Deniz keyfi ateş pahası
Yasanın en
fazla "3 bin TL" ücret alınmasını öngörmesine
rağmen Girne'de denize girmek için en az 10 milyonu gözden çıkarmak
gerekiyor. İşletmeciler "yasa hükümleri günümüze uymuyor"
dese de, 4 kişilik bir ailenin deniz keyfi "zehir" oluyor
Deniz keyfi
ateş pahası
MÜSTEŞAR
BAŞEL UYARDI... Plajda verilen hizmetlerden yararlanan
vatandaşların bedelini ödemesini normal karşılayan Turizm
Bakanlığı Müsteşarı Mehmet Başel, "hizmet
istemeyen" vatandaştan ücret alınmamasını istedi.
Başel, vatandaşın plaja girişinin engellenemeyeceğini
de söyleyerek aksi durumlarda yasal işlem yapılabileceğini
belirtti
- YASADA
KOMİK RAKAMLAR VAR
-
Plajların Kullanım ve Denetim Yasası vatandaşların
plajlara girişinin engellenemeyeceğini ve ücrete bağlı
tutulamayacağını vurguluyor
- Söz konusu
ifade mülkiyeti devlete ait olan plajları ve gerçek veya tüzel
kişilerin işletmesine verilmiş, tahsis edilmiş,
kiralanmış olan plajları kapsıyor
- Bu kurala
aykırı davranışta bulunan plaj işletmecisi veya sahibi
bir suç işlemiş olur ve mahkumiyeti halinde 25 milyon TL'ye kadar
para cezası ile bir yıla kadar hapis veya her iki cezaya birden
çarptırılabilir ve söz konusu işletme de mahkeme kararı ile
kapatılabilir.
- Öngörülen
kurallar, plajın ve plaja giden yolun mülkiyetinin gerçek veya tüzel bir
kişiye ait olması durumunda uygulanmaz
- Yine
aynı yasada işletme adına verilen hizmetler için tahsil
edilebilecek ücretler duş, kabin, şemsiye, şezlong hizmetlerinin
kullanılması veya verilmesi halinde 3 bin TL olarak ifade ediliyor
- Yasada
ayrıca park yeri bulunması halinde her araç için alınacak park
ücretinin 3 bin TL'yi aşmayacağı belirtiliyor. Plajların
belediye sınırları içindeyse belediyeler dışında
ise kaymakamlıklar tarafından denetiminin yapılması
gerekiyor.
- Plajların
sahibi veya işletmecisi tarafından halka yiyecek ve içecek satmak
için açılan büfelerdeki satış fiyatları, Mal ve Hizmetler
Yasası uyarınca saptanır ve saptanan fiyatlar ilgili belediyeler
ve ticaret işleriyle uğraşan bakanlık tarafından
denetlenir
- Söz konusu
düzenlemeye aykırı davranan bir işletmeci 2 Milyon TL para
cezası veya altı aya kadar hapislik veya her iki cezaya birden
çarptırılabilir. Büfelerde mahkeme kararı ile kapatılabilir
Fazile KÖLE
Yaz
aylarında yaşanan "ücretli plaj" tartışmaları
yeniden alevlendi. Yasal düzenlemede plaja giriş ücreti 3 bin TL olarak
görülüyor ama özellikle Girne bölgesinde denize girmek isteyen
vatandaşlardan 5 ile 20 milyon TL arasında ücret alınıyor.
Yasal
düzenlemeye göre, "Mülkiyeti devlete ait plajlarda gerçek ve tüzel
kişilerin işletmesine verilmiş, tahsis edilmiş,
kiralanmış olan plajlarda vatandaşların girişi
engellenemez ve ücret talep edilemez" deniliyor ama, uygulamaya
bakıldığı zaman yasanın dışına
çıkıldığı görülüyor.
Vatandaş
aldığı ücretin parasını ödemeye hazır, ancak
denetim yapılmamasından şikayetçi. Plaj işletmecilerinin
hizmet bedeli olarak ücret talep etmesini haklı bulan vatandaşlar,
sadece alınmayan hizmet için para ödenmesine tepki gösterdi.
Konuyla ilgili
KIBRIS'a konuşan İnsan Hakları Derneği Başkanı
Avukat Emine Erk, plajlarda alınan giriş ücretlerinin yasada
belirtilen bedelin çok üzerinde olduğunu söyledi. Erk, plajlarda
alınan giriş ücretlerinin yasal düzenlemeyle kontrol edilmesi gerektiğini
kaydetti.
Ekonomi ve
Turizm Bakanlığı Müsteşarı Mehmet Başel de plaj
işletmecilerinin verdiği hizmete karşılık bir bedel
almasının normal olduğunu söyledi. Başel ancak,
hizmetlerden yararlanmayacak kişilerden de plaja giriş ücreti
alınmasının doğru olmadığını ifade
etti.
Denizler özel
mülk
konumuna
giremez
İnsan
Hakları Derneği Başkanı Avukat Emine Erk, plajlarda
alınan ücretin işletmecinin verdiği hizmet bedeli olduğunu
söyledi.
Erk,
Plajların Kullanımı ve Denetimi Yasası'ndaki ücret
bedelinin 3 bin TL olduğunu, ancak şu anda alınan ücretlerin
bunun çok üstünde olduğunu kaydetti.
Plajlara
giriş ve ücretlerin yasalarla düzenlenebileceğini hatırlatan
Erk, bunların denetiminin yapılması gerektiğini belirtti.
Erk, plajlarda yaşanan giriş ücreti sorunlarının bölgelerde
halk plajı yapılarak giderilebileceğini anımsattı.
Erk şöyle
konuştu:
"Ülkemizde
vatandaşlar plajlardaki hizmet için para ödüyor deniz için değil.
Denizler özel mülkiyet konumuna giremez. Bir işletmeci plajda hizmet
verirse karşılığını alma hakkına sahiptir,
ancak şu anda alınan bedel yasada belirtilenin çok üstündedir.
Plajlar
belediye hudutları içerisindeyse belediye yetkilileri,
dışında ise Kaymakamlık tarafından denetlenmeli.
Denetimlerde
işletmecilerin yasalara uygun şekilde hareket edip etmediği ve
alınan ücretlerin ne için alındığının kontrol
edilmesi gerekir.
Ülkemizde sahip
olunan bu sorunun giderilmesi için halk plajlarının
çoğaltılması gerekiyor. Vatandaşlara eğer siz kaliteli
hizmet veren plaj yaparsanız oraya gitmeyi tercih edecektir. Bu da
işletmelerde alınan ücret sorunlarının
azaltılmasını sağlayacaktır.
Plajların
kullanımı ücreti ve hizmetleri yetkili birimler tarafından
sık sık denetlenmeli ve yasalara uygunluğu kontrol
edilmelidir."
Halk
plajları
çoğaltılmalı
Ekonomi ve
Turizm Bankalığı Müsteşarı Mehmet Başel, yasal
olarak devlete ait olup da özel şahsa kiralanan veya tahsis edilen
plajlarda vatandaşların girişinin engellenemeyeceği ve
ücret alınmayacağına ilişkin yasal düzenlemeler
olduğunu anımsattı.
Başel
vatandaşların plajlardan yararlanma hakkı olduğu gibi
işletmecinin de verdiği hizmete karşılık bir bedel
alma hakkına sahip olduğunu söyledi. Ancak hizmetlerden
yararlanmayacak kişilerden de ücret alınmasının doğru
olmadığını söyleyen Başel, bir dengenin kurulması
gerektiğini vurguladı.
Başel
şöyle devam etti:
"Ülkemizde
turistik tesis yapılıyorsa ve kullanıma uygun plajı varsa
bunun içinde bir dengenin kurulması gerekir. Turizm acısından
bakıldığında eğer 200 kapasiteli bir plaja
kapasitesinin üzerinde kişi giderse plajın kalitesi düşer ve bu
dengenin korunması gerekir.
Tabii hizmetin
kalitesini korurken vatandaşlarında denize girmesine engel
olamayız. Bu nedenle biz bakanlık olarak halk plajlarının
çoğaltılmasından yanayız. Bir tesisin verdiği kaliteli
hizmeti veren halk plajları yapılırsa
vatandaşlarımız da bu imkandan yararlanabilir ve tesislere gitme
ihtiyacı hissetmez.
Plajlarda
verilen hizmete karşılık bir bedelin alınmadı
normaldir, ancak şu anda alınan bedel yasada belirtilen ücretin çok
üstündedir.
Bunun anayasada
açık hükmü vardır. Özetle söylemek gerekirse ülkemizdeki plajlara
giriş ücretleri konusundaki sorunların halk plajlarının
çoğaltılmasıyla azalacağına inanıyoruz. Bu
nedenle özellikle plajlarda sorun yaşanan Girne bölgesinde halka kaliteli
hizmet veren halk plajlarını çoğaltmamız gerekir. Bu konuyu
bakanlık olarak destekliyoruz."
KIBRIS 31/07/05
Rum "üzgün" AB temkinli
İmza ile
birlikte Türkiye'nin "Rum kesimini tanımıyoruz"
deklarasyonu tartışma yarattı. AB cevap hakkını
saklı tutarken, Rum yönetimi Türkiye'ye üzüntülerini ileterek,
"Müzakereler başladığı zaman,
karşısında 25 ülke olacağını"
hatırlattı
Rum
"üzgün" AB temkinli
RUMLARDAN
"MÜZAKERE" HATIRLATMASI... Türkiye'nin AB Gümrük Birliği ek
protokolünü imzalamasının ardından "Rum yönetimini
tanımıyoruz" açıklamasını yapması, Rum
tarafında "derin üzüntü" yarattı. Rum yönetimi sözcüsü
Kipros Hrisostomidis, Türkiye'nin açıklamasının sorunlar
yaratacağını açıklayarak, "Üyelik müzakerelerine
başlarken karşısında 25 üye ülke olacağını
ve bunlardan birinin de Rum yönetimi olduğunu" anımsatarak gözdağı
vermeye çalıştı
AB HENÜZ
KONUŞMADI... AB Dönem Başkanlığı tarafından
yapılan açıklamada Türkiye'nin 17 Aralık kararları
doğrultusunda Ankara Anlaşması ek protokolünü
imzalamasının memnuniyetle karşılandığı
belirtilerek, "Kıbrıs Cumhuriyeti"nin AB tarafından
uluslararası hukuk uyarınca tanındığı
anımsatılması dikkat çekti. Ancak, Türkiye'nin deklarasyon
açıklamasını AB'nin nasıl karşılayacağı
merak konusu
KRİTİK
KARAR 1- 2 EYLÜL'DETürkiye'nin ek protokolü imzalaması sonrası
yayınladığı tek taraflı deklarasyona karşı
AB üyesi ülkelerin alacağı tutum 1-2 Eylül'de İngiltere'de
yapılacak AB Dışişleri Bakanları Konseyi
toplantısı sonucunda belli olacak. Bazı AB üyesi ülkelerin AB
Komisyonu tarafından kabul edilerek karar organı konseye gönderilen
müzakere çerçeve belgesine eklemeler yapılması için yeni öneriler
getirecekleri bildiriliyor
l GÜL: HİÇ
DÜŞÜNMEDİK... Türkiye Dışişleri Bakanı Abdullah
Gül tartışma konusu limanların ve havaalanlarının
Rumlara açık olmadığını belirten bir maddeyi
deklarasyona koymayı hiç düşünmediklerini kaydetti. Gül, "Hizmet
sektörü ve serbest dolaşım, tam üyelikle ilgili konulardır bu
yüzden de limanların ve havaalanlarının Kıbrıs Rum
kesimine açılması öngörülmemiştir. Öngörmediğimiz bir
şeyi maddelere koymayız" dedi
Türkiye'nin
imzaladığı ek protokol AB'de memnunlukla
karşılanırken, Ankara'nın AB Dönem
Başkanlığına protokol ile birlikte gönderdiği
deklarasyon ihtiyatlı karşılandı. Kıbrıs Rum
kesiminde ise imzaya rağmen Türkiye'nin "Kıbrıs Rum
kesimini tanımıyoruz" açıklaması "derin
üzüntü" yarattı.
Rum yönetimi
sözcüsü Kipros Hrisostomidis, yaşananları "kurumsal bir
paradoks" olarak niteledi ve Türkiye'nin müzakerelere "25 ülke ile
başlayacağını" hatırlattı.
Türkiye
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ise tartışma konusu
limanların ve havaalanlarının Rumlara açık
olmadığını belirten bir maddeyi deklarasyona koymayı
hiç düşünmediklerini kaydetti. "Hizmet sektörü ve serbest
dolaşım, tam üyelikle ilgili konulardır bu yüzden de
limanların ve havaalanlarının Kıbrıs Rum kesimine
açılması öngörülmemiştir. Öngörmediğimiz bir şeyi de
maddelere koymayız" dedi.
AB Dönem
Başkanlığı tarafından yapılan açıklamada
Türkiye'nin 17 Aralık kararları doğrultusunda Ankara
Anlaşması ek protokolünü imzalamasının memnuniyetle
karşılandığı belirtilerek, "Kıbrıs
Cumhuriyeti"nin AB tarafından uluslararası hukuk uyarınca
tanındığı anımsatılması dikkat çekti.
Brüksel'deki AB
gözlemcilerine göre Türkiye'nin deklarasyonuna karşı
İngiltere'nin yaptığı karşı açıklama AB'nin
Türkiye'nin yayınladığı deklarasyonu kabul etmediği
anlamını taşıyor.
Rum yönetimi
"üyelik müzakerelerini" hatırlattı
Güney
Kıbrıs yönetiminin, Türkiye'nin yayınladığı
deklarasyon ile AB üyesi bir hükümeti tanımadığını
ilan etmesinden "derin üzüntü duyduğu" bildirildi.
Kıbrıs
Rum kesiminden yapılan açıklamada, Güney Kıbrıs
yönetiminin, Türkiye tarafından yayınlanan söz konusu deklarasyonun
içeriğinin, Türk hükümetinin imzaladığı Gümrük Birliği
anlaşmasının metninin geçerliliğine ilişkin
belirsizlik yaratıp yaratmadığı konusunu
araştıracağı belirtildi.
Güney
Kıbrıs yönetimi hükümet sözcüsü Kipros Hırisostomidis konuya
ilişkin yaptığı açıklamada, hükümetinin, Türkiye'nin
Kıbrıs konusunda tek taraflı bir deklarasyon
yayınlamış olmasından derin üzüntü duyduğunu kaydetti.
Hırisostomidis
sözlerine şöyle devam etti:
"AB'ye
katılım adayı olan bir ülkenin, katılmak istediği
birliğe üye ülkelerden birini tanımadığını ilan
etmesi üzücü. Bu kurumsal paradoks sürdürülemez. Özellikle de 25 üyeli
birliğe katılım müzakerelerinin başlayacağı göz
önüne alındığı zaman."
Limanlar
"kriz" yaratabilir
Brüksel'deki AB
gözlemcileri Türkiye'nin Avrupa Birliği ile Gümrük Birliği ek
protokolünü imzalamasının ardından limanlarını Rum
gemilerine açmamasının taraflar arasında siyasi kriz
yaratabileceğine işaret ediyorlar. Ankara'yı kritik günlerin
beklediğini kaydeden gözlemciler, Gümrük Birliği'nin AB içinde
malların serbest dolaşımını öngördüğünü ifade
ediyorlar.
Aynı
gözlemciler Türkiye'nin Rum gemilerini limanlarına sokmaması
durumunda bazı AB üyelerinin Türkiye'nin imzaladığı
anlaşmayı uygulamadığı gerekçesiyle Ankara'ya
müzakereler öncesi zor anlar yaşatabileceğinin altını
çiziyorlar.
AB içinde aday
bir ülkenin üye bir ülkeyi tanımamasının zor ve
karmaşık bir durum olduğunu ifade eden gözlemciler, Gümrük
Birliği'nin ruhunda hizmetlerin serbest dolaşımının da
yer aldığını öne sürüyorlar. Ankara ise Gümrük
Birliği'nin malların serbest dolaşımını
kapsadığını, ancak hizmetlerin serbest
dolaşımını içermediğini hatırlatıyor.
İngiltere
memnun ama AB cevap hakkını gizli tutuyor
Avrupa
Birliği (AB) Dönem Başkanı İngiltere, Ek Protokol'ün
Türkiye tarafından imzalanmasından memnun olduğunu
açıklarken, Brüksel'in cevap hakkını da saklı
tuttuğunu ilan etti.
Ek Protokol'ün,
Türkiye'nin AB nezdindeki Büyükelçisi Oğuz Demiralp tarafından
imzalanmasının hemen ardından açıklama yapan Dönem
Başkanı İngiltere, Ankara'nın BM'nin çözüm
çabalarını destekleme niyetini de vurgulamış
olmasından ayrıca memnun kalındığını
belirtti. İngiltere açıklamasında 'Kıbrıs Cumhuriyeti
hükümetinin' 16 Nisan 2003'te AB ile katılım anlaşması
imzaladığına ve 1 Mayıs 2004'te de üye olduğuna dikkat
çekti.
AB'nin Ek
Protokol'e ilişkin karşı açıklamasında Rumların
büyük önem atfettiği şu cümle de yer aldı: "AB
Başkanlığı, AB'nin mutabık tavrı çerçevesinde
Kıbrıs Cumhuriyeti'nin sadece uluslararası hukuk konusu olarak
tanındığını hatırlatır." Brüksel
karşı beyanında Ek Protokol'e ilişkin deklarasyonun AB
tarafından inceleneceğini ve zaman içinde başka açıklamalar
yapılabileceğini duyurdu.
Hava gergin
Türkiye'nin Ek
Protokol'ü imzalaması sonrası yayınladığı tek
taraflı deklarasyona karşı AB üyesi ülkelerin alacağı
tutum 1-2 Eylül tarihlerinde İngiltere'de yapılacak AB
Dışişleri Bakanları Konseyi toplantısı sonucunda
belli olacak.
Bazı AB
üyesi ülkelerin AB Komisyonu tarafından kabul edilerek karar organı
Konseye gönderilen müzakere çerçeve belgesine eklemeler yapılması
için yeni öneriler getirecekleri bildiriliyor.
Rum kesimi
müzakere çerçeve belgesine Kıbrıs ile ilgili yeni öneriler
sunacaklarını Papadopulos aracılığıyla Blair'e
şimdiden iletmiş durumda. Kıbrıs Rum toplumu lideri Tassos
Papadopulos'un Avrupa Parlamentosu Hıristiyan Demokrat Grubu
Başkanı Hans Gert Poettering ile anlaşarak Avrupalı
Hıristiyan Demokratları arkasına alması ise dikkat çekti.
Gül:''Limanları
deklarasyona koymayı hiç düşünmedik''
Türkiye
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, limanların ve
havaalanlarının Rumlara açık olmadığını
belirten bir maddeyi deklarasyona koymayı hiç düşünmediklerini
kaydetti.
Gül, Gümrük
Birliği'nin sadece sanayi mallarını kapsadığını
anımsatarak, "Hizmet sektörü ve serbest dolaşım, tam
üyelikle ilgili konulardır bu yüzden de limanların ve
havaalanlarının Kıbrıs Rum kesimine açılması
öngörülmemiştir. Öngörmediğimiz bir şeyi de maddelere
koymayız" dedi. Kıbrıs ile ilgili deklarasyonun, Gümrük
Birliği Ek Protokolü'nde bağımsız
olmadığının altını çizen Gül, şöyle
konuştu:
"Biliyorsunuz
ki bir mektup teatisi oldu. Gönderdiğimiz mektup 3 parçadan
oluşuyordu. İlk kâğıt protokolü imzaladık ve bir
deklarasyon yayınlıyor ifadeleri olan bir kapaktı. İkinci
kısımda teknik olarak protokol vardı. Üçüncü kısımda
da deklarasyon yer aldı. Bunların üçü de birbirine eşit önemde
bir pakettir. TBMM'ye de bir paket halinde gidecektir."
Önceki gece,
geç saatlerde
Türkiye, Gümrük
Birliği Anlaşması'nın, Rum kesimini de kapsayacak
şekilde genişletilmesini öngören ek protokol metnini önceki
akşam geç saatlerde imzalamış ancak çok tartışma
yaratan "Kıbrıs Rum kesimini tanımadığını
bir deklarasyonla" bildirmişti.
Türkiye'nin
imzasını ise AB Daimi Temsilcisi Büyükelçi Oğuz Demiralp
atmıştı.
Türkiye ile AB
Dönem Başkanı İngiltere arasında mektup teatisiyle
yürütülen imza süreci, imzalı metnin, Türkiye'nin ek protokolü
imzalamasının Kıbrıs Rum kesimini
tanıdığı anlamına gelmeyeceğine yönelik
deklarasyonla birlikte İngiltere'ye gönderilmesiyle
tamamlanmıştı.
İngiltere'nin
AB nezdindeki Büyükelçisi John Grant, ek protokol metnini 25 üye adına
imzalayarak, Türkiye'nin AB Daimi Temsilcisi Oğuz Demiralp'e
göndermişti.
Türkiye, ek
protokolü imzalamak için İngiltere Dönem
Başkanlığının mektubunu bekliyordu.
KIBRIS 31/07/05
Talat'tan Kıbrıs çözümüne yorum
''Söz sahibi sadece biz olsaydık, çözüme
ulaşmıştık''
31 Temmuz, 2005 17:52:00 (TSİ) CNN TURK
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, ''Kıbrıs
sorununun çözümü konusunda eğer söz sahibi sadece biz olsaydık çoktan
çözülmüştü'' dedi.
KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs sorununu çözme
düşüncesi olmayan Rum yönetimi ile karşı karşıya
olduklarını belirterek, ''Kıbrıs sorununun çözümü konusunda
eğer söz sahibi sadece biz olsaydık çoktan çözülmüştü'' dedi.
Kendisine karşı Güney Kıbrıs'ta büyük bir karalama
kampanyası yürütüldüğünü belirten Talat, Kıbrıs'ın
geleceğinde Türklerle Rumların birlikte yaşayacağına
inandığını, haksız yere karalamaların doğru
olmadığını söyledi.
Talat, ''ancak ne yazık ki Kıbrıs sorununu çözme gailesi
olmayan, düşüncesi olmayan Rum yönetimi ile karşı
karşıyayız. Bu nedenle de Rum yönetimi liderinin açıkça
ifade ettiği gibi, 'yeni bir Annan planına yeni bir hayıra
hazırım' diye de pervasızca ifade ettiği gibi bir gerçekle
karşı karşıyayız'' dedi.
Talat, pozisyonlarını gayet açık ve net olarak ortaya
koyduklarınıve barış elini uzattıklarını, bu
elin sürekli olarak açık duracağını söyledi.
"Sezer ile
aramızda soğukluk yok"
Talat, Ankara ziyaretinden özel bir beklentisinin
olmadığını, görüş alışverişinde
bulunulacağını ve bir çalışma ziyareti
olacağını da söyledi.
KKTC Cumhurbaşkanı, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in
kendisine randevu vermediği ve ilişkilerin soğuk olduğu
yönünde basında çıkan iddia ve yorumların da doğru
olmadığını vurguladı.
"Ek Protokol 'tanıma' anlamına gelir"
31 Temmuz, 2005 15:12:00 (TSİ) CNN TURK
Dokuzuncu Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, Ek Protokolün
imzası ile Türkiye'nin 'Kıbrıs Cumhuriyeti'ni 'kabul' ettiğine
dikkat çekti.
CNN
TÜRK'te yayınlanan Ankara Kulisi programına katılan Süleymen
Demirel, Uyum Protokolü'nü imzalamamanın söz konusu
olamayacağını belirtti.
Demirel, Ankara Anlaşmasına ilişkin Ek Protokolün
imzalanmasından sonra bile Türkiyenin 3 ekimde müzakerelere
başlamasının kesin olmadığını belirtterek,
Rumların müzakereye oturmadan önce 'siyasi tanınma' için
diretebileceğine dikkat çekti.
Türkiye'nin 17 aralıkta protokole imza atmayı vaat
ettiğini de hatırlatan Demirel, "AB'nin
tanıdığı Kıbrıs başka, Türkiye'nin
tanıdığı Kıbrıs başka. Onlar birleşik,
Türkiye ise bölünmüş bir Kıbrıs istiyor"
diye konuştu.
Demirel, "Türkiye bu anlaşmayı imzaladığı zaman
'Kıbrıs Cumhuriyetini kabul ediyor. Fakat kabul etmesi
rahatsızlık yaratıyor. Bunun tanıma anlamına
gelmediğini de bir deklarasyonla beyan ediyor...
"Bu kolay kolay anlaşılabilir bir iş değil. Bir
taraftan kabul ediyorsunuz, bir taraftan tanımıyorsunuz. Bunun
önümüzdeki zaman içerisinde yeni
sıkıntılar yaratacağı kesin" dedi.
"Türkiye Avrupa'nın
yetimi"
ABnin ihtilaflı bir Kıbrısı içine alması, Türkiyeyi
de bırakmaması anımsatılıp "Avrupa ne yapmak
istiyor" sorusuna Demirel, ilginç bir benzetme ile karşılık
verdi.
Demirel, "Doğu Avrupa ülkelerinin hepsi Avrupanın
yeğenleridir, Balkan devletleri kuzenleridir, Türkiye ise Avrupanın
yetimidir" dedi. İmzalama ile hadisenin yeni
başladığını söyleyen Demirel, "pazarlık
mı yoksa kargaşa mı yeni başlıyor. Bu işin
içinden Türkiyenin nasıl çıkacağını ben de merak
ediyorum" dedi.
AB'nin Rum tarafını bünyesine katmakla büyük bir hata
yaptığını da belirten Demirel, Helenizmin hedefinin
'ikinci Girit' olduğunu da vurguladı.
Güçlü bir siyaset ve güçlü bir ekonomi ile AB'nin karşısına
çıkılması gerektiğini savunan Demirel, "onların
anlayacağı dil budur" dedi.
Irak'ta müttefik
peşmergeler
Demirel, PKK'nın güçlenmesinin nedeninin 1 mart tezkeresinin reddedilmesi
olduğunu, bu nedenle Türkiye'nin Irak'ta söz sahibi olma
hakkını yitirdiğini de söyledi.
Türkiye'den destek göremeyen ABD'nin Kuzey Irak'taki Kürt gruplarla
işbirliği yaptığını belirten Demirel
"ABD'nin Irak'taki müttefiki Türkiye değil, peşmergeler"
yorumunda bulundu.
Demirel, Çankaya Köşkünden inerken hem cumhurbaşkanına, hem
hükümet başkanına, hem de Genelkurmay Başkanına bir mektup
yazıp bıraktığını ve mektupla, terör hadisesinin
yeniden canlanmaması ve üzerinde durulması gerektiğini
söylediğini belirtti.
"Sınır ötesi operasyon yapabilir mi?" sorusuna ise Demirel,
"yapar da neticelerine katlanmak sartıyla"
karşılığını verdi.
|
İşin içinden nasıl çıkacaklar |
|
||
9uncu Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, Ek Protokolün imzası ile Türkiyenin Kıbrıs Cumhuriyetini "kabul" ettiğine dikkat çekti. Demirel süreç
konusunda "Bu işin içinden Türkiyenin nasıl
çıkacağını ben de merak ediyorum" dedi. Demirel, CNN
Türkde yayınlanan Ankara Kulisi programında gündeme ilişkin
soruları yanıtladı. Ankara
Anlaşmasına ilişkin Ek Protokolün imzalanmasından sonra
bile Türkiyenin 3 Ekimde müzakerelere başlamasının kesin
olmadığını kaydeden Demirel, Rumların müzakereye
oturmadan önce "siyasi tanınma" için diretebileceğine
dikkat çekti. Demirel, Ek
Protokolün imzası ve yayınlanan karşılıklı
deklarosyonları şöyle değerlendirdi: "İMZA
ATAR MIYDINIZ" A DEMİRELVARİ YANIT Türkiye bu
anlaşmayı imzaladığı zaman Kıbrıs
Cumhuriyetini kabul ediyor. Fakat kabul etmesi rahatsızlık
rahatıyor. Bunun tanıma anlamına gelmediğini de bir
deklarasyonla beyan ediyor. Bu kolay kolay anlaşılabilir bir
iş değil. Bir taraftan kabul ediyorsunuz, bir taraftan
tanımıyorsunuz. Bunun önümüzdeki zaman içerisinde yeni
sıkıntılar çıkaracağı kesin." Demirel,
"Siz iktidarda olsaydınız bu protokole imza atar
mıydınız" sorusuna, "Ben olsam ne yapardım
ayrı bir olay" karşılığını verdi. ABnin
ihtilaflı bir Kıbrısı içine alması, Türkiyeyi de
bırakmaması anımsatılıp "Avrupa ne yapmak
istiyor" sorusuna Demirel, ilginç bir benzetme ile
karşılık verdi. TÜRKİYE
AVRUPANIN YETİMİ Demirel,
"Doğu Avrupa ülkelerinin hepsi Avrupanın yeğenleridir,
Balkan devletleri kuzenleridir, Türkiye ise Avrupanın yetimidir"
dedi. "İmzalama
ile hadisenin yeni başladığını" söyleyen
Demirel, "Pazarlık yeni başlıyor" denilmesi üzerine
"Pazarlık mı yoksa kargaşa mı yeni
başlıyor" dedi. Demirel, bunu şöyle
açıkladı:"Sizin istediğiniz Kıbrıs başka,
Avrupanın aklındaki Kıbrıs başka. Siz
oturacaksınız Kıbrısla anlaşma
yapacaksınız, anlaşma yapana kadar da müzakere edeceğiniz
Kıbrısı tanımıyorsunuz. Avrupa Kıbrıs
Cumhuriyeti olarak tanıyor, siz tanımıyorsunuz, ama kabul
ediyorsunuz. Önümüzdeki zaman içerisinde zorlukları vardır. Ben
felaket tellalı değilim. Bu işin içinden Türkiyenin
nasıl çıkacağını ben de merak ediyorum." TERÖRE
KARŞI İKÖ ÖNERİSİ Demirel,
uluslararası ve PKK terörüne de değindi. Demirel bir öneride
bulundu. Demirel, Müslüman, dünyanın İslam Konferansı Örgütü
gibi teşkilatlarının "terör hadisesini kesinlikle reddettiklerini,
İslamla alakası olmadığını, bu şekilde
yapılmış olan cihadın islama ters
düştüğünü" beyan etmelerini önerdi. KÖŞKTEN
İNERKEN MEKTUP Demirel,
Çankaya Köşkünden inerken hem cumhurbaşkanına, hem hükümet
başkanına, hem de Genelkurmay Başkanına bir mektup
yazıp bıraktığını açıkladı. Demirel,
mektupla, terör hadisesinin yeniden canlanmaması ve üzerinde
durulması gerektiğini söylediğini belirtti. Artan terörü 1
Mart tezkeresinin reddedilmesine bağlayan Demirel, "Tezkere kabul
edilseydi Türkiye Kuzey Iraktaki durumu kontrol altına alabilirdi"
dedi. "Sınır
ötesi operasyon yapabilir mi Türkiye" sorusuna Demirel, "Yapar da
netiçelerine katlanmak sartıyla"
karşılığını verdi. "Sayın
Başbakan BM şartı izin veriyor diyor" denilmesi üzerine
Demirel, "BM şartı izin falan vermez"
yanıtını verdi. (aa) |
|||
HURRIYET 31/07/05
KKTC'de
Kuran kursları sorunu
SEFA KARAHASAN Lefkoşa
Türkiye'nin Lefkoşa Büyükelçiliği Din Hizmetleri
Müşavirliği'nin, KKTC makamlarından izin almaksızın
Türkiye'den gönderilen imamların görev yaptığı camilerde
Kuran kursları açtırması sorun yarattı. Büyükelçilik Din
Hizmetleri Müşaviri Fahrettin Aşık'ın girişimi
sonucunda, 2004'ün sonbaharından beri KKTC'deki 20 camide her gün
2'şer saat Kuran dersi verilirken, KKTC Milli Eğitim ve Kültür Bakanı
Canan Öztoprak, kursların kendi bilgileri dışında
açıldığını açıkladı.
Öztoprak, "'Tüm camilerde kurslar açıldı' diye şikâyetler
geliyor. Gerekli birimlerle acil toplantı yapacağız" dedi.
Milli Eğitim Bakanlığı Müsteşarı Erdoğan
Sorakın da, Aşık'ın Türkiye'den gelen imamlara, 'çocuklara
din eğitimi' adı altında kurs açmaları için genelge
gönderdiğini söyledi.
MILLIYET
31/07/05
Deklarasyonun
anlamı
Türkiye'nin önceki gece imzaladığı Ek Protokol ile beraberinde
yayımladığı deklarasyon, hükümet ile muhalefet
arasında Kıbrıs konusunda yaşanan görüş
ayrılığını yeniden gündeme getirdi.
Protokolün imzasıyla 3 Ekim'de müzakerelerin açılmasını
garanti altına aldığı görüşündeki hükümet,
yaptığı tek taraflı deklarasyonla da atılan
imzanın Türkiye'nin Kıbrıs politikasına bir
değişiklik getirmeyeceğini kayda geçirmiş oldu.
Hükümetin, AB'ye de iletilen deklarasyonla açıkladığı
pozisyonu şu unsurları içeriyor:
1 Türkiye, Kıbrıs sorununa iki kesimli yeni bir ortaklık devleti
kurularak çözüm bulunması yönündeki BM girişimlerini desteklemeye
devam edecek.
2 Türkiye'nin altına imza attığı belgede yer alan
"Kıbrıs Cumhuriyeti" 1960'ta Türk ve Rumların birlikte
kurduğu asıl ortaklık devleti değildir. Çünkü Türkiye'ye
göre bu devlet, Rumların tek taraflı girişimleri sonucu
bozulmuştur.
3 Bu nedenle Türkiye'ye göre, Kıbrıs Cumhuriyeti adını
kullanan Rumlar sadece adanın güneyinde otorite, denetim ve yetki icra
edebilir ve Kıbrıs Türk halkını kesinlikle temsil edemez.
4 Bu anlayışla Türkiye, protokolün imzalanması, onaylanması
ve uygulanmasını belgede adı geçen "Kıbrıs
Cumhuriyeti"nin tanınması olarak görmemektedir.
5 Türkiye'nin 1960 Garanti Anlaşmaları'ndan kaynaklanan garantörlük
haklarının protokol nedeniyle hiçbir zarara
uğramadığı da belgede bir kez daha kayda geçiriliyor.
6 Türkiye, protokole imza atarak Rumları Gümrük Birliği'ne dahil
etmesinin, Türkiye ile KKTC arasındaki ilişkileri
değiştirmeyeceğini bir kez daha vurguluyor.
7 Kıbrıs politikasını, çözüme kadar
değiştirmeyeceği vurgusunu yapan Ankara, böylece Türkiye'nin
Kıbrıs'ta sadece iki tarafça kapsamlı çözüm çerçevesinde
oluşturulacak iki kesimli, iki toplumlu, iki demokrasili ve iki devletli
yapıya dayanan yeni ortaklık devleti olacağını
yinelemiş oldu.
Yasak sürecek
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın İngiltere
Başbakanı Tony Blair ile yaptığı temaslar
sırasında deklarasyona, Rumlarla Gümrük Birliği'ne girilmesinin
"hizmet sektörünü" yani Türk liman ve havaalanlarının Rum
gemi ve uçakları tarafından kullanımını
kapsamayacağı yönünde bir ifadenin de konması gündemdeydi. Ancak
yapılan nihai değerlendirmede, Gümrük Birliği
Anlaşması ana metni, Ek Protokol ve deklarasyon metinleri bir bütün
olarak değerlendirildi ve Türkiye'nin havaalanlarını ve
limanlarını ancak iki koşulda açabileceği sonucuna
varıldı. Bunlardan biri Türkiye'nin AB'ye tam üye olması;
diğeri de Kıbrıs'ta nihai çözüme ulaşılması. Bu
iki sonuçtan birine ulaşılmadıkça Türkiye'nin havalimanları
ve limanlarını Rum gemi ve uçaklarına açması söz konusu
olmayacak. Bu değerlendirme ışığında, Gümrük
Birliği Anlaşması çerçevesinde zaten liman ve
havaalanlarını açma yükümlülüğü bulunmadığı
dikkate alınarak deklarasyona bu yönde ifade konmaması benimsendi.
Öymen: Fiili tanıma
Ana muhalefet CHP ise Rumların 1 Mayıs 2004'te AB üyeliğine
kabul edilmesinden bu yana AKP hükümetinin attığı tüm
adımlar gibi protokolün imzalanmasının da hata olduğunu
vurguluyor. CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen,
şerh konulmadan imzalanan protokolün Rumların fiili tanınması
anlamına geldiğinin tüm tanınmış hukukçular
tarafından paylaşıldığının altını
çiziyor.
Hükümetin deklarasyonunun, kimseyi bağlamayan, iç tüketime yönelik bir
açıklama olduğunu savunan Öymen, Türk deklarasyonunun hemen
ardından AB Dönem Başkanı İngiltere'nin 25 üye adına
açıklama yaparak Rumları tek meşru hükümet kabul ettiklerini
belirterek, karşılık verdiğine dikkat çekiyor.
Öymen, protokolün imzasıyla Gümrük Birliği'ne dahil olan Rumlarla
ilişkilerin, Türkiye ile KKTC arasındaki ekonomik ilişkilerin
önüne geçmesi hatta bunu tamamen engellemesi riskinin de çok güçlü
olasılık olduğunu vurguluyor.
Hükümet, imzaladığı protokolü, yayımladığı
deklarasyonla birlikte onay için TBMM'ye gönderecek. Araya yaz tatili girse de
TBMM'nin ekim ayındaki açılışına kadar hükümet ile
muhalefet arasındaki Kıbrıs tartışması sürecek gibi
gözüküyor.
FIKRET BILA
MILLIYET 31/07/05
Demirel: Türkiye işin içinden
nasıl çıkacak merak ediyorum
9uncu Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel,
Ek Protokolün imzası ile Türkiyenin Kıbrıs Cumhuriyetini
"kabul" ettiğine dikkat çekerken, gelecek süreç konusunda
"Bu işin içinden Türkiyenin
nasıl çıkacağını ben de merak ediyorum" dedi.
Demirel, CNN Türkde yayınlanan Ankara
Kulisi programında gündeme ilişkin soruları yanıtladı.
Ankara Anlaşmasına ilişkin Ek
Protokolün imzalanmasından sonra bile Türkiyenin 3 Ekimde müzakerelere
başlamasının kesin olmadığını kaydeden
Demirel, Rumların müzakereye oturmadan önce "siyasi
tanınma" için diretebileceğine dikkat çekti.
Demirel, Ek Protokolün imzası ve
yayınlanan karşılıklı deklarosyonları şöyle
değerlendirdi:
"İMZA ATAR MIYDINIZ" A
DEMİRELVARİ YANIT
"Türkiye bu anlaşmayı
imzaladığı zaman Kıbrıs Cumhuriyetini kabul ediyor.
Fakat kabul etmesi rahatsızlık rahatıyor. Bunun tanıma
anlamına gelmediğini de bir deklarasyonla beyan ediyor. Bu kolay
kolay anlaşılabilir bir iş değil. Bir taraftan kabul
ediyorsunuz, bir taraftan tanımıyorsunuz. Bunun önümüzdeki zaman
içerisinde yeni sıkıntılar çıkaracağı kesin."
Demirel, "Siz iktidarda olsaydınız bu protokole imza atar
mıydınız" sorusuna, "Ben olsam ne yapardım
ayrı bir olay" karşılığını verdi.
ABnin ihtilaflı bir
Kıbrısı içine alması, Türkiyeyi de bırakmaması
anımsatılıp "Avrupa ne yapmak istiyor" sorusuna
Demirel, ilginç bir benzetme ile karşılık verdi.
TÜRKİYE AVRUPANIN YETİMİ
Demirel, "Doğu Avrupa ülkelerinin
hepsi Avrupanın yeğenleridir, Balkan devletleri kuzenleridir,
Türkiye ise Avrupanın yetimidir" dedi. "İmzalama ile
hadisenin yeni başladığını" söyleyen Demirel,
"Pazarlık yeni başlıyor" denilmesi üzerine
"Pazarlık mı yoksa kargaşa mı yeni
başlıyor" dedi. Demirel, bunu şöyle açıkladı:
"Sizin istediğiniz Kıbrıs
başka, Avrupanın aklındaki Kıbrıs başka. Siz
oturacaksınız Kıbrısla anlaşma
yapacaksınız, anlaşma yapana kadar da müzakere edeceğiniz
Kıbrısı tanımıyorsunuz. Avrupa Kıbrıs
Cumhuriyeti olarak tanıyor, siz tanımıyorsunuz, ama kabul
ediyorsunuz. Önümüzdeki zaman içerisinde zorlukları vardır. Ben
felaket tellalı değilim. Bu işin içinden Türkiyenin nasıl
çıkacağını ben de merak ediyorum."
TERÖRE KARŞI İKÖ ÖNERİSİ
Demirel, uluslararası ve PKK terörüne de
değindi. Demirel bir öneride bulundu. Demirel, Müslüman, dünyanın
İslam Konferansı Örgütü gibi teşkilatlarının
"terör hadisesini kesinlikle reddettiklerini, İslamla alakası
olmadığını, bu şekilde yapılmış olan
cihadın islama ters düştüğünü" beyan etmelerini önerdi.
KÖŞKTEN İNERKEN MEKTUP
Demirel, Çankaya Köşkünden inerken hem
cumhurbaşkanına, hem hükümet başkanına, hem de Genelkurmay
Başkanına bir mektup yazıp bıraktığını
açıkladı. Demirel, mektupla, terör hadisesinin yeniden
canlanmaması ve üzerinde durulması gerektiğini söylediğini
belirtti.
Artan terörü 1 Mart tezkeresinin reddedilmesine
bağlayan Demirel, "Tezkere kabul edilseydi Türkiye Kuzey Iraktaki
durumu kontrol altına alabilirdi" dedi.
"Sınır ötesi operasyon yapabilir
mi Türkiye" sorusuna Demirel, "Yapar da netiçelerine katlanmak
sartıyla" karşılığını verdi.
"Sayın Başbakan BM
şartı izin veriyor diyor" denilmesi üzerine Demirel, "BM
şartı izin falan vermez" yanıtını verdi.
MILLIYET 31/07/05
'Ek Protokol'e imza Yunan
basınında: Türkiye'nin zaferi
SOFİA
ANGELİDİS Atina DHA
GÜMRÜK Birliği Ek Protokolü'nün
Türkiye tarafından imzalanması, Yunan basınında Atina ve
Lefkoşa'nın (Güney Kıbrıs Rum yönetimi) diplomatik
yenilgisi olarak yer aldı.
To Vima gazetesinin yazarı Yannis
Kartalis, yarınki yazısında, Tayyip Erdoğan baştan
beri yapmak istediğini başardı. Protokolü imzaladı. Ama
meclisten ne zaman onaylanacağı ve yürürlüğe gireceği belli
değil. Ekim ayında Türkiye ile AB arasındaki müzakereler
başlayacağı zaman Kıbrıs Cumhuriyeti Türkiye
tarafından tanınmamış olacak.'' diye yazdı.
ERDOĞAN'IN KİŞİSEL
BAŞARISI
Kartalis, Bütün bunlar Türk Başbakan için
kişisel bir başarı iken, Atina ve Lefkoşa için son derece
büyük bir diplomatik yenilgi teşkil ediyor. Tayyip Erdoğan,
baştan beri Kıbrıs sorununa çözüm bulmadan Güney
Kıbrıs'ı tanımak istemiyordu ve görünüşe göre de oyun
Türkiye'nin kurallarıyla oynanıyor. Bunun tam tersi
olmalıydı.'' dedi.
TÜRKİYE ALEYHİNDE NEGATİF
BİR İKLİM VAR
Kartalis yazısında, Türkiye birçok
batı ülkesinin gündeminde ve onun Avrupa Birliği'ne (AB) üye
olmasını istemiyorlar, böylece Türkiye aleyhinde negatif bir iklim
var. Atina bu iklimden faydalanmalı ve bu ülkelerin de desteği ile
Kıbrıs Cumhuriyeti'nin tanınmasını ihlal edilemez bir
şart olarak sunmalıydı.'' dedi.
ERDOĞAN VE PAPADOPULOS'UN HEDEFLERİ
Yarın ki, Elefterotipia'' gazetesinde ise,
Makarios Drusiotis deklarasyonda yer alan açıklamaları
sıralayarak, 1960 yılı anlaşmalarına değinen
kısmın Atina ve Lefkoşa'yı (Güney Kıbrıs)
düşündürdüğünü belirtti.
Drusiotis yazısında,,
Lefkoşa'nın bir sonraki adımı Türk liman ve hava
alanlarının Kıbrıs gemilerine açılması. Türkiye
bunun karşılığında işgal altındaki
toprakların (KKTC) liman ve hava alanlarının
açılmalarını isteyecek. Kısacası nasıl
Papadopulos Türkiye ile ilişkilerini geliştirerek Kıbrıs
Cumhuriyeti'nin tanınmasını istiyorsa, Türk hükümeti de
aynı yöntemlerle KKTC'nin tanınmasını istiyor.'' dedi.
Televizyonlar...
Ek Protokolün imzalanması Yunan televizyon
kanallarındaki haberlerde de geniş yankı buldu. Haberlerde
Türkiyenin, Ek Protokolün imzalanması Kıbrıs Cumhuriyetinin
tanınması anlamına gelmez şeklindeki deklarasyonun Yunan
ve Kıbrıs Rum Kesimi yönetimlerinde hoşnutsuzluk
yarattığı ifade edildi.
ANT1 kanalının haberine göre, Atina ve
Rum Yönetiminde, deklarasyonda büyük bir olasılıkla
tuzakların bulunduğu düşüncesi ağır basıyor.
Türk havaalanları ve limanlarının Rum hava ve deniz
taşıtlarına kapalı kalmaya devam edeceği
hatırlatılırken, Yunanistan ve Kıbrıs Rum Kesiminin,
AB Daimi Temsilcilerinin toplanacağı 28 Ağustos tarihine kadar
bekleyeceği belirtildi.
RUM TAŞITLARI TÜRK LİMANLARINA
GİRMEYE ÇALIŞIRSA NE OLACAK?
Devlet televizyonu NET TV ise Brüksel muhabiri
Vangelis Demiris ile bağlantıya geçti. Demiris, deklarasyonla ilgili
oluşan hoşnutsuzluklardan bahsetti ve Türkiyenin eklediği
konu ve taleplerin önce ağustos sonundaki AB Daimi Temsilciler
Konseyinde, sonra da 1-2 Eylül tarihlerinde AB Dışişleri
Bakanları toplantılarında görüşüleceğini belirtti.
Türkiyenin, Gümrük Birliği Ek Protokolü
ile Güney Kıbrısı sadece ticari alanda
tanıdığını belirten Demiris, bunun, ABnin protokol
hakkındaki görüşü olduğunu kaydetti.
Vangelis Demiris, "Gümrük Birliği Ek
Protokolünün imzalanması, Kıbrıs Cumhuriyetinin de facto
(fiili) olarak tanınması anlamına gelmiyor mu?" sorusuna,
"Hayır. De facto olarak tanıma söz konusu değil. Burada de
jure (hukuki) bir tanıma var. Ama bu pratikte belli olacak. Rum gemi ve
uçakları, Türk liman ve havaalanlarına giriş yapmaya çalıştığı
zaman ne olacağını görmek gerek" yanıtını verdi.
MILLIYET 31/07/05
Ek protokol kavgası
Erdoğan:
Biz vatanseveriz. Gül: Rumları tanımadık, AB için son engeli de
kaldırdık. Baykal: Fiyasko, haklı davamıza darbe. Mumcu:
Rumlar fiilen tanındı. Ağar: Deklarasyon beklentimizi
karşılamadı
'Gerçekçi
politika'
Erdoğan, Gümrük Birliği'ne Güney Kıbrıs'ı dahil eden
ek protokolün imzasını "Türkiye için, insanlık için, AB
için hayırlı olsun" diye yorumladı ve ekledi: "Kendini
vatansever ilan edenlerden daha vatanseveriz." Gerçekçi politikalar
izlediklerini belirten Gül 'müzakere için son engel kalktı" dedi.
Muhalefet
sert
Muhalefetin sert eleştirileri ek protokolün nihai onay mercii Meclis'te
sert tartışmalar yaşanacağına işaret ediyor. Rum
devletinin tanınmayacağına dair deklarasyon da yetersiz bulundu.
CHP lideri Baykal, "Limanların açılmayacağı
deklarasyonda olmalıydı. Haklı davaya darbe vurduk" dedi.
'Yarınlara
ipotek'
ANAP lideri Mumcu: "Rum devleti fiilen tanınmıştır.
Kıbrıs Türklerinin yarınına ipotek kondu." DYP lideri
Ağar: "Yayımlanan deklarasyon beklentilerimizi
karşılayamaz." DSP lideri Sezer: "Rumlar, Ankara
Anlaşması'nın tarafı oldu." MHP'li Vural: "Türk
varlığı Rumlara teslim edilmiştir."
RADIKAL
31/07/05
Önce
güvence sonra imza
RADIKAL 31/07/05
SERKAN
DEMİRTAŞ
ANKARA - 3
Ekim'de müzakerelerin açılması için tek koşul görülen Ek
Protokol imzası, sancılı bir sürecin ardından önceki gece
Brüksel'de atıldı. Cuma sabahı Dışişleri
Bakanı Abdullah Gül'ün, gazetecilere "Bugün imza yok" demesine
karşın, Türkiye ile AB Dönem Başkanı Britanya
arasındaki temaslar öğleden sonra yeniden başladı ve
Ankara, 'Beyan, Gümrük Birliği'nin ruhuna aykırı olmayacak'
güvencesini yineledi. Bunun üzerine Britanya'nın AB Daimi Temsilcisi John
Grant, saat 19.00'da Ek Protokol'ü imzaladı.
Beyanda en çok merak edilen limanlarla ilgili mevcut yasağın
nasıl ifade edileceğiydi. Dışişleri
Bakanlığı'ndan bir yetkili, "Limanlar, Gümrük Birliği
Anlaşması'nın içinde değil. Anlaşma, limanları ve
havaalanlarını kapsamaz. Metne limanlarla ilgili hiçbir unsuru
sokmadık. Dolayısıyla beyana şerh koymamızı
gerektiren bir neden yoktu. Koysaydık, protokolle limanlar arasındaki
bağlantıyı kabul etmiş olurduk" dedi.
AB ülkeleri, Türkiye'nin beyanının genel olarak rahatsızlık
içerecek bir unsur taşımadığını, ancak nihai
değerlendirmenin 25 ülkenin bir araya geleceği konseyde
yapılacağını söyledi.
Türkiye'nin altı maddelik beyanı şöyle:
· Türkiye,
Kıbrıs sorununa siyasi bir çözüm bulunması yönündeki
kararlılığını muhafaza etmekte. Bu doğrultuda
Türkiye, BM Genel Sekreteri'nin iki kesimli yeni bir ortaklık devleti
kurulmasını hedefleyen kapsamlı çözüme ulaşma yönündeki
çabalarını desteklemeyi sürdürecek. Adil ve kalıcı bir
çözüm, bölgede barışa, istikrara ve uyumlu ilişkilerin tesisine
katkıda bulunacak.
· Protokolde
atıfta bulunulan Kıbrıs Cumhuriyeti, 1960'ta kurulan asıl
ortaklık devleti değildir.
· Türkiye bu nedenle,
Rum makamlarının, şu an olduğu gibi, Kıbrıs'ta
sadece ara bölgenin güneyinde otorite, denetim ve yetki icra ettiği ve
Kıbrıs Türk halkını temsil etmediği şeklindeki
tutumunu sürdürecek ve anılan makamların tasarruflarını
buna göre muameleye tabi tutacak.
· Türkiye bu
protokolün imzalanması, onaylanması ve uygulanmasının,
protokolde atıfta bulunulan Kıbrıs Cumhuriyeti'nin herhangi bir
biçimde tanınması anlamına gelmediğini ve Türkiye'nin 1960
Garanti, İttifak ve Kuruluş anlaşmalarından kaynaklanan hak
ve mükellefiyetlerini haleldar etmediğini beyan eder.
· Türkiye, işbu
protokole taraf olmasının KKTC ile ilişkilerini
değiştirmeyeceğini teyit eder.
· Kapsamlı bir
çözüm bulununcaya değin, Türkiye'nin Kıbrıs'a ilişkin
tutumu değişmeyecek. Türkiye, Kıbrıs'ta kapsamlı bir
çözüm sonucunda oluşacak yeni ortaklık devletiyle ilişkiler
tesis etmeye hazır olduğunu beyan eder.
Rum-Yunan
hattı: Bu iş yürümez
Rum Yönetimi, Türkiye'nin
Gümrük Birliği Ek Protokolü'nü imzalarken Rum tarafını
tanımadığını deklare etmesini 'üzücü' buldu. Ancak
deklarasyonda limanlara değinilmemesi Rumları ve Atina'yı memnun
etti
RADIKAL 31/07/05
YORGO
KIRBAKİ
ATİNA
- Ankara'nın Gümrük Birliği Ek Protokolü'nü AB'nin 10 yeni
üyesini kapsayacak şekilde imzalarken Rum Yönetimi'ni
tanımadığını kaydeden deklarasyon
yayımlamasına 'Üzücü' tepkisini veren Rumlar, örtülü olarak
Türkiye'nin üyelik sürecini 'veto' tehdidinde bulundu.
İmzaların atıldığı önceki gece
dışişleri bakanlıklarını alarma geçiren hem Rum
Yönetimi hem de Atina, Türkiye'nin deklarasyonda limanların
kısıtlanması konusuna değinmemesi üzerine tepkilerini
yumuşattı.
Rum hükümeti Türkiye'nin deklarasyon ile AB üyesi bir hükümeti
tanımadığını ilan etmesinden 'derin üzüntü
duyduğunu' açıkladı. Rum Yönetimi sözcüsü Kipros
Hırisostomidis yazılı açıklamasında, "AB'ye
katılım adayı olan bir ülkenin, katılmak istediği
birliğe üye ülkelerden birini tanımadığını ilan
etmesi üzücü. Bu kurumsal paradoks sürdürülemez. Özellikle de 25 üyeli
birliğe katılım müzakerelerinin başlayacağı göz
önüne alındığı zaman" dedi. Hırisostomidis, Rum
tarafı deklarasyonun protokol metninin geçerliliğine ilişkin
belirsizlik yaratıp yaratmadığını
araştıracaklarını kaydetti.
Gece mesaisi
yaptılar
Yunanistan Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Yorgos
Kumuçakos ise, Türkiye'nin protokolü imzalamakla AB'ye karşı
üstlendiği sorumluluğu formalite olarak yerine getirdiğini
belirtti. Kumuçakos, "Ancak, Türkiye maalesef bu tek taraflı
deklarasyonu yayımlamayı gerekli gördü. Söz konusu deklarasyonla
Türkiye siyasi ve hukuki bir paradokslukta ısrarlı olduğunu
gösterdi. AB'ye üyelik müzakerelerinin başlamasının
beklendiği bir sırada Türkiye AB'nin bir üyesini tanımamakta
ısrar ediyor. Paradoks durum ne kadar çabuk ortadan kalkarsa o kadar
iyidir" ifadelerini kullandı.
Cuma günü Atina ve Rum Yönetimi dışişleri bakanlıkları
'alarm' durumuna geçti. Türkiye'nin yayımlayacağı deklarasyon
için 20'den fazla 'senaryo' öngörülerek verilecek tepki için son rötuşlar
yapıldı. Korkulan Türkiye'nin deklarasyonunda limanları ve hava
sahasını Rumlara açmayacağını net bir şekilde
ifade etmesiydi.
Bu durumda tepki son derece sert olacaktı. Özellikle Türkiye'nin AB
üyeliğini desteklediğini her fırsatta tekrarlayan Atina, Rum
Yönetimi ile aynı çizgide olmak uğruna Ankara ile ilişkilerini
gerginleştirebilecek bir tavır takınmak zorunda kalacaktı.
Bir yandan Ankara-Brüksel arasındaki yoğun telefon ve faks
diplomasisi yaşanırken, diğer yandan Atina ile Rum Kesimi
sürekli irtibat halindeydi.
Deklarasyonun her ne kadar Türkiye'nin Rum Yönetimi'ni
tanımadığı belirtilse de AB ve Rumların itirazına
yol açacak hiçbir unsur içermemesi Atina'ya rahat nefes aldırdı.
Propaganda
seferberliği
Atina ve Rum Yönetimi yaz ortasında bulunulmasına rağmen AB'yi
protokole atılan imza ile deklarasyonun bir arada yürüyemeyeceğini
ikna için seferberlik başlatıyor. Hedef 1-2 Eylül'deki Daimi
Temsilciler Konseyi toplantısına kadar AB'yi buna inandırmak ve
Türkiye ile üyelik müzakerelerinin ilkelerini belirleyen Çerçeve Belgesi'ni
buna göre şekillendirmek.
Rum basını da Türkiye'nin protokolü imzalarken Rum Yönetimi'ni
tanımadığını vurgulayan başlıklarla
çıktı. Politis gazetesi 'Türkiye'nin Kıbrıs'ı
tanımadığıyla ilgili sert açıklama var. AB Dönem Başkanlığı'nın
tepkisi oldukça yumuşak' derken Filelefteros 'Zoraki imza'
başlığını kullandı. Gazete, 'Britanya-Türkiye
başrolünde protokol için siyasi diplomatik korku filmi' yorumunu yaptı.
'Bu paradoks uzun süremez' diyen Simerini ise 'Ankara'nın yalellisine
Lefkoşa'dan veto. Türkiye protokolü imzaladı. Kıbrıs
Cumhuriyeti'ni tanımıyor' dedi. Mahi gazetesi ise 'Türkiye Protokolü
İmzaladı. Kıbrıs'ı tanımıyor' derken Cyprus
Mail, 'Türkiye Protokolü İmzaladı. Bunun, Ankara'nın
Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanıdığı anlamına
gelmediğini netleştiren bir açıklamada da bulunuyor' diye
yazdı.
Tanıma
oyunu
RADIKAL 31/07/05
Ankara beklendiği
üzere AB ile Gümrük Birliği'ni Kıbrıs'ı da içine alacak
biçimde genişleten ek protokolü imzaladı. Ankara yine beklendiği
+üzere, söz konusu imzanın, 'işbu protokolde atıfta bulunulan
Kıbrıs Cumhuriyeti'nin tanınması anlamına
gelmediğini' kayda geçiren tek taraflı bir bildiri
yayımladı.
İşin özüne girmeden tuhaf bir çelişkiye dikkat çekeyim: Güney
Kıbrıs'ta aylardır, yıllardır Ankara'nın
Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanıması gerektiğini söyleyip
duranlar, en başta da Papadopulos yönetimi, dünden itibaren, "Ankara
Kıbrıs Cumhuriyeti'ni yine tanımadı. Olmaz böyle
şey" demeye başladı.
Türkiye'de ise aylardır, yıllardır Ankara'nın
Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanımaması gerektiğini söyleyip
duranlar dünden itibaren, "Ankara sonunda Kıbrıs Cumhuriyeti'ni
tanıdı.
Olmaz böyle şey" demeye başladı.
Her iki görüştekiler de saçmalıyor, daha doğrusu tribünlere
oynuyor. Kıbrıs'takiler AB kamuoyona, Türkiye'dekiler de seçmene...
Türkiye, Kıbrıs Cumhuriyeti'ni bir devlet olarak 1960'ta, yani
kurulduğu yıl tanıdı.
O günden bu yana da, yani 46 yıldır, Ankara aksi yönde bir bildirimde
bulunmadı. Zaten, uluslararası hukukta devletlerarası
tanıma işlemi geri alınabilir bir işlem değildir. Bir
devlet daha önce tanıdığı bir devleti artık
tanımadığını ilan ederse, bu hukuken değil,
fiilen bir anlam taşır. Peki nereden çıkıyor bu
tanıma-tanımama meselesi? 1963 yılında Kıbrıs
Cumhuriyeti'nin anayasal düzeni çöküp Kıbrıslı Türkler
başta meclis ve hükümet olmak üzere devletin tüm organlarından
çekilince, Ankara, ada halkının tümünü temsil etme niteliğini,
bir başka deyişle anayasal meşruiyetini yitirdiği
gerekçesiyle Kıbrıs Cumhuriyeti hükümetiyle, devletiyle değil
hükümetiyle, tüm ilişkilerini kopardı, zaman içinde de tek
taraflı ambargo uygulamaya başladı. Fiili durum halen budur...
Türkiye Kıbrıs Cumhuriyeti devletini tanımıyor değil,
yalnızca hükümetini resmi ve ikili düzeyde muhatap almıyor. Mesela
büyükelçilik açtırmıyor ya da karşılıklı
ziyarette bulunmuyor. Ancak bu muhatap almama durumu, yalnızca resmi ve
ikili düzeyde geçerli. Gayriresmi ve uluslararası düzeyde Ankara pekâlâ
muhatap alıyor Kıbrıs Cumhuriyeti hükümetini. Kıbrıs
görüşmelerinde öyle, BM'de, AGİT'de, Avrupa Konseyi'nde öyle...
Defalarca aynı platformda yer aldı, hatta aynı masayı
paylaştı Kıbrıs Cumhuriyeti ve Türkiye. Liderleri, bakanları
el sıkıştı kim bilir kaç kez. O devletin
bastığı pasaportlarla binlerce, on binlerce Rum
giriş-çıkış yaptı bugüne kadar Türkiye'ye... Daha
geçenlerde bir Türkiye takımı, o devletin takımıyla resmi
bir maç yaptı, yarın öbür gün de rövanş maçı yapılacak.
Dolayısıyla bir oyundur gidiyor yıllardır, daha
doğrusu gidiyordu. Kıbrıs Cumhuriyeti'nin AB'ye tam
üyeliği, Türkiye'nin de adaylık statüsü, oyunun tadını
kaçırdı. Fiili durum, siyasi ve hukuki koşulları
taşıyamaz hale geldi. Çünkü Türkiye'nin katılmak istediği
bir birliğin üyelerinden biriyle ilişkilerini normalleştirme,
bir başka deyişle Kıbrıs Cumhuriyeti'yle arasındaki
fiili duruma resmiyet kazandırma gerekliliği ortaya çıktı.
İşte Ankara'nın önceki gece ek protokole attığı
imza, bu gerekliliğin bir sonucudur. Türkiye AB üyelik sürecini sürdürmek
için
o imzayı atmak zorundaydı. AB, ek protokol imzalanmadıkça
Türkiye'yle üyelik görüşmelerine başlanmayacağını
defalarca açıklamıştı. Hal böyleyken, başta CHP olmak
üzere muhalefetin ve malum 'Kızılelma İttifakı'nın
başından beri 'Türkiye ek protokolü imzalamamalı' diye
tutturmasının pratikte 'Türkiye AB'yle üyelik görüşmelerine
başlamasın' demekten hiçbir farkı yoktu.
Gelelim bildiriye. Bildiri tam da yukarıda işaret ettiğim
gerçekler çerçevesinde kaleme alınmış. Öncelikle ek protokolde
'atıfta bulunulan Kıbrıs Cumhuriyeti'nin, '1960'ta kurulan
asıl ortaklık devleti' olarak görülmediği belirtiliyor. Burada
'atıfta bulunulan' ifadesi önemli. Ardından tam da bu nedenle, Rum
yönetiminin yetki alanının Güney Kıbrıs'la sınırlı
olduğu, Kıbrıs Türklerini temsil etmediği, Kıbrıs
Cumhuriyeti'yle ilişkilerin bu sınırlar içerisinde
yürütüleceği, dolayısıyla 'atıfta bulunulan
Kıbrıs Cumhuriyeti'nin tanınmasının söz konusu
olmadığı kaydediliyor. Ve nihayet KKTC'yle ilişkilerin
etkilenmeyeceği vurgulanıyor.
Sonuç olarak, Ankara'nın ek protokolü imzalayıp tek taraflı bir
bildiri yayımlayarak, AB üyelik sürecinin siyasi ve hukuki
gerekliliği ile Kıbrıs Cumhuriyeti'yle arasındaki fiili
durumu dengelemeye çalıştığı söylenebilir.
Doğrusu yapacak başka bir şeyi de yok Ankara'nın şu
aşamada.
Peki artık her şey güllük gülistanlık mı. Elbette
değil. Yarına...
"Türkiye Kıbrıs'ı tanımazsa üye
olamaz"
1 Ağustos, 2005 21:19:00 (TSİ) CNN TURK
Avusturya
Başbakan Yardımcısı Hubert Gorbach, Türkiye'nin
Kıbrıs Rum yönetimini tanımaması halinde AB üyesi
olamayacağını savundu.
Gorbach,
Türkiye'nin, sınırları devletler hukukuna göre belirlenmiş
olan Kıbrıs'ı tanımadan AB'ye üye olmasının
mümkün olmadığını söyledi.
AB içinde ekonomik ve siyasi bazı sorunların
yaşandığı bir dönemde iç barışın ve
işbirliğinin birlikte yaşamanın ilk koşulu
olduğunu belirten Gorbach, Türkiye'nin konumunu ve nereye gitmek
istediğini somut olarak belirlemesi gerektiğini kaydetti.
Gorbach, Ek Protokolün imzalanmasıyla birlikte Kıbrıs
deklarasyonunun yayımlanmasını 'olumsuz bir gelişme' olarak
değerlendirdi.
Avusturya Başbakan Yardımcısı, Ankara'nın şu anda
ipi germemesinin yararına olacağı görüşünü dile getirdi.
Alman Birlik
partilerinden Türkiye'ye eleştiri
Alman Birlik partileri (CDU/CSU) da, Kıbrıs Rum kesimini
tanımadığı gerekçesiyle Türkiye'yi eleştirdi.
Birlik partilerinin Federal Meclis Grubu'ndan yapılan açıklamada,
Türkiye'nin Kıbrıs Rum kesimini tanımadan AB üyesi olma
çabasını 'abes bir politika' olarak nitelendirdiler.
Türkiye'nin tüm AB ülkelerini tanımadan üyelik müzakerelerine
başlamamasını savunan Birlik partileri yetkilileri, Türkiye'nin
Kıbrıs Rum kesimini tanımamakla, üyelik müzakereleriyle ilgili
şartların ruhuna aykırı hareket ettiğini öne sürdüler.
Türkiye'nin Kıbrıs Rum kesimini tümüyle tanıması, AB'nin de
tüm kriterlerin yerine getirilmesi konusunda dikkatli olması
gerektiği görüşünün dile getirildiği açıklamada, Türkiye
ile yapılacak müzakerelerin sadece 'ucu açık' olmasının
yeterli olmadığı, hedef konusunda da seçenekler sunulması
gerektiği belirtildi.
Rehn:
"Türkiye'nin engeli kalmadı"
AB Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn ise bugün
yaptığı açıklamada, Ankara Anlaşması Ek
Protokolünün imzalanmasının ardından, Türkiye ile tam üyelik
müzakerelerinin başlaması yönünde engel
kalmadığını söyledi.
Olli Rehn, bu imzanın, Gümrük Birliği'nin, Kıbrıs
Cumhuriyeti dahil tüm Avrupa Birliği üyesi devletlerde
uygulanmasını sağlayacağını belirtti.
Rehn, AB'nin Türkiye'nin Ek Protokolle birlikte yayınladığı
deklarasyonun hukuki etkilerini de itinayla incelemekte olduğunu söyledi.
Rehn komisyonun, ilk değerlendirmede deklarasyonun Ek Protokolün
uygulanmasında sorun yaratmadığı yönünde görüş
bildirdiğini belirtti.
Avrupa Birliği Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Rehn, Türkiye'nin
Kıbrıs sorununun tam çözümüne destek iradesini teyit etmesinin de
önem taşıdığını vurguladı.
Papadopulos:
"Deklarasyon geçerli değil"
Güney Kıbrıs lideri Tasos Papadopulos ise, Türkiye'nin Gümrük
Birliği Ek Protokolünü imzalamasının ardından, yayımladığı
deklarasyonun 'hukuki geçerliliği bulunmadığını' öne
sürdü.
Rum muhalefetinin, 'hükümet tepkisiz kaldı' yönündeki eleştirilerinin
doğru olmadığını belirten Papadopulos, AB Dönem
Başkanı İngiltere'nin açıklamalarından da memnun
olmadığını vurguladı.
Papadopulos, AB'nin Türkiye'ye karşı kesin tavrının
eylüldeki AB Konseyi toplantısında belirleneceğini belirtti.
Rum lider deklarasyona yönelik AB'nin tavrını anlatırken bir
örnek verdi ve 'Brüksel'de AB-Türkiye Çalışma Komitesi'ndeki
tartışmalarda Türk tarafının yedi metin sunduğunu ve
hepsinin de reddedildiğini' söyledi.
|
DEKLARASYONUN İÇERİĞİ |
|
AB dönem başkanı İngiltere'nin Türkiye'ye
gönderdiği ek protokol metni, Brüksel'deki Türk daimi temsilcisi
Büyükelçi Oğuz Demiralp tarafından geçtiğimiz cumartesi
imzalandı. Türkiye, protokole imza atarken, Kıbrıs cumhuriyeti'ni
tanımadığını da yayınladığı bir
deklarasyonla ilan etti. Deklarasyonun içeriği: · Türkiye siyasi çözüm için
kararlılığını sürdürmektedir · Bu protokoldeki Kıbrıs Cumhuriyeti
1960'daki ortaklık devleti değildir · Türkiye için Rum tarafı
Kıbrıs Türk tarafını temsil etmemektedir · Türkiye bu protokolle Kıbrıs
Cumhuriyeti'ni herhangi bir şekilde tanımış
olmayacaktır · Türkiye KKTC ile ilişkilerini
değiştirmeyecektir · Kapsamlı çözümle birlikte Türkiye
yeni oluşacak devlet ile ilişkiler tesis etmeye hazırdır |
CNN TURK 01/08/05
|
Papadopulos: Deklarasyonun hukuki geçerliliği yok |
|
|
Lefkoşa/Brüksel Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos, Türkiye'nin Gümrük Birliği Ek Protokolü'nü imzalamasının ardından, Güney Kıbrıs'ı tanımadığını ilan ettiği deklarasyonun, hukuki geçerliliği bulunmadığını öne sürdü. AB Komisyonu da Türkiye'nin sunduğu deklarasyonun incelendiğini bildirdi. Rum lideri Papadopulos, 3
Ağustos 1977'de ölen Rum yönetimi eski lideri Başpiskopos Makarios'u
anmak için mezarı başından düzenlenen törenin ardından
yaptığı açıklamada, Ankara'nın deklarasyonunun
hukuki geçerliliği yok iddiasında bulundu. Rum muhalefetinin, hükümet
tepkisiz kaldı eleştirilerine de yanıt veren Papadopulos,
Rum yönetiminin gerektiği şekilde tepki gösterdiğini,
İngiltere AB Dönem Başkanlığı'nın
açıklamasından memnun olmadığını söyledi. Avrupa Birliği'nin
Türkiye'ye karşı kesin tavrının eylüldeki AB Konseyi
toplantısında belirleneceğini belirten Kıbrıs Rum
yönetimi lideri Tasos Papadopulos, Brüksel'de AB-Türkiye Çalışma
Komitesi'ndeki tartışmalarda Türk tarafının 7 metin
sunduğunu ve hepsinin de reddedildiğini kaydetti. AB, DEKLARASYONU
İNCELİYOR AB Komisyonu, Türkiye'nin
sunduğu deklarasyonun incelendiğini bildirdi. AB sözcüleri, günlük olağan
basın toplantısında soruları yanıtlarken, Türk
deklarasyonunun AB kurumlarının hukuk servisleri tarafından
incelendiğini, bu servislerin komisyona ve üye devletlere gelecek haftalarda
görüş bildireceklerini belirttiler. Deklarasyonun daha sonra üye
ülkeler tarafından da hukuki ve siyasi düzeyde
değerlendirileceğini belirten sözcüler, bu konuda belirli bir
takvim olmadığını, ancak Türkiye'nin katılım
müzakerelerinin 3 Ekim'de başlamasının öngörüldüğünü, dolayısıyla
dosyanın aciliyet gösterdiğini ifade ettiler. AB Komisyonu'nun
genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn'in yaptığı ilk
değerlendirmede, Türk deklarasyonunun, antlaşmanın ve ek
protokolün uygulanmasına bir engel teşkil etmediği
görüşünü yansıttığını belirten sözcüler, ek
protokolün imzalanmasının, tam üyelik müzakerelerinin
başlaması için son koşul olduğunu
hatırlattılar. Sözcüler, AB Konseyi'nin
eylülde, Müzakere Çerçeve Belgesi'ni onaylaması gereği üzerinde de
durdular. (aa) |
|
HURRIYET 01/08/05
|
FT: Türkiye protokol konusunda bölündü |
|
|
Londra/Paris Türkiyenin Ankara Antlaşmasını Rum Kesimini kapsayacak biçimde genişten Ek Protokolü imzalaması ve bir Kıbrıs deklarasyonu yayımlamasının yankıları sürüyor. İngiliz Financial Times
gazetesi, Türkiyede siyasi partiler ve medyanın bölündüğünü
belirtirken Le Figaro, Türkiyenin "en küçük taviz" vermeyi
düşünmediğini, liman ve havaalanlarını Rumları
açmayacağını belirttiğini kaydetti. FINANCIAL TIMES:
HÜKÜMETİN İÇ DUYARLIKLARI Financial Times, "Türk
partileri Kıbrıs ile gümrük anlaşması konusunda
bölündü" başlıklı haberinde "Türkiyede siyasi
partiler ve medya, hükümetin AB ile gümrük birliğini
Kıbrısı kapsayacak biçimde genişletme kararı
konusunda bölündü" yorumunu yaptı. Türk hükümetini destekleyenler
ve karşı olanların protokolün imzalanması konusunda
farklı tutum sergilediklerini belirten gazete, "Gümrük
Birliğinin genişletilmesi, Türkiyenin Kıbrısa
ilişkin tavrının çok daha az esnek olduğu beş
yıl önce düşünülemezdi" görüşünü dile getirdi. Gazete
şunları yazdı: "Cuma günü geç saatlerde
Ankara, Londra ile Avrupa Komisyonunun yer aldığı bir son
dakika diplomasinin ardından imza atılması, Türk hükümetinin
iç duyarlılıklarına vurgu yapıyor, çünkü Türkiyede bu
girişim konusunda siyasi konsensüs bulunmuyordu." LE FIGARO: TÜRKİYE
ABDEKİ KONSENSUSU BOZABİLİR Fransız Le Figaro gazetesi
de Türkiyenin Ek Protokolü imzalaması ve bir Kıbrıs
deklarasyonu yayınlamasının yankılarına dikkat
çekti. Yunanistan ve Rumlardan gelen tepkilere yer veren gazete, buna
karşın Ankarada o kadar önemli bir aşamanın geri
bırakılmasından duyulan memnuniyeti aktardı. KKTC Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talatın o kadar memnun olmadığını öne
süren gazete, Talatın Protokolün yeni krizleri yaratmasından
korktuğunu savundu. Ankaranın da "en
küçük taviz" vermeye niyetli olmadığını yazan
gazete, Dışişleri Bakanı Abdullah Gülün liman ve
havaalanlarının Rumlara açılmayacağına ilişkin
açıklamalarına dikkat çekti. Le Figaro, Ankaranın
tutumunun, AB üyeliği karşıtlarına yeni argümanları
vererek ABde çok zor sağlanan konsensüsü daha kırılgan haline
getirebileceğini öne sürdü. AB dışişleri
bakanlarının eylül başında İngilterede
toplanacağını ve Türkiyenin deklarasyonu konusunda karar
alacağını belirten gazete "Kıbrıs Rum
Cumhurbaşkanı Tasos Papadopulos, o zaman tehdit ettiği gibi
Türkiyenin AB yolunu engellemek için veto hakkını
kullanabilir" diye yazdı. (ANKA) |
|
HURRIYET 01/08/05
Papadopulos: Deklarasyonun hukuki
geçerliliği yok
Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos
Papadopulos, Türkiye'nin Gümrük Birliği Ek Protokolü'nü
imzalamasının ardından, Güney Kıbrıs'ı
tanımadığını ilan ettiği deklarasyonun, ''hukuki
geçerliliği bulunmadığını'' öne sürdü.
Papadopulos, 3 Ağustos 1977'de ölen Rum
yönetimi eski lideri Başpiskopos Makarios'u anmak için mezarı
başından düzenlenen törenin ardından yaptığı
açıklamada, ''Ankara'nın deklarasyonunun hukuki geçerliliği
yok'' iddiasında bulundu.
Rum muhalefetinin, ''hükümet tepkisiz
kaldı'' eleştirilerine de yanıt veren Papadopulos, ''Rum
yönetiminin gerektiği şekilde tepki gösterdiğini, İngiltere
AB Dönem Başkanlığı'nın açıklamasından
memnun olmadığını'' söyledi.
Avrupa Birliği'nin Türkiye'ye
karşı kesin tavrının eylüldeki AB Konseyi
toplantısında belirleneceğini belirten Kıbrıs Rum
yönetimi lideri Tasos Papadopulos, ''Brüksel'de AB-Türkiye Çalışma
Komitesi'ndeki tartışmalarda Türk tarafının 7 metin
sunduğunu ve hepsinin de reddedildiğini'' kaydetti.
MILLIYET 01/08/05
Avrupa basını: AB, Türkiye'ye
ödün vermeye hazır!..
BBC Türkçe ve ANKA
Türkiye'nin Gümrük Birliği uyum
protokülünü imzalamasının yankıları sürüyor. Avrupa
basını, bir bildiri ile protokole atılan imzanın
Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanıma anlamına gelmeyeceğinin
ilan edilmesini sayfalarına taşıdı. İmzayı
Türkiye karşıtı gazeteler "AB, Türkiye'ye yumuşak
davrandı" diye okuyucularına duyururken, Financial Times
Türkiyede siyasi partiler ve medyanın bölündüğünü, Le Figaro,
Türkiyenin "en küçük taviz" vermeyi düşünmediğini, liman
ve havaalanlarını Rumları açmayacağını
yazdı.
Avrupa Birliği'nin Türkiye'ye bu
konuda yumuşak davrandığını savunan Berliner Zeitung; "Ankara ile üyelik
müzakareleri pazarlığı, gittikçe daha garip bir hâl
alıyor" diye devam ediyor.
"Türkiye'nin Kıbrıs
Cumhuriyeti'ni tanımayı reddetmesi, Avrupa Birliği'nde hiçbir
şekilde kabul görmemeli. Ne var ki, başta dönem başkanı
İngiltere olmak üzere bazı üye ülkeler Ankara'ya arka çıkıyor.
"Anlaşılan o ki Avrupa
Birliği Türkiye'ye bir dizi konuda ödün vermeye hazır. Zira
Türkiye'nin üyeliği, birliği küresel ölçekte bir aktöre
dönüştürecek."
DER STANDARD:
TÜRKİYE'YE TANIMA ZORUNLULUĞU HATIRLATILMALI
Avusturya'dan Der Standard da aynı
görüşte. "Avrupa Birliği Türkiye'ye, Kıbrıs
Cumhuriyeti'ni tanımak zorunda olduğunu hatırlatmalı"
diyen gazete şöyle devam ediyor:
"Türkiye'nin yaptığı,
uluslararası hukuka göre yanlış. Ayrıca Kıbrıs
Cumhuriyeti'nin tanınması, üyelik müzakerelerine
başlanmasının temel koşullarından biri.
"Türkiye'nin üyeliğine karşı
çıkıyor değiliz. Coğrafi nedenler ya da insan hakları
konusunda kaygılar öne sürecek de değiliz. Türkiye'ye kendini Avrupa
doğrultusunda geliştirme hakkı tanınmalıdır.
Çünkü birçok çelişkiye rağmen, bu toplum bunu başarma gücüne
sahip."
FINANCIAL TIMES:
TÜRKİYE BÖLÜNDÜ
Financial Times, "Türk partileri
Kıbrıs ile gümrük anlaşması konusunda bölündü"
başlıklı haberinde "Türkiyede siyasi partiler ve medya,
hükümetin AB ile gümrük birliğini Kıbrısı kapsayacak biçimde
genişletme kararı konusunda bölündü" yorumunu yaptı.
Türk hükümetini desbtekleyenler ve
karşı olanların Protokolün imzalanması konusunda
farklı tutum sergilediklerini belirten gazete, "Gümrük
Birliğinin genişletilmesi, Türkiyenin Kıbrısa ilişkin
tavrının çok daha az esnek olduğu beş yıl önce
düşünülemezdi" görüşünü dile getirdi. Gazete şunları
yazdı:
"Cuma günü geç saatlerde Ankara, Londra ile
Avrupa Komisyonunun yer aldığı bir son dakika diplomasinin
ardından imza atılması, Türk hükümetinin iç
duyarlılıklarına vurgu yapıyor çünkü Türkiyede bu
girişim konusunda siyasi konsensüs bulunmuyordu."
LE FIGARO:
TÜRKİYE, AB'DEKİ ANLAŞMAYI BOZABİLİR
Fransız Le Figaro gazetesi de Türkiyenin
Ek Protokolü imzalaması ve bir Kıbrıs deklarasyonu
yayınlamasının yankılarına dikkat çekti. Yunanistan ve
Rumlardan gelen tepkilere yer veren gazete, buna karşın Ankarada o
kadar önemli bir aşamanın geri bırakılmasından duyulan
memnuniyeti aktardı.
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talatın
o kadar mennun olmadığını öne süren gazete, Talatın
Protokolün yeni krizleri yaratmasından korktuğunu savundu.
Ankaranın da "en küçük taviz" vermeye niyetli
olmadığını yazan gazete, Dışişleri
Bakanı Abdullah Gülün liman ve havaalanlarının Rumlara açılmayacağına
ilişkin açıklamalarına dikkat çekti.
Le Figaro, Ankaranın tutumunun, AB
üyeliği karşıtlarına yeni argümanları vererek ABde
çok zor sağlanan konsensüsü daha kırılgan haline
getirebileceğini öne sürdü.
AB Dışişleri
Bakanlarının eylül başında İngilterede
toplanacağını ve Türkiyenin deklarasyonu konusunda karar
alacağını belirten gazete "Rum Cumhurbaşkanı
Tasos Papadopulos, o zaman tehdit ettiği gibi Türkiyenin AB yolunu
engellemek için veto hakkını kullanabilir" diye yazdı.
LE MONDE:
YENİ BİR GERİLİME NEDEN OLABİLİR
Konuyu Fransa'nın prestijli gazetesi Le
Monde da gündemine taşımış.
Gümrük Birliği uyum protokolünü
imzalamakla, Türkiye'nin Avrupa yolunda önemli bir adım
attığını ifade eden gazete, ancak Kıbrıs ile
ilgili bildirinin, bazı Avrupa başkentlerinde pek hoş
karşılanmayacağını da ekliyor.
"Ankara'nın
yayımladığı bildiri, Avrupa başkentlerinde ciddi bir
şekilde incelenecektir ve Türkiye'nin üyeliğine sıcak bakmayan
ülkeler ile yeni bir gerilime neden olabilir."
MILLIYET 01/08/05
Trabzonspor-Anorthosis Famagusta
maçına geniş güvenlik önlemleri
Trabzonspor'un 3 Ağustos Çarşamba günü
Güney Kıbrıs Rum Kesimi takımı Anorthosis Famagusta ile
yapacağı Şampiyonlar Ligi 2. ön eleme turu rövanş karşılaşmasında
yaklaşık bin güvenlik görevlisinin görev yapacağı
bildirildi.
Trabzon Emniyet Müdürlüğü yetkilileri, AA
muhabirine yaptıkları açıklamada, Hüseyin Avni Aker
Stadı'nda Çarşamba günü yapılacak karşılaşmada
herhangi bir olumsuzluk yaşanmaması için Trabzonspor yetkilileri ile
sürekli iletişim içinde olduklarını ve tüm güvenlik önlemlerini
aldıklarını belirtiler.
Karşılaşmayı izleyecek
taraftarların en az 2 noktada arandıktan sonra stada
alınacaklarını ifade eden yetkililer, stadyuma 9 noktadan
giriş yapılacağını, UEFA'nın isteği
doğrultusunda güvenlik önlemleri en üst düzeyde
alındığını, güvenlikle ilgili herhangi bir sorunun
yaşanmayacağını tahmin ettiklerini kaydettiler.
Öte yandan, karşılaşmada 750
polis ile 200 özel güvenlik görevlisinin görev alacağı bildirildi.
Bordo-mavililer, geçen hafta Rum Kesimi'nde
yapılan 2. ön eleme turu ilk maçında rakibine 3-1 yenilmişti.
MILLIYET 01/08/05
'Hukuki
geçerliliği yok'
01/08/2005
RADIKAL
RADİKAL - ATİNA - Rum lideri Tasos
Papadopulos, Türkiye'nin ek protokolü imzası ve
yayımladığı deklarasyonu, "Kıbrıs
Cumhuriyeti'nin tanınmadığına dair
açıklamasının hiçbir hukuki geçerliliği yok" diye
yorumladı. AB Dönem Başkanı Britanya'nın 'sadece
Kıbrıs Cumhuriyeti'nin tanındığı' beyanından
memnun kalan Rum lideri, Türkiye ile ilgili kararın AB zirvesinde
alınacağını hatırlattı. Bir Rum kaynak,
deklarasyona karşı, müzakere çerçeve belgesine Türkiye'nin işini
zorlaştıracak şartlar koymaya niyetli olduklarını
söyledi. Politis ise Papadopulos'un hedeflerini şöyle sıraladı:
'AB'de yeni propaganda başlatılacak. Kıbrıs konusu
Türkiye'nin müzakere çerçeve belgesine katılmaya
çalışılacak.'
KKTC
basını temkinli
Talat'ın
yarınki Ankara temasları öncesi KKTC kamuoyu protokolün imzası
için temkinli: Türkiye'nin imzasına güvenmek zorundayız. AB dikkat
etmeli
01/08/2005
RADIKAL
SEFA KARAHASAN
LEFKOŞA - Türkiye Gümrük Birliği Ek Protokolü'nü Kıbrıs Rum
Yönetimi'ni de kapsayacak şekilde imzalarken, Rum tarafını
tanımadığını belirten deklarasyon
yayımlaması Kuzey Kıbrıs'ta farklı tepkilere yol
açtı. İktidar partileri Türkiye'nin attığı imzayı
memnuniyetle karşılarken, muhalefet eleştirilerini öne
çıkardı.
Yarın Ankara'da Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer ve
Başbakan Tayyip Erdoğan ile durum değerlendirmesi yapacak olan
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, protokole imzanın
Türkiye'nin AB sürecinde Kıbrıs sorununun çözümünü olumlu
etkileyeceğini söylerken, "Ama süreçte bir sürü kriz
çıkabilir" uyarısı yaptı. Ana muhalefetteki Ulusal
Birlik Partisi (UBP) lideri Derviş Eroğlu, Türkiye'nin ek protokolü
imzalamasının Kıbrıs davasına zarar vereceğini
savundu. Barış ve Demokrasi Hareketi (BDH) lideri Mustafa
Akıncı ise, "İşin gerçeği şudur ki,
yıllardan beri Türkiye, Kıbrıs Cumhuriyeti'ni
tanımamanın gereklerini tam yerine getiremediği gibi
'tanıyorum' dediği KKTC'yi tanımanın gereklerini yerine
getirememiştir" yorumunu yaptı.
'Liman
açılırsa olmaz'
Önde gelen KKTC'li yazarlar da temkinli bir duruş sergiledi.
Kıbrıs Gazetesi Yazıişleri Müdürü ve yazarı
Başaran Düzgün, 'Kıbrıs satıldı'
mantığına karşı çıkıp, şu yorumu
yaptı: "Her şey bitmiş değil. Şu anda imza ile
bir geri adım atılmış değil, ancak geri adım
Türkiye'nin limanlarını Rumlar kullanmaya başlarsa
atılır. Bu da Kuzey Kıbrıs ekonomisini çok etkiler."
'Kıbrıs'ta
savaş çıkar'
Yeni Düzen yazarı Hasan Erçakıca, AB'nin tehlikeli adımlar
attığını söyleyerek şöyle dedi: "Şimdilik
bir Kıbrıslı Türk olarak imzaya güvenmek zorundayım. AB
artık Kıbrıs'ta gerçekleri görmeli. AB gözlerini kapatır
gerçekleri görmezse iki olay olur: Ya Kıbrıslı Türkler
sınıra gider 'beyaz bayrakla' teslim olur, ya da savaş
çıkar." Halkın Sesi'nin başyazarı Akay Cemal ise
'asıl kıyametin şimdi kopacağını' savunarak,
"Papadopolos ilk etapta elçilik veya konsolosluk değil, limanlar
üzerine oynayacaktır. Türkiye ise nereye kadar dayatacak. Veya elinin
tersi ile 'git işine sen de mi' diyecektir. Hep birlikte
göreceğiz" diye yazdı.
Manşetler
farklı
KKTC gazeteleri ise protokolün imzasıyla ilgili şu
başlıklarla çıktı:
KIBRIS: "Rum 'üzgün' AB temkinli"
başlığını attığı haberi, 'İmza ile
Türkiye'nin 'Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanımıyoruz deklarasyonu
tartışma yarattı. Rumlar, Türkiye'ye AB müzakereleri
başladığında karşılarında 25 ülke
olacağını hatırlattı' spotu eşliğinde verdi.
YENİ DÜZEN: Türkiye'nin ek protokolü imzalamasının zaten
beklendiği yorumunu yaptı.
AFRİKA: "Bu kazık başka kazık'
başlığı ile 'Türkiye, Kıbrıslı Türkler için
hiçbir hak elde edemeden, ek protokolü imzaladı. Ankara'nın
'Kıbrıs'ıtanımam' masalına inanan yok. Deniz ve
havalimanlarının Rumlara açılacağına ise kesin gözle
bakılıyor" denildi.
ORTAM: "Tanıyacan guzzum" manşetiyle verilen
haberde, Türkiye'nin göstermelik olarak 'Kıbrıs Cumhuriyeti'ni
tanımadığını beyan ettiği öne sürüldü.
VOLKAN: "KKTC'nin tavsiyesi", "Son umudumuz TBMM"
denilerek, AKP'nin ek protokolü uyarıları dinlemeyip
imzalamasının Türkiye'yi ayağa
kaldırdığını yazdı.
Enkazda
politika
RADIKAL
01/08/2005
Ek protokol imzalandı,
bildiri yayınlandı. Türkiye imzayla AB'ye üyelik sürecinin
yükümlülüklerinden birini yerine getirdi, bildiriyle de Kıbrıs
politikasının aynen süreceğini ilan etti. Hükümet doğru
olanı, kaçınılmaz olanı yaptı ve 3 Ekim'de AB'yle
üyelik müzakerelerine başlayabilmek için gerekli son adımı da
attı. Gelgelelim bu, gerek Türkiye'yi gerekse Kıbrıslı
Türkleri zor bir dönemin beklediği gerçeğini ortadan
kaldırmıyor. Türkiye açısından siyasi,
Kıbrıslı Türkler açısından ekonomik...
Bugünden itibaren kısa vadede Türkiye'yi en fazla zorlayacak soru şu:
Ankara, gümrük birliği kapsamında Kıbrıs Cumhuriyeti'ne
AB'nin diğer 24 üyesinden farklı muamalede bulunabilir mi?
Ankara bulunabileceği görüşünde, Avrupa Komisyonu aksini savunuyor.
Bu anlaşmazlık daha Türkiye ek protokolü
imzalayacağını beyan ettiği günden bu yana gündemde. Ankara
başından beri, ek protokolün, liman ve havaalanlarını
Kıbrıs Cumhuriyeti bayraklı gemi ve uçaklara açma
yükümlülüğü getirmediğinde ısrar ediyor. Cuma günü yayınlanan
bildiride bu ısrar, dolaylı olarak da olsa sürdürüldü. Dahası,
Gül iki gündür aynı noktayı ısrarla vurguluyor.
Buna karşılık Avrupa Komisyonu da başından beri
böylesi bir kısıtlamanın, gümrük birliği sözleşmesinin
lafzına ve ruhuna aykırılık
oluşturacağını bildiriyor. Son olarak 26 Nisan'da
yayınlanan AB Ortak Tutum Belgesi'nden ilgili bölümü aynen
aktarıyorum: "...Türkiye Kıbrıs'a karşı ticaret
ve ulaşım kısıtlamalarını sürdürmektedir.
Özellikle Kıbrıs gemileri ve Kıbrıs'taki limanlara
uğramış gemiler üzerinde kısıtlamalar söz konusudur.
Avrupa Birliği, Türkiye'yi AB üye ülkelerine yönelik tüm ticari ve
ulaşım kısıtlamalarını kaldırmaya
çağırır." Durum ortada, AB'nin beklentisi bu...
Anlaşılan o ki bu teorik tartışma ancak pratikte
çözülebilecek. Yani, Kıbrıs bandıralı ya da
Kıbrıs limanlarına uğramış bir gemi Türkiye
limanlarından birinden giriş izni istediği zaman.
Fiiliyatta ne olur bilinmez, ancak siyasi ve hukuki açıdan Türkiye'nin
elinin daha zayıf olduğu ortada.
Kıbrıslı Türkler de şu sorunun yanıtını
arayacak bundan sonra: Türkiye ile
Kıbrıs Cumhuriyeti arasında oluşacak gümrük birliğinin
KKTC ekonomisine
olası sakıncalarını nasıl ortadan kaldırabiliriz?
Söz konusu sakıncaları hemen bu sayfada Kıbrıs Türk Ticaret
Odası Başkanı Ali Erel'in yazısında
bulabilirsiniz. Özetle, ek protokolün imzasıyla Kıbrıs'ın
tümündeki ekonomik egemenliğin Kıbrıs Cumhuriyeti'ne doğru
kayacağı şimdiden belli. Bu, zaten tecrit halindeki Kuzey
Kıbrıs ekonomisini daha da boğacak gibi görünüyor.
Tabii tüm bunların üstüne bir de Papadopulos etkenini eklemek lazım.
AB üyeliğini, Ankara'yı Kıbrıs'ta 'yola getirmek'ten
başka bir amaç için kullanmayı aklına getirmeyen, şu anda
tüm enerjisini Türkiye için öngörülen 'Müzakere Çerçevesi'ni
ağırlaştırmaya yönlendiren, ikide bir çıkarıp
veto kartını gösteren Papadopulos etkenini... Kıbrıslı
Türkleri 'sevgisinden sıkboğaz ettiğini' dile getiren, AB'nin
Kuzey Kıbrıs'a sınırlı da olsa ticaret yapma
imkanı tanınmasını ve 259 milyon avroluk mali yardımda
bulunulmasını aylardır engelleyen Papadopulos etkenini...
Sanılmasın ki bu zorluklar, AKP hükümetinin icraatının
sonucudur. Bu zorluklar, Türkiye'nin yıllarca izlediği çözümsüzlük
politikasının yan etkileri...
Evet, AKP Kıbrıs politikasını değiştirip
Türkiye'yi 'bir adım öne' geçirdi, ama yine de bu yan etkilerle
boğuşuyoruz, daha da boğuşacağız. Çünkü bir
doğru dört yanlışı götürmedi.
Gerçek şu: AKP hükümeti, Kıbrıs politikası
bağlamında bir enkaz devraldı
önceki hükümetlerden. Şimdi hem Türkiye'yi hem KKTC'yi enkazdan
çıkarmaya uğraşıyor. Enkazın sorumluları ise
şimdi omuz vereceklerine tam tersine fazladan ağırlık
yapıyor. Papadopulos deseniz başlıbaşına bir yük. AKP
hükümetinin işi hiç de kolay değil...
Tabii KKTC hükümetinin de.
Talat'tan
Erdoğan'a destek, Sezer'e çağrı
RADIKAL 01/08/05
Muhalefet partileri
hükümete 'Kıbrıs protokolünü' imzaladığı için
yüklenmeyi dün de sürdürürken, Başbakan Tayyip Erdoğan'a destek KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'tan geldi.
Talat, Türkiye'nin diplomatik olarak tanımadığı
Kıbrıs Cumhuriyeti'ni Avrupa Birliği ile aradaki 1963 Ankara
Anlaşması'na dahil eden ek protokolü imzalamasını
"Hata olarak değil, bir zorunluluk olarak gördüğünü"
söyledi.
KKTC Cumhurbaşkanı olarak yarın Cumhurbaşkanı Ahmet
Necdet Sezer ile Ankara'da ilk görüşmesini yapacak olan Talat, dünkü
telefon görüşmemizde ek protokolün imzası ve Türkiye'den beklentileri
üzerine şunları söyledi:
l Protokolün imzasını hata olarak görmek mümkün değil. Sürecin
getirdiği bir nokta. Ne yazık ki bu noktaya geçmiş politikalarla
geldik. Yıllarca uyardık. 2000 yılı seçim
kampanyasında 'Sayın Denktaş'ı seçerseniz bunlar olacak'
dediklerimiz oluyor. Yine de bizi biraz olsun kurtaran bir şey var. O da
Annan Planı'na 24 Nisan 2004 referandumunda 'Evet' demiş
olmamız. Biz 'Evet' dememiş olsaydık, şimdi
izolasyonları kaldırmakla uğraşmayı bırakın,
en temel sorunlarla, insan hakları sorunlarıyla
uğraşıyor olacaktık. Bugün, Azeri uçağının
gelişinin rahatlığını yaşayamayacaktık.
Rahatlık dememin nedeni, bu gelişe Rumlardan başka tepki
gösteren kimsenin olmayışıdır.
· Zaten ek protokolün
sözü Türkiye tarafından 17 Aralık 2004'te verilmişti. Peki o
zaman bu sözü vermemek mümkün müydü? Bana göre, değildi. Türkiye bu
protokolü imzalamasa bile Ankara Anlaşması'nı bütün AB üyelerine
uygulamak durumundaydı. Kaldı ki, protokolün imzalanmaması
durumunda Türkiye büyük baskılar altında kalacaktı. Protokolün
imzası mutlaka yeni sorunların başlangıcı olacak.
Ama imzalanmasaydı bu sorunlar çıkmayacak değildi ki. Daha ciddi
sorunlar çıkabilecekti. Türkiye'nin 3 Ekim'de AB ile üyelik müzakeresine
başlaması söz konusu olmazdı.
Belki AB kapıları kapanırdı. Türkiye bu nedenle ekonomik
zorluklara düşebilirdi.
· Türkiye'nin liman
ve havameydanlarını Rum gemi ve uçaklarına açması ayrı
ve siyasi bir konudur. Çünkü, Türkiye bu uygulamayı Rumların,
Kıbrıs Türklerinin liman ve havameydanları üzerinde
uygulattığı ambargoya tepki olarak yürütüyor. Bunu Ankara
Anlaşması'yla karıştırmamak lazım. AB'nin bu
konuda söyleyecekleri varsa, karşı durulabilir. O zaman AB'nin, Papadopulos'un
da kabul etmiş olduğu anlaşmalarının da uygulanması
lazım. 2003 Kıbrıs Ortaklık Anlaşması'nın
10'uncu protokolü, Kuzey Kıbrıs ekonomisinin geliştirilmesini
öngörüyor, ama bu uygulanmıyor. O yüzden kısıtlamaların
karşılıklı olarak kaldırılması gerekir
diyoruz.
Tabii AB Komisyonu'nun Kıbrıs temsilcisi olarak, üstelik
Papadopulos'a çok yakın, Annan Planı'na hayır diyen bir Rum'u
(Themis Themistokleus) atamış olması, Kıbrıs
Türklerine bir saygısızlık olmanın ötesinde, işleri
zorlaştırıyor.
· Bu protokol sorunu
hiç olmasaydı daha iyiydi tabii. Ama bu tabloya bakınca, Türkiye'nin
ve bizim AB ile olan ilişkilerimiz açısından da, protokolün
imzalanmasının kaçınılmaz bir hal almış
olduğunu görüyoruz. Bunu bile bile Türkiye'yi eleştirmemiz doğru
olmazdı.
Türkiye, Kıbrıs Türkü'ne nasıl destek oluyorsa, biz de örneğin
bu protokol konusunda olduğu gibi, AB sürecinde Türkiye'ye elimizden
geldiğince destek vermeye çalışıyoruz.
· Sayın Sezer
ile yapacağımız görüşmede vermek istediğimiz
mesajların başında, Kıbrıs Türklerine olan Türkiye
desteğinin devam etmesi geliyor. Bu uzun soluklu bir mücadeledir. Zaman
zaman görüş ayrılıklarına düşülebilir. Sonuçta biz
Kıbrıs'tan bakıyoruz, zaman zaman bakış
açılarımız farklı olabilir. Ama desteğin ve işbirliğinin
sürmesi gerekiyor. (Bu noktada Talat'a, Rauf Denktaş'a yıllarca verilen
türden bir desteğin kendisine verilmeyeceği yolunda bir
endişesinin mi bulunduğunu soruyorum.) KKTC'ye verilen desteğin
sayın Denktaş'la özdeşleştiği doğru. Bunun iki
nedeni var. Birincisi, Denktaş çok uzun senelerce görev yaptı.
İkincisi, önceki hükümetler Denktaş dışında
Kıbrıs Türklerinin bir isim çıkarabileceğine
inanmıyordu. Oysa Kıbrıs Türk halkının iyi
işleyen bir demokrasi çabası var, kendi liderlerini seçebiliyor. Denktaş'a
verilen desteğin bize verilmemesi gibi bir şey aklıma gelmez. Bu
Kıbrıs Türklerini feda etmek olur. Zaten öyle bir sorun da
bulunmuyor.
Asıl
muhatap konuşuyor
|
|
|
Erel: AB karşıtları
çözüm istemiyor. |
Ek protokolün
imzalanması Kıbrıslı Türkleri bir kez daha izole etti.
Ancak bu protokol her şeye rağmen imzalanmalıydı. Yapılması
gereken şey ise ekonomik entegrasyona Kuzey Kıbrıs'ı da
dahil etmek olmalı
RADIKAL 01/08/05
ALİ EREL
Türkiye
Ankara Antlaşması Ek Protokolü'nü geçen cumu günü imzaladı.
Aynı gün yayımlanan deklarasyonda da Türkiye, liman ve
havaalanları konusunun hizmetler sektörüyle ilgili olduğu
iddiasında ısrar etmedi ve limanlarını ve
havaalanlarını Kıbrıs Cumhuriyeti bayraklı gemi ve
uçaklara kapalı tutacağını ilan etmedi.
Türkiye kısa süre önce, imzalayacağı protokole rağmen liman
ve havaalanlarını, Kıbrıs Cumhuriyeti bayraklı gemi ve
uçaklara açmasının gerekmediğini, bunun hizmetler sektörüyle
ilgili olduğuna ilişkini savunmasını Avrupa Komisyonu'na
bildirmişti. Komisyon'un Türkiye'ye verdiği yanıtta ise
limanların açılmasının hizmetler sektörüyle ilgili olmadığı,
aksine açılmamasının malların serbest
dolaşımının önünde engel oluşturduğu, bu konuda
daha önceden alınan Avrupa Adalet Divanı kararları olduğu
ve bunların Türkiye'yi de bağladığı belirtiliyordu.
Şimdi Türkiye'den beklenen, limanlarını ve havaalanlarını
Kıbrıs Rum bayraklı gemi ve uçaklara açmasıdır.
Türkiye de zaten yayımladığı deklarasyonda bunun aksi bir
pozisyon ifade etmedi.
Türkiye'ye yeni ortak
Türkiye hükümeti, Ankara Antlaşması Ek Protokolü'nü imzalaması
nedeniyle Türkiye kamuoyunda sıkıntılar yaşıyor.
Protokolün TBBM'den geçirilmesi daha da sıkıntılı olabilir.
Protokolün imzalanması, hem Kıbrıs'ta hem de Türkiye'de
bazı kesimler tarafından Türkiye'nin Kıbrıs'taki haklarından
vazgeçtiği ve Kıbrıslı Türkleri 'sattığı'
biçiminde yorumlanıyor.
Ancak, Türkiye AB sürecini devam ettirecekse, Güney Kıbrıs,
Kıbrıs Cumhuriyeti unvanıyla Türkiye'nin yeni ekonomik partneri
olacak. Bu kaçınılmaz. Türkiye'nin, Kıbrıs Cumhuriyeti'ne,
diğer 24 üye ülkeden farklı bir uygulama yapması mümkün
değil ve AB üyeleri ve kurumları, aralarındaki
dayanışma ilkesi nedeniyle bunu kabul etmez.
Bu işin bir-iki tarafı var; bir kesim protokolü fırsat bilerek
Türkiye'nin AB sürecini durdurmaya ve geri döndürmeye çalışıyor.
Bunların oyununa gelinmemeli. Bir de işin Kıbrıslı
Türkler yönü var ki onlara kimse bir şey sormuyor zaten. Onlar denklemde
yok!
Kesin olan şu ki, Kıbrıslı Türkler, protokolün
imzalanmasıyla bir kez daha izole edildi. Kuzey Kıbrıs ekonomisi
şimdikinden daha fazla sıkıntı çekecek ve ayakta durmakta
daha fazla zorlanacak. Gruplar halinde Azerbaycan Cumhurbaşkanı
Aliyev'in emriyle Kuzey Kıbrıs'a gönderilen ve
Kıbrıslı Türkleri haftalardır meşgul eden Azeriler de
bu durumu değiştiremeyecek. Türkiye, KKTC hükümetine 'Para sorun
değil, istediğiniz kadar veririz' dese de taşıma suyla
değirmen dönmez.
Türkiye zaten birçok konuda Kıbrıs Cumhuriyeti ile
temaslarını devam ettiriyordu. Birkaç gün önce Trabzon futbol
takımı Atina üzerinden Larnaka'ya uçarak güneyde
Kıbrıslı Rum futbol takımıyla maç yaptı. Bu son
olmayacak.
Türkiye Bakanlar Kurulu, Ekim 2004'te Kıbrıs Cumhuriyeti ile
ticaretin önündeki engelleri kaldıran bir karar almıştı
zaten. Yani, Türkiye
iç hukuku açısından Türkiye ile Kıbrıs Cumhuriyeti
arasında ticaretin önündeki engeller
kaldırılmıştı. Protokolün imzasıyla AB hukuku ve
Gümrük Birliği açısından da engeller ortadan kalktı.
İlişikilerin normalleşmesi artık bir zaman meselesi. Siyasi
tanınma mıydı, değil miydi, kamuoyları için icat
edilmiş bir oyuncak gibi.
Kıbrıslı Türkler bu durum karşısında izliyor,
düşünüyor ve şimdilik kendi kendilerine soruyorlar: Kıbrıs
sorununun suçlu tarafı Kıbrıslı Türkler miydi ki,
diğer üç taraf, Türkiye, Yunanistan ve Kıbrıslı Rumlar,
en ileri entegrasyon modellerinden Gümrük Birliği Antlaşması
içinde kuçaklaşacak, karşılıklı seyahat edip futbol
maçı yapacak, ticaret yapıp işbirliklerine gidecek ancak
Kıbrıslı Türkler bunun dışında tutulacak.
Biliyoruz ki, kısa süre önce Türkiye ile KKTC arasında Gümrük
Birliği Antlaşması imzalanmış ancak uygulanamadan rafa
kaldırılmıştı.
Sıkıntılı
dönem
Şimdi akılcı olmak lazım. Hep olumsuzlukları öne
çıkarmak yerine duruma olumlu bakmayı denemeliyiz. Bu durumda en
akılcı yaklaşım, AB'nin en önemli değerlerinden
malların serbest dolaşımı ilkesinden hareketle,
Kıbrıslı Türkleri de, oluşacak ekonomik entegrasyona dahil
edebilmenin yollarını acilen bulmaktır. Bu da mümkündür!
Nasıl mı? Önce ek protokolün imzalanmasıyla neler
olacağına bir bakalım: Kıbrıs'ta Yeşil Hat
üzerinden güney ve kuzey arasında ithal malların ticareti mümkün
değil. Bu durumda Türkiye menşeli ürünlerin Kıbrıslı
Türk temsilcileri, Güney Kıbrıs ile Türkiye'nin ekonomik
entegrasyonundan yararlanmak için faaliyetlerini güneye taşıyacak.
Yatırım ve sermaye kanalları da kuzeyden güneye akmaya
başlayacak. Kuzeydeki limanların faaliyetleri daha da azalacak. Daha
fazla kalifiye çalışan, Güney Kıbrıs'a kayacak. Bu
şartlar Kuzey Kıbrıs ekonomisi için ekonomik çölleşme
anlamına gelecek ve muhtemelen de Kıbrıs'ta iki ekonomi
arasındaki fark büyüyerek Annan Planı temelinde kapsamlı bir
çözüm olasılığını daha da azaltacak. Bu sonuçtan
bazıları çok mutlu olacak.
Kıbrıs Türk Ticaret Odası, adanın yeniden
birleştirilmesine ve bunun için Annan Planı
yaklaşımının tek yöntem olduğuna inanmaktadır.
Fakat bir çözüm bulunana kadar Kıbrıs Türk ekonomisini
iyileştirmek ve Kıbrıs Rum ekonomisine
yakınlaştırmak ihtiyacımız vardır ve bu, siyasi
bir çözümün ulaşılmasına da yardımcı olacaktır.
Şimdiki kilitlenmenin hiç kimseye yararı yok; tam tersine tüm
taraflar arasında siyasi gerilimin yükselmesine neden oluyor.
Bu kilitlenmeden kurtulmanın, sadece Kıbrıslı Türklere
değil aynı zamanda Türkiye ve Kıbrıslı Rumlara da
yarar sağlayacak biçimde kurtulmanın tek yolu; Kıbrıs
Adası, Türkiye ve AB üyeleri arasında malların serbest
dolaşımı anlamına gelen serbest ticareti sağlama
yönünde politikalar üretmekten geçer. Türkiye'deki üreticilerle aynı dili
konuşup Kıbrıslı Rumlarla kültürel benzerlikler
taşıyan Kıbrıslı Türklerin bu iki
taraf arasında ekonomik işbirliğini geliştirme ve köprü
oluşturabilme potansiyeli söz konusu.
Böylelikle Ankara Anlaşması Ek Protokolü'nün TBBM'de onayı ve
uygulanması kolaylaşacak, Kıbrıslı Türkler yeniden ve
ikinci kez izole edilmeyecek, Kuzey Kıbrıs ekonomisi, Türkiye, Güney
Kıbrıs ve diğer AB üye ülkelerinin ekonomileriyle
bütünleşecektir.
AB işin içinde
olmalı
Adanın iki ekonomisinin entegre olması, Kıbrıs sorununa bir
çözüm getirilmesine katkıda bulunmanın yanında, yalnız
Kıbrıs Türk ekonomisine değil aynı zamanda Kıbrıs
Rum ekonomisine de yarar sağlar. Örneğin, Güney Kıbrıs'ta
azalan turizm gelirleri artar, siyasi istikrar yeni yatırımları
beraberinde getirir.
Buna ek olarak Kıbrıslı Rumlar Avrupa Birliği
kurumlarının parçası olmalarından dolayı Avrupa
Komisyonu aracılığıyla bir biçimde kuzeydeki
limanların çalışmasını gözleyebilecektir.
Kısa süre önce, Kıbrıslı Türkleri izolasyondan
kurtarmayı hedefleyen Avrupa Komisyonu'nun iki önerisi Direkt Ticaret ve
Mali Yardım tüzüklerinin yıldönümüydü.
7 Temmuz 2005'te bu öneriler ilk yıllarını tozlu raflarda
kutladı. Uzun bir yıl sonunda hâlâ daha 26 Nisan 2004 tarihli Avrupa
Konseyi kararının sonuçlarının uygulanmasını
bekliyor olmak çok üzücü. Daha da üzücü olan Direkt Ticaret önerisinin gerçek
içeriğinin bu süre içerisinde hiç tartışılmamış
olması ve tüm tartışmanın bu önerinin tanınma
anlamına gelip gelmeyeceği etrafında devam etmiş
olmasıdır. On yıllar boyunca süren tanınma
politikaları artık kırılmıştır ve
Kıbrıslı Türklerin ortak vizyonu, Avrupa vatandaşları
olarak üzelerindeki izolasyona son verilmesi ve demokratik ve temel insan
haklarının korunduğu bir dünyaya entegre edilmeleridir. Böyle
bir hedefe varmak için Kıbrıs Türk liman ve gümrüklerinin acilen AB
müktesebatıyla uyumlu hale gelmesi lazım. Bu amaçla kuzeydeki
limanlar bir formülle, Avrupa Komisyonu ile ortak veya Komisyon'un gözetiminde
ya da denetiminde yönetilmeli.
Pragmatik
yaklaşım şart
Serbest ticaret ilişkisi yanında ve paralel olarak Direkt Ticaret ve
Mali Yardım tüzüklerinin devreye sokulması gerekiyor. 259 milyon
avroluk mali yardım AB müktesebatıyla uyumlu hale gelmek, gümrük ve
limanların altyapısını iyileştirmek, Kuzey
Kıbrıs KOBİ'lerini ve genel olarak ekonomisini daha rekabet
edebilir bir hale getirmek ve Kıbrıslı Türkleri AB'ye
yakınlaştırmak için kullanmaya başlanmalı.
Sonuç olarak; Kıbrıs Türk ekonomisini iyileştirmek için yeni ve
pragmatik bir yaklaşıma ihtiyaç var. Özellikle Ankara
Antlaşması Ek Protokolü'nün imzalanmasıyla tedbirlerin acilen
alınması artık kaçınılmaz hal almıştır.
Aksi halde, bu yeni durumun olumsuz etkilerini hissetmeye başlarız ve
büyük bir ihtimalle de Kıbrıslı Türklerin
skıntılarını, AB düşmanı bir duruşa
çevirmeye çalışan kesimlerin oyununa geliriz. Bu da Türkiye'deki AB
karşıtı kesimlerin ekmeğine yağ sürer.
(Kıbrıs Türk Ticaret Odası Başkanı, Radikal'e özel)
Serbest ticaret ne
getirir
Direkt Ticaret önerisi, Avrupa Komisyonu'nun önerisinden bir yıl sonra AB
Konseyi'nde hâlâ kabul edilmediği yürürlüğe giremiyor.
Bu nedenle, adada siyasi bir çözüme varılana kadar 'Serbest Ticaret'
önerisinin gündeme alınma zamanı gelmiştir. Peki Serbest
Ticaret'in Direkt Ticaret'ten farkı ne?
· Direkt Ticaret
önerisi, Kıbrıs'ta iki ayrı ekonomi öngörmekte ve bu
ekonomilerin yan yana varolmaları için bir çerçeve sunuyor. Serbest
Ticaret önerisi ise bölgedeki ekonomilerin (Türkiye, Kuzey Kıbrıs,
Güney Kıbrıs ve diğer AB üyesi ülkeler)
bütünleştirilmesini, aralarındaki
bağımlılığın artırılmasını ve
böylece Kıbrıs sorununun çözümüne doğru bir adım atılmasını
amaçlıyor.
· Direkt Ticaret
önerisi Kuzey Kıbrıs limanlarının yönetiminin müktesebat
kapsamı dışında tutulmasını öneriyor; Serbest
Ticaret önerisi bu limanların, herhangi başka bir topluluk giriş
noktası gibi, müktesebat kural ve düzenlemelerine göre
çalıştırılmasını güvenceye alıyor.
· Direkt Ticaret
önerisinin Kıbrıs Türk tarafının siyasi anlamda
yükseltilmesine yol açıp açmayacağı konusunda sonsuz
tartışmalar ve soru işaretleri var. Bu öneri içerisinde
bazı tanınma unsurları söz konusu. Buna karşılık
Serbest Ticaret önerisi kısaca, halen var olan ve uygulanmakta olan
Yeşil Hat Tüzüğü'ne yapılacak değişikliklerle
uygulanabilir.
· Direkt Ticaret'in
Kıbrıs Türk ekonomisine toplam getirisi sınırlı
olacak; senede 10 milyon dolar ek ihracattan daha az bir rakam söz konusudur.
Serbest Ticaret önerisi ise Kıbrıs Türk ekonomisinin, Türkiye ve
Güney Kıbrıs arasında yer alacak ve milyarlarca dolarlık
bir hacme ulaşacak yeni bir ekonomik entegrasyon içerisinde yer
alması anlamına gelecek.
· Ankara
Anlaşması Ek Protokolü konusu Direkt Ticaret önerisi içerisinde
dikkate alınmamakta, bundan dolayı da içerisinde bu konuyu
çözümleyecek hiçbir araç yok. Türkiye ve Kıbrıs Cumhuriyeti
arasındaki Gümrük Birliği ilişkisi, Kuzey Kıbrıs
ekonomisini içermemesi durumunda, Türkiye iç politikası için büyük bir
sorun oluşturma ve Türkiye'nin AB üyeliğinin önünde bir engel olma
potansiyeline sahip.
Buna karşılık Serbest Ticaret önerisi söz konusu duruma dostça
bir çözüm öneriyor.
· Direkt Ticaret
önerisi Kıbrıs'ta taraflar arasındaki ekonomik
farklılığı kapatmamakta ve bir işbirliği kültürü
veya karşılıklı bağımlılık
yaratmamakta, hatta ilişki kurmayı dahi teşvik etmemekte; buna
karşılık Serbest Ticaret önerisi tüm bu sayılanları
sağlamakta olup ada üzerinde kapsamlı bir çözüm için kesinlikle büyük
öneme sahip.
· Bugünkü durumda
Türkiye Ankara Anlaşması Ek Protokolü'nü imzaladı ancak
uygulamakta ve en önemlisi de limanlarını Kıbrıs
bandıralı gemilere açmakta isteksiz davranıyor. Kıbrıs
Cumhuriyeti de Türkiye'nin katılım müzakerelerinin
başlamasını veto etme tehdidini sürdürüyor. AB ise durumu idare
etmekte zorlanıyor. Bu düğüm sadece Serbest Ticaret önerisiyle
çözülebilir.
Balon patladı, sıra boruda
|
Akdeniz
ikliminin hüküm sürdüğü ülkemizde her yıl yaşanan su
sıkıntısının giderilmesi için Türkiye Cumhuriyeti
tarafından hazırlanan ve dünyada bir ilk olan denizden KKTC'ye
borularla su taşıma projesinde karar aşamasına gelindi. İçişleri
Bakanlığı ve Su İşleri Dairesi yetkilileri
önümüzdeki haftalarda bir anlaşma imzalamak için gidecekleri Türkiye'de
kendilerine brifing verilecek ve projenin akıbeti ortaya çıkacak. KKTC için
hayati önemi olan ve yılda 75 milyon metreküp su
taşınması hedeflenen projenin gerçekleşmesi durumunda
özellikle tarım alanları ile her yıl tuzlanma seviyesi artan
su kuyularından beslenen narenciye bahçeleri hayat bulacak. Su
İşleri Dairesi Müdürü Mustafa Sıdal, Türkiye'den getirilmesi
hedeflenen suyun KKTC'ye hayat vereceğini ve ülkemize hem tarım hem
de içme suyu olarak büyük katkı sağlayacağını
söyledi. KKTC'nin 24
milyon metreküp su ihtiyacı ile birlikte 2 milyon metreküp de su
açığı olduğunu kaydeden Sıdal, proje ile birlikte
KKTC'nin içme suyu probleminin çözülmüş olacağını
belirtti. Büyük
kentlerde su açığı var Mustafa
Sıdal, ülkemizdeki su açığının en büyük nedeninin
büyük kentlerdeki eski su şebekelerinin kaçaklarının çok olmasından
kaynaklandığını söyledi. Sıdal,
konuşmasına şöyle devam eti: "Eğer
suyu basınçlı olarak verirsek kaçaklar net olarak belli olur.
Basınçlı versek kaçaklar yüzde 40-50'lere ulaşır.
Basınçsız verdiğimiz için kaçaklar yüzde 20'lerde seyrediyor. Daire olarak
hedefimiz su kaçağı olan şehirlerimizin alt
yapılarının değiştirerek su kaçaklarının
önüne geçmektir. Bu işleri yapmak için bazı programlar satın
aldık. Satın aldığımız programların
eğitimleri nasıl olacağı konusunda bunların
araştırmasını yapıyoruz. Gelecek yıl en
azından Lefkoşa ve Gazimağusa'da beş on kilometre alt
yapıyı yapmak istiyoruz." Türkiye'den
gelecek olan su ağırlıkla içme suyu ve narenciye ile
diğer alanlarda kullanılacağını anlatan Sıdal,
gelecek su ile şu anda kullanılan mevcut kullanılan tuzlu su
kaynaklarının devreden çıkarılacağını
söyledi. "Su
açığı deniz suyu arıtılarak giderilecek" Türkiye'den
borularla su getirme işleminin 10 yılda
tamamlanacağını ve bu sürede ülkemizdeki su
açığının denizden arıtılacak su ile
karşılanılacağını kaydeden Mustafa Sıdal,
ilk uygulamaya Bafra Tatil köyü projesinde başlanacağını
söyledi. Sıdal,
taşıma işlerinin ekonomik analiz gerektiren projeler
olduğunu kaydederek, hangi proje daha ucuz ise o projenin
yapılacağını vurguladı. Balon
patlamıştı Projelerde
güvenirlik ve devamlılığın önemli olduğuna
işaret eden Mustafa Sıdal, "Daha önce KKTC'ye balonla su
taşınma işlemi yapıldı. Balonla
yapıldığı zaman balonun patlaması yaz aylarında
çok sıkıntı yarattı ve bu proje durduruldu. Sık
sık arıza yapan sistem güvenli gelmedi. Tankerle su
taşıma uygun ise o yapılır" dedi. 75 milyon
metreküp su taşınacak Mersin'in
Anamur İlçesi'ndeki Kocaçay üzerinde yaptırılacak Alaköprü
Barajı'ndan "KKTC'ye Boruyla Su Götürme Projesi"nin
yatırım programına alındığı belirtildi. Projeyle
ilgili etüt çalışmalarının tamamlandığı,
Alaköprü Barajı'nın yapılmasıyla buradan düzenli çekim
ile saniyede 2.38 metreküp, yılda da 75 milyon metreküp suyun KKTC'ye
nakledilmesi hedefleniyor. Su, KKTC'ye
bin 600 milimetre çapında, yüksek yoğunluklu polietilen boru ile
Geçitköy Barajı'na aktarılacak. 15.6 milyon metreküplük
kısmı içme, kullanma, endüstri ve turizm amaçlı
kullanımlara, 59.7 milyon metreküplük kısmının ise
sulamaya verilmesi öngörülüyor. Türkiye'de
Alaköprü Barajı'nın ilçenin kuzeyindeki Kocaçay üzerinde, nehir
tabanından yüksekliği 88 metre, beton kaplamalı kaya dolgu
tipinde yapılmasının önerilirken, barajın depolama hacmi
130 milyon, aktif hacmi de 87 milyon metreküp olması hedefleniyor. Türkiye'de
yapılacak barajın enerji amaçlı da
kullanılacağı ve barajın membasında 26 mw kurulu
gücünde ve yılda 116 milyon kwh elektrik enerjisi üretileceği,
burada ayrıca hidroelektrik santralı tesislerinin de
yapılmasının düşünüldüğü öğrenildi. Fizibilite
çalışmalarının tamamlanana projenin ihale yoluyla
yapılabilmesi için ön çalışmalarının devam
ettiği ve bu yılın yatırım programına
alınan proje için 10 trilyon 410 milyar lira kaynak
ayrıldığı öğrenildi. Bafra ve
Karpaz için denizden su arıtılacak Mustafa
Sıdal, Bafra bölgesine yapılacak deniz suyu ile içme suyu
arıtma projesinde yap- işlet- devret modeli
uygulanacağını söyledi. Denizden
arıtılacak suyun yerel kaynakların harmanlanması ile
Bafra Tatil köyündeki turistik tesisler, İskele bölgesinde dokuz evler,
oteller ve Yeni Boğaziçi bölgesine verileceğini kaydeden
Sıdal, verilecek tarifenin turizme ve evlere ayrı ayrı
uygulanacağını da belirtti. |
KIBRIS 01/08/05
Adanın geleceği için çözüm şart
|
Anıl
IŞIK Kıbrıs'taki
Avrupa Birliği (AB) Kıbrıs Temsilciliği görevini
tamamlayarak, adadan ayrılan Büyükelçi Adrian van der Meer,
Kıbrıs sorununun çözümlenmesini ümit ettiğini ifade ederek,
"Kıbrıs sorununun çözümünün, adanın tek geleceği
olduğuna inanıyoruz. Bu nedenle, dinlenmeyeceğiz ve pro-aktif
bir rol üstleneceğiz ancak, çözüm sürecinin, Birleşmiş
Milletler'in öncülüğünde olacağı açıktır. Biz, BM
gözetimi altındaki sürece, çözüm müzakerelerinin yeniden
başlaması için siyasi, ekonomik ve diğer anlamlarda aktif
olarak yardımcı olmak için buradayız" dedi. Adada
halkın çoğunluğunun Kıbrıs sorununun çözümlenmesini
istediğine olan inancını dile getiren Büyükelçi Adrian van der
Meer, Kıbrıs sorununun çözümünün Annan planı zemininde çözüme
ulaşması için müzakerelerin yeniden başlaması yönündeki
ümidini dile getirdi. Adada
yürüttüğü AB temsilciliği misyonluğunu değerlendiren
Büyükelçi Meer, Kıbrıs'ın AB'ye katılımı
amacını başardıklarını, ancak, adanın
birleşik bir Kıbrıs olarak AB içinde yer alması hedeflerini
gerçekleştiremediklerini söyledi. Meer, AB üyesi olan
Kıbrıs'ta, "bitirilmemiş bir iş olduğunu"
vurguladı. Büyükelçi
Meer kendisi yerine AB'nin Kıbrıs temsilciğine
Kıbrıslı bir Rumun atanmasıyla ilgili olarak
değerlendirmede bulunarak, Kıbrıs AB temsilciliğinin,
diplomatik bir statüsü bulunmadığını, Avrupa
Komisyonu'nun üye devletindeki basın ve enformasyon görevinden sorumlu
resmi bir yetkilisi olduğunu söyledi. Kıbrıs'ın
birleşmesi arzusunu yineleyen Büyükelçi Meer, halkın
geleceğini kendi ellerine alması gerektiğini belirterek,
böylelikle her iki toplumun siyasi yetkililerinin ve sivil toplum örgütlerinin
bir araya gelerek, ortak sorunlarına ortak çözümler bulabileceklerini ve
bunun da Kıbrıs sorununun kapsamlı çözümüne yönelik önemli bir
ilerleme olacağını söyledi. Kıbrıs'ın
AB'ye 1 Mayıs 2004'te katılımı öncesi, 2000
yılında, AB Delegasyon temsilcisi olarak atanan Büyükelçi Adrian
Van der Meer, adadaki görevini, Kıbrıs'ın AB'ye
katılımıyla birlikte, AB baş temsilcisi olarak
değişen misyonuyla tamamladı. Büyükelçi
Meer, Kıbrıs'ta yaklaşık 5 yıl süren görevini
tamamlayarak, Kazakistan'da yeni görevine başlamak üzere geçtiğimiz
hafta adadan ayrıldı. Büyükelçi
Adrian van der Meer, adadan ayrılmadan KIBRIS'a özel demeç verdi. Adadaki 5
yıllık misyonu boyunca, her iki topluma eşit mesafeli
duruşu ve yakınlığı ile bilinen Adrian van der Meer,
adada sadece diplomatik ve siyasi kişiliklere değil, aynı
zamanda sendika, sivil toplum örgüt temsilcileri, sanatçılar ve genel
olarak halk ile de iyi bir iletişim kurmayı başarmış
diplomatik kimliğiyle biliniyordu. Kıbrıs'ın
AB üyeliği öncesi, birleşik bir Kıbrıs'ın Avrupa
ailesine katılması ve AB üyeliğinin avantajlarını
kamuoyuna anlatma misyonuyla adadaki görevine başlayan Adrian van der
Meer, Kıbrıs'ın bölünmüş bir ülke olarak AB üyesi olması
ardından da adanın yeniden birleşmesine katkı koymak
amacıyla iki toplumun birbirine ve ayrıca Kıbrıslı
Türklerin AB'ye yakınlaşmasına yönelik yoğun
çalışmalarını sürdürdü. Kıbrıslı
Türklerin izolasyonlarının kaldırılmasına yönelik
olarak mali yardım ve doğrudan ticaret tüzüklerinin, Avrupa
Komisyonu tarafından sunulması da yine Büyükelçi Adrian van der
Meer'in, temsilcilik misyonunu yürüttüğü döneminde gerçekleşti. Büyükelçi
Meer, AB temsilcisi misyonuyla, iki toplum arasında tıp,
eğitim, kültür, sanat, altyapı gibi çeşitli alanlarda projeler
yürütülmesine ve bu çalışmalar esnasında da toplumların
yeniden yakınlaşmasına katkıda bulundu. Büyükelçi
Adrian van der Meer, temsilcilik misyonunu, adanın kuzeyinde ilk ziyaret
ettiği yer olan Girne'de tamamladı. Büyükelçi Meer, geçtiğimiz
hafta Avrupa Birliği'nin fonları kapsamında
Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) ve Gelecek
için Ortaklık (Partnership for Future- PFF)
aracılığıyla yürütülen projenin tamamlanmasıyla,
Girne'nin merkezindeki caddelerin açılış törenini
onurlandırmıştı. Uzun süredir
işbirliği ile çalıştığı yerel yetkililerle
son görevini tamamlayan büyükelçinin oldukça duygulu anlar
yaşadığı gözden kaçmadı. "Birleşik
Kıbrıs'ın AB'ye katılmasını
başaramadık" Büyükelçi
Adrian van der Meer, adada yürüttüğü misyonunun başarılı
olup olmadığıyla ile ilgili olarak KIBRIS'a
değerlendirmede bulundu: "Adaya,
birleşik bir Kıbrıs'ın Avrupa Birliği'ne
katılacağı ümidi içinde yardımcı olmak için geldim.
Ayrıca, buraya sıradan vatandaşlara Avrupa Birliği
üyeliğinin avantajlarını göstermek ve AB normlarını
adada uygulanmasının sağlanması için geldim.
Kıbrıs'ın AB'ye katılımıyla ilgili stratejik
amacımızı başardık. Ancak, maalesef adanın
birleşik bir Kıbrıs olarak AB içinde yer alması hedefimiz
gerçekleşmedi. Halka, AB'nin avantajlarını göstermekte de
başarılı olduk. Ancak söylemek zorundayım ki, burada
bitirilmemiş bir iş var." Bölünmüş
bir adanın AB'ye katılımından dolayı
Kıbrıs'ta "bitirilmemiş bir iş" olduğunu
ifade eden Büyükelçi Meer, ileriki süreçte "adada, daha fazla geçiş
noktalarının açıldığını, kamyonların
iki tarafa geçiş yaptığını, kayıp kişiler
sorunun çözümlendiğini, adada daha fazla mayın olmamasını
ve telekomünikasyon konusunun çözümlendiğini görmek istiyoruz"
dedi. "AB,
sorunun çözümlenesi için
pro-aktif rol üstlenecek" Kıbrıs
sorunu çözümlenmeden, bölünmüş bir adayı siyasi sorunuyla birlikte
içine alan Avrupa Birliği'nin temsilcisi olarak adada misyon
yürütmesiyle ilişkin düşüncelerini aldığımız
Büyükelçi Adrian van der Meer, "Kıbrıs, dünyadaki birçok
karmaşık sorundan biri... Biz, Kıbrıs sorununun çözümlenmesini
ümit ediyoruz. Avrupa Birliği, bu konuda pro-aktif bir görev
üstlenecektir. AB Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn'in
Kıbrıs Özel Danışmanı Jaako Blomberg, bu görev için
atanmıştır ve Kıbrıs sorununun çözümünün,
adanın tek geleceği olduğuna inanıyoruz. Biz,
dinlenmeyeceğiz ve pro-aktif bir rol üstleneceğiz ancak, çözüm
sürecinin BM'nin öncülüğünde olacağı açıktır. Biz,
BM gözetimi altındaki sürece, çözüm müzakerelerinin yeniden başlaması
için siyasi, ekonomik ve diğer şekillerde aktif olarak
yardımcı olmak için buradayız" dedi. "İki
toplumlu programlar çerçevesinde
başarı sağlandı" Avrupa
Birliği'nin Kıbrıs'ın kuzeyinde iki toplumlu projeler
kapsamı altında çeşitli alanlarda birçok proje
yürüttüğünü ifade eden Büyükelçi Adrian van der Meer, iki toplumlu
projeler kapsamında adanın kuzeyine 40 milyon euroluk bir finansal
yardım sağlandığını kaydetti. Büyükelçi
Meer, Lefkoşa'nın kuzeyinde, Mağusa ve Girne'de birçok projeyi
başarıyla tamamladıklarını, işadamlarına
yönelik destek programları yürüttüklerini, uzmanların kuzeyde AB ve
AB müktesebatı hakkında bilgilendirme seminerleri verdiklerini
belirtti. AB
Temsilciliği'nin Yeşil Hat Düzenlemesi'ni uygulamaya koyduğunu
anımsatan Büyükelçi Meer, Yeşil
Hat Tüzüğü'yle ilgili olarak komisyonun geçtiğimiz hafta bir rapor
yayınladığına işaret ederek, raporda
vatandaşların kuzey-güney arasındaki geçişlerinin bir
başarı olarak nitelendirildiğini, ancak ada içi ticaret
konusunda hayal kırıklığına
uğradıklarının ifade edildiğine işaret etti.
Büyükelçi Meer, iki taraf arasındaki ticaretin, gelecek sezon narenciye
ürünlerinin de dahil edilmesiyle kapsamının genişletilmesini
ümit ettiklerini belirtti. Meer
ayrıca, AB'nin Gelecek İçin Ortaklık Programı
çerçevesinde Yeşil Hat Tüzüğü ile ilgili politika programları
hakkında eylül ayında yeni inisiyatifler
alınacağını ifade ederek, iki tarafın iş
adamları ve şirketleri arasında temas sağlanması
amacıyla iki toplumlu çeşitli etkinlikler ve programlar
düzenleneceğini kaydetti. "İngiltere'nin
tüzükler konusunda ilerleme
sağlayacağına inanıyoruz" Avrupa
Komisyonu'nun Kıbrıs Türk toplumuna yönelik izolasyonların
kaldırılmasını amacıyla sunduğu mali
yardım ve doğrudan ticaret tüzükleriyle ilgili olarak Meer,
"Bu konuda karar almak uzun zaman alıyor. Biz, İngiltere
Başkanlığı'nın bunu aşacağına
inanıyoruz" dedi. Meer, AB dönem başkanı İngiltere
ile AB Kıbrıs temsilciliğinin yakın temas içinde
olduklarını kaydetti. Adanın
kuzeyinde yürütülecek olan bazı projeleri seçmeye
başladıklarını belirten Büyükelçi Adrian van der Meer,
temsilcilik olarak, altyapı ve kurumsal yapının inşa
edilmesi ve toplumlar arası uzlaşmanın sağlanması
gibi diğer bazı alanlarda projeler yürütmeyi istediklerini söyledi.
Meer, bu
konuda dinamik bir sürecin olduğunu, her şeyin
hazırlanmış olduğunu ve nihai kararın
alınmasını beklediklerini vurguladı. "Türkiye
yükümlülüklerini yerine getirmeli" Türkiye'nin
AB ile Gümrük Birliği'ni düzenleyen Ankara Anlaşması ek
protokolünü çerçevesinde Türk deniz ve hava limanlarını, Rum
bandıralı gemilere ve uçaklarına açmaması
olasılığına ilişkin olarak Meer, "Türkiye'nin
Gümrük Birliği kurallarına uymasını bekliyoruz"
diyerek, Türkiye'nin Ankara Anlaşması alındaki yükümlülüklerine
yerine getirmesi gerektiğini söyledi ve Türkiye'nin de bu
yükümlülüğünün farkında olduğunu belirtti. "Karşılıklı
geçişler etkileyici
bir atmosferdi" Kıbrıs'taki
görevi süresince yaşadığı en ilginç olayı KIBRIS'la
paylaşan Büyükelçi Adrian van der Meer, Kıbrıs'ta
başına gelen en ilginç olayın, Nisan 2003 yılında
iki taraf arasındaki geçiş noktalarının
açılmasıyla birlikte, iki toplumun karşılıklı
geçişlere başlayarak, adayı yeniden birleştirmesi
olduğunu söyledi. "Bu,
benim için barışın ve uzlaşmanın en yüksek
anıydı" diyen Büyükelçi Meer, "Güneşin altına
karşılıklı geçiş yapan insanları görmek ve
onlarla konuşmak... Bu çok etkileyici bir atmosferdi, insanlar büyük bir
disiplin, ancak mutluluk altında karşı tarafa geçiş
yapıyorlardı" dedi. Meer, iki
toplumdan insanların yeniden bir araya gelmeye başlaması ve
Kıbrıslı Türklerin, Kıbrıslı Rumların
fotoğraf, düğün ve ev eşyaları, kitap ve mücevher gibi
özel eşyalarını saklayarak, kapılar açıldıktan
sonra bunları geri iade etmesini görmenin, yaşadığı
en ilginç olay olduğunu anlattı. "Dileğim,
bu momentumun geri gelmesidir" diyen Büyükelçi Meer, iki toplumlu
projeler çerçevesinde insancıl konular üzerinde
çalışılması gerektiğine dikkat çekerek, iki toplumlu
örgütler içerisinde yer alan doktorlar örgütü gibi örgütlerde, iki taraf
arasında sağlık ve tıp alanında bilgi
alışverişi yapılabileceğini ifade ederek, böylelikle
kanser gibi hastalıklara karşı ortak mücadele
verilebileceğini söyledi. İki
toplumlu ortak çalışmaların önemini vurgulayan Büyükelçi Meer,
bunun, Kıbrıs sorununun çözümüne halktan gelecek bir destek
olabileceğini kaydetti. "AB
temsilciliğinin diplomatik
statüsü yok" AB
Kıbrıs Temsilciliği'ne kendisi yerine Kıbrıslı
bir Rumun atanmasıyla ilgili olarak değerlendirmede bulunan
Büyükelçi Meer, komisyonun, her üye devlette basın ve enformasyon
temsilciliği olması politikası bulunduğunu ifade ederek,
bu temsilcinin herhangi bir diplomatik statüsünün
bulunmadığını, Avrupa Komisyonu'nun üye devletlerinde
basın ve enformasyondan sorumlu resmi bir yetkilisi olduğunu
söyledi. Söz konusu
yetkilinin, bulunduğu ülkenin ana dilini konuşmasının çok
önemli olduğunu ve bunun da bir AB standardı olduğunu belirten
Adrian van der Meer, yeni temsilcinin bu çerçevede seçilmiş
olduğunu ifade etti. Büyükelçi
Adrian van der Meer, "Seçilen kişinin her iki toplum için de kabul
edilebilir bir kişi olmasını ümit ediyorum" dedi. "Dileğim,
adanın yeniden
birleşmesi" Büyükelçi
Adrian van der Meer, Avrupa Komisyonu'nun, Kıbrıs sorununun
çözümüne yönelik olarak güçlü bir şekilde
çalıştığını, ancak 24 Nisan 2004'te bunun
mümkün olmadığının görülmesi üzerine, Kıbrıs
Türk toplumuna yönelik olarak Yeşil Hat Tüzüğü, mali yardım ve
doğrudan ticaret tüzüğü, ve buna benzer önlemler almaya
başladığını söyledi. Büyükelçi
Meer, AB'nin Kıbrıslı Türklerle ilgili gelecekte karar
almasıyla birlikte Kıbrıs Türk toplumunun Avrupa
Birliği'ne daha yakınlaşabilmesini ve Avrupa ailesinin
parçası olmanın avantajlarından tam olarak faydalanabilmesini
ümit ettiklerini söyledi. Bunu
arzuladığını ifade eden Büyükelçi Ardian van der Meer,
"Halk geleceğini kendi ellerine almalıdır ve o gün
yeşil hattın iki tarafındaki siyasi partiler ve sivil toplum
örgütleri bir araya gelerek, ortak sorunları için ortak çözümler
bulabilir. Böylelikle bu, sorunun kapsamlı çözümü için en iyi ilerleme
olacaktır" dedi. Büyükelçi,
adada kaldığı sürece birçok yer gördüğünü ve özellikle
insanların dostluğundan ve misafirperverliğinden çok
etkilendiğini söyledi. Meer, bunları asla
unutmayacağını ifade ederek, "Ümit ediyorum ki, her iki
taraftaki halk da bir araya gelecek ve adayı yeniden birleştirmek
için bu momentumu yeniden yaratacak ve böylelikle adanın kuzeyindekiler
de AB üyeliğinden tam olarak faydalanabilecek. Bunu diliyorum, bu
nedenle burada bitmemiş bir iş var diyorum. Bu nedenle
karışık duygular içinde ayrılıyorum. Gerçek olan bu,
ancak bu durumda olan sadece ben değilim. Adanın refah ve
barış içinde geleceğini ümit edelim ve dua edelim" dedi. |
KIBRIS 01/08/05
KKTC ile ilişkilerimiz aynen devam edecek
Türkiye
Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı
Abdullah Gül, "İmzaladığımız protokolde KKTC ile
ilişkilerimizin aynen devam edeceğini söyledik. Bütün bunlara
rağmen yine çözüm için uğraşacağımızı ve
kalıcı kapsamlı bir çözüm ortaya çıktığında
da tabii ki tanıma ve her türlü ilişkinin olabileceğini
deklarasyona ekledik" dedi.
İktisadi
Kalkınma Vakfı (İKV) Genel Kurulu'nda konuşan Gül, 17
Aralık kararına bakılması durumunda Türkiye'den 2 beklenti
olduğunun görüleceğini belirterek, birincisinin siyasi kriterlerle
ilgili olan 5 kanun çıkartmak olduğunu, bunların hepsini
hükümetin ilave kanunlarla çıkarttığını söyledi.
Bu
düzenlemelerin Türkiye'nin daha çok demokratik olması, demokrasinin daha
çok kökleşmesi ve hukukun üstünlüğünün pekişmesiyle ilgili
olduğunu aktaran Gül, AB söz konusu olmasa bile bunları, Türk
halkına verilmesi gereken haklar olarak gördüklerini kaydetti.
"O
bakımdan en ufak bir eziklik veya AB'ye taviz olarak değil Türk
halkına yıllardır hak ettiği hakları bu vesile ile
verilmesi olarak görüyoruz" diyen Gül, bundan da iftihar ettiklerini
anlattı.
İkinci
önemli beklentinin ise Gümrük Birliği protokolünün imzalanması
olduğunu aktaran Gül, bu konuda çeşitli spekülasyonlar
yapıldığını kaydetti.
15 AB ülkesine
10 yeni ülkenin 1 Mayıs 2004 tarihinde
katıldığını ve üye ülke sayısının 25'e
çıktığını belirten Gül, AB müktesebatının da
otomatik olarak o günden bu yana uygulanmaya
başlandığını anlattı.
Bu
müktesebatın içinde Gümrük Birliği anlaşmasının da
olduğunu ve AB'nin Türkiye ile Gümrük Birliği anlaşması
olduğu gibi Suriye, Rusya, Latin Amerika ülkeleri ile de
anlaşmaları olduğunu belirten Gül, "Dolayısıyla
onlar da o günden bu yana yeni 10 üye tarafından üstlenildi" dedi.
Bu şekilde
yeni 10 ülkenin "Ben Türkiye ile Gümrük Birliği
uygulamayacağım" diyemez hale geldiğini kaydeden Gül,
yaptıklarının bu sürecin bir resmiyete kavuşması
olduğunu söyledi.
Protokolün bir
mektup teatisi şeklinde olduğunu anlatan Gül, "Yalnız
burada çeşitli yanlış anlaşılmalar olabileceğini
düşünerek bu konuda titiz bir çalışma yaptık" dedi.
Hukukçularla
biraraya gelerek hem içerik hem de usul açısından çok iyi fikirler
aldıklarını ve bunları uyguladıklarını
kaydeden Gül, buradaki önemli noktanın Kıbrıs Rum yönetiminin
birliğe "Kıbrıs Cumhuriyeti" olarak girmesi
olduğunu anlattı.
Türkiye'nin bu
işten ne anladığını açıklayan bir deklarasyonu
protokolün eki haline getirecek bir açıklama yaptıklarını
kaydeden Gül, "Bu açıklama protokolün eki olarak dönem
başkanlığına verildi ve onlar da bunu gördüler ve
açıkladıkları bir açıklama ile bizim bu konudaki
hassasiyetlerimizi gördüklerini söylediler. Kendilerinin de bu konuya
nasıl baktıklarını bu açıklamanın içine
koydular" diye konuştu.
Abdullah Gül,
şunları kaydetti:
"Biz bu
deklarasyonda şüphesiz ki Kıbrıs'ta çözüm istediğimizi, bu
çözüm için uğraştığımızı,
Birleşmiş Milletler'in bu uğurda gösterdiği gayreti
desteklediğimizi, destekleyeceğimizi söyledik. Ancak Kıbrıs
Rum yönetiminin bugün Ada'da sınırları ile tespit edilmiş
kendi kanunlarının otoritesinin geçerli olduğu kısmı
temsil ettiğini Ada'nın aslında yeşil hatla bölünmüş
olduğunu AB müktesebatının da bu şekilde geçerli
olduğunu ve AB müktesebatının da Kıbrıs'ın sadece
Rum tarafında geçerli olduğunu, bunun böyle devam edeceğini
söyledik. Ayrıca bizim garanti anlaşmalarından doğan bütün
haklarımızı muhafaza ettiğimizi,
koruyacağımızı zikrettik. Ve KKTC ile ilişkilerimizin
aynen devam edeceğini söyledik. Bütün bunlara rağmen yine çözüm için
uğraşacağımızı ve kalıcı kapsamlı
bir çözüm ortaya çıktığında da tabiiki tanıma ve her
türlü ilişkinin olabileceğini deklarasyona ekledik ve bu da
imzalanarak protokolün bir cüz'ü haline getirildi."
Bundan sonra
yapılacak işin, çözüm için yine uğraşmak olduğunu
kaydeden Gül, Türkiye'nin ve Kıbrıs Türklerinin gösterdiği
uzlaşmacı tavrın Rumlar tarafından da
karşılık bulmasını umut ettiklerini anlattı.
Gül, sonuç
olarak yılların sorunlarından birinin gerçeklerin göz önüne
alınarak bu şekilde çözülmüş olacağını kaydetti.
KIBRIS 01/08/05
Talat, bugün Ankara'ya gidiyor
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, Türkiye Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer,
Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök ve Başbakan Recep
Tayyip Erdoğan'la görüşmek üzere bugün Ankara'ya gidiyor.
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat'a, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet
Sezer'in davetlisi olarak gideceği Ankara ziyaretinde eşi Oya Talat,
Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı
Serdar Denktaş, Müsteşarı Raşit Pertev ile Özel Kalem
Müdürü Asım Akansoy eşlik edecek.
Bu akşam
uçağıyla Ankara'ya gidecek Talat ve beraberindekiler, 2 Ağustos
Salı sabahı Anıtkabir'e çelenk koyacak. Talat,
Cumhurbaşkanı Sezer'le görüşmek üzere gideceği
Cumhurbaşkanlığı'nda resmi törenle karşılanacak
ve resmi görüşmelerde bulunacak. Sezer ve Talat,
Cumhurbaşkanlığı'ndaki görüşmenin ardından
basına açıklama yapacak.
Daha sonra
çalışma yemeğinde de Türkiye Cumhurbaşkanı Ahmet
Necdet Sezer'le birlikte olacak Cumhurbaşkanı Talat, öğleden
sonra Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök'le, ardından da
Başbakanlık Konutu'nda Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'la
görüşecek.
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat ve beraberindekiler, 3 Ağustos Çarşamba günü yurda
dönecek.
KIBRIS 01/08/05
ABden
Villepinin sözlerine tepki
AB
Komisyonu, Fransa Başbakanı Dominique de Villepinin Türkiye ve
Kıbrıs konusunda yaptığı açıklamalara tepki
gösterdi.
NTV-MSNBC VE
AJANSLAR
Güncelleme: 18:59 02 Ağustos 2005 Salı
BRÜKSEL
- Fransa Başbakanı Dominique de Villepinin, Türkiyenin
Kıbrısı tanımaması halinde, AB ile müzakerelerin
düşünülemeyeceği sözlerine Avrupa Birliği Komisyonundan tepki
geldi.
AB Komisyonu sözcüsü Amadeu Altafaj, de Villepinin Türkiyenin
Kıbrısı tanımaması halinde, AB ile müzakerelerin
düşünülemeyeceği yolundaki açıklamasını
değerlendirirken, Kıbrıs Cumhuriyetinin tanınması
meselesinin çözüm yerinin AB değil, BM olduğunu, bu konunun 3
Ekimde Türkiyenin tam üyelik müzakerelerinin başlaması için bir
önkoşul oluşturmadığını açıkladı.
Tanıma konusunun, Türkiyenin ABye katılım müzakereleri
paralelinde, fakat AB değil, BM çerçevesinde bir süreç içinde yer
aldığını ifade eden Altafaj, sunulan Müzakere Çerçeve
Belgesinde açıkça belirtildiği gibi, katılım müzakerelerindeki
ilerlemelerin, Kıbrıs Cumhuriyetinin tanınmasına
ilişkin olarak BM çerçevesinde kaydedilecek ilerlemelerle
bağlantılı görüleceğini söyledi.
Sözcü, Ankara Antlaşması ek protokolünün Türkiye tarafından
imzalanmasının ardından, tam üyelik müzakerelerinin
başlamasına ilişkin tüm koşulların yerine
geldiğini tekrarlayarak, AB Konseyinin, Müzakere Çerçeve Belgesini
onaylaması gerektiğini hatırlattı.
AB Komisyonu'ndan Villepin'e tepki
2 Ağustos, 2005 18:37:00 (TSİ) CNN TURK
AB Komisyonu, Fransa Başbakanı Dominique de Villepin'in
Türkiye ve Kıbrıs konusunda yaptığı
değerlendirmeyle mutabık olmadığını
açıkladı.
AB
Komisyonu sözcüsü, konuyla ilgili olarak Kıbrıs Cumhuriyeti'nin
tanınması meselesinin çözüm yerinin AB değil, BM olduğunu,
bu konunun 3 Ekim'de Türkiye'nin tam üyelik müzakerelerinin başlaması
için bir önkoşul oluşturmadığını
açıkladı.
Tanıma konusunun, Türkiye'nin AB'ye katılım müzakereleri
paralelinde, fakat AB değil, BM çerçevesinde bir süreç içinde yer
aldığını ifade eden sözcü, sunulan Müzakere
Çerçeve Belgesi'nde açıkça belirtildiği gibi, katılım
müzakerelerindeki ilerlemelerin, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin
tanınmasına ilişkin olarak BM çerçevesinde kaydedilecek
ilerlemelerle bağlantılı görüleceğini söyledi.
Sözcü, Ankara Antlaşması Ek Protokolünün Türkiye tarafından
imzalanmasının ardından, tam üyelik müzakerelerinin
başlamasına ilişkin tüm koşulların yerine
geldiğini tekrarlayarak, AB Konseyi'nin, Müzakere Çerçeve Belgesi'ni
onaylaması gerektiğini hatırlattı.
AB Komisyonu sözcüsü, 1-2 eylülde, İngiltere'de, dışişleri
bakanları düzeyinde toplanacak olan AB Konseyi'nden bu onayın
çıkmasının, 3 Ekim'de müzakerelerin başlamasından
önceki son siyasi adım' olacağını ifade etti ve ''AB üyesi
devletler, başlatılan süreci ilerletme veya frenleme
açısından siyasi sorumluluklarını üstlenmelidirler. Bu, üye
devletlerin her birinin hükümran kararı olacaktır'' dedi.
Villepin'in
açıklamaları
Fransa Başbakanı Dominique de Villepin, bugün yaptığı
açıklamada, Türkiye'nin Kıbrıs'ı tanımaması halinde,
AB ile müzakerelerin düşünülemeyeceğini söylemişti.
Fransız Başbakan Villepin, Türkiye-AB arasında 3 ekimde
başlaması öngörülen müzakerelerin ertelenebileceğini savunarak,
AB'nin 25 üyesinden her birini tanımayan bir ülkeyle müzakere
yapılmasının düşünülemeyeceğini belirtmişti.
Türkiye'nin Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanımadığına
dair yayımladığı deklarasyona, dün de Avusturya'dan tepki
gelmişti
Avusturya Başbakan Yardımcısı Hubert Gorbach, Türkiye'nin
Kıbrıs Rum yönetimini tanımaması halinde AB üyesi
olamayacağını savundu. Gorbach, Türkiye'nin,
sınırları devletler hukukuna göre belirlenmiş olan
Kıbrıs'ı tanımadan AB'ye üye olmasının mümkün
olmadığını söylemişti.
Villepin'e Gül'den
de tepki geldi
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül de, Fransa'nın 'Kıbrıs
tanınmalı' yönündeki açıklamalarıyla ilgili olarak AB'nin
verdiği sözler doğrultusunda müzakerelerin 3 ekimde
başlatılmasını istedi.
Bakan Gül, "Fransa Başbakanı de Villepin'in söz konusu demeci
hangi çerçevede verdiğini ve tam olarak neleri kastettiğini bu
aşamada
değerlendirebilecek durumda değilim. Fransa'nın AB sürecine
desteğinin devamını bekliyoruz" ifadelerini kullandı.
Türkiye'nin bütün yükümlülüklerini yerine getirdiğini vurgulayan Gül,
"şimdi AB'nin de ahde vefa ilkesi doğrultusunda 17 aralıkta
aldığı ve altında bütün AB üyelerinin imzası bulunan
karar uyarınca, müzakereleri 3 ekimde başlatmasını
bekliyoruz'' diye konuştu.
Türkiye 'tanınma' baskısına tepkili
2 Ağustos, 2005 15:02:00 (TSİ) CNN TURK
Türkiye, Fransa'nın müzakerelerin başlaması
için 'Kıbrıs tanınmalı' şartını, 'AB
verdiği sözleri ihlal ediyor' olarak değerlendirdi.
Türkiye'nin
yayımladığı Kıbrıs Rum Yönetimi'nin
tanınmayacağı yönündeki deklarasyonuyla ilgili
tartışmalar sürüyor. Son olarak Fransa Başbakanı Dominique
de Villepin, Türkiye'nin Kıbrıs'ı tanıması
gerektiğini söyledi. Türkiye ise bunu '17 aralıkta alınan
kararlar ihlal ediliyor' diye değerlendirdi.
Reuters haber ajansı, bir Türk yetkiliye dayandırdığı
haberinde, Fransa'nın 'Kıbrıs tanınmalı'
şartını Türkiye'nin verilen sözlerin ihlal edildiği
şeklinde yorumladığını duyurdu.
Reuters'a konuşan Türk diplomat, 17 aralık 2004'te müzakerelerin
başlaması için Türkiye'ye böyle bir şartın
sunulmadığını belirterek, bu konunun son derece net
olduğunu söyledi.
Aynı yetkili, Türkiye'nin Ek Protokolü imzalaması
ile müzakerelere başlamak için son şartın da yerine
getirildiğini ifade etti. İngiliz haber alansına
göre, Ankara, Fransa'nın bu tavrının 3
ekimde başlaması öngörülen müzakerelerin tarihinde
geçikmeye yolaçacağına da inanmıyor.
Villepin'in
açıklaması
Fransa Başbakanı Dominique de Villepin, Türkiye'nin
Kıbrıs'ı tanımaması halinde, AB ile müzakerelerin
düşünülemeyeceğini açıkladı.
Fransız Başbakan Villepin, Türkiye-AB arasında 3
ekimde başlaması öngörülen müzakerelerin ertelenebileceğini
savunarak, AB'nin 25 üyesinden her birini tanımayan bir ülkeyle müzakere
yapılmasının düşünülemeyeceğini belirtti.
Türkiye'nin Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanımadığına
dair yayımladığı deklarasyona, dün Avusturya
da tepki gösterdi.
Avusturya Başbakan Yardımcısı Hubert Gorbach, Türkiye'nin
Kıbrıs Rum yönetimini tanımaması halinde AB üyesi
olamayacağını savundu.
Gorbach, Türkiye'nin, sınırları devletler hukukuna göre
belirlenmiş olan Kıbrıs'ı tanımadan AB'ye üye
olmasının mümkün olmadığını söyledi.
AB içinde ekonomik ve siyasi bazı sorunların
yaşandığı bir dönemde iç barışın ve
işbirliğinin birlikte yaşamanın ilk koşulu
olduğunu belirten Gorbach, Türkiye'nin konumunu ve nereye gitmek
istediğini somut olarak belirlemesi gerektiğini ifade etti.
Gorbach, Ek Protokolün imzalanmasıyla birlikte Kıbrıs
deklarasyonunun yayımlanmasını 'olumsuz bir gelişme' olarak
değerlendirdi.
Rehn'den
'deklarasyon' desteği
AB Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn ise dün, Türkiye'yi
destekleyici yönde bir açıklama yaptı.
Olli Rehn, Ankara Anlaşması Ek Protokolünün imzalanmasının
ardından, Türkiye ile tam üyelik müzakerelerinin başlaması
yönünde engel kalmadığını söyledi.
Rehn, açıklamasında, Ek Protokolün imzalanmasından
duyduğu memnuniyeti dile getirdi. Olli Rehn, bu imzanın, Gümrük
Birliği'nin, Kıbrıs Cumhuriyeti dahil tüm Avrupa Birliği
üyesi devletlerde uygulanmasını sağlayacağını
belirtti.
Protokolde
'tanıma' yok
AB dönem başkanı İngiltere'nin Türkiye'ye gönderdiği ek
protokol metni, Brüksel'deki Türk daimi temsilcisi Büyükelçi Oğuz Demiralp
tarafından geçtiğimiz cumartesi imzalandı.
Türkiye, protokole imza atarken, Kıbrıs cumhuriyeti'ni
tanımadığını da yayınladığı bir deklarasyonla ilan etti.
Deklarasyonun içeriği:
·
Türkiye siyasi çözüm için kararlılığını
sürdürmektedir
·
Bu protokoldeki Kıbrıs Cumhuriyeti 1960'daki ortaklık
devleti değildir
·
Türkiye için Rum tarafı Kıbrıs Türk tarafını
temsil etmemektedir
·
Türkiye bu protokolle Kıbrıs Cumhuriyeti'ni herhangi bir
şekilde tanımış olmayacaktır
·
Türkiye KKTC ile ilişkilerini değiştirmeyecektir
·
Kapsamlı çözümle birlikte Türkiye yeni oluşacak devlet ile
ilişkiler tesis etmeye hazırdır
AB'nin deklarasyonun kısa olması ve limanların Rum kesimine
açılmayacağı cümlesinin yer almaması taleplerini dikkate
alan Ankara deklarasyonun hem giriş hem de sonuç bölümünde çözüme yönelik
mesajlar verdi.
Gül, AB'den verdiği sözü tutmasını istedi
2 Ağustos, 2005 17:31:00 (TSİ) CNN TURK
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Fransa'nın
'Kıbrıs tanınmalı' yönündeki açıklamalarıyla
ilgili olarak AB'nin verdiği sözler doğrultusunda müzakerelerin 3
ekimde başlatılmasını istedi.
Bakan
Gül, "Fransa Başbakanı de Villepin'in söz konusu demeci
hangi çerçevede verdiğini ve tam olarak neleri kastettiğini bu
aşamada
değerlendirebilecek durumda değilim. Fransa'nın AB sürecine
desteğinin devamını bekliyoruz" ifadelerini kullandı.
Türkiye'nin bütün yükümlülüklerini yerine getirdiğini vurgulayan Gül,
"şimdi AB'nin de ahde vefa ilkesi doğrultusunda 17 aralıkta
aldığı ve altında bütün AB üyelerinin imzası bulunan
karar uyarınca, müzakereleri 3 ekimde başlatmasını
bekliyoruz'' diye konuştu.
Reuters haber ajansı ise Ankara'nın, bu açıklamayı,
"AB tarafından verilen sözlerin ihlali" olarak
değerlendirdiğini duyurdu.
Ajans, bir Türk yetkiliye dayandırdığı haberinde,
Fransa'nın 'Kıbrıs tanınmalı' şartını
Türkiye'nin verilen sözlerin ihlal edildiği şeklinde yorumladığını
belirtti.
Reuters'a konuşan Türk diplomat, 17 aralık 2004'te müzakerelerin
başlaması için Türkiye'ye böyle bir şartın
sunulmadığını belirterek, bu konunun son derece net
olduğunu söyledi.
Aynı yetkili, Türkiye'nin Ek Protokolü imzalaması ile müzakerelere
başlamak için son şartın da yerine getirildiğini ifade
etti. İngiliz haber alansına göre, Ankara, Fransa'nın bu
tavrının 3 ekimde başlaması öngörülen müzakerelerin
tarihinde geçikmeye yolaçacağına da inanmıyor.
'Müzakereler
ertelenebilir' mesajı
Fransa Başbakanı Dominique de Villepin, bugün yaptığı
açıklamada, Türkiye'nin Kıbrıs'ı tanımaması
halinde, AB ile müzakerelerin düşünülemeyeceğini söylemişti.
Fransız Başbakan Villepin, Türkiye-AB arasında 3 ekimde
başlaması öngörülen müzakerelerin ertelenebileceğini savunarak,
AB'nin 25 üyesinden her birini tanımayan bir ülkeyle müzakere
yapılmasının düşünülemeyeceğini belirtmişti.
Türkiye'nin Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanımadığına
dair yayımladığı deklarasyona, dün de Avusturya'dan tepki
gelmişti
Avusturya Başbakan Yardımcısı Hubert Gorbach, Türkiye'nin
Kıbrıs Rum yönetimini tanımaması halinde AB üyesi
olamayacağını savundu. Gorbach, Türkiye'nin,
sınırları devletler hukukuna göre belirlenmiş olan
Kıbrıs'ı tanımadan AB'ye üye olmasının mümkün olmadığını
söylemişti.
|
Fransa: Kıbrıs tanınmazsa müzakere ertelenir |
|
||
Paris Fransa Başbakanı de Villepin, Türkiye'nin Kıbrıs'ı tanımaması halinde, AB ile müzakerelerin düşünülemeyeceğini söyledi. Başbakan de Villepin,
Europe 1 radyosuna verdiği demeçte, Türkiye-AB arasında 3 Ekim'de
başlaması öngörülen müzakerelerin ertelenebileceğini
savunarak, AB'nin 25 üyesinden her birini tanımayan bir ülkeyle
müzakere yapılmasının düşünülemeyeceğini belirtti. De Villepin, Türkiye'nin 3
Ekim'e kadar, müzakerelerin başlaması için şart koşulan
bütün maddelere uymaması ve kendi argümanlarını empoze etmesi
ihtimaliyle ilgili bir soruyu, şöyle yanıtladı: O zaman beklemek elzem olacak.
Türkiye'nin müzakere sürecine geri dönme yolunda gerçek bir istek göstermesi
beklenecek. Fransa Başbakanı
Dominique de Villepin, Müzakerelerin 3 Ekim'de başlamaması
olası mı? sorusunaysa Her şeyin tamamen açık
olması gerektiğini düşünüyorum yanıtını verdi. YUNANİSTAN: ADAY
BİR ÜLKENİN BİR AB ÜYESİNİ TANIMAMASI KURUMSAL
BİR ÇELİŞKİDİR SOYER: TANIDI-TANIMADI
TARTIŞMALARINI BIRAKARAK ÇÖZÜME ODAKLANMALIYIZ KKTC Başbakan Ferdi Sabit
Soyer, Türkiye'nin AB ile ek protokolü imzalamasıyla ortaya
çıkabilecek sıkıntıların, Türkiye ve KKTC
hükümetleriyle sivil toplum örgütlerinin işbirliğiyle
aşılabileceğini belirterek, Bu süreçte
tanıdı-tanımadı tartışmalarını
bırakarak çözüm sürecine bağlılık teyit edilmeli dedi. Gül, şunları kaydetti:
Fransa Başbakanı de Villepin'in söz konusu demeci hangi çerçevede
verdiğini ve tam olarak neleri kastettiğini bu aşamada
değerlendirebilecek durumda değilim. Fransa'nın AB sürecine
desteğinin devamını bekliyoruz. Türkiye, bütün
yükümlülüklerini yerine getirmiştir. Şimdi AB'nin de ahde vefa
ilkesi doğrultusunda 17 Aralık'ta aldığı ve
altında bütün AB üyelerinin imzası bulunan karar uyarınca,
müzakereleri 3 Eki'mde başlatmasını bekliyoruz. (aa) |
|||
HURRIYET 02/08/05
Sezer: KKTC için her türlü çaba sürecek
Ankara
Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, Türkiye'nin, KKTC'nin ekonomik ve toplumsal yönden gelişmesi için her türlü çabayı göstermeyi sürdüreceğini söyledi. Sezer, KKTC'ye uygulanan ambargonun kaldırılması gerektiğini vurguladı.
Sezer, KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Çankaya Köşkü'nde baş
başa ve heyetlerarası görüşme yaptı.
Görüşmelerin
ardından yaptıkları ortak basın açıklamasında,
Sezer, KKTC Cumhurbaşkanlığına seçilmesinin ardından
düzenlediği ilk resmi ziyaret nedeniyle Talat ve beraberindeki heyeti
Türkiye'de görmekten mutluluk duyduğunu ifade etti.
Kıbrıs'ın Türkiye için bir ulusal dava olduğunu ve
Kıbrıs'ta dili ve dini ayrı iki halk ve onların
kurduğu iki devlet bulunduğunu kaydeden Sezer, Kıbrıs'ta
yeni bir ortaklık iki eşit taraf arasında kurulmalı,
yaşayabilir olmalı ve Ada'daki gerçekleri dikkate
almalıdır. Varılacak çözümün, iki kesimliliği ve Ada
üzerindeki dengeleri gözetmesi gerekmektedir diye konuştu. Ada'daki iki
halkın barış ve güvenlik içinde yan yana yaşayabilecekleri
zeminin temelinin, KKTC'nin bugün olası bir çözümün eşit
ortağı durumunda olduğu gerçeğinin kavranmasına
bağlı olduğunu vurgulayan Sezer, Türk tarafının, hakça
ve kalıcı bir çözümden yana olduğunu ve bu yolda üzerine
düşeni yaptığını söyledi.
Cumhurbaşkanı Sezer, buna karşın, karşı
tarafın, eşitlik ve ortaklık temelinde bir siyasal
uzlaşıyı kabul etme niyetinde olmadığının
anlaşıldığını ifade etti.
KARŞILIKLI SAYGI VE GÜVEN ORTAMINA GEREKSİNİM
Türkiye ve KKTC'nin Kıbrıs sorununun hakça ve kalıcı bir
çözüme kavuşturulmasını içtenlikle istediğini belirten
Sezer, şunları kaydetti:
Biz, BM Genel Sekreteri'nin çabalarını destekledik. Çözümün, BM
çerçevesinde gerçekleşmesi gerektiğine olan inancımızı
sürdürmekteyiz. Kıbrıs Türk halkı her zaman uzlaşıdan
yana olmuştur. Her şeyden önce, iki taraf arasında
karşılıklı saygı ve güven ortamının
oluşmasına gereksinim vardır. Tersi durumda, tarafların yan
yana yaşayabilecekleri ve işbirliği yapabilecekleri bir
ortamı sağlamak olanağı bulunmayacaktır.
Sezer, KKTC'nin, demokratik ve insan hakları ile hukukun üstünlüğü
ilkelerine dayalı yapısıyla Ada üzerinde ve Doğu Akdeniz
bölgesinde istikrarın simgesi olduğunu belirtti.
Cumhurbaşkanı Sezer, şöyle devam etti:
Sayın Cumhurbaşkanı ve beraberindeki heyetle
yaptığımız görüşmede de, Kıbrıslı Türk
kardeşlerimizle dayanışma ve işbirliği
anlayışımızı yineleme olanağını bulduk.
Görüşmede, Kıbrıs konusunun içinde bulunduğu
aşamayı ayrıntılı olarak değerlendirdik ve
önümüzdeki dönemde atılabilecek adımlar üzerinde görüş
alışverişinde bulunduk.
Türkiye ve KKTC'nin yakın temas, işbirliği ve danışma
halinde olması gerektiği konusunda görüş birliği içindeyiz.
Birlik ve beraberliğimiz bizim esas gücümüzdür. Bu dayanışma,
bundan sonra da aynı biçimde sürecektir
ULUSLARARASI TOPLUMDAN SOMUT ADIM BEKLENTİSİ
Bugün içinde bulundukları aşamada, Kıbrıs Türk halkına
yıllarca uygulanan haksız ambargo ve kısıtlamalara son
verilmesi için uluslararası toplumun, BM ve AB'nin daha da gecikmeden
somut adımlar atmasını beklediklerini ifade eden Sezer,
doğrudan ticaret ve doğrudan ulaşım konusunda somut
gelişmeler sağlanmasını ve ambargoların
kaldırılması yönünde atılan adımların daha da
ileriye götürülmesini beklediklerini kaydetti.
Türkiye, KKTC'nin ekonomik ve toplumsal yönden gelişmesi için her türlü
çabayı göstermeyi sürdürecektir diyen Sezer, amaçlarının,
Kıbrıs Türk halkının yaşam düzeyini yükseltmek ve
geleceğe daha güvenle bakmasını sağlamak olduğunu
ifade etti.
Cumhurbaşkanı Sezer, Kıbrıs sorunu, Kıbrıs Türkü
için bir hak ve hukuk savaşımıdır. Bu dönemde Türkiye'nin,
KKTC'yi, geçmişte olduğu gibi bundan sonra da her alanda
destekleyecek ve Kıbrıslı Türk kardeşlerimizin yanında
olmayı sürdürecektir diye konuştu.
TALAT:
TÜRKİYE İLE KKTC DAYANIŞMASININ DEVAM ETMESİ KONUSUNDA
KARARLIYIZ
KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat da Cumhurbaşkanı
seçilmesinin ardından yapılan resmi davet için Sezer'e içtenlikle
teşekkür ederek, ilk resmi ziyaretinde çok samimi ve
ayrıntılı bir değerlendirmede bulunduklarını
kaydetti.
Cumhurbaşkanı Sezer ile Kıbrıs sorununun içinde
bulunduğu durumu değerlendirdiklerini belirten Talat, bundan sonra
atılacak adımlar konusunda görüş alış verişinde
bulunduklarını söyledi.
Türkiye'nin her zaman KKTC'ye destek verdiğini ve bu desteğin bundan
sonra da süreceğinin bilincinde olduklarını ifade eden Talat,
şöyle dedi:
Dayanışmamızın geçmişte olduğu gibi bundan sonra
da devam edeceği konusunda kararlılığımızı
vurguladık. Türkiye'ye güçlü destek için teşekkür ediyoruz.
İnanıyoruz ki bu destek eksilmeyecek, artacaktır.
Türk tarafının Kıbrıs sorununa kalıcı çözüm
istediğini ve bu yöndeki çabalarının dünya tarafından
görüldüğünü hatırlatan Talat, ancak Rum tarafının çözüme
yanaşmadığını kaydetti.
RUMLARA
BARIŞ ELİMİZİ UZATTIK, TUTMALARINI İSTİYORUZ
Talat,
Seçimlerin bittiği günden itibaren Rumlara barış elimizi
uzattık. Rum tarafının uzattığımız eli
tutmasını istiyoruz. Eğer tutarlarsa eşitliğimize
dayalı ortak bir devlet kurmaya hazırız dedi.
BM Genel Sekreteri'nin Güvenlik Konseyi'ne sunduğu raporda,
Kıbrıslı Türklerinin gereksiz yere izole edilmesine son
verilmesi yönündeki tavsiyesinin doğru bir yaklaşım
olduğunu ifade eden Talat, bu yaklaşımın tüm dünya
tarafından da algılanması gerektiğini söyledi.
Talat, geçmişin düşüncelerine dayalı mevcut uluslararası
hukukun Kıbrıslı Türklerin durumunu
tanımlayamadığını belirterek, uluslararası
toplumun Kıbrıs'a bakışının yeniden gözden
geçirmesi ve ciddi şekilde yeni bir değerlendirme yapması
gerektiğini kaydetti. Talat, bu değerlendirmenin ilk
adımının da izolasyonların kaldırılması
yönünde atılması gerektiğini belirtti.
Kıbrıs sürecinde Türkiye ile KKTC'nin
dayanışmasının önemine işaret eden KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, bu dayanışmanın,
Kıbrıslı Türklerin haklarını elde edecekleri bir
çözüme taşıyacağını kaydetti.
(aa)
HURRIYET 02/08/05
Pakistan'dan Kıbrıs
desteği: AB'nin ihanet öyküsü...
Türkiyenin Barış Harekatı ile
Kıbrıslı Türklere özgürlük sağladığı bildirildi.
Pakistanda yayınlanan The News gazetesinde yer alan bir makalede AB
ihanetle suçlanırken Kıbrıslı Türklere uygulanan ambargolar
için hiç bir izah bulunmadığı, İslam ülkelerinin de
Kıbrıslı Türkler konusunda isteksiz davrandıkları
vurgulandı.
The News gazetesi, Pakistanlı siyasi
analist Ansar Mahmood Bhatti imzalı, "ABnin ihanet öküsü"
başlıklı bir makaleye yer verdi. Türkiyenin Barış
Harekatını gerçekleştirdiği 20 Temmuz 1974 gününün,
Kıbrıslı Türkler için özgürlük günü olduğu, adanın Yunanistan
ile birleştirilmesinin engellendiği belirtildi.
PAKİSTANIN VE İRANIN
DESTEĞİ ÇOK KÜÇÜK
Kıbrıslı Türklere hiç bir
izahı olmayan ambargoların uygulandığına dikkat
çekilen makalede "Pakistan ve İran, Kıbrıslı Türklerin
gerçek kaygılarını anlıyor ancak bu ülkelerce sağlanan
destek çok küçük. Azerbaycan, doğrudan uçuşlara başlayan ilk
ülke oldu" ifade kullanıldı.
Türkiyenin, Kıbrıs sorununun
çözünlenmesi konusunda halen ABnin baskısı altında olduğu
ifade edilen makalede, oysa Türkiyenin adaylığı kabul
edildiği 1999 yılındaki Helsinki Zirvesinde ise
Kıbrıs koşulunun konulmadığına dikkat çekildi.
Kıbrıslı Türklerin, İslam
ülkelerinin isteksizliğinden yakınmakta hakkı olduğu
görüşü savunulan makalede Rumları müzakere masasına iten tek
faktörün adadaki Türk askerlerinin varlığı olduğu
vurgulandı.
Makalede Annan Planı referandumunun
ardından ABnin Kıbrıslı Türkler için bir destek paketini
açıkladığı ancak bu taahhüdün yerine getirilmediği
belirtildi. Kıbrıstaki durumun giderek daha kritik hale geldiği
savunulan makalede başta AB olmak üzere, uluslararası toplumun
harekete geçmemesi halinde çok geç olacağı öne sürüldü.
ANKA
MILLIYET 02/08/05
Kıbrıs'ta
doğru adım atıldı...
Nihayet oldu.
Türkiye Gümrük Birliği anlaşmasını Kıbrıs'ı
içine alacak şekilde genişletti.
Aslında son dakikaya kadar, Türkiye herhangi bir deklarasyon yapmaktan
caydırmaya çalışıldı. Avrupa Komisyonu ve dönem
Başkanı İngiltere, deklarasyon yapılmadığı
taktirde Türkiye'nin hiç bir zarara uğramayacağını, buna
karşın müzakereler sırasında işinin çok
kolaylaşacağını telkin ettiler. Kıbrıs ve
Yunanistan'ın zorluk çıkartamayacaklarını vurguladılar.
Ancak, Ankara'nın ağzı yanmıştı. Yoğurdu
üfleyerek yemek zorundaydı. 1995'teki Gümrük Birliği
anlaşması sırasında ve sonradan yaşananlar (özellikle,
çözüm olmadan Kıbrıs'ın tam üyeliğe kabul edilmesi) derin
izler bırakmıştı. Bu defa, hukuki açıdan hiçbir
açık bırakılmamalı ve Türk tarafı ciddi şekilde
korumaya alınmalıydı.
Deklarasyon, birçok üye ülke'nin beklentisinin aksine gayet yumuşak bir
metinden oluşuyor.
Kelimeler dikkatle seçilmiş.
Sürtüşme değil, uzlaşı arayışı ön plana
çıkarılmış.
Annan planı hatırlatılarak "çözüm istediğimizin"
örneği verilmiş ve tarafların kabul edecekleri bir çözüm formülü
bulunana kadar, Rumların Güneyi, Türklerin de Kuzeyi yönetmekle
yetinecekleri belirtilmiş.
Avrupa Birliği, hiçbir deklarasyon olmasa memnun olabilirdi, ancak Türkiye
böyle bir deklarasyon yapmamazlık edemezdi. Hiçbir Türk hükümeti, bu tip
bir deklarasyon yapmadan ayakta kalamazdı.
İşte bundan dolayı, hükümet doğrusunu
yapmıştır.
Protokolu, imzalamak zorundaydı.
Deklarasyondan kaçınması da söz konusu olamazdı.
RUMLAR İÇİN HAYAL KIRIKLIĞI
Kıbrıs Rum liderliği ve Yunanistan'ın tepki göstermeleri
doğal karşılanmalı. Zira bu iki başkent'in
beklentileri farklıydı.
Rumlar, 17 Aralık 2004 doruğuna tam 12 ayrı istek içeren bir
listeyle gelmişlerdi. 12 maddenin sadece birini, onun da
yarısını elde edebilmişlerdi. Bu defa, 17 Aralık'ta
kaçırdıkları fırsatı yakalamak istiyorlardı. Onu
da başaramadılar.
Rumlar, tüm müzakereler boyunca salam politikası uygulayacaklar. Buna
hazırlıklı olmalıyız. Bu durum da bize Rauf
Denktaş'tan mirastır. Eğer Annan planını Kopenhag'da
(Aralık 2003) kabul etmiş olsa, bugün ya Türkler de tam üye statüsüne
kavuşmuş veya Rumlar tam üyelik kapısında bekliyor
olacaklardı. Denktaş'ın Kıbrıs'ı kişisel
kaprisine dönüştürmesi, ne yazık ki, hem Türkiye'ye hem de KKTC'ye
çok pahalıya çıkacak.
Neyse olanlar oldu. Şimdi ileriye bakalım.
Rumlarda Annan planını reddederek, Ada'nın ikiye bölünmesini
dolaylı şekilde kabul etmiş oldular.
Bundan sonra ne kadar salam politikası uygularlarsa uygulasınlar,
Türkiye'yi ne kadar sıkıştırırlarsa
sıkıştırsınlar, Kıbrıs sorununun çözümü
Türkiye'nin AB'ye tam üyeliğine endekslenmiştir.
Türkiye AB'ye tam üye olduğu taktirde, Kıbrıs konusuda
kendiliğinden çözülecek, Türkiye AB dışında
bırakıldığı sürece Kıbrıs bugünkü gibi
kalacak. Aradan bir 10-15 yıl daha geçtikten sonra da Ada'nın
birleşmesi söz konusu edilemeycektir.
Denktaş tutumuyla, KKTC vatandaşlarının
zenginleşmelerini geciktirmiş, Türkiye'nin başına Rum
azabını örmüşse, Papadopulos'ta tutumuyla
Kıbrıs'ın ortadan ikiye bölünmesini gerçekleştirmiştir.
AB YANKILARI KÖTÜ DEĞİL
Türkiye'nin deklarasyonu açıklandıktan sonra Avrupa'nın belli
başlı başkentlerini aradım ve yankıları
aldım. Beklentilerimizin aksine, Kıbrıs açıklaması pek
olumsuz tepki görmemiş. Genel olarak anlayışla karşılanmış.
"Keşke yapılmasaydı" diyenler dahi, ardından
"anlıyoruz, Türkiye bu açıklamayı, yapmadan edemezdi"
diye eklediler.
Kıbrıs'ta yeni bir süreç başlıyor.
Bundan sonra Türkiye'nin hayatı daha kolay geçmeyecek. Riskli ve
zorluklarla dolu bir döneme giriyoruz. Önemli olan, Rum şantajlarına
düşmemek ve KKTC'yi zenginleştirmenin yolunu bulmak.
Gerisi boş...
MEHMET ALI
BIRAND MILLIYET 02/08/05
'Müzakere için Rumlar'ı tanı'
baskısına Türkiye'den tepki
Türkiye'nin ek protokole imza ile birlikte
yayınladığı deklarasyon için Avrupa basını dün
"AB, Ankara'ya ödün vermeye hazır", "Türkiye'ye arka
çıkan ülkeler var" diye yazdı, AB Komisyonu'nun
genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn, imzanın ardından Türkiye
ile tam üyelik müzakerelerinin başlamasına bir engel
kalmadığını açıkladı. Ancak bugün rüzgar tersine
döndü.
* Kıbrıs Rum yönetimi Müzakere Çerçeve
Belgesine 'tanıma' paragrafı eklemeye hazırlanıyor.
* Fransa Başbakanı de Villepin,
tanıma olmadan 3 Ekim'de başlayacak müzakerelerin
ertelenebileceği açıklamasını yaptı.
* Avusturya, Türkiyenin Kıbrıs Rum
Yönetimini tanımaması halinde AB üyesi olamayacağını
savundu.
* Yunanistan, Fransa'nın
açıklamasının 'özel bir önem'
taşıdığını ve Rum tarafını
tanımada net ve ısrarlı tutumunu sürdüreceğini açıkladı.
* Türkiye ise, Fransa'nın müzakerelerin
başlaması için 'Kıbrıs tanınmalı'
şartını, 'AB verdiği sözleri ihlal ediyor' olarak
değerlendirdi.
* AB Komisyonu da,
"Kıbrıs'ın çözüm yeri AB değil BM'dir" ve
"Kıbrıs'ın müzakereler için bir önkoşul
oluşturmadığını" açıklamasını
yaparak Fransa Başbakanı'na tepki gösterdi.
TÜRKİYE: AB,
SÖZLERİNİ TUTMUYOR
Fransa Başbakanı de Villepin'in 'Rum
kesimini tanımadan Türkiye ile müzakereler başlamaz' sözlerine
Ankara'dan ilk tepki geldi.
Reuters haber ajansı, Türk yetkililere
dayandırdığı haberinde, Türkiye, Fransa'nın
müzakerelerin başlaması için 'Kıbrıs tanınmalı'
şartını, 'AB verdiği sözleri ihlal ediyor' olarak
değerlendirdi. Ankara, açıklamaların "17 Aralık'ta
alınan kararları" ihlal ettiğini düşünüyor.
Ayrıca Ankara, Fransa'nın bu
tavrının 3 ekimde başlaması öngörülen müzakerelerin
başlama tarihinde geçikmeye yolaçacağına inanmıyor.
Gül: Sürecin devamını bekliyoruz
Dışişleri Bakanı ve
Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, Fransa
Başbakanı Dominique de Villepinin açıklamalarını
değerlendirdi.
Gül, şunları kaydetti:
"Fransa Başbakanı de Villepinin
söz konusu demeci hangi çerçevede verdiğini ve tam olarak neleri
kastettiğini bu aşamada değerlendirebilecek durumda
değilim. Fransanın AB sürecine desteğinin devamını
bekliyoruz. Türkiye, bütün yükümlülüklerini yerine getirmiştir. Şimdi
ABnin de ahde vefa ilkesi doğrultusunda 17 aralıkta
aldığı ve altında bütün AB üyelerinin imzası bulunan
karar uyarınca, müzakereleri 3 ekimde başlatmasını
bekliyoruz."
AB KOMİSYONU'NDAN
DE VILLEPEN'E TEPKİ...
AB Komisyonu da, Fransa Başbakanı
Dominique de Villepin'in Türkiye ve Kıbrıs konusunda
yaptığı değerlendirmeyle mutabık
olmadığını açıkladı.
AB Komisyonu sözcüsü Amadeu Altafaj, de
Villepin'in "Türkiye'nin Kıbrıs'ı tanımaması
halinde, AB ile müzakerelerin düşünülemeyeceği" yolundaki
açıklamasını değerlendirirken, "Kıbrıs
Cumhuriyeti'nin tanınması meselesinin" çözüm yerinin AB
değil, BM olduğunu, bu konunun 3 Ekim'de Türkiye'nin tam üyelik
müzakerelerinin başlaması için bir önkoşul
oluşturmadığını açıkladı.
Tanıma konusunun, Türkiye'nin AB'ye
katılım müzakereleri paralelinde, fakat AB değil, BM
çerçevesinde bir süreç içinde yer aldığını ifade eden
Altafaj, "sunulan Müzakere Çerçeve Belgesi'nde açıkça
belirtildiği gibi", "katılım müzakerelerindeki
ilerlemelerin, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin tanınmasına
ilişkin olarak BM çerçevesinde kaydedilecek ilerlemelerle
bağlantılı görüleceğini" söyledi.
Sözcü, Ankara Antlaşması ek
protokolünün Türkiye tarafından imzalanmasının ardından,
tam üyelik müzakerelerinin başlamasına ilişkin tüm
koşulların yerine geldiğini tekrarlayarak, AB Konseyi'nin,
Müzakere Çerçeve Belgesi'ni onaylaması gerektiğini
hatırlattı.
Amadeu Altafaj, 1-2 Eylül'de, İngiltere'de,
dışişleri bakanları düzeyinde toplanacak olan AB
Konseyi'nden bu onayın çıkmasının, "3 Ekim'de
müzakerelerin başlamasından önceki son siyasi adım"
olacağını ifade etti ve "AB üyesi devletler,
başlatılan süreci ilerletme veya frenleme açısından siyasi
sorumluluklarını üstlenmelidirler. Bu, üye devletlerin her birinin
hükümran kararı olacaktır" dedi.
Kim ne demişti?
FRANSA:
MÜZAKERELER ERTELENEBİLİR
Başbakan De Villepin, Europe 1 radyosuna
verdiği demeçte, Türkiye-AB arasında 3 ekimde başlaması
öngörülen müzakerelerin ertelenebileceğini savunarak, ''AB'nin 25
üyesinden her birini tanımayan bir ülkeyle müzakere
yapılmasının düşünülemeyeceğini'' belirtti.
De Villepin, Türkiye'nin 3 ekime kadar,
müzakerelerin başlaması için şart koşulan bütün maddelere
uymaması ve kendi argümanlarını empoze etmesi ihtimaliyle ilgili
bir soruyu, şöyle yanıtladı:
''O zaman beklemek elzem olacak. Türkiye'nin
müzakere sürecine geri dönme yolunda gerçek bir istek göstermesi beklenecek.''
Fransa Başbakanı Dominique de Villepin, ''Müzakerelerin 3 ekimde
başlamaması olası mı?'' sorusunaysa ''Her şeyin
tamamen açık olması gerektiğini düşünüyorum''
yanıtını verdi.
YUNANİSTAN:
TANIMADA ISRARLIYIZ
Yunanistan Dışişleri
Bakanlığı sözcüsü Yorgo Kumuçakos, "aday bir ülkenin bir AB
üyesini tanımamasının Avrupa gerçeğine yabancı,
kurumsal ve garip bir çelişki oluşturduğunu" söyledi.
Kumuçakos, Fransa Başbakanı Dominique
de Villepin'in yaptığı "Türkiye'nin Kıbrıs'ı
(Rum) tanımaması halinde, AB ile müzakerelerin
düşünülemeyeceği" yönündeki açıklamasına ilişkin
yazılı bir açıklama yaptı.
De Villepin'in açıklamasının
"özel bir önem" taşıdığını kaydeden
Kumuçakos, "Türkiye'nin içinde bulunmayı kendi seçtiği bu
çelişkili durumun bir an önce ortadan kaldırılması
gerektiğini defalarca söyledik. Bu noktadaki tutumumuzda net ve
ısrarlıyız" dedi.
Atina'nın, Türkiye ile üyelik
müzakerelerine başlanmasına ilişkin kararın
alınacağı AB kurumlarında yapılacak
değerlendirmelerde bu konuda son tutumunu alacağını belirten
Kumuçakos, "Aynı zamanda Türkiye'nin Avrupa perspektifini destekleyen
tutumumuzu koruyoruz. Fakat, bu perspektif, AB'nin prensipleri, değerleri
ve kuralları çerçevesinde gelişmelidir" diye konuştu.
RUMLAR'DAN ÇERÇEVE
BELGESİ'NE YENİ PARAGRAF
Rumların, Türkiyenin Kıbrıs
deklarasyonuna tepki olarak Müzakere Çerçeve Belgesine yeni koşullar
koymaya hazırlandığı bildirildi. Rumların belgeye,
"Müzakere sürecinde Kıbrıs Cumhuriyetinin tanınması
gereklidir. Bu tanıma sürecinin uzaması müzakere sürecinin
sağlıklı bir beklinde ilerlemesini tehlikeye
sokacaktır" yolunda bir paragraf eklenmek istediği belirtiliyor.
ABHabere göre, Rumlar, Türkiyenin Ankara
Antlaşmasını ABnin yeni üyelerine genişleten Ek Protokolü
imzalarken ilan ettiği Kıbrıs deklarasyonunu gerekçe göstererek
AB Konseyince onaylanması gereken Müzakere Çerçeve Belgesine bir
paragraf eklemek istiyorlar.
Rumların belgeye ekletilmek istedikleri
paragraf şöyle:
"Müzakere sürecinde Kıbrıs
Cumhuriyetinin tanınması gereklidir. Bu tanıma sürecinin
uzaması müzakere sürecinin sağlıklı bir beklinde
ilerlemesini tehlikeye sokacaktır".
Rumları hangi ülkeler destekliyor?
Rumlar, İngilterenin Newport kentinde 1-2
Eylülde yapılacak AB Dışişleri Bakanları
toplantısında gündeme getirecekleri söz konusu talep için Fransa,
Avusturya, Hollanda ve Danimarkadan destek aldıkları savunuyor.
Rumların çerçeve belgesine eklenlemisini
istedikleri önerilerin AB üyesi ülkeler arasında yapılacak
pazarlıklardan sonra netleşeceği belirtildi.
AB üyesi ülkeler, Türkiyenin deklarasyonuna
verilecek yanıt için Ağustos sonunda toplanaçak AB Daimi Temsilciler
Komitesi Coreper toplantısında görüş birliğine
ulaşmaya çalışacak.
ABnin Türkiyenin deklarasyonuna cevap verip
vermeyeceği, AB Komisyonu Hukuk Bürosundan gelecek yanıta göre
kesinlik kazanacak.
AVUSTURYA:
TÜRKİYE KIBRISI TANIMADAN AB ÜYESİ OLAMAZ
Avusturya Başbakan
Yardımcısı Hubert Gorbach da, Türkiyenin Kıbrıs Rum
Yönetimini tanımaması halinde AB üyesi olamayacağını
savundu.
Türkiyenin imzaladığı Gümrük
Birliği Ek Protokolü ile birlikte yayımladığı
deklarasyonuna ilişkin yazılı bir açıklama yapan Gorbach,
"Türkiyenin, sınırları devletler hukukuna göre
belirlenmiş olan Kıbrısı tanımadan ABye tam üye
olmasının mümkün olmadığı" görüşünü savundu.
Gorbach, açıklamasında,
"Kıbrısın (eğer) ve (ama) demeden
tanınmasıyla Türkiye ileri doğru bir adım atmış
olacaktır. Ancak bu son adım da olmayacaktır" ifadelerine
yer verdi.
AB içinde ekonomik ve siyasi bazı
sorunların yaşandığı bir dönemde iç
barışın ve işbirliğinin birlikte yaşamanın
ilk koşulu olduğunu belirten Gorbach, "Türkiyenin konumunu ve
nereye gitmek istediğini somut olarak belirlemesi gerektiğini"
kaydetti.
Ek Protokolün imzalanmasıyla birlikte
Kıbrıs deklarasyonunuN yayımlanmasını "olumsuz
bir gelişme" olarak değerlendiren Gorbach, "Ankaranın
şu anda ipi germemesinin yararına olacağı"
görüşünü dile getirdi.
MILLIYET 02/08/05
KKTCye Dragon Çayından su için
geri sayım
Gonca ŞENAY
DHA
TÜRKİYEden Kuzey Kıbrıs
Türk Cumhuriyetine (KKTC) Dragon (Anamur) Çayı'ndan boru hattı ile
su taşınması için anlaşmanın en geç Eylül ayı
başında imzalanacağı, imza törenine Kıbrıstan
sorumlu Devlet Bakanı Abdüllatif Şener, Enerji ve Tabii Kaynaklar
Bakanı Hilmi Gülerin yanı sıra Dışişleri
Bakanı Abdullah Gülün de katılacağı belirtildi.
KKTCye Anamurdaki Dragon (Anamur)
Çayından boruyla su götürme projesi Bakanlar Kurulunun 27 Mayıs
1998 tarihli kararı ile kabul edildi. Dönemin hükümeti tarafından
alınan bu karardan 7 yıl geçmesine karşılık somut bir
adım atılmazken, proje kısmen rafa kaldırıldı.
Ancak, son dönemde KKTCye su taşınması için
çalışmalar hızlandırıldı. İki ülke
arasında bu ayın sonunda, en geç Eylül ayı başında
anlaşma imzalanması için hazırlıkların
sürdürüldüğü belirtildi.
Anamur- Güzelyurt arasında döşenmesi
planlanan boru hattı 78 kilometre uzunluğunda olacak. Su yüzeyinden
250 metre aşağıda olacak borular deniz dibine bağlanacak
dubaların üzerine döşenecek. Kara ve deniz yapıları olarak
iki ana bölümden oluşan projenin kara bölümünde baraj, depolar, pompa
istasyonları ve isale hatları, deniz yapılarında ise, deniz
üst kotundan 250 metre derinlikteki boruların imali ve askıda
montajı yer alıyor. Alarko Holdinge bağlı Alsim
Şirketi'nin başlayacağı inşaatın
yaklaşık 400 milyon dolara mal olması bekleniyor.
MILLIYET 02/08/05
Talat'ın
Ankara turu
Bugün Ankara'da resmi
temaslarda bulunacak olan Talat'ı zor bir gün bekliyor
RADIKAL 02/08/05
KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın dün yaz yağmuru
altında ilk resmi ziyareti için Ankara'ya indiği sıralarda
Brüksel'de yapılan bir açıklama, Türk Dışişleri'ni bir
ölçüde rahatlattı. Avrupa Birliği Genişleme Sorumlusu Olli Rehn,
kısa süren bir Komisyon toplantısı ardından Ankara
Antlaşması ek protokolünün imzalanmasıyla, Türkiye ile 3 Ekim
tarihinde tam üyelik müzakereleri başlaması önünde bir engel
kalmadığını açıkladı. Bu Dışişleri
Bakanı Abdullah Gül'ün ek protokolün imzalanması ardından ilan
ettiği beklentisiyle paralel bir açıklama idi.
'Kıbrıs Cumhuriyeti'ni, adanın Türk yarısını da
temsilen tam üye kabul ederek Avrupa'daki son büyük toprak ihtilafını
ithal eden AB'nin, şimdi bu sorunun içinden nasıl
çıkacağı merak konusu. Türkiye için de böyle. Çünkü
Kıbrıs sorunu, AB'nin 'Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tam üye
kabulünden ve bunun ardından adada iki ayrı toplumun hukuki ve siyasi
varlığının Birleşmiş Milletler ve AB
tarafından kabulü anlamına gelen Annan Planı'nın
halkoylamasına sunulmasından itibaren, ayrı bir mecrada akmaya
başladı. KKTC Cumhurbaşkanlığı'na,
Kıbrıs Türklerinin EOKA saldırılarına karşı
mukavemet yıllarından itibaren doğal lideri olarak sivrilen Rauf
Denktaş'tan, genç kuşak politikacılardan, sol kanattaki CTP
lideri Mehmet Ali Talat'a seçim yoluyla geçmesi, bu değişimi tescil
eden bir gelişme oldu.
Talat, Ankara'ya Kıbrıs sorunu açısından pek de kolay
olmayan koşullar altında geldi.
Zorlukların yalnız siyasi değil, şekli göstergeleri de var.
Şifreleri kırarak incelendiğinde, görünen ile
arkasındakinin farkı anlamlandırılabiliyor.
Örneğin, Talat bugün Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'den
başka Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve Genelkurmay
Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök ile de görüşecek. Bunda bir
olağandışılık yok. Öte yandan Genelkurmay, dün
yazılı bir açıklama ile, Türk devlet protokolüne göre
yabancı devlet başkanı sayılan Talat'ın Özkök'ü Genelkurmay
Başkanlığı'nda ziyaret edeceğini duyurdu.Geçmişte
daha çok Genelkurmay Başkanlarının, özellikle de resmi ziyaret
protokolüyle Ankara'da bulunan Denktaş'ı, genellikle kendisine tahsis
edilen Çankaya'daki Camlı Köşk'te ziyaret ettikleri biliniyor.
Denktaş'ın Genelkurmay Başkanlarını karargâhta ziyaret
ettiği örnekler de var gerçi. Yine de ilk ziyaret için dikkat çekici.
Askeri kaynaklar, Denktaş ile Talat'a uygulanan program ve düzeyi
konusunda hiçbir farklılığın söz konusu
olmadığını, her ikisinin de Kıbrıs Türk
halkının resmi temsilcisi olduğunu vurguluyorlar. KKTC'nin
Ankara Büyükelçisi Taner Gazioğlu programın Dışişleri
Protokol dairesince hazırlanmış olduğunu söylüyor.
Geçmişte Denktaş'ın da Genelkurmay Başkanları ve
Başbakanları ziyaret ettiği örnekleri hatırlatan
Gazioğlu, bunun Lefkoşa ile Ankara arsında bir sorun
yaratmayacağını vurguluyor.
Başbakan Erdoğan ile görüşme ise, eğer Başbakan dün
vefat eden Suudi Arabistan Kralı Fahd'ın cenazesine katılmaz
ise, Başbakanlık Konutu'nda verilecek akşam yemeği öncesi
ve sırasında olacak. Bunda dikkat çekici bir yön görünmüyor.
Zaten, siyasi yelpazenin çok ilgisiz yerlerinde yer alan AK Parti ile
Kıbrıs'taki CTP'nin kaderleri adeta birbirlerine bağlı. AK
Parti iktidarında Kıbrıs konusunda atılan adımlar
olmasaydı, Kıbrıs'ta CTP iktidarı olmayabilirdi.
Erdoğan Kıbrıs'ta Talat gibi bir siyasi ortak bulmamış
olsaydı, Kıbrıs politikasını bu ölçüde
uygulayamayabilirdi. Sonuçta her ikisi de halkın oylarıyla iktidar
olmuş siyasi liderler.
Talat, dün Radikal'de yayımlanan demecinde, Sezer ile yapacağı
görüşmelerden en büyük beklentisinin "zaman zaman görüş
ayrılıkları
olsa da" Kıbrıs Türklerine Ankara'dan gelen desteğin ve
işbirliğinin sürmesi olduğunu vurgulamıştı. Bu
sözün arka planında Talat'ın bir süre önce yaptığı
'Maraş'a karşı izolasyonlar' teklifinin Köşk'te yol
açtığı tepkinin bugünkü görüşmede dile getirilmesi
endişesi de var.
Talat için zorlu bir gün olacak. Bu şimdiye dek hep
karşısında Denktaş'ı Kıbrıs'ın
temsilcisi olarak görmüş olan yerleşik Ankara açısından da
önemli bir gün. Ankara'nın Talat'a göstereceği itibarın,
Kıbrıs Türk halkının tercihine gösterilecek itibar ve
samimiyet testi olacağı unutulmamalı.
Rehn: 3
Ekim olsun
'Türkiye imzayı
attı. Deklarasyon, müzakere tarihini bloke etmemeli'
RADIKAL 02/08/05
REUTERS - BRÜKSEL - Avrupa Komisyonu'nun
genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn, Türkiye'nin Gümrük Birliği'ni
Kıbrıs Rum Yönetimi dahil 10 yeni AB ülkesine genişleten ek
protokolü Kıbrıs'ı tanımadığına dair bir
beyanla birlikte imzalamasının, 3 Ekim'de üyelik müzakerelerinin
başlamasına engel olmaması gerektiğini açıkladı.
Rehn'in dün basına dağıtılan 30 Temmuz tarihli
açıklamasında, Türkiye'nin protokolü imzalamasından duyulan
memnuniyet dile getirelerek, şu ifadeleri kullandı:
"İlk değerlendirmemiz bu beyanın Türkiye'nin protokolü
uygulama kararlılığına gölge düşürmediği
şeklindedir. Bu yüzden bu imza Türkiye'nin 3 Ekim olarak öngörülen
müzakere sürecinin önünü açmalıdır."
Türkiye'nin ek protokolü imzalamasının 'Gümrük Birliği'nin,
Kıbrıs dahil tüm AB üyelerinde uygulanmasını
sağlayacağına' dikkat çeken Rehn, Avrupa Konseyi'nin, 17
Aralık'ta aldığı kararlar doğrultusundaki bu
adımla Türkiye'nin katılım müzakerelerinin 3 Ekim'de
başlayacağını ifade etti. Komisyon yetkilisi, Müzakere
Çerçeve Belgesi'nin, 29 Haziran'da Konsey'in onayına sunulduğunu
anımsattı. Türkiye'nin Kıbrıs sorununun çözümüne destek
iradesini teyit etmesinin de önem taşıdığının
altını çizen Rehn, yine de AB'nin Kıbrıs'la ilgili
beyanın hukuki etkilerini yasal sebeplerden ötürü incelemesi
gerektiğini belirtti. Türkiye'nin deklarasyonunun ayrıntılı
incelemesinin gelecek hafta tamamlanacağı kaydedildi.
'Türkiye
Kıbrıs'ı tanımalı'
Almanya'da 18 Eylül'deki seçimde iktidara gelmeleri beklenen Hıristiyan
Birlik partileri ise Türkiye'nin Kıbrıs'ı tanımadan AB
üyesi olma çabasını 'abes bir politika' diye nitelendirdi. Avusturya
Başbakan Yardımcısı Hubert Gorbach da, "Türkiye,
'Kıbrıs'ı tanımazsa AB üyesi olamaz.
Kıbrıs'ın 'eğer' ve 'ama' demeden tanınmasıyla
Türkiye ileri bir adım atmış olacaktır. Ama bu son
adım olmayacaktır" dedi.
Sezer
Talat'ı kabul ediyor
RADİKAL - LEFKOŞA/ANKARA - KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Türkiye'nin Gümrük Birliği Ek
Protokolü'nü imzalamasının ardından Ankara'daki ilk
temasını bugün yapıyor. Seçildikten sonra Ankara'ya ilk gelişi
'çalışma ziyareti' şeklinde olan Talat, Cumhurbaşkanı
Ahmet Necdet Sezer tarafından ilk kez resmen 'cumhurbaşkanı'
sıfatıyla ağırlanacak. Talat, Başbakan Tayyip
Erdoğan ve Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök'le de durum değerlendirmesi
yapacak. Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri
Bakanı Serdar Denktaş, Cumhurbaşkanlığı
Müsteşarı Raşit Pertev ve Oya Talat'ın da eşlik
ettiği KKTC lideri dün akşam Ankara'ya ulaştı.
Programına bu sabah Anıtkabir'e çelenk koyarak başlayacak olan
Talat için Çankaya Köşkü'nde resmi tören düzenlenecek.
Baba-oğul
Denktaş, bu ay Bakü yolcusu
Bu arada Azerbaycan'ın KKTC'ye tecridin kaldırılması
yolunda attığı doğrudan uçuşları başlatmak
ve ticari işbirliği adımların ardından Rauf ve Serdar
Denktaş'ın bu ay Bakü'yü ziyaret edeceği kaydedildi.
02/08/05
Anorthosis'in
rotası Şam üzerinden
02/08/2005
RADIKAL
LEFKOŞA-TRABZON -
Türkiye'nin Gümrük Birliği Ek Protokolü'nü imzalamasının
ardından havaalanları ve limanlarının Kıbrıs Rum
Yönetimi'ne açılıp açılmayacağı tartışmaları
sürerken, Anorthosis Famagusta Şampiyonlar Ligi ikinci ön eleme turu
rövanş maçı için Trabzon'a gelme yolunda Suriye rotasını
seçti.
Anorthosis yöneticileri maç için Larnaka'dan Trabzon'a direkt gelmek istedi.
Ancak başta Trabzonspor'un Ada'ya Atina üzerinden geçmiş olduğu
hesaba katılarak bu talep Dışişleri makamlarınca
dikkate alınmadı. Bu ret yanıtından sonra Türkiye'ye
doğrudan uçuş olmadığı için Rum takımı, saat
23.00'te özel uçakla Şam üzerinden Trabzon'a gitme kararı aldı.
Trabzonspor, Anorthosis karşılaşması için Atina üzerinden
Güney Kıbrıs'a uçmuş, aynı rotadan Türkiye'ye
dönmüştü. İlk maçta Trabzon'un vize işlemleri Rum ekibi
tarafından ödendiği için, bu sefer Anorthosis'in giderlerini
Bordo-Mavililer karşılayacak.
Anorthosis, bu akşam saat 20.00'de Hüseyin Avni Aker Stadı'nda son
antrenmanını yaptıktan sonra karşılaşma saatine
kadar kampa girecek. (Spor Servisi)
Kıbrıs'ta
uzatmalar
RADIKAL 02/08/05
MUHAMMED HARUB
Erdoğan hükümetinin AB'yle gümrük birliğini aralarında
Kıbrıs'ın da bulunduğu 10 yeni AB üyesini kapsayacak
biçimde genişleten ek protokolü imzalamasına ilişkin bildirisi
birçok soruyu beraberinde getirdi. Aynı zaman zarfında bütün
göstergeler bu bildirinin hiçbir siyasi veya pratik geçerliliği
olmadığına işaret ediyor. Zira protokolü imzalamak bile
Türkiye'nin Kıbrıs'ı 'pratik' olarak tanıdığı,
siyasi ve diplomatik tanımanın ise yolda olduğu anlamına
gelmekte.
Hikâyenin aslı şu: AB'nin ekim ayında Türkiye'nin üyeliğe
katılımı amaçlı görüşmelerin başlamasına
onay vermesi, Ankara'nın ek protokolünü imzalamasına
bağlıydı. Yani Ankara gümrük birliğini Güney
Kıbrıs mallarına da uygulamak zorunda.
Dikkat çeken husus, kısa ömrü içinde bölgesel dengelerde önemli roller
oynayabilen ve açık diplomatik başarılar kaydeden Erdoğan
hükümetinin bütün bu başarılara rağmen Kıbrıs
konusunda 'Protokolün imzalanması Ankara'nın Kıbrıs'ı
tanıdığı anlamına gelmez' yollu
açıklamasıyla kafasının bir hayli karışık
olması. Çünkü Erdoğan Kıbrıs'ın tanınmasının
kaçınılmaz olduğunun bilincinde ve bu bedelden sakınmak
mümkün değil. Şöyle ki AB kararları 'ortak' alınır ve
Türkiye de dahil şu ana kadar 25 ülkeyi içine alan genişlemiş
Avrupa kulübü üyesi hiçbir ülke bu ortak kabulün dışında olamaz.
Kıbrıs'ın ve keza Yunanistan'ın oyları pusuda çünkü.
Ek protokolün Kıbrıslı Türklerle Rumlar arasındaki
diyaloğun teşviki yönünde Erdoğan hükümetinin
attığı dikkat çekici olumlu adımların
tamamlayıcı olması mümkündü. Türkiye, bu bildiriyle, bilinen
Arap diplomasisinin yoluna saptı. Arap diplomasisi başını
toprağa gömer; geri adım atması ve doğal olarak ikna edici
olmayan gerekçelere ve yorumlara başlaması fazla zaman almaz.
Nihayetinde bu durum söz konusu diplomasinin teslimiyeti ve boyun
eğişi anlamına gelir.
(Ürdün gazetesi Rey, 1 Ağustos 2005)
Tanıdık
mı, tanımadık mı?
Turgut
Tarhanlı
RADIKAL 02/08/05
17 Aralık zirvesinden beri,
inişli çıkışlı bir tartışmanın konusu
olan Gümrük Birliği Ek Protokolü sonunda imzalandı. Ve tabii yeni bir
tartışma da başladı. Bu tartışmanın, gerek
Türkiye'deki gerek Türkiye dışındaki (özellikle
Kıbrıs'ın Rum yönetimi) seyrine bakılacak olursa, hukuki ve
siyasi konuların birbirine
karıştırıldığı açıkça görülür.
Basında da yer aldığı gibi, Türkiye, bu protokolü, buna ek
bir
'deklarasyon'da ilan ettiği hususlara uyulacağı kaydıyla
imzaladı. Ayrıca bunlara işaret eden bir ön yazının da
bulunduğu belirtiliyor. Hükümet çevrelerince
açıklandığına göre, Türkiye bu metinleri sadece imzalamakla
bağlanma niyetinde değil. Hükümet, Anayasa gereğince (Madde 90)
TBMM'nin iradesini aldıktan sonra onaylama yoluna gitmeyi tercih ediyor.
Bu işlemin gerçekleşme tarihinin 3 Ekim 2005 sonrasına
bırakılma olasılığı, bu iç onay
mekanizmasının yakın vadeli Türkiye-AB ilişkilerinde siyasi
bir kart olarak kullanılacağıyla ilgili gözüküyor.
Bu tartışmanın asıl mecrası, imza işleminin
Kıbrıs'ın Rum yönetiminin Türkiye tarafından
tanınması sonucunu doğuracak bir işlem olup
olmadığı üzerinde yoğunlaşıyor. Buna hemen bir
cevap vermek mümkün. Bu işlemin, hukuken bir tanıma anlamına
geldiğinin iddia edilmesi isabetli bir görüş değildir.
İmza işleminin tanıma anlamına geldiği görüşünde
olanların, tanıma uygulaması bağlamında
değerlendirilebilecek farklı tutumları birbirine
karıştırdığı söylenebilir. Açıklanan
görüşlerde, genellikle fiili de facto tanıma ve zımni
tanıma tutumları birbirine karışmış görülüyor. De
facto tanıma, tanınması söz konusu olan devlet veya hükümetin,
belli hususlarda henüz yeterli bir gelişmeyi
sağlamadığı konusunda tereddütlere sahip olunduğu
gerekçesiyle, ama o tarafla, buna rağmen bir ilişkinin de kurulması
gereğine dayanır. Herhalde, protokolün imzası sonrasında,
Türkiye'nin hukuki konumunun bu olduğu söylenemez.
Öncelikle, protokole ek olarak ilan edilen deklarasyon metninde, Türkiye'nin
Kıbrıs'ın Rum yönetimini tanıma pozisyonunun ne olduğu
açıklıkla vurgulanıyor. Ayrıca, 'Kıbrıs
Cumhuriyeti' adının ne anlama geldiğine dikkat çekiliyor ve
dolayısıyla 1960'taki hukuki yükümlülük çerçevesi reddedilmiyor. Buna
rağmen bir de facto tanımada bulunulduğu iddiası gülünç
olur. İkincisi, bu hususlara rağmen, Kıbrıs'ın Rum
yönetiminin zımni olarak tanındığının iddia
edilmesi de mümkün değildir. Zira deklarasyondaki açık ve
yazılı resmi tutum, olası bir zımni tanıma
iddiasını ortadan kaldırıcı bir anlama sahiptir.
Hukuken, bundan bir adım daha ileri gidilmesi ve örneğin Türkiye
limanları ve/veya havaalanlarının Kıbrıs'ın Rum
yönetimine ait gemi ve uçakların girişine açılması halinde
bile, bir tanınma sonucunun doğmayacağı söylenebilir. Zira
burada söz konusu olabilecek ilişki, sadece gümrük birliği protokolünün
teknik esaslarının uygulanmasından ibaret bir ilişkidir. Ve
bunun ötesinde bir iradenin (örneğin tanıma)
zımni ifadesi olarak yorumlanması, mevcut deklarasyon metni
karşısında, olanaksızdır. Uluslararası hukukta,
sadece bazı teknik ilişkilerin kurulması ve yürütülmesi
bağlamında, birbirini tanımayan iki devletin veya hükümetin
ikili ya da çok taraflı bir andlaşma akdetmelerinin
'zımni' bir tanıma anlamına gelmediğini öğrenmek için,
bir uluslararası hukuk ders kitabına bakmak bile yeterlidir.
Peki bu durum, bazı AB üyesi devletlerin temsilcilerinin belirttiği gibi,
garip bir durum değil midir? Diğer bir deyişle, AB ilke ve
hedefleri, üyeler arasında bu gibi 'çekinceli' bir ilişkiler
ortamından ziyade, bir siyasi ortaklık düşüncesinin ürünü
değil midir? Elbette öyle. Fakat Kıbrıs
uyuşmazlığı olarak adlandırılan sorunun
giderilmesi için öngörülen çözüm mekanizması, AB'nin yetkileri içinde olan
bir konu da değildir. Bu konuda, mevcut uluslararası hukuk düzeni
bağlamında BM bünyesinde bir çözüme varılması gereği
herhalde tartışmalı olmasa gerek.
Tartışmalı olan husus, hukuken böyle bir gerçeğin
varlığına rağmen, 'Kıbrıs'ın AB
üyeliğinin gerçekleşebilmiş olmasıdır. Bu durumda
Türkiye'nin deklarasyon metni, genel uluslararası hukuka atıfta bulunduğu
için hukuki bir değer taşımaktadır. AB, genel
uluslararası hukuk yükümlülüklerinden bağımsız bir
oluşum sayılmayacağına göre, mevcut durum bu bağlamda
değerlendirilmelidir
Kuzeyde ekonomi, seks turizmine dayalı
Cinsel
istismara karşı savaş açan SAGE adlı sivil toplum örgütü
yöneticisi Hotaling'den önemli iddia:
Kuzeyde ekonomi,
seks turizmine dayalı
HOTALING:
KUZEYDEKİ YAPI SEKS TURİZMİNE ELVERİŞLİ Küresel
İstismara Karşı Duruş (SAGE) Projesi Yöneticisi Norma
Hotaling, Kuzey Kıbrıs ekonomisinin ağırlıklı
olarak seks turizmine dayandığını iddia etti ve bunun da
kuzeydeki siyasi, ekonomik ve sosyal yapının bir sonucu olduğunu
kaydetti. Hotaling, kuzeydeki mevcut siyasi ve ekonomik yapının bu
soruna bir çözüm bulmakta yetersiz olduğunu savundu
MATTAR:
CİNSEL İSTİSMAR ÖNEMLİ BİR SORUN Johns Hopkins Yüksek
Okulu Uluslararası Çalışmalar Bölümü'nde Koruma Projesi
Yöneticisi Mohammed Mattar ise insan ticaretinin, gerek
Kıbrıs'ın kuzeyinde gerekse dünyada önemli bir sorun
olduğunu ifade ederek, bu ciddi sorunun uzun yıllardır göz
ardı edildiğini ve kurbanlarının tespit edilmesinde başarısız
olunduğunu ifade etti
Anıl
IŞIK
Çocukların
ve yetişkinlerin ticari cinsel istismarına son verilmesini öncelikli
hedef olarak benimseyen Amerika merkezli kâr amacı gütmeyen sivil toplum
kuruluşu Küresel İstismara Karşı Duruş (SAGE) Projesi
Yöneticisi Norma Hotaling, Kuzey Kıbrıs ekonomisinin
ağırlıklı olarak seks turizmine
dayandığını iddia etti ve bunun da kuzeydeki siyasi,
ekonomik ve sosyal yapının bir sonucu olduğunu savundu.
Hotaling,
"Ülkenizin ekonomisinin kalkınması ve gelişmesi için
nasıl bir ekonomi ve iş yapısı kurduğunuz önemlidir.
Siz ağırlıklı olarak 'seks turizmine' dayalı bir
turizm sektörüne sahipsiniz. Farklı ülkelerden birçok kadın, barlarda
ya da gece kulüplerinde çalıştırılmak üzere adaya
gelmektedir" diye konuştu.
Adanın
kuzeyindeki seks turizmi sorununa bir çözüm bulunması için ilgili tüm
kilit oyuncuların, siyasi yetkililerin, yasa yapıcıların ve
sivil toplum örgütlerinin bir araya getirilmesi gerektiğine işaret
eden Hotaling, kuzeydeki mevcut siyasi ve ekonomik yapının bu soruna
bir çözüm bulmasının yetersiz olduğunu öne sürdü.
Hotaling, daha
da ileri giderek cinsel istismara, adanın kuzeyinde hoşgörü
gösterildiğini ifade etti.
Hotaling,
"Bu sorunla uğraşmanız için finansal, siyasi ve ekonomik
yapınız yok. Bu siyasi
bir problem. Bu
sorunun çözümlenmesi için işbirliği içinde çalışmalar
yapılması gerekiyor" diye konuştu.
Johns Hopkins
Yüksek Okulu Uluslararası Çalışmalar Bölümü'nde Koruma Projesi
Yöneticisi Mohammed Mattar ise insan ticaretinin, gerek
Kıbrıs'ın kuzeyinde gerekse dünyada önemli bir sorun
olduğunu ifade ederek, bu ciddi sorunun uzun yıllardır göz
ardı edildiğini ve kurbanlarının tespit edilmesinde
başarısız olunduğunu ifade etti.
Kamu sektörü,
yasa yapıcı organlar, sivil toplum örgütleri ve eğitimin,
hepsinin aynı oranda kamuoyu bilinci yaratılmasında önemli bir
etkisi olduğunu kaydeden Mattar, "Seks satın
aldığınız zaman insan ticaretine katkı
koyuyorsunuz" dedi.
Küresel
İstismara Karşı Duruş (SAGE) adlı projenin yöneticisi
Norma Hotaling ve Johns Hopkins Yüksek Okulu Uluslararası
Çalışmalar Bölümü Koruma Projesi Yöneticisi Mohammed Mattar,
günümüzün modern köleliği olarak tanımlanan insan
kaçakçılığı hakkında KIBRIS'a bilgi verdi.
Hotaling:
Cinsel istismar
her geçen gün
artıyor
SAGE Projesi
Yöneticisi Norma Hotaling, ticari cinsel istismarın yasal bir suç
olduğuna dikkat çekerek, bu sorunun dünya genelinde her geçen gün
artış gösterdiğini söyledi.
Hotaling,
ülkelerin cinsel istismar konusundaki yasal düzenlemelerindeki açıklardan
cinsel istismarcıların faydalandığını ve bunun da
ticari cinsel istismarda organize suç şebekesinin oluşmasına ve
ayrıca cinsel istismar suçlarında önemli oranda artışa yol
açtığını kaydetti.
Bu çerçevede
yasalarda cinsel istismara olanak tanıyan mevcut açıkların ve
eksikliklerin giderilmesinin önemine dikkat çeken Hotaling, cinsel istismara
karşı mücadelede hükümet yetkililerine, yasa yapıcılara ve
aynı zamanda sivil toplum örgütlerine büyük görevler düştüğünü
söyledi.
Hotaling
ayrıca cinsel istismar mağdurlarına yönelik rehabilitasyon
programlarının ve hizmetlerinin eksikliklerine de dikkat çekerek,
cinsel istismara uğrayan kişilerin yaşamlarının
rehabilite edilmesi ve yeniden topluma kazandırılmasına yönelik
programların önemini vurguladı.
"Toplumun
yapısı cinsel
istismara imkan
tanıyor"
Ticari cinsel
istismar konusunda gerek yasalarda açıklıkların gerekse
mağdur olan kişilere yönelik programların eksikliklerinin,
toplumlardaki siyasi, ekonomik ve sosyal yapılardan
kaynaklandığını anlatan Hotaling, bu konuda hükümet
yetkilileri, yasa yapıcılar ve sivil toplum örgütleri arasında
işbirliğinin yapılması gerekliliğini kaydetti.
Hotaling,
"Hükümetin, yasa yapıcıların ve sivil toplum örgütlerinin
birlikte işbirliği içerisinde çalışması önemlidir.
Hükümet, özellikle sivil toplum örgütlerinin bu süreçte yer almasını
sağlamalıdır. Gerek yasal, gerekse eğitim sisteminin de
önemli bir rolü vardır" diye konuştu.
Hotaling,
ticari cinsel istismara karşı verilecek mücadelede, öncelikle
hedeflerin belirlenmesi ve ardından da tüm ilgili tarafların bir masa
etrafında bir araya gelerek, işbirliği içerisinde ortak
çalışmalar yürütmesi gerektiğini belirtti.
Ticari cinsel
istismara karşı verilecek mücadelede politikaların
belirlenmesinin yanı sıra, cinsel istismar mağdurlarına
yönelik koruma ve rehabilitasyon programlarının da hızlı
bir şekilde hayata geçirilmesinin önemine dikkat çekti.
"Kadının
rolü büyük"
Hotaling,
Kıbrıs'ın kuzeyindeki ticari cinsel istismar sorununun boyutuyla
ilgili yaptığı değerlendirmesinde, seks ticaretinin toplumu
farklı şekillerde etkilediğini ifade etti.
Adanın
kuzeyinde insan ticaretiyle ilgili konuşmacı olarak
katıldığı bir konferansta Kıbrıslı bir Türk
gencin yapmış olduğu konuşmayı anımsatan
Hotaling, gencin, Kıbrıs Türk toplumu içerisinde gençlere cinsel
istismar ve insan ticareti konusuna karşı sempati ve empati
duymayı öğretmediklerini ve bu sektörde çalışan
kadınların istismar edilmesinin toplum tarafından kendilerine
öğretildiğini ifade ettiğini söyledi.
Gencin
söylediklerinden çok etkilendiğini belirten Hotaling, toplum içindeki
gençlerin, kadınlar hakkında öğrendiklerinin, geleceklerini ve
onların gelecek kadın modelinin belirlenmesinde belirleyici
olduğunu ve bunların nesilden nesile geçtiğini ifade etti.
Aile ve toplum
içindeki değer yargılarının cinsel istismar ve insan
ticaretine karşı mücadelede belirleyici olduğunu belirten
Hotaling, özellikle ailede kadının ve ayrıca toplum içinde
eğitimin önemine dikkat çekti.
Cinsel
istismarın bir suç olduğunu belirten Hotaling, kuzeydeki
cezaların cinsel istismar için çok düşük olduğuna işaret
ederek, cinsel istismarla mücadelede başarı sağlanmasında
yüksek seviyedeki cezaların önemine dikkat çekti.
"Cinsel
istismarın
izlerini
taşıyorum"
SAGE
kurumundaki birçok kişi gibi kendisinin de geçmişte çocukken cinsel
istismara maruz kaldığını ifade eden Hotaling,
geçmişte defalarca tecavüze uğradığını, çok
sağlıksız ilişkiler yaşadığını ve
travmalar geçirdiğini anlattı.
Kendisinin de
cinsel istismarın izlerini taşıyan bir kişi olarak SAGE'de
cinsel istismara uğrayan kadınlara yardımcı olmaya ve bu
ciddi soruna karşı mücadele verdiğini anlattı.
Hotaling,
"Erkeklerin, seks satın almak için harcadıkları
paranın her kurşunun ticari cinsel istismardaki organize suça
katkıdır" dedi.
Dünyada silah,
insan, uyuşturucu ticaretinin hakim olduğu bir dünyada
yaşanıldığına dikkat çeken Hotaling, "Böyle bir
sistemin üstesinden gelmemiz gerekiyor. Kadınlar için para ödeyen
erkekler, organize suç şebekesini destekliyor. Bu destek oldukça büyük
orandadır. Hükümet ve sivil toplum örgütleri bu organize suç
şebekesine karşı çalışmalıdır.
Kıbrıs, organize suça karşı aşırı derecede
savunmasız bir durumdadır. Ayağa kalkmalısınız ve
siyasi, sosyal, ekonomik sisteminizle birlikte
buna
karşı mücadele etmelisiniz. Kadın ticaretinin
yapıldığı barlarda ve gece kulüplerinde yani seks
turizminin etkin olduğu bir ülkede nasıl bir ekonomik, sosyal, aile
ve ahlaki yapı olacaktır?... Çökmüş bir sistem..." diye
konuştu.
Mattar: Çok
farklı çeşitlerde
cinsel istismar
söz konusu
Johns Hopkins
Yüksek Okulu Uluslararası Çalışmalar Bölümü'nde Koruma Projesi
Yöneticisi Mohammed Mattar, ise KIBRIS'a verdiği özel demeçte, insan
ticaretinin, gerek Kıbrıs'ın kuzeyinde gerekse dünyada önemli
bir sorun olduğunu ifade ederek, bu ciddi sorunun uzun yıllardır
göz ardı edildiğini ve kurbanlarının tespit edilmesinde
başarısız olunduğunu ifade etti.
Mattar, bu
konuda bir şeyler yapılması gerektiğinin önemine dikkat
çekti.
Cinsel
istismarın sadece fuhuş anlamına gelmediğini, farklı
şekillerde kadınların cinsel istismarının söz konusu olabileceğini
ifade eden Mattar, masaj, striptiz ya da dans etmek gibi performansların
açıkça cinsel istismar anlamına da gelebileceğini söyledi.
Mattar, "Bu tür faaliyetler bir tür cinsel istismar olabilir. Masaj
yaptırıyorsanız, bunda bir sorun yok. Ancak
yaptırdığınız masaj herhangi bir şekilde belli
bir şeyle sonuçlanıyorsa, o zaman bu istismarın kapsamına
girer. Ya da eğer dans ediyorsanız, bunda da sorun yok, ancak dans
ederken müşterilere yaklaşılıyorsa, bu da açıkça
cinsel istismardır" diye konuştu.
Bu soruna,
farklı önlemlerle ve yöntemlerle her cepheden savaş
açılması gerektiğini vurgulayan Mattar, barlarda ya da gece
kulüplerine izin verilmesinde sorun görmediğini ancak, bunların polis
tarafından gözetlenmesi gerektiğini belirtti.
Bar ve kulüpler
için yeni yasalar yapılmasının cinsel istismara karşı
mücadeledeki önemine işaret eden Mattar, bu gibi işletmelere vize
verilerek cinsel istismarın olmadığının güvence
altına alınması için denetim altında tutulmalarına
olanak sağlanabileceğini belirtti.
Barlara ve gece
kulüplerine giderek seks ve cinsel performans satın almak isteyen
kişilerin bu organize suçta oynadığı rolüne dikkat çeken
Mattar, bu konuda kamuoyu bilincinin yaratılmasının önemini
vurguladı.
Kamu sektörü,
yasa yapıcı organlar, sivil toplum örgütleri ve eğitimin,
hepsinin aynı oranda kamuoyu bilinci yaratılmasında önemli bir
etkisi olduğunu kaydeden Mattar, "Seks satın
aldığınız zaman bu kadın insan ticareti kurbanı
oluyor ve siz buna katkı koyuyorsunuz. 2005 yılındaki Avrupa
Konvansiyonu, insan ticareti ile ilgili olarak madde içeriyor. Bu, bir temel
insan hakkıdır ve bu konuda hem fahişe olan taraf hem de bunu
talep eden tarafta birçok şey yapılmalıdır" diye
konuştu.
KIBRIS 02/08/05
Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos: Deklarasyonun hukuki
geçerliliği yok
"TEPKİMİZİ
KOYDUK"... Tasos Papadopulos, Türkiye'nin Gümrük Birliği Ek
Protokolü'nü imzalamasının ardından, Güney
Kıbrıs'ı tanımadığını ilân ettiği
deklarasyonun, "hukuki geçerliliği
bulunmadığını" öne sürdü. Papadopulos, Türkiye'nin hamlesine
karşı "sessiz kaldıkları" eleştirilerinin
doğru olmadığını, gerekli tepkiyi
koyduklarını söyledi
Güney
Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos, Türkiye'nin Gümrük
Birliği Ek Protokolü'nü imzalamasının ardından, Güney
Kıbrıs'ı tanımadığını ilan ettiği
deklarasyonun, "hukuki geçerliliği
bulunmadığını" öne sürdü.
Papadopulos, 3
Ağustos 1977'de ölen Rum yönetimi eski lideri Başpiskopos Makarios'u
anmak için mezarı başında düzenlenen törenin ardından
yaptığı açıklamada, "Ankara'nın deklarasyonunun
hukuki geçerliliği yok" iddiasında bulundu.
Rum
muhalefetinin, "hükümet tepkisiz kaldı" eleştirilerine de
yanıt veren Papadopulos, "Rum yönetiminin gerektiği şekilde
tepki gösterdiğini, İngiltere AB Dönem
Başkanlığı'nın açıklamasından memnun
olmadığını" söyledi.
Avrupa
Birliği'nin Türkiye'ye karşı kesin tavrının eylüldeki
AB Konseyi toplantısında belirleneceğini belirten
Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos, "Brüksel'de
AB-Türkiye Çalışma Komitesi'ndeki tartışmalarda Türk
tarafının 7 metin sunduğunu ve hepsinin de
reddedildiğini" kaydetti.
Rum
basını neler yazdı?
Rum
basını, Türkiye'nin geçen cuma akşamı gümrük
birliğini, aralarında Rum Yönetimi'nin de bulunduğu, AB'nin 10
yeni üyesini de kapsayacak şekilde genişletilmesini öngören ek
protokolü imzalaması ve bununla birlikte, "Kıbrıs
Cumhuriyeti"ni tanımadığı yönünde deklarasyon
yayımlamasının, Güney Kıbrıs'ı
karıştırmaya devam ettiğini bildirdi.
Fileleftheros
gazetesinin haberine göre, Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos,
Başpiskopos Makarios için önceki gün düzenlenen anma töreninden sonra
yaptığı açıklamada, "Ankara'nın deklarasyonun
hukuki geçerliliği bulunmadığını" iddia etti.
Papadopulos, Rum Yönetimi'nin gerektiği şekilde tepki
gösterdiğini, İngiltere AB Dönem
Başkanlığı'nın açıklamasından memnun
olmadığını söyledi.
AB'nin
Türkiye'ye karşı kesin tavrının, Eylül'deki AB Konseyi
toplantısında belirleneceğini de belirten Papadopulos,
"Brüksel'de, AB-Türkiye Çalışma Komitesi'ndeki
tartışmalarda, Türk tarafının 7 metin sunduğunu ve
hepsinin de reddedildiğini" kaydetti.
Gazeteye göre,
EDEK Başkanı Yannakis Omiru ise yaptığı
açıklamada, "Kıbrıs Cumhuriyeti'nin Türkiye tarafından
aslında AB'ye atılan bu şamarı kabul etmesi halinde o zaman
kendi devlet varlığını ortadan kaldırma, inkar etme
mantığına girmiş olacağını" söyledi.
Omiru şunları kaydetti :
"Bu
nedenle AB'ye verilecek mesaj net olmalı. AB hem uluslararası hem de
AB yasal düzenini korumak mecburiyetindedir. Kıbrıs Cumhuriyeti ise 3
Ekim'de Türkiye-AB üyelik müzakerelerinin başlamasını kabul
etmeyeceğini sert bir dille AB'ye iletmelidir. Meğer ki Türkiye
Gümrük Birliği'nin genişletilmesi süreci içerisinde Kıbrıs
Cumhuriyeti'ni fiiliyatta olsun tanısın."
Omiru,
muhalefetin hükümetin konuyu doğru şekilde ellemediği yönündeki
eleştirilerine de yanıt verdi. Omiru, "Referandumdan bir
yıl sonra DİSİ hala Kıbrıs Elenizmi Annan Planı
kabul etmediği için ağlamaya devam ediyor. Sancıları budur,
gerisi hep mazerettir" dedi.
Çevreciler-Ekologlar
Hareketi, Ek Protokol'ün imzalanması ve deklarasyonla ilgili olarak Ulusal
Konsey'in derhal toplanmasını talep etti. Ayrıca, "Türk
siyasilerinin açıklamalarının tek yanlı deklarasyondan da
tahrikkar olduğunu ve bunların cevaplanması
gerektiğini" kaydetti.
Avrupa Partisi
Başkanı Dimitriu Şilluris, "Türkiye'nin imzaladığı
Ek Protokol'ü deklarasyonla aynı düzeyde tutmaya çalışma, yani
ikisine de aynı ağırlığı verme, içte ve
dışta ikisinin beraber okunması gerektiğini vurgulama
düşüncesinde olduğunu, Türkiye'nin bu yaklaşımını
izleyerek Türkiye'nin oyununa düşülmemesi gerektiğini ve AB'ye
deklarasyonun hiçbir anlamı olmadığını
vurgulamaları gerektiğini" söyledi.
PASOK'un
görüşü
Gazeteye göre,
Yunanistan'daki ana muhalefet partisi PASOK da, Türkiye'nin tutumunu
kınayan bir açıklama yaptı ve "Türkiye'nin AB'ye
karşı temel ve anlaşılan yükümlülüğünün, Gümrük
Birliği'ni Kıbrıs Cumhuriyeti dahil 10 yeni üyeyi kapsayacak
şekilde genişleten Ek Protokol'ü imzalamak ve uygulamaya koymak
olduğunu" savundu.
PASOK,
deklarasyonun, "Türkiye'nin gerçek niyetleri hakkında soru
işaretleri yarattığını" da iddia etti ve
Türkiye'yi "Avrupa sözleşmelerini, Avrupa politikası, kurumsal
ve hukuki gerçekleri, uluslar arası hukuk düzenini, üye bir ülkenin
egemenliğini yani Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanımamakla"
suçladı.
Politis
gazetesi, EDEK ve Çevreciler Hareketi'nin Türkiye'ye karşı sert tutum
izlenmesini istediğine dikkat çekti. Gazete Türkiye'den elde ettiği
bilgilere dayanarak, Türkiye'nin hava ve deniz limanlarını, KKTC'ye
ambargoların kaldırılması
karşılığında Rum uçak ve gemilerine açmayı ileri
götürdüğünü yazdı.
Gazete, Rum
Yönetimi'nin tüm çabalarının, Türkiye'nin tavrıyla ilgili Avrupa
Konseyi'nin sert bir açıklama yapması ve Türkiye'nin yol
haritasına Kıbrıs'la ilgili konuların da dahil edilmesine
odaklandığını da kaydetti.
Papadopulos sabırlı
Gazete haberi,
"Hükümet Avrupa Konseyi'ne Yatırım Yapıyor Papadopulos'un
Sabırlı Tutumu Hoş KarşılanmıyorHükümetin
Türkiye'ye Karşı Politikasına Eleştiriler İçten
Geldi... EDEK - Çevreciler Katı Tutum İzlenmesini İstiyor"
başlık ve spotlarıyla verdi, Papadopulos'un açıklaması
ayrıca EDEK ve Çevrecilerin görüşlerini iktibas etti.
Simerini
gazetesi, "Protokolün Arkasında Tehlikeler Kıbrıs
Cumhuriyeti De Facto Bile Tanınmayabilir"
başlığını kullandı. Gazete, Atina'nın
"To Vima" gazetesindeki bir makaleye atıfta bulunarak, ekimde
Türkiye'nin AB'la müzakerelerinin başlatılabileceği ve Ek
Protokol TBMM'de onaylanmadığı takdirde Rum Yönetimi'nin de
facto bile tanınmadan müzakerelerin başlamış olacağını,
her şeyin Rum Yönetimi ve Yunanistan'ın diplomatik başarısızlığını
ve Başbakan Erdoğan'ın kişisel
başarısını gösterdiğini, Erdoğan'ın
Kıbrıs'ta çözüm bulunmadan Rum Yönetimi'nin bugünkü şekliyle tanımamak
için protokolün onaylanmasını geciktirmeyi hedeflediğini de
ileri sürdü.
Gazete, Rum
Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un Türkiye'nin deklarasyonun
hukuki geçerliliği olmadığı yönündeki
açıklamasına ayrıca iktidar ve muhalefet partilerinin
eleştirilerine de yer verdi.
Deklarasyona
tepkiler
Haravgi
gazetesi haberi, "Söz AB'deCumhurbaşkanı Türkiye'nin Deklarasyonunun
Hukuki Geçerliliği Olmadığını VurguluyorDeklarasyona
Tepkiler" başlığıyla manşetten
yansıttı.
Alithia
gazetesi de habere bir tam sayfasını ayırdı. Papadopulos,
Avrupa Partisi, EDEK ve Çevrecilerin açıklamalarına, ayrıca
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Başbakan Ferdi Sabit Soyer ile
Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş'ın Ek Protokol ve
deklarasyonla ilgili yorumlarına yer verdi.
Gazete, ilgili
haberini şu başlık ve spotlarla yayımladı:
"Ölü Bir
Dönemde Bizi Oyuna Getirdiler Papadopulos: 'Deklarasyonun Hukuki
Geçerliliği Yok' Şamar Omiru İçin Çok OlumsuzHükümette
BaşarısızlıkÇevreciler Ulusal Konsey'in Hemen
Toplanmasını İstiyor. 'Tanınma İstiyorsanız
Çözüme Geliniz' İşgal Bölgeleri Tamamen Memnun..."
Tharros
gazetesi, "Hükümet Edenler Koltuk İçin Kavga Ederken Türkiye
Uluslararası Arenada Cirit Atıyor"
başlığını kullandı.
Gazete,
Papadopulos'un İngiltere AB Dönem Başkanlığı'ndan
hoşnutsuzluğuna ayrıca hükümet ortağı EDEK'e
"Türkiye'nin AB perspektifine veto koyma zamanıdır"
şeklindeki sert açıklamalarına, fahri başkan Vasos
Lissarides'in de EDEK Başkanı Omiru'yla aynı düşüncede
olduğuna dikkat çekti.
Gaaete, iktidar
partilerinden daha ılımlı tavır sergileyen AKEL'in ilk
hedefinin ortak hükümeti devam ettirmek olduğunu, çünkü aleni
tartışmaların ortaklığın bozulmasına neden
olacağı endişesi içerisinde olduğunu yazdı.
Haberde,
iktidar partilerinin geçen günkü toplantısında, Çevreciler Hareketi
milletvekilinin devlet yetkililerine yeni maaşları konusundaki talebi
üzerine AKEL Genel Sekreteri ve Meclis Başkanı Dimitris
Hristofyas'ın toplantıyı terk etme tehdidinde bulunduğunu,
Papadopulos'un hükümet icraatlarını eleştiren EDEK
milletvekillerinden şikayet ettiği belirtildi.
Gazete, iktidar
ortakları kavga içerisindeyken ve Türk dış
politikasını göğüslemek için herhangi bir planlarının
bulunmadığı görülürken, Türkiye'nin uluslar arası arenada
cirit attığı değerlendirmesinde de bulundu.
KIBRIS 02/08/05
Londra'daki
Kuzey Kıbrıs Turizm Merkezi, tanıtım kampanyasına
yeniden başladı
Londra
Ulaştırma İdaresi'ne karşı açtığı
davayı kazanan Londra'daki Kuzey Kıbrıs Turizm Merkezi, çok
yönlü tanıtım kampanyası başlattı.
Merkez
tarafından seyahat sektörü için hazırlanan tanıtım rehberi,
turizm sektörünün referans yayınlarından "Travel Trade
Gazette"nin eki olarak dağıtıldı.
Kuzey
Kıbrıs Turizm Merkezi, Londra Ulaştırma İdaresi
aleyhine Yüksek Mahkeme'de açtığı davayı kazanmanın
ardından İngiltere çapında tanıtım
kampanyasını yoğunlaştırdı.
Kuzey
Kıbrıs Turizm Merkezi'nin, seyahat sektörü için
hazırladığı "North Cyprus Travel Trade Guide
2005" İngiltere'nin en önemli seyahat yayınlarından biri
olan "Travel Trade Gazette"in eki olarak, aralarında tur
operatörleri ve seyahat acentelerinin de bulunduğu 26 bin 500 aboneye ulaştırıldı.
Geçen yıl
İngiltere'den gelen turist sayısında gerçekleşen yüksek
oranlı artış ve tur operatörleri ile seyahat acentelerine
yönelik olarak hazırlanan yeni teşvik programı, "Travel
Trade Gazette"in aynı sayısında haber olarak geniş yer
buldu.
"Britons
Warm to Northern Cyprus" başlığı ile yayınlanan
haberde, Kuzey Kıbrıs'ın bölgede en hızlı büyüyen
tatil merkezlerinden biri olduğu belirtildikten sonra, Londra'daki Kuzey
Kıbrıs Turizm Merkezi'nin artan bu ilgiden yararlanarak adanın
Türk tarafına daha çok tur operatörü ve seyahat acentesini cezp etmek
amacıyla yeni teşvik önlemleri alındığı
bildirildi.
"Travel
Trade Gazette", Kuzey Kıbrıs'la ilgili haberinde Turizm Merkezi
Direktörü Yılmaz Kalfaoğlu'na atfen verdiği haberinde, "Son
yılların gelişmeleri, Kuzey Kıbrıs turizminin
hatırı sayılır ölçülerde büyüyeceğini göstermektedir.
Turizm Merkezi olarak, İngiltere'den de birçok yeni tur operatörünün Kuzey
Kıbrıs'la iş ilişkileri kurma ve bu gelişmeye
katılma fırsatını ciddi olarak değerlendireceklerine
inanıyoruz" değerlendirmeleri yer aldı.
Haberde
ayrıca adanın Türk tarafına ziyaretçi akınının
Kuzey Kıbrıs'la dünya arasındaki ilişkilerde görülen
yakınlaşmadan sonra hızlandığı belirtildi.
Turizm Merkezi,
seyahat sektörü için hazırlanan Kuzey Kıbrıs rehberinin
"Travel Trade Gazette"den sonra ağustos ayının ilk
günlerinde seyahat basınının iki önemli dergisi tarafından
dağıtımı konusunda gerekli bağlantıların
yapılmış olduğunu ve bu şekilde 12 bin adet rehberin
abonelere ulaşmış olacağını açıkladı.
İngiltere
seyahat basını ile Turizm Merkezi ilişkilerindeki bu olumlu
gelişme, Kuzey Kıbrıs turizminin tanıtımı için
yürütülen çalışmalara önemli bir destek oluşturması
bekleniyor.
KIBRIS 02/08/05
Rumların,
KKTC'ye turist ziyaretlerinden meydana gelen zararı "büyük"
Güney
Kıbrıs'ta bu yılki turizm sezonundan kimi otelcilerin memnun
oldukları, kimilerinin ise memnun olmadığı
bildirildi.Simerini gazetesi, KKTC'ye düzenlenen günübirlik seyahatlerin Rum
turizmine "büyük zarar verdiğini" yazdı.
Gazete, temmuz
ayında Baf ve dağlık bölgelerdeki özellikle 5
yıldızlı otellerin doluluk oranının düşük
olduğu, Larnaka ve Mağusa'da ise tam aksine doluluk
oranlarının çok yüksek olduğunu yazdı.
Gazete,
Mağusa bölgesinde doluluk oranının yüksek olmasına
rağmen, KKTC'ye düzenlenen çok sayıda günü birlik turların,
turistlerin bütün gün bölgede bulunamamalarına sebep olduğunu ve
bunun da Rum turizmine "büyük zarar verdiğini" yazdı.
Öte yandan
Tharros gazetesi, KKTC'de kumarhane sahibi bir kişinin, Güney
Lefkoşa'da bilinen bir tavernada kumarhanesinin müşterileri olan
Kıbrıslı Rumlara yemek düzenlediğini yazdı.
Gazete,
Kıbrıslı Rumlara en pahalı yemeklerin sunulduğunu ve
ardından Girne'deki otelde kalmalarının
sağlandığını kaydetti.
KIBRIS 02/08/05
AB Komisyonu
Üyesi Günter Verheugen: Türkiye'nin üyeliği, doğrudan serbest
dolaşımla bağlantılı olmaz
AB Komisyonu
üyesi Günter Verheugen, Türkiye'nin AB üyeliğinin hiçbir şekilde
doğrudan serbest dolaşımı beraberinde getirmeyeceğini
söyledi.
Verheugen,
Alman Bild gazetesi için telefonla vatandaşların sorularını
yanıtladı. Braunschweig kentinde yaşayan Ingrid Courth (66)
adlı ev hanımının, "Milyonlarca Türk bize mi
gelecek?" şeklindeki sorusuna karşılık Verheugen,
şöyle dedi:
"Türkiye'nin
AB üyeliği hiçbir şekilde doğrudan serbest dolaşımla
bağlantılı olmaz. Bu müzakerelere bağlı. Türkiye'nin
ekonomisinin iyiye gitmesini sağlarsak Türkler için de ülkelerini terk
etmeleri
için bir neden
kalmaz."
AB Komisyonu
üyesi Verheugen, Hannover kenti yakınlarında yaşayan emekli
vergi memuru Paul Gillner'in (86), "Türkiye gibi geri kalmış bir
ülkenin AB'ye girmesine nasıl izin verebilirsiniz?" şeklindeki
sorusunu da, şöyle yanıtladı:
"Henüz
daha müzakereler bile başlamadı. Yani bu ülkenin Avrupa'ya uyup
uymadığı henüz belli değil. Üyelik kararı, en erken 10
yıl sonra alınacak. O zaman her üye ülke 'evet' ya da 'hayır'
deme hakkına sahip olacaktır."
KIBRIS 02/08/05
Avusturya
Başbakan Yardımcısı Gorbach: Türkiye, Rum yönetimini
tanımadan AB üyesi olamaz
Avusturya
Başbakan Yardımcısı Hubert Gorbach, Türkiye'nin
Kıbrıs Rum yönetimini tanımaması halinde AB üyesi
olamayacağını savundu.
Türkiye'nin
imzaladığı Gümrük Birliği Ek Protokolü ile birlikte
yayımladığı deklarasyonuna ilişkin yazılı
bir açıklama yapan Gorbach, ''Türkiye'nin, sınırları
devletler hukukuna göre belirlenmiş olan Kıbrıs'ı
tanımadan AB'ye tam üye olmasının mümkün
olmadığı'' görüşünü savundu.
Gorbach,
açıklamasında, ''Kıbrıs'ın (eğer) ve (ama)
demeden tanınmasıyla Türkiye ileri doğru bir adım
atmış olacaktır. Ancak bu son adım da olmayacaktır''
ifadelerine yer verdi.
AB içinde
ekonomik ve siyasi bazı sorunların yaşandığı bir
dönemde iç barışın ve işbirliğinin birlikte
yaşamanın ilk koşulu olduğunu belirten Gorbach,
''Türkiye'nin konumunu ve nereye gitmek istediğini somut olarak
belirlemesi gerektiğini'' kaydetti.
Ek Protokol'ün
imzalanmasıyla birlikte Kıbrıs deklarasyonunun
yayımlanmasını ''olumsuz bir gelişme'' olarak
değerlendiren Gorbach, ''Ankara'nın şu anda ipi germemesinin
yararına olacağı'' görüşünü dile getirdi.
KIBRIS 02/08/05
ABD
Cumhuriyetçi Parti Senatörü Olimpia Snow'dan, doğrudan uçuşlar
karşıtı konuşma
ABD
Cumhuriyetçi Parti Senatörü Olimpia Snow'un, ABD Senatosu'nda
yaptığı konuşmada, ABD Dışişleri
Bakanlığı'nın ABD Kongre üyeleri ve
çalışanlarını, KKTC'yi ziyaret etmeleri için
"cesaretlendirdiğini" belirterek, bu durumu sert şekilde
eleştirdiği bildirildi.
Fileleftheros
gazetesi, "Senatörden ABD Dışişleri
Bakanlığı'na Doğrudan Uçuşlar Konusunda Sert
Saldırı" başlığı altında verdiği
habere göre Snow şöyle konuştu:
"Senatoya
bugün, Kıbrıs'ın yeniden birleşmesini destekleme çabalarımızdaki
rahatsız edici bir gelişmeyi bildireceğim. Kongre üyelerini ve
çalışanlarını, Kıbrıs'ın
yasadışı ve işgal altındaki bölümünde bulunan ve
Kıbrıs Cumhuriyeti tarafından yasal girişi noktası
olarak kabul edilmeyen havaalanı aracılığıyla ziyaret
etme girişimlerinde bulunmaları için cesaretlendirenin ABD
Dışişleri Bakanlığı olduğu bilgisini
kısa zaman önce edindim. Aslında bu havaalanı, Türk işgali
sırasında zorla ve yasadışı olarak kovulmuş olan
kişilerin malları üzerine inşa edilmiştir."
Gazete, Snow'un
ayrıca, "BM Güvenlik Konseyi kararlarının ve ABD
dış politikasının KKTC'yi tanımayacağı ve
buraya doğrudan yardımda bulunmayacağı şeklindeki
taahhütlerini" hatırlatarak, ABD Dışişleri
Bakanlığı'nın, "1961 dış yardım kanunu
ile Chicago Anlaşması'nı ihlal ettiğini"
söylediğini belirtti. Snow şunları kaydetti:
"Kıbrıs
Cumhuriyeti, Kıbrıs'taki tüm toprak bütünlüğü üzerindeki egemen
bir dizi karar sonucunda tanınmıştır ve ayrıca bu
durum, uzun yıllardan bu güne kadarki dönemde Amerikan dış politikasını
teşkil etmektedir.
Bu
havaalanının (Ercan) kullanımı, Kıbrıs
Cumhuriyeti tarafından hiçbir zaman ülkeye resmi giriş noktası
olarak açıklanmamış olmasından ötürü, Chicago
Anlaşması'nın ihlali anlamına gelmektedir."
KIBRIS 02/08/05
|
NTV
Güncelleme: 12:19 03 Ağustos 2005 Çarşamba
ANKARA
- NTV Ankara Temsilcisi Murat Akgünün sorularını yanıtlayan
Talat, Türkiyenin Rum Yönetimini tanımasının intihar
anlamına geleceğini belirtti. Talat, kış aylarında
Londraya giderek İngiltere Başbakanı Tony Blair ile
görüşebileceğini de açıkladı.
|
|
Ankaradaki
resmi görüşmelerinde Türkiyeden Rum Yönetimini
tanımamasını istediğini anlatan KKTC
Cumhurbaşkanı Talat, bunun intihar anlamına geleceğini
söyledi. Talat, Eğer Türkiyeye seni ABye alacağız, ama önce
sen şöyle bir büyük şehirlerini uçaklarınla bombala, yak
yık, sonra alalım derlerse, Türkiye bunu yapmaz. Türkiyeden istenen
budur dedi.
Türkiyenin limanlarını ve havaalanlarını, ne pahasına
olursa olsun, Rum gemi ve uçaklarına açmaması gerektiğini
söyleyen Mehmet Ali Talat, Kıbrıs Rum Kesiminde Mayıs
ayında yapılacak seçimlerden önce, Rum siyasi partilerinin diyalog
için Türk tarafına yaklaşabileceklerini kaydetti.
İNGİLTERE
ZİYARETİ
KKTC Cumhurbaşkanı Talat, kış aylarında Londraya
giderek İngiltere Başbakanı Tony Blair ile
görüşebileceğini de açıkladı.
DESTEK
ALDIM
Talatın Ankara ziyareti sırasında Camlı Köşkte
kalmaması protokol krizi yaşandığı yorumlarına
yol açmıştı. Ankarada bütün kurumlardan açık destek
aldığını söyleyen Mehmet Ali Talat, kendisine uygulanan
protokolden rahatsızlık duymadığını açıkladı.
ÇOK
İYİ KARŞILANDIM
Talat, Bu eğer farklı bir uygulamaysa, tabii sonuçta bu
uygulamanın gerekçesinin ne olduğunu mutlaka yetkililer
açıklayacaklardır. Ama ben uygulamadan, yani benim gerek sayın
Cumhurbaşkanını, gerekse Başbakanı, Genelkurmay Başkanını
ziyaretimde bir anormallik görmedim. Çok iyi karşılandım diye
konuştu.
Dışişleri:
Kıbrısın çözümü BMde
Dışişleri
Bakanlığı Sözcüsü Namık Tan, Kıbrıs sorununda
çözüm için adresin Avrupa Birliği değil Birleşmiş Milletler
olduğunu söyledi.
NTV
Güncelleme: 15:55 tsi 03 Ağustos 2005 Çarşamba
ANKARA
- Fransa Başbakanı Dominique de Villepin, müzakerelerin
başlaması için Türkiyenin Kıbrıs Cumhuriyetini
tanımasının şart olduğuna dair açıklamasına
tepkiler sürüyor.
Dışişleri
Bakanlığı Sözcüsü Namık Tan, yaptığı
basın toplantısında Fransa Başbakanının
yaptığı açıklamaların ardından başlayan
süreçte polemiğe girmenin yersiz olacağını söyledi.
VERİLEN
SÖZLER VAR
Kıbrıs sorununun Birleşmiş Milletler çerçevesinde ele
alınacağının altını çizen Tan, Türkiyenin
müzakerelerin 3 Ekimde başlatılacağına inancını
koruduğunu belirterek şöyle konuştu:
AB açısından da çok ciddi sonuçlar yaratacak sorumluluklar içeren
kararlar vardır. Bunların başında 17 Aralık
kararı geliyor. Altında bu açıklamaların geldiği
ülkelerin en üst düzey yetkililerinin imzaları var. 3 Ekimde
müzakerelerin başlatılacağına inanıyoruz. Verilen
sözler çerçevesinde bu ülkelerin de destek olacağına
inanıyoruz.
AKP Grup Başkanvekili Salih Kapusuz da Güney Kıbrısı
tanımanın AByi değil BMyi ilgilendiren bir konu olduğunu
söyledi. Kapusuz, Kıbrıs elden gitti gibi yaklaşımlar
yanlıştır. Ek protokol ile anlaşmanın yeni üyeleri
kapsar ancak Türkiyenin deklarasyon ile Güney Kıbrısı
tanımadığını dile getirmiştir dedi.
CHPNİN
TEPKİSİ
CHP Grup Başkanvekili Haluk Koç ise, Fransa Başbakanı Dominique
de Villepinin açıklamalarını bir kurgunun parçası olarak
niteledi.
Koç, Villepinin açıklamaları AB hukukuna tamamen ters ve
şaşırtıcı değil. Villepinin söylediklerini
Merkel Berlinde söylüyor, Avusturyadan aynı sesler çıkıyor.
Bu, Berlin-Paris-Viyana ekseninde oluşan Türkiye aleyhtarı
görüşleri yansıtıyor. 3 Ekim öncesinde Türkiyenin önüne
Kıbrıs ile ilgili ek siyasi koşullar gelecek gibi görünüyor
dedi
Haluk Koç, ek protokol imzalanmadan önce hükümeti bu konuda
uyardıklarını belirtti.
|
Trabzonspordan
erken veda: 1-0 Trabzonspor,
ilk maçta 3-1 yenildiği Kıbrıs Rum Kesimi temsilcisi
Anorthosisi 1-0 yenmesine karşın, Şampiyonlar Ligi 2. ön
eleme turunda Avrupa kupalarından elendi. |
NTV-MSNBC VE
AJANSLAR
Güncelleme: 22:18 TSİ 03 Ağustos 2005 Çarşamba
TRABZON
- Bordo-mavili takım, Anorthosis Famagusta karşısında maç
boyunca üstün bir futbol sergilerken, 40. dakikada Fatih Tekkenin
attığı gol tur için yeterli olmadı. Konuk ekip 74. dakikada
Katsavakisin kırmızı kart görmesiyle maçın son
bölümlerinde 10 kişi oynadı.
TRABZONSPOR: 1 - ANORTHOSİS FAMAGUSTA:
0
Stat: Hüseyin Avni Aker
Hakemler: Gerald Lehner xxx, Raımund Buch xxx, Andreas Lambert xxx
(Avusturya)
Trabzonspor: Jefferson xx, Emrah x, Erdinç xx (Dk. 70 Özgür x), Fabiano
xxx, Celaleddin xxx, Hüseyin xx, Adem x (Dk. 46 Mehmet Yılmaz x),
Szymkowiak xxx, Volkan x (Dk. 59 Lee Yong xx), Gökdeniz xx, Fatih xxx
Anorthosis Famagusta: Georgallides xx, Ketsbaia xx (Dk. 66 Konstantinou
x), Haber xx, Frousos xx (Dk. 75 Xenidis x), Katsavakis xx, Nikolaou xxx,
Tsitaishvili xxx, Haxhi x, Loukos xx, Poursaitidis xx, Marangos xx (Dk. 57
Kinkladze xx)
Gol: Dk. 40 Fatih
Sarı Kartlar: Dk. 25 Emrah (Trabzonspor), Dk. 13 Katsavakis, Dk. 56
Georgallides, Dk. 70 Frousos, Dk. 90 Haber (Anorthosis Famagusta)
Kırmızı Kart: Dk. 74 Katsavakis (Anorthosis Famagusta)
Orta alanda çok pas hatası yapan ve üstünlüğü ele geçiremeyen
Trabzonsporda, forvet oyuncuları 40. dakikaya kadar kendilerinden
beklenen pozisyonlara giremedi ve gol vuruşu yapamadı.
40. dakikada
Gökdenizin sağdan taşıyarak ceza alanı yan çizgisinden
yaptığı ortada, penaltı noktası üzerinde savunma
oyuncularının arasından iyi yükselen Fatih, güzel bir kafa
vuruşuyla topu filelere göndererek takımını 1-0 öne geçiren
golü attı.
Oyunu kendi sahasında kabul eden Anorthosis Famagusta kontrataklarla
Trabzonspor kalesinde gol aradıysa da başarılı
olamadı.
6. dakikada Volkanın sağdan pasında ceza alanı içinde
topla buluşan Celaleddinin şutunda, kaleci Georgallides topu kornere
çeldi.
26. dakikada Frousosun ceza alanı sağ çaprazından çektiği
sert şutta, top auta gitti.
35. dakikada Fatih, ceza alanı yayı üzerinde topu Szymkowiaka
indirdi. Bu futbolcunun sert şutunda meşin yuvarlak kale direğinin
yanından az farkla auta gitti.
39. dakikada
Frousosun Trabzonspor yarı alanı ortalarından
kullandığı faul atışında top kale direğinin
üzerinden auta gitti.
40. dakika Gökdenizin sağdan ceza alanına gönderdiği topa
penaltı noktasında iyi yükselen Fatih Tekkenin kafa vuruşunda,
meşin yuvarlak kaleci Georgallidesin sağından filelerle
buluştu: 1-0.
Bundan sonraki dakikalarda başka gol olmadı ve ilk yarı
Trabzonsporun 1-0 üstünlüğüyle sona erdi.
İKİNCİ YARI
İkinci yarıya Ademin yerine Mehmet Yılmazı alarak hücum
gücünü artıran Trabzonspor, ilk yarıya oranla daha fazla pozisyon
bulsa da forvet oyuncuları gol vuruşunu yapamadı.
49. dakikada Fatihin ceza alanı dışından çektiği sert
şutta, top auta gitti.
52. dakikada Haberin ceza alanı dışından yerden
çektiği sert şutta, köşeye giden topu kaleci Jefferson uzanarak
kontrol etmeyi başardı.
56. dakikada Gökdenizin pasıyla ceza alanında topla buluşan
Mehmet Yılmaz, meşin yuvarlağı daha uygun durumdaki Fatihe
aktardı. Pozisyonunu kaybeden Fatih, kendisinden beklenen vuruşu
yapamadı.
61. dakikada Mehmet Yılmazın ceza alanı
dışındaki Szymkowiaka indirdiği topa, bu futbolcu sert ve
düzgün vurdu. Meşin yuvarlak az farkla kalenin yanından auta gitti.
63. dakikada Szymkowiakın ceza alanı dışından
kullandığı faul atışında, barajdaki defans
oyuncusuna çarpan top az farkla kornere çıktı.
74. dakikada Celaleddini düşüren Katsavakis, ikinci sarı karttan
kırmızı kart görerek oyun dışı kaldı.
81. dakikada Fatihin sağdan ara pasında ceza alanında topla
buluşan Gökdenizin kaleciyle karşı karşıya
kaldığı pozisyondaki kafa vuruşunda, meşin yuvarlak az
farkla auta gitti.
90. dakikada Emrahın sağdan ortasında ceza alanı içindeki
Mehmet Yılmazın kafa vuruşunda top yandan auta gitti.
Uzatma dakikalarında Szymkowiakin Celaleddine gönderdiği topu
bufutbolcu filelere gönderdi. Karşılaşmanın
yardımcı hakemi, ofsayt gerekçesiyle golü geçersiz saydı.
Karşılaşma, Trabzonsporun 1-0 üstünlüğüyle sona erdi.
Ancak bu sonuçla Şampiyonlar Ligi 3. ön eleme turuna çıkan taraf
Anorthosis Famagusta oldu.
|
Papadopulos Kıbrıslı Türkleri azınlık
görüyor |
|
|
İngiliz Financial
Times gazetesi, Kıbrıs Rum Yönetimi Lideri Tasos Papadopulos'un
adadaki Türklerin Rumlarla eşit haklara sahip olması yerine
azınlık muamelesi görecekleri üniter bir devletten yana
olduğunu yazdı. Avrupa basını ise, Fransa
Başbakanı Dominique de Villepinin "Türkiye, bir AB devletini
tanımazsa üyelik müzakerelerinin başlaması düşünülemez"
yolundaki açıklamalarına rağmen, Paris'in, AB'nin Türkiye ile
yapacağı müzakereleri engellemeyeceğini belirtti. İngiliz ekonomi
gazetesi Financial Times, bugün özel bir Kıbrıs
eki yayınladı. Ekte çoğunlukla Rum Kesiminin ekonomisi ile
ilgili konulara yer verilirken Türk kesimine de değinildi. Ekin baş sayfasında
yer alan bir yazıda ise Kıbrısın siyasi bir kilitlenme
yaşadığı ifede edildi. Yazıda bazı
gözlemcilerin, Papadopoulosun, adada yaşaya Türklerin Rumlarla
eşit haklara sahip olmasından çok azınlık statüsünde
kalacakları bir yapıdan yana olduğu görüşünde olduğu
ifade edildi. KIBRIS'TA
İKİNCİ ALTERNATİF
Yazıda, adanın
geleceği için ikinci alternatifin ise şu anki konumun devam ederek
adanın bölünmüş olarak kalması olduğu belirtildi. Kıbrıs Rum Kesiminin
AB üyeliği ile adadaki emlak piyasasının da
hareketlendiğine dikkat çekilen ekte, kuzeyde emlak
fiyaklarının yüzde 40 daha düşük olduğu, KKTCde sahil
hattınca uzanan binalar ve villardan da bu
canlılığın görülebildiği belirtildi. Ekte ayrıca,
Kıbrıslı Türk yetkilerin geçen yıl 5 bin yazlık
inşa ediliği yönündeki sözlerine yer verildi. Öte yandan kuzeydeki inşaat
patlamasının, Rumlara ait arazilerde de inşaat
yapıldığı için iki taraf arasında bir gerginlik
nedeni olduğu belirtildi. AVRUPA BASINI: FRANSA
MÜZAKERELERİ ENGELLEYEMEZ Fransa Başbakanı
Dominique de Villepinin "Türkiye, bir AB devletini tanımazsa
üyelik müzakerelerinin başlaması düşünülemez" yolundaki
açıklamaları AB basınında geniş yankı buldu. İngiliz The Times
gazetesi, Fransa Başbakanı Dominique de Villepinin
açıklamalarının İngiltere ile Fransa arasında
çatışma ortamını hazırladığını
savundu. Gazete "Villepin Ankara ile
Atina arasında derin tutku meselesi olan konuyu gündeme getirerek
Türkiyenin AB yoluna yeni bir engel koydu ve Tony Blairin, İngilterenin
altı aylık dönem başkanlığındaki hedeflerinden
birini raydan çıkardı" ifadesini kullandı. Türkiyenin iki ay içinde AB
üyelik müzakerelerine başlama umudunun, Parisin Ankara
Kıbrısı tanımadığı sürece
görüşmeleri engelleyeceği tehdidiyle yara aldığını
belirten İngiliz The Independent gazetesi ise,
Villepinin sözlerinin Türkiyenin
Avrupa yolculuğunda tansiyonu yükselttiğini kaydetti. Gazete "Dikkat çekici olan
Sayın de Villepinin, müzakerelerin başlayacağı 3 Ekim
tarihini bloke etmekle tehdit edecek kadar ileri gitmemesiydi Türkiyenin
üyeliğini destekleyenler Parisin müzakereleri engelleyeceğine
inanmıyor" dedi. THE GUARDIAN:
TÜRKİYENİN ÜYELİĞİ ABYİ BÖLÜYOR The Guardian ise, Fransanın AB yolunda Kıbrısı
tanıması konusunda ısrarcı tutumuyla Türkiyenin üyelik
müzakerelerinin başlamasını tehdit ettiğini belirtti. Gazete, "Türkiyenin
üyeliği, AByi en çok bölen konulardan biri. Fransız, Alman va
Avusturya liderleri, büyük, fakir, büyük ölçüde Müslüman ama laik olan
Türkiyenin üyeliği konusunda aynı şeyleri düşündüklerini
sesli biçimde dile getiriyor" yorumunu yaptı. FT: VILLEPIN FRANSIZ
KAMUOYUNA MESAJ GÖNDERDİ Financial Times de, Fransa Başbakanı'nın Türkiye için
potansiyel yeni bir koşul koyduğunu belirtirken Rum Kesiminin tanınması
şimdiye kadar koşul olmadığını kaydetti. Villepinin Kıbrıs
konusunda Türkiyeye "ultimaton" verirken Türkiyenin
üyeliğine muhalefetin yoğun olduğu Fransadaki iç kamuoyuna
mesaj gönderdiğini yazan gazete, Villepinin Cumhurbaşkanı
Chiracdan uzaklaştığını iddia etti. LE MONDE: ANKARA
İLE PARİS ARASINDAKİ "TON" YÜKSELDİ Fransız Le Monde
gazetesi, Kıbrıs nedeniyle Ankara ile Paris arasındaki
"tonun yükseldiği"ni yazdı. Bir Türk yetkilisinin,
Fransanın dış politikası konusundaki son kararı Cumhurbaşkanı
Chiracın vereceği değerlendirmesine yer veren gazete, bir AB
diplomatının "Üyelik müzakerelerinin açılması için
Ankaraya bu koşul ilk defa empoze ediliyor" sözlerini de kullandı.
Diplomat, ne Rum Kesiminin, ne
de Yunanistanın o kadar uzağa gitmediğini öne sürdü. Gazete,
Brükselin, tanımanın müzakereler sırasında
olacağını düşündüğünü, buna göre Türkiyenin Rum
Kesimini tanımamayı sürdürebileceğini yazdı. LE SOIR GAZETESİ:
TÜRKİYE KONUSUNDA BİLEK GÜREŞİ Dominique de Villepin'in
açıklamalarına yer verdikten sonra, bu sözlerin, müzakerelerin
başlangıcının ertelenebileceği anlamına
geldiğini öne süren gazete, bu durumun Yunanistan ve Kıbrıs
Rum kesimini çok memnun ettiğini yazdı. ABC: TAKVİMİN
BOZULMASI OLASILIĞI VAR İspanyanın önde gelen
gazetelerinden ABC de, Fransa Başbakanı de
Villepinin Türkiye için belirlenen takvimin bozulması
olasılığını dile getirdiğini kaydetti. Buna karşın gazete,
Türkiye tarafından yapılan Kıbrıs deklarasyonunun tüm AB
ülkelerince değerlendirilmesi gerektiğini belirterek 1-2 Eylülde
Newportta yapılacak toplantıda ortak bir pozisyonun
sağlanması gereğine işaret etti. |
|
HURRIYET 03/08/05
|
Ankara: Kıbrıs'ın ele
alındığı yer BM'dir |
|
|
Ankara Türkiye, Fransa Başbakanı Dominique de Villepin'ne verdiği yanıtta, Kıbrıs sorununun ele alındığı yerin BM olduğunu belirtti. Dışişleri Bakanlığı
Sözcüsü Namık Tan, Kıbrıs sorununun ele
alındığı yerin Birleşmiş Milletler
(BM) olduğunu belirterek, AB'nin Türkiye'ye verdiği sözler
çerçevesinde 3 Ekim'de müzakerelerin başlatılacağına
inandığını söyledi. Tan, haftalık basın
toplantısında, Fransa Başbakanı Dominique de Villepin,
Türkiye'nin Kıbrıs'ı tanımaması halinde, AB ile
müzakerelerin düşünülemeyeceği yönündeki sözlerinin
hatırlatılması üzerine, Dışişleri Bakanı
ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül'ün konuya
ilişkin dün Riyad'da açıklamada bulunduğunu belirtti. Tan, Kıbrıs sorununun
ele alındığı yer BM'dir. Biz BM'nin Kıbrıs
sorununun çözümü konusundaki iyi niyet misyonunu destekliyoruz. Bu yöndeki
irademizi ortaya koyduk. Bundan sonra da aynı istikamette çalışmaya
devam edeceğiz dedi. Fransa'da dış
politikada son sözün Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'a ait
olduğunun bilindiği, bu çerçevede bir tutum
değişikliğinin olup olmadığı konusunda
Fransa'dan bilgi istenip istenmediğine ilişkin bir soru üzerine
Tan, bu konuda bir polemiğe girmenin yersiz olacağını,
konuyu hassasiyetle izlediklerini kaydetti. Tan, Bazı AB ülkelerinden
de De Villepin'in açıklamasına benzer açıklamaların
gelmesi üzerine Türkiye'nin 3 Ekim'e ilişkin bir risk görüp
görmediğine yönelik soru üzerine, çeşitli yetkililerden tam aksi
istikamette açıklamaların da geldiğine işaret etti. DEKLARASYONA YANIT AB açısından çok ciddi
sonuçlar yaratacak ve sorumluluklar içeren birtakım kararlar
olduğunu, bunların başında 17 Aralık zirvesinde
alınan kararın geldiğini hatırlatan Tan,
şunları kaydetti: Bunun altında, bütün bu
demeçleri veren ülkelerin en üst düzey yetkililerin imzaları
vardır. Bu imzalar onlar açısından sorumluluk
yaratmaktadır. Biz, bu çok ciddi sorumluluklar çerçevesinde, 3 Ekim'de
müzakerelerin başlatılacağına inanıyoruz. Bu
demeçleri veren birçok ülke yetkilisinin de Türkiye'nin AB sürecine daha önce
verdikleri sözler çerçevesinde destek olacaklarına
inanıyoruz. Tan, bir soru üzerine, AB'nin
karşı deklarasyon yayınlayıp yayınlamamasının
onların karar vereceği bir konu olduğunu söyledi. Tan, bu
konuda Ankara'ya iletilen bir bilginin olmadığını
kaydetti. Sözcü Tan, bir başka soru
üzerine, Türkiye'nin AB yetkilileriyle her seviyede temaslarının
önümüzdeki dönemde de süreceğini belirtti. |
|
HURRIYET 03/08/05
|
Talat: Türkiye deklarasyondaki sözünde durmak zorunda |
|
|
Ankara KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Türkiyenin ek protokolün imzası sonrasında yayınladığı deklarasyondaki çizgisinde "durmak zorunda" olduğunu bildirdi. Talat, Türkiye'nin Kıbrıs Rum Yönetimini tanımasınının mümkün olmadığını söyledi. Talat, CNN Türk'e
Kıbrısa ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Talat,
izlediği politikanın Kıbrıs Türkünün
çıkarlarını daha güçlü bir şekilde koruduğunu
savunurken, "Diğeri esnek olmayan, baskı altına girince
kırılan politikadır. O politika 2002 Kopenhag ve Laheyde
kırıldı" dedi. Rum yönetiminin çözümü
istemediğini gösterdiklerini belirten Talat, Rumların ABye
istediğini yaptırdığı söylenmesi üzerine,
"Yaptırıyorlar ama yaramaz çocuk muamelesi görüyorlar"
diye konuştu. ABden Rum kesiminin
tanınması yolunda Türkiyeye baskı geldiğinin
belirtilmesi üzerine Talat, şöyle dedi: "Tanıma mümkün
değil. Kıbrıs Rum yönetimini Kıbrıs Cumhuriyeti
olarak Türkiye tanırsa yeni baştan oluşturup ilerletiyorum
dediğim Kıbrıs davası tamamen biter. ABden Türkiyeye
böyle bir baskı gelmeden marifet o dur işte Rum tarafına
'kardeşim artık bu sorunu çöz' baskısı gitmesi lazım." "Deklarasyondaki çizgide
Türkiye hem duracak, hem durmak zorunda. Başka çaresi yok
Türkiyenin" diyen Talat, "Türkiye'nin deklarasyonda
söylediklerinin gerisine gitmesi mümkün değil" diye konuştu. "DEMİRELİN
SÖYLEDİĞİ ÇOK DOĞRU DEĞİL" Talat, 9.
Cumhurbaşkanı Süleyman Demirelin ABDden KKTCye ziyaretler ve Azerbaycandan
Ercan Havaalanı'na doğrudan uçak inmesi konusunda "göstermelik
şeyler" dediğinin belirtilmesi üzerine tepki gösterdi. Talat, şöyle dedi: "Sayın Demirelin
söylediği çok doğru değil. İzolasyonlarda ciddi bir
kırılma var. Çünkü izolasyon adım adım kalkacak zaten.
Geçmişte Azerbaycanan bir direkt uçuş Kıbrısa
yapılacak olsaydı bütün dünya ayağa kalkardı. Azerbaycan
sadece Rum tarafından tepki aldı, Yunanistandan bile almadı.
Bize intikal etmiş bir şey yok en azından. Sorduk
öğrendik." TALAT MUHALEFETE SORDU:
ÖNERİNİZ NEDİR? Talat, özellikle muhalefet
partileri tarafından dile getirilen uyum prtokolü ile KKTCnin izole
olacağı, ticaretini bile Türkiyenin Güneyden yapmak zorunda
kalacağı yolundaki iddialara yanıt verdi. Talat, "Bu görüşleri
söyleyenlere 'öneriniz nedir' sorusuna cevap alamazsınız.
Alternatif öneri olmadığına göre kötülükleri söyleyerek
insanları korkutmanın bir anlamı yoktur. Türkiyenin
ticaretinin Kıbrıs Rum yönetiminin izniyle
yapılacağı iddiası biraz abartılı.
Aşırı bir yorum" dedi. DERİN DEVLET Talat, daha önce 1.
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaşın derin devletle
işbirliği yaptığını söylediği
anımsaktılıp, "Derin devlet Kıbrısta hala
etkili mi?" diye sorulması üzerine şöyle dedi: "KKTC
Cumhurbaşkanı olarak katıldığım
toplantılarda geçmişte çözüme, Annan Planına karşı
olduğunu bildiğim etkili insanlar, onlar da, Kıbrıs
Türkünün referandumda 'evet' demesinin büyük bir kazanım olduğunu
söylüyorlar." Genelkurmay Başkanı
Orgeneral Hilmi Özkökle görüşmesi anımsatılan Talat,
"Genelkurmay Başkanının eski görüşünü bilmiyorum.
Şu andaki durumun iyiye doğru gittiğini, Kıbrıs
Türkünün gerek uluslararası alanda, gerekse ekonomik alanda da olumlu
adımlar attığını anlattığımızda
bunu büyük bir memnuniyetle karşılamaktadır" dedi. AHLAKSIZ TEKLİFLER
GELİYOR Uyguladığı
politikayı "Kıbrıs Türklerinin haklarını hediye
edelim demedik" diye savunan Talat, şöyle devam etti: "Günlük politikada
görüyoruz bunu. Bize her gün birçok teklif geliyor. Bunların bir
kısmı ahlaksız. Derhal reddediyoruz. Kıbrıs Türkünün
çıkarlarını en küçük şekilde zarara uğratacak
herhangi bir öneriyi kabul etmiyoruz." Talat, "reddettiğiniz
ahlaksız tekliflerden örnek verir misiniz" denilmesi üzerine,
"Örneğin Maraşı bize verin diyor Rum yönetimi.
Karşılığında da sanki taviz veriyor Mağosa
limanını ortak çalıştıralım. Böyle bir teklife
evet demek mümkün mü?" dedi. (ANKA) |
|
HURRIYET 03/08/05
Trabzon'a
yakışmadı
Trabzonspor, ilk maçta 3-1 yenildiği Rum Anorthosis'i 1-0 yenmesine rağmen elenerek Şampiyonlar Ligi'ne katılma şansını kaybetti.
İLK
YARI
6. dakikada
Volkan'ın sağdan pasında ceza alanı içinde topla
buluşan Celaleddin'in şutunda, kaleci Georgallides topu kornere
çeldi.
26. dakikada
Frousos'un ceza alanı sağ çaprazından çektiği sert
şutta, top auta gitti.
35. dakikada
Fatih, ceza alanı yayı üzerinde topu Szymkowiak'a indirdi. Bu
futbolcunun sert şutunda meşin yuvarlak kale direğinin
yanından az farkla auta gitti.
39. dakikada
Frousos'un Trabzonspor yarı alanı ortalarından kullandığı
faul atışında top kale direğinin üzerinden az farkla auta
gitti.
40. dakika
Gökdeniz'in sağdan ceza alanına gönderdiği topa penaltı
noktasında iyi yükselen Fatih Tekke'nin kafa vuruşunda, meşin
yuvarlak kaleci Georgallides'in sağından filelerle buluştu: 1-0.
Bundan sonraki
dakikalarda başka gol olmadı ve ilk yarı Trabzonspor'un 1-0
üstünlüğüyle sona erdi.
İKİNCİ
YARI
49. dakikada
Fatih'in ceza alanı dışından çektiği sert şutta,
top auta gitti.
52. dakikada
Haber'in ceza alanı dışından yerden çektiği sert
şutta, köşeye giden topu kaleci Jefferson uzanarak kontrol etmeyi
başardı.
56. dakikada
Gökdeniz'in pasıyla ceza alanında topla buluşan Mehmet
Yılmaz, meşin yuvarlağı daha uygun durumdaki Fatih'e
aktardı. Pozisyonunu kaybeden Fatih, kendisinden beklenen vuruşu
yapamadı.
61. dakikada
Mehmet Yılmaz'ın ceza alanı dışındaki
Szymkowiak'a indirdiği topa, bu futbolcu sert ve düzgün vurdu. Meşin
yuvarlak az farkla kalenin yanından auta gitti.
63. dakikada
Szymkowiak'ın ceza alanı dışından
kullandığı faul atışında, barajdaki defans
oyuncusuna çarpan top az farkla kornere çıktı.
74. dakikada
Celaleddin'i düşüren Katsavakis, ikinci sarı karttan
kırmızı kart görerek oyun dışı kaldı.
81. dakikada
Fatih'in sağdan ara pasında ceza alanında topla buluşan
Gökdeniz'in kaleciyle karşı karşıya kaldığı
pozisyondaki kafa vuruşunda, meşin yuvarlak az farkla auta gitti.
90. dakikada
Emrah'ın sağdan ortasında ceza alanı içindeki Mehmet
Yılmaz'ın kafa vuruşunda top yandan auta gitti.
Uzatma
dakikalarında Szymkowiak'in Celaleddin'e gönderdiği topu bu futbolcu
filelere gönderdi. Karşılaşmanın yardımcı hakemi,
ofsayt gerekçesiyle golü geçersiz saydı.
Karşılaşma,
Trabzonspor'un 1-0 üstünlüğüyle sona erdi. Ancak bu sonuçla
Şampiyonlar Ligi 3. ön eleme turuna çıkan taraf Anorthosis Famagusta
oldu.
25
BİN TARAFTAR
Karşılaşmaya
bordo-mavili taraftarlar yoğun ilgi gösterdi. Kapıların
açılmasıyla yaklaşık 25 bin bordo-mavili taraftar
tribündeki yerlerini alarak takımlarına destek verdi.
Rakip
takımın 50 dolayındaki taraftarı ise kendilerine
ayrılan deniz tarafındaki kale arkası tribünde yerlerini
aldı.
Karşılaşmayı
Bayındırlık ve İskan Bakanı Faruk Nafiz Özak, Trabzon
Valisi Hüseyin Yavuzdemir, Rize Valisi Enver Salihoğlu, Ak Parti Trabzon
Milletvekilleri Cevdet Erdöl, Asım Aykan, Kemalettin Göktaş, Mustafa
Cumur ve Aydın Dumanoğlu ile AK Parti Sakarya Milletvekili Süleyman
Gündüz de izledi.
Teknik direktör
Şenol Güneş, ilk maçta yakaladığı pozisyonları
gole çeviremediği için eleştiri alan Mehmet Yılmaz'ı yedek
soyundururken, bu oyuncunun yerine Adem Koçak'a şans tanıdı.
KAPTAN
İLK ONBİRDE SAHADA
A Milli
Takım'ın Kazakistan ile yaptığı maçın
ardından fıtık ameliyatı olan kaptan Fatih Tekke, ilk kez
ilk 11'de sahaya çıktı.
Kart
cezalısı olan Yattara ile yeni transfer Tomas Jun kadroda yer
almadı.
Karşılaşmayı
takip etmek üzere 11'i yabancı, 175'i Türk, toplam 186 gazeteci
akreditasyon yaptırdı.
Stat: Hüseyin Avni Aker
Hakemler: Gerald Lehner xxx,
Raımund Buch xxx, Andreas Lambert xxx (Avusturya)
Trabzonspor: Jefferson xx, Emrah x,
Erdinç xx (Dk. 70 Özgür x), Fabiano xxx, Celaleddin xxx, Hüseyin xx, Adem x
(Dk. 46 Mehmet Yılmaz x), Szymkowiak xxx, Volkan x (Dk. 59 Lee Yong xx),
Gökdeniz xx, Fatih xxx
Anorthosis
Famagusta: Georgallides xx, Ketsbaia xx (Dk. 66 Konstantinou x), Haber xx,
Frousos xx (Dk. 75 Xenidis x), Katsavakis xx, Nikolaou xxx, Tsitaishvili xxx,
Haxhi x, Loukos xx, Poursaitidis xx, Marangos xx (Dk. 57 Kinkladze xx)
Gol: Dk. 40 Fatih
Sarı
Kartlar: Dk. 25 Emrah (Trabzonspor), Dk. 13 Katsavakis, Dk. 56 Georgallides,
Dk. 70 Frousos, Dk. 90 Haber (Anorthosis Famagusta)
Kırmızı
Kart:
Dk. 74 Katsavakis (Anorthosis Famagusta)
HURRIYET 03/08/05
AB'den yükselen yeni
koşul sesleri
Türkiye, Gümrük Birliği'ni Güney Kıbrıs'ı da kapsayacak
şekilde yaygınlaştıran ek protokolü imzaladı. Bu,
Avrupa Birliği'nin (AB) müzakerelere başlamak için öne sürdüğü
son koşuldu. Ankara bu koşulu da yerine getirdi.
Türkiye açısından 3 Ekim'de müzakerelere başlamak için bir engel
kalmadı.
Ancak Ankara'nın attığı imzanın daha mürekkebi kurumadan
AB'den yeni koşul sesleri yükselmeye başladı. Ankara'nın
imzayı atarken Güney Kıbrıs'ı
tanımadığını deklare etmesi şimdiden soruna
dönüştürülmüş görünüyor.
17 Aralık'ta Türkiye'ye tarih vermek için ek protokolü imzalamak
dışında başka koşul getirmeyen AB'den çıkan bu
çatlak sesler, Türkiye'nin önüne yeni bir koşul olarak gelebilir mi?
AB'nin Kıbrıs konusunda bugüne kadar izlediği politikaya
bakılırsa bu olasılık dışı değil.
AB'nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri Olli Rehn, Türkiye ile müzakerenin
başlaması için bir engel kalmadığını
açıklamasına karşın, Fransa ve Avusturya'dan farklı
sesler yükseldi. Fransa Başbakanı Villepin, Türkiye'nin Güney
Kıbrıs'ı tanımadan müzakerelerin
başlamayacağını belirtti. Avusturya Başbakan
Yardımcısı Gorbach da Türkiye'nin Güney Kıbrıs'ı
tanımadan AB'ye üye olamayacağını söyledi. Fransa ve
Almanya başta olmak üzere Türkiye
karşıtlığının giderek
yayıldığı Avrupa kamuoyunda bu seslerin destek
bulacağı kuşkusuz.
Türkiye şimdi de 3 Ekim öncesi, müzakereye oturmak için "Güney
Kıbrıs'ı resmen tanıma" koşuluyla
karşılaşırsa ne olacak?
Sorumlu AB'dir
Türkiye, müzakere tarihi alıncaya kadar AB'den gelen talepleri kabul etti,
koşulları yerine getirdi. AB'nin sözüne uluslararası hukuk ve
geleneklere güvenerek adımlar attı. Ancak, AB verdiği sözlerin
hiçbirini yerine getirmediği gibi, her aşamada Ankara'nın önüne
yeni bir koşul koydu. Ek protokolün imzalanmasına karşın
bugünlerde "Ek protokolü imzalamak yetmez, Güney Kıbrıs'ı resmen
tanımak zorundasınız" koşulu dillendiriliyor.
Kıbrıs'ın AB içinde bir sorun haline gelmesinin sorumlusu
kuşku yok ki yine AB'dir.
AB "hata"yı başından yaptı. Zürich ve Londra
anlaşmalarını hiçe saydı. Kıbrıs sorunu çözüme
kavuşmadan Güney Kıbrıs'ı AB üyeliğine aldı. Bunu
yaparken, Güney Kıbrıs'ın Annan Planı'na
"hayır", KKTC'nin ise "evet" demiş
olmasını da dikkate almadı. Türk tarafını
"evet" demiş olmasına karşın
cezalandırdı, Rum tarafını ise hak etmediği biçimde
ödüllendirdi. Şimdi Rum yönetimi, AB üyesi olarak bu konudaki en önemli
sorun kaynağı haline gelmiş durumda.
AB, yarattığı bu sorunu yine Türk tarafına dayatma yaparak
aşmaya çalışıyor.
Oysa, kurum olarak AB ve tek tek Avrupa ülkeleri, sözüne güvenilir olmak
zorundalar. AB, tek koşul bu dedikten sonra şimdi "tanıma
koşulu"nu gündeme getirirse artık sözüne güvenilmez bir kurum
haline gelir.
Şu soru da gündeme gelecektir: Acaba AB'nin Güney Kıbrıs'ı
"hayır" tavrına karşın AB'ye alması bir
"hata" mıydı, yoksa bir "tercih" mi? Bugüne
kadarki tutumu bunun hatadan çok bir tercih olduğunu düşündürüyor.
AB'nin sözleri
Oysa AB'nin, Türk tarafına yeni koşullar öne sürmek yerine
verdiği sözleri tutması gerekiyor. Örneğin, KKTC'ye uygulanan
ambargonun kaldırılması, vaat ettiği mali
yardımın yapılması ve Rum tarafına baskı
uygulanması gibi. Ancak, AB'den bu yönde bir kıpırtı yok.
Olmadığı gibi yeni koşul üretme gayretleri var. Bu
ilişki böyle bir güvensizlik ortamında nasıl yürüyecek ve nereye
varacak?
Türkiye bir kez daha "aldatılmış" konuma
düşürülmeden, AB, müzakereye başlama dahil, verdiği sözleri
tutmalıdır.
Türkiye haklı ve alacaklı konumdadır. Bu konumun gereğini
yapmalı, yeni koşul kabul etmemelidir.
FIKRET BILA MILLIYET
03/08/05
Chirac da Villepin gibi: Tanıma
olmadan müzakere düşünülemez!
Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac, Türkiyenin Rum Kesimini
tanımaması halinde üyelik müzakerelerinin
başlamayacağını söyleyen Başbakan Dominique de
Villepini destekledi. Chirac, "Başbakanın dediği gibi
birliğin üyelerinden birini tanımayan bir ülke ile müzakerelerin
açılması düşünülemez" dedi.
Dominique de Villepinin Türkiyede
rahatsızlık yaratan açıklamalarının ardından
Fransada toplanan Bakanlar Kurulunda konuşan Cumhurbaşkanı
Chirac, de Villepinin tutumuna destek verdi.
Chirac, özetle "Başbakanın
dediği gibi birliğin üyelerinden birini tanımayan bir ülke ile
müzakerelerin açılması düşünülemez" dedi.
Le Figaro: Chirac, hiçbir zaman bu kadar
ileriye gitmemişti
Le Figaro gazetesi, bazı bakanlara
dayanarak Chiracin Bakanlar Kurulundaki konuşmasını
aktardı. Gazete, Chiracın sözlerini değerlendirirken
"Devlet Başkanı hiçbir zaman o kadar ileriye
gitmemişti" yorumunu yaptı.
Gazete şunları yazdı:
"Devlet Başkanı hiç zaman o kadar
ileriye gitmemişti. Ankara ile müzakerelerin açılmasından yana
olan Chirac, bu çok hassas konuda partisi ile doğrudan muhalefet içinde.
UMP (iktidardaki parti) ise, Nicolas Sarkozyin başkanlığı
altında Türkiyenin Birliğine katılmasını resmen
karşı çıktı. Sağda çok izole olan Jacques Chirac,
Türkiye sorununun Avrupa anayasası referandumu kampanyasını
zehirlemesine karşın aynı görüşü savunmaya devam
etti".
Ancak Chiracın Haziran ortasında
Brükselde yapılan AB Zirvesinde genişleme sorununu çok net bir
biçimde dile getirdiğini kaydeden gazete, Türkiyede Ek Protokolün
imzalanmasının ertesinde hükümetin de tüm muhalefet partilerinden
eleştiri aldığına dikkat çekti. AKPnin 2007
yılında yapılacak cumhurbaşkanlığı ve genel
seçimler nedeniyle eleştirelere kulak asmamaya devam edemeyeceğini
savunan gazete, Ankaranın Güney Kıbrısı tanımama
pozisyonunu sürdürmesinin beklenebileceğini yazdı.
FINANCIAL
TIMES'TAN KIBRIS EKİ
Bu arada, İngiliz ekonomi gazetesi
Financial Times ise, bugün 4 sayfalık bir Kıbrıs özel eki
yayımladı. Ağırlıklı olarak adanın güneyinin
ele alındığı ekte, ekonomi, yatırım, turizm gibi
başlıklar öne çıkıyor.
Başsayfada ise siyasi alandaki
kilitlenmenin sürdüğüne şu satırlarla dikkat çekiliyor;
"Bazı gözlemcilere göre, Cumhurbaşkanı Tasos Papadopoulos,
Kıbrıslı Türklerin eşit haklara sahip olmaktan çok,
azınlık muamelesi görecekleri üniter devlet modelini
canlandırmaktan yana. İkinci tercihi ise adadaki
bölünmüşlüğün bugünkü gibi devamı." Financial Times'ın
Kıbrıs ekinde, adanının iki tarafındaki emlak
piyasasında son dönemde görülen hareketlilik de yorumlanmış.
"Avrupa Birliği'ne
katılımın emlak piyasasına olumlu etkisini adanın iki
tarafında da görmek mümkün. Güneyde, yabancılar son üç
yıldır, yıllık 300 milyon sterlin gayrimenkul
yatırımı yapıyor Emlak fiyatlarının yüzde 40 daha
düşük olduğu Kuzey'deki rakamlar tam olarak bilinmiyor. Ancak
kıyı şeridi boyunca uzanan villa ve apartmanlara bakarak, bir
canlılık yaşandığını söylemek mümkün.
"Kıbrıslı Türk yetkililere
göre, geçen yıl 5 bin yazlık inşa edilmiş. Ancak buradaki
inşaat patlaması, Rumlara ait arazileri de
kapsadığından, iki taraf arasındaki ilişkileri de daha
da germiş gibi görünüyor."
MILLIYET 03/08/05
Yurtta
Kıbrıs, cihanda Kıbrıs
Sezer, KKTC lideri
Talat'a beklediği desteği verdi, ama içeride ve
dışarıda gerilim birikiyor
RADIKAL 03/08/05
1974 Kıbrıs
harekâtının başbakanı Bülent Ecevit'in şöyle bir tezi
vardı:
'Kıbrıs, İngiltere dışında Avrupa'nın
ilgilendiği bir konu değildir. Türkiye, Yunanistan ve adadaki iki
halk dışında kimseyi ilgilendirmiyor. Konu adadaki
görüşmelerle anlaşmaya bağlanabilir.' Bu tez uzun yıllar
boyunca kendisini sağlıyordu; Kıbrıs konusu gerçekten de
Türkler ve Yunanlılar dışında, bir de Kıbrıs'taki
üslerine, onları Avrupa Birliği hukuku dışında tutacak
kadar stratejik önem atfeden İngiltere dışında kimseyi
ilgilendirmiyor görünüyordu.
Ancak bu durum AB'nin 1999 Helsinki zirvesinden itibaren değişmeye
başladı. O günün de başbakanı olan Ecevit'in AB dönem
başkanı Finlandiya'dan, Türkiye'nin üyelik sürecinin Kıbrıs
konusuna bağlanmayacağı yönünde bir mektup almadan Helsinki
davetini kabul etmemişti. Direten Ecevit'i ikna etmek için AB
Dış Politika ve Güvenlik Sorumlusu Javier Solana ile Genişleme
Sorumlusu Günther Verheugen, Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'ın
tahsis ettiği jetle Ankara'ya gelmiş, bu durumu şahsen de
Ecevit'e iletmişlerdi.
O zirvede, Kıbrıs Türklerini de temsil ettiği iddiasındaki
'Kıbrıs Cumhuriyeti' dahil 10 ülke ile üyelik görüşmelerinin
başlaması da karara bağlanmıştı.
Kıbrıs böylelikle Türkiye-AB konularının
konuşulduğu her zeminde konuşulmaya başladı. 17
Aralık 2004 zirvesinde, Türkiye'nin 1963 Ankara
Anlaşması'nı 'Kıbrıs Cumhuriyeti'ni de içerecek
şekilde 25 AB ülkesine genişletecek ek protokolü imzalaması
karşılığında 3 Ekim 2005'te tam üyelik müzakerelerine
başlayabileceğinin ilanıyla konu bütünüyle uluslararası
politikaya mal oldu.
Dün KKTC'nin yeni Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat,
Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in resmi davetlisi olarak ilk kez
Ankara'daydı. Görüşme sonrasında yaptığı ortak
basın açıklaması, Talat'ın görüşme öncesi en çok önem
verdiği konu olduğunu söylediği 'KKTC'ye desteğin devam
etmesi' beklentisinin karşılandığını gösteriyor.Uluslararası
haber ajanslarının bu buluşmanın haberini de bu
başlıkla duyurmaları Rauf Denktaş'ın yerini
Talat'ın almasından sonra Ankara-Lefkoşa ilişkilerinin
eskisi gibi sürüp sürmeyeceği konusunda AB ve ABD'de de belli soru
işaretlerinin bulunduğuna ve bu desteğin ilanına önem
verildiğine işaret ediyor.
Bu dönemeç, yine de Türkiye'nin ek protokolü imzalamış ve onunla
birlikte bunun 'Kıbrıs Cumhuriyeti'ni diplomatik olarak tanıma
anlamına gelmeyeceği açıklamasını yapmış
olmasının yol açtığı tartışmaların
gölgesinde kaldı. Dün Ankara'da, konuşan her parti yetkilisi
Kıbrıs konusunda hükümete yüklendi. CHP lideri Deniz Baykal,
Kıbrıs politikasında değişikliği kabul edilemez
bulup Başbakan Tayyip Erdoğan'ı Meclis önünde hesap vermeye
çağırırken, bugün seçim yapılsa muhtemelen Meclis'e girecek
partilerden biri olacak kadar desteğe sahip görünen MHP lideri Devlet
Bahçeli, bütün ülkeyi bir 'Milli duruşa' davet ediyor.
Uluslararası ajanslara yansıdığı kadarıyla ABD ve
AB ülkelerinden gelen tepkiler daha da ilginç. ABD Dışişleri'nin
"Kıbrıs politikamızda değişiklik yok"
açıklaması bir yana. Ancak AB bünyesinden gelen sesler alarm verici
nitelikte.
Örneğin, 1959'dan bu yana Türkiye'yi ziyaret edecek ilk Yunanistan
Başbakanı olacak Kostas Karamanlis'in bu ay Türkiye'ye
gelmeyeceği geçtiğimiz haftalarda Atina'da ilan edilmiş
olduğu halde dün yeniden servise verilerek, gecikmenin Kıbrıs
nedeniyle olduğu ve ziyaretin ekim ayında yapılabileceği
duyuruluyor. Avusturya Başbakan Yardımcısı Hubert
Gorbach'ın, Fransız Dışişleri Bakanı Dominique
deVillepin'den biraz sonra, tıpkı onun gibi "Tanıma olmadan
görüşmeler başlamamalı" demesi ise baskıların
daha ciddi boyutlara ulaşmasının beklenmesi gerektiğini
gösteriyor.
Gorbach ve de Villepen'in tutumları, hem 1999'da Solana ve Verheugen'in
söyledikleriyle, hem de daha önceki gün AB Genişleme Sorumlusu Olli Rehn'in
"Protokol imzalanmasıyla müzakerenin başlaması önünde engel
kalmadı" sözleriyle çelişiyor. Böyle durumlarda Başbakan
Erdoğan'ın tavrı, "Ben Komisyon'un dediğine
bakarım" türü bir üstüne almama tavrı oluyor. Belki resmi
düzeyde bir geçerliliği var bu tavrın. Ancak Kıbrıs ve
Türkiye'nin AB üyeliği konusunun artık Avrupa'da bir iç politika
konusu olduğunu saptamak ve buna göre politika belirleyip önlem almak
gerekiyor.
AB'den çatlak sesler
Villepin 'Türkiye,
Rumları tanımazsa müzakere başlamaz' dedi. Avusturya
'Rumları tanıyın' çağrısı yaptı. Komisyon:
Tanıma müzakere için şart değil
RADIKAL 03/08/05
PARİS - AB'nin 3
Ekim'de müzakereleri açmak için koyduğu tek koşul olan Gümrük
Birliği'ni Kıbrıs Rum Yönetimi dahil 10 yeni üyeye
genişleten ek protokolü imzalayan Türkiye'ye, yeni koşullar
çıkarılacağının ilk işaretini Fransa verdi.
Türkiye'nin protokolü 'Kıbrıs Cumhuriyeti'ni
tanımadığı'na dair beyanla imzalamasını, Avrupa
Komisyonu 'Bu beyan, Türkiye'nin protokolü uygulama
kararlılığına gölge düşürmüyor. İmza, müzakere
sürecinin önünü açmalı' diye karşılarken, Fransa
Başbakanı Dominique de Villepin farklı konuştu: 'Türkiye
Kıbrıs'ı tanımazsa, müzakerelerin başlaması
düşünülemez.'
De Villepin, Europe One radyosuna şöyle dedi: "AB'nin her bir
üyesini, yani 25'ini birden tanımayan bir ülkeyle müzakere sürecinin
başlaması düşünülemez. Müzakere sürecine girmek her şeyden
önce üyelerin her birinin tanınmasını varsayar. Bu,
savunulması gereken bir ilkedir. Fransa, gelecek toplantılarda bunu
hem Türkiye'ye hem de AB üyesi ülkelere açıkça belirtecektir." Bunun
müzakerelerin 3 Ekim'de başlamasının ertelenebileceği
anlamına gelip gelmediği sorusuna "Elbette. Bu durum net
olmalı" karşılığını veren De Villepin,
Türkiye'nin 3 Ekim tarihine dek bütün koşulları yerine getirmemesi ve
kendi savlarını dayatmasına dair soruyu da, "O zaman
beklemek elzem olacak. Türkiye'nin müzakere sürecine girmek için gerçek bir
isteklilik göstermesi beklenecek" diye yanıtladı.
Rumlar: Villepin teyit
etti
Rum hükümet sözcüsü Kipros Hrisostomides, De Villepin'in sözlerinin kendi
savlarını desteklediğini söyledi: "Biz AB'ye katılmak
isteyen bir ülkenin, üyelerden birini tanımamasının saçma
olacağını hep belirttik. Villepin de bunu teyit etti.
Umarız Fransa bunu Türkiye'ye karşı resmi politika yapar. Biz de
3 Ekim'den önce resmi pozisyonumuzu alacağız. Uluslararası
hukuk, BM kararları ve AB hukukuna dayanarak Kıbrıs
Cumhuriyeti'ni tanımasını Türkiye'nin net yükümlülüğü
olarak görüyoruz." Yunan Dışişleri Sözcüsü Yorgo Kumuçakos
da, De Villepin'in sözlerinin özel önem
taşıdığını belirtti. Kumuçakos, "Bir
adayın bir üyeyi tanımaması, Avrupa gerçeğine yabancı,
kurumsal ve garip bir çelişki. Bu çelişkili durumun
kaldırılması gerek. Bunda net ve ısrarlıyız.
Türkiye'nin AB perspektifini destekleyen tutumumuzu koruyoruz" dedi. 46
yıl sonra Türkiye'ye gelecek ilk Yunan başbakanı olmaya
hazırlanan Kostas Karamanlis'in ziyaretinin 22-23 Ağustos'tan 3 Ekim
sonrasına ertelenmesine ilişkin, bir Yunan yetkili, "Programın
uyuşmaması kadar Yunan tarafı protokolle ilgili Türk
politikasını da değerlerdirmeye aldı" diye
konuştu.
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ise, Fransa
Başbakanı'na ahde vefa çağrısı yaptı:
"Fransa'nın desteğinin devamını bekliyoruz. Türkiye,
yükümlülüklerini yerine getirmiştir. Şimdi AB'nin de ahde vefa ilkesi
doğrultusunda altında bütün üyelerinin imzası bulunan 17
Aralık kararları uyarınca, müzakereleri 3 Ekim'de
başlatmasını bekliyoruz."
Viyana'dan da Kıbrıs'ın tanınması
çağrısı geldi. Avusturya Başbakan Yardımcısı
Hubert Gorbach, Türkiye'nin beyanıyla ilgili "Olumsuz bir
gelişme. Şu anda ipi germemek kendi yararına. Türkiye,
Kıbrıs'ı tanımadan AB'ye üye olamaz. Ama tanıma
Türkiye açısından son adım olmaz" açıklaması yaptı.
Komisyon: Önşart
değil
Avrupa Komisyonu sözcüsü Amadeu Altajaf Tardio ise Türkiye'nin
Kıbrıs'ı tanımasının müzakereler için bir
önşart olmadığını belirterek, yine de Brüksel'in
Türkiye'nin kararından endişe duyduğunu söyledi. Müzakerelerin
yönüne AB'nin 25 üyesinin karar vereceğini vurgulayan sözcü, ek protokolün
imzasıyla, tüm koşulların
karşılandığını belirtti. (Dış Haberler)
Köşk'te Talat
farkı
Talat'ın,
Ankara'ya ilk resmi ziyaretinde soğuk rüzgâr esti. Sezer: 'İki halk,
iki devlet vardır.' Talat: 'Rumlarla ortak devlete hazırız.
Barış isteyen Kıbrıs Türk halkı yöneticilerini
seçmiştir'
03/08/2005
RADIKAL
RADİKAL - ANKARA - KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Ankara'ya ilk resmi ziyaretini dün
gerçekleştirdi. Yabancı ülke liderleri için uygulanan standart
protokolün dışında kalan Talat, ne Camlı Köşk'te
kalabildi ne de 21 pare top atışını duyabildi. Bir saatlik
görüşme, basın açıklaması ve öğlen verilen
çalışma yemeğiyle yetinen Talat, "Kıbrıs Türk
halkı, son iki seçimde barış isteyen yöneticilerini,
cumhurbaşkanlarını seçmişlerdir" diyerek
Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'e gönderme yaptı.
Sezer'in resmi davetlisi olarak Ankara'ya gelen Talat için resmi
karşılama töreni yapıldı ama 21 pare top
atışı olmadı. Talat, resmi nitelikle Ankara'ya gelen devlet
adamlarının kaldığı Camlı Köşk yerine
Sheraton Oteli'yle yetinmek durumunda kaldı. Protokolde görülen bu
düşük düzey, ortak basın açıklamasına da yansıdı.
Talat, KKTC'deki parlamento ve cumhurbaşkanlığı
seçimlerinde Kıbrıs Türk halkının çözüm istediğini
gösterdiğini, kendilerini çözüme götürecek yöneticileri ve
cumhurbaşkanlarını seçtiğini belirterek, Sezer'e
dolaylı olarak dokundurmada bulundu.
'Tecride
karşı dayanışma'
Sezer konuşmasına, "Kıbrıs, Türkiye için ulusal bir
davadır. Kıbrıs'ta dili ve dini ayrı iki halk ve
onların kurduğu iki devlet vardır" diye başlayarak,
KKTC duyarlılığını gösterdi. Kurulacak yeni
ortaklığın 'eşitlik' temelinde olması gerektiğini
belirten Sezer, "BM Genel Sekreteri'nin çabalarını destekledik.
Çözümün BM çerçevesinde gerçekleşmesi gerektiğine olan
inancımız sürmekte" dedi. Talat ise daha esnek bir söylem
kullanarak, "Ortak devlete hazırız. Seçimlerin bittiği
günden beri Rumlara barış elimizi uzattık. Rum
tarafının bu eli tutmasını istiyoruz" diye
konuştu.
İki cumhurbaşkanının uzlaştığı iki
nokta ise Türkiye'nin desteğinin sürmesi ve tecridin kaldırılması
oldu. Sezer, "Türkiye ve KKTC'nin yakın temas, işbirliği ve
danışma halinde olması gerektiği konusunda görüş
birliği içindeyiz. Bu dayanışma aynı biçimde sürecektir"
dedi. Talat da "Türkiye'ye güçlü destek için teşekkür ediyoruz.
İnanıyoruz ki bu destek eksilmeyecek, artacaktır" diye
konuştu. Her iki lider de uluslararası toplumun tecridi
kaldırılması için somut adımlar atması
gerektiğini kaydetti.
Erdoğan'dan liman
garantisi
Talat daha sonra Başbakan Tayyip Erdoğan'la bir araya gelirken, iki lider
Kıbrıs'la ilgili tüm konularda aynı görüşte
olduklarını teyit etti. Talat Gümrük Birliği Ek Protokolü'nün
imzalanmasının, kesinlikle tanıma anlamına
gelmeyeceğini belirtti. Erdoğan da, Türkiye'nin, liman ve
havaalanlarının, çözümün parçası olmadan Rumlara
açılmayacağının garantisini verdi. Genelkurmay
Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök'le de görüşen Talat,
Anıtkabir Özel Defteri'ni de imzaladı.
Ziyaret resmi, muamele
farklı
Eski Cumhurbaşkanı Denktaş:
· Denktaş,
Ankara ziyaretlerinde Camlı Köşk'te kalıyordu. KKTC'nin eski
lideri, emekliye ayrıldığında da bu ayrıcalıktan
yararlandı.
· Denktaş,
protokol gereği hep genelkurmay başkanı ve
başbakanları Camlı Köşk'te 'kabul ederdi'.
· Denktaş'la
öğlen çalışma yemeği yenir, onuruna akşam yemeği
verilirdi.
·
Denktaş'ın Ankara'ya resmi ziyaretlerinde 21 pare top
atışı yapılırdı.
Yeni Cumhurbaşkanı Talat:
· Talat, Ankara'ya
ilk resmi ziyaretinde Sezer tarafından davet
edilmediği için Camlı Köşk'te kalmadı. Sheraton Oteli'nde
ikamet etti.
· Programda Talat'ın
'Genelkurmay Başkanı ve Başbakan'ı ziyaret
edeceği' duyuruldu.
· Talat için ise
çalışma yemeğiyle verilmekle yetinildi.
· İlk resmi ziyaretinde
Talat'ın onuruna 21 pare top atışı yapılmadı.
Kıbrıs'ta
yaşayabilir çözümü arzuluyoruz
Mehmet Ali Talat,
Cumhurbaşkanı seçilmesinin ardından resmi olarak ilk kez dün TC
Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer ile görüştü. Kıbrıs
sorununda atılacak yeni adımların ele
alındığı görüşmeden sonra iki cumhurbaşkanı
ortak açıklama yaptı:
Kıbrıs'ta
yaşayabilir çözümü arzuluyoruz
TALAT: RUMLARA
BARIŞ ELİMİZİ UZATTIK, TUTMALARINI İSTİYORUZ...
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Sezer'le görüşmesinden sonra
yaptığı açıklamada, "Seçimlerin bittiği günden
itibaren Rumlara barış elimizi uzattık. Rum tarafının
uzattığımız eli tutmasını istiyoruz. Eğer
tutarlarsa eşitliğimize dayalı ortak bir devlet kurmaya
hazırız" dedi
SEZER:
YENİ ORTAKLIK, İKİ EŞİT TARAF ARASINDA KURULMALI...
Kıbrıs'ta dili ve dini ayrı iki halk ve onların
kurduğu iki devlet bulunduğunu kaydeden TC Cumhurbaşkanı Sezer,
"Kıbrıs'ta yeni bir ortaklık iki eşit taraf
arasında kurulmalı, yaşayabilir olmalı ve Ada'daki
gerçekleri dikkate almalıdır. Varılacak çözümün, iki
kesimliliği ve Ada üzerindeki dengeleri gözetmesi gerekmektedir" diye
konuştu
Türkiye'nin
Gümrük Birliği ek protokolünü imzalamasının hemen ardından
dün Çankaya'da Kıbrıs zirvesi yapıldı.
Çankaya'daki
zirvede bir araya gelen Türkiye ve KKTC'nin cumhurbaşkanları,
Kıbrıs sorununda önümüzdeki dönemde atılabilecek adımlar
üzerinde görüş alışverişinde bulundu.
Kıbrıs
sorununun enine boyuna masaya yatırıldığı Çankaya'daki
zirvenin ardından Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile TC
Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer basına yaptıkları
ortak açıklamada, dünyaya barış mesajları verdiler; uluslar
arası toplumun, BM ve AB'nin, KKTC üzerindeki ambargoların
kaldırılması yönünde
daha da
gecikmeden somut adımlar atmasını beklediklerini yinelediler.
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, "Seçimlerin bittiği günden itibaren Rumlara
barış elimizi uzattık. Rum tarafının
uzattığımız eli tutmasını istiyoruz. Eğer
tutarlarsa eşitliğimize dayalı ortak bir devlet kurmaya
hazırız" dedi.
Kıbrıs'ta
dili ve dini ayrı iki halk ve onların kurduğu iki devlet
bulunduğunu kaydeden TC Cumhurbaşkanı Sezer de
"Kıbrıs'ta yeni bir ortaklık iki eşit taraf
arasında kurulmalı, yaşayabilir olmalı ve Ada'daki
gerçekleri dikkate almalıdır. Varılacak çözümün, iki
kesimliliği ve Ada üzerindeki dengeleri gözetmesi gerekmektedir" diye
konuştu.
Talat,
temaslarına Anıtkabir'den başladı
TC
Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in resmi davetlisi olarak önceki gün
Türkiye'ye giden Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Ankara'daki
temaslarına Anıtkabir ziyaretiyle başladı.
Başbakan
Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Serdar
Denktaş'ın da bulunduğu heyetle Anıtkabir'e giden Talat, çelengi
mozoleye eşi Oya Talat ile koydu. Saygı duruşunun ardından
Talat, Misak-ı Milli Kulesi'ne geçerek Anıtkabir Özel Defteri'ni
imzaladı. Talat, deftere şunları yazdı:
"KKTC ve
Türkiye Cumhuriyeti arasında varolan tarihi, sosyal, kültürel
kardeşlik ve işbirliği sonsuza kadar devam edecektir.
Çağdaş demokratik bir düzen ve Avrupa Birliği hedeflerimiz
ortaktır.
Bir kez daha
vurgulamak isterim ki, senin yaktığın uygarlık ateşini
bayrak yapmış Kıbrıslı Türkler yirmibirinci
yüzyılda da aynı arzu ve istekle çalışmaya devam
etmektedir. Açtığın yol insanca yaşama yoluydu, bu
ışıkla yürümeye devam ediyoruz."
Çankaya'da
resmi karşılama
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat ve beraberindeki heyet, daha sonra TC Cumhurbaşkanı
Sezer ile görüşmek üzere Çankaya Köşkü'ne geçti.
TC
Cumhurbaşkanı Sezer, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ı
Çankaya Köşkü'nde resmi törenle karşıladı.
Sezer ve Talat,
İstiklal Marşı'nın dinlenmesinin ardından tören
kıtasını denetlediler. Törenin ardından Sezer ve Talat,
eşleriyle birlikte gazetecilere poz verdiler.
Törende TBMM
Başkanvekili Nevzat Pakdil, TC Devlet Bakanı ve Başbakan
Yardımcısı Abdüllatif Şener, Başbakan
Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Serdar
Denktaş ve diğer yetkililer de hazır bulundu.
Talat:
Kıbrıs'ta kalıcı çözüm istiyoruz
Cumhurbaşkanı
Talat, Çankaya Köşkü'nde Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer ile
düzenlediği ortak basın açıklamasında,
Cumhurbaşkanı seçilmesinin ardından yapılan resmi davet
için Sezer'e içtenlikle teşekkür ederek, ilk resmi ziyaretinde çok samimi
ve ayrıntılı bir değerlendirmede bulunduklarını
kaydetti.
Sezer ile
Kıbrıs sorununun içinde bulunduğu durumu
değerlendirdiklerini belirten Talat, bundan sonra atılacak
adımlar konusunda görüş alış verişinde
bulunduklarını söyledi.
Türkiye'nin her
zaman KKTC'ye destek verdiğini ve bu desteğin bundan sonra da
süreceğinin bilincinde olduklarını ifade eden Talat, şöyle
dedi:
"Dayanışmamızın
geçmişte olduğu gibi bundan sonra da devam edeceği konusunda
kararlılığımızı vurguladık. Türkiye'ye güçlü
destek için teşekkür ediyoruz. İnanıyoruz ki bu destek
eksilmeyecek, artacaktır."
Türk
tarafının Kıbrıs sorununa kalıcı çözüm
istediğini ve bu yöndeki çabalarının dünya tarafından
görüldüğünü hatırlatan Talat, ancak Rum tarafının çözüme
yanaşmadığını kaydetti. Talat, "Seçimlerin bittiği
günden itibaren Rumlara barış elimizi uzattık. Rum
tarafının uzattığımız eli tutmasını
istiyoruz. Eğer tutarlarsa eşitliğimize dayalı ortak bir
devlet kurmaya hazırız" dedi.
BM Genel
Sekreteri'nin Güvenlik Konseyi'ne sunduğu raporda, Kıbrıslı
Türklerinin gereksiz yere izole edilmesine son verilmesi yönündeki tavsiyesinin
doğru bir yaklaşım olduğunu ifade eden Talat, bu
yaklaşımın tüm dünya tarafından da algılanması
gerektiğini söyledi.
Talat,
geçmişin düşüncelerine dayalı mevcut uluslararası hukukun
Kıbrıslı Türklerin durumunu
tanımlayamadığını belirterek, uluslararası
toplumun Kıbrıs'a bakışının yeniden gözden
geçirmesi ve ciddi şekilde yeni bir değerlendirme yapması
gerektiğini kaydetti. Talat, bu değerlendirmenin ilk
adımının da izolasyonların kaldırılması
yönünde atılması gerektiğini belirtti.
Kıbrıs
sürecinde Türkiye ile KKTC'nin dayanışmasının önemine
işaret eden Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, bu
dayanışmanın, Kıbrıslı Türklerin
haklarını elde edecekleri bir çözüme
taşıyacağını kaydetti.
Sezer: Çözümde
iki kesimlilik ve dengeler önemli
TC
Cumhurbaşkanı Sezer, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile
Çankaya Köşkü'nde baş başa ve heyetler arası
görüşmelerin ardından yaptıkları ortak basın
açıklamasında, Cumhurbaşkanlığına seçilmesinin
ardından düzenlediği ilk resmi ziyaret nedeniyle Talat ve
beraberindeki heyeti Türkiye'de görmekten mutluluk duyduklarını ifade
etti.
Kıbrıs'ın
Türkiye için bir ulusal dava olduğunu ve Kıbrıs'ta dili ve dini
ayrı iki halk ve onların kurduğu iki devlet bulunduğunu
kaydeden Sezer, "Kıbrıs'ta yeni bir ortaklık iki eşit
taraf arasında kurulmalı, yaşayabilir olmalı ve Ada'daki
gerçekleri dikkate almalıdır. Varılacak çözümün, iki
kesimliliği ve Ada üzerindeki dengeleri gözetmesi gerekmektedir" diye
konuştu.
Ada'daki iki
halkın barış ve güvenlik içinde yan yana yaşayabilecekleri
zeminin temelinin, KKTC'nin bugün olası bir çözümün eşit
ortağı durumunda olduğu gerçeğinin kavranmasına
bağlı olduğunu vurgulayan Sezer, Türk tarafının, hakça
ve kalıcı bir çözümden yana olduğunu ve bu yolda üzerine
düşeni yaptığını söyledi.
Cumhurbaşkanı
Sezer, buna karşın, karşı tarafın, eşitlik ve
ortaklık temelinde bir siyasal uzlaşıyı kabul etme
niyetinde olmadığının anlaşıldığını
ifade etti.
Karşılıklı
saygı ve güven ortamına gereksinim
Türkiye ve
KKTC'nin Kıbrıs sorununun hakça ve kalıcı bir çözüme
kavuşturulmasını içtenlikle istediğini belirten Sezer,
şunları kaydetti:
"Biz, BM
Genel Sekreteri'nin çabalarını destekledik. Çözümün, BM çerçevesinde
gerçekleşmesi gerektiğine olan inancımızı sürdürmekteyiz.
Kıbrıs Türk halkı her zaman uzlaşıdan yana
olmuştur. Her şeyden önce, iki taraf arasında
karşılıklı saygı ve güven ortamının
oluşmasına gereksinim vardır. Tersi durumda, tarafların yan
yana yaşayabilecekleri ve işbirliği yapabilecekleri bir ortamı
sağlamak olanağı bulunmayacaktır."
Sezer,
KKTC'nin, demokratik ve insan hakları ile hukukun üstünlüğü
ilkelerine dayalı yapısıyla Ada üzerinde ve Doğu Akdeniz
bölgesinde istikrarın simgesi olduğunu belirtti.
Cumhurbaşkanı
Sezer, şöyle devam etti:
"Sayın
Cumhurbaşkanı ve beraberindeki heyetle yaptığımız
görüşmede de, Kıbrıslı Türk kardeşlerimizle
dayanışma ve işbirliği
anlayışımızı yineleme olanağını bulduk.
Görüşmede, Kıbrıs konusunun içinde bulunduğu
aşamayı ayrıntılı olarak değerlendirdik ve önümüzdeki
dönemde atılabilecek adımlar üzerinde görüş
alışverişinde bulunduk. Türkiye ve KKTC'nin yakın temas,
işbirliği ve danışma halinde olması gerektiği
konusunda görüş birliği içindeyiz. Birlik ve beraberliğimiz
bizim esas gücümüzdür. Bu dayanışma, bundan sonra da aynı
biçimde sürecektir"
Uluslararası
toplumdan somut adım beklentisi
Bugün içinde
bulundukları aşamada, Kıbrıs Türk halkına
yıllarca uygulanan haksız ambargo ve kısıtlamalara son
verilmesi için uluslararası toplumun, BM ve AB'nin daha da gecikmeden
somut adımlar atmasını beklediklerini ifade eden Sezer,
doğrudan ticaret ve doğrudan ulaşım konusunda somut
gelişmeler sağlanmasını ve ambargoların
kaldırılması yönünde atılan adımların daha da
ileriye götürülmesini beklediklerini kaydetti.
"Türkiye,
KKTC'nin ekonomik ve toplumsal yönden gelişmesi için her türlü çabayı
göstermeyi sürdürecektir" diyen Sezer, amaçlarının,
Kıbrıs Türk halkının yaşam düzeyini yükseltmek ve
geleceğe daha güvenle bakmasını sağlamak olduğunu
ifade etti.
Cumhurbaşkanı
Sezer, "Kıbrıs sorunu, Kıbrıs Türkü için bir hak ve
hukuk savaşımıdır. Bu dönemde Türkiye'nin, KKTC'yi,
geçmişte olduğu gibi bundan sonra da her alanda destekleyecek ve
Kıbrıslı Türk kardeşlerimizin yanında olmayı
sürdürecektir" diye konuştu.
Talat,
Orgeneral Özkök'ü ziyaret etti
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, dün Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök'ü de
ziyaret etti.
Talat,
Genelkurmay Başkanlığı karargahına gelişinde
Orgeneral Özkök tarafından askeri törenle karşılandı.
Görüşme, Talat'ın Genelkurmay Başkanlığı özel
defterini imzalamasının ardından basına kapalı olarak
gerçekleşti.
KIBRIS 03/08/05
Sabit Soyer
: Çözüme odaklanmalıyız
|
Başbakan
Ferdi Sabit Soyer, Türkiye'nin ek protokolü imzalamakla
'Kıbrıs'ı sattığına" ilişkin
söylemleri "Yanlışın dikalası" olarak niteledi
ve ekledi: TÜRKİYE'NİN
İLERLEMESİNİ DURDURAMAYACAKLAR... Bazı çevrelerin
"Kıbrıs satıldı" yönündeki
değerlendirmelerini "yanlışın dikalası"
diye eleştiren Soyer, "Kendi yanlışlarını
temizleyememiş olmanın hırsıyla KKTC ve Türkiye hükümetlerinin
önüne yeni engeller çıkarma gayretindedirler. Ama bunu
başaramayacaklar, Türkiye'nin AB yolunda ilerlemesini
durduramayacaklar" dedi Başbakan
Ferdi Sabit Soyer, Türkiye'nin AB ile ek protokolü imzalamasıyla ortaya
çıkabilecek sıkıntıların Türkiye ve KKTC
hükümetleriyle sivil toplum örgütlerinin işbirliğiyle
aşılabileceğini belirterek, "Bu süreçte
tanıdı-tanımadı tartışmalarını
bırakarak çözüm sürecine bağlılık teyit edilmeli"
dedi. Soyer,
Türkiye'nin, aralarında Güney Kıbrıs'ın da bulunduğu
10 yeni AB üyesini Gümrük Birliği'ne dahil eden ek protokolü
imzalamasıyla "Kıbrıs'ın
satıldığına" ilişkin söylemleri ise,
"Yanlışın dikalası" olarak niteledi. Sanayi
Odası İstanbul'daydı Başbakan
Ferdi Sabit Soyer dün öğle saatlerinde Sanayi Odası Yönetim Kurulu'nu
kabul etti. Türkiye'nin ek protokolü imzalamasından önce
İstanbul'da konuyla ilgili temaslarda bulunan Sanayi Odası heyeti,
temas ve girişimleri hakkında Başbakan'a bilgi verdi. TUSİAD,
İstanbul Sanayi Odası ve Türk İhracatçılar Meclisi ile
yaptıkları görüşmelerde, ek protokolle birlikte KKTC
ekonomisinin zarar görmemesi için alınabilecek önlemleri ele
aldıklarını söyleyen Sanayi Odası Başkanı Salih
Tunar, iş çevrelerinin Türkiye hükümetinin Kıbrıs
politikasına destek verdiğini gözlemlemekten memnuniyet
duyduklarını anlattı. Tunar
görüşmelerde, ek protokolle birlikte KKTC ekonomisini zarar görmemesi
için ortak strateji geliştirilmesinin kaçınılmaz
olduğunun vurgulandığını ekledi. Sorunla
uğraşmak temel görev Başbakan
Soyer de heyetten temasları hakkında bilgi almasının
ardından Türkiye'nin ek protokolü imzalamasıyla yaşanan
tartışma ve eleştirilere dikkat çekti. Çözümsüzlük
ortamı nedeniyle her yeni gelişmenin yeni imkanlar yanında,
yeni sorunlar da yarattığına dikkat çeken Soyer, "Ne
kadar usansak da Kıbrıs sorunuyla uğraşmak temel
görevdir. Siyasi eşitlik temelinde çözüme ulaşıncaya dek bu
sorunla uğraşmamız gerekiyor" dedi. Ek protokolün
Türkiye tarafından imzalanmasıyla Güney Kıbrıs, KKTC ve
Türkiye'de yoğun tartışmalar yaşandığına
dikkat çeken Başbakan Soyer, Kıbrıs'ta çözümsüzlüğün
sorumlularının bu konudaki eleştirilerin başını
çektiğini kaydetti. Süreci
başlatan 1999 Helsinki ile Kopenhag ve Lahey zirvelerinin
yapıldığı dönemlerde iktidarda olanların bugün
yaşanan sıkıntıların esas sorumluları
olduklarını belirten Soyer, Türkiye'de MHP ve CHP, KKTC'de de UBP
genel başkanlarının açıklamalarına atıf
yaptı. "Türkiye'yi
durduramayacaklar" İlgili
çevrelerin "Kıbrıs satıldı" yönündeki
değerlendirmelerini "yanlışın dikalası"
diye eleştiren Soyer, "Kendi yanlışlarını
temizleyememiş olmanın hırsıyla KKTC ve Türkiye
hükümetlerinin önüne yeni engeller çıkarma gayretindedirler. Ama bunu
başaramayacaklar, Türkiye'nin AB yolunda ilerlemesini durduramayacaklar"
dedi. Rum Yönetimi
Başkanı Papadopulos'un da tek yanlı AB üyeliğini dayanak
yaparak Türkiye'ye siyasi tanıma dayatması
yaptığını söyleyen Başbakan Soyer, "Tüm bunlar
çözümsüzlüğü sürdürmeye çalışmanın
müşterekliğinin ifadesidir" şeklinde konuştu. Esasa
odaklanmalı... Türkiye'nin
Güney Kıbrıs dahil 10 yeni AB üyesini de kapsayan gümrük
birliği ek protokolünü imzalamasının yeni
sıkıntılar yaratacağını, ancak bunların
hükümet ve sivil toplum örgütlerinin işbirliğiyle
aşılabileceğini belirten Soyer,
"Tanıdıydı-tanımadıydı
tartışmalarını bırakarak toplumsal enerjimizi esasa
yönlendirmemiz gerekir. Güney'deki hükümetin tüm Kıbrıs'ı
temsil etmediği ve ortaklık devletinin esas olduğu,
izolasyonların kaldırılması mücadelesi, çözüm sürecine
bağlılık teyit edilmeli" dedi. |
KIBRIS 03/08/05
Kayıplarla
ilgili Girne'deki kazı çalışmaları tamamlandı
KİMLİKLER
BELİRLENECEK... BM gözetimindeki iki toplumlu Otonom Kayıp
Şahıslar Komitesi'nin yabancı uzman gözetiminde Girne bölgesinde
yaptığı mezar kazıları tamamlandı.
İnşaatlar nedeniyle ivedi olarak gündeme alınan münferit
kazılar hafta sonu tamamlanırken, mezarlardan çıkarılan
kemiklerin kimlere ait oldukları ancak antropologlar tarafından
düzenlenmesiyle ve laboratuvarların kurulmasıyla kesinleşecek
BM
gözetimindeki iki toplumlu Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi'nin
yabancı uzman gözetiminde Girne bölgesinde yaptığı mezar
kazıları tamamlandı. İnşaatlar nedeniyle ivedi olarak
gündeme alınan münferit kazılar hafta sonu tamamlanırken,
mezarlardan çıkarılan kemiklerin kimlere ait oldukları ancak
antropologlar tarafından düzenlenmesiyle ve laboratuvarların
kurulmasıyla kesinleşecek.
Uzman
kuruluş İNFORCE'dan uzman gözetiminde ve Otonom Kayıp
Şahıslar Komitesi'nden bir Rum'un da gözlemci olarak
katıldığı kazılar haziran ortalarında
başlamıştı. İnşaatlar nedeniyle ivedi olarak gündeme
alınan ve toplu mezar niteliği olmayan münferit kazılar,
Kayıplar Komitesi Türk üyelerinin başkanlığında 7
kişilik araştırma ekibi, 2 antropolog ile Eski Eserler
Dairesi'nden arkeolog ile teknisyenlerden oluşan KKTC ekibi
tarafından yapılmıştı.
Hafta sonu
tamamlandı
TAK muhabirinin
sorularını yanıtlayan Otonom Kayıp Şahıslar
Komitesi üyelerinden Dışişleri Bakanlığı Siyasi
İşler ve Siyaset Planlama Müdürü Ahmet Erdengiz, inşaatlar
nedeniyle ivedi olarak gündeme alınan kazıların hafta sonu
tamamlandığını söyledi.
İhtiyaç
duyulması halinde yine acil kazılar yapılabileceğini, ancak
şu an için bu yönde programlama yapılmadığını
söyleyen Erdengiz, çıkarılan kemiklerin kimlere veya kaç kişiye
ait olduğunun ancak antropologlar tarafından yapılacak
çalışmadan ve laboratuvarların kurulmasından sonra
belirlenebileceğini yineledi.
KKTC'de DNA
merkezi, ara
bölgede
antropoloji laboratuarı
Laboratuvar
kurma çalışmalarının sürdüğünü de söyleyen Erdengiz,
KKTC'de kayıplarla ilgili çalışma yapacak DNA merkezi, ara bölgede
de antropoloji laboratuvarı kurulması için uzmanların teknik
düzeyde çalışma yaptıklarını söyledi. Erdengiz, Güney
Kıbrıs'taki DNA merkezi ile KKTC'de kurulacak DNA merkezi
arasında koordinasyonun nasıl sağlanacağı konusunda da
çalışma yapıldığını kaydetti.
Toplu mezar
kazılarının ancak bu laboratuvarların kurulmasından ve
gerekli alt yapının oluşturulmasından sonra mümkün
olabileceğini vurgulayan Erdengiz, KKTC'de kurulacak DNA merkezinin
uluslararası standartlarda ve sadece kayıplarla ilgili
çalışma yapacak nitelikte olacağını söyledi.
Türk ve Rum 2
DNA Uzmanı
Mezar
kazılarıyla birlikte komitenin çalışmalarına
katılan 2 Kıbrıslı Türk antropoloğun bu görevlerini
sürdürdüklerini kaydeden Erdengiz, DNA laboratuvarı kurulması
çalışmalarında da Türk ve Rum 2 DNA uzmanından hizmet
aldıklarını bildirdi.
Otonom
Kayıp Şahıslar Komitesi'nin perşembe günleri olağan
toplantılarını sürdürdüğünü belirten Erdengiz, gelecek
hafta yapılacak toplantının ardından komitenin kısa
süreli bir tatile gireceğini de ekledi.
Mezarların
açılması ilk
Yaklaşık
20 yıldan beri belirli aralıklarla çalışmalarını
sürdüren Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi, Kıbrıs
konusundaki gelişmelerle birlikte geçtiğimiz yıl ağustos ayında
başlayan yeni dönem toplantılarında ilk kez mezarların
açılmasını gündemine almıştı. Bu gündemle
yaklaşık bir yıldan beri rutin toplantı yapan Komite,
mezarları açmak amacıyla uluslararası uzman kuruluş INFORCE
ile anlaşma imzalamıştı.
Çalışmaların
yoğunlaşması ile birlikte KKTC de ilk defa konuyla ilgili
geniş bir organizasyona giderek özel birim oluşturmuştu.
Bakanlar Kurulu kararıyla, Otonom Kayıp Şahıslar
Komitesi'nde Türk tarafını 20 yıl süreyle temsil eden Rüstem
Tatar'a ek olarak Dışişleri Bakanlığı Siyasi
İşler ve Siyaset Planlama Müdürü Ahmet Erdengiz ile emekli savcılardan
Hukukçu Hakkı Önen komitede görevlendirilmişti. Türk tarafı,
KKTC'deki mezar yerlerinin tesbiti için komite bünyesinde emekli polislerden
oluşan bir de araştırma ekibi oluşturmuştu.
BM Genel
Sekreteri'nin temsilcisi Piere Guberan başkanlığındaki
komitede, Rum tarafını da Elias Georgiades
başkanlığındaki heyet temsil ediyor.
KIBRIS 03/08/2005
Fransa
Başbakanı De Villepin, sert konuştu: Türkiye
Kıbrıs'ı tanımazsa müzakereler düşünülemez
MÜZAKERELER
ERTELENEBİLİR... Fransa Başbakanı, Türkiye ile AB
arasında 3 Ekim'de başlaması öngörülen müzakerelerin
ertelenebileceğini savunarak, "AB'nin 25 üyesinden her birini
tanımayan bir ülkeyle müzakere yapılmasının
düşünülemeyeceğini" belirtti
Fransa
Başbakanı Dominique de Villepin, "Türkiye'nin
Kıbrıs'ı tanımaması halinde, AB ile müzakerelerin
düşünülemeyeceğini" söyledi.
Başbakan
De Villepin, Europe 1 radyosuna verdiği demeçte, Türkiye ile AB
arasında 3 Ekim'de başlaması öngörülen müzakerelerin
ertelenebileceğini savunarak, "AB'nin 25 üyesinden her birini tanımayan
bir ülkeyle müzakere yapılmasının
düşünülemeyeceğini" belirtti.
De Villepin,
Türkiye'nin 3 Ekim'e kadar müzakerelerin başlaması için şart
koşulan bütün maddelere uymaması ve kendi argümanlarını
empoze etmesi ihtimaliyle ilgili bir soruyu, şöyle yanıtladı:
"O zaman
beklemek elzem olacak. Türkiye'nin müzakere sürecine geri dönme yolunda gerçek
bir istek göstermesi beklenecek."
Fransa
Başbakanı Dominique de Villepin, "Müzakerelerin 3 Ekim'de
başlamaması olası mı?" sorusunaysa "Her
şeyin tamamen açık olması gerektiğini
düşünüyorum" yanıtını verdi.
KIBRIS 03/08/2005
Rumların
deklarasyona tepkileri devam ediyor
Türkiye'nin
imzaladığı ek protokol ve onunla birlikte
yayımladığı deklarasyona Rum tepkileri devam ediyor.
Fileleftheros
gazetesi, "Hükümet Türkiye Karşısında Tutum
Sertleştirme Mesajları Gönderiyor - Muhalefet Kıbrıs
Sorununun Çözümünün Öne Çıkarılmasını Talep Ediyor"
başlığıyla verdiği haberinde, Rum Hükümet
yetkililerinin açıklamalarından, Rum Yönetimi'nin,
yayımladığı deklarasyonla Türkiye'nin ek protokolden
kaynaklanan yükümlülüklerini yerine getireceğine şüphe ile
baktığı sonucunun çıktığını ve
protokolün tam olarak uygulanması için Rum Yönetimi'nin derhal harekete
geçtiğini yazdı.
Gazete, Rum
Başkanlık Basın Müdürü Marios Karoyan ve Hükümet Sözcüsü Kipros
Hrisostomidis'in önceki günkü açıklamalarına da yer verdi.
Gazeteye göre,
Karoyan, Rum Yönetimi'nin diğer üye devletler ve AB kurumlarıyla
şu anda temaslara başladığını, Türkiye'nin
yükümlülüklerini yerine getirmesini isteyen "Kıbrıs" ve diğer
ülkelerin görüşlerinin AB kurumlarına iletileceğini söyledi.
Gazeteye göre,
Karoyan dolaylı olarak "Kıbrıs" ve diğer AB
ülkelerinin Türkiye'nin yükümlülüklerini yerine getirdiği görüşünde
olmadığını ima etti.
Haberde Rum
tarafının nihai tutumunun Türkiye'nin deklarasyonu ve AB Dönem
Başkanı İngiltere'nin yanıtının detaylı
incelenmesinden sonra kararlaştırılacağı da
hatırlatıldı.
Rum Hükümet
Sözcüsü Kipros Hrisostomidis önceki günkü açıklamasında ise,
Türkiye'nin müzakere çerçevesi tartışılırken Rum tarafının
yeni konular ortaya atma isteğini dolaylı ancak net şekilde
teyit etti. Türkiye'nin deklarasyonundan sonra, Rum Yönetimi'nin deklarasyonla
ilgili konuları gündeme getirmeyi düşündüğünü belirten
Hrisostomidis "Ağustos sonu eylül başlarında
gerçekleştirilecek toplantılarda bu konular
tartışılacak ve hükümet ile Cumhurbaşkanı Papadopulos
Kıbrıs Cumhuriyeti'nin çıkarlarını koruyacak ve sonuna
kadar savunacaktır" diye konuştu.
Gazeteye göre,
hükümet-iktidar sürtüşmesine ise önceki gün de devam edildi. DİSİ
Meclis Sözcüsü Hristos Purguridis katıldığı bir radyo-tv
programında "Kıbrıs ile Türkiye'nin ilişkilerinin
düzeltilmesini tartışırken Kıbrıs sorununun çözümünü
talep etmemiz bir çelişkidir" dedi ve yeni bir strateji
belirlenmesini talep etti. Karoyan ise çözüm aranmadığı
suçlamalarını reddetti ve "yeni çözüm sürecinin
başlaması için Rum Yönetimi'nin girişimlerine" atıfta
bulundu.
EDİ
Başkanı Yorgo Vasiliu ise hükümetin, ek protokolün
uygulanmasını güvence altına alıp çözüm için girişim
üstlenmesi gerektiğini söyledi.
Vasiliu,
"Türk deklarasyonunun, hukuki geçerliliği olmayabileceğini ancak
orada olduğunu" da söyledi ve Rum tarafının Annan
Planı'nda istediği değişiklikleri öncelik
sırasına göre sıralaması gerektiğini de belirtti ve
Papadopulos'tan Cumhurbaşkanı M. Ali Talat'la görüşmesini
istedi. Vasiliu "Protokol elimizde ancak ada taksim edilmiş olarak
kalabiliriz" uyarısında da bulundu.
EDEK
Başkanı Yannakis Omiru ise, Rum Yönetimi'nin, Türk deklarasyonuna
AB'den sert tepki göstermesini talep etmesi gerektiğini söyledi,
deklarasyonu "mantık dışı, tahrikkar ve kabul
edilmez" olarak niteledi.
Gazete, Yunan
Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Yorgo Kumutsakos'un
açıklamalarına da yer verdi. Yunanistan'ın düşük tonlarda
tepki koymaya devam ettiği yorumunda bulundu.
Gazeteye göre,
Yunanistan dolaylı olarak Rum vetosunun da
karşısındadır.
Kumutsakos, ek
protokolün imzalanmasının önemli olduğunu ve
Türkiye-"Kıbrıs Cumhuriyeti" ilişkilerinin
normalleşmesinde bir adım teşkil edeceğini söyledi.
Kumutsakos,
deklarasyonunun "Kıbrıs Cumhuriyetini tanımama
gerçeğini ortaya koyduğunu, bunun ise değişmesi
gerektiğini" savundu.
Gazete,
Genişlemeden Sorumlu AB Komiseri Olly Rehn'in açıklamasına da
yer verdiği haberini " Olly Rehn 25'lerin Yerine Türk Deklarasyonunu
onayladı. Tatil nedeniyle Ankara'nın günahlarını
affetti" başlığıyla yansıttı.
Haravgi
gazetesi, Rum Meclis Başkanı Dimitris Hristofyas'ın
açıklamalarına da yer verdi.
Hristofyas,
Türkiye'nin "Kıbrıs Cumhuriyetini"
tanımadığıyla ilgili deklarasyon
yayınlamasını "siyasi paradoks" olarak niteledi, Rum
tarafının veto kullanma hakkını tartışmaya
girmemesi yönünde Rum tarafını uyardı.
Mahi gazetesi,
İngiltere Başbakanı Tony Blair'in son görüşmesinde Rum
Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'tan veto kullanmamasını
talep ettiğini, Papadopulos'un da Blair'e karşı taahhüt
altına girdiğini ileri sürdü.
Gazeteye göre
Blair, "Ankara iç tepkilerden kaçınmak için protokolü zamanla ve
sessizce uygulayacağı" taahhüdünde de bulundu.
Gazete,
edindiği bilgilere dayanarak, Papadopulos'un, "Türkiye'nin
girişimlerini" göğüslemek amacıyla ortak strateji
belirlemek için yakın zamanda Atina'ya gideceğini de yazdı.
Gazete,
Yunanistan'ın, "İngiltere AB Dönem
Başkanlığının Türkiye yanıtının"
kendisini bağlamadığını, Türkiye'nin ek protokolü
uygulamak zorunda olduğunu belirttiğini yazdı.
Yunan
Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Kumutsakos'un
açıklamalarına yer verdi.
Gazete, Rum
Sözcü Kipros Hrisostomidis'in açıklamalarına da atıfta bulundu.
Hrisostomidis,
İngiltere AB Dönem başkanlığının ek protokolün
imzalamasından dolayı Türkiye'ye verdiği yanıtın
kendilerini memnun etmediğini de yineledi.
Politis
gazetesi de haberi, "AB Komisyonu Türkiye'nin Deklerasyonundan Engel
Görmüyor - Lefkoşa Deklarasyonunun Hukuki Geçerliliği
Olmadığı ve İlişkilerin Normalleşmesi Yolunu
Açtığı Yönünde Resmi Yanıt Elde Etmek İçin AB'de
Mücadele Edecek - Atina Bloke Etmez - Yunan Hükümeti Türkiye'ye Mesaj
Gönderdi" başlığıyla yansıttı.
Alithia
gazetesi ise haberi manşetten, "Rehn'den Şamar - AB Komisyonu
Ankara ve Londra'yı Tam Olarak Destekliyor - AB'de Yalnız
Kaldık" başlık ve spotlarıyla verdi.
Gazete, AKEL
Politbüro üyesi ve Kıbrıs sorunu araştırmacısı
Tumazos Çelebis'in görüşüne de dikkat çekti.
Gazeteye göre,
ek protokolü yorumlayan Çelebis, "Bizden Annan Planı
değişiklik önerilerimizi önem sırasına göre dizmemizi ve
daha az taleplerde bulunmamızı istiyorlar. Türkiye'nin AB üyesi
olması ve Kıbrıs sorununu çözmemiz için 15 yıl daha bekleme
stratejimiz yoktur. 10-15 yıl sonra çözümlenmemiş ne kalacak ki?
şeklinde konuştu.
Gazete,
Kıbrıs konusunda Rum Yönetimi'nden girişim üstlenmesini talep
eden DİSİ Meclis Sözcüsü Purguridis ve aynı şekilde Rum
Yönetimi'nin yeni girişim üstlenmesi gerektiğini belirten ve
"protokol elimizde kalacak, taksim de öyle" diyen EDİ
Başkanı Vasiliu'nun açıklamalarına da yer verdi.
KIBRIS 03/08/2005
Kıbrıslı
Türk gencine güneyde meydan dayağı
Güney
Kıbrıs'ta çalışan Kıbrıslı Türklerden
Sadık Bozkırlı, fanatik Rum gençlerinin
saldırısına uğradı.
Milliyetçi ve
aşırı sağ bir örgüt olarak bilinmekte olan "Hrisi Avgi"
(Altın Şafak) örgütüne üye olan bir grup Kıbrıslı
Rum'un, Cuma günü Güney Lefkoşa'da, bir Kıbrıslı Türk'e
saldırmalarına ilişkin haberler ve Rum siyasi parti yetkilileri
tarafından yapılan açıklamalar Rum basınında yer
aldı.
Politis
gazetesi: "Aşırı Fanatizm -Kıbrıslı Türk
Nadir Bir Olay Olduğunu Açıklıyor"
başlıkları altında verdiği haberinde, Güney
Kıbrıs'ta bir caféde otururken, 6 kişi oldukları belirtilen
bir grup Kıbrıslı Rum'un saldırısına uğrayan
Kıbrıslı Türk Sadık Bozkırlı'nın olaya
ilişkin açıklamalarına yer verdi.
Bozkırlı
: Olay beni çok rahatsız etti
KKTC'de ikamet
eden ve Güney Kıbrıs'ta çalıştığı belirtilen
Bozkırlı, gazeteye yaptığı açıklamada, Güney
Lefkoşa'da bir caféde, bir Kıbrıslı Rum ve iki Yunan arkadaşıyla
oturmakta olduğunu ve yan masadan kalkarak gelen bir şahsın,
"masada neden İngilizce konuşulduğunu" sorduğunu
ifade etti. Bozkırlı, Kıbrıslı Rum
arkadaşının masaya gelen şahsa, "masadaki herkesin
Yunanca bilmediğini" izah ettiğini, bunun üzerine
şahsın parmağıyla kendisini göstererek "Bu
nedir?" diye sorduğunu, Kıbrıslı Rum
arkadaşının ise, "Kıbrıslıdır"
şeklinde cevap verdiğini anlattı.
Bozkırlı,
şahsın bu cevaptan tatmin olmayarak yeniden soruduğunu ve
"Kıbrıslı Türk" cevabını alır almaz,
yan masadakilerin de ayağa kalkarak kendilerine
saldırdıklarını belirtirken, kendisinin başına
vurduklarını ve kendisini savunmak isteyen Kıbrıslı
Rum arkadaşına da saldırdıklarını ifade etti.
Bozkırlı,
aslında saldırganların kendisinden çok, Kıbrıslı
Rum arkadaşına vurduklarını ve Kıbrıslı Rum
arkadaşını yerde yatar vaziyette tekmelerken, kendisini de
caféden dışarı attıklarını belirtirken,
"Onlar için, Kıbrıslı Türk'le arkadaş olmak,
Kıbrıslı Türk olmaktan daha kötü sayılıyor gibi
görünüyordu" ifadelerini kullandı.
Polise gitti
Saldırganların
ellerinden kurtulmayı başardıklarını ve caféye çok
yakın bir yerde bulunan Rum polis karakoluna koştuklarını
anlatan Bozkırlı, "Tıpkı, geçmişte olan kötü
şeylerden ötürü, tüm Kıbrıslı Türkleri
suçlamadığım gibi, olan bitenden ötürü tüm
Kıbrıslı Rumları da suçlamıyorum. Bu tür insanlar
azınlıktadır" şeklinde konuştu.
Bozkırlı,
saldırının kendisinde tam bir şok etkisi
yarattığını, Kıbrıslı Türkler ile
Kıbrıslı Rumların birlikte yaşayabileceklerine her
zaman inandığını ve inanmaya da devam ettiğini, ancak
bu olayın kendisini çok rahatsız da ettiğini sözlerine ekledi.
Gazete,
Bozkırlı'nın önceki gün Baf Kapısı polis karakoluna
çağırıldığını ve burada 4 gündür tutuklu
bulunan ve kendisine saldıran Kıbrıslı Rum'u teşhis
ettiğini de yazdı.
Rum siyasi
partilerinden kınama
Öte yandan
gazete, tüm Rum siyasi partilerinin, "Hrisi Avgi" örgütü
mensuplarının bu davranışını
kınayıcı açıklamalarda bulunduklarını,
DİSİ'nin ise hükümete yönelik eleştirilerde bulunduğunu
yazdı.
Gazete,
DİSİ'nin, "Hrisi Avgi" örgütü ve mensuplarının
faaliyetlerine hoşgörü göstermesinden dolayı hükümetin
sorumluluğu bulunduğunu ve bu durumun kabul edilemez olduğunu
vurguladığını yazdı.
Açıklamada,
"Hrisi Avgi'nin bazen kendi isteklerine karşı olan siyasi
güçleri terörize etmeye teşebbüs ederek, zaman zaman Devlet
Başkanı'nı (Papadopulos) gösteriler sırasında
alkışlayarak ve en son olarak da, hükümet ortakları
tarafından düzenlenen işgal kınama etkinliğine
katılarak, tekrar tekrar ülkenin siyasi faaliyetlerine müdahale etme
çabalarının, hükümetin Hrisi Avgi'nin faaliyetlerini hoş
görmesi" olarak değerlendirildi.
EDEK'in
açıklaması
KS EDEK ise
açıklamasında "Hrisi Avgi"nin "halkın demokratik
duyarlılık ve geleneklerine hakaret etmekte olduğunu,
şovenizm, kör fanatizm, ırkçılık ve yabancı
düşmanlığı güttüğünü" belirterek, hükümete
örgütün faaliyetlerini "bastırması için hemen müdahale
etmesi" çağrısında bulundu.
Gazete, EURO.KO
Başkan Vekili Nikos Kutsu'nun ise yaptığı açıklamada
"Kıbrıslı Türklerle birlikte
yaşayacağımız herkes tarafından açıkça
anlaşılmalıdır" şeklinde konuştuğunu
yazdı. Kutsu, "Hrisi Avgi" örgütünün Güney Kıbrıs'ta
faaliyet gösterip göstermediğini bilmediğini belirtirken,
"muhtemelen, şiddete başvuran ve izole edilebilecek istisnai
kişilerin söz konusu olduğunu" söyledi.
Daha önce de saldırdı
Alithia
gazetesi ise konuya ilişkin haberinde, Cuma günkü saldırıyı
gerçekleştiren ve tutuklu bulunan Kıbrıslı Rum'un,
geçmişte çeşitli zaman ve şekillerde, Güney Kıbrıs'ta
Kıbrıslı Türkler aleyhine yapılan diğer iki
saldırının da sorumlusu olduğunu yazdı.
Gazete, söz
konusu şahsın, 13 Mart 2005 tarihinde, Kıbrıslı Türk
Veysel Toksoy ile ailesi ve yaklaşık bir yıl önce Zafer
Altıntaş ve ailesine karşı da saldırılarda
bulunduğunu, ancak Cuma günkü saldırının tek
farkının, yanında 5 kişinin daha bulunması
olduğunu vurguladı.
Rum makamlar
"tetikte"
Fileleftheros
gazetesi ise, "Hrisi Avgi" üyelerinin önümüzdeki Pazar günü
düzenlenecek olan, "Solomos Solomu'yu anma" etkinliklerine
katılacakları yönündeki bilgiler üzerine, Rum makamlarının
"tetikte" bulunduğunu yazdı.
Gazete, Derinya
olaylarında hayatını kaybeden Solomos Solomu'yu anma
etkinliklerinde, geçen seneki gibi olayların yaşanmasının
ihtimal dahilinde bulunduğunu ve "Hrisi Avgi"
mensuplarının engellenmesi için Rum makamların harekete
geçtiklerini belirtti.
Gazete, siyasi
partilerin konuya ilişkin açıklamalarına da yer verdi.
KIBRIS 03/08/05
Rumlardan veto
tehdidi
Rumları
tanımıyoruz yönünde deklarasyon yayımlayan Ankaraya yönelik
eleştiri dozunu artıran Rum Yönetimi, hükümet sözcüsü
aracılığıyla veto tehdidini yeniden gündeme getirdi.
NTV
Güncelleme: 14:50 TSI 04 Ağustos 2005 Perşembe
LEFKOŞA
- Rum Yönetimi, Türkiyenin deniz ve havalimanlarını Rum
uçaklarıyla gemilerine açmaması durumunda, 3 Ekimde
başlaması öngörülen Avrupa Birliği üyelik müzakerelerini veto
edeceğini açıkladı.
Rum hükümet
sözcüsü Kipros Hrisostomidis, Ankara, protokolü uygulamaz ve Kıbrıs
Cumhuriyetini tanımazsa vetoyu kullanacağız dedi.
Türkiyenin,
Avrupa Birliğine katılım için müzakerelere
başlayacağına işaret eden Rum sözcü, Ankaranın bu
aşamada aralarında Kıbrıs Cumhuriyetinin de bulunduğu
tüm AB üyesi ülkeleri tanıma yükümlülüğünün bulunduğunu söyledi.
KARARLARDA
OYBİRLİĞİ ŞARTI
Türkiyeyle ilgili kararlar için AB zirvesinde oybirliği gerektiğine
dikkat çeken Rum hükümet sözcüsü, veto kullanılması konusunu enine
boyuna değerlendirdiklerini kaydetti.
FRANSADAN
CESARET ALINDI
Bu arada Rum basını, hükümetin Ankarayı eleştiren Fransa
Başbakanının açıklamalarından cesaret
aldığını ve veto kartını yeniden gündeme
getirdiğini yazdı.
De Villepin
siyasi fırsatçı
Financial
Times gazetesi, bugünkü başyazısında Fransa Başbakanı
Dominique de Villepinin, Türkiyenin Kıbrıs Cumhuriyetini
tanımadan üyelik müzakerelerine başlayamayacağı yönündeki
açıklamasını mercek altına aldı.
NTV
Güncelleme: 14:50 TSI 04 Ağustos 2005 Perşembe
LONDRA
- Türkiyenin AB üyeliği ile ilgili tartışmaları
sayfalarına taşına Financial Times gazetesi, Fransa
Başbakanı Dominique de Villepin, Türkiyenin Kıbrıs Rum
Kesimini tanıması gerektiği açıklamalarını
eleştirdi.
Dominique de
Villepinin siyasi fırsatçılık yaptığını
savunan gazete, Avrupa Birliğini de sorun çözülmeden
Kıbırıs Rum Kesimini üyeliğe kabul ederek büyük hata
yaptığını yazdı. Gazete, Türkiyenin
Kıbrısın konusundaki tavrının da haklı
olduğunu dile getirdi.
Gazete, Fransa Başbakanını siyasi
fırsatçılıkla suçladı ve Villepinin
çıkışını iç kamuoyuna oynayarak
cumhurbaşkanlığını Jacques Chiractan devralmaya
yönelik bir adım olarak değerlendirdi.
Gazete,
Cumhurbaşkanı Chiracın da, Başbakanın
açıklamaları karşısında sessizliğini
koruduğuna dikkat çekerek, Fransanın, Türkiyenin üyelik sürecinin
önünü tıkama ihtimalinden bahsetti.
Financial Times, Türkiyenin Kıbrıs konusundaki tavrına da
destek verdi:
Birincisi, ABnin Türkiye ile üyelik müzakerelerine 3 Ekimde başlama
kararı aldığı Aralık zirvesinde tüm üyeler
tarafından benimsenen bir pozisyon. İkincisi, geçen sene BMnin çözüm
planını Kıbrıslı Rumlar reddederken, Ankara,
Kıbrıslı Türkleri bunu kabul etmeye ikna etti. Üçüncüsü Ankara,
ABnin yükümlülüklerini yerine getirmesini beklemekte son derece
haklıdır. Bu nedenlerle, müzakeler başlamak üzereyken,
taşların yerinden oynatılmaması gerekir.
ABYE
ELEŞTİRİ
Financial Times, AByi de, sorun çözülmeden Kıbrıs Rum Kesimini
birliğe kabul ederek çözümün önünü tıkamakla eleştirdi.
Bundan sonra işlerin daha da zor olacağını belirten gazete,
Türkiyenin üyeliğine Almanya, Fransa ve Avusturyanın muhalefetinin
arttğı bir dönemde Kıbrıs konusunda ısrar etmenin
Ankara için kötü sürprizler doğurabileceği belirtildi.
Rumlardan veto tehdidi
Fransa da 'Kıbrıs' için baskı yapmayı
sürdürüyor
4 Ağustos, 2005 15:22:00 (TSİ) CNN TURK
Güney
Kıbrıs Rum yönetimi sözcüsü Kipros Hrisostomidis, Türkiye'nin,
'Kıbrıs Cumhuriyeti'ni daha fazla gecikmeden tanıması
gerektiğini söyledi. Rum basını ise 'tanınma' olmazsa
vetonun kullanılabileceğini yazdı.
Türkiye'nin
Gümrük Birliği Ek Protokolü'nü imzalaması ile Kıbrıs Rum
kesimini tanımadığını ilan eden deklarasyonu ve
sonrasında yapılan açıklama ve yorumları değerlendiren
Hrisostomidis, ''AB üyeliğine aday Türkiye'nin, AB üyesi bir ülke olan
'Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanımayacağında ısrar
etmesinin akıl almaz bir tavır olduğu belirtti.
Rum basını ise, Rum hükümetinin, Türkiye'nin Güney
Kıbrıs'ı tanımayacağına ilişkin
deklarasyonuna uluslararası toplumdan gelen tepkiler üzerine
'cesaretlendiğini' ve 'veto kullanma hakkını' yeniden gündeme
getirdiğini yazdı.
'Veto geri dönüyor' yorumunu yapan Rum basını, ''protokol
uygulanmazsa vetoyu kullanacağız'' ifadesini
kullandı.
Fransa
'Kıbrıs' için diretiyor
Fransa da, Türkiye'nin Kıbrıs Rum kesimini
tanımamasının AB içinde tartışılmasını
istiyor. Fransa Dışişleri Bakanı Philippe Douste-Blazy, Le
Monde gazetesine yaptığı açıklamada, AB içinde bu konunun
geniş bir şekilde tartışılmasını
istediklerini söyledi.
Fransa Başbakanı Dominique de Villepin'in, Türkiye'nin Rum kesimini
tanımaması halinde, AB ile müzakerelerin düşünülemeyeceği
yolundaki açıklamasına Douste-Blazy'den de destek
geldi. Douste-Blazy, ''katılmaya çalıştığı
AB'nin üyelerinden birini tanımamak kabul edilemez'' dedi.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Fransa'nın 'Kıbrıs
tanınmalı' baskısıyla ilgili olarak ''biz 3 ekim
müzakerelerinden başka hiçbir şey düşünmüyoruz'' dedi.
AB sürecindeki Türkiye'nin üzerine düşeni yaptığını
belirten Başbakan Erdoğan, "müzakere süreci ile ilgili karar 17
aralıkta verilmiştir ve bunun dışında herhangi bir
başka şart söz konusu değildir. Nitekim bizim için olması
gereken diğer 10 ülke ile alakalı Gümrük Birliği'ne yönelik bir
teşmil olabilir. Bunu da zaten Türkiye olarak ek protokolle yerine
getirmiş vaziyetteyiz" şeklinde konuştu.
Fransa
başbakanı ile cumhurbaşkanının
açıklamalarının Kıbrısla ilgili
açıklamalarının üzücü olduğunu belirten Başbakan
Erdoğan, Fransa Cumhurbaşkanı Chirac'ın müzakere
kararının verildiği 17 aralıkta kendisini telefonla
arayarak, "bu bir siyasi tanıma değildir" dediğini
söyledi.
Fransa
politikasını mı değiştirdi?
Türkiye'nin AB üyeliğine destek veren Fransa'dan son günlerde gelen açıklamalar,
'Fransa Türkiye politikasını mı değiştirdi?'
sorularını akıllara getirdi.
Fransa Başbakanı Dominique de Villepin, geçtiğimiz salı
günü yaptığı açıklamada, Türkiye'nin
Kıbrıs'ı tanımaması halinde, AB ile müzakerelerin
düşünülemeyeceğini söylemişti.
Fransız Başbakan Villepin, Türkiye-AB arasında 3 ekimde
başlaması öngörülen müzakerelerin ertelenebileceğini savunarak,
AB'nin 25 üyesinden her birini tanımayan bir ülkeyle müzakere
yapılmasının düşünülemeyeceğini belirtmişti.
Fransız Le Figaro gazetesi de dünkü sayısında, Fransa
başbakanının 'Kıbrıs tanınmalı' yönündeki
açıklamalarının Cumhurbaşkanı Jacques Chirac
tarafından da desteklendiğini yazmıştı.
Gazete, Chiracın 'başbakanın da ifade ettiği gibi, AB
üyelerinden birini tanımaksızın, bir ülke ile müzakere
açılması düşünülemez' dediğini yazmıştı.
Haberde, cumhurbaşkanının bakanlar kurulu oturumunda
sarfettiği sözlerinin birçok bakan tarafından teyit edildiği de
vurgulanmıştı.
Kıbrıs için ayrı deklarasyon
Türkiye, 29 temmuzda AB dönem başkanı İngiltere'nin Türkiye'ye
gönderdiği Ek Protokol metnini Brüksel'deki Türk daimi temsilcisi
Büyükelçi Oğuz Demiralp aracılığı
ile imzaladı.
Türkiye, protokole imza atarken, Kıbrıs cumhuriyeti'ni
tanımadığını da yayımladığı bir deklarasyonla ilan etti.
Deklarasyonun içeriği:
·
Türkiye siyasi çözüm için kararlılığını
sürdürmektedir
·
Bu protokoldeki Kıbrıs Cumhuriyeti 1960'daki ortaklık
devleti değildir
·
Türkiye için Rum tarafı Kıbrıs Türk tarafını
temsil etmemektedir
·
Türkiye bu protokolle Kıbrıs Cumhuriyeti'ni herhangi bir
şekilde tanımış olmayacaktır
·
Türkiye KKTC ile ilişkilerini değiştirmeyecektir
·
Kapsamlı çözümle birlikte Türkiye yeni oluşacak devlet ile
ilişkiler tesis etmeye hazırdır
AB'nin deklarasyonun kısa olması ve limanların Rum kesimine
açılmayacağı cümlesinin yer almaması taleplerini dikkate
alan Ankara deklarasyonun hem giriş hem de sonuç bölümünde çözüme yönelik
mesajlar verdi.
|
FRANSA'YA DESTEK |
|
Alman Hıristiyan Demokratlar, Fransa Başbakanı
Dominique de Villepin'in 'Türkiye ile AB üyelik müzakerelerine
başlanmadan önce Türkiye'nin Kıbrıs Rum kesimini
tanıması gerektiği' yönündeki açıklamalarını
desteklediğini duyurdu. CDU dış siyaset sözcüsü Friedbert Pflueger,
Türkiye'nin AB'ye tam üyeliğine karşı olduklarını
yineledi ve Başbakan Gerhard Schröder'in müzakerelerin 3 ekimde
başlatılmasını hala destekleyip desteklemediğini
açıklamasını istedi. De Villepin'in bu konuda haklı olduğunu ve AB'nin her
üyesini tanımayan bir ülkeyle müzakerelerin
başlatılabileceğini düşünmenin çok güç olduğunu
belirten sözcü, Ankara'nın bu tutumunun makul
olmadığını öne sürdü. Sözcü, Alman hükümetinin, bu konudaki tutumunu açıkça ifade
etmesi gerektiğini de vurguladı. |
CNN TURK 04/08/05
|
SCHRÖDER'DEN DESTEK |
|
Fransa'nın, 'Türkiye'nin Kıbrıs'ı
tanımadan müzakerelere başlaması zor' yönündeki
açıklamalarının ardından tartışmalar sürerken,
Almanya Başbakanı Gerhard Schröder Türkiye'nin AB'ye üye
olmasının birliğin güvenliği için gerekli olduğunu
söyledi. Schröder, seçim kampanyası çerçevesinde
Almanya'nın Hamburg kentinde seçmenlere bir konuşma yaptı. Schröder, "Türkiye'yi tehdit olarak gösterip size korku
verenlere kanmayın" diye seslendi. Gerhard Schröder, "Türkiye'nin
alınmasını istemeyenler çok çok iyi düşünsünler. Zira bu
tarihi fırsatı kaçırırsak, tarihi bir hata
yaptığımızı anlayıp çok pişman oluruz.
Türkiye olmadan Avrupa'nın gelişmesi de olmaz" dedi. |
CNN TURK 04/08/05
Ankara'da
Talat devri resmen başladı
Kıbrıs
siyasetinde Denktaş dönemi yerini son ziyaretle Talat dönemine
bıraktı
RADIKAL 04/08/05
Güleryüzlü
Dışişleri protokol görevlisi KKTC Dışişleri
Bakanı Serdar Denktaş'ın yanına geldi ve "Sayın
Denktaş'ın uçağı indi efendim" dedi; "Beş-on
dakikaya kadar yola çıksak iyi olur". Gelen bir önceki KKTC
cumhurbaşkanı, Serdar beyin babası, Rauf Denktaş idi. Rauf
bey, Kavaklıdere Rotary Kulübü toplantısında konuşmak üzere
Ankara'ya gelmişti. Ankara'ya gelmeden önce de "Türkiye KKTC'yi
tanımaktan vazgeçemez" türünden bir demeç vermişti.
Haber üzerine oğul Denktaş havaalanına gitmek üzere
hazırlanmaya başladı. Baba Denktaş'ı Ankara'ya getiren
uçak, az sonra yeni KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'la birlikte
onu da alarak adaya dönecekti. (O esnada Talat, 1970'li yılların
siyasi kutuplaşması içinde elektrik mühendisi olarak mezun
olduğu ODTÜ'de nostalji yaşıyor, öğlen yemeği niyetine
bir zamanlar kaldığı öğrenci yurdu kantininde tost
yiyordu.)
Talat, Ankara'dan yalnızca yıllardır görmediği ODTÜ'ye ait
güzel anılarla değil, Ankara'ya gelmeden önce beklediğinden de
güçlü bir siyasi desteği almış olmanın siyasi tatminiyle de
ayrıldı. Birkaç saat önce CNN Türk için
yaptığımız Ankara Kulisi programında, önceki gün
sırasıyla Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, Genelkurmay
Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök
ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile görüşmelerini kastederek
"Üçünden de güçlü destek aldık" diyordu. Politikaların
ortaklık ve işbirliği içinde yürütülmesi gereğini
karşılıklı olarak vurgulamışlardı; "Çok
yararlı" olmuştu. Talat, örneğin Cumhurbaşkanı
Sezer ile ilk kez yüz yüze görüşebilmişti.
Sezer ile görüşmede, Talat ve KKTC heyetinde, örneğin Maraş
konusunun açılabileceği gibi bazı endişeler boşa
çıkmış, Sezer bu konuya değinmemişti. Buna
karşın KKTC heyeti Sezer'in (aynı zamanda bir hukukçu olarak)
mülkiyet davalarında yapılması gereken savunma konusunda görüşüne
başvurmuş, Sezer de yine mülkiyet davaları konusunda taktik
değiştirilmesinin iyi olacağı önerisinde bulunmuştu.
İki taraf da görüşmeden memnundu.
Kıbrıs Türk heyeti Orgeneral Özkök ile görüşmeden de memnun
kalmıştı. Özkök'ün Yüksek Askeri Şûra
toplantısından çıkarak yaptığı görüşmeye,
yanında yalnızca Genelkurmay Yunanistan-Kıbrıs Dairesi
Başkanı Tuğamiral Mücahit Şişlioğlu
katılmıştı. KKTC yönetimi için Özkök'ün ağzından
'1974'de biz bir askeri harekât yaptık. Ama çözüme hâlâ varılamadı.
Çözüm, siyaset ve diplomasi yoluyla bulunacak' gibi bir ifadeyi duymak,
'memnuniyet ve cesaret verici' bulunmuştu. Talat'ın
"Kıbrıs Türkün'ün gerek uluslararası, gerek ekonomik alanda
olumlu adımlar attığını
anlattığımızda memnuniyetle karşılamaktadır"
sözünü de kaydetmek gerekir.
Koalisyon ortakları Talat ve Denktaş'ın Başbakan Erdoğan
ile görüşmesinde ise ağırlıkla somut projelere,
ayrıntılar inildiği anlaşılıyor. Daha çok siyasi
ve ekonomik izolasyonun hafifletilmesi konusundaki gelişmeler ve
izlenebilecek yeni yöntemler üzerinde durulmuş. Bunlar arasında,
Erdoğan tarafından yeniden gündeme getirilen
'Türkiye-Kıbrıs su ve elektrik boru hattı projesi' de bulunuyor.
(Bu eski fikrin, halen oluşturulma aşamasındaki Ceyhan-Hayfa
doğalgaz-su-elektrik ve fiberoptik hattı projesiyle eklemlenebileceği
görüşünde olanlar mevcut.
Bu ihtimal gerçekleşirse Rusya'yı ve İsrail'i, Kıbrıs
konusunda yepyeni rollere getirebilir) Azerbaycan'ın KKTC ile
ilişkilerde attığı
cesur adım, Serdar Denktaş'ın (muhtemelen Ercan'dan
doğrudan uçuşla) Bakü'ye yapacağı ziyaretle yenilerine
kapıyı açabilir.
Talat ve Erdoğan somut konuları konuşabilmişler. Çünkü
Talat'ın deyimiyle,
'iflas eden eski Kıbrıs siyaseti' yerine, 'oluşturulma
aşamasında olan yeni siyaset' üzerine, Türkiye'deki AK Parti
hükümetiyle KKTC'deki CTP-DP koalisyonu arasında temelde bir
farklılık bulunmuyor.
Talat'ın son Ankara ziyaretiyle, yeni KKTC yönetimi ile Türkiye
arasında, yalnızca hükümetler düzeyinde değil,
Cumhurbaşkanlığı-Hükümet-Genelkurmay üçgeninde oluşan
"Geniş Ankara" arasında yeni bir çalışma zemini
için ayar yapılmış görülüyor. Bu ziyaretle 'Geniş
Ankara'nın, Rauf Denktaş döneminden, Mehmet Ali Talat dönemine resmen
geçiş yaptığı söylenebilir.
'Limanları
açmayın'
'Türkiye liman ve
havaalanlarını Rum Kesimi'ne açarsa intihar olur. Önce KKTC'ye
izolasyon kalkmalı' diyen Talat, Ankara ziyaretinden memnun
04/08/05
RADİKAL - ANKARA - Ankara'ya ilk resmi
ziyaretini tamamlayan KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Türkiye'ye
limanlarını ve havaalanlarını Kıbrıs Rum
Kesimi'ne açmama çağrısı yaptı. Talat, dün CNN Türk ve
NTV'ye demeçleriyle Gümrük Birliği'ni Kıbrıs dahil 10 yeni AB
ülkesine genişleten ek protokolün imzalanmasını
değerlendirirken, Ankara'ya uyarılarda bulundu. Türkiye'nin liman ve
havaalanlarını açması için Rumların da Kuzey
Kıbrıs'a dönük kısıtlamaları kaldırması
gerektiğini belirten KKTC lideri,
"Türkiye'nin Kıbrıs Rumlarını tanıması
intihar olur. O zaman Kıbrıs davası biter" dedi. Talat
şu mesajları verdi:
Türkiye'den istenen...: Türkiye'nin Rum yönetimini tanıması,
'intihar' anlamına gelir. Eğer Türkiye'ye, 'Seni AB'ye alacağız,
ama önce sen şöyle bir büyük şehirlerini uçaklarınla bombala,
yak yık, sonra alalım' derlerse, Türkiye bunu yapmaz. Türkiye'den
istenen budur. Kıbrıs Rum yönetimi tanınırsa,
Kıbrıs davası tamamen biter. AB'den böyle bir baskı
gelmeden Rum tarafına 'Artık bunu çöz' baskısının
yapılması lazım.
'Önce tecrit
kalkmalı'
Rumlar açmaya yanaşmıyor: Türkiye'nin liman ve
havaalanlarını, ne pahasına olursa olsun açmaması gerek. Bu
ancak bizim limanların açılmasıyla, tüm
kısıtlamaların kaldırılmasıyla olacaktır.
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül de
'Karşılıklı kısıtlamaları
kaldıralım' dedi, kabul etmediler. Limanlarımızın
kapalı olduğuna dair deklarasyonlarını geri çekmelerini
istedik onu da kabul etmediler. Brüksel'de bize "Ben intihar etmeye
gelmedim" dediler. Onlar için intihar etmek kadar önemli bu.
Protokolden rahatsız olmadım: Ankara'da bana uygulanan protokolden
rahatsızlık duymadım. Bu eğer farklı bir uygulamaysa,
gerekçesinin ne olduğunu mutlaka yetkililer açıklayacaktır.
Ahlaksız tekliflere ret: Rumlar her gün birçok ahlaksız teklifle
geliyor, Kıbrıs Türkünün çıkarlarını zarara
uğratacak bir teklifi kabul etmiyoruz. Örneğin, 'Maraş'ı
bize verin' diyorlar, karşılığında Mağusa
Limanı'nı ortak çalıştıralım'. Buna evet
denilebilir mi?
Demirel'e yanıt: (Eski Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'in
"Tecridin kaldırılması için atılan adımlar
göstermelik" sözleri üzerine) Çok doğru değil. Tecrit adım
adım kaldırılacak. Birden her şeyin düzene girmesi çözümle
olur. Eskiden Azerbaycan'dan doğrudan uçuş olsaydı dünya ayağa
kalkardı. Şimdi sadece Rumlardan tepki aldılar. Çünkü dünya,
tecridin kalkması gerektiğine inanıyor.
Rumlar şaşırttı: Rum tarafı bizimle güç bölüşümü
istemiyor. Klerides daha esnekti, adanın sürekli bölünebileceği
endişesiyle bir çeşit güç bölüşümüne
yaklaşmıştı. Seçimi kaybedince güç bölüşümüne
karşı olanlar güç kazandı.
Rusya faktörü: Biz Rusya'yı hep düşman gördük. Rum tarafı da
dost. Rusya'nın Kıbrıs'ta off-shore hesapları var. Ortodoks
bağlantısı da var tabii ki...
Villepin'e
Chirac'tan destek
04/08/2005
RADIKAL
PARİS/LAHEY - Fransa
Başbakanı Dominique de Villepin'in "Türkiye
Kıbrıs'ı tanımazsa müzakerelere başlanması
düşünülemez" sözüne Cumhurbaşkanı Jacques Chirac da destek
verdi. Le Figaro gazetesinin haberine göre Chirac, Bakanlar Kurulu'nda
yaptığı konuşmada "Başbakanın dediği
gibi birliğin üyelerinden birini tanımayan bir ülke ile müzakerelerin
açılması düşünülemez" dedi. Villepin'in sözlerine Alman
Hıristiyan Birlik partileri de destek verdi.
Duisenberg'in
desteği
Ancak Alman Dışişleri, hukuki incelemenin bekleneceği ve
kararı 1 Eylül'de AB dışişleri bakanlarının
vereceğini açıkladı. Bu arada pazar günü ölen Avrupa Merkez
Bankası'nın eski başkanı Wim Duisenberg'in kısa süre
önce Türkiye'ye destek veren makale yazdığı ortaya
çıktı. Duisenberg, Hollanda'nın Het Financieele Dagblad
gazetesinde yayımlanan makalesinde, "Avrupa'nın bir zamanlar
milletler arasında barışa ihtiyacı olduğu gibi
şimdi de kültürler arasında barışa ihtiyacı var.
Türkiye'ye 'hoş geldin' demeliyiz" ifadelerini kullandı.
(Reuters, afp)
Türkiye'den
'sorumluluk' çağrısı
04/08/2005
RADIKAL
RADİKAL - ANKARA - Fransa
Başbakanı Dominique de Villepin'in çıkışlarına
karşı Ankara, 3 Ekim'e dek AB ülkeleriyle polemiğe girmeme
kararı aldı. Dışişleri Sözcüsü Namık Tan dün
Kıbrıs sorununun çözüm yerinin BM olduğunu anımsatıp,
AB liderlerine "17 Aralık'taki imzanızın sorumluluğunu
yerine getirin" çağrısı yaptı. 17 Aralık
zirvesinde alınan müzakerelere başlama kararına atıf yapan
Tan, "Bunun altında, bütün bu demeçleri veren ülkelerin en üst düzey
yetkililerinin imzaları vardır. Bu çok ciddi sorumluluklar
çerçevesinde, 3 Ekim'de müzakerelerin başlatılacağına
inanıyoruz" diye konuştu.
Trabzonspor
Avrupa'da yok
Trabzonspor,
Şampiyonlar Ligi ikinci ön eleme turundaki en büyük sürprize imza
attı ve Anorthosis'e elendi. Bordo-Mavililer tur için gerekli skoru
sağlayamazken maçtaki tek golün sahibi Fatih Tekke oldu
RADIKAL 04/08/05
ERAY ÖZER
Psikolojide motivasyonla ilgili olarak temel bir kural vardır:
Motivasyonun fazlası da azı da zararlıdır. Trabzonspor,
Şampiyonlar Ligi ön eleme turunda motivasyon madalyonunun iki yüzünden de
çok çekti. Kıbrıs'taki ilk maçta sorun, baskılı
başlayan takımın erkenden maçı kazanmış
havasına girmesi, toplam bütçesi Fatih Tekke'nin muhtemel bonservis
bedelinin yarısı bile etmeyen ama işlevsel ve bütüncül bir
oyun ortaya koymak için didinen Anorthosis'in işini çabuk
bitirebileceği yanılgısına kapılmış
olmasıydı. Dün akşam ise bunun tam tersi geçerliydi.
Karşılaşmanın büyük bir bölümünde aşırı
motivasyondan ve bir türlü gelmeyen gollerin stresinden titreyen ayaklar topu
takım arkadaşına ve rakip kaleye ulaştırmakta güçlük
çekiyordu.
Anorthosis, Avni Aker'de defans hattının hemen önüne yumuşak bir
duvar kurmuştu ve Trabzon akınları bu yumuşak duvara
çarpıp geri bile gelmiyor, duvarın içerisinde eriyiveriyordu.
İlk maçta Yattara'yı devre dışı bırakarak
Karadenizlilerin kanat etkinliğini sekteye uğratan rakibin niyeti
yine aynıydı. Karşılaşma boyunca o kadar çok top
kaybı yaptı ki Trabzonspor...
Buna karşın aradıkları gibi bir organizasyonu 40'da
yakalamayı başardılar. Gökdeniz'in ortasına Fatih'in kafa
vurması bildik bir şarkının sözleri gibi
tanıdıktı... Bu golde de gördük ki golcü olmak başka bir şey.
Sıradan bir golcü o ortada kafayı yakın direğe vurabilirdi.
Ama Kaptan içgüdüsel bir refleksle, kafasını topun
hızını değil, yönünü değiştirmek için kullanarak
uzak direğe kesti topu. Artık atılması gereken sadece bir
gol vardı ve elde 45 dakika kalmıştı.
Anorthosis ikinci yarıya oyundan çalabileceği saniyelerin hesabıyla
başlamıştı. Şenol Güneş ise forvete Mehmet
Yılmaz'ı dahil ederek yan topların etkisini artırma
niyetindeydi. Normal şartlar altında bir takıma bir gol için
gerekenden çok daha fazla sayıda yan top fırsatı
yakaladılar. Bir İngiliz takımı herhalde bu kadar ortadan
beş gol çıkarırdı. Ama Trabzonspor mesela 55'te Mehmet
Yılmaz-Fatih Tekke ikilisinin kaçırdığı gibi pek çok
fırsatı cömertçe harcadı, durmaksızın harcadı,
hep harcadı...
Daha kaç bahar
gerekli?
İlerleyen dakikalar Anorthosis'i rahatlatırken Trabzonspor'un
halihazırda ziyadesiyle fazla olan gerginliğini körüklüyordu. 81'de
Gökdeniz kaleciyle karşı karşıya kaldığında
herkes 'bu iş oldu' diyordu belki ama kariyerinde pek çok kez yaptığı
gibi Gökdeniz bir kez daha 'bire bir'de gole ulaşmayı başaramadı.
O gole ulaşmayı başaramayınca Trabzonspor'un
Şampiyonlar Ligi umutları başka bir bahara kaldı. Daha
önümüzde çok bahar var ama artık o kadar çok baharı bekleyecek
sabrımız var mı, tartışılır...
|
Rumlardan veto tehdidi |
|
Güney Kıbrıs Rum yönetimi sözcüsü Kipros Hrisostomidis, Türkiye'nin, 'Kıbrıs Cumhuriyeti'ni daha fazla gecikmeden tanıması gerektiğini iddia etti.
Yazılı
açıklama yaparak, Türkiye'nin Gümrük Birliği Ek Protokolü'nü
imzalaması ile Kıbrıs Rum kesimini
tanımadığını ilan eden deklarasyonu ve sonrasında
yapılan açıklama ve yorumları değerlendiren Hrisostomidis,
AB üyeliğine aday Türkiye hükümetinin, AB üyesi bir ülke olan
'Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanımayacağında ısrar
etmesinin akıl almaz bir tavır olduğu görüşünü savundu.
Hrisostomidis,
açıklamasında şu görüşlere yer verdi: Kıbrıs
Cumhuriyeti'nin Kıbrıs'taki 'tek devlet' olduğu,
uluslararası topluluk tarafından tanındığı,
Türkiye'nin müzakere başlatmayı düşündüğü 25 AB üyesi
ülkeden biri durumunda bulunduğu hukuki ve siyasi gerçektir. Türkiye
hükümeti, kendisine AB müzakere sürecinin yolunu açacak bu hukuki ve siyasi
gerçeği zamanında, hiç gecikmeden anlamalı, kabul etmeli ve
tanımalıdır.
Kipros
Hrisostomidis, Rum hükümetinin, Avrupa Birliği'ne üye ülkelerle
istişarelerini sürdürdüğünü, Avrupa Birliği yetkili
organlarının yapacağı toplantıda alacağı
nihai karara göre tutumunu belirleyeceğini kaydetti.
Hrisostomidis
ayrıca, Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos'un, protokolün
imzalanmaması ve yürürlüğe konmaması durumunda veto
hakkının kullanılacağı yönündeki 17 Aralık
tarihli açıklamasının halen geçerliliğini koruduğunu
belirterek, (Kıbrıs Cumhuriyeti)nin görüşlerinde, o zamandan
bugüne bir değişiklik olmamıştır dedi.
Bu arada, Rum
basını, Rum hükümetinin, Türkiye'nin Güney Kıbrıs'ı
tanımayacağına ilişkin deklarasyonuna uluslararası
toplumdan gelen tepkiler üzerine cesaretlendiğini ve veto kullanma
hakkını yeniden gündeme getirdiğini yazdı.
Veto geri
dönüyor yorumunu yapan Rum basını, Protokol uygulanmazsa vetoyu
kullanacağız ifadesini kullandı.
(aa)
HURRIYET
04/08/05
|
Erdoğan: Chirac'ın açıklamasına üzüldüm |
|
|
Ankara
Başbakan
Recep Tayyip Erdoğan, Fransa Cumhurbaşkanı Jacques
Chirac'ın sözlerinden üzüntü duyduğunu bildirdi. Erdoğan,
17 Aralık'ta tebrik için aradığımda bana telefonda
söylediği şudur; onu da burada açıklıyorum, 'Bu bir
siyasi tanıma değildir' demişti diye konuştu.
Erdoğan, AB ile müzakere için yeni bir şartın söz
konusu olmadığını belirtti. Başbakan
Erdoğan, 3 Ekim müzakere süreci ile ilgili olarak Türkiye'nin
herhangi bir yeni şart düşünmesi ve konuşmasının söz
konusu olmadığını belirtti. "BAŞKA
BİR ŞART SÖZ KONUSU DEĞİL" Erdoğan, şöyle
konuştu: Nitekim bizim
için olması gereken diğer 10 ülke ile alakalı Gümrük
Birliği'ne yönelik bir teşmil olabilir. Bunu da zaten Türkiye
olarak ek protokolle yerine getirmiş vaziyetteyiz. Devlet
Bakanı ve Başmüzakereci Ali Babacan'ın da
çalışmalarını Avrupa'da sürdürdüğünü kaydeden
Başbakan Erdoğan, Böylece de 3 Ekim de müzakerelere
başlamış olacağız. Biz müzakereden başka bir
şey düşünmüyoruz dedi. Fransa
Cumhurbaşkanı Jacques Chirac, Fransa Başbakanı Dominique
de Villepin'in Kıbrıs'ın tanınmasına ilişkin
sözlerine destek niteliği taşıyan, Birliğin üyelerinden
birini tanımayan bir ülke ile müzakerelerin açılmasının
düşünülemeyeceğini söylemişti. (aa) |
|
HURRIYET
04/08/05
|
Fransa: Kıbrıs'ın tanınması AB'de
tartışılsın |
|
|
Paris Fransa Dışişleri Bakanı Philippe Douste-Blazy, Türkiye'nin Kıbrıs Rum kesimini tanımamasının AB içinde tartışılmasını istediklerini söyledi. Douste-Blazy,
Le Monde gazetesine yaptığı açıklamada, AB içinde bu
konunun geniş bir şekilde tartışılmasını
istiyoruz dedi. (aa) |
|
HURRIYET
04/08/05
Mehmet Ali Talat:
Türkiye, Güney'i tanırsa Kıbrıs davamız biter
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ı, dün, CNN Türk Ankara
Kulisi-Özel programında Nur Batur ve Murat Yetkin'le birlikte konuk ettik.
Talat, Kıbrıs sorununun bugünü ve geleceği ile Türkiye-AB
ilişkileri konularında önemli açıklamalar yaptı.
KKTC Cumhurbaşkanı, "eski Kıbrıs siyaseti" olarak
tanımladığı, "Adada iki bağımsız devlet
veya Türkiye'ye ilhak veya entegrasyon" tezlerinin ve buna dayanan
politikaların çöktüğünü vurguladı. Talat, Türk
tarafının artık yeni bir tezi ve siyaseti bulunduğunu
belirtti.
'Dava biter'
Talat, yeni politikayı yürütebilmelerinin Türkiye'nin tutumuyla
yakından ilgili olduğunu belirterek, Ankara'nın Güney
Kıbrıs'ı tanımaması gerektiğini şöyle
vurguladı:
"Türkiye'nin Güney Kıbrıs'ı tanıması mümkün
değil. Tanırsa, ilerletiyoruz dediğimiz dava tümüyle biter.
Türkiye, deklarasyondaki çerçevede duracak ve durmak zorunda. Daha geriye
gitmesi mümkün değil. Bu konuda görüşmelerimizde tam mutabakata
vardık."
Artık kuşku yok
Talat, muhalefetteyken Cumhurbaşkanı Sezer ve komutanların
kendisine ihtiyatlı yaklaştıkları anlamındaki sözleri
anımsatılınca şu karşılığı
veriyor:
"Öyle bir durum çok eskilerde olan bir durumdu. Bir bilinmezlik, kimiz, ne
düşünüyoruz, gerçekten o zamanki iktidarın takdim ettiği gibi
biz Kıbrıs Türklerinin, Türkiye'nin çıkarlarını feda
etmeye hazır veya onları birilerine peşkeş çekmeye
hazır mıyız gibi kuşkular vardı, doğal olarak
iktidara gelmeyen bir parti için. Yeni bir olay değil bu. Ama bugün
Kıbrıs'ta gerek askeri kesimle, gerek Türkiye hükümetiyle
ilişkilerimiz son derece sıcak. Hükümete geldiğimizden beri
herhangi bir sorunla karşılaşmadık."
Özkök memnun
Talat, muhalefetteyken Rauf Denktaş'ı Türkiye'de "derin
devlet" ilişkisiyle eleştiren sözlerini anımsatıp
"Derin devlet nedir?" diye sorulunca gülerek şu
karşılığı verdi:
"Derin devletin tanımını siz gazeteciler benden iyi
biliyorsunuz. Ben de sizden öğrendim varlığını.
Şu anda, birçok kesim derin devlet kavramına destek veren o
anlayışa sahip olmasına karşın gidişten memnun.
KKTC Cumhurbaşkanı olarak katıldığım
toplantılarda geçmişte Annan Planı'na karşı
olduğunu bildiğim etkili insanların Kıbrıs Türklerinin
referandumda evet demesinin büyük kazanım olduğunu söylüyorlar."
KKTC Cumhurbaşkanı, Genelkurmay Başkanı Org. Hilmi Özkök'le
yaptığı görüşmeden edindiği izlenim sorulunca da
şöyle devam etti:
"Genelkurmay Başkanı'nın eski görüşlerini bilmiyorum
ama şu andaki görüşü -zaten birçok defa açıkladı- durumun
iyiye gittiği yolunda. Şu andaki durumun iyiye doğru
gittiğini, Kıbrıs Türklerinin uluslararası alanda ve
ekonomi alanında olumlu adımlar attığını
anlattığımızda memnuniyetle karşılıyor. Bir
mekanizma vardı. Geçmişle oryante olmuş yetkili yerlerde bulunan
insanlar Kıbrıs sorununun çözümünde milliyetçi retoriğin esiri
olmuşlardı. Veya gözlerini kapatıyordu o milliyetçi söylem.
Gerçekleri göremiyorlardı. Şimdi perde açıldı ve gördüler
ki bizim çözüme yönelmemiz, yıllardır elde etmeye
çalıştığımız, trilyonlar harcayarak yaratmaya
çalıştığımız imajı birdenbire
yarattı."
Emsal olur
Talat'a göre Kıbrıs'ta iki bağımsız devlet
olması, adanın kesin olarak bölünmesi dünyanın korktuğu bir
gelişme. Talat bu konuda şu değerlendirmeyi yapıyor:
"Dünyanın en çok korktuğu şey, adanın bölünmesi. Çünkü
emsal teşkil etmesinden korkuyor devletler."
Talat, Çek-Slovak örneği anımsatılınca şöyle devam
ediyor:
"Böyle bir örnek var, doğru. Siz nasıl Çek-Slovak örneğini
gösteriyorsanız başkaları da bölünmüş Kıbrıs
örneğini gösterir, ayrılmak ister. (Örneğin Irak'ta Kürtler
olabilir mi sorusu üzerine) Mesela, onlar da biz de niye olmasın
diyecekler."
Anlaşma yanlıştı
Talat, Türkiye-KKTC arasında imzalanan ve uygulamaya konulmayan gümrük
birliği anlaşmasıyla ilgili bir soru karşısında
ise şu bilgiyi veriyor:
"Bu anlaşma imzalanmadı. Geri çekildi. Türkiye ile böyle bir
gümrük birliği anlaşmamız yok. Yanlış bir şeydi,
geri çekildi."
FIKRET BILA MILLIYET
04/08/05
Mehmet Ali Talat'a
yapılan nezaketsizlik
Halkının bariz tercihiyle işbaşında olan KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Ankara'ya bu sıfatı ile ilk
resmi ziyaretini gerçekleştirdi. Ancak bu ziyaret, en azından
Türkiye'deki devlet kademesi açısından, kendisinin o kadar 'tercih
edilen bir kişi olmadığını' da bir kez daha ortaya
koydu. Belli ki Annan Planı'nın görüşülmesi ve ardından
referanduma götürülmesi sürecinde oynadığı rol bu kademede henüz
sindirilebilmiş değil.
Bunu Çankaya Köşkü'ndeki 'soğuk' ve 'mekanik'
karşılanış biçimi açık bir şekilde ortaya koydu.
Ne 21 top pare atışı, ne Camlı Köşk'te
ağırlama, ne de nutukların teati edildiği ve kadehlerin
kaldırıldığı bir resmi akşam yemeği.
Yalın bir 'protokol uygulaması' açısından
baktığınızda ortada elbette ki bir terslik yok.
Yapılması gerekenlerin hepsi yapıldı.
Yapılabileceklerin asgarisinin yapılmış olması ise bu
yalın gerçeği değiştirmiyor.
Denktaş'a sıcak karşılama
Oysa, eski Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın şu anda
herhangi bir resmi sıfatı olmamasına rağmen, Çankaya
Köşkü'nde -neredeyse 'resmi denebilecek'- sıcak bir
karşılamayla nasıl ağırlandığını
kısa bir süre önce gördük. Bu sayede, en azından devlet kademesi
açısından, kimin 'tercihe şayan kişi' olduğunu kimin
ise olmadığını da anladık.
Cumhurbaşkanı Talat elbette ki 'devlet nezaketi' gereğince
bunların abartılmamasını istiyor. Yumuşak üslubu ve
uzlaşmacı yapısı, kısacası sorunu
derinleştiren değil, çözmeye çalışan yaklaşımı
bunu elbette ki zorunlu kılıyor. Buna karşın Talat,
mesajını inceden inceye verme yeteneğinden yoksun
olmadığını da gösterdi. Cumhurbaşkanı Sezer ile
yaptığı görüşme sonrasındaki açıklamasıyla
bunu ortaya koydu.
Bazı kesimlere mesaj
Açıklamasında, Kıbrıs'ta çözümsüzlüğü güden
tarafın Kıbrıslı Türkler olmadığını
vurgulamak için, çözümden yana birisi olarak, halkı tarafından iki
seçim ve bir referandumla desteklendiğini anımsatan ifadeler
kullandı.
Bu ilk bakışta elbette ki Rumlara dönük bir mesajdı. Fakat bu
sözlerinin içinde, Annan Planı sürecinde oynadığı rol
nedeniyle Türkiye'de kendisini 'sindiremeyen' kesimlere de bir mesajın
olduğu aşikârdı. Talat'ın böyle ince bir mesaj vermesine
olanak sağlayan olgu ise, elbette ki bu kesimlerin Rumlar gibi bu
planı şiddetle reddetmiş olmalarıdır.
Öte yandan, görüşlerine saygı duyduğum bir gazeteci arkadaşımızın
işaret ettiği bir hususun üzerinde de burada ciddiyetle durmamız
gerekiyor. Bu soğuk ve mekanik karşılama sadece Talat'ın
şahsına değil, aynı zamanda bir devlet olarak KKTC'ye
karşı yapılmış bir nezaketsizliği de içeriyor.
Dahası, dünyanın ciddiye almadığı bu devletin Türkiye
tarafından da aslında o kadar ciddiye alınmadığı
gibi, istendiği takdirde, horlanabileceğini de göstermiş oldu.
Türkiye duygusal olamaz
Onu şahsen sevebilir veya sevmeyebilirsiniz. Ancak, Mehmet Ali Talat,
sonuç itibariyle, 'bağımsız' saydığınız, bu
nedenle de orada, herhangi bir bağımsız ülke nezdinde
yaptığınız gibi, bir büyükelçilik bulundurduğunuz bir
ülkenin seçilmiş cumhurbaşkanıdır. Kendisine yapılan
nezaketsizlik ise sadece o devlete karşı değil, aynı
zamanda o millete karşı yapılmış bir nezaketsizliktir.
Bu durumda kendinizi, Kıbrıslı Türklerin Annan
Planı'nı onayladıkları referandum sonrasında 'YavRUM
Vatan!' manşetini atmış olan bir gazetemiz ile aynı kefeye
koymuş olursunuz. Bu da, bu haksızlığa muhatap olan o millet
tarafından not edilmekle kalmaz, o millet ile anavatan arasında var
olduğu anlaşılan gediği daha da büyütür. Bunun ise ne
anavatana ne de yavruvatana bir faydası vardır.
Bir daha hatırlatmakta yarar var. Türkiye, dünya sahnesinin büyük, önemli
ve ciddi devletlerinden biridir. Bu nedenle de akıl ve
mantığı bir yana bırakıp duygusal davranma gibi bir
lüksü yoktur.
SEMIH IDIZ MILLIYET
04/08/05
Cumhurbaşkanı
Talat, Ankara'da önemli açıklamalar yaptı: Rum yönetimini tanıma
intihardır
|
Cumhurbaşkanı
Talat, Ankara'da önemli açıklamalar yaptı: Rum yönetimini
tanıma intihardır LİMANLAR
VE HAVAALANLARI AÇILMAMALI... Cumhurbaşkanı Talat, Türkiye'nin Rum
tarafını "Kıbrıs Cumhuriyeti" olarak
tanımasının intihar anlamına geleceğini söyledi.
Türkiye'nin limanlarını ve havaalanlarını Rum
tarafına açmaması gerektiğini vurgulayan Talat, "Türkiye
limanlarını ve havaalanlarını ne pahasına olursa
olsun, açmaması lazım" dedi MÜZAKERELER
ARALIK VEYA OCAKTA BAŞLAYABİLİR... "Rum tarafında
gelecek yıl mayısta seçimler olacak. Bu yıl ekim ayında
Türkiye ile AB arasında müzakereler de başlamış olacak. O
da Kıbrıs sorununun çözümü için bir zorunluluk getirecek, bir
baskı oluşturacak. Dolayısıyla bunun da etkisiyle müzakereler
aralık veya ocakta başlayabilir. Bu kesin bir yargı değil,
mutlaka başlayacak iddiasında değilim. Bu sadece bir
ihtimaldir." BLAIR'LE
KIŞTA GÖRÜŞEBİLİRİZ... Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, İngiltere Başbakanı Tony Blair ile
kış aylarında başkent Londra'da
görüşebileceğini ifade ederek, "Sayın Blair ile
kışta görüşmemiz diye bir düşünce var" dedi Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, Türkiye'nin Rum tarafını "Kıbrıs
Cumhuriyeti" olarak tanımasının intihar anlamına
geleceğini söyledi. Talat,
Türkiye'nin limanlarını ve havaalanlarını ne
pahasına olursa olsun, Rum gemi ve uçaklarına açmaması
gerektiğini vurguladı. Cumhurbaşkanı
Talat, İngiltere Başbakanı Tony Blair ile kış
aylarında başkent Londra'da görüşebileceğini de
açıklayarak, "Sayın Blair ile kışta görüşmemiz
diye bir düşünce var" dedi. Cumhurbaşkanı
Talat, Türkiye Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in davetlisi olarak
gittiği Ankara'da NTV'nin sorularını yanıtladı. Talat, Ankara
ziyaretiyle ilgili soruları yanıtlarken, başkentte resmi
törenle karşılandığını ifade ederek, kendisine
gösterilen saygı ve ilgiden oldukça memnun olduğunu ifade etti.
Cumhurbaşkanı Talat, kendisine uygulanan protokolle ilgili soruya
karşılık da, "Bana uygulanan protokolden
rahatsızlık duymadım" dedi. "Çözüm
istemekten daha büyük açılım olabilir mi?" Cumhurbaşkanı
Talat, Türk tarafının herhangi bir açılımda bulunup
bulunmayacağının sorulması üzerine, "Türk
tarafı açılım olarak yapabileceğinin en iyisini
yaptı. Çözüm istemekten daha büyük bir açılım olabilir mi? Biz
yapabileceğimiz en büyük açılımı yaptık. Çözüm
istiyoruz dedik" şeklinde konuştu. Rum
tarafının Avrupa Birliği'ne girmiş olmanın
rahatlığıyla Kıbrıslı Türklere çok fazla bir
şey vermek istemediğinin de altını çizen
Cumhurbaşkanı Talat, "Bu gayet açık ve net. Dahası
Rum tarafı, Kıbrıs Türk halkının
çıkarlarını da törpülemek isteyecektir" dedi. Müzakereler
aralık veya ocakta başlayabilir Rum
tarafının ciddi şekilde uluslar arası baskı
altında olduğunu kaydeden ve bu baskının özellikle ABD
tarafından artırılması durumunda Kıbrıs
müzakerelerinin başlayabileceğini ifade eden Cumhurbaşkanı
Talat, "ABD'den baskı artarsa müzakereler aralık ve ocakta
başlayabilir. Ancak bu sadece bir ihtimal" dedi ve şöyle
konuştu: "Rum
tarafında gelecek yıl mayısta seçimler olacak. Tabii bu arada
bu yıl ekim ayında Türkiye ile AB arasında müzakereler de
başlamış olacak. O da Kıbrıs sorununun çözümü için
bir zorunluluk getirecek, bir baskı oluşturacak.
Dolayısıyla bunun da etkisiyle müzakereler aralık veya ocakta
başlayabilir. Bu kesin bir yargı değil, mutlaka
başlayacak iddiasında değilim. Bu sadece bir ihtimaldir." "Türkiye
havaalanlarını ve limanlarını açmamalı" Türkiye'nin
limanlarını ve havaalanlarını Rum tarafına
açmaması gerektiğini vurgulayan Cumhurbaşkanı Talat,
"Türkiye limanlarını ve havaalanları ne pahasına
olursa olsun, açmaması lazım" dedi. Türkiye'nin
Rum tarafını "Kıbrıs Cumhuriyeti" olarak
tanımasının intihar anlamına geleceğini de söyleyen
Cumhurbaşkanı, "Türkiye'nin Rum tarafını
'Kıbrıs Cumhuriyeti' olarak tanıması intihar
anlamına gelir" şeklinde konuştu. Londra'da
Blair ile görüşme Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, başka bir soruya karşılık da
İngiltere Başbakanı Tony Blair ile kış
aylarında başkent Londra'da görüşebileceğini
açıklayarak, "Sayın Blair ile kışta görüşme
diye bir düşünce var" dedi. |
KIBRIS 04/08/05
Başbakan
Soyer : Kıbrıs'ta AB'yi savunan halk, açık hapishaneye mahkum
edildi
Başbakan
Soyer, Fransa Başbakanı Villepin'e sert tepki gösterdi:
Başbakan
Soyer : Kıbrıs'ta AB'yi savunan halk, açık hapishaneye mahkum
edildi
SOYER'DEN
VILLEPIN'E ÖFKE... Soyer: Türkiye'nin, Kıbrıs Cumhuriyeti'ni
tanımaması halinde AB'yle müzakerelerin
başlayamayacağını söyleyen Fransa Başbakanı
Villepin'in tavrı oldukça üzücüdür. AB, Kıbrıs'ta AB'yi savunan
halkı açık hapishaneye mahkum etti. Gardiyan olarak da Papadopulos
yönetimini görevlendirmeyi düşünüyor herhalde
BAĞNAZ
TUTUM... AB'de kendini iç siyasi hesaplaşmalarla gösteren milliyetçi ve
bağnaz tutumların AB'nin demokratik değerlerine aykırı
olduğuna işaret eden Başbakan Soyer, Kıbrıs'a AB'nin
de desteklediği çözümün gelmesi için Fransa'nın da görevleri
bulunduğunu hatırlattı. Soyer, Kıbrıs sorununun çözümü
için görüşme sürecinin bir an önce başlamasını da istedi
Başbakan
Ferdi Sabit Soyer, Türkiye'nin Kıbrıs Cumhuriyeti'ni
tanımaması halinde AB'yle müzakerelerin
başlayamayacağını söyleyen Fransa Başbakanı
Dominique de Villepin'e tepki gösterdi.
Başbakan
Soyer, AB'nin Kıbrıs'la ilgili tutumunu ve Kıbrıs Türk
tarafına uygulanan izolasyonları sürdürmesini eleştirerek,
"AB, Kıbrıs'ta AB'yi savunan halkı açık hapishaneye
mahkum etti. Gardiyan olarak da Papadopulos yönetimini görevlendirmeyi
düşünüyor herhalde" dedi.
AB'de kendini
iç siyasi hesaplaşmalarla gösteren milliyetçi ve bağnaz
tutumların AB'nin demokratik değerlerine aykırı
olduğuna işaret eden Başbakan Soyer, Kıbrıs'a AB'nin
de desteklediği çözümün gelmesi için Fransa'nın da görevleri
bulunduğunu hatırlattı. Soyer, Kıbrıs sorununun çözümü
için görüşme sürecinin bir an önce başlamasını da istedi.
Başbakan
Ferdi Sabit Soyer, Bakanlar Kurulu toplantısına girerken, Fransa
Başbakanı'nın açıklamasını değerlendirdi.
Toplantıya Başbakan Yardımcısı ve
Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş, Sağlık ve
Sosyal Yardım Bakanı Eşref Vaiz ile Ekonomi ve Turizm
Bakanı Derviş Deniz dışındaki bakanlar
katıldı.
"Villepin'in
tavrı çok üzücü"
Başbakan
Soyer, Fransa başbakanının açıklamasıyla ilgili
"Bu tavır oldukça üzücü bir tavırdır ve bunun üstünde
durmak gerekmektedir" dedi. Başbakan Soyer, Avrupa'nın
çağdaş demokratik değerlerin, teknolojinin ve insani değerlerin
ürediği bir kıta olduğuna işaret ederek, dar milliyetçi ve bağnaz
görüşler nedeniyle Avrupa'nın iki dünya savaşı
yaşadığını, Auschwitz esir kampı ürettiğini,
gayet kötü felaketlerle dolu totaliter rejimlerin üremesine yol
açtığını anlattı.
Soyer, tüm
bunlardan ders alan Avrupa halklarının AB ile son derece demokratik
tarzda gelişen ve 60 yıldır Avrupa'da barışın
temelini oluşturan bir süreci yaşattığını
kaydederek, şöyle konuştu:
"Dar
milliyetçi ve bağnaz tutumlar"
"Ancak bu
sürecin günümüzde farklılıkların demokratik birlikteliğini
getiren noktasında Kıbrıs sorunu ve Türkiye'nin üyelik süreciyle
ilgili gelişmelerde üzülerek görmekteyiz ki dar milliyetçi ve bağnaz
tutumlar, iç siyasi hesaplarla kendini göstermektedir. Bu AB'nin demokratik
değerlerine aykırı bir tutumdur.
AB'nin
Hıristiyan demokrat belli kesimleri ve radikal sağcıları,
farklılıkların demokratik birlikteliğinin gelişmesine
duydukları tepkiden ötürü, Türkiye'nin AB sürecine soğuk
bakmaktadırlar. Ancak Sayın Fransız başbakanının
özellikle AB anayasası ve Avrupa'nın bütçesiz kalmasına yol açan
bu krizin, dar milliyetçi noktalarla ortaya çıkmasını
değerlendirmeden, Kıbrıs Rum tarafındaki hakimiyetçi
anlayışa destek olurcasına yaptığı bu
açıklama, ne AB'nin demokratik ilkeleriyle, ne de Fransa'yı özgürlük,
eşitlik ve kardeşlik temelinde şekillendiren ilkelerle
bağdaşan bir tutum değildir. Bu çok üzücü bir durumdur."
"Kıbrıs
Türk halkı çözümü sonuna dek savunan bir halk"
Başbakan
Ferdi Sabit Soyer, Kıbrıs Türk halkının Kıbrıs
sorununun çözümünü ve AB ilkelerini sonuna kadar savunan, BM genel sekreterinin
çözüm planına evet diyen bir halk olduğuna işaret ederek, çözümü
reddeden ve hakimiyetçi bir anlayışla Kıbrıs sorununun
çözümsüzlüğüne giden Papadopulos yönetiminin bu anlamdaki tutumuyla
Kıbrıs Türk halkına bir şantaj
yapılamayacağını vurguladı.
Türkiye'nin Papadopulos
yönetimini tanımasının, Kıbrıs Türk halkının
eşitsizliğini ve 1963'te gasp edilen cumhuriyetin bugün Avrupa
ilkelerine aykırı tutumunu onaylamak anlamına geldiğini
ifade eden Başbakan Soyer, bu tutumun
yanlışlığını yineledi.
"Açık
hapishaneye mahkum etti"
Başbakan
Soyer, Kıbrıs'ın AB üyesi olduğunu ama AB'nin
izolasyonları kaldırmayarak Fransa'nın tutucu tutumu nedeniyle
BM Güvenlik Konseyi'nde de Annan Planı'nın onaylanmasını
engelleyerek sonuçta Kıbrıs'ta AB'yi savunan bir halkı açık
hapishaneye mahkum ettiğini söyledi.
"Kıbrıs'ın
kuzeyi şu anda AB ilkeleri doğrultusunda izolasyonun
kaldırılmaması ve çözümün gelmemesi nedeniyle bir nevi
Avrupa'nın açık hapishanesi haline getirilmiş
bulunmaktadır" diyen Başbakan Ferdi Sabit Soyer,
"Villepin'in ifade ettiği noktayla da, bizim gardiyanımız
olarak da Papadopulos yönetimini görevlendirmeyi düşünüyor herhalde"
diye konuştu.
"NSA'nın
da görevi var"
Soyer,
Kıbrıs Türk halkının ne açık hapishanelere, ne de
gardiyanlara ihtiyacı olduğunu, AB'ye ve çözüme Kıbrıs
Rumları kadar hak sahibi olduğunu vurguladı. Başbakan,
bunun için görüşme sürecinin bir an önce başlamasını ve
AB'nin de desteklediği çözümün Kıbrıs'a gelmesi için Fransa
başbakanının AB ilkeleri doğrultusunda görevi
bulunduğunu hatırlattı.
Başbakan Soyer,
bir soru üzerine Bakanlar Kurulunun gündeminde rutin çalışmalar
bulunduğunu ve toplantının ardından açıklama
yapılacağını da kaydetti.
KIBRIS 04/08/05
|
NTV
Güncelleme: 14:19 TSI 05 Ağustos 2005 Cuma
LEFKOŞA
- Düzenlediği aylık basın toplantısında
Kıbrıs sorununa ilişkin son gelişmeleri değerlendiren
Talat, bir Rum gazetecinin sorusu üzerine, Türk askerinin ancak bir çözümle
Adadan çekileceğini ifade etti.
Türk askerinin
çözüm olmadan Adadan çekilmesinin sıcak olaylara ve kan dökülmesine neden
olabileceğine dikkat çeken Talat, Bu gerçekçi bir yaklaşım değildir
dedi.
Talat, Türkiyenin şimdiki haliyle Kıbrıs Rum Yönetimini
tanımasının imkansız olduğunu da vurguladı.
MAYINLAR
TEMİZLENECEK
Mehmet Ali Talat, ara bölgedeki mayınların temizlenmesi konusunda
Birleşmiş Milletlerle anlaşmaya
varıldığını açıkladı.
Soyerden, Kofi
Annana çağrı
KKTC
Başbakan Ferdi Sabit Soyer, AB üyesi bazı ülkelerin Kıbrıs
sorununu kullandığını belirterek, BM Genel Sekreteri Kofi
Annana çağrıda bulundu.
NTV
Güncelleme: 20:00 05 Ağustos 2005 Cuma
LEFKOŞA
- KKTC Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Birleşmiş Milletler Genel
Sekreteri Kofi Annana, Kıbrıs sorununa çözüm bulma
çabalarını sekteye uğratacak çalışmalarına dur
de çağrısı yaptı.
Başbakan
Soyer, Avrupa Birliği üyesi bazı ülke liderlerinin, Türkiyenin
üyelik süreci nedeniyle Kıbrıs sorununu
kullandıklarını belirtti.
Soyer, Annanın, Fransa ve diğer siyasi güçlerin Kıbrıs
sorununa çözüm bulma çabalarını sekteye uğratacak
çalışmalarına dur demesi gerektiğini ifade etti.
KKTC Başbakanı, Kıbrıs sorununun çözümünde sorumlu olan
Birleşmiş Milletlerdir. Avrupa Birliğinin bazı
liderlerinin attığı adımlar Kıbrıs sorununu
çıkmaza sokmakta, Türkiyenin Yunanistan, bölge ve Kıbrısla
ilişkilerine de zarar vermektedir dedi.
Avrupa,
Kıbrıs, Türkiye
SORULAR, sorular, sorular... Durumun ne kadar karmaşık olduğunu
gösteren sorular: Gümrük Birliği'nin genişletilmesine ilişkin Ek
Protokol'ü imzalamış olmak, Rum yönetimini tanıma anlamına
gelir mi?
Muhalefete ve 9. Cumhurbaşkanı Demirel'e göre, evet, tanıma
anlamına gelir!
Peki siz olsaydınız ne yapardınız? Bunun cevabı yok!
Fransa, Ek Protokol'ün imzalanmasının tanıma anlamına
gelmediğini biliyor ve şimdi Türkiye'nin önüne taş koymak
amacıyla, 3 Ekim'de müzakerelerin başlaması için Türkiye'nin Rum
yönetimini tanımasının şart olduğunu söylüyor!
Bu durumda bir soru daha: Türkiye 3 Ekim'de müzakerelerin başlaması
uğruna Rum kesimini tanıyacak mı?
Bu sorunun cevabı net: "Kesinlikle hayır..."
Belki Türkiye'nin önüne daha fazla çıkacak soru şu: Türkiye Rum
yönetimini tanımıyor ama Gümrük Birliği gereği, Türk
limanlarını ve havaalanlarını Rumlara açmak gerekmeyecek
mi?
Ankara'nın cevabı:
"Asla! Kesinlikle hayır! Ne biz, ne başka bir hükümet...
Avrupa'da kimse, bu arada Paris de böyle bir hayale kapılmasın!"
* * *
ANKARA kararlı fakat resmi açıklamalarında
"yumuşak" bir dil kullanıyor. Ben böyle deyince
muhatabım düzeltti:
- 'Yumuşak' yerine 'soğukkanlı' demek daha iyi olur!
Avrupa patolojik bir içe kapanma nöbeti yaşıyor! Fransız
şovenizmi bu süreçte başı çekiyor; hem AB Anayasası'nı
reddederek, hem Türkiye'ye karşı hasmane bir tavır
takınarak.
Cumhurbaşkanı Chirac da Başbakan Villepin de Türkiye'ye
karşı, Fransız basınını bile hayrete düşüren
açıklamalar yapıyor ama Türk düşmanı olduklarından
değil. Fransızların kapıldığı şovenizm
nöbeti üzerinden siyaset yapmak için!
Türkiye karşıtlığı, Avrupa'daki "içe
kapanma"nın adeta simgesi!
Ankara düşünüyor ki, Avrupa ile yüksek tansiyonlu tartışmalara
girmek, Türkiye hakkında Avrupa'da cepheleşmeler yaratmak Türkiye'nin
aleyhine olur!
Onun için gerçekten "soğukkanlı" olmamız lazım.
* * *
FRANSA, Kıbrıs'ı bahane ederek 3 Ekim'de müzakerelerin
başlamasını engelleyebilir mi?!
Hayır. Çünkü 17 Aralık kararı Komisyon'da ittifakla
alındı ve Fransa'nın bunu engellemesi için, "Hayır,
Türkiye ile müzakerelere başlamıyoruz" diye yeniden
"ittifakla" karar almaları gerekir. Bu imkânsız.
Ayrıca İngiltere gibi dost bir ülkenin ve Blair gibi vizyon sahibi
bir liderin dönem başkanı olması, olumlu bir faktördür.
Fakat belli ki, müzakere süreci çok çetin geçecek; asap bozucu birçok
"frenk" oyunuyla karşılaşacağız.
Bu noktada iki konunun önemini vurgulamak isterim:
· Türkiye asla Rum
kesimini tanıyamaz, bırakın tanımayı, liman ve
havaalanlarını Rumlara asla açamaz. Bu, Lozan kadar, Misak-ı
Milli kadar önemlidir.
· Sonunda üyelik olsa da olmasa
da "müzakere süreci"nden istifade ediyoruz. İşte
ekonomideki olumlu gelişme; yabancı sermaye girişinin 15 milyara
doğru gitmesi, bir yılda 1 milyon 288 bin kişiye ekonominin
istihdam yaratması, petrol fiyatlarına rağmen enflasyonun
düşmesi... Bunda ekonomi politikaları kadar "AB süreci"nin
de payı büyük... Bu sürecin hukuk devleti yapılanması için
olumlu etkilerini de biliyoruz.
Netice: Rum'a hiçbir taviz yok; "AB süreci"nden yararlanmaya devam...
Sonunda üyelik var veya yok; o, on yıl sonraki mesele.
TAHA AKYOL MILLIYET
05/08/05
Rum
Yönetimi: Gecikmeden bizi tanıyın
05/08/2005
RADIKAL
AA - LEFKOŞA - Rum yönetimi
sözcüsü Kipros Hrisostomidis, Türkiye'nin, 'Kıbrıs'ı gecikmeden
tanıması gerektiğini iddia etti. Hrisostomidis dünkü
yazılı açıklamasında şöyle dedi: "Aday ülke
Türkiye'nin, AB üyesi 'Kıbrıs'ı tanımayacağında
ısrar etmesi akıl almaz bir tavırdır. Kıbrıs
Cumhuriyeti'nin adadaki 'tek devlet' olduğu, uluslararası topluluk
tarafından tanındığı, Türkiye'nin müzakere
başlatmayı düşündüğü 25 AB üyesinden biri olduğu
hukuki ve siyasi gerçektir. Türkiye hükümeti, kendisine AB müzakere sürecinin
yolunu açacak bu hukuki ve siyasi gerçeği gecikmeden anlamalı, kabul
etmeli ve tanımalıdır."
Rum hükümetinin, AB ülkeleriyle istişareleri sürdürdüğünü belirten
Hrisostomidis, Rum lideri Tasos Papadopulos'un 17 Aralık'ta 'veto
hakkının geçerli olduğu' açıklamasını da
anımsattı.
Rum
basını: Türkler küçük düştü
05/08/2005
RADIKAL
LEFKOŞA -
Şampiyonlar Ligi ikinci ön eleme turunda Trabzonspor'u saf dışı
bırakarak Glasgow'un rakibi olan Anorthosis'i Larnaka Havalimanı'nda
binlerce taraftarı karşıladı. Gece boyu süren ve binlerce
kişinin katıldığı kutlamaların ardından
oyuncuları karşılayan Rum taraftarların eğlencesi
akıllara Yunanistan'ın geçtiğimiz yıl
kazandığı Avrupa şampiyonluğu sonrası
yapılan kutlamaları getirdi.
Güney Kıbrıs basınında ise milliyetçi Mahi gazetesi
Anorthosis'in zaferini 'Türkler küçük düştü'
başlığıyla duyururken liberal Politis 'Güle güle' ifadesini
kullandı. Sağ görüşlü Simerini gazetesinin manşetinde ise
'Anorthosis vahşi hayvanı sakinleştirdi' cümlesi yer aldı.
Büyük bir kitle gazetesi olan Fileleftheros 'Kıbrıs zaferi kutluyor'
derken, muhalif duruşlu Alithia gazetesi manşetinde 'Trabzonspor
fethedildi' cümlesine yer verdi. Komünist görüşlü Haravgi ise 'Aferin
çocuklar' başlığıyla çıktı. Güney
Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopoulos da maçı
televizyondan izlediğini ve sonuçtan ziyadesiyle memnun olduğunu
belirtti.
Güneş: Özür bile
yetmez
Trabzonspor Teknik Direktörü Şenol Güneş ise dün düzenlediği
basın toplantısında "Maalesef olmadı, üzgünüz. Ama bu
duruma özür bile yetmez. Camianın sahiplenmesi ve hoşgörüsünü
beklemekten başka çaremiz yok. Şampiyonlar Ligi'ne giremedik ama
birilerinin gitmesi ya da istifası turu getirmeyecek" dedi.
İkinci ön eleme turundaki diğer mücadelelerde ise salı gecesi,
İskoç temsilcisi Celtic bu kupaya ilk kez katılan Slovak
şampiyonu Artmedia Bratislava'ya 5-0 yenilerek Avrupa kupaları
tarihindeki en ağır yenilgisini aldığı maçın
rövanşında tarihte bir ilki başarmaya çok yaklaştı. 50
senelik Avrupa kupaları tarihinde ilk maçı 5-0 kaybeden takım
rövanşta üç farkın üzerinde bir skorla kazanamazken Artmedia'yı
4-0 mağlup eden Celtic maçı neredeyse uzatmalara götürüyordu. Bitime
sekiz dakika kala 4-0'lık skoru yakalayan 'Yoncalar' bir gol daha
bulamayınca Avrupa kupalarına veda etti.
Öte yandan İsviçre temsilcisi Thun ilk maçta deplasmanda 2-2 berabere
kaldığı, 'kupanın demirbaşlarından' Dinamo Kiev'i
rövanşta 1-0 mağlup ederek tur atladı. (Spor Servisi)
Mayınlar
sökülecek Kapılar açılacak
|
Rumlardan
sonra Türk tarafı da 31 yıl aradan sonra sınır
boylarındaki mayınları temizlemeye hazırlanıyor.
Türk tarafı ayrıca büyük bir sürprizle Lokmacı
kapısını Bostancı kapısı ile birlikte
açmanın planlarını yapıyor Mayınlar
sökülecek Kapılar açılacak YEŞİLHAT
MAYINLARDAN ARINDIRILACAK... Kuzey ile güney Kıbrıs arasına
1974 sonrası döşenen ve savaş döneminin acı
hatıralarını taşıyan sınır
boylarındaki mayınların temizlenmesi gündemde. Hükümete
yakın güvenilir kaynaklara göre, Türk tarafında, sınır
boylarının mayından arındırılmasıyla
ilgili çalışmalarda sona yaklaşıldı ve büyük
olasılıkla bugün konuyla ilgili nihai karar şekillenecek BOSTANCI
İLE LOKMACI AYNI ANDA AÇILACAK... Bostancı
Kapısı'nın açılması için tüm girişimlerini
seferber eden ve yol yapımını 15 Ağustos'a kadar
tamamlayıp üzerine düşen mükellefiyeti yerine getirmeye
hazırlanan Türk tarafı, bu arada büyük bir sürprize
hazırlanıyor. BM'nin Bostancı Kapısı'ndaki ara
bölgede yol yapımıyla ilgili ihaleye çıktığı
gün Bostancı ile birlikte Lokmacı Kapısı'nın da
açılacağı öğrenildi Dilek
ÇETEREİSİ Kıbrıs
Türk tarafı yeni bir tarihi adıma daha hazırlanıyor. 24
Nisan referandumundaki iradesiyle tüm dünyaya çözüm istediğini gösteren
Türk tarafı, şimdi de sınır boylarını
mayından arındırmak için çalışmalarını son
aşamaya getirdi. Kuzey ile
güney Kıbrıs arasına 1974 sonrası döşenen ve
savaş döneminin acı hatıralarını taşıyan
sınır boylarındaki mayınların temizlenmesi gündemde.
Tüm sınır boyundaki mayınların temizlenmesiyle ilgili
nihai kararın bugün netleşmesi bekleniyor. Hatırlanacağı
gibi Rumlar da bir süreden beri kendi bölgelerindeki mayınları
temizlemek için çalışma başlatmıştı. Türk
tarafı bir yandan tüm sınır boylarındaki
mayınları sökmenin hazırlığını yaparken,
diğer yandan da KKTC ile Güney Kıbrıs arasındaki
geçiş kapılarının sayısını artırmak
için çalışmalarına hız verdi. Hükümete
yakın güvenilir kaynaklara göre, Türk tarafı sınır
boylarının mayından arındırılmasıyla
ilgili çalışmalarda sona yaklaşıldı ve büyük
olasılıkla bugün konuyla ilgili nihai karar verilecek. Öte yandan
vatandaşlarla Lefkoşa esnafının
karşılıklı geçişlere açılması için
defalarca eylem yaptığı Lokmacı kapısının
da büyük bir sürprizle Bostancı kapısı ile birlikte
açılmasının planları yapılıyor. Mayınlarla
ilgili son rötuşlar... Rumlardan
sonra Türk tarafının da sınır boylarını
mayından arındırmak için bir süreden beri devam eden
çalışmalarında sona gelindiği bildiriliyor. KIBRIS
muhabirinin hükümete yakın güvenilir kaynaklardan elde ettiği
bilgilere göre, Türk tarafı Yeşilhat'tın mayından
arındırılması için başlattığı
çalışmalarda nihai karar büyük olasılıkla bugün
şekillenecek. Rumların
da bir süre önce kendi bölgelerinde başlattığı mayın
temizleme çalışmaları dikkate alınacak olursa, 1974
sonrası gerek Türk, gerekse Rumlar tarafından tüm sınır
boylarına döşenen mayınlar, savaşın acı
hatıralarıyla birlikte tarihe gömülmüş olacak. Lokmacı,
Bostancı ile birlikte Hükümete
yakın güvenilir kaynaklar, KIBRIS'ın "yeni kapıların
açılmasıyla" ilgili sorusu üzerine, büyük bir sürprizle
Bostancı ile Lokmacı kapısının birlikte
açılmasının hedeflendiğini söyledi. Aynı
kaynaklara göre, bir süreden beri Bostancı kapısının
açılmasıyla ilgili Türk tarafının
başlattığı çalışmalarda sona gelindi ve Bakanlar
Kurulu'ndan önceki gün çıkarılan 70 bin YTL'lik ek ödenekle
çalışmaların 15 Ağustos'a yetiştirilmesi
hedefleniyor. Ancak
Bostancı'da ara bölgedeki yolun yapımı BM'nin
sorumluluğunda olması ve bu konuda BM'nin adım atmaması,
sadece Türk tarafındaki çalışmaların tamamlanması
halinde dahi, kapının açılması için yeterli görülmüyor.
Üstelik Rumların da kendi bölgelerinde yol yapımıyla ilgili
gerekli çalışmaları zamanında başlatmaması,
Bostancı kapısının açılması önünde engel
oluşturuyordu. Fakat
güvenilir kaynaklar, Rum tarafının da yol yapımıyla
ilgili ilk kez üç-dört gün önce çalışma
başlattığını ifade ederken, aynı bağlamda
BM'nin de ara bölgedeki yol için üzerine düşen sorumluluğu yerine
getirmeye hazırlandığını bildiriyor. Türk
tarafının, BM'nin ara bölgedeki yolla ilgili ihaleye
çıktığı gün Bostancı ile birlikte Lokmacı
kapısının da kuzey ile güney arasındaki geçişlere
açılacağı vurgulanıyor. |
KIBRIS 05/08/2005
Kıbrıslı
Türklerin lehine en iyi şekilde hizmet edeceğim
AB Komisyonu
tarafından AB Kıbrıs Baş Temsilcilik görevine atanan
"Kıbrıs Haber Ajansı" Müdürü Themis Temistokleous, bu
misyona atanmasıyla Kuzey Kıbrıs'ta yaşanan
tartışmalar hakkında KIBRIS'a açıklamada bulundu ve Kıbrıslı
Türklerin endişe etmemesini istedi:
Kıbrıslı
Türklerin lehine en iyi şekilde hizmet edeceğim
KIBRISLI
TÜRKLERE KARŞI HASSAS OLUNMALI... Themistokleus: Baş temsilcilik
misyonumla, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin hükümetini, herhangi bir siyasi
partisini ya da kurumunu değil, AB Komisyonu'nu temsil edeceğim.
Adadaki özel durumdan dolayı özellikle Kıbrıslı Türklerin
AB'ye daha çok entegre edilmesine özen gösterilmeli ve onlara karşı
daha hassas olunmalıdır. AB Komisyonu Baş Temsilciği'ne bu
konuda önemli bir görev düşüyor. Bu görevi yürütürken
Kıbrıslı Türklerin çıkarlarına en iyi şekilde
hizmet edeceğim
KIBRISLI
TÜRKLERE ULAŞACAĞIM... "Adanın kuzeyine geçerek
Kıbrıslı Türk siyasi yetkililer, sendika ve sivil toplum örgüt
temsilcileri ve işadamlarıyla görüşmekte herhangi bir
sakınca görmüyorum. Baş temsilci olarak amacım;
Kıbrıslı Türklerin AB olanaklarından en iyi şekilde
faydalanabilmelerine olanak tanımak için iletişim
kurulmasını sağlamaktır. Kıbrıs genelinde hiçbir
teknik engel olmadan hizmet vereceğim. Kıbrıslı Türklerin
benimle temasa geçmelerini beklemek uygun bir davranış olmaz.
Temasları benim gerçekleştirmem gerekiyor"
Anıl
IŞIK
Avrupa
Birliği Komisyonu tarafından AB Komisyonu Baş Temsilcilik
görevine atanan, ancak henüz resmi olarak göreve başlamayan
"Kıbrıs Haber Ajansı" Müdürü Themis Temistokleous,
atanması konusunda Kuzey Kıbrıs'ta yaşanan
tartışmalar hakkında KIBRIS'a açıklamada bulundu ve
Kıbrıslı Türklerin endişe etmemesini istedi.
Themis
Temistokleous, AB Komisyonu Baş Temsilciliği görevinde,
Kıbrıslı Türklerin lehine en iyi şekilde hizmet
edeceğini söyledi.
Temistokleous,
üstlendiği görevin zorlu bir görev olacağını, ancak bu
görevi alma ve halka hizmet etme olanağını yakalamaktan mutluluk
duyacağını ifade ederek, "Bu zorlu görevi başarmam
halinde memnuniyet duyacağım" dedi.
Themistokleus,
AB Kıbrıs Baş Temsilciliği'ne atanmasının kendisi
için gurur verici bir olay olduğunu da ifade etti.
Baş
Temsilciliğe atanmasıyla ilgili gerekli prosedürlerin
tamamlanması ardından eylül ayında resmen görevi üstlenecek olan
Themistokleus, AB Kıbrıs Baş Temsilcisi olarak, Kıbrıs
halkı ile AB Komisyonu arasında iletişimi
sağlayacağını söyledi.
Themistokleus,
AB Komisyonu tarafından AB Kıbrıs Baş Temsilciliği
görevine atanmasının ardından Kıbrıs Türk ve Türk
yetkililerinin atamaya ilişkin yaptıkları eleştiriler
hakkında KIBRIS'a önemli açıklamalarda bulundu.
Themistokleus,
baş temsilcilik misyonluğunda, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin
hükümetini, herhangi bir siyasi partisini, ya da kurumunu değil, AB
Komisyonu'nu temsil edeceğini vurguladı.
Adadaki özel
durumdan dolayı özellikle Kıbrıslı Türklerin AB'ye daha çok
entegre edilmesine özen gösterilmesi gerektiğini ifade eden Themistokleus,
bu nedenle Kıbrıslı Türklere karşı daha hassas
olunması gerektiğini belirtti.
AB Komisyonu
Baş Temsilciği'ne bu konuda önemli bir görev düştüğünü
ifade eden Themistokleus, baş temsilcilik misyonluğunu yürütürken
Kıbrıslı Türklerin çıkarlarına en iyi şekilde
hizmet edeceğini kaydetti.
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat'ın "meslek yaşamı boyunca 'işgâl
altındaki bölge' diyerek kuzeye geçmeyi reddeden bir kişinin AB
Komisyonu tarafından bu göreve atanması" açıklamasına
ilişkin olarak değerlendirmede de bulunan Themistokleus,
Kıbrıs Haber Ajansı adına kişisel olarak
Cumhurbaşkanı olmasından önce Mehmet Ali Talat ile Aralık
2003 yılında CTP Genel Merkezi'ndeki ofisinde mülakat
yaptığını açıkladı.
Adanın
kuzeyine geçerek Kıbrıslı Türk siyasi yetkililer, sendika ve
sivil toplum örgüt temsilcileri ve işadamlarıyla görüşmekte
herhangi bir sakınca görmediğini ifade eden Themistokleus, baş
temsilci olarak amacının, Kıbrıslı Türklerin AB
olanaklarından en iyi şekilde faydalanabilmelerine olanak
tanımak için iletişim kurulmasının sağlanması
olduğunu söyledi.
AB Komisyon
temcisi olarak Kıbrıs genelinde hiçbir teknik engel olmadan hizmet
vereceğini ifade eden Themistokleus, "Kıbrıslı
Türklerin benimle temasa geçmelerini beklemek uygun bir davranış
olmaz. Temasları benim gerçekleştirmem gerekiyor" dedi.
"Öncelik
iletişimin
sağlanması
olacak"
AB'nin baş
temsilcisinin görevleri hakkında bilgi veren Themistokleus,
Kıbrıs'taki AB temsilciliğini yürüten kişinin iki
taraflı bir misyonu bulunduğunu ifade ederek, baş temsilcinin,
hem AB Komisyonu'nu Kıbrıs'ta temsil ettiğini, hem de
Kıbrıs'ın AB Komisyonu'ndaki sesi olduğunu belirtti.
Themistokleus,
Brüksel'deki komisyonu, Kıbrıs'taki AB vatandaşlarının
arzuları, duyguları, görüşleri, memnuniyetleri ya da hayal
kırıklıkları hakkında bilgilendirmenin ve ayrıca
Kıbrıs halkına da AB, birlikteki gelişmeler, programlar,
birliğe katılım gibi konular hakkında bilgi
sağlamanın baş temsilcinin görevinin bir parçası
olduğunu söyledi.
"İletişim,
AB Komisyonu'nun çalışmalarının esas
parçasıdır" diyen Themistokleus, AB baş temsilcisinin ana
çalışma alanını; "Avrupa Birliği hakkında,
birliğin sunduğu olanaklar, AB vatandaşları için neyi
temsil ettiği, Kıbrıslı ve Kıbrıs'ta yaşayan
AB vatandaşlarının günlük yaşamlarını nasıl
etkilediği, Kıbrıslıların AB hakkında
hissettikleri, ne derecede beklentileri ve ihtiyaçlarının
karşıladığı, AB'nin parçası olmanın
faydaları, AB'nin çalışmalarına aktif olarak nasıl
katkı koyacakları, AB'nin plan ve programları hakkında
bilgi sağlanması" olarak özetledi.
"İletişime
her zaman açığım"
AB'nin AB
vatandaşı olan Kıbrıslılara sunacağı birçok
olanak olduğunu ve temsilciliğin, halkı bu konuda
bilgilendirmenin esas amacı olduğunu belirten, Themistokleus, bu
konularda bilgi almak isteyen tüm siyasi parti, sendika, sivil toplum örgüt
temsilcileri ve işadamlarının temsilciliğe
başvurabileceğini ifade etti.
Uzun
yıllardır süren profesyonel medya yaşamında her zaman iyi
bir iletişime ihtiyaç duyulduğunu savunduğunu ve bunu da kendi
görevinin bir ilkesi haline getirdiğini ifade eden Themistokleus,
iletişime her zaman açık bir kişi olduğunu belirtti.
Themistokleus,
"Dinlemek, etkileşim, iletişimin temsilciliğin
çalışmaların temelidir ve ben de böyle yapmaya niyetliyim"
diye konuştu.
Baş
temsilcilik görevini üstlenmeden komisyonun çalışmaları
hakkında detaylı bir şekilde bilgilendirileceğini belirten
Themistokleus, görevini yürütürken, gerek Brüksel'den gerekse yerel olarak
istihdam edilecek bir ekiple çalışacağını söyledi.
"Atanan
kişinin o ülkenin
yurttaşı
olması faydalı"
AB'nin,
birliğin her üye devletine baş temsilcilikler
atadığını ve bu atamaları yaparken belli prosedürleri
izlediğini ifade eden Themistokleus, kendisinin AB Kıbrıs
Baş Temsilciliği'ne atamasının da AB'nin yeni üye
devletlerine baş temsilcilerinin ataması çerçevesinde bu olağan
prosedürler temelinde gerçekleştiğini söyledi.
Komisyonun,
baş temsilcilik görevine söz konusu üye devletin kendi
yurttaşını atamasının birtakım kolaylıklar
sağladığını ifade eden Themistokleus, bu kişinin,
kendi ülkesinin ve halkının sorunlarını, beklentilerini,
duygularını daha iyi bildiğini ve bunları AB Komisyonu'na
daha iyi ifade edebileceğini ve aynı şekilde komisyonun
çalışmaları hakkında halkın anlayabileceği
şekilde de bilgi sağlayabileceğini belirtti.
Themistokleus,
kendisinin AB Kıbrıs Baş Temsilciliği'ne
atamasının da AB'nin yeni üye devletlerine baş temsilcilerinin
ataması çerçevesinde bu olağan prosedürler temelinde olduğunu söyledi.
Themistokleus,
baş temsilcilik pozisyonuna Kıbrıslı Türkün başvuruda
bulunup bulunmadığını bilmediğini, söz konusu
pozisyona yaklaşık 36-38 kişinin başvurduğunu
bildiğini, ancak bunların kim olduğu hakkında herhangi bir
bilgisi bulunmadığını kaydetti. Themistokleus, söz konusu
pozisyonla ilgili münhalın çeşitli gazetelerde
yayınlandığını ve aranan niteliklere sahip olan
herkesin başvurabildiğini de belirtti.
Baş
temsilcilik misyonluğunda AB Komisyonu'nu temsil edeceğini ifade eden
Themistokleus, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin hükümetini, herhangi bir siyasi
partisini, ya da kurumunu temsil etmeyeceğini vurguladı.
Themistokleus,
"Bu zorlu bir görev olacak ve bu zorlu görevi alma ve halka hizmet etme
olanağına sahip olmaktan, halkın isteklerini tatmin etmem ve bu
zorlu görevi başarabilmem halinde memnuniyet duyacağım"
dedi.
"Baş
temsilcinin ayrımcılık
gözetmeme
yükümlülüğü var"
Baş
temsilcinin, çalışmalarında din, dil, ırk, etnik
farklılıkları gözetmeden, tüm halka hizmet etme yükümlülüğü
bulunduğunu ifade eden Themistokleus, görevini yürütürken
Kıbrıslı Rum, Kıbrıslı Türklere, Ermeni, Latin,
Maronit ayrımı yapmadan, herkese eşit şekilde
davranacağını söyledi.
"Kıbrıslı
Türklere, Ermenilere, Latinlere ve Maronitlere karşı iyi duygular
besliyorum" diyen Themistockleus, adadaki özel durumdan dolayı
özellikle Kıbrıslı Türklerin AB'ye daha çok entegre edilmesi ve
bu nedenle Kıbrıslı Türklere karşı daha hassas
olunması gerektiğini belirtti. AB Komisyonu Baş
Temsilciği'ne bu konuda önemli bir görev düştüğünü ifade eden
Themistokleus, "Tarafımca daha fazla çaba harcanmasına ihtiyaç
vardır ve bunu yapmak için tüm iyi niyet ve iyi duyguları
taşıyorum" diye konuştu.
Kıbrıslı
Türklerle bir köprü kurmak istediğini ve görevinde başarılı
olabilmesi için bu köprünün kurulması gerektiğine işaret eden
Themistokleus, "Bu görevde Kıbrıslı bir Rum olarak
değil, AB Komisyonu'nun bir temsilcisi olarak bulunacağım. Bu
görev, tüm herkese hizmet etmem için AB Komisyonu tarafından verildi"
diye konuştu.
"Eleştirileri
duydum"
Themistokleus'un
atanmasına ilişkin Kıbrıslı Türk siyasilerinin ve
yetkililerinin basında yer alan eleştirilerini duyduğunu ifade
eden Themistokleus, bu eleştirilere, Kıbrıslı Türklerle
yıllardır birlikte işbirliği içerisinde
çalıştığını ifade ederek yanıt verdi.
Kıbrıs
Haber Ajansı'nda son üç yıldır yürüttüğü direktörlük
görevinde Kıbrıslı Türklerin katılımının
sağlanmasına yönelik izlediği politikaları KIBRIS'a aktaran
Themistokleus, kendi döneminde KHA'da 5 Kıbrıslı Türkün istihdam
edildiğini, çalışmakta olan Kıbrıslı Türk
gazetecilere, Kıbrıslı Rum gazetecilere tanınan
hakların ve olanakların aynısının
tanındığını, Kıbrıs Türk, Türkiye ve
İngiltere'deki Türk basınına ücretsiz olarak Türkçe haber ve
fotoğraf servis edildiğini anlattı.
Themistokleus,
ayrıca kendisinin Anadolu Ajansı direktörleriyle çok iyi
ilişkileri bulunduğunu ifade ederek, Anadolu Ajansı'nın,
KHA'nın hizmetine İngilizce haberleri ücretsiz olarak sunduğunu
belirtti.
KHA Direktörü
olarak Türkiye'de yapılan seminerlere katıldığını
da ifade eden Themistokleus, Anadolu Ajansı'nın 2003'te dünyadaki tüm
haber ajanslarının katılımıyla gerçekleşen bir
seminere katıldığını ve bu seminer esnasında TC
Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ile akşam yemeği
sırasında Kıbrıs konusunu görüşme olanağı
yakaladığını kaydettş. Themistokleus, kısa bir
süre önce de Avrupa Gazetecilik Merkezi tarafından Türkiye'nin AB
süreciyle ilgili olarak Ankara'da düzenlenen seminere
katıldığını ve orda farklı alanların
temsilcileriyle mülakatlar gerçekleştirdiklerini anımsattı.
Themistokleous,
Kıbrıslı Türk ve Türk gazetecilerle eskiye dayanan dostça bir
ilişkisi olduğunu ifade ederek, "Yeni misyonumla
ilişkilerimi geliştirmeyi ve bu ilişkilerimi yeni misyonuma
taşıyabilmeyi arzu ediyorum" dedi.
"Talat ile
kuzeyde parti
genel merkezinde
görüştüm"
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat'ın "meslek yaşamı boyunca 'işgal
altındaki bölge' diyerek kuzeye geçmeyi reddeden bir kişinin AB
Komisyonu tarafından bu göreve atanması" açıklamasına
ilişkin olarak Themistokleus, Talat ile Aralık 2003 yılında
kişisel olarak kuzeyde mülakat yaptığını
anımsattı.
Themistokleus,
KHA'nın, Kıbrıslı Türk siyasilerle mülakat yapan ilk
Kıbrıs Rum basın kurumu olduğunu ifade ederek, ajans olarak
ilk mülakat yaptıkları kişinin de Mehmet Ali Talat olduğunu
söyledi. Themistokleus, Talat ile partisinin genel merkezindeki ofiste
yaklaşık iki saat süren mülakat gerçekleştirdiklerini söyledi.
Aynı gün Demokrat Parti Başkanı Serdar Denktaş ile de
partisinin merkezindeki ofisinde mülakat yaptıklarını ifade eden
Themistokleus, ardından Barış ve Demokrasi Hareketi
Başkanı Mustafa Akıncı ile görüştüklerini, Ulusal
Birlik Partisi Başkanı Derviş Eroğlu'nun ise mülakat
talebine yanıt vermediğini kaydetti.
KIBRIS 05/08/05
Financial
Times'ın iddiası: İMF, Türkiye'ye, "KKTC'ye
yardımı azalt" zorunluluğu getirdi
İngiliz
"Financial Times" gazetesinin önceki gün Kıbrıs'a
ilişkin yayınlamış olduğu ekinde Uluslararası
Para Fonu (İMF) tarafından Türkiye'ye, KKTC'ye yapmakta olduğu
mali yardımı kısıtlama zorunluluğu getirdiği
iddia edildi.
Fileleftheros
gazetesi, söz konusu gazetenin ekinde varılan ana siyasi sonucun, BM Genel
Sekreter Yardımcısı Kieran Prendergast'ın son raporunda
ifade ettiği "Kıbrıs sorununun çözümü amacıyla yeni
bir girişim üstlenilmesinin, adadaki iki taraf arasındaki uçurumun
çok fazla olmasından ötürü doğru olmayacağı (haklı
çıkarılamayacağı)" görüşü olduğunu
belirtirken, söz konusu ekte Rum yönetimi başkanı Tasos
Papadopulos'tan söz edilirken kullanılan sıfatın
"başkan" değil "sayın" sıfatı
olduğun yazdı.
Gazete,
"Financial Times" gazetesinin bu ekinde KKTC Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat için ise "en az bir kez "Kıbrıs Türk
Başkan" ifadesinin yer aldığını" ifade etti.
KIBRIS 05/08/05
|
'400 milyar dolarlık petrol iddiaları
araştırılsın' |
|
|
Ankara Ticaret Odası (ATO) Başkanı Sinan Aygün, Kıbrıs'ta 400 milyar dolarlık petrol olduğu iddialarının ciddiye alınarak araştırılmasını istedi. Yazılı
bir açıklama yapan Ankara Ticaret Odası (ATO) Başkanı
Sinan Aygün, Kıbrıs ile Mısır arasında, Ada'dan 50
deniz mili uzaklıkta ve denizin yaklaşık 2 kilometre
altında zengin petrol yatakları tespit edildiği yönündeki
iddiaların ciddi olarak raştırılması
gerektiğini belirtti. "ABD
PETROL OLMAYAN YERİ SEVMEZ" ABD, Avrupa
Birliği ve özellikle İngiltere'nin Kıbrıs sorununa
ilgisinin altında petrolün yattığı görüşünü
savunan Aygün, ABD ve İngiltere'nin Kıbrıs sorununa müdahil
olmasının ve Güney Kıbrıs'ın apar topar üyeliğe
kabul edilmesinin altında, petrolün yattığı
kuşkusunu taşıyorum dedi. Güney Kıbrıs'ta
Ağrotur ve Episkopi adında iki askeri üsse sahip olan
İngiltere'nin, bu üslerin bulunduğu bölgedeki denizde petrol arama
çalışmaları yaptığını, ABD'nin de
Kıbrıs Özel Temsilcisi tayin edecek kadar Kıbrıs ile
ilgilendiğini belirten Aygün, ABD petrol olmayan yeri sevmez. Ancak
Kıbrıs açıklarında petrol olduğunu gizlemeye
çalışıyorlar şeklinde görüş bildirdi. Annan
Planı'nda Kuzey Kıbrıs'ta yer alan Karpaz'ın otonom bölge
olarak Rum tarafına bırakılmak istenmesinin nedeninin de
Girne-İskenderun arasındaki petrol rezervleri olduğunu iddia
eden Aygün, şöyle dedi: Geleceğin enerji merkezi Kıbrıs
olacak. Bu da AB, ABD ve İngiltere'nin iştahını
kabartıyor. Annan Planı, aslında bir petrol paylaşım
planıdır. AB ve ABD petrol kaynaklarını kendi
kontrollerine alma hevesiyle Annan Planı'nı dayattılar. MISIR'LA
PETROL ANLAŞMASI Aygün, bu
kadar stratejik öneme sahip bir bölgenin dünyada az bulunduğunu
belirterek, Türkiye'nin Kıbrıs konusunda politika üretirken çok
dikkatli olması gerektiğini vurguladı. (aa) |
|
HURRIYET 06/08/05
ABD de
araya girdi
Amerikalı kaynak:
'Türkiye müzakere için Rumları tanımalı' sözlerinin
anlamını Paris'e resmi olarak sorduk. Ankara'ya AB desteğimiz
sürüyor
RADIKAL 06/08/05
Türkiye'nin Paris
Büyükelçisi Uluç Özülker'in Fransız Cumhurbaşkanı Jacques Chirac
ve Başbakan Dominique de Villepin'in 'Türkiye Kıbrıs
Cumhuriyeti'ni müzakereler öncesinde tanısın' demeçleri üzerine,
Fransız Dışişleri'nden bilgi sorduğu biliniyor.
Bilinmeyen, aynı gün ABD'nin Paris Büyükelçiliği'nden bir
diplomatın da Fransa Dışişleri'ne resmen başvurarak,
'Bu açıklamların ne anlam geldiğini' sormuş olması.
Radikal'e bilgi veren Amerikalı diplomatik kaynak, diplomatik kanallarla
Fransa'ya 'Türkiye'nin AB üyeliğine önem verdiklerini, bunun Avrupa için
de önemli olduğuna inandıklarını, bu yüzden
açıklamaların 3 Ekim'de müzakerelerin başlaması önünde bir
engel oluşturup oluşturmayacağını merak ettiklerinin'
sorulduğunu söylüyor. ABD diplomatik yazışmalarına konu
olan girişim sonucu Washington, Paris'in 'Kıbrıs Cumhuriyeti'nin
resmen tanınmasını 3 Ekim öncesinde bir önkoşul olarak
gündeme getirmeyi düşünmediğini, Fransız resmi görüşünün
eylül başında yapılması beklenen AB
Dışişleri Bakanları toplantısındaki karara göre
belirleneceğini' kaydetmiş. Washington'ın yorumu ise,
'Fransa'nın Kıbrıs konusundaki sert
çıkışlarının iç politikada Chirac-Sarkozy rekabetine,
dış politikada da Fransa-İngiltere rekabetine
bağlanabileceği' yolunda.
Aynı kaynak, ABD'nin Türkiye'nin AB sürecini eskisi gibi Avrupa kamuoyunda
tepkiye yol açabilen demeçler şeklinde değil, ama diplomatik kanallar
yoluyla ve sürekli olarak takip edildiğini, yalnız Paris değil,
Londra, Berlin, Brüksel, Lahey ve Viyana büyükelçiliklerinin bu yönde özel bir
çaba içinde olduklarını söylüyor.
Yine ABD kaynağının yorumu; '3 Ekim'de müzakerelerin
başlaması önünde bir sorun çıkmayabilir. Ancak ondan sonra
hızlı adımlar atılmaz ise, AK Parti hükümeti bugünden daha
ciddi sorunlarla karşı karşıya kalabilir'. Adımlar
yalnızca AB uyum yasalrının uygulanmasına hız
verilmesi konusunda değil, Heybeliada Rum Ortodoks Ruhban Okulu,
gayrimüslimlerin ibadet sorunları ve gayrimüslim vakıflarına
ilişkin sorunların çözüm yoluna girmesi konularında bekleniyor.
3 Ekim'de müzakerelerin başlaması ardından Türkiye'nin, üzerine
gelebilecek yeni baskılar karşısında soğukkanlı
davranması ve bugünün işini yarına bırakmadan yoluna devam
etmesi gereği ortaya çıkıyor.
Amerikalılar, Kıbrıs Rum hükümetinin "Tanınmazsak veto
ederiz" açıklamalarını ise fazla ciddiye almıyorlar.
Kıbrıs Cumhuriyeti'nin, adadaki ihtilaf çözülmeden AB üyesi kabul
edilmiş olmasını bir hata olarak görüyorlar ve AB'deki
çoğunluk iradesinin Türkiye'nin üyeliğinden yana oluşması
durumunda Rum vetosunun işlemeyeceğine inanıyor, bunun için 17
Aralık 2004 kararını örnek gösteriyorlar.
Ankara'nın endişelerinden biri de, vetoyu kullanmama
karşılığında Kıbrıs Rumlarına
verilebilecek tavizlerin, daha sonra Türkiye'nin karşısına yeni
engeller olarak çıkması.
Kıbrıs'ın AB'ye üye yapılan son 10 ülke arasına
girişinin, Yunanistan'ın (Almanya'nın ısrarlı
olduğu) Polonya, Macaristan ve Çek Cumhuriyeti'ni veto etme tehdidi
karşılığında gerçekleşmiş olması da,
Türkiye'nin örneği.
ABD'nin Türkiye ile bazı AB ülkeleri nezdinde yeni bir ortak girişim
başlatma ihtimali de gündemde. Türkiye ile ABD arasında
geçtiğimiz günlerde Washington'da yapılan güvenlik
toplantılarında öne çıkan anlayışa göre, iki ülke,
yasadışı PKK'nın bazı Avrupa ülkelerinde mali kaynak
elde etme ve bunları örgütün Irak topraklarındaki merkezine aktarma
yöntemlerine karşı birlikte girişimlerde bulunabilir.
ABD ve Türkiye arasında PKK üzerine süren istihbarat
işbirliğinden sonra, mali kaynakların kesilmesi
çabasının ikinci bir işbirliği alanı olabileceği
işaretleri var. Ancak bu konuda daha somut adımların
atılması için, Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral
İlker Başbuğ'un açıklamış olduğu iki üst
düzey Amerikalı generalin Türkiye'ye yapacakları ziyaretin
sonuçlarını beklemek gerekiyor. Amerikalı kaynak,
PKK'lıların Irak'tan Türkiye'ye sızdırdığı
bombalarla girişilen terör eylemlerinin biriktirdiği tepkinin
farkında olduklarını, Genelkurmay Başkanı Orgeneral
Hilmi Özkök'ün dünkü konuşmasında bu mesajın açık
olduğunu söylüyor.
Mayınlara
veda
Mayınların
temizlenmesi konusunda GKK ve BM arasında mektup teatisi yapıldı
Mayınlara
veda
TÖREN DE
DÜZENLENECEK... KIBRIS'ın dün manşetten verdiği haber
doğrulandı. Ara bölgedeki mayınların temizlenmesini öngören
anlaşma, Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı (GKK) ile BM
Barış Gücü arasında mektup teatisi şeklinde dün
yapıldı. Haspolat'tan Alayköy'e kadar olan bölgedeki mayınların
temizlenmesini öngören anlaşma uyarınca 12 Ağustos'ta
basının da katılımıyla bir tören düzenlenecek
LOKMACI DA
TEMİZLENECEK... Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Güvenlik Kuvvetleri
Komutanlığı ile BM Barış Gücü arasında uzun
süreden beri devam eden mayınların temizlenmesiyle ilgili
çalışmaların mutabakatla sonuçlandığını
belirtti ve dün mektup teatisi yapıldığını bildirdi.
Soyer, Haspolat ile Alayköy arasındaki bölgeyi kapsayan mayın
temizleme çalışmaları çerçevesinde Lokmacı Barikatı
bölgesindeki mayınların da temizleneceğini söyledi
ÖNEMLİ
BİR GELİŞME... Başbakan Soyer, mayın temizleme
çalışmalarıyla ilgili anlaşmanın çok önemli bir
gelişme olduğunu belirterek, emeği geçen GKK,
Cumhurbaşkanlığı ve Başbakanlık personeli ile BM
Barış Gücü yetkililerine teşekkür etti. Bostancı
Sınır Kapısının açılmasına yönelik
çalışmaların devam ettiğini de belirten Başbakan
Soyer, ağustos ayının ortasından itibaren asfalt
çalışmalarının da tamamlanacağını kaydetti
KIBRIS
gazetesinin dün manşetten verdiği haber doğrulandı. Ara
bölgedeki mayınların temizlenmesini öngören anlaşma, Güvenlik
Kuvvetleri Komutanlığı ile BM Barış Gücü arasında
mektup teatisi şeklinde dün yapıldı. Haspolat'tan Alayköy'e
kadar olan bölgedeki mayınların temizlenmesini öngören anlaşma
uyarınca 12 Ağustos'ta basının da
katılımıyla bir tören düzenlenecek.
Avrupa
Birliği'nin finansmanıyla uzmanlar tarafından yapılacak
mayın temizleme çalışmaları, Güney Kıbrıs'ın
kontrolündeki ara bölgede bir süre önce başlamıştı.
Konuyla ilgili
bilgi veren Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Güvenlik Kuvvetleri
Komutanlığı ile BM Barış Gücü arasında uzun
süreden beri devam eden mayınların temizlenmesiyle ilgili
çalışmaların mutabakatla sonuçlandığını belirtti
ve dün mektup teatisi yapıldığını bildirdi.
Anlaşma
uyarınca mayın temizleme çalışmalarının 12
Ağustos'ta basının da katılacağı törenle
başlayacağını söyleyen Başbakan Soyer, Haspolat ile
Alayköy arasındaki bölgeyi kapsayan mayın temizleme çalışmaları
çerçevesinde Lokmacı Barikatı bölgesindeki mayınların da
temizleneceğini söyledi.
Başbakan
Soyer, mayın temizleme çalışmalarıyla ilgili
anlaşmanın çok önemli bir gelişme olduğunu belirterek,
emeği geçen GKK, Cumhurbaşkanlığı ve
Başbakanlık personeli ile BM Barış Gücü yetkililerine
teşekkür etti.
Bostancı'ya
yol, lokmacı için çalışma
Bostancı
Sınır Kapısının açılmasına yönelik
çalışmaların devam ettiğini de belirten Başbakan
Soyer, ağustos ayının ortasından itibaren asfalt
çalışmalarının da tamamlanacağını söyledi.
Bostancı
kapısının açılması için ara bölgedeki yol
yapımının AB tarafından üstlenildiğini de söyleyen
Soyer, "Hâlâ daha gerekli ataklığı göremiyorum. Ümit ederim
AB gereken ilgiyi gösterir ve erken zamanda bu kapıdan geçiş
sağlanır" ifadelerini kullandı.
Başbakan
Soyer, Bostancı Kapısı'yla ilgili çalışmalara
bağlı olarak Lokmacı Barikatının da
açılacağını söyledi.
Soyer,
"Hükümetimizin cumhurbaşkanımızla birlikte belirlediği
siyasete göre, AB ara bölgedeki yol yapımı için ihaleye
çıktığı zaman Lokmacı Barikatının
açılması çalışmalarını
başlatacağız" diye konuştu.
Başbakan
Soyer, mayın temizleme çalışmalarıyla Lokmacı
bölgesindeki mayınların temizleneceğini de ekledi.
KIBRIS 06/08/05
Talat:
Rumlar tanınma beklemesin
Türkiye'nin
olası çözüm sonrasında oluşacak yeni yapıyı
tanıyacağını anımsatan Cumhurbaşkanı Talat,
Kıbrıs Cumhuriyeti'ni kurma argümanına sahip Rum yönetimini
tanımasının mümkün olmadığını vurguladı
Talat: Rumlar
tanınma beklemesin
MAYINLAR
SÖKÜLECEK, KAPILAR AÇILACAK... Cumhurbaşkanı Talat
"Günaydın, Good Morning , Galimera"diyerek
başladığı basın toplantısında KIBRIS'ın
dünkü manşetini doğruladı, yeni kapıların
açılacağını, mayınların temizlenmesi için
Rumların ardından Türk tarafının da çalışma
başlattığını duyurdu
DİREKT
UÇUŞA TEPKİ YOK... Talat, son dönemlerdeki en önemli
gelişmelerden birinin, Azerbaycan'dan Ercan'a yapılan direkt
uçuşun olduğunu kaydetti. Söz konusu uçuşun en önemli
özelliğinin, Rum tarafı ve biraz da Yunanistan'dan çok düşük
profilli tepki almanın dışında, hiçbir ülke ve kuruluştan
tepki almaması olduğuna dikkat çeken Talat, "Çünkü izole haksızlığını
bütün dünya görüyor ve izolasyonu haksız buluyor" dedi
KAZILAR
SÜRECEK... Siyasi istismar konusu yapılan kayıplar konusunda da ciddi
ilerlemeler olduğunu belirten Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat,
laboratuvar kurulup DNA testlerinin gerçekleştirilmesi için gerekli olan
düzenlemeler yapılıncaya kadar çalışmalara ara
verileceğini, ağustos ayının sonundan itibaren de
artık acil olmayan kazıların da yapılacağı ve
analizlerin gerçekleştirileceği bir dönem
başlayacağını kaydetti
BOSTANCI'DA
SORUN RUMLAR... Talat, "Bostancı'da yeni bir kapı
açılması ve Yeşilırmak'ta Türk askerinin
şamandıra kurması yüzünden Rum tarafının BM'ye
protestosu" konularındaki soruyu yanıtlarken, Bostancı'da
kapı açılması için Türk tarafının sorunu
olmadığını, Rum tarafının gecikmesi nedeniyle
Türk tarafında da sarkma olduğunu ama ağustos ortası
işlemlerin biteceğini kaydetti
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, Türkiye'nin Kıbrıs Cumhuriyeti'ni şu haliyle
tanımasının imkansız olduğunu söyledi.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, aylık basın
toplantılarından ikincisini dün sabah yaptı.
Türkiye'nin
olası çözüm sonrasında oluşacak yeni yapıyı
tanıyacağını dile getirdiğini hatırlatan Talat,
Kıbrıs sorununu bir işgal sorunu olarak gösterip, bu
işgalden kurtularak yeni yasal Kıbrıs Cumhuriyeti'ni kurma
argümanına sahip Rum Yönetimi'ni tanımasının mümkün
olmadığını vurguladı.
Cumhurbaşkanlığında
KKTC, Türkiye ve Güney Kıbrıs'tan çok sayıda gazetecinin
izlediği, bazı televizyon ve radyoların canlı olarak
verdiği basın toplantısı saat 10.20'de başladı.
Cumhurbaşkanı
Talat "Günaydın, Good Morning , Galimera" diyerek girdiği
basın toplantısında, Kıbrıs konusunda son dönemde en
önemli gelişmenin Azerbaycan'dan Ercan'a direkt uçak seferi olduğunu
söyledi.
Talat, Rum
tarafı ve Yunanistan'dan çok düşük dozda tepkiler
dışında bu uçuşun tepki almadığını,
çünkü izolasyonları haksızlığının tüm dünya
tarafından bilindiğini vurguladı. Azerbaycan'ın bu
girişiminin başka ülkelerce de tekrarlanmasının
arkasının gelmesini beklediklerini ifade eden Talat, bu beklentinin
Kıbrıs'ta bölünmenin değil bütünleşmenin
kalıcılığı için olduğunu söyledi.
"Mayınların
temizlenmesi konusunda anlaşmaya varıldı"
Cumhurbaşkanı
Mehmet ali Talat, ara bölgedeki mayınların temizlenmesi konusunda
tarafların anlaşmaya vardığını açıkladı.
Talat dünkü
basın toplantısında yaptığı açıklamada,
anlaşmanın teknik detayları dahi içerdiğini, geriye
çalışmaların başlamasına yönelik düzenlemelerle ilgili
konular kaldığını belirterek, BM, KKTC ve Rum Yönetimi'nin
ilgili anlaşmaları dün imzalandığını bildirdi.
Simültane
tercümenin yapıldığı basın toplantısında
önce Türkçe açıklamalar yapan Cumhurbaşkanı Talat, daha sonra
soruları yanıtladı. Talat bu bölümde İngilizce sorulara,
İngilizce yanıtlar verdi.
"Uçuş
tepki almadı... Çünkü dünya görüyor"
Basın
toplantısına, Kıbrıs sorununa çözüm konusunda ilerlemeler
olmamasına rağmen sorunla bağlantılı konularda
değişiklikler ve ilerlemeler yaşandığını
belirterek başlayan Cumhurbaşkanı Talat, son dönemlerdeki en
önemli gelişmelerden birinin, Azerbaycan'dan Ercan'a yapılan direkt
uçuşun olduğunu kaydetti.
Söz konusu
uçuşun en önemli özelliğinin, Rum tarafı ve biraz da
Yunanistan'dan çok düşük profilli tepki almanın
dışında, hiçbir ülke ve kuruluştan tepki almaması
olduğuna dikkat çeken Talat, "Çünkü izole haksızlığını
bütün dünya görüyor ve izolasyonu haksız buluyor. Direkt uçuş olunca
da, geçmişin aksine tepki olmuyor" dedi.
Brüksel'deki
Rum temsilcinin Azerbaycan temsilcisine yazı vererek,
"Azerbaycan'ın AB'yle yapması planlanan işbirliği ve
dostluk anlaşmasının tehlikeye sokulduğu" yönünde
tehditte bulunduğunu anımsatan Talat, bu tutumundan dolayı Rum
tarafını eleştirdi.
"Beklentimiz
bütünleşme içindir..."
Talat,
Kıbrıs Türk halkına uygulanan izolasyonların
kaldırılması mücadelesinde bir ilk teşkil eden Azerbaycan'ın
direkt uçuş girişiminin, başka ülkelerce de
tekrarlanmasını beklediklerini ifade etti. "Bu beklentimiz,
bölünmenin kalıcılığı için değil,
Kıbrıs'ın yeniden bütünleşmesi içindir" şeklinde
konuşan Talat, çünkü ancak bu sayede çözüm arzulamayan Rum Yönetimi'nin
çözümü düşünmeye başlayacağını söyledi.
"Türkiye'nin
önünde engel kalmadı"
Türkiye'nin ek
protokol imzası ve yayımladığı deklarasyona
değinen Cumhurbaşkanı Talat, Türkiye'nin Kıbrıs'a
nasıl baktığını, Rumları
tanımadığını ve KKTC'yle ilişkilerini devam
ettireceğini açıkladığını anımsattı ve
şöyle devam etti:
"İmza
ve deklarasyon tartışmalara yol açtı; 'Tanıma anlamına
gelir mi? Kıbrıs Türkleri mahvolur mu?' diye. Çeşitli
açıklamalar geldi, ama görünen o ki, Türkiye müzakerelere başlayacak.
Önünde engel kalmadı. Kıbrıs Türklerini desteklemeye devam
edecek; Kıbrıs'ı da, Kuzey'de ve Güney'de birer yönetim
şeklinde kabul edecek."
"Önemli
bir karar"
Mehmet Ali
Talat, Londra'da Kıbrıs Türk turizm reklamlarını engelleyen
kararın İngiliz Yüksek Mahkemesi tarafından iptal
edildiğini anımsatarak, bunun da önemli bir gelişme
olduğuna işaret etti. Talat, söz konusu kararı,
"Kıbrıs Türklerine uygulanan izolasyonların
kaldırılması doğrultusunda önemli bir karar" diye
niteledi.
"İyi
ve barışçı mesajlar verdik"
Türkiye'ye
yaptığı ziyaretin spekülasyon konusu olduğuna değinen
Cumhurbaşkanı Talat, Ankara'ya, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet
Sezer'in davetlisi olarak ilk kez resmi ziyaret için gittiğini, üst
düzeyde yararlı görüşmeler yaptığını belirtti ve
şöyle konuştu:
"Dayanışmamızın
devamı konusunda kararlığımızı bir kez daha teyit
ettik, sanıyorum ki, dosta, düşmana, iyi ve barışçı
mesajlar verdik. Bu dayanışma, bu işbirliği,
Kıbrıs'ı birleştirmek için -bölmek için değil- devam
edecek. Bunu TC yetkilileri de, Kıbrıs'taki çözüm
arayışlarına vurgu yaparak, açıkça ifade ettiler.
Dolayısıyla bu gelişme, protokolde KKTC'den kaynaklanmayan, bir
kısım eksiklik veya farklılık vardır diye, küçük
gösterilmemeli. Buna azami dikkat gösterilmeli diye düşünüyorum."
"Kayıplar
konusunda yeni dönem başlayacak"
Siyasi istismar
konusu yapılan kayıplar konusunda da ciddi ilerlemeler olduğunu
belirten Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, laboratuvar kurulup DNA
testlerinin gerçekleştirilmesi için gerekli olan düzenlemeler
yapılıncaya kadar çalışmalara ara verileceğini,
Ağustos ayının sonundan itibaren de artık acil olmayan
kazıların da yapılacağı ve analizlerin
gerçekleştirileceği bir dönem başlayacağını
kaydetti.
Talat,
böylelikle kayıp yakınlarının acılarına da son
verilmiş olacağını ve bu konuyu da politik alandan
çıkartmış olacaklarını ifade etti ve
"sanırım olayı insani alanda tutmayı bu dönemde
başaracağız" dedi.
"Papadopulos'u
beklemek durumunda değiliz"
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, görüşmekten kaçan Rum Yönetimi Başkanı Tasos
Papadopulos'un günahını gizlemek için kendisini
suçladığını belirterek, "Biz Sayın Papadopulos'un
gün gele karar verip bizimle konuşmaya başlamasını beklemek
durumunda değiliz. Ekonomimizi geliştirmek, sosyal
yapımızı güçlendirmek, dünyayla temaslarımızı
geliştirmek boynumuzun borcudur" dedi.
Kıbrıslı
Türklerin Rum Yönetimi'nin canının istediği kadar
oyalayacağı bir sürecin esiri olmayacağını vurgulayan
Cumhurbaşkanı Talat, ekonomik, sosyal ve kültürel faaliyetler
yürütülürken, izolasyonların kaldırılmasının çözüme de
yardımcı olacağını söyledi.
Haspolat-Alayköy
arasındaki mayınlar temizleniyor
Aylık
basın toplantılarından ikincisini düzenleyen
Cumhurbaşkanı Talat, gazetecilerin sorularını
yanıtlarken, Haspolat ile Alayköy arasındaki bölgede bulunan
mayınların temizlenmesi için, bugün BM ile bir anlaşma
imzalanacağını açıkladı.
Talat,
"Partnership for Future" kurumu tarafından uzman
kuruluşlara yaptırılacak bir işlem olduğunu
kaydederek, mayın temizleme işlemini halen Güney
Kıbrıs'taki temizliği yapan kuruluşun yürüteceğini
bildirdi.
Temizlenecek
mayın alanlarının belirlendiğini ifade eden
Cumhurbaşkanı Talat, finansmanın AB tarafından
karşılandığını, ilk ayrılan 2.5 milyon
euroluk rakamın Rum tarafındaki çalışmalar için
kullanıldığını, daha sonra yine 2.5 milyon euro
ayrıldığını, Haspolat-Alayköy arasındaki bölgenin
mayınlardan temizlenmesinin maliyetinin ne olacağını
bilmediğini ama yüksek bir maliyet olacağını söyledi.
Lokmacı'daki
bubi tuzakları
Cumhurbaşkanı
Talat, Lokmacı (Ledra) Kapısı'nın bulunduğu bölgenin temizliğinin
de bu kapsamda olduğunu ifade ederek, "Yani bu, Lokmacı'nın
açılmasıyla direkt ilişkili bir gelişmedir bu anlaşma.
Dolayısıyla oradaki mayınlar temizlenmeden geçişler için
düzenlemeler riskliydi, şimdi o sorunlar aşıldı. Böylece
güvenlik açısından sorun yaratmayacak şekilde artık
tamamlanacak" dedi.
Mayın
temizlenmesinin teknik bir konu olduğuna işaret eden Talat,
anlaşmanın ardından hazırlıkların
başlayacağını, Lokmacı Barikatı'nın
açılmasının sadece mayın temizlemeye bağlı
olmadığını söyledi. Bölgede mayından çok bubi
tuzağı bulunduğunu ifade eden Talat, anlaşmada bubi
tuzaklarının da mayın kategorisinde ele
alındığını bildirdi. Bostancı'daki
gelişmelere bağlı olarak Lokmacı'nın
açılması hazırlıklarına
başlanacağını dile getiren Cumhurbaşkanı Talat,
anlaşmanın güvenlik boyutuyla ilgili olduğunu, bütün
Lefkoşa'daki mayınların temizliğinin bitirilmesi
beklenmeden kapının açılabileceğini anlattı.
Erenköy'e
otobüsle gidişe Rum tarafından olumsuz yanıt
Cumhurbaşkanı
Talat, Kuzey ile Güney Kıbrıs arasında yeni kapıların
açılması konusundaki soruyu yanıtlarken, 8 Ağustost'ta
Erenköy direnişinin yıldönümü olduğunu hatırlatarak geçen
yıl olduğu gibi otobüslerle gidilmesi için BM'ye başvuru
yapıldığını duyurdu.
Talat, ancak
Rum Yönetimi'nin böyle bir geçişin yasadışı
olacağını, çünkü Yeşilhat Tüzüğü'nde geçiş
noktası olarak belirlenenlerden farklı bir kapı olduğunu ve
tüzüğün ihlali anlamına geleceğini savunarak engel çıkardığını
kaydetti. Rum Yönetimi bunun komikliğini anlayınca, Erenköy'ün
girişi, çıkışı ve Yeşilırmak'ın,
Yeşilhat Tüzüğü'ndeki kapıların arasına
katılmasını istediğini belirtti.
Rum
tarafının bu talebinin AB tarafından Kıbrıs Türk
tarafına iletildiğini ama onayları alınmadan tüzüğe
konduğunu kaydeden Cumhurbaşkanı Talat, "İyi olmayan
taraf bu... Ama oraya yazmanın fazla bir önemi yok. Önemli olan
onların açılmasıdır. Bu konuda şu anda bir tutum
belirlemiş değiliz, bunun bize bir zararı da yok. Ama güzel
olmayan yanı, bizimle bu konuyu doğru dürüst tartışmadan ve
onayımızı almadan buraya konulmasıdır" diye
konuştu.
Cumhurbaşkanı
Talat, gün gele ihtiyaç olursa bu kapıların
açılacağını ifade ederek, "Umut ederim o güne kadar
kapı kavramını tartışmayacağımız
Kıbrıs sorununu çözümüne gideriz" dedi.
Bostancı'da
Rum tarafı da çalışma başlattı
Talat,
"Bostancı'da yeni bir kapı açılması ve
Yeşilırmak'ta Türk askerinin şamandıra kurması
yüzünden Rum tarafının BM'ye protestosu" konularındaki
soruyu yanıtlarken, Bostancı'da kapı açılması için
Türk tarafının sorunu olmadığını, Rum
tarafının gecikmesi nedeniyle Türk tarafında da sarkma
olduğunu ama ağustos ortası işlemlerin biteceğini
kaydetti. Rum tarafında bir çalışma
başladığıyla ilgili bilgileri olduğunu ifade eden
Cumhurbaşkanı Talat, BM'nin de AB'nin finansmanıyla ara
bölgedeki teknik çalışmalarını tamamladığını,
ihale aşamasına gelindiğini bildirdi.
"Hız
konusunda kaygılıyım"
"Ancak bu
çalışmaların hızı konusunda kaygı duyuyorum"
diyen Cumhurbaşkanı Talat, "Bizim taraf hazırdır.
Umuyoruz ki Rum ve BM tarafları da konuyu bizim ele aldığımız
ciddiyet ve hızla ele alır ve bir an önce
sonuçlandırırız" diye konuştu.
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, AB Kıbrıs Temsilciği'ne Themis
Themistokleus'un atanması konusundaki açıklaması
hatırlatılarak, "KKTC'ye geçmediğini söylediğiniz bir
açıklaması oldu ve Aralık 2003'te sizinle CTP'deki ofisinizde
görüşme yaptığını söyledi. Ayrıca
Kıbrıslı Türklere
en iyi
şekilde hizmet edeceği yönünde açıklaması var. Bu konularda
değerlendirmenizi alabilir miyiz?" sorusuna şu
karşılığı verdi:
Ne kadar
gerçekçi?
"Bu konuda
polemik yapmaya gerek yok, eğer geldi ve benimle röportaj yaptı
diyorsa demek ki benim Kuzey'e hiç geçmedi demem doğru değildi,
yanlış bir bilgiye dayanıyordu ancak Kıbrıslı
Türklere en iyi hizmeti vereceğim iddiası ne kadar gerçekçidir,
Kıbrıslı Türkler bunu iyi bilirler. Sayın AB Temsilcisi,
diplomatik bir statüsü olmasa da AB'yi temsil etmektedir.
Kıbrıslı Türklere hizmetini kendisi verecektir. Ancak benim
hatırladığım kadarıyla Kıbrıs Haber
Ajansı'nın başı olarak Güney'deki referandumda hayır
çıkması için oldukça iyi bir çalışma yürüten biridir.
Bildiğim kadarıyla Sayın Güney Kıbrıs Rum Yönetimi
Başkanı'nın partisinden aday da olmuştur.
Dolayısıyla Kıbrıslı Türklere üstün hizmetler
vereceğinin güvencesini bu ihtiyatla karşılıyorum."
Cumhurbaşkanı
Talat, Themistokleus'un atanmasına ilişkin itirazının
sürdüğünü belirterek, Kıbrıs sorunu çözülmediği için
başka bir düzenleme gerektiğini, başka ülkeden bir kişi bu
birimin başına getirilirken Rumca'yı iyi bilen bir kişinin
de yardımcısı yapılabileceğini anlattı. Ya da
Kıbrıslı Türklerle barış için
çalışmış bir Kıbrıslı Rum'un da bu göreve
getirilebileceğini ifade eden Cumhurbaşkanı Talat, AB'nin
yaratıcı düzenlemeler yapabilecek bir mekanizma olduğunu
söyledi.
"Papadopulos'un
en yakın propaganda elemanını bu görevin başına
getirmemeliydi. Bu Kıbrıslı Türkleri kaale almanın,
saygı göstermenin de bir gereğiydi" diyen
Cumhurbaşkanı Mehmet ali Talat, itirazlarını Avrupa
Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barosso'ya da mektupla
bildirdiğini, eğer karardan geri dönülmeyecekse Kuzey'de de bir
Kıbrıslı Türk'ü Kuzey Kıbrıs-AB ilişkilerini
yürütmek üzere tayin etmesini önerdiğini duyurdu.
Azerbaycan'dan
uçuş izolasyonlara karşı bilinçli
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, 1993 yılında da Azerbaycan'dan KKTC'ye direkt
uçuş gerçekleştiğini ama arkasının gelmediğini
hatırlatarak, şimdi de benzer bir durum yaşanmasının
bir şey kaybettirip kaybettirmeyeceğini soran bir gazeteciyi
yanıtlarken, geçtiğimiz günlerdeki uçuşun 1993'teki gibi turist
getirme amaçlı değil, Kıbrıslı Türklerin önündeki izolasyonu
kaldırma amaçlı bilinçli bir olay olduğunu söyledi.
"Rumların
canı istediği kadar oyalayacağı sürecin esiri
olamayız"
Kıbrıslı
Türklerin ekonomisini geliştirecek iş ilişkileri ve turizm
amaçlı bu seferin arkasının Azerbaycan dışındaki
ülkelerden de gelmesini beklediklerini dile getiren Cumhurbaşkanı
Talat, şöyle konuştu:
"Rum
tarafının benimle görüşmeden dahi kaçan yaklaşımı
dikkate alınırsa, Kıbrıs Türkler, Rum Yönetimi'nin
canı istediği kadar oyalayacağı bir sürecin esiri olamaz. O
yüzden biz ekonomimizi, sosyal yaşamımızı,
ekonomik-kültürel faaliyetlerimizi yürütmeye devam etmek zorundayız. Bu
bağlamda izolasyonların kaldırılması, çözüme de
yardımcı olacak.
Benimle
görüşmekten kaçan Rum lideri sayın Papadodopulos, sözcüsü
vasıtasıyla bunun gerekçesini beni aşağılayarak
açıklamaktadır. Demektedir ki 'Talat'ın askeri konularda,
yerleşikler konusunda konuşması, müzakere etmesi elinde
değildir.' Yani 'yeteneksiz, yetkisiz, kabiliyetsiz bir liderdir, o yüzden
kendisiyle konuşmuyorum.' Bunu kavgada söyleseler, ömür boyu
konuşmazsınız karşı tarafla. Bunu bir toplumun lideri,
diğer toplumun lideri için söyleyebiliyor. Aynı şeyleri
görüşmeler sürecinde de yapmıştı. Bürgenstock'ta benimle
görüşmemesinin gerekçesi yine buydu. 'Toplum lideri Denktaş'tır
ben onunla görüşürüm' diyordu. Şimdi görüşemez, o yetkisi yoktur
diyerek yine görüşmüyor.
Görüşmeden
kaçarken kendi günahını gizlemek için beni suçluyor. Veya gerekçeler
uyduruyor. Biz Sayın Papadopulos'un gün gele karar verip bizimle
konuşmaya başlamasını beklemek durumunda değiliz.
Ekonomimizi geliştirmek, sosyal yapımızı güçlendirmek,
dünyayla temaslarımızı geliştirmek boynumuzun
borcudur."
Cumhurbaşkanı
Talat, Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri
Bakanı Serdar Denktaş'ın Papadopulos'a çözüm için 2 yıl
süre tanıması konusundaki soru üzerine de, "Ben sadece bunu
duyduğumda Sayın Dışişleri Bakanı'nın
şu andaki durumdan Rum Yönetimi'nin çözüme ilgisiz tutumundan duyduğu
hayal kırıklığı ve rahatsızlığı
anladım" dedi.
Talat,
basın toplantısını Türkçe, Rumca ve İngilizce
teşekkür ederek tamamladı.
"Türkiye'nin,
Kıbrıs Cumhuriyeti'ni şu haliyle tanıması
imkansız"
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, Türkiye'nin Kıbrıs Cumhuriyeti'ni şu haliyle
tanımasının imkansız olduğunu söyledi.
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, aylık basın toplantısında yabancı
gazetecilerin sorularını yanıtlarken Güney Kıbrıs Rum
Yönetimi Lideri Papadopulos'la bir araya geleceği yönündeki soruya
verdiği cevapta sosyal içerikli bir buluşma niyetinin AKEL
tarafından dillendirildiğini ancak bu yönde bir karar
olmadığını söyledi.
Papadopulos'un
görüşme olasılığını reddettiğine de dikkat
çeken Talat, "Görüşme Hristofyas tarafından mı
pişiriliyor?" yönündeki soruya "Bu soruya neden
aşçıya, Hristofyas'a sormuyorsunuz? Bize bir niyet dillendirildi
ancak bir düzenleme yapılmadı. Haber de yok, karşılık
da yok. Bu nedenle konuyu aşçıya sorun" yanıtını
verdi.
Talat, davetin
nasıl yapıldığına ilişkin soruya verdiği
yanıtta ise, konunun resmen değil, gayri resmi kaynaklarca dile
getirildiğini söyledi.
Kayıplar
Cumhurbaşkanı
Talat, kayıplarla ilgili çalışmalara ilişkin soruyu
yanıtlarken işe başlanırken çalışmaların 1
yıl içinde tamamlanacağını varsaydıklarını
ancak gelinen aşamada bunun sanıldığı kadar kolay
olmayacağının anlaşıldığını
söyledi.
Mezardan
çıkarma çalışmalarının çok hassas ve itina gerektiren
uzun bir süreç olduğuna dikkat çekerek çalışmaların
tamamlanacağı tarihi tahmin etmenin zor olduğunu söyleyen Talat,
insani bir konu olan mezardan çıkarma çalışmalarının
eylül, ekim aylarında da devam edeceğini belirtti.
Talat,
İngiltere Başbakanı Tony Blair ile tasarlanan görüşmesi
konusunda ayrıntıların mevcut olmadığını, bu
yönde bir karar ve belirlenmiş bir tarih bulunmadığını
ancak görüşmenin büyük bir olasılıkla Avrupa'daki taktik sezonu
sonrasında planlanacağını söyledi.
Türkiye'nin
"Kıbrıs Cumhuriyeti"ni tanıması
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, bir gazetecinin konuyla ilgili sorusu üzerine Türkiye'nin
şu anki haliyle "Kıbrıs Cumhuriyeti"ni
tanımasının imkansız olduğunu ve Türkiye'nin bunu
açıkça ortaya koyduğunu belirtti.
Türkiye'nin
olası çözüm sonrasında oluşacak yeni yapıyı
tanıyacağını dile getirdiğini hatırlatan Talat,
Kıbrıs sorununu bir işgal sorunu olarak gösterip, bu
işgalden kurtularak yeni yasal Kıbrıs Cumhuriyeti'ni kurma
argümanına sahip Rum Yönetimi'ni tanımasının mümkün
olmadığını vurguladı.
Talat,
Türkiye'ye "Kıbrıs Cumhuriyeti"ni tanıması
yönünde baskı yapılabileceğini ancak bunun sonucu
değiştirmeyeceğini kaydetti.
BM Güvenlik
Konseyi'nin Kıbrıs Cumhuriyeti'nin tanınması adanın
askersizleştirilmesiyle ilgili kararlarının
hatırlatılması üzerine Talat, Türkiye'nin, Güvenlik Konseyi'nin
kararıyla başlayan görüşme sürecinde hazırlanan Annan
Planı'n tam destek verdiğini hatırlattı. Talat, Türkiye'nin
adadan, olası çözüm sonrasında mutlaka çekileceğine de dikkat
çekerek, "Barış olmadan askerin adadan çekilmesi, adada kan
dökülmesine neden olabilir... Çözüm olmadan askerin çekilmesini istemek,
gerçekçi bir yaklaşım değildir" dedi.
Anorthosis'i
tebrik etti
Cumhurbaşkanı
Talat, Trabzonspor-Anorthosis Famagusta
karşılaşmasının sonucuna ilişkin
değerlendirmesinin sorulması üzerine şunları söyledi:
"Anorthosis'i
tebrik ederim. Temennim, Kıbrıslı Türkler'e uygulanan
izolasyonlar da kaldırılır ve bizim takımlarımız
da yabancı takımlarla benzeri maçlar yapar ya da spor
etkinliğinde bulunur"
Talat, ABD'nin
KKTC'ye uygulanan izolasyonların kaldırılmasındaki rolünün
sorulması üzerine batı ülkelerinin bu yöndeki
çalışmalarına liderlik yapan ABD'nin olumlu ve önemli bir rol
üstlendiğini ancak beklentilerin daha fazla olduğunu söyledi.
KIBRIS 06/08/05
CTP ve
EDİ'den Annan'a çözüm için "acil çağrı"
CTP- EDİ,
müzakerelerin yeniden başlaması için BM genel sekreterine ortak
imzalı mektup gönderecek. CTP ve EDİ, Annan'ın görüşmelerin
yeniden başlaması için yeni bir inisiyatif almasını talep
edecek
CTP ve
EDİ'den Annan'a çözüm için "acil çağrı"
ANNAN'A: ADINI
TAŞIYAN PLAN TEMELİNDE ÇÖZÜM... Güney ve Kuzey Kıbrıs'tan
ilk kez iki parti BM Genel Sekreteri Kofi Annan'a "Annan planı
temelinde çözüm için inisiyatif üstlen" çağrısı yapma
kararı aldı. Genel başkanlar Ferdi Sabit Soyer ile Yorgo
Vasiliu, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'a müzakerelerin yeniden
başlaması hususunda yeni bir inisiyatif alması
çağrısını içeren ortak bir mektubu birkaç gün içinde
gönderecek
ORTAK
DEKLARASYON, ORTAK KARAR...
Deklarasyonda
neler var?
- Her iki parti
de, Kıbrıs sorununun çözümü sürecinde var olan ilerleme
eksikliğinden ve hüküm süren çıkmazın yol açtığı
risklerden derin üzüntü duyar.
- İki
parti, BM genel sekreterini, soruna süratle çözüm bulunması için iki
toplum arasındaki diyaloğun yeniden başlaması yönündeki
çabalarını, kendi adıyla anılan kapsamlı çözüm
planı temeline bağlı kalarak yenilemeye davet eder.
- EDİ
genel başkanı ve CTP genel başkanı, bu konuda BM genel
sekreterine ortak bir mektup yazacak.
- CTP ile
EDİ, iki toplum arasındaki iletişim ve işbirliğinin
gelişmesinin aciliyet taşıdığı ve gerekli
olduğu görüşünde birleşir.
- İki
parti, Bostancı ve Lokmacı Barikatı sınır
kapılarıyla yeni geçiş noktalarının
açılmasını, iki taraf arasında ticaretin
artırılmasını ve Türk-Rum sivil toplum örgütleri
arasında diyalogla işbirliğinin derinleştirilmesini
destekler.
- İki
parti, kayıpların akıbetinin belirlenmesi konusundaki olumlu
gelişmeleri alkışlar ve bu konuda daha da ilerleme
sağlanmasını bekler.
- İki
parti, Kıbrıs sorununa süratle çözüm bulunması ve ülkemizin
güvenlik, barış ve refah içerisinde yeniden birleştirilmesi
temeline dayalı ilişkileri daha da geliştirmeye devam
edecek."
CTP ve
EDİ, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'a, kendi adını taşıyan
plan etrafında çözüm için yeniden inisiyatif üstlenme
çağrısı yapma kararı aldı. CTP Genel Merkezi'nde bir
araya gelen iki parti heyeti, ortak bir deklarasyonla
uzlaştıkları çok sayıda konuya kamuoyuyla
paylaştı. İki parti, genel başkanlar Ferdi Sabit Soyer ile
Yorgo Vasiliu'nun BM Genel Sekreteri Kofi Annan'a müzakerelerin yeniden
başlaması hususunda yeni bir inisiyatif alması
çağrısını içeren ortak bir mektubu birkaç gün içinde
göndermeleri hususunda da mutabık kaldı.
İki parti
tarafından yayımlanan ortak deklarasyonda Annan'ın
alacağı inisiyatifin, kendi adıyla anılan kapsamlı
çözüm planı temelinde olması gerektiği de vurgulandı.
Cumhuriyetçi
Türk Partisi ile Birleşik Demokratlar (EDİ) Partisi dün heyetler
arası görüşme için CTP Genel Merkezi'nde saat 11.45'te bir araya
geldi.
Görüşmeye,
CTP Genel Başkanı Başbakan Ferdi Sabit Soyer
başkanlığında Parti Örgütlenme Sekreteri Alpay
Afşaroğlu, Dışilişkiler Sekreteri Kutlay Erk, Sivil
Toplum Örgütleri ile İlişkiden Sorumlu Üye Hüseyin İnan ve Yerel
Yönetimlerden Sorumlu Sekreter Ünal Fındık katılırken;
EDİ Genel Başkanı Yorgo Vasiliu'ya Kostas Themistokleus,
Tragsula Antoniadu Griyaku, Zenon Tophadis ve Mikis Shanis eşlik etti.
Türk ve Rum
basın mensuplarının yoğun ilgi gösterdiği görüşme
öncesinde görüntü alınmasına imkan sağlanırken,
açıklama yapılmadı.
CTP-EDİ
görüşmesi sonrasında CTP Genel Başkanı Başbakan Soyer
ile EDİ Başkanı Vasiliu, ortak basın toplantısı
düzenledi.
Görüşme
sonrasında ortak deklarasyon yayımlandı
Cumhuriyetçi
Türk Partisi ile Birleşik Demokratlar (EDİ), her alanda
ilişkilerin geliştirilmesi için gerekli pratik adımların
atılması konusunda görüş birliğine vardı.
İki parti,
genel başkanlar Ferdi Sabit Soyer ile Yorgo Vasiliu'nun BM Genel Sekreteri
Kofi Annan'a müzakerelerin yeniden başlaması hususunda yeni bir
inisiyatif alması çağrısını içeren ortak bir mektubu
birkaç gün içinde göndermeleri hususunda da mutabık kaldı.
İki parti
tarafından yayımlanan ortak deklarasyonda Annan'ın
alacağı inisiyatifin, kendi adıyla anılan kapsamlı
çözüm planı temelinde olması gerektiği de vurgulandı.
CTP Genel
Başkanı, Başbakan Ferdi Sabit Soyer ile EDİ Genel
Başkanı Yorgo Vasiliu, dün iki parti arasında gerçekleşen
ve yaklaşık 1.5 saat süren heyetler arası görüşmenin
ardından CTP Genel Merkezi'nin arka bahçesinde ortak basın
toplantısı düzenledi.
Vasiliu: Pratik
adım atmada mutabık kaldık
Basın
toplantısında ilk sözü alan EDİ Genel Başkanı Yorgo
Vasiliu, Kıbrıslı Türkler ile Rumlar arasında her alandaki
ilişkilerin geliştirilmesinin iki tarafın çıkarına olduğu
ve bu ilişkilerin geliştirilmesi için bütün pratik
adımların atılması gerektiği konusunda iki partinin
görüş birliğine vardığını söyledi.
Vasiliu,
"her alandaki ilişkiler" derken, bunun, iki taraf
arasındaki iletişimin ve temasın
kolaylaştırılması, iki taraf arasındaki ticaretin
geliştirilmesi, Türk ve Rum siyasi partileri arasında daha çok
görüşme yapılması, kayıplar konusunun çözüme
kavuşturulması gibi konuları kapsadığını söyledi.
Soyer: Portakal
ağaçları altında...
Vasiliu'dan
sonra söz alan CTP Genel Başkanı, Başbakan Soyer de
açıklamasında, basın toplantısının
Kıbrıs'ın simgesi portakal ağaçlarının
altında yapıldığına işaret ederek, "Bu
toplantımızı Kıbrıs'ın güzel bir simgesi olan
portakal ağaçlarımızın hemen altında yapıyoruz.
Portakal ağacının altında düzenlediğimiz bu basın
toplantısında özellikle vurgulamak istediğimiz temel nokta,
Kıbrıs sorununa karşılıklı kabul edilebilir bir
çözümün bulunması ve böylece Kıbrıs, Türkiye ve Yunanistan
ilişkilerinin gelişmesidir..." dedi.
"Zor bir
dönemden geçiyoruz"
Zor bir
dönemden geçilmekte olduğunun altını çizen Soyer,
"Türkiye-Avrupa Birliği ilişkileri, Kıbrıs sorununun
çözümü, hepsi birbirine bağlanmış bir noktadadır. Önemli
olan bu noktadan itibaren bu barış sürecini geliştirmektir"
dedi.
EDİ heyetiyle
yaptıkları görüşmede, her alandaki ilişkilerin
geliştirilmesinin iki tarafın çıkarına olduğu ve bu
ilişkilerin geliştirilmesi için gerekli pratik adımların
atılması gerektiği hususunda görüş birliğine
vardıklarını söyleyen Soyer, iki partinin genel başkanlarının
BM Genel Sekreteri Kofi Annan'a müzakerelerin yeniden başlaması
hususunda yeni bir inisiyatif alması çağrısını içeren
ortak bir mektup göndermeleri konusunda da mutabık kaldıklarını
ifade etti.
CTP-EDİ
heyetleri ararsında görüş birliğine varılan konuları
içeren ortak bir deklarasyon hazırlanarak iki parti genel
başkanı tarafından imzalandığını ifade eden
CTP Genel Başkanı, Başbakan Soyer, bu konuda şöyle
konuştu:
"Ortak
deklarasyonda iki partinin Kıbrıs sorununa
yaklaşımları, kayıp şahıslar konusu dâhil, bütün
sorunların çözümü yönündeki ilişkilerin geliştirilmesine vurgu
yapıyoruz ve bununla ilgili olarak da aynı zamanda iki partinin genel
başkanlarının Birleşmiş Milletler genel sekreterine
ortak bir mektup göndererek, görüşme sürecinin başlatılması
çağrısında bulunacağız. Bu mektup birkaç gün
içerisinde Sayın Annan'a gönderilecektir."
"Kıbrıs
yeterince büyük..."
Kıbrıs'ın,
iki halkın siyasi eşitlik temelinde barış içerisinde
yaşayacağı kadar büyük olduğuna işaret eden CTP Genel
Başkanı ve Başbakan Soyer, "Bu büyüklüğün içerisinde
biz de bunu birlikte başaracağımıza inanıyoruz"
dedi.
KIBRIS
06/08/2005
Amerikalı
araştırmacı, kayıp Atlantis'i Kıbrıs'ta
bulmuş
Amerikalı
araştırmacı Robert Sarmast, kayıp Atlantis
kıtasını bulmak için Kıbrıs'ın güney doğusunda
yapmış olduğu araştırma sonucunda Atlantis'in bir
bölümünü bulduğunu iddia etti.
Fileleftheros
gazetesi dünkü haberinde, Sarmast'ın araştırma sonuçları
hakkında bilgi vermek amacıyla önceki gün basın
toplantısı düzenlediğini belirtti.
Habere göre
Sarmast basın toplantısında, denizin derinliklerinde
yapmış olduğu araştırmalarla ilgili fotoğraflar
da sundu. Sarmast, fotoğraflara dayanarak Atlantis'in bir bölümünü
betimlediğini belirtti.
Sarmast,
çalışmaları esnasında düz istikamette 3 km'lik bir duvar
tespit ettiğini de söyledi.
Sarmast,
"Ben ne casusum, ne de Doğu Akdeniz'de petrol arıyorum. Ben
gerçekten kayıp Atlantis'i arıyorum" dedi.
KIBRIS 06/08/05
ABD
Meclisi'nde, Türkiye'yi "Kıbrıs Cumhuriyeti'ni
tanımaya" çağıran karar tasarısı
|
ABD Temsilciler
Meclisi'nin New Jersey Demokrat Partili milletvekili Robert Menendez,
Türkiye'yi, "Kıbrıs Rum kesimini, Avrupa Birliği'nin bir
üyesi ve 'Kıbrıs Cumhuriyeti' olarak tanımaya"
çağıran bir karar tasarısını ABD Temsilciler
Meclisi'ne sundu. Bağlayıcı
özelliği bulunmayan karar tasarısına 435 üyeli ABD Temsilciler
Meclisi'nden 10 milletvekili destek verdi. Tasarıda aynı zamanda,
Türk askerinin Kıbrıs'tan çekilmesi, Ada'da mülkiyet haklarına
ve serbest dolaşıma, mültecilerin geri dönüşüne ve serbestçe
yerleşmesine izin verilmesi talep ediliyor. Tasarıda,
3 Ekim 2005 tarihinde üyelik müzakereleri başlamadan önce Türkiye'nin,
Avrupa Birliği'nin Kopenhag kriterlerine uyduğunu göstermesi
gerektiği de savunuluyor. Bu çerçevede Türkiye'den, Gümrük Birliği
uygulamasını AB'nin bütün üyelerine taşıması ve
"Kıbrıs Cumhuriyeti"ni de tanıması
çağrısında bulunuyor. ABD
Temsilciler Meclisi'ne sunulan tasarıda Türkiye'nin, BM ile birlikte
çalışarak Kıbrıs sorununa bir çözüm yönünde çaba
göstermesi isteniyor ve aynı zamanda Türkiye'nin, kendi toplumunu
"modernleştirme ve demokratikleştirme"
programlarını sürdürmesi tavsiye ediliyor. Söz konusu
tasarı, görüşülmek üzere ABD Temsilciler Meclisi Uluslararası
İlişkiler Komitesi'ne gönderildi. |
KIBRIS 06/08/05