Kıbrıs planına dünyadan açık destek


31 Ocak, 2006 20:10:00 (TSİ) CNN TURK

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye'nin Kıbrıs ile ilgili Eylem Planı'nın ayrıntılarını ve dünyanın gösterdiği olumlu tepkiyi değerlendirdi.

Başbakan Erdoğan, Ulusa Sesleniş konuşmasında, hükümetin geçen günlerde Ada'da çözüme yönelik yeni bir girişim başlattığını anımsatarak, Davos'ta BM Genel Sekreteri Kofi Annan'la da ayrıntılı bir şekilde bu girişimi ele aldıklarını söyledi. 
 
BM Genel Sekreteri Annan'ın, öneriyi ciddiyetle değerlendirdiğini, diğer taraflarla yapacağı temaslardan sonra geri döneceğini söylediğini kaydeden Başbakan Erdoğan, aynı şekilde dünyanın başka ülkelerinin de başlatılan yeni girişime çok açık destek verdiğini söyledi. 
 
Bunlar arasında AB ülkelerinin, AB'nin yetkili isimlerinin ve ABD'nin de bulunduğunu ifade eden Başbakan Erdoğan, ''bu itibarla açıkladığımız Eylem Planı'nın, uluslararası alanda cesaret verici yansımaları olacağına inanıyorum'' dedi. 
 
“Türk tarafı olarak Ada'da barışı samimiyetle istiyor, adil ve kalıcı bir çözümün her iki tarafın da menfaatine olduğuna inanıyoruz” diyen Erdoğan, 10 maddeden oluşan Eylem Planı'nın ne tür öneriler getirdiğini hakkında da bilgi verdi.

Plan neler öngörüyor?  
 
Başbakan, bu paketle Türkiye'nin deniz limanlarının, 'Avrupa Topluluğu -Türkiye Gümrük Birliği kapsamındaki malların ticareti çerçevesinde' Kıbrıs Rum gemilerine açılmasına imkan tanıdıklarını kaydetti. 
 
Kıbrıs Rum havayolu taşıyıcılarının üst uçuşlar için Türk hava sahasını ve Türk havaalanlarını kullanmalarına, ilgili uluslararası kurallar ve usuller çerçevesinde izin verildiğini kaydeden Erdoğan, şöyle konuştu:
 
''Gazimagosa, Girne ve Gemikonağı dahil, Kuzey Kıbrıs'taki limanların, Kıbrıs Türk yönetimi altında malların, kişilerin ve hizmetlerin uluslararası dolaşımına açılmasını sağlıyoruz.
 
Yine Ercan Havaalanı'nın Kıbrıs Türk yönetimi altında doğrudan uçuşlara açılmasına imkan tanıyoruz. Buna karşılık Kuzey Kıbrıs'ın ekonomik bir varlık olarak AB Gümrük Birliği'ne pratik açıdan dahil edilmesi amacıyla, özel düzenlemelerin yürürlüğe girmesini talep ediyoruz. 
 
Ada'daki taraflar arasında ve taraflar ile dünyanın geri kalanı arasında ticaretin engelsiz biçimde yapılmasının sağlanmasını istiyoruz.
 
Yine Kıbrıs Türk tarafının uluslararası sportif, kültürel ve sosyal alanlardaki diğer faaliyetlere serbestçe katılabilmesinin önündeki engellerin kaldırılmasını bekliyoruz.
 
Aynı pakette uygulama için atılacak bazı somut adımlara da vurgu yapıyoruz.  Öncelikle uygulanacak eylem planına nihai şeklini vermek amacıyla,BM Genel Sekreteri'nin himayesinde bütün tarafların katılımıyla en geç mayıs veya haziran 2006'ya kadar bir üst düzey toplantı gerçekleştirilmesini bekliyoruz.
 
Bu toplantının sonuçlarının BM Genel Sekreteri tarafından BM Güvenlik Konseyi'ne sunulmasını ve uygulamayı gözetim altında tutarak Konsey'e rapor edecek bir mekanizma kurulmasını talep ediyoruz."
 
Başbakan Erdoğan konuşmasında, yeni eylem planının, hiçbir şekilde ilgili tarafların hukuki ve siyasi pozisyonlarına halel getirmeyeceğinin özellikle altını çizdi. 
 
“Kıbrıs ve AB ile ilişkiler ayrı konular”
 
Başbakan Erdoğan, Türkiye'nin AB'yle ilişkilerinin ayrı bir konu, Kıbrıs meselesinin ise bir başka konu olduğuna işaret etti. 
 
Özelde AB'nin ve genelde tüm uluslararası toplumun bu yapıcı tutuma, hakça yaklaşmasını ve desteklemesini beklediklerini ifade eden Başbakan Erdoğan,  hükümetinin KKTC'nin kurumsal yapısının güçlendirilmesi, Kıbrıs Türk halkının ekonomik refahının gelişmesi için kararlılık göstereceklerini belirtti.  
 
"Esasen KKTC'de önemli bir büyüme trendi yakalanmıştır. Nitekim son dört yıllık dönem zarfında KKTC ekonomisi yüzde 50 dolayında büyümüştür” diyen Erdoğan, bütün ülkeleri dünyada barışın tesisi için samimi gayret göstermeye çağırdı.
 
"Rum yönetiminin politikası hedefine ulaşamayacak" 
 
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, artık tüm dünyanın Kıbrıs sorununun çözümsüz kalmasında sorumluluğun, Rum tarafında olduğunu bildiğini belirterek, Rum tarafının, çözüm için çalışmak yerine, çözüm zeminini BM'den AB'ye kaydırmaya çalıştığını söyledi.
 
Rum tarafının, bundan muradının, AB'ye üyelik müzakereleri kapsamında Türkiye üzerinde baskı oluşturarak bir takım kazanımlar elde etmek olduğunu dile getiren Erdoğan, bu politikanın hedefine ulaşamayacağını söyledi.
 
"Kıbrıs Türkü uluslararası camiada daha çok hissediliyor" 

"Esasen nalıncı keseri gibi şartları sürekli kendine doğru yontan bu dayatmacı yaklaşımlar Rum tarafının da yararına olmamaktadır" diyen Erdoğan,  Ada'daki referandumlardan bu yana harcanan çabalar sonucunda Kıbrıs Türk tarafının uluslararası camiada varlığını daha fazla hissettirmeye başladığına dikkat çekti.
 
ABD kongre ve ticaret heyetlerinin, Rusya Federasyonu'ndan da büyükelçilerden oluşan bir heyetin Kuzey Kıbrıs'a gittiklerini anımsatan Başbakan Erdoğan, Azerbaycan ve Kırgızistan'dan işadamlarının ve resmi yetkililerin KKTC'yi ziyaret ettiğini, aynı şekilde KKTC'nin siyasi yetkililerinin de yurtdışında üst düzeylerde artan şekilde muhatap bulmaya başladığını söyledi. 
 
Erdoğan, İslam Konferansı Örgütü'nün de 2004 ve 2005 yılında aldığı kararlarda, Kıbrıslı Türklerin dünyayla bütünleşmeleri yönünde güçlü çağrılarda bulunarak, Kıbrıs Türk halkıyla dayanışma içerisinde olduklarını hatırlattı.

Nema ödemeleri haziranda tamamlanıyor
 
Ulusa Sesleniş konuşmasında nema ödemelerinde de değinen Başbakan, devletin verdiği sözde durması, özellikle de kendi vatandaşıyla güven bağını kaybetmemesi için hükümetinin bu ağır yükün altına girdiğini söyledi.
 
Şu ana kadar Ziraat Bankası aracılığı ile vatandaşa nema alacağı olarak ödenen tutarın, tam 10 milyar 814 milyon YTL, yani 10 katrilyon 814 trilyon Türk Lirası olduğunu bildiren Başbakan, her taksit döneminde 4 milyon 300 bin vatandaşın bankadan nema alacağını tahsil ettiğini kaydetti. 
 
Haziran 2006 itibariyle bir tek vatandaşın bile devletten tek bir kuruş nema alacağının kalmayacağını dile getiren Başbakan Erdoğan, gecikmeyle de olsa verilen sözün nihayet tutulmuş olacağını kaydetti.


ABD VE RUSYA OLUMLU

Amerika Birleşik Devletleri, Türkiye'nin yeni Kıbrıs Eylem Planı'nı övdü. ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Adam Ereli, ''Türkiye'nin önerilerinin, Kıbrıs konusundaki sıkışıklığı çözeceğini umuyoruz'' dedi.
 
Türkiye’nin Kıbrıs Eylem Planı’nda yer alan önerileri memnuniyetle karşıladıklarını ifade eden Adam Ereli, " bunların, olumlu ve ileriye dönük öneriler olduğunu düşünüyoruz'' şeklinde konuştu.  
 

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin de, Türk tarafının Kıbrıs sorununa barışçı bir çözüm sağlanması konusundaki kararlılığının ödüllendirilmesi gerektiğini belirtti.

 

Putin "bunu gerçekleştirirken Yunanistan ve Güney Kıbrıs'la olan ilişkilerimize de dikkat etmemiz gerekir" dedi.

 

Kıbrıs Rum kesimi ile vize sorununun sürdüğünü de dile getiren Putin,  Rum kesimi yönetiminin bu konuda adım atmaması halinde Rus turistlerin KKTC ve Türkiye'yi tercih edeceklerini vurguladı.

CNN TURK 01/02/06

 

Erdoğan'dan Rumlara 'eylem planı' uyarısı

01/02/06

RADİKAL - ANKARA - Başbakan Tayyip Erdoğan, Ulusa Sesleniş konuşmasında eylem planını kabul etmeye yanaşmayan Rum tarafını uyardı. Rumların şartları sürekli kendi lehlerine yontmaya çalıştıklarını ve dayatmacı bir politika izlediklerini belirten Erdoğan, "Şunu biliyoruz ki dünya haritası üzerindeki her kıvılcım gelecek için bir yangın tehlikesi olacaktır" dedi.
Erdoğan'ın dün yaptığı konuşmada Kıbrıs ile ilgili şu noktalar öne çıktı:
Çözüm yeri AB değil BM: Kıbrıs Rum tarafının olumsuz tutumuna rağmen biz çözüm perspektifimizi muhafaza ediyoruz. Şunu herkes bilmelidir ki, bu sorunun çözüm yeri BM'dir. Tüm taraflar BM Genel Sekreteri'nin çabalarına destek olmak durumundadır. BM Genel Sekreteri'nin çözüm planı da halen masadadır.
Rumların politikası yanlış: Rum tarafı, çözüm için çalışmak yerine, Kıbrıs sorununun çözüm zeminini BM'den AB'ye kaydırmaya çalışmaktadır. Bu politika yanlıştır, hedefine ulaşamayacak, barışın tesisine de yardımcı olmayacaktır.
Dayatmacı yaklaşımlar: Nalıncı keseri gibi şartları sürekli kendine doğru yontan bu dayatmacı yaklaşımlar Kıbrıs Rum tarafının da yararına olmamaktadır. Adada yapılan referandumlardan bu yana harcanan çabalar sonucunda Kıbrıs Türk tarafı uluslararası camiada varlığını daha fazla hissettirmeye ve kabul ettirmeye başlamıştır. Uluslararası camia artık Kıbrıs Türk halkına uygulanan ambargonun haksızlığını ve anlamsızlığını bilmektedir. Kıbrıs Türk halkının demokratik ve çağdaş bir devlet yapısına sahip olduğunu da görmektedir.

Putin, Rumları tehdit etti

RADIKAL 01/02/06

AA - MOSKOVA - Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Rus vatandaşlarının Kıbrıs Rum Kesimi'ni ziyaretlerde yaşadıkları vize sorunu karşısında Tasos Papadopulos yönetimine gözdağı verdi. Putin, dün Kremlin'de bir rekora imza atarak tam 3.5 saat süren yıllık başkanlık konuşmasında, Rum Yönetimi, Rus vatandaşlarına vizeyi kaldırmazsa Rus turistlerin KKTC ve Türkiye'yi tercih edeceklerini söyledi. KKTC'nin adada sorununun çözümü için izlediği politikayı 'açık ve takdire şayan' diye öven Rus lideri yine de Kıbrıs'la ilgili politikalarının değişmediğini belirtti.

Rusya Devlet Başkanı Putin, ilk kez Kuzey Kıbrıs'a destek belirtti: Kuzey Kıbrıs'ın izlediği politika takdire şayan

KUZEY KIBRIS AKTİFLEŞTİ... Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Kuzey Kıbrıs'ın son dönemde aktifleştiği izleniminin oluştuğunu söyleyerek, "Kuzey Kıbrıs'ın, Kıbrıs sorununun çözümü konusunda izlediği politika açık ve takdire şayandır" dedi

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Kuzey Kıbrıs'ın Kıbrıs sorununun çözümü konusunda izlediği politikanın açık ve takdire şayan olduğunu belirtti.

Putin, dün Kremlin'de düzenlediği basın toplantısında, bir soru üzerine, KKTC'nin son dönemde aktifleştiği izleniminin oluştuğunu söyledi.

Putin, "Kuzey Kıbrıs'ın bu alandaki politikası çok açıktır ve takdire şayandır" dedi.

Rusya'nın Kıbrıs konusundaki politikasında değişiklik olmadığını da ifade eden Putin, Moskova'nın BM Genel Sekreteri ile bu alanda işbirliğine devam edeceğini bildirdi.

Putin, bir başka soru üzerine, Kıbrıs Rum kesimi ile vize sorununun sürdüğünü kaydetti.

"Rus turistler Kuzey

Kıbrıs'ı tercih edebilir"

Öte yandan Putin, Rum yönetiminin Rus turistlerine uyguladığı vize zorunluluğunu kaldırmasını isterken "Rus turistler, tatilleri için Türkiye ve Kuzey Kıbrıs'ı tercih edebilir" uyarısını yaptı.

ABHaber'e göre, Vladimir Putin, Kremlin'de yaptığı basın toplantısı sırasında Rum yönetiminin AB'ye girdikten sonra Rus vatandaşlarına getirdiği vize zorunluluğunu kaldırılmasını istedi. Rum ekonomisinin bundan yararlanacağını ifade eden Putin, bir uyarıda da bulundu.

Rus turistlerin vize olmadan Türkiye ve Kuzey Kıbrıs'a girebildiklerini belirten Putin, birçok Rus turistin tatillerini Türkiye ve Kuzey Kıbrıs'ta geçirmeyi tercih edebileceğini söyledi.

Putin, vize sorununu aşmak için Rumlara da öneride bulundu. Putin, "Turistlerin Kıbrıs'a (Rum Kesimi) vizesiz girmelerini sağlayan ancak oradan Schengen sistemine dahil diğer AB ülkelerine seyahat etmelerine izin vermeyen bir sistem geliştirebiliriz" diye konuştu.

 KIBRIS 01/02/06

Çözümden sonra Kuzey Kıbrıs AB'ye kolaylıkla entegre olabilir

İngiliz Yüksek Komiseri Millett, "Avrupa'nın Geleceği, Ortak Geleceğimiz" konulu konferans verdi:

Çözümden sonra Kuzey Kıbrıs AB'ye kolaylıkla entegre olabilir

ÇÖZÜM ARZULUYORUZ... İngiliz Yüksek Komiseri Peter Millett, AB'nin Kıbrıs'taki çözüm sürecine dahil olacağını ve Kıbrıs'ta üzerinde müzakere edilmiş bir çözüm arzuladığını söyledi. Millett, Kuzey Kıbrıs'ın çözümden sonra AB'ye kolaylıkla entegre olabileceğini kaydetti ve bununla ilgili olarak Doğu ve Batı Almanya örneğini verdi

AB'YE HAZIRLANMALISINIZ... Millett: Kuzey Kıbrıs'ın entegrasyonuna kadar AB içinde neler olacağı, AB'nin nasıl gelişeceği Kıbrıslı Türkler için önemlidir. Kıbrıslı Türklerin, AB'ye yönelik hazırlıklar yaparak sistemlerini AB'ye daha yakın hale getirmek için çalışması gerekir. Bugünden AB'ye entegre olana kadar geçecek olan süreç, gelecek için bir yatırım sürecidir

 

İngiliz Yüksek Komiseri Peter Millett, Avrupa Birliği'nin (AB) Kıbrıs'taki çözüm sürecine dahil olacağını ve Kıbrıs'ta üzerinde müzakere edilmiş bir çözüm arzuladığını söyledi.

Millettt, Kuzey Kıbrıs'ın çözümden sonra AB'ye kolaylıkla entegre olabileceğini kaydetti ve bununla ilgili olarak Doğu ve Batı Almanya örneğini verdi.

AB'nin değişim safhasında olduğunu dile getiren Millett, "AB modernize olmalıdır ve modernize oluyor. Vatandaşların endişelerine daha fazla cevap verir duruma geliyor. AB geçmişin başarılarından ziyade geleceğe odaklanmıştır. Gelecek parlak görünüyor ve bu parlak gelecek sizin de geleceğinizdir. Sizin de bize katılmanızı dört gözle bekliyorum" dedi.

Peter Millett, dün akşam Ticaret Odası'nda "Avrupa'nın Geleceği, Ortak Geleceğimiz" konulu konferans verdi.

İngiliz Yüksek Komiserliği ile Ticaret Odası'nın birlikte düzenlediği konferansın sunumunu Ticaret Odası Başkanı Erdil Nami'nin yaptı. Konferansa Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit Pertev, DAÜ Rektörü Prof. Halil Güven, bazı yabancı bazı misyon şefleri, sivil toplum örgütü temsilcileri ve konuya ilgi gösteren vatandaşlar katıldı.

İngiliz Yüksek Komiseri Peter Millett konferansta yaptığı konuşmada, AB'nin geleceğinin ortak gelecek olduğunu ve bunun Kuzey Kıbrıs için de önem arz ettiğini belirtti. "AB'nin geleceği Kuzey Kıbrıs'ta neden önemlidir; önemlidir çünkü AB'nin geleceği sizin de geleceğinizdir. 1 Mayıs 2004'te Kıbrıs'ın bir tarafı AB'ye üye oldu ve Kıbrıslılar AB vatandaşı oldu. Bu durum, güzel ancak sıkıntıların var olduğu Kıbrıs adası için karmaşıktır" diye konuştu.

AB'nin teknik özelliklerinden bahseden Millett, "Kıbrıs'ın" mevcut AB ilişkileriyle ilgili değerlendirmede bulundu. Alınan kararlarla AB müktesebatının Kuzey Kıbrıs'ta askıya alındığını hatırlatan Millett, "Yakın gelecekte olduğuna inandığım bir gün, Birleşik Kıbrıs AB'nin tam üyesi olacak. İşte bu noktada AB müktesebatı Kuzey'de de uygulanmaya başlayacak" dedi. Bu aşamada başka bir seçenek olmadığını dile getiren Millett, AB'nin var olan tüm kural, tüzük ve yönetmenlikleriyle hak ve yükümlülüklerinin tüm adada uygulanmaya başlanacağını vurguladı.

"AB'de neler olacağı

Kıbrıslı Türkler için önemli"

Kuzey Kıbrıs'ın entegrasyonuna kadar AB içinde neler olacağının, AB'nin nasıl gelişeceğinin Kıbrıslı Türkler için önemli olduğunun altını çizen Millett, Kıbrıslı Türklerin AB'ye yönelik hazırlıklar yaparak sistemlerini AB'ye daha yakın hale getirmek için çalışması gerektiğini vurguladı. Millett, bugünden AB'ye entegre olana kadar geçecek olan sürecin gelecek için bir yatırım süreci olduğunu kaydetti.

"Daha uygulanabilir bir çözüm"

Kuzey ile Güney Kıbrıs arasındaki uyuşmazlık ve farklılıkların azaltılmasıyla çözümün daha uygulanabilir hale geleceğine de işaret eden Millett, bunun Kıbrıslı Türklere uzun dönemde faydalar sağlayacağını dile getirdi. AB müktesebatının sadece tüzüklerden ibaret olmadığını anlatan Millett, "Çoğu zaman AB müktesebatı, üye ülke vatandaşlarının hayatlarını olumlu yönde etkileyen unsurları da içerir" dedi ve tüketiciyi koruma, çocuklar için güvenli oyuncaklar, çevre koruma, temiz içme suyu ve rekabet politikasıyla ilgili yasalarla ilgili örnekler verdi.

"Türkiye'nin müzakereleri

Kıbrıslı Türkleri etkileyecek"

AB'nin her alanda kat edeceği ilerlemenin Kıbrıslı Türklere de ilerleyen zamanda özellikle ekonomik alanda katkı sağlayacağını dile getiren Millett, blok içerisindeki ekonomisi gelişmiş ülke halkının Kuzey Kıbrıs'a tatile gelerek buraya ekonomik yarar sağlayacağını söyledi.

AB'nin gelecekteki durumunun bloğa girmek için bekleyen ülkeler açısından da önemli olduğunu vurgulayan Millett, Türkiye'nin üyelik müzakerelerinin Kıbrıs Türk Halkını etkileyeceğini belirtti. Bu müzakerelerin Türkiye'de önemli değişimlere yol açacağını dile getiren Millett, ekonomik olanlar başta olmak üzere Türkiye'deki siyasal, sosyal ve demokratik değişimlerin Kıbrıslı Türkleri de etkileyeceğini ifade etti.

Türkiye'nin müzakere süreci boyunca AB'a yönelik yükümlülüklerini yerine getirmek durumunda olacağını söyleyen Millett, "Kıbrıs Cumhuriyeti'nin" tanınmasının da bunlar arasında olduğunu belirtti ve bunun Kıbrıs sorununun çözümü anlamına geldiğini dile getirdi. Türkiye'nin müzakere sürecinin Kıbrıs sorununa kapsamlı ve kalıcı bir çözüm bulunması açısından hayati olduğunun altını çizen Millett, Türkiye'nin müzakere sürecinin uzun, zor ve sancılı olacağına dair şüphesi bulunmadığını kaydetti.

"Bize katılmanızı dört gözle bekliyorum"

AB'nin geleceğinin çok önemli bir konu olduğunu dile getiren Yüksek Komiser Millett şöyle dedi:

"Sonuç olarak AB'ye buradan bakmak insanın kafasının karışması ve hayal kırıklığına uğraması açısından çok kolaydır, AB çok karmaşıktır aslında; AB şimdi değişim safhasındadır. Modernize olmalıdır ve modernize oluyor. Vatandaşların endişelerine daha fazla cevap verir duruma geliyor. AB geçmişin başarılarından ziyade geleceğe odaklanmıştır. Gelecek parlak görünüyor ve bu parlak gelecek sizin de geleceğinizdir. Sizin de bize katılmanızı dört gözle bekliyorum.

Yıllarca 'Avrupa bir yol ayrımının eşiğindedir' diye başlayan cümleler duydum. Gerçekten de Avrupa'nın bir yol ayırımında olduğu zamanlar oldu ve AB organlarının yıllarca yolun hangi tarafına gitmek için düşündüğü zamanlar da oldu. Ancak bu AB'ye hiçbir artı sağlamadı, işte bu yüzden tali yolları bırakıp uluslararası otoyola girmemiz ve AB'nin yönünü değiştirmemiz lazım."

Bu sözlerinin geçmişte başarısız olunduğu anlamına gelmediğini de belirten Millett, kendi jenerasyonlarının yaklaşık elli yıl boyunca AB'nin getirdiği refah, barış ve ilerlemeden yararlandığını vurguladı ve üye ülkelerin refah seviyesinin artmasıyla bloğa katılmak isteyen ülkelerin sayısının da arttığını söyledi. AB'nin bir istikrar kaynağı olduğunu ve insanların günlük hayatta karşılaştığı bir çok sorunla baş edebildiğini dile getiren Millett, geçen yıl Fransa ve Hollanda'nın AB anayasasını reddetmesinin insanların bir kısmının Avrupa'daki mevcut koşullardan tatmin olmadığının göstergesi olduğunu da ifade etti.

Globalleşme

"Globalleşme sadece akademik bir kavram değil, Avrupa halkı için gerçek bir tehdittir" diyen Millett, globalleşmenin bunun yanında insanlar için bir seçenek olduğunu da kaydetti. Avrupa'nın Amerika'daki üretim oranı, Çin'deki ucuz üretim, Hindistan'daki hizmet seçenekleriyle rekabet edebilmesinin çok zor olduğunun da altını çizen Millett, Avrupa'nın, ürettiklerini Avrupa'ya satmak, tarımını geliştirmek isteyen Afrika halkına da yeterince yardım edemediğini belirtti. Yüksek Komiser Millett bu noktada, Avrupa halkının endişeye düştüğünü vurguladı. Avrupa'nın diğer ülkelerle bilim ve teknoloji alanındaki rekabet edebilirliğinin de her geçen gün düştüğünü ifade eden Millett, en iyiyi elde etmek için birlikte çalışılması gerektiğini söyledi ancak istenen değişiklikleri elde etme konusunda yeterince hızlı olamadıklarını kaydetti.

"AB sizi dinliyor"

Konuşmasını tamamladıktan sonra izleyicilerin sorularına yanıt veren Millett, "Bir Kıbrıslı Türk olarak endişeliyim. Kaderimiz bize sorulmadan kararlaştırıldığı kanısındayım. Kıbrıs AB müzakerelerinde biz yer almadık. Bu adada iki toplum var ancak Kıbrıslı Türklerin ne istediğine bakılmıyor. Her şeye rağmen Kıbrıs sorununa çözülmüş gözüyle bakılıyor. Bu konuda nasıl bir değerlendirmeniz olacak" şeklindeki soru üzerine, "AB sizi dinliyor. Straw'un Talat'ı ziyareti sizi dinlediğini gösterir. Kıbrıs'taki çözüm sürecine AB tabi ki dahil olacak, burada AB üzerinde müzakere edilmiş bir çözüm arzuluyor" dedi.

Millett, Kuzey Kıbrıs'ın AB'ye çözümden sonra entegre olması konusunda Doğu ve Batı Almanya örneğini vererek, Kuzey Kıbrıs'ın AB'ye sonradan kolaylıkla dahil edilebileceğini kaydetti.

KIBRIS 01/02/06

BM'nin Otonom Kayıp Kişiler Komitesi'ndeki temsilciliği halen boş

GAYRI RESMİ TOPLANTILAR DEVAM EDİYOR... Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi, komitenin 3'üncü üyesi konumundaki BM temsilcisi Piere Guberan'ın emekliye ayrılması ve yerine henüz atama yapılmaması nedeniyle çalışmalarını gayrı resmi olarak sürdürüyor. Komite, ada genelindeki toplu mezarların açılması ve bu amaçla gerekli alt yapının kurulmasına odaklanmış durumda

KAZILAR İLKBAHARDA BAŞLAYACAK... Ara bölgede inşası devam eden Antropoloji Laboratuarı ile ilgili çalışmalar devam ediyor. Laboratuarların kurulmasının ardından ada genelindeki mezar kazılarının ilkbaharda başlaması planlanıyor. Komite, ada genelindeki 150-200 mezarın uluslararası uzmanlar gözetiminde açılması konusunda mutabakat sağlamıştı

 

Kıbrıs'ta yaklaşık 45 yıllık geçmişi olan kayıplar sorununun çözümlenmesi için çalışmalarını sürdüren Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi, komitenin 3'üncü üyesi konumundaki BM temsilcisinin emekliye ayrılması ve yerine henüz atama yapılmaması nedeniyle çalışmalarını gayrı resmi olarak sürdürüyor.

Türk ve Rum üyeler ile üye yardımcılarının katılımıyla rutin toplantılarını gayrı resmi olarak yapan komite, ada genelindeki toplu mezarların açılması ve bu amaçla gerekli alt yapının kurulmasına odaklanmış durumda.

TAK muhabirinin edindiği bilgiye göre, uzun süreden beri üye vekili olarak görev yapan Birleşmiş Milletler temsilcisi Piere Guberan'ın emekliye ayrılmasıyla komitedeki bir üyelik boş bulunuyor. Komitenin ancak tüm tarafların katılımıyla resmi toplantı yapabileceğine ve oybirliğiyle karar alabileceğine dikkat çekilirken, BM'nin ağır bürokrasi nedeniyle hâlâ temsilci atamadığı, üye atamasıyla ilgili olarak da henüz tarafların görüşünü almadığı öğrenildi.

BM temsilcisinin olmaması nedeniyle resmi toplantı yapamayan, ancak gayrı resmi toplantıları Türk ve Rum üyelerin katılımıyla sürdüren Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi, mezar kazılarıyla ilgili programı aksatmadan yürütmek için gerekli alt yapıya yoğunlaşmış durumda.

Bu amaçla Ara Bölge'de inşası devam eden Antropoloji Laboratuarı ile ilgili çalışmalar sürerken, KKTC'de Lefkoşa Devlet Hastanesi bünyesinde DNA Merkezi kurulmasına ilişkin çalışmalar da son aşamaya geldi.

KKTC'den 200 bin YTL...

Ara bölgedeki eski havaalanı yakınlarında prefabrik bir bina olarak inşa edilen Antropoloji Laboratuarı için KKTC de katkıda bulunuyor. KKTC'de geçtiğimiz yıl yapılan kazılar için 200 bin dolar civarında harcama yapan hükümet, ara bölgedeki laboratuar inşası için de 200 bin YTL (70 bin KL) katkıda bulunma kararı aldı. Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş'ın girişimleriyle Bakanlar Kurulu tarafından alınan karar uyarınca, katkının önümüzdeki günlerde yapılması bekleniyor.

DNA merkezi tamamlanıyor...

Öte yandan KKTC, mezarların açılması aşamasında ön tetkikler için kullanılacak olan DNA laboratuarı için de çalışmalarını yoğunlaştırdı. Lefkoşa Devlet Hastanesi bünyesinde kuruluş çalışmaları bir süreden beri devam eden laboratuarla ilgili çalışmaların önemli oranda tamamlandığı öğrenildi.

Edinilen bilgiye göre, uzun yıllardan beri yurt dışında çalışan Kıbrıslı Türk genetik uzmanı Dr. Eyüp Gemicioğlu gözetiminde çalışacak laboratuarın personel ve teknik alt yapısı büyük oranda tamamlanmış durumda. Kayıplarla ilgili bilgilerin toplanacağı soru bankasıyla ilgili forumlar da hazırlandı.

Mezarlar ilkbaharda...

Yaklaşık 200 mezar açılacak

Laboratuarların kurulmasının ardından ada genelindeki mezar kazılarının ilkbaharda başlaması planlanıyor. Ada genelindeki 150-200 mezarın uluslararası uzmanlar gözetiminde açılması konusunda aylar önce mutabakat sağlayan Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi, yaklaşık 3 yılda tamamlanması beklenen kazılar için gerekli toplam 11 milyon dolarlık bütçe için finansman arayışını sürdürüyor. Bu amaçla projelere yoğunlaşan Komite, projelerle uluslararası finansman sağlamayı hedefliyor.

Kazılardan çıkarılacak kemiklerin birleştirilmesi için antropoloji laboratuarının şart olduğuna, laboratuar tamamlanmadan kazı yapmanın ek güçlükler yaratacağına dikkat çeken uzmanlar, kimlik tespiti için DNA testlerinin de KKTC'deki DNA laboratuarı ile Güney Kıbrıs'taki Genetik Hastanesi'nde yapılacağına işaret ettiler.

Güneyde 15 mezar...5'i kayıp...

Bu arada, yıllardan beri Rum kayıplar listesinde yer alan 5 kişinin daha güneydeki kazılarda mezarları bulundu.

Rum basınında yer alan konuyla ilgili haberler üzerine TAK muhabirinin sorularını yanıtlayan Kayıplar Komitesi'ndeki Türk heyetinden Ahmet Erdengiz, Rum üyelerin mezar kazılarıyla ilgili olarak önceki günkü toplantıda komiteye bilgi verdiklerini söyledi.

Komiteye verilen resmi bilgi uyarınca, Güney Kıbrıs'taki kazılarda Rum basınında yer aldığı gibi 20 değil 12 mezarın bulunduğunu ve bunlardan 5'inin kayıp listesindeki Rumlara ait olduğunun saptandığını söyleyen Erdengiz, bu rakamın toplam kayıp rakamından düşüleceğini söyledi.

Kayıp Türk sayısı 500...

Yaklaşık 30 yıldan beri kayıplar sorununu siyasi bir sorun haline getiren Rum yönetimi, Türk tarafında gömülü oldukları iddiasıyla kayıplar listesine aldığı birçok kişinin mezarlarının Güney'de bulunmasıyla zor durumda kalmış ve kayıp aileleriyle gerilimler yaşanmıştı.

Resmi rakamlara göre 500 Türk ve 1400 civarında da Rum kayıp bulunuyor. BM kararıyla 1981 yılında yapılan anlaşma uyarınca kurulan ve 1984 yılından beri de resmen faaliyetlerine başlayan Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi'ndeki resmi rakamlara göre, kayıp Türkler'in sayısı 211'i 1963'e ait olmak üzere 500. Bunların tümü sivil ve yüzde 26'sı kadın ve çocuklardan oluşuyor.

Kayıp Rumlar'ın sayısı ise 1400 civarında. Kayıp listelerindeki bazı isimler Rum tarafında toplu mezarlarda bulununca Rum yönetimi resmi kayıp listesinde azaltma yapmıştı.

Komite üyeleri

BM kararıyla ve taraflar arasında varılan anlaşmayla 1981 yılında kurulan Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi'ne Latife Birgen'in ardından Türk temsilci olarak atanan ve 1984 yılından beri bu görevi kesintisiz 21 yıl sürdüren Rüstem Tatar geçtiğimiz günlerde emekliye ayrılmıştı. Tatar'ın emekliliğiyle Komitedeki Türk üyeliğe üye yardımcısı Gülden Plümer Küçük atanmıştı. Dışişleri Bakanlığı Siyasi İşler ve Siyaset Planlama Müdürü Ahmet Erdengiz de Yardımcı Üye olarak komitede görev yapıyor.

Komite'de Rum heyetine ise Elias Georgiades başkanlık ediyor.

KIBRIS 01/02/06

KKTC’de Putin memnuniyeti

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in, Kıbrıs konusunda yaptığı açıklama KKTC’de memnuniyetle karşılandı.

 

NTV-MSNBC VE AJANSLAR

Güncelleme: 08:59 TSİ 02 Şubat 2006 Perşembe

LEFKOŞA - Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Putin’in açıklamasını, “Son derece önemli”, Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş da “Rusya’nın Kıbrıs politikasında değişikliğin işareti” olarak niteledi.

Bakanlar Kurulu toplantısına girerken gazetecilerin sorusunu yanıtlayan Soyer, “Son derece önemli bir açıklama. Uzlaşmaz tarafın Rum liderliği olduğunun herkes tarafından görülmeye başlandığının işareti. Kıbrıs Türk tarafının ve Türkiye’nin çözümden yana olduğunun vurgulanması son derece önemlidir. Bu da çözüme bağlı siyasetin geliştirilmesinin önemine işaret etmektedir” dedi.
Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş da “Rusya’nın Kıbrıs politikasında değişiklik işareti” olarak değerlendir ve bu söylemin pratikte uygulanmasıyla netleşebileceğine dikkati çekti.

Putin’in verdiği mesajın, siyasi etkisinden çok turizm için önemlibir çağrı niteliğinde olduğunu kaydeden Denktaş, şunları söyledi:

“İşler doğru bir noktaya doğru gidiyor. Yani Türk ve Rum tarafınaeşit yaklaşım göstermeye doğru. Sayın Putin ‘Kuzey ve Güney Kıbrıs’ olarak açık ifade kullanarak bunu seslendirdi. Uluslararası camia iki tarafa eşit muamele yapması halinde ve Rum tarafına kuzeyde egemenliğiolmadığını hatırlattığı sürece Rumları çözüme motive edecek. Bu anlamda somut bir şey olmamakla beraber klasik Rus politikasının değişikliğe uğrayacağının işaretidir ve devamının gelmesini ümit ederiz.”

TALAT: RUSYA’NIN POLİTİKASI DEĞİŞMEDİ
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Kıbrıs’a ilişkin açıklamasının, Rusya’nın politikasının değiştiği anlamına gelmediğini söyledi.

Talat, Putin’in açıklamasını, Bayrak Televizyonu’na (BRT) değerlendirdi. Putin’in açıklamasının Rusya’nın politikasının değiştiği anlamına gelmeyeceğini ifade eden Talat, “Dış politikada değişikliğe gitme süreç ister. Şimdi bu süreç yaşanıyor. Henüz tamamlanmış değil” dedi.

Talat, KKTC’nin uyguladığı politikaların dünyada takdir edilmesinin, çözüm istemeyen Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos’u masaya getirebileceğini de söyledi.

Dünyanın Kıbrıs Türklerini tanımaya ve takdir etmeye başladığını belirten Talat, Putin’in bu yönde bir

açıklama yapmasının birçok nedene dayandığını kaydetti.açıklama yapmasının birçok nedene dayandığını kaydetti.

PUTİN NE DEMİŞTİ?

 

 

 

 

 

 

 

 

•

Putin, Kremlin'de düzenlediği basın toplantısında, ''Kuzey Kıbrıs'ın çözüm politikasının takdire şayan olduğunu'' söylemişti. Kıbrıs Rum yönetiminin Rus vatandaşlarına yönelik vize uygulamasının kaldırılması gerektiğini de belirten Putin, Rum yönetiminin bu konuda adım atmaması halinde Rus turistlerin KKTC ve Türkiye'yi tercih edeceklerini kaydetmişti.

 

NTV 02/02/06

 

Millett : Kuzey Kıbrıs, AB'yi istiyorsa çevre sorunları ile de mücadele etmeli

Girne Amerikan Üniversitesi Kırsal Gelişim ve Çevre Araştırmaları Merkezi (GAÜ-REC) ile İngiliz Yüksek Komiserliğinin ortak organizasyonu ile GAÜ Karmi Kampüs'te "Güvenli Bir Gelecek İçin Çevre Bilinci" konulu seminer düzenlendi.

GAÜ Karmi Kampus Millenium Kompleks Senato Kongre Merkezi'nde düzenlenen seminere İngiliz Yüksek Komiseri Peter Joseph Millett konuşmacı olarak katıldı.

Kuzey Kıbrıs'ın plajları, dağları ve tarihi yerleri ile güzel bir çevreye sahip olduğunu belirten Millett, ancak taş ocaklarının çevreye zarar verdiğini ve insanlarda çevre bilincinin yeterli kadar oluşmadığını, adada olduğu 6 ay boyunca gözlemlediğini söyledi.

Plajlarda gördüğü çöp yığınlarından dolayı çevre adına üzüntü duyduğunu ifade eden Millett, çevreyi korumak adına güçlü bir siyasi irade ve caydırıcı yasaların gerektiğinin altını çizdi.

Gözlemlediği çevre sorunları ile mücadele edilmemesinin Kıbrıs'taki çevreyi ve doğayı yok edeceğini vurgulayan Millett, çevre sorunlarının bölgesel olarak değil evrensel olarak algılanması gerektiğini belirtti.

Güney Kıbrıs veya Kuzey Kıbrıs'ta herhangi bir su kaynağının zarar görmesi durumunda bundan diğer tarafında etkileneceğini belirten Millett, doğada yaşayan canlıların yanında toprağında korunması ve çöplerle kirletilmemesi gerektiğinin altını çizdi.

Kuzey Kıbrıs'ın AB üyeliği istiyorsa çevre sorunları ile de mücadele etmesi gerektiğini söyleyen Millett, sokaklarda ve yollarda görülen çöpler ile ilgili hükümetlerin çalışma yapmasının şart olduğunu belirtti.

Girne Amerikan Üniversitesi akademik kadrosunun yoğun ilgi gösterdiği çevre konulu seminerde konuşan İngiliz Yüksek Komiseri Peter Joseph Millett, ayrıca çevre bilincinin gelişmesinde eğitim ve medyanın önemli bir rolü olduğunu da belirtti.

KIBRIS 02/02/06

 

Rum balıkçı teknesi ve 2 Rum balıkçı kurtarıldı

SICAK İLGİ... Erenköy açıklarında su alan Rum balıkçı teknesi ve 2 Rum balıkçı, Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı'na bağlı askerler tarafından kurtarıldı. Islak elbiselerini değiştirmelerine ve ısınmalarına olanak sağlayan GKK nöbetçileri, sıcak içecek ikramında da bulunduktan sonra balıkçıları BM Barış Gücü'ne teslim etti

Erenköy açıklarında su alan Rum balıkçı teknesi ve 2 Rum balıkçı, Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı'na bağlı askerler tarafından kurtarıldı.

Dün sabah saat 07.15'de teknenin su alması üzerine yardım isteyen 2 Rum balıkçı, Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı'na bağlı bölgedeki nöbetçiler tarafından tekneleriyle birlikte kurtarıldı. Rum balıkçılara olay yerinde ilk müdahaleyi yaptıktan sonra ıslak elbiselerini değiştirmelerine ve ısınmalarına olanak sağlayan GKK nöbetçileri, sıcak içecek ikramında da bulunduktan sonra BM Barış Gücü'ne bilgi verdi.

Başbakanlık Basın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğü'nden verilen bilgiye göre, Rum balıkçılar 45 yaşındaki Stelyos Alexsanro ile 53 yaşındaki Hristakis Klaeasus, doktor raporlarıyla birlikte saat 11.00 sıralarında Barış Gücü'ne teslim edildi.

KIBRIS 02/02/06

 

 

Cumhurbaşkanı Talat: Putin'in açıklaması gayet açık ve nettir

Cumhurbaşkanı Talat, Hristofyas'ın "Putin'in açıklamasında tercüme hatası yapıldı" iddiasını değerlendirdi:

Cumhurbaşkanı Talat: Putin'in açıklaması gayet açık ve nettir

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Rum Meclis Başkanı, AKEL Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas'ın; "Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in Kıbrıs konusundaki açıklamasında tercüme hatası yapıldı" şeklindeki iddiasına yanıt vererek, "Putin'in açıklaması gayet açık ve nettir" dedi.

Dün bir kabulü sırasında Hristofyas'ın "Putin'in Kıbrıs konusundaki açıklamasında tercüme hatası bulunduğu" şeklindeki iddiasını nasıl değerlendirdiğinin sorulması üzerine; Talat; Putin'in söylediklerinin Kıbrıs'taki gerçeklere işaret ettiğini vurguladı.

Cumhurbaşkanı, "Sayın Putin'in açıklaması gayet açık ve nettir. Her şey ortadadır. Putin'in söyledikleri gerçeklere işaret ediyor. Eğer gerçekleri (Rumlardan) daha farklı görüyorsa Putin ve ifade ederken gerçeklere uygun ifade etmişse, onu bilemem tabii" dedi.

Rum yönetiminin manipulasyon ustası olduğunu, ancak güneşin balçıkla sıvanamayacağını ifade eden Talat, "Bunu çeşitli biçimlerde, çeşitli kademelerde ve çeşitli araçlarla yapmakta uzmandırlar" dedi ve şöyle devam etti:

"Bunu yumuşatmak ve hatta yarın Putin'e askıntı olup, 'yanlış anlaşıldıydı sözlerim' dediydi gibi sonuçlar da çıkarmak mümkündür. Rusya'daki dostlarıyla birlikte büyük gürültüler çıkarıp böyle bir sonuç elde etmeye çalışacaklardır. Bazen haberleri çarpıtarak bunu yapacaklardır, özellikle varolan köklü geleneksel ilişkilerini kullanarak, enformasyon kanallarıyla bu konuda ellerinden gelen gayreti ortaya koyacaklardır, ama güneş balçıkla sıvanmaz."

Şansı olmayan bir politika...

Papadopulos ve Hristofyas'ın politikalarının artık dünya tarafından anlaşılmadığını söyleyen Talat, bu politikanın; adanın yeniden birleştirilmesini, çözümü ve BM Güvenlik Konseyi kararlarında öngörülen parametreleri ters yüz etmeyi amaçladığına, Ozmosis'i, Kıbrıs'ın kuzeyini zaman içinde asimile etmeyi hedeflediğine işaret etti.

Rum tarafının yanlış bir politika gütmekte olduğunu ifade eden Talat, şunları söyledi:

"Papadopulos ve Hristofyas'ın bu politikaları dünya tarafından kabul edilemez, çünkü BM Güvenlik Konseyi kararlarına aykırıdır. Bu bakımdan şansı olmayan bir politika güdüyorlar. Bugün kelime hatasıyla böyle anlaşılmışsa, yarın Sayın Putin'in ve tüm dünya liderlerinin daha doğrusunu ifade edeceğinden eminim. O yüzden Papadopulos ve Hristofyas, boşuna bir çaba içinde olmamalıdır, çünkü yanlış bir politika güdüyorlar."

Rum yönetiminin bugüne kadar dünyada yarattığı imajı Papadopulos'la Hristofyas'ın yerle bir ettiğini söyleyen Cumhurbaşkanı, "Bunun meyvelerini yakın bir zamanda toplayacaklardır. Bunu hep birlikte göreceğiz" şeklinde konuştu.

"Politikamız dünyada yüzde yüz yer bulacak"

Türk tarafının doğru ve dünyayla uyumlu bir politika gütmekte olduğunun altını çizen ve "Biz, 24 Nisan'da ne dedikse bugün de onu söylüyoruz, farklı birşey söylemiyoruz" diyen Cumhurbaşkanı Talat, Rum yönetimine çağrı yaparak, şöyle dedi:

"Onlar da bir baksınlar, 24 Nisan'da ne diyorlardı, bugün ne diyorlar. Ona göre değerlendirsinler, hele bir de 24 Nisan öncesine giderlerse, o günlerde söyledikleriyle bugünlerde söylediklerini bir kıyaslasınlar, aradaki farkı, tutarlılığı, tutarsızlığı göreceklerdir. O bakımdan polemiğe hiç gerek yoktur.

Herşey ortadadır. Ben; bizim politikamızın doğru bir politika olarak dünyada yer bulacağından, yankı yaratacağından yüzde yüz eminim ve bunu önümüzdeki kısa sürede de göreceğiz."

"Soyer-Hristofyas görüşmesini iyi değerlendiriyorum"

CTP Genel Başkanı, Başbakan Ferdi Sabit Soyer ile AKEL Genel Sekreteri, Rum Meclisi Başkanı Dimitris Hristofyas arasında bu akşam gerçekleştirilecek olan sosyal içerikli görüşmeyi nasıl değerlendirdiğinin sorulması üzerine de Cumhurbaşkanı Talat; söz konusu görüşmeyi iyi değerlendirdiğini söyledi. Talat, "Ben her türlü temasın, hangi şart altında olursa olsun, faydalı olduğunu düşünüyorum. Bunun Papadopulos'a da örnek olmasını diliyorum" dedi.

Cumhurbaşkanı Talat, Papadopulos'a yaptığı sosyal içerikli görüşme çağrısına verilen olumsuz yanıta ilişkin bugünlerde herhangi bir değişiklik olmasını bekleyip beklemediğinin sorulmasına karşılık da, "Hayır o konuda yeni birşey yok" dedi.

KIBRIS 03/02/06

 

TBMM Başkanı Bülent Arınç: İzolasyonlar kaldırılmadıkça, ek protokol imzalanmayacak

TBMM Başkanı Bülent Arınç, "Yeni eylem planı içerisinde KKTC üzerindeki tüm kısıtlamalar, ambargolar, izolasyonlar kaldırılmadıkça, konunun Meclis'e gelmeyeceğini ve ek protokolün imzalanmayacağını biliyoruz ve inanıyoruz" dedi.

Arınç, Meclis eski Başkanı Ertuğrul Hasipoğlu ve beraberindeki heyeti kabulünde, zamanında imzalanmış bir protokolün yeni üyeleri de kapsayacak şekilde ek protokol imzalanmasının söz konusu olduğunu belirtti.

Türkiye'nin ek protokolü imzalayacağını yazılı mektupla muhataplarına ifade ettiğini anımsatan Arınç, bunun arkasından da bir deklarasyon yayınlayarak, bu imzalamanın Güney Kıbrıs'ı siyaseten, hukuken tanıma anlamına gelmediğini bildirdiğini kaydetti.

Arınç, Türkiye'nin imzalamayı taahhüt ettiği belgeyi Meclisinden geçirmek suretiyle bir yasal işlem noktasına getirebileceğini ifade ederek, "Anayasamızın 90. maddesi gereğince usulüne uygun imzalanan uluslararası sözleşmeler, bir kanunla uygun bulunduğu taktirde hüküm ifade eder diyor. Yalnız, geçmişte imzalanan protokolün Meclis'ten geçip geçmediği konusunda bir tartışma var. Bu konu önümüze gelmedi ve güncel olarak biz bunu tartışmadık" diye konuştu.

İki millet olduğu tescil edildi

Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'ın "ek protokolün zamanı ve yeri geldiğinde Meclis'e getirileceğini" söylediğine dikkati çeken Arınç, şunları kaydetti:

"Tek amacımız şudur; Dışişleri Bakanı Abdullah Gül tarafından açıklanan eylem planı içerisinde KKTC üzerindeki tüm kısıtlamalar, ambargolar, izolasyonlar kaldırılmadıkça bu konunun Meclis'e gelmeyeceğini ve ek protokolün imzalanmayacağını biliyoruz ve inanıyoruz. O zaman yapılması gereken şey Türkiye tarafında değil, yapılması gerekenler muhataplarımızdadır" dedi.

Meclis eski Başkanı, İdari ve Sosyal İşler Komitesi Başkanı Hasipoğlu, 24 Nisan referandumunun BM'nin adada iki millet olduğunun tescil edilmesi konusunda çok önemli olduğuna dikkati çekti.

Sportif faaliyetleri kapsamında doğrudan uçuşlara izin verilmediğini, posta ve telefon konularında kısıtlamalar olduğunu belirten Hasipoğlu, "Böyle insan haklarına saygı olmaz. Herkesin şapkasını önüne koyup, çok düşünmesi gerekir. Bütünlüklü bir anlaşma olması gerekir. Barış olacaksa iki taraf arasında olur. Eğer birinin eli havada kalırsa sorun çözülmüş sayılmaz" diye konuştu.

KIBRIS 03/02/06

 

Kıbrıslı Rumların kuzeye geçişleri azaldı

İncirli köyünde, iki kanatlıda kuş gribi görüldüğü yönündeki haberlerin ortaya çıktığı günden beri Kıbrıslı Rumların, kuzeye geçişlerinde önemli bir düşüş meydana geldi

Kıbrıslı Rumların kuzeye geçişleri azaldı

ÖNEMLİ DÜŞÜŞ... İncirli köyünde, kuş gribi olduğundan şüphelenilen vakanın ortaya çıktığı 23 Ocak 2006 tarihinden itibaren, Kıbrıslı Rumların, kuzeye geçişlerinde önemli bir düşüş yaşandı. Ancak, o tarihten itibaren Rum polisinin giriş kapılarındaki tacize varan sıkı kontrollerine rağmen Kıbrıslı Türklerin güneye geçişlerinde önemli bir azalma olmadı

l YÜZDE 20 AZALDI... Kuş gribi şüphesi öncesindeki bir hafta içinde 8 bin 165 Kıbrıslı Rum, kuzeye geçiş yaparken, bu sayı kuş gribi şüphesi sonrasındaki bir hafta içerisinde ise 6 bin 474'e düştü. Yani bu dönemde, Kıbrıslı Rumların kuzeye geçişlerinde yaklaşık yüzde 20'lik bir düşüş yaşandı

Anıl IŞIK

İncirli köyünde, kuş gribi olduğu şüphelerinin ortaya çıktığı 23 Ocak 2006 tarihinden itibaren, Kıbrıslı Rumların, güneyden kuzeye geçişlerinde göreceli olarak bir düşüş meydana geldi. Ancak, o tarihten itibaren Rum polisinin giriş kapılarındaki tacize varan sıkı kontrollerine rağmen Kıbrıslı Türklerin güneye geçişlerinde önemli bir azalma olmadı.

Kuş gribi şüphesi öncesindeki bir hafta içinde 8 bin 165 Kıbrıslı Rumun kuzeye geçiş yaptığı gözlemlenirken, bu sayının kuş gribi şüphesinin sonrasındaki bir hafta içerisinde ise 6 bin 474'e düştüğü görüldü. Buna göre, İncirli'de kuş gribi şüphesinin ortaya çıkmasının ardından, Kıbrıslı Rumların kuzeye geçişlerinde yaklaşık yüzde 20'lik bir düşüş yaşandı.

Ancak Kıbrıslı Türklerin güneye geçişlerinde herhangi önemli bir düşüş olmadığı tespit edildi.

İncirli köyündeki kuş gribi şüphesi haberlerinin ardından, Rum yönetiminin geçiş noktalarında çok sıkı önlemler alması, özellikle güneyde çalışan Kıbrıslı Türklerin sabah geçiş noktalarında birtakım sıkıntılarla karşı karşıya kalmasına neden olmuştu. Ancak tüm bu sıkıntılara rağmen, Kıbrıslı Türklerin, güneye geçişlerinde önemli oranda bir değişiklik yaşanmadığı tespit edildi.

Kuş gribi haberleri öncesinde, güneye geçen Kıbrıslı Türklerin toplam sayısı 40 bin 619 iken, kuş gribi haberleri sonrası, bu sayı 40 bin 042'ye düştü. Buna göre, kuş gribi şüphesinin ortaya çıkmasının arından, barikatlarda Rum polisinin tacize varan, sıkı kontrollerine rağmen Kıbrıslı Türklerin güneye geçişlerinde sadece yaklaşık yüzde 1,4'lük bir azalma oldu.

Bu arada, hem Kıbrıslı Türkler hem de Kıbrıslı Rumların, kuzey-güney geçişlerinde en fazla Metehan (Kermiya) geçiş noktasını kullandığı gözlemleniyor.

Bilindiği üzere, Avrupa Komisyonu, 29 Ocak Pazar günü, İngiltere'nin Weybirdge kentindeki referans laboratuarında İncirli köyünden aldığı numuneleri incelenmesi arından köyde görülen ve kuş gribi olduğundan şüphelenilen virüsün, insanlara da bulaşabilen H5N1 türünde olduğunu açıklamıştı.

Kuş gribinin geçişlere yansıması

Polis Basın Subaylığı'ndan elde edilen 16-29 Ocak 2006 dönemi için sınır kapılarından geçiş durumu istatistik raporuna göre, bu tarihler arasında, güney ile kuzeye arasında toplam 14 bin 639 Kıbrıslı Rum ve 76 bin 211 da Kıbrıslı Türk geçiş yaptı.

Geçiş noktalarından güneyden kuzeye geçen Kıbrıslı Rumlar ele alındığı zaman, kuzeyde İncirli köyünde 23 Şubat'ta kuş gribi şüphesinin ortaya çıkması öncesindeki haftalık sürede (16-22 Ocak) toplam 8 bin 165 Kıbrıslı Rumun geçiş yaptığı gözlemlenirken, kuş gribi şüphesi sonrasındaki bir haftalık süre içerisinde (23-29 Ocak) ise, bu sayı 6 bin 474'e düştü. Buna göre, kuzeydeki kuş gribi şüphesinin ortaya çıkmasının ardından, Kıbrıslı Rumların kuzeye geçişlerinde takriben yüzde 20'lik bir düşüş yaşandı.

16-22 Ocak tarihleri arasında geçiş yapan Kıbrıslı Rumların sayısı 1563-929 (birinci rakam en fazla, ikincisi ise en az geçişi temsil ediyor) arasında değişirken, bu rakamın kuş gribinin ortaya çıkmasının ardından, 23-29 Ocak tarihleri arasında, 1441-636 arasında olduğu gözlemleniyor.

Verilere bakıldığında, kuzeydeki kuş gribi şüphesinin, Kıbrıslı Rumların hafta sonları güneye geçişinde çok fazla bir etkisi olmadığı gözlemleniyor. Kuş gribi şüphesi öncesindeki hafta sonu (21 Ocak Cumartesi) 1563'lük bir geçiş olurken, kuş gribi şüphesi sonrasındaki hafta sonu (21 Ocak Cumartesi) 1,441'lik bir geçiş olduğu ortaya çıkıyor.

Aynı verilere bakıldığında, kuzeyden güneye geçen Kıbrıslı Türklerin sayısında, kuzeydeki kuş gribi şüphesi öncesi ya da sonrasında önemli bir düşüş yaşanmadığı ortaya çıkıyor.

Kuzeyde kuş gribi öncesinde, kuzeyden güneye geçen Kıbrıslı Türklerin toplam sayısı 40 bin 619 (16-22 Ocak tarihleri arasında) olurken, bu sayının, İncirli'de kuş gribi şüphesinin belirlenmesi ardından (23-29 Ocak tarihleri arasında) 40 bin 042'ye düştüğü gözlemleniyor. Buna göre, kuş gribi şüphesinin ortaya çıkmasının arından Kıbrıslı Türklerin güneye geçişlerinde ise sadece yaklaşık yüzde 1,5'lik bir azalma yaşandığı ortaya çıkıyor.

Daha detaylı bakıldığında, kuş gribi öncesindeki hafta (16-22 Ocak tarihleri arasında) güneye geçen Kıbrıslı Türklerin sayısı 6 bin 844- 3 bin 145 arasında değişirken, bunun, kuş gribi sonrasında (26-29 Ocak tarihleri arasında) 6 bin 493- 4 bin 450 arasında olduğu görülüyor. Bu sonuçta ayrıca kuş gribi olayının Kıbrıslı Türklerinin geçişi üzerinde önemli bir etkisi bulunmadığını teyit ediyor.

Kıbrıslı Rumların aslında virüs korkusundan değil, yine Rum polisinin dönüşlerdeki sıkı uygulaması ve uzayıp giden otomobil kuyruğundan etkilendiği için Kuzey Kıbrıs'a gelişlerini azalttığı bildiriliyor.

Hafta sonları tatil olduğu için bu zahmete katlanan Rumlar, hafta içi aynı eziyeti yaşamak istemediğinden geçişlerin özellikle hafta arası azaldığı gözlemlendi.

Sınır noktalarına

göre geçiş durumu

Yine aynı kaynağa göre, kuzey ile güney arasındaki geçiş noktalarından geçen kişilerin sayısına baktığımız zaman, yine aynı tarihler arasında, hem Kıbrıslı Türklerin hem de Kıbrıslı Rumların en fazla kullandığı geçiş noktasının, Metehan (Kermiya) olduğu gözlemleniyor.

Kıbrıslı Türkler, güneye geçişlerinde en az Ledra Palace geçiş noktasını kullanırken, Kıbrıslı Rumlar ise en az Beyarmudu geçiş noktasından kuzeye geçiş yapıyor.

16-29 Ocak tarihleri arasında güney-kuzey arasındaki kişilerin geçiş durumu:

Tarih Güneyden kuzeye geçen Kıbrıslı Rumlar Kuzeyden güneye geçen Kıbrıslı Türkler

16 Ocak 2005 1106 5977

17 Ocak 2005 1015 6543

18 Ocak 2005 1117 6139

19 Ocak 2005 929 6386

20 Ocak 2005 1087 6844

21 Ocak 2005 1563 5585

22 Ocak 2005 1348 3145

23 Ocak 2005 703 5840

24 Ocak 2005 636 5552

25 Ocak 2005 797 5648

26 Ocak 2005 674 6493

27 Ocak 2005 951 6336

28 Ocak 2005 1441 5723

29 Ocak 2005 1272 4450

16-29 Ocak tarihleri arasında güney-kuzey arasındaki geçiş noktalarına göre kişilerin geçiş durumu:

Geçiş noktası Kıbrıslı Türkler Kıbrıslı Rum Toplam

Ledra Palace 13,918 2,621 16,539

Metehan 32,790 8,953 41,743

Beyarmudu 17,832 742 18574

Akyar 16,421 2,320 18,741

Bostancı 0 0 0

KIBRIS 03/02/06

 

CTP ile AKEL'den çözüm için yeni adım

DİYALOG ŞART... Başbakan ve CTP Genel Başkanı Ferdi Sabit Soyer ile AKEL Genel Sekreteri ve Rum Meclisi Başkanı Dimitris Hristofyas dün akşam güneyde sosyal içerikli bir akşam yemeğinde bir araya gelerek, BM nezdinde Kıbrıs sorununun çözümü için müzakerelerin yeniden başlamasını sağlamak amacıyla iki parti arasında bir diyaloğun başlamasına yönelik yeni bir adım attı

HEDEF, ORTAK VATAN... Soyer ile Hristofyas, iki partinin geçmişe dayanan yakın dostluk ilişkilerine dikkat çekerek, "Ortak vatanın yeniden birleştirilmesine yönelik çabaları destekledikleri ve desteklemeye devam edecekleri" mesajını verdi. Soyer, "Kıbrıs'ın ortak yurdumuz olduğuna inanıyoruz. Hiçbir değer, maddi zenginlik ya da makam Kıbrıs'ta çözümün yerini tutamaz. Bu açıdan Kıbrıs sorununa çözüm bulma sürecinde AKEL'le işbirliğimiz ve diyaloğumuz çok önemlidir" dedi

Anıl IŞIK

Başbakan ve CTP Genel Başkanı Ferdi Sabit Soyer ile AKEL Genel Sekreteri ve Rum Meclisi Başkanı Dimitris Hristofyas dün akşam güneyde "Paragadi" adlı balık tavernasında sosyal içerikli bir akşam yemeğinde, Birleşmiş Milletler (BM) nezdinde Kıbrıs sorununun çözümü için müzakerelerin yeniden başlamasının sağlanması hedefiyle iki parti arasında bir diyaloğun başlaması için bir araya geldi.

Başbakan Soyer ve kendisine eşlik eden CTP Genel Sekreteri Ömer Kalyoncu, dün akşam saat 19.45'te Ledra Palace geçiş noktasından güneye geçti. Ledra Palace'ta AKEL yetkilileri tarafından karşılanan Soyer ile Kalyoncu, özel araçlarla akşam yemeğinin yenileceği balık restoranına gitti.

Akşam yemeğinde Hristofyas'a, AKEL'den partinin Rum Meclis Grup Sözcüsü Nikos Tasuridis, partinin basın sözcü Andreas Kiprianu ve örgüt sekreteri Faris Hristodulu eşlik etti.

Akşam yemeği öncesinde basına kısa birer açıklamada bulunan iki siyasi lider, iki partinin geçmişe dayanan yakın dostluk ilişkilerine dikkat çekerek, "Ortak vatanın yeniden birleştirilmesine yönelik çabaları destekledikleri ve desteklemeye devam edecekleri" mesajını verdi.

Soyer ile Kalyoncu'ya "hoş geldiniz" diyen Hristofyas, AKEL ve CTP'nin, Kıbrıs sorununa çözüm bulunması amacıyla bir diyaloğa girmesi inancıyla bu görüşmeyi gerçekleştirdiklerini ifade ederek, AKEL'in CTP ile Kıbrıs sorununun çözümü için her zaman diyaloğa girmeye hazır olduğunu vurguladı.

Hristofyas'a davetinden dolayı teşekkür eden Soyer, iki parti arasındaki ilişkinin uzun bir geçmişi olduğunu ve bu ilişkinin temelinde de Kıbrıs sorunun çözümünün ve barış arayışının olduğunu belirtti.

"Kıbrıs'ın ortak yurdumuz olduğuna inanıyoruz. Hiçbir değer, maddi zenginlik ya da makam Kıbrıs'ta çözümün yerini tutamaz. Bu açıdan Kıbrıs sorununa çözüm bulma sürecinde AKEL'le işbirliğimiz ve diyaloğumuz çok önemlidir" diyen Soyer, "iki parti arasında arada bir kara kedi girdiğini", ancak iki partinin, yine de ortak değerler ve çözüm noktasında buluşarak, bu yönde çaba göstermeye devam ettiğini belirtti.

Gazetecilerin sorularını yanıtlayan Hristofyas, AKEL olarak, Kıbrıs sorununun yaşayabilir ve kalıcı çözümünü desteklediklerini söyledi.

Başbakan Soyer ise, Kıbrıs sorununu çözmeyi parti programında temel amaç olarak bilen AKEL ile Kıbrıs sorunun çözümü için her türlü girişimi ve diyaloğu yapmakta fayda gördüklerini belirterek, yoldaşı olarak nitelendirdiği Hrisofyas'la "deniz, kum, güneş ve aşktan başka her şeyi konuşacağız" dedi.

KIBRIS 03/02/06

 

MATSAKİS YİNE GELMEDİ

DURUŞMA 3 MART’A ERTELENDİ

           
Birinci derecede askeri yasak bölgeyi ihlal, Türk bayrağını çalma ve bayrağa hakaret suçlarıyla KKTC’de mahkemeye çıkarılan Avrupa Parlamentosu Rum milletvekili Marios Matsakis bugünkü duruşmaya da gelmedi. Duruşma 3 Mart’a ertelendi.


Lefkoşa  Kaza Mahkemesi bugün saat 09.00’da Yargıç Ömer Güran başkanlığında toplandı. Savcı Ahmet Varol mahkemeye hitabında, KKTC’ye gelmemesinden dolayı tebliğde bulunulamayan sanığın, kuzeye geleceği yönünde beyanları bulunduğuna belirterek davanın 1 ay ertelenmesini istedi.

Yargıç Ömer Güran ise çağrıldığı halde mahkemede hazır bulunmayan sanığın Güney Kıbrıs Rum kesiminde yaşadığını dikkate alarak , iddia makamının beyanını değerlendirerek davayı ertelemeyi uygun bulduğunu söyledi. Güran, davanın sanığa itham ve tebliğ amacıyla 3 Mart 2006, saat 08.30’a ertelenmesine karar verdiğini kaydetti.

Yargıç Güran, “Dava tarihinin sınır kapılarına bildirilmesi ve KKTC’ye girmesi halinde sınır kapısında kendisine tebliğ edilmesini; ayrıca Dışişleri Bakanlığı personelinin de sanığın dokunulmazlığıyla ilgili bilgi vermek üzere mahkemeye gelmesini uygun bulduk” dedi.

1 Kasım’da Akıncılar’daki boş nöbetçi kulübesinden Türk bayrağını çaldığı için 1. Derecede Askeri Yasak Bölgeyi ihlal suçlamasıyla 31 Aralık 2005’de tutuklanan Marios Matsakis, şahsi kefaletle serbest bırakılmıştı.

Serbest yargılanmasına karar verilen Matsakis, 5 Ocak ve 20 Ocak’taki duruşmalarda hazır bulunmadığı için duruşma bugüne ertelenmişti.

YENIDUZEN 03/02/06

 

CTP heyeti Papandreu ile görüştü

 

Sosyalist Enternasyonal’da önemli buluşma

 

Sosyalist Enternasyonal’in Atina’daki Konsey toplantısına katılan CTP-BG heyeti, Yunanistan Dışişleri Eski Bakanı, PASOK lideri ve Sosyalist Enternasyonal Başkanı Yorgo Papandreu ile bir araya geldi. Görüşmede PASOK-CTP ilişkilerinin güçlendirilmesi kararlaştırıldı...

 

İki gün süren toplantılar sırasında CTP-BG heyeti birçok ülkeden gelen ilerici partilerin üst düzey yöneticileriyle görüştü. Heyet, CHP lideri Deniz Baykal, EDEK Başkanı Omiru ve Sosyalist Enternasyonal Genel Sekreteri Luis Ayala ile de bir araya geldi. Heyet Başkanı Kutlay Erk, Yunanistan Cumhurbaşkanı Stefanopulos’un verdiği resepsiyona katıldı.

 

Sosyalist Enternasyonal’in 30-31 Ocak tarihlerinde Atina’da yapılan Konsey toplantısına katılan Cumhuriyetçi Türk Partisi Birleşik Güçler (CTP-BG) heyeti, PASOK Lideri ve Sosyalist Enternasyonal Başkanı Yorgo Papandreu ile bir araya geldi. Görüşmede Kıbrıs sorunu ve PASOK ile CTP-BG arasındaki ilişkiler ele alındı.

CTP-BG adına Sosyalist Enternasyonal Konsey toplantısına katılan Lefkoşa Türk Belediye Başkanı ve CTP-BG Dış İlişkiler Sorumlusu Kutlay Erk, Merkez Yönetim Kurulu Üyesi Ünal Fındık ve Lefkoşa milletvekili Özdil Nami Atina temaslarını tamamlayarak dün akşam (1 şubat Çarşamba) İstanbul üzerinden adaya döndü. CTP-BG heyeti Konsey toplantısının yanısıra çok sayıda Sosyalist Enternasyonal üyesi partinin üst düzey yöneticileriyle bir araya gelme fırsatı da buldu.

CTP-BG heyeti, Yunanistan Dışişleri Eski Bakanı, anamuhalefet PASOK Genel Başkanı Yorgo Papandreu ile samimi bir görüşme yaptı. Papandreu, CTP-BG heyetinin Atina’daki toplantıya katılmasından duyduğu memnuniyeti dile getirdi. Görüşmede, PASOK ile CTP-BG arasında hem Avrupa Parlamentosu düzeyinde, hem de başka platformlarda daha yakın ilişki kurulması konusunda görüş birliği sağlandı.


KUTLAY ERK, PAPULİAS’IN RESEPSİYONUNDA

Atina’daki Sosyalist Enternasyonal Konsey toplantısı nedeniyle Yunanistan Cumhurbaşkanı Karolos Papulias’ın parti delegasyon başkanları onuruna verdiği resepsiyona CTP-BG heyeti başkanı Kutlay Erk de katıldı. Kutlay Erk resepsiyonda Yunanistan Cumhurbaşkanı Papulias ve Başbakan Kostas Karamanlis ile de sohbet etme fırsatı buldu. Kutlay Erk ayrıca, Yunanistan Dışişleri Bakanı olacağı yönünde iddialar bulunan Atina Belediye Başkanı Dora Bakoyannis ile de bir araya geldi.


CHP-CTP BULUŞMASI

CTP-BG heyeti, Sosyalist Enternasyonal Başkan Yardımcısı ve Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Deniz Baykal ve milletvekili Onur Öymen ile de görüştü. Görüşmede Kıbrıs sorunu ve Sosyalist Enternasyonal çalışmaları hakkında görüş alış verişinde bulunuldu.

Sosyalist Enternasyonal üyesi Rum EDEK Partisi Başkanı Omiru ve Onursal Başkanı Lissarides’le de görüşme fırsatı bulan CTP-BG heyeti, Sosyalist Enternasyonal Genel Sekreteri Luis Ayala ile de özellike ‘tam üyelik’ konusunu ele aldı. Luis Ayala, CTP-BG’nin tam üyeliği konusunun Nisan ayında Paris’te yapılacak Genel Kurul toplantısında görüşülüp karara bağlanacağını bildirdi.


ÜST DÜZEY KATILIM

Dünya genelinde 160’tan fazla ülkeden sosyalist, sosyal demokrat ve işçi partilerini bir çatı altında toplayan Sosyalist Enternasyonal’in Atina’daki zirvesine üye partiler üst düzeyde katıldı. İki gün süren toplantıda Sosyalist Enternasyonal Başkanı da belirlendi. Bu göreve tek aday olan Yorgo Papandreu oybirliğiyle getirildi.

Konsey toplantısının ilk gününde Başkan seçiminin yanısıra “Halklar ve Kültürler Arasında Barış, Demokrasi, Dayanışma” ana başlığı altında konuşmalar yapıldı. Aynı gün “Barış İçinde, İstikrarlı ve Bütünleşmiş Balkanlar: Sosyal Demokrat Yaklaşım” ile “Orta Doğu’da Barış ve Demokrasi İçin Çalışmak” konulu iki de panel yer aldı.

Sosyalist Enternasyonal Konsey toplantısının ikinci günü olan 31 Ocak günü ise örgütün finans, yönetim ve etik komitelerinin raporları açıklandı. Ardından “Açlık ve Eşitsizlik Konusunda Öncelikler” konulu panel yer alacak. Konsey toplantısının son bölümünde ise Sosyalist Enternasyonal Genel Sekreteri Luis Ayala raporunu sundu.


CTP HEYETİ MEMNUN

Sosyalist Enternasyonal Konsey toplantısına katılan Kutlay Erk, Ünal Fındık ve Özdil Nami, son derece yararlı görüşmeler yaptıklarını belirttiler. Sosyalist Enternasyonal’in dünya çapında bir siyasi güç olduğunu, farklı ülkelerden ilerici partileri bir araya getirdiğini kaydeden Erk, Fındık ve Nami, kurulan ilişkilerin hem partinin, hem de Kıbrıslı Türklerin uluslararası platformda yeni imkanlara kavuşması anlamına geldiğine işaret ettiler.

YENIDUZEN 03/02/06

 

 

ABD: KKTC’de üssümüz yok

ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Sean McCormack’ın geçen  Çarşamba günkü brifingine katılan bir Yunanlı gazeteci, ABD’nin, KKTC’de bir deniz üssü inşa etmekte olduğu yönünde haberler bulunduğunu ifade ederek, Washington’ın yorumunu istedi. Sözcü, iddia hakkında bilgisi olmadığını ve daha sonra açıklama yapılacağını söyledi.

Dışişleri Bakanlığı’ndan daha sonra McCormack imzasıyla yayınlanan yazılı açıklamada iddia yalanlanarak, “Bu haberler yanlış. ABD, Kıbrıs’ta herhangi bir üs inşa etmiyor, etmeyi de planlamıyor” denildi. 

YENIDUZEN 03/02/06

 

 

İngiltere Papadopulos'u AB'ye şikayet etti


4 Şubat, 2006 19:45:00 (TSİ) CNN TURK

İngiltere, tüm AB üyelerine verdiği brifingde, İngiltere Dışişleri Bakanı Jack Straw'u kabul etmeyen Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos'u eleştirdi.

Üyelere İngiltere Dışişleri Bakanlığı'nda verilen brifingde, Papadopulos'un Kıbrıs ziyareti sırasında Straw'u kabul etmemesinden duyulan rahatsızlık dile getirildi.
 
Brifingde, Kıbrıs Türklerine uygulanan izolasyonların kaldırılması gerektiği belirtildi ve Türkiye'nin attığı adımların karşılığını göremediği ifade edildi. Rum ve Yunan temsilciler ise açıklamaya tepki gösterdi.

Yunanistan ve Kıbrıs Rum kesimi, İngiltere'den Straw'un temasları hakkında bilgi talep etti. İngiltere Dışişleri Bakanlığı ise, bu iki ülke yerine tüm Avrupa Birliği'ni bilgilendirmeyi tercih etti.
 
Londra, Türkiye'nin Kıbrıs ile ilgili yükümlülüklerinin bilincinde olduğunu, ancak karşılık göremediğini vurguladı.
 
Kıbrıs Eylem Planı
 
Annan Planı'nın ardından Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik girişimler rafa kaldırılmıştı. Son olarak, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, 24 ocakta Türkiye'nin Kıbrıs Eylem Planı'nı açıkladı. Plana Avrupa ve ABD'den destek geldi.
 
Eylem Planı neler öngörüyor?

·  2006 haziran ayına kadar tarafların katılacağı üst düzey bir toplantı yapılması,

·  Bu üst düzey toplantıda Türkiye, Yunanistan, KKTC, Rum tarafı, BM'nin yer alması,

·  Üst düzey toplantıda alınan kararların BM Genel Sekreteri Annan tarafından rapor olarak Güvenlik Konseyi’ne sunulması,

·  Eylem Planı'nın kabulü halinde Türkiye’nin deniz ve limanlarının Rum tarafına açılması,

·  Ada’da ticaretin önündeki engellerin kaldırılması,
<LI

·  2006 sonuna kadar Ada'da kalıcı bir çözüme ulaşılması,

·  Kuzey Kıbrıs'ın uluslararası spor ve sosyal aktivitelere katılması,

·  Asıl öncelik kapsamlı çözüm,

·  Çözümün adresi Birleşmiş Milletler,

·  Kuzey Kıbrıs'ın ekonomik bir varlık olarak AB gümrük birliğine pratik açıdan dahil edilmesi,

·  BM'nin ve AB Komisyonu'nun özellikle Kıbrıs Türk tarafına sağlayacağı destek, önerilen tedbirlerin uygulanmasını kolaylaştırmaya yardımcı olunması.
 
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Eylem Planı’nın hiçbir şekilde ilgili tarafların hukuki ve siyasi pozisyonlarına halel getirmeyeceğinin altını çiziyor. Plan 20 ocakta BM Genel Sekreteri Kofi Annan'a sunuldu.

 

KKTC'de AB'ye güven kalmadı

2 yıl önce AB'ye yüzde 92 oranında güven belirten Güzelyurt halkının güveni şimdi yüzde 17

SEFA KARAHASAN Lefkoşa



 

 

 

 

 

 

 

 

Kıbrıs'ta 2 yıl önce yapılan referandumda evlerini ve yurtlarını kaybetme pahasına Annan Planı'na "evet" diyen Güzelyurt halkı, AB'den umudunu kesti. KKTC'de 2 yıl öncesine kadar AB'ye yüzde 92'lik bir oranla en fazla güven belirten Güzelyurt halkının bu güveni, son yapılan bir ankete göre, yüzde 17'ye kadar düştü. Buna karşın Güzelyurt'ta AB'ye güvensizlik yüzde 64'e fırladı. Güzelyurt halkı, 24 Nisan 2004'te yapılan referandumda, Güzelyurt'un Rumlara verilecek ilk bölge olmasına rağmen, Annan Planı'na yüzde 64 gibi rekor bir oranla "evet" oyu vererek dünyanın dikkatini çekmişti.
Kıbrıs Araştırmalar Merkezi tarafından 849 hanede 2304 kişiyle yüz yüze görüşülerek yapılan anketin sonuçlarına göre, Rum tarafına güvensizlik de yüzde 82.5'e çıktı. Rumlara güven sadece yüzde 4.3 oranında belirtildi. Ankette, BM'ye güven yüzde 19, güvensizlik ise yüzde 57.2 olarak belirlendi.
Milliyet'e konuşan GÜKAD Başkanı Hakan Kuntay, AB'nin referandum öncesinde ve sonrasında Kıbrıslı Türklere verdiği sözlerin hiçbirini somut olarak yerine getirmediğini ve halkta bir hayal kırıklığı doğduğunu söyledi. Kuntay, "İnsanlar evlerini, yurtlarını bırakıp gideceklerini bile bile Annan Planı'na 'evet' dedi. Şimdi Güzelyurt halkı, herhangi bir açılım göremeyince karşımıza bu çarpıcı sonuç çıkıyor" diye konuştu.

MILLIYET 05/02/06

 

Çözüm için yapılacak ne varsa yapıyoruz

Türkiye Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, "Türkiye, Yunanistan ve Kıbrıs'ın tamamı, Doğu Akdeniz'de bir işbirliği merkezi haline gelebilir" dedi.

Gül, dün Kayseri'de Sağlık Bakanı Akdağ'la birlikte, AK Parti teşkilat mensuplarıyla gerçekleştireceği toplantı öncesi gazetecilere yaptığı açıklamada, Türkiye'nin hazırladığı Kıbrıs Planı'nın birçok ülke tarafından ciddi şekilde değerlendirildiğini söyledi.

Gazetecilerin, Alman Hükümeti'nin, Türkiye'nin sunduğu Kıbrıs Planı'nı gözden geçireceğini ifade ettiğini hatırlatmaları üzerine  Gül, şunları söyledi:

"Sadece Alman Hükümeti değil birçok hükümet gayet ciddi bir

şekilde değerlendiriyor. Her şeyden önce bütün dünya tarafından şu gözükmüş oldu: Türkiye ve Kıbrıs Türkleri, gerçekten uzlaşmak için çözüm bulmak için samimi gayret sarf ediyorlar. Yapılabilecek ne varsa yapılıyor, ama yine de uzlaşma söz konusu olmazsa ondan sonra Türkiye ve Kıbrıs Türkleri’ne dünyanın, AB'nin ve BM'nin Güvenlik Konseyi üyesi ülkelerin söyleyecekleri hiçbir şey kalmayacak. Bu bakımdan gayet ciddi

şekilde herkes değerlendiriyor. Bu teklif gayet samimi bulundu.

"EYLEM PLANI’NA İYİ NİYETLE BAKILMALI"

Ümit ediyorum ki bu teklif uzlaşmaya yol açar. Bu, aslında herkesin siyasi pozisyonunu muhafaza ediyor. Gerek Türkiye gerek Kıbrıs Türkleri ve gerek Rumlar’ın siyasi pozisyonlarını muhafaza etmesini de öngörüyor."

Planın sadece ekonomik işbirliğini geliştirerek güven ortamının hazırlanmasına fırsat verdiğini ifade eden Gül, bu güven ortamının ileride kalıcı çözümü ortaya çıkartabileceğini, bu açıdan herkesin iyi niyetli olarak bakması gerektiğini kaydetti.

Gül, sözlerine şöyle devam etti:

"Samimi olarak şunu görmek istiyoruz: Türkiye, Yunanistan ve Kıbrıs'ın tamamı, Doğu Akdeniz'de bir işbirliği merkezi haline gelebilir. AB içinde ayrı bir sütun oluşturabilir. Nasıl kuzey ve batı ülkeleri var; bu bölge de işbirliğinin ayrı bir alanı haline gelebilir.

Ama bizim bütün iyi niyetli gayretlerimize rağmen herhangi bir karşı adım göremezsek o zaman gayet emin ve kendimize güvenli bir şekilde KKTC'nin daha da güçlendirilmesini bugün nasıl yapıyorsak aynı yolda hiç şaşmadan devam edeceğiz. Ve bütün dünya görecek ki, Ada zaten ayrılmış, bu giderek pekişecek. Bunu bütün dünyanın duymasını isterim."

HALKIN SESI 05/02/06

 

Rum tarafının Kıbrıslı Türkler adına konuşmaya yetkisi yok

Ticaret Odası Başkanı Erdil Nami'den, AB Genişlemeden Sorumlu Komiseri Olli Rehn'e mektup:

Rum tarafının Kıbrıslı Türkler adına konuşmaya yetkisi yok

SERT TEPKİ... Ticaret Odası Başkanı Nami, AB Genişlemeden Sorumlu üyesi Rehn'e bir mektup göndererek, Rum yönetiminin Brüksel Büyükelçisi Emilou'nun, Rehn'e gönderdiği hakaret dolu mektubu eleştirdi. Nami, mektupta, 24 Nisan referandumuyla, Rum Yönetimi'nin, Kıbrıslı Türkler adına konuşmaya yetkili olmadığını kanıtladığını vurguladı

 

Kıbrıs Türk Ticaret Odası (KTTO) Başkanı Erdil Nami, Rum Yönetimi'nin, Kıbrıslı Türkler adına konuşmaya yetkili olmadığını kanıtladığını vurguladı. Nami, bu konudaki görüşünü, Avrupa Birliği (AB) Genişlemeden Sorumlu Komiseri Olli Rehn'e gönderdiği bir mektupta dile getirdi.

Nami, Rehn'nin, Türkiye Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün Kıbrıs'la ilgili eylem planına yönelik ölçülü açıklamasını hazmedemeyen Rum yönetiminin, Brüksel Büyükelçisi Nicholas Emilou vasıtasıyla Olli Rehn'e diplomatik lisana uymayan ve hakaretler içeren bir mektup göndermesini eleştirdi.

Erdil Nami mektubunda, Kıbrıs'ta 24 Nisan 2004'te ayrı ayrı yapılan referandumda Kıbrıslı Türklerin "bölünmüşlükten"' yana olmadıklarını kanıtlayarak Annan Planı olarak bilinen ve AB tarafından da güçlü bir şekilde desteklenen Birleşmiş Milletler Barış Planı'na evet dediğini anımsatarak, "Yapılan Referandum adada iki toplumun yaşadığını ve bir tarafın isteklerinin diğer taraf üzerine zorla kabul ettirmenin mümkün olmadığını kanıtıdır" dedi.

Bu referandumun Kıbrıslı Rum temsilcinin iddia ettiği gibi egemenliğin yalnızca Kıbrıslı Rumlara ait olmadığını da gözler önüne serdiğini ifade eden Nami mektubunda özetle şöyle dedi:

"Kıbrıslı Rum temsilcisinin ağır mektubu üzerine, odamız adına yorum yapmama izin verirseniz, şunu dile getirmek isterim ki mektup, sözde 'Kıbrıs Cumhuriyeti'nin' ve temsilcilerinin Kıbrıslı Türkler adına niçin konuşmak için yetkili olmadıklarının iyi bir kanıtı olmasından dolayı önemlidir.

Emilou'nun mektubu düzeltilmesi gereken yanıltıcı bilgilerle doludur, özellikle; Papadopulos rejiminin aksine, Kuzey Kıbrıs'taki hükümet Annan Planı'nda da önerildiği gibi adanın Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti olarak tekrardan birleştirilmesine kendini tamamen adamıştır.

Ayrıç ayrı yapılan referandum ayrıca adada iki toplumun yaşadığını, bir tarafın isteklerinin diğer taraf üzerine zorla kabul ettirmenin mümkün olmadığını kanıtlamanın yanında, Kıbrıslı Rum temsilcinin iddia ettiği gibi egemenliğin yalnızca Kıbrıslı Rumlara ait olmadığını da kanıtlanmıştır.

Kıbrıslı Türkler, Ticarette her türlü ayırımcılığa karşı olduklarından dolayı Kıbrıslı Rumlardan daha fazla Avrupalıdırlar. Bu nedenledir ki, Kıbrıslı Türkler Kıbrıs'ta kendilerine uygulanan ve Türkiye'nin uyguladığı tüm ticari engellerini eş zamanlı kaldırılmasını amaçlayan, Türkiye tarafından önerilen yeni ve dengeli planı da desteklemişlerdir.

Kıbrıslı Türklerin hızlı ekonomik kalkınmayı istemesindeki temel sebep, ekonomik seviyedeki dengenin ve paritenin sağlanması Kıbrıs Problemi'nin adil ve kalıcı çözümü için gerekli olmasından kaynaklanmaktadır. Kıbrıslı Rumlar, Kıbrıslı Türklerin ekonomik kalkınmasına karşı çıkmışlardır, çünkü liderleri Sn. Papadopulos söylediği gibi, Kıbrıs problemini "osmosis'' yolu ile çözmeyi istemektedirler.

Kıbrıslı Rumlar Annan Planı'nı yüzde 76 çoğunlukla reddetmiştirler ve Kıbrıslı Türklerle yetki paylaşımına (power sharing) gitmek istemediklerinden dolayı hala daha Planı reddetmeyi sürdürmektedirler.

AB, Kıbrıslı Rumlarının Annan Planı'nı reddetmelerine rağmen AB'ye tek taraflı üye olmalarına izin vererek, Kıbrıslı Rumların. Kıbrıslı Türklerle eşit ve adil bir çözüme mutabık kalmaları için gerekli tüm ekonomik ve politik teşvikleri ortadan kaldırmıştır.

Sn. Komiser, Odamızın pozisyonunu özetlemek istiyorum:

I. Biz, BM Barış Planı'nın amaçladığı ve AB'nin desteklediği şekilde Kıbrıs'ın yeniden birleşmesini istiyoruz

II. Öteki AB toprakları ile ticari ve ekonomik ilişkilerimizde AB vatandaşları olarak eşit muamele istiyoruz

III. Tüm izolasyonların, ambargoların ve ticaretin önündeki engellerin sona ermesini istiyoruz

IV. AB'nin bize verdiği direkt ticaret ve mali yardım vaatlerini yerine getirmesini istiyoruz."

KIBRIS 05/02/06

 

AB içinde ayrı bir sütun oluşturabiliriz

Türkiye Dışişleri Bakanı Gül, Türkiye, Yunanistan ve Kıbrıs'ın tamamının, Doğu Akdeniz'de bir işbirliği merkezi haline gelebileceğini söyledi ve ekledi:

AB içinde ayrı bir sütun oluşturabiliriz

İŞBİRLİĞİ MERKEZİ... Türkiye Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, "Samimi olarak şunu görmek istiyoruz: Türkiye, Yunanistan ve Kıbrıs'ın tamamı, Doğu Akdeniz'de bir işbirliği merkezi haline gelebilir. AB içinde ayrı bir sütun oluşturabilir. Nasıl kuzey ve batı ülkeleri var; bu bölge de işbirliğinin ayrı bir alanı haline gelebilir" dedi

SÖYLEYECEK SÖZLERİ KALMAYACAK... Gül, Türkiye'nin sunduğu Kıbrıs Planı'yla ilgili olarak, Türkiye ve Kıbrıs Türklerinin, çözüm bulmak için gayret sarf ettiklerini ancak, çözüme ulaşılmaması halinde Türkiye ve Kıbrıs Türklerine dünyanın, AB'nin ve BM'nin Güvenlik Konseyi üyesi ülkelerin söyleyecekleri hiçbir şey kalmayacağını söyledi

l BÖLÜNMÜŞLÜK PEKİŞECEK... Çözüm için karşı bir adım olmaması halinde adanın bölünmüşlüğünün pekişeceği uyarısında bulunan Gül, "Bizim bütün iyi niyetli gayretlerimize rağmen herhangi bir karşı adım göremezsek o zaman gayet emin ve kendimize güvenli bir şekilde KKTC'nin daha da güçlendirilmesini bugün nasıl yapıyorsak aynı yolda hiç şaşmadan devam edeceğiz" dedi

 

Türkiye Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, "Türkiye, Yunanistan ve Kıbrıs'ın tamamı, Doğu Akdeniz'de bir işbirliği merkezi haline gelebilir. AB içinde ayrı bir sütun oluşturabilir." dedi.

Gül, dün Kayseri'de Sağlık Bakanı Akdağ'la birlikte, AK Parti teşkilat mensuplarıyla gerçekleştireceği toplantı öncesi gazetecilere yaptığı açıklamada, Türkiye'nin hazırladığı Kıbrıs Planı'nın birçok ülke tarafından ciddi şekilde değerlendirildiğini söyledi.

Gazetecilerin ,Alman Hükümeti'nin, Türkiye'nin sunduğu Kıbrıs Planı'nı gözden geçireceğini ifade ettiğini hatırlatmaları üzerine Gül, şunları söyledi:

"Sadece Alman Hükümeti değil birçok hükümet gayet ciddi bir şekilde değerlendiriyor. Her şeyden önce bütün dünya tarafından şu gözükmüş oldu: Türkiye ve Kıbrıs Türkleri, gerçekten uzlaşmak için çözüm bulmak için samimi gayret sarf ediyorlar. Yapılabilecek ne varsa yapılıyor, ama yine de uzlaşma söz konusu olmazsa ondan sonra Türkiye ve Kıbrıs Türklerine dünyanın, AB'nin ve BM'nin Güvenlik Konseyi üyesi ülkelerin söyleyecekleri hiçbir şey kalmayacak. Bu bakımdan gayet ciddi şekilde herkes değerlendiriyor. Bu teklif gayet samimi bulundu.

Ümit ediyorum ki bu teklif uzlaşmaya yol açar. Bu, aslında herkesin siyasi pozisyonunu muhafaza ediyor. Gerek Türkiye gerek Kıbrıs Türkleri ve gerek Rumların siyasi pozisyonlarını muhafaza etmesini de öngörüyor."

Planın sadece ekonomik işbirliğini geliştirerek güven ortamının hazırlanmasına fırsat verdiğini ifade eden Gül, bu güven ortamının ileride kalıcı çözümü ortaya çıkartabileceğini, bu açıdan herkesin iyi niyetli olarak bakması gerektiğini kaydetti.

Gül, sözlerine şöyle devam etti:

"Samimi olarak şunu görmek istiyoruz: Türkiye, Yunanistan ve Kıbrıs'ın tamamı, Doğu Akdeniz'de bir işbirliği merkezi haline gelebilir. AB içinde ayrı bir sütun oluşturabilir. Nasıl kuzey ve batı ülkeleri var; bu bölge de işbirliğinin ayrı bir alanı haline gelebilir.

Ama bizim bütün iyi niyetli gayretlerimize rağmen herhangi bir karşı adım göremezsek o zaman gayet emin ve kendimize güvenli bir şekilde KKTC'nin daha da güçlendirilmesini bugün nasıl yapıyorsak aynı yolda hiç şaşmadan devam edeceğiz. Ve bütün dünya görecek ki, Ada zaten ayrılmış, bu giderek pekişecek. Bunu bütün dünyanın duymasını isterim."

KIBRIS 05/02/06