AİHM’de iki kritik dava

 

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Kıbrıs Rum kesiminden Türkiye aleyhine yapılan şikayetlerde pilot dava seçilen bir başvuru ile Abdullah Öcalan’ın temyiz niteliğindeki Büyük Daire’ye yaptığı başvuruyu Şubat ayı içinde karara bağlaması bekleniyor.

 

Strasbourg
AA

 

 

31 ocak 2005 — AİHM yetkililerinden edinilen bilgiye göre, Kıbrıslı Rum Mira Ksenides Aristis’in Maraş yakınlarındaki mal ve mülkünü kullanmasının engellendiği gerekçesiyle Türkiye aleyhine yaptığı başvurunun incelenmeye alınıp alınmamasına ilişkin karar verilecek.

Kararın Şubat ayında verilmesi beklenirken, Mart ayına kalma ihtimali de bulunuyor.
       
RUM BAŞVURUSU EMSAL OLACAK
       AİHM 3. Dairesi, geçen yıl Eylül ayında, söz konusu başvuruya ilişkin olarak Rumların ve Türk hükümetinin görüşlerini dinlemişti. Strasbourg mahkemesinden mülkiyet şikayetiyle ilgili çıkacak gerekçeli karar, AİHM’de bekleyen diğer Rum başvurularına emsal teşkiledecek olması açısından önemli görülüyor. AİHM’nin 3. Dairesi’nde yapılan duruşmada, Türkiye adına konuşan avukatlar, Annan Planı’nın Rumlar tarafından reddedildiğini hatırlatmışlar ve Rumların mal ve mülk iddialarını araştırmak üzere KKTC’de bir tazmin komisyonunun kurulduğuna işaret etmişlerdi.
       Rum Mira Ksenides Aristis’in avukatları ise KKTC’nin uluslararası toplum tarafından kabul edilmediğini gerekçe göstererek, tazmin komisyonunun da geçerli bir hukuki kurum olamayacağı görüşünü savunmuşlardı.
       
ÖCALAN HAKKINDA ÖNEMLİ DAVA
       AİHM’de Türkiye için önemli olan diğer konu ise temyiz niteliğindeki Büyük Daire’nin Abdullah Öcalan’ın başvurusuna vereceği yanıt olacak. Büyük Daire, 9 Haziran 2004 tarihinde ikinci bir duruşma düzenleyerek, tarafların görüşlerini yeniden dinlemişti.
       AİHM, 2003 yılı Mart ayında aldığı kararda, Öcalan’ın avukatlarının başvurusuyla ilgili olarak, Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) adil yargılanma hakkıyla ilgili 6., gözaltı süresinin uzunluğuyla ilgili 5. ve kötü muameleyle ilgili 3. maddesini ihlal ettiğine hükmetmişti.
       Türkiye’nin AİHS’nin adil yargılanma hakkıyla ilgili maddelerini ihlal ettiğini savunan AİHM, duruşmalar başladıktan sonra askeri yargıcın sivil yargıçla değiştirilmesini yeterli görmemiş ve savunma için gerekli olanak ve zamanın verilmediğigörüşünü dile getirmişti.

GÖZALTI SÜRESİ UZUN BULUNDU
       Mahkeme, AİHS’nin gözaltı süresiyle ilgili bazı maddelerin de ihlal edildiğini, Öcalan’ın mahkemeye çıkarılmadan önceki gözaltı süresinin de uzun olduğunu savunmuştu. AİHS’nin yaşam hakkıyla ilgili 2. maddesiyle ilgili şikayet konusunda, Türkiye’nin ihlalde bulunmadığı görüşüne varan AİHM, Abdullah Öcalan’ın idamla yargılanmasını, AİHS’nin kötü muamelenin önlenmesiyle ilgili 3. maddesinin ihlali olarak görmüştü.
       Strasbourg mahkemesi, avukatlarının, Öcalan’ın Kenya’dan yasadışı bir biçimde getirildiği ve ayrımcılığa tabi tutulduğu yolundaki şikayetlerini ise reddetmişti. AİHM, Öcalan’ın avukatlarının AİHS’nin 7, 8, 9, 10 ve 18. maddelerine dayanarak yaptıkları başvuruların incelenmesini de oybirliğiyle gerek görmezken, Öcalan’ın mahkumiyet koşullarıyla ilgili bir ihlalin olmadığı görüşüne varmıştı.
       Mahkeme, Türkiye’nin ödemesi istemiyle herhangi bir maddi tazminata karar vermezken, karşı tarafın mahkeme masrafı olan 100 bin Euronun Türkiye tarafından ödenmesine hükmetmişti.
       
YENİDEN YARGILANMASI İSTENEBİLİR
       Büyük Daire’nin yeniden Öcalan’ın adil yargılanmadığı görüşüne varması halinde, Avrupa Konseyi’nin Türkiye’nin terör örgütü başının yeniden yargılanmasını istemesinin gündeme gelmesi ihtimali bulunuyor.
       AİHM’nin Leyla Zana ve arkadaşlarının adil yargılanmadığına hükmetmesinden sonra Avrupa Konseyi, bu davanın yeniden görülmesi talebinde bulunmuştu

 

Talat'a 'siyasi rüşvet' suçlaması

 

Papadopulos'tan KKTC Başbakanı Talat'a suçlama



31 Ocak, 2005 15:43:00 (TSİ) CNN TURK

 

Güney Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos, KKTC Başkanı Mehmet Ali Talat'ı, referandumda Annan Planı'na, 'Kıbrıs Türk toplumuna hizmet ettiğine inandığı için değil, bazı vaatler aldığı için' destek vermekle suçladı.

Rum habercilerin sorularını yanıtlayan Papadopulos, Talat ve Türkiye'nin 'evet' demede bir zorluğu ve çekincesinin olmadığını, çünkü diplomatik tanınma dışında geçen yıl İsviçre'nin Burgenstock kasabasında yapılan görüşmelerde istediklerinin tamamını elde ettiklerini söyledi.

'Sayın Talat Kıbrıslı Türklerin referandumda 'evet' demeleri için tutulmayan vaatler aldığını söylüyor' diyen Papadopulos, "ben şimdiye kadar Annan Planı'na, kendilerine hizmet etmesi açısından net seçenek olduğu için 'Evet' dediklerini biliyordum. Oylamanın arkasında vaatler satın alma da bulunduğunu bilmiyordum" dedi.

Kıbrıslı Rum ve Türklerin görüşmelerine destek

'Kıbrıslı Rum ve Türklerin görüşmelerini destekliyor musunuz?' sorusuna ise Papadopulos, ''çok destekliyorum. Tüm temas ve görüşmeler yararlıdır. Tabii temaslarda ne dediğiniz ve onu nasıl söylediğiniz önemlidir'' dedi.

Papadopulos, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın demeçlerine ilişkin bir soruyu yanıtlarken de, 'Türkiye'nin AB'ye karşı yükümlülüklerinin Kıbrıs sorunuyla bağlantılı kılınmasının hata olacağını' ifade etti.

'Erdoğan çelişkili demeçler veriyor' iddiası

Papadopulos, 'Türk Başbakanı çok ve tamamen çelişkili demeçler veriyor' iddiasında bulundu.

Ana muhalefet Demokratik Seferberlik Partisi (DİSİ) Başkanı Nikos Anastasiadis'in, 'Kıbrıs Rum tarafının Kıbrıs konusunda girişim üstlenmesi gerektiği' görüşünü de yorumlayan Papadopulos, ''şu anda bir diyalogun başlatılması için doğrudan ilgili taraflardan hiçbiri böyle bir niyet göstermediğinden, Rum hükümeti Annan Planı'nda değişiklikler için özlü bir diyalogun başlatılmasının önkoşullarını oluşturmaya çalışıyor. Şayet Sayın Anastasiadis sadece göstermelik değişikliklerle Annan Planı'nın uygulanmasının istenmesi gerektiğini kastediyorsa, bu, girişim değildir" dedi.

Papadopulos, yabancıların Rum tarafının Annan Planı'nda yapılmasını istediği değişikleri bildiğini ifade ederek, kendisinden planda yapılmasını istedikleri değişiklikleri bildirmesinin istenmesini, haksız ve bir yere kadar da şüpheli bulduğunu kaydetti.

 

Talat: Kıbrıs'ta çözüm uzakta değil

 

Lefkoşa

KKTC Başbakan Mehmet Ali Talat, Kıbrıs'ta çözümün uzakta olmadığını ifade ederek, Kıbrıs Türkünün çağdaş bir dünyaya hazır olması gerektiğini söyledi.

Talat, Sağlık İşçileri Sendikası (Sağlık-Sen) yöneticilerini kabulünde, adada çözümün çok uzakta olmadığını, dolayısıyla Kıbrıs Türk halkının her alanda Avrupa Birliği'yle ve dünyayla bütünleşmeye hazır olması gerektiğini söyledi.

   

Çözüm istediğini kanıtlayan Kıbrıs Türkünün AB dışında olduğunu, çözüm istemeyen Rum yönetimin ise AB içinde olduğunu kaydeden Talat, bunun bir çelişki olduğunu ve bu çelişkiyi AB yetkililerinin de kabul ettiğini belirtti.

 (aa)

HURRIYET 31/01/05

 

'Talat vaat aldığı için Annan Planı'nı destekledi'

 

Lefkoşa

Güney Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos, KKTC Başkanı Mehmet Ali Talat'ı, referandumda Annan Planı'na, “Kıbrıs Türk toplumuna hizmet ettiğine inandığı için değil, bazı vaatler aldığı için” destek vermekle suçladı.

Rum gazetecilerinin sorularını yanıtlayan Papadopulos, Talat ve  Türkiye'nin “Evet” demede bir zorluğu ve çekincesinin olmadığını, çünkü diplomatik tanınma dışında geçen yıl İsviçre'nin Burgenstock kasabasında yapılan görüşmelerde istediklerinin tamamını elde ettiklerini söyledi.

Papadopulos, “Sayın Talat Kıbrıslı Türklerin referandumda 'Evet' demeleri için tutulmayan vaatler aldığını söylüyor. Ben şimdiye kadar Annan Planı'na, kendilerine hizmet etmesi açısından net seçenek olduğu için 'Evet' dediklerini biliyordum. Oylamanın arkasında vaatler satın alma da bulunduğunu bilmiyordum” diye konuştu.
   
“Kıbrıslı Rum ve Türklerin görüşmelerini destekliyor musunuz?” sorusuna ise Papadopulos, “Çok destekliyorum. Tüm temas ve görüşmeler yararlıdır. Tabii temaslarda ne dediğiniz ve onu nasıl söylediğiniz önemlidir” dedi.
   
"ERDOĞAN ÇELİŞKİLİ DEMEÇLER VERİYOR"

Papadopulos, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın demeçlerine ilişkin bir soruyu yanıtlarken de, “Türkiye'nin AB'ye karşı yükümlülüklerinin Kıbrıs sorunuyla bağlantılı kılınmasının hata olacağını” ifade etti. Papadopulos, “Türk Başbakanı çok ve tamamen çelişkili demeçler veriyor” iddiasında bulundu.
   
Ana muhalefet Demokratik Seferberlik Partisi (DİSİ) Başkanı Nikos Anastasiadis'in, “Kıbrıs Rum tarafının Kıbrıs konusunda girişim üstlenmesi gerektiği” görüşünü de yorumlayan Papadopulos, şunları söyledi:
   
“Şu anda bir diyalogun başlatılması için doğrudan ilgili taraflardan hiçbiri böyle bir niyet göstermediğinden, Rum hükümeti Annan Planı'nda değişiklikler için özlü bir diyalogun başlatılmasının önkoşullarını oluşturmaya çalışıyor. Şayet Sayın Anastasiadis sadece göstermelik değişikliklerle Annan Planı'nın uygulanmasının istenmesi gerektiğini kastediyorsa, bu, girişim değildir.”
   
Papadopulos, yabancıların Rum tarafının Annan Planı'nda yapılmasını istediği değişikleri bildiğini ifade ederek, kendisinden planda yapılmasını istedikleri değişiklikleri bildirmesinin istenmesini, “haksız ve bir yere kadar da şüpheli” bulduğunu kaydetti.

 (aa)

HURRIYET 31/01/05

 

Hristofyas: Yakında Talat'la görüşebilirim

Rum Meclis Başkanı Dimitris Hristofyas, en yakın zamanda KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat'la görüşme fırsatı bulacağına ilişkin ümidini dile getirdi.

Hristofyas, AKEL'in referandum sonrasında Kıbrıslı Türklere yönelik bir açılım başlattığını belirterek CTP ile AKEL'in, Kıbrıs sorununa çözüm bulunması mücadelesinde birlikte yürüyecek olan dinamikler olduğunu da söyledi.

Fileleftheros gazetesinin "Politiki" ekine özel bir açıklama yapan Hristofyas şu anda, Talat'la görüşme fırsatının olduğunun görüldüğünü söyleyerek çözüm isteyen Kıbrıs Türk ve Rum dinamikler arasındaki temasları, bu dönemde, Kıbrıs sorunuyla ilgili gelişmelerde, öncelikli olarak tuttuklarını da belirtti.

Hristofyas, temaslarda görüş, endişe ve beklentilerin paylaşıldığını ifade etti.

Hristofyas ayrıca, "Üzerinde anlaşmaya varılacak bir çözüme ulaşılmasına neden olacak özlü ve yapıcı bir diyaloğun başlaması için zemini hazırlamak istiyorsak, bunun yapılması gerekir" dedi.

"Görüşmeden bahsettiniz, zemini hazırladınız mı?" sorusuna Hristofyas, "Biz ödevlerimizi yaptık" şeklinde karşılık verdi.

"Görüşmenin işgal altındaki topraklarda olması mümkün mü" sorusuna ise Hristofyas, kendilerinin herhangi bir işleme tabi tutulmadan "işgal altındaki topraklara" gitmeye hazır olduklarını, ayrıca Talat'la AKEL'in bürosunda da, Ledra Palace'ta da, yurtdışında da görüşmeye tamamıyla hazır olduğunu vurgulayarak buna karşılık verileceğinin görüldüğünü ve bunun da kendisini memnun edeceğini belirtti.

Gazeteye göre, diğer soru ve yanıtlar ise şöyle:

"Soru: -Görüşme yerini, Talat'a mı bıraktınız?"

Hristofyas: Geçenlerde bir iletişimimiz oldu ve yakında görüşeceğimize dair geçerli ümitlere sahibim.

Soru: -Hangi gündemle görüşme yapılacak?

Hristofyas: -İlk görüşme, sanırım iki parti ilişkilerinin teyidi niteliğinde geçecek. Her iki taraf, görüşlerini dile getirecek ve iki tarafın muhtemelen şikayetleri dinlenecek, ondan sonra endişelerimizi görüşmeye başlayacağız. Ne değiştirmek istiyoruz. Dostlarımızın yanıtını göreceğiz. Akıncı'yla bu konuyu yeterince görüştük ve olumlu bir yanıt aldık. İşgal altındaki topraklara döndüğünde de önerilerimiz ve şikayetlerimiz hakkında olumlu açıklamalarda bulundu.

Soru: -Talat'tan sonra, Ankara'ya yönelik bir diyaloğa dönmenizin zamanı mıdır? Katsuridis'in Türkiye ziyareti, bu gidişata yönelik bir adım olabilir mi?

Hristofyas: -Biz alelacele ve hesapsız faaliyetlerde bulunmak istemiyoruz. Biri şu anda AKP'de hakim olan durumla, AKEL'i kabul etmesi mümkün olur mu diye sorsa, bunun çok zor olacağını düşünürüm. Biz kimin ilk önce gideceği ve sonra bunu kimin takip edeceği metodunu izlememeliyiz. Avrupa Halk Partisi alanında hareket eden Erdoğan'ın partisi, bir girişimde bulunarak DİSİ'yi davet etti. Çünkü Avrupa Halk Partisi'ne kabul edilmek için destek istiyor. Bu, peşinen Erdoğan'ın Anastasiadis'e "Yarın Kıbrıs sorununu çözüyoruz" diyeceği ve hepimizin arkasından koşacağımız anlamına gelmiyor, ölçülü ve soğukkanlı olmak gerekir. Hoş, Anastasiadis gidiyor, kimler tarafından kabul edileceğini ve sonuçlarının ne olacağını göreceğiz. Biz her zaman Türk liderliğiyle görüşmelerden yanayız. Meclis başkanı olarak gittiğim bir yerde, TBMM başkanına yaklaşma fırsatını kaybetmedim ve onunla 15-20 dakika görüştüm. Hiçbir şeyi elemiyorum ancak "Ankara'ya gidecek diye herkesin Anastasiadis'in arkasında koşması" zihniyetini de izlemeyeceğiz. Tüm ortak tezlerin savunulmasını ümit ediyorum. Anastasiadis'in Atina'daki açıklamalarından aldığım bazı mesajlar beni düşündürüyor.

Soru: -Papadopulos, Karamanlis görüşmesinde Atina gazeteleri, hareketsizlik kararı gördüler...

Hristofyas: -Hiçbir zaman gazeteler tarafından yönlendirilmedim. Papadopulos'un dönmesini bekliyoruz ne anlaştığını göreceğiz ve değerlendireceğiz. Gazetelerin yazılarını yorumlamayı tercih etmiyorum ve özlü müzakereler ve üzerinde anlaşmaya varılacak bir çözüm için müzakere masasına oturmamız ve her an inisiyatif üstlenecek şeklinde hazır olmamız gerektiği düşüncesini destekliyoruz ve destekledik. Takvim kısıtlaması ve hakem olmamalıdır. Üzerinde anlaşmaya varılan bir çözüm olmazsa referandum da olmamalıdır.

Soru: -İnisiyatiflerden bahsettiniz. Hangi içerikle olmalıdır. Yabancıların hareketlerinin arkasından sürüklenmemek için içeriğini bizim mi belirlememiz gerekir?

Hristofyas: -İçeriği yabancılar belirlemiyor. Ulusal konseyde içeriği belirledik. Daha önceden belirlenen takvimler olmaksızın özlü görüşmeler için hazır olduğumuz sonucuna vardık. Dekoratif değil özlü değişiklikler istiyoruz."

KIBRIS 31/01/05

 

Wiersma: Adada Kıbrıs Türk partileriyle de görüşeceğiz

Avrupa Sosyal Demokrat Parti Grubu Basın Sözcüsü Hollandalı Jan Marinus Wiersma, Sosyalist grubun, Kıbrıs sorununun çözümü için yeni bir inisiyatifi, baskıcı takvimler olmaksızın desteklediğini söyledi.

Fileleftheros gazetesine özel bir açıklama yapan Wiersma, Avrupalı Sosyal-Demokratların, AB'nin Kıbrıslı Türklerle doğrudan ticaret yapmasına da destek verdiğini, ancak bunun Kıbrıs'ta iki ayrı devletin tanınmasına yol açmaması gerektiğini de savundu.

Avrupa Sosyalist Parti grubundan dört kişilik bir heyetin, perşembe günü adaya geleceğini hatırlatan Wiersma, heyette Panos Beglidis, Hanes Svobonta ile Mecutilo Ruthe'nin bulunduğunu belirtti.

Adadaki temasları esnasında kardeş parti K.S. EDEK ve Başkanı Yannakis Omiru'yla bir araya geleceklerini, Avrupa Parlamentosu üyesi olmaması sebebiyle EDEK'i, yeniden grubun çalışmalarını izlemesi için gözlemci statüsünde davet edeceklerini de belirten Wiersma, Kıbrıs sorunu ve Annan Planı'yla ilgili olarak grubun tezlerini de görüşmek istediklerini söyledi.

Bir soru üzerine Wiersma, sosyal demokrat ailesiyle görüşmek isteyen Kıbrıslı Türk partilerle bir araya geleceklerini, Talat'ın partisinin önemli olduğunu belirterek, çözüm için işbirliği yapmak isteyen, Kıbrıs'taki dinamikleri desteklemek istediklerini ifade etti.

Wiersma, Mustafa Akıncı'nın partisinin de kendisiyle görüşmeye ilgi gösterdiğini belirtti.

Bir başka soru üzerine Wiersma, BM Genel Sekreteri Kofi Annan himayesinde görüşmelerin yeniden başlamasının herkes için ve Avrupalı Sosyalistler için hedef haline geldiğini, gerek Başkan Papadopulos gerekse KKTC Başbakanı Talat'ın dinlendiğini ve bu olanağın yeniden yaratılacağına inandığını belirtti.

Wiersma son olarak 3 Ekim'e kadar, Türkiye'nin protokolü imzalamasını beklediklerini, bunun kendileri için "Kıbrıs Cumhuriyeti'nin" de-facto tanınmasını teşkil ettiğini de söyledi.

KIBRIS 31/01/05

 

KADEM SEÇİM 2005 ANKETİ

KIBRIS'ın, seçime bir ay kala, 19-27 Ocak tarihleri arasında KADEM'e yaptırdığı yeni kamuoyu araştırmasının sonuçlarını açıklıyoruz

CTP/BG: % 35.9

UBP: %32

DP: %10.9

BDH: % 6.8

TKP: %2.9

YP: %1.1

MAP: 1.2

l CTP/BG ÖNDE... KADEM'in yaklaşık iki ay önce yaptığı dev kamuoyu araştırmasında UBP ile "at başı" bir görüntü sergileyen CTP/BG, seçim yarışında arayı açmaya başladı. Geçen iki aylık süreçte oy oranını artıran tek parti olan CTP/BG liderliğini sürdürüyor. Oy oranını yüzde 3 artıran CTP/BG'yi UBP izliyor. UBP oyları bir miktar gerilerken, DP'nin oylarında birkaç puanlık düşüş var. BDH da kasım ayındaki performansını koruyor

l TKP, BARAJI ZORLAYABİLİR... Seçime TKP çatısı altında katılacak olan "TKP-BKP Sol Güçler İttifakı", hâlâ yüzde 5'lik ülke barajının altında görülüyor. TKP'nin de yüzde 2.9'luk oy oranı ile iki ay önceki konumunu koruduğu gözlenirken, bir sürpriz yaparak barajı zorlaması ihtimal dahilinde görülüyor. TKP'nin, karma ve kararsızların tercihleri ile yüzde 5'lik barajı geçerek "sürpriz" yapabileceğine inanılıyor

l MAP VE YP'NİN ŞANSI YOK...KADEM anketine göre, MAP ve YP'nin oy oranları yüzde 5'lik ülke barajının oldukça altında. MAP'ın oy oranı yüzde 1.2 olarak görülürken, YP'nin oy oranı da yüzde 1.1. Her iki partinin de yüzde 5'lik barajı geçme şansı oldukça düşük görülüyor

l EŞİTLİK SÜRÜYOR... 14 Aralık 2003 seçimlerinde meclisin kilitlenmesine neden olan "25'e 25" eşitlik durumu hâlâ geçerliliğini koruyor. Buna göre CTP/BG 19 olan milletvekili sayısını 20'ye çıkarırken, BDH da sandalye sayısını 6'dan 5'e düşürüyor. UBP ve DP'nin milletvekili sayısında ise bir değişiklik öngörülmüyor. UBP 18, DP de 7 milletvekili çıkarıyor

 

 

 

---- Seçmenin gözünde hangi ilçede, hangi aday öne çıkıyor? Seçimi kazanma ihtimali diğerlerine göre daha yüksek olan adayların listesi ......sayfada

 

 

 

 

KKTC'de 20 Şubat 2005'te yapılacak milletvekilliği erken seçimleri öncesinde gazeteniz KIBRIS, yeniden kamuoyunun nabzını tuttu.

Yine çözüm ve Avrupa Birliği'ne (AB) endeksli bir seçim sürecinin yaşandığı ülkemizde gerek partilerin, gerekse kamuoyunun nabzını tutan KIBRIS'ın, Kıbrıs Toplumsal Araştırmalar ve Eğitim Danışmanlık Merkezi'ne (KADEM) yaptırdığı yeni kamuoyu araştırması tamamlandı.

İlk anketten yaklaşık 2 ay sonra ve seçimden de yaklaşık 1 ay önce yapılan kamuoyu araştırmasına göre, koalisyonun büyük ortağı Cumhuriyetçi Türk Partisi/Birleşik Güçler(CTP/BG) önde gidiyor.

Buna göre, Cumhuriyetçi Türk Partisi/Birleşik Güçler(CTP/BG) yüzde 35.9, Ulusal Birlik Partisi (UBP) yüzde 32, Demokrat Parti (DP) yüzde 10.9, Barış ve Demokrasi Hareketi (BDH) yüzde 6.8, Toplumcu Kurtuluş Partisi(TKP) yüzde 2.9, Yeni Parti (YP) yüzde 1.1 ve Milliyetçi Adalet Partisi (MAP) de yüzde 1.2 oranında oy alıyor.

Karma oyların dağıtılmasıyla karşımıza çıkan bu tabloda, kararsızlar da yüzde 9.2'lik bir orana denk düşüyor.

KADEM'in seçimlere yönelik ilk kamuoyu araştırması 3-18 Kasım 2004 tarihleri arasında 6 bin 370 kişilik örneklem grubuyla yapılmıştı. Bin 650 kişi ile yüz yüze görüşülerek yapılan yeni anket ise 19-27 Ocak 2005 tarihlerine rastlıyor.

Yeni anket, seçmenin tercihleriyle ilgili önemli ipuçları vermesinin yanı sıra hâlâ, halkın yüzde 9.2'sinin kararsız olduğunu da ortaya çıkardı. Partilerin durumlarının yanı sıra, seçmenin karma oya yöneldiği ve partilerden çok, nitelikli adaylar üzerinde yoğunlaştığı dikkat çekiyor.

Öne çıkan bir diğer beklenti ise seçime katılma oranının geçmiş seçimlere göre daha düşük olması.

Bu arada partilerin oy oranları, karma oyların dağıtılması yöntemiyle belirlendi.

CTP/BG arayı açıyor

KADEM'in 19-27 Ocak tarihleri arasında bin 650 kişi ile yaptığı anket, yarışı CTP/BG'nin önde götürdüğünü gösteriyor.

Yaklaşık 2 ay önce yapılan araştırmada UBP ile "at başı" bir görüntü sergileyen CTP/BG'nin geçen süreçte arayı daha da açtığı görülüyor.

Karma oyların dağıtılmasıyla oy oranını yüzde 3 artırdığı görülen CTP/BG oyunu yüzde 33'ten yüzde 35.9'a çıkarıyor. Ancak oylarındaki 3 puanlık artış, seçim sistemi gereği CTP/BG'ye fazladan bir milletvekili kazandırmıyor.

Hatırlanacağı gibi KADEM'in kasım ayında yaptığı ankette, yüzde 33 oy oranı ile CTP/BG'nin milletvekili sayısını 19'dan 20'ye çıkarması bekleniyordu. Oysa yeni ankette oy oranını yüzde 35.9'a çıkaran CTP/BG'nin, çıkaracağı milletvekili sayısı yine 20'de kalıyor.

Aralık seçimlerinde 19 milletvekili kazanan CTP/BG'nin İskele'de UBP'den alacağı bir milletvekili ile bu sayıyı 20'ye çıkarması bekleniyor.

UBP "ikinci parti" konumunu koruyor

İlk ankette yüzde 32.1'lik oya sahip olduğu görülen ana muhalefet UBP, bir miktar oy kaybederek yüzde 32 ile konumunu koruyor

Aralık seçimlerinde 18 milletvekili kazanan UBP'nin ilk ankette olduğu gibi ikinci ankette de çıkaracağı milletvekili sayısında bir değişiklik öngörülmüyor.

KADEM anketine göre, UBP, aralık seçimlerinde 3 milletvekili çıkardığı İskele ilçesinde, bu seçimde bir milletvekilini CTP/BG'ye kaptırıyor. Böylece UBP'nin İskele'de çıkaracağı milletvekili sayısı 3'ten 2'ye düşerken, CTP/BG'nin de milletvekili sayısı 1'den 2'ye çıkıyor.

DP'de birkaç puanlık düşüş

Koalisyonun küçük ortağı DP'nin oylarında da birkaç puanlık düşüş gözlemleniyor.

3'üncü parti olarak görülen DP de oy oranını yüzde 12.1'den yüzde 10.9'a düşürüyor ancak oylarındaki bu birkaç puanlık düşüş, çıkaracağı milletvekili sayısını etkilemiyor.

Aralık seçimlerinde meclise 7 milletvekili sokan DP'nin bu seçimde de 7 milletvekili çıkarması bekleniyor.

İlk ankete oranla oylarında küçük de olsa düşüş görülen DP'de bu durum çıkaracağı milletvekili sayısına olumsuz yansımıyor.

BDH'da kasım anketine göre artış yok

14 Aralık 2003 seçimlerinde 6 milletvekili kazanmasına rağmen iki milletvekilinin istifasıyla sandalye sayısı 4'e düşen ve mecliste grubunu kaybeden BDH'da kasım anketinde ortaya çıkan oy oranını koruyor.

Son seçimlerde yüzde 13.20 oranında oy alan BDH'nın oylarının neredeyse yarısını kaybettiği ve yüzde 6.8 oranında oy alacağı tahmin ediliyor.

Kasım ayında yapılan KADEM anketinde BDH'nın oy oranı yine yüzde 6.8 çıkmıştı.

Bu durumda BDH'nın çıkaracağı milletvekili sayısını da 6'dan 5'e düşürmesi bekleniyor.

TKP ve diğerleri

Seçime TKP çatısı altında katılacak olan "TKP-BKP Sol Güçler İttifakı" da hâlâ yüzde 5'lik ülke barajının altında görülüyor.

TKP'nin de yüzde 2.9'luk oy oranı ile 2 ay önceki konumunu koruduğu gözlenirken, bir sürpriz yaparak barajı zorlaması ihtimal dahilinde görülüyor. TKP'nin, karma ve kararsızların tercihleri ile yüzde 5'lik barajı geçerek "sürpriz" yapabileceğine inanılıyor.

Yine KADEM anketine göre, MAP ve YP'nin oy oranları yüzde 5'lik ülke barajının oldukça altında. MAP'ın oy oranı yüzde 1.2 olarak görülürken, YP'nin oy oranı da yüzde 1.1. Her iki partinin de yüzde 5'lik barajı geçme şansı oldukça düşük değerlendiriliyor.

Eşitlik hâlâ bozulmadı

14 Aralık 2003 seçimlerinde mecliste yaşanan "25'e 25" eşitlik durumu hâlâ geçerliliğini koruyor.

Buna göre CTP/BG 19 olan milletvekili sayısını 20'ye çıkarırken, BDH da sandalye sayısını 6'dan 5'e düşürüyor.

UBP ve DP'nin milletvekili sayısında ise bir değişiklik öngörülmüyor. UBP 18, DP de 7 milletvekili çıkarıyor.

İlçelerde durum ne?

İlk anketten bu yana yaklaşık 2 ay geçmesine rağmen ilçelerde partiler konumlarını koruyor.

İskele hariç diğer 4 ilçede CTP/BG birinci parti durumunda. İskele'de ise birinci UBP.

Oyların ilçelere göre dağılımı incelendiğinde, en büyük kararsız kitlenin başkent Lefkoşa'da olduğu görülüyor.

Kararsızlarda Lefkoşa yüzde 16.9 ile ilk sırada yer alırken, bunu yüzde 13.9 ile Güzelyurt, yüzde 9.9 ile Girne, yüzde 1.5 ile İskele ve yüzde 0.6 ile Mağusa izliyor.

Oysa kararsızlar kasım ayı anketinde farklı bir tablo oluşturuyordu. Kararsızlar Lefkoşa'da yüzde 11.4 ile yine ilk sırada idi. Burada dikkat çeken unsur, Lefkoşa'da kararsızların azalacağı yerde artması.

Öte yandan Mağusa'da yüzde 10.1 olan kararsızların oranı yeni ankette binde 6'ya düşüyor. Burada Lefkoşa'nın aksine Mağusa seçmeninin çok büyük bir kısmının kararını verdiği görülüyor. Girne ve Güzelyurt'ta da kararsızların artış gösterdiği dikkat çekiyor.

Karma oyların dağıtılmasıyla ilçelerde partilerin durumlarına bakıldığında CTP/BG Lefkoşa'dan yüzde 31.4, Mağusa'dan yüzde 39.8, Girne'den yüzde 36, Güzelyurt'tan yüzde 36.7 ve İskele'den de yüzde 34.3 oy alıyor.

CTP/BG ilçelere göre en yüksek oy oranına bu kez Mağusa'da ulaşıyor.

Kasım ayında yapılan ankette CTP/BG en yüksek oy oranına yüzde 36.8 ile Güzelyurt'ta ulaşmıştı. Oysa yeni ankette CTP/BG'nin en yüksek oy oranına ulaştığı Mağusa'da yüzde 39.8 oy aldığı görülüyor.

UBP ise en yüksek oy oranını yine İskele'de buluyor.

UBP İskele'de yüzde 39.6 oranında oy alırken, İskele seçmeninin tercihinde pek bir değişiklik göze çarpmıyor. 2 ay önce de İskele seçmeni yüzde 40.6 ile UBP'den yana tercih kullanmıştı.

DP de en yüksek oyu İskele'de görüyor. DP İskele'de yüzde 15.7'lik bir oy potansiyeline sahip.

BDH cephesinde ise bir değişiklik dikkat çekiyor. Kasım ayında yüzde 9.9'luk oranla en yüksek oya Güzelyurt'ta ulaşan BDH, şimdi yüzde 8.5 ile en yüksek oya Lefkoşa'da ulaşıyor.

TKP de oylarını en çok Mağusa'da artırıyor.

Meclis aritmetiği

Kamuoyu araştırmasına göre partilerin ilçelere göre çıkarması beklenen milletvekili sayısı şöyle:

"Lefkoşa: CTP/BG 6, UBP 6, DP 2, BDH 2, toplam 16

Mağusa: CTP/BG 5, UBP 5, DP 2, BDH 1, toplam 13

Girne: CTP/BG 4, UBP 3, DP 1, BDH 1, toplam 9

Güzelyurt: CTP/BG 3, UBP 2, DP 1, BDH 1, toplam 7

İskele: CTP/BG 2, UBP 2, DP 1, BDH - , toplam 5"

UBP'nin Lefkoşa'da BDH'dan bir milletvekili alarak sandalye sayısını beşten altıya yükseltmesi beklenirken, CTP/BG'nin de İskele'de UBP'den alacağı bir milletvekili ile koltuk sayısını birden ikiye çıkaracağı tahmin ediliyor.

 

 

Tablolar:

İlçelere göre siyasi eğilimler (Karma oylar dağıtılmış) (%)

 

Açıklama Lefkoşa Mağusa Girne Güzelyurt İskele Toplam

CTP/BG 31.4 39.8 36.0 36.7 34.3 35.9

UBP 28.4 33.9 33.0 28.5 39.6 31.9

DP 10.4 10.2 9.4 12.0 15.7 11.0

BDH 8.5 6.4 6.9 6.3 3.0 6.7

TKP 2.5 3.8 2.5 2.5 3.0 2.9

Fikir yok/kararsız 16.9 0.6 9.9 13.9 1.5 9.2

 

 İlçelere göre tahmini milletvekili sayıları

Açıklama Lefkoşa Mağusa Girne Güzelyurt İskele Toplam

CTP/BG 6 5 4 3 2 20

UBP 6 5 3 2 2 18

DP 2 2 1 1 1 7

BDH 2 1 1 1 - 5

Toplam 16 13 9 7 5 50

KIBRIS 31/01/05

 

Rum Meclis Başkanı Talat'la görüşmeye hazır

 

Lefkoşa

Rum Meclis Başkanı ve komünist AKEL partisi Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas, KKTC Başbakanı ve Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) Genel Başkanı Mehmet Ali Talat ile ”yanlış anlaşılmaların giderilmesi ve Kıbrıslı Rumların Kıbrıs sorununun çözümüyle ilgili endişelerini Kıbrıslı Türklerin anlamaları için” görüşmeye hazır olduğunu söyledi.

Rum haber ajansına göre, Hristofyas, “Şu an yapılması gereken girişim, Kıbrıs Rum ve Kıbrıs Türk siyasi partileri arasında temasların başlamasıdır” dedi.

   

“İki parti, liderler seviyesinde, şu ana kadarki tüm gelişmeleri, ortak görüşleri ve inançları gözden geçirmeli ve kimin mesafeli durduğunu ortaya koymalı” diyen Hristofyas, “çabaların, iki toplumun endişelerinin anlaşılması ve mümkünse ortak bir zemin bulunması üzerinde yoğunlaştırılması gerektiğini” ifade etti.

 

“PAPADOPULOS-TALAT GÖRÜŞMESİ İÇİN BİR NEDEN YOK”
    
Bu arada Güney Kıbrıs Rum yönetimi Sözcüsü Kipros Hrisostomidis, Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos ile KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat'ın, “bu aşamada görüşmesini gerektirecek bir neden bulunmadığını” söyledi.
   
Rum devlet radyo-televizyonuna (RİK) konuşan KKTC Başbakanı Talat, ”Papadopulos'la görüşmeye hazır olduğunu ve şimdi bir çözüm bulunmazsa gelecekte durumların çok daha zor olacağını” belirterek, Papadopulos'u Kıbrıs Türkleriyle yetki paylaşımına gitmek istememekle suçladı.
   
Başbakan Talat'ın bu açıklamasını değerlendiren Kipros Hrisostomidis, “Papadopulos'un şu anda Talat'la görüşmesi için bir neden olmadığını” ifade ederek, Başbakan Talat'ın görüşmeyi siyasi çıkar sağlamak amacıyla yapacağı görüşünü savundu. Rum Sözcü, ”Talat'ın, işbirliğine ve iki tarafın birbirini anlamasına yardımcı olacak uygulamalara olumsuz yaklaştığını” ileri sürdü.
   
"BM ÇATISI ALTINDA GÖRÜŞMEYE HAZIRIZ"

 

Kipros Hrisostomidis, “Başarılı sonuçlar alınabilecekse siyasi bir uzlaşma için Birleşmiş Milletler çatısı altında görüşmelere başlamaya hazırız” diye konuştu.
   
Hrisostomidis, “Mehmet Ali Talat'ın politik kazanç elde etmek için Kıbrıs Rum ve Kıbrıs Türk toplumları arasındaki ekonomik işbirliğini engellediğini” de iddia etti ve şunları söyledi:
   
“Kıbrıslı Türkler bilmelidirler ki biz, işbirliğini kolaylaştırmak, Avrupa Birliği Yeşil Hat Uygulamaları çerçevesinde ticari alışverişe olanak sağlamak ve Kıbrıslı Türklerin ürettiği malları 'yasal' (Rum limanları) limanlardan ihraç etmek için elimizden gelen her şeyi yaptık.”

 (aa)

 

 

HURRIYET 01/02/05

 

Başbakan Talat: Çözüm uzak değil

Başbakan Mehmet Ali Talat, Sağlık İşçileri Sendikası (SAĞLIK-SEN) yöneticileriyle bir araya geldi.Kemal Oktar başkanlığındaki heyeti kabulünde konuşan Talat, adada çözümün çok uzakta olmadığını, dolayısıyla Kıbrıs Türk halkının her alanda Avrupa Birliği'ne ve dünyayla bütünleşmeye hazır olması gerektiğini söyledi.

Bu çerçevede sağlık çalışanlarının da gerek seslerini duyurmaları gerek kendilerini ilgilendiren çalışmalara katılımı için örgütlenmelerinin yerinde olduğunu ifade eden Talat, "Örgütlenmek hem iyi hem de gerekli bir şeydir" dedi.

SAĞLIK-SEN Başkanı Kemal Oktar da, sağlık işçilerinin haklarını koruyup ilgili çalışmalarda bu kesimi temsil etmek düşüncesiyle bu sendikal oluşumu gerçekleştirdiklerini belirtirken, Avrupa Birliği standartlarında çalışma koşulları ile maaş ve özlük hakları elde edilmesi yönünde çalışacaklarını kaydetti.

Sağlık çalışanlarının bir bütün olduğunu ve bir iş kolunun diğerinden ayrı tutulamayacağını ifade eden Oktar, yeni kurdukları bu sendikanın bir boşluğu dolduracağına inanç belirtti.

KIBRIS 01/02/05

 

Amerikan yardımı gündeme girdi

ABD Büyükelçiliği Müsteşarı Richard Dixon ve elçilik yetkilileri Reid W.Click, Sean P. Walsh ile Carlos Abeu'dan oluşan "ABD Büyükelçiliği Yardım Heyeti" dün Kıbrıs Türk Sanayi Odası'nı ziyaret etti.

Sanayi Odası açıklamasına göre, ABD hükümeti tarafından verilmesi planlanan yardım çerçevesinde ziyarette bulunan Dixon ve beraberindeki heyet, başkan Salih Tunar'dan sanayi sektöründe faaliyet gösteren firmaların sıkıntıları hakkında bilgi aldı.

Görüşme, özellikle finans konusunda sanayicilerin alabilecekleri krediler, üretim alanlarının yenilenmesi ve ihracatta yerli üreticilerin dış pazarlara açılması konularında karşılıklı fikir alışverişi şeklinde gerçekleşti.

ABD'nin yapacağı 35 milyon dolarlık yardımın sektör ve firma bazında ne şekilde gerçekleşeceği çalışmasının tamamlanmak üzere olduğunu belirten Dixon, bu konuyla ilgili faaliyetlerin önümüzdeki günlerde sanayi ve ticaret odalarının işbirliğiyle basın aracılığıyla açıklanacağını kaydetti.

 

KIBRIS 01/02/05

 

Denktaş: Annan'ı göreve davet, aldatmacadır, sahtekarlıktır

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'dan yeni girişim yapması talebinde bulunmanın aldatmaca ve sahtekarlık olduğunu söyledi. Denktaş, Rum yönetiminin "meşru hükümet" olduğu iddiası ve Kıbrıs Türkü'nün de bunu kabul etmeme kararlılığı devam ettikçe bugüne kadar bulunamayan çözümün bundan sonra da bulunma ihtimalinin az olduğunu kaydetti.

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş dün bir kabulü öncesinde yaptığı açıklamada, gerek Kıbrıs Türk ve Rum taraflarından, gerek Türkiye'den bazı makamlar ile AB ve ABD temsilcilerinin BM genel sekreterine görüşmeleri başlatma çağrısında bulunmalarını eleştirdi.

Birlikte çalıştığı en vicdanlı ve hak-adalet terazisini dengede tutan genel sekreter olarak nitelediği Kofi Annan'ı aldatmaya kimsenin hakkı olmadığını söyleyen Denktaş, " 'Çözüm isteriz' diyerek ilkelerde anlaşmadan, karşılıklı vizyon birliğine varmadan BM genel sekreterini göreve davet aldatmacadır, sahtekarlıktır. Genel sekreterin prestijinin korunması gerekir. Bir dünya makamıdır. Bunu insafsızca aldatma hakkımız yok" dedi.

"BM'nin mandası belli"

Genel sekreterin 1964'ten kalma mandasının Makarios'un yıkmış olduğu cumhuriyet varmış gibi "Kıbrıs Cumhuriyeti"nin bağımsızlığını, egemenliğini ve toprak bütünlüğünü korumak kaydıyla iki cemaat arasındaki kavgayı halledip barıştırmak olduğuna dikkat çeken Denktaş, "Bu manda bu şekilde devam ettiği sürece Rumlar bunun arkasına saklanmıştır ve sahte Kıbrıs Cumhuriyeti unvanı altında Kıbrıs meselesini sırtlayıp istedikleri yere götürmek için uğraşıyorlar" dedi.

"Her iki taraf da çözüm diyor"

Cumhurbaşkanı Denktaş, Rumların bütün Kıbrıs'ın meşru hükümeti iddiasından vazgeçmeyip tüm dünyayı buna inandırmaları ve Kıbrıs Türkü'nü azınlık görmelerinden dolayı adada 40 yıldır bir çözüm bulunamadığını belirtti.

Denktaş, "Her iki taraf da çözüm demektedir. Ancak Rum'un çözümü bizim Rum'a azınlık olarak yamalanmamız, Rumların eski yerlerine dönmesi, yarı halkımızın göçmen olması, Türkiye'nin adadan çıkması, bağımsızlığımızın, egemenliğimizin ve devletimizin ortadan kalkmasıdır. Bizim istediğimiz ise bunların tam zıddıdır" dedi.

Denktaş, Kıbrıs Türkü'nün "Eşit egemenlikte, bağımsızlıkta, Rum'un kendisini temsil etme hakkı olmadığı konusunda, garantilerin devamında, mal mülk konusunun siyasi kararlarla halledilmesinde, iki kesimliliğin bozulmamasında, '63'ü tekrarlatmayacak kalıcı bir anlaşma için, iki devletin ortaklığı prensibinin kabulünde" ısrarlı olduğunu vurguladı.

"Uzlaşmanın adı konulmalı"

Cumhurbaşkanı Denktaş, uzlaşma isteyenlerin öncelikle uzlaşmanın adını koyması gerektiğine dikkat çekti. Denktaş, şöyle devam etti:

"Uzlaşma istiyoruz. KKTC'nin egemen halkı olarak uzlaşma istiyoruz. Kıbrıs'ta iki eşit self-determinasyon hakkı olan halktan biri olarak uzlaşma istiyoruz. Bunun temelinde iki eşit, egemen halk ve toprak muhakkak olmalıdır. Kalıcı çözüm budur. Gerisi 1960 anlaşmalarından daha zayıf, Rum'a bize son darbeyi vurma olanağı veren aldatmaca bir anlaşma olacaktır."

KKTC tapusunun yaptığı işlemleri kabul etmeden Rum'un eski tapusuna bakarak işlem yapmanın kargaşadan başka bir şey yaratmayacağını söyleyen Cumhurbaşkanı Denktaş, "Bireylerin 30-40 yıl birbirlerini mahkemelere sürüklemesi, tehdit etmesi, huzursuzluk yaratması barış değildir" dedi.

"Türklerin 'evet'i yanlış yorumlanıyor"

Cumhurbaşkanı Denktaş, Annan Planı'na evet denilmesinden dolayı bazı çevrelerin Kıbrıs Türkü'nün söz konusu prensiplerinden vazgeçtiği varsayımıyla hareket ettiğini söyledi.

Denktaş, "Evet diyenlere sorduğumuzda 'Ne münasebet. Biz azınlık olmayız, Rum bizim hükümetimiz olamaz ve biz sandık ki kurucu devletin içinde KKTC de var' diyor. Bazıları villalara kandı, bazıları ise gökten para yağacağını sandı" dedi.

Denktaş, Kıbrıs Türkü'nün referandumdaki iradesinin devletinden ve egemenliğinden vazgeçtiği şeklinde yorumlanmasının mümkün olmadığına işaret ederek bu varsayımla hareket ederek genel sekreteri aldatmaya kimsenin hakkı olmadığını belirtti.

"Çözüm bulunma ihtimali az"

Cumhurbaşkanı Denktaş, şöyle devam etti:

"Rum meşru hükümet olduğu iddiasını sürdürdükçe, bizim de bunu kabul etmeme kararlılığımız devam ettikçe çözüm bugüne kadar nasıl bulunamamışsa, bundan sonra da bulunması ihtimali azdır veya yoktur. Meğer ki teslim olalım. Teslim olmak niyetindeysek, halkımıza çıkıp söyleyeceğiz. Ey halk, biz artık vazgeçtik, teslim olacağız diyecekler."

Denktaş, "Bizim evet oylarımızı bu şekilde yorumlayanlara da cevap verme zamanıdır. Yeniden aldanmayalım. Yeniden hayaller peşinde koşarak bağımsızlığımızı, devletimizi açık eksiltmeye koyanların vaatlerine kulak vermeyelim, yabancıların söylediklerine bakmayalım" dedi. Denktaş ayrıca gençlere de "Bağımsızlığınızın değerini biliniz" çağrısı yaptı.

KIBRIS 01/02/05

 

Papadopulos: Türkiye, Gümrük Birliği'ni 3 Ekim'den önce imzalamalı

Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos, Türkiye'nin aralarında Kıbrıs Rum kesiminin de bulunduğu 10 yeni üyeyle Gümrük Birliği Anlaşması'nı, üyelik müzakerelerinin başlayacağı 3 Ekim'den önce imzalamak zorunda olduğunu yineledi.

Papadopulos, Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ile Başbakan Mehmet Ali Talat'ı da eleştirdi.

Kıbrıs Rum yönetimi lideri Papadopulos "Ankara, AB karşındaki yükümlülüklerini, Kıbrıs sorunuyla ilişkilendirmemelidir" dedi.

Rum lider, "Kıbrıs sorununa yön veren ülkeler, benim Annan Planı'nda Kıbrıs Rum halkının kaygılarını gidermeyi amaçlayan değişiklik önerilerimi biliyor" dedi.

"Talat, Kıbrıslı Türklerin lideri değil"

Başbakan Mehmet Ali Talat'ı da eleştiren Papadopulos, Talat'ın Kıbrıs Türk toplumunun lideri değil, sadece bir parti başkanı olduğunu söyledi.

Talat'ı, "Annan Planı'nın avukatı" diye niteleyen Papadopulos, "Annan Planı'nı Kıbrıs Türklerine hizmet ettiği için değil, ambargoların kaldırılması gibi tutulmayan sözler aldığı için var gücüyle destekliyor" dedi. Papadopulos, Başbakan Erdoğan'ın da çelişkili açıklamalar yaptığını söyledi.

Rum basını ne yazdı?

Fileleftheros gazetesine göre, Papadopulos Başbakan Mehmet Ali Talat'a sert yanıt verdi ve onu "Referandumda Annan Planı'nın Kıbrıs Türk toplumuna hizmet ettiğine inandığı için değil bazı vaatler aldığı için plana destek vermekle" suçladı.

Kıbrıslı Türklerin Annan Planı'na evet dediğiyle ilgili Başbakan Mehmet Ali Talat'ın demecini yorumlamasını isteyen Papadopulos "Sayın Talat ve de Türkiye'nin evet demede bir zorluğu, bir çekincesi yoktu. Çünkü diplomatik tanınma dışında -ki bunu ne isterler ne de mümkünü var- Burgenstock'taki görüşmelerde istisnasız istediklerinin tamamını elde ettiler. Bana etki yapan ve sorgulanmadan geçen bir husus var. Sayın Talat Kıbrıslı Türklerin referandumda evet demeleri için tutulmayan vaatler aldığını söylüyor. Ben şimdiye kadar Annan Planı'nın kendilerine hizmet etmesi açısından net seçenek olduğu için plana evet dediklerini biliyordum. Oylamanın arkasında vaatler satın alma da bulunduğunu ise bilmiyordum" diye konuştu.

"Kıbrıslı Rum ve Türklerin görüşmelerini destekliyor musunuz?" sorusuna ise, Papadopulos "Çok destekliyorum. Bütün temas ve görüşmeler yararlıdır. Tabii temaslarda ne dediğiniz ve onu nasıl söylediğiniz önemlidir" yanıtını verdi.

Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'ın demeçlerine ilişkin ise Papadopulos "Türkiye'nin AB'ye karşı yükümlülüklerinin Kıbrıs sorunuyla bağlantılı kılınmasının hata olacağını" da savundu "Türk başbakandan çok ve tamamen çelişkili demeçler verildiğini" iddia etti.

"Başbakan Erdoğan Gümrük Birliği Protokolü'nün imzalanması ışığında suları bulandırmaya mı çalışıyor?" sorusuna Papadopulos "Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne karşı yükümlülüklerini Kıbrıs sorununun çözümüyle bağlantılı kılmak hata olurdu" dedi.

Kıbrıs Rum tarafının Kıbrıs konusunda girişim üstlenmesi gerektiğiyle ilgili DİSİ Başkanı Nikos Anastasiadis'in görüşünü ise yorumlayan Papadopulos şunları söyledi:

"Şu anda bir diyalogun başlatılması için doğrudan ilgili taraflardan hiçbiri böyle bir niyet göstermediğinden Kıbrıs hükümeti Annan Planı'nda değişiklikler için özlü bir diyalogun başlatılmasının önkoşullarını oluşturmaya çalışıyor. Şayet sayın Anastasiadis sadece göstermelik değişikliklerle Annan Planı'nın uygulanmasının istenmesi gerektiğini kastediyorsa bu girişim değildir."

Gazeteye göre, Papadopulos ABD'nin yeni Atina büyükelçisi Charles Ries'in "Kathimerini'yi röportajını da yorumladı ve "Amerikalı ve İngilizlerin Kıbrıs Rum tarafının Annan Planı'nda ne değişiklikler istediğini bilmediğini ve kendisinden Annan Planı'nda istediği değişiklikleri bildirmesini istemesinin haksız ve bir dereceye kadar şüpheli bulduğunu" söyledi.

Papadopulos İngiltere Dışişleri Müsteşarı Mac. Shane'le arasında geçen bir olayı da örnek gösterdi, şöyle dedi:

"Mac Shane Kıbrıs ziyaretinde benimle görüşmesinde onun talebiyle Annan Planı'nda uygun gördüğüm değişiklikleri saydım. Ertesi günü Avam Kamarası'nda yaptığı konuşmada Kıbrıs hükümetinden istediği değişiklikler listesini almayı beklediklerini söyledi. Burada bizimkilerin de böyle bir sloganı nasıl ürettiklerine şaşıyorum."

Haravgi gazetesine göre, Papadopulos, Charles Ries'in Yunan gazetesine röportajını (Papadopulos Annan Planı'nda nelere karşı olduğunu açıklamalıdır) yorumlarken "Bu sadece ABD ve İngiltere'nin her zamanki tutumudur. Bu ısrar ise bazılarında intiba yaratıyor" şeklinde de konuştu.

Bu arada Tharos gazetesi, Anastasiadis'in karşı saldırıya geçerek Papadopulos ve Hristofyas'ı yanıtladığını yazdı.

Gazeteye göre, Anastasiadis "Biz görüşlerimizi 2 Ağustos'ta verdik. Partinin ne önerdiklerini isterlerse basına açıklasınlar. Annan Planı'nda bütünlüklü müzakere istiyorlarsa o zaman halkla alay ediyorlar" diye konuştu.

Anastasiadis 2 Şubat'taki ulusal konsey toplantısında her şeyin netleşeceğini de söyledi.

 

KIBRIS 01/02/05

 

Sekiz gün daha tutuklular

FALYALI, YILDIRIM VE ERİZ'E SEKİZ GÜN DAHA... Elmas, Zerrin ve Eylül Güzelyurtlu'nun öldürülmesi olayı ile ilgili olarak KKTC polisi tarafından cuma günü tutuklanan Mehmet Falyalı, Sabri Yıldırım ve Zafer Eriz'in soruşturma maksatlı tutukluluk süreleri dün sekiz gün daha uzatıldı

DİĞERLERİ DE BUGÜN MAHKEMEYE ÇIKIYOR... Güzelyurtlu cinayetleri ile ilgili daha önceden tutuklanan Mustafa Akmandor, Fikret Akmandor, Mustafa Çavga, Emin Özbeyit ve Hikmet Oruç bugün yeniden mahkemeye çıkarılacak

Güney Kıbrıs'ta 15 Ocak'ta işlenen ve Elmas, Zerrin ve Eylül Güzelyurtlu'nun öldürülmesiyle ilgili üçlü cinayet soruşturması çerçevesinde KKTC polisinin 28 Ocak'ta tutukladığı Ali Falyalı, Sabri Yıldırım ve Zafer Eriz'in tutukluluk süreleri, soruşturma maksatlı olarak dün sekiz gün daha uzatıldı.

Daha önce, Mehmet Güzelyurtlu'nun Lefkoşa'daki döviz bürosuna 6 Ocak'ta Mustafa Akmandor, Fikret Akmandor, Mustafa Çavga, Emin Özbeyit ve Hikmet Oruç ile birlikte giderek Mehmet Güzelyurtlu ve ailesini öldürmekle tehdit ettikleri, cinayet gecesi de diğer zanlılarla birlikte oldukları iddia edilen Ali Falyalı, Sabri Yıldırım ve Zafer Eriz hakkında polis dün mahkemede yeni bir iddia ortaya koymazken, cinayetle ilgili başlatılan soruşturmanın devam ettiğini belirtmekle yetindi.

Ali Falyalı, Sabri Yıldırım ve Zafer Eriz aleyhine cuma günü alınan üç gün tutukluluk süresinin dolması nedeniyle zanlılar dün yeniden Lefkoşa Kaza Mahkemesi'ne çıkarıldı.

Elmas Güzelyurtlu, Zerrin Güzelyurtlu ve Eylül Güzelyurtlu'nun 15 Ocak'ta Güney Kıbrıs'taki evlerinden kaçırılarak, Larnaka-Lefkoşa arasındaki 3 Şehitler Anayolu'nda başlarına birer kurşun sıkılarak öldürülmeleri olayı ile ilgili KKTC'de yürütülen soruşturmayı yürüten, Polis Genel Müdürlüğü Adli Polis Bölüm Müdürlüğü'nde görevli başmüfettiş Hasan Esenboğa, dün savcı Sarper Altıncık'ın tanığı olarak yeniden mahkemeye şahadet sundu.

Başmüfettiş Hasan Esenboğa, şahadetinde, zanlıların 15 Ocak'ta işlenen üçlü cinayetle ilgili olduklarını belirterek, başlatılan tahkikatın henüz tamamlanmadığını, bu çerçevede alınacak ifadelerin ve aranan emarelerin bulunduğunu belirterek, tahkikatın salimen yürütülebilmesi için süreye ihtiyaç duyduklarını söyledi ve her üç zanlı için de sekizer gün daha tutukluluk emri talep etti.

Dünkü celsede Ali Falyalı ve Sabri Yıldırım'ı savunan avukat Şifa Kırmızıgil ve Zafer Eriz'in savunmasını avukat Hüseyin Malyalı adına avukat Erdaş Erbilen, müvekkilleri adına talep edilen tutukluluk süresine itirazlarının olmadığını beyan etmeleri üzerine, yargıç Peri Hakkı, cinayetlerle ilgili başlatılan polis soruşturmasının salimen yürütülebilmesi için Ali Falyalı, Sabri Yıldırım ve Zafer Eriz'in sekizer gün daha poliste tutuklu kalmalarına emir verdi.

Diğerleri de bugün mahkemeye çıkacak

Elmas Güzelyurtlu, Zerrin Güzelyurtlu ve Eylül Güzelyurtlu'yu öldürmek suçundan aleyhlerine başlatılan polis soruşturması çerçevesinde daha önceden tutuklanan Mustafa Akmandor, Fikret Akmandor, Mustafa Çavga, Emin Özbeyit ve Hikmet Oruç, bugün yeniden mahkeme huzuruna çıkarılacak.

KIBRIS 01/02/05

 

Şubat sonuna kadar süre

 

Avrupa Birliği Komisyonu, Ankara’nın, Gümrük Birliği anlaşmasının, Rum Kesimi’ni de kapsayacak şekilde genişletilmesini öngören protokolü Şubat sonuna kadar parafe etmesini istedi.

 

NTV

 

 

2 Şubat 2005— Ankara’ya bu talepi içeren bir mektup ileten Komisyon, protokolün başlamasına kadar başka adımların da atılacağını bildirdi.

Kıbrıs’ta Rum ve Türk yetkililerle temaslarda bulunan AB Komisyonu’nun genişlemeden sorumlu genel direktörü Leopold Maurer, bu amaçla Ankara’ya bir mektup ilettiklerini açıkladı.
       3 Ekim’den önce Türkiye’nin protokolü imzaması gerektiğini hatırlatan Maurer, genişlemeden sorumlu genel müdürlük olarak, Türkiye’nin protokolü paraf etmesini istediklerini kaydetti. “Bu bir ilk adım” diyen Maurer, ardından da protokolün başlamasına kadar başka adımlar olacak” ifadesini kullandı.
       

 

Serdar Denktaş'tan barış girişimi


2 Şubat, 2005 16:26:00 (TSİ) CNN TURK

 

KKTC Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş, diyalog başlatmak için Rum liderliğiyle temasa geçeceğini, yeni tur müzakerelerin mayısta başlayabileceğini söyledi.

Serdar Denktaş, Yeşil Hat Tüzüğü konusunda temaslarda bulunmak üzere dün akşam Güney Kıbrıs'a gelen AB Komisyonu'nun Güney Kıbrıs ile üyelik sonrası görüşmelerini sürdüren ekibin başkanı ve genişlemeden sorumlu genel direktör Leopold Maurer ile görüştü.

''Tüzükler konusunda ilerleme şart''

Maurer ile Lefkoşa'da biraraya gelen Serdar Denktaş, Yeşil Hat Tüzüğü, Direkt Mali Yardım Tüzüğü ve Direkt Ticaret Tüzüğü konularında ilerleme sağlanması beklentisi içinde olduklarını belirtti.

Söz konusu tüzüklerin işleyişiyle ilgili teknik sorunların aşılması gerektiğini ifade eden Denktaş, Maurer'in Rum yetkililerle tüzükler konusunda yapacağı görüşmelerde bu sorunun çözüme kavuşturulması dileğinde bulundu.

"AB'de 24.5 üye var"

Serdar Denktaş, ''Tteknik zorluklar ve teknik formaliteler halledilmelidir. Avrupa Birliği'nde şu anda 25 değil, 24.5 üye vardır ve bu hepimiz için de bir sorundur. Bunu gerçek anlamda 25 üye yapmak istiyoruz. Biz buna böyle bakıyoruz, konuyu böyle görüyoruz. Umarız ki Rum halkı, Kıbrıs Türklerinin bu adada eşit ortak olduğu, bu adanın diğer sahibi olduğu gerçeğini anlarlar'' diye konuştu.

''Türkiye Rumlar için tehdit değil, büyük fırsattır"

'Rum liderliğiyle halkının, Türkiye ile varolan sorunlarını gerçekten çözmek istemeleri halinde, bunun tek yolunun, Kıbrıslı Türklerle müzakere masasına oturarak, adadaki siyasi sorunu çözmek olduğunu' kaydeden Denktaş, ''işte bu noktadan sonra Rumlar, Türkiye'nin kendileri için tehdit değil, büyük bir fırsat olduğunu göreceklerdir'' dedi.

"Arzumuz belirsizlikten kurtulmak"

Serdar Denktaş, Kıbrıslı Türklerin arzusunun, son 40 yıldır içinde bulundukları belirsizlikten kurtulmak ve çocuklarının geleceğini planlayabilecek bir ortamı yaratmak olduğunu söyledi. Mayıs ayında yeni tur müzakerelerin başlayabileceğini ifade eden Serdar Denktaş, ''eğer yeni tur görüşmeler başlayabilirse, Rum tarafı bizimle masaya gelmeye motive edilebilirse, sanırım bu kez üzerinde yoğunlaşmamız gereken, daha önce ne yaptığımız, neleri tartıştığımız değil, sorunu çözüme kavuşturmak olacaktır.'' şeklinde konuştu.

Maurer'den destek

Leopold Maurer de 17 aralıkta yapıla Brüksel zirvesinde Türkiye'ye müzakere tarihi verilmesinin AB tarafından alınan büyük bir karar olduğunu ve bu olumlu gelişmenin Kıbrıs konusunda yeni bir fırsat penceresi açılmasına katkı sağlamasını umut ettiklerini söyledi. Leopold Maurer, Kıbrıs'taki temasları çerçevesinde, bugün BM BarışGücü Misyon Şefi ve BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Zbigniew Wlosowicz ile de biraraya geldi.

 

Güzelyurtlu cinayetinde Rum yönetimi delilleri vermiyor


      KKTC Başbakan Mehmet Ali Talat, Güney Kıbrıs'taki Güzelyurtlu ailesi cinayeti konusunda elindeki delilleri gizleyerek KKTC polisine vermeyi reddeden Rum yönetiminin uluslararası suç işlediğini söyledi.
      Başbakan Talat, ''Rum yönetimi elinde kanıtlar olduğunu söylüyor ve bu kanıtları saklıyor. Kanıtları saklayarak da suçluları koruyor. Bu ahlaki anlamda bir sorunken, aynı zamanda uluslararası anlamda da bir devletin delil saklaması kategorisine girer ve delilleri saklayarak suçlulara destek olmak anlamına gelir'' dedi.
      Trafik Kazalarını Önleme Derneği heyetini kabulü sırasında gazetecilerin konuyla ilgili sorusunu yanıtlayan Başbakan Talat, ''Rum yönetiminin eğer elinde delil varsa, Türk polisine gayrı resmi kanallardan da olsa vermek durumunda olduğunu'' belirtti.
      Talat, ''Eğer Türk mahkemesi zanlıların suçluluğu kanaatine varırsa elbette ki ona uygun bir yargılama prosedürü ortaya koyacak, örneğin yargılamanın tutuklu olmasına karar verecek ve süreç başlayacaktır'' dedi.
      Bu süreç içerisinde siyasi olarak bir diyalog ortaya çıkar ve yasal düzenlemelere gidilirse durumun değişebileceğine işaret eden Başbakan Talat şöyle konuştu:
      ''Çünkü kapılar açıldıktan sonra çok ciddi sorunlarla karşı karşıya kaldık ve kalacağız. Uyuşturucu kaçakçılıkları her gün yaşanıyor. Güney Kıbrıs'ta tutuklanıyor, Kuzey Kıbrıs'ta tutuklanıyor. Uyuşturucunun kaynağı kuzeyde olabilir, güneyde tutuklanırlar, Rum yönetimi kaynağa ulaşamaz. Halbuki kaynağa da ulaşmak lazım. Aynı şey bizim için de olabilir. Bütün bu konularda belki bir anlayış birliğine varırız ve karşılıklı olarak işbirliğiyle bu işi yürütürüz. Halbuki Rum yönetimi bütün bu ilişkilerden kaçınıyor ve hiç hakkı olmadığı halde, şu anda geçerli olduğunu iddia ettiği, kabul ettiği 'Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası'na göre yargılama yetkisi kendisinde olmamasına rağmen zanlıları istiyor. Halbuki doğru olan 'Hem maktul, hem de zanlıların tümünün Türk olduğu bu olayda yargılama Türk mahkemelerinde ve Türk hakimler önünde olur' amir hükmüne uygun hareket edilmesi.'' ''Rum yönetiminin, 'Türk tarafı zanlıları veriyor' gibi spekülasyonları bir tarafa bırakmasını ve cinayet gibi önemli bir suçta delilleri saklayarak uluslararası anlamda bir suç işlemekten vazgeçmesini'' isteyen Talat, KKTC'de tutuklu bulunan cinayet zanlılarının Güney Kıbrıs'a verilmesinin söz konusu olmadığını vurguladı.
      İşbirliği yapmanın tanıma anlamına gelmediğine işaret eden Talat, ortada bir cinayet olduğunu ve anlayış birliğine varmak gerektiğini kaydetti.
     
     ''PAPADOPULOS HER ŞEYDEN KAÇIYOR''

      Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos'a görüşme çağrısı yaptığını ve reddedildiğini anımsatan Talat, şunları söyledi:
      ''Madem ki Birleşmiş Milletler çerçevesinde bir çözüme hazır değil, çözüm istemiyor, zorla onu ben de çözüme çekemem. Bari günlük olaylardaki sorunlarımızı çözebilmek için bir araya gelelim dedik. Onu da kabul etmiyor. Her şeyden kaçıyor, basit bir suç olayında bile bizimle işbirliği yapmak istemiyor. Bu olabilecek bir şey değildir ve uluslararası anlamda suçu saklıyor ve örtüyor. Bu Avrupa Birliği üyesi bir ülke.'' İngiltere'nin KKTC'yi tanımadığı halde bir cinayetin aydınlatılması için bütün delilleri ve delillerin tanıklarını KKTC'ye göndererek sanığın mahkum edilmesini sağladığını hatırlatan Talat, buna karşın İngiltere'nin hala daha Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ni tanımadığını kaydetti.
      Konu hakkındaki girişimlerini AB ve BM nezdinde yürütmeye devam ettiklerini belirten Talat, ''Ancak şu ana kadar Rum tarafından en küçük bir işbirliği belirtisi henüz gelmiş değildir'' dedi.

MILLIYET 02/02/05

 

Papadopulos'un Talat'la masaya oturma niyeti yok

PAPADOPULOS: TALAT'IN GÖSTERİŞE YÖNELİK TAKTİĞİNİ İZLEMEYECEĞİM...

Rum yönetimi başkanı Tasos Papadopulos, Kıbrıs Rum tarafının BM gözetiminde müzakerelere hazır olduğunu söyledi. Papadopulos, "her türlü görüşmenin faydalı olduğunu ancak Talat'ın gösterişe yönelik taktiğini izlemeyeceğini" belirtti

HRİSTOFYAS: TALAT'LA HER ZAMAN HER YERDE GÖRÜŞMEYE HAZIRIM... Rum meclisi başkanı ve AKEL Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas, Mehmet Ali Talat'la her zaman her yerde görüşmeye hazır olduğunu ancak bu görüşmenin Kıbrıs'ta olmasını tercih ettiğini ifade etti

TALAT: PAPADOPULOS, KIBRISLI TÜRKLERLE YETKİ PAYLAŞIMINI İSTEMİYOR... Başbakan Talat, Rum yönetimi başkanı Papadopulos'la görüşmeye hazır olduğunu ve şimdi bir çözüm bulunmazsa gelecekte durumların çok daha zor olacağını söyleyerek, Papadopulos'un Kıbrıslı Türklerle yetki paylaşımına gitmek istemediğini söyledi

 

Başbakan Mehmet Ali Talat'ın Rum yönetimi başkanı Tasos Papadopulos'la görüşme çağrısını yinelediği, ancak, Papadopulos'un bir kez daha "OHİ" dediği bildirildi.

Talat'la sadece Kıbrıs Rum tarafının BM gözetiminde müzakerelere hazır olduğunu yineleyen Papadopulos, "her türlü görüşmenin faydalı olduğunu ancak Talat'ın gösterişe yönelik taktiğini izlemeyeceğini" belirtti.

Öte yandan Rum Meclisi Başkanı ve AKEL Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas, Mehmet Ali Talat'la her zaman her yerde görüşmeye hazır olduğunu, ancak bu görüşmenin Kıbrıs'ta olmasını tercih ettiğini ifade etti.

Papadopulos: BM

gözetiminde görüşürüm

Rum radyosunun haberine göre Papadopulos, Başbakan Mehmet Ali Talat'ın "Papadopulos'la görüşmeye hazır olduğu ve bu görüşmede Annan Planı'nın yanı sıra Limasol'da Kıbrıs Türk okulu açılması ve ticaret konularının görüşülebileceği" şeklinde Rum radyo televizyon kanalına yapmış olduğu açıklamayı yorumladı.

Papadopulos, "Rum hükümetinin Limasol'da Türk okulu açılmasına ilişkin kararını uzun zaman önce almış olduğunu ve Talat'ın bu konuya işaret etmesine gerek olmadığını" söyledi.

Papadopulos, "Ticarete ilişkin konuların ise AB'de görüşülmekte olduğunu" ifade ederken, şu anda Talat ile görüşmekte bir fayda görüp görmediği şeklindeki bir soruya karşılık "her türlü görüşmenin faydalı olduğunu ancak Sn. Talat'ın gösterişe yönelik taktiğini izlemeyeceğini" belirtti.

Öte yandan Rum Meclisi Başkanı ve AKEL Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas, Mehmet Ali Talat'la her zaman her yerde görüşmeye hazır olduğunu ancak bu görüşmenin Kıbrıs'ta olmasını tercih ettiğini ifade etti.

Habere göre Hristofyas, "Görüşme zamanını belirlemenin Talat'a kalmış bir şey olduğunu" kaydetti.

Talat: Papadopulos, yetki

paylaşımına gitmek istemiyor

Politis gazetesi, Rum devlet radyo-TV'si PIK'a konuşan Başbakan Talat'ın Papadopulos'la görüşmeye hazır olduğunu ve şimdi bir çözüm bulunmazsa gelecekte durumların çok daha zor olacağını söylediğini, Papadopulos'u Kıbrıs Türklerle yetki paylaşımına gitmek istememekle suçladığını da yazdı.

Gazeteye göre Papadopulos'un Annan Planı'nda ne gibi değişiklikler istediğini bilmediğini söyleyen Başbakan Talat, AKEL Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas'la da görüşmeyi arzuladığını belirtti. Başbakan Talat, görüşmenin KKTC'de olmasına karar verilmesi halinde, Hristofyas'ın barikatta herhangi bir muameleye tabii tutulmayacağını da söyledi.

Haberde, Rum sözcü Kipros Hrisostomidis'in Başbakan Talat'ın Papadopulos'la görüşme isteğiyle ilgili olarak, "Papadopulos'un böyle bir görüşme için bir neden görmediği mesajı gönderdiğine" de yer verildi.

Gazeteye göre Hrisostomidis, güneyle ticaret konusundaki Başbakan Talat'a eleştirilerde de bulundu, Kıbrıs Rum tarafının BM çerçevesinde görüşme sürecine hazır olduğunu iddia etti.

Haravgi gazetesi, "Talat Papadopulos ve Hristofyas'la Görüşmeye Hazırdır" başlığını kullanırken, Alithia gazetesi haberi, "Talat'tan Açık Davetler... Hristofyas ve Tasos'la Görüşmeye Hazır Olduğunu Açıklıyor" başlığıyla yansıttı.

Gazete Başbakan Talat'ın, PIK'a açıklamalarına yer verirken, Rum sözcü Kipros Hrisostomidis'in, daha önce davranarak, Papadopulos'un Talat'la görüşme ihtimaline olumsuz yanıt verdiğine de dikkat çekti.

Gazeteye göre Hrisostomidis, Talat'ı siyasi avantaj elde etmeye çalışmakla suçlayarak şöyle dedi:

"Şu anda herhangi bir görüşme için bir neden görmüyorum. Hele de Sayın Talat'ın siyasi avantaj elde etmeye çalıştığı bir sırada. Sayın Talat iki toplum arasında işbirliği ve uzlaşmaya yardımcı olacak tedbirlerin uygulanmasında da sürekli retçi tavır sergilemektedir."

Mahi gazetesi haberini, "Talat, Papadopulos ve Hristofyas'la Görüşmeye Hazır" başlığıyla yayınladı. Cyprus Mail haberi manşetine taşıdı ve "Talat Cumhurbaşkanıyla Görüşme Çabası İçerisinde" başlığını kullandı.

Fileleftheros gazetesine göre, Rum sözcü Kipros Hrisostomidis, Talat'a suçlamalarında şunları da iddia etti:

"Hükümet Kıbrıs Türklerine 259 milyon euroluk yardımın verilmesi konusunda epey zaman önce mutabakat sağladı. Konu ilerlemedi; çünkü sahte başbakan siyasi yarar elde etmek için mali tüzüğün doğrudan ticaretle bağlantılı kılınmasında ısrar ediyor. Hükümet ise doğrudan ticareti reddediyor. Hükümet işbirliği ve ticari ilişkilerin sürdürülmesi için elinden geleni yaptı. Sayın Talat ise bu işbirliğinin istenilen seviyeye çıkarılmasını istemiyor."

KIBRIS 02/02/05

 

Papadopulos, öncelikle BM genel sekreterini ikna etmeli

Anıl IŞIK

Başbakan Mehmet Ali Talat, Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un "Birleşmiş Milletler (BM) gözetiminde Kıbrıs sorunuyla ilgili müzakerelere hazır olduğu" yönündeki ifadesinin, Papadopulos'un BM genel sekreterini ikna etmesi halinde bir anlam ifade edeceğini söyledi.

Talat, Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos'un BM çerçevesinde müzakerelere hazır olduğu yönündeki açıklamasıyla ilgili değerlendirmede bulundu.

Papadopulos'un görüşme sürecini başlatmak üzere öncelikle BM genel sekreterini ikna etmesi gerektiğini ifade eden Talat, BM genel sekreterinin sorunun çözüleceğinden emin olmadan böyle bir maceraya atılmayacağını ifade ettiğini anımsattı.

"Papadopulos'un tezlerine

destek vermek tehlikeli"

Başbakan Mehmet Ali Talat, Papadopulos'u çözüme motive etmek, onun tezlerine destek vermenin son derece tehlikeli olduğunu söyledi.

Başbakan Talat, Avrupa Parlamentosu Dış İlişkiler Komitesi tarafından hazırlanan ve AP Genel Kurulu'nda kabul edilen, "AP, Türk yetkililerini BM kararları çerçevesinde kuvvetlerini belirli bir program çerçevesinde erken geri çekmeye çağırır. Bu, kalıcı bir çözümü hazırlamak için gerekli adımı teşkil edecektir" denilen kararı da değerlendirdi.

Talat, şöyle konuştu:

"Türk askeri anlaşmada öngörülen seviyeye indirilecekti. Kıbrıs sorunu çözümlenmediğine göre Kıbrıs sorununu adada bulunan asker sorununa indirgememek gerekiyor ve Rum tarafının, çözümün sonuçlarına, 'çözüme hayır' diyerek ulaşmasına taviz vermemek gerekiyor. Bu sebeple AP, kendisinin de desteklediği bir çözüme 'hayır' diyen tarafa bu şekilde destek vermesi anlaşılır bir yaklaşım değildir. Sadece Rum yönetimini çözümsüzlük konusunda cesaretlendirmeye yarar. Papadopulos'u çözüme motive etmek için onun tezlerine destek vermek son derece tehlikelidir.

"Limasol'daki Türk okulunun

açılmasına niye izin verilmiyor?"

Papadopulos'un, "Rum hükümetinin, Limasol'da Türk okulu açılmasına ilişkin kararını uzun zaman önce almış olduğunu ve Talat'ın bu konuya işaret etmesine gerek olmadığı" yönündeki ifadesine ilişkin açıklamada bulunan Talat, "Eğer Rum hükümeti çok önceden karar almışsa okulu niye açmıyor? Niye açılmasına izin verilmiyor?" diye sordu.

Talat, Limasol'daki Türk okulunun, Karpaz'daki Rum okullarıyla aynı statüde açılacağının bilinmesi gerektiğine işaret ederek, "Eğer Karpaz'daki Rum okulunu, Rum tarafı yürütüyorsa, Limasol'daki Türk okulunu da Türk tarafı yürütecektir. Bu açıdan Rum hükümetinin, okulu açma kararı alması bir anlam ifade etmez. Kaldı ki eğer böyle bir karar almışsa hâlâ uygulamıyor" diye konuştu

Talat, "Rum yönetiminin karar almasını değil, okulun açılmasına imkan yaratmasını istiyoruz" dedi.

"Vaatler aldığımız iddiaları gerçek dışı"

Papadopulos'un dün, "Talat'ın, Annan Planı'nı Kıbrıs Türklerinin çıkarlarını hizmet ettiği için değil, belli vaatler aldığı için desteklediği" yönündeki açıklamasını değerlendirilmesinin istenmesi üzerine Talat, bunun gerçek dışı oluğunu ve çözümün dışındaki bir görüşle planı desteklemediklerini ifade ederek, "bize ne el altından, ne de açıkça herhangi bir vaatte bulunulmadı" dedi.

Talat şöyle konuştu:

"Çözüm istemeyen çevreler hem kuzeyde hem de güneyde aynı argümanları öne sürüyorlar. Papadopulos'da aynı iddiayı söylemeye başladı. Bu bizim açımızdan yeni bir argüman değil. Bundan öncede bir çok kez duyduk. Bu gerçek dışıdır. Herhangi bir şekilde çözümün bize getirecekleri dışında bir görüşle çözüm istemedik. Biz doğrudan doğruya çözümün, hem Türk hem Rum toplumuna getireceklerini düşünerek 'evet' dedik, evet kampanyası yürüttük. Bize ne el altından ne de açıkça herhangi bir farklı vaatte bulunulmadı."

"Biz görüşmeye hazırız"

AKEL'in CTP ile görüşmeye hazır olduğu yönündeki açıklamasıyla ilgili olarak da değerlendirmede bulunan Talat, "Kıbrıs Türk ve Rum siyasi partileri arasındaki temasların devam ettiğine işaret ederek AKEL ile görüşürüz" dedi.

Talat, konuşmasına şöyle devam etti:

"Bu görüşmelerin çözüm sürecine yeni bir ivme kazandırıp kazandırmayacağıyla ilgili olarak Talat, bu görüşmelerin yeni bir ivme katacağını sanmıyorum. Bizim Kıbrıs Rum siyasi partilerle görüşmekten geri durduğumuz olmadı. Bu görüşmenin yeni bir şey kazandıracağını sanmıyorum. Şu an halen görüşmeler devam ediyor."

KIBRIS 02/02/05

 

Kıbrıs Türkü'nden geri adım yok

KIBRIS'ın KADEM'e yaptırdığı ankette, Annan Planı ile ilgili çarpıcı sonuç:

"EVET"LER YERİNDE... KADEM'in 19-27 Ocak 2005 tarihlerinde yaptığı kamuoyu araştırmasına göre, Kıbrıs Türk halkı, Annan Planı'nın olduğu şekliyle yeniden referanduma sunulması halinde yeniden "evet" diyeceğini söyledi. Geçen yaklaşık dokuz aylık süreçte "çözüm ve AB" iradesinden geri adım atmadığı anlaşılan Kıbrıs Türkü, mevcut haliyle Annan Planı'na yüzde 61.3 oranında "evet" diyor. 24 Nisan referandumunda Kıbrıs Türkü, Annan Planı'na yüzde 64.91 oranında "evet" demişti

"HAYIR" CEPHESİNDE DE DEĞİŞİKLİK YOK... KADEM anketi, 24 Nisan referandumunda Annan Planı'na "hayır" diyen ret cephesinde de herhangi bir değişiklik olmadığını gösteriyor. 24 Nisan'da yapılan referandumda Annan Planı'na yüzde 35.09 oranında "hayır" oyu verenlerin oranında da pek bir değişiklik göze çarpmıyor. Planın mevcut haliyle bir kez daha referanduma götürülmesi halinde "hayır" diyeceklerin oranı yüzde 34

KARARSIZLAR % 4.7... Kıbrıs'ta Türk ve Rum halklarının yanı sıra dünya kamuoyunu da yakından ilgilendiren eş zamanlı tarihi referandumların üzerinden geçen yaklaşık dokuz aylık süreçte, Kıbrıs Türk tarafında yüzde 4.7'lik bir kararsız kitle oluştu. Bu kitle, Annan Planı'na mevcut şekliyle yeniden referanduma sunulması halinde ne yönde oy vereceği konusunda görüş beyan etmedi

EN YÜKSEK "EVET" GÜZELYURT'TAN... Annan Planı'nın ortaya çıktığı günden itibaren sergilediği irade ile bütün dünyanın ilgi odağı olan Güzelyurt, "çözüm ve AB" iradesinden bir şey kaybetmedi, aksine desteğini daha da artırdı. Ankete göre, Annan Planı'nın mevcut şekline en yüksek "evet" Güzelyurt'tan çıktı. Güzelyurtlular mevcut haliyle Annan Planı'na olan desteğini yüzde 64.21'den yüzde 66.3'e çıkardı

 

Kıbrıs'ta 40 yıldır uygulanan"çözümsüzlük çözümdür" politikasının iflasını bütün dünyaya gösteren tarihi 24 Nisan referandumunda çözüm ve Avrupa Birliği (AB) yönünde irade sergileyip ezici bir çoğunlukla Annan Planı'na "evet" diyen Kıbrıs Türk halkı, bu iradesinin ardında duruyor.

24 Nisan'da her ne kadar da Kıbrıs Rum halkının güçlü "hayır"ı yüzünden çözüm ve barışın gelemediği adamızda Kıbrıs Türkü, "çözüm ve AB" yönündeki kararlılığını aynen sürdürüyor. Rum'un "hayır"ı sayesinde Kıbrıs sorunu çözümsüz kalsa da Kıbrıs Türkü çözümden ve barıştan yana olan tavrından geri adım atmıyor.

KIBRIS'ın, Kıbrıs Toplumsal Araştırmalar ve Eğitim Danışmanlık Merkezi'ne (KADEM), 19-27 Ocak 2005 tarihleri arasında yaptırdığı kamuoyu araştırmasında, 20 Şubat seçimlerine yönelik partilerin durumu ve seçmenin eğiliminin yanı sıra Annan Planı ile ilgili halkın nabzı yeniden yoklandı.

KADEM anketine göre, 24 Nisan'da yapılan tarihi referandumda Annan Planı'na ezici bir çoğunlukla "evet" diyerek dünyaya "çözüm ve AB" istediğini ispatlayan Kıbrıs Türkü, hâlâ "evet"inin ardında duruyor.

İradesinde hiçbir değişiklik gözlenmeyen Kıbrıs Türkü, Annan Planı'nın olduğu şekliyle yeniden referanduma sunulması halinde yeniden "evet" diyeceğini söyledi.

Geçen yaklaşık dokuz aylık süreçte "çözüm ve AB" iradesinden geri adım atmadığı anlaşılan Kıbrıs Türkü mevcut haliyle Annan Planı'na yüzde 61.3 oranında "evet" diyor. 24 Nisan referandumunda Kıbrıs Türkü, Annan Planı'na yüzde 64.91 oranında "evet" demişti.

24 Nisan referandumunda Annan Planı'na "hayır" diyen ret cephesinde de herhangi bir değişiklik gözlenmiyor. Referandumda Annan Planı'na yüzde 35.09 oranında "hayır" oyu verenlerin oranında da pek bir değişiklik göze çarpmıyor. Planın mevcut haliyle bir kez daha referanduma götürülmesi halinde "hayır" diyeceklerin oranı yüzde 34.

Ancak bu süreçte Kıbrıs Türk tarafında yüzde 4.7'lik bir kararsız kitle oluştu. Bu kitle, Annan Planı'na, mevcut şekliyle yeniden referanduma sunulması halinde ne yönde oy vereceği konusunda görüş beyan etmedi.

Hatırlanacağı gibi ilk kez gündeme geldiği 11 Kasım 2002 tarihinden sonra Kıbrıs Türk tarafında iki yıl boyunca geceli gündüzlü yoğun tartışmalara yol açan Annan Planı ile ilgili Kıbrıs Türkü, tarihi mitingler düzenlemiş ve Annan Planı'na destek verdiğini, hem Kıbrıs'ın iki tarafındaki "ret" cephesine hem de dünyaya duyurmuştu.

Beş kez değişikliğe uğradıktan sonra 24 Nisan'da Kıbrıs'ın her iki tarafında referanduma sunulan Annan Planı'na Kıbrıs Türk tarafı ezici bir çoğunlukla "evet" derken, Rum tarafı güçlü bir "hayır"la çözümün önüne geçmişti.

Referandum sonuçları Kıbrıs'ın kuzeyinde buruk bir sevinçle karşılanırken, retçi Rumlar güneyde "hayır" sonucu için sokaklara dökülerek kutlamalar yapmıştı.

Kıbrıslı Türkler referandumda Annan Planı temelindeki çözüm ve AB üyeliğine yüzde 64.91 oranında "evet" oyu kullanmış, ancak Rum halkı aynı plana, yüzde 75.83 oranında "hayır" iradesi sergilemişti.

Referandum sonuçlarına göre, Kıbrıslı Türklerin çözüm yolunda ortaya koyduğu büyük irade AB üyeliğine yetmezken, Rum halkının bu yöndeki iradesizliği AB üyeliğiyle ödüllendirilmiş oldu.

Oysa Annan Planı'na göre çözüm ve AB üyeliği için her iki taraftan da "evet" çıkması gerekiyordu.

 

Güzelyurt yine ilk sırada

KADEM araştırmasına göre, bütün ilçelerde Annan Planı'na olan destek aynen sürüyor.

"Annan Planı mevcut haliyle yeniden referanduma sunulursa ne yönde oy kullanmayı düşünüyorsunuz?"sorusuna ilçelerden gelen yanıtlarda, en ilginç durumu yine Güzelyurt sergiliyor.

Annan Planı'nın ortaya çıktığı günden itibaren sergilediği çözüm ve AB iradesi ile ilgi bütün dünyanın ilgi odağı haline gelen Güzelyurt'un bu iradesinden hiçbir şey kaybetmediği, hatta plana desteğinin birkaç puan arttığı görülüyor.

Ankete göre, Annan Planı'nın mevcut şekline en yüksek "evet" Güzelyurt'tan çıktı. Referandumda plana yüzde 70.74'le en yüksek oranda "evet" diyen Lefkoşa'dan sonra yüzde 64.21 ile ikinci en yüksek "evet"e imza atan Güzelyurt, şimdi ilk sırada. Güzelyurtlular mevcut haliyle Annan Planı'na yüzde 66.3 oranında "evet" diyor.

Bir başka deyişle Güzelyurtlular, mevcut haliyle Annan Planı'na olan desteğini yüzde 64.21'den yüzde 66.3'e çıkardı.

 

Diğer ilçelerdeki durum

Annan Planı'nın olduğu şekline desteğini daha da artıran Güzelyurt'tan sonra en yüksek "evet" Mağusa'dan yükseliyor.

Mağusalılar Annan Planı'na yüzde 64.7 oranında destek verirken, Lefkoşa'da bu oran yüzde 63.6, İskele'de yüzde 53.9 ve Girne'de de yüzde 53.2 olarak karşımıza çıkıyor.

Burada ilginç bir başka durum da göze çarpıyor.

24 Nisan referandumunda plana yüzde 63 oranında "evet" diyen Girnelilerde ise 10 puanlık bir gerileme dikkat çekiyor.

Her ne kadar da Annan Planı'na olan desteğini yüzde 53.2 oranında sürdüren Girne'de, 24 Nisan referandumunda yüzde 63 oranında evet çıkmıştı.

24 Nisan'daki referandum sonuçları

24 Nisan'da yapılan referandumda ilçelerde elde edilen sonuçlara bakıldığı zaman, en yüksek "evet" oyu başkent Lefkoşa'dan gelmişti.

Annan Planı temelinde çözüm ve AB üyeliğine yüzde 70.74 oranında "evet" diyen Lefkoşa'yı, yüzde 64.21 ile Güzelyurt izlemişti.

Plana Mağusa'dan yüzde 63.23, Girne'den yüzde 63, İskele'den de yüzde 55.14 "evet" oyu kullanılmıştı.

 

Tablolar

A) Annan Planı olduğu şekli ile tekrardan referanduma sunulsa ne yönde oy kullanmayı düşünüyorsunuz? (Ülke geneli)

Tercih %

Evet 61.3

Hayır 34

Fikir yok/kararsız 4.7

 

B) 24 Nisan referandumu sonuçları (ülke geneli)

Tercih %

Evet 64.91

Hayır 35.09

 

 

 

 

 

A- Annan Planı olduğu şekli ile tekrardan referanduma sunulsa ne yönde oy kullanmayı düşünüyorsunuz? (İlçelere göre) (%)

Tercih Lefkoşa Mağusa Girne Güzelyurt İskele Toplam

Evet 63.6 64.7 53.2 66.3 53.9 61.3

Hayır 28.6 34.2 37.7 30.3 45.5 34.0

Fikir yok/kararsız 7.8 1.4 9.1 3.3 0.6 4.7

 

B- 24 Nisan referandumu sonuçları (ilçelere göre) (%)

Tercih Lefkoşa Mağusa Girne Güzelyurt İskele

Evet 70.74 63.23 63 64.21 55.14

Hayır 29.26 36.77 37 35.79 44.86

Annan Planı olduğu şekliyle tekrardan referanduma sunulursa ne yönde oy kullanmayı düşünüyorsunuz? (Yaş dilimlerine göre) (%)

Tercih 18-24 25-34 35-44 45-54 55+ Toplam

Evet 69 63.3 63.3 63.5 50.9 61.3

Hayır 24.7 33.9 31 33.3 43.3 34

Fikir yok/kararsız 6.3 2.8 5.7 3.2 5.8 4.7

KIBRIS 02/02/05

 

Dananın kuyruğu salı günü kopacak

BEŞ ZANLI YEDİ GÜN DAHA TUTUKLU Elmas, Zerrin ve Eylül Güzelyurtlu'nun 15 Ocak'ta Güney Kıbrıs'taki evlerinden kaçırılarak öldürülmeleriyle ilgili tutuklu bulunan Mustafa Akmandor, Fikret Akmandor, Mustafa Çavga, Emin Özbeyit ve Hikmet Oruç'un tutukluluk süreleri dün yedi gün daha uzatıldı

DURUM, SALI GÜNÜ BELLİ OLACAK Güney Kıbrıs'ta işlenen üçlü cinayetle ilgili KKTC polisi tarafından tutuklanan zanlıların durumu salı günü belli olacak gibi gözüküyor. Önceki gün aleyhlerine sekiz gün tutukluluk alınan üç zanlı ile dün yedi gün tutukluluk alınan beş zanlı salı günü yeniden mahkemeye çıkarılacak ve bu duruşmada, zanlıların serbest kalıp kalmayacakları da belli olacak

SAVUNMA AVUKATINDAN BASINA SUÇLAMA Cinayet zanlısı olarak tutuklanan Akmandor kardeşler ile Mustafa Çava ve Emin Özbeyit'in dünkü duruşmada avukatlığını üstlenen Erden Algun, cinayet soruşturması amacıyla tutuklanan zanlıların, yargılanmadan kamuoyu önünde katil durumuna getirildiğini iddia ederek basını suçladı ve savcılıktan bu konuda tedbir almasını istedi

RUM YÖNETİMİ, ELİNDEKİLERİ KKTC'YE VERSİN KKTC polisinin biran önce soruşturmasını tamamlamasını istediklerini belirten avukat Erden Algun, bu işin iki toplum arasındaki huzursuzluğu provoke eden bir noktaya gittiğini, bundan da rahatsızlık duyduklarını kaydetti. Rum polisinin elindekileri KKTC'ye vermesini kendilerinin de istediklerini kaydeden savunma avukatı, KKTC ile Rum yönetimi arasındaki sorunun çözülmesi gerektiğini söyledi

Elmas, Zerrin ve Eylül Güzelyurtlu'nun 15 Ocak'ta Güney Kıbrıs'taki evlerinden kaçırılarak öldürülmeleriyle ilgili tutuklu bulunan Mustafa Akmandor, Fikret Akmandor, Mustafa Çavga, Emin Özbeyit ve Hikmet Oruç'un tutukluluk süreleri dün yedi gün daha uzatıldı.

Güney Kıbrıs'ta işlenen üçlü cinayetle ilgili KKTC polisi tarafından tutuklanan zanlıların durumu salı günü belli olacak gibi gözüküyor. Önceki gün aleyhlerine sekiz gün tutukluluk alınan Ali Falyalı, Sabri Yıldırım ve Zafer Eriz isimli üç zanlı ile, dün yedi gün tutukluluk alınan beş zanlı salı günü yeniden mahkemeye çıkarılacak ve bu duruşmada, zanlıların serbest kalıp kalmayacakları da belli olacak. Polisin yürüttüğü soruşturma kapsamında elde ettiği verileri değerlendirerek zanlılar aleyhine dava getirip getirmeyeceğinin de bu hafta belirlenmesi bekleniyor.

Cinayet zanlısı olarak tutuklanan Akmandor kardeşler ile Mustafa Çava ve Emin Özbeyit'in dünkü duruşmada avukatlığını üstlenen Erden Algun, cinayet soruşturması amacıyla tutuklanan zanlıların, yargılanmadan kamuoyu önünde katil durumuna getirildiğini iddia ederek basını suçladı ve savcılıktan bu konuda tedbir almasını istedi.

Avukat Mustafa Asena'nın savunmadan çekilmesiyle Kemal Aktay'ın savunmalarını üstlendiği Mustafa Akmandor, Fikret Akmandor, Mustafa Çavga ve Emin Özbeyit'i dünkü celse de avukat Erden Algun savundu. Hikmet Oruç ise daha önce olduğu gibi dün de mahkemeye avukatsız çıktı.

Soruşturma devam ediyor

Güney Kıbrıs'ta Elmas Güzelyurtlu, eşi Zerrin Güzelyurtlu ve kızları Eylül Güzelyurtlu'nun öldürülmesiyle ilgili olarak KKTC polisinin başlattığı soruşturmanın tahkikat memurluğunu yürüten Polis Genel Müdürlüğü Adli Polis Bölüm Müdürlüğü'nde görevli başmüfettiş Hasan Esenboğa, zanlıların tutukluluk sürelerinin uzatılması için dün yeniden mahkemede şahadet verdi.

Saat 15.00 sıralarında Lefkoşa Kaza Mahkemesi yargıcı Peri Hakkı huzuruna çıkarılan zanlıların üçlü cinayetlerle ilgili tutuklandığını anlatan Esenboğa, 27 Ocak'ta alınan beş günlük sürede 10 ifade alındığını ve daha alınacak 14 ifade bulunduğunu belirtti.

Başmüfettiş Hasan Esenboğa, İddia Makamı Başsavcılık'ı temsilen davayı yürüten savcı Sarper Altıncık'ın soruları doğrultusunda, soruşturmanın henüz tamamlanmadığını, alınacak ifade ve aranan emareler bulunduğunu kaydederek tahkikatın salimen yapılabilmesi için beş zanlı aleyhine sekizer gün daha tutukluluk emri talep etti.

Avukat Erden Algun, "Sekiz yerine, yedi gün de sizin için yeterli olabilir mi?" sorusuna karşılık Hasan Esenboğa'dan aldığı "yeterli olabilir" cevabının ardından yaptığı hitabında, mahkeme kayıtlarına geçmesi için bu beyanlarda bulunduğunu söyledi ve iddia makamı tarafından çeşitli gerekçelerle 14 gündür tutuklu bulunan zanlıların basın yoluyla yargılanmadan katil durumuna düşürüldüğünü, soruşturma sonunda zanlıların suçsuz bulunması durumunda kamuoyunu buna inandırmanın çok zor olduğunu kaydederek savcılıktan bu konuda tedbir almasını istedi.

Soruşturmanın süratle tamamlanmasını ve elde olan bir şey varsa yargılanmaya hazır olduklarını dile getiren Erden Algun, bu işin iki toplum arasındaki huzursuzluğu provoke eden bir noktaya gittiğini, bundan da rahatsızlık duyduklarını sözlerine ekledi.

Rum polisinin elindekileri KKTC'ye vermesini kendilerinin de istediklerini kaydeden savunma avukatı, KKTC ile Rum yönetimi arasındaki sorunun çözülmesi gerektiğini söyledi.

Bu noktada Erden Algun'un yaptığı beyanlara müdahale eden yargıç Peri Hakkı, iki toplum arasında var olan sıkıntıların farkında olduklarını, ancak tutukluluk duruşması yapıldığını ve bu çerçevede aleyhlerine istenen sekiz gün tutukluluk hakkında söylemek istedikleri varsa, onları dile getirmesi uyarısında bulundu.

Erden Algun sözlerine devamla iddia makamının elindeki delilleri değerlendirerek dava okuyacaksa okumasını, yoksa gereğini yapmasını istediklerini kaydetti. Algun, "Bu yedi güne itiraz etmeyeceğim. Ama sakın ola bu devletin kanunlarına karşı hile yapılarak hiçbir delil olmadan dava okuma yönüne gidilmesin" diye konuşunda, yargıç Peri Hakkı, bu sözlerin kayıtlardan çıkarılmasını emretti ve "politik beyanlar beni ilgilendirmez. Beni tahkikat ilgilendirir" diyerek Algun'a ikinci bir uyarı yaptı.

İddia makamı ve savunmanın yedişer gün tutukluluğa itiraz etmeyeceklerini bildirmeleri üzerine yargıç Peri Hakkı, avukatsız olarak mahkemede bulunan Hikmet Oruç'a bu aşamada polisten bir şikayeti olup olmadığını ve tutukluluk süresine itiraz edip etmeyeceğini sordu. Oruç, avukat tutmadığını ama avukatının söyleyeceklerini kendisinin söylemek istediğini söyledi. Yargıç Peri Hakkı, duruşmanın tutukluluk maksatları için yapılmakta olduğunu belirterek bu aşamada bir şey açıklamak durumunda olmadığını belirtti.

Yargıç Peri Hakkı daha sonra beş zanlı hakkında da yedişer gün tutukluluk emri verdi.

KIBRIS 02/02/05

 

AKEL, Annan Planı'nda değişiklik istiyor


3 Şubat, 2005 17:47:00 (TSİ) CNN TURK

 

Güney Kıbrıs'ın en büyük partisi olan ve 24 nisan referandumunda Annan Planı'nın Rum tarafında reddedilmesinde önemli rol oynayan komünist AKEL partisi, Annan Planı'nda yapılmasını istediği değişikleri açıkladı.

Rum basınında yer alan haberlere göre, Rum Meclis Başkanı ve AKEL Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas, sekiz maddeden oluşan değişiklik önerilerini dünkü Rum Ulusal Konseyi toplantısına sundu.

Hristofyas'ın Ulusal Konsey'de açıkladığı AKEL'in Annan Planı'nda istediği değişiklikler şöyle:

·  1- Çözümün Hayata Geçirilmesi: Çözümün Türkiye tarafından hayata geçirileceği inancını sağlayacak gerekli mekanizmaların güvence altına alınması.

·  2- Güvenlik: Garantör ülkelerin tek yanlı müdahale haklarının kaldırılması.

·  3- Asker: Bütün askerlerin (yani Türkiye'nin ve Yunanistan'ın Ada'daki kontenjanlarının) bir takvim temelinde veya Türkiye'nin AB'ye girişiyle tamamen çekilmesi

·  4- Türkiye Kökenli KKTC Vatandaşları: (Rumlar 'yerleşik' diyor) Kıbrıs'ta kalacak 'yerleşiklerin' sayısının somut olarak belirlenmesi ve geriye kalanların tümünün gitmesinin güvence altına alınması. 'Yerleşiklerin' gelecekte akışı meselesinin düzenlenmesi.

·  5- Toprakların İadesi: Kıbrıs Rum tarafına iade edilecek topraklarla ve Kıbrıs Türk idaresi altında yaşayacak Kıbrıslı Rumlarla ilgili takvimlerin daraltılması.

·  6- Mülkler: Annan Planı'nın beşinci versiyonunun değiştirilmesi ve hemen hemen üçüncü versiyonun içerdikleriyle uyumlu hale getirilmesi.

·  7- Ekonomi: Üniter ekonomi ve üniter para politikasının güvence altına alınması.

·  8- Yetki Yapıları: Federal hükümetin çeşitli birimlerinin idari sisteminin değiştirilmesi.

 

Talat: 'Sorun Türk askerinin varlığı değil'

 

KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs'ta çözümden önce Türk askerinin çekilip çekilmemesini tartışmayı doğru bulmadığını belirterek, "Kıbrıs sorununun nedeni ve Kıbrıs sorununun kendisi, adadaki Türk askerinin varlığı değil" dedi.

Bir konferansa katılmak üzere İstanbul'a gelen Mehmet Ali Talat, Kıbrıs'taki son durum ve Kıbrıs seçimlerini değerlendirdi.

Talat, “Kıbrıs'taki referandumdan çok umutluydunuz, referandum sonunda verilen sözlerin tutulmamasını da dikkate alırsak, referandum sonucunda bir hayal kırıklığı yaşadınız mı?” şeklindeki soru üzerine, şunları kaydetti: “Referandum sonrasında bir hayal kırıklığı tabii ki yaşadık. Biz bütün politikalarımızı iki taraftan da evet çıkacak üzerine kurduk, ama böyle olmadı. Bütün dünyada ve AB'de Rum tarafının evet, Türk tarafının hayır diyeceği beklentisi vardı. Bütün plan ve programlarını buna göre yapmışlardı. O yüzden sonuç dünyayı olduğu gibi AB'yi de şaşırttı. AB, eğer 2002 yıllarında Kıbrıs Rum tarafının çözüme hayır diyeceğini bilseydi, kesinlikle Kıbrıs Rum tarafını AB'ye almazdı.”

Talat, referandumdan evet çıkacağı beklentisiyle hazırlanan Yeşil Hat Tüzüğü'nün de son anda bazı değişiklikler yapılarak sunulabildiğini hatırlatarak, “Doğrudur, referandumdan gerçekten hayal kırıklığına uğradık” dedi.

Başbakan Talat, birinci hayal kırıklıklarının Rum tarafının ”hayır” demesiyle Annan planı temelindeki çözümün gerçekleşmemesi, ikinci hayal kırıklığınınsa referandumun arkasından Kıbrıslı Türklere verilen sözlerin tutulmaması olduğunu vurguladı.

Talat, izolasyonun kaldırılmadığını, Türklerin dünya ile buluşmasının sağlanamadığını belirterek, bu konularda sınırlı ilerlemeler kaydedilebildiğini söyledi.
   
ANNAN PLANI...
   
KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat, “Yeni bir Annan planına siyasal olarak ve Kıbrıs halkı olarak sıcak bakıyor musunuz?” şeklindeki soru üzerine de, Annan planının tarafların her ikisinin kabulüyle yürürlüğe girebilecek bir plan olduğunu, bunun dışında “zaten yok niteliği taşıdığını” belirtti.

Annan planının varlığının veya yokluğunun da bugün bundan kaynaklandığını bildiren Talat, şöyle devam etti: “Bu plan düşünce, fikir manzumesi olarak kolay kolay ortadan kalkmaz. Kıbrıs sorunuyla ilgili bugüne kadar birçok plan sunuldu. Bu plan, Butros Gali fikirler dizisinin daha geliştirilmiş bir versiyonu. Annan planı hukuken yok bir metin olsa bile, fikir bütünlüğü olarak var. Bundan sonraki bütün çözüm çabalarında kim ne derse desin Annan planı vardır. Annan planı yine görüşülecek. Biz hayır desek de sonuçta öyle bir noktaya gelinecek ki, Annan planını görüşmek başka şeylerden daha evla olacak. Annan Planı görüşülecektir, doğaldır. Biz Annan planını görüşmeye hazırız.”
   
GÖRÜŞME SÜRECİ ZORLUKLARI
   
KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat, “KKTC'deki sorunların çözümü veya çözülmemesi Türkiye'yi ve müzakere sürecini nasıl etkileyecek?” şeklindeki soru üzerine de, görüşme tarihi alındıktan sonra Türkiye açısından zorlukların daha farklı bir boyuta taşındığını dile getirdi.

Türkiye'nin AB ile müzakereye oturduğunda artık Kıbrıslı Rumları da karşısında bulacağını ifade eden Talat, bu yeni durumda zorlukların daha büyük olacağını, ancak referandum sonrasında Türk tarafının çözüm isteyen taraf olmasının da bir avantaj oluşturduğunu belirtti.

“Ankara Protokolü'nü Türkiye imzalamalı mı?” sorusu üzerine de Talat, “Türkiye bunu imzalamak zorundadır. İmzalarken de müzakere edecek” dedi.
  
ADA'DAN ASKER ÇEKİLMESİ
   
Mehmet Ali Talat, “Türk askeri adadan çekilmeli mi?” sorusu üzerine, şunları söyledi: “Türk askeri çözümle adadan çekileceğine göre, çözümsüz çekilmesini konuşmayı mantıklı bulmuyorum. Kıbrıs sorununun nedeni ve Kıbrıs sorununun kendisi adadaki Türk askerinin varlığı değil. Kıbrıs sorunu nedeniyle Türk askeri adada var, Türk askeri olduğu için Kıbrıs sorunu yok. Bunu, asker çekilsin çekilmesin tartışmasından uzaklaştırmak ve çözüme konsantre olmak lazım. Böyle bir politika gütmek lazım. Kıbrıs'ta çözümden önce askerin çekilip çekilmemesi konusunu tartışma konusu yapmamak gerektiğine inanıyorum.”

 (aa)

HURRIYET 03/02/05

 

Akel, Annan Planı'nda değişiklik istiyor

 

Güney Kıbrıs'ın en büyük partisi olan ve 24 Nisan referandumunda Annan Planı'nın Rum tarafında reddedilesinde önemli rol oynayan komünist AKEL partisi, Annan Planı'nda yapılmasını istediği değişikleri açıkladı.

Rum basınında yer alan haberlere göre, Rum Meclis Başkanı ve AKEL Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas, 8 maddeden oluşan değişiklik önerilerini dünkü Rum Ulusal Konseyi toplantısına sundu.

Hristofyas'ın Ulusal Konsey'de açıkladığı AKEL'in Annan Planı'nda istediği değişiklikler şöyle:

“1- Çözümün Hayata Geçirilmesi: Çözümün Türkiye tarafından hayata geçirileceği inancını sağlayacak gerekli mekanizmaların güvence altına alınması.

2- Güvenlik: Garantör ülkelerin tek yanlı müdahale haklarının kaldırılması.

3- Asker: Bütün askerlerin (yani Türkiye'nin ve Yunanistan'ın adadaki kontenjanlarının) bir takvim temelinde veya Türkiye'nin AB'ye girişiyle tamamen çekilmesi

4- Türkiye Kökenli KKTC Vatandaşları: (Rumlar 'yerleşik' diyor) Kıbrıs'ta kalacak 'yerleşiklerin' sayısının somut olarak belirlenmesi ve geriye kalanların tümünün gitmesinin güvence altına alınması. 'Yerleşiklerin' gelecekte akışı meselesinin düzenlenmesi.

5- Toprakların İadesi: Kıbrıs Rum tarafına iade edilecek topraklarla ve Kıbrıs Türk idaresi altında yaşayacak Kıbrıslı Rumlarla ilgili takvimlerin daraltılması.

6- Mülkler: Annan Planı'nın 5. versiyonunun değiştirilmesi ve hemen hemen 3. versiyonun içerdikleriyle uyumlu hale getirilmesi.

7- Ekonomi: Üniter ekonomi ve üniter para politikasının güvence altına alınması.

8- Yetki Yapıları: Federal hükümetin çeşitli birimlerinin idari sisteminin değiştirilmesi.”

HURRIYET 03/03/2005

 

1330 Rum’dan, 25 milyar dolarlık dava kapıda

Zeynel LÜLE

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), bu ay içinde ya da en geç Mart ayında Kıbrıs konusunda ‘hayati’ öneme sahip bir davanın sonucunu açıklayacak. Bu davanın sonucu geride bekleyen 1330 dava başvurusu için ‘emsal’ teşkil edecek.

AİHM’de Kuzey’deki mülküne gidemediği içi Titina Loizidu’ya 2 milyon dolar tazminat ödeyen Türkiye, Rum Mira Ksenides Aristis’in davasında da aynı karar alınması halinde 25 milyar dolar tazminatın yükü altına girecek.

Aristis davasının en önemli yanı, AİHM’nin Loizidu davasından sonra KKTC’de oluşturulan ‘Tazmin Komisyonu’nun yetkisi olup olmadığına’ karar vermesi olacak. AİHM, Tazmin Komisyonu’nun yetkisini tanırsa tüm Rum başvuruları önce bu komisyonda görülebilecek ve böylelikle mülkiyet ile ilgili davaların bir çoğu, bu komisyonda çözümlenecek. Aksi taktirde binlerce davanın kararı ve tazminatı AİHM tarafından saptanacak.

AİHM’nin 3. Dairesi, geçen yıl Eylül ayında, söz konusu başvuruya ilişkin olarak Rumların ve Türk hükümetinin görüşlerini dinlemişti. Türk Tarafını savunan avukatlar, KKTC’de mülkiyet sorunları için Tazmin Komisyonu kurulduğunu söylemişlerdi. Ancak Rum tarafı bu komisyonun üyelerinin halen Kuzey’de Rumların evinde ikamet ettiklerini adresleriyle ortaya koyarak, bu komisyonun üyelerinin ‘adil karar alamayacaklarını’ belirtmişlerdi. Bu iddialar sonrasında Tazmin Komisyonu’nun üyelerinin tamamı değiştirildi. Bizzat AİHM Başkanı Luzius Wildhaber’in yaptığı açıklamaya göre, Rumlar tarafından Ankara’ya karşı açılan mülkiyet davalarının sayısı, Annan Planı referandumundan sonra hızla arttı.

Örnek oldu

KIBRIS Barış harekatının yapıldığı 1974’ten beri Girne’deki evine gidemediği gerekçesiyle 1992’de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvuran Kıbrıslı Rum Titina Loizidu’ya, 1998’de 1 milyon dolara yakın tazminat ödenmesi kararlaştırılmıştı. Türkiye kararın ‘siyasi’ olduğunu belirterek tazminatı ödemedi ve Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi tarafından üç kez uyarıldı. Türk Hükümeti 2003 yılı sonuna doğru Loizidu’ya gecikme tazminatı da dahil olmak üzere 2 milyon dolara yakın tazminatı ödedi.  

HURRIYET 03/02/05

 

AB: Kıbrıs protokolünü parafe edin

 

Lefkoşa

AB Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Genel Direktörü Leopold Maurer, Komisyonun Türk hükümetine, şubat ayı sonuna kadar Ankara protokolünü parafe etmesi talebiyle bir mektup gönderdiğini söyledi.

Yeşil Hat Tüzüğü ile ilgili temaslarda bulunmak üzere Kıbrıs'a gelen Maurer, KKTC'de yayımlanan Kıbrıs gazetesine verdiği demeçte, 17 Aralık zirvesinde, Türkiye'nin 3 Ekim'den önce, protokolü imzalaması gerektiği yönünde karara varıldığını, mektubun bu doğrultuda gönderildiğini ifade etti.
   
Maurer, protokolün parafe edilmesinin “bir ilk adım” olacağını, protokolün imzalanmasına kadar bunu başka adımların izleyeceğini kaydetti.
   
"KKTC TÜZÜĞÜ İÇİN SİNYAL YOK"

KKTC'yi ilgilendiren mali yardım ve serbest ticaret tüzükleri konusunda da açıklamalarda bulunan Maurer, tüzüklerin gündeme alınmasında topun, AB Dönem Başkanı Lüksemburg'da olduğunu, ancak şu anda bu doğrultuda bir sinyal bulunmadığını belirtti.
   
Yeşil Hat Tüzüğü'nde yapılan değişiklikleri tartışmak üzere adada bulunan Maurer, iki taraftan olumlu tepki gelmesi ve AB üyesi ülkelerin bu yenilikleri onaylaması halinde, söz konusu değişikliklerin, en iyi ihtimalle şubat ayı sonu veya mart ayı başında yürürlüğe gireceğini söyledi.
   
Maurer, Yeşil Hat Tüzüğü'nde yapılan değişikliklerin, “narenciye, hayvansal ürünler ve 175 euroya kadar olan malların sınırdan geçmesinin daha pratik hale dönüştürülmesi” konularını kapsadığını belirtti.

 (aa)

HURRIYET 03/02/05

 

AKEL, Annan Planı'nda 8 değişiklik istiyor


      Güney Kıbrıs'ın en büyük partisi olan ve 24 Nisan referandumunda Annan Planı'nın Rum tarafında reddedilesinde önemli rol oynayan komünist AKEL partisi, Annan Planı'nda yapılmasını istediği değişikleri açıkladı.
      Rum basınında yer alan haberlere göre, Rum Meclis Başkanı ve AKEL Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas, 8 maddeden oluşan değişiklik önerilerini dünkü Rum Ulusal Konseyi toplantısına sundu.
      Hristofyas'ın Ulusal Konsey'de açıkladığı AKEL'in Annan Planı'nda istediği değişiklikler şöyle:
      ''1- Çözümün Hayata Geçirilmesi: Çözümün Türkiye tarafından hayata geçirileceği inancını sağlayacak gerekli mekanizmaların güvence altına alınması.
      2- Güvenlik: Garantör ülkelerin tek yanlı müdahale haklarının kaldırılması.
      3- Asker: Bütün askerlerin (yani Türkiye'nin ve Yunanistan'ın adadaki kontenjanlarının) bir takvim temelinde veya Türkiye'nin AB'ye girişiyle tamamen çekilmesi
      4- Türkiye Kökenli KKTC Vatandaşları: (Rumlar 'yerleşik' diyor) Kıbrıs'ta kalacak 'yerleşiklerin' sayısının somut olarak belirlenmesi ve geriye kalanların tümünün gitmesinin güvence altına alınması. 'Yerleşiklerin' gelecekte akışı meselesinin düzenlenmesi.
      5- Toprakların İadesi: Kıbrıs Rum tarafına iade edilecek topraklarla ve Kıbrıs Türk idaresi altında yaşayacak Kıbrıslı Rumlarla ilgili takvimlerin daraltılması.
      6- Mülkler: Annan Planı'nın 5. versiyonunun değiştirilmesi ve hemen hemen 3. versiyonun içerdikleriyle uyumlu hale getirilmesi.
      7- Ekonomi: Üniter ekonomi ve üniter para politikasının güvence altına alınması.
      8- Yetki Yapıları: Federal hükümetin çeşitli birimlerinin idari sisteminin değiştirilmesi.''

 

HURRIYET 03/02/05

 

* * * * * * * * *

KIBRIS TÜRKÜ ZENGİNLEŞİYOR...

Demokrat Parti lideri Serdar Denktaş önceki gün CNN TÜRK'te MANŞET programında çok ilginç bir portre çizdi.
Tüm belirsizliğe rağmen , KKTC vatandaşlarının yıllık geliri son üç yıl içinde, kişi başına 4.500 dolardan 7.500 dolara çıkmış durumda. Gayrimenkul fiyatları, yerine göre yüzde 100-200 arası artış göstermiş. Hele şimdi, Gümrük Birliğinin Güney Kıbrıs'a da genişlemesiyle birlikte KKTC'ye yapılacak yaklaşık 70-100 milyon dolarlık bir kaynak arttırımı da buna eklenirse, Kıbrıs Türkü eski kötümser havadan uzaklaşıyor. Ancak yine de çözümsüzlük hali ve belirsizliğin devamı insanları rahatsız ediyor.
Ne olursa olsun dikkat ettim, Serdar Denktaş ile ilk defa "dövünmediğimiz", herşeyin kötümser görünmediği bir söyleşi yapmıştık.
Kıbrıs Türkleri, Annan planına EVET demelerinin avantajlarını görüyorlar. Beklentiler tam anlamıyla karşılanmadı henüz, ancak referandum sonucu özellikle ve öncelikle Türkiye'ye, dolaylı olarakta KKTC'ye yaradı. Hepimizin kendimize güvenimiz arttı.

KIBRIS'TA TOPRAK KOMİSYONU DEĞİŞTİ, ANCAK...

Hatırlayacak olursanız, kısa bir süre önce KKTC'de kurulan "Gayrimenkul Komisyonu" hakkında bir yazı yazmıştım.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin, Loizidu tipindeki binlerce Rum başvurusuna bir yanıt vermesi gerektiğini, ya Loizidu davasında olduğu gibi Türkiye'yi tazminat ödemeye mahkum edebileceğini veya başvuru sahiplerinin önce KKTC'de kurulan komisyona başvurmalarını isteyebileceğini yazmıştım. KKTC'deki komisyon yolu açıldığı taktirde Türkiye aradan çekilecek, top KKTC'ye atılacak, nihai çözüme kadar zaman kazanılıp bir nefes alınacak; aksi halde, milyar dolarlara ulaşabilecek tazminatlarla karşı karşıya kalınabilinecek.
Ancak, Avrupa Mahkemesinin KKTC'deki Komisyonun yolunu gösterebilmesi için, bu Komisyonun inandırıcı , güven verici ve tarafsız kişilerden oluşması gerekiyor. Komisyon üyelerinin, örneğin Rum evlerinde oturan veya eski Rum topraklarını işleten kişilerden oluşmaması, "çıkar çatışması" yaşanmaması gerekiyor. Oysa, komisyonda, böyle isimlerin bulunduğunu yazmıştım.
KKTC hükümeti, akılcı bir tutumla Komisyon'daki isimleri değiştirmiş. Ancak bu arada bir başka sorun var ki, çözülmesi daha güç.
KKTC Anayasasının 159 uncu maddesi, Rum gayrimenkullerinin karşılığında tazminat ödenmesini kesinlikle yasaklıyor. Yani bu Komisyon, son derece düzenli çalışsa dahi, sonunda para ödenmesine karar veremeyecek.
Karar verse dahi, Anayasa değişmeden uygulanamayacak. KKTC'deki siyasi dengeler de, Anayasa'nın değişmesini 20 Şubat seçimleri sonuçlanana kadar engelliyor.
20 Şubat seçimlerini, TALAT veya DENKTAŞ ile koalisyon oluşturacak şekilde ve Anayasayı değiştirebilecek güçte kazanırsa, o zaman işler bir oranda hafifleyebilir, aksi halde durum güç görünüyor.

HURRIYET 03/02/05

 

Kıbrıslı Türklere özel birim

03/02/2005 RADIKAL

GÜVEN ÖZALP
BRÜKSEL - Kıbrıs'ta düzenlenen referandumdan bu yana Kıbrıs Türk toplumuna karşı Avrupa Birliği'nin diğer kurumlarına oranla daha olumlu bir çizgi benimseyen AB Komisyonu yeni bir açılım gerçekleştirdi. Komisyon, genişleme dairesini tekrar yapılandırarak, Kıbrıs Türk toplumu için özel bir birim oluşturdu.
Yeni yapıya göre aralarında Türkiye'nin de bulunduğu aday ülke birimleri ve katılım sürecinde olan ülke birimlerinin yanına bir de Kıbrıs Türk Toplumu Görev Bölümü eklendi. Bölümün şefliğine Güney Kıbrıs'la üyelik sonrası görüşmeleri sürdüren ekibin başkanı Leopold Maurer getirildi. Güney Kıbrıs'ın AB üyesi olması nedeniyle Kıbrıs konusunu genişleme başlığında ele alamayan, ancak Kuzey'e ilişkin sorunlarla uğraşmak durumunda kalan Komisyon çareyi bu birimi oluşturmakta buldu. Karar bir tanıma anlamı içermese de Kıbrıslı Türklerin 'farklı bir yapı' olduğu bir kez daha teyit edilmiş oldu.

Rumlarla diyalog isteği
Bu arada Kıbrıs'ta bulunan Maurer, dün KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat'la bir araya geldi. Talat Yeşil Hat Tüzüğü'nün yetersiz olduğunu ve değiştirilmesi gerektiğini söylerken, Rum Meclis Başkanı Dimitris Hristofyas'la da görüşmeye hazır olduğunu belirtti. Maurer'in önceki akşam görüştüğü Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş ise, gayriresmi diyalog başlatmak için Rum liderliğiyle temasa geçeceğini söyledi.

Türkiye'ye şubat baskısı

ŞUBAT SONU SÜRE DOLUYOR... KIBRIS'a konuşan Avrupa Birliği Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Genel Direktörü Leopold Maurer, AB Komisyonu'nun Türk hükümetine bir mektup göndererek, "Kıbrıs Cumhuriyeti"ni de kapsayacak şekilde genişletilmesi öngörülen Ankara Protokolü'nün şubat ayı sonuna kadar parafe edilmesini istediğini belirtti. Maurer, protokolün paraf edilmesini bir ilk adım olarak niteleyerek, protokolün imzalanmasına kadar bunu başka adımların izleyeceğini belirtti

TÜZÜKLER BEKLEMEDE... Maurer, mali yardım ve serbest ticaret tüzüklerinin AB dönem başkanlığını yürüten Lüksembourg'un henüz gündeminde bulunmadığını söyledi. Maurer, "Bu tamamen AB'nin dönem başkanlığını yürüten Lüksembourg'a bağlı. Lüksembourg'dakilerin söz konusu iki tüzüğün gündeme alınmasına karar vermesi halinde tüzükler ile ilgili tartışmalara başlayacağız. Ancak şu anda bu doğrultuda bir gösterge bulunmuyor" dedi

Emine DAVUT YİTMEN

Avrupa Birliği Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Genel Direktörü Leopold Maurer, AB Komisyonu'nun Türk hükümetine, şubat ayı sonuna kadar Ankara protokolünü parafe etmesi yönünde, bir mektup gönderdiğini bildirdi.

KIBRIS'a konuşan Maurer, 17 Aralık zirvesinde, Türkiye'nin 3 Ekim'den önce, protokolü imzalaması gerektiği yönünde karara varıldığını hatırlatarak, söz konusu mektubun, AB'nin genişlemeden sorumlu direktörü tarafından gönderildiğini söyledi.

Maurer, protokolün parafe edilmesini bir ilk adım olarak niteleyerek, protokolün imzalanmasına kadar bunu başka adımların izleyeceğini belirtti.

Mali yardım ve serbest ticaret tüzükleri konusunda da açıklamalarda bulunan Maurer, tüzüklerin gündeme alınmasında topun Lüksembourg'da olduğunu, ancak şu anda bu doğrultuda bir sinyal bulunmadığını ifade etti.

Yeşil Hat Tüzüğü'nde yapılan değişiklikleri tartışmak üzere adada bulunan Maurer, iki taraftan olumlu tepki gelmesi ve AB üyesi ülkelerin bu yenilikleri onaylaması halinde, söz konusu değişikliklerin, en iyi ihtimalle şubat ayı sonu veya mart ayı başında yürürlüğe gireceğini söyledi.

Maurer, Yeşil Hat Tüzüğü'nde yapılan değişikliklerin "narenciye, hayvansal ürünler ve 175 euroya kadar olan malların sınırdan geçmesinin daha pratik hale dönüştürülmesi" konularını kapsadığını anlattı.

Avrupa Birliği Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Genel Direktörü Leopold Maurer, KIBRIS'ın yeşil hat, mali yardım ve serbest ticaret tüzükleri ile Türkiye - AB ilişkileri konularındaki sorularını yanıtladı.

KIBRIS : Sayın Maurer, geçtiğimiz aylarda Kıbrıs'ta bulunmuştunuz ve Yeşil Hat Tüzüğü üzerinde yapılacak olan birtakım değişiklikler üzerinde çalışıldığını anlatmıştınız. Şu anda durum ne? Yeşil Hat Tüzüğü'ndeki değişikliklerle ilgili yeni öneri paketiyle mi geldiniz?

MAURER: Her şeyden önce, bu yağmurlu dönemde adayı daha yeşil ve güzel bulduğumu söylemeliyim. Evet, buraya biraz çalışma yapmaya geldik. Sizin de az önce aktardığınız gibi öncelikli olarak, Yeşil Hat Tüzüğü üzerinde tartışacağız. Kasım ayında söz konusu tüzükte değişiklikler ile ilgili birtakım öneriler masaya konmuştu. Bu değişiklik önerileri ise Ağustos 2004 yılında ortaya çıkmıştı. En önemli değişiklik, narenciye konusu üzerindeydi. Diğer önemli değişiklikler ise 175 euroya kadar olan malların yeşil hattan geçmesini ve hayvan ürünlerinin ticaretinde uygulanan prosedürün gelecekte daha pratik bir şekle dönüştürülmesini kapsıyordu.

KIBRIS: Peki bu değişiklikler ne zaman yürürlüğe girecek?

MAURER: Bu, yarın (bugün) yetkililerle yapacağım görüşmelere bağlı. Bu görüşmelerde, nelerin kabul edilip edilmeyeceğini ve hangi noktalarda uzlaşı sağlanabileceğini göreceğiz. Bu konuda olumlu sinyaller aldık . Bunların (tüzükteki değişikliklerin) kabul edilmesi ve üye ülkelerin de hazır olması halinde tüzük uygulamaya girecek. Biz bu sürecin mümkün olduğunca süratli olmasını istiyoruz. Ancak az önce de söylediğim gibi bu, neler üzerinde anlaşmaya varıldığına bağlı.

 

KIBRIS: Tüzükte yapılan değişiklikler üzerinde, şu ana kadar itiraz sesleri yükseldi mi?

MAURER: Az önce aktardığım gibi biz, tüzük üzerindeki değişiklik çalışmalarına kasım ayında başlamıştık. Noel döneminde ise bu çalışmalar durdu. Konuyla ilgili çalışmaları yeniden başlatıyoruz ve nasıl gittiğini hep beraber göreceğiz.

KIBRIS: Sizin de az önce aktardığınız gibi narenciye önemli bir konu. Hasat döneminde gerekli işlemlerin yerine getirilmesi için adada uzmanların bulunacağı yolunda, daha önceden açıklamalarınız olmuştu. Bu uzmanlar şu anda ülkede mi ?

MAURER: Evet, uzmanlar burada ve tüm donanımları incelediler. Ayrıca, Yeşil Hat'tan gönderilecek ürünler için gerekli olan sertifikalar da hazır. Kısacası biz hazırız.

 

KIBRIS: Yeşil Hat Tüzüğü'ndeki değişiklikler konusunda adanın her iki tarafından olumlu reaksiyonlar alırsanız ve AB üyesi ülkeler de bunu desteklerse, söz konusu değişiklikler ne zaman yürürlüğe girecek?

MAURER: Olay dediğiniz şekilde gelişirse her şeyden önce konuyla ilgili yasal enstrümanın onaylanmasına ihtiyaç var. Tabii ki Bakanlar Konseyi'nin de onayı gerekiyor. Tüm bunlar en iyi tahminle şubat sonu veya mart ayı içinde gerçekleşebilir.

 

KIBRIS: Size, Mali Yardım Tüzüğü ve Direkt Ticaret Tüzüğü konusunda da soru sormak istiyorum. Bu tüzükler şu anda AB Konseyi'nin onayını bekliyor. Tüzüklerin onaylanması sürecine ne kadar yakınız?

MAURER: Bu tamamen AB'nin dönem başkanlığını yürüten Lüksembourg'a bağlı. Lüksembourg'dakilerin söz konusu iki tüzüğün gündeme alınmasına karar vermesi halinde tüzükler ile ilgili tartışmalara başlayacağız. Ancak şu anda bu doğrultuda bir gösterge bulunmuyor.

 

KIBRIS: Avrupa Komisyonu yetkilileri, Türkiye'nin AB ile olan Gümrük Birliği'ni genişletmek zorunda olduğunu, aksi takdirde bunun müzakerelerin başlaması yönünde sorun yaratacağı konusunda uyarıda bulunmuştu. Türk hükümetinin bu konuda karşılaşabilecek bir sorun olasılığına karşı, uyum protokolüne ilişkin kararın ilk aşamada TBMM'de onaylanmasının gerekmeyeceği, hükümet onayının irade beyanı olarak kabul edilmesine dayanan yaklaşımı ortaya koyacağı söyleniyor. Böyle bir durumda, AB'nin tepkisi ne olur?

 

MAURER: Bu sorunuza sanırım net bir yanıt verebilirim. 17 Aralık zirvesinde, Türkiye'nin 3 Ekim'den önce, protokolü imzalaması gerektiği yönünde karara varılmıştı. AB'nin genişlemeden sorumlu direktörü Türk hükümetine, şubat ayı sonuna kadar Ankara Anlaşması'nın parafe edilmesi gerektiğini belirten bir mektup göndermişti. Bu da atılacak ilk adım olacaktı. Protokolün imzalanması için daha atılması gereken pek çok adım bulunuyor. Biz de bunun nasıl gittiğini göreceğiz.

 KIBRIS 03/02/05

Talat: Yeşil Hat Tüzüğü yetersiz

DEĞİŞMESİ GEREK... Başbakan Talat, "Leopold Maurer, Yeşil Hat Tüzüğü'nde yapılması öngörülen değişikliklerle ilgili çalışmalarının bir parçası olarak bizi ziyaret ederek düşüncelerimizi aldı. Yeşil Hat Tüzüğü, Kıbrıslı Türkler açısından yetersizdir ve değiştirilmesi gerekir" dedi

DOĞRUDAN TİCARET ŞART... Talat: Doğrudan ticaret olmazsa olmazımızdır; Kıbrıs Türkü'nün izolasyonunun sona ermesi için en önemli ve en gerekli adımdır. Bu da Kıbrıs Türkü'nün hakkıdır. Kıbrıs sorununu çözmek ve adayı bütünleştirmeyi isteyen bir toplum olarak Rum yönetiminin kararıyla Kıbrıslı Türklerin tecridinin devam etmesi mümkün değildir Avrupa Birliği Komisyonu'nun Güney Kıbrıs'la üyelik sonrası görüşmelerini sürdüren ekibin başı ve genişlemeden sorumlu genel direktör Leopold Maurer, Yeşil Hat Tüzüğü konusunda komisyon tarafından yürütülen teknik çalışmalarla ilgili olarak KKTC ve Güney Kıbrıs yetkilileriyle temaslarda bulunmak amacıyla önceki gece Kıbrıs'a geldi.

Leopold Maurer, dün Başbakan Mehmet Ali Talat, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş, TKP Genel Başkanı Hüseyin Angolemli ve Ticaret Odası yetkilileriyle görüştü.

Talat, Maurer görüşmesi

Başbakan Mehmet Ali Talat, Avrupa Komisyonu Genişleme Birimi Kıbrıs Masası Şefi Leopold Maurer'le bir araya geldi.

Cumhuriyetçi Türk Partisi Genel Merkezi'nde yapılan görüşmede, Başbakanlık Özel Kalem Müdürü Yonca Şenyiğit, AB Koordinasyon Merkezi Sorumlusu Erhan Erçin ve CTP Dışilişkiler Sorumlusu Lefkoşa Türk Belediyesi Başkanı Kutlay Erk hazır bulundu. Maurer'e ise AB Büyükelçisi Adrian van der Meer ve bazı diğer yetkililer eşlik etti.

Güney Kıbrıs'ın resmen AB üyesi olmasının ardından bu göreve atanan Maurer ve beraberindeki heyet ile Başbakan Talat başkanlığındaki heyetin CTP Genel Merkezi'ndeki görüşmesi yaklaşık 1.5 saat sürdü.

Görüşmenin ardından Talat ile Maurer basına birlikte poz verdikten sonra Maurer bir sonraki randevusu için, açıklama yapmadan partiden ayrıldı ve görüşmeyle ilgili açıklamayı Talat yaptı.

"Tüzük yeterli değil"

Başbakan Mehmet Ali Talat, Yeşil Hat Tüzüğü'nün Kıbrıslı Türkler açısından yetersiz olduğunu ve değiştirilmesi gerektiğini vurguladı.

Maurer'in, Yeşil Hat Tüzüğü'nde yapılması öngörülen değişikliklerle ilgili çalışmalarının bir parçası olarak kendilerini ziyaret ederek düşüncelerini aldığını ifade eden Talat, "Yeşil Hat Tüzüğü'yle ilgili olarak bizim duruşumuz gayet açık ve nettir" diyerek tüzüğün değiştirilmesinin gerekliliğine dikkat çekti.

Yeşil Hat Tüzüğü'nde özellikle kişi beraberi ticaretle ilgili olan rakama benzer şekilde karşılık vereceklerini belirten Talat, "Yani kişi beraberi ticarette belli bir rakam yükselmesi gerçekleşirse biz de kişi beraberi ticareti aynı şekilde ve benzer mallara münhasır olarak uygulayacağız. Bunu kendilerine de ilettik" dedi.

"Doğrudan ticaret 'olmazsa olmaz' "

Talat, Yeşil Hat Tüzüğü'nün kendileri açısından yeterli olmadığını ve Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün yerini tutamayacağını söyledi.

Yakovu'nun Rum basınında çıkan "Yeşil Hat Tüzüğü'nde yeterince taviz verdikleri ve böylece doğrudan ticarete gerek kalmadığı" yönündeki haberlerine atıfta bulunarak bunu kabul etmelerinin mümkün olmadığını ifade eden Talat, "Doğrudan ticaret 'olmazsa olmaz'ımızdır; Kıbrıs Türkü'nün izolasyonunun sona ermesi için en önemli ve en gerekli adımdır. Bu da Kıbrıs Türkü'nün hakkıdır. Kıbrıs sorununu çözmek ve adayı bütünleştirmeyi isteyen bir toplum olarak Rum yönetiminin kararıyla Kıbrıslı Türklerin tecridinin devam etmesi mümkün değildir" şeklinde konuştu.

Talat, görüşmede bunu anlattığını ancak Maurer'in, henüz Rum tarafıyla bu konuda görüşme yapmadığı için onların görüşleriyle ilgili kendisine bilgi vermediğini de sözlerine ekledi.

Rum basınına İngilizce olarak yaptığı açıklamada ise Talat görüşmede, Rum tarafında gerçekleşen Güzelyurtlu ve ailesi cinayetinin de gündeme geldiğini belirterek Rum tarafının işbirliğine yanaşmadığını; elindeki delilleri gizleyerek uluslararası suç işlemekte olduğunu, konunun tarafların siyasi pozisyonlarıyla ilgili değil, insani bir konu olduğunu ve Rum tarafından bu yönde olumlu yaklaşım beklediklerini Maurer'e anlattığını söyledi.

Sorular

Basının sorularını da yanıtlayan Talat, bir Rum gazetecinin sorusuna karşılık, Rum Temsilciler Meclisi Başkanı ve AKEL Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas'la en erken zamanda görüşmeye hazır olduğunu; bu görüşmenin Rum tarafında veya KKTC'de olabileceğini, bu konuda kendisi açısından bir sorun bulunmadığını yinelerken, bir başka soru üzerine Hristofyas'ın geçişte pasaport göstermesine gerek de olmadığını, zaten kendisinin daha önce birçok kez bu şekilde KKTC'ye geçtiğini hatırlattı.

Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos'tan olumsuz yanıt aldığını da yineleyen Talat, en azından küçük konularda görüşüp iletişim eksikliğinin giderilmesi gerektiğini vurguladı.

Serdar Denktaş-Maurer görüşmesi

Maurer, dün Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş'la Lefkoşa'nın Arabahmet bölgesindeki Boghjalian Restaurant'ta öğle yemeğinde bir araya geldi.

Türk gazeteciler yanında Rum basın mensuplarının da büyük ilgi gösterdiği görüşmede, bakan Serdar Denktaş'a Dışişleri ve Başbakan Yardımcılığı Siyasi İşler Danışmanı Kudret Akay, Maurer'e ise AB'nin Güney Kıbrıs büyükelçisi Adrian van der Meer ile bazı komisyon yetkilileri eşlik etti.

Taraflar, yemeğe geçmeden önce önemli açıklamalarda bulundu.

Yemek öncesinde basına ilk açıklamayı yapan Leopold Maurer, Kıbrıs'a Yeşil Hat Tüzüğü'ne ilişkin olarak iki tarafla temaslarda bulunmak ve KKTC'de 20 Şubat'ta yapılacak milletvekilliği genel seçimleri öncesindeki siyasi havayı görmek amacıyla geldiğini belirtti.

Yeşil Hat Tüzüğü'nün hayata geçirilmesi konusunda teknik çalışmaların Brüksel'de sürdüğünü ve bu konuda öneri paketi hazırlamakta olduklarını ifade eden Maurer, söz konusu öneri paketinin teknik tarafıyla ilgili her iki tarafla görüş alışverişinde bulunmayı amaçladıklarını kaydetti. Maurer, Cumhurbaşkanı Denktaş'la görüşmelerinde bu konuda fikir teatisinde bulunacaklarını ifade ederek, "Sayın Denktaş, sizinle Yeşil Hat Tüzüğü'ne ilişkin olarak Brüksel'de masada olan öneri paketini ve bu tarafta seçimler öncesindeki siyasi durumu tartışmayı arzuluyoruz" dedi.

Maurer, 17 Aralık Brüksel zirvesinde Türkiye'ye müzakere tarihi verilmesinin AB tarafından alınan büyük bir karar olduğunu ve bu olumlu gelişmenin Kıbrıs konusunda yeni bir fırsat penceresi açılmasına katkı sağlamasını umut ettiklerini söyledi.

Maurer'i dinledikten sonra söz alan Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş, Yeşil Hat Tüzüğü, Direkt Mali Yardım Tüzüğü ve Direkt Ticaret Tüzüğü konularında ilerleme sağlanması beklentisi içinde olduklarını söyledi.

Söz konusu tüzüklerin işleyişiyle ilgili teknik sorunların aşılması gerektiğini vurgulayan Denktaş, Maurer'in Rum yetkililerle tüzükler konusunda yapacağı görüşmelerde bu sorunun çözüme kavuşturulması dileğinde bulundu.

Denktaş, "Teknik zorluklar ve teknik formaliteler halledilmelidir. Avrupa Birliği'nde şu anda 25 değil, 24.5 üye vardır ve hepimiz için de bir sorundur. Bunu gerçek anlamda 25 üye yapmak istiyoruz. Biz buna böyle bakıyoruz, konuyu böyle görüyoruz. Umarız ki Rum halkı, Kıbrıs Türklerinin bu adada eşit ortak olduğu, bu adanın diğer sahibi olduğu gerçeğini anlarlar" şeklinde konuştu.

Rum liderliğiyle halkının, Türkiye ile varolan sorunlarını gerçekten çözmek istemeleri halinde, bunun tek yolunun, Kıbrıslı Türklerle müzakere masasına oturarak, adadaki siyasi sorunu çözmek olduğunun altını çizen bakan Denktaş, "İşte bu noktadan sonra Rumlar, Türkiye'nin kendileri için tehdit değil, büyük bir fırsat olduğunu göreceklerdir" dedi.

İki taraf arasında diyalog başlatmak için Rum liderliğiyle temasa geçeceğini, bu konuda büyük çaba harcayacağını kaydeden Denktaş, bu diyalogun başta gayri resmi olabileceğini, böyle bir diyalogun Kıbrıs konusunda ilerleme sağlanmasına yol açabileceğini belirtti.

Serdar Denktaş, Kıbrıslı Türklerin arzusunun, son 40 yıldır içinde bulundukları belirsizlikten kurtulmak ve çocuklarının geleceğini planlayabilecek bir ortamı yaratmak olduğunu da söyledi.

Mayıs ayında yeni tur müzakerelerin başlayabileceğini söyleyen ve "Kıbrıs sorununa çözüm bulmak için yeni tur görüşmelere mayıs ayında başlayabiliriz" diyen Denktaş, bu konuda şöyle konuştu:

"Eğer yeni tur görüşmeler başlayabilirse, Rum tarafı bizimle masaya gelmeye motive edilebilirse, sanırım bu kez üzerinde yoğunlaşmamız gereken, daha önce ne yaptığımız, neleri tartıştığımız değil, ama sorunu çözüme kavuşturmak olacaktır."

Angolemli- Maurer görüşmesi

TKP Genel Başkanı Hüseyin Angolemli de Avrupa Komisyonu Genişleme Birimi bünyesinde oluşturulan Kıbrıs Türk Bölümü Başkanı Leopold Maurer'le görüştü.

TKP Genel Merkezi'nde saat 18.30 sıralarında başlayan görüşmede, TKP Dışilişkiler Sorumlusu Güngör Günkan ile AB'nin Kıbrıs Temsilcisi Adrian van der Meer de hazır bulundu.

Leopold Maurer görüşmeyle ilgili herhangi bir açıklamada bulunmadı.

TKP Genel Başkanı Hüseyin Angolemli görüşme öncesinde basın mensuplarına yaptığı açıklamada, Maurer'le doğrudan ticaret ve diğer olayları konuşarak görüş alışverişinde bulunacaklarını ve bunun kendileri için çok önemli olduğunu belirtti. Avrupa Birliği'nin KKTC için Doğrudan Ticaret Tüzüğü, Mali Yardım Tüzüğü gibi önlemler almak istediğini ve bu önlemlerin komisyonlardan geçerek parlamentolarında da onaylandığını belirten Angolemli, ancak bu önlemlerin maalesef Kıbrıs Rum Yönetimi'nin engeline takıldığını ifade etti. Angolemli, Rum yönetiminin bu davranışına, AB'ye "Kıbrıs Cumhuriyeti" adı altında alınmasının neden olduğunu vurguladı.

Rum yönetiminin AB'ye "Kıbrıs Cumhuriyeti" olarak girmesi ve bugün yaşanan sıkıntılar konusunda Cumhurbaşkanı Denktaş, dönemin Başbakanı Derviş Eroğlu ve Serdar Denktaş'ı eleştiren Angolemli, 24 Nisan referandumundan sonra KKTC için bazı yolların açıldığını, o günden bugüne ise "CTP-Denktaş ortaklığının" hiç kıpırdamadığını ve halk tarafından umut edilen serbest ticaret, izolasyonların kalkması gibi olaylarda da bir ilerleme kaydedilemediğini belirtti.

Angolemli, çıkış yolunun 20 Şubat'ta yapılacak seçimler sonucunda barış yanlılarının mecliste çoğunluğu oluşturmasından geçtiğini belirterek "Böylece halkımızla bütünleşerek 24 Nisan öncesindeki mücadele tekrar sürdürülecektir" diye konuştu.

Bugün de temasları var

Kıbrıs Türk Ticaret Odası yetkilileriyle dün saat 19.30'da Girne Set Restoran'daki yemekte görüşen Maurer, bugün de saat 13.00'te BDH Genel Başkanı Mustafa Akıncı'yla partinin genel merkezinde bir araya gelecek.

Güney Kıbrıs'ta da çeşitli temaslar yapacak olan Leopold Maurer, adada bulunduğu süre içinde BM Barış Gücü misyon şefi ve BM genel sekreterinin Kıbrıs özel temsilcisi Zbigniew Wlosowicz'le bir araya gelecek, UNDP/UNOPS yetkilileriyle görüşecek.

KIBRIS 03/02/05

Talat'ı Çin'e davet edin

ANNAN'IN RAPORUNU ONAYLAYIN... Pekin'de temaslarda bulunan Türkiye Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Çin Başbakanı Ven Ciabao ve dışişleri bakanı Li Caoşing ile görüşerek, BM Güvenlik Konseyi'nin etkin üyesi olan Çin'in, genel sekreter Annan'ın Kıbrıs raporunun onaylanması için yardımcı olmasını talep etti

TALAT'I DİNLEYİN... Abdullah Gül, Çinli yöneticilere, ilk elden sağlıklı bilgiler alabilmeleri için Başbakan Mehmet Ali Talat'ı Çin'e davet etmelerini önerdi. Gül, bundan önce ABD ve İngiltere gibi BM Güvenlik Konseyi üyelerinin Talat'ı davet ederek dinlediklerini hatırlattı

Türkiye Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, resmi ziyaret için gittiği Çin Halk Cumhuriyeti'nde Kıbrıs konusunda destek istedi.

Abdullah Gül, BM Güvenlik Konseyi'nin etkin üyesi olan Çin'den, genel sekreter Annan'ın Kıbrıs raporunun onaylanması için yardımcı olmasını da talep etti.

Gül, Çin Dışişleri Bakanı Li Caoşing'den, ilk elden sağlıklı bilgiler alabilmeleri için Başbakan Mehmet Ali Talat'ı Çin'e davet etmelerini önerdi. Gül, bundan önce ABD ve İngiltere gibi BM Güvenlik Konseyi üyelerinin Talat'ı davet ederek dinlediklerini hatırlattı.

Abdullah Gül'ün, Çin Başbakanı Ven Ciabao, dışişleri bakanı Li Caoşing ve ticaret bakanı ile yaptığı görüşmelerde, siyasi konular öne çıkarken, ikili ilişkilerin yanı sıra Kıbrıs, Irak ve BM'de reform gibi iki tarafı da ilgilendiren konular ele alındı.

Yararlı temaslar

Abdullah Gül'ün ziyaretinin amacının, iki ülke arasındaki ticaret hacminin dengelenmesine yönelik önlemler olduğu, ancak Kıbrıs konusunun da gündeme geldiği bildirildi.

Pekin'de temaslarda bulunan Türkiye Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Pekin yönetiminden "BM Genel Sekreteri Annan'ın Kıbrıs raporunun onaylanması için destek" istedi.

Abdullah Gül, dün sabah ilk olarak Çin ticaret bakanı ile görüştü.

Gül,daha sonra ise Çin Başbakanı Ven Ciabao ve dışişleri bakanı Li Caoşing ile ayrı ayrı bir araya gelerek, Kıbrıs sorunu konusunda Çin'den destek istedi.

Türk tarafının ayrılıkçı bir politika izlemediğini anlatan Gül, referandum ile birlikte Kıbrıslı Türklerin birleşme isteğini ortaya koyduğunu vurguladı.

Gül, BM Güvenlik Konseyi'nin etkin üyesi olan Çin'den, genel sekreter Annan'ın Kıbrıs raporunu onaylanması için yardımcı olmasını da talep etti.

"Talat'ı davet edin"

Abdullah Gül ve Çin Dışişleri Bakanı Li arasında yapılan görüşmede, ağırlıklı olarak Kıbrıs ve Irak konuları konuşuldu.

Li, Kıbrıs konusuna girildiğinde Türkiye'nin bu konudaki esnek tutumunu takdirle karşıladıklarını belirtti.

Gül, Annan Planı'ndan Türkiye'nin ve Kıbrıslı Türklerin de yüzde yüz memnun olmadıklarını, ancak herkesin AB, BM Güvenlik Konseyi ve genel sekreterinin de uzlaşma istediği için Annan'ın çıkardığı son metni desteklediklerini, Rum yönetimininse plana karşı kampanya yürüttüğünü anımsattı.

Gül, "Biz hâlâ çözüm için arzuluyuz. Eğer Annan Planı kabul edilmiş olsaydı, şu ana kadar epeyce mesafe alınmış olacaktı" dedi.

Kıbrıs konusunda geniş bilgi veren Gül'ü dinleyen Çinli bakan bu konuda herhangi bir yorum yapmadı. Gül, Çinli bakana ilk elden sağlıklı bilgiler alabilmeleri için KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat'ı Çin'e davet etmelerini önerdi.

Gül, bundan önce ABD ve İngiltere gibi BM Güvenlik Konseyi üyelerinin Talat'ı davet ederek dinlediklerini hatırlattı.

Ticaretle ilgili istekler

Abdullah Gül, iki ülke arasında, Türkiye aleyhinde olan ticaret açığının kapatılması için adım atılmasını istedi.

Çinli ticaret bakanı ise Türkiye'nin Çin'e uyguladığı tekstil kotalarını gündeme getirerek, "Türkiye kotalar konusunda diğer ülkelere öncü olmasın" mesajı verdi.

Türkiye Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, öğleden sonra Pekin'deki ünlü Tiananmen Meydanı'nı gezdi ve daha sonra Çin Başbakanı Ven Ciabao ve dışişleri bakanı Li Caoşing ile ayrı ayrı görüştü.

Görüşmelerde, siyasi konular öne çıkarken, ikili ilişkilerin yanı sıra Kıbrıs, Irak ve BM'de reform gibi iki tarafı da ilgilendiren konular ele alındı.

Çin Başbakanı Ven görüşmenin başında, "tek Çin" tutumunu izlemesinden ve Doğu Türkistan sorununda Çin'i bölmeyi amaçlayan faaliyetleri kısıtlamasından dolayı Türkiye'ye teşekkür ettiklerini belirtti.

Gül, bu konunun kendileri için manevi önemi olduğunu ve Türkiye'nin bu bölgedeki insanlarla kültürel bağları bulunduğunu belirterek, bütün Çin vatandaşlarının refah ve huzur içinde yaşamalarını arzuladıklarını ifade etti.

Irak'ta seçim yapılmasını desteklediklerini yineleyen taraflar, bu ülkede güvenlik sağlanmadan yeniden yapılanmanın sağlıklı olamayacağını vurguladılar. Li, kısa süre önce Irak'ta kaçırılan 8 Çin vatandaşının kurtarılması için yaptığı yardımlardan dolayı Türkiye'ye teşekkür etti.

Kerkük'ün geçici anlaşmayla oluşan özel statüsünün korunması gerektiğini belirten Gül, bugüne kadar Irak'ta etnik ve dini kimliklerin öne çıkarıldığını, bugünden sonraysa Iraklı kimliğinin öne çıkarılması gerektiğini vurguladı.

Abdullah Gül, görüşmelerden önce Türk gazetecilerle sohbet ederken, bugüne kadar sorunları hep Batılı ülkelere anlattıklarını ve Kıbrıs konusunu Rusya ile bile geçen yıla kadar ele almadıklarını hatırlatarak, bu sorunu şimdi de Çinlilere anlatmaları gerektiğini ifade etti. Rumların daha önce Bağlantısızlar Hareketi'nden dolayı Çin ile özel ilişkileri bulunduğunu söyleyen Gül, Rum yönetiminin AB'ye üye olması nedeniyle Çin açısından artık durumun değiştiğini söyledi.

Soruları yanıtladı

Gül, ziyareti sırasında Çin basını ve yabancı basının sorularını da yanıtladı. "ABD'nin kuzey Irak'ta terör unsurlarını yok etmede daha fazla hareket etmesi gerektiğini" söyleyen Gül, Türkiye'nin hedefinin, Irak'ın siyasal birliğini, toprak bütünlüğünü koruması olduğunu hatırlattı.

Dışişleri Bakanı, "Kuzey Irak'ta Kerkük başta olmak üzere, Kürt unsurlarının bağımsız devlet girişiminin engellenmesi için, ABD'nin gereken ilgiyi göstermesi gerektiğini" söyledi.

Türkiye, asker gönderir mi?

Gül, "Türkiye, durum kötüleşirse kuzey Irak'a asker gönderebilir mi" sorusunu, "Türkiye bir yere asker göndermek istemiyor. Diktatör artık Irak'ta olmadığına göre, Irak'ta yeni dönem var. O yüzden orada (dışarıdan) operasyonlar olmamalı" diye yanıtladı.

"İran'ın nükleer tesislerinin önceden vurulması olasılığında Türkiye ABD'ye üs olanağı sağlar mı? Böyle bir hazırlık var mı?"sorusu üzerine de Gül, "Böyle bir konu yok" dedi ve İran'ın "nükleer sorununun" barış yoluyla çözülebileceğini vurguladı.

KIBRIS 03/02/05

Cinayete beşten fazla kişi karıştı

Elmas Güzelyurtlu, eşi ve kızının öldürülmelerine ilişkin Rum Polisi'nin elinde bulunan yeni bulgulara dayanarak, cinayetin işlenmesinde 3 arabanın ve 5'ten fazla kişinin rol üstlendiklerine inanıldığı bildirildi

Güzelyurtlu cinayetine karışan kişilerden 5'inin, KKTC'de ilk tutuklanan şahıslar olduklarına inanıldığını, 3 kişinin daha cinayete karıştıklarına dair Rum Polisi'nin de elinde bilgiler bulunduğunu, ancak bu kişilerin KKTC makamları tarafından daha sonra tutuklanan kişiler olup olmadığı hakkında Rum Polisi'nin emin olmadığı ifade edildi

Elmas Güzelyurtlu, eşi ve kızının öldürülmelerine ilişkin Rum Polisi'nin elinde bulunan yeni bulgulara dayanarak, cinayetin işlenmesinde 3 arabanın ve 5'ten fazla kişinin rol üstlendiklerine inanıldığı bildirildi.

Alithia ve diğer gazeteler, Güney Kıbrıs'ta eşi ve kızıyla birlikte cinayete kurban giden Elmas Güzelyurtlu'nun öldürülmesi konusunda çeşitli haberlere yer verdi.

Alithia, Güzelyurtlu cinayetine karışan kişilerden 5'inin, KKTC'de ilk tutuklanan şahıslar olduklarına inanıldığını, 3 kişini daha cinayete karıştıklarına dair Rum Polisi'nin de elinde bilgiler bulunduğunu ancak bu kişilerin KKTC makamları tarafından daha sonra tutuklanan kişiler olup olmadığı hakkında Rum Polisi'nin emin olmadığını yazdı.

Fileleftheros, KKTC tutuklanan Sabri Yıldırım isimli zanlının vermiş olduğu ifadede, Güzelyurtlu'nun oğlu Mehmet Güzelyurtlu'yu "kendilerinin kurtardıklarını" söylemiş olmasının Rum Polisi'ni harekete geçirdiğini ve Rum Polisi sorgu memurlarını "böyle bir şeyden haberi olup olmadığı konusunda ifadesini almak için Mehmet Güzelyurtlu'yu aramaya yönelttiğini" yazdı.

Gazete ayrıca, Rum Polis müdürünün konuya ilişkin bir soruya karşılık, "şüpheliler hakkında tutuklama emri bulunduğunu ve kendilerinin isteğinin şüphelilerin yargılanmaları için kendilerine teslim edilmesi olduğunu" söylediğini belirtti.

Politis ise, Rum Polisi'nin Güzelyurtlu cinayetine ilişkin araştırmalarını tamamlamış ve şüphelilerin suçlu olduklarını gösteren tüm delillerin ellerinde olmasından ötürü, konuyu aydınlığa kavuşmuş varsaydığını belirterek, Rum Polisi'nin "şüphelilerin-belki konunun siyasi açıdan kullanılmasından kaçınılmak için-KKTC'deki seçimlerin ardından Rum makamlarına teslim edilebilecekleri değerlendirmesinde bulunduğunu" yazdı.

KIBRIS 03/02/05

Cumhurbaşkanlığı, TAK Ajansı'nı kullanarak "yanlış haber" yayınlattı

Başbakan Mehmet Ali Talat, "Avrupa Parlamentosu'nun Türk ordusunun adadan çekilmesini öngören kararı"yla ilgili haberin doğru olmadığını açıkladı.

Söz konusu kararın, 4 Aralık 2004'te AP'ye sunulan ve 15 Aralık'ta karara bağlanan tavsiye kararı olduğunu ve Cumhurbaşkanlığı'ndan TAK Ajansı'na gönderilerek parlamentonun bunu yeni geçirmiş gibi haberleştirilmesine yol açıldığını kaydeden Talat, bunu "haber dezenformasyonu" olarak değerlendirdi.

Burada TAK Ajansı'nın da yanlış bir tutumu olduğunu söyleyen Talat, "TAK Ajansı büyük bir yanlış yaptı ve insanımızı; Kıbrıs Türkü'nü yanlış yönlendirdi" dedi.

"Üzücü bir gelişme...Haber dezenformasyonu"

Başbakan Talat, bu yöndeki açıklamasını akşam saatlerinde bir kabulü sonrasında yaptı.

Sözlerine "Bugün üzücü bir gelişme oldu. Bir haber dezenformasyonu yaşandı" diye başlayan ve bu konuda bilgi vermek istediğini söyleyen Talat, Cumhurbaşkanlığı Basın Merkezi'nden TAK Ajansı'na "Avrupa Parlamentosu Dışilişkiler Komitesi tarafından ve Avrupa Parlamentosu Genel Kurulu'nda kabul edilen kararın Türkçe tercümesi" izahatıyla bir yazı gittiğini, bunun 4 Aralık 2004 tarihinde AP'ye raportör Earlings'in sunduğu ve Türkiye'nin AB'yle görüşmeleri başlatma için tarih alacağı 17 Aralık Zirvesi öncesi AP'nin tavsiye kararı olduğunu belirterek, 15 Aralık 2004'te çıkan bu kararın tercümesinin yeni dağıtılmasıyla, TAK Ajansı tarafından, sanki AP bunu istemiş ve metni geçirmiş gibi bir haber yayınlanmasına yol açıldığını anlattı.

"Cumhurbaşkanlığı'ndan geldi diye..."

Talat sözlerini şöyle sürdürdü:

"Tabii burada TAK Ajansı'nın da yanlış bir tutumu oldu. Böyle bir haber, tarih ve gerekçe belirtmeden konmamalıydı. Cumhurbaşkanlığı'ndan geldi diye bir fax mesajı hiç sorgusuz habere dönüştürülmemeliydi. Ben şahsen habercilik etiğini, gazeteciliği bilmem ama en azından bu basit ilkeyi bilirim. Bu bakımdan TAK Ajansı büyük bir yanlış yaptı ve insanımızı; Kıbrıs Türkü'nü yanlış yönlendirdi."

Dün bu konuda sorulara muhatap olduğunu ve açıklama yaptığını da belirten Talat, ancak haberle ilgili bilgi sahibi olmadığını belirttiğini anımsatarak "O yanlış haber üzerine söylediklerimdi. O haber doğru değil. Doğru olmadığına göre orada söylediklerimin de fazla bir anlamı yoktur, ama genel ifadelerle söylediklerim zaten doğruydu" dedi.

Talat bu konuyu vesile bilerek basını uyarmak istediğini de ifade etti şunları kaydetti:

"Basının görevi tarafsız ve doğru haberleri vatandaşa aktarmaktır. Tarafsız ve doğru haber sunulduğu takdirde istenen görüş sunulabilir. Buna hiç itiraz yoktur ama lütfen bu tür çarpıtmalara taviz vermeyelim. Bunu basından rica ediyorum. Ricadan başka yapabileceğim bir şey de yoktur."

KIBRIS 03/02/05

KKTC ticaretinin önü açılıyor

 

Kıbrıs Rum Yönetimi ile Avrupa Birliği’nin, “yeşil hat tüzüğü” olarak adlandırılan ve Ada’nın iki kesimi arasındaki ticareti düzenleyen anlaşmanın kapsamını genişletmek konusunda uzlaştığı belirtildi.

 

NTV

 

 

4 Şubat 2005— Yeşil hat tüzüğü konusunda varılan uzlaşmayla, KKTC Güney Kıbrıs’a daha fazla mal satabilecek.

AB Komisyonu Kıbrıs Temsilciliği, tüzüğün genişletilmesi için ön anlaşmaya varıldığını bildirdi. Temsilciliğin yazılı açıklamasına göre, AB Komisyonu ile Rum Yönetimi, KKTC’den Güney Kıbrıs’a daha fazla mal satılabilmesi konusunda uzlaştı. Tümüyle Kuzey Kıbrıs’ta üretilmiş veya işlenmiş ürünlerin tamamı bu ticaretin kapsamına alındı. Narenciye ihracatındaki kısıtlamalar da bir ölçüde gevşetildi. Sigara ve alkoldeki sınırlama ise sürecek.
       Taraflar, AB Dönem Başkanı Lüksemburg ile temasa geçerek varılan anlaşmayı daha ileri düzeyde ele alacak.
       Ada’nın iki kesimi arasında ticareti düzenleyen yeşilhat tüzüğü, Rumların kısıtlamaları nedeniyle bugüne dek etkili şekilde uygulanamadı. AB, Kıbrıslı Türklere yönelik mali yardım ve doğrudan ticaret konusunda da taahütlerini yerine getirmedi.
       Türk tarafı, özellikle doğrudan ticaretin Kıbrıslı Türkler için hayati önemde olduğunu vurgularken, Rum Yönetimi, bunun KKTC’nin tanınması anlamına gelebileceğini öne sürerek engellemeye çalışıyor.

Ticaret KKTC lehine genişliyor

 

AB Komisyonu Kıbrıslı Türkler için özel birim oluşturdu



4 Şubat, 2005 15:45:00 (TSİ) CNN TURK

Avrupa Birliği Komisyonu Güney Kıbrıs'la, Türkler ve Rumlar arasındaki ticaretin genişletilmesi için anlaştı.

Rum Filelefheros gazetesine göre, muhtelif başlıklar içeren iki geniş konudaki değişikliklerde anlaşma sağlandı. Anlaşma uyarınca Kıbrıs'ın en önemli gelir kaynaklarından biri olan narenciye üzerindeki kısıtlama kalkıyor.

Bu anlaşmayla Kıbrıslı Türkler, kabul edilen diğer ürünlerle birlikte narenciye ürünlerini Güney Kıbrıs'a nakledip ticaretini yapabilecek. Bu ürünler, vergiden muaf şekilde Güney Kıbrıs piyasasına sokulacak.

Fazla ticari mal dışarı çıkacak

AB kaynaklarına göre bu son adımlar Türk tarafından daha fazla ticari malın dışarı çıkması demek. Narenciyeden kısıtlamanın kalkması kuzeyden daha fazla ticari malın çıkışına izin verilmesi uygulamaları 2004 ağustosunda yürürlüğe giren yeşil hat tüzüğü çerçevesinde gerçekleşecek.

Rum kesiminde tüketilmek üzere veya üçüncü bir ülkeye gönderilmek amacıyla geçirilecek ürünlerin
dolaşımı Yeşil Hat tüzüğüyle düzenleniyor. Rum yönetimi, AB Komisyonu ile Yeşil Hat tüzüğü konusunda anlaşmaya vardı.

İkinci maddesi, hayvansal ürünleri kapsıyor

Bal ve balığın naklinde çıkan sorunlar nedeniyle bu maddede değişiklikler yapıldı. Anlaşma, daha basit işlemlerle balık ve balın yanında daha fazla hayvansal ürünün Güney Kıbrıs'a sokulmasını öngörüyor.

Ancak ürün listesi karmaşık olduğu için, bu listeye nelerin gireceğine AB uzmanları karar verecek. Anlaşmanın üçüncü maddesi, KKTC'ye geçecek Rum ve AB vatandaşı ziyaretçilerin KKTC'den satın alabileceği ürünleri kapsıyor.

Haberde, Rum yönetiminin gelecek günlerde KKTC'de kamyon ve otobüslerin bugün geçerli muamelelere gerek duyulmadan Güney Kıbrıs'a geçişine izin vereceğini açıklamasının beklendiği de belirtildi.

KKTC ile Güney Kıbrıs Rum yönetimi arasındaki geçişlerde kişiler beraberlerinde toplam 135 Euro tutarında mal geçirebilecek. Alkol ve sigaradaki sınırlamalar ise devam ediyor. Bireyler beraberlerinde sadece 1 litrelik alkollü içki ve 40 sigara geçirebilecek.

Anlaşmanın ikinci maddesi, hayvansal ürünleri kapsıyor

Gazete, yeni anlaşmanın, nihai onay için AB Konseyi'ne sunulması gerektiğini, onayı müteakip ise bu ay içinde, KKTC milletvekili seçimlerinden hemen önce uygulamaya girmesinin beklendiğini yazdı.

Politis gazetesi de 'Yeşil Hat açılıyor' başlıklı haberinde, anlaşmanın AB Komisyon temsilcilerini de şoke ettiğini ve hedefin KKTC'deki seçimlerde 'anlaşmayı destekleyen güçlere' destek vermek olduğunu yazdı.

Yeşil hat tüzüğü nedir?

KKTC'den Kıbrıs Rum kesimine ticari mal akışını düzenlemeye yönelik olarak hazırlanan Yeşil Hat tüzüğü, 23 ağustos 2004 tarihinde yürürlüğe girdi.

Tüzüğe göre, Rum kesimine veya Rum kesimi üzerinden diğer ülkelere gönderilecek ürünlerin tümüyle Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde üretilmiş veya yeterli katma değer ilavesiyle üretilmiş ürünler olması gerekiyor. Rum kesimine canlı hayvan, hayvansal ürünler ve hayvan yeminin satılması ise yasak.

AB Komisyonu Kıbrıslı Türkler için özel birim oluşturdu

AB Komisyonu Genişleme Genel Direktörlüğü, Kıbrıs Türk toplumu için özel bir birim oluşturdu. KKTC'de koalisyon hükümetinin büyük ortağı Cumhuriyetçi Türk Partisi'nden yapılan açıklamaya göre, Kıbrıs Türk Toplumu Çalışma Kolu adı altında oluşturulan birimin başkanlığına Leopold Maurer getirildi.

Maurer, Güney Kıbrıs'la üyelik müzakerelerini yürüten AB biriminin başkanlığını da yapmıştı. CTP, AB Komisyonu'nun genişleme birimini yeniden yapılandırarak Kıbrıs Türk toplumu için özel bir birim oluşturmasının memnuniyet verici olduğunu belirtti.

CTP, komisyonun kararını, tanıma anlamı içermemekle birlikte Kıbrıslı Türklerin farklı bir yapı olduğu teyit edildi şeklinde yorumladı.

KKTC'de mayın keşif çalışması başlatıldı

KKTC ile Güney Kıbrıs arasında yeni sınır kapısı açılması için Güzelyurt bölgesindeki Bostancı'da mayın keşif çalışmasına başlandı.

Kıbrıs'taki BM Barış Gücü sözcüsü, Bostancı Kapısı'nın açılması için bölgede mayın keşif çalışmasının bugün başladığını ve bu çalışmayla mayın temizleme faaliyetlerine gelecek hafta başlanmasının hedeflendiğini söyledi.

Mayın keşif çalışması, Avrupa Birliği'nin sponsorluğunda ara bölgenin mayınlardan temizlenmesi çalışmaları çerçevesinde Kıbrıs'taki Birleşmiş Milletler Proje Hizmetleri Ofisi'ne bağlı uzmanlarca yürütülüyor.

Türkiye'den Güney Kıbrıs'a tanıma şartı


4 Şubat, 2005 11:08:00 (TSİ) CNN TURK

Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Türkiye'nin Kıbrıs Rum Kesimi'ni tanımadığını ve Ada'da nihai çözüm sağlanana kadar da tanımayacağını söyledi.

Gül, Çin ziyaretinin Şanghay ayağındaki temasları sırasında AB Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Direktörü Leopold Maurer'in Kıbrıs'taki temasları sırasında yaptığı açıklamaları değerlendirdi.

Dışişleri Bakanı, "Gümrük Birliği anlaşmasının Rum kesimini de kapsayacak şekilde genişletilmesini öngören protokolün Türkiye tarafından imzalanması konusunda tek hassasiyetin, 'Rum kesimini tanımına anlamına gelmesi' olmadığını vurguladı.
"AB de adım atmalı"

"Çözüm için Avrupa Birliği'nin de adım atması gerekiyor" diyen Gül, "Avrupa Komisyonu'nun, Kıbrıslı Türklerin ambargolardan ve izolasyondan kurtarılması için hazırladığı ve teklif ettiği iki tane tüzük vardır. Bunlar, Rum blokajıyla karşı karşıyadır. Umut ediyoruz ki, koskoca AB, Kıbrıs Türklerine verdiği sözleri tutabilecek konuma gelecektir" dedi.

Gül, AB'nin 24 nisan referandumdan önce verdiği sözleri unutması durumunda, Kıbrıs Türkleri ve Türkiye'nin nezdinde çok büyük kredi kaybedeceğini de sözlerine ekledi.

"Rumlardan adım bekliyoruz"

"Nihai bir çözümün olması, Türkiye'nin birinci tercihidir" diyen Gül, "bu konuda da Rumların adım atmasını bekliyoruz, çünkü Türk tarafı ve Türkiye Cumhuriyeti üzerine düşenleri fazlasıyla yapmıştır. Bütün dünya bunu takdir etmiştir. Fırsatı kaçıranlar Rumlar olmuştur" şeklinde konuştu.

"Kıbrıs konusunu Çin'le de görüştük"

Kıbrıs konusunun Çin'de de anlatıldığını belirten Gül, BM Güvenlik Konseyi'nin daimi üyesi Çin'le bunların konuşulmasının faydasının olacağını söyledi.

Gül ve beraberindeki heyet, Çin'in en büyük ticaret kenti olan Şanghay'da, Türk ve Çinli işadamları tarafından düzenlenen öğle yemeği ve toplantıya katılacak.

KKTC-Rum sınırında mayın keşif çalışması

 

Lefkoşa

KKTC ile Güney Kıbrıs arasında yeni sınır kapısı açılması için Güzelyurt bölgesindeki Bostancı'da mayın keşif çalışmasına başlandı.

Kıbrıs'taki BM Barış Gücü'nün (UNFICYP) sözcüsü Brian Kelly, Türk Ajansı-Kıbrıs'a (TAK) yaptığı açıklamada, Bostancı Kapısı'nın açılması için bölgede mayın keşif çalışmasının bugün başladığını ve bu çalışmayla mayın temizleme faaliyetlerine gelecek hafta başlanmasının hedeflendiğini söyledi.
   
Kelly, keşif çalışmasının basına açık olmadığını ve görüntü alınmasına izin verilmediğini kaydetti.
   
Mayın keşif çalışması, AB sponsorluğunda ara bölgenin mayınlardan temizlenmesi çalışmaları çerçevesinde Kıbrıs'taki Birleşmiş Milletler Proje Hizmetleri Ofisi'ne bağlı uzmanlarca yürütülüyor.
   
Keşif çalışması, bölgede mayın bulunup bulunmadığını araştırmayı, varsa en kısa sürede mayın temizleme operasyonunun başlatılmasını amaçlıyor.

 (aa)

HURRIYET 04/02/05

KKTC mallarının AB'ye ihraç yolu açıldı

 

Lefkoşa

Yeşil Hat Tüzüğü'nde anlaşma sağlandı. Böylece KKTC ürünleri, Rum limanlarından AB üyesi ülkelere ihraç edilebilecek.

Avrupa Komisyonu “Kıbrıs” Temsilciliği, KKTC'den Kıbrıs Rum kesimine ticari mal akışını düzenlemek amacıyla hazırlanan Yeşil Hat Tüzüğü'nün genişletilmesi amacıyla, AB Komisyonu ile Rum yönetimi arasında ön anlaşmaya varıldığını açıkladı.

   

Temsilciliğin yazılı açıklamasına göre, AB Komisyonu ile Rum yönetimi, Yeşil Hat Tüzüğü kapsamındaki ticarete daha fazla ürün katmaya yönelik olarak daha esnek bir prosedürün izlenmesinde anlaştı. Düzenleyici çerçeve ise günlük iş pratiğine uygun hale getirildi. Tümüyle Kuzey Kıbrıs'ta üretilmiş veya işlenmiş ürünlerin tamamı bu ticaretin kapsamına alındı.

   

Tarafların, AB Dönem Başkanı Lüksemburg ile temasa geçerek varılan anlaşmayı daha ileri düzeyde biçimlendirmek üzere ele alacağı belirtildi.

   

Anlaşma sayesinde iş çevrelerinin yeni girişimlerde bulunması beklentisinde olduğunu açıklayan Komisyon, bu amaçla “Gelecek İçin Ortaklık Programı” çerçevesinde bir iş portalı kurarak iş bağlantılarını kolaylaştırmaya çalışacağını duyurdu.

   

NARENCİYEDEKİ ENGEL KALKACAK

 

Anlaşma uyarınca, tarım ürünlerinin, özellikle narenciyenin ticaretindeki engeller kaldırılacak.

   

KKTC ile Güney Kıbrıs Rum yönetimi arasındaki geçişlerde kişiler beraberlerinde toplam 135 euro tutarında mal geçirebilecek. Alkol ve sigaradaki sınırlamalar ise devam ediyor. Bireyler beraberlerinde sadece 1 litrelik alkollü içki ve 40 sigara (2 paket) geçirebilecek.

   

Açıklamada ayrıca, AB Komisyonu'nun, Güzelyurt'ta Bostancı ve Lefkoşa'da Lokmacı'da açılması planlanan 2 yeni kapıyla ilgili çalışmaları tatminkar bulduğu belirtildi.

   

AB'nin sponsorluğunda ara bölgenin mayınlardan temizlenmesi çalışmaları çerçevesinde Bostancı bölgesindeki mayınların temizlenmesi çalışmalarının bir süre sonra başlayacağı açıklandı.

   

YEŞİL HAT TÜZÜĞÜ NEDİR?

   

KKTC'den Kıbrıs Rum kesimine ticari mal akışını düzenlemeye yönelik olarak hazırlanan Yeşil Hat Tüzüğü, 23 Ağustos 2004 tarihinde yürürlüğe girdi.

   

Tüzüğe göre, Rum kesimine veya Rum kesimi üzerinden AB ve diğer ülkelere gönderilecek ürünlerin tümüyle Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde üretilmiş veya yeterli katma değer ilavesiyle üretilmiş ürünler olması gerekiyor.

   

Rum kesimine canlı hayvan, hayvansal ürünler ve hayvan yeminin satılması ise yasak.

 

 (aa) HURRIYET 04/02/05

AVRUPA KOMİSYONU KIBRISLI TÜRKLER İÇİN ÖZEL BİRİM OLUŞTURDU

Avrupa Komisyonu Genişleme Genel Direktörlüğü, Kıbrıs Türk toplumu için özel bir birim oluşturdu.
KKTC'de koalisyon hükümetinin büyük ortağı Cumhuriyetçi Türk Partisi'nden (CTP) yapılan açıklamaya göre, Kıbrıs Türk Toplumu Çalışma Kolu (Task Force Turkish Cypriot Community) adı altında oluşturulan birimin başkanlığına Leopold Maurer getirildi.
Maurer, Güney Kıbrıs'la üyelik müzakerelerini yürüten AB biriminin başkanlığını da yapmıştı.
CTP, AB Komisyonu'nun genişleme birimini yeniden yapılandırarak Kıbrıs Türk toplumu için özel bir birim oluşturmasının memnuniyet verici olduğunu belirtti. CTP, komisyonun kararını, “tanıma anlamı içermemekle birlikte Kıbrıslı Türklerin farklı bir yapı olduğu teyit edildi” şeklinde yorumladı.

HURRIYET 04/02/05

AB, Kıbrıs, Irak



Dış politikada, Irak, Kıbrıs ve AB eksenli yoğun bir gündem oluştu. Irak'taki seçimlerin ardından 'Kerkük'ün statüsü' nedeniyle Ankara'da gözlenen kaygılar, Milli Güvenlik Kurulu'nun 25 Şubat toplantısında ele alınacak.
Hafta sonu, ABD'nin yeni Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice, Ortadoğu turu çerçevesinde Türkiye'yi de ziyaret edecek.
Kuzey Irak'taki Kürt liderlerin 'bağımsızlık' söylemi, Sünni Arapları dışlayan seçimlerin, Irak'ın toprak bütünlüğünü tehdit etmesi karşısında Başbakan Tayyip Erdoğan'ın ABD'ye yönelik mesajı, Washington'la ilişkileri geriyor. Bu arada AB ilişkilerinde Kıbrıs Cumhuriyeti'nin 'de facto' tanınması anlamına gelecek Ankara Anlaşması'nın 10 yeni üyeyle 'parafe' edilmesi de hükümeti zorlayacak.
AB Komisyonu, şubat sonuna kadar anlaşmanın 'parafe' edilmesi isteğini açıkladı.
Hükümete göre bu durum, Güney Kıbrıs'ın 'tanınması' anlamına gelmeyecek. Ankara'nın hazırlığı, 2005 Ekim'inde AB ile müzakereler başlamadan önce KKTC'nin haklarını, özellikle limanların statüsünü güvence altına alacak bir protokol çerçevesinde anlaşmayı 'parafe' etmekten yanaydı. Ancak bu takvimi 'erken'e çekmeye çalışıyor.
Sürpriz biçimde şubat sonuna kadar 'imza' sorununun aşılması beklentisi ortaya atıldı.
Anlaşmanın tarafı Türkiye Cumhuriyeti de olsa, KKTC'de önümüzdeki aylarda iki büyük seçim var.
20 Şubat'ta genel seçim yapılacak ve yeni siyasi iktidar ortaya çıkacak. 17 Nisan'da ise cumhurbaşkanlığı seçimi yapılacak. Rauf Denktaş aday olmayacağını ilan etti, aktif siyaseti noktalıyor. Kıbrıs'ta çözümden yana lider konumundaki Mehmet Ali Talat'ın cumhurbaşkanlığına giden yolda önce 20 Şubat'taki seçimleri kazanması, en azından önde çıkması gerekiyor.
KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat dün Milliyet'in konuğuydu.
Referandumdan çıkan yüzde 65 'evet' oylarına da güvenerek, seçimde yüzde 40'ın üzerinde oy alma umudunu dile getirdi. Bu aynı zamanda, 'barış' blokuna da verilecek destek anlamına gelecekti.
Mehmet Ali Talat, AB sürecinde, Kıbrıs'ta çözüm ve birleşmeyi savunuyor. Şubatta bir zorunluluk olmasa da hazirana kadar Ankara Anlaşması'nın 10 yeni üyeye teşmilinin 'parafe edilmesi'nden yana gözüküyor.
Ekimdeki AB müzakerelerine Kıbrıs'ta çözümle gidilmesinin Türkiye'nin çıkarına olduğunu savunuyor. Zaten Kıbrıs'ta uzlaşma olmadan, AB ile müzakerelere başlanması zor. Brüksel, Ankara'nın 'tarama sürecinin daha önce başlaması' isteğine yanaşmıyor. Tarama, müzakerelerin başlaması anlamına geliyor.
Ankara, Kuzey Irak ve Kerkük nedeniyle ABD, Kıbrıs nedeniyle AB ile ters düşme noktasında. Hükümeti zorlu bir dış politika gündemi bekliyor.

DERYA SAZAK MILLIYET 04/02/05

Gül: Rumları tanımıyoruz ve nihai çözüme kadar da tanımayacağız


      Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Türkiye'nin Kıbrıs Rum kesimini tanımadığını ve adada nihai çözüm sağlanana dek de tanımayacağını söyledi.
      Çin ziyaretinin Şanghay ayağındaki temasları sırasında, AB Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu direktörü Leopold Maurer'in, Kıbrıs'taki temasları ardından yaptığı açıklamaları değerlendiren Gül, ''Gümrük Birliği anlaşmasının Rum kesimini de kapsayacak şekilde genişletilmesini öngören protokolün Türkiye tarafından imzalanması konusunda tek hassasiyetin, Rum kesimini tanıma anlamına gelmemesi olduğunu'' vurguladı.
      Gül, ''Bildiğiniz gibi biz 3 Ekim'de müzakerelere başlayacağız. O zamana kadar vaktimiz var, gerekli çalışmaları yapıyoruz. Burada bizim birinci önem verdiğimiz nokta şudur: Kıbrıs Rum kesimini tanımıyoruz biz ve nihai çözüm olana kadar da tanımayacağız. Bu protokolün bizden daha önce kayıtsız şartsız imzalanması istenmişti, ama biz bunu reddettik. Onun için Brüksel'de bazı problemler çıkmıştı. Daha sonra bizim o şartlarımızı AB kabul etti. Daha sonra yapılan açıklamalarda da herhangi bir tanımanın söz konusu olmadığı söylendi. Şimdi biz kendi tedbirlerimizi alarak, herhangi bir şekilde dolaylı olarak da bu protokol imzalandıktan sonra bir tanımanın söz konusu olduğunu göstermeyecek bir şekilde, Kıbrıs Rum kesimini nihai bir çözüm olana kadar tanımayacağımızı teminat altına alarak, bu protokolü günü geldiğinde imzalayarak yolumuza devam edeceğiz'' dedi.
      Abdullah Gül, Leopold Maurer'in protokol başlayana dek bazı adımların atılmasından söz ettiğini de anımsatarak, ''Bu adımlar AB'nin atması gereken adımlardır. Avrupa Komisyonu'nun Kıbrıslı Türklerin ambargolardan ve izolasyondan kurtarılmaları için hazırladığı ve teklif ettiği iki tane tüzük vardır. Dolayısıyla atılması gereken adımlar bu adımlardır. Bunlar AB'nin masasında durmaktadır ve Rum blokajıyla karşı karşıyadır. Umut ediyoruz ki, koskoca Avrupa Birliği Kıbrıs Türklerine verdiği sözleri tutabilecek konuma gelecektir. Eğer Avrupa Birliği referandumdan önce verdiği sözleri unutursa veya yapamaz duruma geçerse Kıbrıs Türkleri ve bizim nezdimizde çok büyük kredi kaybedecektir. O açıdan AB temsilcisinin atılabilecek adımlardan bahsetmesini de memnunlukla karşılarım'' diye konuştu.
      Gül, ''Protokol, AB'nin bu adımları atması ardından mı imzalanır demek istiyorsunuz'' sorusunu da şöyle yanıtladı:
      ''Hayır, önce ya da sonra demek istemiyorum. Bizim protokol konusunda gösterdiğimiz tek hassasiyet, bunun farklı anlamlara çekilmemesi ve çekilebilecekse de bunun yollarının önceden tıkanması ve bizim tarafımızdan bunun tedbirlerinin alınmasıdır. Bu bizim en tabii hakkımızdır. Zaten böyle bir mutabakatla Brüksel doruğu neticelenmiştir. Bütün uluslararası sözleşmelerden doğan haklarımızı günü geldiğinde kullanarak yolumuza devam edeceğiz. Ama bunun yanında nihai bir çözümün olması, Türkiye'nin birinci tercihidir. Bu konuda da Rumların adım atmasını bekliyoruz, çünkü Türk tarafı ve Türkiye Cumhuriyeti üzerine düşenleri fazlasıyla yapmıştır. Bütün dünya bunu takdir etmiştir. Fırsatı kaçıranlar Rumlar olmuştur. Dolayısıyla atılacak bir adım varsa bunu Rumlardan bekliyoruz.''
     
     KIBRIS KONUSU, ÇİN'E DE ANLATILDI
      Türkiye'nin, şimdiye kadar başta Kıbrıs olmak üzere, birçok uluslararası sorununu sadece ABD ve AB ülkelerine anlatmakla yetindiğini anımsatan Gül, ''İlk defa hükümetimiz Rusya'ya bu konuları geniş bir şekilde anlattı. Şimdi de Güvenlik Konseyi'nin daimi üyesi olan Çin'e bu konuları anlatmanın yararlı olacağı görüşündeyiz. Kıbrıs'ın başından bugüne geçirdiği tüm safhaları Çin Başbakanı ve Dışişleri Bakanı'na anlattık. Çok faydalı oldu. Umut ediyorum ki, Rusya'da gördüğümüz değişiklikler Çin'de de olacaktır. Çünkü Çin dış politikasında adalete, eşitliğe ve ezilenlere sahip çıkmaktadır. Bu Çin'in dış politikadaki ilkelerinden birisidir'' dedi.
      Gül, eskiden Rum kesiminin Bağlantısızlar Hareketi içinde yer aldığını ve bu platformda Çin ile yakın bağları olduğunu anımsatarak, ''Ama şu anda şartlar, Kıbrıs'ta çok değişmiş vaziyette. Şu anda izolasyonlarla haksız yaptırımlarla karşı karşıya kalan Kıbrıs Türk kesimidir, Kıbrıs Türk Devletidir. Dolayısıyla Çin'in Kıbrıs'a daha çok ilgi göstereceğini umut ediyoruz ve bunu da kendilerine çok açık bir şekilde anlattık. Ümit ediyorum ki, önümüzdeki dönem içinde birçok değişiklikler olacaktır. Kıbrıslı Türkler, Çin'e gelip kendi davalarını daha net bir şekilde anlatacaklardır. Bu temasların başlayacağına inanıyorum. Bununla ilgili bazı olumlu sinyalleri almış vaziyetteyim'' diye konuştu.
      Gül, Türkiye'nin Şanghay İşbirliği Örgütü'ne katılma arzusunu geçen yıl Başbakan Recep Tayip Erdoğan'ın Rusya Cumhurbaşkanı Vladimir Putin'e, bu ziyarette de kendisinin Çin Başbakanı'na ilettiğini belirterek, Türkiye'nin siyasi yönü ağır basan bu örgütte yer almasının Rusya ve Çin ile siyasi istişarelerini güçlendireceğini kaydetti.
     
     RICE ZİYARETİ VE IRAK
      Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, ABD Dışişleri Bakanı Condoleeza Rice'ın Türkiye ziyaretine büyük önem verdiklerini ve ilk ziyaret edeceği ülkeler arasında Türkiye'nin de yer almasını takdirle karşıladıklarını belirtti.
      Gül, kendisinin Irak konusunda yaptığı bazı uyarıların Amerika ile sıkıntı yaratıp yaratmayacağına ilişkin soruyu şöyle cevaplandırırdı:
      ''Irak konusunda benim daha önceki açıklamalarımda dikkat çektiğim şey, bazı etnik grupların dikkatsiz davranışlarıyla ilgilidir. Irak'ta biri ulusal planda diğeri vilayetlerde iki seçim yapılmıştır. Ulusal planda yapılan seçim çok başarılı bir seçim olmuştur. Şimdi 275 seçilmiş kişi Irak anayasasını hazırlayacaktır. Tabii ki problemler vardır, bunu herkes bilmektedir, ama gelişmeler iyi istikamettedir. Bu seçimler ardından ortaya çıkacak anayasa, Irak'ın birliğini ve bütünlüğünü teminat altına alacak bir anayasa olacaktır. Bizim de Türkiye olarak tezimiz, tüm bu konularda Irak halkının karar vermesidir. Kerkük'ün statüsüne ilişkin konuda da tüm Irak halkının karar vermesi gerekmektedir. Şimdi anayasa hazırlanırken, bu konu da ele alınacaktır. Ayrıca yapılacak başka seçimler de vardır. Bu süreç gelişirken, seçimlerde görülen aksaklıklar da giderilir. Bununla şunu kastediyorum: Seçimlere çeşitli vesilelerle katılmayan siyasi grupların bu sürece katılmaları temin edilir. Şu anda en çok önem verilmesi gereken konu budur. Ayrıca Irak'ta bütün gruplar, bugüne kadar sürekli kendi bölgeleriyle daha çok ilgilendiler. Bundan sonra artık herkesin Irak'ın bütünlüğüyle ilgilenmesi gerekir. Iraklılık kimliğinin çok daha fazla ön plana çıkarılması gerekir. Iraklıların artık hepsinin yönünü çok daha fazla Bağdat'a çevirmesi gerekir.''
     
     İRAN'A SALDIRI VE İNCİRLİK
      Abdullah Gül, ABD'nin İran'a saldırı amacıyla İncirlik üssünü kullanmak isteyebileceği yönündeki haberlerin hatırlatılması üzerine, ''Şu anda ne böyle bir talep söz konusudur, ne böyle bir şey söz konusudur. İran'la ilgili nükleer meselenin barışçı yollardan çözümü Türkiye'nin tercihidir. Bu konuda AB'nin üç önemli ülkesinin, İngiltere, Almanya ve Fransa'nın attığı önemli adımlar vardır. Türkiye bu adımları desteklemektedir. İnancımız o ki, bu konular iyi diyaloglarla çözülebilecek niteliktedir. Şüphesiz ki Türkiye, bütün bölgenin kitle imha silahlarından arınmasına destek vermektedir, bu Türkiye'nin politikasıdır'' dedi.

MILLIYET 04/02/05

AB'den "Kıbrıs Türk Toplumu Çalışma Kolu"

BİRİMİN BAŞKANI MAURER... AB Komisyonu'nun, "Kıbrıs Türk Toplumu Çalışma Kolu (Task Force Turkish Cypriot Community) adı altında oluşturduğu birimin başkanlığına Leopold Maurer getirildi. Maurer, Güney Kıbrıs'la üyelik müzakerelerini yürüten AB biriminin başkanlığını da yürütmüştü

AB Komisyonu Genişleme Genel Direktörlüğü Kıbrıs Türk toplumu için özel bir birim oluşturdu.

Kıbrıs Türk Toplumu Çalışma Kolu (Task Force Turkish Cypriot Community) adı altında oluşturulan birim başkanlığına Leopold Maurer getirildi. Maurer, Güney Kıbrıs'la üyelik müzakerelerini yürüten AB biriminin başkanlığını da yürütmüştü.

Bu arada konuyla ilgili açıklama yapan CTP-BG, AB Komisyonu'nun genişleme birimini yeniden yapılandırarak Kıbrıs Türk toplumu için özel bir birim oluşturmasının memnuniyet verici olduğunu belirtti. Açıklamada komisyonun kararı, "tanıma anlamı içermemekle birlikte Kıbrıslı Türklerin farklı bir yapı olduğunun teyit edildi" şeklinde yorumlandı.

KIBRIS 04/02/05

Talat: Türkiye'nin 3 Ekim'e kadar beklemesine gerek yok (Ankara Protokolü)

Başbakan Mehmet Ali Talat, Türkiye'nin Ankara Protokolü'nü mümkün olduğunca erken imzalamasında bir sakınca görmediğini belirtti

Başbakan Mehmet Ali Talat, Türkiye'nin Ankara Protokolü'nü mümkün olduğunca erken imzalamasında bir sakınca görmediğini belirterek, "Bana sorarsanız, 3 Ekim'e kadar Türkiye'nin beklemesine gerek yok" dedi.

Bilgi Üniversitesi'nin Dolapdere Yerleşkesi'nde, "Kıbrıs'ta Yeni Süreç" konulu konferans veren Talat, 2003'te Kıbrıs'ta yapılan referandum sonrası yaşananları anlattı.

Talat, bugünkü aşamada Kıbrıs sorununun iki kritik alanının bulunduğunu dile getirerek, bunlardan birinin AB, diğerinin ise BM olduğunu söyledi.

Kıbrıs Rum kesiminin, AB'ye üye olduktan sonra sorunun çözümü için çaba göstermediğini vurgulayan Talat, sorunun çözümü için AB'nin, üyesini yönlendirmesi ve baskı altına alması gerektiğini bildirdi.

Talat, BM'nin sorunu çözmek için harekete geçmesi ve Güvenlik Konseyi'nin de genel sekreterin hazırladığı raporun onaylanması için çalışma yapması gerektiğini kaydetti.

İzolasyon zayıflamaya başladı

Kıbrıslı Türklerin artık Avrupa ve dünya kamuoyunda farklı algılandığını, Kıbrıs'ın kuzeyine yabancı yatırımcının ilgisinin arttığını, bunun, adadaki Türklerin dünyayla bütünleştiği anlamına

geldiğini anlatan Talat, şöyle devam etti:

"KKTC'ye yapılan izolasyon zayıflamaya başladı. AB ile uyum çalışmalarımız var. Teknik hazırlıklar devam ediyor. Kıbrıs Türk halkı ekonomik anlamda dünyayla entegre olacak. Bütün bu adımlar gösteriyor ki, izolasyon büyük ölçüde zayıfladı. Henüz izolasyon kalktı mı, beklediğimizi aldık mı? Hayır, almadık, ama 'hiçbir şey olmadı' demek de yanlış. Bugüne kadar yürüttüğümüz politikanın istikrarlı bir şekilde devam etmesi gerekir."

Sorular

Salonda bulunanların sorularını da yanıtlayan Talat, "Türkiye'nin, Ankara Anlaşması'nı 10 yeni üyeye genişleten protokolü imzalaması durumunda, bu Rum tarafını tanıma anlamına gelir mi?" şeklindeki soru üzerine, Türkiye'nin Kıbrıs Rum kesimini Gümrük Birliği'ne dahil edeceğini açıkladığını hatırlattı.

Türkiye'nin bunu yaparken "Bu, Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanıma anlamına gelmez" dediğini dile getiren Talat, şöyle devam etti:

"Türkiye'nin Avrupa Komisyonu ile Ankara Anlaşması'nı genişleten ek protokolü müzakere etmesi ve imzalaması, Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanıma anlamına gelmez. Ama hiçbir anlamı da yok değil, tabii ki çok anlamı olacak. Kıbrıs sorununun çözümü için süre daralıyor. Daha çok çalışmamız, daha çok aktif olmamız gerekiyor.

Bu noktada her şey elimizde değil. Bu, şuna benzer; birisi Boğaz Köprüsü'ne çıkar, 'Şu işimi yap, yoksa atlarım aşağıya' der. Biz politikada, hele dış politikada ona benzer bir şey yapamayız.

Türk tarafı bu protokolü imzalayacak. Bundan kaçması mümkün değil, müzakere edecek. Derseniz ki ne zaman imzalamalı? Bana sorarsanız, 3 Ekim'e kadar Türkiye'nin beklemesine gerek yok, müzakere eder ve bunu imzalar. Bu protokolün mümkün olduğunca erken imzalanmasında bir sakınca görmüyorum, hatta yarar görüyorum."

KKTC Başbakanı Talat, protokolün geç imzalanması durumunda bunu Rumların kullanacağını ve böylece Kıbrıs sorununun dünyanın dikkatinden uzaklaştırılacağını söyledi.

Adadaki Türk askeri varlığı

Bir katılımcının, "Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt'ın yaptığı açıklamalara ilintili olarak KKTC'de yapılacak seçimleri" sorması üzerine Talat, "Kara Kuvvetleri Komutanı'nın açıklamalarıyla seçimlerin ilgisini anlamadım. Benim bildiğim, Büyükanıt aday değil" dedi.

Talat, Türk askerinin adadaki rolü ve yeri konusunda konuşabileceğini ifade ederek, şöyle devam etti:

"Türk Ordusu'nun adadaki varlığı, Kıbrıs sorununun nedeni değil, sonucudur. Rum tarafının ısrarla uğraştığı, Kıbrıs sorununu Türk Ordusu'nun varlığına getirmektir. Kıbrıs sorunu çözülmediğine göre asker varlığı veya asker çekilmesinin şu anda gündem yapılmasının anlamı nedir? Gerçekten bu konuyu Kıbrıs sorunu olarak takdim edenlerin oyununa gelmemek lazım. Türk Ordusu'nun Kıbrıs'taki varlığını, Kıbrıs sorununun nedeni olarak göstermeye çalışanlara prim vermemek lazım. Aksi halde başımız çok ağrır, sadece bizim değil dünyanın da... Bu tartışmalar Kıbrıs sorununu başka mecraya çeker."

Mehmet Ali Talat, Kıbrıs sorununda Türk Ordusu'nun parametrelerden biri olduğunu, dolayısıyla sorunun çözümünde tüm parametrelerin birlikte ele alınıp çözüme kavuşturulması gerektiğini bildirdi.

Talat, başka bir soru üzerine de "bugüne kadar adada sadece KKTC Cumhurbaşkanı Denktaş'ın tanındığını" dile getirerek, "Türkiye kamuoyu Denktaş dışında kuş tanımazdı" dedi.

Artık bunun değişmeye başladığını anlatan Talat, nisanda yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimlerinde toplumun yeni liderinin belirleneceğini söyledi.

Talat, cumhurbaşkanlığına aday olup olmayacağına ilişkin bir soru üzerine de KKTC'deki partilerin, başkanlarını geleneksel olarak cumhurbaşkanlığı için aday gösterdiklerini ifade ederek, şu an bunun konuşulmasının erken olduğunu sözlerine ekledi.

KIBRIS 04/02/05

Talat: Bostancı kapısı en geç bir iki ay içerisinde açılacak

Başbakan Mehmet Ali Talat, Kıbrıs Türk tarafı için önemli olan Bostancı sınır kapısının açılması için BM ile Türk askerinin yarın bölgede mayın konusunda keşif yapacağını, kapının da bir iki ay içerisinde açılmış olacağını söyledi.

Başbakan Talat dün İstanbul'a gitmeden önce havalimanında basın mensuplarına, son günlerde gündemde olan geçiş kapılarıyla ilgili açıklamalarda bulundu ve Bostancı sınır kapısının en geç iki ay içerisinde açılmış olacağını belirtti.

Açıklamalarında Bostancı sınır kapısının açılmasıyla ilgili süreci anlatan Talat, kapının açılmasını ekarte etmeye çalışan Rumların mayınların temizlenmesi halinde kapının açılabileceğini BM'ye ilettiklerini hatırlattıktan sonra, geçtiğimiz gün BM ile Türk askeri makamlarının görüşerek bugün bir keşif yapma kararı aldıklarını açıkladı. Talat, mayın araştırma ve varsa mayın temizleme operasyonunun Bostancı bölgesinde başlayacağını belirtti. Talat, Güzelyurt halkı için büyük önem taşıyan bu yolun sonunda açılacak olmasından duyduğu memnuniyeti de dile getirdi.

Bostancı kapısı süreci

Talat, Rum tarafı sekiz yeni kapı açılması önerisini ortaya koyduğu zaman batı bölgesindeki tek kapı olması sebebiyle Bostancı kapısına öncelik verdiklerini, bölgenin canlanabilmesi açısından bu kapının kendileri için de büyük önem taşıdığını ifade etti. Yaz aylarında bölgede geniş çaplı araştırmalar yaptırılarak ortaya birkaç kapı seçeneği koyduklarını, Bostancı'da karar kılındığını anımsatan Talat, kapı açmayı öngördükleri yerde mayın bulunması endişesiyle zaman kaybetmemek için yolun geçici olarak açılmasını sağlayan bir formül ürettiklerini hatırlattı. Talat, Rum tarafının da başta bunu kabul ettiğini, ancak iş haritada yer belirleme safhasına geldiğinde Rum tarafının oyalama sürecine girdiğini, ardından da "esas yol açılsın ama Derinya'daki kapı açılırsa..." şartını koşmaya başladığını, böylelikle Bostancı kapısının açılmasının "yılan hikayesine" dönüştüğünü belirtti.

Türk tarafı için öncelik teşkil etmeyen Derinya kapısının açılmasını kabul etmediklerini söyleyen Talat, Türk tarafı olarak Bostancı'daki geçici yolun alt yapısını tamamlayarak beklemeye geçtiklerini ve Rum tarafının bu sefer de kapının açılmasını tamamen ekarte ettiğini kaydetti. Rumların sorumluluğu Türk tarafına yüklemeye çalıştığına da işaret eden Talat, mayınların temizlenmesi halinde kapının açılabileceğini BM'ye ilettiklerini de belirtti.

Bugün mayın keşif çalışması

Talat, geçtiğimiz gün BM ile KKTC'deki askeri makamların görüşerek bugün bir keşif yapma kararı aldıklarını, mayın araştırma ve varsa mayın temizleme operasyonunun Bostancı bölgesinde başlayacağını açıkladı. Talat, Güzelyurt halkı için büyük önem taşıyan bu yolun sonunda açılacak olmasından duyduğu memnuniyeti de dile getirdi.

Gerektiğinde direnerek gerektiğinde ısrar ederek ya da esneyerek bu yolun açılması konusundaki en önemli pürüzü aştıklarını belirten Talat, böylece Bostancı yolunun önümüzdeki birkaç ay içerisinde açılmış olacağını belirtti.

AB ile ilişkiler en iyi noktada

Talat, Bostancı kapısıyla ilgili açıklamaların ardından geçtiğimiz gün AB yetkilileriyle yaptığı görüşmenin gazetelere kötü bir havayla yansıdığını belirterek, "Halbuki AB'yle ilişkilerimizde tarihimizin en iyi noktasındayız" diye konuştu.

AB ile ilişkilerde Kıbrıs Türk tarafı olarak dertlerini anlatabilecekleri bir noktaya geldiklerine dikkat çeken Talat, AB tarafından "doğru" bulunduklarını ve verilen destek için bütün olanakların seferber edildiği günler yaşandığını vurguladı.

Talat, geçmişte doğru politikaların uygulanamamasından dolayı zorluklar yaşandığını belirterek haklı olunan noktalar savunularak sıkıntıların aşılacağını ve AB ile bütünleşme sürecini Kıbrıs Türkü olarak başarıyla gerçekleştireceklerini ifade etti.

Talat, Kıbrıs Türk halkının AB'yi istediğini birçok kere ortaya koyduğunu, kendilerinin de bunun gereğini yerine getirmek için ellerinden geleni yaptıklarını ifade etti.

KIBRIS 04/02/05

Tüzükler seçimden sonar

HENÜZ SOMUT BİR KARAR YOK... Ticaret Odası Başkanı Ali Erel,Yeşil Hat Tüzüğü ve diğer tüzükler konusunda odanın şu ana kadar AB ile yaptığı temaslarda somut bir karar ve sonuç alınamadığını, ancak 20 Şubat tarihinde yapılacak genel seçimlerin ardından sonuç alınmasına başlanacağını söyledi. Erel, Güney Kıbrıs'a geçişlerde 30 euro olan yolcu beraberi limitin 175 euroya çıkarılması, sigara ve alkolde uygulanan kısıtlamaların yükseltilmesinin de seçimin ardından mümkün olabileceğini belirtti

SEBEP: GEÇMİŞTE YAPILAN HATALAR... Direkt Ticaret Tüzüğü'nün yakın gelecekte tekrar ele alınacağını tahmin etmediğini, mali destek tüzüğünün, odanın görüşü olan iki tüzüğün birbirinden ayrılamadan kabulünün de mümkün görülmediğini belirten Erel, geçmişte yapılan hatalar ve "Kıbrıs Cumhuriyeti"nin şu an AB üyesi olması sebebiyle Kıbrıslı Türklerin referandumda "evet" demesi ve çözümü arzulamasına rağmen kısa sürede olumlu sonuçlar alınamadığını ifade etti

MAURER: PÜRÜZLERİN AŞILMASINA ÇALIŞILIYOR... AB Komisyonu Genişleme Müdürlüğü Kıbrıs Türk Birimi sorumlusu Leopold Maurer, Yeşil Hat Tüzüğü konusunda güzel işler yapmakta olan Ticaret Odası ile temaslarında bulunmak ve görüşlerini almak amacıyla bir araya geldiklerini belirterek uygulanmasında bazı güçlükler bulunan tüzükte pürüzlerin aşılması için uğraş vereceklerini söyledi

 

Ticaret Odası Başkanı Ali Erel, Yeşil Hat Tüzüğü ve diğer tüzükler konusunda odanın şu ana kadar AB ile yaptığı temaslarda somut bir karar ve sonuç alınamadığını, ancak 20 Şubat tarihinde yapılacak genel seçimlerin ardından sonuç alınmasına başlanacağını söyledi.

Özellikle KKTC'den Güney Kıbrıs'a geçişlerde 30 euro olan yolcu beraberi limitin 175 euroya çıkarılması, sigara ve alkolde uygulanan kısıtlamaların da yükseltilmesi gibi komisyon tarafından yapılan bazı somut önerilerin de henüz neticeye bağlanamadığını ifade eden Ali Erel, bunun seçimlerin ardından mümkün olabileceğini kaydetti.

AB Komisyonu Genişleme Müdürlüğü Kıbrıs Türk Birimi sorumlusu Leopold Maurer'le görüştü.

Girne Marina'daki Set Restoran'da gerçekleşen ve Yeşil Hat Tüzüğü'nün uygulanmasında ortaya çıkan sorunların ele alındığı toplantıda, Ali Erel tarafından Maurer'e bazı hatalar bulunan Yeşil Hat Tüzüğü'nde yapılması gerekli değişiklikler hakkında odanın görüşleri sunuldu.

Ticaret Odası AB Komisyonu'na Yeşil Hat Tüzüğü'nün iyileştirilmesi ve içerdiği hataların düzeltilmesiyle ilgili olarak geçmişte öneriler sunmuştu. Ticaret Odası, çifte KDV ve vergilendirme; hayvansal ürünlerin güneye geçebilmesi, direkt ticaret ve mali destek tüzükleriyle ilgili olarak tüzükte yaklaşık 10 temel değişiklik istiyor.

"AB Komisyonu Kıbrıs Temsilciliği Başkanı" büyükelçi Adrian van der Meer'in de hazır bulunduğu görüşmeye AB Komisyonu Kıbrıs Masası yetkilisi Max Uebe, "AB Komisyonu Kıbrıs Temsilciliği" Siyasi Ataşesi Andrea Battista, Ticaret Odası Yönetim Kurulu üyesi Mustafa Damdelen ve oda genel sekreter yardımcısı Derya Beyatlı da katıldı.

Toplantı öncesinde Ticaret Odası Başkanı Ali Erel, AB Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu genel direktörü Leopold Maurer ve "AB Komisyonu Kıbrıs Temsilciliği" Başkanı büyükelçi Adrian van der Meer gazetecilere açıklamada bulunuldu.

Erel: Seçim sonrası sonuç alınacak

Ali Erel, Yeşil Hat Tüzüğü ve diğer tüzükler konusunda odanın şu ana kadar AB ile yaptığı temaslarda somut bir karar ve sonuç alınamadığını, ancak 20 Şubat tarihinde yapılacak genel seçimlerin ardından sonuç alınmaya başlanacağını kaydetti.

Özellikle KKTC'den Güney Kıbrıs'a geçişlerde 30 euro olan yolcu beraberi limitin 175 euroya çıkarılması sigara ve alkolde uygulanan kısıtlamaların da yükseltilmesi gibi komisyon tarafından yapılan bazı somut önerilerin de henüz neticeye bağlanamadığını ifade eden Ali Erel, bunun seçimlerin ardından mümkün olabileceğini kaydetti.

Direkt Ticaret Tüzüğü'nün yakın gelecekte tekrar ele alınacağını da tahmin etmediğini, mali destek tüzüğünün de odanın görüşü olan iki tüzüğün birbirinden ayrılamadan kabulünün de mümkün görülmediğini belirten Erel, geçmişte yapılan hatalar ve "Kıbrıs Cumhuriyeti"nin şu an AB üyesi olması sebebiyle Kıbrıslı Türklerin referandumda "evet" demesi ve çözümü arzulamasına rağmen kısa sürede olumlu sonuçlar alınamadığını ifade etti.

Erel, Yeşil Hat Tüzüğü ile ilgili olarak 2005 yılı içerisinde bazı adımların atılacağını, mali destek tüzüğünün çalışacağını ancak iki tüzüğün birlikte çalışabilmesini ise mümkün görmediğini söyledi.

Ticaret Odası Başkanı Ali Erel, Türkiye'nin 3 Ekim tarihine kadar "Kıbrıs Cumhuriyeti" ile ilişkilerinde normalleşme beklediğini kaydetti. Erel, AB'nin Türkiye'nin AB ile müzakerelere başlayabilmesi için Ankara Antlaşması'nı 10 yeni ülkeye de genişleten protokolü imzalamasını beklediğini de sözlerine ekledi.

Maurer:Tüzükteki pürüzlerin

aşılması için uğraş vereceğiz

AB Komisyonu Genişleme Müdürlüğü Kıbrıs Türk Birimi sorumlusu Leopold Maurer de konuşmasında, Yeşil Hat Tüzüğü konusunda güzel işler yapmakta olan oda ile temaslarında bulunmak ve görüşlerini almak amacıyla bir araya geldiklerini belirterek uygulanmasında bazı güçlüğü bulunan tüzükte pürüzlerin aşılması için uğraş vereceklerini söyledi.

Maurer, Ticaret Odası'nın AB tarafından Kıbrıslı Türklere sağlanacak maddi yardım ve Yeşil Hat Tüzüğü konularında önemli rol oynamakta olduğunu belirtti.

Meer: Sorunların aşılmasına

yönelik çalışmalar devam edecek

"AB Komisyonu Kıbrıs Temsilciliği Başkanı" büyükelçi Van der Meer de konuşmasında, iş arkadaşı Leopold Maurer'i Kıbrıs'ta görmekten duyduğu memnuniyeti belirterek, Maurer'in adaya Yeşil Hat Tüzüğü ve diğer konularda her iki tarafın yetkilileriyle temaslarda bulunmak amacıyla geldiğini söyledi.

Maurer'in Ali Erel ile yapacağı görüşmede Yeşil Hat Tüzüğü'ndeki pürüzlerin giderilmesinde birliğin görüş ve politikalarını aktaracağını belirten Meer, bu konuda Ticaret Odası'nın görüşlerinin de alınacağını kaydetti.

Büyükelçi Van der Meer, AB'nin Kıbrıs'a uzmanlarını göndererek sorunların aşılmasına yönelik çalışmalarını sürdüreceğini belirtti.

KIBRIS 04/02/05