrik-Jan Boom,
"America Economica" Direktörü Miguel Humanes Fernandez ve
İspanya Haber Ajansı Ortadoğu Büro Şefi Javier Otazu'dan
oluşuyor. |
KIBRIS 13/05/06
Güney'deki seçim anketi : AKEL yüzde 30.1, DİSİ yüzde
28.6
Cyprus College
Araştırma Merkezi'nin "SİGMA" TV adına, Güney
Kıbrıs'taki milletvekilliği seçimine ilişkin olarak
yaptığı anket Rum basınında yer aldı. Habere göre,
28 Nisan - 8 Mayıs tarihleri arasında, 18 yaş ve üstü bin 136
kişinin katılımıyla gerçekleştirilen anket sonucunda,
partilerin aldıkları oy oranları şöyle :
AKEL yüzde 30.1,
DİSİ yüzde 28.6, DİKO yüzde 16, K S EDEK yüzde 6.4, EVRO.KO
yüzde 5.2, Rum Çevreciler ve Ekologlar Hareketi yüzde 3.3, EDİ yüzde 1.4,
EVRO.Dİ yüzde 0.7, KEP (Özgür Vatandaşlar Hareketi) yüzde 0.1,
kararsızlar yüzde 7.5.
Ankete
katılanların yüzde 58'i, Rum hükümetinin Kıbrıs sorununa
ilişkin tutumu konusunda olumlu görüş belirtirken, yüzde 23'ü
olumsuz, yüzde 18'i de ne olumlu, ne de olumsuz görüş beyan etti.
İç yönetime
ilişkin olarak ise yüzde 47'si olumlu, yüzde 31'i olumsuz, yüzde 19'u ise
ne olumlu, ne de olumsuz şeklindeki düşüncesini dile getirdi.
Gazete, kararsızlar
dahil edilmeksizin yapılan analiz sonucunda AKEL'in yüzde 32.5,
DİSİ'nin yüzde 30.9, DİKO'nun yüzde 17.3, K S EDEK'in yüzde 6.9,
EVRO.KO'nun yüzde 5.6, Çevrecilerin yüzde 3.5, EDİ'nin yüzde 1.6,
EVRO.Dİ'nin yüzde 0.7, KEP'in yüzde 0.8, ittifakların ise yüzde 0.1 oranında
oy aldığını da belirtti.
KIBRIS 13/05/06