Erdoğan’ın AB’ye resti sürüyor

Başbakan Erdoğan, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne yönelik izolasyonların kaldırılmaması durumunda ek protokolü asla gündeme almayacaklarını belirtti. Erdoğan, “Kuzey Kıbrıs’ın yanında kimse yoksa Türkiye vardır” dedi.

 

NTV

Güncelleme: 16:04 TSI 01 Temmuz 2006 Cumartesi

İSTANBUL - Euronews televizyonuna mülakat veren Başbakan Erdoğan, Türkiye’nin Kıbrıs’ta üzerine düşeni yaptığını belirterek adım atması gerekenin, Rum tarafı ve Avrupa Birliği olduğunu söyledi. Başbakan, KKTC’ye yönelik izolasyonlar kaldırılmadığı sürece ek protokolü gündeme almayacaklarını ifade etti.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Türkiye, Avrupa Birliği ve Kıbrıs Rum yönetiminin aynı masaya oturabilmesi durumunda tüm sorunların çözülebileceğini savunan Erdoğan, sorun çözülmezse, Türkiye’nin bedeli ne olursa olsun Kuzey Kıbrıs’ın yanında duracağını belirtti.

Başbakan, “Kuzey Kıbrıs’a yönelik izolasyonlar kaldırılmazsa biz de ek protokolü asla gündemimize almayacağız” dedi. Başbakan Erdoğan, daha önce de “Kıbrıs’ta geri adım yok, müzakereler durursa durur” demiş, bu açıklamaya AB liderleri tepki göstermişti.

 

AB’nin yeni dönem başkanı Finlandiya

Avrupa Birliği Dönem Başkanlığı, bugün Avusturya’dan Finlandiya’ya geçti. Resmi tören hafta başında yapılacak.

 

NTV

Güncelleme: 19:39 TSİ 01 Temmuz 2006 Cumartesi

İSTANBUL - Finlandiya’nın, 6 ay sürecek dönem başkanlığı bugün başladı. Finlandiyalı yetkililer, dönem başkanlıkları süresince, genişleme ve Türkiye ile üyelik müzakerelerinin ana konuları olacağını belirtiyor. Son iki gündür Finlandiya’dan gelen açıklamalar da, bunun işaretlerini veriyor.

Önce Finlandiya Dışişleri Bakanı, ek protokolü uygulaması için Türkiye’nin yıl sonuna kadar zamanı olduğunu söyledi.

Ardından da, Başbakan Matti Van Hanen, yükümlülüklerini yerine getirmemesi halinde Türkiye ile müzakerelerin askıya alınabileceğini açıkladı.

Rumlardan yeni tutuklamalar

Kıbrıs Rum polisi, isimleri açıklanmayan 4 Kıbrıslı Türk ile iki İsrailli ve bir Almanı dün akşam tutukladı.

 

AA

Güncelleme: 11:27 TSİ 01 Temmuz 2006 Cumartesi

LEFKOŞA - Rum radyosunun haberine göre, üzerlerinde Rum pasaportu fotokopisi, koçan (tapu) ve diğer belgeler bulunması nedeniyle ifade vermek üzere Güney Lefkoşa’daki Ay Demet Karakolu’na götürülen kişiler, daha sonra serbest bırakıldı. Polis, belgelere el koyarak, değerlendirmeye aldı.

Rum Polis Genel Müdürü Haralambos Kulentis, konuyla ilgili açıklamasında, bu kişilerin, tutuklu olmalarını gerektirecek herhangi bir neden olmaması nedeniyle serbest bırakıldıklarını söyledi.

4 Kıbrıslı Türk’ten biri doktor, diğeri muhasebeci olan 2 kişi, Rum basınına yaptıkları açıklamada, aleyhlerinde bir şey olmamasına karşın, Rum polisinin kendilerini tutuklamasından ve karakola götürerek ifadelerini almasından dolayı hoşnutsuzluklarını dile getirdi.

Kıbrıs Rum polisi, önceki gün de Kıbrıslı Türk mimar Osman Sarper’i, Metehan Sınır Kapısı’ndan Güney Kıbrıs’a geçerken, aracında Kıbrıslı Rumlara ait olduğu öne sürülen bazı arazilerle ilgili inşaat projeleri bulundurduğu gerekçesiyle tutuklamıştı.

Mahkemeye çıkarılan Sarper hakkında 8 gün tutukluluk kararı verilmişti.

KKTC: İLİŞKİLERİ KÖTÜLEŞTİREBİLİR
KKTC Cumhurbaşkanlığı ise, Kıbrıs Rum tarafının, Güney Kıbrıs’a geçen Kıbrıslı Türkleri tutuklama girişimlerinin, Kıbrıs Türk halkı ile Kıbrıs Rum halkı arasındaki ilişkileri kötüleştirme potansiyeli taşıdığını bildirdi.

Cumhurbaşkanlığı’ndan yapılan yazılı açıklamada, Kıbrıs sorununa çözüm bulma çabalarının sonuç verebilmesi için, iki halk arasındaki ilişkileri iyileştirme ve karşılıklı anlayışı geliştirme çabalarına hız vermek gerektiği vurgulandı.

Erdoğan: Kimse yoksa biz varız

DHA

AB'ye rest çekmeye devam eden Başbakan Erdoğan, “KKTC’nin yanında kimse yoksa Türkiye vardır. Bu izolasyon kaldırılmazsa biz de ek protokolü asla gündemimize almayacağız” dedi.

Avrupa Birliği'nde 24 saat haber yayını yapan Euronews kanalından muhabir Margherita Sforza’nın sorularını yanıtlayan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, KKTC ve Türkiye’nin AB uyum yasaları konusundaki kararlılığının ilk günkü gibi devam ettiğini söyledi. KKTC, Türkiye, AB ve Kıbrıs Rum Yönetimi’nin aynı masaya oturabilmesi durumunda tüm sorunların çözülebileceğini belirten Erdoğan, bunun olmaması durumunda Türkiye’nin bedeli ne olursa olsun KKTC’nin yanında olacağını ifade etti. Erdoğan, “KKTC’nin yanında kimse yoksa Türkiye vardır. Bu izolasyon kaldırılmazsa biz de bu protokolü asla gündemimize almayacağız” dedi.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Kıbrıs konusunda adım atılmadıkça, Türkiye’nin adım atmayacağını vurgularken, “Türkiye olarak sürekli adım atan taraf olamayız. Adım atması gerekenler önce adımlarını atacaklar, ondan sonra da bizden karşılığını bekleyecekler. Henüz biz attığımız adımların karşılığını almış değiliz” dedi.

Avrupa Konseyi gerek Türkiye’nin üyesi olduğu en eski Avrupa  kuruluşu olduğunu hatırlatan Erdoğan, konseyin savunduğu hedef, standart ve normlara önem verdiklerini, belirtirken, aralıksız adımlar atmayı sürdürdüklerini ekledi.

Başbakan Erdoğan, Olli Rehn'in "Limanlar açılmazsa müzakereler durabilir" şeklindeki sözleri üzerine, "Biz üzerimize düşeni yaptık. Şimdi adım atması gerekenler adım atsın. Müzakereler durursa dursun" demişti. 

HURRIYET 01/07/06

 

Gül: Kıbrıs sorunu şantajla çözülemez

A.A.

Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, Atina'da yayımlanan haftalık ekonomi gazetesi “Kozmos Tu Ependiti”ye (Yatırımcının Dünyası) verdiği demeçte, Kıbrıs sorununun şantajlarla çözülemeyeceğini söyledi.

 “Kıbrıs sorununun çözümü, Türk-Yunan ve Türkiye-AB ilişkilerine” değinen Gül, “Kıbrıs sorununun çözümünde, anavatanlar olarak, Yunanistan ile Türkiye'nin katılımı olması gerektiğini” ifade etti.

“Liman ve havaalanlarının Kıbrıs'a (Rum kesimi) açılmaması nedeniyle Türkiye'nin, AB ile müzakerelerde kriz yaşaması olasılığına” yönelik soruya ise  Gül,  “Sanmıyorum. Yapıcıyız. Her şeyden önce iyi niyetimiz açıktır. AB, bu sorunla ne yapacağını bulmalı. Çünkü biz tek taraflı çözüm istemiyoruz. Ancak eminim ki, bu sorun aşılabilir. Kıbrıs sorunu şantajlarla çözülemez. Şantaj, AB ruhuna ters düşüyor. Güven arttırıcı önlemlere gereksinim var. Bir tarafın ambargo koyması, diğer tarafın kaldırması AB ruhuyla örtüşmez” şeklinde yanıtladı.
 
“Türkiye ve Yunanistan'ın dost ülkeler olduğunu” belirten Gül, ”Yunanistan Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni'nin geçen ay Türkiye'ye yaptığı ziyarette yeni güven arttırıcı önlemlerin açıklandığını” kaydetti.

Gül, “Ege için Uluslararası Lahey Adalet Divanına gidilmesi” konusundaysa “Çözüme katkısı olan hiçbir yöntemi reddetmiyoruz” diye konuştu.

Dışişleri Bakanı Gül, “Türkiye'deki demokrasi seviyesinden memnun olup-olmadığına” yönelik soruyu ise “Eminim ki demokrasi standartlarımız aynı. Bu nedenle AB'ye üyelik müzakerelerine başladık. Doğal olarak hiçbir yerde durum kusursuz değil, her zaman eleştiri yapılabilir. Fakat, Türkiye'de demokrasi Avrupa standartlarındadır” diye yanıtladı.

HURRIYET 01/07/06

Rum tekne Göcek Marina’ya alınmadı

Mustafa SARIİPEK/GÖCEK (Muğla), (DHA)

Kıbrıs Rum kesimi bandıralı tekneyle Türk marinasına girmelerine izin verilmeyen İngiliz Antony ve eşi Margaret Watts çifti, konuyu BBC’ye anlatacaklarını, Türkiye’ye turist gelmemesi için çaba harcayacakları tehdidini savurdu.

’Ganymade’ adlı Kıbrıs Rum bandıralı 17 metrelik yelkenli tekne önceki gün Göcek’e gelerek belediyeye ait Göcek Marina’ya demirlemek istedi. Marina görevlileri tekne bayrağının sarılı olması nedeniyle bandırası hakkında bilgi alamadıkları tekneden şüphelendi. Yapılan incelemede İngiliz Antony ve eşi Margaret Watts’a ait teknenin Limasol Limanı’na kayıtlı ve Kıbrıs Rum Kesimi bayraklı olduğu anlaşıldı. Sahil Güvenlik Komutanlığı nezaretinde tekne Türk sularından çıkarıldı. Tepki gösteren İngiliz çift, cep telefonunun kamerasıyla fotoğraf çekerek, yanlış bir uygulamayla karşılaştıklarını ve bunun kişilik haklarının ihlali anlamı taşıdığını dile getirdi.

HURRIYET 01/07/06

Finlandiya’dan üçüncü uyarı



AB dönem başkanlığını bugün Avusturya’dan devralan Finlandiya’nın Başbakanı Matti Vanhanen, dün başkanlık hedeflerini açıklarken Türkiye’yi uyardı: "Şartların yerine getirilmemesi halinde üyelik müzakereleri askıya alınabilir."

Önceki gün de AB Komisyonu’nun Finlandiyalı üyesi, genişlemeden sorumlu komiser Olli Rehn ve Finlandiya Dışişleri Bakanı Erkki Tuomioja, Türkiye’nin limanlarını Rumlara açmaması halinde üyelik müzakerelerinin dondurulabileceği uyarısında bulunmuşlardı.

Başkent Helsinki’de gazetecilere açıklama yapan Vanhanen, görüşmelerin durdurulması olasılığının her zaman olduğunu belirterek, "Sanıyorum Türkiye bunu biliyor" dedi. Vanhanen, başkanlıkları döneminde önceliğin Türkiye ile müzakereler konusu ve Rusya ile enerji alanındaki işbirliğinin geliştirilmesi olduğunu söyledi.

Olli Rehn de, Finlandiya’nın STT haber ajansına yaptığı açıklamada, "AB’nin Türkiye ile müzakereleri durdurup durduramayacağına" ilişkin bir soru üzerine, bunun mümkün olduğunu belirterek, "Buna başvurmak zorunda kalmayacağımızı umuyorum, ancak bunu gerektirecek zeminler varsa bu yola başvurmamak için nedenimiz yok" demişti.

HURRIYET 01/07/06

Independent Latife Hanım ile Emine Erdoğan'ı karşılaştırdı

 

 

 

 

 

 

 

 




 

 

 

ANKA

Atatürk’ün eşi Latife Hanım ile Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan’ı kıyaslayan Independent gazetesi, iki lider eşinin türban konusunda birbirinden tamamen farklı bir tutum sergilediğinin altını çizdi.

İngiliz Independent gazetesi, türban tartışmaları çerçevesinde Türkiye’den iki “first lady”yi, Mustafa Kemal Atatürk’ün eşi Latife Hanım ve adı cumhurbaşkanlığı tartışmalarını merkezinde bulunan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi, Emine Erdoğan’ı karşılaştırdı. “Yirmibirinci Yüzyılda Türkiye: Bayan Atatürk’ün Mirası” başlıklı haberde Türkiye’nin “first lady”si Latife Atatürk’ün ülkedeki kadınları çağdaşlaştırmak için için yardımcı olduğu kaydedildi.

Latife Hanım’ın Türkiye’deki kadınlara peçelerini çıkarmaları için çağrı yaptığı aktarılan haberde, Latife Hanım’ın mücadele ettiği başörtüsünün şu an tekrar gündemde olduğu ifade edildi.

Haberde, onlarca yıldır din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması anlamına gelen laikliğin Türkiye’nye önderlik eden bir güç olduğu belirtildi. Gazete, Atatürk’ün Osmanlı İmparatorluğu’nun küllerinden çoğunluğu Müslüman olan ancak Batılı değerlere sahip çağdaş, dinamik bir toplum yarattığının altını çizdi.

İPEK ÇALIŞLAR’IN KİTABINA ATIFTA BULUNDULAR



Independent, Atatürk’ün Türkiye için yaptıklarının yanı sıra çağdaş Türkiye için Latife Hanım’ın da Türk kadınını özgürleştirmek konusunda yaptıklarının da yeni yayınlanan bir kitapla ortaya çıktığını aktardı.

İpek Çalışlar’ın “Latife Hanım” kitabına atıfta bulunulan haberde, resmi tarihte Latife Hanım’ın kaba ve hırçın olarak gösterildiği belirtilen haberde, evliliğin de bu yüzden bittiği kaydedildi.

Zaman zaman Erdoğan’ın AB üyelği konusundaki inatçı tutumu nedeniyle da Atatürk ile karşılaştırıldığı kaydedilen haberde, Emine Erdoğan’ın ise 1920’lerdeki Latife Hanım’ın aksine başörtüsünü gururla taktığı aktarıldı.

Cumhurbaşkanlığı tartışmalarında da Emine Erdoğan’ın başörtüsünün tartışmaların merkezinde bulunduğu ifade edilen haberde, Cumhurbaşkanlığı’nın aslında törensel bir kurum olduğu ancak makamın Atatürk’ün mirası olduğu için simgesel bir önemi olduğu kaydedildi.

Başörtüsü tartışmalarının diğer ülkeler için garip gelebileceği belirtilen haberde, ancak bu kumaş parçasının ordu ve mahkemelerin de bulunduğu laikler ile iktidarda bulunan AKP arasında bir savaş başlattığı aktarıldı.

Haberde, Laiklerin başörtüsünü bir geri adım olarak kabul ettiği, İslamcıların ise konuya insan hakları açısından yaklaştığı ifade edildi.

HURRIYET 01/07/06

Müzakereleri kesmek o kadar kolay değil



AB ile Kıbrıs tansiyonunun kademeli olarak artacağı bilinen bir şey. Burada bir sürpriz yok. Bu arada ince bazı oyunların oynandığı da ortaya çıkıyor ki, bu, işi daha da bulandırıyor.
Örneğin, mesele "limanların Rum bandıralı gemilere açılması" iken, bakıyoruz, argümana artan bir şekilde "Kıbrıs'ı tanıyın" boyutu sokulmaya başlandı.
Oysa işin başında Avrupa'nın en yetkili kişileri limanların açılmasının tanıma anlamına gelmeyeceğini söylediler. "Tayvan" örneğiyle Türkiye'yi teskin etmeye çalıştılar.

Oybirliği gerekiyor
Şimdiyse Avrupa'da "Türkiye Kıbrıs'ı tanıyacak, yoksa..." tehditleri savruluyor.
Ancak, "tanıma" Türkiye'nin BM sürecinden vazgeçip AB'nin Kıbrıs çözümüne teslim olması anlamına geleceği için, burada, olmayacak bir şeyden söz ediliyor.
İlk etapta şunun altını çizmek gerekiyor: Nasıl ki Türkiye ile müzakerelerin başlamasına 25 ülkenin onayı gerektiyse, Türkiye ile müzakerelerin durdurulması için de AB'de oybirliği gerekiyor. Kısacası, böyle bir kararı almak AB için o kadar kolay değil.

Yokuşa sürebilirler
Türkiye muhalifleri tabii ki veto haklarını müzakere süreci içinde kullanabilirler. Fakat müzakerelerin resmi anlamda tümüyle durmasını sağlayamazlar. Sadece işi yavaşlatıp yokuşa sürebilirler. Ancak, gene de diyelim ki "olmaz" dediğimiz şey oldu.
Yıl sonu geldiğinde ve Türk pozisyonunda bir değişikliğin olmadığı görüldüğünde, AB'nin 25 üyesi Komisyon'dan veya dönem başkanı Finlandiya'dan gelecek olan "Müzakereler kesilsin" çağrısını onayladı. O halde ne olur?

Türkiye batmaz
Bu durum, Türkiye için, külahını dizine koyup AB'ye alternatif stratejiler oluşturmaya başlamasının zamanının geldiğini gösterir. Bu gayet açık. Böyle bir gelişmenin, tabii ki, ekonomiden savunma alanına, teröre karşı işbirliğinden enerji hatlarının geliştirilmesine kadar uzanan geniş bir alanda her iki taraf için ciddi sonuçları olur.
Fakat, "AB olmazsa Türkiye batar" düşüncesi de geçerli değil. Hiçbir zaman da olmadı. En zayıf anında batmayan Türkiye'nin herhalde bugün batacak hali yok. Buna karşılık, burada en ağır darbeyi yiyecek olan şey, Türkiye'deki demokrasi ve insan hakları olur. Nedeni de malum.

Reformlar ve AB
IMF ekonomimiz açısından nasıl bir "çıpa" rolü oynuyorsa, AB perspektifinin de bu konularda bir "çıpa" rolü oynadığı aşikâr. Nitekim, on yıllarca direndikten sonra son yıllarda alelacele yapılan reformların hemen hemen hepsi "AB endeksli" olarak yapıldı.
Yoksa, Türkiye'yi yöneten ve hep "devletin bekasını" kollayan güçlerin "Bunlar halkımız için gerekli şeylerdir" diye bir çıkışları pek olmadı. Bu güçler için her zaman "değişmezlik" ve "istikrar" önemliydi. Demokrasi ve insan hakları değil.

Demokrasi ve laiklik
İşi bir kademe daha da ileri götürürsek, AB perspektifinin aynı zamanda Türkiye'deki laikliğin çıpası olduğunu da söyleyebiliriz. ABD'den nefret eden, Avrupa'ya da sırt çevirmiş bir Türkiye'de zaman içinde hangi değerlerin yükseleceğine dair işaretleri zaten şimdiden alıyoruz.
AB ile iplerin kopmasının en büyük tahribatı işte bu alanlarda olacaktır. Gerçek demokrasi ve insan haklarının cumhuriyetimizi günümüze getirmiş olan egemen sınıf açısından, laikliğin ise nüfusun göz ardı edilemeyecek bir kesimi açısından "hayati" kavramlar olmadığını biliyoruz.

AB'siz durum
Onun için ekonomisi açısından göreli istikrarı sağlamış olan bir Türkiye -ki bu Malezya gibi ülkeler örnek alınarak başarılabilir- kimi çalkantılara rağmen AB'siz yaşayabilir.
Ancak, o Türkiye, çok farklı bir Türkiye olur. Orası kesin. AB'nin 25 üyesinin hepsi işte buna razı olur mu? Bundan ciddi şekilde kuşkuluyum.

SEMIH IDIZ MILLIYET 01/07/06

Türk-Rus aşkı giderek artıyor...



Fazla değil, bundan 15 yıl önce böyle bir olasılıktan söz edilemezdi. Ancak bu iş giderek yaygınlaşıyor.
Türkiye ile Rusya arasındaki ilişkilerden söz ediyorum. Enerji bağımlılığı, turizm bağlantıları ve Türk işadamlarının büyük yatırımları, yıllar içinde öylesine bir ağ oluşturdu ki, iki ülke (özellikle Türkiye) birbirine adeta kilitlendiler.
Bu arada işin içine bir de hissi unsur girdi.
Türkiye, AB'den eleştiri aldıkça, Ruslar'ın çağrıları daha da arttı. Geçen yıl, Erdoğan ile Putin arasında geçen baş başa 6 saatlik konuşma hala hatırlarda.
Buna biz de tanık olduk. 2004 yılında Putin'in Türkiye ziyareti öncesinde Soşi'de CNN TÜRK için bir söyleşi yapmıştık. Türkiye'nin önde gelen gazetelerinin yazarlarına ısrarla şu görüşü tekrarlamıştı: Bırakın Avrupa Birliği'ni, gelin hep birlikte hareket edelim. Türkiye, Rusya ile ne kadar sıkı bir işbirliği oluşturabilirse, o kadar güçlenir. Bizde enerji var, yatırım imkanı var. Sizde turizm var, yatırımcı var."
Bu sözler Türkiye'nin kulağına çok hoş geliyordu. Hele AB'den eleştiriler arttıkça, Rusya'ya bakışlar daha da bir hoşlaştı.
Cumhurbaşkanı Sezer'in Moskova gezisinde bu "karşılıklı hoşlaşma" biraz daha belirginleşmiş gibiydi. Hem geziye katılan iş çevrelerinde, hem de bürokraside Rusya ile bir yakınlaşma rüzgarı esiyordu.
Bu durum nereye kadar gider, bilinmez. Ancak bildiğimiz bir şey var ki, Türkiye'deki Rus aşkı yaygınlaşıyor.

ARI HAREKETİ OLMASA KARADENİZ'İ UNUTACAKTIK

Kemal Köprülü'nün ARI HAREKETİ hafta içinde son derece ilginç bir konferans düzenledi. Friedrich Naumann, German Marshall Fund ve NATO'nun katkılarıyla, "Karadeniz'de demokratikleşme ve güvenlik" tartışıldı. Konunun uzmanları, Karadeniz kıyısı ülke temsilcileri de katıldılar.
Ne ilginçtir ki, yine en çok Özal'dan söz edildi. Karadeniz'in önemini anlayan ve Türkiye'yi bu konuda lider ülke konumuna sokmaya çalışan tek liderdi.(!)
Ne acı değil mi?
Koskoca Karadeniz'e Türkiye, genelde "kalkan balığı tutulan yer" gibi bakar.
Şaka etmiyorum.
Ne devlet kurumları, ne medya, ne de sivil toplum Karadeniz'i yakın görüyor.
Ancak yakında uyanacağız... Zira Karadeniz bütün ağırlığı ile gündemimize girmek üzere... O zaman uyanacağız, ancak hem güç, hem de geç olacak.
ARI HAREKETİ bu gerçeği bize hatırlattı...

ARİF MARDİN'İ ÇOK ÖZLEYECEĞİZ

Bazı insanlar vardır, yaşamları sırasında hakları olan ilgiyi görmezler. Onların yaptıklarının onda birini gerçekleştirenler, mallarını abartılı şekilde satarlar ve en ilginci, alıcı da bulurlar.
Arif Mardin, kendi dalında, Türkiye'de aynı işlerle uğraşan kişilerden ışık yılı daha ilerdeydi. Uluslararası düzeyde, bırakın Türkiye'yi, Amerika'nın en başarılıları arasındaydı.
Yaşamı boyunca en büyük kalitesi, daima bir İstanbul Efendisi olarak kalmasıydı. Kibarlığı, kültürü, dünyaya bakışıyla, tanıyan herkesin kalbini kazandı.
Arif Mardin'i hep gıpta ederek izlemişimdir. Ailece yakınlığımızın yanı sıra, insanlara yaklaşımı, yumuşak üslubu ve derinliği ile Arif Mardin çok farklıydı. Gençliğimin idolü, ileri yaşlarda da keyifle izlediğim bir bilge kişiydi.
Onu çok özleyeceğiz.

ISITMA BİNASINA TÖREN YAPILIR MI?

Genel bir tören hastalığımız vardır. Neredeyse tuvalet açılışında bile tören yapılıyor ve kurdeleler kesiliyor.
Hadi diyelim ki, insanlar, bir katkıda bulundukları zaman bunu göstermek ve alkış almaktan hoşlanıyorlar. Bunu da doğal karşılayalım. Ancak yine de her şeyin bir sınırı olmalı.
Doğrusu beni bu çerçevede şaşırtan, TBMM Başkanı Bülent Arınç'ın Meclis yeni Isıtma ve Soğutma binasının açılışı için tören düzenlettirmesi ve yetmiyormuş gibi kurdeleyi kendi eliyle kesmesi... Biraz fazla değil mi?
Meclis Başkanı'nın gururla ISO 9001-2000 Kalite Belgesi için tören düzenlettirmeye çok hakkı vardır. Kırılan iki sandalye önemli değildir. İşin mağaza yönü olduğu için ilgi toplamıştır. Tebrikleri yeterli bulmamakta da haklıdır.
Ancak aynı Başkan'ın, kalkıp yeni havalandırma binası törenine katılması ise yadırgatıcıdır. Medyanın iki sandalyeyi örnek gösterip ISO belgesini küçük görmesi ne kadar hafif ise, Arınç'ın havalandırma binası açması da aynı şekilde biraz hafif değil mi?

ARTIK, AĞZINIZDAN ÇIKANA DİKKAT EDİN...

Piyasalardaki depremin yüzde 70'i dışımızdaki gelişmelerden kaynaklandı. Ancak yüzde 30'unun da, bizi yönetenlerin ağızlarından çıkanı kulaklarının duymamasından, zaman zaman gereksiz çıkışlar yapmalarından ve önlem almakta gecikmelerinden kaynaklandığı açıkça ortada.
Siyasi ve ekonomik sorumluluğu olanlar, laflarını bir türlü ayarlayamıyorlar.
Söylenmesi gerekeni, zamanında söyleyemiyor, gerekmeyen lafları da gerekmeyen anlarda ortaya atıyorlar.
Ardından da, piyasalardan dayak yiyorlar. Ancak onlar dayak yemekle kalırlarken, ekonomi kan kaybediyor. İnsanlar ve şirketler fakirleşiyorlar.
Bu senaryo yeni değil. MHP-DSP-ANAP koalisyonunda canlı yayında özeleştirmeyi zorlaştıran açıklama yapıp, piyasaları çökerten ve ardından istifa etmek zorunda kalan bakanları eminim hatırlarsınız.
Piyasalar, sadece sorumlu durumdaki "yetkilileri" eğitmekle de yetinmiyor, açıklamaların saatini dahi saptıyor.
Örneğin, kriz yaratabilecek gelişmeler, önemli siyasi kararlar, 17:00'den sonra açıklanıyor. Nedeni basit: Piyasalar rahatsız olmasın...
Piyasalar öylesine bir güç kazandı ki, artık rejim tartışmaları, hatta olası askeri müdahaleler dahi "piyasaların tepkisi" dikkate alınarak değerlendiriliyor. "Türban'da ısrar piyasaları mahveder" yorumları veya "Askeri darbe ekonomiyi çökertir" söylemi, hep piyasa kaygısından kaynaklanıyor.
Günlük yaşamımızın yeni yönlendiricisi sayılan "piyasalar", sorumlu konumlardaki yetkililerimize şimdiden "ağızlarından çıkana dikkat etmeyi" öğrettiler, ancak gidilecek daha çok uzun yol var.
Derslere devam...

HERŞEYİN EN İYİSİ BİZ BİLİRİZ...

Lokantada bir grup arkadaş, eşlerimizle birlikte konuşuyorduk. Söz döndü dolaştı Dünya Kupası'na geldi. Heyecan yükseliverdi... Önce İsveç antrenörü yerden yere vuruldu. Yanlış taktik vermiş ve ekibini perişan etmişti. Eğer bizim Ahmet olsa, 18'inci dakikada forvetle değişiklik yapardı. Hüseyin ise, Arjantin'in hocasına kızgındı. "Olur mu kardeşim, böyle bilgisizlik olur mu?" dedi ve nasıl yapılması gerektiğini anlattı (!).
Hayretler içinde izledim.
Gerçek işi futbol hocalığı olan, becerileri nedeniyle milyon dolar kazanan hocalardan daha iyi bildiklerine gerçekten inanmışlardı. İsveç takımının başına geçseler, daha iyi sonuç alabilirlerdi (!).
Yan masaya kulak kabarttım, orada da TV programcıları yerden yere vuruluyordu. "Böyle program olur mu kardeşim? Bence ......" diye başlayan konuşmaları duyan, bir grup profesyonel televizyoncunun tartıştığını sanırdı.
Diğer masalarda da, kimi politikanın nasıl yapılması gerektiğini, kimi banka yönetimi, diğerleri de şirket konusundaki yüksek fikirlerini anlatanlarla doluydu. Ancak işin ilginç yanı, konuşup fikir ürettikleri konularda hiçbir uzmanlıkları, hatta yakınlıkları bile yoktu. Amatörce fikir ileri sürmekle yetiniyorlardı.
Hepimizde aynı iddia yok mu?
"Ben daha iyi bilirim" demez miyiz?

LATİFE HANIMI MERAK EDİYOR MUSUNUZ ?

İpek Çalışlar'ın LATİFE HANIM biyografisini mutlaka alın.
Israrla tavsiye ederim.
Çalışlar'ın yeteneklerini size anlatmama gerek yok. Çok iyi hazırlanmış, çok rahat bir dille yazılmış ve tabii en önemlisi Latife Hanım'ı anlatışı bir harika olmuş. Araştırmacılığın ne olduğunun dersini veriyor.
Latife Hanım sadece Atatürk'ün eşi olmasıyla değil, karakteri, düşünceleri ve genel yaklaşımıyla o dönemdeki Türk kadının bir kesiminin simgesi olmasıyla önemli. Türkiye'nin kuruluş döneminin en yakın görgü tanığı olan Latife Hanım, aynı zamanda bir mücadele kadını.
Doğan Kitap tarafından çıkarılan bu kitap özellikle biyografi meraklılarının çok hoşuna gidecektir.

MEHMET ALI BIRAND MILLIYET 01/07/06

KKTC'deki son seçimlerle ortaya çıkan manzara

CTP'ye destek vererek dünyaya kapalı UBP-Denktaş anlayışıyla şekillenen 'statükoyu' bitiren Kıbrıslı Türkler eski günlere dönmek istemiyor

01/07/2006 RADIKAL

ARMAĞAN CANDAN

Belki Türkiye kamuoyunda fazla yer bulmadı, ama 26 Haziran'da KKTC'li seçmenler sandık başındaydı. KKTC'de siyaset iki aydır neredeyse sadece bu seçimlere kilitlenmişti. Seçimlerde hem yerel kuruluş organları, hem de 50 kişilik KKTC Meclisi'ndeki iki boş milletvekilliği için oy kullanıldı. Yerel seçimlerde beş büyük kent Lefkoşa, Mağusa, Girne, Güzelyurt ve İskele'nin de dahil olduğu toplam 28 belediye başkanlığı için kıyasıya bir yarış yaşandı.
En önemli sonuç, hükümetin büyük ortağı Cumhuriyetçi Türk Partisi CTP'nin sahip olduğu başkent Lefkoşa Belediyesi'ni, küçük ortak Serdar Denktaş'ın yönettiği Demokrat Parti'ye kaptırmasıydı. Sempatik, halk adamı imajıyla öne çıkan DP adayı işadamı Cemal Bulutoğluları yarışı CTP'li eski belediye başkanı Kutlay Erk'in 136 oyla önünde bitirdi. Son dört yılda kurduğu ilişkilerle belediyeyi ve dolayısıyla adayı uluslararası arenada başarılı şekilde temsil eden Erk, oylarını yüzde 36'ya çıkarmasına rağmen kaybetti. Bunda, Annan Planı referandumundan sonra hayal kırıklığı yaşayan ve CTP'nin eski statükocu anlayışı yeterince sarsamadığını düşünen çözüm yanlısı kitlenin bir kısmının sandığa gitmemesinin de rolü oldu. DP'nin, altı küçük belediyenin yanında 'amiral gemisi' denilen başkent Lefkoşa'yı alması Serdar Denktaş'ı seçimin galibi havasına sokmaya yetti.
Mağusa ve Girne'yi ise bir kez daha CTP'nin sembolleşmiş belediye başkanları Oktay Kayaalp ve Sümer Aygın aldı. Güzelyurt ve İskele'de ise muhalefetteki Ulusal Birlik Partisi UBP'li belediye başkanları kazandı. 28 belediyenin 10'unu UBP, sekizini CTP, yedisini DP, üçünü bağımsızlar alırken, UBP'nin başkanlık sayısı 18'den 10'a düşmüş oldu. Bu sonuç, Derviş Eroğlu'nun yerine UBP liderliğine gelen Hüseyin Özgürgün için çok iyi bir başlangıç olmadı. Belediye meclis üyeliklerinde ise galip CTP oldu. 28 belediyenin toplamında CTP 92, UBP 79, DP 61, Mustafa Akıncı'nın BDH'si ise iki üyelik aldı. Yelpazenin solunda CTP'ye alternatif görülen BDH'nin varlık gösterememesi CTP'nin dışında barış ve federal çözüm kulvarında politika yapacak güvenilir ve istikrarlı bir yapılanmanın oluşturulması gerektiğine ilişkin tartışmaları da gündeme getirdi.

CTP'nin başarısı
İki milletvekilliği seçimini ise beklendiği gibi ülkenin en büyük partisi CTP kazandı. CTP, mini bir genel seçim olarak da değerlendirilebilecek bu seçimde yaklaşık yüzde 40 oy alarak boş olan birer Lefkoşa ve Girne milletvekilliğini alarak sandalye sayısını 25'e çıkardı. UBP, 2005'teki gibi yüzde 30 kadar oy alırken, Serdar Denktaş'ın DP'si oylarını yüzde 10 kadar artırarak yüzde 22'ye tırmandırdı. Artık KKTC'de, sonraki genel seçimlerin yapılacağı 2010'a kadar CTP'siz bir hükümet modeli imkânsız hale geldi. Ancak 2005 seçimlerine göre oylarında yaklaşık yüzde 5'lik bir düşüş görülen CTP'nin hükümetin büyük ortağı olarak geçireceği önümüzdeki üç buçuk yılı iyi değerlendirmesi gerekiyor.
Referandumda barış ve çözüme evet demiş, CTP'ye verdiği destekle, dünyaya kapalı, AB ve demokratikleşmeye karşı UBP-Denktaş anlayışıyla şekillenmiş olan 'eski statükoyu' sona erdiren Kıbrıslı Türkler, eskiye dönmek istemiyor.
Sivilleşmenin, sosyal refah devletiyle ekonomik gelişmenin, demokratikleşmenin güçlendirilmesi, sivil toplum, iş çevreleri ve sendikaların CTP'den beklentileri arasında. Örneğin, kamu yönetimi reformuyla kamu kurumlarının daha verimli hale getirilmesi, tek sosyal güvenlik yasasının kamu ve özel sektör çalışanları arasındaki eşitsizlikleri giderecek şekilde geçirilmesi, genel sağlık sigortası sisteminin uygulanması, demokratikleşme yönünde anayasa değişikliklerinin yapılması, sivilleşme çerçevesinde askere bağlı polis teşkilatının sivil otoriteye bağlanması gibi adımlar hem eski statükoyu sarsacak hem de CTP'nin elini güçlendirecektir.
Dış siyasette de bu dönem çözüme ilişkin hareketlenme bekleniyor. AB ve uluslararası toplum nezdinde KKTC'ye izolasyonların kaldırılması için çaba sarf edilirken, barış görüşmelerinin başlamasına zemin teşkil edecek ortamın hazırlanmasına Türk tarafı olarak destek verilmeli. Mevcut durumun devamında en fazla zararı Kıbrıslı Türklerle, AB yolunda çıkarılacak engellerden dolayı Türkiye'nin göreceği bir gerçek; bu yüzden, çözüm görüşmelerinin altyapısının hazırlanması yönünde Türk tarafının iyi niyeti ve çözüm kararlılığı ortaya konulmaya devam edilmelidir.

Finlandiya Büyükelçisi'yle Kıbrıs iddiası

Murat Yetkin

Türkiye ile üyelik görüşmelerinin Kıbrıs nedeniyle kesilmesi AB'ye onur mu getirir, utanç mı?

01/07/2006 RADIKAL

Finlandiya'nın Ankara Büyükelçisi Maria Serenius ile önceki akşam bir iddiaya girdik. İddianın süresi, bugün başlayan ve 31 Aralık'ta sona erecek olan Finlandiya'nın Avrupa Birliği dönem başkanlığı süresiyle sınırlı. Kaybeden, diğerine iyi kalite bir şişe şarap ikram edecek; masadaki tanıkları da dışlamak olmaz.
İddianın konusu da şu: Ben son birkaç gün boyunca, AB'nin Finlandiyalı Genişleme Sorumlusu Olli Rehn, Finlandiya Dışişleri Bakanı Erkki Tuomioja ve Başbakanı Matti Vanhanen'in, Türkiye'nin yıl sonuna dek Kıbrıs Rum Cumhuriyeti'ne limanlarını açmaması, (bazı haber ajanslarına göre tanımaması) halinde üyelik müzakerelerinin askıya alınacağı yolundaki uyarılarının gerçekleşme şansını sıfıra yakın görüyorum.
AB Komisyonu'nun Kuzey Kıbrıs'a doğrudan mali yardım ve doğrudan ticaretin başlatılması sözlerini ya da en azından birini yerine getirmeden Başbakan Tayyip Erdoğan'ın Ek Protokol'ü Meclis'e getirmesinin, AK Parti açısından ikinci bir 1 Mart tezkeresi anlamına gelebileceğini, Ankara'daki AB büyükelçilikleri de biliyor.
Bu nedenle de Türkiye'ye AB nedeniyle uygulanmakta olan Kıbrıs baskısının sonuç vereceğine de pek ihtimal vermiyorum.
Gerçekten iyi bir diplomat ve iyi bir arkadaş olan Maria Serenius ise, üstlendiği ağır görevin parçası olarak hükümetinin ve AB'nin uyarılarının gerçekleşme ihtimalinin Türkiye tarafından çok ciddiye alınması ve adım atılması gerektiği görüşünde.
"Görüşmeler kesilirse, uluslararası yatırımcıların Türkiye'ye ilgilerinin çok olumsuz etkilenmesi, ekonominin zarar görmesi ihtimali nedir?" diye sordu. "Çok yüksek, ekonomimiz zarar görür" yanıtım üzerine de, "Öyleyse neye güvenerek iddiaya giriyorsun?" diye bir daha sordu.
Söyleyeyim: AB'nin sağduyusuna güveniyorum.
Çünkü, Irak'ta savaş sürerken, Afganistan'da savaş sürerken, İran'da gerilim devam ederken, Filistin-İsrail ihtilafında gerilim had sahfaya tırmanırken, Türkiye bütün bu diplomasinin tam ortasındayken, modern tarihin en başarılı barış projesi olan AB'nin, Kıbrıs gibi yıllardır barış içinde süren bir ihtilaf sayılan bir sorun nedeniyle Türkiye ile yollarını ayırmayı gerçekten isteyeceğine inanmıyorum.
Çünkü, AB ve Türkiye, Nabucco gibi, güney Avrupa gaz hattı gibi, Ceyhan terminali gibi, Rusya açısı olan dev enerji projelerinde ortaklığa gidiyor. (Bu arada, Kıbrıs Rumlarının ısrarlarını bu yıl sonu niyetiyle artırmalarının ardında dev tanker filolarına Ceyhan'dan petrol yüklemeyi, izin alamadıkları takdirde ciddi soruna girecekleri konusu nedense dikkatlerden kaçıyor). Dün toplanan Savunma Sanayii İcra Komitesi'nde de konu olan dev savunma projesinde ortaklıklar konuşuluyor. Türkiye'nin AB uyumu için harcaması gereken yalnızca çevre bütçesi
miktarı 50 milyar dolar olarak tahmin ediliyor. Çünkü bu projeler herkesin yararına olacak.
Çünkü, AB bir yandan Medeniyetlerarası İttifak gibi henüz içi doldurulmamış projelerle Müslüman dünya ile yeni köprüler kurmaya çalışıyor. AB liderleri herhalde Türkiye'ye gösterilecek kırmızı kartın Müslüman dünya tarafından, pek kimsenin umurunda olmayan Kıbrıs nedeniyle değil, 'Müslümanların ne yaparsa yapsın Hıristiyan kulübüne dahil olmayacağı' şeklinde algılanacağını hesap ediyor.
Çünkü, AB liderlerinin, siyasetin irrasyonel doğasını reddedeceğini, 450 milyon nüfuslu ve dünya oyuncusu olmaya niyetli AB'nin 600 bin nüfuslu Kıbrıs Rum Cumhuriyeti'nin kaprislerine rehin olmayı reddedeceğini sanıyorum.
Öte yandan AB'nin Kıbrıs Rumlarının tek başına veto kullanmasına izin vermemesi, vetonun oybirliği ile çıkması ihtimalini reddetmiyorum. Ancak Bosna'da 300 bin kişinin bir yıl içinde gözleri önünde katledilmesine karşı adım atmada (üstelik o zaman sayıları 15 iken) oybirliği sağlayamayan AB'nin, Irak konusunda ortak siyaset üretemeyen AB'nin, Kıbrıs nedeniyle Türkiye'yi dışlamak için oybirliği sağlamasının AB'ye onur mu, utanç mı getireceği de tartışılacaktır.
AB'nin bu ağır faturayı ödemeyeceğine, iyi diplomatlar olan Finlandiyalıların yeteneklerini konuşturup, Rehn'in talihsiz benzetmesiyle tren kazasına meydan vermeyeceğine inanıyorum.
Türkiye, tabii ki verdiği sözleri yerine getirmelidir. Ama AB de verdiği sözleri yerine getirmelidir. Rehn'in talihsiz benzetmesindeki gibi bir tren kazasının herkese zarar vereceği görülmeli.

Yaşar Kemal: AB'ye gireceğiz

01/07/2006 RADIKAL

AA - İSTANBUL - Yazar Yaşar Kemal, Türkiye'nin her şeye karşın Avrupa Birliği'ne (AB) gireceğini söyledi. Sabancı Üniversitesi'nin akademik yıl kapanışında konuşan Kemal, çağın bölünme değil, bir arada yaşama çağı olduğunu vurgulayarak, "Bizim de çok kültürlü konumumuzu korumaktan başka hiçbir çaremiz yok. Anadolu dünya kültürüne kaynaklık ediyor. Her şeye karşın AB'ye gireceğiz. Her şeye karşın Anadolu'da yaşayan her halk kendi anadilini kullanacak. Elimizi çabuk tutmazsak başımıza bölünme belası bile gelebilir. Oysa çokkültürlülüğüyle zengin Anadolu, bölünmeye uygun toprak değildir" dedi.

Anamur'dan KKTC'ye borularla su getirilecek

Türkiye Devlet Su İşleri 6. Bölge Müdürü Sırrı Kazancı, Mersin'in Anamur ilçesinden KKTC'ye dünyada ilk kez uygulanacak bir projeyle su taşınacağını açıkladı:

Anamur'dan KKTC'ye borularla su getirilecek

Türkiye Devlet Su İşleri (DSİ) 6. Bölge Müdürü Sırrı Kazancı, Mersin'in Anamur ilçesinden KKTC'ye "dünyada ilk kez uygulanacak bir projeyle" borularla su taşınacağını bildirdi. Kazancı, "KKTC İçme Suyu Temini Projesi" ile Anamur'daki Dragon Çayı'ndan alınacak suyun, borularla KKTC'ye aktarılacağını belirtti.

Bakanlar Kurulu kararıyla 1998 yılında projenin Alarko firmasına verildiğini belirten Kazancı, kaynağı Dragon Çayı olan suyun, esasen yapılacak olan Alaköprü Barajı'ndan temin edileceğini ve KKTC'ye aktarılacağını kaydetti.

Aktarılacak toplam 75 milyon metreküp suyun 60 milyon metreküpünün sulamada, 15 milyon metreküpünün de içme suyu amaçlı kullanılacağını ifade eden Kazancı, suyun 22 kilometre karadan, 78 kilometre de denizden döşenecek yüksek yoğunluklu polietilen boruyla taşınacağını söyledi.

Kazancı, projenin 2006 yılı ödeneğinin toplamda 9 milyon YTL olduğunu, uygulanacak projenin dünyada ilk kez deneneceğini vurgulayarak, deniz derinliği bin 262 metre olan Akdeniz'de boruların deniz seviyesinden 200 metre aşağıya askı kablolarıyla döşeneceğini de kaydetti.

KIBRIS 01/07/06

 

Bu kez SBA polisi yakaladı

Kıbrıs'ın başlıca sorunlarından olan mülteci konusu dün bir kez daha gündeme geldi. Beyarmudu bölgesinde servis yolu olarak bilinen bölgeden Pile'ye gitmeye çalışan KKTC plakalı bir araçta SBA polisi 27 mülteci yakaladı. SBA polisi 27 mülteci ile KKTC'li şoförü tutukladı.

Güvenilir kaynaklardan edinilen bilgilere göre, dün sabah saat 05.00 sıralarında Beyarmudu'nda servis yolu olarak bilinen bölgeden Pile'ye doğru seyreden EY 593 plakalı transit van araç SBA polisi tarafından kontrol amaçlı durduruldu. SBA polisi, kimliğini açıklamadığı Kıbrıslı Türk şoförden van aracın kapılarını açmasını istedi. Şoförün bu talebi reddetmesi üzerine SBA polisi aracın camlarını kırarak kapıları açtı ve araçta uyrukları belirtilmeyen 27 kaçak mülteci ile karşılaştı.

SBA polisi mültecilerle birlikte Kıbrıslı Türk şoförü tutuklayarak, EY 593 plakalı araca da emare olarak el koydu.

KIBRIS 01/07/06

 

Hükümetin kaderi yetkili komitelerde

Hükümet ortakları Cumhuriyetçi Türk Partisi-Birleşik Güçler ile

Demokrat Parti, Başbakanlık'ta koalisyonun geleceğini konuştu

Hükümetin kaderi yetkili komitelerde

SORUNLAR PARTİ KOMİTELERİNE TAŞINACAK Başbakanlık'ta dün yapılan toplantıda, koalisyon hükümetinin geleceğini konuşan Cumhuriyetçi Türk Partisi-Birleşik Güçler (CTP-BG) ile Demokrat Parti (DP) yetkilileri, konuyu teknik komitelere havale etti. Başbakanlık'taki toplantının ardından iki partinin liderlerinden yapılan açıklamada, sıkıntıların komitelerde görüşüleceği belirtildi. İki parti liderinin hangi tarihte yeniden bir araya geleceği konusunda ise net bir açıklama yapılmadı

SOYER: CTP'SİZ HÜKÜMET İMKANSIZ CTP Genel Başkanı, Başbakan Ferdi Sabit Soyer, çözüm perspektifini benimsemeyen, demokratikleşme sürecini ileriye götürmeyi hedef almayan, CTP'siz bir hükümetin kurulmasının imkânsız olduğunu söyledi Soyer, "Bu yolu yürüyebilmek için güçlü, bu vizyona bağlı, mecliste gerekli reform yasalarını çıkarmaya devam edecek, ekonomi alanındaki yapılanmaları ve en önemlisi Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın Rum lider Tasos Papadopulos ile gerçekleştireceği görüşmeyle atılacak yeni adımı ileriye götürecek bir pozisyon yaratma durumundayız" dedi

SIKINTILAR DP'YE İLETİLDİ Başbakan Soyer, kriz yaratan parti olmayacaklarını, ancak bunun kriz yaratılmaması için herhangi bir ortaklığa da kayıtsız, koşulsuz boyun eğileceği anlamına da gelmediğini belirtti. Soyer, koalisyon ortakları DP'yle gerek Kıbrıs sorunu, gerek çözüm vizyonu, gerek demokratikleşme ve ekonomik uygulamalardaki olumsuz noktaların yarattığı sıkıntılar yaşadıklarını söyledi. Toplantıda bütün sıkıntıların açıklıkla dile getirildiğini ve karşı taraftan belirli görüş alındığını kaydeden Soyer, konuları parti yetkili organlarına götürüp değerlendireceklerini belirtti

DENKTAŞ: ÜSTÜ ÖRTÜLEN SIKINTILAR ELE ALINDI DP Genel Başkanı Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş, CTP Genel Başkanı Başbakan Ferdi Sabit Soyer ile gerçekleştirdikleri toplantıda, CTP'nin şikayetlerini dinlediklerini söyledi. Serdar Denktaş, görüşmede hükümet protokolüne bağlılıklarını teyit ettiklerini ve CTP'nin çeşitli konulardaki şikâyetlerini dinlediklerini söyledi. Sadece seçim dönemiyle ilgili değil, son bir yıl içerisinde yaşanan ve üstü örtülen sıkıntıların da ele alındığını kaydeden Denktaş, "Şimdi biz onların söylediklerini değerlendireceğiz. Kendi değerlendirmemizi yapıp yeniden bir araya geleceğiz" dedi

Başbakan Soyer, kriz yaratan parti olmayacaklarını, ancak bunun kriz yaratılmaması için herhangi bir ortaklığa da kayıtsız, koşulsuz boyun eğileceği anlamına da gelmediğini belirtti. Soyer, koalisyon ortakları DP'yle gerek Kıbrıs sorunu, gerek çözüm vizyonu, gerek demokratikleşme ve ekonomik uygulamalardaki olumsuz noktaların yarattığı sıkıntılar yaşadıklarını söyledi. Toplantıda bütün sıkıntıların açıklıkla dile getirildiğini ve karşı taraftan belirli görüş alındığını kaydeden Soyer, konuları parti yetkili organlarına götürüp değerlendireceklerini belirtti

Saat 10.00 sıralarında başlayan toplantıya, CTP-BG Genel Başkanı ve Başbakan Ferdi Sabit Soyer, parti genel sekreteri Ömer Kalyoncu, İlçe Örgütlenme Sekreteri Alpay Afşaroğku ile DP Genel Başkanı, Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş ve DP Genel Sekreteri Ertuğrul Hasipoğlu katıldı.

Toplantı öncesinde, basına, herhangi bir açıklama yapılmazken, görüntü alma imkanı da verilmedi.

 

Denktaş: CTP'nin şikâyetlerini dinledik

 

DP Genel Başkanı Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş, CTP Genel Başkanı Başbakan Ferdi Sabit Soyer ile gerçekleştirdikleri toplantıda, CTP'nin şikayetlerini dinlediklerini söyledi.

Serdar Denktaş, görüşmede hükümet protokolüne bağlılıklarını teyit ettiklerini kaydetti.

Başbakanlıkta, CTP Genel Başkanı Başbakan Ferdi Sabit Soyer ile DP Genel Başkanı Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş'ın koalisyon hükümetinin geleceğini değerlendirdiği toplantı saat 12.00 sıralarında sona erdi.

Serdar Denktaş çıkışta yaptığı açıklamada, yaklaşık 2 saat süren toplantıda, CTP'nin çeşitli konulardaki şikâyetlerini dinlediklerini söyledi. Sadece seçim dönemiyle ilgili değil, son bir yıl içerisinde yaşanan ve üstü örtülen sıkıntıların da ele alındığını kaydeden Denktaş, "Şimdi biz onların söylediklerini değerlendireceğiz. Kendi değerlendirmemizi yapıp yeniden bir araya geleceğiz" dedi.

Denktaş, protokole bağlı olduklarını teyit ettiklerine işaret ederek, ortaya çıkan pürüzleri görüştüklerini belirtti.

Denktaş, bu tartışmalar devam ederken hükümetin çalışmayı sürdüreceğini söyledi.

Serdar Denktaş, CTP'nin dile getirdiği rahatsızlıklarla ilgili soruya, "Bunu şimdi dile getirmek doğru olmaz. Değerlendirmeler yapıldıktan sonra rahatsızlıkların giderilmesi konusunda mutabakat sağlanması halinde kaldığımız yerden devam edeceğiz" yanıtını verdi.

Planlanmış yeni bir görüşme olup olmadığı yönündeki soruyu yanıtında, 2-7 temmuz tarihleri arasında yurt dışında olacağını, bu süre içinde partideki değerlendirmelerin süreceğini söyleyen Denktaş, görüşmelerin adaya dönüşünde devam edeceğini belirtti.

Denktaş, gerekmesi halinde kendisi yurt dışında bulunduğu süre içinde genel sekreterlerin bir araya gelebileceğini kaydetti.

Soyer: CTP'siz hiçbir hükümet kurulamaz

CTP Genel Başkanı, Başbakan Ferdi Sabit Soyer, çözüm perspektifini benimsemeyen, demokratikleşme sürecini ileriye götürmeyi hedef almayan, CTP'siz bir hükümetin kurulmasının imkânsız olduğunu söyledi Soyer, "Bu yolu yürüyebilmek için güçlü, bu vizyona bağlı, mecliste gerekli reform yasalarını çıkarmaya devam edecek, ekonomi alanındaki yapılanmaları ve en önemlisi Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın Rum lider Tasos Papadopulos ile gerçekleştireceği görüşmeyle atılacak yeni adımı ileriye götürecek bir pozisyon yaratma durumundayız" dedi.

Başbakan Soyer toplantı sonrasında düzenlediği basın toplantısında, seçim öncesindeki sıkıntıların seçimlerle birlikte yeniden şekillenmesi sonucunda siyasal yaşamda meydana gelen gelişmeleri değerlendirdiklerini söyledi.

"Sevinci tam yaşamadık"

CTP'nin siyasal düzeydeki başarılarına rağmen, hem referandum öncesindeki seçimde, hem referandumda, hem de son seçimlerde sevinci tam yaşamadığını ifade eden Soyer CTP-BG'nin son seçimlerde 2 milletvekilliğini almasına rağmen Lefkoşa Türk Belediyesi'ni kaybetmesinin buruk bir sevinç yaşanmasına neden olduğunu söyledi. Soyer, "Bu durum, zorunlulukların çıkardığı sorumluluklar noktasında üstümüze yeni mükellefiyetler getirmektedir" dedi.

Soyer, şöyle devam etti:

"Halk, gerçekleştirdiğimiz pek çok reform hareketine devam edilmesi, ekonomide dalgalı kurla ortaya çıkan problemlerin aşılması, demokratikleşme sürecinin ileriye taşınması ve CTP'siz bir hükümetin kurulmaması mesajı verdi."

Çözüm ve AB sürecinin büyük ölçüde devamını öngören bir halk iradesinin mevcut olduğunu kaydeden Soyer, CTP-BG milletvekillerine yüklenen misyonun da bu olduğunu ve bu yolda kararlılıkla yürümeye devam edeceklerini belirtti.

Koalisyon içinde bayda atmayı marifet saymaktan

uzak bir zihniyetle hareket etmek lazım

Başbakan Soyer, kriz yaratan parti olmayacaklarını, ancak bunun kriz yaratılmaması için herhangi bir ortaklığa da kayıtsız, koşulsuz boyun eğileceği anlamına da gelmediğini belirtti. Soyer, koalisyon ortakları DP'yle gerek Kıbrıs sorunu, gerek çözüm vizyonu, gerek demokratikleşme ve ekonomik uygulamalardaki olumsuz noktaların yarattığı sıkıntılar yaşadıklarını söyledi. Toplantıda bütün sıkıntıların açıklıkla dile getirildiğini ve karşı taraftan belirli görüş alındığını kaydeden Soyer, konuları parti yetkili organlarına götürüp değerlendireceklerini belirtti.

CTP'nin tavrının, DP'yle gerçekleştirecekleri yeni görüşmeler sonrasında netleşeceğini kaydeden Soyer, şöyle devam etti:

"Önemli olan kriz yaratmadan, çözüm vizyonuna bağlı, güçlü bir hükümet oluşumunu sürdürmektir. Bununla ilgili arayışlarımızı da sürdüreceğiz... Bizde Katolik nikâhı yoktur... Programına ve protokolüne layıkıyla uyan ve bunu birbirine koalisyon içinde bayda (çelme) atmayı marifet sayma anlayışından uzak bir zihniyetle hareket etmek lazım."

Soyer, DP'yle sıkıntıların ne olduğu yönündeki soruya yanıtında, çözüm vizyonunu hedef alan hükümet p rogramına bağlılığını dile getirmesine rağmen, bunun hayata geçme aşamasında DP'yle, özellikle demokratikleşme konularında bazı sıkıntıları bulunduğunu ve bunu kendilerine ilettiğini söyledi.

UBP'nin Kıbrıs konusunda

yeni bir açılım ve vizyonu yok

Başbakan Soyer, UBP'yle koalisyon kurma olasılığıyla ilgili soruyu yanıtlarken ise, bu konuda hiçbir ön yargıya sahip olmadıklarını, ancak UBP'nin gerek Kıbrıs konusunda gerek diğer konularda yeni bir açılım ve vizyonu bulunmadığını kaydetti.

Güçlü bir hükümetten söz ederken, "Yeterli sayıya bağlı ama çözüm, demokratikleşme ve ekonomik gelişmeyi gerçekleştirme gücü"nü kast ettiğini söyleyen Soyer, "Mecliste belli bir sayısal gücün olması lazım. Bir hükümet olacak, komiteler çalışacak, hükümet kanadı güçlü olacak, yasaları gerçekleştirecek ve mecliste nisap sağlanabilecek" dedi.

UBP ile görüşmenin, parti yetkili organları tarafından ele alınacak unsurlardan biri olduğunu söyleyen Soyer, "Ancak bir UBP milletvekili meclis kürsüsüne çıkıp, Cumhurbaşkanı Talat'tan, 'cumhurbaşkanlığında oturan zat, kişi' diye söz eder ve çözüm-AB vizyonunu yerden yere vurursa, bu da değerlendirmelerimi yaparken dikkate almam gereken unsurlardan biridir" şeklinde konuştu.

Soyer, koalisyonun geleceğiyle ilgili görüşmelerin uzaması ihtimalinin sorulması üzerine, şu yanıtı verdi:

"Esas olan hükümetin kesintisiz işleyişidir. Devletin devamlılığı ilkesi vardır. Biz CTP-BG olarak, bütün zorluklara rağmen, kesintisiz olarak, yeni çözümler üretene kadar, bugünkü görevi en iyi şekilde devam ettireceğiz."

"BDH İle koalisyona kapalı değiliz"

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, bir başka soruya verdiği yanıtta, BDH ile koalisyon olasılığına kapalı olmadığını söyledi.

BDH'nın, herhangi bir makam ya da mevki talebinde bulunmadan, demokratikleşme ve çözüm konularıyla ilgili icraatlarda parlamentoda tam destek sözü verdiğini kaydeden Soyer, son derece değer verdikleri bu öneriyi önümüzdeki günlerde yeniden ele alacaklarını belirtti.

Geçmişte DP ile 26 milletvekiliyle hükümet kurduklarını, ancak bu hükümetin meclis komitelerinde çoğunlukta bulunduğunu hatırlatan Soyer, BDH'nın desteğiyle oluşturulacak bir hükümetin komitelerde

çoğunlukta olamayacağını, bunun olabilmesi için ise hile yapmak gerektiğini ve bunun da "vicdani meşruluğun yitirilmesi" anlamına geleceğini söyledi. Soyer, BDH'nın grup oluşturabilmesi için milletvekili transferi yapılmasının ise etik olmayacağını dile getirerek, benzeri bir formülün Türkiye'de denendiğini ancak sonucunun "büyük manevi bir yıkım" olduğunu belirtti.

KIBRIS 01/07/06

 

Tassos kışkırtıyor

Rum polisinin, Kıbrıslı Türk mimar Osman Sarper'i tutuklamasının ardından önceki gün ve dün aralarında devlet görevlilerinin de bulunduğu onlarca kişiyi sorgulayıp, bazılarını gözaltına alması kuzeyde sert tepkilere yol açtı

Tassos kışkırtıyor

RUM POLİSİNİN TACİZİ SÜRÜYOR... Kıbrıslı Türk Mimar Osman Sarper'in Rum polisi tarafınca alıkonulup, hakkında 8 gün tutukluluk emri almasına tepkiler arttı. Bu olayın yankıları sürerken, Rum polisi, son iki günde, aralarında devlet görevlilerinin de bulunduğu onlarca kişiyi sorguladı, bazı kişileri gözaltına aldı. Rum polisinin tutumu nedeniyle vatandaşlarımız sınır kapılarında perişan oluyor.

"İLİŞKİLERİN KÖTÜLEŞMESİNE ZEMİN HAZIRLANIYOR... Cumhurbaşkanlığı: Kıbrıs Rum tarafının, Güney Kıbrıs'a geçen Kıbrıslı Türkleri tutuklama girişimleri, Kıbrıs Türk halkı ile Kıbrıs Rum halkı arasındaki ilişkileri kötüleştirme potansiyeli taşıyor. Kıbrıs sorununa çözüm bulma çabalarının sonuç verebilmesi için iki halk arasındaki ilişkileri iyileştirme ve karşılıklı anlayışı geliştirme çabalarına hız vermek gerekir

YAPILAN ZORBALIKTIR... Başbakan Soyer, Kıbrıslı Türk Mimar Osman Sarper'in Rum polisi tarafından tutuklanmasını "zorbalık" olarak nitelendirerek protesto etti ve Rum yönetimi başkanı Tasos Papadopulos'a Sarper'i serbest bırakma çağrısında bulundu. İlk andan itibaren hükümetin ve cumhurbaşkanlığının devreye girerek gerekli girişimleri yaptığını söyleyen Soyer, "Güneydeki bu bağnaz idare bunları hususi ve mahsus yapmaktadır. Böylece iki taraf arasında gerginliği tırmandırmak istemektedir" dedi

METEHAN'DA EYLEM YAPILDI... Kıbrıs Türk Mimar ve Mühendisler Odası Birliği'ne bağlı odalar, Kıbrıslı Türk Mimar Osman Sarper'in Rum polisi tarafından tutuklanmasını protesto etmek amacıyla dün Metehan Sınır kapısında eylem yaptı. Metehan'daki eylem sırasında BM Genel Sekreteri Kofi Annan'a iletilmek üzere BM yetkilisine bir de mektup verildi

Kıbrıslı Türk mimar Osman Sarper'in Rum polisi tarafından tutuklanmasının yankıları sürerken, Rum polisinin önceki gün ve dün sınırlarda aralarında devlet görevlilerinin de olduğu onlarca kişiyi sorgulayıp, bazılarını gözaltına alması kuzeyde büyük sert tepkilere yol açtı.

Kıbrıs Türk Mimar ve Mühendisler Odası Birliği'ne (KTMMOB) bağlı odalar, Kıbrıslı Türk Mimar Osman Sarper'in Rum polisi tarafından tutuklanmasını protesto etmek amacıyla dün Metehan sınır kapısında eylem yaparken, cumhurbaşkanlığı ve başbakanlıktan da Rum yönetimine yönelik sert mesajlar geldi.

Cumhurbaşkanlığından yapılan açıklamada, "Kıbrıs Rum tarafının, Güney Kıbrıs'a geçen Kıbrıslı Türkleri tutuklama girişimlerinin, Kıbrıs Türk halkı ile Kıbrıs Rum halkı arasındaki ilişkileri kötüleştirme potansiyeli taşıdığı" belirtildi.

Başbakan Ferdi Sabit Soyer de Rum yönetiminin sınır kapılarındaki tutumunu kınadı. Soyer, Kıbrıslı Türk Mimar Osman Sarper'in Rum polisi tarafından tutuklanmasını "zorbalık" olarak nitelendirerek protesto etti ve Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'a Sarper'i serbest bırakma çağrısında bulundu.

Öte yandan, KTMMOB'nin Metehan'daki eylemi sırasında BM Genel Sekreteri Kofi Annan'a iletilmek üzere BM yetkilisine bir de mektup verildi. Kıbrıs Türk Mimarlar Odası tarafından kaleme alınan mektupta, Annan'dan, bu tür davranışların barış ve güven ortamını sekteye uğratmasına izin vermeyerek, gerekli müdahaleleri yapmasının beklendiği belirtildi.

Rum polisinin gördüğü her türlü yazılı belgeyle ilgili Kıbrıslı Türkleri sorgulaması ve tutuklaması vatandaşlarımızı tedirgin ediyor. Birçok kişi, "Bu bir tacizdir, böyle giderse güneye geçmeyeceğiz" diye tepki gösterdi.

Cumhurbaşkanlığı: İlişkileri kötüleştirme potansiyeli taşıyor

Cumhurbaşkanlığı, Kıbrıs Rum tarafının, Güney Kıbrıs'a geçen Kıbrıslı Türkleri tutuklama girişimlerinin, Kıbrıs Türk halkı ile Kıbrıs Rum halkı arasındaki ilişkileri kötüleştirme potansiyeli taşıdığını belirtti.

Cumhurbaşkanlığından yapılan açıklamada, Kıbrıs sorununa çözüm bulma çabalarının sonuç verebilmesi için iki halk arasındaki ilişkileri iyileştirme ve karşılıklı anlayışı geliştirme çabalarına hız vermek gerektiği vurgulanarak, "Ne var ki Kıbrıs Rum tarafı tam aksi bir davranışla, Kıbrıs sorununun varlığından kaynaklanan mülkiyet sorunu gibi sorunları, kişilerin sorumluluğuymuş gibi ele alıp uygulamalar yapmakta ve iki halk arasındaki ilişkilerin kötüleşmesine neden olmaktadır" denildi.

Bu tür yaklaşımların, Kıbrıs sorununa çözüm bulma çabalarına olumsuz etki yapacağının bu olaylarla bir kez daha görülmüş olması gerektiği vurgulanan açıklamada, Kıbrıs Rum tarafı, çözüm arayışlarını baltalayıcı bu gibi davranışları terk etmeye ve iki taraf arasındaki güncel sorunlara teknik düzeyde çalışacak komitelerde yapılacak çalışmalar; Kıbrıs sorununa ise kapsamlı görüşmeler yoluyla bütünlüklü bir çözüm bulma çabalarına destek olmaya çağırıldı.

Soyer: Olay, zorbalıktır

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Kıbrıslı Türk Mimar Osman Sarper'in Rum polisi tarafından tutuklanmasını "zorbalık" olarak nitelendirerek protesto etti ve Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'a Sarper'i serbest bırakma çağrısında bulundu.

Soyer dün bir kabulünde konuyla ilgili olarak yaptığı açıklamada, Osman Sarper'in Güney Kıbrıs'ta tutuklandığını ve hakkında 8 gün tutukluluk kararı verildiğini anımsatarak, ilk andan itibaren hükümetin ve Cumhurbaşkanlığı'nın devreye girerek gerekli girişimleri yaptığını söyledi.

KTMMOB'nin dün Metehan'da yaptığı eyleme de destek veren Soyer, "Güney'deki bu bağnaz idare bunları hususi ve mahsus yapmaktadır. Böylece iki taraf arasında gerginliği tırmandırmak istemektedir" dedi.

Rum yönetiminin gerginliği artırarak insanları birbiriyle kavga ettirmek istediğini söyleyen Soyer, Papadopulos yönetiminin "iki devletin, iki idarenin ve iki liderin siyasi tartışmasının ötesinde tek tek insanları, tek tek halkları birbiriyle kavga ettirip düşmanlığı yeniden üretmek istediğini" vurguladı.

"Kendi statükocu anlayışını ancak bu düşmanlık üretildiği sürece koruyabilir, bundan dolayı şimdi hedef olarak tek tek Kıbrıslı Türkleri aldı" diyen Soyer, şunları da kaydetti:

"Hükümet olarak böyle bir konuya asla boyun eğmeyeceğiz. Güney'deki Türk emlaklarını yağmalayanlara, yıkıp geçenlere ve buna bağlı olarak onların üstünde oturanlara da Kıbrıs Türk tarafının aynı tedbiri almasını mı istemektedir Bunu sormak isterim...

Böylece çatışmayı bireyler düzeyine düşürüp gerginliği tırmandırmak istemektedir. Buna boyun eğmeyeceğiz, hukuk yoluyla, kararlılık ve siyasi mücadele yoluyla bunu sürdürmeye devam edeceyiz.

Sayın Papadopulos'a bir an önce Osman beyi serbest bırakma çağrısı yapıyorum ve bu konudaki davranışıyla da insan haklarına aykırı olduğunu, Avrupa'nın ilkelerine aykırı davrandığını vurgulamak isterim.

Bir devlet zorba metot ve usullerle kendini var edemez, kendini diğerinin üstünde haklı gösteremez. Bu zorba bir idaredir ve zorba bir davranıştır, bu gaspçı bir idarenin bir halka dönük düşmanca davranış biçimidir. Kendisini bundan uzak durmaya çağırıyorum. Sevgi denen hadiseyi yüreğine düşürsün."

KTMMOB'den Metehan'da eylem

Kıbrıs Türk Mimar ve Mühendisler Odası Birliği'ne bağlı odalar, Kıbrıslı Türk mimar Osman Sarper'in Rum polisi tarafından tutuklanmasını protesto etmek amacıyla dün Metehan Sınır kapısında eylem yaptı.

KTMMOB Başkanı Ekrem Bodamyalızade, bu tür olayların kabul edilmesinin mümkün olmadığını vurguladı. Bodamyalızade, "Bu tür davranışlar, Kıbrıs'ın ayrılığını ve bugünkü statükonun devamını getirir" dedi.

Metehan'daki eylem sırasında BM Genel Sekreteri Kofi Annan'a iletilmek üzere BM yetkilisine bir de mektup verilirken, Kıbrıs Türk Mimarlar Odası tarafından kaleme alınan mektupta, Annan'dan, bu tür davranışların barış ve güven ortamını sekteye uğratmasına izin vermeyerek, gerekli müdahaleleri yapmasının beklendiği belirtildi.

Metehan Sınır kapısında saat 10.00'da gerçekleşen eyleme, KTMMOB'ye bağlı bazı odaların başkan ve temsilcileri katılırken, bazı sivil toplum örgütü ile kurum, kuruluş yetkili ve temsilcileri destek verdi.

Katılımcılar, Sarper'in serbest bırakılmasına ilişkin taleplerinin sonuçsuz kalması halinde eylemlerine devam edeceklerini vurguladılar.

Metehan Sınır Kapısı'ndan geçerek Rum barikatına yürümek ve hazırladıkları yazıyı Birleşmiş Milletler temsilcisine iletmek isteyen katılımcılar, bu taleplerinin reddedilmesi üzerine, Türkçe ve İngilizce olarak hazırladıkları yazıyı Türk barikatında Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan'a iletilmek üzere BM yetkilisine sundular.

KTMMOB Başkanı Ekrem Bodamyalızade burada basına yaptığı açıklamada, Metehan Sınır Kapısı'nda bir üyelerinin arabasında proje bulunması sebebiyle tutuklanmasını protesto etmek amacıyla toplandıklarını belirterek, bu tür olayların kabul edilmesinin mümkün olmadığını vurguladı.

Bodamyalızade, "Bu tür davranışların Kıbrıs'ın ayrılığını ve bugünkü statükonun devamını getireceği" görüşünü dile getirdi.

KTMMOB'a bağlı Mimarlar Odası Yönetim Kurulu Üyesi Tarkan Davulcu da, sözcü olarak, BM yetkilisine sunulan yazının Türkçesini basına okudu. Sunulan yazının içeriğinde şu ifadelere yer verildi:

"Güney Kıbrıs Rum Yönetimi bir süreden beridir üyelerimize yönelik olarak hudut kapılarında kabul edilemez davranışlar sergilemektedir. Akıl almaz ve çağ dışı bir anlayışla, üyelerimiz sorgulanmakta, alıkonulmakta, beraberinde bulundurdukları proje veya planlara el konularak dava okunmakta, hatta tutuklanmaktadırlar.

Son olarak 27 Haziran günü bir üyemiz hakkında, aracında proje bulundurduğu ve projenin Rum arazisi üzerine yapıldığı gerekçesiyle sekiz gün tutukluluk kararı alınmıştır.

Karşılıklı geçişlerin başlamasından bu yana geçen süre içerisinde herhangi bir olay olmamış ve geçişler güvenle gerçekleştirilmiştir.

Mimarlar Odası olarak 90'lı yılların başından bu yana tarafların ve Birleşmiş Milletlerin bilgisi dahilinde karşılıklı ilişkiler çerçevesinde çeşitli defalarca geçişler gerçekleştirilmiştir.

Eğer mimarlar için bir 'suç' olgusundan bahsedilecekse, bu olgu yıllardan beridir gerçekleşmektedir. Bu tür davranışların ne insani olarak ne de siyasi olarak bir kazanım yaratmayacağı ortadadır. Odamızın Güney'deki meslek örgütleriyle mesleki alanlarda yapmakta olduğu çalışmalara hiçbir katkı sağlamayacağı gibi, insani açıdan da şovenist duyguları besleyen davranışlardır.

Bu tür davranışların barış ve güven ortamını sekteye uğratmasına izin vermeyerek, gerekli müdahaleleri yapacağına olan inancımızla sizleri bilgilendirmeyi gerekli gördük.

Hal böyle iken üyelerimize uygulanan bu insanlık dışı olayı şiddetle kınar, karşılıklı güven ortamının korunmasına yönelik olarak çağdaş bir örgüt olarak çalışmalarımızı sürdüreceğimizi bilgilerinize sunarız."

Metnin okunmasının ardından Türker Aktaç da metnin İngilizcesini okuyarak, BM yetkilisine sundu.

Ticaret Odası: Tutuklama barışa katkı sağlamaz

Kıbrıs Türk Ticaret Odası, Mimar Osman Sarper'in Güney Kıbrıs'a geçerken Metehan sınır kapısında Rum polisince tutuklanmasının barışa katkı sağlamayacağını, aksine barış istemeyenleri kışkırtacağını vurguladı.

Ticaret Odası Başkanı Erdil Nami, tutuklama olayıyla ilgili açıklamasında, Kuzey Kıbrıs'ta yaşayan ve AB vatandaşı olan Mimar Osman Sarper'in Güney'e geçerken aracında proje bulunduğu iddiasıyla tutuklanmasının, bazı ülkelerce kabul edilen, bazılarından da onay bekleyen AB Anayasası'na ve insan haklarına aykırı olduğunu belirtti.

Rumların her platformda masaya mal-mülk konusunu getirdiğini, tutuklanma olayının da bundan kaynaklandığını anımsatan Oda Başkanı Nami, "Rumların 24 Nisan 2004 tarihinde mal-mülk konularını da içeren Annan Planı'nı reddetmemiş olsalar idi bu konunun büyük bir kısmı bugün kapanmış olacaktı" dedi.

Ticaret Odası Başkanı Nami, Kıbrıs'ta iki toplumlu iki bölgeli çözüm içeren Annan Planı'nı hazırlayan Birleşmiş Milletler ile Kıbrıs'ı "AB toprağı", Kıbrıs'ta yaşayan insanları da "AB vatandaşı" olarak kabul eden Avrupa Birliği'ni bu konuda suskun kalmamaya çağırdı.

Mal-mülk konusunun siyasi olduğunu ve masada çözüleceğini belirten Oda Başkanı Nami, "Bugün Güney Kıbrıs'taki Türk mallarının büyük bir bölümü gayrı yasal yollardan kamulaştırılmış, büyük bir bölümü de Rum vatandaşlarının kullanımına verilmiştir. Ancak Türk tarafı bu konuların masada çözüleceği gerçeğiyle hiçbir Rum'u taciz etmemektedir. Temennimiz, kapıların açılmasıyla iki halk arasında görülen yakınlaşmanın, bu tür olaylarla tersyüz edilmemesi ve barış istemeyen kesimlerin cesaretlendirilmemesidir. Aksi halde barış ve çözüm uzun bir süre daha kapımızı çalmayacaktır" diye konuştu.

Mimar Osman Sarper'in tutuklanmasını "kabul edilmez" olarak niteleyen Oda Başkanı Nami, toplumlar arasında yeni olayların yaratılmasına fırsat vermemek için Mimar Osman Sarper'in derhal serbest bırakılmasını talep etti ve Ticaret Odası'nın Kıbrıs Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği'nin konuyla ilgili yapacağı her türlü girişime destek vereceğini bildirdi.

Sanayi Odası: Hasta zihniyet

Kıbrıs Türk Sanayi Odası Başkanı Musa Sönmezler, Mimar Osman Sarper'in Güney Kıbrıs'a geçişi sırasında tutuklanmasını " hasta zihniyetin ürünü" olarak değerlendirdi.

Oda Başkanı Musa Sönmezler açıklamasında, kuruluş olarak her iki toplumun yakınlaşması ve işbirliğini artırması için çaba harcadıklarını belirterek, bu tür davranışların altında iki toplumu koparma amacının yattığını kaydetti.

Olayı çözüm karşıtlarının bir eylemi olarak değerlendiren Sönmezler, "Bu hareket Rum yönetiminin iki toplum arasındaki ilişkilerin gelişmemesi için vurduğu bir darbedir. Bu ve buna benzer hareketler iki toplum arasında filizlenen güveni sarsar ve toplumlar arasında köprülerin atılmasına kadar varan boyutlara yol açar. Böylesi yanlış ve anlamsız hareketlere artık bir son verilmeli" dedi.

Musa Sönmezler, konuyla ilgili Güney Kıbrıs Ticaret ve Sanayi Odası ile görüşme başlattıklarını da belirtti.

KIBRIS 01/07/06

 

Turkey in the 21st century: The Legacy Of Mrs Ataturk

Eighty years ago, a bestselling new biography reveals, Turkey's first lady, Latife Ataturk, helped liberate her countrywomen by urging them to cast off their veils. But as her key role in the secularisation of Turkey comes to light, the headscarf is once again stirring passionate debate in Anatolia. Pelin Turgut reports from Istanbul

Published: 01 July 2006

Deep in the heart of Istanbul's bustling business capital, emerging from the crowd of sharply-dressed female executives, Emine Erdogan, the wife of Turkey's Prime Minister, takes centre stage. Quietly poised and softly spoken, she talks eloquently and passionately to her audience about the need to encourage more young girls to attend school. It is an issue she has made her own.

But there is something strikingly different about this particular champion of women's rights. Dressed in a smart beige suit, with a skirt that reaches to her ankles, Mrs Erdogan's earnest face is framed by a matching cream-coloured headscarf. The thrust of her talk is that Turkey's strict ban on headscarves in schools violates gender equality because it means families keep their daughters at home rather than educate them.

It has taken some getting used to for the Turks, this leading lady who covers her hair with pride. It is, after all, somewhat different from the turbulent 1920s, when the revolutionary leader Mustafa Kemal Ataturk was placing modern Turkey on the road to Western-style reform. At his side was a woman whose achievement, above all others, was to throw off her Islamic-style top-to-toe veil and urge her female counterparts to do the same.

Under strict secular laws dating back to Ataturk's reforms, the headscarf is banned from public places such as schools, state-run universities and even the president's palace. But Mrs Erdogan, famously, has yet to attend a reception at the palace - when invited, her husband goes alone, as indeed do many of his MPs for the same reason.

For decades, the principle of secularism, the separation of religion and the state, was the guiding force of the modern Turkish republic. Ataturk, with his sweeping reforms and visionary politics, raised his country from the ashes of the Ottoman Empire and recreated it as a modern, dynamic society that was still largely Muslim but embraced Western values. Getting Turkish women out of the kitchen and out from under the veil was central to Ataturk's modernising agenda and, for many Turks, his most enduring legacy.

But who was the real modernising force in Ataturk's campaign to build a modern Turkey? Previously unseen documents now reveal the crucial role played by another first lady - Latife Ussaki, Ataturk's wife - in liberating Turkish women.

A daring new biography, 25 years in the making, has finally been released in Turkey that challenges the cult of Ataturk and tells the true story of his marriage to the young suffragette who has, until now, remained a footnote in the history of both her husband and her country. Arguably, Latife's most important symbolic step was to shun Islamic attire, donning Western garb instead. She showed her face to the world with a defiance that simultaneously shocked and delighted onlookers.

The New York Times reported: "Her clothes are a pledge of reform. Her riding breeches indicate her intention of sweeping away harem conventions." Shortly after their wedding, Ataturk took her on a tour of Anatolia by train to show off his unveiled wife as a role model for modern Turkish women. "It's not just a honeymoon, it's a lesson in reform," one observer wrote.

Ironically, more than 80 years later, the way Turkey's prime ministerial spouse dresses is still a subject of national debate. While her husband, Prime Minister Recep Tayyip Erdogan, has been compared in some quarters with Ataturk thanks to his dogged pursuit of Turkish membership of the EU and, Emine Erdogan makes headlines for doing precisely the opposite of her 1920s counterpart. Instead of shunning the headscarf, she wears it with pride.

Official history portrays Latife as a rude, shrewish woman whose penchant for stomping downstairs to wrest her husband away from late-night drinking sessions and chastising him in public eventually wrecked their marriage. She is mentioned only in passing in the drama that was Ataturk's premiership.

Yet, bizarrely for someone considered apparently so insignificant, Latife's diaries and other papers were for years judged so potentially explosive that they were kept under lock and key in a sealed vault by the Turkish History Institution for 25 years. Her family subsequently refused to make the vault's contents public out of respect, they said, for Ataturk.

The author Ipek Calislar, who spent several years researching Latife's life, said: "The biography sheds light on the real Latife, her marriage, her ideas, in a way that official history hasn't. It also lays bare a different side of Mustafa Kemal - as a husband." The book is already a smash hit in Turkey, selling 20,000 copies in two weeks.

A veteran journalist, Calislar paints a detailed picture of a feisty young woman who played a far larger role in the radical reform and creation of the modern republic than has been previously thought. Educated abroad, multilingual, charming and confident, Latife fearlessly broke with tradition.

At a time when women were consigned to the home and veiled from head to toe outside it, she lobbied for laws, such as the right to vote, that gave Turkish women rights few European countries had at the time. Foreign correspondents wrote that she symbolised "the birth of a new Turkey".

She even sought to become an MP, but was snubbed by Ataturk. So forceful a character was she, Calislar suggests, that ultimately it was the couple's clash of wills that led to the breakdown of their marriage. After a heated argument one evening in 1925, Ataturk decided to divorce her - by decree - and sent her back to her parental home in Izmir. They never spoke again. Latife went on to live the life of a recluse. She never spoke in public, and died in 1975, thrououghly airbrushed out of Turkish history.

Not so her husband. No taboo is greater in Turkey than the inviolability surrounding Ataturk, whose name means literally Father of the Turks and figuratively carries equal significance. His picture stares down from every classroom wall in the country, every office, every shop. Bank-notes carry his portrait, his statue is in every town and his sayings are regarded as sacrosanct. He may have died in 1938, but rather than fading into the background over the past seven decades, Ataturk has attained an almost mythical, omnipresent status that is rivalled by none.

Not surprisingly for a man with such godlike credentials, the details of Ataturk's personal life have always been strictly off-limits. Little is known of his existence outside the public arena; the very idea of delving into his romantic life is considered akin to sacrilege. This, coupled with the disappearance of Latife, his wife for a brief two-and-a-half years, from the collective national memory, has fuelled enormous interest in the new biography.

Mrs Erdogan's headscarf has now become the central issue in the debate over whether her husband should run for president next year. The presidency is largely ceremonial, but it is the post held by Ataturk and so comes with many symbolic strings attached. Secularists are incensed at the prospect of a veiled woman as first lady because they see it as an affront to the reforms that Ataturk strove to introduce.

"Turkey cannot have a president whose wife wears a headscarf," insists Deniz Baykal, leader of the main opposition People's Republican Party (CHP). To hardline secularists such as Mr Baykal, the headscarf is a symbol of "backwardness".

The female deputy leader of the CHP, Canan Aritman, recently wrote and made public a letter to Mrs Erdogan that said: "The way you dress while on trips abroad where you are representing the Republic of Turkey offends Turkish women. I respect your personal preference. But women in the modern Republic of Turkey have accepted a non-veiled, contemporary Western style of dress. If you must go on visits abroad with your husband, be like a contemporary Turkish woman. If you can't be that way then please stay at home."

All this outrage over a headscarf might seem bizarre to the outside world. But that small square of cloth has become the arena in which Turkey's secularists - who include the military and the courts - and the ruling, Islamic-rooted Justice and Development Party (AKP) do battle. Secularists argue that it has become a symbol of political Islam and is one step towards a secret agenda that seeks to convert Turkey to Islamic sharia law. Islamists, meanwhile, see the issue as a basic human right.

Although the AKP came to power in 2002 by pledging to lift the ban on headscarves in universities and schools, it has not dared defy the military, for whom this is a cornerstone of Turkey's secular identity. The AKP had hoped that Turkey's European Union accession bid and attendant human-rights progress would help them ease restrictions but those hopes were dashed last year when the European Court of Human Rights ruled to uphold the ban and said that it was constitutional.

And the fact remains that Turkey's EU membership is looking increasingly unlikely. Only yesterday, the Finnish Prime Minister, Matti Vanhanen, said that the European Union could suspend entry talks with Turkey during his country's presidency if Ankara failed to meet the bloc's requirements. "There is always the possibility to stop the negotiations, I believe Turkey knows that."

The future, then, is uncertain, both for Mrs Erdogan and her husband's presidential ambitions, and for Turkey itself. More than four decades after Latife made a very public point of removing her veil, the tensions tugging at Turkey's soul are still embodied in the piece of fabric that a woman wears on her head.

Deep in the heart of Istanbul's bustling business capital, emerging from the crowd of sharply-dressed female executives, Emine Erdogan, the wife of Turkey's Prime Minister, takes centre stage. Quietly poised and softly spoken, she talks eloquently and passionately to her audience about the need to encourage more young girls to attend school. It is an issue she has made her own.

But there is something strikingly different about this particular champion of women's rights. Dressed in a smart beige suit, with a skirt that reaches to her ankles, Mrs Erdogan's earnest face is framed by a matching cream-coloured headscarf. The thrust of her talk is that Turkey's strict ban on headscarves in schools violates gender equality because it means families keep their daughters at home rather than educate them.

It has taken some getting used to for the Turks, this leading lady who covers her hair with pride. It is, after all, somewhat different from the turbulent 1920s, when the revolutionary leader Mustafa Kemal Ataturk was placing modern Turkey on the road to Western-style reform. At his side was a woman whose achievement, above all others, was to throw off her Islamic-style top-to-toe veil and urge her female counterparts to do the same.

Under strict secular laws dating back to Ataturk's reforms, the headscarf is banned from public places such as schools, state-run universities and even the president's palace. But Mrs Erdogan, famously, has yet to attend a reception at the palace - when invited, her husband goes alone, as indeed do many of his MPs for the same reason.

For decades, the principle of secularism, the separation of religion and the state, was the guiding force of the modern Turkish republic. Ataturk, with his sweeping reforms and visionary politics, raised his country from the ashes of the Ottoman Empire and recreated it as a modern, dynamic society that was still largely Muslim but embraced Western values. Getting Turkish women out of the kitchen and out from under the veil was central to Ataturk's modernising agenda and, for many Turks, his most enduring legacy.

But who was the real modernising force in Ataturk's campaign to build a modern Turkey? Previously unseen documents now reveal the crucial role played by another first lady - Latife Ussaki, Ataturk's wife - in liberating Turkish women.

A daring new biography, 25 years in the making, has finally been released in Turkey that challenges the cult of Ataturk and tells the true story of his marriage to the young suffragette who has, until now, remained a footnote in the history of both her husband and her country. Arguably, Latife's most important symbolic step was to shun Islamic attire, donning Western garb instead. She showed her face to the world with a defiance that simultaneously shocked and delighted onlookers.

The New York Times reported: "Her clothes are a pledge of reform. Her riding breeches indicate her intention of sweeping away harem conventions." Shortly after their wedding, Ataturk took her on a tour of Anatolia by train to show off his unveiled wife as a role model for modern Turkish women. "It's not just a honeymoon, it's a lesson in reform," one observer wrote.

Ironically, more than 80 years later, the way Turkey's prime ministerial spouse dresses is still a subject of national debate. While her husband, Prime Minister Recep Tayyip Erdogan, has been compared in some quarters with Ataturk thanks to his dogged pursuit of Turkish membership of the EU and, Emine Erdogan makes headlines for doing precisely the opposite of her 1920s counterpart. Instead of shunning the headscarf, she wears it with pride.

Official history portrays Latife as a rude, shrewish woman whose penchant for stomping downstairs to wrest her husband away from late-night drinking sessions and chastising him in public eventually wrecked their marriage. She is mentioned only in passing in the drama that was Ataturk's premiership.

Yet, bizarrely for someone considered apparently so insignificant, Latife's diaries and other papers were for years judged so potentially explosive that they were kept under lock and key in a sealed vault by the Turkish History Institution for 25 years. Her family subsequently refused to make the vault's contents public out of respect, they said, for Ataturk.

The author Ipek Calislar, who spent several years researching Latife's life, said: "The biography sheds light on the real Latife, her marriage, her ideas, in a way that official history hasn't. It also lays bare a different side of Mustafa Kemal - as a husband." The book is already a smash hit in Turkey, selling 20,000 copies in two weeks.

A veteran journalist, Calislar paints a detailed picture of a feisty young woman who played a far larger role in the radical reform and creation of the modern republic than has been previously thought. Educated abroad, multilingual, charming and confident, Latife fearlessly broke with tradition.

At a time when women were consigned to the home and veiled from head to toe outside it, she lobbied for laws, such as the right to vote, that gave Turkish women rights few European countries had at the time. Foreign correspondents wrote that she symbolised "the birth of a new Turkey".

She even sought to become an MP, but was snubbed by Ataturk. So forceful a character was she, Calislar suggests, that ultimately it was the couple's clash of wills that led to the breakdown of their marriage. After a heated argument one evening in 1925, Ataturk decided to divorce her - by decree - and sent her back to her parental home in Izmir. They never spoke again. Latife went on to live the life of a recluse. She never spoke in public, and died in 1975, thrououghly airbrushed out of Turkish history.

Not so her husband. No taboo is greater in Turkey than the inviolability surrounding Ataturk, whose name means literally Father of the Turks and figuratively carries equal significance. His picture stares down from every classroom wall in the country, every office, every shop. Bank-notes carry his portrait, his statue is in every town and his sayings are regarded as sacrosanct. He may have died in 1938, but rather than fading into the background over the past seven decades, Ataturk has attained an almost mythical, omnipresent status that is rivalled by none.

Not surprisingly for a man with such godlike credentials, the details of Ataturk's personal life have always been strictly off-limits. Little is known of his existence outside the public arena; the very idea of delving into his romantic life is considered akin to sacrilege. This, coupled with the disappearance of Latife, his wife for a brief two-and-a-half years, from the collective national memory, has fuelled enormous interest in the new biography.

Mrs Erdogan's headscarf has now become the central issue in the debate over whether her husband should run for president next year. The presidency is largely ceremonial, but it is the post held by Ataturk and so comes with many symbolic strings attached. Secularists are incensed at the prospect of a veiled woman as first lady because they see it as an affront to the reforms that Ataturk strove to introduce.

"Turkey cannot have a president whose wife wears a headscarf," insists Deniz Baykal, leader of the main opposition People's Republican Party (CHP). To hardline secularists such as Mr Baykal, the headscarf is a symbol of "backwardness".

The female deputy leader of the CHP, Canan Aritman, recently wrote and made public a letter to Mrs Erdogan that said: "The way you dress while on trips abroad where you are representing the Republic of Turkey offends Turkish women. I respect your personal preference. But women in the modern Republic of Turkey have accepted a non-veiled, contemporary Western style of dress. If you must go on visits abroad with your husband, be like a contemporary Turkish woman. If you can't be that way then please stay at home."

All this outrage over a headscarf might seem bizarre to the outside world. But that small square of cloth has become the arena in which Turkey's secularists - who include the military and the courts - and the ruling, Islamic-rooted Justice and Development Party (AKP) do battle. Secularists argue that it has become a symbol of political Islam and is one step towards a secret agenda that seeks to convert Turkey to Islamic sharia law. Islamists, meanwhile, see the issue as a basic human right.

Although the AKP came to power in 2002 by pledging to lift the ban on headscarves in universities and schools, it has not dared defy the military, for whom this is a cornerstone of Turkey's secular identity. The AKP had hoped that Turkey's European Union accession bid and attendant human-rights progress would help them ease restrictions but those hopes were dashed last year when the European Court of Human Rights ruled to uphold the ban and said that it was constitutional.

And the fact remains that Turkey's EU membership is looking increasingly unlikely. Only yesterday, the Finnish Prime Minister, Matti Vanhanen, said that the European Union could suspend entry talks with Turkey during his country's presidency if Ankara failed to meet the bloc's requirements. "There is always the possibility to stop the negotiations, I believe Turkey knows that."

The future, then, is uncertain, both for Mrs Erdogan and her husband's presidential ambitions, and for Turkey itself. More than four decades after Latife made a very public point of removing her veil, the tensions tugging at Turkey's soul are still embodied in the piece of fabric that a woman wears on her head.

THE INDEPENDENT 01/07/06

 

Talat ve Papadopulos ilk kez görüşecek

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos yarın ilk kez biraraya gelecek.

 

NTV-MSNBC

Güncelleme: 16:11 TSİ 02 Temmuz 2006 Pazar

İSTANBUL - Talat ve Papadopulos buluşması, Kıbrıs Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi’nin uzun süreden beri boş bulunan 3’üncü üyeliğine BM Temsilcisi Christophe Girod’un atanması nedeniyle düzenlenecek resepsiyonda gerçekleşecek. İlk kez bir araya gelecek olan iki liderin baş başa görüşmesi planlanıyor. Pazartesi günü saat 10.00’da başlayacak toplantıya, komitedeki Türk üye Gülden Plümer Küçük ve Rum üye Elias georgiades ile yardımcıları da katılacak.

İki liderin, 6 Temmuz’da Kıbrıs’a gelecek Birleşmiş Milletler Genel Sekreter Yardımcısı İbrahim Gambari’nin ziyareti sırasında da görüşmesi amaçlanıyor. Türk tarafı bu görüşmeye olumlu yanıt vermiş, Rum tarafı ise BM’den bu yönde bir teklif almadıklarını gerekçe göstererek görüşmeye sıcak bakmamıştı.

 

"Türkiye'ye yardımcı olunmalı"


2 Temmuz, 2006 13:12:00 (TSİ) CNN TURK

Yorgo Kırbaki / CNN TÜRK / Atina

AB Dönem Başkanı Finlandiya'nın Dışişleri Bakanı Erkki Tuomiojan, ''Türkiye'nin üyelik sürecini başarıyla tamamlayabilmesi için, üye ülkelerin yardımcı olmaları gerektiğini'' söyledi.

29 haziranda, Türkiye'nin limanlarını ve havaalanlarını Rumlara açmaması halinde, üyelik müzakerelerinin sürdürülmesinin tehlikeye girebileceğini söyleyen Tuomioja, Yunan Elefterotipia gazetesine verdiği demeçte iyimser bir tablo çizdi. 
 
Tuomioja, Türkiey'nin bir Avrupa ülkesi olduğunu ve kriterleri yerine getirdiğinde memnuniyetle AB'da yeralacağını belirterek, bu konuda 1999 Helsinki kararlarının açık olduğunu vurguladı.

Finlandiya Dışişleri Bakanı "Türkiye üyelik müzakerelerine yeni başladı. Yeni ve uzun bir sürecin başlangıcındayız. 'Avrupa Türkiye'yi kabul etmeye hazır mı?' tarzı soruların bu aşamada bizi meşgul etmemesi gerekir. Reformlar sürecinde Türkiye'ye yardımcı olmaya odaklanmalıyız. Türkiye üyelik kriterlerini yerine getirdiğinde, Avrupa'nın kendisini kabul etmeye hazır olacağına kesinlikle eminim" dedi.

Öte yandan, hem bazı AB ülkelerinden hem de AB Komisyonu Başkanı Olli Rehn'den gelen açıklamalar üzerine, Yunanistan Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni ilk kez "Türkiye'nin AB'ye karşı 2006 yılında yerine getirmesi gereken yükümlülüklerden" bahsetti.
 
Bakoyanni daha önce, Türkiye'nin yükümlülüklerinden söz ederken tarih vermemeye özen gösteriyordu.
 
Türkiye - AB krizi
 
Avrupa Birliği Dönem Başkanı Avusturya, Türkiye'nin Kıbrıslı Rumlara limanlarını açmaması nedeniyle, Hırvatistan ile müzakere sürecinin daha hızlı yürütülmesi kararını aldığını açıklamıştı.
 
Avusturya'nın sözcüsü, politik rekabet içinde bulunan her iki ülkeyle de ayrıntılı müzakerelerin açılmasına karar verildiğini ancak, Gümrük Birliği'nin yalnızca Zagreb'le konuşulacağını belirtmişti.
 
Sözcü bu kararın, AB Komisyonu'nun, gümrükle ilgili Türk yasaları ve Avrupa Birliği yasalarının uyumu konusundaki çalışmalar Kıbrıs yüzünden tamamlanamadığı için bu kararın alındığını ifade etmişti.

 

Talat ve Papadopulos buluşuyor

LEFKOŞA (A.A)

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos, Kıbrıs Otonom Kayıp Şahıslar Komitesinin uzun süreden beri boş bulunan 3. üyeliğine BM temsilcisi Christophe Girod'un atanması dolayısıyla yarın düzenlenecek resepsiyonda bir araya gelecek.

BM Genel Sekreterinin Kıbrıs Özel Temsilcisi ve BM Barış Gücü (UNFİCYP) Misyon Şefi Michael Möller'in Lefkoşa Uluslararası Havaalanı yakınlarındaki ikametgahında yapılacak toplantıda, ilk kez bir araya gelecek liderlerin baş başa görüşmesi de planlanıyor.

Yarın saat 10.00'da başlayacak toplantıya, komitedeki Türk üye Gülden Plümer Küçük ve Rum üye Elias Georgiades ile yardımcıları da katılacak.

Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi 3. Üyesi Christophe Girod'un bugün adaya gelmesi bekleniyor.

KKTC Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın, Kıbrıs Otonom Kayıp Şahıslar Komitesinde BM'yi temsil eden 3. üye Christophe Girod'un göreve fiilen başlaması nedeniyle yarın düzenlenecek toplantıya komitenin çalışmalarına genel destek vermek için katılacağını, Rum tarafının ise bu toplantıya başka fonksiyonlar yüklemeye çalıştığını açıklamıştı. Talat ile Papadopulos'un, 6 temmuzda Kıbrıs'a gelecek BM Genel Sekreter Yardımcısı İbrahim Gambari'nin ziyareti sırasında da bir araya gelmesi amaçlanıyor. Ancak Kıbrıs Türk tarafı bu görüşmeye olumlu yanıt verirken, Rum tarafı, BM'den bu yönde bir teklif almadıklarını gerekçe göstererek olumlu yanıt vermedi.

HURRIYET 02/07/06

 

Vodafone, KKTC Telsim'i devralacak

LEFKOŞA (A.A)

Türkiye'de Telsim ihalesini 4 milyar 550 milyon dolara kazanan İngiliz Vodafone, şartname gereği 30 milyon dolar daha vererek satın aldığı KKTC Telsim'i devralma çalışmalarına başladı.

Tasarruf Mevduat Sigorta Fonu (TMSF) tarafından ihale aşamasından satışa kadar tüm aşamalarda bilgilendirilen KKTC makamları, Vodafone'un KKTC ve Türkiye temsilcilerini ağırladı. KKTC Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanlığı Müsteşarı Şener Çağnan, 15 Haziran'da ziyaretine gelen Vodafone Türkiye temsilcisi 3 avukata, işlemlerin nasıl yapılacağı, yöntemin ne olacağı konusunda bilgi verdi.

Çağman, görüş ve önerilerde bulunduklarını ifade ederek, ”Hukukçular temas halinde olacak. Tekrar bir sözleşme imzalanması gerekiyor. Mutabakat sağlandıkça şartnamenin öngördüğü sözleşme hazır hale getirilecek. KKTC'de konuşlanacak şirket kurulur kurulmaz devredilecek” dedi.

İhale şartnamesine göre Vodafone'un Türkiye'deki imzadan sonra 90 gün içinde KKTC Telsim'i de almak zorunda olduğuna dikkati çeken Çağnan, “2 ay gibi bir süreleri kaldı. 14 Ağustos son tarih. 14 Ağustos'ta her şeyin bitip, Vodafone olarak çalışmaya başlaması lazım” diye konuştu. Çağnan, KKTC Telsim'i tüm özlük haklarıyla beraber personelle devralacak Vodafone'un, devir işlemlerinden dolayı KKTC Devleti'ne 10.9 milyon dolar vergi ödeyeceğini açıkladı.

GÜNEY KIBRIS'TA KULLANAMAYACAĞIZ

KKTC Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanlığı Müsteşarı Şener Çağnan, Güney Kıbrıs'ta faaliyet gösteren GSM operatörü CYTA'nın teknik destek aldığı Vodafone'un sadece ismini kullandığına işaret ederek, KKTC Vodafone abonelerinin roaming anlaşması olmayan Güney Kıbrıs'ta telefonlarını kullanamayacağını söyledi. Güney Kıbrıs'la roaming yapma girişimlerinin Rumların KKTC'yi ve kurumlarını tanıma endişesinden dolayı yapılamadığını belirten Çağnan, temasa geçip çeşitli görüşmelerde bulundukları CYTA'nın roaminge sıcak bakmadığını kaydetti.

TELSİM'İN BORCU

Çağnan, Telsim'in şu an devlete, borcunu ödemeyen aboneden doğan 3.15 trilyon TL dışında bir borcu bulunmadığını söyledi. Çağnan, ”TMSF ile bir şekilde bunu halledeceğiz çünkü borçlar Vodafone'a devredilmeyecek. Maliye Bakanlığı devreye girecek” dedi. TMSF'nin satışa kadar KKTC Telsim'e birtakım yatırımlar yaptığına işaret eden Çağnan, bir ay öncesine kadar 3-5 milyon dolarlık yatırım gerçekleştirildiğini söyledi.

KKTC'DE TOPLAM ABONE SAYISI 280 BİN

KKTC'de GSM hizmetini, Kuzey Kıbrıs Turkcell ile İngiliz şirket Vodafone tarafından satın alınan Telsim veriyor. Kuzey Kıbrıs Turkcell'in faturalı ve faturasız toplam abone sayısı 230 bin, Telsim'in abone sayısı da yaklaşık 50 bin.
GSM hizmetinin 1995'te başladığı KKTC'ye 4 yıl arayla gelen Telsim ve Kuzey Kıbrıs Turkcell'in ülkede yaklaşık 30'ar milyon dolarlık yatırımı bulunuyor. GSM hizmetini geliştirmek adına yapılan ek yatırımlarla bu rakamın 40 milyon dolara çıktığı tahmin ediliyor.

HURRIYET 02/07/06

 

Dış basın: Türkiye arabuluculuk yapıyor

WASHINGTON/LONDRA(ANKA)-

Türkiye’nin bir İsraili askerin kaçırılmasını gerekçe göstererek İsrail’in yürüttüğü operasyon nedeniyle patlak veren krize ilişkin girişimleri, dünyanın önde gelen gazetelerinde yankılandı. Washington Post gazetesinde “Başbakan Erdoğan da görüşmelerde kilit bir rol oynuyor” ifadesine yer verilirken The Observer, Türkiye’nin “arabuluculuk” yaptığını yazdı.

Pazar günleri İngiltere’de yayınlanan The Observer gazetesi, Ortadoğu’daki kaygı verici gelişmelere ilişkin haberinde İsrail’in Filistin liderliğinin karargahına bir helikopter saldırısı gerçekleştiğine dikkat çekerken, “Müzakereciler, gizli görüşmelerde bir anlaşmaya yakın” dedi.

Sorunun çözmek için yoğun diplomatik girişimlerin yapıldığına işaret eden gazete, Hamas’ın sözcüsü Gazi Hamed’i kaynak göstererek, “Mısır, Türkiye ve başka hükümetler arabuluculuk yapıyor ve ilerlerme kaydediyor” diye yazdı.

ABD’nin önde gelen gazetelerinden Washington Post, İsrail-Filistin krizini değerlendirirken, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın çabalarına dikkat çekti. Gazete, Filistin Yönetimi Başkanı Mahmut Abbas’ın Sözcüsü ve Danışmanı Nabil Aburdenech’in “Türk Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan da görüşmelerde kilit bir rol oynuyor” sözlerine yer verirken, “İsrail devletini tanıyan Müslüman bir ülke olarak Türkiye’nin, İsrail hükümeti nezdinde etkisi var” görüşünü dile getirdi.

Gazete, Erdoğan’ın televizyonda yayınlanan açıklamalarında, İsrail’i gözaltına aldığı 60’dan fazla Hamas yetkilisini serbest birakmaya çağırdığına da dikkat çekti.

HURRIYET 02/07/06

 

Finlandiya'nın ilk icraatı teknolojik devrim olacak

Finlandiya'nın ilk icraatı teknolojik devrim olacak

Viyana'dan veda Viyana Filarmoni'nin Avrupa Konseri'ni Cumhurbaşkanı Heinz Fischer, Başbakan Wolfgang Schüssel, Dışişleri Bakanı Ursula Plassnik'le 70 bin kişi izledi. Konseri Placido Domingo yönetti. FOTOĞRAF: ALİ HAYDAR YURTSEVER / AA

02/07/2006 RADIKAL

VİYANA/HELSİNKİ - Avusturya'nın sağanak altında düzenlediği Avrupa Konseri'yle AB Dönem Başkanlığı'nı devrettiği Finlandiya, Türkiye müzakereleri ve Rusya'dan enerji alımına odaklanırken, birliğe yeni âdetler getiriyor. Cep telefonu devi Nokia'nın memleketi olan Finlandiya, diğer AB üyeleri ve adaylarıyla cepten mesajlaşarak iletişim kuracak, AB toplantılarını televizyondan yayımlayacak ve AB'li bakanların telefon numaralarını vatandaşın bilgisine sunacak.
Finlandiya Başbakanı Matti Vanhanen iki gün içinde iki kez 'Türkiye gümrük birliği ek prokotolünden kaynaklanan yükümlülükleri uyarınca Rumlara limanlarını açmazsa sonbaharda müzakerelerin durabileceği' uyarısını tekrarlarken, Helsinki'nin hazırladığı gündem belgesinde meseleye değiniliyor: "AB protokolü ekim ya da kasımda gözden geçirecek. Sorunun ele alınışı, Türkiye'nin AB katılım müzakerelerine çok önemli etki yapabilir." Vanhanen, enerjiyi garantiye bağlama hedefiyle de Rus lider Vladimir Putin'i ekimde AB zirvesine davet etti.
Diğer yandan "Cepten mesajlaşalım" diye açıkladığı yeni diplomasi yöntemiyle diğer AB ülkelerini şaşırtan Fin Dışişleri, böylelikle dönem başkanlığının her dakika vatandaşların erişimine açık olacağını savundu. Hükümet sözcüsü Sanna Kangasharju, Vanhanen'in e-posta attığı özel donanımlı cep telefonları olduğunu belirterek, "Başbakan yazılı mesajı tercih ediyor. Sesli mesajdan hoşlanmıyor, hele de toplantıdaysa... Yazılı mesajlar toplantılar sırasında dış dünyayla temas kurmanın en sağlam yolu" dedi. Böylece Finli yetkililerin altı ay boyunca başkanlık edecekleri 500'den fazla toplantı ile 12 zirvenin altından tuşlara basarak kalkmaya çalışacakları anlaşıldı.

'AB pazarlığına bağlanıyoruz'
Eski köye yeni âdet bununla kalmıyor. Şeffaflığa büyük önem veren Vanhanen, kapalı kapılar ardında yapılan AB bakanlarının toplantıları ile pazarlıklarının televizyondan yayımlanacağını duyurdu. Tüm AB bakanlarının adlarıyla telefon numaralarının internette açıklanacağını belirten Vanhanen, "Pratik yöntemler işe yarayacak" dedi. Dışişleri Bakanı Erkki Tuomioja da, 'web blog'dan deneyimlerini her gün paylaşacak. Teknoloji çılgını Finliler, geçen yıl hem normal telefondan çok cep telefonuyla konuşup hem de cepten 2.4 milyar yazılı mesaj geçerek iki rekora imza attı. (ap, aa)

ABD: Avrupa'ya izah ediyoruz

02/07/2006 RADIKAL

AA - WASHINGTON - ABD'nin Avrupa ve Avrasya'dan sorumlu Dışişleri Bakan Yardımcılığı'nda üst düzey yetkili Matt Bryza, Ankara'nın AB'yle üyelik müzakerelerinin aksamasından kaçınmak için Washington'ın 'yapabileceği her şeyi yapma' niyetinde olduğunu söyledi. Bu amaçla ABD'nin Avrupa'daki müttefikleriyle sürekli temasta olduğunu aktaran Bryza, Türkiye'nin AB'ye yükümlülükleri çerçevesinde limanlarını Rumlara açması gibi 'basit görünen' bir konunun, o derece basit olmadığını Avrupalıların anlamasına yardım etmeye çalıştıklarını belirtti.
ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice'ın Ankara ziyaretinde kararlaştırılan stratejik vizyon belgesinin Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün yarın başlayacak Washington ziyaretinde açıklanacağını hatırlatan Byrza, PKK'yla mücedele kararlılığını teyit etti.

AB'yle restleşmeye devam

02/07/2006 RADIKAL

İSTANBUL/ATİNA - Başbakan Tayyip Erdoğan, AB'yle Kıbrıs restini bu kez Euronews televizyonu üzerinden çekti. AB dillerinde 24 saat yayın yapan Euronews'un muhabiri Margherita Sforza'nın sorularını yanıtlayan Erdoğan, "KKTC'nin yanında kimse yoksa Türkiye vardır. Tecrit kaldırılmazsa biz de gümrük birliği ek protokolünü asla gündemimize almayacağız" dedi. AB, protokol uyarınca Türkiye'den limanlarını Rumlara açmasını istiyor.

Gül: Şantajla çözülmez
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül de, Yunan 'Ependitis' gazetesine demecinde, Atina ve Rum Yönetimi'ni uyardı: "Kıbrıs şantajla çözülmez." Türkiye'nin limanlarını Rumlara açması konusunda AB'yle kriz yaşanacağını sanmadığını, AB'nin konuyu nasıl halledeceğine bakması gerektiğini söyleyen Gül, "Kıbrıs şantajla çözülmez. Şantaj AB ruhuna aykırı. Kıbrıslı Türklere ambargo sürerken diğer yandan Rumlara ambargonun kalkması AB zihniyetiyle bağdaşmaz" dedi. Kıbrıs'ta çözüme anavatanların katkıda bulunmaları gerektiğini söyleyerek Atina'ya mesaj yollayan Gül, 'Seçim için iyimser misiniz? Erdoğan cumhurbaşkanı olacak mı' sorusunu "Demokraside hiçbir şeyden emin olamazsınız. Takdir halkın" diye yanıtladı. (dha, Radikal)

Rum Politis gazetesi:1468 Rum ve Yunan ile 502 Kıbrıslı Türk kayıp

Bugüne kadar gerek Kuzey'de gerekse Güney'deki kazılarda bulunan kemiklerin, ilk tahminlere göre Kıbrıslı Türk ve Rum olmak üzere toplam 120 kayba ait olduğunun hesaplandığı belirtildi.

Rum Politis gazetesi, "12O Kişinin Kemiği Antropoloji Merkezi'ne Taşınacak---Kayıplar 1468'de---Araştırılmamış Kıbrıslı Rum ve Yunan Kayıp Sayısı 1468'de, Kıbrıslı Türk Sayısı İse 502'de" başlıklı haberinde, bugüne kadar gerek Kuzey'de gerekse Güney'deki kazılarda bulunan kemiklerin, ilk tahminlere göre, Kıbrıslı Türk ve Rum olmak üzere toplam 120 kayba ait olduğunun hesaplandığını belirtti.

Gazete, aldığı bilgilere dayanarak, KKTC Dışişleri Bakanlığı'ndaki depoda muhafaza edilen kemiklerin -bulunan kemikler ve şahitler temelinde- 1974'te ölen 110 Kıbrıslı Rum'a ait olduğunun da tahmin edildiğini kaydetti.

Habere göre, Güney'deki kazılarda bulunan ve 10 kişiye ait olduğu belirtilen kemikler ise, 1963-1964 yıllarında ölen Kıbrıslı Türklere ait.

Latça ve Paralimni'de gerçekleştirilen kazılarda bulunan kemikler, Engomi'deki Antropoloji Enstitüsü'ne götürüldü.

Gazete, 120 kişiye ait olduğu tahmin edilen kemiklerin, Yeşil Hat içerisinde bulunan Antropoloji Merkezi'ne kimlik tespiti için götürülecek olan ilk kemikler olacağına da dikkati çekti.

Yabancı uzmanların gelmesiyle birlikte, Antropoloji Merkezi'nin, Ağustos ayı içersinde faaliyete geçmesinin beklendiğini de yazan gazete, Merkez'in şu anda gerekli malzemelerle donatılmakta olduğunu belirtti.

Yeni kazılarla ilgili olarak Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi'nin programına da yer veren gazete, ilk kazı programının, Ağustos ayı sonunda başlayacağını; bu çerçevede, hem Kuzey'de hem de Güney'deki kazıların sayısının eşit olacağını yazdı.

Habere göre, Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi'nin listesinde, 1493 Rum ve Yunan; Kıbrıslı Türklerle ilgili listede ise 502 kişi (2 olay daha eklendi) bulunuyor. Bunun dışında Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi'nin listesinde bulunmayan Kıbrıslı Rum ve Yunan sayısı 126; 1963-64 dönemine ait olan ve listede yer almayan Kıbrıslı Rum kayıp sayısı ise 50.

Buna paralel olarak, bugüne kadar DNA yöntemi ile yapılan incelemeler sonucunda, 1493 kişilik listede yer alan 15 Kıbrıslı Rum ve 9 Yunan ile 1 de Amerikan vatandaşı Rum'un kimliği belirlendi. Böylelikle kimliği belirlenmeyen kayıp sayısı 1468'e düştü.

Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi'nin listesinde yer almayan 126 kişiden, sadece 22'sinin kimliği belirlendi.

Gazete, Lakadamya, Ay.Konstantinu ve Eleni Mezarlıkları ile Yunan Askeri Mezarlığı'nda kemiklerin saklandığı bölümdeki verilerin, 171 kimlik tespiti yapıldığını gösterdiğini de yazdı.

KIBRIS 02/07/06

 

Pazartesi gündemi sadece destek

YALNIZCA DESTEK... Pazartesi günü Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi çalışmaları nedeniyle bir araya gelecek olan Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, ile Kıbrıs Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopullos, komite çalışmalarına destek vermekle yetinecekler

SONUÇLANDIRMAYI ÖNERDİK... Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, Kıbrıs Türk tarafının teknik komiteler sorununu sonlandırmak isteğinin bilindiğini, bu nedenle 3 Temmuz'da gerçekleşecek olan toplantıda, teknik komitelerin çalışmaya başlamasını ele almayı ve sonuçlandırmayı önerdiklerini açıkladı

Pazartesi günü Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi çalışmaları nedeniyle bir araya gelecek olan Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Kıbrıs Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopullos, komite çalışmalarına destek vermekle yetinecekler.

3 Temmuz'da ara bölgede yapılacak olan toplantıda teknik komitelerin çalışmalarının da ele alınmasını öneren Kıbrıs Türk tarafı bu önerisine henüz yanıt alamadı.

Gazetemizin bu konudaki sorusunu yanıtlayan Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, Kıbrıs Türk tarafının teknik komiteler sorununu sonlandırmak isteğinin bilindiğini, bu nedenle 3 Temmuz'da gerçekleşecek olan toplantıda, teknik komitelerin çalışmaya başlamasını ele almayı ve sonuçlandırmayı önerdiklerini açıkladı.

Bu arada Kıbrıs Rum Yönetimi Dışişleri Bakanı Yorgos Lillikas'ın teknik komitelerin sadece güncel sorunları ele almasını kabul etmedikleri ve bu tutumlarının değişmez olduğunu açıkladığına dikkat çeken diplomatik çevreler, Türk tarafının önerisinin kabul edilmesini beklemiyorlar.

KIBRIS 02/07/06

 

Türkçe'nin AB'nin resmi dili olmaması sorun teşkil ediyor

KIBRIS'a demeç veren Güney Lefkoşa'daki Avrupa Birliği Komisyon Temsilcisi Themis Themistokleus, Kıbrıslı Türkleri ilgilendiren birçok konuda önemli açıklamalarda bulundu:

Türkçe'nin AB'nin resmi dili olmaması sorun teşkil ediyor

KOMİSYON İÇİN BİR SORUN.. Güney Lefkoşa'daki AB Komisyon Temsilcisi Themistokleus, komisyonun, Türkçe'nin, AB'nin resmi dili olmamasının, AB vatandaşı olan Kıbrıs Türkler için sorun yarattığını ifade etti. Bunun, ayrıca AB vatandaşlarıyla iletişim kurma misyonu bulunan temsilciliğinin çalışmalarında ve Kıbrıslı Türklerle iletişim kurma çabalarında da önemli bir sorun teşkil ettiğini belirten temsilci, Kıbrıslı Türklerle etkili bir iletişim kurulamadığını vurguladı

"AB DESTEK PROGRAMI OFİSİ"NİN YAZDA AÇILMASI İÇİN ÇALIŞIYORUZ... Themistokleus, mali yardımın uygulanmasıyla ilgili olarak komisyonun teknik yardım ve bilgi değişimi ofisi TAİEX'in bir parçası olarak Kıbrıs'ın kuzeyinde "AB Destek Programı" adlı bir ofis açılacağını ifade ederek, bu ofisin amacının, müteahhit ekibi ve Kıbrıs Türk toplumu arasında iletişimi sağlamak olduğunu kaydetti. Esas merkezin, birinin Güney Lefkoşa'da, diğerinin ise Brüksel'de olacağına işaret eden Themistokleus, komisyonun, uygulamanın yazda başlaması için tüm gerekli adımları atmakta olduğunu kaydetti

"DOĞRUDAN TİCARET GÜNDEMDE YOK"... AB Dönem Başkanlığı'nı üstlenen Finlandiya'nın, Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nü gündeme getirmesinin söz konusu olup olmadığıyla ilgili olarak Themistokleus, "Herkesin bildiği gibi, bu konu, Avusturya başkanlığı döneminde de ele alındı, ancak kabul edilmedi. Şu ana kadar ne Brüksel'den ne de başkanlığı üstlenen yetkililerden bu yönde herhangi bir şey duydum" dedi

 

Anıl IŞIK

Güney Lefkoşa'daki Avrupa Birliği (AB) Komisyon Temsilcisi Themis Themistokleus, komisyonun, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin resmi iki dilinden biri olan Türkçe'yi Avrupa Birliği'nin resmi dili yapmama kararının, Kıbrıs'ın AB'ye katılımı öncesinde alındığını anımsatarak, Türkçe'nin, AB'nin resmi dili olmamasının, AB vatandaşlığı bulunan Kıbrıs Türk toplumu için birçok sorun yarattığını söyledi.

Themistokleus, Türkçe'nin AB'nin resmi dili olmamasının ayrıca, yerel seviyede AB vatandaşlarıyla iletişim kurma misyonu bulunan temsilciliğinin çalışmalarında ve Kıbrıslı Türklerle iletişim kurma çabalarında da önemli bir sorun teşkil ettiğini belirterek, Kıbrıslı Türklerle etkili bir iletişim kurulamadığını vurguladı.

Bu konu hakkında Brüksel'i bilgilendirdiklerini anlatan Themistokleus, AB Komisyonu'nun, temsilciliği, Yunanca ve Türkçe her iki dilde olmak üzere tercümanlarla desteklemeyi düşündüğünü açıkladı.

"Kıbrıs Cumhuriyeti" yetkililerinin, Komisyon'a, Türkçe'nin AB'nin resmi dili olarak kabul edilmesi talebinde bulunmaları halinde komisyonun yanıtının ne olacağıyla ilgili olarak; şu an için bir değerlendirmede bulunamayacağını ancak komisyonun böyle bir talebin olması halinde bunu ele alacağını belirterek, Türkçe'nin AB'nin resmi dili olması için talepte bulunulması yönündeki umudunu dile getirdi.

AB Komisyonu'nun, 23 Haziran'da Mali Yardım Tüzüğü'yle ilgili onayladığı karar hakkında da bilgi veren Themistokleus, Kıbrıs'ın kuzeyinde "AB Destek Programı" adlı bir ofis açılacağını söyledi.

Avrupa Komisyonu'nun teknik yardım ve bilgi değişimi ofisi TAİEX'in Kıbrıs'ın kuzeyde faaliyet gösteren Alman şirketi GTZ tarafından kullanılan binanın genişletileceğini ve Brüksel'deki Genişleme Genel Direktörlüğü'nden gelecek olan uzmanlara ofis imkanı sağlayacağını söyledi. Temsilci, TAİEX'in bir parçası olacak AB destek program ofisin amacının, müteahhit ekibi ve Kıbrıs Türk toplumu arasında iletişimi ve programın uygulanmasını sağlamak olduğunu da kaydetti.

Programın uygulanmasıyla ilgili bazı faaliyetlerin Güney Lefkoşa'daki komisyon temsilciğinin taşınacağı yeni binada yer alacak Genişleme Genel Direktörlüğü'nden yürütüleceğini ifade eden Themistokleus, buradan direkt olarak Brüksel'deki Genişleme Genel Direktörlüğü'nde rapor verileceğini söyledi.

Güney Lefkoşa'daki bu ofisin, Kıbrıs'taki faaliyet merkezi olacağını ve diğer bir merkezin de Brüksel'de olacağına işaret eden Themistokleus, komisyonun, uygulamanın yazda başlaması için tüm gerekli adımları atmakta olduğunu kaydetti.

Komisyon, Türkçe'nin mali

külfetini kaldırmak istemedi

Komisyonun, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin resmi iki dilinden biri olan Türkçe'nin, Avrupa Birliği'nin resmi dili olmasıyla ilgili tutumunun sorulması üzerine Themistokleus, "Dil konusundaki karar, 15 AB üyesi tarafından Kıbrıs'ın katılımı öncesinde, adanın siyasi sorunun çözümlenmemesiyle bağlantılı siyasi kararların bir parçası olarak alındı. O dönemde karar, Türkçe'yi resmi bir AB dili yapmamaktı" dedi.

Kıbrıs Cumhuriyeti'nin diğer resmi dili olan Yunanca'nın, Yunanistan'ın birlik üyesi olmasından dolayı, zaten AB'nin resmi dili olduğuna işaret eden Themistokleus, birliğin, diğer şeyler yanında, 20 dilden oluşan uzun AB dilleri listesine iki resmi dili daha eklemenin mali külfetini kaldıramayacağını da dikkate aldığını kaydetti.

Dört dilin konuşulduğu İspanya'da, AB'nin sadece Katalanca'yı İspanya'nın resmi dili olarak kabul ettiğini belirten Themistokleus, Baltık Devletleri'nde ise halkın yüzde 30'unun Rusça konuşmasına rağmen Rusça'nın AB'nin resmi dili yapılmadığını ifade etti.

Türkçe'nin resmi dil

olmaması sorun yaratıyor

Türkçe'nin, AB'nin resmi dili olmamasının, AB vatandaşlığı bulunan Kıbrıs Türk toplumu için birçok sorun yarattığının farkında olduğunu belirten Themistokleus, bunun, komisyon temsilciliğinin çalışmalarında ve Kıbrıslı Türklerle iletişim kurma çabalarında da bir sorun olduğunu belirtti.

Komisyon temsilciliğin amacının, yerel seviyede AB vatandaşlarıyla iletişim kurmak olduğuna işaret eden Themistokleus, "Bunu, Türkçe'de yapamıyoruz, çünkü Türkçe resmi dil değil. Bundan dolayı hiçbir basın açıklaması, belge, karar ve düzenleme Türkçe'ye tercüme edilmiyor. Bu da, tercüme hizmetleri ile desteklenmeden, Kıbrıslı Türklere, Türkçe hiçbir şey sunma kabiliyetimiz olmadığı anlamına geliyor. Bu ayrıca web sitemizi muhafaza etme ve yenilememiz için de bir sorun, çünkü tercüme olanaklarımız yok ve şu an Türkçe olarak hiçbir şey mevcut değil" dedi.

Bu konunun önemini fark ederek, Kıbrıslı Türklerle iletişim kabiliyetini muhafaza etmek amacıyla Brüksel'den temsilciliğin, Yunanca ve Türkçe tercüman grubu olan Antenna ile güçlendirilmesini sürekli olarak talep ettiğini anlatan Themistokleus, "Brüksel'den gelenleri de Yunanca olarak tercüme etmeye ihtiyacımız var ve bu da mevcut değil" dedi.

Söz konusu durumun, birlik ile çalışmayı arzu eden Kıbrıslı Türkler için de bir dezavantaj olduğunu belirten Themistokleus, "Kıbrıslı Rumların, Yunanca'yı ana dilleri ve İngilizce'yi de ikinci dilleri olarak sundukları gibi, Kıbrıslı Türkler, Türkçe'yi ana dilleri ve İngilizce'yi de ikinci dilleri olarak bildiremiyorlar. Bu nedenle, Kıbrıslı Türkler, birlik tarafından yapılan işe alma sınavlarına hazırlanmakta daha çok güçlük çekiyor. Bu konuda birçok şikâyet aldım" dedi.

Türkçe'nin AB'nin resmi

dili olması talep edilirse...

AB üyeliği katılım başvurusunda Türkçe'nin, AB'nin resmi dili olması başvurusunda bulunmayan Kıbrıs Cumhuriyeti'nin, komisyona Türkçe'nin birliğin resmi dili olarak kabul edilmesi konusunda talepte bulunması halinde komisyonun tepkisinin ne olacağının sorulması üzerine Themistokleus, buna şu an yanıt vermeyeceğini, çünkü bunun olması halinde ne olabileceği konusunda bilgilendirilmediğini kaydetti. Themistokleus, "ne zaman mümkünse, bunun olmasını ümit edelim" diye konuştu.

AB temsilcisi, "Dilleri kabul etmenin süreçleri vardır. Fransız ya da Alman tercüman bulmak kadar Türkçe tercüman bulmak kolay olmayabilir, mevcut olmadıklarından dolayı. Gerçekten, bu masada karşılaşacağımız sorunlardan biri olacak" dedi.

"Komisyon bu konuyu

ciddi olarak ele alıyor"

Komisyonun bu konuda birtakım önlemler almayı düşündüğünü ifade eden Themistokleus konuşmasına şöyle devam etti:

"Komisyon, şu an temsilciliği tercümanlarla, Yunanca ve Türkçe, desteklemeyi düşünüyor. Bu konudaki nihai kararı bekliyorum. Brüksel'deki İletişim Genel Direktörlüğü'nden ve Tercüme Genel Direktörlüğü'nden bir grup yetkili, özellikle bu konu için kısa bir süre buradaydı. Temsilciliğin sorununu ve bunun sonuçlarını görüştük. Sanıyorum, kendilerini gereklilikleri uygun şekilde yerine getirmek için Türkçe için en azından bir tercüman olması konusunda ikna ettim. Tabii ki, tercüman Brüksel'de mevcut değil. Anladığım kadarıyla ek fonlar sağlanacaktır ve böylelikle yerel hizmetler bulabileceğiz. Hem Türkçe'yi hem İngilizce'yi bilen iyi tercümanlar olduğundan eminim."

Programın yürütülmesinden

Komisyon sorumlu

Themistokleus, AB Komisyonu'nun, 23 Haziran'da Mali Yardım Tüzüğü'yle ilgili onayladığı karar hakkında da bilgi verdi.

Komisyonun konuyla ilgili kararına atıfta bulunan Themistokleus, Avrupa Komisyonu'nun, programların uygulanmasıyla ilgili tüm kararlardan sorumlu olduğunu ifade ederek, Kıbrıslı Türklerin kalkınmasına yönelik mali yardım tüzüğü altındaki programın uygulamasında da sorumlu olduğunu kaydetti.

Komisyonun, teklifler açma, sözleşmeleri imzalama, uygulamayı izleme, projeleri için müteahhitleri ödeme konularında sorumlu olacağına işaret eden AB Komisyonu Temsilcisi, bu amaç doğrultusunda, komisyonun, Genişleme Direktörlüğü'nün bir parçası olarak tecrübeli görevlilerden oluşan bir program ekibi oluşturduğunu kaydetti. Themistokleus, görevlilerin, Brüksel'de istihdam edileceğini ve uzun süreli görevler için Kıbrıs'a gönderileceğini belirtti.

Kuzeydeki AB Ofisi,

TAİEX'in parçası olacak

Programın modeliyle ilgili olarak ise Themistokleus, "Kıbrıs'ın kuzeyinde bir AB program destek ofisi kurulacak. TAİEX'in Alman müteahhitlerinin (GTZ adlı şirket) hâlihazırda bir ofisi mevcut ve bu ofis, Genişleme Genel Direktörlüğü'nden gelecek grubun ofis faaliyetlerine imkân sağlayacak şekilde genişletilecek. Komisyon görevlilerinin çoğunun çalışacağı, TAİEX grubunun bir parçası bu program destek ofisinin amacı, müteahhit ekibi ve yararlanan toplumun arasındaki teması ve programın uygulanmasını güvence altına almaktır" dedi. Themistokelus, bunun mali yardımın yönetimiyle ilgili en iyi uygulama olduğu yönündeki inancını da dile getirdi.

Programın uygulanmasıyla ilgili bazı faaliyetlerin Güney Kıbrıs'taki komisyon temsilciğindeki Genişleme Genel Direktörlüğü Ofisi tarafından yürütüleceğini ifade eden Themistokleus, buradan direkt olarak Brüksel'deki Genişleme Genel Direktörlüğü'nde rapor verileceğini kaydetti.

Güney Lefkoşa'daki Komisyon'un ve Avrupa Parlamentosu'nun yeni bir binaya taşınacağına işaret eden Themistokleus, Genişleme Genel Direktörlüğü'nün de küçük bir kadroyla komisyon ve parlamento ile bu yeni bina içerisinde olacağını belirtti.

Söz konusu bu ofisin, Kıbrıs'taki faaliyet merkezi olacağını ve diğer bir merkezin de Brüksel'de olacağına işaret eden Themistokleus, komisyonun, uygulamanın yazda başlaması için tüm gerekli adımları atmakta olduğunu kaydetti.

Mali yardımın uygulamasında "Kıbrıs Cumhuriyeti"ne danışılması konusuna da açıklık getiren Themistokeus, mali yardımla ilgili olarak "Kıbrıs Cumhuriyeti ile istişare olmuştur, var ve var olmaya devam edecek" diyerek, "onaylanan asıl tüzük, üç partiyle; misyon, Kıbrıs Cumhuriyeti hükümeti ve faydalanan toplum, Kıbrıs Türk toplumu arasında istişareyi öngörüyor. Misyon, Komisyon ve Kıbrıs Cumhuriyeti arasında yer alacak ilk program konusunda danışmalar olmuştur. Bu asıl tüzüğün öngördüğü bir şeydir" şeklinde konuştu.

"Limanlar konusu kısa süreli

yükümlülükler kapsamında"

Türkiye'nin, hava ve deniz limanlarını, Kıbrıs bandıralı gemilere ve uçaklarına açması konusunda Türk yetkililerin, "Kıbrıslı Türklere uygulanan izolasyon kalkmazsa limanlar açılmaz" yönündeki açıklamaların hatırlatılması üzerine Themistokleus, Türk yetkililerin açıklamalarıyla ilgili yorumda bulunamayacağını ifade ederek, AB yetkililerinin ve kurumlarının "Türkiye'nin yerine getirmesi gereken yükümlülükleri bulunduğu" yönündeki açıklamalarını anımsattı.

Türkiye'nin yanıtının izleneceğini ve bu yılın ekim aydında bir rapor yayınlanacağını ifade eden temsilci, Türkiye'nin, protokolü, tüm yeni AB üye devletlerine genişletmesi dahil, yerine getirmesi gerektiği bu yükümlülüklerin AB'ye katılım öncesi kısa süreli yükümlülükler kapsamında olduğuna dikkat çekti.

"Doğrudan Ticaret

Tüzüğü gündemde yok"

Dün AB Dönem Başkanlığı'nı üstlenen Finlandiya'nın, Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nü gündeme getirmesinin söz konusu olup olmadığının sorulması üzerine Themistokleus, herkesin bildiği gibi, bu konu, Avusturya Başkanlığı döneminde de ele alındı, ancak kabul edilmedi. Şu ana kadar ne Brüksel'den ne de başkanlığı üstlenecek yetkililerden bu yönde herhangi bir şey duydum" dedi.

"Temsilcili olarak kuzeye geçmediğim

doğru ama istemediğim için değil..."

Kıbrıslı Türk siyasilerin, kendisine kuzeye geçerek Kıbrıslı Türklerle temasta bulunmamakla ilgili yönelik eleştirilere de yanıt veren temsilci Themistokleus, şu anki görevini üstlenmeden önce gerek kişisel gerekse gazeteci kapasitesiyle kuzeye birçok kez geçtiğini anımsatarak, Mehmet Ali Talat ve ondan önce de Rauf Denktaş ile mülakat yapmak için kuzeye geçmiş olduğunu söyledi.

Temsilci, "Komisyon temsilciliğini üstlendiğim 1 Eylül tarihinden itibaren geçmediğim doğru, ancak istemediğim için değil, Sayın Talat rafından şahsıma uygulanan birtakım şartlardan dolayı geçmedim.

Bundan dolayı, kuzeye geçerek görevlerimi uygun bir şekilde yerine getiremiyorum. Her geçiş yaptığım zaman Kıbrıs pasaportumu göstermek ve vize başvuru formunu doldurmam gerekiyor" diye konuştu.

Görevini ilk üstlendiği zaman, bir Kıbrıslı Türk meslektaşı aracılığıyla Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'a Kıbrıslı Türklerle temas kurmaya başlama niyeti bulunduğunu ve bunun öncesinde kendisiyle görüşmenin uygun olacağını düşündüğünü ilettiğini anlatan Themistokleus, görüşmenin ayarlanabileceği ancak kendisine uygulanan prosedürde herhangi bir değişiklik olmayacağı yanıtını aldığını söyledi.

Birçok durumda bu yanıtı aldığına işaret eden Themistokleus, kendisinin ise buna "Kıbrıs genelinde komisyonu temsil ettiği ve tüm Kıbrıslılara, özellikle Kıbrıslı Türklere karşı görevlerini, resmi kapasitesiyle hareket ederken teknik zorluklar çıkarılmadan yerine getirmesine izin verilmesi gerektiği" yanıtını verdiğini kaydetti.

Kuzeye kişisel olarak değil, bir AB görevlisi olarak geçeceğini ifade eden Themistokleus, "Diğer tüm durumlarda, ne zaman bir AB yetkilisi geçse, hangi nedenden olursa olsun, onlardan en fazla talep edilen kimliklerini kanıtlayan ulusal ya da birliğe ait kimlik kartı ibraz etmeleridir" dedi.

AB yetkililerinden hiçbirinden vize başvuru formu doldurmalarının talep edilmediğini yineleyen Themistokleus, "Neden ben? Ben sadece diğer AB yetkilileriyle eşit muamele istiyorum, ne daha azını ne daha çoğunu" diye konuştu.

Ticaret Odası Başkanı Erdil Nami'yi ve Ticaret Odası eski başkanı ve Avrupa Derneği Başkanı Ali Erel'i, 9 Mayıs "Avrupa Günü" dolayısıyla kuzeyde de bir etkinlik düzenlemeye cesaretlendirdiğini, AB elçilerinin etkinliğe katılmalarına ve gerekli broşürlerin sağlanmasına yardımcı olduğunu anlatan temsilci, Nami'nin ve Erel'in kendisine etkinliğe katılabilmesi için ellerinden geleni yapacaklarını söylediğini ancak tüm çabalara rağmen AB gününün kutlama etkinliğine katılamadığını kaydetti.

Kıbrıslı Türklere iletişim kurmak için halen bir yükümlülüğü bulunduğunu ifade eden Themistokleus, bunun en kısa sürede gerçekleşmesi yönündeki umudunu dile getirdi

KIBRIS 02/07/06

 

Papadopulos ve Talat görüştü

KKTC Cumhurbaşkanı Talat ve Rum lider Papadopulos, 2 yıl aradan sonra, kayıplarla ilgili bir toplantıda bir araya geldi. İki lider Kıbrıs sorunuyla ilgili de görüş alışverişinde bulundu.

 

AA

Güncelleme: 17:19 TSİ 03 Temmuz 2006 Pazartesi

LEFKOŞA - Mehmet Ali Talat ve Tasos Papadopulos buluşması, Kıbrıs Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi’nin uzun süreden beri boş bulunan 3’üncü üyeliğine BM Temsilcisi Christophe Girod’un atanması nedeniyle düzenlenen resepsiyonda gerçekleşti.

BM Misyon Şefi Michael Möller’in Lefkoşa’da ara bölgedeki ikametgahındaki resepsiyona, komitedeki Türk üye Gülden Plümer Küçük ve Rum üye Elias Georgiades ile yardımcıları da katıldı.

İlk kez bir araya gelen iki lider baş başa da görüştü. Yaklaşık 1 buçuk saat süren toplantının ardından Talat ve Papadopulos ayrı ayrı açıklama yaptı.

TALAT: KIBRIS KONUŞULDU
Basının karşısına ilk çıkan KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, çeşitli konularda görüş alışverişinde bulunduklarını, görüşmenin samimi bir ortamda, verimli geçtiğini söyledi.

Toplantıda kayıplar komitesi çalışmalarına destek verildiğini ifade eden Talat, Papadopulos ile baş başa yaptıkları görüşmede, Kıbrıs konusuna değindiklerini kaydetti.

Talat, Kıbrıs konusuna kapsamlı ve kalıcı çözüm bulunması yönünde yapılacak müzakerelere hazır olduğunu bir kez daha vurguladı.

KKTC cumhurbaşkanı, BM Genel Sekreter Yardımcısı İbrahim Gambari’nin bu hafta Ada’ya yapacağı ziyarette de Papadopulos’la bir araya gelmeyi umduğunu söyledi.

PAPADOPULOS: PLANLANMIŞ GÖRÜŞME YOK
Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos da toplantının verimli geçtiğini ve kayıplar komitesinin çalışmalarına destek beyan edildiğini kaydetti.

Talat’la görüşmemesi için herhangi bir neden olmadığını ifade eden Papadopulos, kayıplar komitesinin çalışmalarında herhangi bir ilerleme olursa bir program çerçevesinde görüşebileceklerini belirtti.

Ancak Papadopulos, Gambari’nin ziyareti sırasında, Talat’la şu ana kadar planlanmış herhangi bir görüşmenin bulunmadığını kaydetti.

KKTC Cumhurbaşkanı Talat, 17 Nisan 2005’te cumhurbaşkanı seçildiği andan itibaren Rum lideri Papadopulos’la her konuda görüşmeye hazır olduğunu açıklamış, Papadopulos ise muhatabının Türkiye olduğunu iddia ederek, Talat’ın görüşme çağrılarına hep olumsuz yanıt vermişti.

İki liderin, 6 Temmuz’da Kıbrıs’a gelecek BM Genel Sekreter Yardımcısı İbrahim Gambari’nin ziyareti sırasında da görüşmesi amaçlanıyor. Türk tarafı bu görüşmeye olumlu yanıt vermiş, Rum tarafı ise BM’den bu yönde bir teklif almadıklarını gerekçe göstererek görüşmeye sıcak bakmamıştı.

'Ermenistan soykırım iddiasından vazgeçmeli'


3 Temmuz, 2006 17:08:00 (TSİ) CNN TURK

MGK Genel Sekreteri Yiğit Alpogan, Ermenistan'ın soykırım iddialarından ve kendi halkına yalan söylemekten vazgeçmesi gerektiğini söyledi.

Hollanda'da yayımlanan günlük gazetelerden De Volkskrant'a demeç veren Alpogan, Alpogan, Ermenistan'ın 1921 tarihli iki ülke arasındaki sınırları belirleyen anlaşmayı da tanımayarak, Türkiye'nin Doğu Anadolu Bölgesi'nden toprak talebinde bulunduğunu hatırlattı.
 
Yiğit Alpogan, bir soru üzerine Türkiye'nin terör örgütü PKK'yı kesinlikle muhatap almasının ve onunla görüşme masasına oturmasının söz konusu olamayacağını, bu konuda İspanya'daki ETA örneğinin de izlenmeyeceğini bildirdi. 
 
''PKK ile görüşme mi? Düşünülemez. Bu tamamen kapalı bir yol'' diyen Alpogan, PKK terör örgütünün İspanyol ETA örgütüyle karşılaştırılmasının da yanlış olduğunu belirtti.
 
Terör örgütü PKK'nın Türkiye'yi bölmek istediğini ve ülke için en büyük tehlikeyi oluşturduğunu anlatan Alpogan, Türkiye'nin bu tehdide karşı iki yönlü mücadele verdiğini, bir tarafta askeri önlemlerle terörün önüne geçmeye çalıştığını, diğer yandan da Güneydoğu bölgesini ekonomik yönden güçlendirerek, halkın yaşam koşullarını iyileştirmeye çalıştığını kaydetti. 
 
Türkiye'nin İran kaygısı
 
Alpogan gazeteye İran'ın nükleer çalışmalarına iklişkin değerlendirmelerde de bulundu.
 
Alpogan, İran'ın nükleer silahlar konusundaki istekli tutumunu, Türkiye'nin kaygı duyduğu öncelikli sorunlar arasında gördüğünü de anlattı.

‘Amerika Kıtası’nı Türkler buldu’ iddiası

Esra ÖRGEN/ADANA, (DHA)

Tarihçi Cezmi Yurtsever, Türkler’in Kolomb’dan önce Amerika Kıtası’nı bulduğunu iddia etti.
Yeni

Cezmi Yurtsever, evinde yaptığı toplantıda, Piri Reis’in 1513’te çizimini gerçekleştirdiği harita üzerindeki simgelerle ilgili çalışmaları sonucunda, Küba’nın doğusunda bulunan kayık şekillerinin birer şifre olabileceği düşüncesinden yola çıkarak, ‘Kayıklar ve Türkler’ anlamına gelen ‘Turk and Casios’ adlı ülkenin varolduğunu öğrendiğini öne sürdü.

Tarihçi Yurtsever Türkler'in Amerika kıtasında bir devlet kurduğunu da öne sürdü.

Haritadaki kayık şekillerinin bulunduğu yerde bugün ‘Türk’ adı geçen bir ülkenin bulunmasının tesadüf olmadığını belirten Yurtsever, şunları söyledi:“Piri Reis’in çizimini yaptığı 1513 tarihli Antilya ülkesi haritası üzerindeki simgeler üzerinde sürdürdüğüm araştırmalar sonucunda Küba Adası’nın doğusunda kayık şekillerinin bulunduğunu öğrendim. Piri Reis, haritayı çizerken, Kristof Kolomb’un haritasından ve sadece kendisinin bildiği istihbarat raporlarından faydalanmıştı. Aradan geçen yüzyıllar sonra Karayipler’de Küba ile Haiti adalarının doğusunda ‘Türkler ve Kayıklar’ ülkesinin varlığı ortaya çıkıyor. Uydu fotoğrafları, yer isimlerinin tarihi üzerinde yapılan araştırmalarda Türkler ve Kayıklar ülkesinin başkenti olan ‘Grand Turk’ ada isminin, 16’ncı yüzyılda yaşamış ve dünya hükümdarı sayılan Kanuni Sultan Süleyman’a batılıların verdiği şöhret olduğu ortaya çıktı. Araştırmalarımda asıl şaşırtıcı olan ise 1869’da Grand Turk yönetiminin İngilizlerin simgesi olan bayrak içinde Osmanlı Türk bayrağının hilal ve üç yıldız şeklinin bulunması oldu. Günümüzde bile İngiliz Uluslararası topluluğu içinde Türkler ve Kayıklar devleti olarak yer alan ülkenin tarihi geçmişinde Osmanlı’ya bağlılık gösteren Türkler tarafından kurulduğu gerçeği ortaya çıkıyor.”

Türkler’in Kolomb’dan önce gittikleri, yerleşip ülke kurdukları ve isimlerini bölgeye bıraktıklarını savunan Yurtsever, söz konusu ülkenin 1869 ile 1873 yılları arasında kullandıkları ay yıldızlı işaretlerin daha sonra kaldırıldığını savundu.

HURRIYET 03/07/06

Barroso: Müzakereler yolunda gidiyor

CNN TÜRK

Avrupa Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso, Türkiye ile üyelik müzakerelerinin yolunda olduğunu açıkladı.

Barroso Finlandiya'nın başkenti Helsinki'de AB'nin yeni Dönem Başkanı Finlandiya'nın başbakanı Matti Vanhanen ile görüştü.

 

Barroso düzenlenen ortak basın toplantısında Türkiye'yle müzakerelerin 'iyi gittiğini' söyledi ancak Ek Protokolün uygulanmamasının 'ciddi sonuçlar' doğuracağı uyarısında bulundu.

 

Barroso, bu ciddi sonuçların ne olduğuna açıklık getirmedi.

 

Vanhanen ise Kıbrıs sorunun çözümü için BM'nin önderliğinde, ama AB'nin içinde oluduğu bir görüşme süreci başlatılmasından yana olduğunu söyledi.

 

Vanhanen, AB'nin yükümlülüklerini yerine getirdiğini, bu konuda Türkiye'nin adım atması gerektiğini belirterek, Ek Protokol'e atıf yaptı.

 

Vanhanen ayrıca, Finlandiya'nın dönem başlığında “Avrupa'nın icraatlar kadar, sonuçlar Avrupa'sı” da olacağını belirtti. 

 

AB Dönem Başkanlığı'nı bu hafta devralacak olan Finlandiya, Türkiye bu yıl sonuna kadar Kıbrıs Rum kesimini tanımazsa, müzakerelerin dondurulacağını açıklamıştı.

 

Finlandiya Dışişleri Bakanı Erkki Tuomioja,  Türkiye'nin üyelik görüşmelerinin sekteye uğramaması için ellerinden geleni yapacaklarını, ancak Türkiye 'Kıbrıs'ı tanımazsa üyelik müzakerelerinin durdurulacağını belirtmişti.

 

AB Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn de, Finlandiya haber ajansı STT'ye yaptığı açıklamada, Türkiye'nin Kıbrıs Rum gemi ve uçaklarına limanlarını açmaması halinde müzakere sürecinin durdurulabileceğini söylemişti.

HURRIYET 03/07/06

Adada otonom buluşma

03/07/2006

RADİKAL - LEFKOŞA - KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum lideri Tasos Papadopulos, Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi'nin uzun süredir boş olan 3. üyeliğine BM temsilcisi Christophe Girod'un atanması vesilesiyle bugünkü resepsiyonda buluşuyor. BM Genel Sekreteri'nin özel temsilcisi ve Barış Gücü Misyon Şefi Michael Möller'in Lefkoşa'daki ikametgâhındaki resepsiyonda, ilk kez bir araya gelecek liderlerin baş başa görüşmesi de planlanıyor. Talat'ın toplantıya komitenin çalışmalarına genel destek için katılacağını açıklamıştı. BM Genel Sekreter Yardımcısı İbrahim Gambari'nin
6 Temmuz'da adayı ziyaretinde Talat ile Papadopulos'un buluşması hedeflense de KKTC'nin aksine Rumlar teklife olumlu yanıt vermiş değil.

Kıbrıslı Türklerin hikâyesi gösterime girdi: "Bir Zamanlar Kıbrıs'ta yaşardım"

Londra'daki Kıbrıs Türk Toplum Merkezi tarafından hazırlanan "Bir Zamanlar Kıbrıs'ta Yaşardım" adlı belgesel film dün Lefkoşa'da gösterime sunuldu.Belgesel, Kıbrıs'tan İngiltere'ye ilk göç eden Kıbrıslı Türkleri konu alıyor.

"Bir Zamanlar Kıbrıs'ta Yaşardım" adlı belgesel, 8 Temmuz Cumartesi günü saat 18.00'de Girne Galeria'da, 9 Temmuz Pazar günü ise Gazimağusa Galeria Sineması'nda gösterilecek.

Kıbrıslı Türklerin İngiltere'ye göç hikâyesini anlatan belgesel dün akşam Lefkoşa Galeria Sineması'nda gösterime girdi.

"Bir Zamanlar Kıbrıs'ta Yaşardım" adlı belgesel filmin gösterimi öncesinde konuyla ilgili fotoğraf sergisinin de açılışı yapıldı.

Londra'daki Kıbrıs Türk Toplum Merkezi tarafından Kıbrıslı Türklerin İngiltere'ye göç hikâyesini anlatan "Bir Zamanlar Kıbrıs'ta Yaşardım" adlı belgesel film dün akşam saat 18.00'de Lefkoşa Galeria Sineması'nda gerçekleştirilen Gala ile gösterime girdi.

Gala öncesinde "İngiltere'ye göç eden ilk kuşağın aile albümlerindeki fotoğraflardan oluşan" serginin açılışı da yapıldı.

Açılışa, Milli Eğitim ve Kültür Bakanı Canan Öztoprak, Kültür Dairesi Müdürü Mustafa Hastürk, Kıbrıs, Balkanlar, Avrasya Türk Edebiyatları Kurumu Başkanı İsmail Bozkurt, Bayrak Radyo Televizyon Kurumu Müdürü Hüseyin Gürşan ve davetliler katıldı.

Açılışta konuşan Kıbrıs Türk Toplum Merkezi Başkanı Türkay Hadji Filippou, "Katılım Projesi"nin Film, Kitap ve Fotoğraf sergisi olmak üzere 3 parçadan oluştuğunu ifade ederek, katılan herkese teşekkür etti.

Milli Eğitim ve Kültür Bakanı Canan Öztoprak da, İngiltere'ye gerçekleştirdiği ziyaret sırasında Kıbrıs Türk Toplum Merkezi ile görüşme imkânı bulduğunu belirterek, merkezin Londra'da yaşayan Kıbrıslı Türklere, Türk dilini ve kültürünü sürdürme fırsatı tanıdığını kaydetti.

Yurtsever Kadınlar Birliği'nin de daha önce benzeri bir sergi düzenlediğini anımsatan Bakan Öztoprak, tüm Kıbrıslı Türklerin anılarında bu tür göç hikâyelerinin bulunduğunu dile getirdi.

Öztoprak, Londra'daki Kıbrıs Türk Toplum Merkezi'nin Kıbrıslı Türklerin dünyaya açılan gözü olduğunu da vurgulayarak, daha sonra Bakanlıkla birlikte bir proje yapabileceklerini söyledi.

Projeye katkı koyan Hatice Abdullah ise, sergide yer alan fotoğrafların seçimi ve hazırlık süreci hakkında bilgi verdi.

Konuşmaların ardından "Bir Zamanlar Kıbrıs'ta Yaşardım" adlı belgesel film gösterildi.

Belgesel, 8 Temmuz Cumartesi günü saat 18.00'de Girne Galeria'da, 9 Temmuz Pazar günü ise Gazimağusa Galeria sinemada gösterilecek.

 KIBRIS 03/07/06

Alithia'nın iddiası: Kıbrıslı Türk aile tehdit altında

Alithia, Kıbrıslı Türk Aziz Teyfik'e (şu anda ölü olan) ait olan Limasol'a bağlı "Pendakomo'daki"(Beşevler) arazinin, ailesi tarafından, park yeri kullanılması amacıyla, Ay.Georgiu Alamanu manastırına bağışlandığına ilişkin haberin, geçen hafta yayınlanmasından sonra, "işgal rejiminin" söz konusu aile üyelerini "kovuşturmakla tehdit ettiğini" iddia etti.

Hatırlanacağı gibi söz konusu haber geçtiğimiz hafta gazete (Alithia) tarafından yayınlanmıştı.

Gazete, 1968'deki Kıbrıs Türk idaresinin; Kıbrıs Türk mallarının, aralarında Kıbrıslı Rumların da bulunduğu yabancılara mal satışını yasaklayan yasasına atıfta bulunarak yasanın yedi yıllık hapis cezası öngördüğünü de belirtti.

Gazete, Pentakomo Muhtarı Hristakis Fillipu'nun, geçen hafta konuyla ilgili olarak yaptığı açıklamada, söz konusu dört dönümlük arazinin, Aziz Teyfik'in mirasçıları tarafından (kızları ve eşi) bağışlandığını söylediğini ancak bu haftadaki açıklamasında ise, arazinin; Aziz Teyfik'in kendisi tarafından bağışlandığını ifade ettiğini de yazdı.

Habere göre, Fillipu, ölmeden önce Aziz Teyfik ile Pile'de buluştu ve Teyfik bu buluşmada önce arazisini bağışladı.

KIBRIS 03/07/06

Gambari, Türkiye'de

GAMBARİ, BUGÜN GÜL İLE BİR ARAYA GELECEK... Kıbrıs konusunda görüşmelerde bulunacak olan BM Genel Sekreteri'nin Siyasi İşlerden Sorumlu Yardımcısı İbrahim Gambari, Türkiye, Yunanistan, Kıbrıs ve Brüksel'i kapsayan gezisine dün başladı. Bu çerçevede dün Türkiye'ye giden Gambari, bugün TC Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül ile bir araya gelecek

Kıbrıs konusunda görüşmelerde bulunacak olan Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri'nin Siyasi İşlerden Sorumlu Yardımcısı İbrahim Gambari, Türkiye, Yunanistan, Kıbrıs ve Brüksel'i kapsayan gezisine dün başladı.

İbrahim Gambari, bu çerçevede dün Türkiye'ye gitti.

Kıbrıs'ta kapsamlı bir çözüme ulaşabilmek için siyasi görüşmelerin yeniden başlama şansının olup olmadığını değerlendirmek üzere çıktığı, tur çerçevesinde ilk olarak Ankara'yı ziyaret eden Gambari, Ankara'daki temaslarına bugün başlayacak.

Gambari, bugün TC Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül ile bir araya gelecek.

Türkiye, Yunanistan ve Kıbrıs'a gerçekleştireceği ziyaret programına, Kıbrıs sorununu etkileyebilecek tüm faktörleri değerlendirmek amacıyla, Brüksel'i de dahil eden İbrahim Gambari, yarın akşam ise Yunanistan'a gidecek.

Gambari, perşembe günü de Kıbrıs'a gelerek, temaslarda bulunacak.

Adadaki temasları sonrasında Kıbrıs sorununu görüşmek üzere Brüksel'e gidecek olan Gambari'nin, burada Avrupa Birliği'nin Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn ile görüşmesi bekleniyor.

Gambari temaslarını tamamlamasının ardından Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan'a sunmak amacıyla bir de rapor hazırlayacak.

KIBRIS 03/07/06

Zoraki buluşma

Cumhurbaşkanı Talat ile Rum yönetimi başkanı Papadopulos, bugün saat 10.00'da, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri'nin Kıbrıs'taki Özel Temsilcisi ve BM Misyon Şefi Michael Moller'in evinde bir araya geliyor...

Zoraki buluşma

İKİLİ GÖRÜŞME OLASILIĞI DA BULUNUYOR... Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi'nin üçüncü üyesi Christopher Girod'un fiilen göreve başlayacak olması dolayısıyla onuruna düzenlenecek toplantıya katılacak olan iki lider arasında ikili görüşme yapılması olasılığı da bulunuyor. Talat'la Padopulos'un Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi üyelerinin de katılacağı toplantıda Komite çalışmalarına destek vermekle yetineceklerinin belirtilmesine karşın, teknik komitelerin çalışması konusunun da gündeme getirilebileceği kaydedildi

RUM BASINI: KAHVE İÇECEKLER... Rum basını Talat-Papadopulos görüşmesini değişik şekillerde yorumluyor. Filelefheros, iki liderin yapacağı görüşmeyle başlayacak olan 6 günlük "poker oyunu"nun ilginç olmasının beklendiğini yazarken, Alithia haberi "Nihayet Tasos-Talat Beraber Kahve İçecek-Hiçbir Taraf Bugünkü Görüşmeye Siyasi Boyut Kazandırmaya Çalışmıyor... Siyasi Düşüncelere Yasak" başlıklarıyla verdi

 

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum yönetimi başkanı Papadopulos, bugün saat 10.00'da, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri'nin Kıbrıs'taki Özel Temsilcisi ve BM Misyon Şefi Michael Moller'in evinde bir araya geliyor.

Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi'nin Üçüncü Üyesi Christopher Girod'un fiilen göreve başlayacak olması dolayısıyla onuruna düzenlenecek toplantıya katılacak liderler arasında ikili görüşme yapılması olasılığı da bulunuyor.

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'la Rum yönetimi başkanı Tasos Padopulos'un Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi üyelerinin de katılacağı toplantıda Komite çalışmalarına destek verecekleri belirtiliyor.

Girod'un fiilen göreve başlaması dolayısıyla düzenlenecek toplantıda ilk kez bir araya gelecek olan Talat ve Papadopulos'un, Otonom Kayıplar Komitesi'nin çalışmalarına destek vermekle yetineceklerinin belirtilmesine karşın, teknik komitelerin çalışması konusunun da gündeme getirilmesi olasılık dışı değil.

TAK muhabirinin edindiği bilgiye göre, Kıbrıs Türk tarafı bugün yapılacak toplantıda, teknik komitelerin çalışmalarının da ele alınmasını ve sonuçlandırılmasını önerdi ancak bu önerisine Rum tarafından henüz bir yanıt alamadı.

Kıbrıs'taki kayıp şahısların akıbetini belirlemek amacıyla kurulan Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi'nin 3. üyesi Girod dün akşam adaya geldi.

"6 günlük poker"

Güney Kıbrıs'ta yayımlanan "Fileleftheros" gazetesi, "6 günlük poker" başlığı altındaki değerlendirme yazısında 3 Temmuz'da Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'la, Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi toplantısı çerçevesinde yapacağı görüşmeyle başlayacak 6 günlük "poker oyununun" ilginç olmasının beklendiğini yazdı.

Gazete hafta ortasında BM Genel Sekreter Yardımcısı İbrahim Gambari'nin adaya geleceğini ve her iki tarafla temaslar yapacağını da ekledi ve önümüzdeki 6 günün bir şekilde 2004 yılındaki müzakere günlerini hatırlattığını da kaydetti.

Haberde Türk tarafının teknik komitelerde özlü konuları tartışmayı reddettiği, Rum tarafının ise bu komitelerde özlü konuların da görüşülmesinde ısrar ettiği için Gambari'nin ziyaretiyle bir hareketlilik gözlemlense de bu hareketliliğin boşa gideceği ve sonuçta Gambari'nin ziyaretinin sadece iki taraf arasındaki uçurumu teyit edeceği yorumu da yapıldı.

Gazete, Türkiye-AB ilişkilerinin Kıbrıs konusunda bundan sonraki adımları belirleyeceği değerlendirmesinde de bulundu.

 

 

"Gambari ne getiriyor?"

Politis "Gambari Ne Getiriyor... Diyaloğun Başlaması İçin Çerçeve ve Yöntemi" başlığıyla verdiği haberinde İbrahim Gambari'nin bu akşam bölgeye ziyaretinin ilk ayağı olan Ankara'ya gideceğini, ardından Atina'ya ve 6 Temmuz'da da Lefkoşa'ya geleceğine dikkat çekti.

"Gelişmeleri iyi takip eden diplomatik bir kaynağın" gazeteye yaptığı açıklamaya göre Gambari, Güvenlik Konseyi'nin 5 Daimi Üyesinin de güvenine mahzar bir kişidir. Üstelik de taraflara özellikle de Kıbrıs Türk ve Rum liderliklerine, büyük güçlerin bölgede istikrar ve güvenlik atmosferinin yerleşmesini arzu ettiği mesajını iletmekle yetkilendirildi.

Gazeteye göre, BM'nin "5 büyükleri" BM'nin yüksek yetkilisi (Gambari) aracılığıyla Sayın Talat ve Papadopulos'a şu mesajları iletecek:

"1.Diyaloğun teknik düzeyde günlük konularla olduğu kadar özlü konularla da yeniden başlamasını teşvik ederler. Mevcut konjoktürü oldukça uygun buluyorlar ve herhangi müzakerelerin bitiş tarihi için olan takvimler konması taraftarı değiller. Sayın Gambari, bu fırsatın da kaybedilmesi halinde o zaman BM'nin en azından önümüzdeki iki yıl için Kıbrıs konusuyla ilgilenmeyeceği uyarısında bulunacak.

2.5 Daimi Üye de bu çabayı destekliyor ve iki tarafın isteklerinin karşılanması yöntemin de bir denge kurulmasını benimsiyor.

3.Kofi Annan'ın 'iki toplum liderlerinin söz ve icraatlarındaki uçuruma köprü kurulması' mesajını hatırlatır.

Gambari'nin kendisinin de her iki liderden, kendisinin mevcudiyetinde 8 Temmuz'da, yüz yüze bir görüşme yapmalarını istemesi bekleniyor. Gambari, Güvenlik Konseyi'ne raporunda tarafların niyetlerini açık şekilde belirteceğini ve müzakere masasına geri dönmede bir veya her iki tarafın isteksizliğini fark ederse böyle bir sonucu not etmekten çekinmeyeceğini vurgulayacak."

Gazeteye göre 8 Temmuz'da Gambari'nin mevcudiyetinde Talat-Papadopulos arasında ikinci görüşmenin (ilk görüşme bugün) gerçekleştirilmesi "dikenli" bir konudur. Çünkü Cumhurbaşkanı Talat'ın olumlu yanıtına rağmen Rum Yönetimi lideri Papadopulos bu konuda hala ihtiyatlıdır.

Gazete, BM ve Güvenlik Konseyi'nin 5 Daimi üyesinin, ikinci bir görüşmeye büyük önem verdiğini çünkü ikinci ve yüzyüze özlü görüşmenin, sorunların aşılmasına yardımcı olacağına ve teknik komitelerin çalışmaya başlamasına mühür vuracağına inandığına da dikkat çekti.

Bu arada Simerini, "Anglo-Amerikanlar'ın planları ve Gambari'nin ziyaretinin Türkiye'ye yarar sağlamaya yönelik olduğunu ve ne pahasına olursa olsun Talat-Papadopulos arasında ikinci bir görüşmeyi kesinleştirmeyi istediklerini" yazdı.

Gazete Gambari'nin, yeni bir girişime yönelik zemin bulunup bulunmadığını yoklamak için geleceğini ancak "kafasında somut bir plan ve hedefin bulunduğunu" da savundu.

Rum kayıplar Komitesi'nden temkinli iyimserlik

Güney Kıbrıs'ta yayımlanan "Simerini" gazetesi, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'la Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi Üçüncü üyesi Christophe Girod'un göreve başlaması vesilesiyle bugün sabah yapacakları görüşme nedeniyle Rum Kayıplar Komitesi'nin temkinli iyimserlik belirttiğine dikkat çekti.

Gazeteye göre, Rum Kayıplar Komitesi Başkanı Nikos Theodisiu yaptığı açıklamada "Konuya doğru baktığımızda umutlu olmamız gerekiyor. Çünkü iki toplum liderleri düzeyinde bir görüşme söz konusudur" diye konuştu.

Theodisiu "Bu görüşmeyle kayıplarla ilgili insancıl konuda uluslararası topluma bir mesaj verilebilir" şeklinde de konuştu.

Theodosiu mezarların açılmasına da değindi ve "İyi yoldayız. Mezarların açılmasında iyi yolda ilerlememiz için tüm doğru perspektifler mevcuttur. Ağustos sonunda işgal bölgeleri ve özgür bölgelerde yoğun bir program geliştirileceğini hesaplıyoruz" dedi.

Theodisiu, ara bölgedeki antropoloji merkezinin inşaatının tamamlandığını ve gerekli malzemelerin yerleştirilmesine başlandığını, KKTC'de bulunan ve muhafaza edilen 100 kadar kişiye ait kemiklerin muhtemelen yaz aylarında Antropoloji merkezine taşınabileceğini de söyledi.

Kahve içecekler

Bu arada Alithia "Nihayet Tasos-Talat Beraber Kahve İçecek-Hiçbir Taraf bugünkü görüşmeye Siyasi Boyut Kazandırmaya ÇalışmıyorSiyasi Düşüncelere Yasak" başlığıyla verdiği haberinde beklenmedik bir şey olmaması halinde Talat-Papadopulos'un bugünkü görüşmesinin birlikte bir kahve içme çerçevesinde geçeceğini, Papadopulos'un bugünkü görüşmede Kıbrıs konusuyla meşgul olmayacağını net şekilde açıkladığını belirtti.

Gazete, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın da "Kayıplar konusunu tartışmak söz konusu değil. Anlaşmaya varılan tek konudur ve geriye kalan varılan anlaşmanın (Denktaş-Kleridis) uygulamaya konmasıdır. Zaten kayıplar konusu insancıl bir meseledir ve buna politika karıştırılması doğru değil" şeklindeki açıklamasını da hatırlattı.

Gazete, Ağustos ayındaki kazılardan sonra iki ay sürecek çalışmalar gerçekleştirileceğini ve 200 kadar Kıbrıslı Rum ve Kıbrıslı Türk kayıbın kemiklerini DNA testinden sonra ailelerine teslim edileceğine ilişkin dünkü Türk basınında çıkan haberleri de iktibas etti.

Haravgi, Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi'nin ilk resmi toplantısının 7 Temmuz'da yapılacağına vurgu yaparken kayıplar konusuna ilişkin KKTC basınında çıkan haberlere de dikkat çekti.

KIBRIS 03/07/06

ABD’den Ankara’ya önemli mesajlar

ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Dan Fried, Türkiye’nin İran’a ilişkin rolünün arabuluculuk değil, uluslararası toplumun önerilerinin kabulü için Tahran’a telkinde bulunmak olması gerektiğini söyledi.

 

NTV-MSNBC

Güncelleme: 21:24 TSİ 04 Temmuz 2006 Salı

WASHINGTON - Fried, Washington’da NTV’ye verdiği özel demeçte, Iraklı Kürtlerin terör örgütü PKK’ya silah verdiği yönünde bilgileri olmadığını, ancak Iraklı Kürtleriin PKK’ya karşı Türkiye ile işbirliği yapması gerektiğini belirtti

Türkiye’nin Washington Büyükelçisi Nabi Şensoy, Washington Times’a verdiği demeçte, Kürdistan Demokratik Partisi ve Kürdistan Yurtsevereler Birliği’ni, PKK’ya silah ve mühimmat sağlamakla suçladı. Bu iki partinin ABD’nin müttefikleri olduğunu belirten Şensoy, Washington’dan PKK’ya verilen bu desteğe son vermesini istedi. Iraklı Kürtlerle PKK arasında böyle bir ilişki olduğunu doğrulayabilir misiniz, bu konudaki yorumlarınız neler?
Biz PKK’yı bir terör örgütü olarak nitelendiriyoruz. PKK’nın varlığına son verilmesini, ne Türkiye’de ne Batı Avrupa’da ne de Irak’ta Türkler için bir tehdit oluşturmasını istiyoruz.

 

Irak, PKK için saklanacak bir yuva olmamalıdır. PKK dünyanın hiçbir yerinde barınak bulamamalıdır. Sorunuza cevabım ise hayır; bölgesel Kürt yönetiminin ya da herhangi bir partinin PKK’ya silah verdiğine dair bir bilgim yok. Umarım bu haberler doğru değildir. Bizim PKK hakkındaki görüşlerimiz çok iyi biliniyor ve bu görüşlerimizi bütün Iraklılara da iletiyoruz.
Peki, bölgesel Kürt yönetimindeki yetkililerden PKK’yla mücadelede Türkiye ile işbirliği yapmasını istiyor musunuz?
Biz Türkiye ve Irak’ın PKK’yla mücadele ve iki ülke arasında iyi ilişkilerin gelişmesi için birlikte çalışmasını her zaman teşvik ettik. Burada Iraklı yetkililerden bahsederken buna bölgesel Kürt yönetimini de dahil ediyorum.
Bazı muhafazakarlar ve yorumcular AK Parti hükümetini Türkiye’nin laik düzenine zarar vermeye hatta bu laik düzenin yerine İslamcı bir sistem getirmeye çalışmakla suçluyor. Bu suçlamaları ve Türk demokrasisisni nasıl değerlendiriyorsunuz? Türk hükümetiyle ilişkilerinize dair görüşleriniz neler?
Bu soruya çok uzun bir yanıt verilebilir ama kısaca açıklamaya çalışacağım. Biz Türk demokrasisinin güçlenmesine destek veriyoruz. Türkiye’nin İslamcı bir devlet olmadığını, nüfusunun çoğunluğu Müslüman olan laik bir demokrasi olduğunu biliyoruz.

Din konusu sözkonusu olduğunda, insanlara biraz özgürlük alanı verilmesi gerektiğine inanıyoruz. Biz ABD’de bu ilkeye büyük değer veriyoruz. Türkiye’nin laik olanla, dini olanların sınırlarını tartıştığını da biliyoruz.

 

 

Ama bunu yapan tek ülke de Türkiye değil, mesela Fransa da bunu yapıyor. Türkiye’nin laik düzenine ve demokrasisine saygı duyulması gerektiğini düşünüyoruz ve AK Parti hükümetinin genel anlamda demokrasiyi geliştirmek adına iyi bir iş çıkardığına da inanıyoruz.

Umarız Türk demokrasisi gelişmeye, Türkiye Avrupa’ya yakınlaşmaya ve Türkiye ABD’nin iyi bir ortağı olarak kalmaya devam eder.
ABD’deki muhafazakarların AK Parti hükümetine yönelik eleştirilerine ne diyorsunuz? Bu eleştirilerin nedeni nedir ve siz bu eleştirilere katılıyor musunuz?
Hayır bu eleştirilere katılmıyorum. Ancak geçmişte bazı Türk yetkililer, ABD karşıtı bir söylem benimsediğinde ve kendi siyasi emelleri için bu karşıtlığı kullanmaya kalkışınca biraz endişelenmiştik.

Böyle bir şeyin yaşanması her zaman acı vericidir. Böyle bir yaklaşımın da talihsiz olduğunu düşünüyoruz. ABD ve Türkiye’nin dünyada birlikte yapacakları daha çok şey var. ABD’yi eleştirme politikası hiçbir zaman iyi bir fikir değil, hele bunu Türk dostlarımızdan duymak daha da acı verici oluyor.
Hükümet yetkililerinden mi bahsediyorsunuz?
Sadece bazı yetkililerden bahsediyorum. Hükümet bunu yaptı demiyorum çünkü Türk hükümeti her zaman çok açık davrandı. Bu konuyu çok fazla büyütmek de istemiyorum. Ama siz bana neden bu yönde endişeler olduğunu sordunuz, ben de dürüst bir yanıt vermek istedim.
Peki Türkiye’de laiklikle ilgili endişeleriniz var mı?
Türkiye dünyadaki pekçok diğer ülke gibi, kendi içinde modern bir demokrasi olup da aynı zamanda dini değerleri de içinde barındıran geleneksek Türk değerlerine saygı duymanın ne anlama geldiğini tartışıyor.

Aslında her ülkenin bu meseleleri tartışması gerekir. Bu sürecin sonunda ülkeler bu sorulara kendi yanıtlarını bulacaktır. Biz bir ülkede din özgürlüğü ile bir dine inanmama özgürlüğü bulunması ve devletin bu meselelerde tarafsız olması gerektiğini düşünüyoruz. Bir ülkenin bu gibi özel ilkeleri nasıl yorumlayacağı tamamen o ülkenin kendisine kalmıştır.
Bu sonbaharda Türkiye’nin AB ile bir tren kazası yaşamaması için Türkiye limanlarını Rum gemi ve uçaklarına açmalı mı sizce? ABD, bu konuda bir uzlaşmaya varılması için birşey yapabilir mi?
Türkiye’nin Avrupa Birliği hedeflerini her zaman destekledik. Kıbrıs sorununda, Ada’nın iki kesimli, iki toplumlu bir federasyon çerçevesinde birleşmesini öngören adil ve kalıcı bir çözüme kavuşmasına da destek veriyoruz. Sayın Talat’a ve böyle bir çözüme ulaşılması için yaptığı katkılara büyük değer veriyoruz.

Evet, Türkiye’nin önünde sonunda Rum gemilerine limanlarını açmak gibi bir yükümlülüğü var. Türk hükümeti zaten bu konuda bazı görüşlerini de ifade etti. Bu soruna Türkiye’nin, Kıbrıslıların ve Türkiye’nin AB sürecinin ihtiyaçlarını gözönünde bulunduran bir çözüme kavuşturulmasına katkıda bulunmak istiyoruz.
Az önce “Türkiye önünde sonunda bu yükümlülüğünü yerine getirmek zorunda kalacak” dediniz. Bu ‘önünde sonunda’ durumu bu yıl içinde sözkonusu olabilir mi?
Bu konuda çok fazla ayrıntıya girmek istemiyorum. Bir tren kazasının engellenebileceğini düşünüyorum ve umarım engellenir de. Bir çözüme ulaşılmasına katkıda bulunmak için herşeyi yapacağız. Bence Avrupa, Türkiye ve Kıbrıs bu soruna bir çözüm bulmak için hep birlikte yaratıcı bir çalışma yapmaya hazırlıklı olmalı.
ABD, Rusya ve Türkiye arasında gelişen ilişkiler, özellikle de Rusya’nın Samsun ve Ceyhan arasında bir petrol boru hattı yapılmasını da içeren enerji işbirliği teklifleri konusunda ne düşünüyorsunuz?
Türkiye ve Rusya komşu ülkeler. İki komuş arasında daha iyi ilişkiler kurulmasına karşı çıkmamız sözkonusu olabilir mi? Bu, Türkiye’nin Rusya ya da ABD arasında bir seçim yapmasını gerektiren bir durum değil ki, böyle düşünmek çok saçma olur.

Türkiye’nin Rusya’yla iyi ilişkiler kurmak istemesi çok doğal bir istektir. Enerji konusuna gelince, biz zaten çok sayıda boru hattının inşasına, alternatif çözümlere ve rekabete destek veriyoruz. Enerji konusunda açık bir sistem olması gerektiğine inanıyoruz.

Bizim destek vermediğimiz şey ise tekelleşme. Bakü-Ceyhan boru hattı, Türkiye-ABD işbirliğinin büyük bir başarısıdır, zaten bu ay içinde de faaliyete geçiyor. Samsun-Ceyhan, Bakü-Ceyhan, Hazar petrolünü taşıyan boru hatları, Hazarda’ki enerji kaynaklarını Türkiye’ye ve Batı Avrupa’ya açık ve şeffaf bir sistem içinde taşıdığı sürece destek veriyoruz.
Nükleer programı konusunda, İran’la Batı arasındaki iletişimi kuracak tek resmi kanalın Solana ve Laricani arasındaki görüşmeler olduğunu düşünüyorsunuz galiba? Türkiye arabuluculuk dışında nasıl bir rol oynayabilir?
Türkiye, İranlı yetkililere güçlü sinyaller göndermek açısından çok güçlü bir konumda bulunuyor. Bildiğiniz gibi Avrupa ülkeleri, Rusya, Çin ve ABD şimdi İran’a çok olumlu ve güvenilir bir teklif sundu.

İran’ın bu teklife olumlu yanıt vermesi ve bu ülkelerle müzakerelere başlaması gerekiyor. Uranyum zenginleştirme çalışmalarını askıya alıp, iyi niyetle müzakerelere başlaması gerekiyor.

Türkiye bu bağlamda İran’a bu tekliflere evet deme ve uluslararası toplumla etkileşime geçme zamanı geldiğine dair çok olumlu mesajlar gönderebilir.
Ama İran’la Batı arasında arabulucu olamaz...
Arabuluculuk değil ama oynayacağı bir rol var, hem de Türkiye’nin çok iyi oynayabileceği bir rol. Türkiye güçlü ve İran’la iyi ilişkileri olan bir ülke, bu nedenle İran’ın Türkiye’yi dinlemesi gerekir.
Son olarak, Türk Dışişleri Bakanı’nın Washington ziyareti bağlamında Türk halkına bir mesajınız var mı?
21. yüzyılda Türkiye ile yakın ortaklar olarak çalışmak istiyoruz. Demokratik, Avrupalı, demokrasinin İslam geleneği üzerine inşa edilebileceğini göstermekte liderlik eden bir Türkiye’nin 21. yüzyılda mükemmel bir ortak olacağını düşünüyoruz. Türk dostlarımızla birlikte yapacağımzı çalışmaları sabırsızlıkla bekliyoruz.

Kıbrıs’ta girişime Atina engeli

Kıbrıs’ta çözüm yönünde tarafları teşvik için BM Güvenlik Konseyi’nce yayınlanması planlanan bir başkanlık açıklamasının, geçen hafta Yunanistan’ın girişimiyle engellendiği ortaya çıktı.

 

NTV-MSNBC

Güncelleme: 12:23 TSİ 04 Temmuz 2006 Salı

WASHINGTON - BM Genel Sekreter Yardımcısı İbrahim Gambari’nin Türkiye, Yunanistan ve Kıbrıs’ı kapsayan gezisinin sonucunda Kıbrıs’ta çözüm çabalarının parçası olarak teknik görüşmelerin yeniden başlatılması amaçlanıyor.

Bu çercevede geçen hafta BM Güvenlik Konseyi’nce amerika ABD ve İngiltere’nin desteğiyle, tarafları Kıbrıs’ta çözüm için teşvik etmeyi amaçlayan bir başkanlık açıklaması yayınlanması hedeflendi.

AB Komisyonu, böyle bir açıklamayla desteklenen Gambari’nin gezisinden, Kıbrıs Türk tarafına yardım ve ticareti kolaylaştıracak şekilde yararlanmayı planlıyordu.

Ancak Washington’daki diplomatik kaynaklara göre bu plan, Güvenlik Konseyi üyesi olan Yunanistan ve bazı başka ülkelerin girişimiyle engellendi ve açıklama yayınlanmadı.

Gözlemciler, Güvenlik Konseyi’nin veto gücüne sahip üyeleri Rusya ve Fransa’nın, Yunanistan’ı desteklediği olasılığı üzerinde duruyor. Gezisi Güvenlik Konseyi’nin desteğini alamayan Gambari’nin çabalarının zorlaştığı yorumu yapılıyor.

Papadopulos ve Talat görüştü

KKTC Cumhurbaşkanı Talat ve Rum lider Papadopulos, 2 yıl aradan sonra, kayıplarla ilgili bir toplantıda bir araya geldi. İki lider Kıbrıs sorunuyla ilgili de görüş alışverişinde bulundu.

 

AA

Güncelleme: 13:34 TSİ 04 Temmuz 2006 Salı

LEFKOŞA - Mehmet Ali Talat ve Tasos Papadopulos buluşması, Kıbrıs Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi’nin uzun süreden beri boş bulunan 3’üncü üyeliğine BM Temsilcisi Christophe Girod’un atanması nedeniyle düzenlenen resepsiyonda gerçekleşti.

BM Misyon Şefi Michael Möller’in Lefkoşa’da ara bölgedeki ikametgahındaki resepsiyona, komitedeki Türk üye Gülden Plümer Küçük ve Rum üye Elias Georgiades ile yardımcıları da katıldı.

İlk kez bir araya gelen iki lider baş başa da görüştü. Yaklaşık 1 buçuk saat süren toplantının ardından Talat ve Papadopulos ayrı ayrı açıklama yaptı.

TALAT: KIBRIS KONUŞULDU
Basının karşısına ilk çıkan KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, çeşitli konularda görüş alışverişinde bulunduklarını, görüşmenin samimi bir ortamda, verimli geçtiğini söyledi.

Toplantıda kayıplar komitesi çalışmalarına destek verildiğini ifade eden Talat, Papadopulos ile baş başa yaptıkları görüşmede, Kıbrıs konusuna değindiklerini kaydetti.

Talat, Kıbrıs konusuna kapsamlı ve kalıcı çözüm bulunması yönünde yapılacak müzakerelere hazır olduğunu bir kez daha vurguladı.

KKTC cumhurbaşkanı, BM Genel Sekreter Yardımcısı İbrahim Gambari’nin bu hafta Ada’ya yapacağı ziyarette de Papadopulos’la bir araya gelmeyi umduğunu söyledi.

PAPADOPULOS: PLANLANMIŞ GÖRÜŞME YOK
Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos da toplantının verimli geçtiğini ve kayıplar komitesinin çalışmalarına destek beyan edildiğini kaydetti.

Talat’la görüşmemesi için herhangi bir neden olmadığını ifade eden Papadopulos, kayıplar komitesinin çalışmalarında herhangi bir ilerleme olursa bir program çerçevesinde görüşebileceklerini belirtti.

Ancak Papadopulos, Gambari’nin ziyareti sırasında, Talat’la şu ana kadar planlanmış herhangi bir görüşmenin bulunmadığını kaydetti.

KKTC Cumhurbaşkanı Talat, 17 Nisan 2005’te cumhurbaşkanı seçildiği andan itibaren Rum lideri Papadopulos’la her konuda görüşmeye hazır olduğunu açıklamış, Papadopulos ise muhatabının Türkiye olduğunu iddia ederek, Talat’ın görüşme çağrılarına hep olumsuz yanıt vermişti.

İki liderin, 6 Temmuz’da Kıbrıs’a gelecek BM Genel Sekreter Yardımcısı İbrahim Gambari’nin ziyareti sırasında da görüşmesi amaçlanıyor. Türk tarafı bu görüşmeye olumlu yanıt vermiş, Rum tarafı ise BM’den bu yönde bir teklif almadıklarını gerekçe göstererek görüşmeye sıcak bakmamıştı.

Kıbrıslı Türkler çözüme istekli

KKTC Dışişleri Bakanlığı’nın araştırmasına göre halk, umudu ne kadar azalsa da çözüme yüzde 55 oranla evet diyor ve referandumun 2004’teki gibi sonuçlanması halinde KKTC’nin tanınmasına ağırlık verilmesi gerektiği görüşünde birleşiyor.

 

NTV

Güncelleme: 21:24 TSİ 04 Temmuz 2006 Salı

-          KKTC Dışişleri Bakanlığı ve Başbakan Yardımcılığı’nın 2004’ten bu yana yürüttüğü araştırma, halkın muhtemel bir referandum öncesinde çözüm çabalarına bakış açısını ortaya koydu.

Sonuçlara göre, izolasyonların kalkması konusunda umutları azalan Kıbrıslı Türklerin çözüm isteği devam ediyor.

Araştırma, bugün bir referandum düzenlenmesi halinde, Kıbrıslı Türklerin yüzde 55’inin ‘evet’ diyeceğini ortaya koyuyor. Fakat halkın, ‘evet’ cevabını 2004’teki gibi net olarak ortaya koymadığı ifade ediliyor.

Araştırma sonuçlarına bakıldığında, Annan Planı’nın tekrar görüşülmesini isteyenlerin oranında önemli bir artış olduğu, Rumlara istedikleri güvencenin verilmesi gerektiğini düşünenlerin oranının da, yüzde 8.4’ten 5.6’ya düştüğü görülüyor.

Plana ‘evet’ diyeceklerini belirtenlerin gerekçeleri arasında ilk sırayı, Avrupa Birliği ile bütünleşme alırken Kıbrıslı Türkler, Rumlar ile ortak vatan kurma idealine, pek de sıcak bakmıyor.

KKTC halkı, Rumların muhtemel bir referandumda bir kez daha ‘hayır’ demesi halinde ise, önceliğin KKTC’nin tanınmasına yönelik çalışmalara verilmesi gerektiğini düşünüyor.

İzolasyonların kaldırılmasını isteyenlerin oranının, böyle bir ihtimale olan inancın ve umudun azalması nedeniyle yüzde 86’dan yüzde 72’ye gerilediği görülürken, “Kıbrıs Türk Devleti kurulmalı” diyenlerin oranının, yüzde 43’ten yüzde 44’e yükselmesi dikkat çekiyor.

Talat: BM ‘müzakere’ diyebilir

KKTC Cumhurbaşkanı Talat, Perşembe günü Ada’ya gidecek olan BM Genel Sekreter Yardımcısı İbrahim Gambari’nin, taraflardan müzakerelere yeniden başlamasını isteyebileceğini belirtti.

 

NTV

Güncelleme: 21:24 TSİ 04 Temmuz 2006 Salı

LEFKOŞA - Rum Cyprus Mail gazetesine demeç veren KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, BM Genel Sekreter Yardımcısı İbrahim Gambari’nin gerçekleştireceği ziyaretle ilgili, “Bence Sayın Gambari, müzakerelerin yeniden başlamasını isteyebilir” dedi.

Ancak Talat, Rum tarafının Annan Planı’ndaki sıkışık takvimle arabuluculuğu kabul etmemekteki ısrarının sürdüğünü vurguladı.

Perşembe günü Kıbrıs’a gitmesi beklenen Gambari’nin, Talat ve Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos’la ayrı ayrı görüşmesi bekleniyor.

Programda üçlü bir görüşme öngörülmüyor. Rum tarafı, kendilerine bu yönde bir talep gelmediğini belirterek böyle bir görüşmeye sıcak bakmadığını ortaya koymuştu.

Talat’la Papadopulos 2 yıl aradan sonra, dün Kayıplar Komitesi Toplantısı’nda bir araya gelmişti.

"Türkiye AB'ye alınmasın"


4 Temmuz, 2006 11:25:00 (TSİ) CNN TURK

Vatikan, geçtiğimiz pazar günü Samsun'da bir Fransız rahibin bıçaklanmasına tepki gösterdi. Vatikan'a bağlı Papalık Hristiyanların Bütünlüğü Konseyi Başkanı Kardinal Walter Kasper, ''Türkiye, din özgürlüğünü engellediği sürece AB'ye alınmasın'' dedi.

Konsey Başkanı Kasper, İtalyan Corriere de la Sera gazetesine konuştu.
 
Kasper, "Türkiye'nin Avrupa ile bütünleşmesine hazır olmadığını sanıyoruz. Gerçek bir laik devlet konumunda olsa din özgürlüğünü garanti altına alabilirdi. Şu anda ülkede ortam çok gergin ve azınlıklara karşı düşmanca hale geldi" dedi.
 
Türkiye'nin din özgürlüğünü radikal milliyetçilik ve dincilikle engellediğini savunan Kasper, Hristiyan din adamları ve misyonerlere yönelik saldırıları bireysel görmediğini söyledi.
 
Kasper, bu sebeple Türkiye'nin AB'ye girmesini sağlayacak Avrupa kültürüne ve olgunluğuna henüz ulaşmadığını iddia etti ve tam üye olmaması gerektiğini savundu.
 
Samsun'daki İtalyan Katolik Kilisesi’nin rahibi Pierre Brunissen geçtiğimiz pazar günü uğradığı bıçaklı saldırıda kalçasından yaralanmıştı.
 
Kentte sevilen biri olan rahip Brunissen, Mersin'deki Nevruz kutlamalarında Türk bayrağına yapılan saldırının ardından kiliseye Türk bayrağı asmıştı.

Uzun yıllardır Samsun'un Ulugazi Mahallesi'nde bulunan Katolik Kilisesi'nde görev yapan Brunissen, bir kaç yıldır Ramazan aylarında çevredeki esnaf için kilisede iftar yemeği veriyordu.
 
Trabzon'da bir rahip öldürülmüştü
 
Trabzon'daki Sancta Maria Katolik Kilisesi'nin 60 yaşındaki İtalyan papazı Andrea Santoro, 5 şubat 2006'daki pazar ayininin ardından kiliseye gelen 16 yaşındaki bir saldırgan tarafından vurularak öldürülmüştü.
 
Göğsünden aldığı iki kurşunla yaşamını yitiren Andrea Santoro'nun bir aydır Roma'da olduğu ve 3 şubatta Trabzon'a dönerek göreve başladığı belirtilmişti.
 
Cinayet zanlısı olarak yakalanan 16 yaşındaki lise öğrencisinin evinde bulunan silahın cinayette kullanıldığı belirlenmiş, tabancanın daha önce başka bir cinayet ya da yaralama olayında ise kullanılmadığı açıklanmıştı.

AB’den Ankara’ya Kıbrıs uyarısı

AB Komisyonu Başkanı Barroso, Türkiye’nin Kıbrıs konusunda yükümlülüklerini yerine getirmesi gerektiğini hatırlatarak, aksi takdirde müzakerelerin sekteye uğrayabileceğini söyledi.

NTV-MSNBC

Güncelleme: 13:34 TSİ 04 Temmuz 2006 Salı

HELSİNKİ - AB dönem başkanlığını altı aylığına devralan Finlandiya için en zorlu konu Türkiye’nin müzakare süreci ve Kıbrıs gibi görünüyor. AB Komisyonu Ankara’nın yıl sonuna kadar limanlarını Rumlara açması için baskılarını yoğunlaştırıyor.

Finlandiya Başbakanı Matti Vanhanen’le bir araya gelen AB Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso, geçtiğimiz haftalarda yapılan sert açıklamalara karşın olası kriz ve krizin Türkiye’nin üyelik sürecine yönelik etkileri konusunda ihtiyatlı konuştu.

Barosso, limanlar sorunu nedeniyle Türkiye’nin müzakere sürecinin olumsuz etkileneceğini soyledi. Müzakerelerin sekteye uğrayabileceğini söyleyen Barroso’nun ‘askıya alma’ gibi bir söz sarfetmemiş olması dikkat çekiciydi.

Vanhanen ise, baskent Helsinki’de düzenlediği basın tolantısında, Türkiye’nin limanlar konusundaki yükümlülüklerini hatırlatarak, bu konuda dönem başkanlığının da çözüm üretmek için yapıcı bir tutum sergileyeceğini söyledi.

REHN: FİNLANDİYA ÇABA HARCAMALI
AB Komisyonu’nun genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn de, dönem başkanı Finlandiya’nın, Kıbrıs’ta arabulucu rolü üstlenebileceğini ifade etti. Olli Rehn, “Belki Finlandiya Dışişleri Bakanı, Ada’daki iki lideri Fin saunasına davet eder ve sauna diplomasisiyle ilerleme sağlar” dedi.

Olli Rehn, Finlandiya’nın bir yandan Kıbrıs konusunda adım atması için Türkiye’ye baskı yaparken, diğer yandan da üye ülkeleri Kıbrıslı Türklerle doğrudan ticarete başlamaları yönünde ikna etmeye çalışacağını belirtti.

Diplomatik gözlemciler, Finlandiya’nın Türkiye ile AB arasındaki müzakerelerin askıya alınmasını kesinlikle istemediğini dile getirerek, bu konuda Türkiye leyhine son derece önemli bir çaba sergileyeceğini açıkladılar.

REHN’DEN OMBUDSMANLIK MESAJI
Öte yandan Olli Rehn, Finlandiya televizyonuna verdiği demeçte de, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in, Kamu Denetçiliği Kurumu Kanunu’nu, bazı maddelerinin bir kez daha görüşülmesi için TBMM’ye geri göndermesinin, süreci etkilemeyeceğini söyledi.
Rehn, Sezer’in ombudsmanlık olarak bilinen yasayı iadesinin hikayenin sonu olmadığını, göründüğü kadar dramatik olmayabileceğini kaydederek, yasanın meclisten yeniden geçebileceğini belirtti.

‘REFORMLAR SÜRMELİ’
Rehn, ombudsmanlığın Avrupalı anayasal bir devlet için temel taşlardan biri olduğunu, Türkiye’nin bu kurumu yaratacağını umduğunu kaydetti.

Türkiye’deki reform sürecinin sıkıntıya içine girdiğini de belirten Rehn, “İfade özgürlüğü, dini özgürlükler ve azınlık hakları ile ilgili reformlar devam etmeli” dedi.

Kıbrıs'ta patinaj



19 Temmuz için iki "senaryo" var...
Birincisi... Bülent Ecevit'in zaten bazı "iletişim kanallarını açtığı" ama bunun "yaşama dönüş" olarak o gün açıklanacağı...
Diğerini ise yazmak istemiyorum...
19 Temmuz, Türkiye'nin Barış Harekâtı'nın yıldönümüdür.
Dönemin başbakanı Ecevit o gün "Kıbrıs Fatihi" unvanını kazanmıştır.
Türkiye bir bayram yerine dönüşmüştü.
.............................
Ancak...
O günden başlayarak Kıbrıs, Türkiye dış politikasının endekslendiği bir sorundur.
Önce ABD'nin koyduğu ambargo nedeniyle Ankara-Washington arasında buzullar oluşmuştu.
Şimdi de... Türkiye-AB arasında soğuk iklim kuşağı hissediliyor.
AB, "Türkiye limanlarının Kıbrıs Rumlarına açılması, aksi halde, tam üyelik görüşmelerinin askıya alınacağı" yolunda buram buram tehdit kokan söylemlerle bastırıyor.
Ankara ise bunlara bazen "sağduyu" ile "serinkanlı" bir "duruş" koyuyor.
Bazen de, "Artık Kıbrıs'ta ödün vermeyiz. Görüşmeler askıya alınırsa da alınır" diye "rest" çekiyor.
...............................
Açıkçası...
Önümüzdeki yıl BM Genel Sekreterliği'nden ayrılacak olan Annan'ın planına bağlanmış "BM platformunda çözüm" artık geçerli değil.
Ama...
Çözüm yokluğunda "serinkanlı" duruşla "rest" politikaları, oyunda, duruma göre oynanan kartlar...
Bir sonuç alınabilmesi olasılığı zor.
Fakat...
Şimdilik, dar alanda kısa paslardan başka yapacak şey de pek görünmüyor.
..............................
2008 yılında Güney Kıbrıs'ta Başkanlık Seçimi var.
Türklere kıyım örgütü "EOKA'nın Lefkoşa sorumlusu olduğu" ve "Kıbrıs Cumhuriyeti'nin doğumunda nüfus kâğıdı" gibi görülebilecek Londra ve Zürih anlaşmalarına bile karşı tavır koyduğu internet sitelerinde yer alan Papadopulos'tan "uzlaşma" beklemek hayaldir.
Türk tarafıyla anlaşmaya karşı çıktıkça oylarını artıran Papadopulos, sertliği sürdürecektir. Bir sonraki seçimin de en güçlü başkan adayı Papadopulos'tur.
Papadopulos'un uzlaşmaz çizgisini, şu söylemi açıkça ortaya koymakta:
"Türklerle bir anlaşmayı kendi istediğim gibi, kendi ellerimle yazmadıkça, Türklerden gelen her öneriyi reddetmek, geçerli ikinci planımdır."
O halde en azından 2008 Başkanlık Seçimleri'ne kadar Papadopulos'tan tek bir olumlu adım beklenemez.
.............................
Buna 2007'de yapılacak Türkiye Cumhurbaşkanlığı Seçimi de bir "faktör" olarak eklenmeli.
Türkiye'de hiçbir yönetim, hiçbir lider, Kıbrıs'ı gözden çıkararak ayakta kalamaz.
O halde...
Erdoğan hükümeti de Kıbrıs için "adım" atmakta çok da istekli olamaz.
İki taraf da birbirlerine yaklaşmaz.
.............................
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'a gelince... O, daha genel seçimler öncesinden başlayarak "uzlaşma" ve "diyalog" çağrılarında bulunmuştu.
Eli hep havada kaldı.
Giderek Talat da uzaktan gözlemlerle tıpkı Denktaş'ın konumuna itilmekte.
Henüz puanlarını yitirmiş değilse de artık "Yoksa Denktaş haklı mıydı?" soruları giderek tiz perdeden dile getirilmeye başlandı.
............................
Sonuç...
Talat ve Papadopulos, dün "Kayıp Kişiler Komitesi"ne üçüncü üye bağlamında bir araya geldi.
Ciddi hiçbir yakınlaşma olmadı.
Özellikle Papadopulos'un Talat'tan uzak durmak çizgisi hiç "iyimserlik" ışığı yakmadan dün de sürdü.
.............................
Türkiye, Papadopulos gerçeğini dikkate alarak yeni politikalar üretmek ve sürdürmek zorunda.
Peki Kıbrıs, AB yolunda bir fay kırığı olabilir mi?
Elbette zorlu engel...
Ama...
Ankara özellikle şu gerçeği, pusulanın ibresi gibi görmeli:
"Türkiye AB'den koparsa, Rum Kesimi ve Yunanistan artık görüşme yapabilecek kanalları tümüyle yitirmiş olur."
Dünkü görüşme patinajdır.

GUNERI CIVAOGLU MILLIYET 04/07/06

Rum kültürünü sadece Yunanlılar'a bırakmayalım


Geçen haftasonunda, Zoğrafyan Lisesi'ni Bitirenler Derneği, "İstanbul'da Buluşma: Dün ve Yarın" konulu bir konferans düzenlendi. İstanbul Rumları'nın bir araya geldikleri ve özlem içinde hatıralarını tazeledikleri iki günlük bir çalışmaydı.
Bu konferans ve yapılan konuşmalar bana, çok hayıflandığım bir konuyu hatırlattı: Anadolu Rumları ve Patrikhane kültürü…
Ben, 1950'lerde Rumlar'la aynı mahalleleri paylaşan, iyi dostluklar kurmuş, onların dünyalarını anlayan bir kuşağın mensubuyum. İstanbul'dan kovarak büyük hata ettiğimizi artık toplumumuzun önemli bölümü tarafından kabul edilen Rumlar'ı ve kültürlerini paylaşmamız gereken bir zenginlik olarak görenlerdenim.
Unutmayalım ki, Anadolu nice kültürlere analık yapmıştır. Rumlar da Anadolu'ya gönüllerini ve kültürlerini vermişlerdir. Bugün bu topraklarda bizler oturuyoruz, ancak topraklara sahip olmak, tüm zenginlikleri paylaşmak anlamına gelmiyor. Osmanlı'ya ve ardından da bizlere renk veren Rumlar, dinleriyle, patrikleriyle, kiliseleriyle, şarkıları, ikonları ve günlük yaşamlarıyla bu toprakların zenginliğiydiler.
Bugün çok azı da kalsa, bu zenginlikleri mutlaka korumalı, gelişmesine yardımcı olmalı ve paylaşmalıyız. Avuç içi kadar küçük fanatik bazı grupların şirretliklerinden korkup susmamalıyız.
Anadolu'nun hakkını ancak bu şekilde verebiliriz.
Zoğrafyan Lisesi Konferansı'nı işte bu bakış açısıyla izledim.
Mehmet Yılmaz'ın daha önce değindiği gibi, Rumlar'ı ve onların kültürlerini bir alış-veriş metası gibi görmemek gerektiğine inanırım.
Bu ülkenin kapılarını Rumlar'a tekrar açan Turgut Özal idi. AK Parti hükümeti ilk başlarda büyük ümitler vermiş ve bu mirasa farklı bakacağını göstermişti. Ancak şimdilerde, onlar da fanatiklere takılıyorlarmış gibi bir havaya girdiler.

ERDOĞAN'IN YAKLAŞIMI SON DERECE YANLIŞ
İşte en tipik örneği:
Başbakan, Türkiye'deki kiliselerin tamiri ve vakıfların sahiplerine geri verilmesine karşılık, Yunanistan'ın ülkesindeki Türk kökenli Müslüman azınlığa hiçbirşey yapmadığına sık sık dikkat çekiyor. Bu iki tutum arasında bir bağ kuruyor ve karşılığını bekliyor.
Neden ?
Eğer Yunanlılar, kendi vatandaşları sayılan Türk kökenli Müslümanlar'ın dini gereksinimlerini karşılamakta beklendiği kadar adım atmıyorlarsa, bu onların ayıbı. Bizi ilgilendirmeli, ancak bir pazarlık konusu olmamalı.
Türkiye sınırları içindeki kiliseler ve patrikhane ise, bize ait unsurlar. Kültürel bir miras olarak algılanmalı. Onları onarmak, Mehmet Yılmaz'ın da değindiği gibi, onlara sahip çıkmak ve gelecek kuşaklara aktarmak ise bizim sorumluluğumuz olmalı.
Bu iki konu arasında bir bağ kurmak, Yunanistan'a patrikhane ve kiliseler-vakıf malları hakkında bir söz hakkı vermek anlamına gelmez mi?
İstanbul'daki Patrikhane'ye sahip çıkmak mı, yoksa hayatlarını rahatlatmak mı daha doğru bir yaklaşımdır?
Benim düşlediğim Türkiye, gereksiz korkularını yenmiş, kendine güvenen ve Anadolu'daki tüm kültürlere sahip çıkmış bir ülkedir. İçine dönük, herkesten korkan ve İslam dışındaki her gelişmeyi protesto eden bir ülke değil.

MEHMET ALI BIRAND MILLIYET 04/07/06

Rehn: Kıbrıslıları hamama sokalım

Rehn, Türkiye ile müzakerelerin durmasına yol açacak kriz çıkmaması için AB dönem başkanlığını devralan memleketinin yetkililerini Kıbrıs'ta arabuluculuğa çağırdı: Kıbrıs'ta tarafları Fin hamamına sokup sauna diplomasisi yapın. Kuzey Kıbrıs'a tecridi kaldırın

04/07/2006 RADIKAL

HELSİNKİ - AB Türkiye'yi sonbahara dek limanları Rumlara açmazsa müzakeleri durdurmakla tehdit ederken, dönem başkanlığının Finlandiya'ya geçmesi, Kıbrıs'ta tarafların saunaya sokulması esprisini yarattı. Kendisi de Finli olan Avrupa Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu yetkilisi Olli Rehn, Kıbrıs yüzünden Türkiye'nin müzakerelerinin askıya alınması olasılığını önlemek için Helsinki'yi en üst çabayı harcamaya çağırdı. Rehn, memleketinin yetkililerinin 'BM'nin alanı' kabul edilen Kıbrıs'ta arabuluculuğa soyunmasını isterken, 'Fin hamamı diplomasisi' dahi önerdi.
MTV3 kanalına Finlandiya'nın dönem başkanlığının krizin çözümü için fırsat oluşturduğunu söyleyen Rehn, Ankara'nın hislerine tercüman oldu. Finlandiya'ya AB'nin iki yıl önce KKTC'ye vaat ettiği doğrudan ticaret tüzüğünün çıkmasını sağlaması, Türkiye'ye de Kıbrıs'ta yükümlülüklerini yerine getirme çağrısı yapan Finli komiser, Helsinki'nin arabuluculuğu için "Belki de Dışişleri Bakanı Erkki Tuomioja, Kıbrıs'taki toplumların temsilcilerini Fin hamamına davet edebilir ve biraz sauna diplomasisi yoluyla ilerleme sağlayabilir" ifadelerini kullandı. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in 'ombudsmanlık' diye bilinen 'Kamu Denetçiliği Kurumu'nu vetosunu da "Hikâyenin sonu değil, kendisi sık veto ediyor, meclis yasayı geçiriyor. Ombudsmanlık Avrupa anayasalı bir devlet için köşetaşıdır" diye yorumlayan Rehn, reform sürecinin durakladığı uyarısını tekrarladı.

Barroso: Kıbrıs hariç işler yolunda
Avrupa Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso da, Finlandiya Başbakanı Matti Vanhanen'le basın toplantısında, Türkiye'yi uyardı. Müzakerelerin genelde yolunda gittiğini, ama Gümrük Birliği Ek Protokolü'nün uygulanmamasının ciddi sorun çıkaracağını kaydeden Barroso, Kıbrıs'ta iki liderin 2.5 yıl sonraki ilk buluşmasını 'cesaret verici' diye niteledi. Barroso, "Elbette Kıbrıs'ta anlaşma işleri çok kolaylaştırır. Aslında bu konular doğrudan bağlantılı değil, ayrı şeyler. Yine de Kıbrıs'ta ilerlemeye ihtiyaç olduğu açık" dedi. Kıbrıs'ta siyasi müzakerenin başlaması için BM liderliğinde teknik müzakere düzenleyebileceğini söyleyen Vanhanen, bugün Avrupa Parlamentosu'nda programını tanıtacak. (Dış Haberler)

İki buçuk yıl geçti, Papadopulos bildiğiniz gibi...

04/07/2006 RADIKAL

SEFA KARAHASAN

LEFKOŞA - Muhatabının Türkiye olduğunu savunan Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos, dün KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'la iki buçuk yıl önceki referandumun yolunu açan Bürgenstock temaslarından sonra ilk görüşmesini yaptı. Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi'ne atanan yeni BM temsilcisi Christopher Girod'un göreve başlaması vesilesiyle BM temsilcisi Michael Müller'in Lefkoşa ara bölgedeki ikametgâhında bir buçuk saat süren görüşme sonrası Talat, adada yeni müzakerelere hazır olduklarını yinelerken, Papadopulos'un olumsuz tavrı dikkat çekti. Talat'ın 'bir kahve içelim' önerisini bile reddetmiş olan Rum lideri, "Mr. Talat'la görüşmemem için dogmatik bir sebep yok" dese de bunu kapsamlı ve kalıcı çözüm için yapılacak diplomatik müzakereler yerine alt düzeyde teknik görüşmelerle sınırladığını saklamadı.
Rum lideri böylece perşembe adayı ziyaretinde iki lideri buluşturmak isteyen BM Genel Sekreter Yardımcısı İbrahim Gambari'ye olumsuz mesaj vermiş oldu.

Rum lideri yeni temasa kapalı
İki lider önce basın önünde el sıkıştı. Görüşme sonrası iki liderin komite çalışmalarına destek için uluslararası toplumu 'acil ve cömert katkıya çağırdığı' açıklandı. Ardından Papadopulos'la cumhurbaşkanı sıfatıyla ilk kez görüşen Talat, bu teması 'yapıcı' diye niteleyip, Gambari'nin ziyaretinde yeni görüşme umudunu dile getirdi. Ancak Rum lideri Talat ile ancak diplomatik bir çerçevede planlanmış bir müzakere sürecinde görüşebileceğini, Gambari'nin ziyareti içinse böyle bir temas tasarlanmadığını söyledi.

Gambari Gül'le görüştü
BM temsilcisi Gambari ise 'nabız tutma' amaçlı ada ziyareti öncesi dün Ankara'da Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ile buluştu. Gambari, "Samimi ve yapıcı bir görüşme yaptık. Atina ve Lefkoşa'ya da gideceğim. Sonuçları Genel Sekretere ileteceğim. Ne yapılacağına o karar verecek" dedi. Gambari'ye Türkiye'nin Annan'a saygı duyduğu ve planının parametrelerinde sapma olmamasına büyük önem atfedildiği aktarıldı. Gül, "BM çerçevesinde her türlü çabaya, her türlü desteği vermeye devam edeceğiz" dedi.
Adada kayıpların bulunması için BM kararıyla 1981 anlaşması uyarınca kurulan ve 1984'ten beri faal olan Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi'nin ilk toplu kazıları ağustosta yapması kararlaştırıldı.

El sıkıştılar

İLK KEZ BULUŞTULAR.. Cumhurbaşkanı Talat ile Kıbrıs Rum toplumu lideri Papadopulos, dün sabah Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi 3'üncü üyesi Christophe Girod'un göreve başlaması dolayısıyla BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs'taki Özel Temsilcisi ve BM Misyon Şefi Michael Möller'in ara bölgedeki ikametgahında düzenlenen resepsiyonda ilk kez bir araya geldi. Görüşme öncesinde iki lider el sıkışarak basına poz verdi

TALAT: GAMBARİ'NİN ZİYARETİ YENİ BİR GÖRÜŞME FIRSATI YARATABİLİR Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıs Türk tarafının, Kıbrıs sorununa kapsamlı ve kalıcı çözüm bulunması yönünde yapılacak müzakerelere hazır olduğunu bir kez daha vurguladı. Görüşmeyi oldukça "yapıcı" ve "samimi" olarak nitelendiren Talat, Kıbrıs konusuna ilişkin görüş alışverişinde bulunduklarını ifade etti. Talat, BM Genel Sekreteri'nin Siyasi İşlerden Sorumlu Yardımcısı Gambari'nin Kıbrıs ziyaretinin yeni bir görüşmeye fırsat yaratabileceğini söyledi

PAPADOPULOS: GAMBARİ AYRI AYRI GÖRÜŞMELERDE BULUNACAK Rum toplumu lideri Papadopulos ise, Talat'la Kıbrıs konusuna ilişkin müzakerelerde bir araya gelmesi için şu ana kadar planlanmış herhangi bir görüşmenin bulunmadığını ifade etti. Papadopulos, Gambari'nin, Kıbrıs ziyareti sırasında Cumhurbaşkanı Talat ile görüşüp görüşmeyeceğiyle ilgili olarak, Gambari'nin her iki toplum lideriyle ayrı ayrı görüşerek teknik komiteler konusunda ilerleme olup olmadığını değerlendireceğini ifade etti

GİROD GÖREVİNE RESMEN BAŞLADI.. Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi'nin Üçüncü Üyesi Girod, dün düzenlenen toplantı ile görevine resmen başladı. Toplantının sonrasında Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi de yazılı bir açıklama yaptı. Açıklamada, Girod'un onuruna düzenlenen toplantıya Cumhurbaşkanı Talat ve Rum toplum lideri Papadopulos'un katılımın komitenin çalışmalarına "somut bir destek ifadesi" olarak algılandığı vurgulandı

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Kıbrıs Rum toplumu lideri Tassos Papadopulos, dün sabah saat 10.10'da Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri'nin Kıbrıs'taki Özel Temsilcisi ve BM Misyon Şefi Michael Möller'in ara bölgedeki ikametgahında bir araya geldi.

Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi 3'üncü üyesi Christophe Girod'un resmen göreve başlaması dolayısıyla BM temsilcisi Möller'in Lefkoşa Uluslararası Havaalanı yakınlarındaki ikametgahında gerçekleşen toplantıda ilk kez bir araya gelen Talat ve Papadopulos, görüşme öncesinde el sıkıştı.

Yaklaşık bir saat süren görüşme sonrasında ilk olarak Cumhurbaşkanı Talat, basına açıklamalarda bulundu. Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıs Türk tarafının, Kıbrıs sorununa kapsamlı ve kalıcı çözüm bulunması yönünde yapılacak müzakerelere hazır olduğunu bir kez daha vurguladı.

Görüşmeyi oldukça "yapıcı" ve "samimi" olarak nitelendiren Talat, Kıbrıs konusuna ilişkin bazı hususlarda görüş alışverişinde bulunduklarını ifade etti.

Talat, Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi'nin oldukça önemli bir çalışma yürüttüğüne de işaret ederek, dünkü görüşmede hem kendisinin hem de Papadopulos'un komiteye çalışmalarında destek olmaya devam edeceklerini vurguladıklarını kaydetti ve başta Avrupa Birliği olmak üzere uluslararası topluluğa komite çalışmalarının başarıya ulaşabilmesi için maddi destekte bulunmaları çağrısında bulundu.

Papadopulos ile yeniden görüşüp görüşmeyecekleriyle ilgili bir soru üzerine Cumhurbaşkanı Talat, bu konuda bir karar almadıklarını ifade ederek, BM Genel Sekreteri'nin Siyasi İşlerden Sorumlu Yardımcısı İbrahim Gambari'nin Kıbrıs ziyaretinin yeni bir görüşmeye fırsat yaratabileceğini söyledi.

Rum toplumu lideri Tassos Papadopulos ise, Cumhurbaşkanı Talat'la Kıbrıs konusuna ilişkin müzakerelerde bir araya gelmesi için şu ana kadar planlanmış herhangi bir görüşmenin bulunmadığını söyledi.

Rum tarafının müzakereler için ve özellikle teknik komitelerin kurulması için Paris anlaşmasını temel olarak gördüğünü ifade eden Papadopulos, bu çerçevede teknik komitelerin kurulmasına ve çalışmaya başlamasına onay vermeye hazır olduklarını söyledi.

Papadopulus, Talat'la görüşmemesi için dogmatik bir neden bulunmadığını ancak öncelikle kurulacak teknik komitelerin çalışmalarında ilerleme sağlanması gerektiğini ileri sürdü.

Tassos Papadopulos, Talat ile ancak bu çerçevede planlanmış bir müzakere sürecinde bir araya gelebileceğini söyleyerek, Gambari'nin adayı ziyareti sırasında iki lideri bir araya getirme çabalarını yanıtsız bırakacağı mesajını verdi.

Görüşme sonrasında Rum Başkanlık Sarayı'nda da açıklamalarda bulunan Rum lider Papadopulos, BM Genel Sekreteri Yardımcısı Gambari'nin, Kıbrıs ziyareti sırasında Cumhurbaşkanı Talat ile görüşüp görüşmeyeceği sorusuna karşılık, Gambari'nin her iki toplum lideriyle ayrı ayrı görüşerek teknik komiteler konusunda ilerleme olup olmadığını değerlendireceğini ifade etti.

Cumhurbaşkanı Talat ile Papadopulos, en son 2004 yılında Bürgenstöck'da Kıbrıs görüşmeleri sırasında bir araya gelmişti. Talat o dönemde başbakan olarak görüşmelerde Kıbrıs Türk heyetini temsil ederken, Papadopulos Rum yönetimi başkanı olarak görüşmelerde Rum tarafı adına hazır bulunuyordu.

İki toplum lideri el sıkıştı

Her iki lider de toplantıya, forslu makam arabalarıyla korumaları eşliğinde geldi.

Toplantı yerine ilk önce saat 10.05'te Cumhurbaşkanı Talat, bir dakika sonra ise Kıbrıs Rum toplumu lideri Papadopulos geldi.

Talat'a toplantıya gelişinde Müsteşarı Raşit Pertev, Papadopulos'a ise Başkanlık Siyasi Büro Müdürü Tasos Conis eşlik etti.

Hem yerel hem de yabancılardan oluşan büyük bir basın ordusunun izlediği toplantı öncesinde ne Talat ne de Papadopulos gazetecilere açıklama yaptı.

Cumhurbaşkanı Talat ve Müsteşarı Raşit Pertev, Rum toplumu lideri Tassos Papadopulos ve Siyasi Büro Müdürü Tasos Conis, BM'nin Kıbrıs'taki Özel Temsilcisi Michael Möller ile Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi'nin Kıbrıslı Türk ve Rum üyeleri birlikte basına poz verdi.

Cumhurbaşkanı Talat ve Rum lideri Papadopulos, el sıkışarak basına görüntü verdi.

BM Barış Gücü Sözcüsü Brain Kelly toplantı öncesinde, Talat ile Papadopulos arasında ikili görüşme yapılması olasılığı olup olmadığıyla ilgili bir soruyu yanıtlarken, "Böyle bir görüşme olasılığı mevcuttur" dedi.

Talat, müzakerelere

hazır olduğunu yineledi

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs konusuna kapsamlı ve kalıcı çözüm bulunması yönünde yapılacak müzakerelere hazır olduğunu bir kez daha vurguladı.

Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos ise, Cumhurbaşkanı Talat'la Kıbrıs konusuna ilişkin müzakerelerde bir araya gelmesi için şu ana kadar planlanmış herhangi bir görüşmenin bulunmadığını söyledi.

Yaklaşık bir saat süren görüşme sonrasında ikametgahtan ilk olarak Cumhurbaşkanı Talat çıktı ve basına açıklamalarda bulundu.

Görüşmeyi oldukça yapıcı olarak nitelendiren Talat, "Görüşmede Kayıplar Komitesi'nin çalışmalarına destek belirttik ve Kıbrıs konusuna ilişkin bazı hususlarda görüş alışverişinde bulunduk. Oldukça samimi bir toplantı oldu" dedi.

Cumhurbaşkanı Talat bir soruya karşılık, Rum tarafı ile Kıbrıs konusuna ilişkin müzakerelere hazır olduğunu yineledi ve bu konuda BM Genel Sekreteri Kofi Annan'a daha önce iki kez mektup yazdığını anımsatarak, bu görüşünü Annan'a ilettiğini ve Rum tarafının bu yönde cesaretlendirilmesini istediğini ifade etti.

Talat, Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi'nin oldukça önemli bir çalışma yürüttüğüne işaret ederek, dünkü görüşmede hem kendisinin hem de Papadopulos'un komiteye çalışmalarında destek olmaya devam edeceklerini vurguladıklarını kaydetti ve başta Avrupa Birliği olmak üzere uluslar arası topluluğa komite çalışmalarının başarıya ulaşabilmesi için maddi destekte bulunmaları çağrısında bulundu.

Papadopulos ile yeniden görüşüp görüşmeyecekleriyle ilgili bir soru üzerine Cumhurbaşkanı Talat, böyle olmasını ümit ederim. Bu konuda bir karar almadık, ancak özellikle sayın Gambari'nin ziyareti ve bizimle temaslarıyla bunun olacağını, bir araya gelmek için ve gelecekte de görüşmeye devam etmek ve bu tür toplantılar düzenlemek için böyle fırsat bulabileceğimizi ümit ediyorum" dedi.

Gambari ile üçlü bir görüşmenin olup olmayacağıyla ilgili bir soru üzerine Talat, "kendi adına, bunun için hazırım. Bu, gerçekten Gambari'nin ziyaretinde ne olacağına bağlı. Söylediğim gibi, ben hazırım" dedi.

Teknik komitelerle ilgili bir soru üzerine Cumhurbaşkanı Talat, BM'nin önerisine hazırız. Söylediğim gibi, Bizim hazır olduğumuzu, BM Genel Sekreteri'ne mektuplarımızla iki kez teyit ettik. Bunun için hazırız" diye konuştu.

Teknik komitelerin gündemi konusunda hemfikir olup olmadığının sorulmasıyla ilgili olarak ise Talat, Söylediğim gibi, BM'nin bir önerisiydi ve biz bunu kabul ettik. Bekliyoruz" dedi.

Papadopulos: Talat'la görüşmemem

için herhangi bir neden yok

Cumhurbaşkanı Talat'ın Möller'in ikametgahından makam arabasıyla korumaları eşliğinde ayrılmasının ardından açıklama yapmak için dışarıya çıkan Rum yönetimi başkanı Tasos Papadopulos ise Rum tarafının müzakereler için ve özellikle teknik komitelerin kurulması için Paris anlaşmasını temel olarak gördüğünü ifade etti. Papadopulos, Paris anlaşmasının öngördüğü şekilde teknik komitelerin kurulmasına ve çalışmaya başlamasına onay vermeye hazır olduklarını söyledi.

Papadopulos, BM Genel Sekreteri'nin Siyasi İşlerden Sorumlu Yardımcısı İbrahim Gambari'nin temaslar için adaya geleceğinin anımsatılarak Cumhurbaşkanı Talat ile bu hafta içerisinde Gambari'nin planlayacağı herhangi bir görüşmede bir araya gelmesinin söz konusu olup olmadığına ilişkin bir soruya karşılık, Cumhurbaşkanı Talat'la Kıbrıs konusuna ilişkin müzakerelerde bir araya gelmesi için şu ana kadar planlanmış herhangi bir görüşmenin bulunmadığını söyledi.

Papadopulos, Talat'la görüşmemesi için herhangi bir neden bulunmadığını ancak öncelikle kurulacak teknik komitelerin çalışmalarında ilerleme sağlanması gerektiğini ileri sürdü.

Papadopulos, Talat ile ancak bu çerçevede planlanmış bir müzakere sürecinde bir araya gelebileceğini söyleyerek, Gambari'nin adayı ziyareti sırasında iki lideri bir araya getirme çabalarını yanıtsız bırakacağı mesajını verdi.

Girod görevine resmen başladı

Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi'nin Üçüncü Üyesi Christophe Girod, dün düzenlenen ve Cumhurbaşkanı Talat ile Rum toplum lideri Papadopulos'u bir araya getiren toplantı ile görevine resmen başladı.

BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs'taki Özel Temsilcisi ve UNFICYP Misyon Şefi Michael Möller'in Lefkoşa Uluslararası Havaalanı yakınlarındaki ikametgahında yer alan toplantının sonunda Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi yazılı bir açıklama yaptı.

Komite açıklaması, Talat ile Papadopulos'un toplantı sonrasında basına verdikleri demeçlerin ardından basına okundu.

Açıklamada, Girod'un onuruna düzenlenen toplantıya Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Rum Yönetimi Başkanı Tassos Papadopulos'un katılmasından duyulan memnuniyet dile getirildi ve bu katılımın komitenin çalışmalarına "somut bir destek ifadesi" olarak algılandığı vurgulandı.

"Ekselansları" olarak nitelendirilen Talat ile Papadopulos'un, Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi'nin çalışmalarına acil olarak cömertçe katkı sağlaması yönünde uluslararası topluluğa çağrıda bulunmasının mutluluk verici olduğu belirtilen Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi'nin açıklamasında şu ifadelere yer verildi:

"BM Genel Sekreteri'nin Özel Temsilcisi Michael Möller, bugünkü (dünkü) toplantıya ev sahipliği yaptı ve Girod'u selamladı.

Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi'nin yürüttüğü çalışmanın önemini vurgulayan Möller, Girod'un Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi'ndeki üyeliğinin, Kıbrıs'ın tarihindeki sancılı bir bölümün kapatılması sürecinin hızlandırılmasına katkı sağlaması temennisinde bulundu.

Komite'nin diğer iki üyesi de; Girod'u sıcak bir şekilde selamlayarak, komitenin güçlenmesinin, Kıbrıs'taki kayıp şahısların ailelerinin yararına yürütülen insani görevin uygulanmasına katkı sağlayacağının altını çizdi."

Papadopulos: Açılım olmayan

başka konuları görüştük

Papadopulos, Cumhurbaşkanı Talat'la kayıplar konusu dışında; büyük öneme sahip olmayan ve yeni bir başlangıç veya açılım sayılmayan başka konuları görüştüklerini söyledi.

Rum radyosunun haberine göre, Papadopulos, Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi'nin üçüncü üyesi Christophe Girod'un göreve atanması çerçevesinde dün Cumhurbaşkanı Talat ile görüşmesinin ardından Rum Başkanlık Sarayı'nda açıklama yaptı.

Papadopulos, görüşme sırasında, "Paris görüşmesinde varılan anlaşma gereği," teknik komitelerin çalışmalarını nasıl ileriye götürüleceği konusunun ele alındığını belirtti.

Papadopulos, BM Genel Sekreteri Yardımcısı Gambari'nin, Kıbrıs ziyareti sırasında Cumhurbaşkanı Talat ile görüşüp görüşmeyeceği sorusuna karşılık, Gambari'nin her iki toplum lideriyle ayrı ayrı görüşerek teknik komiteler konusunda ilerleme olup olmadığını değerlendireceğini ifade etti.

Papadopulos, Talat ile görüşmesi konusunda "dogmatik bir engel" olmadığını söyledi.

Hristofyas: Görüşme, diğer

görüşmeler için bir adım olsun

Rum Meclis Başkanı Dimitris Hristofyas ise, dün bir araya gelen iki liderin insancıl bir konu olan kayıplar konusunun çözümlenmesini ve kayıpların akıbetinin belirlenmesini arzuladıkları mesajını vermek istediğini söyleyerek, görüşmenin sadece kayıplar konusuna yoğunlaşmasına rağmen siyasi öneminin de bulunduğunu belirtti.

Hristofyas, söz konusu görüşmenin, diğer görüşmeler için adım olmasını diledi.

KIBRIS 04/07/06

Kararı, Annan verecek

GAMBARİ: BUNDAN SONRASI ANNAN'IN İŞİ... TC Dışişleri Bakanı Gül, BM Genel Sekreteri'nin Siyasi İşlerden Sorumlu Yardımcısı Gambari ile bir araya geldi. Kıbrıs'taki mevcut durumu ve soruna kapsamlı çözüm bulunması için nasıl ilerlenmesi gerektiğini değerlendirmek üzere çıktığı turun ilk durağının Ankara olduğunu hatırlatan Gambari, Ankara'dan sonra Atina ve Lefkoşa'da da temaslarda bulunacağını ifade ederek, ''Elde ettiğim sonuçları genel sekretere ileteceğim. Bundan sonra ne yapılacağına o karar verecek'' dedi

GÜL: HER TÜRLÜ DESTEĞİ VERMEYE DEVAM EDECEĞİZ TC Dışişleri Bakanlığı kaynaklarına göre, Kıbrıs sorununa kapsamlı çözüm için zeminin mevcut olup olmadığını değerlendirmek üzere Ankara'ya gelen Gambari'ye, Türkiye'nin Annan'a saygı duyduğu ve Annan planının parametrelerinde kayma olmamasına büyük önem atfettiği aktarıldı. Gül, Gambari'ye, ''Türkiye'nin BM çerçevesinde her türlü çabaya, her türlü desteği vermeye devam edeceği'' mesajını verdi

TC Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Siyasi İşlerden Sorumlu Yardımcısı İbrahim Gambari ile bir araya geldi.

Gambari, Dışişleri Bakanlığında bir saat kadar süren görüşmenin ardından basına kısa bir açıklamada bulundu.

Kıbrıs'taki mevcut durumu ve soruna kapsamlı çözüm bulunması için nasıl ilerlenmesi gerektiğini değerlendirmek üzere çıktığı turun ilk durağının Ankara olduğunu hatırlatan Gambari, Gül ile çok samimi ve yapıcı bir görüşme yaptıklarını ifade etti.

Ankara'dan sonra Atina ve Lefkoşa'da da temaslarda bulunacağını ifade eden Gambari, ''Elde ettiğim sonuçları genel sekretere ileteceğim. Bundan sonra ne yapılacağına o karar verecek'' diye konuştu.

Türkiye, BM çerçevesinde

her türlü desteğe hazır

Görüşmeye ilişkin bilgi veren TC Dışişleri Bakanlığı kaynaklarına göre, Kıbrıs sorununa kapsamlı çözüm için zeminin mevcut olup olmadığını değerlendirmek üzere Ankara'ya gelen Gambari'ye, Türkiye'nin Annan'a saygı duyduğu ve Annan planının parametrelerinde kayma olmamasına büyük önem atfettiği aktarıldı.

Gül, Gambari'ye, ''Türkiye'nin BM çerçevesinde her türlü çabaya, her türlü desteği vermeye devam edeceği'' mesajını verdi.

Sorunun çözümünde aşama kaydedilebilmesi için Rum tarafının Annan planı üzerinden kapsamlı çözüme ulaşma yönünde bir niyeti olup olmadığının anlaşılması gerektiğini belirten diplomatlar, görüşmede Gül'ün Gambari'ye, Türk tarafında bu yönde bir niyetin var olduğunu aktardığını da kaydettiler.

Diplomatlar, Gambari'nin çıktığı turun sonuçlarını görmek için, BM Genel Sekreterine sunacağı raporu beklemek gerektiğini söylediler.

KIBRIS 04/07/06

Kıbrıs Türkünün çözüm istenci devam ediyor

Başbakan Yardımcılığı Dışişleri Bakanlığı'nın yaptırdığı araştırmalara göre Kıbrıs Türkü'nün çözüm istenci, ekonomik ve politik ambargoların kalkacağı inancının yitirilmesinden doğan umutsuzluğa rağmen devam ediyor.

Annan Planı'nın yeniden görüşülmesi istenci artan halkın, Annan Planı temelinde yeni bir referandum yapılsa, yüzde 55'e düşse de, yine "evet" oyu vereceği ortaya çıktı.

Dışişleri Bakanlığı Siyasi Danışmanı Kudret Akay dün düzenlediği basın toplantısında, Dışişleri Bakanlığı'nın Haziran 2004'den itibaren gerçekleştirdiği kamuoyu yoklamaları ve Şubat 2006'da yapılan Siyasal Eğilimler Araştırması sonuçlarını açıkladı.

Kudret Akay, Haziran 2004'de "Kıbrıslı Türkler neden evet, neden hayır dedi" sorusu etrafında şekillendirilen anketin önemli bölümünün sürekli olarak tekrarlandığını belirtti. En son Şubat 2006'da gerçekleştirilen anketin sonuçlarını, Haziran 2004 sonuçlarıyla karşılaştırarak, yeni bir değerlendirme yaptıklarını kaydeden Akay, değişkenlikleri saptamaya çalıştıklarını söyledi.

2 yıldır çeşitli aralıklarla yapılan anketlerde sonuçların hemen hemen aynı olduğunu, Kıbrıs Türkü'nün çözüm istencinin devam ettiğini ancak çözüm önerilerinin yanlış şekilde yansıtıldığını kaydeden Akay, "Bulgular ilginçtir. AB, direk uçuşlar ve mali yardımlar konusunda güvensizlik tespit edildi" dedi.

Lordos'un sponsor

olduğu araştırmalar

Konuşmasında, Güney ve Kuzey Kıbrıs'ta ortaklaşa yapıldığı söylenen ve bazı gazetelerde yayımlanan kamuoyu yoklamalarının sonuçlarına da değinen Akay, sponsorluğunu Rum İşadamı Lordos'un üstlendiği söz konusu dizi araştırmaların ciddi hataları bulunduğu görüşünü belirtti.

Araştırmanın ilk sonuçlarının geçen yıl Güney Kıbrıs'ta gerçekleştirilen Wilton Park Konferansı'nda sunulup tartışıldığını kaydeden Akay, "Bu araştırmalar, Lordos'un kendi çözüm modelini, Kıbrıslı Türklerin istenciymiş gibi göstermekten başka birşey değildir" dedi.

Kendisinin de katıldığı Wilton Konferansı'nda sözkonusu araştırmanın metodolojik yanlışlıklarını gösterdiğini söyleyen Akay, konferansta, Dışişleri Bakanlığı'nın yaptığı Siyasal Eğilimler Araştırması'nın sonuçlarını tartışmaya sunma fırsatı da bulduğunu belirtti.

Rum basınında yayımlanan araştırmada Kıbrıslı Türklerin yüzde 75'inin iki devletliliğe karşı olduğu yönünde "absürd" bir bulgu elde edildiğini söyleyen Akay, yüzdeliklerden çok, yüzdeliklerin nasıl elde edildiğinin önemli olduğunu söyledi.

Akay, şöyle devam etti:

"Bir yanda Rumların kamuoyu yoklamalarıyla yaptığı propaganda var, diğer yandan ise seçmenin eğilimini herhangi bir siyasal gerekçe bulmadan saptanması amacıyla yapılan bilimsel araştırmalar var. Bugüne kadar bunları yayınlamamamız hataydı. Ancak bundan böyle sağlıklı tartışma ortamı yaratmak adına araştırma sonuçlarını halkla paylaşmaya karar verdik."

Annan Planı'nın

yeniden görüşülmesi

Kudret Akay, Haziran 2004'de Annan Planı'nın yeniden görüşülmesi sorusuna yüzde 13.8, oranında evet diyen seçmen sayısının, Şubat 2006'da 32.6'ya yükseldiğini belirtti.

Annan Planı dışında müzakerelerin başlaması gerektiğini söyleyen seçmenin Haziran 2004'de yüzde 22.6, Şubat 2006 ise yüzde 27.4 olduğunu kaydeden Akay, Rumlara istedikleri güvencenin verilmesi gerektiği düşüncesine katılanların Haziran 2004 yüzde 8.4 olduğunu ve bu oranın Şubat 2006'da yüzde 5.6'ya düştüğünü söyledi.

Akay, Annan Planı'nı tek yanlı olarak uygulanmasını isteyenlerin Haziran 2004'de yüzde 16.5, Şubat 2006 ise yüzde 9.7 olduğunu kaydetti.

Kıbrıslı Türkler

niçin evet dedi?

Araştırmada, halkın Annan Planı'na evet demesinin nedenlerine ilişkin verilerin de tespit edildiğini kaydeden Akay, "Kıbrıs Türklerinin Annan Planı'na evet demelerinin esas nedeni, kendi devletleri aracılığıyla AB ve dünyayla entegre olma, uluslararası hukukun bir parçası haline gelme ve Türkiye'nin garantisinin devam etmesi istenciydi" dedi.

Akay, evet deme gerekçeleri arasında yer alan "ortak vatan duygusu" ve "Rumlarla ortak vatan kurma ideali"nin en düşük oranlarda seyrettiğini belirtti.

Güzelyurt'tan

hayır çıkardı

Kudret Akay, Şubat 2006'da yeniden bir referandum yapılmış olsaydı, düşüşe rağmen halkın yine evet diyeceğinin tespit edildiğini söyledi.

En belirgin düşüşün Güzelyurt bölgesinde gözlemlendiğini kaydeden Akay, olası bir referandumda halkın yüzde 45'nin "Evet" oyu kullanacağının ortaya çıktığını kaydetti.

Halk 'evet'ten

uzaklaşıyor

Kıbrıs Türk siyasal eğilimlerindeki farklılıkların gözlemlendiği ankete göre, halk, 2004'e göre "evet" dediğini rahatlıkla söylemekten uzaklaştı.

Bu verilerin, halkın "evet"den yavaş yavaş uzaklaştığının bir göstergesi olduğunu söyleyen Akay, araştırmaların derinleştirilmesinde, Şubat 2006'da Annan Planı temelinde yeni bir referandum yapılmış olsaydı, halkın yüzde 55'nin "evet" oyu vereceğinin ortaya çıktığını belirtti.

Akay, Rumların "hayır"ı karşısında ne yapılmalı sorusunun "KKTC'nin tanınması için çalışılmalı" şıkkına Haziran 2004'de "evet" diyenlerin yüzde 70.2 olduğunu, Şubat 2006'da bu oranın yüzde 72.4'e çıktığını söyledi. Akay, aynı sorunun "Kıbrıs Türk devleti kurulmalı" şıkkına 2004'de yüzde 43.2 oranında "evet" diyenlerin 2006'de yüzde 44'e yükseldiğini kaydetti.

Büyük umutsuzluk

Kudret Akay, "ekonomik ambargoların kaldırılması için çalışılmalı" sorusuna evet diyenler Haziran 2004'de yüzde 86.8, Şubat 2006'da ise yüzde 72 olduğuna işaret ederek bunun bir umutsuzluk göstergesi olduğunu söyledi.

Akay, "İnsanlar, ekonomik ambargoların çok kolaylıkla kalkacağı inancını yitirmiş; ancak hâlâ büyük oranda bu yönde çalışılması gerektiğine inanıyor" dedi.

Politik izolasyonların kaldırılması için çalışılmasına evet diyenlerin Haziran 2004'de yüzde 73, Şubat 2006'da ise yüzde 55.9 olduğuna dikkat çeken Akay, bunun da umutsuzluğun bir diğer göstergesi olduğunu belirtti.

Rumlar ikinci bir

referandum yapmalı

"Rumlar ikinci bir referandum yapmalı mı" sorusuna Haziran 2004'de 25.1, Şubat 2006'da yüzde 24 oranında evet denildiğini kaydeden Akay, Rumların çözüme teşvik edilmesi sorusuna evet diyenlerin Haziran 2004'de 35.8, Şubat 2006'da yüzde 41.1 olduğunu söyledi.

Akay, "Bütün bu veriler, umutsuzluğun, bizim istediğimiz şekilde bir çözüme ulaşmanın gittikçe zorlaştığı konusunda bulgulardır" yorumunu yaptı.

Kudret Akay, Haziran 2004'de yüzde 24.6 olan Rumlarla ortak bir devlet kurmak için çabaların artırılması gerektiğini belirten seçmen oranının Şubat 2006'da 24.9'a yükseldiğini söyledi.

Rumlara baskı uygulanmasını isteyen seçmen oranında hemen hemen hiç değişiklik olmadığını kaydeden Akay, bu oranın Haziran 2004'de yüzde 52.8, Şubat 2006'da ise yüzde 52.7 olduğunu kaydetti.

KIBRIS 04/07/06

Bir Kıbrıslı Türk inşaat işçisi daha Güney Kıbrıs'ta hayatını kaybetti

GÜVENLİK ÖNLEMLERİ YETERSİZ... Güney Kıbrıs'ta çalışan inşaat işçisi bir Kıbrıslı Türk daha hayatını kaybetti. 46 yaşındaki Birol Hasan, dün Limasol'da çalıştığı inşaattan düşerek öldü. Son 1.5 ayda üçüncü inşaat işçisinin hayatını kaybetmesi Güney Kıbrıs'ta inşaatlardaki güvenlik önlemlerinin yetersizliğini gündeme getirdi

Aral MORAL

Güney Kıbrıs'ta çalışan inşaat işçisi bir Kıbrıslı Türk daha hayatını kaybetti. 46 yaşındaki Birol Hasan, dün Limasol'da çalıştığı inşaattan düşerek öldü.

Son 1.5 ayda üçüncü inşaat işçisinin hayatını kaybetmesi Güney Kıbrıs'ta inşaatlardaki güvenlik önlemlerinin yetersizliğini gündeme getirdi.

Kuzey Kıbrıs'ta yaşanan ekonomik sorunlar ve işsizlik nedeniyle, hayatlarını idame ettirebilmek için Güney Kıbrıs'ta çalışan Kıbrıslı Türklerin son zamanlarda iş kazası sonucu hayatlarını kaybetmeleri endişeye neden oluyor.

Hayatını kazanmak amacıyla Güney Kıbrıs'a giden ve bir süredir de Limasol'da yaşayan Birol Hasan, dün, çalıştığı inşaatın dördüncü katından, dengesini kaybetmesi sonucu düşerek hayatını kaybetti.

Elde edilen bilgilere göre, Birol Hasan herhangi bir Rum işçi sendikasına üye değildi.

Birol Hasan'ın ölümüyle, son bir buçuk ay içerisinde, Rum tarafında inşaattan düşerek hayatını kaybeden Kıbrıslı Türklerin sayısı üçe yükselirken, vatandaşlarımızın, Rum tarafında ne kadar güvenli bir ortamda çalıştıkları sorusu akla geliyor.

KIBRIS 04/07/06

Rum ordu helikopteri düştü: 2 ölü

Kıbrıs Rum kesiminde, Lefkoşa’ya 145 kilometere uzaklıktaki Baf’ta Rum ordusuna ait bir helikopter düştü. Kazada 2 pilot hayatını kaybetti.

 

AA

Güncelleme: 15:40 TSİ 05 Temmuz 2006 Çarşamba

LEFKOŞA - Baf yakınlarında eğitim uçuşu sırasında düşen Rum Milli Muhafız Ordusu’na ait askeri helikopterin iki pilotu hayatını kaybetti. Ölenlerden birinin Rus eğitmen, diğerinin ise Rum yardımcı pilot olduğu bildirildi.

Rus eğitmenin cesedine bulundu; diğer pilotun cesedine ise ulaşılmaya çalışılıyor.

Kaza haberini alan Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos, bakanlar kurulu toplantısını yarıda keserek, ordu genelkurmaylığına gitti. Rum yönetimi Savunma Bakanı Fivos Klokkaris de olay yerine giderek incelemelerde bulundu.

‘Ankara’nın üyeliği AB’yi güçlendirir’

Finlandiya Başbakanı Vanhanen, Türkiye’nin gelecekteki AB üyeliğinin birliği güçlendireceğine inandığını söyledi.

 

NTV-MSNBC

Güncelleme: 15:24 TSİ 05 Temmuz 2006 Çarşamba

STRASBOURG - AB dönem başkanlığını yürüten Finlandiya’nın başbakanı Matti Vanhanen Strasbourg’da Avrupa Parlamentosu’nda düzenlediği basın toplantısında, Ankara ile uzun bir süreç başlattıklarını ve bu sürecin nihai hedefinin tam üyelik olduğunu söyledi.

Fin Başbakan, Türkiye’nin üyeliğinin Avrupa’yı güçlendireceği ve bölgeye istikrar getireceği görüşünde olduğunu da sözlerine ekledi.

Vanhanen buna karşılık, herşeyin Türkiye’ye bağlı olduğunu ve Ankara’nın üyelik için tüm kriterleri yerine getirmesi gerektiğini söyleyerek, “Uzun bir süreç olacak. Herhangi bir takvim üzerinde konuşmak için çok erken, ancak 6 ayda olacak bir iş değil” ifadelerini kullandı.

Finlandiya Başbakanı, Strasbourg ziyaretinde beklenenin aksine, Ankara’nın limanlarını Rumlara açma konusuna fazla yer ayırmadı. Ülkesinin dönem başkanlığı programı üzerine Avrupa Parlamentosu Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada Türkiye’nin ek protokolden kaynaklanan yükümlülüklerini yerine getirmesi gerektiğini söylemekle yetindi.

Vanhanen gibi AB Komisyonu başkanı Jose Manuel Barroso da aday ülkelere karşı, AB’nin dürüst ve adilane bir politika izlemesi gerektiğini söyledi ve Ankara’nın ek protokol yükümlülüğünü hatırlattı.

BM Kıbrıs için zemin yokluyor


5 Temmuz, 2006 16:57:00 (TSİ) CNN TURK

] Yunanistan Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan'ın siyasi işlerden sorumlu yardımcısı İbrahim Gambari ile Atina'da bir araya geldi.

Bakoyanni Kıbrıs'la ilgili her türlü yeni çabanın Birleşmiş Milletler kararlarıyla Genel Sekreter Kofi Annan'ın çalışmaları ve Kıbrıs'ın Avrupa realitesine dayanması gerektiğini söyledi.
 
Görüşmenin ardından düzenlenen basın toplantısında konuşan Bakoyanni Kıbrıs konusunda, teknik görüşmeler için başlayacak her türlü temasın belirli bir zaman dilimi içinde yapılması  ve siyasi açıdan özlü bir gündeme sahip olması gerektiğini söyledi.
 
Yunanistan Dışişleri Bakanı, temasların Birleşmiş Milletler çerçevesinde yapılacak yeni bir çaba için temel teşkil ettiğini belirtti.
 
Gambari ise  Kıbrıs konusunda kapsamlı bir çözüm bulunabilmesi açısından yeterli siyasi irade ve esnekliğin olup olmadığını değerlendireceğini ve elde ettiği sonuçları BM Güvenlik Konseyi'ne sunacağını söyledi.
 
Gambari’nin Kıbrıs programı
 
Kıbrıs'ta taraflarla temaslarda bulunmak amacıyla yarın adaya gidecek BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Siyasi İşlerden Sorumlu Yardımcısı İbrahim Gambari'nin resmi ziyaret programında, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos ile üçlü görüşme öngörülmüyor.
 
Gambari Cumhurbaşkanı Talat ve Rum lider Papadopulos ile iki kez ayrı ayrı görüşecek.
 
Atina temaslarını tamamlamasının ardından yarın saat 11.10'da adaya gidecek olan Gambari, saat 12.00'de Rum yönetimi lideri Papadopulos ile görüşecek.
 
Gambari, yarın saat 15.00'te de KKTC Cumhurbaşkanı Talat tarafından Cumhurbaşkanlığında kabul edilecek.
 
BM Genel Sekreter Yardımcısı, 7 temmuz cuma günü sadece Güney Kıbrıs'ta temaslarda bulunacak, bu çerçevede sabah saatlerinde Papadopulos ile ikinci bir görüşme yapacak.
 
Gambari, bu görüşmenin ardından sırasıyla Rum ana muhalefet Demokratik Seferberlik Partisi (DİSİ) Genel Başkanı Nikos Anastasiades ve AKEL Genel Sekreteri ve Rum Meclis Başkanı Dimitris Hristofyas ile ayrı ayrı görüşecek.
 
Gambari, Kıbrıs Rum kesimindeki temaslarını tamamlamasının ardından 8 temmuz cumartesi günü KKTC'ye geçerek, Cumhurbaşkanı Talat ile ikinci kez bir araya gelecek. 
 
Cumhurbaşkanlığındaki görüşme saat 13.00'te başlayacak.
 
Gambari, Talat ile görüşmesinden önce ana muhalefetteki Ulusal Birlik Partisi'nin (UBP) Genel Başkanı Hüseyin Özgürgün ile UBP genel merkezinde bir araya gelecek. 
 
Gambari, temaslarını tamamlamasının ardından 9 temmuz pazar sabahı Kıbrıs'tan ayrılacak.
 
Talat ziyaretten ümitli

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Gambari'nin ziyaretiyle ilgili olarak  'bu ziyaret bazı olumlu sonuçlar doğurabilir. Teknik komiteler Rum tarafının engellemeleriyle hiçbir yere gitmedi. Sayın Gambari'nin gelişiyle o konuda bir açılım olabilir. Ancak Gambari'nin gelişi, altını çizerek söylüyorum, teknik komitelerin başlatılmasına yönelik bir ziyaret değil, yanlış anlaşılmasın” dedi.
 
"Üçlü görüşme olabilir"

Cumhurbaşkanı Talat, Rum yönetimi sözcüsü Hristodulos Pashiardis'in, 'Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos'un üçlü görüşmeyi reddetmediğini' açıkladığının anımsatılması üzerine, ''çok iyi, demek ki olacak. Ben kabul ettiğime göre o da ret etmediğine göre olacak demektir, güzel'' ifadesini kullandı.

Stratejik vizyon belgesi hazır


5 Temmuz, 2006 19:35:00 (TSİ) CNN TURK

Washington'da temaslarda bulunan Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice ile bir görüşme yaptı. İki bakan iki ülke arasındaki stratejik vizyon belgesine son şeklini verdi.

Dışişleri Bakanı Gül, stratejik vizyon belgesiyle ilişkilerin daha da yakınlaşacağını umduğunu belirtti.
 
ABD ile üzerinde mutabakata varılan ortak vizyon belgesinin, iki ülke arasındaki diyaloğu yapısal duruma getirdiğini belirten Gül, ''bu bir eylem planı değil. Daha çok bir yol gündemi. Yoğun bir diyalog başlatıyor'' dedi.
 
Gül, Türkiye ile ABD'nin neden stratejik ortak vizyon belgesine ihtiyaç duyduğu yönündeki soruya karşılık, iki ülkenin paylaştığı demokrasi, insan hakları, serbest pazar ekonomisi gibi değerleri, tüm dünyada Türkiye ile ABD arasındaki yakın işbirliğini kağıt üzerine döküp referans olarak kabul etmenin yararlı olduğunu düşündüklerini kaydetti.
 
Rice: "İlişkiler karşılıklı güvene dayanıyor"

ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice da, iki ülke ilişkilerinin 'karşılıklı güvene' dayandığını dile getirerek, Türkiye ile ortak vizyon belgesi sayesinde her iki ülkenin insanlarının, ilişkilerin ne denli 'derin ve geniş temelli' olduğunu görmesinin kolaylaşacağını kaydetti.
 
Rice, iki ülke ilişkilerinin 'güçlü dostluk, stratejik ilişki ve ortak değerlere bağlılık' temelinde sürdüğünü vurguladı. 
 
Belgenin özelliği

Türk - ABD stratejik ortaklığını genel hatlarıyla tarif eden belge, enerjiden terörle mücadeleye, bölgesel konulardan Türkiye'nin AB üyeliğine kadar birçok konuda iki başkentin ortak vizyonunu yansıtıyor.
 
Altına imza atılmayacak olan belgenin hukuki bir yönü bulunmuyor ancak ilişkilerin genel rotasını çizmesi bakımından önem taşıyor.
 
Gül, daha önce yaptığı açıklamalarda 'stratejik ortaklar arasında ilk defa böyle yazılı bir kağıdın ortaya çıkmış olacağına' dikkat çekmişti. 
 
Belgede Türkiye ve ABD'nin şu alanlarda birlikte çalışma kararlılığı vurgulanıyor:
 

·  Geniş Orta Doğu'da barış ve istikrarın demokrasi yoluyla yaygınlaştırılması.

·  İsrail-Filistin ihtilafının iki-devletli çözüm temelinde halli dahil, Arap-İsrail ihtilafının kalıcı çözümüne yönelik uluslararası çabaların desteklenmesi.

·  Birleşik bir Irak'ta istikrarın, demokrasinin ve refahın teşvik edilmesi.

·  İran'ın nükleer programına ilişkin diplomatik çabaların desteklenmesi.

·  Karadeniz bölgesi, Kafkaslar, Orta Asya ve Afganistan'da istikrar, demokrasi ve refaha katkıda bulunulması.

·  Kıbrıs sorununa BM gözetimi altında adil ve kalıcı, kapsamlı ve karşılıklı olarak kabul edilebilecek bir çözüm sağlanmasının desteklenmesi ve bu bağlamda Kıbrıs Türklerinin üzerindeki izolasyonun kaldırılması.

·  Enerji güvenliğinin, kaynak ve güzergahların Hazar havzasından olanları da dahil olmak üzere çeşitlendirilmesi suretiyle geliştirilmesi.

·  Transatlantik ilişkilerin güçlendirilmesi ve NATO'nun dönüşümü.

·  PKK ve buna bağlı örgütlerle mücadele dahil olmak üzere terörizme karşı konulması.

·  İnsan ticareti, uyuşturucu ve silah kaçakçılığı ile mücadele edilmesi.

·  Dinler ve kültürler içinde ve arasında anlayış, saygı ve hoşgörünün artırılması.
 
Belgede ABD, Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne üyeliğini ve sürmekte olan üyelik sürecini kuvvetle desteklediğini belirtiyor.
 
İki ülke ekonomik - ticari ilişkileri ve yatırımlar, savunma ve askeri işbirliği, bilim ve teknoloji ile kamu diplomasisi alanlarında da işbirliği sözü veriliyor.
 
Belge ilişkilerin kurumsallaştırılması için yüksek düzeyli Savunma Grubu, Ekonomik Ortaklık Konseyi ile Ticaret ve Yatırım Çerçeve Anlaşması danışma mekanizmalarına ek unsurlar oluşturulmasını getiriyor.
 
Bunlar,  ortak ilgi alanlarına ilişkin olarak uygun görülecek sıklıkta düzenlenecek uzman düzeyinde danışmalar, ortak strateji geliştirilmesine katkıda bulunacak siyaset planlama danışmaları, iş grupları, medya, sivil toplum, bilim adamları gibi farklı düzeydeki temasları geliştirecek geniş-tabanlı diyalog ve müsteşar düzeyinde yüksek düzeyli gözden geçirme çalışması olarak sıralanıyor.

Rice: "PKK ile mücadele için aktif çalışıyoruz" 
 
İki bakanın toplantısında İran, Irak, PKK ile mücadele ve Ortadoğu'daki gelişmelerle, Kıbrıs ve enerji konuları görüşüldü.
 
Tarafların stratejik vizyon belgesini imzaladığı görüşme sonrası düzenlenen ortak basın toplantısında, PKK ile ilgili bir soru üzerine Rice, "Türkiye ile PKK ile mücadele konusunda aktif çalışıyoruz. Biz PKK'yı terörist olarak görüyoruz. Hiç kimse bundan böyle PKK'nın yeni terör saldırıları yapmasına izin vermek istemiyor. Özellikle de Kuzey Irak'tan" diye konuştu.
 
Rice, Türkiye'nin Gazze'deki olaylar konusunda oynadığı arabuluculuk rolünü onayladıklarını belirtti.  Rice, Ankara'nın Beşar Esad ile görüşmesini olumlu bulduğunu söyledi.

Türkiye'nin bu temasından önceden bilgileri olduğunu belirten Rice, bir soru üzerine, Ortadoğu'da İsrail ile Filistin arasında tırmanan gerginlik dolayısıyla Türkiye'nin, Şam nezdinde yaptığı girişimler dolayısıyla Gül'e teşekkür ettiğini kaydetti.
 
Rice, Suriye hükümetinin, kaçırılan İsrailli askerin serbest bırakılması konusunda yapabileceği şeyler bulunduğunu belirterek, ''Suriye, bu konuda şimdi harekete geçmeli'' diye konuştu. 
 
''Türkiye'nin Şam'da yaptığı çok yardımcıydı. Suriye de bu konunun çözülmesi için tüm olanaklarını kullanmalı'' diyen Rice, Gazze'deki durumun gergin olduğunu ve ABD'nin de İsrail'i sürekli olarak ılımlı davranmaya çağırdığını anlattı.
 
ABD'nin, Filistin halkına yardım etmekistediğini ve insani yardımın ulaştırılması, elektriğin geri dönmesi için yolun açılması yönünde çaba gösterdiğini belirten Rice, Hamas'ın da üzerine düşeni yapması gerektiğini söyledi.
 
Rice, ''Hamas, bu sorunun temel nedenine çözüm getirmeli. O da İsrailli askerin serbest bırakılmasıdır'' dedi.   
 
İran sorunu
 
Bakan Rice, Gül ile ele aldıkları konular arasında Ortadoğu'daki sorunlar ve İran'daki durumu sayarken, İran'ın, uluslararası toplumun taleplerinin gereğini yerine getirmesi ve bu yönde samimi olduğunu göstermesi gerektiğini vurguladı.
 
Rice, ''Ortadoğu'daki konuları konuştuk. Gül'ün İran'ı, uluslararası toplumun bu sorunu diplomatik olarak çözme önerisini kabul etmesi yönünde ikna etmek için yaptıkları konusunda bilgi aldım. Şunu söylemek istiyorum ki Gül, Afganistan ve Irak gibi genç demokrasilerin desteklenmesinde hep öne çıktı. Bunun için kendisine teşekkür ederim'' diye konuştu.
 
Rice, İran'ın nükleer silah arayışıyla ilgili bir başka soruya karşılık, eğer İran süreci aksatmaya çalışıyorsa, bu çabalarının işlemeyeceğini söyledi.

ABD Dışişleri Bakanı, ''müzakere sürecinin açık olduğunu şimdi görmeliyiz'' diye konuştu.
 
Bugün dünyada birçok meslektaşıyla İran konusunda görüşmeleri sürdüreceğini belirten Rice, bu ayın ortasından önce İran'dan bir yanıt alma beklentisinin halen sürdüğünü sözlerine ekledi.

"Türkiye AB'yi güçlendirir"


5 Temmuz, 2006 17:30:00 (TSİ) CNN TURK

AB Dönem Başkanı Finlandiya'nın Başbakanı Matti Vanhanen, Türkiye'nin gelecekteki AB üyeliğinin birliği güçlendireceğini söyledi.

Avrupa Parlamentosu'nda ülkesinin dönem başkanlığı sırasındaki öncelikleri konusunda konuşma yapan Vanhanen, daha sonra basın toplantısı düzenledi. 

Türkiye ile ilgili bir soruyu yanıtlayan Vanhanen, Türkiye'nin üyeliğinin bölgeye de istikrar getireceğini belirtti.
 
Tam üyeliğin gerçekleşmesinin Türkiye'nin çabalarına bağlı olduğunu ve üyelik için kriterlerin mutlaka yerine getirilmesi gerektiğini vurgulayan Vanhanen, ''Türkiye'nin üyeliği uzun bir süreç olacak. Bir takvim üzerinde konuşmak için erken, ancak bu altı ayda olacak iş değil'' diye konuştu.
 
Finlandiya Başbakanı, genel kurul oturumunda bu sabah yaptığı konuşmada, AB'nin yeni üyelere kapıyı açık tutmasını istemiş ve aday ülkelere yeni kriterler dayatılmaması gerektiğini söylemişti.

Türkiye - AB fiili müzakereleri başladı
 
AB ile Türkiye arasındaki fiili müzakereler, Kıbrıs Rum kesiminin tüm engelleme çabalarına karşın 12 haziranda başlamıştı.
 
Kıbrıslı Rumların, Türkiye ile fiili müzakerelerin 'bilim ve araştırma' başlığında açılıp kapanmasına yönelik itirazları, AB Genel İşler ve Dış İlişkiler Konseyi'nde aşılmıştı.
 
Son ana kadar Rum kesiminin itirazlarının giderilmesini bekleyen Ankara, AB'nin Ortak Tutum Belgesi'ni inceledi ve Ortaklık Konseyi'ne katılma kararı almıştı.
 
Bu gelişmenin ardından Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ve Başmüzakereci Ali Babacan, Lüksemburg'a hareket etmişti.
 
Kıbrıs Rum yönetimi ile varılan uzlaşmaya göre, AB'nin müzakerelerle ilgili Ortak Tutum Belgesi'ne eklenen bazı ifadelerle fiili müzakerelerin yolu açılmıştı.
 
Belgede, Gümrük Birliği ve Ek Protokol içinde olmak üzere Ortaklık Anlaşması gereklerinin yerine getirilmesinin önemi vurgulanmıştı.
 
Bu konuda sorumlulukların yerine getirilmemesi halinde bütün müzakere sürecinin etkileneceği kaydedilen belgede, ''AB, bu çerçevede 21 eylül 2005 tarihinde Kıbrıs ile ilgili yayımladığı deklarasyona atıfta bulunuyor'' denilmişti.
 
Belgede, gelişmeler çerçevesinde gerektiği takdirde fiili müzakerelerin başlatılacağı bilim ve araştırma faslına geri dönebileceği belirtiliyordu.
 
'Bilim ve araştırma' faslıyla ilgili AB müktesebatının sınırlı olması nedeniyle fiili müzakerelerin aynı gün açılıp kapatılmasına itiraz eden Rum kesimi, bunu 'Türk liman ve havaalanlarının açılması ve tanınma'yla bağlantılı hale getirmeye çalıştı.
 
Türkiye 3 ekimde müzakerelere başladı
 
Türkiye ile AB arasındaki müzakereler 3 ekim tarihinde başlamıştı. Türkiye'nin 3 ekimde AB ile müzakerelere başlamasından önce Avusturya'nın 'imtiyazlı ortaklık' ta diretmesi  krize neden olmuştu.
 
Avusturya, Müzakere Çerçeve Belgesi'ne 'imtiyazlı ortaklık' ibaresinin girmesi için uzun süre direnmişti.  25 üyeli birlik içinde tek kalan Avusturya'nın sonunda direnci kırılmış ve Müzakere Çerçeve Belgesi onaylanmıştı.
 
Avusturya ile yürütülen pazarlıkların uzun sürmesi nedeniyle diplomaside pek sık uygulanmayan bir kural işletildi. Pazarlıkların yürütüldüğü Lüksemburg'ta saatler gece yarısına iki dakika kala 23.58'de durdurulmuştu.
 
AB Dönem Başkanlığı'nı yürüten İngiltere, bu süreçte Türkiye'ye önemli ölçüde destek vermişti. AB kulislerinden sızan bilgilere göre, İngiltere'nin diplomasideki başarısı müzakerelerin başlamasında etkili oldu.

Rus pilot Kıbrıs Rum kesiminde öldü

LEFKOŞA (A.A)

Kıbrıs Rum kesiminde Baf yakınlarında eğitim uçuşu sırasında düşen Rum Milli Muhafız Ordusuna (RMMO) ait askeri helikopterin iki pilotu hayatını kaybetti. Ölenlerden birinin Rus eğitmen, diğerininse Rum yardımcı pilot olduğu bildirildi.

Rum radyosunun haberine göre, Rus yapımı Mil MI 35 P tipi helikopter, bu sabah Baf'taki Andreas Papandreu hava üssünden eğitim uçuşu için havalandıktan sonra, saat 09:12 sularında düştü. Helikopterde bulunan Rus eğitmen ve Kıbrıslı Rum pilot hayatını kaybetti. Kaza yerinde ayrıca yangın çıktı.

Kazanın haber alınmasının ardından, Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos'un bakanlar kurulu toplantısını yarıda keserek RMMO genelkurmaylığına gitti. Papadopulos, pilotlardan birinin Rus eğitmen olduğunu ve helikopterin imal eden şirketle ortaklaşa yürütülen eğitim uçuşu sırasında düştüğünü açıkladı. Rum yönetimi Savunma Bakanı Fivos Klokkaris ve RMMO Komutanı Konstantinos Bisbikas da olay yerine giderek incelemelerde bulundu. Rus eğitmenin cesedine ulaşıldığı, diğer pilotun cesedine ise ulaşılmaya çalışıldığı bildirildi. Kazanın nedeninin henüz belli olmadığı açıkland

HURRIYET 05/07/06

Talat'ta BM temsilcisinin Kıbrıs ziyaretinden olumlu beklenti

LEFKOŞA (A.A)

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, yarın adaya gelecek BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Siyasi İşlerden Sorumlu Yardımcısı İbrahim Gambari'nin ziyaretinin çok önemli olduğuna işaret ederek, “Bu ziyaret bazı olumlu sonuçlar doğurabilir” dedi.

Gambari'nin gelişinin, teknik komitelerin çalışmalarının başlatılmasına yönelik bir ziyaret olmadığının altını çizen Talat, Gambari'nin, bütünlüklü çözüm görüşmelerinin başlatılıp başlatılamayacağı ve nasıl başlatılacağı konusunda araştırma yapacağını ve Genel Sekretere rapor sunacağını söyledi.

Cumhurbaşkanı Talat, dördüncü kez Gazimağusa Belediye Başkanlığına seçilen Oktay Kayalp'ı kabulü sırasında, gazetecilerin konuya ilişkin sorusu üzerine, Gambari'nin, BM Genel Sekreterinin eski yardımcısı Kieran Prendergast'tan sonra Kıbrıs'ı ziyaret ettiğine işaret ederek, şunları söyledi:

“Bu ziyaret bazı olumlu sonuçlar doğurabilir. Teknik komiteler Rum tarafının engellemeleriyle hiçbir yere gitmedi. Sayın Gambari'nin gelişiyle o konuda bir açılım olabilir. Ancak Gambari'nin gelişi, altını çizerek söylüyorum, teknik komitelerin başlatılmasına yönelik bir ziyaret değil, yanlış anlaşılmasın. Sadece o ziyarette bu konuda bir sonuca varılması sağlanabilir. Esas noktası, bütünlüklü çözüm görüşmelerinin başlatılıp başlatılamayacağı ve nasıl başlatılacağı konusunda araştırma yapmaktır. Sayın Gambari bu araştırmasını yapacak, Genel Sekretere rapor sunacak, Güvenlik Konseyi'ni bilgilendirecek. Ve mümkün olursa Güvenlik Konseyi uygun bir hareket tarzı belirleyecek. Genel Sekreter de iyi niyet misyonunu sürdürüp sürdürmeyeceğine karar verecek. Bu bakımdan çok önemli bir ziyaret. Eğer bu konuda bir ilerleme olmayacaksa da kimin hangi tutumu yüzünden olmadığı ortaya çıkacak.”

Cumhurbaşkanı Talat, Rum yönetimi sözcüsü Hristodulos Pashiardis'in, “Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos'un üçlü görüşmeyi reddetmediğini” açıkladığının anımsatılması üzerine, “Çok iyi, demek ki olacak. Ben kabul ettiğime göre o da ret etmediğine göre olacak demektir, güzel” ifadesini kullandı.

HURRIYET 05/07/06

Tren kazasını ciddiye alalım



Eminim dikkatinizden kaçmamıştır. Bir süredir ardı ardına uyarılar geliyor. Tren kazası yaşanacağı ve bu kazanın sonrasında tarafların ağır zarara uğrayacağı belirtiliyor.

Konu, Türkiye'nin Rum gemilerine limanları açıp açmamasıyla ilgili.

Avrupa Birliği "Bizimle imzaladığınız anlaşmaya göre, limanlarınızı açmakla yükümlüsünüz. Sözünüzü tutmak zorundasınız" diyor.

Türkiye'de buna karşılık "Sizin de bize verdiğiniz sözler var. Siz de onları tutun ve ondan sonra gelip benden hareketlenmemi isteyin" yanıtını veriyor.

Avrupa Birliği itiraz ediyor: "Hayır, biz size yazılı ve imzalı hiçbir söz vermedik." deyince, bu defa Türkiye yeniden "Nasıl vermediniz, Aralık 2004 doruğunda İngiltere, Almanya ve İtalyan Başbakanları bize KKTC üzerindeki izolasyonun azaltılacağı sözünü verdiler. AB Konseyi bu konuda bir karar dahi aldı, ancak hiçbiri tutulmadı" diye karşılıkta bulununca, Brüksel tekrar sözü alıyor ve "bunlar siyasi sözlerdir ve liderleri bağlar. AB'yi kurum olarak bağlamaz. Bizi, sizin imzaladığınız gibi resmi kararlar ve kağıtlar bağlar. Liderler de bu sözleri, Türkiye'yi aldatmak için vermediler. Aksine, çok uğraştılar, ancak siyasi yönden başaramadılar. Bundan dolayı sizin verdiğiniz söz bağlayıcı. Onlarınki bağlayıcı değildir." diye itirazlarını sürdürüyorlar.

İşte bu kısır döngünün sonuna gelindiğinde, Başbakan'ın sinirleri atıveriyor ve patlıyor: "Yok öyle şey. Sizin liderleriniz nasıl siyasi gerekçelerle sözlerinde duramıyorlarsa, benim sorunumda aynı. Ben de bugünkü ortamda, özellikle de genel seçimlere gidilirken, Gümrük Birliği anlaşmasını Meclis'e yollayamam. Zira geçmez, AKP'liler dahi onay vermezler. Ben de siyasi sıkışıklık içindeyim."diyor.

Bu karmaşa arasında da, Rumlar ellerini ovuşturup Avrupa Birliği'ne tam üye olmanın yararlarını kendi lehlerine kullanıyorlar. Uzun vadede, beklentilerini elde edemeyeceklerini bilmelerine rağmen, ellerine geçirdikleri bu fırsatı denemek istiyorlar.

Avrupa Birliği, bir yandan Rumlar'ın oynadıkları oyundan rahatsızlar, ancak yapabilecek fazla birşeyleri yok. Öte yandan da, Türkiye'nin tutumu inatlaşma gibi algılanıyor ve başta Başbakan olmak üzere, buradan kaynaklanan her demeç, Brüksel'de ve AB başkentlerinde rahatsızlık yaratıyor. Avrupa'da Türkiye'nin bir tehdit ve şantaj politikası gütmeye başladığı izlenimi yaygınlaşıyor. Türk liderlerin belki amaçları farklı, ancak kullandıkları dil öylesine sert ve kırıcı ki, ilişkileri zedeliyor.

Bundan dolayı da, AB'den kaynaklanan açıklamalarda da sertleşme gözleniyor. Nitekim ilk defa, "müzakerelerin askıya alınması" telaffuz edilmeye başlandı.

İşte en büyük tehlike de budur.

Eğer Olli Rehn gibi son derece itidalli ve Türkiye'nin tam üyeliğini savunan bir insan çıkıp, askıya alınabilir diyorsa, bunun nedenlerinin araştırılması gerekir.

Belki biz farkında değiliz, ancak Avrupa'daki hava giderek sertleşiyor.

Eğer bir çözüm bulunamazsa bir kriz çıkacak ve bunun altında kalacağız.

Askıya alınma olasılığı da en çok Türkiye'yi rahatsız etmeli. AB ilişkilerinin fiilen askıya alınmasının ekonomiye olumsuz yankılarını herhalde tahmin edebilirsiniz.

Türkiye'nin tutumunda çok sayıda haklı yönler var. Ancak, uluslararası ilişkilerde haklı olmak ülkelere sonsuz bir hareket yeteneği sağlamıyor. Önemli olan, gelişmelere gerçekçi bakmak ve çözüm yolları üretmektir.

Ankara'dan beklenen de zaten budur.

* * *

AB ,TEHDİT VEYA KAVGADAN HOŞLANMIYOR


Avrupa Birliği'nin artık yerine oturmuş ve bundan sonra da değişmesi imkansız bazı duyarlıkları vardır. Beğeniriz veya beğenmeyiz, ancak yine de bilinmesinde çok yarar vardır.

AB, bizim gibi, şantaj kokan demeçlerden hiç hoşlanmaz. Bizler nasıl sinirlenirsek, onlar da "sen bunu yapmazsan, ben de şunu yapmam" şeklindeki konuşmalardan çok rahatsız oluyorlar.

Aynı şekilde, yapılan açıklamaların tonu, kullanılan kelimelerin kırıcı olup olmadığı da dikkatle izleniyor. Sert, kavgacı üslup AB başkentlerinde inanılmaz ters tepiyor.

Bunun nedeni de, Avrupa Birliği'nin genelde uzlaşı kültürü üzerine kurulmuş olmasıdır. En büyük çıkarların söz konusu olduğu durumlarda dahi, AB klübü üyeleri ne seslerini yükseltirler, ne de karşısındakilere kırıcı davranırlar. Bir daha geri dönülemeyecek açıklamalar yapmazlar. Kapıyı daima açık bırakırlar ki, gerektiğinde o kapıdan geri dönebilsinler.

Diğer bir özellikleri de, hangi konu olursa olsun, sonuçta bir uzlaşıya ulaşmalarıdır. AB ülkeleri tartışmalarda, beklentilerin tamamını elde edemeyeceklerini, karşı taraftakilerin de bazı şeyler kazanması gerektiğini kabul ederek yola çıkarlar.

İşte bundan dolayı, Ankara'dan çıkan bazı sesler yadırganıyor…

MEHMET ALI BIRAND MILLIYET 05/07/06

Kıbrıslı Türk hâlâ umutlu

05/07/2006 RADIKAL

AA - LEFKOŞA - Kıbrıs Türklerinin çözüm isteği, tecridin kalkacağı inancı yitirilse de sürüyor. KKTC Dışişleri'nin iki yıldır yaptırdığı anketlerin sonuncusuna göre, yeni bir referandumda birleşmeye 'evet' diyenler 10 puanlık düşüşle yüzde 55'e geriledi. Ama Annan Planı'nın yine görüşülmesini isteyenleri yüzde 13.8'den 32.6'ya çıktı. 2004'te yüzde 24.6, 'ortak devlet' isterken, bu oran 24.9'a yükseldi. Tanınma isteyenler 70.2'den 72.4'e çıktı. 'Ambargoların kaldırılması için çalışılmalı' diyenler 86.8'den 72'ye, 'siyasi tecrit kalkmalı' diyenler 73'ten 55.9'a düştü.

Annan'dan 'eylem planı'na gecikmeli destek

05/07/2006  RADIKAL

SERKAN DEMİRTAŞ

ANKARA - BM Genel Sekreteri Kofi Annan, Türkiye'nin 24 Ocak'ta açıkladığı Kıbrıs Eylem Planı'na geç de olsa yanıt verdi. Annan, Ankara'ya gelen temsilcisi İbrahim Gambari aracılığıyla Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'e yolladığı mektupta, 'plana olumlu yaklaştığını, ama bunun bir süreç olduğunu' belirtti. Dışişleri, Annan'ın desteğini önemli bulsa da bunu yeni girişime yormadı.
Gül, Kıbrıs'ta tecridin karşılıklı kaldırılmasını öngören planda, BM'nin yeni girişim başlatmasını istiyordu. Görevi yıl sonunda bitecek Annan, planı 'olumlu gelişme' diye nitelese de, yeni girişim başlatmayı düşünmediğini ima etti. Genel Sekreter, 2004 referandumunun ardından Güvenlik Konseyi'ne sunduğu, ama Rus çekincesi nedeniyle kabul edilmeyen rapora da atıf yaparak, KKTC'ye tecridin kaldırılması görüşünü yineledi. Halefine ayrıntılı Kıbrıs raporu hazırlayacağını aktaran Annan, görev değişikliğinin süreçte kopma yaratmamasını amaçladığını iletti.

Gül: Annan Türkiye'yi takdir ediyor
Gül ise, dün Gambari'ye, "Gerçekleri dikkate almadan bina yapamazsınız. Niyet önemli. Niyet doğru değilse sonuç ortaya çıkmaz. Referandumda hayır diyenler, Rum lider Tasos Papadopulos'a yine oy verdi" dedi. Gül, mesajların olumlu olduğunu, Annan'ın Türkiye'nin açılımlarını desteklediğini ve iyi niyetle çaba harcadığını anlattı.
Bu arada 20 Temmuz Barış Harekâtı nedeniyle 'birlik mesajı' vermek için adaya gidecek Başbakan Erdoğan'a Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök yerine Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Yener Karahanoğlu eşlik edecek. Bu değişikliğin ağustostaki Yüksek Askeri Şûra öncesi yanlış anlamaya yol açmamak için yapıldığı öne sürüldü.

Kıbrıslı mimara tahliye yok

Kıbrıs Rum Kesimi’ndeki mahkeme, 10 gün önce gözaltına alınan Kıbrıslı Türk mimar Osman Sarper’in tutukluluğunun devam etmesine karar verdi.

 

NTV

Güncelleme: 21:13 TSİ 06 Temmuz 2006 Perşembe

LEFKOŞA - KKTC’deki eski Rum mallarıyla ilgili inşaat projesi bulunduğu gerekçesiyle, Güney Kıbrıs’a geçerken gözaltına alına Osman Sarper’in tutukluluğunun sürmesi ve 12 Temuz’da yeniden mahkemeye çıkması kararlaştırıldı.

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ise Osman Sarper’in tutukluluğunun devam etmesinin, Rum tarafının artık iyi niyetten iyice yoksun hale geldiğini ortaya koyduğunu söyledi.

Talat, “Güney Kıbrıs’ta aşırı milliyetçilik büyük bir yükseliş gösteriyor. Kıbrıslı Türklerin, güneye geçerken bu gerçekleri bilerek son derece dikkatli olmaları gerekiyor” dedi.

Bir grup Kıbrıslı Türk de Osman Sarper’in tutuklanmasını protesto etmek için gösteri düzenledi.

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ise Güney Kıbrıs’ta milliyetçi duyguların yükselişe geçtiğine dikkat çekti ve Rum kesimine geçen halkın dikkatli olmasını istedi.

Papadopulos’tan müzakere mesajı

Rum lider Papadopulos, BM Genel Sekreteri Annan’ın siyasi işlerden sorumlu yardımcısı Gambari ile bir araya geldi ve BM himayesindeki müzakerelere başlamaya hazır olduğunu söyledi.

 

NTV

Güncelleme: 22:27 TSİ 06 Temmuz 2006 Perşembe

LEFKOŞA - BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın siyasi işlerden sorumlu yardımcısı İbrahim Gambari, Ankara ve Atina’nın ardından, bugün Ada’da temaslarda bulunuyor. İlk olarak Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos’la görüşen Gambari, “Çok iyi bir ziyaret oldu, bazı konuları açıklığa kavuşturmaya çalışıyoruz” dedi.

Gambari, Ankara, Atina ve Ada’daki temaslarının sonucunda Annan’a sunacağı raporda, çözüm çabalarının hangi zeminde ileriye götürülebileceğini izah edeceğini ifade etti.

Papadopulos ise, BM himayesinde müzakere masasına oturacağı konusunda Gambari’ye garanti verdiğini anlattı. Rum lider, müzakerelerin başarıya ulaşması için çok iyi önhazırlık yapılması gerektiğini vurguladı.

Gambari, öğleden sonra da KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’la görüştü. Talat, Kıbrıs’ta acil çözüm isteklerini Gambari’ye aktardı. Talat, Genel Sekreter Annan’a iletilmek üzere, güven artırıcı önlemler içeren bir mektubu da Gambari’ye verdi.

Gambari yarın Rum liderle, Cumartesi de Talat’la yeniden görüşecek.

Kuzey Kıbrıs’ AP gündeminde

Avrupa Parlamentosu, Kuzey Kıbrıs’ta dini mirasın korunmasına ilişkin hazırlanan yazılı bir bildiriyi bugün Strasbourg’da onayladı. Konu, Türkiye’nin üyelik müzakereleri sürecinde gündeme getirilebilir.

 

NTV

Güncelleme: 22:27 TSİ 06 Temmuz 2006 Perşembe

STRASBOURG - AP’nin Hıristiyan Demokrat grubuna mensup Rum üye Panayotis Demetriou ile aynı gruptan olan İtalyan parlamenter Iles Braghetto öncülüğünde hazırlanan yazılı bildiride, Kıbrıs’ta dini mirasın muhafaza edilmesinin, AB politikalarının ve geleneğinin odağında olan geniş Avrupa kültürel mirasının korunması anlamına geldiği görüşü dile getirildi.

Hıristiyan Demokratlar, bu bildirinin ardından AB Komisyonu ile AB Konseyi’nin konuyu Türkiye’nin üyelik müzakereleri sürecinde ve ilgili fasıllarda gündeme getirmesini istiyorlar.

TEMAS GRUBUNA DEVAM
Öte yandan, AP’nin Kıbrıslı Türklerle diyalog amacıyla oluşturduğu temas grubunun görevine devam etmesine karar verildi. Karar, temas grubuna başkanlık eden Fransız parlamenter Françoise Grostete tarafından bugün Strasbourg’da AP başkanlık divanına yapılan sunum sonrası alındı.

NTV’ye bilgi veren AP kaynakları, Başkanlık Divanı’nın temas grubunun yeni çalışma programını kabul ettiğini söylediler. Söz konusu çalışma programı, temas grubunun yıl sonuna kadar 4 yeni toplantı düzenlemesini ve Kasım 2006 sonlarında Kıbrıs’a yeni bir ziyarette bulunmasını öngörüyor.

Temas grubunun bu program sonunda Aralık ayında AP Başkanlık Divanı’na yeni bir analiz daha sunacağı belirtiliyor.

Talat'tan Annan'a yeni bir mektup


6 Temmuz, 2006 17:05:00 (TSİ) CNN TURK

BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın yardımcısı İbrahim Gambari, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos ile ayrı ayrı görüştü. Talat, Annan'a yazdığı bir mektubu Gambari'ye iletti.

Gambari, Papadopulos ile bir araya geldikten sonra ‘görüşmenin yararlı geçtiğini’ belirtti ama ayrıntıya girmedi.
 
Görüşmede, Kıbrıs sorunuyla ilgili bazı konuları açıklığa kavuşturduklarını kaydeden Gambari, ''Kıbrıs konusunda hangi zeminde ilerlenebileceğini hazırlayacağım raporda sunacağım'' dedi.
 
Rum yönetimi sözcüsü Hristodulos Pashiardis de görüşmenin yararlı olduğunu belirtti.
 
Özlü görüşmelerin nasıl başlayacağı konusunda fikiralışverişinde bulunduklarını kaydeden Pashiardis, Papadopulos'un görüşlerini Gambari'ye aktardığını belirtti.
 
Talat - Gambari görüşmesi
 
Gambari ardından KKTC'ye geçip Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile bir araya geldi. 
 
KKTC Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, görüşmenin ardından bir açıklama yaptı.
 
Erçakıca,  Cumhurbaşkanı Talat’ın BM Genel Sekreteri Annan'a hitaben hazırladığı ve güven artırıcı önlemler öneren bir mektubu Gambari'ye verdiğini iletti.
 
Hasan Erçakıca, Talat-Gambari görüşmesiyle ilgili olarak, “BM gözetiminde yapılacak görüşmelerle Annan planı temelinde kapsamlı bir çözüm bulunması için çalışmaya hazır olduğumuz ifade edilmiştir'' dedi.
 
Erçakıca, ''özlü görüşmelerin hazırlığından söz ediyorlarsa da Sayın Cumhurbaşkanımız, Papadopulos'la, ne kastettiklerini öğrenmek veya bu hazırlığı yapmak üzere de buluşmaya hazırdır'' dedi.

Pazar günü Kıbrıs'tan ayrılacak Gambari'nin, Talat ve Papadopulos ile üçlü görüşme yapmak için girişimde bulunması da bekleniyor. Rum tarafı üçlü görüşme istemiyor.
 
Gambari, Türkiye-Yunanistan-Kıbrıs üçgenindeki temaslarıyla ilgili BM Genel Sekreteri Kofi Annan'a bir rapor sunacak.

Gambari Bakoyanni ile görüştü
 
Gambari, Kıbrıs ziyareti öncesi Atina'da Yunanistan Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni ile biraraya geldi.

Bakoyani, Kıbrıs'ta iki toplum arasında 'teknik heyetler' düzeyindeki müzakerelerin başlamasını desteklediğini belirtti.

Bakoyanni ayrıca, Kıbrıslı Rumların büyük çoğunluğu tarafından reddedilen 'Annan Planı'nın geçerliliğini yitirdiğini açıkladı.

Türkiye ile ABD izolasyonların kaldırılması için birlikte çalışacak

TC Dışişleri Bakanı Gül ve ABD Dışişleri Bakanı Rice, ABD Dışişleri Bakanlığı'nda bir araya gelerek, iki ülke arasında ''ortak vizyon belgesi'' üzerinde karşılıklı mutabakata vardıklarını açıkladı. Belgede, Kıbrıs sorunu ve Kıbrıslı Türklerle ilgili ifadeler de yer alıyor:

Türkiye ile ABD izolasyonların kaldırılması için birlikte çalışacak

"ADİL VE KALICI ÇÖZÜME DESTEK... ''Türk-ABD stratejik ortaklığını ileri götürmek için ortak vizyon ve yapılandırılmış diyalog'' başlığını taşıyan belgede, Türkiye ile ABD, Kıbrıs sorununa BM gözetimi altında adil ve kalıcı, kapsamlı ve karşılıklı olarak kabul edilebilecek bir çözüm sağlanmasının desteklenmesi ve bu bağlamda Kıbrıs Türklerinin üzerindeki izolasyonun kaldırılması konusunda birlikte çalışmayı taahhüt ediyor

"AB'NİN GERİDE KALMASINA ÜZÜLÜYORUM" TC Dışişleri Bakanı Gül, Kıbrıs'ta Amerika Birleşik Devletleri'nin (ABD) rolünün çok önemli olduğunu, belirtti ve Türkiye'nin yaklaşımına desteğin arttığını ifade etti.''Kıbrıs Türklerinin yaptıklarının ABD'de, AB'ye göre daha fazla takdir gördüğünü görüyorum. Süper güç olarak ABD'nin desteği memnuniyet verici ama AB gibi daha çok konunun içindeki topluluğun geride kalmasına da üzülüyorum'' ifadesini kullandı

 

TC Dışişleri Bakanı Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül ve Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice, ABD Dışişleri Bakanlığı'nda bir araya gelerek, iki ülke arasında ''ortak vizyon belgesi'' üzerinde karşılıklı mutabakata vardıklarını açıkladılar.

İki ülke arasındaki ''stratejik ortak vizyon belgesiyle'', ''iki ülke ilişkilerinin belirleyici unsurları, güçlü dostluk bağları, ittifak, karşılıklı güven ve vizyon birliği'' olarak nitelendi.

''Türk-ABD stratejik ortaklığını ileri götürmek için ortak vizyon ve yapılandırılmış diyalog'' başlığını taşıyan belgede, Türkiye ile ABD, Kıbrıs sorununa Birleşmiş Milletler (BM) gözetimi altında adil ve kalıcı, kapsamlı ve karşılıklı olarak kabul edilebilecek bir çözüm sağlanmasının desteklenmesi ve bu bağlamda Kıbrıs Türklerinin üzerindeki izolasyonun kaldırılması konusunda birlikte çalışmayı taahhüt ediyor.

Abdullah Gül ve Condoleezza Rice, ikili görüşmelerinin ardından ortak basın toplantısı düzenlediler.

Gül, Rice'ın Türkiye'ye ziyaretinin ardından geldiği Washington ziyaretinde ikili ve bölgesel konuları ele aldıklarını belirterek, bu konular arasında Irak, İran, PKK, Ortadoğu sorunu, enerji konuları ve çok yakında devreye girecek olan Bakü-Tiflis-Ceyhan projesini ele aldıklarını kaydetti. Gül, bu hattın devreye girmesi törenlerinde ABD'den de bir temsilci görmek istediklerini bildirdi.

ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice da, Gül ile bir dizi ikili ve bölgesel konuyu ele aldıklarını belirterek, Türkiye'nin bölgedeki girişimlerinden memnuniyet duyulduğunu anlattı.

Rice, Gül ile ele aldıkları konular arasında Ortadoğu'daki sorunlar ve İran'daki durumu sayarken, İran'ın, uluslararası toplumun taleplerinin gereğini yerine getirmesi ve bu yönde samimi olduğunu göstermesi gerektiğini vurguladı, ayrıca Gül'e, bölgede demokrasinin yayılması yönündeki desteğinden ötürü de teşekkür etti.

Gül: ABD'nin Türkiye'nin

yaklaşımına desteği arttı

TC Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, Kıbrıs'ta Amerika Birleşik Devletleri'nin (ABD) rolünün çok önemli olduğunu belirtti ve Türkiye'nin yaklaşımına desteğin arttığını ifade etti.

Abdullah Gül, Rice ile bir araya gelmesi öncesinde Türk basın mensuplarının sorularını yanıtlarken, Kıbrıs'la ilgili açıklamalarda bulundu.

ABD'nin, Türkiye'nin AB sürecini daima desteklediğini belirten Abdullah Gül, ''önemli sorun olduğunda yardımcı oldular'' ifadesini kullandı.

Gül, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın ABD Dışişleri Bakanlığı'nda Condoleezza Rice ile görüşmesinin önemli bir işaret olduğunu, ABD'yi diğer ülkelerin bu yönde takip ettiğini, ABD'den heyetlerin KKTC'yi ziyaret ettiğini hatırlattı.

Bakan Gül, ''Kıbrıs Türklerinin yaptıklarının ABD'de, AB'ye göre daha fazla takdir gördüğünü görüyorum. Süper güç olarak ABD'nin desteği memnuniyet verici ama AB gibi daha çok konunun içindeki topluluğun geride kalmasına da üzülüyorum'' ifadesini kullandı.

Gül: Bu bir eylem planı

değil, daha çok yol gündemi

Ortak basın açıklamasında Abdullah Gül, Türkiye ile ABD'nin neden stratejik ortak vizyon belgesine ihtiyaç duyduğu yönündeki soruya karşılık, Türkiye ile ABD'nin uzun bir geçmişi olan ilişkilere sahip olduğunu belirtti ve iki ülkenin paylaştığı demokrasi, insan hakları, serbest pazar ekonomisi gibi değerleri, tüm dünyada Türkiye ile ABD arasındaki yakın işbirliğini kağıt üzerine döküp referans olarak kabul etmenin yararlı olduğunu düşündüklerini kaydetti.

Gül, ABD'deki temaslarının kendisini, iki ülkenin ilişkilerinin sağlam temele dayalı ortaklık, karşılıklı işbirliği ruhu içinde olduğunu bir kez daha teyit ettiklerini söyledi. ABD ile üzerinde mutabakata varılan ortak vizyon belgesinin, iki ülke arasındaki diyalogu yapısal duruma getirdiğini belirten Gül, ''Bu bir eylem planı değil. Daha çok bir yol gündemi. Yoğun bir diyalog başlatıyor'' dedi.

Rice: Türkiye'nin bölgedeki

girişimleri memnuniyet verici

ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice da, ortak basın açıklamasında, iki ülke ilişkilerinin ''karşılıklı güvene'' dayandığını dile getirerek, Türkiye ile ortak vizyon belgesi sayesinde her iki ülkenin insanlarının, ilişkilerin ne denli ''derin ve geniş temelli'' olduğunu görmesinin kolaylaşacağını kaydetti.

Rice, iki ülke ilişkilerinin ''güçlü dostluk, stratejik ilişki ve ortak değerlere bağlılık'' temelinde sürdüğünü vurguladı. Türk-ABD ilişkilerinde stratejik vizyon belgesinin bölgesel ve küresel istikrara büyük katkıda bulunacağını kaydeden Rice, ''Ortadoğu'daki konuları konuştuk. Gül'ün İran'ı, uluslararası toplumun bu sorunu diplomatik olarak çözme önerisini kabul etmesi yönünde ikna etmek için yaptıkları konusunda bilgi aldım. Şunu söylemek istiyorum ki Gül,

Afganistan ve Irak gibi genç demokrasilerin desteklenmesinde hep öne çıktı. Bunun için kendisine teşekkür ederim'' diye konuştu.

PKK terörü konusundaki bir soruya karşılık Rice, ABD'nin PKK'yı terörist bir örgüt olarak nitelediğini ve bu yönde Türkiye ile beraber etkin olarak çalıştığını hatırlattı. Rice, Türkiye'yi ziyareti sırasında da ifade ettiği gibi hiç kimsenin, PKK'nın özellikle de Kuzey Irak'tan Türkiye'ye saldırı düzenlemesini istemediğini vurguladı.

Türkiye'nin Şam'a mesajı

Rice, bir soru üzerine, Ortadoğu'da İsrail ile Filistin arasında tırmanan gerginlik dolayısıyla Türkiye'nin, Şam nezdinde yaptığı girişimler dolayısıyla Gül'e teşekkür ettiğini kaydetti.

Rice, Suriye hükümetinin, kaçırılan İsrailli askerin serbest bırakılması konusunda yapabileceği şeyler bulunduğunu belirterek, ''Suriye, bu konuda şimdi harekete geçmeli'' diye konuştu.

''Türkiye'nin Şam'da yaptığı çok yardımcıydı. Suriye de bu konunun çözülmesi için tüm olanaklarını kullanmalı'' diyen Rice, Gazze'deki durumun gergin olduğunu ve ABD'nin de İsrail'i sürekli olarak ılımlı davranmaya çağırdığını anlattı. ABD'nin, Filistin halkına yardım etmek istediğini ve insani yardımın ulaştırılması, elektriğin geri dönmesi

için yolun açılması yönünde çaba gösterdiğini belirten Rice, Hamas'ın da üzerine düşeni yapması gerektiğini söyledi.

Rice, ''Hamas, bu sorunun temel nedenine çözüm getirmeli. O da İsrailli askerin serbest bırakılmasıdır'' dedi.

İran

Rice, İran'ın nükleer silah arayışıyla ilgili bir başka soruya karşılık, eğer İran süreci aksatmaya çalışıyorsa, bu çabalarının işlemeyeceğini söyledi. ABD Dışişleri Bakanı, ''Müzakere sürecinin açık olduğunu şimdi görmeliyiz'' diye konuştu. Bugün dünyada birçok meslektaşıyla İran konusunda görüşmeleri sürdüreceğini belirten Rice,

bu ayın ortasından önce İran'dan bir yanıt alma beklentisinin halen sürdüğünü sözlerine ekledi.

Ortak strateji belgesi

''Türk-ABD stratejik ortaklığını ileri götürmek için ortak vizyon ve yapılandırılmış diyalog'' başlığını taşıyan belgede, ''bölgesel ve küresel hedeflerimiz bağlamında aynı değerler ve idealler bütününü paylaşıyoruz. Bunlar: barış, demokrasi, özgürlük ve refahın geliştirilmesidir. Bu nedenle Türkiye ve ABD, birlikte çaba harcamalarını gerekli kılan ortak sınamalar ve fırsatlarla karşı karşıyadır. İstişare ve işbirliğine dönük ortak gündemimizin unsurlarını bu sınama ve fırsatlar şekillendirmektedir'' denildi.

Belgede, ''ortak vizyonumuzu etkin işbirliği ve yapılandırılmış diyalog yoluyla müşterek çabalara dönüştürmek hususunda anlaşmış bulunmaktayız'' denilirken, Türkiye ve ABD'nin birlikte çalışmayı taahhüt ettiği konular şöyle sıralandı:

''Geniş Ortadoğu'da barış ve istikrarın demokrasi yoluyla yaygınlaştırılması, İsrail-Filistin ihtilafının iki-devletli çözüm temelinde halli dahil, Arap-İsrail ihtilafının kalıcı çözümüne yönelik uluslararası çabaların desteklenmesi, birleşik bir Irak'ta istikrarın, demokrasinin ve refahın teşvik edilmesi, İran'ın nükleer programına ilişkin son 5+1 (BM Güvenlik Konseyi'nin 5 daimi üyesi ve Almanya) girişimi dahil diplomatik çabaların desteklenmesi, Karadeniz bölgesi, Kafkaslar, Orta Asya ve Afganistan'da istikrar, demokrasi ve refaha katkıda bulunulması, Kıbrıs sorununa BM gözetimi altında adil ve kalıcı, kapsamlı ve karşılıklı olarak kabul edilebilecek bir çözüm sağlanmasının desteklenmesi ve bu bağlamda Kıbrıs Türklerinin üzerindeki izolasyonun kaldırılması, enerji güvenliğinin, kaynak ve güzergahların Hazar havzasından olanları da dahil olmak üzere çeşitlendirilmesi suretiyle geliştirilmesi, Transatlantik ilişkilerin güçlendirilmesi ve NATO'nun dönüşümü, PKK ve buna bağlı örgütlerle mücadele dahil olmak üzere terörizme karşı konulması, kitle imha silahlarının yayılmasının önlenmesi, insan ticareti, uyuşturucu ve silah kaçakçılığı ile mücadele edilmesi, dinler ve kültürler içinde ve arasında anlayış, saygı ve hoşgörünün artırılması, uluslararası sınamalara ve ortak endişe kaynağı olan krizlere çözüm bulunmasında etkin çok taraflı çabaların birlikte teşvik edilmesi, ABD'nin

Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne üyeliğini ve sürmekte olan üyelik sürecini kuvvetle desteklemesi, danışma ve işbirliğinin, ekonomik ve ticari ilişkiler ve yatırımlar; savunma ve askeri işbirliği; bilim ve teknolojiyle kamu diplomasisi çabaları ve değişimleri başta olmak üzere güçlendirilmiş ikili ilişkilerin kapsanması.''

"Yapılandırılmış diyalog''

Belgede ''yapılandırılmış diyalog'' başlığı altındaki bölümde ise, Türkiye ve ABD'nin çeşitli düzeylerde birçok danışma kanalını kullanmakta olduğu ve stratejik ortaklığı daha etkin ve sonuca yönelik kılacak daha yapılandırılmış çerçeveyi geliştirmenin zamanının geldiği ifade edildi.

İki ülke arasında varolan Yüksek Düzeyli Savunma Grubu, Ekonomik Ortaklık Konseyi ile Ticaret ve Yatırım Çerçeve Anlaşması danışma mekanizmalarına ek olarak, birbirini destekleyici nitelikte dört mekanizma oluşturulması hususu belgede yer aldı. Buna göre, iki ülke arasında birinci mekanizma, ortak ilgi alanlarına ilişkin uygun görülecek sıklıkta düzenlenecek ''uzman düzeyinde danışmalar'' olacak. İkinci mekanizma ise, siyaset planlama birimleri arasında düzenli toplantılar yapılarak, yaklaşımlar, yönelimler ve gelişmeler stratejik bir açıdan irdelenecek ve izlenecek politikalar için önerilerde bulunulacak olunan ''siyaset planlama danışmaları'' olarak yer alacak.

Üçüncü mekanizma ise, ''geniş tabanlı diyalog'' adını taşıyor. Bu mekanizma ise, '' İlişkilerimizin kapsamını geliştirmek ve çeşitlendirmek konusundaki kararlılığımız çerçevesinde, iş grupları, medya, sivil toplum, bilim adamları ve mühendisler, akademisyenler, düşünce kuruluşları, eğitmenler ve öğrenciler arasında ikili düzeydeki değişimleri etkin şekilde teşvik edeceğiz. Türkiye Büyük Millet Meclisi ile ABD Kongresi arasında diyalog fırsatlarını da özendireceğiz'' ifadeleriyle tanımlanıyor.

Dördüncü mekanizma ise, ''yüksek düzeyli gözden geçirme'' adını taşıyor. Bu mekanizmaya göre ise, kapsamlı ve zamanlı değerlendirme ve yönlendirme sağlamak için, yılda en az bir kez, Müsteşar düzeyinde gözden geçirme çalışması yapılacak.

Belgede son olarak, ''Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı ve ABD Dışişleri Bakanı, bu ortak vizyon ve yapılandırılmış diyalogu geliştirmek için düzenli temaslarını, gerektikçe sürdüreceklerdir''

ifadesi yer aldı.

KIBRIS 06/07/06

Kıbrıs Gambari'yi bekliyor

Kıbrıs'ta taraflarla temaslarda bulunmak amacıyla bugün adaya gelecek olan BM Genel Sekreteri'nin Siyasi İşlerden Sorumlu Yardımcısı Gambari'nin resmi ziyaret programı açıklandı

YARIN SADECE GÜNEY'DE TEMASLARDA BULUNACAK... Yarın sadece Güney Kıbrıs'ta temaslarda bulunacak olan ve bu çerçevede sabah 08.30'da Papadopulos'la ikinci bir görüşme gerçekleştirecek olan Gambari, bu görüşmenin ardından saat 10.00'da ana muhalefet DİSİ partisi Genel Başkanı Nikos Anastasiades, 11.00'de ise AKEL Genel Sekreteri, Rum Meclis Başkanı Dimitris Hristofyas'la bir araya gelecek. Gambari, Anastasiades'le DİSİ Genel Merkezi'nde, Hristofyas'la Rum Meclisi'nde görüşecek

 

Kıbrıs'ta taraflarla temaslarda bulunmak amacıyla bugün adaya gelecek olan Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Siyasi İşlerden Sorumlu Yardımcısı İbrahim Gambari'nin resmi ziyaret programı açıklandı.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'la iki kez ayrı ayrı görüşecek olan Gambari'nin programında, Talat-Papadopulos görüşmesi öngörülmüyor. Ancak Gambari'nin programına yer verilen Kıbrıs'taki BM Barış Gücü (UNFICYP) açıklamasında, Gambari'nin resmi ziyaret programında değişiklik olması halinde, basının bilgilendirileceği ifade edildi.

UNFICYP'ten yapılan açıklamaya göre, Atina temaslarını tamamlamasının ardından bugün saat 11.10'da adaya gelecek olan Gambari, saat 12.00'de Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'la görüşecek.

Gambari, bugün öğleden sonra ise Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat tarafından kabul edilecek. Görüşme, saat 15.00'te Cumhurbaşkanlığı'nda yer alacak.

Yarın sadece Güney Kıbrıs'ta temaslarda bulunacak olan ve bu çerçevede sabah 08.30'da Papadopulos'la ikinci bir görüşme gerçekleştirecek olan Gambari, bu görüşmenin ardından saat 10.00'da ana muhalefet DİSİ partisi Genel Başkanı Nikos Anastasiades, 11.00'de ise AKEL Genel Sekreteri, Rum Meclis Başkanı Dimitris Hristofyas'la bir araya gelecek. Gambari, Anastasiades'le DİSİ Genel Merkezi'nde, Hristofyas'la Rum Meclisi'nde görüşecek.

Kıbrıs Türk tarafındaki temasları

Güney Kıbrıs temaslarını tamamlamasının ardından 8 Temmuz Cumartesi yeniden Kıbrıs Türk tarafına geçecek olan Gambari, Cumhurbaşkanı Talat'la ikinci bir görüşme yapacak. Cumhurbaşkanlığı'nda yer alacak görüşme saat 13.00'te başlayacak.

İbrahim Gambari bu arada, Talat'la görüşmesi öncesinde ana muhalefet partisi Ulusal Birlik Partisi'nin (UBP) Genel Başkanı Hüseyin Özgürgün'le 45 dakika süren bir görüşme yapacak. Gambari-Özgürgün görüşmesi, saat 12.15'te UBP Genel Merkez Binası'nda gerçekleşecek.

BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Siyasi İşlerden Sorumlu Yardımcısı Gambari, temaslarını tamamlamasının ardından 9 Temmuz Pazar saat 09.15'te adadan ayrılacak.

KIBRIS 06/07/06

Rum televizyonu, Kanal T'nin yayınlarını bozdu

Rum komünist partisi AKEL'e ait Plus TV'nin, Kanal T'yi engelleyecek şekilde ayni frekanstan yayına başlaması tüm kesimlerde tepkiye yol açtı.

Lefkoşa Bölgesinde 49. frekansı kullanarak yayına başlayan Plus TV, ayni kanaldan kesintisiz 10 yıldır yayın yapan Kanal T'nin yayınlarını bozmaya başladı.

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, yeni yayına başlayan bir Rum televizyonuna Kanal T'nin yayın yaptığı frekansın verilmesinin ve bu kanalın daha güçlü yayınla Kanal T'nin yayınını engellemesini "Kıbrıs Türklerinin sesini boğma" olarak niteledi.

Kanal T yönetim Kurulu Başkanı Ersin Tatar ise yaptığı açıklamada, Kanal T'nin dün yayına başlayan Plus TV tarafından susturulduğunu ifade ederek, söz konusu sorunun giderilmesi için Rum yetkililerle yapılan görüşmelerin yanıtsız kaldığını vurguladı.

Kıbrıs Türk Gazeteciler Cemiyeti, Kanal T'yi engelleyecek şekilde bir Rum televizyonunun aynı frekanstan yayına başlamasının kabul edilemeyeceğini bildirdi.

Gereken önlemler alınacak

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, yeni yayına başlayan bir Rum televizyonuna Kanal T'nin yayın yaptığı frekansın verilmesinin ve bu kanalın daha güçlü yayınla Kanal T'nin yayınını engellemesini "Kıbrıs Türklerinin sesini boğma" olarak niteledi.

Başbakan Soyer dün düzenlediği basın toplantısında, Kanal T'ye yönelik bu davranışın kabul edilemez olduğunu belirtti ve bu konudaki görüşmelerde bir gelişme sağlanamadığını söyledi.

Rum kesiminde yayın yapmaya başlayan bir kuruluşun Kanal T'nin frekansını güçlü bir şekilde kullanarak televizyon kanalının yayınını engellediğini belirten Başbakan Soyer, bu durumu "Kıbrıs Türk sesini boğma" olarak tanımladı. Kanal T'nin yayınına kesintisiz devam etmesi için Yayın Yüksek Kurulu ile BRT'nin gerekli düzenlemeleri yaptığını söyleyen Soyer, "Yayın politikası ne olursa olsun, hiçbir şekilde hiçbir televizyon kuruluşumuzun enformasyon alanında böyle bir saldırı altında asla yalnız bırakılmayacağının açık mesajını veriyorum" dedi.

Başbakan Soyer, "Kıbrıs Türk halkını enformasyon alanında boğmaya yönelik bu girişimi kendi dinamizmimizle aşmaya çalışacağız" diye de ekledi.

Tatar: Kıbrıs Türküne yönelik büyük hakaret

Ersin Tatar, Kanal T'nin Lefkoşa bölgesinde 10 yıldır 49. frekanstan kesintisiz yayın yaptığını ifade ederek, "Kıbrıs Türkü'nün ilk özel televizyonu olan Kanal T dün yayına geçen ve AKEL partisine ait Plus TV yayınlarıyla susturulmuştur" dedi.

Tatar yaptığı açıklamada, Plus TV'nin deneme yayınlarına başlamasıyla, gelen tehlikeyi önlemek için Rum yetkililer ile görüşme yaptıklarını, ama yanıtsız bırakıldıklarına dikkat çekti.

"Plus TV'nin bu şekilde yayına geçmesi hiçbir iyi niyetle bağdaşmadığı gibi bize göre Kıbrıs Türkü'ne yönelik büyük bir hakarettir" diye konuşan Ersin Tatar, Kanal T'nin en ağır şartlarda bile yayınlarına devam edeceğini kaydetti.

Tatar sözlerini tamamlarken, Kanal T'ye yeni bir frekans verilmesi hususunda, Yayın Yüksek Kurulu'ndan yanıt beklediklerini ve tüm devlet birimlerini uğranılan haksızlık karşısında tepkilerini en sert şekilde dile getirmeleri gerektiğini sözlerine ekledi.

Tümerkan: Hükümet hemen adım atmalı

Cemiyet Başkanı Mete Tümerkan dün yaptığı yazılı açıklamada, bu durumun, KKTC'deki çok seslilik ve basın özgürlüğüne yönelik bir darbe anlamı taşıdığına ve iletişim hakkının engellenmesi olduğuna dikkat çekti.

Tümerkan, Kanal T'nin kullandığı ve Yayın Yüksek Kurulu (YYK) tarafından tahsis edilen frekansın, Rum Yayın Kurulu tarafından boş frekans olarak algılanıp, yeni yayına başlayacak bir Rum kanalına verilmesinin doğru bir yöntem olmadığını kaydetti.

Rum Yayın Kurulu'nun bu kararını gözden geçirmesi gerektiğini vurgulayan Mete Tümerkan, "Bunun için de KKTC Hükümeti, hemen ve etkin bir şekilde somut adımlar atmalı, girişimler yapmalıdır" dedi.

Tümerkan, Kanal T'nin karşı karşıya kaldığı sorunun, güç kullanımına dayalı yayın susturulması olduğuna da işaret ederek, bugün, örneği yaşanan bu olumsuzluğun yarın, diğer radyo ve televizyonların sorunu olarak da ortaya çıkabileceğini kaydetti.

KKTC ile Rum yönetimi arasında bugüne kadar frekansların kullanımı konusunda yazılı olmasa da karşılıklı saygıya dayalı bir durumun yaşandığını ifade eden Mete Tümerkan, bu son olayın, frekans kullanımı konusunda iki taraf arasında yazılı prensiplere dayalı yeni bir düzenlemeye gidilmesi gerektiğini gösterdiğini söyledi.

KIBRIS 06/07/06

Kıbrıs’ta büyük buluşma yarın

Ada’da temaslarda bulunan BM Genel Sekreteri’nin yardımcısı Gambari, Rum yönetimi lideri Papadopulos ve KKTC Cumhurbaşkanı Talat’ı yarın bir araya getireceğini açıkladı.

NTV

Güncelleme: 10:42 TSİ 07 Temmuz 2006 Cuma

LEFKOŞA - Birleşmiş Milletler, Kıbrıs’ta iki yılı aşkın süredir askıda olan çözüm sürecine yeniden ivme kazandırmak için çaba harcıyor.

Ada’da taraflarla ikinci tur görüşmelere başlayan BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın siyasi işlerden sorumlu yardımcısı İbrahim Gambari, bu sabah Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos’la yeniden buluştu.

Gambari’nin Papadopulos’la yaptığı görüşmenin ardından, iki liderin yarın 15.30’da bir araya geleceğini açıkladı.

Görüşmede, Talat’ın güven artırıcı önlemlerle ilgili mektubunun ve Papadopulos’un, teknik komitelerin özlü konuları da ele alarak hemen çalışmaya başlaması önerisinin ele alınması bekleniyor.

Bugün Rum kesimindeki diğer siyasi parti liderleriyle de görüşecek olan Gambari, üçlü görüşmeden önce yarın Talat’la ikinci kez bir araya gelecek.

Erdoğan’dan, Kıbrıs mesajı

Başbakan Erdoğan, Kıbrıs konusunda AB zeminini kullanarak, Türkiye’den tek taraflı taviz beklemenin, çözüme katkı sağlamayacağını söyledi.

 

NTV

Güncelleme: 15:55 TSI 07 Temmuz 2006 Cuma

ANKARA - Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Avrupa Birliği büyükelçileriyle öğle yemeğinde bir araya geldi. Başbakan Erdoğan, Kıbrıs konusunda çözüm yerinin Birleşmiş Milletler olduğunu yineledi.

Avrupa Birliği büyükelçileriyle öğle yemeğinde bir araya gelen Erdoğan, “Avrupa Birliği sürecine siyaset bulaşması, birliğin inandırıcılığını etkiliyor” dedi.

Kıbrıs konusunda adil bir yaklaşım beklediklerini söyleyen Erdoğan, çözüm yerinin BM olduğunu belirtti. Birlik üyesi ülkeleri de, bu çabalara destek olmaya çağırdı. Başbakan, reform sürecinin yavaşladığına dair eleştirilerin “büyük haksızlık” olduğunu söyledi.

“EK PROTOKOL TÜM ÜLKELERE UYGULANSIN”
Yemekte büyükelçiler adına konuşan AB Dönem Başkanı Finlandiya’nın Ankara Büyükelçisi Maria Serenius, “Ek protokolün, ayrım gözetilmeksizin tüm ülkelere uygulanmasını bekliyoruz” dedi. Serenius, Türkiye’nin bunu başaramaması durumunda, tam üyelik sürecinin olumsuz etkileneceği uyarısında bulundu.

AB, ŞEMDİNLİ DAVASINI İZLİYOR
Büyükelçi, ifade özgürlüğü konusunda olumlu adımlar atılmasına rağmen, ciddi endişeler taşıdıklarını söyledi. Sivillerin, askeri tam olarak kontrol etmesini sağlayacak reformlara devam edilmesini isteyen büyükelçi, Şemdinli davasını da, yakından izlediklerini vurguladı.

"Kıbrıs'ta tek taraflı taviz çözüm sağlamaz"

 

Fin Büyükelçi: ''Ek Protokolün uygulanmasını bekliyoruz''



7 Temmuz, 2006 15:55:00 (TSİ) CNN TURK

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Kıbrıs konusunun AB sürecine zarar vermemesi gerektiğini belirterek, ''Türkiye'den tek taraflı çözüm beklendiği sürece çözüm sağlanamaz'' dedi.

Erdoğan, Avrupa Birliği Dönem Başkanlığı'nın Finlandiya'ya geçmesi dolayısıyla büyükelçilere verdiği yemekte, Kıbrıs sorununu değerlendirdi.
 
Başbakanlık Resmi Konutu'ndaki yemekte, AB büyükelçilerine hitaben konuşan Başbakan Erdoğan, siyasetin AB sürecine karıştırılmamasını istedi.

''Müzakerelerin ait oldukları müktesebat temelinde yürütülmesi, siyasi konuların bu sürece karıştırılmaması gerekir'' diyen Erdoğan, ileride benzer sıkıntılarla karşılaşılması durumunda, Türk halkının zihninde AB'nin inanılırlığının zedeleneceğini kaydetti.
 
Erdoğan, "Kıbrıs konusunun süreci engellemesine izin vermemeliyiz. AB zeminlerini kullanarak, Türkiye'den tek taraflı taviz beklemek, sorunun çözümüne katkı sağlamayacaktır. sizleri Birleşmiş Milletler çabalarına destek vermeye çağrıyoruz" dedi.
 
Hazmetme kapasitesi 
 
AB içinde genişlemeye ilişkin tartışmayı, özellikle de 'hazmetme kapasitesi' konusunda dile getirilen yaklaşımları yakından izlediklerini belirten Erdoğan, AB'nin daha önce yaptığı taahhütlere sadık kalacağını ifade etmesini memnuniyetle karşıladığını bildirdi.
 
Erdoğan, ''komisyonun hazmetme kapasitesine ilişkin önümüzdeki sonbaharda yayımlanması beklenen raporunun bu açıdan objektif değerlendirmeler içereceğini ümit ediyoruz'' dedi.

AB Dönem Başkanlığı'nı üstlenen Finlandiya'nın Ankara Büyükelçisi Maria Serenius ise, "Ek Protokolün uygulanmasını bekliyoruz" mesajını verdi.
 
Serenius, "ulaştırma dahil, malların serbest dolaşımıyla ilgili tüm engeller kaldırılmalı. Eğer Türkiye Kıbrıs ile ilgili yükümlülüklerini uygulayamazsa, bu üyelik sürecinin geneli üzerinde olumsuz bir etki yapacaktır. Avrupa Birliği uygulamayı bu yıl içinde değerlendirecektir" diye konuştu.
 
AB'nin genişleme konusunu aralık 2006'da ele alacağını hatırlatan Serenius, bu çerçevede 'AB'nin hazmetme kapasitesi' üzerindeki tartışmanın 'ne genişleme için yeni kriter oluşturmayı ne de verilen taahhütlerden geri adım atmayı amaçladığını' vurguladı.
 
Türkiye'den beklenenler
 
Serenius, ifade özgürlüğü alanında da hala ciddi endişeler olduğunu, Türk Ceza Kanunu'nun AB standartlarında yeniden düzenlenmesi gerektiğini vurguladı.
 
Dini özgürlükler konusunda çok fazla somut adım atılmadığına işaret eden Büyükelçi, Müslüman olmayan dini azınlıkların karşılaştığı güçlüklerin giderilmesi gerektiğini vurguladı.
 
Asker-sivil ilişkileri konusunda reformların sürdürülmesi gerektiğine işaret eden Serenius, Şemdinli davasına ilişkin son kararı not ettiklerini ve davayı yakından izlemeyi sürdüreceklerini kaydetti.
 
Serenius, Kürtlere ana dilde yayın hakkı verilmesi gibi kültürel haklar konusundaki gelişmeleri takdirle karşıladıklarını belirterek, bununla birlikte hükümeti Güneydoğu Anadolu'daki sosyal ve ekonomik durumun geliştirilmesi konusuna daha kapsamlı yaklaşması için cesaretlendirmek istediklerini de ifade etti.

Türkiye - AB fiili müzakereleri başladı
 
AB ile Türkiye arasındaki fiili müzakereler, Kıbrıs Rum kesiminin tüm engelleme çabalarına karşın 12 haziranda başlamıştı.
 
Kıbrıslı Rumların, Türkiye ile fiili müzakerelerin 'bilim ve araştırma' başlığında açılıp kapanmasına yönelik itirazları, AB Genel İşler ve Dış İlişkiler Konseyi'nde aşılmıştı.
 
Son ana kadar Rum kesiminin itirazlarının giderilmesini bekleyen Ankara, AB'nin Ortak Tutum Belgesi'ni inceledi ve Ortaklık Konseyi'ne katılma kararı almıştı.
 
Bu gelişmenin ardından Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ve Başmüzakereci Ali Babacan, Lüksemburg'a hareket etmişti.
 
Kıbrıs Rum yönetimi ile varılan uzlaşmaya göre, AB'nin müzakerelerle ilgili Ortak Tutum Belgesi'ne eklenen bazı ifadelerle fiili müzakerelerin yolu açılmıştı.
 
Belgede, Gümrük Birliği ve Ek Protokol içinde olmak üzere Ortaklık Anlaşması gereklerinin yerine getirilmesinin önemi vurgulanmıştı.
 
Bu konuda sorumlulukların yerine getirilmemesi halinde bütün müzakere sürecinin etkileneceği kaydedilen belgede, ''AB, bu çerçevede 21 eylül 2005 tarihinde Kıbrıs ile ilgili yayımladığı deklarasyona atıfta bulunuyor'' denilmişti.
 
Belgede, gelişmeler çerçevesinde gerektiği takdirde fiili müzakerelerin başlatılacağı bilim ve araştırma faslına geri dönebileceği belirtiliyordu.
 
'Bilim ve araştırma' faslıyla ilgili AB müktesebatının sınırlı olması nedeniyle fiili müzakerelerin aynı gün açılıp kapatılmasına itiraz eden Rum kesimi, bunu 'Türk liman ve havaalanlarının açılması ve tanınma'yla bağlantılı hale getirmeye çalıştı.
 
Türkiye 3 ekimde müzakerelere başladı
 
Türkiye ile AB arasındaki müzakereler 3 ekim tarihinde başlamıştı. Türkiye'nin 3 ekimde AB ile müzakerelere başlamasından önce Avusturya'nın 'imtiyazlı ortaklık' ta diretmesi  krize neden olmuştu.
 
Avusturya, Müzakere Çerçeve Belgesi'ne 'imtiyazlı ortaklık' ibaresinin girmesi için uzun süre direnmişti.  25 üyeli birlik içinde tek kalan Avusturya'nın sonunda direnci kırılmış ve Müzakere Çerçeve Belgesi onaylanmıştı.
 
Avusturya ile yürütülen pazarlıkların uzun sürmesi nedeniyle diplomaside pek sık uygulanmayan bir kural işletildi. Pazarlıkların yürütüldüğü Lüksemburg'ta saatler gece yarısına iki dakika kala 23.58'de durdurulmuştu.
 
AB Dönem Başkanlığı'nı yürüten İngiltere, bu süreçte Türkiye'ye önemli ölçüde destek vermişti. AB kulislerinden sızan bilgilere göre, İngiltere'nin diplomasideki başarısı müzakerelerin başlamasında etkili oldu.

BM'den Kıbrıs'ta üçlü görüşme

A.A.

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Siyasi İşlerden Sorumlu Yardımcısı İbrahim Gambari, yarın Kıbrıs'ta üçlü görüşme yapacak.

BM Genel Sekreterinin siyasi işlerden sorumlu yardımcısı İbrahim Gambari, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos'un yarın görüşeceğini açıkladı.

Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos'la bugün ikinci kez görüşen Gambari, Rum lideriyle görüşmesinden sonra yaptığı açıklamada, Talat'la Papadopulos'un yarın 15:30'da bir araya geleceğini duyurdu.

Görüşme yerinin ise daha sonra açıklanacağını belirten Gambari, Talat-Papadopulos görüşmesinde özlü konular ile teknik komitelerin ele alınacağını söyledi.

Temaslarına bugün Güney Kıbrıs'ta devam eden Gambari, Rum ana muhalefet partisi Demokratik Seferberlik Partisinin (DİSİ) Genel Başkanı Nikos Anastasiadis ile Rum Meclis Başkanı ve AKEL Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas'la görüşecek.

RUMLAR: HAZIRIZ

Bu arada Kıbrıs Yönetimi Lideri Tassos Papadopulos, BM Genel Sekreteri’nin Siyasi İşler Sorumlusu İbrahim Gambari’yle Rum Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda dün gerçekleştirdiği görüşmesinde, BM gözetiminde görüşmelere hazır olduğunu, ancak görüşmeler başlamadan iyi hazırlık yapılması gerektiğini söyledi.

Papadopulosun Temsilcisi ve Rum Hükümet Sözcüsü Hristodoulos Pashiardis konuyla ilgili yazılı bir açıklama yaparak görüşmenin iyi bir havada geçtiğini, yararlı ve yapıcı olduğunu bildirdi.

 

Görüşmede öneriler ve görüşme yolunu açacak olasılıklar konusunun ele alındığını belirten Pashiardis, "Cumhurbaşkanı Papadopulos bizim görüşlerimizin bir analizini yaptı ve Sayın Gambari’ye BM gözetiminde yapılacak bir görüşmeye katılmaya hazır olduğunu söyledi" dedi.

 

Rum Hükümet Sözcüsü, Rum Yönetimi Lideri’nin, BM Genel Sekreteri’nin de belirttiği gibi görüşmelerin başlayabilmesi için gerekli ön hazırlık çalışmalarına ihtiyaç olduğunu tekrarladığını söyledi.

HURRIYET 07/07/06

Kıbrıs kötü bir fıkra gibi

Kıbrıs kötü bir fıkra gibi

Gazeteciler, Papadopulos ve Talat'ın iki yıldan beri ilk görüşmesi hakkında 'gerekenleri' söyledi. Ama perde arkasına sıkıntı hâkimdi, Kıbrıs değişmiyor

07/07/2006 RADIKAL

Lefterİs Adİlİnİs

Tasos Papadopulos'la Mehmet Ali Talat arasındaki yüz yüze görüşmenin, Kıbrıs BM temsilcisi Michael Möller'in ikametgâhı dışında bekleyen biz gazetecilere göre iki yüzü vardı. Biri, bütün klişelerin kullanılmasını gerektiren resmi, 'aktarılabilir' yorumdu. Bu önemli bir görüşmeydi mesela, bunu söyledik. İki liderin iki yıldır yaptığı ilk görüşmeydi. Kayıplar gibi 'yakıcı' bir konu hakkında... Kıbrıs sorunu da görüşüldü. En azından teknik komiteler...
Sonuç ortaktı: Ortak zemin bulunmamıştı. Herkes kendi havasındaydı.
Liderlerin geliş ve gidişlerini coşkuyla izledik. Talat'ın arabasının sahte devletin sembollerini taşıyıp taşımadığına özen gösterdik. Taşıyordu. Bunu söyleyip rahatladık. Sonra protokol konusu vardı. Önce Talat, sonra Papadopulos geldi. Olması gerektiği gibi... Hep olduğu gibi... Değişiklik yoktu. Açıklamaları ilgiyle yorumladık. Halkı bilgilendirdik. Bunlar perde önünde yaşananlardı. Asıl durum farklıydı. Sıkıntı ve usanç hâkimdi. Kimse görüşmeden bir şey beklemiyordu. Yani önceden bilmediğimiz bir şey... Kayıplar konusu zaten ele alınıyordu. Bunu görüşmeye gerek yoktu ki. Bu nedenle her zamanki gibi bunu fıkraya dönüştürdük.
Oradaki gazetecilerin çoğu bu tür görüşmelerin emektarıydı. Liderler temaslara gidip gelirken, anlatılmayan olayların sayısı çoktur. En sonunda tek bunlar hatırlanır. Çünkü onlarca yıldır başrol oyuncularının temasları sonuçsuz sona eriyor. Biri bir anda büyüyü bozuyor. Bir nokta, bir virgül, bir ifade... Yabancıların başlattığı her süreci havaya uçuracak bir şey hep bulunuyor. Gazeteciler de alaycı oldu. İlerleme görmüyoruz. Birçok kişi bir şey olmasını istemiyor zaten. Tıpkı toplumun önemli kesimi gibi, ki bizim onları bilgilendirdiğimiz varsayılıyor. Bizim için bir şey kaldı: Her görüşmenin fıkraları... Ertesi gün anlatabilmek için bunları topluyoruz.
(Rum gazetesi Politis, 4 Temmuz 2006)

RADIKAL 07/07/06

Kıbrıs sabır istiyor, ısrarlıyız,görüşmelerde kararlıyız

Türkiye Dışişleri Bakanı Gül, ABD Dışişleri Bakanı Rice'la temaslarını Türk basınına değerlendirdi:

Kıbrıs sabır istiyor, ısrarlıyız,görüşmelerde kararlıyız

ABD ÇABALARINI ARTIRACAK... Türkiye Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, Kıbrıs konusunun sabır istediğini, Türk tarafının görüşmelerde ısrarlı olduğunu vurguladı. Gül, "Kıbrıs sabır istiyor. Israrlıyız, görüşmelerde kararlıyız. Önemli olan haklı davayı herkese anlatabilmek. Sabır, iyi üslup, ısrar gerekli" dedi. Gül, Kıbrıs konusunda ABD'nin desteğini esirgemediğini, ABD'nin çabalarının daha da artacağını söyledi

Türkiye Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, Kıbrıs konusunun sabır istediğini, Türk tarafının görüşmelerde ısrarlı olduğunu vurguladı. Gül, "Kıbrıs sabır istiyor. Israrlıyız, görüşmelerde kararlıyız. Önemli olan haklı davayı herkese anlatabilmek. Sabır, iyi üslup, ısrar gerekli" dedi.

A.A'nın haberine göre ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice ile ortak basın toplantısının ardından Türk basınına temaslarını değerlendirdi.

Değerlendirmede Kıbrıs konusundaki bir soruya karşılık Gül, "Kıbrıs sabır istiyor. Israrlıyız, görüşmelerde kararlıyız. Önemli olan haklı davayı herkese anlatabilmek. Sabır, iyi üslup, ısrar gerekli" diye konuştu. Kıbrıs konusunda ABD'nin desteğini esirgemediğini belirten Gül, ABD'den çabaların daha da artacağını söyledi.

Gül, bir başka soru üzerine de, Türkiye ile ABD'nin, Irak'ın toprak bütünlüğü, siyasal birliği ve istikrarını ortak hedef olarak gördüğünü bildirdi. Gül, Rice ile görüşmesinde, Ermeni lobisinin ABD'deki tutumu konusunu da ele aldıklarını ve bir Ermeni tasarısının ABD'de kabul edilmemesi için herkesin elinden geleni yapması gerektiğini ifade ettiğini anlattı.

Türk-Rus ilişkilerinin son dönemde gelişmesinin Washington temaslarında gündeme gelip gelmediği sorusuna karşılık Gül, "Rusya ile ilişkileri burada konuşmadık" dedi. Gül, Rusya ile ilişkileri geliştirmekten Türkiye'nin memnuniyet duyduğunu ifade etti ve Türkiye'nin de Avrasya'nın bir parçası olarak bu ilişkileri geliştirmesinin normal olduğunu sözlerine ekledi.

Gül, daha sonra otelde ABD'deki Musevi lobisinin temsilcilerini kabul ederek bir süre görüştü.

Türkiye zayıf bir zincirin

halkası olarak düşünülmüyor

Gül, ABD'nin, piyasalardaki son dalgalanmalarla yapısının güçlü olduğunu gösteren Türkiye'nin, "artık zayıf bir zincirin halkası olarak düşünülmediği" mesajını verdiğini de söyledi.

Gül, ABD Hazine Bakanlığı'nın uluslararası ilişkilerden sorumlu müsteşarı Tim Adams'ın kendisini otelinde ziyarete geldiğini bildirdi.

Gül, piyasalarda son dalgalanmaların dışardan kaynaklandığı ve yapısı güçlü Türk ekonomisinin bunun üstesinden geldiği kanısının Adams tarafından iletildiğini söyledi.

Gül ayrıca Adams'ın, "Türkiye, zayıf bir zincirin halkası olarak düşünülmüyor" mesajını verdiğini ve kendisinin de IMF ve Dünya Bankası'nın 2009 toplantısı için İstanbul'un talip olduğunu ilettiğini söyledi. Adams'ın, Türkiye'nin ekonomik olarak güçlü olduğu ve dünyaya güven verdiğini söylediğini anlatan Gül, kendisinin de ekonomik reformlardaki kararlılığı ifade ettiğini kaydetti.

ABD'deki temaslarında, ilişkilerinin öneminin bir kez daha teyit edildiğini anlatan Gül, "İlişkilerimiz çok daha sıhhatli ve güçlü" derken, iki ülkenin kabul ettiği stratejik ortak vizyon belgesinin, bir referans olarak yardımcı olacağını vurguladı.

Ele alınan konular arasında Gül; İran, Irak, terörle mücadele, PKK konusunun Türkiye için önemi, Ortadoğu sorunu ve İsrail-Filistin arasındaki son gerginlik, Kıbrıs, izolasyonlara son verilmesi, Ermeni iddialarını içeren tasarılar ve Şam'da Ortadoğu sorunuyla ilgili son temaslar, Bakü-Tiflis-Ceyhan boru hattı, Samsun-Ceyhan hattı, Türkiye'nin son dönemdeki ekonomik performansı, Türkiye'nin AB ile ilişkileri, ikili, bölgesel ve uluslararası konularda Türkiye'nin katkılarını saydı. Gül, ikili ilişkilerin geliştirilmesi için karşılıklı güvenin öneminin vurgulandığını da kaydetti.

Baykal

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal'ın, ABD ile Türkiye arasında kabul edilen mutabakatı "teslimiyet belgesi" olarak nitelediği yönündeki bir soru üzerine Gül, böyle bir soruya hiç yanıt vermek istemediğini söyledi. Gül, Baykal'ın yorumunun, belgeyi görmeden, gazete haberlerine dayandığını sandığını belirterek, "Eminim görünce kendisi de anlayacaktır" dedi.

Şam'a, Başbakanlık Danışmanı Büyükelçi Ahmet Davudoğlu'nun özel temsilci olarak düzenlediği ziyarete ilişkin sorular üzerine Gül, 3 ay önce bölgede yeni bir siyasal gerçeklik ortaya çıktığında, gerginliğin tırmanmaması yönünde adım atılması için Türkiye'nin girişimde bulunduğunu belirtirken, "Ne yazık ki 3 ay sonra durum, öngördüğümüz gibi oldu" dedi. Gül, talepler üzerine Türkiye'nin Şam nezdinde girişimde bulunmayı uygun gördüğünü bildirdi ve Davudoğlu'nun, Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esad ile yaptığı görüşmenin olumlu geçtiğini kaydetti.

Bir gazetede, Davudoğlu'nun Esad ile görüşmesine, Şam Büyükelçisi'nin alınmadığı yönünde yayınlanan haberin sorulması üzerine Gül, Davudoğlu'nun zaten Başbakan'dan özel mesaj gönderdiğini ve görüşmenin başında büyükelçinin bulunduğunu, ancak belli bir noktadan sonra ikili görüşmenin sürdüğünü, Davudoğlu'nun, görüşme notlarını büyükelçiliğe ilettiğini anlattı.

İsrail-Filistin

İsrail-Filistin arasındaki son gerginliğin nasıl çözülebileceği yönündeki soruya karşılık Gül, "Bizim pozisyonumuz açık. Önce bu olayın tırmanmaması gerek. Herkes elinden geleni yapmalı ve barış sürecine girilmeli" dedi. Gül, önce seçilmiş bakanların serbest bırakılması, Gazze'deki operasyonların durdurulması, kaçırılan askerin serbest bırakılması gerektiğini, bu sayede yeni bir iklim oluşturulacağını ve her iki toplumun da iki devletli beraber yaşanacak çözümü kabul etmesi gerektiğini vurguladı.

 

 

KIBRIS 07/07/06

Türk tarafından yeni öneriler

TÜRK TARAFINDAN YENİ ÖNERİLER Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Erçakıca, Cumhurbaşkanı Talat'ın, Gambari'ye BM Genel Sekreteri'ne hitaben yazılmış ve güven artırıcı önlemler öneren bir mektup verdiğini açıkladı. Erçakıca, Türk tarafının, Kıbrıs sorununa BM gözetiminde yapılacak görüşmelerle Annan planı temelinde kapsamlı bir çözüm bulunması için çalışmaya hazır olduğunu ifade ettiğini belirtti

TALAT: "ERKEN BİR ÇÖZÜM İÇİN BM'DEN GİRİŞİM BEKLİYORUZ" Cumhurbaşkanı Talat, Türk tarafının görüşlerini ve mesajlarını Gambari'ye ilettiklerini ve Kıbrıs'ta erken bir çözümün sağlanması için BM'den girişim beklediklerini söyledi. Zorlukların ve sorunların arttığını ifade eden Cumhurbaşkanı Talat, görüşmede Kıbrıs'ta acilen bir çözüme ihtiyaç duyduklarını, çünkü zaman geçtikçe sorunların aşılmasının daha da zorlaşacağını anlattıklarını belirtti

"GAMBARİ: BİR ÇOK KONU AYDINLATILDI... İbrahim Gambari, birçok konunun aydınlatıldığını ifade ederek, BM Genel Sekreteri'ne Kıbrıs sorununa kapsamlı bir çözüm bulunması için görüşmelerin başlaması amacıyla bir rapor sunacağını, bu görüşmelerden edindiği bilgilerin, süreci ileriye götürmek için bir takım önerilerin de yer alacağı bu raporuna yardımcı olacağını ifade etti

 

 

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri'nin Siyasi İşlerden Sorumlu Yardımcısı İbrahim Gambari, , Kıbrıs konusunda nabız yoklamak için başlattığı Kıbrıs turunun son ayağı olan Lefkoşa'da dün Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Rum yönetimi başkanı Tasos Papadopulos'la ayrı ayrı görüştü.

Ankara ve Atina'dan sonra Lefkoşa'da temaslarda bulunan Gambari, adadaki temasları çerçevesinde ilk olarak Kıbrıs Rum toplumu lideri Tassos Papadopulos'la bir araya geldi. Gambari daha sonra Cumhurbaşkanı Talat'la görüştü..

İbrahim Gambari, Papadopulos ile görüşmesinden sonra yaptığı açıklamada, Kıbrıs konusunda hangi zeminde ileriye gidilebileceğini, adadaki temaslarından sonra bir rapor halinde BM Genel Sekreteri Kofi Annan'a sunacağını açıkladı.

Rum Hükümet Sözcüsü Paşardis ise, Papadopulos'un "BM şemsiyesi altında özlü görüşmelere hazır olduklarına güvence verdiğini" belirtti. Sözcü Paşardis, Papadopulos'un, ancak bu görüşmeler için ön hazırlıklar ve çalışmaların yapılması gerektiğini vurguladı.

Talat ile görüşmesinin ardından yaptığı açıklamada ise Gambari, birçok konunun aydınlatıldığını ifade ederek, BM Genel Sekreteri'ne Kıbrıs sorununa kapsamlı bir çözüm bulunması için görüşmelerin başlaması amacıyla bir rapor sunacağını, bu görüşmelerden edindiği bilgilerin, süreci ileriye götürmek için bir takım önerilerin de yer alacağı bu raporuna yardımcı olacağını ifade etti.

Cumhurbaşkanı Talat, Türk tarafının görüşlerini ve mesajlarını Gambari'ye ilettiklerini ve Kıbrıs'ta erken bir çözümün sağlanması için BM'den girişim beklediklerini dile getirdi. Zorlukların ve sorunların arttığını ifade eden Cumhurbaşkanı Talat, görüşmede Kıbrıs'ta acilen bir çözüme ihtiyaç duyduklarını çünkü zaman geçtikçe sorunların aşılmasının daha da zorlaşacağını anlattıklarını belirtti.

Ortak açıklamadan sonra basın mensuplarına Türk tarafının Gambari'ye ilettiği görüşler hakkında bilgi veren Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, Cumhurbaşkanı Talat'ın, İbrahim Gambari'ye BM Genel Sekreteri Kofi Annan'a hitaben yazılmış ve güven artırıcı önlemler öneren bir mektup verdiğini açıkladı.

Erçakıca, "Görüşmede, Kıbrıs sorununa BM gözetiminde yapılacak görüşmelerle Annan Planı temelinde kapsamlı bir çözüm bulunması için çalışmaya hazır olduğumuz ifade edildi" dedi.

Erçakıca, Talat'ın, iki tarafın görüşmeye başlaması konusunda yeni bir öneri yaptığını da vurguladı.

Gambari bugün sabah 08.30'da Papadopulos'la yeniden görüşecek. Güney Kıbrıs'taki siyasilerle diğer temaslarını bugün yapacak olan Gambari, Talat'la yarın yeniden bir araya gelecek, ayrıca aynı gün UBP Genel Başkanı Hüseyin Özgürgün'le görüşecek.

Gambari-Papadopulos görüşmesi

BM Genel Sekreteri'nin Siyasi İşlerden Sorumlu Yardımcısı İbrahim Gambari, Kıbrıs temaslarına Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'la görüşerek başladı.

Rum Başkanlık Sarayı'na görüşme saatinden 5 dakika önce saat 11.55'te gelen Gambari, Papadopulos tarafından kapıda karşılandı.

Papadopulos ve Gambari, başkanlık sarayının kapısında basına poz verdikten sonra görüşmeye geçtiler.

Görüşme öncesinde basına açıklama yapılmayacağı belirtilirken, kameramanlar ve foto muhabirlerine içeriden görüntü alma olanağı tanındı.

Gambari: Hangi zeminde ileri gidilebileceğini

rapor halinde Genel Sekretere sunacağım

Gambari, yaklaşık 1.5 saat süren görüşmeden çıkışında basına kısa bir açıklama yaptı. Gambari, Kıbrıs'a ilk kez geldiğini, ama Kıbrıs konusunda bilgili olduğunu, Papadopulos'la çok iyi bir görüşme yaptıklarını belirtti. Gambari, bazı konuları açıklığa kavuşturduklarını, adada kalacağı süredeki gelişmeleri ve hangi zeminde ileriye gidilebileceğini, kendisini adaya gönderen BM Genel Sekreteri'ne bir rapor halinde sunacağını kaydetti.

Paşardis: Özlü görüşmelere hazırız

 Ancak ön hazırlık şart

Rum hükümet sözcüsü Hristodulos Paşardis de görüşmeden bir süre sonra basına açıklama yaptı. Basına Rumca hazırlanmış yazılı açıklamayı okuyan Paşardis, Türk basın mensuplarının isteği üzerine Rum enformasyon memuru ile konuşarak, açıklamanın enformasyon memuru tarafından Türkçe'ye sözlü olarak çevrilmesini sağladı. Paşardis, açıklamasında görüşmenin çok iyi, yararlı ve yapıcı bir ortamda geçtiğini kaydederek, Kıbrıs konusunun bugünkü aşamasının değerlendirildiğini, görüş alışverişinde bulunulduğunu söyledi.

Paşardis, özlü görüşmelerin başlayıp başlayamayacağı konusunun da ele alındığını kaydetti.

Paşardis, Papadopulos'un Rum görüşlerini Gambari'ye aktardığını ifade ederek, Papadopulos'un "BM şemsiyesi altında özlü görüşmelere hazır olduklarına güvence verdiğini" belirtti. Papadopulos'un, ancak bu görüşmeler için ön hazırlıklar ve çalışmaların yapılması gerektiğini vurguladığını aktaran Paşardis, bunun zaten BM Genel Sekreteri tarafından da ifade edildiğini kaydetti.

Paşardis, görüşmelerin başarısı ve çözüm ümidi için, soruna kapsamlı çözüm bulunması için bunun şart olduğunu ifade etti.

Paşardis, Gambari'nin ziyareti bittikten sonra bir değerlendirme yapılacağını kaydetti.

Talat-Gambari görüşmesi

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, BM Genel Sekreteri'nin Siyasi İşlerden Sorumlu Yardımcısı İbrahim Gambari'yi kabul etti.

Gambari saat 14:55'te Cumhurbaşkanı Talat'la görüşmek üzere Cumhurbaşkanlığına geldi.

Görüşme öncesinde açıklama yapılmazken basın mensuplarına sadece görüntü alınmasına izin verildi.

Cumhurbaşkanlığı'nda yaklaşık 1 saat 40 dakika süren ve saat 16.40'ta tamamlanan görüşmeye Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit Pertev, Özel Kalem Müdürü Asım Akansoy, Sözcü Hasan Erçakıca ve Koordinatör Danışmanı Hasan Sarıca da katıldı. Görüşmede, BM Genel Sekreteri Kıbrıs Özel Temsilcisi UNFICYP Misyon Şefi Michael Moller de hazır bulundu.

Görüşmeden çıkışta Talat ve Gambari, Türk ve Rum basın mensuplarına İngilizce olarak kısa birer açıklama yaptılar.

Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıs Türk tarafının mesajlarını ve görüşlerini ilettiklerini belirterek, dünkü görüşmenin giriş olduğunu cumartesi günkü görüşmede daha ayrıntılı olarak konuları ele alacaklarını kaydetti.

Gambari ise, iyi görüşmeleri hangi zeminde sürdürebileceklerini araştırdıklarını belirtti.

Gambari: Birçok konu aydınlatıldı

İbrahim Gambari görüşmenin ardından yaptığı açıklamada, iki liderle danışma mahiyetindeki ilk tur görüşmelerini tamamladığını belirterek, "Yararlı bir görüşme yaptık. Birçok konu aydınlatıldı" dedi.

Gambari, BM Genel Sekreteri'ne Kıbrıs sorununa kapsamlı bir çözüm bulunması için görüşmelerin başlaması amacıyla bir rapor sunacağını, bu görüşmelerden edindiği bilgilerin, süreci ileriye götürmek için bir takım önerilerin de yer alacağı bu raporuna yardımcı olacağını ifade etti.

Talat: Erken çözümün

yararına inanıyoruz

Mehmet Ali Talat, Gambari ve ekibiyle iyi bir görüşme yaptıklarını, görüşlerini, düşüncelerini ve mesajlarını Gambari'ye ilettiklerini ve Kıbrıs'ta erken bir çözümün sağlanması için BM'den girişim beklediklerini dile getirdi.

Zorlukların ve sorunların arttığını ifade eden Cumhurbaşkanı Talat, görüşmede Kıbrıs'ta acilen bir çözüme ihtiyaç duyduklarını çünkü zaman geçtikçe sorunların aşılmasının daha da zorlaşacağını anlattıklarını belirtti. Talat "Çözümün erken gelmesi gerektiğine inanıyoruz" şeklinde konuştu.

Görüşmelerine cumartesi devam edeceklerini belirten Talat, dün bir başlangıç yapmaya çalıştıklarını, cumartesi detayları ve farklı konuları konuşma fırsatı bulacaklarını kaydetti.

Erçakıca; Gambari'ye güven artırıcı

önlemler öneren bir mektup verildi

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, Cumhurbaşkanı Talat'ın, İbrahim Gambari'ye BM Genel Sekreteri Kofi Annan'a hitaben yazılmış ve güven artırıcı önlemler öneren bir mektup verdiğini açıkladı.

Cumhurbaşkanlığında gerçekleşen Talat-Gambari görüşmesinin ardından basına açıklama yapan Hasan Erçakıca, "Görüşmede, Kıbrıs sorununa BM gözetiminde yapılacak görüşmelerle Annan Planı temelinde kapsamlı bir çözüm bulunması için çalışmaya hazır olduğumuz ifade edildi" dedi.

Erçakıca, Talat'ın, iki tarafın görüşmeye başlaması konusunda yeni bir öneri yaptığını da vurguladı.

Esaslara ilişkin görüşler aktarıldı

Gambari'nin bölgeye yaptığı ziyareti Kıbrıs Türk tarafının uzun zamandır beklediğini ve memnuniyetle karşıladığını ifade eden Hasan Erçakıc