AİHM, Kıbrısta yerleşime kapalı Maraş
bölgesindeki taşınmaz mülkünü geri almak için 1999 yılında
Türkiyeden davacı olan Myra Ksenides-Arestis adlı
Kıbrıslı Rum hakkındaki nihai kararını 7
Aralıkta açıklayacak.
NTV-MSNBC
Güncelleme: 13:36 TSI 01 Aralık 2006 Cuma
STRASBOURG - NTVye bilgi veren AİHM kaynakları,
Arestis-Ksenides davasının esasa ilişkin bölümünde kararın
22 Aralık 2005 tarihinde açıklandığını, gelecek
hafta açıklanacak bölümün ise maddi tazminata ilişkin kısım
olacağını hatırlattılar.
Mahkemenin gelecek haftaki kararında
en çok KKTCde Rumların taşınmazları için oluşturulan
tazmin komisyonu hakkında ifade edilecek hükümler merak ediliyor.
AİHM, davanın esasa ilişkin bölümünde, taşınmazı
üzerinde tasarrufta bulunmasına izin vermediği gerekçesiyle
Ankaranın Ksenides-Arestisin mülkiyet ve özel yaşam
haklarını ihlal ettiğinde hüküm kılmış ve
Ankarayı davacıya 65 bin Euro mahkeme masrafı ödemekle cezalandırmıştı.
AİHM, buna karşılık, Ankaradan, egemenliği altında
olduğunu söylediği Kuzey Kıbrısta Rumların mülkiyet
talepleri için Haziran 2006ya kadar AİHM kararları çerçevesinde
işlev görecek etkin bir iç yargı yolu oluşturmasını
istemişti.
Gündemindeki 1400den fazla Kıbrıslı Rum başvurusundan
kurtulmak isteyen AİHM, bu nedenle kararın maddi tazminata
ilişkin bölümünü ileri bir tarihe ertelemişti.
NTVnin edindiği bilgiye göre söz konusu komisyona şu ana kadar KKTC
topraklarında mülk sahibi 70i aşkın Rum başvurdu.
Başvuruda bulunan 9 Rum vatandaşına ödeme yapıldığı,
bazılarına ise taşınmazlarının iade edildiği
söyleniyor.
AİHMnin, KKTCdeki tazmin komisyonunu kendi kriterlerinde bir iç
yargı yolu olarak değerlendirmesi durumunda Strasbourgdaki 1400den
fazla başvurunun da tazminat ve mülk iadesi talepleri için komisyona
yönlendirilmesi bekleniyor. AİHM tarihinde buna benzer bir uygulama daha
önce İtalya ve Polonyaya karşı açılmış davalarda
yapılmış ve kabul edilmişti.
AİHM, bu tür davalarda tazminatın esas olduğunu, mülkiyetin
iadesinin ise mutlak bir şey olmadığını söylüyor.
Ancak bu durum AİHMnin Kıbrıs kararlarının
içtihadını değiştirmiyor. Karar ne olursa olsun, AİHM, 1996 tarihli
Loizidu pilot kararı çerçevesinde Kıbrısın kuzeyini
Türkiyenin politik ve hukuksal egemenliğinde bir bölge olarak görmeye
devam edecek.
Bu arada, AİHM kararlarının uygulanmasından sorumlu Avrupa
Konseyi Bakanlar Komitesi de Kıbrıs Rum Kesiminin Türkiyeye
karşı açtığı 4üncü devletlerarası dava
kararının hayata geçirilmesine ilişkin oturumlarına 5-6
Aralık tarihlerinde Strasbourgda devam edecek. Bu oturumlarda kayıp
şahıslar ve KKTCdeki Rumların eğitim hakkı
konularının gündeme gelmesi bekleniyor.
Vatikan Devlet Başkanı ve Katoliklerin ruhani lideri Papa 16.
Benediktin Türkiyeye yaptığı 4 günlük resmi ziyaret sona erdi.
Papa, havaalanında yaptığı açıklamada, kalbinin
İstanbulda kaldığını söyledi.
NTV
Güncelleme: 14:52 TSI 01 Aralık 2006 Cuma
İSTANBUL - Papa 16. Benediktin Türkiye ziyareti bugün sona erdi.
Papa Türkiyede bulunduğu 4 gün içinde Ankara, İzmir ve
İstanbulda çeşitli ayinlere katıldı ve temaslarda bulundu.
Papa, gitmeden önce havalimanında yaptığı açıklamada,
ziyaretin dinler arası diyalog açısından önemini belirtti. 16.
Benedikt, İstanbulun tamamını gezemediğini ifade ederek,
Kalbimin bir kısmı İstanbulda kaldı diye konuştu.
"Türkiye üzerine düşeni yapmadı"
1 Aralık, 2006 12:56:00 (TSİ) CNN TURK
AB Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso, Türkiye'nin
yükümlülüklerini yerine getirmediğini savundu.
Barroso, Hamburg Eyalet
Meclisi'nde verdiği bir konferansta, ''Türkiye'nin yükümlülüklerini yerine
getirmediğini düşünüyoruz. Kıbrıs sorununun yanı
sıra insan hakları, kadın hakları ve sendikal haklar gibi
konularda sorunlar devam etmektedir'' dedi.
AB Dönem Başkanı Finlandiya'nın uzlaşma girişimlerinin
de sonuçsuz kaldığını söyleyen Barroso, ''Söz konusu
gelişmeler üzerine AB Komisyonu da müzakerelerin 8 dosyasının
askıya alınması yönünde tavsiye kararı aldı'' diye
konuştu.
Barroso, gelecekte büyük bir güç olacağına
inandığını AB'nin barış, refah, terörizmle
mücadele, demokrasi ve uyum gibi konularda kendi içinde de daha aktif
olması gerektiğini söyledi.
Alman politikacılardan çağrı
Bu arada Alman Federal Meclisi'nde (Bundestag) temsil edilen partilerin
milletvekilleri Türkiye'yle müzakerelerin sürdürülmesi
çağrısında bulundu.
Sosyal Demokrat Parti (SPD) Milletvekili Lale Akgün, toplantıda
yaptığı konuşmada, Kıbrıs sorununun çözülmesi
için tüm tarafların çaba harcaması gerektiğini belirterek,
''Almanya'da yaşayan yaklaşık 3 buçuk milyon Türkten dolayı
Kıbrıs sorununun çözümü Almanya için diğer AB ülkelerinden daha
önemli'' dedi.
Yunanistan'ın ve Kıbrıs Rum kesiminin AB üyesi olarak soruna
taraf olmaları nedeniyle AB'nin bu konuda girişimlerde bulunması
gerektiğini ifade eden Akgün, Türkiye'yle üyelik müzakerelerinin
kesilmesini istemediklerini söyledi.
Sol Parti Milletvekili Keskin de, Türkiye'deki gelişmeleri yakından
izlediğini ve Türkiye'de AB üyeliğini isteyenlerin oranının
sadece halk arasında değil, politikacılar ve gazeteciler
arasında da azaldığını ifade ederek, birçok
kişinin artık AB'ye ve açıklamalarına güvenmediğini
söyledi.
Hür Demokrat Parti (FDP) Milletvekili Markus Löning de, Türkiye'nin AB
üyeliğine karşı çıkan Hıristiyan Sosyal Birlik Partisi
(CSU) Genel Başkanı Edmund Stoiber'in tutumunu eleştirerek,
''Stoiber'in Türkiye'yi her fırsatta eleştirmesi yanlış bir
tutum'' dedi.
Yeşiller Milletvekili Steenblock ise, Türkiye'yle müzakerelerin sakin ve
ciddi bir şekilde sürdürülmesi gerektiğini ifade ederek,
Almanya'nın da gelecek dönem başkanı olarak bu konuda olumlu rol
oynaması ve AB'nin bu konuda olumlu bir sinyal vermesi gerektiğini
vurguladı.
Türkiye'ye Kıbrıs baskısı
AB Komisyonu, 29 Kasım'da, Kıbrıslı Rumlara
limanlarını açmayan Türkiye ile müzakerelerin sekiz
başlıkta askıya alınmasını tavsiye etti.
AB Komisyonu'nun önerisine göre, kalan fasıllarda müzakereler
başlatılabilecek, ancak başlıkların geçici olarak
kapatılması için yine limanların ve havaalanlarının
Kıbrıs Rum kesimine açılması beklenecek.
Komisyon, Kıbrıs'ta BM öncülüğünde kapsamlı çözüm
müzakerelerinin 2007 yılında yeniden başlatılması
çağrısında da bulundu.
AB Komisyonu toplantısından çıkan bu karar, 11 Aralık'ta
biraraya gelecek AB dışişleri bakanlarına 'Komisyon tavsiyesi'
olarak sunulacak. Dışişleri bakanlarının Türkiye ile
ilgili nihai kararı bu tarihte alması bekleniyor.
Avrupa Birliği, Türkiye'nin Ankara Protokolü'nü uygulamasını,
yani Güney Kıbrıs'a havaalanlarını ve limanlarını
açmasını istiyor.
İlerleme Raporu'nda yer alan bu istek için AB Dönem Başkanı
Finlandiya'nın Başbakanı Matti Vanhanen süre vermiş ve
Türkiye'den 6 Aralık'a kadar adım atmasını istemişti.
Ancak Türkiye, Kıbrıs konusunda daha fazla adım
atılmayacağını yineliyor.
Kararın ardından açıklama yapan Başbakan Recep Tayyip
Erdoğan, Bu bir tavsiye, kesin karar değildir diyerek diğer
fasıllarda müzakere sürecinin devam edeceğini söyledi.
Economist
dergisi, Türkiyenin AB üyelik müzakerelerinin çöküşünün
eşiğinde olduğu ve Türkiyenin AB hedefinden vazgeçmesinin de
sanılandan çok daha ciddi sonuçlar doğuracağı
uyarısında bulundu. Avrupa Birliği'nin dış
politikası ve küresel ölçekte ciddi bir güç olma umutları korkunç bir
darbe alacağını öne süren dergi, " Türkiye ile üyelik
müzakerelerini yakından takip eden İslam dünyasındaki
güvenilirliği, Amerika'nın bile gerisine düşebilir diye
yazdı.
The Economist, son sayısında Türkiye Avrupa Birliği
ilişkilerinin geleceğine geniş yer ayırdı. Dergi,
"Türkiye'nin tren kazası: Enkazdan neler kurtarılabilir?"
başlıklı yazıda, üyelik müzakerelerinin çöküşün
eşiğinde olduğunu vurguladı. BBC Türkçe Servisine göre,
Türkiye ile Avrupa Birliği'nin son bir yılda, Kıbrıs, Türk
Ceza Kanunu ve Ermeni soykırımı gibi konularda sorun
yaşadığını, ancak Türkiye'nin yine de yönünü
Batı'dan saptırmadığını savunan Economist
şöyle devam ediyor: "Tüm bunlar, sorunun Türkler kadar Avrupa
Birliği'nden de kaynaklandığını gösteriyor. Avrupalı
liderler 2005'te samimi bir kararla, Türkiye ile müzakereleri başlattılar.
Ancak şu anda hepsinin samimi olup olmadığı net
değil.
İngiliz dergisi, Türkiye'yi dışarıda tutma niyetlerini
itiraf etmeye gönülsüz davranan Fransa, Avusturya ve Kıbrıs Rum
Kesiminin Türkleri masadan kalkmaya teşviki amaçlayan talepler getirdiklerini
belirtti.
ÜYELİK HEDEFİ TÜRKİYEDE İSTİKRAR
SAĞLIYOR
Türkiye ile müzakerelerin yavaşlamasının ülkenin
Batılılaşmasına da zarar verdiğini, AB üyeliğine
desteğin üçte bire düştüğünü belirten Economist, "Türkler
için Avrupa Birliği, bir kimlik meselesinden ziyade bir tercih meselesi.
Bu tercihten vazgeçilmesinin sonuçları, Avrupalıların
sandığından daha ciddi olabilir uyarısını da
yaptı. Dergi şöyle devam etti:
"Avrupa Birliği hedefi, ülkedeki bazı değişken
unsurların istikrarını sağlıyor. Ilımlı İslamcı
hükümet için, askeri müdahaleye karşı koruma sağlıyor. Ordu
için, laikliği garanti altına alıyor. İş dünyası
için, piyasa reformunu sağlamlaştırıyor. Kürtler için, azınlık
hakları vaat ediyor.
"Üyelik gayreti sonuçsuz kalırsa, Türkiye birden bire İran
olmaz. Ancak bu unsurlardan herhangi birinde yalpalama görülebilir. Ayrıca
İslamcılar ile ordu arasında çatışma riski de
artar."
The Economist, Türkiye'nin üyeliğinin reddedilmesinin Avrupa Birliği
açısından doğuracağı sonuçlara değinirken de bu
durumda son derece büyük bir fırsatın kaçırılmış
olacağını belirterek şu görüşlerini dile getirdi:
"NATO'nun ikinci büyük ordusuna sahip ılımlı Müslüman bir
ülkeyi reddetmesi durumunda, Avrupa Birliği'nin dış
politikası ve küresel ölçekte ciddi bir güç olma umutları korkunç bir
darbe alır. Türkiye ile üyelik müzakerelerini yakından takip eden
İslam dünyasındaki güvenilirliği, Amerika'nın bile gerisine
düşebilir."
HURRIYET
01/12/06
Financial Times gazetesi, ABnin Türkiye
konusunda takındığı tutumu sert dille eleştirdi.
Başbakan Erdoğanın üyelik hedefinden vazgeçmesi halinde
jeopolitik açıdan felaket bir tren kazasının olacağı
uyarısını yapan gazete, Kıbrıs sorunu, üye devletler,
Birliğin stratejik çıkarlarını Lefkoşa hükümetinin dar
çıkarlarının önünde tutarsa çözümlenebilir diye yazdı.
Avrupa
Birliğinin Türkiye konusunda sorumsuzca davrandığı,
Rumların Türkiye ve AByi rehin aldıkları öne sürüldü. Financial
Times gazetesi, ABnin Türkiye ile ilgili tutumunu sert dille eleştirerek
Başbakan Recep Tayyip Erdoğanın üyelik hedefinden vazgeçmesi
halinde jeopolitik açıdan felaket bir tren kasasının
olacağı uyarısını yaptı. Gazete,
Kıbrıs sorunu, üye devletler, Birliğin stratejik
çıkarlarını Lefkoşa (Rum) hükümetinin dar
çıkarlarının önünde tutarsa çözümlenebilir görüşünü dile
getirdi.
İngiliz Financial Times gazetesi, Avrupa Komisyonunun 8
başlığın askıya alınması tavsiyesine dikkat
çekerek Türkiyenin ABye yakınlaşmaya başladıktan 43
yıl sonra üyelik hedefinin bir duvara çarpmış olabileceğini
yazdı.
Avrupa Komisyonunun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehnin Tren
yavaşlayacak ancak ilerlemeye devam edecek yolundaki sözlerine Gerçekten
mi? Treni onun süreceğini umalım tepkisini veren gazete, gelecek
yıl bir seçim ile karşı karşıya olan ve her taraftan
baskı altında bulunan Başbakan Erdoğanın vazgeçmesi
olasılığının bulunduğunu savundu. Gazete şu
yorumu yaptı:
Türkiyenin bir gün ABye katılacağına inanmanın gerçekçi
olup olmadığını bir kenara bırakırsak bu
jeopolitik açıdan felaket bir tren kazası olur.
AB üyeliği hedefinin katı laik ordu ile Sayın
Erdoğanın neo-İslamcı hükümetini beraber tutan unsuru
olduğunu öne süren gazete, AB hedefinin aynı zamanda Türkiyede
demokratik reformların lokomotifi olduğunu, ABnin İslam ile
demokrasi arasındaki evliliği mümkün kılabileceği
kanıtını oluşturduğunu yazdı. Gazete şöyle
devam etti:
AB Kıbrıs konusundaki sorumsuz tutumu ile bütün bunları riske
atıyor. 2004 yılında BMnin adayı yeniden
birleştirecek bir konfederasyon sistemini öngören plan öncesi
uluslararası toplum tarafından tanınan Kıbrıs Rum
hükümetine bir üyelik garantisini verdi. Ankara, Kıbrıslı
Türkleri barış anlaşmasının lehinde oy kullanmayı
teşvik ederken Rumlar karşı oy kullandı ve şimdi Türkiyeyi
AB içerisinden engelliyor.
Financial Times, Brükselin Ankaradan Rum gemi ve uçaklarına izin
vermesini talep ederken Kıbrıslı Türklerin izolasyonunun sona
erdirilmesine ilişkin taahhüdünü yerine getirmediğine dikkat çekerek
Kıbrıs sorunu, üye devletler, Birliğin stratejik
çıkarlarını Lefkoşa (Rum) hükümetinin dar
çıkarlarının önünde tutarsa çözümlenebilir diye yazdı.
Gazete, mevcut duruma göre ABnin kötü niyetle hareket ettiği gibi göründüğünü
de belirti.
HURRIYET
01/12/06
İngiliz
Guardian gazetesi, Fransa, Almanya, Avusturya, Danimarka ve Hollandada
siyasilerin, seçmenlerindeki Türk, Müslüman ve göçmen karşıtı
hislere oynayarak Türkiyenin üyeliğine engel
çıkardığını belirtti. Gazete, AB Komisyonu'nun 8 başlıkta
müzakerelerin askıya alınması tavsiyesini de Avrupa
kapılarını kapatıyor şeklinde değerlendirdi.
Guardian gazetesinin başyazısında, bir yıl önce
Avrupalı liderlerin Türkiye ile üyelik müzakerelerine resmen
başladığını ve liderlerin bu desteği müzakereler
boyunca da sürdürmesinin beklendiği hatırlatıldı.
Ancak birkaç istisna dışında bunun gerçekleşmediğini
kaydeden gazete, kusurların ortaya atıldığı
konuşmalar öncesinde olumlu yanların vurgulandığı
sözlerin bile zorlukla duyulduğu değerlendirmesinde bulundu.
Avrupa kapılarını kapatıyor başlıklı
makalede, Fransa, Almanya, Avusturya, Danimarka, Hollanda ve bazı
diğer küçük ülkelerde siyasilerin seçmenlerine, Türkiyenin üyeliğine
karşı mesajlar gönderdiği vurgulandı. Gazete, söz konusu
ülkelerdeki siyasilerin bunu yaparken ülkelerindeki vatandaşların
Türk, Müslüman ve göçmen karşıtı duygularına
oynadığı yorumunu yaptı.
SON KARARDA TUTULMAYAN İKİ SÖZ ETKİLİ
AB Komisyonunun son tavsiye kararının alınmasında
tutulmayan iki sözün etkili olduğu kaydedilen makalede, ABnin
Kıbrıslı Türklere uygulanan ekonomik engelleri
kaldırmadığı, Türklerin de limanlarını Rumlara
açmadığı vurgulandı.
Makalede, bugün yaşanan gerilimin tohumlarının 2004
yılında atıldığını belirtilerek, 2004te
yapılan referandumda Kıbrıslı Türklerin Adanın
birleşmesine evet dediği ancak Rumların birleşmeye
karşı çıktığı hatırlatıldı.
Gazete, bu referandum başarılı olsaydı Adanın
birleşmesinin ve Kıbrısın AB üyesi olmasının
ardından Türkiye ile tam üyelik müzakerelerinin başlayacağını
kaydetti.
Guardian gazetesi son olarak, Benediktin de Papa olmadan önce Türkiyenin AB
üyeliğine karşı çıktığını ancak Türkiye
ziyaretinde Türkiyeye destek verdiğini hatırlattı.
HURRIYET
01/12/06
Okan KONURALP / ANKARA
Avrupa
Birliği- Türkiye ilişkilerindeki son durumu Hürriyete
değerlendiren CHP lideri Baykal " AB, liman ve
havaalanlarını açarak altın gol atmamızı bekliyor. Bu
gol kendi kalemize atacağımız altın goldür, ancak bu kadar
kısa sürede olmaz. AB süreci tıkanmıştır" dedi.
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, AB Komisyonunun
genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehnin, 8 müzakere
başlığının askıya alınması tavsiyesinde
bulunmasıyla ilgili olarak Hürriyete açıklamalar yaptı.
Kararı, "Hükümet başından beri yanlış bir yol
haritası çizdi. Ne yazık ki Kıbrısla AB arasındaki
bağlantıyı benimsedi ve taahhütlerde bulundu. Geldiğimiz
nokta bu taahhütlerin doğal sonucudur" sözleriyle değerlendiren Baykal,
şunları söyledi: "AKP hükümeti şimdi de Bunu böyle
götürelim, seçimden sonra hallederiz. Bunu ancak iktidara gelirsek biz
hallederiz. Bizi zor duruma sokmayın. Öbürleri iktidara gelirse
istediğiniz ödünleri hiç vermezler deme noktasına
gelmiştir"
Hem ABnin hem de Türkiyenin durum değerlendirmesi yapmaya ihtiyacı olduğunu
söyleyen Baykal, "Türkiyeden AB süreciyle ilgisi olmayan konular
sayesinde taviz almaya çalışmak çıkar yol değildir. Buna
teşne olan iktidarlar için de çıkar yol değildir. Seçimden sonra
da kimse umutlanmasın. Çünkü bambaşka bir tablo oluşacaktır"
uyarısında bulundu. Baykal, şunları söyledi:
KIBRIS BARAJI
Seçimden sonra, tıkanma konularının yeniden ele
alınması ve sürecin yeniden işletilmesi için her türlü
çabanın gösterilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Olli Rehn,
Türkiyeden bir altın gol beklendiğini söylüyor. Bu altın gol de
limanların ve havaalanlarının açılmasıdır. Çünkü
artık diğer şıklar önemini kaybetmiştir. Tüm AB süreci
Kıbrısa yönelmiştir. Ve aslında ABnin
atılmasını beklediği altın gol, kendi kalemize
atacağımız altın goldür. Bu kadar kısa sürede kendi
kalemize de olsa bu altın gol atılamayacağına göre AB
sürecinin şu an için tıkandığından bahsetmek daha
doğru olur. Türkiyenin AB ile ilişkilerinin önüne Kıbrıs bir
baraj gibi konulmuştur. Çözüm yolunda Kıbrıs ön şart haline
getirilmemelidir ve Türkiyedeki demokratik haklar kolektif haklar zeminine
çekilmemelidir. Ancak AB sürecinin de tadı kaçmıştır. Sekiz
başlığın askıya alınması tavsiyesiyle
karşı karşıyayız. Çünkü güven beraberliği
torpillenmiştir.
HER TALEBİ KABUL ETTİK
Bu kadar kısa bir sürede buraya gelinmesi, Türkiyenin AB
yolculuğu yol haritasının iyi çizilmediğini gösteriyor.
Çünkü Türkiye altından kalkamayacağı kararların altına
imza atmıştır. O taahhütler yapıldığı için
de bundan en büyük zararı Türkiyenin AB yolculuğu görmüştür.
ABden gelen her talebi kabul etme anlayışının bu
işleri hızlandırmayacağını söylemiştik. Bu
anlayış yanlıştı. İşler şimdi daha güç
olacaktır.
|
A.A |
|
|
|
AB Dönem Başkanı
Finlandiya'nın Başbakanı Matti Vanhanen, temaslarda bulunmak
üzere Ankara'ya geldi. Konuk
başbakan Esenboğa havaalanında Ankara Valisi Kemal Önal
tarafından karşılandı. Başbakan Recep Tayyip
Erdoğan'ın davetlisi olarak çalışma ziyareti için gelen
Vanhanen, Erdoğan ile bir araya gelecek. Başbakan Erdoğan
konuk başbakan onuruna akşam yemeği de verecek. Vanhanen
ile AB Komisyonunun müzakerelerin 8 başlıkta askıya
alınması tavsiyesinin ardından, müzakere sürecinin
geleceğinin ele alınması bekleniyor. Finlandiya'nın
Kıbrıs'ta çözüm için sürdürdüğü görüşmeler 27
Kasımda son bulmuştu. EUROMED dışişleri
bakanları toplantısı için Tampere'de bulunan
Dışişleri Bakanı ve Başbakan
Yardımcısı Abdullah Gül ve Kıbrıs Rum Yönetimi
Dışişleri Bakanı Yorgo Lillikas ile
yaptığı görüşmelerin ardından açıklama yapan
Finlandiya Dışişleri Bakanı Erkki Tuomioja,
görüşmelerin başarısızlıkla
sonuçlandığını duyurmuştu. AB
Komisyonu, Tuomioja'nın açıklamalarından 2 gün sonra,
beklenenden önce, tavsiye kararını açıklamış ve bu
Ankara'da "acelecilik ve diplomasiye fırsat verilmemesi"
olarak değerlendirilmişti. Helsinki
ve Brüksel'den tavsiye kararının değişebileceğine
yönelik sinyaller gelmesiyle Ankara, Rum kesiminin askıya alınacak
başlık sayısının artırılması ve
müzakere sürecini zorlaştırmaya yönelik diğer taleplerine
karşılık bu sayıyı düşürmek için çaba
gösteriyor. Vanhanen ile yapılacak görüşmelerde de bu yöndeki
beklentilerin iletilmesi bekleniyor. |
HURRIYET
01/12/06
Türkiye, AB'ye
akılcı yanıt verdi
Avrupa Birliği Komisyonu'nun önceki günkü tavsiye kararı, ben dahil
kamuoyunda tepkiyle karşılandı. AB, cüceliğini
göstermiş sırf iç politika gerekçeleriyle, Türkiye ile müzakerelerin
yavaşlaması yolunda adım atmıştı. Üstelik bunu
da, Kıbrıs sorununun arkasına saklanarak
yapmışlardı.
Dün bu köşeyi okuyanlar, ne kadar sert tepki gösterdiğimi
görmüşlerdi. Kamuoyu işte böylesine doluydu. Yani, her türlü
tahriğe açık, oy peşinde koşan, ucuz polemikçilik yapanlar
için son derece mümbit bir zemin oluşmuştu. Yeri göğü inleten
demeçler, masalara yumruk atmalar için en müsait ortam hazırdı. Hele
seçim sürecine girildiği şu sıralarda, ucuz politikalar ve
politikacıların tam günüydü...
Çok ilginçtir, Başbakan kısa vadeli, ucuzcu yaklaşımı
tercih etmedi.
Eğer sert tepkiler gösterip, AB'yi yerden yere vursa, örneğin bugün
gelecek olan Finlandiya Başbakanı'nın gezisini iptal etmesine
yol açsa, belki hepimizin kalbini alır, alkış toplar ve
kamuoyuna sempatik görünebilirdi. Ancak, yarın tekrar müzakere
masasına oturulduğunda ne olacak?
- Kamuoyunu nasıl ikna edebileceksiniz?
- AB ile nasıl pazarlık yapacaksınız?
Başbakan doğrusunu yaptı. Oy peşinde koşan, ucuzcu bir
siyasetçi gibi değil, bir devlet adamı gibi davrandı. Kendini,
bizler gibi sorumluluğu olmayan toplum kesitlerinin heyecanına
kaptırmadı.
* * *
AĞIRLIĞI
OLAN BİR LİDER...
Kimse Mehmet Ağar'ın bugünkü çizgiye gelebileceğini tahmin
edemezdi. Geçirdiği değişimi bir başka yazıya
bırakıyorum. Dün AB Komisyonu kararı hakkındaki sözleri çok
dikkatimi çekti.
Bir muhalefet lideri olarak, hükümeti yerden yere vurmasını, toplumdaki
AB aleyhtarlığını körüklemesini beklemiştim.
Hayret ettim.
Mehmet Ağar muhalefet lideri olmasına rağmen, AB konusunda
temkinli konuştu. AB'nin önemine değindi. Bu projenin Türkiye'nin
geleceği olduğunu söyledi.
Deniz Baykal ise, CHP lideri gibi konuştu ve hem AB'yi, hem hükümeti
yerden yere vurdu(!)
* * *
BUGÜN GÜLÜYOR, OYSA
ÜLKESİNİ BÖLÜYOR...
Kıbrıs Rum Cumhurbaşkanı Papadopulos bugünlerde halinden
çok memnun görünüyor. Siz de onun yerinde olsanız, eminim sizler de memnun
olurdunuz. Baksanıza, öyle bir rüzgar yakaladı ki, doyma keyfine
gitsin. Hiçbir şey yapmadan, müzakereleri yavaşlatmayı amaçlayan
2-3 AB üyesi sayesinde, Türkiye'ye istediği baskıyı
yaptırabiliyor. Altın bir fırsatı değerlendiriyor.
Belki farkında değil, ancak Avrupa Kıbrıs'ı kullanıyor.
Yoksa kimsenin umurunda bile değil. Kıbrıs Rumları'nın
hakları imiş, ahde vefa imiş, Kıbrıs sorununun
çözülmesiymiş, tam üyeliğin gerektirdiği
yapılıyormuş... Geçin efendim, geçin...
Avrupa'nın tek derdi, kocaman bir Türkiye'nin bir gün tam üye
olabileceğini kendi kamuoylarına unutturabilmek. Türkiye ile
müzakereler askıya alınıyormuş izlenimini verebilmek. Kendi
toplumlarını aldatmak...
Bütün bu oyunun orta yerinde de, Güney Kıbrıs var. Bugün gelinilen
noktada, Kıbrıs AB'yi kullanıyormuş, Türkiye'yi köşeye
sıkıştırmış ve istediğini elde
ediyormuş sanılıyor. Papadopulos KKTC'yi teslim
alıyormuş gibi bir hava oluşuyor.
Papadopulos ve arkadaşları çok yanılıyorlar.
1. Bugün sırtlarını sıvazlayan AB ülkeleri,
çıkarlarının bittiği gün, Papadopulos'u satacaklardır.
Bugün ne diyorlarsa tam tersini söyleyecekler ve Türkiye'yi destekleyecekler.
Kıbrıs'ı satacaklar.
2. Papadopulos bu yaklaşımla, Türkiye'ye boyun eğdireceğini
ve yeni ödünler alacağını sanıyorsa, çok
yanılıyor. Aksine, Türk kamuoyunu sertleştiriyor. En basit
jestleri yapmak dahi zorlaşıyor. Elindeki kartları, gerçek
değerinden çok daha fazlasıyla kullanıyor.
3. Papadopulos, Kıbrıs'ı bölüyor. Güney ile Kuzey
arasındaki farkı daha da kemikleştiriyor.
MEHMET ALI
BIRAND MILLIYET 01/12/06
Dön
dolaş yine Kıbrıs
01/12/2006
RADIKAL
AB yalnızca
hukuki saiklerle karar almaz. Siyasi, stratejik saikleri de hesaba katar.
Avrupa Komisyonu'nun Türkiye'ye ilişkin son önerisi bu gerçeğin
altını bir kez daha çizdi.
Türkiye, üyelik müzakerelerine başlamanın
karşılığında AB ile Gümrük Birliği'ni bu yıl
sonuna kadar Kıbrıs'ı da içine alacak biçimde
genişleteceğine ilişkin bir yükümlülük üstlenmişti.
Gelgelelim Ankara, kendince nedenlerle yükümlülüğünü yerine getirmedi.
Avrupa Komisyonu şimdi buna karşılık, AB Konseyi'ne, söz
konusu yükümlülükle doğrudan bağlantılı gördüğü sekiz
başlıkta Türkiye'yle müzakerelere başlanmamasını öneriyor.
Ancak aynı Avrupa Komisyonu, Türkiye'yle diğer 26
başlığın müzakerelere açılması
çağrısında da bulunuyor.
Ankara elbette bu karar önerisini eleştirecek, lehte değişiklik
için çaba harcayacak. Müzakere sürecinden Kıbrıs ipoteğinin
bütünüyle kaldırılmasını isteyecek. Olmadı ki pek
olacak gibi değil, bir yandan müzakereye açılmaması önerilen
başlık sayısını azaltmaya, bir yandan da müzakereye
açılması istenen başlıklarda bir an önce masaya
oturulması için uğraşacak. Hiç yoksa, AB Konseyi'nde Avrupa Komisyonu'nun
önerisinden daha ağır bir karar çıkmasını önlemeye
çalışacak.
Benzer biçimde Rum yönetimi de Türkiye söz konusu yükümlülüğünü yerine
getirene kadar tüm müzakere sürecinin askıya alınması için
bastıracak. Olmadı ki pek olacak gibi değil, bir yandan
müzakereye açılmayacak başlıkların sayısını
artırmaya, bir yandan da Türkiye'ye yükümlülüğünü yerine getirmesi
için mühlet verilmesini sağlamaya uğraşacak.
Anlaşılan
o ki nihai kararın alınacağı 14-15 Aralık'taki AB
Konseyi zirvesine kadar Lefkoşa-Ankara-Brüksel hattı bir kez daha
yoğun bir diplomatik pazarlık sürecine sahne olacak. Gelgelelim, bu
pazarlıklardan, Avrupa Komisyonu'nun önerisini kökten
değiştirecek bir sonuç çıkması pek olası görünmüyor.
Kaldı ki AB Konseyi kararlarında genelde Avrupa Komisyonu'nun
önerileri aynen benimsenir. Nitekim çoğu lider, şimdiden Avrupa
Komisyonu'nun önerisini yerinde bulduğunu açıkladı. Tüm bunlar
göz önünde bulundurulduğunda, AB Konseyi'nin kararının, Avrupa
Komisyonu'nun önerisinden nitelik açısından farklılık
taşımayacağı söylenebilir.
Avrupa Komisyonu'nun önerisinin en önemli yanı, 'şu aşamada'
Türkiye'nin AB'ye üyelik sürecinin kesintiye uğramadan sürmesini,
Türkiye'nin AB yörüngesinde kalmasını güvenceye alması. Evet,
sekiz başlıkta müzakerelere başlanmamasının istenmesi,
süreci gölgeyebilir, kapsamını daraltabilir, yavaşlatabilir.
Ancak şu temel gerçeği unutmamak gerekiyor: AB'yle müzakere süreci
demek, aday ülkenin AB'yle masaya oturup bir pazarlığa girişmesi
değil, AB muktesebatına kendini uyarlaması demek.
Dolayısıyla, Türkiye söz konusu sekiz başlıkta neler
yapması gerektiğinin zaten farkında. Bir yıl süren tarama
süreci boşuna yapılmadı. Bu süreçte tüm
başlıkların analitik incelemesi gerçekleştirildi,
eksiklikler, aykırılıklar, yetersizlikler belirlendi ve Ankara'nın
önüne konuldu. Diğerleri gibi sekiz başlıkla ilgili 'ev ödevi'
bilinmiyor değil. Geriye başlık açılsın
açılmasın oturup çalışmak kalıyor.
Avrupa Komisyonu sekiz başlık dışında kalan 26
başlığın müzakereleri tamamlansa bile Türkiye
Kıbrıs'la ilgili yükümlülüğünü yerine getirene kadar hiçbir
başlığın kapatılmamasını da istiyor. Bu,
kimilerince Türkiye'nin AB'ye üyelik sürecinin, söz konusu yükümlülüğün
yerine getirilmesine bağlanmasına olarak yorumlanıyor. İyi
de başından beri böyle zaten. Tüm başlıkları kapatmadan,
Katılım Anlaşması'nı nasıl imzalayacak Türkiye? Kaldı
ki, Türkiye'nin bırakın yükümlülüğü gereği liman ve
havalimanlarını Kıbrıs'a açmayı, Kıbrıs'la
ilişkileri bütünüyle normalleştirmeden AB'ye üyelik sürecini
tamamlayabileceğini sanıyorsak yalanda yaşıyoruz.
Buradaki
tehlike o değil, şu: 26 başlığın müzakereleri
tamamlandığında yükümlülük hâlâ duruyorsa, işte o zaman
Türkiye ile AB arasındaki müzakereler durur, üyelik süreci kesintiye
uğrar. Bu tehlikeyi hepten ve bir kere de bertaraf etmenin yolu belli:
Kıbrıs sorununun çözümü. Avrupa Komisyonu'nun önerisinde,
Kıbrıs'ta kapsamlı çözüm görüşmelerinin yeniden
başlamasının önemine dikkat çekilmesi boşuna değil.
Papadopulos,
limanları açması için Ankara'ya zaman sınırı
konulmasını istiyor ve tehdit ediyor: Hiçbir
başlığı açtırmayız. Finlandiya: Tavsiye
kararı değişebilir
01/12/2006
RADIKAL
YORGO
KIRBAKİ
ATİNA
- Türkiye'nin Gümrük Birliği Ek Protokolü uyarınca
limanlarını Rumlara açmaması karşısında Avrupa
Komisyonu'nun müzakerelerin 35 başlığından sekizinin
açılmamasını tavsiyesi sonrası, top 11 Aralık'taki AB
Dışişleri Bakanları toplantısında. Tavsiyeden
memnun kalmayıp Türkiye'ye limanlarını açması için zaman
sınırlaması koyulması için bastıran Rumlar, 11
Aralık'ta istediklerini alamazsa, meseleyi 14-15 Aralık'taki liderler
zirvesine taşıma ve gerekirse tüm başlıkların
açılmasını veto tehdidi savuruyor. Alman Başbakanı
Angela Merkel de, önceki gün "AB Konseyi 18 ay içinde Türkiye'nin
ilerlemesini rapora bağlayabilir" sözüyle Rumlara göz
kırptı.
Rum Yönetimi ile Atina'nın hedefi, AB zirvesinde Türkiye'nin protokolü
uygulaması için ültimatom şeklinde tarih belirlenmesi. Türkiye'ye
Haziran 2008'e dek süre tanınmasını kabul edilebilir buluyorlar.
Rum kaynaklar, "Sekiz başlığın askıya alınması,
Kıbrıs'ın 35 başlık üzerindeki söz hakkını
elinden alıyor. 35 başlığın açılması veya
kapanması üzerinde veto hakkımız var. Komisyon, BM
çatısında çözüm için iki toplumun çaba göstermesini istiyor. Bir AB
bir üyesi bir toplumla nasıl eş tutulabilir" diyor. Nitekim Rum
lideri Tasos Papadopulos, "Tatmin olmadık, çünkü Türkiye'ye
yükümlülüklerini yerine getirmesi için baskı uygulamıyor. Durumun
tekrar değerlendirileceği
zaman sınırı konulmadan etkin baskı olmaz" diye
itiraz etti. Komisyon'a "Bazı başlıkların bir şey
olmamış gibi dondurulması yaptırım değil. Sadece,
Türkiye'ye yükümlülüklerini yerine getirmeme hazzı verir" diye çatan
hükümet sözcüsü Hıristodulos Paşardis de, 11 Aralık'ta
istediklerini alamama ihtimaline karşı şu tehdidi savurdu:
"Türkiye'nin müzakerelerinde hiçbir başlığın
açılmasına izin vermeme hakkımızı
kullanırız. Anlaşmazlığımızı
bildirdiğimizde varılacak sonuç geçersiz olacaktır. Karar için
oybirliği gerek."
Gül: Atina oyuna
çevirdi
Oysa diğerleri Türkiye kararının zirveye
taşınmamasını istiyor. Bugün Rum Kesimi'ne gidecek Yunan
Dışişleri Bakanı Dora Bakoyani'nin
yardımcısı Yannis Valinakis, "Türkiye'ye verilecek mesaj
sert olmalı" çıkışı yaptı. Atina ayrıca
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün 7-8 Aralık'taki
ziyaretinin ertelenmesine neden olan BM Güvenlik Konseyi
toplantısının 12 Aralık'a
alındığını, böylece ziyaretin önündeki engelin
kalktığını duyurdu. Ama Gül, "Bu işi oyuna
çevirdiler" diyerek başka bir tarihte gitmeyi tercih ettiğini
söyledi.
Tuomioja: Bakanlar
değiştirebilir
Finlandiya, 11 Aralık'ta muhtemelen tavsiyenin bazı kısımlarının
değiştirileceğini belirtti. Dışişleri Bakanı
Erkki Tuomioja, "Muhtemelen tavsiye değiştirilecek. Nasıl
değişecek diye bana sormayın" dedi. Komisyon ise tavsiyesinin
kabulünü istiyor. Alman vekillere seslenen Komisyon Başkanı Jose
Manuel Barroso, tavsiyenin 'adil, dengeli, güvenilir' olduğunu söyleyip
"Kapıyı kapamıyoruz Yükümlülüklerine uymada istekli
olduğunu göstermek Türkiye'ye kalmış" dedi. Barroso, 11
Aralık'a dek ortak tavır belirlenmesini istedi.
* * * * * * * * * *
Dış
basından...
Kathimerini: Türkiye'nin müzakerelerine zaman sınırı
koyulmadan kısmi donduruluyor. Etnos: AB Türkiye'yi
okşadı...Baskılar Kıbrıs'a. To Vima: Ankara'da da
Atina'da da Lefkoşa'da da yüzler asık. Ta Nea: Herkes farklı
nedenlerle Komisyon'dan memnun değil. Elefterotipia: Türkiye'ye zaman
tanıma oyunu.
Filelefteros: AB gergin ip üzerinde yürüyor. Politis: Bu tavsiyeyle
Türkiye AB mührü ile okşandı.
The Guardian: Britanya, Kıbrıs'la doğrudan
bağlantılı üç başlığın açılmaması
için bastırıyordu. Ama sonunda kararı kabul edecek gibi.
Financial Times: Ankara'nın AB talebi hâlâ rayında. Daily Telegraph:
AB liderlerinin tepkileri bölünmenin derinliğini gösterdi. Times: Liderler
zirvesinde yine Türkiye kavgası olacak. Independent: Açılmaması
önerilen başlık sayısı beklenenden çok.
Le Figaro: Britanya'nın itirazına karşın Avrupa
Komisyonu, sert tavsiyede bulundu. Liberation: Komisyon, daha az kapsamlı
bir öneride bulunamazdı. Fransa da bazı başlıkların
askıya alınmasında rol oynadı.
El Pais: Komisyon'un tavsiyesi Türk hükümeti için çok büyük
sıkıntı oluşturmayacak gibi görünüyor.
AB
kararı daha da kötüleşebilir
Hükümet
şimdilik ılımlı tepki veriyor. Ancak zirvedeki karar, daha
ağır olabilir
01/12/2006
RADIKAL
Ankara şu
anda çabalarını önceki gün AB Komisyonu'nun sürpriz bir kararla erken
açıkladığı tavsiyelerinin 14-15 Aralık zirvesinde daha
da ağırlaşarak karara dönüşmemesine
yoğunlaştırmış bulunuyor. Sorduğunuzda, diplomat
ve siyasetçiler, size kararı geri aldırmaya
çalıştıklarını söylüyorlar. Ancak biraz daha derine
inince, şu ana dek Komisyon'un Türkiye hakkındaki tavsiyelerinin
Konsey tarafından hafifletildiği örneğinin
bulunmadığı kabul ediliyor. Ayrıca, Komisyon
kararının hangi koşullarda açıklandığı ve
şu anda Avrupa'da ne gibi tartışmaların
yaşandığına ilişkin perde gerisi bilgiler, durumun
Türkiye açısından pek de Genişleme Komiseri Olli Rehn'in
'Altın gol' benzetmesindeki kadar kolay olmadığını
gösteriyor.
Örneğin dünkü ajans haberlerinde Kıbrıs Rum Cumhuriyeti
yetkililerinin Türk liman ve havaalanlarının kendilerine
açılmamasının bedeli olarak sekiz fasılda müzakerelere
başlanmaması kararı alınmasının Türkiye'yi
'cezalandırmak' sayılmayacağı yolunda
açıklamalarını bulabilirdiniz. Ya da bazı Avrupa Parlamentosu
üyelerinin, 'Yani liman ve havaalanlarını açarsa Türkiye'yi
ödüllendirecek miyiz?' diye Rehn'in 'Altın gol' hedefini şimdiden
boşa çıkarmaya çalışmalarını.
AB Komisyonu Başkanı Manuel Barroso ise, üyeleri 'Türkiye ile
görülşmelerin yavaşlatılması' tavsiyesine uymaya
çağırdı.
Zaten önceki gün açıklanan tavsiyelerin zamanlamasının da
tamamen Barroso'nun tercihi olduğu konuşuluyor diplomatik kuliste.
Aslında Komisyon'un kararını 6 Aralık için Türkiye'ye
verilen 'kıbrıs-limanlar' süresinin bitiminde ilan edileceğini
düşünen AB bürokratları ve diplomatlarının çoğu için
de zamanlamanın sürpriz sayılması bu nedenle. Kulisteki
bilgilere göre, Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac ve Almanya
Şansölyesi Angela Merkel, sürekli telefonlarıyla Barroso'yu Türkiye konusunda
öylesine bunaltmışlar ki, üzerindeki baskıyı azaltmak ve bu
arada (muhtemelen İngiltere, İspanya ve İsveç'in karşı
ataklarıyla) 'Türkiye'ye biraz daha manevra alanı tanımak'
adına tavsiyelerin erken açıklanmasını istemiş.
Çarşamba günü, Komisyon henüz tavsiyelerini açıklamamışken,
İngiltere Başbakanı Tony Blair'in Riga'daki NATO
toplantılarının yapıldığı binadan
çıkarak, BBC'ye 'Türkiye'ye yanlış mesajlar vermemiz yanlış
olur' tütünden bir uyarıda bulunması da, yine Chirac ve Merkel'in
daha sert taleplerine karşı yapılmış bir 'önleyici
hamle'olarak yorumlanıyor. Barroso'nun 'erken' açıklamadaki bir
amacının da, 5 Aralık'ta (yani Türkiye'ye daha önce
verilmiş olan Kıbrıs tarihinden bir gün önce)
buluşmalarında daha sert bir karar alınmasını önlemek
olabileceği konuşuluyor.
Almanya'nın güneyindeki Mettlach kasabasında yapılacak bu
toplantı, temel olarak Polonya Başbakanı Lech Kaczynski'yi,
Rusya ile stratejik enerji anlaşmasına ikna etme amacını
taşısa da, Türkiye konusunun da görüşüleceğine kesin gözüyle
bakılıyor.
Türkiye konusu özel olarak çarşamba gecesi Brüksel'de olağanüstü
toplanan AB ülkeleri Brüksel Temsilcileri (COREPER) toplantısında ele
alınmış. Bazı ülkeler, Kıbrıs, Yunanistan,
Avusturya, Danimarka gibi, Komisyon tavsiyelerinin sertleştirilmesinden
yana. Fransa ve Almanya, Türkiye üzerinde daha çok baskı
kurulmasını ve Merkel tercihan Türkiye'ye ayrıcalıklı
üyeliğin resmen önerilmesinden yana. İngiltere, ispanya, İsveç
ve İtalya Türkiye'nin üzerine fazla gidildiğini ve zaman
tanınmasını istiyor. Diğer ülkeler ise kararsız, ya da
merkezlerinden bu konuda talimat almamış izlenim vermişler
toplantıda Dönem başkanlığını 1 Ocak'ta resmen
Almanya'ya devredecek Finlandiya hâlâ ısrar ve iyi niyetle
uğraşıyor. Bugün Ankara'da Başbakan Tayyip Erdoğan ile
görüşecek olan Finlandiya Başbakanı Matti Vanhanen neyi
değiştirebilir, bu belli değil.
Erdoğan'ın anlaşılmaz bir ısrarla hâlâ sivil toplum
örgütlerine sorumluluk yıkmaya çalıştığı 301
değişikliğini Meclis'e sevk etmesi dahil henüz durumun daha da kötüleşmemesi
için zaman geçmiş değil. Özellikle Dışişleri
Bakanı Abdullah Gül tarafından savunulan 'Oyuna,
kışkırtmaya gelmeyelim' çizgisi doğru. Ama bu çizgiyi
savunurken, doğru yönde adım atma fırsatlarını da
zamanlıca kullanmak gerekiyor. Kötünün kötüsü senaryodan
kaçınmanın yolları hâlâ mevcutken..
Rum
"Ohi"ye hazırlanıyor
"TÜRKİYE
İÇİN BU CEZA YETERLİ DEĞİL"... Rum siyasiler, AB
Komisyonu'nun, Avrupa Konseyi'ne Türkiye ile üyelik müzakerelerindeki 35
başlıktan 8'inin dondurulmasını önermesinin yeterli bir
yaptırım olmadığını savunarak, eleştiride
bulundu. AKEL Genel Sekreteri ve Meclis Başkanı Dimitris Hristofyas,
AB Komisyonu'nun kararının, Türkiye için ceza
olmadığını savundu ve daha fazlasını
beklediğini belirtti.
İZLENECEK TUTUM, YUNANİSTAN'LA BİRLİKTE
BELİRLENECEK... Rum basını, Rum yönetiminin,
yaptırımlarla ilgili AB Komisyonu kararının kabul
edilmesinin söz konusu olmadığını, konuya ilişkin
kesin kararın ve izlenecek tutumun, Rum yönetimi başkanı Tasos
Papadopulos ile Dışişleri Bakanı Yorgos Lillikas'ın,
Yunanistan Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni ile
yapacakları görüşmelerden sonra netleşeceğini yazdı.
Rum yönetimi başkanı Tasos Papadopulos, "Avrupa
Komisyonu'nun Türkiye ile ilgili kararından memnun değiliz, çünkü
yükümlülüklerini yerine getirmesi konusunda Türkiye'ye hiçbir baskı
getirmiyor" iddiasında bulundu.
Rum radyosunun haberine göre Avrupa Komisyonu tarafından
alınan kararın, hiçbir şekilde yardımcı
olmadığı görüşünü savunan Tasos Papadopulos, "Bugün
Türkiye'ye verilen, güçlü bir mesaj değildir. Bu mesaj, Ankara'nın
tavrının yeniden gözden geçirilmesine dair bir takvim olmadan sonuç
getirici olamaz" şeklinde konuştu.
Tasos Papadopulos şunları söyledi:
"Türkiye'ye güçlü bir mesaj verilmesi herkesin isteğidir.
Bir mesaj verildi, ama güçlü değildi. Ancak herşeyden önce,
-teşvik demeyim de- Türkiye'nin daha başka veya daha çok
yaptırımlara maruz kalacağına ikna olması için
Türkiye'nin tavrının yeniden değerlendirileceği bir takvimle
birlikte olmadığı sürece baskı, sonuç getirici
olamaz."
Rum yönetimi başkanı, muhatap olduğu bir soru üzerine;
Rum yönetiminin ne tür hareketlerde bulunacağını
açıklamaktan kaçınarak, "Ne yapacağımız konusunu,
-kolayca anlaşılacağını zannediyorum- müsaade edin de
burada açıklamayayım" dedi.
Rum siyasi partileri de
AB Komisyonu'nu eleştirdi
Rum siyasi partileri, AB Komisyonu'nun, Türkiye ile üyelik
müzakerelerindeki 35 başlıktan 8'inin dondurulmasını,
Avrupa Konseyi'ne önermesine tepki göstererek eleştiride bulundu.
Haravgi'ye göre, Rum Hükümet Sözcüsü Hristodulos Paşardis,
Türkiye'nin katılım müzakerelerinde birkaç
başlığın dondurulmasının, Türkiye'nin hiçbir
şey olmamış gibi üyelik sürecini devam ettirmesine
yaptırım teşkil etmediğini savundu.
AB'nin Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn'in Brüksel'deki
açıklamasından önce gazetecilere açıklama yapan Paşardis,
AB Komisyonu önerisinin, sadece, Türkiye'ye, AB yükümlülüklerini yerine
getirmemesi hazzını vereceğini de ileri sürdü. Paşardis,
ayrıca şunları söyledi:
"Nihayetinde bunun, Konsey zirvesinin benimseyeceği sonuç
olup olmayacağını bilmiyorum. Kıbrıs, gereken
sorumluluk ve sağduyuyla olayları göğüslemektedir. Hükümet, bu
tür ciddi konulardaki düşüncesini ve tepkisini, kamuoyu önünde değil
gerektiği zaman ve yerde dile getirecek."
KS EDEK Başkanı Yannakis Omiru, konuya ilişkin
yaptığı açıklamada, Türkiye'nin AB yükümlülüklerini
uygulamayı ret etmesine ilişkin olarak bu ülkeye uygulanacak
yaptırımlarla ilgili Rehn'in tavsiyelerinin, hem yetersiz hem de
kabul edilemez olduğunu ileri sürdü.
Omiru, gerek müzakerelerde birkaç başlığın
ertelenmesinin önerilmesi gerekse de yeni değerlendirme ve takvime
ilişkin öngörü eksikliğinin, Türkiye'yi yükümlülüklerinden azat
etmeyi ve de şartsız katılım diyaloguyla ilgili ön koşulları
garanti altına aldığını da söyledi.
Rum Çevreciler ve Ekologlar Hareketi Genel Sekreteri Yorgos Perdikis,
Rehn'in davranışını ve tutumunu kınayarak, Rum
Yönetimi'ni, Rehn'in tutumuna boyun eğmemeye çağırdı.
Alithia'ya göre, DİSİ Başkanı Nikos Anastasiadis,
yaptığı açıklamada, AB Komisyonu'nun Türkiye ile ilgili 8
başlığın dondurulması ve diğer
başlıkların kapanmamasına ilişkin önerisini,
hoşnutsuz bir gelişme olarak nitelendirerek, bunun, kendilerini
düşündürmesi gerektiğini belirtti.
Gerek "Lefkoşa", gerek Atina, gerekse herkesin bu
konuda düşünmesi gerektiğine dikkat çeken Anastasiadis, ileriki
adımların ne olacağı ve nasıl hareket edileceğine
de karar verilmesi gerektiğini söyledi.
Anastasiadis ayrıca, "AB'nin sonucu olamayan bir kararı
olduğuna şüphe yoktur. Anlayış gördüğüne
inandığımız şeyin, herkes tarafından
anlaşılmadığı görülüyor" şeklinde de
konuştu.
AKEL Genel Sekreteri ve Meclis Başkanı Dimitris Hristofyas,
MEGA TV'ye yaptığı açıklamada, AB Komisyonu'nun
kararının, Türkiye için ceza olmadığını
savunarak, daha fazlasını beklediğini belirtti. Hristofyas
ayrıca, Komisyonu'nun önerisinin nihai bir karar
olmadığını, görüşme için zemin teşkil
ettiğini ifade etti.
AKEL Basın Sözcüsü Antros Kiprianu ise, yaptığı
açıklamada, partisinin, Komisyonu'nun kararıyla hem fikir
olmadığını belirterek, Türkiye'nin istifini bozmadan AB'a
yönelik olarak ilerlemesinin mümkün olmadığını da savundu.
Kiprianu ayrıca, Türkiye'nin AB'ye yaklaştıkça,
doğulu değil Avrupalı olması gerektiğini de ileri
sürdü.
DİKO Başkanı Marios Karoyan, öneri konusunda
açıklama yapmaktan çekinirken, AB belgelerinin genellikle farklı
yorumlara yol açtığını söyledi.
"Lefkoşa kararı bloke edecek"
Fileleftheros, "Lefkoşa Yalnız Kalsa Bile Kararı
Ret Ediyor" başlıklı haberinde, 25'ler arasında
yalnız kalsa bile Rum Yönetimi'nin, yaptırımlarla ilgili AB
Komisyonu'nun kararını kabul etmesinin söz konusu
olmadığını yazdı.
Gazete, Güney Kıbrıs'ın, 14 Aralık'taki zirvede
Türkiye ile ilgili sonuç bildirgesini bloke etmeye hazır göründüğünü,
kararın ardından "Lefkoşa"da hâkim olan havanın,
bu yönde olduğunu da yazdı.
Habere göre, konuya ilişkin kesin karar ve de izlenecek tutumun,
Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos ile Dışişleri
Bakanı Yorgos Lillikas'ın, Yunanistan Dışişleri
Bakanı Dora Bakoyanni ile yapacakları görüşmelerden sonra
netleşecek.
Politis ise, "Lefkoşa'nın Türkiye'nin
Yaptırımlarıyla İlgili Hedefleri - Etkisizleştirme
İçin Mücadele" başlıklı haberinde, Komisyonu'nun
kararının ardından Güney Kıbrıs ve Atina'yı zor
günlerin beklediğini belirterek, her ikisinin de daha çok
başlığın dondurulması arzusu içerisinde olduğunu
yazdı.
Habere göre, Rum Yönetimi'nin, dün, kararı
ayrıntılı bir biçimde yorumlaması bekleniyordu.
Avrupa Komisyonu'nun kararı ve Rehn'in açıklamaları
Rum gazeteleri ayrıca, AB Komisyonu'nun kararına ve de
Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn'in açıklamalarına
geniş bir biçimde yer verdiler.
Haberi "AB'den Türk Çiftetellisi - Ankara, Blair, Barasso ve
Rehn'in Kara Gözünün Hatırına 'Oynadılar' "
başlıklarıyla veren Fileleftheros, AB Komisyonu'nun
kararının çıkmasına ilişkin olarak "ABD'nin
sipariş verdiğini, İngiltere Başbakanı Tony Blair'in
bu konudaki sesi duyurduğunu, Komisyon Başkanı Jose Barosso'nun
emri verdiğini, Rehn'in ise 'taklit yaptırımlar' paketi sunarak,
isteği yerine getirdiğini" ileri sürerek, paket içerisinde yer
alan önerilere yer verdi.
Rehn'in açıklamalarına da geniş bir biçimde yer veren
gazete, Rehn'in, Rum Yönetimi'nin Türkiye'nin değerlendirilmesi için yeni
bir zaman takviminin sunulmasıyla ilgili talebini boşayarak, bunun
sonuç vereceğine inanmadığını söylediğini
yazdı.
Habere göre, AB Komiseri Markos Kiprianu, önceki günkü Komiteler
Koleji toplantısı sırasında yeni bir değerlendirme
takvimi çerçevesinde bir miktar başlığın
dondurulmasını talep etti. Bu tez, Yunan Komiser Stavros Dimas
tarafından da desteklenirken, İsveç, İngiltere, İrlanda ve
Baltık ülkelerinden olan çık sayıda Komiser'in, Rehn'in
önerisinin nihai analizine hizmet eden, dondurulacak olan
başlıkların sayısının azaltılmasını
talep etti.
Politis ise, haberi "Damgalı
"Okşayış" şeklinde vererek, AB Komisyonu'nun,
AB'nin Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn'in Türkiye ile ilgili
"ağrısız yaptırımlarını"
onayladığını yazdı. Diğer gazetelerin konuyla
ilgili başlıkları şöyle:
Alithia: "Türkiye'ye İlişkin Sözde
Yaptırımlar Kıbrıs İçin Bumerang. Vetoyu Bize
İptal Ettiler - Havuçsuz Kırbaç"
Haravgi: "ABD ve NATO Şartları Belirledi"
Simerini: "Türkiye'ye Yönelik Önerilmiş
Yaptırımlarla ilgili Olarak Avrupa Komisyonu İkiye Bölünmüş
- Lefkoşa'da Ağır Hava"
Mahi: "Türkiye'nin Üyelik Süreci 'Buzlukta' "
KIBRIS 01/12/06
Cyprus threatens to halt Turkey
talks amid EU rift
By Michele Kambas
CYPRUS threatened
yesterday to block Turkey's European Union talks in a row highlighting
divisions within the 25-nation bloc over Ankara's entry drive.
The European Commission proposed on Wednesday freezing talks on eight out of 35
negotiating areas, or chapters, until Ankara opens its ports to Cypriot
shipping. But Cyprus, backed by some other Turkey sceptics, said this was too
weak.
EU foreign ministers will decide on December 11 whether to back the
recommendation. EU Commission chief Jose Manuel Barroso said yesterday he
expected the ministers to endorse the proposal.
"If we are not satisfied with the EU conclusions (at the December 11
meeting), we will register our disagreement and the conclusions will not be
valid," said Cypriot government spokesman Christodoulos Pashiardis.
"In such a case, we will revert and exercise our right not to permit the
opening of chapters of Turkey's accession course."
Earlier, Cypriot President Tassos Papadopoulos expressed his frustration with
the recommendation, saying it was too soft.
"We believe it does not offer any form of pressure on Turkey to comply
with its obligations... This is not helpful at all," he told Reuters
during an economic conference in Nicosia.
Significantly for Ankara, the Commission did not set a new deadline for Turkey
to comply with its request.
"There should be incentives, pressure if you like, which cannot exist
without a timeframe for reviewing the accession of Turkey so it will comply, or
face sanctions," said Papadopoulos.
Commission chief Barroso, speaking in Berlin, urged Turkey to comply, but made
clear he wanted the process to continue.
This is not an opportunity to chase Turkey away from the negotiating
table," he said.
Foreign Minister Erkki Tuomioja of Finland, whose country holds the EU's
rotating presidency, said the proposal would probably be changed at the
December 11 meeting.
Barroso criticised Turkey's record on reforms as well as its Cyprus stance.
"We have not been happy with the evolution (of its reforms)," he told
German lawmakers. He said Turkey's reforms had been slowing down in a number of
areas, including women's rights, freedom of the press and expression and trade
unions.
Turkey's EU accession process, launched in October 2005, has ground to a
virtual halt in recent months due to the issue of Cyprus, whose internationally
recognised Greek Cypriot government is not recognised by Ankara.
Turkey keeps about 35,000 troops in Cyprus's breakaway Turkish Cypriot state in
the northern part of the island. It says it will only open its ports to the
Greek Cypriots when the EU lifts trade restrictions against the Turkish
Cypriots.
Turkish Prime Minister Tayyip Erdogan has put a brave face on the Commission's
recommendation, saying it does not amount to a real suspension and vowing to
press on with political reforms.
Turkish financial markets have also reacted calmly due to relief the proposed
suspension was so narrowly focused. The lira currency and share prices firmed
further yesterday.
Turkish newspapers gave the news a positive spin.
"Not a crash but a jolt," said the liberal daily Radikal.
But some of the European press were less sanguine.
France's conservative Le Figaro spoke of an "open crisis between Europe
and Turkey". Britain's left-leaning Guardian said Turkey and the EU were
set on a collision course.
Elmar Brok, a senior German conservative member of the European Parliament,
called the Commission's recommendation totally inadequate. "No new
negotiating chapter should be opened until Turkey has met its legal
obligations," Brok said.
EU member Cyprus was invaded by Turkey in 1974, following a short-lived coup in
Nicosia engineered by the military junta then ruling Greece.
CYPRUS MAIL 01/12/06
December 1 2006 FT
Some 43 years after beginning its
long courtship of Europe and barely a year after opening entry talks with
Brussels, Turkey's bid for European Union membership may have just hit a wall.
Olli Rehn, the EU enlargement
commissioner who earlier this year warned the talks could end in a "train
crash", said this week his measured response to the impasse in the
negotiations meant "there will be no train crash". Rather,
"there will be a slowing down because of works further down the line; the
train will continue to move". Really? Let us hope he is driving.
Mr Rehn's proposal is to suspend negotiations on
eight of the 35 chapters of EU law Turkey needs to adopt before it enters the
Union. This is, put overly simply, in response to Ankara's refusal to open up
its ports to Cyprus, an EU member. It is harsher than Turkey's EU allies - the
UK, Spain, Sweden and Italy - wanted, but has delighted politicians in Germany,
Austria, Holland and France who think a poor, Muslim country like Turkey has no
business inside the EU in the first place.
In either case, there is a distinct possibility
that the Turkish government of Recep Tayyip Erdogan, pressed from all sides but
up for re-election next year, will simply walk away.
Irrespective of whether it is any longer realistic
to believe Turkey will one day join the EU, that would be a geopolitically
catastrophic train wreck.
Europe is the ambition that has held together
Turkey's otherwise antagonistic and fiercely secular army with Mr Erdogan's
neo-Islamist government, with full but now fast-dwindling popular support. It
is also the engine of sweeping reform, especially to en-trench democratic and
minority rights. It is, above all, proof that the EU can sponsor a marriage between
Islam and democracy, a sort of Euro-Islamism analogous to Christian Democracy
that can steer a path to modernity and survive the violent dislocations on the
way. Mr Erdogan is leading democratic change in a region where Islamists have
at best provided alibis to despots determined to prevent democracy.
The EU put all this at risk by its irresponsible
attitude to Cyprus. In advance of a 2004 United Nations plan for a confederal
system to reunite the island, the EU gave the internationally recognised Greek
Cypriot government a guarantee of entry. While Ankara cajoled Turkish Cypriots
to vote for the peace deal, the Greek Cypriots self-indulgently voted against -
and now obstruct Turkey from within the EU.
While demanding Ankara admit Cyprus ships and goods,
Brussels has not delivered on its pledge to end the isolation of Turkish
Cyprus. The Cyprus issue can be resolved if member states are prepared to put
the strategic interests of the Union above the narrow interests of the Nicosia
government. On present form, however, the EU is now widely seen to have
retreated behind a wall of dissembling waffle and to be acting in bad faith.
Avrupa Birliği
Komisyonu'nun Türkiye için kurduğu tuzak
Arkadaşımız Utku Çakırözer önceki günkü analiz haberinde AB
Komisyonu'nun son tavsiye kararında Türkiye açısından ortaya
konan, ileriye dönük çok önemli bir tuzağı güzel tespit etmiş.
AB'nin geçmişine bakarak ben şahsen bu tuzağı
kuranların başını Fransa'nın çektiğini
düşünüyorum. Nedeni de bence malum. Ama önce Çakırözer'ın
söylediğini hatırlatmakta yarar var.
AB Komisyonu'nun askıya alınmasını tavsiye ettiği
fasılların arasında tarım da var. Bu fasıl, üyelik
müzakereleri yürütmüş olan tüm ülkeler açısından her zaman en
zorlu fasıl olmuştur.
İspanya'nın üyelik müzakereleri, sırf çiftçilerini korumak
amacıyla harekete geçen Fransa'nın girişimleriyle askıya
dahi alınmış ve bu durum üç yıl kadar sürerek
İspanya'nın üyeliğini geciktirmişti.
Geciktirecek fasıl askıda
Son genişlemede de tarım konusu nedeniyle başı en çok
ağrıtılan ülke Polonya olmuştu. O kadar ki, bu ülke
sırf bu yüzden birkaç kez masadan kalkma noktasına gelmişti.
Türkiye ile yürütülen müzakerelerde limanlar meselesiyle ilgisi olmayan
tarım faslının da askıya alınmış
olması, Çakırözer'in de ifade ettiği gibi, Türkiye'nin
üyeliğini geciktirecek olan bir adımdır.
Nedeni de şu: Bu konudaki müzakerelerin başlamasından sonra bu
faslın kapatılması için en iyimser tahminlere göre zaten 10
yıl kadar gerekecek. Oysa, bu fasıl askıya alınan
fasıllar dışında tutulup şimdiden müzakere edilmeye
başlansaydı, Kıbrıs meselesi nedeniyle kapatılamasa
bile, yine de zaman kazanılmış olacaktı.
Fakat, Türkiye'den ileride bu konuda gelecek rekabetten korkan Fransa ve onun
gibi düşünen bazı üyeler, Kıbrıs meselesini bahane ederek
kendi tarım sektörlerini korumak amacıyla Ankara ile yürütülen
müzakerelerde tarım faslının da askıya
alınmasını sağladılar.
Bu da baz ülkelerin Türkiye'ye karşı iyi niyetten ne denli yoksun bir
yol izlediklerini tekrar gösteriyor.
Bu durumu tüm üyelere teşmil etmek tabii ki hatalı olur. Zira,
başta İngiltere olmak üzere birçok üye ülke Türkiye'ye
yanlış sinyal gönderilmemesi konusunda ısrar ediyorlar.
AB Dönem Başkanı Finlandiya'nın başkenti Helsinki'de iki
gün boyunca yetkili çevreler nezdinde yaptığımız görüşmeler
de zaten, Türkiye konusunun önümüzdeki iki hafta boyunca Birlik içinde ciddi
tartışmaların yaşanacağını gösteriyor.
Komisyon'un Türkiye konusundaki tavsiyelerinin üye ülkeler tarafından
henüz kabul edilmediğini hatırlatan yetkililer, bu konuda üç olasılık
üzerinde duruyorlar.
AB'nin tavrı ne olabilir?
Bunlardan ilkine göre, Finlandiya Dışişleri Bakanı
Toumija'nın da bize burada önceki gün söylediği gibi, AB Konseyi,
Komisyon'un tavsiyelerini değiştirebilir ve bu değişiklik
de Türkiye lehine olabilir.
İkinci olasılığa göre, Komisyon'un tavsiyeleri, AB
liderlerinden oluşan Konsey tarafından aynen kabul edilebilir. Üçüncü
olasılığa göreyse, Türkiye konusunda kendi içindeki
bölünmüşlüğü aşamadığı için AB Konseyi bu konuda
hiçbir karara varamayabilir.
Hem Brüksel'deki hem de Helsinki'deki yetkililere göre, Türkiye ile
müzakerelerin belirsiz bir süre için tümüyle kesilmesi anlamına
geleceği için bu son olasılığı en kötü
olasılık olarak görüyorlar.
Fiyasko olabilir mi?
AB'yi kritik bir konuda tekrar "bölünmüş" göstereceği için
bunun Birlik açısından da bir fiyasko olacağını
gizlemiyorlar. Bu nedenle de, Türkiye'ye kötü bir sinyal göndermek ile
Birliği bölünmüş ve dağınık göstermek arasında
bir tercih yapmak zorunda kalırsa AB'nin ilk seçeneği tercih
edeceğini açıkça hissettiriyorlar.
Bu da AB Konseyi'nin 14-15 Aralık'ta yapacağı
toplantısında Komisyon'un Türkiye ile ilgili tavsiye
kararını aynen kabul etmesi anlamına geliyor.
MILLIYET 02/12/06 SEMIH IDIZ
Arızanın
teşhisi
AB'yi, küçücük Güney Kıbrıs'ın esir aldığı
iddiası çok da geçerli olmayabilir. Şöyle ki... Güney
Kıbrıs, AB'nin tam üyesi ve Türkiye onu tanımıyor. Buna
rağmen AB ile Türkiye'nin tam üyelik görüşmelerinin
başlaması için imza attı. Asıl "altın gol"
buydu.
Dahası...
Güney Kıbrıs için en önemli sorun, Kuzey Kıbrıs'taki Türk
Silahlı Kuvvetleri'nin geri çektirilmesini sağlamaktır.
Oysa...
Hem bu durum sürüyor... Hem de Türkiye-AB ilişkileri çok daha dar bir
hedefe, yani, sadece Türkiye limanları ve havaalanlarının
"AB ile Gümrük Birliği gereği Güney Kıbrıs gemilerine
ve uçaklarına açılmasına" odaklanıyor. Hedef
küçülüyor.
Rumlar, "Ya Türkiye şimdi limanlarını açarsa ne
yaparız? Her şeyi buna kilitledik. Artık, devlet olarak
tanınmayı ve Türkiye askerinin Ada'dan çekilmesini bir süre
isteyemeyiz" korkusundalar.
Devam edelim...
Türkiye, görüşmeler başlarken Devlet Bakanı Beşir
Atalay'ın imzasıyla "2006 sonuna kadar Gümrük Birliği
sözleşmesinin tam olarak uygulanacağı" taahhüdünde
bulunmuştu. Bunun anlamı, o sözleşme gereği,
limanlarını ve havaalanlarını Güney Kıbrıs
gemilerine ve uçaklarına açmasıydı.
Türkiye, o imzaya rağmen "açmam" diye direniyor.
Bunun nedeni olarak, "Kuzey Kıbrıs'a uygulanan ambargonun sona
erdirilmesi ve AB'nin Kuzey Kıbrıs ekonomisine katkı
taahhütlerini yerine getirmesi de gerekirdi" diyor.
Bu iki durum arasında bağlantı kurularak yeni durum
oluşturuluyor.
.........................
Burada Ankara'nın hatası şudur:
"Resmen tanımadığı Güney Kıbrıs'a, AB ile
tam üyelik görüşmelerinin başlaması için imza
attırmış olmak" gibi bir önemli başarıyı,
Türkiye kendi kamuoyuna anlatamadı.
Tam tersine iletişim özürlü AKP, meydanı muhalefete
bıraktı.
"Kıbrıs satılıyormuş" gibi bir görüntü
oluştu.
Muhalefetin sesi daha yüksek çıktı.
AKP iktidarı, psikolojik bir travma ile "donup kalma" moduna girdi.
Kıbrıs için çeyrek yüzyıllık siyasal ezberi bozan ve
referandum sandıklarından çıkardığı sonuçla
Kıbrıs Rum yönetimini köşeye sıkıştıran
aktif politikanın yerini "hareketsizlik" aldı.
Çözüm üretmek, yeni adımlar atmak ve sağlanan üstünlüğü daha da
baskın hale getirmek yerine, olduğu yere çakılıp kalmak
yeğlendi.
İlk şoku atlatması ve karşı hareketlenmeye girmesi
için Güney Kıbrıs'a da zaman ve şans tanınmış
oldu.
Yaşanmakta olan sıkıntıda bu "eylemsizlik"te
denge arayışının katkısı azımsanamaz.
.........................
Diğer hatalara gelince...
Kıbrıs sorununu, bir merdivenin en üst basamağı olarak
görmeye çalışalım.
En üst basamağa varmadan başka basamaklara basmak ve öylece yükselmek
mümkündür.
Eğer başta TCK 301 olmak üzere, Türkiye'den beklentiler çözüme
ulaştırılsaydı, alt basamaklar olmayabilirdi.
Onlara basarak Kıbrıs sorununun bulunduğu en üst basamağa
yükselme şansı Güney Kıbrıs'a verilmeyebilirdi.
Diğer sorunlarda ayak sürümeler ve iç politika kaygılarının
dayattığı olumsuzluklar, Kıbrıs sorunu için
fırtına koparanların tırmanışına psikolojik
basamaklar sunmuştur.
Böylece Türkiye'nin ensesine erişiyor, ensesinde boza pişiriyorlar.
2 yıl önce referandumlar nedeniyle rüzgârlar, aktif politika izleyen
Türkiye lehine esmişti.
Şimdilerde ise Papadopulos, artık yön değiştiren
uluslararası rüzgârlarla yelkenlerini dolduruyor.
Kendi kamuoyunda yitirdiği prestijini de kurtarma çabasında.
.........................
Ankara, AB ile ilişkilerinde "etken" politikadan
"edilgen" politikalara gerilemiştir.
Sınırların ötesinde Kıbrıs Rumları ve AB'nin
diş gösterenleri, içeride ise muhalefet ağır basıyor.
GUNERI CIVAOGLU MILLIYET 02/12/06
Türkiye AB'ye karşı sertleşiyor
Rumlar,
Türkiye'ye limanları açması için 2008'e dek mühlet verilmezse veto
tehdidi savurunca Ankara AB'ye karşı tonunu yükseltti. Erdoğan,
dün Vanhanen'e, Gül de AB elçilerine Komisyon'un sekiz
başlığı açmama tavsiyesi için 'Kabul edilemez'
çıkışı yaptı. Bir elçi 'Aday ülkenin kabul edip etmemesi
uygulaması yok' dedi
02/12/2006
RADIKAL
SERKAN
DEMİRTAŞ
ANKARA - Avrupa Komisyonu'nun 14-15 Aralık'taki
liderler zirvesi öncesi sekiz başlığı müzakereye açmama
tavsiyesine ilk aşamada 'sert tepki' vermeyen Türkiye, Kıbrıs
Rum Kesimi'nin Ankara'ya limanları açması için 2008'e dek gelen
mühlet tanınması, aksi halde veto kartını
kullanacağı tehdidi sonrası tavrını sertleştirdi.
Başbakan Tayyip Erdoğan, dün ağırladığı AB
Dönem Başkanı Finlandiya'nın Başbakanı Matti
Vanhanen'e "Rum Yönetimi bizi emrivakiyle karşı
karşıya getirdi. Tavsiye şu anki haliyle kabul edilemez"
çıkışı yaparken, Dışişleri Bakanı
Abdullah Gül öğle yemeğinde buluştuğu AB büyükelçileriyle
gergin saatler geçirdi. Gül, "Tavsiyeyi kabul etmemiz mümkün
değildir" derken, bir AB büyükelçisi "AB sisteminde bir aday
ülkenin kararları kabul edip etmemesi gibi bir uygulama yoktur, bu tek
yönlü bir yoldur" dedi. Buna karşın AB büyükelçilerinin
'müzakerelerin kesilmesini biz de istemiyoruz' mesajı verdiği
öğrenildi.
Kıbrıs'a
endekslenemez
AB zirvesine kadarki zorlu süreçte diplomatik girişimleri
yoğunlaştıran Ankara, dün Vanhanen'i ağırladı.
Erdoğan'ın tavsiyeden memnuniyetsizliğini
ayrıntılı aktarıp dönem
başkanlığının 'bunun Türkiye lehine
değiştirilmesine yönelik çaba göstermesini' talep etti.
Başbakan, ortak basın toplantısında, "Tavsiye şu
anki haliyle kabul edilemez" çıkışı yaparak "AB
liderleri sürecin bir üye tarafından rehin alınmasına izin
vermemeli" dedi. Vanhanen ise sürecin devam ettiğini söylerken,
"Türkiye'nin AB üyeliğini yavaşlatmak istemiyoruz. Bu tren
yavaşlıyor ama sonunda gideceği yer bellidir" dedi.
Vanhanen, Türkiye'nin limanlarını açması konusunda 11
Aralık'taki dışişleri bakanları toplantısı
öncesi çözüm beklediklerini ekledi.
Edinilen bilgiye göre AB elçilerine, "Türkiye'nin bu tavsiyeyi kabul
etmesi mümkün değildir" diyen Dışişleri Bakanı
ise bunun gerekçeleri ve AB'den beklentileri aktardı.
Dışişleri yetkilileri, 'polemik istemediklerini' yineleyerek,
AB'ye iletilen beklentilere açıklık getirmedi. Üst düzey bir yetkili
ise Gül'ün tavsiyenin içeriği ve tonuna dair eleştirilerini aktarırken,
'kullanılan dilin Avrupalı bir tonlama olmadığına'
dikkat çektiğini kaydetti. Gül şu mesajları verdi:
"Türkiye'nin AB üyeliği gibi büyük bir konunun tek bir soruna
endekslenerek götürülmesini uygun bulmuyoruz. Türkiye'de yaşanan toplumsal
devinim Avrupa ve bölgenin yararınadır. Amacımız Türk
halkının ileri gitmesini sağlamaktır. Bu devinimin ileri
gitmesini engellemeyin. Ülkelerinizden 14-15 Aralık'taki zirvede bunu
gözeterek pozisyon almaları ve müzakereleri kesintiye uğratacak bir
kararı önlemenizi istiyoruz."
Bir AB büyükelçisi 'Gül'ün sözlerini sert bulduğunu' belirtirken,
"AB'de bir aday ülkenin herhangi bir AB kararını-Komisyon ya da
Konsey kararı- kabul etme ya da etmeme gibi bir durumu yok. Bu tek yönlü
bir yol. Türkiye'nin taahhütlerini yerine getirmesi, limanlar konusundaki
tavrını gözden geçirmesi gerek" diye konuştu.
'301'i
değiştireceğiz'
AB ülkeleri adına konuşan Finlandiya Büyükelçisi Maria Serenius'un
'müzakerelerin kesilmesini kimsenin istemediğini, zirveye kadar süre
olduğunu' ilettiği öğrenildi. Bir Dışişleri
yetkilisi, "'Türkiye, Avrupa için önemlidir, üyelik sürecinin
devamına büyük önem veriyoruz' ifadelerini kullanan büyükelçiler
oldu" dedi. Türkiye'nin reformlarını sürdürmesinin önemine
dikkat çeken Serenius'un özellikle TCK'nın 'Türklüğe hakaret' suçunu
düzenleyen 301. maddesinin değiştirilmesi gereğini
vurguladı. Dışişleri Bakanı'nın bu
eleştiriyi yanıtlarken "301. maddeyi
değiştireceğiz" dediği öğrenildi. Bir
büyükelçinin de, "Türkiye'nin 17 Aralık ve 3 Ekim'de
attığı imzaları anımsatıp, Türkiye'nin ek
protokolü onaylamasının tüm AB üyelerinde bir beklenti
olduğunu" aktardığı da öğrenildi.
Zor zirve olacak
Büyükelçiler AB'nin zor bir süreçten geçtiğine dikkat çekip 'Zirve büyük
tartışmalara sahne olabilir. Ama AB ülkeleri daha büyük
ayrışmalar olmaması için bir karara varacaktır'
görüşünü de iletti.
Kıbrıs
bahane
AB ÜLKELERİNDE SİYASİ İRADE YOK... Türkiye Büyük
Millet Meclisi (TBMM) AB Uyum Komisyonu Başkanı Yaşar
Yakış, Türkiye'nin AB'ye katılma sürecinde
karşısına çıkan Kıbrıs konusunun zahiri bir neden
olduğunu, müzakerelerin sekteye uğramasının gerçekte AB
ülkelerinde Türkiye ile müzakereleri engelsiz yürütebilecek bir siyasi iradenin
oluşmamasından kaynaklandığını söyledi
BU İRADE OLSAYDI, RUMA TESLİM OLMAZLARDI... AB'de gerçek bir
siyasi irade olsaydı, Kıbrıs Rum kesiminin kolunu
bükebilecektik." diyen Yakış, Sorunun AB'nin gerçek bir iradeye
sahip olmamasından kaynaklandığını belirtti.
Yakış "Bu irade olsaydı, hiç bir zaman 450 milyonluk nüfusa
sahip AB, 600 binlik nüfuslu Kıbrıs Rum kesimine kendini teslim
etmezdi. Onların kendilerini rehin almasına izin vermezdi" diye
konuştu
Eylem ERAYDIN
Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) AB Uyum Komisyonu
Başkanı Yaşar Yakış, Türkiye'nin AB'ye katılma
sürecinde karşısına çıkan Kıbrıs konusunun zahiri
bir neden olduğunu, müzakerelerin sekteye uğramasının
gerçekte AB ülkelerinde Türkiye ile müzakereleri engelsiz yürütebilecek bir
siyasi iradenin oluşmamasından kaynaklandığını
söyledi.
Londra'da Türk İngiliz Ticaret ve Sanayi Odası'nın (
TBCCI ) Lord Ahmet başkanlığında İngiltere
Parlementosu'nda düzenlediği "Modern Türkiye ve Tarihsel Mücadelesi'
konulu toplantıya katılan TBMM Uyum Komisyonu Başkanı ve
Dışişleri Eski Bakanı Yaşar Yakış,
toplantı sonrasında KIBRIS'a, Türkiye'nin AB'yle müzakere sürecini ve
Kıbrıs konusundaki son gelişmeleri değerlendirdi.
Yaşar Yakış, Türkiye'nin AB katılım sürecinde
karşısına engel olarak çıkarılan Kıbrıs
konusunun zahiri bir neden olduğunu belirterek, " Bu süreçte bir
aksama olursa bunun Kıbrıs konusundan ötürü olmadığına
inanıyorum. Kıbrıs ancak zahiri bir nedendir. Gerçek neden ise
AB ülkelerinde, Türkiye ile müzakereleri engelsiz yürütebilecek siyasi iradenin
oluşmamasıdır. AB ile ilişkiler bu siyasi irade
oluşmadığı için sekteye uğruyor. Fakat AB, bu siyasi
irade yokluğunu açıklamamak için Kıbrıs konusunu bahane
ederek bunun arkasına saklanıyor."dedi
AB'de gerçek bir siyasi irade olsaydı, Kıbrıs Rum
kesiminin kolunu bükebilecektik." diyen Yakış, AB'nin güçlü
olduğunu, sorunun gerçek bir iradeye sahip olmamasından
kaynaklandığını belirtti.
Yakış bu iradede olsaydı, hiç bir zaman 450 milyonluk
nüfusa sahip AB, 600 binlik nüfuslu Kıbrıs Rum kesimine kendini
teslim etmezdi. Onların kendilerini rehin almasına izin vermezdi. Bu
siyasi irade olmadığı sürece de Türkiye ve KKTC, bir gün
Kıbrıs üzerindeki iddalarından vazgeçse dahi, Türkiye AB
müzakereleri yürümez. O zamanda başka bir bahanenin arkasına
saklanacaklardır. Onun için ben, Kıbrıs konusunun Türkiye'nin AB
yolunda ilerlemesinin engeli olarak takdim edilmesini doğru
bulmuyorum." diye konuştu.
Avrupa Komisyonu'nun konsey'e 8 başlık altında Türkiye
ile müzakerelerin durdurulmasını tavsiye etmesine yönelik
düşüncelerini de açıklayan TBMM AB Uyum Komisyonu Başkanı
YaşarYakış, bu gelişmeden sonra dönem başkanı
Finlandiya'nın önerilerilerinin gündemden düştüğünü ifade
ederek, şunları kaydetti;
" Komisyonun, Avrupa Konseyi'ne yaptığı bu
tavsiyeden sonra geri kalan 27 başlık altında müzakerelerin
devam edebileceği ancak bu başlıklarda da bir sorun yaşanmamasını
Türkiye'nin Kıbrıs konusundaki tahadütlerini yerine getirmesine
bağlıyor. 14-15 Aralık AB zirvesi öncesi bu 8
başlığa başka başlıkların da
ekleneceğini düşünüyorum. Şimdiye kadar Kıbrıs ile
yakın bağlantılı başlıkları ortaya
attılar, daha sonra ise Kıbrıs ile uzaktan bağlı
başlıkları ortaya atarak daha fazla engel
çıkaracaklar."
KIBRIS 02/12/06
Erdoğan: AB,
referandum sonrası verdiği sözleri tutsun
ERDOĞAN: İZOLASYONLAR İÇİN ADIM ATILMADI...
Türkiye Başbakanı Erdoğan, 24 Nisan 2004'te Kuzey ve Güney
Kıbrıs'taki referandumlardan hemen sonra 26 Nisan'da AB'den
açıklamalar yapıldığını anımsattı.
Kuzey Kıbrıs'ın herhangi bir ekonomik sıkıntıya
veya ekonomik herhangi bir izolasyona tabi tutulmaması noktasında
açıklamalar bulunduğunu ifade eden Erdoğan, sürecin ne
yazık ki bu istikamette gelişmediğini, serbest ticarete yönelik
olumlu atılması gereken adımlar bulunduğunu ancak bu
adımların hiçbirisinin atılmadığını kaydetti
Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, 24 Nisan
2004'te Kuzey ve Güney Kıbrıs'taki referandumlardan hemen sonra 26
Nisan'da AB'den açıklamalar yapıldığını
anımsattı. Kuzey Kıbrıs'ın herhangi bir ekonomik
sıkıntıya veya ekonomik herhangi bir izolasyona tabi tutulmaması
noktasında açıklamalar bulunduğunu ifade eden Erdoğan,
sürecin ne yazık ki bu istikamette gelişmediğini, serbest
ticarete yönelik olumlu atılması gereken adımlar
bulunduğunu ancak bu adımların hiçbirisinin
atılmadığını kaydetti.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, "Bütün beklentimiz, 11
Aralık'taki Dışişleri Bakanları Toplantısı'nda,
şu andaki Komisyonun tavsiye kararındaki bazı eksikliklerin,
yanlışların giderilmesidir. Bir diğeri de 14-15 Aralık
tarihindeki liderler zirvesinde bunu noktalayacak adımın
atılmasıdır. Biz bunun beklentisi içerisindeyiz" dedi.
Erdoğan ve Finlandiya Başbakanı Matti Vanhanen, 2 saat
süren görüşmenin ardından ortak açıklamalarda bulundu ve
soruları yanıtladı.
Erdoğan, Vanhanen ile daha önce de Ankara'da bir araya
geldiklerini hatırlatarak, bu görüşmelerde ikili ilişkileri ve
çeşitli konuları ele aldıklarını söyledi.
Başbakan Erdoğan, dünkü görüşmelerde daha çok
Finlandiya'nın dönem başkanlığı çerçevesinde
Türkiye-AB ilişkileri üzerinde detaylı bir görüşme
yaptıklarını kaydetti.
Sağduyu çağrısı
Son gelişmeleri değerlendirme fırsatı
bulduklarını anlatan Erdoğan, "Bildiğiniz gibi 1999
yılında yine Finlandiya'nın dönem başkanlığı
sırasında Helsinki'de ülkemizin adaylık statüsü tescil
edilmişti" dedi.
Erdoğan, şöyle devam etti:
"Özellikle iki hafta sonra Brüksel'de yapılacak zirvede
AB'nin taahhütleri temelinde müzakere sürecinin pürüzsüz devam etmesine imkan
tanıyacak açık bir karar alınmasını, gerek 11
Aralık'ta, gerekse 14-15 Aralık'ta, Dışişleri
Bakanları, arkasından Liderler Zirvesinin bu noktada çok büyük önem
taşıdığını ifade ettik. İnanıyorum ki
AB liderleri de sağduyulu hareket ederek, bu sürecin bir üye ülke
tarafından, bunun altını çiziyorum, rehin alınmasına
izin vermemelidir, vermeyeceklerdir."
Başbakan Erdoğan, Finlandiya Başbakanının bu
süreçte ülkeler arası yoğun bir koşuşturma içerisinde
olacağını belirterek, "Bugün yaptığımız
görüşmenin neticeleri üzerinde değerlendirmeleri olacak. Temennim
odur ki gerek 11 Aralık'ta yapılacak Dışişleri
Bakanları Zirvesinde, gerekse 14-15 Aralık'ta yapılacak Liderler
Zirvesine bu çalışmaların olumlu katkıları olur ve bu
süreç bundan sonraki dönem için de olumlu neticeler doğurur" diye
konuştu.
Bütün liderler benimsemiyor
Erdoğan, yabancı bir gazetecinin "AB Komisyonu, 8
faslın askıya alınmasını tavsiye etti. Türkiye-AB
ilişkilerinin geleceği bundan sonra nasıl olacak. Bazı
liderlerin açıklamaları olmuştu. Türkiye, AB'de kabul görüyor
mu?" şeklindeki sorusunu yanıtlarken, şunları söyledi:
"Bu 8 fasılla alakalı verilmiş olan komisyonun
tavsiye kararı, bütün liderler tarafından benimsenen bir karar
değil. Benimseyenler var, benimsemeyenler var. 'Daha az olsun' diyen
liderler de var. Bunu özellikle Riga Zirvesinde liderlerle
yaptığımız görüşmelerde gördük. Bunun
dışında bir faslın aç-kapası yapıldı ve
geride bırakıldı. Diğer fasıllarla alakalı olarak
da açılmasına yönelik herhangi bir pürüz yok ama kapanmasına
yönelik orada bir pürüz var. Şimdi burada bizim beklentilerimiz; şu
andaki mevcut tavsiye kararının bizim açımızdan kabul
edilemez olduğu. Ama bu, asla, bu çalışmalarımızın,
AB ile ilgili şu anda sürdürmekte olduğumuz müzakerelerin
durması anlamına gelmez. Nitekim az önce Dönem Başkanı
olarak Sayın Başbakan da bunu ifade ettiler. Bu süreci de aynı
kararlılıkla, aynı ciddiyetle devam ettireceğiz. Bütün beklentimiz,
11 Aralık'taki Dışişleri Bakanları
toplantısında, şu andaki komisyonun tavsiye kararındaki
bazı eksikliklerin, yanlışların giderilmesidir. Bir
diğeri de 14-15 Aralık tarihindeki liderler zirvesinde bunu
noktalayacak adımın atılmasıdır. Biz bunun beklentisi
içerisindeyiz."
Taçlandırılacak bir netice alalım
Erdoğan, "çok daha önemli olan bir konuyu ifade etmek
istediğini" vurgulayarak, 24 Nisan 2004'te Kuzey ve Güney
Kıbrıs'taki referandumlardan hemen sonra 26 Nisan'da AB'den
açıklamalar yapıldığını anımsattı.
Kuzey Kıbrıs'ın herhangi bir ekonomik
sıkıntıya veya ekonomik herhangi bir izolasyona tabi
tutulmaması noktasında açıklamalar bulunduğunu ifade eden
Erdoğan, sürecin ne yazık ki bu istikamette gelişmediğini,
serbest ticarete yönelik olumlu atılması gereken adımlar
bulunduğunu ancak bu adımların hiçbirisinin
atılmadığını kaydetti.
Erdoğan, Güney Kıbrıs'ın, Kuzey Kıbrıs'a
karşı tavırlarıyla ilgili yine 1 Mayıs'tan sonraki
sürece yönelik anlaşmalar bulunduğunu, bunların hiçbirine Güney
Kıbrıs'ın şu ana kadar uymadığını
söyledi.
"Kalan 10-15 günlük sürede Finlandiya neler yapabilir, Türkiye
neler yapabilir, bunları konuştuklarını" belirten
Başbakan Erdoğan, "Temennim odur ki Finlandiya'nın şu
son 1 aylık dönem içerisinde bunu taçlandıracak bir neticeyi
alalım" dedi.
Vanhanen: Kaza söz konusu değil
AB Dönem Başkanı Finlandiya'nın Başbakanı
Matti Vanhanen ise, Türkiye'nin AB'ye üyeliği yolunda herhangi bir tren
kazasının söz konusu olmadığını, ancak belki
biraz yavaşlama olabileceğini belirterek, AB Komisyonunun tavsiye
kararının hep beraber daha fazla çalışılmasını
gerektirdiğini söyledi.
Vanhanen, Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ile
Başbakanlık binasında yaklaşık 2 saatlik
görüşmeden sonra düzenlenen ortak basın toplantısında,
Erdoğan ile Türkiye'nin AB'ye katılım sürecini ele
aldıkları çok yapıcı bir görüşme
yaptıklarını söyledi.
Konuşmasının başında, "Türkiye'nin AB'ye
tam üye olmak üzere müzakere yürütecek bir ülke olarak
kalacağını" söyleyen Vanhanen, Türkiye'nin Avrupalı ve
AB'ye ait olduğunu kaydetti. Vanhanen, Türkiye'nin AB'ye üyeliğinin
AB'nin uzun vadeli çıkarları açısından da önemli
olduğuna işaret etti.
Müzakere süreçlerinde her zaman inişler ve
çıkışlar olabileceğini belirten Vanhanen, şu andaki
durumun geçici olduğunu belirterek, "(AB Komisyonunun) Tavsiye
kararı, hep beraber daha fazla çalışmamızı
gerektiriyor" diye konuştu.
Vanhanen'e KKTC üzerindeki izolasyonların
kaldırılıp kaldırılmayacağı ve Rum kesiminin
çabalarını haklı ve adil bulup bulmadığı soruldu.
Bu konuda, Konsey toplantısından çıkacak, müzakerelerin
nasıl sürdürülmesi gerektiğine yönelik kararın beklenmesi
gerektiğini belirten Vanhanen, bu toplantıya kadar neredeyse iki
hafta bulunduğunu ve bu süreyi mümkün olduğunca verimli bir
şekilde kullanmak gerektiğini yineledi.
KIBRIS 02/12/06
|
NTV
Güncelleme: 12:34 TSI 02 Aralık 2006 Cumartesi
NEW YORK - Annanın bu sözleri, BM Güvenlik Konseyine,
Kıbrıs ile ilgili olarak sunduğu son raporunda yer aldı.
Genel Sekreter, BMnin 10 yıl süren çabalarına rağmen,
kapsamlı bir çözüm üzerinde uzlaşmaya varılamadı dedi.
Görev süresi boyunca Kıbrıs sorunuyla ilgilendiğini
anlatan Annan, Siyasi süreçte devam eden tıkanıklık ve
kaçırılan fırsatları düşününce üzülmekten kendimi
alamıyorum ifadesini kullandı.
Annan, hem Rum, hem de Türk tarafının, birbirlerine duydukları
karşılıklı güvensizliği ve şüpheyi aşmak için
irade ve iyi niyet göstermeleri gerektiğini vurguladı.
Annan, Türk ve Rum yetkililerden ve her iki tarafın basınından
birbirini suçlama oyununa son vermelerini istedi.
BM Genel Sekreteri, görev süresi 15 Aralıkta dolacak olan adadaki
barış gücü birliklerinin görev süresinin uzatılmasını
da tavsiye etti.
Türkiye kararı Fransa ve Almanya'ya yetmedi
Almanya ve Fransa: 'İki başlık daha beklemeye
alınsın'
3 Aralık, 2006 09:19:00 (TSİ) CNN TURK
Kıbrıs Rum Kesimi'ne, liman ve
havaalanlarını açmadığı gerekçesiyle, Avrupa
Komisyonu'nun Türkiye ile sekiz başlıkta, müzakerelerin askıya
alınmasını önermesi, Fransa ve Almanya'ya yetmedi.
Bu iki ülke, kamu
alımları ve rekabet başlıklarında da müzakerelerin
durdurularak, Türkiye'ye daha sert bir yanıt vermek istiyor.
Almanya ve Fransa, 'beklemeye' alınan müzakere
başlıklarının sayısının 10'a
çıkarılmasını istedi.
İki ülkenin beklemeye alınmasını istediği
başlıklar, kamu alımları ve rekabet. AB Komisyonu,
çarşamba günü, 8 başlıkta müzakerelerin açılmamasını
tavsiye etmişti.
Komisyon ayrıca, diğer 26 başlığın
açılabileceğini belirterek, bu başlıkların
kapanmasını, Türkiye'nin Kıbrıs Rum Kesimi'ne, liman ve
havaalanlarını açma şartına
bağlamıştı.
Tavsiye kararı, önümüzdeki hafta, AB ülkelerinin Brüksel'deki 'daimi'
temsilcileri toplantısında ele alınacak.
İngiltere'nin ise Fransa ve Almanya'nın talebine
karşı çıkması ve sekiz başlığın
azaltılmasını istemesi bekleniyor.
Tedbirlerin daha da sertleştirilmesi
Kıbrıs
Rum yönetimi ve Yunanistan ise AB Komisyonu'nun Türkiye hakkında
aldığı tedbirlerin daha da sertleştirilmesi konusunda dün
anlaştı.
AB Komisyonu'nun tavsiye kararının hemen ardından Ada'ya giden
Yunanistan Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni, Rum yönetimi
lideri Tasos Papadopulos'la görüştü.
Bakoyanni ve Papadopulos, üç ana talepte bulunmayı
kararlaştırdı. Bu talepler şöyle sıralanıyor:
* Türkiye'ye limanlarını Rum gemilerine ve uçaklarına
açması için mühlet verilsin. Bu mühlet sonunda Türkiye yine
limanlarını açmazsa, AB müzakerelerinin tümü dondurulsun.
*Verilecek mühlete kadar, dondurulması önerilen 8 başlığa
yenileri eklensin. Türkiye'nin Kıbrıs Rum yönetimiyle
ilişkilerini normalleştirmesi istensin.
* Komisyon'un tavsiye kararında, önümüzdeki yıl BM çerçevesinde
Kıbrıs görüşmelerinin başlanması isteniyor. Bu bölüm
çıkarılsın ve Türkiye'nin AB süreciyle Kıbrıs
sorununun bağlantılı olmadığı ilan edilsin.
Talat Olli Rehn ile biraraya gelecek
KKTC ise, izolasyonların kalkması için yeni bir atağa
hazırlanıyor. Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, 6
Aralık'ta Hollanda ve Brüksel'e gidecek.
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ise 6 Aralık'ta önce
Lahey'de Hollanda Dışişleri Bakanı Bernard Bot'la
görüşecek.
Ardından Brüksel'e geçecek olan Talat, AB Komisyonu'nun Genişlemeden
Sorumlu Üyesi Olli Rehn biraraya gelecek.
Talat, izolasyonların kaldırılması halinde Türkiye ile
limanlar krizinin de otomatik olarak ortadan kalkacağını
vurgulayacak ve AB Komisyonu'nun Türkiye aleyhine aldığı
kararların 'adaletsiz' olduğunu belirtecek.
Türkiye'ye Kıbrıs baskısı
AB Komisyonu, 29 Kasım'da, Kıbrıslı Rumlara
limanlarını açmayan Türkiye ile müzakerelerin sekiz
başlıkta askıya alınmasını tavsiye etmişti.
AB Komisyonu'nun önerisine göre, kalan fasıllarda müzakereler
başlatılabilecek, ancak başlıkların geçici olarak
kapatılması için yine limanların ve havaalanlarının
Kıbrıs Rum kesimine açılması beklenecek.
Komisyon, Kıbrıs'ta BM öncülüğünde kapsamlı çözüm
müzakerelerinin 2007 yılında yeniden başlatılması
çağrısında da bulunmuştu.
AB Komisyonu toplantısından çıkan bu karar, 11 Aralık'ta
biraraya gelecek AB dışişleri bakanlarına 'Komisyon
tavsiyesi' olarak sunulacak. Dışişleri bakanlarının
Türkiye ile ilgili nihai kararı bu tarihte alması bekleniyor.
Avrupa Birliği, Türkiye'nin Ankara Protokolü'nü uygulamasını,
yani Güney Kıbrıs'a havaalanlarını ve limanlarını
açmasını istiyor.
İlerleme Raporu'nda yer alan bu istek için AB Dönem Başkanı
Finlandiya'nın Başbakanı Matti Vanhanen süre vermiş ve
Türkiye'den 6 Aralık'a kadar adım atmasını istemişti.
Ancak Türkiye, Kıbrıs konusunda daha fazla adım
atılmayacağını yineliyor.
Kararın ardından açıklama yapan Başbakan Recep Tayyip
Erdoğan, Bu bir tavsiye, kesin karar değildir diyerek diğer
fasıllarda müzakere sürecinin devam edeceğini söylemişti.
|
"Merkel daha sert
tavır istiyor" |
|
Alman Der Spiegel dergisi ise Almanya Başbakanı Angela
Merkel'in, AB'nin Türkiye ile sürdürdüğü üyelik müzakerelerinde daha
sert tavır takınmasını istediğini yazdı. Derginin bugün yayımlanacak sayısında yer alan
haberde, Merkel'in, Türkiye'nin Kıbrıs konusundaki tutumu nedeniyle
yeni bir şart koyarak, üyelik müzakerelerini zorlaştırmak
isteği ifade edildi. |
CNN TURK 03/12/06
Türkiye'ye daha fazla yaptırım ısrarı
2 Aralık, 2006 20:46:00 (TSİ) CNN TURK
Kıbrıs Rum yönetimi ve Yunanistan, AB
Komisyonu'nun Türkiye hakkında aldığı tedbirlerin daha da
sertleştirilmesi konusunda anlaştı. KKTC ise,
izolasyonların kalkması için yeni bir atakta. Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, 6 Aralık'ta Hollanda ve Brüksel'e gidecek.
AB Komisyonu'nun tavsiye
kararının hemen ardından Ada'ya giden Yunanistan
Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni, Rum yönetimi lideri Tasos
Papadopulos'la görüştü.
Bakoyanni ve Papadopulos, üç ana talepte bulunmayı
kararlaştırdı. Bu talepler şöyle sıralanıyor:
* Türkiye'ye limanlarını Rum gemilerine ve uçaklarına
açması için mühlet verilsin. Bu mühlet sonunda Türkiye yine
limanlarını açmazsa, AB müzakerelerinin tümü dondurulsun.
*Verilecek mühlete kadar, dondurulması önerilen 8 başlığa
yenileri eklensin. Türkiye'nin Kıbrıs Rum yönetimiyle
ilişkilerini normalleştirmesi istensin.
* Komisyon'un tavsiye kararında, önümüzdeki yıl BM çerçevesinde
Kıbrıs görüşmelerinin başlanması isteniyor. Bu bölüm
çıkarılsın ve Türkiye'nin AB süreciyle Kıbrıs
sorununun bağlantılı olmadığı ilan edilsin.
KKTC izolasyon atağında
Türk tarafı da izolasyonların kalkması için çabalarını
sürdürüyor. KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, bu çerçevede, 6
Aralık çarşamba günü önce Lahey'de Hollanda Dışişleri
Bakanı Bernard Bot'la görüşecek.
Ardından Brüksel'e geçecek olan Talat, AB Komisyonu'nun Genişlemeden
Sorumlu Üyesi Olli Rehn biraraya gelecek.
Talat, izolasyonların kaldırılması halinde Türkiye ile
limanlar krizinin de otomatik olarak ortadan kalkacağını
vurgulayacak ve AB Komisyonu'nun Türkiye aleyhine aldığı
kararların 'adaletsiz' olduğunu belirtecek.
Türkiye'ye Kıbrıs baskısı
AB Komisyonu, 29 Kasım'da, Kıbrıslı Rumlara
limanlarını açmayan Türkiye ile müzakerelerin sekiz
başlıkta askıya alınmasını tavsiye etti.
AB Komisyonu'nun önerisine göre, kalan fasıllarda müzakereler
başlatılabilecek, ancak başlıkların geçici olarak
kapatılması için yine limanların ve havaalanlarının
Kıbrıs Rum kesimine açılması beklenecek.
Komisyon, Kıbrıs'ta BM öncülüğünde kapsamlı çözüm
müzakerelerinin 2007 yılında yeniden başlatılması
çağrısında da bulundu.
AB Komisyonu toplantısından çıkan bu karar, 11 Aralık'ta
biraraya gelecek AB dışişleri bakanlarına 'Komisyon
tavsiyesi' olarak sunulacak. Dışişleri bakanlarının
Türkiye ile ilgili nihai kararı bu tarihte alması bekleniyor.
Avrupa Birliği, Türkiye'nin Ankara Protokolü'nü uygulamasını,
yani Güney Kıbrıs'a havaalanlarını ve limanlarını
açmasını istiyor.
İlerleme Raporu'nda yer alan bu istek için AB Dönem Başkanı
Finlandiya'nın Başbakanı Matti Vanhanen süre vermiş ve
Türkiye'den 6 Aralık'a kadar adım atmasını istemişti.
Ancak Türkiye, Kıbrıs konusunda daha fazla adım
atılmayacağını yineliyor.
Kararın ardından açıklama yapan Başbakan Recep Tayyip
Erdoğan, Bu bir tavsiye, kesin karar değildir diyerek diğer
fasıllarda müzakere sürecinin devam edeceğini söyledi.
Annan:
Kıbrıs için üzgünüm
03/12/2006
RADIKAL
REUTERS - NEW YORK - Yıl
sonunda BM Genel Sekreterliği'ni devretmeye hazırlanan Kofi Annan,
Güvenlik Konseyi'ne sunduğu son Kıbrıs raporunda, 10
yıllık görev süresi içinde adadaki soruna kapsamlı çözüm
bulamadığı için üzüntülü olduğunu söylerken, çözümsüzlükten
iki tarafı sorumlu tuttu. Genel Sekreter, "BM'nin 10 yıl süren çabalarına
rağmen, kapsamlı bir çözüm üzerinde uzlaşmaya
varılamadı" dedi. Görev süresi boyunca Kıbrıs
sorunuyla ilgilendiğini anlatan Annan, "Siyasi süreçte devam eden
tıkanıklık ve kaçırılan fırsatları
düşününce üzülmekten kendimi alamıyorum" ifadesini kullandı.
Hem Rum hem de Türk tarafının birbirlerine duydukları
karşılıklı güvensizliği ve şüpheyi aşmak
için irade ve iyi niyet göstermeleri gerektiğini vurgulayan Annan, Türk ve
Rum yetkililerden ve her iki tarafın basınından 'birbirini
suçlama' oyununa son vermelerini istedi.
Genel Sekreter, adadaki barış gücü birliklerinin 15 Aralık'ta
dolacak olan görev süresinin uzatılmasını da tavsiye etti.
Ankara,
Almanya ve Fransa'ya kızgın
Türkiye-AB ilişkilerinde
bir dönem sona erdi. İktidara göre Fransa ve Almanya
Kıbrıs'ı kullanarak Türkiye'yi üyelik perspektifinden
vazgeçirmeye uğraşıyor
03/12/2006
RADIKAL
Avrupa
Birliği Komisyonu'nun tavsiye kararı üzerinden zaman geçtikçe yara
soğuyor ve Ankara'nın canı giderek daha çok acımaya
başlıyor. Finlandiya Başbakanı Matti Vanhanen'in önceki gün
Ankara'daki temaslarının da sonuç getirmemesi ardından, hükümet
AB Konseyi'nin Komisyon tavsiyelerini karara dönüştürmeyeceğine
ilişkin umutlarını yitirmeye başladı. Komisyon
tavsiyelerinin erken açıklanmasına ilişkin ayrıntılar
ve özellikle Fransa'nın, bir ölçüde de Almanya'nın Türkiye
karşıtı konumu açığa çıktıkça, Ankara'da
sürecin devamına ilişkin karamsarlık derinleşiyor.
Kimi hükümet kaynaklarına göre, 14-15 Aralık zirvesinde tescil
edilecek, ancak muhtemelen 11-12 Aralık AB Dışişleri
Bakanları toplantısında kesinleşecek kararlar, Türkiye ile
AB arasında 12 Aralık 2002 Kopenhag zirvesiyle başlayan yükselme
döneminin de sonu olacak. Aslında bu sonun başlangıcı olarak
CHP lideri Deniz Baykal'ın işaret ettiği 17 Aralık 2004
tarihinde Türkiye'ye özel müzakere koşullarıyla üyelik süreci
önerilmesini almak da mümkün. Hükümetin bundan sonra nasıl bir hat
izleyeceği ise önümüzdeki günlerde kesinleşecek. Bu konuda zaten oluşmakta
olan görüş, önümüzdeki günlerde Başbakan Tayyip Erdoğan
tarafından, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ve
Başmüzakereci, Hazine Bakanı Ali Babacan'la danışma içinde
kesinleştirilecek.
Hükümet, hem AB
yetkilileri ile geriye kalan son çıkış umutlarını da
tüketmemek, hem de medya üzerinden polemiğe girerek hem Türk, hem de
Avrupa kamuoyunu daha fazla yıpratmamak amacıyla AB konularında
keskin açıklamalar yapmama kararı almış bulunuyor.
Ancak isminin açıklanmaması kaydıyla konuşan üst düzey
kaynaklardan edilinen bilgiler, hükümetin içinde bulunduğu tepki ve
karamsarlık durumunu şu şekilde özetlemeyi mümkün
kılıyor:
· 28-29 Kasım'da Riga'daki NATO zirvesi, Türk ve bazı AB
liderleri arasında hararetli temas ve tartışmalara neden oldu.
Özellikle Cumhurbaşkanı Jacques Chirac
başkanlığındaki Fransız heyetiyle Kıbrıs
konusunda yapılan tartışmalar, Türk heyetinde Fransa'nın
Kıbrıs sorununu Türkiye'yi AB tam üyeliği perspektinden yıldırmak
bahanesiyle kullandığı kanısının
yerleşmesine neden oldu.
· Üst düzey bir kaynak bu durumu şöyle aktarıyor:
"Bizim için bir fasıl dahi önemliyken Gümrük Birliği ile ilgisiz
fasılları kısmi dondurmaya dahil etmek, fasılların
geçici kapatılmasını önlemek gibi tutumlar,
açıkça bizi yıldırmaya yönelik. Biz elimizden geleni yaparken
AB'den bu tür bir tutum, motivasyon bırakmıyor. Dürüst
değiller."
· Üst düzey kaynak şöyle devam ediyor: "Fransızlara
da, diğerlerine de açıkça söyledik, "Şeffaf olun"
diye. Örneğin Almanya, Türkiye'nin konumunu yeniden tartışmaya
açmak, tam üyelik kararını geri almak istiyor. Ama bunun için hem
Konsey kararı gerekiyor, hem de Türkiye'nin rızası
aranıyor. Bizim bu rızayı vermemiz söz konusu değil. O
nedenle yıldırma politikası izliyorlar."
· "Türkiye'nin hem demokratik reformlarda, hem de müzakere fasıllarının
tarama aşamasında kaydettiği sürati beklemediklerini, bundan
çekindiklerini açıkça ifade edenler var. Kötü niyet de görüyoruz.
Örneğin Papa ziyaretinin tahmin edildiğinden iyi geçmiş olmasından
üzülenler var. Bundan üzüntü duyuyoruz. Sabrediyoruz, bu artık bir
sabır işine dönüştü."
· "AB şimdi
hızı düşürüyor. Ama biz, müzakereler bağlamında
hızı düşürmeyeceğiz. Tarama sürecinde aslında
Türkiye'nin kendi dönüşümü için yapması gerekenler ortaya
çıktı. Bunları kendi programımız olarak yerine getirmeye
çalışacağız."
Ankara'daki üst düzey kaynakların içinde
bulunduğu durum, ağır bir karamsarlığı
yansıtıyor. Başbakan Erdoğan dün İran'a gitti.
Dönüşünde, tarihi belli olmayan Lübnan ve Suriye seyahatleri var.
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ise 7-8 Aralık için
planlanan Atina ziyaretine gitmeyecek.
Ankara'nın ruh hali, 11-12 Aralık'taki toplantı ve 14-15
Aralık'taki zirvede AB tutumu değişmezse, bir dizi siyaset
değişikliğine gidilebileceğini gösteriyor. AB ile
ilişkiler Türkiye'nin 'sabrıyla' kesilmese de, derin darbeler yiyecek
gibi görünüyor.
Merkel taş koyuyor
Komisyon'un
tavsiyesi bazı AB üyelerine yetmedi. Merkel, Türkiye Kıbrıs
tutumunu değiştirse bile müzakerenin yeniden başlaması için
18 ay sonra oybirliğiyle karar istiyor. Reuters: Bu,
adaylığın yeniden değerlendirilmesi
03/12/2006
RADIKAL
BERLİN/BRÜKSEL
- Türkiye'nin Gümrük Birliği Ek Protokolü uyarınca
limanlarını Rumlara açmamasına karşılık Avrupa
Komisyonu 35 müzakere başlığından sekizinin
açılmamasını tavsiye ederken, bazı AB üyeleri bununla
yetineceğe benzemiyor. AB'nin Türkiye'ye tavrını
sertleştirmesini isteyenlerin başını çeken Alman
Başbakanı Angele Merkel'in müzakerelerin devamı için ortak karar
istediği belirtildi. Oysa Komisyon, müzakere
başlıklarının toptan dondurulmasını tavsiye etmediği
gibi protokol yükümlülüğünün yerine getirilmesi için mühlet de
koymamıştı.
Der Spiegel'e göre, Merkel, Türkiye Kıbrıs tutumunu
değiştirse bile, müzakerelerin yeniden başlaması için 12 ya
da 18 aylık bir süre sonunda 27 üye ülkenin oybirliğiyle karar
alması şartı konulmasını istiyor. Riga'da yapılan
NATO zirvesinde bu öneriyi getiren Merkel'e Rum Yönetimi ile Yunanistan destek
vermiş. 'Türkiye dostu' Alman Dışişleri Bakanı Frank
Walter Steinmeier'in de, Merkel'le bir sohbetinde, Atina ile Rumların bastırması
sonucu Türkiye'ye yeniden değerlendirme şartı getirilmesi
ihtimali bulunduğunu söylediği, ancak Hıristiyan Demokrat
Başbakan'dan farklı olarak Sosyal Demokrat Bakan'ın Ankara'ya
cezanın sertleştirilmesinin Almanya aracılığıyla
olmasına karşı çıktığı kaydedildi.
'Avusturya da
destekler'
Reuters'e konuşan AB'li diplomatlar, Portekiz'in Türkiye'nin durumunun
yeniden değerlendirileceği bir mühlet konulmasından yana
olduğunu, Fransa'nın Merkel'i destekleyebileceği sinyali
verdiğini aktardı. Reuters şunları yazdı:
"Türkiye'nin adaylığının yeniden
değerlendirileceği bir tarih belirlenmesini talep eden bir
Fransız-Alman ekseni, Türkiye'ye şüpheyle bakan Avusturya ve
Hollanda'nın da katılımıyla siyasi ivme kazanabilir. Ancak
diplomatlar, Alman büyük koalisyonunda Sosyal Demokratların Merkel'in
konumunu desteklememesi ve Fransa Cumhurbaşkanı Jacques
Chirac'ın henüz elini göstermemesinden ötürü böyle bir koalisyona kesin
gözüyle bakmıyor."
Fransa'nın AB Daimi Temsilcisi Pierre Sellal'in son toplantıda
"Eylül 2005'te, 2006 sonunda yeniden değerlendirme
yapacağımızı söylemiştik. Niye Komisyon yine böyle bir
değerlendirme tavsiye etmiyor" çıkışını
yaptığı aktarıldı. Buna Komisyon gibi karşı
çıkan AB Dönem Başkanı Finlandiya, 11 Aralık'taki AB
Dışişleri Bakanları toplantısında tavsiyenin
değiştirilebileceğini itiraf etmişti. 11 Aralık'ta
anlaşma çıkmazsa, karar 14-15 Aralık AB liderler zirvesine
kalacak. Bir Komisyon yetkilisi, Rumların kararın zirveye kalmasını
istediğini, çünkü pek çok AB liderinin Türkiye'ye bakanlardan daha
şüpheyle yaklaştığını belirtti. Türkiye'yi
Britanya, İspanya ve İsveç destekliyor.
'Varoluşsal
patlama'
Britanya'nın Guardian gazetesinde Martin Kettle, "İki hafta
sonra zirvede alınacak kararla AB'nin varoluşsal bir patlamaya sahne
olabileceğini, bunun sonucunda Avrupa'nın Müslümanları istemeyen
bir yere dönüşürken Türkiye'nin Batılılaşma yolundan
dönebileceğini" yazdı. Makalede "Erdoğan hükümetini
Kemalistlerin ya da İslamcıların iktidardan edebileceği, en
iyi ihtimalle Türk reformcuların Orhan Pamuk'un romanlarındaki hüzne
kurban gideceği, en kötü ihtimalle ülkenin yönetilemez hale gelip yüzünü
İran ya da Rusya'ya çevireceği" uyarısı
yapıldı. (Dış Haberler)
Kıbrıs
için üzgünüm
HER İKİ TARAF DA SORUMLU...
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan, 15 Aralık'ta
görev süresi dolacak Barış Gücü birliklerinin görev süresinin
uzatılması için BM Güvenlik Konseyi'ne sunduğu raporunda,
Kıbrıs sorununa da değindi. "Kıbrıs için üzgünüm"
ifadesini kullanan Kofi Annan, Kıbrıs sorununa çözüm bulunamamasından
her iki tarafın da sorumlu olduğunu belirtti. Annan, Türk ve Rum
yetkililerden "birbirlerini suçlama" oyununa son vermelerini de
istedi
TARAFLAR İYİ NİYET
GÖSTERMELİ... BM'nin 10 yıl süren siyasi süreçte tüm çabalarına
rağmen kapsamlı bir çözüm üzerinde uzlaşmaya
varılamadığını kaydeden Annan, "siyasi süreçte
devam eden tıkanıklık ve kaçırılan
fırsatları düşününce kendimi üzülmekten alamıyorum"
ifadesini kullandı. Annan, hem Rum, hem de Türk tarafının
birbirlerine duydukları karşılıklı güvensizliği
ve şüpheyi aşmak için irade ve iyi niyet göstermeleri
gerektiğini vurguladı
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi
Annan Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'ne Kıbrıs ile
ilgili sunduğu son raporunda "Kıbrıs için üzgünüm"
ifadesini kullandı.
Annan raporunda, görev süresi boyunca
Kıbrıs sorunuyla ilgilendiğini belirterek, Birleşmiş
Milletler'in 10 yıl süren çabalarına rağmen, kapsamlı bir
çözüm üzerinde uzlaşmaya varılamadığını kaydetti.
"Siyasi süreçte devam eden
tıkanıklık ve kaçırılan fırsatları düşününce
üzülmekten kendimi alamıyorum" ifadesine yer veren Annan, hem Rum,
hem de Türk tarafının, birbirlerine duydukları
karşılıklı güvensizliği ve şüpheyi aşmak
için irade ve iyi niyet göstermeleri gerektiğini vurguladı.
Kıbrıs sorununa çözüm bulunamamasından
her iki tarafın da sorumlu olduğunu belirten Annan, Türk ve Rum
yetkililerden 'birbirini suçlama' oyununa son vermelerini de istedi.
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri,
görev süresi 15 Aralık'ta dolacak olan adadaki barış gücü
birliklerinin görev süresinin uzatılmasını da tavsiye etti.
KIBRIS 03/12/06
Davayı
kazanacağımıza inanıyorum
BAYRAĞI İLELEBET KULLANILSIN DİYE ÇİZDİM...
Ben o bayrağı çizerken, ilelebet bu bayrağın
kullanılmasını ve Türkler ile Rumlar arasında
barışın devam etmesini istiyordum. Ama olmadı, maalesef.
Aradan 46 sene geçti ve ben de dava açmaya karar verdim. Zaten
dostlarımdan da "ne duruyorsun" diye de teşvik
alıyordum...
AVUKATIM KIBRISLI BİR RUM ... Marios Giorgiu isminde bir
Kıbrıslı Rum avukat, benim avukatım. 12 yıl boyunca,
hakimlik yapmış, deneyimli bir kişi...
l BEYAZ ZEMİN ÜZERİNE TURUNCU KIBRIS VE ZEYTİN DALI...
Kıbrıs Cumhuriyeti'nin bayrağını belirleyecek bir
yarışma ilanı vardı gazetede. Ben de öyle iştirak etim
bu yarışmaya. İki tarafı da rahatsız etmeyecek renkler
belirledim. Yani, bayrakta ne kırmızı renk var, ne de mavi.
Sırf beyaz zemin üzerine turuncu renkte bir Kıbrıs haritası
düşündüm. Turuncu düşünmemin sebebi de Kıbrıs ismini
bakırdan (copper) almasıydı. O zamanlar Kıbrıs'ta
çalışan bakır madenleri vardı. O yüzden
Kıbrıs'ın silüetini, beyaz zemin üzerine turuncu renkte
oturttum. Altına da barış simgesi olan, iki tane zeytin
dalı çizdim. Beyaz zemin de beyaz bir sayfaydı
l BOŞ TUVALE GÜL RESİMLERİ... 50 yıldır resim
yapıyorum. Her gün de disiplinli bir şekilde atölyeye gelip, resim
yapmaya devam ediyorum. Bakın mesela bir boş tuval
hazırladım. Ona gül resimleri yapacağım
Aysu Basri AKTER
Kıbrıs Cumhuriyeti bayrağını çizen ressam
İsmet Vehit Güney, önce bayrağı kendisinin çizdiğinin Güney
Kıbrıs'ta da konuşulmaya başlanması ile gündeme
düştü, şimdi de Rum Yönetimi'ne karşı açtığı
dava ile gündemde.
Yaşadıkları ile ilgili KIBRIS'a önemli
açıklamalarda bulunan İsmet Vehit Güney, DİSİ'li bir
Kıbrıslı Rum olan avukatının davayı
kazanacaklarına dair çok ümitli olduğunun altını çizerek,
"ben o bayrağı iki cemaati temsil etsin diye çizdim. Şimdi
o Cumhuriyet yok" dedi.
Güney, açtığı davada ya tazminat ödenmesini ya da
bayrağın gönderden indirilmesini talep ediyor. Beyaz zemin üzerine
turuncu Kıbrıs silüetini, barış simgesi zeytin
dallarıyla süsleyen Güney, çizdiği bayrakla gurur duyduğunu
vurguladı. Güney, bayrak yarışmasını kazandıktan
sonra, Makarios'un isteği üzerine çizdiği devlet
armalarının da şu anda polis armalarında, resmi evraklarda
kullanıldığını ve davanın sadece
bayrağı değil, aynı zamanda bu armaları da
kapsadığını belirtti.
Güney'in davayı kazanması durumunda, Rum Yönetimi, ya yüklü
bir tazminat ödeyecek, ya da Avrupa Birliği kurumları dahil olmak
üzere, birçok yerde yıllardır dalgalanan bayrağını
indirip, resmi devlet armalarından vazgeçecek.
KIBRIS: Şu anda Kıbrıs Rum Yönetimi'nin
kullandığı Kıbrıs Cumhuriyeti bayrağını
çizen kişi olarak, Rum Yönetimi'ne karşı bir dava
açtınız. Tazminat ya da bayrağın kullanılmamasını
istiyorsunuz. Davada son durum nedir şu anda?
İ.V.GÜNEY: Dava ertelendi. Üçüncü duruşma 14 Aralık'ta
olacak ama ne olacağını bilmiyorum, tabii. Ancak, avukatım
kazanacağımıza dair çok ümitli. Çünkü, Rumlar bayrağı
benim çizmediğime dair bir emare bulamadılar.
KIBRIS: Bu dava kararını nasıl aldınız,
özellikle bu kadar uzun yıllardan sonra?
İ.V.GÜNEY: Uzun zaman geçti. Ben emekli oldum. Ama Denktaş
ile Klerides arasında görüşmeler de devam ediyordu. Belki her
şey düzelir ve o bayrak da eskisi gibi, her iki cemaati bir cumhuriyette
temsil eder, kullanılır diye düşünüyordum. Ama bir süre sonra,
Rumların bizi istemediğini, cumhuriyeti yalnız idare etmek
istediklerini fark ettim. O zaman da madem ki böyle bir niyetleri var, benden
neden izin almadılar diye düşünmeye başladım. Çünkü,
şimdi Kıbrıs Cumhuriyeti diye bir cumhuriyet yok. 1960'da
kuruldu Cumhuriyet, ben de bayrağı 1960'da yaptım, ama, iki
cemaat için yaptım. Dr Küçük ile Makarios arasında
paylaşılan ve iki cemaati temsil eden o cumhuriyet için çizdim ben, o
bayrağı. Şimdi konu artık bir ticarete giriyor. Benden izin
alınmadan, ortada olmayan bir cumhuriyet, bu bayrağı
kullanıyor, şu anda. Oysa, o cumhuriyet, 1963'de
yıkıldı. Üstelik siz bizi istemiyorsunuz, o zaman benim
bayrağımı neden kullanıyorsunuz? Ya kullanmayın, ya da
tazminat ödeyin diye dava açtım. Avukatım da %100
kazanacağımızdan emin.
KIBRIS: Dava ne zaman başladı?
İ.V.GÜNEY: Geçen yıl başladı, işte bir
yıldır da devam ediyor.
KIBRIS: Böyle bir dava açarken, Kıbrıs Türk tarafındaki
yetkililerle görüş alışverişinde bulundunuz mu?
İ.V.GÜNEY: Hayır. Davayı ben açmaya karar verdim ve
kimseye de danışmadım. Sadece gidip, kendi adıma
davayı açtım.
KIBRIS: Resmi düzeyde herhangi bir eleştiri, ya da destek
aldınız mı bu dava sürecinde?
İ.V.GÜNEY: Hayır. Kimse bir eleştiri ya da engellemede
bulunmadı, ama destek de olmadı.
KIBRIS: Bu davada sizi avukat olarak kim temsil ediyor?
İ.V.GÜNEY: Marios Giorgiu isminde bir Kıbrıslı Rum
avukat, benim avukatım. 12 yıl boyunca, hakimlik yapmış,
deneyimli bir kişi.
KIBRIS: Siz nasıl buldunuz ve sizi temsil etmesini istediniz?
İ.V.GÜNEY: Beni aracılar vasıtası ile o buldu.
Kendisi DİSİ'li. Kendisi aracılar vasıtası ile bana
ulaştı, oldukça iddialıydı, bende kabul ettim.
KIBRIS: Kıbrıs Cumhuriyeti bayrağı için bir
yarışma düzenlendiğini biliyoruz. Siz bu yarışmaya
girmeye nasıl karar vermiştiniz?
İ.V.GÜNEY: Kıbrıs Cumhuriyeti'nin
bayrağını belirleyecek bir yarışma ilanı
vardı, gazetede. Ben de öyle iştirak etim, bu yarışmaya.
İki tarafı da rahatsız etmeyecek renkler belirledim. Yani,
bayrakta ne kırmızı renk var, ne de mavi. Sırf beyaz zemin
üzerine, turuncu renkte bir Kıbrıs haritası düşündüm.
Turuncu düşünmemin sebebi de Kıbrıs isminin bakırdan
(copper) alınmış olmasıydı. O zamanlar
Kıbrıs'ta çalışan bakır madenleri vardı. O yüzden
Kıbrıs'ın silüetini, beyaz zemin üzerine turuncu renkte
oturttum. Altına da barış simgesi olan, iki tane zeytin
dalı çizdim. Beyaz zemin de beyaz bir sayfaydı. Bana
bayrağın nasıl olacağı, ya da nasıl olması
gerektiği ile ilgili hiçbir şey vermediler. Çizdiğim
bayrağı Makarios'a kendi elimle teslim ettim. Makarios,
bayrağı görür görmez, "benim beklediğim bayrak zaten
böyleydi" dedi. "Senin bayrağını seçtim ben, zaten
böyle olması gerekirdi bu bayrağın" dedi.
KIBRIS: Yani daha götürdüğünüz gün mü seçildi bayrak?
İ.V.GÜNEY: Evet. Götürdüğüm gün bunu bana söyledi.
"Senin bayrağın bizim cumhuriyetimizin bayrağı
olacak" dedi.
KIBRIS: Beklediğiniz bir netice miydi bu, ne hissettiniz?
İ.V.GÜNEY: Hayır. Aslında beklediğim bir şey
yoktu, ama tabii ki, gurur duydum. Yani, Türkler ve Rumlar arasında,
Kıbrıs Cumhuriyeti adı altında, yeni bir devlet kuruluyor
ve benim çizdiğim bayrak da bu cumhuriyetin simgesi oluyordu. Çok gurur
duymuştum.
KIBRIS: O cumhuriyetin yaşayacağına dair umutlu
muydunuz?
İ.V.GÜNEY: Ben o bayrağı çizerken, ilelebet bu
bayrağın kullanılmasını ve Türkler ile Rumlar
arasında barışın devam etmesini istiyordum. Ama
olmadı, maalesef. Aradan 46 sene geçti ve ben de dava açmaya karar verdim.
Zaten dostlarımdan da "ne duruyorsun" diye de teşvik
alıyordum. Birçok kişi, "daha ne duruyorsun" diyordu. Ben
de dava açtım.
KIBRIS: Annan Planı döneminde bir bayrak yarışması
daha yapılmıştı. O dönemde hiç bu yarışmaya da
katılmayı düşündünüz mü?
İ.V.GÜNEY: Hayır. Hiç düşünmedim. Ben bir bayrak
yaptım. Bu da 1960'daki cumhuriyetin bayrağı idi. Onun
kullanılmasını bekliyordum. Sonra da başka bir bayrak
çizebilir miyim diye, hiç düşünmedim.
KIBRIS: O zaman seçilen bayrağı beğenmiş miydiniz?
İ.V.GÜNEY: Hayır ben o bayrağı hiç
beğenmedim. Zaten kimse de belli ki beğenmedi, o yüzden
kullanılmadı. Beğenilseydi, kullanılacaktı.
KIBRIS: Şimdi bu bayrak Kıbrıs Cumhuriyeti'nin simgesi
olarak yurt dışında, Avrupa Birliği kurumlarında
dalgalanıyor. Bunu gördüğünüz zaman ne hissediyorsunuz?
İ.V.GÜNEY: Gurur duyuyorum. Bir taraftan da buruk bir gurur duyuyorum.
Ben o bayrağın, Türklerin de bayrağı olmasını
isterdim. Ama olmadı işte. O yüzden de dava açtım. Ya o
bayrağı kullanın, tazminatımı ödeyin, ya da
kullanmayın.
KIBRIS: Ne kadar tazminat talep ediyorsunuz?
İ.V.GÜNEY: O henüz belli değil. Bunu avukatım
belirleyecek.
KIBRIS: O dönem siz bu bayrağı Makarios'a verirken, bir
anlaşma yapmış mıydınız?
İ.V.GÜNEY: Hayır anlaşma yapmamıştık.
Hiçbir şey de imzalamadım. Bayrağı götürdüm, alıp,
kabul ettiler. Ayrıca, "bize üç de hatıra pulu yapacaksın
ve kurulan cumhuriyetin armasını da yapmanı istiyoruz"
dediler. Bu armalar da şu anda polislerin düğmelerinde,
şapkalarında, resmi evrak ve mektuplarda kullanılıyor.
Tabii açtığım dava sadece bayrağı değil, bu
armaları da kapsıyor. Makarios da "ileride her zaman seni maddi
yönden memnun edeceğiz" dedi. Aramızda geçen konuşma bundan
ibaretti. Sonra Makarios öldü, görüşmeler sürdü ama, o bayrak da sözler de
unutulup gitti.
KIBRIS: Makarios size aylık 10 KL aylık ücret olarak ödeme
taahhüdünde de bulundu sanıyorum.
İ.V.GÜNEY: Evet. Ama o paraları da almadım. Ben tabii
öğretmendim. Amacım para almak değildi. Bu işi para için
yapmamıştım. O yüzden bir beklentim yoktu. Hala da aslında
beklemiyorum, ama, en azından, hakkımın kabul edilmesini
istiyorum. Mesela o zaman da cumhuriyet kurulup ilan edildi. Ama, bayrak
göndere çekilirken düzenlenen törene, beni çağırmadılar bile.
Ondan sonra zamanla da enformasyon dairesindeki bütün belgeleri yok ettiler.
Yalnız, o zaman "Halkın Sesi" bu konuda bir haber
yaptı ve orada benim bu bayrağı çizdiğim belirlendi.
Mahkemede de bizden belge istediler. Buna rağmen elimizde belgeler de var.
O zaman Makarios'un özel kalem müdürü vardı. O da şimdi öldü ama,
ölmeden bir kitap yazıp, bayraktan bahsetmişti. "Kıbrıs
Cumhuriyeti bayrağını çizen, bir Kıbrıslı Türk
öğretmen, ressamdır" demişti. O kitabı, bulduk.
Ayrıca başka yazılı kaynaklarımız da var. Mahkeme
istediğinde avukatım, bu belgeleri de kanıt olarak sunacak.
KIBRIS: KKTC için hiç bayrak yapmayı düşünmediniz mi?
İ.V.GÜNEY: Hayır. KKTC'nin bayrağını,
sanıyorum, Türkiye'de "Hürriyet" Gazetesi yaptırdı ve
Denktaş'a hediye olarak gönderdi.
KIBRIS: Bu bayraklar sizin için ne ifade ediyor, peki. Bir tarafta
kendi çizdiğiniz bayrak var, bir tarafta da içinde
yaşadığınız cumhuriyetin bayrağı?
İ.V.GÜNEY: Ben kendi çizdiğim bayrakla gurur duyuyorum. Ama
Rumlar kullandığı için değil, kendim ve bizim için gurur
duyuyorum.
KIBRIS: İkisi arasında ayrım yapmak zorunda
kalsanız hangisini seçersiniz, çizim olarak?
İ.V.GÜNEY: Tabii ki kendi çizdiğimi seçerim. Baksanıza
hala da kullanılıyor. Zaten o yüzden, iş tazminata dayandı.
KIBRIS: Tazminatı kullanacak mısınız?
İ.V.GÜNEY: Tabii kullanacağım. Birkaç yıl önce,
ben, avukatım ve Rum Meclis Başkanı Hirstofias, KIBRIS'ta,
üçümüz birlikte, bir röportaj yaptık. Bu röportajda Hristofias,
"eğer İsmet Güney bu bayrağı yapmış ve
hakkını almamışsa, onu onore etmeye
çalışacağız", açıklamasını yaptı.
Ben, şimdi bu kayıtlara da ulaşmaya çalışıyorum.
KIBRIS: Güney Kıbrıs'ta da bayrağı sizin
çizdiğiniz yeni öğrenilmeye başlandı. Basının
ilgisi nasıl size karşı?
İ.V.GÜNEY: Basının ilgisi oldukça yoğun oldu.
Güney Kıbrıs'tan hemen bütün gazeteler benden röportaj aldı.
Türkiye ve Yunanistan'dan da gazetelere açıklamalarda bulundum, bayrak ile
ilgili. Bunlar daha fazla da Annan Planı dönemine denk geliyor. Ama ondan
da önce, 2000 yılının Eylül ayında, "Cyprus
Review" adlı bir gazete gelip benimle röportaj yaptı. Tam sayfa
yayımlanan ve Kıbrıs Cumhuriyeti bayrağını bir
Kıbrıslı Türk'ün yaptığını açıklayan o
haberden sona da kilise, bu gazeteye kapatma cezası verdi.
KIBRIS: Hala resim yapmaya da devam ediyorsunuz. Son bir sergi daha
açtınız. Nasıl geçti?
İ.V.GÜNEY: Güzel bir sergiydi. 3 tablom satıldı, bu
sergide.
KIBRIS: Resme ilgi var mı Kıbrıs'ta?
İ.V.GÜNEY: İlgi az tabii. Parası olan ilgileniyor.
Tablolarımı da genellikle zenginler alıyor. Bazen de
sipariş üzerine resim yapıyorum. Geçenlerde bir sipariş teslim
ettim, mesela. Portre de yapıyorum. Örneğin Dr. Küçük'ü de çizdim.
Şimdi müzede sergileniyor. Bunun dışında
tanınmış işadamlarından Ramiz Manyera'nın resmini
yaptım. Babası, Niyazi Manyera ile eşinin de resimlerini
yaptım. Ramiz Manyera, sadık müşterilerimdendir.
KIBRIS: Resminizi hangi akımın etkisinde görüyorsunuz? Daha
fazla espresyonist bir ressam olarak tanımlanıyorsunuz, siz de böyle
mi tanımlıyorsunuz kendinizi?
İ.V.GÜNEY: Romantik. Yarı modern, yarı klasik bir
ressam olarak tanımlıyorum, kendimi.
KIBRIS: Kaç yıldır resim yapıyorsunuz?
İ.V.GÜNEY: 50 yıldır resim yapıyorum. Her gün de
disiplinli bir şekilde atölyeye gelip, resim yapmaya devam ediyorum.
Bakın mesela bir boş tuval hazırladım. Ona gül resimleri
yapacağım.
KIBRIS: Fotoğraf da çekiyorsunuz.
İ.V.GÜNEY: Evet. Fotoğraf çekmeyi seviyorum. Resimlerimin
bazılarını da önceden fotoğraflarını çekerek
yapıyorum. Makinem eski ama, dijital kullanmıyorum. Lisede
fotoğrafçılık kulübünü ben kurmuştum. Orada
fotoğrafçılığı öğrenenler, şimdi
hayatını fotoğrafçılık üzerinden kazanıyor.
KIBRIS: Sabah atölyeye geldiğinizde, kendinize belli bir hedef
çiziyor musunuz bir resim üzerine?
İ.V.GÜNEY: Hayır. Ama bazen aldığım
siparişler için daha sıkı çalışıyorum.
Örneğin birkaç gün önce birisinden at siparişi aldım. Biri
beyaz, biri kahverengi ve biri de siyah üç at resmi yapacağım onun
için.
KIBRIS: Siparişini beğenmeyen oldu mu peki. Siz o resme
kendi duygularınızı yansıtıyorsunuz. Her zaman
müşteriniz ile uyuşuyor mu bu duygular?
İ.V.GÜNEY: Siparişini beğenmeyen olmadı. Çünkü
onların ne istediklerini anlayarak yapıyorum, ben bu resimleri.
KIBRIS: Genç sanatçıları nasıl buluyorsunuz?
İ.V.GÜNEY: Beğeniyorum, genç sanatçıları. Tabii
onların tekniği ayrı. Benim kızım da biliyorsunuz,
ressam. Ben açıkçası o resimlerden zevk almıyorum ama, modern
çalışan bu ressamlarımız da çok başarılı
hakikaten. Beğeniliyorlar ve sergilerde resimleri de satılıyor.
KIBRIS: Sizin özellikle sanatından etkilendiğiniz Türk ya da
yabancı ressamlar hangileri?
İ.V.GÜNEY: İbrahim Çallı'dan etkilendim ben daha fazla.
Biliyorsunuz, onunla uzun yıllar da birlikte çalıştık.
Bunun dışında tanıştığım ve
etkilendiğim Türk ressamlar da var. Bedri Rahmi Eyyüboğlu vardı
örneğin. Sami Etik var. Bu kişilerle hep atölyelerini de
dolaştım. Resim yaparken beni davet ettiler, hatta resimler üzerinde
tartışma bile yapıyorduk. Ben bir şey yapmam gerektiği
hissine kapılırsam üretiyorum daha fazla. Daha fazla da
Kanlıdere içinde çektiğim fotoğraflar vardır. Çektiğim
resimler üzerinde de çeşitli eklemeler ya da çıkarmalar
yapıyorum, çizerken.
KIBRIS: Resim çalışmalarınız nasıl bir
ortamda devam etti?
İ.V.GÜNEY: Ben okuldan mezun olduktan sonra da resim yapmaya
devam ettim. Hatta 1948'de mezun olduğum okula sanat tarihi hocası
olarak girmem için teklif aldım. 1949'da da başladım. 1946'da da
Limasol'da ilk kişisel sergimi açmıştım. Kişisel sergisini
açan ilk Kıbrıslı Türk ressamım. İlgi de olmuştu
o dönem. Lisede de bir resim atölyesi açtım. Meraklı öğrenciler
vardı. Mesela Fen bölümünden resim dersi almayanlar da bu
çalışmalara ilgi gösteriyordu. Ben onların hatalarını
düzeltip, onlara yardımcı olmaya çalışıyordum.
KIBRIS: O zamandan bugüne ressam olmuş öğrencileriniz var
mı?
İ.V.GÜNEY: Salih Bayraktar benim öğrencimdi örneğin.
Şimdi yaşlanınca yavaş yavaş isimleri de unutuyorum,
ama çok öğrencim var. Bazıları ile de görüşüyorum. Emin
Çizenel var örneğin. Beğeniyorum, onun da
çalışmalarını ama onun kategorisi farklı, aynı
çizgide resim yapmıyoruz. Aylin Örek, mesela öğretmen oldu.
Şimdi Fransa'da.
KIBRIS: Yeni bir sergi daha açmayı düşünüyor musunuz?
İ.V.GÜNEY: Hayır. Sergi açmayı düşünmüyorum,
artık. Yaşlandım. Birçok evde de tablom var, gördüğünüz
gibi. Ama bazen aralarında keşke satmasaydım dediğim de çok
tablolar var.
KIBRIS: Sizin adınıza açılan bir sergi salonu var.
Nasıl buldunuz salonu?
İ.V.GÜNEY: Fena değil. Işıklandırma
yapıldığında çok güzel bir sergi salonu oluyor. Her
tablonun üzerine bir spot gerekiyor. Sergi olduğunda da bu
ışıklandırmayı yapıyorlar. Sadece yeri berbat.
Rumlardan kalma ambarları tamir edip, bir atölye yaptılar. Ama Milli
Eğitim ve Kültür Bakanı, bu inşaat çalışmalarının
devam edeceğini, diğer ambarların da tamir edileceğini
söyledi. Tabii kaynak bulurlarsa, yapacaklar herhalde, bulamazlarsa
yapamayacaklar.
KIBRIS: Devletten beklediğiniz ilgiyi görebiliyor musunuz bir
sanatçı olarak?
İ.V.GÜNEY: Devletin hiçbir dönemde, özel bir teşviği
olmadı. Ama, bütün sergilerime devlet ve hükümet yetkilileri her zaman
katılıp, resimlerimi satın almışlardır. Ben
bununla tatmin de oluyorum. 1960'da Rum tarafında açtığım
bir sergiye de yine Rum tarafından çeşitli yetkililer katılmıştı.
Mesela, Makarios da bu sergi açılışına gelmişti ve onun
mahiyetinde, bazı Rum ressamlar da gelmiş ve eserlerimi satın
almıştı. Eski Başbakanlardan, Kiprianu da vardı
gelenler arasında. Onda da resimlerim var. Bizdeki devlet dairelerinden
birçoğunda tablolarım vardır. Eğitim
Bakanlığı, hemen her yıl tablolarımdan
almıştır. Bazı ayrıntıları, eski
olayları özellikle isimleri hatırlamakta zorlanıyorum. Uzun
yıllar geçti aradan. Yaşlandım artık 83
yaşındayım.
KIBRIS: Yaşınızı göstermiyorsunuz ama.
İ.V.GÜNEY: Herkes öyle diyor. İçki sigara içmem.
Yağlı yemeklerden uzak duruyorum. Bol bol meyve yiyorum, meyve,
salata seviyorum. O yüzden de sağlıklı hissediyorum kendimi.
KIBRIS: Hocam, bu sohbet için çok teşekkürler.
İ.V.GÜNEY: Ben bana zaman ayırdığınız
için teşekkür ederim.
KIBRIS 03/12/06
FT: December 1 2006 02:00
Some 43 years after beginning its
long courtship of Europe and barely a year after opening entry talks with
Brussels, Turkey's bid for European Union membership may have just hit a wall.
Olli Rehn, the EU enlargement
commissioner who earlier this year warned the talks could end in a "train
crash", said this week his measured response to the impasse in the
negotiations meant "there will be no train crash". Rather, "there
will be a slowing down because of works further down the line; the train will
continue to move". Really? Let us hope he is driving.
Mr Rehn's proposal is to suspend negotiations on eight of
the 35 chapters of EU law Turkey needs to adopt before it enters the Union.
This is, put overly simply, in response to Ankara's refusal to open up its
ports to Cyprus, an EU member. It is harsher than Turkey's EU allies - the UK,
Spain, Sweden and Italy - wanted, but has delighted politicians in Germany,
Austria, Holland and France who think a poor, Muslim country like Turkey has no
business inside the EU in the first place.
In either case, there is a distinct possibility that the
Turkish government of Recep Tayyip Erdogan, pressed from all sides but up for
re-election next year, will simply walk away.
Irrespective of whether it is any longer realistic to
believe Turkey will one day join the EU, that would be a geopolitically
catastrophic train wreck.
Europe is the ambition that has held together Turkey's
otherwise antagonistic and fiercely secular army with Mr Erdogan's neo-Islamist
government, with full but now fast-dwindling popular support. It is also the
engine of sweeping reform, especially to en-trench democratic and minority
rights. It is, above all, proof that the EU can sponsor a marriage between
Islam and democracy, a sort of Euro-Islamism analogous to Christian Democracy
that can steer a path to modernity and survive the violent dislocations on the
way. Mr Erdogan is leading democratic change in a region where Islamists have
at best provided alibis to despots determined to prevent democracy.
The EU put all this at risk by its irresponsible attitude
to Cyprus. In advance of a 2004 United Nations plan for a confederal system to
reunite the island, the EU gave the internationally recognised Greek Cypriot
government a guarantee of entry. While Ankara cajoled Turkish Cypriots to vote
for the peace deal, the Greek Cypriots self-indulgently voted against - and now
obstruct Turkey from within the EU.
While demanding Ankara admit Cyprus ships and goods,
Brussels has not delivered on its pledge to end the isolation of Turkish
Cyprus. The Cyprus issue can be resolved if member states are prepared to put
the strategic interests of the Union above the narrow interests of the Nicosia
government. On present form, however, the EU is now widely seen to have
retreated behind a wall of dissembling waffle and to be acting in bad faith.
By Hugh Williamson in Berlin, Peggy
Hollinger in Paris and Wolfgang Proissl in Brussels
FT: December 3 2006 19:56
Germany and France will on
Tuesday demand tougher conditions for Turkeys troubled European Union
membership bid, in a move likely to cause new divisions over Ankara at next
weeks EU summit.
Jacques Chirac, French president, will
use a meeting with Angela Merkel, German chancellor, to back her proposal that
would effectively set Turkey a new 18-month deadline to open its ports to
Cyprus, an EU member, the Financial Times has learned.
Such a deadline was not included in the European
Commissions proposal last week on the partial freezing of the EUs membership
talks with Ankara. But both Berlin and Paris believe such a deadline is
necessary to maintain pressure on Turkey, officials said.
Ms Merkel said at last weeks Nato summit in Riga that
the Commission position needed to be strengthened. A review clause on
whether Ankara had opened its ports would be desirable so that the council [EU
summit] can review Turkeys progress, perhaps in 18 months time, she said.
An official in Mr Chiracs office told the FT on Sunday:
France and Germany are on the same page with regard to Turkey.
Officials close to the French government said Mr Chirac
would endorse Ms Merkels stance at the bilateral summit on Monday near
Saarbrücken, in Germany.
A Franco-German axis could unify EU countries, including
Portugal, Greece and Cyprus, that are sceptical of Turkeys bid, but is also
likely to alienate the Turkish government further.
Britain and some Scandinavian countries oppose setting
Ankara new deadlines.
Finland, which holds the EU presidency, hopes an
agreement on partial freezing of talks can be reached at an EU foreign
ministers meeting on December 11. But a spokeswoman for Ms Merkels office
said last night that the chancellor expects the review clause to be discussed
at the EU summit on December 14-15.
Officials in Brussels criticised the Franco-German move.
A Finnish senior diplomat said: We dont think there should be an additional
clause. The Turks already feel strongly punished by the Commission proposal as
it is.
The Commission is proposing that the bloc agree on the
freezing of eight of the 35 separate policy areas under the membership talks.
Ankara has refused to open its ports a condition of EU membership because
of its long-running political dispute with Cyprus, but would have unlimited
time to do so under the Commission draft.
Ankaraya
karşı Paris-Berlin ittifakı
Financial
Times gazetesi, Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerinde yine güç bir
döneme girildiğini, gelecek ay birliğin dönem
başkanlığını devralacak Almanya ve Fransanın bu
konuda ortak bir tutum açıklayacaklarını yazdı.
NTV-MSNBC VE
AJANSLAR
Güncelleme: 15:42 TSİ 04 Aralık 2006 Pazartesi
LONDRA
- Chirac ve Merkelin Türkiye ittifakı başlıklı
yazısında Financial Times, yarın bir araya gelecek olan Fransa
ve Almanya liderlerinin, Türkiyeye baskı uygulanması konusundaki
çağrılara destek vermelerinin beklendiğini kaydetti.
Gazetenin iddiasına göre Chirac, Türkiyeye limanlarını
Kıbrıs uçak ve gemilerine açması için 18 aylık yeni bir
süre verilmesi yönünde Merkelin getirdiği öneriye desteğini
açıklayacak
Yazıda, AB Komisyonunun geçen hafta yayınladığı
tavsiye raporunda böyle bir sürenin bulunmamasına karşın, hem
Paris hem Berlinin, Türkiye üzerindeki baskıyı sürdürmek
amacıyla bu yönde bir takvim belirlenmesi gerektiğine
inandığı kaydediliyor.
Bu açıklamanın, gelecek hafta Brükselde yapılacak AB zirvesinde
tartışmaları alevlendireceğini belirten Financial Times,
Paris-Berlin ittifakının, Portekiz, Yunanistan ve
Kıbrıstan destek bulsa da İngiltere ve İskandinav
ülkelerinin Kıbrıs konusunda bir tarih konulmasına sıcak
bakmadıklarına dikkat çekiyor.
Newsweek: Tren
kazası felaket olur
Avrupa
baskısının kapağında Türkiyeyi kim kaybetti
başlığını kullanan dergi, Türkiyenin üyelik
sürecindeki tren kazasının, herkes için felaket
olacağını yazdı.
NTV
Güncelleme: 10:12 TSİ 04 Aralık 2006 Pazartesi
NEW
YORK - Amerikan Newsweek dergisi, AB Komisyonunun müzakerelerin kısmen
askıya alınmasını önerdiği tavsiye kararının
ardından Türkiyenin üyelik sürecini kapağına
taşıdı.
Owen Matthewsin kaleme aldığı makalede, Türkiyenin
Avrupa Birliğine katılım sürecinde ağır çekim bir
tren kazası meydana geldiği belirtildi.
Kısa süre önce Avrupa Birliğinin önyargılarını
aşacağı ve kendini coğrafya ile
sınırlandırmayacağının düşünüldüğünü
anlatan yazar, artık bu şansın kaybolduğu görüşünü
savundu. ![]()
Bu, çok büyük bir trajedi, bir potansiyel felakettir ifadesinin
kullanıldığı makalede, Türkiyenin Müslüman dünyası
için model olması fırsatının kaçırldığı
kaydedildi.
Türkiyenin artık tamamen farklı bir jeopolitik yola girme riski var
denilirken, AKP hükümetinin laikler için oluşturduğu kaygı
üzerinde de duran dergi, Türkiyede ABye destek azalırken Türk
aşırı milliyetçiliğinin yükseldiğini yazdı.
Newsweekteki makale, Zamanımızın en büyük uygarlık
projelerinden birini batıran vizyonsuzluktan dolay herkes daha
zayıftır ifadesiyle noktalandı.
"AB'den adil olmasını bekliyoruz"
4 Aralık, 2006 18:36:00 (TSİ) CNN TURK
Bakanlar Kurulu toplantısının ardından
basına açıklamalarda bulunan Hükümet Sözcüsü Cemil Çiçek, AB
Komisyonunun Türkiye ilgili aldığı tavsiye kararına ilişkin
olarak ''AB'den hakkaniyetli ve adil tavır bekliyoruz'' dedi.
Başmüzakereci
Ali Babacan ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gülün AB ile
müzakere süreci konusunda kurula bilgi verdiğini belirten
Çiçek, 14-15 Aralıkta Brüksel'de yapılacak AB Devlet ve Hükümet
Başkanları Zirvesi'nde kesin karar çıkıncaya dek
Türkiyenin AB nezdindeki çalışmalarının yoğun
şekilde süreceğini belirtti.
Bakan Çiçek, Başmüzakereci Ali Babacan'ın bu çerçevede bazı AB
üyesi ülkelere ziyaretler gerçekleştireceğini bildirdi.
Üye ülkeler arasında bize yakın olanlar olduğu gibi uzak
olanlar da vardır diyen Çiçek bazı ülkelerin Türkiyenin AB
üyeliğini hazmetmekte zorlandığını dile getirdi.
Esas sorunun Güney Kıbrıs gibi sorunlu bir ülkenin AB tarafından
üye yapılması olduğunu belirten Hükümet Sözcüsü Çiçek ABden
beklentimiz Türkiyeye adil ve hakkaniyetli davranmasıdır. Üye olan
ülkelere nasıl davranıldıysa öyle
davranılmasıdır. Bizim itirazımız budur şeklinde
konuştu.
Ümit ediyoruz ki aralık ayına geldiğimizde AB hakkaniyetli bir
karar ortaya koyabilir diyen Bakan Çiçek, Türkiye AB konusunda
kararlıdır, samimi çabalarını sürdürecektir mesajı
verdi.
Bir yıllık tarama süreci sonunda, Türkiyenin kurumlar olarak ABye
ne kadar uyumlu olduğunu ortaya koyduğunun altını çizen
Çiçek, Türkiye bazı konularda bugün ABye üye olmuş pek çok ülkeden
daha ileri noktadadır dedi.
Çiçek, AB sürecinde Türkiye için hedeflenen noktanın, temel insan hak ve
özgürlüklerinin güçlendirilmesi ve teminat altına alınması,
hukuk devletinin tesis edilmesi ve demokratik gelişim olduğunu
vurguladı. Çiçek Türkiye ABye yük olacak bir ülke değildir dedi.
Çiçek, 14-15 Aralık'taki AB Devlet ve Hükümet Başkanları
Zirvesi'nde Türkiye'nin istemediği bir karar çıkması halinde bir
eylem planının olup olmadığı sorusu üzerine, ''Biz
kendi yönümüzden üzerimize düşeni yapalım, bu konuda vicdani bir
rahatlık içinde olmamız lazım'' dedi.
Türkiye'ye Kıbrıs baskısı
AB Komisyonu, 29 Kasım'da, Kıbrıslı Rumlara
limanlarını açmayan Türkiye ile müzakerelerin sekiz
başlıkta askıya alınmasını tavsiye etmişti.
AB Komisyonu'nun önerisine göre, kalan fasıllarda müzakereler
başlatılabilecek, ancak başlıkların geçici olarak
kapatılması için yine limanların ve havaalanlarının
Kıbrıs Rum kesimine açılması beklenecek.
Komisyon, Kıbrıs'ta BM öncülüğünde kapsamlı çözüm
müzakerelerinin 2007 yılında yeniden başlatılması
çağrısında da bulunmuştu.
AB Komisyonu toplantısından çıkan bu karar, 11 Aralık'ta
bir araya gelecek AB dışişleri bakanlarına 'Komisyon
tavsiyesi' olarak sunulacak. Dışişleri bakanlarının
Türkiye ile ilgili nihai kararı bu tarihte alması bekleniyor.
Avrupa Birliği, Türkiye'nin Ankara Protokolü'nü uygulamasını,
yani Güney Kıbrıs'a havaalanlarını ve limanlarını
açmasını istiyor.
İlerleme Raporu'nda yer alan bu istek için AB Dönem Başkanı
Finlandiya'nın Başbakanı Matti Vanhanen süre vermiş ve
Türkiye'den 6 Aralık'a kadar adım atmasını istemişti.
Ancak Türkiye, Kıbrıs konusunda daha fazla adım
atılmayacağını yineliyor.
Kararın ardından açıklama yapan Başbakan Recep Tayyip
Erdoğan, Bu bir tavsiye, kesin karar değildir diyerek diğer
fasıllarda müzakere sürecinin devam edeceğini söylemişti.
|
LEFKOŞA (A.A) |
|
|
|
KKTC'de Cumhuriyetçi Türk
Partisi (CTP) ile Özgürlük ve Reform Partisi (ÖRP) koalisyon hükümetinin
oluşumunu protesto eden, Eylül ayından bu yana Cumhuriyet Meclisi
Genel Kurul çalışmalarına katılmayan ana muhalefetteki
Ulusal Birlik Partisi (UBP) ile Demokrat Parti (DP), bugün Meclis Genel
Kurulunda eylem yaptı. Bir
süredir "şok" eylem yapacağını açıklayan,
ancak yer ve zaman belirtmeyen iki partinin milletvekilleri, UBP Genel
Başkanı Hüseyin Özgürgün ve DP Genel Başkanı Serdar
Denktaş ile birlikte, meclis toplantı halindeyken, Meclis Genel
Kurul salonundaki konuk locasında toplandı. UBP
ve DP milletvekilleri, Genel Kurulu alkışlar ve düdüklerle protesto
etti. Bu sırada, UBP ve DP milletvekilleri ile CTP ve ÖRP
milletvekilleri arasında tartışma çıktı. Cumhuriyet
Meclisi Genel Kurulu, UBP ve DP milletvekillerinin protestoları
arasında iki yasayı onaylayarak çalışmalarını
tamamladı. Muhalefet
milletvekillerinin salonu terk etmelerinin ardından söz alan KKTC
Başbakanı Ferdi Sabit Soyer, genel kurulun bugün iki önemli yasa
geçirdiğini belirterek, hiçbir "provokasyon" girişiminin
meclis çalışmalarını aksatamayacağını
söyledi. UBP
ve DP milletvekillerinin protestolarının hükümeti çözüm, demokrasi
ve halka hizmet için yürüdüğü yoldan döndüremeyeceğini kaydeden
Soyer, muhalefetin alkışlarını, "hükümetin
icraatlarına onay alkışı" olarak
değerlendirdiğini söyledi. Soyer, "hükümetin asıl
alkışı 2010 seçimlerinde halktan
alacağını" da kaydetti. "Kimsenin
kaprislerine ve ideolojik saplantılarına boyun
eğilmeyeceğini" ifade eden Soyer, genel kuruldaki
milletvekillerine eylem karşısında
soğukkanlılıklarını korudukları için
teşekkür etti. "Hükümeti tanımıyoruz diyorlar. Anayasa
Mahkemesine başvurdular. Mahkeme kararını verdi" diyen
Soyer, UBP ve DP'nin bugün de yasama organını hiçe sayan
davranış sergilediğini söyledi. Soyer,
"Devleti kendilerinin kurduğunu ve sonsuza kadar
yaşatacaklarını söyleyenlerin, hükümette olmayınca
yasama, yürütme ve yargıyı tanımamaları kendilerinin
ayıbıdır" dedi. En
yüce mahkemenin halk olduğunu ve siyasi partilerin seçim dönemlerinde
halkın önüne çıkacağını kaydeden Soyer, 2010'da bu
mahkemenin huzuruna çıkılacağını ve o zamana kadar
hükümetin halka hizmet etmeyi sürdüreceğini belirtti. |
HURRIYET 04/12/06
|
AMSTERDAM (A.A) |
|
|
|
Hollanda Hükümeti, AB Komisyonunun Türkiye ile müzakere
sürecinin bazı konularda askıya alınması önerisinin
sertleştirilmesini istedi. |
HURRIYET 04/12/06
Papa:
Türkiye unutulmaz bir deneyimdi
Dünya Katoliklerinin ruhani lideri Papa 16. Benedictus, 'Unutulmaz bir
deneyimdi' dediği Türkiye ziyaretinin "Müslümanlarla
Hıristiyanlar arasında daha verimli bir diyaloğa vesile
olmasını umduğunu" söyledi
Her pazar
düzenlenen Angelus duası nedeniyle dün Vatikan'ın Aziz Petrus
Meydanı'na kendisini dinlemeye gelen Katoliklere hitap eden Papa 16.
Benedictus, Türkiye seyahatine de değindi. Çarşamba günü Vatikan'da
yapılacak olan genel kabul merasiminde de Türkiye seyahatine değineceğini
kaydeden Papa, şöyle konuştu:
"Geçen günlerde Türkiye'ye yaptığım dinsel ziyaretle ilgili
olarak, bir kez daha sizlerle birlikte Rabbimize şükretmek istiyorum: O
seyahatte, tüm Hıristiyanların dualarının bana yoldaş
ve refakatçi olduğunu duyumsadım. Hepinize nazik teşekkürlerimi
sunuyorum. Önümüzdeki çarşamba, genel kabul merasiminde o unutulmaz ruhani
ve irşat deneyiminden daha ayrıntılı biçimde konuşma
olanağım olacaktır."
Teşekkür etti
Seyahatinin düzenlenmesine katkıda bulunanlara ve Türk makamlarına da
teşekkür eden Papa 16. Benedictus, bu konudaki duygularını ise
şu sözlerle dile getirdi:
"Bu vesileyle seyahatimi organize etmiş olanların tümüne ve de
bunun barışçıl ve semereli geçmesine muhtelif biçimlerde
katkıda bulunmuş herkese yeniden şükranlarımı
sunuyorum. Beni geleneksel konukseverlik ruhuna yaraşır biçimde
karşılamış olan Türk yetkililere ve dost Türk
halkını da bu çerçevede anmak istiyorum."
Papa, İzmir ve İstanbul'da bir araya gelme olanağı
bulduğu Katolikler hakkında da şöyle konuştu:
"Özellikle de Türkiye topraklarında yaşamakta olan Katolik
cemaatini sevgiyle anmak istiyorum. Bu pazarla birlikte Adventus Yortusu'na
girerken, orada hiç de kolay olmayan koşullarda yaşayan
kardeşlerimizle seyahat vesilesiyle buluşma ve ayin yapma
olanağı bulmuş olduğumu da belirtmek isterim. Onlar,
muhtelif uyruklardan oluşan, heyecanları ve imanlarıysa güçlü
olan küçük bir sürü konumundalar."
MILLIYET 04/12/06
'Kıbrıs
mektubu' iddiası yalanlandı
ANKARA Milliyet
Genelkurmay Başkanlığı'nın Dışişleri
Bakanlığı'na Kıbrıs konusunda mektup gönderdiği
iddiası, Genelkurmay ve Dışişleri yetkililerince
yalanlandı. Dün bir gazetede yer alan haberde, Genelkurmay 2.
Başkanı Org. Ergin Saygun imzasıyla Dışişleri
Bakanı Abdullah Gül'e geçen ay bir mektup gönderildiği iddia edildi.
MGK'da Kıbrıs konusunda alınan "tavsiye
kararları"nın hatırlatıldığı mektupta,
AB'den Ankara'ya iletilen beklentilerin, MGK'da uzlaşılan
politikalara "aykırı unsurlar içerdiğinin"
belirtildiği öne sürüldü.
Ancak Dışişleri yetkilileri, Genelkurmay'dan "özel bir mektup"
almadıklarını kaydetti. Genelkurmay
Başkanlığı da dün bir açıklama yaparak iddiaların
hayal mahsulü olduğunu belirtti. Açıklamada şöyle denildi:
"Haberde yer alan, Saygun'un Gül'e mektup gönderdiği iddiaları
tamamen hayal mahsulü olup gerçek dışıdır. Genelkurmay
Başkanlığı'nın diğer kurum ve kuruluşlarla
ilişkileri ve devlet meselelerinin müzakere ve koordinesi, yerleşik
kural ve usuller çerçevesinde sürdürülmektedir."
MILLIYET
04/12/06
Fransız basınından
Türkiye-AB yorumu: Yanardağ üzerinde dans
Türkiye ile AB arasındaki ilişkilerin
girdiği kritik dönemeç, AB basınında artan bir ilgi
uyandırıyor. Fransız ekonomi gazetesi Les Echos,
Kıbrıs dosyasının Türkler ile Avrupalılar
arasındaki artan sevgisizliği ortaya koyduğunu öne sürerek
Yanardağ üzerindeki dansö yorumunu da yaptı.
Les Echos gazetesi, dış haberler
yazı işleri müdürü Françoise Crouigneau imzası ile Avrupa
Birliği-Türkiye: yanardağ üzerindeki dansö başlıklı
bir yorum yayınladı. Kıbrıs dosyasının Türkler
ile Avrupalılar arasında artan sevgisizliği ortaya
koyduğunu öne süren gazete, Avrupa Komisyonunun 8
başlığı dondurma önerisinin etkilerinin
olacağını belirtti.
AB üyesi 25 ülkenin Türkiyenin AB geleceği
konusunda bölündüğünü kaydeden gazete, Fransa ve Almanya gibi üyelerin
daha katı bir yaklaşım isterken aralarında
İngilizlerin başı çektiği, Türkiyeye en çok destekleyen
ülkelerin ise, daha da yumuşak bir tutum talep ettiğini kaydetti.
Fransız gazetesi, Türklerin halen AB
maratonunun değer olup olmadığını açık bir biçimde
sormaya başladıklarını belirtti.
MILLIYET
04/12/06
'Türkiye'nin
hızı AB'yi korkuttu mu?'
04/12/2006
RADIKAL
ANKARA - Devlet Bakanı
ve Başmüzakereci Ali Babacan, Türkiye'nin AB'ye girdiğinde
birliğin altıncı büyük ekonomisi olacağını
söylerken, "AB'ye hızlı uyumumuz AB'yi endişeye mi soktu
diye düşünüyoruz" dedi. Babacan, atv'de katıldığı
bir programda, "Kıbrıs artık çözülmesli" derken,
şu mesajları verdi:
Reformlara devam: Müzakerelerin askıya alınması durumunda
bile reformlar devam edecek.
Bu bir savaş: Dinimiz hiçbir zaman demokrasiyle, insan
haklarıyla çelişen bir din değil. Fakat bu süreci biraz da
AB'nin ileriki yapısında kim ne kadar söz sahibi olacak
savaşı olarak görmemiz gerekiyor.
Üç-dört yıl: Taramalar bitince gördük ki aradaki farklar pek büyük
değil. Bu işi üç-dört yılda yaparız.
Hızımız AB'yi korkuttu mu?: Şunu da sezmeye
başladık; bu süreçte ne kadar ilerlediğimizi görünce bu
hız, ilerleme acaba biraz korkuttu mu? 'Türkiye çok hızlı
geliyor, çok hızlı yaklaşıyor. Biraz biz AB olarak kendi
içimize bakalım, toparlanalım mı endişesi
başladı' diye aklımıza gelmiyor değil yani.
Karar AB'de bile şaşkınlık yarattı: Komisyon'un
kararı pek çok lideri şaşırttı. Pek çok üye ülke bu
kararın yanlışlığını savunacak.
Bazıları da çıkacak bu yetmez daha kötüsünü istiyoruz diyecek.
Bazı eski üyeler Kıbrıs'ı kullanarak, iç siyasete mesaj
veriyorlar.
Kıbrıs bahane: Kıbrıs konusu sanki bir bahane olarak
ileri sürülüyor. Kıbrıs konusunun, Türkiye'nin AB sürecini
etkilememesi gerekiyor, Kıbrıs konusunun mutlaka çözülmesi gerekiyor.
Mutlaka BM aracılığında kapsamlı bir çözüm lazım.
AB özgüvenini yitiriyor: AB de zor dönemden geçiyor. Özgüvenini
yitirmeye başladı. Türkiye'ye ihtiyaçları var. Türkiye'nin
süreçten kopmasını kimse istemiyor, sadece yavaşlatmak
istemiş olabilirler.
AB'deki mücadele: Türkiye, AB'ye üye olduğunda, nüfus ve
coğrafya olarak bir numaralı ülke, altıncı büyük ekonomi
olur. AB'deki şu an mücadele, gelecekte daha güçlü olma mücadelesi.
(Radikal, aa)
AB:
Kapıyı vurup çıkmak
04/12/2006
RADIKAL
Bekâra karı
boşamak kolaydır, derler. Şimdiler-de Türkiye-Avrupa
Birliği
ilişkisinin bir darboğazdan geçtiğini düşünenler,
'Bıktık bu AB'den ve onun isteklerinden, kapıyı vurup çıkıp
gidelim' diyorlar.
Türkiye geçmişte birkaç kez kapıyı vurup gitti. Bunlardan
birincisinde, 70'lerin sonlarında Bülent Ecevit
başkanlığındaki Cumhuriyet Halk Partisi hükümeti o zamanki
adı Avrupa Ekonomik Topluluğu olan AET ile
ilişkileri dondurdu, bu arada Yunanistan'ın tam üyelik
başvurusuna karşı sembolik de olsa bir başvuru da
yapılmadı. Sonuçta Yunanistan AB üyesi oldu, Türkiye hâlâ
kapıda.
1997'de AB Lüksemburg zirvesinde birliğin genişleme programı
açıklandı, Türkiye'ye adaylık statüsü verilmedi, buna
karşılık Kıbrıs dahil 12 ülke adaylık trenine
bindi. Mesut Yılmaz hükümeti AB ile ilişkiyi kesti. Daha sonra büyük
ölçüde Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'in yapıcı
diplomasisiyle ve zamanın Almanya Başbakanı Gerhard Schröder'in
çabalarıyla Türkiye 1999 sonunda adaylık statüsünü elde etti, AB ile
ilişkiler yeniden başlamış oldu.
Şimdi bugün kapıyı vurup gitmekten söz edenler, sonuçları
itibarıyla birbirine taban tabana zıt bu iki tarihi uygulamadan
hangisini tercih ediyorlar acaba?
Kuşkusuz soruyu böyle sorunca herkes cevap olarak, 1997'yi söyleyecek.
Onlara göre Türkiye 1997'de onurlu bir duruş gösterdi, sonunda AB
kapımıza kadar gelerek bize adaylık statüsünü verdi.
Bu tam da böyle olmadı. Türkiye'nin AB ile (Avrupa ülkeleriyle değil)
ilişkisini kesmesi, 15'ler Avrupası'nda çok ama çok az yankı
yarattı. Bazı üyeler dışında ülkeler Ankara'nın
bu tavrına karşı çok kayıtsız kaldılar. Hatta
şöyle diyebilirim:
Almanya'da Kohl Başbakan olarak kalsaydı, 1999'da gelinen noktaya da
gelinemezdi.
Öte yandan Avrupa'daki kayıtsızlığa rağmen Türkiye'de
bir kişi, Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, hükümetlerin
kırılganlığının ona verdiği özel otorite ve
iş yapma gücü sayesinde deyim yerindeyse tek başına diplomasi
yürüttü, bütün Avrupa'yı dolaştı, kendi özel ağırlığını
işin içine katarak, liderlere mektuplar yazarak yolu açtı. Şans,
Türkiye'de Demirel'in Cumhurbaşkanı olması, Almanya'da ise
seçimi sosyal demokratlarla Yeşillerin kazanması ve Schröder'in
başbakan olması sayesinde Türkiye'nin yüzüne güldü. Kaldı ki 1999
Helsinki kararı da öyle kolay alınmadı.
Bugün, 'Kapıyı vurup çıkalım' denmesine neden olan
atmosferle 1997'deki atmosfer birbirinden çok farklı. 1997 sonunda Mesut
Yılmaz AB ile ilişkilerin kesildiğini
açıkladığında pek az gazeteye manşet oldu, konu çok az
tartışıldı. Yani bu erkeklik gösterisinin iç
yankısı da pek olmadı.
Oysa bugün var olan atmosfer, daha çok 1978'de Ecevit hükümetinin AET ile
ilişkileri dondurduğu 'Onlar ortak, biz pazar' sloganıyla halka
mal olan atmosfere çok daha fazla benziyor. Yani içeride 'Biz AB'ye rest
çektik' kartını oynadığınız zaman bu kartı
kolay kolay geri alamayabilirsiniz. Zaten kırılgan olan AB
desteği daha beter eriyebilir.
O yüzden bugünlere 'gerçekle yüzleşme anı' muamelesi yapmakta ve
Türkiye'nin orta ve uzun vadeli stratejik hedefleriyle önceliklerini yeniden
hatırlamakta fayda var. Eğer AB'ye üye olma hedefi bu stratejik
hedeflerle ve önceliklerle örtüşüyorsa, o zaman belki de kısa vadeli
taktiklerimizi yeniden gözden geçirmeliyiz.
Türkiye'nin gerçekten kısa vadeli taktikleri var mı bilmiyorum ama
galiba
bir konuda zımni de olsa görüş birliği var: Kıbrıs
sorununun çözümü ile Türkiye'nin tam üyeliğini eşzamanlı
kılmak.
Bu 'taktik' fazlasıyla gerçekçi bir taktik ama belki de bu gerçekçilikten
kopmadan yeni bir taktik de geliştirebiliriz. Bu yeni taktik,
Kıbrıs sorununda çözümü öne almayı gerektiriyor. Yani
Kıbrıs'ın çözümü ile Türkiye'nin üyeliği arasındaki en
azından zamanlama ilişkisini bozmayı gerektiriyor.
Bugünden tezi yok, Kıbrıs'ta çözümü kovalayan enerjik bir proaktif
politika peşinde koşmak, en azından Avrupa'da
Kıbrıs'ın arkasına saklanıp Türkiye'yi
dışlama eğilimini boşa çıkartacaktır. Türkiye'ye
karşı olan ülkeler, böylece gerçek gerekçeleriyle konuşmaya
başlayacak, siyasetler gerçekler üzerine kurulacaktır.
Kapıyı vurup çıkıp gitmek en kolayı.
Zor olanı mücadeleyi seçmek.
Çözümsüzlükten sorumlu değiliz
ANNAN, YANLIŞ MI ANLAŞILDI?... BM Genel Sekreteri
Annan'ın Güvenlik Konseyi'ne yönelik hazırladığı son
raporda "her iki tarafın, birbirlerine olan
karşılıklı güvensizlik ve kuşkuların
aşılması amacıyla iyi niyet göstermeleri
gerektiği" yönündeki ifadeleri ne Türk tarafı ne de Rum
tarafı üzerine aldı. Türk tarafı, raporda iddia edildiği
gibi Türk tarafının sorumlu tutulmadığını
söylerken, Rum tarafı ise Kıbrıslı Türklere karşı
herhangi bir düşmanlık veya şüphecilik
duymadığını savundu
TÜRK TARAFI SORUMLU DEĞİL...
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca,
"Raporda, 'Annan'ın çözümsüzlükten her iki tarafı da sorumlu
tuttuğu' şeklinde bir ifade yoktur. Haber başlıklarına
çıkan bu ifadenin raporda yer aldığına rastlamadık.
Genel Sekreter'in bazı ifadelerini böyle yorumlamak ise abartılı
olur" dedi. Erçakıca, Kıbrıs Türk tarafının,
Kıbrıs sorununun çözümsüzlüğünden sorumlu
olmadığını da vurguladı
DÜŞMANLIK VE ŞÜPHECİLİK YOK... Annan'ın
açıklamalarını yorumlayan Rum Hükümet Sözcüsü Hristodulos
Paşardis ise Rum tarafının, Kıbrıs Türk toplumuna
karşı herhangi bir düşmanlık veya şüphecilik
duymadığını savundu. Paşardis, kendi arzu ve
niyetlerinin, Kıbrıs sorununa yaşayabilir, işlevsel ve
karşılıklı olarak kabul edilebilir bir çözüm bulunması
için çalışmak olduğunu söyledi
BM Genel Sekreteri Annan'ın Güvenlik Konseyi'ne yönelik
hazırladığı son raporda "her iki tarafın,
birbirlerine olan karşılıklı güvensizlik ve kuşkuların
aşılması amacıyla iyi niyet göstermeleri
gerektiği" yönündeki ifadeleri ne Türk tarafı ne de Rum
tarafı üzerine aldı.
Türk tarafı, raporda iddia edildiği gibi Türk
tarafının sorumlu tutulmadığını söylerken, Rum
tarafı ise Kıbrıslı Türklere karşı herhangi bir
düşmanlık veya şüphecilik duymadığını
savundu.
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca,
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan'ın
Kıbrıs'taki BM Barış Gücü'nün (UNFICYP) görev süresinin
uzatılmasıyla ilgili olarak önceki gün BM Güvenlik Konseyi'ne
sunduğu raporun Kıbrıs Türk basınına yansıyan
değerlendirmesinin abartılı olduğunu düşündüklerini
söyledi.
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Erçakıca, TAK'a
yaptığı açıklamada, "Raporda, 'Annan'ın
çözümsüzlükten her iki tarafı da sorumlu tuttuğu' şeklinde bir
ifade yoktur. Haber başlıklarına çıkan bu ifadenin raporda
yer aldığına rastlamadık. Genel Sekreter'in bazı
ifadelerini böyle yorumlamak ise abartılı olur" dedi.
Erçakıca açıklamasında, Kıbrıs Türk
tarafının, Kıbrıs sorununun çözümsüzlüğünden sorumlu
olmadığını da vurguladı.
Cumhurbaşkanlığı'nın, Annan'ın son
raporuyla ilgili değerlendirmesinin hafta sonu da devam etmekte
olduğuna işaret eden Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü
Erçakıca, yarın bu konuda daha kapsamlı açıklama
yapılacağını bildirdi.
Paşardis: Düşmanlık ve kuşkuculuk yok
BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın açıklamalarını
yorumlayan Rum Hükümet Sözcüsü Hristodulos Paşardis, Rum
tarafının, Kıbrıs Türk toplumuna karşı herhangi
bir düşmanlık veya şüphecilik duymadığını
savundu.
Paşardis, kendi arzu ve niyetlerinin, Kıbrıs sorununa
yaşayabilir, işlevsel ve karşılıklı olarak kabul
edilebilir bir çözüm bulunması için çalışmak olduğunu
söyleyerek, bunu; 8 Temmuz anlaşmasının yerine getirilmesi
çabalarında da dile getirdiklerini ve dile getirmekte olduklarını
belirtti.
Rum basını neler yazı?
Rum basını da Annan'ın açıklamalarına
geniş yer verdi. Haravgi gazetesi, Annan'ın ve Paşardis'in
açıklamalarını "Kofi Annan Kıbrıs Sorununda Çözüm
Olmadan Ayrılmasından Üzüntü Duyuyor" şeklindeki
başlıkla verdi. Habere ilişkin diğer gazete
başlıkları ise şöyle yer aldı:
Fileleftheros: "Kıbrıs'ı Topa Tutarak
Gidiyor"
Alithia: "Annan: 'Çözüm İçin Çalışın, Kimin
Sorumlu Olduğuyla Değil' "
Mahi: "Kofi Annan'ın Güvenlik Konseyi'ne Yönelik Son
Raporu... Çifte Standart"
UNFICYP'in ayrılmasına ilişkin uyarı
Bu arada Politis, "UNFICYP'in ayrılmasına ilişkin
uyarı" başlığıyla verdiği ve "2004
Sahnesi: Çözüm Veya Kriz Kuruyor" alt başlığıyla
desteklediği haberinde, New York'tan aldığı bilgilere
dayanarak, Kıbrıs sorununa en kısa zaman içerinde çözüm
bulunamaması durumunda Kıbrıs'taki BM Barış Gücü'nün
(UNFICYP) Kıbrıs'tan çekileceği uyarısının,
"Lefkoşa'ya" yönelik baskıların
yoğunlaştırılmasını teşkil edeceğini
yazdı.
Gazete, Kıbrıs sorununun çözümüyle ilgilenen
uluslararası unsurların (ABD, AB ve BM) Kıbrıs sorununun
2007 yılı içerinde çözümlenmesi için kısa süreli yeni bir
müzakere sürecinin başlamasıyla
ilgili olarak "2004 sahnesi" kurmakta olduklarını
belirterek, son zamanlardaki gelişmeler ile bunu takip edecek diğer
gelişmelerin, ister Kıbrıs sorununun çözümü isterse de
bölünmüşlüğün kesinleştirilmesiyle sonuçlanacak olan
Kıbrıs sorununun yeni bir aşamasını gündeme
getirdiğini yazdı.
Gazete son zamanlardaki gelişmeleri sıralarken; BM'nin;
Annan'ın Siyasi İşlerden Sorumlu Yardımcısı
İbrahim Gambari aracılığıyla, Papadopulos ve Talat'a
mektup göndermekle, Kıbrıs sorununun bütünlüklü çözümüne
ilişkini girişimlere ilgi duymaya devam ediyor olduğunu
yenilemiş olduğu, AB'nin Fin girişiminin
başarısızlıkla sonuçlanmasının ardından,
Kıbrıs sorununun parça parça değil bütünlüklü bir biçimde
çözümlenebileceği ve Türkiye ile ilgili sorunların böyle
aşılacağı sonucuna vardığını
yazdı, Genel Sekreter'in Güvenlik Konseyi'ne yönelik sunduğu son
rapor örneklerini verdi.
Gazete yine aldığı bilgilere dayanarak, Annan'ın
son raporunda; Haziran 2004'teki Börgenstock
başarısızlığına ve Kıbrıslı
Rumların "hayır"ının ardından
hazırladığı Haziran 2004 raporunda yer alan bazı
unsurlara da yer verdiğini yazarak, raporun katı olduğu
yorumunda bulundu.
Annan ne demişti?
BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın, 10 yıldır
yürüttüğü Genel Sekreterlik görevi sırasında Kıbrıs'ta
uzun yıllar süren anlaşmazlığa son verilememesinden
dolayı duyduğu üzüntüyü dile getirmişti.
Annan, Güvenlik Konseyi'ne yönelik olarak hazırladığı
son raporda yaptığı açıklamada her iki tarafın,
birbirlerine olan karşılıklı güvensizlik ve
kuşkuların aşılması amacıyla iyi niyet
göstermeleri gerektiğini belirtmişti.
Annan ayrıca rapor çerçevesinde görev süresi 15 Aralık'ta
dolan UNFICYP'in görev süresinin 15 Haziran 2007'ye kadar
uzatılmasını da önerdi.
Annan, iki tarafa hiçbir şekilde hizmet etmeksizin ısrarla
yapılan sorumluluk yükleme oyununun da sonlandırılması için
çağrıda bulundu.
KIBRIS
04/12/06
Papadopulos: Bir süre vetoyu unutun
Rum Ulusal Konseyi, Avrupa Konseyi'nin Türkiye'ye uygulanacak
yaptırımlar konusunda kararlaştırdığı
tavsiyeleri tatmin edici bulmadığını açıkladı
ancak, buna rağmen Rum Yönetimi Başkanı Papadopulos, vetonun en
azından belirli bir süreliğine tartışma
dışında bırakıldığını söyleyip,
şimdilik vetonun unutulmasını istedi. Papadopulos, şu anda
istenilenin; uzlaşı ve herkesin işine gelecek bir formül
bulunması olduğunu açıkladı.
Rum basınında yer alan haberlerde, Fransa ve
Almanya'nın AB'ye yönelik yükümlülüklerini yerine getirmesi için
Türkiye'ye 18 ayılık zaman verilmesi önerisini ileri götürmekte
olduğunu yazarken, iki ülkenin bu konudaki tezlerinin, büyük ölçüde
Lefkoşa ve Atina'nın talepleriyle örtüştüğü belirtildi.
Ulusal Konsey değerlendirmede bulundu
Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos
başkanlığında önceki gün toplanan Rum Ulusal Konseyi,
Avrupa Konseyi'nin Türkiye'ye uygulanacak yaptırımlar konusunda
kararlaştırdığı tavsiyeleri tatmin edici bulmadı.
Rum yönetimi başkanının; değişmemesi halinde
komisyon tavsiyelerine onay vermemekte kararlı olduğu, Rum ve Yunan
taraflarının; Avrupa-Türkiye ilişkileriyle ilgili zor
çalışmalar arifesinde Fransız-Alman eksenine yatırım
yapıyor göründüğü bildirildi.
Fileleftheros; "Türkiye'nin Yolunda Fransız-Alman Ekseni -
Paris ve Berlin Türkiye'ye 18 Aylık Takvimi Uygun Buluyor - Papadopulos
Kararlı" başlık ve spotlarıyla manşete
çektiği haberinde, Fransa ve Almanya'nın Chirac ve Merkel düzeyinde;
AB'ye yönelik yükümlülüklerini yerine getirmesi için Türkiye'ye 18
ayılık zaman verilmesi önerisini ileri götürmekte olduğunu
yazdı.
Gazete, adı geçen iki ülkenin ayrıca; Türkiye'nin Gümrük
Birliği'ni AB üyesi bütün ülkeleri kapsayacak şekilde
genişletmeyi reddetmesi nedeniyle dondurulacak müzakere
başlıklarının sayısının artırılmasına
sıcak bakıyor göründüğünü yazdı ve özetle şunları
kaydetti:
"Edindiğimiz bilgilere göre Fransa ve Almanya'nın ileri
götürmekte olduğu bu tezler, büyük ölçüde Lefkoşa ve Atina'nın
talepleriyle örtüşüyor. Yunanistan ve Kıbrıs, Avrupa-Türkiye
ilişkileriyle ilgili zor çalışmalar arifesinde
Fransız-Alman eksenine yatırım yapıyor görünüyor. (Rum
yönetimi ve Yunanistan) Bu güçlü ortakların, Avrupa Komisyonu'nun
komisyona yönelik -Kıbrıs ve Yunan hükümetlerini tatmin etmeyen-
önerilerinin değiştirilmesi konusunda komuta gemisi
olabileceğine inanıyorlar.
Fransa ve Almanya, Türkiye'nin yükümlülüklerini yerine getirmesinin,
ancak bir takvimle sürekli kontrol edilebileceğine inanıyor.
Kıbrıs ve Yunanistan, takvimin bir öneme sahip olabilmesi için;
Türkiye'nin takvimin sona ermesinden sonra yükümlülüklerini yerine getirmemesi
durumunda müzakere sürecinin dondurulmasına yönelik yaptırımlar
da eklenmesi gerektiğini savunuyor.
Papadopulos kararlı göründü
Ulusal Konsey'in önceki günkü toplantısında ortaya
çıktığı üzere, zirve toplantısına giden yol
yokuşlu, daha çok dikenli görülüyor, üye ülkelerin çoğu da komisyonun
tutumuna meyilli görünüyor. Edindiğimiz bilgilere göre Başkan Tasos
Papadopulos, komisyon önerilerinin değişmemesi durumunda rıza
göstermemekte kararlıdır. Papadopulos, Lefkoşa'nın hali
hazırda uyardığı üzere, zirvede Türkiye'yle ilgili karar
çıkmasını engelleyecek.
Ulusal Konsey, komisyonun Türkiye'nin üyelik süreciyle ilgili
tavsiyelerini tatmin edici bulmadı ve komiser Olli Rehn'in sunduğu
pakette değişiklikler yapılması gerektiğini
vurguladı. Lefkoşa; takvim belirlenmesinde, üye ülkelerle
(Kıbrıs-Yunanistan) ilişkilerin normalleştirilmesiyle
ilgili olanların da eklenmesi suretiyle dondurulacak müzakere başlıklarının
sayısının artırılmasında ve Kıbrıs
sorununa ilişkin ifadenin çıkartılmasında ısrar
edecek. Lefkoşa'nın bu -tamamen siyasi kriterler getiren- tutumun
benimsenmesi halinde buzdolabına konulacak başlık
sayısı komisyonun önerdiğinin iki katına çıkacak.
Lefkoşa'nın, '25'lerin kararlaştıracağı
metinden Kıbrıs sorunu ifadesinin çıkarılmasındaki
ısrarı; Annan planının bazı küçük
değişiklerle ve muhtemelen başka bir isimle yeniden gündeme
gelmesi korkusuyla bağlantılıdır. Ancak komisyonun
kurduğu sahne ve Gambari'nin mektubu, gelişmelerin seyrini oraya
sürükledi.
Kıbrıs'a cuma günü gerçekleştirdiği ziyarette
Yunanistan Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni, Başkan
Tasos Papadopulos ve Dışişleri Bakanı Yorgos Lillikas
arasında gerçekleştirilen görüşmelerde; ileri götürdükleri
tutumların benimsenmemesi halinde iki hükümetin nasıl hareket
edeceği ele alınmadı. Elbette, bu konuda mutabık
kalamamaları ve konuyu; ortaya çıktığı zaman ele almak
için sonraya bırakmaları tehlikesi vardı.
Lefkoşa'nın fazlaca seçeneği yok ve -kendisinin
istememesi durumunda- Yunanistan'ı da (birlikte hareket etmelerinin sona
erdiğine kesin gözüyle bakılıyor olmasına rağmen)
kendisiyle birlikte sürüklemek istemiyor. Asgari taleplerinin tatmin edilmemesi
durumunda, Lefkoşa'nın zirve toplantısı kararlarının
yayımlanmasını bloke etmekten ve Türkiye'nin müzakere
başlıklarının açılmasını engellemeye devam
etmekten başka seçeneği yoktur. Bugün ileri götürdüğü tezlerini
güvence altına almadan rıza gösterir ise; Türkiye'nin üyelik sürecini
Kıbrıs sorununun çözümü çabaları için kullanma stratejisini
etkisiz hale getirmiş olacak."
Aynı gazete, "Komisyon Önerisi Olduğu Şekliyle
Reddediliyor - Tasos Ulusal Konsey'de Rıza Göstermemekte Kararlı
Göründü" başlığıyla yansıttığı
haberinde, Papadopulos başkanlığında dün toplanan Rum
Ulusal Konseyi'nin; AB Komisyonu'nun Türkiye'ye uygulanacak
yaptırımlara ilişkin önerilerini, tatmin edici bulmayarak
reddettiğini yazdı.
Konsey üyelerine gelişmeler hakkında bilgi veren
Papadopulos'un, değişmemesi durumunda komisyon önerilerine rıza
göstermemekte kararlı göründüğünü belirten gazete, Rum Sözcü
Hristodulos Paşardis'in, konsey toplantısının ardından
yaptığı açıklamada, komisyonun, Avrupa Konseyi'ne yönelik
önerilerinin, tatmin edici bulunmadığını açıkladığını
kaydetti.
Gazeteye göre Paşardis, "Konsey üyeleri, görüş ve
önerilerini sundular ve oy birliğiyle; Avrupa Komisyonu'nun önerilerinin
tatmin edici olmadığını değerlendirdiler. Konsey
üyeleri, konseyin nihai kararlarına Türkiye'nin AB yükümlülüklerini yerine
getirmesini sonuç getirici şekilde güvence altına alacak bir çerçeve
eklenmesi için her türlü çabanın üstlenilmesi gerektiği konusunda
uzlaştılar" dedi.
Rum Meclis Başkanı AKEL Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas,
Rum Ulusal Konsey toplantısının ardından açıklama
yapmadı, konsey toplantısı öncesinde RİK'e
yaptığı açıklamada "Türkiye, hiç zarar görmeden
geçmemeli, Avrupalılar da sürekli indirimlerde
bulunmamalıdır" dedi ve Rum tarafının çıtayı
çok da yükseltmemesi gerektiği görüşünü yineledi.
DİKO Başkan Yardımcısı Nikos Pittokopidis,
"Komisyonun Türkiye'nin üyelik sürecine ilişkin kararlarını
bütün partiler oy birliğiyle reddettik" dedi.
EDEK Başkanı Yannakis Omiru, "Başkan
Papadopulos'un; Türkiye'nin denetlenmesi mekanizması takvimler ve
Türkiye'nin yükümlülüklerini bu sefer de yerine getirmemesi durumunda AB üyelik
sürecinin tamamen dondurulması baltasının inmesi de dâhil olmak
üzere; etkin değişiklik yapılması talebini
destekliyoruz" ifadesini kullandı.
EUROKO Başkanı Dimitris Şilluris görüşünü,
"komisyon kararlarının kabul edilmemesi gerektiğini ve
müzakere başlıklarının açılmasında veto
kullanmakta devam etmemiz gerektiğini düşünüyoruz" cümlesiyle
ortaya koyarken, Rum Ekologlar ve Çevreciler Hareketi Genel Sekreteri Yorgos
Perdikis; Türkiye'nin üyelik sürecinin 18 aylığına tamamen
dondurulmasını önerdi. Perdikis "Bu, dost Avrupa ülkeleri
tarafından kabul edilmezse, biz de herhangi başka bir anlaşmaya
rıza göstermemeliyiz" dedi.
DİSİ'nin Rum Ulusal Konsey toplantılarına
katılmadığını hatırlatan gazete, DİSİ
Başkanı Nikos Anastasiadis ile Rum Yönetimi Başkanı Tasos
Papadopulos arasındaki görüşmenin; 13 Aralık'ta, Anastasiadis'in
Avrupa Halk Partisi toplantısına katılmak üzere gideceği
Brüksel'de gerçekleştirileceğini yazdı ve Papadopulos'un
sözlerine atıfta bulunarak; Anastasiadis-Papadopulos görüşmesinin
Türkiye-Avrupa ilişkileriyle ilgili olacağını kaydetti.
Papadopulos: Vetoyu unutun
Alithia; "Ulusal Konsey: Tasos Parti Başkanlarına
Vetoyu Unutmalarını Söyledi - Vetoyu Unutun, Uzlaşmanın
Yollarını Arayın - Ekologlar ve EUROKO'dan Hristofyas'a
Saldırı" başlık ve spotlarıyla manşete
taşıdığı haberinde, Rum yönetimi
başkanının önceki günkü Konsey toplantısında,
Türkiye-Avrupa ilişkilerinin durumu ve Yunanistan'la
kararlaştırılan eylem planı hakkında bilgi
verdiğini bildirdi.
Gazeteye göre Papadopulos; AB içinde hakim olan ağır ortamı
ve Yunanistan Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni'nin
yaptığı uyarıları dikkate alarak Rum Ulusal Konsey
üyelerine; veto ve Türkiye'nin üyelik sürecinin tamamen kesilmesi
konularının şu anda, en azından belirli bir süreliğine
tartışma dışında bırakıldığını
söyledi.
Papadopulos'un söylediklerini; Rum tarafının veto kullanma
olanağı olmadığı, şu anda istenilenin;
uzlaşı ve herkesin işine gelecek bir formül bulunması
olduğu şeklinde yorumlayan gazete özetle şunları
yazdı:
"Kıbrıs'ın, komisyonun önerilerine karşı
sahip olduğu alternatif çözümler; dondurulacak müzakere
başlığı sayısının
artırılmasını ve Türkiye'nin yükümlülüklerini yerine
getirmesinin takvime bağlanmasını talep etmektir.
Kıbrıs bu talebine; Türkiye'nin belirlenecek takvimi aşması
durumunda üyelik müzakerelerinin ertelenmesini de ekliyor. Bu talep;
müzakerelerden sonra, takvimin belirlenmesinin alternatif olarak ortaya
konulabilmesi için yapılacak olan pazarlıklarda Lefkoşa'nın
saldırı hattı olacak.
Lefkoşa, bloke edilecek başlık sayısının
artırılması konusuna da emniyet sübapları koyuyor, çünkü
halen; İngiltere, İspanya ve İtalya'nın yalnız üç
başlıktan söz ettiğini biliyor. Bu nedenle dondurulacak
başlık sayısının artırılmasını
talep ediyor. Bu tür pazarlığın genellikle bir orta yol çözümü
getirir. Lefkoşa, başlıkların sayısının
artırılması esasında; ortaya çıkacak
anlaşmanın en azından 8 başlığın
dondurulmasını öngöreceği konusunda iyimserdir.
Kıbrıs hükümeti, takvim konusunda en az 18 aylık bir
zaman sınırı getiriyor. Bu zaman sınırının,
Lefkoşa'nın işine gelmiyor olmasına rağmen
Kıbrıs hükümeti, 18 aydan daha kısa bir zaman
sınırının uygulanamaz ve tartışma
dışı olacağını biliyor. Çünkü Ocak 2007
itibarıyla AB Dönem Başkanlığı'nı Almanya
devralıyor ve kendi dönem başkanlığı süresi içerisinde
sona erecek bir takvimi kabul etmesi hiçbir şekilde söz konusu
değildir.
Bu arada, Almanya'nın dönem başkanlığı sona
erene kadar Türkiye seçim dönemine girecek. Seçimleri 2007 sonbaharında
olacak ve AB, belirlenecek takvimin seçim dönemi içinde sona ermesine
sıcak bakmayacak. Türkiye'deki seçimlerden sonra, Kıbrıs seçim
sürecine girecek, koalisyon hükümeti de takvimin başkanlık seçimleri
dönemi içinde bitmesini istemeyecektir.
Lefkoşa, en kötü durumda hiçbir karar alınmamasına
yöneliyor, yani; üye ülkelerin çoğunluğunun takvimleri benimsememesi
ve dondurulacak başlık sayısını azaltması
durumunda önerilerin oylanmamasını tercih edebilir."
Gazete öte yandan Rum Meclis Başkanı ve AKEL Genel Sekreteri
Dimitris Hristofyas'ın, kamuoyuna açıkladığı; şu
anda kullanılacak vetonun devasa bir veto olacağı ve Güney
Kıbrıs'ın bu yükü kaldıramayacağı şeklindeki
görüşleri dolayısıyla Rum Ulusal Konsey toplantısında
tek başına kaldığını yazdı.
Gazeteye göre Rum Çevreciler Hareketi ve EUROKO, Hristofyas'a
ağır sözlü saldırılarda bulundu. AKEL'in tezlerini savunan
Hristofyas da, "Herkes, gerçekleri ve Kıbrıs'ın sahip
olduğu olanakları görmeli " dedi.
Politis de haberi; "Değişiklikler Konusunda Herkes
Ayakta - Ulusal Konsey: Türkiye'ye Yönelik Yaptırımlar Tatmin Edici
Değil" başlığıyla okurlarına aktardı.
Simerini ise, Rum Ulusal Konseyi'nde alınan kararları ve Rum
siyasi parti başkanlarının toplantı sonrasında
yaptıkları açıklamaları; "Gerçek Cezalandırma -
Ulusal Konsey Türkiye'ye Karşı Sert Önlemler İstiyor"
başlığıyla okurlarına aktardı.
Haravgi de manşete çektiği haberine; "Denetim Takvimi -
Lefkoşa Ankara'nın Tavrının Yeniden Gözden Geçirilmesi
Tezinde Israrlı" başlığını attı.
KIBRIS
04/12/06
Peter Millet: Veto hepimize zarar verir
İngiliz Yüksek Komiseri Peter Millet, Rum yönetimine Avrupa
Konseyi Sonuç Bildirgesi'ni bloke ederek Türkiye'nin katılım
sürecinin ertelenmesine yol açmaması çağrısında bulundu.
Millet, Politis gazetesiyle gerçekleştirdiği
röportajında, Rum yönetiminin Türkiye'nin AB sürecinin ertelenmesine yol
açacak bir girişimin, hem Türkiye hem AB hem de Kıbrıs için
zararlı olacağının altını çizdi.
Millet röportajında, İngiltere'nin, Güney Kıbrıs
ve Yunanistan'ın istediği gibi, Türkiye'ye çok sert
yaptırımlar uygulanmasını veya yükümlülüklerini yerine getirmesi
konusunda takvim öngörülmesini desteklemediğini belirtirken, böyle bir
gelişmenin, Türkiye'nin AB ve Kıbrıs sorununa ilişkin
sürecin dışına yönelmesine sebep olabileceği görüşünü
ifade etti.
Millet, Türkiye'nin AB karşısındaki yükümlülüklerini
elbette yerine getirmesi ve bu konuda Türkiye'ye güçlü bir mesajın
verilmesi gerektiğini belirtirken, ancak bu mesajın; Türkiye'nin AB
sürecinin devam etmesine imkân sağlayacak şekilde ölçülü bir mesaj
olmasının da gerekli olduğunu vurguladı.
"Türkiye'nin yükümlülükleri ile Kıbrıs sorunu
arasında bağlantı yok"
Millet, AB Komisyonu'nun Türkiye'ye ilişkin önerilerini
"aşırı" bulduklarını ve bu önerilerden ötürü
hayal kırıklığına uğradıklarını
belirtirken, gümrük birliğine ilişkin başlıkların
birçok farklı şekilde "hesaba katılabileceğini"
ve bu görüşü destekleyen tek ülkenin de İngiltere
olmadığını ifade etti.
Tüm AB ülkelerinin ve İngiltere'nin Kıbrıs sorununun
çözümünü arzuladığını ve Güney Kıbrıs da dahil
tüm ülkelerin, Kıbrıs sorununun bütünlüklü çözümü için uygun olan
zeminin BM olduğunda hemfikir olduklarını belirten Millet;
"Türkiye'nin AB yükümlülükleri ile Kıbrıs sorunu arasında
bağlantı, ilişki yoktur" şeklinde konuştu.
KIBRIS
04/12/06
|
NTV-MSNBC VE
AJANSLAR
Güncelleme: 19:42 TSİ 05 Aralık 2006 Salı
BERLİN/BRÜKSEL
- Almanya Başbakanı Angela Merkel ve Fransa Cumhurbaşkanı
Jacques Chirac, Türkiyenin AB üyeliği konusunu gözden geçirmek üzere
tarih belirlenmesi çağrısı yaptı. Türkiyedeki seçimlerin
ve AB seçimlerinin de geçmesini istediklerini söyleyen Merkel, yeni bir raporun
hazırlanması ve Türkiyedeki ilerlemelerin incelenmesinin 2009
yılı ortalarını bulacağını söyledi.
Merkel, Ankara
Protokolünün imzalanması konusunda adım atılmadı. AB
Komisyonunun önerileri olumlu. Ancak temel bir anlayış için 14-15
Aralıktaki zirveyi de bekleyeceğiz. Komisyonun bir rapor daha
oluşturmasını istiyoruz dedi
Merkel, müzakelerde kısmi askıya almayı desteklediklerini de
söyledi ve Asıl amacımız Türkiyenin Ankara Protokolünü
imzalaması diye konuştu.
Fransa Cumhurbaşkanı Chiracın da desteklediği takvim
önerisi 18-24 ay arasında bir süreci kapsıyor. Önümüzdeki
Perşembe AB dışişleri bakanları
toplantısında Almanya ve Fransanın önerisi
değerlendirilecek ve kaleme alınacak.
Avrupa Birliğinin iki kurucu ülkesi ve motoru olarak bilinen Almanya ve
Fransanın liderleri, Türkiyenin üyelik sürecine ilişkin kararlarda
daha önce de etkili olmuştu.
Aralık 2004ün hemen öncesinde Chiracla Schröder yine bugünküne benzer
bir görüşme yapmış ve müzakerelerin başlangıç tarihini
ele almıştı.
Bu toplantıda müzakerelerin ilkbahar 2005 yerine, 3 Ekim 2005te
başlaması kararı çıkmıştı.
Ancak Schröder daha sonra Türk makamlarına Seçim dönemine giriyorum,
fazla direnemedim mesajı yollamış, kararı kerhen
desteklemek zorunda kaldığını söylemişti.
Aralık 2002 Kopenhag zirvesi öncesi yine bir araya gelen liderler,
Chiracın Türkiyeye aralık 2004te müzakere tarihi için tarih
verilmesi konusundaki önerisi üzerindeyse uzlaşamamıştı.
İTTİFAKA
DESTEK VAR
Paris-Berlin ittifakının, Portekiz, Yunanistan ve
Kıbrıstan destek bulduğuna dikkat çekiliyor.Yunanistana resmi
ziyarette bulunan İtalya Başbakanı Romano Prodi de, Yunan
televizyon kanalı Megaya yaptığı açıklamada,
Fransız-Alman projesinin, Türkiyenin önündeki seçim sürecinden geçmesi
için zaman tanınmasını sağlayacaksa yararlı
olabileceğini söyledi
Prodi, buna
karşın Türkiyeden AB üyeliği için ek koşullar talep
edilmesi yönündeki her türlü fikri reddettiğini belirtti.
Belçika Dışişleri Bakanı Karel de Gucht, 11 Aralıkta
yapılacak AB dışişleri bakanları
toplantısında, uzlaşma sağlanmasının zor
göründüğünü ifade ederken, Rum Dışişleri Bakanı Yorgos
Lillikas da 11 Aralıkta, işlerin hiç bir taraf için kolay
olmayacağını ve şartlarından vazgeçmeyeceklerini
vurguladı.
REHN VE
VANHANEN KARŞI
AB Komisyonunun genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn ise,
Kıbrıs sorununda, katı takvimlerle sonuç
alınamadığını kaydetti. Rehn, Merkel ve Chiractan,
Türkiye ile müzakere sürecini de sürdürecek, dengeli bir çözümden yana olmalarını
istedi.
AB Dönem
Başkanı Finlandiya Başbakanı Matti Vanhanen ise süre
verilmesi önerisine karşı çıkıyor. Vanhanen, AB
Komisyonunun geçen hafta sunduğu önerilerin üye devletler arasında
uzlaşma için iyi bir temel oluşturduğunu söyledi.
Avrupa Parlamentosunda, Avrupanın geleceği konulu toplantıda
konuşan Vanhanen, Türkiye konusundaki kararın AB devlet ve hükümet
başkanları zirvesine kalmaması için AB Dışişleri
bakanları tarafından 11 Aralıktaki Genel İşler
Konseyinde sonuçlandırılması gerektiğini vurguladı.
BARROSO:
GENİŞLEME HIZI SONUÇLARA BAĞLI
Aynı toplantıda konuşan AB Komisyonu Başkanı Jose
Manuel Barroso, ABde son 6 aydaki gelişmelerin genişleme
hakkındaki bazı yanlış anlamaları düzelttiğini
belirtti.
Daha önceki konuşmalarında ABnin varsayılan şekilde
değil, kendi iradesiyle genişlediğini göstermesine ihtiyaç
duyulduğunu vurguladığını hatırlatan Barroso, AB
Komisyonunun geçen hafta Türkiye hakkında hazırladığı
öneriler gösteriyor ki, genişleme sürecinde hız sonuçlara ve ABnin
temel değeri olan hukukun üstünlüğüne saygıya bağlı.
Genişleme bir süreç. Durdurulamaz bir taşıyıcı bant
değil yorumunu yaptı.
Takvim formülü
kabul edilemez
Almanya
Başbakanı Merkel ve Fransa Cumhurbaşkanı Chiracın
Türkiye konusunda üzerinde anlaştığı formül, Ankara
tarafından kabul edilemez bulundu.
NTV
Güncelleme: 17:28 TSİ 05 Aralık 2006 Salı
ANKARA
- NTVye konuşan Dışişleri Bakanlığı
yetkilileri, formülü sert bir dille eleştirdiler. Yeni bir takvimin
önerilmesi ve konsey kararının şart koşulması kötü
niyet işareti olarak değerlendirildi. Ankaraya göre, Almanya
Başbakanı Angela Merkel ve Fransa Cumhurbaşkanı Jacques
Chirac, Anlaşılması mümkün olmayan, iç siyasete yönelik bir
oyunun içindeler.
Türkiye,
müzakere sürecinin zarar görmemesi için 14-15 Aralıktaki Avrupa
Birliği zirvesine kadar üye ülkeler nezdinde girişimlerini sürdürecek
Zirveden,
olumsuz bir karar çıkması durumunda Türkiye-AB ilişkilerinin
sekteye uğrayacağı belirtiliyor.
Bununla birlikte, Ankaranın şu aşamada AByle ilişkilerini
askıya alma niyeti bulunmuyor.
İngiliz
basınında Ankaraya destek
Financial
Times, ilişkilerin bozulmasından Türkiyenin sorumlu
olmadığını yazdı. Daily Telegraph gazetesinde ise,
Lordlar Kamarasının 8 üyesinin yazdığı mektup
yayımlandı. Mektupta, müzakerelerin durdurulmaması
çağrısı yapılıyor.
AA
Güncelleme: 15:19 TSI 05 Aralık 2006 Salı
LONDRA
- AB Komisyonunun Türkiye ile ilgili tavsiye kararı, dış
basının gündeminden düşmüyor. İngilterede yayımlanan
günlük ekonomi ve siyaset gazetesi Financial Times, Türkiyenin AB sürecinde
böyle bir tren enkazının ortaya çıkacağının
önceden belli olduğunu yazdı.
Türkiye
ile AB arasında bugün gelinen noktada yaşanan sorunların
Türklerin sivriliğinden ziyade Batının
umursamazlığından kaynaklandığını belirten
FT yazarı Quentin Peel, gelecek hafta 25 AB üyesinin Türkiye ile
müzakerelerin Kıbrıstaki sorunlar yüzünden kısmen askıya
alınması yolunda alacağı kararın ilişkilere yeni
sorunlar katacağını savundu.
Kıbrıs Rum kesiminin, 2004te Kıbrıs sorunu çözülmeden
ABye alınmasından bu yana bir tren kazası potansiyelinin
bulunduğunu kaydeden yazar, Kıbrıslı Türk
ve Rumlar arasında kalması ihtimali daha kuvvetli olan bir
anlaşmazlığın, yaşananlar yüzünden Türkiye ile AB
arasında bir soruna dönüştüğüne dikkat çekti.
Quentin Peel, sorunun ilişkiler üzerinde yıllar süren olumsuzluklara
yol açabileceği uyarısında da bulundu.
AB üyelerini Rumların blöfüne teslim olmakla suçlayan Peel, Fransa ve
Avusturyanın zaten Türkiyenin üyeliğini geciktirecek her sebebe
memnuniyetle yaklaştıklarını vurguladı.
LORDLAR
KAMARASINDAN UYARI
Bir diğer İngiliz gazetesi Daily Telegraph ise, Lordlar
Kamarasının 8 üyesinin Türkiye ile ilgili mektubunu
yayımladı. 8 üye de, ABnin Türkiye ile müzakereleri kısmen de
olsa askıya alma kararının, Türk halkına
yapılmış bir hakaret olduğunu vurguladı.
Mektupta, Türkiyenin laik bir ülke ve NATOnun önemli bir üyesi olduğunu
hatırlatan Kamara üyeleri, Bu ülke şimdi Avrupadan
uzaklaştırılıp İslami köktenciliğe doğru
itiliyor uyarısında bulundu.
ABnin bu kararının tarihi nitelik taşıyan büyük bir hata
olduğu vurgusuna da mektuplarında yer veren Lordlar Kamarası
üyeleri, konunun Kıbrıs meselesiyle izah edilmesinin mümkün
olmadığını vurguladı.
ABnin Kıbrıslı Türklere BM planını desteklemek
karşılığında izolasyonlarına son verileceği
sözünü verdiğini, ancak bu sözün tutulmadığını
hatırlatan Kamara üyesi Lordlar, Ancak Annan planını reddeden
Rumlar, bunun ardından AB üyeliğine kabul edilerek ödüllendirilmişlerdir
dedi.
İNGİLTERE,
KUZEY KIBRISA UÇUŞ BAŞLATSIN
ABnin bir yandan Türkiyeden limanlarını Rumlara açmasını
istemesi diğer yandan da Avrupa limanlarını
Kıbrıslı Türklere kapatmasının haksız ve
anlamsız olduğunu vurgulayan İngiliz Lordlar, kendi
hükümetlerine çağrıda bulundu ve İngiliz hükümetinin tek
taraflı olarak Kuzey Kıbrısa doğrudan uçuşlara izin
vermesini istedi.
Başını Kamaranın Müslüman üyelerinden Lord Ahmedin
çektiği grupta, Lord Harrison, Lord Kilclooney, Leydi Collingtree, Lord
Drumglass, Lord Monson, Lord Rogan, Leydi Butterworth yer alıyor.
The Daily Telegraph Letters
Insult to Turkey
Sir The partial suspension of Turkey's accession to
membership of the European Union is insulting to the Turkish people. Turkey, a
secular state and significant member of Nato, is now being driven away from
Europe and towards Islamic fundamentalism.
This EU decision will be seen to have been a monumental
error. The pretext of Cyprus is unacceptable. The EU failed to honour its
promises to the Turkish Cypriots that their isolation would end if they voted
for the UN proposals for a settlement in Cyprus. In contrast, the EU rewarded
the Greek Cypriots with full membership of the EU after they voted against the
UN plans.
As a member of the EU, Greek Cyprus (encouraged by Austria
and France, which makes freedom of speech on the Armenian issue a criminal
offence) now exercises a veto against Turkish membership of the EU. Of course
Turkey, if it were to become an EU member, will have to recognise Cyprus: not
the present Greek Cypriot state in southern Cyprus, but an agreed Cyprus by
Greek and Turkish Cypriots for the whole island. It is unfair and unreasonable
for the EU to demand access to Turkish ports for Greek Cypriots and at the same
time to continue to deny access to EU ports for Turkish Cypriots.
The Government must now unilaterally agree to direct access
to Britain for transport to northern Cyprus.
Lord Ahmed
Lord Harrison
Lord Kilclooney
Lady Knight of Collingtree
Lord Maginnis of Drumglass
Lord Monson
Lord Rogan
Lady Butterworth, London SW1
DAILY
TELEGRAPH 05/12/06
"Türkiye'yi unutmak başa bela olacak"
5 Aralık, 2006 10:08:00 (TSİ) CNN TURK
Metin
Güneş/CNN TÜRK/Londra
İngiltere'de yayımlanan Financial Times gazetesi, Türkiye ile AB
arasındaki ilişkilerin önümüzdeki hafta yeniden
kötüleşeceğini, bu durumdan yasal açıdan Türkiyenin, siyasi
açıdan ABnin sorumlu olduğunu yazdı.
Gazete,
Türkiyenin ABye katılma girişimi beklenen bir tren
kazasıydı başlıklı yorum yazısında,
ABD-Türkiye ilişkilerinin soğuması nedeniyle,
artık Ankara'nın bu ülkeden AB desteği almasının
da zor göründüğünü yazdı.
Gazete, Washingtonun Irak için bölgesel çözüm aradığı şu
günlerde, İran ve Suriye gibi eski düşmanlara kucak
açtığını ama kimsenin Türkiyeden yardım
istemediğini hatırlatarak, Brüksel ve Washingtonda eskiden söylenen
'Ankara ile stratejik ortaklık' sözleri sessizce unutulmuş görünüyor.
Bu unutkanlıklar ileride başımıza bela olacak ifadesini
kullandı.
Yazıda, Kıbrıs anlaşmazlığı nedeniyle AB
üyesi 25 ülkeden 'Türkiye ile müzakerelerin kısmen askıya
alınması'nın isteneceği kaydedildi.
Gazete, ortaya çıkan tablonun, Kıbrıstaki toplumlar
arasında çözüm beklemeksizin, Rumların 2004 yılında ABye
kabul edilmesinden bu yana beklenen bir tren kazası olduğunu
yazdı.
Yazıda, Kıbrıslı Türk ve Rumlar arasındaki bir
anlaşmazlığın, artık AB ile Türkiye arasında 'çok
daha geniş çaplı' bir anlaşmazlığa dönüşme
tehlikesine dikkat çekildi ve bu durumun ilişkilerin
gidişatını yıllarca bozabileceği kaydedildi.
Türkiyenin Rum gemilerine limanlarını açmak için yasal
zorunluluğu bulunduğunu, bu nedenle hukuki açıdan Türkiyenin
hatalı olduğunu yazan gazete, siyasi olarak ise
Kıbrıslı Türkler üzerindeki ablukayı kaldırmayan
ABnin hatalı olduğuna dikkat çekti. (FT haberinin orijinal metni
için tıklayın)
Merkel ve Chirac'ın gündemi Türkiye
AB içindeki Türkiye karşıtı girişimler de hız
kazandı. Bugün Almanya Başbakanı Angela Merkel ile Fransa
Cumhurbaşkanı Jacques Chirac, bir araya gelecek ve Türkiye'nin
üyeliğini görüşecek. Fransa Cumhurbaşkanlığından
yapılan açıklamaya göre, görüşmenin gündeminde Türkiye ile
üyelik müzakerelerine 1.5 yıl ara verilmesi önerisi var.
AB Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn
ise, limanlarını Kıbrıs Rum kesimine açması için
Türkiye'ye yeni süre verilmesi önerisinde bulunmaya hazırlanan Almanya ve
Fransa'ya ''Yeni tarih koymayın'' çağrısında bulundu. Rehn,
"Zaman vermek, sonuç üretmez. Sorunun çözümü için doğru adres
Birleşmiş Milletler'dir" dedi.
Rehn ayrıca, bu sürenin dolacağı tarihte (2008 yılı
ortası) AB'nin anayasa krizini çözmeye ve reformlara
odaklanacağına dikkat çekti.
Türkiye'ye Kıbrıs baskısı
AB Komisyonu, 29 Kasım'da, Kıbrıslı Rumlara
limanlarını açmayan Türkiye ile müzakerelerin sekiz
başlıkta askıya alınmasını tavsiye etmişti.
AB Komisyonu'nun önerisine göre, kalan fasıllarda müzakereler
başlatılabilecek, ancak başlıkların geçici olarak kapatılması
için yine limanların ve havaalanlarının Kıbrıs Rum
kesimine açılması beklenecek.
Komisyon, Kıbrıs'ta BM öncülüğünde kapsamlı çözüm
müzakerelerinin 2007 yılında yeniden başlatılması
çağrısında da bulunmuştu.
AB Komisyonu toplantısından çıkan bu karar, 11 Aralık'ta
bir araya gelecek AB dışişleri bakanlarına 'Komisyon
tavsiyesi' olarak sunulacak. Dışişleri bakanlarının
Türkiye ile ilgili nihai kararı bu tarihte alması bekleniyor.
Avrupa Birliği, Türkiye'nin Ankara Protokolü'nü uygulamasını, yani
Güney Kıbrıs'a havaalanlarını ve limanlarını
açmasını istiyor.
İlerleme Raporu'nda yer alan bu istek için AB Dönem Başkanı
Finlandiya'nın Başbakanı Matti Vanhanen süre vermiş ve
Türkiye'den 6 Aralık'a kadar adım atmasını istemişti.
Ancak Türkiye, Kıbrıs konusunda daha fazla adım
atılmayacağını yineliyor.
Kararın ardından açıklama yapan Başbakan Recep Tayyip
Erdoğan, Bu bir tavsiye, kesin karar değildir diyerek diğer
fasıllarda müzakere sürecinin devam edeceğini söylemişti.
Merkel söylemini yumuşattı
5 Aralık, 2006 15:10:00 (TSİ) CNN TURK
cnnturk.com
Fransa lideri Jacques Chirac ile görüşen Almanya Başbakanı
Angela Merkel, AB Komisyonu'nun Türkiye ile müzakerelerin bazı
başlıklarda askıya alınması yolundaki önerisini
desteklediklerini açıkladı. Merkel, Türkiye ile müzakerelere ara
verilmesi önerisini ise gündeme getirmedi.
Fransa
Cumhurbaşkanı Chirac ve Polonya Devlet Başkanı Leh
Kaczyinski ile Saarland eyaletinin Mettlach kentinde bir araya gelen Almanya
Başbakanı Merkel, "Komisyon önerilerinin iyi bir temel
oluşturacağını düşünüyoruz" dedi.
"Ültimatom vermek istemiyoruz" diyen Merkel, Türkiye'de 2007
sonbaharında yapılacak seçimler ve 2009'daki AB seçimleri
arasındaki süre içinde, Ankara'nın kaydedeceği ilerlemelerin
görüleceğini belirtti.
Türkiye'nin mevcut durumda şartların
sertleştirilmediğini görmesi gerektiğini belirten
Merkel, "Ankara Protokolü şartlarının yerine
getirilmesini bekliyoruz" diye konuştu.
Fransa lideri Jacques Chirac da, "Türkiye konusunda hemfikiriz. Bir
ilerleme eksikliği olduğu konusunda hemfikiriz. Ankara Protokolü'nün
yerine getirilmemesi üzücü. Olumlu ve teşvik edici bir tavır almak
niyetindeyiz" dedi.
Merkel'in, Türk limanlarının Kıbrıs Rum kesimine
açılmaması nedeniyle daha fazla müzakere
başlığının dondurulmasını ve müzakerelere
1.5 yıl ara verilmesini gündeme getirmesi bekleniyordu.
Fransa Cumhurbaşkanlığı'ndan dün yapılan
açıklamada da, görüşmede Türkiye ile üyelik müzakerelerine 1.5
yıl ara verilmesi önerisinin ele alınacağını
bildirmişti.
Ancak görüşmenin ardından her iki lider de 'müzakerelere ara
verilmesi'ni dile getirmedi.
Komisyon iki lideri de uyardı
Öğle saatlerinde AB Komisyonu, Fransa ve Almanya'dan 'Türkiye'nin önüne
katı kısıtlama ve tarihler koymak tercihine gitmemelerini'
istedi ve 'bunun işe yaramayacağı' uyarısında bulundu.
Chirac ve Merkel'in bugünkü buluşmasından önce bir açıklama
yapan AB Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn'in sözcüsü
Christina Nagy, Kıbrıs sorunundan kaynaklanan uzlaşmazlık
çerçevesinde Ankara'ya karşı daha önce denenen baskı
yöntemlerinin "hiçbir sonuç getirmediğini" hatırlattı.
İtalya'dan da destek
Bu arada İtalya Başbakanı Romano Prodi, Fransa ile Almanya'nın 'Türkiye'nin
AB üyeliği müzakerelerinin belirli bir süre sonra yeniden gözden
geçirilmesi' önerisine katıldığını bildirdi.
Yunanistan'a resmi ziyarette bulunan Prodi, Yunan televizyon kanalı
Mega'ya yaptığı açıklamada, Fransız-Alman projesinin,
Türkiye'nin önündeki seçim sürecinden geçmesi için zaman
tanınmasını sağlayacaksa yararlı olabileceğini
söyledi.
Prodi, buna karşın Türkiye'den AB üyeliği için ek koşullar
talep edilmesi yönündeki her türlü fikri reddettiğini belirtti.
Rum kesimi memnun
AB dönem başkanı Finlandiya'nın Başbakanı Matti
Vanhanen, limanların açılması için Türkiye'ye 18 ay süre
verilmesi önerisine karşı çıktı. Vanhanen, "tren
yavaşladı ancak varış noktası hala aynı"
ifadesini kullandı.
AB Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso ise limanların
açılmaması nedeniyle AB Komisyonunun geçen hafta Türkiye
hakkında hazırladığı önerilerin, "genişleme
sürecinde hızın sonuçlara bağlı olduğunu
gösterdiğini" söyledi.
Barroso, "genişleme bir süreç. Durdurulamaz bir
taşıyıcı bant değil" diye konuştu.
Rum yönetimi ise öneriye tam destek verdi. Rum yönetimi sözcüsü Christodoulos
Pashiardis, Türkiye'nin Kıbrıs Cumhuriyetine karşı
sorumluluğunu yerine getirmesi için zaman tanınması önerisini
destekliyoruz" dedi.
Türkiye'ye Kıbrıs baskısı
AB Komisyonu, 29 Kasım'da, Kıbrıslı Rumlara
limanlarını açmayan Türkiye ile müzakerelerin sekiz
başlıkta askıya alınmasını tavsiye etmişti.
AB Komisyonu'nun önerisine göre, kalan fasıllarda müzakereler
başlatılabilecek, ancak başlıkların geçici olarak
kapatılması için yine limanların ve havaalanlarının
Kıbrıs Rum kesimine açılması beklenecek.
Komisyon, Kıbrıs'ta BM öncülüğünde kapsamlı çözüm
müzakerelerinin 2007 yılında yeniden başlatılması
çağrısında da bulunmuştu.
AB Komisyonu toplantısından çıkan bu karar, 11 Aralık'ta
bir araya gelecek AB dışişleri bakanlarına 'Komisyon
tavsiyesi' olarak sunulacak. Dışişleri bakanlarının
Türkiye ile ilgili nihai kararı bu tarihte alması bekleniyor.
Avrupa Birliği, Türkiye'nin Ankara Protokolü'nü uygulamasını, yani
Güney Kıbrıs'a havaalanlarını ve limanlarını
açmasını istiyor.
İlerleme Raporu'nda yer alan bu istek için AB Dönem Başkanı
Finlandiya'nın Başbakanı Matti Vanhanen süre vermiş ve
Türkiye'den 6 Aralık'a kadar adım atmasını istemişti.
Ancak Türkiye, Kıbrıs konusunda daha fazla adım
atılmayacağını yineliyor.
Kararın ardından açıklama yapan Başbakan Recep Tayyip
Erdoğan, Bu bir tavsiye, kesin karar değildir diyerek diğer
fasıllarda müzakere sürecinin devam edeceğini söylemişti.
Komisyon Chirac ve Merkel'i uyardı
5 Aralık, 2006 11:25:00 (TSİ) CNN TURK
AB
Komisyonu, Fransa ve Almanya'dan 'Türkiye'nin önüne katı
kısıtlama ve tarihler koymak tercihine gitmemelerini' istedi ve
'bunun işe yaramayacağı' uyarısında bulundu. AB Dönem
Başkanı Finlandiya'dan ise müzakerelerin kısmen askıya
alınması önerisine destek geldi.
Fransa
Cumhurbaşkanı Jacques Chirac ve Almanya Başbakanı Angela
Merkel'in bugünkü buluşmasından önce bir açıklama yapan AB
Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn'in sözcüsü Christina
Nagy, Kıbrıs sorunundan kaynaklanan uzlaşmazlık
çerçevesinde Ankara'ya karşı daha önce denenen baskı
yöntemlerinin "hiçbir sonuç getirmediğini" hatırlattı.
"Türkiye'nin stratejik önemi nedeniyle dengeli bir çözüm bulmak
gerekiyor" diyen Nagy, bir aday ülkeye yükümlülükleri yerine
getirmemesinin sonuçlarının neler olabileceğinin belirtilmesi,
aynı zamanda, katılım sürecinin de canlı tutularak devam
ettirilmesi gerektiğini söyledi.
Rehn de uyarmıştı
Olli Rehn de dün yaptığı açıklamada, Merkel ve Chirac'tan
Türkiye konusunda dengeli bir çözüm bulmalarını istediğini
bildirmişti.
Rehn, limanların açılması konusunda Türkiye'ye kesin tarih
vermenin çözüm üretmediğini belirterek, Kıbrıs sorununu en iyi
BM önderliğinde çözülebileceğini kaydetmiş, "Türkiye ve AB
açısından stratejik önemi nedeniyle Şansölye Merkel ve
Cumhurbaşkanı Chirac'tan bir taraftan müzakere sürecini canlı
tutarken, diğer yandan bir aday ülkenin yükümlülüklerini
karşılamamasının sonuçlarını gösteren dengeli bir
çözüm bulmalarını istiyorum" demişti.
Merkel'in, limanların açılmaması durumunda Türkiye ile
müzakerelerin 18 ay sonra yeniden gözden geçirilmesi önerisine
katılmadığını da ortaya koyan Rehn, bu sürenin
dolacağı tarihte (2008 yılı ortası) AB'nin anayasa
krizini çözmeye ve reformlara odaklanacağına dikkati çekmişti.
Barroso: "Hız sonuçlara bağlı"
AB Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso da, limanların
açılmaması nedeniyle komisyonun geçen hafta Türkiye hakkında
hazırladığı önerilerin, 'genişleme sürecinde
hızın sonuçlara bağlı olduğunu gösterdiğini'
söyledi.
Daha önceki konuşmalarında 'AB'nin varsayılan şekilde
değil, kendi iradesiyle genişlediğini göstermesine ihtiyaç
duyulduğunu' vurguladığını hatırlatan Barroso,
''AB Komisyonunun geçen hafta Türkiye hakkında
hazırladığı öneriler gösteriyor ki, genişleme
sürecinde hız sonuçlara ve AB'nin temel değeri olan hukukun
üstünlüğüne saygıya bağlı. Genişleme bir süreç.
Durdurulamaz bir taşıyıcı bant değil" dedi.
Finlandiya'dan tavsiye kararına destek
AB Dönem Başkanı Finlandiya'nın Başbakanı Matti
Vanhanen, limanların Rumlara açılması konusunda Almanya ve
Fransa'nın Türkiye'ye 18 ay süre verilmesi önerisine karşı
çıkarak, AB Komisyonu'nun 'müzakerelerin kısmen askıya alınması'
tavsiyesine destek verdi.
Vanhanen, Komisyon'un geçen hafta sunduğu önerilerin "üye devletler
arasında uzlaşma için iyi bir temel oluşturduğunu''
söyledi.
Avrupa Parlamentosu'nda 'Avrupa'nın Geleceği' konulu toplantıda
konuşan Vanhanen, Türkiye konusundaki kararın AB devlet ve hükümet
başkanları zirvesine kalmaması için, AB dışişleri
bakanları tarafından 11 Aralık'taki Genel İşler
Konseyi'nde sonuçlandırılması gerektiğini vurguladı.
Vanhanen, ''AB Komisyonu'nun Türkiye hakkındaki önerileri üye devletler
arasında uzlaşma için iyi bir temel oluşturuyor. Şu anda
zor bir durumla karşı karşıya olsak da Türkiye'nin
katılım süreci ilerlemelidir'' dedi.
Türkiye'ye Kıbrıs baskısı
AB Komisyonu, 29 Kasım'da, Kıbrıslı Rumlara
limanlarını açmayan Türkiye ile müzakerelerin sekiz
başlıkta askıya alınmasını tavsiye etmişti.
AB Komisyonu'nun önerisine göre, kalan fasıllarda müzakereler
başlatılabilecek, ancak başlıkların geçici olarak
kapatılması için yine limanların ve havaalanlarının
Kıbrıs Rum kesimine açılması beklenecek.
Komisyon, Kıbrıs'ta BM öncülüğünde kapsamlı çözüm
müzakerelerinin 2007 yılında yeniden başlatılması
çağrısında da bulunmuştu.
AB Komisyonu toplantısından çıkan bu karar, 11 Aralık'ta
bir araya gelecek AB dışişleri bakanlarına 'Komisyon
tavsiyesi' olarak sunulacak. Dışişleri bakanlarının
Türkiye ile ilgili nihai kararı bu tarihte alması bekleniyor.
Avrupa Birliği, Türkiye'nin Ankara Protokolü'nü uygulamasını,
yani Güney Kıbrıs'a havaalanlarını ve limanlarını
açmasını istiyor.
İlerleme Raporu'nda yer alan bu istek için AB Dönem Başkanı
Finlandiya'nın Başbakanı Matti Vanhanen süre vermiş ve
Türkiye'den 6 Aralık'a kadar adım atmasını istemişti.
Ancak Türkiye, Kıbrıs konusunda daha fazla adım
atılmayacağını yineliyor.
Kararın ardından açıklama yapan Başbakan Recep Tayyip
Erdoğan, Bu bir tavsiye, kesin karar değildir diyerek diğer
fasıllarda müzakere sürecinin devam edeceğini söylemişti.
Fransa Cumhurbaşkanı
Jacques Chirac ile görüşen Almanya Başbakanı Angela Merkel, AB
Komisyonu'nun Türkiye ile müzakerelerin bazı başlıklarda
askıya alınması yolundaki önerisini desteklediklerini
açıkladı. Merkel, Türkiye ile müzakerelere ara verilmesi önerisini
ise gündeme getirmedi.
Almanya'nın
Saarland eyaletinin Mettlach kentinde geleneksel Weimar Üçgeni
görüşmeleri kapsamında bir araya gelen Merkel ile Fransa
Cumhurbaşkanı Jacques Chirac ve Polonya Devlet Başkanı Leh
Kaczynski, ortak basın toplantısı düzenlediler.
Merkel,
Türkiye ile müzakerelerin geleceğine ilişkin bir soru üzerine, Ankara
Anlaşması Ek Protokolünün uygulanmasında bir gelişme
olmadığı için gelecekte Türkiye'ye karşı ne
şekilde bir tutum izleyeceklerini ele aldıklarını
belirterek, Türkiye ile müzakereler konusunda AB Komisyonunun tavsiyeleri
gelecekteki toplantılar için iyi bir temel oluşturuyor dedi.
AB
Komisyonunun Türkiye'de gelecek yıl yapılacak seçimler ile Avrupa
Parlamentosu için 2009 yılında yapılacak seçimler
arasındaki dönemde kendilerine müzakerelerin durumu hakkında rapor
sunacağını ifade eden Merkel, Türkiye'ye bu konuda bir ültimatom
vermeyeceklerini, gelişmeleri izleyeceklerini kaydetti.
Türkiye'nin
de, mevcut durumda şartların sertleştirilmediğini görmesi
gerektiğini belirten Merkel, Türkiye'nin Ek Protokolü uygulaması için
çabalarını sürdüreceklerini sözlerine ekledi.
Fransa
Cumhurbaşkanı Chirac da, görüşmede Türkiye'nin Avrupa'ya
entegrasyonu konusunu ele aldıklarını belirterek, Ankara
Protokolüyle ilgili olarak gelişme olmaması üzücü. Olumlu
gelişmeler olmasını ümit ediyoruz diye konuştu.
Bu
konuda Fransa'nın Almanya ile aynı görüşleri
paylaştığını ifade eden Chirac, Polonya'nın
görüşlerinin de kendi görüşlerinden fazla farklı
olmadığını savundu.
Polonya
Devlet Başkanı Kaczynski ise görüş ayrılıkları
bulunan konuları da ele aldıklarını, bunlar arasında
Türkiye ile müzakerelerin sürdürülmesi konusunun da bulunduğunu
belirterek, Türkiye ile müzakerelerin sürdürülmesinden yanayız. Bu, uzun
bir süreç. Sonuçlarını uzun zaman sonra alacağız. Ancak bu
konudaki tutumumuz değişmedi dedi.
Polonya'nın
Türkiye'ye yakınlık duyduğunu ifade eden Kaczyinski, Bu konuda
karar değiştirmedik. Gelişmeler Türkiye'ye bağlı,
ancak mevcut sorunların çözülebileceğine inanıyorum. Türkiye'ye
yakınlık duyuyoruz. Ancak Avrupa standartlarına da
uyulmalı, AB tarafından da şeklinde konuştu.
HURRIYET
05/12/06
By Hugh Williamson in Berlin and
Patrice Drouin in Mettlach
FT: December 5 2006
German chancellor Angela Merkel
has been forced to moderate her hard-line stance on Turkeys bid for membership
of the European Union, apparently withdrawing a proposal for an 18-month
deadline for Ankara to open its ports to Cyprus.
She said the European Commission should
report on Turkeys progress on this issue, with the report to be delivered
after elections in Turkey in autumn 2007 but before the elections to the
European parliament in spring 2009.
Her comments followed talks in Mettlach near Saarbrücken,
western Germany, with Jacques Chirac, the French president, and Lech Kaczynski,
president of Poland.
Ms Merkel has since last week led moves among EU
countries to insert a review clause into an agreement at the EU summit in
Brussels next week on the partial freezing of membership talks with Ankara
because of Turkeys stand-off with Cyprus, an EU member.
The clause would in effect have set Turkey a deadline of
mid-2008 to open its ports or possibly faced further sanctions.
Mr Chirac said after the meeting that, like Ms Merkel, he
believed consequences were needed because of Turkeys unwillingness to open
its ports, a condition of EU membership.
Ms Merkels appears to have been unable to convince Mr
Kaczynski of her view, however. The Polish leader said Warsaws position as a
supporter of Turkeys EU membership had not changed during the talks.
Ms Merkel has also come under pressure from Turkey and
the European Commission to change her stance, which officials in Brussels
feared would lead to new divisions over Ankara within the EU at next weeks
summit.
Recep Tayyip Erdogan, Turkish prime minister, on Tuesday
told Turkish legislators that it would be an historic mistake for the EU to
create new hurdles for the countrys membership process, according to German
news agency reports.
Ms Merkels office confirmed to the Financial Times that
Mr Erdogan and Ms Merkel spoke on the telephone on Tuesday morning. The Turkish
leader stressed the damage that would be caused by additional deadlines, news
agencies reported.
Ms Merkel said in Mettlach that Turkey should not see
the proposal of a Commission report as a sharpening of membership conditions
for Ankara, but noted that since something has not happened [Turkeys opening
of its ports to Cyprus] then some action must be taken.
Olli Rehn, EU enlargement commissioner, on Monday
appealed to Ms Merkel and Mr Chirac to drop the idea of a review clause,
arguing that strict deadlines would not produce the desired results.
By Quentin Peel
FTDecember 5
2006 02:00
Turkey's relations with the
European Union seem set to hit a new low next week, when the 25 EU member
states will be asked to partially suspend membership negotiations because of
their unresolved dispute over the divided island of Cyprus.
This was a
train-wreck waiting to happen, ever since Cyprus was admitted to the EU in 2004
without any settlement between its Greek and Turkish communities. The danger
now is that what might have been a dispute limited to the decades-old divisions
between Greek and Turkish Cypriots could become a much wider confrontation
between the EU and Turkey. It could sour relations for years.
FT: Tren enkazı önceden belliydi,
unutkanlık başımıza iş açacak!
İngilterede yayımlanan günlük ekonomi
ve siyaset gazetesi Financial Times, Türkiyenin AB sürecinde böyle bir
"tren enkazının" ortaya çıkacağının
önceden belli olduğunu yazdı.
Türkiye ile AB arasında bugün gelinen
noktada yaşanan sorunların Türklerin "sivriliğinden"
ziyade Batının umursamazlığından
kaynaklandığını belirten FT yazarı Quentin Peel, gelecek
hafta 25 AB üyesinin Türkiye ile müzakerelerin Kıbrıstaki sorunlar
yüzünden kısmen askıya alınması yolunda alacağı
kararın ilişkilere yeni sorunlar katacağını savundu.
Kıbrıs Rum kesiminin, 2004te
Kıbrıs sorunu çözülmeden ABye alınmasından bu yana bir
"tren kazası" potansiyelinin bulunduğunu kaydeden yazar,
Kıbrıslı Türk ve Rumlar arasında kalması ihtimali daha
kuvvetli olan bir anlaşmazlığın, yaşananlar yüzünden
Türkiye ile AB arasında bir soruna dönüştüğüne dikkat çekti.
Quentin Peel, sorunun ilişkiler üzerinde
yıllar süren olumsuzluklara yol açabileceği uyarısında da
bulundu.
"Geçmişte böyle bir sorunu halletmek
bu kadar zor olmayabilirdi" diyen yazar, "Geçmişte böyle bir
durumda Türkiye, sorunun çözümü için diğer müttefiki olan Amerikaya
giderdi. Washington da gerçekten NATO üyesi olan müttefiklerine uzlaşmaya
yanaşmaları için baskı yapardı. Zorlu geçen birkaç
yılın ardından, ilişkiler normale dönerdi" ifadesini
kullandı.
Ancak bugün Ankaranın Washingtonla
ilişkilerinin de en az Brükselle olduğu kadar zorlu bir dönemden
geçtiğini savunan yazar, Irak savaşı ve PKK sorununun
Türkiyedeki Amerikan karşıtlığını
körüklediğini bildirdi.
Türkiyenin ne Avrupa ne de ABD için kolay bir
müttefik olduğunu, ancak stratejik öneminin hep bilindiğini belirten
Peel, Türkiyenin geçmişte eski Sovyetler, şimdi de Orta Doğu
için bir cephe oluşturduğunu hatırlattı.
Hem Washington hem de Brüksel ile
ilişkilerdeki son bozulmanın Türkiyenin
"sivriliğinden" ziyade Batılı müttefiklerinin
umursamazlığından kaynaklandığını da
vurgulayan yazar, ABnin Kıbrıs sorununu Türkiye ile
ilişkilerini etkilemeyecek şekilde çözmeyi
başaramadığına işaret etti.
'SÖZLERİMİZİ UNUTTUK,
UNUTKANLIK BAŞIMIZA İŞ AÇACAK'
AB üyeliğinin Rumlarla Türkler
arasındaki ilişkileri düzeltmek için bir sebep olarak
düşünüldüğünü, ancak Annan planı için yapılan
referandumlarda Türkler "Evet" derken Rumların
"Hayır" oyu kullandığını hatırlatan
Quentin Peel, buna karşılık Kıbrıslı Türklerin
hala tanınmadığını ve izolasyonlarla baş
başa olduklarını kaydetti.
"Rumlar ise ABnin bütün imkanlarından
yararlanıyor ve aynı adayı paylaştıkları milletle
ilgili kısıtlamalarda herhangi bir yumuşama söz konusu
olduğunda veto haklarını kullanabiliyorlar" diyen yazar, Rumların
ABnin verdiği KKTC ile doğrudan ticaret bağları
kurulması sözünün uygulamasını da engellediklerini
hatırlattı.
Buna karşılık Ankaranın da
anlaşılabilir şekilde Gümrük Birliği
anlaşmasını Kıbrısı da içine alacak şekilde
genişletmeyi reddettiğini belirten yazar, hukuki olarak Türkiyenin
hatalı olduğunu, ancak ABnin de KKTCye ticari
kısıtlamalarını sürdürerek hata
yaptığını yazdı.
AB üyelerini Rumların blöfüne teslim
olmakla suçlayan Peel, Fransa ve Avusturyanın zaten Türkiyenin
üyeliğini geciktirecek her sebebe memnuniyetle
yaklaştıklarını vurguladı.
Türkiye ile AB arasındaki müzakerelerin
başlamasından önce, ABD ve İngilterenin Rumlar üzerinde
baskı kurup süreci engellememeleri, aksi halde KKTC ile doğrudan
ticaret yollarının açılacağı tehdidinde
bulunacaklarına dair dedikoduların
dolaştığını da hatırlatan Peel, "Ancak
Türkiye ABD ilişkilerindeki soğukluk yüzünden böyle bir hareket
şimdilik beklenmiyor. Irak konusunda bölgesel bir çözüm
arayışındaki Washington, İran ve Suriye gibi eski
düşmanlarını bile devreye sokabilecek gibi görünüyor. Ama kimse
Türkiyeden yardım istemiyor.
Brüksel ve Washingtonun Türkiye ile stratejik
ortaklık konusunda verdiği sözler unutulmuşa benziyor. Ancak bu
unutkanlık bizim başımıza iş açacak" dedi.
'İNGİLTERE KKTCYE DOĞRUDAN
UÇUŞ BAŞLATSIN' ÇAĞRISI
Bu arada The Daily Telegraph gazetesinin okur
mektupları köşesine mektup yazan İngiltere Lordlar
Kamarasının sekiz üyesi de ABnin Türkiye ile müzakereleri
kısmen de olsa askıya alma kararının "Türk
halkına yapılmış bir hakaret olduğunu"
vurguladı.
Başını Kamaranın Müslüman
üyelerinden Lord Ahmedin çektiği grupta, Lord Harrison, Lord Kilclooney,
Leydi Collingtree, Lord Drumglass, Lord Monson, Lord Rogan, Leydi Butterworth
yer aldı.
Mektupta, Türkiyenin laik bir ülke ve NATOnun
önemli bir üyesi olduğunu hatırlatan Kamara üyeleri, "Bu ülke
şimdi Avrupadan uzaklaştırılıp İslami
köktenciliğe doğru itiliyor" uyarısında bulundu.
ABnin bu kararının tarihi nitelik
taşıyan büyük bir hata olduğu vurgusuna da mektuplarında
yer veren Lordlar Kamarası üyeleri, konunun Kıbrıs meselesiyle
izah edilmesinin mümkün olmadığını vurguladı.
ABnin Kıbrıslı Türklere BM
planını desteklemek karşılığında
izolasyonlarına son verileceği sözünü verdiğini, ancak bu sözün
tutulmadığını hatırlatan Kamara üyesi Lordlar,
"Ancak Annan planını reddeden Rumlar, bunun ardından AB
üyeliğine kabul edilerek ödüllendirilmişlerdir" dedi.
Bugün Kıbrıslı Rumların
Avusturya ve sözde Ermeni soykırımının reddini suç sayan
yasanın mimarı Fransanın da cesaretlendirmesiyle Türkiyenin
üyeliğini veto etme gücünü elinde tuttuğunu hatırlatan Lordlar,
"Türkiye ABye üye olduğunda tabii ki Kıbrısı
tanımak zorunda kalacaktır, ama bugünkü Kıbrısı
değil, Türk ve Rum halklarının üzerinde anlaşmaya
varacakları bir Kıbrısı tanıyacaktır"
görüşünü savundu.
ABnin bir yandan Türkiyeden
limanlarını Rumlara açmasını istemesi diğer yandan da
Avrupa limanlarını Kıbrıslı Türklere
kapatmasının haksız ve anlamsız olduğunu vurgulayan
İngiliz Lordlar, kendi hükümetlerine çağrıda bulundu ve
İngiliz hükümetinin tek taraflı olarak Kuzey Kıbrısa
doğrudan uçuşlara izin vermesini istedi.
MILLIYET 05/12/06
AB ile ilişkilerde
'Kıbrıs' çıkmazı
AB Komisyonu'nun hava ve deniz limanlarını Rumlara açmayan Ankara'ya
"yaptırım" olarak sekiz müzakere
başlığının askıya alınması ve
müzakerelere açılacak diğer tüm başlıkların
Kıbrıs koşuluna bağlanması tavsiyesini içeren karar,
AB üyeleri arasında iki kritik toplantıda
tartışılacak. Türkiye bu toplantıların arifesinde
tabloyu net bir şekilde algılamalı.
AB'nin 25 üyesi ilk olarak 11 Aralık'ta dışişleri
bakanları seviyesinde sonra da 14 Aralık'ta hükümet ve devlet
başkanları düzeyinde bir araya gelecek. Komisyon'un tavsiyesi, AB'nin
25 üyesini bölmüş durumda.
'Başlıkların sayısı azaltılsın'
İngiltere'nin başını çektiği İsveç, İtalya
ve İspanya'nın da aralarında bulunduğu bir grup ülke
Komisyon'un tavsiyesinin ağır olduğunu belirterek askıya
alınacak olan müzakere başlıklarının
sayısının indirilmesini istiyor.
Türkiye'nin Kıbrıs nedeniyle AB'den uzaklaştırılmasının
birliğin uzun dönemli çıkarlarına aykırı olduğuna
inanan bu grup, 14 Aralık zirvesinde Türkiye'yi raydan çıkarmayacak
net bir yol haritası belirlenmesini istiyor. Bu grup AB zirvesinden,
Kıbrıs sorununun çözümü için BM şemsiyesi altında
görüşmelerin başlaması çağrısı
çıkmasını da talep ediyor.
Almanya-Fransa ikilisi
Türkiye'nin üyeliğine soğuk bakan ve bu yüzden Ankara'yı
Kıbrıs konusunda köşeye sıkıştırmak isteyen,
başını Almanya ve Fransa'nın çektiği diğer grup
da aynı toplantılarda Türkiye'ye zorluk çıkaran taraf olacak.
Komisyon önerilerinin daha da
ağırlaştırılmasını isteyen bu grubun iki
önemli sözcüsü Almanya Başbakanı Angela Merkel ile Fransa
Cumhurbaşkanı Jacques Chirac, bugün Almanya'nın Metlach kasabasında
bir araya geliyor.
Askıya alınacak olan müzakere başlıklarının
azaltılması bir yana artırılmasını isteyen ikili,
Türkiye'ye limanlar konusundaki yükümlülüğünü yerine getirmesi için 18
aylık bir süre tanınması ve bunun sonunda Türkiye'nin üyelik
sürecinin AB tarafından yeniden gözden geçirilmesini istiyor.
Birliğin iki güçlü ülkesinin bu muhalefeti sürerken, 14 Aralık
zirvesinden Türkiye lehine bir sonuç çıkmasını beklemek gerçekçi
olmaz.
Ankara direnmeli
Kıbrıs, Türkiye'nin üyeliğini istemeyenler için AB'nin elinde
bir koz olmaya devam edecek. AB'nin karar alıcıları isteseler
başka birçok konuda olduğu gibi Güney Kıbrıs'ın
bileğini bükerek Türkiye'yi tam üye yapacak güçtedir.
Ancak AB'nin her üyesine veto hakkı veren karar alma
mekanizmasının arkasına sığınılarak Rumlar
aleyhine bir tutum takınılmamaktadır. AB'nin karar alma
mekanizması değişmediği ve Kıbrıs sorunu
kalıcı çözüme ulaştırılmadığı sürece,
AB üyeliği Rumların elinde Türkiye'ye karşı her zaman
kullanabilecekleri bir silah olarak kalmaya devam edecektir.
Hükümetin bu koşullar altında yapması gereken, Kıbrıs
sorununun AB sürecinden ayrılması tezini ısrarla
savunmasıdır. Türkiye AB sürecinden kopmamalı ancak bu hususta
sonuna kadar direnç göstermelidir.
AB'nin de Türkiye nedeniyle içine düştüğü bu durumu etraflıca
değerlendirerek Birliğin geleceğini Rumların elinden
kurtaracak bir karar mekanizması geliştirmesi gerekir.
MILLIYET FIKRET BILA
05/12/06
Limanlar bahane... Esas
sebep ne?
Kimine göre askıya alınacak müzakere
başlıklarının sayısı 8'in üstünde olmalı.
Örneğin 10 gibi... Kimine göre de, Türkiye'nin limanlarını
Kıbrıs Rumlarına açması için mutlaka bir mühlet vermeli.
Örneğin 18 ay gibi...
Kimine göre ise, en iyisi, müzakere sürecine bir "ara" vermeli.
Örneğin 1 yıl, hatta 2 yıl gibi...
İşte, AB Komisyonu'nun geçen ay aldığı tavsiye
kararından sonra şimdi ortaya atılan yeni fikirler ve öneriler
bunlar...
Komisyon'un 8 müzakere başlığını "beklemeye
alma" tavsiyesi, Türkiye'yi ne kadar rahatsız etti ise, yukarıda
özetlediğimiz yeni önerilerin sahipleri olan Kıbrıs Rumlarını,
Yunanlıları, Fransızları, Almanları,
Avusturyalıları da bir o kadar düş
kırıklığına uğrattı. Onlar
limanlarını Rumlara açmayacağını bildiren Türkiye'yi
daha sert biçimde "cezalandırmak" istiyorlar.
Papadopulos yönetiminin bu "limanlar meselesi"ne -ekonomik ve siyasal
çıkarları nedeniyle- dört elle sarılıp AB kanalıyla
Türkiye üzerinde baskı yapmaya çalışmasına
şaşmamak lazım. Ancak esas şaşırtıcı
olan husus, bazı AB üyelerinin ve özellikle Birliğin
"büyükleri" sayılan Fransa ve Almanya'nın, Kıbrıs
Rumlarının peşinden gitmesidir. Hem de Türkiye'yi bile bile
karşılarına alarak...
Prensip meselesi imiş!
Bu akşam Cumhurbaşkanı Jacques Chirac ile Şansölye Angela
Merkel buluştukları zaman, önümüzdeki hafta AB konseyinde
izleyecekleri ortak politikayı belirleyecekler. Anlaşılan
önerecekleri şey de, Türkiye'ye limanları açması için bir buçuk
yıllık bir süre vermek...
Peki, bu, AB için o kadar "hayati" bir mesele mi ki, koca Almanya ve
Fransa, "dost ve müttefik" Türkiye'ye karşı
"ültimatomlu bir yaptırım" uygulamayı düşünüyor?
Gerek Komisyon yetkililerinden gerek üye ülkelerin diplomatlarından
duyduğumuz argüman şu: "Türkiye, Ek Protokol gereği,
limanları açma taahhüdünde bulundu. Şimdi 2006'nın sonunda bu
yükümlülüğü yerine getirmek zorunda... Oysa Ankara bu sözünü yerine
getirmeyeceğini beyan ediyor. AB, prensipleri ve kuralları konusunda
çok duyarlıdır. Dolayısıyla limanlar konusunda da
Türkiye'ye karşı bir tavır koymak durumundadır"...
AB böyle "hukuki" bir gerekçeyle, Papadopulos'un limanlar
davasının savunuculuğunu yapıyor. Ama örneğin
"ceza"nın daha da ağır olmasını isteyen
Fransa, Almanya ve yandaşları, gerçekten "limanlar
davası"na gönül verdikleri ve Papadopulos'a bir "vefa
borcu" duydukları için mi Türkiye'ye düşünülenden de daha
ağır bir ceza verilmesini istiyorlar?
Birbirlerini kullanıyorlar
Buna inanmak için saf olmak lazım. Açıkçası limanlar işi,
bahane. Papadopulos ustaca mevcut ortamdan yararlanıp bu ülkeleri devreye
sokabiliyor. Buna karşılık Fransa ve Almanya gibi temelde
Türkiye'nin AB üyeliğine karşı olan ülkeler de sinsice
Papadopulos'u bir araç olarak kullanıyor.
Eğer bu limanlar işi olmasaydı, aynı ülkeler başka
gerekçeleri öne sürerek müzakere sürecini aksatmaya veya tıkamaya
kalkışırlardı. Kıbrıs onlara adeta gümüş
tabakta bir fırsat sundu! Yoksa Almanların veya
Fransızların Kıbrıs meselesiyle de fazla ilgilendikleri
yok.
Onların derdi başka: Kimine göre Türkiye "Avrupa'da
değil", kimine göre de "Türkiye Avrupalı" değil.
Coğrafyası, tarihi, dini, kültürü farklı. Ayrıca nüfusu çok
kalabalık. Göç tehlikesi büyük... Vesaire...
Merkel'in, Sarkozy'nin ve benzerlerinin ille Türkiye'ye farklı, özel bir
statü verilmesini ve şimdi müzakerelerin formatının
değiştirilmesini istemeleri esas bu nedenlerden kaynaklanıyor.
Yoksa limanlar "bahane"sinden değil...
SAMI KOHEN 05/12/06
AB'nin
Türkiye'ye değil Rumlara baskı yapması gerek
|
|
Türkiye'nin AB
üyeliği, Batı'nın hoşgörü iddiasındaki samimiyetinin
göstergesi olacak. AB, Kıbrıs konusunda da Türkiye'ye değil
Rumlara baskı yapmalı
05/12/2006 (918
kişi okudu)
Türkiye'yle Avrupa
arasındaki gergin ilişkilerde geçen hafta iki adım ileri ve
korkarız ki en az iki adım da geriye gidildi. Özellikle Türkiye'nin
AB üyeliği başvurusuna karşı çıkmaktan vazgeçmesiyle,
Papa 16. Benediktus'un geçen haftaki Türkiye ziyareti ilişkilerin
yumuşamasına yardımcı oldu.
Fakat AB, Avrupa Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn'in
Türkiye'nin limanlarını Kıbrıs gemi ve uçaklarına
açmaması halinde üyelik müzakerelerinin bazı bölümlerinin
dondurulmasına yönelik tavsiyesini dikkate alırsa, bu uzlaşma
çabaları baltalanabilir.
Yeni bir hile gibi
duruyor
Türkiye'deki birçok kişi gibi bize göre de, bu tavsiye Türkiye'yi Birlik
dışında tutmak için yapılmış yeni bir hile gibi
görünüyor. Bazı üyeler, AB'nin Türkiye'yle üyelik müzakerelerini tümüyle
askıya alması için baskı yapıyor. Türkiye'nin
limanlarını Kıbrıs'a açması gerektiği
tartışma götürmez, ki bunu ne kadar kısa süre içinde yaparsa o
kadar
iyi olur. Fakat, AB'nin Kıbrıs'la Türkiye'nin kafasına vurmak
yerine adadaki bölünmüşlüğe son verilmesine yardımcı olmak
için daha fazla şey yapması gerekiyor.
Türkiye Başbakanı
Recep Tayyip Erdoğan, 2004'te ülkesinin uzun süredir sürdürdüğü
siyaseti değiştirerek Kıbrıslı Türkleri BM'nin
barış planı lehine oy vermeye ikna etti. Fakat, ne yaparlarsa
yapsınlar yine de AB'ye üye olacakları sözü verilen
Kıbrıslı Rumlar bu planı reddetti. Eğer AB, Türkiye'yi
kabul etme konusunda ciddiyse, ki öyle olmalı, Kıbrıslı
Rumlara çözüm için baskı yapmalı.
Türkiye'nin zengin Avrupa
kulübüne neden katılmak istediği ortada. Fakat Avrupa ve bütün
Batı dünyasının da bu üyelikten kazanacağı çok
şey var. Yapılması gereken daha çok şey olsa da, üyelik
ihtimali Ankara'yı ihtiyaç duyduğu siyasi ve ekonomik reformları
hayata geçirmesi için cesaretlendiriyor. Türkiye'nin kabul edilmesi,
Batı'nın hoşgörü ve tüm dinlere saygı konusundaki
iddialarına gerçekten inandığının güçlü bir göstergesi
olur.
Papa İstanbul'u terk ederken ziyaretinin 'medeniyetleri giderek birbirine
yaklaştırmasını' umduğunu söyledi. AB bu sözü
dinlemeli.
(Başyazı, 3 Aralık 2006)
RADIKAL 05/12/06
Muhalefetin "şok" eylemleri başladı
TARTIŞMA ÇIKTI... UBP Genel Başkanı Hüseyin Özgürgün,
DP Genel Başkanı Serdar Denktaş ve iki partiye mensup bazı
milletvekilleri, konuk locasından genel kurulu alkışlar ve
düdüklerle protesto etti. "Öpülmüşleri Gönderin",
"Öpülmüşlere De İzin Verin", "Kendiniz Çalın
Kendiniz Oynayın" şeklinde sloganlar atan UBP ve DP
milletvekilleri ile iktidar milletvekilleri arasında zaman zaman
tartışma da yaşandı
SOYER: KİMSENİN KAPRİSİNE BOYUN
EĞMEYİZ... "Kimsenin kaprislerine ve ideolojik
saplantılarına boyun eğilmeyeceğini" ifade eden
Başbakan Soyer, hiçbir "provokasyon" ile girişimin meclis
çalışmalarını aksatamayacağını söyledi.
Soyer, "hükümetin asıl alkışı 2010 seçimlerinde
halktan alacağını" da kaydetti
Ulusal Birlik Partisi (UBP) ve Demokrat Parti'nin (DP)
"şok" eylemleri başladı. Her iki partinin
milletvekilleri dün meclise giderek izleyici locasından hükümeti,
alkışlar ve düdüklerle protesto etti.
UBP ve DP'li milletvekillerinin protestolarına rağmen
Cumhuriyet Meclisi Genel Kurulu dün toplanarak iki yasayı onayladı.
UBP Genel Başkanı Hüseyin Özgürgün, DP Genel
Başkanı Serdar Denktaş ile iki partiye mensup bazı
milletvekilleri, Genel Kurul salonundaki konuk locasından Genel Kurulu
alkışlar ve düdüklerle protesto ettiler.
"Öpülmüşleri Gönderin", "Öpülmüşlere De
İzin Verin", "Kendiniz Çalın Kendiniz Oynayın"
şeklinde sloganlar atan UBP ve DP milletvekilleri ile iktidar
milletvekilleri arasında zaman zaman tartışma da yaşandı.
Mahkeme, halktır
Muhalefet milletvekillerinin salonu terk etmelerinin ardından söz
alan Başbakan Ferdi Sabit Soyer, genel kurulun dün iki önemli yasayı
geçirdiğini belirtti ve hiçbir "provokasyon" ile girişimin
meclis çalışmalarını aksatamayacağını
söyledi.
UBP ve DP milletvekillerinin protestolarının hükümeti çözüm,
demokrasi ve halka hizmet için yürüdüğü yoldan döndüremeyeceğini
kaydeden Soyer, muhalefetin alkışlarını, "hükümetin
icraatlarına onay alkışı" olarak
aldığını söyledi. Soyer, "hükümetin asıl
alkışı 2010 seçimlerinde halktan alacağını"
da kaydetti.
"Kimsenin kaprislerine ve ideolojik saplantılarına
boyun eğilmeyeceğini" ifade eden Soyer, genel kuruldaki
milletvekillerine eylem karşısında
soğukkanlılıklarını korudukları için teşekkür
etti.
"Hükümeti tanımıyoruz diyorlar. Anayasa Mahkemesi'ne
başvurdular. Mahkeme kararını verdi" diyen Soyer, UBP ve
DP'nin şimdi de yasama organını hiçe sayan davranış
içine girdiklerini söyledi.
Soyer, "Devleti kendilerinin kurduğunu ve sonsuza kadar
yaşatacaklarını söyleyenlerin, hükümette olmayınca yasama,
yürütme ve yargıyı tanımamaları kendilerinin
ayıbıdır" dedi.
En yüce mahkemenin halk olduğunu ve siyasi partilerin seçim
dönemlerinde halkın önüne çıkacağını vurgulayan Soyer,
2010'da bu mahkemenin huzuruna çıkılacağını ve o
zamana kadar hükümetin halka hizmet vermeyi sürdüreceğini belirtti.
Tabibler Birliği ve Cezaevi Yasası onaylandı
Protestolar arasında genel kurulda neyin görüşüldüğünü
bile tam olarak duyamayan iktidar milletvekilleri, iki yasa tasarısını
görüşerek oybirliğiyle onayladılar.
Dünkü birleşimde onaylanan Kıbrıs Türk Tabipleri
Birliği (Değişiklik) Yasası, özel veya kamu hastanelerinin
veya üniversite sağlık kurumlarının geçici nitelikte uzman
veya pratisyen hekim veya diş hekimi taleplerinin karşılanması
ile birlik onur kurulu üyeleri tarafından yapılan toplantı
müzakere tutanakları ve kararlarının çıkarılan
yayın organında yorumsuz olarak yayınlanmasını
içeriyor.
Oybirliğiyle onaylanan Merkezi Cezaevi (Kuruluş, Görev ve
Çalışma Esasları) (Değişiklik) Yasası da,
cezaevinde bulunan mahkum ve tutuklu sayısındaki artış ile
orantılı olarak yapılan 2 adet ek koğuş ve bu
koğuşlardaki görev yerlerinin doldurulabilmesi, ayrıca mahkum ve
tutukluların psikolojik ihtiyaçlarının
karşılanmasını içeriyor.
Yasanın onaylanmasının ardından
çalışmalarını tamamlayan Genel Kurul, 7 Aralık
Perşembe günü tekrar toplanacak.
KIBRIS
05/12/06
![]()
Edition 1WCMON 04 DEC 2006, Page 22
EU needs Turkey;Letter
FEATURES
Sir, A bruised and disillusioned Turkey, outside the EU, would be a
disaster for international security ("EU pulls the
rug on Turkish
talks," Nov 30). This great nation, with its
secular tradition and
strategic importance, offers a vital bridge between
Europe, Asia and
the Middle East and an important voice in the dialogue
between
Christians and Muslims.
It is surely not in Greek interests that Turkey is
isolated from
Europe, nor is it in the interests of Greek Cypriots,
despite their
rejection of the impartial UN plan to solve the Cyprus dispute. We
should remember that, even with their reservations, the
plan was
accepted by Turkish Cypriots.
After the Annan plan referendums in 2004 the
international community
undertook to end the isolation of the Turkish Cypriots;
our Foreign
Affairs Committee in its report in February 2005
concluded that these
undertakings should be honoured.
Since then nothing of note has happened, and the EU's
latest moves
add fuel to the fire. EU policies over Cyprus have been consistently
flawed, with predictable consequences. It is now a real
possibility
that Turkey will have had enough, and the outcome will
affect us all.
Air Chief Marshal Sir Michael Graydon
London W1
AB Türkiye için
ikiye bölündü
Fransa ve Almanyanın Türkiyenin üyelik sürecinin 2009dan önce
yeniden gözden geçirilmesi talebi, AByi yine Türkiye konusunda ikiye böldü.
Kimi ülkeler Türkiyeye yeni bir takvim sunulmasına sıcak bakarken
kimileri de buna karşı çıkıyor.
NTV
Güncelleme: 11:08 TSI 06 Aralık 2006 Çarşamba
İSTANBUL - Türkiyenin limanlarını Kıbrıs Rum
kesimine açmaması durumunda üyelik sürecinin en geç 2009da yeniden
değerlendirilmesini isteyen Almanyanın teklifine sıcak
bakanların başında Fransayla birlikte Yunanistan ve Kıbrıs
Rum kesimi geliyor.
Yunanistan Dışişleri
Bakanı Dora Bakoyanni Türkiye ile müzakerelerin devam etmesi
gerektiğini ancak 18 ay sonra durumun yeniden değerlendirilmesini
sağlayacak bir takvim belirlenmesini desteklediklerini açıkladı.
Rum Hükümet Sözcüsü Paşiyardis de Türkiyeye limanlar konusunda bir takvim
sunulmasını desteklediklerini duyurdu.
İtalya Başbakanı Romano Prodi de öneriye destek verenlerden.
Prodi, müzakarelerin bir süre sonra yeniden gözden geçirilmesine sıcak
baktığını belirtti ve Bu öneri Türkiyenin seçim
sürecinden geçmesi için zaman tanıyacaksa faydalı olabilir dedi.
Türkiyenin üyeliğinin yeni bir takvime bağlanmasına destek
veren diğer ülkeler ise Avusturya, Slovakya, Danimarka, Hollanda,
Portekiz, Macaristan ve Lüksemburg.
İsveç, İngiltere, Belçika, Estonya, Çek Cumhuriyeti ve Polonya masaya
yeni takvimler konmasına karşı. İrlanda, İspanya,
Malta, Slovenya, Litvanya ve Letonya ise teklif konusunda henüz
tavrını belirlemedi.
Finlandiya, dönem başkanı olması nedeniyle tarafsızlığını
korumak adına Merkel ve Chirac tarafından gündeme getirlen teklife
ilişkin tavrını açıkça ortaya koymadı. Ancak
Finlandiya Başbakanı Matti Vanhannenin Avrupa Komisyonunun tavsiye
kararının Türkiyenin üyeliği konusunda varılacak
uzlaşma için iyi bir temel olduğu sözleri Finlandiyanın da
öneriye karşı çıktığı şeklinde
yorumlandı.
"Merkeli ısrarından Chirac vazgeçirdi"
6 Aralık, 2006 10:22:00 (TSİ) CNN TURK
Metin Güneş/CNN TÜRK/Londra
Almanya Başbakanı Angela Merkeli 'limanlarını
Kıbrıslı Rumlara açması için Türkiye'ye 18 ay süre
tanınması' yönündeki ültimatom önerisinden Fransa
Cumhurbaşkanı Jacques Chiracın vazgeçirdiği belirtildi.
İngiltere'de
yayımlanan Financial Times gazetesi, dün Almanya Başbakanı ile
Fransa ve Polonya cumhurbaşkanları arasında yapılan zirvede en büyük kavganın Türkiye konusunda
yaşandığını yazdı.
Gazete, Merkel ve Chiracı kastederek Yaşlanan Çift
başlığıyla verdiği başyazısında,
Türkiyeye süre tanınması konusunda Fransa ve Almanyanın
"çete kurma tehlikesi olduğuna dikkat çekti.
Başyazıda, görüşme sırasında Merkel'in
"Türkiyeye ültimatom verilmemesi" konusunda diğer iki lider
tarafından ikna edildiği kaydedildi.
Yazıda ayrıca, Türkiyeye zaman tanımanın asıl
amacının "Türkiyenin müzakere masasını
terketmesi" olduğu yorumu yapıldı.
Diğer Fransız politikacıların aksine Chiracın
Türkiyenin AB üyeliğininin sıkı bir destekçisi olduğunu
yazan Financial Times, Chiracın bu kez de ikna gücünü kullanmış
olabileceğini ama bu ikna gücünün de artık
zayıfladığını belirtti.
Gazete, Chiracın cumhurbaşkanlığının sona
ermekte olduğunu ve önümüzdeki ilkbaharda yapılacak
cumhurbaşkanlığı seçimleri ve Parisin Türkiye konusunda
açık bir politika benimsememesi nedeniyle, Almanyanın ABdeki
ortağı Fransa konusunda sıkıntı
yaşadığını yazdı.
Genişlemiş bir ABnin yeni şartlarda yeni koalisyonlara
gereksinim duyacağını belirten Financial Times, Geniş bir
Avrupaya Türkiye de memnuniyetle kabul edilmelidir ifadesini kullandı. (FT'deki haberin orijinal
metni için tıklayın)
Merkel: "Ültimatom yok"
Dün Fransa lideri Jacques Chirac ile görüşen Almanya Başbakanı
Angela Merkel, AB Komisyonu'nun Türkiye ile müzakerelerin bazı
başlıklarda askıya alınması yolundaki önerisini
desteklediklerini açıkladı. Merkel, Türkiye ile müzakerelere 1.5
yıl ara verilmesi önerisini ise gündeme getirmedi.
"Ültimatom vermek istemiyoruz" diyen Merkel, Türkiye'de 2007
sonbaharında yapılacak seçimler ve 2009'daki AB seçimleri
arasındaki süre içinde, Ankara'nın kaydedeceği ilerlemelerin
görüleceğini belirtti.
Fransa lideri Jacques Chirac da, "Türkiye konusunda hemfikiriz. Bir
ilerleme eksikliği olduğu konusunda hemfikiriz. Ankara Protokolü'nün
yerine getirilmemesi üzücü. Olumlu ve teşvik edici bir tavır almak
niyetindeyiz" dedi.
Türkiye'ye Kıbrıs baskısı
AB Komisyonu, 29 Kasım'da, Kıbrıslı Rumlara
limanlarını açmayan Türkiye ile müzakerelerin sekiz
başlıkta askıya alınmasını tavsiye etmişti.
AB Komisyonu'nun önerisine göre, kalan fasıllarda müzakereler
başlatılabilecek, ancak başlıkların geçici olarak
kapatılması için yine limanların ve havaalanlarının
Kıbrıs Rum kesimine açılması beklenecek.
Komisyon, Kıbrıs'ta BM öncülüğünde kapsamlı çözüm
müzakerelerinin 2007 yılında yeniden başlatılması
çağrısında da bulunmuştu.
AB Komisyonu toplantısından çıkan bu karar, 11 Aralık'ta
bir araya gelecek AB dışişleri bakanlarına 'Komisyon
tavsiyesi' olarak sunulacak. Dışişleri bakanlarının
Türkiye ile ilgili nihai kararı bu tarihte alması bekleniyor.
Avrupa Birliği, Türkiye'nin Ankara Protokolü'nü uygulamasını,
yani Güney Kıbrıs'a havaalanlarını ve limanlarını
açmasını istiyor.
İlerleme Raporu'nda yer alan bu istek için AB Dönem Başkanı
Finlandiya'nın Başbakanı Matti Vanhanen süre vermiş ve
Türkiye'den 6 Aralık'a kadar adım atmasını istemişti.
Ancak Türkiye, Kıbrıs konusunda daha fazla adım
atılmayacağını yineliyor.
Kararın ardından açıklama yapan Başbakan Recep Tayyip
Erdoğan, Bu bir tavsiye, kesin karar değildir diyerek diğer
fasıllarda müzakere sürecinin devam edeceğini söylemişti.
COREPER tavsiye kararını görüşecek
6
Aralık, 2006 09:41:00 (TSİ) CNN TURK
AB Komisyonu'nun limanlarını Rum gemi ve uçaklarına
açmaması nedeniyle Türkiye ile müzakerelerin 8 başlıkta
askıya alınması yönündeki tavsiye kararı, bugün
birliğin Daimi Temsilciler Komitesi olan COREPER tarafından masaya
yatırılacak.
Toplantıda tavsiye
kararında değişiklik isteyenlerle, istemeyen ülkelerin
temsilcileri görüşlerini kabul ettirmek için büyük çaba harcayacak.
Bu toplantıdan çıkacak sonuç, 11 Aralık pazartesi günü
yapılacak AB Dışişleri Bakanları
toplantısında konuşulacak. 14-15 Aralık'ta ise AB liderler
zirvesi var.
Dışişleri Bakanları toplantısından çıkacak
nihai karar liderlerce de onaylanacak.
Eğer 11 Aralık Dışişleri Bakanları
toplantısından bir sonuç çıkmazsa bütün pazarlıklar 14-15
Aralık'taki zirveye ve son dakika pazarlıklarına kalacak.
Türkiye'ye Kıbrıs baskısı
AB Komisyonu, 29 Kasım'da, Kıbrıslı Rumlara
limanlarını açmayan Türkiye ile müzakerelerin sekiz
başlıkta askıya alınmasını tavsiye etmişti.
AB Komisyonu'nun önerisine göre, kalan fasıllarda müzakereler
başlatılabilecek, ancak başlıkların geçici olarak
kapatılması için yine limanların ve havaalanlarının
Kıbrıs Rum kesimine açılması beklenecek.
Komisyon, Kıbrıs'ta BM öncülüğünde kapsamlı çözüm
müzakerelerinin 2007 yılında yeniden başlatılması
çağrısında da bulunmuştu.
AB Komisyonu toplantısından çıkan bu karar, 11 Aralık'ta
bir araya gelecek AB dışişleri bakanlarına 'Komisyon
tavsiyesi' olarak sunulacak. Dışişleri bakanlarının
Türkiye ile ilgili nihai kararı bu tarihte alması bekleniyor.
Avrupa Birliği, Türkiye'nin Ankara Protokolü'nü uygulamasını,
yani Güney Kıbrıs'a havaalanlarını ve limanlarını
açmasını istiyor.
İlerleme Raporu'nda yer alan bu istek için AB Dönem Başkanı
Finlandiya'nın Başbakanı Matti Vanhanen süre vermiş ve
Türkiye'den 6 Aralık'a kadar adım atmasını istemişti.
Ancak Türkiye, Kıbrıs konusunda daha fazla adım
atılmayacağını yineliyor.
Kararın ardından açıklama yapan Başbakan Recep Tayyip
Erdoğan, Bu bir tavsiye, kesin karar değildir diyerek diğer
fasıllarda müzakere sürecinin devam edeceğini söylemişti.
Başbakan
Recep Tayyip Erdoğan, Avrupa Birliği'ne (AB) karşı
Türkiye'nin bir B ve C planı olacağını söyledi.
Başbakan Erdoğan, bir günlük
çalışma ziyareti için Suriye'ye gitti. Şam'a hareketinden önce
Esenboğa Havalimanı'ında yaptığı açıklamada
Suriye ile ikili ilişkiler ile Irak, Lübnan ve Ortadoğu'daki
sorunları ele alacaklarını bildirdi.
Erdoğan, bir soru üzerine, Almanya
Başbakanı Merkel ile dün 20 dakika süren bir telefon
konuşması yaptığını belirterek, Türkiye'nin AB
sürecine müdahalenin yanlış olacağını
anlattığını açıkladı.
Erdoğan, dün yapılan Merkel-Chirac
toplantısından Türkiye'ye 18 ay süre verme gibi kararın
çıkmadığını, asıl kararın ise AB zirve
toplantısında alınacağını kaydetti.
B VE C PLANI
Bir gazetecinin, Bazı iddialar var, komisyonun
kararı aynen geçerse Türkiye'nin ilişkilerini
değiştireceği yönünde. Örneğin siyasi stratejik
ilişkileri ağırdan alacağı... Türkiye'nin böyle bir
hazırlığı var mı? sorusuna karşılık
Erdoğan şunları söyledi:
Bu konularla ilgili bizim şüphesiz ki B planımız olacak, C
planımız olacaktır. Ama bunlar yani 11, 14, 15 Aralık
tarihlerinde atılacak adımları görmeden söylenecek şeyler
değil. Ben her zaman şunu söylüyorum: AB yolunda öyle gidişimizi
durdurmak gibi bir anlayışın içinde değiliz. Türkiye'deki
bazı çevreler veyahut da AB üyesi içindeki bazı çevreler, başta
Rumlar olmak üzere Türkiye'nin artık bundan umudunu kesip bu gidişi
durdurmak... Öyle bir şeyimiz yok. Ha ne olur taş çatlasın süreç
yavaşlayabilir ama biz yine aynı şekilde müzakerelerle ilgili
fasılların açılmasında yapılacak olan ne varsa
bunların hepsini yapmaya devam edeceğiz. Daha önce
açıkladık. Ne dedik? Kopenhag siyasi kriterleri noktasında bir
şey olursa Ankara siyasi kriterleri olur. Maastricht ekonomik kriterleri
ile ilgili bir şey olursa bu İstanbul ekonomi kriterleri olur,
yolumuza biz bu şekilde devam ederiz durmayız.
Her an hazırlıklı olan bir Türkiye olacaktır. Bu noktada da
farklı düşünenlerle, biz onların düşüncelerine saygı
duyarız ama hiçbir zaman kararlılığımız
değiştirmeyiz. Bir olgunluk içerisinde biz bu süreci takip ediyoruz.
Hiçbir zaman duygusal davranmayacağız.
MUHALEFETE ELEŞTİRİ
Erdoğan, Türkiye'de de bazı siyasi
çevrelerin AB sürecinden rant umduğunu dile getirdi. AB süreci rahat
değil, ama içimizde sıkıntılı geçmesini isteyen
anlayışlar var diyen
Erdoğan, bu çevrelerin yapıcı olmaları
gerekirken, AB üzerinden rant elde etme çabası içinde
olduklarını vurguladı.
Başbakan Erdoğan, böyle davranan siyasi
partilerin kazanacakları bir şey olmadığını
söyledi.
HURRIYET 06/12/06
İngilterede parlamentonun
üst kanadını oluşturan Lordlar Kamarasının sekiz
üyesi, Daily Telegraph gazetesinde "Türkiyeye hakaret"
başlığıyla açık bir mektup yayınladı.
AByi
sert dille eleştiren Lordlar şu uyarıyı yaptı:
"Türkiyenin Avrupa Birliğiyle müzakerelerini kısmen
askıya alma önerisi Türk halkına bir hakarettir. Laik bir devlet ve
NATOnun önemli bir üyesi olan Türkiye Avrupadan
uzaklaştırılıp İslami köktenciliğe doğru
itiliyor. AB hatalıdır. Konuyu Kıbrıs meselesiyle izah
etmek kabul edilemez."
Mektubu
Lord Ahmed, Lord Harrison, Lord Kilclooney, Lady Knight of Collingtree, Lord
Maginnis of Drumglass, Lord Manson, Lord Rogan ve Lady Butterworth
imzaladı. ABnin Birleşmiş Milletler planı lehinde oy
kullanılması halinde Kıbrıslı Türklerin izolasyonunu
sona erdireceğine söz verdiğine ancak bu sözünü
tutmadığına dikkat çekilen mektupta buna karşılık,
planı reddeden Kıbrıslı Rumların üyelikle
ödüllendirildiği belirtildi.
AB LİMANLAR KONUSUNDA HAKSIZ
Lordlar mektupta, Kıbrıs Rum Kesiminin Avusturya ve Ermeni meselesi
konusunda ifade özgürlüğünü suç sayan Fransanın da desteğiyle
Türkiyenin üyeliğini veto etme tehdidinde bulunduğunu belirterek
şunları söylediler:
"Türkiye, birliğe üye olduğunda elbette Kıbrısı
tanımak zorundadır. Ama bugünkü Kıbrısı değil,
Türk ve Rum halklarının üzerinde anlaşmaya varacakları bir
Kıbrısı. ABnin, hem Türkiyeden limanlarını
Kıbrısa açmasını istemesi, hem de Avrupa limanlarını
Kıbrıslı Türklere kapatması haksız ve
anlamsızdır."
HURRIYET 06/12/06
Rum
gemileri gelirse ne olur?
06/12/2006
RADIKAL
Avrupa
Birliği konusunda dün Türkiye, dest-i izdivacına talip olduğu
kız hakkında ailesinin vereceği kararı bekleyen erkek
tarafı gibiydi. Kızımızın aile büyükleri pozundaki
Chirac ile Merkel, düğün tarihini gene erteleyecekler mi diye, gün boyu
gözümüz üstlerinde, kulağımız kirişteydi.
Akşama doğru açık bir cevap alamayacağımız
anlaşıldı.
Ben, AB'ye tam üye olarak katılmamızın, siyasal ve kültürel
açıdan çok, ekonomik gelişmemiz bakımından etkili ve önemli
olacağını düşünenler safındayım.
Kız tarafı iki konuda ısrarlı. Limanlarınızı
Güney Kıbrıs gemilerine açın, diyorlar. Bir dedikleri de,
şu 301'inci maddeyi niçin hâlâ değiştiremediniz tarizi.
Almanya'nın Saarland'ındaki Mettlach şehrinde dün bir araya
gelen Fransa ve Polonya (Leh Kaczynski) devlet başkanları ile Almanya
Başbakanı Merkel beklenen açıklamalarını yaparken, CNN
Türk'te Suna Vidinli, uzmanlar meyanında Prof. Eser Karakaş'la da
konuştu.
Prof. Karakaş benim de akıl erdiremediğim bir konudaki hayretini
ifade ediyordu:
Limanlarımız Güney Kıbrıs gemilerine de yakın tarihe
kadar açıktı. Bir jest yaparak kapadık. Tekrar açarsak ne
değişir, bir şey mi kaybederiz?
Bunu ben de çok merak ediyorum. Evet, bir biliminsanı soruyor. Ama
aynı suali gür sesine herkesin kulak vereceği bir siyaset bilgemiz
yok ki, o da gümbür gümbür sorsun ve yöneticilerimiz yarı uykulu hallerinden
silkinerek kurtulsun.
Bu sualin cevabı, iç veya dış herhangi bir siyaset meselesi
değil. Ekonomik kaderimizi önemli boyutta etkileyecek bir
kararlılığın ifadesi olacak.
Bildik açıklamalardan farksız demeçler dinliyoruz, dinleyeceğiz.
Endişe etmeyin, Türkiye'yi gözden çıkarmak gibi bir niyetleri yok,
diye bizi teselli etmekten de geri durmuyorlar.
Şimdi bakın siz! Başta iktidardaki
olmak üzere siyasî partilerin başkanları, yanlarına gereken üst
düzey yöneticileri ve uzmanları da alıp, Cumhurbaşkanı'ndan
talep edecekleri bir zirvede bir araya gelme ihtiyacını duyacaklar
mı, duymayacaklar mı?
Böyle bir girişimleri olmazsa, fazla ümitlenmeyin.
*
Ümitlenmeyin, hayır!
Aynı kanalda şu sırada, Mithat Bereket'in bu konuda suallerini
cevaplayan CHP'li Onur Öymen'i dinledim. Bu tür siyasetçilerle bu tür
meselelerin içinden çıkamayız biz.
·
* * * *
Ankara
da AB gibi ilişkilerde 'frene basmaya' hazırlanıyor
AB'ye misilleme hazırlığı
İktidar,
Avrupa'nın baskılarına cevap hazırladı: AB liderleri
14-15 Aralık'ta Komisyon kararını aynen kabul eder veya
ağırlaştırırsa, Ankara da 'siyasi stratejik konularda'
AB'yle ilişkileri ağırdan alacak
06/12/2006
RADIKAL
Avrupa
Birliği liderlerinin 14-15 Aralık zirvesinde Komisyon'un sekiz
maddede müzakereleri dondurma kararını aynen kabul etme, ya da
ağırlaştırma ihtimalinin ortaya çıkması,
hükümetin AB ile ilişkilerde frene basma hazırlığına
girmesine yol açtı. Radikal'e bilgi veren üst düzey bir kaynak, 'AB liderlerinin
Türkiye ile ortak geleceği sorguladığı aşamada,
Türkiye'nin AB ile siyasi ve stratejik konularda görüşme ve
işbirliği yapma motivasyonunu yitirmesinin doğal olduğunu'
söyledi.
Kaynaklar, bu hazırlığın zirve sonrasında bir
açıklama ile ilan edilip edilmemesi konusunda hükümet içinde hâlâ
görüş birliği sağlanamadığını, ancak
'sonuçlarının uygulamada görüleceğini' vurguluyorlar. Konunun
son Bakanlar Kurulu'nda da bir ihtimal olarak açıldığı
belirtiliyor.
Kaynakların sözünü ettiği siyasi-stratejik konuların, (eğer
açılırsa) açılacak müzakere başlıkları
dışında hemen her konuyu kapsayabileceği öğrenildi.
Bunlar arasında Ortadoğu Barış Süreci'nden Irak'a,
İran'dan Kafkaslardaki işbirliğine, savunma sanayii ve enerji
konularından, yasadışı göç ve narkotik istihbaratı
paylaşımına dek çeşitli konuların bulunabileceği
öne sürülüyor. Başbakan Tayyip Erdoğan'ın dün AK Parti Meclis
grubunda sarf ettiği "Türkiye'nin kaybedeceği hiçbir şey yok,
kaybederse AB kaybeder" cümlesi, aynı kaynaklara göre AB'nin uzun vadeli
tercihi yanı sıra, Türkiye'nin kısa dönemli
hazırlıklarını da anlatıyor.
Almanya
Şansölyesi Angela Merkel ve Fransa Cumhurbaşkanı Jacques
Chirac'ın dünkü buluşmaları Ankara'nın endişelerini
haklı çıkarması, misilleme ihtimalini güçlendirdi. Merkel, (Kıbrıs
Rum Cumhuriyeti'ne limanlar açılsa bile) iki yıl kadar sonra yeniden
ele alınmasını istiyor. Yeniden ele alınmasını
istediği 17 Aralık 2004'te Türkiye ile tam üyelik müzakerelerine başlanması
kararı. Chirac onu destekleme eğiliminde. Ama kararı zirveye
bıraktılar. Bu da, Komisyon açıklamalarına rağmen, 15
Aralık bir Türkiye zirvesi olacağını gösteriyor.
Zirveden komisyon tavsiyelerinin onaylanması, ya da
ağırlaştırılması kararı çıkarsa
Türkiye'nin neler yapacağı, AB Komisyonu'nda da endişe konusu
oldu.
Son süreçte Türkiye'nin yanında yer alan İsveç'in
Dışişleri Bakanı Carl Bildt dün Ankara'da, Türkiye'nin
zirveden ne karar çıkarsa çıksın müzakerelere devam etmesi ve
aşırı tepki vermemesi gerektiği yolunda telkinde bulundu.
AB Komisyonu'nun Türkiye sorumlusu Christian Danielson ise, daha önceden
planlanmış teknik görüşmeler için geldiği Ankara'da 'hasar
tespiti' yapıyor ve yaptığı görüşmelerde Türkiye'nin
tepkisini nereye kadar vardıracağını anlamaya
çalışıyor.
15 Aralık zirvesinden çıkacak karar, Türkiye'nin ilan etse de etmese
de 'uygulamada göstereceği' tepkinin boyutunu da belirleyecek gibi
görünüyor.
Hükümetin AB ile ilişkilerde müzakereler dışında kalan
konularda frene basması söz kornusu olduğunda bunun Türkiye'ye uzun
vadede zarar mı, yarar mı getireceğini kestirmek bugünden zor.
Ancak konu hükümetin gündemine girmiş durumda.
Merkel neden 'Seçim'
dedi?
Alman
Şansölyesi Merkel dün iki yıl kadar süre isteyerek Türkiye'ye bir
örtülü ama çok önemli bir mesaj da verdi. Tanımak istediği süreyi
doğrudan Türkiye'deki seçimlere bağladı.
Bunun iki anlamı olabilir.
Birincisi, hükümetin AB'ye sürekli olarak verdiği '2007 seçim
yılı, özellikle Kıbrıs konusunda bir şey yapmak zor'
sinyalleri. Almanya ve Fransa böylelikle AK Parti'ye 'Madem seçimleri
alırım diyorsun, sonrasına bakalım' diyor olabilir. Bu,
yüzeydeki yorum.
İkincisi, daha spekülatif, ancak yapılması gerekiyor. Merkel'in
daha önceki görüşleriyle de birleştirildiğinde söylenmek istenen
şu olabilir: AB'nin lokomotif güçleri arasında Türkiye'nin kendisine
nasıl bir yön çizmek, nereye gitmekte olduğunu görmek isteyenler var.
Merkel'in bu açıklamayı, Başbakan Tayyip Erdoğan ile sabah
saatlerinde bir telefon görüşmesi ardından yapması yorumlara
ayrı boyut katıyor. Buradan, Türkiye'de yalnızca genel seçimleri
değil, ona doğrudan etki edecek cumhurbaşkanlığı
seçimleri sonucunu da görmek isteyenlerin bulunduğunu saptayabilir miyiz?
Bu mümkün. Erdoğan'ın cumhurbaşkanı olup
olmayacağı ile ilgilenen sayısının giderek
arttığı olarak da yorumlanabilir bu durum.
Bildt: Türkiye bir-iki limandan daha değerli
RADİKAL - ANKARA - İsveç
Dışişleri Bakanı Carl Bildt, Almanya ile Fransa'nın
Türkiye'ye limanları Rumlara açması için 18 ay mühlet
koşmasına tepkisini, "Bir- iki liman Türkiye'den daha
değerli değil" sözleriyle ortaya koydu. Bildt, "Türkiye
için hiçbir şey bitmemiştir. Çünkü Türkiye, müzakerelerin
Britanya'dan sonra en zor yaşandığı ülkedir. Belki
karanlıktan geçiyoruz, ama tünelin ucunda ışık olduğuna
yürekten inanıyoruz" dedi.
Dün Ankara'da Başbakan Tayyip Erdoğan ve Dışişleri
Bakanı Abdullah Gül'le görüşen Bildt, Türkiye'ye mühlet
tanınmasını isteyenlerin azınlıkta
kalacağını savunarak, Ankara'ya güçlü destek verdi.
Temaslarında, "AB stratejik öneminden ötürü Türkiye'ye
bakışını derinleştirmek zorunda. Arkanızda bizim
gibi çok ülke var" telkininde bulunan Bildt, Gül'le ortak basın
toplantısında desteğini "Müzakere sürecinin
sağlıklı işletilmesi her iki tarafın da
yararına" diyerek dile getirdi. AB ülkelerine "Bir
değişim ve modernizasyon süreci yaşıyoruz. Genişleyen
bir birliğiz ve Türkiye'nin sürecini sağlıklı nihayete
erdirmeliyiz" çağrısı yapan İsveçli bakan, Türkiye'nin
yasal yükümlülükleri kadar AB'nin de siyasi yükümlülükleri olduğuna dikkat
çekti. Bildt, "Kıbrıs sorununu acilen BM zeminine
taşımalıyız ki, Türkiye ilişkilerimiz akut soruna
takılmasın" diye ekledi.
Gül: İhtimal
vermiyorum
Komisyon'un müzakerelerin sekiz başlıkta durdurulması
tavsiyesini anımsatan Gül de, "Bu karar bile kabul edilemezken, daha
yük getirecek bir karar alınacağına ihtimal vermiyorum"
diyerek AB'nin objektif ve sağduyulu davranacağı
inancını dile getirdi.
'Üç başlık
yeter'
Bildt, daha sonra gazetecilere, Türkiye'ye limanlarını Rumlara
açması için mühlet koşulmasının katılım
müzakerelerine başladığı 3 Ekim öncesine dönüş anlamına
geldiğini vurgularken, "İmtiyazlı ortaklık
lafları da geçmişte kalmıştır. Herkesin geleceğe
bakmasının zamanıdır" dedi. İsveçli bakan,
Türkiye, gümrük birliği ek protokolünden kaynaklanan yükümlülüklerini
yerine getirmiyorsa yapılacak olanın, sekiz başlık da
değil, bu konuda üç başlığın askıya
alınması olduğunu ekledi.
06/12/06
Talat,
Avrupa turunda
06/12/2006
RADIKAL
AA - LEFKOŞA - AB'nin
Türkiye'nin limanları Rumlara açmamasına bağlı olarak
kritik kararların alınacağı 14-15 Aralık'taki liderler
zirvesi öncesinde KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Avrupa turuna
çıkıyor. Bugün Belçika'ya uçacak olan Talat, yarın Hollanda'ya
geçerek Lahey'de Dışişleri Bakanı Bernard Bot ile
görüşecek. Talat, cuma günü de Brüksel'de Avrupa Komisyonu'nun
genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn ile bir araya gelecek. Talat hafta
sonu KKTC'ye dönecek. Talat'ın sözcüsü Hasan Erçakıca da, Rum
tarafının bazı kaçakçılık olaylarını bahane
edip Yeşil Hat Tüzüğü'nün etkinlik alanını daraltmaya
çalıştığını belirterek, AB'ye Doğrudan
Ticaret Tüzüğü'nün hemen devreye konulması çağrısında
bulundu.
Rumlarla
Atina'nın takvim bayramı
06/12/2006
RADIKAL
YORGO
KIRBAKİ
ATİNA - Almanya ve Fransa'nın
limanlarını Rumlara açması için Türkiye'ye 18 ay süre verilmesi
önerisine Rum Yönetimi ve Yunanistan destek çıktı. Rum Yönetimi
Sözcüsü Hristodulos Paşardis, bu sürenin seçim sürecinde siyasi bedel
ödemekten korkan Türk hükümetinin bahanelerini elinden alacağını
savunarak, "Türkiye'nin yükümlülüklerini yerine getirmesi için süre
tanınmasını tam destekliyoruz. Bazı çevreler
Ankara'nın yükümlülüklerini yerine getirmesi için seçimlerin
caydırıcı bir unsur olduğunu sanıyorsa 18 aylık
süre bunu halleder" dedi. Rum sözcü, "Zaman sınırlamasından
kaçınanlar, Türk provokasyonunu cesaretlendiriyor ve Avrupa'da Türkiye'ye
daha fazla tahammül edilmesi görüşünü güçlendiriyor" diye
konuştu. Pasiardis ayrıca, alınacak karar kendinlerini tatmin
etmezse itiraza hazır olduklarını vurguladı.
Yunanistan Dışişleri Bakanı Dora Bakoyani de, "Zaman
sınırlamasından yanayız. Bu, işi
kolaylaştırır. Aksi halde Türkiye'nin yükümlülüklerini ne zaman
yerine getireceğini kimse bilmeyecek. 18 ay makul bir süre, seçimlerin
ardından yeni hükümet süreci devam ettirip ettirmeyeceğine karar verebilir"
dedi. Ancak müzakerelerin tamamen durdurulmasına da karşı
çıkan Bakoyani, Türkiye'nin yükümlülükleriyle Kıbrıs sorununun
çözüm çabaları arasında bağlantı
kurulamayacağını vurguladı.
By Owen Matthews
Newsweek International
Dec. 11, 2006 issue - Benedict xvi stood, shoeless, side by side with the Mufti of Istanbul beneath the cavernous great dome of onetime Constantinople's famed Blue Mosque, palms upraised in the traditional Muslim gesture of peace and supplication. What precisely the pope prayed for is a matter between himself and his makerbut surely it involved healing between Christians and Muslims, an issue that has come to define his pontificate and his era. When prayer becomes a geopolitical strategy, there's a problem. The most immediate: an imminent breakdown of relations between Turkey and the European Union. Not so long ago, it seemed that Europe would overcome prejudice and define itself as an ideology rather than a geography, a way of being in the world rather than a mere agglomeration of nation-states. But that chance is now lost. "Turkey will never be a full member of the EU," predicts British M.E.P. Daniel Hannan. "There's a dawning realization of that reality on all sides."
This is a tragedya catastrophe, potentiallyof epochal proportions. Europe's engagement with Turkey was a chance to show the world that the West is not incompatible with the East, that a democratic Muslim nation can be just as modern and European as a Christian one. As Turkey's Prime Minister Recep Tayyip Erdogan said recently, what's at stake is nothing less than "world peace, fighting global terror and the clash of civilizations." A European Turkey could have been a model for the rest of the Muslim world, too, playing "constructively the role the Ottoman Empire once played destructivelya bridge between the East and West," argues Egyptian political thinker Abdel Monem Said Aly. Accepting Turkey might well have helped Europe cope with its own issues of Muslim integration and identity. And for Turkey itself the lure of EU membership was a force for social transformation. The nation has come far in recent years; but it still has far to go in jettisoning its authoritarian legacy and creating a democracy that reaches broader and more deeply among its culturally and ethnically diverse peoples.
Now come the recriminations, with fingers pointing this way and that. Indeed, a glittery cast of geopolitical notables gathered just last week in Brussels for a symposium aptly titled, "Who Lost Turkey?" EU Enlargement Commissioner Olli Rehn has worked hard to avoid what he has called a "train wreck," long seen coming but difficult to stop. The proximate causes are numerous as they are petty, from bickering over Cyprus to a vote by the French Parliament criminalizing denial of Armenian "genocide" at the hands of the Turks in 1915. The rift isn't formal yet, as the EU will likely opt for only a face-saving partial suspension of negotiations after a deadlock on Cyprus failed to be resolved last week. But it takes no special reading between the lines to see that a fundamental tipping point has been reached. Late last week Cyprus threatened to "veto" Turkey's entire bid. French presidential candidate Nicolas Sarkozy, kicking off his campaign, also called for the suspension of further talks. "Turkey's place is not in the EU," said he.
Officially, politicians in Ankara insist that they will plod on regardless. "There is no Plan B," says Foreign Minister Abdullah Gul. "Our goal is to continue on the same road" toward EU membership. Yet in truth, with the EU as a guiding light, Turkey now risks careering off on an entirely different geopolitical trajectory, the direction and consequences of which can only be guessed at. Indeed, attitudes are already changing. A recent poll in the newspaper Milliyet shows support for joining the EU has fallen to just one third, down from 67 percent in 2004. If they don't want us, the prevailing sentiment goes, we don't want them. Europeans, meanwhile, are doing some devaluing of their own. Said Rehn last week: "Turkey's strategic importance should not be exaggerated."
Now what? Gul and others may speak of "business as usual," but European pressure has been the catalyst of a host of vital reforms in recent years that no internal Turkish political force could ever have accomplished. They range from reducing the role of the military in politics to granting cultural rights to the country's 14 million Kurds. Without the gravitational pull of EU membership, will these changes continue? Or will the ethnic, religious and cultural wars that have long raged beneath the surface of the Turkish republic finally erupt in earnest?
The visit of the pope, a deeply controversial figure in the Islamic world, has exposed the deepest of these: tension between secular Turks and Islam. Ever since the founding of the Turkish republic on the ruins of the Ottoman Empire by Gen. Mustafa Kemal Ataturk, Turkey's rulers have looked to the secular West rather than the more religious East. With the election of the mildly Islamist government of Recep Tayyip Erdogan and his AK Party in 2002, however, that line has been blurred.
A recent study by Bosporus University found that more Turks are defining themselves by their religion these days than by their nationality; 45 percent said they were "Muslims first" (up from 36 percent in 1999) and 19 percent said they were "Turkish first" (down from 21 percent). Erdogan has taken pains not to push overtly Islamist policiesfor instance, he's studiously avoided repealing Turkey's draconian law banning Islamic headscarves from government offices, schools and universities. But he sent his daughters to be educated abroad, in the United States, rather than have them remove their headscarves at a Turkish university, and in 2004 tried (but failed) to introduce a controversial law prohibiting adultery.
Erdogan's engagement with the Middle East is no less worrying for Turkey's secular elite, particularly the generals who see themselves as the guardians of Ataturk's modernizing (read: antireligious) values. He is the first Turkish leader in years who's deliberately looked East as well as West, making reform in the wider Islamic world almost as much a priority as Turkey's EU project. A devout Muslimhe recently passed out in his car during October's Ramadan fast because of low blood sugarErdogan has campaigned for global Islam to reinvent itself. In 2004 Ankara helped to wrest control of the Organization of the Islamic Conference from conservative Islamists and backed a worldly Turk, Ekmeleddin Ihsanoglu, as secretary-general. Last week Erdogan told an OIC session in Istanbul that women are "the most productive part of society," and that they were discriminated against in Islamic societies because of "traditions portrayed as religious rules."
That's revolutionary stuff, at least within the traditionally conservative Muslim world. But back home, Erdogan's crusading rhetoric has played into the hands of potential enemies, many of whom suspect him of being a crypto-fundamentalist and aim to use the failure of his EU bid to stop both him and his reform programs. As support for the EU wanes, so Turkish ultranationalismrises. According to a confidential AK Party poll earlier this year, more than 20 percent of first-time voters support the chauvinist Nationalist Action Party, or MHP. Its leader, Devlet Bahceli, complained last week that "the EU project is a treacherous plan designed to weaken, divide and disintegrate Turkey," and he vowed to undo "anti-Turkish" human-rights legislation (such as freedom of speech) pushed by Brussels.
A nationalist backlash could prove especially ugly at a time when the aspirations of Turkey's 14 million Kurds have been raised by half a decade of rapid (though still incomplete) liberalization. Recent unrest flaring in Turkey's southeast saw a score of towns and villages across the region wrecked in riots that brought hundreds of thousands onto the streets. And the consequences for Cyprus would be nasty, too. Already there has been talk from the opposition of absorbing the Turkish northern part of the island into Turkey itself, which would put an end to efforts to reunite the island for generationsand, of course, deliver a death blow to Turkey's lingering EU aspirations.
Perhaps most dangerous of all, Turkey's generalsthe "pashas"are becoming more vocal after years of relative silence. This year they've blasted Brussels for promoting dangerously liberal reforms from broadcasting in Kurdish to the right to nonmilitary national service. (Though, in truth, their real concern is undoubtedly the EU's insistence that the military stay out of politics.) "The Turkish armed forces will never turn a blind eye to the basic values of the Turkish republic for the sake of the EU," stormed naval forces commander Adm. Yener Karahanoglu in September. Meanwhile, there is evidence of an unholy alliance between ultranationalists and anti-EU elements in the Army, some of whose members have been implicated in attempted extrajudicial killings of Kurdish activists.
The stage is set for a showdown between the military and Erdogan next May as the AK-dominated Parliament selects Turkey's new president. The choice is entirely Erdogan's, thanks to his control of the legislature. Some speculate he will take the post himselfa move likely to infuriate Turkey's secularist bureaucracy, judiciary and military, who suspect him of harboring a hidden Islamist agenda and cannot forgive him his past as a leader of the radical Islamist Welfare Party, banned in 1997. Erdogan himself was jailed four months for sedition as recently as 1999.
Perhaps things are not as bleak as they appear. The collapse of Turkey's EU bid may sharpen the country's internal ethnic, religious and political dividesbut that does not necessarily mean they will erupt into open conflict of the sort that, most recently in 1997, prompted the country's military to step in. And while the mutual disillusionment between Turkey and Europe may be deep, Turkey remains more Western, in terms of culture and economics, than it has ever been before. From this it will not retreat. "Turkey's place is in Europe; any talk of 'alternatives' is just talk," says former ambassador Ozdem Sanberk. And yes, Turks may be turning more religious. But those same polls from Bosporus University also show that support for purely religion-based political parties has fallen, from 41 percent to 25 percent, over the past seven years. In other words: religion yes, but religion-based politics, no. Meanwhile, another sign of the times: while more people now favor scrapping the longstanding ban on wearing headscarves in schools and public offices, the number of Turkish women actually wearing them has dropped from 16 to 11 percent over the past seven years.
Whatever the outcome, Turkey's struggle is going to have serious repercussions. Europe's alienated and angry Muslim minorities, for instance, will hardly be encouraged to come to terms with Western culture if Europe sends a clear signal that Turks cannot be full Europeans. And in the wider Middle East, Turkey's growing role as a model will be undermined by a break with Brussels. "Middle Easterners' disillusionment with the failures of Arab nationalism and the extremism of fundamental Islam is making them reassess the Turkish route," says Hugh Pope, a writer on regional affairs. "More and more opinion leaders see hope in what appears to be Turkey's successful synthesis of Islam and modernity." Will that leadership evaporate if Turkey fails to join the European club?
Many strategists in Washingtonand not just neoconservativesfear that an EU-Turkey split will resonate through the Muslim world as a major geopolitical defeat for Western values. "Turkey is to the West what Germany was in the cold war ... a frontline state," former U.S. ambassador to the U.N. Richard Holbrooke told EU Commissioner Rehn at the "Who Lost Turkey?" symposium. Turkey's progress "is keenly watched" by its neighbors, acknowledges Foreign Minister Gul. "We have been a rare beacon of stability in an inherently turbulent region."
Will that beacon flicker and die without the EU? "The government can't turn its back to the EU," says one Erdogan foreign-policy adviser, who is not authorized to speak on the record. "And the EU cannot turn its back on Turkey." The two sides have too much in common to split completely. Rather, there's the makings, long term, of an entente. Europeans already talk of a special partnership, short of membership. Turkey has said it will never settle for that, but we'd best hope for some accommodation. Everyone is poorer for the failure of vision that has scuppered one of the great civilizational projects of our times.
With Sami Kohen in Istanbul
NEWSWEEK
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Maraş bölgesindeki
taşınmaz mülkü için Türkiyeden davacı olan Ksenides-Arestis
adlı Rum vatandaşı hakkındaki nihai kararını
bugün açıklayacak.
Güncelleme: 10:09 TSİ 07 Aralık 2006 Perşembe
STRASBOURG - AİHM, 2005 yılında verdiği kararda,
Ksenides-Arestisin mülkiyet ve özel yaşam haklarının ihlal
edildiğine hükmetti ve Ankarayı 65 bin Euro mahkeme masrafı
ödemekle cezalandırdı. Ayrıca, Kuzey Kıbrısta
Rumların mülkiyet talepleri için bir iç hukuk yolu
oluşturulmasını istedi.
Bunun üzerine, Mal Tazmin Komisyonu kuruldu.
Kıbrıs Türk tarafında, mahkemeden olumlu bir karar
çıkacağı beklentisi hakim. Eğer mahkeme, Mal Tazmin
Komisyonunu, iç hukuk yolu olarak kabul ederse, bunun Türkiye aleyhine
açılan 1400ü aşkın dava için de emsal
oluşturabileceği belirtiliyor.
Mal Tazmin Komisyonu, Ksenides-Arestise yüklü bir tazminat ödemeyi
önermiş, davacı öneriyi reddetmişti.
Fransa Dışişleri Bakanı Philippe Douste-Blazy, Kıbrıs
Rum kesimi Dışişleri Bakanı Yorgos Lillikas ile
görüştü.
NTV-MSNBC VE
AJANSLAR
Güncelleme: 10:08 TSİ 07 Aralık 2006 Perşembe
PARİS - Görüşmeye, Fransanın Avrupa
İşlerinden Sorumlu Bakanı Catherine Colana da katıldı.
Dışişleri Bakanlığından yapılan
açıklamada, görüşmede, gelecek hafta Brükselde düzenlenecek zirvenin
hazırlıklarının gözden geçirildiği bildirildi.
Açıklamada, Fransanın Rum Kesimi ile ilişkileri ve
genişleme konusu da görüşmede ele alındı.
Görüşmede, Rum bakanın, gelecek hafta yapılacak zirve öncesinde,
Türkiye konusunda Fransanın desteğini talep ettiği tahmin
ediliyor.
Rum basını, Lillikasın ani ziyaretiyle, ABnin Türkiyeye
karşı sertleşmesini için Fransanın desteğini
isteyeceğini duyurmuştu.
|
NTV-MSNBC
Güncelleme: 10:25 TSİ 07 Aralık 2006 Perşembe
HELSİNKİ - Finlandiya dönem başkanlığı
sözcüsü Mikko Norros, Türkiyenin çarşamba günü bu yöndeki bir mesajı
Finlandiyaya ilettiğini açıkladı. Türk Dışişleri
Bakanlığı ise bu yöndeki görüşmelerin sürdüğünü, henüz
kesin bir karar alınmadığını belirtti.
Ancak Abdullah Gül ile Finlandiya
Dışişleri Bakanı Erkki Tuomiojanın telefon
görüşmesi yaptığı belirtiliyor. Türkiyenin şöyle bir
öneride bulunduğu da açıklık kazandı; Türkiyenin Rum
gemilerine bir liman ve bir havaalanı açması
karşılığında Avrupa Birliğinin Türkiyeye
öngördüğü tüm yaptırımların koşulsuz şartsız
kaldırılması ve Türkiyenin bundan sonra ön koşulsuz bir
şekilde AB ile müzakelerelere devam edebilmesi unsurunu önerdi.
AB Komisyonu yetkilileri NTVye
yaptıkları açıklamalarda iki konunun altını çizdiler.
Birincisi bunun bir siyasi karar olduğunu, şayet AB üyesi ülkeler
bunu kabul ederlerse, AB Komisyonunun koşulsuz şartsız tüm
yaptırımlardan, 8 müktesebat başlığını
askıya almaktan vazgeçebileceğini ve müzakereye açılan
başlıkların kapatılmasını engelleyen
koşulların kaldırılabileceğini dile getiriyorlar.
İkincisi ise Türkiyenin talep
ettiği, Fransa ve Almanyanın önermiş olduğu gözden geçirme
tarihi hususuydu. Ankara, bir liman ve havaalanının
açılması karşılığında hem Komisyonun yaptırımlarının
tamamen kaldırılması, hem de gözden geçirilme tarihinden tamamen
vazgeçilmesini talep etti.
Türkiyenin önerisini Dönem Başkanı Finlandiya memnuniyetle
karşıladı. Coreper toplantısında bugün büyükelçiler bu
öneriyi ele alacaklar. Dönem Başkanlığının yanı
sıra bu öneriye destek veren ülkeler arasında İngiltere, İspanya,
Belçika, Estonya ve Polonya bulunuyor.
Rum kesiminin bu önerileri nasıl karşılayacağı ise
bilinmiyor.
1400 Rum davası bugün sonuçlanıyor
7 Aralık, 2006 09:23:00 (TSİ) CNN TURK
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, bugün
Kıbrıslı Rumların Türkiye aleyhine açtığı
bin 400'e yakın mülkiyet davasına emsal teşkil edecek bir karar
için toplanacak.
Yüksek Mahkeme, Türkiye
aleyhine dava açan Rum 'Ksenidi Aresti' davasında, KKTC'deki Mülkiyet
Komisyonu'nun iç hukuk olarak kabul edilip edilmeyeceğini belirleyecek.
Komisyon iç hukuk yolu olarak kabul edilirse, mahkemede bekleyen bin 400'e
yakın Rum başvurusu, Mülkiyet Komisyonu'na kaydırılacak.
Ancak mahkemenin, Komisyon Yasası'nda değişiklikler talep etmesi
bekleniyor. Bu değişiklikler arasında, iadesi yapılabilecek
mülklerin kapsamının genişletilmesi gibi düzenlemeler var.
Mahkeme, Aresti davası kapsamında, Türkiye'den, Rumların da
Kuzey Kıbrıs'ta iç hukuk yolu olarak başvurabileceği bir
komisyon kurmasını istemişti.
Komisyon geçen yıl kuruldu ve Aresti'ye 920 bin dolar tazminat teklif
etti. Komisyon, bugüne kadar, kabul ettiği 81 Rum'un başvurusundan
10'unu sonuçlandırdı.
Türkiye'den şartlı 'liman' önerisi
7 Aralık, 2006 09:36:00 (TSİ) CNN TURK
cnnturk.com
Ankara, KKTC'deki Ercan Havaalanı'nın uluslararası trafiğe
ve Maraş limanının doğrudan ticarete açılması
karşılığında, Türkiye'den de bir havaalanı ve
limanın Rumlara açılabileceğini AB'ye bildirdi.
Dışişleri
Bakanlığı haberi yalanlamadı, ancak bunun şartlı
bir öneri olduğunu kaydetti ve Türkiye'nin tek taraflı adım
atmaktan kaçınacağının altını çizdi.
AB Dönem Başkanı Finlandiya ise, "Türkiye'nin önerisi AB'nin
beklentilerini
karşılayamayabilir" açıklamasını yaptı.
Türkiye'nin bu önerisi bugün gerçekleşecek AB Daimi Temsilciler
Komitesi'ndeki (COREPER) Türkiye tartışmasında ele
alınacak.
Liman açma planına göre, Avrupa Birliği'nin Türkiye'nin üyelik
müzakereleri pozisyonu yeniden değerlendirilecek. Henüz iddiaya
ilişkin resmi bir açıklama bulunmuyor.
"Görüşmeler sürüyor" diyen Dışişleri Bakanlığı
yetkilileri ise, iddiayı ne yalanladı, ne de doğruladı.
Türkiye'ye Kıbrıs baskısı
AB Komisyonu, 29 Kasım'da, Kıbrıslı Rumlara
limanlarını açmayan Türkiye ile müzakerelerin sekiz
başlıkta askıya alınmasını tavsiye etmişti.
AB Komisyonu'nun önerisine göre, kalan fasıllarda müzakereler
başlatılabilecek, ancak başlıkların geçici olarak
kapatılması için yine limanların ve havaalanlarının
Kıbrıs Rum kesimine açılması beklenecek.
Komisyon, Kıbrıs'ta BM öncülüğünde kapsamlı çözüm
müzakerelerinin 2007 yılında yeniden başlatılması
çağrısında da bulunmuştu.
AB Komisyonu toplantısından çıkan bu karar, 11 Aralık'ta
bir araya gelecek AB dışişleri bakanlarına 'Komisyon
tavsiyesi' olarak sunulacak. Dışişleri bakanlarının
Türkiye ile ilgili nihai kararı bu tarihte alması bekleniyor.
Avrupa Birliği, Türkiye'nin Ankara Protokolü'nü uygulamasını,
yani Güney Kıbrıs'a havaalanlarını ve limanlarını
açmasını istiyor.
İlerleme Raporu'nda yer alan bu istek için AB Dönem Başkanı
Finlandiya'nın Başbakanı Matti Vanhanen süre vermiş ve
Türkiye'den 6 Aralık'a kadar adım atmasını istemişti.
Ancak Türkiye, Kıbrıs konusunda daha fazla adım
atılmayacağını yineliyor.
Kararın ardından açıklama yapan Başbakan Recep Tayyip
Erdoğan, Bu bir tavsiye, kesin karar değildir diyerek diğer
fasıllarda müzakere sürecinin devam edeceğini söylemişti.
|
Zeynel LÜLE / BRÜKSEL |
|
|
|
|
HURRIYET 07/12/06
Türkiye ile Avrupa Birliği
arasında müzakerelerin sürmesi için limanların Kıbrıs Rum
kesimine açılması konusunda karşılıklı
görüşmeler sürüyor.
Reuters
haber ajansına göre Avrupa Birliği Başkanlığı
Sözcüsü, Türkiye'nin bir liman ve bir havalimanını
Kıbrıslı Rumlara açabileceğini duyurdu. Fin
Dışişleri Bakanlığı da liman
pazarlıklarının sürdüğünü açıkladı.
Türkiye'nin
ise Ercan havaalanının uluslararası trafiğe ve
Mağusa limanının doğrudan ticarete açılması
karşılığında Türkiye'den de bir havaalanı ve
limanın Rumlara açılabileceğini AB'ye bildirdiği
öğrenildi.
Dönem
Başkanlığına yakın kaynaklar, bu konunun AB içinde
görüşülmeye devam edildiğini, taraflar arasında görüş
alışverişinin sürdüğünü ve konunun AB Daimi Temsilciler
Komitesi (COREPER) toplantısında muhtemelen ele
alınacağını belirtti.
Dışişleri
Bakanlığı haberi yalanlamadı, ancak bunun şartlı
bir öneri olduğunu kaydetti ve Türkiye'nin tek taraflı adım
atmaktan kaçınacağının altını çizdi.
Bu
arada AB Dönem Başkanı Finlandiya'nın, Türkiye'nin limanlar
konusundaki önerilerinin AB'nin taleplerini
karşılamayabileceğini bildirdiği kaydedildi.
Avrupa
Komisyonu, geçen hafta, Türkiye'nin ek protokol uyarınca
limanlarını Kıbrıs Rum kesimine açmaması
dolayısıyla, müzakere edilecek 35 başlıktan
8'inin dondurulması yönünde tavsiye kararı almıştı.
Komisyon, diğer
başlıkların açılabileceğini, ancak ek protok tam
olarak uygulanmadan, bunların kapatılmayacağını da
kararlaştırmıştı.
HURRIYET 07/12/06
|
||
|
|
||
|
TALLİN (A.A) |
||
|
|
||
|
Avrupa Birliği (AB) üyesi
Estonya'nın, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin (KKTC)
uluslararası alanda tanınmasını desteklemek amacıyla
çalışmalar yaptığı öğrenildi. Estonya,
KKTC'de ileriki dönemde aynen Tayvan benzeri uluslararası bir
temsilcilik açmayı planlıyor. Estonya'nın
KKTC'ye parlamento ve iş adamları heyeti göndererek
ilişkilerini güçlendirdiğini ifade eden yetkililer,
Estonya'nın ilişkilerin daha da güçlendirilmesi çerçevesinde,
KKTC'de Tayvan benzeri uluslararası, diplomatik bir temsilcilik açma
konusunda çalışmalarda bulunduğu kaydedildi. Estonya
başta olmak üzere Baltık ülkelerinin KKTC üzerindeki izolasyonların
kaldırılması ve Türk tarafının Avrupa Birliği
(AB) fonlarından faydalanmasını istediği ifade ediliyor. |
HURRIYET 07/12/06
|
||
|
|
||
|
ANKA |
||
|
|
||
|
AB patronlarının Türkiyeye
"yumuşak" davranması için Almanya Başbakanı
Angela Merkel nezdinde lobicilik yaptıkları ortaya çıktı. |
HURRIYET 07/12/06
Türkiye bir limanı ile bir
havaalanını Kıbrıs'a açacak
MİLLİYET
İNTERNET ÖZEL
Türkiyenin, Ercan havaalanının
uluslararası trafiğe ve Maraş limanının doğrudan
ticarete açılması karşılığında Türkiyeden
de bir havaalanı ve limanın Rumlara açılabileceğini ABye bildirdiği
öğrenildi.
Reutersın haberine göre Türkiye
limanını ve bir havaalanını Kıbrısa açacak. AB
dönem Başkanı Finlandiya sözcüsünün de bunu onayladığı
belirtildi.
Finlandiya Başkanlık sözcüsü Mikko
Norros Reutersa konuyla ilgili şunları söyledi: Bir
limanlarını ve bir havaalanlarını Kıbrısa
açacaklarını belirten mesajlarını Dışişleri
Bakanlığına yolladıklarını teyit edebilirim.
Reuters'ın son dakika geçtiği habere
göre ise Türk Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Murat
Özçelik liman ve havaalanlarını Kıbrıs trafiğine açmak
konusundaki görüşmelerin sürdüğünü belirterek şunları söyledi:
'Bu konudaki görüşmeler sürüyor. Müzakerelerin çıkarları için
şu an medyaya bu konuda bir açıklama yapmayacağız'.
Dışişleri
Bakanlığı haberi yalanlamadı, ancak bunun şartlı
bir öneri olduğunu kaydetti ve Türkiye'nin tek taraflı adım
atmaktan kaçınacağının altını çizdi.
AP'nin verdiği bilgiye göre ise AB
Finlandiya sözcüsü Norros Türkiyenin havaalanı ve bir limanını
Kıbrısa açma önerisinin ABnin isteklerini karşılayıp
karşılamayacağının açık
olmadığını söyledi.
Dönem Başkanlığına yakın
kaynaklar, bu konunun AB içinde görüşülmeye devam edildiğini,
taraflar arasında görüş alışverişinin sürdüğünü
ve konunun AB Daimi Temsilciler Komitesi (COREPER) toplantısında
muhtemelen ele alınacağını belirtti.
MILLIYET 07/12/06
Rum bakan apar topar Paris'e gitti
Fransa ve Almanya'nın, 'Türkiye'nin AB
üyelik sürecinin 18 ay içinde yeniden değerlendirilmesi' önerisini geri
çekmesinin ardından Kıbrıs Rum yönetimi Dışişleri
Bakanı Yorgos Lillikas bugün apar topar Paris'e gitti.
Fransa Dışişleri Bakanı
Philippe Douste-Blazy, bu akşam Kıbrıs Rum kesimi
Dışişleri Bakanı Yorgos Lillikas ile görüştü.
Görüşmeye, Fransa'nın Avrupa
İşlerinden Sorumlu Bakanı Catherine Colana da katıldı.
Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan
açıklamada, görüşmede, gelecek hafta Brüksel'de düzenlenecek zirvenin
hazırlıklarının gözden geçirildiği bildirildi.
Görüşmede Fransa'nın Rum Kesimi ile
ilişkileri ve genişleme konusu da görüşmede ele
alındı. Rum Bakan'ın, gelecek hafta yapılacak zirve
öncesinde, Türkiye konusunda Fransa'nın desteğini talep ettiği
tahmin ediliyor.
Rum basını bugün, Lillikas'ın ani
ziyaretiyle, AB'nin Türkiye'ye karşı sertleşmesini için
Fransa'nın desteğini isteyeceğini duyurmuştu.
Lillikas, Larnaka Havaalanı'nda
hareketinden önce yaptığı açıklamada, ''Fransa ve
Almanya'nın bir karara varmaları ve Türkiye'nin AB'ye ve üye ülkelere
karşı üstlendiği yükümlülükleri yerine getirmesinin yeniden
değerlendirilmesi için yeni bir randevu belirlenmesine ilişkin ortak
pozisyon almalarını çok önemli buluyorum'' dedi.
Lillikas, ''Takvimin 18 ay veya 2 yıl
mı olduğu o kadar da önemli değil. Önemli olan Türkiye için,
Avrupa Komisyonu tavsiyelerinde öngörülmeyen yeni bir değerlendirme
yapılacağıdır'' ifadesini kullandı.
Dışişleri Bakanı Lillikas,
'Güney Kıbrıs'ın kendisini 25 üye arasında tek
başına mı hissettiği' sorusuna da, ''Aksine, çoğu
ortaktan anlayış buluyoruz'' yanıtını verdi.
"Milli çıkarlarımız için
savaşacağız"
Lillikas, Türkiye'nin Ankara Protokolü'nü uygulaması
için yapmaları gerekenleri ' savaş' olarak niteledi ve ''Savaş
zor olacak. Türkiye'nin yükümlülüklerine uyup uymadığını
hiç dikkate almadan bize karşı bu ülkeyi savunan büyük ülkelerle
mücadele ettik. Objektif olmak gerekirse güçlü bir noktadan değil güçsüz
bir konumdan hareket ediyoruz. Ancak kendi milli
çıkarlarımızı elde etmek için son ana kadar savaş
vereceğiz'' ifadesini kullandı.
MILLIYET 07/12/06
AİHM'de 'Arestis' günü
SEFA
KARAHASAN Lefkoşa
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Kıbrıs'taki
mülkiyet sorununun kilit davalarından Arestis davasıyla ilgili
kararını bugün açıklayacak. Kararla, AİHM'nin talebi
üzerine KKTC'de "iç hukuk" oluşturma hedefiyle kurulan Mal
Tazmin Komisyonu'nun "iç hukuk" yolu olarak kabul edilip
edilmeyeceği ortaya çıkacak.
AİHM, Mal Tazmin Komisyonu'nu "iç hukuk" yolu olarak işaret
ederse, karar Rumların Türkiye aleyhine mahkemeye açtığı
yüzlerce davaya emsal teşkil etmiş olacak. Böylece, davalar AİHM
tarafından, KKTC'de kurulan Mal Tazmin Komisyonu'na yönlendirilecek.
AİHM'nin Mal Tazmin Komisyonu'yla ilgili ret kararı yerine,
Komisyon'un görev çerçevesini belirleyen ilgili yasanın bazı
maddeleriyle ilgili değişiklik talebi olabileceği veya
tereddütler açıklayabileceği ifade ediliyor.
Mal Tazmin Komisyonu, AİHM gündemindeki Arestis davasıyla ilgili bir
karar üretmiş ve tazminat önermişti. Komisyon konuyla ilgili
kararında, kapalı Maraş bölgesindeki malı için tazminat
talebiyle AİHM'ye başvuran bayan Ksenides-Arestis'e, 220 bini mal
karşılığı, 240 bini de gelir kaybı olmak üzere
460 bin KL (1 milyon 400 bin YTL) tazminat önermiş, ancak öneri Arestis
tarafından kabul edilmemişti.
Mal Tazmin Komisyonu'na, Rum Yönetimi'nin tüm baskılarına rağmen
bugüne kadar Rumlardan toplam 81 müracaat yapıldı. Bu
başvurulardan 10'u sonuçlandırıldı.
MILLIYET 07/12/06
Limanları
açıver!
Hakkı Devrim dün Radikal'deki yazısında Prof. Eser
Karakaş'ın CNN'deki konuşmasına sözü getiriyor, şöyle
diyor:
"Prof. Karakaş benim de akıl erdiremediğim bir konudaki
hayretini ifade ediyordu:
- Limanlarımız Güney Kıbrıs gemilerine de yakın tarihe
kadar açıktı. Bir jest yaparak kapadık. Tekrar açarsak ne
değişir, bir şey mi kaybederiz? Bunu ben de çok merak
ediyorum..."
Hakkı Devrim yazısını şöyle bitiriyor:
"Aynı kanalda şu sırada, Mithat Bereket'in bu konuda
suallerini cevaplayan CHP'li Onur Öymen'i dinledim. Bu tür siyasetçilerle bu
tür meselelerin içinden çıkamayız biz..."
Limanlar geçmişte açıkmış, şimdi de açsak ne olur?
Geçmişte Rumlar AB üyesi değildi, şimdi üye. Bu bir...
İkincisi... AB'nin isteği "Limanları açın"dan
ibaret değil. İstek paketinde "Rum yönetimini
tanıyın" da var. Sonrası malum... KKTC'nin
lağvedilmesine ve Türk askerinin çekilmesine kadar gidiyor. Eğer işler
oraya varmasa hükümet enayi mi, limanları açıvermez mi? Hakkı
Hoca bunları bilmiyor ama 40 yıllık diplomat Onur Öymen'le bu
işlerin düzelmeyeceğini keşfetmiş... Bravo!
AB, Türkiye'nin üyeliğini istemiyor. Bu var... Ama, Tayyip
Erdoğan'ın 2 yıl önce Brüksel'de attığı imza da
var; müzakerelerin sürmesi için Kıbrıs Rumlarını tanıyacağına
söz verdi Erdoğan... Eloğlu da "Sözünü tut" diyor...
Müzakereler bu yüzden çıkmaza girdi. Ancak Kıbrıs'ı
verirsek sürecek. "Ver Kurtul"cu Prof. Eser Karakaş da bunu
öneriyor... Saf yurttaşları yanıltıyor...
Kendimizin 260 dolar ödediği gazı Yunanistan'a 149 dolardan
satacakmışız.
"Dost kazığı" sözünden sonra yeni bir söz
oluştu: "Düşman kıyağı"
Haldun
Ertem
·
* * *
MELIH ASIK MILLIYET 07/12/06
Erdoğan:
B, C planımız var
Merkel'e
telefonunun Alman-Fransız çıkışını
esnettiğini söyleyen Erdoğan, 'B ve C planlarımız var' dedi
07/12/2006
RADIKAL
RADİKAL - ANKARA - Başbakan
Tayyip Erdoğan, Almanya-Fransa önerisine temkinli tavır aldı.
Erdoğan, Almanya Başbakanı Angela Merkel'le önceki günkü telefon
konuşmasındaki 'müzakere sürecine yanlış yaptırım
veya müdahalelerin büyük hata olacağı' uyarısının
Alman-Fransız önerilerinin 'esnemesini
sağladığını' savundu.
Şam'a hareketi öncesi AB ile yoğun diplomasi yürüttüklerini
anımsatan Erdoğan, "Yapılması gereken ne varsa
yapılıyor" dedi. Başbakan, Avrupa Komisyonu'nun Rumlara
limanların açılmaması sebebiyle müzakereleri sekiz
başlıkta durdurma tavsiyesinin geçmesi halinde Türkiye'nin de AB ile
ilişkileri ağırdan alacağı iddiaları
anımsatılınca şu yanıtı verdi:
"Şüphesiz ki B planımız olacak, C planımız
olacak. Ama bunlar yani 11, 14, 15 Aralık tarihlerinde atılacak
adımları görmeden söylenecek şeyler değil. AB yolunda
gidişimizi durdurmak gibi bir anlayış içinde değiliz.
Türkiye'de veya AB'deki bazı çevrelerin amacı, Türkiye'nin artık
umudunu kesip bu gidişi durdurması... Öyle bir şeyimiz yok. Ha
ne olur, taş çatlasın süreç yavaşlar ama biz yine müzakerelerle
ilgili fasılların açılmasında yapılacak ne varsa
yapmaya devam edeceğiz. Bir olgunlukla süreci izliyoruz. Hiçbir zaman
duygusal davranmayacağız."
Dışişleri Sözcüsü Namık Tan da 40 yılı aşan
Türkiye-AB ilişkilerinin sekteye uğratılmasının
doğru olmadığını, şu anki sürecin böyle bir sonuç
doğurmasını beklemediklerini kaydetti. Türkiye'nin AB ile
müzakere sürecinin çalıştırılmamasına yol açacak
olası önlemlerin AB içindeki birçok üyeyi de rahatsız ettiğini
ve en güçlü tepkilerin de yine AB içinden geldiğini anımsatan Tan,
"Neticede AB'nin stratejik resmi görerek ve büyük düşünerek karar
alacağına inanmaktayız" ifadelerini kullandı.
Londra'dan 'açık'
destek
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, telefon diplomasisi
çerçevesinde önceki gün Britanya'nın AB İşlerinden Sorumlu
Bakanı Geoffrey Hoon ile görüşüp destek istedi. Hoon'un
"Türkiye'nin üyelik sürecinin kesintiye uğramaması için
elimizden geleni yapacağız" mesajı verdiği
öğrenildi. Gül, Alman, Fin ve Çek dışişleri
bakanlarıyla da telefonda görüştü.
Rumlar
ve Atina düş kırıklığı yaşıyor
Almanya ile
Fransa'nın Türkiye'ye gevşek değerlendirme takvimi getirmesi Rum
Yönetimi ve Atina'da düş kırıklığı yarattı.
Lillikas dün alelacele Paris'e gitti. Berlin: Hukuken bir şey
değişmedi
07/12/2006
RADIKAL
YORGO
KIRBAKİ
ATİNA
- Almanya ile Fransa'nın Türkiye hakkında 2007 sonbaharındaki
seçimle Avrupa Parlamentosu'nun 2009 baharındaki seçimi arasında
İlerleme Raporu talep etmesi, Türkiye'ye limanlarını açması
için 18 aylık ültimatom verilmesini bekleyen Yunanistan ve Rum
Yönetimi'nde düş kırıklığı yarattı. Almanya
Başbakanı Angela Merkel ile Fransa Cumhurbaşkanı Jacques
Chirac'ın zirvesinden gevşek değerlendirme süreci
çıkması, 'soğuk duş' olarak değerlendirildi.
Rum-Yunan tarafı, Merkel ile Chirac'ın tavrı sonrası, 14-15
Aralık'taki liderler zirvesinde durumu değiştirebilecek bir
şeyler yapamayacak. Bilgi almak için alelacele Paris'e giden Rum
Dışişleri Bakanı Yorgos Lillikas, kamuoyuna iyimser
konuştu: "Türkiye'nin yükümlülüklerini
karşılamasının değerlendirilmesi içintarih
belirlenmesi önemli. 18 veya 24 ay olması önemli değil. Komisyon
önermese de, Türkiye'nin tekrar değerlendirilecek olması
önemli." Lillikas, çıkarları için son ana dek
savaşacaklarını belirtti.
Alman hükümet sözcüsü Thomas Steg Komisyon'un sekiz
başlığın açılmaması önerisinin iyi temel
oluşturduğunu yineleyip, "AB Konseyi'nde
açılacak-kapatılacak başlıklarla ilgili oybirliğiyle
alınacak karar, müzakere sürecine temel oluşturacak. Bu nedenle
Türkiye tartışmaları gereksiz. Hukuken bir şey
değişmeyecek. Merkel için Komisyon'un öneri sunması ve AB
Konseyi'nde siyasi karar alınması önemliydi" dedi. Steg, Erdoğan'ın
Merkel'i uyarmasıyla ilgili "Merkel, her zaman ek şartın
ulusal, ikili ya da üçlü karar olmadığına dikkat çekti. Bu bir
fikir, araç. Gerçekleşir mi, zirvede göreceğiz. Müzakerelerin tümüyle
kesilmesinin öngörülmediği unutulmasın. Müzakerelerin ucu açık sürdürülmesini
istiyoruz" diye konuştu.
Alman
Dışişleri sözcüsü Martin Jaeger de, 11 Aralık'taki
dışişleri bakanları toplantısında Türkiye'nin
yükümlülüklerini yerine getirmesine dair bir kontrol mekanizmasının
ele alınacağını ekledi. Britanya Dışişleri
Bakanı Margaret Beckett ise "Komisyonu'un önerilerinin, çok sert
olduğu ve ters tepki yaratma riski
taşıdığını düşünüyoruz" dedi.
Merkel, iki adım
ileri bir adım geri
Welt: Merkel, Türkiye saldırısını
yumuşattı. 18 aylık ültimatom yerine, Komisyon'un esnek zaman
diliminde Türkiye'yle ilgili ra