Deniz keyfi ateş pahası

Yasanın en fazla "3 bin TL" ücret alınmasını öngörmesine rağmen Girne'de denize girmek için en az 10 milyonu gözden çıkarmak gerekiyor. İşletmeciler "yasa hükümleri günümüze uymuyor" dese de, 4 kişilik bir ailenin deniz keyfi "zehir" oluyor

Deniz keyfi ateş pahası

MÜSTEŞAR BAŞEL UYARDI... Plajda verilen hizmetlerden yararlanan vatandaşların bedelini ödemesini normal karşılayan Turizm Bakanlığı Müsteşarı Mehmet Başel, "hizmet istemeyen" vatandaştan ücret alınmamasını istedi. Başel, vatandaşın plaja girişinin engellenemeyeceğini de söyleyerek aksi durumlarda yasal işlem yapılabileceğini belirtti

- YASADA KOMİK RAKAMLAR VAR

- Plajların Kullanım ve Denetim Yasası vatandaşların plajlara girişinin engellenemeyeceğini ve ücrete bağlı tutulamayacağını vurguluyor

- Söz konusu ifade mülkiyeti devlete ait olan plajları ve gerçek veya tüzel kişilerin işletmesine verilmiş, tahsis edilmiş, kiralanmış olan plajları kapsıyor

- Bu kurala aykırı davranışta bulunan plaj işletmecisi veya sahibi bir suç işlemiş olur ve mahkumiyeti halinde 25 milyon TL'ye kadar para cezası ile bir yıla kadar hapis veya her iki cezaya birden çarptırılabilir ve söz konusu işletme de mahkeme kararı ile kapatılabilir.

- Öngörülen kurallar, plajın ve plaja giden yolun mülkiyetinin gerçek veya tüzel bir kişiye ait olması durumunda uygulanmaz

- Yine aynı yasada işletme adına verilen hizmetler için tahsil edilebilecek ücretler duş, kabin, şemsiye, şezlong hizmetlerinin kullanılması veya verilmesi halinde 3 bin TL olarak ifade ediliyor

- Yasada ayrıca park yeri bulunması halinde her araç için alınacak park ücretinin 3 bin TL'yi aşmayacağı belirtiliyor. Plajların belediye sınırları içindeyse belediyeler dışında ise kaymakamlıklar tarafından denetiminin yapılması gerekiyor.

- Plajların sahibi veya işletmecisi tarafından halka yiyecek ve içecek satmak için açılan büfelerdeki satış fiyatları, Mal ve Hizmetler Yasası uyarınca saptanır ve saptanan fiyatlar ilgili belediyeler ve ticaret işleriyle uğraşan bakanlık tarafından denetlenir

- Söz konusu düzenlemeye aykırı davranan bir işletmeci 2 Milyon TL para cezası veya altı aya kadar hapislik veya her iki cezaya birden çarptırılabilir. Büfelerde mahkeme kararı ile kapatılabilir

 

Fazile KÖLE

Yaz aylarında yaşanan "ücretli plaj" tartışmaları yeniden alevlendi. Yasal düzenlemede plaja giriş ücreti 3 bin TL olarak görülüyor ama özellikle Girne bölgesinde denize girmek isteyen vatandaşlardan 5 ile 20 milyon TL arasında ücret alınıyor.

Yasal düzenlemeye göre, "Mülkiyeti devlete ait plajlarda gerçek ve tüzel kişilerin işletmesine verilmiş, tahsis edilmiş, kiralanmış olan plajlarda vatandaşların girişi engellenemez ve ücret talep edilemez" deniliyor ama, uygulamaya bakıldığı zaman yasanın dışına çıkıldığı görülüyor.

Vatandaş aldığı ücretin parasını ödemeye hazır, ancak denetim yapılmamasından şikayetçi. Plaj işletmecilerinin hizmet bedeli olarak ücret talep etmesini haklı bulan vatandaşlar, sadece alınmayan hizmet için para ödenmesine tepki gösterdi.

Konuyla ilgili KIBRIS'a konuşan İnsan Hakları Derneği Başkanı Avukat Emine Erk, plajlarda alınan giriş ücretlerinin yasada belirtilen bedelin çok üzerinde olduğunu söyledi. Erk, plajlarda alınan giriş ücretlerinin yasal düzenlemeyle kontrol edilmesi gerektiğini kaydetti.

Ekonomi ve Turizm Bakanlığı Müsteşarı Mehmet Başel de plaj işletmecilerinin verdiği hizmete karşılık bir bedel almasının normal olduğunu söyledi. Başel ancak, hizmetlerden yararlanmayacak kişilerden de plaja giriş ücreti alınmasının doğru olmadığını ifade etti.

Denizler özel mülk

konumuna giremez

İnsan Hakları Derneği Başkanı Avukat Emine Erk, plajlarda alınan ücretin işletmecinin verdiği hizmet bedeli olduğunu söyledi.

Erk, Plajların Kullanımı ve Denetimi Yasası'ndaki ücret bedelinin 3 bin TL olduğunu, ancak şu anda alınan ücretlerin bunun çok üstünde olduğunu kaydetti.

Plajlara giriş ve ücretlerin yasalarla düzenlenebileceğini hatırlatan Erk, bunların denetiminin yapılması gerektiğini belirtti. Erk, plajlarda yaşanan giriş ücreti sorunlarının bölgelerde halk plajı yapılarak giderilebileceğini anımsattı.

Erk şöyle konuştu:

"Ülkemizde vatandaşlar plajlardaki hizmet için para ödüyor deniz için değil. Denizler özel mülkiyet konumuna giremez. Bir işletmeci plajda hizmet verirse karşılığını alma hakkına sahiptir, ancak şu anda alınan bedel yasada belirtilenin çok üstündedir.

Plajlar belediye hudutları içerisindeyse belediye yetkilileri, dışında ise Kaymakamlık tarafından denetlenmeli.

Denetimlerde işletmecilerin yasalara uygun şekilde hareket edip etmediği ve alınan ücretlerin ne için alındığının kontrol edilmesi gerekir.

Ülkemizde sahip olunan bu sorunun giderilmesi için halk plajlarının çoğaltılması gerekiyor. Vatandaşlara eğer siz kaliteli hizmet veren plaj yaparsanız oraya gitmeyi tercih edecektir. Bu da işletmelerde alınan ücret sorunlarının azaltılmasını sağlayacaktır.

Plajların kullanımı ücreti ve hizmetleri yetkili birimler tarafından sık sık denetlenmeli ve yasalara uygunluğu kontrol edilmelidir."

Halk plajları

çoğaltılmalı

Ekonomi ve Turizm Bankalığı Müsteşarı Mehmet Başel, yasal olarak devlete ait olup da özel şahsa kiralanan veya tahsis edilen plajlarda vatandaşların girişinin engellenemeyeceği ve ücret alınmayacağına ilişkin yasal düzenlemeler olduğunu anımsattı.

Başel vatandaşların plajlardan yararlanma hakkı olduğu gibi işletmecinin de verdiği hizmete karşılık bir bedel alma hakkına sahip olduğunu söyledi. Ancak hizmetlerden yararlanmayacak kişilerden de ücret alınmasının doğru olmadığını söyleyen Başel, bir dengenin kurulması gerektiğini vurguladı.

Başel şöyle devam etti:

"Ülkemizde turistik tesis yapılıyorsa ve kullanıma uygun plajı varsa bunun içinde bir dengenin kurulması gerekir. Turizm acısından bakıldığında eğer 200 kapasiteli bir plaja kapasitesinin üzerinde kişi giderse plajın kalitesi düşer ve bu dengenin korunması gerekir.

Tabii hizmetin kalitesini korurken vatandaşlarında denize girmesine engel olamayız. Bu nedenle biz bakanlık olarak halk plajlarının çoğaltılmasından yanayız. Bir tesisin verdiği kaliteli hizmeti veren halk plajları yapılırsa vatandaşlarımız da bu imkandan yararlanabilir ve tesislere gitme ihtiyacı hissetmez.

Plajlarda verilen hizmete karşılık bir bedelin alınmadı normaldir, ancak şu anda alınan bedel yasada belirtilen ücretin çok üstündedir.

Bunun anayasada açık hükmü vardır. Özetle söylemek gerekirse ülkemizdeki plajlara giriş ücretleri konusundaki sorunların halk plajlarının çoğaltılmasıyla azalacağına inanıyoruz. Bu nedenle özellikle plajlarda sorun yaşanan Girne bölgesinde halka kaliteli hizmet veren halk plajlarını çoğaltmamız gerekir. Bu konuyu bakanlık olarak destekliyoruz."

KIBRIS 31/07/05

 

Rum "üzgün" AB temkinli

İmza ile birlikte Türkiye'nin "Rum kesimini tanımıyoruz" deklarasyonu tartışma yarattı. AB cevap hakkını saklı tutarken, Rum yönetimi Türkiye'ye üzüntülerini ileterek, "Müzakereler başladığı zaman, karşısında 25 ülke olacağını" hatırlattı

Rum "üzgün" AB temkinli

RUMLARDAN "MÜZAKERE" HATIRLATMASI... Türkiye'nin AB Gümrük Birliği ek protokolünü imzalamasının ardından "Rum yönetimini tanımıyoruz" açıklamasını yapması, Rum tarafında "derin üzüntü" yarattı. Rum yönetimi sözcüsü Kipros Hrisostomidis, Türkiye'nin açıklamasının sorunlar yaratacağını açıklayarak, "Üyelik müzakerelerine başlarken karşısında 25 üye ülke olacağını ve bunlardan birinin de Rum yönetimi olduğunu" anımsatarak gözdağı vermeye çalıştı

AB HENÜZ KONUŞMADI... AB Dönem Başkanlığı tarafından yapılan açıklamada Türkiye'nin 17 Aralık kararları doğrultusunda Ankara Anlaşması ek protokolünü imzalamasının memnuniyetle karşılandığı belirtilerek, "Kıbrıs Cumhuriyeti"nin AB tarafından uluslararası hukuk uyarınca tanındığı anımsatılması dikkat çekti. Ancak, Türkiye'nin deklarasyon açıklamasını AB'nin nasıl karşılayacağı merak konusu

KRİTİK KARAR 1- 2 EYLÜL'DETürkiye'nin ek protokolü imzalaması sonrası yayınladığı tek taraflı deklarasyona karşı AB üyesi ülkelerin alacağı tutum 1-2 Eylül'de İngiltere'de yapılacak AB Dışişleri Bakanları Konseyi toplantısı sonucunda belli olacak. Bazı AB üyesi ülkelerin AB Komisyonu tarafından kabul edilerek karar organı konseye gönderilen müzakere çerçeve belgesine eklemeler yapılması için yeni öneriler getirecekleri bildiriliyor

l GÜL: HİÇ DÜŞÜNMEDİK... Türkiye Dışişleri Bakanı Abdullah Gül tartışma konusu limanların ve havaalanlarının Rumlara açık olmadığını belirten bir maddeyi deklarasyona koymayı hiç düşünmediklerini kaydetti. Gül, "Hizmet sektörü ve serbest dolaşım, tam üyelikle ilgili konulardır bu yüzden de limanların ve havaalanlarının Kıbrıs Rum kesimine açılması öngörülmemiştir. Öngörmediğimiz bir şeyi maddelere koymayız" dedi

 

 

 

 

 

Türkiye'nin imzaladığı ek protokol AB'de memnunlukla karşılanırken, Ankara'nın AB Dönem Başkanlığına protokol ile birlikte gönderdiği deklarasyon ihtiyatlı karşılandı. Kıbrıs Rum kesiminde ise imzaya rağmen Türkiye'nin "Kıbrıs Rum kesimini tanımıyoruz" açıklaması "derin üzüntü" yarattı.

Rum yönetimi sözcüsü Kipros Hrisostomidis, yaşananları "kurumsal bir paradoks" olarak niteledi ve Türkiye'nin müzakerelere "25 ülke ile başlayacağını" hatırlattı.

Türkiye Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ise tartışma konusu limanların ve havaalanlarının Rumlara açık olmadığını belirten bir maddeyi deklarasyona koymayı hiç düşünmediklerini kaydetti. "Hizmet sektörü ve serbest dolaşım, tam üyelikle ilgili konulardır bu yüzden de limanların ve havaalanlarının Kıbrıs Rum kesimine açılması öngörülmemiştir. Öngörmediğimiz bir şeyi de maddelere koymayız" dedi.

AB Dönem Başkanlığı tarafından yapılan açıklamada Türkiye'nin 17 Aralık kararları doğrultusunda Ankara Anlaşması ek protokolünü imzalamasının memnuniyetle karşılandığı belirtilerek, "Kıbrıs Cumhuriyeti"nin AB tarafından uluslararası hukuk uyarınca tanındığı anımsatılması dikkat çekti.

Brüksel'deki AB gözlemcilerine göre Türkiye'nin deklarasyonuna karşı İngiltere'nin yaptığı karşı açıklama AB'nin Türkiye'nin yayınladığı deklarasyonu kabul etmediği anlamını taşıyor.

Rum yönetimi "üyelik müzakerelerini" hatırlattı

Güney Kıbrıs yönetiminin, Türkiye'nin yayınladığı deklarasyon ile AB üyesi bir hükümeti tanımadığını ilan etmesinden "derin üzüntü duyduğu" bildirildi.

Kıbrıs Rum kesiminden yapılan açıklamada, Güney Kıbrıs yönetiminin, Türkiye tarafından yayınlanan söz konusu deklarasyonun içeriğinin, Türk hükümetinin imzaladığı Gümrük Birliği anlaşmasının metninin geçerliliğine ilişkin belirsizlik yaratıp yaratmadığı konusunu araştıracağı belirtildi.

Güney Kıbrıs yönetimi hükümet sözcüsü Kipros Hırisostomidis konuya ilişkin yaptığı açıklamada, hükümetinin, Türkiye'nin Kıbrıs konusunda tek taraflı bir deklarasyon yayınlamış olmasından derin üzüntü duyduğunu kaydetti.

Hırisostomidis sözlerine şöyle devam etti:

"AB'ye katılım adayı olan bir ülkenin, katılmak istediği birliğe üye ülkelerden birini tanımadığını ilan etmesi üzücü. Bu kurumsal paradoks sürdürülemez. Özellikle de 25 üyeli birliğe katılım müzakerelerinin başlayacağı göz önüne alındığı zaman."

Limanlar "kriz" yaratabilir

Brüksel'deki AB gözlemcileri Türkiye'nin Avrupa Birliği ile Gümrük Birliği ek protokolünü imzalamasının ardından limanlarını Rum gemilerine açmamasının taraflar arasında siyasi kriz yaratabileceğine işaret ediyorlar. Ankara'yı kritik günlerin beklediğini kaydeden gözlemciler, Gümrük Birliği'nin AB içinde malların serbest dolaşımını öngördüğünü ifade ediyorlar.

Aynı gözlemciler Türkiye'nin Rum gemilerini limanlarına sokmaması durumunda bazı AB üyelerinin Türkiye'nin imzaladığı anlaşmayı uygulamadığı gerekçesiyle Ankara'ya müzakereler öncesi zor anlar yaşatabileceğinin altını çiziyorlar.

AB içinde aday bir ülkenin üye bir ülkeyi tanımamasının zor ve karmaşık bir durum olduğunu ifade eden gözlemciler, Gümrük Birliği'nin ruhunda hizmetlerin serbest dolaşımının da yer aldığını öne sürüyorlar. Ankara ise Gümrük Birliği'nin malların serbest dolaşımını kapsadığını, ancak hizmetlerin serbest dolaşımını içermediğini hatırlatıyor.

İngiltere memnun ama AB cevap hakkını gizli tutuyor

Avrupa Birliği (AB) Dönem Başkanı İngiltere, Ek Protokol'ün Türkiye tarafından imzalanmasından memnun olduğunu açıklarken, Brüksel'in cevap hakkını da saklı tuttuğunu ilan etti.

Ek Protokol'ün, Türkiye'nin AB nezdindeki Büyükelçisi Oğuz Demiralp tarafından imzalanmasının hemen ardından açıklama yapan Dönem Başkanı İngiltere, Ankara'nın BM'nin çözüm çabalarını destekleme niyetini de vurgulamış olmasından ayrıca memnun kalındığını belirtti. İngiltere açıklamasında 'Kıbrıs Cumhuriyeti hükümetinin' 16 Nisan 2003'te AB ile katılım anlaşması imzaladığına ve 1 Mayıs 2004'te de üye olduğuna dikkat çekti.

AB'nin Ek Protokol'e ilişkin karşı açıklamasında Rumların büyük önem atfettiği şu cümle de yer aldı: "AB Başkanlığı, AB'nin mutabık tavrı çerçevesinde Kıbrıs Cumhuriyeti'nin sadece uluslararası hukuk konusu olarak tanındığını hatırlatır." Brüksel karşı beyanında Ek Protokol'e ilişkin deklarasyonun AB tarafından inceleneceğini ve zaman içinde başka açıklamalar yapılabileceğini duyurdu.

Hava gergin

Türkiye'nin Ek Protokol'ü imzalaması sonrası yayınladığı tek taraflı deklarasyona karşı AB üyesi ülkelerin alacağı tutum 1-2 Eylül tarihlerinde İngiltere'de yapılacak AB Dışişleri Bakanları Konseyi toplantısı sonucunda belli olacak.

Bazı AB üyesi ülkelerin AB Komisyonu tarafından kabul edilerek karar organı Konseye gönderilen müzakere çerçeve belgesine eklemeler yapılması için yeni öneriler getirecekleri bildiriliyor.

Rum kesimi müzakere çerçeve belgesine Kıbrıs ile ilgili yeni öneriler sunacaklarını Papadopulos aracılığıyla Blair'e şimdiden iletmiş durumda. Kıbrıs Rum toplumu lideri Tassos Papadopulos'un Avrupa Parlamentosu Hıristiyan Demokrat Grubu Başkanı Hans Gert Poettering ile anlaşarak Avrupalı Hıristiyan Demokratları arkasına alması ise dikkat çekti.

Gül:''Limanları deklarasyona koymayı hiç düşünmedik''

Türkiye Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, limanların ve havaalanlarının Rumlara açık olmadığını belirten bir maddeyi deklarasyona koymayı hiç düşünmediklerini kaydetti.

Gül, Gümrük Birliği'nin sadece sanayi mallarını kapsadığını anımsatarak, "Hizmet sektörü ve serbest dolaşım, tam üyelikle ilgili konulardır bu yüzden de limanların ve havaalanlarının Kıbrıs Rum kesimine açılması öngörülmemiştir. Öngörmediğimiz bir şeyi de maddelere koymayız" dedi. Kıbrıs ile ilgili deklarasyonun, Gümrük Birliği Ek Protokolü'nde bağımsız olmadığının altını çizen Gül, şöyle konuştu:

"Biliyorsunuz ki bir mektup teatisi oldu. Gönderdiğimiz mektup 3 parçadan oluşuyordu. İlk kâğıt protokolü imzaladık ve bir deklarasyon yayınlıyor ifadeleri olan bir kapaktı. İkinci kısımda teknik olarak protokol vardı. Üçüncü kısımda da deklarasyon yer aldı. Bunların üçü de birbirine eşit önemde bir pakettir. TBMM'ye de bir paket halinde gidecektir."

Önceki gece, geç saatlerde

Türkiye, Gümrük Birliği Anlaşması'nın, Rum kesimini de kapsayacak şekilde genişletilmesini öngören ek protokol metnini önceki akşam geç saatlerde imzalamış ancak çok tartışma yaratan "Kıbrıs Rum kesimini tanımadığını bir deklarasyonla" bildirmişti.

Türkiye'nin imzasını ise AB Daimi Temsilcisi Büyükelçi Oğuz Demiralp atmıştı.

Türkiye ile AB Dönem Başkanı İngiltere arasında mektup teatisiyle yürütülen imza süreci, imzalı metnin, Türkiye'nin ek protokolü imzalamasının Kıbrıs Rum kesimini tanıdığı anlamına gelmeyeceğine yönelik deklarasyonla birlikte İngiltere'ye gönderilmesiyle tamamlanmıştı.

İngiltere'nin AB nezdindeki Büyükelçisi John Grant, ek protokol metnini 25 üye adına imzalayarak, Türkiye'nin AB Daimi Temsilcisi Oğuz Demiralp'e göndermişti.

Türkiye, ek protokolü imzalamak için İngiltere Dönem Başkanlığının mektubunu bekliyordu.

KIBRIS 31/07/05

 

Talat'tan Kıbrıs çözümüne yorum

 

''Söz sahibi sadece biz olsaydık, çözüme ulaşmıştık''



31 Temmuz, 2005 17:52:00 (TSİ) CNN TURK

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, ''Kıbrıs sorununun çözümü konusunda eğer söz sahibi sadece biz olsaydık çoktan çözülmüştü'' dedi.

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs sorununu çözme düşüncesi olmayan Rum yönetimi ile karşı karşıya olduklarını belirterek, ''Kıbrıs sorununun çözümü konusunda eğer söz sahibi sadece biz olsaydık çoktan çözülmüştü'' dedi.
 
Kendisine karşı Güney Kıbrıs'ta büyük bir karalama kampanyası yürütüldüğünü belirten Talat, Kıbrıs'ın geleceğinde Türklerle Rumların birlikte yaşayacağına inandığını, haksız yere karalamaların doğru olmadığını söyledi.
 
Talat, ''ancak ne yazık ki Kıbrıs sorununu çözme gailesi olmayan, düşüncesi olmayan Rum yönetimi ile karşı karşıyayız. Bu nedenle de Rum yönetimi liderinin açıkça ifade ettiği gibi, 'yeni bir Annan planına yeni bir hayıra hazırım' diye de pervasızca ifade ettiği gibi bir gerçekle karşı karşıyayız'' dedi.
 
Talat, pozisyonlarını gayet açık ve net olarak ortaya koyduklarınıve barış elini uzattıklarını, bu elin sürekli olarak açık duracağını söyledi.
 
"Sezer ile aramızda soğukluk yok"
 
Talat, Ankara ziyaretinden özel bir beklentisinin olmadığını, görüş alışverişinde bulunulacağını ve bir çalışma ziyareti olacağını da söyledi.
 
KKTC Cumhurbaşkanı, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in kendisine randevu vermediği ve ilişkilerin soğuk olduğu yönünde basında çıkan iddia ve yorumların da doğru olmadığını vurguladı.

 

"Ek Protokol 'tanıma' anlamına gelir"


31 Temmuz, 2005 15:12:00 (TSİ)  CNN TURK

Dokuzuncu Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, Ek Protokol’ün imzası ile Türkiye'nin 'Kıbrıs Cumhuriyeti'ni 'kabul' ettiğine dikkat çekti.

CNN TÜRK'te yayınlanan Ankara Kulisi programına katılan Süleymen Demirel, Uyum Protokolü'nü imzalamamanın söz konusu olamayacağını belirtti.
 
Demirel, Ankara Anlaşması’na ilişkin Ek Protokol’ün imzalanmasından sonra bile Türkiye’nin 3 ekimde müzakerelere başlamasının kesin olmadığını belirtterek, Rumların müzakereye oturmadan önce 'siyasi tanınma' için diretebileceğine dikkat çekti.
 
Türkiye'nin 17 aralıkta protokole imza atmayı vaat ettiğini de hatırlatan Demirel, "AB'nin tanıdığı Kıbrıs başka, Türkiye'nin tanıdığı Kıbrıs başka. Onlar birleşik, Türkiye ise bölünmüş bir Kıbrıs istiyor" diye konuştu.
 
Demirel, "Türkiye bu anlaşmayı imzaladığı zaman 'Kıbrıs Cumhuriyeti’ni kabul ediyor. Fakat kabul etmesi rahatsızlık yaratıyor. Bunun tanıma anlamına gelmediğini de bir deklarasyonla beyan ediyor...
 
"Bu kolay kolay anlaşılabilir bir iş değil. Bir taraftan kabul ediyorsunuz, bir taraftan tanımıyorsunuz. Bunun önümüzdeki zaman içerisinde yeni sıkıntılar yaratacağı kesin" dedi.

"Türkiye Avrupa'nın yetimi"
 
AB’nin ihtilaflı bir Kıbrıs’ı içine alması, Türkiye’yi de bırakmaması anımsatılıp "Avrupa ne yapmak istiyor" sorusuna Demirel, ilginç bir benzetme ile karşılık verdi.
 
Demirel, "Doğu Avrupa ülkelerinin hepsi Avrupa’nın yeğenleridir, Balkan devletleri kuzenleridir, Türkiye ise Avrupa’nın yetimidir" dedi. İmzalama ile hadisenin yeni başladığını söyleyen Demirel, "pazarlık mı yoksa kargaşa mı yeni başlıyor. Bu işin içinden Türkiye’nin nasıl çıkacağını ben de merak ediyorum" dedi.
 
AB'nin Rum tarafını bünyesine katmakla büyük bir hata yaptığını da belirten Demirel, Helenizmin hedefinin 'ikinci Girit' olduğunu da vurguladı.  

Güçlü bir siyaset ve güçlü bir ekonomi ile AB'nin karşısına çıkılması gerektiğini savunan Demirel, "onların anlayacağı dil budur" dedi.

Irak'ta müttefik peşmergeler

Demirel, PKK'nın güçlenmesinin nedeninin 1 mart tezkeresinin reddedilmesi olduğunu, bu nedenle Türkiye'nin Irak'ta söz sahibi olma hakkını yitirdiğini de söyledi.

Türkiye'den destek göremeyen ABD'nin Kuzey Irak'taki Kürt gruplarla işbirliği yaptığını belirten Demirel "ABD'nin Irak'taki müttefiki Türkiye değil, peşmergeler" yorumunda bulundu.
 
Demirel, Çankaya Köşkü’nden inerken hem cumhurbaşkanına, hem hükümet başkanına, hem de Genelkurmay Başkanı’na bir mektup yazıp bıraktığını ve mektupla, terör hadisesinin yeniden canlanmaması ve üzerinde durulması gerektiğini söylediğini belirtti.
 
"Sınır ötesi operasyon yapabilir mi?" sorusuna ise Demirel, "yapar da neticelerine katlanmak sartıyla" karşılığını verdi.

 

 

İşin içinden nasıl çıkacaklar

 

 

9’uncu Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, Ek Protokol’ün imzası ile Türkiye’nin Kıbrıs Cumhuriyeti’ni "kabul" ettiğine dikkat çekti.

Demirel süreç konusunda "Bu işin içinden Türkiye’nin nasıl çıkacağını ben de merak ediyorum" dedi.

Demirel, CNN Türk’de yayınlanan Ankara Kulisi programında gündeme ilişkin soruları yanıtladı.

Ankara Anlaşması’na ilişkin Ek Protokol’ün imzalanmasından sonra bile Türkiye’nin 3 Ekim’de müzakerelere başlamasının kesin olmadığını kaydeden Demirel, Rumlar’ın müzakereye oturmadan önce "siyasi tanınma" için diretebileceğine dikkat çekti.

Demirel, Ek Protokol’ün imzası ve yayınlanan karşılıklı deklarosyonları şöyle değerlendirdi:

"İMZA ATAR MIYDINIZ" A DEMİRELVARİ YANIT

Türkiye bu anlaşmayı imzaladığı zaman Kıbrıs Cumhuriyeti’ni kabul ediyor. Fakat kabul etmesi rahatsızlık rahatıyor. Bunun tanıma anlamına gelmediğini de bir deklarasyonla beyan ediyor. Bu kolay kolay anlaşılabilir bir iş değil. Bir taraftan kabul ediyorsunuz, bir taraftan tanımıyorsunuz. Bunun önümüzdeki zaman içerisinde yeni sıkıntılar çıkaracağı kesin."

Demirel, "Siz iktidarda olsaydınız bu protokole imza atar mıydınız" sorusuna, "Ben olsam ne yapardım ayrı bir olay" karşılığını verdi.

AB’nin ihtilaflı bir Kıbrıs’ı içine alması, Türkiye’yi de bırakmaması anımsatılıp "Avrupa ne yapmak istiyor" sorusuna Demirel, ilginç bir benzetme ile karşılık verdi.

TÜRKİYE AVRUPA’NIN YETİMİ

Demirel, "Doğu Avrupa ülkelerinin hepsi Avrupa’nın yeğenleridir, Balkan devletleri kuzenleridir, Türkiye ise Avrupa’nın yetimidir" dedi.

"İmzalama ile hadisenin yeni başladığını" söyleyen Demirel, "Pazarlık yeni başlıyor" denilmesi üzerine "Pazarlık mı yoksa kargaşa mı yeni başlıyor" dedi. Demirel, bunu şöyle açıkladı:"Sizin istediğiniz Kıbrıs başka, Avrupa’nın aklındaki Kıbrıs başka. Siz oturacaksınız Kıbrıs’la anlaşma yapacaksınız, anlaşma yapana kadar da müzakere edeceğiniz Kıbrıs’ı tanımıyorsunuz. Avrupa Kıbrıs Cumhuriyeti olarak tanıyor, siz tanımıyorsunuz, ama kabul ediyorsunuz. Önümüzdeki zaman içerisinde zorlukları vardır. Ben felaket tellalı değilim. Bu işin içinden Türkiye’nin nasıl çıkacağını ben de merak ediyorum."

TERÖRE KARŞI İKÖ ÖNERİSİ

Demirel, uluslararası ve PKK terörüne de değindi. Demirel bir öneride bulundu. Demirel, Müslüman, dünyanın İslam Konferansı Örgütü gibi teşkilatlarının "terör hadisesini kesinlikle reddettiklerini, İslamla alakası olmadığını, bu şekilde yapılmış olan cihadın islama ters düştüğünü" beyan etmelerini önerdi.

KÖŞKTEN İNERKEN MEKTUP

Demirel, Çankaya Köşkü’nden inerken hem cumhurbaşkanı’na, hem hükümet başkanına, hem de Genelkurmay Başkanı’na bir mektup yazıp bıraktığını açıkladı. Demirel, mektupla, terör hadisesinin yeniden canlanmaması ve üzerinde durulması gerektiğini söylediğini belirtti.

Artan terörü 1 Mart tezkeresinin reddedilmesine bağlayan Demirel, "Tezkere kabul edilseydi Türkiye Kuzey Irak’taki durumu kontrol altına alabilirdi" dedi.

"Sınır ötesi operasyon yapabilir mi Türkiye" sorusuna Demirel, "Yapar da netiçelerine katlanmak sartıyla" karşılığını verdi.

"Sayın Başbakan BM şartı izin veriyor diyor" denilmesi üzerine Demirel, "BM şartı izin falan vermez" yanıtını verdi.

 (aa)

HURRIYET 31/07/05

 

KKTC'de Kuran kursları sorunu

SEFA KARAHASAN Lefkoşa

Türkiye'nin Lefkoşa Büyükelçiliği Din Hizmetleri Müşavirliği'nin, KKTC makamlarından izin almaksızın Türkiye'den gönderilen imamların görev yaptığı camilerde Kuran kursları açtırması sorun yarattı. Büyükelçilik Din Hizmetleri Müşaviri Fahrettin Aşık'ın girişimi sonucunda, 2004'ün sonbaharından beri KKTC'deki 20 camide her gün 2'şer saat Kuran dersi verilirken, KKTC Milli Eğitim ve Kültür Bakanı Canan Öztoprak, kursların kendi bilgileri dışında açıldığını açıkladı.
Öztoprak, "'Tüm camilerde kurslar açıldı' diye şikâyetler geliyor. Gerekli birimlerle acil toplantı yapacağız" dedi. Milli Eğitim Bakanlığı Müsteşarı Erdoğan Sorakın da, Aşık'ın Türkiye'den gelen imamlara, 'çocuklara din eğitimi' adı altında kurs açmaları için genelge gönderdiğini söyledi.

MILLIYET 31/07/05

 

Deklarasyonun anlamı



Türkiye'nin önceki gece imzaladığı Ek Protokol ile beraberinde yayımladığı deklarasyon, hükümet ile muhalefet arasında Kıbrıs konusunda yaşanan görüş ayrılığını yeniden gündeme getirdi.
Protokolün imzasıyla 3 Ekim'de müzakerelerin açılmasını garanti altına aldığı görüşündeki hükümet, yaptığı tek taraflı deklarasyonla da atılan imzanın Türkiye'nin Kıbrıs politikasına bir değişiklik getirmeyeceğini kayda geçirmiş oldu.
Hükümetin, AB'ye de iletilen deklarasyonla açıkladığı pozisyonu şu unsurları içeriyor:

1 Türkiye, Kıbrıs sorununa iki kesimli yeni bir ortaklık devleti kurularak çözüm bulunması yönündeki BM girişimlerini desteklemeye devam edecek.
2 Türkiye'nin altına imza attığı belgede yer alan "Kıbrıs Cumhuriyeti" 1960'ta Türk ve Rumların birlikte kurduğu asıl ortaklık devleti değildir. Çünkü Türkiye'ye göre bu devlet, Rumların tek taraflı girişimleri sonucu bozulmuştur.
3 Bu nedenle Türkiye'ye göre, Kıbrıs Cumhuriyeti adını kullanan Rumlar sadece adanın güneyinde otorite, denetim ve yetki icra edebilir ve Kıbrıs Türk halkını kesinlikle temsil edemez.
4 Bu anlayışla Türkiye, protokolün imzalanması, onaylanması ve uygulanmasını belgede adı geçen "Kıbrıs Cumhuriyeti"nin tanınması olarak görmemektedir.
5 Türkiye'nin 1960 Garanti Anlaşmaları'ndan kaynaklanan garantörlük haklarının protokol nedeniyle hiçbir zarara uğramadığı da belgede bir kez daha kayda geçiriliyor.
6 Türkiye, protokole imza atarak Rumları Gümrük Birliği'ne dahil etmesinin, Türkiye ile KKTC arasındaki ilişkileri değiştirmeyeceğini bir kez daha vurguluyor.
7 Kıbrıs politikasını, çözüme kadar değiştirmeyeceği vurgusunu yapan Ankara, böylece Türkiye'nin Kıbrıs'ta sadece iki tarafça kapsamlı çözüm çerçevesinde oluşturulacak iki kesimli, iki toplumlu, iki demokrasili ve iki devletli yapıya dayanan yeni ortaklık devleti olacağını yinelemiş oldu.

Yasak sürecek
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın İngiltere Başbakanı Tony Blair ile yaptığı temaslar sırasında deklarasyona, Rumlarla Gümrük Birliği'ne girilmesinin "hizmet sektörünü" yani Türk liman ve havaalanlarının Rum gemi ve uçakları tarafından kullanımını kapsamayacağı yönünde bir ifadenin de konması gündemdeydi. Ancak yapılan nihai değerlendirmede, Gümrük Birliği Anlaşması ana metni, Ek Protokol ve deklarasyon metinleri bir bütün olarak değerlendirildi ve Türkiye'nin havaalanlarını ve limanlarını ancak iki koşulda açabileceği sonucuna varıldı. Bunlardan biri Türkiye'nin AB'ye tam üye olması; diğeri de Kıbrıs'ta nihai çözüme ulaşılması. Bu iki sonuçtan birine ulaşılmadıkça Türkiye'nin havalimanları ve limanlarını Rum gemi ve uçaklarına açması söz konusu olmayacak. Bu değerlendirme ışığında, Gümrük Birliği Anlaşması çerçevesinde zaten liman ve havaalanlarını açma yükümlülüğü bulunmadığı dikkate alınarak deklarasyona bu yönde ifade konmaması benimsendi.

Öymen: Fiili tanıma
Ana muhalefet CHP ise Rumların 1 Mayıs 2004'te AB üyeliğine kabul edilmesinden bu yana AKP hükümetinin attığı tüm adımlar gibi protokolün imzalanmasının da hata olduğunu vurguluyor. CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen, şerh konulmadan imzalanan protokolün Rumların fiili tanınması anlamına geldiğinin tüm tanınmış hukukçular tarafından paylaşıldığının altını çiziyor.
Hükümetin deklarasyonunun, kimseyi bağlamayan, iç tüketime yönelik bir açıklama olduğunu savunan Öymen, Türk deklarasyonunun hemen ardından AB Dönem Başkanı İngiltere'nin 25 üye adına açıklama yaparak Rumları tek meşru hükümet kabul ettiklerini belirterek, karşılık verdiğine dikkat çekiyor.
Öymen, protokolün imzasıyla Gümrük Birliği'ne dahil olan Rumlarla ilişkilerin, Türkiye ile KKTC arasındaki ekonomik ilişkilerin önüne geçmesi hatta bunu tamamen engellemesi riskinin de çok güçlü olasılık olduğunu vurguluyor.
Hükümet, imzaladığı protokolü, yayımladığı deklarasyonla birlikte onay için TBMM'ye gönderecek. Araya yaz tatili girse de TBMM'nin ekim ayındaki açılışına kadar hükümet ile muhalefet arasındaki Kıbrıs tartışması sürecek gibi gözüküyor.

FIKRET BILA MILLIYET 31/07/05

 

Demirel: Türkiye işin içinden nasıl çıkacak merak ediyorum


      9’uncu Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, Ek Protokol’ün imzası ile Türkiye’nin Kıbrıs Cumhuriyeti’ni "kabul" ettiğine dikkat çekerken, gelecek süreç konusunda
      "Bu işin içinden Türkiye’nin nasıl çıkacağını ben de merak ediyorum" dedi.
      Demirel, CNN Türk’de yayınlanan Ankara Kulisi programında gündeme ilişkin soruları yanıtladı.
      Ankara Anlaşması’na ilişkin Ek Protokol’ün imzalanmasından sonra bile Türkiye’nin 3 Ekim’de müzakerelere başlamasının kesin olmadığını kaydeden Demirel, Rumlar’ın müzakereye oturmadan önce "siyasi tanınma" için diretebileceğine dikkat çekti.
      Demirel, Ek Protokol’ün imzası ve yayınlanan karşılıklı deklarosyonları şöyle değerlendirdi:
     
     "İMZA ATAR MIYDINIZ" A DEMİRELVARİ YANIT
      "Türkiye bu anlaşmayı imzaladığı zaman Kıbrıs Cumhuriyeti’ni kabul ediyor. Fakat kabul etmesi rahatsızlık rahatıyor. Bunun tanıma anlamına gelmediğini de bir deklarasyonla beyan ediyor. Bu kolay kolay anlaşılabilir bir iş değil. Bir taraftan kabul ediyorsunuz, bir taraftan tanımıyorsunuz. Bunun önümüzdeki zaman içerisinde yeni sıkıntılar çıkaracağı kesin." Demirel, "Siz iktidarda olsaydınız bu protokole imza atar mıydınız" sorusuna, "Ben olsam ne yapardım ayrı bir olay" karşılığını verdi.
      AB’nin ihtilaflı bir Kıbrıs’ı içine alması, Türkiye’yi de bırakmaması anımsatılıp "Avrupa ne yapmak istiyor" sorusuna Demirel, ilginç bir benzetme ile karşılık verdi.
     
     TÜRKİYE AVRUPA’NIN YETİMİ
      Demirel, "Doğu Avrupa ülkelerinin hepsi Avrupa’nın yeğenleridir, Balkan devletleri kuzenleridir, Türkiye ise Avrupa’nın yetimidir" dedi. "İmzalama ile hadisenin yeni başladığını" söyleyen Demirel, "Pazarlık yeni başlıyor" denilmesi üzerine "Pazarlık mı yoksa kargaşa mı yeni başlıyor" dedi. Demirel, bunu şöyle açıkladı:
      "Sizin istediğiniz Kıbrıs başka, Avrupa’nın aklındaki Kıbrıs başka. Siz oturacaksınız Kıbrıs’la anlaşma yapacaksınız, anlaşma yapana kadar da müzakere edeceğiniz Kıbrıs’ı tanımıyorsunuz. Avrupa Kıbrıs Cumhuriyeti olarak tanıyor, siz tanımıyorsunuz, ama kabul ediyorsunuz. Önümüzdeki zaman içerisinde zorlukları vardır. Ben felaket tellalı değilim. Bu işin içinden Türkiye’nin nasıl çıkacağını ben de merak ediyorum."
     
     TERÖRE KARŞI İKÖ ÖNERİSİ
      Demirel, uluslararası ve PKK terörüne de değindi. Demirel bir öneride bulundu. Demirel, Müslüman, dünyanın İslam Konferansı Örgütü gibi teşkilatlarının "terör hadisesini kesinlikle reddettiklerini, İslamla alakası olmadığını, bu şekilde yapılmış olan cihadın islama ters düştüğünü" beyan etmelerini önerdi.
     
     KÖŞKTEN İNERKEN MEKTUP
      Demirel, Çankaya Köşkü’nden inerken hem cumhurbaşkanı’na, hem hükümet başkanına, hem de Genelkurmay Başkanı’na bir mektup yazıp bıraktığını açıkladı. Demirel, mektupla, terör hadisesinin yeniden canlanmaması ve üzerinde durulması gerektiğini söylediğini belirtti.
      Artan terörü 1 Mart tezkeresinin reddedilmesine bağlayan Demirel, "Tezkere kabul edilseydi Türkiye Kuzey Irak’taki durumu kontrol altına alabilirdi" dedi.
      "Sınır ötesi operasyon yapabilir mi Türkiye" sorusuna Demirel, "Yapar da netiçelerine katlanmak sartıyla" karşılığını verdi.
      "Sayın Başbakan BM şartı izin veriyor diyor" denilmesi üzerine Demirel, "BM şartı izin falan vermez" yanıtını verdi.

MILLIYET 31/07/05

 

'Ek Protokol'e imza Yunan basınında: Türkiye'nin zaferi


      SOFİA ANGELİDİS Atina DHA

      GÜMRÜK Birliği Ek Protokolü'nün Türkiye tarafından imzalanması, Yunan basınında Atina ve Lefkoşa'nın (Güney Kıbrıs Rum yönetimi) diplomatik yenilgisi olarak yer aldı.
      ‘To Vima’ gazetesinin yazarı Yannis Kartalis, yarınki yazısında, “Tayyip Erdoğan baştan beri yapmak istediğini başardı. Protokolü imzaladı. Ama meclisten ne zaman onaylanacağı ve yürürlüğe gireceği belli değil. Ekim ayında Türkiye ile AB arasındaki müzakereler başlayacağı zaman Kıbrıs Cumhuriyeti Türkiye tarafından tanınmamış olacak.'' diye yazdı.
     
     ‘ERDOĞAN'IN KİŞİSEL BAŞARISI’

      Kartalis, “Bütün bunlar Türk Başbakan için kişisel bir başarı iken, Atina ve Lefkoşa için son derece büyük bir diplomatik yenilgi teşkil ediyor. Tayyip Erdoğan, baştan beri Kıbrıs sorununa çözüm bulmadan Güney Kıbrıs'ı tanımak istemiyordu ve görünüşe göre de oyun Türkiye'nin kurallarıyla oynanıyor. Bunun tam tersi olmalıydı.'' dedi.
     
     ‘TÜRKİYE ALEYHİNDE NEGATİF BİR İKLİM VAR’

      Kartalis yazısında, “Türkiye birçok batı ülkesinin gündeminde ve onun Avrupa Birliği'ne (AB) üye olmasını istemiyorlar, böylece Türkiye aleyhinde negatif bir iklim var. Atina bu iklimden faydalanmalı ve bu ülkelerin de desteği ile Kıbrıs Cumhuriyeti'nin tanınmasını ihlal edilemez bir şart olarak sunmalıydı.'' dedi.
     
     ERDOĞAN VE PAPADOPULOS'UN HEDEFLERİ

      Yarın ki, “Elefterotipia'' gazetesinde ise, Makarios Drusiotis deklarasyonda yer alan açıklamaları sıralayarak, 1960 yılı anlaşmalarına değinen kısmın Atina ve Lefkoşa'yı (Güney Kıbrıs) düşündürdüğünü belirtti.
      Drusiotis yazısında,, “Lefkoşa'nın bir sonraki adımı Türk liman ve hava alanlarının Kıbrıs gemilerine açılması. Türkiye bunun karşılığında işgal altındaki toprakların (KKTC) liman ve hava alanlarının açılmalarını isteyecek. Kısacası nasıl Papadopulos Türkiye ile ilişkilerini geliştirerek Kıbrıs Cumhuriyeti'nin tanınmasını istiyorsa, Türk hükümeti de aynı yöntemlerle KKTC'nin tanınmasını istiyor.'' dedi.
     

Televizyonlar...


      Ek Protokolü’n imzalanması Yunan televizyon kanallarındaki haberlerde de geniş yankı buldu. Haberlerde Türkiye’nin, ’Ek Protokol’ün imzalanması Kıbrıs Cumhuriyeti’nin tanınması anlamına gelmez’ şeklindeki deklarasyonun Yunan ve Kıbrıs Rum Kesimi yönetimlerinde hoşnutsuzluk yarattığı ifade edildi.
      ANT1 kanalının haberine göre, Atina ve Rum Yönetimi’nde, deklarasyonda büyük bir olasılıkla ’tuzakların’ bulunduğu düşüncesi ağır basıyor. Türk havaalanları ve limanlarının Rum hava ve deniz taşıtlarına kapalı kalmaya devam edeceği hatırlatılırken, Yunanistan ve Kıbrıs Rum Kesimi’nin, AB Daimi Temsilcileri’nin toplanacağı 28 Ağustos tarihine kadar bekleyeceği belirtildi.
      RUM TAŞITLARI TÜRK LİMANLARINA GİRMEYE ÇALIŞIRSA NE OLACAK?
      Devlet televizyonu NET TV ise Brüksel muhabiri Vangelis Demiris ile bağlantıya geçti. Demiris, deklarasyonla ilgili oluşan ’hoşnutsuzluklardan’ bahsetti ve Türkiye’nin eklediği konu ve taleplerin önce ağustos sonundaki AB Daimi Temsilciler Konseyi’nde, sonra da 1-2 Eylül tarihlerinde AB Dışişleri Bakanları toplantılarında görüşüleceğini belirtti.
      Türkiye’nin, Gümrük Birliği Ek Protokolü ile Güney Kıbrıs’ı sadece ticari alanda tanıdığını belirten Demiris, bunun, AB’nin protokol hakkındaki görüşü olduğunu kaydetti.
      Vangelis Demiris, "Gümrük Birliği Ek Protokolü’nün imzalanması, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin de facto (fiili) olarak tanınması anlamına gelmiyor mu?" sorusuna, "Hayır. De facto olarak tanıma söz konusu değil. Burada ’de jure’ (hukuki) bir tanıma var. Ama bu pratikte belli olacak. Rum gemi ve uçakları, Türk liman ve havaalanlarına giriş yapmaya çalıştığı zaman ne olacağını görmek gerek" yanıtını verdi.

MILLIYET 31/07/05

 

Ek protokol kavgası

Erdoğan: Biz vatanseveriz. Gül: Rumları tanımadık, AB için son engeli de kaldırdık. Baykal: Fiyasko, haklı davamıza darbe. Mumcu: Rumlar fiilen tanındı. Ağar: Deklarasyon beklentimizi karşılamadı
'Gerçekçi politika'
Erdoğan, Gümrük Birliği'ne Güney Kıbrıs'ı dahil eden ek protokolün imzasını "Türkiye için, insanlık için, AB için hayırlı olsun" diye yorumladı ve ekledi: "Kendini vatansever ilan edenlerden daha vatanseveriz." Gerçekçi politikalar izlediklerini belirten Gül 'müzakere için son engel kalktı" dedi.
Muhalefet sert
Muhalefetin sert eleştirileri ek protokolün nihai onay mercii Meclis'te sert tartışmalar yaşanacağına işaret ediyor. Rum devletinin tanınmayacağına dair deklarasyon da yetersiz bulundu. CHP lideri Baykal, "Limanların açılmayacağı deklarasyonda olmalıydı. Haklı davaya darbe vurduk" dedi.
'Yarınlara ipotek'
ANAP lideri Mumcu: "Rum devleti fiilen tanınmıştır. Kıbrıs Türklerinin yarınına ipotek kondu." DYP lideri Ağar: "Yayımlanan deklarasyon beklentilerimizi karşılayamaz." DSP lideri Sezer: "Rumlar, Ankara Anlaşması'nın tarafı oldu." MHP'li Vural: "Türk varlığı Rumlara teslim edilmiştir."

RADIKAL 31/07/05

 

Önce güvence sonra imza

RADIKAL 31/07/05

SERKAN DEMİRTAŞ

ANKARA - 3 Ekim'de müzakerelerin açılması için tek koşul görülen Ek Protokol imzası, sancılı bir sürecin ardından önceki gece Brüksel'de atıldı. Cuma sabahı Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün, gazetecilere "Bugün imza yok" demesine karşın, Türkiye ile AB Dönem Başkanı Britanya arasındaki temaslar öğleden sonra yeniden başladı ve Ankara, 'Beyan, Gümrük Birliği'nin ruhuna aykırı olmayacak' güvencesini yineledi. Bunun üzerine Britanya'nın AB Daimi Temsilcisi John Grant, saat 19.00'da Ek Protokol'ü imzaladı.
Beyanda en çok merak edilen limanlarla ilgili mevcut yasağın nasıl ifade edileceğiydi. Dışişleri Bakanlığı'ndan bir yetkili, "Limanlar, Gümrük Birliği Anlaşması'nın içinde değil. Anlaşma, limanları ve havaalanlarını kapsamaz. Metne limanlarla ilgili hiçbir unsuru sokmadık. Dolayısıyla beyana şerh koymamızı gerektiren bir neden yoktu. Koysaydık, protokolle limanlar arasındaki bağlantıyı kabul etmiş olurduk" dedi.
AB ülkeleri, Türkiye'nin beyanının genel olarak rahatsızlık içerecek bir unsur taşımadığını, ancak nihai değerlendirmenin 25 ülkenin bir araya geleceği konseyde yapılacağını söyledi.
Türkiye'nin altı maddelik beyanı şöyle:

·  Türkiye, Kıbrıs sorununa siyasi bir çözüm bulunması yönündeki kararlılığını muhafaza etmekte. Bu doğrultuda Türkiye, BM Genel Sekreteri'nin iki kesimli yeni bir ortaklık devleti kurulmasını hedefleyen kapsamlı çözüme ulaşma yönündeki çabalarını desteklemeyi sürdürecek. Adil ve kalıcı bir çözüm, bölgede barışa, istikrara ve uyumlu ilişkilerin tesisine katkıda bulunacak.

·  Protokolde atıfta bulunulan Kıbrıs Cumhuriyeti, 1960'ta kurulan asıl ortaklık devleti değildir.

·  Türkiye bu nedenle, Rum makamlarının, şu an olduğu gibi, Kıbrıs'ta sadece ara bölgenin güneyinde otorite, denetim ve yetki icra ettiği ve Kıbrıs Türk halkını temsil etmediği şeklindeki tutumunu sürdürecek ve anılan makamların tasarruflarını buna göre muameleye tabi tutacak.

·  Türkiye bu protokolün imzalanması, onaylanması ve uygulanmasının, protokolde atıfta bulunulan Kıbrıs Cumhuriyeti'nin herhangi bir biçimde tanınması anlamına gelmediğini ve Türkiye'nin 1960 Garanti, İttifak ve Kuruluş anlaşmalarından kaynaklanan hak ve mükellefiyetlerini haleldar etmediğini beyan eder.

·  Türkiye, işbu protokole taraf olmasının KKTC ile ilişkilerini değiştirmeyeceğini teyit eder.

·  Kapsamlı bir çözüm bulununcaya değin, Türkiye'nin Kıbrıs'a ilişkin tutumu değişmeyecek. Türkiye, Kıbrıs'ta kapsamlı bir çözüm sonucunda oluşacak yeni ortaklık devletiyle ilişkiler tesis etmeye hazır olduğunu beyan eder.

 

Rum-Yunan hattı: Bu iş yürümez

Rum Yönetimi, Türkiye'nin Gümrük Birliği Ek Protokolü'nü imzalarken Rum tarafını tanımadığını deklare etmesini 'üzücü' buldu. Ancak deklarasyonda limanlara değinilmemesi Rumları ve Atina'yı memnun etti

RADIKAL 31/07/05

YORGO KIRBAKİ

ATİNA - Ankara'nın Gümrük Birliği Ek Protokolü'nü AB'nin 10 yeni
üyesini kapsayacak şekilde imzalarken Rum Yönetimi'ni tanımadığını kaydeden deklarasyon yayımlamasına 'Üzücü' tepkisini veren Rumlar, örtülü olarak Türkiye'nin üyelik sürecini 'veto' tehdidinde bulundu.
İmzaların atıldığı önceki gece dışişleri bakanlıklarını alarma geçiren hem Rum Yönetimi hem de Atina, Türkiye'nin deklarasyonda limanların kısıtlanması konusuna değinmemesi üzerine tepkilerini yumuşattı.
Rum hükümeti Türkiye'nin deklarasyon ile AB üyesi bir hükümeti tanımadığını ilan etmesinden 'derin üzüntü duyduğunu' açıkladı. Rum Yönetimi sözcüsü Kipros Hırisostomidis yazılı açıklamasında, "AB'ye katılım adayı olan bir ülkenin, katılmak istediği birliğe üye ülkelerden birini tanımadığını ilan etmesi üzücü. Bu kurumsal paradoks sürdürülemez. Özellikle de 25 üyeli birliğe katılım müzakerelerinin başlayacağı göz önüne alındığı zaman" dedi. Hırisostomidis, Rum tarafı deklarasyonun protokol metninin geçerliliğine ilişkin belirsizlik yaratıp yaratmadığını araştıracaklarını kaydetti.

Gece mesaisi yaptılar
Yunanistan Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Yorgos Kumuçakos ise, Türkiye'nin protokolü imzalamakla AB'ye karşı üstlendiği sorumluluğu formalite olarak yerine getirdiğini belirtti. Kumuçakos, "Ancak, Türkiye maalesef bu tek taraflı deklarasyonu yayımlamayı gerekli gördü. Söz konusu deklarasyonla Türkiye siyasi ve hukuki bir paradokslukta ısrarlı olduğunu gösterdi. AB'ye üyelik müzakerelerinin başlamasının beklendiği bir sırada Türkiye AB'nin bir üyesini tanımamakta ısrar ediyor. Paradoks durum ne kadar çabuk ortadan kalkarsa o kadar iyidir" ifadelerini kullandı.
Cuma günü Atina ve Rum Yönetimi dışişleri bakanlıkları 'alarm' durumuna geçti. Türkiye'nin yayımlayacağı deklarasyon için 20'den fazla 'senaryo' öngörülerek verilecek tepki için son rötuşlar yapıldı. Korkulan Türkiye'nin deklarasyonunda limanları ve hava sahasını Rumlara açmayacağını net bir şekilde ifade etmesiydi.
Bu durumda tepki son derece sert olacaktı. Özellikle Türkiye'nin AB
üyeliğini desteklediğini her fırsatta tekrarlayan Atina, Rum Yönetimi ile aynı çizgide olmak uğruna Ankara ile ilişkilerini gerginleştirebilecek bir tavır takınmak zorunda kalacaktı. Bir yandan Ankara-Brüksel arasındaki yoğun telefon ve faks diplomasisi yaşanırken, diğer yandan Atina ile Rum Kesimi sürekli irtibat halindeydi.
Deklarasyonun her ne kadar Türkiye'nin Rum Yönetimi'ni tanımadığı belirtilse de AB ve Rumların itirazına yol açacak hiçbir unsur içermemesi Atina'ya rahat nefes aldırdı.

Propaganda seferberliği
Atina ve Rum Yönetimi yaz ortasında bulunulmasına rağmen AB'yi protokole atılan imza ile deklarasyonun bir arada yürüyemeyeceğini ikna için seferberlik başlatıyor. Hedef 1-2 Eylül'deki Daimi Temsilciler Konseyi toplantısına kadar AB'yi buna inandırmak ve Türkiye ile üyelik müzakerelerinin ilkelerini belirleyen Çerçeve Belgesi'ni buna göre şekillendirmek.
Rum basını da Türkiye'nin protokolü imzalarken Rum Yönetimi'ni tanımadığını vurgulayan başlıklarla çıktı. Politis gazetesi 'Türkiye'nin Kıbrıs'ı tanımadığıyla ilgili sert açıklama var. AB Dönem Başkanlığı'nın tepkisi oldukça yumuşak' derken Filelefteros 'Zoraki imza' başlığını kullandı. Gazete, 'Britanya-Türkiye başrolünde protokol için siyasi diplomatik korku filmi' yorumunu yaptı. 'Bu paradoks uzun süremez' diyen Simerini ise 'Ankara'nın yalellisine Lefkoşa'dan veto. Türkiye protokolü imzaladı. Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanımıyor' dedi. Mahi gazetesi ise 'Türkiye Protokolü İmzaladı. Kıbrıs'ı tanımıyor' derken Cyprus Mail, 'Türkiye Protokolü İmzaladı. Bunun, Ankara'nın Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanıdığı anlamına gelmediğini netleştiren bir açıklamada da bulunuyor' diye yazdı.

Tanıma oyunu

Erdal Güven

RADIKAL  31/07/05

Ankara beklendiği üzere AB ile Gümrük Birliği'ni Kıbrıs'ı da içine alacak biçimde genişleten ek protokolü imzaladı. Ankara yine beklendiği +üzere, söz konusu imzanın, 'işbu protokolde atıfta bulunulan Kıbrıs Cumhuriyeti'nin tanınması anlamına gelmediğini' kayda geçiren tek taraflı bir bildiri yayımladı.
İşin özüne girmeden tuhaf bir çelişkiye dikkat çekeyim: Güney Kıbrıs'ta aylardır, yıllardır Ankara'nın Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanıması gerektiğini söyleyip duranlar, en başta da Papadopulos yönetimi, dünden itibaren, "Ankara Kıbrıs Cumhuriyeti'ni yine tanımadı. Olmaz böyle şey" demeye başladı.
Türkiye'de ise aylardır, yıllardır Ankara'nın Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanımaması gerektiğini söyleyip duranlar dünden itibaren, "Ankara sonunda Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanıdı.
Olmaz böyle şey" demeye başladı.
Her iki görüştekiler de saçmalıyor, daha doğrusu tribünlere oynuyor. Kıbrıs'takiler AB kamuoyona, Türkiye'dekiler de seçmene...
Türkiye, Kıbrıs Cumhuriyeti'ni bir devlet olarak 1960'ta, yani kurulduğu yıl tanıdı.
O günden bu yana da, yani 46 yıldır, Ankara aksi yönde bir bildirimde bulunmadı. Zaten, uluslararası hukukta devletlerarası tanıma işlemi geri alınabilir bir işlem değildir. Bir devlet daha önce tanıdığı bir devleti artık tanımadığını ilan ederse, bu hukuken değil, fiilen bir anlam taşır. Peki nereden çıkıyor bu tanıma-tanımama meselesi? 1963 yılında Kıbrıs Cumhuriyeti'nin anayasal düzeni çöküp Kıbrıslı Türkler başta meclis ve hükümet olmak üzere devletin tüm organlarından çekilince, Ankara, ada halkının tümünü temsil etme niteliğini, bir başka deyişle anayasal meşruiyetini yitirdiği gerekçesiyle Kıbrıs Cumhuriyeti hükümetiyle, devletiyle değil hükümetiyle, tüm ilişkilerini kopardı, zaman içinde de tek taraflı ambargo uygulamaya başladı. Fiili durum halen budur... Türkiye Kıbrıs Cumhuriyeti devletini tanımıyor değil, yalnızca hükümetini resmi ve ikili düzeyde muhatap almıyor. Mesela büyükelçilik açtırmıyor ya da karşılıklı ziyarette bulunmuyor. Ancak bu muhatap almama durumu, yalnızca resmi ve ikili düzeyde geçerli. Gayriresmi ve uluslararası düzeyde Ankara pekâlâ muhatap alıyor Kıbrıs Cumhuriyeti hükümetini. Kıbrıs görüşmelerinde öyle, BM'de, AGİT'de, Avrupa Konseyi'nde öyle... Defalarca aynı platformda yer aldı, hatta aynı masayı paylaştı Kıbrıs Cumhuriyeti ve Türkiye. Liderleri, bakanları el sıkıştı kim bilir kaç kez. O devletin bastığı pasaportlarla binlerce, on binlerce Rum giriş-çıkış yaptı bugüne kadar Türkiye'ye... Daha geçenlerde bir Türkiye takımı, o devletin takımıyla resmi bir maç yaptı, yarın öbür gün de rövanş maçı yapılacak.
Dolayısıyla bir oyundur gidiyor yıllardır, daha doğrusu gidiyordu. Kıbrıs Cumhuriyeti'nin AB'ye tam üyeliği, Türkiye'nin de adaylık statüsü, oyunun tadını kaçırdı. Fiili durum, siyasi ve hukuki koşulları taşıyamaz hale geldi. Çünkü Türkiye'nin katılmak istediği bir birliğin üyelerinden biriyle ilişkilerini normalleştirme, bir başka deyişle Kıbrıs Cumhuriyeti'yle arasındaki fiili duruma resmiyet kazandırma gerekliliği ortaya çıktı.
İşte Ankara'nın önceki gece ek protokole attığı imza, bu gerekliliğin bir sonucudur. Türkiye AB üyelik sürecini sürdürmek için
o imzayı atmak zorundaydı. AB, ek protokol imzalanmadıkça Türkiye'yle üyelik görüşmelerine başlanmayacağını defalarca açıklamıştı. Hal böyleyken, başta CHP olmak üzere muhalefetin ve malum 'Kızılelma İttifakı'nın başından beri 'Türkiye ek protokolü imzalamamalı' diye tutturmasının pratikte 'Türkiye AB'yle üyelik görüşmelerine başlamasın' demekten hiçbir farkı yoktu.
Gelelim bildiriye. Bildiri tam da yukarıda işaret ettiğim gerçekler çerçevesinde kaleme alınmış. Öncelikle ek protokolde 'atıfta bulunulan Kıbrıs Cumhuriyeti'nin, '1960'ta kurulan asıl ortaklık devleti' olarak görülmediği belirtiliyor. Burada 'atıfta bulunulan' ifadesi önemli. Ardından tam da bu nedenle, Rum yönetiminin yetki alanının Güney Kıbrıs'la sınırlı olduğu, Kıbrıs Türklerini temsil etmediği, Kıbrıs Cumhuriyeti'yle ilişkilerin bu sınırlar içerisinde yürütüleceği, dolayısıyla 'atıfta bulunulan Kıbrıs Cumhuriyeti'nin tanınmasının söz konusu olmadığı kaydediliyor. Ve nihayet KKTC'yle ilişkilerin etkilenmeyeceği vurgulanıyor.
Sonuç olarak, Ankara'nın ek protokolü imzalayıp tek taraflı bir bildiri yayımlayarak, AB üyelik sürecinin siyasi ve hukuki gerekliliği ile Kıbrıs Cumhuriyeti'yle arasındaki fiili durumu dengelemeye çalıştığı söylenebilir. Doğrusu yapacak başka bir şeyi de yok Ankara'nın şu aşamada.
Peki artık her şey güllük gülistanlık mı. Elbette değil. Yarına...

"Türkiye Kıbrıs'ı tanımazsa üye olamaz"


1 Ağustos, 2005 21:19:00 (TSİ) CNN TURK

Avusturya Başbakan Yardımcısı Hubert Gorbach, Türkiye'nin Kıbrıs Rum yönetimini tanımaması halinde AB üyesi olamayacağını savundu.

Gorbach, Türkiye'nin, sınırları devletler hukukuna göre belirlenmiş olan Kıbrıs'ı tanımadan AB'ye üye olmasının mümkün olmadığını söyledi.
 
AB içinde ekonomik ve siyasi bazı sorunların yaşandığı bir dönemde iç barışın ve işbirliğinin birlikte yaşamanın ilk koşulu olduğunu belirten Gorbach, Türkiye'nin konumunu ve nereye gitmek istediğini somut olarak belirlemesi gerektiğini kaydetti.
 
Gorbach, Ek Protokolün imzalanmasıyla birlikte Kıbrıs deklarasyonunun yayımlanmasını 'olumsuz bir gelişme' olarak değerlendirdi.
 
Avusturya Başbakan Yardımcısı, Ankara'nın şu anda ipi germemesinin yararına olacağı görüşünü dile getirdi.
 
Alman Birlik partilerinden Türkiye'ye eleştiri
 Alman Birlik partileri (CDU/CSU) da, Kıbrıs Rum kesimini tanımadığı gerekçesiyle Türkiye'yi eleştirdi.
 
Birlik partilerinin Federal Meclis Grubu'ndan yapılan açıklamada, Türkiye'nin Kıbrıs Rum kesimini tanımadan AB üyesi olma çabasını 'abes bir politika' olarak nitelendirdiler.
 
Türkiye'nin tüm AB ülkelerini tanımadan üyelik müzakerelerine başlamamasını savunan Birlik partileri yetkilileri, Türkiye'nin Kıbrıs Rum kesimini tanımamakla, üyelik müzakereleriyle ilgili şartların ruhuna aykırı hareket ettiğini öne sürdüler.
 
Türkiye'nin Kıbrıs Rum kesimini tümüyle tanıması, AB'nin de tüm kriterlerin yerine getirilmesi konusunda dikkatli olması gerektiği görüşünün dile getirildiği açıklamada, Türkiye ile yapılacak müzakerelerin sadece 'ucu açık' olmasının yeterli olmadığı, hedef konusunda da seçenekler sunulması gerektiği belirtildi.
 
Rehn: "Türkiye'nin engeli kalmadı"
 
AB Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn ise bugün yaptığı açıklamada, Ankara Anlaşması Ek Protokolünün imzalanmasının ardından, Türkiye ile tam üyelik müzakerelerinin başlaması yönünde engel kalmadığını söyledi.
 
Olli Rehn, bu imzanın, Gümrük Birliği'nin, Kıbrıs Cumhuriyeti dahil tüm Avrupa Birliği üyesi devletlerde uygulanmasını sağlayacağını belirtti. 
 
Rehn, AB'nin Türkiye'nin Ek Protokolle birlikte yayınladığı deklarasyonun hukuki etkilerini de itinayla incelemekte olduğunu söyledi.
 
Rehn komisyonun, ilk değerlendirmede deklarasyonun Ek Protokolün uygulanmasında sorun yaratmadığı yönünde görüş bildirdiğini belirtti.
 
Avrupa Birliği Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Rehn, Türkiye'nin Kıbrıs sorununun tam çözümüne destek iradesini teyit etmesinin de önem taşıdığını vurguladı.
 
Papadopulos: "Deklarasyon geçerli değil"
 
Güney Kıbrıs lideri Tasos Papadopulos ise, Türkiye'nin Gümrük Birliği Ek Protokolünü imzalamasının ardından, yayımladığı deklarasyonun 'hukuki geçerliliği bulunmadığını' öne sürdü.
 
Rum muhalefetinin, 'hükümet tepkisiz kaldı' yönündeki eleştirilerinin doğru olmadığını belirten Papadopulos, AB Dönem Başkanı İngiltere'nin açıklamalarından da memnun olmadığını vurguladı.
 
Papadopulos, AB'nin Türkiye'ye karşı kesin tavrının eylüldeki AB Konseyi toplantısında belirleneceğini belirtti.
 
Rum lider deklarasyona yönelik AB'nin tavrını anlatırken bir örnek verdi ve 'Brüksel'de AB-Türkiye Çalışma Komitesi'ndeki tartışmalarda Türk tarafının yedi metin sunduğunu ve hepsinin de reddedildiğini' söyledi.

 

DEKLARASYONUN İÇERİĞİ

AB dönem başkanı İngiltere'nin Türkiye'ye gönderdiği ek protokol metni, Brüksel'deki Türk daimi temsilcisi Büyükelçi Oğuz Demiralp tarafından geçtiğimiz cumartesi imzalandı.

 

Türkiye, protokole imza atarken, Kıbrıs cumhuriyeti'ni tanımadığını da yayınladığı bir deklarasyonla ilan etti.

 

Deklarasyonun içeriği:

 

·  Türkiye siyasi çözüm için kararlılığını sürdürmektedir

·  Bu protokoldeki Kıbrıs Cumhuriyeti 1960'daki ortaklık devleti değildir

·  Türkiye için Rum tarafı Kıbrıs Türk tarafını temsil etmemektedir

·  Türkiye bu protokolle Kıbrıs Cumhuriyeti'ni herhangi bir şekilde tanımış olmayacaktır

·  Türkiye KKTC ile ilişkilerini değiştirmeyecektir

·  Kapsamlı çözümle birlikte Türkiye yeni oluşacak devlet ile ilişkiler tesis etmeye hazırdır
 
AB'nin deklarasyonun kısa olması ve limanların Rum kesimine açılmayacağı cümlesinin yer almaması taleplerini dikkate alan Ankara deklarasyonun hem giriş hem de sonuç bölümünde çözüme yönelik mesajlar verdi.

CNN TURK 01/08/05

Papadopulos: Deklarasyonun hukuki geçerliliği yok

 

Lefkoşa/Brüksel

Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos, Türkiye'nin Gümrük Birliği Ek Protokolü'nü imzalamasının ardından, Güney Kıbrıs'ı tanımadığını ilan ettiği deklarasyonun, ”hukuki geçerliliği bulunmadığını” öne sürdü. AB Komisyonu da Türkiye'nin sunduğu deklarasyonun incelendiğini bildirdi.

Rum lideri Papadopulos, 3 Ağustos 1977'de ölen Rum yönetimi eski lideri Başpiskopos Makarios'u anmak için mezarı başından düzenlenen törenin ardından yaptığı açıklamada, “Ankara'nın deklarasyonunun hukuki geçerliliği yok” iddiasında bulundu.

   

Rum muhalefetinin, “hükümet tepkisiz kaldı” eleştirilerine de yanıt veren Papadopulos, “Rum yönetiminin gerektiği şekilde tepki gösterdiğini, İngiltere AB Dönem Başkanlığı'nın açıklamasından memnun olmadığını” söyledi.

   

Avrupa Birliği'nin Türkiye'ye karşı kesin tavrının eylüldeki AB Konseyi toplantısında belirleneceğini belirten Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos, “Brüksel'de AB-Türkiye Çalışma Komitesi'ndeki tartışmalarda Türk tarafının 7 metin sunduğunu ve hepsinin de reddedildiğini” kaydetti.

 

AB, DEKLARASYONU İNCELİYOR

 

AB Komisyonu, Türkiye'nin sunduğu deklarasyonun incelendiğini bildirdi.

   

AB sözcüleri, günlük olağan basın toplantısında soruları yanıtlarken, Türk deklarasyonunun AB kurumlarının hukuk servisleri tarafından incelendiğini, bu servislerin komisyona ve üye devletlere ”gelecek haftalarda” görüş bildireceklerini belirttiler.

   

Deklarasyonun daha sonra üye ülkeler tarafından da hukuki ve siyasi düzeyde değerlendirileceğini belirten sözcüler, bu konuda belirli bir takvim olmadığını, ancak Türkiye'nin katılım müzakerelerinin 3 Ekim'de başlamasının öngörüldüğünü, dolayısıyla dosyanın aciliyet gösterdiğini ifade ettiler.

   

AB Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn'in yaptığı ilk değerlendirmede, Türk deklarasyonunun, antlaşmanın ve ek protokolün uygulanmasına bir engel teşkil etmediği görüşünü yansıttığını belirten sözcüler, ek protokolün imzalanmasının, tam üyelik müzakerelerinin başlaması için son koşul olduğunu hatırlattılar.

   

Sözcüler, AB Konseyi'nin eylülde, Müzakere Çerçeve Belgesi'ni onaylaması gereği üzerinde de durdular.

 (aa)

HURRIYET 01/08/05

FT: Türkiye protokol konusunda bölündü

 

Londra/Paris

Türkiye’nin Ankara Antlaşması’nı Rum Kesimi’ni kapsayacak biçimde genişten Ek Protokolü imzalaması ve bir Kıbrıs deklarasyonu yayımlamasının yankıları sürüyor.

İngiliz Financial Times gazetesi, Türkiye’de siyasi partiler ve medyanın bölündüğünü belirtirken Le Figaro, Türkiye’nin "en küçük taviz" vermeyi düşünmediğini, liman ve havaalanlarını Rumları açmayacağını belirttiğini kaydetti.

 

FINANCIAL TIMES: HÜKÜMETİN İÇ DUYARLIKLARI

 

Financial Times, "Türk partileri Kıbrıs ile gümrük anlaşması konusunda bölündü" başlıklı haberinde "Türkiye’de siyasi partiler ve medya, hükümetin AB ile gümrük birliğini Kıbrıs’ı kapsayacak biçimde genişletme kararı konusunda bölündü" yorumunu yaptı.

   

Türk hükümetini destekleyenler ve karşı olanların protokolün imzalanması konusunda farklı tutum sergilediklerini belirten gazete, "Gümrük Birliği’nin genişletilmesi, Türkiye’nin Kıbrıs’a ilişkin tavrının çok daha az esnek olduğu beş yıl önce düşünülemezdi" görüşünü dile getirdi. Gazete şunları yazdı:

   

"Cuma günü geç saatlerde Ankara, Londra ile Avrupa Komisyonu’nun yer aldığı bir son dakika diplomasinin ardından imza atılması, Türk hükümetinin iç duyarlılıklarına vurgu yapıyor, çünkü Türkiye’de bu girişim konusunda siyasi konsensüs bulunmuyordu."

 

LE FIGARO: TÜRKİYE AB’DEKİ KONSENSUSU BOZABİLİR

 

Fransız Le Figaro gazetesi de Türkiye’nin Ek Protokolü imzalaması ve bir Kıbrıs deklarasyonu yayınlamasının yankılarına dikkat çekti. Yunanistan ve Rumlardan gelen tepkilere yer veren gazete, buna karşın Ankara’da o kadar önemli bir aşamanın geri bırakılmasından duyulan memnuniyeti aktardı.

   

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın o kadar memnun olmadığını öne süren gazete, Talat’ın Protokolün yeni krizleri yaratmasından korktuğunu savundu.

 

Ankara’nın da "en küçük taviz" vermeye niyetli olmadığını yazan gazete, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’ün liman ve havaalanlarının Rumlara açılmayacağına ilişkin açıklamalarına dikkat çekti.

   

Le Figaro, Ankara’nın tutumunun, AB üyeliği karşıtlarına yeni argümanları vererek AB’de çok zor sağlanan konsensüsü daha kırılgan haline getirebileceğini öne sürdü.

   

AB dışişleri bakanlarının eylül başında İngiltere’de toplanacağını ve Türkiye’nin deklarasyonu konusunda karar alacağını belirten gazete "Kıbrıs Rum Cumhurbaşkanı Tasos Papadopulos, o zaman tehdit ettiği gibi Türkiye’nin AB yolunu engellemek için veto hakkını kullanabilir" diye yazdı.

 (ANKA)

HURRIYET 01/08/05

Papadopulos: Deklarasyonun hukuki geçerliliği yok


      Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos, Türkiye'nin Gümrük Birliği Ek Protokolü'nü imzalamasının ardından, Güney Kıbrıs'ı tanımadığını ilan ettiği deklarasyonun, ''hukuki geçerliliği bulunmadığını'' öne sürdü.
      Papadopulos, 3 Ağustos 1977'de ölen Rum yönetimi eski lideri Başpiskopos Makarios'u anmak için mezarı başından düzenlenen törenin ardından yaptığı açıklamada, ''Ankara'nın deklarasyonunun hukuki geçerliliği yok'' iddiasında bulundu.
      Rum muhalefetinin, ''hükümet tepkisiz kaldı'' eleştirilerine de yanıt veren Papadopulos, ''Rum yönetiminin gerektiği şekilde tepki gösterdiğini, İngiltere AB Dönem Başkanlığı'nın açıklamasından memnun olmadığını'' söyledi.
      Avrupa Birliği'nin Türkiye'ye karşı kesin tavrının eylüldeki AB Konseyi toplantısında belirleneceğini belirten Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos, ''Brüksel'de AB-Türkiye Çalışma Komitesi'ndeki tartışmalarda Türk tarafının 7 metin sunduğunu ve hepsinin de reddedildiğini'' kaydetti.

MILLIYET 01/08/05

Avrupa basını: AB, Türkiye'ye ödün vermeye hazır!..


      BBC Türkçe ve ANKA

      Türkiye'nin Gümrük Birliği uyum protokülünü imzalamasının yankıları sürüyor. Avrupa basını, bir bildiri ile protokole atılan imzanın Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanıma anlamına gelmeyeceğinin ilan edilmesini sayfalarına taşıdı. İmzayı Türkiye karşıtı gazeteler "AB, Türkiye'ye yumuşak davrandı" diye okuyucularına duyururken, Financial Times Türkiye’de siyasi partiler ve medyanın bölündüğünü, Le Figaro, Türkiye’nin "en küçük taviz" vermeyi düşünmediğini, liman ve havaalanlarını Rumları açmayacağını yazdı.

      Avrupa Birliği'nin Türkiye'ye bu konuda yumuşak davrandığını savunan Berliner Zeitung; "Ankara ile üyelik müzakareleri pazarlığı, gittikçe daha garip bir hâl alıyor" diye devam ediyor.
      "Türkiye'nin Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanımayı reddetmesi, Avrupa Birliği'nde hiçbir şekilde kabul görmemeli. Ne var ki, başta dönem başkanı İngiltere olmak üzere bazı üye ülkeler Ankara'ya arka çıkıyor.
      "Anlaşılan o ki Avrupa Birliği Türkiye'ye bir dizi konuda ödün vermeye hazır. Zira Türkiye'nin üyeliği, birliği küresel ölçekte bir aktöre dönüştürecek."

     
     DER STANDARD: TÜRKİYE'YE TANIMA ZORUNLULUĞU HATIRLATILMALI

      Avusturya'dan Der Standard da aynı görüşte. "Avrupa Birliği Türkiye'ye, Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanımak zorunda olduğunu hatırlatmalı" diyen gazete şöyle devam ediyor:
      "Türkiye'nin yaptığı, uluslararası hukuka göre yanlış. Ayrıca Kıbrıs Cumhuriyeti'nin tanınması, üyelik müzakerelerine başlanmasının temel koşullarından biri.
      "Türkiye'nin üyeliğine karşı çıkıyor değiliz. Coğrafi nedenler ya da insan hakları konusunda kaygılar öne sürecek de değiliz. Türkiye'ye kendini Avrupa doğrultusunda geliştirme hakkı tanınmalıdır. Çünkü birçok çelişkiye rağmen, bu toplum bunu başarma gücüne sahip."
     
     FINANCIAL TIMES: TÜRKİYE BÖLÜNDÜ

      Financial Times, "Türk partileri Kıbrıs ile gümrük anlaşması konusunda bölündü" başlıklı haberinde "Türkiye’de siyasi partiler ve medya, hükümetin AB ile gümrük birliğini Kıbrıs’ı kapsayacak biçimde genişletme kararı konusunda bölündü" yorumunu yaptı.
      Türk hükümetini desbtekleyenler ve karşı olanların Protokolün imzalanması konusunda farklı tutum sergilediklerini belirten gazete, "Gümrük Birliği’nin genişletilmesi, Türkiye’nin Kıbrıs’a ilişkin tavrının çok daha az esnek olduğu beş yıl önce düşünülemezdi" görüşünü dile getirdi. Gazete şunları yazdı:
      "Cuma günü geç saatlerde Ankara, Londra ile Avrupa Komisyonu’nun yer aldığı bir son dakika diplomasinin ardından imza atılması, Türk hükümetinin iç duyarlılıklarına vurgu yapıyor çünkü Türkiye’de bu girişim konusunda siyasi konsensüs bulunmuyordu."
     
     LE FIGARO: TÜRKİYE, AB'DEKİ ANLAŞMAYI BOZABİLİR

      Fransız Le Figaro gazetesi de Türkiye’nin Ek Protokolü imzalaması ve bir Kıbrıs deklarasyonu yayınlamasının yankılarına dikkat çekti. Yunanistan ve Rumlardan gelen tepkilere yer veren gazete, buna karşın Ankara’da o kadar önemli bir aşamanın geri bırakılmasından duyulan memnuniyeti aktardı.
      KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın o kadar mennun olmadığını öne süren gazete, Talat’ın Protokolün yeni krizleri yaratmasından korktuğunu savundu. Ankara’nın da "en küçük taviz" vermeye niyetli olmadığını yazan gazete, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’ün liman ve havaalanlarının Rumlara açılmayacağına ilişkin açıklamalarına dikkat çekti.
      Le Figaro, Ankara’nın tutumunun, AB üyeliği karşıtlarına yeni argümanları vererek AB’de çok zor sağlanan konsensüsü daha kırılgan haline getirebileceğini öne sürdü.
      AB Dışişleri Bakanlarının eylül başında İngiltere’de toplanacağını ve Türkiye’nin deklarasyonu konusunda karar alacağını belirten gazete "Rum Cumhurbaşkanı Tasos Papadopulos, o zaman tehdit ettiği gibi Türkiye’nin AB yolunu engellemek için veto hakkını kullanabilir" diye yazdı.
     
     LE MONDE: YENİ BİR GERİLİME NEDEN OLABİLİR

      Konuyu Fransa'nın prestijli gazetesi Le Monde da gündemine taşımış.
      Gümrük Birliği uyum protokolünü imzalamakla, Türkiye'nin Avrupa yolunda önemli bir adım attığını ifade eden gazete, ancak Kıbrıs ile ilgili bildirinin, bazı Avrupa başkentlerinde pek hoş karşılanmayacağını da ekliyor.
      "Ankara'nın yayımladığı bildiri, Avrupa başkentlerinde ciddi bir şekilde incelenecektir ve Türkiye'nin üyeliğine sıcak bakmayan ülkeler ile yeni bir gerilime neden olabilir."

MILLIYET 01/08/05

Trabzonspor-Anorthosis Famagusta maçına geniş güvenlik önlemleri


      Trabzonspor'un 3 Ağustos Çarşamba günü Güney Kıbrıs Rum Kesimi takımı Anorthosis Famagusta ile yapacağı Şampiyonlar Ligi 2. ön eleme turu rövanş karşılaşmasında yaklaşık bin güvenlik görevlisinin görev yapacağı bildirildi.
      Trabzon Emniyet Müdürlüğü yetkilileri, AA muhabirine yaptıkları açıklamada, Hüseyin Avni Aker Stadı'nda Çarşamba günü yapılacak karşılaşmada herhangi bir olumsuzluk yaşanmaması için Trabzonspor yetkilileri ile sürekli iletişim içinde olduklarını ve tüm güvenlik önlemlerini aldıklarını belirtiler.
      Karşılaşmayı izleyecek taraftarların en az 2 noktada arandıktan sonra stada alınacaklarını ifade eden yetkililer, stadyuma 9 noktadan giriş yapılacağını, UEFA'nın isteği doğrultusunda güvenlik önlemleri en üst düzeyde alındığını, güvenlikle ilgili herhangi bir sorunun yaşanmayacağını tahmin ettiklerini kaydettiler.
      Öte yandan, karşılaşmada 750 polis ile 200 özel güvenlik görevlisinin görev alacağı bildirildi.
      Bordo-mavililer, geçen hafta Rum Kesimi'nde yapılan 2. ön eleme turu ilk maçında rakibine 3-1 yenilmişti.

MILLIYET 01/08/05

'Hukuki geçerliliği yok'

01/08/2005 RADIKAL

RADİKAL - ATİNA - Rum lideri Tasos Papadopulos, Türkiye'nin ek protokolü imzası ve yayımladığı deklarasyonu, "Kıbrıs Cumhuriyeti'nin tanınmadığına dair açıklamasının hiçbir hukuki geçerliliği yok" diye yorumladı. AB Dönem Başkanı Britanya'nın 'sadece Kıbrıs Cumhuriyeti'nin tanındığı' beyanından memnun kalan Rum lideri, Türkiye ile ilgili kararın AB zirvesinde alınacağını hatırlattı. Bir Rum kaynak, deklarasyona karşı, müzakere çerçeve belgesine Türkiye'nin işini zorlaştıracak şartlar koymaya niyetli olduklarını söyledi. Politis ise Papadopulos'un hedeflerini şöyle sıraladı: 'AB'de yeni propaganda başlatılacak. Kıbrıs konusu Türkiye'nin müzakere çerçeve belgesine katılmaya çalışılacak.'

KKTC basını temkinli

Talat'ın yarınki Ankara temasları öncesi KKTC kamuoyu protokolün imzası için temkinli: Türkiye'nin imzasına güvenmek zorundayız. AB dikkat etmeli

01/08/2005 RADIKAL

SEFA KARAHASAN
LEFKOŞA - Türkiye Gümrük Birliği Ek Protokolü'nü Kıbrıs Rum Yönetimi'ni de kapsayacak şekilde imzalarken, Rum tarafını tanımadığını belirten deklarasyon yayımlaması Kuzey Kıbrıs'ta farklı tepkilere yol açtı. İktidar partileri Türkiye'nin attığı imzayı memnuniyetle karşılarken, muhalefet eleştirilerini öne çıkardı.
Yarın Ankara'da Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer ve Başbakan Tayyip Erdoğan ile durum değerlendirmesi yapacak olan KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, protokole imzanın Türkiye'nin AB sürecinde Kıbrıs sorununun çözümünü olumlu etkileyeceğini söylerken, "Ama süreçte bir sürü kriz çıkabilir" uyarısı yaptı. Ana muhalefetteki Ulusal Birlik Partisi (UBP) lideri Derviş Eroğlu, Türkiye'nin ek protokolü imzalamasının Kıbrıs davasına zarar vereceğini savundu. Barış ve Demokrasi Hareketi (BDH) lideri Mustafa Akıncı ise, "İşin gerçeği şudur ki, yıllardan beri Türkiye, Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanımamanın gereklerini tam yerine getiremediği gibi 'tanıyorum' dediği KKTC'yi tanımanın gereklerini yerine getirememiştir" yorumunu yaptı.

'Liman açılırsa olmaz'
Önde gelen KKTC'li yazarlar da temkinli bir duruş sergiledi. Kıbrıs Gazetesi Yazıişleri Müdürü ve yazarı Başaran Düzgün, 'Kıbrıs satıldı' mantığına karşı çıkıp, şu yorumu yaptı: "Her şey bitmiş değil. Şu anda imza ile bir geri adım atılmış değil, ancak geri adım Türkiye'nin limanlarını Rumlar kullanmaya başlarsa atılır. Bu da Kuzey Kıbrıs ekonomisini çok etkiler."

'Kıbrıs'ta savaş çıkar'
Yeni Düzen yazarı Hasan Erçakıca, AB'nin tehlikeli adımlar attığını söyleyerek şöyle dedi: "Şimdilik bir Kıbrıslı Türk olarak imzaya güvenmek zorundayım. AB artık Kıbrıs'ta gerçekleri görmeli. AB gözlerini kapatır gerçekleri görmezse iki olay olur: Ya Kıbrıslı Türkler sınıra gider 'beyaz bayrakla' teslim olur, ya da savaş çıkar." Halkın Sesi'nin başyazarı Akay Cemal ise 'asıl kıyametin şimdi kopacağını' savunarak, "Papadopolos ilk etapta elçilik veya konsolosluk değil, limanlar üzerine oynayacaktır. Türkiye ise nereye kadar dayatacak. Veya elinin tersi ile 'git işine sen de mi' diyecektir. Hep birlikte göreceğiz" diye yazdı.

Manşetler farklı
KKTC gazeteleri ise protokolün imzasıyla ilgili şu başlıklarla çıktı:
KIBRIS: "Rum 'üzgün' AB temkinli" başlığını attığı haberi, 'İmza ile Türkiye'nin 'Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanımıyoruz deklarasyonu tartışma yarattı. Rumlar, Türkiye'ye AB müzakereleri başladığında karşılarında 25 ülke olacağını hatırlattı' spotu eşliğinde verdi.
YENİ DÜZEN: Türkiye'nin ek protokolü imzalamasının zaten beklendiği yorumunu yaptı.
AFRİKA: "Bu kazık başka kazık' başlığı ile 'Türkiye, Kıbrıslı Türkler için hiçbir hak elde edemeden, ek protokolü imzaladı. Ankara'nın 'Kıbrıs'ıtanımam' masalına inanan yok. Deniz ve havalimanlarının Rumlara açılacağına ise kesin gözle bakılıyor" denildi.
ORTAM: "Tanıyacan guzzum" manşetiyle verilen haberde, Türkiye'nin göstermelik olarak 'Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanımadığını beyan ettiği öne sürüldü.
VOLKAN: "KKTC'nin tavsiyesi", "Son umudumuz TBMM" denilerek, AKP'nin ek protokolü uyarıları dinlemeyip imzalamasının Türkiye'yi ayağa kaldırdığını yazdı.

 

Enkazda politika

Erdal Güven

RADIKAL 01/08/2005

Ek protokol imzalandı, bildiri yayınlandı. Türkiye imzayla AB'ye üyelik sürecinin yükümlülüklerinden birini yerine getirdi, bildiriyle de Kıbrıs politikasının aynen süreceğini ilan etti. Hükümet doğru olanı, kaçınılmaz olanı yaptı ve 3 Ekim'de AB'yle üyelik müzakerelerine başlayabilmek için gerekli son adımı da attı. Gelgelelim bu, gerek Türkiye'yi gerekse Kıbrıslı Türkleri zor bir dönemin beklediği gerçeğini ortadan kaldırmıyor. Türkiye açısından siyasi, Kıbrıslı Türkler açısından ekonomik...
Bugünden itibaren kısa vadede Türkiye'yi en fazla zorlayacak soru şu: Ankara, gümrük birliği kapsamında Kıbrıs Cumhuriyeti'ne AB'nin diğer 24 üyesinden farklı muamalede bulunabilir mi?
Ankara bulunabileceği görüşünde, Avrupa Komisyonu aksini savunuyor.
Bu anlaşmazlık daha Türkiye ek protokolü imzalayacağını beyan ettiği günden bu yana gündemde. Ankara başından beri, ek protokolün, liman ve havaalanlarını Kıbrıs Cumhuriyeti bayraklı gemi ve uçaklara açma yükümlülüğü getirmediğinde ısrar ediyor. Cuma günü yayınlanan bildiride bu ısrar, dolaylı olarak da olsa sürdürüldü. Dahası, Gül iki gündür aynı noktayı ısrarla vurguluyor.
Buna karşılık Avrupa Komisyonu da başından beri böylesi bir kısıtlamanın, gümrük birliği sözleşmesinin lafzına ve ruhuna aykırılık oluşturacağını bildiriyor. Son olarak 26 Nisan'da yayınlanan AB Ortak Tutum Belgesi'nden ilgili bölümü aynen aktarıyorum: "...Türkiye Kıbrıs'a karşı ticaret ve ulaşım kısıtlamalarını sürdürmektedir. Özellikle Kıbrıs gemileri ve Kıbrıs'taki limanlara uğramış gemiler üzerinde kısıtlamalar söz konusudur.
Avrupa Birliği, Türkiye'yi AB üye ülkelerine yönelik tüm ticari ve ulaşım kısıtlamalarını kaldırmaya çağırır." Durum ortada, AB'nin beklentisi bu...
Anlaşılan o ki bu teorik tartışma ancak pratikte çözülebilecek. Yani, Kıbrıs bandıralı ya da Kıbrıs limanlarına uğramış bir gemi Türkiye limanlarından birinden giriş izni istediği zaman.
Fiiliyatta ne olur bilinmez, ancak siyasi ve hukuki açıdan Türkiye'nin elinin daha zayıf olduğu ortada.
Kıbrıslı Türkler de şu sorunun yanıtını arayacak bundan sonra: Türkiye ile
Kıbrıs Cumhuriyeti arasında oluşacak gümrük birliğinin KKTC ekonomisine
olası sakıncalarını nasıl ortadan kaldırabiliriz? Söz konusu sakıncaları hemen bu sayfada Kıbrıs Türk Ticaret Odası Başkanı Ali Erel'in yazısında
bulabilirsiniz. Özetle, ek protokolün imzasıyla Kıbrıs'ın tümündeki ekonomik egemenliğin Kıbrıs Cumhuriyeti'ne doğru kayacağı şimdiden belli. Bu, zaten tecrit halindeki Kuzey Kıbrıs ekonomisini daha da boğacak gibi görünüyor.
Tabii tüm bunların üstüne bir de Papadopulos etkenini eklemek lazım.
AB üyeliğini, Ankara'yı Kıbrıs'ta 'yola getirmek'ten başka bir amaç için kullanmayı aklına getirmeyen, şu anda tüm enerjisini Türkiye için öngörülen 'Müzakere Çerçevesi'ni ağırlaştırmaya yönlendiren, ikide bir çıkarıp veto kartını gösteren Papadopulos etkenini... Kıbrıslı Türkleri 'sevgisinden sıkboğaz ettiğini' dile getiren, AB'nin Kuzey Kıbrıs'a sınırlı da olsa ticaret yapma imkanı tanınmasını ve 259 milyon avroluk mali yardımda bulunulmasını aylardır engelleyen Papadopulos etkenini...
Sanılmasın ki bu zorluklar, AKP hükümetinin icraatının sonucudur. Bu zorluklar, Türkiye'nin yıllarca izlediği çözümsüzlük politikasının yan etkileri...
Evet, AKP Kıbrıs politikasını değiştirip Türkiye'yi 'bir adım öne' geçirdi, ama yine de bu yan etkilerle boğuşuyoruz, daha da boğuşacağız. Çünkü bir doğru dört yanlışı götürmedi.
Gerçek şu: AKP hükümeti, Kıbrıs politikası bağlamında bir enkaz devraldı
önceki hükümetlerden. Şimdi hem Türkiye'yi hem KKTC'yi enkazdan çıkarmaya uğraşıyor. Enkazın sorumluları ise şimdi omuz vereceklerine tam tersine fazladan ağırlık yapıyor. Papadopulos deseniz başlıbaşına bir yük. AKP hükümetinin işi hiç de kolay değil...
Tabii KKTC hükümetinin de.

Talat'tan Erdoğan'a destek, Sezer'e çağrı

RADIKAL 01/08/05

Muhalefet partileri hükümete 'Kıbrıs protokolünü' imzaladığı için yüklenmeyi dün de sürdürürken, Başbakan Tayyip Erdoğan'a destek KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'tan geldi.
Talat, Türkiye'nin diplomatik olarak tanımadığı Kıbrıs Cumhuriyeti'ni Avrupa Birliği ile aradaki 1963 Ankara Anlaşması'na dahil eden ek protokolü imzalamasını "Hata olarak değil, bir zorunluluk olarak gördüğünü" söyledi.
KKTC Cumhurbaşkanı olarak yarın Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer ile Ankara'da ilk görüşmesini yapacak olan Talat, dünkü telefon görüşmemizde ek protokolün imzası ve Türkiye'den beklentileri üzerine şunları söyledi:
l Protokolün imzasını hata olarak görmek mümkün değil. Sürecin getirdiği bir nokta. Ne yazık ki bu noktaya geçmiş politikalarla geldik. Yıllarca uyardık. 2000 yılı seçim kampanyasında 'Sayın Denktaş'ı seçerseniz bunlar olacak' dediklerimiz oluyor. Yine de bizi biraz olsun kurtaran bir şey var. O da Annan Planı'na 24 Nisan 2004 referandumunda 'Evet' demiş olmamız. Biz 'Evet' dememiş olsaydık, şimdi izolasyonları kaldırmakla uğraşmayı bırakın, en temel sorunlarla, insan hakları sorunlarıyla uğraşıyor olacaktık. Bugün, Azeri uçağının gelişinin rahatlığını yaşayamayacaktık.
Rahatlık dememin nedeni, bu gelişe Rumlardan başka tepki gösteren kimsenin olmayışıdır.

·  Zaten ek protokolün sözü Türkiye tarafından 17 Aralık 2004'te verilmişti. Peki o zaman bu sözü vermemek mümkün müydü? Bana göre, değildi. Türkiye bu protokolü imzalamasa bile Ankara Anlaşması'nı bütün AB üyelerine uygulamak durumundaydı. Kaldı ki, protokolün imzalanmaması durumunda Türkiye büyük baskılar altında kalacaktı. Protokolün imzası mutlaka yeni sorunların başlangıcı olacak.
Ama imzalanmasaydı bu sorunlar çıkmayacak değildi ki. Daha ciddi sorunlar çıkabilecekti. Türkiye'nin 3 Ekim'de AB ile üyelik müzakeresine başlaması söz konusu olmazdı.
Belki AB kapıları kapanırdı. Türkiye bu nedenle ekonomik zorluklara düşebilirdi.

·  Türkiye'nin liman ve havameydanlarını Rum gemi ve uçaklarına açması ayrı ve siyasi bir konudur. Çünkü, Türkiye bu uygulamayı Rumların, Kıbrıs Türklerinin liman ve havameydanları üzerinde uygulattığı ambargoya tepki olarak yürütüyor. Bunu Ankara Anlaşması'yla karıştırmamak lazım. AB'nin bu konuda söyleyecekleri varsa, karşı durulabilir. O zaman AB'nin, Papadopulos'un da kabul etmiş olduğu anlaşmalarının da uygulanması lazım. 2003 Kıbrıs Ortaklık Anlaşması'nın 10'uncu protokolü, Kuzey Kıbrıs ekonomisinin geliştirilmesini öngörüyor, ama bu uygulanmıyor. O yüzden kısıtlamaların karşılıklı olarak kaldırılması gerekir diyoruz.
Tabii AB Komisyonu'nun Kıbrıs temsilcisi olarak, üstelik Papadopulos'a çok yakın, Annan Planı'na hayır diyen bir Rum'u (Themis Themistokleus) atamış olması, Kıbrıs Türklerine bir saygısızlık olmanın ötesinde, işleri zorlaştırıyor.

·  Bu protokol sorunu hiç olmasaydı daha iyiydi tabii. Ama bu tabloya bakınca, Türkiye'nin ve bizim AB ile olan ilişkilerimiz açısından da, protokolün imzalanmasının kaçınılmaz bir hal almış olduğunu görüyoruz. Bunu bile bile Türkiye'yi eleştirmemiz doğru olmazdı.
Türkiye, Kıbrıs Türkü'ne nasıl destek oluyorsa, biz de örneğin bu protokol konusunda olduğu gibi, AB sürecinde Türkiye'ye elimizden geldiğince destek vermeye çalışıyoruz.

·  Sayın Sezer ile yapacağımız görüşmede vermek istediğimiz mesajların başında, Kıbrıs Türklerine olan Türkiye desteğinin devam etmesi geliyor. Bu uzun soluklu bir mücadeledir. Zaman zaman görüş ayrılıklarına düşülebilir. Sonuçta biz Kıbrıs'tan bakıyoruz, zaman zaman bakış açılarımız farklı olabilir. Ama desteğin ve işbirliğinin sürmesi gerekiyor. (Bu noktada Talat'a, Rauf Denktaş'a yıllarca verilen türden bir desteğin kendisine verilmeyeceği yolunda bir endişesinin mi bulunduğunu soruyorum.) KKTC'ye verilen desteğin sayın Denktaş'la özdeşleştiği doğru. Bunun iki nedeni var. Birincisi, Denktaş çok uzun senelerce görev yaptı. İkincisi, önceki hükümetler Denktaş dışında Kıbrıs Türklerinin bir isim çıkarabileceğine inanmıyordu. Oysa Kıbrıs Türk halkının iyi işleyen bir demokrasi çabası var, kendi liderlerini seçebiliyor. Denktaş'a verilen desteğin bize verilmemesi gibi bir şey aklıma gelmez. Bu Kıbrıs Türklerini feda etmek olur. Zaten öyle bir sorun da bulunmuyor.

 

 

Asıl muhatap konuşuyor

Asıl muhatap konuşuyor

Erel: AB karşıtları çözüm istemiyor.

Ek protokolün imzalanması Kıbrıslı Türkleri bir kez daha izole etti. Ancak bu protokol her şeye rağmen imzalanmalıydı. Yapılması gereken şey ise ekonomik entegrasyona Kuzey Kıbrıs'ı da dahil etmek olmalı

RADIKAL  01/08/05

ALİ EREL

Türkiye Ankara Antlaşması Ek Protokolü'nü geçen cumu günü imzaladı. Aynı gün yayımlanan deklarasyonda da Türkiye, liman ve havaalanları konusunun hizmetler sektörüyle ilgili olduğu iddiasında ısrar etmedi ve limanlarını ve havaalanlarını Kıbrıs Cumhuriyeti bayraklı gemi ve uçaklara kapalı tutacağını ilan etmedi.
Türkiye kısa süre önce, imzalayacağı protokole rağmen liman ve havaalanlarını, Kıbrıs Cumhuriyeti bayraklı gemi ve uçaklara açmasının gerekmediğini, bunun hizmetler sektörüyle ilgili olduğuna ilişkini savunmasını Avrupa Komisyonu'na bildirmişti. Komisyon'un Türkiye'ye verdiği yanıtta ise limanların açılmasının hizmetler sektörüyle ilgili olmadığı, aksine açılmamasının malların serbest dolaşımının önünde engel oluşturduğu, bu konuda daha önceden alınan Avrupa Adalet Divanı kararları olduğu ve bunların Türkiye'yi de bağladığı belirtiliyordu. Şimdi Türkiye'den beklenen, limanlarını ve havaalanlarını Kıbrıs Rum bayraklı gemi ve uçaklara açmasıdır. Türkiye de zaten yayımladığı deklarasyonda bunun aksi bir pozisyon ifade etmedi.

Türkiye'ye yeni ortak
Türkiye hükümeti, Ankara Antlaşması Ek Protokolü'nü imzalaması nedeniyle Türkiye kamuoyunda sıkıntılar yaşıyor. Protokolün TBBM'den geçirilmesi daha da sıkıntılı olabilir. Protokolün imzalanması, hem Kıbrıs'ta hem de Türkiye'de bazı kesimler tarafından Türkiye'nin Kıbrıs'taki haklarından vazgeçtiği ve Kıbrıslı Türkleri 'sattığı' biçiminde yorumlanıyor.
Ancak, Türkiye AB sürecini devam ettirecekse, Güney Kıbrıs, Kıbrıs Cumhuriyeti unvanıyla Türkiye'nin yeni ekonomik partneri olacak. Bu kaçınılmaz. Türkiye'nin, Kıbrıs Cumhuriyeti'ne, diğer 24 üye ülkeden farklı bir uygulama yapması mümkün değil ve AB üyeleri ve kurumları, aralarındaki dayanışma ilkesi nedeniyle bunu kabul etmez.
Bu işin bir-iki tarafı var; bir kesim protokolü fırsat bilerek Türkiye'nin AB sürecini durdurmaya ve geri döndürmeye çalışıyor. Bunların oyununa gelinmemeli. Bir de işin Kıbrıslı Türkler yönü var ki onlara kimse bir şey sormuyor zaten. Onlar denklemde yok!
Kesin olan şu ki, Kıbrıslı Türkler, protokolün imzalanmasıyla bir kez daha izole edildi. Kuzey Kıbrıs ekonomisi şimdikinden daha fazla sıkıntı çekecek ve ayakta durmakta daha fazla zorlanacak. Gruplar halinde Azerbaycan Cumhurbaşkanı Aliyev'in emriyle Kuzey Kıbrıs'a gönderilen ve Kıbrıslı Türkleri haftalardır meşgul eden Azeriler de bu durumu değiştiremeyecek. Türkiye, KKTC hükümetine 'Para sorun değil, istediğiniz kadar veririz' dese de taşıma suyla değirmen dönmez.
Türkiye zaten birçok konuda Kıbrıs Cumhuriyeti ile temaslarını devam ettiriyordu. Birkaç gün önce Trabzon futbol takımı Atina üzerinden Larnaka'ya uçarak güneyde Kıbrıslı Rum futbol takımıyla maç yaptı. Bu son olmayacak.
Türkiye Bakanlar Kurulu, Ekim 2004'te Kıbrıs Cumhuriyeti ile ticaretin önündeki engelleri kaldıran bir karar almıştı zaten. Yani, Türkiye
iç hukuku açısından Türkiye ile Kıbrıs Cumhuriyeti arasında ticaretin önündeki engeller kaldırılmıştı. Protokolün imzasıyla AB hukuku ve Gümrük Birliği açısından da engeller ortadan kalktı. İlişikilerin normalleşmesi artık bir zaman meselesi. Siyasi tanınma mıydı, değil miydi, kamuoyları için icat edilmiş bir oyuncak gibi.
Kıbrıslı Türkler bu durum karşısında izliyor, düşünüyor ve şimdilik kendi kendilerine soruyorlar: Kıbrıs sorununun suçlu tarafı Kıbrıslı Türkler miydi ki, diğer üç taraf, Türkiye, Yunanistan ve Kıbrıslı Rumlar,
en ileri entegrasyon modellerinden Gümrük Birliği Antlaşması içinde kuçaklaşacak, karşılıklı seyahat edip futbol maçı yapacak, ticaret yapıp işbirliklerine gidecek ancak Kıbrıslı Türkler bunun dışında tutulacak. Biliyoruz ki, kısa süre önce Türkiye ile KKTC arasında Gümrük Birliği Antlaşması imzalanmış ancak uygulanamadan rafa kaldırılmıştı.

Sıkıntılı dönem
Şimdi akılcı olmak lazım. Hep olumsuzlukları öne çıkarmak yerine duruma olumlu bakmayı denemeliyiz. Bu durumda en akılcı yaklaşım, AB'nin en önemli değerlerinden malların serbest dolaşımı ilkesinden hareketle, Kıbrıslı Türkleri de, oluşacak ekonomik entegrasyona dahil edebilmenin yollarını acilen bulmaktır. Bu da mümkündür!
Nasıl mı? Önce ek protokolün imzalanmasıyla neler olacağına bir bakalım: Kıbrıs'ta Yeşil Hat üzerinden güney ve kuzey arasında ithal malların ticareti mümkün değil. Bu durumda Türkiye menşeli ürünlerin Kıbrıslı Türk temsilcileri, Güney Kıbrıs ile Türkiye'nin ekonomik entegrasyonundan yararlanmak için faaliyetlerini güneye taşıyacak. Yatırım ve sermaye kanalları da kuzeyden güneye akmaya başlayacak. Kuzeydeki limanların faaliyetleri daha da azalacak. Daha fazla kalifiye çalışan, Güney Kıbrıs'a kayacak. Bu şartlar Kuzey Kıbrıs ekonomisi için ekonomik çölleşme anlamına gelecek ve muhtemelen de Kıbrıs'ta iki ekonomi arasındaki fark büyüyerek Annan Planı temelinde kapsamlı bir çözüm olasılığını daha da azaltacak. Bu sonuçtan bazıları çok mutlu olacak.
Kıbrıs Türk Ticaret Odası, adanın yeniden birleştirilmesine ve bunun için Annan Planı yaklaşımının tek yöntem olduğuna inanmaktadır. Fakat bir çözüm bulunana kadar Kıbrıs Türk ekonomisini iyileştirmek ve Kıbrıs Rum ekonomisine yakınlaştırmak ihtiyacımız vardır ve bu, siyasi bir çözümün ulaşılmasına da yardımcı olacaktır. Şimdiki kilitlenmenin hiç kimseye yararı yok; tam tersine tüm taraflar arasında siyasi gerilimin yükselmesine neden oluyor.
Bu kilitlenmeden kurtulmanın, sadece Kıbrıslı Türklere değil aynı zamanda Türkiye ve Kıbrıslı Rumlara da yarar sağlayacak biçimde kurtulmanın tek yolu; Kıbrıs Adası, Türkiye ve AB üyeleri arasında malların serbest dolaşımı anlamına gelen serbest ticareti sağlama yönünde politikalar üretmekten geçer. Türkiye'deki üreticilerle aynı dili konuşup Kıbrıslı Rumlarla kültürel benzerlikler taşıyan Kıbrıslı Türklerin bu iki
taraf arasında ekonomik işbirliğini geliştirme ve köprü oluşturabilme potansiyeli söz konusu.
Böylelikle Ankara Anlaşması Ek Protokolü'nün TBBM'de onayı ve uygulanması kolaylaşacak, Kıbrıslı Türkler yeniden ve ikinci kez izole edilmeyecek, Kuzey Kıbrıs ekonomisi, Türkiye, Güney Kıbrıs ve diğer AB üye ülkelerinin ekonomileriyle bütünleşecektir.

AB işin içinde olmalı
Adanın iki ekonomisinin entegre olması, Kıbrıs sorununa bir çözüm getirilmesine katkıda bulunmanın yanında, yalnız Kıbrıs Türk ekonomisine değil aynı zamanda Kıbrıs Rum ekonomisine de yarar sağlar. Örneğin, Güney Kıbrıs'ta azalan turizm gelirleri artar, siyasi istikrar yeni yatırımları beraberinde getirir.
Buna ek olarak Kıbrıslı Rumlar Avrupa Birliği kurumlarının parçası olmalarından dolayı Avrupa Komisyonu aracılığıyla bir biçimde kuzeydeki limanların çalışmasını gözleyebilecektir.
Kısa süre önce, Kıbrıslı Türkleri izolasyondan kurtarmayı hedefleyen Avrupa Komisyonu'nun iki önerisi Direkt Ticaret ve Mali Yardım tüzüklerinin yıldönümüydü.
7 Temmuz 2005'te bu öneriler ilk yıllarını tozlu raflarda kutladı. Uzun bir yıl sonunda hâlâ daha 26 Nisan 2004 tarihli Avrupa Konseyi kararının sonuçlarının uygulanmasını bekliyor olmak çok üzücü. Daha da üzücü olan Direkt Ticaret önerisinin gerçek içeriğinin bu süre içerisinde hiç tartışılmamış olması ve tüm tartışmanın bu önerinin tanınma anlamına gelip gelmeyeceği etrafında devam etmiş olmasıdır. On yıllar boyunca süren tanınma politikaları artık kırılmıştır ve Kıbrıslı Türklerin ortak vizyonu, Avrupa vatandaşları olarak üzelerindeki izolasyona son verilmesi ve demokratik ve temel insan haklarının korunduğu bir dünyaya entegre edilmeleridir. Böyle bir hedefe varmak için Kıbrıs Türk liman ve gümrüklerinin acilen AB müktesebatıyla uyumlu hale gelmesi lazım. Bu amaçla kuzeydeki limanlar bir formülle, Avrupa Komisyonu ile ortak veya Komisyon'un gözetiminde ya da denetiminde yönetilmeli.

Pragmatik yaklaşım şart
Serbest ticaret ilişkisi yanında ve paralel olarak Direkt Ticaret ve Mali Yardım tüzüklerinin devreye sokulması gerekiyor. 259 milyon avroluk mali yardım AB müktesebatıyla uyumlu hale gelmek, gümrük ve limanların altyapısını iyileştirmek, Kuzey Kıbrıs KOBİ'lerini ve genel olarak ekonomisini daha rekabet edebilir bir hale getirmek ve Kıbrıslı Türkleri AB'ye yakınlaştırmak için kullanmaya başlanmalı.
Sonuç olarak; Kıbrıs Türk ekonomisini iyileştirmek için yeni ve pragmatik bir yaklaşıma ihtiyaç var. Özellikle Ankara Antlaşması Ek Protokolü'nün imzalanmasıyla tedbirlerin acilen alınması artık kaçınılmaz hal almıştır. Aksi halde, bu yeni durumun olumsuz etkilerini hissetmeye başlarız ve büyük bir ihtimalle de Kıbrıslı Türklerin skıntılarını, AB düşmanı bir duruşa çevirmeye çalışan kesimlerin oyununa geliriz. Bu da Türkiye'deki AB karşıtı kesimlerin ekmeğine yağ sürer.
(Kıbrıs Türk Ticaret Odası Başkanı, Radikal'e özel)


 

Serbest ticaret ne getirir
Direkt Ticaret önerisi, Avrupa Komisyonu'nun önerisinden bir yıl sonra AB Konseyi'nde hâlâ kabul edilmediği yürürlüğe giremiyor.
Bu nedenle, adada siyasi bir çözüme varılana kadar 'Serbest Ticaret' önerisinin gündeme alınma zamanı gelmiştir. Peki Serbest Ticaret'in Direkt Ticaret'ten farkı ne?

·  Direkt Ticaret önerisi, Kıbrıs'ta iki ayrı ekonomi öngörmekte ve bu ekonomilerin yan yana varolmaları için bir çerçeve sunuyor. Serbest Ticaret önerisi ise bölgedeki ekonomilerin (Türkiye, Kuzey Kıbrıs,
Güney Kıbrıs ve diğer AB üyesi ülkeler) bütünleştirilmesini, aralarındaki bağımlılığın artırılmasını ve böylece Kıbrıs sorununun çözümüne doğru bir adım atılmasını amaçlıyor.

·  Direkt Ticaret önerisi Kuzey Kıbrıs limanlarının yönetiminin müktesebat kapsamı dışında tutulmasını öneriyor; Serbest Ticaret önerisi bu limanların, herhangi başka bir topluluk giriş noktası gibi, müktesebat kural ve düzenlemelerine göre çalıştırılmasını güvenceye alıyor.

·  Direkt Ticaret önerisinin Kıbrıs Türk tarafının siyasi anlamda yükseltilmesine yol açıp açmayacağı konusunda sonsuz tartışmalar ve soru işaretleri var. Bu öneri içerisinde bazı tanınma unsurları söz konusu. Buna karşılık Serbest Ticaret önerisi kısaca, halen var olan ve uygulanmakta olan Yeşil Hat Tüzüğü'ne yapılacak değişikliklerle uygulanabilir.

·  Direkt Ticaret'in Kıbrıs Türk ekonomisine toplam getirisi sınırlı olacak; senede 10 milyon dolar ek ihracattan daha az bir rakam söz konusudur. Serbest Ticaret önerisi ise Kıbrıs Türk ekonomisinin, Türkiye ve Güney Kıbrıs arasında yer alacak ve milyarlarca dolarlık bir hacme ulaşacak yeni bir ekonomik entegrasyon içerisinde yer alması anlamına gelecek.

·  Ankara Anlaşması Ek Protokolü konusu Direkt Ticaret önerisi içerisinde dikkate alınmamakta, bundan dolayı da içerisinde bu konuyu çözümleyecek hiçbir araç yok. Türkiye ve Kıbrıs Cumhuriyeti arasındaki Gümrük Birliği ilişkisi, Kuzey Kıbrıs ekonomisini içermemesi durumunda, Türkiye iç politikası için büyük bir sorun oluşturma ve Türkiye'nin AB üyeliğinin önünde bir engel olma potansiyeline sahip.
Buna karşılık Serbest Ticaret önerisi söz konusu duruma dostça bir çözüm öneriyor.

·  Direkt Ticaret önerisi Kıbrıs'ta taraflar arasındaki ekonomik farklılığı kapatmamakta ve bir işbirliği kültürü veya karşılıklı bağımlılık yaratmamakta, hatta ilişki kurmayı dahi teşvik etmemekte; buna karşılık Serbest Ticaret önerisi tüm bu sayılanları sağlamakta olup ada üzerinde kapsamlı bir çözüm için kesinlikle büyük öneme sahip.

·  Bugünkü durumda Türkiye Ankara Anlaşması Ek Protokolü'nü imzaladı ancak uygulamakta ve en önemlisi de limanlarını Kıbrıs bandıralı gemilere açmakta isteksiz davranıyor. Kıbrıs Cumhuriyeti de Türkiye'nin katılım müzakerelerinin başlamasını veto etme tehdidini sürdürüyor. AB ise durumu idare etmekte zorlanıyor. Bu düğüm sadece Serbest Ticaret önerisiyle çözülebilir.

 

Balon patladı, sıra boruda

Akdeniz ikliminin hüküm sürdüğü ülkemizde her yıl yaşanan su sıkıntısının giderilmesi için Türkiye Cumhuriyeti tarafından hazırlanan ve dünyada bir ilk olan denizden KKTC'ye borularla su taşıma projesinde karar aşamasına gelindi.

İçişleri Bakanlığı ve Su İşleri Dairesi yetkilileri önümüzdeki haftalarda bir anlaşma imzalamak için gidecekleri Türkiye'de kendilerine brifing verilecek ve projenin akıbeti ortaya çıkacak.

KKTC için hayati önemi olan ve yılda 75 milyon metreküp su taşınması hedeflenen projenin gerçekleşmesi durumunda özellikle tarım alanları ile her yıl tuzlanma seviyesi artan su kuyularından beslenen narenciye bahçeleri hayat bulacak.

Su İşleri Dairesi Müdürü Mustafa Sıdal, Türkiye'den getirilmesi hedeflenen suyun KKTC'ye hayat vereceğini ve ülkemize hem tarım hem de içme suyu olarak büyük katkı sağlayacağını söyledi.

KKTC'nin 24 milyon metreküp su ihtiyacı ile birlikte 2 milyon metreküp de su açığı olduğunu kaydeden Sıdal, proje ile birlikte KKTC'nin içme suyu probleminin çözülmüş olacağını belirtti.

Büyük kentlerde su açığı var

Mustafa Sıdal, ülkemizdeki su açığının en büyük nedeninin büyük kentlerdeki eski su şebekelerinin kaçaklarının çok olmasından kaynaklandığını söyledi.

Sıdal, konuşmasına şöyle devam eti:

"Eğer suyu basınçlı olarak verirsek kaçaklar net olarak belli olur. Basınçlı versek kaçaklar yüzde 40-50'lere ulaşır. Basınçsız verdiğimiz için kaçaklar yüzde 20'lerde seyrediyor.

Daire olarak hedefimiz su kaçağı olan şehirlerimizin alt yapılarının değiştirerek su kaçaklarının önüne geçmektir. Bu işleri yapmak için bazı programlar satın aldık. Satın aldığımız programların eğitimleri nasıl olacağı konusunda bunların araştırmasını yapıyoruz. Gelecek yıl en azından Lefkoşa ve Gazimağusa'da beş on kilometre alt yapıyı yapmak istiyoruz."

Türkiye'den gelecek olan su ağırlıkla içme suyu ve narenciye ile diğer alanlarda kullanılacağını anlatan Sıdal, gelecek su ile şu anda kullanılan mevcut kullanılan tuzlu su kaynaklarının devreden çıkarılacağını söyledi.

"Su açığı deniz suyu arıtılarak giderilecek"

Türkiye'den borularla su getirme işleminin 10 yılda tamamlanacağını ve bu sürede ülkemizdeki su açığının denizden arıtılacak su ile karşılanılacağını kaydeden Mustafa Sıdal, ilk uygulamaya Bafra Tatil köyü projesinde başlanacağını söyledi.

Sıdal, taşıma işlerinin ekonomik analiz gerektiren projeler olduğunu kaydederek, hangi proje daha ucuz ise o projenin yapılacağını vurguladı.

Balon patlamıştı

Projelerde güvenirlik ve devamlılığın önemli olduğuna işaret eden Mustafa Sıdal, "Daha önce KKTC'ye balonla su taşınma işlemi yapıldı. Balonla yapıldığı zaman balonun patlaması yaz aylarında çok sıkıntı yarattı ve bu proje durduruldu. Sık sık arıza yapan sistem güvenli gelmedi. Tankerle su taşıma uygun ise o yapılır" dedi.

75 milyon metreküp su taşınacak

Mersin'in Anamur İlçesi'ndeki Kocaçay üzerinde yaptırılacak Alaköprü Barajı'ndan "KKTC'ye Boruyla Su Götürme Projesi"nin yatırım programına alındığı belirtildi.

Projeyle ilgili etüt çalışmalarının tamamlandığı, Alaköprü Barajı'nın yapılmasıyla buradan düzenli çekim ile saniyede 2.38 metreküp, yılda da 75 milyon metreküp suyun KKTC'ye nakledilmesi hedefleniyor.

Su, KKTC'ye bin 600 milimetre çapında, yüksek yoğunluklu polietilen boru ile Geçitköy Barajı'na aktarılacak. 15.6 milyon metreküplük kısmı içme, kullanma, endüstri ve turizm amaçlı kullanımlara, 59.7 milyon metreküplük kısmının ise sulamaya verilmesi öngörülüyor.

Türkiye'de Alaköprü Barajı'nın ilçenin kuzeyindeki Kocaçay üzerinde, nehir tabanından yüksekliği 88 metre, beton kaplamalı kaya dolgu tipinde yapılmasının önerilirken, barajın depolama hacmi 130 milyon, aktif hacmi de 87 milyon metreküp olması hedefleniyor.

Türkiye'de yapılacak barajın enerji amaçlı da kullanılacağı ve barajın membasında 26 mw kurulu gücünde ve yılda 116 milyon kwh elektrik enerjisi üretileceği, burada ayrıca hidroelektrik santralı tesislerinin de yapılmasının düşünüldüğü öğrenildi.

Fizibilite çalışmalarının tamamlanana projenin ihale yoluyla yapılabilmesi için ön çalışmalarının devam ettiği ve bu yılın yatırım programına alınan proje için 10 trilyon 410 milyar lira kaynak ayrıldığı öğrenildi.

Bafra ve Karpaz için denizden su arıtılacak

Mustafa Sıdal, Bafra bölgesine yapılacak deniz suyu ile içme suyu arıtma projesinde yap- işlet- devret modeli uygulanacağını söyledi.

Denizden arıtılacak suyun yerel kaynakların harmanlanması ile Bafra Tatil köyündeki turistik tesisler, İskele bölgesinde dokuz evler, oteller ve Yeni Boğaziçi bölgesine verileceğini kaydeden Sıdal, verilecek tarifenin turizme ve evlere ayrı ayrı uygulanacağını da belirtti.

KIBRIS 01/08/05

 

Adanın geleceği için çözüm şart

Anıl IŞIK

Kıbrıs'taki Avrupa Birliği (AB) Kıbrıs Temsilciliği görevini tamamlayarak, adadan ayrılan Büyükelçi Adrian van der Meer, Kıbrıs sorununun çözümlenmesini ümit ettiğini ifade ederek, "Kıbrıs sorununun çözümünün, adanın tek geleceği olduğuna inanıyoruz. Bu nedenle, dinlenmeyeceğiz ve pro-aktif bir rol üstleneceğiz ancak, çözüm sürecinin, Birleşmiş Milletler'in öncülüğünde olacağı açıktır. Biz, BM gözetimi altındaki sürece, çözüm müzakerelerinin yeniden başlaması için siyasi, ekonomik ve diğer anlamlarda aktif olarak yardımcı olmak için buradayız" dedi.

Adada halkın çoğunluğunun Kıbrıs sorununun çözümlenmesini istediğine olan inancını dile getiren Büyükelçi Adrian van der Meer, Kıbrıs sorununun çözümünün Annan planı zemininde çözüme ulaşması için müzakerelerin yeniden başlaması yönündeki ümidini dile getirdi.

Adada yürüttüğü AB temsilciliği misyonluğunu değerlendiren Büyükelçi Meer, Kıbrıs'ın AB'ye katılımı amacını başardıklarını, ancak, adanın birleşik bir Kıbrıs olarak AB içinde yer alması hedeflerini gerçekleştiremediklerini söyledi. Meer, AB üyesi olan Kıbrıs'ta, "bitirilmemiş bir iş olduğunu" vurguladı.

Büyükelçi Meer kendisi yerine AB'nin Kıbrıs temsilciğine Kıbrıslı bir Rumun atanmasıyla ilgili olarak değerlendirmede bulunarak, Kıbrıs AB temsilciliğinin, diplomatik bir statüsü bulunmadığını, Avrupa Komisyonu'nun üye devletindeki basın ve enformasyon görevinden sorumlu resmi bir yetkilisi olduğunu söyledi.

Kıbrıs'ın birleşmesi arzusunu yineleyen Büyükelçi Meer, halkın geleceğini kendi ellerine alması gerektiğini belirterek, böylelikle her iki toplumun siyasi yetkililerinin ve sivil toplum örgütlerinin bir araya gelerek, ortak sorunlarına ortak çözümler bulabileceklerini ve bunun da Kıbrıs sorununun kapsamlı çözümüne yönelik önemli bir ilerleme olacağını söyledi.

Kıbrıs'ın AB'ye 1 Mayıs 2004'te katılımı öncesi, 2000 yılında, AB Delegasyon temsilcisi olarak atanan Büyükelçi Adrian Van der Meer, adadaki görevini, Kıbrıs'ın AB'ye katılımıyla birlikte, AB baş temsilcisi olarak değişen misyonuyla tamamladı.

Büyükelçi Meer, Kıbrıs'ta yaklaşık 5 yıl süren görevini tamamlayarak, Kazakistan'da yeni görevine başlamak üzere geçtiğimiz hafta adadan ayrıldı.

Büyükelçi Adrian van der Meer, adadan ayrılmadan KIBRIS'a özel demeç verdi.

Adadaki 5 yıllık misyonu boyunca, her iki topluma eşit mesafeli duruşu ve yakınlığı ile bilinen Adrian van der Meer, adada sadece diplomatik ve siyasi kişiliklere değil, aynı zamanda sendika, sivil toplum örgüt temsilcileri, sanatçılar ve genel olarak halk ile de iyi bir iletişim kurmayı başarmış diplomatik kimliğiyle biliniyordu.

Kıbrıs'ın AB üyeliği öncesi, birleşik bir Kıbrıs'ın Avrupa ailesine katılması ve AB üyeliğinin avantajlarını kamuoyuna anlatma misyonuyla adadaki görevine başlayan Adrian van der Meer, Kıbrıs'ın bölünmüş bir ülke olarak AB üyesi olması ardından da adanın yeniden birleşmesine katkı koymak amacıyla iki toplumun birbirine ve ayrıca Kıbrıslı Türklerin AB'ye yakınlaşmasına yönelik yoğun çalışmalarını sürdürdü.

Kıbrıslı Türklerin izolasyonlarının kaldırılmasına yönelik olarak mali yardım ve doğrudan ticaret tüzüklerinin, Avrupa Komisyonu tarafından sunulması da yine Büyükelçi Adrian van der Meer'in, temsilcilik misyonunu yürüttüğü döneminde gerçekleşti.

Büyükelçi Meer, AB temsilcisi misyonuyla, iki toplum arasında tıp, eğitim, kültür, sanat, altyapı gibi çeşitli alanlarda projeler yürütülmesine ve bu çalışmalar esnasında da toplumların yeniden yakınlaşmasına katkıda bulundu.

Büyükelçi Adrian van der Meer, temsilcilik misyonunu, adanın kuzeyinde ilk ziyaret ettiği yer olan Girne'de tamamladı. Büyükelçi Meer, geçtiğimiz hafta Avrupa Birliği'nin fonları kapsamında Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) ve Gelecek için Ortaklık (Partnership for Future- PFF) aracılığıyla yürütülen projenin tamamlanmasıyla, Girne'nin merkezindeki caddelerin açılış törenini onurlandırmıştı.

Uzun süredir işbirliği ile çalıştığı yerel yetkililerle son görevini tamamlayan büyükelçinin oldukça duygulu anlar yaşadığı gözden kaçmadı.

"Birleşik Kıbrıs'ın AB'ye

katılmasını başaramadık"

Büyükelçi Adrian van der Meer, adada yürüttüğü misyonunun başarılı olup olmadığıyla ile ilgili olarak KIBRIS'a değerlendirmede bulundu:

"Adaya, birleşik bir Kıbrıs'ın Avrupa Birliği'ne katılacağı ümidi içinde yardımcı olmak için geldim. Ayrıca, buraya sıradan vatandaşlara Avrupa Birliği üyeliğinin avantajlarını göstermek ve AB normlarını adada uygulanmasının sağlanması için geldim. Kıbrıs'ın AB'ye katılımıyla ilgili stratejik amacımızı başardık. Ancak, maalesef adanın birleşik bir Kıbrıs olarak AB içinde yer alması hedefimiz gerçekleşmedi. Halka, AB'nin avantajlarını göstermekte de başarılı olduk. Ancak söylemek zorundayım ki, burada bitirilmemiş bir iş var."

Bölünmüş bir adanın AB'ye katılımından dolayı Kıbrıs'ta "bitirilmemiş bir iş" olduğunu ifade eden Büyükelçi Meer, ileriki süreçte "adada, daha fazla geçiş noktalarının açıldığını, kamyonların iki tarafa geçiş yaptığını, kayıp kişiler sorunun çözümlendiğini, adada daha fazla mayın olmamasını ve telekomünikasyon konusunun çözümlendiğini görmek istiyoruz" dedi.

"AB, sorunun çözümlenesi

için pro-aktif rol üstlenecek"

Kıbrıs sorunu çözümlenmeden, bölünmüş bir adayı siyasi sorunuyla birlikte içine alan Avrupa Birliği'nin temsilcisi olarak adada misyon yürütmesiyle ilişkin düşüncelerini aldığımız Büyükelçi Adrian van der Meer, "Kıbrıs, dünyadaki birçok karmaşık sorundan biri... Biz, Kıbrıs sorununun çözümlenmesini ümit ediyoruz. Avrupa Birliği, bu konuda pro-aktif bir görev üstlenecektir. AB Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn'in Kıbrıs Özel Danışmanı Jaako Blomberg, bu görev için atanmıştır ve Kıbrıs sorununun çözümünün, adanın tek geleceği olduğuna inanıyoruz. Biz, dinlenmeyeceğiz ve pro-aktif bir rol üstleneceğiz ancak, çözüm sürecinin BM'nin öncülüğünde olacağı açıktır. Biz, BM gözetimi altındaki sürece, çözüm müzakerelerinin yeniden başlaması için siyasi, ekonomik ve diğer şekillerde aktif olarak yardımcı olmak için buradayız" dedi.

"İki toplumlu programlar

çerçevesinde başarı sağlandı"

Avrupa Birliği'nin Kıbrıs'ın kuzeyinde iki toplumlu projeler kapsamı altında çeşitli alanlarda birçok proje yürüttüğünü ifade eden Büyükelçi Adrian van der Meer, iki toplumlu projeler kapsamında adanın kuzeyine 40 milyon euroluk bir finansal yardım sağlandığını kaydetti.

Büyükelçi Meer, Lefkoşa'nın kuzeyinde, Mağusa ve Girne'de birçok projeyi başarıyla tamamladıklarını, işadamlarına yönelik destek programları yürüttüklerini, uzmanların kuzeyde AB ve AB müktesebatı hakkında bilgilendirme seminerleri verdiklerini belirtti.

AB Temsilciliği'nin Yeşil Hat Düzenlemesi'ni uygulamaya koyduğunu anımsatan Büyükelçi Meer,

Yeşil Hat Tüzüğü'yle ilgili olarak komisyonun geçtiğimiz hafta bir rapor yayınladığına işaret ederek, raporda vatandaşların kuzey-güney arasındaki geçişlerinin bir başarı olarak nitelendirildiğini, ancak ada içi ticaret konusunda hayal kırıklığına uğradıklarının ifade edildiğine işaret etti. Büyükelçi Meer, iki taraf arasındaki ticaretin, gelecek sezon narenciye ürünlerinin de dahil edilmesiyle kapsamının genişletilmesini ümit ettiklerini belirtti.

Meer ayrıca, AB'nin Gelecek İçin Ortaklık Programı çerçevesinde Yeşil Hat Tüzüğü ile ilgili politika programları hakkında eylül ayında yeni inisiyatifler alınacağını ifade ederek, iki tarafın iş adamları ve şirketleri arasında temas sağlanması amacıyla iki toplumlu çeşitli etkinlikler ve programlar düzenleneceğini kaydetti.

"İngiltere'nin tüzükler konusunda

ilerleme sağlayacağına inanıyoruz"

Avrupa Komisyonu'nun Kıbrıs Türk toplumuna yönelik izolasyonların kaldırılmasını amacıyla sunduğu mali yardım ve doğrudan ticaret tüzükleriyle ilgili olarak Meer, "Bu konuda karar almak uzun zaman alıyor. Biz, İngiltere Başkanlığı'nın bunu aşacağına inanıyoruz" dedi. Meer, AB dönem başkanı İngiltere ile AB Kıbrıs temsilciliğinin yakın temas içinde olduklarını kaydetti.

Adanın kuzeyinde yürütülecek olan bazı projeleri seçmeye başladıklarını belirten Büyükelçi Adrian van der Meer, temsilcilik olarak, altyapı ve kurumsal yapının inşa edilmesi ve toplumlar arası uzlaşmanın sağlanması gibi diğer bazı alanlarda projeler yürütmeyi istediklerini söyledi.

Meer, bu konuda dinamik bir sürecin olduğunu, her şeyin hazırlanmış olduğunu ve nihai kararın alınmasını beklediklerini vurguladı.

"Türkiye yükümlülüklerini yerine getirmeli"

Türkiye'nin AB ile Gümrük Birliği'ni düzenleyen Ankara Anlaşması ek protokolünü çerçevesinde Türk deniz ve hava limanlarını, Rum bandıralı gemilere ve uçaklarına açmaması olasılığına ilişkin olarak Meer, "Türkiye'nin Gümrük Birliği kurallarına uymasını bekliyoruz" diyerek, Türkiye'nin Ankara Anlaşması alındaki yükümlülüklerine yerine getirmesi gerektiğini söyledi ve Türkiye'nin de bu yükümlülüğünün farkında olduğunu belirtti.

"Karşılıklı geçişler

etkileyici bir atmosferdi"

Kıbrıs'taki görevi süresince yaşadığı en ilginç olayı KIBRIS'la paylaşan Büyükelçi Adrian van der Meer, Kıbrıs'ta başına gelen en ilginç olayın, Nisan 2003 yılında iki taraf arasındaki geçiş noktalarının açılmasıyla birlikte, iki toplumun karşılıklı geçişlere başlayarak, adayı yeniden birleştirmesi olduğunu söyledi.

"Bu, benim için barışın ve uzlaşmanın en yüksek anıydı" diyen Büyükelçi Meer, "Güneşin altına karşılıklı geçiş yapan insanları görmek ve onlarla konuşmak... Bu çok etkileyici bir atmosferdi, insanlar büyük bir disiplin, ancak mutluluk altında karşı tarafa geçiş yapıyorlardı" dedi.

Meer, iki toplumdan insanların yeniden bir araya gelmeye başlaması ve Kıbrıslı Türklerin, Kıbrıslı Rumların fotoğraf, düğün ve ev eşyaları, kitap ve mücevher gibi özel eşyalarını saklayarak, kapılar açıldıktan sonra bunları geri iade etmesini görmenin, yaşadığı en ilginç olay olduğunu anlattı.

"Dileğim, bu momentumun geri gelmesidir" diyen Büyükelçi Meer, iki toplumlu projeler çerçevesinde insancıl konular üzerinde çalışılması gerektiğine dikkat çekerek, iki toplumlu örgütler içerisinde yer alan doktorlar örgütü gibi örgütlerde, iki taraf arasında sağlık ve tıp alanında bilgi alışverişi yapılabileceğini ifade ederek, böylelikle kanser gibi hastalıklara karşı ortak mücadele verilebileceğini söyledi.

İki toplumlu ortak çalışmaların önemini vurgulayan Büyükelçi Meer, bunun, Kıbrıs sorununun çözümüne halktan gelecek bir destek olabileceğini kaydetti.

"AB temsilciliğinin

diplomatik statüsü yok"

AB Kıbrıs Temsilciliği'ne kendisi yerine Kıbrıslı bir Rumun atanmasıyla ilgili olarak değerlendirmede bulunan Büyükelçi Meer, komisyonun, her üye devlette basın ve enformasyon temsilciliği olması politikası bulunduğunu ifade ederek, bu temsilcinin herhangi bir diplomatik statüsünün bulunmadığını, Avrupa Komisyonu'nun üye devletlerinde basın ve enformasyondan sorumlu resmi bir yetkilisi olduğunu söyledi.

Söz konusu yetkilinin, bulunduğu ülkenin ana dilini konuşmasının çok önemli olduğunu ve bunun da bir AB standardı olduğunu belirten Adrian van der Meer, yeni temsilcinin bu çerçevede seçilmiş olduğunu ifade etti.

Büyükelçi Adrian van der Meer, "Seçilen kişinin her iki toplum için de kabul edilebilir bir kişi olmasını ümit ediyorum" dedi.

"Dileğim, adanın

yeniden birleşmesi"

Büyükelçi Adrian van der Meer, Avrupa Komisyonu'nun, Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik olarak güçlü bir şekilde çalıştığını, ancak 24 Nisan 2004'te bunun mümkün olmadığının görülmesi üzerine, Kıbrıs Türk toplumuna yönelik olarak Yeşil Hat Tüzüğü, mali yardım ve doğrudan ticaret tüzüğü, ve buna benzer önlemler almaya başladığını söyledi.

Büyükelçi Meer, AB'nin Kıbrıslı Türklerle ilgili gelecekte karar almasıyla birlikte Kıbrıs Türk toplumunun Avrupa Birliği'ne daha yakınlaşabilmesini ve Avrupa ailesinin parçası olmanın avantajlarından tam olarak faydalanabilmesini ümit ettiklerini söyledi.

Bunu arzuladığını ifade eden Büyükelçi Ardian van der Meer, "Halk geleceğini kendi ellerine almalıdır ve o gün yeşil hattın iki tarafındaki siyasi partiler ve sivil toplum örgütleri bir araya gelerek, ortak sorunları için ortak çözümler bulabilir. Böylelikle bu, sorunun kapsamlı çözümü için en iyi ilerleme olacaktır" dedi.

Büyükelçi, adada kaldığı sürece birçok yer gördüğünü ve özellikle insanların dostluğundan ve misafirperverliğinden çok etkilendiğini söyledi. Meer, bunları asla unutmayacağını ifade ederek, "Ümit ediyorum ki, her iki taraftaki halk da bir araya gelecek ve adayı yeniden birleştirmek için bu momentumu yeniden yaratacak ve böylelikle adanın kuzeyindekiler de AB üyeliğinden tam olarak faydalanabilecek. Bunu diliyorum, bu nedenle burada bitmemiş bir iş var diyorum. Bu nedenle karışık duygular içinde ayrılıyorum. Gerçek olan bu, ancak bu durumda olan sadece ben değilim. Adanın refah ve barış içinde geleceğini ümit edelim ve dua edelim" dedi.

KIBRIS 01/08/05

 

KKTC ile ilişkilerimiz aynen devam edecek

Türkiye Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, "İmzaladığımız protokolde KKTC ile ilişkilerimizin aynen devam edeceğini söyledik. Bütün bunlara rağmen yine çözüm için uğraşacağımızı ve kalıcı kapsamlı bir çözüm ortaya çıktığında da tabii ki tanıma ve her türlü ilişkinin olabileceğini deklarasyona ekledik" dedi.

İktisadi Kalkınma Vakfı (İKV) Genel Kurulu'nda konuşan Gül, 17 Aralık kararına bakılması durumunda Türkiye'den 2 beklenti olduğunun görüleceğini belirterek, birincisinin siyasi kriterlerle ilgili olan 5 kanun çıkartmak olduğunu, bunların hepsini hükümetin ilave kanunlarla çıkarttığını söyledi.

Bu düzenlemelerin Türkiye'nin daha çok demokratik olması, demokrasinin daha çok kökleşmesi ve hukukun üstünlüğünün pekişmesiyle ilgili olduğunu aktaran Gül, AB söz konusu olmasa bile bunları, Türk halkına verilmesi gereken haklar olarak gördüklerini kaydetti.

"O bakımdan en ufak bir eziklik veya AB'ye taviz olarak değil Türk halkına yıllardır hak ettiği hakları bu vesile ile verilmesi olarak görüyoruz" diyen Gül, bundan da iftihar ettiklerini anlattı.

İkinci önemli beklentinin ise Gümrük Birliği protokolünün imzalanması olduğunu aktaran Gül, bu konuda çeşitli spekülasyonlar yapıldığını kaydetti.

15 AB ülkesine 10 yeni ülkenin 1 Mayıs 2004 tarihinde katıldığını ve üye ülke sayısının 25'e çıktığını belirten Gül, AB müktesebatının da otomatik olarak o günden bu yana uygulanmaya başlandığını anlattı.

Bu müktesebatın içinde Gümrük Birliği anlaşmasının da olduğunu ve AB'nin Türkiye ile Gümrük Birliği anlaşması olduğu gibi Suriye, Rusya, Latin Amerika ülkeleri ile de anlaşmaları olduğunu belirten Gül, "Dolayısıyla onlar da o günden bu yana yeni 10 üye tarafından üstlenildi" dedi.

Bu şekilde yeni 10 ülkenin "Ben Türkiye ile Gümrük Birliği uygulamayacağım" diyemez hale geldiğini kaydeden Gül, yaptıklarının bu sürecin bir resmiyete kavuşması olduğunu söyledi.

Protokolün bir mektup teatisi şeklinde olduğunu anlatan Gül, "Yalnız burada çeşitli yanlış anlaşılmalar olabileceğini düşünerek bu konuda titiz bir çalışma yaptık" dedi.

Hukukçularla biraraya gelerek hem içerik hem de usul açısından çok iyi fikirler aldıklarını ve bunları uyguladıklarını kaydeden Gül, buradaki önemli noktanın Kıbrıs Rum yönetiminin birliğe "Kıbrıs Cumhuriyeti" olarak girmesi olduğunu anlattı.

Türkiye'nin bu işten ne anladığını açıklayan bir deklarasyonu protokolün eki haline getirecek bir açıklama yaptıklarını kaydeden Gül, "Bu açıklama protokolün eki olarak dönem başkanlığına verildi ve onlar da bunu gördüler ve açıkladıkları bir açıklama ile bizim bu konudaki hassasiyetlerimizi gördüklerini söylediler. Kendilerinin de bu konuya nasıl baktıklarını bu açıklamanın içine koydular" diye konuştu.

Abdullah Gül, şunları kaydetti:

"Biz bu deklarasyonda şüphesiz ki Kıbrıs'ta çözüm istediğimizi, bu çözüm için uğraştığımızı, Birleşmiş Milletler'in bu uğurda gösterdiği gayreti desteklediğimizi, destekleyeceğimizi söyledik. Ancak Kıbrıs Rum yönetiminin bugün Ada'da sınırları ile tespit edilmiş kendi kanunlarının otoritesinin geçerli olduğu kısmı temsil ettiğini Ada'nın aslında yeşil hatla bölünmüş olduğunu AB müktesebatının da bu şekilde geçerli olduğunu ve AB müktesebatının da Kıbrıs'ın sadece Rum tarafında geçerli olduğunu, bunun böyle devam edeceğini söyledik. Ayrıca bizim garanti anlaşmalarından doğan bütün haklarımızı muhafaza ettiğimizi, koruyacağımızı zikrettik. Ve KKTC ile ilişkilerimizin aynen devam edeceğini söyledik. Bütün bunlara rağmen yine çözüm için uğraşacağımızı ve kalıcı kapsamlı bir çözüm ortaya çıktığında da tabiiki tanıma ve her türlü ilişkinin olabileceğini deklarasyona ekledik ve bu da imzalanarak protokolün bir cüz'ü haline getirildi."

Bundan sonra yapılacak işin, çözüm için yine uğraşmak olduğunu kaydeden Gül, Türkiye'nin ve Kıbrıs Türklerinin gösterdiği uzlaşmacı tavrın Rumlar tarafından da karşılık bulmasını umut ettiklerini anlattı.

Gül, sonuç olarak yılların sorunlarından birinin gerçeklerin göz önüne alınarak bu şekilde çözülmüş olacağını kaydetti.

KIBRIS 01/08/05

 

Talat, bugün Ankara'ya gidiyor

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Türkiye Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'la görüşmek üzere bugün Ankara'ya gidiyor.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'a, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in davetlisi olarak gideceği Ankara ziyaretinde eşi Oya Talat, Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş, Müsteşarı Raşit Pertev ile Özel Kalem Müdürü Asım Akansoy eşlik edecek.

Bu akşam uçağıyla Ankara'ya gidecek Talat ve beraberindekiler, 2 Ağustos Salı sabahı Anıtkabir'e çelenk koyacak. Talat, Cumhurbaşkanı Sezer'le görüşmek üzere gideceği Cumhurbaşkanlığı'nda resmi törenle karşılanacak ve resmi görüşmelerde bulunacak. Sezer ve Talat, Cumhurbaşkanlığı'ndaki görüşmenin ardından basına açıklama yapacak.

Daha sonra çalışma yemeğinde de Türkiye Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'le birlikte olacak Cumhurbaşkanı Talat, öğleden sonra Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök'le, ardından da Başbakanlık Konutu'nda Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'la görüşecek.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve beraberindekiler, 3 Ağustos Çarşamba günü yurda dönecek.

KIBRIS 01/08/05

 

AB’den Villepin’in sözlerine tepki

AB Komisyonu, Fransa Başbakanı Dominique de Villepin’in Türkiye ve Kıbrıs konusunda yaptığı açıklamalara tepki gösterdi.

 

NTV-MSNBC VE AJANSLAR

Güncelleme: 18:59 02 Ağustos 2005 Salı

BRÜKSEL - Fransa Başbakanı Dominique de Villepin’in, “Türkiye’nin Kıbrıs’ı tanımaması halinde, AB ile müzakerelerin düşünülemeyeceği” sözlerine Avrupa Birliği Komisyonu’ndan tepki geldi.

AB Komisyonu sözcüsü Amadeu Altafaj, de Villepin’in “Türkiye’nin Kıbrıs’ı tanımaması halinde, AB ile müzakerelerin düşünülemeyeceği” yolundaki açıklamasını değerlendirirken, “Kıbrıs Cumhuriyeti’nin tanınması meselesinin” çözüm yerinin AB değil, BM olduğunu, bu konunun 3 Ekim’de Türkiye’nin tam üyelik müzakerelerinin başlaması için bir önkoşul oluşturmadığını açıkladı.

Tanıma konusunun, Türkiye’nin AB’ye katılım müzakereleri paralelinde, fakat AB değil, BM çerçevesinde bir süreç içinde yer aldığını ifade eden Altafaj, “sunulan Müzakere Çerçeve Belgesi’nde açıkça belirtildiği gibi”, “katılım müzakerelerindeki ilerlemelerin, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin tanınmasına ilişkin olarak BM çerçevesinde kaydedilecek ilerlemelerle bağlantılı görüleceğini” söyledi.

Sözcü, Ankara Antlaşması ek protokolünün Türkiye tarafından imzalanmasının ardından, tam üyelik müzakerelerinin başlamasına ilişkin tüm koşulların yerine geldiğini tekrarlayarak, AB Konseyi’nin, Müzakere Çerçeve Belgesi’ni onaylaması gerektiğini hatırlattı.

 

AB Komisyonu'ndan Villepin'e tepki


2 Ağustos, 2005 18:37:00 (TSİ) CNN TURK

AB Komisyonu, Fransa Başbakanı Dominique de Villepin'in Türkiye ve Kıbrıs konusunda yaptığı değerlendirmeyle mutabık olmadığını açıkladı.

AB Komisyonu sözcüsü, konuyla ilgili olarak Kıbrıs Cumhuriyeti'nin tanınması meselesinin çözüm yerinin AB değil, BM olduğunu, bu konunun 3 Ekim'de Türkiye'nin tam üyelik müzakerelerinin başlaması için bir önkoşul oluşturmadığını açıkladı.
 
Tanıma konusunun, Türkiye'nin AB'ye katılım müzakereleri paralelinde, fakat AB değil, BM çerçevesinde bir süreç içinde yer aldığını ifade eden sözcü, sunulan Müzakere Çerçeve Belgesi'nde açıkça belirtildiği gibi, katılım müzakerelerindeki ilerlemelerin, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin tanınmasına ilişkin olarak BM çerçevesinde kaydedilecek ilerlemelerle bağlantılı görüleceğini söyledi.
 
Sözcü, Ankara Antlaşması Ek Protokolünün Türkiye tarafından imzalanmasının ardından, tam üyelik müzakerelerinin başlamasına ilişkin tüm koşulların yerine geldiğini tekrarlayarak, AB Konseyi'nin, Müzakere Çerçeve Belgesi'ni onaylaması gerektiğini hatırlattı.
 
AB Komisyonu sözcüsü, 1-2 eylülde, İngiltere'de, dışişleri bakanları düzeyinde toplanacak olan AB Konseyi'nden bu onayın çıkmasının, 3 Ekim'de müzakerelerin başlamasından önceki son siyasi adım' olacağını ifade etti ve ''AB üyesi devletler, başlatılan süreci ilerletme veya frenleme açısından siyasi sorumluluklarını üstlenmelidirler. Bu, üye devletlerin her birinin hükümran kararı olacaktır'' dedi.
 
Villepin'in açıklamaları
 
Fransa Başbakanı Dominique de Villepin, bugün yaptığı açıklamada, Türkiye'nin Kıbrıs'ı tanımaması halinde, AB ile müzakerelerin düşünülemeyeceğini söylemişti.
 
Fransız Başbakan Villepin, Türkiye-AB arasında 3 ekimde başlaması öngörülen müzakerelerin ertelenebileceğini savunarak, AB'nin 25 üyesinden her birini tanımayan bir ülkeyle müzakere yapılmasının düşünülemeyeceğini belirtmişti.
 
Türkiye'nin Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanımadığına dair yayımladığı deklarasyona, dün de Avusturya'dan tepki gelmişti
 
Avusturya Başbakan Yardımcısı Hubert Gorbach, Türkiye'nin Kıbrıs Rum yönetimini tanımaması halinde AB üyesi olamayacağını savundu. Gorbach, Türkiye'nin, sınırları devletler hukukuna göre belirlenmiş olan Kıbrıs'ı tanımadan AB'ye üye olmasının mümkün olmadığını söylemişti.
 
Villepin'e Gül'den de tepki geldi
 
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül de, Fransa'nın 'Kıbrıs tanınmalı' yönündeki açıklamalarıyla ilgili olarak AB'nin verdiği sözler doğrultusunda müzakerelerin 3 ekimde başlatılmasını istedi.
 
Bakan Gül, "Fransa Başbakanı de Villepin'in söz konusu demeci hangi çerçevede verdiğini ve tam olarak neleri kastettiğini bu aşamada
değerlendirebilecek durumda değilim. Fransa'nın AB sürecine desteğinin devamını bekliyoruz" ifadelerini kullandı.
 
Türkiye'nin bütün yükümlülüklerini yerine getirdiğini vurgulayan Gül, "şimdi AB'nin de ahde vefa ilkesi doğrultusunda 17 aralıkta aldığı ve altında bütün AB üyelerinin imzası bulunan karar uyarınca, müzakereleri 3 ekimde başlatmasını bekliyoruz'' diye konuştu.

 

Türkiye 'tanınma' baskısına tepkili


2 Ağustos, 2005 15:02:00 (TSİ) CNN TURK

 

Türkiye, Fransa'nın müzakerelerin başlaması için 'Kıbrıs tanınmalı' şartını, 'AB verdiği sözleri ihlal ediyor' olarak değerlendirdi.

Türkiye'nin yayımladığı Kıbrıs Rum Yönetimi'nin tanınmayacağı yönündeki deklarasyonuyla ilgili tartışmalar sürüyor. Son olarak Fransa Başbakanı Dominique de Villepin, Türkiye'nin Kıbrıs'ı tanıması gerektiğini söyledi. Türkiye ise bunu '17 aralıkta alınan kararlar ihlal ediliyor' diye değerlendirdi.
 
Reuters haber ajansı, bir Türk yetkiliye dayandırdığı haberinde, Fransa'nın 'Kıbrıs tanınmalı' şartını Türkiye'nin verilen sözlerin ihlal edildiği şeklinde yorumladığını duyurdu.
 
Reuters'a konuşan Türk diplomat, 17 aralık 2004'te müzakerelerin başlaması için Türkiye'ye böyle bir şartın sunulmadığını belirterek, bu konunun son derece net olduğunu söyledi.
 
Aynı yetkili, Türkiye'nin Ek Protokolü imzalaması ile müzakerelere başlamak için son şartın da yerine getirildiğini ifade etti. İngiliz haber alansına göre, Ankara, Fransa'nın bu tavrının 3 ekimde başlaması öngörülen müzakerelerin tarihinde geçikmeye yolaçacağına da inanmıyor.
 
Villepin'in açıklaması
 
Fransa Başbakanı Dominique de Villepin, Türkiye'nin Kıbrıs'ı tanımaması halinde, AB ile müzakerelerin düşünülemeyeceğini açıkladı.
 
Fransız Başbakan Villepin, Türkiye-AB arasında 3 ekimde başlaması öngörülen müzakerelerin ertelenebileceğini savunarak, AB'nin 25 üyesinden her birini tanımayan bir ülkeyle müzakere yapılmasının düşünülemeyeceğini belirtti. 
 
Türkiye'nin Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanımadığına dair yayımladığı deklarasyona, dün Avusturya da tepki gösterdi.  
 
Avusturya Başbakan Yardımcısı Hubert Gorbach, Türkiye'nin Kıbrıs Rum yönetimini tanımaması halinde AB üyesi olamayacağını savundu.
Gorbach, Türkiye'nin, sınırları devletler hukukuna göre belirlenmiş olan Kıbrıs'ı tanımadan AB'ye üye olmasının mümkün olmadığını söyledi.
 
AB içinde ekonomik ve siyasi bazı sorunların yaşandığı bir dönemde iç barışın ve işbirliğinin birlikte yaşamanın ilk koşulu olduğunu belirten Gorbach, Türkiye'nin konumunu ve nereye gitmek istediğini somut olarak belirlemesi gerektiğini ifade etti.
 
Gorbach, Ek Protokolün imzalanmasıyla birlikte Kıbrıs deklarasyonunun yayımlanmasını 'olumsuz bir gelişme' olarak değerlendirdi.
 
Rehn'den 'deklarasyon' desteği
 
AB Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn ise dün, Türkiye'yi destekleyici yönde bir açıklama yaptı.
 
Olli Rehn, Ankara Anlaşması Ek Protokolünün imzalanmasının ardından, Türkiye ile tam üyelik müzakerelerinin başlaması yönünde engel kalmadığını söyledi.
 
Rehn, açıklamasında, Ek Protokolün imzalanmasından duyduğu memnuniyeti dile getirdi. Olli Rehn, bu imzanın, Gümrük Birliği'nin, Kıbrıs Cumhuriyeti dahil tüm Avrupa Birliği üyesi devletlerde uygulanmasını sağlayacağını belirtti.
 
Protokolde 'tanıma' yok
 
AB dönem başkanı İngiltere'nin Türkiye'ye gönderdiği ek protokol metni, Brüksel'deki Türk daimi temsilcisi Büyükelçi Oğuz Demiralp tarafından geçtiğimiz cumartesi imzalandı.
 
Türkiye, protokole imza atarken, Kıbrıs cumhuriyeti'ni tanımadığını da yayınladığı bir deklarasyonla ilan etti.
 
Deklarasyonun içeriği:
 

·  Türkiye siyasi çözüm için kararlılığını sürdürmektedir

·  Bu protokoldeki Kıbrıs Cumhuriyeti 1960'daki ortaklık devleti değildir

·  Türkiye için Rum tarafı Kıbrıs Türk tarafını temsil etmemektedir

·  Türkiye bu protokolle Kıbrıs Cumhuriyeti'ni herhangi bir şekilde tanımış olmayacaktır

·  Türkiye KKTC ile ilişkilerini değiştirmeyecektir

·  Kapsamlı çözümle birlikte Türkiye yeni oluşacak devlet ile ilişkiler tesis etmeye hazırdır
 
AB'nin deklarasyonun kısa olması ve limanların Rum kesimine açılmayacağı cümlesinin yer almaması taleplerini dikkate alan Ankara deklarasyonun hem giriş hem de sonuç bölümünde çözüme yönelik mesajlar verdi.

 

Gül, AB'den verdiği sözü tutmasını istedi


2 Ağustos, 2005 17:31:00 (TSİ) CNN TURK

 

Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Fransa'nın 'Kıbrıs tanınmalı' yönündeki açıklamalarıyla ilgili olarak AB'nin verdiği sözler doğrultusunda müzakerelerin 3 ekimde başlatılmasını istedi.

Bakan Gül, "Fransa Başbakanı de Villepin'in söz konusu demeci hangi çerçevede verdiğini ve tam olarak neleri kastettiğini bu aşamada
değerlendirebilecek durumda değilim. Fransa'nın AB sürecine desteğinin devamını bekliyoruz" ifadelerini kullandı.
 
Türkiye'nin bütün yükümlülüklerini yerine getirdiğini vurgulayan Gül, "şimdi AB'nin de ahde vefa ilkesi doğrultusunda 17 aralıkta aldığı ve altında bütün AB üyelerinin imzası bulunan karar uyarınca, müzakereleri 3 ekimde başlatmasını bekliyoruz'' diye konuştu.
 
Reuters haber ajansı ise Ankara'nın, bu açıklamayı, "AB tarafından verilen sözlerin ihlali" olarak değerlendirdiğini duyurdu.
 
Ajans, bir Türk yetkiliye dayandırdığı haberinde, Fransa'nın 'Kıbrıs tanınmalı' şartını Türkiye'nin verilen sözlerin ihlal edildiği şeklinde yorumladığını belirtti.
 
Reuters'a konuşan Türk diplomat, 17 aralık 2004'te müzakerelerin başlaması için Türkiye'ye böyle bir şartın sunulmadığını belirterek, bu konunun son derece net olduğunu söyledi.
 
Aynı yetkili, Türkiye'nin Ek Protokolü imzalaması ile müzakerelere başlamak için son şartın da yerine getirildiğini ifade etti. İngiliz haber alansına göre, Ankara, Fransa'nın bu tavrının 3 ekimde başlaması öngörülen müzakerelerin tarihinde geçikmeye yolaçacağına da inanmıyor.

'Müzakereler ertelenebilir' mesajı
 
Fransa Başbakanı Dominique de Villepin, bugün yaptığı açıklamada, Türkiye'nin Kıbrıs'ı tanımaması halinde, AB ile müzakerelerin düşünülemeyeceğini söylemişti.
 
Fransız Başbakan Villepin, Türkiye-AB arasında 3 ekimde başlaması öngörülen müzakerelerin ertelenebileceğini savunarak, AB'nin 25 üyesinden her birini tanımayan bir ülkeyle müzakere yapılmasının düşünülemeyeceğini belirtmişti.
 
Türkiye'nin Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanımadığına dair yayımladığı deklarasyona, dün de Avusturya'dan tepki gelmişti 
 
Avusturya Başbakan Yardımcısı Hubert Gorbach, Türkiye'nin Kıbrıs Rum yönetimini tanımaması halinde AB üyesi olamayacağını savundu. Gorbach, Türkiye'nin, sınırları devletler hukukuna göre belirlenmiş olan Kıbrıs'ı tanımadan AB'ye üye olmasının mümkün olmadığını söylemişti.

 

Fransa: Kıbrıs tanınmazsa müzakere ertelenir

 

 

Paris

Fransa Başbakanı de Villepin, Türkiye'nin Kıbrıs'ı tanımaması halinde, AB ile müzakerelerin düşünülemeyeceğini söyledi.

Başbakan de Villepin, Europe 1 radyosuna verdiği demeçte, Türkiye-AB arasında 3 Ekim'de başlaması öngörülen müzakerelerin ertelenebileceğini savunarak, “AB'nin 25 üyesinden her birini tanımayan bir ülkeyle müzakere yapılmasının düşünülemeyeceğini” belirtti.

   

De Villepin, Türkiye'nin 3 Ekim'e kadar, müzakerelerin başlaması için şart koşulan bütün maddelere uymaması ve kendi argümanlarını empoze etmesi ihtimaliyle ilgili bir soruyu, şöyle yanıtladı:

   

“O zaman beklemek elzem olacak. Türkiye'nin müzakere sürecine geri dönme yolunda gerçek bir istek göstermesi beklenecek.”

   

Fransa Başbakanı Dominique de Villepin, “Müzakerelerin 3 Ekim'de başlamaması olası mı?” sorusunaysa “Her şeyin tamamen açık olması gerektiğini düşünüyorum” yanıtını verdi.

 

YUNANİSTAN: ADAY BİR ÜLKENİN BİR AB ÜYESİNİ TANIMAMASI KURUMSAL BİR ÇELİŞKİDİR”
   
Yunanistan Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Yorgo Kumuçakos, “aday bir ülkenin bir AB üyesini tanımamasının Avrupa gerçeğine yabancı, kurumsal ve garip bir çelişki oluşturduğunu” söyledi.
   
Kumuçakos, Fransa Başbakanı Dominique de Villepin'in yaptığı ”Türkiye'nin Kıbrıs'ı (Rum) tanımaması halinde, AB ile müzakerelerin düşünülemeyeceği” yönündeki açıklamasına ilişkin yazılı bir açıklama yaptı.
   
De Villepin'in açıklamasının “özel bir önem” taşıdığını kaydeden Kumuçakos, “Türkiye'nin içinde bulunmayı kendi seçtiği bu çelişkili durumun bir an önce ortadan kaldırılması gerektiğini defalarca söyledik. Bu noktadaki tutumumuzda net ve ısrarlıyız” dedi.

 

SOYER: TANIDI-TANIMADI TARTIŞMALARINI BIRAKARAK ÇÖZÜME ODAKLANMALIYIZ

 

KKTC Başbakan Ferdi Sabit Soyer, ”Türkiye'nin AB ile ek protokolü imzalamasıyla ortaya çıkabilecek sıkıntıların, Türkiye ve KKTC hükümetleriyle sivil toplum örgütlerinin işbirliğiyle aşılabileceğini” belirterek, “Bu süreçte tanıdı-tanımadı tartışmalarını bırakarak çözüm sürecine bağlılık teyit edilmeli” dedi.
   
Soyer, Kıbrıs Türk Sanayi Odası Yönetim Kurulu'nu kabulünde yaptığı konuşmada, “çözümsüzlük ortamı nedeniyle her yeni gelişmenin yeni imkanlar yanında, yeni sorunlar da yarattığına” dikkati çekerek, ”Ne kadar usansak da Kıbrıs sorunuyla uğraşmak temel görevdir. Siyasi eşitlik temelinde çözüme ulaşıncaya dek bu sorunla uğraşmamız gerekiyor” dedi.

 
GÜL: FRANSA'NIN AB SÜRECİNE DESTEĞİNİ BEKLİYORUZ

Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, Suudi Arabistan Kralı Fahd'ın cenaze törenine katılmak için gittiği Riyad'da Fransa Başbakanı Dominique de Villepin'in açıklamalarını değerlendirdi.

Gül, şunları kaydetti: “Fransa Başbakanı de Villepin'in söz konusu demeci hangi çerçevede verdiğini ve tam olarak neleri kastettiğini bu aşamada değerlendirebilecek durumda değilim. Fransa'nın AB sürecine desteğinin devamını bekliyoruz. Türkiye, bütün yükümlülüklerini yerine getirmiştir. Şimdi AB'nin de ahde vefa ilkesi doğrultusunda 17 Aralık'ta aldığı ve altında bütün AB üyelerinin imzası bulunan karar uyarınca, müzakereleri 3 Eki'mde başlatmasını bekliyoruz.”

 (aa)

HURRIYET 02/08/05

 

Sezer: KKTC için her türlü çaba sürecek

Ankara

Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, Türkiye'nin, KKTC'nin ekonomik ve toplumsal yönden gelişmesi için her türlü çabayı göstermeyi sürdüreceğini söyledi. Sezer, KKTC'ye uygulanan ambargonun kaldırılması gerektiğini vurguladı.

Sezer, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Çankaya Köşkü'nde baş başa ve heyetlerarası görüşme yaptı.

Görüşmelerin ardından yaptıkları ortak basın açıklamasında, Sezer, KKTC Cumhurbaşkanlığına seçilmesinin ardından düzenlediği ilk resmi ziyaret nedeniyle Talat ve beraberindeki heyeti Türkiye'de görmekten mutluluk duyduğunu ifade etti.
   
Kıbrıs'ın Türkiye için bir ulusal dava olduğunu ve Kıbrıs'ta dili ve dini ayrı iki halk ve onların kurduğu iki devlet bulunduğunu kaydeden Sezer, “Kıbrıs'ta yeni bir ortaklık iki eşit taraf arasında kurulmalı, yaşayabilir olmalı ve Ada'daki gerçekleri dikkate almalıdır. Varılacak çözümün, iki kesimliliği ve Ada üzerindeki dengeleri gözetmesi gerekmektedir” diye konuştu. Ada'daki iki halkın barış ve güvenlik içinde yan yana yaşayabilecekleri zeminin temelinin, KKTC'nin bugün olası bir çözümün eşit ortağı durumunda olduğu gerçeğinin kavranmasına bağlı olduğunu vurgulayan Sezer, Türk tarafının, hakça ve kalıcı bir çözümden yana olduğunu ve bu yolda üzerine düşeni yaptığını söyledi.
   
Cumhurbaşkanı Sezer, buna karşın, karşı tarafın, eşitlik ve ortaklık temelinde bir siyasal uzlaşıyı kabul etme niyetinde olmadığının anlaşıldığını ifade etti.
   
KARŞILIKLI SAYGI VE GÜVEN ORTAMINA GEREKSİNİM
   
Türkiye ve KKTC'nin Kıbrıs sorununun hakça ve kalıcı bir çözüme kavuşturulmasını içtenlikle istediğini belirten Sezer, şunları kaydetti:
   
“Biz, BM Genel Sekreteri'nin çabalarını destekledik. Çözümün, BM çerçevesinde gerçekleşmesi gerektiğine olan inancımızı sürdürmekteyiz. Kıbrıs Türk halkı her zaman uzlaşıdan yana olmuştur. Her şeyden önce, iki taraf arasında karşılıklı saygı ve güven ortamının oluşmasına gereksinim vardır. Tersi durumda, tarafların yan yana yaşayabilecekleri ve işbirliği yapabilecekleri bir ortamı sağlamak olanağı bulunmayacaktır.”
   
Sezer, KKTC'nin, demokratik ve insan hakları ile hukukun üstünlüğü ilkelerine dayalı yapısıyla Ada üzerinde ve Doğu Akdeniz bölgesinde istikrarın simgesi olduğunu belirtti.
   
Cumhurbaşkanı Sezer, şöyle devam etti:
   
“Sayın Cumhurbaşkanı ve beraberindeki heyetle yaptığımız görüşmede de, Kıbrıslı Türk kardeşlerimizle dayanışma ve işbirliği anlayışımızı yineleme olanağını bulduk.
   
Görüşmede, Kıbrıs konusunun içinde bulunduğu aşamayı ayrıntılı olarak değerlendirdik ve önümüzdeki dönemde atılabilecek adımlar üzerinde görüş alışverişinde bulunduk.
   
Türkiye ve KKTC'nin yakın temas, işbirliği ve danışma halinde olması gerektiği konusunda görüş birliği içindeyiz. Birlik ve beraberliğimiz bizim esas gücümüzdür. Bu dayanışma, bundan sonra da aynı biçimde sürecektir”
   
ULUSLARARASI TOPLUMDAN SOMUT ADIM BEKLENTİSİ
   
Bugün içinde bulundukları aşamada, Kıbrıs Türk halkına yıllarca uygulanan haksız ambargo ve kısıtlamalara son verilmesi için uluslararası toplumun, BM ve AB'nin daha da gecikmeden somut adımlar atmasını beklediklerini ifade eden Sezer, doğrudan ticaret ve doğrudan ulaşım konusunda somut gelişmeler sağlanmasını ve ambargoların kaldırılması yönünde atılan adımların daha da ileriye götürülmesini beklediklerini kaydetti.
   
“Türkiye, KKTC'nin ekonomik ve toplumsal yönden gelişmesi için her türlü çabayı göstermeyi sürdürecektir” diyen Sezer, amaçlarının, Kıbrıs Türk halkının yaşam düzeyini yükseltmek ve geleceğe daha güvenle bakmasını sağlamak olduğunu ifade etti.
   
Cumhurbaşkanı Sezer, “Kıbrıs sorunu, Kıbrıs Türkü için bir hak ve hukuk savaşımıdır. Bu dönemde Türkiye'nin, KKTC'yi, geçmişte olduğu gibi bundan sonra da her alanda destekleyecek ve Kıbrıslı Türk kardeşlerimizin yanında olmayı sürdürecektir” diye konuştu.

TALAT: TÜRKİYE İLE KKTC DAYANIŞMASININ DEVAM ETMESİ KONUSUNDA KARARLIYIZ

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat da Cumhurbaşkanı seçilmesinin ardından yapılan resmi davet için Sezer'e içtenlikle teşekkür ederek, ilk resmi ziyaretinde çok samimi ve ayrıntılı bir değerlendirmede bulunduklarını kaydetti.
   
Cumhurbaşkanı Sezer ile Kıbrıs sorununun içinde bulunduğu durumu değerlendirdiklerini belirten Talat, bundan sonra atılacak adımlar konusunda görüş alış verişinde bulunduklarını söyledi.
   
Türkiye'nin her zaman KKTC'ye destek verdiğini ve bu desteğin bundan sonra da süreceğinin bilincinde olduklarını ifade eden Talat, şöyle dedi:
   
“Dayanışmamızın geçmişte olduğu gibi bundan sonra da devam edeceği konusunda kararlılığımızı vurguladık. Türkiye'ye güçlü destek için teşekkür ediyoruz. İnanıyoruz ki bu destek eksilmeyecek, artacaktır.”
   
Türk tarafının Kıbrıs sorununa kalıcı çözüm istediğini ve bu yöndeki çabalarının dünya tarafından görüldüğünü hatırlatan Talat, ancak Rum tarafının çözüme yanaşmadığını kaydetti.

“RUMLARA BARIŞ ELİMİZİ UZATTIK, TUTMALARINI İSTİYORUZ”

Talat, “Seçimlerin bittiği günden itibaren Rumlara barış elimizi uzattık. Rum tarafının uzattığımız eli tutmasını istiyoruz. Eğer tutarlarsa eşitliğimize dayalı ortak bir devlet kurmaya hazırız” dedi.
   
BM Genel Sekreteri'nin Güvenlik Konseyi'ne sunduğu raporda, Kıbrıslı Türklerinin gereksiz yere izole edilmesine son verilmesi yönündeki tavsiyesinin doğru bir yaklaşım olduğunu ifade eden Talat, bu yaklaşımın tüm dünya tarafından da algılanması gerektiğini söyledi.
   
Talat, geçmişin düşüncelerine dayalı mevcut uluslararası hukukun Kıbrıslı Türklerin durumunu tanımlayamadığını belirterek, uluslararası toplumun Kıbrıs'a bakışının yeniden gözden geçirmesi ve ciddi şekilde yeni bir değerlendirme yapması gerektiğini kaydetti. Talat, bu değerlendirmenin ilk adımının da izolasyonların kaldırılması yönünde atılması gerektiğini belirtti.
   
Kıbrıs sürecinde Türkiye ile KKTC'nin dayanışmasının önemine işaret eden KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, bu dayanışmanın, Kıbrıslı Türklerin haklarını elde edecekleri bir çözüme taşıyacağını kaydetti.

 (aa)

HURRIYET 02/08/05

 

Pakistan'dan Kıbrıs desteği: AB'nin ihanet öyküsü...


      Türkiye’nin Barış Harekatı ile Kıbrıslı Türklere özgürlük sağladığı bildirildi. Pakistan’da yayınlanan The News gazetesinde yer alan bir makalede AB ihanetle suçlanırken Kıbrıslı Türklere uygulanan ambargolar için hiç bir izah bulunmadığı, İslam ülkelerinin de Kıbrıslı Türkler konusunda isteksiz davrandıkları vurgulandı.
      The News gazetesi, Pakistan’lı siyasi analist Ansar Mahmood Bhatti imzalı, "AB’nin ihanet öküsü" başlıklı bir makaleye yer verdi. Türkiye’nin Barış Harekatını gerçekleştirdiği 20 Temmuz 1974 gününün, Kıbrıslı Türkler için özgürlük günü olduğu, adanın Yunanistan ile birleştirilmesinin engellendiği belirtildi.
     
     PAKİSTAN’IN VE İRAN’IN DESTEĞİ ÇOK KÜÇÜK
      Kıbrıslı Türklere hiç bir izahı olmayan ambargoların uygulandığına dikkat çekilen makalede "Pakistan ve İran, Kıbrıslı Türklerin gerçek kaygılarını anlıyor ancak bu ülkelerce sağlanan destek çok küçük. Azerbaycan, doğrudan uçuşlara başlayan ilk ülke oldu" ifade kullanıldı.
      Türkiye’nin, Kıbrıs sorununun çözünlenmesi konusunda halen AB’nin baskısı altında olduğu ifade edilen makalede, oysa Türkiye’nin adaylığı kabul edildiği 1999 yılındaki Helsinki Zirvesi’nde ise Kıbrıs koşulunun konulmadığına dikkat çekildi.
      Kıbrıslı Türklerin, İslam ülkelerinin isteksizliğinden yakınmakta hakkı olduğu görüşü savunulan makalede Rumları müzakere masasına iten tek faktörün adadaki Türk askerlerinin varlığı olduğu vurgulandı.
      Makalede Annan Planı referandumunun ardından AB’nin Kıbrıslı Türkler için bir destek paketini açıkladığı ancak bu taahhüdün yerine getirilmediği belirtildi. Kıbrıs’taki durumun giderek daha kritik hale geldiği savunulan makalede başta AB olmak üzere, uluslararası toplumun harekete geçmemesi halinde çok geç olacağı öne sürüldü.
     

      ANKA

MILLIYET 02/08/05

 

Kıbrıs'ta doğru adım atıldı...



Nihayet oldu.
Türkiye Gümrük Birliği anlaşmasını Kıbrıs'ı içine alacak şekilde genişletti.
Aslında son dakikaya kadar, Türkiye herhangi bir deklarasyon yapmaktan caydırmaya çalışıldı. Avrupa Komisyonu ve dönem Başkanı İngiltere, deklarasyon yapılmadığı taktirde Türkiye'nin hiç bir zarara uğramayacağını, buna karşın müzakereler sırasında işinin çok kolaylaşacağını telkin ettiler. Kıbrıs ve Yunanistan'ın zorluk çıkartamayacaklarını vurguladılar.
Ancak, Ankara'nın ağzı yanmıştı. Yoğurdu üfleyerek yemek zorundaydı. 1995'teki Gümrük Birliği anlaşması sırasında ve sonradan yaşananlar (özellikle, çözüm olmadan Kıbrıs'ın tam üyeliğe kabul edilmesi) derin izler bırakmıştı. Bu defa, hukuki açıdan hiçbir açık bırakılmamalı ve Türk tarafı ciddi şekilde korumaya alınmalıydı.
Deklarasyon, birçok üye ülke'nin beklentisinin aksine gayet yumuşak bir metinden oluşuyor.
Kelimeler dikkatle seçilmiş.
Sürtüşme değil, uzlaşı arayışı ön plana çıkarılmış.
Annan planı hatırlatılarak "çözüm istediğimizin" örneği verilmiş ve tarafların kabul edecekleri bir çözüm formülü bulunana kadar, Rumların Güneyi, Türklerin de Kuzeyi yönetmekle yetinecekleri belirtilmiş.
Avrupa Birliği, hiçbir deklarasyon olmasa memnun olabilirdi, ancak Türkiye böyle bir deklarasyon yapmamazlık edemezdi. Hiçbir Türk hükümeti, bu tip bir deklarasyon yapmadan ayakta kalamazdı.
İşte bundan dolayı, hükümet doğrusunu yapmıştır.
Protokolu, imzalamak zorundaydı.
Deklarasyondan kaçınması da söz konusu olamazdı.

RUMLAR İÇİN HAYAL KIRIKLIĞI
Kıbrıs Rum liderliği ve Yunanistan'ın tepki göstermeleri doğal karşılanmalı. Zira bu iki başkent'in beklentileri farklıydı.
Rumlar, 17 Aralık 2004 doruğuna tam 12 ayrı istek içeren bir listeyle gelmişlerdi. 12 maddenin sadece birini, onun da yarısını elde edebilmişlerdi. Bu defa, 17 Aralık'ta kaçırdıkları fırsatı yakalamak istiyorlardı. Onu da başaramadılar.
Rumlar, tüm müzakereler boyunca salam politikası uygulayacaklar. Buna hazırlıklı olmalıyız. Bu durum da bize Rauf Denktaş'tan mirastır. Eğer Annan planını Kopenhag'da (Aralık 2003) kabul etmiş olsa, bugün ya Türkler de tam üye statüsüne kavuşmuş veya Rumlar tam üyelik kapısında bekliyor olacaklardı. Denktaş'ın Kıbrıs'ı kişisel kaprisine dönüştürmesi, ne yazık ki, hem Türkiye'ye hem de KKTC'ye çok pahalıya çıkacak.
Neyse olanlar oldu. Şimdi ileriye bakalım.
Rumlarda Annan planını reddederek, Ada'nın ikiye bölünmesini dolaylı şekilde kabul etmiş oldular.
Bundan sonra ne kadar salam politikası uygularlarsa uygulasınlar, Türkiye'yi ne kadar sıkıştırırlarsa sıkıştırsınlar, Kıbrıs sorununun çözümü Türkiye'nin AB'ye tam üyeliğine endekslenmiştir.
Türkiye AB'ye tam üye olduğu taktirde, Kıbrıs konusuda kendiliğinden çözülecek, Türkiye AB dışında bırakıldığı sürece Kıbrıs bugünkü gibi kalacak. Aradan bir 10-15 yıl daha geçtikten sonra da Ada'nın birleşmesi söz konusu edilemeycektir.
Denktaş tutumuyla, KKTC vatandaşlarının zenginleşmelerini geciktirmiş, Türkiye'nin başına Rum azabını örmüşse, Papadopulos'ta tutumuyla Kıbrıs'ın ortadan ikiye bölünmesini gerçekleştirmiştir.

AB YANKILARI KÖTÜ DEĞİL
Türkiye'nin deklarasyonu açıklandıktan sonra Avrupa'nın belli başlı başkentlerini aradım ve yankıları aldım. Beklentilerimizin aksine, Kıbrıs açıklaması pek olumsuz tepki görmemiş. Genel olarak anlayışla karşılanmış. "Keşke yapılmasaydı" diyenler dahi, ardından "anlıyoruz, Türkiye bu açıklamayı, yapmadan edemezdi" diye eklediler.
Kıbrıs'ta yeni bir süreç başlıyor.
Bundan sonra Türkiye'nin hayatı daha kolay geçmeyecek. Riskli ve zorluklarla dolu bir döneme giriyoruz. Önemli olan, Rum şantajlarına düşmemek ve KKTC'yi zenginleştirmenin yolunu bulmak.
Gerisi boş...

MEHMET ALI BIRAND MILLIYET 02/08/05

 

'Müzakere için Rumlar'ı tanı' baskısına Türkiye'den tepki

Türkiye'nin ek protokole imza ile birlikte yayınladığı deklarasyon için Avrupa basını dün "AB, Ankara'ya ödün vermeye hazır", "Türkiye'ye arka çıkan ülkeler var" diye yazdı, AB Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn, imzanın ardından Türkiye ile tam üyelik müzakerelerinin başlamasına bir engel kalmadığını açıkladı. Ancak bugün rüzgar tersine döndü.
      * Kıbrıs Rum yönetimi Müzakere Çerçeve Belgesi’ne 'tanıma' paragrafı eklemeye hazırlanıyor.
      * Fransa Başbakanı de Villepin, tanıma olmadan 3 Ekim'de başlayacak müzakerelerin ertelenebileceği açıklamasını yaptı.
      * Avusturya, Türkiye’nin Kıbrıs Rum Yönetimi’ni tanımaması halinde AB üyesi olamayacağını savundu.
      * Yunanistan, Fransa'nın açıklamasının 'özel bir önem' taşıdığını ve Rum tarafını tanımada net ve ısrarlı tutumunu sürdüreceğini açıkladı.
      * Türkiye ise, Fransa'nın müzakerelerin başlaması için 'Kıbrıs tanınmalı' şartını, 'AB verdiği sözleri ihlal ediyor' olarak değerlendirdi.
      * AB Komisyonu da, "Kıbrıs'ın çözüm yeri AB değil BM'dir" ve "Kıbrıs'ın müzakereler için bir önkoşul oluşturmadığını" açıklamasını yaparak Fransa Başbakanı'na tepki gösterdi.

     
     TÜRKİYE: AB, SÖZLERİNİ TUTMUYOR

      Fransa Başbakanı de Villepin'in 'Rum kesimini tanımadan Türkiye ile müzakereler başlamaz' sözlerine Ankara'dan ilk tepki geldi.
      Reuters haber ajansı, Türk yetkililere dayandırdığı haberinde, Türkiye, Fransa'nın müzakerelerin başlaması için 'Kıbrıs tanınmalı' şartını, 'AB verdiği sözleri ihlal ediyor' olarak değerlendirdi. Ankara, açıklamaların "17 Aralık'ta alınan kararları" ihlal ettiğini düşünüyor.
      Ayrıca Ankara, Fransa'nın bu tavrının 3 ekimde başlaması öngörülen müzakerelerin başlama tarihinde geçikmeye yolaçacağına inanmıyor.
     
     Gül: Sürecin devamını bekliyoruz

      Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, Fransa Başbakanı Dominique de Villepin’in açıklamalarını değerlendirdi.
      Gül, şunları kaydetti:
      "Fransa Başbakanı de Villepin’in söz konusu demeci hangi çerçevede verdiğini ve tam olarak neleri kastettiğini bu aşamada değerlendirebilecek durumda değilim. Fransa’nın AB sürecine desteğinin devamını bekliyoruz. Türkiye, bütün yükümlülüklerini yerine getirmiştir. Şimdi AB’nin de ahde vefa ilkesi doğrultusunda 17 aralıkta aldığı ve altında bütün AB üyelerinin imzası bulunan karar uyarınca, müzakereleri 3 ekimde başlatmasını bekliyoruz."
     
     AB KOMİSYONU'NDAN DE VILLEPEN'E TEPKİ...

      AB Komisyonu da, Fransa Başbakanı Dominique de Villepin'in Türkiye ve Kıbrıs konusunda yaptığı değerlendirmeyle mutabık olmadığını açıkladı.
      AB Komisyonu sözcüsü Amadeu Altafaj, de Villepin'in "Türkiye'nin Kıbrıs'ı tanımaması halinde, AB ile müzakerelerin düşünülemeyeceği" yolundaki açıklamasını değerlendirirken, "Kıbrıs Cumhuriyeti'nin tanınması meselesinin" çözüm yerinin AB değil, BM olduğunu, bu konunun 3 Ekim'de Türkiye'nin tam üyelik müzakerelerinin başlaması için bir önkoşul oluşturmadığını açıkladı.
      Tanıma konusunun, Türkiye'nin AB'ye katılım müzakereleri paralelinde, fakat AB değil, BM çerçevesinde bir süreç içinde yer aldığını ifade eden Altafaj, "sunulan Müzakere Çerçeve Belgesi'nde açıkça belirtildiği gibi", "katılım müzakerelerindeki ilerlemelerin, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin tanınmasına ilişkin olarak BM çerçevesinde kaydedilecek ilerlemelerle bağlantılı görüleceğini" söyledi.
      Sözcü, Ankara Antlaşması ek protokolünün Türkiye tarafından imzalanmasının ardından, tam üyelik müzakerelerinin başlamasına ilişkin tüm koşulların yerine geldiğini tekrarlayarak, AB Konseyi'nin, Müzakere Çerçeve Belgesi'ni onaylaması gerektiğini hatırlattı.
      Amadeu Altafaj, 1-2 Eylül'de, İngiltere'de, dışişleri bakanları düzeyinde toplanacak olan AB Konseyi'nden bu onayın çıkmasının, "3 Ekim'de müzakerelerin başlamasından önceki son siyasi adım" olacağını ifade etti ve "AB üyesi devletler, başlatılan süreci ilerletme veya frenleme açısından siyasi sorumluluklarını üstlenmelidirler. Bu, üye devletlerin her birinin hükümran kararı olacaktır" dedi.
     

Kim ne demişti?


     
     FRANSA: MÜZAKERELER ERTELENEBİLİR

      Başbakan De Villepin, Europe 1 radyosuna verdiği demeçte, Türkiye-AB arasında 3 ekimde başlaması öngörülen müzakerelerin ertelenebileceğini savunarak, ''AB'nin 25 üyesinden her birini tanımayan bir ülkeyle müzakere yapılmasının düşünülemeyeceğini'' belirtti.
      De Villepin, Türkiye'nin 3 ekime kadar, müzakerelerin başlaması için şart koşulan bütün maddelere uymaması ve kendi argümanlarını empoze etmesi ihtimaliyle ilgili bir soruyu, şöyle yanıtladı:
      ''O zaman beklemek elzem olacak. Türkiye'nin müzakere sürecine geri dönme yolunda gerçek bir istek göstermesi beklenecek.'' Fransa Başbakanı Dominique de Villepin, ''Müzakerelerin 3 ekimde başlamaması olası mı?'' sorusunaysa ''Her şeyin tamamen açık olması gerektiğini düşünüyorum'' yanıtını verdi.
     
     YUNANİSTAN: TANIMADA ISRARLIYIZ

      Yunanistan Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Yorgo Kumuçakos, "aday bir ülkenin bir AB üyesini tanımamasının Avrupa gerçeğine yabancı, kurumsal ve garip bir çelişki oluşturduğunu" söyledi.
      Kumuçakos, Fransa Başbakanı Dominique de Villepin'in yaptığı "Türkiye'nin Kıbrıs'ı (Rum) tanımaması halinde, AB ile müzakerelerin düşünülemeyeceği" yönündeki açıklamasına ilişkin yazılı bir açıklama yaptı.
      De Villepin'in açıklamasının "özel bir önem" taşıdığını kaydeden Kumuçakos, "Türkiye'nin içinde bulunmayı kendi seçtiği bu çelişkili durumun bir an önce ortadan kaldırılması gerektiğini defalarca söyledik. Bu noktadaki tutumumuzda net ve ısrarlıyız" dedi.
      Atina'nın, Türkiye ile üyelik müzakerelerine başlanmasına ilişkin kararın alınacağı AB kurumlarında yapılacak değerlendirmelerde bu konuda son tutumunu alacağını belirten Kumuçakos, "Aynı zamanda Türkiye'nin Avrupa perspektifini destekleyen tutumumuzu koruyoruz. Fakat, bu perspektif, AB'nin prensipleri, değerleri ve kuralları çerçevesinde gelişmelidir" diye konuştu.
     
     RUMLAR'DAN ÇERÇEVE BELGESİ'NE YENİ PARAGRAF

      Rumların, Türkiye’nin Kıbrıs deklarasyonuna tepki olarak Müzakere Çerçeve Belgesi’ne yeni koşullar koymaya hazırlandığı bildirildi. Rumların belgeye, "Müzakere sürecinde Kıbrıs Cumhuriyeti’nin tanınması gereklidir. Bu tanıma sürecinin uzaması müzakere sürecinin sağlıklı bir beklinde ilerlemesini tehlikeye sokacaktır" yolunda bir paragraf eklenmek istediği belirtiliyor.
      ABHaber’e göre, Rumlar, Türkiye’nin Ankara Antlaşması’nı AB’nin yeni üyelerine genişleten Ek Protokolü imzalarken ilan ettiği Kıbrıs deklarasyonunu gerekçe göstererek AB Konseyi’nce onaylanması gereken Müzakere Çerçeve Belgesi’ne bir paragraf eklemek istiyorlar.
      Rumların belgeye ekletilmek istedikleri paragraf şöyle:
      "Müzakere sürecinde Kıbrıs Cumhuriyeti’nin tanınması gereklidir. Bu tanıma sürecinin uzaması müzakere sürecinin sağlıklı bir beklinde ilerlemesini tehlikeye sokacaktır".
     
     Rumları hangi ülkeler destekliyor?

      Rumlar, İngiltere’nin Newport kentinde 1-2 Eylül’de yapılacak AB Dışişleri Bakanları toplantısında gündeme getirecekleri söz konusu talep için Fransa, Avusturya, Hollanda ve Danimarka’dan destek aldıkları savunuyor.
      Rumların çerçeve belgesine eklenlemisini istedikleri önerilerin AB üyesi ülkeler arasında yapılacak pazarlıklardan sonra netleşeceği belirtildi.
      AB üyesi ülkeler, Türkiye’nin deklarasyonuna verilecek yanıt için Ağustos sonunda toplanaçak AB Daimi Temsilciler Komitesi Coreper toplantısında görüş birliğine ulaşmaya çalışacak.
      AB’nin Türkiye’nin deklarasyonuna cevap verip vermeyeceği, AB Komisyonu Hukuk Bürosu’ndan gelecek yanıta göre kesinlik kazanacak.
     
     AVUSTURYA: TÜRKİYE KIBRIS’I TANIMADAN AB ÜYESİ OLAMAZ

      Avusturya Başbakan Yardımcısı Hubert Gorbach da, Türkiye’nin Kıbrıs Rum Yönetimi’ni tanımaması halinde AB üyesi olamayacağını savundu.
      Türkiye’nin imzaladığı Gümrük Birliği Ek Protokolü ile birlikte yayımladığı deklarasyonuna ilişkin yazılı bir açıklama yapan Gorbach, "Türkiye’nin, sınırları devletler hukukuna göre belirlenmiş olan Kıbrıs’ı tanımadan AB’ye tam üye olmasının mümkün olmadığı" görüşünü savundu.
      Gorbach, açıklamasında, "Kıbrıs’ın (eğer) ve (ama) demeden tanınmasıyla Türkiye ileri doğru bir adım atmış olacaktır. Ancak bu son adım da olmayacaktır" ifadelerine yer verdi.
      AB içinde ekonomik ve siyasi bazı sorunların yaşandığı bir dönemde iç barışın ve işbirliğinin birlikte yaşamanın ilk koşulu olduğunu belirten Gorbach, "Türkiye’nin konumunu ve nereye gitmek istediğini somut olarak belirlemesi gerektiğini" kaydetti.
      Ek Protokol’ün imzalanmasıyla birlikte Kıbrıs deklarasyonunuN yayımlanmasını "olumsuz bir gelişme" olarak değerlendiren Gorbach, "Ankara’nın şu anda ipi germemesinin yararına olacağı" görüşünü dile getirdi.

MILLIYET 02/08/05

 

KKTC’ye Dragon Çayı’ndan su için geri sayım


      Gonca ŞENAY DHA

      TÜRKİYE’den Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne (KKTC) Dragon (Anamur) Çayı'ndan boru hattı ile su taşınması için anlaşmanın en geç Eylül ayı başında imzalanacağı, imza törenine Kıbrıs’tan sorumlu Devlet Bakanı Abdüllatif Şener, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Hilmi Güler’in yanı sıra Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’ün de katılacağı belirtildi.
      KKTC’ye Anamur’daki Dragon (Anamur) Çayı’ndan boruyla su götürme projesi Bakanlar Kurulu’nun 27 Mayıs 1998 tarihli kararı ile kabul edildi. Dönemin hükümeti tarafından alınan bu karardan 7 yıl geçmesine karşılık somut bir adım atılmazken, proje kısmen rafa kaldırıldı. Ancak, son dönemde KKTC’ye su taşınması için çalışmalar hızlandırıldı. İki ülke arasında bu ayın sonunda, en geç Eylül ayı başında anlaşma imzalanması için hazırlıkların sürdürüldüğü belirtildi.
      Anamur- Güzelyurt arasında döşenmesi planlanan boru hattı 78 kilometre uzunluğunda olacak. Su yüzeyinden 250 metre aşağıda olacak borular deniz dibine bağlanacak dubaların üzerine döşenecek. Kara ve deniz yapıları olarak iki ana bölümden oluşan projenin kara bölümünde baraj, depolar, pompa istasyonları ve isale hatları, deniz yapılarında ise, deniz üst kotundan 250 metre derinlikteki boruların imali ve askıda montajı yer alıyor. Alarko Holding’e bağlı Alsim Şirketi'nin başlayacağı inşaatın yaklaşık 400 milyon dolara mal olması bekleniyor.

MILLIYET 02/08/05

 

Talat'ın Ankara turu

Murat Yetkin

Bugün Ankara'da resmi temaslarda bulunacak olan Talat'ı zor bir gün bekliyor

RADIKAL 02/08/05

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın dün yaz yağmuru altında ilk resmi ziyareti için Ankara'ya indiği sıralarda Brüksel'de yapılan bir açıklama, Türk Dışişleri'ni bir ölçüde rahatlattı. Avrupa Birliği Genişleme Sorumlusu Olli Rehn, kısa süren bir Komisyon toplantısı ardından Ankara Antlaşması ek protokolünün imzalanmasıyla, Türkiye ile 3 Ekim tarihinde tam üyelik müzakereleri başlaması önünde bir engel kalmadığını açıkladı. Bu Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün ek protokolün imzalanması ardından ilan ettiği beklentisiyle paralel bir açıklama idi.
'Kıbrıs Cumhuriyeti'ni, adanın Türk yarısını da temsilen tam üye kabul ederek Avrupa'daki son büyük toprak ihtilafını ithal eden AB'nin, şimdi bu sorunun içinden nasıl çıkacağı merak konusu. Türkiye için de böyle. Çünkü Kıbrıs sorunu, AB'nin 'Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tam üye kabulünden ve bunun ardından adada iki ayrı toplumun hukuki ve siyasi varlığının Birleşmiş Milletler ve AB tarafından kabulü anlamına gelen Annan Planı'nın halkoylamasına sunulmasından itibaren, ayrı bir mecrada akmaya başladı. KKTC Cumhurbaşkanlığı'na, Kıbrıs Türklerinin EOKA saldırılarına karşı mukavemet yıllarından itibaren doğal lideri olarak sivrilen Rauf Denktaş'tan, genç kuşak politikacılardan, sol kanattaki CTP lideri Mehmet Ali Talat'a seçim yoluyla geçmesi, bu değişimi tescil eden bir gelişme oldu.
Talat, Ankara'ya Kıbrıs sorunu açısından pek de kolay olmayan koşullar altında geldi.
Zorlukların yalnız siyasi değil, şekli göstergeleri de var. Şifreleri kırarak incelendiğinde, görünen ile arkasındakinin farkı anlamlandırılabiliyor.
Örneğin, Talat bugün Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'den başka Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök ile de görüşecek. Bunda bir olağandışılık yok. Öte yandan Genelkurmay, dün yazılı bir açıklama ile, Türk devlet protokolüne göre yabancı devlet başkanı sayılan Talat'ın Özkök'ü Genelkurmay Başkanlığı'nda ziyaret edeceğini duyurdu.Geçmişte daha çok Genelkurmay Başkanlarının, özellikle de resmi ziyaret protokolüyle Ankara'da bulunan Denktaş'ı, genellikle kendisine tahsis edilen Çankaya'daki Camlı Köşk'te ziyaret ettikleri biliniyor. Denktaş'ın Genelkurmay Başkanlarını karargâhta ziyaret ettiği örnekler de var gerçi. Yine de ilk ziyaret için dikkat çekici.
Askeri kaynaklar, Denktaş ile Talat'a uygulanan program ve düzeyi konusunda hiçbir farklılığın söz konusu olmadığını, her ikisinin de Kıbrıs Türk halkının resmi temsilcisi olduğunu vurguluyorlar. KKTC'nin Ankara Büyükelçisi Taner Gazioğlu programın Dışişleri Protokol dairesince hazırlanmış olduğunu söylüyor. Geçmişte Denktaş'ın da Genelkurmay Başkanları ve Başbakanları ziyaret ettiği örnekleri hatırlatan Gazioğlu, bunun Lefkoşa ile Ankara arsında bir sorun yaratmayacağını vurguluyor.
Başbakan Erdoğan ile görüşme ise, eğer Başbakan dün vefat eden Suudi Arabistan Kralı Fahd'ın cenazesine katılmaz ise, Başbakanlık Konutu'nda verilecek akşam yemeği öncesi ve sırasında olacak. Bunda dikkat çekici bir yön görünmüyor.
Zaten, siyasi yelpazenin çok ilgisiz yerlerinde yer alan AK Parti ile Kıbrıs'taki CTP'nin kaderleri adeta birbirlerine bağlı. AK Parti iktidarında Kıbrıs konusunda atılan adımlar olmasaydı, Kıbrıs'ta CTP iktidarı olmayabilirdi. Erdoğan Kıbrıs'ta Talat gibi bir siyasi ortak bulmamış olsaydı, Kıbrıs politikasını bu ölçüde uygulayamayabilirdi. Sonuçta her ikisi de halkın oylarıyla iktidar olmuş siyasi liderler.
Talat, dün Radikal'de yayımlanan demecinde, Sezer ile yapacağı görüşmelerden en büyük beklentisinin "zaman zaman görüş ayrılıkları
olsa da" Kıbrıs Türklerine Ankara'dan gelen desteğin ve işbirliğinin sürmesi olduğunu vurgulamıştı. Bu sözün arka planında Talat'ın bir süre önce yaptığı 'Maraş'a karşı izolasyonlar' teklifinin Köşk'te yol açtığı tepkinin bugünkü görüşmede dile getirilmesi endişesi de var.
Talat için zorlu bir gün olacak. Bu şimdiye dek hep karşısında Denktaş'ı Kıbrıs'ın temsilcisi olarak görmüş olan yerleşik Ankara açısından da önemli bir gün. Ankara'nın Talat'a göstereceği itibarın, Kıbrıs Türk halkının tercihine gösterilecek itibar ve samimiyet testi olacağı unutulmamalı.

Rehn: 3 Ekim olsun

'Türkiye imzayı attı. Deklarasyon, müzakere tarihini bloke etmemeli'

RADIKAL 02/08/05

REUTERS - BRÜKSEL - Avrupa Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn, Türkiye'nin Gümrük Birliği'ni Kıbrıs Rum Yönetimi dahil 10 yeni AB ülkesine genişleten ek protokolü Kıbrıs'ı tanımadığına dair bir beyanla birlikte imzalamasının, 3 Ekim'de üyelik müzakerelerinin başlamasına engel olmaması gerektiğini açıkladı. Rehn'in dün basına dağıtılan 30 Temmuz tarihli açıklamasında, Türkiye'nin protokolü imzalamasından duyulan memnuniyet dile getirelerek, şu ifadeleri kullandı:
"İlk değerlendirmemiz bu beyanın Türkiye'nin protokolü uygulama kararlılığına gölge düşürmediği şeklindedir. Bu yüzden bu imza Türkiye'nin 3 Ekim olarak öngörülen müzakere sürecinin önünü açmalıdır."
Türkiye'nin ek protokolü imzalamasının 'Gümrük Birliği'nin, Kıbrıs dahil tüm AB üyelerinde uygulanmasını sağlayacağına' dikkat çeken Rehn, Avrupa Konseyi'nin, 17 Aralık'ta aldığı kararlar doğrultusundaki bu adımla Türkiye'nin katılım müzakerelerinin 3 Ekim'de başlayacağını ifade etti. Komisyon yetkilisi, Müzakere Çerçeve Belgesi'nin, 29 Haziran'da Konsey'in onayına sunulduğunu anımsattı. Türkiye'nin Kıbrıs sorununun çözümüne destek iradesini teyit etmesinin de önem taşıdığının altını çizen Rehn, yine de AB'nin Kıbrıs'la ilgili beyanın hukuki etkilerini yasal sebeplerden ötürü incelemesi gerektiğini belirtti. Türkiye'nin deklarasyonunun ayrıntılı incelemesinin gelecek hafta tamamlanacağı kaydedildi.

'Türkiye Kıbrıs'ı tanımalı'
Almanya'da 18 Eylül'deki seçimde iktidara gelmeleri beklenen Hıristiyan Birlik partileri ise Türkiye'nin Kıbrıs'ı tanımadan AB üyesi olma çabasını 'abes bir politika' diye nitelendirdi. Avusturya Başbakan Yardımcısı Hubert Gorbach da, "Türkiye, 'Kıbrıs'ı tanımazsa AB üyesi olamaz. Kıbrıs'ın 'eğer' ve 'ama' demeden tanınmasıyla Türkiye ileri bir adım atmış olacaktır. Ama bu son adım olmayacaktır" dedi.

Sezer Talat'ı kabul ediyor

RADİKAL - LEFKOŞA/ANKARA - KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Türkiye'nin Gümrük Birliği Ek Protokolü'nü imzalamasının ardından Ankara'daki ilk temasını bugün yapıyor. Seçildikten sonra Ankara'ya ilk gelişi 'çalışma ziyareti' şeklinde olan Talat, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer tarafından ilk kez resmen 'cumhurbaşkanı' sıfatıyla ağırlanacak. Talat, Başbakan Tayyip Erdoğan ve Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök'le de durum değerlendirmesi yapacak. Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş, Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit Pertev ve Oya Talat'ın da eşlik ettiği KKTC lideri dün akşam Ankara'ya ulaştı. Programına bu sabah Anıtkabir'e çelenk koyarak başlayacak olan Talat için Çankaya Köşkü'nde resmi tören düzenlenecek.

Baba-oğul Denktaş, bu ay Bakü yolcusu
Bu arada Azerbaycan'ın KKTC'ye tecridin kaldırılması yolunda attığı doğrudan uçuşları başlatmak ve ticari işbirliği adımların ardından Rauf ve Serdar Denktaş'ın bu ay Bakü'yü ziyaret edeceği kaydedildi.

02/08/05

 

Anorthosis'in rotası Şam üzerinden

02/08/2005 RADIKAL

LEFKOŞA-TRABZON - Türkiye'nin Gümrük Birliği Ek Protokolü'nü imzalamasının ardından havaalanları ve limanlarının Kıbrıs Rum Yönetimi'ne açılıp açılmayacağı tartışmaları sürerken, Anorthosis Famagusta Şampiyonlar Ligi ikinci ön eleme turu rövanş maçı için Trabzon'a gelme yolunda Suriye rotasını seçti.
Anorthosis yöneticileri maç için Larnaka'dan Trabzon'a direkt gelmek istedi. Ancak başta Trabzonspor'un Ada'ya Atina üzerinden geçmiş olduğu hesaba katılarak bu talep Dışişleri makamlarınca dikkate alınmadı. Bu ret yanıtından sonra Türkiye'ye doğrudan uçuş olmadığı için Rum takımı, saat 23.00'te özel uçakla Şam üzerinden Trabzon'a gitme kararı aldı. Trabzonspor, Anorthosis karşılaşması için Atina üzerinden Güney Kıbrıs'a uçmuş, aynı rotadan Türkiye'ye dönmüştü. İlk maçta Trabzon'un vize işlemleri Rum ekibi tarafından ödendiği için, bu sefer Anorthosis'in giderlerini Bordo-Mavililer karşılayacak.
Anorthosis, bu akşam saat 20.00'de Hüseyin Avni Aker Stadı'nda son antrenmanını yaptıktan sonra karşılaşma saatine kadar kampa girecek. (Spor Servisi)

Kıbrıs'ta uzatmalar

RADIKAL 02/08/05

MUHAMMED HARUB
Erdoğan hükümetinin AB'yle gümrük birliğini aralarında Kıbrıs'ın da bulunduğu 10 yeni AB üyesini kapsayacak biçimde genişleten ek protokolü imzalamasına ilişkin bildirisi birçok soruyu beraberinde getirdi. Aynı zaman zarfında bütün göstergeler bu bildirinin hiçbir siyasi veya pratik geçerliliği olmadığına işaret ediyor. Zira protokolü imzalamak bile Türkiye'nin Kıbrıs'ı 'pratik' olarak tanıdığı, siyasi ve diplomatik tanımanın ise yolda olduğu anlamına gelmekte.
Hikâyenin aslı şu: AB'nin ekim ayında Türkiye'nin üyeliğe katılımı amaçlı görüşmelerin başlamasına onay vermesi, Ankara'nın ek protokolünü imzalamasına bağlıydı. Yani Ankara gümrük birliğini Güney Kıbrıs mallarına da uygulamak zorunda.
Dikkat çeken husus, kısa ömrü içinde bölgesel dengelerde önemli roller oynayabilen ve açık diplomatik başarılar kaydeden Erdoğan hükümetinin bütün bu başarılara rağmen Kıbrıs konusunda 'Protokolün imzalanması Ankara'nın Kıbrıs'ı tanıdığı anlamına gelmez' yollu açıklamasıyla kafasının bir hayli karışık olması. Çünkü Erdoğan Kıbrıs'ın tanınmasının kaçınılmaz olduğunun bilincinde ve bu bedelden sakınmak mümkün değil. Şöyle ki AB kararları 'ortak' alınır ve Türkiye de dahil şu ana kadar 25 ülkeyi içine alan genişlemiş Avrupa kulübü üyesi hiçbir ülke bu ortak kabulün dışında olamaz. Kıbrıs'ın ve keza Yunanistan'ın oyları pusuda çünkü.
Ek protokolün Kıbrıslı Türklerle Rumlar arasındaki diyaloğun teşviki yönünde Erdoğan hükümetinin attığı dikkat çekici olumlu adımların tamamlayıcı olması mümkündü. Türkiye, bu bildiriyle, bilinen Arap diplomasisinin yoluna saptı. Arap diplomasisi başını toprağa gömer; geri adım atması ve doğal olarak ikna edici olmayan gerekçelere ve yorumlara başlaması fazla zaman almaz. Nihayetinde bu durum söz konusu diplomasinin teslimiyeti ve boyun eğişi anlamına gelir.
(Ürdün gazetesi Rey, 1 Ağustos 2005)

Tanıdık mı, tanımadık mı?

Turgut Tarhanlı

RADIKAL 02/08/05

17 Aralık zirvesinden beri, inişli çıkışlı bir tartışmanın konusu olan Gümrük Birliği Ek Protokolü sonunda imzalandı. Ve tabii yeni bir tartışma da başladı. Bu tartışmanın, gerek Türkiye'deki gerek Türkiye dışındaki (özellikle Kıbrıs'ın Rum yönetimi) seyrine bakılacak olursa, hukuki ve siyasi konuların birbirine karıştırıldığı açıkça görülür.
Basında da yer aldığı gibi, Türkiye, bu protokolü, buna ek bir
'deklarasyon'da ilan ettiği hususlara uyulacağı kaydıyla imzaladı. Ayrıca bunlara işaret eden bir ön yazının da bulunduğu belirtiliyor. Hükümet çevrelerince açıklandığına göre, Türkiye bu metinleri sadece imzalamakla bağlanma niyetinde değil. Hükümet, Anayasa gereğince (Madde 90) TBMM'nin iradesini aldıktan sonra onaylama yoluna gitmeyi tercih ediyor. Bu işlemin gerçekleşme tarihinin 3 Ekim 2005 sonrasına bırakılma olasılığı, bu iç onay mekanizmasının yakın vadeli Türkiye-AB ilişkilerinde siyasi bir kart olarak kullanılacağıyla ilgili gözüküyor.
Bu tartışmanın asıl mecrası, imza işleminin Kıbrıs'ın Rum yönetiminin Türkiye tarafından tanınması sonucunu doğuracak bir işlem olup olmadığı üzerinde yoğunlaşıyor. Buna hemen bir cevap vermek mümkün. Bu işlemin, hukuken bir tanıma anlamına geldiğinin iddia edilmesi isabetli bir görüş değildir.
İmza işleminin tanıma anlamına geldiği görüşünde olanların, tanıma uygulaması bağlamında değerlendirilebilecek farklı tutumları birbirine karıştırdığı söylenebilir. Açıklanan görüşlerde, genellikle fiili de facto tanıma ve zımni tanıma tutumları birbirine karışmış görülüyor. De facto tanıma, tanınması söz konusu olan devlet veya hükümetin, belli hususlarda henüz yeterli bir gelişmeyi sağlamadığı konusunda tereddütlere sahip olunduğu gerekçesiyle, ama o tarafla, buna rağmen bir ilişkinin de kurulması gereğine dayanır. Herhalde, protokolün imzası sonrasında, Türkiye'nin hukuki konumunun bu olduğu söylenemez.
Öncelikle, protokole ek olarak ilan edilen deklarasyon metninde, Türkiye'nin Kıbrıs'ın Rum yönetimini tanıma pozisyonunun ne olduğu açıklıkla vurgulanıyor. Ayrıca, 'Kıbrıs Cumhuriyeti' adının ne anlama geldiğine dikkat çekiliyor ve dolayısıyla 1960'taki hukuki yükümlülük çerçevesi reddedilmiyor. Buna rağmen bir de facto tanımada bulunulduğu iddiası gülünç olur. İkincisi, bu hususlara rağmen, Kıbrıs'ın Rum yönetiminin zımni olarak tanındığının iddia edilmesi de mümkün değildir. Zira deklarasyondaki açık ve yazılı resmi tutum, olası bir zımni tanıma iddiasını ortadan kaldırıcı bir anlama sahiptir.
Hukuken, bundan bir adım daha ileri gidilmesi ve örneğin Türkiye limanları ve/veya havaalanlarının Kıbrıs'ın Rum yönetimine ait gemi ve uçakların girişine açılması halinde bile, bir tanınma sonucunun doğmayacağı söylenebilir. Zira burada söz konusu olabilecek ilişki, sadece gümrük birliği protokolünün teknik esaslarının uygulanmasından ibaret bir ilişkidir. Ve bunun ötesinde bir iradenin (örneğin tanıma)
zımni ifadesi olarak yorumlanması, mevcut deklarasyon metni karşısında, olanaksızdır. Uluslararası hukukta, sadece bazı teknik ilişkilerin kurulması ve yürütülmesi bağlamında, birbirini tanımayan iki devletin veya hükümetin ikili ya da çok taraflı bir andlaşma akdetmelerinin
'zımni' bir tanıma anlamına gelmediğini öğrenmek için, bir uluslararası hukuk ders kitabına bakmak bile yeterlidir.
Peki bu durum, bazı AB üyesi devletlerin temsilcilerinin belirttiği gibi, garip bir durum değil midir? Diğer bir deyişle, AB ilke ve hedefleri, üyeler arasında bu gibi 'çekinceli' bir ilişkiler ortamından ziyade, bir siyasi ortaklık düşüncesinin ürünü değil midir? Elbette öyle. Fakat Kıbrıs
uyuşmazlığı olarak adlandırılan sorunun giderilmesi için öngörülen çözüm mekanizması, AB'nin yetkileri içinde olan bir konu da değildir. Bu konuda, mevcut uluslararası hukuk düzeni bağlamında BM bünyesinde bir çözüme varılması gereği herhalde tartışmalı olmasa gerek.
Tartışmalı olan husus, hukuken böyle bir gerçeğin varlığına rağmen, 'Kıbrıs'ın AB üyeliğinin gerçekleşebilmiş olmasıdır. Bu durumda Türkiye'nin deklarasyon metni, genel uluslararası hukuka atıfta bulunduğu için hukuki bir değer taşımaktadır. AB, genel uluslararası hukuk yükümlülüklerinden bağımsız bir oluşum sayılmayacağına göre, mevcut durum bu bağlamda değerlendirilmelidir

Kuzeyde ekonomi, seks turizmine dayalı

Cinsel istismara karşı savaş açan SAGE adlı sivil toplum örgütü yöneticisi Hotaling'den önemli iddia:

Kuzeyde ekonomi, seks turizmine dayalı

HOTALING: KUZEYDEKİ YAPI SEKS TURİZMİNE ELVERİŞLİ Küresel İstismara Karşı Duruş (SAGE) Projesi Yöneticisi Norma Hotaling, Kuzey Kıbrıs ekonomisinin ağırlıklı olarak seks turizmine dayandığını iddia etti ve bunun da kuzeydeki siyasi, ekonomik ve sosyal yapının bir sonucu olduğunu kaydetti. Hotaling, kuzeydeki mevcut siyasi ve ekonomik yapının bu soruna bir çözüm bulmakta yetersiz olduğunu savundu

MATTAR: CİNSEL İSTİSMAR ÖNEMLİ BİR SORUN Johns Hopkins Yüksek Okulu Uluslararası Çalışmalar Bölümü'nde Koruma Projesi Yöneticisi Mohammed Mattar ise insan ticaretinin, gerek Kıbrıs'ın kuzeyinde gerekse dünyada önemli bir sorun olduğunu ifade ederek, bu ciddi sorunun uzun yıllardır göz ardı edildiğini ve kurbanlarının tespit edilmesinde başarısız olunduğunu ifade etti

 

Anıl IŞIK

Çocukların ve yetişkinlerin ticari cinsel istismarına son verilmesini öncelikli hedef olarak benimseyen Amerika merkezli kâr amacı gütmeyen sivil toplum kuruluşu Küresel İstismara Karşı Duruş (SAGE) Projesi Yöneticisi Norma Hotaling, Kuzey Kıbrıs ekonomisinin ağırlıklı olarak seks turizmine dayandığını iddia etti ve bunun da kuzeydeki siyasi, ekonomik ve sosyal yapının bir sonucu olduğunu savundu.

Hotaling, "Ülkenizin ekonomisinin kalkınması ve gelişmesi için nasıl bir ekonomi ve iş yapısı kurduğunuz önemlidir. Siz ağırlıklı olarak 'seks turizmine' dayalı bir turizm sektörüne sahipsiniz. Farklı ülkelerden birçok kadın, barlarda ya da gece kulüplerinde çalıştırılmak üzere adaya gelmektedir" diye konuştu.

Adanın kuzeyindeki seks turizmi sorununa bir çözüm bulunması için ilgili tüm kilit oyuncuların, siyasi yetkililerin, yasa yapıcıların ve sivil toplum örgütlerinin bir araya getirilmesi gerektiğine işaret eden Hotaling, kuzeydeki mevcut siyasi ve ekonomik yapının bu soruna bir çözüm bulmasının yetersiz olduğunu öne sürdü.

Hotaling, daha da ileri giderek cinsel istismara, adanın kuzeyinde hoşgörü gösterildiğini ifade etti.

Hotaling, "Bu sorunla uğraşmanız için finansal, siyasi ve ekonomik yapınız yok. Bu siyasi

bir problem. Bu sorunun çözümlenmesi için işbirliği içinde çalışmalar yapılması gerekiyor" diye konuştu.

Johns Hopkins Yüksek Okulu Uluslararası Çalışmalar Bölümü'nde Koruma Projesi Yöneticisi Mohammed Mattar ise insan ticaretinin, gerek Kıbrıs'ın kuzeyinde gerekse dünyada önemli bir sorun olduğunu ifade ederek, bu ciddi sorunun uzun yıllardır göz ardı edildiğini ve kurbanlarının tespit edilmesinde başarısız olunduğunu ifade etti.

Kamu sektörü, yasa yapıcı organlar, sivil toplum örgütleri ve eğitimin, hepsinin aynı oranda kamuoyu bilinci yaratılmasında önemli bir etkisi olduğunu kaydeden Mattar, "Seks satın aldığınız zaman insan ticaretine katkı koyuyorsunuz" dedi.

Küresel İstismara Karşı Duruş (SAGE) adlı projenin yöneticisi Norma Hotaling ve Johns Hopkins Yüksek Okulu Uluslararası Çalışmalar Bölümü Koruma Projesi Yöneticisi Mohammed Mattar, günümüzün modern köleliği olarak tanımlanan insan kaçakçılığı hakkında KIBRIS'a bilgi verdi.

Hotaling: Cinsel istismar

her geçen gün artıyor

SAGE Projesi Yöneticisi Norma Hotaling, ticari cinsel istismarın yasal bir suç olduğuna dikkat çekerek, bu sorunun dünya genelinde her geçen gün artış gösterdiğini söyledi.

Hotaling, ülkelerin cinsel istismar konusundaki yasal düzenlemelerindeki açıklardan cinsel istismarcıların faydalandığını ve bunun da ticari cinsel istismarda organize suç şebekesinin oluşmasına ve ayrıca cinsel istismar suçlarında önemli oranda artışa yol açtığını kaydetti.

Bu çerçevede yasalarda cinsel istismara olanak tanıyan mevcut açıkların ve eksikliklerin giderilmesinin önemine dikkat çeken Hotaling, cinsel istismara karşı mücadelede hükümet yetkililerine, yasa yapıcılara ve aynı zamanda sivil toplum örgütlerine büyük görevler düştüğünü söyledi.

Hotaling ayrıca cinsel istismar mağdurlarına yönelik rehabilitasyon programlarının ve hizmetlerinin eksikliklerine de dikkat çekerek, cinsel istismara uğrayan kişilerin yaşamlarının rehabilite edilmesi ve yeniden topluma kazandırılmasına yönelik programların önemini vurguladı.

"Toplumun yapısı cinsel

istismara imkan tanıyor"

Ticari cinsel istismar konusunda gerek yasalarda açıklıkların gerekse mağdur olan kişilere yönelik programların eksikliklerinin, toplumlardaki siyasi, ekonomik ve sosyal yapılardan kaynaklandığını anlatan Hotaling, bu konuda hükümet yetkilileri, yasa yapıcılar ve sivil toplum örgütleri arasında işbirliğinin yapılması gerekliliğini kaydetti.

Hotaling, "Hükümetin, yasa yapıcıların ve sivil toplum örgütlerinin birlikte işbirliği içerisinde çalışması önemlidir. Hükümet, özellikle sivil toplum örgütlerinin bu süreçte yer almasını sağlamalıdır. Gerek yasal, gerekse eğitim sisteminin de önemli bir rolü vardır" diye konuştu.

Hotaling, ticari cinsel istismara karşı verilecek mücadelede, öncelikle hedeflerin belirlenmesi ve ardından da tüm ilgili tarafların bir masa etrafında bir araya gelerek, işbirliği içerisinde ortak çalışmalar yürütmesi gerektiğini belirtti.

Ticari cinsel istismara karşı verilecek mücadelede politikaların belirlenmesinin yanı sıra, cinsel istismar mağdurlarına yönelik koruma ve rehabilitasyon programlarının da hızlı bir şekilde hayata geçirilmesinin önemine dikkat çekti.

"Kadının rolü büyük"

Hotaling, Kıbrıs'ın kuzeyindeki ticari cinsel istismar sorununun boyutuyla ilgili yaptığı değerlendirmesinde, seks ticaretinin toplumu farklı şekillerde etkilediğini ifade etti.

Adanın kuzeyinde insan ticaretiyle ilgili konuşmacı olarak katıldığı bir konferansta Kıbrıslı bir Türk gencin yapmış olduğu konuşmayı anımsatan Hotaling, gencin, Kıbrıs Türk toplumu içerisinde gençlere cinsel istismar ve insan ticareti konusuna karşı sempati ve empati duymayı öğretmediklerini ve bu sektörde çalışan kadınların istismar edilmesinin toplum tarafından kendilerine öğretildiğini ifade ettiğini söyledi.

Gencin söylediklerinden çok etkilendiğini belirten Hotaling, toplum içindeki gençlerin, kadınlar hakkında öğrendiklerinin, geleceklerini ve onların gelecek kadın modelinin belirlenmesinde belirleyici olduğunu ve bunların nesilden nesile geçtiğini ifade etti.

Aile ve toplum içindeki değer yargılarının cinsel istismar ve insan ticaretine karşı mücadelede belirleyici olduğunu belirten Hotaling, özellikle ailede kadının ve ayrıca toplum içinde eğitimin önemine dikkat çekti.

Cinsel istismarın bir suç olduğunu belirten Hotaling, kuzeydeki cezaların cinsel istismar için çok düşük olduğuna işaret ederek, cinsel istismarla mücadelede başarı sağlanmasında yüksek seviyedeki cezaların önemine dikkat çekti.

"Cinsel istismarın

izlerini taşıyorum"

SAGE kurumundaki birçok kişi gibi kendisinin de geçmişte çocukken cinsel istismara maruz kaldığını ifade eden Hotaling, geçmişte defalarca tecavüze uğradığını, çok sağlıksız ilişkiler yaşadığını ve travmalar geçirdiğini anlattı.

Kendisinin de cinsel istismarın izlerini taşıyan bir kişi olarak SAGE'de cinsel istismara uğrayan kadınlara yardımcı olmaya ve bu ciddi soruna karşı mücadele verdiğini anlattı.

Hotaling, "Erkeklerin, seks satın almak için harcadıkları paranın her kurşunun ticari cinsel istismardaki organize suça katkıdır" dedi.

Dünyada silah, insan, uyuşturucu ticaretinin hakim olduğu bir dünyada yaşanıldığına dikkat çeken Hotaling, "Böyle bir sistemin üstesinden gelmemiz gerekiyor. Kadınlar için para ödeyen erkekler, organize suç şebekesini destekliyor. Bu destek oldukça büyük orandadır. Hükümet ve sivil toplum örgütleri bu organize suç şebekesine karşı çalışmalıdır. Kıbrıs, organize suça karşı aşırı derecede savunmasız bir durumdadır. Ayağa kalkmalısınız ve siyasi, sosyal, ekonomik sisteminizle birlikte

buna karşı mücadele etmelisiniz. Kadın ticaretinin yapıldığı barlarda ve gece kulüplerinde yani seks turizminin etkin olduğu bir ülkede nasıl bir ekonomik, sosyal, aile ve ahlaki yapı olacaktır?... Çökmüş bir sistem..." diye konuştu.

Mattar: Çok farklı çeşitlerde

cinsel istismar söz konusu

Johns Hopkins Yüksek Okulu Uluslararası Çalışmalar Bölümü'nde Koruma Projesi Yöneticisi Mohammed Mattar, ise KIBRIS'a verdiği özel demeçte, insan ticaretinin, gerek Kıbrıs'ın kuzeyinde gerekse dünyada önemli bir sorun olduğunu ifade ederek, bu ciddi sorunun uzun yıllardır göz ardı edildiğini ve kurbanlarının tespit edilmesinde başarısız olunduğunu ifade etti.

Mattar, bu konuda bir şeyler yapılması gerektiğinin önemine dikkat çekti.

Cinsel istismarın sadece fuhuş anlamına gelmediğini, farklı şekillerde kadınların cinsel istismarının söz konusu olabileceğini ifade eden Mattar, masaj, striptiz ya da dans etmek gibi performansların açıkça cinsel istismar anlamına da gelebileceğini söyledi. Mattar, "Bu tür faaliyetler bir tür cinsel istismar olabilir. Masaj yaptırıyorsanız, bunda bir sorun yok. Ancak yaptırdığınız masaj herhangi bir şekilde belli bir şeyle sonuçlanıyorsa, o zaman bu istismarın kapsamına girer. Ya da eğer dans ediyorsanız, bunda da sorun yok, ancak dans ederken müşterilere yaklaşılıyorsa, bu da açıkça cinsel istismardır" diye konuştu.

Bu soruna, farklı önlemlerle ve yöntemlerle her cepheden savaş açılması gerektiğini vurgulayan Mattar, barlarda ya da gece kulüplerine izin verilmesinde sorun görmediğini ancak, bunların polis tarafından gözetlenmesi gerektiğini belirtti.

Bar ve kulüpler için yeni yasalar yapılmasının cinsel istismara karşı mücadeledeki önemine işaret eden Mattar, bu gibi işletmelere vize verilerek cinsel istismarın olmadığının güvence altına alınması için denetim altında tutulmalarına olanak sağlanabileceğini belirtti.

Barlara ve gece kulüplerine giderek seks ve cinsel performans satın almak isteyen kişilerin bu organize suçta oynadığı rolüne dikkat çeken Mattar, bu konuda kamuoyu bilincinin yaratılmasının önemini vurguladı.

Kamu sektörü, yasa yapıcı organlar, sivil toplum örgütleri ve eğitimin, hepsinin aynı oranda kamuoyu bilinci yaratılmasında önemli bir etkisi olduğunu kaydeden Mattar, "Seks satın aldığınız zaman bu kadın insan ticareti kurbanı oluyor ve siz buna katkı koyuyorsunuz. 2005 yılındaki Avrupa Konvansiyonu, insan ticareti ile ilgili olarak madde içeriyor. Bu, bir temel insan hakkıdır ve bu konuda hem fahişe olan taraf hem de bunu talep eden tarafta birçok şey yapılmalıdır" diye konuştu.

KIBRIS 02/08/05

 

Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos: Deklarasyonun hukuki geçerliliği yok

"TEPKİMİZİ KOYDUK"... Tasos Papadopulos, Türkiye'nin Gümrük Birliği Ek Protokolü'nü imzalamasının ardından, Güney Kıbrıs'ı tanımadığını ilân ettiği deklarasyonun, "hukuki geçerliliği bulunmadığını" öne sürdü. Papadopulos, Türkiye'nin hamlesine karşı "sessiz kaldıkları" eleştirilerinin doğru olmadığını, gerekli tepkiyi koyduklarını söyledi

Güney Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos, Türkiye'nin Gümrük Birliği Ek Protokolü'nü imzalamasının ardından, Güney Kıbrıs'ı tanımadığını ilan ettiği deklarasyonun, "hukuki geçerliliği bulunmadığını" öne sürdü.

Papadopulos, 3 Ağustos 1977'de ölen Rum yönetimi eski lideri Başpiskopos Makarios'u anmak için mezarı başında düzenlenen törenin ardından yaptığı açıklamada, "Ankara'nın deklarasyonunun hukuki geçerliliği yok" iddiasında bulundu.

Rum muhalefetinin, "hükümet tepkisiz kaldı" eleştirilerine de yanıt veren Papadopulos, "Rum yönetiminin gerektiği şekilde tepki gösterdiğini, İngiltere AB Dönem Başkanlığı'nın açıklamasından memnun olmadığını" söyledi.

Avrupa Birliği'nin Türkiye'ye karşı kesin tavrının eylüldeki AB Konseyi toplantısında belirleneceğini belirten Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos, "Brüksel'de AB-Türkiye Çalışma Komitesi'ndeki tartışmalarda Türk tarafının 7 metin sunduğunu ve hepsinin de reddedildiğini" kaydetti.

Rum basını neler yazdı?

Rum basını, Türkiye'nin geçen cuma akşamı gümrük birliğini, aralarında Rum Yönetimi'nin de bulunduğu, AB'nin 10 yeni üyesini de kapsayacak şekilde genişletilmesini öngören ek protokolü imzalaması ve bununla birlikte, "Kıbrıs Cumhuriyeti"ni tanımadığı yönünde deklarasyon yayımlamasının, Güney Kıbrıs'ı karıştırmaya devam ettiğini bildirdi.

Fileleftheros gazetesinin haberine göre, Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos, Başpiskopos Makarios için önceki gün düzenlenen anma töreninden sonra yaptığı açıklamada, "Ankara'nın deklarasyonun hukuki geçerliliği bulunmadığını" iddia etti. Papadopulos, Rum Yönetimi'nin gerektiği şekilde tepki gösterdiğini, İngiltere AB Dönem Başkanlığı'nın açıklamasından memnun olmadığını söyledi.

AB'nin Türkiye'ye karşı kesin tavrının, Eylül'deki AB Konseyi toplantısında belirleneceğini de belirten Papadopulos, "Brüksel'de, AB-Türkiye Çalışma Komitesi'ndeki tartışmalarda, Türk tarafının 7 metin sunduğunu ve hepsinin de reddedildiğini" kaydetti.

Gazeteye göre, EDEK Başkanı Yannakis Omiru ise yaptığı açıklamada, "Kıbrıs Cumhuriyeti'nin Türkiye tarafından aslında AB'ye atılan bu şamarı kabul etmesi halinde o zaman kendi devlet varlığını ortadan kaldırma, inkar etme mantığına girmiş olacağını" söyledi. Omiru şunları kaydetti :

"Bu nedenle AB'ye verilecek mesaj net olmalı. AB hem uluslararası hem de AB yasal düzenini korumak mecburiyetindedir. Kıbrıs Cumhuriyeti ise 3 Ekim'de Türkiye-AB üyelik müzakerelerinin başlamasını kabul etmeyeceğini sert bir dille AB'ye iletmelidir. Meğer ki Türkiye Gümrük Birliği'nin genişletilmesi süreci içerisinde Kıbrıs Cumhuriyeti'ni fiiliyatta olsun tanısın."

Omiru, muhalefetin hükümetin konuyu doğru şekilde ellemediği yönündeki eleştirilerine de yanıt verdi. Omiru, "Referandumdan bir yıl sonra DİSİ hala Kıbrıs Elenizmi Annan Planı kabul etmediği için ağlamaya devam ediyor. Sancıları budur, gerisi hep mazerettir" dedi.

Çevreciler-Ekologlar Hareketi, Ek Protokol'ün imzalanması ve deklarasyonla ilgili olarak Ulusal Konsey'in derhal toplanmasını talep etti. Ayrıca, "Türk siyasilerinin açıklamalarının tek yanlı deklarasyondan da tahrikkar olduğunu ve bunların cevaplanması gerektiğini" kaydetti.

Avrupa Partisi Başkanı Dimitriu Şilluris, "Türkiye'nin imzaladığı Ek Protokol'ü deklarasyonla aynı düzeyde tutmaya çalışma, yani ikisine de aynı ağırlığı verme, içte ve dışta ikisinin beraber okunması gerektiğini vurgulama düşüncesinde olduğunu, Türkiye'nin bu yaklaşımını izleyerek Türkiye'nin oyununa düşülmemesi gerektiğini ve AB'ye deklarasyonun hiçbir anlamı olmadığını vurgulamaları gerektiğini" söyledi.

PASOK'un görüşü

Gazeteye göre, Yunanistan'daki ana muhalefet partisi PASOK da, Türkiye'nin tutumunu kınayan bir açıklama yaptı ve "Türkiye'nin AB'ye karşı temel ve anlaşılan yükümlülüğünün, Gümrük Birliği'ni Kıbrıs Cumhuriyeti dahil 10 yeni üyeyi kapsayacak şekilde genişleten Ek Protokol'ü imzalamak ve uygulamaya koymak olduğunu" savundu.

PASOK, deklarasyonun, "Türkiye'nin gerçek niyetleri hakkında soru işaretleri yarattığını" da iddia etti ve Türkiye'yi "Avrupa sözleşmelerini, Avrupa politikası, kurumsal ve hukuki gerçekleri, uluslar arası hukuk düzenini, üye bir ülkenin egemenliğini yani Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanımamakla" suçladı.

Politis gazetesi, EDEK ve Çevreciler Hareketi'nin Türkiye'ye karşı sert tutum izlenmesini istediğine dikkat çekti. Gazete Türkiye'den elde ettiği bilgilere dayanarak, Türkiye'nin hava ve deniz limanlarını, KKTC'ye ambargoların kaldırılması karşılığında Rum uçak ve gemilerine açmayı ileri götürdüğünü yazdı.

Gazete, Rum Yönetimi'nin tüm çabalarının, Türkiye'nin tavrıyla ilgili Avrupa Konseyi'nin sert bir açıklama yapması ve Türkiye'nin yol haritasına Kıbrıs'la ilgili konuların da dahil edilmesine odaklandığını da kaydetti.

Papadopulos sabırlı

Gazete haberi, "Hükümet Avrupa Konseyi'ne Yatırım Yapıyor Papadopulos'un Sabırlı Tutumu Hoş KarşılanmıyorHükümetin Türkiye'ye Karşı Politikasına Eleştiriler İçten Geldi... EDEK - Çevreciler Katı Tutum İzlenmesini İstiyor" başlık ve spotlarıyla verdi, Papadopulos'un açıklaması ayrıca EDEK ve Çevrecilerin görüşlerini iktibas etti.

Simerini gazetesi, "Protokolün Arkasında Tehlikeler Kıbrıs Cumhuriyeti De Facto Bile Tanınmayabilir" başlığını kullandı. Gazete, Atina'nın "To Vima" gazetesindeki bir makaleye atıfta bulunarak, ekimde Türkiye'nin AB'la müzakerelerinin başlatılabileceği ve Ek Protokol TBMM'de onaylanmadığı takdirde Rum Yönetimi'nin de facto bile tanınmadan müzakerelerin başlamış olacağını, her şeyin Rum Yönetimi ve Yunanistan'ın diplomatik başarısızlığını ve Başbakan Erdoğan'ın kişisel başarısını gösterdiğini, Erdoğan'ın Kıbrıs'ta çözüm bulunmadan Rum Yönetimi'nin bugünkü şekliyle tanımamak için protokolün onaylanmasını geciktirmeyi hedeflediğini de ileri sürdü.

Gazete, Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un Türkiye'nin deklarasyonun hukuki geçerliliği olmadığı yönündeki açıklamasına ayrıca iktidar ve muhalefet partilerinin eleştirilerine de yer verdi.

Deklarasyona tepkiler

Haravgi gazetesi haberi, "Söz AB'deCumhurbaşkanı Türkiye'nin Deklarasyonunun Hukuki Geçerliliği Olmadığını VurguluyorDeklarasyona Tepkiler" başlığıyla manşetten yansıttı.

Alithia gazetesi de habere bir tam sayfasını ayırdı. Papadopulos, Avrupa Partisi, EDEK ve Çevrecilerin açıklamalarına, ayrıca Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Başbakan Ferdi Sabit Soyer ile Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş'ın Ek Protokol ve deklarasyonla ilgili yorumlarına yer verdi.

Gazete, ilgili haberini şu başlık ve spotlarla yayımladı:

"Ölü Bir Dönemde Bizi Oyuna Getirdiler Papadopulos: 'Deklarasyonun Hukuki Geçerliliği Yok' Şamar Omiru İçin Çok OlumsuzHükümette BaşarısızlıkÇevreciler Ulusal Konsey'in Hemen Toplanmasını İstiyor. 'Tanınma İstiyorsanız Çözüme Geliniz' İşgal Bölgeleri Tamamen Memnun..."

Tharros gazetesi, "Hükümet Edenler Koltuk İçin Kavga Ederken Türkiye Uluslararası Arenada Cirit Atıyor" başlığını kullandı.

Gazete, Papadopulos'un İngiltere AB Dönem Başkanlığı'ndan hoşnutsuzluğuna ayrıca hükümet ortağı EDEK'e "Türkiye'nin AB perspektifine veto koyma zamanıdır" şeklindeki sert açıklamalarına, fahri başkan Vasos Lissarides'in de EDEK Başkanı Omiru'yla aynı düşüncede olduğuna dikkat çekti.

Gaaete, iktidar partilerinden daha ılımlı tavır sergileyen AKEL'in ilk hedefinin ortak hükümeti devam ettirmek olduğunu, çünkü aleni tartışmaların ortaklığın bozulmasına neden olacağı endişesi içerisinde olduğunu yazdı.

Haberde, iktidar partilerinin geçen günkü toplantısında, Çevreciler Hareketi milletvekilinin devlet yetkililerine yeni maaşları konusundaki talebi üzerine AKEL Genel Sekreteri ve Meclis Başkanı Dimitris Hristofyas'ın toplantıyı terk etme tehdidinde bulunduğunu, Papadopulos'un hükümet icraatlarını eleştiren EDEK milletvekillerinden şikayet ettiği belirtildi.

Gazete, iktidar ortakları kavga içerisindeyken ve Türk dış politikasını göğüslemek için herhangi bir planlarının bulunmadığı görülürken, Türkiye'nin uluslar arası arenada cirit attığı değerlendirmesinde de bulundu.

 KIBRIS 02/08/05

Londra'daki Kuzey Kıbrıs Turizm Merkezi, tanıtım kampanyasına yeniden başladı

Londra Ulaştırma İdaresi'ne karşı açtığı davayı kazanan Londra'daki Kuzey Kıbrıs Turizm Merkezi, çok yönlü tanıtım kampanyası başlattı.

Merkez tarafından seyahat sektörü için hazırlanan tanıtım rehberi, turizm sektörünün referans yayınlarından "Travel Trade Gazette"nin eki olarak dağıtıldı.

Kuzey Kıbrıs Turizm Merkezi, Londra Ulaştırma İdaresi aleyhine Yüksek Mahkeme'de açtığı davayı kazanmanın ardından İngiltere çapında tanıtım kampanyasını yoğunlaştırdı.

Kuzey Kıbrıs Turizm Merkezi'nin, seyahat sektörü için hazırladığı "North Cyprus Travel Trade Guide 2005" İngiltere'nin en önemli seyahat yayınlarından biri olan "Travel Trade Gazette"in eki olarak, aralarında tur operatörleri ve seyahat acentelerinin de bulunduğu 26 bin 500 aboneye ulaştırıldı.

Geçen yıl İngiltere'den gelen turist sayısında gerçekleşen yüksek oranlı artış ve tur operatörleri ile seyahat acentelerine yönelik olarak hazırlanan yeni teşvik programı, "Travel Trade Gazette"in aynı sayısında haber olarak geniş yer buldu.

"Britons Warm to Northern Cyprus" başlığı ile yayınlanan haberde, Kuzey Kıbrıs'ın bölgede en hızlı büyüyen tatil merkezlerinden biri olduğu belirtildikten sonra, Londra'daki Kuzey Kıbrıs Turizm Merkezi'nin artan bu ilgiden yararlanarak adanın Türk tarafına daha çok tur operatörü ve seyahat acentesini cezp etmek amacıyla yeni teşvik önlemleri alındığı bildirildi.

"Travel Trade Gazette", Kuzey Kıbrıs'la ilgili haberinde Turizm Merkezi Direktörü Yılmaz Kalfaoğlu'na atfen verdiği haberinde, "Son yılların gelişmeleri, Kuzey Kıbrıs turizminin hatırı sayılır ölçülerde büyüyeceğini göstermektedir. Turizm Merkezi olarak, İngiltere'den de birçok yeni tur operatörünün Kuzey Kıbrıs'la iş ilişkileri kurma ve bu gelişmeye katılma fırsatını ciddi olarak değerlendireceklerine inanıyoruz" değerlendirmeleri yer aldı.

Haberde ayrıca adanın Türk tarafına ziyaretçi akınının Kuzey Kıbrıs'la dünya arasındaki ilişkilerde görülen yakınlaşmadan sonra hızlandığı belirtildi.

Turizm Merkezi, seyahat sektörü için hazırlanan Kuzey Kıbrıs rehberinin "Travel Trade Gazette"den sonra ağustos ayının ilk günlerinde seyahat basınının iki önemli dergisi tarafından dağıtımı konusunda gerekli bağlantıların yapılmış olduğunu ve bu şekilde 12 bin adet rehberin abonelere ulaşmış olacağını açıkladı.

İngiltere seyahat basını ile Turizm Merkezi ilişkilerindeki bu olumlu gelişme, Kuzey Kıbrıs turizminin tanıtımı için yürütülen çalışmalara önemli bir destek oluşturması bekleniyor.

KIBRIS 02/08/05

Rumların, KKTC'ye turist ziyaretlerinden meydana gelen zararı "büyük"

Güney Kıbrıs'ta bu yılki turizm sezonundan kimi otelcilerin memnun oldukları, kimilerinin ise memnun olmadığı bildirildi.Simerini gazetesi, KKTC'ye düzenlenen günübirlik seyahatlerin Rum turizmine "büyük zarar verdiğini" yazdı.

Gazete, temmuz ayında Baf ve dağlık bölgelerdeki özellikle 5 yıldızlı otellerin doluluk oranının düşük olduğu, Larnaka ve Mağusa'da ise tam aksine doluluk oranlarının çok yüksek olduğunu yazdı.

Gazete, Mağusa bölgesinde doluluk oranının yüksek olmasına rağmen, KKTC'ye düzenlenen çok sayıda günü birlik turların, turistlerin bütün gün bölgede bulunamamalarına sebep olduğunu ve bunun da Rum turizmine "büyük zarar verdiğini" yazdı.

Öte yandan Tharros gazetesi, KKTC'de kumarhane sahibi bir kişinin, Güney Lefkoşa'da bilinen bir tavernada kumarhanesinin müşterileri olan Kıbrıslı Rumlara yemek düzenlediğini yazdı.

Gazete, Kıbrıslı Rumlara en pahalı yemeklerin sunulduğunu ve ardından Girne'deki otelde kalmalarının sağlandığını kaydetti.

KIBRIS 02/08/05

AB Komisyonu Üyesi Günter Verheugen: Türkiye'nin üyeliği, doğrudan serbest dolaşımla bağlantılı olmaz

AB Komisyonu üyesi Günter Verheugen, Türkiye'nin AB üyeliğinin hiçbir şekilde doğrudan serbest dolaşımı beraberinde getirmeyeceğini söyledi.

Verheugen, Alman Bild gazetesi için telefonla vatandaşların sorularını yanıtladı. Braunschweig kentinde yaşayan Ingrid Courth (66) adlı ev hanımının, "Milyonlarca Türk bize mi gelecek?" şeklindeki sorusuna karşılık Verheugen, şöyle dedi:

"Türkiye'nin AB üyeliği hiçbir şekilde doğrudan serbest dolaşımla bağlantılı olmaz. Bu müzakerelere bağlı. Türkiye'nin ekonomisinin iyiye gitmesini sağlarsak Türkler için de ülkelerini terk etmeleri

için bir neden kalmaz."

AB Komisyonu üyesi Verheugen, Hannover kenti yakınlarında yaşayan emekli vergi memuru Paul Gillner'in (86), "Türkiye gibi geri kalmış bir ülkenin AB'ye girmesine nasıl izin verebilirsiniz?" şeklindeki sorusunu da, şöyle yanıtladı:

"Henüz daha müzakereler bile başlamadı. Yani bu ülkenin Avrupa'ya uyup uymadığı henüz belli değil. Üyelik kararı, en erken 10 yıl sonra alınacak. O zaman her üye ülke 'evet' ya da 'hayır' deme hakkına sahip olacaktır."

KIBRIS 02/08/05

Avusturya Başbakan Yardımcısı Gorbach: Türkiye, Rum yönetimini tanımadan AB üyesi olamaz

Avusturya Başbakan Yardımcısı Hubert Gorbach, Türkiye'nin Kıbrıs Rum yönetimini tanımaması halinde AB üyesi olamayacağını savundu.

Türkiye'nin imzaladığı Gümrük Birliği Ek Protokolü ile birlikte yayımladığı deklarasyonuna ilişkin yazılı bir açıklama yapan Gorbach, ''Türkiye'nin, sınırları devletler hukukuna göre belirlenmiş olan Kıbrıs'ı tanımadan AB'ye tam üye olmasının mümkün olmadığı'' görüşünü savundu.

Gorbach, açıklamasında, ''Kıbrıs'ın (eğer) ve (ama) demeden tanınmasıyla Türkiye ileri doğru bir adım atmış olacaktır. Ancak bu son adım da olmayacaktır'' ifadelerine yer verdi.

AB içinde ekonomik ve siyasi bazı sorunların yaşandığı bir dönemde iç barışın ve işbirliğinin birlikte yaşamanın ilk koşulu olduğunu belirten Gorbach, ''Türkiye'nin konumunu ve nereye gitmek istediğini somut olarak belirlemesi gerektiğini'' kaydetti.

Ek Protokol'ün imzalanmasıyla birlikte Kıbrıs deklarasyonunun yayımlanmasını ''olumsuz bir gelişme'' olarak değerlendiren Gorbach, ''Ankara'nın şu anda ipi germemesinin yararına olacağı'' görüşünü dile getirdi.

KIBRIS 02/08/05

ABD Cumhuriyetçi Parti Senatörü Olimpia Snow'dan, doğrudan uçuşlar karşıtı konuşma

ABD Cumhuriyetçi Parti Senatörü Olimpia Snow'un, ABD Senatosu'nda yaptığı konuşmada, ABD Dışişleri Bakanlığı'nın ABD Kongre üyeleri ve çalışanlarını, KKTC'yi ziyaret etmeleri için "cesaretlendirdiğini" belirterek, bu durumu sert şekilde eleştirdiği bildirildi.

Fileleftheros gazetesi, "Senatörden ABD Dışişleri Bakanlığı'na Doğrudan Uçuşlar Konusunda Sert Saldırı" başlığı altında verdiği habere göre Snow şöyle konuştu:

"Senatoya bugün, Kıbrıs'ın yeniden birleşmesini destekleme çabalarımızdaki rahatsız edici bir gelişmeyi bildireceğim. Kongre üyelerini ve çalışanlarını, Kıbrıs'ın yasadışı ve işgal altındaki bölümünde bulunan ve Kıbrıs Cumhuriyeti tarafından yasal girişi noktası olarak kabul edilmeyen havaalanı aracılığıyla ziyaret etme girişimlerinde bulunmaları için cesaretlendirenin ABD Dışişleri Bakanlığı olduğu bilgisini kısa zaman önce edindim. Aslında bu havaalanı, Türk işgali sırasında zorla ve yasadışı olarak kovulmuş olan kişilerin malları üzerine inşa edilmiştir."

Gazete, Snow'un ayrıca, "BM Güvenlik Konseyi kararlarının ve ABD dış politikasının KKTC'yi tanımayacağı ve buraya doğrudan yardımda bulunmayacağı şeklindeki taahhütlerini" hatırlatarak, ABD Dışişleri Bakanlığı'nın, "1961 dış yardım kanunu ile Chicago Anlaşması'nı ihlal ettiğini" söylediğini belirtti. Snow şunları kaydetti:

"Kıbrıs Cumhuriyeti, Kıbrıs'taki tüm toprak bütünlüğü üzerindeki egemen bir dizi karar sonucunda tanınmıştır ve ayrıca bu durum, uzun yıllardan bu güne kadarki dönemde Amerikan dış politikasını teşkil etmektedir.

Bu havaalanının (Ercan) kullanımı, Kıbrıs Cumhuriyeti tarafından hiçbir zaman ülkeye resmi giriş noktası olarak açıklanmamış olmasından ötürü, Chicago Anlaşması'nın ihlali anlamına gelmektedir."

KIBRIS 02/08/05

Talat: Limanları Rumlara açmayın

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Türkiye’nin ne pahasına olursa olsun limanlarını ve havaalanlarını Rum gemilerine ve uçaklarına açmaması gerektiğini belirtti.

 

NTV

Güncelleme: 12:19 03 Ağustos 2005 Çarşamba

ANKARA - NTV Ankara Temsilcisi Murat Akgün’ün sorularını yanıtlayan Talat, Türkiye’nin Rum Yönetimi’ni tanımasının “intihar” anlamına geleceğini belirtti. Talat, kış aylarında Londra’ya giderek İngiltere Başbakanı Tony Blair ile görüşebileceğini de açıkladı.

 

Ankara’daki resmi görüşmelerinde Türkiye’den Rum Yönetimi’ni tanımamasını istediğini anlatan KKTC Cumhurbaşkanı Talat, bunun “intihar” anlamına geleceğini söyledi. Talat, “Eğer Türkiye’ye seni AB’ye alacağız, ama önce sen şöyle bir büyük şehirlerini uçaklarınla bombala, yak yık, sonra alalım derlerse, Türkiye bunu yapmaz. Türkiye’den istenen budur” dedi.

Türkiye’nin limanlarını ve havaalanlarını, ne pahasına olursa olsun, Rum gemi ve uçaklarına açmaması gerektiğini söyleyen Mehmet Ali Talat, Kıbrıs Rum Kesimi’nde Mayıs ayında yapılacak seçimlerden önce, Rum siyasi partilerinin diyalog için Türk tarafına yaklaşabileceklerini kaydetti.

İNGİLTERE ZİYARETİ
KKTC Cumhurbaşkanı Talat, kış aylarında Londra’ya giderek İngiltere Başbakanı Tony Blair ile görüşebileceğini de açıkladı.

“DESTEK ALDIM”
Talat’ın Ankara ziyareti sırasında Camlı Köşk’te kalmaması “protokol krizi yaşandığı” yorumlarına yol açmıştı. Ankara’da bütün kurumlardan açık destek aldığını söyleyen Mehmet Ali Talat, kendisine uygulanan protokolden rahatsızlık duymadığını açıkladı.

“ÇOK İYİ KARŞILANDIM”
Talat, “Bu eğer farklı bir uygulamaysa, tabii sonuçta bu uygulamanın gerekçesinin ne olduğunu mutlaka yetkililer açıklayacaklardır. Ama ben uygulamadan, yani benim gerek sayın Cumhurbaşkanı’nı, gerekse Başbakan’ı, Genelkurmay Başkanı’nı ziyaretimde bir anormallik görmedim. Çok iyi karşılandım” diye konuştu.

Dışişleri: Kıbrıs’ın çözümü BM’de

Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Namık Tan, Kıbrıs sorununda çözüm için adresin Avrupa Birliği değil Birleşmiş Milletler olduğunu söyledi.

 

NTV

Güncelleme: 15:55 tsi 03 Ağustos 2005 Çarşamba

ANKARA - Fransa Başbakanı Dominique de Villepin, müzakerelerin başlaması için Türkiye’nin Kıbrıs Cumhuriyeti’ni tanımasının şart olduğuna dair açıklamasına tepkiler sürüyor.

Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Namık Tan, yaptığı basın toplantısında Fransa Başbakanı’nın yaptığı açıklamaların ardından başlayan süreçte polemiğe girmenin yersiz olacağını söyledi.

“VERİLEN SÖZLER VAR”
Kıbrıs sorununun Birleşmiş Milletler çerçevesinde ele alınacağının altını çizen Tan, Türkiye’nin müzakerelerin 3 Ekim’de başlatılacağına inancını koruduğunu belirterek şöyle konuştu:

“AB açısından da çok ciddi sonuçlar yaratacak sorumluluklar içeren kararlar vardır. Bunların başında 17 Aralık kararı geliyor. Altında bu açıklamaların geldiği ülkelerin en üst düzey yetkililerinin imzaları var. 3 Ekim’de müzakerelerin başlatılacağına inanıyoruz. Verilen sözler çerçevesinde bu ülkelerin de destek olacağına inanıyoruz.”

AKP Grup Başkanvekili Salih Kapusuz da Güney Kıbrıs’ı tanımanın AB’yi değil BM’yi ilgilendiren bir konu olduğunu söyledi. Kapusuz, “Kıbrıs elden gitti gibi yaklaşımlar yanlıştır. Ek protokol ile anlaşmanın yeni üyeleri kapsar ancak Türkiye’nin deklarasyon ile Güney Kıbrıs’ı tanımadığını dile getirmiştir” dedi.


CHP’NİN TEPKİSİ
CHP Grup Başkanvekili Haluk Koç ise, Fransa Başbakanı Dominique de Villepin’in açıklamalarını “bir kurgunun parçası” olarak niteledi.

Koç, “Villepin’in açıklamaları AB hukukuna tamamen ters ve şaşırtıcı değil. Villepin’in söylediklerini Merkel Berlin’de söylüyor, Avusturya’dan aynı sesler çıkıyor. Bu, Berlin-Paris-Viyana ekseninde oluşan Türkiye aleyhtarı görüşleri yansıtıyor. 3 Ekim öncesinde Türkiye’nin önüne Kıbrıs ile ilgili ek siyasi koşullar gelecek gibi görünüyor” dedi

Haluk Koç, ek protokol imzalanmadan önce hükümeti bu konuda uyardıklarını belirtti.

Trabzonspor’dan erken veda: 1-0

Trabzonspor, ilk maçta 3-1 yenildiği Kıbrıs Rum Kesimi temsilcisi Anorthosis’i 1-0 yenmesine karşın, Şampiyonlar Ligi 2. ön eleme turunda Avrupa kupalarından elendi.

 

NTV-MSNBC VE AJANSLAR

Güncelleme: 22:18 TSİ 03 Ağustos 2005 Çarşamba

TRABZON - Bordo-mavili takım, Anorthosis Famagusta karşısında maç boyunca üstün bir futbol sergilerken, 40. dakikada Fatih Tekke’nin attığı gol tur için yeterli olmadı. Konuk ekip 74. dakikada Katsavakis’in kırmızı kart görmesiyle maçın son bölümlerinde 10 kişi oynadı.

TRABZONSPOR: 1 - ANORTHOSİS FAMAGUSTA: 0
Stat: Hüseyin Avni Aker
Hakemler: Gerald Lehner xxx, Raımund Buch xxx, Andreas Lambert xxx (Avusturya)
Trabzonspor: Jefferson xx, Emrah x, Erdinç xx (Dk. 70 Özgür x), Fabiano xxx, Celaleddin xxx, Hüseyin xx, Adem x (Dk. 46 Mehmet Yılmaz x), Szymkowiak xxx, Volkan x (Dk. 59 Lee Yong xx), Gökdeniz xx, Fatih xxx
Anorthosis Famagusta: Georgallides xx, Ketsbaia xx (Dk. 66 Konstantinou x), Haber xx, Frousos xx (Dk. 75 Xenidis x), Katsavakis xx, Nikolaou xxx, Tsitaishvili xxx, Haxhi x, Loukos xx, Poursaitidis xx, Marangos xx (Dk. 57 Kinkladze xx)
Gol: Dk. 40 Fatih
Sarı Kartlar: Dk. 25 Emrah (Trabzonspor), Dk. 13 Katsavakis, Dk. 56 Georgallides, Dk. 70 Frousos, Dk. 90 Haber (Anorthosis Famagusta)
Kırmızı Kart: Dk. 74 Katsavakis (Anorthosis Famagusta)

Orta alanda çok pas hatası yapan ve üstünlüğü ele geçiremeyen Trabzonspor’da, forvet oyuncuları 40. dakikaya kadar kendilerinden beklenen pozisyonlara giremedi ve gol vuruşu yapamadı.

40. dakikada Gökdeniz’in sağdan taşıyarak ceza alanı yan çizgisinden yaptığı ortada, penaltı noktası üzerinde savunma oyuncularının arasından iyi yükselen Fatih, güzel bir kafa vuruşuyla topu filelere göndererek takımını 1-0 öne geçiren golü attı.

Oyunu kendi sahasında kabul eden Anorthosis Famagusta kontrataklarla Trabzonspor kalesinde gol aradıysa da başarılı olamadı.

6. dakikada Volkan’ın sağdan pasında ceza alanı içinde topla buluşan Celaleddin’in şutunda, kaleci Georgallides topu kornere çeldi.

26. dakikada Frousos’un ceza alanı sağ çaprazından çektiği sert şutta, top auta gitti.

35. dakikada Fatih, ceza alanı yayı üzerinde topu Szymkowiak’a indirdi. Bu futbolcunun sert şutunda meşin yuvarlak kale direğinin yanından az farkla auta gitti.

39. dakikada Frousos’un Trabzonspor yarı alanı ortalarından kullandığı faul atışında top kale direğinin üzerinden auta gitti.

40. dakika Gökdeniz’in sağdan ceza alanına gönderdiği topa penaltı noktasında iyi yükselen Fatih Tekke’nin kafa vuruşunda, meşin yuvarlak kaleci Georgallides’in sağından filelerle buluştu: 1-0.

Bundan sonraki dakikalarda başka gol olmadı ve ilk yarı Trabzonspor’un 1-0 üstünlüğüyle sona erdi.

İKİNCİ YARI
İkinci yarıya Adem’in yerine Mehmet Yılmaz’ı alarak hücum gücünü artıran Trabzonspor, ilk yarıya oranla daha fazla pozisyon bulsa da forvet oyuncuları gol vuruşunu yapamadı.

49. dakikada Fatih’in ceza alanı dışından çektiği sert şutta, top auta gitti.

52. dakikada Haber’in ceza alanı dışından yerden çektiği sert şutta, köşeye giden topu kaleci Jefferson uzanarak kontrol etmeyi başardı.

56. dakikada Gökdeniz’in pasıyla ceza alanında topla buluşan Mehmet Yılmaz, meşin yuvarlağı daha uygun durumdaki Fatih’e aktardı. Pozisyonunu kaybeden Fatih, kendisinden beklenen vuruşu yapamadı.
61. dakikada Mehmet Yılmaz’ın ceza alanı dışındaki Szymkowiak’a indirdiği topa, bu futbolcu sert ve düzgün vurdu. Meşin yuvarlak az farkla kalenin yanından auta gitti.

63. dakikada Szymkowiak’ın ceza alanı dışından kullandığı faul atışında, barajdaki defans oyuncusuna çarpan top az farkla kornere çıktı.

74. dakikada Celaleddin’i düşüren Katsavakis, ikinci sarı karttan kırmızı kart görerek oyun dışı kaldı.

81. dakikada Fatih’in sağdan ara pasında ceza alanında topla buluşan Gökdeniz’in kaleciyle karşı karşıya kaldığı pozisyondaki kafa vuruşunda, meşin yuvarlak az farkla auta gitti.

90. dakikada Emrah’ın sağdan ortasında ceza alanı içindeki Mehmet Yılmaz’ın kafa vuruşunda top yandan auta gitti.

Uzatma dakikalarında Szymkowiak’in Celaleddin’e gönderdiği topu bufutbolcu filelere gönderdi. Karşılaşmanın yardımcı hakemi, ofsayt gerekçesiyle golü geçersiz saydı.

Karşılaşma, Trabzonspor’un 1-0 üstünlüğüyle sona erdi. Ancak bu sonuçla Şampiyonlar Ligi 3. ön eleme turuna çıkan taraf Anorthosis Famagusta oldu.

‘Papadopulos Kıbrıslı Türkleri azınlık görüyor’

 

 

 

İngiliz Financial Times gazetesi, Kıbrıs Rum Yönetimi Lideri Tasos Papadopulos'un adadaki Türklerin Rumlarla eşit haklara sahip olması yerine azınlık muamelesi görecekleri üniter bir devletten yana olduğunu yazdı. Avrupa basını ise, Fransa Başbakanı Dominique de Villepin’in "Türkiye, bir AB devletini tanımazsa üyelik müzakerelerinin başlaması düşünülemez" yolundaki açıklamalarına rağmen, Paris'in, AB'nin Türkiye ile yapacağı müzakereleri engellemeyeceğini belirtti.

 

 İngiliz ekonomi gazetesi Financial Times, bugün özel bir Kıbrıs eki yayınladı. Ekte çoğunlukla Rum Kesimi’nin ekonomisi ile ilgili konulara yer verilirken Türk kesimine de değinildi.

   

Ekin baş sayfasında yer alan bir yazıda ise Kıbrıs’ın siyasi bir kilitlenme yaşadığı ifede edildi.

 

Yazıda bazı gözlemcilerin, Papadopoulos’un, adada yaşaya Türklerin Rumlarla eşit haklara sahip olmasından çok azınlık statüsünde kalacakları bir yapıdan yana olduğu görüşünde olduğu ifade edildi.

   

KIBRIS'TA İKİNCİ ALTERNATİF

 

Yazıda, adanın geleceği için ikinci alternatifin ise şu anki konumun devam ederek adanın bölünmüş olarak kalması olduğu belirtildi.

   

Kıbrıs Rum Kesimi’nin AB üyeliği ile adadaki emlak piyasasının da hareketlendiğine dikkat çekilen ekte, kuzeyde emlak fiyaklarının yüzde 40 daha düşük olduğu, KKTC’de sahil hattınca uzanan binalar ve villardan da bu canlılığın görülebildiği belirtildi.

   

Ekte ayrıca, Kıbrıslı Türk yetkilerin geçen yıl 5 bin yazlık inşa ediliği yönündeki sözlerine yer verildi.

 

Öte yandan kuzeydeki inşaat patlamasının, Rumlara ait arazilerde de inşaat yapıldığı için iki taraf arasında bir gerginlik nedeni olduğu belirtildi.

 

AVRUPA BASINI: FRANSA MÜZAKERELERİ ENGELLEYEMEZ

 

Fransa Başbakanı Dominique de Villepin’in "Türkiye, bir AB devletini tanımazsa üyelik müzakerelerinin başlaması düşünülemez" yolundaki açıklamaları AB basınında geniş yankı buldu.

 

İngiliz The Times gazetesi, Fransa Başbakanı Dominique de Villepin’in açıklamalarının İngiltere ile Fransa arasında çatışma ortamını hazırladığını savundu.

 

Gazete "Villepin Ankara ile Atina arasında derin tutku meselesi olan konuyu gündeme getirerek Türkiye’nin AB yoluna yeni bir engel koydu ve Tony Blair’in, İngiltere’nin altı aylık dönem başkanlığındaki hedeflerinden birini raydan çıkardı" ifadesini kullandı.

 

Türkiye’nin iki ay içinde AB üyelik müzakerelerine başlama umudunun, Paris’in Ankara Kıbrıs’ı tanımadığı sürece görüşmeleri engelleyeceği tehdidiyle yara aldığını belirten İngiliz The Independent gazetesi ise, Villepin’in sözlerinin  Türkiye’nin Avrupa yolculuğunda tansiyonu yükselttiğini kaydetti.

 

Gazete "Dikkat çekici olan Sayın de Villepin’in, müzakerelerin başlayacağı 3 Ekim tarihini bloke etmekle tehdit edecek kadar ileri gitmemesiydi Türkiye’nin üyeliğini destekleyenler Paris’in müzakereleri engelleyeceğine inanmıyor" dedi.

 

THE GUARDIAN: TÜRKİYE’NİN ÜYELİĞİ AB’Yİ BÖLÜYOR

 

The Guardian ise, Fransa’nın AB yolunda Kıbrıs’ı tanıması konusunda ısrarcı tutumuyla Türkiye’nin üyelik müzakerelerinin başlamasını tehdit ettiğini belirtti.

 

Gazete, "Türkiye’nin üyeliği, AB’yi en çok bölen konulardan biri. Fransız, Alman va Avusturya liderleri, büyük, fakir, büyük ölçüde Müslüman ama laik olan Türkiye’nin üyeliği konusunda aynı şeyleri düşündüklerini sesli biçimde dile getiriyor" yorumunu yaptı.

 

FT: VILLEPIN FRANSIZ KAMUOYUNA MESAJ GÖNDERDİ

 

Financial Times de, Fransa Başbakanı'nın Türkiye için potansiyel yeni bir koşul koyduğunu belirtirken Rum Kesimi’nin tanınması şimdiye kadar koşul olmadığını kaydetti.

 

Villepin’in Kıbrıs konusunda Türkiye’ye "ultimaton" verirken Türkiye’nin üyeliğine muhalefetin yoğun olduğu Fransa’daki iç kamuoyuna mesaj gönderdiğini yazan gazete, Villepin’in Cumhurbaşkanı Chirac’dan uzaklaştığını iddia etti.

 

LE MONDE: ANKARA İLE PARİS ARASINDAKİ "TON" YÜKSELDİ

 

Fransız Le Monde gazetesi, Kıbrıs nedeniyle Ankara ile Paris arasındaki "tonun yükseldiği"ni yazdı. Bir Türk yetkilisinin, Fransa’nın dış politikası konusundaki son kararı Cumhurbaşkanı Chirac’ın vereceği değerlendirmesine yer veren gazete, bir AB diplomatının "Üyelik müzakerelerinin açılması için Ankara’ya bu koşul ilk defa empoze ediliyor" sözlerini de kullandı.

 

Diplomat, ne Rum Kesimi’nin, ne de Yunanistan’ın o kadar uzağa gitmediğini öne sürdü. Gazete, Brüksel’in, tanımanın müzakereler sırasında olacağını düşündüğünü, buna göre Türkiye’nin Rum Kesimi’ni tanımamayı sürdürebileceğini yazdı.

 

LE SOIR GAZETESİ: TÜRKİYE KONUSUNDA BİLEK GÜREŞİ
   
Belçika'nın yüksek tirajlı gazetelerinden “Le Soir”, Fransa Başbakanı Dominique de Villepin'in açıklamalarından sonra Türkiye ile 3 ekimde başlaması öngörülen AB'ye katılım müzakereleri öncesi eylül ayında yapılacak AB zirvesinde bir ”bilek güreşi” beklediğini yazdı.
   
Ankara Antlaşması'nın ek protokolünün imzalanmasından sonra Türkiye'nin müzakerelerin başlaması için tüm koşulları yerine getirdiğini hatırlatan gazete, Fransa'nın, “Kıbrıs Cumhuriyeti”nin tanınmasını da bir ön koşul olarak gündeme taşıyan ilk AB üyesi olduğunu bildirdi.
   
Türkiye'nin, ek protokolü imzalarken sunduğu deklarasyonun, Yunanistan ve Kıbrıs Rum kesimi tarafından “üzüntüyle” karşılandığını yazan gazete, Paris'in, bu iki AB üyesinden “daha da ileri gittiğine” dikkati çekti.
   
AB devlet ve hükümet başkanlarının, 17 aralık zirvesinde, ek protokolün imzalanmasının yasal tanıma anlamına gelmeyeceğini kabul ettiklerini hatırlatan “Le Soir”, Fransa Başbakanı'nın “hassas bir uzlaşmayı” bozmakta olduğunu ima etti.
   
RUMLAR MEMNUN

 

Dominique de Villepin'in açıklamalarına yer verdikten sonra, bu sözlerin, müzakerelerin başlangıcının ertelenebileceği anlamına geldiğini öne süren gazete, bu durumun Yunanistan ve Kıbrıs Rum kesimini çok memnun ettiğini yazdı.
   
Başbakan de Villepin'in, sadakatle bağlı olduğu Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'ın onayı olmadan böyle bir tavır izlemeyeceğini de ima eden gazete, 1-2 eylülde yapılacak AB Konseyi toplantısının hareketli geçeceğini, AB üyelerinin, Müzakere Çerçeve Belgesi'ni onaylamaları ve Türk deklarasyonu konusunda tavır belirlemeleri gerektiğini bildirdi.
   
AB Anayasası referandumunun olumsuz etkisindeki Fransa'nın, Türkiye'ye karşı tavrında, Yunanistan ve Kıbrıs Rum kesimiyle birlikte, Almanya'dan da destek bulabileceğini, eylülde yapılacak seçimler ardından bu ülkede iktidara gelme olasılığı bulunan Angela Merkel'in de Türk katılımına karşı olduğunu yazan “Le Soir”, AB kamuoyunun bir kısmının Türkiye'nin AB üyeliğine muhalefetinden de söz etti.
   
Türkiye'nin, müzakerelere başlamak için Kıbrıs koşulunu kabul etmeyeceğini açıkladığını, bu alanda AB Komisyonu'nun da desteğini aldığını belirten gazete, Kıbrıs sorununa çözüm arama yerinin BM olduğu görüşüne yer verdi.
   
“Top artık siyasi kanatta” diyen gazete, AB Komisyonu'nun, ”başlatılmış olan süreci ilerletmeye veya frenlemeye yönelik siyasi sorumluluğun üye devletlere ait olduğuna” ilişkin açıklamasına da yer verdi.

 

ABC: TAKVİMİN BOZULMASI OLASILIĞI VAR

 

İspanya’nın önde gelen gazetelerinden ABC de, Fransa Başbakanı de Villepin’in Türkiye için belirlenen takvimin bozulması olasılığını dile getirdiğini kaydetti.

 

Buna karşın gazete, Türkiye tarafından yapılan Kıbrıs deklarasyonunun tüm AB ülkelerince değerlendirilmesi gerektiğini belirterek 1-2 Eylül’de Newport’ta yapılacak toplantıda ortak bir pozisyonun sağlanması gereğine işaret etti.

HURRIYET 03/08/05

Ankara: Kıbrıs'ın ele alındığı yer BM'dir

 

Ankara

Türkiye, Fransa Başbakanı Dominique de Villepin'ne verdiği yanıtta, Kıbrıs sorununun ele alındığı yerin BM olduğunu belirtti.

 

Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Namık Tan, Kıbrıs sorununun ele alındığı yerin Birleşmiş Milletler (BM) olduğunu belirterek, AB'nin Türkiye'ye verdiği sözler çerçevesinde 3 Ekim'de müzakerelerin başlatılacağına inandığını söyledi.

 

Tan, haftalık basın toplantısında, Fransa Başbakanı Dominique de Villepin, “Türkiye'nin Kıbrıs'ı tanımaması halinde, AB ile müzakerelerin düşünülemeyeceği” yönündeki sözlerinin hatırlatılması üzerine, Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül'ün konuya ilişkin dün Riyad'da açıklamada bulunduğunu belirtti.

   

Tan, “Kıbrıs sorununun ele alındığı yer BM'dir. Biz BM'nin Kıbrıs sorununun çözümü konusundaki iyi niyet misyonunu destekliyoruz. Bu yöndeki irademizi ortaya koyduk. Bundan sonra da aynı istikamette çalışmaya devam edeceğiz” dedi.

   

“Fransa'da dış politikada son sözün Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'a ait olduğunun bilindiği, bu çerçevede bir tutum değişikliğinin olup olmadığı konusunda Fransa'dan bilgi istenip istenmediğine” ilişkin bir soru üzerine Tan, bu konuda bir polemiğe girmenin yersiz olacağını, konuyu hassasiyetle izlediklerini kaydetti.

   

Tan, “Bazı AB ülkelerinden de De Villepin'in açıklamasına benzer açıklamaların gelmesi üzerine Türkiye'nin 3 Ekim'e ilişkin bir risk görüp görmediğine” yönelik soru üzerine, çeşitli yetkililerden tam aksi istikamette açıklamaların da geldiğine işaret etti.

   

DEKLARASYONA YANIT

 

AB açısından çok ciddi sonuçlar yaratacak ve sorumluluklar içeren birtakım kararlar olduğunu, bunların başında 17 Aralık zirvesinde alınan kararın geldiğini hatırlatan Tan, şunları kaydetti:

   

“Bunun altında, bütün bu demeçleri veren ülkelerin en üst düzey yetkililerin imzaları vardır. Bu imzalar onlar açısından sorumluluk yaratmaktadır. Biz, bu çok ciddi sorumluluklar çerçevesinde, 3 Ekim'de müzakerelerin başlatılacağına inanıyoruz. Bu demeçleri veren birçok ülke yetkilisinin de Türkiye'nin AB sürecine daha önce verdikleri sözler çerçevesinde destek olacaklarına inanıyoruz.” 

   

Tan, bir soru üzerine, AB'nin karşı deklarasyon yayınlayıp yayınlamamasının onların karar vereceği bir konu olduğunu söyledi. Tan, bu konuda Ankara'ya iletilen bir bilginin olmadığını kaydetti.

   

Sözcü Tan, bir başka soru üzerine, Türkiye'nin AB yetkilileriyle her seviyede temaslarının önümüzdeki dönemde de süreceğini belirtti.

HURRIYET 03/08/05

Talat: Türkiye deklarasyondaki sözünde durmak zorunda

 

Ankara

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Türkiye’nin ek protokolün imzası sonrasında yayınladığı deklarasyondaki çizgisinde "durmak zorunda" olduğunu bildirdi. Talat, Türkiye'nin Kıbrıs Rum Yönetimini tanımasınının mümkün olmadığını söyledi.

Talat, CNN Türk'e Kıbrıs’a ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Talat, izlediği politikanın Kıbrıs Türkü’nün çıkarlarını daha güçlü bir şekilde koruduğunu savunurken, "Diğeri esnek olmayan, baskı altına girince kırılan politikadır. O politika 2002 Kopenhag ve Lahey’de kırıldı" dedi.

   

Rum yönetiminin çözümü istemediğini gösterdiklerini belirten Talat, Rumların AB’ye istediğini yaptırdığı söylenmesi üzerine, "Yaptırıyorlar ama yaramaz çocuk muamelesi görüyorlar" diye konuştu.

   

AB’den Rum kesiminin tanınması yolunda Türkiye’ye baskı geldiğinin belirtilmesi üzerine Talat, şöyle dedi:

   

"Tanıma mümkün değil. Kıbrıs Rum yönetimini Kıbrıs Cumhuriyeti olarak Türkiye tanırsa yeni baştan oluşturup ilerletiyorum dediğim Kıbrıs davası tamamen biter. AB’den Türkiye’ye böyle bir baskı gelmeden marifet o dur işte Rum tarafına 'kardeşim artık bu sorunu çöz' baskısı gitmesi lazım."

   

"Deklarasyondaki çizgide Türkiye hem duracak, hem durmak zorunda. Başka çaresi yok Türkiye’nin" diyen Talat, "Türkiye'nin deklarasyonda söylediklerinin gerisine gitmesi mümkün değil" diye konuştu.

 

"DEMİREL’İN SÖYLEDİĞİ ÇOK DOĞRU DEĞİL"

 

Talat, 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in ABD’den KKTC’ye ziyaretler ve Azerbaycan’dan Ercan Havaalanı'na doğrudan uçak inmesi konusunda "göstermelik şeyler" dediğinin belirtilmesi üzerine tepki gösterdi.

   

Talat, şöyle dedi:

 

"Sayın Demirel’in söylediği çok doğru değil. İzolasyonlarda ciddi bir kırılma var. Çünkü izolasyon adım adım kalkacak zaten. Geçmişte Azerbaycan’an bir direkt uçuş Kıbrıs’a yapılacak olsaydı bütün dünya ayağa kalkardı. Azerbaycan sadece Rum tarafından tepki aldı, Yunanistan’dan bile almadı. Bize intikal etmiş bir şey yok en azından. Sorduk öğrendik."

 

TALAT MUHALEFETE SORDU: ÖNERİNİZ NEDİR?

 

Talat, özellikle muhalefet partileri tarafından dile getirilen uyum prtokolü ile KKTC’nin izole olacağı, ticaretini bile Türkiye’nin Güney’den yapmak zorunda kalacağı yolundaki iddialara yanıt verdi.

   

Talat, "Bu görüşleri söyleyenlere 'öneriniz nedir' sorusuna cevap alamazsınız. Alternatif öneri olmadığına göre kötülükleri söyleyerek insanları korkutmanın bir anlamı yoktur. Türkiye’nin ticaretinin Kıbrıs Rum yönetiminin izniyle yapılacağı iddiası biraz abartılı. Aşırı bir yorum" dedi.

 

DERİN DEVLET

 

Talat, daha önce 1. Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın derin devletle işbirliği yaptığını söylediği anımsaktılıp, "Derin devlet Kıbrıs’ta hala etkili mi?" diye sorulması üzerine şöyle dedi:

   

"KKTC Cumhurbaşkanı olarak katıldığım toplantılarda geçmişte çözüme, Annan Planı’na karşı olduğunu bildiğim etkili insanlar, onlar da, Kıbrıs Türkü’nün referandumda 'evet' demesinin büyük bir kazanım olduğunu söylüyorlar."

   

Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök’le görüşmesi anımsatılan Talat, "Genelkurmay Başkanı’nın eski görüşünü bilmiyorum. Şu andaki durumun iyiye doğru gittiğini, Kıbrıs Türkü’nün gerek uluslararası alanda, gerekse ekonomik alanda da olumlu adımlar attığını anlattığımızda bunu büyük bir memnuniyetle karşılamaktadır" dedi.

 

AHLAKSIZ TEKLİFLER GELİYOR

 

Uyguladığı politikayı "Kıbrıs Türklerinin haklarını hediye edelim demedik" diye savunan Talat, şöyle devam etti:

   

"Günlük politikada görüyoruz bunu. Bize her gün birçok teklif geliyor. Bunların bir kısmı ahlaksız. Derhal reddediyoruz. Kıbrıs Türkünün çıkarlarını en küçük şekilde zarara uğratacak herhangi bir öneriyi kabul etmiyoruz."

   

Talat, "reddettiğiniz ahlaksız tekliflerden örnek verir misiniz" denilmesi üzerine, "Örneğin Maraş’ı bize verin diyor Rum yönetimi. Karşılığında da sanki taviz veriyor Mağosa limanını ortak çalıştıralım. Böyle bir teklife evet demek mümkün mü?" dedi.

 (ANKA)

HURRIYET 03/08/05

Trabzon'a yakışmadı

Trabzonspor, ilk maçta 3-1 yenildiği Rum Anorthosis'i 1-0 yenmesine rağmen elenerek Şampiyonlar Ligi'ne katılma şansını kaybetti.

İLK YARI

6. dakikada Volkan'ın sağdan pasında ceza alanı içinde topla buluşan Celaleddin'in şutunda, kaleci Georgallides topu kornere çeldi.

26. dakikada Frousos'un ceza alanı sağ çaprazından çektiği sert şutta, top auta gitti.

35. dakikada Fatih, ceza alanı yayı üzerinde topu Szymkowiak'a indirdi. Bu futbolcunun sert şutunda meşin yuvarlak kale direğinin yanından az farkla auta gitti.

39. dakikada Frousos'un Trabzonspor yarı alanı ortalarından kullandığı faul atışında top kale direğinin üzerinden az farkla auta gitti.

40. dakika Gökdeniz'in sağdan ceza alanına gönderdiği topa penaltı noktasında iyi yükselen Fatih Tekke'nin kafa vuruşunda, meşin yuvarlak kaleci Georgallides'in sağından filelerle buluştu: 1-0.

Bundan sonraki dakikalarda başka gol olmadı ve ilk yarı Trabzonspor'un 1-0 üstünlüğüyle sona erdi.

İKİNCİ YARI

49. dakikada Fatih'in ceza alanı dışından çektiği sert şutta, top auta gitti.

52. dakikada Haber'in ceza alanı dışından yerden çektiği sert şutta, köşeye giden topu kaleci Jefferson uzanarak kontrol etmeyi başardı.

56. dakikada Gökdeniz'in pasıyla ceza alanında topla buluşan Mehmet Yılmaz, meşin yuvarlağı daha uygun durumdaki Fatih'e aktardı. Pozisyonunu kaybeden Fatih, kendisinden beklenen vuruşu yapamadı.

61. dakikada Mehmet Yılmaz'ın ceza alanı dışındaki Szymkowiak'a indirdiği topa, bu futbolcu sert ve düzgün vurdu. Meşin yuvarlak az farkla kalenin yanından auta gitti.

63. dakikada Szymkowiak'ın ceza alanı dışından kullandığı faul atışında, barajdaki defans oyuncusuna çarpan top az farkla kornere çıktı.

74. dakikada Celaleddin'i düşüren Katsavakis, ikinci sarı karttan kırmızı kart görerek oyun dışı kaldı.

81. dakikada Fatih'in sağdan ara pasında ceza alanında topla buluşan Gökdeniz'in kaleciyle karşı karşıya kaldığı pozisyondaki kafa vuruşunda, meşin yuvarlak az farkla auta gitti.

90. dakikada Emrah'ın sağdan ortasında ceza alanı içindeki Mehmet Yılmaz'ın kafa vuruşunda top yandan auta gitti.

Uzatma dakikalarında Szymkowiak'in Celaleddin'e gönderdiği topu bu futbolcu filelere gönderdi. Karşılaşmanın yardımcı hakemi, ofsayt gerekçesiyle golü geçersiz saydı.

Karşılaşma, Trabzonspor'un 1-0 üstünlüğüyle sona erdi. Ancak bu sonuçla Şampiyonlar Ligi 3. ön eleme turuna çıkan taraf Anorthosis Famagusta oldu.

25 BİN TARAFTAR

Karşılaşmaya bordo-mavili taraftarlar yoğun ilgi gösterdi. Kapıların açılmasıyla yaklaşık 25 bin bordo-mavili taraftar tribündeki yerlerini alarak takımlarına destek verdi.

Rakip takımın 50 dolayındaki taraftarı ise kendilerine ayrılan deniz tarafındaki kale arkası tribünde yerlerini aldı.

Karşılaşmayı Bayındırlık ve İskan Bakanı Faruk Nafiz Özak, Trabzon Valisi Hüseyin Yavuzdemir, Rize Valisi Enver Salihoğlu, Ak Parti Trabzon Milletvekilleri Cevdet Erdöl, Asım Aykan, Kemalettin Göktaş, Mustafa Cumur ve Aydın Dumanoğlu ile AK Parti Sakarya Milletvekili Süleyman Gündüz de izledi.

Teknik direktör Şenol Güneş, ilk maçta yakaladığı pozisyonları gole çeviremediği için eleştiri alan Mehmet Yılmaz'ı yedek soyundururken, bu oyuncunun yerine Adem Koçak'a şans tanıdı.

KAPTAN İLK ONBİRDE SAHADA

A Milli Takım'ın Kazakistan ile yaptığı maçın ardından fıtık ameliyatı olan kaptan Fatih Tekke, ilk kez ilk 11'de sahaya çıktı.

Kart cezalısı olan Yattara ile yeni transfer Tomas Jun kadroda yer almadı.

Karşılaşmayı takip etmek üzere 11'i yabancı, 175'i Türk, toplam 186 gazeteci akreditasyon yaptırdı.

Stat: Hüseyin Avni Aker

Hakemler: Gerald Lehner xxx, Raımund Buch xxx, Andreas Lambert xxx (Avusturya)

Trabzonspor: Jefferson xx, Emrah x, Erdinç xx (Dk. 70 Özgür x), Fabiano xxx, Celaleddin xxx, Hüseyin xx, Adem x (Dk. 46 Mehmet Yılmaz x), Szymkowiak xxx, Volkan x (Dk. 59 Lee Yong xx), Gökdeniz xx, Fatih xxx

Anorthosis Famagusta: Georgallides xx, Ketsbaia xx (Dk. 66 Konstantinou x), Haber xx, Frousos xx (Dk. 75 Xenidis x), Katsavakis xx, Nikolaou xxx, Tsitaishvili xxx, Haxhi x, Loukos xx, Poursaitidis xx, Marangos xx (Dk. 57 Kinkladze xx)

Gol: Dk. 40 Fatih

Sarı Kartlar: Dk. 25 Emrah (Trabzonspor), Dk. 13 Katsavakis, Dk. 56 Georgallides, Dk. 70 Frousos, Dk. 90 Haber (Anorthosis Famagusta)

Kırmızı Kart: Dk. 74 Katsavakis (Anorthosis Famagusta)

HURRIYET 03/08/05

AB'den yükselen yeni koşul sesleri



Türkiye, Gümrük Birliği'ni Güney Kıbrıs'ı da kapsayacak şekilde yaygınlaştıran ek protokolü imzaladı. Bu, Avrupa Birliği'nin (AB) müzakerelere başlamak için öne sürdüğü son koşuldu. Ankara bu koşulu da yerine getirdi.
Türkiye açısından 3 Ekim'de müzakerelere başlamak için bir engel kalmadı.
Ancak Ankara'nın attığı imzanın daha mürekkebi kurumadan AB'den yeni koşul sesleri yükselmeye başladı. Ankara'nın imzayı atarken Güney Kıbrıs'ı tanımadığını deklare etmesi şimdiden soruna dönüştürülmüş görünüyor.
17 Aralık'ta Türkiye'ye tarih vermek için ek protokolü imzalamak dışında başka koşul getirmeyen AB'den çıkan bu çatlak sesler, Türkiye'nin önüne yeni bir koşul olarak gelebilir mi?
AB'nin Kıbrıs konusunda bugüne kadar izlediği politikaya bakılırsa bu olasılık dışı değil.
AB'nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri Olli Rehn, Türkiye ile müzakerenin başlaması için bir engel kalmadığını açıklamasına karşın, Fransa ve Avusturya'dan farklı sesler yükseldi. Fransa Başbakanı Villepin, Türkiye'nin Güney Kıbrıs'ı tanımadan müzakerelerin başlamayacağını belirtti. Avusturya Başbakan Yardımcısı Gorbach da Türkiye'nin Güney Kıbrıs'ı tanımadan AB'ye üye olamayacağını söyledi. Fransa ve Almanya başta olmak üzere Türkiye karşıtlığının giderek yayıldığı Avrupa kamuoyunda bu seslerin destek bulacağı kuşkusuz.
Türkiye şimdi de 3 Ekim öncesi, müzakereye oturmak için "Güney Kıbrıs'ı resmen tanıma" koşuluyla karşılaşırsa ne olacak?

Sorumlu AB'dir
Türkiye, müzakere tarihi alıncaya kadar AB'den gelen talepleri kabul etti, koşulları yerine getirdi. AB'nin sözüne uluslararası hukuk ve geleneklere güvenerek adımlar attı. Ancak, AB verdiği sözlerin hiçbirini yerine getirmediği gibi, her aşamada Ankara'nın önüne yeni bir koşul koydu. Ek protokolün imzalanmasına karşın bugünlerde "Ek protokolü imzalamak yetmez, Güney Kıbrıs'ı resmen tanımak zorundasınız" koşulu dillendiriliyor.
Kıbrıs'ın AB içinde bir sorun haline gelmesinin sorumlusu kuşku yok ki yine AB'dir.
AB "hata"yı başından yaptı. Zürich ve Londra anlaşmalarını hiçe saydı. Kıbrıs sorunu çözüme kavuşmadan Güney Kıbrıs'ı AB üyeliğine aldı. Bunu yaparken, Güney Kıbrıs'ın Annan Planı'na "hayır", KKTC'nin ise "evet" demiş olmasını da dikkate almadı. Türk tarafını "evet" demiş olmasına karşın cezalandırdı, Rum tarafını ise hak etmediği biçimde ödüllendirdi. Şimdi Rum yönetimi, AB üyesi olarak bu konudaki en önemli sorun kaynağı haline gelmiş durumda.
AB, yarattığı bu sorunu yine Türk tarafına dayatma yaparak aşmaya çalışıyor.
Oysa, kurum olarak AB ve tek tek Avrupa ülkeleri, sözüne güvenilir olmak zorundalar. AB, tek koşul bu dedikten sonra şimdi "tanıma koşulu"nu gündeme getirirse artık sözüne güvenilmez bir kurum haline gelir.
Şu soru da gündeme gelecektir: Acaba AB'nin Güney Kıbrıs'ı "hayır" tavrına karşın AB'ye alması bir "hata" mıydı, yoksa bir "tercih" mi? Bugüne kadarki tutumu bunun hatadan çok bir tercih olduğunu düşündürüyor.

AB'nin sözleri
Oysa AB'nin, Türk tarafına yeni koşullar öne sürmek yerine verdiği sözleri tutması gerekiyor. Örneğin, KKTC'ye uygulanan ambargonun kaldırılması, vaat ettiği mali yardımın yapılması ve Rum tarafına baskı uygulanması gibi. Ancak, AB'den bu yönde bir kıpırtı yok. Olmadığı gibi yeni koşul üretme gayretleri var. Bu ilişki böyle bir güvensizlik ortamında nasıl yürüyecek ve nereye varacak?
Türkiye bir kez daha "aldatılmış" konuma düşürülmeden, AB, müzakereye başlama dahil, verdiği sözleri tutmalıdır.
Türkiye haklı ve alacaklı konumdadır. Bu konumun gereğini yapmalı, yeni koşul kabul etmemelidir.

FIKRET BILA MILLIYET 03/08/05

Chirac da Villepin gibi: Tanıma olmadan müzakere düşünülemez!

Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac, Türkiye’nin Rum Kesimini tanımaması halinde üyelik müzakerelerinin başlamayacağını söyleyen Başbakan Dominique de Villepin’i destekledi. Chirac, "Başbakanın dediği gibi birliğin üyelerinden birini tanımayan bir ülke ile müzakerelerin açılması düşünülemez" dedi.
      Dominique de Villepin’in Türkiye’de rahatsızlık yaratan açıklamalarının ardından Fransa’da toplanan Bakanlar Kurulu’nda konuşan Cumhurbaşkanı Chirac, de Villepin’in tutumuna destek verdi.
      Chirac, özetle "Başbakanın dediği gibi birliğin üyelerinden birini tanımayan bir ülke ile müzakerelerin açılması düşünülemez" dedi.
     
     Le Figaro: Chirac, hiçbir zaman bu kadar ileriye gitmemişti

      Le Figaro gazetesi, bazı bakanlara dayanarak Chirac’in Bakanlar Kurulu’ndaki konuşmasını aktardı. Gazete, Chirac’ın sözlerini değerlendirirken "Devlet Başkanı hiçbir zaman o kadar ileriye gitmemişti" yorumunu yaptı.
      Gazete şunları yazdı:
      "Devlet Başkanı hiç zaman o kadar ileriye gitmemişti. Ankara ile müzakerelerin açılmasından yana olan Chirac, bu çok hassas konuda partisi ile doğrudan muhalefet içinde. UMP (iktidardaki parti) ise, Nicolas Sarkozy’in başkanlığı altında Türkiye’nin Birliği’ne katılmasını resmen karşı çıktı. Sağda çok izole olan Jacques Chirac, Türkiye sorununun Avrupa anayasası referandumu kampanyasını zehirlemesine karşın aynı görüşü savunmaya devam etti".
      Ancak Chirac’ın Haziran ortasında Brüksel’de yapılan AB Zirvesi’nde genişleme sorununu çok net bir biçimde dile getirdiğini kaydeden gazete, Türkiye’de Ek Protokol’ün imzalanmasının ertesinde hükümetin de tüm muhalefet partilerinden eleştiri aldığına dikkat çekti. AKP’nin 2007 yılında yapılacak cumhurbaşkanlığı ve genel seçimler nedeniyle eleştirelere kulak asmamaya devam edemeyeceğini savunan gazete, Ankara’nın Güney Kıbrıs’ı tanımama pozisyonunu sürdürmesinin beklenebileceğini yazdı.
     
     FINANCIAL TIMES'TAN KIBRIS EKİ

      Bu arada, İngiliz ekonomi gazetesi Financial Times ise, bugün 4 sayfalık bir Kıbrıs özel eki yayımladı. Ağırlıklı olarak adanın güneyinin ele alındığı ekte, ekonomi, yatırım, turizm gibi başlıklar öne çıkıyor.
      Başsayfada ise siyasi alandaki kilitlenmenin sürdüğüne şu satırlarla dikkat çekiliyor; "Bazı gözlemcilere göre, Cumhurbaşkanı Tasos Papadopoulos, Kıbrıslı Türklerin eşit haklara sahip olmaktan çok, azınlık muamelesi görecekleri üniter devlet modelini canlandırmaktan yana. İkinci tercihi ise adadaki bölünmüşlüğün bugünkü gibi devamı." Financial Times'ın Kıbrıs ekinde, adanının iki tarafındaki emlak piyasasında son dönemde görülen hareketlilik de yorumlanmış.
      "Avrupa Birliği'ne katılımın emlak piyasasına olumlu etkisini adanın iki tarafında da görmek mümkün. Güneyde, yabancılar son üç yıldır, yıllık 300 milyon sterlin gayrimenkul yatırımı yapıyor Emlak fiyatlarının yüzde 40 daha düşük olduğu Kuzey'deki rakamlar tam olarak bilinmiyor. Ancak kıyı şeridi boyunca uzanan villa ve apartmanlara bakarak, bir canlılık yaşandığını söylemek mümkün.
      "Kıbrıslı Türk yetkililere göre, geçen yıl 5 bin yazlık inşa edilmiş. Ancak buradaki inşaat patlaması, Rumlara ait arazileri de kapsadığından, iki taraf arasındaki ilişkileri de daha da germiş gibi görünüyor."

MILLIYET 03/08/05

Yurtta Kıbrıs, cihanda Kıbrıs

Murat Yetkin

Sezer, KKTC lideri Talat'a beklediği desteği verdi, ama içeride ve dışarıda gerilim birikiyor

RADIKAL 03/08/05

1974 Kıbrıs harekâtının başbakanı Bülent Ecevit'in şöyle bir tezi vardı:
'Kıbrıs, İngiltere dışında Avrupa'nın ilgilendiği bir konu değildir. Türkiye, Yunanistan ve adadaki iki halk dışında kimseyi ilgilendirmiyor. Konu adadaki görüşmelerle anlaşmaya bağlanabilir.' Bu tez uzun yıllar boyunca kendisini sağlıyordu; Kıbrıs konusu gerçekten de Türkler ve Yunanlılar dışında, bir de Kıbrıs'taki üslerine, onları Avrupa Birliği hukuku dışında tutacak kadar stratejik önem atfeden İngiltere dışında kimseyi ilgilendirmiyor görünüyordu.
Ancak bu durum AB'nin 1999 Helsinki zirvesinden itibaren değişmeye başladı. O günün de başbakanı olan Ecevit'in AB dönem başkanı Finlandiya'dan, Türkiye'nin üyelik sürecinin Kıbrıs konusuna bağlanmayacağı yönünde bir mektup almadan Helsinki davetini kabul etmemişti. Direten Ecevit'i ikna etmek için AB Dış Politika ve Güvenlik Sorumlusu Javier Solana ile Genişleme Sorumlusu Günther Verheugen, Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'ın tahsis ettiği jetle Ankara'ya gelmiş, bu durumu şahsen de Ecevit'e iletmişlerdi.
O zirvede, Kıbrıs Türklerini de temsil ettiği iddiasındaki 'Kıbrıs Cumhuriyeti' dahil 10 ülke ile üyelik görüşmelerinin başlaması da karara bağlanmıştı.
Kıbrıs böylelikle Türkiye-AB konularının konuşulduğu her zeminde konuşulmaya başladı. 17 Aralık 2004 zirvesinde, Türkiye'nin 1963 Ankara Anlaşması'nı 'Kıbrıs Cumhuriyeti'ni de içerecek şekilde 25 AB ülkesine genişletecek ek protokolü imzalaması karşılığında 3 Ekim 2005'te tam üyelik müzakerelerine başlayabileceğinin ilanıyla konu bütünüyle uluslararası politikaya mal oldu.
Dün KKTC'nin yeni Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in resmi davetlisi olarak ilk kez Ankara'daydı. Görüşme sonrasında yaptığı ortak basın açıklaması, Talat'ın görüşme öncesi en çok önem verdiği konu olduğunu söylediği 'KKTC'ye desteğin devam etmesi' beklentisinin karşılandığını gösteriyor.Uluslararası haber ajanslarının bu buluşmanın haberini de bu başlıkla duyurmaları Rauf Denktaş'ın yerini Talat'ın almasından sonra Ankara-Lefkoşa ilişkilerinin eskisi gibi sürüp sürmeyeceği konusunda AB ve ABD'de de belli soru işaretlerinin bulunduğuna ve bu desteğin ilanına önem verildiğine işaret ediyor.
Bu dönemeç, yine de Türkiye'nin ek protokolü imzalamış ve onunla birlikte bunun 'Kıbrıs Cumhuriyeti'ni diplomatik olarak tanıma anlamına gelmeyeceği açıklamasını yapmış olmasının yol açtığı tartışmaların gölgesinde kaldı. Dün Ankara'da, konuşan her parti yetkilisi Kıbrıs konusunda hükümete yüklendi. CHP lideri Deniz Baykal, Kıbrıs politikasında değişikliği kabul edilemez bulup Başbakan Tayyip Erdoğan'ı Meclis önünde hesap vermeye çağırırken, bugün seçim yapılsa muhtemelen Meclis'e girecek partilerden biri olacak kadar desteğe sahip görünen MHP lideri Devlet Bahçeli, bütün ülkeyi bir 'Milli duruşa' davet ediyor.
Uluslararası ajanslara yansıdığı kadarıyla ABD ve AB ülkelerinden gelen tepkiler daha da ilginç. ABD Dışişleri'nin "Kıbrıs politikamızda değişiklik yok" açıklaması bir yana. Ancak AB bünyesinden gelen sesler alarm verici nitelikte.
Örneğin, 1959'dan bu yana Türkiye'yi ziyaret edecek ilk Yunanistan Başbakanı olacak Kostas Karamanlis'in bu ay Türkiye'ye gelmeyeceği geçtiğimiz haftalarda Atina'da ilan edilmiş olduğu halde dün yeniden servise verilerek, gecikmenin Kıbrıs nedeniyle olduğu ve ziyaretin ekim ayında yapılabileceği duyuruluyor. Avusturya Başbakan Yardımcısı Hubert Gorbach'ın, Fransız Dışişleri Bakanı Dominique deVillepin'den biraz sonra, tıpkı onun gibi "Tanıma olmadan görüşmeler başlamamalı" demesi ise baskıların daha ciddi boyutlara ulaşmasının beklenmesi gerektiğini gösteriyor.
Gorbach ve de Villepen'in tutumları, hem 1999'da Solana ve Verheugen'in söyledikleriyle, hem de daha önceki gün AB Genişleme Sorumlusu Olli Rehn'in "Protokol imzalanmasıyla müzakerenin başlaması önünde engel kalmadı" sözleriyle çelişiyor. Böyle durumlarda Başbakan Erdoğan'ın tavrı, "Ben Komisyon'un dediğine bakarım" türü bir üstüne almama tavrı oluyor. Belki resmi düzeyde bir geçerliliği var bu tavrın. Ancak Kıbrıs ve Türkiye'nin AB üyeliği konusunun artık Avrupa'da bir iç politika
konusu olduğunu saptamak ve buna göre politika belirleyip önlem almak gerekiyor.

AB'den çatlak sesler

Villepin 'Türkiye, Rumları tanımazsa müzakere başlamaz' dedi. Avusturya 'Rumları tanıyın' çağrısı yaptı. Komisyon: Tanıma müzakere için şart değil

RADIKAL 03/08/05

PARİS - AB'nin 3 Ekim'de müzakereleri açmak için koyduğu tek koşul olan Gümrük Birliği'ni Kıbrıs Rum Yönetimi dahil 10 yeni üyeye genişleten ek protokolü imzalayan Türkiye'ye, yeni koşullar çıkarılacağının ilk işaretini Fransa verdi. Türkiye'nin protokolü 'Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanımadığı'na dair beyanla imzalamasını, Avrupa Komisyonu 'Bu beyan, Türkiye'nin protokolü uygulama kararlılığına gölge düşürmüyor. İmza, müzakere sürecinin önünü açmalı' diye karşılarken, Fransa Başbakanı Dominique de Villepin farklı konuştu: 'Türkiye Kıbrıs'ı tanımazsa, müzakerelerin başlaması düşünülemez.'
De Villepin, Europe One radyosuna şöyle dedi: "AB'nin her bir üyesini, yani 25'ini birden tanımayan bir ülkeyle müzakere sürecinin başlaması düşünülemez. Müzakere sürecine girmek her şeyden önce üyelerin her birinin tanınmasını varsayar. Bu, savunulması gereken bir ilkedir. Fransa, gelecek toplantılarda bunu hem Türkiye'ye hem de AB üyesi ülkelere açıkça belirtecektir." Bunun müzakerelerin 3 Ekim'de başlamasının ertelenebileceği anlamına gelip gelmediği sorusuna "Elbette. Bu durum net olmalı" karşılığını veren De Villepin, Türkiye'nin 3 Ekim tarihine dek bütün koşulları yerine getirmemesi ve kendi savlarını dayatmasına dair soruyu da, "O zaman beklemek elzem olacak. Türkiye'nin müzakere sürecine girmek için gerçek bir isteklilik göstermesi beklenecek" diye yanıtladı.

Rumlar: Villepin teyit etti
Rum hükümet sözcüsü Kipros Hrisostomides, De Villepin'in sözlerinin kendi savlarını desteklediğini söyledi: "Biz AB'ye katılmak isteyen bir ülkenin, üyelerden birini tanımamasının saçma olacağını hep belirttik. Villepin de bunu teyit etti. Umarız Fransa bunu Türkiye'ye karşı resmi politika yapar. Biz de 3 Ekim'den önce resmi pozisyonumuzu alacağız. Uluslararası hukuk, BM kararları ve AB hukukuna dayanarak Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanımasını Türkiye'nin net yükümlülüğü olarak görüyoruz." Yunan Dışişleri Sözcüsü Yorgo Kumuçakos da, De Villepin'in sözlerinin özel önem taşıdığını belirtti. Kumuçakos, "Bir adayın bir üyeyi tanımaması, Avrupa gerçeğine yabancı, kurumsal ve garip bir çelişki. Bu çelişkili durumun kaldırılması gerek. Bunda net ve ısrarlıyız. Türkiye'nin AB perspektifini destekleyen tutumumuzu koruyoruz" dedi. 46 yıl sonra Türkiye'ye gelecek ilk Yunan başbakanı olmaya hazırlanan Kostas Karamanlis'in ziyaretinin 22-23 Ağustos'tan 3 Ekim sonrasına ertelenmesine ilişkin, bir Yunan yetkili, "Programın uyuşmaması kadar Yunan tarafı protokolle ilgili Türk politikasını da değerlerdirmeye aldı" diye konuştu.
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ise, Fransa Başbakanı'na ahde vefa çağrısı yaptı: "Fransa'nın desteğinin devamını bekliyoruz. Türkiye, yükümlülüklerini yerine getirmiştir. Şimdi AB'nin de ahde vefa ilkesi doğrultusunda altında bütün üyelerinin imzası bulunan 17 Aralık kararları uyarınca, müzakereleri 3 Ekim'de başlatmasını bekliyoruz."
Viyana'dan da Kıbrıs'ın tanınması çağrısı geldi. Avusturya Başbakan Yardımcısı Hubert Gorbach, Türkiye'nin beyanıyla ilgili "Olumsuz bir gelişme. Şu anda ipi germemek kendi yararına. Türkiye, Kıbrıs'ı tanımadan AB'ye üye olamaz. Ama tanıma Türkiye açısından son adım olmaz" açıklaması yaptı.

Komisyon: Önşart değil
Avrupa Komisyonu sözcüsü Amadeu Altajaf Tardio ise Türkiye'nin Kıbrıs'ı tanımasının müzakereler için bir önşart olmadığını belirterek, yine de Brüksel'in Türkiye'nin kararından endişe duyduğunu söyledi. Müzakerelerin yönüne AB'nin 25 üyesinin karar vereceğini vurgulayan sözcü, ek protokolün imzasıyla, tüm koşulların karşılandığını belirtti. (Dış Haberler)

Köşk'te Talat farkı

Talat'ın, Ankara'ya ilk resmi ziyaretinde soğuk rüzgâr esti. Sezer: 'İki halk, iki devlet vardır.' Talat: 'Rumlarla ortak devlete hazırız. Barış isteyen Kıbrıs Türk halkı yöneticilerini seçmiştir'

03/08/2005 RADIKAL

RADİKAL - ANKARA - KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Ankara'ya ilk resmi ziyaretini dün gerçekleştirdi. Yabancı ülke liderleri için uygulanan standart protokolün dışında kalan Talat, ne Camlı Köşk'te kalabildi ne de 21 pare top atışını duyabildi. Bir saatlik görüşme, basın açıklaması ve öğlen verilen çalışma yemeğiyle yetinen Talat, "Kıbrıs Türk halkı, son iki seçimde barış isteyen yöneticilerini, cumhurbaşkanlarını seçmişlerdir" diyerek Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'e gönderme yaptı.
Sezer'in resmi davetlisi olarak Ankara'ya gelen Talat için resmi karşılama töreni yapıldı ama 21 pare top atışı olmadı. Talat, resmi nitelikle Ankara'ya gelen devlet adamlarının kaldığı Camlı Köşk yerine Sheraton Oteli'yle yetinmek durumunda kaldı. Protokolde görülen bu düşük düzey, ortak basın açıklamasına da yansıdı. Talat, KKTC'deki parlamento ve cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Kıbrıs Türk halkının çözüm istediğini gösterdiğini, kendilerini çözüme götürecek yöneticileri ve cumhurbaşkanlarını seçtiğini belirterek, Sezer'e dolaylı olarak dokundurmada bulundu.

'Tecride karşı dayanışma'
Sezer konuşmasına, "Kıbrıs, Türkiye için ulusal bir davadır. Kıbrıs'ta dili ve dini ayrı iki halk ve onların kurduğu iki devlet vardır" diye başlayarak, KKTC duyarlılığını gösterdi. Kurulacak yeni ortaklığın 'eşitlik' temelinde olması gerektiğini belirten Sezer, "BM Genel Sekreteri'nin çabalarını destekledik. Çözümün BM çerçevesinde gerçekleşmesi gerektiğine olan inancımız sürmekte" dedi. Talat ise daha esnek bir söylem kullanarak, "Ortak devlete hazırız. Seçimlerin bittiği günden beri Rumlara barış elimizi uzattık. Rum tarafının bu eli tutmasını istiyoruz" diye konuştu.
İki cumhurbaşkanının uzlaştığı iki nokta ise Türkiye'nin desteğinin sürmesi ve tecridin kaldırılması oldu. Sezer, "Türkiye ve KKTC'nin yakın temas, işbirliği ve danışma halinde olması gerektiği konusunda görüş birliği içindeyiz. Bu dayanışma aynı biçimde sürecektir" dedi. Talat da "Türkiye'ye güçlü destek için teşekkür ediyoruz. İnanıyoruz ki bu destek eksilmeyecek, artacaktır" diye konuştu. Her iki lider de uluslararası toplumun tecridi kaldırılması için somut adımlar atması gerektiğini kaydetti.

Erdoğan'dan liman garantisi
Talat daha sonra Başbakan Tayyip Erdoğan'la bir araya gelirken, iki lider Kıbrıs'la ilgili tüm konularda aynı görüşte olduklarını teyit etti. Talat Gümrük Birliği Ek Protokolü'nün imzalanmasının, kesinlikle tanıma anlamına gelmeyeceğini belirtti. Erdoğan da, Türkiye'nin, liman ve havaalanlarının, çözümün parçası olmadan Rumlara açılmayacağının garantisini verdi. Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök'le de görüşen Talat, Anıtkabir Özel Defteri'ni de imzaladı.

Ziyaret resmi, muamele farklı
Eski Cumhurbaşkanı Denktaş:

·  Denktaş, Ankara ziyaretlerinde Camlı Köşk'te kalıyordu. KKTC'nin eski lideri, emekliye ayrıldığında da bu ayrıcalıktan yararlandı.

·  Denktaş, protokol gereği hep genelkurmay başkanı ve başbakanları Camlı Köşk'te 'kabul ederdi'.

·  Denktaş'la öğlen çalışma yemeği yenir, onuruna akşam yemeği verilirdi.

·  Denktaş'ın Ankara'ya resmi ziyaretlerinde 21 pare top atışı yapılırdı.
Yeni Cumhurbaşkanı Talat:

·  Talat, Ankara'ya ilk resmi ziyaretinde Sezer tarafından davet
edilmediği için Camlı Köşk'te kalmadı. Sheraton Oteli'nde ikamet etti.

·  Programda Talat'ın 'Genelkurmay Başkanı ve Başbakan'ı ziyaret
edeceği' duyuruldu.

·  Talat için ise çalışma yemeğiyle verilmekle yetinildi.

·  İlk resmi ziyaretinde Talat'ın onuruna 21 pare top atışı yapılmadı.

Kıbrıs'ta yaşayabilir çözümü arzuluyoruz

Mehmet Ali Talat, Cumhurbaşkanı seçilmesinin ardından resmi olarak ilk kez dün TC Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer ile görüştü. Kıbrıs sorununda atılacak yeni adımların ele alındığı görüşmeden sonra iki cumhurbaşkanı ortak açıklama yaptı:

Kıbrıs'ta yaşayabilir çözümü arzuluyoruz

TALAT: RUMLARA BARIŞ ELİMİZİ UZATTIK, TUTMALARINI İSTİYORUZ... Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Sezer'le görüşmesinden sonra yaptığı açıklamada, "Seçimlerin bittiği günden itibaren Rumlara barış elimizi uzattık. Rum tarafının uzattığımız eli tutmasını istiyoruz. Eğer tutarlarsa eşitliğimize dayalı ortak bir devlet kurmaya hazırız" dedi

SEZER: YENİ ORTAKLIK, İKİ EŞİT TARAF ARASINDA KURULMALI... Kıbrıs'ta dili ve dini ayrı iki halk ve onların kurduğu iki devlet bulunduğunu kaydeden TC Cumhurbaşkanı Sezer, "Kıbrıs'ta yeni bir ortaklık iki eşit taraf arasında kurulmalı, yaşayabilir olmalı ve Ada'daki gerçekleri dikkate almalıdır. Varılacak çözümün, iki kesimliliği ve Ada üzerindeki dengeleri gözetmesi gerekmektedir" diye konuştu

 

 

 

Türkiye'nin Gümrük Birliği ek protokolünü imzalamasının hemen ardından dün Çankaya'da Kıbrıs zirvesi yapıldı.

Çankaya'daki zirvede bir araya gelen Türkiye ve KKTC'nin cumhurbaşkanları, Kıbrıs sorununda önümüzdeki dönemde atılabilecek adımlar üzerinde görüş alışverişinde bulundu.

Kıbrıs sorununun enine boyuna masaya yatırıldığı Çankaya'daki zirvenin ardından Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile TC Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer basına yaptıkları ortak açıklamada, dünyaya barış mesajları verdiler; uluslar arası toplumun, BM ve AB'nin, KKTC üzerindeki ambargoların kaldırılması yönünde

daha da gecikmeden somut adımlar atmasını beklediklerini yinelediler.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, "Seçimlerin bittiği günden itibaren Rumlara barış elimizi uzattık. Rum tarafının uzattığımız eli tutmasını istiyoruz. Eğer tutarlarsa eşitliğimize dayalı ortak bir devlet kurmaya hazırız" dedi.

Kıbrıs'ta dili ve dini ayrı iki halk ve onların kurduğu iki devlet bulunduğunu kaydeden TC Cumhurbaşkanı Sezer de "Kıbrıs'ta yeni bir ortaklık iki eşit taraf arasında kurulmalı, yaşayabilir olmalı ve Ada'daki gerçekleri dikkate almalıdır. Varılacak çözümün, iki kesimliliği ve Ada üzerindeki dengeleri gözetmesi gerekmektedir" diye konuştu.

 

Talat, temaslarına Anıtkabir'den başladı

TC Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in resmi davetlisi olarak önceki gün Türkiye'ye giden Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Ankara'daki temaslarına Anıtkabir ziyaretiyle başladı.

Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş'ın da bulunduğu heyetle Anıtkabir'e giden Talat, çelengi mozoleye eşi Oya Talat ile koydu. Saygı duruşunun ardından Talat, Misak-ı Milli Kulesi'ne geçerek Anıtkabir Özel Defteri'ni imzaladı. Talat, deftere şunları yazdı:

"KKTC ve Türkiye Cumhuriyeti arasında varolan tarihi, sosyal, kültürel kardeşlik ve işbirliği sonsuza kadar devam edecektir. Çağdaş demokratik bir düzen ve Avrupa Birliği hedeflerimiz ortaktır.

Bir kez daha vurgulamak isterim ki, senin yaktığın uygarlık ateşini bayrak yapmış Kıbrıslı Türkler yirmibirinci yüzyılda da aynı arzu ve istekle çalışmaya devam etmektedir. Açtığın yol insanca yaşama yoluydu, bu ışıkla yürümeye devam ediyoruz."

Çankaya'da resmi karşılama

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve beraberindeki heyet, daha sonra TC Cumhurbaşkanı Sezer ile görüşmek üzere Çankaya Köşkü'ne geçti.

TC Cumhurbaşkanı Sezer, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ı Çankaya Köşkü'nde resmi törenle karşıladı.

Sezer ve Talat, İstiklal Marşı'nın dinlenmesinin ardından tören kıtasını denetlediler. Törenin ardından Sezer ve Talat, eşleriyle birlikte gazetecilere poz verdiler.

Törende TBMM Başkanvekili Nevzat Pakdil, TC Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener, Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş ve diğer yetkililer de hazır bulundu.

 

Talat: Kıbrıs'ta kalıcı çözüm istiyoruz

 

Cumhurbaşkanı Talat, Çankaya Köşkü'nde Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer ile düzenlediği ortak basın açıklamasında, Cumhurbaşkanı seçilmesinin ardından yapılan resmi davet için Sezer'e içtenlikle teşekkür ederek, ilk resmi ziyaretinde çok samimi ve ayrıntılı bir değerlendirmede bulunduklarını kaydetti.

Sezer ile Kıbrıs sorununun içinde bulunduğu durumu değerlendirdiklerini belirten Talat, bundan sonra atılacak adımlar konusunda görüş alış verişinde bulunduklarını söyledi.

Türkiye'nin her zaman KKTC'ye destek verdiğini ve bu desteğin bundan sonra da süreceğinin bilincinde olduklarını ifade eden Talat, şöyle dedi:

"Dayanışmamızın geçmişte olduğu gibi bundan sonra da devam edeceği konusunda kararlılığımızı vurguladık. Türkiye'ye güçlü destek için teşekkür ediyoruz. İnanıyoruz ki bu destek eksilmeyecek, artacaktır."

Türk tarafının Kıbrıs sorununa kalıcı çözüm istediğini ve bu yöndeki çabalarının dünya tarafından görüldüğünü hatırlatan Talat, ancak Rum tarafının çözüme yanaşmadığını kaydetti. Talat, "Seçimlerin bittiği günden itibaren Rumlara barış elimizi uzattık. Rum tarafının uzattığımız eli tutmasını istiyoruz. Eğer tutarlarsa eşitliğimize dayalı ortak bir devlet kurmaya hazırız" dedi.

BM Genel Sekreteri'nin Güvenlik Konseyi'ne sunduğu raporda, Kıbrıslı Türklerinin gereksiz yere izole edilmesine son verilmesi yönündeki tavsiyesinin doğru bir yaklaşım olduğunu ifade eden Talat, bu yaklaşımın tüm dünya tarafından da algılanması gerektiğini söyledi.

Talat, geçmişin düşüncelerine dayalı mevcut uluslararası hukukun Kıbrıslı Türklerin durumunu tanımlayamadığını belirterek, uluslararası toplumun Kıbrıs'a bakışının yeniden gözden geçirmesi ve ciddi şekilde yeni bir değerlendirme yapması gerektiğini kaydetti. Talat, bu değerlendirmenin ilk adımının da izolasyonların kaldırılması yönünde atılması gerektiğini belirtti.

Kıbrıs sürecinde Türkiye ile KKTC'nin dayanışmasının önemine işaret eden Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, bu dayanışmanın, Kıbrıslı Türklerin haklarını elde edecekleri bir çözüme taşıyacağını kaydetti.

Sezer: Çözümde iki kesimlilik ve dengeler önemli

 

TC Cumhurbaşkanı Sezer, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Çankaya Köşkü'nde baş başa ve heyetler arası görüşmelerin ardından yaptıkları ortak basın açıklamasında, Cumhurbaşkanlığına seçilmesinin ardından düzenlediği ilk resmi ziyaret nedeniyle Talat ve beraberindeki heyeti Türkiye'de görmekten mutluluk duyduklarını ifade etti.

Kıbrıs'ın Türkiye için bir ulusal dava olduğunu ve Kıbrıs'ta dili ve dini ayrı iki halk ve onların kurduğu iki devlet bulunduğunu kaydeden Sezer, "Kıbrıs'ta yeni bir ortaklık iki eşit taraf arasında kurulmalı, yaşayabilir olmalı ve Ada'daki gerçekleri dikkate almalıdır. Varılacak çözümün, iki kesimliliği ve Ada üzerindeki dengeleri gözetmesi gerekmektedir" diye konuştu.

Ada'daki iki halkın barış ve güvenlik içinde yan yana yaşayabilecekleri zeminin temelinin, KKTC'nin bugün olası bir çözümün eşit ortağı durumunda olduğu gerçeğinin kavranmasına bağlı olduğunu vurgulayan Sezer, Türk tarafının, hakça ve kalıcı bir çözümden yana olduğunu ve bu yolda üzerine düşeni yaptığını söyledi.

Cumhurbaşkanı Sezer, buna karşın, karşı tarafın, eşitlik ve ortaklık temelinde bir siyasal uzlaşıyı kabul etme niyetinde olmadığının anlaşıldığını ifade etti.

Karşılıklı saygı ve güven ortamına gereksinim

Türkiye ve KKTC'nin Kıbrıs sorununun hakça ve kalıcı bir çözüme kavuşturulmasını içtenlikle istediğini belirten Sezer, şunları kaydetti:

"Biz, BM Genel Sekreteri'nin çabalarını destekledik. Çözümün, BM çerçevesinde gerçekleşmesi gerektiğine olan inancımızı sürdürmekteyiz. Kıbrıs Türk halkı her zaman uzlaşıdan yana olmuştur. Her şeyden önce, iki taraf arasında karşılıklı saygı ve güven ortamının oluşmasına gereksinim vardır. Tersi durumda, tarafların yan yana yaşayabilecekleri ve işbirliği yapabilecekleri bir ortamı sağlamak olanağı bulunmayacaktır."

Sezer, KKTC'nin, demokratik ve insan hakları ile hukukun üstünlüğü ilkelerine dayalı yapısıyla Ada üzerinde ve Doğu Akdeniz bölgesinde istikrarın simgesi olduğunu belirtti.

Cumhurbaşkanı Sezer, şöyle devam etti:

"Sayın Cumhurbaşkanı ve beraberindeki heyetle yaptığımız görüşmede de, Kıbrıslı Türk kardeşlerimizle dayanışma ve işbirliği anlayışımızı yineleme olanağını bulduk. Görüşmede, Kıbrıs konusunun içinde bulunduğu aşamayı ayrıntılı olarak değerlendirdik ve önümüzdeki dönemde atılabilecek adımlar üzerinde görüş alışverişinde bulunduk. Türkiye ve KKTC'nin yakın temas, işbirliği ve danışma halinde olması gerektiği konusunda görüş birliği içindeyiz. Birlik ve beraberliğimiz bizim esas gücümüzdür. Bu dayanışma, bundan sonra da aynı biçimde sürecektir"

Uluslararası toplumdan somut adım beklentisi

Bugün içinde bulundukları aşamada, Kıbrıs Türk halkına yıllarca uygulanan haksız ambargo ve kısıtlamalara son verilmesi için uluslararası toplumun, BM ve AB'nin daha da gecikmeden somut adımlar atmasını beklediklerini ifade eden Sezer, doğrudan ticaret ve doğrudan ulaşım konusunda somut gelişmeler sağlanmasını ve ambargoların kaldırılması yönünde atılan adımların daha da ileriye götürülmesini beklediklerini kaydetti.

"Türkiye, KKTC'nin ekonomik ve toplumsal yönden gelişmesi için her türlü çabayı göstermeyi sürdürecektir" diyen Sezer, amaçlarının, Kıbrıs Türk halkının yaşam düzeyini yükseltmek ve geleceğe daha güvenle bakmasını sağlamak olduğunu ifade etti.

Cumhurbaşkanı Sezer, "Kıbrıs sorunu, Kıbrıs Türkü için bir hak ve hukuk savaşımıdır. Bu dönemde Türkiye'nin, KKTC'yi, geçmişte olduğu gibi bundan sonra da her alanda destekleyecek ve Kıbrıslı Türk kardeşlerimizin yanında olmayı sürdürecektir" diye konuştu.

Talat, Orgeneral Özkök'ü ziyaret etti

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, dün Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök'ü de ziyaret etti.

Talat, Genelkurmay Başkanlığı karargahına gelişinde Orgeneral Özkök tarafından askeri törenle karşılandı. Görüşme, Talat'ın Genelkurmay Başkanlığı özel defterini imzalamasının ardından basına kapalı olarak gerçekleşti.

KIBRIS 03/08/05

Sabit Soyer : Çözüme odaklanmalıyız

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Türkiye'nin ek protokolü imzalamakla 'Kıbrıs'ı sattığına" ilişkin söylemleri "Yanlışın dikalası" olarak niteledi ve ekledi:

TÜRKİYE'NİN İLERLEMESİNİ DURDURAMAYACAKLAR... Bazı çevrelerin "Kıbrıs satıldı" yönündeki değerlendirmelerini "yanlışın dikalası" diye eleştiren Soyer, "Kendi yanlışlarını temizleyememiş olmanın hırsıyla KKTC ve Türkiye hükümetlerinin önüne yeni engeller çıkarma gayretindedirler. Ama bunu başaramayacaklar, Türkiye'nin AB yolunda ilerlemesini durduramayacaklar" dedi

 

 

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Türkiye'nin AB ile ek protokolü imzalamasıyla ortaya çıkabilecek sıkıntıların Türkiye ve KKTC hükümetleriyle sivil toplum örgütlerinin işbirliğiyle aşılabileceğini belirterek, "Bu süreçte tanıdı-tanımadı tartışmalarını bırakarak çözüm sürecine bağlılık teyit edilmeli" dedi.

Soyer, Türkiye'nin, aralarında Güney Kıbrıs'ın da bulunduğu 10 yeni AB üyesini Gümrük Birliği'ne dahil eden ek protokolü imzalamasıyla "Kıbrıs'ın satıldığına" ilişkin söylemleri ise, "Yanlışın dikalası" olarak niteledi.

Sanayi Odası İstanbul'daydı

Başbakan Ferdi Sabit Soyer dün öğle saatlerinde Sanayi Odası Yönetim Kurulu'nu kabul etti. Türkiye'nin ek protokolü imzalamasından önce İstanbul'da konuyla ilgili temaslarda bulunan Sanayi Odası heyeti, temas ve girişimleri hakkında Başbakan'a bilgi verdi.

TUSİAD, İstanbul Sanayi Odası ve Türk İhracatçılar Meclisi ile yaptıkları görüşmelerde, ek protokolle birlikte KKTC ekonomisinin zarar görmemesi için alınabilecek önlemleri ele aldıklarını söyleyen Sanayi Odası Başkanı Salih Tunar, iş çevrelerinin Türkiye hükümetinin Kıbrıs politikasına destek verdiğini gözlemlemekten memnuniyet duyduklarını anlattı.

Tunar görüşmelerde, ek protokolle birlikte KKTC ekonomisini zarar görmemesi için ortak strateji geliştirilmesinin kaçınılmaz olduğunun vurgulandığını ekledi.

Sorunla uğraşmak temel görev

Başbakan Soyer de heyetten temasları hakkında bilgi almasının ardından Türkiye'nin ek protokolü imzalamasıyla yaşanan tartışma ve eleştirilere dikkat çekti.

Çözümsüzlük ortamı nedeniyle her yeni gelişmenin yeni imkanlar yanında, yeni sorunlar da yarattığına dikkat çeken Soyer, "Ne kadar usansak da Kıbrıs sorunuyla uğraşmak temel görevdir. Siyasi eşitlik temelinde çözüme ulaşıncaya dek bu sorunla uğraşmamız gerekiyor" dedi.

Ek protokolün Türkiye tarafından imzalanmasıyla Güney Kıbrıs, KKTC ve Türkiye'de yoğun tartışmalar yaşandığına dikkat çeken Başbakan Soyer, Kıbrıs'ta çözümsüzlüğün sorumlularının bu konudaki eleştirilerin başını çektiğini kaydetti.

Süreci başlatan 1999 Helsinki ile Kopenhag ve Lahey zirvelerinin yapıldığı dönemlerde iktidarda olanların bugün yaşanan sıkıntıların esas sorumluları olduklarını belirten Soyer, Türkiye'de MHP ve CHP, KKTC'de de UBP genel başkanlarının açıklamalarına atıf yaptı.

"Türkiye'yi durduramayacaklar"

İlgili çevrelerin "Kıbrıs satıldı" yönündeki değerlendirmelerini "yanlışın dikalası" diye eleştiren Soyer, "Kendi yanlışlarını temizleyememiş olmanın hırsıyla KKTC ve Türkiye hükümetlerinin önüne yeni engeller çıkarma gayretindedirler. Ama bunu başaramayacaklar, Türkiye'nin AB yolunda ilerlemesini durduramayacaklar" dedi.

Rum Yönetimi Başkanı Papadopulos'un da tek yanlı AB üyeliğini dayanak yaparak Türkiye'ye siyasi tanıma dayatması yaptığını söyleyen Başbakan Soyer, "Tüm bunlar çözümsüzlüğü sürdürmeye çalışmanın müşterekliğinin ifadesidir" şeklinde konuştu.

Esasa odaklanmalı...

Türkiye'nin Güney Kıbrıs dahil 10 yeni AB üyesini de kapsayan gümrük birliği ek protokolünü imzalamasının yeni sıkıntılar yaratacağını, ancak bunların hükümet ve sivil toplum örgütlerinin işbirliğiyle aşılabileceğini belirten Soyer, "Tanıdıydı-tanımadıydı tartışmalarını bırakarak toplumsal enerjimizi esasa yönlendirmemiz gerekir. Güney'deki hükümetin tüm Kıbrıs'ı temsil etmediği ve ortaklık devletinin esas olduğu, izolasyonların kaldırılması mücadelesi, çözüm sürecine bağlılık teyit edilmeli" dedi.

KIBRIS 03/08/05

Kayıplarla ilgili Girne'deki kazı çalışmaları tamamlandı

KİMLİKLER BELİRLENECEK... BM gözetimindeki iki toplumlu Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi'nin yabancı uzman gözetiminde Girne bölgesinde yaptığı mezar kazıları tamamlandı. İnşaatlar nedeniyle ivedi olarak gündeme alınan münferit kazılar hafta sonu tamamlanırken, mezarlardan çıkarılan kemiklerin kimlere ait oldukları ancak antropologlar tarafından düzenlenmesiyle ve laboratuvarların kurulmasıyla kesinleşecek

 

BM gözetimindeki iki toplumlu Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi'nin yabancı uzman gözetiminde Girne bölgesinde yaptığı mezar kazıları tamamlandı. İnşaatlar nedeniyle ivedi olarak gündeme alınan münferit kazılar hafta sonu tamamlanırken, mezarlardan çıkarılan kemiklerin kimlere ait oldukları ancak antropologlar tarafından düzenlenmesiyle ve laboratuvarların kurulmasıyla kesinleşecek.

Uzman kuruluş İNFORCE'dan uzman gözetiminde ve Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi'nden bir Rum'un da gözlemci olarak katıldığı kazılar haziran ortalarında başlamıştı. İnşaatlar nedeniyle ivedi olarak gündeme alınan ve toplu mezar niteliği olmayan münferit kazılar, Kayıplar Komitesi Türk üyelerinin başkanlığında 7 kişilik araştırma ekibi, 2 antropolog ile Eski Eserler Dairesi'nden arkeolog ile teknisyenlerden oluşan KKTC ekibi tarafından yapılmıştı.

Hafta sonu tamamlandı

TAK muhabirinin sorularını yanıtlayan Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi üyelerinden Dışişleri Bakanlığı Siyasi İşler ve Siyaset Planlama Müdürü Ahmet Erdengiz, inşaatlar nedeniyle ivedi olarak gündeme alınan kazıların hafta sonu tamamlandığını söyledi.

İhtiyaç duyulması halinde yine acil kazılar yapılabileceğini, ancak şu an için bu yönde programlama yapılmadığını söyleyen Erdengiz, çıkarılan kemiklerin kimlere veya kaç kişiye ait olduğunun ancak antropologlar tarafından yapılacak çalışmadan ve laboratuvarların kurulmasından sonra belirlenebileceğini yineledi.

KKTC'de DNA merkezi, ara

bölgede antropoloji laboratuarı

Laboratuvar kurma çalışmalarının sürdüğünü de söyleyen Erdengiz, KKTC'de kayıplarla ilgili çalışma yapacak DNA merkezi, ara bölgede de antropoloji laboratuvarı kurulması için uzmanların teknik düzeyde çalışma yaptıklarını söyledi. Erdengiz, Güney Kıbrıs'taki DNA merkezi ile KKTC'de kurulacak DNA merkezi arasında koordinasyonun nasıl sağlanacağı konusunda da çalışma yapıldığını kaydetti.

Toplu mezar kazılarının ancak bu laboratuvarların kurulmasından ve gerekli alt yapının oluşturulmasından sonra mümkün olabileceğini vurgulayan Erdengiz, KKTC'de kurulacak DNA merkezinin uluslararası standartlarda ve sadece kayıplarla ilgili çalışma yapacak nitelikte olacağını söyledi.

Türk ve Rum 2

DNA Uzmanı

Mezar kazılarıyla birlikte komitenin çalışmalarına katılan 2 Kıbrıslı Türk antropoloğun bu görevlerini sürdürdüklerini kaydeden Erdengiz, DNA laboratuvarı kurulması çalışmalarında da Türk ve Rum 2 DNA uzmanından hizmet aldıklarını bildirdi.

Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi'nin perşembe günleri olağan toplantılarını sürdürdüğünü belirten Erdengiz, gelecek hafta yapılacak toplantının ardından komitenin kısa süreli bir tatile gireceğini de ekledi.

Mezarların açılması ilk

Yaklaşık 20 yıldan beri belirli aralıklarla çalışmalarını sürdüren Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi, Kıbrıs konusundaki gelişmelerle birlikte geçtiğimiz yıl ağustos ayında başlayan yeni dönem toplantılarında ilk kez mezarların açılmasını gündemine almıştı. Bu gündemle yaklaşık bir yıldan beri rutin toplantı yapan Komite, mezarları açmak amacıyla uluslararası uzman kuruluş INFORCE ile anlaşma imzalamıştı.

Çalışmaların yoğunlaşması ile birlikte KKTC de ilk defa konuyla ilgili geniş bir organizasyona giderek özel birim oluşturmuştu. Bakanlar Kurulu kararıyla, Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi'nde Türk tarafını 20 yıl süreyle temsil eden Rüstem Tatar'a ek olarak Dışişleri Bakanlığı Siyasi İşler ve Siyaset Planlama Müdürü Ahmet Erdengiz ile emekli savcılardan Hukukçu Hakkı Önen komitede görevlendirilmişti. Türk tarafı, KKTC'deki mezar yerlerinin tesbiti için komite bünyesinde emekli polislerden oluşan bir de araştırma ekibi oluşturmuştu.

BM Genel Sekreteri'nin temsilcisi Piere Guberan başkanlığındaki komitede, Rum tarafını da Elias Georgiades başkanlığındaki heyet temsil ediyor.

KIBRIS 03/08/2005

Fransa Başbakanı De Villepin, sert konuştu: Türkiye Kıbrıs'ı tanımazsa müzakereler düşünülemez

MÜZAKERELER ERTELENEBİLİR... Fransa Başbakanı, Türkiye ile AB arasında 3 Ekim'de başlaması öngörülen müzakerelerin ertelenebileceğini savunarak, "AB'nin 25 üyesinden her birini tanımayan bir ülkeyle müzakere yapılmasının düşünülemeyeceğini" belirtti

Fransa Başbakanı Dominique de Villepin, "Türkiye'nin Kıbrıs'ı tanımaması halinde, AB ile müzakerelerin düşünülemeyeceğini" söyledi.

Başbakan De Villepin, Europe 1 radyosuna verdiği demeçte, Türkiye ile AB arasında 3 Ekim'de başlaması öngörülen müzakerelerin ertelenebileceğini savunarak, "AB'nin 25 üyesinden her birini tanımayan bir ülkeyle müzakere yapılmasının düşünülemeyeceğini" belirtti.

De Villepin, Türkiye'nin 3 Ekim'e kadar müzakerelerin başlaması için şart koşulan bütün maddelere uymaması ve kendi argümanlarını empoze etmesi ihtimaliyle ilgili bir soruyu, şöyle yanıtladı:

"O zaman beklemek elzem olacak. Türkiye'nin müzakere sürecine geri dönme yolunda gerçek bir istek göstermesi beklenecek."

Fransa Başbakanı Dominique de Villepin, "Müzakerelerin 3 Ekim'de başlamaması olası mı?" sorusunaysa "Her şeyin tamamen açık olması gerektiğini düşünüyorum" yanıtını verdi.

KIBRIS 03/08/2005

Rumların deklarasyona tepkileri devam ediyor

Türkiye'nin imzaladığı ek protokol ve onunla birlikte yayımladığı deklarasyona Rum tepkileri devam ediyor.

Fileleftheros gazetesi, "Hükümet Türkiye Karşısında Tutum Sertleştirme Mesajları Gönderiyor - Muhalefet Kıbrıs Sorununun Çözümünün Öne Çıkarılmasını Talep Ediyor" başlığıyla verdiği haberinde, Rum Hükümet yetkililerinin açıklamalarından, Rum Yönetimi'nin, yayımladığı deklarasyonla Türkiye'nin ek protokolden kaynaklanan yükümlülüklerini yerine getireceğine şüphe ile baktığı sonucunun çıktığını ve protokolün tam olarak uygulanması için Rum Yönetimi'nin derhal harekete geçtiğini yazdı.

Gazete, Rum Başkanlık Basın Müdürü Marios Karoyan ve Hükümet Sözcüsü Kipros Hrisostomidis'in önceki günkü açıklamalarına da yer verdi.

Gazeteye göre, Karoyan, Rum Yönetimi'nin diğer üye devletler ve AB kurumlarıyla şu anda temaslara başladığını, Türkiye'nin yükümlülüklerini yerine getirmesini isteyen "Kıbrıs" ve diğer ülkelerin görüşlerinin AB kurumlarına iletileceğini söyledi.

Gazeteye göre, Karoyan dolaylı olarak "Kıbrıs" ve diğer AB ülkelerinin Türkiye'nin yükümlülüklerini yerine getirdiği görüşünde olmadığını ima etti.

Haberde Rum tarafının nihai tutumunun Türkiye'nin deklarasyonu ve AB Dönem Başkanı İngiltere'nin yanıtının detaylı incelenmesinden sonra kararlaştırılacağı da hatırlatıldı.

Rum Hükümet Sözcüsü Kipros Hrisostomidis önceki günkü açıklamasında ise, Türkiye'nin müzakere çerçevesi tartışılırken Rum tarafının yeni konular ortaya atma isteğini dolaylı ancak net şekilde teyit etti. Türkiye'nin deklarasyonundan sonra, Rum Yönetimi'nin deklarasyonla ilgili konuları gündeme getirmeyi düşündüğünü belirten Hrisostomidis "Ağustos sonu eylül başlarında gerçekleştirilecek toplantılarda bu konular tartışılacak ve hükümet ile Cumhurbaşkanı Papadopulos Kıbrıs Cumhuriyeti'nin çıkarlarını koruyacak ve sonuna kadar savunacaktır" diye konuştu.

Gazeteye göre, hükümet-iktidar sürtüşmesine ise önceki gün de devam edildi. DİSİ Meclis Sözcüsü Hristos Purguridis katıldığı bir radyo-tv programında "Kıbrıs ile Türkiye'nin ilişkilerinin düzeltilmesini tartışırken Kıbrıs sorununun çözümünü talep etmemiz bir çelişkidir" dedi ve yeni bir strateji belirlenmesini talep etti. Karoyan ise çözüm aranmadığı suçlamalarını reddetti ve "yeni çözüm sürecinin başlaması için Rum Yönetimi'nin girişimlerine" atıfta bulundu.

EDİ Başkanı Yorgo Vasiliu ise hükümetin, ek protokolün uygulanmasını güvence altına alıp çözüm için girişim üstlenmesi gerektiğini söyledi.

Vasiliu, "Türk deklarasyonunun, hukuki geçerliliği olmayabileceğini ancak orada olduğunu" da söyledi ve Rum tarafının Annan Planı'nda istediği değişiklikleri öncelik sırasına göre sıralaması gerektiğini de belirtti ve Papadopulos'tan Cumhurbaşkanı M. Ali Talat'la görüşmesini istedi. Vasiliu "Protokol elimizde ancak ada taksim edilmiş olarak kalabiliriz" uyarısında da bulundu.

EDEK Başkanı Yannakis Omiru ise, Rum Yönetimi'nin, Türk deklarasyonuna AB'den sert tepki göstermesini talep etmesi gerektiğini söyledi, deklarasyonu "mantık dışı, tahrikkar ve kabul edilmez" olarak niteledi.

Gazete, Yunan Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Yorgo Kumutsakos'un açıklamalarına da yer verdi. Yunanistan'ın düşük tonlarda tepki koymaya devam ettiği yorumunda bulundu.

Gazeteye göre, Yunanistan dolaylı olarak Rum vetosunun da karşısındadır.

Kumutsakos, ek protokolün imzalanmasının önemli olduğunu ve Türkiye-"Kıbrıs Cumhuriyeti" ilişkilerinin normalleşmesinde bir adım teşkil edeceğini söyledi.

Kumutsakos, deklarasyonunun "Kıbrıs Cumhuriyetini tanımama gerçeğini ortaya koyduğunu, bunun ise değişmesi gerektiğini" savundu.

Gazete, Genişlemeden Sorumlu AB Komiseri Olly Rehn'in açıklamasına da yer verdiği haberini " Olly Rehn 25'lerin Yerine Türk Deklarasyonunu onayladı. Tatil nedeniyle Ankara'nın günahlarını affetti" başlığıyla yansıttı.

Haravgi gazetesi, Rum Meclis Başkanı Dimitris Hristofyas'ın açıklamalarına da yer verdi.

Hristofyas, Türkiye'nin "Kıbrıs Cumhuriyetini" tanımadığıyla ilgili deklarasyon yayınlamasını "siyasi paradoks" olarak niteledi, Rum tarafının veto kullanma hakkını tartışmaya girmemesi yönünde Rum tarafını uyardı.

Mahi gazetesi, İngiltere Başbakanı Tony Blair'in son görüşmesinde Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'tan veto kullanmamasını talep ettiğini, Papadopulos'un da Blair'e karşı taahhüt altına girdiğini ileri sürdü.

Gazeteye göre Blair, "Ankara iç tepkilerden kaçınmak için protokolü zamanla ve sessizce uygulayacağı" taahhüdünde de bulundu.

Gazete, edindiği bilgilere dayanarak, Papadopulos'un, "Türkiye'nin girişimlerini" göğüslemek amacıyla ortak strateji belirlemek için yakın zamanda Atina'ya gideceğini de yazdı.

Gazete, Yunanistan'ın, "İngiltere AB Dönem Başkanlığının Türkiye yanıtının" kendisini bağlamadığını, Türkiye'nin ek protokolü uygulamak zorunda olduğunu belirttiğini yazdı.

Yunan Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Kumutsakos'un açıklamalarına yer verdi.

Gazete, Rum Sözcü Kipros Hrisostomidis'in açıklamalarına da atıfta bulundu.

Hrisostomidis, İngiltere AB Dönem başkanlığının ek protokolün imzalamasından dolayı Türkiye'ye verdiği yanıtın kendilerini memnun etmediğini de yineledi.

Politis gazetesi de haberi, "AB Komisyonu Türkiye'nin Deklerasyonundan Engel Görmüyor - Lefkoşa Deklarasyonunun Hukuki Geçerliliği Olmadığı ve İlişkilerin Normalleşmesi Yolunu Açtığı Yönünde Resmi Yanıt Elde Etmek İçin AB'de Mücadele Edecek - Atina Bloke Etmez - Yunan Hükümeti Türkiye'ye Mesaj Gönderdi" başlığıyla yansıttı.

Alithia gazetesi ise haberi manşetten, "Rehn'den Şamar - AB Komisyonu Ankara ve Londra'yı Tam Olarak Destekliyor - AB'de Yalnız Kaldık" başlık ve spotlarıyla verdi.

Gazete, AKEL Politbüro üyesi ve Kıbrıs sorunu araştırmacısı Tumazos Çelebis'in görüşüne de dikkat çekti.

Gazeteye göre, ek protokolü yorumlayan Çelebis, "Bizden Annan Planı değişiklik önerilerimizi önem sırasına göre dizmemizi ve daha az taleplerde bulunmamızı istiyorlar. Türkiye'nin AB üyesi olması ve Kıbrıs sorununu çözmemiz için 15 yıl daha bekleme stratejimiz yoktur. 10-15 yıl sonra çözümlenmemiş ne kalacak ki? şeklinde konuştu.

Gazete, Kıbrıs konusunda Rum Yönetimi'nden girişim üstlenmesini talep eden DİSİ Meclis Sözcüsü Purguridis ve aynı şekilde Rum Yönetimi'nin yeni girişim üstlenmesi gerektiğini belirten ve "protokol elimizde kalacak, taksim de öyle" diyen EDİ Başkanı Vasiliu'nun açıklamalarına da yer verdi.

KIBRIS 03/08/2005

Kıbrıslı Türk gencine güneyde meydan dayağı

Güney Kıbrıs'ta çalışan Kıbrıslı Türklerden Sadık Bozkırlı, fanatik Rum gençlerinin saldırısına uğradı.

Milliyetçi ve aşırı sağ bir örgüt olarak bilinmekte olan "Hrisi Avgi" (Altın Şafak) örgütüne üye olan bir grup Kıbrıslı Rum'un, Cuma günü Güney Lefkoşa'da, bir Kıbrıslı Türk'e saldırmalarına ilişkin haberler ve Rum siyasi parti yetkilileri tarafından yapılan açıklamalar Rum basınında yer aldı.

Politis gazetesi: "Aşırı Fanatizm -Kıbrıslı Türk Nadir Bir Olay Olduğunu Açıklıyor" başlıkları altında verdiği haberinde, Güney Kıbrıs'ta bir caféde otururken, 6 kişi oldukları belirtilen bir grup Kıbrıslı Rum'un saldırısına uğrayan Kıbrıslı Türk Sadık Bozkırlı'nın olaya ilişkin açıklamalarına yer verdi.

Bozkırlı : Olay beni çok rahatsız etti

KKTC'de ikamet eden ve Güney Kıbrıs'ta çalıştığı belirtilen Bozkırlı, gazeteye yaptığı açıklamada, Güney Lefkoşa'da bir caféde, bir Kıbrıslı Rum ve iki Yunan arkadaşıyla oturmakta olduğunu ve yan masadan kalkarak gelen bir şahsın, "masada neden İngilizce konuşulduğunu" sorduğunu ifade etti. Bozkırlı, Kıbrıslı Rum arkadaşının masaya gelen şahsa, "masadaki herkesin Yunanca bilmediğini" izah ettiğini, bunun üzerine şahsın parmağıyla kendisini göstererek "Bu nedir?" diye sorduğunu, Kıbrıslı Rum arkadaşının ise, "Kıbrıslıdır" şeklinde cevap verdiğini anlattı.

Bozkırlı, şahsın bu cevaptan tatmin olmayarak yeniden soruduğunu ve "Kıbrıslı Türk" cevabını alır almaz, yan masadakilerin de ayağa kalkarak kendilerine saldırdıklarını belirtirken, kendisinin başına vurduklarını ve kendisini savunmak isteyen Kıbrıslı Rum arkadaşına da saldırdıklarını ifade etti.

Bozkırlı, aslında saldırganların kendisinden çok, Kıbrıslı Rum arkadaşına vurduklarını ve Kıbrıslı Rum arkadaşını yerde yatar vaziyette tekmelerken, kendisini de caféden dışarı attıklarını belirtirken, "Onlar için, Kıbrıslı Türk'le arkadaş olmak, Kıbrıslı Türk olmaktan daha kötü sayılıyor gibi görünüyordu" ifadelerini kullandı.

Polise gitti

Saldırganların ellerinden kurtulmayı başardıklarını ve caféye çok yakın bir yerde bulunan Rum polis karakoluna koştuklarını anlatan Bozkırlı, "Tıpkı, geçmişte olan kötü şeylerden ötürü, tüm Kıbrıslı Türkleri suçlamadığım gibi, olan bitenden ötürü tüm Kıbrıslı Rumları da suçlamıyorum. Bu tür insanlar azınlıktadır" şeklinde konuştu.

Bozkırlı, saldırının kendisinde tam bir şok etkisi yarattığını, Kıbrıslı Türkler ile Kıbrıslı Rumların birlikte yaşayabileceklerine her zaman inandığını ve inanmaya da devam ettiğini, ancak bu olayın kendisini çok rahatsız da ettiğini sözlerine ekledi.

Gazete, Bozkırlı'nın önceki gün Baf Kapısı polis karakoluna çağırıldığını ve burada 4 gündür tutuklu bulunan ve kendisine saldıran Kıbrıslı Rum'u teşhis ettiğini de yazdı.

Rum siyasi partilerinden kınama

Öte yandan gazete, tüm Rum siyasi partilerinin, "Hrisi Avgi" örgütü mensuplarının bu davranışını kınayıcı açıklamalarda bulunduklarını, DİSİ'nin ise hükümete yönelik eleştirilerde bulunduğunu yazdı.

Gazete, DİSİ'nin, "Hrisi Avgi" örgütü ve mensuplarının faaliyetlerine hoşgörü göstermesinden dolayı hükümetin sorumluluğu bulunduğunu ve bu durumun kabul edilemez olduğunu vurguladığını yazdı.

Açıklamada, "Hrisi Avgi'nin bazen kendi isteklerine karşı olan siyasi güçleri terörize etmeye teşebbüs ederek, zaman zaman Devlet Başkanı'nı (Papadopulos) gösteriler sırasında alkışlayarak ve en son olarak da, hükümet ortakları tarafından düzenlenen işgal kınama etkinliğine katılarak, tekrar tekrar ülkenin siyasi faaliyetlerine müdahale etme çabalarının, hükümetin Hrisi Avgi'nin faaliyetlerini hoş görmesi" olarak değerlendirildi.

EDEK'in açıklaması

KS EDEK ise açıklamasında "Hrisi Avgi"nin "halkın demokratik duyarlılık ve geleneklerine hakaret etmekte olduğunu, şovenizm, kör fanatizm, ırkçılık ve yabancı düşmanlığı güttüğünü" belirterek, hükümete örgütün faaliyetlerini "bastırması için hemen müdahale etmesi" çağrısında bulundu.

Gazete, EURO.KO Başkan Vekili Nikos Kutsu'nun ise yaptığı açıklamada "Kıbrıslı Türklerle birlikte yaşayacağımız herkes tarafından açıkça anlaşılmalıdır" şeklinde konuştuğunu yazdı. Kutsu, "Hrisi Avgi" örgütünün Güney Kıbrıs'ta faaliyet gösterip göstermediğini bilmediğini belirtirken, "muhtemelen, şiddete başvuran ve izole edilebilecek istisnai kişilerin söz konusu olduğunu" söyledi.

Daha önce de saldırdı

Alithia gazetesi ise konuya ilişkin haberinde, Cuma günkü saldırıyı gerçekleştiren ve tutuklu bulunan Kıbrıslı Rum'un, geçmişte çeşitli zaman ve şekillerde, Güney Kıbrıs'ta Kıbrıslı Türkler aleyhine yapılan diğer iki saldırının da sorumlusu olduğunu yazdı.

Gazete, söz konusu şahsın, 13 Mart 2005 tarihinde, Kıbrıslı Türk Veysel Toksoy ile ailesi ve yaklaşık bir yıl önce Zafer Altıntaş ve ailesine karşı da saldırılarda bulunduğunu, ancak Cuma günkü saldırının tek farkının, yanında 5 kişinin daha bulunması olduğunu vurguladı.

 

Rum makamlar "tetikte"

Fileleftheros gazetesi ise, "Hrisi Avgi" üyelerinin önümüzdeki Pazar günü düzenlenecek olan, "Solomos Solomu'yu anma" etkinliklerine katılacakları yönündeki bilgiler üzerine, Rum makamlarının "tetikte" bulunduğunu yazdı.

Gazete, Derinya olaylarında hayatını kaybeden Solomos Solomu'yu anma etkinliklerinde, geçen seneki gibi olayların yaşanmasının ihtimal dahilinde bulunduğunu ve "Hrisi Avgi" mensuplarının engellenmesi için Rum makamların harekete geçtiklerini belirtti.

Gazete, siyasi partilerin konuya ilişkin açıklamalarına da yer verdi.

KIBRIS 03/08/05

Rumlardan veto tehdidi

“Rumları tanımıyoruz” yönünde deklarasyon yayımlayan Ankara’ya yönelik eleştiri dozunu artıran Rum Yönetimi, hükümet sözcüsü aracılığıyla veto tehdidini yeniden gündeme getirdi.

 

NTV

Güncelleme: 14:50 TSI 04 Ağustos 2005 Perşembe

LEFKOŞA - Rum Yönetimi, Türkiye’nin deniz ve havalimanlarını Rum uçaklarıyla gemilerine açmaması durumunda, 3 Ekim’de başlaması öngörülen Avrupa Birliği üyelik müzakerelerini veto edeceğini açıkladı.

Rum hükümet sözcüsü Kipros Hrisostomidis, “Ankara, protokolü uygulamaz ve Kıbrıs Cumhuriyeti’ni tanımazsa vetoyu kullanacağız” dedi.

Türkiye’nin, Avrupa Birliği’ne katılım için müzakerelere başlayacağına işaret eden Rum sözcü, Ankara’nın bu aşamada aralarında Kıbrıs Cumhuriyeti’nin de bulunduğu tüm AB üyesi ülkeleri tanıma yükümlülüğünün bulunduğunu söyledi.

KARARLARDA OYBİRLİĞİ ŞARTI
Türkiye’yle ilgili kararlar için AB zirvesinde oybirliği gerektiğine dikkat çeken Rum hükümet sözcüsü, veto kullanılması konusunu enine boyuna değerlendirdiklerini kaydetti.

‘FRANSA’DAN CESARET ALINDI’
Bu arada Rum basını, hükümetin Ankara’yı eleştiren Fransa Başbakanı’nın açıklamalarından cesaret aldığını ve veto kartını yeniden gündeme getirdiğini yazdı.

‘De Villepin siyasi fırsatçı’

Financial Times gazetesi, bugünkü başyazısında Fransa Başbakanı Dominique de Villepin’in, Türkiye’nin Kıbrıs Cumhuriyeti’ni tanımadan üyelik müzakerelerine başlayamayacağı yönündeki açıklamasını mercek altına aldı.

 

NTV

Güncelleme: 14:50 TSI 04 Ağustos 2005 Perşembe

LONDRA - Türkiye’nin AB üyeliği ile ilgili tartışmaları sayfalarına taşına Financial Times gazetesi, Fransa Başbakanı Dominique de Villepin, Türkiye’nin Kıbrıs Rum Kesimi’ni tanıması gerektiği açıklamalarını eleştirdi.

Dominique de Villepin’in siyasi fırsatçılık yaptığını savunan gazete, Avrupa Birliği’ni de sorun çözülmeden Kıbırıs Rum Kesimi’ni üyeliğe kabul ederek büyük hata yaptığını yazdı. Gazete, Türkiye’nin Kıbrıs’ın konusundaki tavrının da haklı olduğunu dile getirdi.

Gazete, Fransa Başbakanı’nı “siyasi fırsatçılıkla” suçladı ve Villepin’in çıkışını iç kamuoyuna oynayarak cumhurbaşkanlığını Jacques Chirac’tan devralmaya yönelik bir adım olarak değerlendirdi.

Gazete, Cumhurbaşkanı Chirac’ın da, Başbakan”ın açıklamaları karşısında sessizliğini koruduğuna dikkat çekerek, Fransa’nın, Türkiye’nin üyelik sürecinin önünü tıkama ihtimalinden bahsetti.

Financial Times, Türkiye’nin Kıbrıs konusundaki tavrına da destek verdi:

“Birincisi, AB’nin Türkiye ile üyelik müzakerelerine 3 Ekim’de başlama kararı aldığı Aralık zirvesinde tüm üyeler tarafından benimsenen bir pozisyon. İkincisi, geçen sene BM’nin çözüm planını Kıbrıslı Rumlar reddederken, Ankara, Kıbrıslı Türkleri bunu kabul etmeye ikna etti. Üçüncüsü Ankara, AB’nin yükümlülüklerini yerine getirmesini beklemekte son derece haklıdır. Bu nedenlerle, müzakeler başlamak üzereyken, taşların yerinden oynatılmaması gerekir.”

AB’YE ELEŞTİRİ
Financial Times, AB’yi de, sorun çözülmeden Kıbrıs Rum Kesimi’ni birliğe kabul ederek çözümün önünü tıkamakla eleştirdi.

Bundan sonra işlerin daha da zor olacağını belirten gazete, Türkiye’nin üyeliğine Almanya, Fransa ve Avusturya’nın muhalefetinin arttğı bir dönemde Kıbrıs konusunda ısrar etmenin Ankara için kötü sürprizler doğurabileceği belirtildi.

Rumlardan veto tehdidi

 

Fransa da 'Kıbrıs' için baskı yapmayı sürdürüyor



4 Ağustos, 2005 15:22:00 (TSİ) CNN TURK

Güney Kıbrıs Rum yönetimi sözcüsü Kipros Hrisostomidis, Türkiye'nin, 'Kıbrıs Cumhuriyeti'ni daha fazla gecikmeden tanıması gerektiğini söyledi. Rum basını ise 'tanınma' olmazsa vetonun kullanılabileceğini yazdı.

Türkiye'nin Gümrük Birliği Ek Protokolü'nü imzalaması ile Kıbrıs Rum kesimini tanımadığını ilan eden deklarasyonu ve sonrasında yapılan açıklama ve yorumları değerlendiren Hrisostomidis, ''AB üyeliğine aday Türkiye'nin, AB üyesi bir ülke olan 'Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanımayacağında ısrar etmesinin akıl almaz bir tavır olduğu belirtti. 
 
Rum basını ise, Rum hükümetinin, Türkiye'nin Güney Kıbrıs'ı tanımayacağına ilişkin deklarasyonuna uluslararası toplumdan gelen tepkiler üzerine 'cesaretlendiğini' ve 'veto kullanma hakkını' yeniden gündeme getirdiğini yazdı.
 
'Veto geri dönüyor' yorumunu yapan Rum basını, ''protokol uygulanmazsa vetoyu kullanacağız'' ifadesini kullandı.  
 
Fransa 'Kıbrıs' için diretiyor
 
Fransa da, Türkiye'nin Kıbrıs Rum kesimini tanımamasının AB içinde tartışılmasını istiyor. Fransa Dışişleri Bakanı Philippe Douste-Blazy, Le Monde gazetesine yaptığı açıklamada, AB içinde bu konunun geniş bir şekilde tartışılmasını istediklerini söyledi. 
 
Fransa Başbakanı Dominique de Villepin'in, Türkiye'nin Rum kesimini tanımaması halinde, AB ile müzakerelerin düşünülemeyeceği yolundaki açıklamasına Douste-Blazy'den de destek geldi. Douste-Blazy, ''katılmaya çalıştığı AB'nin üyelerinden birini tanımamak kabul edilemez'' dedi.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Fransa'nın 'Kıbrıs tanınmalı' baskısıyla ilgili olarak ''biz 3 ekim müzakerelerinden başka hiçbir şey düşünmüyoruz'' dedi.
 
AB sürecindeki Türkiye'nin üzerine düşeni yaptığını belirten Başbakan Erdoğan, "müzakere süreci ile ilgili karar 17 aralıkta verilmiştir ve bunun dışında herhangi bir başka şart söz konusu değildir. Nitekim bizim için olması gereken diğer 10 ülke ile alakalı Gümrük Birliği'ne yönelik bir teşmil olabilir. Bunu da zaten Türkiye olarak ek protokolle yerine getirmiş vaziyetteyiz" şeklinde konuştu.

Fransa başbakanı ile cumhurbaşkanının açıklamalarının Kıbrısla ilgili açıklamalarının üzücü olduğunu belirten Başbakan Erdoğan, Fransa Cumhurbaşkanı Chirac'ın müzakere kararının verildiği 17 aralıkta kendisini telefonla arayarak, "bu bir siyasi tanıma değildir" dediğini söyledi.

Fransa politikasını mı değiştirdi?

Türkiye'nin AB üyeliğine destek veren Fransa'dan son günlerde gelen açıklamalar, 'Fransa Türkiye politikasını mı değiştirdi?' sorularını akıllara getirdi.
 
Fransa Başbakanı Dominique de Villepin, geçtiğimiz salı günü yaptığı açıklamada, Türkiye'nin Kıbrıs'ı tanımaması halinde, AB ile müzakerelerin düşünülemeyeceğini söylemişti.
 
Fransız Başbakan Villepin, Türkiye-AB arasında 3 ekimde başlaması öngörülen müzakerelerin ertelenebileceğini savunarak, AB'nin 25 üyesinden her birini tanımayan bir ülkeyle müzakere yapılmasının düşünülemeyeceğini belirtmişti.
 
Fransız Le Figaro gazetesi de dünkü sayısında, Fransa başbakanının 'Kıbrıs tanınmalı' yönündeki açıklamalarının Cumhurbaşkanı Jacques Chirac tarafından da desteklendiğini yazmıştı.
 
Gazete, Chirac’ın 'başbakanın da ifade ettiği gibi, AB üyelerinden birini tanımaksızın, bir ülke ile  müzakere açılması düşünülemez' dediğini yazmıştı.
 
Haberde, cumhurbaşkanının bakanlar kurulu oturumunda sarfettiği sözlerinin birçok bakan tarafından teyit edildiği de vurgulanmıştı. 

Kıbrıs için ayrı deklarasyon
 
Türkiye, 29 temmuzda AB dönem başkanı İngiltere'nin Türkiye'ye gönderdiği Ek Protokol metnini Brüksel'deki Türk daimi temsilcisi Büyükelçi Oğuz Demiralp aracılığı ile imzaladı.
 
Türkiye, protokole imza atarken, Kıbrıs cumhuriyeti'ni tanımadığını da yayımladığı bir deklarasyonla ilan etti.
 
Deklarasyonun içeriği:
  

·  Türkiye siyasi çözüm için kararlılığını sürdürmektedir

·  Bu protokoldeki Kıbrıs Cumhuriyeti 1960'daki ortaklık devleti değildir

·  Türkiye için Rum tarafı Kıbrıs Türk tarafını temsil etmemektedir

·  Türkiye bu protokolle Kıbrıs Cumhuriyeti'ni herhangi bir şekilde tanımış olmayacaktır

·  Türkiye KKTC ile ilişkilerini değiştirmeyecektir

·  Kapsamlı çözümle birlikte Türkiye yeni oluşacak devlet ile ilişkiler tesis etmeye hazırdır
 
AB'nin deklarasyonun kısa olması ve limanların Rum kesimine açılmayacağı cümlesinin yer almaması taleplerini dikkate alan Ankara deklarasyonun hem giriş hem de sonuç bölümünde çözüme yönelik mesajlar verdi.


FRANSA'YA DESTEK

Alman Hıristiyan Demokratlar, Fransa Başbakanı Dominique de Villepin'in 'Türkiye ile AB üyelik müzakerelerine başlanmadan önce Türkiye'nin Kıbrıs Rum kesimini tanıması gerektiği' yönündeki açıklamalarını desteklediğini duyurdu.

 

CDU dış siyaset sözcüsü Friedbert Pflueger, Türkiye'nin AB'ye tam üyeliğine karşı olduklarını yineledi ve Başbakan Gerhard Schröder'in müzakerelerin 3 ekimde başlatılmasını hala destekleyip desteklemediğini açıklamasını istedi.

 

De Villepin'in bu konuda haklı olduğunu ve AB'nin her üyesini tanımayan bir ülkeyle müzakerelerin başlatılabileceğini düşünmenin çok güç olduğunu belirten sözcü, Ankara'nın bu tutumunun makul olmadığını öne sürdü.

 

Sözcü, Alman hükümetinin, bu konudaki tutumunu açıkça ifade etmesi gerektiğini de vurguladı.

CNN TURK 04/08/05

SCHRÖDER'DEN DESTEK

Fransa'nın, 'Türkiye'nin Kıbrıs'ı tanımadan müzakerelere başlaması zor' yönündeki açıklamalarının ardından tartışmalar sürerken, Almanya Başbakanı Gerhard Schröder Türkiye'nin AB'ye üye olmasının birliğin güvenliği için gerekli olduğunu söyledi.

 

Schröder, seçim kampanyası çerçevesinde Almanya'nın Hamburg kentinde seçmenlere bir konuşma yaptı.

 

Schröder, "Türkiye'yi tehdit olarak gösterip size korku verenlere kanmayın" diye seslendi.

 

Gerhard Schröder, "Türkiye'nin alınmasını istemeyenler çok çok iyi düşünsünler. Zira bu tarihi fırsatı kaçırırsak, tarihi bir hata yaptığımızı anlayıp çok pişman oluruz. Türkiye olmadan Avrupa'nın gelişmesi de olmaz" dedi. 

CNN TURK 04/08/05

Ankara'da Talat devri resmen başladı

Murat Yetkin

Kıbrıs siyasetinde Denktaş dönemi yerini son ziyaretle Talat dönemine bıraktı

RADIKAL 04/08/05

Güleryüzlü Dışişleri protokol görevlisi KKTC Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş'ın yanına geldi ve "Sayın Denktaş'ın uçağı indi efendim" dedi; "Beş-on dakikaya kadar yola çıksak iyi olur". Gelen bir önceki KKTC cumhurbaşkanı, Serdar beyin babası, Rauf Denktaş idi. Rauf bey, Kavaklıdere Rotary Kulübü toplantısında konuşmak üzere Ankara'ya gelmişti. Ankara'ya gelmeden önce de "Türkiye KKTC'yi tanımaktan vazgeçemez" türünden bir demeç vermişti.
Haber üzerine oğul Denktaş havaalanına gitmek üzere hazırlanmaya başladı. Baba Denktaş'ı Ankara'ya getiren uçak, az sonra yeni KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'la birlikte onu da alarak adaya dönecekti. (O esnada Talat, 1970'li yılların siyasi kutuplaşması içinde elektrik mühendisi olarak mezun olduğu ODTÜ'de nostalji yaşıyor, öğlen yemeği niyetine bir zamanlar kaldığı öğrenci yurdu kantininde tost yiyordu.)
Talat, Ankara'dan yalnızca yıllardır görmediği ODTÜ'ye ait güzel anılarla değil, Ankara'ya gelmeden önce beklediğinden de güçlü bir siyasi desteği almış olmanın siyasi tatminiyle de ayrıldı. Birkaç saat önce CNN Türk için yaptığımız Ankara Kulisi programında, önceki gün sırasıyla Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök
ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile görüşmelerini kastederek "Üçünden de güçlü destek aldık" diyordu. Politikaların ortaklık ve işbirliği içinde yürütülmesi gereğini karşılıklı olarak vurgulamışlardı; "Çok yararlı" olmuştu. Talat, örneğin Cumhurbaşkanı Sezer ile ilk kez yüz yüze görüşebilmişti.
Sezer ile görüşmede, Talat ve KKTC heyetinde, örneğin Maraş konusunun açılabileceği gibi bazı endişeler boşa çıkmış, Sezer bu konuya değinmemişti. Buna karşın KKTC heyeti Sezer'in (aynı zamanda bir hukukçu olarak) mülkiyet davalarında yapılması gereken savunma konusunda görüşüne başvurmuş, Sezer de yine mülkiyet davaları konusunda taktik değiştirilmesinin iyi olacağı önerisinde bulunmuştu. İki taraf da görüşmeden memnundu.
Kıbrıs Türk heyeti Orgeneral Özkök ile görüşmeden de memnun kalmıştı. Özkök'ün Yüksek Askeri Şûra toplantısından çıkarak yaptığı görüşmeye, yanında yalnızca Genelkurmay Yunanistan-Kıbrıs Dairesi Başkanı Tuğamiral Mücahit Şişlioğlu katılmıştı. KKTC yönetimi için Özkök'ün ağzından '1974'de biz bir askeri harekât yaptık. Ama çözüme hâlâ varılamadı. Çözüm, siyaset ve diplomasi yoluyla bulunacak' gibi bir ifadeyi duymak, 'memnuniyet ve cesaret verici' bulunmuştu. Talat'ın "Kıbrıs Türkün'ün gerek uluslararası, gerek ekonomik alanda olumlu adımlar attığını anlattığımızda memnuniyetle karşılamaktadır" sözünü de kaydetmek gerekir.
Koalisyon ortakları Talat ve Denktaş'ın Başbakan Erdoğan ile görüşmesinde ise ağırlıkla somut projelere, ayrıntılar inildiği anlaşılıyor. Daha çok siyasi ve ekonomik izolasyonun hafifletilmesi konusundaki gelişmeler ve izlenebilecek yeni yöntemler üzerinde durulmuş. Bunlar arasında, Erdoğan tarafından yeniden gündeme getirilen 'Türkiye-Kıbrıs su ve elektrik boru hattı projesi' de bulunuyor. (Bu eski fikrin, halen oluşturulma aşamasındaki Ceyhan-Hayfa doğalgaz-su-elektrik ve fiberoptik hattı projesiyle eklemlenebileceği görüşünde olanlar mevcut.
Bu ihtimal gerçekleşirse Rusya'yı ve İsrail'i, Kıbrıs konusunda yepyeni rollere getirebilir) Azerbaycan'ın KKTC ile ilişkilerde attığı
cesur adım, Serdar Denktaş'ın (muhtemelen Ercan'dan doğrudan uçuşla) Bakü'ye yapacağı ziyaretle yenilerine kapıyı açabilir.
Talat ve Erdoğan somut konuları konuşabilmişler. Çünkü Talat'ın deyimiyle,
'iflas eden eski Kıbrıs siyaseti' yerine, 'oluşturulma aşamasında olan yeni siyaset' üzerine, Türkiye'deki AK Parti hükümetiyle KKTC'deki CTP-DP koalisyonu arasında temelde bir farklılık bulunmuyor.
Talat'ın son Ankara ziyaretiyle, yeni KKTC yönetimi ile Türkiye arasında, yalnızca hükümetler düzeyinde değil, Cumhurbaşkanlığı-Hükümet-Genelkurmay üçgeninde oluşan "Geniş Ankara" arasında yeni bir çalışma zemini için ayar yapılmış görülüyor. Bu ziyaretle 'Geniş Ankara'nın, Rauf Denktaş döneminden, Mehmet Ali Talat dönemine resmen geçiş yaptığı söylenebilir.

'Limanları açmayın'

'Türkiye liman ve havaalanlarını Rum Kesimi'ne açarsa intihar olur. Önce KKTC'ye izolasyon kalkmalı' diyen Talat, Ankara ziyaretinden memnun

04/08/05

RADİKAL - ANKARA - Ankara'ya ilk resmi ziyaretini tamamlayan KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Türkiye'ye limanlarını ve havaalanlarını Kıbrıs Rum Kesimi'ne açmama çağrısı yaptı. Talat, dün CNN Türk ve NTV'ye demeçleriyle Gümrük Birliği'ni Kıbrıs dahil 10 yeni AB ülkesine genişleten ek protokolün imzalanmasını değerlendirirken, Ankara'ya uyarılarda bulundu. Türkiye'nin liman ve havaalanlarını açması için Rumların da Kuzey Kıbrıs'a dönük kısıtlamaları kaldırması gerektiğini belirten KKTC lideri,
"Türkiye'nin Kıbrıs Rumlarını tanıması intihar olur. O zaman Kıbrıs davası biter" dedi. Talat şu mesajları verdi:
Türkiye'den istenen...: Türkiye'nin Rum yönetimini tanıması, 'intihar' anlamına gelir. Eğer Türkiye'ye, 'Seni AB'ye alacağız, ama önce sen şöyle bir büyük şehirlerini uçaklarınla bombala, yak yık, sonra alalım' derlerse, Türkiye bunu yapmaz. Türkiye'den istenen budur. Kıbrıs Rum yönetimi tanınırsa, Kıbrıs davası tamamen biter. AB'den böyle bir baskı gelmeden Rum tarafına 'Artık bunu çöz' baskısının yapılması lazım.

'Önce tecrit kalkmalı'
Rumlar açmaya yanaşmıyor: Türkiye'nin liman ve havaalanlarını, ne pahasına olursa olsun açmaması gerek. Bu ancak bizim limanların açılmasıyla, tüm kısıtlamaların kaldırılmasıyla olacaktır. Dışişleri Bakanı Abdullah Gül de 'Karşılıklı kısıtlamaları kaldıralım' dedi, kabul etmediler. Limanlarımızın kapalı olduğuna dair deklarasyonlarını geri çekmelerini istedik onu da kabul etmediler. Brüksel'de bize "Ben intihar etmeye gelmedim" dediler. Onlar için intihar etmek kadar önemli bu.
Protokolden rahatsız olmadım: Ankara'da bana uygulanan protokolden rahatsızlık duymadım. Bu eğer farklı bir uygulamaysa, gerekçesinin ne olduğunu mutlaka yetkililer açıklayacaktır.
Ahlaksız tekliflere ret: Rumlar her gün birçok ahlaksız teklifle geliyor, Kıbrıs Türkünün çıkarlarını zarara uğratacak bir teklifi kabul etmiyoruz. Örneğin, 'Maraş'ı bize verin' diyorlar, karşılığında Mağusa Limanı'nı ortak çalıştıralım'. Buna evet denilebilir mi?
Demirel'e yanıt: (Eski Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'in "Tecridin kaldırılması için atılan adımlar göstermelik" sözleri üzerine) Çok doğru değil. Tecrit adım adım kaldırılacak. Birden her şeyin düzene girmesi çözümle olur. Eskiden Azerbaycan'dan doğrudan uçuş olsaydı dünya ayağa kalkardı. Şimdi sadece Rumlardan tepki aldılar. Çünkü dünya, tecridin kalkması gerektiğine inanıyor.
Rumlar şaşırttı: Rum tarafı bizimle güç bölüşümü istemiyor. Klerides daha esnekti, adanın sürekli bölünebileceği endişesiyle bir çeşit güç bölüşümüne yaklaşmıştı. Seçimi kaybedince güç bölüşümüne karşı olanlar güç kazandı.
Rusya faktörü: Biz Rusya'yı hep düşman gördük. Rum tarafı da dost. Rusya'nın Kıbrıs'ta off-shore hesapları var. Ortodoks bağlantısı da var tabii ki...

Villepin'e Chirac'tan destek

04/08/2005 RADIKAL

PARİS/LAHEY - Fransa Başbakanı Dominique de Villepin'in "Türkiye Kıbrıs'ı tanımazsa müzakerelere başlanması düşünülemez" sözüne Cumhurbaşkanı Jacques Chirac da destek verdi. Le Figaro gazetesinin haberine göre Chirac, Bakanlar Kurulu'nda yaptığı konuşmada "Başbakanın dediği gibi birliğin üyelerinden birini tanımayan bir ülke ile müzakerelerin açılması düşünülemez" dedi. Villepin'in sözlerine Alman Hıristiyan Birlik partileri de destek verdi.

Duisenberg'in desteği
Ancak Alman Dışişleri, hukuki incelemenin bekleneceği ve kararı 1 Eylül'de AB dışişleri bakanlarının vereceğini açıkladı. Bu arada pazar günü ölen Avrupa Merkez Bankası'nın eski başkanı Wim Duisenberg'in kısa süre önce Türkiye'ye destek veren makale yazdığı ortaya çıktı. Duisenberg, Hollanda'nın Het Financieele Dagblad gazetesinde yayımlanan makalesinde, "Avrupa'nın bir zamanlar milletler arasında barışa ihtiyacı olduğu gibi şimdi de kültürler arasında barışa ihtiyacı var. Türkiye'ye 'hoş geldin' demeliyiz" ifadelerini kullandı. (Reuters, afp)

Türkiye'den 'sorumluluk' çağrısı

04/08/2005 RADIKAL

RADİKAL - ANKARA - Fransa Başbakanı Dominique de Villepin'in çıkışlarına karşı Ankara, 3 Ekim'e dek AB ülkeleriyle polemiğe girmeme kararı aldı. Dışişleri Sözcüsü Namık Tan dün Kıbrıs sorununun çözüm yerinin BM olduğunu anımsatıp, AB liderlerine "17 Aralık'taki imzanızın sorumluluğunu yerine getirin" çağrısı yaptı. 17 Aralık zirvesinde alınan müzakerelere başlama kararına atıf yapan Tan, "Bunun altında, bütün bu demeçleri veren ülkelerin en üst düzey yetkililerinin imzaları vardır. Bu çok ciddi sorumluluklar çerçevesinde, 3 Ekim'de müzakerelerin başlatılacağına inanıyoruz" diye konuştu.

Trabzonspor Avrupa'da yok

Trabzonspor, Şampiyonlar Ligi ikinci ön eleme turundaki en büyük sürprize imza attı ve Anorthosis'e elendi. Bordo-Mavililer tur için gerekli skoru sağlayamazken maçtaki tek golün sahibi Fatih Tekke oldu

RADIKAL 04/08/05

ERAY ÖZER
Psikolojide motivasyonla ilgili olarak temel bir kural vardır: Motivasyonun fazlası da azı da zararlıdır. Trabzonspor, Şampiyonlar Ligi ön eleme turunda motivasyon madalyonunun iki yüzünden de çok çekti. Kıbrıs'taki ilk maçta sorun, baskılı başlayan takımın erkenden maçı kazanmış havasına girmesi, toplam bütçesi Fatih Tekke'nin muhtemel bonservis bedelinin yarısı bile etmeyen ama işlevsel ve bütüncül bir
oyun ortaya koymak için didinen Anorthosis'in işini çabuk bitirebileceği yanılgısına kapılmış olmasıydı. Dün akşam ise bunun tam tersi geçerliydi. Karşılaşmanın büyük bir bölümünde aşırı motivasyondan ve bir türlü gelmeyen gollerin stresinden titreyen ayaklar topu takım arkadaşına ve rakip kaleye ulaştırmakta güçlük çekiyordu.
Anorthosis, Avni Aker'de defans hattının hemen önüne yumuşak bir duvar kurmuştu ve Trabzon akınları bu yumuşak duvara çarpıp geri bile gelmiyor, duvarın içerisinde eriyiveriyordu. İlk maçta Yattara'yı devre dışı bırakarak Karadenizlilerin kanat etkinliğini sekteye uğratan rakibin niyeti yine aynıydı. Karşılaşma boyunca o kadar çok top kaybı yaptı ki Trabzonspor...
Buna karşın aradıkları gibi bir organizasyonu 40'da yakalamayı başardılar. Gökdeniz'in ortasına Fatih'in kafa vurması bildik bir şarkının sözleri gibi tanıdıktı... Bu golde de gördük ki golcü olmak başka bir şey. Sıradan bir golcü o ortada kafayı yakın direğe vurabilirdi. Ama Kaptan içgüdüsel bir refleksle, kafasını topun hızını değil, yönünü değiştirmek için kullanarak uzak direğe kesti topu. Artık atılması gereken sadece bir gol vardı ve elde 45 dakika kalmıştı.
Anorthosis ikinci yarıya oyundan çalabileceği saniyelerin hesabıyla başlamıştı. Şenol Güneş ise forvete Mehmet Yılmaz'ı dahil ederek yan topların etkisini artırma niyetindeydi. Normal şartlar altında bir takıma bir gol için gerekenden çok daha fazla sayıda yan top fırsatı yakaladılar. Bir İngiliz takımı herhalde bu kadar ortadan beş gol çıkarırdı. Ama Trabzonspor mesela 55'te Mehmet Yılmaz-Fatih Tekke ikilisinin kaçırdığı gibi pek çok fırsatı cömertçe harcadı, durmaksızın harcadı, hep harcadı...

Daha kaç bahar gerekli?
İlerleyen dakikalar Anorthosis'i rahatlatırken Trabzonspor'un halihazırda ziyadesiyle fazla olan gerginliğini körüklüyordu. 81'de Gökdeniz kaleciyle karşı karşıya kaldığında herkes 'bu iş oldu' diyordu belki ama kariyerinde pek çok kez yaptığı gibi Gökdeniz bir kez daha 'bire bir'de gole ulaşmayı başaramadı. O gole ulaşmayı başaramayınca Trabzonspor'un Şampiyonlar Ligi umutları başka bir bahara kaldı. Daha önümüzde çok bahar var ama artık o kadar çok baharı bekleyecek sabrımız var mı, tartışılır...

Rumlardan veto tehdidi

 

Güney Kıbrıs Rum yönetimi sözcüsü Kipros Hrisostomidis, Türkiye'nin, 'Kıbrıs Cumhuriyeti'ni daha fazla gecikmeden tanıması gerektiğini iddia etti.

Yazılı açıklama yaparak, Türkiye'nin Gümrük Birliği Ek Protokolü'nü imzalaması ile Kıbrıs Rum kesimini tanımadığını ilan eden deklarasyonu ve sonrasında yapılan açıklama ve yorumları değerlendiren Hrisostomidis, “AB üyeliğine aday Türkiye hükümetinin, AB üyesi bir ülke olan 'Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanımayacağında ısrar etmesinin akıl almaz bir tavır olduğu” görüşünü savundu.

Hrisostomidis, açıklamasında şu görüşlere yer verdi: “Kıbrıs Cumhuriyeti'nin Kıbrıs'taki 'tek devlet' olduğu, uluslararası topluluk tarafından tanındığı, Türkiye'nin müzakere başlatmayı düşündüğü 25 AB üyesi ülkeden biri durumunda bulunduğu hukuki ve siyasi gerçektir. Türkiye hükümeti, kendisine AB müzakere sürecinin yolunu açacak bu hukuki ve siyasi gerçeği zamanında, hiç gecikmeden anlamalı, kabul etmeli ve tanımalıdır.”

Kipros Hrisostomidis, Rum hükümetinin, Avrupa Birliği'ne üye ülkelerle istişarelerini sürdürdüğünü, Avrupa Birliği yetkili organlarının yapacağı toplantıda alacağı nihai karara göre tutumunu belirleyeceğini kaydetti.

Hrisostomidis ayrıca, Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos'un, ”protokolün imzalanmaması ve yürürlüğe konmaması durumunda veto hakkının kullanılacağı” yönündeki 17 Aralık tarihli açıklamasının halen geçerliliğini koruduğunu belirterek, “(Kıbrıs Cumhuriyeti)nin görüşlerinde, o zamandan bugüne bir değişiklik olmamıştır” dedi.

Bu arada, Rum basını, Rum hükümetinin, Türkiye'nin Güney Kıbrıs'ı tanımayacağına ilişkin deklarasyonuna uluslararası toplumdan gelen tepkiler üzerine “cesaretlendiğini” ve “veto kullanma hakkını” yeniden gündeme getirdiğini yazdı.

“Veto geri dönüyor” yorumunu yapan Rum basını, “Protokol uygulanmazsa vetoyu kullanacağız” ifadesini kullandı.

 (aa)

HURRIYET 04/08/05

Erdoğan: Chirac'ın açıklamasına üzüldüm

 

Ankara

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'ın sözlerinden “üzüntü” duyduğunu bildirdi. Erdoğan, “17 Aralık'ta tebrik için aradığımda bana telefonda söylediği şudur; onu da burada açıklıyorum, 'Bu bir siyasi tanıma değildir' demişti” diye konuştu. Erdoğan, AB ile müzakere için yeni bir şartın söz konusu olmadığını belirtti.

Erdoğan, Esenboğa Havalimanı'ndan İstanbul'a hareketinden önce gazetecilerin sorularını yanıtladı.

Başbakan Erdoğan, 3 Ekim müzakere süreci ile ilgili olarak Türkiye'nin  herhangi bir yeni şart düşünmesi ve konuşmasının söz konusu olmadığını belirtti.

"BAŞKA BİR ŞART SÖZ KONUSU DEĞİL"

Erdoğan, şöyle konuştu:
   
“Müzakere süreci ile ilgili karar 17 Aralık'ta verilmiştir ve bunun dışında herhangi bir başka şart söz konusu değildir.

Nitekim bizim için olması gereken diğer 10 ülke ile alakalı Gümrük Birliği'ne yönelik bir teşmil olabilir. Bunu da zaten Türkiye olarak ek protokolle yerine getirmiş vaziyetteyiz.
   
Fransa Başbakanı'nın yapmış olduğu açıklama, Sayın Chirac'ın yaptığı açıklama ki, ona üzgünüm, onu da söyleyeyim. 17 Aralık'ta tebrik için aradığımda bana telefonda söylediği de şudur; onu da burada açıklıyorum. 'Bu bir siyasi tanıma değildir, ben de dönem başkanına katılıyorum, Sayın Schröder'e katılıyorum, Sayın Barosso'ya katılıyorum' demişti. Ama şimdi ise maalesef bu tür bazı açıklamalar yapılıyor, gerçekten bunlar üzücü. Böyle olsun istemeyiz.”
   
Türkiye'nin bundan sonra 3 Ekim için hazırlıklarını yaptığını,  uzmanların karşılıklı çalışmalarının sürdüğünü belirten Erdoğan,  1-2 Eylül tarihlerinde yapılması beklenen Dışişleri Bakanları Toplantısı'nın süreci daha da hızlandıracağını düşündüğünü bildirdi. 

Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Ali Babacan'ın da çalışmalarını Avrupa'da sürdürdüğünü kaydeden Başbakan Erdoğan, “Böylece de 3 Ekim de müzakerelere başlamış olacağız. Biz müzakereden başka bir şey düşünmüyoruz” dedi.

Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac, Fransa Başbakanı Dominique de Villepin'in Kıbrıs'ın tanınmasına ilişkin sözlerine destek niteliği taşıyan, ”Birliğin üyelerinden birini tanımayan bir ülke ile müzakerelerin açılmasının düşünülemeyeceğini” söylemişti. 

 (aa)

HURRIYET 04/08/05

Fransa: Kıbrıs'ın tanınması AB'de tartışılsın

 

Paris

Fransa Dışişleri Bakanı Philippe Douste-Blazy, Türkiye'nin Kıbrıs Rum kesimini tanımamasının AB içinde tartışılmasını istediklerini söyledi.

Douste-Blazy, Le Monde gazetesine yaptığı açıklamada, “AB içinde bu konunun geniş bir şekilde tartışılmasını istiyoruz” dedi.
   
Fransa Başbakan Dominique de Villepin'in, Türkiye'nin Rum kesimini tanımaması halinde, AB ile müzakerelerin düşünülemeyeceği yolundaki açıklamasını destekleyen Douste-Blazy, “Katılmaya çalıştığı AB'nin üyelerinden birini tanımak istememek kabul edilemez” diye konuştu.

 (aa)

HURRIYET 04/08/05

Mehmet Ali Talat: Türkiye, Güney'i tanırsa Kıbrıs davamız biter



KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ı, dün, CNN Türk Ankara Kulisi-Özel programında Nur Batur ve Murat Yetkin'le birlikte konuk ettik.
Talat, Kıbrıs sorununun bugünü ve geleceği ile Türkiye-AB ilişkileri konularında önemli açıklamalar yaptı.
KKTC Cumhurbaşkanı, "eski Kıbrıs siyaseti" olarak tanımladığı, "Adada iki bağımsız devlet veya Türkiye'ye ilhak veya entegrasyon" tezlerinin ve buna dayanan politikaların çöktüğünü vurguladı. Talat, Türk tarafının artık yeni bir tezi ve siyaseti bulunduğunu belirtti.

'Dava biter'
Talat, yeni politikayı yürütebilmelerinin Türkiye'nin tutumuyla yakından ilgili olduğunu belirterek, Ankara'nın Güney Kıbrıs'ı tanımaması gerektiğini şöyle vurguladı:
"Türkiye'nin Güney Kıbrıs'ı tanıması mümkün değil. Tanırsa, ilerletiyoruz dediğimiz dava tümüyle biter. Türkiye, deklarasyondaki çerçevede duracak ve durmak zorunda. Daha geriye gitmesi mümkün değil. Bu konuda görüşmelerimizde tam mutabakata vardık."

Artık kuşku yok
Talat, muhalefetteyken Cumhurbaşkanı Sezer ve komutanların kendisine ihtiyatlı yaklaştıkları anlamındaki sözleri anımsatılınca şu karşılığı veriyor:
"Öyle bir durum çok eskilerde olan bir durumdu. Bir bilinmezlik, kimiz, ne düşünüyoruz, gerçekten o zamanki iktidarın takdim ettiği gibi biz Kıbrıs Türklerinin, Türkiye'nin çıkarlarını feda etmeye hazır veya onları birilerine peşkeş çekmeye hazır mıyız gibi kuşkular vardı, doğal olarak iktidara gelmeyen bir parti için. Yeni bir olay değil bu. Ama bugün Kıbrıs'ta gerek askeri kesimle, gerek Türkiye hükümetiyle ilişkilerimiz son derece sıcak. Hükümete geldiğimizden beri herhangi bir sorunla karşılaşmadık."

Özkök memnun
Talat, muhalefetteyken Rauf Denktaş'ı Türkiye'de "derin devlet" ilişkisiyle eleştiren sözlerini anımsatıp "Derin devlet nedir?" diye sorulunca gülerek şu karşılığı verdi:
"Derin devletin tanımını siz gazeteciler benden iyi biliyorsunuz. Ben de sizden öğrendim varlığını. Şu anda, birçok kesim derin devlet kavramına destek veren o anlayışa sahip olmasına karşın gidişten memnun. KKTC Cumhurbaşkanı olarak katıldığım toplantılarda geçmişte Annan Planı'na karşı olduğunu bildiğim etkili insanların Kıbrıs Türklerinin referandumda evet demesinin büyük kazanım olduğunu söylüyorlar."
KKTC Cumhurbaşkanı, Genelkurmay Başkanı Org. Hilmi Özkök'le yaptığı görüşmeden edindiği izlenim sorulunca da şöyle devam etti:
"Genelkurmay Başkanı'nın eski görüşlerini bilmiyorum ama şu andaki görüşü -zaten birçok defa açıkladı- durumun iyiye gittiği yolunda. Şu andaki durumun iyiye doğru gittiğini, Kıbrıs Türklerinin uluslararası alanda ve ekonomi alanında olumlu adımlar attığını anlattığımızda memnuniyetle karşılıyor. Bir mekanizma vardı. Geçmişle oryante olmuş yetkili yerlerde bulunan insanlar Kıbrıs sorununun çözümünde milliyetçi retoriğin esiri olmuşlardı. Veya gözlerini kapatıyordu o milliyetçi söylem. Gerçekleri göremiyorlardı. Şimdi perde açıldı ve gördüler ki bizim çözüme yönelmemiz, yıllardır elde etmeye çalıştığımız, trilyonlar harcayarak yaratmaya çalıştığımız imajı birdenbire yarattı."

Emsal olur
Talat'a göre Kıbrıs'ta iki bağımsız devlet olması, adanın kesin olarak bölünmesi dünyanın korktuğu bir gelişme. Talat bu konuda şu değerlendirmeyi yapıyor:
"Dünyanın en çok korktuğu şey, adanın bölünmesi. Çünkü emsal teşkil etmesinden korkuyor devletler."
Talat, Çek-Slovak örneği anımsatılınca şöyle devam ediyor:
"Böyle bir örnek var, doğru. Siz nasıl Çek-Slovak örneğini gösteriyorsanız başkaları da bölünmüş Kıbrıs örneğini gösterir, ayrılmak ister. (Örneğin Irak'ta Kürtler olabilir mi sorusu üzerine) Mesela, onlar da biz de niye olmasın diyecekler."

Anlaşma yanlıştı
Talat, Türkiye-KKTC arasında imzalanan ve uygulamaya konulmayan gümrük birliği anlaşmasıyla ilgili bir soru karşısında ise şu bilgiyi veriyor:
"Bu anlaşma imzalanmadı. Geri çekildi. Türkiye ile böyle bir gümrük birliği anlaşmamız yok. Yanlış bir şeydi, geri çekildi."

FIKRET BILA MILLIYET 04/08/05

Mehmet Ali Talat'a yapılan nezaketsizlik



Halkının bariz tercihiyle işbaşında olan KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Ankara'ya bu sıfatı ile ilk resmi ziyaretini gerçekleştirdi. Ancak bu ziyaret, en azından Türkiye'deki devlet kademesi açısından, kendisinin o kadar 'tercih edilen bir kişi olmadığını' da bir kez daha ortaya koydu. Belli ki Annan Planı'nın görüşülmesi ve ardından referanduma götürülmesi sürecinde oynadığı rol bu kademede henüz sindirilebilmiş değil.
Bunu Çankaya Köşkü'ndeki 'soğuk' ve 'mekanik' karşılanış biçimi açık bir şekilde ortaya koydu. Ne 21 top pare atışı, ne Camlı Köşk'te ağırlama, ne de nutukların teati edildiği ve kadehlerin kaldırıldığı bir resmi akşam yemeği. Yalın bir 'protokol uygulaması' açısından baktığınızda ortada elbette ki bir terslik yok. Yapılması gerekenlerin hepsi yapıldı. Yapılabileceklerin asgarisinin yapılmış olması ise bu yalın gerçeği değiştirmiyor.

Denktaş'a sıcak karşılama
Oysa, eski Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın şu anda herhangi bir resmi sıfatı olmamasına rağmen, Çankaya Köşkü'nde -neredeyse 'resmi denebilecek'- sıcak bir karşılamayla nasıl ağırlandığını kısa bir süre önce gördük. Bu sayede, en azından devlet kademesi açısından, kimin 'tercihe şayan kişi' olduğunu kimin ise olmadığını da anladık.
Cumhurbaşkanı Talat elbette ki 'devlet nezaketi' gereğince bunların abartılmamasını istiyor. Yumuşak üslubu ve uzlaşmacı yapısı, kısacası sorunu derinleştiren değil, çözmeye çalışan yaklaşımı bunu elbette ki zorunlu kılıyor. Buna karşın Talat, mesajını inceden inceye verme yeteneğinden yoksun olmadığını da gösterdi. Cumhurbaşkanı Sezer ile yaptığı görüşme sonrasındaki açıklamasıyla bunu ortaya koydu.

Bazı kesimlere mesaj
Açıklamasında, Kıbrıs'ta çözümsüzlüğü güden tarafın Kıbrıslı Türkler olmadığını vurgulamak için, çözümden yana birisi olarak, halkı tarafından iki seçim ve bir referandumla desteklendiğini anımsatan ifadeler kullandı.
Bu ilk bakışta elbette ki Rumlara dönük bir mesajdı. Fakat bu sözlerinin içinde, Annan Planı sürecinde oynadığı rol nedeniyle Türkiye'de kendisini 'sindiremeyen' kesimlere de bir mesajın olduğu aşikârdı. Talat'ın böyle ince bir mesaj vermesine olanak sağlayan olgu ise, elbette ki bu kesimlerin Rumlar gibi bu planı şiddetle reddetmiş olmalarıdır.
Öte yandan, görüşlerine saygı duyduğum bir gazeteci arkadaşımızın işaret ettiği bir hususun üzerinde de burada ciddiyetle durmamız gerekiyor. Bu soğuk ve mekanik karşılama sadece Talat'ın şahsına değil, aynı zamanda bir devlet olarak KKTC'ye karşı yapılmış bir nezaketsizliği de içeriyor. Dahası, dünyanın ciddiye almadığı bu devletin Türkiye tarafından da aslında o kadar ciddiye alınmadığı gibi, istendiği takdirde, horlanabileceğini de göstermiş oldu.

Türkiye duygusal olamaz
Onu şahsen sevebilir veya sevmeyebilirsiniz. Ancak, Mehmet Ali Talat, sonuç itibariyle, 'bağımsız' saydığınız, bu nedenle de orada, herhangi bir bağımsız ülke nezdinde yaptığınız gibi, bir büyükelçilik bulundurduğunuz bir ülkenin seçilmiş cumhurbaşkanıdır. Kendisine yapılan nezaketsizlik ise sadece o devlete karşı değil, aynı zamanda o millete karşı yapılmış bir nezaketsizliktir.
Bu durumda kendinizi, Kıbrıslı Türklerin Annan Planı'nı onayladıkları referandum sonrasında 'YavRUM Vatan!' manşetini atmış olan bir gazetemiz ile aynı kefeye koymuş olursunuz. Bu da, bu haksızlığa muhatap olan o millet tarafından not edilmekle kalmaz, o millet ile anavatan arasında var olduğu anlaşılan gediği daha da büyütür. Bunun ise ne anavatana ne de yavruvatana bir faydası vardır.
Bir daha hatırlatmakta yarar var. Türkiye, dünya sahnesinin büyük, önemli ve ciddi devletlerinden biridir. Bu nedenle de akıl ve mantığı bir yana bırakıp duygusal davranma gibi bir lüksü yoktur.

SEMIH IDIZ MILLIYET 04/08/05

Cumhurbaşkanı Talat, Ankara'da önemli açıklamalar yaptı: Rum yönetimini tanıma intihardır

Cumhurbaşkanı Talat, Ankara'da önemli açıklamalar yaptı: Rum yönetimini tanıma intihardır

LİMANLAR VE HAVAALANLARI AÇILMAMALI... Cumhurbaşkanı Talat, Türkiye'nin Rum tarafını "Kıbrıs Cumhuriyeti" olarak tanımasının intihar anlamına geleceğini söyledi. Türkiye'nin limanlarını ve havaalanlarını Rum tarafına açmaması gerektiğini vurgulayan Talat, "Türkiye limanlarını ve havaalanlarını ne pahasına olursa olsun, açmaması lazım" dedi

 

MÜZAKERELER ARALIK VEYA OCAKTA BAŞLAYABİLİR... "Rum tarafında gelecek yıl mayısta seçimler olacak. Bu yıl ekim ayında Türkiye ile AB arasında müzakereler de başlamış olacak. O da Kıbrıs sorununun çözümü için bir zorunluluk getirecek, bir baskı oluşturacak. Dolayısıyla bunun da etkisiyle müzakereler aralık veya ocakta başlayabilir. Bu kesin bir yargı değil, mutlaka başlayacak iddiasında değilim. Bu sadece bir ihtimaldir."

 

BLAIR'LE KIŞTA GÖRÜŞEBİLİRİZ... Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, İngiltere Başbakanı Tony Blair ile kış aylarında başkent Londra'da görüşebileceğini ifade ederek, "Sayın Blair ile kışta görüşmemiz diye bir düşünce var" dedi

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Türkiye'nin Rum tarafını "Kıbrıs Cumhuriyeti" olarak tanımasının intihar anlamına geleceğini söyledi.

Talat, Türkiye'nin limanlarını ve havaalanlarını ne pahasına olursa olsun, Rum gemi ve uçaklarına açmaması gerektiğini vurguladı.

Cumhurbaşkanı Talat, İngiltere Başbakanı Tony Blair ile kış aylarında başkent Londra'da görüşebileceğini de açıklayarak, "Sayın Blair ile kışta görüşmemiz diye bir düşünce var" dedi.

Cumhurbaşkanı Talat, Türkiye Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in davetlisi olarak gittiği Ankara'da NTV'nin sorularını yanıtladı.

Talat, Ankara ziyaretiyle ilgili soruları yanıtlarken, başkentte resmi törenle karşılandığını ifade ederek, kendisine gösterilen saygı ve ilgiden oldukça memnun olduğunu ifade etti. Cumhurbaşkanı Talat, kendisine uygulanan protokolle ilgili soruya karşılık da, "Bana uygulanan protokolden rahatsızlık duymadım" dedi.

"Çözüm istemekten daha büyük açılım olabilir mi?"

Cumhurbaşkanı Talat, Türk tarafının herhangi bir açılımda bulunup bulunmayacağının sorulması üzerine, "Türk tarafı açılım olarak yapabileceğinin en iyisini yaptı. Çözüm istemekten daha büyük bir açılım olabilir mi? Biz yapabileceğimiz en büyük açılımı yaptık. Çözüm istiyoruz dedik" şeklinde konuştu.

Rum tarafının Avrupa Birliği'ne girmiş olmanın rahatlığıyla Kıbrıslı Türklere çok fazla bir şey vermek istemediğinin de altını çizen Cumhurbaşkanı Talat, "Bu gayet açık ve net. Dahası Rum tarafı, Kıbrıs Türk halkının çıkarlarını da törpülemek isteyecektir" dedi.

Müzakereler aralık veya ocakta başlayabilir

Rum tarafının ciddi şekilde uluslar arası baskı altında olduğunu kaydeden ve bu baskının özellikle ABD tarafından artırılması durumunda Kıbrıs müzakerelerinin başlayabileceğini ifade eden Cumhurbaşkanı Talat, "ABD'den baskı artarsa müzakereler aralık ve ocakta başlayabilir. Ancak bu sadece bir ihtimal" dedi ve şöyle konuştu:

"Rum tarafında gelecek yıl mayısta seçimler olacak. Tabii bu arada bu yıl ekim ayında Türkiye ile AB arasında müzakereler de başlamış olacak. O da Kıbrıs sorununun çözümü için bir zorunluluk getirecek, bir baskı oluşturacak. Dolayısıyla bunun da etkisiyle müzakereler aralık veya ocakta başlayabilir. Bu kesin bir yargı değil, mutlaka başlayacak iddiasında değilim. Bu sadece bir ihtimaldir."

"Türkiye havaalanlarını ve limanlarını açmamalı"

Türkiye'nin limanlarını ve havaalanlarını Rum tarafına açmaması gerektiğini vurgulayan Cumhurbaşkanı Talat, "Türkiye limanlarını ve havaalanları ne pahasına olursa olsun, açmaması lazım" dedi.

Türkiye'nin Rum tarafını "Kıbrıs Cumhuriyeti" olarak tanımasının intihar anlamına geleceğini de söyleyen Cumhurbaşkanı, "Türkiye'nin Rum tarafını 'Kıbrıs Cumhuriyeti' olarak tanıması intihar anlamına gelir" şeklinde konuştu.

Londra'da Blair ile görüşme

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, başka bir soruya karşılık da İngiltere Başbakanı Tony Blair ile kış aylarında başkent Londra'da görüşebileceğini açıklayarak, "Sayın Blair ile kışta görüşme diye bir düşünce var" dedi.

KIBRIS 04/08/05

Başbakan Soyer : Kıbrıs'ta AB'yi savunan halk, açık hapishaneye mahkum edildi

Başbakan Soyer, Fransa Başbakanı Villepin'e sert tepki gösterdi:

Başbakan Soyer : Kıbrıs'ta AB'yi savunan halk, açık hapishaneye mahkum edildi

SOYER'DEN VILLEPIN'E ÖFKE... Soyer: Türkiye'nin, Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanımaması halinde AB'yle müzakerelerin başlayamayacağını söyleyen Fransa Başbakanı Villepin'in tavrı oldukça üzücüdür. AB, Kıbrıs'ta AB'yi savunan halkı açık hapishaneye mahkum etti. Gardiyan olarak da Papadopulos yönetimini görevlendirmeyi düşünüyor herhalde

BAĞNAZ TUTUM... AB'de kendini iç siyasi hesaplaşmalarla gösteren milliyetçi ve bağnaz tutumların AB'nin demokratik değerlerine aykırı olduğuna işaret eden Başbakan Soyer, Kıbrıs'a AB'nin de desteklediği çözümün gelmesi için Fransa'nın da görevleri bulunduğunu hatırlattı. Soyer, Kıbrıs sorununun çözümü için görüşme sürecinin bir an önce başlamasını da istedi

 

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Türkiye'nin Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanımaması halinde AB'yle müzakerelerin başlayamayacağını söyleyen Fransa Başbakanı Dominique de Villepin'e tepki gösterdi.

Başbakan Soyer, AB'nin Kıbrıs'la ilgili tutumunu ve Kıbrıs Türk tarafına uygulanan izolasyonları sürdürmesini eleştirerek, "AB, Kıbrıs'ta AB'yi savunan halkı açık hapishaneye mahkum etti. Gardiyan olarak da Papadopulos yönetimini görevlendirmeyi düşünüyor herhalde" dedi.

AB'de kendini iç siyasi hesaplaşmalarla gösteren milliyetçi ve bağnaz tutumların AB'nin demokratik değerlerine aykırı olduğuna işaret eden Başbakan Soyer, Kıbrıs'a AB'nin de desteklediği çözümün gelmesi için Fransa'nın da görevleri bulunduğunu hatırlattı. Soyer, Kıbrıs sorununun çözümü için görüşme sürecinin bir an önce başlamasını da istedi.

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Bakanlar Kurulu toplantısına girerken, Fransa Başbakanı'nın açıklamasını değerlendirdi. Toplantıya Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş, Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanı Eşref Vaiz ile Ekonomi ve Turizm Bakanı Derviş Deniz dışındaki bakanlar katıldı.

"Villepin'in tavrı çok üzücü"

Başbakan Soyer, Fransa başbakanının açıklamasıyla ilgili "Bu tavır oldukça üzücü bir tavırdır ve bunun üstünde durmak gerekmektedir" dedi. Başbakan Soyer, Avrupa'nın çağdaş demokratik değerlerin, teknolojinin ve insani değerlerin ürediği bir kıta olduğuna işaret ederek, dar milliyetçi ve bağnaz görüşler nedeniyle Avrupa'nın iki dünya savaşı yaşadığını, Auschwitz esir kampı ürettiğini, gayet kötü felaketlerle dolu totaliter rejimlerin üremesine yol açtığını anlattı.

Soyer, tüm bunlardan ders alan Avrupa halklarının AB ile son derece demokratik tarzda gelişen ve 60 yıldır Avrupa'da barışın temelini oluşturan bir süreci yaşattığını kaydederek, şöyle konuştu:

"Dar milliyetçi ve bağnaz tutumlar"

"Ancak bu sürecin günümüzde farklılıkların demokratik birlikteliğini getiren noktasında Kıbrıs sorunu ve Türkiye'nin üyelik süreciyle ilgili gelişmelerde üzülerek görmekteyiz ki dar milliyetçi ve bağnaz tutumlar, iç siyasi hesaplarla kendini göstermektedir. Bu AB'nin demokratik değerlerine aykırı bir tutumdur.

AB'nin Hıristiyan demokrat belli kesimleri ve radikal sağcıları, farklılıkların demokratik birlikteliğinin gelişmesine duydukları tepkiden ötürü, Türkiye'nin AB sürecine soğuk bakmaktadırlar. Ancak Sayın Fransız başbakanının özellikle AB anayasası ve Avrupa'nın bütçesiz kalmasına yol açan bu krizin, dar milliyetçi noktalarla ortaya çıkmasını değerlendirmeden, Kıbrıs Rum tarafındaki hakimiyetçi anlayışa destek olurcasına yaptığı bu açıklama, ne AB'nin demokratik ilkeleriyle, ne de Fransa'yı özgürlük, eşitlik ve kardeşlik temelinde şekillendiren ilkelerle bağdaşan bir tutum değildir. Bu çok üzücü bir durumdur."

"Kıbrıs Türk halkı çözümü sonuna dek savunan bir halk"

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Kıbrıs Türk halkının Kıbrıs sorununun çözümünü ve AB ilkelerini sonuna kadar savunan, BM genel sekreterinin çözüm planına evet diyen bir halk olduğuna işaret ederek, çözümü reddeden ve hakimiyetçi bir anlayışla Kıbrıs sorununun çözümsüzlüğüne giden Papadopulos yönetiminin bu anlamdaki tutumuyla Kıbrıs Türk halkına bir şantaj yapılamayacağını vurguladı.

Türkiye'nin Papadopulos yönetimini tanımasının, Kıbrıs Türk halkının eşitsizliğini ve 1963'te gasp edilen cumhuriyetin bugün Avrupa ilkelerine aykırı tutumunu onaylamak anlamına geldiğini ifade eden Başbakan Soyer, bu tutumun yanlışlığını yineledi.

"Açık hapishaneye mahkum etti"

Başbakan Soyer, Kıbrıs'ın AB üyesi olduğunu ama AB'nin izolasyonları kaldırmayarak Fransa'nın tutucu tutumu nedeniyle BM Güvenlik Konseyi'nde de Annan Planı'nın onaylanmasını engelleyerek sonuçta Kıbrıs'ta AB'yi savunan bir halkı açık hapishaneye mahkum ettiğini söyledi.

"Kıbrıs'ın kuzeyi şu anda AB ilkeleri doğrultusunda izolasyonun kaldırılmaması ve çözümün gelmemesi nedeniyle bir nevi Avrupa'nın açık hapishanesi haline getirilmiş bulunmaktadır" diyen Başbakan Ferdi Sabit Soyer, "Villepin'in ifade ettiği noktayla da, bizim gardiyanımız olarak da Papadopulos yönetimini görevlendirmeyi düşünüyor herhalde" diye konuştu.

"NSA'nın da görevi var"

Soyer, Kıbrıs Türk halkının ne açık hapishanelere, ne de gardiyanlara ihtiyacı olduğunu, AB'ye ve çözüme Kıbrıs Rumları kadar hak sahibi olduğunu vurguladı. Başbakan, bunun için görüşme sürecinin bir an önce başlamasını ve AB'nin de desteklediği çözümün Kıbrıs'a gelmesi için Fransa başbakanının AB ilkeleri doğrultusunda görevi bulunduğunu hatırlattı.

Başbakan Soyer, bir soru üzerine Bakanlar Kurulunun gündeminde rutin çalışmalar bulunduğunu ve toplantının ardından açıklama yapılacağını da kaydetti.

KIBRIS 04/08/05

Türk askeri çekilirse, kan dökülür’

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs’ta çözüm olmadan Türk askerinin adadan çekilmesinin, sıcak olaylara ve kan dökülmesine neden olabileceğini söyledi.

 

NTV

Güncelleme: 14:19 TSI 05 Ağustos 2005 Cuma

LEFKOŞA - Düzenlediği aylık basın toplantısında Kıbrıs sorununa ilişkin son gelişmeleri değerlendiren Talat, bir Rum gazetecinin sorusu üzerine, Türk askerinin ancak bir çözümle Ada’dan çekileceğini ifade etti.

Türk askerinin çözüm olmadan Ada’dan çekilmesinin sıcak olaylara ve kan dökülmesine neden olabileceğine dikkat çeken Talat, “Bu gerçekçi bir yaklaşım değildir” dedi.

Talat, Türkiye’nin şimdiki haliyle “Kıbrıs Rum Yönetimi’ni” tanımasının imkansız olduğunu da vurguladı.

MAYINLAR TEMİZLENECEK
Mehmet Ali Talat, ara bölgedeki mayınların temizlenmesi konusunda Birleşmiş Milletlerle anlaşmaya varıldığını açıkladı.

Soyer’den, Kofi Annan’a çağrı

KKTC Başbakan Ferdi Sabit Soyer, AB üyesi bazı ülkelerin Kıbrıs sorununu kullandığını belirterek, BM Genel Sekreteri Kofi Annan’a çağrıda bulundu.

 

NTV

Güncelleme: 20:00 05 Ağustos 2005 Cuma

LEFKOŞA - KKTC Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan’a, “Kıbrıs sorununa çözüm bulma çabalarını sekteye uğratacak çalışmalarına ‘dur’ de” çağrısı yaptı.

Başbakan Soyer, “Avrupa Birliği üyesi bazı ülke liderlerinin, Türkiye’nin üyelik süreci nedeniyle Kıbrıs sorununu kullandıklarını belirtti.

Soyer, Annan’ın, “Fransa ve diğer siyasi güçlerin Kıbrıs sorununa çözüm bulma çabalarını sekteye uğratacak çalışmalarına ‘dur’ demesi gerektiğini ifade etti.

KKTC Başbakanı, “Kıbrıs sorununun çözümünde sorumlu olan Birleşmiş Milletlerdir. Avrupa Birliği’nin bazı liderlerinin attığı adımlar Kıbrıs sorununu çıkmaza sokmakta, Türkiye’nin Yunanistan, bölge ve Kıbrıs’la ilişkilerine de zarar vermektedir” dedi.

Avrupa, Kıbrıs, Türkiye



SORULAR, sorular, sorular... Durumun ne kadar karmaşık olduğunu gösteren sorular: Gümrük Birliği'nin genişletilmesine ilişkin Ek Protokol'ü imzalamış olmak, Rum yönetimini tanıma anlamına gelir mi?
Muhalefete ve 9. Cumhurbaşkanı Demirel'e göre, evet, tanıma anlamına gelir!
Peki siz olsaydınız ne yapardınız? Bunun cevabı yok!
Fransa, Ek Protokol'ün imzalanmasının tanıma anlamına gelmediğini biliyor ve şimdi Türkiye'nin önüne taş koymak amacıyla, 3 Ekim'de müzakerelerin başlaması için Türkiye'nin Rum yönetimini tanımasının şart olduğunu söylüyor!
Bu durumda bir soru daha: Türkiye 3 Ekim'de müzakerelerin başlaması uğruna Rum kesimini tanıyacak mı?
Bu sorunun cevabı net: "Kesinlikle hayır..."
Belki Türkiye'nin önüne daha fazla çıkacak soru şu: Türkiye Rum yönetimini tanımıyor ama Gümrük Birliği gereği, Türk limanlarını ve havaalanlarını Rumlara açmak gerekmeyecek mi?
Ankara'nın cevabı:
"Asla! Kesinlikle hayır! Ne biz, ne başka bir hükümet... Avrupa'da kimse, bu arada Paris de böyle bir hayale kapılmasın!"
* * *
ANKARA kararlı fakat resmi açıklamalarında "yumuşak" bir dil kullanıyor. Ben böyle deyince muhatabım düzeltti:
- 'Yumuşak' yerine 'soğukkanlı' demek daha iyi olur!
Avrupa patolojik bir içe kapanma nöbeti yaşıyor! Fransız şovenizmi bu süreçte başı çekiyor; hem AB Anayasası'nı reddederek, hem Türkiye'ye karşı hasmane bir tavır takınarak.
Cumhurbaşkanı Chirac da Başbakan Villepin de Türkiye'ye karşı, Fransız basınını bile hayrete düşüren açıklamalar yapıyor ama Türk düşmanı olduklarından değil. Fransızların kapıldığı şovenizm nöbeti üzerinden siyaset yapmak için!
Türkiye karşıtlığı, Avrupa'daki "içe kapanma"nın adeta simgesi!
Ankara düşünüyor ki, Avrupa ile yüksek tansiyonlu tartışmalara girmek, Türkiye hakkında Avrupa'da cepheleşmeler yaratmak Türkiye'nin aleyhine olur!
Onun için gerçekten "soğukkanlı" olmamız lazım.
* * *
FRANSA, Kıbrıs'ı bahane ederek 3 Ekim'de müzakerelerin başlamasını engelleyebilir mi?!
Hayır. Çünkü 17 Aralık kararı Komisyon'da ittifakla alındı ve Fransa'nın bunu engellemesi için, "Hayır, Türkiye ile müzakerelere başlamıyoruz" diye yeniden "ittifakla" karar almaları gerekir. Bu imkânsız.
Ayrıca İngiltere gibi dost bir ülkenin ve Blair gibi vizyon sahibi bir liderin dönem başkanı olması, olumlu bir faktördür.
Fakat belli ki, müzakere süreci çok çetin geçecek; asap bozucu birçok "frenk" oyunuyla karşılaşacağız.
Bu noktada iki konunun önemini vurgulamak isterim:

·  Türkiye asla Rum kesimini tanıyamaz, bırakın tanımayı, liman ve havaalanlarını Rumlara asla açamaz. Bu, Lozan kadar, Misak-ı Milli kadar önemlidir.

·  Sonunda üyelik olsa da olmasa da "müzakere süreci"nden istifade ediyoruz. İşte ekonomideki olumlu gelişme; yabancı sermaye girişinin 15 milyara doğru gitmesi, bir yılda 1 milyon 288 bin kişiye ekonominin istihdam yaratması, petrol fiyatlarına rağmen enflasyonun düşmesi... Bunda ekonomi politikaları kadar "AB süreci"nin de payı büyük... Bu sürecin hukuk devleti yapılanması için olumlu etkilerini de biliyoruz.
Netice: Rum'a hiçbir taviz yok; "AB süreci"nden yararlanmaya devam...
Sonunda üyelik var veya yok; o, on yıl sonraki mesele.

TAHA AKYOL MILLIYET 05/08/05

Rum Yönetimi: Gecikmeden bizi tanıyın

05/08/2005 RADIKAL

AA - LEFKOŞA - Rum yönetimi sözcüsü Kipros Hrisostomidis, Türkiye'nin, 'Kıbrıs'ı gecikmeden tanıması gerektiğini iddia etti. Hrisostomidis dünkü yazılı açıklamasında şöyle dedi: "Aday ülke Türkiye'nin, AB üyesi 'Kıbrıs'ı tanımayacağında ısrar etmesi akıl almaz bir tavırdır. Kıbrıs Cumhuriyeti'nin adadaki 'tek devlet' olduğu, uluslararası topluluk tarafından tanındığı, Türkiye'nin müzakere başlatmayı düşündüğü 25 AB üyesinden biri olduğu hukuki ve siyasi gerçektir. Türkiye hükümeti, kendisine AB müzakere sürecinin yolunu açacak bu hukuki ve siyasi gerçeği gecikmeden anlamalı, kabul etmeli ve tanımalıdır."
Rum hükümetinin, AB ülkeleriyle istişareleri sürdürdüğünü belirten Hrisostomidis, Rum lideri Tasos Papadopulos'un 17 Aralık'ta 'veto hakkının geçerli olduğu' açıklamasını da anımsattı.

Rum basını: Türkler küçük düştü

05/08/2005 RADIKAL

LEFKOŞA - Şampiyonlar Ligi ikinci ön eleme turunda Trabzonspor'u saf dışı bırakarak Glasgow'un rakibi olan Anorthosis'i Larnaka Havalimanı'nda binlerce taraftarı karşıladı. Gece boyu süren ve binlerce kişinin katıldığı kutlamaların ardından oyuncuları karşılayan Rum taraftarların eğlencesi akıllara Yunanistan'ın geçtiğimiz yıl kazandığı Avrupa şampiyonluğu sonrası yapılan kutlamaları getirdi.
Güney Kıbrıs basınında ise milliyetçi Mahi gazetesi Anorthosis'in zaferini 'Türkler küçük düştü' başlığıyla duyururken liberal Politis 'Güle güle' ifadesini kullandı. Sağ görüşlü Simerini gazetesinin manşetinde ise 'Anorthosis vahşi hayvanı sakinleştirdi' cümlesi yer aldı. Büyük bir kitle gazetesi olan Fileleftheros 'Kıbrıs zaferi kutluyor' derken, muhalif duruşlu Alithia gazetesi manşetinde 'Trabzonspor fethedildi' cümlesine yer verdi. Komünist görüşlü Haravgi ise 'Aferin çocuklar' başlığıyla çıktı. Güney Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopoulos da maçı televizyondan izlediğini ve sonuçtan ziyadesiyle memnun olduğunu belirtti.

Güneş: Özür bile yetmez
Trabzonspor Teknik Direktörü Şenol Güneş ise dün düzenlediği basın toplantısında "Maalesef olmadı, üzgünüz. Ama bu duruma özür bile yetmez. Camianın sahiplenmesi ve hoşgörüsünü beklemekten başka çaremiz yok. Şampiyonlar Ligi'ne giremedik ama birilerinin gitmesi ya da istifası turu getirmeyecek" dedi.
İkinci ön eleme turundaki diğer mücadelelerde ise salı gecesi, İskoç temsilcisi Celtic bu kupaya ilk kez katılan Slovak şampiyonu Artmedia Bratislava'ya 5-0 yenilerek Avrupa kupaları tarihindeki en ağır yenilgisini aldığı maçın rövanşında tarihte bir ilki başarmaya çok yaklaştı. 50 senelik Avrupa kupaları tarihinde ilk maçı 5-0 kaybeden takım rövanşta üç farkın üzerinde bir skorla kazanamazken Artmedia'yı 4-0 mağlup eden Celtic maçı neredeyse uzatmalara götürüyordu. Bitime sekiz dakika kala 4-0'lık skoru yakalayan 'Yoncalar' bir gol daha bulamayınca Avrupa kupalarına veda etti.
Öte yandan İsviçre temsilcisi Thun ilk maçta deplasmanda 2-2 berabere kaldığı, 'kupanın demirbaşlarından' Dinamo Kiev'i rövanşta 1-0 mağlup ederek tur atladı. (Spor Servisi)

Mayınlar sökülecek Kapılar açılacak

Rumlardan sonra Türk tarafı da 31 yıl aradan sonra sınır boylarındaki mayınları temizlemeye hazırlanıyor. Türk tarafı ayrıca büyük bir sürprizle Lokmacı kapısını Bostancı kapısı ile birlikte açmanın planlarını yapıyor

Mayınlar sökülecek Kapılar açılacak

YEŞİLHAT MAYINLARDAN ARINDIRILACAK... Kuzey ile güney Kıbrıs arasına 1974 sonrası döşenen ve savaş döneminin acı hatıralarını taşıyan sınır boylarındaki mayınların temizlenmesi gündemde. Hükümete yakın güvenilir kaynaklara göre, Türk tarafında, sınır boylarının mayından arındırılmasıyla ilgili çalışmalarda sona yaklaşıldı ve büyük olasılıkla bugün konuyla ilgili nihai karar şekillenecek

BOSTANCI İLE LOKMACI AYNI ANDA AÇILACAK... Bostancı Kapısı'nın açılması için tüm girişimlerini seferber eden ve yol yapımını 15 Ağustos'a kadar tamamlayıp üzerine düşen mükellefiyeti yerine getirmeye hazırlanan Türk tarafı, bu arada büyük bir sürprize hazırlanıyor. BM'nin Bostancı Kapısı'ndaki ara bölgede yol yapımıyla ilgili ihaleye çıktığı gün Bostancı ile birlikte Lokmacı Kapısı'nın da açılacağı öğrenildi

 

Dilek ÇETEREİSİ

 

Kıbrıs Türk tarafı yeni bir tarihi adıma daha hazırlanıyor. 24 Nisan referandumundaki iradesiyle tüm dünyaya çözüm istediğini gösteren Türk tarafı, şimdi de sınır boylarını mayından arındırmak için çalışmalarını son aşamaya getirdi.

Kuzey ile güney Kıbrıs arasına 1974 sonrası döşenen ve savaş döneminin acı hatıralarını taşıyan sınır boylarındaki mayınların temizlenmesi gündemde. Tüm sınır boyundaki mayınların temizlenmesiyle ilgili nihai kararın bugün netleşmesi bekleniyor.

Hatırlanacağı gibi Rumlar da bir süreden beri kendi bölgelerindeki mayınları temizlemek için çalışma başlatmıştı.

Türk tarafı bir yandan tüm sınır boylarındaki mayınları sökmenin hazırlığını yaparken, diğer yandan da KKTC ile Güney Kıbrıs arasındaki geçiş kapılarının sayısını artırmak için çalışmalarına hız verdi.

Hükümete yakın güvenilir kaynaklara göre, Türk tarafı sınır boylarının mayından arındırılmasıyla ilgili çalışmalarda sona yaklaşıldı ve büyük olasılıkla bugün konuyla ilgili nihai karar verilecek. Öte yandan vatandaşlarla Lefkoşa esnafının karşılıklı geçişlere açılması için defalarca eylem yaptığı Lokmacı kapısının da büyük bir sürprizle Bostancı kapısı ile birlikte açılmasının planları yapılıyor.

Mayınlarla ilgili son rötuşlar...

Rumlardan sonra Türk tarafının da sınır boylarını mayından arındırmak için bir süreden beri devam eden çalışmalarında sona gelindiği bildiriliyor.

KIBRIS muhabirinin hükümete yakın güvenilir kaynaklardan elde ettiği bilgilere göre, Türk tarafı Yeşilhat'tın mayından arındırılması için başlattığı çalışmalarda nihai karar büyük olasılıkla bugün şekillenecek.

Rumların da bir süre önce kendi bölgelerinde başlattığı mayın temizleme çalışmaları dikkate alınacak olursa, 1974 sonrası gerek Türk, gerekse Rumlar tarafından tüm sınır boylarına döşenen mayınlar, savaşın acı hatıralarıyla birlikte tarihe gömülmüş olacak.

Lokmacı, Bostancı ile birlikte

Hükümete yakın güvenilir kaynaklar, KIBRIS'ın "yeni kapıların açılmasıyla" ilgili sorusu üzerine, büyük bir sürprizle Bostancı ile Lokmacı kapısının birlikte açılmasının hedeflendiğini söyledi.

Aynı kaynaklara göre, bir süreden beri Bostancı kapısının açılmasıyla ilgili Türk tarafının başlattığı çalışmalarda sona gelindi ve Bakanlar Kurulu'ndan önceki gün çıkarılan 70 bin YTL'lik ek ödenekle çalışmaların 15 Ağustos'a yetiştirilmesi hedefleniyor.

Ancak Bostancı'da ara bölgedeki yolun yapımı BM'nin sorumluluğunda olması ve bu konuda BM'nin adım atmaması, sadece Türk tarafındaki çalışmaların tamamlanması halinde dahi, kapının açılması için yeterli görülmüyor. Üstelik Rumların da kendi bölgelerinde yol yapımıyla ilgili gerekli çalışmaları zamanında başlatmaması, Bostancı kapısının açılması önünde engel oluşturuyordu.

Fakat güvenilir kaynaklar, Rum tarafının da yol yapımıyla ilgili ilk kez üç-dört gün önce çalışma başlattığını ifade ederken, aynı bağlamda BM'nin de ara bölgedeki yol için üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmeye hazırlandığını bildiriyor.

Türk tarafının, BM'nin ara bölgedeki yolla ilgili ihaleye çıktığı gün Bostancı ile birlikte Lokmacı kapısının da kuzey ile güney arasındaki geçişlere açılacağı vurgulanıyor.

KIBRIS 05/08/2005

Kıbrıslı Türklerin lehine en iyi şekilde hizmet edeceğim

AB Komisyonu tarafından AB Kıbrıs Baş Temsilcilik görevine atanan "Kıbrıs Haber Ajansı" Müdürü Themis Temistokleous, bu misyona atanmasıyla Kuzey Kıbrıs'ta yaşanan tartışmalar hakkında KIBRIS'a açıklamada bulundu ve Kıbrıslı Türklerin endişe etmemesini istedi:

Kıbrıslı Türklerin lehine en iyi şekilde hizmet edeceğim

KIBRISLI TÜRKLERE KARŞI HASSAS OLUNMALI... Themistokleus: Baş temsilcilik misyonumla, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin hükümetini, herhangi bir siyasi partisini ya da kurumunu değil, AB Komisyonu'nu temsil edeceğim. Adadaki özel durumdan dolayı özellikle Kıbrıslı Türklerin AB'ye daha çok entegre edilmesine özen gösterilmeli ve onlara karşı daha hassas olunmalıdır. AB Komisyonu Baş Temsilciği'ne bu konuda önemli bir görev düşüyor. Bu görevi yürütürken Kıbrıslı Türklerin çıkarlarına en iyi şekilde hizmet edeceğim

KIBRISLI TÜRKLERE ULAŞACAĞIM... "Adanın kuzeyine geçerek Kıbrıslı Türk siyasi yetkililer, sendika ve sivil toplum örgüt temsilcileri ve işadamlarıyla görüşmekte herhangi bir sakınca görmüyorum. Baş temsilci olarak amacım; Kıbrıslı Türklerin AB olanaklarından en iyi şekilde faydalanabilmelerine olanak tanımak için iletişim kurulmasını sağlamaktır. Kıbrıs genelinde hiçbir teknik engel olmadan hizmet vereceğim. Kıbrıslı Türklerin benimle temasa geçmelerini beklemek uygun bir davranış olmaz. Temasları benim gerçekleştirmem gerekiyor"

 

Anıl IŞIK

Avrupa Birliği Komisyonu tarafından AB Komisyonu Baş Temsilcilik görevine atanan, ancak henüz resmi olarak göreve başlamayan "Kıbrıs Haber Ajansı" Müdürü Themis Temistokleous, atanması konusunda Kuzey Kıbrıs'ta yaşanan tartışmalar hakkında KIBRIS'a açıklamada bulundu ve Kıbrıslı Türklerin endişe etmemesini istedi.

Themis Temistokleous, AB Komisyonu Baş Temsilciliği görevinde, Kıbrıslı Türklerin lehine en iyi şekilde hizmet edeceğini söyledi.

Temistokleous, üstlendiği görevin zorlu bir görev olacağını, ancak bu görevi alma ve halka hizmet etme olanağını yakalamaktan mutluluk duyacağını ifade ederek, "Bu zorlu görevi başarmam halinde memnuniyet duyacağım" dedi.

Themistokleus, AB Kıbrıs Baş Temsilciliği'ne atanmasının kendisi için gurur verici bir olay olduğunu da ifade etti.

Baş Temsilciliğe atanmasıyla ilgili gerekli prosedürlerin tamamlanması ardından eylül ayında resmen görevi üstlenecek olan Themistokleus, AB Kıbrıs Baş Temsilcisi olarak, Kıbrıs halkı ile AB Komisyonu arasında iletişimi sağlayacağını söyledi.

Themistokleus, AB Komisyonu tarafından AB Kıbrıs Baş Temsilciliği görevine atanmasının ardından Kıbrıs Türk ve Türk yetkililerinin atamaya ilişkin yaptıkları eleştiriler hakkında KIBRIS'a önemli açıklamalarda bulundu.

Themistokleus, baş temsilcilik misyonluğunda, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin hükümetini, herhangi bir siyasi partisini, ya da kurumunu değil, AB Komisyonu'nu temsil edeceğini vurguladı.

Adadaki özel durumdan dolayı özellikle Kıbrıslı Türklerin AB'ye daha çok entegre edilmesine özen gösterilmesi gerektiğini ifade eden Themistokleus, bu nedenle Kıbrıslı Türklere karşı daha hassas olunması gerektiğini belirtti.

AB Komisyonu Baş Temsilciği'ne bu konuda önemli bir görev düştüğünü ifade eden Themistokleus, baş temsilcilik misyonluğunu yürütürken Kıbrıslı Türklerin çıkarlarına en iyi şekilde hizmet edeceğini kaydetti.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın "meslek yaşamı boyunca 'işgâl altındaki bölge' diyerek kuzeye geçmeyi reddeden bir kişinin AB Komisyonu tarafından bu göreve atanması" açıklamasına ilişkin olarak değerlendirmede de bulunan Themistokleus, Kıbrıs Haber Ajansı adına kişisel olarak Cumhurbaşkanı olmasından önce Mehmet Ali Talat ile Aralık 2003 yılında CTP Genel Merkezi'ndeki ofisinde mülakat yaptığını açıkladı.

Adanın kuzeyine geçerek Kıbrıslı Türk siyasi yetkililer, sendika ve sivil toplum örgüt temsilcileri ve işadamlarıyla görüşmekte herhangi bir sakınca görmediğini ifade eden Themistokleus, baş temsilci olarak amacının, Kıbrıslı Türklerin AB olanaklarından en iyi şekilde faydalanabilmelerine olanak tanımak için iletişim kurulmasının sağlanması olduğunu söyledi.

AB Komisyon temcisi olarak Kıbrıs genelinde hiçbir teknik engel olmadan hizmet vereceğini ifade eden Themistokleus, "Kıbrıslı Türklerin benimle temasa geçmelerini beklemek uygun bir davranış olmaz. Temasları benim gerçekleştirmem gerekiyor" dedi.

"Öncelik iletişimin

sağlanması olacak"

AB'nin baş temsilcisinin görevleri hakkında bilgi veren Themistokleus, Kıbrıs'taki AB temsilciliğini yürüten kişinin iki taraflı bir misyonu bulunduğunu ifade ederek, baş temsilcinin, hem AB Komisyonu'nu Kıbrıs'ta temsil ettiğini, hem de Kıbrıs'ın AB Komisyonu'ndaki sesi olduğunu belirtti.

Themistokleus, Brüksel'deki komisyonu, Kıbrıs'taki AB vatandaşlarının arzuları, duyguları, görüşleri, memnuniyetleri ya da hayal kırıklıkları hakkında bilgilendirmenin ve ayrıca Kıbrıs halkına da AB, birlikteki gelişmeler, programlar, birliğe katılım gibi konular hakkında bilgi sağlamanın baş temsilcinin görevinin bir parçası olduğunu söyledi.

"İletişim, AB Komisyonu'nun çalışmalarının esas parçasıdır" diyen Themistokleus, AB baş temsilcisinin ana çalışma alanını; "Avrupa Birliği hakkında, birliğin sunduğu olanaklar, AB vatandaşları için neyi temsil ettiği, Kıbrıslı ve Kıbrıs'ta yaşayan AB vatandaşlarının günlük yaşamlarını nasıl etkilediği, Kıbrıslıların AB hakkında hissettikleri, ne derecede beklentileri ve ihtiyaçlarının karşıladığı, AB'nin parçası olmanın faydaları, AB'nin çalışmalarına aktif olarak nasıl katkı koyacakları, AB'nin plan ve programları hakkında bilgi sağlanması" olarak özetledi.

"İletişime her zaman açığım"

AB'nin AB vatandaşı olan Kıbrıslılara sunacağı birçok olanak olduğunu ve temsilciliğin, halkı bu konuda bilgilendirmenin esas amacı olduğunu belirten, Themistokleus, bu konularda bilgi almak isteyen tüm siyasi parti, sendika, sivil toplum örgüt temsilcileri ve işadamlarının temsilciliğe başvurabileceğini ifade etti.

Uzun yıllardır süren profesyonel medya yaşamında her zaman iyi bir iletişime ihtiyaç duyulduğunu savunduğunu ve bunu da kendi görevinin bir ilkesi haline getirdiğini ifade eden Themistokleus, iletişime her zaman açık bir kişi olduğunu belirtti.

Themistokleus, "Dinlemek, etkileşim, iletişimin temsilciliğin çalışmaların temelidir ve ben de böyle yapmaya niyetliyim" diye konuştu.

Baş temsilcilik görevini üstlenmeden komisyonun çalışmaları hakkında detaylı bir şekilde bilgilendirileceğini belirten Themistokleus, görevini yürütürken, gerek Brüksel'den gerekse yerel olarak istihdam edilecek bir ekiple çalışacağını söyledi.

"Atanan kişinin o ülkenin

yurttaşı olması faydalı"

AB'nin, birliğin her üye devletine baş temsilcilikler atadığını ve bu atamaları yaparken belli prosedürleri izlediğini ifade eden Themistokleus, kendisinin AB Kıbrıs Baş Temsilciliği'ne atamasının da AB'nin yeni üye devletlerine baş temsilcilerinin ataması çerçevesinde bu olağan prosedürler temelinde gerçekleştiğini söyledi.

Komisyonun, baş temsilcilik görevine söz konusu üye devletin kendi yurttaşını atamasının birtakım kolaylıklar sağladığını ifade eden Themistokleus, bu kişinin, kendi ülkesinin ve halkının sorunlarını, beklentilerini, duygularını daha iyi bildiğini ve bunları AB Komisyonu'na daha iyi ifade edebileceğini ve aynı şekilde komisyonun çalışmaları hakkında halkın anlayabileceği şekilde de bilgi sağlayabileceğini belirtti.

Themistokleus, kendisinin AB Kıbrıs Baş Temsilciliği'ne atamasının da AB'nin yeni üye devletlerine baş temsilcilerinin ataması çerçevesinde bu olağan prosedürler temelinde olduğunu söyledi.

Themistokleus, baş temsilcilik pozisyonuna Kıbrıslı Türkün başvuruda bulunup bulunmadığını bilmediğini, söz konusu pozisyona yaklaşık 36-38 kişinin başvurduğunu bildiğini, ancak bunların kim olduğu hakkında herhangi bir bilgisi bulunmadığını kaydetti. Themistokleus, söz konusu pozisyonla ilgili münhalın çeşitli gazetelerde yayınlandığını ve aranan niteliklere sahip olan herkesin başvurabildiğini de belirtti.

Baş temsilcilik misyonluğunda AB Komisyonu'nu temsil edeceğini ifade eden Themistokleus, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin hükümetini, herhangi bir siyasi partisini, ya da kurumunu temsil etmeyeceğini vurguladı.

Themistokleus, "Bu zorlu bir görev olacak ve bu zorlu görevi alma ve halka hizmet etme olanağına sahip olmaktan, halkın isteklerini tatmin etmem ve bu zorlu görevi başarabilmem halinde memnuniyet duyacağım" dedi.

"Baş temsilcinin ayrımcılık

gözetmeme yükümlülüğü var"

Baş temsilcinin, çalışmalarında din, dil, ırk, etnik farklılıkları gözetmeden, tüm halka hizmet etme yükümlülüğü bulunduğunu ifade eden Themistokleus, görevini yürütürken Kıbrıslı Rum, Kıbrıslı Türklere, Ermeni, Latin, Maronit ayrımı yapmadan, herkese eşit şekilde davranacağını söyledi.

"Kıbrıslı Türklere, Ermenilere, Latinlere ve Maronitlere karşı iyi duygular besliyorum" diyen Themistockleus, adadaki özel durumdan dolayı özellikle Kıbrıslı Türklerin AB'ye daha çok entegre edilmesi ve bu nedenle Kıbrıslı Türklere karşı daha hassas olunması gerektiğini belirtti. AB Komisyonu Baş Temsilciği'ne bu konuda önemli bir görev düştüğünü ifade eden Themistokleus, "Tarafımca daha fazla çaba harcanmasına ihtiyaç vardır ve bunu yapmak için tüm iyi niyet ve iyi duyguları taşıyorum" diye konuştu.

Kıbrıslı Türklerle bir köprü kurmak istediğini ve görevinde başarılı olabilmesi için bu köprünün kurulması gerektiğine işaret eden Themistokleus, "Bu görevde Kıbrıslı bir Rum olarak değil, AB Komisyonu'nun bir temsilcisi olarak bulunacağım. Bu görev, tüm herkese hizmet etmem için AB Komisyonu tarafından verildi" diye konuştu.

"Eleştirileri duydum"

Themistokleus'un atanmasına ilişkin Kıbrıslı Türk siyasilerinin ve yetkililerinin basında yer alan eleştirilerini duyduğunu ifade eden Themistokleus, bu eleştirilere, Kıbrıslı Türklerle yıllardır birlikte işbirliği içerisinde çalıştığını ifade ederek yanıt verdi.

Kıbrıs Haber Ajansı'nda son üç yıldır yürüttüğü direktörlük görevinde Kıbrıslı Türklerin katılımının sağlanmasına yönelik izlediği politikaları KIBRIS'a aktaran Themistokleus, kendi döneminde KHA'da 5 Kıbrıslı Türkün istihdam edildiğini, çalışmakta olan Kıbrıslı Türk gazetecilere, Kıbrıslı Rum gazetecilere tanınan hakların ve olanakların aynısının tanındığını, Kıbrıs Türk, Türkiye ve İngiltere'deki Türk basınına ücretsiz olarak Türkçe haber ve fotoğraf servis edildiğini anlattı.

Themistokleus, ayrıca kendisinin Anadolu Ajansı direktörleriyle çok iyi ilişkileri bulunduğunu ifade ederek, Anadolu Ajansı'nın, KHA'nın hizmetine İngilizce haberleri ücretsiz olarak sunduğunu belirtti.

KHA Direktörü olarak Türkiye'de yapılan seminerlere katıldığını da ifade eden Themistokleus, Anadolu Ajansı'nın 2003'te dünyadaki tüm haber ajanslarının katılımıyla gerçekleşen bir seminere katıldığını ve bu seminer esnasında TC Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ile akşam yemeği sırasında Kıbrıs konusunu görüşme olanağı yakaladığını kaydettş. Themistokleus, kısa bir süre önce de Avrupa Gazetecilik Merkezi tarafından Türkiye'nin AB süreciyle ilgili olarak Ankara'da düzenlenen seminere katıldığını ve orda farklı alanların temsilcileriyle mülakatlar gerçekleştirdiklerini anımsattı.

Themistokleous, Kıbrıslı Türk ve Türk gazetecilerle eskiye dayanan dostça bir ilişkisi olduğunu ifade ederek, "Yeni misyonumla ilişkilerimi geliştirmeyi ve bu ilişkilerimi yeni misyonuma taşıyabilmeyi arzu ediyorum" dedi.

"Talat ile kuzeyde parti

genel merkezinde görüştüm"

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın "meslek yaşamı boyunca 'işgal altındaki bölge' diyerek kuzeye geçmeyi reddeden bir kişinin AB Komisyonu tarafından bu göreve atanması" açıklamasına ilişkin olarak Themistokleus, Talat ile Aralık 2003 yılında kişisel olarak kuzeyde mülakat yaptığını anımsattı.

Themistokleus, KHA'nın, Kıbrıslı Türk siyasilerle mülakat yapan ilk Kıbrıs Rum basın kurumu olduğunu ifade ederek, ajans olarak ilk mülakat yaptıkları kişinin de Mehmet Ali Talat olduğunu söyledi. Themistokleus, Talat ile partisinin genel merkezindeki ofiste yaklaşık iki saat süren mülakat gerçekleştirdiklerini söyledi. Aynı gün Demokrat Parti Başkanı Serdar Denktaş ile de partisinin merkezindeki ofisinde mülakat yaptıklarını ifade eden Themistokleus, ardından Barış ve Demokrasi Hareketi Başkanı Mustafa Akıncı ile görüştüklerini, Ulusal Birlik Partisi Başkanı Derviş Eroğlu'nun ise mülakat talebine yanıt vermediğini kaydetti.

KIBRIS 05/08/05

Financial Times'ın iddiası: İMF, Türkiye'ye, "KKTC'ye yardımı azalt" zorunluluğu getirdi

İngiliz "Financial Times" gazetesinin önceki gün Kıbrıs'a ilişkin yayınlamış olduğu ekinde Uluslararası Para Fonu (İMF) tarafından Türkiye'ye, KKTC'ye yapmakta olduğu mali yardımı kısıtlama zorunluluğu getirdiği iddia edildi.

Fileleftheros gazetesi, söz konusu gazetenin ekinde varılan ana siyasi sonucun, BM Genel Sekreter Yardımcısı Kieran Prendergast'ın son raporunda ifade ettiği "Kıbrıs sorununun çözümü amacıyla yeni bir girişim üstlenilmesinin, adadaki iki taraf arasındaki uçurumun çok fazla olmasından ötürü doğru olmayacağı (haklı çıkarılamayacağı)" görüşü olduğunu belirtirken, söz konusu ekte Rum yönetimi başkanı Tasos Papadopulos'tan söz edilirken kullanılan sıfatın "başkan" değil "sayın" sıfatı olduğun yazdı.

Gazete, "Financial Times" gazetesinin bu ekinde KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat için ise "en az bir kez "Kıbrıs Türk Başkan" ifadesinin yer aldığını" ifade etti.

KIBRIS 05/08/05

'400 milyar dolarlık petrol iddiaları araştırılsın'

 

Ankara Ticaret Odası (ATO) Başkanı Sinan Aygün, Kıbrıs'ta 400 milyar dolarlık petrol olduğu iddialarının ciddiye alınarak araştırılmasını istedi.

Yazılı bir açıklama yapan Ankara Ticaret Odası (ATO) Başkanı Sinan Aygün, Kıbrıs ile Mısır arasında, Ada'dan 50 deniz mili uzaklıkta ve denizin yaklaşık 2 kilometre altında zengin petrol yatakları tespit edildiği yönündeki iddiaların ciddi olarak raştırılması gerektiğini belirtti.

Girne-İskenderun arasında zengin petrol yatakları olduğuna inandığını ifade eden Aygün, Kıbrıs Adası'nı çevreleyen sularda toplam 400 milyar dolar değerinde, 6-8 milyar varil petrol bulunduğu iddialarının, Kıbrıs'la ilgili gelişmelerle örtüştüğünü ileri sürdü.

"ABD PETROL OLMAYAN YERİ SEVMEZ"

ABD, Avrupa Birliği ve özellikle İngiltere'nin Kıbrıs sorununa ilgisinin altında “petrol”ün yattığı görüşünü savunan Aygün, “ABD ve İngiltere'nin Kıbrıs sorununa müdahil olmasının ve Güney Kıbrıs'ın apar topar üyeliğe kabul edilmesinin altında, petrolün yattığı kuşkusunu taşıyorum” dedi. Güney Kıbrıs'ta Ağrotur ve Episkopi adında iki askeri üsse sahip olan İngiltere'nin, bu üslerin bulunduğu bölgedeki denizde petrol arama çalışmaları yaptığını, ABD'nin de “Kıbrıs Özel Temsilcisi” tayin edecek kadar Kıbrıs ile ilgilendiğini belirten Aygün, “ABD petrol olmayan yeri sevmez. Ancak Kıbrıs açıklarında petrol olduğunu gizlemeye çalışıyorlar” şeklinde görüş bildirdi.  Annan Planı'nda Kuzey Kıbrıs'ta yer alan Karpaz'ın otonom bölge olarak Rum tarafına bırakılmak istenmesinin nedeninin de Girne-İskenderun arasındaki petrol rezervleri olduğunu iddia eden Aygün, şöyle dedi: “Geleceğin enerji merkezi Kıbrıs olacak. Bu da AB, ABD ve İngiltere'nin iştahını kabartıyor. Annan Planı, aslında bir petrol paylaşım planıdır. AB ve ABD petrol kaynaklarını kendi kontrollerine alma hevesiyle Annan Planı'nı dayattılar.”

MISIR'LA PETROL ANLAŞMASI
            
Mısır'la Güney Kıbrıs Rum Kesimi arasında 2003 yılında, Akdeniz'de petrol aramak için deniz yataklarının paylaşımı konusunda bir anlaşma imzalandığını hatırlatan Aygün, Türkiye'nin anlaşmayı protesto için Mısır'a nota verdiğini ancak buna rağmen Mısır'ın petrol aramalarına başladığını, Suriye, Ürdün, Lübnan ve İsrail'in de proje ile yakından ilgilendiğini kaydetti.  Kıbrıs çevresindeki zengin petrol yatakları konusunda Rum kesiminin detaylı açıklamalardan kaçındığını, hatta Rum basınına ambargo uyguladığını, ancak Mısırlı yetkililerin bunu sıkça ifade ettiğini anlatan Aygün, şöyle dedi: “2001 yılı Haziran ayında yapılan Mısır-Rum görüşmelerinin ardından Mısır'ın Rum Kesimi Büyükelçisi Ömer Metwally, (Hükümetimizin İsrail-Suriye-Mısır-Kıbrıs arasında bulunan geniş petrol havzalarına ait ciddi tespitleri var) demiştir. Güney Kıbrıs Rum Kesimi, Suriye, Mısır, Ürdün ve Lübnanlı yetkililerin 2002 yılı Nisan ayında Ürdün'ün başkenti Amman'da yaptığı konferansta da konu ele alınmış, Mısırlı yetkililer, dünyanın en geniş petrol yataklarının Kıbrıs çevresinde olduğunu söylemişlerdir.”  Rum Kesimi ile söz konusu ülkeler arasında son 5 yıldır yoğun bir görüşme trafiği yaşandığını, bu görüşmelerin içeriğinin yabancı haber ajansları ve internet siteleri tarafından duyurulduğunu ifade eden Aygün, “Ancak Türk kamuoyu ne bu görüşmelerden haberdar, ne de Kıbrıs'taki petrolden...” dedi.
                
“KKTC PETROL YÜZÜNDEN DIŞLANIYOR”
 
KKTC'nin petrol üzerinde Rum tarafıyla eşit haklara sahip olduğunu ancak görüşmelerden dışlandığını iddia eden Aygün, “KKTC'yi bu haktan mahrum bırakmak için devlet olarak tanımıyorlar. İki devletli çözüm önerilerini reddediyorlar. Kıbrıs üzerinde oynanan oyunun özü budur” dedi.

Aygün, bu kadar stratejik öneme sahip bir bölgenin dünyada az bulunduğunu belirterek, Türkiye'nin Kıbrıs konusunda politika üretirken çok dikkatli olması gerektiğini vurguladı.

 (aa)

HURRIYET 06/08/05

ABD de araya girdi

Murat Yetkin

Amerikalı kaynak: 'Türkiye müzakere için Rumları tanımalı' sözlerinin anlamını Paris'e resmi olarak sorduk. Ankara'ya AB desteğimiz sürüyor

RADIKAL 06/08/05

Türkiye'nin Paris Büyükelçisi Uluç Özülker'in Fransız Cumhurbaşkanı Jacques Chirac ve Başbakan Dominique de Villepin'in 'Türkiye Kıbrıs Cumhuriyeti'ni müzakereler öncesinde tanısın' demeçleri üzerine, Fransız Dışişleri'nden bilgi sorduğu biliniyor. Bilinmeyen, aynı gün ABD'nin Paris Büyükelçiliği'nden bir diplomatın da Fransa Dışişleri'ne resmen başvurarak, 'Bu açıklamların ne anlam geldiğini' sormuş olması. Radikal'e bilgi veren Amerikalı diplomatik kaynak, diplomatik kanallarla Fransa'ya 'Türkiye'nin AB üyeliğine önem verdiklerini, bunun Avrupa için de önemli olduğuna inandıklarını, bu yüzden açıklamaların 3 Ekim'de müzakerelerin başlaması önünde bir engel oluşturup oluşturmayacağını merak ettiklerinin' sorulduğunu söylüyor. ABD diplomatik yazışmalarına konu olan girişim sonucu Washington, Paris'in 'Kıbrıs Cumhuriyeti'nin resmen tanınmasını 3 Ekim öncesinde bir önkoşul olarak gündeme getirmeyi düşünmediğini, Fransız resmi görüşünün eylül başında yapılması beklenen AB Dışişleri Bakanları toplantısındaki karara göre belirleneceğini' kaydetmiş. Washington'ın yorumu ise, 'Fransa'nın Kıbrıs konusundaki sert çıkışlarının iç politikada Chirac-Sarkozy rekabetine, dış politikada da Fransa-İngiltere rekabetine bağlanabileceği' yolunda.
Aynı kaynak, ABD'nin Türkiye'nin AB sürecini eskisi gibi Avrupa kamuoyunda tepkiye yol açabilen demeçler şeklinde değil, ama diplomatik kanallar yoluyla ve sürekli olarak takip edildiğini, yalnız Paris değil, Londra, Berlin, Brüksel, Lahey ve Viyana büyükelçiliklerinin bu yönde özel bir çaba içinde olduklarını söylüyor.
Yine ABD kaynağının yorumu; '3 Ekim'de müzakerelerin başlaması önünde bir sorun çıkmayabilir. Ancak ondan sonra hızlı adımlar atılmaz ise, AK Parti hükümeti bugünden daha ciddi sorunlarla karşı karşıya kalabilir'. Adımlar yalnızca AB uyum yasalrının uygulanmasına hız verilmesi konusunda değil, Heybeliada Rum Ortodoks Ruhban Okulu, gayrimüslimlerin ibadet sorunları ve gayrimüslim vakıflarına ilişkin sorunların çözüm yoluna girmesi konularında bekleniyor. 3 Ekim'de müzakerelerin başlaması ardından Türkiye'nin, üzerine gelebilecek yeni baskılar karşısında soğukkanlı davranması ve bugünün işini yarına bırakmadan yoluna devam etmesi gereği ortaya çıkıyor.
Amerikalılar, Kıbrıs Rum hükümetinin "Tanınmazsak veto ederiz" açıklamalarını ise fazla ciddiye almıyorlar. Kıbrıs Cumhuriyeti'nin, adadaki ihtilaf çözülmeden AB üyesi kabul edilmiş olmasını bir hata olarak görüyorlar ve AB'deki çoğunluk iradesinin Türkiye'nin üyeliğinden yana oluşması durumunda Rum vetosunun işlemeyeceğine inanıyor, bunun için 17 Aralık 2004 kararını örnek gösteriyorlar.
Ankara'nın endişelerinden biri de, vetoyu kullanmama karşılığında Kıbrıs Rumlarına verilebilecek tavizlerin, daha sonra Türkiye'nin karşısına yeni engeller olarak çıkması.
Kıbrıs'ın AB'ye üye yapılan son 10 ülke arasına girişinin, Yunanistan'ın (Almanya'nın ısrarlı olduğu) Polonya, Macaristan ve Çek Cumhuriyeti'ni veto etme tehdidi karşılığında gerçekleşmiş olması da, Türkiye'nin örneği.
ABD'nin Türkiye ile bazı AB ülkeleri nezdinde yeni bir ortak girişim başlatma ihtimali de gündemde. Türkiye ile ABD arasında geçtiğimiz günlerde Washington'da yapılan güvenlik toplantılarında öne çıkan anlayışa göre, iki ülke, yasadışı PKK'nın bazı Avrupa ülkelerinde mali kaynak elde etme ve bunları örgütün Irak topraklarındaki merkezine aktarma yöntemlerine karşı birlikte girişimlerde bulunabilir.
ABD ve Türkiye arasında PKK üzerine süren istihbarat işbirliğinden sonra, mali kaynakların kesilmesi çabasının ikinci bir işbirliği alanı olabileceği işaretleri var. Ancak bu konuda daha somut adımların atılması için, Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ'un açıklamış olduğu iki üst düzey Amerikalı generalin Türkiye'ye yapacakları ziyaretin sonuçlarını beklemek gerekiyor. Amerikalı kaynak, PKK'lıların Irak'tan Türkiye'ye sızdırdığı bombalarla girişilen terör eylemlerinin biriktirdiği tepkinin farkında olduklarını, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök'ün dünkü konuşmasında bu mesajın açık olduğunu söylüyor.

Mayınlara veda

Mayınların temizlenmesi konusunda GKK ve BM arasında mektup teatisi yapıldı

Mayınlara veda

TÖREN DE DÜZENLENECEK... KIBRIS'ın dün manşetten verdiği haber doğrulandı. Ara bölgedeki mayınların temizlenmesini öngören anlaşma, Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı (GKK) ile BM Barış Gücü arasında mektup teatisi şeklinde dün yapıldı. Haspolat'tan Alayköy'e kadar olan bölgedeki mayınların temizlenmesini öngören anlaşma uyarınca 12 Ağustos'ta basının da katılımıyla bir tören düzenlenecek

LOKMACI DA TEMİZLENECEK... Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı ile BM Barış Gücü arasında uzun süreden beri devam eden mayınların temizlenmesiyle ilgili çalışmaların mutabakatla sonuçlandığını belirtti ve dün mektup teatisi yapıldığını bildirdi. Soyer, Haspolat ile Alayköy arasındaki bölgeyi kapsayan mayın temizleme çalışmaları çerçevesinde Lokmacı Barikatı bölgesindeki mayınların da temizleneceğini söyledi

ÖNEMLİ BİR GELİŞME... Başbakan Soyer, mayın temizleme çalışmalarıyla ilgili anlaşmanın çok önemli bir gelişme olduğunu belirterek, emeği geçen GKK, Cumhurbaşkanlığı ve Başbakanlık personeli ile BM Barış Gücü yetkililerine teşekkür etti. Bostancı Sınır Kapısının açılmasına yönelik çalışmaların devam ettiğini de belirten Başbakan Soyer, ağustos ayının ortasından itibaren asfalt çalışmalarının da tamamlanacağını kaydetti

 

KIBRIS gazetesinin dün manşetten verdiği haber doğrulandı. Ara bölgedeki mayınların temizlenmesini öngören anlaşma, Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı ile BM Barış Gücü arasında mektup teatisi şeklinde dün yapıldı. Haspolat'tan Alayköy'e kadar olan bölgedeki mayınların temizlenmesini öngören anlaşma uyarınca 12 Ağustos'ta basının da katılımıyla bir tören düzenlenecek.

Avrupa Birliği'nin finansmanıyla uzmanlar tarafından yapılacak mayın temizleme çalışmaları, Güney Kıbrıs'ın kontrolündeki ara bölgede bir süre önce başlamıştı.

Konuyla ilgili bilgi veren Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı ile BM Barış Gücü arasında uzun süreden beri devam eden mayınların temizlenmesiyle ilgili çalışmaların mutabakatla sonuçlandığını belirtti ve dün mektup teatisi yapıldığını bildirdi.

Anlaşma uyarınca mayın temizleme çalışmalarının 12 Ağustos'ta basının da katılacağı törenle başlayacağını söyleyen Başbakan Soyer, Haspolat ile Alayköy arasındaki bölgeyi kapsayan mayın temizleme çalışmaları çerçevesinde Lokmacı Barikatı bölgesindeki mayınların da temizleneceğini söyledi.

Başbakan Soyer, mayın temizleme çalışmalarıyla ilgili anlaşmanın çok önemli bir gelişme olduğunu belirterek, emeği geçen GKK, Cumhurbaşkanlığı ve Başbakanlık personeli ile BM Barış Gücü yetkililerine teşekkür etti.

Bostancı'ya yol, lokmacı için çalışma

Bostancı Sınır Kapısının açılmasına yönelik çalışmaların devam ettiğini de belirten Başbakan Soyer, ağustos ayının ortasından itibaren asfalt çalışmalarının da tamamlanacağını söyledi.

Bostancı kapısının açılması için ara bölgedeki yol yapımının AB tarafından üstlenildiğini de söyleyen Soyer, "Hâlâ daha gerekli ataklığı göremiyorum. Ümit ederim AB gereken ilgiyi gösterir ve erken zamanda bu kapıdan geçiş sağlanır" ifadelerini kullandı.

Başbakan Soyer, Bostancı Kapısı'yla ilgili çalışmalara bağlı olarak Lokmacı Barikatının da açılacağını söyledi.

Soyer, "Hükümetimizin cumhurbaşkanımızla birlikte belirlediği siyasete göre, AB ara bölgedeki yol yapımı için ihaleye çıktığı zaman Lokmacı Barikatının açılması çalışmalarını başlatacağız" diye konuştu.

Başbakan Soyer, mayın temizleme çalışmalarıyla Lokmacı bölgesindeki mayınların temizleneceğini de ekledi.

KIBRIS 06/08/05

Talat: Rumlar tanınma beklemesin

Türkiye'nin olası çözüm sonrasında oluşacak yeni yapıyı tanıyacağını anımsatan Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıs Cumhuriyeti'ni kurma argümanına sahip Rum yönetimini tanımasının mümkün olmadığını vurguladı

Talat: Rumlar tanınma beklemesin

MAYINLAR SÖKÜLECEK, KAPILAR AÇILACAK... Cumhurbaşkanı Talat "Günaydın, Good Morning , Galimera"diyerek başladığı basın toplantısında KIBRIS'ın dünkü manşetini doğruladı, yeni kapıların açılacağını, mayınların temizlenmesi için Rumların ardından Türk tarafının da çalışma başlattığını duyurdu

DİREKT UÇUŞA TEPKİ YOK... Talat, son dönemlerdeki en önemli gelişmelerden birinin, Azerbaycan'dan Ercan'a yapılan direkt uçuşun olduğunu kaydetti. Söz konusu uçuşun en önemli özelliğinin, Rum tarafı ve biraz da Yunanistan'dan çok düşük profilli tepki almanın dışında, hiçbir ülke ve kuruluştan tepki almaması olduğuna dikkat çeken Talat, "Çünkü izole haksızlığını bütün dünya görüyor ve izolasyonu haksız buluyor" dedi

KAZILAR SÜRECEK... Siyasi istismar konusu yapılan kayıplar konusunda da ciddi ilerlemeler olduğunu belirten Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, laboratuvar kurulup DNA testlerinin gerçekleştirilmesi için gerekli olan düzenlemeler yapılıncaya kadar çalışmalara ara verileceğini, ağustos ayının sonundan itibaren de artık acil olmayan kazıların da yapılacağı ve analizlerin gerçekleştirileceği bir dönem başlayacağını kaydetti

 BOSTANCI'DA SORUN RUMLAR... Talat, "Bostancı'da yeni bir kapı açılması ve Yeşilırmak'ta Türk askerinin şamandıra kurması yüzünden Rum tarafının BM'ye protestosu" konularındaki soruyu yanıtlarken, Bostancı'da kapı açılması için Türk tarafının sorunu olmadığını, Rum tarafının gecikmesi nedeniyle Türk tarafında da sarkma olduğunu ama ağustos ortası işlemlerin biteceğini kaydetti

 

 

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Türkiye'nin Kıbrıs Cumhuriyeti'ni şu haliyle tanımasının imkansız olduğunu söyledi. Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, aylık basın toplantılarından ikincisini dün sabah yaptı.

Türkiye'nin olası çözüm sonrasında oluşacak yeni yapıyı tanıyacağını dile getirdiğini hatırlatan Talat, Kıbrıs sorununu bir işgal sorunu olarak gösterip, bu işgalden kurtularak yeni yasal Kıbrıs Cumhuriyeti'ni kurma argümanına sahip Rum Yönetimi'ni tanımasının mümkün olmadığını vurguladı.

Cumhurbaşkanlığında KKTC, Türkiye ve Güney Kıbrıs'tan çok sayıda gazetecinin izlediği, bazı televizyon ve radyoların canlı olarak verdiği basın toplantısı saat 10.20'de başladı.

Cumhurbaşkanı Talat "Günaydın, Good Morning , Galimera" diyerek girdiği basın toplantısında, Kıbrıs konusunda son dönemde en önemli gelişmenin Azerbaycan'dan Ercan'a direkt uçak seferi olduğunu söyledi.

Talat, Rum tarafı ve Yunanistan'dan çok düşük dozda tepkiler dışında bu uçuşun tepki almadığını, çünkü izolasyonları haksızlığının tüm dünya tarafından bilindiğini vurguladı. Azerbaycan'ın bu girişiminin başka ülkelerce de tekrarlanmasının arkasının gelmesini beklediklerini ifade eden Talat, bu beklentinin Kıbrıs'ta bölünmenin değil bütünleşmenin kalıcılığı için olduğunu söyledi.

"Mayınların temizlenmesi konusunda anlaşmaya varıldı"

Cumhurbaşkanı Mehmet ali Talat, ara bölgedeki mayınların temizlenmesi konusunda tarafların anlaşmaya vardığını açıkladı.

Talat dünkü basın toplantısında yaptığı açıklamada, anlaşmanın teknik detayları dahi içerdiğini, geriye çalışmaların başlamasına yönelik düzenlemelerle ilgili konular kaldığını belirterek, BM, KKTC ve Rum Yönetimi'nin ilgili anlaşmaları dün imzalandığını bildirdi.

Simültane tercümenin yapıldığı basın toplantısında önce Türkçe açıklamalar yapan Cumhurbaşkanı Talat, daha sonra soruları yanıtladı. Talat bu bölümde İngilizce sorulara, İngilizce yanıtlar verdi.

"Uçuş tepki almadı... Çünkü dünya görüyor"

Basın toplantısına, Kıbrıs sorununa çözüm konusunda ilerlemeler olmamasına rağmen sorunla bağlantılı konularda değişiklikler ve ilerlemeler yaşandığını belirterek başlayan Cumhurbaşkanı Talat, son dönemlerdeki en önemli gelişmelerden birinin, Azerbaycan'dan Ercan'a yapılan direkt uçuşun olduğunu kaydetti.

Söz konusu uçuşun en önemli özelliğinin, Rum tarafı ve biraz da Yunanistan'dan çok düşük profilli tepki almanın dışında, hiçbir ülke ve kuruluştan tepki almaması olduğuna dikkat çeken Talat, "Çünkü izole haksızlığını bütün dünya görüyor ve izolasyonu haksız buluyor. Direkt uçuş olunca da, geçmişin aksine tepki olmuyor" dedi.

Brüksel'deki Rum temsilcinin Azerbaycan temsilcisine yazı vererek, "Azerbaycan'ın AB'yle yapması planlanan işbirliği ve dostluk anlaşmasının tehlikeye sokulduğu" yönünde tehditte bulunduğunu anımsatan Talat, bu tutumundan dolayı Rum tarafını eleştirdi.

"Beklentimiz bütünleşme içindir..."

Talat, Kıbrıs Türk halkına uygulanan izolasyonların kaldırılması mücadelesinde bir ilk teşkil eden Azerbaycan'ın direkt uçuş girişiminin, başka ülkelerce de tekrarlanmasını beklediklerini ifade etti. "Bu beklentimiz, bölünmenin kalıcılığı için değil, Kıbrıs'ın yeniden bütünleşmesi içindir" şeklinde konuşan Talat, çünkü ancak bu sayede çözüm arzulamayan Rum Yönetimi'nin çözümü düşünmeye başlayacağını söyledi.

"Türkiye'nin önünde engel kalmadı"

Türkiye'nin ek protokol imzası ve yayımladığı deklarasyona değinen Cumhurbaşkanı Talat, Türkiye'nin Kıbrıs'a nasıl baktığını, Rumları tanımadığını ve KKTC'yle ilişkilerini devam ettireceğini açıkladığını anımsattı ve şöyle devam etti:

"İmza ve deklarasyon tartışmalara yol açtı; 'Tanıma anlamına gelir mi? Kıbrıs Türkleri mahvolur mu?' diye. Çeşitli açıklamalar geldi, ama görünen o ki, Türkiye müzakerelere başlayacak. Önünde engel kalmadı. Kıbrıs Türklerini desteklemeye devam edecek; Kıbrıs'ı da, Kuzey'de ve Güney'de birer yönetim şeklinde kabul edecek."

"Önemli bir karar"

Mehmet Ali Talat, Londra'da Kıbrıs Türk turizm reklamlarını engelleyen kararın İngiliz Yüksek Mahkemesi tarafından iptal edildiğini anımsatarak, bunun da önemli bir gelişme olduğuna işaret etti. Talat, söz konusu kararı, "Kıbrıs Türklerine uygulanan izolasyonların kaldırılması doğrultusunda önemli bir karar" diye niteledi.

"İyi ve barışçı mesajlar verdik"

Türkiye'ye yaptığı ziyaretin spekülasyon konusu olduğuna değinen Cumhurbaşkanı Talat, Ankara'ya, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in davetlisi olarak ilk kez resmi ziyaret için gittiğini, üst düzeyde yararlı görüşmeler yaptığını belirtti ve şöyle konuştu:

"Dayanışmamızın devamı konusunda kararlığımızı bir kez daha teyit ettik, sanıyorum ki, dosta, düşmana, iyi ve barışçı mesajlar verdik. Bu dayanışma, bu işbirliği, Kıbrıs'ı birleştirmek için -bölmek için değil- devam edecek. Bunu TC yetkilileri de, Kıbrıs'taki çözüm arayışlarına vurgu yaparak, açıkça ifade ettiler. Dolayısıyla bu gelişme, protokolde KKTC'den kaynaklanmayan, bir kısım eksiklik veya farklılık vardır diye, küçük gösterilmemeli. Buna azami dikkat gösterilmeli diye düşünüyorum."

"Kayıplar konusunda yeni dönem başlayacak"

Siyasi istismar konusu yapılan kayıplar konusunda da ciddi ilerlemeler olduğunu belirten Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, laboratuvar kurulup DNA testlerinin gerçekleştirilmesi için gerekli olan düzenlemeler yapılıncaya kadar çalışmalara ara verileceğini, Ağustos ayının sonundan itibaren de artık acil olmayan kazıların da yapılacağı ve analizlerin gerçekleştirileceği bir dönem başlayacağını kaydetti.

Talat, böylelikle kayıp yakınlarının acılarına da son verilmiş olacağını ve bu konuyu da politik alandan çıkartmış olacaklarını ifade etti ve "sanırım olayı insani alanda tutmayı bu dönemde başaracağız" dedi.

"Papadopulos'u beklemek durumunda değiliz"

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, görüşmekten kaçan Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un günahını gizlemek için kendisini suçladığını belirterek, "Biz Sayın Papadopulos'un gün gele karar verip bizimle konuşmaya başlamasını beklemek durumunda değiliz. Ekonomimizi geliştirmek, sosyal yapımızı güçlendirmek, dünyayla temaslarımızı geliştirmek boynumuzun borcudur" dedi.

Kıbrıslı Türklerin Rum Yönetimi'nin canının istediği kadar oyalayacağı bir sürecin esiri olmayacağını vurgulayan Cumhurbaşkanı Talat, ekonomik, sosyal ve kültürel faaliyetler yürütülürken, izolasyonların kaldırılmasının çözüme de yardımcı olacağını söyledi.

Haspolat-Alayköy arasındaki mayınlar temizleniyor

Aylık basın toplantılarından ikincisini düzenleyen Cumhurbaşkanı Talat, gazetecilerin sorularını yanıtlarken, Haspolat ile Alayköy arasındaki bölgede bulunan mayınların temizlenmesi için, bugün BM ile bir anlaşma imzalanacağını açıkladı.

Talat, "Partnership for Future" kurumu tarafından uzman kuruluşlara yaptırılacak bir işlem olduğunu kaydederek, mayın temizleme işlemini halen Güney Kıbrıs'taki temizliği yapan kuruluşun yürüteceğini bildirdi.

Temizlenecek mayın alanlarının belirlendiğini ifade eden Cumhurbaşkanı Talat, finansmanın AB tarafından karşılandığını, ilk ayrılan 2.5 milyon euroluk rakamın Rum tarafındaki çalışmalar için kullanıldığını, daha sonra yine 2.5 milyon euro ayrıldığını, Haspolat-Alayköy arasındaki bölgenin mayınlardan temizlenmesinin maliyetinin ne olacağını bilmediğini ama yüksek bir maliyet olacağını söyledi.

Lokmacı'daki bubi tuzakları

Cumhurbaşkanı Talat, Lokmacı (Ledra) Kapısı'nın bulunduğu bölgenin temizliğinin de bu kapsamda olduğunu ifade ederek, "Yani bu, Lokmacı'nın açılmasıyla direkt ilişkili bir gelişmedir bu anlaşma. Dolayısıyla oradaki mayınlar temizlenmeden geçişler için düzenlemeler riskliydi, şimdi o sorunlar aşıldı. Böylece güvenlik açısından sorun yaratmayacak şekilde artık tamamlanacak" dedi.

Mayın temizlenmesinin teknik bir konu olduğuna işaret eden Talat, anlaşmanın ardından hazırlıkların başlayacağını, Lokmacı Barikatı'nın açılmasının sadece mayın temizlemeye bağlı olmadığını söyledi. Bölgede mayından çok bubi tuzağı bulunduğunu ifade eden Talat, anlaşmada bubi tuzaklarının da mayın kategorisinde ele alındığını bildirdi. Bostancı'daki gelişmelere bağlı olarak Lokmacı'nın açılması hazırlıklarına başlanacağını dile getiren Cumhurbaşkanı Talat, anlaşmanın güvenlik boyutuyla ilgili olduğunu, bütün Lefkoşa'daki mayınların temizliğinin bitirilmesi beklenmeden kapının açılabileceğini anlattı.

Erenköy'e otobüsle gidişe Rum tarafından olumsuz yanıt

Cumhurbaşkanı Talat, Kuzey ile Güney Kıbrıs arasında yeni kapıların açılması konusundaki soruyu yanıtlarken, 8 Ağustost'ta Erenköy direnişinin yıldönümü olduğunu hatırlatarak geçen yıl olduğu gibi otobüslerle gidilmesi için BM'ye başvuru yapıldığını duyurdu.

Talat, ancak Rum Yönetimi'nin böyle bir geçişin yasadışı olacağını, çünkü Yeşilhat Tüzüğü'nde geçiş noktası olarak belirlenenlerden farklı bir kapı olduğunu ve tüzüğün ihlali anlamına geleceğini savunarak engel çıkardığını kaydetti. Rum Yönetimi bunun komikliğini anlayınca, Erenköy'ün girişi, çıkışı ve Yeşilırmak'ın, Yeşilhat Tüzüğü'ndeki kapıların arasına katılmasını istediğini belirtti.

Rum tarafının bu talebinin AB tarafından Kıbrıs Türk tarafına iletildiğini ama onayları alınmadan tüzüğe konduğunu kaydeden Cumhurbaşkanı Talat, "İyi olmayan taraf bu... Ama oraya yazmanın fazla bir önemi yok. Önemli olan onların açılmasıdır. Bu konuda şu anda bir tutum belirlemiş değiliz, bunun bize bir zararı da yok. Ama güzel olmayan yanı, bizimle bu konuyu doğru dürüst tartışmadan ve onayımızı almadan buraya konulmasıdır" diye konuştu.

Cumhurbaşkanı Talat, gün gele ihtiyaç olursa bu kapıların açılacağını ifade ederek, "Umut ederim o güne kadar kapı kavramını tartışmayacağımız Kıbrıs sorununu çözümüne gideriz" dedi.

Bostancı'da Rum tarafı da çalışma başlattı

Talat, "Bostancı'da yeni bir kapı açılması ve Yeşilırmak'ta Türk askerinin şamandıra kurması yüzünden Rum tarafının BM'ye protestosu" konularındaki soruyu yanıtlarken, Bostancı'da kapı açılması için Türk tarafının sorunu olmadığını, Rum tarafının gecikmesi nedeniyle Türk tarafında da sarkma olduğunu ama ağustos ortası işlemlerin biteceğini kaydetti. Rum tarafında bir çalışma başladığıyla ilgili bilgileri olduğunu ifade eden Cumhurbaşkanı Talat, BM'nin de AB'nin finansmanıyla ara bölgedeki teknik çalışmalarını tamamladığını, ihale aşamasına gelindiğini bildirdi.

"Hız konusunda kaygılıyım"

"Ancak bu çalışmaların hızı konusunda kaygı duyuyorum" diyen Cumhurbaşkanı Talat, "Bizim taraf hazırdır. Umuyoruz ki Rum ve BM tarafları da konuyu bizim ele aldığımız ciddiyet ve hızla ele alır ve bir an önce sonuçlandırırız" diye konuştu.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, AB Kıbrıs Temsilciği'ne Themis Themistokleus'un atanması konusundaki açıklaması hatırlatılarak, "KKTC'ye geçmediğini söylediğiniz bir açıklaması oldu ve Aralık 2003'te sizinle CTP'deki ofisinizde görüşme yaptığını söyledi. Ayrıca Kıbrıslı Türklere

en iyi şekilde hizmet edeceği yönünde açıklaması var. Bu konularda değerlendirmenizi alabilir miyiz?" sorusuna şu karşılığı verdi:

Ne kadar gerçekçi?

"Bu konuda polemik yapmaya gerek yok, eğer geldi ve benimle röportaj yaptı diyorsa demek ki benim Kuzey'e hiç geçmedi demem doğru değildi, yanlış bir bilgiye dayanıyordu ancak Kıbrıslı Türklere en iyi hizmeti vereceğim iddiası ne kadar gerçekçidir, Kıbrıslı Türkler bunu iyi bilirler. Sayın AB Temsilcisi, diplomatik bir statüsü olmasa da AB'yi temsil etmektedir. Kıbrıslı Türklere hizmetini kendisi verecektir. Ancak benim hatırladığım kadarıyla Kıbrıs Haber Ajansı'nın başı olarak Güney'deki referandumda hayır çıkması için oldukça iyi bir çalışma yürüten biridir. Bildiğim kadarıyla Sayın Güney Kıbrıs Rum Yönetimi Başkanı'nın partisinden aday da olmuştur. Dolayısıyla Kıbrıslı Türklere üstün hizmetler vereceğinin güvencesini bu ihtiyatla karşılıyorum."

Cumhurbaşkanı Talat, Themistokleus'un atanmasına ilişkin itirazının sürdüğünü belirterek, Kıbrıs sorunu çözülmediği için başka bir düzenleme gerektiğini, başka ülkeden bir kişi bu birimin başına getirilirken Rumca'yı iyi bilen bir kişinin de yardımcısı yapılabileceğini anlattı. Ya da Kıbrıslı Türklerle barış için çalışmış bir Kıbrıslı Rum'un da bu göreve getirilebileceğini ifade eden Cumhurbaşkanı Talat, AB'nin yaratıcı düzenlemeler yapabilecek bir mekanizma olduğunu söyledi.

"Papadopulos'un en yakın propaganda elemanını bu görevin başına getirmemeliydi. Bu Kıbrıslı Türkleri kaale almanın, saygı göstermenin de bir gereğiydi" diyen Cumhurbaşkanı Mehmet ali Talat, itirazlarını Avrupa Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barosso'ya da mektupla bildirdiğini, eğer karardan geri dönülmeyecekse Kuzey'de de bir Kıbrıslı Türk'ü Kuzey Kıbrıs-AB ilişkilerini yürütmek üzere tayin etmesini önerdiğini duyurdu.

Azerbaycan'dan uçuş izolasyonlara karşı bilinçli

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, 1993 yılında da Azerbaycan'dan KKTC'ye direkt uçuş gerçekleştiğini ama arkasının gelmediğini hatırlatarak, şimdi de benzer bir durum yaşanmasının bir şey kaybettirip kaybettirmeyeceğini soran bir gazeteciyi yanıtlarken, geçtiğimiz günlerdeki uçuşun 1993'teki gibi turist getirme amaçlı değil, Kıbrıslı Türklerin önündeki izolasyonu kaldırma amaçlı bilinçli bir olay olduğunu söyledi.

"Rumların canı istediği kadar oyalayacağı sürecin esiri olamayız"

Kıbrıslı Türklerin ekonomisini geliştirecek iş ilişkileri ve turizm amaçlı bu seferin arkasının Azerbaycan dışındaki ülkelerden de gelmesini beklediklerini dile getiren Cumhurbaşkanı Talat, şöyle konuştu:

"Rum tarafının benimle görüşmeden dahi kaçan yaklaşımı dikkate alınırsa, Kıbrıs Türkler, Rum Yönetimi'nin canı istediği kadar oyalayacağı bir sürecin esiri olamaz. O yüzden biz ekonomimizi, sosyal yaşamımızı, ekonomik-kültürel faaliyetlerimizi yürütmeye devam etmek zorundayız. Bu bağlamda izolasyonların kaldırılması, çözüme de yardımcı olacak.

Benimle görüşmekten kaçan Rum lideri sayın Papadodopulos, sözcüsü vasıtasıyla bunun gerekçesini beni aşağılayarak açıklamaktadır. Demektedir ki 'Talat'ın askeri konularda, yerleşikler konusunda konuşması, müzakere etmesi elinde değildir.' Yani 'yeteneksiz, yetkisiz, kabiliyetsiz bir liderdir, o yüzden kendisiyle konuşmuyorum.' Bunu kavgada söyleseler, ömür boyu konuşmazsınız karşı tarafla. Bunu bir toplumun lideri, diğer toplumun lideri için söyleyebiliyor. Aynı şeyleri görüşmeler sürecinde de yapmıştı. Bürgenstock'ta benimle görüşmemesinin gerekçesi yine buydu. 'Toplum lideri Denktaş'tır ben onunla görüşürüm' diyordu. Şimdi görüşemez, o yetkisi yoktur diyerek yine görüşmüyor.

Görüşmeden kaçarken kendi günahını gizlemek için beni suçluyor. Veya gerekçeler uyduruyor. Biz Sayın Papadopulos'un gün gele karar verip bizimle konuşmaya başlamasını beklemek durumunda değiliz. Ekonomimizi geliştirmek, sosyal yapımızı güçlendirmek, dünyayla temaslarımızı geliştirmek boynumuzun borcudur."

Cumhurbaşkanı Talat, Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş'ın Papadopulos'a çözüm için 2 yıl süre tanıması konusundaki soru üzerine de, "Ben sadece bunu duyduğumda Sayın Dışişleri Bakanı'nın şu andaki durumdan Rum Yönetimi'nin çözüme ilgisiz tutumundan duyduğu hayal kırıklığı ve rahatsızlığı anladım" dedi.

Talat, basın toplantısını Türkçe, Rumca ve İngilizce teşekkür ederek tamamladı.

"Türkiye'nin, Kıbrıs Cumhuriyeti'ni şu haliyle tanıması imkansız"

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Türkiye'nin Kıbrıs Cumhuriyeti'ni şu haliyle tanımasının imkansız olduğunu söyledi.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, aylık basın toplantısında yabancı gazetecilerin sorularını yanıtlarken Güney Kıbrıs Rum Yönetimi Lideri Papadopulos'la bir araya geleceği yönündeki soruya verdiği cevapta sosyal içerikli bir buluşma niyetinin AKEL tarafından dillendirildiğini ancak bu yönde bir karar olmadığını söyledi.

Papadopulos'un görüşme olasılığını reddettiğine de dikkat çeken Talat, "Görüşme Hristofyas tarafından mı pişiriliyor?" yönündeki soruya "Bu soruya neden aşçıya, Hristofyas'a sormuyorsunuz? Bize bir niyet dillendirildi ancak bir düzenleme yapılmadı. Haber de yok, karşılık da yok. Bu nedenle konuyu aşçıya sorun" yanıtını verdi.

Talat, davetin nasıl yapıldığına ilişkin soruya verdiği yanıtta ise, konunun resmen değil, gayri resmi kaynaklarca dile getirildiğini söyledi.

Kayıplar

Cumhurbaşkanı Talat, kayıplarla ilgili çalışmalara ilişkin soruyu yanıtlarken işe başlanırken çalışmaların 1 yıl içinde tamamlanacağını varsaydıklarını ancak gelinen aşamada bunun sanıldığı kadar kolay olmayacağının anlaşıldığını söyledi.

Mezardan çıkarma çalışmalarının çok hassas ve itina gerektiren uzun bir süreç olduğuna dikkat çekerek çalışmaların tamamlanacağı tarihi tahmin etmenin zor olduğunu söyleyen Talat, insani bir konu olan mezardan çıkarma çalışmalarının eylül, ekim aylarında da devam edeceğini belirtti.

Talat, İngiltere Başbakanı Tony Blair ile tasarlanan görüşmesi konusunda ayrıntıların mevcut olmadığını, bu yönde bir karar ve belirlenmiş bir tarih bulunmadığını ancak görüşmenin büyük bir olasılıkla Avrupa'daki taktik sezonu sonrasında planlanacağını söyledi.

Türkiye'nin "Kıbrıs Cumhuriyeti"ni tanıması

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, bir gazetecinin konuyla ilgili sorusu üzerine Türkiye'nin şu anki haliyle "Kıbrıs Cumhuriyeti"ni tanımasının imkansız olduğunu ve Türkiye'nin bunu açıkça ortaya koyduğunu belirtti.

Türkiye'nin olası çözüm sonrasında oluşacak yeni yapıyı tanıyacağını dile getirdiğini hatırlatan Talat, Kıbrıs sorununu bir işgal sorunu olarak gösterip, bu işgalden kurtularak yeni yasal Kıbrıs Cumhuriyeti'ni kurma argümanına sahip Rum Yönetimi'ni tanımasının mümkün olmadığını vurguladı.

Talat, Türkiye'ye "Kıbrıs Cumhuriyeti"ni tanıması yönünde baskı yapılabileceğini ancak bunun sonucu değiştirmeyeceğini kaydetti.

BM Güvenlik Konseyi'nin Kıbrıs Cumhuriyeti'nin tanınması adanın askersizleştirilmesiyle ilgili kararlarının hatırlatılması üzerine Talat, Türkiye'nin, Güvenlik Konseyi'nin kararıyla başlayan görüşme sürecinde hazırlanan Annan Planı'n tam destek verdiğini hatırlattı. Talat, Türkiye'nin adadan, olası çözüm sonrasında mutlaka çekileceğine de dikkat çekerek, "Barış olmadan askerin adadan çekilmesi, adada kan dökülmesine neden olabilir... Çözüm olmadan askerin çekilmesini istemek, gerçekçi bir yaklaşım değildir" dedi.

Anorthosis'i tebrik etti

Cumhurbaşkanı Talat, Trabzonspor-Anorthosis Famagusta karşılaşmasının sonucuna ilişkin değerlendirmesinin sorulması üzerine şunları söyledi:

"Anorthosis'i tebrik ederim. Temennim, Kıbrıslı Türkler'e uygulanan izolasyonlar da kaldırılır ve bizim takımlarımız da yabancı takımlarla benzeri maçlar yapar ya da spor etkinliğinde bulunur"

Talat, ABD'nin KKTC'ye uygulanan izolasyonların kaldırılmasındaki rolünün sorulması üzerine batı ülkelerinin bu yöndeki çalışmalarına liderlik yapan ABD'nin olumlu ve önemli bir rol üstlendiğini ancak beklentilerin daha fazla olduğunu söyledi.

KIBRIS 06/08/05

CTP ve EDİ'den Annan'a çözüm için "acil çağrı"

CTP- EDİ, müzakerelerin yeniden başlaması için BM genel sekreterine ortak imzalı mektup gönderecek. CTP ve EDİ, Annan'ın görüşmelerin yeniden başlaması için yeni bir inisiyatif almasını talep edecek

CTP ve EDİ'den Annan'a çözüm için "acil çağrı"

ANNAN'A: ADINI TAŞIYAN PLAN TEMELİNDE ÇÖZÜM... Güney ve Kuzey Kıbrıs'tan ilk kez iki parti BM Genel Sekreteri Kofi Annan'a "Annan planı temelinde çözüm için inisiyatif üstlen" çağrısı yapma kararı aldı. Genel başkanlar Ferdi Sabit Soyer ile Yorgo Vasiliu, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'a müzakerelerin yeniden başlaması hususunda yeni bir inisiyatif alması çağrısını içeren ortak bir mektubu birkaç gün içinde gönderecek

ORTAK DEKLARASYON, ORTAK KARAR...

Deklarasyonda neler var?

- Her iki parti de, Kıbrıs sorununun çözümü sürecinde var olan ilerleme eksikliğinden ve hüküm süren çıkmazın yol açtığı risklerden derin üzüntü duyar.

- İki parti, BM genel sekreterini, soruna süratle çözüm bulunması için iki toplum arasındaki diyaloğun yeniden başlaması yönündeki çabalarını, kendi adıyla anılan kapsamlı çözüm planı temeline bağlı kalarak yenilemeye davet eder.

- EDİ genel başkanı ve CTP genel başkanı, bu konuda BM genel sekreterine ortak bir mektup yazacak.

- CTP ile EDİ, iki toplum arasındaki iletişim ve işbirliğinin gelişmesinin aciliyet taşıdığı ve gerekli olduğu görüşünde birleşir.

- İki parti, Bostancı ve Lokmacı Barikatı sınır kapılarıyla yeni geçiş noktalarının açılmasını, iki taraf arasında ticaretin artırılmasını ve Türk-Rum sivil toplum örgütleri arasında diyalogla işbirliğinin derinleştirilmesini destekler.

- İki parti, kayıpların akıbetinin belirlenmesi konusundaki olumlu gelişmeleri alkışlar ve bu konuda daha da ilerleme sağlanmasını bekler.

- İki parti, Kıbrıs sorununa süratle çözüm bulunması ve ülkemizin güvenlik, barış ve refah içerisinde yeniden birleştirilmesi temeline dayalı ilişkileri daha da geliştirmeye devam edecek."

 

CTP ve EDİ, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'a, kendi adını taşıyan plan etrafında çözüm için yeniden inisiyatif üstlenme çağrısı yapma kararı aldı. CTP Genel Merkezi'nde bir araya gelen iki parti heyeti, ortak bir deklarasyonla uzlaştıkları çok sayıda konuya kamuoyuyla paylaştı. İki parti, genel başkanlar Ferdi Sabit Soyer ile Yorgo Vasiliu'nun BM Genel Sekreteri Kofi Annan'a müzakerelerin yeniden başlaması hususunda yeni bir inisiyatif alması çağrısını içeren ortak bir mektubu birkaç gün içinde göndermeleri hususunda da mutabık kaldı.

İki parti tarafından yayımlanan ortak deklarasyonda Annan'ın alacağı inisiyatifin, kendi adıyla anılan kapsamlı çözüm planı temelinde olması gerektiği de vurgulandı.

Cumhuriyetçi Türk Partisi ile Birleşik Demokratlar (EDİ) Partisi dün heyetler arası görüşme için CTP Genel Merkezi'nde saat 11.45'te bir araya geldi.

Görüşmeye, CTP Genel Başkanı Başbakan Ferdi Sabit Soyer başkanlığında Parti Örgütlenme Sekreteri Alpay Afşaroğlu, Dışilişkiler Sekreteri Kutlay Erk, Sivil Toplum Örgütleri ile İlişkiden Sorumlu Üye Hüseyin İnan ve Yerel Yönetimlerden Sorumlu Sekreter Ünal Fındık katılırken; EDİ Genel Başkanı Yorgo Vasiliu'ya Kostas Themistokleus, Tragsula Antoniadu Griyaku, Zenon Tophadis ve Mikis Shanis eşlik etti.

Türk ve Rum basın mensuplarının yoğun ilgi gösterdiği görüşme öncesinde görüntü alınmasına imkan sağlanırken, açıklama yapılmadı.

CTP-EDİ görüşmesi sonrasında CTP Genel Başkanı Başbakan Soyer ile EDİ Başkanı Vasiliu, ortak basın toplantısı düzenledi.

Görüşme sonrasında ortak deklarasyon yayımlandı

Cumhuriyetçi Türk Partisi ile Birleşik Demokratlar (EDİ), her alanda ilişkilerin geliştirilmesi için gerekli pratik adımların atılması konusunda görüş birliğine vardı.

İki parti, genel başkanlar Ferdi Sabit Soyer ile Yorgo Vasiliu'nun BM Genel Sekreteri Kofi Annan'a müzakerelerin yeniden başlaması hususunda yeni bir inisiyatif alması çağrısını içeren ortak bir mektubu birkaç gün içinde göndermeleri hususunda da mutabık kaldı.

İki parti tarafından yayımlanan ortak deklarasyonda Annan'ın alacağı inisiyatifin, kendi adıyla anılan kapsamlı çözüm planı temelinde olması gerektiği de vurgulandı.

CTP Genel Başkanı, Başbakan Ferdi Sabit Soyer ile EDİ Genel Başkanı Yorgo Vasiliu, dün iki parti arasında gerçekleşen ve yaklaşık 1.5 saat süren heyetler arası görüşmenin ardından CTP Genel Merkezi'nin arka bahçesinde ortak basın toplantısı düzenledi.

Vasiliu: Pratik adım atmada mutabık kaldık

Basın toplantısında ilk sözü alan EDİ Genel Başkanı Yorgo Vasiliu, Kıbrıslı Türkler ile Rumlar arasında her alandaki ilişkilerin geliştirilmesinin iki tarafın çıkarına olduğu ve bu ilişkilerin geliştirilmesi için bütün pratik adımların atılması gerektiği konusunda iki partinin görüş birliğine vardığını söyledi.

Vasiliu, "her alandaki ilişkiler" derken, bunun, iki taraf arasındaki iletişimin ve temasın kolaylaştırılması, iki taraf arasındaki ticaretin geliştirilmesi, Türk ve Rum siyasi partileri arasında daha çok görüşme yapılması, kayıplar konusunun çözüme kavuşturulması gibi konuları kapsadığını söyledi.

Soyer: Portakal ağaçları altında...

Vasiliu'dan sonra söz alan CTP Genel Başkanı, Başbakan Soyer de açıklamasında, basın toplantısının Kıbrıs'ın simgesi portakal ağaçlarının altında yapıldığına işaret ederek, "Bu toplantımızı Kıbrıs'ın güzel bir simgesi olan portakal ağaçlarımızın hemen altında yapıyoruz. Portakal ağacının altında düzenlediğimiz bu basın toplantısında özellikle vurgulamak istediğimiz temel nokta, Kıbrıs sorununa karşılıklı kabul edilebilir bir çözümün bulunması ve böylece Kıbrıs, Türkiye ve Yunanistan ilişkilerinin gelişmesidir..." dedi.

"Zor bir dönemden geçiyoruz"

Zor bir dönemden geçilmekte olduğunun altını çizen Soyer, "Türkiye-Avrupa Birliği ilişkileri, Kıbrıs sorununun çözümü, hepsi birbirine bağlanmış bir noktadadır. Önemli olan bu noktadan itibaren bu barış sürecini geliştirmektir" dedi.

EDİ heyetiyle yaptıkları görüşmede, her alandaki ilişkilerin geliştirilmesinin iki tarafın çıkarına olduğu ve bu ilişkilerin geliştirilmesi için gerekli pratik adımların atılması gerektiği hususunda görüş birliğine vardıklarını söyleyen Soyer, iki partinin genel başkanlarının BM Genel Sekreteri Kofi Annan'a müzakerelerin yeniden başlaması hususunda yeni bir inisiyatif alması çağrısını içeren ortak bir mektup göndermeleri konusunda da mutabık kaldıklarını ifade etti.

CTP-EDİ heyetleri ararsında görüş birliğine varılan konuları içeren ortak bir deklarasyon hazırlanarak iki parti genel başkanı tarafından imzalandığını ifade eden CTP Genel Başkanı, Başbakan Soyer, bu konuda şöyle konuştu:

"Ortak deklarasyonda iki partinin Kıbrıs sorununa yaklaşımları, kayıp şahıslar konusu dâhil, bütün sorunların çözümü yönündeki ilişkilerin geliştirilmesine vurgu yapıyoruz ve bununla ilgili olarak da aynı zamanda iki partinin genel başkanlarının Birleşmiş Milletler genel sekreterine ortak bir mektup göndererek, görüşme sürecinin başlatılması çağrısında bulunacağız. Bu mektup birkaç gün içerisinde Sayın Annan'a gönderilecektir."

"Kıbrıs yeterince büyük..."

Kıbrıs'ın, iki halkın siyasi eşitlik temelinde barış içerisinde yaşayacağı kadar büyük olduğuna işaret eden CTP Genel Başkanı ve Başbakan Soyer, "Bu büyüklüğün içerisinde biz de bunu birlikte başaracağımıza inanıyoruz" dedi.

 KIBRIS 06/08/2005

Amerikalı araştırmacı, kayıp Atlantis'i Kıbrıs'ta bulmuş

Amerikalı araştırmacı Robert Sarmast, kayıp Atlantis kıtasını bulmak için Kıbrıs'ın güney doğusunda yapmış olduğu araştırma sonucunda Atlantis'in bir bölümünü bulduğunu iddia etti.

Fileleftheros gazetesi dünkü haberinde, Sarmast'ın araştırma sonuçları hakkında bilgi vermek amacıyla önceki gün basın toplantısı düzenlediğini belirtti.

Habere göre Sarmast basın toplantısında, denizin derinliklerinde yapmış olduğu araştırmalarla ilgili fotoğraflar da sundu. Sarmast, fotoğraflara dayanarak Atlantis'in bir bölümünü betimlediğini belirtti.

Sarmast, çalışmaları esnasında düz istikamette 3 km'lik bir duvar tespit ettiğini de söyledi.

Sarmast, "Ben ne casusum, ne de Doğu Akdeniz'de petrol arıyorum. Ben gerçekten kayıp Atlantis'i arıyorum" dedi.

KIBRIS 06/08/05

ABD Meclisi'nde, Türkiye'yi "Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanımaya" çağıran karar tasarısı

ABD Temsilciler Meclisi'nin New Jersey Demokrat Partili milletvekili Robert Menendez, Türkiye'yi, "Kıbrıs Rum kesimini, Avrupa Birliği'nin bir üyesi ve 'Kıbrıs Cumhuriyeti' olarak tanımaya" çağıran bir karar tasarısını ABD Temsilciler Meclisi'ne sundu.

Bağlayıcı özelliği bulunmayan karar tasarısına 435 üyeli ABD Temsilciler Meclisi'nden 10 milletvekili destek verdi. Tasarıda aynı zamanda, Türk askerinin Kıbrıs'tan çekilmesi, Ada'da mülkiyet haklarına ve serbest dolaşıma, mültecilerin geri dönüşüne ve serbestçe yerleşmesine izin verilmesi talep ediliyor.

Tasarıda, 3 Ekim 2005 tarihinde üyelik müzakereleri başlamadan önce Türkiye'nin, Avrupa Birliği'nin Kopenhag kriterlerine uyduğunu göstermesi gerektiği de savunuluyor. Bu çerçevede Türkiye'den, Gümrük Birliği uygulamasını AB'nin bütün üyelerine taşıması ve "Kıbrıs Cumhuriyeti"ni de tanıması çağrısında bulunuyor.

ABD Temsilciler Meclisi'ne sunulan tasarıda Türkiye'nin, BM ile birlikte çalışarak Kıbrıs sorununa bir çözüm yönünde çaba göstermesi isteniyor ve aynı zamanda Türkiye'nin, kendi toplumunu "modernleştirme ve demokratikleştirme" programlarını sürdürmesi tavsiye ediliyor.

Söz konusu tasarı, görüşülmek üzere ABD Temsilciler Meclisi Uluslararası İlişkiler Komitesi'ne gönderildi.

KIBRIS 06/08/05