|
NTV
Güncelleme: 16:04 TSI 01 Temmuz 2006 Cumartesi
İSTANBUL
- Euronews televizyonuna mülakat veren Başbakan Erdoğan, Türkiyenin
Kıbrısta üzerine düşeni yaptığını
belirterek adım atması gerekenin, Rum tarafı ve Avrupa
Birliği olduğunu söyledi. Başbakan, KKTCye yönelik izolasyonlar
kaldırılmadığı sürece ek protokolü gündeme
almayacaklarını ifade etti.
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti,
Türkiye, Avrupa Birliği ve Kıbrıs Rum yönetiminin aynı
masaya oturabilmesi durumunda tüm sorunların çözülebileceğini savunan
Erdoğan, sorun çözülmezse, Türkiyenin bedeli ne olursa olsun Kuzey
Kıbrısın yanında duracağını belirtti.
Başbakan, Kuzey Kıbrısa yönelik izolasyonlar
kaldırılmazsa biz de ek protokolü asla gündemimize
almayacağız dedi. Başbakan Erdoğan, daha önce de Kıbrısta
geri adım yok, müzakereler durursa durur demiş, bu açıklamaya
AB liderleri tepki göstermişti.
|
NTV
Güncelleme: 19:39 TSİ 01 Temmuz 2006 Cumartesi
İSTANBUL
- Finlandiyanın, 6 ay sürecek dönem başkanlığı bugün
başladı. Finlandiyalı yetkililer, dönem
başkanlıkları süresince, genişleme ve Türkiye ile üyelik
müzakerelerinin ana konuları olacağını belirtiyor. Son iki
gündür Finlandiyadan gelen açıklamalar da, bunun işaretlerini
veriyor.
Önce
Finlandiya Dışişleri Bakanı, ek protokolü uygulaması
için Türkiyenin yıl sonuna kadar zamanı olduğunu söyledi.
Ardından da, Başbakan Matti Van Hanen, yükümlülüklerini yerine
getirmemesi halinde Türkiye ile müzakerelerin askıya
alınabileceğini açıkladı.
Rumlardan yeni
tutuklamalar
Kıbrıs
Rum polisi, isimleri açıklanmayan 4 Kıbrıslı Türk ile iki
İsrailli ve bir Almanı dün akşam tutukladı.
AA
Güncelleme: 11:27 TSİ 01 Temmuz 2006 Cumartesi
LEFKOŞA
- Rum radyosunun haberine göre, üzerlerinde Rum pasaportu fotokopisi, koçan
(tapu) ve diğer belgeler bulunması nedeniyle ifade vermek üzere Güney
Lefkoşadaki Ay Demet Karakoluna götürülen kişiler, daha sonra
serbest bırakıldı. Polis, belgelere el koyarak,
değerlendirmeye aldı.
Rum Polis Genel Müdürü Haralambos Kulentis, konuyla ilgili
açıklamasında, bu kişilerin, tutuklu olmalarını
gerektirecek herhangi bir neden olmaması nedeniyle serbest
bırakıldıklarını söyledi.
4 Kıbrıslı Türkten biri doktor, diğeri muhasebeci olan 2
kişi, Rum basınına yaptıkları açıklamada,
aleyhlerinde bir şey olmamasına karşın, Rum polisinin
kendilerini tutuklamasından ve karakola götürerek ifadelerini
almasından dolayı hoşnutsuzluklarını dile getirdi.
Kıbrıs Rum polisi, önceki gün de Kıbrıslı Türk mimar
Osman Sarperi, Metehan Sınır Kapısından Güney
Kıbrısa geçerken, aracında Kıbrıslı Rumlara ait
olduğu öne sürülen bazı arazilerle ilgili inşaat projeleri
bulundurduğu gerekçesiyle tutuklamıştı.
Mahkemeye çıkarılan Sarper hakkında
8 gün tutukluluk kararı verilmişti.
KKTC:
İLİŞKİLERİ KÖTÜLEŞTİREBİLİR
KKTC Cumhurbaşkanlığı ise, Kıbrıs Rum
tarafının, Güney Kıbrısa geçen Kıbrıslı
Türkleri tutuklama girişimlerinin, Kıbrıs Türk halkı ile
Kıbrıs Rum halkı arasındaki ilişkileri
kötüleştirme potansiyeli taşıdığını
bildirdi.
Cumhurbaşkanlığından yapılan yazılı
açıklamada, Kıbrıs sorununa çözüm bulma çabalarının
sonuç verebilmesi için, iki halk arasındaki ilişkileri
iyileştirme ve karşılıklı anlayışı
geliştirme çabalarına hız vermek gerektiği vurgulandı.
Erdoğan:
Kimse yoksa biz varız
DHA
AB'ye rest çekmeye
devam eden Başbakan Erdoğan, KKTCnin yanında kimse yoksa
Türkiye vardır. Bu izolasyon kaldırılmazsa biz de ek protokolü
asla gündemimize almayacağız dedi.
Avrupa Birliği'nde 24 saat haber yayını yapan
Euronews kanalından muhabir Margherita Sforzanın
sorularını yanıtlayan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan,
KKTC ve Türkiyenin AB uyum yasaları konusundaki kararlılığının
ilk günkü gibi devam ettiğini söyledi. KKTC, Türkiye, AB ve
Kıbrıs Rum Yönetiminin aynı masaya oturabilmesi durumunda tüm
sorunların çözülebileceğini belirten Erdoğan, bunun
olmaması durumunda Türkiyenin bedeli ne olursa olsun KKTCnin
yanında olacağını ifade etti. Erdoğan, KKTCnin yanında
kimse yoksa Türkiye vardır. Bu izolasyon kaldırılmazsa biz de bu
protokolü asla gündemimize almayacağız dedi.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Kıbrıs
konusunda adım atılmadıkça, Türkiyenin adım
atmayacağını vurgularken, Türkiye olarak sürekli adım atan
taraf olamayız. Adım atması gerekenler önce
adımlarını atacaklar, ondan sonra da bizden
karşılığını bekleyecekler. Henüz biz
attığımız adımların karşılığını
almış değiliz dedi.
Avrupa Konseyi gerek Türkiyenin üyesi olduğu en eski
Avrupa kuruluşu olduğunu hatırlatan Erdoğan, konseyin
savunduğu hedef, standart ve normlara önem verdiklerini, belirtirken,
aralıksız adımlar atmayı sürdürdüklerini ekledi.
Başbakan Erdoğan, Olli Rehn'in "Limanlar açılmazsa
müzakereler durabilir" şeklindeki sözleri üzerine, "Biz
üzerimize düşeni yaptık. Şimdi adım atması
gerekenler adım atsın. Müzakereler durursa dursun"
demişti.
HURRIYET 01/07/06
Gül: Kıbrıs sorunu
şantajla çözülemez
A.A.
Dışişleri Bakanı ve Başbakan
Yardımcısı Abdullah Gül, Atina'da yayımlanan haftalık
ekonomi gazetesi Kozmos Tu Ependitiye (Yatırımcının
Dünyası) verdiği demeçte, Kıbrıs sorununun şantajlarla
çözülemeyeceğini söyledi.
Kıbrıs sorununun çözümü, Türk-Yunan ve Türkiye-AB
ilişkilerine değinen Gül, Kıbrıs sorununun
çözümünde, anavatanlar olarak, Yunanistan ile Türkiye'nin
katılımı olması gerektiğini ifade etti.
Liman ve havaalanlarının Kıbrıs'a (Rum kesimi)
açılmaması nedeniyle Türkiye'nin, AB ile müzakerelerde kriz
yaşaması olasılığına yönelik soruya ise
Gül, Sanmıyorum. Yapıcıyız. Her şeyden
önce iyi niyetimiz açıktır. AB, bu sorunla ne
yapacağını bulmalı. Çünkü biz tek taraflı çözüm
istemiyoruz. Ancak eminim ki, bu sorun aşılabilir. Kıbrıs
sorunu şantajlarla çözülemez. Şantaj, AB ruhuna ters düşüyor.
Güven arttırıcı önlemlere gereksinim var. Bir tarafın
ambargo koyması, diğer tarafın kaldırması AB ruhuyla
örtüşmez şeklinde yanıtladı.
Türkiye ve Yunanistan'ın dost ülkeler olduğunu belirten Gül,
Yunanistan Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni'nin geçen ay
Türkiye'ye yaptığı ziyarette yeni güven arttırıcı
önlemlerin açıklandığını kaydetti.
Gül, Ege için Uluslararası Lahey Adalet Divanına gidilmesi
konusundaysa Çözüme katkısı olan hiçbir yöntemi reddetmiyoruz diye
konuştu.
Dışişleri Bakanı Gül, Türkiye'deki demokrasi seviyesinden
memnun olup-olmadığına yönelik soruyu ise Eminim ki demokrasi
standartlarımız aynı. Bu nedenle AB'ye üyelik müzakerelerine
başladık. Doğal olarak hiçbir yerde durum kusursuz değil,
her zaman eleştiri yapılabilir. Fakat, Türkiye'de demokrasi Avrupa
standartlarındadır diye yanıtladı.
HURRIYET 01/07/06
Rum tekne Göcek Marinaya
alınmadı
Mustafa SARIİPEK/GÖCEK (Muğla), (DHA)
Kıbrıs Rum kesimi bandıralı tekneyle Türk
marinasına girmelerine izin verilmeyen İngiliz Antony ve eşi
Margaret Watts çifti, konuyu BBCye anlatacaklarını, Türkiyeye
turist gelmemesi için çaba harcayacakları tehdidini savurdu.
Ganymade adlı Kıbrıs Rum bandıralı 17 metrelik
yelkenli tekne önceki gün Göceke gelerek belediyeye ait Göcek Marinaya
demirlemek istedi. Marina görevlileri tekne bayrağının
sarılı olması nedeniyle bandırası hakkında bilgi
alamadıkları tekneden şüphelendi. Yapılan incelemede
İngiliz Antony ve eşi Margaret Wattsa ait teknenin Limasol
Limanına kayıtlı ve Kıbrıs Rum Kesimi bayraklı
olduğu anlaşıldı. Sahil Güvenlik Komutanlığı
nezaretinde tekne Türk sularından çıkarıldı. Tepki gösteren
İngiliz çift, cep telefonunun kamerasıyla fotoğraf çekerek,
yanlış bir uygulamayla karşılaştıklarını
ve bunun kişilik haklarının ihlali anlamı
taşıdığını dile getirdi.
HURRIYET 01/07/06
Finlandiyadan üçüncü uyarı
AB dönem
başkanlığını bugün Avusturyadan devralan
Finlandiyanın Başbakanı Matti Vanhanen, dün başkanlık
hedeflerini açıklarken Türkiyeyi uyardı: "Şartların
yerine getirilmemesi halinde üyelik müzakereleri askıya
alınabilir."
Önceki gün de AB Komisyonunun Finlandiyalı üyesi, genişlemeden
sorumlu komiser Olli Rehn ve Finlandiya Dışişleri Bakanı
Erkki Tuomioja, Türkiyenin limanlarını Rumlara açmaması halinde
üyelik müzakerelerinin dondurulabileceği uyarısında
bulunmuşlardı.
Başkent Helsinkide gazetecilere açıklama yapan Vanhanen,
görüşmelerin durdurulması olasılığının her
zaman olduğunu belirterek, "Sanıyorum Türkiye bunu biliyor"
dedi. Vanhanen, başkanlıkları döneminde önceliğin Türkiye
ile müzakereler konusu ve Rusya ile enerji alanındaki
işbirliğinin geliştirilmesi olduğunu söyledi.
Olli Rehn de, Finlandiyanın STT haber ajansına
yaptığı açıklamada, "ABnin Türkiye ile müzakereleri
durdurup durduramayacağına" ilişkin bir soru üzerine, bunun
mümkün olduğunu belirterek, "Buna başvurmak zorunda
kalmayacağımızı umuyorum, ancak bunu gerektirecek zeminler
varsa bu yola başvurmamak için nedenimiz yok" demişti.
HURRIYET 01/07/06
Independent Latife Hanım
ile Emine Erdoğan'ı karşılaştırdı

ANKA
Atatürkün eşi Latife Hanım ile Başbakan Recep Tayyip
Erdoğanın eşi Emine Erdoğanı kıyaslayan
Independent gazetesi, iki lider eşinin türban konusunda birbirinden
tamamen farklı bir tutum sergilediğinin altını çizdi.
İngiliz Independent gazetesi, türban tartışmaları
çerçevesinde Türkiyeden iki first ladyyi, Mustafa Kemal Atatürkün eşi
Latife Hanım ve adı cumhurbaşkanlığı
tartışmalarını merkezinde bulunan Başbakan Recep
Tayyip Erdoğanın eşi, Emine Erdoğanı
karşılaştırdı. Yirmibirinci Yüzyılda Türkiye:
Bayan Atatürkün Mirası başlıklı haberde Türkiyenin
first ladysi Latife Atatürkün ülkedeki kadınları
çağdaşlaştırmak için için yardımcı olduğu
kaydedildi.
Latife Hanımın Türkiyedeki kadınlara peçelerini
çıkarmaları için çağrı yaptığı
aktarılan haberde, Latife Hanımın mücadele ettiği
başörtüsünün şu an tekrar gündemde olduğu ifade edildi.
Haberde, onlarca yıldır din ve devlet işlerinin birbirinden
ayrılması anlamına gelen laikliğin Türkiyenye önderlik
eden bir güç olduğu belirtildi. Gazete, Atatürkün Osmanlı
İmparatorluğunun küllerinden çoğunluğu Müslüman olan ancak
Batılı değerlere sahip çağdaş, dinamik bir toplum
yarattığının altını çizdi.
İPEK ÇALIŞLARIN KİTABINA ATIFTA BULUNDULAR
|
|
Independent, Atatürkün Türkiye için yaptıklarının yanı
sıra çağdaş Türkiye için Latife Hanımın da Türk
kadınını özgürleştirmek konusunda
yaptıklarının da yeni yayınlanan bir kitapla ortaya
çıktığını aktardı.
İpek Çalışların Latife Hanım kitabına
atıfta bulunulan haberde, resmi tarihte Latife Hanımın kaba ve
hırçın olarak gösterildiği belirtilen haberde, evliliğin de
bu yüzden bittiği kaydedildi.
Zaman zaman Erdoğanın AB üyelği konusundaki inatçı tutumu
nedeniyle da Atatürk ile
karşılaştırıldığı kaydedilen haberde,
Emine Erdoğanın ise 1920lerdeki Latife Hanımın aksine
başörtüsünü gururla taktığı aktarıldı.
Cumhurbaşkanlığı tartışmalarında da Emine
Erdoğanın başörtüsünün tartışmaların merkezinde
bulunduğu ifade edilen haberde,
Cumhurbaşkanlığının aslında törensel bir kurum
olduğu ancak makamın Atatürkün mirası olduğu için simgesel
bir önemi olduğu kaydedildi.
Başörtüsü tartışmalarının diğer ülkeler için
garip gelebileceği belirtilen haberde, ancak bu kumaş
parçasının ordu ve mahkemelerin de bulunduğu laikler ile
iktidarda bulunan AKP arasında bir savaş
başlattığı aktarıldı.
Haberde, Laiklerin başörtüsünü bir geri adım olarak kabul
ettiği, İslamcıların ise konuya insan hakları
açısından yaklaştığı ifade edildi.
HURRIYET 01/07/06
Müzakereleri kesmek o
kadar kolay değil
AB ile Kıbrıs tansiyonunun kademeli olarak artacağı bilinen
bir şey. Burada bir sürpriz yok. Bu arada ince bazı oyunların
oynandığı da ortaya çıkıyor ki, bu, işi daha da
bulandırıyor.
Örneğin, mesele "limanların Rum bandıralı gemilere
açılması" iken, bakıyoruz, argümana artan bir şekilde
"Kıbrıs'ı tanıyın" boyutu sokulmaya
başlandı.
Oysa işin başında Avrupa'nın en yetkili kişileri
limanların açılmasının tanıma anlamına
gelmeyeceğini söylediler. "Tayvan" örneğiyle Türkiye'yi
teskin etmeye çalıştılar.
Oybirliği gerekiyor
Şimdiyse Avrupa'da "Türkiye Kıbrıs'ı tanıyacak,
yoksa..." tehditleri savruluyor.
Ancak, "tanıma" Türkiye'nin BM sürecinden vazgeçip AB'nin
Kıbrıs çözümüne teslim olması anlamına geleceği için,
burada, olmayacak bir şeyden söz ediliyor.
İlk etapta şunun altını çizmek gerekiyor: Nasıl ki
Türkiye ile müzakerelerin başlamasına 25 ülkenin onayı
gerektiyse, Türkiye ile müzakerelerin durdurulması için de AB'de
oybirliği gerekiyor. Kısacası, böyle bir kararı almak AB
için o kadar kolay değil.
Yokuşa sürebilirler
Türkiye muhalifleri tabii ki veto haklarını müzakere süreci içinde
kullanabilirler. Fakat müzakerelerin resmi anlamda tümüyle durmasını
sağlayamazlar. Sadece işi yavaşlatıp yokuşa
sürebilirler. Ancak, gene de diyelim ki "olmaz" dediğimiz
şey oldu.
Yıl sonu geldiğinde ve Türk pozisyonunda bir
değişikliğin olmadığı görüldüğünde, AB'nin
25 üyesi Komisyon'dan veya dönem başkanı Finlandiya'dan gelecek olan
"Müzakereler kesilsin" çağrısını onayladı. O
halde ne olur?
Türkiye batmaz
Bu durum, Türkiye için, külahını dizine koyup AB'ye alternatif
stratejiler oluşturmaya başlamasının zamanının
geldiğini gösterir. Bu gayet açık. Böyle bir gelişmenin, tabii
ki, ekonomiden savunma alanına, teröre karşı
işbirliğinden enerji hatlarının geliştirilmesine kadar
uzanan geniş bir alanda her iki taraf için ciddi sonuçları olur.
Fakat, "AB olmazsa Türkiye batar" düşüncesi de geçerli
değil. Hiçbir zaman da olmadı. En zayıf anında batmayan
Türkiye'nin herhalde bugün batacak hali yok. Buna karşılık,
burada en ağır darbeyi yiyecek olan şey, Türkiye'deki demokrasi
ve insan hakları olur. Nedeni de malum.
Reformlar ve AB
IMF ekonomimiz açısından nasıl bir "çıpa" rolü
oynuyorsa, AB perspektifinin de bu konularda bir "çıpa" rolü
oynadığı aşikâr. Nitekim, on yıllarca direndikten
sonra son yıllarda alelacele yapılan reformların hemen hemen
hepsi "AB endeksli" olarak yapıldı.
Yoksa, Türkiye'yi yöneten ve hep "devletin bekasını"
kollayan güçlerin "Bunlar halkımız için gerekli
şeylerdir" diye bir çıkışları pek olmadı. Bu
güçler için her zaman "değişmezlik" ve "istikrar"
önemliydi. Demokrasi ve insan hakları değil.
Demokrasi ve laiklik
İşi bir kademe daha da ileri götürürsek, AB perspektifinin aynı
zamanda Türkiye'deki laikliğin çıpası olduğunu da
söyleyebiliriz. ABD'den nefret eden, Avrupa'ya da sırt çevirmiş bir
Türkiye'de zaman içinde hangi değerlerin yükseleceğine dair
işaretleri zaten şimdiden alıyoruz.
AB ile iplerin kopmasının en büyük tahribatı işte bu
alanlarda olacaktır. Gerçek demokrasi ve insan haklarının
cumhuriyetimizi günümüze getirmiş olan egemen sınıf
açısından, laikliğin ise nüfusun göz ardı edilemeyecek bir
kesimi açısından "hayati" kavramlar
olmadığını biliyoruz.
AB'siz durum
Onun için ekonomisi açısından göreli istikrarı
sağlamış olan bir Türkiye -ki bu Malezya gibi ülkeler örnek
alınarak başarılabilir- kimi çalkantılara rağmen
AB'siz yaşayabilir.
Ancak, o Türkiye, çok farklı bir Türkiye olur. Orası kesin. AB'nin 25
üyesinin hepsi işte buna razı olur mu? Bundan ciddi şekilde
kuşkuluyum.
SEMIH
IDIZ MILLIYET 01/07/06
Türk-Rus aşkı
giderek artıyor...
Fazla değil, bundan 15 yıl önce böyle bir olasılıktan söz
edilemezdi. Ancak bu iş giderek yaygınlaşıyor.
Türkiye ile Rusya arasındaki ilişkilerden söz ediyorum. Enerji
bağımlılığı, turizm bağlantıları
ve Türk işadamlarının büyük yatırımları,
yıllar içinde öylesine bir ağ oluşturdu ki, iki ülke (özellikle
Türkiye) birbirine adeta kilitlendiler.
Bu arada işin içine bir de hissi unsur girdi.
Türkiye, AB'den eleştiri aldıkça, Ruslar'ın
çağrıları daha da arttı. Geçen yıl, Erdoğan ile
Putin arasında geçen baş başa 6 saatlik konuşma hala
hatırlarda.
Buna biz de tanık olduk. 2004 yılında Putin'in Türkiye ziyareti
öncesinde Soşi'de CNN TÜRK için bir söyleşi yapmıştık.
Türkiye'nin önde gelen gazetelerinin yazarlarına ısrarla şu
görüşü tekrarlamıştı: Bırakın Avrupa
Birliği'ni, gelin hep birlikte hareket edelim. Türkiye, Rusya ile ne kadar
sıkı bir işbirliği oluşturabilirse, o kadar güçlenir.
Bizde enerji var, yatırım imkanı var. Sizde turizm var,
yatırımcı var."
Bu sözler Türkiye'nin kulağına çok hoş geliyordu. Hele AB'den
eleştiriler arttıkça, Rusya'ya bakışlar daha da bir
hoşlaştı.
Cumhurbaşkanı Sezer'in Moskova gezisinde bu
"karşılıklı hoşlaşma" biraz daha belirginleşmiş
gibiydi. Hem geziye katılan iş çevrelerinde, hem de bürokraside Rusya
ile bir yakınlaşma rüzgarı esiyordu.
Bu durum nereye kadar gider, bilinmez. Ancak bildiğimiz bir şey var
ki, Türkiye'deki Rus aşkı yaygınlaşıyor.
ARI HAREKETİ
OLMASA KARADENİZ'İ UNUTACAKTIK
Kemal Köprülü'nün ARI HAREKETİ hafta içinde son derece
ilginç bir konferans düzenledi. Friedrich Naumann, German Marshall Fund ve
NATO'nun katkılarıyla, "Karadeniz'de demokratikleşme ve
güvenlik" tartışıldı. Konunun uzmanları,
Karadeniz kıyısı ülke temsilcileri de katıldılar.
Ne ilginçtir ki, yine en çok Özal'dan söz edildi. Karadeniz'in önemini anlayan
ve Türkiye'yi bu konuda lider ülke konumuna sokmaya çalışan tek
liderdi.(!)
Ne acı değil mi?
Koskoca Karadeniz'e Türkiye, genelde "kalkan balığı tutulan
yer" gibi bakar.
Şaka etmiyorum.
Ne devlet kurumları, ne medya, ne de sivil toplum Karadeniz'i yakın
görüyor.
Ancak yakında uyanacağız... Zira Karadeniz bütün
ağırlığı ile gündemimize girmek üzere... O zaman
uyanacağız, ancak hem güç, hem de geç olacak.
ARI HAREKETİ bu gerçeği bize hatırlattı...
ARİF
MARDİN'İ ÇOK ÖZLEYECEĞİZ
Bazı insanlar vardır, yaşamları
sırasında hakları olan ilgiyi görmezler. Onların
yaptıklarının onda birini gerçekleştirenler,
mallarını abartılı şekilde satarlar ve en ilginci,
alıcı da bulurlar.
Arif Mardin, kendi dalında, Türkiye'de aynı işlerle
uğraşan kişilerden ışık yılı daha
ilerdeydi. Uluslararası düzeyde, bırakın Türkiye'yi,
Amerika'nın en başarılıları arasındaydı.
Yaşamı boyunca en büyük kalitesi, daima bir İstanbul Efendisi
olarak kalmasıydı. Kibarlığı, kültürü, dünyaya
bakışıyla, tanıyan herkesin kalbini kazandı.
Arif Mardin'i hep gıpta ederek izlemişimdir. Ailece
yakınlığımızın yanı sıra, insanlara
yaklaşımı, yumuşak üslubu ve derinliği ile Arif Mardin
çok farklıydı. Gençliğimin idolü, ileri yaşlarda da keyifle
izlediğim bir bilge kişiydi.
Onu çok özleyeceğiz.
ISITMA BİNASINA
TÖREN YAPILIR MI?
Genel bir tören hastalığımız
vardır. Neredeyse tuvalet açılışında bile tören
yapılıyor ve kurdeleler kesiliyor.
Hadi diyelim ki, insanlar, bir katkıda bulundukları zaman bunu
göstermek ve alkış almaktan hoşlanıyorlar. Bunu da
doğal karşılayalım. Ancak yine de her şeyin bir
sınırı olmalı.
Doğrusu beni bu çerçevede şaşırtan, TBMM Başkanı
Bülent Arınç'ın Meclis yeni Isıtma ve Soğutma
binasının açılışı için tören düzenlettirmesi ve
yetmiyormuş gibi kurdeleyi kendi eliyle kesmesi... Biraz fazla değil
mi?
Meclis Başkanı'nın gururla ISO 9001-2000 Kalite Belgesi için
tören düzenlettirmeye çok hakkı vardır. Kırılan iki
sandalye önemli değildir. İşin mağaza yönü olduğu için
ilgi toplamıştır. Tebrikleri yeterli bulmamakta da
haklıdır.
Ancak aynı Başkan'ın, kalkıp yeni havalandırma
binası törenine katılması ise
yadırgatıcıdır. Medyanın iki sandalyeyi örnek gösterip
ISO belgesini küçük görmesi ne kadar hafif ise, Arınç'ın
havalandırma binası açması da aynı şekilde biraz hafif
değil mi?
ARTIK, AĞZINIZDAN
ÇIKANA DİKKAT EDİN...
Piyasalardaki depremin yüzde 70'i
dışımızdaki gelişmelerden kaynaklandı. Ancak
yüzde 30'unun da, bizi yönetenlerin ağızlarından
çıkanı kulaklarının duymamasından, zaman zaman
gereksiz çıkışlar yapmalarından ve önlem almakta
gecikmelerinden kaynaklandığı açıkça ortada.
Siyasi ve ekonomik sorumluluğu olanlar, laflarını bir türlü
ayarlayamıyorlar.
Söylenmesi gerekeni, zamanında söyleyemiyor, gerekmeyen lafları da
gerekmeyen anlarda ortaya atıyorlar.
Ardından da, piyasalardan dayak yiyorlar. Ancak onlar dayak yemekle
kalırlarken, ekonomi kan kaybediyor. İnsanlar ve şirketler
fakirleşiyorlar.
Bu senaryo yeni değil. MHP-DSP-ANAP koalisyonunda canlı yayında
özeleştirmeyi zorlaştıran açıklama yapıp,
piyasaları çökerten ve ardından istifa etmek zorunda kalan
bakanları eminim hatırlarsınız.
Piyasalar, sadece sorumlu durumdaki "yetkilileri" eğitmekle de
yetinmiyor, açıklamaların saatini dahi saptıyor.
Örneğin, kriz yaratabilecek gelişmeler, önemli siyasi kararlar,
17:00'den sonra açıklanıyor. Nedeni basit: Piyasalar rahatsız
olmasın...
Piyasalar öylesine bir güç kazandı ki, artık rejim
tartışmaları, hatta olası askeri müdahaleler dahi
"piyasaların tepkisi" dikkate alınarak
değerlendiriliyor. "Türban'da ısrar piyasaları
mahveder" yorumları veya "Askeri darbe ekonomiyi çökertir"
söylemi, hep piyasa kaygısından kaynaklanıyor.
Günlük yaşamımızın yeni yönlendiricisi sayılan
"piyasalar", sorumlu konumlardaki yetkililerimize şimdiden
"ağızlarından çıkana dikkat etmeyi"
öğrettiler, ancak gidilecek daha çok uzun yol var.
Derslere devam...
HERŞEYİN EN
İYİSİ BİZ BİLİRİZ...
Lokantada bir grup arkadaş, eşlerimizle birlikte
konuşuyorduk. Söz döndü dolaştı Dünya Kupası'na geldi.
Heyecan yükseliverdi... Önce İsveç antrenörü yerden yere vuruldu.
Yanlış taktik vermiş ve ekibini perişan etmişti.
Eğer bizim Ahmet olsa, 18'inci dakikada forvetle değişiklik
yapardı. Hüseyin ise, Arjantin'in hocasına kızgındı.
"Olur mu kardeşim, böyle bilgisizlik olur mu?" dedi ve
nasıl yapılması gerektiğini anlattı (!).
Hayretler içinde izledim.
Gerçek işi futbol hocalığı olan, becerileri nedeniyle
milyon dolar kazanan hocalardan daha iyi bildiklerine gerçekten
inanmışlardı. İsveç takımının
başına geçseler, daha iyi sonuç alabilirlerdi (!).
Yan masaya kulak kabarttım, orada da TV programcıları yerden
yere vuruluyordu. "Böyle program olur mu kardeşim? Bence ......"
diye başlayan konuşmaları duyan, bir grup profesyonel televizyoncunun
tartıştığını sanırdı.
Diğer masalarda da, kimi politikanın nasıl yapılması
gerektiğini, kimi banka yönetimi, diğerleri de şirket
konusundaki yüksek fikirlerini anlatanlarla doluydu. Ancak işin ilginç
yanı, konuşup fikir ürettikleri konularda hiçbir uzmanlıkları,
hatta yakınlıkları bile yoktu. Amatörce fikir ileri sürmekle
yetiniyorlardı.
Hepimizde aynı iddia yok mu?
"Ben daha iyi bilirim" demez miyiz?
LATİFE HANIMI
MERAK EDİYOR MUSUNUZ ?
İpek
Çalışlar'ın LATİFE HANIM biyografisini mutlaka alın.
Israrla tavsiye ederim.
Çalışlar'ın yeteneklerini size anlatmama gerek yok. Çok iyi
hazırlanmış, çok rahat bir dille yazılmış ve
tabii en önemlisi Latife Hanım'ı anlatışı bir harika
olmuş. Araştırmacılığın ne olduğunun
dersini veriyor.
Latife Hanım sadece Atatürk'ün eşi olmasıyla değil,
karakteri, düşünceleri ve genel yaklaşımıyla o dönemdeki
Türk kadının bir kesiminin simgesi olmasıyla önemli. Türkiye'nin
kuruluş döneminin en yakın görgü tanığı olan Latife
Hanım, aynı zamanda bir mücadele kadını.
Doğan Kitap tarafından çıkarılan bu kitap özellikle
biyografi meraklılarının çok hoşuna gidecektir.
MEHMET
ALI BIRAND MILLIYET 01/07/06
KKTC'deki
son seçimlerle ortaya çıkan manzara
CTP'ye destek vererek
dünyaya kapalı UBP-Denktaş anlayışıyla şekillenen
'statükoyu' bitiren Kıbrıslı Türkler eski günlere dönmek
istemiyor
01/07/2006
RADIKAL
ARMAĞAN
CANDAN
Belki
Türkiye kamuoyunda fazla yer bulmadı, ama 26 Haziran'da KKTC'li seçmenler
sandık başındaydı. KKTC'de siyaset iki aydır neredeyse
sadece bu seçimlere kilitlenmişti. Seçimlerde hem yerel kuruluş
organları, hem de 50 kişilik KKTC Meclisi'ndeki iki boş
milletvekilliği için oy kullanıldı. Yerel seçimlerde beş
büyük kent Lefkoşa, Mağusa, Girne, Güzelyurt ve İskele'nin de
dahil olduğu toplam 28 belediye başkanlığı için kıyasıya
bir yarış yaşandı.
En önemli sonuç, hükümetin büyük ortağı Cumhuriyetçi Türk Partisi
CTP'nin sahip olduğu başkent Lefkoşa Belediyesi'ni, küçük ortak
Serdar Denktaş'ın yönettiği Demokrat Parti'ye
kaptırmasıydı. Sempatik, halk adamı imajıyla öne
çıkan DP adayı işadamı Cemal Bulutoğluları
yarışı CTP'li eski belediye başkanı Kutlay Erk'in 136
oyla önünde bitirdi. Son dört yılda kurduğu ilişkilerle
belediyeyi ve dolayısıyla adayı uluslararası arenada
başarılı şekilde temsil eden Erk, oylarını yüzde
36'ya çıkarmasına rağmen kaybetti. Bunda, Annan Planı
referandumundan sonra hayal kırıklığı yaşayan ve
CTP'nin eski statükocu anlayışı yeterince
sarsamadığını düşünen çözüm yanlısı kitlenin
bir kısmının sandığa gitmemesinin de rolü oldu.
DP'nin, altı küçük belediyenin yanında 'amiral gemisi' denilen
başkent Lefkoşa'yı alması Serdar Denktaş'ı
seçimin galibi havasına sokmaya yetti.
Mağusa ve Girne'yi ise bir kez daha CTP'nin sembolleşmiş
belediye başkanları Oktay Kayaalp ve Sümer Aygın aldı.
Güzelyurt ve İskele'de ise muhalefetteki Ulusal Birlik Partisi UBP'li
belediye başkanları kazandı. 28 belediyenin 10'unu UBP, sekizini
CTP, yedisini DP, üçünü bağımsızlar alırken, UBP'nin
başkanlık sayısı 18'den 10'a düşmüş oldu. Bu
sonuç, Derviş Eroğlu'nun yerine UBP liderliğine gelen Hüseyin
Özgürgün için çok iyi bir başlangıç olmadı. Belediye meclis
üyeliklerinde ise galip CTP oldu. 28 belediyenin toplamında CTP 92, UBP
79, DP 61, Mustafa Akıncı'nın BDH'si ise iki üyelik aldı. Yelpazenin
solunda CTP'ye alternatif görülen BDH'nin varlık gösterememesi CTP'nin
dışında barış ve federal çözüm kulvarında
politika yapacak güvenilir ve istikrarlı bir yapılanmanın
oluşturulması gerektiğine ilişkin tartışmaları
da gündeme getirdi.
CTP'nin
başarısı
İki milletvekilliği seçimini ise beklendiği gibi ülkenin en
büyük partisi CTP kazandı. CTP, mini bir genel seçim olarak da
değerlendirilebilecek bu seçimde yaklaşık yüzde 40 oy alarak
boş olan birer Lefkoşa ve Girne milletvekilliğini alarak
sandalye sayısını 25'e çıkardı. UBP, 2005'teki gibi
yüzde 30 kadar oy alırken, Serdar Denktaş'ın DP'si
oylarını yüzde 10 kadar artırarak yüzde 22'ye
tırmandırdı. Artık KKTC'de, sonraki genel seçimlerin
yapılacağı 2010'a kadar CTP'siz bir hükümet modeli imkânsız
hale geldi. Ancak 2005 seçimlerine göre oylarında yaklaşık yüzde
5'lik bir düşüş görülen CTP'nin hükümetin büyük ortağı
olarak geçireceği önümüzdeki üç buçuk yılı iyi
değerlendirmesi gerekiyor.
Referandumda barış ve çözüme evet demiş, CTP'ye verdiği
destekle, dünyaya kapalı, AB ve demokratikleşmeye karşı
UBP-Denktaş anlayışıyla şekillenmiş olan 'eski
statükoyu' sona erdiren Kıbrıslı Türkler, eskiye dönmek
istemiyor.
Sivilleşmenin, sosyal refah devletiyle ekonomik gelişmenin,
demokratikleşmenin güçlendirilmesi, sivil toplum, iş çevreleri ve
sendikaların CTP'den beklentileri arasında. Örneğin, kamu
yönetimi reformuyla kamu kurumlarının daha verimli hale getirilmesi,
tek sosyal güvenlik yasasının kamu ve özel sektör
çalışanları arasındaki eşitsizlikleri giderecek
şekilde geçirilmesi, genel sağlık sigortası sisteminin
uygulanması, demokratikleşme yönünde anayasa
değişikliklerinin yapılması, sivilleşme çerçevesinde
askere bağlı polis teşkilatının sivil otoriteye
bağlanması gibi adımlar hem eski statükoyu sarsacak hem de
CTP'nin elini güçlendirecektir.
Dış siyasette de bu dönem çözüme ilişkin hareketlenme
bekleniyor. AB ve uluslararası toplum nezdinde KKTC'ye izolasyonların
kaldırılması için çaba sarf edilirken, barış
görüşmelerinin başlamasına zemin teşkil edecek ortamın
hazırlanmasına Türk tarafı olarak destek verilmeli. Mevcut
durumun devamında en fazla zararı Kıbrıslı Türklerle,
AB yolunda çıkarılacak engellerden dolayı Türkiye'nin
göreceği bir gerçek; bu yüzden, çözüm görüşmelerinin altyapısının
hazırlanması yönünde Türk tarafının iyi niyeti ve çözüm kararlılığı
ortaya konulmaya devam edilmelidir.
Finlandiya
Büyükelçisi'yle Kıbrıs iddiası
Türkiye ile üyelik
görüşmelerinin Kıbrıs nedeniyle kesilmesi AB'ye onur mu getirir,
utanç mı?
01/07/2006
RADIKAL
Finlandiya'nın Ankara
Büyükelçisi Maria Serenius ile önceki akşam bir iddiaya girdik.
İddianın süresi, bugün başlayan ve 31 Aralık'ta sona erecek
olan Finlandiya'nın Avrupa Birliği dönem başkanlığı
süresiyle sınırlı. Kaybeden, diğerine iyi kalite bir
şişe şarap ikram edecek; masadaki tanıkları da
dışlamak olmaz.
İddianın konusu da şu: Ben son birkaç gün boyunca, AB'nin
Finlandiyalı Genişleme Sorumlusu Olli Rehn, Finlandiya
Dışişleri Bakanı Erkki Tuomioja ve Başbakanı
Matti Vanhanen'in, Türkiye'nin yıl sonuna dek Kıbrıs Rum
Cumhuriyeti'ne limanlarını açmaması, (bazı haber
ajanslarına göre tanımaması) halinde üyelik müzakerelerinin
askıya alınacağı yolundaki uyarılarının
gerçekleşme şansını sıfıra yakın görüyorum.
AB Komisyonu'nun Kuzey Kıbrıs'a doğrudan mali yardım ve
doğrudan ticaretin başlatılması sözlerini ya da en
azından birini yerine getirmeden Başbakan Tayyip Erdoğan'ın
Ek Protokol'ü Meclis'e getirmesinin, AK Parti açısından ikinci bir 1
Mart tezkeresi anlamına gelebileceğini, Ankara'daki AB büyükelçilikleri
de biliyor.
Bu nedenle de Türkiye'ye AB nedeniyle uygulanmakta olan Kıbrıs
baskısının sonuç vereceğine de pek ihtimal vermiyorum.
Gerçekten iyi bir diplomat ve iyi bir arkadaş olan Maria Serenius ise,
üstlendiği ağır görevin parçası olarak hükümetinin ve
AB'nin uyarılarının gerçekleşme ihtimalinin Türkiye
tarafından çok ciddiye alınması ve adım atılması
gerektiği görüşünde.
"Görüşmeler kesilirse, uluslararası
yatırımcıların Türkiye'ye ilgilerinin çok olumsuz
etkilenmesi, ekonominin zarar görmesi ihtimali nedir?" diye sordu.
"Çok yüksek, ekonomimiz zarar görür" yanıtım üzerine de,
"Öyleyse neye güvenerek iddiaya giriyorsun?" diye bir daha sordu.
Söyleyeyim: AB'nin sağduyusuna güveniyorum.
Çünkü, Irak'ta savaş sürerken, Afganistan'da savaş sürerken,
İran'da gerilim devam ederken, Filistin-İsrail ihtilafında
gerilim had sahfaya tırmanırken, Türkiye bütün bu diplomasinin tam
ortasındayken, modern tarihin en başarılı barış
projesi olan AB'nin, Kıbrıs gibi yıllardır barış
içinde süren bir ihtilaf sayılan bir sorun nedeniyle Türkiye ile
yollarını ayırmayı gerçekten isteyeceğine
inanmıyorum.
Çünkü, AB ve Türkiye, Nabucco gibi, güney Avrupa gaz hattı gibi, Ceyhan
terminali gibi, Rusya açısı olan dev enerji projelerinde
ortaklığa gidiyor. (Bu arada, Kıbrıs Rumlarının
ısrarlarını bu yıl sonu niyetiyle
artırmalarının ardında dev tanker filolarına
Ceyhan'dan petrol yüklemeyi, izin alamadıkları takdirde ciddi soruna
girecekleri konusu nedense dikkatlerden kaçıyor). Dün toplanan Savunma
Sanayii İcra Komitesi'nde de konu olan dev savunma projesinde
ortaklıklar konuşuluyor. Türkiye'nin AB uyumu için harcaması
gereken yalnızca çevre bütçesi
miktarı 50 milyar dolar olarak tahmin ediliyor. Çünkü bu projeler herkesin
yararına olacak.
Çünkü, AB bir yandan Medeniyetlerarası İttifak gibi henüz içi
doldurulmamış projelerle Müslüman dünya ile yeni köprüler kurmaya
çalışıyor. AB liderleri herhalde Türkiye'ye gösterilecek
kırmızı kartın Müslüman dünya tarafından, pek kimsenin
umurunda olmayan Kıbrıs nedeniyle değil, 'Müslümanların ne
yaparsa yapsın Hıristiyan kulübüne dahil olmayacağı'
şeklinde algılanacağını hesap ediyor.
Çünkü, AB liderlerinin, siyasetin irrasyonel doğasını
reddedeceğini, 450 milyon nüfuslu ve dünya oyuncusu olmaya niyetli AB'nin
600 bin nüfuslu Kıbrıs Rum Cumhuriyeti'nin kaprislerine rehin
olmayı reddedeceğini sanıyorum.
Öte yandan AB'nin Kıbrıs Rumlarının tek başına
veto kullanmasına izin vermemesi, vetonun oybirliği ile
çıkması ihtimalini reddetmiyorum. Ancak Bosna'da 300 bin kişinin
bir yıl içinde gözleri önünde katledilmesine karşı adım
atmada (üstelik o zaman sayıları 15 iken) oybirliği
sağlayamayan AB'nin, Irak konusunda ortak siyaset üretemeyen AB'nin,
Kıbrıs nedeniyle Türkiye'yi dışlamak için oybirliği
sağlamasının AB'ye onur mu, utanç mı getireceği de
tartışılacaktır.
AB'nin bu ağır faturayı ödemeyeceğine, iyi diplomatlar olan
Finlandiyalıların yeteneklerini konuşturup, Rehn'in talihsiz
benzetmesiyle tren kazasına meydan vermeyeceğine inanıyorum.
Türkiye, tabii ki verdiği sözleri yerine getirmelidir. Ama AB de
verdiği sözleri yerine getirmelidir. Rehn'in talihsiz benzetmesindeki gibi
bir tren kazasının herkese zarar vereceği görülmeli.
Yaşar
Kemal: AB'ye gireceğiz
01/07/2006
RADIKAL
AA - İSTANBUL - Yazar Yaşar
Kemal, Türkiye'nin her şeye karşın Avrupa Birliği'ne (AB)
gireceğini söyledi. Sabancı Üniversitesi'nin akademik yıl
kapanışında konuşan Kemal, çağın bölünme
değil, bir arada yaşama çağı olduğunu vurgulayarak,
"Bizim de çok kültürlü konumumuzu korumaktan başka hiçbir çaremiz
yok. Anadolu dünya kültürüne kaynaklık ediyor. Her şeye
karşın AB'ye gireceğiz. Her şeye karşın
Anadolu'da yaşayan her halk kendi anadilini kullanacak. Elimizi çabuk
tutmazsak başımıza bölünme belası bile gelebilir. Oysa
çokkültürlülüğüyle zengin Anadolu, bölünmeye uygun toprak
değildir" dedi.
Anamur'dan KKTC'ye borularla su getirilecek
Türkiye Devlet
Su İşleri 6. Bölge Müdürü Sırrı Kazancı, Mersin'in
Anamur ilçesinden KKTC'ye dünyada ilk kez uygulanacak bir projeyle su
taşınacağını açıkladı:
Anamur'dan
KKTC'ye borularla su getirilecek
Türkiye Devlet
Su İşleri (DSİ) 6. Bölge Müdürü Sırrı Kazancı,
Mersin'in Anamur ilçesinden KKTC'ye "dünyada ilk kez uygulanacak bir
projeyle" borularla su taşınacağını bildirdi.
Kazancı, "KKTC İçme Suyu Temini Projesi" ile Anamur'daki Dragon
Çayı'ndan alınacak suyun, borularla KKTC'ye
aktarılacağını belirtti.
Bakanlar Kurulu
kararıyla 1998 yılında projenin Alarko firmasına
verildiğini belirten Kazancı, kaynağı Dragon Çayı olan
suyun, esasen yapılacak olan Alaköprü Barajı'ndan temin edileceğini
ve KKTC'ye aktarılacağını kaydetti.
Aktarılacak
toplam 75 milyon metreküp suyun 60 milyon metreküpünün sulamada, 15 milyon
metreküpünün de içme suyu amaçlı kullanılacağını ifade
eden Kazancı, suyun 22 kilometre karadan, 78 kilometre de denizden döşenecek
yüksek yoğunluklu polietilen boruyla taşınacağını
söyledi.
Kazancı,
projenin 2006 yılı ödeneğinin toplamda 9 milyon YTL
olduğunu, uygulanacak projenin dünyada ilk kez deneneceğini
vurgulayarak, deniz derinliği bin 262 metre olan Akdeniz'de boruların
deniz seviyesinden 200 metre aşağıya askı kablolarıyla
döşeneceğini de kaydetti.
KIBRIS 01/07/06
Bu kez SBA polisi yakaladı
Kıbrıs'ın
başlıca sorunlarından olan mülteci konusu dün bir kez daha
gündeme geldi. Beyarmudu bölgesinde servis yolu olarak bilinen bölgeden Pile'ye
gitmeye çalışan KKTC plakalı bir araçta SBA polisi 27 mülteci
yakaladı. SBA polisi 27 mülteci ile KKTC'li şoförü tutukladı.
Güvenilir
kaynaklardan edinilen bilgilere göre, dün sabah saat 05.00
sıralarında Beyarmudu'nda servis yolu olarak bilinen bölgeden Pile'ye
doğru seyreden EY 593 plakalı transit van araç SBA polisi
tarafından kontrol amaçlı durduruldu. SBA polisi, kimliğini
açıklamadığı Kıbrıslı Türk şoförden van
aracın kapılarını açmasını istedi. Şoförün
bu talebi reddetmesi üzerine SBA polisi aracın camlarını
kırarak kapıları açtı ve araçta uyrukları
belirtilmeyen 27 kaçak mülteci ile karşılaştı.
SBA polisi
mültecilerle birlikte Kıbrıslı Türk şoförü tutuklayarak, EY
593 plakalı araca da emare olarak el koydu.
KIBRIS 01/07/06
Hükümetin kaderi yetkili komitelerde
Hükümet
ortakları Cumhuriyetçi Türk Partisi-Birleşik Güçler ile
Demokrat Parti,
Başbakanlık'ta koalisyonun geleceğini konuştu
Hükümetin
kaderi yetkili komitelerde
SORUNLAR
PARTİ KOMİTELERİNE TAŞINACAK Başbakanlık'ta dün
yapılan toplantıda, koalisyon hükümetinin geleceğini
konuşan Cumhuriyetçi Türk Partisi-Birleşik Güçler (CTP-BG) ile
Demokrat Parti (DP) yetkilileri, konuyu teknik komitelere havale etti.
Başbakanlık'taki toplantının ardından iki partinin
liderlerinden yapılan açıklamada, sıkıntıların
komitelerde görüşüleceği belirtildi. İki parti liderinin hangi
tarihte yeniden bir araya geleceği konusunda ise net bir açıklama
yapılmadı
SOYER:
CTP'SİZ HÜKÜMET İMKANSIZ CTP Genel Başkanı, Başbakan
Ferdi Sabit Soyer, çözüm perspektifini benimsemeyen, demokratikleşme
sürecini ileriye götürmeyi hedef almayan, CTP'siz bir hükümetin
kurulmasının imkânsız olduğunu söyledi Soyer, "Bu yolu
yürüyebilmek için güçlü, bu vizyona bağlı, mecliste gerekli reform
yasalarını çıkarmaya devam edecek, ekonomi alanındaki
yapılanmaları ve en önemlisi Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat'ın Rum lider Tasos Papadopulos ile gerçekleştireceği
görüşmeyle atılacak yeni adımı ileriye götürecek bir
pozisyon yaratma durumundayız" dedi
SIKINTILAR
DP'YE İLETİLDİ Başbakan Soyer, kriz yaratan parti
olmayacaklarını, ancak bunun kriz yaratılmaması için
herhangi bir ortaklığa da kayıtsız, koşulsuz boyun
eğileceği anlamına da gelmediğini belirtti. Soyer,
koalisyon ortakları DP'yle gerek Kıbrıs sorunu, gerek çözüm vizyonu,
gerek demokratikleşme ve ekonomik uygulamalardaki olumsuz noktaların
yarattığı sıkıntılar
yaşadıklarını söyledi. Toplantıda bütün
sıkıntıların açıklıkla dile getirildiğini ve
karşı taraftan belirli görüş alındığını
kaydeden Soyer, konuları parti yetkili organlarına götürüp
değerlendireceklerini belirtti
DENKTAŞ:
ÜSTÜ ÖRTÜLEN SIKINTILAR ELE ALINDI DP Genel Başkanı Başbakan
Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Serdar
Denktaş, CTP Genel Başkanı Başbakan Ferdi Sabit Soyer ile
gerçekleştirdikleri toplantıda, CTP'nin şikayetlerini
dinlediklerini söyledi. Serdar Denktaş, görüşmede hükümet protokolüne
bağlılıklarını teyit ettiklerini ve CTP'nin
çeşitli konulardaki şikâyetlerini dinlediklerini söyledi. Sadece
seçim dönemiyle ilgili değil, son bir yıl içerisinde yaşanan ve
üstü örtülen sıkıntıların da ele
alındığını kaydeden Denktaş, "Şimdi biz
onların söylediklerini değerlendireceğiz. Kendi
değerlendirmemizi yapıp yeniden bir araya geleceğiz" dedi
Başbakan
Soyer, kriz yaratan parti olmayacaklarını, ancak bunun kriz yaratılmaması
için herhangi bir ortaklığa da kayıtsız, koşulsuz
boyun eğileceği anlamına da gelmediğini belirtti. Soyer,
koalisyon ortakları DP'yle gerek Kıbrıs sorunu, gerek çözüm vizyonu,
gerek demokratikleşme ve ekonomik uygulamalardaki olumsuz noktaların
yarattığı sıkıntılar
yaşadıklarını söyledi. Toplantıda bütün
sıkıntıların açıklıkla dile getirildiğini ve
karşı taraftan belirli görüş alındığını
kaydeden Soyer, konuları parti yetkili organlarına götürüp
değerlendireceklerini belirtti
Saat 10.00
sıralarında başlayan toplantıya, CTP-BG Genel
Başkanı ve Başbakan Ferdi Sabit Soyer, parti genel sekreteri
Ömer Kalyoncu, İlçe Örgütlenme Sekreteri Alpay Afşaroğku ile DP
Genel Başkanı, Başbakan Yardımcısı ve
Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş ve DP Genel Sekreteri
Ertuğrul Hasipoğlu katıldı.
Toplantı
öncesinde, basına, herhangi bir açıklama yapılmazken, görüntü
alma imkanı da verilmedi.
Denktaş:
CTP'nin şikâyetlerini dinledik
DP Genel
Başkanı Başbakan Yardımcısı ve
Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş, CTP Genel Başkanı
Başbakan Ferdi Sabit Soyer ile gerçekleştirdikleri toplantıda,
CTP'nin şikayetlerini dinlediklerini söyledi.
Serdar
Denktaş, görüşmede hükümet protokolüne
bağlılıklarını teyit ettiklerini kaydetti.
Başbakanlıkta,
CTP Genel Başkanı Başbakan Ferdi Sabit Soyer ile DP Genel
Başkanı Başbakan Yardımcısı ve
Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş'ın koalisyon
hükümetinin geleceğini değerlendirdiği toplantı saat 12.00
sıralarında sona erdi.
Serdar
Denktaş çıkışta yaptığı açıklamada,
yaklaşık 2 saat süren toplantıda, CTP'nin çeşitli
konulardaki şikâyetlerini dinlediklerini söyledi. Sadece seçim dönemiyle
ilgili değil, son bir yıl içerisinde yaşanan ve üstü örtülen
sıkıntıların da ele alındığını kaydeden
Denktaş, "Şimdi biz onların söylediklerini
değerlendireceğiz. Kendi değerlendirmemizi yapıp yeniden
bir araya geleceğiz" dedi.
Denktaş,
protokole bağlı olduklarını teyit ettiklerine işaret
ederek, ortaya çıkan pürüzleri görüştüklerini belirtti.
Denktaş,
bu tartışmalar devam ederken hükümetin çalışmayı
sürdüreceğini söyledi.
Serdar
Denktaş, CTP'nin dile getirdiği rahatsızlıklarla ilgili
soruya, "Bunu şimdi dile getirmek doğru olmaz.
Değerlendirmeler yapıldıktan sonra
rahatsızlıkların giderilmesi konusunda mutabakat
sağlanması halinde kaldığımız yerden devam
edeceğiz" yanıtını verdi.
Planlanmış
yeni bir görüşme olup olmadığı yönündeki soruyu
yanıtında, 2-7 temmuz tarihleri arasında yurt
dışında olacağını, bu süre içinde partideki
değerlendirmelerin süreceğini söyleyen Denktaş,
görüşmelerin adaya dönüşünde devam edeceğini belirtti.
Denktaş,
gerekmesi halinde kendisi yurt dışında bulunduğu süre
içinde genel sekreterlerin bir araya gelebileceğini kaydetti.
Soyer: CTP'siz
hiçbir hükümet kurulamaz
CTP Genel
Başkanı, Başbakan Ferdi Sabit Soyer, çözüm perspektifini
benimsemeyen, demokratikleşme sürecini ileriye götürmeyi hedef almayan,
CTP'siz bir hükümetin kurulmasının imkânsız olduğunu
söyledi Soyer, "Bu yolu yürüyebilmek için güçlü, bu vizyona
bağlı, mecliste gerekli reform yasalarını çıkarmaya
devam edecek, ekonomi alanındaki yapılanmaları ve en önemlisi
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın Rum lider Tasos Papadopulos
ile gerçekleştireceği görüşmeyle atılacak yeni
adımı ileriye götürecek bir pozisyon yaratma durumundayız"
dedi.
Başbakan
Soyer toplantı sonrasında düzenlediği basın
toplantısında, seçim öncesindeki sıkıntıların
seçimlerle birlikte yeniden şekillenmesi sonucunda siyasal yaşamda
meydana gelen gelişmeleri değerlendirdiklerini söyledi.
"Sevinci
tam yaşamadık"
CTP'nin siyasal
düzeydeki başarılarına rağmen, hem referandum öncesindeki
seçimde, hem referandumda, hem de son seçimlerde sevinci tam
yaşamadığını ifade eden Soyer CTP-BG'nin son
seçimlerde 2 milletvekilliğini almasına rağmen Lefkoşa Türk
Belediyesi'ni kaybetmesinin buruk bir sevinç yaşanmasına neden
olduğunu söyledi. Soyer, "Bu durum, zorunlulukların
çıkardığı sorumluluklar noktasında üstümüze yeni
mükellefiyetler getirmektedir" dedi.
Soyer,
şöyle devam etti:
"Halk,
gerçekleştirdiğimiz pek çok reform hareketine devam edilmesi,
ekonomide dalgalı kurla ortaya çıkan problemlerin
aşılması, demokratikleşme sürecinin ileriye
taşınması ve CTP'siz bir hükümetin kurulmaması mesajı
verdi."
Çözüm ve AB
sürecinin büyük ölçüde devamını öngören bir halk iradesinin mevcut
olduğunu kaydeden Soyer, CTP-BG milletvekillerine yüklenen misyonun da bu
olduğunu ve bu yolda kararlılıkla yürümeye devam edeceklerini
belirtti.
Koalisyon
içinde bayda atmayı marifet saymaktan
uzak bir
zihniyetle hareket etmek lazım
Başbakan
Soyer, kriz yaratan parti olmayacaklarını, ancak bunun kriz
yaratılmaması için herhangi bir ortaklığa da
kayıtsız, koşulsuz boyun eğileceği anlamına da
gelmediğini belirtti. Soyer, koalisyon ortakları DP'yle gerek
Kıbrıs sorunu, gerek çözüm vizyonu, gerek demokratikleşme ve
ekonomik uygulamalardaki olumsuz noktaların yarattığı
sıkıntılar yaşadıklarını söyledi.
Toplantıda bütün sıkıntıların açıklıkla dile
getirildiğini ve karşı taraftan belirli görüş
alındığını kaydeden Soyer, konuları parti yetkili
organlarına götürüp değerlendireceklerini belirtti.
CTP'nin
tavrının, DP'yle gerçekleştirecekleri yeni görüşmeler
sonrasında netleşeceğini kaydeden Soyer, şöyle devam etti:
"Önemli
olan kriz yaratmadan, çözüm vizyonuna bağlı, güçlü bir hükümet
oluşumunu sürdürmektir. Bununla ilgili
arayışlarımızı da sürdüreceğiz... Bizde Katolik
nikâhı yoktur... Programına ve protokolüne layıkıyla uyan
ve bunu birbirine koalisyon içinde bayda (çelme) atmayı marifet sayma
anlayışından uzak bir zihniyetle hareket etmek lazım."
Soyer, DP'yle
sıkıntıların ne olduğu yönündeki soruya
yanıtında, çözüm vizyonunu hedef alan hükümet p rogramına
bağlılığını dile getirmesine rağmen, bunun
hayata geçme aşamasında DP'yle, özellikle demokratikleşme
konularında bazı sıkıntıları bulunduğunu ve
bunu kendilerine ilettiğini söyledi.
UBP'nin
Kıbrıs konusunda
yeni bir
açılım ve vizyonu yok
Başbakan
Soyer, UBP'yle koalisyon kurma olasılığıyla ilgili soruyu
yanıtlarken ise, bu konuda hiçbir ön yargıya sahip
olmadıklarını, ancak UBP'nin gerek Kıbrıs konusunda
gerek diğer konularda yeni bir açılım ve vizyonu
bulunmadığını kaydetti.
Güçlü bir
hükümetten söz ederken, "Yeterli sayıya bağlı ama çözüm,
demokratikleşme ve ekonomik gelişmeyi gerçekleştirme
gücü"nü kast ettiğini söyleyen Soyer, "Mecliste belli bir
sayısal gücün olması lazım. Bir hükümet olacak, komiteler
çalışacak, hükümet kanadı güçlü olacak, yasaları
gerçekleştirecek ve mecliste nisap sağlanabilecek" dedi.
UBP ile
görüşmenin, parti yetkili organları tarafından ele alınacak
unsurlardan biri olduğunu söyleyen Soyer, "Ancak bir UBP milletvekili
meclis kürsüsüne çıkıp, Cumhurbaşkanı Talat'tan,
'cumhurbaşkanlığında oturan zat, kişi' diye söz eder
ve çözüm-AB vizyonunu yerden yere vurursa, bu da değerlendirmelerimi
yaparken dikkate almam gereken unsurlardan biridir" şeklinde
konuştu.
Soyer,
koalisyonun geleceğiyle ilgili görüşmelerin uzaması ihtimalinin
sorulması üzerine, şu yanıtı verdi:
"Esas olan
hükümetin kesintisiz işleyişidir. Devletin
devamlılığı ilkesi vardır. Biz CTP-BG olarak, bütün
zorluklara rağmen, kesintisiz olarak, yeni çözümler üretene kadar, bugünkü
görevi en iyi şekilde devam ettireceğiz."
"BDH
İle koalisyona kapalı değiliz"
Başbakan
Ferdi Sabit Soyer, bir başka soruya verdiği yanıtta, BDH ile
koalisyon olasılığına kapalı
olmadığını söyledi.
BDH'nın,
herhangi bir makam ya da mevki talebinde bulunmadan, demokratikleşme ve
çözüm konularıyla ilgili icraatlarda parlamentoda tam destek sözü
verdiğini kaydeden Soyer, son derece değer verdikleri bu öneriyi
önümüzdeki günlerde yeniden ele alacaklarını belirtti.
Geçmişte
DP ile 26 milletvekiliyle hükümet kurduklarını, ancak bu hükümetin
meclis komitelerinde çoğunlukta bulunduğunu hatırlatan Soyer,
BDH'nın desteğiyle oluşturulacak bir hükümetin komitelerde
çoğunlukta
olamayacağını, bunun olabilmesi için ise hile yapmak
gerektiğini ve bunun da "vicdani meşruluğun yitirilmesi"
anlamına geleceğini söyledi. Soyer, BDH'nın grup
oluşturabilmesi için milletvekili transferi yapılmasının
ise etik olmayacağını dile getirerek, benzeri bir formülün
Türkiye'de denendiğini ancak sonucunun "büyük manevi bir
yıkım" olduğunu belirtti.
KIBRIS 01/07/06
Tassos kışkırtıyor
|
Rum
polisinin, Kıbrıslı Türk mimar Osman Sarper'i
tutuklamasının ardından önceki gün ve dün aralarında
devlet görevlilerinin de bulunduğu onlarca kişiyi sorgulayıp,
bazılarını gözaltına alması kuzeyde sert tepkilere
yol açtı Tassos
kışkırtıyor RUM
POLİSİNİN TACİZİ SÜRÜYOR... Kıbrıslı
Türk Mimar Osman Sarper'in Rum polisi tarafınca alıkonulup,
hakkında 8 gün tutukluluk emri almasına tepkiler arttı. Bu
olayın yankıları sürerken, Rum polisi, son iki günde,
aralarında devlet görevlilerinin de bulunduğu onlarca kişiyi
sorguladı, bazı kişileri gözaltına aldı. Rum
polisinin tutumu nedeniyle vatandaşlarımız sınır
kapılarında perişan oluyor. "İLİŞKİLERİN
KÖTÜLEŞMESİNE ZEMİN HAZIRLANIYOR...
Cumhurbaşkanlığı: Kıbrıs Rum
tarafının, Güney Kıbrıs'a geçen Kıbrıslı
Türkleri tutuklama girişimleri, Kıbrıs Türk halkı ile
Kıbrıs Rum halkı arasındaki ilişkileri
kötüleştirme potansiyeli taşıyor. Kıbrıs sorununa
çözüm bulma çabalarının sonuç verebilmesi için iki halk
arasındaki ilişkileri iyileştirme ve
karşılıklı anlayışı geliştirme
çabalarına hız vermek gerekir YAPILAN
ZORBALIKTIR... Başbakan Soyer, Kıbrıslı Türk Mimar Osman
Sarper'in Rum polisi tarafından tutuklanmasını
"zorbalık" olarak nitelendirerek protesto etti ve Rum yönetimi
başkanı Tasos Papadopulos'a Sarper'i serbest bırakma
çağrısında bulundu. İlk andan itibaren hükümetin ve
cumhurbaşkanlığının devreye girerek gerekli
girişimleri yaptığını söyleyen Soyer, "Güneydeki
bu bağnaz idare bunları hususi ve mahsus yapmaktadır. Böylece
iki taraf arasında gerginliği tırmandırmak
istemektedir" dedi METEHAN'DA
EYLEM YAPILDI... Kıbrıs Türk Mimar ve Mühendisler Odası
Birliği'ne bağlı odalar, Kıbrıslı Türk Mimar
Osman Sarper'in Rum polisi tarafından tutuklanmasını protesto
etmek amacıyla dün Metehan Sınır kapısında eylem
yaptı. Metehan'daki eylem sırasında BM Genel Sekreteri Kofi
Annan'a iletilmek üzere BM yetkilisine bir de mektup verildi Kıbrıslı
Türk mimar Osman Sarper'in Rum polisi tarafından
tutuklanmasının yankıları sürerken, Rum polisinin önceki
gün ve dün sınırlarda aralarında devlet görevlilerinin de
olduğu onlarca kişiyi sorgulayıp, bazılarını
gözaltına alması kuzeyde büyük sert tepkilere yol açtı. Kıbrıs
Türk Mimar ve Mühendisler Odası Birliği'ne (KTMMOB) bağlı
odalar, Kıbrıslı Türk Mimar Osman Sarper'in Rum polisi
tarafından tutuklanmasını protesto etmek amacıyla dün
Metehan sınır kapısında eylem yaparken,
cumhurbaşkanlığı ve başbakanlıktan da Rum
yönetimine yönelik sert mesajlar geldi. Cumhurbaşkanlığından
yapılan açıklamada, "Kıbrıs Rum tarafının,
Güney Kıbrıs'a geçen Kıbrıslı Türkleri tutuklama
girişimlerinin, Kıbrıs Türk halkı ile Kıbrıs
Rum halkı arasındaki ilişkileri kötüleştirme potansiyeli
taşıdığı" belirtildi. Başbakan
Ferdi Sabit Soyer de Rum yönetiminin sınır kapılarındaki
tutumunu kınadı. Soyer, Kıbrıslı Türk Mimar Osman
Sarper'in Rum polisi tarafından tutuklanmasını
"zorbalık" olarak nitelendirerek protesto etti ve Rum Yönetimi
Başkanı Tasos Papadopulos'a Sarper'i serbest bırakma
çağrısında bulundu. Öte yandan,
KTMMOB'nin Metehan'daki eylemi sırasında BM Genel Sekreteri Kofi
Annan'a iletilmek üzere BM yetkilisine bir de mektup verildi.
Kıbrıs Türk Mimarlar Odası tarafından kaleme alınan
mektupta, Annan'dan, bu tür davranışların barış ve
güven ortamını sekteye uğratmasına izin vermeyerek,
gerekli müdahaleleri yapmasının beklendiği belirtildi. Rum polisinin
gördüğü her türlü yazılı belgeyle ilgili
Kıbrıslı Türkleri sorgulaması ve tutuklaması
vatandaşlarımızı tedirgin ediyor. Birçok kişi,
"Bu bir tacizdir, böyle giderse güneye geçmeyeceğiz" diye
tepki gösterdi. Cumhurbaşkanlığı:
İlişkileri kötüleştirme potansiyeli taşıyor Cumhurbaşkanlığı,
Kıbrıs Rum tarafının, Güney Kıbrıs'a geçen
Kıbrıslı Türkleri tutuklama girişimlerinin,
Kıbrıs Türk halkı ile Kıbrıs Rum halkı
arasındaki ilişkileri kötüleştirme potansiyeli
taşıdığını belirtti. Cumhurbaşkanlığından
yapılan açıklamada, Kıbrıs sorununa çözüm bulma
çabalarının sonuç verebilmesi için iki halk arasındaki
ilişkileri iyileştirme ve karşılıklı anlayışı
geliştirme çabalarına hız vermek gerektiği vurgulanarak,
"Ne var ki Kıbrıs Rum tarafı tam aksi bir
davranışla, Kıbrıs sorununun varlığından
kaynaklanan mülkiyet sorunu gibi sorunları, kişilerin
sorumluluğuymuş gibi ele alıp uygulamalar yapmakta ve iki halk
arasındaki ilişkilerin kötüleşmesine neden
olmaktadır" denildi. Bu tür
yaklaşımların, Kıbrıs sorununa çözüm bulma
çabalarına olumsuz etki yapacağının bu olaylarla bir kez
daha görülmüş olması gerektiği vurgulanan açıklamada,
Kıbrıs Rum tarafı, çözüm arayışlarını
baltalayıcı bu gibi davranışları terk etmeye ve iki
taraf arasındaki güncel sorunlara teknik düzeyde çalışacak
komitelerde yapılacak çalışmalar; Kıbrıs sorununa
ise kapsamlı görüşmeler yoluyla bütünlüklü bir çözüm bulma çabalarına
destek olmaya çağırıldı. Soyer: Olay,
zorbalıktır Başbakan
Ferdi Sabit Soyer, Kıbrıslı Türk Mimar Osman Sarper'in Rum
polisi tarafından tutuklanmasını "zorbalık"
olarak nitelendirerek protesto etti ve Rum Yönetimi Başkanı Tasos
Papadopulos'a Sarper'i serbest bırakma çağrısında
bulundu. Soyer dün bir
kabulünde konuyla ilgili olarak yaptığı açıklamada, Osman
Sarper'in Güney Kıbrıs'ta tutuklandığını ve
hakkında 8 gün tutukluluk kararı verildiğini anımsatarak,
ilk andan itibaren hükümetin ve Cumhurbaşkanlığı'nın
devreye girerek gerekli girişimleri yaptığını söyledi.
KTMMOB'nin
dün Metehan'da yaptığı eyleme de destek veren Soyer,
"Güney'deki bu bağnaz idare bunları hususi ve mahsus
yapmaktadır. Böylece iki taraf arasında gerginliği
tırmandırmak istemektedir" dedi. Rum
yönetiminin gerginliği artırarak insanları birbiriyle kavga
ettirmek istediğini söyleyen Soyer, Papadopulos yönetiminin "iki
devletin, iki idarenin ve iki liderin siyasi
tartışmasının ötesinde tek tek insanları, tek tek
halkları birbiriyle kavga ettirip düşmanlığı yeniden
üretmek istediğini" vurguladı. "Kendi
statükocu anlayışını ancak bu düşmanlık
üretildiği sürece koruyabilir, bundan dolayı şimdi hedef
olarak tek tek Kıbrıslı Türkleri aldı" diyen Soyer,
şunları da kaydetti: "Hükümet
olarak böyle bir konuya asla boyun eğmeyeceğiz. Güney'deki Türk emlaklarını
yağmalayanlara, yıkıp geçenlere ve buna bağlı olarak
onların üstünde oturanlara da Kıbrıs Türk tarafının
aynı tedbiri almasını mı istemektedir Bunu sormak
isterim... Böylece
çatışmayı bireyler düzeyine düşürüp gerginliği
tırmandırmak istemektedir. Buna boyun eğmeyeceğiz, hukuk
yoluyla, kararlılık ve siyasi mücadele yoluyla bunu sürdürmeye
devam edeceyiz. Sayın
Papadopulos'a bir an önce Osman beyi serbest bırakma
çağrısı yapıyorum ve bu konudaki
davranışıyla da insan haklarına aykırı
olduğunu, Avrupa'nın ilkelerine aykırı
davrandığını vurgulamak isterim. Bir devlet
zorba metot ve usullerle kendini var edemez, kendini diğerinin üstünde
haklı gösteremez. Bu zorba bir idaredir ve zorba bir
davranıştır, bu gaspçı bir idarenin bir halka dönük
düşmanca davranış biçimidir. Kendisini bundan uzak durmaya
çağırıyorum. Sevgi denen hadiseyi yüreğine
düşürsün." KTMMOB'den
Metehan'da eylem Kıbrıs
Türk Mimar ve Mühendisler Odası Birliği'ne bağlı odalar,
Kıbrıslı Türk mimar Osman Sarper'in Rum polisi tarafından
tutuklanmasını protesto etmek amacıyla dün Metehan
Sınır kapısında eylem yaptı. KTMMOB
Başkanı Ekrem Bodamyalızade, bu tür olayların kabul
edilmesinin mümkün olmadığını vurguladı.
Bodamyalızade, "Bu tür davranışlar,
Kıbrıs'ın ayrılığını ve bugünkü
statükonun devamını getirir" dedi. Metehan'daki
eylem sırasında BM Genel Sekreteri Kofi Annan'a iletilmek üzere BM
yetkilisine bir de mektup verilirken, Kıbrıs Türk Mimarlar
Odası tarafından kaleme alınan mektupta, Annan'dan, bu tür
davranışların barış ve güven ortamını
sekteye uğratmasına izin vermeyerek, gerekli müdahaleleri
yapmasının beklendiği belirtildi. Metehan
Sınır kapısında saat 10.00'da gerçekleşen eyleme,
KTMMOB'ye bağlı bazı odaların başkan ve temsilcileri
katılırken, bazı sivil toplum örgütü ile kurum, kuruluş
yetkili ve temsilcileri destek verdi. Katılımcılar,
Sarper'in serbest bırakılmasına ilişkin taleplerinin
sonuçsuz kalması halinde eylemlerine devam edeceklerini
vurguladılar. Metehan
Sınır Kapısı'ndan geçerek Rum barikatına yürümek ve
hazırladıkları yazıyı Birleşmiş Milletler
temsilcisine iletmek isteyen katılımcılar, bu taleplerinin
reddedilmesi üzerine, Türkçe ve İngilizce olarak
hazırladıkları yazıyı Türk barikatında
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan'a iletilmek üzere BM
yetkilisine sundular. KTMMOB
Başkanı Ekrem Bodamyalızade burada basına
yaptığı açıklamada, Metehan Sınır
Kapısı'nda bir üyelerinin arabasında proje bulunması
sebebiyle tutuklanmasını protesto etmek amacıyla
toplandıklarını belirterek, bu tür olayların kabul edilmesinin
mümkün olmadığını vurguladı. Bodamyalızade,
"Bu tür davranışların Kıbrıs'ın
ayrılığını ve bugünkü statükonun devamını
getireceği" görüşünü dile getirdi. KTMMOB'a
bağlı Mimarlar Odası Yönetim Kurulu Üyesi Tarkan Davulcu da,
sözcü olarak, BM yetkilisine sunulan yazının Türkçesini basına
okudu. Sunulan yazının içeriğinde şu ifadelere yer
verildi: "Güney
Kıbrıs Rum Yönetimi bir süreden beridir üyelerimize yönelik olarak
hudut kapılarında kabul edilemez davranışlar
sergilemektedir. Akıl almaz ve çağ dışı bir
anlayışla, üyelerimiz sorgulanmakta, alıkonulmakta,
beraberinde bulundurdukları proje veya planlara el konularak dava
okunmakta, hatta tutuklanmaktadırlar. Son olarak 27
Haziran günü bir üyemiz hakkında, aracında proje bulundurduğu
ve projenin Rum arazisi üzerine yapıldığı gerekçesiyle
sekiz gün tutukluluk kararı alınmıştır. Karşılıklı
geçişlerin başlamasından bu yana geçen süre içerisinde
herhangi bir olay olmamış ve geçişler güvenle
gerçekleştirilmiştir. Mimarlar
Odası olarak 90'lı yılların başından bu yana
tarafların ve Birleşmiş Milletlerin bilgisi dahilinde
karşılıklı ilişkiler çerçevesinde çeşitli
defalarca geçişler gerçekleştirilmiştir. Eğer
mimarlar için bir 'suç' olgusundan bahsedilecekse, bu olgu yıllardan
beridir gerçekleşmektedir. Bu tür davranışların ne insani
olarak ne de siyasi olarak bir kazanım yaratmayacağı
ortadadır. Odamızın Güney'deki meslek örgütleriyle mesleki
alanlarda yapmakta olduğu çalışmalara hiçbir katkı
sağlamayacağı gibi, insani açıdan da şovenist
duyguları besleyen davranışlardır. Bu tür
davranışların barış ve güven ortamını
sekteye uğratmasına izin vermeyerek, gerekli müdahaleleri
yapacağına olan inancımızla sizleri bilgilendirmeyi
gerekli gördük. Hal böyle
iken üyelerimize uygulanan bu insanlık dışı olayı
şiddetle kınar, karşılıklı güven
ortamının korunmasına yönelik olarak çağdaş bir
örgüt olarak çalışmalarımızı sürdüreceğimizi
bilgilerinize sunarız." Metnin
okunmasının ardından Türker Aktaç da metnin İngilizcesini
okuyarak, BM yetkilisine sundu. Ticaret
Odası: Tutuklama barışa katkı sağlamaz Kıbrıs
Türk Ticaret Odası, Mimar Osman Sarper'in Güney Kıbrıs'a
geçerken Metehan sınır kapısında Rum polisince
tutuklanmasının barışa katkı
sağlamayacağını, aksine barış istemeyenleri
kışkırtacağını vurguladı. Ticaret
Odası Başkanı Erdil Nami, tutuklama olayıyla ilgili
açıklamasında, Kuzey Kıbrıs'ta yaşayan ve AB
vatandaşı olan Mimar Osman Sarper'in Güney'e geçerken aracında
proje bulunduğu iddiasıyla tutuklanmasının, bazı
ülkelerce kabul edilen, bazılarından da onay bekleyen AB
Anayasası'na ve insan haklarına aykırı olduğunu
belirtti. Rumların
her platformda masaya mal-mülk konusunu getirdiğini, tutuklanma
olayının da bundan kaynaklandığını
anımsatan Oda Başkanı Nami, "Rumların 24 Nisan 2004
tarihinde mal-mülk konularını da içeren Annan Planı'nı
reddetmemiş olsalar idi bu konunun büyük bir kısmı bugün
kapanmış olacaktı" dedi. Ticaret
Odası Başkanı Nami, Kıbrıs'ta iki toplumlu iki
bölgeli çözüm içeren Annan Planı'nı hazırlayan
Birleşmiş Milletler ile Kıbrıs'ı "AB
toprağı", Kıbrıs'ta yaşayan insanları da
"AB vatandaşı" olarak kabul eden Avrupa Birliği'ni
bu konuda suskun kalmamaya çağırdı. Mal-mülk
konusunun siyasi olduğunu ve masada çözüleceğini belirten Oda
Başkanı Nami, "Bugün Güney Kıbrıs'taki Türk
mallarının büyük bir bölümü gayrı yasal yollardan
kamulaştırılmış, büyük bir bölümü de Rum
vatandaşlarının kullanımına verilmiştir. Ancak
Türk tarafı bu konuların masada çözüleceği gerçeğiyle
hiçbir Rum'u taciz etmemektedir. Temennimiz, kapıların
açılmasıyla iki halk arasında görülen
yakınlaşmanın, bu tür olaylarla tersyüz edilmemesi ve
barış istemeyen kesimlerin cesaretlendirilmemesidir. Aksi halde
barış ve çözüm uzun bir süre daha kapımızı
çalmayacaktır" diye konuştu. Mimar Osman
Sarper'in tutuklanmasını "kabul edilmez" olarak niteleyen
Oda Başkanı Nami, toplumlar arasında yeni olayların
yaratılmasına fırsat vermemek için Mimar Osman Sarper'in
derhal serbest bırakılmasını talep etti ve Ticaret
Odası'nın Kıbrıs Türk Mühendis ve Mimar Odaları
Birliği'nin konuyla ilgili yapacağı her türlü girişime
destek vereceğini bildirdi. Sanayi
Odası: Hasta zihniyet Kıbrıs
Türk Sanayi Odası Başkanı Musa Sönmezler, Mimar Osman
Sarper'in Güney Kıbrıs'a geçişi sırasında
tutuklanmasını " hasta zihniyetin ürünü" olarak
değerlendirdi. Oda
Başkanı Musa Sönmezler açıklamasında, kuruluş olarak
her iki toplumun yakınlaşması ve işbirliğini
artırması için çaba harcadıklarını belirterek, bu
tür davranışların altında iki toplumu koparma
amacının yattığını kaydetti. Olayı
çözüm karşıtlarının bir eylemi olarak değerlendiren
Sönmezler, "Bu hareket Rum yönetiminin iki toplum arasındaki
ilişkilerin gelişmemesi için vurduğu bir darbedir. Bu ve buna
benzer hareketler iki toplum arasında filizlenen güveni sarsar ve
toplumlar arasında köprülerin atılmasına kadar varan boyutlara
yol açar. Böylesi yanlış ve anlamsız hareketlere artık
bir son verilmeli" dedi. Musa
Sönmezler, konuyla ilgili Güney Kıbrıs Ticaret ve Sanayi Odası
ile görüşme başlattıklarını da belirtti. |
KIBRIS 01/07/06
Deep in the heart of Istanbul's bustling business capital, emerging from the crowd of sharply-dressed female executives, Emine Erdogan, the wife of Turkey's Prime Minister, takes centre stage. Quietly poised and softly spoken, she talks eloquently and passionately to her audience about the need to encourage more young girls to attend school. It is an issue she has made her own.
But there is something strikingly different about this particular champion of women's rights. Dressed in a smart beige suit, with a skirt that reaches to her ankles, Mrs Erdogan's earnest face is framed by a matching cream-coloured headscarf. The thrust of her talk is that Turkey's strict ban on headscarves in schools violates gender equality because it means families keep their daughters at home rather than educate them.
It has taken some getting used to for the Turks, this leading lady who covers her hair with pride. It is, after all, somewhat different from the turbulent 1920s, when the revolutionary leader Mustafa Kemal Ataturk was placing modern Turkey on the road to Western-style reform. At his side was a woman whose achievement, above all others, was to throw off her Islamic-style top-to-toe veil and urge her female counterparts to do the same.
Under strict secular laws dating back to Ataturk's reforms, the headscarf is banned from public places such as schools, state-run universities and even the president's palace. But Mrs Erdogan, famously, has yet to attend a reception at the palace - when invited, her husband goes alone, as indeed do many of his MPs for the same reason.
For decades, the principle of secularism, the separation of religion and the state, was the guiding force of the modern Turkish republic. Ataturk, with his sweeping reforms and visionary politics, raised his country from the ashes of the Ottoman Empire and recreated it as a modern, dynamic society that was still largely Muslim but embraced Western values. Getting Turkish women out of the kitchen and out from under the veil was central to Ataturk's modernising agenda and, for many Turks, his most enduring legacy.
But who was the real modernising force in Ataturk's campaign to build a modern Turkey? Previously unseen documents now reveal the crucial role played by another first lady - Latife Ussaki, Ataturk's wife - in liberating Turkish women.
A daring new biography, 25 years in the making, has finally been released in Turkey that challenges the cult of Ataturk and tells the true story of his marriage to the young suffragette who has, until now, remained a footnote in the history of both her husband and her country. Arguably, Latife's most important symbolic step was to shun Islamic attire, donning Western garb instead. She showed her face to the world with a defiance that simultaneously shocked and delighted onlookers.
The New York Times reported: "Her clothes are a pledge of reform. Her riding breeches indicate her intention of sweeping away harem conventions." Shortly after their wedding, Ataturk took her on a tour of Anatolia by train to show off his unveiled wife as a role model for modern Turkish women. "It's not just a honeymoon, it's a lesson in reform," one observer wrote.
Ironically, more than 80 years later, the way Turkey's prime ministerial spouse dresses is still a subject of national debate. While her husband, Prime Minister Recep Tayyip Erdogan, has been compared in some quarters with Ataturk thanks to his dogged pursuit of Turkish membership of the EU and, Emine Erdogan makes headlines for doing precisely the opposite of her 1920s counterpart. Instead of shunning the headscarf, she wears it with pride.
Official history portrays Latife as a rude, shrewish woman whose penchant for stomping downstairs to wrest her husband away from late-night drinking sessions and chastising him in public eventually wrecked their marriage. She is mentioned only in passing in the drama that was Ataturk's premiership.
Yet, bizarrely for someone considered apparently so insignificant, Latife's diaries and other papers were for years judged so potentially explosive that they were kept under lock and key in a sealed vault by the Turkish History Institution for 25 years. Her family subsequently refused to make the vault's contents public out of respect, they said, for Ataturk.
The author Ipek Calislar, who spent several years researching Latife's life, said: "The biography sheds light on the real Latife, her marriage, her ideas, in a way that official history hasn't. It also lays bare a different side of Mustafa Kemal - as a husband." The book is already a smash hit in Turkey, selling 20,000 copies in two weeks.
A veteran journalist, Calislar paints a detailed picture of a feisty young woman who played a far larger role in the radical reform and creation of the modern republic than has been previously thought. Educated abroad, multilingual, charming and confident, Latife fearlessly broke with tradition.
At a time when women were consigned to the home and veiled from head to toe outside it, she lobbied for laws, such as the right to vote, that gave Turkish women rights few European countries had at the time. Foreign correspondents wrote that she symbolised "the birth of a new Turkey".
She even sought to become an MP, but was snubbed by Ataturk. So forceful a character was she, Calislar suggests, that ultimately it was the couple's clash of wills that led to the breakdown of their marriage. After a heated argument one evening in 1925, Ataturk decided to divorce her - by decree - and sent her back to her parental home in Izmir. They never spoke again. Latife went on to live the life of a recluse. She never spoke in public, and died in 1975, thrououghly airbrushed out of Turkish history.
Not so her husband. No taboo is greater in Turkey than the inviolability surrounding Ataturk, whose name means literally Father of the Turks and figuratively carries equal significance. His picture stares down from every classroom wall in the country, every office, every shop. Bank-notes carry his portrait, his statue is in every town and his sayings are regarded as sacrosanct. He may have died in 1938, but rather than fading into the background over the past seven decades, Ataturk has attained an almost mythical, omnipresent status that is rivalled by none.
Not surprisingly for a man with such godlike credentials, the details of Ataturk's personal life have always been strictly off-limits. Little is known of his existence outside the public arena; the very idea of delving into his romantic life is considered akin to sacrilege. This, coupled with the disappearance of Latife, his wife for a brief two-and-a-half years, from the collective national memory, has fuelled enormous interest in the new biography.
Mrs Erdogan's headscarf has now become the central issue in the debate over whether her husband should run for president next year. The presidency is largely ceremonial, but it is the post held by Ataturk and so comes with many symbolic strings attached. Secularists are incensed at the prospect of a veiled woman as first lady because they see it as an affront to the reforms that Ataturk strove to introduce.
"Turkey cannot have a president whose wife wears a headscarf," insists Deniz Baykal, leader of the main opposition People's Republican Party (CHP). To hardline secularists such as Mr Baykal, the headscarf is a symbol of "backwardness".
The female deputy leader of the CHP, Canan Aritman, recently wrote and made public a letter to Mrs Erdogan that said: "The way you dress while on trips abroad where you are representing the Republic of Turkey offends Turkish women. I respect your personal preference. But women in the modern Republic of Turkey have accepted a non-veiled, contemporary Western style of dress. If you must go on visits abroad with your husband, be like a contemporary Turkish woman. If you can't be that way then please stay at home."
All this outrage over a headscarf might seem bizarre to the outside world. But that small square of cloth has become the arena in which Turkey's secularists - who include the military and the courts - and the ruling, Islamic-rooted Justice and Development Party (AKP) do battle. Secularists argue that it has become a symbol of political Islam and is one step towards a secret agenda that seeks to convert Turkey to Islamic sharia law. Islamists, meanwhile, see the issue as a basic human right.
Although the AKP came to power in 2002 by pledging to lift the ban on headscarves in universities and schools, it has not dared defy the military, for whom this is a cornerstone of Turkey's secular identity. The AKP had hoped that Turkey's European Union accession bid and attendant human-rights progress would help them ease restrictions but those hopes were dashed last year when the European Court of Human Rights ruled to uphold the ban and said that it was constitutional.
And the fact remains that Turkey's EU membership is looking increasingly unlikely. Only yesterday, the Finnish Prime Minister, Matti Vanhanen, said that the European Union could suspend entry talks with Turkey during his country's presidency if Ankara failed to meet the bloc's requirements. "There is always the possibility to stop the negotiations, I believe Turkey knows that."
The future, then, is uncertain, both for Mrs Erdogan and her husband's presidential ambitions, and for Turkey itself. More than four decades after Latife made a very public point of removing her veil, the tensions tugging at Turkey's soul are still embodied in the piece of fabric that a woman wears on her head.
THE INDEPENDENT 01/07/06
|
NTV-MSNBC
Güncelleme: 16:11 TSİ 02 Temmuz 2006 Pazar
İSTANBUL
- Talat ve Papadopulos buluşması, Kıbrıs Otonom Kayıp
Şahıslar Komitesinin uzun süreden beri boş bulunan 3üncü
üyeliğine BM Temsilcisi Christophe Girodun atanması nedeniyle düzenlenecek
resepsiyonda gerçekleşecek. İlk kez bir araya gelecek olan iki
liderin baş başa görüşmesi planlanıyor. Pazartesi günü saat
10.00da başlayacak toplantıya, komitedeki Türk üye Gülden Plümer
Küçük ve Rum üye Elias georgiades ile yardımcıları da katılacak.
İki
liderin, 6 Temmuzda Kıbrısa gelecek Birleşmiş Milletler
Genel Sekreter Yardımcısı İbrahim Gambarinin ziyareti
sırasında da görüşmesi amaçlanıyor. Türk tarafı bu
görüşmeye olumlu yanıt vermiş, Rum tarafı ise BMden bu
yönde bir teklif almadıklarını gerekçe göstererek görüşmeye
sıcak bakmamıştı.
"Türkiye'ye yardımcı olunmalı"
2 Temmuz, 2006 13:12:00 (TSİ) CNN TURK
Yorgo Kırbaki / CNN TÜRK / Atina
AB Dönem Başkanı Finlandiya'nın Dışişleri
Bakanı Erkki Tuomiojan, ''Türkiye'nin üyelik sürecini başarıyla
tamamlayabilmesi için, üye ülkelerin yardımcı olmaları
gerektiğini'' söyledi.
29
haziranda, Türkiye'nin limanlarını ve havaalanlarını
Rumlara açmaması halinde, üyelik müzakerelerinin sürdürülmesinin tehlikeye
girebileceğini söyleyen Tuomioja, Yunan Elefterotipia gazetesine
verdiği demeçte iyimser bir tablo çizdi.
Tuomioja, Türkiey'nin bir Avrupa ülkesi olduğunu ve kriterleri yerine
getirdiğinde memnuniyetle AB'da yeralacağını belirterek, bu
konuda 1999 Helsinki kararlarının açık olduğunu vurguladı.
Finlandiya Dışişleri Bakanı "Türkiye üyelik
müzakerelerine yeni başladı. Yeni ve uzun bir sürecin
başlangıcındayız. 'Avrupa Türkiye'yi kabul etmeye
hazır mı?' tarzı soruların bu aşamada bizi meşgul
etmemesi gerekir. Reformlar sürecinde Türkiye'ye yardımcı olmaya
odaklanmalıyız. Türkiye üyelik kriterlerini yerine getirdiğinde,
Avrupa'nın kendisini kabul etmeye hazır olacağına
kesinlikle eminim" dedi.
Öte yandan, hem bazı AB ülkelerinden hem de AB Komisyonu Başkanı
Olli Rehn'den gelen açıklamalar üzerine, Yunanistan
Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni ilk kez "Türkiye'nin
AB'ye karşı 2006 yılında yerine getirmesi gereken
yükümlülüklerden" bahsetti.
Bakoyanni daha önce, Türkiye'nin yükümlülüklerinden söz ederken tarih vermemeye
özen gösteriyordu.
Türkiye - AB krizi
Avrupa Birliği Dönem Başkanı Avusturya, Türkiye'nin
Kıbrıslı Rumlara limanlarını açmaması nedeniyle,
Hırvatistan ile müzakere sürecinin daha hızlı yürütülmesi
kararını aldığını
açıklamıştı.
Avusturya'nın sözcüsü, politik rekabet içinde bulunan her iki ülkeyle de
ayrıntılı müzakerelerin açılmasına karar
verildiğini ancak, Gümrük Birliği'nin yalnızca Zagreb'le
konuşulacağını belirtmişti.
Sözcü bu kararın, AB Komisyonu'nun, gümrükle ilgili Türk yasaları ve
Avrupa Birliği yasalarının uyumu konusundaki
çalışmalar Kıbrıs yüzünden tamamlanamadığı
için bu kararın alındığını ifade etmişti.
Talat
ve Papadopulos buluşuyor
LEFKOŞA (A.A)
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum yönetimi lideri Tasos
Papadopulos, Kıbrıs Otonom Kayıp Şahıslar Komitesinin
uzun süreden beri boş bulunan 3. üyeliğine BM temsilcisi Christophe
Girod'un atanması dolayısıyla yarın düzenlenecek
resepsiyonda bir araya gelecek.
BM Genel Sekreterinin Kıbrıs Özel Temsilcisi ve BM
Barış Gücü (UNFİCYP) Misyon Şefi Michael Möller'in
Lefkoşa Uluslararası Havaalanı yakınlarındaki
ikametgahında yapılacak toplantıda, ilk kez bir araya gelecek
liderlerin baş başa görüşmesi de planlanıyor.
Yarın saat 10.00'da başlayacak toplantıya,
komitedeki Türk üye Gülden Plümer Küçük ve Rum üye Elias Georgiades ile
yardımcıları da katılacak.
Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi 3. Üyesi Christophe
Girod'un bugün adaya gelmesi bekleniyor.
KKTC Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan
Erçakıca, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın,
Kıbrıs Otonom Kayıp Şahıslar Komitesinde BM'yi temsil
eden 3. üye Christophe Girod'un göreve fiilen başlaması nedeniyle
yarın düzenlenecek toplantıya komitenin çalışmalarına
genel destek vermek için katılacağını, Rum tarafının
ise bu toplantıya başka fonksiyonlar yüklemeye
çalıştığını açıklamıştı.
Talat ile Papadopulos'un, 6 temmuzda Kıbrıs'a gelecek BM Genel
Sekreter Yardımcısı İbrahim Gambari'nin ziyareti
sırasında da bir araya gelmesi amaçlanıyor. Ancak Kıbrıs
Türk tarafı bu görüşmeye olumlu yanıt verirken, Rum tarafı,
BM'den bu yönde bir teklif almadıklarını gerekçe göstererek
olumlu yanıt vermedi.
HURRIYET 02/07/06
Vodafone,
KKTC Telsim'i devralacak
LEFKOŞA (A.A)
Türkiye'de Telsim ihalesini 4 milyar 550 milyon dolara kazanan İngiliz
Vodafone, şartname gereği 30 milyon dolar daha vererek satın
aldığı KKTC Telsim'i devralma çalışmalarına
başladı.
Tasarruf Mevduat Sigorta Fonu (TMSF) tarafından ihale
aşamasından satışa kadar tüm aşamalarda
bilgilendirilen KKTC makamları, Vodafone'un KKTC ve Türkiye temsilcilerini
ağırladı. KKTC Bayındırlık ve Ulaştırma
Bakanlığı Müsteşarı Şener Çağnan, 15
Haziran'da ziyaretine gelen Vodafone Türkiye temsilcisi 3 avukata,
işlemlerin nasıl yapılacağı, yöntemin ne olacağı
konusunda bilgi verdi.
Çağman, görüş ve önerilerde bulunduklarını
ifade ederek, Hukukçular temas halinde olacak. Tekrar bir sözleşme
imzalanması gerekiyor. Mutabakat sağlandıkça şartnamenin
öngördüğü sözleşme hazır hale getirilecek. KKTC'de
konuşlanacak şirket kurulur kurulmaz devredilecek dedi.
İhale şartnamesine göre Vodafone'un Türkiye'deki imzadan
sonra 90 gün içinde KKTC Telsim'i de almak zorunda olduğuna dikkati çeken
Çağnan, 2 ay gibi bir süreleri kaldı. 14 Ağustos son tarih. 14
Ağustos'ta her şeyin bitip, Vodafone olarak çalışmaya başlaması
lazım diye konuştu. Çağnan, KKTC Telsim'i tüm özlük
haklarıyla beraber personelle devralacak Vodafone'un, devir
işlemlerinden dolayı KKTC Devleti'ne 10.9 milyon dolar vergi
ödeyeceğini açıkladı.
GÜNEY KIBRIS'TA KULLANAMAYACAĞIZ
KKTC Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanlığı
Müsteşarı Şener Çağnan, Güney Kıbrıs'ta faaliyet
gösteren GSM operatörü CYTA'nın teknik destek aldığı
Vodafone'un sadece ismini kullandığına işaret ederek, KKTC
Vodafone abonelerinin roaming anlaşması olmayan Güney
Kıbrıs'ta telefonlarını kullanamayacağını
söyledi. Güney Kıbrıs'la roaming yapma girişimlerinin
Rumların KKTC'yi ve kurumlarını tanıma endişesinden
dolayı yapılamadığını belirten Çağnan,
temasa geçip çeşitli görüşmelerde bulundukları CYTA'nın
roaminge sıcak bakmadığını kaydetti.
TELSİM'İN BORCU
Çağnan, Telsim'in şu an devlete, borcunu ödemeyen aboneden doğan
3.15 trilyon TL dışında bir borcu
bulunmadığını söyledi. Çağnan, TMSF ile bir
şekilde bunu halledeceğiz çünkü borçlar Vodafone'a devredilmeyecek.
Maliye Bakanlığı devreye girecek dedi. TMSF'nin
satışa kadar KKTC Telsim'e birtakım yatırımlar
yaptığına işaret eden Çağnan, bir ay öncesine kadar
3-5 milyon dolarlık yatırım gerçekleştirildiğini
söyledi.
KKTC'DE TOPLAM ABONE SAYISI 280 BİN
KKTC'de GSM hizmetini, Kuzey Kıbrıs Turkcell ile İngiliz
şirket Vodafone tarafından satın alınan Telsim veriyor.
Kuzey Kıbrıs Turkcell'in faturalı ve faturasız toplam abone
sayısı 230 bin, Telsim'in abone sayısı da
yaklaşık 50 bin.
GSM hizmetinin 1995'te başladığı KKTC'ye 4 yıl arayla
gelen Telsim ve Kuzey Kıbrıs Turkcell'in ülkede yaklaşık
30'ar milyon dolarlık yatırımı bulunuyor. GSM hizmetini
geliştirmek adına yapılan ek yatırımlarla bu
rakamın 40 milyon dolara çıktığı tahmin ediliyor.
HURRIYET 02/07/06
Dış
basın: Türkiye arabuluculuk yapıyor
WASHINGTON/LONDRA(ANKA)-
Türkiyenin bir İsraili askerin kaçırılmasını
gerekçe göstererek İsrailin yürüttüğü operasyon nedeniyle patlak
veren krize ilişkin girişimleri, dünyanın önde gelen
gazetelerinde yankılandı. Washington Post gazetesinde Başbakan
Erdoğan da görüşmelerde kilit bir rol oynuyor ifadesine yer
verilirken The Observer, Türkiyenin arabuluculuk
yaptığını yazdı.
Pazar günleri İngilterede yayınlanan The
Observer gazetesi, Ortadoğudaki kaygı verici
gelişmelere ilişkin haberinde İsrailin Filistin
liderliğinin karargahına bir helikopter saldırısı
gerçekleştiğine dikkat çekerken, Müzakereciler, gizli
görüşmelerde bir anlaşmaya yakın dedi.
Sorunun çözmek için yoğun diplomatik girişimlerin
yapıldığına işaret eden gazete, Hamasın sözcüsü
Gazi Hamedi kaynak göstererek, Mısır, Türkiye ve başka
hükümetler arabuluculuk yapıyor ve ilerlerme kaydediyor diye yazdı.
ABDnin önde gelen gazetelerinden Washington Post,
İsrail-Filistin krizini değerlendirirken, Başbakan Recep Tayyip
Erdoğanın çabalarına dikkat çekti. Gazete, Filistin Yönetimi
Başkanı Mahmut Abbasın Sözcüsü ve Danışmanı
Nabil Aburdenechin Türk Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan da
görüşmelerde kilit bir rol oynuyor sözlerine yer verirken, İsrail
devletini tanıyan Müslüman bir ülke olarak Türkiyenin, İsrail
hükümeti nezdinde etkisi var görüşünü dile getirdi.
Gazete, Erdoğanın televizyonda yayınlanan
açıklamalarında, İsraili gözaltına aldığı
60dan fazla Hamas yetkilisini serbest birakmaya
çağırdığına da dikkat çekti.
HURRIYET 02/07/06
Finlandiya'nın
ilk icraatı teknolojik devrim olacak
|
|
|
Viyana'dan veda Viyana
Filarmoni'nin Avrupa Konseri'ni Cumhurbaşkanı Heinz Fischer,
Başbakan Wolfgang Schüssel, Dışişleri Bakanı Ursula
Plassnik'le 70 bin kişi izledi. Konseri Placido Domingo yönetti.
FOTOĞRAF: ALİ
HAYDAR YURTSEVER / AA |
02/07/2006
RADIKAL
VİYANA/HELSİNKİ
- Avusturya'nın sağanak altında düzenlediği Avrupa
Konseri'yle AB Dönem Başkanlığı'nı devrettiği
Finlandiya, Türkiye müzakereleri ve Rusya'dan enerji alımına
odaklanırken, birliğe yeni âdetler getiriyor. Cep telefonu devi
Nokia'nın memleketi olan Finlandiya, diğer AB üyeleri ve
adaylarıyla cepten mesajlaşarak iletişim kuracak, AB
toplantılarını televizyondan yayımlayacak ve AB'li
bakanların telefon numaralarını vatandaşın bilgisine
sunacak.
Finlandiya Başbakanı Matti Vanhanen iki gün içinde iki kez 'Türkiye
gümrük birliği ek prokotolünden kaynaklanan yükümlülükleri uyarınca
Rumlara limanlarını açmazsa sonbaharda müzakerelerin
durabileceği' uyarısını tekrarlarken, Helsinki'nin
hazırladığı gündem belgesinde meseleye değiniliyor:
"AB protokolü ekim ya da kasımda gözden geçirecek. Sorunun ele
alınışı, Türkiye'nin AB katılım müzakerelerine
çok önemli etki yapabilir." Vanhanen, enerjiyi garantiye bağlama
hedefiyle de Rus lider Vladimir Putin'i ekimde AB zirvesine davet etti.
Diğer yandan "Cepten mesajlaşalım" diye
açıkladığı yeni diplomasi yöntemiyle diğer AB
ülkelerini şaşırtan Fin Dışişleri, böylelikle
dönem başkanlığının her dakika vatandaşların
erişimine açık olacağını savundu. Hükümet sözcüsü
Sanna Kangasharju, Vanhanen'in e-posta attığı özel
donanımlı cep telefonları olduğunu belirterek,
"Başbakan yazılı mesajı tercih ediyor. Sesli mesajdan
hoşlanmıyor, hele de toplantıdaysa... Yazılı mesajlar
toplantılar sırasında dış dünyayla temas kurmanın
en sağlam yolu" dedi. Böylece Finli yetkililerin altı ay boyunca
başkanlık edecekleri 500'den fazla toplantı ile 12 zirvenin
altından tuşlara basarak kalkmaya çalışacakları
anlaşıldı.
'AB
pazarlığına bağlanıyoruz'
Eski köye yeni âdet bununla kalmıyor. Şeffaflığa büyük önem
veren Vanhanen, kapalı kapılar ardında yapılan AB
bakanlarının toplantıları ile pazarlıklarının
televizyondan yayımlanacağını duyurdu. Tüm AB
bakanlarının adlarıyla telefon numaralarının
internette açıklanacağını belirten Vanhanen, "Pratik
yöntemler işe yarayacak" dedi. Dışişleri Bakanı
Erkki Tuomioja da, 'web blog'dan deneyimlerini her gün paylaşacak.
Teknoloji çılgını Finliler, geçen yıl hem normal telefondan
çok cep telefonuyla konuşup hem de cepten 2.4 milyar yazılı
mesaj geçerek iki rekora imza attı. (ap, aa)
ABD:
Avrupa'ya izah ediyoruz
02/07/2006
RADIKAL
AA - WASHINGTON - ABD'nin Avrupa ve
Avrasya'dan sorumlu Dışişleri Bakan
Yardımcılığı'nda üst düzey yetkili Matt Bryza,
Ankara'nın AB'yle üyelik müzakerelerinin aksamasından kaçınmak
için Washington'ın 'yapabileceği her şeyi yapma' niyetinde
olduğunu söyledi. Bu amaçla ABD'nin Avrupa'daki müttefikleriyle sürekli
temasta olduğunu aktaran Bryza, Türkiye'nin AB'ye yükümlülükleri
çerçevesinde limanlarını Rumlara açması gibi 'basit görünen' bir
konunun, o derece basit olmadığını Avrupalıların
anlamasına yardım etmeye çalıştıklarını
belirtti.
ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice'ın Ankara
ziyaretinde kararlaştırılan stratejik vizyon belgesinin
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün yarın başlayacak
Washington ziyaretinde açıklanacağını hatırlatan
Byrza, PKK'yla mücedele kararlılığını teyit etti.
AB'yle
restleşmeye devam
02/07/2006
RADIKAL
İSTANBUL/ATİNA -
Başbakan Tayyip Erdoğan, AB'yle Kıbrıs restini bu kez
Euronews televizyonu üzerinden çekti. AB dillerinde 24 saat yayın yapan
Euronews'un muhabiri Margherita Sforza'nın sorularını yanıtlayan
Erdoğan, "KKTC'nin yanında kimse yoksa Türkiye vardır.
Tecrit kaldırılmazsa biz de gümrük birliği ek protokolünü asla
gündemimize almayacağız" dedi. AB, protokol uyarınca
Türkiye'den limanlarını Rumlara açmasını istiyor.
Gül: Şantajla
çözülmez
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül de, Yunan 'Ependitis'
gazetesine demecinde, Atina ve Rum Yönetimi'ni uyardı:
"Kıbrıs şantajla çözülmez." Türkiye'nin
limanlarını Rumlara açması konusunda AB'yle kriz
yaşanacağını sanmadığını, AB'nin konuyu
nasıl halledeceğine bakması gerektiğini söyleyen Gül,
"Kıbrıs şantajla çözülmez. Şantaj AB ruhuna
aykırı. Kıbrıslı Türklere ambargo sürerken diğer
yandan Rumlara ambargonun kalkması AB zihniyetiyle
bağdaşmaz" dedi. Kıbrıs'ta çözüme anavatanların
katkıda bulunmaları gerektiğini söyleyerek Atina'ya mesaj
yollayan Gül, 'Seçim için iyimser misiniz? Erdoğan cumhurbaşkanı
olacak mı' sorusunu "Demokraside hiçbir şeyden emin
olamazsınız. Takdir halkın" diye yanıtladı. (dha,
Radikal)
Rum Politis gazetesi:1468 Rum ve Yunan ile 502
Kıbrıslı Türk kayıp
|
Bugüne kadar
gerek Kuzey'de gerekse Güney'deki kazılarda bulunan kemiklerin, ilk
tahminlere göre Kıbrıslı Türk ve Rum olmak üzere toplam 120
kayba ait olduğunun hesaplandığı belirtildi. Rum Politis
gazetesi, "12O Kişinin Kemiği Antropoloji Merkezi'ne Taşınacak---Kayıplar
1468'de---Araştırılmamış Kıbrıslı Rum
ve Yunan Kayıp Sayısı 1468'de, Kıbrıslı Türk
Sayısı İse 502'de" başlıklı haberinde,
bugüne kadar gerek Kuzey'de gerekse Güney'deki kazılarda bulunan
kemiklerin, ilk tahminlere göre, Kıbrıslı Türk ve Rum olmak
üzere toplam 120 kayba ait olduğunun hesaplandığını
belirtti. Gazete,
aldığı bilgilere dayanarak, KKTC Dışişleri
Bakanlığı'ndaki depoda muhafaza edilen kemiklerin -bulunan
kemikler ve şahitler temelinde- 1974'te ölen 110 Kıbrıslı
Rum'a ait olduğunun da tahmin edildiğini kaydetti. Habere göre,
Güney'deki kazılarda bulunan ve 10 kişiye ait olduğu
belirtilen kemikler ise, 1963-1964 yıllarında ölen
Kıbrıslı Türklere ait. Latça ve
Paralimni'de gerçekleştirilen kazılarda bulunan kemikler,
Engomi'deki Antropoloji Enstitüsü'ne götürüldü. Gazete, 120
kişiye ait olduğu tahmin edilen kemiklerin, Yeşil Hat
içerisinde bulunan Antropoloji Merkezi'ne kimlik tespiti için götürülecek
olan ilk kemikler olacağına da dikkati çekti. Yabancı
uzmanların gelmesiyle birlikte, Antropoloji Merkezi'nin, Ağustos
ayı içersinde faaliyete geçmesinin beklendiğini de yazan gazete,
Merkez'in şu anda gerekli malzemelerle donatılmakta olduğunu
belirtti. Yeni
kazılarla ilgili olarak Otonom Kayıp Şahıslar
Komitesi'nin programına da yer veren gazete, ilk kazı
programının, Ağustos ayı sonunda
başlayacağını; bu çerçevede, hem Kuzey'de hem de
Güney'deki kazıların sayısının eşit
olacağını yazdı. Habere göre,
Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi'nin listesinde, 1493 Rum ve
Yunan; Kıbrıslı Türklerle ilgili listede ise 502 kişi (2
olay daha eklendi) bulunuyor. Bunun dışında Otonom Kayıp
Şahıslar Komitesi'nin listesinde bulunmayan Kıbrıslı
Rum ve Yunan sayısı 126; 1963-64 dönemine ait olan ve listede yer
almayan Kıbrıslı Rum kayıp sayısı ise 50. Buna paralel
olarak, bugüne kadar DNA yöntemi ile yapılan incelemeler sonucunda, 1493
kişilik listede yer alan 15 Kıbrıslı Rum ve 9 Yunan ile 1
de Amerikan vatandaşı Rum'un kimliği belirlendi. Böylelikle
kimliği belirlenmeyen kayıp sayısı 1468'e düştü. Otonom Kayıp
Şahıslar Komitesi'nin listesinde yer almayan 126 kişiden,
sadece 22'sinin kimliği belirlendi. Gazete,
Lakadamya, Ay.Konstantinu ve Eleni Mezarlıkları ile Yunan Askeri
Mezarlığı'nda kemiklerin saklandığı bölümdeki
verilerin, 171 kimlik tespiti yapıldığını
gösterdiğini de yazdı. |
KIBRIS 02/07/06
Pazartesi gündemi sadece destek
YALNIZCA
DESTEK... Pazartesi günü Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi
çalışmaları nedeniyle bir araya gelecek olan
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, ile Kıbrıs Rum Yönetimi
Başkanı Tasos Papadopullos, komite çalışmalarına
destek vermekle yetinecekler
SONUÇLANDIRMAYI
ÖNERDİK... Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan
Erçakıca, Kıbrıs Türk tarafının teknik komiteler
sorununu sonlandırmak isteğinin bilindiğini, bu nedenle 3
Temmuz'da gerçekleşecek olan toplantıda, teknik komitelerin
çalışmaya başlamasını ele almayı ve
sonuçlandırmayı önerdiklerini açıkladı
Pazartesi günü
Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi çalışmaları
nedeniyle bir araya gelecek olan Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile
Kıbrıs Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopullos, komite
çalışmalarına destek vermekle yetinecekler.
3 Temmuz'da ara
bölgede yapılacak olan toplantıda teknik komitelerin
çalışmalarının da ele alınmasını öneren
Kıbrıs Türk tarafı bu önerisine henüz yanıt alamadı.
Gazetemizin bu
konudaki sorusunu yanıtlayan Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü
Hasan Erçakıca, Kıbrıs Türk tarafının teknik komiteler
sorununu sonlandırmak isteğinin bilindiğini, bu nedenle 3
Temmuz'da gerçekleşecek olan toplantıda, teknik komitelerin
çalışmaya başlamasını ele almayı ve
sonuçlandırmayı önerdiklerini açıkladı.
Bu arada
Kıbrıs Rum Yönetimi Dışişleri Bakanı Yorgos
Lillikas'ın teknik komitelerin sadece güncel sorunları ele
almasını kabul etmedikleri ve bu tutumlarının
değişmez olduğunu açıkladığına dikkat çeken
diplomatik çevreler, Türk tarafının önerisinin kabul edilmesini
beklemiyorlar.
KIBRIS 02/07/06
Türkçe'nin AB'nin resmi dili olmaması sorun teşkil
ediyor
KIBRIS'a demeç
veren Güney Lefkoşa'daki Avrupa Birliği Komisyon Temsilcisi Themis
Themistokleus, Kıbrıslı Türkleri ilgilendiren birçok konuda
önemli açıklamalarda bulundu:
Türkçe'nin
AB'nin resmi dili olmaması sorun teşkil ediyor
KOMİSYON
İÇİN BİR SORUN.. Güney Lefkoşa'daki AB Komisyon Temsilcisi
Themistokleus, komisyonun, Türkçe'nin, AB'nin resmi dili olmamasının,
AB vatandaşı olan Kıbrıs Türkler için sorun
yarattığını ifade etti. Bunun, ayrıca AB
vatandaşlarıyla iletişim kurma misyonu bulunan
temsilciliğinin çalışmalarında ve Kıbrıslı
Türklerle iletişim kurma çabalarında da önemli bir sorun teşkil
ettiğini belirten temsilci, Kıbrıslı Türklerle etkili bir
iletişim kurulamadığını vurguladı
"AB DESTEK
PROGRAMI OFİSİ"NİN YAZDA AÇILMASI İÇİN
ÇALIŞIYORUZ... Themistokleus, mali yardımın uygulanmasıyla
ilgili olarak komisyonun teknik yardım ve bilgi değişimi ofisi
TAİEX'in bir parçası olarak Kıbrıs'ın kuzeyinde
"AB Destek Programı" adlı bir ofis
açılacağını ifade ederek, bu ofisin amacının,
müteahhit ekibi ve Kıbrıs Türk toplumu arasında iletişimi
sağlamak olduğunu kaydetti. Esas merkezin, birinin Güney
Lefkoşa'da, diğerinin ise Brüksel'de olacağına işaret
eden Themistokleus, komisyonun, uygulamanın yazda başlaması için
tüm gerekli adımları atmakta olduğunu kaydetti
"DOĞRUDAN
TİCARET GÜNDEMDE YOK"... AB Dönem
Başkanlığı'nı üstlenen Finlandiya'nın,
Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nü gündeme getirmesinin söz konusu olup
olmadığıyla ilgili olarak Themistokleus, "Herkesin
bildiği gibi, bu konu, Avusturya başkanlığı döneminde
de ele alındı, ancak kabul edilmedi. Şu ana kadar ne Brüksel'den
ne de başkanlığı üstlenen yetkililerden bu yönde herhangi
bir şey duydum" dedi
Anıl
IŞIK
Güney
Lefkoşa'daki Avrupa Birliği (AB) Komisyon Temsilcisi Themis
Themistokleus, komisyonun, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin resmi iki dilinden
biri olan Türkçe'yi Avrupa Birliği'nin resmi dili yapmama
kararının, Kıbrıs'ın AB'ye katılımı
öncesinde alındığını anımsatarak, Türkçe'nin,
AB'nin resmi dili olmamasının, AB vatandaşlığı
bulunan Kıbrıs Türk toplumu için birçok sorun yarattığını
söyledi.
Themistokleus,
Türkçe'nin AB'nin resmi dili olmamasının ayrıca, yerel seviyede
AB vatandaşlarıyla iletişim kurma misyonu bulunan
temsilciliğinin çalışmalarında ve Kıbrıslı
Türklerle iletişim kurma çabalarında da önemli bir sorun teşkil
ettiğini belirterek, Kıbrıslı Türklerle etkili bir
iletişim kurulamadığını vurguladı.
Bu konu hakkında
Brüksel'i bilgilendirdiklerini anlatan Themistokleus, AB Komisyonu'nun,
temsilciliği, Yunanca ve Türkçe her iki dilde olmak üzere tercümanlarla
desteklemeyi düşündüğünü açıkladı.
"Kıbrıs
Cumhuriyeti" yetkililerinin, Komisyon'a, Türkçe'nin AB'nin resmi dili
olarak kabul edilmesi talebinde bulunmaları halinde komisyonun
yanıtının ne olacağıyla ilgili olarak; şu an için
bir değerlendirmede bulunamayacağını ancak komisyonun böyle
bir talebin olması halinde bunu ele alacağını belirterek,
Türkçe'nin AB'nin resmi dili olması için talepte bulunulması
yönündeki umudunu dile getirdi.
AB
Komisyonu'nun, 23 Haziran'da Mali Yardım Tüzüğü'yle ilgili
onayladığı karar hakkında da bilgi veren Themistokleus,
Kıbrıs'ın kuzeyinde "AB Destek Programı"
adlı bir ofis açılacağını söyledi.
Avrupa
Komisyonu'nun teknik yardım ve bilgi değişimi ofisi
TAİEX'in Kıbrıs'ın kuzeyde faaliyet gösteren Alman
şirketi GTZ tarafından kullanılan binanın
genişletileceğini ve Brüksel'deki Genişleme Genel
Direktörlüğü'nden gelecek olan uzmanlara ofis imkanı
sağlayacağını söyledi. Temsilci, TAİEX'in bir
parçası olacak AB destek program ofisin amacının, müteahhit
ekibi ve Kıbrıs Türk toplumu arasında iletişimi ve
programın uygulanmasını sağlamak olduğunu da kaydetti.
Programın
uygulanmasıyla ilgili bazı faaliyetlerin Güney Lefkoşa'daki
komisyon temsilciğinin taşınacağı yeni binada yer
alacak Genişleme Genel Direktörlüğü'nden yürütüleceğini ifade
eden Themistokleus, buradan direkt olarak Brüksel'deki Genişleme Genel
Direktörlüğü'nde rapor verileceğini söyledi.
Güney
Lefkoşa'daki bu ofisin, Kıbrıs'taki faaliyet merkezi
olacağını ve diğer bir merkezin de Brüksel'de
olacağına işaret eden Themistokleus, komisyonun,
uygulamanın yazda başlaması için tüm gerekli adımları
atmakta olduğunu kaydetti.
Komisyon,
Türkçe'nin mali
külfetini
kaldırmak istemedi
Komisyonun,
Kıbrıs Cumhuriyeti'nin resmi iki dilinden biri olan Türkçe'nin,
Avrupa Birliği'nin resmi dili olmasıyla ilgili tutumunun
sorulması üzerine Themistokleus, "Dil konusundaki karar, 15 AB üyesi
tarafından Kıbrıs'ın katılımı öncesinde,
adanın siyasi sorunun çözümlenmemesiyle bağlantılı siyasi
kararların bir parçası olarak alındı. O dönemde karar,
Türkçe'yi resmi bir AB dili yapmamaktı" dedi.
Kıbrıs
Cumhuriyeti'nin diğer resmi dili olan Yunanca'nın, Yunanistan'ın
birlik üyesi olmasından dolayı, zaten AB'nin resmi dili olduğuna
işaret eden Themistokleus, birliğin, diğer şeyler
yanında, 20 dilden oluşan uzun AB dilleri listesine iki resmi dili
daha eklemenin mali külfetini kaldıramayacağını da dikkate
aldığını kaydetti.
Dört dilin
konuşulduğu İspanya'da, AB'nin sadece Katalanca'yı
İspanya'nın resmi dili olarak kabul ettiğini belirten
Themistokleus, Baltık Devletleri'nde ise halkın yüzde 30'unun Rusça
konuşmasına rağmen Rusça'nın AB'nin resmi dili yapılmadığını
ifade etti.
Türkçe'nin
resmi dil
olmaması
sorun yaratıyor
Türkçe'nin,
AB'nin resmi dili olmamasının, AB vatandaşlığı
bulunan Kıbrıs Türk toplumu için birçok sorun
yarattığının farkında olduğunu belirten
Themistokleus, bunun, komisyon temsilciliğinin
çalışmalarında ve Kıbrıslı Türklerle
iletişim kurma çabalarında da bir sorun olduğunu belirtti.
Komisyon
temsilciliğin amacının, yerel seviyede AB
vatandaşlarıyla iletişim kurmak olduğuna işaret eden
Themistokleus, "Bunu, Türkçe'de yapamıyoruz, çünkü Türkçe resmi dil
değil. Bundan dolayı hiçbir basın açıklaması, belge,
karar ve düzenleme Türkçe'ye tercüme edilmiyor. Bu da, tercüme hizmetleri ile
desteklenmeden, Kıbrıslı Türklere, Türkçe hiçbir şey sunma
kabiliyetimiz olmadığı anlamına geliyor. Bu ayrıca web
sitemizi muhafaza etme ve yenilememiz için de bir sorun, çünkü tercüme
olanaklarımız yok ve şu an Türkçe olarak hiçbir şey mevcut
değil" dedi.
Bu konunun
önemini fark ederek, Kıbrıslı Türklerle iletişim
kabiliyetini muhafaza etmek amacıyla Brüksel'den temsilciliğin,
Yunanca ve Türkçe tercüman grubu olan Antenna ile güçlendirilmesini sürekli
olarak talep ettiğini anlatan Themistokleus, "Brüksel'den gelenleri
de Yunanca olarak tercüme etmeye ihtiyacımız var ve bu da mevcut değil"
dedi.
Söz konusu
durumun, birlik ile çalışmayı arzu eden Kıbrıslı
Türkler için de bir dezavantaj olduğunu belirten Themistokleus,
"Kıbrıslı Rumların, Yunanca'yı ana dilleri ve
İngilizce'yi de ikinci dilleri olarak sundukları gibi,
Kıbrıslı Türkler, Türkçe'yi ana dilleri ve İngilizce'yi de
ikinci dilleri olarak bildiremiyorlar. Bu nedenle, Kıbrıslı
Türkler, birlik tarafından yapılan işe alma
sınavlarına hazırlanmakta daha çok güçlük çekiyor. Bu konuda
birçok şikâyet aldım" dedi.
Türkçe'nin
AB'nin resmi
dili
olması talep edilirse...
AB üyeliği
katılım başvurusunda Türkçe'nin, AB'nin resmi dili olması
başvurusunda bulunmayan Kıbrıs Cumhuriyeti'nin, komisyona
Türkçe'nin birliğin resmi dili olarak kabul edilmesi konusunda talepte
bulunması halinde komisyonun tepkisinin ne olacağının sorulması
üzerine Themistokleus, buna şu an yanıt vermeyeceğini, çünkü
bunun olması halinde ne olabileceği konusunda
bilgilendirilmediğini kaydetti. Themistokleus, "ne zaman mümkünse,
bunun olmasını ümit edelim" diye konuştu.
AB temsilcisi,
"Dilleri kabul etmenin süreçleri vardır. Fransız ya da Alman
tercüman bulmak kadar Türkçe tercüman bulmak kolay olmayabilir, mevcut
olmadıklarından dolayı. Gerçekten, bu masada
karşılaşacağımız sorunlardan biri olacak"
dedi.
"Komisyon
bu konuyu
ciddi olarak
ele alıyor"
Komisyonun bu
konuda birtakım önlemler almayı düşündüğünü ifade eden
Themistokleus konuşmasına şöyle devam etti:
"Komisyon,
şu an temsilciliği tercümanlarla, Yunanca ve Türkçe, desteklemeyi
düşünüyor. Bu konudaki nihai kararı bekliyorum. Brüksel'deki
İletişim Genel Direktörlüğü'nden ve Tercüme Genel
Direktörlüğü'nden bir grup yetkili, özellikle bu konu için kısa bir
süre buradaydı. Temsilciliğin sorununu ve bunun sonuçlarını
görüştük. Sanıyorum, kendilerini gereklilikleri uygun şekilde
yerine getirmek için Türkçe için en azından bir tercüman olması
konusunda ikna ettim. Tabii ki, tercüman Brüksel'de mevcut değil.
Anladığım kadarıyla ek fonlar sağlanacaktır ve
böylelikle yerel hizmetler bulabileceğiz. Hem Türkçe'yi hem
İngilizce'yi bilen iyi tercümanlar olduğundan eminim."
Programın
yürütülmesinden
Komisyon
sorumlu
Themistokleus,
AB Komisyonu'nun, 23 Haziran'da Mali Yardım Tüzüğü'yle ilgili
onayladığı karar hakkında da bilgi verdi.
Komisyonun
konuyla ilgili kararına atıfta bulunan Themistokleus, Avrupa Komisyonu'nun,
programların uygulanmasıyla ilgili tüm kararlardan sorumlu
olduğunu ifade ederek, Kıbrıslı Türklerin
kalkınmasına yönelik mali yardım tüzüğü altındaki
programın uygulamasında da sorumlu olduğunu kaydetti.
Komisyonun,
teklifler açma, sözleşmeleri imzalama, uygulamayı izleme, projeleri
için müteahhitleri ödeme konularında sorumlu olacağına
işaret eden AB Komisyonu Temsilcisi, bu amaç doğrultusunda,
komisyonun, Genişleme Direktörlüğü'nün bir parçası olarak
tecrübeli görevlilerden oluşan bir program ekibi oluşturduğunu
kaydetti. Themistokleus, görevlilerin, Brüksel'de istihdam edileceğini ve
uzun süreli görevler için Kıbrıs'a gönderileceğini belirtti.
Kuzeydeki AB
Ofisi,
TAİEX'in
parçası olacak
Programın
modeliyle ilgili olarak ise Themistokleus, "Kıbrıs'ın
kuzeyinde bir AB program destek ofisi kurulacak. TAİEX'in Alman
müteahhitlerinin (GTZ adlı şirket) hâlihazırda bir ofisi mevcut
ve bu ofis, Genişleme Genel Direktörlüğü'nden gelecek grubun ofis
faaliyetlerine imkân sağlayacak şekilde genişletilecek. Komisyon
görevlilerinin çoğunun çalışacağı, TAİEX grubunun
bir parçası bu program destek ofisinin amacı, müteahhit ekibi ve
yararlanan toplumun arasındaki teması ve programın
uygulanmasını güvence altına almaktır" dedi.
Themistokelus, bunun mali yardımın yönetimiyle ilgili en iyi uygulama
olduğu yönündeki inancını da dile getirdi.
Programın
uygulanmasıyla ilgili bazı faaliyetlerin Güney Kıbrıs'taki
komisyon temsilciğindeki Genişleme Genel Direktörlüğü Ofisi
tarafından yürütüleceğini ifade eden Themistokleus, buradan direkt
olarak Brüksel'deki Genişleme Genel Direktörlüğü'nde rapor
verileceğini kaydetti.
Güney
Lefkoşa'daki Komisyon'un ve Avrupa Parlamentosu'nun yeni bir binaya
taşınacağına işaret eden Themistokleus, Genişleme
Genel Direktörlüğü'nün de küçük bir kadroyla komisyon ve parlamento ile bu
yeni bina içerisinde olacağını belirtti.
Söz konusu bu
ofisin, Kıbrıs'taki faaliyet merkezi olacağını ve
diğer bir merkezin de Brüksel'de olacağına işaret eden
Themistokleus, komisyonun, uygulamanın yazda başlaması için tüm
gerekli adımları atmakta olduğunu kaydetti.
Mali
yardımın uygulamasında "Kıbrıs
Cumhuriyeti"ne danışılması konusuna da
açıklık getiren Themistokeus, mali yardımla ilgili olarak
"Kıbrıs Cumhuriyeti ile istişare olmuştur, var ve var
olmaya devam edecek" diyerek, "onaylanan asıl tüzük, üç
partiyle; misyon, Kıbrıs Cumhuriyeti hükümeti ve faydalanan toplum,
Kıbrıs Türk toplumu arasında istişareyi öngörüyor. Misyon,
Komisyon ve Kıbrıs Cumhuriyeti arasında yer alacak ilk program
konusunda danışmalar olmuştur. Bu asıl tüzüğün
öngördüğü bir şeydir" şeklinde konuştu.
"Limanlar
konusu kısa süreli
yükümlülükler
kapsamında"
Türkiye'nin,
hava ve deniz limanlarını, Kıbrıs bandıralı
gemilere ve uçaklarına açması konusunda Türk yetkililerin,
"Kıbrıslı Türklere uygulanan izolasyon kalkmazsa limanlar
açılmaz" yönündeki açıklamaların
hatırlatılması üzerine Themistokleus, Türk yetkililerin
açıklamalarıyla ilgili yorumda bulunamayacağını ifade
ederek, AB yetkililerinin ve kurumlarının "Türkiye'nin yerine
getirmesi gereken yükümlülükleri bulunduğu" yönündeki
açıklamalarını anımsattı.
Türkiye'nin
yanıtının izleneceğini ve bu yılın ekim
aydında bir rapor yayınlanacağını ifade eden temsilci,
Türkiye'nin, protokolü, tüm yeni AB üye devletlerine genişletmesi dahil,
yerine getirmesi gerektiği bu yükümlülüklerin AB'ye katılım
öncesi kısa süreli yükümlülükler kapsamında olduğuna dikkat
çekti.
"Doğrudan
Ticaret
Tüzüğü
gündemde yok"
Dün AB Dönem
Başkanlığı'nı üstlenen Finlandiya'nın,
Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nü gündeme getirmesinin söz konusu olup
olmadığının sorulması üzerine Themistokleus, herkesin
bildiği gibi, bu konu, Avusturya Başkanlığı döneminde
de ele alındı, ancak kabul edilmedi. Şu ana kadar ne Brüksel'den
ne de başkanlığı üstlenecek yetkililerden bu yönde herhangi
bir şey duydum" dedi.
"Temsilcili
olarak kuzeye geçmediğim
doğru ama
istemediğim için değil..."
Kıbrıslı
Türk siyasilerin, kendisine kuzeye geçerek Kıbrıslı Türklerle
temasta bulunmamakla ilgili yönelik eleştirilere de yanıt veren
temsilci Themistokleus, şu anki görevini üstlenmeden önce gerek
kişisel gerekse gazeteci kapasitesiyle kuzeye birçok kez geçtiğini
anımsatarak, Mehmet Ali Talat ve ondan önce de Rauf Denktaş ile
mülakat yapmak için kuzeye geçmiş olduğunu söyledi.
Temsilci,
"Komisyon temsilciliğini üstlendiğim 1 Eylül tarihinden itibaren
geçmediğim doğru, ancak istemediğim için değil, Sayın
Talat rafından şahsıma uygulanan birtakım şartlardan
dolayı geçmedim.
Bundan
dolayı, kuzeye geçerek görevlerimi uygun bir şekilde yerine
getiremiyorum. Her geçiş yaptığım zaman Kıbrıs
pasaportumu göstermek ve vize başvuru formunu doldurmam gerekiyor"
diye konuştu.
Görevini ilk
üstlendiği zaman, bir Kıbrıslı Türk meslektaşı
aracılığıyla Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'a
Kıbrıslı Türklerle temas kurmaya başlama niyeti
bulunduğunu ve bunun öncesinde kendisiyle görüşmenin uygun
olacağını düşündüğünü ilettiğini anlatan
Themistokleus, görüşmenin ayarlanabileceği ancak kendisine uygulanan
prosedürde herhangi bir değişiklik olmayacağı
yanıtını aldığını söyledi.
Birçok durumda
bu yanıtı aldığına işaret eden Themistokleus,
kendisinin ise buna "Kıbrıs genelinde komisyonu temsil
ettiği ve tüm Kıbrıslılara, özellikle
Kıbrıslı Türklere karşı görevlerini, resmi
kapasitesiyle hareket ederken teknik zorluklar çıkarılmadan yerine
getirmesine izin verilmesi gerektiği" yanıtını
verdiğini kaydetti.
Kuzeye
kişisel olarak değil, bir AB görevlisi olarak geçeceğini ifade
eden Themistokleus, "Diğer tüm durumlarda, ne zaman bir AB yetkilisi
geçse, hangi nedenden olursa olsun, onlardan en fazla talep edilen kimliklerini
kanıtlayan ulusal ya da birliğe ait kimlik kartı ibraz
etmeleridir" dedi.
AB
yetkililerinden hiçbirinden vize başvuru formu doldurmalarının
talep edilmediğini yineleyen Themistokleus, "Neden ben? Ben sadece
diğer AB yetkilileriyle eşit muamele istiyorum, ne daha
azını ne daha çoğunu" diye konuştu.
Ticaret
Odası Başkanı Erdil Nami'yi ve Ticaret Odası eski
başkanı ve Avrupa Derneği Başkanı Ali Erel'i, 9
Mayıs "Avrupa Günü" dolayısıyla kuzeyde de bir
etkinlik düzenlemeye cesaretlendirdiğini, AB elçilerinin etkinliğe
katılmalarına ve gerekli broşürlerin sağlanmasına
yardımcı olduğunu anlatan temsilci, Nami'nin ve Erel'in
kendisine etkinliğe katılabilmesi için ellerinden geleni
yapacaklarını söylediğini ancak tüm çabalara rağmen AB gününün
kutlama etkinliğine katılamadığını kaydetti.
Kıbrıslı
Türklere iletişim kurmak için halen bir yükümlülüğü bulunduğunu
ifade eden Themistokleus, bunun en kısa sürede gerçekleşmesi
yönündeki umudunu dile getirdi
KIBRIS 02/07/06
|
AA
Güncelleme: 17:19 TSİ 03 Temmuz 2006 Pazartesi
LEFKOŞA - Mehmet Ali Talat ve Tasos Papadopulos buluşması, Kıbrıs Otonom Kayıp Şahıslar Komitesinin uzun süreden beri boş bulunan 3üncü üyeliğine BM Temsilcisi Christophe Girodun atanması nedeniyle düzenlenen resepsiyonda gerçekleşti.
BM
Misyon Şefi Michael Möllerin Lefkoşada ara bölgedeki
ikametgahındaki resepsiyona, komitedeki Türk üye Gülden Plümer Küçük ve
Rum üye Elias Georgiades ile yardımcıları da katıldı.
İlk kez bir araya gelen iki lider baş başa da görüştü.
Yaklaşık 1 buçuk saat süren toplantının ardından Talat
ve Papadopulos ayrı ayrı açıklama yaptı.
TALAT:
KIBRIS KONUŞULDU
Basının karşısına ilk çıkan KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, çeşitli konularda görüş
alışverişinde bulunduklarını, görüşmenin samimi
bir ortamda, verimli geçtiğini söyledi.
Toplantıda kayıplar komitesi çalışmalarına destek
verildiğini ifade eden Talat, Papadopulos ile baş başa
yaptıkları görüşmede, Kıbrıs konusuna
değindiklerini kaydetti.
Talat, Kıbrıs konusuna kapsamlı ve kalıcı çözüm
bulunması yönünde yapılacak müzakerelere hazır olduğunu bir
kez daha vurguladı.
KKTC cumhurbaşkanı, BM Genel Sekreter Yardımcısı
İbrahim Gambarinin bu hafta Adaya yapacağı ziyarette de
Papadopulosla bir araya gelmeyi umduğunu söyledi.
PAPADOPULOS:
PLANLANMIŞ GÖRÜŞME YOK
Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos da toplantının verimli
geçtiğini ve kayıplar komitesinin çalışmalarına destek
beyan edildiğini kaydetti.
Talatla görüşmemesi için herhangi bir neden
olmadığını ifade eden Papadopulos, kayıplar
komitesinin çalışmalarında herhangi bir ilerleme olursa bir
program çerçevesinde görüşebileceklerini belirtti.
Ancak Papadopulos, Gambarinin ziyareti sırasında, Talatla şu
ana kadar planlanmış herhangi bir görüşmenin
bulunmadığını kaydetti.
KKTC Cumhurbaşkanı Talat, 17 Nisan 2005te cumhurbaşkanı
seçildiği andan itibaren Rum lideri Papadopulosla her konuda
görüşmeye hazır olduğunu açıklamış, Papadopulos
ise muhatabının Türkiye olduğunu iddia ederek, Talatın
görüşme çağrılarına hep olumsuz yanıt vermişti.
İki liderin, 6 Temmuzda Kıbrısa gelecek BM Genel Sekreter
Yardımcısı İbrahim Gambarinin ziyareti sırasında
da görüşmesi amaçlanıyor. Türk tarafı bu görüşmeye olumlu
yanıt vermiş, Rum tarafı ise BMden bu yönde bir teklif
almadıklarını gerekçe göstererek görüşmeye sıcak
bakmamıştı.
'Ermenistan soykırım iddiasından vazgeçmeli'
3 Temmuz, 2006 17:08:00 (TSİ) CNN TURK
MGK
Genel Sekreteri Yiğit Alpogan, Ermenistan'ın soykırım
iddialarından ve kendi halkına yalan söylemekten vazgeçmesi
gerektiğini söyledi.
Hollanda'da
yayımlanan günlük gazetelerden De Volkskrant'a demeç veren Alpogan,
Alpogan, Ermenistan'ın 1921 tarihli iki ülke arasındaki
sınırları belirleyen anlaşmayı da tanımayarak,
Türkiye'nin Doğu Anadolu Bölgesi'nden toprak talebinde bulunduğunu
hatırlattı.
Yiğit Alpogan, bir soru üzerine Türkiye'nin terör örgütü PKK'yı
kesinlikle muhatap almasının ve onunla görüşme masasına
oturmasının söz konusu olamayacağını, bu konuda
İspanya'daki ETA örneğinin de izlenmeyeceğini bildirdi.
''PKK ile görüşme mi? Düşünülemez. Bu tamamen kapalı bir yol''
diyen Alpogan, PKK terör örgütünün İspanyol ETA örgütüyle
karşılaştırılmasının da yanlış
olduğunu belirtti.
Terör örgütü PKK'nın Türkiye'yi bölmek istediğini ve ülke için en
büyük tehlikeyi oluşturduğunu anlatan Alpogan, Türkiye'nin bu tehdide
karşı iki yönlü mücadele verdiğini, bir tarafta askeri
önlemlerle terörün önüne geçmeye çalıştığını,
diğer yandan da Güneydoğu bölgesini ekonomik yönden güçlendirerek,
halkın yaşam koşullarını iyileştirmeye
çalıştığını kaydetti.
Türkiye'nin İran kaygısı
Alpogan gazeteye İran'ın nükleer çalışmalarına
iklişkin değerlendirmelerde de bulundu.
Alpogan, İran'ın nükleer silahlar konusundaki istekli tutumunu,
Türkiye'nin kaygı duyduğu öncelikli sorunlar arasında
gördüğünü de anlattı.
Amerika
Kıtasını Türkler buldu iddiası
Esra ÖRGEN/ADANA, (DHA)
Tarihçi Cezmi Yurtsever, Türklerin Kolombdan önce Amerika
Kıtasını bulduğunu iddia etti.Yeni
Cezmi Yurtsever, evinde yaptığı toplantıda,
Piri Reisin 1513te çizimini gerçekleştirdiği harita üzerindeki simgelerle
ilgili çalışmaları sonucunda, Kübanın doğusunda
bulunan kayık şekillerinin birer şifre olabileceği
düşüncesinden yola çıkarak, Kayıklar ve Türkler anlamına
gelen Turk and Casios adlı ülkenin varolduğunu
öğrendiğini öne sürdü.
|
|
|
Tarihçi Yurtsever
Türkler'in Amerika kıtasında bir devlet kurduğunu da öne
sürdü. |
Haritadaki kayık şekillerinin bulunduğu yerde bugün
Türk adı geçen bir ülkenin bulunmasının tesadüf
olmadığını belirten Yurtsever, şunları
söyledi:Piri Reisin çizimini yaptığı 1513 tarihli Antilya
ülkesi haritası üzerindeki simgeler üzerinde sürdürdüğüm
araştırmalar sonucunda Küba Adasının doğusunda
kayık şekillerinin bulunduğunu öğrendim. Piri Reis,
haritayı çizerken, Kristof Kolombun haritasından ve sadece
kendisinin bildiği istihbarat raporlarından
faydalanmıştı. Aradan geçen yüzyıllar sonra Karayiplerde
Küba ile Haiti adalarının doğusunda Türkler ve Kayıklar
ülkesinin varlığı ortaya çıkıyor. Uydu
fotoğrafları, yer isimlerinin tarihi üzerinde yapılan
araştırmalarda Türkler ve Kayıklar ülkesinin başkenti olan
Grand Turk ada isminin, 16ncı yüzyılda yaşamış ve
dünya hükümdarı sayılan Kanuni Sultan Süleymana
batılıların verdiği şöhret olduğu ortaya
çıktı. Araştırmalarımda asıl
şaşırtıcı olan ise 1869da Grand Turk yönetiminin
İngilizlerin simgesi olan bayrak içinde Osmanlı Türk
bayrağının hilal ve üç yıldız şeklinin
bulunması oldu. Günümüzde bile İngiliz Uluslararası
topluluğu içinde Türkler ve Kayıklar devleti olarak yer alan ülkenin
tarihi geçmişinde Osmanlıya bağlılık gösteren Türkler
tarafından kurulduğu gerçeği ortaya çıkıyor.
Türklerin Kolombdan önce gittikleri, yerleşip ülke
kurdukları ve isimlerini bölgeye bıraktıklarını savunan
Yurtsever, söz konusu ülkenin 1869 ile 1873 yılları arasında
kullandıkları ay yıldızlı işaretlerin daha sonra
kaldırıldığını savundu.
HURRIYET 03/07/06
Barroso:
Müzakereler yolunda gidiyor
CNN TÜRK
Avrupa Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso, Türkiye ile üyelik
müzakerelerinin yolunda olduğunu açıkladı.
Barroso
Finlandiya'nın başkenti Helsinki'de AB'nin yeni Dönem
Başkanı Finlandiya'nın başbakanı Matti Vanhanen ile
görüştü.
Barroso
düzenlenen ortak basın toplantısında Türkiye'yle müzakerelerin
'iyi gittiğini' söyledi ancak Ek Protokolün uygulanmamasının
'ciddi sonuçlar' doğuracağı uyarısında bulundu.
Barroso,
bu ciddi sonuçların ne olduğuna açıklık getirmedi.
Vanhanen
ise Kıbrıs sorunun çözümü için BM'nin önderliğinde, ama AB'nin
içinde oluduğu bir görüşme süreci başlatılmasından
yana olduğunu söyledi.
Vanhanen,
AB'nin yükümlülüklerini yerine getirdiğini, bu konuda Türkiye'nin
adım atması gerektiğini belirterek, Ek Protokol'e atıf
yaptı.
Vanhanen
ayrıca, Finlandiya'nın dönem başlığında Avrupa'nın
icraatlar kadar, sonuçlar Avrupa'sı da olacağını
belirtti.
AB
Dönem Başkanlığı'nı bu hafta devralacak olan
Finlandiya, Türkiye bu yıl sonuna kadar Kıbrıs Rum kesimini
tanımazsa, müzakerelerin dondurulacağını
açıklamıştı.
Finlandiya
Dışişleri Bakanı Erkki Tuomioja, Türkiye'nin üyelik görüşmelerinin sekteye
uğramaması için ellerinden geleni yapacaklarını, ancak
Türkiye 'Kıbrıs'ı tanımazsa üyelik müzakerelerinin
durdurulacağını belirtmişti.
AB
Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn de, Finlandiya haber
ajansı STT'ye yaptığı açıklamada, Türkiye'nin
Kıbrıs Rum gemi ve uçaklarına limanlarını
açmaması halinde müzakere sürecinin durdurulabileceğini
söylemişti.
HURRIYET 03/07/06
Adada
otonom buluşma
03/07/2006
RADİKAL - LEFKOŞA - KKTC Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat ile Rum lideri Tasos Papadopulos, Otonom Kayıp
Şahıslar Komitesi'nin uzun süredir boş olan 3. üyeliğine BM
temsilcisi Christophe Girod'un atanması vesilesiyle bugünkü resepsiyonda
buluşuyor. BM Genel Sekreteri'nin özel temsilcisi ve Barış Gücü
Misyon Şefi Michael Möller'in Lefkoşa'daki ikametgâhındaki
resepsiyonda, ilk kez bir araya gelecek liderlerin baş başa
görüşmesi de planlanıyor. Talat'ın toplantıya komitenin çalışmalarına
genel destek için katılacağını
açıklamıştı. BM Genel Sekreter Yardımcısı
İbrahim Gambari'nin
6 Temmuz'da adayı ziyaretinde Talat ile Papadopulos'un buluşması
hedeflense de KKTC'nin aksine Rumlar teklife olumlu yanıt vermiş
değil.
Kıbrıslı
Türklerin hikâyesi gösterime girdi: "Bir Zamanlar Kıbrıs'ta
yaşardım"
Londra'daki
Kıbrıs Türk Toplum Merkezi tarafından hazırlanan "Bir
Zamanlar Kıbrıs'ta Yaşardım" adlı belgesel film
dün Lefkoşa'da gösterime sunuldu.Belgesel, Kıbrıs'tan
İngiltere'ye ilk göç eden Kıbrıslı Türkleri konu
alıyor.
"Bir
Zamanlar Kıbrıs'ta Yaşardım" adlı belgesel, 8
Temmuz Cumartesi günü saat 18.00'de Girne Galeria'da, 9 Temmuz Pazar günü ise
Gazimağusa Galeria Sineması'nda gösterilecek.
Kıbrıslı
Türklerin İngiltere'ye göç hikâyesini anlatan belgesel dün akşam
Lefkoşa Galeria Sineması'nda gösterime girdi.
"Bir
Zamanlar Kıbrıs'ta Yaşardım" adlı belgesel filmin
gösterimi öncesinde konuyla ilgili fotoğraf sergisinin de
açılışı yapıldı.
Londra'daki
Kıbrıs Türk Toplum Merkezi tarafından Kıbrıslı
Türklerin İngiltere'ye göç hikâyesini anlatan "Bir Zamanlar
Kıbrıs'ta Yaşardım" adlı belgesel film dün
akşam saat 18.00'de Lefkoşa Galeria Sineması'nda
gerçekleştirilen Gala ile gösterime girdi.
Gala öncesinde
"İngiltere'ye göç eden ilk kuşağın aile albümlerindeki
fotoğraflardan oluşan" serginin açılışı da yapıldı.
Açılışa,
Milli Eğitim ve Kültür Bakanı Canan Öztoprak, Kültür Dairesi Müdürü
Mustafa Hastürk, Kıbrıs, Balkanlar, Avrasya Türk Edebiyatları
Kurumu Başkanı İsmail Bozkurt, Bayrak Radyo Televizyon Kurumu
Müdürü Hüseyin Gürşan ve davetliler katıldı.
Açılışta
konuşan Kıbrıs Türk Toplum Merkezi Başkanı Türkay
Hadji Filippou, "Katılım Projesi"nin Film, Kitap ve
Fotoğraf sergisi olmak üzere 3 parçadan oluştuğunu ifade ederek,
katılan herkese teşekkür etti.
Milli
Eğitim ve Kültür Bakanı Canan Öztoprak da, İngiltere'ye
gerçekleştirdiği ziyaret sırasında Kıbrıs Türk
Toplum Merkezi ile görüşme imkânı bulduğunu belirterek, merkezin
Londra'da yaşayan Kıbrıslı Türklere, Türk dilini ve
kültürünü sürdürme fırsatı tanıdığını
kaydetti.
Yurtsever
Kadınlar Birliği'nin de daha önce benzeri bir sergi
düzenlediğini anımsatan Bakan Öztoprak, tüm Kıbrıslı
Türklerin anılarında bu tür göç hikâyelerinin bulunduğunu dile
getirdi.
Öztoprak,
Londra'daki Kıbrıs Türk Toplum Merkezi'nin Kıbrıslı
Türklerin dünyaya açılan gözü olduğunu da vurgulayarak, daha sonra
Bakanlıkla birlikte bir proje yapabileceklerini söyledi.
Projeye
katkı koyan Hatice Abdullah ise, sergide yer alan fotoğrafların
seçimi ve hazırlık süreci hakkında bilgi verdi.
Konuşmaların
ardından "Bir Zamanlar Kıbrıs'ta Yaşardım"
adlı belgesel film gösterildi.
Belgesel, 8
Temmuz Cumartesi günü saat 18.00'de Girne Galeria'da, 9 Temmuz Pazar günü ise
Gazimağusa Galeria sinemada gösterilecek.
KIBRIS 03/07/06
Alithia'nın
iddiası: Kıbrıslı Türk aile tehdit altında
Alithia,
Kıbrıslı Türk Aziz Teyfik'e (şu anda ölü olan) ait olan
Limasol'a bağlı "Pendakomo'daki"(Beşevler) arazinin,
ailesi tarafından, park yeri kullanılması amacıyla,
Ay.Georgiu Alamanu manastırına bağışlandığına
ilişkin haberin, geçen hafta yayınlanmasından sonra,
"işgal rejiminin" söz konusu aile üyelerini
"kovuşturmakla tehdit ettiğini" iddia etti.
Hatırlanacağı
gibi söz konusu haber geçtiğimiz hafta gazete (Alithia) tarafından
yayınlanmıştı.
Gazete,
1968'deki Kıbrıs Türk idaresinin; Kıbrıs Türk
mallarının, aralarında Kıbrıslı Rumların da
bulunduğu yabancılara mal satışını yasaklayan
yasasına atıfta bulunarak yasanın yedi yıllık hapis
cezası öngördüğünü de belirtti.
Gazete,
Pentakomo Muhtarı Hristakis Fillipu'nun, geçen hafta konuyla ilgili olarak
yaptığı açıklamada, söz konusu dört dönümlük arazinin, Aziz
Teyfik'in mirasçıları tarafından (kızları ve eşi)
bağışlandığını söylediğini ancak bu
haftadaki açıklamasında ise, arazinin; Aziz Teyfik'in kendisi
tarafından bağışlandığını ifade
ettiğini de yazdı.
Habere göre,
Fillipu, ölmeden önce Aziz Teyfik ile Pile'de buluştu ve Teyfik bu
buluşmada önce arazisini bağışladı.
KIBRIS 03/07/06
Gambari,
Türkiye'de
GAMBARİ,
BUGÜN GÜL İLE BİR ARAYA GELECEK... Kıbrıs konusunda
görüşmelerde bulunacak olan BM Genel Sekreteri'nin Siyasi İşlerden
Sorumlu Yardımcısı İbrahim Gambari, Türkiye, Yunanistan,
Kıbrıs ve Brüksel'i kapsayan gezisine dün başladı. Bu
çerçevede dün Türkiye'ye giden Gambari, bugün TC Dışişleri
Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül ile bir
araya gelecek
Kıbrıs
konusunda görüşmelerde bulunacak olan Birleşmiş Milletler (BM)
Genel Sekreteri'nin Siyasi İşlerden Sorumlu Yardımcısı
İbrahim Gambari, Türkiye, Yunanistan, Kıbrıs ve Brüksel'i
kapsayan gezisine dün başladı.
İbrahim
Gambari, bu çerçevede dün Türkiye'ye gitti.
Kıbrıs'ta
kapsamlı bir çözüme ulaşabilmek için siyasi görüşmelerin yeniden
başlama şansının olup olmadığını
değerlendirmek üzere çıktığı, tur çerçevesinde ilk
olarak Ankara'yı ziyaret eden Gambari, Ankara'daki temaslarına bugün
başlayacak.
Gambari, bugün
TC Dışişleri Bakanı ve Başbakan
Yardımcısı Abdullah Gül ile bir araya gelecek.
Türkiye,
Yunanistan ve Kıbrıs'a gerçekleştireceği ziyaret
programına, Kıbrıs sorununu etkileyebilecek tüm faktörleri
değerlendirmek amacıyla, Brüksel'i de dahil eden İbrahim Gambari,
yarın akşam ise Yunanistan'a gidecek.
Gambari,
perşembe günü de Kıbrıs'a gelerek, temaslarda bulunacak.
Adadaki
temasları sonrasında Kıbrıs sorununu görüşmek üzere
Brüksel'e gidecek olan Gambari'nin, burada Avrupa Birliği'nin
Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn ile görüşmesi bekleniyor.
Gambari
temaslarını tamamlamasının ardından
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan'a sunmak amacıyla
bir de rapor hazırlayacak.
KIBRIS 03/07/06
Zoraki
buluşma
Cumhurbaşkanı
Talat ile Rum yönetimi başkanı Papadopulos, bugün saat 10.00'da,
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri'nin Kıbrıs'taki Özel
Temsilcisi ve BM Misyon Şefi Michael Moller'in evinde bir araya geliyor...
Zoraki
buluşma
İKİLİ
GÖRÜŞME OLASILIĞI DA BULUNUYOR... Otonom Kayıp
Şahıslar Komitesi'nin üçüncü üyesi Christopher Girod'un fiilen göreve
başlayacak olması dolayısıyla onuruna düzenlenecek
toplantıya katılacak olan iki lider arasında ikili görüşme
yapılması olasılığı da bulunuyor. Talat'la
Padopulos'un Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi üyelerinin de
katılacağı toplantıda Komite çalışmalarına
destek vermekle yetineceklerinin belirtilmesine karşın, teknik
komitelerin çalışması konusunun da gündeme getirilebileceği
kaydedildi
RUM BASINI:
KAHVE İÇECEKLER... Rum basını Talat-Papadopulos görüşmesini
değişik şekillerde yorumluyor. Filelefheros, iki liderin
yapacağı görüşmeyle başlayacak olan 6 günlük "poker
oyunu"nun ilginç olmasının beklendiğini yazarken, Alithia
haberi "Nihayet Tasos-Talat Beraber Kahve İçecek-Hiçbir Taraf Bugünkü
Görüşmeye Siyasi Boyut Kazandırmaya Çalışmıyor...
Siyasi Düşüncelere Yasak" başlıklarıyla verdi
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat ile Rum yönetimi başkanı Papadopulos, bugün saat
10.00'da, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri'nin
Kıbrıs'taki Özel Temsilcisi ve BM Misyon Şefi Michael Moller'in
evinde bir araya geliyor.
Otonom
Kayıp Şahıslar Komitesi'nin Üçüncü Üyesi Christopher Girod'un
fiilen göreve başlayacak olması dolayısıyla onuruna
düzenlenecek toplantıya katılacak liderler arasında ikili
görüşme yapılması olasılığı da bulunuyor.
KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'la Rum yönetimi başkanı
Tasos Padopulos'un Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi üyelerinin de
katılacağı toplantıda Komite çalışmalarına
destek verecekleri belirtiliyor.
Girod'un fiilen
göreve başlaması dolayısıyla düzenlenecek toplantıda
ilk kez bir araya gelecek olan Talat ve Papadopulos'un, Otonom Kayıplar
Komitesi'nin çalışmalarına destek vermekle yetineceklerinin
belirtilmesine karşın, teknik komitelerin çalışması
konusunun da gündeme getirilmesi olasılık dışı
değil.
TAK muhabirinin
edindiği bilgiye göre, Kıbrıs Türk tarafı bugün
yapılacak toplantıda, teknik komitelerin
çalışmalarının da ele alınmasını ve
sonuçlandırılmasını önerdi ancak bu önerisine Rum
tarafından henüz bir yanıt alamadı.
Kıbrıs'taki
kayıp şahısların akıbetini belirlemek amacıyla
kurulan Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi'nin 3. üyesi Girod dün
akşam adaya geldi.
"6 günlük
poker"
Güney
Kıbrıs'ta yayımlanan "Fileleftheros" gazetesi, "6
günlük poker" başlığı altındaki
değerlendirme yazısında 3 Temmuz'da Rum Yönetimi Başkanı
Tasos Papadopulos'un KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'la, Otonom
Kayıp Şahıslar Komitesi toplantısı çerçevesinde
yapacağı görüşmeyle başlayacak 6 günlük "poker
oyununun" ilginç olmasının beklendiğini yazdı.
Gazete hafta
ortasında BM Genel Sekreter Yardımcısı İbrahim
Gambari'nin adaya geleceğini ve her iki tarafla temaslar
yapacağını da ekledi ve önümüzdeki 6 günün bir şekilde 2004
yılındaki müzakere günlerini hatırlattığını
da kaydetti.
Haberde Türk
tarafının teknik komitelerde özlü konuları tartışmayı
reddettiği, Rum tarafının ise bu komitelerde özlü konuların
da görüşülmesinde ısrar ettiği için Gambari'nin ziyaretiyle bir
hareketlilik gözlemlense de bu hareketliliğin boşa gideceği ve
sonuçta Gambari'nin ziyaretinin sadece iki taraf arasındaki uçurumu teyit
edeceği yorumu da yapıldı.
Gazete,
Türkiye-AB ilişkilerinin Kıbrıs konusunda bundan sonraki
adımları belirleyeceği değerlendirmesinde de bulundu.
"Gambari
ne getiriyor?"
Politis
"Gambari Ne Getiriyor... Diyaloğun Başlaması İçin
Çerçeve ve Yöntemi" başlığıyla verdiği haberinde
İbrahim Gambari'nin bu akşam bölgeye ziyaretinin ilk ayağı
olan Ankara'ya gideceğini, ardından Atina'ya ve 6 Temmuz'da da
Lefkoşa'ya geleceğine dikkat çekti.
"Gelişmeleri
iyi takip eden diplomatik bir kaynağın" gazeteye
yaptığı açıklamaya göre Gambari, Güvenlik Konseyi'nin 5
Daimi Üyesinin de güvenine mahzar bir kişidir. Üstelik de taraflara
özellikle de Kıbrıs Türk ve Rum liderliklerine, büyük güçlerin
bölgede istikrar ve güvenlik atmosferinin yerleşmesini arzu ettiği
mesajını iletmekle yetkilendirildi.
Gazeteye göre,
BM'nin "5 büyükleri" BM'nin yüksek yetkilisi (Gambari)
aracılığıyla Sayın Talat ve Papadopulos'a şu
mesajları iletecek:
"1.Diyaloğun
teknik düzeyde günlük konularla olduğu kadar özlü konularla da yeniden başlamasını
teşvik ederler. Mevcut konjoktürü oldukça uygun buluyorlar ve herhangi
müzakerelerin bitiş tarihi için olan takvimler konması taraftarı
değiller. Sayın Gambari, bu fırsatın da kaybedilmesi
halinde o zaman BM'nin en azından önümüzdeki iki yıl için
Kıbrıs konusuyla ilgilenmeyeceği uyarısında bulunacak.
2.5 Daimi Üye
de bu çabayı destekliyor ve iki tarafın isteklerinin
karşılanması yöntemin de bir denge kurulmasını
benimsiyor.
3.Kofi
Annan'ın 'iki toplum liderlerinin söz ve icraatlarındaki uçuruma köprü
kurulması' mesajını hatırlatır.
Gambari'nin
kendisinin de her iki liderden, kendisinin mevcudiyetinde 8 Temmuz'da, yüz yüze
bir görüşme yapmalarını istemesi bekleniyor. Gambari, Güvenlik
Konseyi'ne raporunda tarafların niyetlerini açık şekilde belirteceğini
ve müzakere masasına geri dönmede bir veya her iki tarafın
isteksizliğini fark ederse böyle bir sonucu not etmekten
çekinmeyeceğini vurgulayacak."
Gazeteye göre 8
Temmuz'da Gambari'nin mevcudiyetinde Talat-Papadopulos arasında ikinci
görüşmenin (ilk görüşme bugün) gerçekleştirilmesi
"dikenli" bir konudur. Çünkü Cumhurbaşkanı Talat'ın
olumlu yanıtına rağmen Rum Yönetimi lideri Papadopulos bu konuda
hala ihtiyatlıdır.
Gazete, BM ve
Güvenlik Konseyi'nin 5 Daimi üyesinin, ikinci bir görüşmeye büyük önem
verdiğini çünkü ikinci ve yüzyüze özlü görüşmenin, sorunların
aşılmasına yardımcı olacağına ve teknik
komitelerin çalışmaya başlamasına mühür
vuracağına inandığına da dikkat çekti.
Bu arada
Simerini, "Anglo-Amerikanlar'ın planları ve Gambari'nin
ziyaretinin Türkiye'ye yarar sağlamaya yönelik olduğunu ve ne
pahasına olursa olsun Talat-Papadopulos arasında ikinci bir
görüşmeyi kesinleştirmeyi istediklerini" yazdı.
Gazete
Gambari'nin, yeni bir girişime yönelik zemin bulunup
bulunmadığını yoklamak için geleceğini ancak
"kafasında somut bir plan ve hedefin bulunduğunu" da
savundu.
Rum
kayıplar Komitesi'nden temkinli iyimserlik
Güney
Kıbrıs'ta yayımlanan "Simerini" gazetesi,
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'la Rum Yönetimi Başkanı
Tasos Papadopulos'un Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi Üçüncü üyesi
Christophe Girod'un göreve başlaması vesilesiyle bugün sabah
yapacakları görüşme nedeniyle Rum Kayıplar Komitesi'nin temkinli
iyimserlik belirttiğine dikkat çekti.
Gazeteye göre,
Rum Kayıplar Komitesi Başkanı Nikos Theodisiu
yaptığı açıklamada "Konuya doğru
baktığımızda umutlu olmamız gerekiyor. Çünkü iki
toplum liderleri düzeyinde bir görüşme söz konusudur" diye
konuştu.
Theodisiu
"Bu görüşmeyle kayıplarla ilgili insancıl konuda
uluslararası topluma bir mesaj verilebilir" şeklinde de
konuştu.
Theodosiu
mezarların açılmasına da değindi ve "İyi
yoldayız. Mezarların açılmasında iyi yolda ilerlememiz için
tüm doğru perspektifler mevcuttur. Ağustos sonunda işgal
bölgeleri ve özgür bölgelerde yoğun bir program
geliştirileceğini hesaplıyoruz" dedi.
Theodisiu, ara
bölgedeki antropoloji merkezinin inşaatının
tamamlandığını ve gerekli malzemelerin
yerleştirilmesine başlandığını, KKTC'de bulunan
ve muhafaza edilen 100 kadar kişiye ait kemiklerin muhtemelen yaz
aylarında Antropoloji merkezine taşınabileceğini de
söyledi.
Kahve içecekler
Bu arada
Alithia "Nihayet Tasos-Talat Beraber Kahve İçecek-Hiçbir Taraf
bugünkü görüşmeye Siyasi Boyut Kazandırmaya ÇalışmıyorSiyasi
Düşüncelere Yasak" başlığıyla verdiği
haberinde beklenmedik bir şey olmaması halinde Talat-Papadopulos'un
bugünkü görüşmesinin birlikte bir kahve içme çerçevesinde geçeceğini,
Papadopulos'un bugünkü görüşmede Kıbrıs konusuyla meşgul
olmayacağını net şekilde açıkladığını
belirtti.
Gazete,
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın da "Kayıplar
konusunu tartışmak söz konusu değil. Anlaşmaya varılan
tek konudur ve geriye kalan varılan anlaşmanın
(Denktaş-Kleridis) uygulamaya konmasıdır. Zaten kayıplar
konusu insancıl bir meseledir ve buna politika
karıştırılması doğru değil"
şeklindeki açıklamasını da hatırlattı.
Gazete,
Ağustos ayındaki kazılardan sonra iki ay sürecek
çalışmalar gerçekleştirileceğini ve 200 kadar
Kıbrıslı Rum ve Kıbrıslı Türk kayıbın
kemiklerini DNA testinden sonra ailelerine teslim edileceğine ilişkin
dünkü Türk basınında çıkan haberleri de iktibas etti.
Haravgi, Otonom
Kayıp Şahıslar Komitesi'nin ilk resmi
toplantısının 7 Temmuz'da yapılacağına vurgu
yaparken kayıplar konusuna ilişkin KKTC basınında
çıkan haberlere de dikkat çekti.
KIBRIS 03/07/06
|
NTV-MSNBC
Güncelleme: 21:24 TSİ 04 Temmuz 2006 Salı
WASHINGTON -
Fried, Washingtonda NTVye verdiği özel demeçte, Iraklı Kürtlerin
terör örgütü PKKya silah verdiği yönünde bilgileri
olmadığını, ancak Iraklı Kürtleriin PKKya
karşı Türkiye ile işbirliği yapması gerektiğini
belirtti
Türkiyenin Washington Büyükelçisi Nabi
Şensoy, Washington Timesa verdiği demeçte, Kürdistan Demokratik
Partisi ve Kürdistan Yurtsevereler Birliğini, PKKya silah ve mühimmat
sağlamakla suçladı. Bu iki partinin ABDnin müttefikleri olduğunu
belirten Şensoy, Washingtondan PKKya verilen bu desteğe son
vermesini istedi. Iraklı Kürtlerle PKK arasında böyle bir ilişki
olduğunu doğrulayabilir misiniz, bu konudaki yorumlarınız
neler?
Biz PKKyı bir terör örgütü olarak nitelendiriyoruz. PKKnın
varlığına son verilmesini, ne Türkiyede ne Batı Avrupada
ne de Irakta Türkler için bir tehdit oluşturmasını istiyoruz.
|
|
|
|
Irak, PKK için saklanacak bir yuva
olmamalıdır. PKK dünyanın hiçbir yerinde barınak
bulamamalıdır. Sorunuza cevabım ise hayır; bölgesel Kürt
yönetiminin ya da herhangi bir partinin PKKya silah verdiğine dair bir
bilgim yok. Umarım bu haberler doğru değildir. Bizim PKK
hakkındaki görüşlerimiz çok iyi biliniyor ve bu görüşlerimizi
bütün Iraklılara da iletiyoruz.
Peki, bölgesel Kürt yönetimindeki yetkililerden PKKyla mücadelede Türkiye
ile işbirliği yapmasını istiyor musunuz?
Biz Türkiye ve Irakın PKKyla mücadele ve iki ülke arasında iyi
ilişkilerin gelişmesi için birlikte çalışmasını
her zaman teşvik ettik. Burada Iraklı yetkililerden bahsederken buna
bölgesel Kürt yönetimini de dahil ediyorum.
Bazı muhafazakarlar ve yorumcular AK Parti hükümetini Türkiyenin laik
düzenine zarar vermeye hatta bu laik düzenin yerine İslamcı bir
sistem getirmeye çalışmakla suçluyor. Bu suçlamaları ve Türk
demokrasisisni nasıl değerlendiriyorsunuz? Türk hükümetiyle
ilişkilerinize dair görüşleriniz neler?
Bu soruya çok uzun bir yanıt verilebilir ama kısaca açıklamaya
çalışacağım. Biz Türk demokrasisinin güçlenmesine destek
veriyoruz. Türkiyenin İslamcı bir devlet
olmadığını, nüfusunun çoğunluğu Müslüman olan
laik bir demokrasi olduğunu biliyoruz.
Din konusu sözkonusu olduğunda, insanlara biraz özgürlük alanı
verilmesi gerektiğine inanıyoruz. Biz ABDde bu ilkeye büyük
değer veriyoruz. Türkiyenin laik olanla, dini olanların
sınırlarını tartıştığını da
biliyoruz.
|
|
|
|
Ama bunu yapan tek ülke de Türkiye değil,
mesela Fransa da bunu yapıyor. Türkiyenin laik düzenine ve demokrasisine
saygı duyulması gerektiğini düşünüyoruz ve AK Parti
hükümetinin genel anlamda demokrasiyi geliştirmek adına iyi bir
iş çıkardığına da inanıyoruz.
Umarız Türk demokrasisi gelişmeye, Türkiye Avrupaya
yakınlaşmaya ve Türkiye ABDnin iyi bir ortağı olarak
kalmaya devam eder.
ABDdeki muhafazakarların AK Parti hükümetine yönelik
eleştirilerine ne diyorsunuz? Bu eleştirilerin nedeni nedir ve siz bu
eleştirilere katılıyor musunuz?
Hayır bu eleştirilere katılmıyorum. Ancak geçmişte
bazı Türk yetkililer, ABD karşıtı bir söylem benimsediğinde
ve kendi siyasi emelleri için bu karşıtlığı kullanmaya
kalkışınca biraz endişelenmiştik.
Böyle bir şeyin yaşanması her zaman acı vericidir. Böyle
bir yaklaşımın da talihsiz olduğunu düşünüyoruz. ABD
ve Türkiyenin dünyada birlikte yapacakları daha çok şey var. ABDyi
eleştirme politikası hiçbir zaman iyi bir fikir değil, hele bunu
Türk dostlarımızdan duymak daha da acı verici oluyor.
Hükümet yetkililerinden mi bahsediyorsunuz?
Sadece bazı yetkililerden bahsediyorum. Hükümet bunu yaptı demiyorum
çünkü Türk hükümeti her zaman çok açık davrandı. Bu konuyu çok fazla
büyütmek de istemiyorum. Ama siz bana neden bu yönde endişeler
olduğunu sordunuz, ben de dürüst bir yanıt vermek istedim.
Peki Türkiyede laiklikle ilgili endişeleriniz var mı?
Türkiye dünyadaki pekçok diğer ülke gibi, kendi içinde modern bir
demokrasi olup da aynı zamanda dini değerleri de içinde
barındıran geleneksek Türk değerlerine saygı duymanın
ne anlama geldiğini tartışıyor.
Aslında her ülkenin bu meseleleri tartışması gerekir. Bu
sürecin sonunda ülkeler bu sorulara kendi yanıtlarını
bulacaktır. Biz bir ülkede din özgürlüğü ile bir dine inanmama
özgürlüğü bulunması ve devletin bu meselelerde tarafsız
olması gerektiğini düşünüyoruz. Bir ülkenin bu gibi özel
ilkeleri nasıl yorumlayacağı tamamen o ülkenin kendisine
kalmıştır.
Bu sonbaharda Türkiyenin AB ile bir tren kazası yaşamaması
için Türkiye limanlarını Rum gemi ve uçaklarına açmalı
mı sizce? ABD, bu konuda bir uzlaşmaya varılması için
birşey yapabilir mi?
Türkiyenin Avrupa Birliği hedeflerini her zaman destekledik.
Kıbrıs sorununda, Adanın iki kesimli, iki toplumlu bir
federasyon çerçevesinde birleşmesini öngören adil ve kalıcı bir
çözüme kavuşmasına da destek veriyoruz. Sayın Talata ve böyle
bir çözüme ulaşılması için yaptığı katkılara
büyük değer veriyoruz.
Evet, Türkiyenin önünde sonunda Rum gemilerine limanlarını açmak
gibi bir yükümlülüğü var. Türk hükümeti zaten bu konuda bazı
görüşlerini de ifade etti. Bu soruna Türkiyenin,
Kıbrıslıların ve Türkiyenin AB sürecinin
ihtiyaçlarını gözönünde bulunduran bir çözüme
kavuşturulmasına katkıda bulunmak istiyoruz.
Az önce Türkiye önünde sonunda bu yükümlülüğünü yerine getirmek
zorunda kalacak dediniz. Bu önünde sonunda durumu bu yıl içinde
sözkonusu olabilir mi?
Bu konuda çok fazla ayrıntıya girmek istemiyorum. Bir tren
kazasının engellenebileceğini düşünüyorum ve umarım
engellenir de. Bir çözüme ulaşılmasına katkıda bulunmak
için herşeyi yapacağız. Bence Avrupa, Türkiye ve
Kıbrıs bu soruna bir çözüm bulmak için hep birlikte
yaratıcı bir çalışma yapmaya hazırlıklı
olmalı.
ABD, Rusya ve Türkiye arasında gelişen ilişkiler, özellikle
de Rusyanın Samsun ve Ceyhan arasında bir petrol boru hattı
yapılmasını da içeren enerji işbirliği teklifleri
konusunda ne düşünüyorsunuz?
Türkiye ve Rusya komşu ülkeler. İki komuş arasında daha iyi
ilişkiler kurulmasına karşı çıkmamız sözkonusu
olabilir mi? Bu, Türkiyenin Rusya ya da ABD arasında bir seçim
yapmasını gerektiren bir durum değil ki, böyle düşünmek çok
saçma olur.
Türkiyenin Rusyayla iyi ilişkiler kurmak istemesi çok doğal bir
istektir. Enerji konusuna gelince, biz zaten çok sayıda boru
hattının inşasına, alternatif çözümlere ve rekabete destek
veriyoruz. Enerji konusunda açık bir sistem olması gerektiğine
inanıyoruz.
Bizim destek vermediğimiz şey ise tekelleşme. Bakü-Ceyhan boru
hattı, Türkiye-ABD işbirliğinin büyük bir
başarısıdır, zaten bu ay içinde de faaliyete geçiyor.
Samsun-Ceyhan, Bakü-Ceyhan, Hazar petrolünü taşıyan boru
hatları, Hazardaki enerji kaynaklarını Türkiyeye ve Batı
Avrupaya açık ve şeffaf bir sistem içinde
taşıdığı sürece destek veriyoruz.
Nükleer programı konusunda, İranla Batı arasındaki
iletişimi kuracak tek resmi kanalın Solana ve Laricani
arasındaki görüşmeler olduğunu düşünüyorsunuz galiba? Türkiye
arabuluculuk dışında nasıl bir rol oynayabilir?
Türkiye, İranlı yetkililere güçlü sinyaller göndermek
açısından çok güçlü bir konumda bulunuyor. Bildiğiniz gibi
Avrupa ülkeleri, Rusya, Çin ve ABD şimdi İrana çok olumlu ve
güvenilir bir teklif sundu.
İranın bu teklife olumlu yanıt vermesi ve bu ülkelerle
müzakerelere başlaması gerekiyor. Uranyum zenginleştirme
çalışmalarını askıya alıp, iyi niyetle
müzakerelere başlaması gerekiyor.
Türkiye bu bağlamda İrana bu tekliflere evet deme ve
uluslararası toplumla etkileşime geçme zamanı geldiğine
dair çok olumlu mesajlar gönderebilir.
Ama İranla Batı arasında arabulucu olamaz...
Arabuluculuk değil ama oynayacağı bir rol var, hem de
Türkiyenin çok iyi oynayabileceği bir rol. Türkiye güçlü ve İranla
iyi ilişkileri olan bir ülke, bu nedenle İranın Türkiyeyi
dinlemesi gerekir.
Son olarak, Türk Dışişleri Bakanının Washington
ziyareti bağlamında Türk halkına bir mesajınız var
mı?
21. yüzyılda Türkiye ile yakın ortaklar olarak çalışmak
istiyoruz. Demokratik, Avrupalı, demokrasinin İslam geleneği
üzerine inşa edilebileceğini göstermekte liderlik eden bir
Türkiyenin 21. yüzyılda mükemmel bir ortak olacağını
düşünüyoruz. Türk dostlarımızla birlikte
yapacağımzı çalışmaları
sabırsızlıkla bekliyoruz.
Kıbrısta
girişime Atina engeli
Kıbrısta
çözüm yönünde tarafları teşvik için BM Güvenlik Konseyince
yayınlanması planlanan bir başkanlık
açıklamasının, geçen hafta Yunanistanın girişimiyle
engellendiği ortaya çıktı.
NTV-MSNBC
Güncelleme: 12:23 TSİ 04 Temmuz 2006 Salı
WASHINGTON
- BM Genel Sekreter Yardımcısı İbrahim Gambarinin Türkiye,
Yunanistan ve Kıbrısı kapsayan gezisinin sonucunda
Kıbrısta çözüm çabalarının parçası olarak teknik
görüşmelerin yeniden başlatılması amaçlanıyor.
Bu çercevede geçen hafta BM Güvenlik Konseyince
amerika ABD ve İngilterenin desteğiyle, tarafları
Kıbrısta çözüm için teşvik etmeyi amaçlayan bir
başkanlık açıklaması yayınlanması hedeflendi.
AB Komisyonu, böyle bir açıklamayla desteklenen Gambarinin gezisinden,
Kıbrıs Türk tarafına yardım ve ticareti
kolaylaştıracak şekilde yararlanmayı planlıyordu.
Ancak Washingtondaki diplomatik kaynaklara göre
bu plan, Güvenlik Konseyi üyesi olan Yunanistan ve bazı başka
ülkelerin girişimiyle engellendi ve açıklama yayınlanmadı.
Gözlemciler, Güvenlik Konseyinin veto gücüne sahip üyeleri Rusya ve
Fransanın, Yunanistanı desteklediği
olasılığı üzerinde duruyor. Gezisi Güvenlik Konseyinin
desteğini alamayan Gambarinin çabalarının zorlaştığı
yorumu yapılıyor.
|
AA
Güncelleme: 13:34 TSİ 04 Temmuz 2006 Salı
LEFKOŞA
- Mehmet Ali Talat ve Tasos Papadopulos buluşması, Kıbrıs
Otonom Kayıp Şahıslar Komitesinin uzun süreden beri boş
bulunan 3üncü üyeliğine BM Temsilcisi Christophe Girodun atanması
nedeniyle düzenlenen resepsiyonda gerçekleşti.
BM
Misyon Şefi Michael Möllerin Lefkoşada ara bölgedeki
ikametgahındaki resepsiyona, komitedeki Türk üye Gülden Plümer Küçük ve
Rum üye Elias Georgiades ile yardımcıları da katıldı.
İlk kez bir araya gelen iki lider baş başa da görüştü.
Yaklaşık 1 buçuk saat süren toplantının ardından Talat
ve Papadopulos ayrı ayrı açıklama yaptı.
TALAT:
KIBRIS KONUŞULDU
Basının karşısına ilk çıkan KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, çeşitli konularda görüş
alışverişinde bulunduklarını, görüşmenin samimi
bir ortamda, verimli geçtiğini söyledi.
Toplantıda kayıplar komitesi çalışmalarına destek
verildiğini ifade eden Talat, Papadopulos ile baş başa
yaptıkları görüşmede, Kıbrıs konusuna
değindiklerini kaydetti.
Talat, Kıbrıs konusuna kapsamlı ve kalıcı çözüm
bulunması yönünde yapılacak müzakerelere hazır olduğunu bir
kez daha vurguladı.
KKTC cumhurbaşkanı, BM Genel Sekreter Yardımcısı
İbrahim Gambarinin bu hafta Adaya yapacağı ziyarette de
Papadopulosla bir araya gelmeyi umduğunu söyledi.
PAPADOPULOS:
PLANLANMIŞ GÖRÜŞME YOK
Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos da toplantının verimli
geçtiğini ve kayıplar komitesinin çalışmalarına destek
beyan edildiğini kaydetti.
Talatla görüşmemesi için herhangi bir neden
olmadığını ifade eden Papadopulos, kayıplar
komitesinin çalışmalarında herhangi bir ilerleme olursa bir
program çerçevesinde görüşebileceklerini belirtti.
Ancak Papadopulos, Gambarinin ziyareti sırasında, Talatla şu
ana kadar planlanmış herhangi bir görüşmenin
bulunmadığını kaydetti.
KKTC Cumhurbaşkanı Talat, 17 Nisan 2005te cumhurbaşkanı
seçildiği andan itibaren Rum lideri Papadopulosla her konuda
görüşmeye hazır olduğunu açıklamış, Papadopulos
ise muhatabının Türkiye olduğunu iddia ederek, Talatın
görüşme çağrılarına hep olumsuz yanıt vermişti.
İki liderin, 6 Temmuzda Kıbrısa gelecek BM Genel Sekreter
Yardımcısı İbrahim Gambarinin ziyareti sırasında
da görüşmesi amaçlanıyor. Türk tarafı bu görüşmeye olumlu
yanıt vermiş, Rum tarafı ise BMden bu yönde bir teklif almadıklarını
gerekçe göstererek görüşmeye sıcak bakmamıştı.
Kıbrıslı
Türkler çözüme istekli
KKTC
Dışişleri Bakanlığının
araştırmasına göre halk, umudu ne kadar azalsa da çözüme yüzde
55 oranla evet diyor ve referandumun 2004teki gibi sonuçlanması halinde
KKTCnin tanınmasına ağırlık verilmesi gerektiği
görüşünde birleşiyor.
NTV
Güncelleme: 21:24 TSİ 04 Temmuz 2006 Salı
-
KKTC
Dışişleri Bakanlığı ve Başbakan
Yardımcılığının 2004ten bu yana yürüttüğü
araştırma, halkın muhtemel bir referandum öncesinde çözüm
çabalarına bakış açısını ortaya koydu.
Sonuçlara
göre, izolasyonların kalkması konusunda umutları azalan
Kıbrıslı Türklerin çözüm isteği devam ediyor.
Araştırma, bugün bir referandum düzenlenmesi halinde,
Kıbrıslı Türklerin yüzde 55inin evet diyeceğini ortaya
koyuyor. Fakat halkın, evet cevabını 2004teki gibi net olarak
ortaya koymadığı ifade ediliyor.
Araştırma sonuçlarına bakıldığında, Annan
Planının tekrar görüşülmesini isteyenlerin oranında önemli
bir artış olduğu, Rumlara istedikleri güvencenin verilmesi
gerektiğini düşünenlerin oranının da, yüzde 8.4ten 5.6ya düştüğü
görülüyor.
Plana evet diyeceklerini belirtenlerin gerekçeleri arasında ilk
sırayı, Avrupa Birliği ile bütünleşme alırken
Kıbrıslı Türkler, Rumlar ile ortak vatan kurma idealine, pek de
sıcak bakmıyor.
KKTC halkı, Rumların muhtemel bir referandumda bir kez daha
hayır demesi halinde ise, önceliğin KKTCnin tanınmasına
yönelik çalışmalara verilmesi gerektiğini düşünüyor.
İzolasyonların kaldırılmasını isteyenlerin
oranının, böyle bir ihtimale olan inancın ve umudun
azalması nedeniyle yüzde 86dan yüzde 72ye gerilediği görülürken,
Kıbrıs Türk Devleti kurulmalı diyenlerin oranının,
yüzde 43ten yüzde 44e yükselmesi dikkat çekiyor.
|
NTV
Güncelleme: 21:24 TSİ 04 Temmuz 2006 Salı
LEFKOŞA
- Rum Cyprus Mail gazetesine demeç veren KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet
Ali Talat, BM Genel Sekreter Yardımcısı İbrahim Gambarinin
gerçekleştireceği ziyaretle ilgili, Bence Sayın Gambari,
müzakerelerin yeniden başlamasını isteyebilir dedi.
Ancak
Talat, Rum tarafının Annan Planındaki
sıkışık takvimle arabuluculuğu kabul etmemekteki
ısrarının sürdüğünü vurguladı.
Perşembe günü Kıbrısa gitmesi beklenen Gambarinin, Talat ve
Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulosla ayrı ayrı görüşmesi
bekleniyor.
Programda üçlü bir görüşme öngörülmüyor. Rum tarafı, kendilerine bu
yönde bir talep gelmediğini belirterek böyle bir görüşmeye sıcak
bakmadığını ortaya koymuştu.
Talatla Papadopulos 2 yıl aradan sonra, dün Kayıplar Komitesi
Toplantısında bir araya gelmişti.
"Türkiye AB'ye alınmasın"
4 Temmuz, 2006 11:25:00 (TSİ) CNN TURK
Vatikan, geçtiğimiz pazar günü Samsun'da bir
Fransız rahibin bıçaklanmasına tepki gösterdi. Vatikan'a
bağlı Papalık Hristiyanların Bütünlüğü Konseyi
Başkanı Kardinal Walter Kasper, ''Türkiye, din özgürlüğünü
engellediği sürece AB'ye alınmasın'' dedi.
Konsey
Başkanı Kasper, İtalyan Corriere de la Sera gazetesine
konuştu.
Kasper, "Türkiye'nin Avrupa ile bütünleşmesine hazır
olmadığını sanıyoruz. Gerçek bir laik devlet konumunda
olsa din özgürlüğünü garanti altına alabilirdi. Şu anda ülkede
ortam çok gergin ve azınlıklara karşı düşmanca hale
geldi" dedi.
Türkiye'nin din özgürlüğünü radikal milliyetçilik ve dincilikle
engellediğini savunan Kasper, Hristiyan din adamları ve misyonerlere
yönelik saldırıları bireysel görmediğini söyledi.
Kasper, bu sebeple Türkiye'nin AB'ye girmesini sağlayacak Avrupa kültürüne
ve olgunluğuna henüz ulaşmadığını iddia etti ve
tam üye olmaması gerektiğini savundu.
Samsun'daki İtalyan Katolik Kilisesinin rahibi Pierre Brunissen
geçtiğimiz pazar günü uğradığı bıçaklı
saldırıda kalçasından yaralanmıştı.
Kentte sevilen biri olan rahip Brunissen, Mersin'deki Nevruz
kutlamalarında Türk bayrağına yapılan
saldırının ardından kiliseye Türk bayrağı
asmıştı.
Uzun yıllardır Samsun'un Ulugazi Mahallesi'nde bulunan Katolik
Kilisesi'nde görev yapan Brunissen, bir kaç yıldır Ramazan
aylarında çevredeki esnaf için kilisede iftar yemeği veriyordu.
Trabzon'da bir rahip öldürülmüştü
Trabzon'daki Sancta Maria Katolik Kilisesi'nin 60 yaşındaki
İtalyan papazı Andrea Santoro, 5 şubat 2006'daki pazar ayininin
ardından kiliseye gelen 16 yaşındaki bir saldırgan
tarafından vurularak öldürülmüştü.
Göğsünden aldığı iki kurşunla yaşamını
yitiren Andrea Santoro'nun bir aydır Roma'da olduğu ve 3 şubatta
Trabzon'a dönerek göreve başladığı belirtilmişti.
Cinayet zanlısı olarak yakalanan 16 yaşındaki lise
öğrencisinin evinde bulunan silahın cinayette
kullanıldığı belirlenmiş, tabancanın daha önce
başka bir cinayet ya da yaralama olayında ise
kullanılmadığı açıklanmıştı.
ABden Ankaraya
Kıbrıs uyarısı
AB
Komisyonu Başkanı Barroso, Türkiyenin Kıbrıs konusunda
yükümlülüklerini yerine getirmesi gerektiğini hatırlatarak, aksi
takdirde müzakerelerin sekteye uğrayabileceğini söyledi.
NTV-MSNBC
Güncelleme: 13:34 TSİ 04 Temmuz 2006 Salı
HELSİNKİ
- AB dönem başkanlığını altı
aylığına devralan Finlandiya için en zorlu konu Türkiyenin
müzakare süreci ve Kıbrıs gibi görünüyor. AB Komisyonu
Ankaranın yıl sonuna kadar limanlarını Rumlara açması
için baskılarını yoğunlaştırıyor.
Finlandiya Başbakanı Matti Vanhanenle
bir araya gelen AB Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso,
geçtiğimiz haftalarda yapılan sert açıklamalara karşın
olası kriz ve krizin Türkiyenin üyelik sürecine yönelik etkileri konusunda
ihtiyatlı konuştu.
Barosso, limanlar sorunu nedeniyle Türkiyenin müzakere sürecinin olumsuz
etkileneceğini soyledi. Müzakerelerin sekteye uğrayabileceğini
söyleyen Barrosonun askıya alma gibi bir söz sarfetmemiş
olması dikkat çekiciydi.
Vanhanen ise, baskent Helsinkide düzenlediği basın
tolantısında, Türkiyenin limanlar konusundaki yükümlülüklerini
hatırlatarak, bu konuda dönem başkanlığının da
çözüm üretmek için yapıcı bir tutum sergileyeceğini söyledi.
REHN: FİNLANDİYA ÇABA HARCAMALI
AB Komisyonunun genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn de, dönem
başkanı Finlandiyanın, Kıbrısta arabulucu rolü
üstlenebileceğini ifade etti. Olli Rehn, Belki Finlandiya
Dışişleri Bakanı, Adadaki iki lideri Fin saunasına
davet eder ve sauna diplomasisiyle ilerleme sağlar dedi.
Olli Rehn, Finlandiyanın bir yandan Kıbrıs konusunda adım
atması için Türkiyeye baskı yaparken, diğer yandan da üye
ülkeleri Kıbrıslı Türklerle doğrudan ticarete
başlamaları yönünde ikna etmeye çalışacağını
belirtti.
Diplomatik gözlemciler, Finlandiyanın Türkiye ile AB arasındaki
müzakerelerin askıya alınmasını kesinlikle
istemediğini dile getirerek, bu konuda Türkiye leyhine son derece önemli
bir çaba sergileyeceğini açıkladılar.
REHNDEN OMBUDSMANLIK MESAJI
Öte yandan Olli Rehn, Finlandiya televizyonuna verdiği demeçte de,
Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezerin, Kamu Denetçiliği Kurumu
Kanununu, bazı maddelerinin bir kez daha görüşülmesi için TBMMye
geri göndermesinin, süreci etkilemeyeceğini söyledi.
Rehn, Sezerin ombudsmanlık olarak bilinen yasayı iadesinin hikayenin
sonu olmadığını, göründüğü kadar dramatik
olmayabileceğini kaydederek, yasanın meclisten yeniden
geçebileceğini belirtti.
REFORMLAR SÜRMELİ
Rehn, ombudsmanlığın Avrupalı anayasal bir devlet için
temel taşlardan biri olduğunu, Türkiyenin bu kurumu
yaratacağını umduğunu kaydetti.
Türkiyedeki reform sürecinin sıkıntıya içine girdiğini de
belirten Rehn, İfade özgürlüğü, dini özgürlükler ve
azınlık hakları ile ilgili reformlar devam etmeli dedi.
Kıbrıs'ta
patinaj
19 Temmuz için iki "senaryo" var...
Birincisi... Bülent Ecevit'in zaten bazı "iletişim
kanallarını açtığı" ama bunun "yaşama
dönüş" olarak o gün açıklanacağı...
Diğerini ise yazmak istemiyorum...
19 Temmuz, Türkiye'nin Barış Harekâtı'nın
yıldönümüdür.
Dönemin başbakanı Ecevit o gün "Kıbrıs Fatihi"
unvanını kazanmıştır.
Türkiye bir bayram yerine dönüşmüştü.
.............................
Ancak...
O günden başlayarak Kıbrıs, Türkiye dış
politikasının endekslendiği bir sorundur.
Önce ABD'nin koyduğu ambargo nedeniyle Ankara-Washington arasında
buzullar oluşmuştu.
Şimdi de... Türkiye-AB arasında soğuk iklim
kuşağı hissediliyor.
AB, "Türkiye limanlarının Kıbrıs Rumlarına
açılması, aksi halde, tam üyelik görüşmelerinin askıya
alınacağı" yolunda buram buram tehdit kokan söylemlerle
bastırıyor.
Ankara ise bunlara bazen "sağduyu" ile
"serinkanlı" bir "duruş" koyuyor.
Bazen de, "Artık Kıbrıs'ta ödün vermeyiz. Görüşmeler
askıya alınırsa da alınır" diye "rest"
çekiyor.
...............................
Açıkçası...
Önümüzdeki yıl BM Genel Sekreterliği'nden ayrılacak olan
Annan'ın planına bağlanmış "BM platformunda
çözüm" artık geçerli değil.
Ama...
Çözüm yokluğunda "serinkanlı" duruşla "rest"
politikaları, oyunda, duruma göre oynanan kartlar...
Bir sonuç alınabilmesi olasılığı zor.
Fakat...
Şimdilik, dar alanda kısa paslardan başka yapacak şey de
pek görünmüyor.
..............................
2008 yılında Güney Kıbrıs'ta Başkanlık Seçimi
var.
Türklere kıyım örgütü "EOKA'nın Lefkoşa sorumlusu
olduğu" ve "Kıbrıs Cumhuriyeti'nin doğumunda
nüfus kâğıdı" gibi görülebilecek Londra ve Zürih
anlaşmalarına bile karşı tavır koyduğu internet
sitelerinde yer alan Papadopulos'tan "uzlaşma" beklemek
hayaldir.
Türk tarafıyla anlaşmaya karşı çıktıkça
oylarını artıran Papadopulos, sertliği sürdürecektir. Bir
sonraki seçimin de en güçlü başkan adayı Papadopulos'tur.
Papadopulos'un uzlaşmaz çizgisini, şu söylemi açıkça ortaya
koymakta:
"Türklerle bir anlaşmayı kendi istediğim gibi, kendi
ellerimle yazmadıkça, Türklerden gelen her öneriyi reddetmek, geçerli
ikinci planımdır."
O halde en azından 2008 Başkanlık Seçimleri'ne kadar
Papadopulos'tan tek bir olumlu adım beklenemez.
.............................
Buna 2007'de yapılacak Türkiye Cumhurbaşkanlığı Seçimi
de bir "faktör" olarak eklenmeli.
Türkiye'de hiçbir yönetim, hiçbir lider, Kıbrıs'ı gözden
çıkararak ayakta kalamaz.
O halde...
Erdoğan hükümeti de Kıbrıs için "adım" atmakta
çok da istekli olamaz.
İki taraf da birbirlerine yaklaşmaz.
.............................
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'a gelince... O, daha genel
seçimler öncesinden başlayarak "uzlaşma" ve
"diyalog" çağrılarında bulunmuştu.
Eli hep havada kaldı.
Giderek Talat da uzaktan gözlemlerle tıpkı Denktaş'ın
konumuna itilmekte.
Henüz puanlarını yitirmiş değilse de artık "Yoksa
Denktaş haklı mıydı?" soruları giderek tiz
perdeden dile getirilmeye başlandı.
............................
Sonuç...
Talat ve Papadopulos, dün "Kayıp Kişiler Komitesi"ne üçüncü
üye bağlamında bir araya geldi.
Ciddi hiçbir yakınlaşma olmadı.
Özellikle Papadopulos'un Talat'tan uzak durmak çizgisi hiç
"iyimserlik" ışığı yakmadan dün de sürdü.
.............................
Türkiye, Papadopulos gerçeğini dikkate alarak yeni politikalar üretmek ve
sürdürmek zorunda.
Peki Kıbrıs, AB yolunda bir fay kırığı olabilir
mi?
Elbette zorlu engel...
Ama...
Ankara özellikle şu gerçeği, pusulanın ibresi gibi görmeli:
"Türkiye AB'den koparsa, Rum Kesimi ve Yunanistan artık görüşme
yapabilecek kanalları tümüyle yitirmiş olur."
Dünkü görüşme patinajdır.
GUNERI CIVAOGLU MILLIYET 04/07/06
Rum kültürünü sadece
Yunanlılar'a bırakmayalım
Geçen haftasonunda, Zoğrafyan Lisesi'ni Bitirenler Derneği,
"İstanbul'da Buluşma: Dün ve Yarın" konulu bir
konferans düzenlendi. İstanbul Rumları'nın bir araya geldikleri
ve özlem içinde hatıralarını tazeledikleri iki günlük bir
çalışmaydı.
Bu konferans ve yapılan konuşmalar bana, çok
hayıflandığım bir konuyu hatırlattı: Anadolu
Rumları ve Patrikhane kültürü
Ben, 1950'lerde Rumlar'la aynı mahalleleri paylaşan, iyi dostluklar
kurmuş, onların dünyalarını anlayan bir
kuşağın mensubuyum. İstanbul'dan kovarak büyük hata
ettiğimizi artık toplumumuzun önemli bölümü tarafından kabul
edilen Rumlar'ı ve kültürlerini paylaşmamız gereken bir zenginlik
olarak görenlerdenim.
Unutmayalım ki, Anadolu nice kültürlere analık
yapmıştır. Rumlar da Anadolu'ya gönüllerini ve kültürlerini
vermişlerdir. Bugün bu topraklarda bizler oturuyoruz, ancak topraklara
sahip olmak, tüm zenginlikleri paylaşmak anlamına gelmiyor.
Osmanlı'ya ve ardından da bizlere renk veren Rumlar, dinleriyle,
patrikleriyle, kiliseleriyle, şarkıları, ikonları ve günlük
yaşamlarıyla bu toprakların zenginliğiydiler.
Bugün çok azı da kalsa, bu zenginlikleri mutlaka korumalı,
gelişmesine yardımcı olmalı ve
paylaşmalıyız. Avuç içi kadar küçük fanatik bazı
grupların şirretliklerinden korkup susmamalıyız.
Anadolu'nun hakkını ancak bu şekilde verebiliriz.
Zoğrafyan Lisesi Konferansı'nı işte bu bakış
açısıyla izledim.
Mehmet Yılmaz'ın daha önce değindiği gibi, Rumlar'ı ve
onların kültürlerini bir alış-veriş metası gibi
görmemek gerektiğine inanırım.
Bu ülkenin kapılarını Rumlar'a tekrar açan Turgut Özal idi. AK
Parti hükümeti ilk başlarda büyük ümitler vermiş ve bu mirasa
farklı bakacağını göstermişti. Ancak şimdilerde,
onlar da fanatiklere takılıyorlarmış gibi bir havaya
girdiler.
ERDOĞAN'IN YAKLAŞIMI SON DERECE YANLIŞ
İşte en tipik örneği:
Başbakan, Türkiye'deki kiliselerin tamiri ve vakıfların
sahiplerine geri verilmesine karşılık, Yunanistan'ın
ülkesindeki Türk kökenli Müslüman azınlığa hiçbirşey
yapmadığına sık sık dikkat çekiyor. Bu iki tutum
arasında bir bağ kuruyor ve karşılığını
bekliyor.
Neden ?
Eğer Yunanlılar, kendi vatandaşları sayılan Türk
kökenli Müslümanlar'ın dini gereksinimlerini karşılamakta
beklendiği kadar adım atmıyorlarsa, bu onların ayıbı.
Bizi ilgilendirmeli, ancak bir pazarlık konusu olmamalı.
Türkiye sınırları içindeki kiliseler ve patrikhane ise, bize ait
unsurlar. Kültürel bir miras olarak algılanmalı. Onları onarmak,
Mehmet Yılmaz'ın da değindiği gibi, onlara sahip
çıkmak ve gelecek kuşaklara aktarmak ise bizim sorumluluğumuz
olmalı.
Bu iki konu arasında bir bağ kurmak, Yunanistan'a patrikhane ve
kiliseler-vakıf malları hakkında bir söz hakkı vermek
anlamına gelmez mi?
İstanbul'daki Patrikhane'ye sahip çıkmak mı, yoksa
hayatlarını rahatlatmak mı daha doğru bir
yaklaşımdır?
Benim düşlediğim Türkiye, gereksiz korkularını yenmiş,
kendine güvenen ve Anadolu'daki tüm kültürlere sahip çıkmış bir
ülkedir. İçine dönük, herkesten korkan ve İslam
dışındaki her gelişmeyi protesto eden bir ülke değil.
MEHMET ALI BIRAND MILLIYET 04/07/06
Rehn:
Kıbrıslıları hamama sokalım
Rehn, Türkiye ile
müzakerelerin durmasına yol açacak kriz çıkmaması için AB dönem
başkanlığını devralan memleketinin yetkililerini
Kıbrıs'ta arabuluculuğa çağırdı:
Kıbrıs'ta tarafları Fin hamamına sokup sauna diplomasisi
yapın. Kuzey Kıbrıs'a tecridi kaldırın
04/07/2006
RADIKAL
HELSİNKİ - AB
Türkiye'yi sonbahara dek limanları Rumlara açmazsa müzakeleri durdurmakla
tehdit ederken, dönem başkanlığının Finlandiya'ya
geçmesi, Kıbrıs'ta tarafların saunaya sokulması esprisini
yarattı. Kendisi de Finli olan Avrupa Komisyonu'nun genişlemeden
sorumlu yetkilisi Olli Rehn, Kıbrıs yüzünden Türkiye'nin
müzakerelerinin askıya alınması olasılığını
önlemek için Helsinki'yi en üst çabayı harcamaya çağırdı.
Rehn, memleketinin yetkililerinin 'BM'nin alanı' kabul edilen
Kıbrıs'ta arabuluculuğa soyunmasını isterken, 'Fin
hamamı diplomasisi' dahi önerdi.
MTV3 kanalına Finlandiya'nın dönem
başkanlığının krizin çözümü için fırsat
oluşturduğunu söyleyen Rehn, Ankara'nın hislerine tercüman oldu.
Finlandiya'ya AB'nin iki yıl önce KKTC'ye vaat ettiği doğrudan
ticaret tüzüğünün çıkmasını sağlaması, Türkiye'ye
de Kıbrıs'ta yükümlülüklerini yerine getirme çağrısı
yapan Finli komiser, Helsinki'nin arabuluculuğu için "Belki de
Dışişleri Bakanı Erkki Tuomioja, Kıbrıs'taki
toplumların temsilcilerini Fin hamamına davet edebilir ve biraz sauna
diplomasisi yoluyla ilerleme sağlayabilir" ifadelerini kullandı.
Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in 'ombudsmanlık' diye bilinen
'Kamu Denetçiliği Kurumu'nu vetosunu da "Hikâyenin sonu değil,
kendisi sık veto ediyor, meclis yasayı geçiriyor. Ombudsmanlık
Avrupa anayasalı bir devlet için köşetaşıdır"
diye yorumlayan Rehn, reform sürecinin durakladığı
uyarısını tekrarladı.
Barroso:
Kıbrıs hariç işler yolunda
Avrupa Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso da, Finlandiya
Başbakanı Matti Vanhanen'le basın toplantısında,
Türkiye'yi uyardı. Müzakerelerin genelde yolunda gittiğini, ama
Gümrük Birliği Ek Protokolü'nün uygulanmamasının ciddi sorun
çıkaracağını kaydeden Barroso, Kıbrıs'ta iki
liderin 2.5 yıl sonraki ilk buluşmasını 'cesaret verici'
diye niteledi. Barroso, "Elbette Kıbrıs'ta anlaşma
işleri çok kolaylaştırır. Aslında bu konular
doğrudan bağlantılı değil, ayrı şeyler. Yine
de Kıbrıs'ta ilerlemeye ihtiyaç olduğu açık" dedi.
Kıbrıs'ta siyasi müzakerenin başlaması için BM
liderliğinde teknik müzakere düzenleyebileceğini söyleyen Vanhanen,
bugün Avrupa Parlamentosu'nda programını tanıtacak.
(Dış Haberler)
İki buçuk yıl geçti, Papadopulos bildiğiniz
gibi...
04/07/2006
RADIKAL
SEFA KARAHASAN
LEFKOŞA
- Muhatabının Türkiye olduğunu savunan Rum Yönetimi lideri Tasos
Papadopulos, dün KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'la iki buçuk
yıl önceki referandumun yolunu açan Bürgenstock temaslarından sonra
ilk görüşmesini yaptı. Otonom Kayıp Şahıslar
Komitesi'ne atanan yeni BM temsilcisi Christopher Girod'un göreve
başlaması vesilesiyle BM temsilcisi Michael Müller'in Lefkoşa
ara bölgedeki ikametgâhında bir buçuk saat süren görüşme sonrası
Talat, adada yeni müzakerelere hazır olduklarını yinelerken,
Papadopulos'un olumsuz tavrı dikkat çekti. Talat'ın 'bir kahve
içelim' önerisini bile reddetmiş olan Rum lideri, "Mr. Talat'la
görüşmemem için dogmatik bir sebep yok" dese de bunu kapsamlı ve
kalıcı çözüm için yapılacak diplomatik müzakereler yerine alt
düzeyde teknik görüşmelerle sınırladığını
saklamadı.
Rum lideri böylece perşembe adayı ziyaretinde iki lideri
buluşturmak isteyen BM Genel Sekreter Yardımcısı
İbrahim Gambari'ye olumsuz mesaj vermiş oldu.
Rum lideri yeni temasa
kapalı
İki lider önce basın önünde el sıkıştı.
Görüşme sonrası iki liderin komite çalışmalarına
destek için uluslararası toplumu 'acil ve cömert katkıya
çağırdığı' açıklandı. Ardından
Papadopulos'la cumhurbaşkanı sıfatıyla ilk kez görüşen
Talat, bu teması 'yapıcı' diye niteleyip, Gambari'nin
ziyaretinde yeni görüşme umudunu dile getirdi. Ancak Rum lideri Talat ile
ancak diplomatik bir çerçevede planlanmış bir müzakere sürecinde
görüşebileceğini, Gambari'nin ziyareti içinse böyle bir temas
tasarlanmadığını söyledi.
Gambari Gül'le
görüştü
BM temsilcisi Gambari ise 'nabız tutma' amaçlı ada ziyareti öncesi
dün Ankara'da Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ile
buluştu. Gambari, "Samimi ve yapıcı bir görüşme
yaptık. Atina ve Lefkoşa'ya da gideceğim. Sonuçları Genel
Sekretere ileteceğim. Ne yapılacağına o karar verecek"
dedi. Gambari'ye Türkiye'nin Annan'a saygı duyduğu ve
planının parametrelerinde sapma olmamasına büyük önem atfedildiği
aktarıldı. Gül, "BM çerçevesinde her türlü çabaya, her türlü
desteği vermeye devam edeceğiz" dedi.
Adada kayıpların bulunması için BM kararıyla 1981
anlaşması uyarınca kurulan ve 1984'ten beri faal olan Otonom
Kayıp Şahıslar Komitesi'nin ilk toplu kazıları
ağustosta yapması kararlaştırıldı.
El sıkıştılar
|
İLK KEZ
BULUŞTULAR.. Cumhurbaşkanı Talat ile Kıbrıs Rum
toplumu lideri Papadopulos, dün sabah Otonom Kayıp Şahıslar
Komitesi 3'üncü üyesi Christophe Girod'un göreve başlaması
dolayısıyla BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs'taki Özel
Temsilcisi ve BM Misyon Şefi Michael Möller'in ara bölgedeki
ikametgahında düzenlenen resepsiyonda ilk kez bir araya geldi.
Görüşme öncesinde iki lider el sıkışarak basına poz
verdi TALAT:
GAMBARİ'NİN ZİYARETİ YENİ BİR GÖRÜŞME
FIRSATI YARATABİLİR Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıs
Türk tarafının, Kıbrıs sorununa kapsamlı ve
kalıcı çözüm bulunması yönünde yapılacak müzakerelere
hazır olduğunu bir kez daha vurguladı. Görüşmeyi oldukça
"yapıcı" ve "samimi" olarak nitelendiren Talat,
Kıbrıs konusuna ilişkin görüş
alışverişinde bulunduklarını ifade etti. Talat, BM
Genel Sekreteri'nin Siyasi İşlerden Sorumlu
Yardımcısı Gambari'nin Kıbrıs ziyaretinin yeni bir
görüşmeye fırsat yaratabileceğini söyledi PAPADOPULOS:
GAMBARİ AYRI AYRI GÖRÜŞMELERDE BULUNACAK Rum toplumu lideri
Papadopulos ise, Talat'la Kıbrıs konusuna ilişkin
müzakerelerde bir araya gelmesi için şu ana kadar planlanmış
herhangi bir görüşmenin bulunmadığını ifade etti.
Papadopulos, Gambari'nin, Kıbrıs ziyareti sırasında
Cumhurbaşkanı Talat ile görüşüp görüşmeyeceğiyle
ilgili olarak, Gambari'nin her iki toplum lideriyle ayrı ayrı
görüşerek teknik komiteler konusunda ilerleme olup
olmadığını değerlendireceğini ifade etti GİROD
GÖREVİNE RESMEN BAŞLADI.. Otonom Kayıp Şahıslar
Komitesi'nin Üçüncü Üyesi Girod, dün düzenlenen toplantı ile görevine
resmen başladı. Toplantının sonrasında Otonom
Kayıp Şahıslar Komitesi de yazılı bir açıklama
yaptı. Açıklamada, Girod'un onuruna düzenlenen toplantıya
Cumhurbaşkanı Talat ve Rum toplum lideri Papadopulos'un
katılımın komitenin çalışmalarına "somut
bir destek ifadesi" olarak algılandığı
vurgulandı Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat ile Kıbrıs Rum toplumu lideri Tassos Papadopulos,
dün sabah saat 10.10'da Birleşmiş Milletler (BM) Genel
Sekreteri'nin Kıbrıs'taki Özel Temsilcisi ve BM Misyon Şefi
Michael Möller'in ara bölgedeki ikametgahında bir araya geldi. Otonom
Kayıp Şahıslar Komitesi 3'üncü üyesi Christophe Girod'un
resmen göreve başlaması dolayısıyla BM temsilcisi
Möller'in Lefkoşa Uluslararası Havaalanı
yakınlarındaki ikametgahında gerçekleşen toplantıda
ilk kez bir araya gelen Talat ve Papadopulos, görüşme öncesinde el
sıkıştı. Yaklaşık
bir saat süren görüşme sonrasında ilk olarak
Cumhurbaşkanı Talat, basına açıklamalarda bulundu.
Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıs Türk tarafının,
Kıbrıs sorununa kapsamlı ve kalıcı çözüm
bulunması yönünde yapılacak müzakerelere hazır olduğunu
bir kez daha vurguladı. Görüşmeyi
oldukça "yapıcı" ve "samimi" olarak
nitelendiren Talat, Kıbrıs konusuna ilişkin bazı
hususlarda görüş alışverişinde bulunduklarını
ifade etti. Talat, Otonom
Kayıp Şahıslar Komitesi'nin oldukça önemli bir
çalışma yürüttüğüne de işaret ederek, dünkü
görüşmede hem kendisinin hem de Papadopulos'un komiteye
çalışmalarında destek olmaya devam edeceklerini vurguladıklarını
kaydetti ve başta Avrupa Birliği olmak üzere uluslararası
topluluğa komite çalışmalarının başarıya
ulaşabilmesi için maddi destekte bulunmaları
çağrısında bulundu. Papadopulos
ile yeniden görüşüp görüşmeyecekleriyle ilgili bir soru üzerine
Cumhurbaşkanı Talat, bu konuda bir karar
almadıklarını ifade ederek, BM Genel Sekreteri'nin Siyasi
İşlerden Sorumlu Yardımcısı İbrahim Gambari'nin
Kıbrıs ziyaretinin yeni bir görüşmeye fırsat
yaratabileceğini söyledi. Rum toplumu
lideri Tassos Papadopulos ise, Cumhurbaşkanı Talat'la
Kıbrıs konusuna ilişkin müzakerelerde bir araya gelmesi için
şu ana kadar planlanmış herhangi bir görüşmenin
bulunmadığını söyledi. Rum
tarafının müzakereler için ve özellikle teknik komitelerin
kurulması için Paris anlaşmasını temel olarak
gördüğünü ifade eden Papadopulos, bu çerçevede teknik komitelerin
kurulmasına ve çalışmaya başlamasına onay vermeye
hazır olduklarını söyledi. Papadopulus,
Talat'la görüşmemesi için dogmatik bir neden
bulunmadığını ancak öncelikle kurulacak teknik
komitelerin çalışmalarında ilerleme sağlanması
gerektiğini ileri sürdü. Tassos
Papadopulos, Talat ile ancak bu çerçevede planlanmış bir müzakere
sürecinde bir araya gelebileceğini söyleyerek, Gambari'nin adayı
ziyareti sırasında iki lideri bir araya getirme
çabalarını yanıtsız bırakacağı
mesajını verdi. Görüşme
sonrasında Rum Başkanlık Sarayı'nda da açıklamalarda
bulunan Rum lider Papadopulos, BM Genel Sekreteri Yardımcısı
Gambari'nin, Kıbrıs ziyareti sırasında
Cumhurbaşkanı Talat ile görüşüp görüşmeyeceği
sorusuna karşılık, Gambari'nin her iki toplum lideriyle
ayrı ayrı görüşerek teknik komiteler konusunda ilerleme olup
olmadığını değerlendireceğini ifade etti. Cumhurbaşkanı
Talat ile Papadopulos, en son 2004 yılında Bürgenstöck'da
Kıbrıs görüşmeleri sırasında bir araya
gelmişti. Talat o dönemde başbakan olarak görüşmelerde
Kıbrıs Türk heyetini temsil ederken, Papadopulos Rum yönetimi
başkanı olarak görüşmelerde Rum tarafı adına
hazır bulunuyordu. İki
toplum lideri el sıkıştı Her iki lider
de toplantıya, forslu makam arabalarıyla korumaları
eşliğinde geldi. Toplantı
yerine ilk önce saat 10.05'te Cumhurbaşkanı Talat, bir dakika sonra
ise Kıbrıs Rum toplumu lideri Papadopulos geldi. Talat'a
toplantıya gelişinde Müsteşarı Raşit Pertev,
Papadopulos'a ise Başkanlık Siyasi Büro Müdürü Tasos Conis
eşlik etti. Hem yerel hem
de yabancılardan oluşan büyük bir basın ordusunun
izlediği toplantı öncesinde ne Talat ne de Papadopulos gazetecilere
açıklama yaptı. Cumhurbaşkanı
Talat ve Müsteşarı Raşit Pertev, Rum toplumu lideri Tassos
Papadopulos ve Siyasi Büro Müdürü Tasos Conis, BM'nin Kıbrıs'taki
Özel Temsilcisi Michael Möller ile Otonom Kayıp Şahıslar
Komitesi'nin Kıbrıslı Türk ve Rum üyeleri birlikte basına
poz verdi. Cumhurbaşkanı
Talat ve Rum lideri Papadopulos, el sıkışarak basına
görüntü verdi. BM
Barış Gücü Sözcüsü Brain Kelly toplantı öncesinde, Talat ile
Papadopulos arasında ikili görüşme yapılması
olasılığı olup olmadığıyla ilgili bir
soruyu yanıtlarken, "Böyle bir görüşme olasılığı
mevcuttur" dedi. Talat,
müzakerelere hazır
olduğunu yineledi Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, Kıbrıs konusuna kapsamlı ve kalıcı
çözüm bulunması yönünde yapılacak müzakerelere hazır
olduğunu bir kez daha vurguladı. Rum Yönetimi
Başkanı Tasos Papadopulos ise, Cumhurbaşkanı Talat'la
Kıbrıs konusuna ilişkin müzakerelerde bir araya gelmesi için
şu ana kadar planlanmış herhangi bir görüşmenin
bulunmadığını söyledi. Yaklaşık
bir saat süren görüşme sonrasında ikametgahtan ilk olarak
Cumhurbaşkanı Talat çıktı ve basına
açıklamalarda bulundu. Görüşmeyi
oldukça yapıcı olarak nitelendiren Talat, "Görüşmede
Kayıplar Komitesi'nin çalışmalarına destek belirttik ve
Kıbrıs konusuna ilişkin bazı hususlarda görüş
alışverişinde bulunduk. Oldukça samimi bir toplantı
oldu" dedi. Cumhurbaşkanı
Talat bir soruya karşılık, Rum tarafı ile
Kıbrıs konusuna ilişkin müzakerelere hazır olduğunu
yineledi ve bu konuda BM Genel Sekreteri Kofi Annan'a daha önce iki kez
mektup yazdığını anımsatarak, bu görüşünü
Annan'a ilettiğini ve Rum tarafının bu yönde cesaretlendirilmesini
istediğini ifade etti. Talat, Otonom
Kayıp Şahıslar Komitesi'nin oldukça önemli bir
çalışma yürüttüğüne işaret ederek, dünkü görüşmede
hem kendisinin hem de Papadopulos'un komiteye çalışmalarında
destek olmaya devam edeceklerini vurguladıklarını kaydetti ve
başta Avrupa Birliği olmak üzere uluslar arası topluluğa
komite çalışmalarının başarıya
ulaşabilmesi için maddi destekte bulunmaları
çağrısında bulundu. Papadopulos
ile yeniden görüşüp görüşmeyecekleriyle ilgili bir soru üzerine
Cumhurbaşkanı Talat, böyle olmasını ümit ederim. Bu
konuda bir karar almadık, ancak özellikle sayın Gambari'nin
ziyareti ve bizimle temaslarıyla bunun olacağını, bir
araya gelmek için ve gelecekte de görüşmeye devam etmek ve bu tür
toplantılar düzenlemek için böyle fırsat bulabileceğimizi ümit
ediyorum" dedi. Gambari ile
üçlü bir görüşmenin olup olmayacağıyla ilgili bir soru üzerine
Talat, "kendi adına, bunun için hazırım. Bu, gerçekten
Gambari'nin ziyaretinde ne olacağına bağlı.
Söylediğim gibi, ben hazırım" dedi. Teknik
komitelerle ilgili bir soru üzerine Cumhurbaşkanı Talat, BM'nin
önerisine hazırız. Söylediğim gibi, Bizim hazır
olduğumuzu, BM Genel Sekreteri'ne mektuplarımızla iki kez
teyit ettik. Bunun için hazırız" diye konuştu. Teknik
komitelerin gündemi konusunda hemfikir olup olmadığının
sorulmasıyla ilgili olarak ise Talat, Söylediğim gibi, BM'nin bir
önerisiydi ve biz bunu kabul ettik. Bekliyoruz" dedi. Papadopulos:
Talat'la görüşmemem için herhangi
bir neden yok Cumhurbaşkanı
Talat'ın Möller'in ikametgahından makam arabasıyla
korumaları eşliğinde ayrılmasının ardından
açıklama yapmak için dışarıya çıkan Rum yönetimi
başkanı Tasos Papadopulos ise Rum tarafının müzakereler
için ve özellikle teknik komitelerin kurulması için Paris
anlaşmasını temel olarak gördüğünü ifade etti.
Papadopulos, Paris anlaşmasının öngördüğü şekilde
teknik komitelerin kurulmasına ve çalışmaya
başlamasına onay vermeye hazır olduklarını söyledi. Papadopulos,
BM Genel Sekreteri'nin Siyasi İşlerden Sorumlu
Yardımcısı İbrahim Gambari'nin temaslar için adaya
geleceğinin anımsatılarak Cumhurbaşkanı Talat ile bu
hafta içerisinde Gambari'nin planlayacağı herhangi bir
görüşmede bir araya gelmesinin söz konusu olup olmadığına
ilişkin bir soruya karşılık, Cumhurbaşkanı
Talat'la Kıbrıs konusuna ilişkin müzakerelerde bir araya
gelmesi için şu ana kadar planlanmış herhangi bir
görüşmenin bulunmadığını söyledi. Papadopulos,
Talat'la görüşmemesi için herhangi bir neden
bulunmadığını ancak öncelikle kurulacak teknik
komitelerin çalışmalarında ilerleme sağlanması
gerektiğini ileri sürdü. Papadopulos,
Talat ile ancak bu çerçevede planlanmış bir müzakere sürecinde bir
araya gelebileceğini söyleyerek, Gambari'nin adayı ziyareti
sırasında iki lideri bir araya getirme çabalarını
yanıtsız bırakacağı mesajını verdi. Girod
görevine resmen başladı Otonom
Kayıp Şahıslar Komitesi'nin Üçüncü Üyesi Christophe Girod, dün
düzenlenen ve Cumhurbaşkanı Talat ile Rum toplum lideri
Papadopulos'u bir araya getiren toplantı ile görevine resmen
başladı. BM Genel
Sekreteri'nin Kıbrıs'taki Özel Temsilcisi ve UNFICYP Misyon
Şefi Michael Möller'in Lefkoşa Uluslararası Havaalanı
yakınlarındaki ikametgahında yer alan toplantının
sonunda Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi yazılı bir
açıklama yaptı. Komite
açıklaması, Talat ile Papadopulos'un toplantı sonrasında
basına verdikleri demeçlerin ardından basına okundu. Açıklamada,
Girod'un onuruna düzenlenen toplantıya Cumhurbaşkanı Mehmet
Ali Talat ve Rum Yönetimi Başkanı Tassos Papadopulos'un
katılmasından duyulan memnuniyet dile getirildi ve bu
katılımın komitenin çalışmalarına "somut
bir destek ifadesi" olarak algılandığı
vurgulandı. "Ekselansları"
olarak nitelendirilen Talat ile Papadopulos'un, Otonom Kayıp
Şahıslar Komitesi'nin çalışmalarına acil olarak
cömertçe katkı sağlaması yönünde uluslararası
topluluğa çağrıda bulunmasının mutluluk verici olduğu
belirtilen Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi'nin
açıklamasında şu ifadelere yer verildi: "BM
Genel Sekreteri'nin Özel Temsilcisi Michael Möller, bugünkü (dünkü)
toplantıya ev sahipliği yaptı ve Girod'u selamladı. Otonom
Kayıp Şahıslar Komitesi'nin yürüttüğü
çalışmanın önemini vurgulayan Möller, Girod'un Otonom
Kayıp Şahıslar Komitesi'ndeki üyeliğinin,
Kıbrıs'ın tarihindeki sancılı bir bölümün
kapatılması sürecinin hızlandırılmasına
katkı sağlaması temennisinde bulundu. Komite'nin
diğer iki üyesi de; Girod'u sıcak bir şekilde selamlayarak,
komitenin güçlenmesinin, Kıbrıs'taki kayıp
şahısların ailelerinin yararına yürütülen insani görevin
uygulanmasına katkı sağlayacağının altını
çizdi." Papadopulos:
Açılım olmayan başka
konuları görüştük Papadopulos,
Cumhurbaşkanı Talat'la kayıplar konusu dışında;
büyük öneme sahip olmayan ve yeni bir başlangıç veya
açılım sayılmayan başka konuları görüştüklerini
söyledi. Rum
radyosunun haberine göre, Papadopulos, Otonom Kayıp Şahıslar
Komitesi'nin üçüncü üyesi Christophe Girod'un göreve atanması
çerçevesinde dün Cumhurbaşkanı Talat ile görüşmesinin
ardından Rum Başkanlık Sarayı'nda açıklama
yaptı. Papadopulos,
görüşme sırasında, "Paris görüşmesinde varılan
anlaşma gereği," teknik komitelerin
çalışmalarını nasıl ileriye götürüleceği
konusunun ele alındığını belirtti. Papadopulos,
BM Genel Sekreteri Yardımcısı Gambari'nin, Kıbrıs
ziyareti sırasında Cumhurbaşkanı Talat ile görüşüp
görüşmeyeceği sorusuna karşılık, Gambari'nin her iki
toplum lideriyle ayrı ayrı görüşerek teknik komiteler
konusunda ilerleme olup olmadığını
değerlendireceğini ifade etti. Papadopulos,
Talat ile görüşmesi konusunda "dogmatik bir engel"
olmadığını söyledi. Hristofyas:
Görüşme, diğer görüşmeler
için bir adım olsun Rum Meclis
Başkanı Dimitris Hristofyas ise, dün bir araya gelen iki liderin
insancıl bir konu olan kayıplar konusunun çözümlenmesini ve
kayıpların akıbetinin belirlenmesini arzuladıkları
mesajını vermek istediğini söyleyerek, görüşmenin sadece
kayıplar konusuna yoğunlaşmasına rağmen siyasi
öneminin de bulunduğunu belirtti. Hristofyas,
söz konusu görüşmenin, diğer görüşmeler için adım
olmasını diledi. |
KIBRIS 04/07/06
Kararı, Annan verecek
GAMBARİ:
BUNDAN SONRASI ANNAN'IN İŞİ... TC Dışişleri
Bakanı Gül, BM Genel Sekreteri'nin Siyasi İşlerden Sorumlu
Yardımcısı Gambari ile bir araya geldi. Kıbrıs'taki
mevcut durumu ve soruna kapsamlı çözüm bulunması için nasıl
ilerlenmesi gerektiğini değerlendirmek üzere
çıktığı turun ilk durağının Ankara
olduğunu hatırlatan Gambari, Ankara'dan sonra Atina ve
Lefkoşa'da da temaslarda bulunacağını ifade ederek, ''Elde
ettiğim sonuçları genel sekretere ileteceğim. Bundan sonra ne
yapılacağına o karar verecek'' dedi
GÜL: HER TÜRLÜ
DESTEĞİ VERMEYE DEVAM EDECEĞİZ TC Dışişleri
Bakanlığı kaynaklarına göre, Kıbrıs sorununa
kapsamlı çözüm için zeminin mevcut olup olmadığını
değerlendirmek üzere Ankara'ya gelen Gambari'ye, Türkiye'nin Annan'a
saygı duyduğu ve Annan planının parametrelerinde kayma
olmamasına büyük önem atfettiği aktarıldı. Gül, Gambari'ye,
''Türkiye'nin BM çerçevesinde her türlü çabaya, her türlü desteği vermeye
devam edeceği'' mesajını verdi
TC
Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı
Abdullah Gül, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Kofi
Annan'ın Siyasi İşlerden Sorumlu Yardımcısı
İbrahim Gambari ile bir araya geldi.
Gambari,
Dışişleri Bakanlığında bir saat kadar süren
görüşmenin ardından basına kısa bir açıklamada
bulundu.
Kıbrıs'taki
mevcut durumu ve soruna kapsamlı çözüm bulunması için nasıl
ilerlenmesi gerektiğini değerlendirmek üzere
çıktığı turun ilk durağının Ankara
olduğunu hatırlatan Gambari, Gül ile çok samimi ve yapıcı
bir görüşme yaptıklarını ifade etti.
Ankara'dan
sonra Atina ve Lefkoşa'da da temaslarda bulunacağını ifade
eden Gambari, ''Elde ettiğim sonuçları genel sekretere ileteceğim.
Bundan sonra ne yapılacağına o karar verecek'' diye
konuştu.
Türkiye, BM
çerçevesinde
her türlü
desteğe hazır
Görüşmeye
ilişkin bilgi veren TC Dışişleri Bakanlığı
kaynaklarına göre, Kıbrıs sorununa kapsamlı çözüm için
zeminin mevcut olup olmadığını değerlendirmek üzere
Ankara'ya gelen Gambari'ye, Türkiye'nin Annan'a saygı duyduğu ve
Annan planının parametrelerinde kayma olmamasına büyük önem
atfettiği aktarıldı.
Gül,
Gambari'ye, ''Türkiye'nin BM çerçevesinde her türlü çabaya, her türlü
desteği vermeye devam edeceği'' mesajını verdi.
Sorunun
çözümünde aşama kaydedilebilmesi için Rum tarafının Annan
planı üzerinden kapsamlı çözüme ulaşma yönünde bir niyeti olup
olmadığının anlaşılması gerektiğini
belirten diplomatlar, görüşmede Gül'ün Gambari'ye, Türk tarafında bu
yönde bir niyetin var olduğunu aktardığını da
kaydettiler.
Diplomatlar,
Gambari'nin çıktığı turun sonuçlarını görmek
için, BM Genel Sekreterine sunacağı raporu beklemek gerektiğini
söylediler.
KIBRIS 04/07/06
Kıbrıs Türkünün çözüm istenci devam ediyor
Başbakan
Yardımcılığı Dışişleri
Bakanlığı'nın yaptırdığı
araştırmalara göre Kıbrıs Türkü'nün çözüm istenci, ekonomik
ve politik ambargoların kalkacağı inancının
yitirilmesinden doğan umutsuzluğa rağmen devam ediyor.
Annan
Planı'nın yeniden görüşülmesi istenci artan halkın, Annan
Planı temelinde yeni bir referandum yapılsa, yüzde 55'e düşse
de, yine "evet" oyu vereceği ortaya çıktı.
Dışişleri
Bakanlığı Siyasi Danışmanı Kudret Akay dün
düzenlediği basın toplantısında, Dışişleri
Bakanlığı'nın Haziran 2004'den itibaren
gerçekleştirdiği kamuoyu yoklamaları ve Şubat 2006'da
yapılan Siyasal Eğilimler Araştırması
sonuçlarını açıkladı.
Kudret Akay,
Haziran 2004'de "Kıbrıslı Türkler neden evet, neden
hayır dedi" sorusu etrafında şekillendirilen anketin önemli
bölümünün sürekli olarak tekrarlandığını belirtti. En son
Şubat 2006'da gerçekleştirilen anketin sonuçlarını, Haziran
2004 sonuçlarıyla karşılaştırarak, yeni bir
değerlendirme yaptıklarını kaydeden Akay,
değişkenlikleri saptamaya çalıştıklarını
söyledi.
2
yıldır çeşitli aralıklarla yapılan anketlerde
sonuçların hemen hemen aynı olduğunu, Kıbrıs Türkü'nün
çözüm istencinin devam ettiğini ancak çözüm önerilerinin yanlış
şekilde yansıtıldığını kaydeden Akay,
"Bulgular ilginçtir. AB, direk uçuşlar ve mali yardımlar
konusunda güvensizlik tespit edildi" dedi.
Lordos'un
sponsor
olduğu
araştırmalar
Konuşmasında,
Güney ve Kuzey Kıbrıs'ta ortaklaşa yapıldığı
söylenen ve bazı gazetelerde yayımlanan kamuoyu
yoklamalarının sonuçlarına da değinen Akay,
sponsorluğunu Rum İşadamı Lordos'un üstlendiği söz
konusu dizi araştırmaların ciddi hataları bulunduğu
görüşünü belirtti.
Araştırmanın
ilk sonuçlarının geçen yıl Güney Kıbrıs'ta
gerçekleştirilen Wilton Park Konferansı'nda sunulup
tartışıldığını kaydeden Akay, "Bu
araştırmalar, Lordos'un kendi çözüm modelini, Kıbrıslı
Türklerin istenciymiş gibi göstermekten başka birşey
değildir" dedi.
Kendisinin de
katıldığı Wilton Konferansı'nda sözkonusu
araştırmanın metodolojik
yanlışlıklarını gösterdiğini söyleyen Akay,
konferansta, Dışişleri Bakanlığı'nın
yaptığı Siyasal Eğilimler
Araştırması'nın sonuçlarını tartışmaya
sunma fırsatı da bulduğunu belirtti.
Rum
basınında yayımlanan araştırmada
Kıbrıslı Türklerin yüzde 75'inin iki devletliliğe
karşı olduğu yönünde "absürd" bir bulgu elde
edildiğini söyleyen Akay, yüzdeliklerden çok, yüzdeliklerin nasıl
elde edildiğinin önemli olduğunu söyledi.
Akay,
şöyle devam etti:
"Bir yanda
Rumların kamuoyu yoklamalarıyla yaptığı propaganda
var, diğer yandan ise seçmenin eğilimini herhangi bir siyasal gerekçe
bulmadan saptanması amacıyla yapılan bilimsel
araştırmalar var. Bugüne kadar bunları yayınlamamamız
hataydı. Ancak bundan böyle sağlıklı tartışma
ortamı yaratmak adına araştırma sonuçlarını
halkla paylaşmaya karar verdik."
Annan
Planı'nın
yeniden
görüşülmesi
Kudret Akay,
Haziran 2004'de Annan Planı'nın yeniden görüşülmesi sorusuna
yüzde 13.8, oranında evet diyen seçmen sayısının,
Şubat 2006'da 32.6'ya yükseldiğini belirtti.
Annan
Planı dışında müzakerelerin başlaması
gerektiğini söyleyen seçmenin Haziran 2004'de yüzde 22.6, Şubat 2006
ise yüzde 27.4 olduğunu kaydeden Akay, Rumlara istedikleri güvencenin
verilmesi gerektiği düşüncesine katılanların Haziran 2004
yüzde 8.4 olduğunu ve bu oranın Şubat 2006'da yüzde 5.6'ya
düştüğünü söyledi.
Akay, Annan
Planı'nı tek yanlı olarak uygulanmasını isteyenlerin
Haziran 2004'de yüzde 16.5, Şubat 2006 ise yüzde 9.7 olduğunu
kaydetti.
Kıbrıslı
Türkler
niçin evet
dedi?
Araştırmada,
halkın Annan Planı'na evet demesinin nedenlerine ilişkin
verilerin de tespit edildiğini kaydeden Akay, "Kıbrıs
Türklerinin Annan Planı'na evet demelerinin esas nedeni, kendi devletleri
aracılığıyla AB ve dünyayla entegre olma, uluslararası
hukukun bir parçası haline gelme ve Türkiye'nin garantisinin devam etmesi
istenciydi" dedi.
Akay, evet deme
gerekçeleri arasında yer alan "ortak vatan duygusu" ve
"Rumlarla ortak vatan kurma ideali"nin en düşük oranlarda
seyrettiğini belirtti.
Güzelyurt'tan
hayır
çıkardı
Kudret Akay,
Şubat 2006'da yeniden bir referandum yapılmış olsaydı,
düşüşe rağmen halkın yine evet diyeceğinin tespit
edildiğini söyledi.
En belirgin
düşüşün Güzelyurt bölgesinde gözlemlendiğini kaydeden Akay,
olası bir referandumda halkın yüzde 45'nin "Evet" oyu
kullanacağının ortaya çıktığını
kaydetti.
Halk 'evet'ten
uzaklaşıyor
Kıbrıs
Türk siyasal eğilimlerindeki farklılıkların
gözlemlendiği ankete göre, halk, 2004'e göre "evet"
dediğini rahatlıkla söylemekten uzaklaştı.
Bu verilerin,
halkın "evet"den yavaş yavaş
uzaklaştığının bir göstergesi olduğunu söyleyen
Akay, araştırmaların derinleştirilmesinde, Şubat
2006'da Annan Planı temelinde yeni bir referandum yapılmış
olsaydı, halkın yüzde 55'nin "evet" oyu vereceğinin
ortaya çıktığını belirtti.
Akay,
Rumların "hayır"ı karşısında ne
yapılmalı sorusunun "KKTC'nin tanınması için çalışılmalı"
şıkkına Haziran 2004'de "evet" diyenlerin yüzde 70.2
olduğunu, Şubat 2006'da bu oranın yüzde 72.4'e
çıktığını söyledi. Akay, aynı sorunun "Kıbrıs
Türk devleti kurulmalı" şıkkına 2004'de yüzde 43.2
oranında "evet" diyenlerin 2006'de yüzde 44'e yükseldiğini
kaydetti.
Büyük
umutsuzluk
Kudret Akay,
"ekonomik ambargoların kaldırılması için
çalışılmalı" sorusuna evet diyenler Haziran 2004'de
yüzde 86.8, Şubat 2006'da ise yüzde 72 olduğuna işaret ederek
bunun bir umutsuzluk göstergesi olduğunu söyledi.
Akay,
"İnsanlar, ekonomik ambargoların çok kolaylıkla
kalkacağı inancını yitirmiş; ancak hâlâ büyük oranda
bu yönde çalışılması gerektiğine inanıyor"
dedi.
Politik
izolasyonların kaldırılması için
çalışılmasına evet diyenlerin Haziran 2004'de yüzde 73,
Şubat 2006'da ise yüzde 55.9 olduğuna dikkat çeken Akay, bunun da
umutsuzluğun bir diğer göstergesi olduğunu belirtti.
Rumlar ikinci
bir
referandum
yapmalı
"Rumlar
ikinci bir referandum yapmalı mı" sorusuna Haziran 2004'de 25.1,
Şubat 2006'da yüzde 24 oranında evet denildiğini kaydeden Akay,
Rumların çözüme teşvik edilmesi sorusuna evet diyenlerin Haziran
2004'de 35.8, Şubat 2006'da yüzde 41.1 olduğunu söyledi.
Akay,
"Bütün bu veriler, umutsuzluğun, bizim istediğimiz şekilde
bir çözüme ulaşmanın gittikçe zorlaştığı
konusunda bulgulardır" yorumunu yaptı.
Kudret Akay,
Haziran 2004'de yüzde 24.6 olan Rumlarla ortak bir devlet kurmak için
çabaların artırılması gerektiğini belirten seçmen
oranının Şubat 2006'da 24.9'a yükseldiğini söyledi.
Rumlara
baskı uygulanmasını isteyen seçmen oranında hemen hemen hiç
değişiklik olmadığını kaydeden Akay, bu
oranın Haziran 2004'de yüzde 52.8, Şubat 2006'da ise yüzde 52.7
olduğunu kaydetti.
KIBRIS 04/07/06
Bir Kıbrıslı Türk inşaat işçisi
daha Güney Kıbrıs'ta hayatını kaybetti
GÜVENLİK
ÖNLEMLERİ YETERSİZ... Güney Kıbrıs'ta çalışan
inşaat işçisi bir Kıbrıslı Türk daha
hayatını kaybetti. 46 yaşındaki Birol Hasan, dün Limasol'da
çalıştığı inşaattan düşerek öldü. Son 1.5
ayda üçüncü inşaat işçisinin hayatını kaybetmesi Güney
Kıbrıs'ta inşaatlardaki güvenlik önlemlerinin
yetersizliğini gündeme getirdi
Aral MORAL
Güney
Kıbrıs'ta çalışan inşaat işçisi bir
Kıbrıslı Türk daha hayatını kaybetti. 46
yaşındaki Birol Hasan, dün Limasol'da
çalıştığı inşaattan düşerek öldü.
Son 1.5 ayda
üçüncü inşaat işçisinin hayatını kaybetmesi Güney
Kıbrıs'ta inşaatlardaki güvenlik önlemlerinin
yetersizliğini gündeme getirdi.
Kuzey
Kıbrıs'ta yaşanan ekonomik sorunlar ve işsizlik nedeniyle,
hayatlarını idame ettirebilmek için Güney Kıbrıs'ta
çalışan Kıbrıslı Türklerin son zamanlarda iş
kazası sonucu hayatlarını kaybetmeleri endişeye neden
oluyor.
Hayatını
kazanmak amacıyla Güney Kıbrıs'a giden ve bir süredir de
Limasol'da yaşayan Birol Hasan, dün, çalıştığı
inşaatın dördüncü katından, dengesini kaybetmesi sonucu
düşerek hayatını kaybetti.
Elde edilen
bilgilere göre, Birol Hasan herhangi bir Rum işçi sendikasına üye
değildi.
Birol
Hasan'ın ölümüyle, son bir buçuk ay içerisinde, Rum tarafında
inşaattan düşerek hayatını kaybeden Kıbrıslı
Türklerin sayısı üçe yükselirken,
vatandaşlarımızın, Rum tarafında ne kadar güvenli bir
ortamda çalıştıkları sorusu akla geliyor.
KIBRIS 04/07/06
Rum ordu
helikopteri düştü: 2 ölü
Kıbrıs
Rum kesiminde, Lefkoşaya 145 kilometere uzaklıktaki Bafta Rum
ordusuna ait bir helikopter düştü. Kazada 2 pilot hayatını
kaybetti.
AA
Güncelleme: 15:40 TSİ 05 Temmuz 2006 Çarşamba
LEFKOŞA
- Baf yakınlarında eğitim uçuşu sırasında
düşen Rum Milli Muhafız Ordusuna ait askeri helikopterin iki pilotu
hayatını kaybetti. Ölenlerden birinin Rus eğitmen, diğerinin
ise Rum yardımcı pilot olduğu bildirildi.
Rus
eğitmenin cesedine bulundu; diğer pilotun cesedine ise
ulaşılmaya çalışılıyor.
Kaza haberini alan Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos, bakanlar kurulu
toplantısını yarıda keserek, ordu genelkurmaylığına
gitti. Rum yönetimi Savunma Bakanı Fivos Klokkaris de olay yerine giderek
incelemelerde bulundu.
|
NTV-MSNBC
Güncelleme: 15:24 TSİ 05 Temmuz 2006 Çarşamba
STRASBOURG
- AB dönem başkanlığını yürüten Finlandiyanın
başbakanı Matti Vanhanen Strasbourgda Avrupa Parlamentosunda
düzenlediği basın toplantısında, Ankara ile uzun bir süreç
başlattıklarını ve bu sürecin nihai hedefinin tam üyelik
olduğunu söyledi.
Fin Başbakan, Türkiyenin üyeliğinin
Avrupayı güçlendireceği ve bölgeye istikrar getireceği
görüşünde olduğunu da sözlerine ekledi.
Vanhanen buna karşılık, herşeyin Türkiyeye bağlı
olduğunu ve Ankaranın üyelik için tüm kriterleri yerine getirmesi
gerektiğini söyleyerek, Uzun bir süreç olacak. Herhangi bir takvim
üzerinde konuşmak için çok erken, ancak 6 ayda olacak bir iş
değil ifadelerini kullandı.
Finlandiya Başbakanı, Strasbourg ziyaretinde beklenenin aksine,
Ankaranın limanlarını Rumlara açma konusuna fazla yer
ayırmadı. Ülkesinin dönem başkanlığı
programı üzerine Avrupa Parlamentosu Genel Kurulunda
yaptığı konuşmada Türkiyenin ek protokolden kaynaklanan
yükümlülüklerini yerine getirmesi gerektiğini söylemekle yetindi.
Vanhanen gibi AB Komisyonu başkanı Jose Manuel Barroso da aday
ülkelere karşı, ABnin dürüst ve adilane bir politika izlemesi
gerektiğini söyledi ve Ankaranın ek protokol yükümlülüğünü
hatırlattı.
BM Kıbrıs için zemin yokluyor
5 Temmuz, 2006 16:57:00 (TSİ) CNN TURK
] Yunanistan Dışişleri
Bakanı Dora Bakoyanni Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi
Annan'ın siyasi işlerden sorumlu yardımcısı
İbrahim Gambari ile Atina'da bir araya geldi.
Bakoyanni
Kıbrıs'la ilgili her türlü yeni çabanın Birleşmiş
Milletler kararlarıyla Genel Sekreter Kofi Annan'ın
çalışmaları ve Kıbrıs'ın Avrupa realitesine
dayanması gerektiğini söyledi.
Görüşmenin ardından düzenlenen basın toplantısında
konuşan Bakoyanni Kıbrıs konusunda, teknik görüşmeler için
başlayacak her türlü temasın belirli bir zaman dilimi içinde
yapılması ve siyasi açıdan özlü bir gündeme sahip
olması gerektiğini söyledi.
Yunanistan Dışişleri Bakanı, temasların
Birleşmiş Milletler çerçevesinde yapılacak yeni bir çaba için
temel teşkil ettiğini belirtti.
Gambari ise Kıbrıs konusunda kapsamlı bir çözüm
bulunabilmesi açısından yeterli siyasi irade ve esnekliğin olup
olmadığını değerlendireceğini ve elde ettiği
sonuçları BM Güvenlik Konseyi'ne sunacağını söyledi.
Gambarinin Kıbrıs programı
Kıbrıs'ta taraflarla temaslarda bulunmak amacıyla yarın
adaya gidecek BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Siyasi İşlerden
Sorumlu Yardımcısı İbrahim Gambari'nin resmi ziyaret
programında, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Rum yönetimi
lideri Tasos Papadopulos ile üçlü görüşme öngörülmüyor.
Gambari Cumhurbaşkanı Talat ve Rum lider Papadopulos ile iki kez
ayrı ayrı görüşecek.
Atina temaslarını tamamlamasının ardından yarın
saat 11.10'da adaya gidecek olan Gambari, saat 12.00'de Rum yönetimi lideri
Papadopulos ile görüşecek.
Gambari, yarın saat 15.00'te de KKTC Cumhurbaşkanı Talat
tarafından Cumhurbaşkanlığında kabul edilecek.
BM Genel Sekreter Yardımcısı, 7 temmuz cuma günü sadece Güney
Kıbrıs'ta temaslarda bulunacak, bu çerçevede sabah saatlerinde
Papadopulos ile ikinci bir görüşme yapacak.
Gambari, bu görüşmenin ardından sırasıyla Rum ana muhalefet
Demokratik Seferberlik Partisi (DİSİ) Genel Başkanı Nikos
Anastasiades ve AKEL Genel Sekreteri ve Rum Meclis Başkanı Dimitris
Hristofyas ile ayrı ayrı görüşecek.
Gambari, Kıbrıs Rum kesimindeki temaslarını
tamamlamasının ardından 8 temmuz cumartesi günü KKTC'ye geçerek,
Cumhurbaşkanı Talat ile ikinci kez bir araya gelecek.
Cumhurbaşkanlığındaki görüşme saat 13.00'te başlayacak.
Gambari, Talat ile görüşmesinden önce ana muhalefetteki Ulusal Birlik
Partisi'nin (UBP) Genel Başkanı Hüseyin Özgürgün ile UBP genel
merkezinde bir araya gelecek.
Gambari, temaslarını tamamlamasının ardından 9 temmuz
pazar sabahı Kıbrıs'tan ayrılacak.
Talat ziyaretten ümitli
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Gambari'nin ziyaretiyle ilgili
olarak 'bu ziyaret bazı olumlu sonuçlar doğurabilir. Teknik
komiteler Rum tarafının engellemeleriyle hiçbir yere gitmedi.
Sayın Gambari'nin gelişiyle o konuda bir açılım olabilir.
Ancak Gambari'nin gelişi, altını çizerek söylüyorum, teknik
komitelerin başlatılmasına yönelik bir ziyaret değil,
yanlış anlaşılmasın dedi.
"Üçlü görüşme olabilir"
Cumhurbaşkanı Talat, Rum yönetimi sözcüsü Hristodulos Pashiardis'in,
'Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos'un üçlü görüşmeyi
reddetmediğini' açıkladığının
anımsatılması üzerine, ''çok iyi, demek ki olacak. Ben kabul
ettiğime göre o da ret etmediğine göre olacak demektir, güzel''
ifadesini kullandı.
Stratejik vizyon belgesi hazır
5 Temmuz, 2006 19:35:00 (TSİ) CNN TURK
Washington'da temaslarda bulunan Dışişleri
Bakanı Abdullah Gül, ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza
Rice ile bir görüşme yaptı. İki bakan iki ülke arasındaki
stratejik vizyon belgesine son şeklini verdi.
Dışişleri
Bakanı Gül, stratejik vizyon belgesiyle ilişkilerin daha da
yakınlaşacağını umduğunu belirtti.
ABD ile üzerinde mutabakata varılan ortak vizyon belgesinin, iki ülke
arasındaki diyaloğu yapısal duruma getirdiğini belirten
Gül, ''bu bir eylem planı değil. Daha çok bir yol gündemi. Yoğun
bir diyalog başlatıyor'' dedi.
Gül, Türkiye ile ABD'nin neden stratejik ortak vizyon belgesine ihtiyaç
duyduğu yönündeki soruya karşılık, iki ülkenin
paylaştığı demokrasi, insan hakları, serbest pazar ekonomisi
gibi değerleri, tüm dünyada Türkiye ile ABD arasındaki yakın
işbirliğini kağıt üzerine döküp referans olarak kabul
etmenin yararlı olduğunu düşündüklerini kaydetti.
Rice: "İlişkiler karşılıklı güvene
dayanıyor"
ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice da, iki ülke
ilişkilerinin 'karşılıklı güvene'
dayandığını dile getirerek, Türkiye ile ortak vizyon
belgesi sayesinde her iki ülkenin insanlarının, ilişkilerin ne
denli 'derin ve geniş temelli' olduğunu görmesinin
kolaylaşacağını kaydetti.
Rice, iki ülke ilişkilerinin 'güçlü dostluk, stratejik ilişki ve
ortak değerlere bağlılık' temelinde sürdüğünü
vurguladı.
Belgenin özelliği
Türk - ABD stratejik ortaklığını genel hatlarıyla
tarif eden belge, enerjiden terörle mücadeleye, bölgesel konulardan Türkiye'nin
AB üyeliğine kadar birçok konuda iki başkentin ortak vizyonunu
yansıtıyor.
Altına imza atılmayacak olan belgenin hukuki bir yönü bulunmuyor
ancak ilişkilerin genel rotasını çizmesi bakımından
önem taşıyor.
Gül, daha önce yaptığı açıklamalarda 'stratejik ortaklar
arasında ilk defa böyle yazılı bir kağıdın ortaya
çıkmış olacağına' dikkat çekmişti.
Belgede Türkiye ve ABD'nin şu alanlarda birlikte çalışma
kararlılığı vurgulanıyor:
·
Geniş Orta Doğu'da barış ve istikrarın
demokrasi yoluyla yaygınlaştırılması.
·
İsrail-Filistin ihtilafının iki-devletli çözüm temelinde
halli dahil, Arap-İsrail ihtilafının kalıcı çözümüne
yönelik uluslararası çabaların desteklenmesi.
·
Birleşik bir Irak'ta istikrarın, demokrasinin ve refahın
teşvik edilmesi.
· İran'ın nükleer programına ilişkin diplomatik
çabaların desteklenmesi.
·
Karadeniz bölgesi, Kafkaslar, Orta Asya ve Afganistan'da istikrar,
demokrasi ve refaha katkıda bulunulması.
·
Kıbrıs sorununa BM gözetimi altında adil ve
kalıcı, kapsamlı ve karşılıklı olarak kabul
edilebilecek bir çözüm sağlanmasının desteklenmesi ve bu
bağlamda Kıbrıs Türklerinin üzerindeki izolasyonun
kaldırılması.
·
Enerji güvenliğinin, kaynak ve güzergahların Hazar
havzasından olanları da dahil olmak üzere çeşitlendirilmesi suretiyle
geliştirilmesi.
·
Transatlantik ilişkilerin güçlendirilmesi ve NATO'nun
dönüşümü.
·
PKK ve buna bağlı örgütlerle mücadele dahil olmak üzere
terörizme karşı konulması.
·
İnsan ticareti, uyuşturucu ve silah
kaçakçılığı ile mücadele edilmesi.
·
Dinler ve kültürler içinde ve arasında anlayış,
saygı ve hoşgörünün artırılması.
Belgede ABD, Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne üyeliğini ve sürmekte olan
üyelik sürecini kuvvetle desteklediğini belirtiyor.
İki ülke ekonomik - ticari ilişkileri ve yatırımlar,
savunma ve askeri işbirliği, bilim ve teknoloji ile kamu diplomasisi
alanlarında da işbirliği sözü veriliyor.
Belge ilişkilerin kurumsallaştırılması için yüksek
düzeyli Savunma Grubu, Ekonomik Ortaklık Konseyi ile Ticaret ve
Yatırım Çerçeve Anlaşması danışma
mekanizmalarına ek unsurlar oluşturulmasını getiriyor.
Bunlar, ortak ilgi alanlarına ilişkin olarak uygun görülecek
sıklıkta düzenlenecek uzman düzeyinde danışmalar, ortak
strateji geliştirilmesine katkıda bulunacak siyaset planlama
danışmaları, iş grupları, medya, sivil toplum, bilim
adamları gibi farklı düzeydeki temasları geliştirecek
geniş-tabanlı diyalog ve müsteşar düzeyinde yüksek düzeyli
gözden geçirme çalışması olarak sıralanıyor.
Rice: "PKK ile mücadele için aktif
çalışıyoruz"
İki bakanın toplantısında İran, Irak, PKK ile mücadele
ve Ortadoğu'daki gelişmelerle, Kıbrıs ve enerji
konuları görüşüldü.
Tarafların stratejik vizyon belgesini imzaladığı
görüşme sonrası düzenlenen ortak basın
toplantısında, PKK ile ilgili bir soru üzerine Rice,
"Türkiye ile PKK ile mücadele konusunda aktif çalışıyoruz.
Biz PKK'yı terörist olarak görüyoruz. Hiç kimse bundan böyle PKK'nın
yeni terör saldırıları yapmasına izin vermek istemiyor.
Özellikle de Kuzey Irak'tan" diye konuştu.
Rice, Türkiye'nin Gazze'deki olaylar konusunda oynadığı
arabuluculuk rolünü onayladıklarını belirtti. Rice,
Ankara'nın Beşar Esad ile görüşmesini olumlu bulduğunu
söyledi.
Türkiye'nin bu temasından önceden bilgileri olduğunu belirten
Rice, bir soru üzerine, Ortadoğu'da İsrail ile Filistin
arasında tırmanan gerginlik dolayısıyla Türkiye'nin,
Şam nezdinde yaptığı girişimler dolayısıyla
Gül'e teşekkür ettiğini kaydetti.
Rice, Suriye hükümetinin, kaçırılan İsrailli askerin serbest
bırakılması konusunda yapabileceği şeyler bulunduğunu
belirterek, ''Suriye, bu konuda şimdi harekete geçmeli'' diye
konuştu.
''Türkiye'nin Şam'da yaptığı çok
yardımcıydı. Suriye de bu konunun çözülmesi için tüm
olanaklarını kullanmalı'' diyen Rice, Gazze'deki durumun gergin
olduğunu ve ABD'nin de İsrail'i sürekli olarak ılımlı
davranmaya çağırdığını anlattı.
ABD'nin, Filistin halkına yardım etmekistediğini ve insani
yardımın ulaştırılması, elektriğin geri
dönmesi için yolun açılması yönünde çaba gösterdiğini belirten
Rice, Hamas'ın da üzerine düşeni yapması gerektiğini
söyledi.
Rice, ''Hamas, bu sorunun temel nedenine çözüm getirmeli. O da İsrailli
askerin serbest bırakılmasıdır'' dedi.
İran sorunu
Bakan Rice, Gül ile ele aldıkları konular arasında
Ortadoğu'daki sorunlar ve İran'daki durumu sayarken,
İran'ın, uluslararası toplumun taleplerinin gereğini yerine
getirmesi ve bu yönde samimi olduğunu göstermesi gerektiğini
vurguladı.
Rice, ''Ortadoğu'daki konuları konuştuk. Gül'ün
İran'ı, uluslararası toplumun bu sorunu diplomatik olarak çözme
önerisini kabul etmesi yönünde ikna etmek için yaptıkları konusunda
bilgi aldım. Şunu söylemek istiyorum ki Gül, Afganistan ve Irak gibi
genç demokrasilerin desteklenmesinde hep öne çıktı. Bunun için
kendisine teşekkür ederim'' diye konuştu.
Rice, İran'ın nükleer silah arayışıyla ilgili bir
başka soruya karşılık, eğer İran süreci aksatmaya
çalışıyorsa, bu çabalarının işlemeyeceğini
söyledi.
ABD Dışişleri Bakanı, ''müzakere sürecinin açık
olduğunu şimdi görmeliyiz'' diye konuştu.
Bugün dünyada birçok meslektaşıyla İran konusunda
görüşmeleri sürdüreceğini belirten Rice, bu ayın ortasından
önce İran'dan bir yanıt alma beklentisinin halen sürdüğünü
sözlerine ekledi.
"Türkiye AB'yi güçlendirir"
5 Temmuz, 2006 17:30:00 (TSİ) CNN TURK
AB Dönem Başkanı Finlandiya'nın
Başbakanı Matti Vanhanen, Türkiye'nin gelecekteki AB üyeliğinin
birliği güçlendireceğini söyledi.
Avrupa
Parlamentosu'nda ülkesinin dönem başkanlığı
sırasındaki öncelikleri konusunda konuşma yapan Vanhanen, daha
sonra basın toplantısı düzenledi.
Türkiye ile ilgili bir soruyu yanıtlayan Vanhanen, Türkiye'nin
üyeliğinin bölgeye de istikrar getireceğini belirtti.
Tam üyeliğin gerçekleşmesinin Türkiye'nin çabalarına
bağlı olduğunu ve üyelik için kriterlerin mutlaka yerine
getirilmesi gerektiğini vurgulayan Vanhanen, ''Türkiye'nin üyeliği
uzun bir süreç olacak. Bir takvim üzerinde konuşmak için erken, ancak bu
altı ayda olacak iş değil'' diye konuştu.
Finlandiya Başbakanı, genel kurul oturumunda bu sabah
yaptığı konuşmada, AB'nin yeni üyelere kapıyı
açık tutmasını istemiş ve aday ülkelere yeni kriterler
dayatılmaması gerektiğini söylemişti.
Türkiye - AB fiili müzakereleri başladı
AB ile Türkiye arasındaki fiili müzakereler, Kıbrıs Rum
kesiminin tüm engelleme çabalarına karşın 12 haziranda
başlamıştı.
Kıbrıslı Rumların, Türkiye ile fiili müzakerelerin 'bilim
ve araştırma' başlığında açılıp
kapanmasına yönelik itirazları, AB Genel İşler ve
Dış İlişkiler Konseyi'nde
aşılmıştı.
Son ana kadar Rum kesiminin itirazlarının giderilmesini bekleyen
Ankara, AB'nin Ortak Tutum Belgesi'ni inceledi ve Ortaklık Konseyi'ne
katılma kararı almıştı.
Bu gelişmenin ardından Dışişleri Bakanı Abdullah
Gül ve Başmüzakereci Ali Babacan, Lüksemburg'a hareket etmişti.
Kıbrıs Rum yönetimi ile varılan uzlaşmaya göre, AB'nin
müzakerelerle ilgili Ortak Tutum Belgesi'ne eklenen bazı ifadelerle fiili
müzakerelerin yolu açılmıştı.
Belgede, Gümrük Birliği ve Ek Protokol içinde olmak üzere Ortaklık
Anlaşması gereklerinin yerine getirilmesinin önemi
vurgulanmıştı.
Bu konuda sorumlulukların yerine getirilmemesi halinde bütün müzakere
sürecinin etkileneceği kaydedilen belgede, ''AB, bu çerçevede 21 eylül
2005 tarihinde Kıbrıs ile ilgili yayımladığı
deklarasyona atıfta bulunuyor'' denilmişti.
Belgede, gelişmeler çerçevesinde gerektiği takdirde fiili
müzakerelerin başlatılacağı bilim ve araştırma
faslına geri dönebileceği belirtiliyordu.
'Bilim ve araştırma' faslıyla ilgili AB müktesebatının
sınırlı olması nedeniyle fiili müzakerelerin aynı gün
açılıp kapatılmasına itiraz eden Rum kesimi, bunu 'Türk
liman ve havaalanlarının açılması ve tanınma'yla
bağlantılı hale getirmeye çalıştı.
Türkiye 3 ekimde müzakerelere başladı
Türkiye ile AB arasındaki müzakereler 3 ekim tarihinde
başlamıştı. Türkiye'nin 3 ekimde AB ile müzakerelere
başlamasından önce Avusturya'nın 'imtiyazlı ortaklık'
ta diretmesi krize neden olmuştu.
Avusturya, Müzakere Çerçeve Belgesi'ne 'imtiyazlı ortaklık'
ibaresinin girmesi için uzun süre direnmişti. 25 üyeli birlik içinde
tek kalan Avusturya'nın sonunda direnci kırılmış ve
Müzakere Çerçeve Belgesi onaylanmıştı.
Avusturya ile yürütülen pazarlıkların uzun sürmesi nedeniyle
diplomaside pek sık uygulanmayan bir kural işletildi.
Pazarlıkların yürütüldüğü Lüksemburg'ta saatler gece
yarısına iki dakika kala 23.58'de durdurulmuştu.
AB Dönem Başkanlığı'nı yürüten İngiltere, bu
süreçte Türkiye'ye önemli ölçüde destek vermişti. AB kulislerinden
sızan bilgilere göre, İngiltere'nin diplomasideki
başarısı müzakerelerin başlamasında etkili oldu.
Rus
pilot Kıbrıs Rum kesiminde öldü
LEFKOŞA (A.A)
Kıbrıs Rum
kesiminde Baf yakınlarında eğitim uçuşu sırasında
düşen Rum Milli Muhafız Ordusuna (RMMO) ait askeri helikopterin iki
pilotu hayatını kaybetti. Ölenlerden birinin Rus eğitmen, diğerininse
Rum yardımcı pilot olduğu bildirildi.
Rum radyosunun haberine göre, Rus yapımı Mil MI 35 P
tipi helikopter, bu sabah Baf'taki Andreas Papandreu hava üssünden eğitim
uçuşu için havalandıktan sonra, saat 09:12 sularında düştü.
Helikopterde bulunan Rus eğitmen ve Kıbrıslı Rum pilot
hayatını kaybetti. Kaza yerinde ayrıca yangın
çıktı.
Kazanın haber alınmasının ardından, Rum
yönetimi lideri Tasos Papadopulos'un bakanlar kurulu
toplantısını yarıda keserek RMMO
genelkurmaylığına gitti. Papadopulos, pilotlardan birinin Rus eğitmen
olduğunu ve helikopterin imal eden şirketle ortaklaşa yürütülen
eğitim uçuşu sırasında düştüğünü
açıkladı. Rum yönetimi Savunma Bakanı Fivos Klokkaris ve RMMO
Komutanı Konstantinos Bisbikas da olay yerine giderek incelemelerde
bulundu. Rus eğitmenin cesedine ulaşıldığı,
diğer pilotun cesedine ise ulaşılmaya
çalışıldığı bildirildi. Kazanın nedeninin
henüz belli olmadığı açıkland
HURRIYET 05/07/06
Talat'ta
BM temsilcisinin Kıbrıs ziyaretinden olumlu beklenti
LEFKOŞA (A.A)
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, yarın adaya gelecek BM
Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Siyasi İşlerden Sorumlu
Yardımcısı İbrahim Gambari'nin ziyaretinin çok önemli
olduğuna işaret ederek, Bu ziyaret bazı olumlu sonuçlar doğurabilir
dedi.
Gambari'nin gelişinin, teknik komitelerin
çalışmalarının başlatılmasına yönelik bir
ziyaret olmadığının altını çizen Talat,
Gambari'nin, bütünlüklü çözüm görüşmelerinin başlatılıp
başlatılamayacağı ve nasıl
başlatılacağı konusunda araştırma
yapacağını ve Genel Sekretere rapor sunacağını
söyledi.
Cumhurbaşkanı Talat, dördüncü kez Gazimağusa
Belediye Başkanlığına seçilen Oktay Kayalp'ı kabulü
sırasında, gazetecilerin konuya ilişkin sorusu üzerine,
Gambari'nin, BM Genel Sekreterinin eski yardımcısı Kieran
Prendergast'tan sonra Kıbrıs'ı ziyaret ettiğine işaret
ederek, şunları söyledi:
Bu ziyaret bazı olumlu sonuçlar doğurabilir. Teknik
komiteler Rum tarafının engellemeleriyle hiçbir yere gitmedi.
Sayın Gambari'nin gelişiyle o konuda bir açılım olabilir.
Ancak Gambari'nin gelişi, altını çizerek söylüyorum, teknik
komitelerin başlatılmasına yönelik bir ziyaret değil,
yanlış anlaşılmasın. Sadece o ziyarette bu konuda bir
sonuca varılması sağlanabilir. Esas noktası, bütünlüklü
çözüm görüşmelerinin başlatılıp
başlatılamayacağı ve nasıl
başlatılacağı konusunda araştırma yapmaktır.
Sayın Gambari bu araştırmasını yapacak, Genel
Sekretere rapor sunacak, Güvenlik Konseyi'ni bilgilendirecek. Ve mümkün olursa
Güvenlik Konseyi uygun bir hareket tarzı belirleyecek. Genel Sekreter de
iyi niyet misyonunu sürdürüp sürdürmeyeceğine karar verecek. Bu
bakımdan çok önemli bir ziyaret. Eğer bu konuda bir ilerleme
olmayacaksa da kimin hangi tutumu yüzünden olmadığı ortaya
çıkacak.
Cumhurbaşkanı Talat, Rum yönetimi sözcüsü Hristodulos
Pashiardis'in, Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos'un üçlü görüşmeyi
reddetmediğini açıkladığının
anımsatılması üzerine, Çok iyi, demek ki olacak. Ben kabul
ettiğime göre o da ret etmediğine göre olacak demektir, güzel
ifadesini kullandı.
HURRIYET 05/07/06
Tren kazasını
ciddiye alalım
Eminim dikkatinizden kaçmamıştır. Bir süredir ardı
ardına uyarılar geliyor. Tren kazası yaşanacağı
ve bu kazanın sonrasında tarafların ağır zarara
uğrayacağı belirtiliyor.
Konu, Türkiye'nin Rum gemilerine limanları açıp açmamasıyla
ilgili.
Avrupa Birliği "Bizimle imzaladığınız
anlaşmaya göre, limanlarınızı açmakla yükümlüsünüz.
Sözünüzü tutmak zorundasınız" diyor.
Türkiye'de buna karşılık "Sizin de bize verdiğiniz
sözler var. Siz de onları tutun ve ondan sonra gelip benden hareketlenmemi
isteyin" yanıtını veriyor.
Avrupa Birliği itiraz ediyor: "Hayır, biz size yazılı
ve imzalı hiçbir söz vermedik." deyince, bu defa Türkiye yeniden
"Nasıl vermediniz, Aralık 2004 doruğunda İngiltere,
Almanya ve İtalyan Başbakanları bize KKTC üzerindeki izolasyonun
azaltılacağı sözünü verdiler. AB Konseyi bu konuda bir karar
dahi aldı, ancak hiçbiri tutulmadı" diye
karşılıkta bulununca, Brüksel tekrar sözü alıyor ve
"bunlar siyasi sözlerdir ve liderleri bağlar. AB'yi kurum olarak
bağlamaz. Bizi, sizin imzaladığınız gibi resmi
kararlar ve kağıtlar bağlar. Liderler de bu sözleri, Türkiye'yi
aldatmak için vermediler. Aksine, çok uğraştılar, ancak siyasi
yönden başaramadılar. Bundan dolayı sizin verdiğiniz söz
bağlayıcı. Onlarınki bağlayıcı
değildir." diye itirazlarını sürdürüyorlar.
İşte bu kısır döngünün sonuna gelindiğinde,
Başbakan'ın sinirleri atıveriyor ve patlıyor: "Yok
öyle şey. Sizin liderleriniz nasıl siyasi gerekçelerle sözlerinde
duramıyorlarsa, benim sorunumda aynı. Ben de bugünkü ortamda,
özellikle de genel seçimlere gidilirken, Gümrük Birliği
anlaşmasını Meclis'e yollayamam. Zira geçmez, AKP'liler dahi
onay vermezler. Ben de siyasi sıkışıklık
içindeyim."diyor.
Bu karmaşa arasında da, Rumlar ellerini ovuşturup Avrupa
Birliği'ne tam üye olmanın yararlarını kendi lehlerine
kullanıyorlar. Uzun vadede, beklentilerini elde edemeyeceklerini
bilmelerine rağmen, ellerine geçirdikleri bu fırsatı denemek
istiyorlar.
Avrupa Birliği, bir yandan Rumlar'ın oynadıkları oyundan
rahatsızlar, ancak yapabilecek fazla birşeyleri yok. Öte yandan da,
Türkiye'nin tutumu inatlaşma gibi algılanıyor ve başta
Başbakan olmak üzere, buradan kaynaklanan her demeç, Brüksel'de ve AB
başkentlerinde rahatsızlık yaratıyor. Avrupa'da Türkiye'nin
bir tehdit ve şantaj politikası gütmeye başladığı
izlenimi yaygınlaşıyor. Türk liderlerin belki amaçları
farklı, ancak kullandıkları dil öylesine sert ve
kırıcı ki, ilişkileri zedeliyor.
Bundan dolayı da, AB'den kaynaklanan açıklamalarda da sertleşme
gözleniyor. Nitekim ilk defa, "müzakerelerin askıya
alınması" telaffuz edilmeye başlandı.
İşte en büyük tehlike de budur.
Eğer Olli Rehn gibi son derece itidalli ve Türkiye'nin tam üyeliğini
savunan bir insan çıkıp, askıya alınabilir diyorsa, bunun
nedenlerinin araştırılması gerekir.
Belki biz farkında değiliz, ancak Avrupa'daki hava giderek
sertleşiyor.
Eğer bir çözüm bulunamazsa bir kriz çıkacak ve bunun altında
kalacağız.
Askıya alınma olasılığı da en çok Türkiye'yi
rahatsız etmeli. AB ilişkilerinin fiilen askıya
alınmasının ekonomiye olumsuz yankılarını herhalde
tahmin edebilirsiniz.
Türkiye'nin tutumunda çok sayıda haklı yönler var. Ancak,
uluslararası ilişkilerde haklı olmak ülkelere sonsuz bir hareket
yeteneği sağlamıyor. Önemli olan, gelişmelere gerçekçi
bakmak ve çözüm yolları üretmektir.
Ankara'dan beklenen de zaten budur.
* * *
AB ,TEHDİT VEYA
KAVGADAN HOŞLANMIYOR
Avrupa Birliği'nin artık yerine oturmuş ve bundan sonra da
değişmesi imkansız bazı duyarlıkları vardır.
Beğeniriz veya beğenmeyiz, ancak yine de bilinmesinde çok yarar
vardır.
AB, bizim gibi, şantaj kokan demeçlerden hiç hoşlanmaz. Bizler
nasıl sinirlenirsek, onlar da "sen bunu yapmazsan, ben de şunu
yapmam" şeklindeki konuşmalardan çok rahatsız oluyorlar.
Aynı şekilde, yapılan açıklamaların tonu,
kullanılan kelimelerin kırıcı olup olmadığı
da dikkatle izleniyor. Sert, kavgacı üslup AB başkentlerinde
inanılmaz ters tepiyor.
Bunun nedeni de, Avrupa Birliği'nin genelde uzlaşı kültürü
üzerine kurulmuş olmasıdır. En büyük çıkarların söz
konusu olduğu durumlarda dahi, AB klübü üyeleri ne seslerini yükseltirler,
ne de karşısındakilere kırıcı davranırlar.
Bir daha geri dönülemeyecek açıklamalar yapmazlar. Kapıyı daima
açık bırakırlar ki, gerektiğinde o kapıdan geri dönebilsinler.
Diğer bir özellikleri de, hangi konu olursa olsun, sonuçta bir uzlaşıya
ulaşmalarıdır. AB ülkeleri tartışmalarda,
beklentilerin tamamını elde edemeyeceklerini, karşı
taraftakilerin de bazı şeyler kazanması gerektiğini kabul
ederek yola çıkarlar.
İşte bundan dolayı, Ankara'dan çıkan bazı sesler
yadırganıyor
MEHMET ALI BIRAND MILLIYET 05/07/06
Kıbrıslı
Türk hâlâ umutlu
05/07/2006
RADIKAL
AA - LEFKOŞA - Kıbrıs
Türklerinin çözüm isteği, tecridin kalkacağı inancı
yitirilse de sürüyor. KKTC Dışişleri'nin iki yıldır
yaptırdığı anketlerin sonuncusuna göre, yeni bir referandumda
birleşmeye 'evet' diyenler 10 puanlık düşüşle yüzde 55'e
geriledi. Ama Annan Planı'nın yine görüşülmesini isteyenleri
yüzde 13.8'den 32.6'ya çıktı. 2004'te yüzde 24.6, 'ortak devlet'
isterken, bu oran 24.9'a yükseldi. Tanınma isteyenler 70.2'den 72.4'e
çıktı. 'Ambargoların kaldırılması için
çalışılmalı' diyenler 86.8'den 72'ye, 'siyasi tecrit
kalkmalı' diyenler 73'ten 55.9'a düştü.
Annan'dan
'eylem planı'na gecikmeli destek
05/07/2006 RADIKAL
SERKAN
DEMİRTAŞ
ANKARA - BM
Genel Sekreteri Kofi Annan, Türkiye'nin 24 Ocak'ta
açıkladığı Kıbrıs Eylem Planı'na geç de olsa
yanıt verdi. Annan, Ankara'ya gelen temsilcisi İbrahim Gambari
aracılığıyla Dışişleri Bakanı Abdullah
Gül'e yolladığı mektupta, 'plana olumlu
yaklaştığını, ama bunun bir süreç olduğunu' belirtti.
Dışişleri, Annan'ın desteğini önemli bulsa da bunu
yeni girişime yormadı.
Gül, Kıbrıs'ta tecridin karşılıklı
kaldırılmasını öngören planda, BM'nin yeni girişim
başlatmasını istiyordu. Görevi yıl sonunda bitecek Annan,
planı 'olumlu gelişme' diye nitelese de, yeni girişim
başlatmayı düşünmediğini ima etti. Genel Sekreter, 2004
referandumunun ardından Güvenlik Konseyi'ne sunduğu, ama Rus
çekincesi nedeniyle kabul edilmeyen rapora da atıf yaparak, KKTC'ye tecridin
kaldırılması görüşünü yineledi. Halefine
ayrıntılı Kıbrıs raporu
hazırlayacağını aktaran Annan, görev
değişikliğinin süreçte kopma yaratmamasını
amaçladığını iletti.
Gül: Annan Türkiye'yi
takdir ediyor
Gül ise, dün Gambari'ye, "Gerçekleri dikkate almadan bina
yapamazsınız. Niyet önemli. Niyet doğru değilse sonuç
ortaya çıkmaz. Referandumda hayır diyenler, Rum lider Tasos
Papadopulos'a yine oy verdi" dedi. Gül, mesajların olumlu
olduğunu, Annan'ın Türkiye'nin açılımlarını
desteklediğini ve iyi niyetle çaba harcadığını
anlattı.
Bu arada 20 Temmuz Barış Harekâtı nedeniyle 'birlik mesajı'
vermek için adaya gidecek Başbakan Erdoğan'a Genelkurmay
Başkanı Hilmi Özkök yerine Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral
Yener Karahanoğlu eşlik edecek. Bu değişikliğin
ağustostaki Yüksek Askeri Şûra öncesi yanlış anlamaya yol
açmamak için yapıldığı öne sürüldü.
Kıbrıslı
mimara tahliye yok
Kıbrıs
Rum Kesimindeki mahkeme, 10 gün önce gözaltına alınan
Kıbrıslı Türk mimar Osman Sarperin tutukluluğunun devam
etmesine karar verdi.
NTV
Güncelleme: 21:13 TSİ 06 Temmuz 2006 Perşembe
LEFKOŞA
- KKTCdeki eski Rum mallarıyla ilgili inşaat projesi bulunduğu
gerekçesiyle, Güney Kıbrısa geçerken gözaltına alına Osman
Sarperin tutukluluğunun sürmesi ve 12 Temuzda yeniden mahkemeye
çıkması kararlaştırıldı.
KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ise Osman Sarperin
tutukluluğunun devam etmesinin, Rum tarafının artık iyi
niyetten iyice yoksun hale geldiğini ortaya koyduğunu söyledi.
Talat, Güney Kıbrısta aşırı milliyetçilik büyük bir
yükseliş gösteriyor. Kıbrıslı Türklerin, güneye geçerken bu
gerçekleri bilerek son derece dikkatli olmaları gerekiyor dedi.
Bir grup Kıbrıslı Türk de Osman Sarperin
tutuklanmasını protesto etmek için gösteri düzenledi.
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ise Güney Kıbrısta
milliyetçi duyguların yükselişe geçtiğine dikkat çekti ve Rum
kesimine geçen halkın dikkatli olmasını istedi.
|
NTV
Güncelleme: 22:27 TSİ 06 Temmuz 2006 Perşembe
LEFKOŞA
- BM Genel Sekreteri Kofi Annanın siyasi işlerden sorumlu
yardımcısı İbrahim Gambari, Ankara ve Atinanın
ardından, bugün Adada temaslarda bulunuyor. İlk olarak Rum yönetimi
lideri Tasos Papadopulosla görüşen Gambari, Çok iyi bir ziyaret oldu,
bazı konuları açıklığa kavuşturmaya
çalışıyoruz dedi.
Gambari,
Ankara, Atina ve Adadaki temaslarının sonucunda Annana
sunacağı raporda, çözüm çabalarının hangi zeminde ileriye
götürülebileceğini izah edeceğini ifade etti.
Papadopulos ise, BM himayesinde müzakere masasına oturacağı
konusunda Gambariye garanti verdiğini anlattı. Rum lider,
müzakerelerin başarıya ulaşması için çok iyi
önhazırlık yapılması gerektiğini vurguladı.
Gambari, öğleden sonra da KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talatla
görüştü. Talat, Kıbrısta acil çözüm isteklerini Gambariye
aktardı. Talat, Genel Sekreter Annana iletilmek üzere, güven
artırıcı önlemler içeren bir mektubu da Gambariye verdi.
Gambari yarın Rum liderle, Cumartesi de Talatla yeniden görüşecek.
Kuzey
Kıbrıs AP gündeminde
Avrupa
Parlamentosu, Kuzey Kıbrısta dini mirasın korunmasına
ilişkin hazırlanan yazılı bir bildiriyi bugün Strasbourgda
onayladı. Konu, Türkiyenin üyelik müzakereleri sürecinde gündeme
getirilebilir.
NTV
Güncelleme: 22:27 TSİ 06 Temmuz 2006 Perşembe
STRASBOURG
- APnin Hıristiyan Demokrat grubuna mensup Rum üye Panayotis Demetriou
ile aynı gruptan olan İtalyan parlamenter Iles Braghetto öncülüğünde
hazırlanan yazılı bildiride, Kıbrısta dini
mirasın muhafaza edilmesinin, AB politikalarının ve
geleneğinin odağında olan geniş Avrupa kültürel
mirasının korunması anlamına geldiği görüşü dile
getirildi.
Hıristiyan Demokratlar, bu bildirinin
ardından AB Komisyonu ile AB Konseyinin konuyu Türkiyenin üyelik
müzakereleri sürecinde ve ilgili fasıllarda gündeme getirmesini
istiyorlar.
TEMAS GRUBUNA DEVAM
Öte yandan, APnin Kıbrıslı Türklerle diyalog amacıyla
oluşturduğu temas grubunun görevine devam etmesine karar verildi.
Karar, temas grubuna başkanlık eden Fransız parlamenter
Françoise Grostete tarafından bugün Strasbourgda AP başkanlık
divanına yapılan sunum sonrası alındı.
NTVye bilgi veren AP kaynakları, Başkanlık Divanının
temas grubunun yeni çalışma programını kabul ettiğini
söylediler. Söz konusu çalışma programı, temas grubunun yıl
sonuna kadar 4 yeni toplantı düzenlemesini ve Kasım 2006
sonlarında Kıbrısa yeni bir ziyarette bulunmasını
öngörüyor.
Temas grubunun bu program sonunda Aralık ayında AP
Başkanlık Divanına yeni bir analiz daha sunacağı
belirtiliyor.
Talat'tan Annan'a yeni bir mektup
6 Temmuz, 2006 17:05:00 (TSİ) CNN TURK
BM Genel
Sekreteri Kofi Annan'ın yardımcısı İbrahim Gambari,
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Rum yönetimi lideri Tasos
Papadopulos ile ayrı ayrı görüştü. Talat, Annan'a
yazdığı bir mektubu Gambari'ye iletti.
Gambari,
Papadopulos ile bir araya geldikten sonra görüşmenin yararlı
geçtiğini belirtti ama ayrıntıya girmedi.
Görüşmede, Kıbrıs sorunuyla ilgili bazı konuları
açıklığa kavuşturduklarını kaydeden Gambari,
''Kıbrıs konusunda hangi zeminde ilerlenebileceğini
hazırlayacağım raporda sunacağım'' dedi.
Rum yönetimi sözcüsü Hristodulos Pashiardis de görüşmenin yararlı
olduğunu belirtti.
Özlü görüşmelerin nasıl başlayacağı konusunda
fikiralışverişinde bulunduklarını kaydeden Pashiardis,
Papadopulos'un görüşlerini Gambari'ye aktardığını
belirtti.
Talat - Gambari görüşmesi
Gambari ardından KKTC'ye geçip Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat
ile bir araya geldi.
KKTC Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca,
görüşmenin ardından bir açıklama yaptı.
Erçakıca, Cumhurbaşkanı Talatın BM Genel Sekreteri
Annan'a hitaben hazırladığı ve güven
artırıcı önlemler öneren bir mektubu Gambari'ye verdiğini
iletti.
Hasan Erçakıca, Talat-Gambari görüşmesiyle ilgili olarak, BM
gözetiminde yapılacak görüşmelerle Annan planı temelinde
kapsamlı bir çözüm bulunması için çalışmaya hazır
olduğumuz ifade edilmiştir'' dedi.
Erçakıca, ''özlü görüşmelerin hazırlığından söz
ediyorlarsa da Sayın Cumhurbaşkanımız, Papadopulos'la, ne
kastettiklerini öğrenmek veya bu hazırlığı yapmak
üzere de buluşmaya hazırdır'' dedi.
Pazar günü Kıbrıs'tan ayrılacak Gambari'nin, Talat ve
Papadopulos ile üçlü görüşme yapmak için girişimde bulunması da
bekleniyor. Rum tarafı üçlü görüşme istemiyor.
Gambari, Türkiye-Yunanistan-Kıbrıs üçgenindeki temaslarıyla
ilgili BM Genel Sekreteri Kofi Annan'a bir rapor sunacak.
Gambari Bakoyanni ile görüştü
Gambari, Kıbrıs ziyareti öncesi Atina'da Yunanistan
Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni ile biraraya geldi.
Bakoyani, Kıbrıs'ta iki toplum arasında 'teknik heyetler'
düzeyindeki müzakerelerin başlamasını desteklediğini
belirtti.
Bakoyanni ayrıca, Kıbrıslı Rumların büyük
çoğunluğu tarafından reddedilen 'Annan Planı'nın
geçerliliğini yitirdiğini açıkladı.
Türkiye ile ABD
izolasyonların kaldırılması için birlikte
çalışacak
TC Dışişleri Bakanı Gül ve ABD
Dışişleri Bakanı Rice, ABD Dışişleri
Bakanlığı'nda bir araya gelerek, iki ülke arasında ''ortak
vizyon belgesi'' üzerinde karşılıklı mutabakata
vardıklarını açıkladı. Belgede, Kıbrıs
sorunu ve Kıbrıslı Türklerle ilgili ifadeler de yer alıyor:
Türkiye ile ABD izolasyonların kaldırılması için
birlikte çalışacak
"ADİL VE KALICI ÇÖZÜME DESTEK... ''Türk-ABD stratejik
ortaklığını ileri götürmek için ortak vizyon ve
yapılandırılmış diyalog''
başlığını taşıyan belgede, Türkiye ile ABD,
Kıbrıs sorununa BM gözetimi altında adil ve kalıcı,
kapsamlı ve karşılıklı olarak kabul edilebilecek bir
çözüm sağlanmasının desteklenmesi ve bu bağlamda
Kıbrıs Türklerinin üzerindeki izolasyonun kaldırılması
konusunda birlikte çalışmayı taahhüt ediyor
"AB'NİN GERİDE KALMASINA ÜZÜLÜYORUM" TC
Dışişleri Bakanı Gül, Kıbrıs'ta Amerika
Birleşik Devletleri'nin (ABD) rolünün çok önemli olduğunu, belirtti
ve Türkiye'nin yaklaşımına desteğin
arttığını ifade etti.''Kıbrıs Türklerinin
yaptıklarının ABD'de, AB'ye göre daha fazla takdir
gördüğünü görüyorum. Süper güç olarak ABD'nin desteği memnuniyet
verici ama AB gibi daha çok konunun içindeki topluluğun geride
kalmasına da üzülüyorum'' ifadesini kullandı
TC Dışişleri Bakanı Başbakan
Yardımcısı Abdullah Gül ve Amerika Birleşik Devletleri
(ABD) Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice, ABD
Dışişleri Bakanlığı'nda bir araya gelerek, iki
ülke arasında ''ortak vizyon belgesi'' üzerinde
karşılıklı mutabakata vardıklarını
açıkladılar.
İki ülke arasındaki ''stratejik ortak vizyon belgesiyle'',
''iki ülke ilişkilerinin belirleyici unsurları, güçlü dostluk
bağları, ittifak, karşılıklı güven ve vizyon
birliği'' olarak nitelendi.
''Türk-ABD stratejik ortaklığını ileri götürmek
için ortak vizyon ve yapılandırılmış diyalog''
başlığını taşıyan belgede, Türkiye ile ABD,
Kıbrıs sorununa Birleşmiş Milletler (BM) gözetimi
altında adil ve kalıcı, kapsamlı ve
karşılıklı olarak kabul edilebilecek bir çözüm
sağlanmasının desteklenmesi ve bu bağlamda Kıbrıs
Türklerinin üzerindeki izolasyonun kaldırılması konusunda
birlikte çalışmayı taahhüt ediyor.
Abdullah Gül ve Condoleezza Rice, ikili görüşmelerinin
ardından ortak basın toplantısı düzenlediler.
Gül, Rice'ın Türkiye'ye ziyaretinin ardından geldiği
Washington ziyaretinde ikili ve bölgesel konuları ele
aldıklarını belirterek, bu konular arasında Irak,
İran, PKK, Ortadoğu sorunu, enerji konuları ve çok yakında
devreye girecek olan Bakü-Tiflis-Ceyhan projesini ele
aldıklarını kaydetti. Gül, bu hattın devreye girmesi
törenlerinde ABD'den de bir temsilci görmek istediklerini bildirdi.
ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice da, Gül ile
bir dizi ikili ve bölgesel konuyu ele aldıklarını belirterek,
Türkiye'nin bölgedeki girişimlerinden memnuniyet duyulduğunu
anlattı.
Rice, Gül ile ele aldıkları konular arasında
Ortadoğu'daki sorunlar ve İran'daki durumu sayarken,
İran'ın, uluslararası toplumun taleplerinin gereğini yerine
getirmesi ve bu yönde samimi olduğunu göstermesi gerektiğini
vurguladı, ayrıca Gül'e, bölgede demokrasinin yayılması
yönündeki desteğinden ötürü de teşekkür etti.
Gül: ABD'nin Türkiye'nin
yaklaşımına desteği arttı
TC Dışişleri Bakanı ve Başbakan
Yardımcısı Abdullah Gül, Kıbrıs'ta Amerika
Birleşik Devletleri'nin (ABD) rolünün çok önemli olduğunu belirtti ve
Türkiye'nin yaklaşımına desteğin
arttığını ifade etti.
Abdullah Gül, Rice ile bir araya gelmesi öncesinde Türk basın
mensuplarının sorularını yanıtlarken,
Kıbrıs'la ilgili açıklamalarda bulundu.
ABD'nin, Türkiye'nin AB sürecini daima desteklediğini belirten
Abdullah Gül, ''önemli sorun olduğunda yardımcı oldular''
ifadesini kullandı.
Gül, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın ABD
Dışişleri Bakanlığı'nda Condoleezza Rice ile
görüşmesinin önemli bir işaret olduğunu, ABD'yi diğer
ülkelerin bu yönde takip ettiğini, ABD'den heyetlerin KKTC'yi ziyaret
ettiğini hatırlattı.
Bakan Gül, ''Kıbrıs Türklerinin yaptıklarının
ABD'de, AB'ye göre daha fazla takdir gördüğünü görüyorum. Süper güç olarak
ABD'nin desteği memnuniyet verici ama AB gibi daha çok konunun içindeki
topluluğun geride kalmasına da üzülüyorum'' ifadesini kullandı.
Gül: Bu bir eylem planı
değil, daha çok yol gündemi
Ortak basın açıklamasında Abdullah Gül, Türkiye ile
ABD'nin neden stratejik ortak vizyon belgesine ihtiyaç duyduğu yönündeki
soruya karşılık, Türkiye ile ABD'nin uzun bir geçmişi olan
ilişkilere sahip olduğunu belirtti ve iki ülkenin
paylaştığı demokrasi, insan hakları, serbest pazar
ekonomisi gibi değerleri, tüm dünyada Türkiye ile ABD arasındaki
yakın işbirliğini kağıt üzerine döküp referans olarak
kabul etmenin yararlı olduğunu düşündüklerini kaydetti.
Gül, ABD'deki temaslarının kendisini, iki ülkenin
ilişkilerinin sağlam temele dayalı ortaklık, karşılıklı
işbirliği ruhu içinde olduğunu bir kez daha teyit ettiklerini
söyledi. ABD ile üzerinde mutabakata varılan ortak vizyon belgesinin, iki
ülke arasındaki diyalogu yapısal duruma getirdiğini belirten Gül,
''Bu bir eylem planı değil. Daha çok bir yol gündemi. Yoğun bir
diyalog başlatıyor'' dedi.
Rice: Türkiye'nin bölgedeki
girişimleri memnuniyet verici
ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice da, ortak
basın açıklamasında, iki ülke ilişkilerinin
''karşılıklı güvene'' dayandığını dile
getirerek, Türkiye ile ortak vizyon belgesi sayesinde her iki ülkenin
insanlarının, ilişkilerin ne denli ''derin ve geniş
temelli'' olduğunu görmesinin kolaylaşacağını
kaydetti.
Rice, iki ülke ilişkilerinin ''güçlü dostluk, stratejik
ilişki ve ortak değerlere bağlılık'' temelinde
sürdüğünü vurguladı. Türk-ABD ilişkilerinde stratejik vizyon
belgesinin bölgesel ve küresel istikrara büyük katkıda
bulunacağını kaydeden Rice, ''Ortadoğu'daki konuları
konuştuk. Gül'ün İran'ı, uluslararası toplumun bu sorunu
diplomatik olarak çözme önerisini kabul etmesi yönünde ikna etmek için
yaptıkları konusunda bilgi aldım. Şunu söylemek istiyorum
ki Gül,
Afganistan ve Irak gibi genç demokrasilerin desteklenmesinde hep öne
çıktı. Bunun için kendisine teşekkür ederim'' diye konuştu.
PKK terörü konusundaki bir soruya karşılık Rice,
ABD'nin PKK'yı terörist bir örgüt olarak nitelediğini ve bu yönde
Türkiye ile beraber etkin olarak çalıştığını
hatırlattı. Rice, Türkiye'yi ziyareti sırasında da ifade
ettiği gibi hiç kimsenin, PKK'nın özellikle de Kuzey Irak'tan
Türkiye'ye saldırı düzenlemesini istemediğini vurguladı.
Türkiye'nin Şam'a mesajı
Rice, bir soru üzerine, Ortadoğu'da İsrail ile Filistin
arasında tırmanan gerginlik dolayısıyla Türkiye'nin,
Şam nezdinde yaptığı girişimler dolayısıyla
Gül'e teşekkür ettiğini kaydetti.
Rice, Suriye hükümetinin, kaçırılan İsrailli askerin
serbest bırakılması konusunda yapabileceği şeyler
bulunduğunu belirterek, ''Suriye, bu konuda şimdi harekete geçmeli''
diye konuştu.
''Türkiye'nin Şam'da yaptığı çok
yardımcıydı. Suriye de bu konunun çözülmesi için tüm
olanaklarını kullanmalı'' diyen Rice, Gazze'deki durumun gergin
olduğunu ve ABD'nin de İsrail'i sürekli olarak ılımlı
davranmaya çağırdığını anlattı. ABD'nin,
Filistin halkına yardım etmek istediğini ve insani yardımın
ulaştırılması, elektriğin geri dönmesi
için yolun açılması yönünde çaba gösterdiğini belirten
Rice, Hamas'ın da üzerine düşeni yapması gerektiğini
söyledi.
Rice, ''Hamas, bu sorunun temel nedenine çözüm getirmeli. O da
İsrailli askerin serbest bırakılmasıdır'' dedi.
İran
Rice, İran'ın nükleer silah arayışıyla ilgili
bir başka soruya karşılık, eğer İran süreci
aksatmaya çalışıyorsa, bu çabalarının
işlemeyeceğini söyledi. ABD Dışişleri Bakanı,
''Müzakere sürecinin açık olduğunu şimdi görmeliyiz'' diye
konuştu. Bugün dünyada birçok meslektaşıyla İran konusunda
görüşmeleri sürdüreceğini belirten Rice,
bu ayın ortasından önce İran'dan bir yanıt alma
beklentisinin halen sürdüğünü sözlerine ekledi.
Ortak strateji belgesi
''Türk-ABD stratejik ortaklığını ileri götürmek
için ortak vizyon ve yapılandırılmış diyalog''
başlığını taşıyan belgede, ''bölgesel ve
küresel hedeflerimiz bağlamında aynı değerler ve idealler
bütününü paylaşıyoruz. Bunlar: barış, demokrasi, özgürlük
ve refahın geliştirilmesidir. Bu nedenle Türkiye ve ABD, birlikte
çaba harcamalarını gerekli kılan ortak sınamalar ve
fırsatlarla karşı karşıyadır. İstişare
ve işbirliğine dönük ortak gündemimizin unsurlarını bu
sınama ve fırsatlar şekillendirmektedir'' denildi.
Belgede, ''ortak vizyonumuzu etkin işbirliği ve
yapılandırılmış diyalog yoluyla müşterek çabalara
dönüştürmek hususunda anlaşmış bulunmaktayız''
denilirken, Türkiye ve ABD'nin birlikte çalışmayı taahhüt
ettiği konular şöyle sıralandı:
''Geniş Ortadoğu'da barış ve istikrarın
demokrasi yoluyla yaygınlaştırılması,
İsrail-Filistin ihtilafının iki-devletli çözüm temelinde halli
dahil, Arap-İsrail ihtilafının kalıcı çözümüne yönelik
uluslararası çabaların desteklenmesi, birleşik bir Irak'ta
istikrarın, demokrasinin ve refahın teşvik edilmesi,
İran'ın nükleer programına ilişkin son 5+1 (BM Güvenlik
Konseyi'nin 5 daimi üyesi ve Almanya) girişimi dahil diplomatik
çabaların desteklenmesi, Karadeniz bölgesi, Kafkaslar, Orta Asya ve
Afganistan'da istikrar, demokrasi ve refaha katkıda bulunulması,
Kıbrıs sorununa BM gözetimi altında adil ve kalıcı,
kapsamlı ve karşılıklı olarak kabul edilebilecek bir
çözüm sağlanmasının desteklenmesi ve bu bağlamda
Kıbrıs Türklerinin üzerindeki izolasyonun
kaldırılması, enerji güvenliğinin, kaynak ve
güzergahların Hazar havzasından olanları da dahil olmak üzere
çeşitlendirilmesi suretiyle geliştirilmesi, Transatlantik
ilişkilerin güçlendirilmesi ve NATO'nun dönüşümü, PKK ve buna
bağlı örgütlerle mücadele dahil olmak üzere terörizme karşı
konulması, kitle imha silahlarının yayılmasının
önlenmesi, insan ticareti, uyuşturucu ve silah
kaçakçılığı ile mücadele edilmesi, dinler ve kültürler
içinde ve arasında anlayış, saygı ve hoşgörünün
artırılması, uluslararası sınamalara ve ortak
endişe kaynağı olan krizlere çözüm bulunmasında etkin çok
taraflı çabaların birlikte teşvik edilmesi, ABD'nin
Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne üyeliğini ve sürmekte olan
üyelik sürecini kuvvetle desteklemesi, danışma ve
işbirliğinin, ekonomik ve ticari ilişkiler ve
yatırımlar; savunma ve askeri işbirliği; bilim ve
teknolojiyle kamu diplomasisi çabaları ve değişimleri başta
olmak üzere güçlendirilmiş ikili ilişkilerin kapsanması.''
"Yapılandırılmış diyalog''
Belgede ''yapılandırılmış diyalog''
başlığı altındaki bölümde ise, Türkiye ve ABD'nin
çeşitli düzeylerde birçok danışma kanalını kullanmakta
olduğu ve stratejik ortaklığı daha etkin ve sonuca yönelik
kılacak daha yapılandırılmış çerçeveyi
geliştirmenin zamanının geldiği ifade edildi.
İki ülke arasında varolan Yüksek Düzeyli Savunma Grubu,
Ekonomik Ortaklık Konseyi ile Ticaret ve Yatırım Çerçeve
Anlaşması danışma mekanizmalarına ek olarak, birbirini
destekleyici nitelikte dört mekanizma oluşturulması hususu belgede
yer aldı. Buna göre, iki ülke arasında birinci mekanizma, ortak ilgi
alanlarına ilişkin uygun görülecek sıklıkta düzenlenecek
''uzman düzeyinde danışmalar'' olacak. İkinci mekanizma ise,
siyaset planlama birimleri arasında düzenli toplantılar
yapılarak, yaklaşımlar, yönelimler ve gelişmeler stratejik
bir açıdan irdelenecek ve izlenecek politikalar için önerilerde
bulunulacak olunan ''siyaset planlama danışmaları'' olarak yer
alacak.
Üçüncü mekanizma ise, ''geniş tabanlı diyalog''
adını taşıyor. Bu mekanizma ise, ''
İlişkilerimizin kapsamını geliştirmek ve
çeşitlendirmek konusundaki kararlılığımız
çerçevesinde, iş grupları, medya, sivil toplum, bilim adamları
ve mühendisler, akademisyenler, düşünce kuruluşları,
eğitmenler ve öğrenciler arasında ikili düzeydeki değişimleri
etkin şekilde teşvik edeceğiz. Türkiye Büyük Millet Meclisi ile
ABD Kongresi arasında diyalog fırsatlarını da
özendireceğiz'' ifadeleriyle tanımlanıyor.
Dördüncü mekanizma ise, ''yüksek düzeyli gözden geçirme''
adını taşıyor. Bu mekanizmaya göre ise, kapsamlı ve
zamanlı değerlendirme ve yönlendirme sağlamak için, yılda
en az bir kez, Müsteşar düzeyinde gözden geçirme çalışması
yapılacak.
Belgede son olarak, ''Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri
Bakanı ve ABD Dışişleri Bakanı, bu ortak vizyon ve
yapılandırılmış diyalogu geliştirmek için düzenli
temaslarını, gerektikçe sürdüreceklerdir''
ifadesi yer aldı.
KIBRIS 06/07/06
Kıbrıs Gambari'yi bekliyor
Kıbrıs'ta taraflarla temaslarda bulunmak amacıyla bugün
adaya gelecek olan BM Genel Sekreteri'nin Siyasi İşlerden Sorumlu
Yardımcısı Gambari'nin resmi ziyaret programı
açıklandı
YARIN SADECE GÜNEY'DE TEMASLARDA BULUNACAK... Yarın sadece Güney
Kıbrıs'ta temaslarda bulunacak olan ve bu çerçevede sabah 08.30'da
Papadopulos'la ikinci bir görüşme gerçekleştirecek olan Gambari, bu
görüşmenin ardından saat 10.00'da ana muhalefet DİSİ
partisi Genel Başkanı Nikos Anastasiades, 11.00'de ise AKEL Genel
Sekreteri, Rum Meclis Başkanı Dimitris Hristofyas'la bir araya
gelecek. Gambari, Anastasiades'le DİSİ Genel Merkezi'nde,
Hristofyas'la Rum Meclisi'nde görüşecek
Kıbrıs'ta taraflarla temaslarda bulunmak amacıyla bugün
adaya gelecek olan Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Kofi
Annan'ın Siyasi İşlerden Sorumlu Yardımcısı
İbrahim Gambari'nin resmi ziyaret programı açıklandı.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Rum Yönetimi
Başkanı Tasos Papadopulos'la iki kez ayrı ayrı
görüşecek olan Gambari'nin programında, Talat-Papadopulos
görüşmesi öngörülmüyor. Ancak Gambari'nin programına yer verilen
Kıbrıs'taki BM Barış Gücü (UNFICYP)
açıklamasında, Gambari'nin resmi ziyaret programında
değişiklik olması halinde, basının
bilgilendirileceği ifade edildi.
UNFICYP'ten yapılan açıklamaya göre, Atina
temaslarını tamamlamasının ardından bugün saat
11.10'da adaya gelecek olan Gambari, saat 12.00'de Rum Yönetimi
Başkanı Tasos Papadopulos'la görüşecek.
Gambari, bugün öğleden sonra ise Cumhurbaşkanı Mehmet
Ali Talat tarafından kabul edilecek. Görüşme, saat 15.00'te
Cumhurbaşkanlığı'nda yer alacak.
Yarın sadece Güney Kıbrıs'ta temaslarda bulunacak olan
ve bu çerçevede sabah 08.30'da Papadopulos'la ikinci bir görüşme gerçekleştirecek
olan Gambari, bu görüşmenin ardından saat 10.00'da ana muhalefet
DİSİ partisi Genel Başkanı Nikos Anastasiades, 11.00'de ise
AKEL Genel Sekreteri, Rum Meclis Başkanı Dimitris Hristofyas'la bir
araya gelecek. Gambari, Anastasiades'le DİSİ Genel Merkezi'nde,
Hristofyas'la Rum Meclisi'nde görüşecek.
Kıbrıs Türk tarafındaki temasları
Güney Kıbrıs temaslarını tamamlamasının
ardından 8 Temmuz Cumartesi yeniden Kıbrıs Türk tarafına
geçecek olan Gambari, Cumhurbaşkanı Talat'la ikinci bir görüşme
yapacak. Cumhurbaşkanlığı'nda yer alacak görüşme saat
13.00'te başlayacak.
İbrahim Gambari bu arada, Talat'la görüşmesi öncesinde ana
muhalefet partisi Ulusal Birlik Partisi'nin (UBP) Genel Başkanı
Hüseyin Özgürgün'le 45 dakika süren bir görüşme yapacak. Gambari-Özgürgün
görüşmesi, saat 12.15'te UBP Genel Merkez Binası'nda
gerçekleşecek.
BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Siyasi İşlerden
Sorumlu Yardımcısı Gambari, temaslarını
tamamlamasının ardından 9 Temmuz Pazar saat 09.15'te adadan
ayrılacak.
KIBRIS 06/07/06
Rum televizyonu,
Kanal T'nin yayınlarını bozdu
Rum komünist partisi AKEL'e ait Plus TV'nin, Kanal T'yi engelleyecek
şekilde ayni frekanstan yayına başlaması tüm kesimlerde
tepkiye yol açtı.
Lefkoşa Bölgesinde 49. frekansı kullanarak yayına
başlayan Plus TV, ayni kanaldan kesintisiz 10 yıldır yayın
yapan Kanal T'nin yayınlarını bozmaya başladı.
Başbakan Ferdi Sabit Soyer, yeni yayına başlayan bir
Rum televizyonuna Kanal T'nin yayın yaptığı frekansın
verilmesinin ve bu kanalın daha güçlü yayınla Kanal T'nin yayınını
engellemesini "Kıbrıs Türklerinin sesini boğma" olarak
niteledi.
Kanal T yönetim Kurulu Başkanı Ersin Tatar ise
yaptığı açıklamada, Kanal T'nin dün yayına
başlayan Plus TV tarafından susturulduğunu ifade ederek, söz
konusu sorunun giderilmesi için Rum yetkililerle yapılan görüşmelerin
yanıtsız kaldığını vurguladı.
Kıbrıs Türk Gazeteciler Cemiyeti, Kanal T'yi engelleyecek
şekilde bir Rum televizyonunun aynı frekanstan yayına
başlamasının kabul edilemeyeceğini bildirdi.
Gereken önlemler alınacak
Başbakan Ferdi Sabit Soyer, yeni yayına başlayan bir
Rum televizyonuna Kanal T'nin yayın yaptığı frekansın
verilmesinin ve bu kanalın daha güçlü yayınla Kanal T'nin
yayınını engellemesini "Kıbrıs Türklerinin sesini
boğma" olarak niteledi.
Başbakan Soyer dün düzenlediği basın
toplantısında, Kanal T'ye yönelik bu davranışın kabul
edilemez olduğunu belirtti ve bu konudaki görüşmelerde bir
gelişme sağlanamadığını söyledi.
Rum kesiminde yayın yapmaya başlayan bir kuruluşun
Kanal T'nin frekansını güçlü bir şekilde kullanarak televizyon
kanalının yayınını engellediğini belirten
Başbakan Soyer, bu durumu "Kıbrıs Türk sesini
boğma" olarak tanımladı. Kanal T'nin yayınına
kesintisiz devam etmesi için Yayın Yüksek Kurulu ile BRT'nin gerekli
düzenlemeleri yaptığını söyleyen Soyer, "Yayın
politikası ne olursa olsun, hiçbir şekilde hiçbir televizyon
kuruluşumuzun enformasyon alanında böyle bir saldırı
altında asla yalnız bırakılmayacağının
açık mesajını veriyorum" dedi.
Başbakan Soyer, "Kıbrıs Türk halkını
enformasyon alanında boğmaya yönelik bu girişimi kendi
dinamizmimizle aşmaya çalışacağız" diye de
ekledi.
Tatar: Kıbrıs Türküne yönelik büyük hakaret
Ersin Tatar, Kanal T'nin Lefkoşa bölgesinde 10 yıldır
49. frekanstan kesintisiz yayın yaptığını ifade
ederek, "Kıbrıs Türkü'nün ilk özel televizyonu olan Kanal T dün
yayına geçen ve AKEL partisine ait Plus TV yayınlarıyla
susturulmuştur" dedi.
Tatar yaptığı açıklamada, Plus TV'nin deneme
yayınlarına başlamasıyla, gelen tehlikeyi önlemek için Rum
yetkililer ile görüşme yaptıklarını, ama yanıtsız
bırakıldıklarına dikkat çekti.
"Plus TV'nin bu şekilde yayına geçmesi hiçbir iyi
niyetle bağdaşmadığı gibi bize göre Kıbrıs
Türkü'ne yönelik büyük bir hakarettir" diye konuşan Ersin Tatar,
Kanal T'nin en ağır şartlarda bile yayınlarına devam
edeceğini kaydetti.
Tatar sözlerini tamamlarken, Kanal T'ye yeni bir frekans verilmesi
hususunda, Yayın Yüksek Kurulu'ndan yanıt beklediklerini ve tüm
devlet birimlerini uğranılan haksızlık
karşısında tepkilerini en sert şekilde dile getirmeleri
gerektiğini sözlerine ekledi.
Tümerkan: Hükümet hemen adım atmalı
Cemiyet Başkanı Mete Tümerkan dün yaptığı
yazılı açıklamada, bu durumun, KKTC'deki çok seslilik ve
basın özgürlüğüne yönelik bir darbe anlamı
taşıdığına ve iletişim hakkının
engellenmesi olduğuna dikkat çekti.
Tümerkan, Kanal T'nin kullandığı ve Yayın Yüksek
Kurulu (YYK) tarafından tahsis edilen frekansın, Rum Yayın
Kurulu tarafından boş frekans olarak algılanıp, yeni
yayına başlayacak bir Rum kanalına verilmesinin doğru bir
yöntem olmadığını kaydetti.
Rum Yayın Kurulu'nun bu kararını gözden geçirmesi
gerektiğini vurgulayan Mete Tümerkan, "Bunun için de KKTC Hükümeti,
hemen ve etkin bir şekilde somut adımlar atmalı, girişimler
yapmalıdır" dedi.
Tümerkan, Kanal T'nin karşı karşıya
kaldığı sorunun, güç kullanımına dayalı
yayın susturulması olduğuna da işaret ederek, bugün,
örneği yaşanan bu olumsuzluğun yarın, diğer radyo ve
televizyonların sorunu olarak da ortaya çıkabileceğini kaydetti.
KKTC ile Rum yönetimi arasında bugüne kadar frekansların kullanımı konusunda yazılı olmasa da karşılıklı saygıya dayalı bir durumun yaşandığını ifade eden Mete Tümerkan, bu son olayın, frekans kullanımı konusunda iki taraf arasında yazılı prensiplere dayalı yeni bir düzenlemeye gidilmesi gerektiğini gösterdiğini söyledi.
KIBRIS 06/07/06
Kıbrısta
büyük buluşma yarın
Adada
temaslarda bulunan BM Genel Sekreterinin yardımcısı Gambari,
Rum yönetimi lideri Papadopulos ve KKTC Cumhurbaşkanı Talatı
yarın bir araya getireceğini açıkladı.
NTV
Güncelleme: 10:42 TSİ 07 Temmuz 2006 Cuma
LEFKOŞA
- Birleşmiş Milletler, Kıbrısta iki yılı
aşkın süredir askıda olan çözüm sürecine yeniden ivme
kazandırmak için çaba harcıyor.
Adada
taraflarla ikinci tur görüşmelere başlayan BM Genel Sekreteri Kofi
Annanın siyasi işlerden sorumlu yardımcısı
İbrahim Gambari, bu sabah Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulosla yeniden
buluştu.
Gambarinin Papadopulosla yaptığı görüşmenin
ardından, iki liderin yarın 15.30da bir araya geleceğini
açıkladı.
Görüşmede, Talatın güven artırıcı önlemlerle ilgili mektubunun
ve Papadopulosun, teknik komitelerin özlü konuları da ele alarak hemen
çalışmaya başlaması önerisinin ele alınması
bekleniyor.
Bugün Rum kesimindeki diğer siyasi parti liderleriyle de görüşecek
olan Gambari, üçlü görüşmeden önce yarın Talatla ikinci kez bir
araya gelecek.
|
Erdoğandan,
Kıbrıs mesajı Başbakan
Erdoğan, Kıbrıs konusunda AB zeminini kullanarak, Türkiyeden
tek taraflı taviz beklemenin, çözüme katkı
sağlamayacağını söyledi. |
NTV
Güncelleme: 15:55 TSI 07 Temmuz 2006 Cuma
ANKARA
- Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Avrupa Birliği büyükelçileriyle
öğle yemeğinde bir araya geldi. Başbakan Erdoğan,
Kıbrıs konusunda çözüm yerinin Birleşmiş Milletler
olduğunu yineledi.
Avrupa
Birliği büyükelçileriyle öğle yemeğinde bir araya gelen
Erdoğan, Avrupa Birliği sürecine siyaset bulaşması,
birliğin inandırıcılığını etkiliyor
dedi.
Kıbrıs konusunda adil bir yaklaşım beklediklerini söyleyen
Erdoğan, çözüm yerinin BM olduğunu belirtti. Birlik üyesi ülkeleri
de, bu çabalara destek olmaya çağırdı. Başbakan, reform
sürecinin yavaşladığına dair eleştirilerin büyük
haksızlık olduğunu söyledi.
EK
PROTOKOL TÜM ÜLKELERE UYGULANSIN
Yemekte büyükelçiler adına konuşan AB Dönem Başkanı
Finlandiyanın Ankara Büyükelçisi Maria Serenius, Ek protokolün,
ayrım gözetilmeksizin tüm ülkelere uygulanmasını bekliyoruz
dedi. Serenius, Türkiyenin bunu başaramaması durumunda, tam üyelik
sürecinin olumsuz etkileneceği uyarısında bulundu.
AB,
ŞEMDİNLİ DAVASINI İZLİYOR
Büyükelçi, ifade özgürlüğü konusunda olumlu adımlar atılmasına
rağmen, ciddi endişeler taşıdıklarını
söyledi. Sivillerin, askeri tam olarak kontrol etmesini sağlayacak
reformlara devam edilmesini isteyen büyükelçi, Şemdinli davasını
da, yakından izlediklerini vurguladı.
"Kıbrıs'ta tek taraflı taviz çözüm sağlamaz"
Fin Büyükelçi: ''Ek Protokolün uygulanmasını
bekliyoruz''
7 Temmuz, 2006 15:55:00 (TSİ) CNN TURK
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Kıbrıs
konusunun AB sürecine zarar vermemesi gerektiğini belirterek,
''Türkiye'den tek taraflı çözüm beklendiği sürece çözüm
sağlanamaz'' dedi.
Erdoğan, Avrupa
Birliği Dönem Başkanlığı'nın Finlandiya'ya
geçmesi dolayısıyla büyükelçilere verdiği yemekte,
Kıbrıs sorununu değerlendirdi.
Başbakanlık Resmi Konutu'ndaki yemekte, AB büyükelçilerine hitaben
konuşan Başbakan Erdoğan, siyasetin AB sürecine
karıştırılmamasını istedi.
''Müzakerelerin ait oldukları müktesebat temelinde yürütülmesi, siyasi
konuların bu sürece karıştırılmaması gerekir''
diyen Erdoğan, ileride benzer sıkıntılarla
karşılaşılması durumunda, Türk halkının
zihninde AB'nin inanılırlığının
zedeleneceğini kaydetti.
Erdoğan, "Kıbrıs konusunun süreci engellemesine izin
vermemeliyiz. AB zeminlerini kullanarak, Türkiye'den tek taraflı taviz
beklemek, sorunun çözümüne katkı sağlamayacaktır. sizleri
Birleşmiş Milletler çabalarına destek vermeye
çağrıyoruz" dedi.
Hazmetme kapasitesi
AB içinde genişlemeye ilişkin tartışmayı, özellikle de
'hazmetme kapasitesi' konusunda dile getirilen yaklaşımları
yakından izlediklerini belirten Erdoğan, AB'nin daha önce
yaptığı taahhütlere sadık kalacağını ifade
etmesini memnuniyetle karşıladığını bildirdi.
Erdoğan, ''komisyonun hazmetme kapasitesine ilişkin önümüzdeki
sonbaharda yayımlanması beklenen raporunun bu açıdan objektif
değerlendirmeler içereceğini ümit ediyoruz'' dedi.
AB Dönem Başkanlığı'nı üstlenen Finlandiya'nın
Ankara Büyükelçisi Maria Serenius ise, "Ek Protokolün
uygulanmasını bekliyoruz" mesajını verdi.
Serenius, "ulaştırma dahil, malların serbest
dolaşımıyla ilgili tüm engeller kaldırılmalı.
Eğer Türkiye Kıbrıs ile ilgili yükümlülüklerini uygulayamazsa,
bu üyelik sürecinin geneli üzerinde olumsuz bir etki yapacaktır. Avrupa
Birliği uygulamayı bu yıl içinde değerlendirecektir"
diye konuştu.
AB'nin genişleme konusunu aralık 2006'da ele alacağını
hatırlatan Serenius, bu çerçevede 'AB'nin hazmetme kapasitesi' üzerindeki
tartışmanın 'ne genişleme için yeni kriter
oluşturmayı ne de verilen taahhütlerden geri adım atmayı
amaçladığını' vurguladı.
Türkiye'den beklenenler
Serenius, ifade özgürlüğü alanında da hala ciddi endişeler
olduğunu, Türk Ceza Kanunu'nun AB standartlarında yeniden
düzenlenmesi gerektiğini vurguladı.
Dini özgürlükler konusunda çok fazla somut adım
atılmadığına işaret eden Büyükelçi, Müslüman olmayan
dini azınlıkların karşılaştığı
güçlüklerin giderilmesi gerektiğini vurguladı.
Asker-sivil ilişkileri konusunda reformların sürdürülmesi
gerektiğine işaret eden Serenius, Şemdinli davasına
ilişkin son kararı not ettiklerini ve davayı yakından
izlemeyi sürdüreceklerini kaydetti.
Serenius, Kürtlere ana dilde yayın hakkı verilmesi gibi kültürel
haklar konusundaki gelişmeleri takdirle
karşıladıklarını belirterek, bununla birlikte hükümeti
Güneydoğu Anadolu'daki sosyal ve ekonomik durumun geliştirilmesi
konusuna daha kapsamlı yaklaşması için cesaretlendirmek
istediklerini de ifade etti.
Türkiye - AB fiili müzakereleri başladı
AB ile Türkiye arasındaki fiili müzakereler, Kıbrıs Rum
kesiminin tüm engelleme çabalarına karşın 12 haziranda
başlamıştı.
Kıbrıslı Rumların, Türkiye ile fiili müzakerelerin 'bilim
ve araştırma' başlığında açılıp
kapanmasına yönelik itirazları, AB Genel İşler ve
Dış İlişkiler Konseyi'nde
aşılmıştı.
Son ana kadar Rum kesiminin itirazlarının giderilmesini bekleyen
Ankara, AB'nin Ortak Tutum Belgesi'ni inceledi ve Ortaklık Konseyi'ne
katılma kararı almıştı.
Bu gelişmenin ardından Dışişleri Bakanı Abdullah
Gül ve Başmüzakereci Ali Babacan, Lüksemburg'a hareket etmişti.
Kıbrıs Rum yönetimi ile varılan uzlaşmaya göre, AB'nin
müzakerelerle ilgili Ortak Tutum Belgesi'ne eklenen bazı ifadelerle fiili
müzakerelerin yolu açılmıştı.
Belgede, Gümrük Birliği ve Ek Protokol içinde olmak üzere Ortaklık
Anlaşması gereklerinin yerine getirilmesinin önemi
vurgulanmıştı.
Bu konuda sorumlulukların yerine getirilmemesi halinde bütün müzakere
sürecinin etkileneceği kaydedilen belgede, ''AB, bu çerçevede 21 eylül
2005 tarihinde Kıbrıs ile ilgili yayımladığı
deklarasyona atıfta bulunuyor'' denilmişti.
Belgede, gelişmeler çerçevesinde gerektiği takdirde fiili
müzakerelerin başlatılacağı bilim ve araştırma
faslına geri dönebileceği belirtiliyordu.
'Bilim ve araştırma' faslıyla ilgili AB müktesebatının
sınırlı olması nedeniyle fiili müzakerelerin aynı gün
açılıp kapatılmasına itiraz eden Rum kesimi, bunu 'Türk
liman ve havaalanlarının açılması ve tanınma'yla
bağlantılı hale getirmeye çalıştı.
Türkiye 3 ekimde müzakerelere başladı
Türkiye ile AB arasındaki müzakereler 3 ekim tarihinde
başlamıştı. Türkiye'nin 3 ekimde AB ile müzakerelere
başlamasından önce Avusturya'nın 'imtiyazlı ortaklık'
ta diretmesi krize neden olmuştu.
Avusturya, Müzakere Çerçeve Belgesi'ne 'imtiyazlı ortaklık'
ibaresinin girmesi için uzun süre direnmişti. 25 üyeli birlik içinde
tek kalan Avusturya'nın sonunda direnci kırılmış ve
Müzakere Çerçeve Belgesi onaylanmıştı.
Avusturya ile yürütülen pazarlıkların uzun sürmesi nedeniyle
diplomaside pek sık uygulanmayan bir kural işletildi.
Pazarlıkların yürütüldüğü Lüksemburg'ta saatler gece
yarısına iki dakika kala 23.58'de durdurulmuştu.
AB Dönem Başkanlığı'nı yürüten İngiltere, bu
süreçte Türkiye'ye önemli ölçüde destek vermişti. AB kulislerinden
sızan bilgilere göre, İngiltere'nin diplomasideki
başarısı müzakerelerin başlamasında etkili oldu.
BM'den
Kıbrıs'ta üçlü görüşme
A.A.
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Siyasi
İşlerden Sorumlu Yardımcısı İbrahim Gambari,
yarın Kıbrıs'ta üçlü görüşme yapacak.
BM Genel Sekreterinin siyasi işlerden sorumlu
yardımcısı İbrahim Gambari, KKTC Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat ile Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos'un yarın
görüşeceğini açıkladı.
Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos'la bugün ikinci kez
görüşen Gambari, Rum lideriyle görüşmesinden sonra
yaptığı açıklamada, Talat'la Papadopulos'un yarın
15:30'da bir araya geleceğini duyurdu.
Görüşme yerinin ise daha sonra
açıklanacağını belirten Gambari, Talat-Papadopulos
görüşmesinde özlü konular ile teknik komitelerin ele
alınacağını söyledi.
Temaslarına bugün Güney Kıbrıs'ta devam eden
Gambari, Rum ana muhalefet partisi Demokratik Seferberlik Partisinin
(DİSİ) Genel Başkanı Nikos Anastasiadis ile Rum Meclis
Başkanı ve AKEL Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas'la
görüşecek.
RUMLAR: HAZIRIZ
Bu arada Kıbrıs Yönetimi Lideri Tassos Papadopulos, BM Genel
Sekreterinin Siyasi İşler Sorumlusu İbrahim Gambariyle Rum
Cumhurbaşkanlığı Sarayında dün
gerçekleştirdiği görüşmesinde, BM gözetiminde görüşmelere
hazır olduğunu, ancak görüşmeler başlamadan iyi
hazırlık yapılması gerektiğini söyledi.
Papadopulosun
Temsilcisi ve Rum Hükümet Sözcüsü Hristodoulos Pashiardis konuyla ilgili
yazılı bir açıklama yaparak görüşmenin iyi bir havada
geçtiğini, yararlı ve yapıcı olduğunu bildirdi.
Görüşmede
öneriler ve görüşme yolunu açacak olasılıklar konusunun ele
alındığını belirten Pashiardis,
"Cumhurbaşkanı Papadopulos bizim görüşlerimizin bir
analizini yaptı ve Sayın Gambariye BM gözetiminde yapılacak bir
görüşmeye katılmaya hazır olduğunu söyledi" dedi.
Rum
Hükümet Sözcüsü, Rum Yönetimi Liderinin, BM Genel Sekreterinin de
belirttiği gibi görüşmelerin başlayabilmesi için gerekli ön
hazırlık çalışmalarına ihtiyaç olduğunu
tekrarladığını söyledi.
HURRIYET 07/07/06
Kıbrıs
kötü bir fıkra gibi
|
|
Gazeteciler,
Papadopulos ve Talat'ın iki yıldan beri ilk görüşmesi
hakkında 'gerekenleri' söyledi. Ama perde arkasına
sıkıntı hâkimdi, Kıbrıs değişmiyor
07/07/2006
RADIKAL
Lefterİs
Adİlİnİs
Tasos Papadopulos'la Mehmet Ali Talat arasındaki yüz
yüze görüşmenin, Kıbrıs BM temsilcisi Michael Möller'in
ikametgâhı dışında bekleyen biz gazetecilere göre iki yüzü
vardı. Biri, bütün klişelerin kullanılmasını
gerektiren resmi, 'aktarılabilir' yorumdu. Bu önemli bir görüşmeydi
mesela, bunu söyledik. İki liderin iki yıldır
yaptığı ilk görüşmeydi. Kayıplar gibi
'yakıcı' bir konu hakkında... Kıbrıs sorunu da
görüşüldü. En azından teknik komiteler...
Sonuç ortaktı: Ortak zemin bulunmamıştı. Herkes
kendi havasındaydı.
Liderlerin geliş ve gidişlerini coşkuyla izledik. Talat'ın
arabasının sahte devletin sembollerini taşıyıp
taşımadığına özen gösterdik. Taşıyordu. Bunu
söyleyip rahatladık. Sonra protokol konusu vardı. Önce Talat, sonra
Papadopulos geldi. Olması gerektiği gibi... Hep olduğu gibi...
Değişiklik yoktu. Açıklamaları ilgiyle yorumladık.
Halkı bilgilendirdik. Bunlar perde önünde yaşananlardı.
Asıl durum farklıydı. Sıkıntı ve usanç hâkimdi.
Kimse görüşmeden bir şey beklemiyordu. Yani önceden bilmediğimiz
bir şey... Kayıplar konusu zaten ele alınıyordu. Bunu
görüşmeye gerek yoktu ki. Bu nedenle her zamanki gibi bunu fıkraya
dönüştürdük.
Oradaki gazetecilerin çoğu bu tür görüşmelerin emektarıydı.
Liderler temaslara gidip gelirken, anlatılmayan olayların
sayısı çoktur. En sonunda tek bunlar hatırlanır. Çünkü
onlarca yıldır başrol oyuncularının temasları
sonuçsuz sona eriyor. Biri bir anda büyüyü bozuyor. Bir nokta, bir virgül, bir
ifade... Yabancıların başlattığı her süreci
havaya uçuracak bir şey hep bulunuyor. Gazeteciler de alaycı oldu.
İlerleme görmüyoruz. Birçok kişi bir şey olmasını
istemiyor zaten. Tıpkı toplumun önemli kesimi gibi, ki bizim
onları bilgilendirdiğimiz varsayılıyor. Bizim için bir
şey kaldı: Her görüşmenin fıkraları... Ertesi gün
anlatabilmek için bunları topluyoruz.
(Rum gazetesi Politis, 4 Temmuz 2006)
RADIKAL 07/07/06
Kıbrıs
sabır istiyor, ısrarlıyız,görüşmelerde
kararlıyız
Türkiye Dışişleri Bakanı Gül, ABD
Dışişleri Bakanı Rice'la temaslarını Türk
basınına değerlendirdi:
Kıbrıs sabır istiyor,
ısrarlıyız,görüşmelerde kararlıyız
ABD ÇABALARINI ARTIRACAK... Türkiye Dışişleri
Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül,
Kıbrıs konusunun sabır istediğini, Türk tarafının
görüşmelerde ısrarlı olduğunu vurguladı. Gül,
"Kıbrıs sabır istiyor. Israrlıyız,
görüşmelerde kararlıyız. Önemli olan haklı davayı
herkese anlatabilmek. Sabır, iyi üslup, ısrar gerekli" dedi.
Gül, Kıbrıs konusunda ABD'nin desteğini esirgemediğini,
ABD'nin çabalarının daha da artacağını söyledi
Türkiye Dışişleri Bakanı ve Başbakan
Yardımcısı Abdullah Gül, Kıbrıs konusunun sabır
istediğini, Türk tarafının görüşmelerde ısrarlı
olduğunu vurguladı. Gül, "Kıbrıs sabır istiyor.
Israrlıyız, görüşmelerde kararlıyız. Önemli olan haklı
davayı herkese anlatabilmek. Sabır, iyi üslup, ısrar
gerekli" dedi.
A.A'nın haberine göre ABD Dışişleri Bakanı
Condoleezza Rice ile ortak basın toplantısının
ardından Türk basınına temaslarını değerlendirdi.
Değerlendirmede Kıbrıs konusundaki bir soruya
karşılık Gül, "Kıbrıs sabır istiyor.
Israrlıyız, görüşmelerde kararlıyız. Önemli olan
haklı davayı herkese anlatabilmek. Sabır, iyi üslup, ısrar
gerekli" diye konuştu. Kıbrıs konusunda ABD'nin
desteğini esirgemediğini belirten Gül, ABD'den çabaların daha da
artacağını söyledi.
Gül, bir başka soru üzerine de, Türkiye ile ABD'nin, Irak'ın
toprak bütünlüğü, siyasal birliği ve istikrarını ortak
hedef olarak gördüğünü bildirdi. Gül, Rice ile görüşmesinde, Ermeni
lobisinin ABD'deki tutumu konusunu da ele aldıklarını ve bir
Ermeni tasarısının ABD'de kabul edilmemesi için herkesin elinden
geleni yapması gerektiğini ifade ettiğini anlattı.
Türk-Rus ilişkilerinin son dönemde gelişmesinin Washington
temaslarında gündeme gelip gelmediği sorusuna karşılık
Gül, "Rusya ile ilişkileri burada konuşmadık" dedi.
Gül, Rusya ile ilişkileri geliştirmekten Türkiye'nin memnuniyet
duyduğunu ifade etti ve Türkiye'nin de Avrasya'nın bir parçası
olarak bu ilişkileri geliştirmesinin normal olduğunu sözlerine
ekledi.
Gül, daha sonra otelde ABD'deki Musevi lobisinin temsilcilerini kabul
ederek bir süre görüştü.
Türkiye zayıf bir zincirin
halkası olarak düşünülmüyor
Gül, ABD'nin, piyasalardaki son dalgalanmalarla
yapısının güçlü olduğunu gösteren Türkiye'nin,
"artık zayıf bir zincirin halkası olarak
düşünülmediği" mesajını verdiğini de söyledi.
Gül, ABD Hazine Bakanlığı'nın uluslararası
ilişkilerden sorumlu müsteşarı Tim Adams'ın kendisini
otelinde ziyarete geldiğini bildirdi.
Gül, piyasalarda son dalgalanmaların dışardan
kaynaklandığı ve yapısı güçlü Türk ekonomisinin bunun
üstesinden geldiği kanısının Adams tarafından
iletildiğini söyledi.
Gül ayrıca Adams'ın, "Türkiye, zayıf bir zincirin
halkası olarak düşünülmüyor" mesajını verdiğini
ve kendisinin de IMF ve Dünya Bankası'nın 2009 toplantısı
için İstanbul'un talip olduğunu ilettiğini söyledi.
Adams'ın, Türkiye'nin ekonomik olarak güçlü olduğu ve dünyaya güven
verdiğini söylediğini anlatan Gül, kendisinin de ekonomik
reformlardaki kararlılığı ifade ettiğini kaydetti.
ABD'deki temaslarında, ilişkilerinin öneminin bir kez daha
teyit edildiğini anlatan Gül, "İlişkilerimiz çok daha
sıhhatli ve güçlü" derken, iki ülkenin kabul ettiği stratejik
ortak vizyon belgesinin, bir referans olarak yardımcı
olacağını vurguladı.
Ele alınan konular arasında Gül; İran, Irak, terörle
mücadele, PKK konusunun Türkiye için önemi, Ortadoğu sorunu ve
İsrail-Filistin arasındaki son gerginlik, Kıbrıs,
izolasyonlara son verilmesi, Ermeni iddialarını içeren tasarılar
ve Şam'da Ortadoğu sorunuyla ilgili son temaslar, Bakü-Tiflis-Ceyhan
boru hattı, Samsun-Ceyhan hattı, Türkiye'nin son dönemdeki ekonomik
performansı, Türkiye'nin AB ile ilişkileri, ikili, bölgesel ve
uluslararası konularda Türkiye'nin katkılarını saydı. Gül,
ikili ilişkilerin geliştirilmesi için karşılıklı
güvenin öneminin vurgulandığını da kaydetti.
Baykal
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal'ın, ABD ile Türkiye
arasında kabul edilen mutabakatı "teslimiyet belgesi"
olarak nitelediği yönündeki bir soru üzerine Gül, böyle bir soruya hiç
yanıt vermek istemediğini söyledi. Gül, Baykal'ın yorumunun,
belgeyi görmeden, gazete haberlerine dayandığını
sandığını belirterek, "Eminim görünce kendisi de
anlayacaktır" dedi.
Şam'a, Başbakanlık Danışmanı Büyükelçi
Ahmet Davudoğlu'nun özel temsilci olarak düzenlediği ziyarete
ilişkin sorular üzerine Gül, 3 ay önce bölgede yeni bir siyasal gerçeklik
ortaya çıktığında, gerginliğin tırmanmaması
yönünde adım atılması için Türkiye'nin girişimde
bulunduğunu belirtirken, "Ne yazık ki 3 ay sonra durum,
öngördüğümüz gibi oldu" dedi. Gül, talepler üzerine Türkiye'nin
Şam nezdinde girişimde bulunmayı uygun gördüğünü bildirdi
ve Davudoğlu'nun, Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esad
ile yaptığı görüşmenin olumlu geçtiğini kaydetti.
Bir gazetede, Davudoğlu'nun Esad ile görüşmesine, Şam
Büyükelçisi'nin alınmadığı yönünde yayınlanan haberin
sorulması üzerine Gül, Davudoğlu'nun zaten Başbakan'dan özel
mesaj gönderdiğini ve görüşmenin başında büyükelçinin
bulunduğunu, ancak belli bir noktadan sonra ikili görüşmenin
sürdüğünü, Davudoğlu'nun, görüşme notlarını
büyükelçiliğe ilettiğini anlattı.
İsrail-Filistin
İsrail-Filistin arasındaki son gerginliğin nasıl
çözülebileceği yönündeki soruya karşılık Gül, "Bizim
pozisyonumuz açık. Önce bu olayın tırmanmaması gerek.
Herkes elinden geleni yapmalı ve barış sürecine girilmeli"
dedi. Gül, önce seçilmiş bakanların serbest
bırakılması, Gazze'deki operasyonların durdurulması,
kaçırılan askerin serbest bırakılması
gerektiğini, bu sayede yeni bir iklim oluşturulacağını
ve her iki toplumun da iki devletli beraber yaşanacak çözümü kabul etmesi
gerektiğini vurguladı.
KIBRIS 07/07/06
Türk tarafından yeni öneriler
TÜRK TARAFINDAN YENİ ÖNERİLER
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Erçakıca,
Cumhurbaşkanı Talat'ın, Gambari'ye BM Genel Sekreteri'ne hitaben
yazılmış ve güven artırıcı önlemler öneren bir
mektup verdiğini açıkladı. Erçakıca, Türk
tarafının, Kıbrıs sorununa BM gözetiminde yapılacak
görüşmelerle Annan planı temelinde kapsamlı bir çözüm bulunması
için çalışmaya hazır olduğunu ifade ettiğini belirtti
TALAT: "ERKEN BİR ÇÖZÜM İÇİN BM'DEN
GİRİŞİM BEKLİYORUZ" Cumhurbaşkanı
Talat, Türk tarafının görüşlerini ve mesajlarını
Gambari'ye ilettiklerini ve Kıbrıs'ta erken bir çözümün
sağlanması için BM'den girişim beklediklerini söyledi.
Zorlukların ve sorunların arttığını ifade eden
Cumhurbaşkanı Talat, görüşmede Kıbrıs'ta acilen bir
çözüme ihtiyaç duyduklarını, çünkü zaman geçtikçe sorunların
aşılmasının daha da zorlaşacağını
anlattıklarını belirtti
"GAMBARİ: BİR ÇOK KONU AYDINLATILDI... İbrahim
Gambari, birçok konunun aydınlatıldığını ifade
ederek, BM Genel Sekreteri'ne Kıbrıs sorununa kapsamlı bir çözüm
bulunması için görüşmelerin başlaması amacıyla bir
rapor sunacağını, bu görüşmelerden edindiği
bilgilerin, süreci ileriye götürmek için bir takım önerilerin de yer
alacağı bu raporuna yardımcı olacağını ifade
etti
Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri'nin Siyasi
İşlerden Sorumlu Yardımcısı İbrahim Gambari, ,
Kıbrıs konusunda nabız yoklamak için
başlattığı Kıbrıs turunun son ayağı
olan Lefkoşa'da dün Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Rum
yönetimi başkanı Tasos Papadopulos'la ayrı ayrı
görüştü.
Ankara ve Atina'dan sonra Lefkoşa'da temaslarda bulunan Gambari,
adadaki temasları çerçevesinde ilk olarak Kıbrıs Rum toplumu
lideri Tassos Papadopulos'la bir araya geldi. Gambari daha sonra
Cumhurbaşkanı Talat'la görüştü..
İbrahim Gambari, Papadopulos ile görüşmesinden sonra
yaptığı açıklamada, Kıbrıs konusunda hangi
zeminde ileriye gidilebileceğini, adadaki temaslarından sonra bir
rapor halinde BM Genel Sekreteri Kofi Annan'a sunacağını
açıkladı.
Rum Hükümet Sözcüsü Paşardis ise, Papadopulos'un "BM
şemsiyesi altında özlü görüşmelere hazır olduklarına
güvence verdiğini" belirtti. Sözcü Paşardis, Papadopulos'un,
ancak bu görüşmeler için ön hazırlıklar ve
çalışmaların yapılması gerektiğini
vurguladı.
Talat ile görüşmesinin ardından yaptığı
açıklamada ise Gambari, birçok konunun
aydınlatıldığını ifade ederek, BM Genel
Sekreteri'ne Kıbrıs sorununa kapsamlı bir çözüm bulunması
için görüşmelerin başlaması amacıyla bir rapor
sunacağını, bu görüşmelerden edindiği bilgilerin,
süreci ileriye götürmek için bir takım önerilerin de yer alacağı
bu raporuna yardımcı olacağını ifade etti.
Cumhurbaşkanı Talat, Türk tarafının
görüşlerini ve mesajlarını Gambari'ye ilettiklerini ve
Kıbrıs'ta erken bir çözümün sağlanması için BM'den
girişim beklediklerini dile getirdi. Zorlukların ve sorunların
arttığını ifade eden Cumhurbaşkanı Talat,
görüşmede Kıbrıs'ta acilen bir çözüme ihtiyaç duyduklarını
çünkü zaman geçtikçe sorunların aşılmasının daha da
zorlaşacağını anlattıklarını belirtti.
Ortak açıklamadan sonra basın mensuplarına Türk
tarafının Gambari'ye ilettiği görüşler hakkında bilgi
veren Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca,
Cumhurbaşkanı Talat'ın, İbrahim Gambari'ye BM Genel
Sekreteri Kofi Annan'a hitaben yazılmış ve güven
artırıcı önlemler öneren bir mektup verdiğini
açıkladı.
Erçakıca, "Görüşmede, Kıbrıs sorununa BM
gözetiminde yapılacak görüşmelerle Annan Planı temelinde
kapsamlı bir çözüm bulunması için çalışmaya hazır
olduğumuz ifade edildi" dedi.
Erçakıca, Talat'ın, iki tarafın görüşmeye
başlaması konusunda yeni bir öneri yaptığını da
vurguladı.
Gambari bugün sabah 08.30'da Papadopulos'la yeniden görüşecek.
Güney Kıbrıs'taki siyasilerle diğer temaslarını bugün
yapacak olan Gambari, Talat'la yarın yeniden bir araya gelecek,
ayrıca aynı gün UBP Genel Başkanı Hüseyin Özgürgün'le
görüşecek.
Gambari-Papadopulos görüşmesi
BM Genel Sekreteri'nin Siyasi İşlerden Sorumlu
Yardımcısı İbrahim Gambari, Kıbrıs
temaslarına Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'la görüşerek
başladı.
Rum Başkanlık Sarayı'na görüşme saatinden 5 dakika
önce saat 11.55'te gelen Gambari, Papadopulos tarafından kapıda
karşılandı.
Papadopulos ve Gambari, başkanlık sarayının
kapısında basına poz verdikten sonra görüşmeye geçtiler.
Görüşme öncesinde basına açıklama
yapılmayacağı belirtilirken, kameramanlar ve foto muhabirlerine
içeriden görüntü alma olanağı tanındı.
Gambari: Hangi zeminde ileri gidilebileceğini
rapor halinde Genel Sekretere sunacağım
Gambari, yaklaşık 1.5 saat süren görüşmeden
çıkışında basına kısa bir açıklama
yaptı. Gambari, Kıbrıs'a ilk kez geldiğini, ama
Kıbrıs konusunda bilgili olduğunu, Papadopulos'la çok iyi bir
görüşme yaptıklarını belirtti. Gambari, bazı
konuları açıklığa kavuşturduklarını, adada
kalacağı süredeki gelişmeleri ve hangi zeminde ileriye
gidilebileceğini, kendisini adaya gönderen BM Genel Sekreteri'ne bir rapor
halinde sunacağını kaydetti.
Paşardis: Özlü görüşmelere hazırız
Ancak ön hazırlık
şart
Rum hükümet sözcüsü Hristodulos Paşardis de görüşmeden bir
süre sonra basına açıklama yaptı. Basına Rumca
hazırlanmış yazılı açıklamayı okuyan
Paşardis, Türk basın mensuplarının isteği üzerine Rum
enformasyon memuru ile konuşarak, açıklamanın enformasyon memuru
tarafından Türkçe'ye sözlü olarak çevrilmesini sağladı.
Paşardis, açıklamasında görüşmenin çok iyi, yararlı ve
yapıcı bir ortamda geçtiğini kaydederek, Kıbrıs
konusunun bugünkü aşamasının değerlendirildiğini,
görüş alışverişinde bulunulduğunu söyledi.
Paşardis, özlü görüşmelerin başlayıp
başlayamayacağı konusunun da ele
alındığını kaydetti.
Paşardis, Papadopulos'un Rum görüşlerini Gambari'ye
aktardığını ifade ederek, Papadopulos'un "BM
şemsiyesi altında özlü görüşmelere hazır olduklarına
güvence verdiğini" belirtti. Papadopulos'un, ancak bu görüşmeler
için ön hazırlıklar ve çalışmaların
yapılması gerektiğini vurguladığını aktaran
Paşardis, bunun zaten BM Genel Sekreteri tarafından da ifade
edildiğini kaydetti.
Paşardis, görüşmelerin başarısı ve çözüm
ümidi için, soruna kapsamlı çözüm bulunması için bunun şart
olduğunu ifade etti.
Paşardis, Gambari'nin ziyareti bittikten sonra bir
değerlendirme yapılacağını kaydetti.
Talat-Gambari görüşmesi
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, BM Genel Sekreteri'nin
Siyasi İşlerden Sorumlu Yardımcısı İbrahim
Gambari'yi kabul etti.
Gambari saat 14:55'te Cumhurbaşkanı Talat'la görüşmek
üzere Cumhurbaşkanlığına geldi.
Görüşme öncesinde açıklama yapılmazken basın
mensuplarına sadece görüntü alınmasına izin verildi.
Cumhurbaşkanlığı'nda yaklaşık 1 saat 40
dakika süren ve saat 16.40'ta tamamlanan görüşmeye Başbakan Ferdi
Sabit Soyer, Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı
Raşit Pertev, Özel Kalem Müdürü Asım Akansoy, Sözcü Hasan
Erçakıca ve Koordinatör Danışmanı Hasan Sarıca da
katıldı. Görüşmede, BM Genel Sekreteri Kıbrıs Özel
Temsilcisi UNFICYP Misyon Şefi Michael Moller de hazır bulundu.
Görüşmeden çıkışta Talat ve Gambari, Türk ve Rum
basın mensuplarına İngilizce olarak kısa birer
açıklama yaptılar.
Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıs Türk
tarafının mesajlarını ve görüşlerini ilettiklerini
belirterek, dünkü görüşmenin giriş olduğunu cumartesi günkü
görüşmede daha ayrıntılı olarak konuları ele
alacaklarını kaydetti.
Gambari ise, iyi görüşmeleri hangi zeminde sürdürebileceklerini
araştırdıklarını belirtti.
Gambari: Birçok konu aydınlatıldı
İbrahim Gambari görüşmenin ardından
yaptığı açıklamada, iki liderle danışma
mahiyetindeki ilk tur görüşmelerini tamamladığını
belirterek, "Yararlı bir görüşme yaptık. Birçok konu aydınlatıldı"
dedi.
Gambari, BM Genel Sekreteri'ne Kıbrıs sorununa kapsamlı
bir çözüm bulunması için görüşmelerin başlaması
amacıyla bir rapor sunacağını, bu görüşmelerden
edindiği bilgilerin, süreci ileriye götürmek için bir takım
önerilerin de yer alacağı bu raporuna yardımcı
olacağını ifade etti.
Talat: Erken çözümün
yararına inanıyoruz
Mehmet Ali Talat, Gambari ve ekibiyle iyi bir görüşme
yaptıklarını, görüşlerini, düşüncelerini ve
mesajlarını Gambari'ye ilettiklerini ve Kıbrıs'ta erken bir
çözümün sağlanması için BM'den girişim beklediklerini dile
getirdi.
Zorlukların ve sorunların arttığını
ifade eden Cumhurbaşkanı Talat, görüşmede Kıbrıs'ta
acilen bir çözüme ihtiyaç duyduklarını çünkü zaman geçtikçe
sorunların aşılmasının daha da
zorlaşacağını anlattıklarını belirtti. Talat
"Çözümün erken gelmesi gerektiğine inanıyoruz"
şeklinde konuştu.
Görüşmelerine cumartesi devam edeceklerini belirten Talat, dün
bir başlangıç yapmaya çalıştıklarını,
cumartesi detayları ve farklı konuları konuşma
fırsatı bulacaklarını kaydetti.
Erçakıca; Gambari'ye güven artırıcı
önlemler öneren bir mektup verildi
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca,
Cumhurbaşkanı Talat'ın, İbrahim Gambari'ye BM Genel
Sekreteri Kofi Annan'a hitaben yazılmış ve güven
artırıcı önlemler öneren bir mektup verdiğini
açıkladı.
Cumhurbaşkanlığında gerçekleşen Talat-Gambari
görüşmesinin ardından basına açıklama yapan Hasan
Erçakıca, "Görüşmede, Kıbrıs sorununa BM gözetiminde
yapılacak görüşmelerle Annan Planı temelinde kapsamlı bir
çözüm bulunması için çalışmaya hazır olduğumuz ifade
edildi" dedi.
Erçakıca, Talat'ın, iki tarafın görüşmeye başlaması
konusunda yeni bir öneri yaptığını da vurguladı.
Esaslara ilişkin görüşler aktarıldı
Gambari'nin bölgeye yaptığı ziyareti Kıbrıs Türk tarafının uzun zamandır beklediğini ve memnuniyetle karşıladığını ifade eden Hasan Erçakıc