KKTCye izinsiz giren Matsakis tutuklandı
31 Aralık, 2005 20:14:00 (TSİ) CNN TURK
|
|
Matsakis daha önce de Türk bayrağını
indirmişti |
Lefkoşa'nın Rum kesiminden KKTC'ye girmeye
çalışan Rum milletvekili Marios Matsakis , KKTC polisi
tarafından tutuklandı.
Geçtiğimiz
ay Kıbrıs'ta yeşil hat üzerindeki boş bir nöbetçi
kulübesinden Türk bayrağını indiren Avrupa Parlamentosu
milletvekili Marios Matsakis yine olay çıkardı. Rum milletvekili
Matsakis Ledra Palace geçiş noktasına kendi isteğiyle geldi.
Avrupa Parlamentosu milletvekili Marios Matsakis, nöbetçi kulübesinden
indirdiği Türk bayrağını Brüksel'de Türk gazetecilere iade
etmişti.
Matsakis, Kıbrıs'taki ara bölge Akıncılar'da 1 kasım
2005'te bir nöbet kulübesine tırmanmış ve Türk
bayrağını indirmişti. Matsakis, daha önce de KKTC
sınırını geçmeye çalışırken ve İngiliz
üslerinin tellerinde asılı kalarak gündeme gelmişti.
Marios Matsakis, 9 kasımda Güney Kıbrıs'taki partisinden
kovulmuş, hakkında tarihi eser kaçakçılığından
soruşturma açılmış ve Avrupa Parlamentosu'nda
dokunulmazlığı kaldırılmıştı.
Matsakis, geçtiğimiz yıl iktidardaki Papadopulos'un partisi
DİKO'dan Avrupa Parlamentosu milletvekili seçilmişti.
Kıbrısta 1975'te çözüme çok
yaklaşılmış
31 Aralık, 2005 16:38:00 (TSİ) CNN TURK
İngiltere'de geçtiğimiz günlerde açıklanan gizli
Kıbrıs arşivleriyle ilgili ayrıntılar belirginleşiyor.
İngiltere
Dışişleri Bakanlığı'nın
açıkladığı yeni belgeler, 1975 yılında dönemin
Dışişleri Bakanı İhsan Sabri Çağlayangil'in Annan
Planı'na temel teşkil eder nitelikte bir teklif sunduğunu ortaya
çıkardı.
Belgelere göre Çağlayangil'in İngiltere ve ABD
dışişleri bakanlarına ilettiği teklif, Rum ve Türk
tarafının Adada iki kesimli gevşek bir federal hükümet
çerçevesinde yeniden birleşmesini öngörüyordu.
Annan planının temelini oluşturacak o zamanki teklife Yunan ve
Rum tarafı sıcak yaklaştı.
Türklere yüzde 30 oranında toprak
Dönemin Rum lideri başpiskopos Makaryos, Türklere yüzde 30 toprak
bırakmaya razı olacağını söyledi. Ancak teklif hayata
geçirilemedi.
İngiltere'nin açıkladığı belgeler ayrıca
Türkiye'nin 1975'te Sovyetler Birliği'ne Adanın kuzeyinde
yabancı bir ülkenin askeri üs kurmasına izin vermeyeceği
garantisi verdiğini de ortaya koydu.
Bu garanti ile, Moskova soğuk savaş döneminde Türkiye'nin
Kıbrıs'ta ABD üssü kurulmasına karşı
çıkacağı mesajını da almış oldu.
Bayrak hırsızı
Rum vekili KKTC polisi tutukladı
Ömer BİLGE / LEFKOŞA
KKTC polisi, 2 ay önce
boş bir nöbetçi kulübesinden Türk bayrağını çalan Avrupa
Parlamentosu milletvekili Marios Matsakisi dün Lefkoşanın Rum
kesiminden ülkeye girerken tutukladı. Rum milletvekili
tutuklanacağını bilerek, olay çıkarmak ve gündemde kalmak
amacıyla Ledra Palace geçiş noktasına kendi isteğiyle
geldi.
Matsakisin beraberinde Avrupa Parlamentosundan bir kadın milletvekilinin
de olduğu belirtilse de, olayın ardından Rum kesimine dönen bu
vekilin kimliği açıklanmadı. Matsakis ise, yargılanmak
üzere akşam saatlerinde gözlem altına alındı.
Kıbrıs Rum yönetimini lideri Tasos Papadopulosun partisi
DİKOdan milletvekili adayı olan ve Avrupa Parlamentosuna seçilen
Marios Matsakis, 2 ay önce Kıbrısta Yeşil hat üzerindeki
Akıncılar bölgesinde boş bir nöbetçi kulübesine giderek
gönderdeki Türk bayrağını indirmişti ve beraberindeki Rum
gazetecilere elinde bayrak ile poz vermişti. Sansasyonel olayları ile
gündemde kalmaya çalışan Matsakis, çaldığı
bayrağı daha sonra Brükselde Türk gazetecilere iade etmişti.
Bayrak hırsızlığı hem KKTC hem de Türkiyede büyük
tepkiye yol açmış, KKTC polisi, Matsakis hakkında, bayrak
çalmak, bayrağa saygısızlık ve birinci dereceden askeri
bölgeyi ihlal etmek suçlarından tutuklama kararı
çıkarmıştı. KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat,
Rum milletvekili için meczup demiş, birinci Cumhurbaşkanı Rauf
Denktaş da, nöbetçi kulübesinin boş olmasını şans
olarak nitelemişti.
HURRIYET
01/01/06
Annan planını 1975te
Çağlayangil yazmış
Ömer BİLGE / LEFKOŞA
30 yıl sonra
açıklanan İngilterenin Kıbrıs ile ilgili gizli belgeleri,
1974 yılında dönemin Dışişleri Bakanı İhsan
Sabri Çağlayangilin (sağda) İngiltere Dışişleri
Bakanı James Callaghana Kıbrısta iki kesimli bir federasyon
kurulması teklifini götürdüğünü ortaya çıkardı.
İNGİLTERE Dışişleri Bakanlığının
zaman aşımına uğradığı için
açıkladığı gizli belgeler Kıbrısta 1974-75
yılında yapılan gizli pazarlıkları ortaya
çıkardı. Belgelere göre, Türk Dışişleri Bakanı
Çağlayangil 18 Mart 1975te İngiltere ve ABD Dışişleri
Bakanlarına Kıbrısta Türk Rumların iki kesimli
gevşek bir federal hükümet çerçevesinde yeniden birleşmesini teklif
etti.
Belgelere göre, İngiltere Dışişleri Bakanı Callaghan,
bu konuya dönemin Yunan Başbakanı Karamanlisin ılımlı
yaklaştığını belirtti. ABD Dışişleri
Bakanı Henry Kissinger ise dönemin Rum lideri Başpiskopos
Makariostan Türklere yüzde 30 toprak bırakmaya razı
olacağını duyduğunu söyledi. Annan planının
temelini oluşturan iki küçük devletten oluşan federasyon tezi de
Çağlayangil tarafından hazırlanmış oldu.
KIBRISTA ABDDE ÜS YOK
1975de Türkiye ayrıca dönemin Sovyetler Birliğine adanın
kuzeyinde yabancı bir ülkenin askeri üs kurmasına izin
vermeyeceği garantisi verdi. Bu garanti ile Moskova, Soğuk Savaş
döneminde Türkiyenin Kıbrısta ABD üssü kurulmasına
karşı çıkacağı mesajını da almış
oldu.
Rum yönetimi, İngiliz arşivlerindeki gizli belgelerde yer
alanların kendilerinin de bildiği ve ABD ile İngilterenin
Türikyenin adaya müdahale etmesine göz yumduğunu tekrar gözler önüne
serdiğini savundu. Rum hükümet sözcüsü Kipros Hrisostomidis, Bizim ve
ilgili tarafların çok iyi bildiği gerçekleri doğruluyor
yorumunda bulundu.
HURRIYET
01/01/06
Kıbrıslı Türk doktor Kraliçe Elizabethin
onur listesine girdi
Faruk ZABCI/LONDRA
Londrada aile doktoru
olarak çalışan Kıbrıslı Türk Teoman Sırrı,
başarılı sağlık hizmetlerinden ve Türk-Rum
toplumlarına katkılarından dolayı yıl sonunda
açıklanan "Kraliçenin Onur Listesi"ne girmeyi başardı.
"Kraliçenin İngiliz İmparatorluğu Üyesi (MEB)
Nişanı"nı alan Dr. Teoman Sırrı, bir
haftadır eşi Esinle Karayip Adalarında tatilde olduğu
için ödülü kazandığından henüz habersiz. 54 yaşındaki
Magosa doğumlu Türk doktor, zamana zaman Türkiyedeki üniversitelerde de
ders veriyor.
HURRIYET
01/01/06
İngiltere'den
KKTC'li doktora onur ödülü
LONDRA Milliyet
İngiltere Kraliçesi II. Elizabeth, KKTC'li Doktor Teoman
Sırrı'ya 2005 yılında ülkesine ve insanlığa
hizmetlerinden dolayı unvan ve onur ödülü verdi. Başbakanlık
tarafından açıklanan listede yer alan aile hekimi Dr.
Sırrı, Londra'da yaşayan Türklere ve Rumlara sağlık
alanında verdiği destekle tanınıyor. Kraliçe,
şarkıcı Tom Jones'a da "sir" unvanı verdi.
HURRIYET
01/01/06
Matsakis
tutuklandı
RADIKAL 01/01/06
RADİKAL - LEFKOŞA - KKTC'nin
Akıncılar bölgesinde kasımda ara bölgeyi ihlal edip, nöbet
kulübesindeki Türk bayrağını çalan Avrupa Parlamentosu'nun (AP)
Rum vekili Marios Matsakis, dün Kuzey'e geçerken tutuklandı. KKTC Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat'a 'Noel çöreği' getirdiğini belirterek Ledra Palas
Kapısı'na gelen Matsakis'in aleyhindeki tutuklama emri gereği
tutuklandığı belirtildi.
Rum radyosu, Matsakis'in yanında AP'den bir kadın milletvekilinin de
bulunduğunu duyurdu.
Kraliçe Elizabeth'in 2005 unvan ve onur ödüllerini alanlar
açıklandı: Listede, KKTC'li doktor Teoman Sırrı da yer
alıyor
İngiltere
Kraliçesi II. Elizabeth'in 2005 yılında ülkesine ve
insanlığa hizmetlerinden dolayı unvan ve onur ödülüne layık
gördüğü kişilerin listesi açıklandı. 7 Temmuz'da
başkent Londra'daki bombalı saldırılardan sonra
kurbanların yardımına koşan acil servis
çalışanlarının ilk sıralarda yer aldığı
listede, KKTC'li Doktor Teoman Necati Sırrı da bulunuyor.
Başbakanlık
tarafından açıklanan listede yer alan aile hekimi Dr.
Sırrı, Londra'da yaşayan Türklere ve Rumlara sağlık
alanında verdiği destekle tanınıyor.
Listede, 7
Temmuz saldırılarından sonraki fedakar
çalışmaları nedeniyle 23 itfaiye, ambulans, metro
çalışanı ve hekim de yer alıyor.
Ayrıca
sporcular, müzisyenler ve modacıların bulunduğu listede
"OBEs" ve "MBEs" olarak adlandırılan kraliyet
unvanlarını alan sporcuların çoğunluğunu kriketçiler
oluşturuyor. Şarkıcı Tom Jones ve cazcı John
Dankworth'un "sir" unvanı aldıkları listede
eğlence dünyasından şovmen Bruce Forsyth da yer alıyor.
Modacı Vivienne Westwood'un "leydi" unvanıyla
ödüllendirildiği listede, ünlü aşçılar Gordon Ramsey ve Heston
Blumenthal da bulunuyor.
Yayın
dünyasından Peter Snow'un, sinema dünyasından Robbie Coltrane ve
Imelda Staunton'ın da yer aldıkları listede, Apple iPod'u
tasarlayan Jonathan Ive de bulunuyor.
Listedeki
ilginç isimleri ise Londra'daki belediye otobüslerinin kontrol merkezinde görev
yapan 45 yaşındaki Alan Dell ve ünlü saat kulesi Big Ben'in emektar
çalışanlarından, 25 yıllık görev süresinin
ardından emekliye ayrılan 65 yaşındaki Brian Tipper
oluşturuyor.
KIBRIS 01/01/06
Matsakis, yeni yılı KKTC polis hücrelerinde
karşıladı
|
Kamuoyunda
şovları ve çılgınlıklarıyla bilinen Rum AB
Milletvekili Marios Matsakis, dün KKTC polisince tutuklandı. Elinde
paskalya çöreği ve çikolatalarla KKTC'ye giriş yapmak isteyen
Matsakis, önceden hakkında çıkarılan tutuklama emri
gereği yakalandı Matsakis,
yeni yılı KKTC polis hücrelerinde karşıladı ÇILGIN RUM BU
KEZ KENDİNİ TUTUKLATTI... Yaptığı
çılgınlıklarla kamuoyu tarafından "Çılgın
Rum" olarak bilinen Rum AB Milletvekili Marios Matsakis'in son
çılgınlığı kendini tutuklatmak oldu. Kendi
iddiasıyla "Mehmet Ali Talat'a Noel hediyesi getiren"
Matsakis, dün Ledra Palace Sınır Kapısı'ndan KKTC'ye
giriş yaptı ve daha önceden hakkında çıkarılan
tutuklama emri gereği KKTC polisi tarafından tutuklandı TUTUKLANACAĞINI
BİLEREK GELDİ... 1 Kasım'da Birinci Derecede Askeri Yasak
Bölgeyi ihlal ederek Akıncılar-Kiracıköy arasındaki
bölgede bayrak direği üzerinde bulunan Türk bayrağını
çaldığı için KKTC makamları tarafından hakkında
tutuklama emri çıkarılan Matsakis, tutuklanacağını
bile bile dün öğleden sonra saat 15.30 sıralarında Ledra
Palace Sınır Kapısı'ndan KKTC'ye giriş yaptı BUGÜN
MAHKEMEYE ÇIKARILACAK... Hakkında "bayrak
hırsızlığı, bayrağa saygısızlık,
1. Derecede Askeri Yasak Bölgeyi ihlal ve yetkili makamdan izinsiz KKTC
topraklarına girip-çıkma" suçlarından tutuklama emri
bulunan ve dün tutuklanan Matsakis, yeni yılı KKTC polis
hücrelerinde karşıladı. Matsakis'in bugün Lefkoşa Kaza
Mahkemesi'ne çıkarılması bekleniyor Yaptığı
çılgınlıklarla kamuoyu tarafından "Çılgın
Rum" olarak bilinen Rum AB Milletvekili Marios Matsakis'in son
çılgınlığı kendini tutuklatmak oldu. Kendi
iddiasıyla "Mehmet Ali Talat'a Noel hediyesi getiren"
Matsakis, dün Ledra Palace Sınır Kapısı'ndan KKTC'ye
giriş yaptı ve daha önceden hakkında çıkarılan
tutuklama emri gereği KKTC polisi tarafından tutuklandı. 1
Kasım'da Birinci Derecede Askeri Yasak Bölgeyi ihlal ederek
Akıncılar-Kiracıköy arasındaki bölgede bayrak direği
üzerinde bulunan Türk bayrağını çaldığı için
KKTC makamları tarafından hakkında tutuklama emri
çıkarılan Matsakis, tutuklanacağını bile bile dün
öğleden sonra saat 15.30 sıralarında Ledra Place
Sınır Kapısı'ndan KKTC'ye giriş yaptı. Elde edilen
bilgilere göre, Matsakis dün Rum medyasından iki kameraman ve
Polonyalı Avrupa Parlamentosu milletvekili Yenovefa Kpaoutsa'yı da
yanına alarak, elinde Noel çöreği ve çikolatalarla Rum Ay Demet
Sınır Kapısı'ndan geçti. Kameramanlar ara bölgede
kalırken, Matsakis, Kpaoutsa ile Ledra Palace Sınır
Kapısı'na gelerek, KKTC'ye giriş yapmak istedi. Hakkında
daha önceden tutuklama emri bulunduğu için Rum AB milletvekili Marios
Matsakis tutuklanırken, bayan milletvekili Güney Kıbrıs'a geri
döndü. Hakkında
"bayrak hırsızlığı, bayrağa
saygısızlık, 1. Derecede Askeri Yasak Bölgeyi ihlal ve yetkili
makamdan izinsiz KKTC topraklarına girip-çıkma"
suçlarından tutuklama emri bulunan ve dün tutuklanan Matsakis, yeni
yılı KKTC polis hücrelerinde karşıladı. Matsakis'in
bugün Lefkoşa Kaza Mahkemesi'ne çıkarılması bekleniyor. Polis,
Matsakis'in tutuklandığını doğruladı Akıncılar
bölgesindeki ara bölgeden kasım ayında Türk
bayrağını çalan Rum AB milletvekili Marios Matsakis'in, KKTC
makamları tarafından tutuklandığını polis
doğruladı. Polis
Basın Subayı Niyazi Demirel'den alınan bilgiye göre, 1
Kasım'da Birinci Derecede Askeri Yasak Bölgeyi ihlal ederek
Akıncılar-Kiracıköy arasındaki bölgede bayrak direği
üzerinde asılı bulunan Türk bayrağını çalan 51
yaşındaki Marios Matsakis dün saat 15:30 sıralarında
Ledra Palace Kara Giriş Kapısı'ndan KKTC'ye giriş
yaparken, aleyhindeki tutuklama emri gereği tutuklandı. Demirel,
Matsakis'in aleyhinde 1 Kasım 2005'ten itibaren "bayrak
hırsızlığı, bayrağa saygısızlık,
1. Derecede Askeri Yasak Bölgeyi ihlal ve yetkili makamdan izinsiz KKTC
topraklarına girip çıkma" suçlarından hakkında
tutuklama emri bulunduğunu hatırlattı. Öte yandan
Rum radyosu, Matsakis'in, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'a Noel
çöreği getirmek için KKTC'ye geldiğini ileri sürdü. Radyoya göre
Matsakis'in yanında bir Avrupa Parlamentosu bayan milletvekili de
bulunuyordu. Serdar
Denktaş: Yeni bir provokasyon Ledra Palace
sınır kapısından KKTC'ye girerken hakkındaki
tutuklama emri nedeniyle tutuklanan Rum Avrupa Parlamentosu Milletvekili
Marios Matsakis'in tutuklanmasıyla ilgili olarak
Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş, Matsakis'in
hareketinin yeni bir provokasyon olduğunu söyledi. Mahkemelerin
kararına hem vatandaşların, hem de yabancı
uyrukluların uyması gerektiğini kaydeden Serdar Denktaş,
Matsakis'in taşıdığı sorumluluğun
dışında hareket ederek geçen aylarda KKTC
sınırlarını ihlal ederek bayrak çaldığını,
sirkat suçu işlediğini hatırlattı. Denktaş,
Matsakis'in dünkü girişiminin yeni bir provokasyon olduğunu ifade
ederek, KKTC adaletinin davayı görüştükten sonra gerekli sonuca
varacağını ve mahkemenin vereceği karara saygı
duyulması gerektiğini söyledi. Denktaş, "Kişinin
(Matsakis'in) kendi her türlü olumsuzluğuna rağmen KKTC adaleti
davayı görüştükten sonra gerekli sonuca varacaktır. Mahkemenin
vereceği karar her neyse buna saygı duymalıdır ve
duyacaktır" şeklinde konuştu. Akansoy:
Randevusu yoktu Cumhurbaşkanlığı
Özel Kalem Müdürü Asım Akansoy ise, Matsakis'in Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat'a Noel çöreği getireceği yönündeki haberlerin
doğru olmadığını, böyle bir talep
iletilmediğini, iletilse de kabul etmelerinin söz konusu
olmadığını bildirdi. Kpaoutsa:
Olay kaçırılma Bu arada,
Güney Kıbrıs'ta yayımlanan Fileleftheros gazetesinin internet
sayfasında Matsakis'in Ledra Palace sınır kapısına
Polonyalı Avrupa Parlamentosu milletvekili Yenovefa Kpaoutsa ve
bazı Rum gazetecilerle birlikte geldiği belirtildi.
Kpaoutsa'nın Güney Kıbrıs'ta verdiği demeçte olayı
"kaçırılma" diye nitelediği ve Avrupa Parlamentosu'na
şikâyet edeceğini söylediği kaydedildi. |
KIBRIS 01/01/06
Köprüye de askere de "ohi"
|
Rum yönetimi
lideri Papadopulos, Kıbrıs görüşmelerinde yeni bir
başarısızlığın Rum tarafı için felaket
olabileceğini söyledi; Lokmacı barikatıyla ilgili
inadını sürdürdü: Köprüye de askere de "ohi" Kıbrıs
Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos, Kıbrıs sorununda yeni bir
başarısızlığın Kıbrıs Rum tarafı
için yıkıcı sonuçları olabileceğini söyledi.
Papadopulos, Lokmacı barikatındaki üst geçidi de burada askeri
nöbet kulübelerini simgeleyen diğer binaları da kabul etmenin söz
konusu olmadığını açıkladı. Papadopulos,
Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Kofi Annan'ın da
Kıbrıs sorununun kapsamlı çözümü için yeni bir girişimin
önceden iyi hazırlanması gerektiği görüşünü paylaştığını
belirtti. Rum haber
ajansına göre, Papadopulos, yaptığı açıklamada,
"BM Genel Sekreteri çabalarına devam ediyor ve bizim, yeni bir
girişimin iyi hazırlanması gerektiği tutumumuzu kabul
ediyor, çünkü iyi hazırlık olmadan başlayan bir diyalogda yeni
bir başarısızlığın, en azından bizim
tarafımız için, çok kötü, hatta yıkıcı
sonuçları olacaktır" dedi. Tasos
Papadopulos, "2006'da iyi niyet ruhu içinde yapılacak
yapıcı yeni bir diyaloğun başlaması için uygun
koşulların oluşması" ümidini dile getirdi. Ledra
Sokağı'nda Lokmacı Kapısı'nın KKTC ile Güney
Kıbrıs arasında karşılıklı geçişlere
açılması konusundaki bir soruya karşılık
Papadopulos, Rum hükümetinin, sadece Türk tarafının
yaptığı üst geçidi değil, aynı zamanda askeri nöbet
kulübelerini simgeleyen diğer binaları da kabul etmesinin asla söz
konusu olmayacağını söyledi. BM Genel
Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi ve Zbigneiew Wlosowicz ile dün
yaptığı görüşmeyle ilgili bir soruyu da yanıtlayan
Papadopulos, Wlosowicz'e uzun yıllardır Kıbrıs'taki
hizmeti boyunca mükemmel işbirliğinden dolayı
teşekkürlerini ilettiğini belirtti. |
KIBRIS 01/01/06
Rumlar, Aresti kararını temyize götürecek
|
TEK
ÇIKAR YOL TEMYİZ... Rum yönetiminin hukuk grubu, Avrupa İnsan
Hakları Mahkemesi'nin (AİHM) Miras Ksenidi-Aresti
başvurusuna ilişkin kararını inceledi ve bu karara
yanıt verilmemesi halinde mülkiyete olacak etkilerinin
yıkıcı olacağına karar verdi. Hukuk grubu, tek
çıkar yolun kararı temyize götürmek olduğunu bildirildi TANIMAYA
SÜRÜKLENECEĞİZ... Rum yönetimi hukukçular grubu, "AİHM'in
Aresti başvurusuna ilişkin kararına yanıt verilmemesi
durumunda, başvuruların kaybedilmesiyle
kalınmayacağı, etkilerinin; en azından kuzeydeki
eski Rum mallarının yönetimi konusunda KKTC'yi tanımakla
eşdeğer olacağı sonucuna vardıklarını"
söyledi KARAR
KESİNLEŞİRSE TÜRKİYE KURTULACAK... Hukukçular grubu:
Temyize gidilmemesi veya temyizin reddedilmesi durumunda, Aresti
kararı kesinleşecek. Böyle bir durumda kararın
Kıbrıs sorununun mülkiyet bölümüne etkileri çok dramatik olacak. Aresti
kararı, Rumların mülkiyetle ilgili insan hakları ihlallerinden
Türkiye'nin sorumlu olduğu açıkça ortaya koysa da aslında,
Türkiye'yi AİHM'deki mülkiyet başvuruları sorunundan sonsuza
dek kurtarıyor
Rum yönetiminin hukuk grubunun; Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin
(AİHM) Miras Ksenidi-Aresti başvurusuna ilişkin
kararını incelediği, bu karara yanıt verilmemesi halinde
mülkiyete olacak etkilerinin yıkıcı olacağına ve tek
çıkar yolun kararı temyize götürmek olduğuna karar
verdiği bildirildi.
Fileleftheros, "Yasadışı Otellerin Acenteleri ve Turistler
Sanık Sandalyesine - Mal Sahipleri Yargıya Başvuruyor -
Konuyla; Dışişleri Bakanlığı ve Hukuk Dairesi
İlgileniyor" başlıklı haberinde, Rum
Dışişleri Bakanlığı ve Rum Hukuk Dairesi'nin;
KKTC'de eskiden otelleri bulunan veya eski malları üzerine otel
inşa edilen Rumların yargı başvurularının sonuç
getirici şekilde ileri götürülebilmesi yöntemleri üzerinde
çalıştıklarını bildirdi. |
KIBRIS 02/01/2003
Rumlar, Annan'ın girişim başlatmasını
bekliyor
HRİSTOFYAS
İLE YAKOVU'NUN TAHMİNİ... AKEL Genel Sekreteri Meclis
Başkanı Hristofyas ile Rum Dışişleri Bakanı
Yakovu, bu ayın sonunda veya şubat başlarında ABD ve BM'nin
Kıbrıs konusunda yeni bir hareketlilikte bulunmalarının
beklendiğini söyledi
AKEL Genel
Sekreteri Meclis Başkanı Dimitris Hristofyas ve Rum
Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu, Rum Devlet Radyo-TV'sinin
(RİK) önceki akşamki programına katılarak, Kıbrıs
konusunda tahminlerde bulundu.
TV haberine
göre Hristofyas, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın kendisini
Kıbrıs konusunda ilgili taraf olarak gösterdiğini belirterek,
bunun genel sekreterin görevi olmadığını, plan (Annan
Planı) öncesi rolüne sadık kalması gerektiğini söyledi.
Hristofyas, bu
ayın sonunda veya şubat başlarında ABD ve BM'nin
Kıbrıs konusunda yeni bir hareketlilikte bulunmalarının
beklendiğini de söyledi.
Dışişleri
Bakanı Yorgo Yakovu ise yakın zamanda Kıbrıs konusunda daha
ziyade araştırma nitelikli girişimler beklendiğini, çünkü
Türk tarafının şimdiye kadarki tutumunun somut bir girişim
başlatılmasına olanak vermediğini iddia etti.
Yakovu, BM
Genel Sekreteri'nin Kıbrıs konusunda devreye girme niyetlerini
kesinlikle terk edilmediğini de söyledi ve bunun yakın zamanda gerçekleşmesi
dileğinde bulundu.
Yakovu,
Kıbrıs sorununun çözümü yönünde yeni çabaların
başlatılması amacıyla birçok ülkenin ilgi gösterdiğini
söyledi ve bu ülkeler arasında Dışişleri Müsteşar
Yardımcısı Mathiou Bryza'yı ocak veya şubat
ayında adaya göndermek isteyen ABD'nin de bulunduğunu belirtti.
KIBRIS 03/01/06
Straw'un Türkiye ziyaretinin ana gündem maddesi Kıbrıs
EN
KRİTİK KONU KIBRIS... İngiltere Dışişleri
Bakanı Straw, bu ay içinde Türkiye'ye gidecek. Straw'un gündeminde AB
üyeliği ve İran olmasına rağmen ana gündemi
Kıbrıs sorunun oluşturduğu bildirildi. İngiltere'ye
göre, Türkiye için 2006'nın en kritik konusu Kıbrıs
İngiltere
Dışişleri Bakanı Jack Straw, bu ay içinde Türkiye'ye
gidecek. Straw'un gündeminde başta Kıbrıs olmak üzere Avrupa
Birliği (AB) ve İran var.
Jack Straw'un
son altı aylık AB dönem başkanlığını
değerlendireceği bildirildi.
İngiltere
Dışişleri Bakanı Jack Straw'un bu ay içinde Türkiye'ye
gideceği ve gündeminde başta Kıbrıs olmak üzere AB ve
İran olduğu kaydedildi.
Avrupa
Birliği Dönem Başkanlığı'nı Avusturya'ya devreden
İngiltere'nin Dışişleri Bakanı Straw, ziyarette
öncelikle altı aylık İngiliz dönem
başkanlığı sürecini değerlendirecek.
Dışişleri
Bakanlığı yetkilileri, İngiliz bakanın ana gündemini,
"Türkiye için 2006 yılının en kritik konusu olan
Kıbrıs" olarak açıkladı.
İran ile
Avrupa Birliği arasında devam eden nükleer silah
pazarlıklarıyla, Irak'taki son durum da görüşmelerde ele
alınacak.
KIBRIS 03/01/06
Matsakis serbest
5 OCAK'TA KAZA
MAHKEMESİNDE YARGILANACAK... Rum DİKO partisi milletvekili ve Avrupa
Parlamenteri Marios Matsakis bayrak çalma suçlamasıyla dün Lefkoşa
Kaza Mahkemesi'ne de çıkarıldı. Lefkoşa Kaza Mahkemesi
Yargıcı Ömer Güran, Dışişleri Bakanlığı'ndan
bir yetkilinin mahkemeye gelerek 28/83 sayılı ve diplomatik
kişilerin statüsünü düzenleyen yasa hakkında bilgi vermesi için
duruşmayı 5 Ocak'a erteledi. Matsakis'i de bu duruşmaya
katılması için 50 bin YTL şahsi kefalete bağlayarak serbest
kalmasına karar verdi
Birinci
Derecede Askeri Yasak Bölge'ye izinsiz girmek ve Türk Bayrağı'nı
sirkat suçlarından, geçtiğimiz gün KKTC'ye giriş yaparken
tutuklanan Avrupa Parlamentosu Rum milletvekili Marios Matsakis, dün ikinci kez
çıkarıldığı Güvenlik Kuvvetleri Mahkemesi'nde, AP
milletvekilliğinden kaynaklanan dokunulmazlığı nedeniyle
serbest bırakıldı. Rum DIKO Partisi ve Avrupa Parlamenteri
Marios Matsakis'in yargılanması dokunulmazlığı
dolayısıyla askıya alındı.
Matsakis,
"Birinci Derecede Askeri Yasak Bölge'ye girmek suçundan
yargılandığı Güvenlik Kuvvetleri Mahkemesi'ndeki
kararın ardından, "Türk Bayrağı'nı sirkat"
suçundan Lefkoşa Kaza Mahkemesi'ne çıkarıldı.
GKK
Yargıcı Ahmet Kalkan, Matsakis'in, Avrupa Parlamentosu'ndaki
dokunulmazlığının KKTC'de de kabul edildiğini
belirterek yargılanmanın askıya alınmasını
kararlaştırdı.
Matsakis Bayrak
çalma suçundan dolayı da Lefkoşa Kaza Mahkemesi'ne sevkedildi.
Savcı,
Matsakis'in yargılanabileceğini iddia etti, Matsakis
dokunulmazlığını öne sürdü
Birinci
Derecede askeri yasak bölgeye 1 Kasım tarihinde girmesi ve bayrak sirkat etmesi
nedeniyle aleyhinde tutuklama emri çıkarılan ve geçtiğimiz gün
KKTC'ye geçerken tutuklanan Avrupa Parlamentosu'nun Rum Milletvekili Marios
Matsakis, dün ikinci kez Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı
mahkemesine çıkarıldı.
Kıdemli
Yargıç Ahmet Kalkan mahkemenin iki hususu karara bağlaması
gerektiğini anımsatarak, birinci ve en önemlisinin
sanığın Avrupa Parlamentosu üyesi olması nedeniyle,
dokunulmazlığının davaya etkisi, diğer unsurun da dava
boyunca sanığın akıbeti olduğunu söyledi.
Yargıç
ardından birinci hususun ithamdan önce karara bağlanması
gerektiğini kaydederek sözü savcıya verdi. Savcı ise
hitabında, sanığın Avrupa Parlamentosu üyesi olduğunu,
ancak kendi inanç ve iddialarına göre, sanığın Avrupa
Parlamentosu ile ilgili bir dokunulmazlığı varsa da KKTC'nin bu
mevzuat veya müktesebatın dışında bulunduğunu, bunun
dışında diplomatik dokunulmazlıklarla ilgili Avrupa
Birliği ve KKTC arasında ikili veya uluslar arası anlaşma
olmadığını söyledi.
Savcı
Sarper Altıncık, sanığın bu suçları
işlediğini ve yargılanabilecek bir kişi olduğunu
belirterek, "takdir mahkemenindir" dedi.
Dünkü
duruşmada da avukat istemeyen Matsakis ise, önceki gün ortaya koyduğu
tutum ve yaptığı beyanların geçerli olduğunu
belirterek, savcının beyanlarına ilişkin eleştirilerde
bulundu.
Matsakis,
"AP Milletvekilleri'nin dokunulmazlığa sahip
olduklarını, Avrupa Parlamentosu için Kıbrıs'ın bir
tane olduğunu, Ledra Palace'tan yüz metre aşağıda yada
yukarıda bulunmasının bir şey fark ettirmediğini, her
halükârda dokunulmazlığı olduğunu" söyledi.
Matsakis,
dokunulmazlığı kaldırılmadan
yargılanmasının, yani bu sürecin yasa dışı
olduğunu savunarak, derhal serbest bırakılmasını
istedi. Savcının eğer kendisini suçlamak istiyorsa, öncelikle
Avrupa Parlamentosuna başvurarak gereğini yapmasını istedi.
Savcı ve
Matsakis'in hitabının ardından, yargıç mahkemeye ara karar
için 15.00'e kadar ara verdi.
Duruşmayı
Türk ve Rum basın mensuplarından oluşan kalabalık bir
gazeteci topluluğu izledi.
Karar
Güvenlik
Kuvvetleri Mahkemesi'nde, Kıdemli Yargıç Ahmet Kalkan,
dokunulmazlık konusundaki karar için verdiği yaklaşık 45
dakikalık aranın ardından, AP milletvekili olan
sanığın dokunulmazlık durumu hakkındaki
kararını açıkladı.
Kararını
açıklarken iddia makamının ve Matsakis'in hitaplarını
özetleyen Kalkan, savcının AB ile KKTC arasında
dokunulmazlık konusunda mütekabiliyet bulunmadığını
söylediğini anımsatarak, Matsakis'in ise, savunmasında, 2004'te
AP'ye seçildiğini ve bu tarihten itibaren 5 yıllık görevi
olduğunu, dokunulmazlığı kaldırılmadan
yargılanamayacağını savunduğunu kaydetti.
Yargıç
Kalkan, sanığın ithamnamedeki suçları işleyip
işlemediğine yargılama sonunda karar verilebileceğini, bu
arada sanığın gayri yasal dediği ve
tanımadığını iddia ettiği bir ülkenin
mahkemesinden dokunulmazlık talep ettiğini söyledi.
Dokunulmazlığın
demokrasinin esası olduğunu vurgulayan Kalkan, sanığın
dokunulmazlık nedeniyle yargılanmamayı talep etmesinin,
AİHM ve diğer uluslararası kuruluşların da geçmişte
ortaya koyduğu gibi, KKTC mahkemelerinin doğru ve adil yargılama
yaptığını kabul ettiği anlamına geldiğine
işaret etti.
Savcının
AB ile KKTC arasında mütekabiliyet olmadığını
savunduğunu anımsatan Yargıç Kalkan, Avrupa Birliği'nin tek
başına bir devlet olmadığını ve mütekabiliyet
olmasının mümkün bulunmadığını söyledi. Güney
Kıbrıs AB üyesi olduktan sonra, Kuzey Kıbrıs'ta AB
müktesebatının 10'uncu maddeye göre askıya
alındığını anımsatan Yargıç Kalkan, Avrupa
Parlamentosu'nda Kıbrıs Türkü'nün de temsiliyet hakkı
bulunduğunu, AP'deki haklardan vazgeçilemeyeceğini ve AP'ye üyeliğin
Güney Kıbrıs'ın yetkisinde olmadığını
vurguladı.
Yargıç,
ancak AP milletvekili olan bir kişinin bu parlamentoyu temsil
ettiğini, KKTC'de de AP'yi tanımamakla ilgili bir yasa olmaması
bir yana, bu parlamentonun Kıbrıs Türkü'nün hakkını
alması için mücadele etmesi gereken bir platform olduğunu söyledi.
Hukuk
prensiplerini ve uluslararası hukuk hiçbir zaman reddetmediklerini
vurgulayan Kalkan, "AP üyeliğinin sonuçlarını
tanımayız" demenin izah edilemeyecek bir tutum olduğunu
söyledi. AP üyeliği, direkt AP'yi temsil sıfatı
tanıdığı, KKTC'nin bununla ilgili haklarından
vazgeçmediği, ayrıca AP'yi tanımadığı yönünde bir
kararı olmadığı için dokunulmazlık kararının,
üyenin milliyetine bakılmaksızın uygulanacağını
söyledi.
Sanığın
tavırlarını eleştiren Kalkan, Matsakis'in
dokunulmazlığı olan görevi sona erince,KKTC'ye girmesi halinde
tutuklanıp yargılanabileceğini vurguladı.
Netice olarak
AP'ye ilişkin dokunulmazlığın, Kuzeye de
"şamil" olduğunu (Kuzeyi de
kapsadığını) ve yargılamanın Matsakis'in AP
üyeliği sona erinceye kadar askıya
alındığını belirterek, "Derhal serbest
kalmasına emir vermek zorundayım" dedi.
"Bayrak
şereftir"
Yargıç
Kalkan, kararını açıkladıktan sonra Matsakis'e dönerek,
Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk'ün, Kurtuluş Savaşı
sonrasında, Yunan'dan kurtarılan İzmir'de, önüne konulan Yunan
bayrağının üzerinden geçmesini isteyenlere verdiği sert
tepkiyi anımsatarak, Ulu Önderin bayrağın bir milletin
şerefi olduğunu ve asla çiğnenmemesi gerektiğini tüm
dünyaya gösterdiğini anımsattı.
Kalkan, Matsakis'e,
"Eğer AP milletvekili olarak barışa katkıda bulunmak
istiyorsanız Kıbrıs Türk toplumunun kutsal değerlerine daha
saygılı olmalısınız" dedi.
Bu arada
Matsakis Güvenlik Kuvvetleri Mahkemesi'nden, Lefkoşa Kaza Mahkemesi'ne
götürülürken, bir grup mahkeme önünde "Bayrağa uzanan eller
kırılsın, şehitler ölmez, vatan bölünmez"
şeklinde slogan attı ve Matsakis'e saldırmak istedi.
Lefkoşa
Kaza Mahkemesi'ne çıkarıldı
Rum DİKO
partisi milletvekili ve Avrupa Parlamenteri Marios Matsakis bayrak çalma
suçlamasıyla dün Lefkoşa Kaza Mahkemesi'ne de
çıkarıldı.
Lefkoşa
Kaza Mahkemesi huzuruna çıkarılan Matsakis, 5 Ocak'ta duruşmada
hazır bulunmak üzere 50 bin YTL şahsi kefalete bağlandı.
Lefkoşa
Kaza Mahkemesi Yargıcı Ömer Güran, Dışişleri
Bakanlığı'ndan bir yetkilinin mahkemeye gelerek 28/83
sayılı ve diplomatik kişilerin statüsünü düzenleyen yasa
hakkında bilgi vermesi için duruşmayı 5 Ocak'a erteledi.
Matsakis'i de bu duruşmaya katılması için 50 bin YTL şahsi
kefalete bağlayarak serbest kalmasına karar verdi.
Matsakis daha
sonra Ceza Davaları Mukayyitliği'ne giderek şahsi kefaleti
imzaladı ve serbest kaldı.
Matsakis,
mahkemede yurt dışında olacağı için 5 Ocak'taki
mahkemeye gelemeyeceğini belirterek, duruşmasının pazartesi
gününe ertelenmesini önerdi ancak Bayrama denk gelmesi dolayısıyla bu
talebi reddedildi.
Matsakis,
doktor kontrolünden de geçirildi
Lefkoşa
Polis Müdürlüğü Cürümleri Önleme Şubesi'ne getirilen Matsakis, bir
süre burada bekletildi. Saat 16.20'de Lefkoşa Dr. Burhan Nalbantoğlu
Devlet Hastanesi'nden ambulansla gelen doktor tarafından kontrolden
geçirilen Matsakis, daha sonra Lefkoşa Kaza Mahkemesi'nde Yargıç Ömer
Güran'ın huzuruna çıkarıldı.
KKTC, Güney
Kıbrıs ve Türkiye basınından çok sayıda gazeteci
yanında Matsakis'in ailesinin de gelişmeleri izlemeye
çalıştığı Lefkoşa Polis Müdürlüğü ve
Mahkemeler binalarında, gazeteciler polislerle adeta köşe kapmaca
oynadı. Matsakis'in Lefkoşa Kaza Mahkemesi'ne
çıkarılıp çıkarılmayacağı konusunda bilgi
alınamazken, arka kapılardan serbest
bırakıldığı düşüncesiyle dağılmaya
hazırlanan gazeteciler, Matsakis'in bir başka kapıdan
çıkarılıp mahkeme salonuna götürüldüğü haberini alarak
mahkemeye koştu.
Lefkoşa
Kaza Mahkemesi'nde Savcı Ahmet Varol'un iddianamesini sunmasından
sonra söz alan Marios Matsakis, Avrupa Parlamentosu milletvekili olduğunu
hatırlatarak, dokunulmazlığı bulunduğunu kaydetti ve
buna saygı gösterilerek serbest bırakılmayı istedi.
Askeri
mahkemede serbest kaldığının söylendiğini belirten
Matsakis, bugün sabah Brüksel'de olması ve AP milletvekili olarak
görevlerini yerine getirmesi gerektiğini, tutukluluğunun AP'nin
işlerini engelleyeceğini savundu.
Matsakis,
savcının istinaf dosyalamak veya başka bir şey yapmak
istiyorsa bunun kendisi aleyhine olmaması gerektiğini kaydederek,
AP'de "Kıbrıs'ı temsil ettiğini" yineledi.
Yargıç
Ömer Güran da saat 17.00'ye geldiğine ve mesainin
tamamlandığına işaret ederek, davayı ileriki bir
tarihe erteleyeceğini belirtti. Güran, diplomatik statüdeki kişilerle
ilgili 28/83 sayılı yasa uyarınca Dışişleri
Bakanlığı'ndan bir yetkilinin mahkemeye gelip Matsakis'in
statüsü ve dokunulmazlığı konusunda bilgi vermesine ve
davanın 5 Ocak Perşembe günü saat 08.30'a ertelenmesine karar verdi.
Yargıç Güran, Matsakis'in 5 Ocak'ta mahkemede hazır bulunacağına
dair 50 bin YTL'lik şahsi kefalet senedi imzalamasını da
emretti.
Bunun üzerine
sanık kutusundan konuşan Marios Matsakis, 5 Ocak'ta AP'deki görevinde
olacağını belirtti ve mahkemenin pazartesine (9 Ocak) ertelenip
ertelenemeyeceğini sordu. Yargıç Güran ise bayram tatili nedeniyle bunun
mümkün olamayacağını söyledi.
Mahkemeden
çıkarak yan odadaki Ceza Davaları Mukayyitliği'ne giden
Matsakis, 50 bin YTL'lik şahsi kefalet senedini imzaladıktan sonra
yeniden Cürümleri Önleme Şubesi'ne götürüldü. Matsakis daha sonra saat
15.40'ta polis ekipleri tarafından sivil plakalı bir arabayla
Lefkoşa Polis Müdürlüğü'nden Metehan Sınır
Kapısı'na götürüldü ve buradan Güney Kıbrıs'a geçti.
Matsakis'in Ledra Palace'tan Güney'e geçeceği beklentisi içinde oraya
giden basın mensupları ise büyük bir hayal kırıklığı
yaşadı.
KIBRIS 03/01/06
Talat: Kıbrıs'ta barışın kalıcı
olması dinlerin işbirliği ile olacak
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, Kıbrıs sorunu çözülse bile, barışın
gerçek anlamda kalıcı kılınmasının kültürel
diyalogla, Kıbrıs'ta İslamın ve Hıristiyanlığın
işbirliği yapabilmesiyle mümkün olacağını belirtti.
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat dün sabah Din İşleri Dairesi'ni ziyaret ederek Din
İşleri Başkanı Ahmet Yönlüer ile görüştü.
Ziyaret
sırasında Din İşleri Dairesi çalışanları
Mehmet Ali Talat'a buket sundu.
Talat
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat ziyarette yaptığı açıklamada, Din
İşleri Dairesi'ni ziyaret etmenin büyük bir zevk ve onur
olduğunu belirtti.
Yönlüer'in uzun
yıllar tayini yapılmamış önemli bir görev üstlendiğini
kaydeden Mehmet Ali Talat, "Bu nedenle bir ilk gibisiniz. Bütün gözler de
üzerinizde" dedi.
KKTC'de din ve
din adamlarının büyük ölçüde uzun yıllar boyunca ihmal
edildiğini ifade eden Talat, bunu telafi etmek gerektiğini söyledi.
Dinin,
inancın yanında kültürün de öğesi olduğunu belirten Talat,
"Kıbrıs eğer temel olarak iki toplumun yurduysa-ki daha
küçük dinler ve toplumlar da var bunları inkar etmek için söylemiyorum- bu
iki toplumun dinlerinin de yurdudur demektir. Dolayısıyla
Kıbrıs Türkü'nün mensup olduğu İslam dinin
taşıdığı özellikler ve bağlı olduğu
değerler, hem Kıbrıs Türk toplumuna hem de tüm
Kıbrıs'a ifade edilmelidir" dedi.
Kıbrıs
Rum tarafının din liderlerinin barış
çağrısına yanıt vermemesinin, kendilerinin barış
çağrılarına siyasi liderliğin olumlu yanıt vermemesi
ile paralel olduğunu ifade eden Talat, "Bunlar orta ve kısa
vadede sonuç verici adımlardır. Çünkü bütün dinlerin temeli
barış ve kardeşliktir. İslamın temeli en başta
barış ve kardeşliktir. Ama diğer dinlerin hiçbiri de
barış ve kardeşliği inkar etmiyor. Sizin barış
çağrınız dinlerin ortak felsefesinin tam merkezidir"
şeklinde konuştu.
Talat,
Kıbrıs Rum kilisesinden barış çağrısına
olumlu yanıt gelmesinin, bazı siyasi gelişmelerin ardından
olsa da kaçınılmaz olacağını söyledi.
Kıbrıs
sorunu çözülse bile, barışın gerçek anlamda kalıcı
kılınmasının kültürel diyalogla, Kıbrıs'ta
İslamın ve Hıristiyanlığın işbirliği
yapabilmesiyle olacağını vurgulayan Mehmet Ali Talat,
"Barışın kuruculuğunda, kalıcı
kılınmasında dine büyük görev düşüyor" dedi.
Güney
Kıbrıs'ta bulunan ve bugüne kadar ihmal edilen dini ve kültürel
varlıklara da sahip çıkılması gerektiğini, bunu Din
İşleri başkanlığının diğer ilgili
kurumlarla koordinesi ile sağlanacağını kaydetti.
Ziyaretinin
amacının Kıbrıs Türkü'nün kültürünün en önemli
parçalarından biri olan İslam dinin Kıbrıs'taki lideri
konumundaki Yönlüer'in çalışmalarına destek vermek olduğunu
ve bundan sonra da destek vermeyi sürdüreceklerini söyledi.
Mehmet Ali
Talat, Kıbrıs konusunda Güney Kıbrıs'ta kilisenin önemli ve
olumsuz bir rol üstlendiğini hatırlatarak şöyle devam etti:
"Kilise
olumlu bir rol üstlenseydi bugün Kıbrıs'ta barış olur muydu
olmaz mıydı? Kesinlikle olurdu. Dinin çok
ağırlıklı olduğu ise sözkonusu toplum çok etki yapar.
Güney Kıbrıs'ta din çok etkili ama maalesef olumsuz kullanılıyor.
Bu bakımdan ben gelecekteki bir diyalogda dinin çok önemli olacak.
Kıbrıs Türk toplumda dinin yeri laiklik anlayışı
nedeniyle Güney Kıbrıs'taki kadar ağırlıklı
değil ama daha diyalogdan yana, daha barışçı ve olumlu bir
rol üstleniyor. O yüzden bu diyaloğu başlatmak ve gelecekte
barışın kurulmasında dinin rolünü önemsemek bu
bakımdan gerekli. Bu nedenle ısrarla vurguluyorum Din
İşleri Dairesi daha etkin çalışmalı."
Yönlüer
Din
İşleri Başkanı Ahmet Yönlüer, Cumhurbaşkanı
Talat'ın ziyaretinden duyduğu memnuniyeti dile getirerek, "Çok
heyecanlıyım. Çünkü ilk kez bir cumhurbaşkanı ister
Kıbrıs Müftülüğü olsun ister din işleri
başkanlığı olsun dini bir lideri makamında ziyaret
ediyor" dedi.
Ziyaretin, uzun
yıllardır kendilerini itilmiş, diğer memur kesiminin
haklarına sahip olamamış din işleri camiasında, büyük
bir mutluluk ve moral kaynağı olacağını kaydeden
Yönlüer, 25 yıldan sonra Mehmet Ali Talat'ın
başbakanlığı döneminde başlatılıp, Ferdi
Sabit Soyer döneminde tamamlanan atamasının
yapıldığını söyledi.
"Bu sizler
için bir artıdır" diyen Yönlüer, üstlendikleri misyona uygun
olarak, Müslümanlığın temelinde yatan barış ve
kardeşlik mesajları vermeye çalıştıklarını
kaydetti.
Yönlüer,
İlk olarak Rum tarafındaki başpiskoposa mesaj göndererek,
"siyasilere örnek olup barışa katkı yapalım"
dediklerini ancak çağrıya olumlu yanıt
alamadıklarını ancak bu konuda ısrarcı
olacaklarını vurguladı.
ABD
Başpiskopos'unun Rum tarafına geleceğini
hatırlatılması üzerine de Yönlüer, gerekirse yetkililerle
istişare halinde randevu talebinde bulunup haklı davanın
anlatılabileceğini belirtti.
Cumhurbaşkanı,
Başbakan ve Başbakan yardımcısının İKÖ ile
olan ilişkilere çok önem verdiğini ve bu konuda kendilerine her zaman
destek olduğunu söyleyerek, bir soru üzerine Cumhurbaşkanının
bu ülkelere ziyaretler konusunda kendilerini teşvik ettiğini
vurguladı.
KIBRIS 03/01/06
Papadopulos
anladı mı?
|
|
Mİhalİs
Moronİs
Yeni
yılın ilk gününde Kıbrıs konusuyla uğraşmak ya
fikri sabitlerden ya da mesleki hastalıktan kaynaklanabilir.
Böyle günlerde daha hoş ve daha basit konularla uğraşmak tercih
edilmeli, çünkü Kıbrıs konusu hem herkesi yoruyor, hem de konuyu
bataklıktan çıkarmak için herhangi bir gelişmenin
kaydedilebileceğine kimse inanmıyor.
Ancak geçenlerde Kıbrıs konusunda Lefkoşa ve Atina'nın
Türkiye'ye karşı uyguladığı politikanın
zaaflarını ortaya çıkaran son derece olumsuz bir gelişme
kaydedildi. AİHM'nin son kararı, Kıbrıs konusu ve
diğer ulusal konularla, politikanın bertaraf edilmesi ve hukuki
argümanlar öne sürülmesi ya da mahkeme yoluyla baş etmek konusunda
ısrar etmenin tehlikelerini ortaya koydu. Bunu, ulusal konuları
yönetenler dahi, uluslararası mahkemelerce alınan kararların
siyasi art niyetlere hizmet ettiklerinin altını çizerek vurgulamaya
özen gösteriyor.
Ksenides Arestis'in başvurusuyla ilgili kararın
saçmalığı, durum hakkında şüpheye yer
bırakmıyor: AİHM daha önce almış olduğu kararlar
üzerinde ısrar ederek, Kuzey Kıbrıs'ı silah altında
tutmaya devam eden Ankara'yı, 'Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'
yönetimini boyunduruğu altında tutması nedeniyle
kınamasına rağmen, Kıbrıslı Rumları
işgal makamlarıyla uzlaşmaya davet ediyor. AİHM
kararında, Türkiye'nin kurduğu ve Kıbrıslı Rumların
tazminat için başvurmaları gereken mekanizmanın etkili olup
olmadığının değerlendirileceğinden söz ediliyor.
Ancak Türkiye'nin AİHM ile anlaşmasından sonra Ankara'nın
boyunduruğu altındaki Talat yönetiminin 19 Aralık'ta (Ksenides
Arestis'in başvurusuyla ilgili kararın açıklanmasından
birkaç gün önce) 2003 yılında Denktaş tarafından kurulan Tazmin
Kurulu'nu tekrar düzenlemesinden, üç aylık sürenin bir bahane
oluşturduğu anlaşılıyor.
Bu bağlamda, AİHM kararının, dolaylı ancak net olarak,
Kıbrıslı Rumlara işgal ordusunu tanımaya
hazırlanmaları için bir davet oluşturduğu iddia edilirse,
bu görüş abartılı sayılmamalı. Çünkü
Kıbrıslı Rumlar eninde sonunda haklarını işgal
ordusundan talep edecek. Demek ki, hak süngünün ucunda.
Geçmişte insan haklarını koruyan bir mahkeme olduğunu
defalarca göstermiş AİHM gibi bir mahkeme tarafından, hiç
tereddüt etmeden yasallığa ve adalete karşı bir karar
alınması anlaşılmaz ve mantıksız. Ksenides
Arestis'in başvurusuyla ilgili karar, sadece benzeşmeyenleri bir
araya getirmeye ve uzlaşmayanları uzlaştırmaya
çalışan bir diplomatik metin olarak algılanabilir. Fakat, bu
durumda dahi, metinde hukuk ve yasallığın tamamıyla
bertaraf edilmesi şaşkınlık yaratıyor.
Kararın siyasi ve diplomatik art niyetlere hizmet ettiği açıkça
belli oluyor. Kararın 'işgal statüsünün tanınması
anlamını taşımadığını'
açıklamasına rağmen...
Bu koşullar altında Atina'nın Ege kıta
sahanlığı için Lahey Adalet Divanı'na başvurma
konusunda neden tereddüt ettiği anlaşılıyor. Ancak yine de,
bütün bunlardan sonra neler olacak sorusunu sormamak mümkün değil.
Özellikle, Kıbrıs konusunda ne olacak sorusu daha büyük ısrarla
ortaya konuluyor. Çünkü, bir numaralı ulusal konunun Kıbrıs
liderliğinin inandığı ya da en azından
inandığını gösterdiği gibi, hukuk ya da mahkeme
yoluyla çözülmesinin mümkün olmadığına hiç kuşku yok.
Uluslararası faktörün, sorunun siyasi yoldan çözümü için bir yandan da
Ankara ve Lefkoşa'ya bu yönde baskı uyguladığı ortada:
Ankara'ya, yeni yılda Türk liman ve havaalanlarının
Kıbrıs gemi ve uçaklarına açılmasını talep
ederek; Lefkoşa'yı ise, AİHM'nin kararıyla ima edilen sözde
devletin tanınmasıyla tehdit ederek, baskı uyguluyor.
Mahkemenin, kurban olanla kurban edileni eşit tutan kararı,
Lefkoşa'nın katı ve cesaretsiz politikasının
çıkmaza girmiş olduğunu gösteriyor. Çıkmazdan
kurtuluş, Kıbrıslıların ve Yunanların
kaygılarını yatıştırmak için Kıbrıs
liderlerinin iddia ettiği gibi, AB vasıtasıyla ya da AB
müktesebatının uygulanmasıyla mümkün değil. Bu, cesur
siyasi kararlar ve hareketlerle mümkün olabilir, ancak ortada bu cesur kararları
alacak kimse görünmüyor. (Yunan gazetesi Elefterotipia, 2 Ocak 2006)
RADIKAL
04/01/06
Türkiye Dışişleri Bakanı ve Başbakan
Yardımcısı Abdullah Gül, Kıbrıs konusunu
değerlendirdi: Kısıtlamalar konusunda bazı
açılımlar olacak
KISITLAMALAR
KARŞILIKLI KALKMALI... Türkiye Dışişleri Bakanı ve
Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, Kıbrıs
sorununun çözümü yolunda bazı önerilerde bulunarak, bütün
kısıtlamaların karşılıklı
kaldırılmasını istediklerini hatırlattı ve bu
yönde önümüzdeki günlerde bazı açılımlar
olacağını söyledi
AB, SÖZÜNÜ
TUTMALI... Türkiye'nin Kıbrıs'taki referandumdan sonra
beklentilerinin hepsinin karşılanmadığına işaret
eden Gül, bununla birlikte hem Kıbrıs Türkleri, hem de Türkiye için
referandumdan önce ve sonra "inanılmaz değişiklikler"
gerçekleştiğini belirtti. "AB'den Kıbrıs konusunda
beklentimiz sözlerini yerine getirmeleri" diyen Gül, AB'nin
çözümsüzlüğün değil, çözümün bir parçası olması arzusunu
dile getirdi
Türkiye
Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı
Abdullah Gül, Kıbrıs sorununun çözümü yolunda bazı önerilerde
bulunarak bütün kısıtlamaların karşılıklı
kaldırılmasını istediklerini hatırlattı ve bu
yönde önümüzdeki günlerde bazı açılımlar
olacağını söyledi.
Türkiye'nin
Kıbrıs'taki referandumdan sonra beklentilerinin hepsinin
karşılanmadığına işaret eden Gül, bununla
birlikte hem Kıbrıs Türkleri, hem de Türkiye için referandumdan önce
ve sonra "inanılmaz değişiklikler"
gerçekleştiğini belirtti.
"AB'den
Kıbrıs konusunda beklentimiz sözlerini yerine getirmeleri" diyen
Gül, Birliğin çözümsüzlüğün değil, çözümün bir parçası
olması arzusunu dile getirdi.
Zamanında
Rumların AB'ye girmesinin engellenmesi gerektiğini, o dönemde Türk
tarafının bunu yapmaya gücü olduğunu ifade eden Gül,
Kıbrıs konusunda kimsenin kendisi kadar mücadele etmediğini ve
dil dökmediğini, bu nedenle kimsenin kendisinden çok
"Kıbrısçılık" yapmaya hakkı
olmadığını söyledi.
AB'nin
verdiği sözleri tutmaması nedeniyle kendini
"kandırılmış" hissetmediğini, çünkü bunun
karşılıklı bir oyun ve mücadele olduğunu bildiren Gül,
kendilerinin de "saf" olmadığını, "ne
yapıyorlarsa bilerek yaptıklarını" kaydetti.
AK Parti
hükümetinin Kıbrıs ve AB konularında eleştirildiğinin
hatırlatılması üzerine Gül, bu eleştirilerin haksız
olduğunu belirterek, "Milliyetçilik bir ülkeyi içe kapamak
mıdır? Milli gelirini artırmak mı, yoksa azaltmak
mıdır? " diye sordu.
Gümrük
Birliği
Gül, Gümrük
Birliği Ek Protokolü konusunda, önemli olanın Gümrük Birliği'nin
işlerliği olduğunu belirtti. Gül, Türkiye'nin Kıbrıs
konusunda AB'den beklentisini, "verilen sözlerin tutulması"
şeklinde dile getirdi.
CNN-Türk'te
yayımlanan "Manşet" programına konuk olan Gül,
gündemdeki konulara ilişkin bilgi verdi ve 2006'da Türk dış
politikasını değerlendirdi.
Gül,
Türkiye'nin 3 Ekim'de AB ile müzakerelere başlamasına 2005'te yeteri
kadar önem verilmediğini, "belki siyasi polemikler yüzünden bunun
sıradan bir olaymış gibi görüldüğünü" ifade etti. Gül,
tarihi olan bu kararla, gerek Türkiye, gerekse AB'nin statüsünün
değiştiğini kaydetti.
Gümrük
Birliği ek protokolü
Gümrük
Birliği Ek Protokolü'nün TBMM'de ne zaman onaylanacağının sorulması
üzerine Gül, belli bir takvim vermeyerek, "bu konunun günü geldiğinde
aşılacağını" söyledi.
"Önemli
olan, Gümrük Birliği'nin çalışıyor olması" diyen
Gül, 25 AB üyesi ile mal alışverişinin devam ettiğini
hatırlattı. Gül, "Çeşitli sorunlar çıkabilir, bunlar
çıkınca oturulur, konuşulur ilgili platformlarda" dedi ve
bunların süreci etkileyen konular olmadığına işaret
etti.
Gül, Rum
kesimini tanımanın söz konusu olmadığını, konunun
ancak kapsamlı bir çözümün parçası olabileceğini ve
"kapsamlı çözüm olursa, her şeyin yerli yerine
oturacağını" kaydetti.
Ek Protokol'ün
onaylanması konusuna "günü geldiğinde"
bakılacağını ifade eden Gül, önemli olanın Gümrük
Birliği'nin işlerliği olduğunu, mal
alışverişinin 10 yeni ülkenin AB'ye üye olmasıyla birlikte
1 Mayıs 2004'te otomatik olarak başladığını
belirtti. Gül, protokolü henüz Avrupa Parlamentosu'nun da
onaylamadığına da dikkati çekti.
Avusturya'nın
dönem başkanlığı
Avusturya'nın
AB dönem başkanlığını da değerlendiren Gül, bunun
fazla bir şey değiştirmeyeceğini, çünkü dönem
başkanının objektif hareket etmek durumunda olduğunu
kaydetti.
KIBRIS 04/01/06
KKTC'de av yasağı gündemde
6 Ocak, 2006 10:07:00 (TSİ) CNN TURK
KKTC, Türkiye'de üç kardeşin kuş gribi nedeniyle
hayatını kaybetmesinin ardından virüse karşı önlem
almak için harekete geçti.
KKTC
Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanı Dr. Eşref Vaiz,
Türkiye'de 10 kentte av yasağı ilan edilmesinden sonra, ekimde
başlayan avın yasaklanmasını talep edeceğini
açıkladı.
Hastalığın kanatlı hayvanlarla yakın temasta bulunan
kişilere geçtiğini hatırlatan Vaiz, hastalığın
çocuk ve yaşlılara bulaşma olasılığının
yüksek olduğuna dikkat çekti.
Vaiz, ölümlü vakaların Türkiye'de görülmesinin büyük bir talihsizlik ve
üzüntü kaynağı olduğunu da ifade etti.
Annan, Kıbrıs'a yeni temsilcisini atadı
BM KIBRIS
YENİ MİSYON ŞEFİ, MICHAEL MOLLER... BM Genel Sekreteri Kofi
Annan'ın Kıbrıs Özel Temsilciliği ve Kıbrıs'taki
BM Barış Gücü (UNFICYP) Misyon şefliğine atanan Michael
Moller dün görevine başladı. Danimarkalı diplomat
Kıbrıs'taki görev süresi dolan ve önceki gün adadan ayrılan
Zbigniew Wlosowicz'in yerine atandı
Birleşmiş
Milletler (BM) Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Kıbrıs Özel
Temsilciliği ve Kıbrıs'taki BM Barış Gücü (UNFICYP)
Misyon şefliğine atanan Michael Moller dün görevine başladı.
Danimarkalı
diplomat Kıbrıs'taki görev süresi dolan ve önceki gün adadan
ayrılan Zbigniew Wlosowicz'in yerine atandı.
Moller, BM
Genel Sekreteri Çalışma Grubu Başkan vekilliği ile Siyasi,
Barış Gücü ve İnsani İlişkiler Yürütme Ofisi
Direktörlüğü görevlerini yürütüyordu.
BM
Barış Gücü'nden yapılan açıklamaya göre, Michael Moller,
kariyerine 1979'da BM Mülteciler Yüksek Komiserliği'nde (UNHCR)
başladı.
BM Genel
Sekreterliği'nde ise 1984'te çalışmaya başlayan Moller,
çeşitli danışmanlık görevlerinde bulundu.
Moller
Haiti,Güney Meksika ve İran'da görev yaptı. İngiltere'deki
Sussex Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü mezunu olan 52
yaşındaki Moller'in, ABD'deki John Hopkins Üniversitesi'nden
Uluslararası İlişkiler üzerine masteri de bulunuyor.
KIBRIS 05/01/06
Matsakis, anayasaya ve Kıbrıs Türk halkının
manevi değerlerine tecavüz etti
Başbakan
Ferdi Sabit Soyer, Türk bayrağını çalmaktan dolayı
tutuklanıp mahkemeye çıkartılan Rum parlamenter Marios
Matsakis'in, Türk bayrağına pervasızca saldırı yaparken,
özünde, temsil ettiğini iddia ettiği Kıbrıs Cumhuriyeti'nin
Anayasası'na, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin kuruluş temellerine ve
Kıbrıs Cumhuriyeti'ni oluşturan Kıbrıs Türk
halkının manevi, ulusal ve toplumsal değerlerine tecavüz
ettiğini söyledi.
Başbakan
Soyer, Matsakis için, "Matsakis, Kıbrıs Türk halkının
demokratik bir şekilde yer alması gereken Avrupa Parlamentosu'ndaki
iki sandalyesinin gasp edilip işgal edilmesi eyleminin ortaya
çıkarttığı bir garip üründür. Demokratrik olmayan, bir
halkın demokratik iradesini gasp ederek oluşturulmuş her ürün,
böyle garabetler üretir. Matsakis de budur" dedi.
Başbakan
Ferdi Sabit Soyer, Bakanlar Kurulu'nun dünkü toplantısına girerken
bir soru üzerine, Matsakis'in Kıbrıs'ı Avrupa Parlamentosu'ndaki
temsiliyetinin sözde olduğunu söyledi. Başbakan Soyer, şöyle
dedi:
"Avrupa
Parlamentosu'nda bulunan 6 sandalyenin 4'ü Rumlara, 2'si ise
Kıbrıslı Türklere aittir. 2 sandalye gasp edilmiştir,
işgal edilmiştir.
Dolayısıyla,
Matsakis meselesi, bir işgalin ne denli büyük ölçüde temelsiz, çapsız
ve kapasitesiz olduğunu da göstermektedir. Her işgal, kendi
içerisinde temelsiz ve çapsız sonuçlar üretir.
Matsakis de,
Kıbrıs Türk halkının demokratik bir şekilde yer
alması gereken iki Avrupa Parlamentosu sandalyesinin gasp edilip işgal
edilmesi eyleminin ortaya çıkarttığı bir garip üründür.
Demokratik
olmayan, bir halkın demokratik iradesini gasp ederek
oluşturulmuş her ürün, böyle garabetler üretir. Matsakis de budur...
ve Matsakis, Türk bayrağına dönük tecavüz girişiminde
bulunmuştur. Kendisi Kıbrıs Cumhuriyeti'ni temsil etmektedir.
Ben bugüne kadar çok bekledim olayın bu boyutla ele
alınmasını ama duyamadım. Bu nedenle bunu söylemek isterim:
1960'ta
kurulmuş Kıbrıs Cumhuriyeti'nin resmi bayraklarından biri
de Türk bayrağıdır. Biri de Yunan bayrağıdır.
Anayasa'ya göre Kıbrıs bayrağı da, bir
Kıbrıslı Türk ressamın çizdiği bayraktır.
Dolayısıyla
Matsakis, Türk bayrağına pervasızca bu saldırıyı
yaparken, özünde, temsil ettiğini iddia ettiği Kıbrıs
Cumhuriyeti'nin Anayasası'na, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin
kuruluş temellerine ve Kıbrıs Cumhuriyeti'ni oluşturan
Kıbrıs Türk halkının manevi, ulusal ve toplumsal
değerlerine tecavüz etmiştir.
Bu özünde, AB
ilkelerine de aykırıdır. AB'de üye olduğunu iddia eden bir
ülkenin ve o cumhuriyeti Avrupa Parlamentosu'nda sözde temsil ettiğini
söyleyen bir milletvekilinin, o cumhuriyetin kurucu ve siyasi eşit
ortağı ve hak sahibi olan bir halkın sembolüne
yaptığı bu saldırı, özünde, AB'nin ırklara ayrımcılık
yapılmayacağı, ulusal ve toplumsal varlıkların siyasi
eşit olduğu ilkelerine de aykırıdır.
Yani Matsakis,
AB ilkelerini ve Kıbrıs Cumhuriyeti'ni oluşturan iki toplumun
ulusal ve toplumsal değerlerini de çiğnemiştir. Meseleye bu
boyutuyla yaklaşmak gerektiği kanısındayım.
Ama özü,
açık bir şekilde söylüyorum, işgal edilmiş, gasp
edilmiş bu 6 sandalyenin anti-demokratik ürünlerle
doldurulmasının ürünüdür. Başka birşey değildir.
Garabet burdandır zaten. Çünkü Avrupa Parlamentosu'nda Kıbrıs
Türk halkı temsil edilmemektedir. Bu, Avrupa Parlamentosu'nun ilkelerine
de aykırıdır. Aykırılık bu davranışla
ortaya çıkmıştır."
KIBRIS 05/01/06
Papadopulos, Özkök'ten rahatsız
AÇIKLAMALARINI
KABUL ETMİYORUZ... Rum yönetimi Başkanı Papadopulos, TSK
Genelkurmay Başkanı Orgeneral Özkök'ün, Kıbrıs'ı
Türkiye'nin güvenliğinin köşe taşı olarak nitelemesine
tepki gösterdi. Papadopulos, "Kıbrıs Cumhuriyeti, Türk
Silahlı Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Hilmi Özkök'ün
Kıbrıs'la ilgili açıklamalarını kabul etmiyor. Türk generalin
bu görüşleri eski görüşleridir. Bunları kabul etmiyor, reddediyoruz"
dedi
Türk
Silahlı Kuvvetleri Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök'ün,
Kıbrıs'ı Türkiye'nin güvenliğinin köşe taşı
olarak nitelemesine Rum Yönetimi'nden tepki geldi.
Haravgi
gazetesi, "Başkan Papadopulos, Özkök'ün Görüşlerinin Eski ve
Reddedilesi Olduğunu Vurguladı" başlığıyla
yansıttığı haberinde, Rum yönetimi Başkanı Tasos
Papadopulos'un, Orgeneral Hilmi Özkök'ün, "Ankara'nın; Türkiye'nin
Akdeniz'deki güvenliğinin köşe taşı olan
Kıbrıs'taki çıkarlarını savunmanın ülkenin askeri
güvenliğinin temel ayaklarından biri olduğu"
açıklamasını yorumlarken şöyle dedi:
"Kıbrıs
Cumhuriyeti, Türk Silahlı Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Hilmi
Özkök'ün Kıbrıs'la ilgili açıklamalarını kabul
etmiyor. Türk General'in bu görüşleri eski görüşleridir. Bunları
kabul etmiyor, reddediyoruz."
"Ürünlerin
kalite denetimi için KKTC'den Rum tarafına gönderilmesinin KKTC
makamları tarafından engellendiği" iddiasına
ilişkin görüşü de sorulan Papadopulos, "Bunların
şikayet edilmesine gerek yok. Güya ekonomik izolasyonlarının
kaldırılması için serbest ticaretin gerekliliği konusunda
söylediklerinin siyasi talepten başka içeriği ve hedefi
olmadığının bir başka göstergesidir" dedi ve
şöyle devam etti:
"Ürünlerin,
ihraç edilmeden önce yetkili makamlar tarafından denetlenmesi gerektiğini
reddediyorlar ve siyasi nedenlerden dolayı ürünlerini denetim için; 5
kilometre uzaklıktaki Kıbrıs Cumhuriyeti Sağlık
Bakanlığı Laboratuvarı yerine İngiltere'ye göndermeyi
tercih ediyorlar.
İşgal
rejiminin bu hareketinin, öncelikle Yeşil Hat Tüzüğü'nü ihlal, ikinci
olarak da güya ayrı varlık olmalarını öne çıkaran bir
hareket olduğunu herkes anlıyor."
Rum partileri
Gazete
"Partiler Özkök'ün Açıklamalarını Eleştiriyor"
başlığıyla verdiği haberinde ise, şunları
yazdı:
"DİKO
yayımladığı bildiriyle; Türk Silahlı Kuvvetleri
Komutanı Hilmi Özkök'ün açıklamalarının; Ankara'nın
Kıbrıs aleyhine yayılmacı öngörülerini ve Kıbrıs
sorunundaki uzlaşmaz tavırlarının dayanmakta olduğu
süregelen steratejik planlamalarındaki ısrarını teyit
etmekte olduğunu kaydetti.
DİKO, AB
ve BM üyelerini; Türk politikasının şekillendirilmesindeki temel
unsur olan Özkök'ün ve genel olarak Türkiye'nin kurulu askeri düzeninin
katı teorilerini göğüslemeye çağırdı.
Kıbrıs'taki siyasi güçlere de şu çağrıda bulundu:
'Siyasi
saflıkla Ankara'nın ve onların Kıbrıs'ın
işgal bölgelerindeki temsilcilerinin iyi niyet unsurlarına kredi açan
Kıbrıs'taki siyasi güçler, Türk tavrını ve Kıbrıs
sorunundaki davranışını değerlendirmede sahte
hislerden kurtulmak için olguları daha gerçekçi şekilde göğüslesinler.
DİKO için,
Özkök'ün görüşleri ve teorileri, Türk politikası ve
davranışını değerlendirmede temel unsurdur.
Kıbrıs'a yönelik Türk öngörülerini ve metotlamalarını
göğüslemek amacıyla (DİKO'nun) talepkar politika ve strateji
tercih etmesinin nedeni budur.'
Ekologlar ve
Çevreciler Hareketi; Türk Silahlı Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Hilmi
Özkök'ün Türk Ulusu'na yönelik yeni yıl mesajının içeriğini
her Avrupa kürsüsünde şikayet etmenin, Kıbrıs hükümetinin,
Kıbrıslı Avrupa milletvekillerinin ve siyasi partilerin görevi
olduğu görüşünü ortaya koydu.
Hareket
yayımladığı bildiriyle; 'Öncelikle bir 'Avrupa ülkesi' için
kabul edilemez olan, Silahlı Kuvvetler Komutanı'nın siyasi
içerikli mesajlar vermesi ve ülkesinin güvenlik politikasının
eksenlerini belirlemesi şikayet edilmelidir. İkinci olarak, General
Özkök'e göre, Türkiye'nin Kıbrıs'taki haklarının ve
çıkarlarının savunulmasının Türkiye'nin güvenlik
stratejisi içerisinde yer alması şikayet edilmelidir.'
Mücadeleci
Demokratik Hareket (ADİK) bildirisinde; Türk Silahlı Kuvvetleri
Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök'ün yaptığı
açıklamayla; Türk niyetlerinin şirin gösterilmesine ve sahte hislere
kapılınmasına olanak bırakmadığını,
bunun siyasi liderliği ve halkımızı
kaygılandırması gerektiğini kaydetti.
ADİK
devamla, 'Gerçekte Kemalist Türk devletinin sahibi askeri liderliktir.
Erdoğan ve -daha çok- Talat, askerlerin stratejik planlamalarından
bir santimetre bile uzaklaşabilecek durumda değildir' ifadesini
kullandı."
Fileleftheros
gazetesi haberi, "Ordu İçin Kırmızı Çizgi - Özkök;
Türkiye'nin Kıbrıs Sorunundaki Hareketlerinin
Sınırlarını Tehditle Belirledi - AB'la Üyelik
Müzakerelerinin Başlaması Işığı Altında
Oyunlar" başlığıyla manşete çekti.
Asker çekilmesi
Gazete,
"Kıbrıs'tan muhtemel çekilmenin Türkiye'nin güvenliği için
tehlike olacağını net şekilde ortaya koyan TSK Genelkurmay
Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök'ün; içeriye ve dışarıya
mesajlar vermeye çalıştığını ve bölgedeki
istikrar adına "dolaylı ancak net bir biçimde savurduğu
tehditlerin, Ankara'nın Kıbrıs'ta eskiden beri devam
ettirdiği politikayı korumayı hedeflediği" yorumunda
bulundu, özetle şunları yazdı:
"Şu
da açıktır ki, ordu açısından Kıbrıs
kırmızı çizgidir ve Kıbrıs sorununda bir
anlaşmaya rıza göstermeyecektir. Bilgi sahibi kaynakların
işaret ettiği üzere; ordunun, 2004'te meydana gelen gelişmelerde
takındığı tavır, Annan planının
Kıbrıs Rum tarafınca reddedileceğine kesin gözüyle
bakıldığı olgusuyla da bağlantılıydı.
Türk General
Hilmi Özkök'ün söyledikleri daha çok; ordunun iç ve dış konularında
oynadığı rolü doğrulama çabasıydı. Bu
mesajın verildiği zaman; Türkiye'nin AB'la üyelik müzakerelerinin
başlaması zamanıyla bağlantılıdır. Türk
askeri kurulu düzeni; ordunun, Türkiye'nin kurumlarındaki ve karar alma
organlarındaki rolünü azaltmaya sürükleyecek prosedürü kabul ediyor
görünmüyor ve derogasyon olması için bu meseleyi ortaya koymaya
çalışıyor. Edindiğimiz bilgilere göre, Ankara; bu alanda
değişiklikler yapmamak için özel şartlara ve olgulara atıfta
bulunacak.
Aynı
zamanda; kısa süre sonra ordudan emekli olacak olan Hilmi Özkök, Recep
Tayyip Erdoğan'ın da talip olacağı
cumhurbaşkanlığı mevkisiyle flört ediyor görünüyor.
Lefkoşa'da
bu açıklamalara olumsuz yaklaşıldı ve hükümet de resmi
olarak bu açıklamaları reddetti.
Ordu
tarafından ortaya konulanlardan bağımsız olarak,
İngilizler, Ankara'yla Kıbrıs sorununa ilişkin temas
kanalları açmaya çalışıyor. Dışişleri
Bakanı Jacques Straw'un Ocak ayında Ankara'yı ziyaret etmesi
bekleniyor. Bilgi sahibi kaynakların bildirdiğine göre; görüşme
gündeminde Kıbrıs sorunu da olacak."
Gazete devamla,
Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos, DİKO, Ekologlar ve
Çevreciler Hareketi ve ADİK'in ilgili açıklamalarına yer verdi.
Gazeteye göre,
KS EDEK; Hilmi Özkök'ün yeni yıl mesajının "tahrikkar ve
sinsi" diye nitelediği içeriğini uluslararası camiaya ve
Avrupa Birliği'ne şikayet ediyor. EDEK
yayımladığı bildiride; "AB'nin, Özkök'ün
mesajının içeriğine ilişkin bir açıklama yapmak zorunda
olduğunu, Rum Yönetimi'nin de gerek BM gerek AB'nin yetkili
organlarına şikayette bulunması gerektiğini" savundu.
EDEK; Özkök'ün
açıklamalarının; "Türkiye-AB üyelik müzakereleri
başlamış olmasına karşın, Türkiye'de siyaseti
belirleyenlerin askerler olmaya devam ettiğini ve aynı zamanda
Türkiye'nin Kıbrıs'a yönelik yayılmacı öngörüleri
olduğunu gösterdiği" iddiasında bulundu.
Alithia
gazetesi, Papadopulos'un ve Rum siyasi partilerinin tepki
açıklamalarını, "Özkök Konusunda Açıklama
Patlaması - Kıbrıs'ın Türkiye'nin Güvenliğinin
Köşe Taşı Olduğunu Söyledi"
başlığı altında özetledi.
Mahi gazetesi
de, "Kıbrıs Cumhuriyeti Özkök'ün Açıklamalarını
Reddediyor" ve "Ankara'nın Şahin Generallerinin
Başı; Kıbrıs'ın Türkiye'nin Güvenliği İçin
Köşe Taşı Olduğunu Söyledi"
başlıklarını kullandı.
KIBRIS 05/01/2006
Kıbrıs'ta idare, derhal Kıbrıslı Türklere
devredilmeli
KKTC
İşadamları Derneği (İŞAD) Kıbrıs
konusunda "ray değiştirme" çağrısında
bulunarak, idarenin derhal Kıbrıslı Türklere devredilmesini
istedi.
Kıbrıs
Türk halkı ile Türkiye'de iktidarda bulunan AKP'nin çözüm beklenti ve
kaygılarının uyumlu olmadığı görüşünü
belirten İŞAD, büyük özveriler sonucunda elde edilen tüm toplumsal
kazanımların yitirilmesi ve azınlık bile olamayacak bir
konuma düşme tehlikesi ile karşı karşıya
bulunulduğunu kaydetti.
İŞAD
Yönetim Kurulu tarafından yapılan açıklama şöyle denildi:
"Kıbrıs'ta
idare derhal Kıbrıslı Türklere devredilmeli, Rum yönetiminin
Kıbrıs Türklerinin 1960 anlaşmaları ve anayasasındaki
toplumsal haklarına yaptığı ihlallerin önüne geçmek için bu
haklar resmen talep edilmeli; ihtiyaç doktrini ile Kıbrıs Cumhuriyeti
adına hareket eden Kıbrıs Rum Yönetimi'nin elindeki bu kozu,
Kıbrıs Türklerinin haklarını budayacak şekilde
kullanmasına hukuk yoluyla engel olacak girişimler yapılmalı;
Rum tarafıyla, Annan planı veya benzeri bir çözümde uzlaşmak üzere
samimi bir diplomasi atağı başlatılmalı ve genel
siyasal eksenimiz buna göre yeniden tanzim edilmelidir"
Vahim bir
dağınıklık
Kıbrıs
konusunda yaşanmakta olan süreci değerlendiren İŞAD,
Kıbrıs Türkü'nün toplumsal yok oluşla karşı
karşıya bulunduğunu savundu. Açıklamada, Türk
tarafında Kıbrıs Türkleri ile Türkiye'nin çıkarlarına
aykırı, vahim bir dağınıklığın hakim
olduğu iddia edildi.
"Seçim
ortamına giren Türkiye'de değişmez bir iç politika malzemesi
olan Kıbrıs konusunun iç politik hesaplar ve oy kaygısı
olmaksızın ele alınmasının mümkün
olmadığı" görüşü belirtilen açıklamada, "AK
Parti iktidarı da 'Kıbrıs'tan tek bir asker çekmedik. Rumlara
bir karış toprak vermedik' pozisyonunu, ne pahasına olursa olsun
koruma açmazını yaşamaktadır" denildi.
Açıklama,
şöyle devam etti:
"AK Parti
de, Türkiye kamuoyu da, çözümsüzlüğün ve geçen zamanın, kazanç
değil tam aksine kayıp olduğunu ve bunun Kıbrıs
Türklerinin aleyhine olduğunu görmemekte veya görmezden gelmeyi
yeğlemekte, iki tarafın anlaşması ve Kıbrıs sorununa
çözüm için, al-ver süreçlerinin yaşanmasının çağdaş
dünyada geçerli tek yöntem olduğunu kabul edememektedirler."
Beklenti ve
kaygılar uyumlu değil
İŞAD,
Kıbrıslı Türklerin, zaman geçirmeden çözüm beklentisi ile
Türkiye'deki iktidarın beklenti ve kaygılarının uyumlu
olmadığını, hatta çatışma noktasında
bulunduğunu öne sürerek, Kıbrıs'ta zaman kazanmak
anlayışının, Kıbrıslı Türklerin temel
çıkarlarıyla bağdaşmadığını kaydetti.
Açıklamada,
"Çünkü Türkiye, Kıbrıs'ta zaman kazanırken, AB
yolculuğu boyunca, karşısında bitmez, tükenmez, tek
başına AB üyesi olmuş Rum taleplerini bulacak ve bu talepler hep
Kıbrıslı Türklerin toplumsal haklarının
budanması, bu haklardan ödünler vermeyi gerektirecektir" denildi.
İŞAD'ın
açıklamasında şunlar belirtildi:
"Ama Türkiye
AB'ne girse de girmese de, Kıbrıslı Türkler, Kıbrıs'ta
ayrı bir halk olmaktan çıkıp bireyler haline gelecek ve
Kıbrıs'taki tüm toplumsal haklarını,
kazanımlarını yitirmiş olacaklardır. Bu kabul
edilemezdir.
Türkiye'nin önü
açıldığı iddia edilirken, Kıbrıslı Türklerin
durumu kötüleşiyor. Toplumsal yok oluşa sürükleniyoruz.
Kıbrıs sorununa dönük yaklaşımlar konusunda Türkiye
hükümetinin ve politika yapıcılarının yaklaşımlarıyla
Kıbrıs Türk halkının beklentileri arasında uyum yok,
hatta çatışma, ayrışma vardır."
CTP Toplumun
beklentilerini karşılamalı
Hükümetin büyük
ortağı CTP'ye toplumun beklentilerini karşılama
çağrısında bulunan İŞAD, Kıbrıs Türkü'nün
beklentilerine öncelik verilmemesi halinde çok ağır bir bedel
ödeneceğini kaydetti.
Açıklamada,
"CTP, tarihsel bir sorumlulukla karşı karşıyadır.
Ya Türkiye ile uyum ve Türkiye'nin önünü açmak diye diye iktidarda
kalabileceği düşüncesine kapılarak, halkın gerçek
beklentilerini karşılamamaya devam edecek; ya da halkın bu
beklentilerini resmen talep edecektir. Hem de hükümetten düşme ve memur
maaşlarını ödeyememe riskini göze alarak" denildi.
KIBRIS 05/01/06
Hükümetten Güzelyurt'a "hayat öpücüğü"
GÜZELYURT'TA 3
BİN DÖNÜMLÜK YATIRIM ALANI... Rum tarafına verilecek yerleşim
yerlerinden biri olmasına rağmen Annan planını en çok
sahiplenen bölgelerin başında gelen Güzelyurt için kafa yoran
hükümet, bu ilçe sınırları içerisinde 3 bin dönümlük geniş
bir bölgeyi "turizm bölgesi" ilan etti. Hükümet önümüzdeki aylarda 3
bin dönümlük alanda turizm ve üniversiteye yönelik yatırımlar için
müracaat kabul edecek
17
KİLOMETRELİK ÇİFT ŞERİT YOL...Bugüne kadar ne ekonomi,
ne sanayi ne de turizm yatırımı gören Güzelyurt için taşlar
yeni yeni oynamaya başladı. Yörede ilan edilen 3 bin dönümlük
yatırım alanının yanı sıra 17 kilometrelik çift
şerit yol projesi üzerinde de çalışılıyor. 17
kilometrelik çift şerit yolun 7 kilometresi ODTÜ'den denize doğru, 10
kilometresi de deniz kıyısından Gaziveren'in altına kadar
uzanacak
GÜZELYURT
GENÇLİĞİNE ARSA... Hükümet, Güzelyurt gençliğini yörede
tutabilmek için konut ihtiyacını da gidermeye çalışacak.
İçişleri Bakanlığı, Güzelyurt'taki ODTÜ kampusu
çevresinde bin 500 dönümlük alanı (yaklaşık 2 bin arsa),
gençlere dağıtmak için çalışma yapıyor. Arsaların
önümüzdeki yıl içerisinde gençlere dağıtılması
hedefleniyor
MURAT:
GÜZELYURT'U AYAĞA KALDIRMADA KARARLIYIZ... İçişleri Bakanı
Özkan Murat, hükümetin Güzelyurt'a karşı özel bir ilgisi
bulunduğuna işaret ederek, "Üniversiteler (ODTÜ-LAÜ) sektörü,
narenciye sektörü ve turizm bölgesi; işte üç bacaklı bir
kalkınma programı ile Güzelyurt'u ayağa kaldırmada
kararlıyız" dedi
Dilek
ÇETEREİSİ
Annan
planının hararetle tartışıldığı
günlerde verdikleri sesle uluslararası kamuoyunun ilgi odağı
olan ve referandumda da en güçlü "evet"le bu iradesini ortaya koyan
Güzelyurt için hükümet de düğmeye bastı.
Bugüne kadar ne
ekonomi, ne sanayi ne de turizm yatırımı gören Güzelyurt için
taşlar yeni yeni oynamaya başladı.
Hükümet,
gelmiş geçmiş hükümetlerin ihmal kurbanı Güzelyurt'un ayağa
kaldırılması için 3 bacaklı bir projeyi devreye koydu.
Şimdi
Güzelyurt, üniversite ve narenciye sektörlerinin yanı sıra
"turizm bölgesi" olarak da 3 aşamalı bir projeyle
ayağa kaldırılmaya çalışılacak.
Güzelyurt için
kafa yoran hükümet, bu ilçe sınırları içerisinde 3 bin dönümlük
geniş bir bölgeyi "turizm bölgesi" ilan etti. Hükümet önümüzdeki
aylarda 3 bin dönümlük alanda turizm ve üniversiteye yönelik
yatırımlar için müracaat kabul edecek.
Yörede ilan
edilen 3 bin dönümlük yatırım alanının yanı sıra
17 kilometrelik çift şerit yol projesi üzerinde de
çalışılıyor. 17 kilometrelik çift şerit yolun 7
kilometresi ODTÜ'den denize doğru, 10 kilometresi de deniz
kıyısından Gaziveren'in altına kadar uzanacak.
Hükümet,
Güzelyurt gençliğini yörede tutabilmek için konut ihtiyacını da
gidermeye çalışacak. İçişleri Bakanlığı,
Güzelyurt'taki ODTÜ kampusu çevresinde bin 500 dönümlük alanı
(yaklaşık 2 bin arsa), gençlere dağıtmak için
çalışma yapıyor. Arsaların önümüzdeki yıl içerisinde
gençlere dağıtılması hedefleniyor.
Konuyla ilgili
KIBRIS'a özel demeç veren İçişleri Bakanı Özkan Murat, hükümetin
Güzelyurt'a karşı özel bir ilgisi bulunduğuna işaret
ederek, "Üniversiteler (ODTÜ-LAÜ) sektörü, narenciye sektörü ve turizm
bölgesi; işte üç bacaklı bir kalkınma programı ile
Güzelyurt'u ayağa kaldırmada kararlıyız" dedi.
Güzelyurt'a
özel ilgi
İçişleri
Bakanı Özkan Murat, hükümetin Güzelyurt'a karşı özel bir ilgisi
olduğuna dikkat çekerek, ilçenin 3 bacaklı bir projeyle ayağa
kaldırılmasına çalışılacağını söyledi.
Murat,
Güzelyurt'un çok uzun bir dönem yatırıma aç bir bölge olarak
bırakıldığını anımsatarak şimdi
işbaşına gelen idarenin bu yöreye özellikle
eğileceğini kaydetti.
Güzelyurt'un
ayağa kaldırılması için yapılabilecekler konusuna çok
kafa yorduklarını anlatan Özkan Murat, özellikle de Orta Doğu
Teknik Üniversitesi'nin (ODTÜ) fiilen öğretime başlamasıyla
bölgeye bir anlamda ışık saçtığını,
hükümetin de bu ışığı daha ileri götürmek için üç
bacaklı bir kalkınma programı üzerinde
çalıştığını kaydetti.
Murat,
"Üniversiteler (ODTÜ-LAÜ) sektörü, narenciye sektörü ve turizm bölgesi;
işte üç bacaklı bir kalkınma programı ile Güzelyurt'u
ayağa kaldırmada kararlıyız" dedi.
İçişleri
Bakanı Özkan Murat, Güzelyurt için yapacakları icraatları özetle
şöyle anlattı:
"ODTÜ'den
denize doğru 7 kilometre, deniz kıyısından da Gaziveren'in
altına kadar da 10 kilometre, yani 17 kilometrelik çift şerit yol
projemiz var ve bu proje hazırlanıyor.
Yine ODTÜ
çevresinde bin 500 dönüm ki bu da yaklaşık 2 bin arsaya tekabül eder,
gençlerimize arsa vereceğiz. Önümüzdeki yıl içerisinde arsaları
vermeyi hedefliyoruz.
Ayrıca
kıyı şeridinde, yolun geçtiği bölgeden 3 bin dönüm turizm
ve üniversiteye yönelik yatırım alanları tespit ettik. Bunun da
şehircilik açısından planlaması yapılıyor. Bu 3
bin dönümlük alanın yatırım alanı olarak belirlenmesinden
sonra daha detaylı çalışmalara gireceğiz.
Önümüzdeki
aylarda bu yatırımların müracaatlarını
alacağız. Çalışmaları Turizm Bakanlığı
ile birlikte yürütüyoruz".
Narenciye
İçişleri
Bakanı Özkan Murat, ayrıca, bu yıl narenciyede, doğrudan
gelir desteğine de büyük bir artışın
yapıldığına işaret ederek, "Hedef, üreticinin
maliyetini aşağıya çekmek, verimli ve kaliteli ürün elde etmek
ve piyasada rekabet koşullarına uygun üretime geçebilmektir"
dedi.
Murat,
narenciye sektörü ve üniversitelerin yanı sıra 3 bin dönümlük turizm
bölgesi ile Güzelyurt'u ayağa kaldırmada kararlı
olduklarını vurguladı.
KIBRIS 05/01/06
Jack Straw, Kıbrıs'ı da ziyaret edecek
Rum Hükümet
Sözcüsü Kipros Hrisostomidis, Britanya Dışişleri Bakanı
Jack Straw'un Kıbrıs'ı ziyaret edeceğini bildirdi.Sözcü
Hrisostomidis, ziyaret tarihinin Rum Dışişleri
Bakanlığı ve Britanya Dışişleri
Bakanlığı'nda görüşülmekte olduğunu, tarih
saptandıktan sonra duyurulacağını söyledi.
Hrisostomidis,
ziyaret sırasında görüşülecek konularla ilgili olarak da, Britanya
ile yapıcı bir diyalog yapılması üzerinde
anlaşıldığını, Straw'un ziyaretinin bunu
gerçekleştireceğini belirtti.
Straw'un
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'la görüşüp
görüşmeyeceği sorulan Rum hükümet sözcüsü, bu tür ziyaretlerde Rum
hükümetinin genel tutumunun bilindiğini ifade etti.
Rum Bakanlar
Kurulu'nun bir kararını hatırlayan Hrisostomidis,
"yetkililerin, Kıbrıs Türk toplumunun temsilcileriyle
görüşmelerine itirazımız yoktur, ancak sözde resmi
makamların ziyaretini ve BM Güvenlik Konseyi kararlarına ters olan
ayrılıkçı rejimin sembollerinin görüntülenmesini kabul
etmiyoruz" şeklinde konuştu.
Straw'un
Cumhurbaşkanı Talat'la görüşmek istemesi halinde ne
olacağı sorulan Hrisostomidis, bu konuda açıklamayı
gerektirecek bir durum olmadığını, böyle bir isteğin
dile getirilmesi durumunda hükümetin bu konudaki tutumunu Straw'a ve diğer
yetkililere anlatacağını kaydetti.
KIBRIS 06/01/06
Marios Matsakis duruşmaya gelmedi
DURUŞMA 20
OCAK'A ERTELENDİ... Birinci derecede askeri yasak bölgeyi ihlal, Türkiye bayrağını
çalma ve bayrağa hakaret suçlarıyla KKTC'de mahkemeye
çıkarılan AP üyesi Rum Marios Matsakis, düne ertelenen duruşmaya
katılmadı. Matsakis'in "tutuklanarak duruşmaya getirilmesi
istemi" yargıç tarafından reddedildi. Duruşma, 20 Ocak Cuma
gününe ertelendi
Birinci
derecede askeri yasak bölgeyi ihlal, Türkiye bayrağını çalma ve
bayrağa hakaret suçlarıyla KKTC'de mahkemeye çıkarılan
Avrupa Parlamentosu üyesi Rum Marios Matsakis'in, düne ertelenen duruşmaya
katılmaması üzerine duruşma, 20 Ocak Cuma gününe ertelendi.
2 Ocak'ta
çıkarıldığı GKK Mahkemesi'nde, hakkında
açılan davanın, AP milletvekili olmasından kaynaklanan
dokunulmazlığı nedeniyle askıya alınmasının
ardından Lefkoşa Kaza Mahkemesi'nde, 50 bin YTL'lik şahsi
kefalete bağlanarak serbest bırakılan Matsakis, saat 09.00'da
Lefkoşa Kaza Mahkemesi'nde gerçekleşen ve statüsünün
belirleneceği duruşmaya katılmadı.
Yargıç
Ömer Güran, sanığın Avrupa Parlamentosu üyesi olduğu ve
dokunulmazlığı olup olmadığına henüz karar
verilmediği için bu aşamada Matsakis hakkında tutuklama emri
vermesinin mümkün olmadığını belirterek,
duruşmayı 20 Ocak'a erteleme kararı aldı.
Önceki
duruşmada yargıcın emrettiği üzere, mahkemeye gelerek
Matsakis'in statüsü ve dokunulmazlığı konusunda bilgi vermesini
istediği Dışişleri Bakanlığı'ndan bir
yetkilinin de mahkemede hazır bulunduğu duruşmada,
sanığın düne ertelenen mahkemede hazır
bulunacağına dair imzaladığı 50 bin YTL'lik şahsi
kefalet konusunda ise herhangi bir karar çıkmadı.
Kefalet
senedinin, dava sonuçlanıncaya kadar geçerliliğini koruduğu
öğrenildi.
"Marios
Matsakis, duruşmaya!!!"
Lefkoşa
Kaza Mahkemesi'ndeki duruşma, mübaşir tarafından Marios
Matsakis'in adı okunarak mahkeme salonuna
çağrılmasının ardından saat 09.00'da
başladı.
Savcı
Yardımcısı Cemaliye Usanmaz, sanığın
çağrılı olmasına rağmen duruşmada hazır
bulunmadığını belirterek, dolayısıyla Matsakis'in
tutuklanarak mahkemeye getirilmesi isteminde bulundu.
Ardından
Hakim Ömer Güran, gerekçeleriyle birlikte kararını
açıkladı.
"Tutuklama"
istemine ret
Çağrılı
olmasına rağmen mahkemede hazır bulunmayan Avrupa Parlamentosu
üyesi Marios Matsakis'in duruşmada dokunulmazlığı olup
olmadığı konusunda karara varılmasının
planlandığını ancak sanık hazır
bulunmadığı için bunun mümkün olmadığını
kaydeden Güran, bunu dikkate alarak davayı ileri bir tarihe ertelemek
durumunda olduğunu söyledi.
Davayı 20
Ocak'a ertelediğini açıklayan Güran, önceki duruşmada
verdiği emre binaen, Dışişleri
Bakanlığı'ndan bir yetkilinin 20 Ocak'taki duruşmada da
mahkemede hazır bulunarak Matsakis'in statüsü ve
dokunulmazlığı konusunda bilgi vermesini emretti.
Hakim Ömer
Güran, iddia makamının, sanığın bu tarihte mahkemeye
tutuklu getirilmesi yönündeki talebini de, dokunulmazlığı olup
olmadığı karara bağlanmadığı için reddetti.
Dava tarihinin,
sınır kapılarına bildirilmesi ve sanığın
ülkeye giriş yapması halinde kendisine tebliğ edilmesi emrini de
veren Güran, bu aşamada sanığın tutuklanarak
getirilmesinin, dokunulmazlığına tecavüz anlamına
geleceğini kaydetti.
1 Kasım'da
Akıncılar'daki boş nöbetçi kulübesinden Türk
bayrağını çalan Marios Matsakis, 31 Aralık Cumartesi günü
saat 15.30'da Ledra Palace sınır kapısından KKTC'ye
girerken tutuklanmıştı. Matsakis, pazar günü Güvenlik Kuvvetleri
Mahkemesi'ne çıkarılmış, iddianamenin
hazırlanması için duruşma pazartesine ertelenmişti.
Güvenlik Kuvvetleri Mahkemesi'ne çıkarılan Matsakis hakkında 1.
Derecede Askeri Yasak Bölgeyi ihlal suçlamasıyla açılan dava, AP
milletvekili olmasından kaynaklanan dokunulmazlığı yüzünden
askıya alınırken, Matsakis daha sonra bayrak çalma ve
bayrağa hakaret davası için Lefkoşa Kaza Mahkemesi'ne
çıkarılmıştı. Lefkoşa Kaza Mahkemesi de
Matsakis'in dokunulmazlığı ve statüsüyle ilgili
Dışişleri Bakanlığı'ndan bir yetkilinin mahkemeye
bilgi vermesi için duruşmayı 5 Ocak Perşembe sabahı 08.30'a
ertelerken, Matsakis'in 50 bin YTL'lik şahsi kefalet
imzalamasını emretmişti. Matsakis, şahsi kefaleti
imzaladıktan
KIBRIS 06/01/06
Rumların AB üyeliğini engellemek için elimizden geleni
yapmalıydık
Türkiye
Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı
Abdullah Gül, geçmişte Türkiye'yi yönetenlere eleştiride bulundu:
Rumların
AB üyeliğini engellemek için elimizden geleni yapmalıydık
ENGEL
OLACAĞINI GÖREMEDİK.. Abdullah Gül, geçmiş hükümetlere
eleştiride bulunup, "Türkiye olarak, Rum yönetiminin AB'ye
girişini engellemek için elimizden ne geliyorsa hepsini yapmamız
gerekirdi. Bir taraftan AB bütün hükümetlerin 50 yıllık devlet
politikasıdır, bunun için her şeyi yapmışız,
diğer taraftan bu konuda önümüzde en büyük engelin bu
olacağını adeta görmeyerek hamasi davranmışız,
bunu önleyebilirdik" dedi
ÜÇ SEÇENEK...
Gül: Türkiye, Kıbrıs Rum kesimini tanımamasına rağmen,
Rumlar, masanın etrafındaki 25 ülkeden biridir. Türkiye'nin önünde 3
seçenek var. Ya Kıbrıs davasından vazgeçeceğiz, ya da
AB'den vazgeçeceğiz. Üçüncü seçenek de şu; biz bir taraftan
Kıbrıs davasına sımsıkı
sarılacağız, diğer taraftan da AB sürecine sahip
olacağız işte maharet de ikisini bir götürmektir. Biz ikisini
bir, bu noktaya götürdük
Türkiye
Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı
Abdullah Gül, geçmişte Türkiye'yi yönetenlere eleştiride bulunarak,
Türk tarafının, geçmişte, Rumların Avrupa Birliği
üyeliğini engellemek için elinden geleni yapması gerektiğini ama
o dönem bunun anlaşılamadığını söyledi.
CNN Türk'te
yayınlanan Ankara Kulisi programına konuk olan Gül, "Rum
yönetiminin AB'ye girişini engellemek için elimizden ne geliyorsa hepsini
yapmamız gerekirdi. Bir taraftan AB bütün hükümetlerin 50 yıllık
devlet politikasıdır, bunun için her şeyi
yapmışız, diğer taraftan bu konuda önümüzde en büyük
engelin bu olacağını adeta görmeyerek hamasi
davranmışız, bunu önleyebilirdik" diye konuştu.
Kıbrıs
meselesinin olukça önemli olduğun vurgulayan Gül, "Çünkü
tanımadığımız bir üyeyle birlikteyiz, şimdi
burada o üye bu işi istismar etmek için uğraşacaktır.
Türkiye ise diğer 24 üye de AB'nin geleceğini, büyüklüğünü,
Türkiye'nin stratejik önemini ve Türkiye'nin AB'ne katacağı gücü
düşünerek, artık başlamıştır. Geriye dönüşü
yoktur, numaratör tam üyeliğe doğru dönmeye
başlamıştır, farklı düşünecektir ve istismar
imkanı vermeyecektir" dedi.
"Önemli
olan 70 milyonun geleceği"
Türkiye'nin
Kıbrıs Rum kesimini tanımamasına rağmen, Rumların
masanın etrafındaki 25 ülkeden biri olduğunu hatırlatan
Abdullah Gül, Türkiye'nin önünde 3 seçenek olduğunu söyledi.
Gül, sözlerine
şöyle devam etti:
"Ya
Kıbrıs davasından vazgeçeceğiz, ya da AB'den
vazgeçeceğiz. Diyeceğiz ki orada bizim
tanımadığımız 600 bin kişilik bir üye var. Ben
onunla tanışmıyorum dolayısıyla onun oturduğu
masaya oturmam diyeceğiz ve 70 milyonun geleceğini 600 bin
kişinin ipoteğine teslim edeceğiz ve bu süreci
kıracağız. Biz her şeyden önce, 70 milyonun geleceğini
düşünüyoruz açıkçası. 70 milyonun geleceği, Türkiye'nin
çıkarları her şeyin başındadır. Üçüncü seçenek de
şu, biz bir taraftan Kıbrıs davasına sımsıkı
sarılacağız, diğer taraftan da AB sürecine sahip
olacağız işte maharet de ikisini bir götürmektir. Biz ikisini
bir, bu noktaya götürdük."
"Referandum
doğru bir karardı"
Annan
Planı ile ilgili yapılan referandumda Rumların hayır
demesine rağmen çoğunlukla evet oyu kullanan Kıbrıslı
Türklerin de doğru yaptığını belirten Abdullah Gül,
bunun sonunda sadece KKTC'nin değil Türkiye'nin de çok kazanımı
olduğunu dile getirdi.
Gül,
"Baştan bütün dünya Kıbrıs Türklerini, Türkiye'yi
suçlarlardı ve bunun o kadar büyük faturaları kesilirdi ki 70
milyona. Bu referandumla Türkiye bütün bunlardan kurtulmuştur ve bütün
dünyaya Kıbrıslı Rumların ne kadar uzlaşmaz ne kadar
kötü niyetli olduğunu göstermiştir ve Rumların bütün
dünyayı ne kadar kandırdığını ispatlamıştır.
Referandumdan sonra da KKTC'ye karşı ayrı bir sempati
oluşmuştur. Bu ekonomik gelişmelerin altında da o
referandum yatmaktadır. AB, sözünde duramamanın ezikliğini
yaşıyor" dedi.
"Karşımızda
ezilenler sözünü tutmayanlardır"
"Şimdi
bizim karşımızda ezilenler sözünü tutamayanlardır"
diyen Gül, "Bunun da büyük avantajları vardır. Sözünü öyle
tutamıyorsa sözünü başka türlü tutacaktır, onun için de
gördüğünüz gibi bu kadar ziyaretler yapılmaktadır, bu kadar
başka ülkelerden gidiş gelişler yapılmaktadır. Bu süreç
kapsamlı bir çözüm olana kadar devam edecektir" şeklinde
konuştu.
"Irak'ın
bölünmesi Ortadoğu'yu karıştırır"
Irak'ta
yaşanan seçim hakkında da konuşan Gül, Irak'ın bölünmemesi
gerektiğini söyledi. İsrail ve Filistin arasında
yaklaşık 50 yıldır bir çözümsüzlük olduğunu
hatırlatan Dışişleri Bakanı, Irak'ın bölünmesi
halinde Ortadoğu'da kimsenin tahmin edemeyeceği yeni
karışıklıkların ortaya çıkabileceği
uyarısında bulundu.
Türkiye'nin
Kerkük'teki gelişmeleri yakından takip ettiğini de söyleyen
Abdullah Gül, Türkiye'nin kendini Kuzey Irak'tan tecrit edemeyeceğini de
sözlerine ekledi.
Sınırlar
ve ülkeler ayrı olsa da Irak'ın Türkiye'nin devamı gibi
olduğunu söyleyen Gül, "Kuzey Irak'tan kalkan uçak Türkiye üzerinde
değil de Rum Kesimi üzerinden mi, Rusya üzerinden mi gidecek" dedi.
Gül, Türkiye'nin Irak'la ilgili oldukça aktif olacağını da
belirtti.
"Ziyaretler
operasyonel ziyaretler değildi"
Son dönemde
Türkiye'ye artan ziyaretler ile ilgili sorulan bir soruya da yanıt veren
Gül, bu ziyaretlerde tabi ki İran konusunun da gündeme geldiğini
ancak ziyaretlerini amacının İran ya da Suriye'ye yönelik bir
operasyonel ziyaretler olmadığının altını çizdi.
KIBRIS 09/01/06
Kıbrıs Türk Ticaret Odası'nın AB nezdinde
yaptığı etkin girişimler sonuç verdi: Bal ve balık,
Yeşil Hat Tüzüğü kapsamına alındı
SIRADA
NARENCİYE VE PATATES VAR... Ticaret Odası yetkili
kurullarının AB nezdinde yaptığı girişimler sonuç
verdi ve bal ile balık ürünü, Kuzey Kıbrıs ile Güney
Kıbrıs arasındaki ticari ilişkileri düzenleyen Yeşil
Hat Tüzüğü kapsamına alındı. Ticaret Odası, narenciye
ve patates ürününün de Yeşil Hat kapsamına alınması
yönündeki çalışmalarını sürdürüyor
ARANAN
ŞATLAR... Taze balığın güneye satılabilmesi için,
balıkçı gemi ve teknelerinin Ticaret Odası'na kayıtlı
olması, yakalanan balıkların 24 saatten çok bekletiliyor
olmaması ve sevkıyatta Ticaret Odası'ndan belge
alınması gerekiyor. Balın da dökme veya paketlenmiş
satılabileceği belirtilirken, Ticaret Odası'ndan da tasdik
aranacağı kayda bağlanıyor
Kıbrıs
Türk Ticaret Odası yetkili kurullarının Avrupa Birliği
nezdinde yaptığı girişimler sonuç verdi ve bal ile
balık ürünü, Kuzey Kıbrıs ile Güney Kıbrıs
arasındaki ticari ilişkileri düzenleyen Yeşil Hat Tüzüğü
kapsamına alındı.
29 Ekim 2005
tarihinde yapılan 43'üncü genel kurulunda görevi devralan Ticaret
Odası'nın yeni yetkili kurulları, ekonominin daha verimli
çalışması, halkın refah düzeyinin iyileştirilmesi,
yatırımların önünün açılması çalışmalarının
yanı sıra, Başta Türkiye, Amerika, üçüncü ülkeler ve Avrupa
Birliği ile olan ilişkilere de büyük önem verdi.
Ticaret
Odası Yetkili kurulları, Avrupa Birliği yetkilileri ile gerek
Lefkoşa'da gerekse Brüksel'de yaptıkları çeşitli
görüşmelerde "Kıbrıs Türk toplumuna uygulanan izolasyonlara
son verilmesi ve ekonomik gelişimin teşvik edilmesi"
amacıyla verilen sözlerin yerine getirilmesini, Avrupa Konseyi
tarafından yayınlanan ve Kuzey Kıbrıs ile Güney
Kıbrıs arasındaki ticareti düzenleyen Yeşil Hat Tüzüğü
ile Kıbrıs Türk toplumuna mali yardım yapacak Mali Yardım
Tüzüğü ve Kuzey Kıbrıs ekonomisinin gelişmesine
yardımcı olacak Direkt Ticaret Tüzüğü'nün eksiksiz olarak
uygulanmasını istedi.
Yapılan bu
görüşmeler sonucunda Kuzey Kıbrıs ile Güney Kıbrıs
arasındaki ticareti düzenleyen Yeşil Hat Tüzüğü kapsamında
bulunan bazı canlı hayvan ve hayvan ürünlerinin yasaklanması
kararı kaldırıldı. Bu yasaklama kararının
kalkması sonucu bal ve taze balık Yeşil Hat tüzüğü
kapsamına dahil edildi.
Taze balık
Taze
balığın güneye satılabilmesi için, balıkçı gemi
ve teknelerinin Ticaret Odası'na kayıtlı olması, yakalanan
balıkların 24 saatten çok bekletiliyor olmaması ve
sevkıyatta Ticaret Odası'ndan belge alınması gerekiyor.
Taze
balığın, perakende satışını yapan
dükkânlara, restoranlara ve direkt üreticiye satılabileceği
belirtilirken, Ticaret Odası balıkların toptancıya da
satılması konusunda girişim başlattı.
Bal
Kuzey
Kıbrıs'ta üretilen balın dökme veya paketlenmiş
şekilde satılabileceği belirtilirken, Ticaret Odası'ndan da
tasdik aranacağı kayda bağlanıyor. Hazırlanan komisyon
tüzüğünde ticaretin ancak üretim zincirinden alınan 10 numunenin
analiz sonuçlarının komisyon servislerine iletilmesi sonrasında
başlayacağı ve bu analizin her yıl aranacağı
belirtiliyor.
Ticaret
Odası bu arada, narenciye ve patates ürününün de Yeşil Hat
kapsamına alınması yönündeki çalışmalarını
sürdürüyor.
Nami
Kıbrıs
Türk Ticaret Odası Başkanı Erdil Nami, bal ve taze
balığın Yeşil Hat Tüzüğü kapsamına
alınması için verilen uğraşların sonuç vermesinden
memnun olduğunu söyledi.
Bal ve
balık üreticileri birlikleri ile yapılan ve mutabakata varılan
konuların Avrupa Komisyonu tarafından da olumlu bulunduğunu
söyleyen Erdil Nami, bal ve taze balığın da Yeşil Hat
Tüzüğü kapsamına alınmasıyla güneye satılan ürün yelpazesinin
genişlediğini ancak bunun sadece iç ticaret olduğunu kaydetti
Kıbrıs
Türklerinin Avrupa Birliği ile uyum ve ekonomik gelişmesinin
sağlanması için, Avrupa Konseyi'nin "Kıbrıs Türk
toplumuna uygulanan izolasyonlara son verilmesi ve ekonomik gelişmesinin
teşvik edilmesi" yönünde verdiği sözler,
yayımladığı Mali Yardım ve Direkt Ticaret Tüzüklerinin
eksiksiz olarak uygulamaya koyması ile mümkün olacağının
altını çizen oda başkanı Erdil Nami, "Avrupa
Birliği bunları yaptığı zaman Kıbrıs Türk
Toplumunun güvenini yeniden temin edebilir" dedi.
Yardım
değil deklarasyon reddedildi
Kıbrıs
Türk Ticaret Odası Başkanı Erdil Nami, 05-07 Aralık 2005
tarihinde Brüksel'e yaptıkları ziyarette ve daha sonra AB
Kıbrıs Türk Masası Şefi Leopold Maurer'le yapılan
görüşme ve yazışmalarda, Kıbrıs Türk Ticaret
Odası'nın Mali Yardım Tüzüğü'nde 2005 yılı için
öngörülen 120 milyon euroluk yardımın reddedilmediğini hatta
bütçe tekniği itibarıyla yardımın alınabileceği,
Direkt Ticaret Tüzüğü'nün de 6 ay sonra uygulanabileceği konusunda
öneri sunduklarını anımsattı.
Erdil Nami,
Kıbrıs Türk Ticaret Odası'nın reddettiği konunun 120
milyon euroluk yardımla Kuzey Kıbrıs ekonomisini ipotek
altına alacak, Türkiye'nin AB ile yapacağı ortaklık
görüşmelerine takoz koyacak "Maraş'ın iadesi, kuzeydeki Rum
mallarına moratoryum uygulanması ve Mağusa limanının ortaklaşa
işletilmesi"ni içeren deklarasyon olduğunu bir kez daha
vurguladı.
Söz konusu
deklarasyon içeriğinin tamamen siyasi olduğunu ve ancak,
Kıbrıs sorununa bulunacak kapsamlı bir çözüm görüşmelerinde
masaya gelebileceğinin altını çizen Ticaret Odası başkanı
Erdil Nami, "259 milyon euroluk yardımın ilk dilimini
oluşturan 120 milyon euroluk yardım için deklarasyonun kabulü,
Kıbrıs Türklerine görüşme masasındaki pazarlık
zeminini de kaybettirebilir" şeklinde konuştu.
Kıbrıs
Türk Ticaret Odası Başkanı Erdil Nami konuşmasını
şöyle sürdürdü:
"Kıbrıs
Türk toplumu, Kıbrıs sorununa Annan Planı çerçevesinde iki
toplumlu, iki bölgeli siyasi eşit şartlarda bir çözüm
bulunmasını ve Avrupa Birliği içerisinde bir gelecek
istediğini 24 Nisan 2004 tarihinde yapılan referandumda yüzde 65 oyla
dünyaya ilan etmiştir. Bu ilandan sonra Avrupa Birliği de
Kıbrıs Türk toplumuna uygulanan izolasyonların
kaldırılması ve ekonomik gelişmesinin sağlanması
için söz vermiş hatta 7 Temmuz 2004 tarihinde Mali Yardım ve Direkt
Ticaret Tüzüklerini yayınlamıştır. Kıbrıs Türk
toplumu şimdi, AB'den verdiği sözleri yerine getirmesini ve
yardım verecek diye nefes borusunun sıkılmamasını
istemektedir. AB'de işlerin ve bürokrasinin yavaş
çalıştığını bilmekteyiz. Ancak AB'ye şunu da
hatırlatmak isteriz ki, bir buçuk yıldır Kıbrıs
Türkleri için hiçbir olumlu tedbir almayan AB'ye karşı güven her
geçen gün azalmaktadır. Bu güvenin yitirilmemesi ve alternatif
aranmaması için AB ve AB'ye bağlı kurum ve kuruluşlar
artık çalışmalarını
hızlandırmalıdır. Aksi halde, Kıbrıs Türklerinin
AB içerisindeki gelecek istemi yavaş yavaş yitirilmiş
olacak."
KIBRIS 09/01/06
Rum yönetimi, Yeşil Hat'ın yeniden
canlandırılması için 8.3 milyon KL ayırmış
Yeşil
Hat'ın yeniden canlandırılmasını öngören üç
yıllık programın, bu yıldan itibaren hayata
geçirileceği ve 2008'e kadar süreceği ifade edildi. Fileleftheros
Gazetesi, Yeşil Hat''ın yeniden canlandırılmasını
öngören üç yıllık program için, Rum Yönetimi'nin 8.3 milyon KL'lik
bir harcama yapacağını, söz konusu paranın, bugüne kadar
"Türk işgalinden, zarar gören" iki belediyeye verileceğini
yazdı.
Habere göre
plan, Yeşil Hat' bölgesinde ikamet eden kişilere cazip bir çevre
yaratmayı ve nüfus azalmasının engellenmesini öngörüyor.
Gazete, 6
milyon 427 bin KL'lik miktarın Lefkoşa Rum Belediyesi ve Ay. Demet
Belediyesi'nin 13 alt yapı çalışması için
harcanacağını, 1 milyon 200 bin KL'nin ise girişimcilerin
faaliyetlerinin desteklenmesi amacıyla kullanılacağını
kaydetti.
Habere göre,
çalışmaların denetimi, Rum İçişleri Bakanı Andreas
Hristu, Maliye Bakanı Mihalis Sarris, Bayındırlık ve
Ulaştırma Bakanı Haris Thrasu ve Ticaret Sanayi ve Turizm
Bakanı Yorgos Lillikas'tan oluşan bakanlar komitesi tarafından
yürütülecek. Bakanlar komitesinin başkalığını ise
İçişleri Bakanı Andreas Hristu yapacak.
KIBRIS 09/01/06
Talat, El-Cezire TV'nin canlı yayınına
katılacak
|
ARAP
DÜNYASINA SESLENECEK... Cumhurbaşkanı Talat, merkezi Katar'da
bulunan El-Cezire haber televizyonuna canlı mülakat vererek, bugün tüm
Arap dünyasına ve Ortadoğu'ya seslenecek. Talat, 300 milyondan
fazla kişi tarafından izlenecek El-Cezire TV ana haber bülteninde
15.30-16.00 saatleri arasında yer alacak canlı yayında,
soruları yanıtlayacak Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, Katar'dan yayın yapan El Cezire Televizyonu'na bugün
özel bir mülakat verecek. Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın
BRT stüdyoları aracılığıyla
katılacağı program saat 15.30'da gerçekleşecek. Ana haber
bülteninde 15.30-16.00 saatleri arasında yarım saat süreyle
Cumhurbaşkanı Talat'la canlı bağlantı yapacak olan merkezi
Katar'da bulunan El Cezire Televizyonu, Ortadoğu'nun CNN'i olarak
biliniyor. BRTK
stüdyolarında, Dış Basın Birliği'nin
aracılığıyla Ortadoğu'ya Kıbrıs sorununu
ve Türk tezlerini anlatma fırsatı yaratacak olan canlı
yayında Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıs konusuyla ilgili
soruları yanıtlayacak. Uluslararası
canlı yayın olması nedeniyle milyonlarca kişiye
ulaşacak olan yayının bir diğer özelliği de bayram
öncesine rastlaması Arap dünyasında, liderlerin bayram öncesinde
verdikleri mesajlara büyük rağbet gösteriliyor. Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat'ın, uluslararası yayın
kuruluşlarının referans olarak kabul ettiği El Cezire
televizyonunda canlı yayınlanacak söyleşisinde ortaya
koyacağı görüşler, Türk tarafının Kıbrıs
sorunundaki tutumumun dünyaya doğrudan duyurulması
açısından da ayrı önem taşıyor. Cumhurbaşkanı
Talat'ın, Arap kamuoyunun gündemini oluşturan El-Cezire
ekranında vereceği mesajlar, uluslararası medya
tarafından da izlenecek. Cumhurbaşkanı
Talat, Türk tarafının Kıbrıs sorununa
bakışını Arap dünyasına ve Orta Doğu'ya tüm
detaylarıyla anlatma fırsatı bulacak. El Cezire'nin
yayınları, Doğu Asya dışında dünyanın her
yerinden izlenebiliyor. Arap dünyasının %70'i haberleri El
Cezire'den takip ediyor. Sayarı:
Talat 300 milyona ulaşacak Dış
Basın Birliği Yönetim Kurulu adına Genel Sekreter Selim
Sayarı tarafından yapılan açıklamada,
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın , El-Cezire
aracılığıyla yarın tüm Arap dünyasına ve Ortadoğu'ya
sesleneceği, 300 milyon izleyiciye ulaşacağı belirtildi. Selim
Sayarı, söz konusu yayının, El-Cezire Televizyonu'nun
Kıbrıs sorununa ve Türk tarafının görüşlerine
verdiği önemin bir göstergesi olarak değerlendirildiğini
belirtti. |
KIBRIS 09/01/06
Güneydeki Türk
malları AİHMde
|
NTV-MSNBC VE
AJANSLAR
Güncelleme: 18:50 10 Ocak 2006 Salı
LEFKOŞA
- Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde (AİHM) bir
Kıbrıslı Türk adına Güney Kıbrıstaki
taşınmaz malıyla ilgili ilk kez dava başvurusu
yapılırken, bunu benzeri birçok davanın izleyeceği
bildirildi. Kıbrıslı Türk İnsan Hakları Vakfı
Başkanı Avukat Emine Erk, yaptığı yazılı
açıklamayla AİHMde açılan dava hakkında bilgi verdi. Erk,
Strasbourga başvuran kişinin, Güney Kıbrısta Larnakaya
bağlı Tatlısu köyünde bulunan taşınmaz malı
üzerine elektrik santrali inşa edilen Erdoğan Durmuş
olduğunu bildirdi.
AİHMde
bugüne kadar Kıbrıslı Rumların Kuzeydeki
taşınmaz mallarıyla ilgili bini aşkın dava
açıldığını anımsatan Erk, Durmuş adına
yapılan başvurunun bu alanda bir ilk olduğuna dikkati çekti.
Vakıftan verilen bilgiye göre Tatlısu bölgesinde, santral
inşasına elverişli pek çok arazi bulunmasına rağmen,
Kıbrıs Rum yönetiminin ayrımcılık güderek, tamamı
Kıbrıslı Türklere ait arazi üzerine santral
inşa etmesi nedeniyle, bu alan içerisinde taşınmazı bulunan
Durmuş, hakkını AİHMde arıyor.
Kıbrıslı Türklerin Güney Kıbrısta bırakılan
mallarıyla ilgili Vakfa yapılan sayısız başvuru
bulunduğunu kaydeden Erk, olanaklar çerçevesinde yasal adımlar
atılmaya başlandığını, Durmuşun dava
dosyasının 30 Aralık 2005te AİHMe gönderildiğini
açıkladı.
Güney Kıbrısta Kıbrıslı Türklerin mülkiyet
haklarını çözüm sonrasına erteleyen Vasilik
Yasasının yürürlükte olduğuna ve yapılan müracaatlara,
Kıbrıs meselesi çözülmedikçe Kıbrıslı Türklerin
mülkiyet hakları verilemez yanıtı verildiğine dikkati
çeken Erk, Güney Kıbrısta herhangi bir iç hukuk yolu
kalmadığı açıktır. Bu nedenle doğrudan
AİHMye müracaat hakkı kullanılmıştır ifadesini
kullandı.
EOKA ruhu geri döndü
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, KIBRIS'a verdiği özel demeçte, Rum tarafının
isteksizliği yüzünden "hemen şimdi" istediğimiz
çözümün, kapının arkasında görülmediğini söyledi ve Papadopulos
ile Rum hükümetini top yekün çözüm istememekle suçladı:
EOKA ruhu geri
döndü
İZOLASYONLARIN
KALDIRILMASI MÜCADELESİNE DEVAM... "Papadopulos çözüm istemiyor. Rum
hükümeti çözüm istemiyor. Top yekün çözüm istemiyorlar. Çözüm istemediklerine
göre uluslar arası faktörün desteğini sağlamak zorundayız.
İzolasyonların kaldırılması mücadelesi verdik,
veriyoruz ve vermeye devam edeceğiz. O nedenle hukuk atağına
cevap veriyoruz. Maksadımız nedir? Kıbrıs sorununun
çözümünün bir ihtiyaç olduğunu Rum tarafına da göstermek.
Dolayısıyla en büyük arzumuz olan, hemen şimdi istediğimiz
çözüm, ne yazık ki Rum tarafının isteksizliği nedeniyle
kapının arkasında görülmüyor. Maalesef. Keşke
olabilse"
EOKA RUHUNA %76
DESTEK VAR... "Rum tarafındaki zihniyeti değiştirmek kolay
bir şey değildir. Yani EOKA'nın hedefleri geri döndü. Ülkedeki
yönetimi ele geçirmek, bütünüyle ele geçirmek. Rum yönetiminin adanın
bütün her yerinde egemen olmasıydı, hedefi buydu EOKA'nın. Ve o
anlayış bugün canlandı tekrar. Zaten EOKA yılı ilan
etmek bunu göstermiyor mu? EOKA ruhu geri döndü, niye, yüzde 76 destek var bu
EOKA ruhuna. Bunun anlamı budur. Bunu bizim değiştirmemiz
lazımdır"
BÖYLE ANAYASA
OLMAZ... "Anayasa değişiklik önerilerine katılıyorum.
Ancak yeterli bulmuyorum. Anayasa daha bütünlüklü olarak ele
alınmalı. Daha bütünlüklü, Avrupa normlarına uygun olacak hale
getirilmesi gerekiyor. En başta anayasanın, anayasanın
değiştirilmesiyle ilgili kurallarını koyan maddelerini
değiştirmemiz lazım. Böyle değişmez bir anayasa olamaz.
Kuran-ı Kerim'i geçti. Böyle anayasa mı olur? Çağa uyum bu anayasa
ile mümkün değil. Aslında bu konuyla ilgili bir çalışma
yapmayı düşünmüyor da değilim"
Dilek
ÇETEREİSİ
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, Rum tarafının isteksizliği yüzünden
"hemen şimdi" istediğimiz çözümün, kapının
arkasında görülmediğini açıkladı.
Talat, KIBRIS'a
verdiği özel demeçte, Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos ile Rum
hükümetini top yekün çözüm istememekle suçlayarak, "EOKA ruhu geri
döndü" dedi ve bunu değiştirmemiz gerektiğini söyledi.
Cumhurbaşkanı
Talat, Rum tarafı çözüm istemediğine göre uluslar arası faktörün
desteğini sağlamak zorunda olduğumuza dikkat çekerek,
"İzolasyonların kaldırılması mücadelesini verdik,
veriyoruz ve vermeye devam edeceğiz. O nedenle hukuk atağına
cevap veriyoruz. Maksadımız nedir? Kıbrıs sorununun
çözümünün bir ihtiyaç olduğunu Rum tarafına da göstermek" diye
konuştu.
Rum
tarafının başlattığı hukuk taarruzuna
Kıbrıslı Türklerin de yanıt vermeye
başladığını ifade eden Mehmet Ali Talat, bu durumu
"savunma" aşamasından "püskürtme aşamasına
geçiş" olarak niteledi.
Gerek
Rumların gerekse Türklerin Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesi'nde(AİHM) başlattığı hukuk mücadelesiyle
ilgili bir soru üzerine Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıs
sorununun hukuk yoluyla değil, siyasi, müzakere yoluyla çözüleceğini
kaydetti.
Talat, anayasa
değişikliyle ilgili görüşlerinin sorulması üzerine de
yapılan girişimi yerinde ancak yeterli
bulmadığını söyledi.
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, bu konuda özetle şöyle dedi:
"Anayasa
değişiklik önerilerine katılıyorum. Ancak yeterli
bulmuyorum. Anayasa daha bütünlüklü olarak ele alınmalı. Daha
bütünlüklü, Avrupa normlarına uygun olacak hale getirilmesi gerekiyor. En
başta anayasanın, anayasanın değiştirilmesiyle ilgili
kurallarını koyan maddelerini değiştirmemiz lazım.
Böyle değişmez bir anayasa olamaz. Kuran-ı Kerim'i geçti. Böyle
anayasa mı olur? Çağa uyum bu anayasa ile mümkün değil.
Aslında bu konuyla ilgili bir çalışma yapmayı
düşünmüyor da değilim".
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat'la yaptığımız mülakat aynen şöyle:
Soru ve
yanıtlar
Soru: Yeni
mülkiyet yasası meclisten geçti. Komisyon kurulacaktı, tüzükler
hazırlanacaktı, gelişmeler nelerdir?
Soru: Bir iç
hukuk yolu olarak değerlendirilebilmesi için Avrupa İnsan
Hakları Mahkemesi'nin kararında buna için 3 ay süre verildi. Bu üç
aylık sürede biz zaten yasayı yapmış durumdayız.
Sorunumuz yok. Yasanın diğer unsurlarını yerine getirmek
durumundayız. Yani tüzüklerini hazırlamamız lazım, bir de
komisyonu oluşturmamız lazım. Henüz komisyonu oluşturmadık.
Yabancılar konusunda çalışmalar yapıyoruz.
Çalışmalarımızı başlattık. Komisyon
üyelerini Yüksek Adliye Kurulu seçecek. Ben atanacak sayının iki
misli öneride bulunacağım. Yüksek Adliye Kurulu da
atamasını yapacak. Dolayısıyla üyeleri ben aynen önerecek
olsam bile iki misli önereceğim. Dolayısıyla bunu Yüksek Adliye
Kurulu seçeceğine göre, benim söz hakkım o kadardır. Sayı 5
ile 7 arasında olacak. 5 mi 7 mi olması konusuna tam karar
vermiş değilim. Burada sayı önerme yetkisi önerecek olana
aittir. Yasada açık bir şey yok. 5 ile 7 arasında diyor.
Ataması ve tüzükleri hazır olduktan sonra, tüzükleri zaten komisyonun
onaylaması gerekiyor. Bunun arkasından da komisyon faaliyete
geçmiş olacak. Kaynak da ayrılmıştır,
başvuruları alacak, başvuruları inceleyecek. İlk
etapta atama ve tüzükler var. 3 ayda bunu tamamlarsınız, hatta biz
daha önce yapmayı planlıyoruz, 3 aya kalmadan. Ondan sonra da etkin
hale getireceğiz, etkin hale getirdiğimizin de görülmesi gerekiyor
çünkü. 3 aylık da ona bir süre gerekiyor. Tabi takdir edersiniz ki 3 ay
içinde karar vermesi çok kolay değil komisyonun. Ama o
kısmını ben bilemem. Benim dışımda olan bir olay.
Soru: AİHM
bunu bir süreyle kısıtlıyor, 3 ayda karar verilmesi gerekiyor
Cevap: 3 ayda
karar verebilecek mi bilmiyorum. Başvuru olacak, başvurular
incelenecek, evraklar istenecek, çok uzun bir prosedür var, bilemiyorum ama
AİHM durumu değerlendirip bunu gözleyecektir. Bu durumu gözleyip
kararını verecektir, etkin bir iç hukuk yoludur, veya değildir
diyecek. Dolayısıyla biz gerekli hazırlıkları
üzerimize düşenleri yapmak durumundayız. Şu anda bu
noktadayız.
Soru: Bu arada
biz de karşı bir hukuk atağına geçmiş bulunuyoruz....
Cevap:
Teşvik ediyoruz bunu.
Soru: Bu yeni
bir unsur değil mi?
Cevap:
Mücadelemizde yeni bir unsurdur. Bugüne kadar mücadelemizi hiç
vermemiştik, hep müdafaa noktasındaydık. Vatandaşlarımız
mağdur olan vatandaşlarımız çeşitli yollardan kimi
kendi imkanlarıyla, kimi İnsan Hakları Vakfı kanalıyla
hukuki mücadelesinin yolunu seçiyor.
Bu arada
İnsan Hakları Mahkemesi'ne ilk başvuru
yapılmıştır, bunun arkası da tabi ki gelecektir.
Birazcık da bu ilk adımın atılmasına
bağlıdır. Buradaki bu ilk adım bir katalizör rol
oynamıştır. Şunu söyleyeyim. Bu çok değişik ve
çeşitli yönlerden ilerleyen bir başvuru ve mücadele şeklidir.
Yani işte hükümetin veya cumhurbaşkanlığının
organize ettiği bir olaydan çok, İnsan Hakları
Vakfı'nın en temel hareketidir, bunun dışında bireysel
bir harekettir. Zaman zaman bize soranlar olur. Birçok
vatandaşımız şunu soruyor, biz dava açarsak örneğin mücadelemize,
davamıza zarar verir miyiz. Biz de hayır deriz. Siz bildiğiniz
yollarla devam edin. Yani böyle tavsiyelerde bulunuyoruz, ilgi gösteriyoruz.
Öyle görülüyor ki bu hukuk mücadelesi ki birçoğu lehimize bir durumdur,
lehimize sonuçlanacaktır. Yani bunun arkasından belki kayıplarla
ilgili başvuruda bulunabilir insanlarımız.
Soru: Yani
sonuç itibarıyla Kıbrıs sorunu siyasi bir yoldan hukuk yoluna
mı kayıyor? Yani Kıbrıs sorununda bir ray
değişikliği mi söz konusu?
Yanıt:
Öyle görülüyor ama siyasi çözümü de terk etmiyoruz. Ray değiştirme de
değil. Bakın şöyle oldu. Aslında bunu
kışkırtan Rum tarafıdır. Biliyorsunuz. Önce
Loizidu'yla başladı, sanki hiçbir Türkün Güneyde malı
yokmuş gibi sanki sadece Rumların malı varmış kuzeyde
gibi bir hava yaratıldı, Loizidu kararı çıktı. O günün
yanlış politikaları buna cevaz verdi. Onun arkasından
diğer mülkiyet davaları, onun arkasından bir baktık Rum
tarafının kendi iç hukukunda bunu kullanmaya kalkıştı,
Hurma davası gibi. Daha sonra Avrupa Birliği çerçevesindeki Avrupa
tertip müzakeresi yöntemi dedikleri yola başvurdular. Yani top yekün bize
karşı bir hukuk savaşı başlatıldı. Neredeyse
güneye geçen Türkleri tutuklama noktasına kadar gitmeyi öngördüler. Tabi
ki biz önce savunmaya geçtik. Yani Kıbrıslı Türklerden bahsediyorum.
Savunmaya geçince Kıbrıslı Türkler daha ileri gidemeyeceklerini
veya bu gidişin kendi aleyhlerinde de olabileceğini düşünerek
durakladılar. Dikkat edin o günden sonra kuzeye yönelik Güney
Kıbrıs'a çağrı yapan davalarda bir duraksama
yaşandı. Biz de bir ara sandık ki çok sayıda dava gelecek.
Eğer hukuki bir direniş yapmasaydık belki de gelirdi. Yani
örneğin gidip orada savunma yapılmasaydı, yargı yetkiniz
yok iddiası ortaya konmasaydı, gıyapta kararlar beklenseydi,
belki de bazı uygulamalar yapılacaktı ve bu süreç ilerleyecekti.
Ancak bu durduruldu. Şimdi püskürtme aşamasına geçtik. Yani
Kıbrıslı Türkler buna çok öfkelendi. Yani sanki dediğim
gibi güneyde Kıbrıs Türk malı yokmuş gibi her imkanı
Kıbrıslı Türklere saldırı amacıyla kullanan bu
anlayışın Kıbrıslı Türkleri öfkelendirdiği
bir gerçektir. Bunun üzerine Kıbrıslı Türkler de dava açmaya
başladılar. Yani tepki çektiler, tepki topladılar. Bu tepkiyle
de şimdi Kıbrıslı Türkler dava açmaya başladı.
Dolayısıyla önümüzdeki günlerde böyle bir kavga olacak. Ha şimdi
bu Kıbrıs sorununu ya da bu sorunları hukuk yoluyla mı
çözeceğiz, mümkün değil. Bu atak ve karşı atak gösterecek
ki Kıbrıs sorunu hukuk yoluyla çözülemez. Kıbrıs sorunu
siyasi yolla çözülür. Müzakere yoluyla çözülecek. Bu görülecek. Bu görülünce
sanıyorum ki her şey yerli yerine oturacak, mesele rayına
oturacak.
Soru: Hukuk
mücadelesi de biliyorsunuz uzun zamana ihtiyaç gösterir. Durum böyle olunca da
Kıbrıs sorununun çözülme umutları da ileriye atılacak.....
Yanıt:
Valla bakın şunu söyleyeyim. Bir kere Rum yönetiminin çözüm gibi bir
gaylesi yok. Bunu çok açık ortaya koydular. Bunu daha fazla
tartışmanın bir anlamı yoktur.
Soru: Bu sizin
teşhisiniz mi?
Yanıt:
Değil mi yani? Varsa başka bir görüş, ben
Kıbrıslı Türkler arasında en uçtaki çözüm yanlısı
siyasi görüşlerin dahi Papadopulos'un çözüm istemediğine yüzde 100
inandığını gördüm, biliyorum. Hatta bizi eleştirmek
isteyen çeşitli arkadaşlar Papadopulos'un çözüm istemediğini
biliyoruz da biz daha başka birşeyler yapalım da çözüm
istemesini sağlayalım. Yani o teşhis konmuştur. O belli.
Papadopulos çözüm istemiyor. Rum hükümeti çözüm istemiyor. Hükümet topyekün
çözüm istemiyor. Hem Papadopulos bu kanıdadır, hem de hükümet bu
kanıdadır. Dolayısıyla çözüm istemediklerine göre uluslar
arası faktörün desteğini sağlamak zorundayız. O nedenle
izolasyonların kaldırılması mücadelesi verdik ve veriyoruz
ve vermeye devam edeceğiz. O nedenle hukuk atağına cevap
veriyoruz. Maksadımız nedir? Kıbrıs sorununun çözümünün bir
ihtiyaç olduğunu Rum tarafına da göstermek. Dolayısıyla en
büyük arzumuz olan, hemen şimdi istediğimiz çözüm ne yazık ki
Rum tarafının isteksizliği nedeniyle kapının
arkasında görülmüyor. Maalesef. Keşke olabilse.
Çok güzel bir
bayram mesajı olurdu, müzakereler başlıyor, işte şu
kadar zamanda bu sorunu çözeceğiz. Ama başlamadan bile diyor ki zaman
sınırı istemiyorum. Hakemlik istemiyorum.
Anlaşılmamış bir metni referanduma sunmak istemiyorum. Peki
yani bu ne demektir? Zaman istemiyorsan bu işi sürüncemede tutma
hakkı istiyorsan aksi halde referanduma sunmayacaksan o zaman çözüm olmaz
demektir. Genel Sekreterin çağrısı var. İstediğin
değişiklikleri Annan planında hazırla gönder diyor. O
göndermiyor.
Soru: Zaman
zaman Rum tarafının istediği değişiklikler Rum
basınına yansıdı ama
Yanıt:
Efendim bakın, binlerce şey söylediler. Her biri bir yerde, bölük pörçük,
sözlü olarak aktardılar. Genel Sekreterin talebi o değil. Görmek
istiyor nihai olarak ve temiz olarak. Falan madde şöyle değişsin
gibi. Net öneriler istiyor. Böyle öneri vermedi Rum tarafı, ne
yazılı, ne sözlü. Sözlü verdiği öneriler de endişe bölgeleri,
endişe alanları. Yani hepsidir Annan planının. Ha
başka bir plan istiyorlarsa onu da söylemiyorlar nedir istedikleri.
Dolayısıyla ne yapabiliriz ki, o zaman madem ki müzakere isteği
yoktur, çağrı yapıyoruz oturalım görüşelim, ona da
hayır diyorlar. O zaman yapılması gereken kendi iç hukukumuzu
sağlamlaştırmak ve güçlendirmek ve olası bir masaya oturma
durumunda da elimizin zayıflamamasını sağlamaktır.
Soru:
İzolasyonlar kalkacaktı bir türlü kalkmıyor,limanlar
açılmadı, direkt uçuşlar olmadı
Yanıt: Ekonominin
gelişmesi nereden olmuştur. Limanlar açılmadı, direkt
uçuşlar olmadı, spor müsabakalarına katılamıyoruz ama
adım adım anlayış görmeye başladık. Yabancı
yatırımcılar ilgi duymaya başladı. Niçin cazibe var?
Çünkü Kıbrıslı Türkler barışçıdır. Bu görülüyor.
Kıbrıslı Türkler barışçıdır, çözüm istiyor.
Bu görüldüğü için yatırımcı da gelmeye başladı,
turist de gelmeye başladı. Bu aslında izolasyonların
yavaş yavaş zayıflatılmasıdır.
Soru: Yani
adım adım gideceğiz...
Yanıt:
Öyle görülüyor. Çünkü uluslar arası hukuk, birden bire o cicim ayları
dedikleri referandumun hemen arkasından gelişen
Kıbrıslı Türkleri bağırlarına basma süreci sonuç
getirmedi, sonuna kadar gidemedi. Dolayısıyla böyle bir süreç
yaşandı. Uluslar arası hukukun yolu açıldı, uluslar
arası hukuka dahil olma, çabamız budur.
Soru:
Maraş'la ilgili bir açıklamanız olmuştu.
İzolasyonları kaldırın Maraş'ı açalım
demiştiniz, bunu biraz açalım isterseniz...
Yanıt:
Maraş'la ilgili benim söylediğim, geçen yıl 2005
yılının mayıs ayında Brüksel'de yapılan
görüşmedeki teklifimizdi. Ama bu teklif Rum tarafınca reddedildi.
Reddedildiği için önermenin bir anlamı olduğunu
düşünmüyorum. Yani o önerim şuydu, izolasyonlar kalkacak,
limanların kapalıdır ilanını geri
alacaksınız, hem hava limanlarının, hem deniz limanlarının
kapalıdır ilanını geri alacaksınız, geri
dönüşsüz bir şekilde geri alacaksınız ve spor, kültür,
diğer alanlardaki kısıtlamaları
kaldıracaksınız. Buna karşılık biz de
Maraş'ı vereceğiz. Önerimiz buydu. 'Biz intihar etmeye niyetimi
yok" diyerek bu öneriyi reddettiler. Bu öneriyi intiharla eş
gördüler. Yani Kıbrıslı Türklerin boğazını
sıkmaktan vazgeçmeyi intihar olarak gördüler. İstediğimiz oysa
bu kadar basitti. Havaalanları açılsın, deniz limanları
açılsın, gençlerimiz spor yapsın, kültür insanları uluslar
arası etkinliklere katılsın. Bunu intihar olarak gördüler. Bu
hükümetin anlayışı budur.
Soru: Peki o
zaman bu Rum hükümetinin bundan sonra görüşme masasına oturması
imkansız gibi bir şey oluyor...
Yanıt:
Söyledim işte, izolasyonların kalkmasıyla, zoraki
kalkmasıyla, zorlayarak kalkmasıyla, dünyanın bizi
desteklemesiyle, dünyanın bizim yanımızda yer almasıyla
bunu sağlayacağız. Bunu sağlamak mümkündür. 3-5 günde olmaz
ama sağlamak mümkündür.
Soru: Çok uzun
soluklu bir mücadele bizi bekliyor demek...
Yanıt:
Öyledir, maalesef öyle. İstemesek de öyle. Rum tarafındaki zihniyeti
değiştirmek kolay bir şey değildir. Yani EOKA'nın
hedefleri geri döndü. Bir anlamda öyle, geri döndü, ben öyle görüyorum. Çünkü
orada da neydi? Ülkedeki yönetimi ele geçirmek, bütünüyle ele geçirmek.
Yunanistan'a bağlanmayı bırakın, o başka bir şey,
bana göre de o tarihte kalmış bir arzu, bir hedef ENOSİS ama
ülkedeki iktidarı ele geçirmek, ülkeyi yönetmek, tek başına
yönetmek, kendi çoğunluğuyla yönetmek, yani Rum yönetiminin adanın
bütün her yerinde egemen olmasıydı, hedefi buydu EOKA'nın. Ve o
anlayış bugün canlandı tekrar. Zaten EOKA yılı ilan
etmek bunu göstermiyor mu? EOKA ruhu gri döndü, maalesef geri döndü, üzücü bir
durum yani bunu ben suçlamak için söylemiyorum ama bu ruh geri döndü. Ruh
olarak geri döndü, niye, yüzde 76 destek var bu EOKA ruhuna. Gösteriyor ki bu
geri döndü, bunun anlamı budur. Bunu bizim değiştirmemiz
lazımdır. Bir sürü yol vardır. İzolasyonların
kalkması v.s, v.s, bunun yanında tabi ki Rum halkına gerçekleri
anlatmak lazım. Ben hala daha eminim ki Kıbrıslı Rumlar,
gerçek durumu bilmiyorlar. Kıbrıslı Türklerin gerçek niyetini
onlara çarpıtılmış olarak aktarıyorlar, kendi
yönetimleri tarafından. Büyük bir dezenformasyon kampanyası
yürütüyorlar. Büyük bir korku rejimi, totaliter benzeri bir rejim vardır.
Yani siz Kıbrıs gazetesi Güney Kıbrıs'ın işyeri
reklamlarını yayımlarsınız, hatta bazen hükümetinin
reklamlarını, ilanlarını yayımlarsınız, ama
onlar bir tek Kıbrıslı Türkün reklamını
yayınlamazlar. Bu nedir yani? Bu totaliterizmden, onun benzerliğinden
başka bir şey mi? O yüzden Rum halkına da anlatmamız
lazım bizim. Yani Kıbrıs'ın kuzeyini biz
değiştirdik, güneyi de bize düştü şimdi. Gerekeni
yapacağız, sivil toplum örgütlerimiz, basınımız, biz
anlatacağız, anlatacağız gerçekleri. Yani
Kıbrıs'ta bir kere, Kıbrıs'ın bütününde,
Kıbrıs Rum yönetiminin egemen olmasının bir hayal
olduğunu, ilk etapta, sonra da haksızlık olduğunu, kendilerine
yanlış bilgi verildiğini anlatacağız. Kolay
değil, anlatacağız ama. Anlatmaya devam edeceğiz.
Dediğim gibi izolasyonlar kalktıkça da bunun ne kadar doğru, ne
kadar önemli olduğunu onlar da kavrayacaklar diye düşünüyorum.
Soru: Anayasa
değişikliğini de soralım size, CTP'nin meclise sunduğu
idam cezasının ve kamu görevlilerine siyaset yasağının
kaldırılmasına yönelik anayasa değişikliğini
yeterli buluyor musunuz?
Yanıt: Ben
şunu söyleyebilirim, bu değişiklik önerilerine ben kişi
olarak katılıyorum. Yani yöntemden, şundan, bundan
bağımsız olarak. Ancak yeterli bulmuyorum. Anayasa daha
bütünlüklü olarak ele alınmalı. Daha bütünlüklü, Avrupa
normlarına uygun olacak hale getirilmesi gerekiyor. En başta
anayasanın, anayasanın değiştirilmesiyle ilgili
kurallarını koyan maddelerini değiştirmemiz lazım.
Böyle değişmez bir anayasa olamaz. Kur'an-ı Kerim'i geçti, böyle
anayasa mı olur? Çağa uyum bu anayasa ile mümkün değil.
İmkan ve ihtimal yoktur. İdam cezasını kaldırın,
zaten uygulanacağı yok, çok önemli görmüyorum, uygulanamaz,
uygulanması mümkün değil, çok önemli görmüyorum. Kamu görevlilerine
siyaset yasağının kaldırılması doğru bir
yaklaşım. Tabi diğeri de yanlış değil ama çok
önemli değil. Esas önemli olan anayasanın çağa uygun olarak
gerektiği zaman değiştirilebilecek hale getirilmesidir.
Ayrıca düzenlenmesi gereken daha bir sürü unsuru var anayasanın.
Bence daha bütünlüklü olarak ele alınması gerekir anayasanın.
Aslında bu konuyla ilgili bir çalışma yapmayı
düşünmüyor da değilim, bunu söyleyim. Yani
cumhurbaşkanlığınca bir taslak çalışma ve
partilerle görüşme, sadece düşünce ama, henüz attığım
bir adım yok.
Soru:
Vatandaşlara nasıl bir bayram mesajı vermek istersiniz?
Yanıt: Her
şeyden önce yeni bir yıl ve önemli bir bayram. İnsanların
birbirlerine yakınlaşması, barışması,
dostlukların pekişmesini öngörür. Bunun için bayramlar mutlulukla,
tatlıyla, şekerle kutlanılır. Yoksulların
sevindirilmesine çalışılır. Kurbanın anlamı da
zaten budur. Et alamayan insanların, zenginlerin keseceği kurbanlarla
bu ihtiyaçlarını giderebilmesi için Kurban bayramı var.
Bayramın anlamına uygun olarak, barış, sevgi, dostluk,
kardeşlik, egemen olsun. En kısa zamanda barış içinde bir
ülke yaratalım.
KIBRIS 11/01/2006
İngiltere, Straw'un ziyaretine ilişkin olarak, ipleri
geriyor
Rum
basını, İngiltere'nin, Dışişleri Bakanı Jack
Straw'un Ocak ayı sonunda Kıbrıs'a yapacağı ziyaretle
ilgili olarak, kendi koşullarını ortaya koyduğunu ve
"Lefkoşa" ile arasındaki ipleri gerdiğini iddia etti.
Gazeteler
ayrıca, İngiltere'nin; görüşlerine saygı gösterilmesi
gerektiğini belirterek, sinirlerin gerilmesine de neden olduklarını,
İngiltere Dışişleri Bakanlığının;
Straw-Talat görüşmesinin, KKTC Cumhurbaşkanlığı'nda
gerçekleştirilmesinde ısrar etmesinin, Straw'un ziyeretinin iptal
edilmesine veya ziyaretin gerçekleştirilmesi durumunda, sadece Rum
Dışişleri Bakanı Yorgos Yakovu ile görüşmesine yol
açacağını belirttiler.
Fileleftheros
gazetesi, söz konusu anlaşmazlığın, iki hükümet
arasındaki, diplomatik açıdan olan perde gerisi faaliyetlerin
yoğunlaşmasına neden olduğunu, Türk tarafının
ise, sadece gelişmeleri takip etmekle sınırlı
kaldığını yazdı.
Straw'un
Kıbrıs ziyaretinin, İngiliz inisiyatifini teşkil
ettiğini yazan gazete, diplomatik bir kaynağın
açıklamasına dayanarak, "İngiltere'nin bu durumda konuk
ülke konumunda olduğunu ve ziyaret programı için koşullar ortaya
koymasının mümkün olmadığını" da belirtti.
Yakovu - Millet
görüşmesi
Habere göre,
Rum Dışişleri Bakanı Yorgos Yakovu önceki gün İngiliz
Yüksek Komiser Peter Millet ile görüşerek, Rum Yönetimi'nin; bir yandan
Straw'un gelişini arzularken, diğer yandan da KKTC ile temaslar
konusundaki hassasiyete saygı gösterilmesini istediğini belirtti.
Rum
tarafının bu konudaki görüşleri, Straw'un ziyeretinin gündeme
gelmesiyle birlikte, yazılı olarak İngiltere'ye
bildirilmişti.
Rum
Dışişleri Bakanı Yakovu ayrıca, Millet ile görüşmesi
esnasında, "Kıbrıs" ziyereti esnasında Rum
Yönetimi'nin hassasiyetini kabul ederek, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat ile görüşmeyen, İngiltere Başbakan Vekili John Prescott'un
ziyeretiyle ilgili anlaşmanın takip edilmesi gerektiğini de
söyledi.
Yakovu, Talat-Straw
görüşmesininin herhangi bir otelde gerçekleştirilmesini de önerirken,
bu öneri İngilizler tarafından reddedildi.
"Rum'un
lüksü"
Habere göre
İngilizler, referandumdan 20 ay sonra, Rum Yönetimi'nin;
Kıbrıslı Türk ve Rumlar arasındaki açığın
kapatılmasıyla ilgili, özellikle Jack Straw düzeyindeki bu
girişimi reddetme lüksüne sahip olmadığını
düşünüyor.
İngiltere
ayrıca, Rum Yönetimi'nin tezlerinde ısrar etmesinin,
"Kıbrıs Cumhuriyet'nin" görüntüsünü ve ikili
ilişkileri, olumsuz etkileyeceğini de belirtiyor.
Gazete
ayrıca, İngiliz Yüksek Komiserliği'nin, Straw'un ziyaretine
ilişkin olarak yaptığı açıklamaya da yer verdi.
Açıklamada;
Straw'un Ocak ayı sonunda Kıbrıs'ı ziyaret etmeyi
arzuladığını, bunun son on yılın ilk ziyareti
olacağına dikkat çekilerek, İngiltere'nin bu ziyaretle, iki ülke
arasındaki ilişkilerin desteklenmesi ve Kıbrıs sorununun
çözümlenmesine yardım etme arzusunu da gösterdiği belirtildi.
Gazete
ayrıca, açıklamada, Rum Yönetimi'nin; Straw'un,
Cumhurbaşkanı Talat ile cumhurbaşkanlığında
görüşme arzusuyla ilgili endişelerini ifade ettiğini, söz konusu
görüşmenin cumhurbaşkanlığında
yapılmasının, uluslararası toplum tarafından yüksek
düzeyde gerçekleştirilen diğer temaslarda izlenen taktikten ibaret
olduğunun vurgulandığını, ayrıca görüşmenin,
İngiltere'nin siyasetinde değişiklik olduğunu da
göstermediğinin belirtildiğini yazdı.
Habere göre
açıklamada, KKTC'nin tanınmadığı ve
tanınmayacağı da belirtildi.
Yakovu'dan
yazılı yanıt
Fileleftheros
bir başka haberinde, Rum Dışişleri Bakanı Yorgos
Yakovu'nun yazılı bir açıklama yaparak, DİSİ Meclis
Grup Sözcüsü Burguridis'in; hükümetin Straw'un ziyaretine ilişkin tutumunu
eleştirmesine yanıt verdiğini yazdı.
Habere göre
Yakovu, Straw'un ziyaretiyle ilgili inisiyatifin, Noel yortusundan önce
İngiliz Yüksek Komiser Vekili Robert Fenn ile Rum Başkanlık
Diplomatik Büro Müdürü Tasos Conis arasında gerçekleştirilen
görüşmede ele alındığını, ayrıca
görüşmenin Straw'un, Kıbrıs'a ziyaret
gerçekleştireceği esnada, Başkan Papadopulos'un Ada'da olup
olmayacağı konusunun tespit edilmesi amacıyla,
gerçekleştirildiğini de söyledi.
Yakovu
ayrıca, görüşme esnasında, Rum Yönetimi'nin; yabancı
diplomatların Kıbrıs ziyaretleri ve Türk toplumu ile
görüşmeleri konusundaki düşüncelerinin de ifade edildiğini
belirterek, Fenn'nin, bu tezleri İngiltere'ye iletme görevini de
üstlendiğini ifade etti.
Diplomatik
etiğin, diplomatik icraatların kamuoyu önünde
tartışılmasına izin vermediğini söyleyen Yakovu bu tür
tartışmaların ulusal çıkarlara hizmet etmediğini de
belirtti.
Hrisostomidis:
"Straw davet edilmedi"
Rum Hükümet
Sözcüsü Kipros Hrisostomidis, İngiltere Dışişleri
Bakanı Jack Straw'un davet edilmediğini açıkladı.
Haberi
"İngiltere kışkırtıcı ısrar
gösterisinde bulunuyor" şeklinde veren Haravgi gazetesinde yer alan
habere göre, Hrisosotomidis, Rum hükümetinin Straw'dan, KKTC'ye yönelik
temaslara ilişkin hassasiyete saygı duymasını
beklediğini söyleyerek, Sraw'un davet edilmediğini, Straw'un
kendisinin, Kıbrıs'ı ziyaret etmeyi arzuladığını
söylediğini de ifade etti
Yakovu - Millet
görüşmesiyle konuyla ilgili görüşmenin tamamlanıp
tamamlanmadığına yönelik bir soruyu yanıtlayan
Hrisostomidis, bunun Straw'un takınacağı tavra bağlı
olduğunu belirtti.
"Ziyaret
girişimi"
Rum
Dışişleri Bakanı Yorgos Yakovu ise, Starw'un ziyeret girişiminin
Fenn-Conis görüşmesinde İngiltere tarafından dile
getirildiğini ve bunun(insiyatifin) İngiltere'ye ait olduğunu
doğruladı.
AKEL Basın
Sözcüsü Antros Kiprianu ise İngiltere'nin bazı ilkelere saygı
göstermesi ve Türk tarafına yarar sağlayacak davranışlar
içerisine girmemesi gerektiğini belirtti.
Kiprianu,
Kıbrıs sorununun çözümünde arabuluculuk rolü üstlenmek isteyen
İngiltere'nin objektif davranması ve Kıbrıs sorununun
içeriğini belirleyen bazı ilkelere saygı duyması
gerektiğini vurguladı.
Yakovu - Millet
görüşmesi
Öte yandan
Politis gazetesi, Yakovu - Millet arasında yapılan görüşmede,
Straw'un KKTC Cumhurbaşkanlığına gidişi konusundaki
anlaşmazlığın devam ettiğini, bunun da ziyaretin
muallakta kalmasına neden olduğunu yazdı.
Habere
ilişkin diğer başlıklar ise şöyle yer aldı:
Simerini
gazetesi: "Karındeşen Jack - Kıbrıs - İngiltere
Kanlı Bıçaklı"
Alithia
gazetesi: "Kıbrıs - İngiltere
Yapılandırılmış Anlaşmazlık....Straw'un
Ziyareti Muallakta"
Mahi gazetesi:
"İngilizler Bizi Hiçe Sayıyor"
KIBRIS 12/01/06
Denktaş: Maronitler, KKTC kimlik kartı almak zorunda
değil
Dışişleri
Bakanı Serdar Denktaş, Politis gazetesine verdiği özel demeçte,
Maronitlerin Koruçam'a geri dönmeleri ve mallarını
arzuladıkları şekilde kullanabilmeleri konusunda
açıklamalarda bulundu.
Gazetede yer
alan habere göre Denktaş, gazeteye yaptığı açıklamada,
Maronitlerin Koruçam'a geri dönmelerine ilişkin önlemlerin bizzat kendisi
tarafından, yaklaşık bir yıl önce açıklanmış
olduğuna dikkat çekerek, Maronitlerin geri dönmeleri konusunun neden son
günlerde Güney Kıbrıs'ta tartışma konusu haline
geldiğini sordu.
Habere göre
Denktaş açıklamasında, KKTC'nin Maronitlere yönelik bu
önlemlerinin, Kıbrıs Rum tarafından kasten
çarpıtıldığını ve bunun sebebinin de, Güney
Kıbrıs'ta yapılacak olan milletvekilliği seçimleri
olduğunu ifade etti.
Denktaş:
"Koruçamlı hiçbir Maronit, KKTC'nin kimlik kartını almak
zorunda değildir, Koruçam Maronitlerinin geri dönüşü,
şartsız ve koşulsuzdur. Şu anda nerede ikamet etmekte
olduklarına bakılmaksızın, tüm Koruçam Maronitlerinin
mallarını değerlendirmeye ve bu malları,
Kıbrıslı Rumlarla evlenmiş olsalar dahi, çocuklarına
bırakamaya hakları olduğunu söyledik. Topraklarını
diğer Maronitlere ya da yabancı uyruklulara satma hakkına
sahiptirler. Önlemlerimiz tamamen insani boyuttadırlar ve siyasi
faydalanma söz konusu değildir. Maronitlerin ve Kıbrıslı
Türklerin ilişkileri, ezelden beridir dostça ve güçlüdür"
şeklinde konuştu.
Gazete, Rum
İnsani Konular Dairesi sorumlusu Yeorgios Sergidis'in ise yapmış
olduğu açıklamada, önümüzdeki 15 günlük süre içerisinde, Rum
İçişleri ve Çalışma bakanları ile Rum
Başkanlık Müsteşarının katılımları ile
Maronitlerin geri dönüş konusunun görüşüleceği bir toplantı
gerçekleştirileceğini ifade ettiğini belirtti.
KIBRIS 12/01/06
Kıbrıslı
Türk ve Rumların kredi kartı harcamaları açıklandı
|
JCC isimli
araştırma şirketi verilerine göre, Kıbrıslı
Türklerin, 2005 itibarıyla Güney Kıbrıs'taki kredi kartı
harcamalarının 5 milyon 935 bin KL'ye vardığı,
Kıbrıslı Türklerin en çok parayı 1.6 milyon KL'yle
süpermarketlerde harcadıkları açıklandı. Simerini
gazetesi, Kıbrıslı Türklerin ayrıca, 1.2 milyon KL'lik de
konfeksiyon harcaması yaptığını belirtti. Habere göre,
Rumların, KKTC ve Türkiye'deki - yine 2005 itibarıyla - kredi
kartı harcamaları ise, 3 milyon 800 bin tutarındadır.
Rumlar, paralarını daha çok dinlenme amaçlı olarak harcarken,
bu miktar 1.5 milyon KL şeklinde belirlendi. Rumlar oteller için ise 1.2
milyon KL harcadı. Kıbrıslı
Türkler aralık ayında Güney Kıbrıs'ta (kredi kartı
ile) 918 bin KL, Rumlar ise aralık ayında KKTC'de ve Türkiye'de 297
bin KL harcadı. Simerini
gazetesi bir başka haberinde ise, Kıbrıslı Türklerin,
1974 öncesinde Rum Yönetimi'ne olan borcunun faiziyle birlikte 3.2 milyon
KL'ye ulaştığını belirtti. |
KIBRIS
12/01/06
|
NTV
Güncelleme: 12:11 12 Ocak 2006 Perşembe
LEFKOŞA
- El Cezire televizyonunun KKTC Başkanı olarak hitap ettiği
Mehmet Ali Talat, Arap kanalına verdiği demeçtei İngiltere
Dışişleri Bakanı Jack Strawun 25 Ocakta Adanın
kuzeyine gerçekelştireceği ziyaretin önemini anlattı.
Kıbrıs sorununu iyi bilenler ülkeler, bu soruna çözüm
bulunması gerektiğinin farkında. Çünkü Adanın
birleşmesi hem soruna taraf olanlar, hem de uluslararası toplumuna
çıkarına diyen Talat, İngiltere Dışişleri
Bakanı Jack Straw da Adada çözüm bulunmasına destek veriyor.
Sanırım Strawun ziyaretinin hedefi soruna bir çözüm
bulunmasının önemli bir ve gerekli olduğunu, bunun
ertelenemeyecek bir durum olduğunu Rumlara anlatmak şeklinde konuştu.
GERİLİM
ABYE DE YANSIR
Talat, Türkiye ile Yunanistan ve Rum Kesimi arasında Kıbrıs
sorunu nedeniyle yaşanacak gerilimin Avrupa Birliğine de
yansıyacağını belirtti.
Talat, AB Türkiyeye Adadaki askerlerini çekmesi için bastırabilir. Ama
bu mümkün değil. Çünkü Adadaki Türk askerlerinin varlığı,
sorunun devam etmesinin bir sonucudur. Bu varlığın sona ermesi
için Kıbrıs sorununa çözüm bulunması gerekiyor dedi.
Rumların, yönetimi Türklerle paylaşmak istemediğini anlatan
Memhet Ali Talat, Kıbrıslı Türklerin kazanımlarından
vazgeçmeyeceklerini ve azınlık olmayı kabul etmeceklerinin
altını çizdi.
RUMLAR
GÖRÜŞMEYİ ENGELLEMEYE ÇALIŞIYOR
Öte yandan Kıbrıs Rum Kesiminde yayınlanan Politis gazetesinin
haberine göre Rum Yönetimi, Talat-Straw görüşmesinin
cumhurbaşkanlığında yapılmasının KKTCnin
dolaylı olarak tanınması anlamına geleceği
görüşünde. Bu nedenle Rum Yönetiminin Strawun Talatla ya İngiliz
Yüksek Komiserliğinin KKTCdeki bürosunda ya da Talatın Girnedeki
evinde görüşmesini istiyor.
Rum Bakanlar Kurulunun ilgili kararında da, Yabancı yetkililerin
Kıbrıs türk liderleriyle sahte devletin sembollerinin bulunduğu
ve statüsünün yükseltilmesini çağrıştıran mekanlarda
görüşmemesi gerektiği savunuluyor.
Politis gazetesinin haberinde, İngiltere Dışişleri
Bakanı Jack Strawun Adaya İngiliz Ağrotur üssünden giriş
yapacağını da yazdı. Haberde üste güvenlikle ilgili hassas
yerlerde görevli Rumların, gerekçe gösterilmeden bu yerlerden
uzaklaştırılmaya başlandığı iddia edildi.
ABD,
Kıbrıs için zemin yokluyor
ABD'nin
Kıbrıs'ta yeni bir çözüm girişimi konusunda zemin
yokladığı bildirildi.
NTV'nin
haberine göre, bu konuda geçtiğimiz günlerde ABD Dışişleri
Bakanlığı'nda Ankara, Atina ve Lefkoşa'daki Amerikan
büyükelçilerinin de katılımıyla bir toplantı düzenlendi.
Kıbrıs'ta
uzun süren diplomatik hareketsizlikten sonra ABD yönetiminin, çözüm için
olası bir girişimin başlatılması yönünde zemin
yokladığı belirtildi.
Bu konuda
geçtiğimiz günlerde önemli bir gelişme oldu. ABD'nin Ankara
Büyükelçisi Ross Wilson, Atina Büyükelçisi Charles Ries ve Lefkoşa
Büyükelçisi Ronald Schlicher, Washington'a çağırıldı ve ABD
Dışişleri Bakanlığı'nın üst düzey
yetkilileri, büyükelçilerle bir toplantı yaptı.
Dışişleri Bakanlığı'nın Kıbrıs'tan
sorumlu üst düzey yetkilisi Matt Bryza'nın da yakında bölgeye gelmesi
bekleniyor.
Ancak tam bu
sıralarda ABD'nin başı özellikle İran ve Irak ile dertte.
AB'de de Kıbrıs konusunda bir hareket yok. Kıbrıs Rum
yönetiminin çözüme yanaşmayan tutumu da sürüyor.
BM Genel
Sekreteri Kofi Annan'ın da son raporunda belirttiği gibi
başarı garantisi olmadan yeni bir girişime soğuk bakmaya
devam ettiği biliniyor. İşte bu ortamda Washington'daki
uzmanlar, kafası dağınık bir ABD'nin, yeni Kıbrıs
girişiminin başarı şansına kuşkuyla bakıyor.
KIBRIS 13/01/06
Bisbikas,
Beşparmak dağlarını geçip, Apostolos Andreas'da mum yakmak
istiyor
|
Rum Milli
Muhafız Ordusu (RMMO) Genel Kurmaylığı'nda önceki gün
düzenlenen törenle, RMMO komutanlığı görevini Athanasios
Nikolodimos'tan devralan Korgeneral Konstantinos Bisbikas; "RMMO'daki
görev süresi bitmeden, Beşparmak Dağlarını geçip,
Apostolos Andreas Manastırı'nda mum yakmayı" diledi. 31 yıl
önce Kiracıköy'deydi Fileleftheros
gazetesi, "Bisbikas: 'Apostolos Andreas'ta Mum Yakayım' -Görevi Dün
Devralan Milli Muhafız Ordusu Yeni Komutanı 'Başarı Tek
Yol' Diyor" başlık ve spotlarıyla
aktardığı haberinde; 31 yıl önce de 26 yaşında
bir üsteğmen iken, Kıbrıs'a gelerek Kiracıköy'deki
bölüğün komutanlığını yapan Bisbikas'ın, önceki
günkü devir teslim töreninde, bunu hatırlayarak
duygulandığını yazdı. Gazeteye
göre, RMMO yeni komutanlığına seçilmesinin, kendisi için büyük
bir şeref olduğunu söyleyen Konstantinos Bisbikas, "Bu yüksek
görevden kaynaklanan sorumluluk ve yükümlülüklerimin bilincindeyim"
dedi. Bisbikas'ın;
Yunanistan'daki denkleriyle tam işbirliği içinde oldukları ve
kendisini RMMO komutanlığına seçtikleri için Rum Savunma
Bakanlığı'na ve siyasi liderliğine teşekkür
ettiğini yazan gazete devamla şunları kaydetti: "Bisbikas,
devir teslim töreninde şunları söyledi: 'Liderliğimizin
desteği ve doğru istikametteki politikasıyla, mesai
arkadaşlarımla her düzeyde işbirliği içinde, adanın
bütün makamlarıyla yasalar önünde eşit, dengeli, etik şekilde
işbirliği yaparak ve her şeyden önce Tanrı'nın yardımıyla
görevimizi başarıya taşıyacağımızı
umuyorum ve buna inanıyorum. Başarı tek yoldur. Çünkü
başka türlüsü olamaz.' Bisbikas,
Nikolodimos'a hitaben ise, Milli Muhafız Ordusu'na ve Kıbrıs
Elenizmi'ne yaptığı önemli katkılardan dolayı
teşekkür etti ve Nikolodimos'un bıraktığı yerden
devam etmek ve iyileştirilmesi gereken noktaları iyileştirmek
için, insan gücünün el verdiği her türlü çabayı
harcayacağını teyit etti. "RMMO,
Kıbrıs dışında da, misyonunu yerine getirmeye
muktedirdir" Athanasios
Nikolodimos da görevi devrederken, aynı heyecan içinde, yeni
komutanı 'profesyonel ve deneyimli bir kişi' olarak niteledi ve
kendisine başarı ve şans diledi. Milli
Muhafız Ordusu'nun bugün imrenilecek bir düzeyde olduğunu ve
Kıbrıs halkının, dost ve müttefiklerin takdirine
şayan ve misyonunu Kıbrıs dışında da yerine
getirmeye muktedir olduğunu söyledi. Rum Savunma
Bakanı Kiriakos Mavronikolas da, Milli Muhafız
Komutanlığı mevkiini, 'Elenizm'in Kıbrıs
topraklarını savunma yeteneklerini yansıtan, en üst milli
öneme haiz bir mevki' olarak niteledi. Bu mevkiin Kıbrıs Elenizmi
ile payitaht Elenizmi arasındaki mükemmel işbirliğini
yansıtan bir mevki olduğunu söyledi. Mavronikolas,
yeni komutanı selamlarken, 'On yıllardır devam eden gelenek ve
tarih; Türk ve Rum Kıbrıs halkının nihayet tek
başına ve AB'ne üye bir ülkede bir arada yaşayabilmesi için
çözüm, ülkenin kurtarılması taleplerinin yerine geleceği güne
kadar aynı kararlılıkta devam edecek' dedi. Mavronikolas
Nikolodimos'a hitaben ise, iki hükümet döneminde, hükümetlerin
vizyonlarına uygun ve doğru şekilde görev
yaptığını ve onun görev süresi içerisinde çok şeyler
hayata geçirdiklerini söyledi. 'Kıbrıs'ın Avrupa ordusuna
katılımı Nikolodimos'un zamanında gerçekleşti.
Devletimizin en azından Avrupa Savunma ve Dış Politikası
düzeyinde ikinci sınıf devlet kategorisine indirgenmesini
engellemek için Yunanistan'ın da yardımıyla çok ve çetin
savaşlar verdik' dedi. Komutan
Yardımcısı Fivos Klokkaris de Bisbikas'a, 'Elenizmin
sınırı olan Kıbrıs'ın korunmasının
hemen hemen tek kalkanı olan savunma kalkanımız yararına,
görevinizde başarılar dilerim' dedi." Ordu
geleneğine ters Politis
gazetesi ise, "Nikolodimos Devretti, Bisbikas Devraldı -Klokkaris
İstifa Ediyor -Milli Muhafız Ordusu Komutan
Yardımcısı Korgeneral F. Klokkaris İstifasını
Bugün Başkan Papadopulos'a Sunacak - Klokkaris, Hükümet Tarafından Savunma
Konularında Değerlendirilecek" başlık ve
spotlarıyla aktardığı haberinde; RMMO'da kalıp,
kendisinden iki devre küçük olan Bisbikas'ın emri altında görev
yapmayı, ordu geleneğine aykırı bulan RMMO Komutan
Yardımcısı Fivos Klokkaris'in de, Nikolodimos'un ardından
emekliye ayrılacağını yazdı. Gazete, Rum
Savunma Bakanlığı'nın; görevinde kalması yönündeki
ikna çabalarının başarısız
kaldığını ve Klokkaris'in, ordu geleneklerini gerekçe
göstererek; görevinde kalma ihtimalini dahi konuşmak istemediğini
yazdı. Rum Savunma
Bakanı'na, istifa kararının Bisbikas'ın
şahsıyla hiçbir alakası olmadığını, yeni
komutan aynı devreden, ancak kendisinden daha genç olsaydı, yine
istifa edeceğini söylediği yolunda bilgiler bulunduğuna
işaret etti. Klokkaris'in
yerine Tümgeneral Ksirotiri'nin RMMO Komutan
Yardımcılığı görevine atanmasının
beklendiğini kaydeden gazeteye göre Fivos Klokkaris, emekliye
ayrılmasının ardından Rum yönetimi tarafından
değerlendirilecek. Gazete şunları ekledi: "Bugüne
kadar Tasos Conis tarafından Başkanlık Diplomatik Büro
Şefliği göreviyle birlikte yürütülmekte olan Rum İstihbarat
Teşkilatı (KYP) başkanlığına atanması
kuvvetle muhtemeldir. Bunun gerçekleşmemesi durumunda ise, Rum Savunma
Bakanlığı danışmanı olabileceği
kaydediliyor." Mahi gazetesi
ise haberi, "Milli Muhafız Ordusu Yeni Komutanı Görevi
Devraldı" başlığıyla okurlarına
aktardı. Simerini
gazetesi, "Milli Muhafız Ordusu'nda Nöbet Değişimi -Yeni
Komutan Başarının Tek Yol Olduğunu Söylüyor -Devir Teslim
Töreninde Duygu Dolu Anlar Yaşandı" başlığını
attı. Alithia
gazetesinin başlığı ise şöyle: "Görevin
Başarılması Tek Yoldur -Korgeneral Bisbikas Milli Muhafız
Ordusu Komutanlığı Görevini Devraldı -Yeni Komutan:
'Görev Süremizin Sona Ermesinden Evvel, Beşparmaklar'ı Geçelim ve
Apostol Andrea'da Bir Mum Yakalım" |
KIBRIS 13/01/06
KKTC'de
sağlığa ayrılan pay dünya standartlarında
KKTC'nin en çok
tartışılan ve şikâyetlere konu olan sektörlerinden
sağlıkta bazı veriler, özellikle finansman ve alt yapıyla
ilgili rakamlar dünya standartlarında veya standartlara yakın
düzeyde.
Sağlık
ve Sosyal Yardım Bakanlığı tarafından hazırlanan
2004 yılı istatistiklerine göre sağlığa devlet
bütçesinden ayrılan pay yüzde 12,3 düzeyinde. Bu rakam Belçika ile
aynı, Norveç'in 3 puan üzerinde, Güney Kıbrıs'ın ise iki katı.
Güneyle hekim
sayısı aynı...Hemşire sayısı az
Aynı
istatistiklere göre KKTC, hekim sayısında da 10 bin kişiye 25
hekimle Güney Kıbrıs'la hemen hemen aynı düzeyde. Diğer
ülkelere bakıldığında ise Belçika'da 10 bin kişiye 44,
Norveç'te 31, Yunanistan'da 45 ve Türkiye'de ise 13 hekimin düştüğü
görülüyor.
Hekim
sayısında dünya standartlarına yakın bir durum gösteren
KKTC'de hemşire ve ebe konusunda ise aynı durum geçerli değil.
KKTC'de 10 bin kişiye 32 ebe-hemşire düşerken, bu rakam Güney
Kıbrıs'ta 42, Belçika'da 113, Norveç'te 152, Türkiye'de 30.
Yatak
sayısı standartların üstünde
Yatak
sayısında da KKTC birçok ülkeden daha iyi durumda.
2004 verilerine
göre KKTC'de 10 bin kişiye 57 yatak düşerken, bu rakam Güney
Kıbrıs-Norveç ve Kanada'da 44, Türkiye'de 26 ve Belçika'da 70.
KIBRIS 13/01/06
"Anayasa
değişiklik önergesini bu haliyle kabul edemeyiz"
HALKIMIZ
RUMLARLA ÇÖZÜM DÜŞÜNCESİNİ TERK ETMELİ" "Rum
yönetiminin, Kıbrıslı Türklerle, herhangi bir şekilde,
herhangi bir şeyi paylaşma niyetinde olmadığı
artık daha açık görülüyor. Böyle bir ihtiyacı, ne
uluslararası camia yaratıyor, ne de Rum Lideri Papadopulos yönetimi
altında böyle bir girişim yapılıyor. Tek taraflı bir
çözüm gerçekleşemeyeceğine, bunun sadece Papadopulos'un
isimlendirdiği "osmosis" yöntemi ile olabileceğine ve bunu
da bizim kabul etmeyeceğimize göre, halkımızın
Kıbrıslı Rumlarla bir çözüm konusundaki düşüncelerini
yavaş yavaş terk etmeleri gerekmektedir"
"BAŞKANLIK
SİSTEMİNİ GÜNDEME GETİREN BİR ANAYASA LAZIM"
"Biz anayasanın değişmesi gerektiğini yıllardan
beridir söylemekteyiz. Ancak Anayasa'yı, ufak rötuşlarla değil,
başkanlık sistemini de gündeme getiren, gerçekten çalışan,
halkın geleceğini ve haklarını koruyan bir şekilde
değiştirmenin zorunlu olduğunu düşünüyoruz. Sadece CTP'nin
sunmuş olduğu iki değişiklikle kalması halinde, kabul
etmemiz veya olumlu yanaşmamız mümkün değil"
"İKTİDAR
GÜCÜNÜ HALKA KARŞI KULLANMIYORUZ" "Demokrat Parti, siyasetini
halka indirgeyebilmiş bir partidir. Diğer partilerden farkı ise,
iktidar gücünü halka karşı kullanmamasıdır. Hoşgörülü
bir partiyiz ve gelen eleştirilerin en çirkinine bile gülümseyerek cevap
verebilme özelliğimiz var. Bunu zafiyet diye algılayalar, bunun
aslında büyük bir güç olduğunu bilmiyorlar. 2006 yılında DP
kendi varlığını çok daha fazla hissettirecek
konumdadır"
Gizem ÖZGEÇ
Dışişleri
Bakanı, Başbakan Yardımcısı ve Demokrat Parti(DP)
Genel Başkanı Serdar Denktaş, Cumhuriyetçi Türk
Partisi'nin(CTP), "kamu görevlilerine siyaset yasağı" ve
"idam cezasının kaldırılması" için meclise
sunduğu anayasa değişiklik önergesiyle ilgili tavrını
ortaya koydu. Denktaş, önergeye bu haliyle onay vermelerinin mümkün
olmadığını söyledi.
Serdar
Denktaş, anayasanın, sadece iki maddelik değişimle
değil, başkanlık sistemini de gündeme getiren, halkın
geleceğini ve haklarını koruyan bir hale gelmesi
gerektiğini söyledi. Denktaş, "Anayasa
değişikliğinin, CTP'nin sunmuş olduğu iki
değişiklikle kalması halinde, kabul etmemiz veya olumlu
yanaşmamız söz konusu olamaz" dedi. Denktaş, parti
bünyesinde bir komite kurulacağını ve anayasada
yapılması gerekli değişiklikleri liste halinde
sunacaklarını da açıkladı.
Denktaş,
Kıbrıs konusunun çözümüne ilişkin olarak ise, hedef olarak
belirlenen, Güney Kıbrıs'ta cumhurbaşkanlığı
seçimlerinin yapılacağı tarih olan "2008
Şubat"ına kadar, çözüm çabalarının
sürdürüleceğini ancak, neticeye varmanın mümkün
olmayacağını söyledi.
Denktaş,
Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin, Kıbrıslı Türklerle,
barış yapma niyetinde olmadığının açıkça
ortada olduğunu söyleyerek, "Böyle bir ihtiyacı ne uluslararası
camia yaratıyor, ne de Rum Lideri Papadopulos yönetimi altında böyle
bir girişim yapılıyor. Tek taraflı çözüm
olamayacağına, bunun sadece Papadopulos'un isimlendirdiği
'osmosis' yöntemi ile olabileceğine ve bunu da bizim kabul
etmeyeceğimize göre, halkımızın Kıbrıslı
Rumlarla bir çözüm konusundaki düşüncelerini yavaş yavaş terk
etmeleri gerekmektedir" diye konuştu.
Denktaş,
hükümetin bu noktada yeni siyasetler oluşturarak, doğru ekonomik
politikaları hayata geçirmesi ve Avrupa Birliği
dışındaki dünyaya entegre olmanın önünü açmasının
zorunlu olduğunu kaydetti.
Serdar
Denktaş, lideri olduğu Demokrat Parti'nin de, 2006 yılında
varlığını çok daha etkin şekilde hissettireceğini
kaydetti ve DP'ye çeşitli gerekçelerle küserek ayrılan
vatandaşlara "aynı çatı altında toplanalım"
çağrısında bulundu.
Serdar
Denktaş'ın, KIBRIS'a verdiği mülakatta, Kıbrıs sorunu,
CTP'nin anayasa değişikliği önergesi, iç ve dış
politikaya ilişkin görüşlerini açıkladı.
Serdar
Denktaş ile yapılan mülakat aynen şöyle:
Soru ve
yanıtlar
KIBRIS:
Kıbrıs sorununda ilerleme kaydedilemeyen bir yılı daha
geride bıraktık. Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin tavrı
da açıkça ortada. Bu yıl Kıbrıs sorunun çözümüne dair somut
gelişmeler bekliyor musunuz?
DENKTAŞ:
"Rum yönetiminin, Kıbrıslı Türklerle, herhangi bir
şekilde, herhangi bir şeyi paylaşma niyetinde
olmadığı artık daha açık görülüyor. Böyle bir
ihtiyacı, ne uluslararası camia yaratıyor, ne de Rum Lideri
Papadopulos yönetimi altında böyle bir girişim yapılıyor.
Tek taraflı bir çözüm gerçekleşemeyeceğine, bunun sadece
Papadopulos'un isimlendirdiği "osmosis" yöntemi ile
olabileceğine ve bunu da bizim kabul etmeyeceğimize göre,
halkımızın Kıbrıslı Rumlarla bir çözüm
konusundaki düşüncelerini yavaş yavaş terk etmeleri
gerekmektedir.
Barışı
sağlamak, sadece Kıbrıslı Türklerin istemiyle olamaz.
Kıbrıs'ta, Rumlarla bir çözüm bulunamaması dünyanın sonu
değildir. Hükümetimiz, bu noktada yeni siyasetler oluşturmalı,
doğru ekonomik politikaları hayata geçirmelidir. Bu vasıtayla
Avrupa Birliği dışındaki dünyaya entegre olmanın önünü
açmak durumundadır. Bunu başarabilmenin yolu ise halkın bir
bütün olarak varılan sonuca destek vermesidir. Gözlemimiz odur ki,
vatandaşlarımız da, Rumların çözümsüzlük niyetini her geçen
gün daha iyi görmekte ve anlamaktadır. Dolayısıyla "2008
Şubat" diye önümüze koyduğumuz hedef tarihe kadar çözümü yine
zorlayarak, bulma gayretlerimiz sürecek. Ancak neticeye varmak mümkün
olmayacaktır. O tarihten itibaren de yeni siyasetleri gündeme getirmek kaçınılmaz
olacaktır."
KIBRIS: Demokrat
Parti, 2006 Haziran ayında yapılacak yerel seçimlere yönelik
hazırlıklara başladı mı? Seçimlerden nasıl bir
sonuç bekliyorsunuz?
DENKTAŞ:
"Yerel seçimler için, tüm partiler de olduğu gibi Demokrat Parti'de
de hazırlıklar başladı. Bir yıl aradan sonra vatandaşlar
yeniden sandık başına giderek, yerel seçime katılacak. 2006
yılında yapılacak seçimlerde, halkımıza en iyi hizmet
vereceğine inanılan adayın seçileceğini düşünüyorum.
Halkımızın demokratik kültürü oldukça gelişmiştir ve
doğru seçimi yapacaklarından kuşkumuz yok. Demokrat Parti, hem
aday tespit çalışmalarını ve hem de propaganda
hazırlıklarını sürdürüyor."
KIBRIS:
Cumhuriyetçi Türk Partisi Meclis Grubu'nun kamu görevlilerine siyaset
yasağı ve idam cezasının kaldırılması için
meclise anayasa değişiklik önergesini nasıl
değerlendiriyorsunuz? Hükümet ortağınıza bu noktada destek
verecek misiniz?
DENKTAŞ:
"Biz anayasanın değişmesi gerektiğini yıllardan
beridir söylemekteyiz. Ancak anayasayı, ufak rötuşlarla değil,
başkanlık sistemini de gündeme getiren, gerçekten çalışan,
halkın geleceğini ve haklarını koruyan bir şekilde
değiştirmenin zorunlu olduğunu düşünüyoruz.
Sadece CTP'nin
sunmuş olduğu iki değişiklikle kalması halinde, kabul
etmemiz veya olumlu yanaşmamız mümkün değil. Memura siyaset
yasağının kalkması, DP'nin 1994 seçimlerinde
programına giren bir konuydu. Ancak o dönem ve bugün de söylemiş
olduğumuz şudur ki, beyinlerdeki rozeti çıkarıp göğse
takmamız gerekiyor. Esas olan memurun görevini yaparken tarafsız
davranmasıdır. Eğer mentalitemiz tümüyle değişmezse ve
görev yaparken, "üyesi bulunduğumuz partinin haklarını
koruyalım" veya "partiden değildir hakkını
yiyelim" diye davranmaya devam edilirse, hiçbir yere varamayız.
Şu anda
böyle bir yapı var. Herkes beynindeki rozete göre hareket ediyor. Önergenin
prensibine aykırı bir duruşumuz yok. Ancak bunun doğru
çalışması için yaklaşım ve mentalitelerin
değişmesi, görev esnasında tarafsızlığın
korunması gerekiyor. Görevi sırasında
tarafsızlığı yürütemeyen memurun en ağır
şekilde cezalandırılması, anayasal olarak
sağlanmalıdır.
Arkadaşlarımızla
birlikte kuracağımız bir komiteyle, anayasada görmek
istediğimiz değişiklikleri belirleyip bir liste halinde
sunacağız. Diğer siyasi partilerin de özellikle
başkanlık sistemine sıcak bakması halinde, ümit ediyorum,
anayasal değişikliği de mümkün hale gelir.
Geçmişte
başkanlık sistemi, dile getirildiği zaman tüm siyasi partiler,
"Denktaş kazanır" mantığıyla önerimizi
reddetmekteydi. Bizim söylediğimiz, başkanlık sisteminin çok
daha çalışan, pratik, yapılan ve yapılmayan işlerin
sorumluluğunun kime ait olduğunun çok daha belirgin bir sistem
olduğudur. Yürütme ve yasamanın tam olarak ayrılması da
ancak başkanlık sistemiyle olacaktır. Bugün yasama sadece ve
sadece iktidardaki güçlerin yönlendirebildiği bir durumda çalışmaktadır.
Öte yandan
'DP'nin önergeden haberi yoktu' şeklinde basında yer alan haberlere
de açıklık getirmek istiyorum. Anayasa değişiklik konusu,
hükümet nezdinde görüşüldü ve başbakanla görüşmelerimiz oldu.
Ben de şu an için buna hazır olmadığımızı
kendilerine ilettim. CTP'nin yapacağı öneriye bir şey söylememiz
mümkün değil. Ancak bir anayasa değişikliği sadece iki
madde ile sınırlı olmamalı. Eğer kapsamlı bir
şekilde ele alınacaksa çalışmaya varız."
KIBRIS:
Demokrat Parti'nin 2006 yılında önüne koyacağı yeni
hedefleri var mı?
DENKTAŞ:
"Demokrat Parti siyasetini halka indirgeyebilmiş bir partidir.
Diğer partilerden farkı ise, iktidar gücünü halka karşı
kullanmamasıdır. Hoşgörülü bir partiyiz, ve gelen
eleştirilerin en çirkinine bile gülümseyerek cevap verebilme
özelliğimiz var. Bunu zafiyet diye algılayalar, bunun aslında
büyük bir güç olduğunu bilmiyorlar. Halkımıza hoşgörülü
yaklaşmanın, partizanca değil, partizanlığı
reddederek, akıl ve mantıkla yaklaşarak yardımcı olma
uğraşı içinde olabilmek en büyük gücümüzdür. 2006
yılında, DP kendi varlığını çok daha fazla
hissettirecek konumdadır."
KIBRIS: Kurban
Bayramı dolayısıyla, vatandaşlara neler söylemek
istersiniz?
"Bayram
nedeniyle, geçmiş dönemlerde partimizde bulunan, bize kızan,
ayrılan, hatalarımızı benimsemeyen bütün
arkadaşlarımızı, aynı çatı altında
buluşmaya davet ediyorum. Eski arkadaşlarımızın
yeniden aramıza katıldığını zaten görmekteyiz. Bunun
daha da büyümesi, şu an veya geçmiş seçimlerde hangi partide olursa
olsun, DP'nin bu hoşgörülü yaklaşımının doğru
olduğunu benimseyen genç insanlarımızın Demokrat Parti
altında buluşması en büyük temennimiz ve beklentimizdir. Tüm
DP'lilerin, halkımızın ve Müslüman aleminin bayramını
kutluyorum. Hayırlı bayramlar diliyorum."
KIBRIS 13/01/06
|
NTV-MSNBC
Güncelleme: 17:40 TSİ 15 Ocak 2006 Pazar
LEFKOŞA
- Rum Fileleftheros gazetesi, Avrupa Parlamentosu Ankaranın
şartlarına boyun eğdi başlıklı haberinde, ek
protokol ve izolasyonlarla ilgili bir belgeyi ele geçirdiğini yazdı.
Söz konusu belgeye göre, AB
Kıbrıslı Türklere yönelik izolasyonların
kaldırılmasıyla ilgili tüzükleri onaylamazsa, Ankara ek
protokolü uygulamayacağını, Rum gemi ve uçaklarına
limanlarını açmayacağını bildiriyor. Gazete, hem
Avrupa Komisyonu hem Avrupa Parlamentosunun Ankaranın bu
şartına boyun eğdiğini yazıyor.
Buna göre Avrupa Parlamentosu, Türk hükümetinin yükümlülüklerini yerine
getirmesi ve protokolü uygulaması için Kıbrıslı Türklerin
finansmanıyla ilgili tüzüğün serbest
bırakılmasını talep edecek.
Habere göre, Ankara şartlarını ABnin genişlemeden sorumlu
üyesi Olli Rehne iletti. Rehn de, Avrupa Parlementosu Başkanı Josep
Borrell ve Dışişleri Komitesi Başkanı Elmar Broka
bilgi verdi.
Rumlardan Türk
topraklarına tapu
Rum
yönetimi, Kıbrıslı Türklerin Rum kesiminde
bıraktıkları topraklar üzerinde oturan Rumlara, tapu verilmesini
kararlaştırdı.
NTV
Güncelleme: 18:13 TSİ 15 Ocak 2006 Pazar
LEFKOŞA
- Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos başkanlığında
gerçekleştirilen geniş katılımlı toplantıda,
1974ten sonra Kuzeyden Güneye göçeden Rumlara tapu verilmesine karar
verildi.
|
|
İktidar partilerinin başkanlarının
katıldığı toplantıda, Kıbrıs Türklerine ait
topraklar üzerine inşa edilen konutlarda oturan Rumlara, sadece bu
konutların değil Kuzeyde bıraktıkları mallara
karşılık Güneyden eşdeğer başka arazilerin
tapularının verilmesi de kararlaştırıldı.
İktidar partilerinin tümü tarafından desteklenen tasarının
Meclisten geçerek yasalaşacağına kesin gözüyle
bakılıyor. Rum basını yaklaşık 200 bin Rum
göçmene tabu verilmesini öngören kararı ilkbahar seçimleri için bir hamle
olarak niteledi.
KKTC'ye
özel fon Rumları çıldırttı
SEFA KARAHASAN
Lefkoşa
Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı'nın (UNDP)
KKTC'nin ekonomik düzeyini yükseltmek için özel bir fon oluşturuyor
olması, Rumları çileden çıkardı. Rum Yönetimi
Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu, Kemal Derviş'in
başkanlığını yaptığı UNDP'yi sert bir
şekilde protesto etmesi için New York'taki Kıbrıs Daimi
Temsilcisi'ne direktif verildiğini açıkladı. Yakovu, aynı
yönde bir direktifin Brüksel'deki Kıbrıs Daimi Temsilcisi'ne de
verildiğini, AB Komisyonu'nun olası ilişkisinin göz önünde
bulundurulduğunu belirtti.
Rum Haber Ajansı'na göre Yakovu, bu gelişmenin çok kaygı verici
olduğunu, "Kıbrıs Cumhuriyeti"nin UNDP'nin New
York'taki bürosuyla düzenli ilişki içinde olduğunu, bu konuda Rum
Yönetimi'ne bilgi verilmediğini söyledi. Rum Bakan, "Güney
Kıbrıs'taki UNDP bürosunun bu gelişme hakkında bilgisi
yoktu" dedi. Rum Yönetimi Sözcüsü Kipros Hrisostomidis de, "Kıbrıs
(Rum) hükümeti, söz konusu kararın kim tarafından
alındığını ve fonun kim tarafından
sağlanacağını araştırıyor" dedi.
Fonda henüz para bulunmadığı öğrenildi.
UNDP savundu
Bu arada, UNDP'nin Kıbrıs Türkleri için kurduğu fon konusunda
açıklama yapan UNDP Paris sözcüsü, "fonun amacının,
Kıbrıs Türklerinin ekonomik açıdan
kalkındırılması ve Kıbrıs Rumlarının
ekonomisiyle kendilerini ayıran uçurumun ortadan kalkması, Kıbrıs
sorununa bulunacak bir çözümde üzerlerine düşecek bedeli
karşılayabilmeleri olduğunu" söyledi.
MILLIYET 15/01/06
Rum basınına göre: Tüzükler, şubat ayında
Avrupa Parlamentosu'nda
Fileleftheros'a
göre, AB'nin Kıbrıslı Türklere yönelik mali yardım ve
direkt ticaret tüzükleri şubat ayında Avrupa Parlamentosu
Dışişleri Komitesi'nde görüşmeye açılacak. Haberde,
tüzükler konusu ile Türkiye-AB gümrük birliğinin genişletilmesini
öngören protokolün ve özellikle Güney Kıbrıs'la ilgili bölümlerinin
hayata geçirilmesinin bağlantılı kılınacağı
yönünde bilgiler bulunduğu belirtiliyor
AB'nin
Kıbrıslı Türklere yönelik mali yardım ve direkt ticaret
tüzüklerinin şubat ayında Avrupa Parlamentosu
Dışişleri Komitesi'nde görüşmeye
açılacağını; tüzükler konusu ile Türkiye-AB gümrük birliğinin
genişletilmesini öngören protokolün ve özellikle Güney Kıbrıs'la
ilgili bölümlerinin hayata geçirilmesinin bağlantılı
kılınacağı yönünde bilgiler bulunduğu belirtildi.
Fileleftheros
Gazetesi, "Kıbrıslı Türklere Yönelik Tüzükler Konusu Avrupa
Parlamentosu'nda - Protokolün Hayata Geçirilmesiyle Bağlantılı
Kılınacak" başlığıyla
yansıttığı haberinde "iyi bilgili kaynaklara"
dayanarak; Avrupa Parlamentosu'nda, Türk Dışişleri
Bakanlığı ve Türk lobisi tarafından harekete geçirilen
yoğun bir perde gerisi faaliyetin cereyan etmekte olduğunu kaydetti,
haberini şöyle sürdürdü:
"Geliştirilen
argüman; Kıbrıslı Türklere yönelik iki tüzüğün hayata
geçirilmesi ile; Türk hava ve deniz limanlarının Kıbrıs
gemi ve uçaklarına açılmasını bağlantılı
kılıyor. Tüzüklerden biri mali yardım, diğeri de direkt
ticaretle ilgilidir.
Lefkoşa;
Avrupa milletvekilleri tarafından harcanan çabalardan haberdardır ve
halen; şubat ayındaki görüşmeler öncesinde ittifaklar
oluşturarak harekete geçmiştir. Bilgi sahibi bir kaynağın
önceki gün gazetemize söylediğine göre Türkler, sürekli temas halinde
bulundukları Avrupa milletvekilleri aracılığıyla uygun
ortamı oluşturmaya ve iki meseleyi önermeye
çalışıyorlar.
Bunlardan ilki;
hava ve deniz limanlarını Kıbrıs uçak ve gemilerine açmaya
hazır olduklarını savunuyorlar ancak; bunun Lefkoşa
tarafından yapılacak bir harekete bağlanması
gerektiğine işaret ediyorlar.
Bu hareket;
Türk tavrından dolayı birbirinden ayrılmaları mümkün
olamadığı için 'buzdolabında' bulunan iki tüzüğün
hayata geçirilmesine Kıbrıs hükümetinin rıza göstermesidir.
Tüzükler birbirinden ayrılamadığı için
Kıbrıslı Türkler; paketin öngördüğü 259 milyon avronun 120
milyonunu aralık ayında kaybetmişti.
Gümrük
birliği protokolünün uygulanmasının tüzüklere
bağlanması reçetesi, daha çok Gül'ün al-ver önerisine gönderme
yapıyor.
İkinci
mesele ise; ileri götürülecek bir al-ver ile Kıbrıslı Türklere
yönelik sözde ambargonun kaldırılmasına ilişkin
görüşmeler konusunu yeniden gündeme getiriyor. Gerçekte, işgal
bölgelerine uçuşlar ve direkt ticaret meselelerini gündeme getirecekler.
Üye ülkeler
düzeyinde dönem başkanı Avusturya'nın iki tüzük konusunu gündeme
getirmesinin beklenmediği ortadadır. Diplomatik bir
kaynağın söylediği gibi bu konu Viyana'nın öncelikleri
arasında değildir. Ancak bir üye ülke tarafından gündeme
getirilmesi halinde dönem başkanlığı konuyu görüşme
gündemine alacak."
KIBRIS 15/01/06
Güney'deki Kıbrıs Türklerine oy hakkı
verileceği kesinleşiyor
|
Güney'de
yaşayan Kıbrıslı Türklere seçme-seçilme hakkı
verilmesinin an meselesi olduğunu, çoğu partilerin bunda
mutabık kaldığı belirtildi.Fileleftheros Gazetesi, bu
konuda hazırlanan yasa tasarısının bir an önce
geçirilmesi için Rum yönetiminin Meclise baskı yaptığına
da değindi. Önceki günkü Rum basınına göre Rum yönetimi
Başkanı Tasos Papadopulos, Meclis Başkanı Dimitris
Hristofyas'a gönderdiği mektupta, AİHM'in ilgili kararından
sonra Güney'de yaşayan Kıbrıslı Türklere oy hakkı
verilmesinin kaçınılmaz olduğuna vurgu yapmış
seçimler öncesinde ilgili yasa tasarısının mutlaka geçirilmesi
gerektiğini belirtmişti. Gazeteye
göre, Güney'de sürekli yaşayan Kıbrıslı Türkler, Rumlarla
ortak seçim listelerine dahil edilecekler ve Kıbrıs Rum toplumuna
ait olan "Kıbrıs Cumhurbaşkanlığı"
makamı dışındaki diğer mevkiler için seçme-seçilme
haklarına sahip olacaklar. Gazete
şu anda Güney'de 500-700 arasında Kıbrıslı Türk'ün
yaşadığını belirtirken geçen Avrupa
milletvekilliği seçimlerinde Kıbrıslı Türklerden çok az
ilgi bulunduğuna da dikkat çekti. Gazeteye
göre, DİKO Milletvekili Antiğonis Papadopulos, Rum yönetiminin
AİHM kararına uyup Kıbrıs Türklerine seçme-seçilme hakkı
vermek durumunda olduğuna dikkat çekti. Bilindiği
üzere AİHM İbrahim Aziz'in başvurusu üzerine
aldığı kararda, Güney'de yaşayan Kıbrıs
Türklerine seçme seçilme hakkı vermeyen Rum Yönetimi'ni
kınamıştı. EDİ'den
Milletvekili Vasiliu ve Çevreciler Hareketi'nden Yorgo Perdikis de
Kıbrıs Türklerine seçme-seçilme hakkı verilmesi
gerektiğini belirttiler. Perdikis bazı çekinceleri olduğunu,
ancak verilmesinin de şartı olduğunu belirtirken, Andrulla
Vasiliu AİHM kararına uymaktan başka seçenekleri
bulunmadığına dikkat çekti. Simerini
"Anayasa'da muhtemel etkilerine rağmen siyasi partilerin Güney'de
yaşayan Kıbrıslı Türklere seçme-seçilme hakkı veren
yasa tasarısının geçirilmesini desteklediğini"
belirtti. Mahi haberi
"Kıbrıslı Türklere Oy Hakkı Verilmesi Kesin..
Kıbrıslı Türklerin Seçme-Seçilme Haklarıyla İlgili
Yasa Tasarısı'nın Geçirilmesi Tek Yol.."
başlığıyla yansıttı. |
KIBRIS 15/01/06
|
NTV
Güncelleme: 13:32 TSİ 16 Ocak 2006 Pazartesi
LEFKOŞA
- Kıbrıs sorununda arabuluculuk yapmayı arzulayan ülkeler
bulunduğunu belirten Papadopulos, böyle bir ülkenin dürüst arabuluculuk
niteliklerine sahip olması gerektiğini söyledi.
Papadopulos, Annan Planına destek veren ABD ve İngiltereyi
ima ederek, Şu ana kadarki davranışlarıyla,
Kıbrıs halkının güvenini kazanamamış en az iki
ülke aklımızda bulunmaktadır dedi.
Şu anda birçok ülkenin, Annan Planının dengeli
olmadığına ve değişiklik yapılması
gerektiğine inandığını savunan Papadopulos,
değişmeden yeniden referanduma sunulması halinde, Rumların
daha büyük bir çoğunlukla planı reddedeceğini kaydetti.
Rum yönetimi, bu ay sonunda Adayı ziyaret edecek olan İngiltere
Dışişleri Bakanı Jack Strawun, KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talatı ziyaret edecek olmasına da
büyük tepki göstermişti.
Rum seçimine Helena darbesi
Ömer BİLGE / LEFKOŞA
Rum siyasi partileri,
Eurovision yarışmasının ertesi gününe denk geldiği
için 21 Mayıstaki seçimi bir hafta erkene aldı. Yunanlı Helena
geçen yıl birinci olduğu için yarışma ilk kez Atinada
yapılacak. Siyasiler, "Binlerce seçmen oy vermek yerine Atinaya
gider, Helena bizi siler" diyerek önlem aldı.
KIBRIS Rum yönetimi, 21 Mayısta yapılacağı ilan
edilen parlamento seçimlerini, Eurovision Şarkı
Yarışmasının ertesi gününe denk gelmesi nedeniyle bir
hafta erkene almayı kararlaştırdı. Rum siyasiler Atinada
yapılacak şarkı yarışmasında geçen
yılın birincisi Yunanlı Helena Paparizounun televizyonlarda
daha fazla reyting alacağını ve seçim
propagandalarının izlenmeyeceğini gerekçe gösterdi.
Rum lider Tasos Papadopulosun partisi DİKO da dahil tüm siyasi parti
temsilcileri, 3 gün önce Meclis Başkanı ve AKEL siyasi partisi lideri
Dimitris Hristofyas ile gizli bir toplantı yaptı. Toplantıda
siyasi partiler, 19 ve 20 Mayıs akşamları Yunanistanın
başkenti Atinada yapılacak Eurovision Şarkı
Yarışmasının, Kıbrıstaki seçimlere büyük darbe
vuracağı konusunda görüş birliği sağladı.
Liderler, Rum halkının seçimlere iki gün kala siyasi parti
liderlerinin propaganda çalışmalarını izlemeyeceğine
ve İstanbul ve Kievde yapılan son iki yarışmanın
izlenme oranının yüzde 86 olduğuna dikkat çekti. Bu yılki
yarışmanın Yunanlı şarkıcı Helenanın
geçen yıl birinci olması nedeniyle ilk kez Atinada
yapılacağına dikkat çeken Rum siyasiler, Helena hepimizi
ekranlarda silecek dediler. Toplantıda ayrıca binlerce Rumun
seçimlere katılmak yerine Atinaya gideceği de vurgulandı.
Rum ana muhalefet partisi DİSİ, seçimlerin bir hafta erkene
alınmasını teklif etti. Bunun üzerine siyasi partiler, Yüksek
Seçim Kurulunun kararına göre, seçimlerin bir hafta, kabul görmezse 2
hafta erkene alınması konusunda anlaştı.
HURRIYET
16/01/06
Apostolidis: Maraşlıların BM yönetiminde geri
dönüşü mümkün
AİHM'de
Türkiye aleyhine davaları görülen Titina Loizidu ve Mira
Ksenidi-Arestis'in avukatlarıyla ortak çalışan Kostas
Apostolidis, Maraş'ın BM yönetimi altında iade edilmesinin
"zor, ama mümkün" olduğu görüşünü ifade etti.
Fileleftheros
gazetesi, "Politiki" ekinde Rum Planlama Dairesi ve Kıbrıs
Sorunu Çalışmalar Dairesi'nde görev yapmış, 3 Rum Yönetimi
Başkanı'na danışmanlık hizmetinde bulunmuş ve
şu anda da AİHM'de Türkiye aleyhine davaları görülen Titina Loizidu
ve Mira Ksenidi-Arestis'in avukatlarıyla ortak çalışan Kostas
Apostolidis'le yaptığı bir söyleşiye yer verdi.
Apostolidis
söyleşisinde Ksenidi-Arestis davasının sonucuna değinerek,
"bu davanın sonucunun tehlikeler içermesinin yanı sıra
Kıbrıs Rum tarafının mülkler konusundaki tezlerini bugünkü
durumundan daha ileri götürebilecek bir perspektifi de
barındırdığı" görüşünü dile getirdi.
Apostolidis,
Ksenidis-Arestis davasının sonucu karşısında
takınılacak tavrın çok iyi bir çalışmanın
ardından belirlenmesi ve büyük hatalardan kaçınılması için
aceleci açıklamalardan kaçınılması gerektiğini
belirtirken, bu kararla Arestis'in evini geri alma umudunun doğmuş
olduğunu iddia etti.
AİHM'nin
Maraş'ın EVKAF'a ait olduğu tezini reddettiğini söyleyen
Apostolidis, Maraş'ın değerinin
sanıldığından çok daha fazla olduğunu,
"Kıbrıslı Rumların Kuzey Kıbrıs'taki
mallarının toplam değeri 14 milyar KL iken kapalı bölge
Maraş'ın değerinin 2 milyar KL civarında
bulunduğunu" ileri sürdü. Apostolidis, Arestis davasındaki
kararın ardından Rum hükümetinin şu anda yapması gereken
şeyin, Rum Yönetimi tarafından Maraş'ın iadesi ve
Mağusa limanının ortak kullanımına dair
yapmış olduğu önerinin yeniden gündeme getirilmesi olduğunu
belirtirken, Rum Yönetimi'nin bu önerisinin çok iyi bir biçimde yeniden ele
alınarak yeninde müzakereye oturulması gerektiğini söyledi.
Kıbrıslı
Türklerin 2005 yılı için karşılıklı
geçişlerden sağladıkları faydanın 97 milyon Euro
dolaylarında bulunduğunu ve bunun sonucunda da KKTC'nin ekonomisinin
büyük bir gelişme kaydetmekte olduğunu savunan Apostolidis,
Kıbrıslı Türklerin sağladıkları bu faydanın
sebebinin ise Rum Yönetimi tarafından uygulanmakta olan
Kıbrıslı Türklere yönelik önlemler olduğunu iddia etti.
KIBRIS 16/01/06
BM Fonu fikri eskidir
|
Rum yönetimi
başkanı Tasos Papadopulos, BM Kalkınma Programı'nın
(UNDP) KKTC'nin kalkındırılmasına ilişkin fon
kurmasıyla ilgili değerlendirme yaptı: BM Fonu fikri
eskidir Rum Yönetimi
Başkanı Tasos Papadopulos, BM Kalkınma Programı'nın
(UNDP) KKTC'nin kalkındırılmasına ilişkin fon
kurmasıyla ilgili değerlendirme yaparak, bu yöndeki fikrin eski
olduğunu ve konuyla Rum Dışişleri
Bakanlığı'nın ilgilendiğini söyledi. Fileleftheros
gazetesine göre KKTC'nin kalkındırılmasıyla ilgili UNDP
özel fonuna yapılacak katkıların "Kıbrıs
hükümetiyle" temaslar sonrasında harcanacağıyla ilgili BM
temsilcisinin açıklamasını yorumlaması istenen
Papadopulos, "konuyla Dışişleri
Bakanlığı'nın ilgilendiğini, diğer konulara ise
bilahare bakacaklarını" söyledi. "Bu açıklama
hükümet için tatminkâr mı?" sorusuna ise Papadopulos "konunun
tam olarak nasıl olduğunu bilmediğini ve bu konuda
bilgilendirileceğini" söyledi. "Söz
konusu fonun kurulmasını öğrendiği zaman hükümet
endişe etti mi?" sorusuna ise Papadopulos olumsuz yanıt verdi
şöyle konuştu: "Bu yeni
bir fikir değil. Geçen yıldan kalma eski bir fikirdi. Kısa
süre önce iki ihale de açtılar. Konu gelişim halindeydi, ancak
şimdi kesinleştiği görülüyor. Tam detaylarını
bilmiyorum." Haravgi
gazetesine göre AKEL Genel Sekreteri ve Meclis Başkanı Dimitris
Hristofyas ise Kıbrıs Türkleri için fon kurma yönüne giden UNDP
yetkililerinin bu davranışını kınadı ve bu
davranışın "kabul edilmez" olduğunu savundu. Dün
verdiği demeçte "Kıbrıs Cumhuriyeti'nin BM'nin yasal
devleti olduğunu ve yasal hükümet tarafından temsil
edildiğini" iddia eden Hristofyas, "bu arada ise
bazılarının işgali unutturmaya
çalıştığını" söyledi. Hristofyas sert bir
dille "ifade ettikleri şekilde adanın Kuzey kısmı
veya Kuzey'de yaşayan toplum, Kıbrıs halkının
bölünmez bir parçasıdır. İşgal altında bulunan bölge
Kıbrıs Cumhuriyeti'nin bölünmez ve ayrılmaz bir
parçasıdır. Dolayısıyla yardım veya Kıbrıs
Türk toplumunun kalkındırılmasına ilişkin herhangi
bir hareket ise en azından Kıbrıs Cumhuriyeti'ni temsil eden
yasal hükümetle işbirliği ve koordinasyon içerisinde
yapılmalıdır" şeklinde görüşler de öne sürdü. Hristofyas
"işgal altındaki alanın AB'a dâhil olduğunu, AB
toprağı olduğunu, ancak işgal nedeniyle müktesebatın
orada uygulanamadığını" da iddia etti. Hristofyas
"doğrudan ticaretle işgal yönetiminin kurumlarını
yükseltmeye çalışanların, şimdi de dolaylı olarak BM
programları aracılığıyla yardım yapmaya
çalıştıklarını, Kıbrıs hükümetinin ise
tepkisinde haklı olduğunu" da ileri sürdü. Simerini
gazetesi ise, BM temsilcisinin açıklamasına yer verdi. Gazeteye
göre, "Kıbrıs Türklerine ilişkin fon konusunda
koparılan gürültü nedeniyle BM açıklamada bulundu. BM Temsilcisi
Stephane Dujannic, UNDP çerçevesinde Kıbrıs'ın işgal
altındaki bölgesindeki kalkınma programlarını takviye
etmek için özel bir fon kurulduğunu itiraf etti. Dujannic, böyle bir
programın Kıbrıs hükümetiyle tam bir işbirliği
içerisinde uygulanacağını da net şekilde ifade etti.
Dujannic 'bağışçıların katkılarının
ve somut kalkınma programlarının Kıbrıs hükümetiyle
temas halinde gerçekleştirileceği kendiliğinden
anlaşılan bir durumdur' diye konuştu." Alithia
gazetesi konuyla ilgili haberinde Papadopulos'un açıklamasını
eleştirdi. Rum Yönetimi'nin UNDP'nin kalkınma programıyla
"yediği diplomatik şamarı önemsiz gösterme
çabası" içinde olduğunu söyledi. Gazete, Rum
Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu'nun önceki gün
"UNDP'nin Kıbrıs hükümetini es geçerek Kıbrıs
Türklerini destekleme fonu kurmasının görülmemiş tahrik
teşkil ettiğini" söylerken, Papadopulos'un dün "fondan
dolayı rahatsızlık duymadığını ve eski bir
mesele olduğunu söylemesini" de kınadı. Politis
gazetesi konuyla ilgili haberinde, Güney Kıbrıs aleyhinde
yoğun kulisler yapıldığını ve BM'nin,
katkıda bulunacakları yönünde AB ülkelerinin güvencesi olmadan
böyle bir fonun kurulmasına yönelmeyeceğini yazdı. Gazete,
şu yorumda da bulundu: "Kıbrıslı
Türklerin BM'nin özel bir fonundan; Kıbrıs Cumhuriyeti'nin hiçbir
şekilde veya çok sınırlı bir şekilde devreye
girmesiyle doğrudan finanse edilmeleri, uluslar arası toplumla doğrudan
temas kanalları kurduğunun kesinleşmesi demektir.
Kıbrıs Türkleri bu şekilde, işgal bölgelerinin
Kıbrıs Cumhuriyeti'yle doğrudan bağlantılı
değil ayrı bir varlık olarak kalkındırılması
yönüne de gidiyor. Kıbrıslı Türkleri, -henüz itiraf
edilmemiş- katma stratejisi sessiz bir şekilde çöküyor ve
Kıbrıs sorununda yeni oldu-bittiler de oluşturuyor. Bu
oldu-bittiler ise bir gün çözüm bulunursa bu çözümün içeriğini de
dramatik şekilde etkileyecektir." |
KIBRIS 16/01/06
Rum Sanayi Ticaret ve Turizm Bakanı Yorgos Lillikas: Annan
planı bizi çıkmaza sürüklüyor
|
Rum Sanayi
Ticaret ve Turizm Bakanı Yorgos Lillikas, Türk tarafının,
Annan planının olduğu şekliyle kalabileceğini
hissettiği sürece öze ilişkin müzakerelerde
bulunmamasının anlaşılır bir şey olduğunu
ve bu durumun da bir çıkmaza yol açtığını öne sürdü.
Simerini
gazetesi, Lillikas ilse Kıbrıs sorunu, TC kökenli
Kıbrıslı Türklere vatandaşlık verilmesi ve iç
siyaset gibi konularda gerçekleştirdiği bir söyleşiye yer
verdi. Lillikas
söyleşisinde, Annan planına değinerek, 24 Nisan referandumunda
Annan planı'nın Kıbrıslı Rumlar tarafından
reddedilmesinin ardından, Kıbrıs Rum tarafının Annan
planını "ne olduğu gibi ne de göstermelik
değişikliklerle kabul etmesinin mümkün
olmadığını" belirtti. Planda yapılacak
değişikliklerin her iki tarafça da benimsenmesi gerektiği
tezini de kabul etmelerinin söz konusu olamayacağını söyleyen
Lillikas, bunun nedeninin ise Kıbrıs Rum tarafı veya
Türkiye'nin planda bazı değişiklikler yapılmasını
kabul etmemeleri durumunda planın olduğu şekliyle kalacak
olması olduğunu ifade etti. Türk
tarafı Annan planının olduğu şekliyle
kalabileceğini hissettiği sürece öze ilişkin müzakerelerde
bulunmamasının anlaşılır bir şey olduğunu
ve bu durumun da bir çıkmaza yol açtığını
görüşünü savunan Yorgos Lillikas, Türkiye Başbakanı Recep
Tayyip Erdoğan'ın Annan planı sayesinde "her şeyi
kazanmış olmasından ötürü" bu planda özlü
değişiklikler yapılmasını kabul edip etmeyeceği
sorusunun kendisini meşgul ettiğini söyledi. Lillikas,
ebeveynlerinden biri Kıbrıslı Türk diğeri ise Türkiye ya
da yabancı uyruklu olan Kıbrıslı Türklere
"Kıbrıs Cumhuriyeti" vatandaşlığı
verilmesi konusunda Rum İçişleri Bakanı'yla görüş
ayrılıklarının bulunduğunu belirterek, bu konunun
Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik müzakere sürecinde ele
alınması gereken bir konu olduğuna
inandığını ifade etti. Lillikas,
Kıbrıs Rum tarafının, Annan planı üzerindeki
görüşmeler sırasında çok sayıda TC kökenlinin adada
kalmasını kabul etme yönünde baskıya maruz
kaldığını, kendilerinin ise insani açıdan,
örneğin Kıbrıslı Türk'le evli olanların
çocukları gibi bir grup TC kökenlinin kalmasını kabul
ettiklerini, Kıbrıs sorununun çözümünden önce farklı hareket
etmeleri durumunda ise gelecekteki müzakerelerde başka kategorilerden TC
kökenlilerin adada kalması baskısıyla karşı
karşıya kalabileceklerini savundu |
KIBRIS 16/01/06
Fileleftheros gazetesi, Ankara'nın Brüksel'e yönelik
şartlarını ele geçirmiş
|
Rum gazetesi
Fileleftheros, Ankara'nın, Avrupa Parlamentosu Dışişleri
Komitesi'ne ilettiği Brüksel'e yönelik şartları ele geçirdiğini
iddia etti. Belgede, "Ankara'nın, Kıbrıslı Türklerin
izolasyonunun kaldırılmasıyla ilgili tüzüklerin
onaylanmaması durumunda protokolü uygulamayacağını ve
Kıbrıs Cumhuriyeti'nin gemi ve uçaklarına koyduğu
yasaklamaları kaldırmasının söz konusu olmadığını"
ifade ettiği öne sürüldü. Haberi,
"Komisyon ve Avrupa Parlamentosu Ankara'nın Şartlarına
Boyun Eğdi" başlığıyla veren Filelftheros
gazetesi, Ankara'nın izlediği tutumun, 11 Ocak tarihli belgede
ifşa edildiğini belirtti ve şunları yazdı: "Endişe
verici nokta ise, gerek Avrupa Komisyonu'nun gerek Avrupa Parlamentosu'nun,
Erdoğan hükümetinin, protokolü uygulama yükümlülüğü ile
Kıbrıslı Türklerin izolasyonun kaldırılmasına
ilişkin olarak ortaya koyduğu şartlar arasında
uzlaşma sağlanması için girişimde bulunmaya karar vererek
Ankara'nın argümanını kabul etmiş ve boyun
eğmiş olmasıdır. Bunun sonucu olarak Avrupa Parlamentosu,
Türkiye hükümetinin yükümlülüklerini yerine getirmesi ve protokolü
uygulaması için, bir kararla, Kıbrıslı Türklerin
finansmanıyla ilgili tüzüğün serbest
bırakılmasını talep edecek." Erdoğan
hükümetinin tezlerinin, AB'ın Genişlemeden Sorumlu Komiseri Olli
Rehn'e de iletildiğini belirten gazete, Rehn'in de sırasıyla
Avrupa Parlamentosu Başkanı Joseph Borrell ve
Dışişleri Komitesi Başkanı Elmar Brook'a bilgi
verdiğini yazdı. Habere göre
belgede, "AB'ın Kıbrıs'ın Kuzey bölümüyle ilgili
sorumluluklarına uymaması nedeniyle, Türk tarafının da
kendisine ait yükümlülüklere uymasının mümkün
olmadığının" vurgulandığı da
belirtildi. Ankara ayrıca TBMM'nin; protokolle birlikte,
"Kıbrıs Cumhuriyeti'ni"
tanımadığını belirten deklarasyonu da
onaylayacağını belirtti. Gazete,
Ankara'nın taleplerinin, Brüksel'i al-ver mantığı
içerisine soktuğunu ve buna paralel olarak Brüksel'i, Türkiye'nin
koyduğu şartları tatmin etme yoluna ittiğini de
yazdı. Gazete ayrıca belgede yer alan ifadelere de yer verdi. |
KIBRIS 16/01/06
Rumlar, Kıbrıslı Türklerin topraklarına tapu
verecek
|
Kıbrıs
Rum yönetimi, Kıbrıslı Türklerin Rum kesiminde
bıraktıkları topraklar üzerinde oturan Rumlara, tapu
verilmesini kararlaştırdı.Rum yönetimi lideri Tasos
Papadopulos başkanlığında gerçekleştirilen
geniş katılımlı toplantıda, 1974'ten sonra kuzeyden
güneye göç eden Rumlara tapu verilmesine karar verildi. İktidar
partilerinin başkanlarının katıldığı
toplantıda, Kıbrıs Türklerine ait topraklar üzerine inşa
edilen konutlarda oturan Rumlara, sadece bu konutların değil
kuzeyde bıraktıkları mallara karşılık güneyden
eşdeğer başka arazilerin tapularının verilmesi de
kararlaştırıldı. İktidar
partilerinin tümü tarafından desteklenen tasarının meclisten
geçerek yasalaşacağına kesin gözüyle bakılıyor. Rum
basını yaklaşık 200 bin Rum göçmene tabu verilmesini
öngören kararı ilkbahar seçimleri için bir hamle olarak niteledi. Rum
basını neler yazdı? Rum
basını, "Rum yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos
başkanlığında önceki gün Başkanlık
Köşkü'nde gerçekleştirilen geniş çaplı toplantıda,
göçmen evlerinde oturan tüm Rum göçmenlere tapu verilmesine yeşil
ışık yakıldığını" yazdı. Rum
gazeteleri, "İktidarda olan partilerin (AKEL-DİKO-EDEK)
başkanlarının katıldığı toplantıda,
Kıbrıs Türklerine ait toprak üzerinde inşa edilen konutlarda
oturan Rumlara, oturdukları evlerin değil, eşdeğerde
başka hali arazilerin tapularının verilmesinin de
kararlaştırıldığını" duyurdu. Fileleftheros
gazetesine göre Rum yönetimi, "Türk toprağı üzerinde inşa
ettiği evler nedeniyle Türk arazilerini istimlâk edip büyük paralar
verme niyetinde değildir." İlgili
yasa tasarısının önümüzdeki günlerde Bakanlar Kurulu'ndan
geçirilip onay için Meclis'e sunulacağı da belirtildi. Yasa
tasarısının tüm iktidar partilerinin desteklemesi nedeniyle
Meclis'ten geçirileceğine kesin gözüyle bakılıyor. Mahi gazetesi
haberi manşetten "Göçmenlere Seçim 'Hediyesi'... Tapu Verilmesi
İçin Plan Hazırlanıyor" başlığıyla
yansıttı. Gazete, Rum
yönetiminin; DİSİ'nin de tapu verilmesi yönündeki ısrarı
üzerine, seçimlere de az bir zaman kala, göçmen evlerinde oturan Rumlara
tapularını vermeye karar verdiğine dikkat çekti. Alithia
gazetesi ise haberi "Göçmenlere Tapu... DİSİ'nin Israrı
Üzerine Nihayet Evet Dediler" başlığıyla
yansıttı. Bu arada
Politis gazetesi, Rum Göçmenler Birliği'nin (PAEP) dün öğleye
doğru Papadopulos'un Yukarı Lakadamya'daki evi önünde bir gösteri
yaptığını hatırlattı. Gazeteye göre Rum
göçmenler, şimdiye kadar sorunlarının çözümlenmemesini
protesto ettiler. Yapılan
açıklamada, bazı göçmenlerin, aradan 32 yıl geçmesine
rağmen KKTC'de bıraktıkları malları için çok az,
bazılarının da hiç yardım almadığına vurgu
yapıldı. |
KIBRIS 16/01/06
Kıbrıs'ta
alternatif çözüm
|
|
|
Başbakan Tayyip Erdoğan
ve KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat, Rumların Annan
Planı'nı reddetmesinden hemen sonra diplomatik atak
başlatmalıydı. FOTOĞRAF: AP |
Türk tarafı,
Kıbrıs'taki olumlu adımlarına rağmen
cezalandırıldı. Rumlar ise hep ödüllendirildi. Kapsamlı
çözümün alternatifi iki devlet formülüne dayanıyor. Bu seçenek gittikçe
öne çıkıyor
ÖZDEM SANBERK
2006
yılında belirsizliğini koruyan temel dış politika konularımızdan
biri de hiç şüphesiz Kıbrıs. Bu sorun halen dünya gündeminden
düşmüş durumda. Oysa çözümün sağlanamamış olması
Türkiye'nin AB ile müzakere sürecini zorlaştırıyor. Son yıllarda
gelişen Türk-Yunan ilişkilerini olumsuz etkiliyor.
Dolayısıyla, hem Ege'de ve Doğu Akdeniz'deki barış
için ve hem de krizlerle dolu Ortadoğu için bir istikrarsızlık
ve güvensizlik unsuru. Zaten bu yüzden de Kıbrıs meselesi
yıllardan beri Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin (BMGK)
daimi gündem maddeleri arasında yer alıyor.
Haksızlıklar
kataloğu
Ama belki de bütün bunlardan daha önemli olan bir şey var. O da
Türkiye'nin ve Kıbrıslı Türklerin maruz kaldığı
haksızlık. Hele 24 Nisan 2004 referandum sonuçlarından sonra
Kıbrıslı Türklerin hâlâ ambargo altında yaşamaya mecbur
bırakılmaları uluslararası toplumun bir yüz karası.
Türkiye Hükümet olarak, sivil toplum olarak ve basın olarak, dünyanın
bu ayıbını yeteri kadar dile getirmiyor. Çünkü uluslararası
kamuoyu diplomasisi diye bir eylemin var olduğuna inanmıyoruz. Aksi
olsa idi, yani Rumlar böyle bir haksızlığa maruz
kalmış olsalardı, dünya bugün bundan başka bir şey
konuşmazdı. Gerçekten de Kıbrıslı Türklere ve
Türkiye'ye reva görülen muamele yenir yutulur cinsten değil. Bu nedenle 24
Nisan 2004'ten bu yana yaşadığımız adaletsizlikleri
kısaca hatırlayalım. Bu hatırlatma marazi bir
mağduriyet duygusuna kapıldığımız için
değil, çözümü gerçekten istiyorsak, bunun yolunun artık kabahati
sırf Türk tarafında arayan eski paradigmadan geçmediğini
anlamamız için gerekli.
Adada 24 Nisan 2004'teki çifte referandumda Rumlar AB'nin desteklediği BM
kapsamlı barış planını geri çevirdikleri halde AB
üyeliği ile mükafatlandırılırken, bu plana evet diyen
Türkler, ne barışa ne de birleşmeye kavuşabildi. Hâlâ kendi
kimlikleri ile seyahat edemiyorlar. Limanlarına serbestçe gemi
yanaşamıyor. Havaalanlarına (Türkiye'ye uğramadan) uçak
inemiyor. Dünyada bugün Kıbrıslı Türklerden başka hiçbir
toplum ambargo altında değil. Halen hiçbir topluma, Kıbrıs
Türklerine reva görülen muamele uygulanmıyor.
Ama haksızlık burada bitmiyor. BM Barış Planı'nı
Türkiye de destekledi ve KKTC yönetiminin ve halkının bu plana olumlu
oy vermesinde etkili oldu. Ardından barışa adada Türkler evet,
Rumlar hayır deyince o zaman hem AB, hem Birleşmiş Milletler
Güvenlik Sekreteri (BMGS), hem Amerika, Türkiye'den ilave artık hiçbir
şey istenemeyeceğini ilan ederek KKTC üzerindeki
kısıtlamaların kaldırılması gerektiğini
belirttiler. BMGS ambargoların kaldırılmasını tavsiye
eden bir rapor yazdı. AB Komisyonu doğrudan mali yardım ve
ticaret için tüzükler hazırladı. Bu tüzükleri yürürlüğe
koyacağına söz verdi.
Ama şimdi bütün bunların ve verilen sözlerin unutulduğunu
görüyoruz. Rumlar, Türkleri kuşatma altında tutmaya devam ederken,
AB, vaatlerini yerine getirmek bir yana, Türkiye'den, Kıbrıslı
Rumların uluslararasında izlediği politikalarına
uymasını istiyor. AB ile aramızdaki Gümrük Birliği'ni,
Rumlar da dahil, 10 yeni üyeye teşmil eden protokolün Güney
Kıbrıs'a da, Kuzeydeki kısıtlamalar kaldırılmadan
uygulanmasını talep ediyor. Amerikalılar böyle bir duruma
'insult to injury' diyorlar. Bunun anlamı bir tarafın zarara
uğradığı yetmezmiş gibi, bir de hakarete maruz
kalması. Sorunun çözüm yerinin Birleşmiş Milletler olduğu,
hem ABD, hem de AB tarafından kabul edildiği halde, BMGS, Kıbrıslı
Türkler üzerinden ambargoların kaldırılmasını öneren
raporunu iki yıldan beri Güvenlik Konseyi'ne sunamıyor. Böyle bir
durum, yani BMGS'nin, Güvenlik Konseyi'ne rapor sunamaması, BM'lerde belki
on yıllardan beri ilk defa görülmekte. Bütün bunlar bir gerçeği bir
kere daha çıplaklığıyla ortaya koymakta: Rumlar
kaybedecekleri bir şeyler olduğuna inanmadan Türklerle yetki
paylaşımı temelinde bir çözüme asla razı olmazlar.
Fırsat Lahey'de mi kaçırıldı?
Bu durumun nedenleri, bazı değerli gözlemcilerimizce 2003
Martındaki Avrupa Birliği Lahey zirvesi sırasında Türk
tarafının Annan Planı'na evet dememiş olmasına
bağlanmakta. Bu görüşte olan kişiler "... Eğer KKTC
yönetimi Lahey'de Annan Planı'nı imzalamış olsaydı, o
zaman Rumlar da, AB üyeliğini tehlikeye atmamak için belgeyi imzalamaktan
kaçınmayacak ve böylece Kıbrıslı Türkler de, Rumlarla
birlikte AB üyesi olacaktı..." diyorlar. Bu görüş konuyu galiba
biraz basite indirgiyor. Bunun için şüphesiz cazip görünse de, Lahey'de
kapalı kapılar arkasında cereyan eden o zamanki gelişmeleri
tüm muhtevası ile yansıtmadığı muhakkak. Lahey'deki
görüşmelerin içeriğini, bu toplantıların
zabıtları açıklanmadan öğrenmemiz mümkün
olmayacağına göre, bu konuda kesin yargılara varmamız da
herhalde pek kolay değil.
Yoksa fırsat 25 Nisan-1 Mayıs 2004 tarihleri arasında mı
kaçırıldı?
Buna mukabil eğer kaçırılan bir fırsat olduysa, o da
Lahey'den ziyade, herhalde Rumların AB'ye henüz üye olmadıkları
ve karar vericiler arasında daha yerlerini almadıkları 24 Nisan
ile 1 Mayıs 2004 arasında meydana geldi. Türkiye'de Erdoğan ve
KKTC Talat hükümetleri bu süreyi değerlendiremedi. Eğer Rumların
BM Barış Planı'nı beklenmedik şekilde reddetmesinin
hemen ardından, yani AB ve ABD'nin şok geçirdikleri bir sırada
Türkiye, KKTC'nin tanınması için uluslararası toplum nezdinde
derhal, yani 24 Nisan gecesinden itibaren en yüksek düzeyde yoğun bir
diplomatik atak yapmış olsaydı, girişimlerle ve kamuoyu
seferberliği ile dünyala ayağa kaldırmaya teşebbüs
etmiş olsaydı ve Cumhurbaşkanı Talat o tarihte "...
Biz tanınma istemiyoruz..." demeseydi, bugün belki
Kıbrıslı Türklerin en azından Kuzey'deki izolasyonlardan
kurtulmaları mümkün olabilecekti. Tabii bu görüş de bir
varsayım. Bu görüşlerde hangisinin doğru olduğunun
yargısını da hiç şüphesiz ilerde yine tarih verecek.
AİHM kararı
Ama bu karanlık tablo içinde geçtiğimiz yılın son
günlerinde, Avrupa Konseyi'nde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin
(AİHM) bir kararıyla umut yaratan bir ışık belirdi.
AİHM, Ksenides Arestis davasında aldığı kararla
mülkiyet konusundaki iddialar için KKTC makamlarını yetkili merci
olarak kabul edebileceği işaretini veriyor. KKTC Parlamentosu'nun,
Kuzey'de bir mülkiyet komisyonu kurulması yolunda 21 Aralık'ta
çıkardığı karardan hemen sonra, AİHM'nin bu
kararı, KKTC yasama organının, uluslararasında
tanınabilecek norm yaratabileceği anlamına geliyor. Bu da belki
Rumlara uzlaşmazlığın bir bedeli olabileceğini
düşündürebilir.
Koşulları, kararda belirtilen süreler içinde yerine
getirilebildiği takdirde Kıbrıs sorunundaki mülkiyet davalarının
önünü kesebilecek olan bu karar, 24 Nisan 2004 referandumlarından bu yana
Türk tarafının çeşitli uluslararası kuruluşlardan
kaybetmiş olduğu zemini kendisine yeniden kazandırabilecek önemli
bir gelişmeyi oluşturuyor. Aynı zamanda Türk diplomasisinin,
Kıbrıs konusunda, BM ve AB'den farklı olarak Avrupa
Konseyi'ndeki bir başarısını kanıtlıyor.
Eğer KKTC, bu mülkiyet komisyonunu AİHM'nin beklentilerine uygun
şekilde süratle kurup yürürlüğe koyabilir ve etkin ve objektif
biçimde çalıştırabilirse, Kuzey'de mülkiyet iddiasında
bulunan Rumların artık AİHM'de Türkiye'yi dava etmek yerine
gidip KKTC Komisyonunda savunma yapması gerekecek. Oysa şimdiye kadar
bu iddialar karşısında Türkiye AİHM'de savunma yapmak
mecburiyetinde kalmakta idi. Bu karar şimdi durumu tam tersine çeviriyor.
Rumlar AİHM kararını umursamaz veya kendi
vatandaşlarının KKTC Komisyonu'na başvurmasını
engelleyecek bir kanun çıkaracak olursa, bu kere Avrupa Konseyi ile ters
düşmüş olacak. Böylece Türk diplomasisinin, 2005 sona ererken Kıbrıs'taki
mülkiyet davaları konusunda Avrupa Konseyi çerçevesinde ciddi bir
başarıya imza attığı söylenebilir.
AB'de durum
AB ise meseleyi, Rumların engelleme taktikleriyle, Komisyon'la Konsey
arasında bir nevi tüzükler savaşıyla, aşılamayan
prosedürel tıkanıklara terk etmiş görünüyor. Oysa
Kıbrıs sorunu, ticaret tüzükleri, İATA hükümleri, gümrük
mevzuatı gibi usule yönelik mekanik yöntemlerle çözülecek bir mesele
değil. Kıbrıs sorunu, siyasi ve stratejik bir sorun. Bu sorun
ancak adil ve dengeli bir yaklaşımla, siyasi irade ve barış
vizyonu ile çözülür. Dikkatlerin tüzükler ve usul
anlaşmazlıkları üzerinde
yoğunlaştırılması ise meselenin esasının
gözden kaçırılmasın sebep olmakta, kalıcı ve
kapsamlı çözümü geciktirmekte. Oysa kapsamlı çözümün geciktirilmesi
Kıbrıslı Türklerin maruz bırakıldığı
izolasyonları ve haksızlıkları devam ettirmekte ve
belirsizlik ve istikrarsızlıkların Türk-Yunan
ilişiklilerine, Türk-AB ilişkilerine ve bölgenin güvenliğine
egemen olmasına yol açmakta.
Hem savcı hem
yargıç
AB geçen mayısta halkoylamalarında anayasanın reddinden sonra,
kendi içinde yaşadığı kimlik krizi ve ekonomik-sosyal
sorunlar nedeniyle vizyonunu kaybetmiş durumda. Papadopoulos'un,
barışa karşı koydukça kazandığı bir döneme
tanık olmaktayız. Kıbrıs'ta, AB'nin çatısı
altında bir çözüm gerçekleşemeyeceği açık seçik belli oldu.
Çünkü AB bu anlaşmazlıkta hem yargıç hem savcı konumunda.
AB şimdi bu durumda adeta barışa öncelik veren ulus-üstü bir
örgüt gibi değil, güçler dengesine dayalı klasik
hükümetler-arası bir kuruluş gibi hareket ediyor. 21. yüzyıl
egemenlik paylaşımı vizyonuyla değil, barışa
karşı koyanın kazandığı 19. yüzyıl
dayatıcı ittifaklarının zihniyetini yansıtmakta.
Kıbrıs halen AB'de, barış gündemiyle değil, 2004
referandumu sanki hiç yapılmamış, Türkiye ve KKTC sanki çözüm ve
birleşmeye evet dememiş gibi işlem görmekte ve çözüm, aynen
eskiden olduğu gibi, Türk tarafına baskı, Rum tarafına
mükafat yöntemiyle elde edilmeye çalışılmakta ve AB Rumların
Kıbrıs Türklerine karşı dışlayıcı,
ayrımcı ve dogmatik tutumlarına kanat germekte.
İki devlete
doğru gidiş
Ama unutulmaması gereken bir şey var. Kapsamlı çözümün
alternatifi iki devlet formülüne dayalı bir çözüm. Bu, apaçık
meydanda. Bundan 20-30 yıl sonra Kıbrıs'taki nüfus dengesinin
bugünkü gibi Rumların lehinde kalacağını kim garanti
edebilir? Dünya Papadopoulos'un etno-sentrik inhisarcı ve ırkçı
yaklaşımlarına prim vermeye devam ettikçe, Rumlar egemenlik
paylaşımını reddetmeyi sürdürdükçe, Avrupa Birliği ada
Türklerine karşı uyguladığı ostracist tutumunu terk
etmedikçe, Batı Balkanlar'da, Kosova ve Karadağ'daki gelişmelere
ve trendlere paralel olarak meselenin süratle iki devlet temelinde bir çözüme
doğru yol almakta olduğundan kimse şüphe etmesin.
Özdem Sanberk: Emekli büyükelçi
RADIKAL 17/01/06
KKTC vatandaşlarına "insanlık
dışı muamele"
|
Güney
Kıbrıs'ta "aksanları Kıbrıslı Türklere
benzemediği" için 3 Aralık 2005 tarihinde tutuklanan, Ürdün
uyruklu dört KKTC vatandaşının tutuklulukları devam
ediyor. Cumhurbaşkanı
Müsteşarlığı tarafından Birleşmiş Milletler
aracılığı ile yapılan tüm girişimler ise
sonuçsuz kaldı. Rum polisi
tarafından, "yasa dışı yollardan"
Kıbrıs'a girdikleri gerekçesiyle tutuklanan, kan yoluyla KKTC
vatandaşı Mohammad Alawaqla, Ahmad Alkhazaleh, Ayman Alkhazaleh ve
Tarık Alamaoush'la bağlantı da kurulamıyor. Cumhurbaşkanlığı
Müsteşarı Raşit Pertev tarafından takibe alınan
konuyla ilgili Birleşmiş Milletler Barış Gücü yetkilileri
de yetersiz kalıyor. "Türkçe
bilmeyen Kıbrıslı Türk olur mu?" diyen ve anlamsız
tavrını sürdüren Rum polisi, KKTC nüfus kağıtlarına
rağmen BM Barış Gücü ile de işbirliği yapmaktan
kaçınıyor. Mahkemelerinin
dokuz kezdir ertelendiği öğrenilen KKTC vatandaşı
Mohammad Alawaqla, Ahmad Alkhazaleh, Ayman Alkhazaleh ve Tarık Alamaoush
yılbaşı ve bayramı da hapiste geçirdi. Cumhurbaşkanlığı
Müsteşarı Raşit Pertev'in konu ile ilgili sık sık
Birleşmiş Milletler aracılığı ile konunun
çözümü ile ilgili çaba harcadığı, girişim yaptığı,
buna karşın Rum polisinin işbirliğinden
kaçtığı öğrenildi. |
KIBRIS 17/01/06
Papadopulos: "Kıbrıs, yeni bir macerayı
kaldıramaz"
Rum yönetimi
Başkanı Tasos Papadopulos, önceki gün Mormenekşe köyünde,
partisinin yeni yıl pastasını kesme etkinliğinde
yaptığı açıklamada, "Kıbrıs'ın yeni bir
macerayı, yeni bir anlaşmazlığı ve Annan
planının öngörmüş olduğu gibi yapay ve göstermelik bir
çözümün yeniden yıkılmasını
kaldırmayacağını" söyledi.
Haravgi ve
diğer Rum gazetelerinde yer alan habere göre Papadopulos, Kıbrıs
Rum tarafınca gerekli görülerek, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'a sunulan
değişiklik önerilerinin, Rum Ulusal Konseyi tarafından
belirlenen değişiklik önerileri olduğunu belirtti.
Papadopulos,
Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik bir girişimin BM çerçevesi
dışında başlamasının mümkün
olmadığını belirtirken, Avrupa Birliği'nin BM'nin
yerini almayı arzulamadığını ve kabul etmediğini
ifade etti.
Arabulucu
ülkeler
Kıbrıs
sorununda arabuluculuk yapmayı arzulayan ülkeler bulunduğunu belirten
Papadopulos, arabuluculuk yapacak bir ülkenin "dürüst arabuluculuk"
niteliklerine sahip olması gerektiğini söyledi.
Papadopulos,
"Şu ana kadarki davranışlarıyla, müzakerelerin
başlayabilmesi için bizim tarafımızdan arabulucu olarak
seçilebilecekken Kıbrıs halkının güvenini
kazanamamış en az iki ülke aklımızda
bulunmaktadır" şeklinde konuştu.
Papadopulos,
Kıbrıs Rum tarafının referandumda Annan planını
reddetmesinin ardından yurt dışında "tepki, hayal
kırıklığı ve düşmanlıkla"
karşılaştığını ve Kıbrıs sorununun
çözümünü istemedikleri yönünde oluşan izlenimle mücadele edebilmeleri için
oldukça zaman ve emek sarf etmek zorunda kaldıklarını
belirtirken, zamanla ortamın değiştiğini ve sadece belirli
kesimlerin Annan planının tam dengeli olduğu görüşünü
benimsemekte olduklarını iddia etti. Papadopulos, "Plandan
bölücü eğilimlerin ve planın kalıcı ve işlevsel
olabilmesi için toplumun, kurumların ve ekonominin birleşmesine imkân
vermeyen maddelerin çıkarılması gerektiği yönündeki Ulusal
Konsey'in, yani bizim görüşümüzü kabul etmektedirler"
iddiasını dile getirdi.
Girişim
başlatma
Bazı
kesimler tarafından dile getirilen, Kıbrıs Rum
tarafının, Kıbrıs sorununun çözümü için neden bir
girişim başlatmadığı sorusuna yönelik olarak ise,
Papadopulos şunları söyledi:
"Girişim
başlatılması bize bağlı olan bir şey değil.
Bunların hepsinin başardıkları tek şey, bize yönelik
yurt dışındaki eleştirilerin ikinci ayağı olan
Kıbrıs sorununun çözümünü istemediğimiz şeklindeki
eleştiriyi güçlendirmekten başka bir şey değil."
Papadopulos
"Türk işgalinin ve onun getirdiklerinin kurbanları olan
Kıbrıslı Rumların çözüm istememesinin mümkün
olmadığını" iddia ederken "mümkün olan en
hızlı, ancak Kıbrıs sorununu kapatmaya yönelik değil,
kalıcı olacak bir çözümü istediklerini" ileri sürdü.
Şu anda
birçok ülkenin ve hükümetlerin Annan planının dengeli, adil ve
kalıcı olmadığına ve değişiklik
yapılması gerektiğine inanmakta olduklarını da savunan
Papadopulos,"Annan planının, çözüm ihtiyacı olarak ve
Türkleri değişiklikleri kabul etmeye ikna edemediğimiz için geri
gelmesi durumunda, Kıbrıslı Rumlar yine ve bir öncekinden daha
büyük bir çoğunluk oranıyla bunu reddedecekler" şeklinde
konuştu.
Straw'un
ziyareti
Öte yandan
gazete, Papadopulos'un, İngiltere Dışişleri Bakanı
Jack Straw'un Kıbrıs ziyaretine ilişkin Rum hükümetinin
tutumunun "gayet net" olduğunu ve Kıbrıs'ı
ziyaret edip etmeyeceğinin artık Straw'a kaldığını
söylediğini yazdı.
Habere göre
Papadopulos, Straw'un ziyaretine ilişkin bir gelişme olup
olmadığı ve ziyaretin iptal edilip edilmediği yönündeki bir
soruya karşılık, "Biz tutumumuzu net bir biçimde ortaya
koyduk. Duyarlılıklarımızı kabul etmek ve kendi
tavırlarını buna göre uygulamak kendisine (Straw'a)
kalmıştır" şeklinde konuştu.
Straw'un
ziyaretine ilişkin görüşmelerin ne aşamada olduğunu
bilmediğini ifade eden Papadopulos şöyle konuştu:
"Biz kesin
olan görüşlerimizi ilettik. Ziyaretin, İngiltere'yle olan
ilişkilerin iyileştirilmesini öngörmesinden ötürü, bu hassasiyetleri
kale alıp almamak ve öze ilişkin değil de sembolik konular için
bu ilişkileri zehirlemeye değip değmeyeceğinin
kritiğini yapmak İngiltere'ye ve kendisine (Straw'a)
kalmıştır."
Görüşmelere
OHİ
Simerini
gazetesi haberi: "Tasos: Görüşme Hatırına Yapılacak
Görüşmelere Hayır" başlığı altında
verirken Rum ana muhalefet partisi DİSİ Başkanı Nikos
Anastasiadis'in, Papadopulos'un bu açıklamalarına yönelik
değerlendirmesine yer verdi.
Habere göre
Anastasiadis, Rum hükümetinin, Kıbrıs Rum halkının milli
iradesini doğru idare etmesi gerektiğine dikkat çekerken Annan
planını olduğu şekliyle geri getirebilecek tek kişinin
Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos olduğunu belirtti.
Anastasiadis,
Annan planının olduğu şekliyle ya da yüzeysel
değişikliklerle geri getirilmesinin "milli intihar"
olacağı görüşünü de ortaya koydu.
"Kararları
Değiştiren Annan'dır"
Alithia
gazetesi ise, "Kararları Değiştiren Annan'dır
-Anastasiadis: Milli İntihar Olur..." başlıkları
altında verdiği haberinde Rum Yönetimi Başkanı
Papadopulos'un açıklamalarına yer verirken Anastasiadis'in
açıklamalarını diğer gazetelerden farklı
yansıttı.
Gazeteye göre
Anastasiadis dün yaptığı açıklamada, Papadopulos'un
"5'nci Annan planı'nı geri getirmeyi başarmasının
ulusal intihar olacağını" savundu. Anastasiadis
"Eğer, Başkan Papadopulos 5'nci Annan planı'nı geri
getirmeyi başarırsa, bu milli intihar anlamına gelecektir.
Nihayetinde, bizi 3'ncü Annan planı'ndan 5'nci Annan planı'nı
getirerek yapmış olduğu hatayı yeniden yapmamaya
baksın" şeklinde konuştu.
ENOSİS
Plebisiti
Öte yandan
gazete bir diğer haberinde ise, DİSİ tarafından,
ENOSİS Plebisiti'nin 56'ncı yıldönümü nedeniyle yapılan bir
açıklamaya yer verdi.
Açıklamada,
"Kıbrıs Helenizmi'nin Metropol Helenizmi'yle birleşme
arzusunun, en kesin biçimde dile getirildiği ve EOKA'nın büyük
özgürlük mücadelesinin öncülüğünü yapan gün olan birleşme referandumu
gününün, bu yıl 56'ncı yıldönümü tamamlanmaktadır"
ifadelerine yer verilirken, Güney Kıbrıs ile Yunanistan arasında
bulunan "sarsılamaz bağlara duyulan inanç" ifade edildi.
Açıklamada,
"bugünkü çıkmazdan kurtulmak için, yeni bir milli politika
belirlenmesinin gerekliliği" savunulurken, "Kıbrıs
sorunundaki bu çıkmazın, bugüne kadar hiç olmadığı
kadar taksim tehlikesini barındırdığı"
görüşü ortaya konuldu.
Açıklamada
ayrıca, Kıbrıs sorununa çözüm bulunması için en kısa
sürede girişim başlatılması gerektiği de ifade edildi.
KIBRIS 17/01/06
Lillikas'ın söyleşisi Güney'de tartışma
yarattı
Rum Sanayi
Ticaret ve Turizm Bakanı Yorgos Lillikas'ın, "Annan
Planı'nın çıkmaza sürüklediği ve Kıbrıs sorununa
yeni bir plan temelinde çözüm aranması gerektiği"
şeklindeki görüşleri, Rum muhalefet partileri ve diğer
çevrelerde tepkilere yol açtı.
Rum basını,
Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un da, Lillikas'ın bu
açıklamalarını yorumladığını kaydetti.
Haravgi
gazetesi haberinde, Papadopulos'un, Lillikas'ın Simerini gazetesinde
yayımlanan söyleşisine ilişkin açıklamalarına yer
verdi.
Habere göre
Papadopulos, Lillikas'ın önceki günkü röportajında söz ettiği
yeni çözüm planının, Rum hükümetinin politikasında bir
değişikliğe mi işaret ettiği şeklindeki soruya
karşılık; Rum tarafının, Kıbrıs sorununa
ilişkin görüşünün net ve sabit olduğunu, bu görüşün
değişmesi konusunun ancak Rum Ulusal Konseyi'nde
tartışılabileceğini söyledi.
Papadopulos,
Rum basın yayın organlarını da eleştirerek, basın
yayın organlarının asıl ilgilendiği şeyin,
kendisinin, Hristofyas'ın ya da Rum hükümetinin bir başka
bakanının bir farklılığını bularak
"büyük konunun; iki dilliliğin, çatışmanın,
anlaşmazlığın yaratılması" olduğunu
söyledi.
Papadopulos,
Kıbrıs Rum tarafının net tezlerinin Rum Ulusal Konseyi'nde
onaylanarak BM Genel Sekreteri'ne sunulduğunu ve bunların Rum
hükümetinin resmi tezleri olduğunu vurgularken, Lillikas'ın
açıklamaları hakkında bilgisi bulunmadığını
belirtti. Papadopulos, "Önem de vermiyorum çünkü biri bir görüş
belirtmiş ve siz de bana tutum değişikliğini ifade edip
etmediğini soruyorsunuz" dedi.
İkinci
bölüm
Politis
gazetesi, "Dizinin Devamı - Muhalefet Kıbrıs Konusunda
Hükümetin Çifte Dilliliğinden Söz Ediyor" başlıkları
altında verdiği haberinde ise, bir süre önce Rum
Başkanlığı Diplomatik Büro Şefi Tasos Conis'in
açıklamaları ile yaşanan, "hükümetin çifte dilliliği"
tartışmalarının ikinci bölümünün, Lillikas'ın önceki
günkü röportajı sonrasında başladığı yorumunda
bulundu.
Gazete, gerek
Papadopulos'un gerek Lillikas'ın daha sonra yapmış
oldukları açıklamalarda Rum hükümetinin resmi tutumunda bir
değişiklik olmadığını vurgulasalar dahi Rum
muhalefetinin çifte dillilik suçlamalarına maruz
kaldıklarını yazdı.
Gazete,
Lillikas'ın röportajına ilişkin gazeteye yapmış
olduğu açıklamada ise; Rum Ulusal Konseyi'nin ve kendisinin
(Lillikas'ın) "Annan Planı'nda özlü değişiklikler
yapılmasını istediklerini" ifade ettiğini yazdı.
Habere göre
Lillikas ayrıca, önceki günkü röportajında, "kendisinin sadece
bir düşünceyi ortaya koyduğunu, özlü değişiklikler
istemediğini söylemediğini" vurgularken, "Türk
tarafının zafer olarak gördüğü bir planda özlü
değişiklikler yapılmasını kabul etmesinin çok zor
olduğunu söyleyerek, sadece böyle bir süreçle çıkmaza doğru
gidilmekte olduğu görüşünü ifade ettiğini" belirtti.
Alithia
gazetesi ise haberi, "Başkanlığın Politikası;
Ulusal Konsey Kıbrıs Sorununda İstediği Kararı
Alabilir - Neofitu; Bir Zamanlar İki Devletli Çözümü Övüyordu"
başlıkları altında verdiği haberinde ise,
DİSİ Başkanı Nikos Anastasiadis ile Başkan Yardımcısı
Averof Neofitu'nun Lillikas'ın röportajına yönelik tepkilerine yer verdi.
Habere göre
Anastasiadis, AKEL'in, Lillikas'ın kimin görüşlerini; AKEL'in mi
Papadopulos'un mu, ifade ettiği sorusuna yanıt vermesi
gerektiğini söyledi.
Neofitu'nun
açıklaması
Öte yandan
Neofiu ise Lillikas'ın röportajına ilişkin
açıklamasında, Rum başkanlık seçimleri öncesinde
Lillikas'ın "Fileleftheros" gazetesinde yer alan bir
makalesinde, "iki devletli çözümden bahsettiğini" ifade etti.
Habere göre
Neofitu, Lillikas'ın böyle bir arzusu olduğunu söylemediklerini
belirtti, ancak bunu kastediyorsa, açıkça ifade etmesi
çağrısında bulundu.
Tartışmalar
Simerini
gazetesi ise haberi, "Annan Planı Konusunda Tartışmalar -
Anastasiadis: Hükümet Edenler Halkın İradesini Doğru İdare
Etsinler" başlıkları altında verirken,
Lillikas'ın önceki günkü röportajının ikinci bölümünü
yayımladı.
Lillikas
söyleşisinin ikinci bölümünde sanayi, turizm, kumarhaneler gibi konulara
değindi.
Lillikas,
"Vasiliko" bölgesinde inşaatı süren "Enerji
Merkezi'nin" tamamlanmasından Güney Kıbrıs'ın büyük
faydalar sağlayacağını ve çok uluslu şirketlerin
şimdiden yakıt deposu alma talebinde bulunduklarını ifade
etti. Lillikas, Rum Elektrik Kurumu'na (AİK) ait merkezin 4. bölümünün
2009 yılında hazır olacağını ve o tarihte Güney Kıbrıs'a
doğal gaz getirilerek kullanılmasının mümkün
olacağını belirtirken, Mısır ile bu yönde
işbirliğinin mevcut olduğunu ve Mısır'ın
teknoloji bilgisinden yararlanmakta olduklarını söyledi.
Lillikas, Güney
Kıbrıs'ta kumarhanelerin açılması konusuna değinirken,
bu yöndeki inceleme çalışmalarının son
aşamalarında bulunduğunu ifade etti.
KKTC'deki
kumarhanelere gelen Kıbrıslı Rumların
sayısının sınırlı olduğunu ve genellikle
aynı kişilerin KKTC'deki kumarhanelere geldiklerini belirten
Lillikas, KKTC'deki "Rum mallarına" yapılan inşaatlar
konusuna da değindi.
Lillikas, KKTC'ye
gelen turist sayısında bir artış olduğunu ancak
yapılan inşaatların turizm değil siyasi amaçla
yapıldıklarını ifade ederken, KKTC'deki otellerin yatak
sayılarının arttırılmasının reklam konusunda
yardımcı olduğunu ancak kendilerinin de bu alandaki müdahalelerinin
devam ettiğini söyledi.
Lillikas, bu
müdahaleleri sonucunda, uluslararası turizm fuarlarında KKTC'nin
"bir devlet olarak değil bir şirket olarak yer almakta
olduğunu ve büyük tur operatörlerinin kataloglarında yer almayı
da henüz başarmadıklarını" iddia etti.
Lillikas
ayrıca, 2006 yılının Güney Kıbrıs'ın turizmi
açısında daha iyi bir yıl olacağı inancını
da dile getirdi.
KIBRIS 17/01/06
KKTC
karanlıkta kaldı
KKTCnin
elektrik enerjisini sağlayan Teknecik elektrik santralinde meydana gelen
arıza nedeniyle ülke elektriksiz kaldı.
NTV
Güncelleme: 18:49 TSI 18 Ocak 2006 Çarşamba
LEFKOŞA
- Elektrik krizinin aşılması için Rum Kesiminden enerji
alınması gündeme geldi.
İhtiyacı karşılamakta zorlanan 120 megavatlık
Teknecik santralinin yarı güce düşmesi nedeniyle KKTC genelinde
saatler süren elektrik kesintileri yaşanıyor. Yetkililer,
arızanın giderilmesinin en az bir hafta alacağını, bu
süre içinde uygulanacak bir kesinti programıyla açığın giderilmesine
çalışılacağını belirtti.
KKTCdeki elektrik sorunu üzerine bakanlar kurulu toplandı. Başbakan
Ferdi Sabit Soyer, krizin aşılması için Güney
Kıbrıstan elektrik alınması yönünde girişim
başlattıklarını, ancak Rum Yönetiminden henüz yanıt
alamadıklarını açıkladı.
Dimitris Hristofyas: Çözüm, AKEL ile CTP'nin
işbirliğinden geçer
Kıbrıs'ta
kalıcı çözümün, iki güçlü siyasi parti olan AKEL ile CTP'nin
mücadelesi ile kazanılabileceğini söyleyen AKEL Genel Sekreteri
Dimitris Hristofyas, "Ancak CTP eski ve ortak tezleri savunmaktan dahi
artık uzak" dedi
Çözüm, AKEL ile
CTP'nin işbirliğinden geçer
Güney
Kıbrıs Rum Yönetimi Meclis Başkanı ve AKEL Partisi Genel
Sekreteri Dimitris Hristofyas, AKEL ile CTP'nin Kıbrıs'ta
kalıcı bir çözümü bulabilecek önemli iki siyasi partisi olduğunu
ancak bu iki siyasi partinin her geçen gün birbirinden
uzaklaştığını iddia etti
Güney
Kıbrıs Rum Yönetimi Meclis Başkanı ve AKEL Genel Sekreteri
Dimitris Hristofyas, AKEL ile Cumhuriyetçi Türk Partisi'nin (CTP)
Kıbrıs'ta kalıcı bir çözümü bulabilecek önemli iki siyasi
partisi olduğunu ancak bu iki siyasi partinin her geçen gün birbirinden
uzaklaştığını iddia etti.
Hristofyas,
KIBRIS TV muhabiri Gökhan Altıner'e verdiği özel röportajda hükümette
bulunan CTP'nin eski tezlerini savunmaktan uzak ve üst düzey görüşmekten
kaçınan bir parti olduğunu öne sürdü.
AKEL ile
CTP'nin tarihi bir paylaşıma ve Kıbrıs konusunun çözümünde
ortak tezleri olduğuna dikkat çeken Dimitris Hristofyas, CTP'nin kuzeyde
egemen siyasi güç olduktan sonra önemli bir değişim
yaşadığını ve artık eski tezlerini savunmadığını
söyledi.
Hristofyas,
AKEL ile CTP'nin Kıbrıs'ta kalıcı bir çözümü bulabilecek
önemli iki siyasi parti olduğunu ancak bu iki siyasi partinin her geçen
gün birbirinden uzaklaştığını öne sürdüğü
konuşmasına şöyle devam etti:
"Referandumun
ardından iki siyasal parti farklı sözler ifade ettiler. Cumhuriyetçi
Türk Partisi tarafından AKEL'e yönelik bir soğuk tavır gündeme
getirildi. Biz bu soğukluğun aşılabilmesi için yoğun
bir çaba içerisine girdik ve her iki parti arasında görüşmelerin ve
görüş alışverişlerinin yaşanması için çaba sarf
ettik ancak CTP tarafından pek karşılık
bulamadık".
İngiltere
Dışişleri Bakanı Straw'un Cumhurbaşkanı Mehmet
Ali Talat'a gerçekleştireceği ziyareti değerlendiren Hristofyas
"Adada gerçek yapılar vardır. Straw, Başkan Talat'ı
ziyaret edebilir, bizim buna herhangi bir karşı duruşumuz yok,
elbette ki dünya siyaset adamları Kıbrıslı Türk liderlerle
görüşmeler yapacak ancak Sayın Talat, pekala Straw ile evinde
görüşebilir. Herkesin anlaması gereken bir mevzuyu unutuyorlar.
Kıbrıs Cumhuriyeti, uluslararası alanda tanınan bir
devlettir. Ancak Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti tanınan bir
devlet değildir. Ben Sayın Talat'ın da hassasiyetlerini
anlıyorum ancak hiçbir şekilde kuzeydeki yapının
yükseltilmesine razı gelemeyiz. Bu barış sürecine de zarar verir
ve çözüme de yardımcı olmaz".
Soru ve
yanıtlar:
KIBRIS:
Efendim, Kıbrıs sorununda gelinen süreç şu sıralar oldukça
durgun ve bunun da ötesinde her iki yönetim arasında ciddi bir
soğukluk yaşanıyor. Tüm bu durumları sizler de hassasiyetle
takip ediyorsunuz. Bu sıkıntılar nasıl aşılacak?
HRİSTOFYAS:
Oldukça yoğun bir dönemden geçiyoruz. İki toplumun yöneticileri
hakkında değil de iki tarafta da bulunan iki büyük parti
hakkında konuşmak istiyorum. AKEL ve CTP'nin geçmişten gelen
uzun işbirliğine değinmek istiyorum. Bakınız bu ülkede
gerçekleşen darbe ve işgal nedeniyle her iki partinin geçmişten
gelen ortak icraat planları vardı. Referandumun ardından iki
siyasal parti farklı sözler ifade ettiler. CTP tarafından AKEL'e
yönelik bir soğukluk gündeme getirildi. Biz bu soğukluğun
aşılabilmesi için yoğun bir çaba içerisine girdik ve her iki
parti arasında görüşmelerin ve görüş
alışverişlerinin yaşanması için çaba sarf ettik; ancak
bunlara CTP tarafında pek karşılık bulamadık. Biz
CTPile mutabık kaldığımız görüşlerde halen sabit
olduğumuzu hem CTP'ye hem de Kıbrıs Türk ve Rum halklarına
defalarca kez anlattık. Ancak ne yazık ki AKEL ile CTP arasında
gerçekleşen görüşmeler en üst düzeyde gerçekleşmedi ve arada
liderlerin görüşmemesinden kaynaklanan bir takım
sıkıntılar yaşandı. Halbuki biz CTP ile en üst düzeyde
görüşmeyi temenni ederdik. Şunu önemle belirtmeliyim ki gergin bir
ortam Kıbrıslıların ve Kıbrıs'ı sevenlerin
lehine değildir.
KIBRIS: Bu
anlattıklarınız ardından Cumhuriyetçi Türk Partisi'ne
kırgın olduğunuz söylenebilir mi?
HRİSTOFYAS:
Hayır Cumhuriyetçi Türk Partisi'ne herhangi bir
kırgınlığım yok ancak kardeşlik ve birlik
duygularımız varken, referandumun ardından partimizin tezleri
hakkında oldukça olumsuz nitelemeler yapılmıştır.
Partimizin tezleri hakkında milliyetçi ve şoven olduğumuz
söylendi, Papadopulos'un ve sağın ağzı olduğumuz
iddialarını duyduğumuzda içimizde büyük bir hayal
kırıklığı oluşmuştur. Bunlar elbette ki
gerçeği yansıtmamaktadır ancak bu tür iddialar CTP ile
aramızdaki huzuru kaçırmıştır. CTP muhalefette iken
AKEL ile fikirleri tam tamına uyuşmaktaydı. Ancak CTP
Kıbrıs Türk toplumu içerisinde egemen bir siyasi güç haline geldikten
sonra sahip oldukları o güçlü tezlerinde değişme meydana geldi.
AKEL'in yerleşiklerin çoğunun adadan gitmesini istemesi şovenizm
midir? İki toplumlu federal bir devletin askerlerden
arındırılmasını istemek şovenizm midir? Garantör
ülkelerin müdahale hakkının olmamasını istemek şovenizm
midir? Kıbrıs Türk yönetimi altında yaşayacak
Kıbrıslı Rum göçmenlerinin insani haklarını talep
etmek şovenizm midir? Tüm bu haklarının aynısını
biz Kıbrıslı Türkler içinde talep etmekteyiz. İki toplumun
içindeki sol partiler iki toplumunda haklarını ve
çıkarlarını savunmalıdır. Aksi takdirde bu sol
partilerin toplum içindeki durumları sorgulanır hale gelir.
Kıbrıslı Türkler ve Rumların haklarını
yabancılara çiğnetmeyen bir sol parti felsefesi olmalıdır.
AKEL bu tarzda bir sol partidir.
KIBRIS: Annan
Planı ortaya çıktığı günden beri Annan Planı
temelinde bazı değişikliklere gidilerek bu planın çözüm
planı olabileceği yönünde güçlü tezleriniz vardı. Ancak yeni
hükümet sözcüsünüz Yorgos Lillikas'ın söylemleri Annan Planı'nın
çıkmaza sürüklediği ve artık yeni bir planla çözüm aranması
gerektiği yönünde. Lillikas'ın bu söyleminin ardından siz de
Annan Planı'ndan vazgeçtiniz mi, yani yeni bir planla mı yola devam
edilmeli . Hükümetinizde bir iki dillilik var mı?
HRİSTOFYAS:
Bakınız AKEL'in Annan Planı üzerindeki görüşleri ve tezleri
bellidir ve halen değişmemiştir. Lillikas'ın
Kıbrıs konusunda geliştirdiği söylemler Ulusal Konseyin de
kararları ile kesişmektedir. Yalnız dikkatinizi çekmek
istediğim bir nokta var; Lillikas ile AKEL'in görüşleri ille de
kesişmek zorunda değildir, aynı olmak zorunda değildir.
İlk önce bunun ayrımına varmak lazım.
Öte yandan
başkanınız Mehmet Ali Talat, Sn. Erdoğan ve Sn. Gül, Annan
Planı'nda herhangi bir değişiklik yapılmadan veya bir
değişiklik olsun diye dekoratif değişikliklere giderek
"tamam yaptık oldu" mantığı içinde davranmakta
ısrar ederlerse, bu erken çözüme değil uzun bir sürece yayılacak
bir çözüme neden olacaktır. Esas olan meselenin özüne bakmaktır.
Eğer bu meseleyi çözmek istiyorsak, Türkiye, Kıbrıs Türk toplumu
ve elbette ki Kıbrıs Rum toplumu ortak masaya oturarak gerçek anlamda
bir çözüm arayışı içine girmeliyiz. Bazı kesimler,
artık referandumda evet diyen Türkleri ve hayır diyen Rumları
politika malzemesi yapmaktan, sermaye haline getirmeye çalışmaktan
vazgeçsinler. Çözümün yeri Avrupa Birliği değildir, çözümün yeri
elbette ki Birleşmiş Milletler'dir. Biz bunun aksini iddia etmiyoruz.
Ancak bunu herkesin artık kabul etmesi gerekir ki Kıbrıs,
Kıbrıs Cumhuriyeti başlığı adı altında
Avrupa Birliği'ndedir. Hayal kırıklıkları
yaşamaktan artık kurtulmalı ve çözüm için masaya oturmalıyız.
KIBRIS:
İngiltere Dışişleri Bakanı Jack Straw'un 25 Ocak'ta
adaya gerçekleştireceği ziyaretle Rum tarafının net bir
tavrı gelişti. Bu net tavır Straw'un Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat ile makamında görüşmesi halinde kendisinin
görüşmeyeceğini yönündeydi. Bu ne kadar yerinde bir tutum sizce?
HRİSTOFYAS:
Ada da gerçek yapılar vardır. Straw, Başkan Talat'ı ziyaret
edebilir, bizim buna herhangi bir karşı duruşumuz yok. Elbette
ki dünya siyaset adamları Kıbrıslı Türk liderlerle görüşmeler
yapacak ancak Sayın Talat, pekala Straw ile evinde görüşebilir.
Herkesin anlaması gereken bir mevzuyu unutuyorlar, Kıbrıs
Cumhuriyeti uluslararası alanda tanınan bir devlettir. Ancak Kuzey
Kıbrıs Türk Cumhuriyeti tanınan bir devlet değildir. Ben
Sayın Talat'ın da hassasiyetlerini anlıyorum ancak hiçbir
şekilde Kuzeydeki yapının yükseltilmesine razı gelemeyiz.
Bu barış sürecine de zarar verir ve çözüme de yardımcı
olmaz.
KIBRIS 18/01/06
"Kıbrıs sorunu Brezilya dizisi gibi"
19 Ocak, 2006 16:53:00 (TSİ) CNN TURK
KKTC Başbakanı Ferdi Sabit Soyer, 'Kıbrıs
sorununun Brezilya dizilerine dönüştüğünü' belirterek, Rum
tarafını çözüm istememekle suçladı.
Soyer,
Rum gazetecilere dün yaptığı açıklamada, Rum
tarafının çözümden kaçtığını ve oyalama
taktiği uyguladığını söyledi.
KKTC Başbakanı, Türk tarafının, belirlenmiş takvim
çerçevesinde BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın arabuluculuğuyla
müzakerelere hazır olduğuna dikkat çekti.
Soyer, müzakerelerin başlayabilmesi için, Rum yönetimi lideri Tasos
Papadopulos'un Annan Planı'nda yapılmasını istediği
değişikleri yazılı olarak Annan'a göndermesi
çağrısında bulundu.
Soyer, Papadopulos'un 'sadece Türkiye kökenlilerin değil, tüm
Kıbrıslı Türklerin Kıbrıs'tan
ayrılmasını istediğini' de belirtti.
Rum basınına göre, Soyer'in açıklamasını
yorumlaması istenen Papadopulos, ''Soyer'e yanıt vermeyeceğim''
dedi.
Rum tarafının tezlerinin BM tarafından bilindiğini ve konu
üzerinde herhangi bir oyalamanın bulunmadığını savunan
Papadopulos, BM Genel Sekreteri'nin çağırması durumunda da Rum
tarafının müzakerelere hazır olduğunu öne sürdü.
KIBRIS
19/01/06
Kuzey Kıbrısa Rum elektriği
Ömer BİLGE / LEFKOŞA
KKTC hükümeti, ülkenin ana elektrik kaynağı konumundaki Teknecik
santralinde meydana gelen arıza nedeniyle karanlığa mahkum
olunca, Rum yönetiminden acil elektrik istemek zorunda kaldı. Rum
yönetimi, Tasos Papadopulosun özel izniyle iki tarafın elektrik
hatlarını bağlamak üzere KKTCye teknik ekip gönderdi.
Önceki gün oluşan arızanın ardından dün gerçekleşen
ikinci arızayla, santralin tamamen devre dışı
kaldığı bildirildi. KKTC bir anda karanlığa
gömülürken, çalışmaların 15 gün sürebileceği
açıklanması üzerine hükümet toplandı. KKTC Başbakanı
Ferdi Sabit Soyer ve Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş
dün akşam krizin aşılması için Rum siyasi liderlerinden
yardım istedi. Yoğun temasların ardından Rum lider
Papadopulos 15 gün boyunca fiyat belirlemeksizin elektrik vermeyi kabul etti.
HURRIYET
19/01/06
Papadopulos, Straw'a küstü
ANKA
Rum Lideri Papadopulos, KKTC Cumhurbaşkanı Talat ile
makamında görüşmekten vazgeçmeyen İngiltere
Dışişleri Bakanı Straw ile biraraya gelmeyeceğini
bildirdi.
Kıbrıs Rum Kesimi ile İngiltere arasındaki gerilim iyice
tırmandı. Rum lideri Tasos Papadopulos, Kıbrıs ziyareti
sırasında KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile
makamında görüşmekten vazgeçmeyen İngiltere
Dışişleri Bakanı Jack Straw ile biraraya gelmeyeceğini
bildirdi.
Tasos Papadopulos, Jack Strawun KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat
ile makamında görüşmekten vazgeçmemesine misilleme olarak Straw ile
görüşmeyi reddetti. Rum basınına göre, Papadopulos, Jack
Strawun, Talat ile "İşgal bölgelerindeki sözde
başkanlık sarayında" bir araya gelme kararı nedeniyle
Straw ile herhangi bir görüşmeyi kabul etmeyeceğini söyledi.
Gelecek hafta Kıbrıs, Türkiye ve Yunanistanı kapsayan bir
geziyi gerçekleştirecek olan Jack Strawun Rum Yönetiminin
ısrarlı taleplerine karşın Talat ile makamında
görüşmekten vazgeçmemesi, Güney Kıbrısta büyük öfke
yaratmış bulunuyor.
HURRIYET
19/01/06
Papadopulos, Straw ile görüşmeyecek
Rum yönetimi
Lideri Tasos Papadopulos, İngiltere Dışişleri Bakanı
Jack Straw ile görüşmeyeceğini söyledi. Rum yönetimi
Dışişleri Bakanı Yorgos Yakovu da, Papadopulos'un Straw
ile, Mehmet Ali Talat ile makamında görüşeceği için
görüşmeme kararı aldığını açıkladı
Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos, gelecek hafta
adayı ziyaret edecek olan İngiltere Dışişleri
Bakanı Jack Straw ile görüşmeyeceğini söyledi.Tasos Papadopulos,
adayı ziyaretinde KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile
Lefkoşa'da makamında bir araya gelmeyi planlayan Straw ile
görüşüp görüşmeyeceğine ilişkin soruya, "Hayır,
kendisiyle görüşmeyeceğim" yanıtını verdi.Rum
yönetimi Dışişleri Bakanı Yorgos Yakovu da dün Straw ile
yaptığı telefon görüşmesinden sonra, "Bay Straw
Kıbrıs'a gelecek ve Talat ile makamında görüşmekte
ısrarlı" açıklamasını yaptı.Yakovu, Tasos
Papadopulos'un kendisiyle görüşmeyeceğine ilişkin
kararını Straw'a ilettiğini belirterek, İngiltere Dışişleri
Bakanı Straw'un bunun üzerine Rum yönetimi lideriyle görüşecek
olmayı tercih edeceğini, ancak kararı itirazsız kabul
edeceğini söylediğini bildirdi.
KIBRIS 19/01/06
CTP-DİSİ
Ortak Barış Konseri, yakınlaşma karşıtı
Rumları kızdırdı
Cumhuriyetçi
Türk Partisi (CTP) ile Rum Demokratik Birlik Partisi (DİSİ)'nin
ortaklaşa düzenlediği "Barış için Birlikte" iki
toplumlu ortak barış konserlerinin ilki dün akşam Güney
Lefkoşa'daki Melina Merkuri Salonu'nda gerçekleşti.
Etkinliğe
günlerdir tepki koyan yakınlaşma karşıtı
aşırı milliyetçi Rum unsurlar tepkilerini dün akşam eyleme
dönüştürdü.
Dün sabah
DİSİ Parti merkezlerini öfke ve tepkilerini taşıyan fanatik
unsurlar dün akşam etkinliğin başlaması sonrası polise
telefonla bomba ihbarında bulundu.
İhbarı
alan Rum polisi salona gelerek durumu DİSİ Genel Başkanı
Nikos Anastasiadis'e bildirdi. İhbarı Başbakan ve CTP Genel
Başkanı Ferdi Sabit Soyer'le değerlendiren Anatasiadis, konserin
devam edeceğini polise bildirdi.
Bu arada
saldırganlar etkinliğe katılan konukların
arabalarının lastiklerini patlatarak hareket edemez hale getirdi.
Arabaların ayna sileceklerini sıkıştırılan
broşürlerde DİSİ'nin parti amblemine Türk Bayrağı
monte edildi.
Konuşmalar
Etkinlikte
konuşan Başbakan ve CTP Genel Başkanı Ferdi Sabit Soyer,
barış ve çözüm yolunda mücadelelerinin devam edeceğini belirtip,
"CTP % 45 dolayında aldığı oyla
Kıbrıs'ın en güçlü partilerinden biridir ve şu anda
hükümetin büyük kanadıdır. Ancak CTP için hükümette olmak çözümün,
barışın önünde bir hedef değildir. Bizler tüm gücümüzle barış
ve çözüm mücadelemizi sürdürüyoruz, bundan sonra da sürdürmeye devam
edeceğiz" dedi.
DİSİ
Genel Başkanı Nikos Anastasiadis ise yaptığı
konuşmada partisinin Kıbrıs sorununa ve toplumların
yakınlaşmasına yönelik görüşlerini özetleyip
şunları ekledi:
"Bir çözüm
ne kadar iyi planlanırsa planlansın, vatandaşlar arasında adalet
duygusu onları tatmin etmezse, söz konusu çözümün içinde
yaşayabilirlik umudu kalmaz ve zaman direnemez. Bu yüzden sistemli olarak,
karşılıklı görüşme ve tanışma etkinlikleri
aracılığı ve verimli diyaloglar ile
karşılıklı anlayışın ve birlikte uyum sağlamanın
ön şartlarını yaratma amacındayız."
Anastasiadis
konuşmasını şu sözlerle tamamladı:
"PASİ
binasının önünde, 2. Dünya Savaşı'nda ölen
Kıbrıslı askerlerin bir anıtı bulunmaktadır.
Burada, ortak düşmanlarına karşı "silahla"
savaşırken kardeşçe birlikte ölen Kıbrıslı Türk
ve Rumların isimlerini okumak gerçekten çok sarsıcıdır.
Faşizm ideolojisi ve totaliter rejim ideolojisi ari ırk yaratma
düşüncesine hizmet eder.
Hakiki Avrupa
vatandaşları olarak özgür, barışçıl, insan
haklarına saygı duyan, ekonomik gelişme ve sosyal refah ilkeleri
içinde birlikte yaşayabileceğimiz ve yaşamamız
gerektiği mesajını gönderme vakti gelmiştir."
Gecenin
açılışında konuşan Kety Klerides ise etkinliğin
amacını özetleyip, "DİSİ ve CTP bu konser ile
adamızın de fakto bölünmüşlük durumunun
normalleştirilmesine razı olmayacakları barış,
uzlaşı ve yeniden birleşme için çalışmaya devam
edecekleri mesajını vermektedir" dedi.
Saldırılara
tepki
Etkinliğe
yapılan bomba ihbarı ve aralarından Kety Klerides'in
arabasının da bulunduğu çok sayıda arabanın
lastiklerini yırtılmasına tepki koyan Ferdi Sabit Soyer ve Nikos
Anastasiadis, bu tür saldırıların barış ve yeniden
yakınlaşma çabalarına engel olamayacağını ifade
etti.
Etkinliğe
iki parti yetkilileri yanında yabancı diplomatik temsilciler de
katıldı. Konser sonrası DİSİ Genel Başkanı
Anastasiadis, Başbakan ve CTP Genel Başkanı Ferdi Sabit Soyer ve
Genel Sekreter Ömer Kalyoncuyla yemekte bir araya geldi.
KIBRIS 19/01/06
"Vakıf
mallarına sahip çıkalım"
|
Vakıflar
İdaresi eski genel müdürü Taner Derviş, vakıf mallarına
sahip çıkılmasını istedi. Taner
Derviş'in konuyla ilgili yazılı açıklaması
şöyle: "Son
yıllarda, Kıbrıs Türk halkının ada üzerindeki
mülkiyet hakları sorgulanmakta, tazminat davaları ile baskı
altına alınmak istenmektedir. Kıbrıs Türk
halkının ada üzerindeki varlığına yönelik bu tehdit
karşısında, hukuk kuralları çerçevesinde, mülkiyet ve
tazminat haklarımızın tesbiti ve savunulması hayati önem
arz etmektedir. Ayrıca,
kapalı Maraş ile ilgili olarak çeşitli iddialar ve
görüşler ortaya atılmakta, kapalı Maraş'ın mülkiyeti
sorgulanmaktadır. Bu bağlamda, kapalı Maraş'ın
hukuki statüsü hakkında, kamuoyunun aydınlatılması ve
bilgilendirilmesi kaçınılmaz olmuştur. Nitekim, 22
Ağustos 2003 tarihli Vakıflar İdaresi yazısı ile,
kapalı Maraş'ın mülkiyet durumu ile ilgili olarak,
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri de bilgilendirilmiş
bulunmaktadır. A-
Kapalı Maraş'ın önemi Kapalı
Maraş'ın tümü vakıflara ait olup, 1900'lü yılların
başından itibaren hukuk kurallarına aykırı bir
şekilde Kıbrıslı Rumlar tarafından gaspedilmiş
bulunmaktadır. İşgalciler, Maraş'ta inşa ettikleri
10,000 yatak kapasitesine sahip turistik tesisler ile Kıbrıs Rum
ekonomisine önemli katkılar sağlamıştır. Diğer
taraftan, mal sahibi sıfatıyla kapalı Maraş'ı
yerleşime açmadığı için vakıfların mülkiyet
hakkı sorgulanmaktadır. Kaldı ki, sahip olduğu ekonomik
potansiyel göz önünde bulundurulduğu takdirde Maraş,
Kıbrıs Türk halkının toprak, tazminat ve ekonomik hakları
açısından hayati öneme sahiptir. B-
Vakıflar İdaresi'nin mülkiyet hakları Vakıflar
İdaresi'nin kapalı Maraş bölgesindeki mülkiyet hakları
Vakıflar İdaresi arşivinde bulunan aşağıdaki
belgelere dayanmaktadır. 1.)
27/7/1748; 22/12/1748; 10/11/1749; 6/6/1750 tarihlerinde tescil edilmiş
Abdullah Paşa Vakfiyeleri. 2.) 10/5/1579
tarihinde tescil edilmiş Lala Mustafa Paşa Vakfiyesi. 3.) 7/4/1818;
14/2/1821 tarihlerinde tescil edilmiş Bilal Ağa Vakfiyeleri. 4.) 19.
yüzyılın başlarında Sömürge İdaresi Tapu Dairesi
tarafından isdar edilmiş 3, 121 adet tapu kaydı. Söz konusu
tapu kayıtları, bölünme süreci sonucunda 1974 yılında
6,224'e ulaşmıştır. C- 1974
tarihi itibarıyla kapalı Maraş bölgesindeki işgalciler: 19.
yüzyılın başlarında kapalı Maraş bölgesindeki
4638 dönüm 300 a2 tutarındaki Vakıf emlakin %99.999'u
gaspedilmiş, Vakıflar İdaresinin elinde sadece 1 dönüm 2 evlek
452 a2 tutarında emlak kalmıştır. 1974 tarihi
itibarıyla kapalı Maraş'taki işgalcilerin dökümü
aşağıdaki listede yer almaktadır. Gaspedilmiş
Emlak İşgalciler
Tapu Kaydı (Alan olarak) Adedi (Dönüm-Evlek-Ayakkare) Kıbrıslı
Rum Şahıslar 5877 3362 - 1 - 2127 Merkezi
Hükümet 74 166 - 2 - 3307 Kıbrıslı
Rumlara Ait Şirketler 165 125 - 1 - 666 İngiliz
Savunma Bakanlığı 8 91 - 1 - 24 Rum Okul
Komisyonu 11 40 - 2 - 2986 Kıbrıs
Rum Kilisesi 37 33 - 0 - 784 Rum
Belediyeleri 7 22 - 0 - 1534 Kamu
Kuruluşları 7 4 - 1 - 3212 Yabancı
Uyruklu Şahıslar 33 2 - 1 - 1821 Kıbrıslı
Türkler (Şahıslar) 5 0 - 2 - 1618 Genel Alanlar
787 - 1 - 3369 Toplam 6224
4636 - 1 - 3448 D-
Vakıflar İdaresi adına tahakkuk eden tazminat hakları 1974 tarihi
itibarıyla, bünyesinde barındırdığı 10,000
turistik yatak kapasitesi, binlerce işyeri, konut, idari ve kültürel
binalarla, kapalı Maraş adanın en zengin yerleşim birimi
unvanına sahipti. Bu çerçevede 19. yüzyılın
başlarındaki gasp ve işgal göz önünde bulundurulduğu
takdirde, Vakıflar İdaresi adına tahakkuk etmiş tazminat
hakkı önemli boyutlara ulaşmaktadır. Kapalı
Maraş ile ilgili olarak 1997 yılında KKTC Mahkemelerinde
hukuki girişim başlatılmış olup, davalar
Vakıflar İdaresi lehine sonuçlanmış bulunmaktadır. E-
Kapalı Maraş için öngörülen yeniden yapılandırma
planı Kapalı
Maraş bölgesinin yerleşim dışında tutulması
sosyal, ekonomik ve çevre sorunlarına neden olmaktadır.
İlaveten, Vakıflar mülkiyet hakkı da sorgulanmaktadır. Bu
bağlamda, kapalı Maraş bölgesinin kapsamlı bir master
plan çerçevesinde yeniden yapılandırılarak KKTC ekonomisine
kazandırılması gerekli olmuştur. Söz konusu master plan
çerçevesinde, 15,000 turistik yatak kapasitesi ile 5,000 işyerinin
inşa edilerek 15,000 kişiye istihdam sağlanması olanak
dahilindedir. Kapalı Maraş'ın Vakıflar tarafından
devreye konmaması halinde Kıbrıs Türk halkının
mülkiyet ve tazminat hakları hukuken tehlikeye atılmış
olacaktır. Önümüzdeki
günlerde, Kıbrıs Türk Halkının mülkiyet ve tazminat
haklarına ilişkin geniş değerlendirmeler kamuoyunun
bilgisine arz edilecektir". |
KIBRIS 19/01/06
Avusturya'dan
Kıbrıslı Türklere destek
Avrupa
Birliği (AB) dönem başkanı Avusturya'nın
Başbakanı Wolfgang Schüssel, Türkiye ve AB arasındaki Gümrük
Birliği'nin birliğe üye bütün ülkeleri kapsayacak şekilde
uygulanmasına ve Kıbrıslı Türklere verilen yardım
sözünün yerine getirilmesine dönem başkanlığı
sırasında önem vereceklerini söyledi.
Avusturya
Başbakanı Wolfgang Schüssel, dönem başkanı olarak sorunun
çözümü için BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın girişimlerini de
desteklemeye devam edeceklerini bildirdi.
Schüssel,
Avrupa Parlamentosu'nda ülkesinin dönem başkanlığına
ilişkin bir konuşma yaptıktan sonra basın
toplantısı düzenledi.
Toplantıda
Kıbrıs sorununa ilişkin bir soruyu yanıtlayan Avusturya
Başbakanı, dönem başkanı olarak sorunun çözümü için BM
Genel Sekreteri Kofi Annan'ın girişimlerini desteklemeye devam
edeceklerini bildirdi.
Schüssel,
Türkiye ve AB arasındaki Gümrük Birliği'nin birliğe üye bütün
ülkeleri kapsayacak şekilde uygulanmasına ve Kıbrıslı
Türklere verilen yardım sözünün yerine getirilmesine dönem
başkanlığı sırasında önem vereceklerini söyledi.
Schüssel
ayrıca, tarama sürecinin ardından, Türkiye ile tam üyelik
müzakerelerinin de bu yılın ilk altı ayı içinde başlayabileceğini
söyledi.
Bir
gazetecinin, AB'nin yeni bir üye almadan önce kendi içindeki "hazmetme
kapasitesine" ilişkin sorusunu yanıtlayan Schüssel, bunun yeni
bir kural olmadığını, Kopenhag kriterleri arasında da
bu kuralın bulunduğunu söyledi.
Avusturya
başbakanı, dönem başkanı olarak hazmetme kapasitesi
kurallarının daha iyi anlaşılması için AB Komisyonu
ile yakın çalışmalarda bulunacaklarını kaydetti.
Schüssel,
"AB Komisyonu'nun olumlu rapor vermesiyle Türkiye ve Hırvatistan'la
müzakerelerin ilk altı ay içinde başlayacağını"
söyledi.
Anayasa
tartışmasına
herkes
katılsın
Avusturya
Başbakanı, AP genel kurulunda yaptığı konuşmada
ise ülkesinin AB Anayasası ile ilgili tartışmaya toplumun bütün
kesimlerinin dahil edilmesi için yoğun çaba göstereceğini belirtti.
Temmuz
ayında düzenlenecek AB zirvesine kadar AB Anayasası'na ilişin
tartışmaların devam edeceğini ifade eden Schüssel, "Bu
tartışma elit bir tartışma olmamalı, herkes bu
tartışmaya katılmalı. Avrupa vatandaşlarının
AB kurumlarına ilişkin güvenini güçlendirmek zorundayız"
dedi.
Schüssel, AB
içinde işsizlik sorunu çözmek ve ekonomik büyümeyi artırmak için
yapılacak tartışmaya da işçi sınıfı
temsilcilerinin aktif bir biçimde katılmasını istediklerini
kaydetti.
Avusturya
başbakanı, 2007 ve 2013 yılları arası için öngörülen
AB bütçesinde, yapılacak müzakerelerle 1 ila 4 milyar avro tutarında
artışa gidilebileceğini bildirdi.
AB liderleri,
geçen ay yapılan zirvede, gelecek yedi yıl için AB bütçesinin 862.3
milyar avro olarak belirlenmesini kararlaştırmışlardı.
Avrupa
Parlamentosu'nun bütçenin artırılması yolundaki taleplerine
atıfta bulunan Schüssel, "Bütçede 1 veya 4 milyar avro tutarında
bir artış yapmak için manevra alanımız var" diye
konuştu.
KIBRSI 19/01/06
Elektrik
krizi
|
TEKNECİK'E
UĞURSUZLUK ÇÖKTÜ... 60 megawatlık ilk ünitesi önceki gün bozulan
Teknecik Santralı'ndaki 60 megawatlık ikinci ünite de dün saat
15.00'te devre dışı kaldı. İlk ünitenin türbin
yatağı bozulurken, ikinci ünitede de boru patlaması meydana
geldi KABUS
GİBİ... Gündüzleri 150, geceleri ise ortalama 200 megawatlık
enerji ihtiyacı olan KKTC'de Teknecik tamamen susunca, Kalecik ve
Dikmen'deki gaz türbinleri devreye sokuldu. Ancak bunların toplam
kapasitesi 110 megawatı geçmediği için ülke genelindeki elektrik
kesintisi kabusa dönüştü RUM TARAFIYLA
TEMASLAR...Vatandaşları can evinden vuran elektriksizliğe
çözüm üretmek için hükümet kolları sıvadı. Bakanlar Kurulu
öğleden sonra olağanüstü toplandı; Başbakan Ferdi Soyer
ve Yardımcısı Serdar Denktaş, elektrik için Rum
tarafıyla temasa geçti. Başbakan Soyer'in, AKEL Genel Sekreteri ve
Meclis Başkanı Dimitris Hristofyas'la telefonla görüştüğü
bildirildi DENKTAŞ
VE ÖZTOPRAK GECE GÜNEYE GEÇTİ... Saat 18.30 sıralarında
KIB-TEK Müdürü Fuat Mertay başkanlığındaki bir heyet
güneye geçerek Rum Elektrik Dairesi yetkilileri ile görüştü. Saat 22.00
sıralarında ise daha üst düzey temaslar için Serdar Denktaş
ile Tarım ve Orman Bakanı Hüseyin Öztoprak güneye geçti.
Denktaş ve Öztoprak'ın, güneyde, Papadopulos'un partisi
DİKO'da görüşmeler yaptığı öğrenildi RUMDAN
PARAMIZLA ELEKTRİK ALIYORUZ... Ekibiyle güneyde yaklaşık 3.5
saat temas yapan KIB-TEK Müdürü Mertay'dan alınan bilgilere göre, Rum
tarafından bir hafta boyunca günlük 70-75 megawatlık elektrik
satın alınacak. Dün akşam saat 23.00 sıralarında
Atalasa santralından Ercan bölgesine enerji verilmesi bekleniyordu.
Bugün de Güzelyurt ve Mağusa bölgesine Rum tarafından elektrik
verilecek Dilek
ÇETEREİSİ Dondurucu
soğukların etkisinde kalan KKTC'nin ana elektrik
ihtiyacını karşılayan 120 megawattlık Teknecik
Elektrik Santrali nihayet dün çöktü. 10 yıl
boyunca kesintisiz olarak çalıştırılıp doğru
dürüst bakımı yapılamayan iki üniteli Teknecik Elektrik
Santrali'nde beklenen oldu ve dün 60 megawattlık ikinci ünitesi de
bozulunca tamamen devre dışı kaldı. Teknecik'in, 60
megawattlık ilk ünitesi önceki gün arızalanmış, bu
arızanın giderilmesi için 7 güne ihtiyaç olduğu yönündeki
acı haberin şoku atlatılamadan bu kez kara haber saat 15.00'te
geldi. Birinci ünitenin arızası giderilmeden 60 megawattlık
ikinci ünitede meydana gelen boru patlaması nedeniyle santralın
tamamen çöktüğü açıklandı. Günlerdir
elektrik kesintilerinden çile çeken vatandaşlar da Teknecik'in devre
dışı kalmasıyla birlikte tamamen karanlığa
gömüldü. Gündüzleri
150, geceleri ise 206 megawattlık enerji ihtiyacı olan KKTC'de
Teknecik tamamen susunca, Kalecik ve Dikmen'deki gaz türbinleri devreye
sokuldu. Ancak bunların toplam kapasitesi 110 megawattı
geçmediği için ülke genelindeki elektrik kesintisi kabusa dönüştü. Bir yandan
soğuğun, diğer yandan da karanlığın esiri olan
halkın tepkisi giderek büyürken, yetkililer de buna çare üretmek için
seferber oldu. Öğrencilerin sınav dönemine rastlayan elektrik
çilesi, vatandaşın isyanını daha da artırmıştı. Bakanlar
Kurulu öğleden sonra olağanüstü toplandı; Başbakan Ferdi
Sabit Soyer ve Yardımcısı Serdar Denktaş, elektrik için
Rum tarafıyla temasa geçti. Başbakan
Soyer'in, AKEL Genel Sekreteri ve Meclis Başkanı Dimitris
Hristofyas'la telefonla görüştüğü bildirildi. Bu
görüşmenin ardından saat 18.30 sıralarında Rum
tarafına KIB-TEK Müdürü Fuat Mertay başkanlığındaki
bir ekip gönderildi. Mertay
başkanlığındaki heyette başmühendisler Kulderen
Canselen, Ahmet Dargın ve Gürcan Erdoğan yer aldı. KIB-TEK
heyeti, Rum Elektrik Dairesi Müdürü, yönetim kurulu başkanı ve üst
düzey mühendislerden oluşan bir heyetle yaklaşık 3.5 saatlik
temas yaptı. Güney
Kıbrıs'la girişimler bununla da kalmadı ve saat 22.00
sıralarında daha üst düzey temaslar için DP Genel
Başkanı, Başbakan Yardımcısı ve
Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş ile Tarım ve
Orman Bakanı Hüseyin Öztoprak güneye geçti. Denktaş ve
Öztoprak'ın, güneyde, Papadopulos'un partisi DİKO'da
görüşmeler yaptığı öğrenildi. Tarım ve
Orman Bakanı Hüseyin Öztoprak güneye geçmeden KIBRIS muhabirine
yaptığı açıklamada, elektrik için üst düzey temaslar
yapılacağını söyledi. Öztoprak, "Bu akşamdan
(dün) itibaren Ercan bölgesine elektrik vermeye başlıyorlar.
Yarın (bugün) da ihtiyacımızın tamamına
yakınını alacağız" dedi. Öte yandan
Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos, dün akşam Rum televizyonlarına
yaptığı açıklamada, kuzeye Atalasa, Aynikola ve Orunda
santrallerinden elektrik verileceğini söyledi. Yine de hava
şartlarına bağlı... Dün gece
KIBRIS muhabirine konuşan KIB-TEK Müdürü Mertay'dan alınan
bilgilere göre, Rum tarafından bir hafta boyunca günlük 70-75
megawattlık elektrik satın alınacak. Dün gece saat
23.00 sıralarında Atalasa santralından Ercan bölgesine enerji
verilmesi bekleniyordu. Bugün de Güzelyurt ve Mağusa bölgelerine Rum
tarafından elektrik verilecek. Rum
tarafından yapılacak takviyeye rağmen KKTC'nin enerji
ihtiyacı yine de tam olarak karşılanamayacak ve Kalecik ile
gaz türbinleri de devrede olacak. Tüm bunlara rağmen elektriklerin
kesilip kesilmeyeceği ise yine de hava koşullarına
bağlı olacak. Mertay:
Anlayış gösterdiler KIB-TEK
Müdürü Fuat Mertay, Rum Elektrik Dairesi yetkilileriyle yaptıkları
görüşmede sadece bir hafta için elektrik talep ettiklerini ve bu
isteklerinde de anlayış gördüklerini söyledi. Mertay,
Atalasa'dan dün akşam saat 23.00 itibarıyla Ercan bölgesindeki iki
istasyona elektrik verilmeye başlanacağını, bugün de
Güzelyurt ve Cengiz trafoları ile Mağusa'daki iki trafoya enerji
verileceğini kaydetti. Rum
tarafından alınacak enerjiyle KKTC'nin tüm elektrik
ihtiyacının karşılanamayacağını anlatan
Fuat Mertay, geriye kalan açık için de Kalecik ve Dikmen'deki buhar
türbinlerinin devrede olacağını ve yaklaşık 100
megawattlık enerji üretileceğini ifade etti; yine de kesinti olup
olmayacağının hava koşullarına bağlı
olduğunu bildirdi. Vatandaşlardan
ısınma amacıyla elektriği kullanmamaları
çağrısı yapan Mertay, "Ne kadar tasarruflu olursak o
kadar iyi olur. Vatandaşlarımızın ısınmak için
gaz sobalarını kullanmaları yerinde olur" dedi. Fuat Mertay,
bir soru üzerine elektriği güneyden paramızla satın
alacağımızı ifade ederek, "AB normlarına göre
bir tarife vardır ve o tarifeye göre ödeme yapacağız. Ödeme
için özel bir pazarlık yapılmadı. Güneyin kendi
yurttaşlarına uyguladığı yüksek gerilim tarifesinden
elektriği alacağız. Bu da aşağı yukarı 5-6
centtir" şeklinde konuştu. |
KIBRIS 19/01/06
Vurgun
üstüne vurgun
PARSEL PARSEL
SATTILAR... Dillirga'daki mallarına sahip çıkan
Kıbrıslı Türklerin araştırmaları yeni bir vurgunu
ortaya çıkardı. Celal Gilan, Sevdiye Dede ve Yasemin Mehmet'e ait
arazilerin ardından, Erkiye Hasip'e ait Yeronisso bölgesi Koraca
mevkiindeki 691 numaralı parselin de sahte belgelerle
satıldığı ortaya çıktı
MAHKEME
KURULDU... Kıbrıslı Türklerin sahte belgelerle yağmalanan
malları ile ilgili duruşma 20 Ocak Cuma günü Baf'ta görüşülmeye
başlanacak. Mahkemede tanık olarak dinlenecek Celal Gilan, Sevdiye
Dede, Yasemin Mehmet ve Erkiye Hasip'in varislerinin
avukatlığını ise Hakkı Önen'in yapması Rum
savcılığı tarafından kabul edildi
TAZMİNAT
İSTEMEYİZ, MALIMIZI VERMEYİZ... Dillirga'da malı bulunan ve
açıkgöz muhtar tarafından malları satılan Celal Gilan,
Sevdiye Dede, Yasemin Mehmet ve Erkiye Hasip'in varisleri,
"Malımızı istiyoruz tazminatını değil. Rum
mahkemesi mallarımızı bize iade etsin. Aksi halde
mallarımızın peşini bırakmayacağız ve Avrupa
İnsan Hakları Mahkemesi'ne gideceğiz" dedi
Hüseyin
EKMEKÇİ
Dillirga'daki
mallarına sahip çıkan Kıbrıslı Türkler, yeni bir
vurgun haberi ile sarsıldı. Daha önce Celal Gilan, Sevdiye Dede ve
Yasemin Mehmet'e ait parsellerin sahte belgelerle White Knight isimli turizm
şirketine satıldığının saptanmasının
ardından ortaya çıkan yeni bulgular Erkiye Hasip'e ait Yeronisso
bölgesi Koraca mevkiindeki 691 numaralı parselin de sahte belgelerle
satıldığını ortaya koydu.
Celal Gilan,
Sevdiye Dede ve Yasemin Mehmet'e ait araziler "Yunanlı"
lakaplı zengin bir Rum işadamına satılırken, Erkiye
Hasip'in malları ise Andreas Yeorgiu isimli ölmüş bir Rum'un üzerine
tapulu çıktı.
Vurgunun ortaya
çıkması ile sadece dört parseli White Kinigh isimli şirkete
koçan etmeyi başaran şebekenin amacının, bölgedeki
malları parsel parsel söz konusu şirkete satmak olduğunu ortaya
koydu.
Kıbrıslı
Türklerin sahte belgelerle yağmalanan malları ile ilgili duruşma
20 Ocak Cuma günü Baf'ta görüşülmeye başlanacak. Mahkemede tanık
olarak dinlenecek Celal Gilan, Sevdiye Dede, Yasemin Mehmet ve Erkiye Hasip'in
varislerinin avukatlığını ise Hakkı Önen'in
yapması Rum savcılığı tarafından kabul edildi.
Bu arada
KIBRIS'a konuşan Dillirga'da malı bulunan ve açıkgöz muhtar
tarafından malları satılan Celal Gilan, Sevdiye Dede, Yasemin
Mehmet ve Erkiye Hasip'in varisleri, "Malımızı istiyoruz
tazminatını değil. Rum mahkemesi mallarımızı bize
iade etsin. Aksi halde mallarımızın peşini bırakmayacağız
ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne gideceğiz" dedi.
Vurgun 2001'de
ortaya çıktı
24 Ekim 2001
tarihli Politis gazetesinin yayınıyla kamuoyuna duyurulan vurgun,
dönemin Rum hükümetini de sıkıntıya sokmuştu.
Kapıların kapalı olması nedeniyle eli kolu bağlanan
Kıbrıslı Türk varisler, kapıların açılması
ile birlikte gasp edilen haklarına sahip çıkmak için her yola
başvurdu.
Politis, 24
Ekim 2001 tarihli haberinde, Dillirga bölgesinde Rum Tapu ve Kadastro Dairesi
yetkililerinin de dahil olduğu bir şebekenin Kıbrıslı
Türklere ait malları sahte belge düzenleyip tasarrufuna geçirdiği ve
kendi adlarına tapu çıkartıp, söz konusu malları
başkalarına sattığı bilgilerinin dönemin içişleri
bakanı Hristodulos Hristodulu tarafından da
doğrulandığını yazdı.
Aynı
haberde White Knight isimli yatırım şirketinin malların
alımı için 1. 500 bin KL harcadığı da duyuruldu. Söz
konusu şirkete koçan edilen arazileri önce bölge sakinlerinin satıl
aldığı, ardından da şirkete koçan edildiği de
verilen bilgiler arasında yer aldı.
Tapu
defterlerinden yaprak söktüler
Yolsuzluğun
ortaya çıkmasının ardından mahkemeye çıkarılan ve
haklarında sekiz gün tutukluluk emri verilen tapu ve kadastro dairesi
yetkililerinin vurgun öncesi tapu kayıtlarının yer
aldığı defterlerde tahribat yaptığı saptandı.
Konuyu
araştırmakla görevlendirilen tapu memurlarının saptamaları
ise tüyler ürpertti. Yapılan araştırmada, Dillirga bölgesinde el
değiştiren mallarla ilgili kayıtların defterlerden sökülüp
alındığı ortaya çıktı.
Yolsuzluğun
boyutunun büyüklüğünden bahseden tapu memurları, "olaya
karışan tapu memurlarının depolardaki dosyaları
kaybetmeleri yanında, Dillirga bölgesindeki taşınmaz mal
defterlerinin de sayfalarını söktüklerini" saptayarak kamuoyuna
duyurdu.
Muhtara
tutuklama
Aynı
dönemde yolsuzluğa adı karışan ve malların
Rumların kullanımında olduğuna dair sahte belge veren Pirgo
köyü muhtarı Krinos Theoharus ve ihtiyar heyeti üyesi Andreas Sava da
tutuklanmıştı.
Yolsuzluğa
neden 1946 yılında yapılan yasa
1946'da
yürürlüğe giren taşınmaz mallarla ilgili fasıl 224
sayılı yasa bir malı 30 yıl kullanana önemli haklar vermekteydi.
Tapu
Dairesi'nde çalışan memurların ise bu açıktan yararlanarak
Kıbrıs'ın güneyinde bir çok bölgede benzer yolsuzluklar
yapmış olabileceği de tartışılıyor.
Söz konusu
yasayla kuzeydeki Rum mallarının Türk kullanıcılarına
geçmesinde endişelenen Rum yönetimi 1996 yılında yasada
değişiklik yapmıştı.
1974
yılında kuzeydeki Rum malların Türklerin kullanımına
geçtiğini göz önünde bulunduran Rum yönetimi, 2004 yılında 30
yılın geride kalmasının ardından
Kıbrıslı Türklerin 1946 yılında yapılan
fasıl 224 sayılı yasadan yararlanmalarını önlemek
için, "Kıbrıslı Rumlara ait olup da kuzeyde bulunan,
Kıbrıslı Türk'e ait olup da güneyde bulunan mallara tapu
çıkarılmasını" yasaklamıştı.
Buna
karşın Dillirgadaki Türklerin mallarından 1964 yılında
zorla ayrılmaları ve 1994 yılında 30 yıllık
sürenin dolması, Rum dolandırıcılarının
iştahını kabarttı.
Peşkeş
çekilen mallar Rumların kullanımda değildi
Buna
karşın, Celal Gilan, Sevdiye Dede, Yasemin Mehmet ve Erkiye Hasip'in
"30 yıllık kullanıcıları var" denilerek 2.
ve 3. şahıslara koçan çıkarılmasına sahte belgelerle
yol açılmasına rağmen, söz konusu arazinin tepelik olması
ve kullanılmaması da Rum mahkemesinin gündemine getiriliyor.
Rum mahkemesi
ne karar verecek?
Pirgo köyü
muhtarı ve yandaşları tarafından sahte belgelerle
satılan Dillirga yöresindeki Türk mallarındaki mevcut hukuki durum
adadaki "mülkiyet rejimini" kökten dinamitleyecek bomba haline geldi.
Mahkeme
alıcı şirket White Knight'ı "iyi niyetli
alıcı" olarak kabul etme eğilimine girerken, Orams çiftinin
de İngiliz mahkemelerinde aynı gerekçeyle savunulması
Rumları endişeye itti.
Kıbrıslı
Türk sahipleri Celal Gilan, Sevdiye Dede ve Yasemin Mehmet,
mallarının kendilerine iadesi için Rum mahkemelerine başvurdu.
Mahkeme ise mülkü kendilerine iade etme kararı vermekte güçlük çekiyor.
Vurgunun boyutu
milyon KL
Pirgos köyü
muhtarı Krinos Theoharus, kendi köyü dışında kalan Türk
arazilerine sahte belgeler düzenleyerek Yunanlı bir turizm şirketine
1 milyon Kıbrıs Lirası (KL)
karşılığında sattı.
Uyanık
muhtara, Rum Tapu Dairesi memuru Mihalis Kalathas ile birlikte Pirgo köyü
azaları Haralambos Haralambus, Kostas Kostandinu, Andreas Sava ve Yeorgios
Sava da sahte imzalar atarak destek verdi.
Pirgos köyü ile
Bozdağ- Mansura güzergahında bulunan ve tapu kayıtlarında
"Kafkallas" olarak adlandırılan bölgede yüzlerce dönüm
alanı satmak için harekete geçen uyanık muhtar ve
işbirlikçileri, "ihbar" üzerine tutuklanınca,
Kıbrıslı Türk aileler de "mallarının
satılmak üzere olduğunu" öğrendi.
Baf Kaza
Mahkemesi'nde görülecek davaya 160 tanık katılacak. 160
tanıklı davanın son yıllarda "en fazla
tanığı olan dava" olarak değerlendirildiği de
öğrenildi. Muhtar ve işbirlikçileri, "30 yıldır kullanıyoruz,
satabiliriz" derken, mahkeme, "Türk mallarını
satamazsınız" diyor. Oysa tepelik olan arazinin herhangi bir
amaç için kullanılması mümkün değil.
Tazminat
değil malımızı isteriz... Tazminat değil
malımızı isteriz... Tazminat değil malımızı
isteriz...
Ergün Rodoslu:
Biz
malımızı isteriz. Aksine kesinlikle karşıyız. 6
Ağustos 1964 tarihinde bizi, üzerimize 15 bin kişilik kuvvetleri
sürerek zorla yerimizden attılar, malımızdan
uzaklaştırdılar. Halen Mansura'daki evimize giremiyoruz. Bunlar
yetmezmiş gibi başlatılan bu operasyonla tümünü elimizden
almayı kafaya koymuşlar. Buna susacak değiliz.
Hakkımızı sonuna kadar arayacağız. Bize burada
(Erenköy) verilen malları da iade etmeye hazırım. Ben
Dillirga'da bıraktığımız, ata yadigarı, baba
yadigarı topraklarımızı istiyorum. Üç ev yapsınlar,
hemen çocuklarımı alıp gideyim. Mallarımızı
yedirtmeyeceğiz. Hele bu yolsuzluğa hiç... İç hukuk bize
hakkımızı vermezse, ardından Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesi'ne gideceğiz. Dillirgalılar Derneği ile beraber
hareket edeceğiz ve hakkımızı alacağız.
Nevzat
Selengin:
Mallarımızın
yağmalanmasına seyirci kalmayacağız. Hiç kimse
malının bu şekilde el değiştirmesini istemez. Biz de
istemeyiz. Mansura'da evlerim vardı, yıkıldı.
Topraklarım var. Orada bizim hatıralarımız yatıyor.
Buna sırtımızı dönmemiz ve kabullenmemizi kimse bizden
beklemesin. Hakkımız neyse arayacağız. Kimse bizim
mallarımızı, bizden habersiz başkalarına satamaz. Rum
mahkemesinin de "siz tazminatı alın" demesini istemiyoruz.
Mallar bizim. Tazminat değil, mallarımızı istiyoruz. Bunda
da ısrarcı olacağız. Bugün yağmalanan malların
sadece bir kısmı. İleride devamının gelmeyeceğini
kim garanti edebilir. Bu nedenle sonuna kadar hakkımızı
arayacağız. Burada olmazsa Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesinde. Tazminat değil, mallarımızı istiyoruz.
Remziye Fehim
Ben 82
yaşındayım... Mallarımızı,
canımızı kurtarmak için bırakıp
kaçtığımda, 40 yaşındaydım. Bunun
acısını benden iyi kimse bilemez. Bozdağ'da
malımız vardı. Şimdi öğrendim ki annem Erkiye Hasip'e
mallar Rumlara geçmiş. Ben imza vermedim ki... Ben imza vermeden annemin
malları nasıl Rumların olur. Ben her gün malıma yeniden
dönmenin hayalini kurarım. Köyüme gitmek isterim. Ama öğrendim ki
malımı Rumlar aldı. Çocuklarıma da söyledim, ben
malımı isterim. Rum'un satılacak malı varsa ben almaya
hazırım, yok ki malımı Rum'a verecem. Annemden bana kalan
malı, Rum'a mı bırakacam? Olur mu öyle şey...? 100 dönüme
yakın arazimiz vardı Bozdağ'da. Rum'un bana para mara vermesini
da istemem. İstediğim tek şey malım... Mahkeme beni da
çağırsın, dinlesin...
Mediha Feridun
Celal
Gilan'ın en büyük torunuyum. Bıraktığı malların
varislerinden de biriyim. Şimdi mallarımız mahkemelik oldu.
Öğrendik ki malımızı bizden habersiz Rumlar sattı.
Nasıl satarlar? Olacak şey mi bu? Duyar duymaz çok üzüldük. Bunu
kabullenmemiz mümkün değil. Babalarımızın,
atalarımızın hatırasıdır bu araziler.
Rumların mallarımızı bu kadar rahat yağmalamasına
izin vermeyeceğiz. Hükümetimizin de bu konuda bizlere destek vermesini
isteriz. Ailemiz hakkını aramakta kararlı. Tazminatı da
kabul etmeyeceğiz. Evime gelen ev sahibi Rum "bu evin koçanı
benim, alacam" der. Biz malımızı neden verelim? Vermemekte
kararlıyız. Malımıza sahip çıkacağız ve
anamızdan, babamızdan, dedemizden kalan bu
topraklarımızı torunlarımıza aktaracağız.
Emel Hulusi
Ben
malımı isterim... Tazminat falan da kabul edecek değilim. Burada
aldığımız mallar, Dillirga'da
bıraktığımız malların değerinden çok daha
fazla düşük. Bizim mallarımız babamızdan, dedemizden bize
kalan mallar. Bir Rum'un bunları kendi üzerine koçan etmesini
anlamamız mümkün değil. Hakkımızı aramakta
kararlıyız. Sonuna kadar da Rum mahkemelerinde konuyu
görüştüreceğiz. Eğer Rum mahkemesi hakkımızı yer,
"mal Ruma kalsın, siz de tazminat alın" derse o zaman da
Rumlar gibi Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne koşa koşa
gideceğiz. Hak yerini bulana kadar hakkımızı
arayacağız. Bıraktığımız arazilerin
kıymeti ölçülemez. Nereye göre tazminat almamız öneriliyor.
Hakkımız neyse onu isteriz. Hakkımız da malımız.
Malımızdan başka bir şey istemeyiz. Adalet o zaman yerini bulmuş
olacak.
Sami Rezvan
Özbalıkçı
Malları
Rum'a peşkeş çekilen Yasemin Mehmet benim annemdir.
Atalarımın o topraklara nasıl sahip
çıktığını görerek yaşadım.
Tarlalarımızın Rumlar tarafından peşkeş
çekildiğini öğrenir öğrenmez, Dillirgalılar Derneği
ile harekete geçtik. Bu mal bizim. Tazminat da kabul etmeyeceğiz. Bunda da
kesin kararlıyız. Kimin hakkı var ki mallarımızı
satsın. Üstelik mallarımızda kullanıcı da yok. Annem
babam bizi hep, "bu mal size ait" diye büyüttü. Buradaki malı da
istemiyoruz. Kimse hem buradaki hem de Dillirga'daki malı
istediğimizi sanmasın. Buraya gelen Rumlar, mallarının
koçanını bize gösteriyor. Bizim de koçanlarımız var.
Nasıl ki Rumlar mallarını istiyor, biz de
malımızı istiyoruz. Her yıl tarlalarımızın
vergisini öderdik. Vergi defterlerinde de kaydımız var. Sonuna kadar
hakkımızı arayacağız.
KIBRIS 19/01/06
|
AA
Güncelleme: 17:00 TSİ 20 Ocak 2006 Cuma
LEFKOŞA
- Tasos Papadopulos, bugün başlayacağı Rusya ziyareti öncesinde,
bir Rus gazetesine verdiği demeçte, Planın, bunu kabul etmezseniz
başka bir fırsat olmayacak tehdidi altında Kıbrıs
Cumhuriyetini duvara dayamamasını isterim dedi.
Rum lider, partisi DİKOnun bir toplantısında
yaptığı konuşmada da, Müzakereler ön
hazırlığı iyi yapılmadan başlar ve 2-3 ay içinde
çökerse, önümüze aynı plan konulursa, halk yeni bir maceraya daha
dayanamaz ifadesini kullandı.
Tasos Papadopulos, Pazartesi günü, Rusya Devlet Başkanı Vladimir
Putin ile görüşecek. Görüşmede, Kıbrıs sorununun yanı
sıra AB ve ikili ilişkiler ele alınacak. Papadopulos aynı
gün, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrovla
çalışma yemeğinde bir araya gelecek.
Diplomatik kaynaklara göre, BM Güvenlik Konseyinin daimi üyesi olan Rusya,
Kıbrıs sorununun çözümüne katkı sağlama iradesini bu
görüşmelerde dile getirecek.
Rum yönetimi liderinin ve beraberindeki işadamlarının, Rus
işadamlarıyla görüşmesi de bekleniyor. Papadopulosun ziyareti
sırasında iki ülke arasında daha önce imzalanan 3 anlaşma
da yürürlüğe girecek.
Straw, Talat ile makamında görüşecek
Yorgo KIRBAKİ / ATİNA
İngiltere, Kıbrıs Rum
Yönetiminin şantajına boyun eğmedi. Rum Yönetiminin tüm
ısrarlarına rağmen, Dışişleri Bakanı Jack
Straw, 24-25 Ocaktaki Kıbrıs ziyaretinde KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile cumhurbaşkanlığı
konutunda görüşecek.
Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos ise Strawu kabul
etmeyeceğini, İngiltere dışişleri bakanının
adanın güneyinde sadece Rum muhatabı Yorgo Yakovu ile
görüşeceğini açıkladı. Papadopulos, Strawun KKTC
cumhurbaşkanlığına gidecek olması hakkında
"İngilizler burada varlıklarıyla Kıbrıs için
müzakerelerin yeniden başlamasına yardımcı
olacaklarına inanıyorlar. Bu işte arabulucu istiyor muyuz?
Herkes kendine göre oturup düşünsün. Buraya gelip bizim hassasiyetlerimizi
ve egemenliğimizi rencide edenler iyi arabulucu sayılamaz" dedi.
Strawun tavrı Rum basınında ağır şekilde
eleştirildi.
HURRIYET
20/01/06
Brezilya,
KKTC'ye izolasyona karşı
Hülya YILMAZ/BRASIL, (DHA)
Dışişleri Bakanı ve Başbakan
Yardımcısı Abdullah Gül, resmi temaslarda bulunmak üzere
geldiği Brezilyanın başkenti Brasilde, Brezilya
Dışişleri Bakanı Celso Amorim ile Dışişleri
Bakanlığında bir araya geldi. Gül ile Amorim görüşmenin
ardından ortak basın toplantısı düzenledi. Amorim, KKTC'ye
uygulanan ekonomik izolasyonlara karşı olduklarını söyledi.
Amorim, KKTCye uygulanan izolasyonların kaldırılması
yönünde Brezilyanın atacağı adımların sorulması
üzerine, BM Genel Sekreteri Kofi Annanın BMye sunduğu planı
desteklediklerini belirtti. "KKTCye uygulanan ekonomik izolasyonlara karşıyız"
diyen Amorim, Brezilyalı işadamlarının KKTCye gitmekte serbest
olduğunu vurguladı.
Tanıma konusunda ise BMyi izlediklerini belirten Amorim,
Adada her iki tarafı tatmin edici bir çözümün bulunmasını,
tarafların çoğulcu toplum yapısı içinde
yaşayabilmelerini arzu ettiklerini söyledi. Amorim, bu konuda ellerinden
geleni yapmaya hazır olduklarını kaydetti. Amorim, Türkiyenin
BM Güvenlik Konseyine adaylığına destek verdiklerini de
belirterek, aynı desteği kendi BM Güvenlik Konseyi daimi üyelik
sürecinde görmek istediklerini ifade etti.
FUTBOLUN ARDINDAN EN BÜYÜK REKABET İSTANBUL VE RIO
ARASINDA
İki ülke arasındaki ticaret hacminde görülen
dengesizliğe ilişkin soru üzerine ise Amorim, bu konuda bir
bakış acısı ve siyasi bir ortam yaratılması
gerektiğini belirterek, asıl işin özel sektöre
düştüğüne işaret etti. Celso Amorim, Türk futboluna ilişkin
bir soru üzerine ise, Türkiyede oynayan iyi futbolcular olduğunu
belirterek, bunlardan bazılarının Brezilyalı olduğunu
söyledi.
Brezilya ile Türkiyenin Dünya Kupasında 2 kez
karşılaştığını da hatırlatan Amorim,
bunların en zorlu maçlardan olduğu yorumunu yaptı. Ankaradayken
bir Türk takımının formasını giyerek poz
verdiğini de söyleyen Amorim, "Umarım bu durum, rakipleri
rahatsız etmemiştir" dedi. Amorim, Türkiye ile Brezilya
arasında, futbolun ardından yaşanan en büyük rekabetinse
İstanbul ile Rio de Janeironun güzellik açısından birbiriyle
yarışmaları olduğunu belirtti.
ARKADAŞIM GÜLÜ BRASİLDE AĞIRLAMAKTAN
MUTLUYUM
Amorim, "Arkadaşım Gülü Brasilde
ağırlamaktan mutluyum" diyerek, Gülün ziyaretinin kendisinin 2004te
Türkiyeye yaptığı ziyaretin devamı olduğunu kaydetti.
Ankara ziyaretinin ardından iki ülke arasındaki ticaret
potansiyelinin arttığını, bugün iki ülke arasındaki
ticaret hacminin 800 milyon ABD dolarını geçtiğini belirten
Amorim, 1 milyar ABD dolarını hedeflediklerini söyledi.
Celso Amorim, sivil havacılığın önemine de
işaret ederek, Türkiye ile Brezilya arasında doğrudan
uçuşların sağlanmasının ilerisi için fırsat
yaratacağını kaydetti. Türkiyenin AB sürecini desteklediklerini
söyleyen Amorim, üyelikle birlikte Brezilyanın Doğu Avrupa ve
Ortadoğu ile bağlantısının artacağını
belirtti.
Ortadoğu barış sürecine de değinen Brezilya
Dışişleri Bakanı, Türkiye ve Brezilyanın bu sürece
birlikte katkı sağlayabileceğini ifade etti. İki ülkenin de
başarılı film endüstrileri olduğunu söyleyen Amorim, bu
konuda işbirliğine gidilebileceğini kaydetti. Amorim
ayrıca, Başbakan Recep Tayyip Erdoğanın Brezilyaya davet
edildiğini bildirdi.
GÜL: AMORİMLE PEK ÇOK KONUDA ORTAK VİZYON
PAYLAŞIYORUZ
Gül ise yaptığı açıklamada, iki ülkenin de
ilişkileri her alanda geliştirmeye önem verdiğini, bu konuda her
iki tarafta güçlü bir irade bulunduğunu kaydetti. Ekonomik
ilişkilerin güçlendirilmesine ilişkin potansiyelin bulunduğuna işaret
eden Gül, özellikle savunma ve tekstil alanlarını örnek gösterdi.
Gül, Amorim ile ele aldıkları pek çok konuda ortak bir vizyon
paylaştıklarını görmekten memnun olduklarının
belirtti.
THYnin Türkiye-Brezilya arasında sefere
başlamasının ilişkileri güçlendireceğini söyleyen Gül,
bunun turizme de büyük katkısının olacağını ifade
etti.
Bakan Gül, Brezilya ve Arjantinin borçlarını IMFye
önceden ödediğinin hatırlatılması ve Türkiyenin bu konuda
ne düşündüğünün sorulması üzerine, ekonomik bir
programlarının olduğunu ve buradaki performanstan tatminkar
olduklarının söyledi. IMF ile karşılıklı
anlayışa dayalı bir ilişkinin söz konusu olduğunu
belirten Gül, "Bunu değiştirecek yönde bir planımız
yok. İlişkimizden memnunuz" dedi.
DÜŞÜNCESİNDEN ÖTÜRÜ HAPİSTE OLAN
GAZETECİ YA DA YAZAR YOK
Gül, Türkiyedeki kuş gribiyle ilgili soru üzerine de,
hastalığın kontrol altında olduğunu belirterek, bu
konuda Türkiyenin şeffaf davrandığını ve
uluslararası organizasyonları bilgilendirdiklerini kaydetti.
Bakan Gül, bir soru üzerine, Türkiyede son 3 yıldır
demokrasi standardının arttığını ifade ederek,
Türkiyenin Kopenhag Kriterlerini karşıladığını,
bu durumun Türk demokrasisinin AB ülkeleriyle aynı olduğunu
gösterdiğini ifade etti. Türkiyede ifade özgürlüğünün olduğunu
belirten Gül, düşüncesinden dolayı hapiste olan gazeteci ya da
yazarın bulunmadığını kaydetti.
AMORİMİN DAMADI TÜRK DİPLOMAT MURAT
ESENLİ
Ortak basın toplantısından önce iki ülke
arasında Yüksek düzeyli bir işbirliği komisyonu
oluşturulması" ve Dışişleri
bakanlıkları diploması akademilerinin işbirliği
yapmaları konularında 2 ayrı mutabakat muhtırası
imzalandı.
Bu arada, Gül-Amorim görüşmesinde Gül heyetini
tanıtırken, Amorimin damadı Türk diplomat Murat Esenliyi
"Akrabanız" diyerek takdim etti. Bakan Gül,
temaslarının ardından Amorimin onuruna verdiği yemeğe
katıldı.
HURRIYET 20/01/06
Rumlara
soğuk duş
Rumların, İngiltere Dışişleri Bakanı Straw'u,
KKTC Cumhurbaşkanı Talat'ı makamında ziyaret etmekten
vazgeçirmek için yaptıkları son girişim de 'Hayır'
yanıtını aldı. Öfkeli Papadopulos, Straw'la görüşmüyor
Sefa Karahasan - Lefkoşa
İngiltere Dışişleri Bakanı Jack Straw'un Rum
Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu'yu önceki gece arayarak, 24
Ocak'ta Kıbrıs'a geleceğini ve KKTC Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat ile Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nda
görüşeceğini haber vermesi, Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos'ta
soğuk duş etkisi yaptı. Papadopulos, Straw adaya geldiğinde
onunla hiçbir şekilde görüşmeyeceğini duyurdu.
Papadopulos önceki akşam düzenlediği basın
toplantısında, Lefkoşa'nın (Rum tarafının) Straw'un
Talat ile makamında görüşecek olmasından dolayı çok öfkeli
olduğunu belirterek, "İngilizler, varlıklarının
müzakerelerin yeniden başlamasına yardımcı
olacağını zannediyorlar. Bu iş için aracı istiyor
muyuz, en iyi aracılar gelip hassasiyetlerimize ve egemenliğimize
dokunanlar mıdır, herkes kendi değerlendirmesini
yapsın" dedi. Tasos Papadopulos, Straw ile görüşüp
görüşmeyeceğine ilişkin soruya, "Hayır, kendisiyle
görüşmeyeceğim" yanıtını verdi. Rum Yönetimi
ayrıca dün yapılan açıklamalarla Straw'a, "Rum
Başkanlık Sarayı'na gelseniz bile, Papadopulos sizi görmeyi
reddedecek" mesajı verdi.
Straw geri adım atmadı
Makam krizi, önceki sabah, Rum Dışişleri Bakanı Yakovu'nun
Londra'ya, "Straw'un Talat ile Cumhurbaşkanlığı'nda
görüşmesi halinde Papadopulos tarafından kabul edilmeyeceğini
bildirmesiyle" patlak verdi. Yakovu, bilgilendirmenin, Rum
tarafının bu konuya vereceği tepki yönteminin yanlış
algılanmaması için gayri resmi bir şekilde yapıldığını
anlattı. Yakovu, bir dışişleri bakanının bir
ülkeyi ziyaret ederken devlet veya hükümet başkanını mutlaka
görmesi gerekmediği şeklindeki uluslararası pratiğe de
atıfta bulundu.
Ancak, Rumların bütün girişimlerine rağmen İngiltere
Dışişleri Bakanı geri adım atmadı ve önceki
akşam Yakovu'yu arayarak, "Kıbrıs'a geliyorum. Talat ile
Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nda
görüşeceğim" dedi. Bunun üzerine Papadopulos, Straw ile hiçbir
şekilde görüşmeyeceğini açıkladı.
Rum Alithia gazetesi, bu gelişmeyi, "Kıbrıs (Rum)
hükümetinin bütün mesajları, girişimleri ve uyarıları
boşa çıktı" ifadesiyle yorumladı. Gazete haberi,
"Telefonda soğuk duş. Jack Straw kimseyi dinlemedi ve
geliyor" manşetiyle verdi.
Öte yandan KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, 24 Ocak'ta Straw'la
Cumhurbaşkanlığı'nda görüşeceğini belirtti.
Talat, bir cumhurbaşkanının otel lobilerinde görüşmeler
yapamayacağını, buluşmanın
Cumhurbaşkanlığı'nda olacağını duyurdu.
Makamda
görüşmek ne anlama geliyor?
DIŞ HABERLER SERVİSİ
İngiltere Dışişleri Bakanı Jack Straw'un KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'la Lefkoşa'daki Cumhurbaşkanlığı
Sarayı'nda görüşecek olması, Rumlara önemli bir mesaj
niteliğinde. Straw'un bu adımı, tabii ki KKTC'nin Londra
tarafından "resmen" tanınması anlamına gelmiyor.
Böyle bir adımın atılması, adada bir çözüme
ulaşılması ya da adanın bölünmüşlüğünün
uluslararası toplum tarafından tanınmasından önce
beklenmemeli. Ama Straw, Cumhurbaşkanlığı Sarayı'na
gitmekle KKTC yönetimini resmen olmasa bile "fiilen"
tanıdığını, onu Türk toplumunun meşru temsilcisi
olarak gördüğünü ifade etmiş olacak. Bu meşruiyeti Türk
tarafına kazandıran en önemli gelişme Annan Planı'na
referandumda "evet" demesi oldu.
KKTC,
Rum elektriği alıyor
LEFKOŞA Milliyet
KKTC'nin elektrik üretiminde 120 megawatt'lık kapasiteyle ana güç
konumundaki Teknecik Termik Santralı'nın art arda gelen
arızalarla devre dışı kalması sonucu ülkede
yaşanan elektrik krizine, Güney Kıbrıs'tan elektrik satın
alınarak kısmi çözüm getirildi. Anlaşma, Rum Yönetimi lideri
Tasos Papadopulos'un özel izniyle sağlandı.
Güney Kıbrıs'la yapılan uzun görüşmeler sonunda
varılan mutabakat sonucu, önceki gece teknik çalışmalar
yapıldı ve Güney Kıbrıs'tan elektrik alımına
başlandı. İlk olarak gece yarısından itibaren
Mağusa ile doğu bölgesine "Rum elektriği" verilirken,
dün sabah saatlerinden itibaren de Güzelyurt ile batı bölgesindeki
sınır bölgelerine elektrik verildi.
Teknecik Elektrik Santralı'ndaki sorun giderilinceye kadar Güney
Kıbrıs'tan alınacak günlük maksimum 75 megawatt'lık
enerjiye Güney Kıbrıs'taki satış fiyatı üzerinden
Kıbrıs Türk Elektrik Kurumu (Kıb-Tek) tarafından ödeme
yapılacak.
MILLIYET 20/01/06
Papadopulos'a
rest
İngiliz bakan
Straw, Rumlara rağmen Talat'la makamında görüşecek
RADIKAL 20/01/06
YORGO
KIRBAKİ
SEFA KARAHASAN
ATİNA/LEFKOŞA
- Kıbrıs Rum Yönetimi, uzlaşmaz tutumunu bedelini ilk kez somut
olarak ödemeye başlıyor. Rum lideri Tasos Papadopulos, Britanya
Dışişleri Bakanı Jack Straw'u KKTC'yi ziyaret ederek
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'la makamında görüşmekten
vazgeçirmek için giriştiği diplomatik savaşı kaybetti. Rum
Yönetimi'nin, 24-25 Ocak tarihinde adaya yapacağı ziyarette Talat ile
cumhurbaşkanlığı makamında görüşmeyi planlayan
Straw'a tehditleri sökmedi. Papadopulos'un 'Talat'la görüşürse benimle
görüşemez' şantajına rağmen Straw kararından dönmedi.
Rum Yönetimi'nde şok etkisi yaratan son gelişme önceki gece
yaşandı. Straw, Rum Dışişleri Bakanı Yorgos
Yakovu'yu arayıp, Talat'la makamında görüşme planını
iletti. Yakovu ise, Papadopulos'un, böylesi bir durumda Straw'la hiçbir
görüşmeyi kabul etmeyeceğini ileterek son kartı oynadı. Ancak
Straw bu 'şantaja' boğun eğmedi. Rum basınına göre iki
bakan arasındaki diyalog şöyle geçti:
Şoke eden diyalog
Straw: Kuzey'i ziyaretle ilgili siyasetinizin değiştiğini
bilmiyordum.
Yakovu: Talat'ı makamında ziyaret etmeniz,
kınayacağımız bir hareket olacaktır. Bu takdirde
başkan Papadopulos ile görüşemeyeceksiniz.
Straw: Talat'a mahcup olmak istemem. Benden önceki
dışişleri bakanları da aynı makamı ziyaret etti.
Yakovu: Israrlı mısınız?
Straw: Başkan Papadopulos'u göremeyecek olmaktan üzgünüm.
Yakovu görüşmeye dair bilgi verirken Straw'un, "Papadopulos'la
görüşmeyi isterim ama kararınızı itirazsız kabul
edeceğim" sözünü aktardı. Yakovu, Rum liderin Straw'u kabul
etmemesinin getireceği yanlış anlamayı önlemek için
bilgilendirmenin gayrı resmi belgeyle yapıldığını
söylerken, bir dışişleri bakanının devlet
başkanıyla ille de görüşmesi gerekmediği pratiğine
atıf yaptı.
Rum lideri ise dün 'Straw'la göreşecek misiniz' sorusuna
"Hayır" yanıtı verirken, "İngilizler
varlıklarıyla müzakerelerin başlamasına yardımcı
olacaklarına inanıyor. Bu işte arabulucu istiyor muyuz? Herkes
oturup düşünsün. Buraya gelip hassasiyet ve egemenliğimizi rencide
edenler iyi arabulucu sayılamaz" dedi.
1996'da eski sömürge gücü Britanya'nın Dışişleri
Bakanı Malcolm Rifkind KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'la
makamında görüşmüştü.
Elektrikte komşu
yardımı
Öte yandan Rumlar Teknecik Santralı'ndaki iki ünitenin devre
dışı kalmasıyla karanlığa gömülen Türklere
komşuluk eli uzattı. KKTC'nin çağrısıyla kuzeye günde
75 megavat elektrik verilmeye başlandı. Tamirin 10 gün sürmesi
beklenirken, Papadopulos, bu gelişmeyi, "Mantık, cumhuriyetin
bir kısmına yardım ediyoruz şeklindedir" diye
niteledi.
Ankara,
İngiliz-Rum gerilimini uzaktan izliyor
Türkiye, adadaki
gerilime taraf olmak istemiyor, ama el kazan-dırdığını
düşünüyor
RADIKAL 20/01/06
İngiltere
Dışişleri Bakanı Jack Straw'un haftaya yapacağı
Kıbrıs-Türkiye-Yunanistan ziyaretleri, Kıbrıs Rum
hükümetiyle ülkesi arasında ciddi gerilime neden oldu. Gerilimin nedeni,
Straw'un 24 Ocak'ta gideceği Kıbrıs'ta Kuzey'e de geçerek KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile,
cumhurbaşkanlığı makamında görüşecek olması.
Gerçekleşirse bu ziyaret kendi alanında bir ilk olacak.
Kıbrıs Rum hükümeti, böyle bir buluşmanın KKTC'nin
varlığı fikrini meşru kılacağı
iddiasında. Bu nedenle haftalardır, Straw'u bu programı iptal
etmeye, eğer Talat'ı mutlaka görmek istiyorsa, bunu cumhurbaşkanlığı
makamı dışında bir yerde yapmasını istiyorlar.
1960 Anlaşması'na göre, Türkiye ve Yunanistan ile birlikte
Kıbrıs'taki üç garantör ülkeden biri olan İngiltere,
başından itibaren bu şantajı görmezden geliyor. Bu
tavır ise Rum yönetimini iyice tahrik etmişe benziyor.
Kıbrıs Rum Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu, dün Straw'la
yaptığı bir telefon görüşmesi ardından
"Kendisine, işgal altındaki bölgeye (Rumlar KKTC
topraklarını böyle adlandırıyor) gidip bay Talat ile sözde
cumhurbaşkanlığında görüşmesi durumunda, devlet
başkanımız tarafından kabul edilmeyeceğini
tekrarladım" dedi. Yani Straw geri adım atmayıp, Talat ile
KKTC cumhurbaşkanlığında görüşürse, Rum
Cumhurbaşkanı Tasos Papadopulos, Straw'la konuşmayacak.
Ancak bu son tehdit de, dün itibarıyla İngiltere'yi etkilemiş
görünmüyor. İngiliz diplomatik kaynaklarına göre, 'artık bu tür
görüşmelerde oyunun kuralları değişti'. Londra
şimdilik geri adım atmıyor; atacak gibi de görünmüyor.
İngiliz kaynaklar, Straw'un Talat ile makamında görüşecek
olmasının KKTC'yi tanıma anlamına gelmeyeceğini, ancak
BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın İngiltere tarafından
desteklenen Adayı birleştirme planını kabul eden taraf olan
Kıbrıs Türkleri olduğu gerçeğinin de görmezden
gelinemeyeceğini söylüyorlar.
Rum tarafı, Annan Planı'nın Nisan 2004'te Kıbrıs'taki
iki devlette aynı anda yapılan halkoylamasında hayır
demişti. Buna karşın halkoylaması üzerinden 10 gün
geçmeden, 1 Mayıs'ta Avrupa Birliği'ne üye kabul edilmesi, resmi
adıyla Kıbrıs Cumhuriyeti'ni hem Türkiye, hem de
Kıbrıs Türkleri karşısında farklı bir statüye
getirmişti. Gerçi Kıbrıs Cumhuriyeti, özellikle de
İngiltere ve Yunanistan'ın baskılarıyla Türkiye'ye
karşı veto gücünü şimdiye dek kullanamadı. 17 Aralık
2004 zirvesi ve ardından 3 Ekim 2005'te müzakere sürecinin başlaması,
böylece gerçekleşti.
Ancak Rum cumhuriyeti veto yetkisini kullanabileceğini giderek daha
sık söyler oldu.
Bu tehditler, bir tür salam taktiğiyle, her defasında bu
şantajla küçük küçük tavizler koparmayı amaçlıyor. Çünkü
Kıbrıs Rumlarının, liderleri Papadopulos ne kadar gözü kara
olursa olsun, Türkiye'yi özellikle de şu sıralarda veto
edebileceğine pek inanan yok.
Çünkü AB'nin diğer 24 üyesi, Kıbrıs Rumlarının
davasını yüzde yüz haklı ve meşru olduğuna
inanmıyor. Düşünün ki, birliğin bir üyesi,
topraklarının üçte birinin, birliğin aday üyelerinden biri
tarafından askeri işgal altında tutulduğundan sürekli
yakınıyor, ama pek aldıran, sahiplenen yok.
Papadopulos yönetiminin Straw'un ziyaretiyle ilgili
takındığı tutum gibi örnekler arttıkça, uzlaşmaz
ve hırçın niteliği daha bir ortaya çıkıyor.
Straw'un Lefkoşa'dan sonraki durağı Ankara'da bu gelişmeler
müdahil olmadan, uzaktan izleniyor. Başbakan Tayyip Erdoğan'ın
gördüklerinden memnun olduğu izlenimi alınıyor. Hükümet, bu
gelişmelerin, Türkiye ve Kıbrıs Türklerinin izlediği mevcut
politikanın haklılığını gösterdiğini
düşünüyor.
Ayrıca Ankara, Straw'un Rumlar karşısında geri adım
atmayacağına dair tuhaf bir güven içinde görünüyor. Belki de bunun
nedeni, Straw'un Kıbrıs'ta konuşacağ tek konunun, yine
Kıbrıs olması. İngiliz Dışişleri
Bakanı'nın Ankara dosyasında Kıbrıs
dışında öyle maddeler var ki, Türkiye'yi bölgesel bir unsur
olarak öne itiyor. Yalnızca AB değil; Irak, PKK ve İran da var
gündemde.
Straw'un ardından İran konusunu yakında gündeme alması
muhtemel BM Güvenlik Konseyi'nin diğer iki daimi üyesi ABD ve Fransa
dışişleri bakanlarının da Ankara'da olacağı
düşünüldüğünde, dengelerin farklı geliştiği
görülebiliyor
Alman acente ve tur operatörleri KKTC'yle ilgili bilgilendirildi
Kuzey
Kıbrıs'ta turizm olanaklarının yerinde görülmesi ve
KKTC'deki seyahat acentesi ve otellerle temas ve işbirliği
olanaklarının yaratılması amacıyla Kıbrıs
Türk Hava Yolları'nın (KTHY) davetlisi olarak önceki gün KKTC'ye
gelen konuk Alman acente ve tur operatörlerine dün Girne'de düzenlenen atelye
çalışmasında KKTC'nin turizm olanakları
tanıtıldı.
Saat 10:00'da
Merit Crystal Cove Hotel'de gerçekleştirilen atelye
çalışmasında Almanya'dan gelen konuk acente ve tur
operatörlerine, KKTC'nin turizm potansiyeli acente ve otellerinin detaylı
olarak tanıtımı yapıldı.
Etkinliğe
Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Bayındırlık ve
Ulaştırma Bakanı Salih Usar, KTHY Genel Müdürü Ahmet Derya,
Başbakanlık Müsteşarı Doğan Şahali, Ekonomi ve
Turizm Bakanlığı Müsteşarı Mehmet Başel, TC
Büyükelçiliği Turizmden Sorumlu Uzman Müşaviri Zeynel Yeşilay,
Kıbrıs Türk Seyahat Acenteleri Birliği (KITSAB)
Başkanı Orhan Tolun, Kıbrıs Türk Otelciler Birliği
(KITOB) Başkanı Turhan Beydağlı, HÜR-İŞ Genel
Başkanı Özay Andıç, HAVA-SEN Başkanı Buran Atakan,
yerli ve yabancı seyahat ve tur operatörleriyle basın
kuruluşlarının temsilcileri katıldı.
Kuzey
Kıbrıs'ı tanıtıcı sinevizyon gösterisi ile
başlayan etkinlikte, Başbakan Ferdi Sabit Soyer,
Bayındırlık ve Ulaştırtma Bakanı Salih Usar, KTHY
Genel Müdürü Ahmet Derya, KITSAB Başkanı Orhan Tolun ve KITOB
Başkanı Turhan Beydağlı tarafından konuşmalar
yapıldı.
Konuşmaların
ardından bir araya gelen her iki ülke seyahat acente, otel ve tur
operatörü Almanya'dan Kuzey Kıbrıs'a turist getirilmesi için
yapılacak işbirliği üzerinde durdular.
Soyer
Başbakan
Ferdi Sabit Soyer etkinliğin açılışında
yaptığı konuşmada, Avrupa ile bir çok ülkeye büyük ölçüde
şekil vermiş, birçok medeniyete ev sahipliği yapmış,
onun sentez ve izlerini üzerinde taşıyan Kıbrıs adası
ile halkına değerli bir miras
bırakıldığını söyledi. Dünyadaki insanların
bu güzel mirasa ulaşmalarını sağlamanın bir görev
olduğunu ifade eden Başbakan Soyer, Kıbrıs'ın
Afrodit'in adası, Shakespare'in Othello'sunu yazdığı
'aşk ve sevgi' adası olduğunu kaydetti.
"Biliyorsunuz
hem Othello'da hem de Afrodit'in kendisinde, çok aşık olduğu
sevdiğine dönük olarak bencillik taşıyan bir özellik
vardır." diyen Soyer, bu yüzden ülkesini çok seven
Kıbrıslı Türk ile Rumların bu adayı bir türlü
paylaşamayarak bir kısım acılar yaşadığını
söyledi.
Alman
halkının büyük birikim ve motor gücüyle sağladığı
AB süreci ile diğer tüm gelişmelerin, bu bencilliğin
karşılıklı olarak aşılmasında her iki
topluma yardımcı olacak bir kültürü içerisinde
barındırdığını belirtti.
Kıbrıs
Türk halkının siyasi olarak barış içersisinde adanın
birleşmesini ve AB'nin bir parçası olmasını
arzuladığı ifade eden Başbakan Soyer, Kıbrıs
Türkü'nün bu nedenle BM çözüm planına %65'le 'Evet' dediğini
hatırlattı.
Başbakan
Ferdi Sabit Soyer, gelişmeleri büyük ölçüde etkileyecek süreçlerinden
birinin turizm alanındaki işbirliği ile bu alandaki ilişkiler
olduğunun bilindiğini vurgulayarak Almanya'dan Kuzey
Kıbrıs'a gelerek Kıbrıslı Türklerle bu değerleri
paylaşacak konuklara söyle seslendi:
"Bilmenizi
isterim ki; bu ilişki biçiminin gelişmesi, öncelikle Kıbrıs
Türk halkı açısından yalnızca ekonomik bir değer
taşımıyor. Biz turizmle bunca zamandır
yaşadığımız soyutlanmayı aşarak Avrupa ve
diğer ülke insanlarıyla bir arada olmanın, onların kültür
ve değerlerinin zenginliğini paylaşmanın
yaşanmasını da istiyoruz. Şunu da söylemek isterim ki; bu
ilişkilerin gelişip ilerlemesi yalnız Kıbrıs Türk
halkına bir katkı olmayacak aynı zamanda Kıbrıs Rum
halkına da adanın siyasi yönden birleşmesine katkı
sağlayacak çok önemli siyasi, insani gelişmelere yol açacak.
Türkiye ile
Yunanistan arası ilişkilerin, sonuçta AB'nin ve diğer bütün
süreçlerdeki insani ilişkilerimizin gelişmesine büyük katkı
sağlayacaktır. Bu adanın güzelliklerini biz herkesle
paylaşmak istiyoruz. Othello ve Afrodit'ten ders aldık sevgiyi
bencillikle sınırlamak istemiyoruz çünkü sevgi paylaşıldıkça
büyür, gelişir ve zenginleşir.
Usar
Bayındırlık
ve Ulaştırma Bakanı Salih Usar da yaptığı
konuşmada, son yıllarda dünya toplumlar ailesi arasında
ekonomik, bilimsel, sosyal, sportif , turistik ve kültürel
işbirliğinin arttığını belirterek bu ailenin bir
parçası olan Kıbrıslı Türklerin yapay bazı uygulamalar
ile bu ailenin dışında tutulmaya
çalışıldığını kaydetti.
Kıbrıs
Türkü'nün dünyadan izole edilmiş bir şekilde yaşaması için
bir takım çabalar olduğunu, ancak bunun onları
yıldırmadığını ifade eden Usar, toplumunun dünya
ailesinin bir parçası olmak ve varlığını ileriye
götürmek için en üst düzeyde , hukuki ve siyasi olarak her türlü girişimi
ortaya koymakta olduğunu söyledi.
Ülke
ekonomisinin en önemli sektörlerinden biri olan turizminin gelişmesi için
birçok medeniyete ev sahipliği yapan ülkenin , tarihi ve doğal
güzelliklerini, insanının misafirperverliğini sonuna kadar
kullanmak niyetinde olduklarını ifade eden Salih Usar, bugün KTHY'nin
Avrupa'nın en güvenli havayolları listesine girebilecek standartlara
, seyahat acenteleri ve otellerinin ise her türlü misafiri memnun edebilecek
düzeye geldiğini vurguladı.
Derya
Kıbrıs
Türk Hava Yolları (KTHY) Genel Müdürü Ahmet Derya da
konuşmasında, Kıbrıs Türklerinin uzun yıllardır
dünyadan soyutlanmış bir şekilde
yaşadığını belirterek, son yıllarda meydana gelen
gelişmelerden sonra dünya ile kucaklaşmak ve bütünleşmek için
beklediğini söyledi.
KTHY'nin,
dünyayla bütünleşmek için çabalayan Kıbrıs Türk toplumunun
'kanatları' olduğunu ifade eden Derya, bu kuruluşun,
halkını dünyaya taşımanın yanında, ülke
ekonomisinin en önemli sektörü olan turizme de katkı sağlamak gibi
bir misyonu olduğunu anımsattı.
Organizasyonun
bu bilinçle, büyük bir turist potansiyeli olan Kıbrıs'ın,
tarihi, doğal güzelliklerini, misafirperver insanlarını
Almanlarla buluşturmak için yapıldığını söyleyen
Derya, Kıbrıs Türk turizmine katkı sağlamak amacıyla
çalıştıklarını vurguladı ve bu ortak çalışmanın
çok önemli gelişmeleri beraberinde getireceğine inanç belirtti...
Tolun
Kıbrıs
Türk Seyahat Acenteleri Birliği (KITSAB) Başkanı Orhan Tolun ise
konuşmasında, Kıbrıs'ın tarihi, doğal ve kültürel
zenginliği, flora ve faunası, kültür düzeyi yüksek misafirperver
insanları, tarihi güzellikleri , bozulmamış doğası ve
tertemiz sahilleriyle Akdeniz'in en güzel adası ve önemli bir turizm
potansiyeli olduğunu söyledi.
Kuzey
Kıbrıs'ta 150 seyahat acentesi ve 120 otel ile her yılda 350 bin
turiste hizmet verildiğini kaydeden Tolun, ülkenin, tur operatörleri ve
seyahat acenteleri için yılın 12 ayı turizm yapabileceği,
karlı, verimli, zevkli ve risk düzeyi düşük bir destinasyon
olduğunu ifade etti.
Tolun, Alman
tur operatörleri ve seyahat acenteleri ile yapılan bu organizasyonun
gerçekleşmesine katkı koyan herkese teşekkür ederek bu
işbirliğinin Kuzey Kıbrıs turizmine önemli katkı
sağlayacağını söyledi.
Beydağlı
Kıbrıs
Türk Otelciler Birliği (KITOB) Başkanı Turhan Beydağlı
da konuşmasında, Kuzey Kıbrıs turizminin birçok
zorluğa rağmen bu günkü noktaya ulaştığını
belirterek, şu an 13 bin yatak kapasitesine sahip ülkede 120 otelin
faaliyette olduğunu söyledi.
KTHY'nin
gerçekleştirdiği bu organizasyonun , ülke turizminin gelişmesine
büyük katkı sağlayacağına inanç belirten
Beydağlı, 90'lı yıllarda Almanya'dan ülkeyi 150 bin
civarında Alman turistin ziyaret ederken ortalama 150 bin geceleme yaparak
Kuzey Kıbrıs ekonomisine 2 milyon dolarlık bir gelir
katkısı yaptığını hatırlattı.
Konuşmasında,
Almanya'dan gelen turist akışının bugünlerde oldukça
azaldığını da ifade eden Turhan Beydağlı,
KTHY'nin Almanya'dan gelen tur operatörleri ve seyahat acentelerine yönelik bu
girişiminin, umut verici olduğunu söyledi.
KIBRIS 20/01/06
Karanlığa karşı işbirliği
Teknecik'te 55
megavatlık ünite bugün deneme üretimine başlıyor... Güneyden de
80 megavatlık enerji akışı sağlandı. "Büyük
bir şanssızlık yaşanmazsa" sıkıntılar
bugün aşılacak
Karanlığa
karşı işbirliği
SORUN ÇIKMAZSA
KRİZ BİTECEK... Teknecik'te aralıksız devam eden
çalışmalar ve bakanlar kurulu talimatıyla Rum Elektrik Dairesi
ile yapılan 80 megavatlık anlaşma günlerdir süren elektrik
krizinde çözüm umutlarını artırdı. Bugün saat 10.00'da
Teknecik Elektrik Santralında 55 megavatlık ünitede deneme üretimine
başlanacak, bir aksilik çıkmazsa, sorun büyük oranda çözümlenmiş
olacak
BAKIMLAR
DÜZENLİ YAPILIYOR... Kıbrıs Türk Elektrik Kurumu Yönetim Kurulu
Başkanı Ahmet Hüdaoğlu ve Kurum Müdürü Fuat Mertay, devre
dışı kalan santrallardan birinin bugün, diğerinin ise 24
Ocak Salı günü devreye sokulmasının planlandığını
açıkladı. Kıbrıs Rum kesiminden elektrik
alınacağını ve sıkıntının giderilmesine
çalışılacağını söyleyen Hüdaoğlu,
"gerekli bakımlar yapılmadı" eleştirilerine de
katılmadığını söyledi
VATANDAŞ
ÖDEMEYECEK... İlk olarak gece yarısından itibaren Mağusa
ile doğu bölgesine Güney'den elektrik verilirken, dün sabah saatlerinden itibaren
de Güzelyurt ile batı bölgesindeki sınır bölgelerine Güney'den
elektrik verildi. Teknecik Elektrik Santralındaki sorun giderilinceye
kadar Güney Kıbrıs'tan alınacak günlük 80 megavatlık
enerjiye Güney Kıbrıs'taki satış fiyatı üzerinden
KIB-TEK tarafından ödeme yapılacak. Vatandaşa ise herhangi bir
yansıması olmayacak
KKTC'nin
elektrik üretiminde 120 megavatlık kapasiteyle ana güç konumundaki
Teknecik Termik Santralı'nın art arda gelen arızalarla devre
dışı kalmasıyla ülkede yaşanan elektrik krizine, Güney
Kıbrıs'tan elektrik satın alınarak kısmi çözüm
getirildi.
Soğutma
çalışmaları tamamlanan 55 megavatlık ünite ise bugün saat
10.00'da deneme üretimine başlayacak. Elektrik Kurumu yetkilileri,
"büyük bir talihsizlik yaşanmazsa" elektrik krizinin bugünden
itibaren ortadan kalkacağını, ikinci 55 megavatlık sistemin
de önümüzdeki hafta Salı günü devreye girmesi ile birlikte normale
dönüleceğini açıkladı.
Önceki
akşam geç saatlere kadar süren temaslar ve teknik çalışmalar
sonucu Lefkoşa'nın doğusu ve batısındaki
sınır bölgeleri ile Mağusa'nın bir bölümüne elektrik
verilmeye başlandı.
KIBRIS'a
konuşan Kıbrıs Türk Elektrik Kurumu (KIB-TEK) Yönetim Kurulu
Başkanı Ahmet Hüdaoğlu ve Kurum Müdürü Fuat Mertay, devre
dışı kalan santrallardan birinin bugün, diğerinin ise 24
Ocak Salı günü devreye sokulmasının
planlandığını açıkladı. Kıbrıs Rum
kesiminden elektrik alınacağını ve
sıkıntının giderilmesine çalışılacağını
söyleyen Hüdaoğlu, "gerekli bakımlar yapılmadı"
eleştirilerine de katılmadığını söyledi.
Güneyden elektrik
geliyor, görüşmeler sürüyor
KIB-TEK
yetkililerinden alınan bilgiye göre önceki gece Güney Kıbrıs'la
yapılan uzun görüşmeler sonunda varılan mutabakat sonucu, gece
boyunca teknik çalışmalar yapıldı ve Güney
Kıbrıs'tan elektrik alınmaya başlandı.
İlk olarak
gece yarısından itibaren Mağusa ile doğu bölgesine
Güney'den elektrik verilirken, dün sabah saatlerinden itibaren de Güzelyurt ile
batı bölgesindeki sınır bölgelerine Güney'den elektrik verildi.
Teknecik
Elektrik Santralı'ndaki sorun giderilinceye kadar Güney
Kıbrıs'tan alınacak günlük 80 megavatlık enerjiye Güney
Kıbrıs'taki satış fiyatı üzerinden KIB-TEK
tarafından ödeme yapılacak. Vatandaşa ise herhangi bir
yansıması olmayacak.
Hüdaoğlu:
Faturayı kurum ödeyecek, vatandaş değil
Kıbrıs
Türk Elektrik Kurumu Müdürü Ahmet Hüdaoğlu, 55 megavatlık ünitenin
bugün saat 10.00'da devreye gireceğini ve Rum tarafından alınan
elektriğe ek olarak, gaz türbinlerinden sağlanacak destekle
elektriğin verileceğini söyledi.
Teknecik'teki
ikinci ünitenin de önümüzdeki hafta salı günü devreye girmesinin
planlandığını anlatan Hüdaoğlu, buradaki
sıkıntı giderilene kadar güneyden elektrik
alınacağını belirtti.
Alınan
elektriğin kurum faturasına yansıyacağını, bunu
tüketiciye yansıtmayacaklarını anlatan Hüdaoğlu,
"Salı günü Teknecik'i devreye koyacak şekilde
çalışmalarımız sürüyor" dedi. Hüdaoğlu, güneydeki
elektriğin kuzeye oranla daha pahalı olduğunu da
hatırlattı.
Kurumun ciddi
atılım içinde olduğunu ve 132 kilovolta geçme kararı
aldığını belirten Hüdaoğlu, bu sistemin kuzey ve güney
arasındaki enerji alanındaki işbirliğine de olanak
tanıdığını anlattı.
Hükümet istedi,
başvurduk
Güneye
kendilerinin başvurduğunu ve bunun bakanlar kurulundan gelen talep
üzerine gerçekleştirildiğini belirten Hüdaoğlu, "İlk
kez işbirliği yapılıyor ki bu insani anlamda da güzel bir
adım" dedi.
"Eleştirilerin
aksine Teknecik'e iyi bakılıyor"
Hüdaoğlu,
Teknecik'in 12 yıldır devrede olduğunu ve şimdi
yaşanan arızanın 5 yılda bir normal olarak
yaşanabileceğini hatırlatarak, "Teknecik'te görev alan
arkadaşlarımızın itinalı ve özverili
çalışmaları nedeniyle bu sıkıntı 12'nci
yılın sonunda yaşanmıştır" dedi.
55
megavatlık iki ünitenin altı ayda bir, yılda iki kez birer hafta
devre dışı bırakılarak bakıma
alındığını anlatan Hüdaoğlu, "Yedekleme
şansımız yok. Bunu iyi bilen personel, dünya
standartlarında bakım yapıyor" diye konuştu.
2006'da 70
megavat tamam
Hüdaoğlu,
2006 yılı içerisinde 70 megavatlık 17.5x4 santralın devreye
sokulacağını, 2007 yılında da aynı yöntemle 70
megavatlık dört santralın daha tamamlanmasının
planlandığını belirtti.
2007'ye kadar,
yedek santral olmadığı için zaman zaman
sıkıntıların yaşanacağını
anımsatan Hüdaoğlu, "Elektrik sorunu yaşamamak için 2020'ye
kadar her yıl 35 megavatlık yatırım yapılması
şart" uyarısı da yaptı.
Hüdaoğlu
sözlerinin sonunda, kriz ortadan kalkana kadar, vatandaşın
elektriği kontrollü kullanmasını istedi.
Kesintilerde
azalma
Güney
Kıbrıs'tan günlük ortalama 75 megavatlık enerji takviyesiyle
KKTC'deki elektrik kesintileri dünden itibaren büyük oranda azalmış
durumda. Toplam 120 megavatlık Teknecik devre dışı
olmasına karşın, 70 megavat kapasiteli Kalecik santralı ile
toplam 40 megavatlık 2 gaz türbininin tam kapasite devrede olduğunu
belirten yetkililer, toplam 110 megavatlık üretimle özellikle Güney'den
enerji alamayan Lefkoşa, Girne ve Karpaz bölgesindeki ihtiyacı
karşılamaya çalışıyor.
Ancak yine de
elektrik verilemeyen yerleşim bölgelerinde sorunlar sürüyor.
Teknecik
Elektrik Santralı'ndaki sorun giderilinceye kadar Güney
Kıbrıs'tan alınan elektriğin
ulaştırılamadığı bölgelere dün dönüşümlü
olarak elektrik sağlandı.
Kıbrıs
Türk Elektrik Kurumu (KIBTEK) Nöbetçi Mühendis Ahmet Dargın'ın
yaptığı açıklamaya göre Lefkoşa, Girne ve
Çamlıbel bölgelerine dün dönüşümlü olarak 2 saatlik kesinti
yapıldı.
Dargın,
senkronizeye girilememesinden dolayı Güney Kıbrıs'tan
alınan elektrik enerjisinin verilemediği söz konusu bölgelerin
elektrik açığının Dikmen ve Kalecik'teki santrallardan elde
edilen enerjiyle karşılandığına işaret ederek, bu
durumun Teknecik'teki sorun giderilene kadar böyle devam edeceğini
kaydetti.
Ahmet
Dargın, dün 2 saatle sınırlı olan kesintilerle ilgili
programın bugün daha ayrıntılı bir şekilde kamuoyuna
açıklanacağını söyledi.
Kalecik devre
dışı kaldı
Bu arada dün
akşam saat 18.00'de Kalecik santralı devre dışı
kaldı.
KIB-TEK nöbetçi
mühendisi Mehmet Ali Ballı'dan alınan bilgiye göre, Kalecik
yaklaşık yarım saat hizmet dışı kalınca
bazı bölgelerde 2 saatlik kesintiler yaşandı.
Teknecik'te
yoğun saatler
Teknecik Termik
Santralı'ndaki iki ünite, ard arda gelen arızalarla devre
dışı kalmıştı. 60 megavatlık ilk ünitenin
türbin yatağındaki arıza sonucu pazartesi günü devre
dışı kalmasının ardından, önceki gün öğleden
sonra da 60 megavatlık ikinci ünite kazandaki buhar
sızıntısı sonucu arızalanmıştı.
İlk
üniteyi soğutma çalışmalarını sürdüren Teknecik
santral çalışanları, bu üniteyi soğumanın
ardından tamir edebilecek. Buhar kaçağıyla devre
dışı kalan ikinci ünitedeki tamir çalışmaları ise
sürüyor. Arızanın ortaya çıktığı saat 15.00'ten
itibaren arızayı giderme çalışmalarının gece de
aralıksız devam ettiği bildirildi.
Öztoprak
Teknecik'i ziyaret etti
Tarım ve
Orman Bakanı Öztoprak, Teknecik Elektrik Santralı'nda 60'ar
megavatlık iki ünitenin devre dışı kalması
sonrasında santralda süren bakım, onarım ve yenileme
çalışmalarını yerinde görmek amacıyla dün Teknecik'te
incelemelerde bulundu.
Santralı
gezerek meydana gelen arıza ve tamiri hakkında Elektrik Kurumu
Santrallar Sorumlu Mühendisi Mehmet Salih Gürkan'dan bilgi alan Bakan Öztoprak,
incelemesinin adından basına açıklamalarda bulundu.
Şu an
itibarıyla santralın 1. ünitesinin soğutmaya
bırakılması nedeniyle müdahale edilemediğini ve
soğutma işleminin 5-6 gün alacağını belirten Öztoprak,
ancak boru patlaması sonucu devre dışı kalan 2. ünitede
meydana gelen arızanın 1- 2 gün içerisinde tamiri
yapıldıktan sonra devreye sokulacağını söyledi.
Yaptığı
incelemede arızanın zor şartlar altında çalışan
personel tarafından süratli bir şekilde giderileceğini
görmesinin kendisini memnun ettiğini belirten Bakan Öztoprak, "Büyük
bir özveriyle arızayı tamir etmeye çalışan personeli
gördükten sonra arızanın kısa sürede giderilerek santralın
devreye gireceğine olan inancım tam oldu" dedi Başarılı
ve özverili çalışmaları nedeniyle personeli kutlayan Öztoprak,
şöyle konuştu:
"Buradaki
personelimizin gece gündüz demeden büyük bir özveriyle ellerinden gelenin de
ötesinde yaptığı çalışmayla 5-6 gün içerisinde
yapılması beklenen tamir ve yenileme işlemlerinin çok daha erken
sürede tamamlanacağını öğrenmiş olmak beni memnun etti.
Gece uyumadan yapılan çalışmalar neticesinde, şu an
itibarıyla müdahale yapılamayan 1. ünite soğutmaya
bırakıldı ve soğutma 5-6 gün alacak. Ancak boru
patlaması sonucu 2. ünitede meydana gelen arıza 1-2 gün içerisinde
tamiri yapıldıktan sonra bu ünite devreye girecek."
Yaşanan bu
üzücü olayın hükümet, bakanlık ve kuruma elektrik üretimindeki
kapasitenin mutlaka yedeklenmesini bir kez daha yaşayarak
gösterdiğini ifade eden Bakan Öztoprak, mevcut elektrik gücünün,
kullanılan gücün üzerine çıkarılması gerektiğini, bu
nedenle ihalesi yapılan 4x 17,5 santralların yapımlarına en
kısa sürede başlanması için gerekenin
yapılacağını vurguladı.
Rum
tarafından elektrik
Öztoprak bu
arada açıklaması sırasında, Teknecik'te üst üste meydana
gelen arızalar nedeniyle ülkede had safhaya çıkan elektrik
sıkıntısına Rum tarafından maddi bedeli ödenerek
alınan elektrik akımıyla geçici çözüm bulunmaya
çalışıldığını da ifade etti.
Bakan
konuşmasının sonunda halka da çağrıda bulunarak, bu
sıkıntılı günlerde elektriği ısıya
dönüştürücü klima ve soba kullanılmamasını, mümkün
olduğunca gaz sobalarının tercih edilmesini istedi.
TABLO
Güneyden enerji
alan yerleşim yerleri
Lefkoşa
Güney
Kıbrıs'tan elektrik almaya başlayan Lefkoşa bölgesindeki
yerleşim yerleri:
Haspolat,
Haspolat Sanayi Bölgesi, Değirmenlik, Minareliköy, Demirhan, Gökhan,
Cihangir, Düzova, Balıkesir, Meriç, Kırklar, Dilekkaya, Erdemli,
Kırıkkale, Yiğitler, Ercan, Yeniceköy, Beyköy, Kalavaç, Çukurova
Mağusa:
Güney
Kıbrıs'tan elektrik almaya başlayan Mağusa bölgesindeki yerleşim
yerleri:
Mağusa,
Gaziköy, Paşaköy, Turhan Kaynak Sitesi, Güvercinlik, Çayönü, Köprülü
Güzelyurt ve
Batı Bölgesi
Güney
Kıbrıs'tan elektrik almaya başlayan Batı bölgesindeki
yerleşim yerleri:
Güzelyurt,
Alayköy, Yılmazköy, Lefke, Yeşilırmak, Süleymaniye, Bademliköy,
Kurutepe, Ömerli, Gemikonağı, Bağlıköy, Kalkanlı,
ODTÜ, Cengizköy, Doğancı, Taşpınar, Gaziveren,
Aydınköy, Güneşköy, Bostancı, Akçay, Zümrütköy, Şahinler,
Serhatköy ve Kumköy.
KIBRIS 20/01/06
Rum genel seçimleri 21 Mayısta
|
NTV-MSNBC VE
AJANSLAR
Güncelleme: 12:32 TSİ 20 Ocak 2006 Cuma
LEFKOŞA
- Rum radyosunun haberine göre, siyasi partilerin başkan ve
temsilcilerinin yaptığı toplantıda, genel seçimlerin 21 Mayısta
yapılmasına karar verildi. Rum genel seçim takvimi, 13 Nisanda
resmen ilan edilecek.
Rumlar Straw'u protesto edecek
21 Ocak, 2006 19:04:00 (TSİ) CNN TURK
Rum örgütler KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile
görüşeceğini açıklayan İngiltere Dışişleri
Bakanı Jack Straw'u protesto etmeye hazırlanıyor.
İngiltere
Dışişleri Bakanı Jack Straw'un ziyareti öncesinde
Kıbrıs'ta tansiyon yükseliyor.
Rum dernek ve örgütlerinin temsilcileri, çarşamba günü Rum
Dışişleri Bakanlığı önünde toplanarak, Straw'un KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'la
Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nda yapacağı
görüşmeyi protesto edecek.
Rum Yönetimi Lideri Tasos Papadopulos, Talat ile görücek olması sebebiyle
Straw'u kabul etmeyeceğini açıklamıştı.
Eylemi düzenleyecek Rum dernekleri aynı tavrı, Rum
Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu'dan da istedi.
Rum basını ise, Straw'un Kıbrıs'a özel güvenlik ekibiyle
geleceğini ve Ada'da bulunacağı sürede İngiliz Yüksek
Komiserliği'nde kalacağını yazdı.
|
NTV
Güncelleme: 11:04 TSİ 21 Ocak 2006 Cumartesi
LEFKOŞA - KKTC Cumhurbaşkanlığı Özel Kalem Müdürliğinden verilen bilgiye göre, Cumhurbaşkanı Talat, 25 Ocak Çarşamba günü Strawu Cumhurbaşkanlığında kabul edecek. Talat, Straw ile görüşmesi ve