AİHM’den kritik Kıbrıs kararı

AİHM, Kıbrıs’ta yerleşime kapalı Maraş bölgesindeki taşınmaz mülkünü geri almak için 1999 yılında Türkiye’den davacı olan Myra Ksenides-Arestis adlı Kıbrıslı Rum hakkındaki nihai kararını 7 Aralık’ta açıklayacak.

 

NTV-MSNBC

Güncelleme: 13:36 TSI 01 Aralık 2006 Cuma

STRASBOURG - NTV’ye bilgi veren AİHM kaynakları, Arestis-Ksenides davasının esasa ilişkin bölümünde kararın 22 Aralık 2005 tarihinde açıklandığını, gelecek hafta açıklanacak bölümün ise maddi tazminata ilişkin kısım olacağını hatırlattılar.

Mahkemenin gelecek haftaki kararında en çok KKTC’de Rumların taşınmazları için oluşturulan tazmin komisyonu hakkında ifade edilecek hükümler merak ediliyor.

AİHM, davanın esasa ilişkin bölümünde, taşınmazı üzerinde tasarrufta bulunmasına izin vermediği gerekçesiyle Ankara’nın Ksenides-Arestis’in mülkiyet ve özel yaşam haklarını ihlal ettiğinde hüküm kılmış ve Ankara’yı davacıya 65 bin Euro mahkeme masrafı ödemekle cezalandırmıştı.

AİHM, buna karşılık, Ankara’dan, ‘egemenliği altında’ olduğunu söylediği Kuzey Kıbrıs’ta Rumların mülkiyet talepleri için Haziran 2006’ya kadar AİHM kararları çerçevesinde işlev görecek etkin bir iç yargı yolu oluşturmasını istemişti.

Gündemindeki 1400’den fazla Kıbrıslı Rum başvurusundan kurtulmak isteyen AİHM, bu nedenle kararın maddi tazminata ilişkin bölümünü ileri bir tarihe ertelemişti.

NTV’nin edindiği bilgiye göre söz konusu komisyona şu ana kadar KKTC topraklarında mülk sahibi 70’i aşkın Rum başvurdu. Başvuruda bulunan 9 Rum vatandaşına ödeme yapıldığı, bazılarına ise taşınmazlarının iade edildiği söyleniyor.

AİHM’nin, KKTC’deki tazmin komisyonunu kendi kriterlerinde bir iç yargı yolu olarak değerlendirmesi durumunda Strasbourg’daki 1400’den fazla başvurunun da tazminat ve mülk iadesi talepleri için komisyona yönlendirilmesi bekleniyor. AİHM tarihinde buna benzer bir uygulama daha önce İtalya ve Polonya’ya karşı açılmış davalarda yapılmış ve kabul edilmişti.

AİHM, bu tür davalarda tazminatın esas olduğunu, mülkiyetin iadesinin ise mutlak bir şey olmadığını söylüyor. Ancak bu durum AİHM’nin Kıbrıs kararlarının içtihadını
değiştirmiyor. Karar ne olursa olsun, AİHM, 1996 tarihli Loizidu pilot kararı çerçevesinde Kıbrıs’ın kuzeyini Türkiye’nin politik ve hukuksal egemenliğinde bir bölge olarak görmeye devam edecek.

Bu arada, AİHM kararlarının uygulanmasından sorumlu Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi de Kıbrıs Rum Kesimi’nin Türkiye’ye karşı açtığı 4’üncü devletlerarası dava kararının hayata geçirilmesine ilişkin oturumlarına 5-6 Aralık tarihlerinde Strasbourg’da devam edecek. Bu oturumlarda kayıp şahıslar ve KKTC’deki Rumların eğitim hakkı konularının gündeme gelmesi bekleniyor.

 

 

Papa: Kalbim İstanbul’da kaldı

Vatikan Devlet Başkanı ve Katoliklerin ruhani lideri Papa 16. Benedikt’in Türkiye’ye yaptığı 4 günlük resmi ziyaret sona erdi. Papa, havaalanında yaptığı açıklamada, kalbinin İstanbul’da kaldığını söyledi.

 

NTV

Güncelleme: 14:52 TSI 01 Aralık 2006 Cuma

İSTANBUL - Papa 16. Benedikt’in Türkiye ziyareti bugün sona erdi. Papa Türkiye’de bulunduğu 4 gün içinde Ankara, İzmir ve İstanbul’da çeşitli ayinlere katıldı ve temaslarda bulundu. Papa, gitmeden önce havalimanında yaptığı açıklamada, ziyaretin dinler arası diyalog açısından önemini belirtti. 16. Benedikt, İstanbul’un tamamını gezemediğini ifade ederek, “Kalbimin bir kısmı İstanbul’da kaldı” diye konuştu.

 

"Türkiye üzerine düşeni yapmadı"


1 Aralık, 2006 12:56:00 (TSİ) CNN TURK

AB Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso, Türkiye'nin yükümlülüklerini yerine getirmediğini savundu.

Barroso, Hamburg Eyalet Meclisi'nde verdiği bir konferansta, ''Türkiye'nin yükümlülüklerini yerine getirmediğini düşünüyoruz. Kıbrıs sorununun yanı sıra insan hakları, kadın hakları ve sendikal haklar gibi konularda sorunlar devam etmektedir'' dedi.
 
AB Dönem Başkanı Finlandiya'nın uzlaşma girişimlerinin de sonuçsuz kaldığını söyleyen Barroso, ''Söz konusu gelişmeler üzerine AB Komisyonu da müzakerelerin 8 dosyasının askıya alınması yönünde tavsiye kararı aldı'' diye konuştu.
 
Barroso, gelecekte büyük bir güç olacağına inandığını AB'nin barış, refah, terörizmle mücadele, demokrasi ve uyum gibi konularda kendi içinde de daha aktif olması gerektiğini söyledi.

Alman politikacılardan çağrı
 
Bu arada Alman Federal Meclisi'nde (Bundestag) temsil edilen partilerin milletvekilleri Türkiye'yle müzakerelerin sürdürülmesi çağrısında bulundu.
 
Sosyal Demokrat Parti (SPD) Milletvekili Lale Akgün, toplantıda yaptığı konuşmada, Kıbrıs sorununun çözülmesi için tüm tarafların çaba harcaması gerektiğini belirterek, ''Almanya'da yaşayan yaklaşık 3 buçuk milyon Türkten dolayı Kıbrıs sorununun çözümü Almanya için diğer AB ülkelerinden daha önemli'' dedi.
 
Yunanistan'ın ve Kıbrıs Rum kesiminin AB üyesi olarak soruna taraf olmaları nedeniyle AB'nin bu konuda girişimlerde bulunması gerektiğini ifade eden Akgün, Türkiye'yle üyelik müzakerelerinin kesilmesini istemediklerini söyledi. 
 
Sol Parti Milletvekili Keskin de, Türkiye'deki gelişmeleri yakından izlediğini ve Türkiye'de AB üyeliğini isteyenlerin oranının sadece halk arasında değil, politikacılar ve gazeteciler arasında da azaldığını ifade ederek, birçok kişinin artık AB'ye ve açıklamalarına güvenmediğini söyledi.
 
Hür Demokrat Parti (FDP) Milletvekili Markus Löning de, Türkiye'nin AB üyeliğine karşı çıkan Hıristiyan Sosyal Birlik Partisi (CSU) Genel Başkanı Edmund Stoiber'in tutumunu eleştirerek, ''Stoiber'in Türkiye'yi her fırsatta eleştirmesi yanlış bir tutum'' dedi.
 
Yeşiller Milletvekili Steenblock ise, Türkiye'yle müzakerelerin sakin ve ciddi bir şekilde sürdürülmesi gerektiğini ifade ederek, Almanya'nın da gelecek dönem başkanı olarak bu konuda olumlu rol oynaması ve AB'nin bu konuda olumlu bir sinyal vermesi gerektiğini vurguladı.

Türkiye'ye Kıbrıs baskısı
 
AB Komisyonu, 29 Kasım'da, Kıbrıslı Rumlara limanlarını açmayan Türkiye ile müzakerelerin sekiz başlıkta askıya alınmasını tavsiye etti.

AB Komisyonu'nun önerisine göre, kalan fasıllarda müzakereler başlatılabilecek, ancak başlıkların geçici olarak kapatılması için yine limanların ve havaalanlarının Kıbrıs Rum kesimine açılması beklenecek.
 
Komisyon, Kıbrıs'ta BM öncülüğünde kapsamlı çözüm müzakerelerinin 2007 yılında yeniden başlatılması çağrısında da bulundu.
 
AB Komisyonu toplantısından çıkan bu karar, 11 Aralık'ta biraraya gelecek AB dışişleri bakanlarına 'Komisyon tavsiyesi' olarak sunulacak. Dışişleri bakanlarının Türkiye ile ilgili nihai kararı bu tarihte alması bekleniyor.
 
Avrupa Birliği, Türkiye'nin Ankara Protokolü'nü uygulamasını, yani Güney Kıbrıs'a havaalanlarını ve limanlarını açmasını istiyor.
 
İlerleme Raporu'nda yer alan bu istek için AB Dönem Başkanı Finlandiya'nın Başbakanı Matti Vanhanen süre vermiş ve Türkiye'den 6 Aralık'a kadar adım atmasını istemişti. Ancak Türkiye, Kıbrıs konusunda daha fazla adım atılmayacağını yineliyor.

Kararın ardından açıklama yapan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, “Bu bir tavsiye, kesin karar değildir” diyerek diğer fasıllarda müzakere sürecinin devam edeceğini söyledi.

 

Avrupa'ya müzakere uyarısı

Economist dergisi, Türkiye’nin AB üyelik müzakerelerinin çöküşünün eşiğinde olduğu ve Türkiye’nin AB hedefinden vazgeçmesinin de sanılandan çok daha ciddi sonuçlar doğuracağı uyarısında bulundu. Avrupa Birliği'nin dış politikası ve küresel ölçekte ciddi bir güç olma umutları korkunç bir darbe alacağını öne süren dergi, " Türkiye ile üyelik müzakerelerini yakından takip eden İslam dünyasındaki güvenilirliği, Amerika'nın bile gerisine düşebilir” diye yazdı.

The Economist, son sayısında Türkiye Avrupa Birliği ilişkilerinin geleceğine geniş yer ayırdı. Dergi, "Türkiye'nin tren kazası: Enkazdan neler kurtarılabilir?" başlıklı yazıda, üyelik müzakerelerinin çöküşün eşiğinde olduğunu vurguladı. BBC Türkçe Servisine göre, Türkiye ile Avrupa Birliği'nin son bir yılda, Kıbrıs, Türk Ceza Kanunu ve Ermeni soykırımı gibi konularda sorun yaşadığını, ancak Türkiye'nin yine de yönünü Batı'dan saptırmadığını savunan Economist şöyle devam ediyor: "Tüm bunlar, sorunun Türkler kadar Avrupa Birliği'nden de kaynaklandığını gösteriyor. Avrupalı liderler 2005'te samimi bir kararla, Türkiye ile müzakereleri başlattılar. Ancak şu anda hepsinin samimi olup olmadığı net değil.”

İngiliz dergisi, Türkiye'yi dışarıda tutma niyetlerini itiraf etmeye gönülsüz davranan Fransa, Avusturya ve Kıbrıs Rum Kesimi’nin Türkleri masadan kalkmaya teşviki amaçlayan talepler getirdiklerini belirtti.

ÜYELİK HEDEFİ TÜRKİYE’DE İSTİKRAR SAĞLIYOR

Türkiye ile müzakerelerin yavaşlamasının ülkenin Batılılaşmasına da zarar verdiğini, AB üyeliğine desteğin üçte bire düştüğünü belirten Economist, "Türkler için Avrupa Birliği, bir kimlik meselesinden ziyade bir tercih meselesi. Bu tercihten vazgeçilmesinin sonuçları, Avrupalıların sandığından daha ciddi olabilir” uyarısını da yaptı. Dergi şöyle devam etti:

"Avrupa Birliği hedefi, ülkedeki bazı değişken unsurların istikrarını sağlıyor. Ilımlı İslamcı hükümet için, askeri müdahaleye karşı koruma sağlıyor. Ordu için, laikliği garanti altına alıyor. İş dünyası için, piyasa reformunu sağlamlaştırıyor. Kürtler için, azınlık hakları vaat ediyor.

"Üyelik gayreti sonuçsuz kalırsa, Türkiye birden bire İran olmaz. Ancak bu unsurlardan herhangi birinde yalpalama görülebilir. Ayrıca İslamcılar ile ordu arasında çatışma riski de artar."

The Economist, Türkiye'nin üyeliğinin reddedilmesinin Avrupa Birliği açısından doğuracağı sonuçlara değinirken de bu durumda son derece büyük bir fırsatın kaçırılmış olacağını belirterek şu görüşlerini dile getirdi:

"NATO'nun ikinci büyük ordusuna sahip ılımlı Müslüman bir ülkeyi reddetmesi durumunda, Avrupa Birliği'nin dış politikası ve küresel ölçekte ciddi bir güç olma umutları korkunç bir darbe alır. Türkiye ile üyelik müzakerelerini yakından takip eden İslam dünyasındaki güvenilirliği, Amerika'nın bile gerisine düşebilir."

HURRIYET 01/12/06

 

FT: Üyelik hedefinden vazgeçiş felaket olur

Financial Times gazetesi, AB’nin Türkiye konusunda takındığı tutumu sert dille eleştirdi. Başbakan Erdoğan’ın üyelik hedefinden vazgeçmesi halinde “jeopolitik açıdan felaket bir tren kazası”nın olacağı uyarısını yapan gazete, “Kıbrıs sorunu, üye devletler, Birliğin stratejik çıkarlarını Lefkoşa hükümetinin dar çıkarlarının önünde tutarsa çözümlenebilir” diye yazdı.

Avrupa Birliği’nin Türkiye konusunda sorumsuzca davrandığı, Rumların Türkiye ve AB’yi rehin aldıkları öne sürüldü. Financial Times gazetesi, AB’nin Türkiye ile ilgili tutumunu sert dille eleştirerek Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın üyelik hedefinden vazgeçmesi halinde “jeopolitik açıdan felaket bir tren kasası”nın olacağı uyarısını yaptı. Gazete, “Kıbrıs sorunu, üye devletler, Birliğin stratejik çıkarlarını Lefkoşa (Rum) hükümetinin dar çıkarlarının önünde tutarsa çözümlenebilir” görüşünü dile getirdi.

İngiliz Financial Times gazetesi, Avrupa Komisyonu’nun 8 başlığın askıya alınması tavsiyesine dikkat çekerek Türkiye’nin AB’ye yakınlaşmaya başladıktan 43 yıl sonra üyelik hedefinin bir duvara çarpmış olabileceğini yazdı.

Avrupa Komisyonu’nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn’in “Tren yavaşlayacak ancak ilerlemeye devam edecek” yolundaki sözlerine “Gerçekten mi? Treni onun süreceğini umalım” tepkisini veren gazete, gelecek yıl bir seçim ile karşı karşıya olan ve her taraftan baskı altında bulunan Başbakan Erdoğan’ın vazgeçmesi olasılığının bulunduğunu savundu. Gazete şu yorumu yaptı:

“Türkiye’nin bir gün AB’ye katılacağına inanmanın gerçekçi olup olmadığını bir kenara bırakırsak bu jeopolitik açıdan felaket bir tren kazası olur.”

AB üyeliği hedefinin “katı laik ordu ile Sayın Erdoğan’ın neo-İslamcı hükümetini beraber tutan” unsuru olduğunu öne süren gazete, AB hedefinin aynı zamanda Türkiye’de demokratik reformların lokomotifi olduğunu, AB’nin İslam ile demokrasi arasındaki evliliği mümkün kılabileceği kanıtını oluşturduğunu yazdı. Gazete şöyle devam etti:

“AB Kıbrıs konusundaki sorumsuz tutumu ile bütün bunları riske atıyor. 2004 yılında BM’nin adayı yeniden birleştirecek bir konfederasyon sistemini öngören plan öncesi uluslararası toplum tarafından tanınan Kıbrıs Rum hükümetine bir üyelik garantisini verdi. Ankara, Kıbrıslı Türkleri barış anlaşmasının lehinde oy kullanmayı teşvik ederken Rumlar karşı oy kullandı ve şimdi Türkiye’yi AB içerisinden engelliyor.”

Financial Times, Brüksel’in Ankara’dan Rum gemi ve uçaklarına izin vermesini talep ederken Kıbrıslı Türklerin izolasyonunun sona erdirilmesine ilişkin taahhüdünü yerine getirmediğine dikkat çekerek “Kıbrıs sorunu, üye devletler, Birliğin stratejik çıkarlarını Lefkoşa (Rum) hükümetinin dar çıkarlarının önünde tutarsa çözümlenebilir” diye yazdı. Gazete, mevcut duruma göre AB’nin kötü niyetle hareket ettiği gibi göründüğünü de belirti.

HURRIYET 01/12/06

 

Guardian: Avrupa kapılarını kapatıyor

İngiliz Guardian gazetesi, Fransa, Almanya, Avusturya, Danimarka ve Hollanda’da siyasilerin, seçmenlerindeki Türk, Müslüman ve göçmen karşıtı hislere oynayarak Türkiye’nin üyeliğine engel çıkardığını belirtti. Gazete, AB Komisyonu'nun 8 başlıkta müzakerelerin askıya alınması tavsiyesini de “Avrupa kapılarını kapatıyor” şeklinde değerlendirdi.

Guardian gazetesinin başyazısında, bir yıl önce Avrupalı liderlerin Türkiye ile üyelik müzakerelerine resmen başladığını ve liderlerin bu desteği müzakereler boyunca da sürdürmesinin beklendiği hatırlatıldı.  Ancak birkaç istisna dışında bunun gerçekleşmediğini kaydeden gazete, kusurların ortaya atıldığı konuşmalar öncesinde olumlu yanların vurgulandığı sözlerin bile zorlukla duyulduğu değerlendirmesinde bulundu.

“Avrupa kapılarını kapatıyor” başlıklı makalede, Fransa, Almanya, Avusturya, Danimarka, Hollanda ve bazı diğer küçük ülkelerde siyasilerin seçmenlerine, Türkiye’nin üyeliğine karşı mesajlar gönderdiği vurgulandı. Gazete, söz konusu ülkelerdeki siyasilerin bunu yaparken ülkelerindeki vatandaşların Türk, Müslüman ve göçmen karşıtı duygularına oynadığı yorumunu yaptı.

“SON KARARDA TUTULMAYAN İKİ SÖZ ETKİLİ”

AB Komisyonu’nun son tavsiye kararının alınmasında tutulmayan iki sözün etkili olduğu kaydedilen makalede, AB’nin Kıbrıslı Türklere uygulanan ekonomik engelleri kaldırmadığı, Türklerin de limanlarını Rumlara açmadığı vurgulandı.

Makalede, bugün yaşanan gerilimin tohumlarının 2004 yılında atıldığını belirtilerek, 2004’te yapılan referandumda Kıbrıslı Türklerin Ada’nın birleşmesine evet dediği ancak Rumların birleşmeye karşı çıktığı hatırlatıldı.

Gazete, bu referandum başarılı olsaydı Ada’nın birleşmesinin ve Kıbrıs’ın AB üyesi olmasının ardından Türkiye ile tam üyelik müzakerelerinin başlayacağını kaydetti.

Guardian gazetesi son olarak, Benedikt’in de Papa olmadan önce Türkiye’nin AB üyeliğine karşı çıktığını ancak Türkiye ziyaretinde Türkiye’ye destek verdiğini hatırlattı.

HURRIYET 01/12/06

 

Kendi kalemize altın gol olmaz

 

Okan KONURALP / ANKARA

 

Avrupa Birliği- Türkiye ilişkilerindeki son durumu Hürriyet’e değerlendiren CHP lideri Baykal " AB, liman ve havaalanlarını açarak altın gol atmamızı bekliyor. Bu gol kendi kalemize atacağımız altın goldür, ancak bu kadar kısa sürede olmaz. AB süreci tıkanmıştır" dedi.

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, AB Komisyonu’nun genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn’in, 8 müzakere başlığının askıya alınması tavsiyesinde bulunmasıyla ilgili olarak Hürriyet’e açıklamalar yaptı. Kararı, "Hükümet başından beri yanlış bir yol haritası çizdi. Ne yazık ki Kıbrıs’la AB arasındaki bağlantıyı benimsedi ve taahhütlerde bulundu. Geldiğimiz nokta bu taahhütlerin doğal sonucudur" sözleriyle değerlendiren Baykal, şunları söyledi: "AKP hükümeti şimdi de ’Bunu böyle götürelim, seçimden sonra hallederiz. Bunu ancak iktidara gelirsek biz hallederiz. Bizi zor duruma sokmayın. Öbürleri iktidara gelirse istediğiniz ödünleri hiç vermezler’ deme noktasına gelmiştir"

Hem AB’nin hem de Türkiye’nin durum değerlendirmesi yapmaya ihtiyacı olduğunu söyleyen Baykal, "Türkiye’den AB süreciyle ilgisi olmayan konular sayesinde taviz almaya çalışmak çıkar yol değildir. Buna teşne olan iktidarlar için de çıkar yol değildir. Seçimden sonra da kimse umutlanmasın. Çünkü bambaşka bir tablo oluşacaktır" uyarısında bulundu. Baykal, şunları söyledi:

KIBRIS BARAJI

Seçimden sonra, tıkanma konularının yeniden ele alınması ve sürecin yeniden işletilmesi için her türlü çabanın gösterilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Olli Rehn, Türkiye’den bir altın gol beklendiğini söylüyor. Bu altın gol de limanların ve havaalanlarının açılmasıdır. Çünkü artık diğer şıklar önemini kaybetmiştir. Tüm AB süreci Kıbrıs’a yönelmiştir. Ve aslında AB’nin atılmasını beklediği altın gol, kendi kalemize atacağımız altın goldür. Bu kadar kısa sürede kendi kalemize de olsa bu altın gol atılamayacağına göre AB sürecinin şu an için tıkandığından bahsetmek daha doğru olur. Türkiye’nin AB ile ilişkilerinin önüne Kıbrıs bir baraj gibi konulmuştur. Çözüm yolunda Kıbrıs ön şart haline getirilmemelidir ve Türkiye’deki demokratik haklar kolektif haklar zeminine çekilmemelidir. Ancak AB sürecinin de tadı kaçmıştır. Sekiz başlığın askıya alınması tavsiyesiyle karşı karşıyayız. Çünkü güven beraberliği torpillenmiştir.

HER TALEBİ KABUL ETTİK

Bu kadar kısa bir sürede buraya gelinmesi, Türkiye’nin AB yolculuğu yol haritasının iyi çizilmediğini gösteriyor. Çünkü Türkiye altından kalkamayacağı kararların altına imza atmıştır. O taahhütler yapıldığı için de bundan en büyük zararı Türkiye’nin AB yolculuğu görmüştür. AB’den gelen her talebi kabul etme anlayışının bu işleri hızlandırmayacağını söylemiştik. Bu anlayış yanlıştı. İşler şimdi daha güç olacaktır.

 

Finlandiya Başbakanı Vanhanen Ankara'ya geldi

A.A

 

AB Dönem Başkanı Finlandiya'nın Başbakanı Matti Vanhanen, temaslarda bulunmak üzere Ankara'ya geldi.

Konuk başbakan Esenboğa havaalanında Ankara Valisi Kemal Önal tarafından karşılandı. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın davetlisi olarak çalışma ziyareti için gelen Vanhanen, Erdoğan ile bir araya gelecek. Başbakan Erdoğan konuk başbakan onuruna akşam yemeği de verecek.

Vanhanen ile AB Komisyonunun müzakerelerin 8 başlıkta askıya alınması tavsiyesinin ardından, müzakere sürecinin geleceğinin ele alınması bekleniyor.

Finlandiya'nın Kıbrıs'ta çözüm için sürdürdüğü görüşmeler 27 Kasımda son bulmuştu. EUROMED dışişleri bakanları toplantısı için Tampere'de bulunan Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül ve Kıbrıs Rum Yönetimi Dışişleri Bakanı Yorgo Lillikas ile yaptığı görüşmelerin ardından açıklama yapan Finlandiya Dışişleri Bakanı Erkki Tuomioja, görüşmelerin başarısızlıkla sonuçlandığını duyurmuştu.

AB Komisyonu, Tuomioja'nın açıklamalarından 2 gün sonra, beklenenden önce, tavsiye kararını açıklamış ve bu Ankara'da "acelecilik ve diplomasiye fırsat verilmemesi" olarak değerlendirilmişti.

Helsinki ve Brüksel'den tavsiye kararının değişebileceğine yönelik sinyaller gelmesiyle Ankara, Rum kesiminin askıya alınacak başlık sayısının artırılması ve müzakere sürecini zorlaştırmaya yönelik diğer taleplerine karşılık bu sayıyı düşürmek için çaba gösteriyor. Vanhanen ile yapılacak görüşmelerde de bu yöndeki beklentilerin iletilmesi bekleniyor.

HURRIYET 01/12/06

 

Türkiye, AB'ye akılcı yanıt verdi



Avrupa Birliği Komisyonu'nun önceki günkü tavsiye kararı, ben dahil kamuoyunda tepkiyle karşılandı. AB, cüceliğini göstermiş sırf iç politika gerekçeleriyle, Türkiye ile müzakerelerin yavaşlaması yolunda adım atmıştı. Üstelik bunu da, Kıbrıs sorununun arkasına saklanarak yapmışlardı.

Dün bu köşeyi okuyanlar, ne kadar sert tepki gösterdiğimi görmüşlerdi. Kamuoyu işte böylesine doluydu. Yani, her türlü tahriğe açık, oy peşinde koşan, ucuz polemikçilik yapanlar için son derece mümbit bir zemin oluşmuştu. Yeri göğü inleten demeçler, masalara yumruk atmalar için en müsait ortam hazırdı. Hele seçim sürecine girildiği şu sıralarda, ucuz politikalar ve politikacıların tam günüydü...

Çok ilginçtir, Başbakan kısa vadeli, ucuzcu yaklaşımı tercih etmedi.

Eğer sert tepkiler gösterip, AB'yi yerden yere vursa, örneğin bugün gelecek olan Finlandiya Başbakanı'nın gezisini iptal etmesine yol açsa, belki hepimizin kalbini alır, alkış toplar ve kamuoyuna sempatik görünebilirdi. Ancak, yarın tekrar müzakere masasına oturulduğunda ne olacak?

- Kamuoyunu nasıl ikna edebileceksiniz?
- AB ile nasıl pazarlık yapacaksınız?

Başbakan doğrusunu yaptı. Oy peşinde koşan, ucuzcu bir siyasetçi gibi değil, bir devlet adamı gibi davrandı. Kendini, bizler gibi sorumluluğu olmayan toplum kesitlerinin heyecanına kaptırmadı.

* * *

AĞIRLIĞI OLAN BİR LİDER...


Kimse Mehmet Ağar'ın bugünkü çizgiye gelebileceğini tahmin edemezdi. Geçirdiği değişimi bir başka yazıya bırakıyorum. Dün AB Komisyonu kararı hakkındaki sözleri çok dikkatimi çekti.

Bir muhalefet lideri olarak, hükümeti yerden yere vurmasını, toplumdaki AB aleyhtarlığını körüklemesini beklemiştim.

Hayret ettim.

Mehmet Ağar muhalefet lideri olmasına rağmen, AB konusunda temkinli konuştu. AB'nin önemine değindi. Bu projenin Türkiye'nin geleceği olduğunu söyledi.

Deniz Baykal ise, CHP lideri gibi konuştu ve hem AB'yi, hem hükümeti yerden yere vurdu(!)

* * *

BUGÜN GÜLÜYOR, OYSA ÜLKESİNİ BÖLÜYOR...


Kıbrıs Rum Cumhurbaşkanı Papadopulos bugünlerde halinden çok memnun görünüyor. Siz de onun yerinde olsanız, eminim sizler de memnun olurdunuz. Baksanıza, öyle bir rüzgar yakaladı ki, doyma keyfine gitsin. Hiçbir şey yapmadan, müzakereleri yavaşlatmayı amaçlayan 2-3 AB üyesi sayesinde, Türkiye'ye istediği baskıyı yaptırabiliyor. Altın bir fırsatı değerlendiriyor.

Belki farkında değil, ancak Avrupa Kıbrıs'ı kullanıyor. Yoksa kimsenin umurunda bile değil. Kıbrıs Rumları'nın hakları imiş, ahde vefa imiş, Kıbrıs sorununun çözülmesiymiş, tam üyeliğin gerektirdiği yapılıyormuş... Geçin efendim, geçin...

Avrupa'nın tek derdi, kocaman bir Türkiye'nin bir gün tam üye olabileceğini kendi kamuoylarına unutturabilmek. Türkiye ile müzakereler askıya alınıyormuş izlenimini verebilmek. Kendi toplumlarını aldatmak...

Bütün bu oyunun orta yerinde de, Güney Kıbrıs var. Bugün gelinilen noktada, Kıbrıs AB'yi kullanıyormuş, Türkiye'yi köşeye sıkıştırmış ve istediğini elde ediyormuş sanılıyor. Papadopulos KKTC'yi teslim alıyormuş gibi bir hava oluşuyor.

Papadopulos ve arkadaşları çok yanılıyorlar.

1. Bugün sırtlarını sıvazlayan AB ülkeleri, çıkarlarının bittiği gün, Papadopulos'u satacaklardır. Bugün ne diyorlarsa tam tersini söyleyecekler ve Türkiye'yi destekleyecekler. Kıbrıs'ı satacaklar.
2. Papadopulos bu yaklaşımla, Türkiye'ye boyun eğdireceğini ve yeni ödünler alacağını sanıyorsa, çok yanılıyor. Aksine, Türk kamuoyunu sertleştiriyor. En basit jestleri yapmak dahi zorlaşıyor. Elindeki kartları, gerçek değerinden çok daha fazlasıyla kullanıyor.
3. Papadopulos, Kıbrıs'ı bölüyor. Güney ile Kuzey arasındaki farkı daha da kemikleştiriyor.

MEHMET ALI BIRAND MILLIYET 01/12/06

 

 

Dön dolaş yine Kıbrıs

Erdal Güven

01/12/2006 RADIKAL

AB yalnızca hukuki saiklerle karar almaz. Siyasi, stratejik saikleri de hesaba katar. Avrupa Komisyonu'nun Türkiye'ye ilişkin son önerisi bu gerçeğin altını bir kez daha çizdi.
Türkiye, üyelik müzakerelerine başlamanın karşılığında AB ile Gümrük Birliği'ni bu yıl sonuna kadar Kıbrıs'ı da içine alacak biçimde genişleteceğine ilişkin bir yükümlülük üstlenmişti. Gelgelelim Ankara, kendince nedenlerle yükümlülüğünü yerine getirmedi. Avrupa Komisyonu şimdi buna karşılık, AB Konseyi'ne, söz konusu yükümlülükle doğrudan bağlantılı gördüğü sekiz başlıkta Türkiye'yle müzakerelere başlanmamasını öneriyor. Ancak aynı Avrupa Komisyonu, Türkiye'yle diğer 26 başlığın müzakerelere açılması çağrısında da bulunuyor.
Ankara elbette bu karar önerisini eleştirecek, lehte değişiklik için çaba harcayacak. Müzakere sürecinden Kıbrıs ipoteğinin bütünüyle kaldırılmasını isteyecek. Olmadı ki pek olacak gibi değil, bir yandan müzakereye açılmaması önerilen başlık sayısını azaltmaya, bir yandan da müzakereye açılması istenen başlıklarda bir an önce masaya oturulması için uğraşacak. Hiç yoksa, AB Konseyi'nde Avrupa Komisyonu'nun önerisinden daha ağır bir karar çıkmasını önlemeye çalışacak.
Benzer biçimde Rum yönetimi de Türkiye söz konusu yükümlülüğünü yerine getirene kadar tüm müzakere sürecinin askıya alınması için bastıracak. Olmadı ki pek olacak gibi değil, bir yandan müzakereye açılmayacak başlıkların sayısını artırmaya, bir yandan da Türkiye'ye yükümlülüğünü yerine getirmesi için mühlet verilmesini sağlamaya uğraşacak.

Anlaşılan o ki nihai kararın alınacağı 14-15 Aralık'taki AB Konseyi zirvesine kadar Lefkoşa-Ankara-Brüksel hattı bir kez daha yoğun bir diplomatik pazarlık sürecine sahne olacak. Gelgelelim, bu pazarlıklardan, Avrupa Komisyonu'nun önerisini kökten değiştirecek bir sonuç çıkması pek olası görünmüyor. Kaldı ki AB Konseyi kararlarında genelde Avrupa Komisyonu'nun önerileri aynen benimsenir. Nitekim çoğu lider, şimdiden Avrupa Komisyonu'nun önerisini yerinde bulduğunu açıkladı. Tüm bunlar göz önünde bulundurulduğunda, AB Konseyi'nin kararının, Avrupa Komisyonu'nun önerisinden nitelik açısından farklılık taşımayacağı söylenebilir.
Avrupa Komisyonu'nun önerisinin en önemli yanı, 'şu aşamada' Türkiye'nin AB'ye üyelik sürecinin kesintiye uğramadan sürmesini, Türkiye'nin AB yörüngesinde kalmasını güvenceye alması. Evet, sekiz başlıkta müzakerelere başlanmamasının istenmesi, süreci gölgeyebilir, kapsamını daraltabilir, yavaşlatabilir. Ancak şu temel gerçeği unutmamak gerekiyor: AB'yle müzakere süreci demek, aday ülkenin AB'yle masaya oturup bir pazarlığa girişmesi değil, AB muktesebatına kendini uyarlaması demek. Dolayısıyla, Türkiye söz konusu sekiz başlıkta neler yapması gerektiğinin zaten farkında. Bir yıl süren tarama süreci boşuna yapılmadı. Bu süreçte tüm başlıkların analitik incelemesi gerçekleştirildi, eksiklikler, aykırılıklar, yetersizlikler belirlendi ve Ankara'nın önüne konuldu. Diğerleri gibi sekiz başlıkla ilgili 'ev ödevi' bilinmiyor değil. Geriye başlık açılsın açılmasın oturup çalışmak kalıyor.
Avrupa Komisyonu sekiz başlık dışında kalan 26 başlığın müzakereleri tamamlansa bile Türkiye Kıbrıs'la ilgili yükümlülüğünü yerine getirene kadar hiçbir başlığın kapatılmamasını da istiyor. Bu, kimilerince Türkiye'nin AB'ye üyelik sürecinin, söz konusu yükümlülüğün yerine getirilmesine bağlanmasına olarak yorumlanıyor. İyi de başından beri böyle zaten. Tüm başlıkları kapatmadan, Katılım Anlaşması'nı nasıl imzalayacak Türkiye? Kaldı ki, Türkiye'nin bırakın yükümlülüğü gereği liman ve havalimanlarını Kıbrıs'a açmayı, Kıbrıs'la ilişkileri bütünüyle normalleştirmeden AB'ye üyelik sürecini tamamlayabileceğini sanıyorsak yalanda yaşıyoruz.

Buradaki tehlike o değil, şu: 26 başlığın müzakereleri tamamlandığında yükümlülük hâlâ duruyorsa, işte o zaman Türkiye ile AB arasındaki müzakereler durur, üyelik süreci kesintiye uğrar. Bu tehlikeyi hepten ve bir kere de bertaraf etmenin yolu belli: Kıbrıs sorununun çözümü. Avrupa Komisyonu'nun önerisinde, Kıbrıs'ta kapsamlı çözüm görüşmelerinin yeniden başlamasının önemine dikkat çekilmesi boşuna değil.

 

AB'yle zorlu günler

Papadopulos, limanları açması için Ankara'ya zaman sınırı konulmasını istiyor ve tehdit ediyor: Hiçbir başlığı açtırmayız. Finlandiya: Tavsiye kararı değişebilir

01/12/2006 RADIKAL

YORGO KIRBAKİ

ATİNA - Türkiye'nin Gümrük Birliği Ek Protokolü uyarınca limanlarını Rumlara açmaması karşısında Avrupa Komisyonu'nun müzakerelerin 35 başlığından sekizinin açılmamasını tavsiyesi sonrası, top 11 Aralık'taki AB Dışişleri Bakanları toplantısında. Tavsiyeden memnun kalmayıp Türkiye'ye limanlarını açması için zaman sınırlaması koyulması için bastıran Rumlar, 11 Aralık'ta istediklerini alamazsa, meseleyi 14-15 Aralık'taki liderler zirvesine taşıma ve gerekirse tüm başlıkların açılmasını veto tehdidi savuruyor. Alman Başbakanı Angela Merkel de, önceki gün "AB Konseyi 18 ay içinde Türkiye'nin ilerlemesini rapora bağlayabilir" sözüyle Rumlara göz kırptı.
Rum Yönetimi ile Atina'nın hedefi, AB zirvesinde Türkiye'nin protokolü uygulaması için ültimatom şeklinde tarih belirlenmesi. Türkiye'ye Haziran 2008'e dek süre tanınmasını kabul edilebilir buluyorlar. Rum kaynaklar, "Sekiz başlığın askıya alınması, Kıbrıs'ın 35 başlık üzerindeki söz hakkını elinden alıyor. 35 başlığın açılması veya kapanması üzerinde veto hakkımız var. Komisyon, BM çatısında çözüm için iki toplumun çaba göstermesini istiyor. Bir AB bir üyesi bir toplumla nasıl eş tutulabilir" diyor. Nitekim Rum lideri Tasos Papadopulos, "Tatmin olmadık, çünkü Türkiye'ye yükümlülüklerini yerine getirmesi için baskı uygulamıyor. Durumun tekrar değerlendirileceği  zaman sınırı konulmadan etkin baskı olmaz" diye itiraz etti. Komisyon'a "Bazı başlıkların bir şey olmamış gibi dondurulması yaptırım değil. Sadece, Türkiye'ye yükümlülüklerini yerine getirmeme hazzı verir" diye çatan hükümet sözcüsü Hıristodulos Paşardis de, 11 Aralık'ta istediklerini alamama ihtimaline karşı şu tehdidi savurdu: "Türkiye'nin müzakerelerinde hiçbir başlığın açılmasına izin vermeme hakkımızı kullanırız. Anlaşmazlığımızı bildirdiğimizde varılacak sonuç geçersiz olacaktır. Karar için oybirliği gerek."

Gül: Atina oyuna çevirdi
Oysa diğerleri Türkiye kararının zirveye taşınmamasını istiyor. Bugün Rum Kesimi'ne gidecek Yunan Dışişleri Bakanı Dora Bakoyani'nin yardımcısı Yannis Valinakis, "Türkiye'ye verilecek mesaj sert olmalı" çıkışı yaptı. Atina ayrıca Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün 7-8 Aralık'taki ziyaretinin ertelenmesine neden olan BM Güvenlik Konseyi toplantısının 12 Aralık'a alındığını, böylece ziyaretin önündeki engelin kalktığını duyurdu. Ama Gül, "Bu işi oyuna çevirdiler" diyerek başka bir tarihte gitmeyi tercih ettiğini söyledi.

Tuomioja: Bakanlar değiştirebilir
Finlandiya, 11 Aralık'ta muhtemelen tavsiyenin bazı kısımlarının değiştirileceğini belirtti. Dışişleri Bakanı Erkki Tuomioja, "Muhtemelen tavsiye değiştirilecek. Nasıl değişecek diye bana sormayın" dedi. Komisyon ise tavsiyesinin kabulünü istiyor. Alman vekillere seslenen Komisyon Başkanı Jose Manuel Barroso, tavsiyenin 'adil, dengeli, güvenilir' olduğunu söyleyip "Kapıyı kapamıyoruz Yükümlülüklerine uymada istekli olduğunu göstermek Türkiye'ye kalmış" dedi. Barroso, 11 Aralık'a dek ortak tavır belirlenmesini istedi.

* * * * * * * * * *

Dış basından...
Kathimerini: Türkiye'nin müzakerelerine zaman sınırı koyulmadan kısmi donduruluyor. Etnos: AB Türkiye'yi okşadı...Baskılar Kıbrıs'a. To Vima: Ankara'da da Atina'da da Lefkoşa'da da yüzler asık. Ta Nea: Herkes farklı nedenlerle Komisyon'dan memnun değil. Elefterotipia: Türkiye'ye zaman tanıma oyunu.
Filelefteros: AB gergin ip üzerinde yürüyor. Politis: Bu tavsiyeyle Türkiye AB mührü ile okşandı.
The Guardian: Britanya, Kıbrıs'la doğrudan bağlantılı üç başlığın açılmaması için bastırıyordu. Ama sonunda kararı kabul edecek gibi. Financial Times: Ankara'nın AB talebi hâlâ rayında. Daily Telegraph: AB liderlerinin tepkileri bölünmenin derinliğini gösterdi. Times: Liderler zirvesinde yine Türkiye kavgası olacak. Independent: Açılmaması önerilen başlık sayısı beklenenden çok.
Le Figaro: Britanya'nın itirazına karşın Avrupa Komisyonu, sert tavsiyede bulundu. Liberation: Komisyon, daha az kapsamlı bir öneride bulunamazdı. Fransa da bazı başlıkların askıya alınmasında rol oynadı.
El Pais: Komisyon'un tavsiyesi Türk hükümeti için çok büyük sıkıntı oluşturmayacak gibi görünüyor.

AB kararı daha da kötüleşebilir

Murat Yetkin

Hükümet şimdilik ılımlı tepki veriyor. Ancak zirvedeki karar, daha ağır olabilir

01/12/2006 RADIKAL

Ankara şu anda çabalarını önceki gün AB Komisyonu'nun sürpriz bir kararla erken açıkladığı tavsiyelerinin 14-15 Aralık zirvesinde daha da ağırlaşarak karara dönüşmemesine yoğunlaştırmış bulunuyor. Sorduğunuzda, diplomat ve siyasetçiler, size kararı geri aldırmaya çalıştıklarını söylüyorlar. Ancak biraz daha derine inince, şu ana dek Komisyon'un Türkiye hakkındaki tavsiyelerinin Konsey tarafından hafifletildiği örneğinin bulunmadığı kabul ediliyor. Ayrıca, Komisyon kararının hangi koşullarda açıklandığı ve şu anda Avrupa'da ne gibi tartışmaların yaşandığına ilişkin perde gerisi bilgiler, durumun Türkiye açısından pek de Genişleme Komiseri Olli Rehn'in 'Altın gol' benzetmesindeki kadar kolay olmadığını gösteriyor.
Örneğin dünkü ajans haberlerinde Kıbrıs Rum Cumhuriyeti yetkililerinin Türk liman ve havaalanlarının kendilerine açılmamasının bedeli olarak sekiz fasılda müzakerelere başlanmaması kararı alınmasının Türkiye'yi 'cezalandırmak' sayılmayacağı yolunda açıklamalarını bulabilirdiniz. Ya da bazı Avrupa Parlamentosu üyelerinin, 'Yani liman ve havaalanlarını açarsa Türkiye'yi ödüllendirecek miyiz?' diye Rehn'in 'Altın gol' hedefini şimdiden boşa çıkarmaya çalışmalarını.
AB Komisyonu Başkanı Manuel Barroso ise, üyeleri 'Türkiye ile görülşmelerin yavaşlatılması' tavsiyesine uymaya çağırdı.
Zaten önceki gün açıklanan tavsiyelerin zamanlamasının da tamamen Barroso'nun tercihi olduğu konuşuluyor diplomatik kuliste.
Aslında Komisyon'un kararını 6 Aralık için Türkiye'ye verilen 'kıbrıs-limanlar' süresinin bitiminde ilan edileceğini düşünen AB bürokratları ve diplomatlarının çoğu için de zamanlamanın sürpriz sayılması bu nedenle. Kulisteki bilgilere göre, Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac ve Almanya Şansölyesi Angela Merkel, sürekli telefonlarıyla Barroso'yu Türkiye konusunda öylesine bunaltmışlar ki, üzerindeki baskıyı azaltmak ve bu arada (muhtemelen İngiltere, İspanya ve İsveç'in karşı ataklarıyla) 'Türkiye'ye biraz daha manevra alanı tanımak' adına tavsiyelerin erken açıklanmasını istemiş.
Çarşamba günü, Komisyon henüz tavsiyelerini açıklamamışken, İngiltere Başbakanı Tony Blair'in Riga'daki NATO toplantılarının yapıldığı binadan çıkarak, BBC'ye 'Türkiye'ye yanlış mesajlar vermemiz yanlış olur' tütünden bir uyarıda bulunması da, yine Chirac ve Merkel'in daha sert taleplerine karşı yapılmış bir 'önleyici hamle'olarak yorumlanıyor. Barroso'nun 'erken' açıklamadaki bir amacının da, 5 Aralık'ta (yani Türkiye'ye daha önce verilmiş olan Kıbrıs tarihinden bir gün önce) buluşmalarında daha sert bir karar alınmasını önlemek olabileceği konuşuluyor.
Almanya'nın güneyindeki Mettlach kasabasında yapılacak bu toplantı, temel olarak Polonya Başbakanı Lech Kaczynski'yi, Rusya ile stratejik enerji anlaşmasına ikna etme amacını taşısa da, Türkiye konusunun da görüşüleceğine kesin gözüyle bakılıyor.
Türkiye konusu özel olarak çarşamba gecesi Brüksel'de olağanüstü toplanan AB ülkeleri Brüksel Temsilcileri (COREPER) toplantısında ele alınmış. Bazı ülkeler, Kıbrıs, Yunanistan, Avusturya, Danimarka gibi, Komisyon tavsiyelerinin sertleştirilmesinden yana. Fransa ve Almanya, Türkiye üzerinde daha çok baskı kurulmasını ve Merkel tercihan Türkiye'ye ayrıcalıklı üyeliğin resmen önerilmesinden yana. İngiltere, ispanya, İsveç ve İtalya Türkiye'nin üzerine fazla gidildiğini ve zaman tanınmasını istiyor. Diğer ülkeler ise kararsız, ya da merkezlerinden bu konuda talimat almamış izlenim vermişler toplantıda Dönem başkanlığını 1 Ocak'ta resmen Almanya'ya devredecek Finlandiya hâlâ ısrar ve iyi niyetle uğraşıyor. Bugün Ankara'da Başbakan Tayyip Erdoğan ile görüşecek olan Finlandiya Başbakanı Matti Vanhanen neyi değiştirebilir, bu belli değil.
Erdoğan'ın anlaşılmaz bir ısrarla hâlâ sivil toplum örgütlerine sorumluluk yıkmaya çalıştığı 301 değişikliğini Meclis'e sevk etmesi dahil henüz durumun daha da kötüleşmemesi için zaman geçmiş değil. Özellikle Dışişleri Bakanı Abdullah Gül tarafından savunulan 'Oyuna, kışkırtmaya gelmeyelim' çizgisi doğru. Ama bu çizgiyi savunurken, doğru yönde adım atma fırsatlarını da zamanlıca kullanmak gerekiyor. Kötünün kötüsü senaryodan kaçınmanın yolları hâlâ mevcutken..

Rum "Ohi"ye hazırlanıyor

"TÜRKİYE İÇİN BU CEZA YETERLİ DEĞİL"... Rum siyasiler, AB Komisyonu'nun, Avrupa Konseyi'ne Türkiye ile üyelik müzakerelerindeki 35 başlıktan 8'inin dondurulmasını önermesinin yeterli bir yaptırım olmadığını savunarak, eleştiride bulundu. AKEL Genel Sekreteri ve Meclis Başkanı Dimitris Hristofyas, AB Komisyonu'nun kararının, Türkiye için ceza olmadığını savundu ve daha fazlasını beklediğini belirtti.

İZLENECEK TUTUM, YUNANİSTAN'LA BİRLİKTE BELİRLENECEK... Rum basını, Rum yönetiminin, yaptırımlarla ilgili AB Komisyonu kararının kabul edilmesinin söz konusu olmadığını, konuya ilişkin kesin kararın ve izlenecek tutumun, Rum yönetimi başkanı Tasos Papadopulos ile Dışişleri Bakanı Yorgos Lillikas'ın, Yunanistan Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni ile yapacakları görüşmelerden sonra netleşeceğini yazdı.

Rum yönetimi başkanı Tasos Papadopulos, "Avrupa Komisyonu'nun Türkiye ile ilgili kararından memnun değiliz, çünkü yükümlülüklerini yerine getirmesi konusunda Türkiye'ye hiçbir baskı getirmiyor" iddiasında bulundu.

Rum radyosunun haberine göre Avrupa Komisyonu tarafından alınan kararın, hiçbir şekilde yardımcı olmadığı görüşünü savunan Tasos Papadopulos, "Bugün Türkiye'ye verilen, güçlü bir mesaj değildir. Bu mesaj, Ankara'nın tavrının yeniden gözden geçirilmesine dair bir takvim olmadan sonuç getirici olamaz" şeklinde konuştu.

Tasos Papadopulos şunları söyledi:

"Türkiye'ye güçlü bir mesaj verilmesi herkesin isteğidir. Bir mesaj verildi, ama güçlü değildi. Ancak herşeyden önce, -teşvik demeyim de- Türkiye'nin daha başka veya daha çok yaptırımlara maruz kalacağına ikna olması için Türkiye'nin tavrının yeniden değerlendirileceği bir takvimle birlikte olmadığı sürece baskı, sonuç getirici olamaz."

Rum yönetimi başkanı, muhatap olduğu bir soru üzerine; Rum yönetiminin ne tür hareketlerde bulunacağını açıklamaktan kaçınarak, "Ne yapacağımız konusunu, -kolayca anlaşılacağını zannediyorum- müsaade edin de burada açıklamayayım" dedi.

Rum siyasi partileri de

AB Komisyonu'nu eleştirdi

Rum siyasi partileri, AB Komisyonu'nun, Türkiye ile üyelik müzakerelerindeki 35 başlıktan 8'inin dondurulmasını, Avrupa Konseyi'ne önermesine tepki göstererek eleştiride bulundu.

Haravgi'ye göre, Rum Hükümet Sözcüsü Hristodulos Paşardis, Türkiye'nin katılım müzakerelerinde birkaç başlığın dondurulmasının, Türkiye'nin hiçbir şey olmamış gibi üyelik sürecini devam ettirmesine yaptırım teşkil etmediğini savundu.

AB'nin Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn'in Brüksel'deki açıklamasından önce gazetecilere açıklama yapan Paşardis, AB Komisyonu önerisinin, sadece, Türkiye'ye, AB yükümlülüklerini yerine getirmemesi hazzını vereceğini de ileri sürdü. Paşardis, ayrıca şunları söyledi:

"Nihayetinde bunun, Konsey zirvesinin benimseyeceği sonuç olup olmayacağını bilmiyorum. Kıbrıs, gereken sorumluluk ve sağduyuyla olayları göğüslemektedir. Hükümet, bu tür ciddi konulardaki düşüncesini ve tepkisini, kamuoyu önünde değil gerektiği zaman ve yerde dile getirecek."

KS EDEK Başkanı Yannakis Omiru, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, Türkiye'nin AB yükümlülüklerini uygulamayı ret etmesine ilişkin olarak bu ülkeye uygulanacak yaptırımlarla ilgili Rehn'in tavsiyelerinin, hem yetersiz hem de kabul edilemez olduğunu ileri sürdü.

Omiru, gerek müzakerelerde birkaç başlığın ertelenmesinin önerilmesi gerekse de yeni değerlendirme ve takvime ilişkin öngörü eksikliğinin, Türkiye'yi yükümlülüklerinden azat etmeyi ve de şartsız katılım diyaloguyla ilgili ön koşulları garanti altına aldığını da söyledi.

Rum Çevreciler ve Ekologlar Hareketi Genel Sekreteri Yorgos Perdikis, Rehn'in davranışını ve tutumunu kınayarak, Rum Yönetimi'ni, Rehn'in tutumuna boyun eğmemeye çağırdı.

Alithia'ya göre, DİSİ Başkanı Nikos Anastasiadis, yaptığı açıklamada, AB Komisyonu'nun Türkiye ile ilgili 8 başlığın dondurulması ve diğer başlıkların kapanmamasına ilişkin önerisini, hoşnutsuz bir gelişme olarak nitelendirerek, bunun, kendilerini düşündürmesi gerektiğini belirtti.

Gerek "Lefkoşa", gerek Atina, gerekse herkesin bu konuda düşünmesi gerektiğine dikkat çeken Anastasiadis, ileriki adımların ne olacağı ve nasıl hareket edileceğine de karar verilmesi gerektiğini söyledi.

Anastasiadis ayrıca, "AB'nin sonucu olamayan bir kararı olduğuna şüphe yoktur. Anlayış gördüğüne inandığımız şeyin, herkes tarafından anlaşılmadığı görülüyor" şeklinde de konuştu.

AKEL Genel Sekreteri ve Meclis Başkanı Dimitris Hristofyas, MEGA TV'ye yaptığı açıklamada, AB Komisyonu'nun kararının, Türkiye için ceza olmadığını savunarak, daha fazlasını beklediğini belirtti. Hristofyas ayrıca, Komisyonu'nun önerisinin nihai bir karar olmadığını, görüşme için zemin teşkil ettiğini ifade etti.

AKEL Basın Sözcüsü Antros Kiprianu ise, yaptığı açıklamada, partisinin, Komisyonu'nun kararıyla hem fikir olmadığını belirterek, Türkiye'nin istifini bozmadan AB'a yönelik olarak ilerlemesinin mümkün olmadığını da savundu.

Kiprianu ayrıca, Türkiye'nin AB'ye yaklaştıkça, doğulu değil Avrupalı olması gerektiğini de ileri sürdü.

DİKO Başkanı Marios Karoyan, öneri konusunda açıklama yapmaktan çekinirken, AB belgelerinin genellikle farklı yorumlara yol açtığını söyledi.

"Lefkoşa kararı bloke edecek"

Fileleftheros, "Lefkoşa Yalnız Kalsa Bile Kararı Ret Ediyor" başlıklı haberinde, 25'ler arasında yalnız kalsa bile Rum Yönetimi'nin, yaptırımlarla ilgili AB Komisyonu'nun kararını kabul etmesinin söz konusu olmadığını yazdı.

Gazete, Güney Kıbrıs'ın, 14 Aralık'taki zirvede Türkiye ile ilgili sonuç bildirgesini bloke etmeye hazır göründüğünü, kararın ardından "Lefkoşa"da hâkim olan havanın, bu yönde olduğunu da yazdı.

Habere göre, konuya ilişkin kesin karar ve de izlenecek tutumun, Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos ile Dışişleri Bakanı Yorgos Lillikas'ın, Yunanistan Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni ile yapacakları görüşmelerden sonra netleşecek.

Politis ise, "Lefkoşa'nın Türkiye'nin Yaptırımlarıyla İlgili Hedefleri - Etkisizleştirme İçin Mücadele" başlıklı haberinde, Komisyonu'nun kararının ardından Güney Kıbrıs ve Atina'yı zor günlerin beklediğini belirterek, her ikisinin de daha çok başlığın dondurulması arzusu içerisinde olduğunu yazdı.

Habere göre, Rum Yönetimi'nin, dün, kararı ayrıntılı bir biçimde yorumlaması bekleniyordu.

Avrupa Komisyonu'nun kararı ve Rehn'in açıklamaları

Rum gazeteleri ayrıca, AB Komisyonu'nun kararına ve de Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn'in açıklamalarına geniş bir biçimde yer verdiler.

Haberi "AB'den Türk Çiftetellisi - Ankara, Blair, Barasso ve Rehn'in Kara Gözünün Hatırına 'Oynadılar' " başlıklarıyla veren Fileleftheros, AB Komisyonu'nun kararının çıkmasına ilişkin olarak "ABD'nin sipariş verdiğini, İngiltere Başbakanı Tony Blair'in bu konudaki sesi duyurduğunu, Komisyon Başkanı Jose Barosso'nun emri verdiğini, Rehn'in ise 'taklit yaptırımlar' paketi sunarak, isteği yerine getirdiğini" ileri sürerek, paket içerisinde yer alan önerilere yer verdi.

Rehn'in açıklamalarına da geniş bir biçimde yer veren gazete, Rehn'in, Rum Yönetimi'nin Türkiye'nin değerlendirilmesi için yeni bir zaman takviminin sunulmasıyla ilgili talebini boşayarak, bunun sonuç vereceğine inanmadığını söylediğini yazdı.

Habere göre, AB Komiseri Markos Kiprianu, önceki günkü Komiteler Koleji toplantısı sırasında yeni bir değerlendirme takvimi çerçevesinde bir miktar başlığın dondurulmasını talep etti. Bu tez, Yunan Komiser Stavros Dimas tarafından da desteklenirken, İsveç, İngiltere, İrlanda ve Baltık ülkelerinden olan çık sayıda Komiser'in, Rehn'in önerisinin nihai analizine hizmet eden, dondurulacak olan başlıkların sayısının azaltılmasını talep etti.

Politis ise, haberi "Damgalı "Okşayış" şeklinde vererek, AB Komisyonu'nun, AB'nin Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn'in Türkiye ile ilgili "ağrısız yaptırımlarını" onayladığını yazdı. Diğer gazetelerin konuyla ilgili başlıkları şöyle:

Alithia: "Türkiye'ye İlişkin Sözde Yaptırımlar Kıbrıs İçin Bumerang. Vetoyu Bize İptal Ettiler - Havuçsuz Kırbaç"

Haravgi: "ABD ve NATO Şartları Belirledi"

Simerini: "Türkiye'ye Yönelik Önerilmiş Yaptırımlarla ilgili Olarak Avrupa Komisyonu İkiye Bölünmüş - Lefkoşa'da Ağır Hava"

Mahi: "Türkiye'nin Üyelik Süreci 'Buzlukta' "

KIBRIS 01/12/06

 

Cyprus threatens to halt Turkey talks amid EU rift
By Michele Kambas

CYPRUS threatened yesterday to block Turkey's European Union talks in a row highlighting divisions within the 25-nation bloc over Ankara's entry drive.

The European Commission proposed on Wednesday freezing talks on eight out of 35 negotiating areas, or chapters, until Ankara opens its ports to Cypriot shipping. But Cyprus, backed by some other Turkey sceptics, said this was too weak.
EU foreign ministers will decide on December 11 whether to back the recommendation. EU Commission chief Jose Manuel Barroso said yesterday he expected the ministers to endorse the proposal.

"If we are not satisfied with the EU conclusions (at the December 11 meeting), we will register our disagreement and the conclusions will not be valid," said Cypriot government spokesman Christodoulos Pashiardis.

"In such a case, we will revert and exercise our right not to permit the opening of chapters of Turkey's accession course."
Earlier, Cypriot President Tassos Papadopoulos expressed his frustration with the recommendation, saying it was too soft.
"We believe it does not offer any form of pressure on Turkey to comply with its obligations... This is not helpful at all," he told Reuters during an economic conference in Nicosia.

Significantly for Ankara, the Commission did not set a new deadline for Turkey to comply with its request.
"There should be incentives, pressure if you like, which cannot exist without a timeframe for reviewing the accession of Turkey so it will comply, or face sanctions," said Papadopoulos.

Commission chief Barroso, speaking in Berlin, urged Turkey to comply, but made clear he wanted the process to continue.
This is not an opportunity to chase Turkey away from the negotiating table," he said.
Foreign Minister Erkki Tuomioja of Finland, whose country holds the EU's rotating presidency, said the proposal would probably be changed at the December 11 meeting.

Barroso criticised Turkey's record on reforms as well as its Cyprus stance. "We have not been happy with the evolution (of its reforms)," he told German lawmakers. He said Turkey's reforms had been slowing down in a number of areas, including women's rights, freedom of the press and expression and trade unions.

Turkey's EU accession process, launched in October 2005, has ground to a virtual halt in recent months due to the issue of Cyprus, whose internationally recognised Greek Cypriot government is not recognised by Ankara.
Turkey keeps about 35,000 troops in Cyprus's breakaway Turkish Cypriot state in the northern part of the island. It says it will only open its ports to the Greek Cypriots when the EU lifts trade restrictions against the Turkish Cypriots.
Turkish Prime Minister Tayyip Erdogan has put a brave face on the Commission's recommendation, saying it does not amount to a real suspension and vowing to press on with political reforms.

Turkish financial markets have also reacted calmly due to relief the proposed suspension was so narrowly focused. The lira currency and share prices firmed further yesterday.
Turkish newspapers gave the news a positive spin.
"Not a crash but a jolt," said the liberal daily Radikal.
But some of the European press were less sanguine.
France's conservative Le Figaro spoke of an "open crisis between Europe and Turkey". Britain's left-leaning Guardian said Turkey and the EU were set on a collision course.

Elmar Brok, a senior German conservative member of the European Parliament, called the Commission's recommendation totally inadequate. "No new negotiating chapter should be opened until Turkey has met its legal obligations," Brok said.
EU member Cyprus was invaded by Turkey in 1974, following a short-lived coup in Nicosia engineered by the military junta then ruling Greece.

CYPRUS MAIL 01/12/06

 

Turkey and EU held hostage by Cyprus

 

December 1 2006 FT

Some 43 years after beginning its long courtship of Europe and barely a year after opening entry talks with Brussels, Turkey's bid for European Union membership may have just hit a wall.

Olli Rehn, the EU enlargement commissioner who earlier this year warned the talks could end in a "train crash", said this week his measured response to the impasse in the negotiations meant "there will be no train crash". Rather, "there will be a slowing down because of works further down the line; the train will continue to move". Really? Let us hope he is driving.

Mr Rehn's proposal is to suspend negotiations on eight of the 35 chapters of EU law Turkey needs to adopt before it enters the Union. This is, put overly simply, in response to Ankara's refusal to open up its ports to Cyprus, an EU member. It is harsher than Turkey's EU allies - the UK, Spain, Sweden and Italy - wanted, but has delighted politicians in Germany, Austria, Holland and France who think a poor, Muslim country like Turkey has no business inside the EU in the first place.

In either case, there is a distinct possibility that the Turkish government of Recep Tayyip Erdogan, pressed from all sides but up for re-election next year, will simply walk away.

Irrespective of whether it is any longer realistic to believe Turkey will one day join the EU, that would be a geopolitically catastrophic train wreck.

Europe is the ambition that has held together Turkey's otherwise antagonistic and fiercely secular army with Mr Erdogan's neo-Islamist government, with full but now fast-dwindling popular support. It is also the engine of sweeping reform, especially to en-trench democratic and minority rights. It is, above all, proof that the EU can sponsor a marriage between Islam and democracy, a sort of Euro-Islamism analogous to Christian Democracy that can steer a path to modernity and survive the violent dislocations on the way. Mr Erdogan is leading democratic change in a region where Islamists have at best provided alibis to despots determined to prevent democracy.

The EU put all this at risk by its irresponsible attitude to Cyprus. In advance of a 2004 United Nations plan for a confederal system to reunite the island, the EU gave the internationally recognised Greek Cypriot government a guarantee of entry. While Ankara cajoled Turkish Cypriots to vote for the peace deal, the Greek Cypriots self-indulgently voted against - and now obstruct Turkey from within the EU.

While demanding Ankara admit Cyprus ships and goods, Brussels has not delivered on its pledge to end the isolation of Turkish Cyprus. The Cyprus issue can be resolved if member states are prepared to put the strategic interests of the Union above the narrow interests of the Nicosia government. On present form, however, the EU is now widely seen to have retreated behind a wall of dissembling waffle and to be acting in bad faith.

 

Avrupa Birliği Komisyonu'nun Türkiye için kurduğu tuzak



Arkadaşımız Utku Çakırözer önceki günkü analiz haberinde AB Komisyonu'nun son tavsiye kararında Türkiye açısından ortaya konan, ileriye dönük çok önemli bir tuzağı güzel tespit etmiş.
AB'nin geçmişine bakarak ben şahsen bu tuzağı kuranların başını Fransa'nın çektiğini düşünüyorum. Nedeni de bence malum. Ama önce Çakırözer'ın söylediğini hatırlatmakta yarar var.
AB Komisyonu'nun askıya alınmasını tavsiye ettiği fasılların arasında tarım da var. Bu fasıl, üyelik müzakereleri yürütmüş olan tüm ülkeler açısından her zaman en zorlu fasıl olmuştur.
İspanya'nın üyelik müzakereleri, sırf çiftçilerini korumak amacıyla harekete geçen Fransa'nın girişimleriyle askıya dahi alınmış ve bu durum üç yıl kadar sürerek İspanya'nın üyeliğini geciktirmişti.

Geciktirecek fasıl askıda
Son genişlemede de tarım konusu nedeniyle başı en çok ağrıtılan ülke Polonya olmuştu. O kadar ki, bu ülke sırf bu yüzden birkaç kez masadan kalkma noktasına gelmişti.
Türkiye ile yürütülen müzakerelerde limanlar meselesiyle ilgisi olmayan tarım faslının da askıya alınmış olması, Çakırözer'in de ifade ettiği gibi, Türkiye'nin üyeliğini geciktirecek olan bir adımdır.
Nedeni de şu: Bu konudaki müzakerelerin başlamasından sonra bu faslın kapatılması için en iyimser tahminlere göre zaten 10 yıl kadar gerekecek. Oysa, bu fasıl askıya alınan fasıllar dışında tutulup şimdiden müzakere edilmeye başlansaydı, Kıbrıs meselesi nedeniyle kapatılamasa bile, yine de zaman kazanılmış olacaktı.
Fakat, Türkiye'den ileride bu konuda gelecek rekabetten korkan Fransa ve onun gibi düşünen bazı üyeler, Kıbrıs meselesini bahane ederek kendi tarım sektörlerini korumak amacıyla Ankara ile yürütülen müzakerelerde tarım faslının da askıya alınmasını sağladılar.
Bu da baz ülkelerin Türkiye'ye karşı iyi niyetten ne denli yoksun bir yol izlediklerini tekrar gösteriyor.
Bu durumu tüm üyelere teşmil etmek tabii ki hatalı olur. Zira, başta İngiltere olmak üzere birçok üye ülke Türkiye'ye yanlış sinyal gönderilmemesi konusunda ısrar ediyorlar.
AB Dönem Başkanı Finlandiya'nın başkenti Helsinki'de iki gün boyunca yetkili çevreler nezdinde yaptığımız görüşmeler de zaten, Türkiye konusunun önümüzdeki iki hafta boyunca Birlik içinde ciddi tartışmaların yaşanacağını gösteriyor.
Komisyon'un Türkiye konusundaki tavsiyelerinin üye ülkeler tarafından henüz kabul edilmediğini hatırlatan yetkililer, bu konuda üç olasılık üzerinde duruyorlar.

AB'nin tavrı ne olabilir?
Bunlardan ilkine göre, Finlandiya Dışişleri Bakanı Toumija'nın da bize burada önceki gün söylediği gibi, AB Konseyi, Komisyon'un tavsiyelerini değiştirebilir ve bu değişiklik de Türkiye lehine olabilir.
İkinci olasılığa göre, Komisyon'un tavsiyeleri, AB liderlerinden oluşan Konsey tarafından aynen kabul edilebilir. Üçüncü olasılığa göreyse, Türkiye konusunda kendi içindeki bölünmüşlüğü aşamadığı için AB Konseyi bu konuda hiçbir karara varamayabilir.
Hem Brüksel'deki hem de Helsinki'deki yetkililere göre, Türkiye ile müzakerelerin belirsiz bir süre için tümüyle kesilmesi anlamına geleceği için bu son olasılığı en kötü olasılık olarak görüyorlar.

Fiyasko olabilir mi?
AB'yi kritik bir konuda tekrar "bölünmüş" göstereceği için bunun Birlik açısından da bir fiyasko olacağını gizlemiyorlar. Bu nedenle de, Türkiye'ye kötü bir sinyal göndermek ile Birliği bölünmüş ve dağınık göstermek arasında bir tercih yapmak zorunda kalırsa AB'nin ilk seçeneği tercih edeceğini açıkça hissettiriyorlar.
Bu da AB Konseyi'nin 14-15 Aralık'ta yapacağı toplantısında Komisyon'un Türkiye ile ilgili tavsiye kararını aynen kabul etmesi anlamına geliyor.

MILLIYET 02/12/06 SEMIH IDIZ

 

Arızanın teşhisi



AB'yi, küçücük Güney Kıbrıs'ın esir aldığı iddiası çok da geçerli olmayabilir. Şöyle ki... Güney Kıbrıs, AB'nin tam üyesi ve Türkiye onu tanımıyor. Buna rağmen AB ile Türkiye'nin tam üyelik görüşmelerinin başlaması için imza attı. Asıl "altın gol" buydu.
Dahası...
Güney Kıbrıs için en önemli sorun, Kuzey Kıbrıs'taki Türk Silahlı Kuvvetleri'nin geri çektirilmesini sağlamaktır.
Oysa...
Hem bu durum sürüyor... Hem de Türkiye-AB ilişkileri çok daha dar bir hedefe, yani, sadece Türkiye limanları ve havaalanlarının "AB ile Gümrük Birliği gereği Güney Kıbrıs gemilerine ve uçaklarına açılmasına" odaklanıyor. Hedef küçülüyor.
Rumlar, "Ya Türkiye şimdi limanlarını açarsa ne yaparız? Her şeyi buna kilitledik. Artık, devlet olarak tanınmayı ve Türkiye askerinin Ada'dan çekilmesini bir süre isteyemeyiz" korkusundalar.
Devam edelim...
Türkiye, görüşmeler başlarken Devlet Bakanı Beşir Atalay'ın imzasıyla "2006 sonuna kadar Gümrük Birliği sözleşmesinin tam olarak uygulanacağı" taahhüdünde bulunmuştu. Bunun anlamı, o sözleşme gereği, limanlarını ve havaalanlarını Güney Kıbrıs gemilerine ve uçaklarına açmasıydı.
Türkiye, o imzaya rağmen "açmam" diye direniyor.
Bunun nedeni olarak, "Kuzey Kıbrıs'a uygulanan ambargonun sona erdirilmesi ve AB'nin Kuzey Kıbrıs ekonomisine katkı taahhütlerini yerine getirmesi de gerekirdi" diyor.
Bu iki durum arasında bağlantı kurularak yeni durum oluşturuluyor.
.........................
Burada Ankara'nın hatası şudur:
"Resmen tanımadığı Güney Kıbrıs'a, AB ile tam üyelik görüşmelerinin başlaması için imza attırmış olmak" gibi bir önemli başarıyı, Türkiye kendi kamuoyuna anlatamadı.
Tam tersine iletişim özürlü AKP, meydanı muhalefete bıraktı.
"Kıbrıs satılıyormuş" gibi bir görüntü oluştu.
Muhalefetin sesi daha yüksek çıktı.
AKP iktidarı, psikolojik bir travma ile "donup kalma" moduna girdi.
Kıbrıs için çeyrek yüzyıllık siyasal ezberi bozan ve referandum sandıklarından çıkardığı sonuçla Kıbrıs Rum yönetimini köşeye sıkıştıran aktif politikanın yerini "hareketsizlik" aldı.
Çözüm üretmek, yeni adımlar atmak ve sağlanan üstünlüğü daha da baskın hale getirmek yerine, olduğu yere çakılıp kalmak yeğlendi.
İlk şoku atlatması ve karşı hareketlenmeye girmesi için Güney Kıbrıs'a da zaman ve şans tanınmış oldu.
Yaşanmakta olan sıkıntıda bu "eylemsizlik"te denge arayışının katkısı azımsanamaz.
.........................
Diğer hatalara gelince...
Kıbrıs sorununu, bir merdivenin en üst basamağı olarak görmeye çalışalım.
En üst basamağa varmadan başka basamaklara basmak ve öylece yükselmek mümkündür.
Eğer başta TCK 301 olmak üzere, Türkiye'den beklentiler çözüme ulaştırılsaydı, alt basamaklar olmayabilirdi.
Onlara basarak Kıbrıs sorununun bulunduğu en üst basamağa yükselme şansı Güney Kıbrıs'a verilmeyebilirdi.
Diğer sorunlarda ayak sürümeler ve iç politika kaygılarının dayattığı olumsuzluklar, Kıbrıs sorunu için fırtına koparanların tırmanışına psikolojik basamaklar sunmuştur.
Böylece Türkiye'nin ensesine erişiyor, ensesinde boza pişiriyorlar.
2 yıl önce referandumlar nedeniyle rüzgârlar, aktif politika izleyen Türkiye lehine esmişti.
Şimdilerde ise Papadopulos, artık yön değiştiren uluslararası rüzgârlarla yelkenlerini dolduruyor.
Kendi kamuoyunda yitirdiği prestijini de kurtarma çabasında.
.........................
Ankara, AB ile ilişkilerinde "etken" politikadan "edilgen" politikalara gerilemiştir.
Sınırların ötesinde Kıbrıs Rumları ve AB'nin diş gösterenleri, içeride ise muhalefet ağır basıyor.

GUNERI CIVAOGLU MILLIYET 02/12/06

 

Türkiye AB'ye karşı sertleşiyor

Rumlar, Türkiye'ye limanları açması için 2008'e dek mühlet verilmezse veto tehdidi savurunca Ankara AB'ye karşı tonunu yükseltti. Erdoğan, dün Vanhanen'e, Gül de AB elçilerine Komisyon'un sekiz başlığı açmama tavsiyesi için 'Kabul edilemez' çıkışı yaptı. Bir elçi 'Aday ülkenin kabul edip etmemesi uygulaması yok' dedi

02/12/2006 RADIKAL

SERKAN DEMİRTAŞ

ANKARA - Avrupa Komisyonu'nun 14-15 Aralık'taki liderler zirvesi öncesi sekiz başlığı müzakereye açmama tavsiyesine ilk aşamada 'sert tepki' vermeyen Türkiye, Kıbrıs Rum Kesimi'nin Ankara'ya limanları açması için 2008'e dek gelen mühlet tanınması, aksi halde veto kartını kullanacağı tehdidi sonrası tavrını sertleştirdi. Başbakan Tayyip Erdoğan, dün ağırladığı AB Dönem Başkanı Finlandiya'nın Başbakanı Matti Vanhanen'e "Rum Yönetimi bizi emrivakiyle karşı karşıya getirdi. Tavsiye şu anki haliyle kabul edilemez" çıkışı yaparken, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül öğle yemeğinde buluştuğu AB büyükelçileriyle gergin saatler geçirdi. Gül, "Tavsiyeyi kabul etmemiz mümkün değildir" derken, bir AB büyükelçisi "AB sisteminde bir aday ülkenin kararları kabul edip etmemesi gibi bir uygulama yoktur, bu tek yönlü bir yoldur" dedi. Buna karşın AB büyükelçilerinin 'müzakerelerin kesilmesini biz de istemiyoruz' mesajı verdiği öğrenildi.

Kıbrıs'a endekslenemez
AB zirvesine kadarki zorlu süreçte diplomatik girişimleri yoğunlaştıran Ankara, dün Vanhanen'i ağırladı. Erdoğan'ın tavsiyeden memnuniyetsizliğini ayrıntılı aktarıp dönem başkanlığının 'bunun Türkiye lehine değiştirilmesine yönelik çaba göstermesini' talep etti. Başbakan, ortak basın toplantısında, "Tavsiye şu anki haliyle kabul edilemez" çıkışı yaparak "AB liderleri sürecin bir üye tarafından rehin alınmasına izin vermemeli" dedi. Vanhanen ise sürecin devam ettiğini söylerken, "Türkiye'nin AB üyeliğini yavaşlatmak istemiyoruz. Bu tren yavaşlıyor ama sonunda gideceği yer bellidir" dedi. Vanhanen, Türkiye'nin limanlarını açması konusunda 11 Aralık'taki dışişleri bakanları toplantısı öncesi çözüm beklediklerini ekledi.
Edinilen bilgiye göre AB elçilerine, "Türkiye'nin bu tavsiyeyi kabul etmesi mümkün değildir" diyen Dışişleri Bakanı ise bunun gerekçeleri ve AB'den beklentileri aktardı. Dışişleri yetkilileri, 'polemik istemediklerini' yineleyerek, AB'ye iletilen beklentilere açıklık getirmedi. Üst düzey bir yetkili ise Gül'ün tavsiyenin içeriği ve tonuna dair eleştirilerini aktarırken, 'kullanılan dilin Avrupalı bir tonlama olmadığına' dikkat çektiğini kaydetti. Gül şu mesajları verdi:
"Türkiye'nin AB üyeliği gibi büyük bir konunun tek bir soruna endekslenerek götürülmesini uygun bulmuyoruz. Türkiye'de yaşanan toplumsal devinim Avrupa ve bölgenin yararınadır. Amacımız Türk halkının ileri gitmesini sağlamaktır. Bu devinimin ileri gitmesini engellemeyin. Ülkelerinizden 14-15 Aralık'taki zirvede bunu gözeterek pozisyon almaları ve müzakereleri kesintiye uğratacak bir kararı önlemenizi istiyoruz."
Bir AB büyükelçisi 'Gül'ün sözlerini sert bulduğunu' belirtirken, "AB'de bir aday ülkenin herhangi bir AB kararını-Komisyon ya da Konsey kararı- kabul etme ya da etmeme gibi bir durumu yok. Bu tek yönlü bir yol. Türkiye'nin taahhütlerini yerine getirmesi, limanlar konusundaki tavrını gözden geçirmesi gerek" diye konuştu.

'301'i değiştireceğiz'
AB ülkeleri adına konuşan Finlandiya Büyükelçisi Maria Serenius'un 'müzakerelerin kesilmesini kimsenin istemediğini, zirveye kadar süre olduğunu' ilettiği öğrenildi. Bir Dışişleri yetkilisi, "'Türkiye, Avrupa için önemlidir, üyelik sürecinin devamına büyük önem veriyoruz' ifadelerini kullanan büyükelçiler oldu" dedi. Türkiye'nin reformlarını sürdürmesinin önemine dikkat çeken Serenius'un özellikle TCK'nın 'Türklüğe hakaret' suçunu düzenleyen 301. maddesinin değiştirilmesi gereğini vurguladı. Dışişleri Bakanı'nın bu eleştiriyi yanıtlarken "301. maddeyi değiştireceğiz" dediği öğrenildi. Bir büyükelçinin de, "Türkiye'nin 17 Aralık ve 3 Ekim'de attığı imzaları anımsatıp, Türkiye'nin ek protokolü onaylamasının tüm AB üyelerinde bir beklenti olduğunu" aktardığı da öğrenildi.

Zor zirve olacak
Büyükelçiler AB'nin zor bir süreçten geçtiğine dikkat çekip 'Zirve büyük tartışmalara sahne olabilir. Ama AB ülkeleri daha büyük ayrışmalar olmaması için bir karara varacaktır' görüşünü de iletti.

 

Kıbrıs bahane

AB ÜLKELERİNDE SİYASİ İRADE YOK... Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) AB Uyum Komisyonu Başkanı Yaşar Yakış, Türkiye'nin AB'ye katılma sürecinde karşısına çıkan Kıbrıs konusunun zahiri bir neden olduğunu, müzakerelerin sekteye uğramasının gerçekte AB ülkelerinde Türkiye ile müzakereleri engelsiz yürütebilecek bir siyasi iradenin oluşmamasından kaynaklandığını söyledi

BU İRADE OLSAYDI, RUMA TESLİM OLMAZLARDI... AB'de gerçek bir siyasi irade olsaydı, Kıbrıs Rum kesiminin kolunu bükebilecektik." diyen Yakış, Sorunun AB'nin gerçek bir iradeye sahip olmamasından kaynaklandığını belirtti. Yakış "Bu irade olsaydı, hiç bir zaman 450 milyonluk nüfusa sahip AB, 600 binlik nüfuslu Kıbrıs Rum kesimine kendini teslim etmezdi. Onların kendilerini rehin almasına izin vermezdi" diye konuştu

Eylem ERAYDIN

Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) AB Uyum Komisyonu Başkanı Yaşar Yakış, Türkiye'nin AB'ye katılma sürecinde karşısına çıkan Kıbrıs konusunun zahiri bir neden olduğunu, müzakerelerin sekteye uğramasının gerçekte AB ülkelerinde Türkiye ile müzakereleri engelsiz yürütebilecek bir siyasi iradenin oluşmamasından kaynaklandığını söyledi.

Londra'da Türk İngiliz Ticaret ve Sanayi Odası'nın ( TBCCI ) Lord Ahmet başkanlığında İngiltere Parlementosu'nda düzenlediği "Modern Türkiye ve Tarihsel Mücadelesi' konulu toplantıya katılan TBMM Uyum Komisyonu Başkanı ve Dışişleri Eski Bakanı Yaşar Yakış, toplantı sonrasında KIBRIS'a, Türkiye'nin AB'yle müzakere sürecini ve Kıbrıs konusundaki son gelişmeleri değerlendirdi.

Yaşar Yakış, Türkiye'nin AB katılım sürecinde karşısına engel olarak çıkarılan Kıbrıs konusunun zahiri bir neden olduğunu belirterek, " Bu süreçte bir aksama olursa bunun Kıbrıs konusundan ötürü olmadığına inanıyorum. Kıbrıs ancak zahiri bir nedendir. Gerçek neden ise AB ülkelerinde, Türkiye ile müzakereleri engelsiz yürütebilecek siyasi iradenin oluşmamasıdır. AB ile ilişkiler bu siyasi irade oluşmadığı için sekteye uğruyor. Fakat AB, bu siyasi irade yokluğunu açıklamamak için Kıbrıs konusunu bahane ederek bunun arkasına saklanıyor."dedi

AB'de gerçek bir siyasi irade olsaydı, Kıbrıs Rum kesiminin kolunu bükebilecektik." diyen Yakış, AB'nin güçlü olduğunu, sorunun gerçek bir iradeye sahip olmamasından kaynaklandığını belirtti.

Yakış bu iradede olsaydı, hiç bir zaman 450 milyonluk nüfusa sahip AB, 600 binlik nüfuslu Kıbrıs Rum kesimine kendini teslim etmezdi. Onların kendilerini rehin almasına izin vermezdi. Bu siyasi irade olmadığı sürece de Türkiye ve KKTC, bir gün Kıbrıs üzerindeki iddalarından vazgeçse dahi, Türkiye AB müzakereleri yürümez. O zamanda başka bir bahanenin arkasına saklanacaklardır. Onun için ben, Kıbrıs konusunun Türkiye'nin AB yolunda ilerlemesinin engeli olarak takdim edilmesini doğru bulmuyorum." diye konuştu.

Avrupa Komisyonu'nun konsey'e 8 başlık altında Türkiye ile müzakerelerin durdurulmasını tavsiye etmesine yönelik düşüncelerini de açıklayan TBMM AB Uyum Komisyonu Başkanı YaşarYakış, bu gelişmeden sonra dönem başkanı Finlandiya'nın önerilerilerinin gündemden düştüğünü ifade ederek, şunları kaydetti;

" Komisyonun, Avrupa Konseyi'ne yaptığı bu tavsiyeden sonra geri kalan 27 başlık altında müzakerelerin devam edebileceği ancak bu başlıklarda da bir sorun yaşanmamasını Türkiye'nin Kıbrıs konusundaki tahadütlerini yerine getirmesine bağlıyor. 14-15 Aralık AB zirvesi öncesi bu 8 başlığa başka başlıkların da ekleneceğini düşünüyorum. Şimdiye kadar Kıbrıs ile yakın bağlantılı başlıkları ortaya attılar, daha sonra ise Kıbrıs ile uzaktan bağlı başlıkları ortaya atarak daha fazla engel çıkaracaklar."

KIBRIS 02/12/06

 

Erdoğan: AB, referandum sonrası verdiği sözleri tutsun

ERDOĞAN: İZOLASYONLAR İÇİN ADIM ATILMADI... Türkiye Başbakanı Erdoğan, 24 Nisan 2004'te Kuzey ve Güney Kıbrıs'taki referandumlardan hemen sonra 26 Nisan'da AB'den açıklamalar yapıldığını anımsattı. Kuzey Kıbrıs'ın herhangi bir ekonomik sıkıntıya veya ekonomik herhangi bir izolasyona tabi tutulmaması noktasında açıklamalar bulunduğunu ifade eden Erdoğan, sürecin ne yazık ki bu istikamette gelişmediğini, serbest ticarete yönelik olumlu atılması gereken adımlar bulunduğunu ancak bu adımların hiçbirisinin atılmadığını kaydetti

Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, 24 Nisan 2004'te Kuzey ve Güney Kıbrıs'taki referandumlardan hemen sonra 26 Nisan'da AB'den açıklamalar yapıldığını anımsattı. Kuzey Kıbrıs'ın herhangi bir ekonomik sıkıntıya veya ekonomik herhangi bir izolasyona tabi tutulmaması noktasında açıklamalar bulunduğunu ifade eden Erdoğan, sürecin ne yazık ki bu istikamette gelişmediğini, serbest ticarete yönelik olumlu atılması gereken adımlar bulunduğunu ancak bu adımların hiçbirisinin atılmadığını kaydetti.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, "Bütün beklentimiz, 11 Aralık'taki Dışişleri Bakanları Toplantısı'nda, şu andaki Komisyonun tavsiye kararındaki bazı eksikliklerin, yanlışların giderilmesidir. Bir diğeri de 14-15 Aralık tarihindeki liderler zirvesinde bunu noktalayacak adımın atılmasıdır. Biz bunun beklentisi içerisindeyiz" dedi.

Erdoğan ve Finlandiya Başbakanı Matti Vanhanen, 2 saat süren görüşmenin ardından ortak açıklamalarda bulundu ve soruları yanıtladı.

Erdoğan, Vanhanen ile daha önce de Ankara'da bir araya geldiklerini hatırlatarak, bu görüşmelerde ikili ilişkileri ve çeşitli konuları ele aldıklarını söyledi.

Başbakan Erdoğan, dünkü görüşmelerde daha çok Finlandiya'nın dönem başkanlığı çerçevesinde Türkiye-AB ilişkileri üzerinde detaylı bir görüşme yaptıklarını kaydetti.

Sağduyu çağrısı

Son gelişmeleri değerlendirme fırsatı bulduklarını anlatan Erdoğan, "Bildiğiniz gibi 1999 yılında yine Finlandiya'nın dönem başkanlığı sırasında Helsinki'de ülkemizin adaylık statüsü tescil edilmişti" dedi.

Erdoğan, şöyle devam etti:

"Özellikle iki hafta sonra Brüksel'de yapılacak zirvede AB'nin taahhütleri temelinde müzakere sürecinin pürüzsüz devam etmesine imkan tanıyacak açık bir karar alınmasını, gerek 11 Aralık'ta, gerekse 14-15 Aralık'ta, Dışişleri Bakanları, arkasından Liderler Zirvesinin bu noktada çok büyük önem taşıdığını ifade ettik. İnanıyorum ki AB liderleri de sağduyulu hareket ederek, bu sürecin bir üye ülke tarafından, bunun altını çiziyorum, rehin alınmasına izin vermemelidir, vermeyeceklerdir."

Başbakan Erdoğan, Finlandiya Başbakanının bu süreçte ülkeler arası yoğun bir koşuşturma içerisinde olacağını belirterek, "Bugün yaptığımız görüşmenin neticeleri üzerinde değerlendirmeleri olacak. Temennim odur ki gerek 11 Aralık'ta yapılacak Dışişleri Bakanları Zirvesinde, gerekse 14-15 Aralık'ta yapılacak Liderler Zirvesine bu çalışmaların olumlu katkıları olur ve bu süreç bundan sonraki dönem için de olumlu neticeler doğurur" diye konuştu.

Bütün liderler benimsemiyor

Erdoğan, yabancı bir gazetecinin "AB Komisyonu, 8 faslın askıya alınmasını tavsiye etti. Türkiye-AB ilişkilerinin geleceği bundan sonra nasıl olacak. Bazı liderlerin açıklamaları olmuştu. Türkiye, AB'de kabul görüyor mu?" şeklindeki sorusunu yanıtlarken, şunları söyledi:

"Bu 8 fasılla alakalı verilmiş olan komisyonun tavsiye kararı, bütün liderler tarafından benimsenen bir karar değil. Benimseyenler var, benimsemeyenler var. 'Daha az olsun' diyen liderler de var. Bunu özellikle Riga Zirvesinde liderlerle yaptığımız görüşmelerde gördük. Bunun dışında bir faslın aç-kapası yapıldı ve geride bırakıldı. Diğer fasıllarla alakalı olarak da açılmasına yönelik herhangi bir pürüz yok ama kapanmasına yönelik orada bir pürüz var. Şimdi burada bizim beklentilerimiz; şu andaki mevcut tavsiye kararının bizim açımızdan kabul edilemez olduğu. Ama bu, asla, bu çalışmalarımızın, AB ile ilgili şu anda sürdürmekte olduğumuz müzakerelerin durması anlamına gelmez. Nitekim az önce Dönem Başkanı olarak Sayın Başbakan da bunu ifade ettiler. Bu süreci de aynı kararlılıkla, aynı ciddiyetle devam ettireceğiz. Bütün beklentimiz, 11 Aralık'taki Dışişleri Bakanları toplantısında, şu andaki komisyonun tavsiye kararındaki bazı eksikliklerin, yanlışların giderilmesidir. Bir diğeri de 14-15 Aralık tarihindeki liderler zirvesinde bunu noktalayacak adımın atılmasıdır. Biz bunun beklentisi içerisindeyiz."

Taçlandırılacak bir netice alalım

Erdoğan, "çok daha önemli olan bir konuyu ifade etmek istediğini" vurgulayarak, 24 Nisan 2004'te Kuzey ve Güney Kıbrıs'taki referandumlardan hemen sonra 26 Nisan'da AB'den açıklamalar yapıldığını anımsattı.

Kuzey Kıbrıs'ın herhangi bir ekonomik sıkıntıya veya ekonomik herhangi bir izolasyona tabi tutulmaması noktasında açıklamalar bulunduğunu ifade eden Erdoğan, sürecin ne yazık ki bu istikamette gelişmediğini, serbest ticarete yönelik olumlu atılması gereken adımlar bulunduğunu ancak bu adımların hiçbirisinin atılmadığını kaydetti.

Erdoğan, Güney Kıbrıs'ın, Kuzey Kıbrıs'a karşı tavırlarıyla ilgili yine 1 Mayıs'tan sonraki sürece yönelik anlaşmalar bulunduğunu, bunların hiçbirine Güney Kıbrıs'ın şu ana kadar uymadığını söyledi.

"Kalan 10-15 günlük sürede Finlandiya neler yapabilir, Türkiye neler yapabilir, bunları konuştuklarını" belirten Başbakan Erdoğan, "Temennim odur ki Finlandiya'nın şu son 1 aylık dönem içerisinde bunu taçlandıracak bir neticeyi alalım" dedi.

Vanhanen: Kaza söz konusu değil

AB Dönem Başkanı Finlandiya'nın Başbakanı Matti Vanhanen ise, Türkiye'nin AB'ye üyeliği yolunda herhangi bir tren kazasının söz konusu olmadığını, ancak belki biraz yavaşlama olabileceğini belirterek, AB Komisyonunun tavsiye kararının hep beraber daha fazla çalışılmasını gerektirdiğini söyledi.

Vanhanen, Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ile Başbakanlık binasında yaklaşık 2 saatlik görüşmeden sonra düzenlenen ortak basın toplantısında, Erdoğan ile Türkiye'nin AB'ye katılım sürecini ele aldıkları çok yapıcı bir görüşme yaptıklarını söyledi.

Konuşmasının başında, "Türkiye'nin AB'ye tam üye olmak üzere müzakere yürütecek bir ülke olarak kalacağını" söyleyen Vanhanen, Türkiye'nin Avrupalı ve AB'ye ait olduğunu kaydetti. Vanhanen, Türkiye'nin AB'ye üyeliğinin AB'nin uzun vadeli çıkarları açısından da önemli olduğuna işaret etti.

Müzakere süreçlerinde her zaman inişler ve çıkışlar olabileceğini belirten Vanhanen, şu andaki durumun geçici olduğunu belirterek, "(AB Komisyonunun) Tavsiye kararı, hep beraber daha fazla çalışmamızı gerektiriyor" diye konuştu.

Vanhanen'e KKTC üzerindeki izolasyonların kaldırılıp kaldırılmayacağı ve Rum kesiminin çabalarını haklı ve adil bulup bulmadığı soruldu. Bu konuda, Konsey toplantısından çıkacak, müzakerelerin nasıl sürdürülmesi gerektiğine yönelik kararın beklenmesi gerektiğini belirten Vanhanen, bu toplantıya kadar neredeyse iki hafta bulunduğunu ve bu süreyi mümkün olduğunca verimli bir şekilde kullanmak gerektiğini yineledi.

 

KIBRIS 02/12/06

 

Annan: Kıbrıs için üzgünüm

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan, 10 yıllık görev süresi içinde Kıbrıs sorununa çözüm bulamadığı için üzüntülü olduğunu söyledi. Annan, soruna çözüm bulunamamasından iki tarafı sorumlu tuttu.

 

NTV

Güncelleme: 12:34 TSI 02 Aralık 2006 Cumartesi

NEW YORK - Annan’ın bu sözleri, BM Güvenlik Konseyi’ne, Kıbrıs ile ilgili olarak sunduğu son raporunda yer aldı. Genel Sekreter, “BM’nin 10 yıl süren çabalarına rağmen, kapsamlı bir çözüm üzerinde uzlaşmaya varılamadı” dedi.

Görev süresi boyunca Kıbrıs sorunuyla ilgilendiğini anlatan Annan, “Siyasi süreçte devam eden tıkanıklık ve kaçırılan fırsatları düşününce üzülmekten kendimi alamıyorum” ifadesini kullandı.

Annan, hem Rum, hem de Türk tarafının, birbirlerine duydukları karşılıklı güvensizliği ve şüpheyi aşmak için irade ve iyi niyet göstermeleri gerektiğini vurguladı.

Annan, Türk ve Rum yetkililerden ve her iki tarafın basınından ‘birbirini suçlama’ oyununa son vermelerini istedi.

BM Genel Sekreteri, görev süresi 15 Aralık’ta dolacak olan adadaki barış gücü birliklerinin görev süresinin uzatılmasını da tavsiye etti.

Türkiye kararı Fransa ve Almanya'ya yetmedi

 

Almanya ve Fransa: 'İki başlık daha beklemeye alınsın'



3 Aralık, 2006 09:19:00 (TSİ) CNN TURK

Kıbrıs Rum Kesimi'ne, liman ve havaalanlarını açmadığı gerekçesiyle, Avrupa Komisyonu'nun Türkiye ile sekiz başlıkta, müzakerelerin askıya alınmasını önermesi, Fransa ve Almanya'ya yetmedi.

Bu iki ülke, kamu alımları ve rekabet başlıklarında da müzakerelerin durdurularak, Türkiye'ye daha sert bir yanıt vermek istiyor.
 
Almanya ve Fransa, 'beklemeye' alınan müzakere başlıklarının sayısının 10'a çıkarılmasını istedi.
 
İki ülkenin  beklemeye alınmasını istediği başlıklar, kamu alımları ve rekabet. AB Komisyonu, çarşamba günü, 8 başlıkta müzakerelerin açılmamasını tavsiye etmişti. 
 
Komisyon ayrıca, diğer 26 başlığın açılabileceğini belirterek, bu başlıkların kapanmasını, Türkiye'nin Kıbrıs Rum Kesimi'ne, liman ve havaalanlarını açma şartına bağlamıştı. 

Tavsiye kararı, önümüzdeki hafta, AB ülkelerinin Brüksel'deki 'daimi' temsilcileri toplantısında ele alınacak.

İngiltere'nin ise Fransa ve Almanya'nın talebine karşı çıkması ve sekiz başlığın azaltılmasını istemesi bekleniyor. 

Tedbirlerin daha da sertleştirilmesi 
 
Kıbrıs Rum yönetimi ve Yunanistan ise AB Komisyonu'nun Türkiye hakkında aldığı tedbirlerin daha da sertleştirilmesi konusunda dün anlaştı.

AB Komisyonu'nun tavsiye kararının hemen ardından Ada'ya giden Yunanistan Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni, Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos'la görüştü.
 
Bakoyanni ve Papadopulos, üç ana talepte bulunmayı kararlaştırdı. Bu talepler şöyle sıralanıyor:
 
* Türkiye'ye limanlarını Rum gemilerine ve uçaklarına açması için mühlet verilsin. Bu mühlet sonunda Türkiye yine limanlarını açmazsa, AB müzakerelerinin tümü dondurulsun.
 
*Verilecek mühlete kadar, dondurulması önerilen 8 başlığa yenileri eklensin. Türkiye'nin Kıbrıs Rum yönetimiyle ilişkilerini normalleştirmesi istensin.
 
* Komisyon'un tavsiye kararında, önümüzdeki yıl BM çerçevesinde Kıbrıs görüşmelerinin başlanması isteniyor. Bu bölüm çıkarılsın ve Türkiye'nin AB süreciyle Kıbrıs sorununun bağlantılı olmadığı ilan edilsin.

Talat Olli Rehn ile biraraya gelecek
 
KKTC ise, izolasyonların kalkması için yeni bir atağa hazırlanıyor. Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, 6 Aralık'ta Hollanda ve Brüksel'e gidecek.

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ise 6 Aralık'ta önce Lahey'de Hollanda Dışişleri Bakanı Bernard Bot'la görüşecek.
 
Ardından Brüksel'e geçecek olan Talat, AB Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn biraraya gelecek.
 
Talat, izolasyonların kaldırılması halinde Türkiye ile limanlar krizinin de otomatik olarak ortadan kalkacağını vurgulayacak ve AB Komisyonu'nun Türkiye aleyhine aldığı kararların 'adaletsiz' olduğunu belirtecek.
 
Türkiye'ye Kıbrıs baskısı
 
AB Komisyonu, 29 Kasım'da, Kıbrıslı Rumlara limanlarını açmayan Türkiye ile müzakerelerin sekiz başlıkta askıya alınmasını tavsiye etmişti.

AB Komisyonu'nun önerisine göre, kalan fasıllarda müzakereler başlatılabilecek, ancak başlıkların geçici olarak kapatılması için yine limanların ve havaalanlarının Kıbrıs Rum kesimine açılması beklenecek.
 
Komisyon, Kıbrıs'ta BM öncülüğünde kapsamlı çözüm müzakerelerinin 2007 yılında yeniden başlatılması çağrısında da bulunmuştu.
 
AB Komisyonu toplantısından çıkan bu karar, 11 Aralık'ta biraraya gelecek AB dışişleri bakanlarına 'Komisyon tavsiyesi' olarak sunulacak. Dışişleri bakanlarının Türkiye ile ilgili nihai kararı bu tarihte alması bekleniyor.
 
Avrupa Birliği, Türkiye'nin Ankara Protokolü'nü uygulamasını, yani Güney Kıbrıs'a havaalanlarını ve limanlarını açmasını istiyor.
 
İlerleme Raporu'nda yer alan bu istek için AB Dönem Başkanı Finlandiya'nın Başbakanı Matti Vanhanen süre vermiş ve Türkiye'den 6 Aralık'a kadar adım atmasını istemişti. Ancak Türkiye, Kıbrıs konusunda daha fazla adım atılmayacağını yineliyor.

Kararın ardından açıklama yapan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, “Bu bir tavsiye, kesin karar değildir” diyerek diğer fasıllarda müzakere sürecinin devam edeceğini söylemişti.

 

"Merkel daha sert tavır istiyor"

Alman Der Spiegel dergisi ise Almanya Başbakanı Angela Merkel'in, AB'nin Türkiye ile sürdürdüğü üyelik müzakerelerinde daha sert tavır takınmasını istediğini yazdı.

 

Derginin bugün yayımlanacak sayısında yer alan haberde, Merkel'in, Türkiye'nin Kıbrıs konusundaki tutumu nedeniyle yeni bir şart koyarak, üyelik müzakerelerini zorlaştırmak isteği ifade edildi.
 
Habere göre, Merkel'in koymak istediği yeni şart, 'Türkiye Kıbrıs sorunuyla ilgili tutumunu değiştirse bile, AB'ye üye 27 ülkenin, 12 ya da 18 aylık bir süre sonunda Türkiye ile müzakerelerin yeniden başlaması için ortak bir karar almasını' öngörüyor.
 
Merkel'in bu planını Riga'da yapılan NATO zirvesi sırasında açıkladığı ve kendisine Yunan ve Kıbrıs Rum hükümetlerinin destek verdiği bildirildi.
 
Haberde Almanya Dışişleri Bakanı Frank-Walter Steinmeier'in ise 'Türk dostu' bir tavır içinde olmakla birlikte Merkel'le yaptığı bir görüşmede, Yunanistan ve Kıbrıs Rum kesiminin baskıları yüzünden, müzakerelere 'yeni şart' getirilmesini olası gördüğünü söylediği belirtildi.
 
Ancak Steinmeier'in, Merkel'den farklı olarak, Türkiye ile müzakerelerin daha da zorlaştırılmasının Almanya aracılığıyla olmasına karşı bir tutum içinde bulunduğu ifade edildi.

CNN TURK 03/12/06

 

Türkiye'ye daha fazla yaptırım ısrarı


2 Aralık, 2006 20:46:00 (TSİ) CNN TURK

Kıbrıs Rum yönetimi ve Yunanistan, AB Komisyonu'nun Türkiye hakkında aldığı tedbirlerin daha da sertleştirilmesi konusunda anlaştı. KKTC ise, izolasyonların kalkması için yeni bir atakta. Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, 6 Aralık'ta Hollanda ve Brüksel'e gidecek.

AB Komisyonu'nun tavsiye kararının hemen ardından Ada'ya giden Yunanistan Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni, Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos'la görüştü.
 
Bakoyanni ve Papadopulos, üç ana talepte bulunmayı kararlaştırdı. Bu talepler şöyle sıralanıyor:
 
* Türkiye'ye limanlarını Rum gemilerine ve uçaklarına açması için mühlet verilsin. Bu mühlet sonunda Türkiye yine limanlarını açmazsa, AB müzakerelerinin tümü dondurulsun.
 
*Verilecek mühlete kadar, dondurulması önerilen 8 başlığa yenileri eklensin. Türkiye'nin Kıbrıs Rum yönetimiyle ilişkilerini normalleştirmesi istensin.
 
* Komisyon'un tavsiye kararında, önümüzdeki yıl BM çerçevesinde Kıbrıs görüşmelerinin başlanması isteniyor. Bu bölüm çıkarılsın ve Türkiye'nin AB süreciyle Kıbrıs sorununun bağlantılı olmadığı ilan edilsin.
 
KKTC izolasyon atağında
 
Türk tarafı da izolasyonların kalkması için çabalarını sürdürüyor. KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, bu çerçevede, 6 Aralık çarşamba günü önce Lahey'de Hollanda Dışişleri Bakanı Bernard Bot'la görüşecek.
 
Ardından Brüksel'e geçecek olan Talat, AB Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn biraraya gelecek.
 
Talat, izolasyonların kaldırılması halinde Türkiye ile limanlar krizinin de otomatik olarak ortadan kalkacağını vurgulayacak ve AB Komisyonu'nun Türkiye aleyhine aldığı kararların 'adaletsiz' olduğunu belirtecek.
 
Türkiye'ye Kıbrıs baskısı
 
AB Komisyonu, 29 Kasım'da, Kıbrıslı Rumlara limanlarını açmayan Türkiye ile müzakerelerin sekiz başlıkta askıya alınmasını tavsiye etti.

AB Komisyonu'nun önerisine göre, kalan fasıllarda müzakereler başlatılabilecek, ancak başlıkların geçici olarak kapatılması için yine limanların ve havaalanlarının Kıbrıs Rum kesimine açılması beklenecek.
 
Komisyon, Kıbrıs'ta BM öncülüğünde kapsamlı çözüm müzakerelerinin 2007 yılında yeniden başlatılması çağrısında da bulundu.
 
AB Komisyonu toplantısından çıkan bu karar, 11 Aralık'ta biraraya gelecek AB dışişleri bakanlarına 'Komisyon tavsiyesi' olarak sunulacak. Dışişleri bakanlarının Türkiye ile ilgili nihai kararı bu tarihte alması bekleniyor.
 
Avrupa Birliği, Türkiye'nin Ankara Protokolü'nü uygulamasını, yani Güney Kıbrıs'a havaalanlarını ve limanlarını açmasını istiyor.
 
İlerleme Raporu'nda yer alan bu istek için AB Dönem Başkanı Finlandiya'nın Başbakanı Matti Vanhanen süre vermiş ve Türkiye'den 6 Aralık'a kadar adım atmasını istemişti. Ancak Türkiye, Kıbrıs konusunda daha fazla adım atılmayacağını yineliyor.

Kararın ardından açıklama yapan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, “Bu bir tavsiye, kesin karar değildir” diyerek diğer fasıllarda müzakere sürecinin devam edeceğini söyledi.

 

Annan: Kıbrıs için üzgünüm

03/12/2006 RADIKAL

REUTERS - NEW YORK - Yıl sonunda BM Genel Sekreterliği'ni devretmeye hazırlanan Kofi Annan, Güvenlik Konseyi'ne sunduğu son Kıbrıs raporunda, 10 yıllık görev süresi içinde adadaki soruna kapsamlı çözüm bulamadığı için üzüntülü olduğunu söylerken, çözümsüzlükten iki tarafı sorumlu tuttu. Genel Sekreter, "BM'nin 10 yıl süren çabalarına rağmen, kapsamlı bir çözüm üzerinde uzlaşmaya varılamadı" dedi. Görev süresi boyunca Kıbrıs sorunuyla ilgilendiğini anlatan Annan, "Siyasi süreçte devam eden tıkanıklık ve kaçırılan fırsatları düşününce üzülmekten kendimi alamıyorum" ifadesini kullandı. Hem Rum hem de Türk tarafının birbirlerine duydukları karşılıklı güvensizliği ve şüpheyi aşmak için irade ve iyi niyet göstermeleri gerektiğini vurgulayan Annan, Türk ve Rum yetkililerden ve her iki tarafın basınından 'birbirini suçlama' oyununa son vermelerini istedi.
Genel Sekreter, adadaki barış gücü birliklerinin 15 Aralık'ta dolacak olan görev süresinin uzatılmasını da tavsiye etti.

Ankara, Almanya ve Fransa'ya kızgın

Murat Yetkin

Türkiye-AB ilişkilerinde bir dönem sona erdi. İktidara göre Fransa ve Almanya Kıbrıs'ı kullanarak Türkiye'yi üyelik perspektifinden vazgeçirmeye uğraşıyor

03/12/2006 RADIKAL

Avrupa Birliği Komisyonu'nun tavsiye kararı üzerinden zaman geçtikçe yara soğuyor ve Ankara'nın canı giderek daha çok acımaya başlıyor. Finlandiya Başbakanı Matti Vanhanen'in önceki gün Ankara'daki temaslarının da sonuç getirmemesi ardından, hükümet AB Konseyi'nin Komisyon tavsiyelerini karara dönüştürmeyeceğine ilişkin umutlarını yitirmeye başladı. Komisyon tavsiyelerinin erken açıklanmasına ilişkin ayrıntılar ve özellikle Fransa'nın, bir ölçüde de Almanya'nın Türkiye karşıtı konumu açığa çıktıkça, Ankara'da sürecin devamına ilişkin karamsarlık derinleşiyor.
Kimi hükümet kaynaklarına göre, 14-15 Aralık zirvesinde tescil edilecek, ancak muhtemelen 11-12 Aralık AB Dışişleri Bakanları toplantısında kesinleşecek kararlar, Türkiye ile AB arasında 12 Aralık 2002 Kopenhag zirvesiyle başlayan yükselme döneminin de sonu olacak. Aslında bu sonun başlangıcı olarak CHP lideri Deniz Baykal'ın işaret ettiği 17 Aralık 2004 tarihinde Türkiye'ye özel müzakere koşullarıyla üyelik süreci önerilmesini almak da mümkün. Hükümetin bundan sonra nasıl bir hat izleyeceği ise önümüzdeki günlerde kesinleşecek. Bu konuda zaten oluşmakta olan görüş, önümüzdeki günlerde Başbakan Tayyip Erdoğan tarafından, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ve Başmüzakereci, Hazine Bakanı Ali Babacan'la danışma içinde kesinleştirilecek.

Hükümet, hem AB yetkilileri ile geriye kalan son çıkış umutlarını da tüketmemek, hem de medya üzerinden polemiğe girerek hem Türk, hem de Avrupa kamuoyunu daha fazla yıpratmamak amacıyla AB konularında keskin açıklamalar yapmama kararı almış bulunuyor.
Ancak isminin açıklanmaması kaydıyla konuşan üst düzey kaynaklardan edilinen bilgiler, hükümetin içinde bulunduğu tepki ve karamsarlık durumunu şu şekilde özetlemeyi mümkün kılıyor:

·  28-29 Kasım'da Riga'daki NATO zirvesi, Türk ve bazı AB liderleri arasında hararetli temas ve tartışmalara neden oldu. Özellikle Cumhurbaşkanı Jacques Chirac başkanlığındaki Fransız heyetiyle Kıbrıs konusunda yapılan tartışmalar, Türk heyetinde Fransa'nın Kıbrıs sorununu Türkiye'yi AB tam üyeliği perspektinden yıldırmak bahanesiyle kullandığı kanısının yerleşmesine neden oldu.

·  Üst düzey bir kaynak bu durumu şöyle aktarıyor: "Bizim için bir fasıl dahi önemliyken Gümrük Birliği ile ilgisiz fasılları kısmi dondurmaya dahil etmek, fasılların geçici kapatılmasını önlemek gibi tutumlar,
açıkça bizi yıldırmaya yönelik. Biz elimizden geleni yaparken AB'den bu tür bir tutum, motivasyon bırakmıyor. Dürüst değiller."

·  Üst düzey kaynak şöyle devam ediyor: "Fransızlara da, diğerlerine de açıkça söyledik, "Şeffaf olun" diye. Örneğin Almanya, Türkiye'nin konumunu yeniden tartışmaya açmak, tam üyelik kararını geri almak istiyor. Ama bunun için hem Konsey kararı gerekiyor, hem de Türkiye'nin rızası aranıyor. Bizim bu rızayı vermemiz söz konusu değil. O nedenle yıldırma politikası izliyorlar."

·  "Türkiye'nin hem demokratik reformlarda, hem de müzakere fasıllarının tarama aşamasında kaydettiği sürati beklemediklerini, bundan çekindiklerini açıkça ifade edenler var. Kötü niyet de görüyoruz. Örneğin Papa ziyaretinin tahmin edildiğinden iyi geçmiş olmasından üzülenler var. Bundan üzüntü duyuyoruz. Sabrediyoruz, bu artık bir sabır işine dönüştü."

·  "AB şimdi hızı düşürüyor. Ama biz, müzakereler bağlamında hızı düşürmeyeceğiz. Tarama sürecinde aslında Türkiye'nin kendi dönüşümü için yapması gerekenler ortaya çıktı. Bunları kendi programımız olarak yerine getirmeye çalışacağız."

Ankara'daki üst düzey kaynakların içinde bulunduğu durum, ağır bir karamsarlığı yansıtıyor. Başbakan Erdoğan dün İran'a gitti. Dönüşünde, tarihi belli olmayan Lübnan ve Suriye seyahatleri var. Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ise 7-8 Aralık için planlanan Atina ziyaretine gitmeyecek.
Ankara'nın ruh hali, 11-12 Aralık'taki toplantı ve 14-15 Aralık'taki zirvede AB tutumu değişmezse, bir dizi siyaset değişikliğine gidilebileceğini gösteriyor. AB ile ilişkiler Türkiye'nin 'sabrıyla' kesilmese de, derin darbeler yiyecek gibi görünüyor.

 

Merkel taş koyuyor

Komisyon'un tavsiyesi bazı AB üyelerine yetmedi. Merkel, Türkiye Kıbrıs tutumunu değiştirse bile müzakerenin yeniden başlaması için 18 ay sonra oybirliğiyle karar istiyor. Reuters: Bu, adaylığın yeniden değerlendirilmesi

03/12/2006 RADIKAL

BERLİN/BRÜKSEL - Türkiye'nin Gümrük Birliği Ek Protokolü uyarınca limanlarını Rumlara açmamasına karşılık Avrupa Komisyonu 35 müzakere başlığından sekizinin açılmamasını tavsiye ederken, bazı AB üyeleri bununla yetineceğe benzemiyor. AB'nin Türkiye'ye tavrını sertleştirmesini isteyenlerin başını çeken Alman Başbakanı Angele Merkel'in müzakerelerin devamı için ortak karar istediği belirtildi. Oysa Komisyon, müzakere başlıklarının toptan dondurulmasını tavsiye etmediği gibi protokol yükümlülüğünün yerine getirilmesi için mühlet de koymamıştı.
Der Spiegel'e göre, Merkel, Türkiye Kıbrıs tutumunu değiştirse bile, müzakerelerin yeniden başlaması için 12 ya da 18 aylık bir süre sonunda 27 üye ülkenin oybirliğiyle karar alması şartı konulmasını istiyor. Riga'da yapılan NATO zirvesinde bu öneriyi getiren Merkel'e Rum Yönetimi ile Yunanistan destek vermiş. 'Türkiye dostu' Alman Dışişleri Bakanı Frank Walter Steinmeier'in de, Merkel'le bir sohbetinde, Atina ile Rumların bastırması sonucu Türkiye'ye yeniden değerlendirme şartı getirilmesi ihtimali bulunduğunu söylediği, ancak Hıristiyan Demokrat Başbakan'dan farklı olarak Sosyal Demokrat Bakan'ın Ankara'ya cezanın sertleştirilmesinin Almanya aracılığıyla olmasına karşı çıktığı kaydedildi.

'Avusturya da destekler'
Reuters'e konuşan AB'li diplomatlar, Portekiz'in Türkiye'nin durumunun yeniden değerlendirileceği bir mühlet konulmasından yana olduğunu, Fransa'nın Merkel'i destekleyebileceği sinyali verdiğini aktardı. Reuters şunları yazdı: "Türkiye'nin adaylığının yeniden değerlendirileceği bir tarih belirlenmesini talep eden bir Fransız-Alman ekseni, Türkiye'ye şüpheyle bakan Avusturya ve Hollanda'nın da katılımıyla siyasi ivme kazanabilir. Ancak diplomatlar, Alman büyük koalisyonunda Sosyal Demokratların Merkel'in konumunu desteklememesi ve Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'ın henüz elini göstermemesinden ötürü böyle bir koalisyona kesin gözüyle bakmıyor."
Fransa'nın AB Daimi Temsilcisi Pierre Sellal'in son toplantıda "Eylül 2005'te, 2006 sonunda yeniden değerlendirme yapacağımızı söylemiştik. Niye Komisyon yine böyle bir değerlendirme tavsiye etmiyor" çıkışını yaptığı aktarıldı. Buna Komisyon gibi karşı çıkan AB Dönem Başkanı Finlandiya, 11 Aralık'taki AB Dışişleri Bakanları toplantısında tavsiyenin değiştirilebileceğini itiraf etmişti. 11 Aralık'ta anlaşma çıkmazsa, karar 14-15 Aralık AB liderler zirvesine kalacak. Bir Komisyon yetkilisi, Rumların kararın zirveye kalmasını istediğini, çünkü pek çok AB liderinin Türkiye'ye bakanlardan daha şüpheyle yaklaştığını belirtti. Türkiye'yi Britanya, İspanya ve İsveç destekliyor.

'Varoluşsal patlama'
Britanya'nın Guardian gazetesinde Martin Kettle, "İki hafta sonra zirvede alınacak kararla AB'nin varoluşsal bir patlamaya sahne olabileceğini, bunun sonucunda Avrupa'nın Müslümanları istemeyen bir yere dönüşürken Türkiye'nin Batılılaşma yolundan dönebileceğini" yazdı. Makalede "Erdoğan hükümetini Kemalistlerin ya da İslamcıların iktidardan edebileceği, en iyi ihtimalle Türk reformcuların Orhan Pamuk'un romanlarındaki hüzne kurban gideceği, en kötü ihtimalle ülkenin yönetilemez hale gelip yüzünü İran ya da Rusya'ya çevireceği" uyarısı yapıldı. (Dış Haberler)

 

Kıbrıs için üzgünüm

HER İKİ TARAF DA SORUMLU... Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan, 15 Aralık'ta görev süresi dolacak Barış Gücü birliklerinin görev süresinin uzatılması için BM Güvenlik Konseyi'ne sunduğu raporunda, Kıbrıs sorununa da değindi. "Kıbrıs için üzgünüm" ifadesini kullanan Kofi Annan, Kıbrıs sorununa çözüm bulunamamasından her iki tarafın da sorumlu olduğunu belirtti. Annan, Türk ve Rum yetkililerden "birbirlerini suçlama" oyununa son vermelerini de istedi

TARAFLAR İYİ NİYET GÖSTERMELİ... BM'nin 10 yıl süren siyasi süreçte tüm çabalarına rağmen kapsamlı bir çözüm üzerinde uzlaşmaya varılamadığını kaydeden Annan, "siyasi süreçte devam eden tıkanıklık ve kaçırılan fırsatları düşününce kendimi üzülmekten alamıyorum" ifadesini kullandı. Annan, hem Rum, hem de Türk tarafının birbirlerine duydukları karşılıklı güvensizliği ve şüpheyi aşmak için irade ve iyi niyet göstermeleri gerektiğini vurguladı

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'ne Kıbrıs ile ilgili sunduğu son raporunda "Kıbrıs için üzgünüm" ifadesini kullandı.

Annan raporunda, görev süresi boyunca Kıbrıs sorunuyla ilgilendiğini belirterek, Birleşmiş Milletler'in 10 yıl süren çabalarına rağmen, kapsamlı bir çözüm üzerinde uzlaşmaya varılamadığını kaydetti.

"Siyasi süreçte devam eden tıkanıklık ve kaçırılan fırsatları düşününce üzülmekten kendimi alamıyorum" ifadesine yer veren Annan, hem Rum, hem de Türk tarafının, birbirlerine duydukları karşılıklı güvensizliği ve şüpheyi aşmak için irade ve iyi niyet göstermeleri gerektiğini vurguladı.

Kıbrıs sorununa çözüm bulunamamasından her iki tarafın da sorumlu olduğunu belirten Annan, Türk ve Rum yetkililerden 'birbirini suçlama' oyununa son vermelerini de istedi.

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri, görev süresi 15 Aralık'ta dolacak olan adadaki barış gücü birliklerinin görev süresinin uzatılmasını da tavsiye etti.

KIBRIS 03/12/06

 

Davayı kazanacağımıza inanıyorum

BAYRAĞI İLELEBET KULLANILSIN DİYE ÇİZDİM... Ben o bayrağı çizerken, ilelebet bu bayrağın kullanılmasını ve Türkler ile Rumlar arasında barışın devam etmesini istiyordum. Ama olmadı, maalesef. Aradan 46 sene geçti ve ben de dava açmaya karar verdim. Zaten dostlarımdan da "ne duruyorsun" diye de teşvik alıyordum...

AVUKATIM KIBRISLI BİR RUM ... Marios Giorgiu isminde bir Kıbrıslı Rum avukat, benim avukatım. 12 yıl boyunca, hakimlik yapmış, deneyimli bir kişi...

l BEYAZ ZEMİN ÜZERİNE TURUNCU KIBRIS VE ZEYTİN DALI... Kıbrıs Cumhuriyeti'nin bayrağını belirleyecek bir yarışma ilanı vardı gazetede. Ben de öyle iştirak etim bu yarışmaya. İki tarafı da rahatsız etmeyecek renkler belirledim. Yani, bayrakta ne kırmızı renk var, ne de mavi. Sırf beyaz zemin üzerine turuncu renkte bir Kıbrıs haritası düşündüm. Turuncu düşünmemin sebebi de Kıbrıs ismini bakırdan (copper) almasıydı. O zamanlar Kıbrıs'ta çalışan bakır madenleri vardı. O yüzden Kıbrıs'ın silüetini, beyaz zemin üzerine turuncu renkte oturttum. Altına da barış simgesi olan, iki tane zeytin dalı çizdim. Beyaz zemin de beyaz bir sayfaydı

l BOŞ TUVALE GÜL RESİMLERİ... 50 yıldır resim yapıyorum. Her gün de disiplinli bir şekilde atölyeye gelip, resim yapmaya devam ediyorum. Bakın mesela bir boş tuval hazırladım. Ona gül resimleri yapacağım

 

Aysu Basri AKTER

Kıbrıs Cumhuriyeti bayrağını çizen ressam İsmet Vehit Güney, önce bayrağı kendisinin çizdiğinin Güney Kıbrıs'ta da konuşulmaya başlanması ile gündeme düştü, şimdi de Rum Yönetimi'ne karşı açtığı dava ile gündemde.

Yaşadıkları ile ilgili KIBRIS'a önemli açıklamalarda bulunan İsmet Vehit Güney, DİSİ'li bir Kıbrıslı Rum olan avukatının davayı kazanacaklarına dair çok ümitli olduğunun altını çizerek, "ben o bayrağı iki cemaati temsil etsin diye çizdim. Şimdi o Cumhuriyet yok" dedi.

Güney, açtığı davada ya tazminat ödenmesini ya da bayrağın gönderden indirilmesini talep ediyor. Beyaz zemin üzerine turuncu Kıbrıs silüetini, barış simgesi zeytin dallarıyla süsleyen Güney, çizdiği bayrakla gurur duyduğunu vurguladı. Güney, bayrak yarışmasını kazandıktan sonra, Makarios'un isteği üzerine çizdiği devlet armalarının da şu anda polis armalarında, resmi evraklarda kullanıldığını ve davanın sadece bayrağı değil, aynı zamanda bu armaları da kapsadığını belirtti.

Güney'in davayı kazanması durumunda, Rum Yönetimi, ya yüklü bir tazminat ödeyecek, ya da Avrupa Birliği kurumları dahil olmak üzere, birçok yerde yıllardır dalgalanan bayrağını indirip, resmi devlet armalarından vazgeçecek.

KIBRIS: Şu anda Kıbrıs Rum Yönetimi'nin kullandığı Kıbrıs Cumhuriyeti bayrağını çizen kişi olarak, Rum Yönetimi'ne karşı bir dava açtınız. Tazminat ya da bayrağın kullanılmamasını istiyorsunuz. Davada son durum nedir şu anda?

İ.V.GÜNEY: Dava ertelendi. Üçüncü duruşma 14 Aralık'ta olacak ama ne olacağını bilmiyorum, tabii. Ancak, avukatım kazanacağımıza dair çok ümitli. Çünkü, Rumlar bayrağı benim çizmediğime dair bir emare bulamadılar.

KIBRIS: Bu dava kararını nasıl aldınız, özellikle bu kadar uzun yıllardan sonra?

İ.V.GÜNEY: Uzun zaman geçti. Ben emekli oldum. Ama Denktaş ile Klerides arasında görüşmeler de devam ediyordu. Belki her şey düzelir ve o bayrak da eskisi gibi, her iki cemaati bir cumhuriyette temsil eder, kullanılır diye düşünüyordum. Ama bir süre sonra, Rumların bizi istemediğini, cumhuriyeti yalnız idare etmek istediklerini fark ettim. O zaman da madem ki böyle bir niyetleri var, benden neden izin almadılar diye düşünmeye başladım. Çünkü, şimdi Kıbrıs Cumhuriyeti diye bir cumhuriyet yok. 1960'da kuruldu Cumhuriyet, ben de bayrağı 1960'da yaptım, ama, iki cemaat için yaptım. Dr Küçük ile Makarios arasında paylaşılan ve iki cemaati temsil eden o cumhuriyet için çizdim ben, o bayrağı. Şimdi konu artık bir ticarete giriyor. Benden izin alınmadan, ortada olmayan bir cumhuriyet, bu bayrağı kullanıyor, şu anda. Oysa, o cumhuriyet, 1963'de yıkıldı. Üstelik siz bizi istemiyorsunuz, o zaman benim bayrağımı neden kullanıyorsunuz? Ya kullanmayın, ya da tazminat ödeyin diye dava açtım. Avukatım da %100 kazanacağımızdan emin.

KIBRIS: Dava ne zaman başladı?

İ.V.GÜNEY: Geçen yıl başladı, işte bir yıldır da devam ediyor.

KIBRIS: Böyle bir dava açarken, Kıbrıs Türk tarafındaki yetkililerle görüş alışverişinde bulundunuz mu?

İ.V.GÜNEY: Hayır. Davayı ben açmaya karar verdim ve kimseye de danışmadım. Sadece gidip, kendi adıma davayı açtım.

KIBRIS: Resmi düzeyde herhangi bir eleştiri, ya da destek aldınız mı bu dava sürecinde?

İ.V.GÜNEY: Hayır. Kimse bir eleştiri ya da engellemede bulunmadı, ama destek de olmadı.

KIBRIS: Bu davada sizi avukat olarak kim temsil ediyor?

İ.V.GÜNEY: Marios Giorgiu isminde bir Kıbrıslı Rum avukat, benim avukatım. 12 yıl boyunca, hakimlik yapmış, deneyimli bir kişi.

KIBRIS: Siz nasıl buldunuz ve sizi temsil etmesini istediniz?

İ.V.GÜNEY: Beni aracılar vasıtası ile o buldu. Kendisi DİSİ'li. Kendisi aracılar vasıtası ile bana ulaştı, oldukça iddialıydı, bende kabul ettim.

KIBRIS: Kıbrıs Cumhuriyeti bayrağı için bir yarışma düzenlendiğini biliyoruz. Siz bu yarışmaya girmeye nasıl karar vermiştiniz?

İ.V.GÜNEY: Kıbrıs Cumhuriyeti'nin bayrağını belirleyecek bir yarışma ilanı vardı, gazetede. Ben de öyle iştirak etim, bu yarışmaya. İki tarafı da rahatsız etmeyecek renkler belirledim. Yani, bayrakta ne kırmızı renk var, ne de mavi. Sırf beyaz zemin üzerine, turuncu renkte bir Kıbrıs haritası düşündüm. Turuncu düşünmemin sebebi de Kıbrıs isminin bakırdan (copper) alınmış olmasıydı. O zamanlar Kıbrıs'ta çalışan bakır madenleri vardı. O yüzden Kıbrıs'ın silüetini, beyaz zemin üzerine turuncu renkte oturttum. Altına da barış simgesi olan, iki tane zeytin dalı çizdim. Beyaz zemin de beyaz bir sayfaydı. Bana bayrağın nasıl olacağı, ya da nasıl olması gerektiği ile ilgili hiçbir şey vermediler. Çizdiğim bayrağı Makarios'a kendi elimle teslim ettim. Makarios, bayrağı görür görmez, "benim beklediğim bayrak zaten böyleydi" dedi. "Senin bayrağını seçtim ben, zaten böyle olması gerekirdi bu bayrağın" dedi.

KIBRIS: Yani daha götürdüğünüz gün mü seçildi bayrak?

İ.V.GÜNEY: Evet. Götürdüğüm gün bunu bana söyledi. "Senin bayrağın bizim cumhuriyetimizin bayrağı olacak" dedi.

KIBRIS: Beklediğiniz bir netice miydi bu, ne hissettiniz?

İ.V.GÜNEY: Hayır. Aslında beklediğim bir şey yoktu, ama tabii ki, gurur duydum. Yani, Türkler ve Rumlar arasında, Kıbrıs Cumhuriyeti adı altında, yeni bir devlet kuruluyor ve benim çizdiğim bayrak da bu cumhuriyetin simgesi oluyordu. Çok gurur duymuştum.

KIBRIS: O cumhuriyetin yaşayacağına dair umutlu muydunuz?

İ.V.GÜNEY: Ben o bayrağı çizerken, ilelebet bu bayrağın kullanılmasını ve Türkler ile Rumlar arasında barışın devam etmesini istiyordum. Ama olmadı, maalesef. Aradan 46 sene geçti ve ben de dava açmaya karar verdim. Zaten dostlarımdan da "ne duruyorsun" diye de teşvik alıyordum. Birçok kişi, "daha ne duruyorsun" diyordu. Ben de dava açtım.

KIBRIS: Annan Planı döneminde bir bayrak yarışması daha yapılmıştı. O dönemde hiç bu yarışmaya da katılmayı düşündünüz mü?

İ.V.GÜNEY: Hayır. Hiç düşünmedim. Ben bir bayrak yaptım. Bu da 1960'daki cumhuriyetin bayrağı idi. Onun kullanılmasını bekliyordum. Sonra da başka bir bayrak çizebilir miyim diye, hiç düşünmedim.

KIBRIS: O zaman seçilen bayrağı beğenmiş miydiniz?

İ.V.GÜNEY: Hayır ben o bayrağı hiç beğenmedim. Zaten kimse de belli ki beğenmedi, o yüzden kullanılmadı. Beğenilseydi, kullanılacaktı.

KIBRIS: Şimdi bu bayrak Kıbrıs Cumhuriyeti'nin simgesi olarak yurt dışında, Avrupa Birliği kurumlarında dalgalanıyor. Bunu gördüğünüz zaman ne hissediyorsunuz?

İ.V.GÜNEY: Gurur duyuyorum. Bir taraftan da buruk bir gurur duyuyorum. Ben o bayrağın, Türklerin de bayrağı olmasını isterdim. Ama olmadı işte. O yüzden de dava açtım. Ya o bayrağı kullanın, tazminatımı ödeyin, ya da kullanmayın.

KIBRIS: Ne kadar tazminat talep ediyorsunuz?

İ.V.GÜNEY: O henüz belli değil. Bunu avukatım belirleyecek.

KIBRIS: O dönem siz bu bayrağı Makarios'a verirken, bir anlaşma yapmış mıydınız?

İ.V.GÜNEY: Hayır anlaşma yapmamıştık. Hiçbir şey de imzalamadım. Bayrağı götürdüm, alıp, kabul ettiler. Ayrıca, "bize üç de hatıra pulu yapacaksın ve kurulan cumhuriyetin armasını da yapmanı istiyoruz" dediler. Bu armalar da şu anda polislerin düğmelerinde, şapkalarında, resmi evrak ve mektuplarda kullanılıyor. Tabii açtığım dava sadece bayrağı değil, bu armaları da kapsıyor. Makarios da "ileride her zaman seni maddi yönden memnun edeceğiz" dedi. Aramızda geçen konuşma bundan ibaretti. Sonra Makarios öldü, görüşmeler sürdü ama, o bayrak da sözler de unutulup gitti.

KIBRIS: Makarios size aylık 10 KL aylık ücret olarak ödeme taahhüdünde de bulundu sanıyorum.

İ.V.GÜNEY: Evet. Ama o paraları da almadım. Ben tabii öğretmendim. Amacım para almak değildi. Bu işi para için yapmamıştım. O yüzden bir beklentim yoktu. Hala da aslında beklemiyorum, ama, en azından, hakkımın kabul edilmesini istiyorum. Mesela o zaman da cumhuriyet kurulup ilan edildi. Ama, bayrak göndere çekilirken düzenlenen törene, beni çağırmadılar bile. Ondan sonra zamanla da enformasyon dairesindeki bütün belgeleri yok ettiler. Yalnız, o zaman "Halkın Sesi" bu konuda bir haber yaptı ve orada benim bu bayrağı çizdiğim belirlendi. Mahkemede de bizden belge istediler. Buna rağmen elimizde belgeler de var. O zaman Makarios'un özel kalem müdürü vardı. O da şimdi öldü ama, ölmeden bir kitap yazıp, bayraktan bahsetmişti. "Kıbrıs Cumhuriyeti bayrağını çizen, bir Kıbrıslı Türk öğretmen, ressamdır" demişti. O kitabı, bulduk. Ayrıca başka yazılı kaynaklarımız da var. Mahkeme istediğinde avukatım, bu belgeleri de kanıt olarak sunacak.

KIBRIS: KKTC için hiç bayrak yapmayı düşünmediniz mi?

İ.V.GÜNEY: Hayır. KKTC'nin bayrağını, sanıyorum, Türkiye'de "Hürriyet" Gazetesi yaptırdı ve Denktaş'a hediye olarak gönderdi.

KIBRIS: Bu bayraklar sizin için ne ifade ediyor, peki. Bir tarafta kendi çizdiğiniz bayrak var, bir tarafta da içinde yaşadığınız cumhuriyetin bayrağı?

İ.V.GÜNEY: Ben kendi çizdiğim bayrakla gurur duyuyorum. Ama Rumlar kullandığı için değil, kendim ve bizim için gurur duyuyorum.

KIBRIS: İkisi arasında ayrım yapmak zorunda kalsanız hangisini seçersiniz, çizim olarak?

İ.V.GÜNEY: Tabii ki kendi çizdiğimi seçerim. Baksanıza hala da kullanılıyor. Zaten o yüzden, iş tazminata dayandı.

KIBRIS: Tazminatı kullanacak mısınız?

İ.V.GÜNEY: Tabii kullanacağım. Birkaç yıl önce, ben, avukatım ve Rum Meclis Başkanı Hirstofias, KIBRIS'ta, üçümüz birlikte, bir röportaj yaptık. Bu röportajda Hristofias, "eğer İsmet Güney bu bayrağı yapmış ve hakkını almamışsa, onu onore etmeye çalışacağız", açıklamasını yaptı. Ben, şimdi bu kayıtlara da ulaşmaya çalışıyorum.

KIBRIS: Güney Kıbrıs'ta da bayrağı sizin çizdiğiniz yeni öğrenilmeye başlandı. Basının ilgisi nasıl size karşı?

İ.V.GÜNEY: Basının ilgisi oldukça yoğun oldu. Güney Kıbrıs'tan hemen bütün gazeteler benden röportaj aldı. Türkiye ve Yunanistan'dan da gazetelere açıklamalarda bulundum, bayrak ile ilgili. Bunlar daha fazla da Annan Planı dönemine denk geliyor. Ama ondan da önce, 2000 yılının Eylül ayında, "Cyprus Review" adlı bir gazete gelip benimle röportaj yaptı. Tam sayfa yayımlanan ve Kıbrıs Cumhuriyeti bayrağını bir Kıbrıslı Türk'ün yaptığını açıklayan o haberden sona da kilise, bu gazeteye kapatma cezası verdi.

KIBRIS: Hala resim yapmaya da devam ediyorsunuz. Son bir sergi daha açtınız. Nasıl geçti?

İ.V.GÜNEY: Güzel bir sergiydi. 3 tablom satıldı, bu sergide.

KIBRIS: Resme ilgi var mı Kıbrıs'ta?

İ.V.GÜNEY: İlgi az tabii. Parası olan ilgileniyor. Tablolarımı da genellikle zenginler alıyor. Bazen de sipariş üzerine resim yapıyorum. Geçenlerde bir sipariş teslim ettim, mesela. Portre de yapıyorum. Örneğin Dr. Küçük'ü de çizdim. Şimdi müzede sergileniyor. Bunun dışında tanınmış işadamlarından Ramiz Manyera'nın resmini yaptım. Babası, Niyazi Manyera ile eşinin de resimlerini yaptım. Ramiz Manyera, sadık müşterilerimdendir.

KIBRIS: Resminizi hangi akımın etkisinde görüyorsunuz? Daha fazla espresyonist bir ressam olarak tanımlanıyorsunuz, siz de böyle mi tanımlıyorsunuz kendinizi?

İ.V.GÜNEY: Romantik. Yarı modern, yarı klasik bir ressam olarak tanımlıyorum, kendimi.

KIBRIS: Kaç yıldır resim yapıyorsunuz?

İ.V.GÜNEY: 50 yıldır resim yapıyorum. Her gün de disiplinli bir şekilde atölyeye gelip, resim yapmaya devam ediyorum. Bakın mesela bir boş tuval hazırladım. Ona gül resimleri yapacağım.

KIBRIS: Fotoğraf da çekiyorsunuz.

İ.V.GÜNEY: Evet. Fotoğraf çekmeyi seviyorum. Resimlerimin bazılarını da önceden fotoğraflarını çekerek yapıyorum. Makinem eski ama, dijital kullanmıyorum. Lisede fotoğrafçılık kulübünü ben kurmuştum. Orada fotoğrafçılığı öğrenenler, şimdi hayatını fotoğrafçılık üzerinden kazanıyor.

KIBRIS: Sabah atölyeye geldiğinizde, kendinize belli bir hedef çiziyor musunuz bir resim üzerine?

İ.V.GÜNEY: Hayır. Ama bazen aldığım siparişler için daha sıkı çalışıyorum. Örneğin birkaç gün önce birisinden at siparişi aldım. Biri beyaz, biri kahverengi ve biri de siyah üç at resmi yapacağım onun için.

KIBRIS: Siparişini beğenmeyen oldu mu peki. Siz o resme kendi duygularınızı yansıtıyorsunuz. Her zaman müşteriniz ile uyuşuyor mu bu duygular?

İ.V.GÜNEY: Siparişini beğenmeyen olmadı. Çünkü onların ne istediklerini anlayarak yapıyorum, ben bu resimleri.

KIBRIS: Genç sanatçıları nasıl buluyorsunuz?

İ.V.GÜNEY: Beğeniyorum, genç sanatçıları. Tabii onların tekniği ayrı. Benim kızım da biliyorsunuz, ressam. Ben açıkçası o resimlerden zevk almıyorum ama, modern çalışan bu ressamlarımız da çok başarılı hakikaten. Beğeniliyorlar ve sergilerde resimleri de satılıyor.

KIBRIS: Sizin özellikle sanatından etkilendiğiniz Türk ya da yabancı ressamlar hangileri?

İ.V.GÜNEY: İbrahim Çallı'dan etkilendim ben daha fazla. Biliyorsunuz, onunla uzun yıllar da birlikte çalıştık. Bunun dışında tanıştığım ve etkilendiğim Türk ressamlar da var. Bedri Rahmi Eyyüboğlu vardı örneğin. Sami Etik var. Bu kişilerle hep atölyelerini de dolaştım. Resim yaparken beni davet ettiler, hatta resimler üzerinde tartışma bile yapıyorduk. Ben bir şey yapmam gerektiği hissine kapılırsam üretiyorum daha fazla. Daha fazla da Kanlıdere içinde çektiğim fotoğraflar vardır. Çektiğim resimler üzerinde de çeşitli eklemeler ya da çıkarmalar yapıyorum, çizerken.

KIBRIS: Resim çalışmalarınız nasıl bir ortamda devam etti?

İ.V.GÜNEY: Ben okuldan mezun olduktan sonra da resim yapmaya devam ettim. Hatta 1948'de mezun olduğum okula sanat tarihi hocası olarak girmem için teklif aldım. 1949'da da başladım. 1946'da da Limasol'da ilk kişisel sergimi açmıştım. Kişisel sergisini açan ilk Kıbrıslı Türk ressamım. İlgi de olmuştu o dönem. Lisede de bir resim atölyesi açtım. Meraklı öğrenciler vardı. Mesela Fen bölümünden resim dersi almayanlar da bu çalışmalara ilgi gösteriyordu. Ben onların hatalarını düzeltip, onlara yardımcı olmaya çalışıyordum.

KIBRIS: O zamandan bugüne ressam olmuş öğrencileriniz var mı?

İ.V.GÜNEY: Salih Bayraktar benim öğrencimdi örneğin. Şimdi yaşlanınca yavaş yavaş isimleri de unutuyorum, ama çok öğrencim var. Bazıları ile de görüşüyorum. Emin Çizenel var örneğin. Beğeniyorum, onun da çalışmalarını ama onun kategorisi farklı, aynı çizgide resim yapmıyoruz. Aylin Örek, mesela öğretmen oldu. Şimdi Fransa'da.

KIBRIS: Yeni bir sergi daha açmayı düşünüyor musunuz?

İ.V.GÜNEY: Hayır. Sergi açmayı düşünmüyorum, artık. Yaşlandım. Birçok evde de tablom var, gördüğünüz gibi. Ama bazen aralarında keşke satmasaydım dediğim de çok tablolar var.

KIBRIS: Sizin adınıza açılan bir sergi salonu var. Nasıl buldunuz salonu?

İ.V.GÜNEY: Fena değil. Işıklandırma yapıldığında çok güzel bir sergi salonu oluyor. Her tablonun üzerine bir spot gerekiyor. Sergi olduğunda da bu ışıklandırmayı yapıyorlar. Sadece yeri berbat. Rumlardan kalma ambarları tamir edip, bir atölye yaptılar. Ama Milli Eğitim ve Kültür Bakanı, bu inşaat çalışmalarının devam edeceğini, diğer ambarların da tamir edileceğini söyledi. Tabii kaynak bulurlarsa, yapacaklar herhalde, bulamazlarsa yapamayacaklar.

KIBRIS: Devletten beklediğiniz ilgiyi görebiliyor musunuz bir sanatçı olarak?

İ.V.GÜNEY: Devletin hiçbir dönemde, özel bir teşviği olmadı. Ama, bütün sergilerime devlet ve hükümet yetkilileri her zaman katılıp, resimlerimi satın almışlardır. Ben bununla tatmin de oluyorum. 1960'da Rum tarafında açtığım bir sergiye de yine Rum tarafından çeşitli yetkililer katılmıştı. Mesela, Makarios da bu sergi açılışına gelmişti ve onun mahiyetinde, bazı Rum ressamlar da gelmiş ve eserlerimi satın almıştı. Eski Başbakanlardan, Kiprianu da vardı gelenler arasında. Onda da resimlerim var. Bizdeki devlet dairelerinden birçoğunda tablolarım vardır. Eğitim Bakanlığı, hemen her yıl tablolarımdan almıştır. Bazı ayrıntıları, eski olayları özellikle isimleri hatırlamakta zorlanıyorum. Uzun yıllar geçti aradan. Yaşlandım artık 83 yaşındayım.

KIBRIS: Yaşınızı göstermiyorsunuz ama.

İ.V.GÜNEY: Herkes öyle diyor. İçki sigara içmem. Yağlı yemeklerden uzak duruyorum. Bol bol meyve yiyorum, meyve, salata seviyorum. O yüzden de sağlıklı hissediyorum kendimi.

KIBRIS: Hocam, bu sohbet için çok teşekkürler.

İ.V.GÜNEY: Ben bana zaman ayırdığınız için teşekkür ederim.

 

KIBRIS 03/12/06

 

Edition 2WCTHU 30 NOV 2006, Page 40
Blame game is a dangerous one to play;World Briefing
BRONWEN MADDOX
OVERSEAS NEWS

Who is most to blame for the sudden deadlock between Turkey and the
European Union?
Turkey, by a small margin, if you have to make that call, in that it
has not complied with its promise to the EU to open its ports. It
knew it had a year or so to do it, and it did nothing. That was
reflected in the severity of the European Commission's verdict
yesterday.
But the stalemate would not have arisen without egregious
stubbornness of Greece and
Cyprus, urged on by France and Germany,
who have made no bones about their coolness towards the entire notion
of Turkish membership.
At this point, the European Commission has to decide whether it
wants to encourage Turkey, never mind who is most in the wrong.
The message yesterday was that it doesn't -and that it doesn't want
the talks to stall. It can't have it both ways; that dangerous game
will end in Turkey's angry exit.
Yesterday's report by the Commission dealt a harsher blow than
expected to Turkish hopes: suspension of eight "chapters" for
discussion in accession talks. They are not the three that Britain
had lobbied for, nor the six for which Turkey had been braced. More
damaging, perhaps, was the recommendation that no chapter of talks be
closed until the question of
Cyprus and access to Turkish ports is
settled. So far, Turkey and the Commission have agreed only one of
the 35 -on science.
Some reprimand was in order. Turkey had promised the EU under the
"Ankara protocol" that it would open its sea and air ports to vessels
from
Cyprus, which it does not recognise. In the end, Turkey refused.
Brussels' reaction could have been worse. Recep Tayyip Erdogan, the
Prime Minister, called the recommendation unacceptable, but Turkey is
well aware that the Commission could have frozen talks, or set a new
deadline for opening the ports. On the other hand, Turkey has a
point, too. The EU promised to ease the economic isolation of
northern
Cyprus (recognised by Turkey) when it, but not the south,
voted for reunification in 2004.
The Cypriot Government in Nicosia, which joined the EU in 2004 and
is recognised internationally, has blocked these.
Yesterday Egeman Bagis, a foreign policy adviser to Erdogan, said
that the EU should continue the talks to promote reform in Turkey,
and not link them to solving the
Cyprus problem, which it did not
apply to
Cyprus's accession.
He is right
. To drive head-on for the most difficult issue, without
more common ground established, is to end the talks under the guise
of diplomacy.
The Pope's support for Turkey was helpful to its cause, despite the
uncertainty about whether he really gave the wholehearted endorsement
of Turkish membership that Ankara claimed.
A spokesman clarified the Pope's remarks, saying that he had told
Erdogan that although the Vatican did not have the power or
competence to intervene, it "viewed positively and encouraged" the
process of entry "on the basis of common values and principles".
This is nuanced, but it is still a shift towards the principle of
Turkish membership. It is not one that members of the EU have made
together. If they want to keep the option of Turkish membership open,
at this fragile point in relations, they need to be prepared to
overlook some provocation to keep the talks on the rails.

 

Turkey and EU held hostage by Cyprus

FT: December 1 2006 02:00

Some 43 years after beginning its long courtship of Europe and barely a year after opening entry talks with Brussels, Turkey's bid for European Union membership may have just hit a wall.

Olli Rehn, the EU enlargement commissioner who earlier this year warned the talks could end in a "train crash", said this week his measured response to the impasse in the negotiations meant "there will be no train crash". Rather, "there will be a slowing down because of works further down the line; the train will continue to move". Really? Let us hope he is driving.

Mr Rehn's proposal is to suspend negotiations on eight of the 35 chapters of EU law Turkey needs to adopt before it enters the Union. This is, put overly simply, in response to Ankara's refusal to open up its ports to Cyprus, an EU member. It is harsher than Turkey's EU allies - the UK, Spain, Sweden and Italy - wanted, but has delighted politicians in Germany, Austria, Holland and France who think a poor, Muslim country like Turkey has no business inside the EU in the first place.

In either case, there is a distinct possibility that the Turkish government of Recep Tayyip Erdogan, pressed from all sides but up for re-election next year, will simply walk away.

Irrespective of whether it is any longer realistic to believe Turkey will one day join the EU, that would be a geopolitically catastrophic train wreck.

Europe is the ambition that has held together Turkey's otherwise antagonistic and fiercely secular army with Mr Erdogan's neo-Islamist government, with full but now fast-dwindling popular support. It is also the engine of sweeping reform, especially to en-trench democratic and minority rights. It is, above all, proof that the EU can sponsor a marriage between Islam and democracy, a sort of Euro-Islamism analogous to Christian Democracy that can steer a path to modernity and survive the violent dislocations on the way. Mr Erdogan is leading democratic change in a region where Islamists have at best provided alibis to despots determined to prevent democracy.

The EU put all this at risk by its irresponsible attitude to Cyprus. In advance of a 2004 United Nations plan for a confederal system to reunite the island, the EU gave the internationally recognised Greek Cypriot government a guarantee of entry. While Ankara cajoled Turkish Cypriots to vote for the peace deal, the Greek Cypriots self-indulgently voted against - and now obstruct Turkey from within the EU.

While demanding Ankara admit Cyprus ships and goods, Brussels has not delivered on its pledge to end the isolation of Turkish Cyprus. The Cyprus issue can be resolved if member states are prepared to put the strategic interests of the Union above the narrow interests of the Nicosia government. On present form, however, the EU is now widely seen to have retreated behind a wall of dissembling waffle and to be acting in bad faith.

 

Chirac and Merkel unite over Turkey

By Hugh Williamson in Berlin, Peggy Hollinger in Paris and Wolfgang Proissl in Brussels

FT: December 3 2006 19:56

Germany and France will on Tuesday demand tougher conditions for Turkey’s troubled European Union membership bid, in a move likely to cause new divisions over Ankara at next week’s EU summit.

Jacques Chirac, French president, will use a meeting with Angela Merkel, German chancellor, to back her proposal that would effectively set Turkey a new 18-month deadline to open its ports to Cyprus, an EU member, the Financial Times has learned.

Such a deadline was not included in the European Commission’s proposal last week on the partial freezing of the EU’s membership talks with Ankara. But both Berlin and Paris believe such a deadline is necessary to maintain pressure on Turkey, officials said.

Ms Merkel said at last week’s Nato summit in Riga that the Commission position needed to be “strengthened”. A “review clause” on whether Ankara had opened its ports “would be desirable so that the council [EU summit] can review Turkey’s progress, perhaps in 18 months’ time”, she said.

An official in Mr Chirac’s office told the FT on Sunday: “France and Germany are on the same page with regard to Turkey.”

Officials close to the French government said Mr Chirac would endorse Ms Merkel’s stance at the bilateral summit on Monday near Saarbrücken, in Germany.

A Franco-German axis could unify EU countries, including Portugal, Greece and Cyprus, that are sceptical of Turkey’s bid, but is also likely to alienate the Turkish government further.

Britain and some Scandinavian countries oppose setting Ankara new deadlines.

Finland, which holds the EU presidency, hopes an agreement on partial freezing of talks can be reached at an EU foreign ministers’ meeting on December 11. But a spokeswoman for Ms Merkel’s office said last night that the chancellor “expects the review clause to be discussed” at the EU summit on December 14-15.

Officials in Brussels criticised the Franco-German move. A Finnish senior diplomat said: “We don’t think there should be an additional clause. The Turks already feel strongly punished by the Commission proposal as it is.”

The Commission is proposing that the bloc agree on the freezing of eight of the 35 separate policy areas under the membership talks. Ankara has refused to open its ports – a condition of EU membership – because of its long-running political dispute with Cyprus, but would have unlimited time to do so under the Commission draft.

 

Ankara’ya karşı Paris-Berlin ittifakı

Financial Times gazetesi, Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerinde yine güç bir döneme girildiğini, gelecek ay birliğin dönem başkanlığını devralacak Almanya ve Fransa’nın bu konuda ortak bir tutum açıklayacaklarını yazdı.

NTV-MSNBC VE AJANSLAR

Güncelleme: 15:42 TSİ 04 Aralık 2006 Pazartesi

LONDRA - ‘Chirac ve Merkel’in Türkiye ittifakı’ başlıklı yazısında Financial Times, yarın bir araya gelecek olan Fransa ve Almanya liderlerinin, Türkiye’ye baskı uygulanması konusundaki çağrılara destek vermelerinin beklendiğini kaydetti.

Gazetenin iddiasına göre Chirac, Türkiye’ye limanlarını Kıbrıs uçak ve gemilerine açması için 18 aylık yeni bir süre verilmesi yönünde Merkel’in getirdiği öneriye desteğini açıklayacak


Yazıda, AB Komisyonu’nun geçen hafta yayınladığı tavsiye raporunda böyle bir sürenin bulunmamasına karşın, hem Paris hem Berlin’in, Türkiye üzerindeki baskıyı sürdürmek amacıyla bu yönde bir takvim belirlenmesi gerektiğine inandığı kaydediliyor.

Bu açıklamanın, gelecek hafta Brüksel’de yapılacak AB zirvesinde tartışmaları alevlendireceğini belirten Financial Times, Paris-Berlin ittifakının, Portekiz, Yunanistan ve Kıbrıs’tan destek bulsa da İngiltere ve İskandinav ülkelerinin Kıbrıs konusunda bir tarih konulmasına sıcak bakmadıklarına dikkat çekiyor.

 

Newsweek: Tren kazası felaket olur

Avrupa baskısının kapağında “Türkiye’yi kim kaybetti” başlığını kullanan dergi, Türkiye’nin üyelik sürecindeki tren kazasının, herkes için felaket olacağını yazdı.

 

NTV

Güncelleme: 10:12 TSİ 04 Aralık 2006 Pazartesi

NEW YORK - Amerikan Newsweek dergisi, AB Komisyonu’nun müzakerelerin kısmen askıya alınmasını önerdiği tavsiye kararının ardından Türkiye’nin üyelik sürecini kapağına taşıdı.

Owen Matthews’in kaleme aldığı makalede, Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne katılım sürecinde ağır çekim bir tren kazası meydana geldiği belirtildi.

Kısa süre önce Avrupa Birliği’nin önyargılarını aşacağı ve kendini coğrafya ile sınırlandırmayacağının düşünüldüğünü anlatan yazar, artık bu şansın kaybolduğu görüşünü savundu.
“Bu, çok büyük bir trajedi, bir potansiyel felakettir” ifadesinin kullanıldığı makalede, Türkiye’nin Müslüman dünyası için model olması fırsatının kaçırldığı kaydedildi.

“Türkiye’nin artık tamamen farklı bir jeopolitik yola girme riski var “denilirken, AKP hükümetinin laikler için oluşturduğu kaygı üzerinde de duran dergi, Türkiye’de AB’ye destek azalırken Türk aşırı milliyetçiliğinin yükseldiğini yazdı.

Newsweek’teki makale, “Zamanımızın en büyük uygarlık projelerinden birini batıran vizyonsuzluktan dolay herkes daha zayıftır” ifadesiyle noktalandı.

 

"AB'den adil olmasını bekliyoruz"


4 Aralık, 2006 18:36:00 (TSİ) CNN TURK

Bakanlar Kurulu toplantısının ardından basına açıklamalarda bulunan Hükümet Sözcüsü Cemil Çiçek, AB Komisyonu’nun Türkiye ilgili aldığı tavsiye kararına ilişkin olarak ''AB'den hakkaniyetli ve adil tavır bekliyoruz'' dedi.

Başmüzakereci Ali Babacan ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’ün AB ile müzakere süreci konusunda kurula bilgi verdiğini belirten Çiçek, 14-15 Aralık’ta Brüksel'de yapılacak AB Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi'nde kesin karar çıkıncaya dek Türkiye’nin AB nezdindeki çalışmalarının yoğun şekilde süreceğini belirtti.
 
Bakan Çiçek, Başmüzakereci Ali Babacan'ın bu çerçevede bazı AB üyesi ülkelere ziyaretler gerçekleştireceğini bildirdi.
 
“Üye ülkeler arasında bize yakın olanlar olduğu gibi uzak olanlar da vardır” diyen Çiçek bazı ülkelerin Türkiye’nin AB üyeliğini hazmetmekte zorlandığını dile getirdi.
 
Esas sorunun Güney Kıbrıs gibi sorunlu bir ülkenin AB tarafından üye yapılması olduğunu belirten Hükümet Sözcüsü Çiçek “AB’den beklentimiz Türkiye’ye adil ve hakkaniyetli davranmasıdır. Üye olan ülkelere nasıl davranıldıysa öyle davranılmasıdır. Bizim itirazımız budur” şeklinde konuştu.
 
“Ümit ediyoruz ki aralık ayına geldiğimizde AB hakkaniyetli bir karar ortaya koyabilir” diyen Bakan Çiçek, “Türkiye AB konusunda kararlıdır, samimi çabalarını sürdürecektir” mesajı verdi.
 
Bir yıllık tarama süreci sonunda, Türkiye’nin kurumlar olarak AB’ye ne kadar uyumlu olduğunu ortaya koyduğunun altını çizen Çiçek, “Türkiye bazı konularda bugün AB’ye üye olmuş pek çok ülkeden daha ileri noktadadır” dedi.
 
Çiçek, AB sürecinde Türkiye için hedeflenen noktanın, temel insan hak ve özgürlüklerinin güçlendirilmesi ve teminat altına alınması, hukuk devletinin tesis edilmesi ve demokratik gelişim olduğunu vurguladı. Çiçek “Türkiye AB’ye yük olacak bir ülke değildir” dedi.
 
Çiçek, 14-15 Aralık'taki AB Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi'nde Türkiye'nin istemediği bir karar çıkması halinde bir eylem planının olup olmadığı sorusu üzerine, ''Biz kendi yönümüzden üzerimize düşeni yapalım, bu konuda vicdani bir rahatlık içinde olmamız lazım'' dedi.
 
Türkiye'ye Kıbrıs baskısı
 
AB Komisyonu, 29 Kasım'da, Kıbrıslı Rumlara limanlarını açmayan Türkiye ile müzakerelerin sekiz başlıkta askıya alınmasını tavsiye etmişti.

AB Komisyonu'nun önerisine göre, kalan fasıllarda müzakereler başlatılabilecek, ancak başlıkların geçici olarak kapatılması için yine limanların ve havaalanlarının Kıbrıs Rum kesimine açılması beklenecek.
 
Komisyon, Kıbrıs'ta BM öncülüğünde kapsamlı çözüm müzakerelerinin 2007 yılında yeniden başlatılması çağrısında da bulunmuştu.
 
AB Komisyonu toplantısından çıkan bu karar, 11 Aralık'ta bir araya gelecek AB dışişleri bakanlarına 'Komisyon tavsiyesi' olarak sunulacak. Dışişleri bakanlarının Türkiye ile ilgili nihai kararı bu tarihte alması bekleniyor.
 
Avrupa Birliği, Türkiye'nin Ankara Protokolü'nü uygulamasını, yani Güney Kıbrıs'a havaalanlarını ve limanlarını açmasını istiyor.
 
İlerleme Raporu'nda yer alan bu istek için AB Dönem Başkanı Finlandiya'nın Başbakanı Matti Vanhanen süre vermiş ve Türkiye'den 6 Aralık'a kadar adım atmasını istemişti. Ancak Türkiye, Kıbrıs konusunda daha fazla adım atılmayacağını yineliyor.

Kararın ardından açıklama yapan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, “Bu bir tavsiye, kesin karar değildir” diyerek diğer fasıllarda müzakere sürecinin devam edeceğini söylemişti.

 

KKTC'de muhalefetten mecliste 'şok' eylem

LEFKOŞA (A.A)

 

KKTC'de Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) ile Özgürlük ve Reform Partisi (ÖRP) koalisyon hükümetinin oluşumunu protesto eden, Eylül ayından bu yana Cumhuriyet Meclisi Genel Kurul çalışmalarına katılmayan ana muhalefetteki Ulusal Birlik Partisi (UBP) ile Demokrat Parti (DP), bugün Meclis Genel Kurulunda eylem yaptı.

Bir süredir "şok" eylem yapacağını açıklayan, ancak yer ve zaman belirtmeyen iki partinin milletvekilleri, UBP Genel Başkanı Hüseyin Özgürgün ve DP Genel Başkanı Serdar Denktaş ile birlikte, meclis toplantı halindeyken, Meclis Genel Kurul salonundaki konuk locasında toplandı.

UBP ve DP milletvekilleri, Genel Kurulu alkışlar ve düdüklerle protesto etti. Bu sırada, UBP ve DP milletvekilleri ile CTP ve ÖRP milletvekilleri arasında tartışma çıktı.

Cumhuriyet Meclisi Genel Kurulu, UBP ve DP milletvekillerinin protestoları arasında iki yasayı onaylayarak çalışmalarını tamamladı.

BAŞBAKAN SOYER'İN KONUŞMASI

Muhalefet milletvekillerinin salonu terk etmelerinin ardından söz alan KKTC Başbakanı Ferdi Sabit Soyer, genel kurulun bugün iki önemli yasa geçirdiğini belirterek, hiçbir "provokasyon" girişiminin meclis çalışmalarını aksatamayacağını söyledi.

UBP ve DP milletvekillerinin protestolarının hükümeti çözüm, demokrasi ve halka hizmet için yürüdüğü yoldan döndüremeyeceğini kaydeden Soyer, muhalefetin alkışlarını, "hükümetin icraatlarına onay alkışı" olarak değerlendirdiğini söyledi. Soyer, "hükümetin asıl alkışı 2010 seçimlerinde halktan alacağını" da kaydetti.

"Kimsenin kaprislerine ve ideolojik saplantılarına boyun eğilmeyeceğini" ifade eden Soyer, genel kuruldaki milletvekillerine eylem karşısında soğukkanlılıklarını korudukları için teşekkür etti. "Hükümeti tanımıyoruz diyorlar. Anayasa Mahkemesine başvurdular. Mahkeme kararını verdi" diyen Soyer, UBP ve DP'nin bugün de yasama organını hiçe sayan davranış sergilediğini söyledi.

Soyer, "Devleti kendilerinin kurduğunu ve sonsuza kadar yaşatacaklarını söyleyenlerin, hükümette olmayınca yasama, yürütme ve yargıyı tanımamaları kendilerinin ayıbıdır" dedi.

En yüce mahkemenin halk olduğunu ve siyasi partilerin seçim dönemlerinde halkın önüne çıkacağını kaydeden Soyer, 2010'da bu mahkemenin huzuruna çıkılacağını ve o zamana kadar hükümetin halka hizmet etmeyi sürdüreceğini belirtti.

 

HURRIYET 04/12/06

 

AB müzakerelerinde Hollanda'dan sert çıkış

AMSTERDAM (A.A)

 

Hollanda Hükümeti, AB Komisyonunun Türkiye ile müzakere sürecinin bazı konularda askıya alınması önerisinin sertleştirilmesini istedi.

Dışişleri Bakanı Bernard Bot, parlamentoya gönderdiği yazıda, Türkiye'nin limanlarını ve havaalanlarını, Kıbrıslı Rumlara açmaması halinde, 8 başlıkta müzakerelerin askıya alınmasının yeterli olmadığını, bu ülkeye karşı daha sert mesaj verilebilmesi için bunun ağırlaştırılması gerektiğini bildirdi.

Yazıda, Türkiye'nin 29 Temmuz 2005 tarihinde Ankara Protokolünü imzaladığı, bu protokola bağlı olarak AB'nin de 21 Eylül 2005'de müzakere sürecinin açılmasını benimsediği anımsatılarak, Türkiye'nin protokolü imzalamış olmasına rağmen, hala yürürlüğe koymamasının kabul edilemeyeceği belirtildi.

Yazıda, sertleştirilmesi istenen önerilerin ne olduğu belirtilmedi, ancak Dışişleri Bakanı Bernard Bot'un, gelecek hafta pazartesi günü Brüksel'de yapılacak AB Dışişleri Bakanları toplantısında, bu önlemleri diğer ülkelerle değerlendireceği kaydedildi.

Avrupa Komisyonu'nun 8 ayrı başlıkta müzakerelerin askıya alınması yönündeki tavsiye kararının ardından görüş bildiren siyasi partiler de, Türkiye'ye karşı müzakere süreciyle ilgili daha sert önlemler alınmasından yana olduklarını açıklamışlardı.

HURRIYET 04/12/06

 

Papa: Türkiye unutulmaz bir deneyimdi

Dünya Katoliklerinin ruhani lideri Papa 16. Benedictus, 'Unutulmaz bir deneyimdi' dediği Türkiye ziyaretinin "Müslümanlarla Hıristiyanlar arasında daha verimli bir diyaloğa vesile olmasını umduğunu" söyledi

Her pazar düzenlenen Angelus duası nedeniyle dün Vatikan'ın Aziz Petrus Meydanı'na kendisini dinlemeye gelen Katoliklere hitap eden Papa 16. Benedictus, Türkiye seyahatine de değindi. Çarşamba günü Vatikan'da yapılacak olan genel kabul merasiminde de Türkiye seyahatine değineceğini kaydeden Papa, şöyle konuştu:
"Geçen günlerde Türkiye'ye yaptığım dinsel ziyaretle ilgili olarak, bir kez daha sizlerle birlikte Rabbimize şükretmek istiyorum: O seyahatte, tüm Hıristiyanların dualarının bana yoldaş ve refakatçi olduğunu duyumsadım. Hepinize nazik teşekkürlerimi sunuyorum. Önümüzdeki çarşamba, genel kabul merasiminde o unutulmaz ruhani ve irşat deneyiminden daha ayrıntılı biçimde konuşma olanağım olacaktır."

Teşekkür etti
Seyahatinin düzenlenmesine katkıda bulunanlara ve Türk makamlarına da teşekkür eden Papa 16. Benedictus, bu konudaki duygularını ise şu sözlerle dile getirdi:
"Bu vesileyle seyahatimi organize etmiş olanların tümüne ve de bunun barışçıl ve semereli geçmesine muhtelif biçimlerde katkıda bulunmuş herkese yeniden şükranlarımı sunuyorum. Beni geleneksel konukseverlik ruhuna yaraşır biçimde karşılamış olan Türk yetkililere ve dost Türk halkını da bu çerçevede anmak istiyorum."
Papa, İzmir ve İstanbul'da bir araya gelme olanağı bulduğu Katolikler hakkında da şöyle konuştu:
"Özellikle de Türkiye topraklarında yaşamakta olan Katolik cemaatini sevgiyle anmak istiyorum. Bu pazarla birlikte Adventus Yortusu'na girerken, orada hiç de kolay olmayan koşullarda yaşayan kardeşlerimizle seyahat vesilesiyle buluşma ve ayin yapma olanağı bulmuş olduğumu da belirtmek isterim. Onlar, muhtelif uyruklardan oluşan, heyecanları ve imanlarıysa güçlü olan küçük bir sürü konumundalar."
MILLIYET 04/12/06

 

'Kıbrıs mektubu' iddiası yalanlandı

ANKARA Milliyet


Genelkurmay Başkanlığı'nın Dışişleri Bakanlığı'na Kıbrıs konusunda mektup gönderdiği iddiası, Genelkurmay ve Dışişleri yetkililerince yalanlandı. Dün bir gazetede yer alan haberde, Genelkurmay 2. Başkanı Org. Ergin Saygun imzasıyla Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'e geçen ay bir mektup gönderildiği iddia edildi. MGK'da Kıbrıs konusunda alınan "tavsiye kararları"nın hatırlatıldığı mektupta, AB'den Ankara'ya iletilen beklentilerin, MGK'da uzlaşılan politikalara "aykırı unsurlar içerdiğinin" belirtildiği öne sürüldü.
Ancak Dışişleri yetkilileri, Genelkurmay'dan "özel bir mektup" almadıklarını kaydetti. Genelkurmay Başkanlığı da dün bir açıklama yaparak iddiaların hayal mahsulü olduğunu belirtti. Açıklamada şöyle denildi: "Haberde yer alan, Saygun'un Gül'e mektup gönderdiği iddiaları tamamen hayal mahsulü olup gerçek dışıdır. Genelkurmay Başkanlığı'nın diğer kurum ve kuruluşlarla ilişkileri ve devlet meselelerinin müzakere ve koordinesi, yerleşik kural ve usuller çerçevesinde sürdürülmektedir."

MILLIYET 04/12/06

 

 

Fransız basınından Türkiye-AB yorumu: Yanardağ üzerinde dans


      Türkiye ile AB arasındaki ilişkilerin girdiği kritik dönemeç, AB basınında artan bir ilgi uyandırıyor. Fransız ekonomi gazetesi Les Echos, Kıbrıs dosyasının Türkler ile Avrupalılar arasındaki artan sevgisizliği ortaya koyduğunu öne sürerek “Yanardağ üzerindeki dansö yorumunu da yaptı.
      Les Echos gazetesi, dış haberler yazı işleri müdürü Françoise Crouigneau imzası ile “Avrupa Birliği-Türkiye: yanardağ üzerindeki dansö başlıklı bir yorum yayınladı. Kıbrıs dosyasının Türkler ile Avrupalılar arasında artan sevgisizliği ortaya koyduğunu öne süren gazete, Avrupa Komisyonu’nun 8 başlığı dondurma önerisinin etkilerinin olacağını belirtti.
      AB üyesi 25 ülkenin Türkiye’nin AB geleceği konusunda bölündüğünü kaydeden gazete, Fransa ve Almanya gibi üyelerin daha katı bir yaklaşım isterken aralarında İngilizlerin başı çektiği, Türkiye’ye en çok destekleyen ülkelerin ise, daha da yumuşak bir tutum talep ettiğini kaydetti.
      Fransız gazetesi, Türklerin halen AB maratonunun değer olup olmadığını açık bir biçimde sormaya başladıklarını belirtti.
     MILLIYET 04/12/06

 

'Türkiye'nin hızı AB'yi korkuttu mu?'

04/12/2006 RADIKAL

ANKARA - Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Ali Babacan, Türkiye'nin AB'ye girdiğinde birliğin altıncı büyük ekonomisi olacağını söylerken, "AB'ye hızlı uyumumuz AB'yi endişeye mi soktu diye düşünüyoruz" dedi. Babacan, atv'de katıldığı bir programda, "Kıbrıs artık çözülmesli" derken, şu mesajları verdi:
Reformlara devam: Müzakerelerin askıya alınması durumunda bile reformlar devam edecek.
Bu bir savaş: Dinimiz hiçbir zaman demokrasiyle, insan haklarıyla çelişen bir din değil. Fakat bu süreci biraz da AB'nin ileriki yapısında kim ne kadar söz sahibi olacak savaşı olarak görmemiz gerekiyor.
Üç-dört yıl: Taramalar bitince gördük ki aradaki farklar pek büyük değil. Bu işi üç-dört yılda yaparız.
Hızımız AB'yi korkuttu mu?: Şunu da sezmeye başladık; bu süreçte ne kadar ilerlediğimizi görünce bu hız, ilerleme acaba biraz korkuttu mu? 'Türkiye çok hızlı geliyor, çok hızlı yaklaşıyor. Biraz biz AB olarak kendi içimize bakalım, toparlanalım mı endişesi başladı' diye aklımıza gelmiyor değil yani.
Karar AB'de bile şaşkınlık yarattı: Komisyon'un kararı pek çok lideri şaşırttı. Pek çok üye ülke bu kararın yanlışlığını savunacak. Bazıları da çıkacak bu yetmez daha kötüsünü istiyoruz diyecek. Bazı eski üyeler Kıbrıs'ı kullanarak, iç siyasete mesaj veriyorlar.
Kıbrıs bahane: Kıbrıs konusu sanki bir bahane olarak ileri sürülüyor. Kıbrıs konusunun, Türkiye'nin AB sürecini etkilememesi gerekiyor, Kıbrıs konusunun mutlaka çözülmesi gerekiyor. Mutlaka BM aracılığında kapsamlı bir çözüm lazım.
AB özgüvenini yitiriyor: AB de zor dönemden geçiyor. Özgüvenini yitirmeye başladı. Türkiye'ye ihtiyaçları var. Türkiye'nin süreçten kopmasını kimse istemiyor, sadece yavaşlatmak istemiş olabilirler.
AB'deki mücadele: Türkiye, AB'ye üye olduğunda, nüfus ve coğrafya olarak bir numaralı ülke, altıncı büyük ekonomi olur. AB'deki şu an mücadele, gelecekte daha güçlü olma mücadelesi. (Radikal, aa)

AB: Kapıyı vurup çıkmak

İsmet Berkan

04/12/2006 RADIKAL

Bekâra karı boşamak kolaydır, derler. Şimdiler-de Türkiye-Avrupa Birliği
ilişkisinin bir darboğazdan geçtiğini düşünenler, 'Bıktık bu AB'den ve onun isteklerinden, kapıyı vurup çıkıp gidelim' diyorlar.
Türkiye geçmişte birkaç kez kapıyı vurup gitti. Bunlardan birincisinde, 70'lerin sonlarında Bülent Ecevit başkanlığındaki Cumhuriyet Halk Partisi hükümeti o zamanki adı Avrupa Ekonomik Topluluğu olan AET ile
ilişkileri dondurdu, bu arada Yunanistan'ın tam üyelik başvurusuna karşı sembolik de olsa bir başvuru da yapılmadı. Sonuçta Yunanistan AB üyesi oldu, Türkiye hâlâ kapıda.
1997'de AB Lüksemburg zirvesinde birliğin genişleme programı açıklandı, Türkiye'ye adaylık statüsü verilmedi, buna karşılık Kıbrıs dahil 12 ülke adaylık trenine bindi. Mesut Yılmaz hükümeti AB ile ilişkiyi kesti. Daha sonra büyük ölçüde Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'in yapıcı diplomasisiyle ve zamanın Almanya Başbakanı Gerhard Schröder'in çabalarıyla Türkiye 1999 sonunda adaylık statüsünü elde etti, AB ile ilişkiler yeniden başlamış oldu.
Şimdi bugün kapıyı vurup gitmekten söz edenler, sonuçları itibarıyla birbirine taban tabana zıt bu iki tarihi uygulamadan hangisini tercih ediyorlar acaba?
Kuşkusuz soruyu böyle sorunca herkes cevap olarak, 1997'yi söyleyecek. Onlara göre Türkiye 1997'de onurlu bir duruş gösterdi, sonunda AB kapımıza kadar gelerek bize adaylık statüsünü verdi.
Bu tam da böyle olmadı. Türkiye'nin AB ile (Avrupa ülkeleriyle değil) ilişkisini kesmesi, 15'ler Avrupası'nda çok ama çok az yankı yarattı. Bazı üyeler dışında ülkeler Ankara'nın bu tavrına karşı çok kayıtsız kaldılar. Hatta şöyle diyebilirim:
Almanya'da Kohl Başbakan olarak kalsaydı, 1999'da gelinen noktaya da gelinemezdi.
Öte yandan Avrupa'daki kayıtsızlığa rağmen Türkiye'de bir kişi, Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, hükümetlerin kırılganlığının ona verdiği özel otorite ve iş yapma gücü sayesinde deyim yerindeyse tek başına diplomasi yürüttü, bütün Avrupa'yı dolaştı, kendi özel ağırlığını işin içine katarak, liderlere mektuplar yazarak yolu açtı. Şans, Türkiye'de Demirel'in Cumhurbaşkanı olması, Almanya'da ise seçimi sosyal demokratlarla Yeşillerin kazanması ve Schröder'in başbakan olması sayesinde Türkiye'nin yüzüne güldü. Kaldı ki 1999 Helsinki kararı da öyle kolay alınmadı.
Bugün, 'Kapıyı vurup çıkalım' denmesine neden olan atmosferle 1997'deki atmosfer birbirinden çok farklı. 1997 sonunda Mesut Yılmaz AB ile ilişkilerin kesildiğini açıkladığında pek az gazeteye manşet oldu, konu çok az tartışıldı. Yani bu erkeklik gösterisinin iç yankısı da pek olmadı.
Oysa bugün var olan atmosfer, daha çok 1978'de Ecevit hükümetinin AET ile ilişkileri dondurduğu 'Onlar ortak, biz pazar' sloganıyla halka mal olan atmosfere çok daha fazla benziyor. Yani içeride 'Biz AB'ye rest çektik' kartını oynadığınız zaman bu kartı kolay kolay geri alamayabilirsiniz. Zaten kırılgan olan AB desteği daha beter eriyebilir.
O yüzden bugünlere 'gerçekle yüzleşme anı' muamelesi yapmakta ve Türkiye'nin orta ve uzun vadeli stratejik hedefleriyle önceliklerini yeniden hatırlamakta fayda var. Eğer AB'ye üye olma hedefi bu stratejik hedeflerle ve önceliklerle örtüşüyorsa, o zaman belki de kısa vadeli taktiklerimizi yeniden gözden geçirmeliyiz.
Türkiye'nin gerçekten kısa vadeli taktikleri var mı bilmiyorum ama galiba
bir konuda zımni de olsa görüş birliği var: Kıbrıs sorununun çözümü ile Türkiye'nin tam üyeliğini eşzamanlı kılmak.
Bu 'taktik' fazlasıyla gerçekçi bir taktik ama belki de bu gerçekçilikten kopmadan yeni bir taktik de geliştirebiliriz. Bu yeni taktik, Kıbrıs sorununda çözümü öne almayı gerektiriyor. Yani Kıbrıs'ın çözümü ile Türkiye'nin üyeliği arasındaki en azından zamanlama ilişkisini bozmayı gerektiriyor.
Bugünden tezi yok, Kıbrıs'ta çözümü kovalayan enerjik bir proaktif politika peşinde koşmak, en azından Avrupa'da Kıbrıs'ın arkasına saklanıp Türkiye'yi dışlama eğilimini boşa çıkartacaktır. Türkiye'ye karşı olan ülkeler, böylece gerçek gerekçeleriyle konuşmaya başlayacak, siyasetler gerçekler üzerine kurulacaktır.
Kapıyı vurup çıkıp gitmek en kolayı.
Zor olanı mücadeleyi seçmek.

Çözümsüzlükten sorumlu değiliz

ANNAN, YANLIŞ MI ANLAŞILDI?... BM Genel Sekreteri Annan'ın Güvenlik Konseyi'ne yönelik hazırladığı son raporda "her iki tarafın, birbirlerine olan karşılıklı güvensizlik ve kuşkuların aşılması amacıyla iyi niyet göstermeleri gerektiği" yönündeki ifadeleri ne Türk tarafı ne de Rum tarafı üzerine aldı. Türk tarafı, raporda iddia edildiği gibi Türk tarafının sorumlu tutulmadığını söylerken, Rum tarafı ise Kıbrıslı Türklere karşı herhangi bir düşmanlık veya şüphecilik duymadığını savundu

TÜRK TARAFI SORUMLU DEĞİL... Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, "Raporda, 'Annan'ın çözümsüzlükten her iki tarafı da sorumlu tuttuğu' şeklinde bir ifade yoktur. Haber başlıklarına çıkan bu ifadenin raporda yer aldığına rastlamadık. Genel Sekreter'in bazı ifadelerini böyle yorumlamak ise abartılı olur" dedi. Erçakıca, Kıbrıs Türk tarafının, Kıbrıs sorununun çözümsüzlüğünden sorumlu olmadığını da vurguladı

DÜŞMANLIK VE ŞÜPHECİLİK YOK... Annan'ın açıklamalarını yorumlayan Rum Hükümet Sözcüsü Hristodulos Paşardis ise Rum tarafının, Kıbrıs Türk toplumuna karşı herhangi bir düşmanlık veya şüphecilik duymadığını savundu. Paşardis, kendi arzu ve niyetlerinin, Kıbrıs sorununa yaşayabilir, işlevsel ve karşılıklı olarak kabul edilebilir bir çözüm bulunması için çalışmak olduğunu söyledi

BM Genel Sekreteri Annan'ın Güvenlik Konseyi'ne yönelik hazırladığı son raporda "her iki tarafın, birbirlerine olan karşılıklı güvensizlik ve kuşkuların aşılması amacıyla iyi niyet göstermeleri gerektiği" yönündeki ifadeleri ne Türk tarafı ne de Rum tarafı üzerine aldı.

Türk tarafı, raporda iddia edildiği gibi Türk tarafının sorumlu tutulmadığını söylerken, Rum tarafı ise Kıbrıslı Türklere karşı herhangi bir düşmanlık veya şüphecilik duymadığını savundu.

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Kıbrıs'taki BM Barış Gücü'nün (UNFICYP) görev süresinin uzatılmasıyla ilgili olarak önceki gün BM Güvenlik Konseyi'ne sunduğu raporun Kıbrıs Türk basınına yansıyan değerlendirmesinin abartılı olduğunu düşündüklerini söyledi.

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Erçakıca, TAK'a yaptığı açıklamada, "Raporda, 'Annan'ın çözümsüzlükten her iki tarafı da sorumlu tuttuğu' şeklinde bir ifade yoktur. Haber başlıklarına çıkan bu ifadenin raporda yer aldığına rastlamadık. Genel Sekreter'in bazı ifadelerini böyle yorumlamak ise abartılı olur" dedi.

Erçakıca açıklamasında, Kıbrıs Türk tarafının, Kıbrıs sorununun çözümsüzlüğünden sorumlu olmadığını da vurguladı.

Cumhurbaşkanlığı'nın, Annan'ın son raporuyla ilgili değerlendirmesinin hafta sonu da devam etmekte olduğuna işaret eden Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Erçakıca, yarın bu konuda daha kapsamlı açıklama yapılacağını bildirdi.

Paşardis: Düşmanlık ve kuşkuculuk yok

BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın açıklamalarını yorumlayan Rum Hükümet Sözcüsü Hristodulos Paşardis, Rum tarafının, Kıbrıs Türk toplumuna karşı herhangi bir düşmanlık veya şüphecilik duymadığını savundu.

Paşardis, kendi arzu ve niyetlerinin, Kıbrıs sorununa yaşayabilir, işlevsel ve karşılıklı olarak kabul edilebilir bir çözüm bulunması için çalışmak olduğunu söyleyerek, bunu; 8 Temmuz anlaşmasının yerine getirilmesi çabalarında da dile getirdiklerini ve dile getirmekte olduklarını belirtti.

Rum basını neler yazı?

Rum basını da Annan'ın açıklamalarına geniş yer verdi. Haravgi gazetesi, Annan'ın ve Paşardis'in açıklamalarını "Kofi Annan Kıbrıs Sorununda Çözüm Olmadan Ayrılmasından Üzüntü Duyuyor" şeklindeki başlıkla verdi. Habere ilişkin diğer gazete başlıkları ise şöyle yer aldı:

Fileleftheros: "Kıbrıs'ı Topa Tutarak Gidiyor"

Alithia: "Annan: 'Çözüm İçin Çalışın, Kimin Sorumlu Olduğuyla Değil' "

Mahi: "Kofi Annan'ın Güvenlik Konseyi'ne Yönelik Son Raporu... Çifte Standart"

UNFICYP'in ayrılmasına ilişkin uyarı

Bu arada Politis, "UNFICYP'in ayrılmasına ilişkin uyarı" başlığıyla verdiği ve "2004 Sahnesi: Çözüm Veya Kriz Kuruyor" alt başlığıyla desteklediği haberinde, New York'tan aldığı bilgilere dayanarak, Kıbrıs sorununa en kısa zaman içerinde çözüm bulunamaması durumunda Kıbrıs'taki BM Barış Gücü'nün (UNFICYP) Kıbrıs'tan çekileceği uyarısının, "Lefkoşa'ya" yönelik baskıların yoğunlaştırılmasını teşkil edeceğini yazdı.

Gazete, Kıbrıs sorununun çözümüyle ilgilenen uluslararası unsurların (ABD, AB ve BM) Kıbrıs sorununun 2007 yılı içerinde çözümlenmesi için kısa süreli yeni bir müzakere sürecinin başlamasıyla

ilgili olarak "2004 sahnesi" kurmakta olduklarını belirterek, son zamanlardaki gelişmeler ile bunu takip edecek diğer gelişmelerin, ister Kıbrıs sorununun çözümü isterse de bölünmüşlüğün kesinleştirilmesiyle sonuçlanacak olan Kıbrıs sorununun yeni bir aşamasını gündeme getirdiğini yazdı.

Gazete son zamanlardaki gelişmeleri sıralarken; BM'nin; Annan'ın Siyasi İşlerden Sorumlu Yardımcısı İbrahim Gambari aracılığıyla, Papadopulos ve Talat'a mektup göndermekle, Kıbrıs sorununun bütünlüklü çözümüne ilişkini girişimlere ilgi duymaya devam ediyor olduğunu yenilemiş olduğu, AB'nin Fin girişiminin başarısızlıkla sonuçlanmasının ardından, Kıbrıs sorununun parça parça değil bütünlüklü bir biçimde çözümlenebileceği ve Türkiye ile ilgili sorunların böyle aşılacağı sonucuna vardığını yazdı, Genel Sekreter'in Güvenlik Konseyi'ne yönelik sunduğu son rapor örneklerini verdi.

Gazete yine aldığı bilgilere dayanarak, Annan'ın son raporunda; Haziran 2004'teki Börgenstock başarısızlığına ve Kıbrıslı Rumların "hayır"ının ardından hazırladığı Haziran 2004 raporunda yer alan bazı unsurlara da yer verdiğini yazarak, raporun katı olduğu yorumunda bulundu.

Annan ne demişti?

BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın, 10 yıldır yürüttüğü Genel Sekreterlik görevi sırasında Kıbrıs'ta uzun yıllar süren anlaşmazlığa son verilememesinden dolayı duyduğu üzüntüyü dile getirmişti.

Annan, Güvenlik Konseyi'ne yönelik olarak hazırladığı son raporda yaptığı açıklamada her iki tarafın, birbirlerine olan karşılıklı güvensizlik ve kuşkuların aşılması amacıyla iyi niyet göstermeleri gerektiğini belirtmişti.

Annan ayrıca rapor çerçevesinde görev süresi 15 Aralık'ta dolan UNFICYP'in görev süresinin 15 Haziran 2007'ye kadar uzatılmasını da önerdi.

Annan, iki tarafa hiçbir şekilde hizmet etmeksizin ısrarla yapılan sorumluluk yükleme oyununun da sonlandırılması için çağrıda bulundu.

KIBRIS 04/12/06

Papadopulos: Bir süre vetoyu unutun

Rum Ulusal Konseyi, Avrupa Konseyi'nin Türkiye'ye uygulanacak yaptırımlar konusunda kararlaştırdığı tavsiyeleri tatmin edici bulmadığını açıkladı ancak, buna rağmen Rum Yönetimi Başkanı Papadopulos, vetonun en azından belirli bir süreliğine tartışma dışında bırakıldığını söyleyip, şimdilik vetonun unutulmasını istedi. Papadopulos, şu anda istenilenin; uzlaşı ve herkesin işine gelecek bir formül bulunması olduğunu açıkladı.

Rum basınında yer alan haberlerde, Fransa ve Almanya'nın AB'ye yönelik yükümlülüklerini yerine getirmesi için Türkiye'ye 18 ayılık zaman verilmesi önerisini ileri götürmekte olduğunu yazarken, iki ülkenin bu konudaki tezlerinin, büyük ölçüde Lefkoşa ve Atina'nın talepleriyle örtüştüğü belirtildi.

Ulusal Konsey değerlendirmede bulundu

Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos başkanlığında önceki gün toplanan Rum Ulusal Konseyi, Avrupa Konseyi'nin Türkiye'ye uygulanacak yaptırımlar konusunda kararlaştırdığı tavsiyeleri tatmin edici bulmadı.

Rum yönetimi başkanının; değişmemesi halinde komisyon tavsiyelerine onay vermemekte kararlı olduğu, Rum ve Yunan taraflarının; Avrupa-Türkiye ilişkileriyle ilgili zor çalışmalar arifesinde Fransız-Alman eksenine yatırım yapıyor göründüğü bildirildi.

Fileleftheros; "Türkiye'nin Yolunda Fransız-Alman Ekseni - Paris ve Berlin Türkiye'ye 18 Aylık Takvimi Uygun Buluyor - Papadopulos Kararlı" başlık ve spotlarıyla manşete çektiği haberinde, Fransa ve Almanya'nın Chirac ve Merkel düzeyinde; AB'ye yönelik yükümlülüklerini yerine getirmesi için Türkiye'ye 18 ayılık zaman verilmesi önerisini ileri götürmekte olduğunu yazdı.

Gazete, adı geçen iki ülkenin ayrıca; Türkiye'nin Gümrük Birliği'ni AB üyesi bütün ülkeleri kapsayacak şekilde genişletmeyi reddetmesi nedeniyle dondurulacak müzakere başlıklarının sayısının artırılmasına sıcak bakıyor göründüğünü yazdı ve özetle şunları kaydetti:

"Edindiğimiz bilgilere göre Fransa ve Almanya'nın ileri götürmekte olduğu bu tezler, büyük ölçüde Lefkoşa ve Atina'nın talepleriyle örtüşüyor. Yunanistan ve Kıbrıs, Avrupa-Türkiye ilişkileriyle ilgili zor çalışmalar arifesinde Fransız-Alman eksenine yatırım yapıyor görünüyor. (Rum yönetimi ve Yunanistan) Bu güçlü ortakların, Avrupa Komisyonu'nun komisyona yönelik -Kıbrıs ve Yunan hükümetlerini tatmin etmeyen- önerilerinin değiştirilmesi konusunda komuta gemisi olabileceğine inanıyorlar.

Fransa ve Almanya, Türkiye'nin yükümlülüklerini yerine getirmesinin, ancak bir takvimle sürekli kontrol edilebileceğine inanıyor. Kıbrıs ve Yunanistan, takvimin bir öneme sahip olabilmesi için; Türkiye'nin takvimin sona ermesinden sonra yükümlülüklerini yerine getirmemesi durumunda müzakere sürecinin dondurulmasına yönelik yaptırımlar da eklenmesi gerektiğini savunuyor.

Papadopulos kararlı göründü

Ulusal Konsey'in önceki günkü toplantısında ortaya çıktığı üzere, zirve toplantısına giden yol yokuşlu, daha çok dikenli görülüyor, üye ülkelerin çoğu da komisyonun tutumuna meyilli görünüyor. Edindiğimiz bilgilere göre Başkan Tasos Papadopulos, komisyon önerilerinin değişmemesi durumunda rıza göstermemekte kararlıdır. Papadopulos, Lefkoşa'nın hali hazırda uyardığı üzere, zirvede Türkiye'yle ilgili karar çıkmasını engelleyecek.

Ulusal Konsey, komisyonun Türkiye'nin üyelik süreciyle ilgili tavsiyelerini tatmin edici bulmadı ve komiser Olli Rehn'in sunduğu pakette değişiklikler yapılması gerektiğini vurguladı. Lefkoşa; takvim belirlenmesinde, üye ülkelerle (Kıbrıs-Yunanistan) ilişkilerin normalleştirilmesiyle ilgili olanların da eklenmesi suretiyle dondurulacak müzakere başlıklarının sayısının artırılmasında ve Kıbrıs sorununa ilişkin ifadenin çıkartılmasında ısrar edecek. Lefkoşa'nın bu -tamamen siyasi kriterler getiren- tutumun benimsenmesi halinde buzdolabına konulacak başlık sayısı komisyonun önerdiğinin iki katına çıkacak.

Lefkoşa'nın, '25'lerin kararlaştıracağı metinden Kıbrıs sorunu ifadesinin çıkarılmasındaki ısrarı; Annan planının bazı küçük değişiklerle ve muhtemelen başka bir isimle yeniden gündeme gelmesi korkusuyla bağlantılıdır. Ancak komisyonun kurduğu sahne ve Gambari'nin mektubu, gelişmelerin seyrini oraya sürükledi.

Kıbrıs'a cuma günü gerçekleştirdiği ziyarette Yunanistan Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni, Başkan Tasos Papadopulos ve Dışişleri Bakanı Yorgos Lillikas arasında gerçekleştirilen görüşmelerde; ileri götürdükleri tutumların benimsenmemesi halinde iki hükümetin nasıl hareket edeceği ele alınmadı. Elbette, bu konuda mutabık kalamamaları ve konuyu; ortaya çıktığı zaman ele almak için sonraya bırakmaları tehlikesi vardı.

Lefkoşa'nın fazlaca seçeneği yok ve -kendisinin istememesi durumunda- Yunanistan'ı da (birlikte hareket etmelerinin sona erdiğine kesin gözüyle bakılıyor olmasına rağmen) kendisiyle birlikte sürüklemek istemiyor. Asgari taleplerinin tatmin edilmemesi durumunda, Lefkoşa'nın zirve toplantısı kararlarının yayımlanmasını bloke etmekten ve Türkiye'nin müzakere başlıklarının açılmasını engellemeye devam etmekten başka seçeneği yoktur. Bugün ileri götürdüğü tezlerini güvence altına almadan rıza gösterir ise; Türkiye'nin üyelik sürecini Kıbrıs sorununun çözümü çabaları için kullanma stratejisini etkisiz hale getirmiş olacak."

Aynı gazete, "Komisyon Önerisi Olduğu Şekliyle Reddediliyor - Tasos Ulusal Konsey'de Rıza Göstermemekte Kararlı Göründü" başlığıyla yansıttığı haberinde, Papadopulos başkanlığında dün toplanan Rum Ulusal Konseyi'nin; AB Komisyonu'nun Türkiye'ye uygulanacak yaptırımlara ilişkin önerilerini, tatmin edici bulmayarak reddettiğini yazdı.

Konsey üyelerine gelişmeler hakkında bilgi veren Papadopulos'un, değişmemesi durumunda komisyon önerilerine rıza göstermemekte kararlı göründüğünü belirten gazete, Rum Sözcü Hristodulos Paşardis'in, konsey toplantısının ardından yaptığı açıklamada, komisyonun, Avrupa Konseyi'ne yönelik önerilerinin, tatmin edici bulunmadığını açıkladığını kaydetti.

Gazeteye göre Paşardis, "Konsey üyeleri, görüş ve önerilerini sundular ve oy birliğiyle; Avrupa Komisyonu'nun önerilerinin tatmin edici olmadığını değerlendirdiler. Konsey üyeleri, konseyin nihai kararlarına Türkiye'nin AB yükümlülüklerini yerine getirmesini sonuç getirici şekilde güvence altına alacak bir çerçeve eklenmesi için her türlü çabanın üstlenilmesi gerektiği konusunda uzlaştılar" dedi.

Rum Meclis Başkanı AKEL Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas, Rum Ulusal Konsey toplantısının ardından açıklama yapmadı, konsey toplantısı öncesinde RİK'e yaptığı açıklamada "Türkiye, hiç zarar görmeden geçmemeli, Avrupalılar da sürekli indirimlerde bulunmamalıdır" dedi ve Rum tarafının çıtayı çok da yükseltmemesi gerektiği görüşünü yineledi.

DİKO Başkan Yardımcısı Nikos Pittokopidis, "Komisyonun Türkiye'nin üyelik sürecine ilişkin kararlarını bütün partiler oy birliğiyle reddettik" dedi.

EDEK Başkanı Yannakis Omiru, "Başkan Papadopulos'un; Türkiye'nin denetlenmesi mekanizması takvimler ve Türkiye'nin yükümlülüklerini bu sefer de yerine getirmemesi durumunda AB üyelik sürecinin tamamen dondurulması baltasının inmesi de dâhil olmak üzere; etkin değişiklik yapılması talebini destekliyoruz" ifadesini kullandı.

EUROKO Başkanı Dimitris Şilluris görüşünü, "komisyon kararlarının kabul edilmemesi gerektiğini ve müzakere başlıklarının açılmasında veto kullanmakta devam etmemiz gerektiğini düşünüyoruz" cümlesiyle ortaya koyarken, Rum Ekologlar ve Çevreciler Hareketi Genel Sekreteri Yorgos Perdikis; Türkiye'nin üyelik sürecinin 18 aylığına tamamen dondurulmasını önerdi. Perdikis "Bu, dost Avrupa ülkeleri tarafından kabul edilmezse, biz de herhangi başka bir anlaşmaya rıza göstermemeliyiz" dedi.

DİSİ'nin Rum Ulusal Konsey toplantılarına katılmadığını hatırlatan gazete, DİSİ Başkanı Nikos Anastasiadis ile Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos arasındaki görüşmenin; 13 Aralık'ta, Anastasiadis'in Avrupa Halk Partisi toplantısına katılmak üzere gideceği Brüksel'de gerçekleştirileceğini yazdı ve Papadopulos'un sözlerine atıfta bulunarak; Anastasiadis-Papadopulos görüşmesinin Türkiye-Avrupa ilişkileriyle ilgili olacağını kaydetti.

Papadopulos: Vetoyu unutun

Alithia; "Ulusal Konsey: Tasos Parti Başkanlarına Vetoyu Unutmalarını Söyledi - Vetoyu Unutun, Uzlaşmanın Yollarını Arayın - Ekologlar ve EUROKO'dan Hristofyas'a Saldırı" başlık ve spotlarıyla manşete taşıdığı haberinde, Rum yönetimi başkanının önceki günkü Konsey toplantısında, Türkiye-Avrupa ilişkilerinin durumu ve Yunanistan'la kararlaştırılan eylem planı hakkında bilgi verdiğini bildirdi.

Gazeteye göre Papadopulos; AB içinde hakim olan ağır ortamı ve Yunanistan Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni'nin yaptığı uyarıları dikkate alarak Rum Ulusal Konsey üyelerine; veto ve Türkiye'nin üyelik sürecinin tamamen kesilmesi konularının şu anda, en azından belirli bir süreliğine tartışma dışında bırakıldığını söyledi.

Papadopulos'un söylediklerini; Rum tarafının veto kullanma olanağı olmadığı, şu anda istenilenin; uzlaşı ve herkesin işine gelecek bir formül bulunması olduğu şeklinde yorumlayan gazete özetle şunları yazdı:

"Kıbrıs'ın, komisyonun önerilerine karşı sahip olduğu alternatif çözümler; dondurulacak müzakere başlığı sayısının artırılmasını ve Türkiye'nin yükümlülüklerini yerine getirmesinin takvime bağlanmasını talep etmektir. Kıbrıs bu talebine; Türkiye'nin belirlenecek takvimi aşması durumunda üyelik müzakerelerinin ertelenmesini de ekliyor. Bu talep; müzakerelerden sonra, takvimin belirlenmesinin alternatif olarak ortaya konulabilmesi için yapılacak olan pazarlıklarda Lefkoşa'nın saldırı hattı olacak.

Lefkoşa, bloke edilecek başlık sayısının artırılması konusuna da emniyet sübapları koyuyor, çünkü halen; İngiltere, İspanya ve İtalya'nın yalnız üç başlıktan söz ettiğini biliyor. Bu nedenle dondurulacak başlık sayısının artırılmasını talep ediyor. Bu tür pazarlığın genellikle bir orta yol çözümü getirir. Lefkoşa, başlıkların sayısının artırılması esasında; ortaya çıkacak anlaşmanın en azından 8 başlığın dondurulmasını öngöreceği konusunda iyimserdir.

Kıbrıs hükümeti, takvim konusunda en az 18 aylık bir zaman sınırı getiriyor. Bu zaman sınırının, Lefkoşa'nın işine gelmiyor olmasına rağmen Kıbrıs hükümeti, 18 aydan daha kısa bir zaman sınırının uygulanamaz ve tartışma dışı olacağını biliyor. Çünkü Ocak 2007 itibarıyla AB Dönem Başkanlığı'nı Almanya devralıyor ve kendi dönem başkanlığı süresi içerisinde sona erecek bir takvimi kabul etmesi hiçbir şekilde söz konusu değildir.

Bu arada, Almanya'nın dönem başkanlığı sona erene kadar Türkiye seçim dönemine girecek. Seçimleri 2007 sonbaharında olacak ve AB, belirlenecek takvimin seçim dönemi içinde sona ermesine sıcak bakmayacak. Türkiye'deki seçimlerden sonra, Kıbrıs seçim sürecine girecek, koalisyon hükümeti de takvimin başkanlık seçimleri dönemi içinde bitmesini istemeyecektir.

Lefkoşa, en kötü durumda hiçbir karar alınmamasına yöneliyor, yani; üye ülkelerin çoğunluğunun takvimleri benimsememesi ve dondurulacak başlık sayısını azaltması durumunda önerilerin oylanmamasını tercih edebilir."

Gazete öte yandan Rum Meclis Başkanı ve AKEL Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas'ın, kamuoyuna açıkladığı; şu anda kullanılacak vetonun devasa bir veto olacağı ve Güney Kıbrıs'ın bu yükü kaldıramayacağı şeklindeki görüşleri dolayısıyla Rum Ulusal Konsey toplantısında tek başına kaldığını yazdı.

Gazeteye göre Rum Çevreciler Hareketi ve EUROKO, Hristofyas'a ağır sözlü saldırılarda bulundu. AKEL'in tezlerini savunan Hristofyas da, "Herkes, gerçekleri ve Kıbrıs'ın sahip olduğu olanakları görmeli " dedi.

Politis de haberi; "Değişiklikler Konusunda Herkes Ayakta - Ulusal Konsey: Türkiye'ye Yönelik Yaptırımlar Tatmin Edici Değil" başlığıyla okurlarına aktardı.

Simerini ise, Rum Ulusal Konseyi'nde alınan kararları ve Rum siyasi parti başkanlarının toplantı sonrasında yaptıkları açıklamaları; "Gerçek Cezalandırma - Ulusal Konsey Türkiye'ye Karşı Sert Önlemler İstiyor" başlığıyla okurlarına aktardı.

Haravgi de manşete çektiği haberine; "Denetim Takvimi - Lefkoşa Ankara'nın Tavrının Yeniden Gözden Geçirilmesi Tezinde Israrlı" başlığını attı.

KIBRIS 04/12/06

Peter Millet: Veto hepimize zarar verir

İngiliz Yüksek Komiseri Peter Millet, Rum yönetimine Avrupa Konseyi Sonuç Bildirgesi'ni bloke ederek Türkiye'nin katılım sürecinin ertelenmesine yol açmaması çağrısında bulundu.

Millet, Politis gazetesiyle gerçekleştirdiği röportajında, Rum yönetiminin Türkiye'nin AB sürecinin ertelenmesine yol açacak bir girişimin, hem Türkiye hem AB hem de Kıbrıs için zararlı olacağının altını çizdi.

Millet röportajında, İngiltere'nin, Güney Kıbrıs ve Yunanistan'ın istediği gibi, Türkiye'ye çok sert yaptırımlar uygulanmasını veya yükümlülüklerini yerine getirmesi konusunda takvim öngörülmesini desteklemediğini belirtirken, böyle bir gelişmenin, Türkiye'nin AB ve Kıbrıs sorununa ilişkin sürecin dışına yönelmesine sebep olabileceği görüşünü ifade etti.

Millet, Türkiye'nin AB karşısındaki yükümlülüklerini elbette yerine getirmesi ve bu konuda Türkiye'ye güçlü bir mesajın verilmesi gerektiğini belirtirken, ancak bu mesajın; Türkiye'nin AB sürecinin devam etmesine imkân sağlayacak şekilde ölçülü bir mesaj olmasının da gerekli olduğunu vurguladı.

"Türkiye'nin yükümlülükleri ile Kıbrıs sorunu arasında bağlantı yok"

Millet, AB Komisyonu'nun Türkiye'ye ilişkin önerilerini "aşırı" bulduklarını ve bu önerilerden ötürü hayal kırıklığına uğradıklarını belirtirken, gümrük birliğine ilişkin başlıkların birçok farklı şekilde "hesaba katılabileceğini" ve bu görüşü destekleyen tek ülkenin de İngiltere olmadığını ifade etti.

Tüm AB ülkelerinin ve İngiltere'nin Kıbrıs sorununun çözümünü arzuladığını ve Güney Kıbrıs da dahil tüm ülkelerin, Kıbrıs sorununun bütünlüklü çözümü için uygun olan zeminin BM olduğunda hemfikir olduklarını belirten Millet; "Türkiye'nin AB yükümlülükleri ile Kıbrıs sorunu arasında bağlantı, ilişki yoktur" şeklinde konuştu.

KIBRIS 04/12/06

Fransa Cumhurbaşkanı Chirac ve Almanya Başbakanı Merkel

Paris-Berlin ittifakı ’18-24 ay’ dedi

Fransa ile Almanya, Türkiye’yle müzakerelerin gözden geçirilmesi için 18 ila 24 ay arasında bir süre önerdi. Öneriye İtalya, Portekiz, Yunanistan ve Rum kesiminden destek var.

 

NTV-MSNBC VE AJANSLAR

Güncelleme: 19:42 TSİ 05 Aralık 2006 Salı

BERLİN/BRÜKSEL - Almanya Başbakanı Angela Merkel ve Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac, Türkiye’nin AB üyeliği konusunu gözden geçirmek üzere tarih belirlenmesi çağrısı yaptı. Türkiye’deki seçimlerin ve AB seçimlerinin de geçmesini istediklerini söyleyen Merkel, yeni bir raporun hazırlanması ve Türkiye’deki ilerlemelerin incelenmesinin 2009 yılı ortalarını bulacağını söyledi.

Merkel, “Ankara Protokolü’nün imzalanması konusunda adım atılmadı. AB Komisyonu’nun önerileri olumlu. Ancak temel bir anlayış için 14-15 Aralık’taki zirveyi de bekleyeceğiz. Komisyon’un bir rapor daha oluşturmasını istiyoruz” dedi


Merkel, müzakelerde kısmi askıya almayı desteklediklerini de söyledi ve “Asıl amacımız Türkiye’nin Ankara Protokolü’nü imzalaması” diye konuştu.

Fransa Cumhurbaşkanı Chirac’ın da desteklediği takvim önerisi 18-24 ay arasında bir süreci kapsıyor. Önümüzdeki Perşembe AB dışişleri bakanları toplantısında Almanya ve Fransa’nın önerisi değerlendirilecek ve kaleme alınacak.

Avrupa Birliği’nin iki kurucu ülkesi ve motoru olarak bilinen Almanya ve Fransa’nın liderleri, Türkiye’nin üyelik sürecine ilişkin kararlarda daha önce de etkili olmuştu.

Aralık 2004’ün hemen öncesinde Chirac’la Schröder yine bugünküne benzer bir görüşme yapmış ve müzakerelerin başlangıç tarihini ele almıştı.

Bu toplantıda müzakerelerin ilkbahar 2005 yerine, 3 Ekim 2005’te başlaması kararı çıkmıştı.

Ancak Schröder daha sonra Türk makamlarına “Seçim dönemine giriyorum, fazla direnemedim” mesajı yollamış, kararı kerhen desteklemek zorunda kaldığını söylemişti.

Aralık 2002 Kopenhag zirvesi öncesi yine bir araya gelen liderler, Chirac’ın Türkiye’ye aralık 2004’te müzakere tarihi için tarih verilmesi konusundaki önerisi üzerindeyse uzlaşamamıştı.

İTTİFAKA DESTEK VAR
Paris-Berlin ittifakının, Portekiz, Yunanistan ve Kıbrıs’tan destek bulduğuna dikkat çekiliyor.Yunanistan’a resmi ziyarette bulunan İtalya Başbakanı Romano Prodi de, Yunan televizyon kanalı Mega’ya yaptığı açıklamada, Fransız-Alman projesinin, Türkiye’nin önündeki seçim sürecinden geçmesi için zaman tanınmasını sağlayacaksa yararlı olabileceğini söyledi

Prodi, buna karşın Türkiye’den AB üyeliği için ek koşullar talep edilmesi yönündeki her türlü fikri reddettiğini belirtti.

Belçika Dışişleri Bakanı Karel de Gucht, 11 Aralık’ta yapılacak AB dışişleri bakanları toplantısında, uzlaşma sağlanmasının zor göründüğünü ifade ederken, Rum Dışişleri Bakanı Yorgos Lillikas da 11 Aralık’ta, işlerin hiç bir taraf için kolay olmayacağını ve şartlarından vazgeçmeyeceklerini vurguladı.

REHN VE VANHANEN KARŞI
AB Komisyonu’nun genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn ise, “Kıbrıs sorununda, katı takvimlerle sonuç alınamadığını” kaydetti. Rehn, Merkel ve Chirac’tan, “Türkiye ile müzakere sürecini de sürdürecek, dengeli bir çözümden yana olmalarını istedi.

AB Dönem Başkanı Finlandiya Başbakanı Matti Vanhanen ise süre verilmesi önerisine karşı çıkıyor. Vanhanen, AB Komisyonu’nun geçen hafta sunduğu önerilerin üye devletler arasında uzlaşma için iyi bir temel oluşturduğunu söyledi.

Avrupa Parlamentosunda, Avrupa’nın geleceği konulu toplantıda konuşan Vanhanen, Türkiye konusundaki kararın AB devlet ve hükümet başkanları zirvesine kalmaması için AB Dışişleri bakanları tarafından 11 Aralık’taki Genel İşler Konseyi’nde sonuçlandırılması gerektiğini vurguladı.

BARROSO: GENİŞLEME HIZI SONUÇLARA BAĞLI
Aynı toplantıda konuşan AB Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso, AB’de son 6 aydaki gelişmelerin genişleme hakkındaki bazı yanlış anlamaları düzelttiğini belirtti.

Daha önceki konuşmalarında AB’nin varsayılan şekilde değil, kendi iradesiyle genişlediğini göstermesine ihtiyaç duyulduğunu vurguladığını hatırlatan Barroso, “AB Komisyonu’nun geçen hafta Türkiye hakkında hazırladığı öneriler gösteriyor ki, genişleme sürecinde hız sonuçlara ve AB’nin temel değeri olan hukukun üstünlüğüne saygıya bağlı. Genişleme bir süreç. Durdurulamaz bir taşıyıcı bant değil” yorumunu yaptı.

‘Takvim formülü kabul edilemez’

Almanya Başbakanı Merkel ve Fransa Cumhurbaşkanı Chirac’ın Türkiye konusunda üzerinde anlaştığı formül, Ankara tarafından “kabul edilemez” bulundu.

 

NTV

Güncelleme: 17:28 TSİ 05 Aralık 2006 Salı

ANKARA - NTV’ye konuşan Dışişleri Bakanlığı yetkilileri, formülü sert bir dille eleştirdiler. Yeni bir takvimin önerilmesi ve konsey kararının şart koşulması “kötü niyet işareti” olarak değerlendirildi. Ankara’ya göre, Almanya Başbakanı Angela Merkel ve Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac, “Anlaşılması mümkün olmayan, iç siyasete yönelik bir oyunun içindeler.”

Türkiye, müzakere sürecinin zarar görmemesi için 14-15 Aralık’taki Avrupa Birliği zirvesine kadar üye ülkeler nezdinde girişimlerini sürdürecek

Zirveden, olumsuz bir karar çıkması durumunda Türkiye-AB ilişkilerinin sekteye uğrayacağı belirtiliyor.

Bununla birlikte, Ankara’nın şu aşamada AB’yle ilişkilerini askıya alma niyeti bulunmuyor.

 

İngiliz basınında Ankara’ya destek

Financial Times, ilişkilerin bozulmasından Türkiye’nin sorumlu olmadığını yazdı. Daily Telegraph gazetesinde ise, Lordlar Kamarası’nın 8 üyesinin yazdığı mektup yayımlandı. Mektupta, müzakerelerin durdurulmaması çağrısı yapılıyor.

 

AA

Güncelleme: 15:19 TSI 05 Aralık 2006 Salı

LONDRA - AB Komisyonu’nun Türkiye ile ilgili tavsiye kararı, dış basının gündeminden düşmüyor. İngiltere’de yayımlanan günlük ekonomi ve siyaset gazetesi Financial Times, Türkiye’nin AB sürecinde böyle bir ‘tren enkazının’ ortaya çıkacağının önceden belli olduğunu yazdı.

Türkiye ile AB arasında bugün gelinen noktada yaşanan sorunların Türklerin sivriliğinden ziyade Batı’nın umursamazlığından kaynaklandığını belirten FT yazarı Quentin Peel, gelecek hafta 25 AB üyesinin Türkiye ile müzakerelerin Kıbrıs’taki sorunlar yüzünden kısmen askıya alınması yolunda alacağı kararın ilişkilere yeni sorunlar katacağını savundu.

Kıbrıs Rum kesiminin, 2004’te Kıbrıs sorunu çözülmeden AB’ye alınmasından bu yana bir tren kazası potansiyelinin bulunduğunu kaydeden yazar, Kıbrıslı Türk
ve Rumlar arasında kalması ihtimali daha kuvvetli olan bir anlaşmazlığın, yaşananlar yüzünden Türkiye ile AB arasında bir soruna dönüştüğüne dikkat çekti.

Quentin Peel, sorunun ilişkiler üzerinde yıllar süren olumsuzluklara yol açabileceği uyarısında da bulundu.

AB üyelerini Rumların blöfüne teslim olmakla suçlayan Peel, Fransa ve Avusturya’nın zaten Türkiye’nin üyeliğini geciktirecek her sebebe memnuniyetle yaklaştıklarını vurguladı.

LORDLAR KAMARASI’NDAN UYARI
Bir diğer İngiliz gazetesi Daily Telegraph ise, Lordlar Kamarası’nın 8 üyesinin Türkiye ile ilgili mektubunu yayımladı. 8 üye de, AB’nin Türkiye ile müzakereleri kısmen de olsa askıya alma kararının, Türk halkına yapılmış bir hakaret olduğunu vurguladı.

Mektupta, Türkiye’nin laik bir ülke ve NATO’nun önemli bir üyesi olduğunu hatırlatan Kamara üyeleri, “Bu ülke şimdi Avrupa’dan uzaklaştırılıp İslami köktenciliğe doğru itiliyor” uyarısında bulundu.

AB’nin bu kararının tarihi nitelik taşıyan büyük bir hata olduğu vurgusuna da mektuplarında yer veren Lordlar Kamarası üyeleri, konunun Kıbrıs meselesiyle izah edilmesinin mümkün olmadığını vurguladı.

AB’nin Kıbrıslı Türklere BM planını desteklemek karşılığında izolasyonlarına son verileceği sözünü verdiğini, ancak bu sözün tutulmadığını hatırlatan Kamara üyesi Lordlar, “Ancak Annan planını reddeden Rumlar, bunun ardından AB üyeliğine kabul edilerek ödüllendirilmişlerdir” dedi.

‘İNGİLTERE, KUZEY KIBRIS’A UÇUŞ BAŞLATSIN’
AB’nin bir yandan Türkiye’den limanlarını Rumlara açmasını istemesi diğer yandan da Avrupa limanlarını Kıbrıslı Türklere kapatmasının haksız ve anlamsız olduğunu vurgulayan İngiliz Lordlar, kendi hükümetlerine çağrıda bulundu ve İngiliz hükümetinin tek taraflı olarak Kuzey Kıbrıs’a doğrudan uçuşlara izin vermesini istedi.

Başını Kamaranın Müslüman üyelerinden Lord Ahmed’in çektiği grupta, Lord Harrison, Lord Kilclooney, Leydi Collingtree, Lord Drumglass, Lord Monson, Lord Rogan, Leydi Butterworth yer alıyor.

 

The Daily Telegraph Letters

Insult to Turkey

Sir – The partial suspension of Turkey's accession to membership of the European Union is insulting to the Turkish people. Turkey, a secular state and significant member of Nato, is now being driven away from Europe and towards Islamic fundamentalism.

This EU decision will be seen to have been a monumental error. The pretext of Cyprus is unacceptable. The EU failed to honour its promises to the Turkish Cypriots that their isolation would end if they voted for the UN proposals for a settlement in Cyprus. In contrast, the EU rewarded the Greek Cypriots with full membership of the EU after they voted against the UN plans.

As a member of the EU, Greek Cyprus (encouraged by Austria and France, which makes freedom of speech on the Armenian issue a criminal offence) now exercises a veto against Turkish membership of the EU. Of course Turkey, if it were to become an EU member, will have to recognise Cyprus: not the present Greek Cypriot state in southern Cyprus, but an agreed Cyprus by Greek and Turkish Cypriots for the whole island. It is unfair and unreasonable for the EU to demand access to Turkish ports for Greek Cypriots and at the same time to continue to deny access to EU ports for Turkish Cypriots.

The Government must now unilaterally agree to direct access to Britain for transport to northern Cyprus.

Lord Ahmed
Lord Harrison
Lord Kilclooney
Lady Knight of Collingtree
Lord Maginnis of Drumglass
Lord Monson
Lord Rogan
Lady Butterworth, London SW1

DAILY TELEGRAPH 05/12/06

"Türkiye'yi unutmak başa bela olacak"


5 Aralık, 2006 10:08:00 (TSİ) CNN TURK

Metin Güneş/CNN TÜRK/Londra

İngiltere'de yayımlanan Financial Times gazetesi, Türkiye ile AB arasındaki ilişkilerin önümüzdeki hafta yeniden kötüleşeceğini, bu durumdan yasal açıdan Türkiye’nin, siyasi açıdan AB’nin sorumlu olduğunu yazdı.

Gazete, “Türkiye’nin AB’ye katılma girişimi beklenen bir tren kazasıydı” başlıklı yorum yazısında, ABD-Türkiye ilişkilerinin soğuması nedeniyle, artık Ankara'nın bu ülkeden AB desteği almasının da zor göründüğünü yazdı.

Gazete, Washington’un Irak için bölgesel çözüm aradığı şu günlerde, İran ve Suriye gibi eski düşmanlara kucak açtığını ama kimsenin Türkiye’den yardım istemediğini hatırlatarak, “Brüksel ve Washington’da eskiden söylenen 'Ankara ile stratejik ortaklık' sözleri sessizce unutulmuş görünüyor. Bu unutkanlıklar ileride başımıza bela olacak” ifadesini kullandı.
 
Yazıda, Kıbrıs anlaşmazlığı nedeniyle AB üyesi 25 ülkeden 'Türkiye ile müzakerelerin kısmen askıya alınması'nın isteneceği kaydedildi.

Gazete, ortaya çıkan tablonun, Kıbrıs’taki toplumlar arasında çözüm beklemeksizin, Rumların 2004 yılında AB’ye kabul edilmesinden bu yana beklenen bir tren kazası olduğunu yazdı.
 
Yazıda, Kıbrıslı Türk ve Rumlar arasındaki bir anlaşmazlığın, artık AB ile Türkiye arasında 'çok daha geniş çaplı' bir anlaşmazlığa dönüşme tehlikesine dikkat çekildi ve bu durumun ilişkilerin gidişatını yıllarca bozabileceği kaydedildi.

Türkiye’nin Rum gemilerine limanlarını açmak için yasal zorunluluğu bulunduğunu, bu nedenle hukuki açıdan Türkiye’nin hatalı olduğunu yazan gazete, siyasi olarak ise Kıbrıslı Türkler üzerindeki ablukayı kaldırmayan AB’nin hatalı olduğuna dikkat çekti. (FT haberinin orijinal metni için tıklayın)

Merkel ve Chirac'ın gündemi Türkiye
 
AB içindeki Türkiye karşıtı girişimler de hız kazandı. Bugün Almanya Başbakanı Angela Merkel ile Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac, bir araya gelecek ve Türkiye'nin üyeliğini görüşecek. Fransa Cumhurbaşkanlığı’ndan yapılan açıklamaya göre, görüşmenin gündeminde Türkiye ile üyelik müzakerelerine 1.5 yıl ara verilmesi önerisi var.

AB Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn ise, limanlarını Kıbrıs Rum kesimine açması için Türkiye'ye yeni süre verilmesi önerisinde bulunmaya hazırlanan Almanya ve Fransa'ya ''Yeni tarih koymayın'' çağrısında bulundu. Rehn, "Zaman vermek, sonuç üretmez. Sorunun çözümü için doğru adres Birleşmiş Milletler'dir" dedi.
 
Rehn ayrıca, bu sürenin dolacağı tarihte (2008 yılı ortası) AB'nin anayasa krizini çözmeye ve reformlara odaklanacağına dikkat çekti.
 
Türkiye'ye Kıbrıs baskısı
 
AB Komisyonu, 29 Kasım'da, Kıbrıslı Rumlara limanlarını açmayan Türkiye ile müzakerelerin sekiz başlıkta askıya alınmasını tavsiye etmişti.

AB Komisyonu'nun önerisine göre, kalan fasıllarda müzakereler başlatılabilecek, ancak başlıkların geçici olarak kapatılması için yine limanların ve havaalanlarının Kıbrıs Rum kesimine açılması beklenecek.
 
Komisyon, Kıbrıs'ta BM öncülüğünde kapsamlı çözüm müzakerelerinin 2007 yılında yeniden başlatılması çağrısında da bulunmuştu.
 
AB Komisyonu toplantısından çıkan bu karar, 11 Aralık'ta bir araya gelecek AB dışişleri bakanlarına 'Komisyon tavsiyesi' olarak sunulacak. Dışişleri bakanlarının Türkiye ile ilgili nihai kararı bu tarihte alması bekleniyor.
 
Avrupa Birliği, Türkiye'nin Ankara Protokolü'nü uygulamasını, yani Güney Kıbrıs'a havaalanlarını ve limanlarını açmasını istiyor.
 
İlerleme Raporu'nda yer alan bu istek için AB Dönem Başkanı Finlandiya'nın Başbakanı Matti Vanhanen süre vermiş ve Türkiye'den 6 Aralık'a kadar adım atmasını istemişti. Ancak Türkiye, Kıbrıs konusunda daha fazla adım atılmayacağını yineliyor.

Kararın ardından açıklama yapan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, “Bu bir tavsiye, kesin karar değildir” diyerek diğer fasıllarda müzakere sürecinin devam edeceğini söylemişti.

 

Merkel söylemini yumuşattı


5 Aralık, 2006 15:10:00 (TSİ) CNN TURK

cnnturk.com

Fransa lideri Jacques Chirac ile görüşen Almanya Başbakanı Angela Merkel, AB Komisyonu'nun Türkiye ile müzakerelerin bazı başlıklarda askıya alınması yolundaki önerisini desteklediklerini açıkladı. Merkel, Türkiye ile müzakerelere ara verilmesi önerisini ise gündeme getirmedi.

Fransa Cumhurbaşkanı Chirac ve Polonya Devlet Başkanı Leh Kaczyinski ile Saarland eyaletinin Mettlach kentinde bir araya gelen Almanya Başbakanı Merkel, "Komisyon önerilerinin iyi bir temel oluşturacağını düşünüyoruz" dedi.
 
"Ültimatom vermek istemiyoruz" diyen Merkel, Türkiye'de 2007 sonbaharında yapılacak seçimler ve 2009'daki AB seçimleri arasındaki süre içinde, Ankara'nın kaydedeceği ilerlemelerin görüleceğini belirtti.
 
Türkiye'nin mevcut durumda şartların sertleştirilmediğini görmesi gerektiğini belirten Merkel, "Ankara Protokolü şartlarının yerine getirilmesini bekliyoruz" diye konuştu.
 
Fransa lideri Jacques Chirac da, "Türkiye konusunda hemfikiriz. Bir ilerleme eksikliği olduğu konusunda hemfikiriz. Ankara Protokolü'nün yerine getirilmemesi üzücü. Olumlu ve teşvik edici bir tavır almak niyetindeyiz" dedi.

Merkel'in, Türk limanlarının Kıbrıs Rum kesimine açılmaması nedeniyle daha fazla müzakere başlığının dondurulmasını ve müzakerelere 1.5 yıl ara verilmesini gündeme getirmesi bekleniyordu.
 
Fransa Cumhurbaşkanlığı'ndan dün yapılan açıklamada da, görüşmede Türkiye ile üyelik müzakerelerine 1.5 yıl ara verilmesi önerisinin ele alınacağını bildirmişti.
 
Ancak görüşmenin ardından her iki lider de 'müzakerelere ara verilmesi'ni dile getirmedi.

Komisyon iki lideri de uyardı
 
Öğle saatlerinde AB Komisyonu, Fransa ve Almanya'dan 'Türkiye'nin önüne katı kısıtlama ve tarihler koymak tercihine gitmemelerini' istedi ve 'bunun işe yaramayacağı' uyarısında bulundu.
 
Chirac ve Merkel'in bugünkü buluşmasından önce bir açıklama yapan AB Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn'in sözcüsü Christina Nagy, Kıbrıs sorunundan kaynaklanan uzlaşmazlık çerçevesinde Ankara'ya karşı daha önce denenen baskı yöntemlerinin "hiçbir sonuç getirmediğini" hatırlattı.

İtalya'dan da destek
 
Bu arada İtalya Başbakanı Romano Prodi, Fransa ile Almanya'nın 'Türkiye'nin AB üyeliği müzakerelerinin belirli bir süre sonra yeniden gözden geçirilmesi' önerisine katıldığını bildirdi.
 
Yunanistan'a resmi ziyarette bulunan Prodi, Yunan televizyon kanalı Mega'ya yaptığı açıklamada, Fransız-Alman projesinin, Türkiye'nin önündeki seçim sürecinden geçmesi için zaman tanınmasını sağlayacaksa yararlı olabileceğini söyledi.
 
Prodi, buna karşın Türkiye'den AB üyeliği için ek koşullar talep edilmesi yönündeki her türlü fikri reddettiğini belirtti.
 
Rum kesimi memnun

AB dönem başkanı Finlandiya'nın Başbakanı Matti Vanhanen, limanların açılması için Türkiye'ye 18 ay süre verilmesi önerisine karşı çıktı. Vanhanen, "tren yavaşladı ancak varış noktası hala aynı" ifadesini kullandı.
 
AB Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso ise limanların açılmaması nedeniyle AB Komisyonu’nun geçen hafta Türkiye hakkında hazırladığı önerilerin, "genişleme sürecinde hızın sonuçlara bağlı olduğunu gösterdiğini" söyledi.
 
Barroso, "genişleme bir süreç. Durdurulamaz bir taşıyıcı bant değil" diye konuştu.

Rum yönetimi ise öneriye tam destek verdi. Rum yönetimi sözcüsü Christodoulos Pashiardis, “Türkiye'nin Kıbrıs Cumhuriyeti’ne karşı sorumluluğunu yerine getirmesi için zaman tanınması önerisini destekliyoruz" dedi.
 
Türkiye'ye Kıbrıs baskısı
 
AB Komisyonu, 29 Kasım'da, Kıbrıslı Rumlara limanlarını açmayan Türkiye ile müzakerelerin sekiz başlıkta askıya alınmasını tavsiye etmişti.

AB Komisyonu'nun önerisine göre, kalan fasıllarda müzakereler başlatılabilecek, ancak başlıkların geçici olarak kapatılması için yine limanların ve havaalanlarının Kıbrıs Rum kesimine açılması beklenecek.
 
Komisyon, Kıbrıs'ta BM öncülüğünde kapsamlı çözüm müzakerelerinin 2007 yılında yeniden başlatılması çağrısında da bulunmuştu.
 
AB Komisyonu toplantısından çıkan bu karar, 11 Aralık'ta bir araya gelecek AB dışişleri bakanlarına 'Komisyon tavsiyesi' olarak sunulacak. Dışişleri bakanlarının Türkiye ile ilgili nihai kararı bu tarihte alması bekleniyor.
 
Avrupa Birliği, Türkiye'nin Ankara Protokolü'nü uygulamasını, yani Güney Kıbrıs'a havaalanlarını ve limanlarını açmasını istiyor.
 
İlerleme Raporu'nda yer alan bu istek için AB Dönem Başkanı Finlandiya'nın Başbakanı Matti Vanhanen süre vermiş ve Türkiye'den 6 Aralık'a kadar adım atmasını istemişti. Ancak Türkiye, Kıbrıs konusunda daha fazla adım atılmayacağını yineliyor.

Kararın ardından açıklama yapan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, “Bu bir tavsiye, kesin karar değildir” diyerek diğer fasıllarda müzakere sürecinin devam edeceğini söylemişti.

 

Komisyon Chirac ve Merkel'i uyardı


5 Aralık, 2006 11:25:00 (TSİ) CNN TURK

AB Komisyonu, Fransa ve Almanya'dan 'Türkiye'nin önüne katı kısıtlama ve tarihler koymak tercihine gitmemelerini' istedi ve 'bunun işe yaramayacağı' uyarısında bulundu. AB Dönem Başkanı Finlandiya'dan ise müzakerelerin kısmen askıya alınması önerisine destek geldi.

Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac ve Almanya Başbakanı Angela Merkel'in bugünkü buluşmasından önce bir açıklama yapan AB Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn'in sözcüsü Christina Nagy, Kıbrıs sorunundan kaynaklanan uzlaşmazlık çerçevesinde Ankara'ya karşı daha önce denenen baskı yöntemlerinin "hiçbir sonuç getirmediğini" hatırlattı.
 
"Türkiye'nin stratejik önemi nedeniyle dengeli bir çözüm bulmak gerekiyor" diyen Nagy, bir aday ülkeye yükümlülükleri yerine getirmemesinin sonuçlarının neler olabileceğinin belirtilmesi, aynı zamanda, katılım sürecinin de canlı tutularak devam ettirilmesi gerektiğini söyledi.

Rehn de uyarmıştı
 
Olli Rehn de dün yaptığı açıklamada, Merkel ve Chirac'tan Türkiye konusunda dengeli bir çözüm bulmalarını istediğini bildirmişti.
 
Rehn, limanların açılması konusunda Türkiye'ye kesin tarih vermenin çözüm üretmediğini belirterek, Kıbrıs sorununu en iyi BM önderliğinde çözülebileceğini kaydetmiş, "Türkiye ve AB açısından stratejik önemi nedeniyle Şansölye Merkel ve Cumhurbaşkanı Chirac'tan bir taraftan müzakere sürecini canlı tutarken, diğer yandan bir aday ülkenin yükümlülüklerini karşılamamasının sonuçlarını gösteren dengeli bir çözüm bulmalarını istiyorum" demişti.
 
Merkel'in, limanların açılmaması durumunda Türkiye ile müzakerelerin 18 ay sonra yeniden gözden geçirilmesi önerisine katılmadığını da ortaya koyan Rehn, bu sürenin dolacağı tarihte (2008 yılı ortası) AB'nin anayasa krizini çözmeye ve reformlara odaklanacağına dikkati çekmişti.

Barroso: "Hız sonuçlara bağlı"
 
AB Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso da, limanların açılmaması nedeniyle komisyonun geçen hafta Türkiye hakkında hazırladığı önerilerin, 'genişleme sürecinde hızın sonuçlara bağlı olduğunu gösterdiğini' söyledi.
 
Daha önceki konuşmalarında 'AB'nin varsayılan şekilde değil, kendi iradesiyle genişlediğini göstermesine ihtiyaç duyulduğunu' vurguladığını hatırlatan Barroso, ''AB Komisyonunun geçen hafta Türkiye hakkında hazırladığı öneriler gösteriyor ki, genişleme sürecinde hız sonuçlara ve AB'nin temel değeri olan hukukun üstünlüğüne saygıya bağlı. Genişleme bir süreç. Durdurulamaz bir taşıyıcı bant değil" dedi.

Finlandiya'dan tavsiye kararına destek
 
AB Dönem Başkanı Finlandiya'nın Başbakanı Matti Vanhanen, limanların Rumlara açılması konusunda Almanya ve Fransa'nın Türkiye'ye 18 ay süre verilmesi önerisine karşı çıkarak, AB Komisyonu'nun 'müzakerelerin kısmen askıya alınması' tavsiyesine destek verdi.
 
Vanhanen, Komisyon'un geçen hafta sunduğu önerilerin "üye devletler arasında uzlaşma için iyi bir temel oluşturduğunu'' söyledi.
 
Avrupa Parlamentosu'nda 'Avrupa'nın Geleceği' konulu toplantıda konuşan Vanhanen, Türkiye konusundaki kararın AB devlet ve hükümet başkanları zirvesine kalmaması için, AB dışişleri bakanları tarafından 11 Aralık'taki Genel İşler Konseyi'nde sonuçlandırılması gerektiğini vurguladı.
 
Vanhanen, ''AB Komisyonu'nun Türkiye hakkındaki önerileri üye devletler arasında uzlaşma için iyi bir temel oluşturuyor. Şu anda zor bir durumla karşı karşıya olsak da Türkiye'nin katılım süreci ilerlemelidir'' dedi.
 
Türkiye'ye Kıbrıs baskısı

AB Komisyonu, 29 Kasım'da, Kıbrıslı Rumlara limanlarını açmayan Türkiye ile müzakerelerin sekiz başlıkta askıya alınmasını tavsiye etmişti.

AB Komisyonu'nun önerisine göre, kalan fasıllarda müzakereler başlatılabilecek, ancak başlıkların geçici olarak kapatılması için yine limanların ve havaalanlarının Kıbrıs Rum kesimine açılması beklenecek.
 
Komisyon, Kıbrıs'ta BM öncülüğünde kapsamlı çözüm müzakerelerinin 2007 yılında yeniden başlatılması çağrısında da bulunmuştu.
 
AB Komisyonu toplantısından çıkan bu karar, 11 Aralık'ta bir araya gelecek AB dışişleri bakanlarına 'Komisyon tavsiyesi' olarak sunulacak. Dışişleri bakanlarının Türkiye ile ilgili nihai kararı bu tarihte alması bekleniyor.
 
Avrupa Birliği, Türkiye'nin Ankara Protokolü'nü uygulamasını, yani Güney Kıbrıs'a havaalanlarını ve limanlarını açmasını istiyor.
 
İlerleme Raporu'nda yer alan bu istek için AB Dönem Başkanı Finlandiya'nın Başbakanı Matti Vanhanen süre vermiş ve Türkiye'den 6 Aralık'a kadar adım atmasını istemişti. Ancak Türkiye, Kıbrıs konusunda daha fazla adım atılmayacağını yineliyor.

Kararın ardından açıklama yapan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, “Bu bir tavsiye, kesin karar değildir” diyerek diğer fasıllarda müzakere sürecinin devam edeceğini söylemişti.

Merkel'de yumuşama işareti

Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac ile görüşen Almanya Başbakanı Angela Merkel, AB Komisyonu'nun Türkiye ile müzakerelerin bazı başlıklarda askıya alınması yolundaki önerisini desteklediklerini açıkladı. Merkel, Türkiye ile müzakerelere ara verilmesi önerisini ise gündeme getirmedi.

Almanya'nın Saarland eyaletinin Mettlach kentinde geleneksel “Weimar Üçgeni” görüşmeleri kapsamında bir araya gelen Merkel ile Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac ve Polonya Devlet Başkanı Leh Kaczynski, ortak basın toplantısı düzenlediler.

Merkel, Türkiye ile müzakerelerin geleceğine ilişkin bir soru üzerine, Ankara Anlaşması Ek Protokolünün uygulanmasında bir gelişme olmadığı için gelecekte Türkiye'ye karşı ne şekilde bir tutum izleyeceklerini ele aldıklarını belirterek, “Türkiye ile müzakereler konusunda AB Komisyonunun tavsiyeleri gelecekteki toplantılar için iyi bir temel oluşturuyor” dedi.

AB Komisyonunun Türkiye'de gelecek yıl yapılacak seçimler ile Avrupa Parlamentosu için 2009 yılında yapılacak seçimler arasındaki dönemde kendilerine müzakerelerin durumu hakkında rapor sunacağını ifade eden Merkel, Türkiye'ye bu konuda bir ültimatom vermeyeceklerini, gelişmeleri izleyeceklerini kaydetti.

Türkiye'nin de, mevcut durumda şartların sertleştirilmediğini görmesi gerektiğini belirten Merkel, Türkiye'nin Ek Protokolü uygulaması için çabalarını sürdüreceklerini sözlerine ekledi.

Fransa Cumhurbaşkanı Chirac da, görüşmede Türkiye'nin Avrupa'ya entegrasyonu konusunu ele aldıklarını belirterek, “Ankara Protokolüyle ilgili olarak gelişme olmaması üzücü. Olumlu gelişmeler olmasını ümit ediyoruz” diye konuştu.

Bu konuda Fransa'nın Almanya ile aynı görüşleri paylaştığını ifade eden Chirac, Polonya'nın görüşlerinin de kendi görüşlerinden fazla farklı olmadığını savundu.

Polonya Devlet Başkanı Kaczynski ise görüş ayrılıkları bulunan konuları da ele aldıklarını, bunlar arasında Türkiye ile müzakerelerin sürdürülmesi konusunun da bulunduğunu belirterek, “Türkiye ile müzakerelerin sürdürülmesinden yanayız. Bu, uzun bir süreç. Sonuçlarını uzun zaman sonra alacağız. Ancak bu konudaki tutumumuz değişmedi” dedi.

Polonya'nın Türkiye'ye yakınlık duyduğunu ifade eden Kaczyinski, “Bu konuda karar değiştirmedik. Gelişmeler Türkiye'ye bağlı, ancak mevcut sorunların çözülebileceğine inanıyorum. Türkiye'ye yakınlık duyuyoruz. Ancak Avrupa standartlarına da uyulmalı, AB tarafından da” şeklinde konuştu.

HURRIYET 05/12/06

Merkel eases stance on Turkey-EU

By Hugh Williamson in Berlin and Patrice Drouin in Mettlach

FT: December 5 2006

German chancellor Angela Merkel has been forced to moderate her hard-line stance on Turkey’s bid for membership of the European Union, apparently withdrawing a proposal for an 18-month deadline for Ankara to open its ports to Cyprus.

She said the European Commission should report on Turkey’s progress on this issue, with the report to be delivered after elections in Turkey in autumn 2007 but before the elections to the European parliament in spring 2009.

Her comments followed talks in Mettlach near Saarbrücken, western Germany, with Jacques Chirac, the French president, and Lech Kaczynski, president of Poland.

Ms Merkel has since last week led moves among EU countries to insert a ‘review clause’ into an agreement at the EU summit in Brussels next week on the partial freezing of membership talks with Ankara because of Turkey’s stand-off with Cyprus, an EU member.

The clause would in effect have set Turkey a deadline of mid-2008 to open its ports or possibly faced further sanctions.

Mr Chirac said after the meeting that, like Ms Merkel, he believed “consequences were needed” because of Turkey’s unwillingness to open its ports, a condition of EU membership.

Ms Merkel’s appears to have been unable to convince Mr Kaczynski of her view, however. The Polish leader said Warsaw’s position as a supporter of Turkey’s EU membership “had not changed” during the talks.

Ms Merkel has also come under pressure from Turkey and the European Commission to change her stance, which officials in Brussels feared would lead to new divisions over Ankara within the EU at next week’s summit.

Recep Tayyip Erdogan, Turkish prime minister, on Tuesday told Turkish legislators that it would be an “historic mistake” for the EU to create new hurdles for the country’s membership process, according to German news agency reports.

Ms Merkel’s office confirmed to the Financial Times that Mr Erdogan and Ms Merkel spoke on the telephone on Tuesday morning. The Turkish leader stressed the “damage that would be caused” by additional deadlines, news agencies reported.

Ms Merkel said in Mettlach that Turkey “should not see” the proposal of a Commission report as a sharpening of membership conditions for Ankara, but noted that “since something has not happened [Turkey’s opening of its ports to Cyprus] then some action must be taken”.

Olli Rehn, EU enlargement commissioner, on Monday appealed to Ms Merkel and Mr Chirac to drop the idea of a review clause, arguing that strict deadlines would not produce the desired results.

Turkish EU bid was a train-wreck waiting to happen

By Quentin Peel

FTDecember 5 2006 02:00

Turkey's relations with the European Union seem set to hit a new low next week, when the 25 EU member states will be asked to partially suspend membership negotiations because of their unresolved dispute over the divided island of Cyprus.

This was a train-wreck waiting to happen, ever since Cyprus was admitted to the EU in 2004 without any settlement between its Greek and Turkish communities. The danger now is that what might have been a dispute limited to the decades-old divisions between Greek and Turkish Cypriots could become a much wider confrontation between the EU and Turkey. It could sour relations for years.

 

 

 

FT: Tren enkazı önceden belliydi, unutkanlık başımıza iş açacak!


      İngiltere’de yayımlanan günlük ekonomi ve siyaset gazetesi Financial Times, Türkiye’nin AB sürecinde böyle bir "tren enkazının" ortaya çıkacağının önceden belli olduğunu yazdı.
      Türkiye ile AB arasında bugün gelinen noktada yaşanan sorunların Türklerin "sivriliğinden" ziyade Batı’nın umursamazlığından kaynaklandığını belirten FT yazarı Quentin Peel, gelecek hafta 25 AB üyesinin Türkiye ile müzakerelerin Kıbrıs’taki sorunlar yüzünden kısmen askıya alınması yolunda alacağı kararın ilişkilere yeni sorunlar katacağını savundu.
      Kıbrıs Rum kesiminin, 2004’te Kıbrıs sorunu çözülmeden AB’ye alınmasından bu yana bir "tren kazası" potansiyelinin bulunduğunu kaydeden yazar, Kıbrıslı Türk ve Rumlar arasında kalması ihtimali daha kuvvetli olan bir anlaşmazlığın, yaşananlar yüzünden Türkiye ile AB arasında bir soruna dönüştüğüne dikkat çekti.
      Quentin Peel, sorunun ilişkiler üzerinde yıllar süren olumsuzluklara yol açabileceği uyarısında da bulundu.
      "Geçmişte böyle bir sorunu halletmek bu kadar zor olmayabilirdi" diyen yazar, "Geçmişte böyle bir durumda Türkiye, sorunun çözümü için diğer müttefiki olan Amerika’ya giderdi. Washington da gerçekten NATO üyesi olan müttefiklerine uzlaşmaya yanaşmaları için baskı yapardı. Zorlu geçen birkaç yılın ardından, ilişkiler normale dönerdi" ifadesini kullandı.
      Ancak bugün Ankara’nın Washington’la ilişkilerinin de en az Brüksel’le olduğu kadar zorlu bir dönemden geçtiğini savunan yazar, Irak savaşı ve PKK sorununun Türkiye’deki Amerikan karşıtlığını körüklediğini bildirdi.
      Türkiye’nin ne Avrupa ne de ABD için kolay bir müttefik olduğunu, ancak stratejik öneminin hep bilindiğini belirten Peel, Türkiye’nin geçmişte eski Sovyetler, şimdi de Orta Doğu için bir cephe oluşturduğunu hatırlattı.
      Hem Washington hem de Brüksel ile ilişkilerdeki son bozulmanın Türkiye’nin "sivriliğinden" ziyade Batılı müttefiklerinin umursamazlığından kaynaklandığını da vurgulayan yazar, AB’nin Kıbrıs sorununu Türkiye ile ilişkilerini etkilemeyecek şekilde çözmeyi başaramadığına işaret etti.
     
     'SÖZLERİMİZİ UNUTTUK, UNUTKANLIK BAŞIMIZA İŞ AÇACAK'
      AB üyeliğinin Rumlarla Türkler arasındaki ilişkileri düzeltmek için bir sebep olarak düşünüldüğünü, ancak Annan planı için yapılan referandumlarda Türkler "Evet" derken Rumların "Hayır" oyu kullandığını hatırlatan Quentin Peel, buna karşılık Kıbrıslı Türklerin hala tanınmadığını ve izolasyonlarla baş başa olduklarını kaydetti.
      "Rumlar ise AB’nin bütün imkanlarından yararlanıyor ve aynı adayı paylaştıkları milletle ilgili kısıtlamalarda herhangi bir yumuşama söz konusu olduğunda veto haklarını kullanabiliyorlar" diyen yazar, Rumların AB’nin verdiği KKTC ile doğrudan ticaret bağları kurulması sözünün uygulamasını da engellediklerini hatırlattı.
      Buna karşılık Ankara’nın da anlaşılabilir şekilde Gümrük Birliği anlaşmasını Kıbrıs’ı da içine alacak şekilde genişletmeyi reddettiğini belirten yazar, hukuki olarak Türkiye’nin hatalı olduğunu, ancak AB’nin de KKTC’ye ticari kısıtlamalarını sürdürerek hata yaptığını yazdı.
      AB üyelerini Rumların blöfüne teslim olmakla suçlayan Peel, Fransa ve Avusturya’nın zaten Türkiye’nin üyeliğini geciktirecek her sebebe memnuniyetle yaklaştıklarını vurguladı.
      Türkiye ile AB arasındaki müzakerelerin başlamasından önce, ABD ve İngiltere’nin Rumlar üzerinde baskı kurup süreci engellememeleri, aksi halde KKTC ile doğrudan ticaret yollarının açılacağı tehdidinde bulunacaklarına dair dedikoduların dolaştığını da hatırlatan Peel, "Ancak Türkiye ABD ilişkilerindeki soğukluk yüzünden böyle bir hareket şimdilik beklenmiyor. Irak konusunda bölgesel bir çözüm arayışındaki Washington, İran ve Suriye gibi eski düşmanlarını bile devreye sokabilecek gibi görünüyor. Ama kimse Türkiye’den yardım istemiyor.
      Brüksel ve Washington’un Türkiye ile stratejik ortaklık konusunda verdiği sözler unutulmuşa benziyor. Ancak bu unutkanlık bizim başımıza iş açacak" dedi.
     
     'İNGİLTERE KKTC’YE DOĞRUDAN UÇUŞ BAŞLATSIN' ÇAĞRISI
      Bu arada The Daily Telegraph gazetesinin okur mektupları köşesine mektup yazan İngiltere Lordlar Kamarasının sekiz üyesi de AB’nin Türkiye ile müzakereleri kısmen de olsa askıya alma kararının "Türk halkına yapılmış bir hakaret olduğunu" vurguladı.
      Başını Kamaranın Müslüman üyelerinden Lord Ahmed’in çektiği grupta, Lord Harrison, Lord Kilclooney, Leydi Collingtree, Lord Drumglass, Lord Monson, Lord Rogan, Leydi Butterworth yer aldı.
      Mektupta, Türkiye’nin laik bir ülke ve NATO’nun önemli bir üyesi olduğunu hatırlatan Kamara üyeleri, "Bu ülke şimdi Avrupa’dan uzaklaştırılıp İslami köktenciliğe doğru itiliyor" uyarısında bulundu.
      AB’nin bu kararının tarihi nitelik taşıyan büyük bir hata olduğu vurgusuna da mektuplarında yer veren Lordlar Kamarası üyeleri, konunun Kıbrıs meselesiyle izah edilmesinin mümkün olmadığını vurguladı.
      AB’nin Kıbrıslı Türklere BM planını desteklemek karşılığında izolasyonlarına son verileceği sözünü verdiğini, ancak bu sözün tutulmadığını hatırlatan Kamara üyesi Lordlar, "Ancak Annan planını reddeden Rumlar, bunun ardından AB üyeliğine kabul edilerek ödüllendirilmişlerdir" dedi.
      Bugün Kıbrıslı Rumların Avusturya ve sözde Ermeni soykırımının reddini suç sayan yasanın mimarı Fransa’nın da cesaretlendirmesiyle Türkiye’nin üyeliğini veto etme gücünü elinde tuttuğunu hatırlatan Lordlar, "Türkiye AB’ye üye olduğunda tabii ki Kıbrıs’ı tanımak zorunda kalacaktır, ama bugünkü Kıbrıs’ı değil, Türk ve Rum halklarının üzerinde anlaşmaya varacakları bir Kıbrıs’ı tanıyacaktır" görüşünü savundu.
      AB’nin bir yandan Türkiye’den limanlarını Rumlara açmasını istemesi diğer yandan da Avrupa limanlarını Kıbrıslı Türklere kapatmasının haksız ve anlamsız olduğunu vurgulayan İngiliz Lordlar, kendi hükümetlerine çağrıda bulundu ve İngiliz hükümetinin tek taraflı olarak Kuzey Kıbrıs’a doğrudan uçuşlara izin vermesini istedi.

MILLIYET 05/12/06

AB ile ilişkilerde 'Kıbrıs' çıkmazı



AB Komisyonu'nun hava ve deniz limanlarını Rumlara açmayan Ankara'ya "yaptırım" olarak sekiz müzakere başlığının askıya alınması ve müzakerelere açılacak diğer tüm başlıkların Kıbrıs koşuluna bağlanması tavsiyesini içeren karar, AB üyeleri arasında iki kritik toplantıda tartışılacak. Türkiye bu toplantıların arifesinde tabloyu net bir şekilde algılamalı.
AB'nin 25 üyesi ilk olarak 11 Aralık'ta dışişleri bakanları seviyesinde sonra da 14 Aralık'ta hükümet ve devlet başkanları düzeyinde bir araya gelecek. Komisyon'un tavsiyesi, AB'nin 25 üyesini bölmüş durumda.

'Başlıkların sayısı azaltılsın'
İngiltere'nin başını çektiği İsveç, İtalya ve İspanya'nın da aralarında bulunduğu bir grup ülke Komisyon'un tavsiyesinin ağır olduğunu belirterek askıya alınacak olan müzakere başlıklarının sayısının indirilmesini istiyor.
Türkiye'nin Kıbrıs nedeniyle AB'den uzaklaştırılmasının birliğin uzun dönemli çıkarlarına aykırı olduğuna inanan bu grup, 14 Aralık zirvesinde Türkiye'yi raydan çıkarmayacak net bir yol haritası belirlenmesini istiyor. Bu grup AB zirvesinden, Kıbrıs sorununun çözümü için BM şemsiyesi altında görüşmelerin başlaması çağrısı çıkmasını da talep ediyor.

Almanya-Fransa ikilisi
Türkiye'nin üyeliğine soğuk bakan ve bu yüzden Ankara'yı Kıbrıs konusunda köşeye sıkıştırmak isteyen, başını Almanya ve Fransa'nın çektiği diğer grup da aynı toplantılarda Türkiye'ye zorluk çıkaran taraf olacak.
Komisyon önerilerinin daha da ağırlaştırılmasını isteyen bu grubun iki önemli sözcüsü Almanya Başbakanı Angela Merkel ile Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac, bugün Almanya'nın Metlach kasabasında bir araya geliyor.
Askıya alınacak olan müzakere başlıklarının azaltılması bir yana artırılmasını isteyen ikili, Türkiye'ye limanlar konusundaki yükümlülüğünü yerine getirmesi için 18 aylık bir süre tanınması ve bunun sonunda Türkiye'nin üyelik sürecinin AB tarafından yeniden gözden geçirilmesini istiyor. Birliğin iki güçlü ülkesinin bu muhalefeti sürerken, 14 Aralık zirvesinden Türkiye lehine bir sonuç çıkmasını beklemek gerçekçi olmaz.

Ankara direnmeli
Kıbrıs, Türkiye'nin üyeliğini istemeyenler için AB'nin elinde bir koz olmaya devam edecek. AB'nin karar alıcıları isteseler başka birçok konuda olduğu gibi Güney Kıbrıs'ın bileğini bükerek Türkiye'yi tam üye yapacak güçtedir.
Ancak AB'nin her üyesine veto hakkı veren karar alma mekanizmasının arkasına sığınılarak Rumlar aleyhine bir tutum takınılmamaktadır. AB'nin karar alma mekanizması değişmediği ve Kıbrıs sorunu kalıcı çözüme ulaştırılmadığı sürece, AB üyeliği Rumların elinde Türkiye'ye karşı her zaman kullanabilecekleri bir silah olarak kalmaya devam edecektir.
Hükümetin bu koşullar altında yapması gereken, Kıbrıs sorununun AB sürecinden ayrılması tezini ısrarla savunmasıdır. Türkiye AB sürecinden kopmamalı ancak bu hususta sonuna kadar direnç göstermelidir.
AB'nin de Türkiye nedeniyle içine düştüğü bu durumu etraflıca değerlendirerek Birliğin geleceğini Rumların elinden kurtaracak bir karar mekanizması geliştirmesi gerekir.

MILLIYET FIKRET BILA 05/12/06

Limanlar bahane... Esas sebep ne?



Kimine göre askıya alınacak müzakere başlıklarının sayısı 8'in üstünde olmalı. Örneğin 10 gibi... Kimine göre de, Türkiye'nin limanlarını Kıbrıs Rumlarına açması için mutlaka bir mühlet vermeli. Örneğin 18 ay gibi...
Kimine göre ise, en iyisi, müzakere sürecine bir "ara" vermeli. Örneğin 1 yıl, hatta 2 yıl gibi...
İşte, AB Komisyonu'nun geçen ay aldığı tavsiye kararından sonra şimdi ortaya atılan yeni fikirler ve öneriler bunlar...
Komisyon'un 8 müzakere başlığını "beklemeye alma" tavsiyesi, Türkiye'yi ne kadar rahatsız etti ise, yukarıda özetlediğimiz yeni önerilerin sahipleri olan Kıbrıs Rumlarını, Yunanlıları, Fransızları, Almanları, Avusturyalıları da bir o kadar düş kırıklığına uğrattı. Onlar limanlarını Rumlara açmayacağını bildiren Türkiye'yi daha sert biçimde "cezalandırmak" istiyorlar.
Papadopulos yönetiminin bu "limanlar meselesi"ne -ekonomik ve siyasal çıkarları nedeniyle- dört elle sarılıp AB kanalıyla Türkiye üzerinde baskı yapmaya çalışmasına şaşmamak lazım. Ancak esas şaşırtıcı olan husus, bazı AB üyelerinin ve özellikle Birliğin "büyükleri" sayılan Fransa ve Almanya'nın, Kıbrıs Rumlarının peşinden gitmesidir. Hem de Türkiye'yi bile bile karşılarına alarak...

Prensip meselesi imiş!
Bu akşam Cumhurbaşkanı Jacques Chirac ile Şansölye Angela Merkel buluştukları zaman, önümüzdeki hafta AB konseyinde izleyecekleri ortak politikayı belirleyecekler. Anlaşılan önerecekleri şey de, Türkiye'ye limanları açması için bir buçuk yıllık bir süre vermek...
Peki, bu, AB için o kadar "hayati" bir mesele mi ki, koca Almanya ve Fransa, "dost ve müttefik" Türkiye'ye karşı "ültimatomlu bir yaptırım" uygulamayı düşünüyor?
Gerek Komisyon yetkililerinden gerek üye ülkelerin diplomatlarından duyduğumuz argüman şu: "Türkiye, Ek Protokol gereği, limanları açma taahhüdünde bulundu. Şimdi 2006'nın sonunda bu yükümlülüğü yerine getirmek zorunda... Oysa Ankara bu sözünü yerine getirmeyeceğini beyan ediyor. AB, prensipleri ve kuralları konusunda çok duyarlıdır. Dolayısıyla limanlar konusunda da Türkiye'ye karşı bir tavır koymak durumundadır"...
AB böyle "hukuki" bir gerekçeyle, Papadopulos'un limanlar davasının savunuculuğunu yapıyor. Ama örneğin "ceza"nın daha da ağır olmasını isteyen Fransa, Almanya ve yandaşları, gerçekten "limanlar davası"na gönül verdikleri ve Papadopulos'a bir "vefa borcu" duydukları için mi Türkiye'ye düşünülenden de daha ağır bir ceza verilmesini istiyorlar?

Birbirlerini kullanıyorlar
Buna inanmak için saf olmak lazım. Açıkçası limanlar işi, bahane. Papadopulos ustaca mevcut ortamdan yararlanıp bu ülkeleri devreye sokabiliyor. Buna karşılık Fransa ve Almanya gibi temelde Türkiye'nin AB üyeliğine karşı olan ülkeler de sinsice Papadopulos'u bir araç olarak kullanıyor.
Eğer bu limanlar işi olmasaydı, aynı ülkeler başka gerekçeleri öne sürerek müzakere sürecini aksatmaya veya tıkamaya kalkışırlardı. Kıbrıs onlara adeta gümüş tabakta bir fırsat sundu! Yoksa Almanların veya Fransızların Kıbrıs meselesiyle de fazla ilgilendikleri yok.
Onların derdi başka: Kimine göre Türkiye "Avrupa'da değil", kimine göre de "Türkiye Avrupalı" değil. Coğrafyası, tarihi, dini, kültürü farklı. Ayrıca nüfusu çok kalabalık. Göç tehlikesi büyük... Vesaire...
Merkel'in, Sarkozy'nin ve benzerlerinin ille Türkiye'ye farklı, özel bir statü verilmesini ve şimdi müzakerelerin formatının değiştirilmesini istemeleri esas bu nedenlerden kaynaklanıyor. Yoksa limanlar "bahane"sinden değil...

SAMI KOHEN 05/12/06

AB'nin Türkiye'ye değil Rumlara baskı yapması gerek

AB'nin Türkiye'ye değil Rumlara baskı yapması gerek

Türkiye'nin AB üyeliği, Batı'nın hoşgörü iddiasındaki samimiyetinin göstergesi olacak. AB, Kıbrıs konusunda da Türkiye'ye değil Rumlara baskı yapmalı

05/12/2006 (918 kişi okudu)

Türkiye'yle Avrupa arasındaki gergin ilişkilerde geçen hafta iki adım ileri ve korkarız ki en az iki adım da geriye gidildi. Özellikle Türkiye'nin AB üyeliği başvurusuna karşı çıkmaktan vazgeçmesiyle, Papa 16. Benediktus'un geçen haftaki Türkiye ziyareti ilişkilerin yumuşamasına yardımcı oldu.
Fakat AB, Avrupa Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn'in Türkiye'nin limanlarını Kıbrıs gemi ve uçaklarına açmaması halinde üyelik müzakerelerinin bazı bölümlerinin dondurulmasına yönelik tavsiyesini dikkate alırsa, bu uzlaşma çabaları baltalanabilir.

Yeni bir hile gibi duruyor
Türkiye'deki birçok kişi gibi bize göre de, bu tavsiye Türkiye'yi Birlik dışında tutmak için yapılmış yeni bir hile gibi görünüyor. Bazı üyeler, AB'nin Türkiye'yle üyelik müzakerelerini tümüyle askıya alması için baskı yapıyor. Türkiye'nin limanlarını Kıbrıs'a açması gerektiği tartışma götürmez, ki bunu ne kadar kısa süre içinde yaparsa o kadar
iyi olur. Fakat, AB'nin Kıbrıs'la Türkiye'nin kafasına vurmak yerine adadaki bölünmüşlüğe son verilmesine yardımcı olmak için daha fazla şey yapması gerekiyor.

Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, 2004'te ülkesinin uzun süredir sürdürdüğü siyaseti değiştirerek Kıbrıslı Türkleri BM'nin barış planı lehine oy vermeye ikna etti. Fakat, ne yaparlarsa yapsınlar yine de AB'ye üye olacakları sözü verilen Kıbrıslı Rumlar bu planı reddetti. Eğer AB, Türkiye'yi kabul etme konusunda ciddiyse, ki öyle olmalı, Kıbrıslı
Rumlara çözüm için baskı yapmalı.

Türkiye'nin zengin Avrupa kulübüne neden katılmak istediği ortada. Fakat Avrupa ve bütün Batı dünyasının da bu üyelikten kazanacağı çok şey var. Yapılması gereken daha çok şey olsa da, üyelik ihtimali Ankara'yı ihtiyaç duyduğu siyasi ve ekonomik reformları hayata geçirmesi için cesaretlendiriyor. Türkiye'nin kabul edilmesi, Batı'nın hoşgörü ve tüm dinlere saygı konusundaki iddialarına gerçekten inandığının güçlü bir göstergesi olur.
Papa İstanbul'u terk ederken ziyaretinin 'medeniyetleri giderek birbirine yaklaştırmasını' umduğunu söyledi. AB bu sözü dinlemeli.
(Başyazı, 3 Aralık 2006)

RADIKAL 05/12/06

Muhalefetin "şok" eylemleri başladı

TARTIŞMA ÇIKTI... UBP Genel Başkanı Hüseyin Özgürgün, DP Genel Başkanı Serdar Denktaş ve iki partiye mensup bazı milletvekilleri, konuk locasından genel kurulu alkışlar ve düdüklerle protesto etti. "Öpülmüşleri Gönderin", "Öpülmüşlere De İzin Verin", "Kendiniz Çalın Kendiniz Oynayın" şeklinde sloganlar atan UBP ve DP milletvekilleri ile iktidar milletvekilleri arasında zaman zaman tartışma da yaşandı

SOYER: KİMSENİN KAPRİSİNE BOYUN EĞMEYİZ... "Kimsenin kaprislerine ve ideolojik saplantılarına boyun eğilmeyeceğini" ifade eden Başbakan Soyer, hiçbir "provokasyon" ile girişimin meclis çalışmalarını aksatamayacağını söyledi. Soyer, "hükümetin asıl alkışı 2010 seçimlerinde halktan alacağını" da kaydetti

Ulusal Birlik Partisi (UBP) ve Demokrat Parti'nin (DP) "şok" eylemleri başladı. Her iki partinin milletvekilleri dün meclise giderek izleyici locasından hükümeti, alkışlar ve düdüklerle protesto etti.

UBP ve DP'li milletvekillerinin protestolarına rağmen Cumhuriyet Meclisi Genel Kurulu dün toplanarak iki yasayı onayladı.

UBP Genel Başkanı Hüseyin Özgürgün, DP Genel Başkanı Serdar Denktaş ile iki partiye mensup bazı milletvekilleri, Genel Kurul salonundaki konuk locasından Genel Kurulu alkışlar ve düdüklerle protesto ettiler.

"Öpülmüşleri Gönderin", "Öpülmüşlere De İzin Verin", "Kendiniz Çalın Kendiniz Oynayın" şeklinde sloganlar atan UBP ve DP milletvekilleri ile iktidar milletvekilleri arasında zaman zaman tartışma da yaşandı.

Mahkeme, halktır

Muhalefet milletvekillerinin salonu terk etmelerinin ardından söz alan Başbakan Ferdi Sabit Soyer, genel kurulun dün iki önemli yasayı geçirdiğini belirtti ve hiçbir "provokasyon" ile girişimin meclis çalışmalarını aksatamayacağını söyledi.

UBP ve DP milletvekillerinin protestolarının hükümeti çözüm, demokrasi ve halka hizmet için yürüdüğü yoldan döndüremeyeceğini kaydeden Soyer, muhalefetin alkışlarını, "hükümetin icraatlarına onay alkışı" olarak aldığını söyledi. Soyer, "hükümetin asıl alkışı 2010 seçimlerinde halktan alacağını" da kaydetti.

"Kimsenin kaprislerine ve ideolojik saplantılarına boyun eğilmeyeceğini" ifade eden Soyer, genel kuruldaki milletvekillerine eylem karşısında soğukkanlılıklarını korudukları için teşekkür etti.

"Hükümeti tanımıyoruz diyorlar. Anayasa Mahkemesi'ne başvurdular. Mahkeme kararını verdi" diyen Soyer, UBP ve DP'nin şimdi de yasama organını hiçe sayan davranış içine girdiklerini söyledi.

Soyer, "Devleti kendilerinin kurduğunu ve sonsuza kadar yaşatacaklarını söyleyenlerin, hükümette olmayınca yasama, yürütme ve yargıyı tanımamaları kendilerinin ayıbıdır" dedi.

En yüce mahkemenin halk olduğunu ve siyasi partilerin seçim dönemlerinde halkın önüne çıkacağını vurgulayan Soyer, 2010'da bu mahkemenin huzuruna çıkılacağını ve o zamana kadar hükümetin halka hizmet vermeyi sürdüreceğini belirtti.

Tabibler Birliği ve Cezaevi Yasası onaylandı

Protestolar arasında genel kurulda neyin görüşüldüğünü bile tam olarak duyamayan iktidar milletvekilleri, iki yasa tasarısını görüşerek oybirliğiyle onayladılar.

Dünkü birleşimde onaylanan Kıbrıs Türk Tabipleri Birliği (Değişiklik) Yasası, özel veya kamu hastanelerinin veya üniversite sağlık kurumlarının geçici nitelikte uzman veya pratisyen hekim veya diş hekimi taleplerinin karşılanması ile birlik onur kurulu üyeleri tarafından yapılan toplantı müzakere tutanakları ve kararlarının çıkarılan yayın organında yorumsuz olarak yayınlanmasını içeriyor.

Oybirliğiyle onaylanan Merkezi Cezaevi (Kuruluş, Görev ve Çalışma Esasları) (Değişiklik) Yasası da, cezaevinde bulunan mahkum ve tutuklu sayısındaki artış ile orantılı olarak yapılan 2 adet ek koğuş ve bu koğuşlardaki görev yerlerinin doldurulabilmesi, ayrıca mahkum ve tutukluların psikolojik ihtiyaçlarının karşılanmasını içeriyor.

Yasanın onaylanmasının ardından çalışmalarını tamamlayan Genel Kurul, 7 Aralık Perşembe günü tekrar toplanacak.

KIBRIS 05/12/06


Edition 1WCMON 04 DEC 2006, Page 22
EU needs Turkey;Letter
FEATURES

Sir, A bruised and disillusioned Turkey, outside the EU, would be a
disaster for international security ("EU pulls the rug on Turkish
talks," Nov 30). This great nation, with its secular tradition and
strategic importance, offers a vital bridge between Europe, Asia and
the Middle East and an important voice in the dialogue between
Christians and Muslims.
It is surely not in Greek interests that Turkey is isolated from
Europe, nor is it in the interests of Greek Cypriots, despite their
rejection of the impartial UN plan to solve the Cyprus dispute. We
should remember that, even with their reservations, the plan was
accepted by Turkish Cypriots.
After the Annan plan referendums in 2004 the international community
undertook to end the isolation of the Turkish Cypriots; our Foreign
Affairs Committee in its report in February 2005 concluded that these
undertakings should be honoured.
Since then nothing of note has happened, and the EU's latest moves
add fuel to the fire. EU policies over Cyprus have been consistently
flawed, with predictable consequences. It is now a real possibility
that Turkey will have had enough, and the outcome will affect us all.
Air Chief Marshal Sir Michael Graydon
London W1

AB Türkiye için ikiye bölündü

Fransa ve Almanya’nın Türkiye’nin üyelik sürecinin 2009’dan önce yeniden gözden geçirilmesi talebi, AB’yi yine Türkiye konusunda ikiye böldü. Kimi ülkeler Türkiye’ye yeni bir takvim sunulmasına sıcak bakarken kimileri de buna karşı çıkıyor.

NTV

Güncelleme: 11:08 TSI 06 Aralık 2006 Çarşamba

İSTANBUL - Türkiye’nin limanlarını Kıbrıs Rum kesimine açmaması durumunda üyelik sürecinin en geç 2009’da yeniden değerlendirilmesini isteyen Almanya’nın teklifine sıcak bakanların başında Fransa’yla birlikte Yunanistan ve Kıbrıs Rum kesimi geliyor.

Yunanistan Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni Türkiye ile müzakerelerin devam etmesi gerektiğini ancak 18 ay sonra durumun yeniden değerlendirilmesini sağlayacak bir takvim belirlenmesini desteklediklerini açıkladı. Rum Hükümet Sözcüsü Paşiyardis de Türkiye’ye limanlar konusunda bir takvim sunulmasını desteklediklerini duyurdu.

İtalya Başbakanı Romano Prodi de öneriye destek verenlerden. Prodi, müzakarelerin bir süre sonra yeniden gözden geçirilmesine sıcak baktığını belirtti ve “Bu öneri Türkiye’nin seçim sürecinden geçmesi için zaman tanıyacaksa faydalı olabilir” dedi.

Türkiye’nin üyeliğinin yeni bir takvime bağlanmasına destek veren diğer ülkeler ise Avusturya, Slovakya, Danimarka, Hollanda, Portekiz, Macaristan ve Lüksemburg.

İsveç, İngiltere, Belçika, Estonya, Çek Cumhuriyeti ve Polonya masaya yeni takvimler konmasına karşı. İrlanda, İspanya, Malta, Slovenya, Litvanya ve Letonya ise teklif konusunda henüz tavrını belirlemedi.

Finlandiya, dönem başkanı olması nedeniyle tarafsızlığını korumak adına Merkel ve Chirac tarafından gündeme getirlen teklife ilişkin tavrını açıkça ortaya koymadı. Ancak Finlandiya Başbakanı Matti Vanhannen’in “Avrupa Komisyonu’nun tavsiye kararının Türkiye’nin üyeliği konusunda varılacak uzlaşma için iyi bir temel olduğu” sözleri Finlandiya’nın da öneriye karşı çıktığı şeklinde yorumlandı.

 

"Merkel’i ısrarından Chirac vazgeçirdi"


6 Aralık, 2006 10:22:00 (TSİ) CNN TURK

Metin Güneş/CNN TÜRK/Londra

Almanya Başbakanı Angela Merkel’i 'limanlarını Kıbrıslı Rumlara açması için Türkiye'ye 18 ay süre tanınması' yönündeki ültimatom önerisinden Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac’ın vazgeçirdiği belirtildi.

İngiltere'de yayımlanan Financial Times gazetesi, dün Almanya Başbakanı ile Fransa ve Polonya cumhurbaşkanları arasında yapılan zirvede en büyük kavganın Türkiye konusunda yaşandığını yazdı.

Gazete, Merkel ve Chirac’ı kastederek “Yaşlanan Çift” başlığıyla verdiği başyazısında, Türkiye’ye süre tanınması konusunda Fransa ve Almanya’nın "çete kurma” tehlikesi olduğuna dikkat çekti.

Başyazıda, görüşme sırasında Merkel'in "Türkiye’ye ültimatom verilmemesi" konusunda diğer iki lider tarafından ikna edildiği kaydedildi.

Yazıda ayrıca, Türkiye’ye zaman tanımanın asıl amacının "Türkiye’nin müzakere masasını terketmesi" olduğu yorumu yapıldı.

Diğer Fransız politikacıların aksine Chirac’ın Türkiye’nin AB üyeliğininin sıkı bir destekçisi olduğunu yazan Financial Times, Chirac’ın bu kez de ikna gücünü kullanmış olabileceğini ama bu ikna gücünün de artık zayıfladığını belirtti.

Gazete, Chirac’ın cumhurbaşkanlığının sona ermekte olduğunu ve önümüzdeki ilkbaharda yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimleri ve Paris’in Türkiye konusunda açık bir politika benimsememesi nedeniyle, Almanya’nın AB’deki ortağı Fransa konusunda sıkıntı yaşadığını yazdı.

Genişlemiş bir AB’nin yeni şartlarda yeni koalisyonlara gereksinim duyacağını belirten Financial Times, “Geniş bir Avrupa’ya Türkiye de memnuniyetle kabul edilmelidir” ifadesini kullandı. (FT'deki haberin orijinal metni için tıklayın)
 
Merkel: "Ültimatom yok"
 
Dün Fransa lideri Jacques Chirac ile görüşen Almanya Başbakanı Angela Merkel, AB Komisyonu'nun Türkiye ile müzakerelerin bazı başlıklarda askıya alınması yolundaki önerisini desteklediklerini açıkladı. Merkel, Türkiye ile müzakerelere 1.5 yıl ara verilmesi önerisini ise gündeme getirmedi.

"Ültimatom vermek istemiyoruz" diyen Merkel, Türkiye'de 2007 sonbaharında yapılacak seçimler ve 2009'daki AB seçimleri arasındaki süre içinde, Ankara'nın kaydedeceği ilerlemelerin görüleceğini belirtti.
 
Fransa lideri Jacques Chirac da, "Türkiye konusunda hemfikiriz. Bir ilerleme eksikliği olduğu konusunda hemfikiriz. Ankara Protokolü'nün yerine getirilmemesi üzücü. Olumlu ve teşvik edici bir tavır almak niyetindeyiz" dedi.
 
Türkiye'ye Kıbrıs baskısı
 
AB Komisyonu, 29 Kasım'da, Kıbrıslı Rumlara limanlarını açmayan Türkiye ile müzakerelerin sekiz başlıkta askıya alınmasını tavsiye etmişti.

AB Komisyonu'nun önerisine göre, kalan fasıllarda müzakereler başlatılabilecek, ancak başlıkların geçici olarak kapatılması için yine limanların ve havaalanlarının Kıbrıs Rum kesimine açılması beklenecek.
 
Komisyon, Kıbrıs'ta BM öncülüğünde kapsamlı çözüm müzakerelerinin 2007 yılında yeniden başlatılması çağrısında da bulunmuştu.
 
AB Komisyonu toplantısından çıkan bu karar, 11 Aralık'ta bir araya gelecek AB dışişleri bakanlarına 'Komisyon tavsiyesi' olarak sunulacak. Dışişleri bakanlarının Türkiye ile ilgili nihai kararı bu tarihte alması bekleniyor.
 
Avrupa Birliği, Türkiye'nin Ankara Protokolü'nü uygulamasını, yani Güney Kıbrıs'a havaalanlarını ve limanlarını açmasını istiyor.
 
İlerleme Raporu'nda yer alan bu istek için AB Dönem Başkanı Finlandiya'nın Başbakanı Matti Vanhanen süre vermiş ve Türkiye'den 6 Aralık'a kadar adım atmasını istemişti. Ancak Türkiye, Kıbrıs konusunda daha fazla adım atılmayacağını yineliyor.

Kararın ardından açıklama yapan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, “Bu bir tavsiye, kesin karar değildir” diyerek diğer fasıllarda müzakere sürecinin devam edeceğini söylemişti.

 

COREPER tavsiye kararını görüşecek

 

6 Aralık, 2006 09:41:00 (TSİ) CNN TURK

 

AB Komisyonu'nun limanlarını Rum gemi ve uçaklarına açmaması nedeniyle Türkiye ile müzakerelerin 8 başlıkta askıya alınması yönündeki tavsiye kararı, bugün birliğin Daimi Temsilciler Komitesi olan COREPER tarafından masaya yatırılacak.

Toplantıda tavsiye kararında değişiklik isteyenlerle, istemeyen ülkelerin temsilcileri görüşlerini kabul ettirmek için büyük çaba harcayacak.
 
Bu toplantıdan çıkacak sonuç, 11 Aralık pazartesi günü yapılacak AB Dışişleri Bakanları toplantısında konuşulacak. 14-15 Aralık'ta ise AB liderler zirvesi var.
 
Dışişleri Bakanları toplantısından çıkacak nihai karar liderlerce de onaylanacak.
 
Eğer 11 Aralık Dışişleri Bakanları toplantısından bir sonuç çıkmazsa bütün pazarlıklar 14-15 Aralık'taki zirveye ve son dakika pazarlıklarına kalacak.
 
Türkiye'ye Kıbrıs baskısı
 
AB Komisyonu, 29 Kasım'da, Kıbrıslı Rumlara limanlarını açmayan Türkiye ile müzakerelerin sekiz başlıkta askıya alınmasını tavsiye etmişti.

AB Komisyonu'nun önerisine göre, kalan fasıllarda müzakereler başlatılabilecek, ancak başlıkların geçici olarak kapatılması için yine limanların ve havaalanlarının Kıbrıs Rum kesimine açılması beklenecek.
 
Komisyon, Kıbrıs'ta BM öncülüğünde kapsamlı çözüm müzakerelerinin 2007 yılında yeniden başlatılması çağrısında da bulunmuştu.
 
AB Komisyonu toplantısından çıkan bu karar, 11 Aralık'ta bir araya gelecek AB dışişleri bakanlarına 'Komisyon tavsiyesi' olarak sunulacak. Dışişleri bakanlarının Türkiye ile ilgili nihai kararı bu tarihte alması bekleniyor.
 
Avrupa Birliği, Türkiye'nin Ankara Protokolü'nü uygulamasını, yani Güney Kıbrıs'a havaalanlarını ve limanlarını açmasını istiyor.
 
İlerleme Raporu'nda yer alan bu istek için AB Dönem Başkanı Finlandiya'nın Başbakanı Matti Vanhanen süre vermiş ve Türkiye'den 6 Aralık'a kadar adım atmasını istemişti. Ancak Türkiye, Kıbrıs konusunda daha fazla adım atılmayacağını yineliyor.

Kararın ardından açıklama yapan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, “Bu bir tavsiye, kesin karar değildir” diyerek diğer fasıllarda müzakere sürecinin devam edeceğini söylemişti.

 

 

AB'ye karşı B ve C planı

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Avrupa Birliği'ne (AB) karşı Türkiye'nin bir B ve C planı olacağını söyledi.

Başbakan Erdoğan, bir günlük çalışma ziyareti için Suriye'ye gitti. Şam'a hareketinden önce Esenboğa Havalimanı'ında yaptığı açıklamada Suriye ile ikili ilişkiler ile Irak, Lübnan ve Ortadoğu'daki sorunları ele alacaklarını bildirdi.

Erdoğan, bir soru üzerine, Almanya Başbakanı Merkel ile dün 20 dakika süren bir telefon konuşması yaptığını belirterek, Türkiye'nin AB sürecine müdahalenin yanlış olacağını anlattığını açıkladı.

 

Erdoğan, dün yapılan Merkel-Chirac toplantısından Türkiye'ye 18 ay süre verme gibi kararın çıkmadığını, asıl kararın ise AB zirve toplantısında alınacağını kaydetti.

 

B VE C PLANI

 

Bir gazetecinin, “Bazı iddialar var, komisyonun kararı aynen geçerse Türkiye'nin ilişkilerini değiştireceği yönünde. Örneğin siyasi stratejik ilişkileri ağırdan alacağı... Türkiye'nin böyle bir hazırlığı var mı?” sorusuna karşılık Erdoğan şunları söyledi:
    
“Bu konularla ilgili bizim şüphesiz ki B planımız olacak, C planımız olacaktır. Ama bunlar yani 11, 14, 15 Aralık tarihlerinde atılacak adımları görmeden söylenecek şeyler değil. Ben her zaman şunu söylüyorum: AB yolunda öyle gidişimizi durdurmak gibi bir anlayışın içinde değiliz. Türkiye'deki bazı çevreler veyahut da AB üyesi içindeki bazı çevreler, başta Rumlar olmak üzere Türkiye'nin artık bundan umudunu kesip bu gidişi durdurmak... Öyle bir şeyimiz yok. Ha ne olur taş çatlasın süreç yavaşlayabilir ama biz yine aynı şekilde müzakerelerle ilgili fasılların açılmasında yapılacak olan ne varsa bunların hepsini yapmaya devam edeceğiz. Daha önce açıkladık. Ne dedik? Kopenhag siyasi kriterleri noktasında bir şey olursa Ankara siyasi kriterleri olur. Maastricht ekonomik kriterleri ile ilgili bir şey olursa bu İstanbul ekonomi kriterleri olur, yolumuza biz bu şekilde devam ederiz durmayız.
    
Her an hazırlıklı olan bir Türkiye olacaktır. Bu noktada da farklı düşünenlerle, biz onların düşüncelerine saygı duyarız ama hiçbir zaman kararlılığımız değiştirmeyiz. Bir olgunluk içerisinde biz bu süreci takip ediyoruz. Hiçbir zaman duygusal davranmayacağız.”

 

MUHALEFETE ELEŞTİRİ

 

Erdoğan, Türkiye'de de bazı siyasi çevrelerin AB sürecinden rant umduğunu dile getirdi. “AB süreci rahat değil, ama içimizde sıkıntılı geçmesini isteyen anlayışlar var” diyen  Erdoğan, bu çevrelerin yapıcı olmaları gerekirken, AB üzerinden rant elde etme çabası içinde olduklarını vurguladı.

 

Başbakan Erdoğan, böyle davranan siyasi partilerin kazanacakları bir şey olmadığını söyledi.

HURRIYET 06/12/06

 

Türkiye’ye hakaret ediyorsunuz

İngiltere’de parlamentonun üst kanadını oluşturan Lordlar Kamarası’nın sekiz üyesi, Daily Telegraph gazetesinde "Türkiye’ye hakaret" başlığıyla açık bir mektup yayınladı.

 AB’yi sert dille eleştiren Lordlar şu uyarıyı yaptı: "Türkiye’nin Avrupa Birliği’yle müzakerelerini kısmen askıya alma önerisi Türk halkına bir hakarettir. Laik bir devlet ve NATO’nun önemli bir üyesi olan Türkiye Avrupa’dan uzaklaştırılıp İslami köktenciliğe doğru itiliyor. AB hatalıdır. Konuyu Kıbrıs meselesiyle izah etmek kabul edilemez."

Mektubu Lord Ahmed, Lord Harrison, Lord Kilclooney, Lady Knight of Collingtree, Lord Maginnis of Drumglass, Lord Manson, Lord Rogan ve Lady Butterworth imzaladı. AB’nin Birleşmiş Milletler planı lehinde oy kullanılması halinde Kıbrıslı Türkler’in izolasyonunu sona erdireceğine söz verdiğine ancak bu sözünü tutmadığına dikkat çekilen mektupta buna karşılık, planı reddeden Kıbrıslı Rumların üyelikle ödüllendirildiği belirtildi.

AB LİMANLAR KONUSUNDA HAKSIZ

Lordlar mektupta, Kıbrıs Rum Kesimi’nin Avusturya ve Ermeni meselesi konusunda ifade özgürlüğünü suç sayan Fransa’nın da desteğiyle Türkiye’nin üyeliğini veto etme tehdidinde bulunduğunu belirterek şunları söylediler:

"Türkiye, birliğe üye olduğunda elbette Kıbrıs’ı tanımak zorundadır. Ama bugünkü Kıbrıs’ı değil, Türk ve Rum halklarının üzerinde anlaşmaya varacakları bir Kıbrıs’ı. AB’nin, hem Türkiye’den limanlarını Kıbrıs’a açmasını istemesi, hem de Avrupa limanlarını Kıbrıslı Türkler’e kapatması haksız ve anlamsızdır."

HURRIYET 06/12/06

 

Rum gemileri gelirse ne olur?

Hakkı Devrim

06/12/2006 RADIKAL

Avrupa Birliği konusunda dün Türkiye, dest-i izdivacına talip olduğu kız hakkında ailesinin vereceği kararı bekleyen erkek tarafı gibiydi. Kızımızın aile büyükleri pozundaki Chirac ile Merkel, düğün tarihini gene erteleyecekler mi diye, gün boyu gözümüz üstlerinde, kulağımız kirişteydi.
Akşama doğru açık bir cevap alamayacağımız anlaşıldı.
Ben, AB'ye tam üye olarak katılmamızın, siyasal ve kültürel açıdan çok, ekonomik gelişmemiz bakımından etkili ve önemli olacağını düşünenler safındayım.
Kız tarafı iki konuda ısrarlı. Limanlarınızı Güney Kıbrıs gemilerine açın, diyorlar. Bir dedikleri de, şu 301'inci maddeyi niçin hâlâ değiştiremediniz tarizi.
Almanya'nın Saarland'ındaki Mettlach şehrinde dün bir araya gelen Fransa ve Polonya (Leh Kaczynski) devlet başkanları ile Almanya Başbakanı Merkel beklenen açıklamalarını yaparken, CNN Türk'te Suna Vidinli, uzmanlar meyanında Prof. Eser Karakaş'la da konuştu.
Prof. Karakaş benim de akıl erdiremediğim bir konudaki hayretini ifade ediyordu:
– Limanlarımız Güney Kıbrıs gemilerine de yakın tarihe kadar açıktı. Bir jest yaparak kapadık. Tekrar açarsak ne değişir, bir şey mi kaybederiz?
Bunu ben de çok merak ediyorum. Evet, bir biliminsanı soruyor. Ama aynı suali gür sesine herkesin kulak vereceği bir siyaset bilgemiz yok ki, o da gümbür gümbür sorsun ve yöneticilerimiz yarı uykulu hallerinden silkinerek kurtulsun.
Bu sualin cevabı, iç veya dış herhangi bir siyaset meselesi değil. Ekonomik kaderimizi önemli boyutta etkileyecek bir kararlılığın ifadesi olacak.
Bildik açıklamalardan farksız demeçler dinliyoruz, dinleyeceğiz. Endişe etmeyin, Türkiye'yi gözden çıkarmak gibi bir niyetleri yok, diye bizi teselli etmekten de geri durmuyorlar.

Şimdi bakın siz! Başta iktidardaki olmak üzere siyasî partilerin başkanları, yanlarına gereken üst düzey yöneticileri ve uzmanları da alıp, Cumhurbaşkanı'ndan talep edecekleri bir zirvede bir araya gelme ihtiyacını duyacaklar mı, duymayacaklar mı?
Böyle bir girişimleri olmazsa, fazla ümitlenmeyin.
*
Ümitlenmeyin, hayır!
Aynı kanalda şu sırada, Mithat Bereket'in bu konuda suallerini cevaplayan CHP'li Onur Öymen'i dinledim. Bu tür siyasetçilerle bu tür meselelerin içinden çıkamayız biz.

·        * * * *

 

Ankara da AB gibi ilişkilerde 'frene basmaya' hazırlanıyor
AB'ye misilleme hazırlığı

Murat Yetkin

İktidar, Avrupa'nın baskılarına cevap hazırladı: AB liderleri 14-15 Aralık'ta Komisyon kararını aynen kabul eder veya ağırlaştırırsa, Ankara da 'siyasi stratejik konularda' AB'yle ilişkileri ağırdan alacak

06/12/2006 RADIKAL

Avrupa Birliği liderlerinin 14-15 Aralık zirvesinde Komisyon'un sekiz maddede müzakereleri dondurma kararını aynen kabul etme, ya da ağırlaştırma ihtimalinin ortaya çıkması, hükümetin AB ile ilişkilerde frene basma hazırlığına girmesine yol açtı. Radikal'e bilgi veren üst düzey bir kaynak, 'AB liderlerinin Türkiye ile ortak geleceği sorguladığı aşamada, Türkiye'nin AB ile siyasi ve stratejik konularda görüşme ve işbirliği yapma motivasyonunu yitirmesinin doğal olduğunu' söyledi.
Kaynaklar, bu hazırlığın zirve sonrasında bir açıklama ile ilan edilip edilmemesi konusunda hükümet içinde hâlâ görüş birliği sağlanamadığını, ancak 'sonuçlarının uygulamada görüleceğini' vurguluyorlar. Konunun son Bakanlar Kurulu'nda da bir ihtimal olarak açıldığı belirtiliyor.
Kaynakların sözünü ettiği siyasi-stratejik konuların, (eğer açılırsa) açılacak müzakere başlıkları dışında hemen her konuyu kapsayabileceği öğrenildi. Bunlar arasında Ortadoğu Barış Süreci'nden Irak'a, İran'dan Kafkaslardaki işbirliğine, savunma sanayii ve enerji konularından, yasadışı göç ve narkotik istihbaratı paylaşımına dek çeşitli konuların bulunabileceği öne sürülüyor. Başbakan Tayyip Erdoğan'ın dün AK Parti Meclis grubunda sarf ettiği "Türkiye'nin kaybedeceği hiçbir şey yok, kaybederse AB kaybeder" cümlesi, aynı kaynaklara göre AB'nin uzun vadeli tercihi yanı sıra, Türkiye'nin kısa dönemli hazırlıklarını da anlatıyor.

Almanya Şansölyesi Angela Merkel ve Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'ın dünkü buluşmaları Ankara'nın endişelerini haklı çıkarması, misilleme ihtimalini güçlendirdi. Merkel, (Kıbrıs Rum Cumhuriyeti'ne limanlar açılsa bile) iki yıl kadar sonra yeniden ele alınmasını istiyor. Yeniden ele alınmasını istediği 17 Aralık 2004'te Türkiye ile tam üyelik müzakerelerine başlanması kararı. Chirac onu destekleme eğiliminde. Ama kararı zirveye bıraktılar. Bu da, Komisyon açıklamalarına rağmen, 15 Aralık bir Türkiye zirvesi olacağını gösteriyor.
Zirveden komisyon tavsiyelerinin onaylanması, ya da ağırlaştırılması kararı çıkarsa Türkiye'nin neler yapacağı, AB Komisyonu'nda da endişe konusu oldu.
Son süreçte Türkiye'nin yanında yer alan İsveç'in Dışişleri Bakanı Carl Bildt dün Ankara'da, Türkiye'nin zirveden ne karar çıkarsa çıksın müzakerelere devam etmesi ve aşırı tepki vermemesi gerektiği yolunda telkinde bulundu. AB Komisyonu'nun Türkiye sorumlusu Christian Danielson ise, daha önceden planlanmış teknik görüşmeler için geldiği Ankara'da 'hasar tespiti' yapıyor ve yaptığı görüşmelerde Türkiye'nin tepkisini nereye kadar vardıracağını anlamaya çalışıyor.
15 Aralık zirvesinden çıkacak karar, Türkiye'nin ilan etse de etmese de 'uygulamada göstereceği' tepkinin boyutunu da belirleyecek gibi görünüyor.
Hükümetin AB ile ilişkilerde müzakereler dışında kalan konularda frene basması söz kornusu olduğunda bunun Türkiye'ye uzun vadede zarar mı, yarar mı getireceğini kestirmek bugünden zor. Ancak konu hükümetin gündemine girmiş durumda.

Merkel neden 'Seçim' dedi?

Alman Şansölyesi Merkel dün iki yıl kadar süre isteyerek Türkiye'ye bir örtülü ama çok önemli bir mesaj da verdi. Tanımak istediği süreyi doğrudan Türkiye'deki seçimlere bağladı.
Bunun iki anlamı olabilir.
Birincisi, hükümetin AB'ye sürekli olarak verdiği '2007 seçim yılı, özellikle Kıbrıs konusunda bir şey yapmak zor' sinyalleri. Almanya ve Fransa böylelikle AK Parti'ye 'Madem seçimleri alırım diyorsun, sonrasına bakalım' diyor olabilir. Bu, yüzeydeki yorum.
İkincisi, daha spekülatif, ancak yapılması gerekiyor. Merkel'in daha önceki görüşleriyle de birleştirildiğinde söylenmek istenen şu olabilir: AB'nin lokomotif güçleri arasında Türkiye'nin kendisine nasıl bir yön çizmek, nereye gitmekte olduğunu görmek isteyenler var.
Merkel'in bu açıklamayı, Başbakan Tayyip Erdoğan ile sabah saatlerinde bir telefon görüşmesi ardından yapması yorumlara ayrı boyut katıyor. Buradan, Türkiye'de yalnızca genel seçimleri değil, ona doğrudan etki edecek cumhurbaşkanlığı seçimleri sonucunu da görmek isteyenlerin bulunduğunu saptayabilir miyiz? Bu mümkün. Erdoğan'ın cumhurbaşkanı olup olmayacağı ile ilgilenen sayısının giderek arttığı olarak da yorumlanabilir bu durum.

Bildt: Türkiye bir-iki limandan daha değerli

RADİKAL - ANKARA - İsveç Dışişleri Bakanı Carl Bildt, Almanya ile Fransa'nın Türkiye'ye limanları Rumlara açması için 18 ay mühlet koşmasına tepkisini, "Bir- iki liman Türkiye'den daha değerli değil" sözleriyle ortaya koydu. Bildt, "Türkiye için hiçbir şey bitmemiştir. Çünkü Türkiye, müzakerelerin Britanya'dan sonra en zor yaşandığı ülkedir. Belki karanlıktan geçiyoruz, ama tünelin ucunda ışık olduğuna yürekten inanıyoruz" dedi.
Dün Ankara'da Başbakan Tayyip Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'le görüşen Bildt, Türkiye'ye mühlet tanınmasını isteyenlerin azınlıkta kalacağını savunarak, Ankara'ya güçlü destek verdi. Temaslarında, "AB stratejik öneminden ötürü Türkiye'ye bakışını derinleştirmek zorunda. Arkanızda bizim gibi çok ülke var" telkininde bulunan Bildt, Gül'le ortak basın toplantısında desteğini "Müzakere sürecinin sağlıklı işletilmesi her iki tarafın da yararına" diyerek dile getirdi. AB ülkelerine "Bir değişim ve modernizasyon süreci yaşıyoruz. Genişleyen bir birliğiz ve Türkiye'nin sürecini sağlıklı nihayete erdirmeliyiz" çağrısı yapan İsveçli bakan, Türkiye'nin yasal yükümlülükleri kadar AB'nin de siyasi yükümlülükleri olduğuna dikkat çekti. Bildt, "Kıbrıs sorununu acilen BM zeminine taşımalıyız ki, Türkiye ilişkilerimiz akut soruna takılmasın" diye ekledi.

Gül: İhtimal vermiyorum
Komisyon'un müzakerelerin sekiz başlıkta durdurulması tavsiyesini anımsatan Gül de, "Bu karar bile kabul edilemezken, daha yük getirecek bir karar alınacağına ihtimal vermiyorum" diyerek AB'nin objektif ve sağduyulu davranacağı inancını dile getirdi.

'Üç başlık yeter'
Bildt, daha sonra gazetecilere, Türkiye'ye limanlarını Rumlara açması için mühlet koşulmasının katılım müzakerelerine başladığı 3 Ekim öncesine dönüş anlamına geldiğini vurgularken, "İmtiyazlı ortaklık lafları da geçmişte kalmıştır. Herkesin geleceğe bakmasının zamanıdır" dedi. İsveçli bakan, Türkiye, gümrük birliği ek protokolünden kaynaklanan yükümlülüklerini yerine getirmiyorsa yapılacak olanın, sekiz başlık da değil, bu konuda üç başlığın askıya alınması olduğunu ekledi.

06/12/06

 

Talat, Avrupa turunda

06/12/2006 RADIKAL

AA - LEFKOŞA - AB'nin Türkiye'nin limanları Rumlara açmamasına bağlı olarak kritik kararların alınacağı 14-15 Aralık'taki liderler zirvesi öncesinde KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Avrupa turuna çıkıyor. Bugün Belçika'ya uçacak olan Talat, yarın Hollanda'ya geçerek Lahey'de Dışişleri Bakanı Bernard Bot ile görüşecek. Talat, cuma günü de Brüksel'de Avrupa Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn ile bir araya gelecek. Talat hafta sonu KKTC'ye dönecek. Talat'ın sözcüsü Hasan Erçakıca da, Rum tarafının bazı kaçakçılık olaylarını bahane edip Yeşil Hat Tüzüğü'nün etkinlik alanını daraltmaya çalıştığını belirterek, AB'ye Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün hemen devreye konulması çağrısında bulundu.

Rumlarla Atina'nın takvim bayramı

06/12/2006 RADIKAL

YORGO KIRBAKİ

ATİNA - Almanya ve Fransa'nın limanlarını Rumlara açması için Türkiye'ye 18 ay süre verilmesi önerisine Rum Yönetimi ve Yunanistan destek çıktı. Rum Yönetimi Sözcüsü Hristodulos Paşardis, bu sürenin seçim sürecinde siyasi bedel ödemekten korkan Türk hükümetinin bahanelerini elinden alacağını savunarak, "Türkiye'nin yükümlülüklerini yerine getirmesi için süre tanınmasını tam destekliyoruz. Bazı çevreler Ankara'nın yükümlülüklerini yerine getirmesi için seçimlerin caydırıcı bir unsur olduğunu sanıyorsa 18 aylık süre bunu halleder" dedi. Rum sözcü, "Zaman sınırlamasından kaçınanlar, Türk provokasyonunu cesaretlendiriyor ve Avrupa'da Türkiye'ye daha fazla tahammül edilmesi görüşünü güçlendiriyor" diye konuştu. Pasiardis ayrıca, alınacak karar kendinlerini tatmin etmezse itiraza hazır olduklarını vurguladı.
Yunanistan Dışişleri Bakanı Dora Bakoyani de, "Zaman sınırlamasından yanayız. Bu, işi kolaylaştırır. Aksi halde Türkiye'nin yükümlülüklerini ne zaman yerine getireceğini kimse bilmeyecek. 18 ay makul bir süre, seçimlerin ardından yeni hükümet süreci devam ettirip ettirmeyeceğine karar verebilir" dedi. Ancak müzakerelerin tamamen durdurulmasına da karşı çıkan Bakoyani, Türkiye'nin yükümlülükleriyle Kıbrıs sorununun çözüm çabaları arasında bağlantı kurulamayacağını vurguladı.

 

Who Lost Turkey?

It's a slow-motion 'train wreck,' and the imminent crash of Ankara's EU bid is a disaster for everyone.

By Owen Matthews

Newsweek International

Dec. 11, 2006 issue - Benedict xvi stood, shoeless, side by side with the Mufti of Istanbul beneath the cavernous great dome of onetime Constantinople's famed Blue Mosque, palms upraised in the traditional Muslim gesture of peace and supplication. What precisely the pope prayed for is a matter between himself and his maker—but surely it involved healing between Christians and Muslims, an issue that has come to define his pontificate and his era. When prayer becomes a geopolitical strategy, there's a problem. The most immediate: an imminent breakdown of relations between Turkey and the European Union. Not so long ago, it seemed that Europe would overcome prejudice and define itself as an ideology rather than a geography, a way of being in the world rather than a mere agglomeration of nation-states. But that chance is now lost. "Turkey will never be a full member of the EU," predicts British M.E.P. Daniel Hannan. "There's a dawning realization of that reality on all sides."

This is a tragedy—a catastrophe, potentially—of epochal proportions. Europe's engagement with Turkey was a chance to show the world that the West is not incompatible with the East, that a democratic Muslim nation can be just as modern and European as a Christian one. As Turkey's Prime Minister Recep Tayyip Erdogan said recently, what's at stake is nothing less than "world peace, fighting global terror and the clash of civilizations." A European Turkey could have been a model for the rest of the Muslim world, too, playing "constructively the role the Ottoman Empire once played destructively—a bridge between the East and West," argues Egyptian political thinker Abdel Monem Said Aly. Accepting Turkey might well have helped Europe cope with its own issues of Muslim integration and identity. And for Turkey itself the lure of EU membership was a force for social transformation. The nation has come far in recent years; but it still has far to go in jettisoning its authoritarian legacy and creating a democracy that reaches broader and more deeply among its culturally and ethnically diverse peoples.

Now come the recriminations, with fingers pointing this way and that. Indeed, a glittery cast of geopolitical notables gathered just last week in Brussels for a symposium aptly titled, "Who Lost Turkey?" EU Enlargement Commissioner Olli Rehn has worked hard to avoid what he has called a "train wreck," long seen coming but difficult to stop. The proximate causes are numerous as they are petty, from bickering over Cyprus to a vote by the French Parliament criminalizing denial of Armenian "genocide" at the hands of the Turks in 1915. The rift isn't formal yet, as the EU will likely opt for only a face-saving partial suspension of negotiations after a deadlock on Cyprus failed to be resolved last week. But it takes no special reading between the lines to see that a fundamental tipping point has been reached. Late last week Cyprus threatened to "veto" Turkey's entire bid. French presidential candidate Nicolas Sarkozy, kicking off his campaign, also called for the suspension of further talks. "Turkey's place is not in the EU," said he.

Officially, politicians in Ankara insist that they will plod on regardless. "There is no Plan B," says Foreign Minister Abdullah Gul. "Our goal is to continue on the same road" toward EU membership. Yet in truth, with the EU as a guiding light, Turkey now risks careering off on an entirely different geopolitical trajectory, the direction and consequences of which can only be guessed at. Indeed, attitudes are already changing. A recent poll in the newspaper Milliyet shows support for joining the EU has fallen to just one third, down from 67 percent in 2004. If they don't want us, the prevailing sentiment goes, we don't want them. Europeans, meanwhile, are doing some devaluing of their own. Said Rehn last week: "Turkey's strategic importance should not be exaggerated."

Now what? Gul and others may speak of "business as usual," but European pressure has been the catalyst of a host of vital reforms in recent years that no internal Turkish political force could ever have accomplished. They range from reducing the role of the military in politics to granting cultural rights to the country's 14 million Kurds. Without the gravitational pull of EU membership, will these changes continue? Or will the ethnic, religious and cultural wars that have long raged beneath the surface of the Turkish republic finally erupt in earnest?

The visit of the pope, a deeply controversial figure in the Islamic world, has exposed the deepest of these: tension between secular Turks and Islam. Ever since the founding of the Turkish republic on the ruins of the Ottoman Empire by Gen. Mustafa Kemal Ataturk, Turkey's rulers have looked to the secular West rather than the more religious East. With the election of the mildly Islamist government of Recep Tayyip Erdogan and his AK Party in 2002, however, that line has been blurred.

A recent study by Bosporus University found that more Turks are defining themselves by their religion these days than by their nationality; 45 percent said they were "Muslims first" (up from 36 percent in 1999) and 19 percent said they were "Turkish first" (down from 21 percent). Erdogan has taken pains not to push overtly Islamist policies—for instance, he's studiously avoided repealing Turkey's draconian law banning Islamic headscarves from government offices, schools and universities. But he sent his daughters to be educated abroad, in the United States, rather than have them remove their headscarves at a Turkish university, and in 2004 tried (but failed) to introduce a controversial law prohibiting adultery.

Erdogan's engagement with the Middle East is no less worrying for Turkey's secular elite, particularly the generals who see themselves as the guardians of Ataturk's modernizing (read: antireligious) values. He is the first Turkish leader in years who's deliberately looked East as well as West, making reform in the wider Islamic world almost as much a priority as Turkey's EU project. A devout Muslim—he recently passed out in his car during October's Ramadan fast because of low blood sugar—Erdogan has campaigned for global Islam to reinvent itself. In 2004 Ankara helped to wrest control of the Organization of the Islamic Conference from conservative Islamists and backed a worldly Turk, Ekmeleddin Ihsanoglu, as secretary-general. Last week Erdogan told an OIC session in Istanbul that women are "the most productive part of society," and that they were discriminated against in Islamic societies because of "traditions portrayed as religious rules."

That's revolutionary stuff, at least within the traditionally conservative Muslim world. But back home, Erdogan's crusading rhetoric has played into the hands of potential enemies, many of whom suspect him of being a crypto-fundamentalist and aim to use the failure of his EU bid to stop both him and his reform programs. As support for the EU wanes, so Turkish ultranationalismrises. According to a confidential AK Party poll earlier this year, more than 20 percent of first-time voters support the chauvinist Nationalist Action Party, or MHP. Its leader, Devlet Bahceli, complained last week that "the EU project is a treacherous plan designed to weaken, divide and disintegrate Turkey," and he vowed to undo "anti-Turkish" human-rights legislation (such as freedom of speech) pushed by Brussels.

A nationalist backlash could prove especially ugly at a time when the aspirations of Turkey's 14 million Kurds have been raised by half a decade of rapid (though still incomplete) liberalization. Recent unrest flaring in Turkey's southeast saw a score of towns and villages across the region wrecked in riots that brought hundreds of thousands onto the streets. And the consequences for Cyprus would be nasty, too. Already there has been talk from the opposition of absorbing the Turkish northern part of the island into Turkey itself, which would put an end to efforts to reunite the island for generations—and, of course, deliver a death blow to Turkey's lingering EU aspirations.

Perhaps most dangerous of all, Turkey's generals—the "pashas"—are becoming more vocal after years of relative silence. This year they've blasted Brussels for promoting dangerously liberal reforms from broadcasting in Kurdish to the right to nonmilitary national service. (Though, in truth, their real concern is undoubtedly the EU's insistence that the military stay out of politics.) "The Turkish armed forces will never turn a blind eye to the basic values of the Turkish republic for the sake of the EU," stormed naval forces commander Adm. Yener Karahanoglu in September. Meanwhile, there is evidence of an unholy alliance between ultranationalists and anti-EU elements in the Army, some of whose members have been implicated in attempted extrajudicial killings of Kurdish activists.

The stage is set for a showdown between the military and Erdogan next May as the AK-dominated Parliament selects Turkey's new president. The choice is entirely Erdogan's, thanks to his control of the legislature. Some speculate he will take the post himself—a move likely to infuriate Turkey's secularist bureaucracy, judiciary and military, who suspect him of harboring a hidden Islamist agenda and cannot forgive him his past as a leader of the radical Islamist Welfare Party, banned in 1997. Erdogan himself was jailed four months for sedition as recently as 1999.

Perhaps things are not as bleak as they appear. The collapse of Turkey's EU bid may sharpen the country's internal ethnic, religious and political divides—but that does not necessarily mean they will erupt into open conflict of the sort that, most recently in 1997, prompted the country's military to step in. And while the mutual disillusionment between Turkey and Europe may be deep, Turkey remains more Western, in terms of culture and economics, than it has ever been before. From this it will not retreat. "Turkey's place is in Europe; any talk of 'alternatives' is just talk," says former ambassador Ozdem Sanberk. And yes, Turks may be turning more religious. But those same polls from Bosporus University also show that support for purely religion-based political parties has fallen, from 41 percent to 25 percent, over the past seven years. In other words: religion yes, but religion-based politics, no. Meanwhile, another sign of the times: while more people now favor scrapping the longstanding ban on wearing headscarves in schools and public offices, the number of Turkish women actually wearing them has dropped from 16 to 11 percent over the past seven years.

Whatever the outcome, Turkey's struggle is going to have serious repercussions. Europe's alienated and angry Muslim minorities, for instance, will hardly be encouraged to come to terms with Western culture if Europe sends a clear signal that Turks cannot be full Europeans. And in the wider Middle East, Turkey's growing role as a model will be undermined by a break with Brussels. "Middle Easterners' disillusionment with the failures of Arab nationalism and the extremism of fundamental Islam is making them reassess the Turkish route," says Hugh Pope, a writer on regional affairs. "More and more opinion leaders see hope in what appears to be Turkey's successful synthesis of Islam and modernity." Will that leadership evaporate if Turkey fails to join the European club?

Many strategists in Washington—and not just neoconservatives—fear that an EU-Turkey split will resonate through the Muslim world as a major geopolitical defeat for Western values. "Turkey is to the West what Germany was in the cold war ... a frontline state," former U.S. ambassador to the U.N. Richard Holbrooke told EU Commissioner Rehn at the "Who Lost Turkey?" symposium. Turkey's progress "is keenly watched" by its neighbors, acknowledges Foreign Minister Gul. "We have been a rare beacon of stability in an inherently turbulent region."

Will that beacon flicker and die without the EU? "The government can't turn its back to the EU," says one Erdogan foreign-policy adviser, who is not authorized to speak on the record. "And the EU cannot turn its back on Turkey." The two sides have too much in common to split completely. Rather, there's the makings, long term, of an entente. Europeans already talk of a special partnership, short of membership. Turkey has said it will never settle for that, but we'd best hope for some accommodation. Everyone is poorer for the failure of vision that has scuppered one of the great civilizational projects of our times.

With Sami Kohen in Istanbul

NEWSWEEK

 

Ksenides-Arestis kararı bugün

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Maraş bölgesindeki taşınmaz mülkü için Türkiye’den davacı olan Ksenides-Arestis adlı Rum vatandaşı hakkındaki nihai kararını bugün açıklayacak.

 

Güncelleme: 10:09 TSİ 07 Aralık 2006 Perşembe

STRASBOURG - AİHM, 2005 yılında verdiği kararda, Ksenides-Arestis’in mülkiyet ve özel yaşam haklarının ihlal edildiğine hükmetti ve Ankara’yı 65 bin Euro mahkeme masrafı ödemekle cezalandırdı. Ayrıca, Kuzey Kıbrıs’ta Rumların mülkiyet talepleri için bir iç hukuk yolu oluşturulmasını istedi.

Bunun üzerine, Mal Tazmin Komisyonu kuruldu. Kıbrıs Türk tarafında, mahkemeden olumlu bir karar çıkacağı beklentisi hakim. Eğer mahkeme, Mal Tazmin Komisyonu’nu, iç hukuk yolu olarak kabul ederse, bunun Türkiye aleyhine açılan 1400’ü aşkın dava için de emsal oluşturabileceği belirtiliyor.

Mal Tazmin Komisyonu, Ksenides-Arestis’e yüklü bir tazminat ödemeyi önermiş, davacı öneriyi reddetmişti.

 

Rumlar Fransa’dan destek bekliyor

Fransa Dışişleri Bakanı Philippe Douste-Blazy, Kıbrıs Rum kesimi Dışişleri Bakanı Yorgos Lillikas ile görüştü.

 

NTV-MSNBC VE AJANSLAR

Güncelleme: 10:08 TSİ 07 Aralık 2006 Perşembe

PARİS - Görüşmeye, Fransa’nın Avrupa İşlerinden Sorumlu Bakanı Catherine Colana da katıldı. Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, görüşmede, gelecek hafta Brüksel’de düzenlenecek zirvenin hazırlıklarının gözden geçirildiği bildirildi.

Açıklamada, Fransa’nın Rum Kesimi ile ilişkileri ve genişleme konusu da görüşmede ele alındı.

Görüşmede, Rum bakanın, gelecek hafta yapılacak zirve öncesinde, Türkiye konusunda Fransa’nın desteğini talep ettiği tahmin ediliyor.

Rum basını, Lillikas’ın ani ziyaretiyle, AB’nin Türkiye’ye karşı sertleşmesini için Fransa’nın desteğini isteyeceğini duyurmuştu.

‘Bir liman ve havaalanı açılabilir’

Avrupa Birliği dönem başkanı Finlandiya, Türkiye’nin bir liman ve bir havaalanını Rum gemi ve uçaklarına açabileceğini duyurdu.

 

NTV-MSNBC

Güncelleme: 10:25 TSİ 07 Aralık 2006 Perşembe

HELSİNKİ - Finlandiya dönem başkanlığı sözcüsü Mikko Norros, Türkiye’nin çarşamba günü bu yöndeki bir mesajı Finlandiya’ya ilettiğini açıkladı. Türk Dışişleri Bakanlığı ise bu yöndeki görüşmelerin sürdüğünü, henüz kesin bir karar alınmadığını belirtti.

Ancak Abdullah Gül ile Finlandiya Dışişleri Bakanı Erkki Tuomioja’nın telefon görüşmesi yaptığı belirtiliyor. Türkiye’nin şöyle bir öneride bulunduğu da açıklık kazandı; “Türkiye’nin Rum gemilerine bir liman ve bir havaalanı açması karşılığında Avrupa Birliği’nin Türkiye’ye öngördüğü tüm yaptırımların koşulsuz şartsız kaldırılması ve Türkiye’nin bundan sonra ön koşulsuz bir şekilde AB ile müzakelerelere devam edebilmesi unsurunu önerdi.”

AB Komisyonu yetkilileri NTV’ye yaptıkları açıklamalarda iki konunun altını çizdiler.

Birincisi bunun bir siyasi karar olduğunu, şayet AB üyesi ülkeler bunu kabul ederlerse, AB Komisyonu’nun koşulsuz şartsız tüm yaptırımlardan, 8 müktesebat başlığını askıya almaktan vazgeçebileceğini ve müzakereye açılan başlıkların kapatılmasını engelleyen koşulların kaldırılabileceğini dile getiriyorlar.

İkincisi ise Türkiye’nin talep ettiği, Fransa ve Almanya’nın önermiş olduğu gözden geçirme tarihi hususuydu. Ankara, bir liman ve havaalanının açılması karşılığında hem Komisyon’un yaptırımlarının tamamen kaldırılması, hem de gözden geçirilme tarihinden tamamen vazgeçilmesini talep etti.

Türkiye’nin önerisini Dönem Başkanı Finlandiya memnuniyetle karşıladı. Coreper toplantısında bugün büyükelçiler bu öneriyi ele alacaklar. Dönem Başkanlığı’nın yanı sıra bu öneriye destek veren ülkeler arasında İngiltere, İspanya, Belçika, Estonya ve Polonya bulunuyor.

Rum kesiminin bu önerileri nasıl karşılayacağı ise bilinmiyor.

1400 Rum davası bugün sonuçlanıyor


7 Aralık, 2006 09:23:00 (TSİ) CNN TURK

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, bugün Kıbrıslı Rumların Türkiye aleyhine açtığı bin 400'e yakın mülkiyet davasına emsal teşkil edecek bir karar için toplanacak.

Yüksek Mahkeme, Türkiye aleyhine dava açan Rum 'Ksenidi Aresti' davasında, KKTC'deki Mülkiyet Komisyonu'nun iç hukuk olarak kabul edilip edilmeyeceğini belirleyecek.
 
Komisyon iç hukuk yolu olarak kabul edilirse, mahkemede bekleyen bin 400'e yakın Rum başvurusu, Mülkiyet Komisyonu'na kaydırılacak.
 
Ancak mahkemenin, Komisyon Yasası'nda değişiklikler talep etmesi bekleniyor. Bu değişiklikler arasında, iadesi yapılabilecek mülklerin kapsamının genişletilmesi gibi düzenlemeler var.
 
Mahkeme, Aresti davası kapsamında, Türkiye'den, Rumların da Kuzey Kıbrıs'ta iç hukuk yolu olarak başvurabileceği bir komisyon kurmasını istemişti.
 
Komisyon geçen yıl kuruldu ve Aresti'ye 920 bin dolar tazminat teklif etti. Komisyon, bugüne kadar, kabul ettiği 81 Rum'un başvurusundan 10'unu sonuçlandırdı.

 

Türkiye'den şartlı 'liman' önerisi


7 Aralık, 2006 09:36:00 (TSİ) CNN TURK

cnnturk.com

Ankara, KKTC'deki Ercan Havaalanı'nın uluslararası trafiğe ve Maraş limanının doğrudan ticarete açılması karşılığında, Türkiye'den de bir havaalanı ve limanın Rumlara açılabileceğini AB'ye bildirdi.

Dışişleri Bakanlığı haberi yalanlamadı, ancak bunun şartlı bir öneri olduğunu kaydetti ve Türkiye'nin tek taraflı adım atmaktan kaçınacağının altını çizdi.
 
AB Dönem Başkanı Finlandiya ise, "Türkiye'nin önerisi AB'nin beklentilerini karşılayamayabilir" açıklamasını yaptı.

Türkiye'nin bu önerisi bugün gerçekleşecek AB Daimi Temsilciler Komitesi'ndeki (COREPER) Türkiye tartışmasında ele alınacak.
 
Liman açma planına göre, Avrupa Birliği'nin Türkiye'nin üyelik müzakereleri pozisyonu yeniden değerlendirilecek. Henüz iddiaya ilişkin resmi bir açıklama bulunmuyor.
 
"Görüşmeler sürüyor" diyen Dışişleri Bakanlığı yetkilileri ise, iddiayı ne yalanladı, ne de doğruladı.
 
Türkiye'ye Kıbrıs baskısı
 
AB Komisyonu, 29 Kasım'da, Kıbrıslı Rumlara limanlarını açmayan Türkiye ile müzakerelerin sekiz başlıkta askıya alınmasını tavsiye etmişti.

AB Komisyonu'nun önerisine göre, kalan fasıllarda müzakereler başlatılabilecek, ancak başlıkların geçici olarak kapatılması için yine limanların ve havaalanlarının Kıbrıs Rum kesimine açılması beklenecek.
 
Komisyon, Kıbrıs'ta BM öncülüğünde kapsamlı çözüm müzakerelerinin 2007 yılında yeniden başlatılması çağrısında da bulunmuştu.
 
AB Komisyonu toplantısından çıkan bu karar, 11 Aralık'ta bir araya gelecek AB dışişleri bakanlarına 'Komisyon tavsiyesi' olarak sunulacak. Dışişleri bakanlarının Türkiye ile ilgili nihai kararı bu tarihte alması bekleniyor.
 
Avrupa Birliği, Türkiye'nin Ankara Protokolü'nü uygulamasını, yani Güney Kıbrıs'a havaalanlarını ve limanlarını açmasını istiyor.
 
İlerleme Raporu'nda yer alan bu istek için AB Dönem Başkanı Finlandiya'nın Başbakanı Matti Vanhanen süre vermiş ve Türkiye'den 6 Aralık'a kadar adım atmasını istemişti. Ancak Türkiye, Kıbrıs konusunda daha fazla adım atılmayacağını yineliyor.

Kararın ardından açıklama yapan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, “Bu bir tavsiye, kesin karar değildir” diyerek diğer fasıllarda müzakere sürecinin devam edeceğini söylemişti.

 

Rum davaları için karar günü

Zeynel LÜLE / BRÜKSEL

 

AİHM’nin bugün açıklayacağı kararla, kuzeyde kalan Rum mülklerinin tazmini için KKTC’de oluşturulan komisyonun yetkisini tanıması bekleniyor.

AİHM, Kuzey Kıbrıs’ta kurulan "Tazmin Komisyonu"nun "iç hukuk" mercii olup olmadığına bugün karar verecek. Kıbrıs’ta yerleşime kapalı Maraş bölgesindeki taşınmaz mülkünü geri almak için 1999 yılında Türkiye’den davacı olan Myra Ksenides-Arestis adlı Kıbrıslı Rum hakkındaki dava ile ilgili karar bugün açıklanıyor.

AİHM’nin, ikisi yabancı yedi yargıçtan oluşan "Tazmin Komisyonu"nun yetkisini tanıması bekleniyor. Arestis-Ksenides davasının esasına ilişkin karar, 22 Aralık 2005’te verilmiş ve mülkiyet ve özel yaşam hakkının ihlal edildiğini belirterek mahkeme masrafları olarak davacıya 65 bin Euro ödenmesini kararlaştırmıştı. AİHM, manevi tazminatla ilgili kararını ise ileride açıklayacağını belirtmişti.

AİHM, Ankara’dan, ’egemenliği altında’ olduğunu söylediği Kuzey Kıbrıs’ta Rumların mülkiyet talepleri için Haziran 2006’ya kadar AİHM kararları çerçevesinde görev yapabilecek bir iç yargı yolu oluşturmasını istemişti.

KKTC’de oluşturulan yedi kişilik tazmin komisyonuna, İsveçli Daniel Tarchys ve Alman Hans Krüger "yabancı hakim" olarak atandı. Bu komisyona şu ana kadar, 80’e yakın Rum vatandaşı başvurdu. Başvuruda bulunan 10 Rum vatandaşına tazminat ödendi. Dördüne ise taşınmazlarının iadesi gerçekleşti. edildiği söyleniyor. AİHM bünyesinde aynı gerekçeyle 1400’den fazla başvuru yapıldı. Bu başvurular, "pilot dava" olarak seçilen Arestis kararı için bekletildiler.

HURRIYET 07/12/06

 

Liman pazarlığı

Türkiye ile Avrupa Birliği arasında müzakerelerin sürmesi için limanların Kıbrıs Rum kesimine açılması konusunda karşılıklı görüşmeler sürüyor.

Reuters haber ajansına göre Avrupa Birliği Başkanlığı Sözcüsü, Türkiye'nin bir liman ve bir havalimanını Kıbrıslı Rumlara açabileceğini duyurdu. Fin Dışişleri Bakanlığı da liman pazarlıklarının sürdüğünü açıkladı.

Türkiye'nin ise Ercan havaalanının uluslararası trafiğe ve Mağusa limanının doğrudan ticarete açılması karşılığında Türkiye'den de bir havaalanı ve limanın Rumlara açılabileceğini AB'ye bildirdiği öğrenildi.

Dönem Başkanlığına yakın kaynaklar, bu konunun AB içinde görüşülmeye devam edildiğini, taraflar arasında görüş alışverişinin sürdüğünü ve konunun AB Daimi Temsilciler Komitesi (COREPER) toplantısında muhtemelen ele alınacağını belirtti.

Dışişleri Bakanlığı haberi yalanlamadı, ancak bunun şartlı bir öneri olduğunu kaydetti ve Türkiye'nin tek taraflı adım atmaktan kaçınacağının altını çizdi.

Bu arada AB Dönem Başkanı Finlandiya'nın, Türkiye'nin limanlar konusundaki önerilerinin AB'nin taleplerini karşılamayabileceğini bildirdiği kaydedildi.

Avrupa Komisyonu,  geçen hafta, Türkiye'nin ek protokol uyarınca limanlarını Kıbrıs Rum kesimine açmaması dolayısıyla, müzakere edilecek 35 başlıktan 8'inin dondurulması yönünde tavsiye kararı almıştı.

Komisyon, diğer başlıkların açılabileceğini, ancak ek protok tam olarak uygulanmadan, bunların kapatılmayacağını da kararlaştırmıştı.

HURRIYET 07/12/06

 

KKTC'ye Estonya desteği

7 Aralık 2006

 

TALLİN (A.A)

 

Avrupa Birliği (AB) üyesi Estonya'nın, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin (KKTC) uluslararası alanda tanınmasını desteklemek amacıyla çalışmalar yaptığı öğrenildi.

Estonya, KKTC'de ileriki dönemde aynen Tayvan benzeri uluslararası bir temsilcilik açmayı planlıyor.

Estonya'nın KKTC'ye parlamento ve iş adamları heyeti göndererek ilişkilerini güçlendirdiğini ifade eden yetkililer, Estonya'nın ilişkilerin daha da güçlendirilmesi çerçevesinde, KKTC'de Tayvan benzeri uluslararası, diplomatik bir temsilcilik açma konusunda çalışmalarda bulunduğu kaydedildi.

Estonya başta olmak üzere Baltık ülkelerinin KKTC üzerindeki izolasyonların kaldırılması ve Türk tarafının Avrupa Birliği (AB) fonlarından faydalanmasını istediği ifade ediliyor.

HURRIYET 07/12/06

 

AB patronlarından Türkiye için lobi

7 Aralık 2006

 

ANKA

 

AB patronlarının Türkiye’ye "yumuşak" davranması için Almanya Başbakanı Angela Merkel nezdinde lobicilik yaptıkları ortaya çıktı.

Avrupa İşverenleri Federasyonu (UNICE) yetkilileri, Merkel’in Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac ile yaptığı görüşme öncesi, pazartesi günü Merkel ile akşam yemeğinde bir araya geldi. UNICE, yemek sırasında Merkel’den Türkiye-AB ilişkilerine zarar verecek bir tutum almaması için çağrıda bulundu. UNICE’nin Merkel’in nezdinde yaptığı girişimleri aktaran Financial Times gazetesi de, "İş dünyası liderleri, Bayan Merkel’in AB ile Türkiye arasında mevcut ticari ilişkilere zarar verecek herhangi bir şey yapmaktan kaçınması için de lobi yaptılar" diye yazdı.

HURRIYET 07/12/06

 

Türkiye bir limanı ile bir havaalanını Kıbrıs'a açacak


      MİLLİYET İNTERNET ÖZEL

             Türkiye’nin, Ercan havaalanının uluslararası trafiğe ve Maraş limanının doğrudan ticarete açılması karşılığında Türkiye’den de bir havaalanı ve limanın Rumlara açılabileceğini AB’ye bildirdiği öğrenildi.
      Reuters’ın haberine göre Türkiye limanını ve bir havaalanını Kıbrıs’a açacak. AB dönem Başkanı Finlandiya sözcüsünün de bunu onayladığı belirtildi.
      Finlandiya Başkanlık sözcüsü Mikko Norros Reuters’a konuyla ilgili şunları söyledi: ‘Bir limanlarını ve bir havaalanlarını Kıbrıs’a açacaklarını belirten mesajlarını Dışişleri Bakanlığı’na yolladıklarını teyit edebilirim’.
      Reuters'ın son dakika geçtiği habere göre ise Türk Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Murat Özçelik liman ve havaalanlarını Kıbrıs trafiğine açmak konusundaki görüşmelerin sürdüğünü belirterek şunları söyledi: 'Bu konudaki görüşmeler sürüyor. Müzakerelerin çıkarları için şu an medyaya bu konuda bir açıklama yapmayacağız'.
      Dışişleri Bakanlığı haberi yalanlamadı, ancak bunun şartlı bir öneri olduğunu kaydetti ve Türkiye'nin tek taraflı adım atmaktan kaçınacağının altını çizdi.
      AP'nin verdiği bilgiye göre ise AB Finlandiya sözcüsü Norros Türkiye’nin havaalanı ve bir limanını Kıbrıs’a açma önerisinin AB’nin isteklerini karşılayıp karşılamayacağının açık olmadığını söyledi.
      Dönem Başkanlığına yakın kaynaklar, bu konunun AB içinde görüşülmeye devam edildiğini, taraflar arasında görüş alışverişinin sürdüğünü ve konunun AB Daimi Temsilciler Komitesi (COREPER) toplantısında muhtemelen ele alınacağını belirtti.
     MILLIYET 07/12/06

 

Rum bakan apar topar Paris'e gitti


      Fransa ve Almanya'nın, 'Türkiye'nin AB üyelik sürecinin 18 ay içinde yeniden değerlendirilmesi' önerisini geri çekmesinin ardından Kıbrıs Rum yönetimi Dışişleri Bakanı Yorgos Lillikas bugün apar topar Paris'e gitti.
      Fransa Dışişleri Bakanı Philippe Douste-Blazy, bu akşam Kıbrıs Rum kesimi Dışişleri Bakanı Yorgos Lillikas ile görüştü.
      Görüşmeye, Fransa'nın Avrupa İşlerinden Sorumlu Bakanı Catherine Colana da katıldı. Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada, görüşmede, gelecek hafta Brüksel'de düzenlenecek zirvenin hazırlıklarının gözden geçirildiği bildirildi.
      Görüşmede Fransa'nın Rum Kesimi ile ilişkileri ve genişleme konusu da görüşmede ele alındı. Rum Bakan'ın, gelecek hafta yapılacak zirve öncesinde, Türkiye konusunda Fransa'nın desteğini talep ettiği tahmin ediliyor.
      Rum basını bugün, Lillikas'ın ani ziyaretiyle, AB'nin Türkiye'ye karşı sertleşmesini için Fransa'nın desteğini isteyeceğini duyurmuştu.
      Lillikas, Larnaka Havaalanı'nda hareketinden önce yaptığı açıklamada, ''Fransa ve Almanya'nın bir karara varmaları ve Türkiye'nin AB'ye ve üye ülkelere karşı üstlendiği yükümlülükleri yerine getirmesinin yeniden değerlendirilmesi için yeni bir randevu belirlenmesine ilişkin ortak pozisyon almalarını çok önemli buluyorum'' dedi.
      Lillikas, ''Takvimin 18 ay veya 2 yıl mı olduğu o kadar da önemli değil. Önemli olan Türkiye için, Avrupa Komisyonu tavsiyelerinde öngörülmeyen yeni bir değerlendirme yapılacağıdır'' ifadesini kullandı.
      Dışişleri Bakanı Lillikas, 'Güney Kıbrıs'ın kendisini 25 üye arasında tek başına mı hissettiği' sorusuna da, ''Aksine, çoğu ortaktan anlayış buluyoruz'' yanıtını verdi.
     
      "Milli çıkarlarımız için savaşacağız"
      Lillikas, Türkiye'nin Ankara Protokolü'nü uygulaması için yapmaları gerekenleri ' savaş' olarak niteledi ve ''Savaş zor olacak. Türkiye'nin yükümlülüklerine uyup uymadığını hiç dikkate almadan bize karşı bu ülkeyi savunan büyük ülkelerle mücadele ettik. Objektif olmak gerekirse güçlü bir noktadan değil güçsüz bir konumdan hareket ediyoruz. Ancak kendi milli çıkarlarımızı elde etmek için son ana kadar savaş vereceğiz'' ifadesini kullandı.

MILLIYET 07/12/06

 

AİHM'de 'Arestis' günü

SEFA KARAHASAN Lefkoşa


Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Kıbrıs'taki mülkiyet sorununun kilit davalarından Arestis davasıyla ilgili kararını bugün açıklayacak. Kararla, AİHM'nin talebi üzerine KKTC'de "iç hukuk" oluşturma hedefiyle kurulan Mal Tazmin Komisyonu'nun "iç hukuk" yolu olarak kabul edilip edilmeyeceği ortaya çıkacak.
AİHM, Mal Tazmin Komisyonu'nu "iç hukuk" yolu olarak işaret ederse, karar Rumların Türkiye aleyhine mahkemeye açtığı yüzlerce davaya emsal teşkil etmiş olacak. Böylece, davalar AİHM tarafından, KKTC'de kurulan Mal Tazmin Komisyonu'na yönlendirilecek.
AİHM'nin Mal Tazmin Komisyonu'yla ilgili ret kararı yerine, Komisyon'un görev çerçevesini belirleyen ilgili yasanın bazı maddeleriyle ilgili değişiklik talebi olabileceği veya tereddütler açıklayabileceği ifade ediliyor.
Mal Tazmin Komisyonu, AİHM gündemindeki Arestis davasıyla ilgili bir karar üretmiş ve tazminat önermişti. Komisyon konuyla ilgili kararında, kapalı Maraş bölgesindeki malı için tazminat talebiyle AİHM'ye başvuran bayan Ksenides-Arestis'e, 220 bini mal karşılığı, 240 bini de gelir kaybı olmak üzere 460 bin KL (1 milyon 400 bin YTL) tazminat önermiş, ancak öneri Arestis tarafından kabul edilmemişti.
Mal Tazmin Komisyonu'na, Rum Yönetimi'nin tüm baskılarına rağmen bugüne kadar Rumlardan toplam 81 müracaat yapıldı. Bu başvurulardan 10'u sonuçlandırıldı.

MILLIYET 07/12/06

 

Limanları açıver!



Hakkı Devrim dün Radikal'deki yazısında Prof. Eser Karakaş'ın CNN'deki konuşmasına sözü getiriyor, şöyle diyor:
"Prof. Karakaş benim de akıl erdiremediğim bir konudaki hayretini ifade ediyordu:
- Limanlarımız Güney Kıbrıs gemilerine de yakın tarihe kadar açıktı. Bir jest yaparak kapadık. Tekrar açarsak ne değişir, bir şey mi kaybederiz? Bunu ben de çok merak ediyorum..."
Hakkı Devrim yazısını şöyle bitiriyor:
"Aynı kanalda şu sırada, Mithat Bereket'in bu konuda suallerini cevaplayan CHP'li Onur Öymen'i dinledim. Bu tür siyasetçilerle bu tür meselelerin içinden çıkamayız biz..."
Limanlar geçmişte açıkmış, şimdi de açsak ne olur? Geçmişte Rumlar AB üyesi değildi, şimdi üye. Bu bir... İkincisi... AB'nin isteği "Limanları açın"dan ibaret değil. İstek paketinde "Rum yönetimini tanıyın" da var. Sonrası malum... KKTC'nin lağvedilmesine ve Türk askerinin çekilmesine kadar gidiyor. Eğer işler oraya varmasa hükümet enayi mi, limanları açıvermez mi? Hakkı Hoca bunları bilmiyor ama 40 yıllık diplomat Onur Öymen'le bu işlerin düzelmeyeceğini keşfetmiş... Bravo!
AB, Türkiye'nin üyeliğini istemiyor. Bu var... Ama, Tayyip Erdoğan'ın 2 yıl önce Brüksel'de attığı imza da var; müzakerelerin sürmesi için Kıbrıs Rumlarını tanıyacağına söz verdi Erdoğan... Eloğlu da "Sözünü tut" diyor... Müzakereler bu yüzden çıkmaza girdi. Ancak Kıbrıs'ı verirsek sürecek. "Ver Kurtul"cu Prof. Eser Karakaş da bunu öneriyor... Saf yurttaşları yanıltıyor...

Kendimizin 260 dolar ödediği gazı Yunanistan'a 149 dolardan satacakmışız.
"Dost kazığı" sözünden sonra yeni bir söz oluştu: "Düşman kıyağı"
Haldun Ertem

·         * * *

MELIH ASIK MILLIYET 07/12/06

 

Erdoğan: B, C planımız var

Merkel'e telefonunun Alman-Fransız çıkışını esnettiğini söyleyen Erdoğan, 'B ve C planlarımız var' dedi

07/12/2006 RADIKAL

RADİKAL - ANKARA - Başbakan Tayyip Erdoğan, Almanya-Fransa önerisine temkinli tavır aldı. Erdoğan, Almanya Başbakanı Angela Merkel'le önceki günkü telefon konuşmasındaki 'müzakere sürecine yanlış yaptırım veya müdahalelerin büyük hata olacağı' uyarısının Alman-Fransız önerilerinin 'esnemesini sağladığını' savundu.
Şam'a hareketi öncesi AB ile yoğun diplomasi yürüttüklerini anımsatan Erdoğan, "Yapılması gereken ne varsa yapılıyor" dedi. Başbakan, Avrupa Komisyonu'nun Rumlara limanların açılmaması sebebiyle müzakereleri sekiz başlıkta durdurma tavsiyesinin geçmesi halinde Türkiye'nin de AB ile ilişkileri ağırdan alacağı iddiaları anımsatılınca şu yanıtı verdi: "Şüphesiz ki B planımız olacak, C planımız olacak. Ama bunlar yani 11, 14, 15 Aralık tarihlerinde atılacak adımları görmeden söylenecek şeyler değil. AB yolunda gidişimizi durdurmak gibi bir anlayış içinde değiliz. Türkiye'de veya AB'deki bazı çevrelerin amacı, Türkiye'nin artık umudunu kesip bu gidişi durdurması... Öyle bir şeyimiz yok. Ha ne olur, taş çatlasın süreç yavaşlar ama biz yine müzakerelerle ilgili fasılların açılmasında yapılacak ne varsa yapmaya devam edeceğiz. Bir olgunlukla süreci izliyoruz. Hiçbir zaman duygusal davranmayacağız."
Dışişleri Sözcüsü Namık Tan da 40 yılı aşan Türkiye-AB ilişkilerinin sekteye uğratılmasının doğru olmadığını, şu anki sürecin böyle bir sonuç doğurmasını beklemediklerini kaydetti. Türkiye'nin AB ile müzakere sürecinin çalıştırılmamasına yol açacak olası önlemlerin AB içindeki birçok üyeyi de rahatsız ettiğini ve en güçlü tepkilerin de yine AB içinden geldiğini anımsatan Tan, "Neticede AB'nin stratejik resmi görerek ve büyük düşünerek karar alacağına inanmaktayız" ifadelerini kullandı.

Londra'dan 'açık' destek
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, telefon diplomasisi çerçevesinde önceki gün Britanya'nın AB İşlerinden Sorumlu Bakanı Geoffrey Hoon ile görüşüp destek istedi. Hoon'un "Türkiye'nin üyelik sürecinin kesintiye uğramaması için elimizden geleni yapacağız" mesajı verdiği öğrenildi. Gül, Alman, Fin ve Çek dışişleri bakanlarıyla da telefonda görüştü.

 

Rumlar ve Atina düş kırıklığı yaşıyor

Almanya ile Fransa'nın Türkiye'ye gevşek değerlendirme takvimi getirmesi Rum Yönetimi ve Atina'da düş kırıklığı yarattı. Lillikas dün alelacele Paris'e gitti. Berlin: Hukuken bir şey değişmedi

07/12/2006 RADIKAL

YORGO KIRBAKİ

ATİNA - Almanya ile Fransa'nın Türkiye hakkında 2007 sonbaharındaki seçimle Avrupa Parlamentosu'nun 2009 baharındaki seçimi arasında İlerleme Raporu talep etmesi, Türkiye'ye limanlarını açması için 18 aylık ültimatom verilmesini bekleyen Yunanistan ve Rum Yönetimi'nde düş kırıklığı yarattı. Almanya Başbakanı Angela Merkel ile Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'ın zirvesinden gevşek değerlendirme süreci çıkması, 'soğuk duş' olarak değerlendirildi.
Rum-Yunan tarafı, Merkel ile Chirac'ın tavrı sonrası, 14-15 Aralık'taki liderler zirvesinde durumu değiştirebilecek bir şeyler yapamayacak. Bilgi almak için alelacele Paris'e giden Rum Dışişleri Bakanı Yorgos Lillikas, kamuoyuna iyimser konuştu: "Türkiye'nin yükümlülüklerini karşılamasının değerlendirilmesi içintarih belirlenmesi önemli. 18 veya 24 ay olması önemli değil. Komisyon önermese de, Türkiye'nin tekrar değerlendirilecek olması önemli." Lillikas, çıkarları için son ana dek savaşacaklarını belirtti.
Alman hükümet sözcüsü Thomas Steg Komisyon'un sekiz başlığın açılmaması önerisinin iyi temel oluşturduğunu yineleyip, "AB Konseyi'nde açılacak-kapatılacak başlıklarla ilgili oybirliğiyle alınacak karar, müzakere sürecine temel oluşturacak. Bu nedenle Türkiye tartışmaları gereksiz. Hukuken bir şey değişmeyecek. Merkel için Komisyon'un öneri sunması ve AB Konseyi'nde siyasi karar alınması önemliydi" dedi. Steg, Erdoğan'ın Merkel'i uyarmasıyla ilgili "Merkel, her zaman ek şartın ulusal, ikili ya da üçlü karar olmadığına dikkat çekti. Bu bir fikir, araç. Gerçekleşir mi, zirvede göreceğiz. Müzakerelerin tümüyle kesilmesinin öngörülmediği unutulmasın. Müzakerelerin ucu açık sürdürülmesini istiyoruz" diye konuştu.

Alman Dışişleri sözcüsü Martin Jaeger de, 11 Aralık'taki dışişleri bakanları toplantısında Türkiye'nin yükümlülüklerini yerine getirmesine dair bir kontrol mekanizmasının ele alınacağını ekledi. Britanya Dışişleri Bakanı Margaret Beckett ise "Komisyonu'un önerilerinin, çok sert olduğu ve ters tepki yaratma riski taşıdığını düşünüyoruz" dedi.


 

Merkel, iki adım ileri bir adım geri
Welt: Merkel, Türkiye saldırısını yumuşattı. 18 aylık ültimatom yerine, Komisyon'un esnek zaman diliminde Türkiye'yle ilgili ra