KKTC’ye izinsiz giren Matsakis tutuklandı


31 Aralık, 2005 20:14:00 (TSİ) CNN TURK

Matsakis daha önce de Türk bayrağını indirmişti

Lefkoşa'nın Rum kesiminden KKTC'ye girmeye çalışan Rum milletvekili Marios Matsakis , KKTC polisi tarafından tutuklandı.

Geçtiğimiz ay Kıbrıs'ta yeşil hat üzerindeki boş bir nöbetçi kulübesinden Türk bayrağını indiren Avrupa Parlamentosu milletvekili Marios Matsakis yine olay çıkardı. Rum milletvekili Matsakis Ledra Palace geçiş noktasına kendi isteğiyle geldi.
 
Avrupa Parlamentosu milletvekili Marios Matsakis, nöbetçi kulübesinden indirdiği Türk bayrağını Brüksel'de Türk gazetecilere iade etmişti.
 
Matsakis, Kıbrıs'taki ara bölge Akıncılar'da 1 kasım 2005'te bir nöbet kulübesine tırmanmış ve Türk bayrağını indirmişti. Matsakis, daha önce de KKTC sınırını geçmeye çalışırken ve İngiliz üslerinin tellerinde asılı kalarak gündeme gelmişti.
 
Marios Matsakis, 9 kasımda Güney Kıbrıs'taki partisinden kovulmuş, hakkında tarihi eser kaçakçılığından soruşturma açılmış ve Avrupa Parlamentosu'nda dokunulmazlığı kaldırılmıştı.
 
Matsakis, geçtiğimiz yıl iktidardaki Papadopulos'un partisi DİKO'dan Avrupa Parlamentosu milletvekili seçilmişti. 

 

Kıbrıs’ta 1975'te çözüme çok yaklaşılmış


31 Aralık, 2005 16:38:00 (TSİ) CNN TURK

 

İngiltere'de geçtiğimiz günlerde açıklanan gizli Kıbrıs arşivleriyle ilgili ayrıntılar belirginleşiyor.

İngiltere Dışişleri Bakanlığı'nın açıkladığı yeni belgeler, 1975 yılında dönemin Dışişleri Bakanı İhsan Sabri Çağlayangil'in Annan Planı'na temel teşkil eder nitelikte bir teklif sunduğunu ortaya çıkardı.
 
Belgelere göre Çağlayangil'in İngiltere ve ABD dışişleri bakanlarına ilettiği teklif, Rum ve Türk tarafının Ada’da iki kesimli gevşek bir federal hükümet çerçevesinde yeniden birleşmesini öngörüyordu.
 
Annan planının temelini oluşturacak o zamanki teklife Yunan ve Rum tarafı sıcak yaklaştı.
 
Türklere yüzde 30 oranında toprak
 
Dönemin Rum lideri başpiskopos Makaryos, Türklere yüzde 30 toprak bırakmaya razı olacağını söyledi. Ancak teklif hayata geçirilemedi.
 
İngiltere'nin açıkladığı belgeler ayrıca Türkiye'nin 1975'te Sovyetler Birliği'ne Ada’nın kuzeyinde yabancı bir ülkenin askeri üs kurmasına izin vermeyeceği garantisi verdiğini de ortaya koydu.
 
Bu garanti ile, Moskova soğuk savaş döneminde Türkiye'nin Kıbrıs'ta ABD üssü kurulmasına karşı çıkacağı mesajını da almış oldu.

 

Bayrak hırsızı Rum vekili KKTC polisi tutukladı

Ömer BİLGE / LEFKOŞA

KKTC polisi, 2 ay önce boş bir nöbetçi kulübesinden Türk bayrağını çalan Avrupa Parlamentosu milletvekili Marios Matsakis’i dün Lefkoşa’nın Rum kesiminden ülkeye girerken tutukladı. Rum milletvekili tutuklanacağını bilerek, olay çıkarmak ve gündemde kalmak amacıyla Ledra Palace geçiş noktasına kendi isteğiyle geldi.

Matsakis’in beraberinde Avrupa Parlamentosu’ndan bir kadın milletvekilinin de olduğu belirtilse de, olayın ardından Rum kesimine dönen bu vekilin kimliği açıklanmadı. Matsakis ise, yargılanmak üzere akşam saatlerinde gözlem altına alındı.

Kıbrıs Rum yönetimini lideri Tasos Papadopulos’un partisi DİKO’dan milletvekili adayı olan ve Avrupa Parlamentosu’na seçilen Marios Matsakis, 2 ay önce Kıbrıs’ta Yeşil hat üzerindeki Akıncılar bölgesinde boş bir nöbetçi kulübesine giderek gönderdeki Türk bayrağını indirmişti ve beraberindeki Rum gazetecilere elinde bayrak ile poz vermişti. Sansasyonel olayları ile gündemde kalmaya çalışan Matsakis, çaldığı bayrağı daha sonra Brüksel’de Türk gazetecilere iade etmişti.

Bayrak hırsızlığı hem KKTC hem de Türkiye’de büyük tepkiye yol açmış, KKTC polisi, Matsakis hakkında, bayrak çalmak, bayrağa saygısızlık ve birinci dereceden askeri bölgeyi ihlal etmek suçlarından tutuklama kararı çıkarmıştı. KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Rum milletvekili için ’meczup’ demiş, birinci Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş da, nöbetçi kulübesinin boş olmasını şans olarak nitelemişti.

HURRIYET 01/01/06

 

Annan planını 1975’te Çağlayangil yazmış

Ömer BİLGE / LEFKOŞA

30 yıl sonra açıklanan İngiltere’nin Kıbrıs ile ilgili gizli belgeleri, 1974 yılında dönemin Dışişleri Bakanı İhsan Sabri Çağlayangil’in (sağda) İngiltere Dışişleri Bakanı James Callaghan’a Kıbrıs’ta iki kesimli bir federasyon kurulması teklifini götürdüğünü ortaya çıkardı.

İNGİLTERE Dışişleri Bakanlığı’nın zaman aşımına uğradığı için açıkladığı gizli belgeler Kıbrıs’ta 1974-75 yılında yapılan gizli pazarlıkları ortaya çıkardı. Belgelere göre, Türk Dışişleri Bakanı Çağlayangil 18 Mart 1975’te İngiltere ve ABD Dışişleri Bakanları’na Kıbrıs’ta Türk Rumların iki kesimli gevşek bir federal hükümet çerçevesinde yeniden birleşmesini teklif etti.

Belgelere göre, İngiltere Dışişleri Bakanı Callaghan, bu konuya dönemin Yunan Başbakanı Karamanlis’in ılımlı yaklaştığını belirtti. ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger ise dönemin Rum lideri Başpiskopos Makarios’tan Türklere yüzde 30 toprak bırakmaya razı olacağını duyduğunu söyledi. Annan planının temelini oluşturan iki küçük devletten oluşan federasyon tezi de Çağlayangil tarafından hazırlanmış oldu.

KIBRIS’TA ABD’DE ÜS YOK

1975’de Türkiye ayrıca dönemin Sovyetler Birliği’ne adanın kuzeyinde yabancı bir ülkenin askeri üs kurmasına izin vermeyeceği garantisi verdi. Bu garanti ile Moskova, Soğuk Savaş döneminde Türkiye’nin Kıbrıs’ta ABD üssü kurulmasına karşı çıkacağı mesajını da almış oldu.

Rum yönetimi, İngiliz arşivlerindeki gizli belgelerde yer alanların kendilerinin de bildiği ve ABD ile İngiltere’nin Türikye’nin adaya müdahale etmesine göz yumduğunu tekrar gözler önüne serdiğini savundu. Rum hükümet sözcüsü Kipros Hrisostomidis, ‘Bizim ve ilgili tarafların çok iyi bildiği gerçekleri doğruluyor’ yorumunda bulundu.

HURRIYET 01/01/06

 

Kıbrıslı Türk doktor Kraliçe Elizabeth’in onur listesine girdi

Faruk ZABCI/LONDRA

Londra’da aile doktoru olarak çalışan Kıbrıslı Türk Teoman Sırrı, başarılı sağlık hizmetlerinden ve Türk-Rum toplumlarına katkılarından dolayı yıl sonunda açıklanan "Kraliçe’nin Onur Listesi"ne girmeyi başardı.

"Kraliçe’nin İngiliz İmparatorluğu Üyesi (MEB) Nişanı"nı alan Dr. Teoman Sırrı, bir haftadır eşi Esin’le Karayip Adaları’nda tatilde olduğu için ödülü kazandığından henüz habersiz. 54 yaşındaki Magosa doğumlu Türk doktor, zamana zaman Türkiye’deki üniversitelerde de ders veriyor.

HURRIYET 01/01/06

 

İngiltere'den KKTC'li doktora onur ödülü


LONDRA Milliyet


İngiltere Kraliçesi II. Elizabeth, KKTC'li Doktor Teoman Sırrı'ya 2005 yılında ülkesine ve insanlığa hizmetlerinden dolayı unvan ve onur ödülü verdi. Başbakanlık tarafından açıklanan listede yer alan aile hekimi Dr. Sırrı, Londra'da yaşayan Türklere ve Rumlara sağlık alanında verdiği destekle tanınıyor. Kraliçe, şarkıcı Tom Jones'a da "sir" unvanı verdi.

HURRIYET 01/01/06

 

Matsakis tutuklandı

RADIKAL 01/01/06

RADİKAL - LEFKOŞA - KKTC'nin Akıncılar bölgesinde kasımda ara bölgeyi ihlal edip, nöbet kulübesindeki Türk bayrağını çalan Avrupa Parlamentosu'nun (AP) Rum vekili Marios Matsakis, dün Kuzey'e geçerken tutuklandı. KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'a 'Noel çöreği' getirdiğini belirterek Ledra Palas Kapısı'na gelen Matsakis'in aleyhindeki tutuklama emri gereği tutuklandığı belirtildi.
Rum radyosu, Matsakis'in yanında AP'den bir kadın milletvekilinin de bulunduğunu duyurdu.

Kraliçe Elizabeth'in 2005 unvan ve onur ödüllerini alanlar açıklandı: Listede, KKTC'li doktor Teoman Sırrı da yer alıyor

İngiltere Kraliçesi II. Elizabeth'in 2005 yılında ülkesine ve insanlığa hizmetlerinden dolayı unvan ve onur ödülüne layık gördüğü kişilerin listesi açıklandı. 7 Temmuz'da başkent Londra'daki bombalı saldırılardan sonra kurbanların yardımına koşan acil servis çalışanlarının ilk sıralarda yer aldığı listede, KKTC'li Doktor Teoman Necati Sırrı da bulunuyor.

Başbakanlık tarafından açıklanan listede yer alan aile hekimi Dr. Sırrı, Londra'da yaşayan Türklere ve Rumlara sağlık alanında verdiği destekle tanınıyor.

Listede, 7 Temmuz saldırılarından sonraki fedakar çalışmaları nedeniyle 23 itfaiye, ambulans, metro çalışanı ve hekim de yer alıyor.

Ayrıca sporcular, müzisyenler ve modacıların bulunduğu listede "OBEs" ve "MBEs" olarak adlandırılan kraliyet unvanlarını alan sporcuların çoğunluğunu kriketçiler oluşturuyor. Şarkıcı Tom Jones ve cazcı John Dankworth'un "sir" unvanı aldıkları listede eğlence dünyasından şovmen Bruce Forsyth da yer alıyor. Modacı Vivienne Westwood'un "leydi" unvanıyla ödüllendirildiği listede, ünlü aşçılar Gordon Ramsey ve Heston Blumenthal da bulunuyor.

Yayın dünyasından Peter Snow'un, sinema dünyasından Robbie Coltrane ve Imelda Staunton'ın da yer aldıkları listede, Apple iPod'u tasarlayan Jonathan Ive de bulunuyor.

Listedeki ilginç isimleri ise Londra'daki belediye otobüslerinin kontrol merkezinde görev yapan 45 yaşındaki Alan Dell ve ünlü saat kulesi Big Ben'in emektar çalışanlarından, 25 yıllık görev süresinin ardından emekliye ayrılan 65 yaşındaki Brian Tipper oluşturuyor.

KIBRIS 01/01/06

 

Matsakis, yeni yılı KKTC polis hücrelerinde karşıladı

Kamuoyunda şovları ve çılgınlıklarıyla bilinen Rum AB Milletvekili Marios Matsakis, dün KKTC polisince tutuklandı. Elinde paskalya çöreği ve çikolatalarla KKTC'ye giriş yapmak isteyen Matsakis, önceden hakkında çıkarılan tutuklama emri gereği yakalandı

Matsakis, yeni yılı KKTC polis hücrelerinde karşıladı

ÇILGIN RUM BU KEZ KENDİNİ TUTUKLATTI... Yaptığı çılgınlıklarla kamuoyu tarafından "Çılgın Rum" olarak bilinen Rum AB Milletvekili Marios Matsakis'in son çılgınlığı kendini tutuklatmak oldu. Kendi iddiasıyla "Mehmet Ali Talat'a Noel hediyesi getiren" Matsakis, dün Ledra Palace Sınır Kapısı'ndan KKTC'ye giriş yaptı ve daha önceden hakkında çıkarılan tutuklama emri gereği KKTC polisi tarafından tutuklandı

TUTUKLANACAĞINI BİLEREK GELDİ... 1 Kasım'da Birinci Derecede Askeri Yasak Bölgeyi ihlal ederek Akıncılar-Kiracıköy arasındaki bölgede bayrak direği üzerinde bulunan Türk bayrağını çaldığı için KKTC makamları tarafından hakkında tutuklama emri çıkarılan Matsakis, tutuklanacağını bile bile dün öğleden sonra saat 15.30 sıralarında Ledra Palace Sınır Kapısı'ndan KKTC'ye giriş yaptı

BUGÜN MAHKEMEYE ÇIKARILACAK... Hakkında "bayrak hırsızlığı, bayrağa saygısızlık, 1. Derecede Askeri Yasak Bölgeyi ihlal ve yetkili makamdan izinsiz KKTC topraklarına girip-çıkma" suçlarından tutuklama emri bulunan ve dün tutuklanan Matsakis, yeni yılı KKTC polis hücrelerinde karşıladı. Matsakis'in bugün Lefkoşa Kaza Mahkemesi'ne çıkarılması bekleniyor

Yaptığı çılgınlıklarla kamuoyu tarafından "Çılgın Rum" olarak bilinen Rum AB Milletvekili Marios Matsakis'in son çılgınlığı kendini tutuklatmak oldu. Kendi iddiasıyla "Mehmet Ali Talat'a Noel hediyesi getiren" Matsakis, dün Ledra Palace Sınır Kapısı'ndan KKTC'ye giriş yaptı ve daha önceden hakkında çıkarılan tutuklama emri gereği KKTC polisi tarafından tutuklandı.

1 Kasım'da Birinci Derecede Askeri Yasak Bölgeyi ihlal ederek Akıncılar-Kiracıköy arasındaki bölgede bayrak direği üzerinde bulunan Türk bayrağını çaldığı için KKTC makamları tarafından hakkında tutuklama emri çıkarılan Matsakis, tutuklanacağını bile bile dün öğleden sonra saat 15.30 sıralarında Ledra Place Sınır Kapısı'ndan KKTC'ye giriş yaptı.

Elde edilen bilgilere göre, Matsakis dün Rum medyasından iki kameraman ve Polonyalı Avrupa Parlamentosu milletvekili Yenovefa Kpaoutsa'yı da yanına alarak, elinde Noel çöreği ve çikolatalarla Rum Ay Demet Sınır Kapısı'ndan geçti. Kameramanlar ara bölgede kalırken, Matsakis, Kpaoutsa ile Ledra Palace Sınır Kapısı'na gelerek, KKTC'ye giriş yapmak istedi. Hakkında daha önceden tutuklama emri bulunduğu için Rum AB milletvekili Marios Matsakis tutuklanırken, bayan milletvekili Güney Kıbrıs'a geri döndü.

Hakkında "bayrak hırsızlığı, bayrağa saygısızlık, 1. Derecede Askeri Yasak Bölgeyi ihlal ve yetkili makamdan izinsiz KKTC topraklarına girip-çıkma" suçlarından tutuklama emri bulunan ve dün tutuklanan Matsakis, yeni yılı KKTC polis hücrelerinde karşıladı. Matsakis'in bugün Lefkoşa Kaza Mahkemesi'ne çıkarılması bekleniyor.

Polis, Matsakis'in tutuklandığını doğruladı

Akıncılar bölgesindeki ara bölgeden kasım ayında Türk bayrağını çalan Rum AB milletvekili Marios Matsakis'in, KKTC makamları tarafından tutuklandığını polis doğruladı.

Polis Basın Subayı Niyazi Demirel'den alınan bilgiye göre, 1 Kasım'da Birinci Derecede Askeri Yasak Bölgeyi ihlal ederek Akıncılar-Kiracıköy arasındaki bölgede bayrak direği üzerinde asılı bulunan Türk bayrağını çalan 51 yaşındaki Marios Matsakis dün saat 15:30 sıralarında Ledra Palace Kara Giriş Kapısı'ndan KKTC'ye giriş yaparken, aleyhindeki tutuklama emri gereği tutuklandı.

Demirel, Matsakis'in aleyhinde 1 Kasım 2005'ten itibaren "bayrak hırsızlığı, bayrağa saygısızlık, 1. Derecede Askeri Yasak Bölgeyi ihlal ve yetkili makamdan izinsiz KKTC topraklarına girip çıkma" suçlarından hakkında tutuklama emri bulunduğunu hatırlattı.

Öte yandan Rum radyosu, Matsakis'in, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'a Noel çöreği getirmek için KKTC'ye geldiğini ileri sürdü.

Radyoya göre Matsakis'in yanında bir Avrupa Parlamentosu bayan milletvekili de bulunuyordu.

Serdar Denktaş: Yeni bir provokasyon

Ledra Palace sınır kapısından KKTC'ye girerken hakkındaki tutuklama emri nedeniyle tutuklanan Rum Avrupa Parlamentosu Milletvekili Marios Matsakis'in tutuklanmasıyla ilgili olarak Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş, Matsakis'in hareketinin yeni bir provokasyon olduğunu söyledi.

Mahkemelerin kararına hem vatandaşların, hem de yabancı uyrukluların uyması gerektiğini kaydeden Serdar Denktaş, Matsakis'in taşıdığı sorumluluğun dışında hareket ederek geçen aylarda KKTC sınırlarını ihlal ederek bayrak çaldığını, sirkat suçu işlediğini hatırlattı.

Denktaş, Matsakis'in dünkü girişiminin yeni bir provokasyon olduğunu ifade ederek, KKTC adaletinin davayı görüştükten sonra gerekli sonuca varacağını ve mahkemenin vereceği karara saygı duyulması gerektiğini söyledi. Denktaş, "Kişinin (Matsakis'in) kendi her türlü olumsuzluğuna rağmen KKTC adaleti davayı görüştükten sonra gerekli sonuca varacaktır. Mahkemenin vereceği karar her neyse buna saygı duymalıdır ve duyacaktır" şeklinde konuştu.

Akansoy: Randevusu yoktu

Cumhurbaşkanlığı Özel Kalem Müdürü Asım Akansoy ise, Matsakis'in Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'a Noel çöreği getireceği yönündeki haberlerin doğru olmadığını, böyle bir talep iletilmediğini, iletilse de kabul etmelerinin söz konusu olmadığını bildirdi.

Kpaoutsa: Olay kaçırılma

Bu arada, Güney Kıbrıs'ta yayımlanan Fileleftheros gazetesinin internet sayfasında Matsakis'in Ledra Palace sınır kapısına Polonyalı Avrupa Parlamentosu milletvekili Yenovefa Kpaoutsa ve bazı Rum gazetecilerle birlikte geldiği belirtildi. Kpaoutsa'nın Güney Kıbrıs'ta verdiği demeçte olayı "kaçırılma" diye nitelediği ve Avrupa Parlamentosu'na şikâyet edeceğini söylediği kaydedildi.

KIBRIS 01/01/06

 

Köprüye de askere de "ohi"

Rum yönetimi lideri Papadopulos, Kıbrıs görüşmelerinde yeni bir başarısızlığın Rum tarafı için felaket olabileceğini söyledi; Lokmacı barikatıyla ilgili inadını sürdürdü: Köprüye de askere de "ohi"

Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos, Kıbrıs sorununda yeni bir başarısızlığın Kıbrıs Rum tarafı için yıkıcı sonuçları olabileceğini söyledi. Papadopulos, Lokmacı barikatındaki üst geçidi de burada askeri nöbet kulübelerini simgeleyen diğer binaları da kabul etmenin söz konusu olmadığını açıkladı.

Papadopulos, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Kofi Annan'ın da Kıbrıs sorununun kapsamlı çözümü için yeni bir girişimin önceden iyi hazırlanması gerektiği görüşünü paylaştığını belirtti.

Rum haber ajansına göre, Papadopulos, yaptığı açıklamada, "BM Genel Sekreteri çabalarına devam ediyor ve bizim, yeni bir girişimin iyi hazırlanması gerektiği tutumumuzu kabul ediyor, çünkü iyi hazırlık olmadan başlayan bir diyalogda yeni bir başarısızlığın, en azından bizim tarafımız için, çok kötü, hatta yıkıcı sonuçları olacaktır" dedi.

Tasos Papadopulos, "2006'da iyi niyet ruhu içinde yapılacak yapıcı yeni bir diyaloğun başlaması için uygun koşulların oluşması" ümidini dile getirdi.

Ledra Sokağı'nda Lokmacı Kapısı'nın KKTC ile Güney Kıbrıs arasında karşılıklı geçişlere açılması konusundaki bir soruya karşılık Papadopulos, Rum hükümetinin, sadece Türk tarafının yaptığı üst geçidi değil, aynı zamanda askeri nöbet kulübelerini simgeleyen diğer binaları da kabul etmesinin asla söz konusu olmayacağını söyledi.

BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi ve Zbigneiew Wlosowicz ile dün yaptığı görüşmeyle ilgili bir soruyu da yanıtlayan Papadopulos, Wlosowicz'e uzun yıllardır Kıbrıs'taki hizmeti boyunca mükemmel işbirliğinden dolayı teşekkürlerini ilettiğini belirtti.

KIBRIS 01/01/06

 

Rumlar, Aresti kararını temyize götürecek

TEK ÇIKAR YOL TEMYİZ... Rum yönetiminin hukuk grubu, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM) Miras  Ksenidi-Aresti başvurusuna ilişkin kararını inceledi ve bu karara yanıt verilmemesi halinde mülkiyete olacak etkilerinin yıkıcı olacağına karar verdi. Hukuk grubu, tek çıkar yolun kararı temyize götürmek olduğunu bildirildi

TANIMAYA SÜRÜKLENECEĞİZ... Rum yönetimi hukukçular grubu, "AİHM'in Aresti başvurusuna ilişkin kararına yanıt verilmemesi durumunda, başvuruların kaybedilmesiyle kalınmayacağı, etkilerinin; en azından kuzeydeki eski  Rum mallarının yönetimi konusunda KKTC'yi tanımakla eşdeğer olacağı sonucuna vardıklarını" söyledi

KARAR KESİNLEŞİRSE TÜRKİYE KURTULACAK... Hukukçular grubu: Temyize gidilmemesi veya temyizin  reddedilmesi durumunda, Aresti kararı kesinleşecek. Böyle bir durumda kararın Kıbrıs sorununun mülkiyet bölümüne etkileri çok dramatik olacak. Aresti kararı, Rumların mülkiyetle ilgili insan hakları ihlallerinden Türkiye'nin sorumlu olduğu açıkça ortaya koysa da aslında, Türkiye'yi AİHM'deki mülkiyet başvuruları sorunundan sonsuza dek kurtarıyor

 

   Rum yönetiminin hukuk grubunun; Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM) Miras Ksenidi-Aresti başvurusuna ilişkin kararını incelediği, bu karara yanıt verilmemesi halinde mülkiyete olacak etkilerinin yıkıcı olacağına ve tek çıkar yolun kararı temyize götürmek olduğuna karar verdiği bildirildi.
   Rum gazetesi Politis haberi, "Hükümetin Hukukçular Grubu Aresti-Ksenidi  Kararını İnceledi - AİHM'de Temyize Gidiyoruz - Karara Yanıt Verilmezse Sahte Devleti Tanımaya Sürükleneceğiz - Tek Ümidimiz Temyiz - AİHM: Daha Kötüsü Olamazdı" başlık ve spotlarıyla manşete çekti.
   Gazete Rum yönetiminin hukukçular grubunun AİHM'in Aresti başvurusuna ilişkin kararını incelediklerini ve bu karara yanıt verilmemesi durumunda "başvuruların kaybedilmesiyle kalınmayacağı, etkilerinin; en azından KKTC'deki eski Rum mallarının yönetimi konusunda KKTC'yi tanımakla eşdeğer olacağı sonucuna vardıklarını yazdı, özetle şöyle devam etti:
   "Miras Ksenidi-Aresti davasındaki kararı tersine çevirmede tek ümit temyize götürülmesidir. Temyize; kararın verilmesinden itibaren üç ay içinde yani 22 Mart 2006'ya  kadar gidilmesi gerekiyor. Aresti'nin temyize başvurmaya cesaretlendirileceğine ve emsal nitelikli  kararın iptal ettirilmesiyle diğer başvuruların kurtarılması için son çabanın üstlenileceğine kesin gözüyle bakılıyor.
   Temyize gidilmemesi veya temyizin  reddedilmesi durumunda, geçen hafta alınan  Aresti kararı kesinleşecek. Böyle bir durumda kararın Kıbrıs sorunun mülkiyet bölümüne etkileri çok dramatik olacak. Aresti kararı, Rumların mülkiyetle ilgili insan hakları ihlallerinden Türkiye'nin sorumlu olduğu açıkça ortaya koysa da aslında, kendisini (Türkiye'yi) AİHM'deki mülkiyet başvuruları sorunundan sonsuza dek kurtarıyor.
   İlgili karara göre Türkiye üç ay içinde, yani 22 Mart'a kadar, yalnız Aresti için değil aynı zamanda AİHM önündeki diğer bin 400 başvuruya da sonuç getirici tedavi teşkil edecek mekanizmayı kurması gerekiyor. Bu tedavi de işgal bölgelerinde oluşturulmuş olan Mal Tazmin Komisyonu'ndan başkası değildir. AİHM kararında; Komisyon'un kriterlere uyup uymadığının denetlenmesine ilişkin başka hiçbir prosedür yer almıyor.
   Bu durumda mahkeme başkanı; Aresti davası kararıyla AİHM'in önünde bulunan bütün diğer  davaları Türkiye'nin kurması gereken mekanizmaya (Tazmin Komisyonu'na) havale ediyor ve komisyonun tatmin edici şekilde çalışıp çalışmadığına da tek başına karar verecek. AİHM'deki Rum başvuruları için bundan daha kötü bir gelişme olamazdı."
  
Oteller, acenteler ve turistlere
davaya hazırlanıyorlar

   Fileleftheros, "Yasadışı Otellerin Acenteleri ve Turistler Sanık Sandalyesine - Mal Sahipleri Yargıya Başvuruyor - Konuyla; Dışişleri Bakanlığı ve Hukuk Dairesi İlgileniyor" başlıklı haberinde, Rum Dışişleri Bakanlığı ve Rum Hukuk Dairesi'nin; KKTC'de eskiden otelleri bulunan veya eski malları üzerine otel inşa edilen Rumların yargı başvurularının sonuç getirici şekilde ileri götürülebilmesi yöntemleri üzerinde çalıştıklarını bildirdi.
   Gazeteye göre Rum Turizm Kurumu (KOT) Başkanı Fotis Fotiu, Fileleftheros'a yaptığı açıklamada; yalnız KKTC devletinin verdiği tapularla otellerin yeni sahipleri konumuna gelen kişiler değil, bu otelleri ziyaret eden turistler ve  bunlar için ziyaretler düzenleyen turizm acenteleri aleyhine de mahkemeye başvuracaklarını söyledi.
   Gazete bunun; siyasi ve ekonomik açıdan çok yönlü etkileri olacak bir hareket olduğunu çünkü KKTC'deki otellerin % 90'ının eski Rum arazileri üzerine inşa edildiğini savundu, özetle şunları yazdı:
   "Bu gelişme Kıbrıs Turizm Kurumu'nun yurtdışında kullanıldığı argümanlardan birine zemin kazandıracak ve  pek çok turizm acentesinin; işgal bölgelerinin yasadışı otellerinde turizmi ileri götürmelerini engelleyecek. Dahası; Avrupa yargısının 'giyotini' de münferit ziyaretlerde bulunacak turistler konusunda sonuç getirici şekilde işleyecek. 
   Sayıları gittikçe artmakta olan; yasadışı otellerde kalan ve özellikle kumarhanesi olan otellere ilgi gösteren Kıbrıslı Rumlar da bu kategori içinde yer alıyor. Geçen haftaki Kıbrıs Türk gazeteleri; bu günlerde otellerin doluluk oranının, özellikle dün ve bugün, çok sayıda Kıbrıslı Rumun gitmesiyle % 100 olduğuna dair haberler yayımladılar."
   Gazete pazar günleri yayınladığı Politiki ekinde ise Rum Turizm Kurumu Başkanı Fotiu'yla yaptığı röportajın tam metnine yer verdi.
   Öte yandan Haravgi "İşgal Bölgelerindeki Kumarhanelere 1,3 Milyon 'Visa'" başlığıyla yansıttığı haberinde, Kıbrıslı Rumların KKTC'deki kumarhanelerde yalnız bir yıl içerisinde yaptıkları harcamanın 1,3 milyon KL olduğunu bildirdi ve bu miktarın da yalnız kredi kartıyla yapılan harcama olduğuna dikkat çekti.
   Gazete 24 Nisan 2004'ten 24 Nisan 2005'e kadar olan dönemi kapsayan bu sonucun; kredi kartını taşıyan müşterilerinin her hareketinin detaylarından haberdar olan JCC isimli  birimin belgelerinden varılan sonuç olduğunu yazdı.
   Gazeteye göre Rum Merkez Bankası'nın; Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Birimi Müdürü Kostas Pulis, kredi kartlarının KKTC'deki kumarhanelerde kullanımının yasadışı olup olmadığı sorusuna karşılık; kredi kartı kullanımının yasayla ve bankalar ile müşterileri arasında yapılan sözleşmelerle düzenlendiğini, Rum Merkez Bankası'nın  denetleme yetkisine sahip olmadığını  ve sorumluluk taşımadığını söyledi. Pulis devamla şunları ifade etti:
   "Ancak Kıbrıs'ta kumarhane işletilmesi yasa dışıdır ve bu nedenle;  kumarhanelerin işgal bölgelerinde olmalarından bağımsız olarak, kumarhanelerde oynayanlar ceza gerektiren suç işler. Sorun geneldir çünkü kredi kartlarının Türkiye'de kullanımı yasak değildir. İşgal bölgelerinde kredi kartlarıyla yapılan bütün işlemler Türkiye üzerinden oluyor."

KIBRIS 02/01/2003

 

Rumlar, Annan'ın girişim başlatmasını bekliyor

HRİSTOFYAS İLE YAKOVU'NUN TAHMİNİ... AKEL Genel Sekreteri Meclis Başkanı Hristofyas ile Rum Dışişleri Bakanı Yakovu, bu ayın sonunda veya şubat başlarında ABD ve BM'nin Kıbrıs konusunda yeni bir hareketlilikte bulunmalarının beklendiğini söyledi

AKEL Genel Sekreteri Meclis Başkanı Dimitris Hristofyas ve Rum Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu, Rum Devlet Radyo-TV'sinin (RİK) önceki akşamki programına katılarak, Kıbrıs konusunda tahminlerde bulundu.

TV haberine göre Hristofyas, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın kendisini Kıbrıs konusunda ilgili taraf olarak gösterdiğini belirterek, bunun genel sekreterin görevi olmadığını, plan (Annan Planı) öncesi rolüne sadık kalması gerektiğini söyledi.

Hristofyas, bu ayın sonunda veya şubat başlarında ABD ve BM'nin Kıbrıs konusunda yeni bir hareketlilikte bulunmalarının beklendiğini de söyledi.

Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu ise yakın zamanda Kıbrıs konusunda daha ziyade araştırma nitelikli girişimler beklendiğini, çünkü Türk tarafının şimdiye kadarki tutumunun somut bir girişim başlatılmasına olanak vermediğini iddia etti.

Yakovu, BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs konusunda devreye girme niyetlerini kesinlikle terk edilmediğini de söyledi ve bunun yakın zamanda gerçekleşmesi dileğinde bulundu.

Yakovu, Kıbrıs sorununun çözümü yönünde yeni çabaların başlatılması amacıyla birçok ülkenin ilgi gösterdiğini söyledi ve bu ülkeler arasında Dışişleri Müsteşar Yardımcısı Mathiou Bryza'yı ocak veya şubat ayında adaya göndermek isteyen ABD'nin de bulunduğunu belirtti.

KIBRIS 03/01/06

 

Straw'un Türkiye ziyaretinin ana gündem maddesi Kıbrıs

EN KRİTİK KONU KIBRIS... İngiltere Dışişleri Bakanı Straw, bu ay içinde Türkiye'ye gidecek. Straw'un gündeminde AB üyeliği ve İran olmasına rağmen ana gündemi Kıbrıs sorunun oluşturduğu bildirildi. İngiltere'ye göre, Türkiye için 2006'nın en kritik konusu Kıbrıs

İngiltere Dışişleri Bakanı Jack Straw, bu ay içinde Türkiye'ye gidecek. Straw'un gündeminde başta Kıbrıs olmak üzere Avrupa Birliği (AB) ve İran var.

Jack Straw'un son altı aylık AB dönem başkanlığını değerlendireceği bildirildi.

İngiltere Dışişleri Bakanı Jack Straw'un bu ay içinde Türkiye'ye gideceği ve gündeminde başta Kıbrıs olmak üzere AB ve İran olduğu kaydedildi.

Avrupa Birliği Dönem Başkanlığı'nı Avusturya'ya devreden İngiltere'nin Dışişleri Bakanı Straw, ziyarette öncelikle altı aylık İngiliz dönem başkanlığı sürecini değerlendirecek.

Dışişleri Bakanlığı yetkilileri, İngiliz bakanın ana gündemini, "Türkiye için 2006 yılının en kritik konusu olan Kıbrıs" olarak açıkladı.

İran ile Avrupa Birliği arasında devam eden nükleer silah pazarlıklarıyla, Irak'taki son durum da görüşmelerde ele alınacak.

KIBRIS 03/01/06

 

Matsakis serbest

5 OCAK'TA KAZA MAHKEMESİNDE YARGILANACAK... Rum DİKO partisi milletvekili ve Avrupa Parlamenteri Marios Matsakis bayrak çalma suçlamasıyla dün Lefkoşa Kaza Mahkemesi'ne de çıkarıldı. Lefkoşa Kaza Mahkemesi Yargıcı Ömer Güran, Dışişleri Bakanlığı'ndan bir yetkilinin mahkemeye gelerek 28/83 sayılı ve diplomatik kişilerin statüsünü düzenleyen yasa hakkında bilgi vermesi için duruşmayı 5 Ocak'a erteledi. Matsakis'i de bu duruşmaya katılması için 50 bin YTL şahsi kefalete bağlayarak serbest kalmasına karar verdi

Birinci Derecede Askeri Yasak Bölge'ye izinsiz girmek ve Türk Bayrağı'nı sirkat suçlarından, geçtiğimiz gün KKTC'ye giriş yaparken tutuklanan Avrupa Parlamentosu Rum milletvekili Marios Matsakis, dün ikinci kez çıkarıldığı Güvenlik Kuvvetleri Mahkemesi'nde, AP milletvekilliğinden kaynaklanan dokunulmazlığı nedeniyle serbest bırakıldı. Rum DIKO Partisi ve Avrupa Parlamenteri Marios Matsakis'in yargılanması dokunulmazlığı dolayısıyla askıya alındı.

Matsakis, "Birinci Derecede Askeri Yasak Bölge'ye girmek suçundan yargılandığı Güvenlik Kuvvetleri Mahkemesi'ndeki kararın ardından, "Türk Bayrağı'nı sirkat" suçundan Lefkoşa Kaza Mahkemesi'ne çıkarıldı.

GKK Yargıcı Ahmet Kalkan, Matsakis'in, Avrupa Parlamentosu'ndaki dokunulmazlığının KKTC'de de kabul edildiğini belirterek yargılanmanın askıya alınmasını kararlaştırdı.

Matsakis Bayrak çalma suçundan dolayı da Lefkoşa Kaza Mahkemesi'ne sevkedildi.

Savcı, Matsakis'in yargılanabileceğini iddia etti, Matsakis dokunulmazlığını öne sürdü

Birinci Derecede askeri yasak bölgeye 1 Kasım tarihinde girmesi ve bayrak sirkat etmesi nedeniyle aleyhinde tutuklama emri çıkarılan ve geçtiğimiz gün KKTC'ye geçerken tutuklanan Avrupa Parlamentosu'nun Rum Milletvekili Marios Matsakis, dün ikinci kez Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı mahkemesine çıkarıldı.

Kıdemli Yargıç Ahmet Kalkan mahkemenin iki hususu karara bağlaması gerektiğini anımsatarak, birinci ve en önemlisinin sanığın Avrupa Parlamentosu üyesi olması nedeniyle, dokunulmazlığının davaya etkisi, diğer unsurun da dava boyunca sanığın akıbeti olduğunu söyledi.

Yargıç ardından birinci hususun ithamdan önce karara bağlanması gerektiğini kaydederek sözü savcıya verdi. Savcı ise hitabında, sanığın Avrupa Parlamentosu üyesi olduğunu, ancak kendi inanç ve iddialarına göre, sanığın Avrupa Parlamentosu ile ilgili bir dokunulmazlığı varsa da KKTC'nin bu mevzuat veya müktesebatın dışında bulunduğunu, bunun dışında diplomatik dokunulmazlıklarla ilgili Avrupa Birliği ve KKTC arasında ikili veya uluslar arası anlaşma olmadığını söyledi.

Savcı Sarper Altıncık, sanığın bu suçları işlediğini ve yargılanabilecek bir kişi olduğunu belirterek, "takdir mahkemenindir" dedi.

Dünkü duruşmada da avukat istemeyen Matsakis ise, önceki gün ortaya koyduğu tutum ve yaptığı beyanların geçerli olduğunu belirterek, savcının beyanlarına ilişkin eleştirilerde bulundu.

Matsakis, "AP Milletvekilleri'nin dokunulmazlığa sahip olduklarını, Avrupa Parlamentosu için Kıbrıs'ın bir tane olduğunu, Ledra Palace'tan yüz metre aşağıda yada yukarıda bulunmasının bir şey fark ettirmediğini, her halükârda dokunulmazlığı olduğunu" söyledi.

Matsakis, dokunulmazlığı kaldırılmadan yargılanmasının, yani bu sürecin yasa dışı olduğunu savunarak, derhal serbest bırakılmasını istedi. Savcının eğer kendisini suçlamak istiyorsa, öncelikle Avrupa Parlamentosuna başvurarak gereğini yapmasını istedi.

Savcı ve Matsakis'in hitabının ardından, yargıç mahkemeye ara karar için 15.00'e kadar ara verdi.

Duruşmayı Türk ve Rum basın mensuplarından oluşan kalabalık bir gazeteci topluluğu izledi.

Karar

Güvenlik Kuvvetleri Mahkemesi'nde, Kıdemli Yargıç Ahmet Kalkan, dokunulmazlık konusundaki karar için verdiği yaklaşık 45 dakikalık aranın ardından, AP milletvekili olan sanığın dokunulmazlık durumu hakkındaki kararını açıkladı.

Kararını açıklarken iddia makamının ve Matsakis'in hitaplarını özetleyen Kalkan, savcının AB ile KKTC arasında dokunulmazlık konusunda mütekabiliyet bulunmadığını söylediğini anımsatarak, Matsakis'in ise, savunmasında, 2004'te AP'ye seçildiğini ve bu tarihten itibaren 5 yıllık görevi olduğunu, dokunulmazlığı kaldırılmadan yargılanamayacağını savunduğunu kaydetti.

Yargıç Kalkan, sanığın ithamnamedeki suçları işleyip işlemediğine yargılama sonunda karar verilebileceğini, bu arada sanığın gayri yasal dediği ve tanımadığını iddia ettiği bir ülkenin mahkemesinden dokunulmazlık talep ettiğini söyledi.

Dokunulmazlığın demokrasinin esası olduğunu vurgulayan Kalkan, sanığın dokunulmazlık nedeniyle yargılanmamayı talep etmesinin, AİHM ve diğer uluslararası kuruluşların da geçmişte ortaya koyduğu gibi, KKTC mahkemelerinin doğru ve adil yargılama yaptığını kabul ettiği anlamına geldiğine işaret etti.

Savcının AB ile KKTC arasında mütekabiliyet olmadığını savunduğunu anımsatan Yargıç Kalkan, Avrupa Birliği'nin tek başına bir devlet olmadığını ve mütekabiliyet olmasının mümkün bulunmadığını söyledi. Güney Kıbrıs AB üyesi olduktan sonra, Kuzey Kıbrıs'ta AB müktesebatının 10'uncu maddeye göre askıya alındığını anımsatan Yargıç Kalkan, Avrupa Parlamentosu'nda Kıbrıs Türkü'nün de temsiliyet hakkı bulunduğunu, AP'deki haklardan vazgeçilemeyeceğini ve AP'ye üyeliğin Güney Kıbrıs'ın yetkisinde olmadığını vurguladı.

Yargıç, ancak AP milletvekili olan bir kişinin bu parlamentoyu temsil ettiğini, KKTC'de de AP'yi tanımamakla ilgili bir yasa olmaması bir yana, bu parlamentonun Kıbrıs Türkü'nün hakkını alması için mücadele etmesi gereken bir platform olduğunu söyledi.

Hukuk prensiplerini ve uluslararası hukuk hiçbir zaman reddetmediklerini vurgulayan Kalkan, "AP üyeliğinin sonuçlarını tanımayız" demenin izah edilemeyecek bir tutum olduğunu söyledi. AP üyeliği, direkt AP'yi temsil sıfatı tanıdığı, KKTC'nin bununla ilgili haklarından vazgeçmediği, ayrıca AP'yi tanımadığı yönünde bir kararı olmadığı için dokunulmazlık kararının, üyenin milliyetine bakılmaksızın uygulanacağını söyledi.

Sanığın tavırlarını eleştiren Kalkan, Matsakis'in dokunulmazlığı olan görevi sona erince,KKTC'ye girmesi halinde tutuklanıp yargılanabileceğini vurguladı.

Netice olarak AP'ye ilişkin dokunulmazlığın, Kuzeye de "şamil" olduğunu (Kuzeyi de kapsadığını) ve yargılamanın Matsakis'in AP üyeliği sona erinceye kadar askıya alındığını belirterek, "Derhal serbest kalmasına emir vermek zorundayım" dedi.

"Bayrak şereftir"

 Yargıç Kalkan, kararını açıkladıktan sonra Matsakis'e dönerek, Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk'ün, Kurtuluş Savaşı sonrasında, Yunan'dan kurtarılan İzmir'de, önüne konulan Yunan bayrağının üzerinden geçmesini isteyenlere verdiği sert tepkiyi anımsatarak, Ulu Önderin bayrağın bir milletin şerefi olduğunu ve asla çiğnenmemesi gerektiğini tüm dünyaya gösterdiğini anımsattı.

Kalkan, Matsakis'e, "Eğer AP milletvekili olarak barışa katkıda bulunmak istiyorsanız Kıbrıs Türk toplumunun kutsal değerlerine daha saygılı olmalısınız" dedi.

Bu arada Matsakis Güvenlik Kuvvetleri Mahkemesi'nden, Lefkoşa Kaza Mahkemesi'ne götürülürken, bir grup mahkeme önünde "Bayrağa uzanan eller kırılsın, şehitler ölmez, vatan bölünmez" şeklinde slogan attı ve Matsakis'e saldırmak istedi.

Lefkoşa Kaza Mahkemesi'ne çıkarıldı

Rum DİKO partisi milletvekili ve Avrupa Parlamenteri Marios Matsakis bayrak çalma suçlamasıyla dün Lefkoşa Kaza Mahkemesi'ne de çıkarıldı.

Lefkoşa Kaza Mahkemesi huzuruna çıkarılan Matsakis, 5 Ocak'ta duruşmada hazır bulunmak üzere 50 bin YTL şahsi kefalete bağlandı.

Lefkoşa Kaza Mahkemesi Yargıcı Ömer Güran, Dışişleri Bakanlığı'ndan bir yetkilinin mahkemeye gelerek 28/83 sayılı ve diplomatik kişilerin statüsünü düzenleyen yasa hakkında bilgi vermesi için duruşmayı 5 Ocak'a erteledi. Matsakis'i de bu duruşmaya katılması için 50 bin YTL şahsi kefalete bağlayarak serbest kalmasına karar verdi.

Matsakis daha sonra Ceza Davaları Mukayyitliği'ne giderek şahsi kefaleti imzaladı ve serbest kaldı.

Matsakis, mahkemede yurt dışında olacağı için 5 Ocak'taki mahkemeye gelemeyeceğini belirterek, duruşmasının pazartesi gününe ertelenmesini önerdi ancak Bayrama denk gelmesi dolayısıyla bu talebi reddedildi.

Matsakis, doktor kontrolünden de geçirildi

 

Lefkoşa Polis Müdürlüğü Cürümleri Önleme Şubesi'ne getirilen Matsakis, bir süre burada bekletildi. Saat 16.20'de Lefkoşa Dr. Burhan Nalbantoğlu Devlet Hastanesi'nden ambulansla gelen doktor tarafından kontrolden geçirilen Matsakis, daha sonra Lefkoşa Kaza Mahkemesi'nde Yargıç Ömer Güran'ın huzuruna çıkarıldı.

KKTC, Güney Kıbrıs ve Türkiye basınından çok sayıda gazeteci yanında Matsakis'in ailesinin de gelişmeleri izlemeye çalıştığı Lefkoşa Polis Müdürlüğü ve Mahkemeler binalarında, gazeteciler polislerle adeta köşe kapmaca oynadı. Matsakis'in Lefkoşa Kaza Mahkemesi'ne çıkarılıp çıkarılmayacağı konusunda bilgi alınamazken, arka kapılardan serbest bırakıldığı düşüncesiyle dağılmaya hazırlanan gazeteciler, Matsakis'in bir başka kapıdan çıkarılıp mahkeme salonuna götürüldüğü haberini alarak mahkemeye koştu.

Lefkoşa Kaza Mahkemesi'nde Savcı Ahmet Varol'un iddianamesini sunmasından sonra söz alan Marios Matsakis, Avrupa Parlamentosu milletvekili olduğunu hatırlatarak, dokunulmazlığı bulunduğunu kaydetti ve buna saygı gösterilerek serbest bırakılmayı istedi.

Askeri mahkemede serbest kaldığının söylendiğini belirten Matsakis, bugün sabah Brüksel'de olması ve AP milletvekili olarak görevlerini yerine getirmesi gerektiğini, tutukluluğunun AP'nin işlerini engelleyeceğini savundu.

Matsakis, savcının istinaf dosyalamak veya başka bir şey yapmak istiyorsa bunun kendisi aleyhine olmaması gerektiğini kaydederek, AP'de "Kıbrıs'ı temsil ettiğini" yineledi.

Yargıç Ömer Güran da saat 17.00'ye geldiğine ve mesainin tamamlandığına işaret ederek, davayı ileriki bir tarihe erteleyeceğini belirtti. Güran, diplomatik statüdeki kişilerle ilgili 28/83 sayılı yasa uyarınca Dışişleri Bakanlığı'ndan bir yetkilinin mahkemeye gelip Matsakis'in statüsü ve dokunulmazlığı konusunda bilgi vermesine ve davanın 5 Ocak Perşembe günü saat 08.30'a ertelenmesine karar verdi. Yargıç Güran, Matsakis'in 5 Ocak'ta mahkemede hazır bulunacağına dair 50 bin YTL'lik şahsi kefalet senedi imzalamasını da emretti.

Bunun üzerine sanık kutusundan konuşan Marios Matsakis, 5 Ocak'ta AP'deki görevinde olacağını belirtti ve mahkemenin pazartesine (9 Ocak) ertelenip ertelenemeyeceğini sordu. Yargıç Güran ise bayram tatili nedeniyle bunun mümkün olamayacağını söyledi.

Mahkemeden çıkarak yan odadaki Ceza Davaları Mukayyitliği'ne giden Matsakis, 50 bin YTL'lik şahsi kefalet senedini imzaladıktan sonra yeniden Cürümleri Önleme Şubesi'ne götürüldü. Matsakis daha sonra saat 15.40'ta polis ekipleri tarafından sivil plakalı bir arabayla Lefkoşa Polis Müdürlüğü'nden Metehan Sınır Kapısı'na götürüldü ve buradan Güney Kıbrıs'a geçti. Matsakis'in Ledra Palace'tan Güney'e geçeceği beklentisi içinde oraya giden basın mensupları ise büyük bir hayal kırıklığı yaşadı.

KIBRIS 03/01/06

 

Talat: Kıbrıs'ta barışın kalıcı olması dinlerin işbirliği ile olacak

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs sorunu çözülse bile, barışın gerçek anlamda kalıcı kılınmasının kültürel diyalogla, Kıbrıs'ta İslamın ve Hıristiyanlığın işbirliği yapabilmesiyle mümkün olacağını belirtti.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat dün sabah Din İşleri Dairesi'ni ziyaret ederek Din İşleri Başkanı Ahmet Yönlüer ile görüştü.

Ziyaret sırasında Din İşleri Dairesi çalışanları Mehmet Ali Talat'a buket sundu.

Talat

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ziyarette yaptığı açıklamada, Din İşleri Dairesi'ni ziyaret etmenin büyük bir zevk ve onur olduğunu belirtti.

Yönlüer'in uzun yıllar tayini yapılmamış önemli bir görev üstlendiğini kaydeden Mehmet Ali Talat, "Bu nedenle bir ilk gibisiniz. Bütün gözler de üzerinizde" dedi.

KKTC'de din ve din adamlarının büyük ölçüde uzun yıllar boyunca ihmal edildiğini ifade eden Talat, bunu telafi etmek gerektiğini söyledi.

Dinin, inancın yanında kültürün de öğesi olduğunu belirten Talat, "Kıbrıs eğer temel olarak iki toplumun yurduysa-ki daha küçük dinler ve toplumlar da var bunları inkar etmek için söylemiyorum- bu iki toplumun dinlerinin de yurdudur demektir. Dolayısıyla Kıbrıs Türkü'nün mensup olduğu İslam dinin taşıdığı özellikler ve bağlı olduğu değerler, hem Kıbrıs Türk toplumuna hem de tüm Kıbrıs'a ifade edilmelidir" dedi.

Kıbrıs Rum tarafının din liderlerinin barış çağrısına yanıt vermemesinin, kendilerinin barış çağrılarına siyasi liderliğin olumlu yanıt vermemesi ile paralel olduğunu ifade eden Talat, "Bunlar orta ve kısa vadede sonuç verici adımlardır. Çünkü bütün dinlerin temeli barış ve kardeşliktir. İslamın temeli en başta barış ve kardeşliktir. Ama diğer dinlerin hiçbiri de barış ve kardeşliği inkar etmiyor. Sizin barış çağrınız dinlerin ortak felsefesinin tam merkezidir" şeklinde konuştu.

Talat, Kıbrıs Rum kilisesinden barış çağrısına olumlu yanıt gelmesinin, bazı siyasi gelişmelerin ardından olsa da kaçınılmaz olacağını söyledi.

Kıbrıs sorunu çözülse bile, barışın gerçek anlamda kalıcı kılınmasının kültürel diyalogla, Kıbrıs'ta İslamın ve Hıristiyanlığın işbirliği yapabilmesiyle olacağını vurgulayan Mehmet Ali Talat, "Barışın kuruculuğunda, kalıcı kılınmasında dine büyük görev düşüyor" dedi.

Güney Kıbrıs'ta bulunan ve bugüne kadar ihmal edilen dini ve kültürel varlıklara da sahip çıkılması gerektiğini, bunu Din İşleri başkanlığının diğer ilgili kurumlarla koordinesi ile sağlanacağını kaydetti.

Ziyaretinin amacının Kıbrıs Türkü'nün kültürünün en önemli parçalarından biri olan İslam dinin Kıbrıs'taki lideri konumundaki Yönlüer'in çalışmalarına destek vermek olduğunu ve bundan sonra da destek vermeyi sürdüreceklerini söyledi.

Mehmet Ali Talat, Kıbrıs konusunda Güney Kıbrıs'ta kilisenin önemli ve olumsuz bir rol üstlendiğini hatırlatarak şöyle devam etti:

"Kilise olumlu bir rol üstlenseydi bugün Kıbrıs'ta barış olur muydu olmaz mıydı? Kesinlikle olurdu. Dinin çok ağırlıklı olduğu ise sözkonusu toplum çok etki yapar. Güney Kıbrıs'ta din çok etkili ama maalesef olumsuz kullanılıyor. Bu bakımdan ben gelecekteki bir diyalogda dinin çok önemli olacak. Kıbrıs Türk toplumda dinin yeri laiklik anlayışı nedeniyle Güney Kıbrıs'taki kadar ağırlıklı değil ama daha diyalogdan yana, daha barışçı ve olumlu bir rol üstleniyor. O yüzden bu diyaloğu başlatmak ve gelecekte barışın kurulmasında dinin rolünü önemsemek bu bakımdan gerekli. Bu nedenle ısrarla vurguluyorum Din İşleri Dairesi daha etkin çalışmalı."

Yönlüer

Din İşleri Başkanı Ahmet Yönlüer, Cumhurbaşkanı Talat'ın ziyaretinden duyduğu memnuniyeti dile getirerek, "Çok heyecanlıyım. Çünkü ilk kez bir cumhurbaşkanı ister Kıbrıs Müftülüğü olsun ister din işleri başkanlığı olsun dini bir lideri makamında ziyaret ediyor" dedi.

Ziyaretin, uzun yıllardır kendilerini itilmiş, diğer memur kesiminin haklarına sahip olamamış din işleri camiasında, büyük bir mutluluk ve moral kaynağı olacağını kaydeden Yönlüer, 25 yıldan sonra Mehmet Ali Talat'ın başbakanlığı döneminde başlatılıp, Ferdi Sabit Soyer döneminde tamamlanan atamasının yapıldığını söyledi.

"Bu sizler için bir artıdır" diyen Yönlüer, üstlendikleri misyona uygun olarak, Müslümanlığın temelinde yatan barış ve kardeşlik mesajları vermeye çalıştıklarını kaydetti.

Yönlüer, İlk olarak Rum tarafındaki başpiskoposa mesaj göndererek, "siyasilere örnek olup barışa katkı yapalım" dediklerini ancak çağrıya olumlu yanıt alamadıklarını ancak bu konuda ısrarcı olacaklarını vurguladı.

ABD Başpiskopos'unun Rum tarafına geleceğini hatırlatılması üzerine de Yönlüer, gerekirse yetkililerle istişare halinde randevu talebinde bulunup haklı davanın anlatılabileceğini belirtti.

Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Başbakan yardımcısının İKÖ ile olan ilişkilere çok önem verdiğini ve bu konuda kendilerine her zaman destek olduğunu söyleyerek, bir soru üzerine Cumhurbaşkanının bu ülkelere ziyaretler konusunda kendilerini teşvik ettiğini vurguladı.

KIBRIS 03/01/06

 

 

Papadopulos anladı mı?

Papadopulos anladı mı?

Mİhalİs Moronİs

Yeni yılın ilk gününde Kıbrıs konusuyla uğraşmak ya fikri sabitlerden ya da mesleki hastalıktan kaynaklanabilir.
Böyle günlerde daha hoş ve daha basit konularla uğraşmak tercih edilmeli, çünkü Kıbrıs konusu hem herkesi yoruyor, hem de konuyu bataklıktan çıkarmak için herhangi bir gelişmenin kaydedilebileceğine kimse inanmıyor.
Ancak geçenlerde Kıbrıs konusunda Lefkoşa ve Atina'nın Türkiye'ye karşı uyguladığı politikanın zaaflarını ortaya çıkaran son derece olumsuz bir gelişme kaydedildi. AİHM'nin son kararı, Kıbrıs konusu ve diğer ulusal konularla, politikanın bertaraf edilmesi ve hukuki argümanlar öne sürülmesi ya da mahkeme yoluyla baş etmek konusunda ısrar etmenin tehlikelerini ortaya koydu. Bunu, ulusal konuları yönetenler dahi, uluslararası mahkemelerce alınan kararların siyasi art niyetlere hizmet ettiklerinin altını çizerek vurgulamaya özen gösteriyor.
Ksenides Arestis'in başvurusuyla ilgili kararın saçmalığı, durum hakkında şüpheye yer bırakmıyor: AİHM daha önce almış olduğu kararlar üzerinde ısrar ederek, Kuzey Kıbrıs'ı silah altında tutmaya devam eden Ankara'yı, 'Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti' yönetimini boyunduruğu altında tutması nedeniyle kınamasına rağmen, Kıbrıslı Rumları işgal makamlarıyla uzlaşmaya davet ediyor. AİHM kararında, Türkiye'nin kurduğu ve Kıbrıslı Rumların tazminat için başvurmaları gereken mekanizmanın etkili olup olmadığının değerlendirileceğinden söz ediliyor. Ancak Türkiye'nin AİHM ile anlaşmasından sonra Ankara'nın boyunduruğu altındaki Talat yönetiminin 19 Aralık'ta (Ksenides Arestis'in başvurusuyla ilgili kararın açıklanmasından birkaç gün önce) 2003 yılında Denktaş tarafından kurulan Tazmin Kurulu'nu tekrar düzenlemesinden, üç aylık sürenin bir bahane oluşturduğu anlaşılıyor.
Bu bağlamda, AİHM kararının, dolaylı ancak net olarak, Kıbrıslı Rumlara işgal ordusunu tanımaya hazırlanmaları için bir davet oluşturduğu iddia edilirse, bu görüş abartılı sayılmamalı. Çünkü Kıbrıslı Rumlar eninde sonunda haklarını işgal ordusundan talep edecek. Demek ki, hak süngünün ucunda.
Geçmişte insan haklarını koruyan bir mahkeme olduğunu defalarca göstermiş AİHM gibi bir mahkeme tarafından, hiç tereddüt etmeden yasallığa ve adalete karşı bir karar alınması anlaşılmaz ve mantıksız. Ksenides Arestis'in başvurusuyla ilgili karar, sadece benzeşmeyenleri bir araya getirmeye ve uzlaşmayanları uzlaştırmaya çalışan bir diplomatik metin olarak algılanabilir. Fakat, bu durumda dahi, metinde hukuk ve yasallığın tamamıyla bertaraf edilmesi şaşkınlık yaratıyor.
Kararın siyasi ve diplomatik art niyetlere hizmet ettiği açıkça belli oluyor. Kararın 'işgal statüsünün tanınması anlamını taşımadığını' açıklamasına rağmen...
Bu koşullar altında Atina'nın Ege kıta sahanlığı için Lahey Adalet Divanı'na başvurma konusunda neden tereddüt ettiği anlaşılıyor. Ancak yine de, bütün bunlardan sonra neler olacak sorusunu sormamak mümkün değil.
Özellikle, Kıbrıs konusunda ne olacak sorusu daha büyük ısrarla ortaya konuluyor. Çünkü, bir numaralı ulusal konunun Kıbrıs liderliğinin inandığı ya da en azından inandığını gösterdiği gibi, hukuk ya da mahkeme yoluyla çözülmesinin mümkün olmadığına hiç kuşku yok.
Uluslararası faktörün, sorunun siyasi yoldan çözümü için bir yandan da Ankara ve Lefkoşa'ya bu yönde baskı uyguladığı ortada: Ankara'ya, yeni yılda Türk liman ve havaalanlarının Kıbrıs gemi ve uçaklarına açılmasını talep ederek; Lefkoşa'yı ise, AİHM'nin kararıyla ima edilen sözde devletin tanınmasıyla tehdit ederek, baskı uyguluyor.
Mahkemenin, kurban olanla kurban edileni eşit tutan kararı, Lefkoşa'nın katı ve cesaretsiz politikasının çıkmaza girmiş olduğunu gösteriyor. Çıkmazdan kurtuluş, Kıbrıslıların ve Yunanların kaygılarını yatıştırmak için Kıbrıs liderlerinin iddia ettiği gibi, AB vasıtasıyla ya da AB müktesebatının uygulanmasıyla mümkün değil. Bu, cesur siyasi kararlar ve hareketlerle mümkün olabilir, ancak ortada bu cesur kararları alacak kimse görünmüyor. (Yunan gazetesi Elefterotipia, 2 Ocak 2006)

RADIKAL 04/01/06

 

Türkiye Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, Kıbrıs konusunu değerlendirdi: Kısıtlamalar konusunda bazı açılımlar olacak

KISITLAMALAR KARŞILIKLI KALKMALI... Türkiye Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, Kıbrıs sorununun çözümü yolunda bazı önerilerde bulunarak, bütün kısıtlamaların karşılıklı kaldırılmasını istediklerini hatırlattı ve bu yönde önümüzdeki günlerde bazı açılımlar olacağını söyledi

AB, SÖZÜNÜ TUTMALI... Türkiye'nin Kıbrıs'taki referandumdan sonra beklentilerinin hepsinin karşılanmadığına işaret eden Gül, bununla birlikte hem Kıbrıs Türkleri, hem de Türkiye için referandumdan önce ve sonra "inanılmaz değişiklikler" gerçekleştiğini belirtti. "AB'den Kıbrıs konusunda beklentimiz sözlerini yerine getirmeleri" diyen Gül, AB'nin çözümsüzlüğün değil, çözümün bir parçası olması arzusunu dile getirdi

 

Türkiye Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, Kıbrıs sorununun çözümü yolunda bazı önerilerde bulunarak bütün kısıtlamaların karşılıklı kaldırılmasını istediklerini hatırlattı ve bu yönde önümüzdeki günlerde bazı açılımlar olacağını söyledi.

Türkiye'nin Kıbrıs'taki referandumdan sonra beklentilerinin hepsinin karşılanmadığına işaret eden Gül, bununla birlikte hem Kıbrıs Türkleri, hem de Türkiye için referandumdan önce ve sonra "inanılmaz değişiklikler" gerçekleştiğini belirtti.

"AB'den Kıbrıs konusunda beklentimiz sözlerini yerine getirmeleri" diyen Gül, Birliğin çözümsüzlüğün değil, çözümün bir parçası olması arzusunu dile getirdi.

Zamanında Rumların AB'ye girmesinin engellenmesi gerektiğini, o dönemde Türk tarafının bunu yapmaya gücü olduğunu ifade eden Gül, Kıbrıs konusunda kimsenin kendisi kadar mücadele etmediğini ve dil dökmediğini, bu nedenle kimsenin kendisinden çok "Kıbrısçılık" yapmaya hakkı olmadığını söyledi.

AB'nin verdiği sözleri tutmaması nedeniyle kendini "kandırılmış" hissetmediğini, çünkü bunun karşılıklı bir oyun ve mücadele olduğunu bildiren Gül, kendilerinin de "saf" olmadığını, "ne yapıyorlarsa bilerek yaptıklarını" kaydetti.

AK Parti hükümetinin Kıbrıs ve AB konularında eleştirildiğinin hatırlatılması üzerine Gül, bu eleştirilerin haksız olduğunu belirterek, "Milliyetçilik bir ülkeyi içe kapamak mıdır? Milli gelirini artırmak mı, yoksa azaltmak mıdır? " diye sordu.

Gümrük Birliği

Gül, Gümrük Birliği Ek Protokolü konusunda, önemli olanın Gümrük Birliği'nin işlerliği olduğunu belirtti. Gül, Türkiye'nin Kıbrıs konusunda AB'den beklentisini, "verilen sözlerin tutulması" şeklinde dile getirdi.

CNN-Türk'te yayımlanan "Manşet" programına konuk olan Gül, gündemdeki konulara ilişkin bilgi verdi ve 2006'da Türk dış politikasını değerlendirdi.

Gül, Türkiye'nin 3 Ekim'de AB ile müzakerelere başlamasına 2005'te yeteri kadar önem verilmediğini, "belki siyasi polemikler yüzünden bunun sıradan bir olaymış gibi görüldüğünü" ifade etti. Gül, tarihi olan bu kararla, gerek Türkiye, gerekse AB'nin statüsünün değiştiğini kaydetti.

Gümrük Birliği ek protokolü

Gümrük Birliği Ek Protokolü'nün TBMM'de ne zaman onaylanacağının sorulması üzerine Gül, belli bir takvim vermeyerek, "bu konunun günü geldiğinde aşılacağını" söyledi.

"Önemli olan, Gümrük Birliği'nin çalışıyor olması" diyen Gül, 25 AB üyesi ile mal alışverişinin devam ettiğini hatırlattı. Gül, "Çeşitli sorunlar çıkabilir, bunlar çıkınca oturulur, konuşulur ilgili platformlarda" dedi ve bunların süreci etkileyen konular olmadığına işaret etti.

Gül, Rum kesimini tanımanın söz konusu olmadığını, konunun ancak kapsamlı bir çözümün parçası olabileceğini ve "kapsamlı çözüm olursa, her şeyin yerli yerine oturacağını" kaydetti.

Ek Protokol'ün onaylanması konusuna "günü geldiğinde" bakılacağını ifade eden Gül, önemli olanın Gümrük Birliği'nin işlerliği olduğunu, mal alışverişinin 10 yeni ülkenin AB'ye üye olmasıyla birlikte 1 Mayıs 2004'te otomatik olarak başladığını belirtti. Gül, protokolü henüz Avrupa Parlamentosu'nun da onaylamadığına da dikkati çekti.

Avusturya'nın dönem başkanlığı

Avusturya'nın AB dönem başkanlığını da değerlendiren Gül, bunun fazla bir şey değiştirmeyeceğini, çünkü dönem başkanının objektif hareket etmek durumunda olduğunu kaydetti.

KIBRIS 04/01/06

 

KKTC'de av yasağı gündemde


6 Ocak, 2006 10:07:00 (TSİ) CNN TURK

 

KKTC, Türkiye'de üç kardeşin kuş gribi nedeniyle hayatını kaybetmesinin ardından virüse karşı önlem almak için harekete geçti.

KKTC Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanı Dr. Eşref Vaiz, Türkiye'de 10 kentte av yasağı ilan edilmesinden sonra, ekimde başlayan avın yasaklanmasını talep edeceğini açıkladı.
 
Hastalığın kanatlı hayvanlarla yakın temasta bulunan kişilere geçtiğini hatırlatan Vaiz, hastalığın çocuk ve yaşlılara bulaşma olasılığının yüksek olduğuna dikkat çekti.
 
Vaiz, ölümlü vakaların Türkiye'de görülmesinin büyük bir talihsizlik ve üzüntü kaynağı olduğunu da ifade etti.

 

Annan, Kıbrıs'a yeni temsilcisini atadı

BM KIBRIS YENİ MİSYON ŞEFİ, MICHAEL MOLLER... BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Kıbrıs Özel Temsilciliği ve Kıbrıs'taki BM Barış Gücü (UNFICYP) Misyon şefliğine atanan Michael Moller dün görevine başladı. Danimarkalı diplomat Kıbrıs'taki görev süresi dolan ve önceki gün adadan ayrılan Zbigniew Wlosowicz'in yerine atandı

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Kıbrıs Özel Temsilciliği ve Kıbrıs'taki BM Barış Gücü (UNFICYP) Misyon şefliğine atanan Michael Moller dün görevine başladı.

Danimarkalı diplomat Kıbrıs'taki görev süresi dolan ve önceki gün adadan ayrılan Zbigniew Wlosowicz'in yerine atandı.

Moller, BM Genel Sekreteri Çalışma Grubu Başkan vekilliği ile Siyasi, Barış Gücü ve İnsani İlişkiler Yürütme Ofisi Direktörlüğü görevlerini yürütüyordu.

BM Barış Gücü'nden yapılan açıklamaya göre, Michael Moller, kariyerine 1979'da BM Mülteciler Yüksek Komiserliği'nde (UNHCR) başladı.

BM Genel Sekreterliği'nde ise 1984'te çalışmaya başlayan Moller, çeşitli danışmanlık görevlerinde bulundu.

Moller Haiti,Güney Meksika ve İran'da görev yaptı. İngiltere'deki Sussex Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü mezunu olan 52 yaşındaki Moller'in, ABD'deki John Hopkins Üniversitesi'nden Uluslararası İlişkiler üzerine masteri de bulunuyor.

KIBRIS 05/01/06

 

Matsakis, anayasaya ve Kıbrıs Türk halkının manevi değerlerine tecavüz etti

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Türk bayrağını çalmaktan dolayı tutuklanıp mahkemeye çıkartılan Rum parlamenter Marios Matsakis'in, Türk bayrağına pervasızca saldırı yaparken, özünde, temsil ettiğini iddia ettiği Kıbrıs Cumhuriyeti'nin Anayasası'na, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin kuruluş temellerine ve Kıbrıs Cumhuriyeti'ni oluşturan Kıbrıs Türk halkının manevi, ulusal ve toplumsal değerlerine tecavüz ettiğini söyledi.

Başbakan Soyer, Matsakis için, "Matsakis, Kıbrıs Türk halkının demokratik bir şekilde yer alması gereken Avrupa Parlamentosu'ndaki iki sandalyesinin gasp edilip işgal edilmesi eyleminin ortaya çıkarttığı bir garip üründür. Demokratrik olmayan, bir halkın demokratik iradesini gasp ederek oluşturulmuş her ürün, böyle garabetler üretir. Matsakis de budur" dedi.

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Bakanlar Kurulu'nun dünkü toplantısına girerken bir soru üzerine, Matsakis'in Kıbrıs'ı Avrupa Parlamentosu'ndaki temsiliyetinin sözde olduğunu söyledi. Başbakan Soyer, şöyle dedi:

"Avrupa Parlamentosu'nda bulunan 6 sandalyenin 4'ü Rumlara, 2'si ise Kıbrıslı Türklere aittir. 2 sandalye gasp edilmiştir, işgal edilmiştir.

Dolayısıyla, Matsakis meselesi, bir işgalin ne denli büyük ölçüde temelsiz, çapsız ve kapasitesiz olduğunu da göstermektedir. Her işgal, kendi içerisinde temelsiz ve çapsız sonuçlar üretir.

Matsakis de, Kıbrıs Türk halkının demokratik bir şekilde yer alması gereken iki Avrupa Parlamentosu sandalyesinin gasp edilip işgal edilmesi eyleminin ortaya çıkarttığı bir garip üründür.

Demokratik olmayan, bir halkın demokratik iradesini gasp ederek oluşturulmuş her ürün, böyle garabetler üretir. Matsakis de budur... ve Matsakis, Türk bayrağına dönük tecavüz girişiminde bulunmuştur. Kendisi Kıbrıs Cumhuriyeti'ni temsil etmektedir. Ben bugüne kadar çok bekledim olayın bu boyutla ele alınmasını ama duyamadım. Bu nedenle bunu söylemek isterim:

1960'ta kurulmuş Kıbrıs Cumhuriyeti'nin resmi bayraklarından biri de Türk bayrağıdır. Biri de Yunan bayrağıdır. Anayasa'ya göre Kıbrıs bayrağı da, bir Kıbrıslı Türk ressamın çizdiği bayraktır.

Dolayısıyla Matsakis, Türk bayrağına pervasızca bu saldırıyı yaparken, özünde, temsil ettiğini iddia ettiği Kıbrıs Cumhuriyeti'nin Anayasası'na, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin kuruluş temellerine ve Kıbrıs Cumhuriyeti'ni oluşturan Kıbrıs Türk halkının manevi, ulusal ve toplumsal değerlerine tecavüz etmiştir.

Bu özünde, AB ilkelerine de aykırıdır. AB'de üye olduğunu iddia eden bir ülkenin ve o cumhuriyeti Avrupa Parlamentosu'nda sözde temsil ettiğini söyleyen bir milletvekilinin, o cumhuriyetin kurucu ve siyasi eşit ortağı ve hak sahibi olan bir halkın sembolüne yaptığı bu saldırı, özünde, AB'nin ırklara ayrımcılık yapılmayacağı, ulusal ve toplumsal varlıkların siyasi eşit olduğu ilkelerine de aykırıdır.

Yani Matsakis, AB ilkelerini ve Kıbrıs Cumhuriyeti'ni oluşturan iki toplumun ulusal ve toplumsal değerlerini de çiğnemiştir. Meseleye bu boyutuyla yaklaşmak gerektiği kanısındayım.

Ama özü, açık bir şekilde söylüyorum, işgal edilmiş, gasp edilmiş bu 6 sandalyenin anti-demokratik ürünlerle doldurulmasının ürünüdür. Başka birşey değildir. Garabet burdandır zaten. Çünkü Avrupa Parlamentosu'nda Kıbrıs Türk halkı temsil edilmemektedir. Bu, Avrupa Parlamentosu'nun ilkelerine de aykırıdır. Aykırılık bu davranışla ortaya çıkmıştır."

KIBRIS 05/01/06

 

Papadopulos, Özkök'ten rahatsız

AÇIKLAMALARINI KABUL ETMİYORUZ... Rum yönetimi Başkanı Papadopulos, TSK Genelkurmay Başkanı Orgeneral Özkök'ün, Kıbrıs'ı Türkiye'nin güvenliğinin köşe taşı olarak nitelemesine tepki gösterdi. Papadopulos, "Kıbrıs Cumhuriyeti, Türk Silahlı Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Hilmi Özkök'ün Kıbrıs'la ilgili açıklamalarını kabul etmiyor. Türk generalin bu görüşleri eski görüşleridir. Bunları kabul etmiyor, reddediyoruz" dedi

Türk Silahlı Kuvvetleri Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök'ün, Kıbrıs'ı Türkiye'nin güvenliğinin köşe taşı olarak nitelemesine Rum Yönetimi'nden tepki geldi.

Haravgi gazetesi, "Başkan Papadopulos, Özkök'ün Görüşlerinin Eski ve Reddedilesi Olduğunu Vurguladı" başlığıyla yansıttığı haberinde, Rum yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un, Orgeneral Hilmi Özkök'ün, "Ankara'nın; Türkiye'nin Akdeniz'deki güvenliğinin köşe taşı olan Kıbrıs'taki çıkarlarını savunmanın ülkenin askeri güvenliğinin temel ayaklarından biri olduğu" açıklamasını yorumlarken şöyle dedi:

"Kıbrıs Cumhuriyeti, Türk Silahlı Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Hilmi Özkök'ün Kıbrıs'la ilgili açıklamalarını kabul etmiyor. Türk General'in bu görüşleri eski görüşleridir. Bunları kabul etmiyor, reddediyoruz."

"Ürünlerin kalite denetimi için KKTC'den Rum tarafına gönderilmesinin KKTC makamları tarafından engellendiği" iddiasına ilişkin görüşü de sorulan Papadopulos, "Bunların şikayet edilmesine gerek yok. Güya ekonomik izolasyonlarının kaldırılması için serbest ticaretin gerekliliği konusunda söylediklerinin siyasi talepten başka içeriği ve hedefi olmadığının bir başka göstergesidir" dedi ve şöyle devam etti:

"Ürünlerin, ihraç edilmeden önce yetkili makamlar tarafından denetlenmesi gerektiğini reddediyorlar ve siyasi nedenlerden dolayı ürünlerini denetim için; 5 kilometre uzaklıktaki Kıbrıs Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı Laboratuvarı yerine İngiltere'ye göndermeyi tercih ediyorlar.

İşgal rejiminin bu hareketinin, öncelikle Yeşil Hat Tüzüğü'nü ihlal, ikinci olarak da güya ayrı varlık olmalarını öne çıkaran bir hareket olduğunu herkes anlıyor."

Rum partileri

Gazete "Partiler Özkök'ün Açıklamalarını Eleştiriyor" başlığıyla verdiği haberinde ise, şunları yazdı:

"DİKO yayımladığı bildiriyle; Türk Silahlı Kuvvetleri Komutanı Hilmi Özkök'ün açıklamalarının; Ankara'nın Kıbrıs aleyhine yayılmacı öngörülerini ve Kıbrıs sorunundaki uzlaşmaz tavırlarının dayanmakta olduğu süregelen steratejik planlamalarındaki ısrarını teyit etmekte olduğunu kaydetti.

DİKO, AB ve BM üyelerini; Türk politikasının şekillendirilmesindeki temel unsur olan Özkök'ün ve genel olarak Türkiye'nin kurulu askeri düzeninin katı teorilerini göğüslemeye çağırdı. Kıbrıs'taki siyasi güçlere de şu çağrıda bulundu:

'Siyasi saflıkla Ankara'nın ve onların Kıbrıs'ın işgal bölgelerindeki temsilcilerinin iyi niyet unsurlarına kredi açan Kıbrıs'taki siyasi güçler, Türk tavrını ve Kıbrıs sorunundaki davranışını değerlendirmede sahte hislerden kurtulmak için olguları daha gerçekçi şekilde göğüslesinler.

DİKO için, Özkök'ün görüşleri ve teorileri, Türk politikası ve davranışını değerlendirmede temel unsurdur. Kıbrıs'a yönelik Türk öngörülerini ve metotlamalarını göğüslemek amacıyla (DİKO'nun) talepkar politika ve strateji tercih etmesinin nedeni budur.'

Ekologlar ve Çevreciler Hareketi; Türk Silahlı Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Hilmi Özkök'ün Türk Ulusu'na yönelik yeni yıl mesajının içeriğini her Avrupa kürsüsünde şikayet etmenin, Kıbrıs hükümetinin, Kıbrıslı Avrupa milletvekillerinin ve siyasi partilerin görevi olduğu görüşünü ortaya koydu.

Hareket yayımladığı bildiriyle; 'Öncelikle bir 'Avrupa ülkesi' için kabul edilemez olan, Silahlı Kuvvetler Komutanı'nın siyasi içerikli mesajlar vermesi ve ülkesinin güvenlik politikasının eksenlerini belirlemesi şikayet edilmelidir. İkinci olarak, General Özkök'e göre, Türkiye'nin Kıbrıs'taki haklarının ve çıkarlarının savunulmasının Türkiye'nin güvenlik stratejisi içerisinde yer alması şikayet edilmelidir.'

Mücadeleci Demokratik Hareket (ADİK) bildirisinde; Türk Silahlı Kuvvetleri Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök'ün yaptığı açıklamayla; Türk niyetlerinin şirin gösterilmesine ve sahte hislere kapılınmasına olanak bırakmadığını, bunun siyasi liderliği ve halkımızı kaygılandırması gerektiğini kaydetti.

ADİK devamla, 'Gerçekte Kemalist Türk devletinin sahibi askeri liderliktir. Erdoğan ve -daha çok- Talat, askerlerin stratejik planlamalarından bir santimetre bile uzaklaşabilecek durumda değildir' ifadesini kullandı."

Fileleftheros gazetesi haberi, "Ordu İçin Kırmızı Çizgi - Özkök; Türkiye'nin Kıbrıs Sorunundaki Hareketlerinin Sınırlarını Tehditle Belirledi - AB'la Üyelik Müzakerelerinin Başlaması Işığı Altında Oyunlar" başlığıyla manşete çekti.

Asker çekilmesi

Gazete, "Kıbrıs'tan muhtemel çekilmenin Türkiye'nin güvenliği için tehlike olacağını net şekilde ortaya koyan TSK Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök'ün; içeriye ve dışarıya mesajlar vermeye çalıştığını ve bölgedeki istikrar adına "dolaylı ancak net bir biçimde savurduğu tehditlerin, Ankara'nın Kıbrıs'ta eskiden beri devam ettirdiği politikayı korumayı hedeflediği" yorumunda bulundu, özetle şunları yazdı:

"Şu da açıktır ki, ordu açısından Kıbrıs kırmızı çizgidir ve Kıbrıs sorununda bir anlaşmaya rıza göstermeyecektir. Bilgi sahibi kaynakların işaret ettiği üzere; ordunun, 2004'te meydana gelen gelişmelerde takındığı tavır, Annan planının Kıbrıs Rum tarafınca reddedileceğine kesin gözüyle bakıldığı olgusuyla da bağlantılıydı.

Türk General Hilmi Özkök'ün söyledikleri daha çok; ordunun iç ve dış konularında oynadığı rolü doğrulama çabasıydı. Bu mesajın verildiği zaman; Türkiye'nin AB'la üyelik müzakerelerinin başlaması zamanıyla bağlantılıdır. Türk askeri kurulu düzeni; ordunun, Türkiye'nin kurumlarındaki ve karar alma organlarındaki rolünü azaltmaya sürükleyecek prosedürü kabul ediyor görünmüyor ve derogasyon olması için bu meseleyi ortaya koymaya çalışıyor. Edindiğimiz bilgilere göre, Ankara; bu alanda değişiklikler yapmamak için özel şartlara ve olgulara atıfta bulunacak.

Aynı zamanda; kısa süre sonra ordudan emekli olacak olan Hilmi Özkök, Recep Tayyip Erdoğan'ın da talip olacağı cumhurbaşkanlığı mevkisiyle flört ediyor görünüyor.

Lefkoşa'da bu açıklamalara olumsuz yaklaşıldı ve hükümet de resmi olarak bu açıklamaları reddetti.

Ordu tarafından ortaya konulanlardan bağımsız olarak, İngilizler, Ankara'yla Kıbrıs sorununa ilişkin temas kanalları açmaya çalışıyor. Dışişleri Bakanı Jacques Straw'un Ocak ayında Ankara'yı ziyaret etmesi bekleniyor. Bilgi sahibi kaynakların bildirdiğine göre; görüşme gündeminde Kıbrıs sorunu da olacak."

Gazete devamla, Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos, DİKO, Ekologlar ve Çevreciler Hareketi ve ADİK'in ilgili açıklamalarına yer verdi.

Gazeteye göre, KS EDEK; Hilmi Özkök'ün yeni yıl mesajının "tahrikkar ve sinsi" diye nitelediği içeriğini uluslararası camiaya ve Avrupa Birliği'ne şikayet ediyor. EDEK yayımladığı bildiride; "AB'nin, Özkök'ün mesajının içeriğine ilişkin bir açıklama yapmak zorunda olduğunu, Rum Yönetimi'nin de gerek BM gerek AB'nin yetkili organlarına şikayette bulunması gerektiğini" savundu.

EDEK; Özkök'ün açıklamalarının; "Türkiye-AB üyelik müzakereleri başlamış olmasına karşın, Türkiye'de siyaseti belirleyenlerin askerler olmaya devam ettiğini ve aynı zamanda Türkiye'nin Kıbrıs'a yönelik yayılmacı öngörüleri olduğunu gösterdiği" iddiasında bulundu.

Alithia gazetesi, Papadopulos'un ve Rum siyasi partilerinin tepki açıklamalarını, "Özkök Konusunda Açıklama Patlaması - Kıbrıs'ın Türkiye'nin Güvenliğinin Köşe Taşı Olduğunu Söyledi" başlığı altında özetledi.

Mahi gazetesi de, "Kıbrıs Cumhuriyeti Özkök'ün Açıklamalarını Reddediyor" ve "Ankara'nın Şahin Generallerinin Başı; Kıbrıs'ın Türkiye'nin Güvenliği İçin Köşe Taşı Olduğunu Söyledi" başlıklarını kullandı.

KIBRIS 05/01/2006

 

Kıbrıs'ta idare, derhal Kıbrıslı Türklere devredilmeli

KKTC İşadamları Derneği (İŞAD) Kıbrıs konusunda "ray değiştirme" çağrısında bulunarak, idarenin derhal Kıbrıslı Türklere devredilmesini istedi.

Kıbrıs Türk halkı ile Türkiye'de iktidarda bulunan AKP'nin çözüm beklenti ve kaygılarının uyumlu olmadığı görüşünü belirten İŞAD, büyük özveriler sonucunda elde edilen tüm toplumsal kazanımların yitirilmesi ve azınlık bile olamayacak bir konuma düşme tehlikesi ile karşı karşıya bulunulduğunu kaydetti.

İŞAD Yönetim Kurulu tarafından yapılan açıklama şöyle denildi:

"Kıbrıs'ta idare derhal Kıbrıslı Türklere devredilmeli, Rum yönetiminin Kıbrıs Türklerinin 1960 anlaşmaları ve anayasasındaki toplumsal haklarına yaptığı ihlallerin önüne geçmek için bu haklar resmen talep edilmeli; ihtiyaç doktrini ile Kıbrıs Cumhuriyeti adına hareket eden Kıbrıs Rum Yönetimi'nin elindeki bu kozu, Kıbrıs Türklerinin haklarını budayacak şekilde kullanmasına hukuk yoluyla engel olacak girişimler yapılmalı; Rum tarafıyla, Annan planı veya benzeri bir çözümde uzlaşmak üzere samimi bir diplomasi atağı başlatılmalı ve genel siyasal eksenimiz buna göre yeniden tanzim edilmelidir"

Vahim bir dağınıklık

Kıbrıs konusunda yaşanmakta olan süreci değerlendiren İŞAD, Kıbrıs Türkü'nün toplumsal yok oluşla karşı karşıya bulunduğunu savundu. Açıklamada, Türk tarafında Kıbrıs Türkleri ile Türkiye'nin çıkarlarına aykırı, vahim bir dağınıklığın hakim olduğu iddia edildi.

"Seçim ortamına giren Türkiye'de değişmez bir iç politika malzemesi olan Kıbrıs konusunun iç politik hesaplar ve oy kaygısı olmaksızın ele alınmasının mümkün olmadığı" görüşü belirtilen açıklamada, "AK Parti iktidarı da 'Kıbrıs'tan tek bir asker çekmedik. Rumlara bir karış toprak vermedik' pozisyonunu, ne pahasına olursa olsun koruma açmazını yaşamaktadır" denildi.

Açıklama, şöyle devam etti:

"AK Parti de, Türkiye kamuoyu da, çözümsüzlüğün ve geçen zamanın, kazanç değil tam aksine kayıp olduğunu ve bunun Kıbrıs Türklerinin aleyhine olduğunu görmemekte veya görmezden gelmeyi yeğlemekte, iki tarafın anlaşması ve Kıbrıs sorununa çözüm için, al-ver süreçlerinin yaşanmasının çağdaş dünyada geçerli tek yöntem olduğunu kabul edememektedirler."

Beklenti ve kaygılar uyumlu değil

İŞAD, Kıbrıslı Türklerin, zaman geçirmeden çözüm beklentisi ile Türkiye'deki iktidarın beklenti ve kaygılarının uyumlu olmadığını, hatta çatışma noktasında bulunduğunu öne sürerek, Kıbrıs'ta zaman kazanmak anlayışının, Kıbrıslı Türklerin temel çıkarlarıyla bağdaşmadığını kaydetti.

Açıklamada, "Çünkü Türkiye, Kıbrıs'ta zaman kazanırken, AB yolculuğu boyunca, karşısında bitmez, tükenmez, tek başına AB üyesi olmuş Rum taleplerini bulacak ve bu talepler hep Kıbrıslı Türklerin toplumsal haklarının budanması, bu haklardan ödünler vermeyi gerektirecektir" denildi.

İŞAD'ın açıklamasında şunlar belirtildi:

"Ama Türkiye AB'ne girse de girmese de, Kıbrıslı Türkler, Kıbrıs'ta ayrı bir halk olmaktan çıkıp bireyler haline gelecek ve Kıbrıs'taki tüm toplumsal haklarını, kazanımlarını yitirmiş olacaklardır. Bu kabul edilemezdir.

Türkiye'nin önü açıldığı iddia edilirken, Kıbrıslı Türklerin durumu kötüleşiyor. Toplumsal yok oluşa sürükleniyoruz. Kıbrıs sorununa dönük yaklaşımlar konusunda Türkiye hükümetinin ve politika yapıcılarının yaklaşımlarıyla Kıbrıs Türk halkının beklentileri arasında uyum yok, hatta çatışma, ayrışma vardır."

CTP Toplumun beklentilerini karşılamalı

Hükümetin büyük ortağı CTP'ye toplumun beklentilerini karşılama çağrısında bulunan İŞAD, Kıbrıs Türkü'nün beklentilerine öncelik verilmemesi halinde çok ağır bir bedel ödeneceğini kaydetti.

Açıklamada, "CTP, tarihsel bir sorumlulukla karşı karşıyadır. Ya Türkiye ile uyum ve Türkiye'nin önünü açmak diye diye iktidarda kalabileceği düşüncesine kapılarak, halkın gerçek beklentilerini karşılamamaya devam edecek; ya da halkın bu beklentilerini resmen talep edecektir. Hem de hükümetten düşme ve memur maaşlarını ödeyememe riskini göze alarak" denildi.

KIBRIS 05/01/06

 

Hükümetten Güzelyurt'a "hayat öpücüğü"

GÜZELYURT'TA 3 BİN DÖNÜMLÜK YATIRIM ALANI... Rum tarafına verilecek yerleşim yerlerinden biri olmasına rağmen Annan planını en çok sahiplenen bölgelerin başında gelen Güzelyurt için kafa yoran hükümet, bu ilçe sınırları içerisinde 3 bin dönümlük geniş bir bölgeyi "turizm bölgesi" ilan etti. Hükümet önümüzdeki aylarda 3 bin dönümlük alanda turizm ve üniversiteye yönelik yatırımlar için müracaat kabul edecek

17 KİLOMETRELİK ÇİFT ŞERİT YOL...Bugüne kadar ne ekonomi, ne sanayi ne de turizm yatırımı gören Güzelyurt için taşlar yeni yeni oynamaya başladı. Yörede ilan edilen 3 bin dönümlük yatırım alanının yanı sıra 17 kilometrelik çift şerit yol projesi üzerinde de çalışılıyor. 17 kilometrelik çift şerit yolun 7 kilometresi ODTÜ'den denize doğru, 10 kilometresi de deniz kıyısından Gaziveren'in altına kadar uzanacak

GÜZELYURT GENÇLİĞİNE ARSA... Hükümet, Güzelyurt gençliğini yörede tutabilmek için konut ihtiyacını da gidermeye çalışacak. İçişleri Bakanlığı, Güzelyurt'taki ODTÜ kampusu çevresinde bin 500 dönümlük alanı (yaklaşık 2 bin arsa), gençlere dağıtmak için çalışma yapıyor. Arsaların önümüzdeki yıl içerisinde gençlere dağıtılması hedefleniyor

MURAT: GÜZELYURT'U AYAĞA KALDIRMADA KARARLIYIZ... İçişleri Bakanı Özkan Murat, hükümetin Güzelyurt'a karşı özel bir ilgisi bulunduğuna işaret ederek, "Üniversiteler (ODTÜ-LAÜ) sektörü, narenciye sektörü ve turizm bölgesi; işte üç bacaklı bir kalkınma programı ile Güzelyurt'u ayağa kaldırmada kararlıyız" dedi

Dilek ÇETEREİSİ

Annan planının hararetle tartışıldığı günlerde verdikleri sesle uluslararası kamuoyunun ilgi odağı olan ve referandumda da en güçlü "evet"le bu iradesini ortaya koyan Güzelyurt için hükümet de düğmeye bastı.

Bugüne kadar ne ekonomi, ne sanayi ne de turizm yatırımı gören Güzelyurt için taşlar yeni yeni oynamaya başladı.

Hükümet, gelmiş geçmiş hükümetlerin ihmal kurbanı Güzelyurt'un ayağa kaldırılması için 3 bacaklı bir projeyi devreye koydu.

Şimdi Güzelyurt, üniversite ve narenciye sektörlerinin yanı sıra "turizm bölgesi" olarak da 3 aşamalı bir projeyle ayağa kaldırılmaya çalışılacak.

Güzelyurt için kafa yoran hükümet, bu ilçe sınırları içerisinde 3 bin dönümlük geniş bir bölgeyi "turizm bölgesi" ilan etti. Hükümet önümüzdeki aylarda 3 bin dönümlük alanda turizm ve üniversiteye yönelik yatırımlar için müracaat kabul edecek.

Yörede ilan edilen 3 bin dönümlük yatırım alanının yanı sıra 17 kilometrelik çift şerit yol projesi üzerinde de çalışılıyor. 17 kilometrelik çift şerit yolun 7 kilometresi ODTÜ'den denize doğru, 10 kilometresi de deniz kıyısından Gaziveren'in altına kadar uzanacak.

Hükümet, Güzelyurt gençliğini yörede tutabilmek için konut ihtiyacını da gidermeye çalışacak. İçişleri Bakanlığı, Güzelyurt'taki ODTÜ kampusu çevresinde bin 500 dönümlük alanı (yaklaşık 2 bin arsa), gençlere dağıtmak için çalışma yapıyor. Arsaların önümüzdeki yıl içerisinde gençlere dağıtılması hedefleniyor.

Konuyla ilgili KIBRIS'a özel demeç veren İçişleri Bakanı Özkan Murat, hükümetin Güzelyurt'a karşı özel bir ilgisi bulunduğuna işaret ederek, "Üniversiteler (ODTÜ-LAÜ) sektörü, narenciye sektörü ve turizm bölgesi; işte üç bacaklı bir kalkınma programı ile Güzelyurt'u ayağa kaldırmada kararlıyız" dedi.

Güzelyurt'a özel ilgi

İçişleri Bakanı Özkan Murat, hükümetin Güzelyurt'a karşı özel bir ilgisi olduğuna dikkat çekerek, ilçenin 3 bacaklı bir projeyle ayağa kaldırılmasına çalışılacağını söyledi.

Murat, Güzelyurt'un çok uzun bir dönem yatırıma aç bir bölge olarak bırakıldığını anımsatarak şimdi işbaşına gelen idarenin bu yöreye özellikle eğileceğini kaydetti.

Güzelyurt'un ayağa kaldırılması için yapılabilecekler konusuna çok kafa yorduklarını anlatan Özkan Murat, özellikle de Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nin (ODTÜ) fiilen öğretime başlamasıyla bölgeye bir anlamda ışık saçtığını, hükümetin de bu ışığı daha ileri götürmek için üç bacaklı bir kalkınma programı üzerinde çalıştığını kaydetti.

Murat, "Üniversiteler (ODTÜ-LAÜ) sektörü, narenciye sektörü ve turizm bölgesi; işte üç bacaklı bir kalkınma programı ile Güzelyurt'u ayağa kaldırmada kararlıyız" dedi.

İçişleri Bakanı Özkan Murat, Güzelyurt için yapacakları icraatları özetle şöyle anlattı:

"ODTÜ'den denize doğru 7 kilometre, deniz kıyısından da Gaziveren'in altına kadar da 10 kilometre, yani 17 kilometrelik çift şerit yol projemiz var ve bu proje hazırlanıyor.

Yine ODTÜ çevresinde bin 500 dönüm ki bu da yaklaşık 2 bin arsaya tekabül eder, gençlerimize arsa vereceğiz. Önümüzdeki yıl içerisinde arsaları vermeyi hedefliyoruz.

Ayrıca kıyı şeridinde, yolun geçtiği bölgeden 3 bin dönüm turizm ve üniversiteye yönelik yatırım alanları tespit ettik. Bunun da şehircilik açısından planlaması yapılıyor. Bu 3 bin dönümlük alanın yatırım alanı olarak belirlenmesinden sonra daha detaylı çalışmalara gireceğiz.

Önümüzdeki aylarda bu yatırımların müracaatlarını alacağız. Çalışmaları Turizm Bakanlığı ile birlikte yürütüyoruz".

Narenciye

İçişleri Bakanı Özkan Murat, ayrıca, bu yıl narenciyede, doğrudan gelir desteğine de büyük bir artışın yapıldığına işaret ederek, "Hedef, üreticinin maliyetini aşağıya çekmek, verimli ve kaliteli ürün elde etmek ve piyasada rekabet koşullarına uygun üretime geçebilmektir" dedi.

Murat, narenciye sektörü ve üniversitelerin yanı sıra 3 bin dönümlük turizm bölgesi ile Güzelyurt'u ayağa kaldırmada kararlı olduklarını vurguladı.

KIBRIS 05/01/06

 

Jack Straw, Kıbrıs'ı da ziyaret edecek

Rum Hükümet Sözcüsü Kipros Hrisostomidis, Britanya Dışişleri Bakanı Jack Straw'un Kıbrıs'ı ziyaret edeceğini bildirdi.Sözcü Hrisostomidis, ziyaret tarihinin Rum Dışişleri Bakanlığı ve Britanya Dışişleri Bakanlığı'nda görüşülmekte olduğunu, tarih saptandıktan sonra duyurulacağını söyledi.

Hrisostomidis, ziyaret sırasında görüşülecek konularla ilgili olarak da, Britanya ile yapıcı bir diyalog yapılması üzerinde anlaşıldığını, Straw'un ziyaretinin bunu gerçekleştireceğini belirtti.

Straw'un Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'la görüşüp görüşmeyeceği sorulan Rum hükümet sözcüsü, bu tür ziyaretlerde Rum hükümetinin genel tutumunun bilindiğini ifade etti.

Rum Bakanlar Kurulu'nun bir kararını hatırlayan Hrisostomidis, "yetkililerin, Kıbrıs Türk toplumunun temsilcileriyle görüşmelerine itirazımız yoktur, ancak sözde resmi makamların ziyaretini ve BM Güvenlik Konseyi kararlarına ters olan ayrılıkçı rejimin sembollerinin görüntülenmesini kabul etmiyoruz" şeklinde konuştu.

Straw'un Cumhurbaşkanı Talat'la görüşmek istemesi halinde ne olacağı sorulan Hrisostomidis, bu konuda açıklamayı gerektirecek bir durum olmadığını, böyle bir isteğin dile getirilmesi durumunda hükümetin bu konudaki tutumunu Straw'a ve diğer yetkililere anlatacağını kaydetti.

KIBRIS 06/01/06

 

Marios Matsakis duruşmaya gelmedi

DURUŞMA 20 OCAK'A ERTELENDİ... Birinci derecede askeri yasak bölgeyi ihlal, Türkiye bayrağını çalma ve bayrağa hakaret suçlarıyla KKTC'de mahkemeye çıkarılan AP üyesi Rum Marios Matsakis, düne ertelenen duruşmaya katılmadı. Matsakis'in "tutuklanarak duruşmaya getirilmesi istemi" yargıç tarafından reddedildi. Duruşma, 20 Ocak Cuma gününe ertelendi

Birinci derecede askeri yasak bölgeyi ihlal, Türkiye bayrağını çalma ve bayrağa hakaret suçlarıyla KKTC'de mahkemeye çıkarılan Avrupa Parlamentosu üyesi Rum Marios Matsakis'in, düne ertelenen duruşmaya katılmaması üzerine duruşma, 20 Ocak Cuma gününe ertelendi.

2 Ocak'ta çıkarıldığı GKK Mahkemesi'nde, hakkında açılan davanın, AP milletvekili olmasından kaynaklanan dokunulmazlığı nedeniyle askıya alınmasının ardından Lefkoşa Kaza Mahkemesi'nde, 50 bin YTL'lik şahsi kefalete bağlanarak serbest bırakılan Matsakis, saat 09.00'da Lefkoşa Kaza Mahkemesi'nde gerçekleşen ve statüsünün belirleneceği duruşmaya katılmadı.

Yargıç Ömer Güran, sanığın Avrupa Parlamentosu üyesi olduğu ve dokunulmazlığı olup olmadığına henüz karar verilmediği için bu aşamada Matsakis hakkında tutuklama emri vermesinin mümkün olmadığını belirterek, duruşmayı 20 Ocak'a erteleme kararı aldı.

Önceki duruşmada yargıcın emrettiği üzere, mahkemeye gelerek Matsakis'in statüsü ve dokunulmazlığı konusunda bilgi vermesini istediği Dışişleri Bakanlığı'ndan bir yetkilinin de mahkemede hazır bulunduğu duruşmada, sanığın düne ertelenen mahkemede hazır bulunacağına dair imzaladığı 50 bin YTL'lik şahsi kefalet konusunda ise herhangi bir karar çıkmadı.

Kefalet senedinin, dava sonuçlanıncaya kadar geçerliliğini koruduğu öğrenildi.

"Marios Matsakis, duruşmaya!!!"

Lefkoşa Kaza Mahkemesi'ndeki duruşma, mübaşir tarafından Marios Matsakis'in adı okunarak mahkeme salonuna çağrılmasının ardından saat 09.00'da başladı.

Savcı Yardımcısı Cemaliye Usanmaz, sanığın çağrılı olmasına rağmen duruşmada hazır bulunmadığını belirterek, dolayısıyla Matsakis'in tutuklanarak mahkemeye getirilmesi isteminde bulundu.

Ardından Hakim Ömer Güran, gerekçeleriyle birlikte kararını açıkladı.

"Tutuklama" istemine ret

Çağrılı olmasına rağmen mahkemede hazır bulunmayan Avrupa Parlamentosu üyesi Marios Matsakis'in duruşmada dokunulmazlığı olup olmadığı konusunda karara varılmasının planlandığını ancak sanık hazır bulunmadığı için bunun mümkün olmadığını kaydeden Güran, bunu dikkate alarak davayı ileri bir tarihe ertelemek durumunda olduğunu söyledi.

Davayı 20 Ocak'a ertelediğini açıklayan Güran, önceki duruşmada verdiği emre binaen, Dışişleri Bakanlığı'ndan bir yetkilinin 20 Ocak'taki duruşmada da mahkemede hazır bulunarak Matsakis'in statüsü ve dokunulmazlığı konusunda bilgi vermesini emretti.

Hakim Ömer Güran, iddia makamının, sanığın bu tarihte mahkemeye tutuklu getirilmesi yönündeki talebini de, dokunulmazlığı olup olmadığı karara bağlanmadığı için reddetti.

Dava tarihinin, sınır kapılarına bildirilmesi ve sanığın ülkeye giriş yapması halinde kendisine tebliğ edilmesi emrini de veren Güran, bu aşamada sanığın tutuklanarak getirilmesinin, dokunulmazlığına tecavüz anlamına geleceğini kaydetti.

1 Kasım'da Akıncılar'daki boş nöbetçi kulübesinden Türk bayrağını çalan Marios Matsakis, 31 Aralık Cumartesi günü saat 15.30'da Ledra Palace sınır kapısından KKTC'ye girerken tutuklanmıştı. Matsakis, pazar günü Güvenlik Kuvvetleri Mahkemesi'ne çıkarılmış, iddianamenin hazırlanması için duruşma pazartesine ertelenmişti. Güvenlik Kuvvetleri Mahkemesi'ne çıkarılan Matsakis hakkında 1. Derecede Askeri Yasak Bölgeyi ihlal suçlamasıyla açılan dava, AP milletvekili olmasından kaynaklanan dokunulmazlığı yüzünden askıya alınırken, Matsakis daha sonra bayrak çalma ve bayrağa hakaret davası için Lefkoşa Kaza Mahkemesi'ne çıkarılmıştı. Lefkoşa Kaza Mahkemesi de Matsakis'in dokunulmazlığı ve statüsüyle ilgili Dışişleri Bakanlığı'ndan bir yetkilinin mahkemeye bilgi vermesi için duruşmayı 5 Ocak Perşembe sabahı 08.30'a ertelerken, Matsakis'in 50 bin YTL'lik şahsi kefalet imzalamasını emretmişti. Matsakis, şahsi kefaleti imzaladıktan

KIBRIS 06/01/06

 

Rumların AB üyeliğini engellemek için elimizden geleni yapmalıydık

Türkiye Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, geçmişte Türkiye'yi yönetenlere eleştiride bulundu:

Rumların AB üyeliğini engellemek için elimizden geleni yapmalıydık

ENGEL OLACAĞINI GÖREMEDİK.. Abdullah Gül, geçmiş hükümetlere eleştiride bulunup, "Türkiye olarak, Rum yönetiminin AB'ye girişini engellemek için elimizden ne geliyorsa hepsini yapmamız gerekirdi. Bir taraftan AB bütün hükümetlerin 50 yıllık devlet politikasıdır, bunun için her şeyi yapmışız, diğer taraftan bu konuda önümüzde en büyük engelin bu olacağını adeta görmeyerek hamasi davranmışız, bunu önleyebilirdik" dedi

ÜÇ SEÇENEK... Gül: Türkiye, Kıbrıs Rum kesimini tanımamasına rağmen, Rumlar, masanın etrafındaki 25 ülkeden biridir. Türkiye'nin önünde 3 seçenek var. Ya Kıbrıs davasından vazgeçeceğiz, ya da AB'den vazgeçeceğiz. Üçüncü seçenek de şu; biz bir taraftan Kıbrıs davasına sımsıkı sarılacağız, diğer taraftan da AB sürecine sahip olacağız işte maharet de ikisini bir götürmektir. Biz ikisini bir, bu noktaya götürdük

 

 

Türkiye Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, geçmişte Türkiye'yi yönetenlere eleştiride bulunarak, Türk tarafının, geçmişte, Rumların Avrupa Birliği üyeliğini engellemek için elinden geleni yapması gerektiğini ama o dönem bunun anlaşılamadığını söyledi.

CNN Türk'te yayınlanan Ankara Kulisi programına konuk olan Gül, "Rum yönetiminin AB'ye girişini engellemek için elimizden ne geliyorsa hepsini yapmamız gerekirdi. Bir taraftan AB bütün hükümetlerin 50 yıllık devlet politikasıdır, bunun için her şeyi yapmışız, diğer taraftan bu konuda önümüzde en büyük engelin bu olacağını adeta görmeyerek hamasi davranmışız, bunu önleyebilirdik" diye konuştu.

Kıbrıs meselesinin olukça önemli olduğun vurgulayan Gül, "Çünkü tanımadığımız bir üyeyle birlikteyiz, şimdi burada o üye bu işi istismar etmek için uğraşacaktır. Türkiye ise diğer 24 üye de AB'nin geleceğini, büyüklüğünü, Türkiye'nin stratejik önemini ve Türkiye'nin AB'ne katacağı gücü düşünerek, artık başlamıştır. Geriye dönüşü yoktur, numaratör tam üyeliğe doğru dönmeye başlamıştır, farklı düşünecektir ve istismar imkanı vermeyecektir" dedi.

"Önemli olan 70 milyonun geleceği"

Türkiye'nin Kıbrıs Rum kesimini tanımamasına rağmen, Rumların masanın etrafındaki 25 ülkeden biri olduğunu hatırlatan Abdullah Gül, Türkiye'nin önünde 3 seçenek olduğunu söyledi.

Gül, sözlerine şöyle devam etti:

"Ya Kıbrıs davasından vazgeçeceğiz, ya da AB'den vazgeçeceğiz. Diyeceğiz ki orada bizim tanımadığımız 600 bin kişilik bir üye var. Ben onunla tanışmıyorum dolayısıyla onun oturduğu masaya oturmam diyeceğiz ve 70 milyonun geleceğini 600 bin kişinin ipoteğine teslim edeceğiz ve bu süreci kıracağız. Biz her şeyden önce, 70 milyonun geleceğini düşünüyoruz açıkçası. 70 milyonun geleceği, Türkiye'nin çıkarları her şeyin başındadır. Üçüncü seçenek de şu, biz bir taraftan Kıbrıs davasına sımsıkı sarılacağız, diğer taraftan da AB sürecine sahip olacağız işte maharet de ikisini bir götürmektir. Biz ikisini bir, bu noktaya götürdük."

"Referandum doğru bir karardı"

Annan Planı ile ilgili yapılan referandumda Rumların hayır demesine rağmen çoğunlukla evet oyu kullanan Kıbrıslı Türklerin de doğru yaptığını belirten Abdullah Gül, bunun sonunda sadece KKTC'nin değil Türkiye'nin de çok kazanımı olduğunu dile getirdi.

Gül, "Baştan bütün dünya Kıbrıs Türklerini, Türkiye'yi suçlarlardı ve bunun o kadar büyük faturaları kesilirdi ki 70 milyona. Bu referandumla Türkiye bütün bunlardan kurtulmuştur ve bütün dünyaya Kıbrıslı Rumların ne kadar uzlaşmaz ne kadar kötü niyetli olduğunu göstermiştir ve Rumların bütün dünyayı ne kadar kandırdığını ispatlamıştır. Referandumdan sonra da KKTC'ye karşı ayrı bir sempati oluşmuştur. Bu ekonomik gelişmelerin altında da o referandum yatmaktadır. AB, sözünde duramamanın ezikliğini yaşıyor" dedi.

"Karşımızda ezilenler sözünü tutmayanlardır"

"Şimdi bizim karşımızda ezilenler sözünü tutamayanlardır" diyen Gül, "Bunun da büyük avantajları vardır. Sözünü öyle tutamıyorsa sözünü başka türlü tutacaktır, onun için de gördüğünüz gibi bu kadar ziyaretler yapılmaktadır, bu kadar başka ülkelerden gidiş gelişler yapılmaktadır. Bu süreç kapsamlı bir çözüm olana kadar devam edecektir" şeklinde konuştu.

"Irak'ın bölünmesi Ortadoğu'yu karıştırır"

Irak'ta yaşanan seçim hakkında da konuşan Gül, Irak'ın bölünmemesi gerektiğini söyledi. İsrail ve Filistin arasında yaklaşık 50 yıldır bir çözümsüzlük olduğunu hatırlatan Dışişleri Bakanı, Irak'ın bölünmesi halinde Ortadoğu'da kimsenin tahmin edemeyeceği yeni karışıklıkların ortaya çıkabileceği uyarısında bulundu.

Türkiye'nin Kerkük'teki gelişmeleri yakından takip ettiğini de söyleyen Abdullah Gül, Türkiye'nin kendini Kuzey Irak'tan tecrit edemeyeceğini de sözlerine ekledi.

Sınırlar ve ülkeler ayrı olsa da Irak'ın Türkiye'nin devamı gibi olduğunu söyleyen Gül, "Kuzey Irak'tan kalkan uçak Türkiye üzerinde değil de Rum Kesimi üzerinden mi, Rusya üzerinden mi gidecek" dedi. Gül, Türkiye'nin Irak'la ilgili oldukça aktif olacağını da belirtti.

"Ziyaretler operasyonel ziyaretler değildi"

Son dönemde Türkiye'ye artan ziyaretler ile ilgili sorulan bir soruya da yanıt veren Gül, bu ziyaretlerde tabi ki İran konusunun da gündeme geldiğini ancak ziyaretlerini amacının İran ya da Suriye'ye yönelik bir operasyonel ziyaretler olmadığının altını çizdi.

KIBRIS 09/01/06

 

Kıbrıs Türk Ticaret Odası'nın AB nezdinde yaptığı etkin girişimler sonuç verdi: Bal ve balık, Yeşil Hat Tüzüğü kapsamına alındı

SIRADA NARENCİYE VE PATATES VAR... Ticaret Odası yetkili kurullarının AB nezdinde yaptığı girişimler sonuç verdi ve bal ile balık ürünü, Kuzey Kıbrıs ile Güney Kıbrıs arasındaki ticari ilişkileri düzenleyen Yeşil Hat Tüzüğü kapsamına alındı. Ticaret Odası, narenciye ve patates ürününün de Yeşil Hat kapsamına alınması yönündeki çalışmalarını sürdürüyor

ARANAN ŞATLAR... Taze balığın güneye satılabilmesi için, balıkçı gemi ve teknelerinin Ticaret Odası'na kayıtlı olması, yakalanan balıkların 24 saatten çok bekletiliyor olmaması ve sevkıyatta Ticaret Odası'ndan belge alınması gerekiyor. Balın da dökme veya paketlenmiş satılabileceği belirtilirken, Ticaret Odası'ndan da tasdik aranacağı kayda bağlanıyor

 

Kıbrıs Türk Ticaret Odası yetkili kurullarının Avrupa Birliği nezdinde yaptığı girişimler sonuç verdi ve bal ile balık ürünü, Kuzey Kıbrıs ile Güney Kıbrıs arasındaki ticari ilişkileri düzenleyen Yeşil Hat Tüzüğü kapsamına alındı.

29 Ekim 2005 tarihinde yapılan 43'üncü genel kurulunda görevi devralan Ticaret Odası'nın yeni yetkili kurulları, ekonominin daha verimli çalışması, halkın refah düzeyinin iyileştirilmesi, yatırımların önünün açılması çalışmalarının yanı sıra, Başta Türkiye, Amerika, üçüncü ülkeler ve Avrupa Birliği ile olan ilişkilere de büyük önem verdi.

Ticaret Odası Yetkili kurulları, Avrupa Birliği yetkilileri ile gerek Lefkoşa'da gerekse Brüksel'de yaptıkları çeşitli görüşmelerde "Kıbrıs Türk toplumuna uygulanan izolasyonlara son verilmesi ve ekonomik gelişimin teşvik edilmesi" amacıyla verilen sözlerin yerine getirilmesini, Avrupa Konseyi tarafından yayınlanan ve Kuzey Kıbrıs ile Güney Kıbrıs arasındaki ticareti düzenleyen Yeşil Hat Tüzüğü ile Kıbrıs Türk toplumuna mali yardım yapacak Mali Yardım Tüzüğü ve Kuzey Kıbrıs ekonomisinin gelişmesine yardımcı olacak Direkt Ticaret Tüzüğü'nün eksiksiz olarak uygulanmasını istedi.

Yapılan bu görüşmeler sonucunda Kuzey Kıbrıs ile Güney Kıbrıs arasındaki ticareti düzenleyen Yeşil Hat Tüzüğü kapsamında bulunan bazı canlı hayvan ve hayvan ürünlerinin yasaklanması kararı kaldırıldı. Bu yasaklama kararının kalkması sonucu bal ve taze balık Yeşil Hat tüzüğü kapsamına dahil edildi.

Taze balık

Taze balığın güneye satılabilmesi için, balıkçı gemi ve teknelerinin Ticaret Odası'na kayıtlı olması, yakalanan balıkların 24 saatten çok bekletiliyor olmaması ve sevkıyatta Ticaret Odası'ndan belge alınması gerekiyor.

Taze balığın, perakende satışını yapan dükkânlara, restoranlara ve direkt üreticiye satılabileceği belirtilirken, Ticaret Odası balıkların toptancıya da satılması konusunda girişim başlattı.

Bal

Kuzey Kıbrıs'ta üretilen balın dökme veya paketlenmiş şekilde satılabileceği belirtilirken, Ticaret Odası'ndan da tasdik aranacağı kayda bağlanıyor. Hazırlanan komisyon tüzüğünde ticaretin ancak üretim zincirinden alınan 10 numunenin analiz sonuçlarının komisyon servislerine iletilmesi sonrasında başlayacağı ve bu analizin her yıl aranacağı belirtiliyor.

Ticaret Odası bu arada, narenciye ve patates ürününün de Yeşil Hat kapsamına alınması yönündeki çalışmalarını sürdürüyor.

Nami

Kıbrıs Türk Ticaret Odası Başkanı Erdil Nami, bal ve taze balığın Yeşil Hat Tüzüğü kapsamına alınması için verilen uğraşların sonuç vermesinden memnun olduğunu söyledi.

Bal ve balık üreticileri birlikleri ile yapılan ve mutabakata varılan konuların Avrupa Komisyonu tarafından da olumlu bulunduğunu söyleyen Erdil Nami, bal ve taze balığın da Yeşil Hat Tüzüğü kapsamına alınmasıyla güneye satılan ürün yelpazesinin genişlediğini ancak bunun sadece iç ticaret olduğunu kaydetti

Kıbrıs Türklerinin Avrupa Birliği ile uyum ve ekonomik gelişmesinin sağlanması için, Avrupa Konseyi'nin "Kıbrıs Türk toplumuna uygulanan izolasyonlara son verilmesi ve ekonomik gelişmesinin teşvik edilmesi" yönünde verdiği sözler, yayımladığı Mali Yardım ve Direkt Ticaret Tüzüklerinin eksiksiz olarak uygulamaya koyması ile mümkün olacağının altını çizen oda başkanı Erdil Nami, "Avrupa Birliği bunları yaptığı zaman Kıbrıs Türk Toplumunun güvenini yeniden temin edebilir" dedi.

Yardım değil deklarasyon reddedildi

Kıbrıs Türk Ticaret Odası Başkanı Erdil Nami, 05-07 Aralık 2005 tarihinde Brüksel'e yaptıkları ziyarette ve daha sonra AB Kıbrıs Türk Masası Şefi Leopold Maurer'le yapılan görüşme ve yazışmalarda, Kıbrıs Türk Ticaret Odası'nın Mali Yardım Tüzüğü'nde 2005 yılı için öngörülen 120 milyon euroluk yardımın reddedilmediğini hatta bütçe tekniği itibarıyla yardımın alınabileceği, Direkt Ticaret Tüzüğü'nün de 6 ay sonra uygulanabileceği konusunda öneri sunduklarını anımsattı.

Erdil Nami, Kıbrıs Türk Ticaret Odası'nın reddettiği konunun 120 milyon euroluk yardımla Kuzey Kıbrıs ekonomisini ipotek altına alacak, Türkiye'nin AB ile yapacağı ortaklık görüşmelerine takoz koyacak "Maraş'ın iadesi, kuzeydeki Rum mallarına moratoryum uygulanması ve Mağusa limanının ortaklaşa işletilmesi"ni içeren deklarasyon olduğunu bir kez daha vurguladı.

Söz konusu deklarasyon içeriğinin tamamen siyasi olduğunu ve ancak, Kıbrıs sorununa bulunacak kapsamlı bir çözüm görüşmelerinde masaya gelebileceğinin altını çizen Ticaret Odası başkanı Erdil Nami, "259 milyon euroluk yardımın ilk dilimini oluşturan 120 milyon euroluk yardım için deklarasyonun kabulü, Kıbrıs Türklerine görüşme masasındaki pazarlık zeminini de kaybettirebilir" şeklinde konuştu.

Kıbrıs Türk Ticaret Odası Başkanı Erdil Nami konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Kıbrıs Türk toplumu, Kıbrıs sorununa Annan Planı çerçevesinde iki toplumlu, iki bölgeli siyasi eşit şartlarda bir çözüm bulunmasını ve Avrupa Birliği içerisinde bir gelecek istediğini 24 Nisan 2004 tarihinde yapılan referandumda yüzde 65 oyla dünyaya ilan etmiştir. Bu ilandan sonra Avrupa Birliği de Kıbrıs Türk toplumuna uygulanan izolasyonların kaldırılması ve ekonomik gelişmesinin sağlanması için söz vermiş hatta 7 Temmuz 2004 tarihinde Mali Yardım ve Direkt Ticaret Tüzüklerini yayınlamıştır. Kıbrıs Türk toplumu şimdi, AB'den verdiği sözleri yerine getirmesini ve yardım verecek diye nefes borusunun sıkılmamasını istemektedir. AB'de işlerin ve bürokrasinin yavaş çalıştığını bilmekteyiz. Ancak AB'ye şunu da hatırlatmak isteriz ki, bir buçuk yıldır Kıbrıs Türkleri için hiçbir olumlu tedbir almayan AB'ye karşı güven her geçen gün azalmaktadır. Bu güvenin yitirilmemesi ve alternatif aranmaması için AB ve AB'ye bağlı kurum ve kuruluşlar artık çalışmalarını hızlandırmalıdır. Aksi halde, Kıbrıs Türklerinin AB içerisindeki gelecek istemi yavaş yavaş yitirilmiş olacak."

 

KIBRIS 09/01/06

 

Rum yönetimi, Yeşil Hat'ın yeniden canlandırılması için 8.3 milyon KL ayırmış

Yeşil Hat'ın yeniden canlandırılmasını öngören üç yıllık programın, bu yıldan itibaren hayata geçirileceği ve 2008'e kadar süreceği ifade edildi. Fileleftheros Gazetesi, Yeşil Hat''ın yeniden canlandırılmasını öngören üç yıllık program için, Rum Yönetimi'nin 8.3 milyon KL'lik bir harcama yapacağını, söz konusu paranın, bugüne kadar "Türk işgalinden, zarar gören" iki belediyeye verileceğini yazdı.

Habere göre plan, Yeşil Hat' bölgesinde ikamet eden kişilere cazip bir çevre yaratmayı ve nüfus azalmasının engellenmesini öngörüyor.

Gazete, 6 milyon 427 bin KL'lik miktarın Lefkoşa Rum Belediyesi ve Ay. Demet Belediyesi'nin 13 alt yapı çalışması için harcanacağını, 1 milyon 200 bin KL'nin ise girişimcilerin faaliyetlerinin desteklenmesi amacıyla kullanılacağını kaydetti.

Habere göre, çalışmaların denetimi, Rum İçişleri Bakanı Andreas Hristu, Maliye Bakanı Mihalis Sarris, Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Haris Thrasu ve Ticaret Sanayi ve Turizm Bakanı Yorgos Lillikas'tan oluşan bakanlar komitesi tarafından yürütülecek. Bakanlar komitesinin başkalığını ise İçişleri Bakanı Andreas Hristu yapacak.

KIBRIS 09/01/06

 

Talat, El-Cezire TV'nin canlı yayınına katılacak

ARAP DÜNYASINA SESLENECEK... Cumhurbaşkanı Talat, merkezi Katar'da bulunan El-Cezire haber televizyonuna canlı mülakat vererek, bugün tüm Arap dünyasına ve Ortadoğu'ya seslenecek. Talat, 300 milyondan fazla kişi tarafından izlenecek El-Cezire TV ana haber bülteninde 15.30-16.00 saatleri arasında yer alacak canlı yayında, soruları yanıtlayacak

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Katar'dan yayın yapan El Cezire Televizyonu'na bugün özel bir mülakat verecek. Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın BRT stüdyoları aracılığıyla katılacağı program saat 15.30'da gerçekleşecek.

Ana haber bülteninde 15.30-16.00 saatleri arasında yarım saat süreyle Cumhurbaşkanı Talat'la canlı bağlantı yapacak olan merkezi Katar'da bulunan El Cezire Televizyonu, Ortadoğu'nun CNN'i olarak biliniyor.

BRTK stüdyolarında, Dış Basın Birliği'nin aracılığıyla Ortadoğu'ya Kıbrıs sorununu ve Türk tezlerini anlatma fırsatı yaratacak olan canlı yayında Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıs konusuyla ilgili soruları yanıtlayacak.

Uluslararası canlı yayın olması nedeniyle milyonlarca kişiye ulaşacak olan yayının bir diğer özelliği de bayram öncesine rastlaması Arap dünyasında, liderlerin bayram öncesinde verdikleri mesajlara büyük rağbet gösteriliyor.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın, uluslararası yayın kuruluşlarının referans olarak kabul ettiği El Cezire televizyonunda canlı yayınlanacak söyleşisinde ortaya koyacağı görüşler, Türk tarafının Kıbrıs sorunundaki tutumumun dünyaya doğrudan duyurulması açısından da ayrı önem taşıyor.

Cumhurbaşkanı Talat'ın, Arap kamuoyunun gündemini oluşturan El-Cezire ekranında vereceği mesajlar, uluslararası medya tarafından da izlenecek.

Cumhurbaşkanı Talat, Türk tarafının Kıbrıs sorununa bakışını Arap dünyasına ve Orta Doğu'ya tüm detaylarıyla anlatma fırsatı bulacak.

El Cezire'nin yayınları, Doğu Asya dışında dünyanın her yerinden izlenebiliyor. Arap dünyasının %70'i haberleri El Cezire'den takip ediyor.

Sayarı: Talat 300 milyona ulaşacak

Dış Basın Birliği Yönetim Kurulu adına Genel Sekreter Selim Sayarı tarafından yapılan açıklamada, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın , El-Cezire aracılığıyla yarın tüm Arap dünyasına ve Ortadoğu'ya sesleneceği, 300 milyon izleyiciye ulaşacağı belirtildi.

Selim Sayarı, söz konusu yayının, El-Cezire Televizyonu'nun Kıbrıs sorununa ve Türk tarafının görüşlerine verdiği önemin bir göstergesi olarak değerlendirildiğini belirtti.

KIBRIS 09/01/06

 

 

Güney’deki Türk malları AİHM’de

Kıbrıslı Türk İnsan
Hakları Vakfı, Kıbrıslı Türklerin yasal
haklarını korumaya
yönelik adımlarını hızlandırdı.

 

 

NTV-MSNBC VE AJANSLAR

Güncelleme: 18:50 10 Ocak 2006 Salı

LEFKOŞA - Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde (AİHM) bir Kıbrıslı Türk adına Güney Kıbrıs’taki taşınmaz malıyla ilgili ilk kez dava başvurusu yapılırken, bunu benzeri birçok davanın izleyeceği bildirildi. Kıbrıslı Türk İnsan Hakları Vakfı Başkanı Avukat Emine Erk, yaptığı yazılı açıklamayla AİHM’de açılan dava hakkında bilgi verdi. Erk, Strasbourg’a başvuran kişinin, Güney Kıbrıs’ta Larnaka’ya bağlı Tatlısu köyünde bulunan taşınmaz malı üzerine elektrik santrali inşa edilen Erdoğan Durmuş olduğunu bildirdi.

AİHM’de bugüne kadar Kıbrıslı Rumların Kuzey’deki taşınmaz mallarıyla ilgili bini aşkın dava açıldığını anımsatan Erk, Durmuş adına yapılan başvurunun bu alanda bir ilk olduğuna dikkati çekti.

Vakıftan verilen bilgiye göre Tatlısu bölgesinde, santral inşasına elverişli pek çok arazi bulunmasına rağmen, Kıbrıs Rum yönetiminin ayrımcılık güderek, tamamı Kıbrıslı Türklere ait arazi üzerine santral
inşa etmesi nedeniyle, bu alan içerisinde taşınmazı bulunan Durmuş, hakkını AİHM’de arıyor.

Kıbrıslı Türklerin Güney Kıbrıs’ta bırakılan mallarıyla ilgili Vakfa yapılan sayısız başvuru bulunduğunu kaydeden Erk, olanaklar çerçevesinde yasal adımlar atılmaya başlandığını, Durmuş’un dava dosyasının 30 Aralık 2005’te AİHM’e gönderildiğini açıkladı.

Güney Kıbrıs’ta Kıbrıslı Türklerin mülkiyet haklarını çözüm sonrasına erteleyen “Vasilik Yasası’nın” yürürlükte olduğuna ve yapılan müracaatlara, “Kıbrıs meselesi çözülmedikçe Kıbrıslı Türklerin mülkiyet hakları verilemez” yanıtı verildiğine dikkati çeken Erk, “Güney Kıbrıs’ta herhangi bir iç hukuk yolu kalmadığı açıktır. Bu nedenle doğrudan AİHM’ye müracaat hakkı kullanılmıştır” ifadesini kullandı.

 

EOKA ruhu geri döndü

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, KIBRIS'a verdiği özel demeçte, Rum tarafının isteksizliği yüzünden "hemen şimdi" istediğimiz çözümün, kapının arkasında görülmediğini söyledi ve Papadopulos ile Rum hükümetini top yekün çözüm istememekle suçladı:

EOKA ruhu geri döndü

İZOLASYONLARIN KALDIRILMASI MÜCADELESİNE DEVAM... "Papadopulos çözüm istemiyor. Rum hükümeti çözüm istemiyor. Top yekün çözüm istemiyorlar. Çözüm istemediklerine göre uluslar arası faktörün desteğini sağlamak zorundayız. İzolasyonların kaldırılması mücadelesi verdik, veriyoruz ve vermeye devam edeceğiz. O nedenle hukuk atağına cevap veriyoruz. Maksadımız nedir? Kıbrıs sorununun çözümünün bir ihtiyaç olduğunu Rum tarafına da göstermek. Dolayısıyla en büyük arzumuz olan, hemen şimdi istediğimiz çözüm, ne yazık ki Rum tarafının isteksizliği nedeniyle kapının arkasında görülmüyor. Maalesef. Keşke olabilse"

EOKA RUHUNA %76 DESTEK VAR... "Rum tarafındaki zihniyeti değiştirmek kolay bir şey değildir. Yani EOKA'nın hedefleri geri döndü. Ülkedeki yönetimi ele geçirmek, bütünüyle ele geçirmek. Rum yönetiminin adanın bütün her yerinde egemen olmasıydı, hedefi buydu EOKA'nın. Ve o anlayış bugün canlandı tekrar. Zaten EOKA yılı ilan etmek bunu göstermiyor mu? EOKA ruhu geri döndü, niye, yüzde 76 destek var bu EOKA ruhuna. Bunun anlamı budur. Bunu bizim değiştirmemiz lazımdır"

BÖYLE ANAYASA OLMAZ... "Anayasa değişiklik önerilerine katılıyorum. Ancak yeterli bulmuyorum. Anayasa daha bütünlüklü olarak ele alınmalı. Daha bütünlüklü, Avrupa normlarına uygun olacak hale getirilmesi gerekiyor. En başta anayasanın, anayasanın değiştirilmesiyle ilgili kurallarını koyan maddelerini değiştirmemiz lazım. Böyle değişmez bir anayasa olamaz. Kuran-ı Kerim'i geçti. Böyle anayasa mı olur? Çağa uyum bu anayasa ile mümkün değil. Aslında bu konuyla ilgili bir çalışma yapmayı düşünmüyor da değilim"

Dilek ÇETEREİSİ

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Rum tarafının isteksizliği yüzünden "hemen şimdi" istediğimiz çözümün, kapının arkasında görülmediğini açıkladı.

Talat, KIBRIS'a verdiği özel demeçte, Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos ile Rum hükümetini top yekün çözüm istememekle suçlayarak, "EOKA ruhu geri döndü" dedi ve bunu değiştirmemiz gerektiğini söyledi.

Cumhurbaşkanı Talat, Rum tarafı çözüm istemediğine göre uluslar arası faktörün desteğini sağlamak zorunda olduğumuza dikkat çekerek, "İzolasyonların kaldırılması mücadelesini verdik, veriyoruz ve vermeye devam edeceğiz. O nedenle hukuk atağına cevap veriyoruz. Maksadımız nedir? Kıbrıs sorununun çözümünün bir ihtiyaç olduğunu Rum tarafına da göstermek" diye konuştu.

Rum tarafının başlattığı hukuk taarruzuna Kıbrıslı Türklerin de yanıt vermeye başladığını ifade eden Mehmet Ali Talat, bu durumu "savunma" aşamasından "püskürtme aşamasına geçiş" olarak niteledi.

Gerek Rumların gerekse Türklerin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde(AİHM) başlattığı hukuk mücadelesiyle ilgili bir soru üzerine Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıs sorununun hukuk yoluyla değil, siyasi, müzakere yoluyla çözüleceğini kaydetti.

Talat, anayasa değişikliyle ilgili görüşlerinin sorulması üzerine de yapılan girişimi yerinde ancak yeterli bulmadığını söyledi.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, bu konuda özetle şöyle dedi:

"Anayasa değişiklik önerilerine katılıyorum. Ancak yeterli bulmuyorum. Anayasa daha bütünlüklü olarak ele alınmalı. Daha bütünlüklü, Avrupa normlarına uygun olacak hale getirilmesi gerekiyor. En başta anayasanın, anayasanın değiştirilmesiyle ilgili kurallarını koyan maddelerini değiştirmemiz lazım. Böyle değişmez bir anayasa olamaz. Kuran-ı Kerim'i geçti. Böyle anayasa mı olur? Çağa uyum bu anayasa ile mümkün değil. Aslında bu konuyla ilgili bir çalışma yapmayı düşünmüyor da değilim".

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'la yaptığımız mülakat aynen şöyle:

Soru ve yanıtlar

Soru: Yeni mülkiyet yasası meclisten geçti. Komisyon kurulacaktı, tüzükler hazırlanacaktı, gelişmeler nelerdir?

Soru: Bir iç hukuk yolu olarak değerlendirilebilmesi için Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin kararında buna için 3 ay süre verildi. Bu üç aylık sürede biz zaten yasayı yapmış durumdayız. Sorunumuz yok. Yasanın diğer unsurlarını yerine getirmek durumundayız. Yani tüzüklerini hazırlamamız lazım, bir de komisyonu oluşturmamız lazım. Henüz komisyonu oluşturmadık. Yabancılar konusunda çalışmalar yapıyoruz. Çalışmalarımızı başlattık. Komisyon üyelerini Yüksek Adliye Kurulu seçecek. Ben atanacak sayının iki misli öneride bulunacağım. Yüksek Adliye Kurulu da atamasını yapacak. Dolayısıyla üyeleri ben aynen önerecek olsam bile iki misli önereceğim. Dolayısıyla bunu Yüksek Adliye Kurulu seçeceğine göre, benim söz hakkım o kadardır. Sayı 5 ile 7 arasında olacak. 5 mi 7 mi olması konusuna tam karar vermiş değilim. Burada sayı önerme yetkisi önerecek olana aittir. Yasada açık bir şey yok. 5 ile 7 arasında diyor. Ataması ve tüzükleri hazır olduktan sonra, tüzükleri zaten komisyonun onaylaması gerekiyor. Bunun arkasından da komisyon faaliyete geçmiş olacak. Kaynak da ayrılmıştır, başvuruları alacak, başvuruları inceleyecek. İlk etapta atama ve tüzükler var. 3 ayda bunu tamamlarsınız, hatta biz daha önce yapmayı planlıyoruz, 3 aya kalmadan. Ondan sonra da etkin hale getireceğiz, etkin hale getirdiğimizin de görülmesi gerekiyor çünkü. 3 aylık da ona bir süre gerekiyor. Tabi takdir edersiniz ki 3 ay içinde karar vermesi çok kolay değil komisyonun. Ama o kısmını ben bilemem. Benim dışımda olan bir olay.

 

Soru: AİHM bunu bir süreyle kısıtlıyor, 3 ayda karar verilmesi gerekiyor

Cevap: 3 ayda karar verebilecek mi bilmiyorum. Başvuru olacak, başvurular incelenecek, evraklar istenecek, çok uzun bir prosedür var, bilemiyorum ama AİHM durumu değerlendirip bunu gözleyecektir. Bu durumu gözleyip kararını verecektir, etkin bir iç hukuk yoludur, veya değildir diyecek. Dolayısıyla biz gerekli hazırlıkları üzerimize düşenleri yapmak durumundayız. Şu anda bu noktadayız.

Soru: Bu arada biz de karşı bir hukuk atağına geçmiş bulunuyoruz....

Cevap: Teşvik ediyoruz bunu.

Soru: Bu yeni bir unsur değil mi?

Cevap: Mücadelemizde yeni bir unsurdur. Bugüne kadar mücadelemizi hiç vermemiştik, hep müdafaa noktasındaydık. Vatandaşlarımız mağdur olan vatandaşlarımız çeşitli yollardan kimi kendi imkanlarıyla, kimi İnsan Hakları Vakfı kanalıyla hukuki mücadelesinin yolunu seçiyor.

Bu arada İnsan Hakları Mahkemesi'ne ilk başvuru yapılmıştır, bunun arkası da tabi ki gelecektir. Birazcık da bu ilk adımın atılmasına bağlıdır. Buradaki bu ilk adım bir katalizör rol oynamıştır. Şunu söyleyeyim. Bu çok değişik ve çeşitli yönlerden ilerleyen bir başvuru ve mücadele şeklidir. Yani işte hükümetin veya cumhurbaşkanlığının organize ettiği bir olaydan çok, İnsan Hakları Vakfı'nın en temel hareketidir, bunun dışında bireysel bir harekettir. Zaman zaman bize soranlar olur. Birçok vatandaşımız şunu soruyor, biz dava açarsak örneğin mücadelemize, davamıza zarar verir miyiz. Biz de hayır deriz. Siz bildiğiniz yollarla devam edin. Yani böyle tavsiyelerde bulunuyoruz, ilgi gösteriyoruz. Öyle görülüyor ki bu hukuk mücadelesi ki birçoğu lehimize bir durumdur, lehimize sonuçlanacaktır. Yani bunun arkasından belki kayıplarla ilgili başvuruda bulunabilir insanlarımız.

Soru: Yani sonuç itibarıyla Kıbrıs sorunu siyasi bir yoldan hukuk yoluna mı kayıyor? Yani Kıbrıs sorununda bir ray değişikliği mi söz konusu?

Yanıt: Öyle görülüyor ama siyasi çözümü de terk etmiyoruz. Ray değiştirme de değil. Bakın şöyle oldu. Aslında bunu kışkırtan Rum tarafıdır. Biliyorsunuz. Önce Loizidu'yla başladı, sanki hiçbir Türkün Güneyde malı yokmuş gibi sanki sadece Rumların malı varmış kuzeyde gibi bir hava yaratıldı, Loizidu kararı çıktı. O günün yanlış politikaları buna cevaz verdi. Onun arkasından diğer mülkiyet davaları, onun arkasından bir baktık Rum tarafının kendi iç hukukunda bunu kullanmaya kalkıştı, Hurma davası gibi. Daha sonra Avrupa Birliği çerçevesindeki Avrupa tertip müzakeresi yöntemi dedikleri yola başvurdular. Yani top yekün bize karşı bir hukuk savaşı başlatıldı. Neredeyse güneye geçen Türkleri tutuklama noktasına kadar gitmeyi öngördüler. Tabi ki biz önce savunmaya geçtik. Yani Kıbrıslı Türklerden bahsediyorum. Savunmaya geçince Kıbrıslı Türkler daha ileri gidemeyeceklerini veya bu gidişin kendi aleyhlerinde de olabileceğini düşünerek durakladılar. Dikkat edin o günden sonra kuzeye yönelik Güney Kıbrıs'a çağrı yapan davalarda bir duraksama yaşandı. Biz de bir ara sandık ki çok sayıda dava gelecek. Eğer hukuki bir direniş yapmasaydık belki de gelirdi. Yani örneğin gidip orada savunma yapılmasaydı, yargı yetkiniz yok iddiası ortaya konmasaydı, gıyapta kararlar beklenseydi, belki de bazı uygulamalar yapılacaktı ve bu süreç ilerleyecekti. Ancak bu durduruldu. Şimdi püskürtme aşamasına geçtik. Yani Kıbrıslı Türkler buna çok öfkelendi. Yani sanki dediğim gibi güneyde Kıbrıs Türk malı yokmuş gibi her imkanı Kıbrıslı Türklere saldırı amacıyla kullanan bu anlayışın Kıbrıslı Türkleri öfkelendirdiği bir gerçektir. Bunun üzerine Kıbrıslı Türkler de dava açmaya başladılar. Yani tepki çektiler, tepki topladılar. Bu tepkiyle de şimdi Kıbrıslı Türkler dava açmaya başladı. Dolayısıyla önümüzdeki günlerde böyle bir kavga olacak. Ha şimdi bu Kıbrıs sorununu ya da bu sorunları hukuk yoluyla mı çözeceğiz, mümkün değil. Bu atak ve karşı atak gösterecek ki Kıbrıs sorunu hukuk yoluyla çözülemez. Kıbrıs sorunu siyasi yolla çözülür. Müzakere yoluyla çözülecek. Bu görülecek. Bu görülünce sanıyorum ki her şey yerli yerine oturacak, mesele rayına oturacak.

 

Soru: Hukuk mücadelesi de biliyorsunuz uzun zamana ihtiyaç gösterir. Durum böyle olunca da Kıbrıs sorununun çözülme umutları da ileriye atılacak.....

Yanıt: Valla bakın şunu söyleyeyim. Bir kere Rum yönetiminin çözüm gibi bir gaylesi yok. Bunu çok açık ortaya koydular. Bunu daha fazla tartışmanın bir anlamı yoktur.

Soru: Bu sizin teşhisiniz mi?

Yanıt: Değil mi yani? Varsa başka bir görüş, ben Kıbrıslı Türkler arasında en uçtaki çözüm yanlısı siyasi görüşlerin dahi Papadopulos'un çözüm istemediğine yüzde 100 inandığını gördüm, biliyorum. Hatta bizi eleştirmek isteyen çeşitli arkadaşlar Papadopulos'un çözüm istemediğini biliyoruz da biz daha başka birşeyler yapalım da çözüm istemesini sağlayalım. Yani o teşhis konmuştur. O belli. Papadopulos çözüm istemiyor. Rum hükümeti çözüm istemiyor. Hükümet topyekün çözüm istemiyor. Hem Papadopulos bu kanıdadır, hem de hükümet bu kanıdadır. Dolayısıyla çözüm istemediklerine göre uluslar arası faktörün desteğini sağlamak zorundayız. O nedenle izolasyonların kaldırılması mücadelesi verdik ve veriyoruz ve vermeye devam edeceğiz. O nedenle hukuk atağına cevap veriyoruz. Maksadımız nedir? Kıbrıs sorununun çözümünün bir ihtiyaç olduğunu Rum tarafına da göstermek. Dolayısıyla en büyük arzumuz olan, hemen şimdi istediğimiz çözüm ne yazık ki Rum tarafının isteksizliği nedeniyle kapının arkasında görülmüyor. Maalesef. Keşke olabilse.

Çok güzel bir bayram mesajı olurdu, müzakereler başlıyor, işte şu kadar zamanda bu sorunu çözeceğiz. Ama başlamadan bile diyor ki zaman sınırı istemiyorum. Hakemlik istemiyorum. Anlaşılmamış bir metni referanduma sunmak istemiyorum. Peki yani bu ne demektir? Zaman istemiyorsan bu işi sürüncemede tutma hakkı istiyorsan aksi halde referanduma sunmayacaksan o zaman çözüm olmaz demektir. Genel Sekreterin çağrısı var. İstediğin değişiklikleri Annan planında hazırla gönder diyor. O göndermiyor.

 

Soru: Zaman zaman Rum tarafının istediği değişiklikler Rum basınına yansıdı ama

Yanıt: Efendim bakın, binlerce şey söylediler. Her biri bir yerde, bölük pörçük, sözlü olarak aktardılar. Genel Sekreterin talebi o değil. Görmek istiyor nihai olarak ve temiz olarak. Falan madde şöyle değişsin gibi. Net öneriler istiyor. Böyle öneri vermedi Rum tarafı, ne yazılı, ne sözlü. Sözlü verdiği öneriler de endişe bölgeleri, endişe alanları. Yani hepsidir Annan planının. Ha başka bir plan istiyorlarsa onu da söylemiyorlar nedir istedikleri. Dolayısıyla ne yapabiliriz ki, o zaman madem ki müzakere isteği yoktur, çağrı yapıyoruz oturalım görüşelim, ona da hayır diyorlar. O zaman yapılması gereken kendi iç hukukumuzu sağlamlaştırmak ve güçlendirmek ve olası bir masaya oturma durumunda da elimizin zayıflamamasını sağlamaktır.

 

Soru: İzolasyonlar kalkacaktı bir türlü kalkmıyor,limanlar açılmadı, direkt uçuşlar olmadı

Yanıt: Ekonominin gelişmesi nereden olmuştur. Limanlar açılmadı, direkt uçuşlar olmadı, spor müsabakalarına katılamıyoruz ama adım adım anlayış görmeye başladık. Yabancı yatırımcılar ilgi duymaya başladı. Niçin cazibe var? Çünkü Kıbrıslı Türkler barışçıdır. Bu görülüyor. Kıbrıslı Türkler barışçıdır, çözüm istiyor. Bu görüldüğü için yatırımcı da gelmeye başladı, turist de gelmeye başladı. Bu aslında izolasyonların yavaş yavaş zayıflatılmasıdır.

Soru: Yani adım adım gideceğiz...

Yanıt: Öyle görülüyor. Çünkü uluslar arası hukuk, birden bire o cicim ayları dedikleri referandumun hemen arkasından gelişen Kıbrıslı Türkleri bağırlarına basma süreci sonuç getirmedi, sonuna kadar gidemedi. Dolayısıyla böyle bir süreç yaşandı. Uluslar arası hukukun yolu açıldı, uluslar arası hukuka dahil olma, çabamız budur.

Soru: Maraş'la ilgili bir açıklamanız olmuştu. İzolasyonları kaldırın Maraş'ı açalım demiştiniz, bunu biraz açalım isterseniz...

Yanıt: Maraş'la ilgili benim söylediğim, geçen yıl 2005 yılının mayıs ayında Brüksel'de yapılan görüşmedeki teklifimizdi. Ama bu teklif Rum tarafınca reddedildi. Reddedildiği için önermenin bir anlamı olduğunu düşünmüyorum. Yani o önerim şuydu, izolasyonlar kalkacak, limanların kapalıdır ilanını geri alacaksınız, hem hava limanlarının, hem deniz limanlarının kapalıdır ilanını geri alacaksınız, geri dönüşsüz bir şekilde geri alacaksınız ve spor, kültür, diğer alanlardaki kısıtlamaları kaldıracaksınız. Buna karşılık biz de Maraş'ı vereceğiz. Önerimiz buydu. 'Biz intihar etmeye niyetimi yok" diyerek bu öneriyi reddettiler. Bu öneriyi intiharla eş gördüler. Yani Kıbrıslı Türklerin boğazını sıkmaktan vazgeçmeyi intihar olarak gördüler. İstediğimiz oysa bu kadar basitti. Havaalanları açılsın, deniz limanları açılsın, gençlerimiz spor yapsın, kültür insanları uluslar arası etkinliklere katılsın. Bunu intihar olarak gördüler. Bu hükümetin anlayışı budur.

Soru: Peki o zaman bu Rum hükümetinin bundan sonra görüşme masasına oturması imkansız gibi bir şey oluyor...

Yanıt: Söyledim işte, izolasyonların kalkmasıyla, zoraki kalkmasıyla, zorlayarak kalkmasıyla, dünyanın bizi desteklemesiyle, dünyanın bizim yanımızda yer almasıyla bunu sağlayacağız. Bunu sağlamak mümkündür. 3-5 günde olmaz ama sağlamak mümkündür.

Soru: Çok uzun soluklu bir mücadele bizi bekliyor demek...

Yanıt: Öyledir, maalesef öyle. İstemesek de öyle. Rum tarafındaki zihniyeti değiştirmek kolay bir şey değildir. Yani EOKA'nın hedefleri geri döndü. Bir anlamda öyle, geri döndü, ben öyle görüyorum. Çünkü orada da neydi? Ülkedeki yönetimi ele geçirmek, bütünüyle ele geçirmek. Yunanistan'a bağlanmayı bırakın, o başka bir şey, bana göre de o tarihte kalmış bir arzu, bir hedef ENOSİS ama ülkedeki iktidarı ele geçirmek, ülkeyi yönetmek, tek başına yönetmek, kendi çoğunluğuyla yönetmek, yani Rum yönetiminin adanın bütün her yerinde egemen olmasıydı, hedefi buydu EOKA'nın. Ve o anlayış bugün canlandı tekrar. Zaten EOKA yılı ilan etmek bunu göstermiyor mu? EOKA ruhu gri döndü, maalesef geri döndü, üzücü bir durum yani bunu ben suçlamak için söylemiyorum ama bu ruh geri döndü. Ruh olarak geri döndü, niye, yüzde 76 destek var bu EOKA ruhuna. Gösteriyor ki bu geri döndü, bunun anlamı budur. Bunu bizim değiştirmemiz lazımdır. Bir sürü yol vardır. İzolasyonların kalkması v.s, v.s, bunun yanında tabi ki Rum halkına gerçekleri anlatmak lazım. Ben hala daha eminim ki Kıbrıslı Rumlar, gerçek durumu bilmiyorlar. Kıbrıslı Türklerin gerçek niyetini onlara çarpıtılmış olarak aktarıyorlar, kendi yönetimleri tarafından. Büyük bir dezenformasyon kampanyası yürütüyorlar. Büyük bir korku rejimi, totaliter benzeri bir rejim vardır. Yani siz Kıbrıs gazetesi Güney Kıbrıs'ın işyeri reklamlarını yayımlarsınız, hatta bazen hükümetinin reklamlarını, ilanlarını yayımlarsınız, ama onlar bir tek Kıbrıslı Türkün reklamını yayınlamazlar. Bu nedir yani? Bu totaliterizmden, onun benzerliğinden başka bir şey mi? O yüzden Rum halkına da anlatmamız lazım bizim. Yani Kıbrıs'ın kuzeyini biz değiştirdik, güneyi de bize düştü şimdi. Gerekeni yapacağız, sivil toplum örgütlerimiz, basınımız, biz anlatacağız, anlatacağız gerçekleri. Yani Kıbrıs'ta bir kere, Kıbrıs'ın bütününde, Kıbrıs Rum yönetiminin egemen olmasının bir hayal olduğunu, ilk etapta, sonra da haksızlık olduğunu, kendilerine yanlış bilgi verildiğini anlatacağız. Kolay değil, anlatacağız ama. Anlatmaya devam edeceğiz. Dediğim gibi izolasyonlar kalktıkça da bunun ne kadar doğru, ne kadar önemli olduğunu onlar da kavrayacaklar diye düşünüyorum.

Soru: Anayasa değişikliğini de soralım size, CTP'nin meclise sunduğu idam cezasının ve kamu görevlilerine siyaset yasağının kaldırılmasına yönelik anayasa değişikliğini yeterli buluyor musunuz?

Yanıt: Ben şunu söyleyebilirim, bu değişiklik önerilerine ben kişi olarak katılıyorum. Yani yöntemden, şundan, bundan bağımsız olarak. Ancak yeterli bulmuyorum. Anayasa daha bütünlüklü olarak ele alınmalı. Daha bütünlüklü, Avrupa normlarına uygun olacak hale getirilmesi gerekiyor. En başta anayasanın, anayasanın değiştirilmesiyle ilgili kurallarını koyan maddelerini değiştirmemiz lazım. Böyle değişmez bir anayasa olamaz. Kur'an-ı Kerim'i geçti, böyle anayasa mı olur? Çağa uyum bu anayasa ile mümkün değil. İmkan ve ihtimal yoktur. İdam cezasını kaldırın, zaten uygulanacağı yok, çok önemli görmüyorum, uygulanamaz, uygulanması mümkün değil, çok önemli görmüyorum. Kamu görevlilerine siyaset yasağının kaldırılması doğru bir yaklaşım. Tabi diğeri de yanlış değil ama çok önemli değil. Esas önemli olan anayasanın çağa uygun olarak gerektiği zaman değiştirilebilecek hale getirilmesidir. Ayrıca düzenlenmesi gereken daha bir sürü unsuru var anayasanın. Bence daha bütünlüklü olarak ele alınması gerekir anayasanın. Aslında bu konuyla ilgili bir çalışma yapmayı düşünmüyor da değilim, bunu söyleyim. Yani cumhurbaşkanlığınca bir taslak çalışma ve partilerle görüşme, sadece düşünce ama, henüz attığım bir adım yok.

Soru: Vatandaşlara nasıl bir bayram mesajı vermek istersiniz?

Yanıt: Her şeyden önce yeni bir yıl ve önemli bir bayram. İnsanların birbirlerine yakınlaşması, barışması, dostlukların pekişmesini öngörür. Bunun için bayramlar mutlulukla, tatlıyla, şekerle kutlanılır. Yoksulların sevindirilmesine çalışılır. Kurbanın anlamı da zaten budur. Et alamayan insanların, zenginlerin keseceği kurbanlarla bu ihtiyaçlarını giderebilmesi için Kurban bayramı var. Bayramın anlamına uygun olarak, barış, sevgi, dostluk, kardeşlik, egemen olsun. En kısa zamanda barış içinde bir ülke yaratalım.

KIBRIS 11/01/2006

 

İngiltere, Straw'un ziyaretine ilişkin olarak, ipleri geriyor

Rum basını, İngiltere'nin, Dışişleri Bakanı Jack Straw'un Ocak ayı sonunda Kıbrıs'a yapacağı ziyaretle ilgili olarak, kendi koşullarını ortaya koyduğunu ve "Lefkoşa" ile arasındaki ipleri gerdiğini iddia etti.

Gazeteler ayrıca, İngiltere'nin; görüşlerine saygı gösterilmesi gerektiğini belirterek, sinirlerin gerilmesine de neden olduklarını, İngiltere Dışişleri Bakanlığının; Straw-Talat görüşmesinin, KKTC Cumhurbaşkanlığı'nda gerçekleştirilmesinde ısrar etmesinin, Straw'un ziyeretinin iptal edilmesine veya ziyaretin gerçekleştirilmesi durumunda, sadece Rum Dışişleri Bakanı Yorgos Yakovu ile görüşmesine yol açacağını belirttiler.

Fileleftheros gazetesi, söz konusu anlaşmazlığın, iki hükümet arasındaki, diplomatik açıdan olan perde gerisi faaliyetlerin yoğunlaşmasına neden olduğunu, Türk tarafının ise, sadece gelişmeleri takip etmekle sınırlı kaldığını yazdı.

Straw'un Kıbrıs ziyaretinin, İngiliz inisiyatifini teşkil ettiğini yazan gazete, diplomatik bir kaynağın açıklamasına dayanarak, "İngiltere'nin bu durumda konuk ülke konumunda olduğunu ve ziyaret programı için koşullar ortaya koymasının mümkün olmadığını" da belirtti.

Yakovu - Millet görüşmesi

Habere göre, Rum Dışişleri Bakanı Yorgos Yakovu önceki gün İngiliz Yüksek Komiser Peter Millet ile görüşerek, Rum Yönetimi'nin; bir yandan Straw'un gelişini arzularken, diğer yandan da KKTC ile temaslar konusundaki hassasiyete saygı gösterilmesini istediğini belirtti.

Rum tarafının bu konudaki görüşleri, Straw'un ziyeretinin gündeme gelmesiyle birlikte, yazılı olarak İngiltere'ye bildirilmişti.

Rum Dışişleri Bakanı Yakovu ayrıca, Millet ile görüşmesi esnasında, "Kıbrıs" ziyereti esnasında Rum Yönetimi'nin hassasiyetini kabul ederek, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile görüşmeyen, İngiltere Başbakan Vekili John Prescott'un ziyeretiyle ilgili anlaşmanın takip edilmesi gerektiğini de söyledi.

Yakovu, Talat-Straw görüşmesininin herhangi bir otelde gerçekleştirilmesini de önerirken, bu öneri İngilizler tarafından reddedildi.

"Rum'un lüksü"

Habere göre İngilizler, referandumdan 20 ay sonra, Rum Yönetimi'nin; Kıbrıslı Türk ve Rumlar arasındaki açığın kapatılmasıyla ilgili, özellikle Jack Straw düzeyindeki bu girişimi reddetme lüksüne sahip olmadığını düşünüyor.

İngiltere ayrıca, Rum Yönetimi'nin tezlerinde ısrar etmesinin, "Kıbrıs Cumhuriyet'nin" görüntüsünü ve ikili ilişkileri, olumsuz etkileyeceğini de belirtiyor.

Gazete ayrıca, İngiliz Yüksek Komiserliği'nin, Straw'un ziyaretine ilişkin olarak yaptığı açıklamaya da yer verdi.

Açıklamada; Straw'un Ocak ayı sonunda Kıbrıs'ı ziyaret etmeyi arzuladığını, bunun son on yılın ilk ziyareti olacağına dikkat çekilerek, İngiltere'nin bu ziyaretle, iki ülke arasındaki ilişkilerin desteklenmesi ve Kıbrıs sorununun çözümlenmesine yardım etme arzusunu da gösterdiği belirtildi.

Gazete ayrıca, açıklamada, Rum Yönetimi'nin; Straw'un, Cumhurbaşkanı Talat ile cumhurbaşkanlığında görüşme arzusuyla ilgili endişelerini ifade ettiğini, söz konusu görüşmenin cumhurbaşkanlığında yapılmasının, uluslararası toplum tarafından yüksek düzeyde gerçekleştirilen diğer temaslarda izlenen taktikten ibaret olduğunun vurgulandığını, ayrıca görüşmenin, İngiltere'nin siyasetinde değişiklik olduğunu da göstermediğinin belirtildiğini yazdı.

Habere göre açıklamada, KKTC'nin tanınmadığı ve tanınmayacağı da belirtildi.

Yakovu'dan yazılı yanıt

Fileleftheros bir başka haberinde, Rum Dışişleri Bakanı Yorgos Yakovu'nun yazılı bir açıklama yaparak, DİSİ Meclis Grup Sözcüsü Burguridis'in; hükümetin Straw'un ziyaretine ilişkin tutumunu eleştirmesine yanıt verdiğini yazdı.

Habere göre Yakovu, Straw'un ziyaretiyle ilgili inisiyatifin, Noel yortusundan önce İngiliz Yüksek Komiser Vekili Robert Fenn ile Rum Başkanlık Diplomatik Büro Müdürü Tasos Conis arasında gerçekleştirilen görüşmede ele alındığını, ayrıca görüşmenin Straw'un, Kıbrıs'a ziyaret gerçekleştireceği esnada, Başkan Papadopulos'un Ada'da olup olmayacağı konusunun tespit edilmesi amacıyla, gerçekleştirildiğini de söyledi.

Yakovu ayrıca, görüşme esnasında, Rum Yönetimi'nin; yabancı diplomatların Kıbrıs ziyaretleri ve Türk toplumu ile görüşmeleri konusundaki düşüncelerinin de ifade edildiğini belirterek, Fenn'nin, bu tezleri İngiltere'ye iletme görevini de üstlendiğini ifade etti.

Diplomatik etiğin, diplomatik icraatların kamuoyu önünde tartışılmasına izin vermediğini söyleyen Yakovu bu tür tartışmaların ulusal çıkarlara hizmet etmediğini de belirtti.

Hrisostomidis: "Straw davet edilmedi"

Rum Hükümet Sözcüsü Kipros Hrisostomidis, İngiltere Dışişleri Bakanı Jack Straw'un davet edilmediğini açıkladı.

Haberi "İngiltere kışkırtıcı ısrar gösterisinde bulunuyor" şeklinde veren Haravgi gazetesinde yer alan habere göre, Hrisosotomidis, Rum hükümetinin Straw'dan, KKTC'ye yönelik temaslara ilişkin hassasiyete saygı duymasını beklediğini söyleyerek, Sraw'un davet edilmediğini, Straw'un kendisinin, Kıbrıs'ı ziyaret etmeyi arzuladığını söylediğini de ifade etti

Yakovu - Millet görüşmesiyle konuyla ilgili görüşmenin tamamlanıp tamamlanmadığına yönelik bir soruyu yanıtlayan Hrisostomidis, bunun Straw'un takınacağı tavra bağlı olduğunu belirtti.

"Ziyaret girişimi"

Rum Dışişleri Bakanı Yorgos Yakovu ise, Starw'un ziyeret girişiminin Fenn-Conis görüşmesinde İngiltere tarafından dile getirildiğini ve bunun(insiyatifin) İngiltere'ye ait olduğunu doğruladı.

AKEL Basın Sözcüsü Antros Kiprianu ise İngiltere'nin bazı ilkelere saygı göstermesi ve Türk tarafına yarar sağlayacak davranışlar içerisine girmemesi gerektiğini belirtti.

Kiprianu, Kıbrıs sorununun çözümünde arabuluculuk rolü üstlenmek isteyen İngiltere'nin objektif davranması ve Kıbrıs sorununun içeriğini belirleyen bazı ilkelere saygı duyması gerektiğini vurguladı.

Yakovu - Millet görüşmesi

Öte yandan Politis gazetesi, Yakovu - Millet arasında yapılan görüşmede, Straw'un KKTC Cumhurbaşkanlığına gidişi konusundaki anlaşmazlığın devam ettiğini, bunun da ziyaretin muallakta kalmasına neden olduğunu yazdı.

Habere ilişkin diğer başlıklar ise şöyle yer aldı:

Simerini gazetesi: "Karındeşen Jack - Kıbrıs - İngiltere Kanlı Bıçaklı"

Alithia gazetesi: "Kıbrıs - İngiltere Yapılandırılmış Anlaşmazlık....Straw'un Ziyareti Muallakta"

Mahi gazetesi: "İngilizler Bizi Hiçe Sayıyor"

KIBRIS 12/01/06

 

Denktaş: Maronitler, KKTC kimlik kartı almak zorunda değil

Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş, Politis gazetesine verdiği özel demeçte, Maronitlerin Koruçam'a geri dönmeleri ve mallarını arzuladıkları şekilde kullanabilmeleri konusunda açıklamalarda bulundu.

Gazetede yer alan habere göre Denktaş, gazeteye yaptığı açıklamada, Maronitlerin Koruçam'a geri dönmelerine ilişkin önlemlerin bizzat kendisi tarafından, yaklaşık bir yıl önce açıklanmış olduğuna dikkat çekerek, Maronitlerin geri dönmeleri konusunun neden son günlerde Güney Kıbrıs'ta tartışma konusu haline geldiğini sordu.

Habere göre Denktaş açıklamasında, KKTC'nin Maronitlere yönelik bu önlemlerinin, Kıbrıs Rum tarafından kasten çarpıtıldığını ve bunun sebebinin de, Güney Kıbrıs'ta yapılacak olan milletvekilliği seçimleri olduğunu ifade etti.

Denktaş: "Koruçamlı hiçbir Maronit, KKTC'nin kimlik kartını almak zorunda değildir, Koruçam Maronitlerinin geri dönüşü, şartsız ve koşulsuzdur. Şu anda nerede ikamet etmekte olduklarına bakılmaksızın, tüm Koruçam Maronitlerinin mallarını değerlendirmeye ve bu malları, Kıbrıslı Rumlarla evlenmiş olsalar dahi, çocuklarına bırakamaya hakları olduğunu söyledik. Topraklarını diğer Maronitlere ya da yabancı uyruklulara satma hakkına sahiptirler. Önlemlerimiz tamamen insani boyuttadırlar ve siyasi faydalanma söz konusu değildir. Maronitlerin ve Kıbrıslı Türklerin ilişkileri, ezelden beridir dostça ve güçlüdür" şeklinde konuştu.

Gazete, Rum İnsani Konular Dairesi sorumlusu Yeorgios Sergidis'in ise yapmış olduğu açıklamada, önümüzdeki 15 günlük süre içerisinde, Rum İçişleri ve Çalışma bakanları ile Rum Başkanlık Müsteşarının katılımları ile Maronitlerin geri dönüş konusunun görüşüleceği bir toplantı gerçekleştirileceğini ifade ettiğini belirtti.

 KIBRIS 12/01/06

Kıbrıslı Türk ve Rumların kredi kartı harcamaları açıklandı

JCC isimli araştırma şirketi verilerine göre, Kıbrıslı Türklerin, 2005 itibarıyla Güney Kıbrıs'taki kredi kartı harcamalarının 5 milyon 935 bin KL'ye vardığı, Kıbrıslı Türklerin en çok parayı 1.6 milyon KL'yle süpermarketlerde harcadıkları açıklandı.

Simerini gazetesi, Kıbrıslı Türklerin ayrıca, 1.2 milyon KL'lik de konfeksiyon harcaması yaptığını belirtti.

Habere göre, Rumların, KKTC ve Türkiye'deki - yine 2005 itibarıyla - kredi kartı harcamaları ise, 3 milyon 800 bin tutarındadır. Rumlar, paralarını daha çok dinlenme amaçlı olarak harcarken, bu miktar 1.5 milyon KL şeklinde belirlendi. Rumlar oteller için ise 1.2 milyon KL harcadı.

Kıbrıslı Türkler aralık ayında Güney Kıbrıs'ta (kredi kartı ile) 918 bin KL, Rumlar ise aralık ayında KKTC'de ve Türkiye'de 297 bin KL harcadı.

Simerini gazetesi bir başka haberinde ise, Kıbrıslı Türklerin, 1974 öncesinde Rum Yönetimi'ne olan borcunun faiziyle birlikte 3.2 milyon KL'ye ulaştığını belirtti.

KIBRIS 12/01/06

‘Straw’un ziyareti Rumlara mesaj’

Katar’ın El Cezire televizyonuna konuşan KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, İngiltere Dışişleri Bakanı Straw’un bu ay içinde Ada’ya yapacağı ziyaretin, Rumlara Kıbrıs sorununa çözüm bulunması yönünde bir mesaj olacağını söyledi.

 

NTV

Güncelleme: 12:11 12 Ocak 2006 Perşembe

LEFKOŞA - El Cezire televizyonunun KKTC Başkanı olarak hitap ettiği Mehmet Ali Talat, Arap kanalına verdiği demeçtei İngiltere Dışişleri Bakanı Jack Straw’un 25 Ocak’ta Ada’nın kuzeyine gerçekelştireceği ziyaretin önemini anlattı.

“Kıbrıs sorununu iyi bilenler ülkeler, bu soruna çözüm bulunması gerektiğinin farkında. Çünkü Ada’nın birleşmesi hem soruna taraf olanlar, hem de uluslararası toplumuna çıkarına” diyen Talat, “İngiltere Dışişleri Bakanı Jack Straw da Ada’da çözüm bulunmasına destek veriyor. Sanırım Straw’un ziyaretinin hedefi soruna bir çözüm bulunmasının önemli bir ve gerekli olduğunu, bunun ertelenemeyecek bir durum olduğunu Rumlara anlatmak” şeklinde konuştu.

‘GERİLİM AB’YE DE YANSIR’
Talat, Türkiye ile Yunanistan ve Rum Kesimi arasında Kıbrıs sorunu nedeniyle yaşanacak gerilimin Avrupa Birliği’ne de yansıyacağını belirtti.

Talat, “AB Türkiye’ye Ada’daki askerlerini çekmesi için bastırabilir. Ama bu mümkün değil. Çünkü Ada’daki Türk askerlerinin varlığı, sorunun devam etmesinin bir sonucudur. Bu varlığın sona ermesi için Kıbrıs sorununa çözüm bulunması gerekiyor” dedi.

Rumların, yönetimi Türklerle paylaşmak istemediğini anlatan Memhet Ali Talat, Kıbrıslı Türklerin kazanımlarından vazgeçmeyeceklerini ve azınlık olmayı kabul etmeceklerinin altını çizdi.

‘RUMLAR GÖRÜŞMEYİ ENGELLEMEYE ÇALIŞIYOR’
Öte yandan Kıbrıs Rum Kesimi’nde yayınlanan Politis gazetesinin haberine göre Rum Yönetimi, Talat-Straw görüşmesinin cumhurbaşkanlığında yapılmasının KKTC’nin dolaylı olarak tanınması anlamına geleceği görüşünde. Bu nedenle Rum Yönetimi’nin Straw’un Talat’la ya İngiliz Yüksek Komiserliği’nin KKTC’deki bürosunda ya da Talat’ın Girne’deki evinde görüşmesini istiyor.

Rum Bakanlar Kurulu’nun ilgili kararında da, “Yabancı yetkililerin Kıbrıs türk liderleriyle sahte devletin sembollerinin bulunduğu ve statüsünün yükseltilmesini çağrıştıran mekanlarda görüşmemesi gerektiği” savunuluyor.

Politis gazetesinin haberinde, İngiltere Dışişleri Bakanı Jack Straw’un Ada’ya İngiliz Ağrotur üssünden giriş yapacağını da yazdı. Haberde üste güvenlikle ilgili hassas yerlerde görevli Rumların, gerekçe gösterilmeden bu yerlerden uzaklaştırılmaya başlandığı iddia edildi.

ABD, Kıbrıs için zemin yokluyor

ABD'nin Kıbrıs'ta yeni bir çözüm girişimi konusunda zemin yokladığı bildirildi.

NTV'nin haberine göre, bu konuda geçtiğimiz günlerde ABD Dışişleri Bakanlığı'nda Ankara, Atina ve Lefkoşa'daki Amerikan büyükelçilerinin de katılımıyla bir toplantı düzenlendi.

Kıbrıs'ta uzun süren diplomatik hareketsizlikten sonra ABD yönetiminin, çözüm için olası bir girişimin başlatılması yönünde zemin yokladığı belirtildi.

Bu konuda geçtiğimiz günlerde önemli bir gelişme oldu. ABD'nin Ankara Büyükelçisi Ross Wilson, Atina Büyükelçisi Charles Ries ve Lefkoşa Büyükelçisi Ronald Schlicher, Washington'a çağırıldı ve ABD Dışişleri Bakanlığı'nın üst düzey yetkilileri, büyükelçilerle bir toplantı yaptı. Dışişleri Bakanlığı'nın Kıbrıs'tan sorumlu üst düzey yetkilisi Matt Bryza'nın da yakında bölgeye gelmesi bekleniyor.

Ancak tam bu sıralarda ABD'nin başı özellikle İran ve Irak ile dertte. AB'de de Kıbrıs konusunda bir hareket yok. Kıbrıs Rum yönetiminin çözüme yanaşmayan tutumu da sürüyor.

BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın da son raporunda belirttiği gibi başarı garantisi olmadan yeni bir girişime soğuk bakmaya devam ettiği biliniyor. İşte bu ortamda Washington'daki uzmanlar, kafası dağınık bir ABD'nin, yeni Kıbrıs girişiminin başarı şansına kuşkuyla bakıyor.

KIBRIS 13/01/06

Bisbikas, Beşparmak dağlarını geçip, Apostolos Andreas'da mum yakmak istiyor

Rum Milli Muhafız Ordusu (RMMO) Genel Kurmaylığı'nda önceki gün düzenlenen törenle, RMMO komutanlığı görevini Athanasios Nikolodimos'tan devralan Korgeneral Konstantinos Bisbikas; "RMMO'daki görev süresi bitmeden, Beşparmak Dağlarını geçip, Apostolos Andreas Manastırı'nda mum yakmayı" diledi.

31 yıl önce Kiracıköy'deydi

Fileleftheros gazetesi, "Bisbikas: 'Apostolos Andreas'ta Mum Yakayım' -Görevi Dün Devralan Milli Muhafız Ordusu Yeni Komutanı 'Başarı Tek Yol' Diyor" başlık ve spotlarıyla aktardığı haberinde; 31 yıl önce de 26 yaşında bir üsteğmen iken, Kıbrıs'a gelerek Kiracıköy'deki bölüğün komutanlığını yapan Bisbikas'ın, önceki günkü devir teslim töreninde, bunu hatırlayarak duygulandığını yazdı.

Gazeteye göre, RMMO yeni komutanlığına seçilmesinin, kendisi için büyük bir şeref olduğunu söyleyen Konstantinos Bisbikas, "Bu yüksek görevden kaynaklanan sorumluluk ve yükümlülüklerimin bilincindeyim" dedi.

Bisbikas'ın; Yunanistan'daki denkleriyle tam işbirliği içinde oldukları ve kendisini RMMO komutanlığına seçtikleri için Rum Savunma Bakanlığı'na ve siyasi liderliğine teşekkür ettiğini yazan gazete devamla şunları kaydetti:

"Bisbikas, devir teslim töreninde şunları söyledi:

'Liderliğimizin desteği ve doğru istikametteki politikasıyla, mesai arkadaşlarımla her düzeyde işbirliği içinde, adanın bütün makamlarıyla yasalar önünde eşit, dengeli, etik şekilde işbirliği yaparak ve her şeyden önce Tanrı'nın yardımıyla görevimizi başarıya taşıyacağımızı umuyorum ve buna inanıyorum. Başarı tek yoldur. Çünkü başka türlüsü olamaz.'

Bisbikas, Nikolodimos'a hitaben ise, Milli Muhafız Ordusu'na ve Kıbrıs Elenizmi'ne yaptığı önemli katkılardan dolayı teşekkür etti ve Nikolodimos'un bıraktığı yerden devam etmek ve iyileştirilmesi gereken noktaları iyileştirmek için, insan gücünün el verdiği her türlü çabayı harcayacağını teyit etti.

"RMMO, Kıbrıs dışında da, misyonunu yerine getirmeye muktedirdir"

Athanasios Nikolodimos da görevi devrederken, aynı heyecan içinde, yeni komutanı 'profesyonel ve deneyimli bir kişi' olarak niteledi ve kendisine başarı ve şans diledi.

Milli Muhafız Ordusu'nun bugün imrenilecek bir düzeyde olduğunu ve Kıbrıs halkının, dost ve müttefiklerin takdirine şayan ve misyonunu Kıbrıs dışında da yerine getirmeye muktedir olduğunu söyledi.

Rum Savunma Bakanı Kiriakos Mavronikolas da, Milli Muhafız Komutanlığı mevkiini, 'Elenizm'in Kıbrıs topraklarını savunma yeteneklerini yansıtan, en üst milli öneme haiz bir mevki' olarak niteledi. Bu mevkiin Kıbrıs Elenizmi ile payitaht Elenizmi arasındaki mükemmel işbirliğini yansıtan bir mevki olduğunu söyledi.

Mavronikolas, yeni komutanı selamlarken, 'On yıllardır devam eden gelenek ve tarih; Türk ve Rum Kıbrıs halkının nihayet tek başına ve AB'ne üye bir ülkede bir arada yaşayabilmesi için çözüm, ülkenin kurtarılması taleplerinin yerine geleceği güne kadar aynı kararlılıkta devam edecek' dedi.

Mavronikolas Nikolodimos'a hitaben ise, iki hükümet döneminde, hükümetlerin vizyonlarına uygun ve doğru şekilde görev yaptığını ve onun görev süresi içerisinde çok şeyler hayata geçirdiklerini söyledi. 'Kıbrıs'ın Avrupa ordusuna katılımı Nikolodimos'un zamanında gerçekleşti. Devletimizin en azından Avrupa Savunma ve Dış Politikası düzeyinde ikinci sınıf devlet kategorisine indirgenmesini engellemek için Yunanistan'ın da yardımıyla çok ve çetin savaşlar verdik' dedi.

Komutan Yardımcısı Fivos Klokkaris de Bisbikas'a, 'Elenizmin sınırı olan Kıbrıs'ın korunmasının hemen hemen tek kalkanı olan savunma kalkanımız yararına, görevinizde başarılar dilerim' dedi."

Ordu geleneğine ters

Politis gazetesi ise, "Nikolodimos Devretti, Bisbikas Devraldı -Klokkaris İstifa Ediyor -Milli Muhafız Ordusu Komutan Yardımcısı Korgeneral F. Klokkaris İstifasını Bugün Başkan Papadopulos'a Sunacak - Klokkaris, Hükümet Tarafından Savunma Konularında Değerlendirilecek" başlık ve spotlarıyla aktardığı haberinde; RMMO'da kalıp, kendisinden iki devre küçük olan Bisbikas'ın emri altında görev yapmayı, ordu geleneğine aykırı bulan RMMO Komutan Yardımcısı Fivos Klokkaris'in de, Nikolodimos'un ardından emekliye ayrılacağını yazdı.

Gazete, Rum Savunma Bakanlığı'nın; görevinde kalması yönündeki ikna çabalarının başarısız kaldığını ve Klokkaris'in, ordu geleneklerini gerekçe göstererek; görevinde kalma ihtimalini dahi konuşmak istemediğini yazdı.

Rum Savunma Bakanı'na, istifa kararının Bisbikas'ın şahsıyla hiçbir alakası olmadığını, yeni komutan aynı devreden, ancak kendisinden daha genç olsaydı, yine istifa edeceğini söylediği yolunda bilgiler bulunduğuna işaret etti.

Klokkaris'in yerine Tümgeneral Ksirotiri'nin RMMO Komutan Yardımcılığı görevine atanmasının beklendiğini kaydeden gazeteye göre Fivos Klokkaris, emekliye ayrılmasının ardından Rum yönetimi tarafından değerlendirilecek. Gazete şunları ekledi:

"Bugüne kadar Tasos Conis tarafından Başkanlık Diplomatik Büro Şefliği göreviyle birlikte yürütülmekte olan Rum İstihbarat Teşkilatı (KYP) başkanlığına atanması kuvvetle muhtemeldir. Bunun gerçekleşmemesi durumunda ise, Rum Savunma Bakanlığı danışmanı olabileceği kaydediliyor."

Mahi gazetesi ise haberi, "Milli Muhafız Ordusu Yeni Komutanı Görevi Devraldı" başlığıyla okurlarına aktardı.

Simerini gazetesi, "Milli Muhafız Ordusu'nda Nöbet Değişimi -Yeni Komutan Başarının Tek Yol Olduğunu Söylüyor -Devir Teslim Töreninde Duygu Dolu Anlar Yaşandı" başlığını attı.

Alithia gazetesinin başlığı ise şöyle:

"Görevin Başarılması Tek Yoldur -Korgeneral Bisbikas Milli Muhafız Ordusu Komutanlığı Görevini Devraldı -Yeni Komutan: 'Görev Süremizin Sona Ermesinden Evvel, Beşparmaklar'ı Geçelim ve Apostol Andrea'da Bir Mum Yakalım"

KIBRIS 13/01/06

KKTC'de sağlığa ayrılan pay dünya standartlarında

KKTC'nin en çok tartışılan ve şikâyetlere konu olan sektörlerinden sağlıkta bazı veriler, özellikle finansman ve alt yapıyla ilgili rakamlar dünya standartlarında veya standartlara yakın düzeyde.

Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı tarafından hazırlanan 2004 yılı istatistiklerine göre sağlığa devlet bütçesinden ayrılan pay yüzde 12,3 düzeyinde. Bu rakam Belçika ile aynı, Norveç'in 3 puan üzerinde, Güney Kıbrıs'ın ise iki katı.

Güneyle hekim sayısı aynı...Hemşire sayısı az

Aynı istatistiklere göre KKTC, hekim sayısında da 10 bin kişiye 25 hekimle Güney Kıbrıs'la hemen hemen aynı düzeyde. Diğer ülkelere bakıldığında ise Belçika'da 10 bin kişiye 44, Norveç'te 31, Yunanistan'da 45 ve Türkiye'de ise 13 hekimin düştüğü görülüyor.

Hekim sayısında dünya standartlarına yakın bir durum gösteren KKTC'de hemşire ve ebe konusunda ise aynı durum geçerli değil. KKTC'de 10 bin kişiye 32 ebe-hemşire düşerken, bu rakam Güney Kıbrıs'ta 42, Belçika'da 113, Norveç'te 152, Türkiye'de 30.

Yatak sayısı standartların üstünde

Yatak sayısında da KKTC birçok ülkeden daha iyi durumda.

2004 verilerine göre KKTC'de 10 bin kişiye 57 yatak düşerken, bu rakam Güney Kıbrıs-Norveç ve Kanada'da 44, Türkiye'de 26 ve Belçika'da 70.

KIBRIS 13/01/06

"Anayasa değişiklik önergesini bu haliyle kabul edemeyiz"

HALKIMIZ RUMLARLA ÇÖZÜM DÜŞÜNCESİNİ TERK ETMELİ" "Rum yönetiminin, Kıbrıslı Türklerle, herhangi bir şekilde, herhangi bir şeyi paylaşma niyetinde olmadığı artık daha açık görülüyor. Böyle bir ihtiyacı, ne uluslararası camia yaratıyor, ne de Rum Lideri Papadopulos yönetimi altında böyle bir girişim yapılıyor. Tek taraflı bir çözüm gerçekleşemeyeceğine, bunun sadece Papadopulos'un isimlendirdiği "osmosis" yöntemi ile olabileceğine ve bunu da bizim kabul etmeyeceğimize göre, halkımızın Kıbrıslı Rumlarla bir çözüm konusundaki düşüncelerini yavaş yavaş terk etmeleri gerekmektedir"

"BAŞKANLIK SİSTEMİNİ GÜNDEME GETİREN BİR ANAYASA LAZIM" "Biz anayasanın değişmesi gerektiğini yıllardan beridir söylemekteyiz. Ancak Anayasa'yı, ufak rötuşlarla değil, başkanlık sistemini de gündeme getiren, gerçekten çalışan, halkın geleceğini ve haklarını koruyan bir şekilde değiştirmenin zorunlu olduğunu düşünüyoruz. Sadece CTP'nin sunmuş olduğu iki değişiklikle kalması halinde, kabul etmemiz veya olumlu yanaşmamız mümkün değil"

"İKTİDAR GÜCÜNÜ HALKA KARŞI KULLANMIYORUZ" "Demokrat Parti, siyasetini halka indirgeyebilmiş bir partidir. Diğer partilerden farkı ise, iktidar gücünü halka karşı kullanmamasıdır. Hoşgörülü bir partiyiz ve gelen eleştirilerin en çirkinine bile gülümseyerek cevap verebilme özelliğimiz var. Bunu zafiyet diye algılayalar, bunun aslında büyük bir güç olduğunu bilmiyorlar. 2006 yılında DP kendi varlığını çok daha fazla hissettirecek konumdadır"

Gizem ÖZGEÇ

Dışişleri Bakanı, Başbakan Yardımcısı ve Demokrat Parti(DP) Genel Başkanı Serdar Denktaş, Cumhuriyetçi Türk Partisi'nin(CTP), "kamu görevlilerine siyaset yasağı" ve "idam cezasının kaldırılması" için meclise sunduğu anayasa değişiklik önergesiyle ilgili tavrını ortaya koydu. Denktaş, önergeye bu haliyle onay vermelerinin mümkün olmadığını söyledi.

Serdar Denktaş, anayasanın, sadece iki maddelik değişimle değil, başkanlık sistemini de gündeme getiren, halkın geleceğini ve haklarını koruyan bir hale gelmesi gerektiğini söyledi. Denktaş, "Anayasa değişikliğinin, CTP'nin sunmuş olduğu iki değişiklikle kalması halinde, kabul etmemiz veya olumlu yanaşmamız söz konusu olamaz" dedi. Denktaş, parti bünyesinde bir komite kurulacağını ve anayasada yapılması gerekli değişiklikleri liste halinde sunacaklarını da açıkladı.

Denktaş, Kıbrıs konusunun çözümüne ilişkin olarak ise, hedef olarak belirlenen, Güney Kıbrıs'ta cumhurbaşkanlığı seçimlerinin yapılacağı tarih olan "2008 Şubat"ına kadar, çözüm çabalarının sürdürüleceğini ancak, neticeye varmanın mümkün olmayacağını söyledi.

Denktaş, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin, Kıbrıslı Türklerle, barış yapma niyetinde olmadığının açıkça ortada olduğunu söyleyerek, "Böyle bir ihtiyacı ne uluslararası camia yaratıyor, ne de Rum Lideri Papadopulos yönetimi altında böyle bir girişim yapılıyor. Tek taraflı çözüm olamayacağına, bunun sadece Papadopulos'un isimlendirdiği 'osmosis' yöntemi ile olabileceğine ve bunu da bizim kabul etmeyeceğimize göre, halkımızın Kıbrıslı Rumlarla bir çözüm konusundaki düşüncelerini yavaş yavaş terk etmeleri gerekmektedir" diye konuştu.

Denktaş, hükümetin bu noktada yeni siyasetler oluşturarak, doğru ekonomik politikaları hayata geçirmesi ve Avrupa Birliği dışındaki dünyaya entegre olmanın önünü açmasının zorunlu olduğunu kaydetti.

Serdar Denktaş, lideri olduğu Demokrat Parti'nin de, 2006 yılında varlığını çok daha etkin şekilde hissettireceğini kaydetti ve DP'ye çeşitli gerekçelerle küserek ayrılan vatandaşlara "aynı çatı altında toplanalım" çağrısında bulundu.

Serdar Denktaş'ın, KIBRIS'a verdiği mülakatta, Kıbrıs sorunu, CTP'nin anayasa değişikliği önergesi, iç ve dış politikaya ilişkin görüşlerini açıkladı.

Serdar Denktaş ile yapılan mülakat aynen şöyle:

Soru ve yanıtlar

KIBRIS: Kıbrıs sorununda ilerleme kaydedilemeyen bir yılı daha geride bıraktık. Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin tavrı da açıkça ortada. Bu yıl Kıbrıs sorunun çözümüne dair somut gelişmeler bekliyor musunuz?

DENKTAŞ: "Rum yönetiminin, Kıbrıslı Türklerle, herhangi bir şekilde, herhangi bir şeyi paylaşma niyetinde olmadığı artık daha açık görülüyor. Böyle bir ihtiyacı, ne uluslararası camia yaratıyor, ne de Rum Lideri Papadopulos yönetimi altında böyle bir girişim yapılıyor. Tek taraflı bir çözüm gerçekleşemeyeceğine, bunun sadece Papadopulos'un isimlendirdiği "osmosis" yöntemi ile olabileceğine ve bunu da bizim kabul etmeyeceğimize göre, halkımızın Kıbrıslı Rumlarla bir çözüm konusundaki düşüncelerini yavaş yavaş terk etmeleri gerekmektedir.

Barışı sağlamak, sadece Kıbrıslı Türklerin istemiyle olamaz. Kıbrıs'ta, Rumlarla bir çözüm bulunamaması dünyanın sonu değildir. Hükümetimiz, bu noktada yeni siyasetler oluşturmalı, doğru ekonomik politikaları hayata geçirmelidir. Bu vasıtayla Avrupa Birliği dışındaki dünyaya entegre olmanın önünü açmak durumundadır. Bunu başarabilmenin yolu ise halkın bir bütün olarak varılan sonuca destek vermesidir. Gözlemimiz odur ki, vatandaşlarımız da, Rumların çözümsüzlük niyetini her geçen gün daha iyi görmekte ve anlamaktadır. Dolayısıyla "2008 Şubat" diye önümüze koyduğumuz hedef tarihe kadar çözümü yine zorlayarak, bulma gayretlerimiz sürecek. Ancak neticeye varmak mümkün olmayacaktır. O tarihten itibaren de yeni siyasetleri gündeme getirmek kaçınılmaz olacaktır."

 

KIBRIS: Demokrat Parti, 2006 Haziran ayında yapılacak yerel seçimlere yönelik hazırlıklara başladı mı? Seçimlerden nasıl bir sonuç bekliyorsunuz?

DENKTAŞ: "Yerel seçimler için, tüm partiler de olduğu gibi Demokrat Parti'de de hazırlıklar başladı. Bir yıl aradan sonra vatandaşlar yeniden sandık başına giderek, yerel seçime katılacak. 2006 yılında yapılacak seçimlerde, halkımıza en iyi hizmet vereceğine inanılan adayın seçileceğini düşünüyorum. Halkımızın demokratik kültürü oldukça gelişmiştir ve doğru seçimi yapacaklarından kuşkumuz yok. Demokrat Parti, hem aday tespit çalışmalarını ve hem de propaganda hazırlıklarını sürdürüyor."

KIBRIS: Cumhuriyetçi Türk Partisi Meclis Grubu'nun kamu görevlilerine siyaset yasağı ve idam cezasının kaldırılması için meclise anayasa değişiklik önergesini nasıl değerlendiriyorsunuz? Hükümet ortağınıza bu noktada destek verecek misiniz?

DENKTAŞ: "Biz anayasanın değişmesi gerektiğini yıllardan beridir söylemekteyiz. Ancak anayasayı, ufak rötuşlarla değil, başkanlık sistemini de gündeme getiren, gerçekten çalışan, halkın geleceğini ve haklarını koruyan bir şekilde değiştirmenin zorunlu olduğunu düşünüyoruz.

Sadece CTP'nin sunmuş olduğu iki değişiklikle kalması halinde, kabul etmemiz veya olumlu yanaşmamız mümkün değil. Memura siyaset yasağının kalkması, DP'nin 1994 seçimlerinde programına giren bir konuydu. Ancak o dönem ve bugün de söylemiş olduğumuz şudur ki, beyinlerdeki rozeti çıkarıp göğse takmamız gerekiyor. Esas olan memurun görevini yaparken tarafsız davranmasıdır. Eğer mentalitemiz tümüyle değişmezse ve görev yaparken, "üyesi bulunduğumuz partinin haklarını koruyalım" veya "partiden değildir hakkını yiyelim" diye davranmaya devam edilirse, hiçbir yere varamayız.

Şu anda böyle bir yapı var. Herkes beynindeki rozete göre hareket ediyor. Önergenin prensibine aykırı bir duruşumuz yok. Ancak bunun doğru çalışması için yaklaşım ve mentalitelerin değişmesi, görev esnasında tarafsızlığın korunması gerekiyor. Görevi sırasında tarafsızlığı yürütemeyen memurun en ağır şekilde cezalandırılması, anayasal olarak sağlanmalıdır.

Arkadaşlarımızla birlikte kuracağımız bir komiteyle, anayasada görmek istediğimiz değişiklikleri belirleyip bir liste halinde sunacağız. Diğer siyasi partilerin de özellikle başkanlık sistemine sıcak bakması halinde, ümit ediyorum, anayasal değişikliği de mümkün hale gelir.

Geçmişte başkanlık sistemi, dile getirildiği zaman tüm siyasi partiler, "Denktaş kazanır" mantığıyla önerimizi reddetmekteydi. Bizim söylediğimiz, başkanlık sisteminin çok daha çalışan, pratik, yapılan ve yapılmayan işlerin sorumluluğunun kime ait olduğunun çok daha belirgin bir sistem olduğudur. Yürütme ve yasamanın tam olarak ayrılması da ancak başkanlık sistemiyle olacaktır. Bugün yasama sadece ve sadece iktidardaki güçlerin yönlendirebildiği bir durumda çalışmaktadır.

Öte yandan 'DP'nin önergeden haberi yoktu' şeklinde basında yer alan haberlere de açıklık getirmek istiyorum. Anayasa değişiklik konusu, hükümet nezdinde görüşüldü ve başbakanla görüşmelerimiz oldu. Ben de şu an için buna hazır olmadığımızı kendilerine ilettim. CTP'nin yapacağı öneriye bir şey söylememiz mümkün değil. Ancak bir anayasa değişikliği sadece iki madde ile sınırlı olmamalı. Eğer kapsamlı bir şekilde ele alınacaksa çalışmaya varız."

KIBRIS: Demokrat Parti'nin 2006 yılında önüne koyacağı yeni hedefleri var mı?

DENKTAŞ: "Demokrat Parti siyasetini halka indirgeyebilmiş bir partidir. Diğer partilerden farkı ise, iktidar gücünü halka karşı kullanmamasıdır. Hoşgörülü bir partiyiz, ve gelen eleştirilerin en çirkinine bile gülümseyerek cevap verebilme özelliğimiz var. Bunu zafiyet diye algılayalar, bunun aslında büyük bir güç olduğunu bilmiyorlar. Halkımıza hoşgörülü yaklaşmanın, partizanca değil, partizanlığı reddederek, akıl ve mantıkla yaklaşarak yardımcı olma uğraşı içinde olabilmek en büyük gücümüzdür. 2006 yılında, DP kendi varlığını çok daha fazla hissettirecek konumdadır."

 

KIBRIS: Kurban Bayramı dolayısıyla, vatandaşlara neler söylemek istersiniz?

"Bayram nedeniyle, geçmiş dönemlerde partimizde bulunan, bize kızan, ayrılan, hatalarımızı benimsemeyen bütün arkadaşlarımızı, aynı çatı altında buluşmaya davet ediyorum. Eski arkadaşlarımızın yeniden aramıza katıldığını zaten görmekteyiz. Bunun daha da büyümesi, şu an veya geçmiş seçimlerde hangi partide olursa olsun, DP'nin bu hoşgörülü yaklaşımının doğru olduğunu benimseyen genç insanlarımızın Demokrat Parti altında buluşması en büyük temennimiz ve beklentimizdir. Tüm DP'lilerin, halkımızın ve Müslüman aleminin bayramını kutluyorum. Hayırlı bayramlar diliyorum."

KIBRIS 13/01/06

AP, Ankara’nın KKTC şartlarına boyun eğdi’

Türkiye’nin gümrük birliğini Rum kesimini kapsayacak şekilde genişleten ek protokolü onaylaması karşılığında, Avrupa Parlamentosu’nun da, Kıbrıslı Türklerin izolasyonunu kaldırmaya yönelik mali tüzüklerin serbest bırakılmasını isteyeceği öne sürüldü.

 

NTV-MSNBC

Güncelleme: 17:40 TSİ 15 Ocak 2006 Pazar

LEFKOŞA - Rum Fileleftheros gazetesi, “Avrupa Parlamentosu Ankara’nın şartlarına boyun eğdi” başlıklı haberinde, ek protokol ve izolasyonlarla ilgili bir belgeyi ele geçirdiğini yazdı.

Söz konusu belgeye göre, AB Kıbrıslı Türklere yönelik izolasyonların kaldırılmasıyla ilgili tüzükleri onaylamazsa, Ankara ek protokolü uygulamayacağını, Rum gemi ve uçaklarına limanlarını açmayacağını bildiriyor. Gazete, hem Avrupa Komisyonu hem Avrupa Parlamentosu’nun Ankara’nın bu şartına boyun eğdiğini yazıyor.

Buna göre Avrupa Parlamentosu, Türk hükümetinin yükümlülüklerini yerine getirmesi ve protokolü uygulaması için Kıbrıslı Türklerin finansmanıyla ilgili tüzüğün serbest bırakılmasını talep edecek.

Habere göre, Ankara şartlarını AB’nin genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn’e iletti. Rehn de, Avrupa Parlementosu Başkanı Josep Borrell ve Dışişleri Komitesi Başkanı Elmar Brok’a bilgi verdi.

Rumlardan Türk topraklarına tapu

Rum yönetimi, Kıbrıslı Türklerin Rum kesiminde bıraktıkları topraklar üzerinde oturan Rumlara, tapu verilmesini kararlaştırdı.

 

NTV

Güncelleme: 18:13 TSİ 15 Ocak 2006 Pazar

LEFKOŞA - Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos başkanlığında gerçekleştirilen geniş katılımlı toplantıda, 1974’ten sonra Kuzey’den Güney’e göçeden Rumlara tapu verilmesine karar verildi.

 

İktidar partilerinin başkanlarının katıldığı toplantıda, Kıbrıs Türklerine ait topraklar üzerine inşa edilen konutlarda oturan Rumlara, sadece bu konutların değil Kuzey’de bıraktıkları mallara karşılık Güney’den eşdeğer başka arazilerin tapularının verilmesi de kararlaştırıldı.

İktidar partilerinin tümü tarafından desteklenen tasarının Meclis’ten geçerek yasalaşacağına kesin gözüyle bakılıyor. Rum basını yaklaşık 200 bin Rum göçmene tabu verilmesini öngören kararı ilkbahar seçimleri için bir hamle olarak niteledi.

KKTC'ye özel fon Rumları çıldırttı

SEFA KARAHASAN Lefkoşa


Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı'nın (UNDP) KKTC'nin ekonomik düzeyini yükseltmek için özel bir fon oluşturuyor olması, Rumları çileden çıkardı. Rum Yönetimi Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu, Kemal Derviş'in başkanlığını yaptığı UNDP'yi sert bir şekilde protesto etmesi için New York'taki Kıbrıs Daimi Temsilcisi'ne direktif verildiğini açıkladı. Yakovu, aynı yönde bir direktifin Brüksel'deki Kıbrıs Daimi Temsilcisi'ne de verildiğini, AB Komisyonu'nun olası ilişkisinin göz önünde bulundurulduğunu belirtti.
Rum Haber Ajansı'na göre Yakovu, bu gelişmenin çok kaygı verici olduğunu, "Kıbrıs Cumhuriyeti"nin UNDP'nin New York'taki bürosuyla düzenli ilişki içinde olduğunu, bu konuda Rum Yönetimi'ne bilgi verilmediğini söyledi. Rum Bakan, "Güney Kıbrıs'taki UNDP bürosunun bu gelişme hakkında bilgisi yoktu" dedi. Rum Yönetimi Sözcüsü Kipros Hrisostomidis de, "Kıbrıs (Rum) hükümeti, söz konusu kararın kim tarafından alındığını ve fonun kim tarafından sağlanacağını araştırıyor" dedi.
Fonda henüz para bulunmadığı öğrenildi.

UNDP savundu
Bu arada, UNDP'nin Kıbrıs Türkleri için kurduğu fon konusunda açıklama yapan UNDP Paris sözcüsü, "fonun amacının, Kıbrıs Türklerinin ekonomik açıdan kalkındırılması ve Kıbrıs Rumlarının ekonomisiyle kendilerini ayıran uçurumun ortadan kalkması, Kıbrıs sorununa bulunacak bir çözümde üzerlerine düşecek bedeli karşılayabilmeleri olduğunu" söyledi.

MILLIYET 15/01/06

 

Rum basınına göre: Tüzükler, şubat ayında Avrupa Parlamentosu'nda

Fileleftheros'a göre, AB'nin Kıbrıslı Türklere yönelik mali yardım ve direkt ticaret tüzükleri şubat ayında Avrupa Parlamentosu Dışişleri Komitesi'nde görüşmeye açılacak. Haberde, tüzükler konusu ile Türkiye-AB gümrük birliğinin genişletilmesini öngören protokolün ve özellikle Güney Kıbrıs'la ilgili bölümlerinin hayata geçirilmesinin bağlantılı kılınacağı yönünde bilgiler bulunduğu belirtiliyor

AB'nin Kıbrıslı Türklere yönelik mali yardım ve direkt ticaret tüzüklerinin şubat ayında Avrupa Parlamentosu Dışişleri Komitesi'nde görüşmeye açılacağını; tüzükler konusu ile Türkiye-AB gümrük birliğinin genişletilmesini öngören protokolün ve özellikle Güney Kıbrıs'la ilgili bölümlerinin hayata geçirilmesinin bağlantılı kılınacağı yönünde bilgiler bulunduğu belirtildi.

Fileleftheros Gazetesi, "Kıbrıslı Türklere Yönelik Tüzükler Konusu Avrupa Parlamentosu'nda - Protokolün Hayata Geçirilmesiyle Bağlantılı Kılınacak" başlığıyla yansıttığı haberinde "iyi bilgili kaynaklara" dayanarak; Avrupa Parlamentosu'nda, Türk Dışişleri Bakanlığı ve Türk lobisi tarafından harekete geçirilen yoğun bir perde gerisi faaliyetin cereyan etmekte olduğunu kaydetti, haberini şöyle sürdürdü:

"Geliştirilen argüman; Kıbrıslı Türklere yönelik iki tüzüğün hayata geçirilmesi ile; Türk hava ve deniz limanlarının Kıbrıs gemi ve uçaklarına açılmasını bağlantılı kılıyor. Tüzüklerden biri mali yardım, diğeri de direkt ticaretle ilgilidir.

Lefkoşa; Avrupa milletvekilleri tarafından harcanan çabalardan haberdardır ve halen; şubat ayındaki görüşmeler öncesinde ittifaklar oluşturarak harekete geçmiştir. Bilgi sahibi bir kaynağın önceki gün gazetemize söylediğine göre Türkler, sürekli temas halinde bulundukları Avrupa milletvekilleri aracılığıyla uygun ortamı oluşturmaya ve iki meseleyi önermeye çalışıyorlar.

Bunlardan ilki; hava ve deniz limanlarını Kıbrıs uçak ve gemilerine açmaya hazır olduklarını savunuyorlar ancak; bunun Lefkoşa tarafından yapılacak bir harekete bağlanması gerektiğine işaret ediyorlar.

Bu hareket; Türk tavrından dolayı birbirinden ayrılmaları mümkün olamadığı için 'buzdolabında' bulunan iki tüzüğün hayata geçirilmesine Kıbrıs hükümetinin rıza göstermesidir. Tüzükler birbirinden ayrılamadığı için Kıbrıslı Türkler; paketin öngördüğü 259 milyon avronun 120 milyonunu aralık ayında kaybetmişti.

Gümrük birliği protokolünün uygulanmasının tüzüklere bağlanması reçetesi, daha çok Gül'ün al-ver önerisine gönderme yapıyor.

İkinci mesele ise; ileri götürülecek bir al-ver ile Kıbrıslı Türklere yönelik sözde ambargonun kaldırılmasına ilişkin görüşmeler konusunu yeniden gündeme getiriyor. Gerçekte, işgal bölgelerine uçuşlar ve direkt ticaret meselelerini gündeme getirecekler.

Üye ülkeler düzeyinde dönem başkanı Avusturya'nın iki tüzük konusunu gündeme getirmesinin beklenmediği ortadadır. Diplomatik bir kaynağın söylediği gibi bu konu Viyana'nın öncelikleri arasında değildir. Ancak bir üye ülke tarafından gündeme getirilmesi halinde dönem başkanlığı konuyu görüşme gündemine alacak."

KIBRIS 15/01/06

 

Güney'deki Kıbrıs Türklerine oy hakkı verileceği kesinleşiyor

Güney'de yaşayan Kıbrıslı Türklere seçme-seçilme hakkı verilmesinin an meselesi olduğunu, çoğu partilerin bunda mutabık kaldığı belirtildi.Fileleftheros Gazetesi, bu konuda hazırlanan yasa tasarısının bir an önce geçirilmesi için Rum yönetiminin Meclise baskı yaptığına da değindi. Önceki günkü Rum basınına göre Rum yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos, Meclis Başkanı Dimitris Hristofyas'a gönderdiği mektupta, AİHM'in ilgili kararından sonra Güney'de yaşayan Kıbrıslı Türklere oy hakkı verilmesinin kaçınılmaz olduğuna vurgu yapmış seçimler öncesinde ilgili yasa tasarısının mutlaka geçirilmesi gerektiğini belirtmişti.

Gazeteye göre, Güney'de sürekli yaşayan Kıbrıslı Türkler, Rumlarla ortak seçim listelerine dahil edilecekler ve Kıbrıs Rum toplumuna ait olan "Kıbrıs Cumhurbaşkanlığı" makamı dışındaki diğer mevkiler için seçme-seçilme haklarına sahip olacaklar.

Gazete şu anda Güney'de 500-700 arasında Kıbrıslı Türk'ün yaşadığını belirtirken geçen Avrupa milletvekilliği seçimlerinde Kıbrıslı Türklerden çok az ilgi bulunduğuna da dikkat çekti.

Gazeteye göre, DİKO Milletvekili Antiğonis Papadopulos, Rum yönetiminin AİHM kararına uyup Kıbrıs Türklerine seçme-seçilme hakkı vermek durumunda olduğuna dikkat çekti.

Bilindiği üzere AİHM İbrahim Aziz'in başvurusu üzerine aldığı kararda, Güney'de yaşayan Kıbrıs Türklerine seçme seçilme hakkı vermeyen Rum Yönetimi'ni kınamıştı.

EDİ'den Milletvekili Vasiliu ve Çevreciler Hareketi'nden Yorgo Perdikis de Kıbrıs Türklerine seçme-seçilme hakkı verilmesi gerektiğini belirttiler. Perdikis bazı çekinceleri olduğunu, ancak verilmesinin de şartı olduğunu belirtirken, Andrulla Vasiliu AİHM kararına uymaktan başka seçenekleri bulunmadığına dikkat çekti.

Simerini "Anayasa'da muhtemel etkilerine rağmen siyasi partilerin Güney'de yaşayan Kıbrıslı Türklere seçme-seçilme hakkı veren yasa tasarısının geçirilmesini desteklediğini" belirtti.

Mahi haberi "Kıbrıslı Türklere Oy Hakkı Verilmesi Kesin.. Kıbrıslı Türklerin Seçme-Seçilme Haklarıyla İlgili Yasa Tasarısı'nın Geçirilmesi Tek Yol.." başlığıyla yansıttı.

KIBRIS 15/01/06

 

 

Rumlar ABD ve İngiltere’ye güvensiz

Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos, ABD ve İngiltere’yi kastederek, arabulucu olarak iki ülkeye güvenmediklerini söyledi.

 

NTV

Güncelleme: 13:32 TSİ 16 Ocak 2006 Pazartesi

LEFKOŞA - Kıbrıs sorununda arabuluculuk yapmayı arzulayan ülkeler bulunduğunu belirten Papadopulos, böyle bir ülkenin dürüst arabuluculuk niteliklerine sahip olması gerektiğini söyledi.

Papadopulos, Annan Planı’na destek veren ABD ve İngiltere’yi ima ederek, “Şu ana kadarki davranışlarıyla, Kıbrıs halkının güvenini kazanamamış en az iki ülke aklımızda bulunmaktadır” dedi.

Şu anda birçok ülkenin, Annan Planı’nın dengeli olmadığına ve değişiklik yapılması gerektiğine inandığını savunan Papadopulos, değişmeden yeniden referanduma sunulması halinde, Rumların daha büyük bir çoğunlukla planı reddedeceğini kaydetti.

Rum yönetimi, bu ay sonunda Ada’yı ziyaret edecek olan İngiltere Dışişleri Bakanı Jack Straw’un, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ı ziyaret edecek olmasına da büyük tepki göstermişti.

 

Rum seçimine Helena darbesi

Ömer BİLGE / LEFKOŞA

Rum siyasi partileri, Eurovision yarışmasının ertesi gününe denk geldiği için 21 Mayıs’taki seçimi bir hafta erkene aldı. Yunanlı Helena geçen yıl birinci olduğu için yarışma ilk kez Atina’da yapılacak. Siyasiler, "Binlerce seçmen oy vermek yerine Atina’ya gider, Helena bizi siler" diyerek önlem aldı.

KIBRIS Rum yönetimi, 21 Mayıs’ta yapılacağı ilan edilen parlamento seçimlerini, Eurovision Şarkı Yarışması’nın ertesi gününe denk gelmesi nedeniyle bir hafta erkene almayı kararlaştırdı. Rum siyasiler Atina’da yapılacak şarkı yarışmasında geçen yılın birincisi Yunanlı Helena Paparizou’nun televizyonlarda daha fazla reyting alacağını ve seçim propagandalarının izlenmeyeceğini gerekçe gösterdi.

Rum lider Tasos Papadopulos’un partisi DİKO da dahil tüm siyasi parti temsilcileri, 3 gün önce Meclis Başkanı ve AKEL siyasi partisi lideri Dimitris Hristofyas ile gizli bir toplantı yaptı. Toplantıda siyasi partiler, 19 ve 20 Mayıs akşamları Yunanistan’ın başkenti Atina’da yapılacak Eurovision Şarkı Yarışması’nın, Kıbrıs’taki seçimlere büyük darbe vuracağı konusunda görüş birliği sağladı.

Liderler, Rum halkının seçimlere iki gün kala siyasi parti liderlerinin propaganda çalışmalarını izlemeyeceğine ve İstanbul ve Kiev’de yapılan son iki yarışmanın izlenme oranının yüzde 86 olduğuna dikkat çekti. Bu yılki yarışmanın Yunanlı şarkıcı Helena’nın geçen yıl birinci olması nedeniyle ilk kez Atina’da yapılacağına dikkat çeken Rum siyasiler, ’Helena hepimizi ekranlarda silecek’ dediler. Toplantıda ayrıca binlerce Rum’un seçimlere katılmak yerine Atina’ya gideceği de vurgulandı.

Rum ana muhalefet partisi DİSİ, seçimlerin bir hafta erkene alınmasını teklif etti. Bunun üzerine siyasi partiler, Yüksek Seçim Kurulu’nun kararına göre, seçimlerin bir hafta, kabul görmezse 2 hafta erkene alınması konusunda anlaştı.

HURRIYET 16/01/06

 

Apostolidis: Maraşlıların BM yönetiminde geri dönüşü mümkün

AİHM'de Türkiye aleyhine davaları görülen Titina Loizidu ve Mira Ksenidi-Arestis'in avukatlarıyla ortak çalışan Kostas Apostolidis, Maraş'ın BM yönetimi altında iade edilmesinin "zor, ama mümkün" olduğu görüşünü ifade etti.

Fileleftheros gazetesi, "Politiki" ekinde Rum Planlama Dairesi ve Kıbrıs Sorunu Çalışmalar Dairesi'nde görev yapmış, 3 Rum Yönetimi Başkanı'na danışmanlık hizmetinde bulunmuş ve şu anda da AİHM'de Türkiye aleyhine davaları görülen Titina Loizidu ve Mira Ksenidi-Arestis'in avukatlarıyla ortak çalışan Kostas Apostolidis'le yaptığı bir söyleşiye yer verdi.

Apostolidis söyleşisinde Ksenidi-Arestis davasının sonucuna değinerek, "bu davanın sonucunun tehlikeler içermesinin yanı sıra Kıbrıs Rum tarafının mülkler konusundaki tezlerini bugünkü durumundan daha ileri götürebilecek bir perspektifi de barındırdığı" görüşünü dile getirdi.

Apostolidis, Ksenidis-Arestis davasının sonucu karşısında takınılacak tavrın çok iyi bir çalışmanın ardından belirlenmesi ve büyük hatalardan kaçınılması için aceleci açıklamalardan kaçınılması gerektiğini belirtirken, bu kararla Arestis'in evini geri alma umudunun doğmuş olduğunu iddia etti.

AİHM'nin Maraş'ın EVKAF'a ait olduğu tezini reddettiğini söyleyen Apostolidis, Maraş'ın değerinin sanıldığından çok daha fazla olduğunu, "Kıbrıslı Rumların Kuzey Kıbrıs'taki mallarının toplam değeri 14 milyar KL iken kapalı bölge Maraş'ın değerinin 2 milyar KL civarında bulunduğunu" ileri sürdü. Apostolidis, Arestis davasındaki kararın ardından Rum hükümetinin şu anda yapması gereken şeyin, Rum Yönetimi tarafından Maraş'ın iadesi ve Mağusa limanının ortak kullanımına dair yapmış olduğu önerinin yeniden gündeme getirilmesi olduğunu belirtirken, Rum Yönetimi'nin bu önerisinin çok iyi bir biçimde yeniden ele alınarak yeninde müzakereye oturulması gerektiğini söyledi.

Kıbrıslı Türklerin 2005 yılı için karşılıklı geçişlerden sağladıkları faydanın 97 milyon Euro dolaylarında bulunduğunu ve bunun sonucunda da KKTC'nin ekonomisinin büyük bir gelişme kaydetmekte olduğunu savunan Apostolidis, Kıbrıslı Türklerin sağladıkları bu faydanın sebebinin ise Rum Yönetimi tarafından uygulanmakta olan Kıbrıslı Türklere yönelik önlemler olduğunu iddia etti.

KIBRIS 16/01/06

 

BM Fonu fikri eskidir

Rum yönetimi başkanı Tasos Papadopulos, BM Kalkınma Programı'nın (UNDP) KKTC'nin kalkındırılmasına ilişkin fon kurmasıyla ilgili değerlendirme yaptı:

BM Fonu fikri eskidir

Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos, BM Kalkınma Programı'nın (UNDP) KKTC'nin kalkındırılmasına ilişkin fon kurmasıyla ilgili değerlendirme yaparak, bu yöndeki fikrin eski olduğunu ve konuyla Rum Dışişleri Bakanlığı'nın ilgilendiğini söyledi.

Fileleftheros gazetesine göre KKTC'nin kalkındırılmasıyla ilgili UNDP özel fonuna yapılacak katkıların "Kıbrıs hükümetiyle" temaslar sonrasında harcanacağıyla ilgili BM temsilcisinin açıklamasını yorumlaması istenen Papadopulos, "konuyla Dışişleri Bakanlığı'nın ilgilendiğini, diğer konulara ise bilahare bakacaklarını" söyledi. "Bu açıklama hükümet için tatminkâr mı?" sorusuna ise Papadopulos "konunun tam olarak nasıl olduğunu bilmediğini ve bu konuda bilgilendirileceğini" söyledi.

"Söz konusu fonun kurulmasını öğrendiği zaman hükümet endişe etti mi?" sorusuna ise Papadopulos olumsuz yanıt verdi şöyle konuştu:

"Bu yeni bir fikir değil. Geçen yıldan kalma eski bir fikirdi. Kısa süre önce iki ihale de açtılar. Konu gelişim halindeydi, ancak şimdi kesinleştiği görülüyor. Tam detaylarını bilmiyorum."

Haravgi gazetesine göre AKEL Genel Sekreteri ve Meclis Başkanı Dimitris Hristofyas ise Kıbrıs Türkleri için fon kurma yönüne giden UNDP yetkililerinin bu davranışını kınadı ve bu davranışın "kabul edilmez" olduğunu savundu.

Dün verdiği demeçte "Kıbrıs Cumhuriyeti'nin BM'nin yasal devleti olduğunu ve yasal hükümet tarafından temsil edildiğini" iddia eden Hristofyas, "bu arada ise bazılarının işgali unutturmaya çalıştığını" söyledi. Hristofyas sert bir dille "ifade ettikleri şekilde adanın Kuzey kısmı veya Kuzey'de yaşayan toplum, Kıbrıs halkının bölünmez bir parçasıdır. İşgal altında bulunan bölge Kıbrıs Cumhuriyeti'nin bölünmez ve ayrılmaz bir parçasıdır. Dolayısıyla yardım veya Kıbrıs Türk toplumunun kalkındırılmasına ilişkin herhangi bir hareket ise en azından Kıbrıs Cumhuriyeti'ni temsil eden yasal hükümetle işbirliği ve koordinasyon içerisinde yapılmalıdır" şeklinde görüşler de öne sürdü.

Hristofyas "işgal altındaki alanın AB'a dâhil olduğunu, AB toprağı olduğunu, ancak işgal nedeniyle müktesebatın orada uygulanamadığını" da iddia etti.

Hristofyas "doğrudan ticaretle işgal yönetiminin kurumlarını yükseltmeye çalışanların, şimdi de dolaylı olarak BM programları aracılığıyla yardım yapmaya çalıştıklarını, Kıbrıs hükümetinin ise tepkisinde haklı olduğunu" da ileri sürdü.

Simerini gazetesi ise, BM temsilcisinin açıklamasına yer verdi. Gazeteye göre, "Kıbrıs Türklerine ilişkin fon konusunda koparılan gürültü nedeniyle BM açıklamada bulundu. BM Temsilcisi Stephane Dujannic, UNDP çerçevesinde Kıbrıs'ın işgal altındaki bölgesindeki kalkınma programlarını takviye etmek için özel bir fon kurulduğunu itiraf etti. Dujannic, böyle bir programın Kıbrıs hükümetiyle tam bir işbirliği içerisinde uygulanacağını da net şekilde ifade etti. Dujannic 'bağışçıların katkılarının ve somut kalkınma programlarının Kıbrıs hükümetiyle temas halinde gerçekleştirileceği kendiliğinden anlaşılan bir durumdur' diye konuştu."

Alithia gazetesi konuyla ilgili haberinde Papadopulos'un açıklamasını eleştirdi. Rum Yönetimi'nin UNDP'nin kalkınma programıyla "yediği diplomatik şamarı önemsiz gösterme çabası" içinde olduğunu söyledi.

Gazete, Rum Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu'nun önceki gün "UNDP'nin Kıbrıs hükümetini es geçerek Kıbrıs Türklerini destekleme fonu kurmasının görülmemiş tahrik teşkil ettiğini" söylerken, Papadopulos'un dün "fondan dolayı rahatsızlık duymadığını ve eski bir mesele olduğunu söylemesini" de kınadı.

Politis gazetesi konuyla ilgili haberinde, Güney Kıbrıs aleyhinde yoğun kulisler yapıldığını ve BM'nin, katkıda bulunacakları yönünde AB ülkelerinin güvencesi olmadan böyle bir fonun kurulmasına yönelmeyeceğini yazdı. Gazete, şu yorumda da bulundu:

"Kıbrıslı Türklerin BM'nin özel bir fonundan; Kıbrıs Cumhuriyeti'nin hiçbir şekilde veya çok sınırlı bir şekilde devreye girmesiyle doğrudan finanse edilmeleri, uluslar arası toplumla doğrudan temas kanalları kurduğunun kesinleşmesi demektir. Kıbrıs Türkleri bu şekilde, işgal bölgelerinin Kıbrıs Cumhuriyeti'yle doğrudan bağlantılı değil ayrı bir varlık olarak kalkındırılması yönüne de gidiyor. Kıbrıslı Türkleri, -henüz itiraf edilmemiş- katma stratejisi sessiz bir şekilde çöküyor ve Kıbrıs sorununda yeni oldu-bittiler de oluşturuyor. Bu oldu-bittiler ise bir gün çözüm bulunursa bu çözümün içeriğini de dramatik şekilde etkileyecektir."

KIBRIS 16/01/06

 

Rum Sanayi Ticaret ve Turizm Bakanı Yorgos Lillikas: Annan planı bizi çıkmaza sürüklüyor

Rum Sanayi Ticaret ve Turizm Bakanı Yorgos Lillikas, Türk tarafının, Annan planının olduğu şekliyle kalabileceğini hissettiği sürece öze ilişkin müzakerelerde bulunmamasının anlaşılır bir şey olduğunu ve bu durumun da bir çıkmaza yol açtığını öne sürdü.

Simerini gazetesi, Lillikas ilse Kıbrıs sorunu, TC kökenli Kıbrıslı Türklere vatandaşlık verilmesi ve iç siyaset gibi konularda gerçekleştirdiği bir söyleşiye yer verdi.

Lillikas söyleşisinde, Annan planına değinerek, 24 Nisan referandumunda Annan planı'nın Kıbrıslı Rumlar tarafından reddedilmesinin ardından, Kıbrıs Rum tarafının Annan planını "ne olduğu gibi ne de göstermelik değişikliklerle kabul etmesinin mümkün olmadığını" belirtti. Planda yapılacak değişikliklerin her iki tarafça da benimsenmesi gerektiği tezini de kabul etmelerinin söz konusu olamayacağını söyleyen Lillikas, bunun nedeninin ise Kıbrıs Rum tarafı veya Türkiye'nin planda bazı değişiklikler yapılmasını kabul etmemeleri durumunda planın olduğu şekliyle kalacak olması olduğunu ifade etti.

Türk tarafı Annan planının olduğu şekliyle kalabileceğini hissettiği sürece öze ilişkin müzakerelerde bulunmamasının anlaşılır bir şey olduğunu ve bu durumun da bir çıkmaza yol açtığını görüşünü savunan Yorgos Lillikas, Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Annan planı sayesinde "her şeyi kazanmış olmasından ötürü" bu planda özlü değişiklikler yapılmasını kabul edip etmeyeceği sorusunun kendisini meşgul ettiğini söyledi.

Lillikas, ebeveynlerinden biri Kıbrıslı Türk diğeri ise Türkiye ya da yabancı uyruklu olan Kıbrıslı Türklere "Kıbrıs Cumhuriyeti" vatandaşlığı verilmesi konusunda Rum İçişleri Bakanı'yla görüş ayrılıklarının bulunduğunu belirterek, bu konunun Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik müzakere sürecinde ele alınması gereken bir konu olduğuna inandığını ifade etti.

Lillikas, Kıbrıs Rum tarafının, Annan planı üzerindeki görüşmeler sırasında çok sayıda TC kökenlinin adada kalmasını kabul etme yönünde baskıya maruz kaldığını, kendilerinin ise insani açıdan, örneğin Kıbrıslı Türk'le evli olanların çocukları gibi bir grup TC kökenlinin kalmasını kabul ettiklerini, Kıbrıs sorununun çözümünden önce farklı hareket etmeleri durumunda ise gelecekteki müzakerelerde başka kategorilerden TC kökenlilerin adada kalması baskısıyla karşı karşıya kalabileceklerini savundu

KIBRIS 16/01/06

 

Fileleftheros gazetesi, Ankara'nın Brüksel'e yönelik şartlarını ele geçirmiş

Rum gazetesi Fileleftheros, Ankara'nın, Avrupa Parlamentosu Dışişleri Komitesi'ne ilettiği Brüksel'e yönelik şartları ele geçirdiğini iddia etti. Belgede, "Ankara'nın, Kıbrıslı Türklerin izolasyonunun kaldırılmasıyla ilgili tüzüklerin onaylanmaması durumunda protokolü uygulamayacağını ve Kıbrıs Cumhuriyeti'nin gemi ve uçaklarına koyduğu yasaklamaları kaldırmasının söz konusu olmadığını" ifade ettiği öne sürüldü.

Haberi, "Komisyon ve Avrupa Parlamentosu Ankara'nın Şartlarına Boyun Eğdi" başlığıyla veren Filelftheros gazetesi, Ankara'nın izlediği tutumun, 11 Ocak tarihli belgede ifşa edildiğini belirtti ve şunları yazdı:

"Endişe verici nokta ise, gerek Avrupa Komisyonu'nun gerek Avrupa Parlamentosu'nun, Erdoğan hükümetinin, protokolü uygulama yükümlülüğü ile Kıbrıslı Türklerin izolasyonun kaldırılmasına ilişkin olarak ortaya koyduğu şartlar arasında uzlaşma sağlanması için girişimde bulunmaya karar vererek Ankara'nın argümanını kabul etmiş ve boyun eğmiş olmasıdır. Bunun sonucu olarak Avrupa Parlamentosu, Türkiye hükümetinin yükümlülüklerini yerine getirmesi ve protokolü uygulaması için, bir kararla, Kıbrıslı Türklerin finansmanıyla ilgili tüzüğün serbest bırakılmasını talep edecek."

Erdoğan hükümetinin tezlerinin, AB'ın Genişlemeden Sorumlu Komiseri Olli Rehn'e de iletildiğini belirten gazete, Rehn'in de sırasıyla Avrupa Parlamentosu Başkanı Joseph Borrell ve Dışişleri Komitesi Başkanı Elmar Brook'a bilgi verdiğini yazdı.

Habere göre belgede, "AB'ın Kıbrıs'ın Kuzey bölümüyle ilgili sorumluluklarına uymaması nedeniyle, Türk tarafının da kendisine ait yükümlülüklere uymasının mümkün olmadığının" vurgulandığı da belirtildi. Ankara ayrıca TBMM'nin; protokolle birlikte, "Kıbrıs Cumhuriyeti'ni" tanımadığını belirten deklarasyonu da onaylayacağını belirtti.

Gazete, Ankara'nın taleplerinin, Brüksel'i al-ver mantığı içerisine soktuğunu ve buna paralel olarak Brüksel'i, Türkiye'nin koyduğu şartları tatmin etme yoluna ittiğini de yazdı. Gazete ayrıca belgede yer alan ifadelere de yer verdi.

KIBRIS 16/01/06

 

Rumlar, Kıbrıslı Türklerin topraklarına tapu verecek

Kıbrıs Rum yönetimi, Kıbrıslı Türklerin Rum kesiminde bıraktıkları topraklar üzerinde oturan Rumlara, tapu verilmesini kararlaştırdı.Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos başkanlığında gerçekleştirilen geniş katılımlı toplantıda, 1974'ten sonra kuzeyden güneye göç eden Rumlara tapu verilmesine karar verildi.

İktidar partilerinin başkanlarının katıldığı toplantıda, Kıbrıs Türklerine ait topraklar üzerine inşa edilen konutlarda oturan Rumlara, sadece bu konutların değil kuzeyde bıraktıkları mallara karşılık güneyden eşdeğer başka arazilerin tapularının verilmesi de kararlaştırıldı.

İktidar partilerinin tümü tarafından desteklenen tasarının meclisten geçerek yasalaşacağına kesin gözüyle bakılıyor. Rum basını yaklaşık 200 bin Rum göçmene tabu verilmesini öngören kararı ilkbahar seçimleri için bir hamle olarak niteledi.

Rum basını neler yazdı?

Rum basını, "Rum yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos başkanlığında önceki gün Başkanlık Köşkü'nde gerçekleştirilen geniş çaplı toplantıda, göçmen evlerinde oturan tüm Rum göçmenlere tapu verilmesine yeşil ışık yakıldığını" yazdı.

Rum gazeteleri, "İktidarda olan partilerin (AKEL-DİKO-EDEK) başkanlarının katıldığı toplantıda, Kıbrıs Türklerine ait toprak üzerinde inşa edilen konutlarda oturan Rumlara, oturdukları evlerin değil, eşdeğerde başka hali arazilerin tapularının verilmesinin de kararlaştırıldığını" duyurdu.

Fileleftheros gazetesine göre Rum yönetimi, "Türk toprağı üzerinde inşa ettiği evler nedeniyle Türk arazilerini istimlâk edip büyük paralar verme niyetinde değildir."

İlgili yasa tasarısının önümüzdeki günlerde Bakanlar Kurulu'ndan geçirilip onay için Meclis'e sunulacağı da belirtildi. Yasa tasarısının tüm iktidar partilerinin desteklemesi nedeniyle Meclis'ten geçirileceğine kesin gözüyle bakılıyor.

Mahi gazetesi haberi manşetten "Göçmenlere Seçim 'Hediyesi'... Tapu Verilmesi İçin Plan Hazırlanıyor" başlığıyla yansıttı.

Gazete, Rum yönetiminin; DİSİ'nin de tapu verilmesi yönündeki ısrarı üzerine, seçimlere de az bir zaman kala, göçmen evlerinde oturan Rumlara tapularını vermeye karar verdiğine dikkat çekti.

Alithia gazetesi ise haberi "Göçmenlere Tapu... DİSİ'nin Israrı Üzerine Nihayet Evet Dediler" başlığıyla yansıttı.

Bu arada Politis gazetesi, Rum Göçmenler Birliği'nin (PAEP) dün öğleye doğru Papadopulos'un Yukarı Lakadamya'daki evi önünde bir gösteri yaptığını hatırlattı. Gazeteye göre Rum göçmenler, şimdiye kadar sorunlarının çözümlenmemesini protesto ettiler.

Yapılan açıklamada, bazı göçmenlerin, aradan 32 yıl geçmesine rağmen KKTC'de bıraktıkları malları için çok az, bazılarının da hiç yardım almadığına vurgu yapıldı.

KIBRIS 16/01/06

 

Kıbrıs'ta alternatif çözüm

Kıbrıs'ta alternatif çözüm

Başbakan Tayyip Erdoğan ve KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat, Rumların Annan Planı'nı reddetmesinden hemen sonra diplomatik atak başlatmalıydı. FOTOĞRAF: AP

Türk tarafı, Kıbrıs'taki olumlu adımlarına rağmen cezalandırıldı. Rumlar ise hep ödüllendirildi. Kapsamlı çözümün alternatifi iki devlet formülüne dayanıyor. Bu seçenek gittikçe öne çıkıyor

ÖZDEM SANBERK

2006 yılında belirsizliğini koruyan temel dış politika konularımızdan biri de hiç şüphesiz Kıbrıs. Bu sorun halen dünya gündeminden düşmüş durumda. Oysa çözümün sağlanamamış olması Türkiye'nin AB ile müzakere sürecini zorlaştırıyor. Son yıllarda gelişen Türk-Yunan ilişkilerini olumsuz etkiliyor. Dolayısıyla, hem Ege'de ve Doğu Akdeniz'deki barış için ve hem de krizlerle dolu Ortadoğu için bir istikrarsızlık ve güvensizlik unsuru. Zaten bu yüzden de Kıbrıs meselesi yıllardan beri Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin (BMGK) daimi gündem maddeleri arasında yer alıyor.

Haksızlıklar kataloğu
Ama belki de bütün bunlardan daha önemli olan bir şey var. O da Türkiye'nin ve Kıbrıslı Türklerin maruz kaldığı haksızlık. Hele 24 Nisan 2004 referandum sonuçlarından sonra Kıbrıslı Türklerin hâlâ ambargo altında yaşamaya mecbur bırakılmaları uluslararası toplumun bir yüz karası. Türkiye Hükümet olarak, sivil toplum olarak ve basın olarak, dünyanın bu ayıbını yeteri kadar dile getirmiyor. Çünkü uluslararası kamuoyu diplomasisi diye bir eylemin var olduğuna inanmıyoruz. Aksi olsa idi, yani Rumlar böyle bir haksızlığa maruz kalmış olsalardı, dünya bugün bundan başka bir şey konuşmazdı. Gerçekten de Kıbrıslı Türklere ve Türkiye'ye reva görülen muamele yenir yutulur cinsten değil. Bu nedenle 24 Nisan 2004'ten bu yana yaşadığımız adaletsizlikleri kısaca hatırlayalım. Bu hatırlatma marazi bir mağduriyet duygusuna kapıldığımız için değil, çözümü gerçekten istiyorsak, bunun yolunun artık kabahati sırf Türk tarafında arayan eski paradigmadan geçmediğini anlamamız için gerekli.
Adada 24 Nisan 2004'teki çifte referandumda Rumlar AB'nin desteklediği BM kapsamlı barış planını geri çevirdikleri halde AB üyeliği ile mükafatlandırılırken, bu plana evet diyen Türkler, ne barışa ne de birleşmeye kavuşabildi. Hâlâ kendi kimlikleri ile seyahat edemiyorlar. Limanlarına serbestçe gemi yanaşamıyor. Havaalanlarına (Türkiye'ye uğramadan) uçak inemiyor. Dünyada bugün Kıbrıslı Türklerden başka hiçbir toplum ambargo altında değil. Halen hiçbir topluma, Kıbrıs Türklerine reva görülen muamele uygulanmıyor.
Ama haksızlık burada bitmiyor. BM Barış Planı'nı Türkiye de destekledi ve KKTC yönetiminin ve halkının bu plana olumlu oy vermesinde etkili oldu. Ardından barışa adada Türkler evet, Rumlar hayır deyince o zaman hem AB, hem Birleşmiş Milletler Güvenlik Sekreteri (BMGS), hem Amerika, Türkiye'den ilave artık hiçbir şey istenemeyeceğini ilan ederek KKTC üzerindeki kısıtlamaların kaldırılması gerektiğini belirttiler. BMGS ambargoların kaldırılmasını tavsiye eden bir rapor yazdı. AB Komisyonu doğrudan mali yardım ve ticaret için tüzükler hazırladı. Bu tüzükleri yürürlüğe koyacağına söz verdi.
Ama şimdi bütün bunların ve verilen sözlerin unutulduğunu görüyoruz. Rumlar, Türkleri kuşatma altında tutmaya devam ederken, AB, vaatlerini yerine getirmek bir yana, Türkiye'den, Kıbrıslı Rumların uluslararasında izlediği politikalarına uymasını istiyor. AB ile aramızdaki Gümrük Birliği'ni, Rumlar da dahil, 10 yeni üyeye teşmil eden protokolün Güney Kıbrıs'a da, Kuzeydeki kısıtlamalar kaldırılmadan uygulanmasını talep ediyor. Amerikalılar böyle bir duruma 'insult to injury' diyorlar. Bunun anlamı bir tarafın zarara uğradığı yetmezmiş gibi, bir de hakarete maruz kalması. Sorunun çözüm yerinin Birleşmiş Milletler olduğu, hem ABD, hem de AB tarafından kabul edildiği halde, BMGS, Kıbrıslı Türkler üzerinden ambargoların kaldırılmasını öneren raporunu iki yıldan beri Güvenlik Konseyi'ne sunamıyor. Böyle bir durum, yani BMGS'nin, Güvenlik Konseyi'ne rapor sunamaması, BM'lerde belki on yıllardan beri ilk defa görülmekte. Bütün bunlar bir gerçeği bir kere daha çıplaklığıyla ortaya koymakta: Rumlar kaybedecekleri bir şeyler olduğuna inanmadan Türklerle yetki paylaşımı temelinde bir çözüme asla razı olmazlar.
Fırsat Lahey'de mi kaçırıldı?
Bu durumun nedenleri, bazı değerli gözlemcilerimizce 2003 Martındaki Avrupa Birliği Lahey zirvesi sırasında Türk tarafının Annan Planı'na evet dememiş olmasına bağlanmakta. Bu görüşte olan kişiler "... Eğer KKTC yönetimi Lahey'de Annan Planı'nı imzalamış olsaydı, o zaman Rumlar da, AB üyeliğini tehlikeye atmamak için belgeyi imzalamaktan kaçınmayacak ve böylece Kıbrıslı Türkler de, Rumlarla birlikte AB üyesi olacaktı..." diyorlar. Bu görüş konuyu galiba biraz basite indirgiyor. Bunun için şüphesiz cazip görünse de, Lahey'de kapalı kapılar arkasında cereyan eden o zamanki gelişmeleri tüm muhtevası ile yansıtmadığı muhakkak. Lahey'deki görüşmelerin içeriğini, bu toplantıların zabıtları açıklanmadan öğrenmemiz mümkün olmayacağına göre, bu konuda kesin yargılara varmamız da herhalde pek kolay değil.
Yoksa fırsat 25 Nisan-1 Mayıs 2004 tarihleri arasında mı kaçırıldı?
Buna mukabil eğer kaçırılan bir fırsat olduysa, o da Lahey'den ziyade, herhalde Rumların AB'ye henüz üye olmadıkları ve karar vericiler arasında daha yerlerini almadıkları 24 Nisan ile 1 Mayıs 2004 arasında meydana geldi. Türkiye'de Erdoğan ve KKTC Talat hükümetleri bu süreyi değerlendiremedi. Eğer Rumların BM Barış Planı'nı beklenmedik şekilde reddetmesinin hemen ardından, yani AB ve ABD'nin şok geçirdikleri bir sırada Türkiye, KKTC'nin tanınması için uluslararası toplum nezdinde derhal, yani 24 Nisan gecesinden itibaren en yüksek düzeyde yoğun bir diplomatik atak yapmış olsaydı, girişimlerle ve kamuoyu seferberliği ile dünyala ayağa kaldırmaya teşebbüs etmiş olsaydı ve Cumhurbaşkanı Talat o tarihte "... Biz tanınma istemiyoruz..." demeseydi, bugün belki Kıbrıslı Türklerin en azından Kuzey'deki izolasyonlardan kurtulmaları mümkün olabilecekti. Tabii bu görüş de bir varsayım. Bu görüşlerde hangisinin doğru olduğunun yargısını da hiç şüphesiz ilerde yine tarih verecek.

AİHM kararı
Ama bu karanlık tablo içinde geçtiğimiz yılın son günlerinde, Avrupa Konseyi'nde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM) bir kararıyla umut yaratan bir ışık belirdi. AİHM, Ksenides Arestis davasında aldığı kararla mülkiyet konusundaki iddialar için KKTC makamlarını yetkili merci olarak kabul edebileceği işaretini veriyor. KKTC Parlamentosu'nun, Kuzey'de bir mülkiyet komisyonu kurulması yolunda 21 Aralık'ta çıkardığı karardan hemen sonra, AİHM'nin bu kararı, KKTC yasama organının, uluslararasında tanınabilecek norm yaratabileceği anlamına geliyor. Bu da belki Rumlara uzlaşmazlığın bir bedeli olabileceğini düşündürebilir.
Koşulları, kararda belirtilen süreler içinde yerine getirilebildiği takdirde Kıbrıs sorunundaki mülkiyet davalarının önünü kesebilecek olan bu karar, 24 Nisan 2004 referandumlarından bu yana Türk tarafının çeşitli uluslararası kuruluşlardan kaybetmiş olduğu zemini kendisine yeniden kazandırabilecek önemli bir gelişmeyi oluşturuyor. Aynı zamanda Türk diplomasisinin, Kıbrıs konusunda, BM ve AB'den farklı olarak Avrupa Konseyi'ndeki bir başarısını kanıtlıyor.
Eğer KKTC, bu mülkiyet komisyonunu AİHM'nin beklentilerine uygun şekilde süratle kurup yürürlüğe koyabilir ve etkin ve objektif biçimde çalıştırabilirse, Kuzey'de mülkiyet iddiasında bulunan Rumların artık AİHM'de Türkiye'yi dava etmek yerine gidip KKTC Komisyonunda savunma yapması gerekecek. Oysa şimdiye kadar bu iddialar karşısında Türkiye AİHM'de savunma yapmak mecburiyetinde kalmakta idi. Bu karar şimdi durumu tam tersine çeviriyor. Rumlar AİHM kararını umursamaz veya kendi vatandaşlarının KKTC Komisyonu'na başvurmasını engelleyecek bir kanun çıkaracak olursa, bu kere Avrupa Konseyi ile ters düşmüş olacak. Böylece Türk diplomasisinin, 2005 sona ererken Kıbrıs'taki mülkiyet davaları konusunda Avrupa Konseyi çerçevesinde ciddi bir başarıya imza attığı söylenebilir.

AB'de durum
AB ise meseleyi, Rumların engelleme taktikleriyle, Komisyon'la Konsey arasında bir nevi tüzükler savaşıyla, aşılamayan prosedürel tıkanıklara terk etmiş görünüyor. Oysa Kıbrıs sorunu, ticaret tüzükleri, İATA hükümleri, gümrük mevzuatı gibi usule yönelik mekanik yöntemlerle çözülecek bir mesele değil. Kıbrıs sorunu, siyasi ve stratejik bir sorun. Bu sorun ancak adil ve dengeli bir yaklaşımla, siyasi irade ve barış vizyonu ile çözülür. Dikkatlerin tüzükler ve usul anlaşmazlıkları üzerinde yoğunlaştırılması ise meselenin esasının gözden kaçırılmasın sebep olmakta, kalıcı ve kapsamlı çözümü geciktirmekte. Oysa kapsamlı çözümün geciktirilmesi Kıbrıslı Türklerin maruz bırakıldığı izolasyonları ve haksızlıkları devam ettirmekte ve belirsizlik ve istikrarsızlıkların Türk-Yunan ilişiklilerine, Türk-AB ilişkilerine ve bölgenin güvenliğine egemen olmasına yol açmakta.

Hem savcı hem yargıç
AB geçen mayısta halkoylamalarında anayasanın reddinden sonra, kendi içinde yaşadığı kimlik krizi ve ekonomik-sosyal sorunlar nedeniyle vizyonunu kaybetmiş durumda. Papadopoulos'un, barışa karşı koydukça kazandığı bir döneme tanık olmaktayız. Kıbrıs'ta, AB'nin çatısı altında bir çözüm gerçekleşemeyeceği açık seçik belli oldu. Çünkü AB bu anlaşmazlıkta hem yargıç hem savcı konumunda. AB şimdi bu durumda adeta barışa öncelik veren ulus-üstü bir örgüt gibi değil, güçler dengesine dayalı klasik hükümetler-arası bir kuruluş gibi hareket ediyor. 21. yüzyıl egemenlik paylaşımı vizyonuyla değil, barışa karşı koyanın kazandığı 19. yüzyıl dayatıcı ittifaklarının zihniyetini yansıtmakta. Kıbrıs halen AB'de, barış gündemiyle değil, 2004 referandumu sanki hiç yapılmamış, Türkiye ve KKTC sanki çözüm ve birleşmeye evet dememiş gibi işlem görmekte ve çözüm, aynen eskiden olduğu gibi, Türk tarafına baskı, Rum tarafına mükafat yöntemiyle elde edilmeye çalışılmakta ve AB Rumların Kıbrıs Türklerine karşı dışlayıcı, ayrımcı ve dogmatik tutumlarına kanat germekte.

İki devlete doğru gidiş
Ama unutulmaması gereken bir şey var. Kapsamlı çözümün alternatifi iki devlet formülüne dayalı bir çözüm. Bu, apaçık meydanda. Bundan 20-30 yıl sonra Kıbrıs'taki nüfus dengesinin bugünkü gibi Rumların lehinde kalacağını kim garanti edebilir? Dünya Papadopoulos'un etno-sentrik inhisarcı ve ırkçı yaklaşımlarına prim vermeye devam ettikçe, Rumlar egemenlik paylaşımını reddetmeyi sürdürdükçe, Avrupa Birliği ada Türklerine karşı uyguladığı ostracist tutumunu terk etmedikçe, Batı Balkanlar'da, Kosova ve Karadağ'daki gelişmelere ve trendlere paralel olarak meselenin süratle iki devlet temelinde bir çözüme doğru yol almakta olduğundan kimse şüphe etmesin.

Özdem Sanberk: Emekli büyükelçi

RADIKAL 17/01/06

 

KKTC vatandaşlarına "insanlık dışı muamele"

Güney Kıbrıs'ta "aksanları Kıbrıslı Türklere benzemediği" için 3 Aralık 2005 tarihinde tutuklanan, Ürdün uyruklu dört KKTC vatandaşının tutuklulukları devam ediyor.

Cumhurbaşkanı Müsteşarlığı tarafından Birleşmiş Milletler aracılığı ile yapılan tüm girişimler ise sonuçsuz kaldı.

Rum polisi tarafından, "yasa dışı yollardan" Kıbrıs'a girdikleri gerekçesiyle tutuklanan, kan yoluyla KKTC vatandaşı Mohammad Alawaqla, Ahmad Alkhazaleh, Ayman Alkhazaleh ve Tarık Alamaoush'la bağlantı da kurulamıyor.

Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit Pertev tarafından takibe alınan konuyla ilgili Birleşmiş Milletler Barış Gücü yetkilileri de yetersiz kalıyor.

"Türkçe bilmeyen Kıbrıslı Türk olur mu?" diyen ve anlamsız tavrını sürdüren Rum polisi, KKTC nüfus kağıtlarına rağmen BM Barış Gücü ile de işbirliği yapmaktan kaçınıyor.

Mahkemelerinin dokuz kezdir ertelendiği öğrenilen KKTC vatandaşı Mohammad Alawaqla, Ahmad Alkhazaleh, Ayman Alkhazaleh ve Tarık Alamaoush yılbaşı ve bayramı da hapiste geçirdi.

Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit Pertev'in konu ile ilgili sık sık Birleşmiş Milletler aracılığı ile konunun çözümü ile ilgili çaba harcadığı, girişim yaptığı, buna karşın Rum polisinin işbirliğinden kaçtığı öğrenildi.

KIBRIS 17/01/06

 

Papadopulos: "Kıbrıs, yeni bir macerayı kaldıramaz"

Rum yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos, önceki gün Mormenekşe köyünde, partisinin yeni yıl pastasını kesme etkinliğinde yaptığı açıklamada, "Kıbrıs'ın yeni bir macerayı, yeni bir anlaşmazlığı ve Annan planının öngörmüş olduğu gibi yapay ve göstermelik bir çözümün yeniden yıkılmasını kaldırmayacağını" söyledi.

Haravgi ve diğer Rum gazetelerinde yer alan habere göre Papadopulos, Kıbrıs Rum tarafınca gerekli görülerek, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'a sunulan değişiklik önerilerinin, Rum Ulusal Konseyi tarafından belirlenen değişiklik önerileri olduğunu belirtti.

Papadopulos, Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik bir girişimin BM çerçevesi dışında başlamasının mümkün olmadığını belirtirken, Avrupa Birliği'nin BM'nin yerini almayı arzulamadığını ve kabul etmediğini ifade etti.

Arabulucu ülkeler

Kıbrıs sorununda arabuluculuk yapmayı arzulayan ülkeler bulunduğunu belirten Papadopulos, arabuluculuk yapacak bir ülkenin "dürüst arabuluculuk" niteliklerine sahip olması gerektiğini söyledi.

Papadopulos, "Şu ana kadarki davranışlarıyla, müzakerelerin başlayabilmesi için bizim tarafımızdan arabulucu olarak seçilebilecekken Kıbrıs halkının güvenini kazanamamış en az iki ülke aklımızda bulunmaktadır" şeklinde konuştu.

Papadopulos, Kıbrıs Rum tarafının referandumda Annan planını reddetmesinin ardından yurt dışında "tepki, hayal kırıklığı ve düşmanlıkla" karşılaştığını ve Kıbrıs sorununun çözümünü istemedikleri yönünde oluşan izlenimle mücadele edebilmeleri için oldukça zaman ve emek sarf etmek zorunda kaldıklarını belirtirken, zamanla ortamın değiştiğini ve sadece belirli kesimlerin Annan planının tam dengeli olduğu görüşünü benimsemekte olduklarını iddia etti. Papadopulos, "Plandan bölücü eğilimlerin ve planın kalıcı ve işlevsel olabilmesi için toplumun, kurumların ve ekonominin birleşmesine imkân vermeyen maddelerin çıkarılması gerektiği yönündeki Ulusal Konsey'in, yani bizim görüşümüzü kabul etmektedirler" iddiasını dile getirdi.

Girişim başlatma

Bazı kesimler tarafından dile getirilen, Kıbrıs Rum tarafının, Kıbrıs sorununun çözümü için neden bir girişim başlatmadığı sorusuna yönelik olarak ise, Papadopulos şunları söyledi:

"Girişim başlatılması bize bağlı olan bir şey değil. Bunların hepsinin başardıkları tek şey, bize yönelik yurt dışındaki eleştirilerin ikinci ayağı olan Kıbrıs sorununun çözümünü istemediğimiz şeklindeki eleştiriyi güçlendirmekten başka bir şey değil."

Papadopulos "Türk işgalinin ve onun getirdiklerinin kurbanları olan Kıbrıslı Rumların çözüm istememesinin mümkün olmadığını" iddia ederken "mümkün olan en hızlı, ancak Kıbrıs sorununu kapatmaya yönelik değil, kalıcı olacak bir çözümü istediklerini" ileri sürdü.

Şu anda birçok ülkenin ve hükümetlerin Annan planının dengeli, adil ve kalıcı olmadığına ve değişiklik yapılması gerektiğine inanmakta olduklarını da savunan Papadopulos,"Annan planının, çözüm ihtiyacı olarak ve Türkleri değişiklikleri kabul etmeye ikna edemediğimiz için geri gelmesi durumunda, Kıbrıslı Rumlar yine ve bir öncekinden daha büyük bir çoğunluk oranıyla bunu reddedecekler" şeklinde konuştu.

Straw'un ziyareti

Öte yandan gazete, Papadopulos'un, İngiltere Dışişleri Bakanı Jack Straw'un Kıbrıs ziyaretine ilişkin Rum hükümetinin tutumunun "gayet net" olduğunu ve Kıbrıs'ı ziyaret edip etmeyeceğinin artık Straw'a kaldığını söylediğini yazdı.

Habere göre Papadopulos, Straw'un ziyaretine ilişkin bir gelişme olup olmadığı ve ziyaretin iptal edilip edilmediği yönündeki bir soruya karşılık, "Biz tutumumuzu net bir biçimde ortaya koyduk. Duyarlılıklarımızı kabul etmek ve kendi tavırlarını buna göre uygulamak kendisine (Straw'a) kalmıştır" şeklinde konuştu.

Straw'un ziyaretine ilişkin görüşmelerin ne aşamada olduğunu bilmediğini ifade eden Papadopulos şöyle konuştu:

"Biz kesin olan görüşlerimizi ilettik. Ziyaretin, İngiltere'yle olan ilişkilerin iyileştirilmesini öngörmesinden ötürü, bu hassasiyetleri kale alıp almamak ve öze ilişkin değil de sembolik konular için bu ilişkileri zehirlemeye değip değmeyeceğinin kritiğini yapmak İngiltere'ye ve kendisine (Straw'a) kalmıştır."

Görüşmelere OHİ

Simerini gazetesi haberi: "Tasos: Görüşme Hatırına Yapılacak Görüşmelere Hayır" başlığı altında verirken Rum ana muhalefet partisi DİSİ Başkanı Nikos Anastasiadis'in, Papadopulos'un bu açıklamalarına yönelik değerlendirmesine yer verdi.

Habere göre Anastasiadis, Rum hükümetinin, Kıbrıs Rum halkının milli iradesini doğru idare etmesi gerektiğine dikkat çekerken Annan planını olduğu şekliyle geri getirebilecek tek kişinin Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos olduğunu belirtti.

Anastasiadis, Annan planının olduğu şekliyle ya da yüzeysel değişikliklerle geri getirilmesinin "milli intihar" olacağı görüşünü de ortaya koydu.

"Kararları Değiştiren Annan'dır"

Alithia gazetesi ise, "Kararları Değiştiren Annan'dır -Anastasiadis: Milli İntihar Olur..." başlıkları altında verdiği haberinde Rum Yönetimi Başkanı Papadopulos'un açıklamalarına yer verirken Anastasiadis'in açıklamalarını diğer gazetelerden farklı yansıttı.

Gazeteye göre Anastasiadis dün yaptığı açıklamada, Papadopulos'un "5'nci Annan planı'nı geri getirmeyi başarmasının ulusal intihar olacağını" savundu. Anastasiadis "Eğer, Başkan Papadopulos 5'nci Annan planı'nı geri getirmeyi başarırsa, bu milli intihar anlamına gelecektir. Nihayetinde, bizi 3'ncü Annan planı'ndan 5'nci Annan planı'nı getirerek yapmış olduğu hatayı yeniden yapmamaya baksın" şeklinde konuştu.

ENOSİS Plebisiti

Öte yandan gazete bir diğer haberinde ise, DİSİ tarafından, ENOSİS Plebisiti'nin 56'ncı yıldönümü nedeniyle yapılan bir açıklamaya yer verdi.

Açıklamada, "Kıbrıs Helenizmi'nin Metropol Helenizmi'yle birleşme arzusunun, en kesin biçimde dile getirildiği ve EOKA'nın büyük özgürlük mücadelesinin öncülüğünü yapan gün olan birleşme referandumu gününün, bu yıl 56'ncı yıldönümü tamamlanmaktadır" ifadelerine yer verilirken, Güney Kıbrıs ile Yunanistan arasında bulunan "sarsılamaz bağlara duyulan inanç" ifade edildi.

Açıklamada, "bugünkü çıkmazdan kurtulmak için, yeni bir milli politika belirlenmesinin gerekliliği" savunulurken, "Kıbrıs sorunundaki bu çıkmazın, bugüne kadar hiç olmadığı kadar taksim tehlikesini barındırdığı" görüşü ortaya konuldu.

Açıklamada ayrıca, Kıbrıs sorununa çözüm bulunması için en kısa sürede girişim başlatılması gerektiği de ifade edildi.

KIBRIS 17/01/06

 

Lillikas'ın söyleşisi Güney'de tartışma yarattı

Rum Sanayi Ticaret ve Turizm Bakanı Yorgos Lillikas'ın, "Annan Planı'nın çıkmaza sürüklediği ve Kıbrıs sorununa yeni bir plan temelinde çözüm aranması gerektiği" şeklindeki görüşleri, Rum muhalefet partileri ve diğer çevrelerde tepkilere yol açtı.

Rum basını, Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un da, Lillikas'ın bu açıklamalarını yorumladığını kaydetti.

Haravgi gazetesi haberinde, Papadopulos'un, Lillikas'ın Simerini gazetesinde yayımlanan söyleşisine ilişkin açıklamalarına yer verdi.

Habere göre Papadopulos, Lillikas'ın önceki günkü röportajında söz ettiği yeni çözüm planının, Rum hükümetinin politikasında bir değişikliğe mi işaret ettiği şeklindeki soruya karşılık; Rum tarafının, Kıbrıs sorununa ilişkin görüşünün net ve sabit olduğunu, bu görüşün değişmesi konusunun ancak Rum Ulusal Konseyi'nde tartışılabileceğini söyledi.

Papadopulos, Rum basın yayın organlarını da eleştirerek, basın yayın organlarının asıl ilgilendiği şeyin, kendisinin, Hristofyas'ın ya da Rum hükümetinin bir başka bakanının bir farklılığını bularak "büyük konunun; iki dilliliğin, çatışmanın, anlaşmazlığın yaratılması" olduğunu söyledi.

Papadopulos, Kıbrıs Rum tarafının net tezlerinin Rum Ulusal Konseyi'nde onaylanarak BM Genel Sekreteri'ne sunulduğunu ve bunların Rum hükümetinin resmi tezleri olduğunu vurgularken, Lillikas'ın açıklamaları hakkında bilgisi bulunmadığını belirtti. Papadopulos, "Önem de vermiyorum çünkü biri bir görüş belirtmiş ve siz de bana tutum değişikliğini ifade edip etmediğini soruyorsunuz" dedi.

İkinci bölüm

Politis gazetesi, "Dizinin Devamı - Muhalefet Kıbrıs Konusunda Hükümetin Çifte Dilliliğinden Söz Ediyor" başlıkları altında verdiği haberinde ise, bir süre önce Rum Başkanlığı Diplomatik Büro Şefi Tasos Conis'in açıklamaları ile yaşanan, "hükümetin çifte dilliliği" tartışmalarının ikinci bölümünün, Lillikas'ın önceki günkü röportajı sonrasında başladığı yorumunda bulundu.

Gazete, gerek Papadopulos'un gerek Lillikas'ın daha sonra yapmış oldukları açıklamalarda Rum hükümetinin resmi tutumunda bir değişiklik olmadığını vurgulasalar dahi Rum muhalefetinin çifte dillilik suçlamalarına maruz kaldıklarını yazdı.

Gazete, Lillikas'ın röportajına ilişkin gazeteye yapmış olduğu açıklamada ise; Rum Ulusal Konseyi'nin ve kendisinin (Lillikas'ın) "Annan Planı'nda özlü değişiklikler yapılmasını istediklerini" ifade ettiğini yazdı.

Habere göre Lillikas ayrıca, önceki günkü röportajında, "kendisinin sadece bir düşünceyi ortaya koyduğunu, özlü değişiklikler istemediğini söylemediğini" vurgularken, "Türk tarafının zafer olarak gördüğü bir planda özlü değişiklikler yapılmasını kabul etmesinin çok zor olduğunu söyleyerek, sadece böyle bir süreçle çıkmaza doğru gidilmekte olduğu görüşünü ifade ettiğini" belirtti.

Alithia gazetesi ise haberi, "Başkanlığın Politikası; Ulusal Konsey Kıbrıs Sorununda İstediği Kararı Alabilir - Neofitu; Bir Zamanlar İki Devletli Çözümü Övüyordu" başlıkları altında verdiği haberinde ise, DİSİ Başkanı Nikos Anastasiadis ile Başkan Yardımcısı Averof Neofitu'nun Lillikas'ın röportajına yönelik tepkilerine yer verdi.

Habere göre Anastasiadis, AKEL'in, Lillikas'ın kimin görüşlerini; AKEL'in mi Papadopulos'un mu, ifade ettiği sorusuna yanıt vermesi gerektiğini söyledi.

Neofitu'nun açıklaması

Öte yandan Neofiu ise Lillikas'ın röportajına ilişkin açıklamasında, Rum başkanlık seçimleri öncesinde Lillikas'ın "Fileleftheros" gazetesinde yer alan bir makalesinde, "iki devletli çözümden bahsettiğini" ifade etti.

Habere göre Neofitu, Lillikas'ın böyle bir arzusu olduğunu söylemediklerini belirtti, ancak bunu kastediyorsa, açıkça ifade etmesi çağrısında bulundu.

Tartışmalar

Simerini gazetesi ise haberi, "Annan Planı Konusunda Tartışmalar - Anastasiadis: Hükümet Edenler Halkın İradesini Doğru İdare Etsinler" başlıkları altında verirken, Lillikas'ın önceki günkü röportajının ikinci bölümünü yayımladı.

Lillikas söyleşisinin ikinci bölümünde sanayi, turizm, kumarhaneler gibi konulara değindi.

Lillikas, "Vasiliko" bölgesinde inşaatı süren "Enerji Merkezi'nin" tamamlanmasından Güney Kıbrıs'ın büyük faydalar sağlayacağını ve çok uluslu şirketlerin şimdiden yakıt deposu alma talebinde bulunduklarını ifade etti. Lillikas, Rum Elektrik Kurumu'na (AİK) ait merkezin 4. bölümünün 2009 yılında hazır olacağını ve o tarihte Güney Kıbrıs'a doğal gaz getirilerek kullanılmasının mümkün olacağını belirtirken, Mısır ile bu yönde işbirliğinin mevcut olduğunu ve Mısır'ın teknoloji bilgisinden yararlanmakta olduklarını söyledi.

Lillikas, Güney Kıbrıs'ta kumarhanelerin açılması konusuna değinirken, bu yöndeki inceleme çalışmalarının son aşamalarında bulunduğunu ifade etti.

KKTC'deki kumarhanelere gelen Kıbrıslı Rumların sayısının sınırlı olduğunu ve genellikle aynı kişilerin KKTC'deki kumarhanelere geldiklerini belirten Lillikas, KKTC'deki "Rum mallarına" yapılan inşaatlar konusuna da değindi.

Lillikas, KKTC'ye gelen turist sayısında bir artış olduğunu ancak yapılan inşaatların turizm değil siyasi amaçla yapıldıklarını ifade ederken, KKTC'deki otellerin yatak sayılarının arttırılmasının reklam konusunda yardımcı olduğunu ancak kendilerinin de bu alandaki müdahalelerinin devam ettiğini söyledi.

Lillikas, bu müdahaleleri sonucunda, uluslararası turizm fuarlarında KKTC'nin "bir devlet olarak değil bir şirket olarak yer almakta olduğunu ve büyük tur operatörlerinin kataloglarında yer almayı da henüz başarmadıklarını" iddia etti.

Lillikas ayrıca, 2006 yılının Güney Kıbrıs'ın turizmi açısında daha iyi bir yıl olacağı inancını da dile getirdi.

KIBRIS 17/01/06

 

KKTC karanlıkta kaldı

KKTC’nin elektrik enerjisini sağlayan Teknecik elektrik santralinde meydana gelen arıza nedeniyle ülke elektriksiz kaldı.

 

NTV

Güncelleme: 18:49 TSI 18 Ocak 2006 Çarşamba

LEFKOŞA - Elektrik krizinin aşılması için Rum Kesimi’nden enerji alınması gündeme geldi.

İhtiyacı karşılamakta zorlanan 120 megavatlık Teknecik santralinin yarı güce düşmesi nedeniyle KKTC genelinde saatler süren elektrik kesintileri yaşanıyor. Yetkililer, arızanın giderilmesinin en az bir hafta alacağını, bu süre içinde uygulanacak bir kesinti programıyla açığın giderilmesine çalışılacağını belirtti.

KKTC’deki elektrik sorunu üzerine bakanlar kurulu toplandı. Başbakan Ferdi Sabit Soyer, krizin aşılması için Güney Kıbrıs’tan elektrik alınması yönünde girişim başlattıklarını, ancak Rum Yönetimi’nden henüz yanıt alamadıklarını açıkladı.

 

Dimitris Hristofyas: Çözüm, AKEL ile CTP'nin işbirliğinden geçer

Kıbrıs'ta kalıcı çözümün, iki güçlü siyasi parti olan AKEL ile CTP'nin mücadelesi ile kazanılabileceğini söyleyen AKEL Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas, "Ancak CTP eski ve ortak tezleri savunmaktan dahi artık uzak" dedi

Çözüm, AKEL ile CTP'nin işbirliğinden geçer

Güney Kıbrıs Rum Yönetimi Meclis Başkanı ve AKEL Partisi Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas, AKEL ile CTP'nin Kıbrıs'ta kalıcı bir çözümü bulabilecek önemli iki siyasi partisi olduğunu ancak bu iki siyasi partinin her geçen gün birbirinden uzaklaştığını iddia etti

Güney Kıbrıs Rum Yönetimi Meclis Başkanı ve AKEL Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas, AKEL ile Cumhuriyetçi Türk Partisi'nin (CTP) Kıbrıs'ta kalıcı bir çözümü bulabilecek önemli iki siyasi partisi olduğunu ancak bu iki siyasi partinin her geçen gün birbirinden uzaklaştığını iddia etti.

Hristofyas, KIBRIS TV muhabiri Gökhan Altıner'e verdiği özel röportajda hükümette bulunan CTP'nin eski tezlerini savunmaktan uzak ve üst düzey görüşmekten kaçınan bir parti olduğunu öne sürdü.

AKEL ile CTP'nin tarihi bir paylaşıma ve Kıbrıs konusunun çözümünde ortak tezleri olduğuna dikkat çeken Dimitris Hristofyas, CTP'nin kuzeyde egemen siyasi güç olduktan sonra önemli bir değişim yaşadığını ve artık eski tezlerini savunmadığını söyledi.

Hristofyas, AKEL ile CTP'nin Kıbrıs'ta kalıcı bir çözümü bulabilecek önemli iki siyasi parti olduğunu ancak bu iki siyasi partinin her geçen gün birbirinden uzaklaştığını öne sürdüğü konuşmasına şöyle devam etti:

"Referandumun ardından iki siyasal parti farklı sözler ifade ettiler. Cumhuriyetçi Türk Partisi tarafından AKEL'e yönelik bir soğuk tavır gündeme getirildi. Biz bu soğukluğun aşılabilmesi için yoğun bir çaba içerisine girdik ve her iki parti arasında görüşmelerin ve görüş alışverişlerinin yaşanması için çaba sarf ettik ancak CTP tarafından pek karşılık bulamadık".

İngiltere Dışişleri Bakanı Straw'un Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'a gerçekleştireceği ziyareti değerlendiren Hristofyas "Adada gerçek yapılar vardır. Straw, Başkan Talat'ı ziyaret edebilir, bizim buna herhangi bir karşı duruşumuz yok, elbette ki dünya siyaset adamları Kıbrıslı Türk liderlerle görüşmeler yapacak ancak Sayın Talat, pekala Straw ile evinde görüşebilir. Herkesin anlaması gereken bir mevzuyu unutuyorlar. Kıbrıs Cumhuriyeti, uluslararası alanda tanınan bir devlettir. Ancak Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti tanınan bir devlet değildir. Ben Sayın Talat'ın da hassasiyetlerini anlıyorum ancak hiçbir şekilde kuzeydeki yapının yükseltilmesine razı gelemeyiz. Bu barış sürecine de zarar verir ve çözüme de yardımcı olmaz".

Soru ve yanıtlar:

KIBRIS: Efendim, Kıbrıs sorununda gelinen süreç şu sıralar oldukça durgun ve bunun da ötesinde her iki yönetim arasında ciddi bir soğukluk yaşanıyor. Tüm bu durumları sizler de hassasiyetle takip ediyorsunuz. Bu sıkıntılar nasıl aşılacak?

HRİSTOFYAS: Oldukça yoğun bir dönemden geçiyoruz. İki toplumun yöneticileri hakkında değil de iki tarafta da bulunan iki büyük parti hakkında konuşmak istiyorum. AKEL ve CTP'nin geçmişten gelen uzun işbirliğine değinmek istiyorum. Bakınız bu ülkede gerçekleşen darbe ve işgal nedeniyle her iki partinin geçmişten gelen ortak icraat planları vardı. Referandumun ardından iki siyasal parti farklı sözler ifade ettiler. CTP tarafından AKEL'e yönelik bir soğukluk gündeme getirildi. Biz bu soğukluğun aşılabilmesi için yoğun bir çaba içerisine girdik ve her iki parti arasında görüşmelerin ve görüş alışverişlerinin yaşanması için çaba sarf ettik; ancak bunlara CTP tarafında pek karşılık bulamadık. Biz CTPile mutabık kaldığımız görüşlerde halen sabit olduğumuzu hem CTP'ye hem de Kıbrıs Türk ve Rum halklarına defalarca kez anlattık. Ancak ne yazık ki AKEL ile CTP arasında gerçekleşen görüşmeler en üst düzeyde gerçekleşmedi ve arada liderlerin görüşmemesinden kaynaklanan bir takım sıkıntılar yaşandı. Halbuki biz CTP ile en üst düzeyde görüşmeyi temenni ederdik. Şunu önemle belirtmeliyim ki gergin bir ortam Kıbrıslıların ve Kıbrıs'ı sevenlerin lehine değildir.

KIBRIS: Bu anlattıklarınız ardından Cumhuriyetçi Türk Partisi'ne kırgın olduğunuz söylenebilir mi?

HRİSTOFYAS: Hayır Cumhuriyetçi Türk Partisi'ne herhangi bir kırgınlığım yok ancak kardeşlik ve birlik duygularımız varken, referandumun ardından partimizin tezleri hakkında oldukça olumsuz nitelemeler yapılmıştır. Partimizin tezleri hakkında milliyetçi ve şoven olduğumuz söylendi, Papadopulos'un ve sağın ağzı olduğumuz iddialarını duyduğumuzda içimizde büyük bir hayal kırıklığı oluşmuştur. Bunlar elbette ki gerçeği yansıtmamaktadır ancak bu tür iddialar CTP ile aramızdaki huzuru kaçırmıştır. CTP muhalefette iken AKEL ile fikirleri tam tamına uyuşmaktaydı. Ancak CTP Kıbrıs Türk toplumu içerisinde egemen bir siyasi güç haline geldikten sonra sahip oldukları o güçlü tezlerinde değişme meydana geldi. AKEL'in yerleşiklerin çoğunun adadan gitmesini istemesi şovenizm midir? İki toplumlu federal bir devletin askerlerden arındırılmasını istemek şovenizm midir? Garantör ülkelerin müdahale hakkının olmamasını istemek şovenizm midir? Kıbrıs Türk yönetimi altında yaşayacak Kıbrıslı Rum göçmenlerinin insani haklarını talep etmek şovenizm midir? Tüm bu haklarının aynısını biz Kıbrıslı Türkler içinde talep etmekteyiz. İki toplumun içindeki sol partiler iki toplumunda haklarını ve çıkarlarını savunmalıdır. Aksi takdirde bu sol partilerin toplum içindeki durumları sorgulanır hale gelir. Kıbrıslı Türkler ve Rumların haklarını yabancılara çiğnetmeyen bir sol parti felsefesi olmalıdır. AKEL bu tarzda bir sol partidir.

KIBRIS: Annan Planı ortaya çıktığı günden beri Annan Planı temelinde bazı değişikliklere gidilerek bu planın çözüm planı olabileceği yönünde güçlü tezleriniz vardı. Ancak yeni hükümet sözcüsünüz Yorgos Lillikas'ın söylemleri Annan Planı'nın çıkmaza sürüklediği ve artık yeni bir planla çözüm aranması gerektiği yönünde. Lillikas'ın bu söyleminin ardından siz de Annan Planı'ndan vazgeçtiniz mi, yani yeni bir planla mı yola devam edilmeli . Hükümetinizde bir iki dillilik var mı?

HRİSTOFYAS: Bakınız AKEL'in Annan Planı üzerindeki görüşleri ve tezleri bellidir ve halen değişmemiştir. Lillikas'ın Kıbrıs konusunda geliştirdiği söylemler Ulusal Konseyin de kararları ile kesişmektedir. Yalnız dikkatinizi çekmek istediğim bir nokta var; Lillikas ile AKEL'in görüşleri ille de kesişmek zorunda değildir, aynı olmak zorunda değildir. İlk önce bunun ayrımına varmak lazım.

Öte yandan başkanınız Mehmet Ali Talat, Sn. Erdoğan ve Sn. Gül, Annan Planı'nda herhangi bir değişiklik yapılmadan veya bir değişiklik olsun diye dekoratif değişikliklere giderek "tamam yaptık oldu" mantığı içinde davranmakta ısrar ederlerse, bu erken çözüme değil uzun bir sürece yayılacak bir çözüme neden olacaktır. Esas olan meselenin özüne bakmaktır. Eğer bu meseleyi çözmek istiyorsak, Türkiye, Kıbrıs Türk toplumu ve elbette ki Kıbrıs Rum toplumu ortak masaya oturarak gerçek anlamda bir çözüm arayışı içine girmeliyiz. Bazı kesimler, artık referandumda evet diyen Türkleri ve hayır diyen Rumları politika malzemesi yapmaktan, sermaye haline getirmeye çalışmaktan vazgeçsinler. Çözümün yeri Avrupa Birliği değildir, çözümün yeri elbette ki Birleşmiş Milletler'dir. Biz bunun aksini iddia etmiyoruz. Ancak bunu herkesin artık kabul etmesi gerekir ki Kıbrıs, Kıbrıs Cumhuriyeti başlığı adı altında Avrupa Birliği'ndedir. Hayal kırıklıkları yaşamaktan artık kurtulmalı ve çözüm için masaya oturmalıyız.

KIBRIS: İngiltere Dışişleri Bakanı Jack Straw'un 25 Ocak'ta adaya gerçekleştireceği ziyaretle Rum tarafının net bir tavrı gelişti. Bu net tavır Straw'un Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile makamında görüşmesi halinde kendisinin görüşmeyeceğini yönündeydi. Bu ne kadar yerinde bir tutum sizce?

HRİSTOFYAS: Ada da gerçek yapılar vardır. Straw, Başkan Talat'ı ziyaret edebilir, bizim buna herhangi bir karşı duruşumuz yok. Elbette ki dünya siyaset adamları Kıbrıslı Türk liderlerle görüşmeler yapacak ancak Sayın Talat, pekala Straw ile evinde görüşebilir. Herkesin anlaması gereken bir mevzuyu unutuyorlar, Kıbrıs Cumhuriyeti uluslararası alanda tanınan bir devlettir. Ancak Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti tanınan bir devlet değildir. Ben Sayın Talat'ın da hassasiyetlerini anlıyorum ancak hiçbir şekilde Kuzeydeki yapının yükseltilmesine razı gelemeyiz. Bu barış sürecine de zarar verir ve çözüme de yardımcı olmaz.

KIBRIS 18/01/06

 

"Kıbrıs sorunu Brezilya dizisi gibi"


19 Ocak, 2006 16:53:00 (TSİ) CNN TURK

KKTC Başbakanı Ferdi Sabit Soyer, 'Kıbrıs sorununun Brezilya dizilerine dönüştüğünü' belirterek, Rum tarafını çözüm istememekle suçladı.

Soyer, Rum gazetecilere dün yaptığı açıklamada, Rum tarafının çözümden kaçtığını ve oyalama taktiği uyguladığını söyledi.
 
KKTC Başbakanı, Türk tarafının, belirlenmiş takvim çerçevesinde BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın arabuluculuğuyla müzakerelere hazır olduğuna dikkat çekti.
 
Soyer, müzakerelerin başlayabilmesi için, Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos'un Annan Planı'nda yapılmasını istediği değişikleri yazılı olarak Annan'a göndermesi çağrısında bulundu. 
 
Soyer, Papadopulos'un 'sadece Türkiye kökenlilerin değil, tüm Kıbrıslı Türklerin Kıbrıs'tan ayrılmasını istediğini' de belirtti. 
 
Rum basınına göre, Soyer'in açıklamasını yorumlaması istenen Papadopulos, ''Soyer'e yanıt vermeyeceğim'' dedi.
 
Rum tarafının tezlerinin BM tarafından bilindiğini ve konu üzerinde herhangi bir oyalamanın bulunmadığını savunan Papadopulos, BM Genel Sekreteri'nin çağırması durumunda da Rum tarafının müzakerelere hazır olduğunu öne sürdü.

KIBRIS 19/01/06

 

Kuzey Kıbrıs’a Rum elektriği

Ömer BİLGE / LEFKOŞA

KKTC hükümeti, ülkenin ana elektrik kaynağı konumundaki Teknecik santralinde meydana gelen arıza nedeniyle karanlığa mahkum olunca, Rum yönetiminden acil elektrik istemek zorunda kaldı. Rum yönetimi, Tasos Papadopulos’un özel izniyle iki tarafın elektrik hatlarını bağlamak üzere KKTC’ye teknik ekip gönderdi.

Önceki gün oluşan arızanın ardından dün gerçekleşen ikinci arızayla, santralin tamamen devre dışı kaldığı bildirildi. KKTC bir anda karanlığa gömülürken, çalışmaların 15 gün sürebileceği açıklanması üzerine hükümet toplandı. KKTC Başbakanı Ferdi Sabit Soyer ve Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş dün akşam krizin aşılması için Rum siyasi liderlerinden yardım istedi. Yoğun temasların ardından Rum lider Papadopulos 15 gün boyunca fiyat belirlemeksizin elektrik vermeyi kabul etti.

HURRIYET 19/01/06

 

Papadopulos, Straw'a küstü

ANKA

Rum Lideri Papadopulos, KKTC Cumhurbaşkanı Talat ile makamında görüşmekten vazgeçmeyen İngiltere Dışişleri Bakanı Straw ile biraraya gelmeyeceğini bildirdi.

Kıbrıs Rum Kesimi ile İngiltere arasındaki gerilim iyice tırmandı. Rum lideri Tasos Papadopulos, Kıbrıs ziyareti sırasında KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile makamında görüşmekten vazgeçmeyen İngiltere Dışişleri Bakanı Jack Straw ile biraraya gelmeyeceğini bildirdi.

Tasos Papadopulos, Jack Straw’un KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile makamında görüşmekten vazgeçmemesine misilleme olarak Straw ile görüşmeyi reddetti. Rum basınına göre, Papadopulos, Jack Straw’un, Talat ile "İşgal bölgelerindeki sözde başkanlık sarayında" bir araya gelme kararı nedeniyle Straw ile herhangi bir görüşmeyi kabul etmeyeceğini söyledi.

Gelecek hafta Kıbrıs, Türkiye ve Yunanistan’ı kapsayan bir geziyi gerçekleştirecek olan Jack Straw’un Rum Yönetiminin ısrarlı taleplerine karşın Talat ile makamında görüşmekten vazgeçmemesi, Güney Kıbrıs’ta büyük öfke yaratmış bulunuyor.

HURRIYET 19/01/06

 

Papadopulos, Straw ile görüşmeyecek

Rum yönetimi Lideri Tasos Papadopulos, İngiltere Dışişleri Bakanı Jack Straw ile görüşmeyeceğini söyledi. Rum yönetimi Dışişleri Bakanı Yorgos Yakovu da, Papadopulos'un Straw ile, Mehmet Ali Talat ile makamında görüşeceği için görüşmeme kararı aldığını açıkladı Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos, gelecek hafta adayı ziyaret edecek olan İngiltere Dışişleri Bakanı Jack Straw ile görüşmeyeceğini söyledi.Tasos Papadopulos, adayı ziyaretinde KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Lefkoşa'da makamında bir araya gelmeyi planlayan Straw ile görüşüp görüşmeyeceğine ilişkin soruya, "Hayır, kendisiyle görüşmeyeceğim" yanıtını verdi.Rum yönetimi Dışişleri Bakanı Yorgos Yakovu da dün Straw ile yaptığı telefon görüşmesinden sonra, "Bay Straw Kıbrıs'a gelecek ve Talat ile makamında görüşmekte ısrarlı" açıklamasını yaptı.Yakovu, Tasos Papadopulos'un kendisiyle görüşmeyeceğine ilişkin kararını Straw'a ilettiğini belirterek, İngiltere Dışişleri Bakanı Straw'un bunun üzerine Rum yönetimi lideriyle görüşecek olmayı tercih edeceğini, ancak kararı itirazsız kabul edeceğini söylediğini bildirdi.

KIBRIS 19/01/06

CTP-DİSİ Ortak Barış Konseri, yakınlaşma karşıtı Rumları kızdırdı

Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) ile Rum Demokratik Birlik Partisi (DİSİ)'nin ortaklaşa düzenlediği "Barış için Birlikte" iki toplumlu ortak barış konserlerinin ilki dün akşam Güney Lefkoşa'daki Melina Merkuri Salonu'nda gerçekleşti.

Etkinliğe günlerdir tepki koyan yakınlaşma karşıtı aşırı milliyetçi Rum unsurlar tepkilerini dün akşam eyleme dönüştürdü.

Dün sabah DİSİ Parti merkezlerini öfke ve tepkilerini taşıyan fanatik unsurlar dün akşam etkinliğin başlaması sonrası polise telefonla bomba ihbarında bulundu.

İhbarı alan Rum polisi salona gelerek durumu DİSİ Genel Başkanı Nikos Anastasiadis'e bildirdi. İhbarı Başbakan ve CTP Genel Başkanı Ferdi Sabit Soyer'le değerlendiren Anatasiadis, konserin devam edeceğini polise bildirdi.

Bu arada saldırganlar etkinliğe katılan konukların arabalarının lastiklerini patlatarak hareket edemez hale getirdi. Arabaların ayna sileceklerini sıkıştırılan broşürlerde DİSİ'nin parti amblemine Türk Bayrağı monte edildi.

Konuşmalar

Etkinlikte konuşan Başbakan ve CTP Genel Başkanı Ferdi Sabit Soyer, barış ve çözüm yolunda mücadelelerinin devam edeceğini belirtip, "CTP % 45 dolayında aldığı oyla Kıbrıs'ın en güçlü partilerinden biridir ve şu anda hükümetin büyük kanadıdır. Ancak CTP için hükümette olmak çözümün, barışın önünde bir hedef değildir. Bizler tüm gücümüzle barış ve çözüm mücadelemizi sürdürüyoruz, bundan sonra da sürdürmeye devam edeceğiz" dedi.

DİSİ Genel Başkanı Nikos Anastasiadis ise yaptığı konuşmada partisinin Kıbrıs sorununa ve toplumların yakınlaşmasına yönelik görüşlerini özetleyip şunları ekledi:

"Bir çözüm ne kadar iyi planlanırsa planlansın, vatandaşlar arasında adalet duygusu onları tatmin etmezse, söz konusu çözümün içinde yaşayabilirlik umudu kalmaz ve zaman direnemez. Bu yüzden sistemli olarak, karşılıklı görüşme ve tanışma etkinlikleri aracılığı ve verimli diyaloglar ile karşılıklı anlayışın ve birlikte uyum sağlamanın ön şartlarını yaratma amacındayız."

Anastasiadis konuşmasını şu sözlerle tamamladı:

"PASİ binasının önünde, 2. Dünya Savaşı'nda ölen Kıbrıslı askerlerin bir anıtı bulunmaktadır. Burada, ortak düşmanlarına karşı "silahla" savaşırken kardeşçe birlikte ölen Kıbrıslı Türk ve Rumların isimlerini okumak gerçekten çok sarsıcıdır. Faşizm ideolojisi ve totaliter rejim ideolojisi ari ırk yaratma düşüncesine hizmet eder.

Hakiki Avrupa vatandaşları olarak özgür, barışçıl, insan haklarına saygı duyan, ekonomik gelişme ve sosyal refah ilkeleri içinde birlikte yaşayabileceğimiz ve yaşamamız gerektiği mesajını gönderme vakti gelmiştir."

Gecenin açılışında konuşan Kety Klerides ise etkinliğin amacını özetleyip, "DİSİ ve CTP bu konser ile adamızın de fakto bölünmüşlük durumunun normalleştirilmesine razı olmayacakları barış, uzlaşı ve yeniden birleşme için çalışmaya devam edecekleri mesajını vermektedir" dedi.

Saldırılara tepki

Etkinliğe yapılan bomba ihbarı ve aralarından Kety Klerides'in arabasının da bulunduğu çok sayıda arabanın lastiklerini yırtılmasına tepki koyan Ferdi Sabit Soyer ve Nikos Anastasiadis, bu tür saldırıların barış ve yeniden yakınlaşma çabalarına engel olamayacağını ifade etti.

Etkinliğe iki parti yetkilileri yanında yabancı diplomatik temsilciler de katıldı. Konser sonrası DİSİ Genel Başkanı Anastasiadis, Başbakan ve CTP Genel Başkanı Ferdi Sabit Soyer ve Genel Sekreter Ömer Kalyoncuyla yemekte bir araya geldi.

KIBRIS 19/01/06

"Vakıf mallarına sahip çıkalım"

Vakıflar İdaresi eski genel müdürü Taner Derviş, vakıf mallarına sahip çıkılmasını istedi.

Taner Derviş'in konuyla ilgili yazılı açıklaması şöyle:

"Son yıllarda, Kıbrıs Türk halkının ada üzerindeki mülkiyet hakları sorgulanmakta, tazminat davaları ile baskı altına alınmak istenmektedir. Kıbrıs Türk halkının ada üzerindeki varlığına yönelik bu tehdit karşısında, hukuk kuralları çerçevesinde, mülkiyet ve tazminat haklarımızın tesbiti ve savunulması hayati önem arz etmektedir.

Ayrıca, kapalı Maraş ile ilgili olarak çeşitli iddialar ve görüşler ortaya atılmakta, kapalı Maraş'ın mülkiyeti sorgulanmaktadır. Bu bağlamda, kapalı Maraş'ın hukuki statüsü hakkında, kamuoyunun aydınlatılması ve bilgilendirilmesi kaçınılmaz olmuştur. Nitekim, 22 Ağustos 2003 tarihli Vakıflar İdaresi yazısı ile, kapalı Maraş'ın mülkiyet durumu ile ilgili olarak, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri de bilgilendirilmiş bulunmaktadır.

A- Kapalı Maraş'ın önemi

Kapalı Maraş'ın tümü vakıflara ait olup, 1900'lü yılların başından itibaren hukuk kurallarına aykırı bir şekilde Kıbrıslı Rumlar tarafından gaspedilmiş bulunmaktadır. İşgalciler, Maraş'ta inşa ettikleri 10,000 yatak kapasitesine sahip turistik tesisler ile Kıbrıs Rum ekonomisine önemli katkılar sağlamıştır.

Diğer taraftan, mal sahibi sıfatıyla kapalı Maraş'ı yerleşime açmadığı için vakıfların mülkiyet hakkı sorgulanmaktadır. Kaldı ki, sahip olduğu ekonomik potansiyel göz önünde bulundurulduğu takdirde Maraş, Kıbrıs Türk halkının toprak, tazminat ve ekonomik hakları açısından hayati öneme sahiptir.

B- Vakıflar İdaresi'nin mülkiyet hakları

Vakıflar İdaresi'nin kapalı Maraş bölgesindeki mülkiyet hakları Vakıflar İdaresi arşivinde bulunan aşağıdaki belgelere dayanmaktadır.

1.) 27/7/1748; 22/12/1748; 10/11/1749; 6/6/1750 tarihlerinde tescil edilmiş Abdullah Paşa Vakfiyeleri.

2.) 10/5/1579 tarihinde tescil edilmiş Lala Mustafa Paşa Vakfiyesi.

3.) 7/4/1818; 14/2/1821 tarihlerinde tescil edilmiş Bilal Ağa Vakfiyeleri.

4.) 19. yüzyılın başlarında Sömürge İdaresi Tapu Dairesi tarafından isdar edilmiş 3, 121 adet tapu kaydı.

Söz konusu tapu kayıtları, bölünme süreci sonucunda 1974 yılında 6,224'e ulaşmıştır.

C- 1974 tarihi itibarıyla kapalı Maraş bölgesindeki işgalciler:

19. yüzyılın başlarında kapalı Maraş bölgesindeki 4638 dönüm 300 a2 tutarındaki Vakıf emlakin %99.999'u gaspedilmiş, Vakıflar İdaresinin elinde sadece 1 dönüm 2 evlek 452 a2 tutarında emlak kalmıştır.

1974 tarihi itibarıyla kapalı Maraş'taki işgalcilerin dökümü aşağıdaki listede yer almaktadır.

Gaspedilmiş Emlak

İşgalciler Tapu Kaydı (Alan olarak) Adedi (Dönüm-Evlek-Ayakkare)

Kıbrıslı Rum Şahıslar 5877 3362 - 1 - 2127

Merkezi Hükümet 74 166 - 2 - 3307

Kıbrıslı Rumlara Ait Şirketler 165 125 - 1 - 666

İngiliz Savunma Bakanlığı 8 91 - 1 - 24

Rum Okul Komisyonu 11 40 - 2 - 2986

Kıbrıs Rum Kilisesi 37 33 - 0 - 784

Rum Belediyeleri 7 22 - 0 - 1534

Kamu Kuruluşları 7 4 - 1 - 3212

Yabancı Uyruklu Şahıslar 33 2 - 1 - 1821

Kıbrıslı Türkler (Şahıslar) 5 0 - 2 - 1618

Genel Alanlar 787 - 1 - 3369

Toplam 6224 4636 - 1 - 3448

D- Vakıflar İdaresi adına tahakkuk eden tazminat hakları

1974 tarihi itibarıyla, bünyesinde barındırdığı 10,000 turistik yatak kapasitesi, binlerce işyeri, konut, idari ve kültürel binalarla, kapalı Maraş adanın en zengin yerleşim birimi unvanına sahipti. Bu çerçevede 19. yüzyılın başlarındaki gasp ve işgal göz önünde bulundurulduğu takdirde, Vakıflar İdaresi adına tahakkuk etmiş tazminat hakkı önemli boyutlara ulaşmaktadır.

Kapalı Maraş ile ilgili olarak 1997 yılında KKTC Mahkemelerinde hukuki girişim başlatılmış olup, davalar Vakıflar İdaresi lehine sonuçlanmış bulunmaktadır.

E- Kapalı Maraş için öngörülen yeniden yapılandırma planı

Kapalı Maraş bölgesinin yerleşim dışında tutulması sosyal, ekonomik ve çevre sorunlarına neden olmaktadır. İlaveten, Vakıflar mülkiyet hakkı da sorgulanmaktadır. Bu bağlamda, kapalı Maraş bölgesinin kapsamlı bir master plan çerçevesinde yeniden yapılandırılarak KKTC ekonomisine kazandırılması gerekli olmuştur. Söz konusu master plan çerçevesinde, 15,000 turistik yatak kapasitesi ile 5,000 işyerinin inşa edilerek 15,000 kişiye istihdam sağlanması olanak dahilindedir. Kapalı Maraş'ın Vakıflar tarafından devreye konmaması halinde Kıbrıs Türk halkının mülkiyet ve tazminat hakları hukuken tehlikeye atılmış olacaktır.

Önümüzdeki günlerde, Kıbrıs Türk Halkının mülkiyet ve tazminat haklarına ilişkin geniş değerlendirmeler kamuoyunun bilgisine arz edilecektir".

KIBRIS 19/01/06

Avusturya'dan Kıbrıslı Türklere destek

Avrupa Birliği (AB) dönem başkanı Avusturya'nın Başbakanı Wolfgang Schüssel, Türkiye ve AB arasındaki Gümrük Birliği'nin birliğe üye bütün ülkeleri kapsayacak şekilde uygulanmasına ve Kıbrıslı Türklere verilen yardım sözünün yerine getirilmesine dönem başkanlığı sırasında önem vereceklerini söyledi.

Avusturya Başbakanı Wolfgang Schüssel, dönem başkanı olarak sorunun çözümü için BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın girişimlerini de desteklemeye devam edeceklerini bildirdi.

Schüssel, Avrupa Parlamentosu'nda ülkesinin dönem başkanlığına ilişkin bir konuşma yaptıktan sonra basın toplantısı düzenledi.

Toplantıda Kıbrıs sorununa ilişkin bir soruyu yanıtlayan Avusturya Başbakanı, dönem başkanı olarak sorunun çözümü için BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın girişimlerini desteklemeye devam edeceklerini bildirdi.

Schüssel, Türkiye ve AB arasındaki Gümrük Birliği'nin birliğe üye bütün ülkeleri kapsayacak şekilde uygulanmasına ve Kıbrıslı Türklere verilen yardım sözünün yerine getirilmesine dönem başkanlığı sırasında önem vereceklerini söyledi.

Schüssel ayrıca, tarama sürecinin ardından, Türkiye ile tam üyelik müzakerelerinin de bu yılın ilk altı ayı içinde başlayabileceğini söyledi.

Bir gazetecinin, AB'nin yeni bir üye almadan önce kendi içindeki "hazmetme kapasitesine" ilişkin sorusunu yanıtlayan Schüssel, bunun yeni bir kural olmadığını, Kopenhag kriterleri arasında da bu kuralın bulunduğunu söyledi.

Avusturya başbakanı, dönem başkanı olarak hazmetme kapasitesi kurallarının daha iyi anlaşılması için AB Komisyonu ile yakın çalışmalarda bulunacaklarını kaydetti.

Schüssel, "AB Komisyonu'nun olumlu rapor vermesiyle Türkiye ve Hırvatistan'la müzakerelerin ilk altı ay içinde başlayacağını" söyledi.

Anayasa tartışmasına

herkes katılsın

Avusturya Başbakanı, AP genel kurulunda yaptığı konuşmada ise ülkesinin AB Anayasası ile ilgili tartışmaya toplumun bütün kesimlerinin dahil edilmesi için yoğun çaba göstereceğini belirtti.

Temmuz ayında düzenlenecek AB zirvesine kadar AB Anayasası'na ilişin tartışmaların devam edeceğini ifade eden Schüssel, "Bu tartışma elit bir tartışma olmamalı, herkes bu tartışmaya katılmalı. Avrupa vatandaşlarının AB kurumlarına ilişkin güvenini güçlendirmek zorundayız" dedi.

Schüssel, AB içinde işsizlik sorunu çözmek ve ekonomik büyümeyi artırmak için yapılacak tartışmaya da işçi sınıfı temsilcilerinin aktif bir biçimde katılmasını istediklerini kaydetti.

Avusturya başbakanı, 2007 ve 2013 yılları arası için öngörülen AB bütçesinde, yapılacak müzakerelerle 1 ila 4 milyar avro tutarında artışa gidilebileceğini bildirdi.

AB liderleri, geçen ay yapılan zirvede, gelecek yedi yıl için AB bütçesinin 862.3 milyar avro olarak belirlenmesini kararlaştırmışlardı.

Avrupa Parlamentosu'nun bütçenin artırılması yolundaki taleplerine atıfta bulunan Schüssel, "Bütçede 1 veya 4 milyar avro tutarında bir artış yapmak için manevra alanımız var" diye konuştu.

KIBRSI 19/01/06

Elektrik krizi

TEKNECİK'E UĞURSUZLUK ÇÖKTÜ... 60 megawatlık ilk ünitesi önceki gün bozulan Teknecik Santralı'ndaki 60 megawatlık ikinci ünite de dün saat 15.00'te devre dışı kaldı. İlk ünitenin türbin yatağı bozulurken, ikinci ünitede de boru patlaması meydana geldi

KABUS GİBİ... Gündüzleri 150, geceleri ise ortalama 200 megawatlık enerji ihtiyacı olan KKTC'de Teknecik tamamen susunca, Kalecik ve Dikmen'deki gaz türbinleri devreye sokuldu. Ancak bunların toplam kapasitesi 110 megawatı geçmediği için ülke genelindeki elektrik kesintisi kabusa dönüştü

RUM TARAFIYLA TEMASLAR...Vatandaşları can evinden vuran elektriksizliğe çözüm üretmek için hükümet kolları sıvadı. Bakanlar Kurulu öğleden sonra olağanüstü toplandı; Başbakan Ferdi Soyer ve Yardımcısı Serdar Denktaş, elektrik için Rum tarafıyla temasa geçti. Başbakan Soyer'in, AKEL Genel Sekreteri ve Meclis Başkanı Dimitris Hristofyas'la telefonla görüştüğü bildirildi

DENKTAŞ VE ÖZTOPRAK GECE GÜNEYE GEÇTİ... Saat 18.30 sıralarında KIB-TEK Müdürü Fuat Mertay başkanlığındaki bir heyet güneye geçerek Rum Elektrik Dairesi yetkilileri ile görüştü. Saat 22.00 sıralarında ise daha üst düzey temaslar için Serdar Denktaş ile Tarım ve Orman Bakanı Hüseyin Öztoprak güneye geçti. Denktaş ve Öztoprak'ın, güneyde, Papadopulos'un partisi DİKO'da görüşmeler yaptığı öğrenildi

RUMDAN PARAMIZLA ELEKTRİK ALIYORUZ... Ekibiyle güneyde yaklaşık 3.5 saat temas yapan KIB-TEK Müdürü Mertay'dan alınan bilgilere göre, Rum tarafından bir hafta boyunca günlük 70-75 megawatlık elektrik satın alınacak. Dün akşam saat 23.00 sıralarında Atalasa santralından Ercan bölgesine enerji verilmesi bekleniyordu. Bugün de Güzelyurt ve Mağusa bölgesine Rum tarafından elektrik verilecek

Dilek ÇETEREİSİ

Dondurucu soğukların etkisinde kalan KKTC'nin ana elektrik ihtiyacını karşılayan 120 megawattlık Teknecik Elektrik Santrali nihayet dün çöktü.

10 yıl boyunca kesintisiz olarak çalıştırılıp doğru dürüst bakımı yapılamayan iki üniteli Teknecik Elektrik Santrali'nde beklenen oldu ve dün 60 megawattlık ikinci ünitesi de bozulunca tamamen devre dışı kaldı. Teknecik'in, 60 megawattlık ilk ünitesi önceki gün arızalanmış, bu arızanın giderilmesi için 7 güne ihtiyaç olduğu yönündeki acı haberin şoku atlatılamadan bu kez kara haber saat 15.00'te geldi. Birinci ünitenin arızası giderilmeden 60 megawattlık ikinci ünitede meydana gelen boru patlaması nedeniyle santralın tamamen çöktüğü açıklandı.

Günlerdir elektrik kesintilerinden çile çeken vatandaşlar da Teknecik'in devre dışı kalmasıyla birlikte tamamen karanlığa gömüldü.

Gündüzleri 150, geceleri ise 206 megawattlık enerji ihtiyacı olan KKTC'de Teknecik tamamen susunca, Kalecik ve Dikmen'deki gaz türbinleri devreye sokuldu. Ancak bunların toplam kapasitesi 110 megawattı geçmediği için ülke genelindeki elektrik kesintisi kabusa dönüştü.

Bir yandan soğuğun, diğer yandan da karanlığın esiri olan halkın tepkisi giderek büyürken, yetkililer de buna çare üretmek için seferber oldu. Öğrencilerin sınav dönemine rastlayan elektrik çilesi, vatandaşın isyanını daha da artırmıştı.

Bakanlar Kurulu öğleden sonra olağanüstü toplandı; Başbakan Ferdi Sabit Soyer ve Yardımcısı Serdar Denktaş, elektrik için Rum tarafıyla temasa geçti.

Başbakan Soyer'in, AKEL Genel Sekreteri ve Meclis Başkanı Dimitris Hristofyas'la telefonla görüştüğü bildirildi.

Bu görüşmenin ardından saat 18.30 sıralarında Rum tarafına KIB-TEK Müdürü Fuat Mertay başkanlığındaki bir ekip gönderildi.

Mertay başkanlığındaki heyette başmühendisler Kulderen Canselen, Ahmet Dargın ve Gürcan Erdoğan yer aldı. KIB-TEK heyeti, Rum Elektrik Dairesi Müdürü, yönetim kurulu başkanı ve üst düzey mühendislerden oluşan bir heyetle yaklaşık 3.5 saatlik temas yaptı.

Güney Kıbrıs'la girişimler bununla da kalmadı ve saat 22.00 sıralarında daha üst düzey temaslar için DP Genel Başkanı, Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş ile Tarım ve Orman Bakanı Hüseyin Öztoprak güneye geçti. Denktaş ve Öztoprak'ın, güneyde, Papadopulos'un partisi DİKO'da görüşmeler yaptığı öğrenildi.

Tarım ve Orman Bakanı Hüseyin Öztoprak güneye geçmeden KIBRIS muhabirine yaptığı açıklamada, elektrik için üst düzey temaslar yapılacağını söyledi. Öztoprak, "Bu akşamdan (dün) itibaren Ercan bölgesine elektrik vermeye başlıyorlar. Yarın (bugün) da ihtiyacımızın tamamına yakınını alacağız" dedi.

Öte yandan Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos, dün akşam Rum televizyonlarına yaptığı açıklamada, kuzeye Atalasa, Aynikola ve Orunda santrallerinden elektrik verileceğini söyledi.

Yine de hava şartlarına bağlı...

 

Dün gece KIBRIS muhabirine konuşan KIB-TEK Müdürü Mertay'dan alınan bilgilere göre, Rum tarafından bir hafta boyunca günlük 70-75 megawattlık elektrik satın alınacak.

Dün gece saat 23.00 sıralarında Atalasa santralından Ercan bölgesine enerji verilmesi bekleniyordu. Bugün de Güzelyurt ve Mağusa bölgelerine Rum tarafından elektrik verilecek.

Rum tarafından yapılacak takviyeye rağmen KKTC'nin enerji ihtiyacı yine de tam olarak karşılanamayacak ve Kalecik ile gaz türbinleri de devrede olacak. Tüm bunlara rağmen elektriklerin kesilip kesilmeyeceği ise yine de hava koşullarına bağlı olacak.

Mertay: Anlayış gösterdiler

KIB-TEK Müdürü Fuat Mertay, Rum Elektrik Dairesi yetkilileriyle yaptıkları görüşmede sadece bir hafta için elektrik talep ettiklerini ve bu isteklerinde de anlayış gördüklerini söyledi.

Mertay, Atalasa'dan dün akşam saat 23.00 itibarıyla Ercan bölgesindeki iki istasyona elektrik verilmeye başlanacağını, bugün de Güzelyurt ve Cengiz trafoları ile Mağusa'daki iki trafoya enerji verileceğini kaydetti.

Rum tarafından alınacak enerjiyle KKTC'nin tüm elektrik ihtiyacının karşılanamayacağını anlatan Fuat Mertay, geriye kalan açık için de Kalecik ve Dikmen'deki buhar türbinlerinin devrede olacağını ve yaklaşık 100 megawattlık enerji üretileceğini ifade etti; yine de kesinti olup olmayacağının hava koşullarına bağlı olduğunu bildirdi.

Vatandaşlardan ısınma amacıyla elektriği kullanmamaları çağrısı yapan Mertay, "Ne kadar tasarruflu olursak o kadar iyi olur. Vatandaşlarımızın ısınmak için gaz sobalarını kullanmaları yerinde olur" dedi.

Fuat Mertay, bir soru üzerine elektriği güneyden paramızla satın alacağımızı ifade ederek, "AB normlarına göre bir tarife vardır ve o tarifeye göre ödeme yapacağız. Ödeme için özel bir pazarlık yapılmadı. Güneyin kendi yurttaşlarına uyguladığı yüksek gerilim tarifesinden elektriği alacağız. Bu da aşağı yukarı 5-6 centtir" şeklinde konuştu.

KIBRIS 19/01/06

Vurgun üstüne vurgun

PARSEL PARSEL SATTILAR... Dillirga'daki mallarına sahip çıkan Kıbrıslı Türklerin araştırmaları yeni bir vurgunu ortaya çıkardı. Celal Gilan, Sevdiye Dede ve Yasemin Mehmet'e ait arazilerin ardından, Erkiye Hasip'e ait Yeronisso bölgesi Koraca mevkiindeki 691 numaralı parselin de sahte belgelerle satıldığı ortaya çıktı

MAHKEME KURULDU... Kıbrıslı Türklerin sahte belgelerle yağmalanan malları ile ilgili duruşma 20 Ocak Cuma günü Baf'ta görüşülmeye başlanacak. Mahkemede tanık olarak dinlenecek Celal Gilan, Sevdiye Dede, Yasemin Mehmet ve Erkiye Hasip'in varislerinin avukatlığını ise Hakkı Önen'in yapması Rum savcılığı tarafından kabul edildi

TAZMİNAT İSTEMEYİZ, MALIMIZI VERMEYİZ... Dillirga'da malı bulunan ve açıkgöz muhtar tarafından malları satılan Celal Gilan, Sevdiye Dede, Yasemin Mehmet ve Erkiye Hasip'in varisleri, "Malımızı istiyoruz tazminatını değil. Rum mahkemesi mallarımızı bize iade etsin. Aksi halde mallarımızın peşini bırakmayacağız ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne gideceğiz" dedi

Hüseyin EKMEKÇİ

Dillirga'daki mallarına sahip çıkan Kıbrıslı Türkler, yeni bir vurgun haberi ile sarsıldı. Daha önce Celal Gilan, Sevdiye Dede ve Yasemin Mehmet'e ait parsellerin sahte belgelerle White Knight isimli turizm şirketine satıldığının saptanmasının ardından ortaya çıkan yeni bulgular Erkiye Hasip'e ait Yeronisso bölgesi Koraca mevkiindeki 691 numaralı parselin de sahte belgelerle satıldığını ortaya koydu.

Celal Gilan, Sevdiye Dede ve Yasemin Mehmet'e ait araziler "Yunanlı" lakaplı zengin bir Rum işadamına satılırken, Erkiye Hasip'in malları ise Andreas Yeorgiu isimli ölmüş bir Rum'un üzerine tapulu çıktı.

Vurgunun ortaya çıkması ile sadece dört parseli White Kinigh isimli şirkete koçan etmeyi başaran şebekenin amacının, bölgedeki malları parsel parsel söz konusu şirkete satmak olduğunu ortaya koydu.

Kıbrıslı Türklerin sahte belgelerle yağmalanan malları ile ilgili duruşma 20 Ocak Cuma günü Baf'ta görüşülmeye başlanacak. Mahkemede tanık olarak dinlenecek Celal Gilan, Sevdiye Dede, Yasemin Mehmet ve Erkiye Hasip'in varislerinin avukatlığını ise Hakkı Önen'in yapması Rum savcılığı tarafından kabul edildi.

Bu arada KIBRIS'a konuşan Dillirga'da malı bulunan ve açıkgöz muhtar tarafından malları satılan Celal Gilan, Sevdiye Dede, Yasemin Mehmet ve Erkiye Hasip'in varisleri, "Malımızı istiyoruz tazminatını değil. Rum mahkemesi mallarımızı bize iade etsin. Aksi halde mallarımızın peşini bırakmayacağız ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne gideceğiz" dedi.

Vurgun 2001'de ortaya çıktı

24 Ekim 2001 tarihli Politis gazetesinin yayınıyla kamuoyuna duyurulan vurgun, dönemin Rum hükümetini de sıkıntıya sokmuştu. Kapıların kapalı olması nedeniyle eli kolu bağlanan Kıbrıslı Türk varisler, kapıların açılması ile birlikte gasp edilen haklarına sahip çıkmak için her yola başvurdu.

Politis, 24 Ekim 2001 tarihli haberinde, Dillirga bölgesinde Rum Tapu ve Kadastro Dairesi yetkililerinin de dahil olduğu bir şebekenin Kıbrıslı Türklere ait malları sahte belge düzenleyip tasarrufuna geçirdiği ve kendi adlarına tapu çıkartıp, söz konusu malları başkalarına sattığı bilgilerinin dönemin içişleri bakanı Hristodulos Hristodulu tarafından da doğrulandığını yazdı.

Aynı haberde White Knight isimli yatırım şirketinin malların alımı için 1. 500 bin KL harcadığı da duyuruldu. Söz konusu şirkete koçan edilen arazileri önce bölge sakinlerinin satıl aldığı, ardından da şirkete koçan edildiği de verilen bilgiler arasında yer aldı.

Tapu defterlerinden yaprak söktüler

Yolsuzluğun ortaya çıkmasının ardından mahkemeye çıkarılan ve haklarında sekiz gün tutukluluk emri verilen tapu ve kadastro dairesi yetkililerinin vurgun öncesi tapu kayıtlarının yer aldığı defterlerde tahribat yaptığı saptandı.

Konuyu araştırmakla görevlendirilen tapu memurlarının saptamaları ise tüyler ürpertti. Yapılan araştırmada, Dillirga bölgesinde el değiştiren mallarla ilgili kayıtların defterlerden sökülüp alındığı ortaya çıktı.

Yolsuzluğun boyutunun büyüklüğünden bahseden tapu memurları, "olaya karışan tapu memurlarının depolardaki dosyaları kaybetmeleri yanında, Dillirga bölgesindeki taşınmaz mal defterlerinin de sayfalarını söktüklerini" saptayarak kamuoyuna duyurdu.

Muhtara tutuklama

Aynı dönemde yolsuzluğa adı karışan ve malların Rumların kullanımında olduğuna dair sahte belge veren Pirgo köyü muhtarı Krinos Theoharus ve ihtiyar heyeti üyesi Andreas Sava da tutuklanmıştı.

Yolsuzluğa neden 1946 yılında yapılan yasa

1946'da yürürlüğe giren taşınmaz mallarla ilgili fasıl 224 sayılı yasa bir malı 30 yıl kullanana önemli haklar vermekteydi.

Tapu Dairesi'nde çalışan memurların ise bu açıktan yararlanarak Kıbrıs'ın güneyinde bir çok bölgede benzer yolsuzluklar yapmış olabileceği de tartışılıyor.

Söz konusu yasayla kuzeydeki Rum mallarının Türk kullanıcılarına geçmesinde endişelenen Rum yönetimi 1996 yılında yasada değişiklik yapmıştı.

1974 yılında kuzeydeki Rum malların Türklerin kullanımına geçtiğini göz önünde bulunduran Rum yönetimi, 2004 yılında 30 yılın geride kalmasının ardından Kıbrıslı Türklerin 1946 yılında yapılan fasıl 224 sayılı yasadan yararlanmalarını önlemek için, "Kıbrıslı Rumlara ait olup da kuzeyde bulunan, Kıbrıslı Türk'e ait olup da güneyde bulunan mallara tapu çıkarılmasını" yasaklamıştı.

Buna karşın Dillirgadaki Türklerin mallarından 1964 yılında zorla ayrılmaları ve 1994 yılında 30 yıllık sürenin dolması, Rum dolandırıcılarının iştahını kabarttı.

Peşkeş çekilen mallar Rumların kullanımda değildi

Buna karşın, Celal Gilan, Sevdiye Dede, Yasemin Mehmet ve Erkiye Hasip'in "30 yıllık kullanıcıları var" denilerek 2. ve 3. şahıslara koçan çıkarılmasına sahte belgelerle yol açılmasına rağmen, söz konusu arazinin tepelik olması ve kullanılmaması da Rum mahkemesinin gündemine getiriliyor.

Rum mahkemesi ne karar verecek?

Pirgo köyü muhtarı ve yandaşları tarafından sahte belgelerle satılan Dillirga yöresindeki Türk mallarındaki mevcut hukuki durum adadaki "mülkiyet rejimini" kökten dinamitleyecek bomba haline geldi.

Mahkeme alıcı şirket White Knight'ı "iyi niyetli alıcı" olarak kabul etme eğilimine girerken, Orams çiftinin de İngiliz mahkemelerinde aynı gerekçeyle savunulması Rumları endişeye itti.

Kıbrıslı Türk sahipleri Celal Gilan, Sevdiye Dede ve Yasemin Mehmet, mallarının kendilerine iadesi için Rum mahkemelerine başvurdu. Mahkeme ise mülkü kendilerine iade etme kararı vermekte güçlük çekiyor.

Vurgunun boyutu milyon KL

Pirgos köyü muhtarı Krinos Theoharus, kendi köyü dışında kalan Türk arazilerine sahte belgeler düzenleyerek Yunanlı bir turizm şirketine 1 milyon Kıbrıs Lirası (KL) karşılığında sattı.

Uyanık muhtara, Rum Tapu Dairesi memuru Mihalis Kalathas ile birlikte Pirgo köyü azaları Haralambos Haralambus, Kostas Kostandinu, Andreas Sava ve Yeorgios Sava da sahte imzalar atarak destek verdi.

Pirgos köyü ile Bozdağ- Mansura güzergahında bulunan ve tapu kayıtlarında "Kafkallas" olarak adlandırılan bölgede yüzlerce dönüm alanı satmak için harekete geçen uyanık muhtar ve işbirlikçileri, "ihbar" üzerine tutuklanınca, Kıbrıslı Türk aileler de "mallarının satılmak üzere olduğunu" öğrendi.

Baf Kaza Mahkemesi'nde görülecek davaya 160 tanık katılacak. 160 tanıklı davanın son yıllarda "en fazla tanığı olan dava" olarak değerlendirildiği de öğrenildi. Muhtar ve işbirlikçileri, "30 yıldır kullanıyoruz, satabiliriz" derken, mahkeme, "Türk mallarını satamazsınız" diyor. Oysa tepelik olan arazinin herhangi bir amaç için kullanılması mümkün değil.

Tazminat değil malımızı isteriz... Tazminat değil malımızı isteriz... Tazminat değil malımızı isteriz...

Ergün Rodoslu:

Biz malımızı isteriz. Aksine kesinlikle karşıyız. 6 Ağustos 1964 tarihinde bizi, üzerimize 15 bin kişilik kuvvetleri sürerek zorla yerimizden attılar, malımızdan uzaklaştırdılar. Halen Mansura'daki evimize giremiyoruz. Bunlar yetmezmiş gibi başlatılan bu operasyonla tümünü elimizden almayı kafaya koymuşlar. Buna susacak değiliz. Hakkımızı sonuna kadar arayacağız. Bize burada (Erenköy) verilen malları da iade etmeye hazırım. Ben Dillirga'da bıraktığımız, ata yadigarı, baba yadigarı topraklarımızı istiyorum. Üç ev yapsınlar, hemen çocuklarımı alıp gideyim. Mallarımızı yedirtmeyeceğiz. Hele bu yolsuzluğa hiç... İç hukuk bize hakkımızı vermezse, ardından Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne gideceğiz. Dillirgalılar Derneği ile beraber hareket edeceğiz ve hakkımızı alacağız.

Nevzat Selengin:

Mallarımızın yağmalanmasına seyirci kalmayacağız. Hiç kimse malının bu şekilde el değiştirmesini istemez. Biz de istemeyiz. Mansura'da evlerim vardı, yıkıldı. Topraklarım var. Orada bizim hatıralarımız yatıyor. Buna sırtımızı dönmemiz ve kabullenmemizi kimse bizden beklemesin. Hakkımız neyse arayacağız. Kimse bizim mallarımızı, bizden habersiz başkalarına satamaz. Rum mahkemesinin de "siz tazminatı alın" demesini istemiyoruz. Mallar bizim. Tazminat değil, mallarımızı istiyoruz. Bunda da ısrarcı olacağız. Bugün yağmalanan malların sadece bir kısmı. İleride devamının gelmeyeceğini kim garanti edebilir. Bu nedenle sonuna kadar hakkımızı arayacağız. Burada olmazsa Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde. Tazminat değil, mallarımızı istiyoruz.

Remziye Fehim

Ben 82 yaşındayım... Mallarımızı, canımızı kurtarmak için bırakıp kaçtığımda, 40 yaşındaydım. Bunun acısını benden iyi kimse bilemez. Bozdağ'da malımız vardı. Şimdi öğrendim ki annem Erkiye Hasip'e mallar Rumlara geçmiş. Ben imza vermedim ki... Ben imza vermeden annemin malları nasıl Rumların olur. Ben her gün malıma yeniden dönmenin hayalini kurarım. Köyüme gitmek isterim. Ama öğrendim ki malımı Rumlar aldı. Çocuklarıma da söyledim, ben malımı isterim. Rum'un satılacak malı varsa ben almaya hazırım, yok ki malımı Rum'a verecem. Annemden bana kalan malı, Rum'a mı bırakacam? Olur mu öyle şey...? 100 dönüme yakın arazimiz vardı Bozdağ'da. Rum'un bana para mara vermesini da istemem. İstediğim tek şey malım... Mahkeme beni da çağırsın, dinlesin...

Mediha Feridun

Celal Gilan'ın en büyük torunuyum. Bıraktığı malların varislerinden de biriyim. Şimdi mallarımız mahkemelik oldu. Öğrendik ki malımızı bizden habersiz Rumlar sattı. Nasıl satarlar? Olacak şey mi bu? Duyar duymaz çok üzüldük. Bunu kabullenmemiz mümkün değil. Babalarımızın, atalarımızın hatırasıdır bu araziler. Rumların mallarımızı bu kadar rahat yağmalamasına izin vermeyeceğiz. Hükümetimizin de bu konuda bizlere destek vermesini isteriz. Ailemiz hakkını aramakta kararlı. Tazminatı da kabul etmeyeceğiz. Evime gelen ev sahibi Rum "bu evin koçanı benim, alacam" der. Biz malımızı neden verelim? Vermemekte kararlıyız. Malımıza sahip çıkacağız ve anamızdan, babamızdan, dedemizden kalan bu topraklarımızı torunlarımıza aktaracağız.

Emel Hulusi

Ben malımı isterim... Tazminat falan da kabul edecek değilim. Burada aldığımız mallar, Dillirga'da bıraktığımız malların değerinden çok daha fazla düşük. Bizim mallarımız babamızdan, dedemizden bize kalan mallar. Bir Rum'un bunları kendi üzerine koçan etmesini anlamamız mümkün değil. Hakkımızı aramakta kararlıyız. Sonuna kadar da Rum mahkemelerinde konuyu görüştüreceğiz. Eğer Rum mahkemesi hakkımızı yer, "mal Ruma kalsın, siz de tazminat alın" derse o zaman da Rumlar gibi Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne koşa koşa gideceğiz. Hak yerini bulana kadar hakkımızı arayacağız. Bıraktığımız arazilerin kıymeti ölçülemez. Nereye göre tazminat almamız öneriliyor. Hakkımız neyse onu isteriz. Hakkımız da malımız. Malımızdan başka bir şey istemeyiz. Adalet o zaman yerini bulmuş olacak.

Sami Rezvan Özbalıkçı

Malları Rum'a peşkeş çekilen Yasemin Mehmet benim annemdir. Atalarımın o topraklara nasıl sahip çıktığını görerek yaşadım. Tarlalarımızın Rumlar tarafından peşkeş çekildiğini öğrenir öğrenmez, Dillirgalılar Derneği ile harekete geçtik. Bu mal bizim. Tazminat da kabul etmeyeceğiz. Bunda da kesin kararlıyız. Kimin hakkı var ki mallarımızı satsın. Üstelik mallarımızda kullanıcı da yok. Annem babam bizi hep, "bu mal size ait" diye büyüttü. Buradaki malı da istemiyoruz. Kimse hem buradaki hem de Dillirga'daki malı istediğimizi sanmasın. Buraya gelen Rumlar, mallarının koçanını bize gösteriyor. Bizim de koçanlarımız var. Nasıl ki Rumlar mallarını istiyor, biz de malımızı istiyoruz. Her yıl tarlalarımızın vergisini öderdik. Vergi defterlerinde de kaydımız var. Sonuna kadar hakkımızı arayacağız.

KIBRIS  19/01/06

 

Rum lider: Adil çözüme hazırız

Kıbrıs Rum yönetimi lideri Papadopulos, İngiltere Dışişleri Bakanı Jack Straw’un Ada’da olacağı günlere rastlayan Rusya ziyaretine bugün başlıyor. Papadopulos, herhangi bir çözüm planını, adil olması kaydıyla kabul etmeye hazır olduğunu belirtti.

 

AA

Güncelleme: 17:00 TSİ 20 Ocak 2006 Cuma

LEFKOŞA - Tasos Papadopulos, bugün başlayacağı Rusya ziyareti öncesinde, bir Rus gazetesine verdiği demeçte, “Planın, ‘bunu kabul etmezseniz başka bir fırsat olmayacak’ tehdidi altında Kıbrıs Cumhuriyeti’ni duvara dayamamasını isterim” dedi.

Rum lider, partisi DİKO’nun bir toplantısında yaptığı konuşmada da, “Müzakereler ön hazırlığı iyi yapılmadan başlar ve 2-3 ay içinde çökerse, önümüze aynı plan konulursa, halk yeni bir maceraya daha dayanamaz” ifadesini kullandı.

Tasos Papadopulos, Pazartesi günü, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile görüşecek. Görüşmede, Kıbrıs sorununun yanı sıra AB ve ikili ilişkiler ele alınacak. Papadopulos aynı gün, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’la çalışma yemeğinde bir araya gelecek.

Diplomatik kaynaklara göre, BM Güvenlik Konseyi’nin daimi üyesi olan Rusya, Kıbrıs sorununun çözümüne katkı sağlama iradesini bu görüşmelerde dile getirecek.

Rum yönetimi liderinin ve beraberindeki işadamlarının, Rus işadamlarıyla görüşmesi de bekleniyor. Papadopulos’un ziyareti sırasında iki ülke arasında daha önce imzalanan 3 anlaşma da yürürlüğe girecek.

 

Straw, Talat ile makamında görüşecek

Yorgo KIRBAKİ / ATİNA

İngiltere, Kıbrıs Rum Yönetimi’nin şantajına boyun eğmedi. Rum Yönetimi’nin tüm ısrarlarına rağmen, Dışişleri Bakanı Jack Straw, 24-25 Ocak’taki Kıbrıs ziyaretinde KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile cumhurbaşkanlığı konutunda görüşecek.

 Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos ise Straw’u kabul etmeyeceğini, İngiltere dışişleri bakanının adanın güneyinde sadece Rum muhatabı Yorgo Yakovu ile görüşeceğini açıkladı. Papadopulos, Straw’un KKTC cumhurbaşkanlığına gidecek olması hakkında "İngilizler burada varlıklarıyla Kıbrıs için müzakerelerin yeniden başlamasına yardımcı olacaklarına inanıyorlar. Bu işte arabulucu istiyor muyuz? Herkes kendine göre oturup düşünsün. Buraya gelip bizim hassasiyetlerimizi ve egemenliğimizi rencide edenler iyi arabulucu sayılamaz" dedi. Straw’un tavrı Rum basınında ağır şekilde eleştirildi.

HURRIYET 20/01/06

 

Brezilya, KKTC'ye izolasyona karşı

Hülya YILMAZ/BRASIL, (DHA)

Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, resmi temaslarda bulunmak üzere geldiği Brezilya’nın başkenti Brasil’de, Brezilya Dışişleri Bakanı Celso Amorim ile Dışişleri Bakanlığı’nda bir araya geldi. Gül ile Amorim görüşmenin ardından ortak basın toplantısı düzenledi. Amorim, KKTC'ye uygulanan ekonomik izolasyonlara karşı olduklarını söyledi.

Amorim, KKTC’ye uygulanan izolasyonların kaldırılması yönünde Brezilya’nın atacağı adımların sorulması üzerine, BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın BM’ye sunduğu planı desteklediklerini belirtti. "KKTC’ye uygulanan ekonomik izolasyonlara karşıyız" diyen Amorim, Brezilyalı işadamlarının KKTC’ye gitmekte serbest olduğunu vurguladı.

Tanıma konusunda ise BM’yi izlediklerini belirten Amorim, Ada’da her iki tarafı tatmin edici bir çözümün bulunmasını, tarafların çoğulcu toplum yapısı içinde yaşayabilmelerini arzu ettiklerini söyledi. Amorim, bu konuda ellerinden geleni yapmaya hazır olduklarını kaydetti. Amorim, Türkiye’nin BM Güvenlik Konseyi’ne adaylığına destek verdiklerini de belirterek, aynı desteği kendi BM Güvenlik Konseyi daimi üyelik sürecinde görmek istediklerini ifade etti.

’FUTBOLUN ARDINDAN EN BÜYÜK REKABET İSTANBUL VE RIO ARASINDA’

İki ülke arasındaki ticaret hacminde görülen dengesizliğe ilişkin soru üzerine ise Amorim, bu konuda bir bakış acısı ve siyasi bir ortam yaratılması gerektiğini belirterek, asıl işin özel sektöre düştüğüne işaret etti. Celso Amorim, Türk futboluna ilişkin bir soru üzerine ise, Türkiye’de oynayan iyi futbolcular olduğunu belirterek, bunlardan bazılarının Brezilyalı olduğunu söyledi.

Brezilya ile Türkiye’nin Dünya Kupası’nda 2 kez karşılaştığını da hatırlatan Amorim, bunların en zorlu maçlardan olduğu yorumunu yaptı. Ankara’dayken bir Türk takımının formasını giyerek poz verdiğini de söyleyen Amorim, "Umarım bu durum, rakipleri rahatsız etmemiştir" dedi. Amorim, Türkiye ile Brezilya arasında, futbolun ardından yaşanan en büyük rekabetinse İstanbul ile Rio de Janeiro’nun güzellik açısından birbiriyle yarışmaları olduğunu belirtti.

’ARKADAŞIM GÜL’Ü BRASİL’DE AĞIRLAMAKTAN MUTLUYUM’

Amorim, "Arkadaşım Gül’ü Brasil’de ağırlamaktan mutluyum" diyerek, Gül’ün ziyaretinin kendisinin 2004’te Türkiye’ye yaptığı ziyaretin devamı olduğunu kaydetti. Ankara ziyaretinin ardından iki ülke arasındaki ticaret potansiyelinin arttığını, bugün iki ülke arasındaki ticaret hacminin 800 milyon ABD dolarını geçtiğini belirten Amorim, 1 milyar ABD dolarını hedeflediklerini söyledi.

Celso Amorim, sivil havacılığın önemine de işaret ederek, Türkiye ile Brezilya arasında doğrudan uçuşların sağlanmasının ilerisi için fırsat yaratacağını kaydetti. Türkiye’nin AB sürecini desteklediklerini söyleyen Amorim, üyelikle birlikte Brezilya’nın Doğu Avrupa ve Ortadoğu ile bağlantısının artacağını belirtti.

Ortadoğu barış sürecine de değinen Brezilya Dışişleri Bakanı, Türkiye ve Brezilya’nın bu sürece birlikte katkı sağlayabileceğini ifade etti. İki ülkenin de başarılı film endüstrileri olduğunu söyleyen Amorim, bu konuda işbirliğine gidilebileceğini kaydetti. Amorim ayrıca, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Brezilya’ya davet edildiğini bildirdi.

GÜL: AMORİM’LE PEK ÇOK KONUDA ORTAK VİZYON PAYLAŞIYORUZ

Gül ise yaptığı açıklamada, iki ülkenin de ilişkileri her alanda geliştirmeye önem verdiğini, bu konuda her iki tarafta güçlü bir irade bulunduğunu kaydetti. Ekonomik ilişkilerin güçlendirilmesine ilişkin potansiyelin bulunduğuna işaret eden Gül, özellikle savunma ve tekstil alanlarını örnek gösterdi. Gül, Amorim ile ele aldıkları pek çok konuda ortak bir vizyon paylaştıklarını görmekten memnun olduklarının belirtti.

THY’nin Türkiye-Brezilya arasında sefere başlamasının ilişkileri güçlendireceğini söyleyen Gül, bunun turizme de büyük katkısının olacağını ifade etti.

Bakan Gül, Brezilya ve Arjantin’in borçlarını IMF’ye önceden ödediğinin hatırlatılması ve Türkiye’nin bu konuda ne düşündüğünün sorulması üzerine, ekonomik bir programlarının olduğunu ve buradaki performanstan tatminkar olduklarının söyledi. IMF ile karşılıklı anlayışa dayalı bir ilişkinin söz konusu olduğunu belirten Gül, "Bunu değiştirecek yönde bir planımız yok. İlişkimizden memnunuz" dedi.

’DÜŞÜNCESİNDEN ÖTÜRÜ HAPİSTE OLAN GAZETECİ YA DA YAZAR YOK’

Gül, Türkiye’deki kuş gribiyle ilgili soru üzerine de, hastalığın kontrol altında olduğunu belirterek, bu konuda Türkiye’nin şeffaf davrandığını ve uluslararası organizasyonları bilgilendirdiklerini kaydetti.

Bakan Gül, bir soru üzerine, Türkiye’de son 3 yıldır demokrasi standardının arttığını ifade ederek, Türkiye’nin Kopenhag Kriterleri’ni karşıladığını, bu durumun Türk demokrasisinin AB ülkeleriyle aynı olduğunu gösterdiğini ifade etti. Türkiye’de ifade özgürlüğünün olduğunu belirten Gül, düşüncesinden dolayı hapiste olan gazeteci ya da yazarın bulunmadığını kaydetti.

AMORİM’İN DAMADI TÜRK DİPLOMAT MURAT ESENLİ

Ortak basın toplantısından önce iki ülke arasında ’Yüksek düzeyli bir işbirliği komisyonu oluşturulması" ve ’Dışişleri bakanlıkları diploması akademilerinin işbirliği yapmaları’ konularında 2 ayrı mutabakat muhtırası imzalandı.

Bu arada, Gül-Amorim görüşmesinde Gül heyetini tanıtırken, Amorim’in damadı Türk diplomat Murat Esenli’yi "Akrabanız" diyerek takdim etti. Bakan Gül, temaslarının ardından Amorim’in onuruna verdiği yemeğe katıldı.

HURRIYET 20/01/06

 

Rumlara soğuk duş

Rumların, İngiltere Dışişleri Bakanı Straw'u, KKTC Cumhurbaşkanı Talat'ı makamında ziyaret etmekten vazgeçirmek için yaptıkları son girişim de 'Hayır' yanıtını aldı. Öfkeli Papadopulos, Straw'la görüşmüyor

Sefa Karahasan - Lefkoşa


İngiltere Dışişleri Bakanı Jack Straw'un Rum Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu'yu önceki gece arayarak, 24 Ocak'ta Kıbrıs'a geleceğini ve KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nda görüşeceğini haber vermesi, Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos'ta soğuk duş etkisi yaptı. Papadopulos, Straw adaya geldiğinde onunla hiçbir şekilde görüşmeyeceğini duyurdu.
Papadopulos önceki akşam düzenlediği basın toplantısında, Lefkoşa'nın (Rum tarafının) Straw'un Talat ile makamında görüşecek olmasından dolayı çok öfkeli olduğunu belirterek, "İngilizler, varlıklarının müzakerelerin yeniden başlamasına yardımcı olacağını zannediyorlar. Bu iş için aracı istiyor muyuz, en iyi aracılar gelip hassasiyetlerimize ve egemenliğimize dokunanlar mıdır, herkes kendi değerlendirmesini yapsın" dedi. Tasos Papadopulos, Straw ile görüşüp görüşmeyeceğine ilişkin soruya, "Hayır, kendisiyle görüşmeyeceğim" yanıtını verdi. Rum Yönetimi ayrıca dün yapılan açıklamalarla Straw'a, "Rum Başkanlık Sarayı'na gelseniz bile, Papadopulos sizi görmeyi reddedecek" mesajı verdi.

Straw geri adım atmadı
Makam krizi, önceki sabah, Rum Dışişleri Bakanı Yakovu'nun Londra'ya, "Straw'un Talat ile Cumhurbaşkanlığı'nda görüşmesi halinde Papadopulos tarafından kabul edilmeyeceğini bildirmesiyle" patlak verdi. Yakovu, bilgilendirmenin, Rum tarafının bu konuya vereceği tepki yönteminin yanlış algılanmaması için gayri resmi bir şekilde yapıldığını anlattı. Yakovu, bir dışişleri bakanının bir ülkeyi ziyaret ederken devlet veya hükümet başkanını mutlaka görmesi gerekmediği şeklindeki uluslararası pratiğe de atıfta bulundu.
Ancak, Rumların bütün girişimlerine rağmen İngiltere Dışişleri Bakanı geri adım atmadı ve önceki akşam Yakovu'yu arayarak, "Kıbrıs'a geliyorum. Talat ile Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nda görüşeceğim" dedi. Bunun üzerine Papadopulos, Straw ile hiçbir şekilde görüşmeyeceğini açıkladı.
Rum Alithia gazetesi, bu gelişmeyi, "Kıbrıs (Rum) hükümetinin bütün mesajları, girişimleri ve uyarıları boşa çıktı" ifadesiyle yorumladı. Gazete haberi, "Telefonda soğuk duş. Jack Straw kimseyi dinlemedi ve geliyor" manşetiyle verdi.
Öte yandan KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, 24 Ocak'ta Straw'la Cumhurbaşkanlığı'nda görüşeceğini belirtti. Talat, bir cumhurbaşkanının otel lobilerinde görüşmeler yapamayacağını, buluşmanın Cumhurbaşkanlığı'nda olacağını duyurdu.

Makamda görüşmek ne anlama geliyor?

DIŞ HABERLER SERVİSİ

İngiltere Dışişleri Bakanı Jack Straw'un KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'la Lefkoşa'daki Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nda görüşecek olması, Rumlara önemli bir mesaj niteliğinde. Straw'un bu adımı, tabii ki KKTC'nin Londra tarafından "resmen" tanınması anlamına gelmiyor. Böyle bir adımın atılması, adada bir çözüme ulaşılması ya da adanın bölünmüşlüğünün uluslararası toplum tarafından tanınmasından önce beklenmemeli. Ama Straw, Cumhurbaşkanlığı Sarayı'na gitmekle KKTC yönetimini resmen olmasa bile "fiilen" tanıdığını, onu Türk toplumunun meşru temsilcisi olarak gördüğünü ifade etmiş olacak. Bu meşruiyeti Türk tarafına kazandıran en önemli gelişme Annan Planı'na referandumda "evet" demesi oldu.

KKTC, Rum elektriği alıyor

LEFKOŞA Milliyet

KKTC'nin elektrik üretiminde 120 megawatt'lık kapasiteyle ana güç konumundaki Teknecik Termik Santralı'nın art arda gelen arızalarla devre dışı kalması sonucu ülkede yaşanan elektrik krizine, Güney Kıbrıs'tan elektrik satın alınarak kısmi çözüm getirildi. Anlaşma, Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos'un özel izniyle sağlandı.
Güney Kıbrıs'la yapılan uzun görüşmeler sonunda varılan mutabakat sonucu, önceki gece teknik çalışmalar yapıldı ve Güney Kıbrıs'tan elektrik alımına başlandı. İlk olarak gece yarısından itibaren Mağusa ile doğu bölgesine "Rum elektriği" verilirken, dün sabah saatlerinden itibaren de Güzelyurt ile batı bölgesindeki sınır bölgelerine elektrik verildi.
Teknecik Elektrik Santralı'ndaki sorun giderilinceye kadar Güney Kıbrıs'tan alınacak günlük maksimum 75 megawatt'lık enerjiye Güney Kıbrıs'taki satış fiyatı üzerinden Kıbrıs Türk Elektrik Kurumu (Kıb-Tek) tarafından ödeme yapılacak.

MILLIYET 20/01/06

 

Papadopulos'a rest

İngiliz bakan Straw, Rumlara rağmen Talat'la makamında görüşecek

RADIKAL  20/01/06

YORGO KIRBAKİ

SEFA KARAHASAN

ATİNA/LEFKOŞA - Kıbrıs Rum Yönetimi, uzlaşmaz tutumunu bedelini ilk kez somut olarak ödemeye başlıyor. Rum lideri Tasos Papadopulos, Britanya Dışişleri Bakanı Jack Straw'u KKTC'yi ziyaret ederek Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'la makamında görüşmekten vazgeçirmek için giriştiği diplomatik savaşı kaybetti. Rum Yönetimi'nin, 24-25 Ocak tarihinde adaya yapacağı ziyarette Talat ile cumhurbaşkanlığı makamında görüşmeyi planlayan Straw'a tehditleri sökmedi. Papadopulos'un 'Talat'la görüşürse benimle görüşemez' şantajına rağmen Straw kararından dönmedi.
Rum Yönetimi'nde şok etkisi yaratan son gelişme önceki gece yaşandı. Straw, Rum Dışişleri Bakanı Yorgos Yakovu'yu arayıp, Talat'la makamında görüşme planını iletti. Yakovu ise, Papadopulos'un, böylesi bir durumda Straw'la hiçbir görüşmeyi kabul etmeyeceğini ileterek son kartı oynadı. Ancak Straw bu 'şantaja' boğun eğmedi. Rum basınına göre iki bakan arasındaki diyalog şöyle geçti:

Şoke eden diyalog
Straw: Kuzey'i ziyaretle ilgili siyasetinizin değiştiğini bilmiyordum.
Yakovu: Talat'ı makamında ziyaret etmeniz, kınayacağımız bir hareket olacaktır. Bu takdirde başkan Papadopulos ile görüşemeyeceksiniz.
Straw: Talat'a mahcup olmak istemem. Benden önceki dışişleri bakanları da aynı makamı ziyaret etti.
Yakovu: Israrlı mısınız?
Straw: Başkan Papadopulos'u göremeyecek olmaktan üzgünüm.
Yakovu görüşmeye dair bilgi verirken Straw'un, "Papadopulos'la görüşmeyi isterim ama kararınızı itirazsız kabul edeceğim" sözünü aktardı. Yakovu, Rum liderin Straw'u kabul etmemesinin getireceği yanlış anlamayı önlemek için bilgilendirmenin gayrı resmi belgeyle yapıldığını söylerken, bir dışişleri bakanının devlet başkanıyla ille de görüşmesi gerekmediği pratiğine atıf yaptı.
Rum lideri ise dün 'Straw'la göreşecek misiniz' sorusuna "Hayır" yanıtı verirken, "İngilizler varlıklarıyla müzakerelerin başlamasına yardımcı olacaklarına inanıyor. Bu işte arabulucu istiyor muyuz? Herkes oturup düşünsün. Buraya gelip hassasiyet ve egemenliğimizi rencide edenler iyi arabulucu sayılamaz" dedi.
1996'da eski sömürge gücü Britanya'nın Dışişleri Bakanı Malcolm Rifkind KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'la makamında görüşmüştü.

Elektrikte komşu yardımı
Öte yandan Rumlar Teknecik Santralı'ndaki iki ünitenin devre dışı kalmasıyla karanlığa gömülen Türklere komşuluk eli uzattı. KKTC'nin çağrısıyla kuzeye günde 75 megavat elektrik verilmeye başlandı. Tamirin 10 gün sürmesi beklenirken, Papadopulos, bu gelişmeyi, "Mantık, cumhuriyetin bir kısmına yardım ediyoruz şeklindedir" diye niteledi.

Ankara, İngiliz-Rum gerilimini uzaktan izliyor

Murat Yetkin

Türkiye, adadaki gerilime taraf olmak istemiyor, ama el kazan-dırdığını düşünüyor

RADIKAL 20/01/06

İngiltere Dışişleri Bakanı Jack Straw'un haftaya yapacağı Kıbrıs-Türkiye-Yunanistan ziyaretleri, Kıbrıs Rum hükümetiyle ülkesi arasında ciddi gerilime neden oldu. Gerilimin nedeni, Straw'un 24 Ocak'ta gideceği Kıbrıs'ta Kuzey'e de geçerek KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile, cumhurbaşkanlığı makamında görüşecek olması.
Gerçekleşirse bu ziyaret kendi alanında bir ilk olacak. Kıbrıs Rum hükümeti, böyle bir buluşmanın KKTC'nin varlığı fikrini meşru kılacağı iddiasında. Bu nedenle haftalardır, Straw'u bu programı iptal etmeye, eğer Talat'ı mutlaka görmek istiyorsa, bunu cumhurbaşkanlığı makamı dışında bir yerde yapmasını istiyorlar. 1960 Anlaşması'na göre, Türkiye ve Yunanistan ile birlikte Kıbrıs'taki üç garantör ülkeden biri olan İngiltere, başından itibaren bu şantajı görmezden geliyor. Bu tavır ise Rum yönetimini iyice tahrik etmişe benziyor.
Kıbrıs Rum Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu, dün Straw'la yaptığı bir telefon görüşmesi ardından "Kendisine, işgal altındaki bölgeye (Rumlar KKTC topraklarını böyle adlandırıyor) gidip bay Talat ile sözde cumhurbaşkanlığında görüşmesi durumunda, devlet başkanımız tarafından kabul edilmeyeceğini tekrarladım" dedi. Yani Straw geri adım atmayıp, Talat ile KKTC cumhurbaşkanlığında görüşürse, Rum Cumhurbaşkanı Tasos Papadopulos, Straw'la konuşmayacak.
Ancak bu son tehdit de, dün itibarıyla İngiltere'yi etkilemiş görünmüyor. İngiliz diplomatik kaynaklarına göre, 'artık bu tür görüşmelerde oyunun kuralları değişti'. Londra şimdilik geri adım atmıyor; atacak gibi de görünmüyor. İngiliz kaynaklar, Straw'un Talat ile makamında görüşecek olmasının KKTC'yi tanıma anlamına gelmeyeceğini, ancak BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın İngiltere tarafından desteklenen Adayı birleştirme planını kabul eden taraf olan Kıbrıs Türkleri olduğu gerçeğinin de görmezden gelinemeyeceğini söylüyorlar.
Rum tarafı, Annan Planı'nın Nisan 2004'te Kıbrıs'taki iki devlette aynı anda yapılan halkoylamasında hayır demişti. Buna karşın halkoylaması üzerinden 10 gün geçmeden, 1 Mayıs'ta Avrupa Birliği'ne üye kabul edilmesi, resmi adıyla Kıbrıs Cumhuriyeti'ni hem Türkiye, hem de Kıbrıs Türkleri karşısında farklı bir statüye getirmişti. Gerçi Kıbrıs Cumhuriyeti, özellikle de İngiltere ve Yunanistan'ın baskılarıyla Türkiye'ye karşı veto gücünü şimdiye dek kullanamadı. 17 Aralık 2004 zirvesi ve ardından 3 Ekim 2005'te müzakere sürecinin başlaması, böylece gerçekleşti.
Ancak Rum cumhuriyeti veto yetkisini kullanabileceğini giderek daha sık söyler oldu.
Bu tehditler, bir tür salam taktiğiyle, her defasında bu şantajla küçük küçük tavizler koparmayı amaçlıyor. Çünkü Kıbrıs Rumlarının, liderleri Papadopulos ne kadar gözü kara olursa olsun, Türkiye'yi özellikle de şu sıralarda veto edebileceğine pek inanan yok.
Çünkü AB'nin diğer 24 üyesi, Kıbrıs Rumlarının davasını yüzde yüz haklı ve meşru olduğuna inanmıyor. Düşünün ki, birliğin bir üyesi, topraklarının üçte birinin, birliğin aday üyelerinden biri tarafından askeri işgal altında tutulduğundan sürekli yakınıyor, ama pek aldıran, sahiplenen yok.
Papadopulos yönetiminin Straw'un ziyaretiyle ilgili takındığı tutum gibi örnekler arttıkça, uzlaşmaz ve hırçın niteliği daha bir ortaya çıkıyor.
Straw'un Lefkoşa'dan sonraki durağı Ankara'da bu gelişmeler müdahil olmadan, uzaktan izleniyor. Başbakan Tayyip Erdoğan'ın gördüklerinden memnun olduğu izlenimi alınıyor. Hükümet, bu gelişmelerin, Türkiye ve Kıbrıs Türklerinin izlediği mevcut politikanın haklılığını gösterdiğini düşünüyor.
Ayrıca Ankara, Straw'un Rumlar karşısında geri adım atmayacağına dair tuhaf bir güven içinde görünüyor. Belki de bunun nedeni, Straw'un Kıbrıs'ta konuşacağ tek konunun, yine Kıbrıs olması. İngiliz Dışişleri Bakanı'nın Ankara dosyasında Kıbrıs dışında öyle maddeler var ki, Türkiye'yi bölgesel bir unsur olarak öne itiyor. Yalnızca AB değil; Irak, PKK ve İran da var gündemde.
Straw'un ardından İran konusunu yakında gündeme alması muhtemel BM Güvenlik Konseyi'nin diğer iki daimi üyesi ABD ve Fransa dışişleri bakanlarının da Ankara'da olacağı düşünüldüğünde, dengelerin farklı geliştiği görülebiliyor

Alman acente ve tur operatörleri KKTC'yle ilgili bilgilendirildi

Kuzey Kıbrıs'ta turizm olanaklarının yerinde görülmesi ve KKTC'deki seyahat acentesi ve otellerle temas ve işbirliği olanaklarının yaratılması amacıyla Kıbrıs Türk Hava Yolları'nın (KTHY) davetlisi olarak önceki gün KKTC'ye gelen konuk Alman acente ve tur operatörlerine dün Girne'de düzenlenen atelye çalışmasında KKTC'nin turizm olanakları tanıtıldı.

Saat 10:00'da Merit Crystal Cove Hotel'de gerçekleştirilen atelye çalışmasında Almanya'dan gelen konuk acente ve tur operatörlerine, KKTC'nin turizm potansiyeli acente ve otellerinin detaylı olarak tanıtımı yapıldı.

Etkinliğe Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Salih Usar, KTHY Genel Müdürü Ahmet Derya, Başbakanlık Müsteşarı Doğan Şahali, Ekonomi ve Turizm Bakanlığı Müsteşarı Mehmet Başel, TC Büyükelçiliği Turizmden Sorumlu Uzman Müşaviri Zeynel Yeşilay, Kıbrıs Türk Seyahat Acenteleri Birliği (KITSAB) Başkanı Orhan Tolun, Kıbrıs Türk Otelciler Birliği (KITOB) Başkanı Turhan Beydağlı, HÜR-İŞ Genel Başkanı Özay Andıç, HAVA-SEN Başkanı Buran Atakan, yerli ve yabancı seyahat ve tur operatörleriyle basın kuruluşlarının temsilcileri katıldı.

Kuzey Kıbrıs'ı tanıtıcı sinevizyon gösterisi ile başlayan etkinlikte, Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Bayındırlık ve Ulaştırtma Bakanı Salih Usar, KTHY Genel Müdürü Ahmet Derya, KITSAB Başkanı Orhan Tolun ve KITOB Başkanı Turhan Beydağlı tarafından konuşmalar yapıldı.

Konuşmaların ardından bir araya gelen her iki ülke seyahat acente, otel ve tur operatörü Almanya'dan Kuzey Kıbrıs'a turist getirilmesi için yapılacak işbirliği üzerinde durdular.

Soyer

Başbakan Ferdi Sabit Soyer etkinliğin açılışında yaptığı konuşmada, Avrupa ile bir çok ülkeye büyük ölçüde şekil vermiş, birçok medeniyete ev sahipliği yapmış, onun sentez ve izlerini üzerinde taşıyan Kıbrıs adası ile halkına değerli bir miras bırakıldığını söyledi. Dünyadaki insanların bu güzel mirasa ulaşmalarını sağlamanın bir görev olduğunu ifade eden Başbakan Soyer, Kıbrıs'ın Afrodit'in adası, Shakespare'in Othello'sunu yazdığı 'aşk ve sevgi' adası olduğunu kaydetti.

"Biliyorsunuz hem Othello'da hem de Afrodit'in kendisinde, çok aşık olduğu sevdiğine dönük olarak bencillik taşıyan bir özellik vardır." diyen Soyer, bu yüzden ülkesini çok seven Kıbrıslı Türk ile Rumların bu adayı bir türlü paylaşamayarak bir kısım acılar yaşadığını söyledi.

Alman halkının büyük birikim ve motor gücüyle sağladığı AB süreci ile diğer tüm gelişmelerin, bu bencilliğin karşılıklı olarak aşılmasında her iki topluma yardımcı olacak bir kültürü içerisinde barındırdığını belirtti.

Kıbrıs Türk halkının siyasi olarak barış içersisinde adanın birleşmesini ve AB'nin bir parçası olmasını arzuladığı ifade eden Başbakan Soyer, Kıbrıs Türkü'nün bu nedenle BM çözüm planına %65'le 'Evet' dediğini hatırlattı.

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, gelişmeleri büyük ölçüde etkileyecek süreçlerinden birinin turizm alanındaki işbirliği ile bu alandaki ilişkiler olduğunun bilindiğini vurgulayarak Almanya'dan Kuzey Kıbrıs'a gelerek Kıbrıslı Türklerle bu değerleri paylaşacak konuklara söyle seslendi:

"Bilmenizi isterim ki; bu ilişki biçiminin gelişmesi, öncelikle Kıbrıs Türk halkı açısından yalnızca ekonomik bir değer taşımıyor. Biz turizmle bunca zamandır yaşadığımız soyutlanmayı aşarak Avrupa ve diğer ülke insanlarıyla bir arada olmanın, onların kültür ve değerlerinin zenginliğini paylaşmanın yaşanmasını da istiyoruz. Şunu da söylemek isterim ki; bu ilişkilerin gelişip ilerlemesi yalnız Kıbrıs Türk halkına bir katkı olmayacak aynı zamanda Kıbrıs Rum halkına da adanın siyasi yönden birleşmesine katkı sağlayacak çok önemli siyasi, insani gelişmelere yol açacak.

Türkiye ile Yunanistan arası ilişkilerin, sonuçta AB'nin ve diğer bütün süreçlerdeki insani ilişkilerimizin gelişmesine büyük katkı sağlayacaktır. Bu adanın güzelliklerini biz herkesle paylaşmak istiyoruz. Othello ve Afrodit'ten ders aldık sevgiyi bencillikle sınırlamak istemiyoruz çünkü sevgi paylaşıldıkça büyür, gelişir ve zenginleşir.

Usar

Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Salih Usar da yaptığı konuşmada, son yıllarda dünya toplumlar ailesi arasında ekonomik, bilimsel, sosyal, sportif , turistik ve kültürel işbirliğinin arttığını belirterek bu ailenin bir parçası olan Kıbrıslı Türklerin yapay bazı uygulamalar ile bu ailenin dışında tutulmaya çalışıldığını kaydetti.

Kıbrıs Türkü'nün dünyadan izole edilmiş bir şekilde yaşaması için bir takım çabalar olduğunu, ancak bunun onları yıldırmadığını ifade eden Usar, toplumunun dünya ailesinin bir parçası olmak ve varlığını ileriye götürmek için en üst düzeyde , hukuki ve siyasi olarak her türlü girişimi ortaya koymakta olduğunu söyledi.

Ülke ekonomisinin en önemli sektörlerinden biri olan turizminin gelişmesi için birçok medeniyete ev sahipliği yapan ülkenin , tarihi ve doğal güzelliklerini, insanının misafirperverliğini sonuna kadar kullanmak niyetinde olduklarını ifade eden Salih Usar, bugün KTHY'nin Avrupa'nın en güvenli havayolları listesine girebilecek standartlara , seyahat acenteleri ve otellerinin ise her türlü misafiri memnun edebilecek düzeye geldiğini vurguladı.

Derya

Kıbrıs Türk Hava Yolları (KTHY) Genel Müdürü Ahmet Derya da konuşmasında, Kıbrıs Türklerinin uzun yıllardır dünyadan soyutlanmış bir şekilde yaşadığını belirterek, son yıllarda meydana gelen gelişmelerden sonra dünya ile kucaklaşmak ve bütünleşmek için beklediğini söyledi.

KTHY'nin, dünyayla bütünleşmek için çabalayan Kıbrıs Türk toplumunun 'kanatları' olduğunu ifade eden Derya, bu kuruluşun, halkını dünyaya taşımanın yanında, ülke ekonomisinin en önemli sektörü olan turizme de katkı sağlamak gibi bir misyonu olduğunu anımsattı.

Organizasyonun bu bilinçle, büyük bir turist potansiyeli olan Kıbrıs'ın, tarihi, doğal güzelliklerini, misafirperver insanlarını Almanlarla buluşturmak için yapıldığını söyleyen Derya, Kıbrıs Türk turizmine katkı sağlamak amacıyla çalıştıklarını vurguladı ve bu ortak çalışmanın çok önemli gelişmeleri beraberinde getireceğine inanç belirtti...

Tolun

Kıbrıs Türk Seyahat Acenteleri Birliği (KITSAB) Başkanı Orhan Tolun ise konuşmasında, Kıbrıs'ın tarihi, doğal ve kültürel zenginliği, flora ve faunası, kültür düzeyi yüksek misafirperver insanları, tarihi güzellikleri , bozulmamış doğası ve tertemiz sahilleriyle Akdeniz'in en güzel adası ve önemli bir turizm potansiyeli olduğunu söyledi.

Kuzey Kıbrıs'ta 150 seyahat acentesi ve 120 otel ile her yılda 350 bin turiste hizmet verildiğini kaydeden Tolun, ülkenin, tur operatörleri ve seyahat acenteleri için yılın 12 ayı turizm yapabileceği, karlı, verimli, zevkli ve risk düzeyi düşük bir destinasyon olduğunu ifade etti.

Tolun, Alman tur operatörleri ve seyahat acenteleri ile yapılan bu organizasyonun gerçekleşmesine katkı koyan herkese teşekkür ederek bu işbirliğinin Kuzey Kıbrıs turizmine önemli katkı sağlayacağını söyledi.

Beydağlı

Kıbrıs Türk Otelciler Birliği (KITOB) Başkanı Turhan Beydağlı da konuşmasında, Kuzey Kıbrıs turizminin birçok zorluğa rağmen bu günkü noktaya ulaştığını belirterek, şu an 13 bin yatak kapasitesine sahip ülkede 120 otelin faaliyette olduğunu söyledi.

KTHY'nin gerçekleştirdiği bu organizasyonun , ülke turizminin gelişmesine büyük katkı sağlayacağına inanç belirten Beydağlı, 90'lı yıllarda Almanya'dan ülkeyi 150 bin civarında Alman turistin ziyaret ederken ortalama 150 bin geceleme yaparak Kuzey Kıbrıs ekonomisine 2 milyon dolarlık bir gelir katkısı yaptığını hatırlattı.

Konuşmasında, Almanya'dan gelen turist akışının bugünlerde oldukça azaldığını da ifade eden Turhan Beydağlı, KTHY'nin Almanya'dan gelen tur operatörleri ve seyahat acentelerine yönelik bu girişiminin, umut verici olduğunu söyledi.

KIBRIS 20/01/06

 

Karanlığa karşı işbirliği

Teknecik'te 55 megavatlık ünite bugün deneme üretimine başlıyor... Güneyden de 80 megavatlık enerji akışı sağlandı. "Büyük bir şanssızlık yaşanmazsa" sıkıntılar bugün aşılacak

Karanlığa karşı işbirliği

SORUN ÇIKMAZSA KRİZ BİTECEK... Teknecik'te aralıksız devam eden çalışmalar ve bakanlar kurulu talimatıyla Rum Elektrik Dairesi ile yapılan 80 megavatlık anlaşma günlerdir süren elektrik krizinde çözüm umutlarını artırdı. Bugün saat 10.00'da Teknecik Elektrik Santralında 55 megavatlık ünitede deneme üretimine başlanacak, bir aksilik çıkmazsa, sorun büyük oranda çözümlenmiş olacak

BAKIMLAR DÜZENLİ YAPILIYOR... Kıbrıs Türk Elektrik Kurumu Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Hüdaoğlu ve Kurum Müdürü Fuat Mertay, devre dışı kalan santrallardan birinin bugün, diğerinin ise 24 Ocak Salı günü devreye sokulmasının planlandığını açıkladı. Kıbrıs Rum kesiminden elektrik alınacağını ve sıkıntının giderilmesine çalışılacağını söyleyen Hüdaoğlu, "gerekli bakımlar yapılmadı" eleştirilerine de katılmadığını söyledi

VATANDAŞ ÖDEMEYECEK... İlk olarak gece yarısından itibaren Mağusa ile doğu bölgesine Güney'den elektrik verilirken, dün sabah saatlerinden itibaren de Güzelyurt ile batı bölgesindeki sınır bölgelerine Güney'den elektrik verildi. Teknecik Elektrik Santralındaki sorun giderilinceye kadar Güney Kıbrıs'tan alınacak günlük 80 megavatlık enerjiye Güney Kıbrıs'taki satış fiyatı üzerinden KIB-TEK tarafından ödeme yapılacak. Vatandaşa ise herhangi bir yansıması olmayacak

KKTC'nin elektrik üretiminde 120 megavatlık kapasiteyle ana güç konumundaki Teknecik Termik Santralı'nın art arda gelen arızalarla devre dışı kalmasıyla ülkede yaşanan elektrik krizine, Güney Kıbrıs'tan elektrik satın alınarak kısmi çözüm getirildi.

Soğutma çalışmaları tamamlanan 55 megavatlık ünite ise bugün saat 10.00'da deneme üretimine başlayacak. Elektrik Kurumu yetkilileri, "büyük bir talihsizlik yaşanmazsa" elektrik krizinin bugünden itibaren ortadan kalkacağını, ikinci 55 megavatlık sistemin de önümüzdeki hafta Salı günü devreye girmesi ile birlikte normale dönüleceğini açıkladı.

Önceki akşam geç saatlere kadar süren temaslar ve teknik çalışmalar sonucu Lefkoşa'nın doğusu ve batısındaki sınır bölgeleri ile Mağusa'nın bir bölümüne elektrik verilmeye başlandı.

KIBRIS'a konuşan Kıbrıs Türk Elektrik Kurumu (KIB-TEK) Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Hüdaoğlu ve Kurum Müdürü Fuat Mertay, devre dışı kalan santrallardan birinin bugün, diğerinin ise 24 Ocak Salı günü devreye sokulmasının planlandığını açıkladı. Kıbrıs Rum kesiminden elektrik alınacağını ve sıkıntının giderilmesine çalışılacağını söyleyen Hüdaoğlu, "gerekli bakımlar yapılmadı" eleştirilerine de katılmadığını söyledi.

Güneyden elektrik geliyor, görüşmeler sürüyor

KIB-TEK yetkililerinden alınan bilgiye göre önceki gece Güney Kıbrıs'la yapılan uzun görüşmeler sonunda varılan mutabakat sonucu, gece boyunca teknik çalışmalar yapıldı ve Güney Kıbrıs'tan elektrik alınmaya başlandı.

İlk olarak gece yarısından itibaren Mağusa ile doğu bölgesine Güney'den elektrik verilirken, dün sabah saatlerinden itibaren de Güzelyurt ile batı bölgesindeki sınır bölgelerine Güney'den elektrik verildi.

Teknecik Elektrik Santralı'ndaki sorun giderilinceye kadar Güney Kıbrıs'tan alınacak günlük 80 megavatlık enerjiye Güney Kıbrıs'taki satış fiyatı üzerinden KIB-TEK tarafından ödeme yapılacak. Vatandaşa ise herhangi bir yansıması olmayacak.

Hüdaoğlu: Faturayı kurum ödeyecek, vatandaş değil

Kıbrıs Türk Elektrik Kurumu Müdürü Ahmet Hüdaoğlu, 55 megavatlık ünitenin bugün saat 10.00'da devreye gireceğini ve Rum tarafından alınan elektriğe ek olarak, gaz türbinlerinden sağlanacak destekle elektriğin verileceğini söyledi.

Teknecik'teki ikinci ünitenin de önümüzdeki hafta salı günü devreye girmesinin planlandığını anlatan Hüdaoğlu, buradaki sıkıntı giderilene kadar güneyden elektrik alınacağını belirtti.

Alınan elektriğin kurum faturasına yansıyacağını, bunu tüketiciye yansıtmayacaklarını anlatan Hüdaoğlu, "Salı günü Teknecik'i devreye koyacak şekilde çalışmalarımız sürüyor" dedi. Hüdaoğlu, güneydeki elektriğin kuzeye oranla daha pahalı olduğunu da hatırlattı.

Kurumun ciddi atılım içinde olduğunu ve 132 kilovolta geçme kararı aldığını belirten Hüdaoğlu, bu sistemin kuzey ve güney arasındaki enerji alanındaki işbirliğine de olanak tanıdığını anlattı.

Hükümet istedi, başvurduk

Güneye kendilerinin başvurduğunu ve bunun bakanlar kurulundan gelen talep üzerine gerçekleştirildiğini belirten Hüdaoğlu, "İlk kez işbirliği yapılıyor ki bu insani anlamda da güzel bir adım" dedi.

"Eleştirilerin aksine Teknecik'e iyi bakılıyor"

Hüdaoğlu, Teknecik'in 12 yıldır devrede olduğunu ve şimdi yaşanan arızanın 5 yılda bir normal olarak yaşanabileceğini hatırlatarak, "Teknecik'te görev alan arkadaşlarımızın itinalı ve özverili çalışmaları nedeniyle bu sıkıntı 12'nci yılın sonunda yaşanmıştır" dedi.

55 megavatlık iki ünitenin altı ayda bir, yılda iki kez birer hafta devre dışı bırakılarak bakıma alındığını anlatan Hüdaoğlu, "Yedekleme şansımız yok. Bunu iyi bilen personel, dünya standartlarında bakım yapıyor" diye konuştu.

2006'da 70 megavat tamam

Hüdaoğlu, 2006 yılı içerisinde 70 megavatlık 17.5x4 santralın devreye sokulacağını, 2007 yılında da aynı yöntemle 70 megavatlık dört santralın daha tamamlanmasının planlandığını belirtti.

2007'ye kadar, yedek santral olmadığı için zaman zaman sıkıntıların yaşanacağını anımsatan Hüdaoğlu, "Elektrik sorunu yaşamamak için 2020'ye kadar her yıl 35 megavatlık yatırım yapılması şart" uyarısı da yaptı.

Hüdaoğlu sözlerinin sonunda, kriz ortadan kalkana kadar, vatandaşın elektriği kontrollü kullanmasını istedi.

Kesintilerde azalma

Güney Kıbrıs'tan günlük ortalama 75 megavatlık enerji takviyesiyle KKTC'deki elektrik kesintileri dünden itibaren büyük oranda azalmış durumda. Toplam 120 megavatlık Teknecik devre dışı olmasına karşın, 70 megavat kapasiteli Kalecik santralı ile toplam 40 megavatlık 2 gaz türbininin tam kapasite devrede olduğunu belirten yetkililer, toplam 110 megavatlık üretimle özellikle Güney'den enerji alamayan Lefkoşa, Girne ve Karpaz bölgesindeki ihtiyacı karşılamaya çalışıyor.

Ancak yine de elektrik verilemeyen yerleşim bölgelerinde sorunlar sürüyor.

Teknecik Elektrik Santralı'ndaki sorun giderilinceye kadar Güney Kıbrıs'tan alınan elektriğin ulaştırılamadığı bölgelere dün dönüşümlü olarak elektrik sağlandı.

Kıbrıs Türk Elektrik Kurumu (KIBTEK) Nöbetçi Mühendis Ahmet Dargın'ın yaptığı açıklamaya göre Lefkoşa, Girne ve Çamlıbel bölgelerine dün dönüşümlü olarak 2 saatlik kesinti yapıldı.

Dargın, senkronizeye girilememesinden dolayı Güney Kıbrıs'tan alınan elektrik enerjisinin verilemediği söz konusu bölgelerin elektrik açığının Dikmen ve Kalecik'teki santrallardan elde edilen enerjiyle karşılandığına işaret ederek, bu durumun Teknecik'teki sorun giderilene kadar böyle devam edeceğini kaydetti.

Ahmet Dargın, dün 2 saatle sınırlı olan kesintilerle ilgili programın bugün daha ayrıntılı bir şekilde kamuoyuna açıklanacağını söyledi.

Kalecik devre dışı kaldı

Bu arada dün akşam saat 18.00'de Kalecik santralı devre dışı kaldı.

KIB-TEK nöbetçi mühendisi Mehmet Ali Ballı'dan alınan bilgiye göre, Kalecik yaklaşık yarım saat hizmet dışı kalınca bazı bölgelerde 2 saatlik kesintiler yaşandı.

 

Teknecik'te yoğun saatler

Teknecik Termik Santralı'ndaki iki ünite, ard arda gelen arızalarla devre dışı kalmıştı. 60 megavatlık ilk ünitenin türbin yatağındaki arıza sonucu pazartesi günü devre dışı kalmasının ardından, önceki gün öğleden sonra da 60 megavatlık ikinci ünite kazandaki buhar sızıntısı sonucu arızalanmıştı.

İlk üniteyi soğutma çalışmalarını sürdüren Teknecik santral çalışanları, bu üniteyi soğumanın ardından tamir edebilecek. Buhar kaçağıyla devre dışı kalan ikinci ünitedeki tamir çalışmaları ise sürüyor. Arızanın ortaya çıktığı saat 15.00'ten itibaren arızayı giderme çalışmalarının gece de aralıksız devam ettiği bildirildi.

Öztoprak Teknecik'i ziyaret etti

Tarım ve Orman Bakanı Öztoprak, Teknecik Elektrik Santralı'nda 60'ar megavatlık iki ünitenin devre dışı kalması sonrasında santralda süren bakım, onarım ve yenileme çalışmalarını yerinde görmek amacıyla dün Teknecik'te incelemelerde bulundu.

Santralı gezerek meydana gelen arıza ve tamiri hakkında Elektrik Kurumu Santrallar Sorumlu Mühendisi Mehmet Salih Gürkan'dan bilgi alan Bakan Öztoprak, incelemesinin adından basına açıklamalarda bulundu.

Şu an itibarıyla santralın 1. ünitesinin soğutmaya bırakılması nedeniyle müdahale edilemediğini ve soğutma işleminin 5-6 gün alacağını belirten Öztoprak, ancak boru patlaması sonucu devre dışı kalan 2. ünitede meydana gelen arızanın 1- 2 gün içerisinde tamiri yapıldıktan sonra devreye sokulacağını söyledi.

Yaptığı incelemede arızanın zor şartlar altında çalışan personel tarafından süratli bir şekilde giderileceğini görmesinin kendisini memnun ettiğini belirten Bakan Öztoprak, "Büyük bir özveriyle arızayı tamir etmeye çalışan personeli gördükten sonra arızanın kısa sürede giderilerek santralın devreye gireceğine olan inancım tam oldu" dedi Başarılı ve özverili çalışmaları nedeniyle personeli kutlayan Öztoprak, şöyle konuştu:

"Buradaki personelimizin gece gündüz demeden büyük bir özveriyle ellerinden gelenin de ötesinde yaptığı çalışmayla 5-6 gün içerisinde yapılması beklenen tamir ve yenileme işlemlerinin çok daha erken sürede tamamlanacağını öğrenmiş olmak beni memnun etti. Gece uyumadan yapılan çalışmalar neticesinde, şu an itibarıyla müdahale yapılamayan 1. ünite soğutmaya bırakıldı ve soğutma 5-6 gün alacak. Ancak boru patlaması sonucu 2. ünitede meydana gelen arıza 1-2 gün içerisinde tamiri yapıldıktan sonra bu ünite devreye girecek."

Yaşanan bu üzücü olayın hükümet, bakanlık ve kuruma elektrik üretimindeki kapasitenin mutlaka yedeklenmesini bir kez daha yaşayarak gösterdiğini ifade eden Bakan Öztoprak, mevcut elektrik gücünün, kullanılan gücün üzerine çıkarılması gerektiğini, bu nedenle ihalesi yapılan 4x 17,5 santralların yapımlarına en kısa sürede başlanması için gerekenin yapılacağını vurguladı.

Rum tarafından elektrik

Öztoprak bu arada açıklaması sırasında, Teknecik'te üst üste meydana gelen arızalar nedeniyle ülkede had safhaya çıkan elektrik sıkıntısına Rum tarafından maddi bedeli ödenerek alınan elektrik akımıyla geçici çözüm bulunmaya çalışıldığını da ifade etti.

Bakan konuşmasının sonunda halka da çağrıda bulunarak, bu sıkıntılı günlerde elektriği ısıya dönüştürücü klima ve soba kullanılmamasını, mümkün olduğunca gaz sobalarının tercih edilmesini istedi.

TABLO

Güneyden enerji alan yerleşim yerleri

Lefkoşa

Güney Kıbrıs'tan elektrik almaya başlayan Lefkoşa bölgesindeki yerleşim yerleri:

Haspolat, Haspolat Sanayi Bölgesi, Değirmenlik, Minareliköy, Demirhan, Gökhan, Cihangir, Düzova, Balıkesir, Meriç, Kırklar, Dilekkaya, Erdemli, Kırıkkale, Yiğitler, Ercan, Yeniceköy, Beyköy, Kalavaç, Çukurova

Mağusa:

Güney Kıbrıs'tan elektrik almaya başlayan Mağusa bölgesindeki yerleşim yerleri:

Mağusa, Gaziköy, Paşaköy, Turhan Kaynak Sitesi, Güvercinlik, Çayönü, Köprülü

Güzelyurt ve Batı Bölgesi

Güney Kıbrıs'tan elektrik almaya başlayan Batı bölgesindeki yerleşim yerleri:

Güzelyurt, Alayköy, Yılmazköy, Lefke, Yeşilırmak, Süleymaniye, Bademliköy, Kurutepe, Ömerli, Gemikonağı, Bağlıköy, Kalkanlı, ODTÜ, Cengizköy, Doğancı, Taşpınar, Gaziveren, Aydınköy, Güneşköy, Bostancı, Akçay, Zümrütköy, Şahinler, Serhatköy ve Kumköy.

KIBRIS 20/01/06

 

Rum genel seçimleri 21 Mayıs’ta

Kıbrıs Rum kesiminde genel seçimlerin 21 Mayıs 2006’da yapılacağı açıklandı.

 

 

NTV-MSNBC VE AJANSLAR

Güncelleme: 12:32 TSİ 20 Ocak 2006 Cuma

LEFKOŞA - Rum radyosunun haberine göre, siyasi partilerin başkan ve temsilcilerinin yaptığı toplantıda, genel seçimlerin 21 Mayıs’ta yapılmasına karar verildi. Rum genel seçim takvimi, 13 Nisan’da resmen ilan edilecek.

 

Rumlar Straw'u protesto edecek


21 Ocak, 2006 19:04:00 (TSİ) CNN TURK

Rum örgütler KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile görüşeceğini açıklayan İngiltere Dışişleri Bakanı Jack Straw'u protesto etmeye hazırlanıyor.

İngiltere Dışişleri Bakanı Jack Straw'un ziyareti öncesinde Kıbrıs'ta tansiyon yükseliyor.
 
Rum dernek ve örgütlerinin temsilcileri, çarşamba günü Rum Dışişleri Bakanlığı önünde toplanarak, Straw'un KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'la Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nda yapacağı görüşmeyi protesto edecek.
 
Rum Yönetimi Lideri Tasos Papadopulos, Talat ile görücek olması sebebiyle Straw'u kabul etmeyeceğini açıklamıştı.
 
Eylemi düzenleyecek Rum dernekleri aynı tavrı, Rum Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu'dan da istedi.
 
Rum basını ise, Straw'un Kıbrıs'a özel güvenlik ekibiyle geleceğini ve Ada'da bulunacağı sürede İngiliz Yüksek Komiserliği'nde kalacağını yazdı.

 

Straw-Talat görüşmesi kesinleşti

Pazartesi günü Türkiye’ye gelecek olan İngiltere Dışişleri Bakanı Jack Straw’un, Kıbrıs ziyareti ve KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile görüşmesi kesinleşti.

 

NTV

Güncelleme: 11:04 TSİ 21 Ocak 2006 Cumartesi

LEFKOŞA - KKTC Cumhurbaşkanlığı Özel Kalem Müdürliği’nden verilen bilgiye göre, Cumhurbaşkanı Talat, 25 Ocak Çarşamba günü Straw’u Cumhurbaşkanlığı’nda kabul edecek. Talat, Straw ile görüşmesi ve