|
AİHMde
iki kritik dava |
|
|
|
Avrupa İnsan
Hakları Mahkemesinin Kıbrıs Rum kesiminden Türkiye aleyhine
yapılan şikayetlerde pilot dava seçilen bir başvuru ile
Abdullah Öcalanın temyiz niteliğindeki Büyük Daireye
yaptığı başvuruyu Şubat ayı içinde karara bağlaması
bekleniyor. |
|
|
|
Strasbourg |
|
|
|
31 ocak 2005 AİHM yetkililerinden edinilen bilgiye göre,
Kıbrıslı Rum Mira Ksenides Aristisin Maraş
yakınlarındaki mal ve mülkünü kullanmasının
engellendiği gerekçesiyle Türkiye aleyhine yaptığı başvurunun
incelenmeye alınıp alınmamasına ilişkin karar
verilecek. |
Kararın Şubat ayında verilmesi beklenirken,
Mart ayına kalma ihtimali de bulunuyor.
RUM BAŞVURUSU EMSAL OLACAK
AİHM 3. Dairesi, geçen yıl Eylül
ayında, söz konusu başvuruya ilişkin olarak Rumların ve
Türk hükümetinin görüşlerini dinlemişti. Strasbourg mahkemesinden
mülkiyet şikayetiyle ilgili çıkacak gerekçeli karar, AİHMde
bekleyen diğer Rum başvurularına emsal teşkiledecek
olması açısından önemli görülüyor. AİHMnin 3. Dairesinde
yapılan duruşmada, Türkiye adına konuşan avukatlar, Annan
Planının Rumlar tarafından reddedildiğini
hatırlatmışlar ve Rumların mal ve mülk
iddialarını araştırmak üzere KKTCde bir tazmin
komisyonunun kurulduğuna işaret etmişlerdi.
Rum Mira Ksenides Aristisin avukatları ise
KKTCnin uluslararası toplum tarafından kabul edilmediğini
gerekçe göstererek, tazmin komisyonunun da geçerli bir hukuki kurum
olamayacağı görüşünü savunmuşlardı.
ÖCALAN HAKKINDA ÖNEMLİ DAVA
AİHMde Türkiye için önemli olan diğer
konu ise temyiz niteliğindeki Büyük Dairenin Abdullah Öcalanın
başvurusuna vereceği yanıt olacak. Büyük Daire, 9 Haziran 2004
tarihinde ikinci bir duruşma düzenleyerek, tarafların
görüşlerini yeniden dinlemişti.
AİHM, 2003 yılı Mart ayında
aldığı kararda, Öcalanın avukatlarının
başvurusuyla ilgili olarak, Türkiyenin Avrupa İnsan Hakları
Sözleşmesinin (AİHS) adil yargılanma hakkıyla ilgili 6.,
gözaltı süresinin uzunluğuyla ilgili 5. ve kötü muameleyle ilgili 3.
maddesini ihlal ettiğine hükmetmişti.
Türkiyenin AİHSnin adil yargılanma
hakkıyla ilgili maddelerini ihlal ettiğini savunan AİHM,
duruşmalar başladıktan sonra askeri yargıcın sivil
yargıçla değiştirilmesini yeterli görmemiş ve savunma için
gerekli olanak ve zamanın verilmediğigörüşünü dile
getirmişti.
GÖZALTI SÜRESİ UZUN BULUNDU
Mahkeme, AİHSnin gözaltı süresiyle ilgili
bazı maddelerin de ihlal edildiğini, Öcalanın mahkemeye
çıkarılmadan önceki gözaltı süresinin de uzun olduğunu
savunmuştu. AİHSnin yaşam hakkıyla ilgili 2. maddesiyle
ilgili şikayet konusunda, Türkiyenin ihlalde bulunmadığı
görüşüne varan AİHM, Abdullah Öcalanın idamla
yargılanmasını, AİHSnin kötü muamelenin önlenmesiyle
ilgili 3. maddesinin ihlali olarak görmüştü.
Strasbourg mahkemesi, avukatlarının,
Öcalanın Kenyadan yasadışı bir biçimde getirildiği
ve ayrımcılığa tabi tutulduğu yolundaki
şikayetlerini ise reddetmişti. AİHM, Öcalanın
avukatlarının AİHSnin 7, 8, 9, 10 ve 18. maddelerine dayanarak
yaptıkları başvuruların incelenmesini de oybirliğiyle
gerek görmezken, Öcalanın mahkumiyet koşullarıyla ilgili bir
ihlalin olmadığı görüşüne varmıştı.
Mahkeme, Türkiyenin ödemesi istemiyle herhangi bir
maddi tazminata karar vermezken, karşı tarafın mahkeme
masrafı olan 100 bin Euronun Türkiye tarafından ödenmesine
hükmetmişti.
YENİDEN YARGILANMASI İSTENEBİLİR
Büyük Dairenin yeniden Öcalanın adil
yargılanmadığı görüşüne varması halinde, Avrupa
Konseyinin Türkiyenin terör örgütü başının yeniden
yargılanmasını istemesinin gündeme gelmesi ihtimali bulunuyor.
AİHMnin Leyla Zana ve
arkadaşlarının adil yargılanmadığına
hükmetmesinden sonra Avrupa Konseyi, bu davanın yeniden görülmesi
talebinde bulunmuştu
Talat'a 'siyasi rüşvet' suçlaması
Papadopulos'tan KKTC Başbakanı Talat'a suçlama
31 Ocak, 2005 15:43:00 (TSİ) CNN TURK
Güney Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos, KKTC
Başkanı Mehmet Ali Talat'ı, referandumda Annan Planı'na,
'Kıbrıs Türk toplumuna hizmet ettiğine inandığı
için değil, bazı vaatler aldığı için' destek vermekle
suçladı.
Rum habercilerin sorularını yanıtlayan Papadopulos, Talat ve
Türkiye'nin 'evet' demede bir zorluğu ve çekincesinin
olmadığını, çünkü diplomatik tanınma
dışında geçen yıl İsviçre'nin Burgenstock
kasabasında yapılan görüşmelerde istediklerinin
tamamını elde ettiklerini söyledi.
'Sayın Talat Kıbrıslı Türklerin referandumda 'evet'
demeleri için tutulmayan vaatler aldığını söylüyor' diyen
Papadopulos, "ben şimdiye kadar Annan Planı'na, kendilerine
hizmet etmesi açısından net seçenek olduğu için 'Evet'
dediklerini biliyordum. Oylamanın arkasında vaatler satın alma
da bulunduğunu bilmiyordum" dedi.
Kıbrıslı
Rum ve Türklerin görüşmelerine destek
'Kıbrıslı Rum ve Türklerin görüşmelerini destekliyor
musunuz?' sorusuna ise Papadopulos, ''çok destekliyorum. Tüm temas ve
görüşmeler yararlıdır. Tabii temaslarda ne dediğiniz ve onu
nasıl söylediğiniz önemlidir'' dedi.
Papadopulos, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın demeçlerine
ilişkin bir soruyu yanıtlarken de, 'Türkiye'nin AB'ye karşı
yükümlülüklerinin Kıbrıs sorunuyla bağlantılı
kılınmasının hata olacağını' ifade etti.
'Erdoğan
çelişkili demeçler veriyor' iddiası
Papadopulos, 'Türk Başbakanı çok ve tamamen çelişkili demeçler
veriyor' iddiasında bulundu.
Ana muhalefet Demokratik Seferberlik Partisi (DİSİ) Başkanı
Nikos Anastasiadis'in, 'Kıbrıs Rum tarafının
Kıbrıs konusunda girişim üstlenmesi gerektiği'
görüşünü de yorumlayan Papadopulos, ''şu anda bir diyalogun
başlatılması için doğrudan ilgili taraflardan hiçbiri böyle
bir niyet göstermediğinden, Rum hükümeti Annan Planı'nda
değişiklikler için özlü bir diyalogun
başlatılmasının önkoşullarını
oluşturmaya çalışıyor. Şayet Sayın Anastasiadis
sadece göstermelik değişikliklerle Annan Planı'nın
uygulanmasının istenmesi gerektiğini kastediyorsa, bu,
girişim değildir" dedi.
Papadopulos, yabancıların Rum tarafının Annan
Planı'nda yapılmasını istediği değişikleri
bildiğini ifade ederek, kendisinden planda yapılmasını
istedikleri değişiklikleri bildirmesinin istenmesini, haksız ve
bir yere kadar da şüpheli bulduğunu kaydetti.
|
Talat: Kıbrıs'ta çözüm uzakta değil |
|
|
Lefkoşa KKTC Başbakan Mehmet Ali Talat, Kıbrıs'ta çözümün uzakta olmadığını ifade ederek, Kıbrıs Türkünün çağdaş bir dünyaya hazır olması gerektiğini söyledi. Talat, Sağlık
İşçileri Sendikası (Sağlık-Sen) yöneticilerini
kabulünde, adada çözümün çok uzakta olmadığını,
dolayısıyla Kıbrıs Türk halkının her alanda
Avrupa Birliği'yle ve dünyayla bütünleşmeye hazır olması
gerektiğini söyledi. Çözüm istediğini
kanıtlayan Kıbrıs Türkünün AB dışında
olduğunu, çözüm istemeyen Rum yönetimin ise AB içinde olduğunu
kaydeden Talat, bunun bir çelişki olduğunu ve bu çelişkiyi AB
yetkililerinin de kabul ettiğini belirtti. (aa) |
|
HURRIYET 31/01/05
|
'Talat vaat aldığı için Annan Planı'nı
destekledi' |
|
|
Lefkoşa Güney Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos, KKTC Başkanı Mehmet Ali Talat'ı, referandumda Annan Planı'na, Kıbrıs Türk toplumuna hizmet ettiğine inandığı için değil, bazı vaatler aldığı için destek vermekle suçladı. Rum gazetecilerinin
sorularını yanıtlayan Papadopulos, Talat ve Türkiye'nin
Evet demede bir zorluğu ve çekincesinin
olmadığını, çünkü diplomatik tanınma
dışında geçen yıl İsviçre'nin Burgenstock
kasabasında yapılan görüşmelerde istediklerinin
tamamını elde ettiklerini söyledi. Papadopulos,
Sayın Talat Kıbrıslı Türklerin referandumda 'Evet'
demeleri için tutulmayan vaatler aldığını söylüyor. Ben
şimdiye kadar Annan Planı'na, kendilerine hizmet etmesi
açısından net seçenek olduğu için 'Evet' dediklerini
biliyordum. Oylamanın arkasında vaatler satın alma da
bulunduğunu bilmiyordum diye konuştu. Papadopulos,
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın demeçlerine ilişkin bir
soruyu yanıtlarken de, Türkiye'nin AB'ye karşı
yükümlülüklerinin Kıbrıs sorunuyla bağlantılı kılınmasının
hata olacağını ifade etti. Papadopulos, Türk
Başbakanı çok ve tamamen çelişkili demeçler veriyor
iddiasında bulundu. (aa) |
|
HURRIYET 31/01/05
Hristofyas: Yakında Talat'la görüşebilirim
Rum Meclis
Başkanı Dimitris Hristofyas, en yakın zamanda KKTC
Başbakanı Mehmet Ali Talat'la görüşme fırsatı
bulacağına ilişkin ümidini dile getirdi.
Hristofyas,
AKEL'in referandum sonrasında Kıbrıslı Türklere yönelik bir
açılım başlattığını belirterek CTP ile
AKEL'in, Kıbrıs sorununa çözüm bulunması mücadelesinde birlikte
yürüyecek olan dinamikler olduğunu da söyledi.
Fileleftheros
gazetesinin "Politiki" ekine özel bir açıklama yapan Hristofyas
şu anda, Talat'la görüşme fırsatının olduğunun
görüldüğünü söyleyerek çözüm isteyen Kıbrıs Türk ve Rum
dinamikler arasındaki temasları, bu dönemde, Kıbrıs
sorunuyla ilgili gelişmelerde, öncelikli olarak tuttuklarını da
belirtti.
Hristofyas,
temaslarda görüş, endişe ve beklentilerin
paylaşıldığını ifade etti.
Hristofyas
ayrıca, "Üzerinde anlaşmaya varılacak bir çözüme
ulaşılmasına neden olacak özlü ve yapıcı bir
diyaloğun başlaması için zemini hazırlamak istiyorsak,
bunun yapılması gerekir" dedi.
"Görüşmeden
bahsettiniz, zemini hazırladınız mı?" sorusuna
Hristofyas, "Biz ödevlerimizi yaptık" şeklinde
karşılık verdi.
"Görüşmenin
işgal altındaki topraklarda olması mümkün mü" sorusuna ise
Hristofyas, kendilerinin herhangi bir işleme tabi tutulmadan
"işgal altındaki topraklara" gitmeye hazır
olduklarını, ayrıca Talat'la AKEL'in bürosunda da, Ledra
Palace'ta da, yurtdışında da görüşmeye tamamıyla
hazır olduğunu vurgulayarak buna karşılık
verileceğinin görüldüğünü ve bunun da kendisini memnun edeceğini
belirtti.
Gazeteye göre,
diğer soru ve yanıtlar ise şöyle:
"Soru:
-Görüşme yerini, Talat'a mı bıraktınız?"
Hristofyas:
Geçenlerde bir iletişimimiz oldu ve yakında görüşeceğimize
dair geçerli ümitlere sahibim.
Soru: -Hangi
gündemle görüşme yapılacak?
Hristofyas:
-İlk görüşme, sanırım iki parti ilişkilerinin teyidi
niteliğinde geçecek. Her iki taraf, görüşlerini dile getirecek ve iki
tarafın muhtemelen şikayetleri dinlenecek, ondan sonra
endişelerimizi görüşmeye başlayacağız. Ne değiştirmek
istiyoruz. Dostlarımızın yanıtını göreceğiz.
Akıncı'yla bu konuyu yeterince görüştük ve olumlu bir yanıt
aldık. İşgal altındaki topraklara döndüğünde de
önerilerimiz ve şikayetlerimiz hakkında olumlu açıklamalarda
bulundu.
Soru:
-Talat'tan sonra, Ankara'ya yönelik bir diyaloğa dönmenizin zamanı
mıdır? Katsuridis'in Türkiye ziyareti, bu gidişata yönelik bir
adım olabilir mi?
Hristofyas:
-Biz alelacele ve hesapsız faaliyetlerde bulunmak istemiyoruz. Biri
şu anda AKP'de hakim olan durumla, AKEL'i kabul etmesi mümkün olur mu diye
sorsa, bunun çok zor olacağını düşünürüm. Biz kimin ilk
önce gideceği ve sonra bunu kimin takip edeceği metodunu
izlememeliyiz. Avrupa Halk Partisi alanında hareket eden
Erdoğan'ın partisi, bir girişimde bulunarak DİSİ'yi
davet etti. Çünkü Avrupa Halk Partisi'ne kabul edilmek için destek istiyor. Bu,
peşinen Erdoğan'ın Anastasiadis'e "Yarın
Kıbrıs sorununu çözüyoruz" diyeceği ve hepimizin
arkasından koşacağımız anlamına gelmiyor, ölçülü
ve soğukkanlı olmak gerekir. Hoş, Anastasiadis gidiyor, kimler
tarafından kabul edileceğini ve sonuçlarının ne
olacağını göreceğiz. Biz her zaman Türk liderliğiyle
görüşmelerden yanayız. Meclis başkanı olarak gittiğim
bir yerde, TBMM başkanına yaklaşma fırsatını
kaybetmedim ve onunla 15-20 dakika görüştüm. Hiçbir şeyi elemiyorum
ancak "Ankara'ya gidecek diye herkesin Anastasiadis'in arkasında
koşması" zihniyetini de izlemeyeceğiz. Tüm ortak tezlerin
savunulmasını ümit ediyorum. Anastasiadis'in Atina'daki
açıklamalarından aldığım bazı mesajlar beni
düşündürüyor.
Soru:
-Papadopulos, Karamanlis görüşmesinde Atina gazeteleri, hareketsizlik
kararı gördüler...
Hristofyas:
-Hiçbir zaman gazeteler tarafından yönlendirilmedim. Papadopulos'un
dönmesini bekliyoruz ne anlaştığını göreceğiz ve
değerlendireceğiz. Gazetelerin yazılarını
yorumlamayı tercih etmiyorum ve özlü müzakereler ve üzerinde
anlaşmaya varılacak bir çözüm için müzakere masasına
oturmamız ve her an inisiyatif üstlenecek şeklinde hazır
olmamız gerektiği düşüncesini destekliyoruz ve destekledik.
Takvim kısıtlaması ve hakem olmamalıdır. Üzerinde
anlaşmaya varılan bir çözüm olmazsa referandum da
olmamalıdır.
Soru:
-İnisiyatiflerden bahsettiniz. Hangi içerikle olmalıdır.
Yabancıların hareketlerinin arkasından sürüklenmemek için
içeriğini bizim mi belirlememiz gerekir?
Hristofyas:
-İçeriği yabancılar belirlemiyor. Ulusal konseyde içeriği
belirledik. Daha önceden belirlenen takvimler olmaksızın özlü
görüşmeler için hazır olduğumuz sonucuna vardık. Dekoratif
değil özlü değişiklikler istiyoruz."
KIBRIS 31/01/05
Wiersma: Adada Kıbrıs Türk partileriyle de
görüşeceğiz
|
Avrupa Sosyal
Demokrat Parti Grubu Basın Sözcüsü Hollandalı Jan Marinus Wiersma,
Sosyalist grubun, Kıbrıs sorununun çözümü için yeni bir
inisiyatifi, baskıcı takvimler olmaksızın
desteklediğini söyledi. Fileleftheros
gazetesine özel bir açıklama yapan Wiersma, Avrupalı
Sosyal-Demokratların, AB'nin Kıbrıslı Türklerle
doğrudan ticaret yapmasına da destek verdiğini, ancak bunun
Kıbrıs'ta iki ayrı devletin tanınmasına yol
açmaması gerektiğini de savundu. Avrupa
Sosyalist Parti grubundan dört kişilik bir heyetin, perşembe günü
adaya geleceğini hatırlatan Wiersma, heyette Panos Beglidis, Hanes
Svobonta ile Mecutilo Ruthe'nin bulunduğunu belirtti. Adadaki
temasları esnasında kardeş parti K.S. EDEK ve
Başkanı Yannakis Omiru'yla bir araya geleceklerini, Avrupa Parlamentosu
üyesi olmaması sebebiyle EDEK'i, yeniden grubun
çalışmalarını izlemesi için gözlemci statüsünde davet
edeceklerini de belirten Wiersma, Kıbrıs sorunu ve Annan
Planı'yla ilgili olarak grubun tezlerini de görüşmek istediklerini
söyledi. Bir soru üzerine
Wiersma, sosyal demokrat ailesiyle görüşmek isteyen
Kıbrıslı Türk partilerle bir araya geleceklerini,
Talat'ın partisinin önemli olduğunu belirterek, çözüm için
işbirliği yapmak isteyen, Kıbrıs'taki dinamikleri
desteklemek istediklerini ifade etti. Wiersma,
Mustafa Akıncı'nın partisinin de kendisiyle görüşmeye
ilgi gösterdiğini belirtti. Bir
başka soru üzerine Wiersma, BM Genel Sekreteri Kofi Annan himayesinde
görüşmelerin yeniden başlamasının herkes için ve
Avrupalı Sosyalistler için hedef haline geldiğini, gerek
Başkan Papadopulos gerekse KKTC Başbakanı Talat'ın
dinlendiğini ve bu olanağın yeniden
yaratılacağına inandığını belirtti. Wiersma son
olarak 3 Ekim'e kadar, Türkiye'nin protokolü imzalamasını
beklediklerini, bunun kendileri için "Kıbrıs Cumhuriyeti'nin"
de-facto tanınmasını teşkil ettiğini de söyledi. |
KIBRIS 31/01/05
KADEM SEÇİM 2005 ANKETİ
KIBRIS'ın,
seçime bir ay kala, 19-27 Ocak tarihleri arasında KADEM'e
yaptırdığı yeni kamuoyu araştırmasının
sonuçlarını açıklıyoruz
CTP/BG: % 35.9
UBP: %32
DP: %10.9
BDH: % 6.8
TKP: %2.9
YP: %1.1
MAP: 1.2
l CTP/BG
ÖNDE... KADEM'in yaklaşık iki ay önce yaptığı dev
kamuoyu araştırmasında UBP ile "at başı" bir
görüntü sergileyen CTP/BG, seçim yarışında arayı açmaya
başladı. Geçen iki aylık süreçte oy oranını
artıran tek parti olan CTP/BG liderliğini sürdürüyor. Oy
oranını yüzde 3 artıran CTP/BG'yi UBP izliyor. UBP oyları
bir miktar gerilerken, DP'nin oylarında birkaç puanlık
düşüş var. BDH da kasım ayındaki performansını
koruyor
l TKP, BARAJI
ZORLAYABİLİR... Seçime TKP çatısı altında
katılacak olan "TKP-BKP Sol Güçler İttifakı", hâlâ
yüzde 5'lik ülke barajının altında görülüyor. TKP'nin de yüzde
2.9'luk oy oranı ile iki ay önceki konumunu koruduğu gözlenirken, bir
sürpriz yaparak barajı zorlaması ihtimal dahilinde görülüyor.
TKP'nin, karma ve kararsızların tercihleri ile yüzde 5'lik
barajı geçerek "sürpriz" yapabileceğine
inanılıyor
l MAP VE
YP'NİN ŞANSI YOK...KADEM anketine göre, MAP ve YP'nin oy
oranları yüzde 5'lik ülke barajının oldukça altında.
MAP'ın oy oranı yüzde 1.2 olarak görülürken, YP'nin oy oranı da
yüzde 1.1. Her iki partinin de yüzde 5'lik barajı geçme şansı
oldukça düşük görülüyor
l
EŞİTLİK SÜRÜYOR... 14 Aralık 2003 seçimlerinde meclisin
kilitlenmesine neden olan "25'e 25" eşitlik durumu hâlâ geçerliliğini
koruyor. Buna göre CTP/BG 19 olan milletvekili sayısını 20'ye
çıkarırken, BDH da sandalye sayısını 6'dan 5'e
düşürüyor. UBP ve DP'nin milletvekili sayısında ise bir
değişiklik öngörülmüyor. UBP 18, DP de 7 milletvekili
çıkarıyor
---- Seçmenin
gözünde hangi ilçede, hangi aday öne çıkıyor? Seçimi kazanma ihtimali
diğerlerine göre daha yüksek olan adayların listesi ......sayfada
KKTC'de 20
Şubat 2005'te yapılacak milletvekilliği erken seçimleri
öncesinde gazeteniz KIBRIS, yeniden kamuoyunun nabzını tuttu.
Yine çözüm ve
Avrupa Birliği'ne (AB) endeksli bir seçim sürecinin
yaşandığı ülkemizde gerek partilerin, gerekse kamuoyunun
nabzını tutan KIBRIS'ın, Kıbrıs Toplumsal
Araştırmalar ve Eğitim Danışmanlık Merkezi'ne
(KADEM) yaptırdığı yeni kamuoyu araştırması
tamamlandı.
İlk
anketten yaklaşık 2 ay sonra ve seçimden de yaklaşık 1 ay
önce yapılan kamuoyu araştırmasına göre, koalisyonun büyük
ortağı Cumhuriyetçi Türk Partisi/Birleşik Güçler(CTP/BG) önde
gidiyor.
Buna göre,
Cumhuriyetçi Türk Partisi/Birleşik Güçler(CTP/BG) yüzde 35.9, Ulusal
Birlik Partisi (UBP) yüzde 32, Demokrat Parti (DP) yüzde 10.9, Barış
ve Demokrasi Hareketi (BDH) yüzde 6.8, Toplumcu Kurtuluş Partisi(TKP)
yüzde 2.9, Yeni Parti (YP) yüzde 1.1 ve Milliyetçi Adalet Partisi (MAP) de
yüzde 1.2 oranında oy alıyor.
Karma
oyların dağıtılmasıyla karşımıza
çıkan bu tabloda, kararsızlar da yüzde 9.2'lik bir orana denk
düşüyor.
KADEM'in
seçimlere yönelik ilk kamuoyu araştırması 3-18 Kasım 2004
tarihleri arasında 6 bin 370 kişilik örneklem grubuyla
yapılmıştı. Bin 650 kişi ile yüz yüze görüşülerek
yapılan yeni anket ise 19-27 Ocak 2005 tarihlerine rastlıyor.
Yeni anket,
seçmenin tercihleriyle ilgili önemli ipuçları vermesinin yanı
sıra hâlâ, halkın yüzde 9.2'sinin kararsız olduğunu da ortaya
çıkardı. Partilerin durumlarının yanı sıra,
seçmenin karma oya yöneldiği ve partilerden çok, nitelikli adaylar
üzerinde yoğunlaştığı dikkat çekiyor.
Öne çıkan
bir diğer beklenti ise seçime katılma oranının geçmiş
seçimlere göre daha düşük olması.
Bu arada
partilerin oy oranları, karma oyların dağıtılması
yöntemiyle belirlendi.
CTP/BG
arayı açıyor
KADEM'in 19-27
Ocak tarihleri arasında bin 650 kişi ile yaptığı
anket, yarışı CTP/BG'nin önde götürdüğünü gösteriyor.
Yaklaşık
2 ay önce yapılan araştırmada UBP ile "at
başı" bir görüntü sergileyen CTP/BG'nin geçen süreçte arayı
daha da açtığı görülüyor.
Karma
oyların dağıtılmasıyla oy oranını yüzde 3
artırdığı görülen CTP/BG oyunu yüzde 33'ten yüzde 35.9'a
çıkarıyor. Ancak oylarındaki 3 puanlık artış,
seçim sistemi gereği CTP/BG'ye fazladan bir milletvekili
kazandırmıyor.
Hatırlanacağı
gibi KADEM'in kasım ayında yaptığı ankette, yüzde 33
oy oranı ile CTP/BG'nin milletvekili sayısını 19'dan 20'ye
çıkarması bekleniyordu. Oysa yeni ankette oy oranını yüzde
35.9'a çıkaran CTP/BG'nin, çıkaracağı milletvekili
sayısı yine 20'de kalıyor.
Aralık
seçimlerinde 19 milletvekili kazanan CTP/BG'nin İskele'de UBP'den
alacağı bir milletvekili ile bu sayıyı 20'ye
çıkarması bekleniyor.
UBP
"ikinci parti" konumunu koruyor
İlk ankette
yüzde 32.1'lik oya sahip olduğu görülen ana muhalefet UBP, bir miktar oy
kaybederek yüzde 32 ile konumunu koruyor
Aralık
seçimlerinde 18 milletvekili kazanan UBP'nin ilk ankette olduğu gibi
ikinci ankette de çıkaracağı milletvekili sayısında
bir değişiklik öngörülmüyor.
KADEM anketine
göre, UBP, aralık seçimlerinde 3 milletvekili
çıkardığı İskele ilçesinde, bu seçimde bir
milletvekilini CTP/BG'ye kaptırıyor. Böylece UBP'nin İskele'de
çıkaracağı milletvekili sayısı 3'ten 2'ye
düşerken, CTP/BG'nin de milletvekili sayısı 1'den 2'ye
çıkıyor.
DP'de birkaç
puanlık düşüş
Koalisyonun
küçük ortağı DP'nin oylarında da birkaç puanlık
düşüş gözlemleniyor.
3'üncü parti
olarak görülen DP de oy oranını yüzde 12.1'den yüzde 10.9'a
düşürüyor ancak oylarındaki bu birkaç puanlık düşüş,
çıkaracağı milletvekili sayısını etkilemiyor.
Aralık
seçimlerinde meclise 7 milletvekili sokan DP'nin bu seçimde de 7 milletvekili
çıkarması bekleniyor.
İlk ankete
oranla oylarında küçük de olsa düşüş görülen DP'de bu durum
çıkaracağı milletvekili sayısına olumsuz
yansımıyor.
BDH'da
kasım anketine göre artış yok
14 Aralık
2003 seçimlerinde 6 milletvekili kazanmasına rağmen iki
milletvekilinin istifasıyla sandalye sayısı 4'e düşen ve
mecliste grubunu kaybeden BDH'da kasım anketinde ortaya çıkan oy
oranını koruyor.
Son seçimlerde
yüzde 13.20 oranında oy alan BDH'nın oylarının neredeyse
yarısını kaybettiği ve yüzde 6.8 oranında oy
alacağı tahmin ediliyor.
Kasım
ayında yapılan KADEM anketinde BDH'nın oy oranı yine yüzde
6.8 çıkmıştı.
Bu durumda BDH'nın
çıkaracağı milletvekili sayısını da 6'dan 5'e
düşürmesi bekleniyor.
TKP ve
diğerleri
Seçime TKP
çatısı altında katılacak olan "TKP-BKP Sol Güçler
İttifakı" da hâlâ yüzde 5'lik ülke barajının
altında görülüyor.
TKP'nin de
yüzde 2.9'luk oy oranı ile 2 ay önceki konumunu koruduğu gözlenirken,
bir sürpriz yaparak barajı zorlaması ihtimal dahilinde görülüyor.
TKP'nin, karma ve kararsızların tercihleri ile yüzde 5'lik
barajı geçerek "sürpriz" yapabileceğine inanılıyor.
Yine KADEM
anketine göre, MAP ve YP'nin oy oranları yüzde 5'lik ülke
barajının oldukça altında. MAP'ın oy oranı yüzde 1.2
olarak görülürken, YP'nin oy oranı da yüzde 1.1. Her iki partinin de yüzde
5'lik barajı geçme şansı oldukça düşük değerlendiriliyor.
Eşitlik
hâlâ bozulmadı
14 Aralık
2003 seçimlerinde mecliste yaşanan "25'e 25" eşitlik durumu
hâlâ geçerliliğini koruyor.
Buna göre
CTP/BG 19 olan milletvekili sayısını 20'ye çıkarırken,
BDH da sandalye sayısını 6'dan 5'e düşürüyor.
UBP ve DP'nin
milletvekili sayısında ise bir değişiklik öngörülmüyor. UBP
18, DP de 7 milletvekili çıkarıyor.
İlçelerde
durum ne?
İlk
anketten bu yana yaklaşık 2 ay geçmesine rağmen ilçelerde
partiler konumlarını koruyor.
İskele
hariç diğer 4 ilçede CTP/BG birinci parti durumunda. İskele'de ise
birinci UBP.
Oyların
ilçelere göre dağılımı incelendiğinde, en büyük
kararsız kitlenin başkent Lefkoşa'da olduğu görülüyor.
Kararsızlarda
Lefkoşa yüzde 16.9 ile ilk sırada yer alırken, bunu yüzde 13.9
ile Güzelyurt, yüzde 9.9 ile Girne, yüzde 1.5 ile İskele ve yüzde 0.6 ile Mağusa
izliyor.
Oysa
kararsızlar kasım ayı anketinde farklı bir tablo
oluşturuyordu. Kararsızlar Lefkoşa'da yüzde 11.4 ile yine ilk
sırada idi. Burada dikkat çeken unsur, Lefkoşa'da
kararsızların azalacağı yerde artması.
Öte yandan
Mağusa'da yüzde 10.1 olan kararsızların oranı yeni ankette
binde 6'ya düşüyor. Burada Lefkoşa'nın aksine Mağusa
seçmeninin çok büyük bir kısmının kararını
verdiği görülüyor. Girne ve Güzelyurt'ta da kararsızların
artış gösterdiği dikkat çekiyor.
Karma
oyların dağıtılmasıyla ilçelerde partilerin
durumlarına bakıldığında CTP/BG Lefkoşa'dan yüzde
31.4, Mağusa'dan yüzde 39.8, Girne'den yüzde 36, Güzelyurt'tan yüzde 36.7
ve İskele'den de yüzde 34.3 oy alıyor.
CTP/BG ilçelere
göre en yüksek oy oranına bu kez Mağusa'da ulaşıyor.
Kasım ayında
yapılan ankette CTP/BG en yüksek oy oranına yüzde 36.8 ile
Güzelyurt'ta ulaşmıştı. Oysa yeni ankette CTP/BG'nin en
yüksek oy oranına ulaştığı Mağusa'da yüzde 39.8
oy aldığı görülüyor.
UBP ise en
yüksek oy oranını yine İskele'de buluyor.
UBP
İskele'de yüzde 39.6 oranında oy alırken, İskele seçmeninin
tercihinde pek bir değişiklik göze çarpmıyor. 2 ay önce de
İskele seçmeni yüzde 40.6 ile UBP'den yana tercih
kullanmıştı.
DP de en yüksek
oyu İskele'de görüyor. DP İskele'de yüzde 15.7'lik bir oy potansiyeline
sahip.
BDH cephesinde
ise bir değişiklik dikkat çekiyor. Kasım ayında yüzde
9.9'luk oranla en yüksek oya Güzelyurt'ta ulaşan BDH, şimdi yüzde 8.5
ile en yüksek oya Lefkoşa'da ulaşıyor.
TKP de
oylarını en çok Mağusa'da artırıyor.
Meclis
aritmetiği
Kamuoyu
araştırmasına göre partilerin ilçelere göre çıkarması
beklenen milletvekili sayısı şöyle:
"Lefkoşa:
CTP/BG 6, UBP 6, DP 2, BDH 2, toplam 16
Mağusa:
CTP/BG 5, UBP 5, DP 2, BDH 1, toplam 13
Girne: CTP/BG
4, UBP 3, DP 1, BDH 1, toplam 9
Güzelyurt:
CTP/BG 3, UBP 2, DP 1, BDH 1, toplam 7
İskele:
CTP/BG 2, UBP 2, DP 1, BDH - , toplam 5"
UBP'nin
Lefkoşa'da BDH'dan bir milletvekili alarak sandalye
sayısını beşten altıya yükseltmesi beklenirken,
CTP/BG'nin de İskele'de UBP'den alacağı bir milletvekili ile
koltuk sayısını birden ikiye çıkaracağı tahmin
ediliyor.
Tablolar:
İlçelere
göre siyasi eğilimler (Karma oylar dağıtılmış)
(%)
Açıklama
Lefkoşa Mağusa Girne Güzelyurt İskele Toplam
CTP/BG 31.4
39.8 36.0 36.7 34.3 35.9
UBP 28.4 33.9
33.0 28.5 39.6 31.9
DP 10.4 10.2
9.4 12.0 15.7 11.0
BDH 8.5 6.4 6.9
6.3 3.0 6.7
TKP 2.5 3.8 2.5
2.5 3.0 2.9
Fikir
yok/kararsız 16.9 0.6 9.9 13.9 1.5 9.2
İlçelere
göre tahmini milletvekili sayıları
Açıklama
Lefkoşa Mağusa Girne Güzelyurt İskele Toplam
CTP/BG 6 5 4 3
2 20
UBP 6 5 3 2 2
18
DP 2 2 1 1 1 7
BDH 2 1 1 1 - 5
Toplam 16 13 9
7 5 50
KIBRIS 31/01/05
|
Rum Meclis Başkanı Talat'la görüşmeye hazır |
|
|
Lefkoşa Rum Meclis Başkanı ve komünist AKEL partisi Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas, KKTC Başbakanı ve Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) Genel Başkanı Mehmet Ali Talat ile yanlış anlaşılmaların giderilmesi ve Kıbrıslı Rumların Kıbrıs sorununun çözümüyle ilgili endişelerini Kıbrıslı Türklerin anlamaları için görüşmeye hazır olduğunu söyledi. Rum haber ajansına göre,
Hristofyas, Şu an yapılması gereken girişim,
Kıbrıs Rum ve Kıbrıs Türk siyasi partileri arasında
temasların başlamasıdır dedi. İki parti, liderler
seviyesinde, şu ana kadarki tüm gelişmeleri, ortak görüşleri
ve inançları gözden geçirmeli ve kimin mesafeli durduğunu ortaya
koymalı diyen Hristofyas, çabaların, iki toplumun
endişelerinin anlaşılması ve mümkünse ortak bir zemin
bulunması üzerinde yoğunlaştırılması
gerektiğini ifade etti. PAPADOPULOS-TALAT
GÖRÜŞMESİ İÇİN BİR NEDEN YOK Kipros Hrisostomidis,
Başarılı sonuçlar alınabilecekse siyasi bir uzlaşma
için Birleşmiş Milletler çatısı altında
görüşmelere başlamaya hazırız diye konuştu. (aa) |
|
|
|
HURRIYET 01/02/05
Başbakan Talat: Çözüm uzak değil
Başbakan
Mehmet Ali Talat, Sağlık İşçileri Sendikası
(SAĞLIK-SEN) yöneticileriyle bir araya geldi.Kemal Oktar
başkanlığındaki heyeti kabulünde konuşan Talat, adada
çözümün çok uzakta olmadığını, dolayısıyla
Kıbrıs Türk halkının her alanda Avrupa Birliği'ne ve
dünyayla bütünleşmeye hazır olması gerektiğini söyledi.
Bu çerçevede
sağlık çalışanlarının da gerek seslerini
duyurmaları gerek kendilerini ilgilendiren çalışmalara
katılımı için örgütlenmelerinin yerinde olduğunu ifade eden
Talat, "Örgütlenmek hem iyi hem de gerekli bir şeydir" dedi.
SAĞLIK-SEN
Başkanı Kemal Oktar da, sağlık işçilerinin
haklarını koruyup ilgili çalışmalarda bu kesimi temsil
etmek düşüncesiyle bu sendikal oluşumu gerçekleştirdiklerini
belirtirken, Avrupa Birliği standartlarında çalışma
koşulları ile maaş ve özlük hakları elde edilmesi yönünde
çalışacaklarını kaydetti.
Sağlık
çalışanlarının bir bütün olduğunu ve bir iş
kolunun diğerinden ayrı tutulamayacağını ifade eden
Oktar, yeni kurdukları bu sendikanın bir boşluğu
dolduracağına inanç belirtti.
KIBRIS 01/02/05
Amerikan yardımı gündeme girdi
ABD
Büyükelçiliği Müsteşarı Richard Dixon ve elçilik yetkilileri
Reid W.Click, Sean P. Walsh ile Carlos Abeu'dan oluşan "ABD
Büyükelçiliği Yardım Heyeti" dün Kıbrıs Türk Sanayi
Odası'nı ziyaret etti.
Sanayi
Odası açıklamasına göre, ABD hükümeti tarafından verilmesi
planlanan yardım çerçevesinde ziyarette bulunan Dixon ve beraberindeki
heyet, başkan Salih Tunar'dan sanayi sektöründe faaliyet gösteren
firmaların sıkıntıları hakkında bilgi aldı.
Görüşme,
özellikle finans konusunda sanayicilerin alabilecekleri krediler, üretim
alanlarının yenilenmesi ve ihracatta yerli üreticilerin dış
pazarlara açılması konularında karşılıklı fikir
alışverişi şeklinde gerçekleşti.
ABD'nin
yapacağı 35 milyon dolarlık yardımın sektör ve firma
bazında ne şekilde gerçekleşeceği
çalışmasının tamamlanmak üzere olduğunu belirten
Dixon, bu konuyla ilgili faaliyetlerin önümüzdeki günlerde sanayi ve ticaret
odalarının işbirliğiyle basın
aracılığıyla açıklanacağını kaydetti.
KIBRIS 01/02/05
Denktaş: Annan'ı göreve davet, aldatmacadır,
sahtekarlıktır
Cumhurbaşkanı
Rauf Denktaş, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'dan yeni girişim
yapması talebinde bulunmanın aldatmaca ve sahtekarlık
olduğunu söyledi. Denktaş, Rum yönetiminin "meşru
hükümet" olduğu iddiası ve Kıbrıs Türkü'nün de bunu
kabul etmeme kararlılığı devam ettikçe bugüne kadar bulunamayan
çözümün bundan sonra da bulunma ihtimalinin az olduğunu kaydetti.
Cumhurbaşkanı
Rauf Denktaş dün bir kabulü öncesinde yaptığı
açıklamada, gerek Kıbrıs Türk ve Rum taraflarından, gerek
Türkiye'den bazı makamlar ile AB ve ABD temsilcilerinin BM genel
sekreterine görüşmeleri başlatma çağrısında
bulunmalarını eleştirdi.
Birlikte
çalıştığı en vicdanlı ve hak-adalet terazisini
dengede tutan genel sekreter olarak nitelediği Kofi Annan'ı aldatmaya
kimsenin hakkı olmadığını söyleyen Denktaş,
" 'Çözüm isteriz' diyerek ilkelerde anlaşmadan,
karşılıklı vizyon birliğine varmadan BM genel
sekreterini göreve davet aldatmacadır, sahtekarlıktır. Genel
sekreterin prestijinin korunması gerekir. Bir dünya makamıdır.
Bunu insafsızca aldatma hakkımız yok" dedi.
"BM'nin
mandası belli"
Genel
sekreterin 1964'ten kalma mandasının Makarios'un yıkmış
olduğu cumhuriyet varmış gibi "Kıbrıs
Cumhuriyeti"nin bağımsızlığını,
egemenliğini ve toprak bütünlüğünü korumak kaydıyla iki cemaat
arasındaki kavgayı halledip barıştırmak olduğuna
dikkat çeken Denktaş, "Bu manda bu şekilde devam ettiği
sürece Rumlar bunun arkasına saklanmıştır ve sahte
Kıbrıs Cumhuriyeti unvanı altında Kıbrıs
meselesini sırtlayıp istedikleri yere götürmek için
uğraşıyorlar" dedi.
"Her iki
taraf da çözüm diyor"
Cumhurbaşkanı
Denktaş, Rumların bütün Kıbrıs'ın meşru hükümeti
iddiasından vazgeçmeyip tüm dünyayı buna inandırmaları ve
Kıbrıs Türkü'nü azınlık görmelerinden dolayı adada 40
yıldır bir çözüm bulunamadığını belirtti.
Denktaş,
"Her iki taraf da çözüm demektedir. Ancak Rum'un çözümü bizim Rum'a
azınlık olarak yamalanmamız, Rumların eski yerlerine
dönmesi, yarı halkımızın göçmen olması, Türkiye'nin
adadan çıkması,
bağımsızlığımızın, egemenliğimizin
ve devletimizin ortadan kalkmasıdır. Bizim istediğimiz ise
bunların tam zıddıdır" dedi.
Denktaş,
Kıbrıs Türkü'nün "Eşit egemenlikte, bağımsızlıkta,
Rum'un kendisini temsil etme hakkı olmadığı konusunda,
garantilerin devamında, mal mülk konusunun siyasi kararlarla
halledilmesinde, iki kesimliliğin bozulmamasında, '63'ü
tekrarlatmayacak kalıcı bir anlaşma için, iki devletin
ortaklığı prensibinin kabulünde" ısrarlı
olduğunu vurguladı.
"Uzlaşmanın
adı konulmalı"
Cumhurbaşkanı
Denktaş, uzlaşma isteyenlerin öncelikle uzlaşmanın
adını koyması gerektiğine dikkat çekti. Denktaş,
şöyle devam etti:
"Uzlaşma
istiyoruz. KKTC'nin egemen halkı olarak uzlaşma istiyoruz.
Kıbrıs'ta iki eşit self-determinasyon hakkı olan halktan
biri olarak uzlaşma istiyoruz. Bunun temelinde iki eşit, egemen halk
ve toprak muhakkak olmalıdır. Kalıcı çözüm budur. Gerisi 1960
anlaşmalarından daha zayıf, Rum'a bize son darbeyi vurma
olanağı veren aldatmaca bir anlaşma olacaktır."
KKTC tapusunun
yaptığı işlemleri kabul etmeden Rum'un eski tapusuna
bakarak işlem yapmanın kargaşadan başka bir şey
yaratmayacağını söyleyen Cumhurbaşkanı Denktaş,
"Bireylerin 30-40 yıl birbirlerini mahkemelere sürüklemesi, tehdit
etmesi, huzursuzluk yaratması barış değildir" dedi.
"Türklerin
'evet'i yanlış yorumlanıyor"
Cumhurbaşkanı
Denktaş, Annan Planı'na evet denilmesinden dolayı bazı
çevrelerin Kıbrıs Türkü'nün söz konusu prensiplerinden
vazgeçtiği varsayımıyla hareket ettiğini söyledi.
Denktaş,
"Evet diyenlere sorduğumuzda 'Ne münasebet. Biz azınlık
olmayız, Rum bizim hükümetimiz olamaz ve biz sandık ki kurucu
devletin içinde KKTC de var' diyor. Bazıları villalara kandı,
bazıları ise gökten para yağacağını
sandı" dedi.
Denktaş,
Kıbrıs Türkü'nün referandumdaki iradesinin devletinden ve
egemenliğinden vazgeçtiği şeklinde yorumlanmasının
mümkün olmadığına işaret ederek bu varsayımla hareket
ederek genel sekreteri aldatmaya kimsenin hakkı
olmadığını belirtti.
"Çözüm
bulunma ihtimali az"
Cumhurbaşkanı
Denktaş, şöyle devam etti:
"Rum
meşru hükümet olduğu iddiasını sürdürdükçe, bizim de bunu
kabul etmeme kararlılığımız devam ettikçe çözüm bugüne
kadar nasıl bulunamamışsa, bundan sonra da bulunması
ihtimali azdır veya yoktur. Meğer ki teslim olalım. Teslim olmak
niyetindeysek, halkımıza çıkıp söyleyeceğiz. Ey halk,
biz artık vazgeçtik, teslim olacağız diyecekler."
Denktaş,
"Bizim evet oylarımızı bu şekilde yorumlayanlara da
cevap verme zamanıdır. Yeniden aldanmayalım. Yeniden hayaller
peşinde koşarak
bağımsızlığımızı, devletimizi açık
eksiltmeye koyanların vaatlerine kulak vermeyelim, yabancıların
söylediklerine bakmayalım" dedi. Denktaş ayrıca gençlere de
"Bağımsızlığınızın değerini
biliniz" çağrısı yaptı.
KIBRIS 01/02/05
Papadopulos: Türkiye, Gümrük Birliği'ni 3 Ekim'den önce
imzalamalı
|
Kıbrıs
Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos, Türkiye'nin aralarında
Kıbrıs Rum kesiminin de bulunduğu 10 yeni üyeyle Gümrük
Birliği Anlaşması'nı, üyelik müzakerelerinin başlayacağı
3 Ekim'den önce imzalamak zorunda olduğunu yineledi. Papadopulos,
Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ile Başbakan
Mehmet Ali Talat'ı da eleştirdi. Kıbrıs
Rum yönetimi lideri Papadopulos "Ankara, AB karşındaki
yükümlülüklerini, Kıbrıs sorunuyla ilişkilendirmemelidir"
dedi. Rum lider,
"Kıbrıs sorununa yön veren ülkeler, benim Annan Planı'nda
Kıbrıs Rum halkının kaygılarını gidermeyi
amaçlayan değişiklik önerilerimi biliyor" dedi. "Talat,
Kıbrıslı Türklerin lideri değil" Başbakan
Mehmet Ali Talat'ı da eleştiren Papadopulos, Talat'ın
Kıbrıs Türk toplumunun lideri değil, sadece bir parti
başkanı olduğunu söyledi. Talat'ı,
"Annan Planı'nın avukatı" diye niteleyen
Papadopulos, "Annan Planı'nı Kıbrıs Türklerine
hizmet ettiği için değil, ambargoların
kaldırılması gibi tutulmayan sözler aldığı için
var gücüyle destekliyor" dedi. Papadopulos, Başbakan
Erdoğan'ın da çelişkili açıklamalar
yaptığını söyledi. Rum
basını ne yazdı? Fileleftheros
gazetesine göre, Papadopulos Başbakan Mehmet Ali Talat'a sert yanıt
verdi ve onu "Referandumda Annan Planı'nın Kıbrıs
Türk toplumuna hizmet ettiğine inandığı için değil
bazı vaatler aldığı için plana destek vermekle"
suçladı. Kıbrıslı
Türklerin Annan Planı'na evet dediğiyle ilgili Başbakan Mehmet
Ali Talat'ın demecini yorumlamasını isteyen Papadopulos
"Sayın Talat ve de Türkiye'nin evet demede bir zorluğu, bir
çekincesi yoktu. Çünkü diplomatik tanınma dışında -ki
bunu ne isterler ne de mümkünü var- Burgenstock'taki görüşmelerde
istisnasız istediklerinin tamamını elde ettiler. Bana etki
yapan ve sorgulanmadan geçen bir husus var. Sayın Talat
Kıbrıslı Türklerin referandumda evet demeleri için tutulmayan
vaatler aldığını söylüyor. Ben şimdiye kadar Annan
Planı'nın kendilerine hizmet etmesi açısından net seçenek
olduğu için plana evet dediklerini biliyordum. Oylamanın
arkasında vaatler satın alma da bulunduğunu ise
bilmiyordum" diye konuştu. "Kıbrıslı
Rum ve Türklerin görüşmelerini destekliyor musunuz?" sorusuna ise,
Papadopulos "Çok destekliyorum. Bütün temas ve görüşmeler yararlıdır.
Tabii temaslarda ne dediğiniz ve onu nasıl söylediğiniz
önemlidir" yanıtını verdi. Türkiye
Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'ın demeçlerine
ilişkin ise Papadopulos "Türkiye'nin AB'ye karşı
yükümlülüklerinin Kıbrıs sorunuyla bağlantılı
kılınmasının hata olacağını" da
savundu "Türk başbakandan çok ve tamamen çelişkili demeçler
verildiğini" iddia etti. "Başbakan
Erdoğan Gümrük Birliği Protokolü'nün imzalanması
ışığında suları bulandırmaya mı
çalışıyor?" sorusuna Papadopulos "Türkiye'nin Avrupa
Birliği'ne karşı yükümlülüklerini Kıbrıs sorununun
çözümüyle bağlantılı kılmak hata olurdu" dedi. Kıbrıs
Rum tarafının Kıbrıs konusunda girişim üstlenmesi
gerektiğiyle ilgili DİSİ Başkanı Nikos
Anastasiadis'in görüşünü ise yorumlayan Papadopulos şunları
söyledi: "Şu
anda bir diyalogun başlatılması için doğrudan ilgili
taraflardan hiçbiri böyle bir niyet göstermediğinden Kıbrıs
hükümeti Annan Planı'nda değişiklikler için özlü bir diyalogun
başlatılmasının önkoşullarını
oluşturmaya çalışıyor. Şayet sayın Anastasiadis
sadece göstermelik değişikliklerle Annan Planı'nın
uygulanmasının istenmesi gerektiğini kastediyorsa bu
girişim değildir." Gazeteye
göre, Papadopulos ABD'nin yeni Atina büyükelçisi Charles Ries'in
"Kathimerini'yi röportajını da yorumladı ve
"Amerikalı ve İngilizlerin Kıbrıs Rum
tarafının Annan Planı'nda ne değişiklikler
istediğini bilmediğini ve kendisinden Annan Planı'nda
istediği değişiklikleri bildirmesini istemesinin haksız ve
bir dereceye kadar şüpheli bulduğunu" söyledi. Papadopulos
İngiltere Dışişleri Müsteşarı Mac. Shane'le
arasında geçen bir olayı da örnek gösterdi, şöyle dedi: "Mac
Shane Kıbrıs ziyaretinde benimle görüşmesinde onun talebiyle
Annan Planı'nda uygun gördüğüm değişiklikleri
saydım. Ertesi günü Avam Kamarası'nda yaptığı
konuşmada Kıbrıs hükümetinden istediği
değişiklikler listesini almayı beklediklerini söyledi. Burada
bizimkilerin de böyle bir sloganı nasıl ürettiklerine
şaşıyorum." Haravgi
gazetesine göre, Papadopulos, Charles Ries'in Yunan gazetesine
röportajını (Papadopulos Annan Planı'nda nelere
karşı olduğunu açıklamalıdır) yorumlarken
"Bu sadece ABD ve İngiltere'nin her zamanki tutumudur. Bu
ısrar ise bazılarında intiba yaratıyor"
şeklinde de konuştu. Bu arada
Tharos gazetesi, Anastasiadis'in karşı saldırıya geçerek
Papadopulos ve Hristofyas'ı yanıtladığını
yazdı. Gazeteye
göre, Anastasiadis "Biz görüşlerimizi 2 Ağustos'ta verdik.
Partinin ne önerdiklerini isterlerse basına açıklasınlar.
Annan Planı'nda bütünlüklü müzakere istiyorlarsa o zaman halkla alay
ediyorlar" diye konuştu. Anastasiadis
2 Şubat'taki ulusal konsey toplantısında her şeyin
netleşeceğini de söyledi. |
KIBRIS 01/02/05
Sekiz gün daha tutuklular
FALYALI,
YILDIRIM VE ERİZ'E SEKİZ GÜN DAHA... Elmas, Zerrin ve Eylül
Güzelyurtlu'nun öldürülmesi olayı ile ilgili olarak KKTC polisi
tarafından cuma günü tutuklanan Mehmet Falyalı, Sabri
Yıldırım ve Zafer Eriz'in soruşturma maksatlı
tutukluluk süreleri dün sekiz gün daha uzatıldı
DİĞERLERİ
DE BUGÜN MAHKEMEYE ÇIKIYOR... Güzelyurtlu cinayetleri ile ilgili daha önceden
tutuklanan Mustafa Akmandor, Fikret Akmandor, Mustafa Çavga, Emin Özbeyit ve
Hikmet Oruç bugün yeniden mahkemeye çıkarılacak
Güney
Kıbrıs'ta 15 Ocak'ta işlenen ve Elmas, Zerrin ve Eylül
Güzelyurtlu'nun öldürülmesiyle ilgili üçlü cinayet soruşturması
çerçevesinde KKTC polisinin 28 Ocak'ta tutukladığı Ali
Falyalı, Sabri Yıldırım ve Zafer Eriz'in tutukluluk
süreleri, soruşturma maksatlı olarak dün sekiz gün daha
uzatıldı.
Daha önce,
Mehmet Güzelyurtlu'nun Lefkoşa'daki döviz bürosuna 6 Ocak'ta Mustafa
Akmandor, Fikret Akmandor, Mustafa Çavga, Emin Özbeyit ve Hikmet Oruç ile
birlikte giderek Mehmet Güzelyurtlu ve ailesini öldürmekle tehdit ettikleri,
cinayet gecesi de diğer zanlılarla birlikte oldukları iddia
edilen Ali Falyalı, Sabri Yıldırım ve Zafer Eriz
hakkında polis dün mahkemede yeni bir iddia ortaya koymazken, cinayetle
ilgili başlatılan soruşturmanın devam ettiğini
belirtmekle yetindi.
Ali
Falyalı, Sabri Yıldırım ve Zafer Eriz aleyhine cuma günü
alınan üç gün tutukluluk süresinin dolması nedeniyle zanlılar
dün yeniden Lefkoşa Kaza Mahkemesi'ne çıkarıldı.
Elmas
Güzelyurtlu, Zerrin Güzelyurtlu ve Eylül Güzelyurtlu'nun 15 Ocak'ta Güney
Kıbrıs'taki evlerinden kaçırılarak, Larnaka-Lefkoşa
arasındaki 3 Şehitler Anayolu'nda başlarına birer
kurşun sıkılarak öldürülmeleri olayı ile ilgili KKTC'de
yürütülen soruşturmayı yürüten, Polis Genel Müdürlüğü Adli Polis
Bölüm Müdürlüğü'nde görevli başmüfettiş Hasan Esenboğa, dün
savcı Sarper Altıncık'ın tanığı olarak
yeniden mahkemeye şahadet sundu.
Başmüfettiş
Hasan Esenboğa, şahadetinde, zanlıların 15 Ocak'ta
işlenen üçlü cinayetle ilgili olduklarını belirterek,
başlatılan tahkikatın henüz
tamamlanmadığını, bu çerçevede alınacak ifadelerin ve
aranan emarelerin bulunduğunu belirterek, tahkikatın salimen
yürütülebilmesi için süreye ihtiyaç duyduklarını söyledi ve her üç
zanlı için de sekizer gün daha tutukluluk emri talep etti.
Dünkü celsede
Ali Falyalı ve Sabri Yıldırım'ı savunan avukat
Şifa Kırmızıgil ve Zafer Eriz'in savunmasını
avukat Hüseyin Malyalı adına avukat Erdaş Erbilen, müvekkilleri
adına talep edilen tutukluluk süresine itirazlarının
olmadığını beyan etmeleri üzerine, yargıç Peri
Hakkı, cinayetlerle ilgili başlatılan polis
soruşturmasının salimen yürütülebilmesi için Ali Falyalı,
Sabri Yıldırım ve Zafer Eriz'in sekizer gün daha poliste tutuklu
kalmalarına emir verdi.
Diğerleri
de bugün mahkemeye çıkacak
Elmas
Güzelyurtlu, Zerrin Güzelyurtlu ve Eylül Güzelyurtlu'yu öldürmek suçundan
aleyhlerine başlatılan polis soruşturması çerçevesinde daha
önceden tutuklanan Mustafa Akmandor, Fikret Akmandor, Mustafa Çavga, Emin
Özbeyit ve Hikmet Oruç, bugün yeniden mahkeme huzuruna çıkarılacak.
KIBRIS 01/02/05
|
Şubat
sonuna kadar süre |
|
|
|
Avrupa Birliği
Komisyonu, Ankaranın, Gümrük Birliği anlaşmasının,
Rum Kesimini de kapsayacak şekilde genişletilmesini öngören
protokolü Şubat sonuna kadar parafe etmesini istedi. |
|
|
|
NTV |
|
|
|
2 Şubat 2005 Ankaraya bu talepi içeren bir mektup ileten
Komisyon, protokolün başlamasına kadar başka
adımların da atılacağını bildirdi. |
Kıbrısta Rum ve Türk yetkililerle temaslarda
bulunan AB Komisyonunun genişlemeden sorumlu genel direktörü Leopold
Maurer, bu amaçla Ankaraya bir mektup ilettiklerini açıkladı.
3 Ekimden önce Türkiyenin protokolü imzaması
gerektiğini hatırlatan Maurer, genişlemeden sorumlu genel
müdürlük olarak, Türkiyenin protokolü paraf etmesini istediklerini kaydetti.
Bu bir ilk adım diyen Maurer, ardından da protokolün
başlamasına kadar başka adımlar olacak ifadesini
kullandı.
Serdar Denktaş'tan barış girişimi
2 Şubat, 2005 16:26:00 (TSİ) CNN TURK
KKTC Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş,
diyalog başlatmak için Rum liderliğiyle temasa geçeceğini, yeni
tur müzakerelerin mayısta başlayabileceğini söyledi.
Serdar Denktaş, Yeşil Hat Tüzüğü konusunda temaslarda bulunmak
üzere dün akşam Güney Kıbrıs'a gelen AB Komisyonu'nun Güney
Kıbrıs ile üyelik sonrası görüşmelerini sürdüren ekibin
başkanı ve genişlemeden sorumlu genel direktör Leopold Maurer
ile görüştü.
''Tüzükler
konusunda ilerleme şart''
Maurer ile Lefkoşa'da biraraya gelen Serdar Denktaş, Yeşil Hat
Tüzüğü, Direkt Mali Yardım Tüzüğü ve Direkt Ticaret Tüzüğü
konularında ilerleme sağlanması beklentisi içinde
olduklarını belirtti.
Söz konusu tüzüklerin işleyişiyle ilgili teknik sorunların
aşılması gerektiğini ifade eden Denktaş, Maurer'in Rum
yetkililerle tüzükler konusunda yapacağı görüşmelerde bu sorunun
çözüme kavuşturulması dileğinde bulundu.
"AB'de
24.5 üye var"
Serdar Denktaş, ''Tteknik zorluklar ve teknik formaliteler
halledilmelidir. Avrupa Birliği'nde şu anda 25 değil, 24.5 üye
vardır ve bu hepimiz için de bir sorundur. Bunu gerçek anlamda 25 üye
yapmak istiyoruz. Biz buna böyle bakıyoruz, konuyu böyle görüyoruz.
Umarız ki Rum halkı, Kıbrıs Türklerinin bu adada eşit
ortak olduğu, bu adanın diğer sahibi olduğu gerçeğini
anlarlar'' diye konuştu.
''Türkiye
Rumlar için tehdit değil, büyük fırsattır"
'Rum liderliğiyle halkının, Türkiye ile varolan
sorunlarını gerçekten çözmek istemeleri halinde, bunun tek yolunun,
Kıbrıslı Türklerle müzakere masasına oturarak, adadaki
siyasi sorunu çözmek olduğunu' kaydeden Denktaş, ''işte bu
noktadan sonra Rumlar, Türkiye'nin kendileri için tehdit değil, büyük bir
fırsat olduğunu göreceklerdir'' dedi.
"Arzumuz
belirsizlikten kurtulmak"
Serdar Denktaş, Kıbrıslı Türklerin arzusunun, son 40
yıldır içinde bulundukları belirsizlikten kurtulmak ve
çocuklarının geleceğini planlayabilecek bir ortamı yaratmak
olduğunu söyledi. Mayıs ayında yeni tur müzakerelerin
başlayabileceğini ifade eden Serdar Denktaş, ''eğer yeni
tur görüşmeler başlayabilirse, Rum tarafı bizimle masaya gelmeye
motive edilebilirse, sanırım bu kez üzerinde
yoğunlaşmamız gereken, daha önce ne
yaptığımız, neleri
tartıştığımız değil, sorunu çözüme
kavuşturmak olacaktır.'' şeklinde konuştu.
Maurer'den
destek
Leopold Maurer de 17 aralıkta yapıla Brüksel zirvesinde Türkiye'ye
müzakere tarihi verilmesinin AB tarafından alınan büyük bir karar
olduğunu ve bu olumlu gelişmenin Kıbrıs konusunda yeni bir
fırsat penceresi açılmasına katkı
sağlamasını umut ettiklerini söyledi. Leopold Maurer,
Kıbrıs'taki temasları çerçevesinde, bugün BM BarışGücü
Misyon Şefi ve BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi
Zbigniew Wlosowicz ile de biraraya geldi.
Güzelyurtlu cinayetinde Rum yönetimi
delilleri vermiyor
KKTC Başbakan Mehmet Ali Talat, Güney
Kıbrıs'taki Güzelyurtlu ailesi cinayeti konusunda elindeki delilleri
gizleyerek KKTC polisine vermeyi reddeden Rum yönetiminin uluslararası suç
işlediğini söyledi.
Başbakan Talat, ''Rum yönetimi elinde
kanıtlar olduğunu söylüyor ve bu kanıtları saklıyor.
Kanıtları saklayarak da suçluları koruyor. Bu ahlaki anlamda bir
sorunken, aynı zamanda uluslararası anlamda da bir devletin delil
saklaması kategorisine girer ve delilleri saklayarak suçlulara destek
olmak anlamına gelir'' dedi.
Trafik Kazalarını Önleme Derneği
heyetini kabulü sırasında gazetecilerin konuyla ilgili sorusunu
yanıtlayan Başbakan Talat, ''Rum yönetiminin eğer elinde delil
varsa, Türk polisine gayrı resmi kanallardan da olsa vermek durumunda
olduğunu'' belirtti.
Talat, ''Eğer Türk mahkemesi
zanlıların suçluluğu kanaatine varırsa elbette ki ona uygun
bir yargılama prosedürü ortaya koyacak, örneğin
yargılamanın tutuklu olmasına karar verecek ve süreç
başlayacaktır'' dedi.
Bu süreç içerisinde siyasi olarak bir diyalog
ortaya çıkar ve yasal düzenlemelere gidilirse durumun
değişebileceğine işaret eden Başbakan Talat şöyle
konuştu:
''Çünkü kapılar açıldıktan sonra
çok ciddi sorunlarla karşı karşıya kaldık ve
kalacağız. Uyuşturucu kaçakçılıkları her gün
yaşanıyor. Güney Kıbrıs'ta tutuklanıyor, Kuzey
Kıbrıs'ta tutuklanıyor. Uyuşturucunun kaynağı
kuzeyde olabilir, güneyde tutuklanırlar, Rum yönetimi kaynağa
ulaşamaz. Halbuki kaynağa da ulaşmak lazım. Aynı
şey bizim için de olabilir. Bütün bu konularda belki bir anlayış
birliğine varırız ve karşılıklı olarak
işbirliğiyle bu işi yürütürüz. Halbuki Rum yönetimi bütün bu
ilişkilerden kaçınıyor ve hiç hakkı olmadığı
halde, şu anda geçerli olduğunu iddia ettiği, kabul ettiği
'Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası'na göre yargılama yetkisi
kendisinde olmamasına rağmen zanlıları istiyor. Halbuki
doğru olan 'Hem maktul, hem de zanlıların tümünün Türk
olduğu bu olayda yargılama Türk mahkemelerinde ve Türk hakimler
önünde olur' amir hükmüne uygun hareket edilmesi.'' ''Rum yönetiminin, 'Türk
tarafı zanlıları veriyor' gibi spekülasyonları bir tarafa
bırakmasını ve cinayet gibi önemli bir suçta delilleri
saklayarak uluslararası anlamda bir suç işlemekten vazgeçmesini''
isteyen Talat, KKTC'de tutuklu bulunan cinayet zanlılarının Güney
Kıbrıs'a verilmesinin söz konusu olmadığını
vurguladı.
İşbirliği yapmanın
tanıma anlamına gelmediğine işaret eden Talat, ortada bir
cinayet olduğunu ve anlayış birliğine varmak
gerektiğini kaydetti.
''PAPADOPULOS HER ŞEYDEN KAÇIYOR''
Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos'a
görüşme çağrısı yaptığını ve
reddedildiğini anımsatan Talat, şunları söyledi:
''Madem ki Birleşmiş Milletler
çerçevesinde bir çözüme hazır değil, çözüm istemiyor, zorla onu ben
de çözüme çekemem. Bari günlük olaylardaki sorunlarımızı
çözebilmek için bir araya gelelim dedik. Onu da kabul etmiyor. Her şeyden
kaçıyor, basit bir suç olayında bile bizimle işbirliği
yapmak istemiyor. Bu olabilecek bir şey değildir ve uluslararası
anlamda suçu saklıyor ve örtüyor. Bu Avrupa Birliği üyesi bir ülke.''
İngiltere'nin KKTC'yi tanımadığı halde bir cinayetin
aydınlatılması için bütün delilleri ve delillerin
tanıklarını KKTC'ye göndererek sanığın mahkum
edilmesini sağladığını hatırlatan Talat, buna
karşın İngiltere'nin hala daha Kuzey Kıbrıs Türk
Cumhuriyeti'ni tanımadığını kaydetti.
Konu hakkındaki girişimlerini AB ve BM
nezdinde yürütmeye devam ettiklerini belirten Talat, ''Ancak şu ana kadar
Rum tarafından en küçük bir işbirliği belirtisi henüz
gelmiş değildir'' dedi.
MILLIYET 02/02/05
Papadopulos'un Talat'la masaya oturma niyeti yok
PAPADOPULOS:
TALAT'IN GÖSTERİŞE YÖNELİK TAKTİĞİNİ
İZLEMEYECEĞİM...
Rum yönetimi
başkanı Tasos Papadopulos, Kıbrıs Rum tarafının
BM gözetiminde müzakerelere hazır olduğunu söyledi. Papadopulos,
"her türlü görüşmenin faydalı olduğunu ancak Talat'ın
gösterişe yönelik taktiğini izlemeyeceğini" belirtti
HRİSTOFYAS:
TALAT'LA HER ZAMAN HER YERDE GÖRÜŞMEYE HAZIRIM... Rum meclisi
başkanı ve AKEL Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas, Mehmet Ali
Talat'la her zaman her yerde görüşmeye hazır olduğunu ancak bu
görüşmenin Kıbrıs'ta olmasını tercih ettiğini
ifade etti
TALAT:
PAPADOPULOS, KIBRISLI TÜRKLERLE YETKİ PAYLAŞIMINI
İSTEMİYOR... Başbakan Talat, Rum yönetimi başkanı
Papadopulos'la görüşmeye hazır olduğunu ve şimdi bir çözüm
bulunmazsa gelecekte durumların çok daha zor olacağını
söyleyerek, Papadopulos'un Kıbrıslı Türklerle yetki
paylaşımına gitmek istemediğini söyledi
Başbakan
Mehmet Ali Talat'ın Rum yönetimi başkanı Tasos Papadopulos'la
görüşme çağrısını yinelediği, ancak,
Papadopulos'un bir kez daha "OHİ" dediği bildirildi.
Talat'la sadece
Kıbrıs Rum tarafının BM gözetiminde müzakerelere hazır
olduğunu yineleyen Papadopulos, "her türlü görüşmenin
faydalı olduğunu ancak Talat'ın gösterişe yönelik
taktiğini izlemeyeceğini" belirtti.
Öte yandan Rum
Meclisi Başkanı ve AKEL Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas, Mehmet
Ali Talat'la her zaman her yerde görüşmeye hazır olduğunu, ancak
bu görüşmenin Kıbrıs'ta olmasını tercih ettiğini
ifade etti.
Papadopulos: BM
gözetiminde
görüşürüm
Rum radyosunun
haberine göre Papadopulos, Başbakan Mehmet Ali Talat'ın
"Papadopulos'la görüşmeye hazır olduğu ve bu görüşmede
Annan Planı'nın yanı sıra Limasol'da Kıbrıs Türk
okulu açılması ve ticaret konularının görüşülebileceği"
şeklinde Rum radyo televizyon kanalına yapmış olduğu
açıklamayı yorumladı.
Papadopulos,
"Rum hükümetinin Limasol'da Türk okulu açılmasına ilişkin
kararını uzun zaman önce almış olduğunu ve
Talat'ın bu konuya işaret etmesine gerek
olmadığını" söyledi.
Papadopulos,
"Ticarete ilişkin konuların ise AB'de görüşülmekte
olduğunu" ifade ederken, şu anda Talat ile görüşmekte bir
fayda görüp görmediği şeklindeki bir soruya karşılık
"her türlü görüşmenin faydalı olduğunu ancak Sn.
Talat'ın gösterişe yönelik taktiğini izlemeyeceğini"
belirtti.
Öte yandan Rum
Meclisi Başkanı ve AKEL Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas, Mehmet
Ali Talat'la her zaman her yerde görüşmeye hazır olduğunu ancak
bu görüşmenin Kıbrıs'ta olmasını tercih ettiğini
ifade etti.
Habere göre
Hristofyas, "Görüşme zamanını belirlemenin Talat'a
kalmış bir şey olduğunu" kaydetti.
Talat:
Papadopulos, yetki
paylaşımına
gitmek istemiyor
Politis
gazetesi, Rum devlet radyo-TV'si PIK'a konuşan Başbakan Talat'ın
Papadopulos'la görüşmeye hazır olduğunu ve şimdi bir çözüm
bulunmazsa gelecekte durumların çok daha zor olacağını
söylediğini, Papadopulos'u Kıbrıs Türklerle yetki
paylaşımına gitmek istememekle suçladığını
da yazdı.
Gazeteye göre
Papadopulos'un Annan Planı'nda ne gibi değişiklikler
istediğini bilmediğini söyleyen Başbakan Talat, AKEL Genel
Sekreteri Dimitris Hristofyas'la da görüşmeyi
arzuladığını belirtti. Başbakan Talat, görüşmenin
KKTC'de olmasına karar verilmesi halinde, Hristofyas'ın barikatta
herhangi bir muameleye tabii tutulmayacağını da söyledi.
Haberde, Rum
sözcü Kipros Hrisostomidis'in Başbakan Talat'ın Papadopulos'la
görüşme isteğiyle ilgili olarak, "Papadopulos'un böyle bir
görüşme için bir neden görmediği mesajı gönderdiğine"
de yer verildi.
Gazeteye göre
Hrisostomidis, güneyle ticaret konusundaki Başbakan Talat'a
eleştirilerde de bulundu, Kıbrıs Rum tarafının BM
çerçevesinde görüşme sürecine hazır olduğunu iddia etti.
Haravgi
gazetesi, "Talat Papadopulos ve Hristofyas'la Görüşmeye
Hazırdır" başlığını kullanırken,
Alithia gazetesi haberi, "Talat'tan Açık Davetler... Hristofyas ve
Tasos'la Görüşmeye Hazır Olduğunu Açıklıyor"
başlığıyla yansıttı.
Gazete
Başbakan Talat'ın, PIK'a açıklamalarına yer verirken, Rum
sözcü Kipros Hrisostomidis'in, daha önce davranarak, Papadopulos'un Talat'la
görüşme ihtimaline olumsuz yanıt verdiğine de dikkat çekti.
Gazeteye göre
Hrisostomidis, Talat'ı siyasi avantaj elde etmeye çalışmakla
suçlayarak şöyle dedi:
"Şu
anda herhangi bir görüşme için bir neden görmüyorum. Hele de Sayın
Talat'ın siyasi avantaj elde etmeye çalıştığı bir
sırada. Sayın Talat iki toplum arasında işbirliği ve
uzlaşmaya yardımcı olacak tedbirlerin uygulanmasında da
sürekli retçi tavır sergilemektedir."
Mahi gazetesi
haberini, "Talat, Papadopulos ve Hristofyas'la Görüşmeye
Hazır" başlığıyla yayınladı. Cyprus
Mail haberi manşetine taşıdı ve "Talat
Cumhurbaşkanıyla Görüşme Çabası İçerisinde"
başlığını kullandı.
Fileleftheros
gazetesine göre, Rum sözcü Kipros Hrisostomidis, Talat'a suçlamalarında
şunları da iddia etti:
"Hükümet
Kıbrıs Türklerine 259 milyon euroluk yardımın verilmesi
konusunda epey zaman önce mutabakat sağladı. Konu ilerlemedi; çünkü
sahte başbakan siyasi yarar elde etmek için mali tüzüğün
doğrudan ticaretle bağlantılı kılınmasında
ısrar ediyor. Hükümet ise doğrudan ticareti reddediyor. Hükümet
işbirliği ve ticari ilişkilerin sürdürülmesi için elinden geleni
yaptı. Sayın Talat ise bu işbirliğinin istenilen seviyeye
çıkarılmasını istemiyor."
KIBRIS 02/02/05
Papadopulos, öncelikle BM genel sekreterini ikna etmeli
|
Anıl
IŞIK Başbakan
Mehmet Ali Talat, Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un
"Birleşmiş Milletler (BM) gözetiminde Kıbrıs
sorunuyla ilgili müzakerelere hazır olduğu" yönündeki
ifadesinin, Papadopulos'un BM genel sekreterini ikna etmesi halinde bir anlam
ifade edeceğini söyledi. Talat, Rum
yönetimi lideri Tasos Papadopulos'un BM çerçevesinde müzakerelere hazır
olduğu yönündeki açıklamasıyla ilgili değerlendirmede
bulundu. Papadopulos'un
görüşme sürecini başlatmak üzere öncelikle BM genel sekreterini
ikna etmesi gerektiğini ifade eden Talat, BM genel sekreterinin sorunun
çözüleceğinden emin olmadan böyle bir maceraya
atılmayacağını ifade ettiğini anımsattı. "Papadopulos'un
tezlerine destek vermek
tehlikeli" Başbakan
Mehmet Ali Talat, Papadopulos'u çözüme motive etmek, onun tezlerine destek
vermenin son derece tehlikeli olduğunu söyledi. Başbakan
Talat, Avrupa Parlamentosu Dış İlişkiler Komitesi
tarafından hazırlanan ve AP Genel Kurulu'nda kabul edilen,
"AP, Türk yetkililerini BM kararları çerçevesinde kuvvetlerini belirli
bir program çerçevesinde erken geri çekmeye çağırır. Bu,
kalıcı bir çözümü hazırlamak için gerekli adımı
teşkil edecektir" denilen kararı da değerlendirdi. Talat,
şöyle konuştu: "Türk
askeri anlaşmada öngörülen seviyeye indirilecekti. Kıbrıs
sorunu çözümlenmediğine göre Kıbrıs sorununu adada bulunan
asker sorununa indirgememek gerekiyor ve Rum tarafının, çözümün
sonuçlarına, 'çözüme hayır' diyerek ulaşmasına taviz
vermemek gerekiyor. Bu sebeple AP, kendisinin de desteklediği bir çözüme
'hayır' diyen tarafa bu şekilde destek vermesi
anlaşılır bir yaklaşım değildir. Sadece Rum
yönetimini çözümsüzlük konusunda cesaretlendirmeye yarar. Papadopulos'u
çözüme motive etmek için onun tezlerine destek vermek son derece tehlikelidir. "Limasol'daki
Türk okulunun açılmasına
niye izin verilmiyor?" Papadopulos'un,
"Rum hükümetinin, Limasol'da Türk okulu açılmasına
ilişkin kararını uzun zaman önce almış olduğunu
ve Talat'ın bu konuya işaret etmesine gerek
olmadığı" yönündeki ifadesine ilişkin
açıklamada bulunan Talat, "Eğer Rum hükümeti çok önceden karar
almışsa okulu niye açmıyor? Niye açılmasına izin
verilmiyor?" diye sordu. Talat,
Limasol'daki Türk okulunun, Karpaz'daki Rum okullarıyla aynı
statüde açılacağının bilinmesi gerektiğine
işaret ederek, "Eğer Karpaz'daki Rum okulunu, Rum tarafı
yürütüyorsa, Limasol'daki Türk okulunu da Türk tarafı yürütecektir. Bu
açıdan Rum hükümetinin, okulu açma kararı alması bir anlam
ifade etmez. Kaldı ki eğer böyle bir karar almışsa hâlâ
uygulamıyor" diye konuştu Talat,
"Rum yönetiminin karar almasını değil, okulun
açılmasına imkan yaratmasını istiyoruz" dedi. "Vaatler
aldığımız iddiaları gerçek dışı" Papadopulos'un
dün, "Talat'ın, Annan Planı'nı Kıbrıs
Türklerinin çıkarlarını hizmet ettiği için değil,
belli vaatler aldığı için desteklediği" yönündeki
açıklamasını değerlendirilmesinin istenmesi üzerine
Talat, bunun gerçek dışı oluğunu ve çözümün
dışındaki bir görüşle planı desteklemediklerini
ifade ederek, "bize ne el altından, ne de açıkça herhangi bir
vaatte bulunulmadı" dedi. Talat
şöyle konuştu: "Çözüm
istemeyen çevreler hem kuzeyde hem de güneyde aynı argümanları öne
sürüyorlar. Papadopulos'da aynı iddiayı söylemeye
başladı. Bu bizim açımızdan yeni bir argüman değil.
Bundan öncede bir çok kez duyduk. Bu gerçek dışıdır.
Herhangi bir şekilde çözümün bize getirecekleri dışında
bir görüşle çözüm istemedik. Biz doğrudan doğruya çözümün, hem
Türk hem Rum toplumuna getireceklerini düşünerek 'evet' dedik, evet
kampanyası yürüttük. Bize ne el altından ne de açıkça herhangi
bir farklı vaatte bulunulmadı." "Biz
görüşmeye hazırız" AKEL'in CTP
ile görüşmeye hazır olduğu yönündeki açıklamasıyla
ilgili olarak da değerlendirmede bulunan Talat, "Kıbrıs
Türk ve Rum siyasi partileri arasındaki temasların devam
ettiğine işaret ederek AKEL ile görüşürüz" dedi. Talat,
konuşmasına şöyle devam etti: "Bu
görüşmelerin çözüm sürecine yeni bir ivme kazandırıp
kazandırmayacağıyla ilgili olarak Talat, bu görüşmelerin
yeni bir ivme katacağını sanmıyorum. Bizim
Kıbrıs Rum siyasi partilerle görüşmekten geri durduğumuz
olmadı. Bu görüşmenin yeni bir şey
kazandıracağını sanmıyorum. Şu an halen
görüşmeler devam ediyor." |
KIBRIS 02/02/05
Kıbrıs Türkü'nden geri adım yok
|
KIBRIS'ın
KADEM'e yaptırdığı ankette, Annan Planı ile ilgili
çarpıcı sonuç: "EVET"LER
YERİNDE... KADEM'in 19-27 Ocak 2005 tarihlerinde yaptığı
kamuoyu araştırmasına göre, Kıbrıs Türk halkı,
Annan Planı'nın olduğu şekliyle yeniden referanduma
sunulması halinde yeniden "evet" diyeceğini söyledi.
Geçen yaklaşık dokuz aylık süreçte "çözüm ve AB"
iradesinden geri adım atmadığı anlaşılan
Kıbrıs Türkü, mevcut haliyle Annan Planı'na yüzde 61.3
oranında "evet" diyor. 24 Nisan referandumunda
Kıbrıs Türkü, Annan Planı'na yüzde 64.91 oranında
"evet" demişti "HAYIR"
CEPHESİNDE DE DEĞİŞİKLİK YOK... KADEM anketi,
24 Nisan referandumunda Annan Planı'na "hayır" diyen ret
cephesinde de herhangi bir değişiklik
olmadığını gösteriyor. 24 Nisan'da yapılan
referandumda Annan Planı'na yüzde 35.09 oranında "hayır"
oyu verenlerin oranında da pek bir değişiklik göze
çarpmıyor. Planın mevcut haliyle bir kez daha referanduma
götürülmesi halinde "hayır" diyeceklerin oranı yüzde 34 KARARSIZLAR %
4.7... Kıbrıs'ta Türk ve Rum halklarının yanı
sıra dünya kamuoyunu da yakından ilgilendiren eş zamanlı
tarihi referandumların üzerinden geçen yaklaşık dokuz
aylık süreçte, Kıbrıs Türk tarafında yüzde 4.7'lik bir
kararsız kitle oluştu. Bu kitle, Annan Planı'na mevcut
şekliyle yeniden referanduma sunulması halinde ne yönde oy
vereceği konusunda görüş beyan etmedi EN YÜKSEK
"EVET" GÜZELYURT'TAN... Annan Planı'nın ortaya
çıktığı günden itibaren sergilediği irade ile bütün
dünyanın ilgi odağı olan Güzelyurt, "çözüm ve AB"
iradesinden bir şey kaybetmedi, aksine desteğini daha da artırdı.
Ankete göre, Annan Planı'nın mevcut şekline en yüksek
"evet" Güzelyurt'tan çıktı. Güzelyurtlular mevcut haliyle
Annan Planı'na olan desteğini yüzde 64.21'den yüzde 66.3'e
çıkardı Kıbrıs'ta
40 yıldır uygulanan"çözümsüzlük çözümdür"
politikasının iflasını bütün dünyaya gösteren tarihi 24
Nisan referandumunda çözüm ve Avrupa Birliği (AB) yönünde irade
sergileyip ezici bir çoğunlukla Annan Planı'na "evet"
diyen Kıbrıs Türk halkı, bu iradesinin ardında duruyor. 24 Nisan'da
her ne kadar da Kıbrıs Rum halkının güçlü
"hayır"ı yüzünden çözüm ve barışın
gelemediği adamızda Kıbrıs Türkü, "çözüm ve AB"
yönündeki kararlılığını aynen sürdürüyor. Rum'un
"hayır"ı sayesinde Kıbrıs sorunu çözümsüz kalsa
da Kıbrıs Türkü çözümden ve barıştan yana olan tavrından
geri adım atmıyor. KIBRIS'ın,
Kıbrıs Toplumsal Araştırmalar ve Eğitim
Danışmanlık Merkezi'ne (KADEM), 19-27 Ocak 2005 tarihleri
arasında yaptırdığı kamuoyu
araştırmasında, 20 Şubat seçimlerine yönelik partilerin
durumu ve seçmenin eğiliminin yanı sıra Annan Planı ile
ilgili halkın nabzı yeniden yoklandı. KADEM
anketine göre, 24 Nisan'da yapılan tarihi referandumda Annan
Planı'na ezici bir çoğunlukla "evet" diyerek dünyaya
"çözüm ve AB" istediğini ispatlayan Kıbrıs Türkü,
hâlâ "evet"inin ardında duruyor. İradesinde
hiçbir değişiklik gözlenmeyen Kıbrıs Türkü, Annan
Planı'nın olduğu şekliyle yeniden referanduma
sunulması halinde yeniden "evet" diyeceğini söyledi. Geçen
yaklaşık dokuz aylık süreçte "çözüm ve AB"
iradesinden geri adım atmadığı anlaşılan
Kıbrıs Türkü mevcut haliyle Annan Planı'na yüzde 61.3
oranında "evet" diyor. 24 Nisan referandumunda
Kıbrıs Türkü, Annan Planı'na yüzde 64.91 oranında
"evet" demişti. 24 Nisan
referandumunda Annan Planı'na "hayır" diyen ret
cephesinde de herhangi bir değişiklik gözlenmiyor. Referandumda
Annan Planı'na yüzde 35.09 oranında "hayır" oyu
verenlerin oranında da pek bir değişiklik göze çarpmıyor.
Planın mevcut haliyle bir kez daha referanduma götürülmesi halinde
"hayır" diyeceklerin oranı yüzde 34. Ancak bu
süreçte Kıbrıs Türk tarafında yüzde 4.7'lik bir kararsız
kitle oluştu. Bu kitle, Annan Planı'na, mevcut şekliyle
yeniden referanduma sunulması halinde ne yönde oy vereceği
konusunda görüş beyan etmedi. Hatırlanacağı
gibi ilk kez gündeme geldiği 11 Kasım 2002 tarihinden sonra
Kıbrıs Türk tarafında iki yıl boyunca geceli gündüzlü
yoğun tartışmalara yol açan Annan Planı ile ilgili
Kıbrıs Türkü, tarihi mitingler düzenlemiş ve Annan
Planı'na destek verdiğini, hem Kıbrıs'ın iki
tarafındaki "ret" cephesine hem de dünyaya duyurmuştu. Beş kez
değişikliğe uğradıktan sonra 24 Nisan'da
Kıbrıs'ın her iki tarafında referanduma sunulan Annan
Planı'na Kıbrıs Türk tarafı ezici bir çoğunlukla
"evet" derken, Rum tarafı güçlü bir "hayır"la
çözümün önüne geçmişti. Referandum
sonuçları Kıbrıs'ın kuzeyinde buruk bir sevinçle
karşılanırken, retçi Rumlar güneyde "hayır"
sonucu için sokaklara dökülerek kutlamalar yapmıştı. Kıbrıslı
Türkler referandumda Annan Planı temelindeki çözüm ve AB üyeliğine
yüzde 64.91 oranında "evet" oyu kullanmış, ancak Rum
halkı aynı plana, yüzde 75.83 oranında "hayır"
iradesi sergilemişti. Referandum
sonuçlarına göre, Kıbrıslı Türklerin çözüm yolunda ortaya
koyduğu büyük irade AB üyeliğine yetmezken, Rum halkının
bu yöndeki iradesizliği AB üyeliğiyle ödüllendirilmiş oldu. Oysa Annan
Planı'na göre çözüm ve AB üyeliği için her iki taraftan da
"evet" çıkması gerekiyordu. Güzelyurt
yine ilk sırada KADEM
araştırmasına göre, bütün ilçelerde Annan Planı'na olan
destek aynen sürüyor. "Annan
Planı mevcut haliyle yeniden referanduma sunulursa ne yönde oy
kullanmayı düşünüyorsunuz?"sorusuna ilçelerden gelen yanıtlarda,
en ilginç durumu yine Güzelyurt sergiliyor. Annan
Planı'nın ortaya çıktığı günden itibaren
sergilediği çözüm ve AB iradesi ile ilgi bütün dünyanın ilgi
odağı haline gelen Güzelyurt'un bu iradesinden hiçbir şey
kaybetmediği, hatta plana desteğinin birkaç puan
arttığı görülüyor. Ankete göre,
Annan Planı'nın mevcut şekline en yüksek "evet"
Güzelyurt'tan çıktı. Referandumda plana yüzde 70.74'le en yüksek
oranda "evet" diyen Lefkoşa'dan sonra yüzde 64.21 ile ikinci
en yüksek "evet"e imza atan Güzelyurt, şimdi ilk sırada.
Güzelyurtlular mevcut haliyle Annan Planı'na yüzde 66.3 oranında
"evet" diyor. Bir
başka deyişle Güzelyurtlular, mevcut haliyle Annan Planı'na
olan desteğini yüzde 64.21'den yüzde 66.3'e çıkardı. Diğer
ilçelerdeki durum Annan
Planı'nın olduğu şekline desteğini daha da
artıran Güzelyurt'tan sonra en yüksek "evet" Mağusa'dan
yükseliyor. Mağusalılar
Annan Planı'na yüzde 64.7 oranında destek verirken, Lefkoşa'da
bu oran yüzde 63.6, İskele'de yüzde 53.9 ve Girne'de de yüzde 53.2
olarak karşımıza çıkıyor. Burada ilginç
bir başka durum da göze çarpıyor. 24 Nisan
referandumunda plana yüzde 63 oranında "evet" diyen
Girnelilerde ise 10 puanlık bir gerileme dikkat çekiyor. Her ne kadar
da Annan Planı'na olan desteğini yüzde 53.2 oranında sürdüren Girne'de,
24 Nisan referandumunda yüzde 63 oranında evet
çıkmıştı. 24 Nisan'daki
referandum sonuçları 24 Nisan'da
yapılan referandumda ilçelerde elde edilen sonuçlara
bakıldığı zaman, en yüksek "evet" oyu
başkent Lefkoşa'dan gelmişti. Annan
Planı temelinde çözüm ve AB üyeliğine yüzde 70.74 oranında
"evet" diyen Lefkoşa'yı, yüzde 64.21 ile Güzelyurt
izlemişti. Plana
Mağusa'dan yüzde 63.23, Girne'den yüzde 63, İskele'den de yüzde
55.14 "evet" oyu kullanılmıştı. Tablolar A) Annan
Planı olduğu şekli ile tekrardan referanduma sunulsa ne yönde
oy kullanmayı düşünüyorsunuz? (Ülke geneli) Tercih % Evet 61.3 Hayır 34
Fikir
yok/kararsız 4.7 B) 24 Nisan
referandumu sonuçları (ülke geneli) Tercih % Evet 64.91 Hayır
35.09 A- Annan
Planı olduğu şekli ile tekrardan referanduma sunulsa ne yönde
oy kullanmayı düşünüyorsunuz? (İlçelere göre) (%) Tercih
Lefkoşa Mağusa Girne Güzelyurt İskele Toplam Evet 63.6
64.7 53.2 66.3 53.9 61.3 Hayır
28.6 34.2 37.7 30.3 45.5 34.0 Fikir
yok/kararsız 7.8 1.4 9.1 3.3 0.6 4.7 B- 24 Nisan
referandumu sonuçları (ilçelere göre) (%) Tercih
Lefkoşa Mağusa Girne Güzelyurt İskele Evet 70.74
63.23 63 64.21 55.14 Hayır
29.26 36.77 37 35.79 44.86 Annan
Planı olduğu şekliyle tekrardan referanduma sunulursa ne yönde
oy kullanmayı düşünüyorsunuz? (Yaş dilimlerine göre) (%) Tercih 18-24
25-34 35-44 45-54 55+ Toplam Evet 69 63.3
63.3 63.5 50.9 61.3 Hayır
24.7 33.9 31 33.3 43.3 34 Fikir
yok/kararsız 6.3 2.8 5.7 3.2 5.8 4.7 |
KIBRIS 02/02/05
Dananın kuyruğu salı günü kopacak
|
BEŞ
ZANLI YEDİ GÜN DAHA TUTUKLU Elmas, Zerrin ve Eylül Güzelyurtlu'nun 15
Ocak'ta Güney Kıbrıs'taki evlerinden kaçırılarak
öldürülmeleriyle ilgili tutuklu bulunan Mustafa Akmandor, Fikret Akmandor,
Mustafa Çavga, Emin Özbeyit ve Hikmet Oruç'un tutukluluk süreleri dün yedi gün
daha uzatıldı DURUM, SALI
GÜNÜ BELLİ OLACAK Güney Kıbrıs'ta işlenen üçlü cinayetle
ilgili KKTC polisi tarafından tutuklanan zanlıların durumu
salı günü belli olacak gibi gözüküyor. Önceki gün aleyhlerine sekiz gün
tutukluluk alınan üç zanlı ile dün yedi gün tutukluluk alınan
beş zanlı salı günü yeniden mahkemeye çıkarılacak ve
bu duruşmada, zanlıların serbest kalıp
kalmayacakları da belli olacak SAVUNMA
AVUKATINDAN BASINA SUÇLAMA Cinayet zanlısı olarak tutuklanan
Akmandor kardeşler ile Mustafa Çava ve Emin Özbeyit'in dünkü
duruşmada avukatlığını üstlenen Erden Algun, cinayet
soruşturması amacıyla tutuklanan zanlıların,
yargılanmadan kamuoyu önünde katil durumuna getirildiğini iddia
ederek basını suçladı ve savcılıktan bu konuda
tedbir almasını istedi RUM
YÖNETİMİ, ELİNDEKİLERİ KKTC'YE VERSİN KKTC
polisinin biran önce soruşturmasını tamamlamasını
istediklerini belirten avukat Erden Algun, bu işin iki toplum
arasındaki huzursuzluğu provoke eden bir noktaya gittiğini,
bundan da rahatsızlık duyduklarını kaydetti. Rum
polisinin elindekileri KKTC'ye vermesini kendilerinin de istediklerini
kaydeden savunma avukatı, KKTC ile Rum yönetimi arasındaki sorunun
çözülmesi gerektiğini söyledi Elmas, Zerrin
ve Eylül Güzelyurtlu'nun 15 Ocak'ta Güney Kıbrıs'taki evlerinden
kaçırılarak öldürülmeleriyle ilgili tutuklu bulunan Mustafa
Akmandor, Fikret Akmandor, Mustafa Çavga, Emin Özbeyit ve Hikmet Oruç'un
tutukluluk süreleri dün yedi gün daha uzatıldı. Güney
Kıbrıs'ta işlenen üçlü cinayetle ilgili KKTC polisi
tarafından tutuklanan zanlıların durumu salı günü belli
olacak gibi gözüküyor. Önceki gün aleyhlerine sekiz gün tutukluluk
alınan Ali Falyalı, Sabri Yıldırım ve Zafer Eriz
isimli üç zanlı ile, dün yedi gün tutukluluk alınan beş
zanlı salı günü yeniden mahkemeye çıkarılacak ve bu
duruşmada, zanlıların serbest kalıp kalmayacakları
da belli olacak. Polisin yürüttüğü soruşturma kapsamında elde
ettiği verileri değerlendirerek zanlılar aleyhine dava getirip
getirmeyeceğinin de bu hafta belirlenmesi bekleniyor. Cinayet
zanlısı olarak tutuklanan Akmandor kardeşler ile Mustafa Çava
ve Emin Özbeyit'in dünkü duruşmada avukatlığını
üstlenen Erden Algun, cinayet soruşturması amacıyla tutuklanan
zanlıların, yargılanmadan kamuoyu önünde katil durumuna
getirildiğini iddia ederek basını suçladı ve
savcılıktan bu konuda tedbir almasını istedi. Avukat
Mustafa Asena'nın savunmadan çekilmesiyle Kemal Aktay'ın
savunmalarını üstlendiği Mustafa Akmandor, Fikret Akmandor,
Mustafa Çavga ve Emin Özbeyit'i dünkü celse de avukat Erden Algun savundu. Hikmet
Oruç ise daha önce olduğu gibi dün de mahkemeye avukatsız
çıktı. Soruşturma
devam ediyor Güney
Kıbrıs'ta Elmas Güzelyurtlu, eşi Zerrin Güzelyurtlu ve
kızları Eylül Güzelyurtlu'nun öldürülmesiyle ilgili olarak KKTC
polisinin başlattığı soruşturmanın tahkikat
memurluğunu yürüten Polis Genel Müdürlüğü Adli Polis Bölüm
Müdürlüğü'nde görevli başmüfettiş Hasan Esenboğa,
zanlıların tutukluluk sürelerinin uzatılması için dün
yeniden mahkemede şahadet verdi. Saat 15.00
sıralarında Lefkoşa Kaza Mahkemesi yargıcı Peri
Hakkı huzuruna çıkarılan zanlıların üçlü
cinayetlerle ilgili tutuklandığını anlatan Esenboğa,
27 Ocak'ta alınan beş günlük sürede 10 ifade
alındığını ve daha alınacak 14 ifade
bulunduğunu belirtti. Başmüfettiş
Hasan Esenboğa, İddia Makamı Başsavcılık'ı
temsilen davayı yürüten savcı Sarper Altıncık'ın
soruları doğrultusunda, soruşturmanın henüz
tamamlanmadığını, alınacak ifade ve aranan emareler
bulunduğunu kaydederek tahkikatın salimen yapılabilmesi için
beş zanlı aleyhine sekizer gün daha tutukluluk emri talep etti. Avukat Erden
Algun, "Sekiz yerine, yedi gün de sizin için yeterli olabilir mi?"
sorusuna karşılık Hasan Esenboğa'dan
aldığı "yeterli olabilir" cevabının
ardından yaptığı hitabında, mahkeme
kayıtlarına geçmesi için bu beyanlarda bulunduğunu söyledi ve
iddia makamı tarafından çeşitli gerekçelerle 14 gündür tutuklu
bulunan zanlıların basın yoluyla yargılanmadan katil
durumuna düşürüldüğünü, soruşturma sonunda
zanlıların suçsuz bulunması durumunda kamuoyunu buna
inandırmanın çok zor olduğunu kaydederek savcılıktan
bu konuda tedbir almasını istedi. Soruşturmanın
süratle tamamlanmasını ve elde olan bir şey varsa
yargılanmaya hazır olduklarını dile getiren Erden Algun,
bu işin iki toplum arasındaki huzursuzluğu provoke eden bir
noktaya gittiğini, bundan da rahatsızlık
duyduklarını sözlerine ekledi. Rum polisinin
elindekileri KKTC'ye vermesini kendilerinin de istediklerini kaydeden savunma
avukatı, KKTC ile Rum yönetimi arasındaki sorunun çözülmesi
gerektiğini söyledi. Bu noktada
Erden Algun'un yaptığı beyanlara müdahale eden yargıç
Peri Hakkı, iki toplum arasında var olan
sıkıntıların farkında olduklarını, ancak
tutukluluk duruşması yapıldığını ve bu
çerçevede aleyhlerine istenen sekiz gün tutukluluk hakkında söylemek
istedikleri varsa, onları dile getirmesi uyarısında bulundu. Erden Algun
sözlerine devamla iddia makamının elindeki delilleri
değerlendirerek dava okuyacaksa okumasını, yoksa gereğini
yapmasını istediklerini kaydetti. Algun, "Bu yedi güne itiraz
etmeyeceğim. Ama sakın ola bu devletin kanunlarına
karşı hile yapılarak hiçbir delil olmadan dava okuma yönüne
gidilmesin" diye konuşunda, yargıç Peri Hakkı, bu
sözlerin kayıtlardan çıkarılmasını emretti ve
"politik beyanlar beni ilgilendirmez. Beni tahkikat ilgilendirir"
diyerek Algun'a ikinci bir uyarı yaptı. İddia
makamı ve savunmanın yedişer gün tutukluluğa itiraz
etmeyeceklerini bildirmeleri üzerine yargıç Peri Hakkı,
avukatsız olarak mahkemede bulunan Hikmet Oruç'a bu aşamada
polisten bir şikayeti olup olmadığını ve tutukluluk
süresine itiraz edip etmeyeceğini sordu. Oruç, avukat
tutmadığını ama avukatının söyleyeceklerini
kendisinin söylemek istediğini söyledi. Yargıç Peri Hakkı,
duruşmanın tutukluluk maksatları için yapılmakta
olduğunu belirterek bu aşamada bir şey açıklamak
durumunda olmadığını belirtti. Yargıç
Peri Hakkı daha sonra beş zanlı hakkında da yedişer
gün tutukluluk emri verdi. |
KIBRIS 02/02/05
AKEL, Annan Planı'nda değişiklik istiyor
3 Şubat, 2005 17:47:00 (TSİ) CNN TURK
Güney Kıbrıs'ın en büyük partisi
olan ve 24 nisan referandumunda Annan Planı'nın Rum tarafında
reddedilmesinde önemli rol oynayan komünist AKEL partisi, Annan Planı'nda
yapılmasını istediği değişikleri
açıkladı.
Rum basınında yer alan haberlere göre, Rum Meclis Başkanı
ve AKEL Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas, sekiz maddeden oluşan
değişiklik önerilerini dünkü Rum Ulusal Konseyi
toplantısına sundu.
Hristofyas'ın Ulusal Konsey'de açıkladığı AKEL'in
Annan Planı'nda istediği değişiklikler şöyle:
· 1-
Çözümün Hayata Geçirilmesi: Çözümün Türkiye tarafından hayata
geçirileceği inancını sağlayacak gerekli
mekanizmaların güvence altına alınması.
· 2-
Güvenlik: Garantör ülkelerin tek yanlı müdahale haklarının
kaldırılması.
· 3-
Asker: Bütün askerlerin (yani Türkiye'nin ve Yunanistan'ın Ada'daki
kontenjanlarının) bir takvim temelinde veya Türkiye'nin AB'ye
girişiyle tamamen çekilmesi
· 4-
Türkiye Kökenli KKTC Vatandaşları: (Rumlar 'yerleşik' diyor)
Kıbrıs'ta kalacak 'yerleşiklerin' sayısının somut
olarak belirlenmesi ve geriye kalanların tümünün gitmesinin güvence
altına alınması. 'Yerleşiklerin' gelecekte
akışı meselesinin düzenlenmesi.
· 5-
Toprakların İadesi: Kıbrıs Rum tarafına iade
edilecek topraklarla ve Kıbrıs Türk idaresi altında
yaşayacak Kıbrıslı Rumlarla ilgili takvimlerin
daraltılması.
· 6-
Mülkler: Annan Planı'nın beşinci versiyonunun
değiştirilmesi ve hemen hemen üçüncü versiyonun içerdikleriyle uyumlu
hale getirilmesi.
· 7-
Ekonomi: Üniter ekonomi ve üniter para politikasının güvence
altına alınması.
· 8-
Yetki Yapıları: Federal hükümetin çeşitli birimlerinin idari
sisteminin değiştirilmesi.
|
Talat: 'Sorun Türk askerinin varlığı değil' |
|
|
KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs'ta çözümden önce Türk askerinin çekilip çekilmemesini tartışmayı doğru bulmadığını belirterek, "Kıbrıs sorununun nedeni ve Kıbrıs sorununun kendisi, adadaki Türk askerinin varlığı değil" dedi. Bir konferansa
katılmak üzere İstanbul'a gelen Mehmet Ali Talat,
Kıbrıs'taki son durum ve Kıbrıs seçimlerini
değerlendirdi. Talat,
Kıbrıs'taki referandumdan çok umutluydunuz, referandum sonunda
verilen sözlerin tutulmamasını da dikkate alırsak, referandum
sonucunda bir hayal kırıklığı
yaşadınız mı? şeklindeki soru üzerine,
şunları kaydetti: Referandum sonrasında bir hayal
kırıklığı tabii ki yaşadık. Biz bütün
politikalarımızı iki taraftan da evet çıkacak üzerine
kurduk, ama böyle olmadı. Bütün dünyada ve AB'de Rum tarafının
evet, Türk tarafının hayır diyeceği beklentisi
vardı. Bütün plan ve programlarını buna göre
yapmışlardı. O yüzden sonuç dünyayı olduğu gibi
AB'yi de şaşırttı. AB, eğer 2002
yıllarında Kıbrıs Rum tarafının çözüme
hayır diyeceğini bilseydi, kesinlikle Kıbrıs Rum
tarafını AB'ye almazdı. Talat,
referandumdan evet çıkacağı beklentisiyle hazırlanan
Yeşil Hat Tüzüğü'nün de son anda bazı değişiklikler
yapılarak sunulabildiğini hatırlatarak, Doğrudur,
referandumdan gerçekten hayal kırıklığına
uğradık dedi. Başbakan
Talat, birinci hayal kırıklıklarının Rum
tarafının hayır demesiyle Annan planı temelindeki
çözümün gerçekleşmemesi, ikinci hayal
kırıklığınınsa referandumun arkasından
Kıbrıslı Türklere verilen sözlerin tutulmaması
olduğunu vurguladı. Talat,
izolasyonun kaldırılmadığını, Türklerin dünya
ile buluşmasının sağlanamadığını
belirterek, bu konularda sınırlı ilerlemeler
kaydedilebildiğini söyledi. Annan
planının varlığının veya yokluğunun da
bugün bundan kaynaklandığını bildiren Talat, şöyle
devam etti: Bu plan düşünce, fikir manzumesi olarak kolay kolay ortadan
kalkmaz. Kıbrıs sorunuyla ilgili bugüne kadar birçok plan sunuldu.
Bu plan, Butros Gali fikirler dizisinin daha geliştirilmiş bir
versiyonu. Annan planı hukuken yok bir metin olsa bile, fikir
bütünlüğü olarak var. Bundan sonraki bütün çözüm çabalarında kim ne
derse desin Annan planı vardır. Annan planı yine
görüşülecek. Biz hayır desek de sonuçta öyle bir noktaya gelinecek
ki, Annan planını görüşmek başka şeylerden daha evla
olacak. Annan Planı görüşülecektir, doğaldır. Biz Annan
planını görüşmeye hazırız. Türkiye'nin AB
ile müzakereye oturduğunda artık Kıbrıslı
Rumları da karşısında bulacağını ifade
eden Talat, bu yeni durumda zorlukların daha büyük
olacağını, ancak referandum sonrasında Türk
tarafının çözüm isteyen taraf olmasının da bir avantaj
oluşturduğunu belirtti. Ankara
Protokolü'nü Türkiye imzalamalı mı? sorusu üzerine de Talat,
Türkiye bunu imzalamak zorundadır. İmzalarken de müzakere edecek
dedi. (aa) |
|
HURRIYET 03/02/05
|
Akel, Annan Planı'nda değişiklik istiyor |
|
|
Güney Kıbrıs'ın en büyük partisi olan ve 24 Nisan referandumunda Annan Planı'nın Rum tarafında reddedilesinde önemli rol oynayan komünist AKEL partisi, Annan Planı'nda yapılmasını istediği değişikleri açıkladı. Rum
basınında yer alan haberlere göre, Rum Meclis Başkanı ve
AKEL Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas, 8 maddeden oluşan
değişiklik önerilerini dünkü Rum Ulusal Konseyi toplantısına
sundu. Hristofyas'ın
Ulusal Konsey'de açıkladığı AKEL'in Annan Planı'nda
istediği değişiklikler şöyle: 1- Çözümün
Hayata Geçirilmesi: Çözümün Türkiye tarafından hayata geçirileceği
inancını sağlayacak gerekli mekanizmaların güvence
altına alınması. 2- Güvenlik:
Garantör ülkelerin tek yanlı müdahale haklarının
kaldırılması. 3- Asker:
Bütün askerlerin (yani Türkiye'nin ve Yunanistan'ın adadaki
kontenjanlarının) bir takvim temelinde veya Türkiye'nin AB'ye
girişiyle tamamen çekilmesi 4- Türkiye
Kökenli KKTC Vatandaşları: (Rumlar 'yerleşik' diyor)
Kıbrıs'ta kalacak 'yerleşiklerin' sayısının
somut olarak belirlenmesi ve geriye kalanların tümünün gitmesinin
güvence altına alınması. 'Yerleşiklerin' gelecekte
akışı meselesinin düzenlenmesi. 5-
Toprakların İadesi: Kıbrıs Rum tarafına iade
edilecek topraklarla ve Kıbrıs Türk idaresi altında
yaşayacak Kıbrıslı Rumlarla ilgili takvimlerin
daraltılması. 6- Mülkler:
Annan Planı'nın 5. versiyonunun değiştirilmesi ve hemen
hemen 3. versiyonun içerdikleriyle uyumlu hale getirilmesi. 7- Ekonomi:
Üniter ekonomi ve üniter para politikasının güvence altına
alınması. 8- Yetki
Yapıları: Federal hükümetin çeşitli birimlerinin idari
sisteminin değiştirilmesi. |
|
HURRIYET 03/03/2005
1330 Rumdan, 25 milyar dolarlık dava kapıda
Zeynel LÜLE
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), bu ay içinde ya da en geç Mart ayında Kıbrıs konusunda hayati öneme sahip bir davanın sonucunu açıklayacak. Bu davanın sonucu geride bekleyen 1330 dava başvurusu için emsal teşkil edecek.
AİHMde
Kuzeydeki mülküne gidemediği içi Titina Loiziduya 2 milyon dolar
tazminat ödeyen Türkiye, Rum Mira Ksenides Aristisin
davasında da aynı karar alınması halinde 25 milyar dolar
tazminatın yükü altına girecek.
Aristis davasının en önemli yanı, AİHMnin Loizidu
davasından sonra KKTCde oluşturulan Tazmin Komisyonunun yetkisi
olup olmadığına karar vermesi olacak. AİHM, Tazmin
Komisyonunun yetkisini tanırsa tüm Rum başvuruları önce bu
komisyonda görülebilecek ve böylelikle mülkiyet ile ilgili davaların bir
çoğu, bu komisyonda çözümlenecek. Aksi taktirde binlerce davanın
kararı ve tazminatı AİHM tarafından saptanacak.
AİHMnin 3. Dairesi, geçen yıl Eylül ayında, söz konusu
başvuruya ilişkin olarak Rumların ve Türk hükümetinin
görüşlerini dinlemişti. Türk Tarafını savunan avukatlar,
KKTCde mülkiyet sorunları için Tazmin Komisyonu kurulduğunu
söylemişlerdi. Ancak Rum tarafı bu komisyonun üyelerinin halen
Kuzeyde Rumların evinde ikamet ettiklerini adresleriyle ortaya koyarak,
bu komisyonun üyelerinin adil karar alamayacaklarını belirtmişlerdi.
Bu iddialar sonrasında Tazmin Komisyonunun üyelerinin tamamı
değiştirildi. Bizzat AİHM Başkanı Luzius Wildhaberin
yaptığı açıklamaya göre, Rumlar tarafından Ankaraya
karşı açılan mülkiyet davalarının sayısı, Annan
Planı referandumundan sonra hızla arttı.
Örnek oldu
KIBRIS Barış harekatının
yapıldığı 1974ten beri Girnedeki evine gidemediği
gerekçesiyle 1992de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvuran
Kıbrıslı Rum Titina Loiziduya, 1998de 1 milyon dolara
yakın tazminat ödenmesi kararlaştırılmıştı.
Türkiye kararın siyasi olduğunu belirterek tazminatı ödemedi
ve Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi tarafından üç kez uyarıldı.
Türk Hükümeti 2003 yılı sonuna doğru Loiziduya gecikme
tazminatı da dahil olmak üzere 2 milyon dolara yakın tazminatı
ödedi.
HURRIYET 03/02/05
|
AB: Kıbrıs protokolünü parafe edin |
|
|
Lefkoşa AB Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Genel Direktörü Leopold Maurer, Komisyonun Türk hükümetine, şubat ayı sonuna kadar Ankara protokolünü parafe etmesi talebiyle bir mektup gönderdiğini söyledi. Yeşil Hat
Tüzüğü ile ilgili temaslarda bulunmak üzere Kıbrıs'a gelen
Maurer, KKTC'de yayımlanan Kıbrıs gazetesine verdiği
demeçte, 17 Aralık zirvesinde, Türkiye'nin 3 Ekim'den önce, protokolü
imzalaması gerektiği yönünde karara
varıldığını, mektubun bu doğrultuda
gönderildiğini ifade etti. KKTC'yi
ilgilendiren mali yardım ve serbest ticaret tüzükleri konusunda da
açıklamalarda bulunan Maurer, tüzüklerin gündeme alınmasında
topun, AB Dönem Başkanı Lüksemburg'da olduğunu, ancak şu
anda bu doğrultuda bir sinyal bulunmadığını belirtti.
(aa) |
|
HURRIYET 03/02/05
AKEL, Annan Planı'nda 8
değişiklik istiyor
Güney Kıbrıs'ın en büyük partisi
olan ve 24 Nisan referandumunda Annan Planı'nın Rum tarafında
reddedilesinde önemli rol oynayan komünist AKEL partisi, Annan Planı'nda
yapılmasını istediği değişikleri
açıkladı.
Rum basınında yer alan haberlere göre,
Rum Meclis Başkanı ve AKEL Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas, 8
maddeden oluşan değişiklik önerilerini dünkü Rum Ulusal Konseyi
toplantısına sundu.
Hristofyas'ın Ulusal Konsey'de
açıkladığı AKEL'in Annan Planı'nda istediği
değişiklikler şöyle:
''1- Çözümün Hayata Geçirilmesi: Çözümün Türkiye
tarafından hayata geçirileceği inancını sağlayacak
gerekli mekanizmaların güvence altına alınması.
2- Güvenlik: Garantör ülkelerin tek yanlı
müdahale haklarının kaldırılması.
3- Asker: Bütün askerlerin (yani Türkiye'nin ve
Yunanistan'ın adadaki kontenjanlarının) bir takvim temelinde
veya Türkiye'nin AB'ye girişiyle tamamen çekilmesi
4- Türkiye Kökenli KKTC Vatandaşları:
(Rumlar 'yerleşik' diyor) Kıbrıs'ta kalacak 'yerleşiklerin'
sayısının somut olarak belirlenmesi ve geriye kalanların
tümünün gitmesinin güvence altına alınması. 'Yerleşiklerin'
gelecekte akışı meselesinin düzenlenmesi.
5- Toprakların İadesi:
Kıbrıs Rum tarafına iade edilecek topraklarla ve
Kıbrıs Türk idaresi altında yaşayacak
Kıbrıslı Rumlarla ilgili takvimlerin daraltılması.
6- Mülkler: Annan Planı'nın 5.
versiyonunun değiştirilmesi ve hemen hemen 3. versiyonun
içerdikleriyle uyumlu hale getirilmesi.
7- Ekonomi: Üniter ekonomi ve üniter para
politikasının güvence altına alınması.
8- Yetki Yapıları: Federal hükümetin
çeşitli birimlerinin idari sisteminin değiştirilmesi.''
HURRIYET 03/02/05
* * * * * * * * *
KIBRIS TÜRKÜ
ZENGİNLEŞİYOR...
Demokrat Parti lideri Serdar Denktaş önceki gün CNN
TÜRK'te MANŞET programında çok ilginç bir portre çizdi.
Tüm belirsizliğe rağmen , KKTC vatandaşlarının
yıllık geliri son üç yıl içinde, kişi başına
4.500 dolardan 7.500 dolara çıkmış durumda. Gayrimenkul
fiyatları, yerine göre yüzde 100-200 arası artış
göstermiş. Hele şimdi, Gümrük Birliğinin Güney
Kıbrıs'a da genişlemesiyle birlikte KKTC'ye yapılacak
yaklaşık 70-100 milyon dolarlık bir kaynak
arttırımı da buna eklenirse, Kıbrıs Türkü eski
kötümser havadan uzaklaşıyor. Ancak yine de çözümsüzlük hali ve
belirsizliğin devamı insanları rahatsız ediyor.
Ne olursa olsun dikkat ettim, Serdar Denktaş ile ilk defa
"dövünmediğimiz", herşeyin kötümser görünmediği bir
söyleşi yapmıştık.
Kıbrıs Türkleri, Annan planına EVET demelerinin
avantajlarını görüyorlar. Beklentiler tam anlamıyla
karşılanmadı henüz, ancak referandum sonucu özellikle ve
öncelikle Türkiye'ye, dolaylı olarakta KKTC'ye yaradı. Hepimizin
kendimize güvenimiz arttı.
KIBRIS'TA TOPRAK
KOMİSYONU DEĞİŞTİ, ANCAK...
Hatırlayacak
olursanız, kısa bir süre önce KKTC'de kurulan "Gayrimenkul
Komisyonu" hakkında bir yazı yazmıştım.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin, Loizidu tipindeki binlerce Rum
başvurusuna bir yanıt vermesi gerektiğini, ya Loizidu
davasında olduğu gibi Türkiye'yi tazminat ödemeye mahkum
edebileceğini veya başvuru sahiplerinin önce KKTC'de kurulan
komisyona başvurmalarını isteyebileceğini
yazmıştım. KKTC'deki komisyon yolu açıldığı
taktirde Türkiye aradan çekilecek, top KKTC'ye atılacak, nihai çözüme
kadar zaman kazanılıp bir nefes alınacak; aksi halde, milyar
dolarlara ulaşabilecek tazminatlarla karşı karşıya
kalınabilinecek.
Ancak, Avrupa Mahkemesinin KKTC'deki Komisyonun yolunu gösterebilmesi için, bu
Komisyonun inandırıcı , güven verici ve tarafsız
kişilerden oluşması gerekiyor. Komisyon üyelerinin, örneğin
Rum evlerinde oturan veya eski Rum topraklarını işleten
kişilerden oluşmaması, "çıkar
çatışması" yaşanmaması gerekiyor. Oysa,
komisyonda, böyle isimlerin bulunduğunu yazmıştım.
KKTC hükümeti, akılcı bir tutumla Komisyon'daki isimleri
değiştirmiş. Ancak bu arada bir başka sorun var ki,
çözülmesi daha güç.
KKTC Anayasasının 159 uncu maddesi, Rum gayrimenkullerinin
karşılığında tazminat ödenmesini kesinlikle
yasaklıyor. Yani bu Komisyon, son derece düzenli çalışsa dahi,
sonunda para ödenmesine karar veremeyecek.
Karar verse dahi, Anayasa değişmeden uygulanamayacak. KKTC'deki
siyasi dengeler de, Anayasa'nın değişmesini 20 Şubat
seçimleri sonuçlanana kadar engelliyor.
20 Şubat seçimlerini, TALAT veya DENKTAŞ ile koalisyon
oluşturacak şekilde ve Anayasayı değiştirebilecek
güçte kazanırsa, o zaman işler bir oranda hafifleyebilir, aksi halde
durum güç görünüyor.
HURRIYET 03/02/05
Kıbrıslı
Türklere özel birim
03/02/2005
RADIKAL
GÜVEN ÖZALP
BRÜKSEL - Kıbrıs'ta düzenlenen referandumdan bu yana Kıbrıs
Türk toplumuna karşı Avrupa Birliği'nin diğer
kurumlarına oranla daha olumlu bir çizgi benimseyen AB Komisyonu yeni bir
açılım gerçekleştirdi. Komisyon, genişleme dairesini tekrar
yapılandırarak, Kıbrıs Türk toplumu için özel bir birim
oluşturdu.
Yeni yapıya göre aralarında Türkiye'nin de bulunduğu aday ülke
birimleri ve katılım sürecinde olan ülke birimlerinin yanına bir
de Kıbrıs Türk Toplumu Görev Bölümü eklendi. Bölümün
şefliğine Güney Kıbrıs'la üyelik sonrası
görüşmeleri sürdüren ekibin başkanı Leopold Maurer getirildi.
Güney Kıbrıs'ın AB üyesi olması nedeniyle Kıbrıs
konusunu genişleme başlığında ele alamayan, ancak
Kuzey'e ilişkin sorunlarla uğraşmak durumunda kalan Komisyon
çareyi bu birimi oluşturmakta buldu. Karar bir tanıma anlamı
içermese de Kıbrıslı Türklerin 'farklı bir yapı'
olduğu bir kez daha teyit edilmiş oldu.
Rumlarla diyalog
isteği
Bu arada Kıbrıs'ta bulunan Maurer, dün KKTC Başbakanı
Mehmet Ali Talat'la bir araya geldi. Talat Yeşil Hat Tüzüğü'nün
yetersiz olduğunu ve değiştirilmesi gerektiğini söylerken,
Rum Meclis Başkanı Dimitris Hristofyas'la da görüşmeye
hazır olduğunu belirtti. Maurer'in önceki akşam
görüştüğü Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş
ise, gayriresmi diyalog başlatmak için Rum liderliğiyle temasa
geçeceğini söyledi.
Türkiye'ye
şubat baskısı
ŞUBAT SONU
SÜRE DOLUYOR... KIBRIS'a konuşan Avrupa Birliği Komisyonu'nun
Genişlemeden Sorumlu Genel Direktörü Leopold Maurer, AB Komisyonu'nun Türk
hükümetine bir mektup göndererek, "Kıbrıs Cumhuriyeti"ni de
kapsayacak şekilde genişletilmesi öngörülen Ankara Protokolü'nün
şubat ayı sonuna kadar parafe edilmesini istediğini belirtti.
Maurer, protokolün paraf edilmesini bir ilk adım olarak niteleyerek,
protokolün imzalanmasına kadar bunu başka adımların
izleyeceğini belirtti
TÜZÜKLER
BEKLEMEDE... Maurer, mali yardım ve serbest ticaret tüzüklerinin AB dönem
başkanlığını yürüten Lüksembourg'un henüz gündeminde
bulunmadığını söyledi. Maurer, "Bu tamamen AB'nin
dönem başkanlığını yürüten Lüksembourg'a
bağlı. Lüksembourg'dakilerin söz konusu iki tüzüğün gündeme
alınmasına karar vermesi halinde tüzükler ile ilgili
tartışmalara başlayacağız. Ancak şu anda bu
doğrultuda bir gösterge bulunmuyor" dedi
Emine DAVUT
YİTMEN
Avrupa
Birliği Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Genel Direktörü Leopold
Maurer, AB Komisyonu'nun Türk hükümetine, şubat ayı sonuna kadar
Ankara protokolünü parafe etmesi yönünde, bir mektup gönderdiğini
bildirdi.
KIBRIS'a
konuşan Maurer, 17 Aralık zirvesinde, Türkiye'nin 3 Ekim'den önce,
protokolü imzalaması gerektiği yönünde karara
varıldığını hatırlatarak, söz konusu mektubun,
AB'nin genişlemeden sorumlu direktörü tarafından gönderildiğini
söyledi.
Maurer,
protokolün parafe edilmesini bir ilk adım olarak niteleyerek, protokolün
imzalanmasına kadar bunu başka adımların izleyeceğini
belirtti.
Mali
yardım ve serbest ticaret tüzükleri konusunda da açıklamalarda
bulunan Maurer, tüzüklerin gündeme alınmasında topun Lüksembourg'da
olduğunu, ancak şu anda bu doğrultuda bir sinyal
bulunmadığını ifade etti.
Yeşil Hat
Tüzüğü'nde yapılan değişiklikleri tartışmak üzere
adada bulunan Maurer, iki taraftan olumlu tepki gelmesi ve AB üyesi ülkelerin
bu yenilikleri onaylaması halinde, söz konusu değişikliklerin,
en iyi ihtimalle şubat ayı sonu veya mart ayı başında
yürürlüğe gireceğini söyledi.
Maurer,
Yeşil Hat Tüzüğü'nde yapılan değişikliklerin
"narenciye, hayvansal ürünler ve 175 euroya kadar olan malların
sınırdan geçmesinin daha pratik hale dönüştürülmesi"
konularını kapsadığını anlattı.
Avrupa Birliği
Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Genel Direktörü Leopold Maurer,
KIBRIS'ın yeşil hat, mali yardım ve serbest ticaret tüzükleri
ile Türkiye - AB ilişkileri konularındaki sorularını
yanıtladı.
KIBRIS :
Sayın Maurer, geçtiğimiz aylarda Kıbrıs'ta bulunmuştunuz
ve Yeşil Hat Tüzüğü üzerinde yapılacak olan birtakım
değişiklikler üzerinde
çalışıldığını
anlatmıştınız. Şu anda durum ne? Yeşil Hat
Tüzüğü'ndeki değişikliklerle ilgili yeni öneri paketiyle mi
geldiniz?
MAURER: Her
şeyden önce, bu yağmurlu dönemde adayı daha yeşil ve güzel
bulduğumu söylemeliyim. Evet, buraya biraz çalışma yapmaya
geldik. Sizin de az önce aktardığınız gibi öncelikli
olarak, Yeşil Hat Tüzüğü üzerinde tartışacağız.
Kasım ayında söz konusu tüzükte değişiklikler ile ilgili
birtakım öneriler masaya konmuştu. Bu değişiklik önerileri
ise Ağustos 2004 yılında ortaya çıkmıştı. En
önemli değişiklik, narenciye konusu üzerindeydi. Diğer önemli
değişiklikler ise 175 euroya kadar olan malların yeşil
hattan geçmesini ve hayvan ürünlerinin ticaretinde uygulanan prosedürün
gelecekte daha pratik bir şekle dönüştürülmesini kapsıyordu.
KIBRIS: Peki bu
değişiklikler ne zaman yürürlüğe girecek?
MAURER: Bu,
yarın (bugün) yetkililerle yapacağım görüşmelere
bağlı. Bu görüşmelerde, nelerin kabul edilip edilmeyeceğini
ve hangi noktalarda uzlaşı sağlanabileceğini
göreceğiz. Bu konuda olumlu sinyaller aldık . Bunların
(tüzükteki değişikliklerin) kabul edilmesi ve üye ülkelerin de
hazır olması halinde tüzük uygulamaya girecek. Biz bu sürecin mümkün
olduğunca süratli olmasını istiyoruz. Ancak az önce de
söylediğim gibi bu, neler üzerinde anlaşmaya
varıldığına bağlı.
KIBRIS: Tüzükte
yapılan değişiklikler üzerinde, şu ana kadar itiraz sesleri
yükseldi mi?
MAURER: Az önce
aktardığım gibi biz, tüzük üzerindeki değişiklik
çalışmalarına kasım ayında
başlamıştık. Noel döneminde ise bu çalışmalar
durdu. Konuyla ilgili çalışmaları yeniden başlatıyoruz
ve nasıl gittiğini hep beraber göreceğiz.
KIBRIS: Sizin
de az önce aktardığınız gibi narenciye önemli bir konu.
Hasat döneminde gerekli işlemlerin yerine getirilmesi için adada
uzmanların bulunacağı yolunda, daha önceden
açıklamalarınız olmuştu. Bu uzmanlar şu anda ülkede mi
?
MAURER: Evet,
uzmanlar burada ve tüm donanımları incelediler. Ayrıca,
Yeşil Hat'tan gönderilecek ürünler için gerekli olan sertifikalar da
hazır. Kısacası biz hazırız.
KIBRIS:
Yeşil Hat Tüzüğü'ndeki değişiklikler konusunda adanın
her iki tarafından olumlu reaksiyonlar alırsanız ve AB üyesi
ülkeler de bunu desteklerse, söz konusu değişiklikler ne zaman
yürürlüğe girecek?
MAURER: Olay
dediğiniz şekilde gelişirse her şeyden önce konuyla ilgili
yasal enstrümanın onaylanmasına ihtiyaç var. Tabii ki Bakanlar
Konseyi'nin de onayı gerekiyor. Tüm bunlar en iyi tahminle şubat sonu
veya mart ayı içinde gerçekleşebilir.
KIBRIS: Size,
Mali Yardım Tüzüğü ve Direkt Ticaret Tüzüğü konusunda da soru
sormak istiyorum. Bu tüzükler şu anda AB Konseyi'nin onayını
bekliyor. Tüzüklerin onaylanması sürecine ne kadar yakınız?
MAURER: Bu
tamamen AB'nin dönem başkanlığını yürüten
Lüksembourg'a bağlı. Lüksembourg'dakilerin söz konusu iki
tüzüğün gündeme alınmasına karar vermesi halinde tüzükler ile
ilgili tartışmalara başlayacağız. Ancak şu anda
bu doğrultuda bir gösterge bulunmuyor.
KIBRIS: Avrupa
Komisyonu yetkilileri, Türkiye'nin AB ile olan Gümrük Birliği'ni
genişletmek zorunda olduğunu, aksi takdirde bunun müzakerelerin
başlaması yönünde sorun yaratacağı konusunda uyarıda
bulunmuştu. Türk hükümetinin bu konuda karşılaşabilecek bir
sorun olasılığına karşı, uyum protokolüne
ilişkin kararın ilk aşamada TBMM'de onaylanmasının
gerekmeyeceği, hükümet onayının irade beyanı olarak kabul
edilmesine dayanan yaklaşımı ortaya koyacağı
söyleniyor. Böyle bir durumda, AB'nin tepkisi ne olur?
MAURER: Bu
sorunuza sanırım net bir yanıt verebilirim. 17 Aralık
zirvesinde, Türkiye'nin 3 Ekim'den önce, protokolü imzalaması
gerektiği yönünde karara varılmıştı. AB'nin
genişlemeden sorumlu direktörü Türk hükümetine, şubat ayı sonuna
kadar Ankara Anlaşması'nın parafe edilmesi gerektiğini
belirten bir mektup göndermişti. Bu da atılacak ilk adım
olacaktı. Protokolün imzalanması için daha atılması gereken
pek çok adım bulunuyor. Biz de bunun nasıl gittiğini
göreceğiz.
KIBRIS
03/02/05
Talat:
Yeşil Hat Tüzüğü yetersiz
DEĞİŞMESİ
GEREK... Başbakan Talat, "Leopold Maurer, Yeşil Hat
Tüzüğü'nde yapılması öngörülen değişikliklerle ilgili
çalışmalarının bir parçası olarak bizi ziyaret ederek
düşüncelerimizi aldı. Yeşil Hat Tüzüğü,
Kıbrıslı Türkler açısından yetersizdir ve
değiştirilmesi gerekir" dedi
DOĞRUDAN
TİCARET ŞART... Talat: Doğrudan ticaret olmazsa
olmazımızdır; Kıbrıs Türkü'nün izolasyonunun sona
ermesi için en önemli ve en gerekli adımdır. Bu da Kıbrıs
Türkü'nün hakkıdır. Kıbrıs sorununu çözmek ve adayı
bütünleştirmeyi isteyen bir toplum olarak Rum yönetiminin kararıyla
Kıbrıslı Türklerin tecridinin devam etmesi mümkün değildir
Avrupa Birliği Komisyonu'nun Güney Kıbrıs'la üyelik sonrası
görüşmelerini sürdüren ekibin başı ve genişlemeden sorumlu
genel direktör Leopold Maurer, Yeşil Hat Tüzüğü konusunda komisyon
tarafından yürütülen teknik çalışmalarla ilgili olarak KKTC ve
Güney Kıbrıs yetkilileriyle temaslarda bulunmak amacıyla önceki
gece Kıbrıs'a geldi.
Leopold Maurer,
dün Başbakan Mehmet Ali Talat, Devlet Bakanı ve Başbakan
Yardımcısı Serdar Denktaş, TKP Genel Başkanı
Hüseyin Angolemli ve Ticaret Odası yetkilileriyle görüştü.
Talat, Maurer
görüşmesi
Başbakan
Mehmet Ali Talat, Avrupa Komisyonu Genişleme Birimi Kıbrıs
Masası Şefi Leopold Maurer'le bir araya geldi.
Cumhuriyetçi
Türk Partisi Genel Merkezi'nde yapılan görüşmede,
Başbakanlık Özel Kalem Müdürü Yonca Şenyiğit, AB
Koordinasyon Merkezi Sorumlusu Erhan Erçin ve CTP Dışilişkiler
Sorumlusu Lefkoşa Türk Belediyesi Başkanı Kutlay Erk hazır
bulundu. Maurer'e ise AB Büyükelçisi Adrian van der Meer ve bazı
diğer yetkililer eşlik etti.
Güney
Kıbrıs'ın resmen AB üyesi olmasının ardından bu
göreve atanan Maurer ve beraberindeki heyet ile Başbakan Talat
başkanlığındaki heyetin CTP Genel Merkezi'ndeki
görüşmesi yaklaşık 1.5 saat sürdü.
Görüşmenin
ardından Talat ile Maurer basına birlikte poz verdikten sonra Maurer
bir sonraki randevusu için, açıklama yapmadan partiden ayrıldı
ve görüşmeyle ilgili açıklamayı Talat yaptı.
"Tüzük
yeterli değil"
Başbakan
Mehmet Ali Talat, Yeşil Hat Tüzüğü'nün Kıbrıslı
Türkler açısından yetersiz olduğunu ve değiştirilmesi
gerektiğini vurguladı.
Maurer'in,
Yeşil Hat Tüzüğü'nde yapılması öngörülen
değişikliklerle ilgili çalışmalarının bir
parçası olarak kendilerini ziyaret ederek düşüncelerini
aldığını ifade eden Talat, "Yeşil Hat
Tüzüğü'yle ilgili olarak bizim duruşumuz gayet açık ve
nettir" diyerek tüzüğün değiştirilmesinin
gerekliliğine dikkat çekti.
Yeşil Hat
Tüzüğü'nde özellikle kişi beraberi ticaretle ilgili olan rakama
benzer şekilde karşılık vereceklerini belirten Talat,
"Yani kişi beraberi ticarette belli bir rakam yükselmesi
gerçekleşirse biz de kişi beraberi ticareti aynı şekilde ve
benzer mallara münhasır olarak uygulayacağız. Bunu kendilerine
de ilettik" dedi.
"Doğrudan
ticaret 'olmazsa olmaz' "
Talat,
Yeşil Hat Tüzüğü'nün kendileri açısından yeterli
olmadığını ve Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün yerini
tutamayacağını söyledi.
Yakovu'nun Rum
basınında çıkan "Yeşil Hat Tüzüğü'nde yeterince
taviz verdikleri ve böylece doğrudan ticarete gerek
kalmadığı" yönündeki haberlerine atıfta bulunarak bunu
kabul etmelerinin mümkün olmadığını ifade eden Talat,
"Doğrudan ticaret 'olmazsa olmaz'ımızdır;
Kıbrıs Türkü'nün izolasyonunun sona ermesi için en önemli ve en
gerekli adımdır. Bu da Kıbrıs Türkü'nün hakkıdır.
Kıbrıs sorununu çözmek ve adayı bütünleştirmeyi isteyen bir
toplum olarak Rum yönetiminin kararıyla Kıbrıslı Türklerin
tecridinin devam etmesi mümkün değildir" şeklinde konuştu.
Talat,
görüşmede bunu anlattığını ancak Maurer'in, henüz Rum
tarafıyla bu konuda görüşme yapmadığı için
onların görüşleriyle ilgili kendisine bilgi vermediğini de
sözlerine ekledi.
Rum
basınına İngilizce olarak yaptığı açıklamada
ise Talat görüşmede, Rum tarafında gerçekleşen Güzelyurtlu ve
ailesi cinayetinin de gündeme geldiğini belirterek Rum tarafının
işbirliğine yanaşmadığını; elindeki
delilleri gizleyerek uluslararası suç işlemekte olduğunu,
konunun tarafların siyasi pozisyonlarıyla ilgili değil, insani
bir konu olduğunu ve Rum tarafından bu yönde olumlu
yaklaşım beklediklerini Maurer'e anlattığını
söyledi.
Sorular
Basının
sorularını da yanıtlayan Talat, bir Rum gazetecinin sorusuna
karşılık, Rum Temsilciler Meclisi Başkanı ve AKEL
Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas'la en erken zamanda görüşmeye
hazır olduğunu; bu görüşmenin Rum tarafında veya KKTC'de
olabileceğini, bu konuda kendisi açısından bir sorun
bulunmadığını yinelerken, bir başka soru üzerine
Hristofyas'ın geçişte pasaport göstermesine gerek de
olmadığını, zaten kendisinin daha önce birçok kez bu
şekilde KKTC'ye geçtiğini hatırlattı.
Rum yönetimi
lideri Tasos Papadopulos'tan olumsuz yanıt aldığını da
yineleyen Talat, en azından küçük konularda görüşüp iletişim
eksikliğinin giderilmesi gerektiğini vurguladı.
Serdar
Denktaş-Maurer görüşmesi
Maurer, dün
Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı
Serdar Denktaş'la Lefkoşa'nın Arabahmet bölgesindeki Boghjalian
Restaurant'ta öğle yemeğinde bir araya geldi.
Türk
gazeteciler yanında Rum basın mensuplarının da büyük ilgi
gösterdiği görüşmede, bakan Serdar Denktaş'a
Dışişleri ve Başbakan Yardımcılığı
Siyasi İşler Danışmanı Kudret Akay, Maurer'e ise
AB'nin Güney Kıbrıs büyükelçisi Adrian van der Meer ile bazı
komisyon yetkilileri eşlik etti.
Taraflar,
yemeğe geçmeden önce önemli açıklamalarda bulundu.
Yemek öncesinde
basına ilk açıklamayı yapan Leopold Maurer, Kıbrıs'a
Yeşil Hat Tüzüğü'ne ilişkin olarak iki tarafla temaslarda
bulunmak ve KKTC'de 20 Şubat'ta yapılacak milletvekilliği genel
seçimleri öncesindeki siyasi havayı görmek amacıyla geldiğini
belirtti.
Yeşil Hat
Tüzüğü'nün hayata geçirilmesi konusunda teknik çalışmaların
Brüksel'de sürdüğünü ve bu konuda öneri paketi hazırlamakta
olduklarını ifade eden Maurer, söz konusu öneri paketinin teknik
tarafıyla ilgili her iki tarafla görüş alışverişinde
bulunmayı amaçladıklarını kaydetti. Maurer, Cumhurbaşkanı
Denktaş'la görüşmelerinde bu konuda fikir teatisinde
bulunacaklarını ifade ederek, "Sayın Denktaş, sizinle
Yeşil Hat Tüzüğü'ne ilişkin olarak Brüksel'de masada olan öneri
paketini ve bu tarafta seçimler öncesindeki siyasi durumu
tartışmayı arzuluyoruz" dedi.
Maurer, 17
Aralık Brüksel zirvesinde Türkiye'ye müzakere tarihi verilmesinin AB
tarafından alınan büyük bir karar olduğunu ve bu olumlu
gelişmenin Kıbrıs konusunda yeni bir fırsat penceresi
açılmasına katkı sağlamasını umut ettiklerini
söyledi.
Maurer'i
dinledikten sonra söz alan Dışişleri Bakanı ve
Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş, Yeşil Hat
Tüzüğü, Direkt Mali Yardım Tüzüğü ve Direkt Ticaret Tüzüğü
konularında ilerleme sağlanması beklentisi içinde
olduklarını söyledi.
Söz konusu
tüzüklerin işleyişiyle ilgili teknik sorunların
aşılması gerektiğini vurgulayan Denktaş, Maurer'in Rum
yetkililerle tüzükler konusunda yapacağı görüşmelerde bu sorunun
çözüme kavuşturulması dileğinde bulundu.
Denktaş,
"Teknik zorluklar ve teknik formaliteler halledilmelidir. Avrupa
Birliği'nde şu anda 25 değil, 24.5 üye vardır ve hepimiz
için de bir sorundur. Bunu gerçek anlamda 25 üye yapmak istiyoruz. Biz buna
böyle bakıyoruz, konuyu böyle görüyoruz. Umarız ki Rum halkı,
Kıbrıs Türklerinin bu adada eşit ortak olduğu, bu
adanın diğer sahibi olduğu gerçeğini anlarlar"
şeklinde konuştu.
Rum
liderliğiyle halkının, Türkiye ile varolan sorunlarını
gerçekten çözmek istemeleri halinde, bunun tek yolunun, Kıbrıslı
Türklerle müzakere masasına oturarak, adadaki siyasi sorunu çözmek
olduğunun altını çizen bakan Denktaş, "İşte
bu noktadan sonra Rumlar, Türkiye'nin kendileri için tehdit değil, büyük
bir fırsat olduğunu göreceklerdir" dedi.
İki taraf
arasında diyalog başlatmak için Rum liderliğiyle temasa
geçeceğini, bu konuda büyük çaba harcayacağını kaydeden
Denktaş, bu diyalogun başta gayri resmi olabileceğini, böyle bir
diyalogun Kıbrıs konusunda ilerleme sağlanmasına yol
açabileceğini belirtti.
Serdar
Denktaş, Kıbrıslı Türklerin arzusunun, son 40
yıldır içinde bulundukları belirsizlikten kurtulmak ve
çocuklarının geleceğini planlayabilecek bir ortamı yaratmak
olduğunu da söyledi.
Mayıs
ayında yeni tur müzakerelerin başlayabileceğini söyleyen ve
"Kıbrıs sorununa çözüm bulmak için yeni tur görüşmelere
mayıs ayında başlayabiliriz" diyen Denktaş, bu konuda
şöyle konuştu:
"Eğer
yeni tur görüşmeler başlayabilirse, Rum tarafı bizimle masaya
gelmeye motive edilebilirse, sanırım bu kez üzerinde
yoğunlaşmamız gereken, daha önce ne
yaptığımız, neleri tartıştığımız
değil, ama sorunu çözüme kavuşturmak olacaktır."
Angolemli-
Maurer görüşmesi
TKP Genel
Başkanı Hüseyin Angolemli de Avrupa Komisyonu Genişleme Birimi
bünyesinde oluşturulan Kıbrıs Türk Bölümü Başkanı
Leopold Maurer'le görüştü.
TKP Genel
Merkezi'nde saat 18.30 sıralarında başlayan görüşmede, TKP
Dışilişkiler Sorumlusu Güngör Günkan ile AB'nin Kıbrıs
Temsilcisi Adrian van der Meer de hazır bulundu.
Leopold Maurer
görüşmeyle ilgili herhangi bir açıklamada bulunmadı.
TKP Genel
Başkanı Hüseyin Angolemli görüşme öncesinde basın mensuplarına
yaptığı açıklamada, Maurer'le doğrudan ticaret ve
diğer olayları konuşarak görüş alışverişinde
bulunacaklarını ve bunun kendileri için çok önemli olduğunu
belirtti. Avrupa Birliği'nin KKTC için Doğrudan Ticaret Tüzüğü,
Mali Yardım Tüzüğü gibi önlemler almak istediğini ve bu
önlemlerin komisyonlardan geçerek parlamentolarında da
onaylandığını belirten Angolemli, ancak bu önlemlerin
maalesef Kıbrıs Rum Yönetimi'nin engeline
takıldığını ifade etti. Angolemli, Rum yönetiminin bu
davranışına, AB'ye "Kıbrıs Cumhuriyeti"
adı altında alınmasının neden olduğunu
vurguladı.
Rum yönetiminin
AB'ye "Kıbrıs Cumhuriyeti" olarak girmesi ve bugün
yaşanan sıkıntılar konusunda Cumhurbaşkanı
Denktaş, dönemin Başbakanı Derviş Eroğlu ve Serdar
Denktaş'ı eleştiren Angolemli, 24 Nisan referandumundan sonra
KKTC için bazı yolların açıldığını, o günden
bugüne ise "CTP-Denktaş ortaklığının" hiç
kıpırdamadığını ve halk tarafından umut
edilen serbest ticaret, izolasyonların kalkması gibi olaylarda da bir
ilerleme kaydedilemediğini belirtti.
Angolemli,
çıkış yolunun 20 Şubat'ta yapılacak seçimler sonucunda
barış yanlılarının mecliste çoğunluğu
oluşturmasından geçtiğini belirterek "Böylece
halkımızla bütünleşerek 24 Nisan öncesindeki mücadele tekrar
sürdürülecektir" diye konuştu.
Bugün de
temasları var
Kıbrıs
Türk Ticaret Odası yetkilileriyle dün saat 19.30'da Girne Set
Restoran'daki yemekte görüşen Maurer, bugün de saat 13.00'te BDH Genel
Başkanı Mustafa Akıncı'yla partinin genel merkezinde bir
araya gelecek.
Güney
Kıbrıs'ta da çeşitli temaslar yapacak olan Leopold Maurer, adada
bulunduğu süre içinde BM Barış Gücü misyon şefi ve BM genel
sekreterinin Kıbrıs özel temsilcisi Zbigniew Wlosowicz'le bir araya
gelecek, UNDP/UNOPS yetkilileriyle görüşecek.
KIBRIS 03/02/05
Talat'ı
Çin'e davet edin
ANNAN'IN
RAPORUNU ONAYLAYIN... Pekin'de temaslarda bulunan Türkiye
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Çin Başbakanı Ven
Ciabao ve dışişleri bakanı Li Caoşing ile
görüşerek, BM Güvenlik Konseyi'nin etkin üyesi olan Çin'in, genel sekreter
Annan'ın Kıbrıs raporunun onaylanması için
yardımcı olmasını talep etti
TALAT'I
DİNLEYİN... Abdullah Gül, Çinli yöneticilere, ilk elden
sağlıklı bilgiler alabilmeleri için Başbakan Mehmet Ali
Talat'ı Çin'e davet etmelerini önerdi. Gül, bundan önce ABD ve
İngiltere gibi BM Güvenlik Konseyi üyelerinin Talat'ı davet ederek
dinlediklerini hatırlattı
Türkiye
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, resmi ziyaret için
gittiği Çin Halk Cumhuriyeti'nde Kıbrıs konusunda destek istedi.
Abdullah Gül,
BM Güvenlik Konseyi'nin etkin üyesi olan Çin'den, genel sekreter Annan'ın
Kıbrıs raporunun onaylanması için yardımcı
olmasını da talep etti.
Gül, Çin
Dışişleri Bakanı Li Caoşing'den, ilk elden
sağlıklı bilgiler alabilmeleri için Başbakan Mehmet Ali
Talat'ı Çin'e davet etmelerini önerdi. Gül, bundan önce ABD ve
İngiltere gibi BM Güvenlik Konseyi üyelerinin Talat'ı davet ederek
dinlediklerini hatırlattı.
Abdullah
Gül'ün, Çin Başbakanı Ven Ciabao, dışişleri
bakanı Li Caoşing ve ticaret bakanı ile yaptığı
görüşmelerde, siyasi konular öne çıkarken, ikili ilişkilerin
yanı sıra Kıbrıs, Irak ve BM'de reform gibi iki tarafı
da ilgilendiren konular ele alındı.
Yararlı
temaslar
Abdullah Gül'ün
ziyaretinin amacının, iki ülke arasındaki ticaret hacminin
dengelenmesine yönelik önlemler olduğu, ancak Kıbrıs konusunun
da gündeme geldiği bildirildi.
Pekin'de
temaslarda bulunan Türkiye Dışişleri Bakanı Abdullah Gül,
Pekin yönetiminden "BM Genel Sekreteri Annan'ın Kıbrıs
raporunun onaylanması için destek" istedi.
Abdullah Gül,
dün sabah ilk olarak Çin ticaret bakanı ile görüştü.
Gül,daha sonra
ise Çin Başbakanı Ven Ciabao ve dışişleri bakanı
Li Caoşing ile ayrı ayrı bir araya gelerek, Kıbrıs
sorunu konusunda Çin'den destek istedi.
Türk
tarafının ayrılıkçı bir politika izlemediğini
anlatan Gül, referandum ile birlikte Kıbrıslı Türklerin
birleşme isteğini ortaya koyduğunu vurguladı.
Gül, BM
Güvenlik Konseyi'nin etkin üyesi olan Çin'den, genel sekreter Annan'ın
Kıbrıs raporunu onaylanması için yardımcı
olmasını da talep etti.
"Talat'ı
davet edin"
Abdullah Gül ve
Çin Dışişleri Bakanı Li arasında yapılan
görüşmede, ağırlıklı olarak Kıbrıs ve Irak
konuları konuşuldu.
Li,
Kıbrıs konusuna girildiğinde Türkiye'nin bu konudaki esnek
tutumunu takdirle karşıladıklarını belirtti.
Gül, Annan
Planı'ndan Türkiye'nin ve Kıbrıslı Türklerin de yüzde yüz
memnun olmadıklarını, ancak herkesin AB, BM Güvenlik Konseyi ve
genel sekreterinin de uzlaşma istediği için Annan'ın
çıkardığı son metni desteklediklerini, Rum yönetimininse
plana karşı kampanya yürüttüğünü anımsattı.
Gül, "Biz
hâlâ çözüm için arzuluyuz. Eğer Annan Planı kabul edilmiş
olsaydı, şu ana kadar epeyce mesafe alınmış
olacaktı" dedi.
Kıbrıs
konusunda geniş bilgi veren Gül'ü dinleyen Çinli bakan bu konuda herhangi
bir yorum yapmadı. Gül, Çinli bakana ilk elden sağlıklı
bilgiler alabilmeleri için KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat'ı
Çin'e davet etmelerini önerdi.
Gül, bundan
önce ABD ve İngiltere gibi BM Güvenlik Konseyi üyelerinin Talat'ı
davet ederek dinlediklerini hatırlattı.
Ticaretle
ilgili istekler
Abdullah Gül,
iki ülke arasında, Türkiye aleyhinde olan ticaret
açığının kapatılması için adım
atılmasını istedi.
Çinli ticaret
bakanı ise Türkiye'nin Çin'e uyguladığı tekstil
kotalarını gündeme getirerek, "Türkiye kotalar konusunda
diğer ülkelere öncü olmasın" mesajı verdi.
Türkiye
Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı
Abdullah Gül, öğleden sonra Pekin'deki ünlü Tiananmen Meydanı'nı
gezdi ve daha sonra Çin Başbakanı Ven Ciabao ve
dışişleri bakanı Li Caoşing ile ayrı ayrı
görüştü.
Görüşmelerde,
siyasi konular öne çıkarken, ikili ilişkilerin yanı sıra
Kıbrıs, Irak ve BM'de reform gibi iki tarafı da ilgilendiren
konular ele alındı.
Çin
Başbakanı Ven görüşmenin başında, "tek Çin"
tutumunu izlemesinden ve Doğu Türkistan sorununda Çin'i bölmeyi amaçlayan
faaliyetleri kısıtlamasından dolayı Türkiye'ye
teşekkür ettiklerini belirtti.
Gül, bu konunun
kendileri için manevi önemi olduğunu ve Türkiye'nin bu bölgedeki
insanlarla kültürel bağları bulunduğunu belirterek, bütün Çin
vatandaşlarının refah ve huzur içinde
yaşamalarını arzuladıklarını ifade etti.
Irak'ta seçim
yapılmasını desteklediklerini yineleyen taraflar, bu ülkede
güvenlik sağlanmadan yeniden yapılanmanın
sağlıklı olamayacağını vurguladılar. Li,
kısa süre önce Irak'ta kaçırılan 8 Çin
vatandaşının kurtarılması için yaptığı
yardımlardan dolayı Türkiye'ye teşekkür etti.
Kerkük'ün
geçici anlaşmayla oluşan özel statüsünün korunması
gerektiğini belirten Gül, bugüne kadar Irak'ta etnik ve dini kimliklerin
öne çıkarıldığını, bugünden sonraysa Iraklı
kimliğinin öne çıkarılması gerektiğini vurguladı.
Abdullah Gül,
görüşmelerden önce Türk gazetecilerle sohbet ederken, bugüne kadar
sorunları hep Batılı ülkelere anlattıklarını ve
Kıbrıs konusunu Rusya ile bile geçen yıla kadar ele
almadıklarını hatırlatarak, bu sorunu şimdi de
Çinlilere anlatmaları gerektiğini ifade etti. Rumların daha önce
Bağlantısızlar Hareketi'nden dolayı Çin ile özel
ilişkileri bulunduğunu söyleyen Gül, Rum yönetiminin AB'ye üye
olması nedeniyle Çin açısından artık durumun
değiştiğini söyledi.
Soruları
yanıtladı
Gül, ziyareti
sırasında Çin basını ve yabancı basının
sorularını da yanıtladı. "ABD'nin kuzey Irak'ta terör
unsurlarını yok etmede daha fazla hareket etmesi
gerektiğini" söyleyen Gül, Türkiye'nin hedefinin, Irak'ın
siyasal birliğini, toprak bütünlüğünü koruması olduğunu
hatırlattı.
Dışişleri
Bakanı, "Kuzey Irak'ta Kerkük başta olmak üzere, Kürt
unsurlarının bağımsız devlet girişiminin
engellenmesi için, ABD'nin gereken ilgiyi göstermesi gerektiğini"
söyledi.
Türkiye, asker
gönderir mi?
Gül,
"Türkiye, durum kötüleşirse kuzey Irak'a asker gönderebilir mi"
sorusunu, "Türkiye bir yere asker göndermek istemiyor. Diktatör artık
Irak'ta olmadığına göre, Irak'ta yeni dönem var. O yüzden orada
(dışarıdan) operasyonlar olmamalı" diye
yanıtladı.
"İran'ın
nükleer tesislerinin önceden vurulması olasılığında
Türkiye ABD'ye üs olanağı sağlar mı? Böyle bir
hazırlık var mı?"sorusu üzerine de Gül, "Böyle bir
konu yok" dedi ve İran'ın "nükleer sorununun"
barış yoluyla çözülebileceğini vurguladı.
KIBRIS 03/02/05
Cinayete
beşten fazla kişi karıştı
Elmas
Güzelyurtlu, eşi ve kızının öldürülmelerine ilişkin
Rum Polisi'nin elinde bulunan yeni bulgulara dayanarak, cinayetin
işlenmesinde 3 arabanın ve 5'ten fazla kişinin rol
üstlendiklerine inanıldığı bildirildi
Güzelyurtlu
cinayetine karışan kişilerden 5'inin, KKTC'de ilk tutuklanan
şahıslar olduklarına inanıldığını, 3
kişinin daha cinayete karıştıklarına dair Rum
Polisi'nin de elinde bilgiler bulunduğunu, ancak bu kişilerin KKTC
makamları tarafından daha sonra tutuklanan kişiler olup olmadığı
hakkında Rum Polisi'nin emin olmadığı ifade edildi
Elmas
Güzelyurtlu, eşi ve kızının öldürülmelerine ilişkin
Rum Polisi'nin elinde bulunan yeni bulgulara dayanarak, cinayetin
işlenmesinde 3 arabanın ve 5'ten fazla kişinin rol
üstlendiklerine inanıldığı bildirildi.
Alithia ve
diğer gazeteler, Güney Kıbrıs'ta eşi ve kızıyla
birlikte cinayete kurban giden Elmas Güzelyurtlu'nun öldürülmesi konusunda
çeşitli haberlere yer verdi.
Alithia,
Güzelyurtlu cinayetine karışan kişilerden 5'inin, KKTC'de ilk
tutuklanan şahıslar olduklarına
inanıldığını, 3 kişini daha cinayete
karıştıklarına dair Rum Polisi'nin de elinde bilgiler
bulunduğunu ancak bu kişilerin KKTC makamları tarafından
daha sonra tutuklanan kişiler olup olmadığı hakkında
Rum Polisi'nin emin olmadığını yazdı.
Fileleftheros,
KKTC tutuklanan Sabri Yıldırım isimli zanlının
vermiş olduğu ifadede, Güzelyurtlu'nun oğlu Mehmet
Güzelyurtlu'yu "kendilerinin kurtardıklarını"
söylemiş olmasının Rum Polisi'ni harekete geçirdiğini ve
Rum Polisi sorgu memurlarını "böyle bir şeyden haberi olup
olmadığı konusunda ifadesini almak için Mehmet Güzelyurtlu'yu
aramaya yönelttiğini" yazdı.
Gazete
ayrıca, Rum Polis müdürünün konuya ilişkin bir soruya
karşılık, "şüpheliler hakkında tutuklama emri
bulunduğunu ve kendilerinin isteğinin şüphelilerin
yargılanmaları için kendilerine teslim edilmesi olduğunu"
söylediğini belirtti.
Politis ise,
Rum Polisi'nin Güzelyurtlu cinayetine ilişkin
araştırmalarını tamamlamış ve şüphelilerin
suçlu olduklarını gösteren tüm delillerin ellerinde olmasından
ötürü, konuyu aydınlığa kavuşmuş
varsaydığını belirterek, Rum Polisi'nin
"şüphelilerin-belki konunun siyasi açıdan
kullanılmasından kaçınılmak için-KKTC'deki seçimlerin
ardından Rum makamlarına teslim edilebilecekleri
değerlendirmesinde bulunduğunu" yazdı.
KIBRIS 03/02/05
Cumhurbaşkanlığı,
TAK Ajansı'nı kullanarak "yanlış haber"
yayınlattı
Başbakan
Mehmet Ali Talat, "Avrupa Parlamentosu'nun Türk ordusunun adadan
çekilmesini öngören kararı"yla ilgili haberin doğru
olmadığını açıkladı.
Söz konusu kararın,
4 Aralık 2004'te AP'ye sunulan ve 15 Aralık'ta karara bağlanan
tavsiye kararı olduğunu ve Cumhurbaşkanlığı'ndan
TAK Ajansı'na gönderilerek parlamentonun bunu yeni geçirmiş gibi
haberleştirilmesine yol açıldığını kaydeden
Talat, bunu "haber dezenformasyonu" olarak değerlendirdi.
Burada TAK
Ajansı'nın da yanlış bir tutumu olduğunu söyleyen
Talat, "TAK Ajansı büyük bir yanlış yaptı ve
insanımızı; Kıbrıs Türkü'nü yanlış
yönlendirdi" dedi.
"Üzücü bir
gelişme...Haber dezenformasyonu"
Başbakan
Talat, bu yöndeki açıklamasını akşam saatlerinde bir kabulü
sonrasında yaptı.
Sözlerine
"Bugün üzücü bir gelişme oldu. Bir haber dezenformasyonu
yaşandı" diye başlayan ve bu konuda bilgi vermek
istediğini söyleyen Talat, Cumhurbaşkanlığı Basın
Merkezi'nden TAK Ajansı'na "Avrupa Parlamentosu
Dışilişkiler Komitesi tarafından ve Avrupa Parlamentosu
Genel Kurulu'nda kabul edilen kararın Türkçe tercümesi"
izahatıyla bir yazı gittiğini, bunun 4 Aralık 2004
tarihinde AP'ye raportör Earlings'in sunduğu ve Türkiye'nin AB'yle görüşmeleri
başlatma için tarih alacağı 17 Aralık Zirvesi öncesi AP'nin
tavsiye kararı olduğunu belirterek, 15 Aralık 2004'te çıkan
bu kararın tercümesinin yeni dağıtılmasıyla, TAK Ajansı
tarafından, sanki AP bunu istemiş ve metni geçirmiş gibi bir
haber yayınlanmasına yol açıldığını
anlattı.
"Cumhurbaşkanlığı'ndan
geldi diye..."
Talat sözlerini
şöyle sürdürdü:
"Tabii
burada TAK Ajansı'nın da yanlış bir tutumu oldu. Böyle bir
haber, tarih ve gerekçe belirtmeden konmamalıydı.
Cumhurbaşkanlığı'ndan geldi diye bir fax mesajı hiç
sorgusuz habere dönüştürülmemeliydi. Ben şahsen habercilik
etiğini, gazeteciliği bilmem ama en azından bu basit ilkeyi
bilirim. Bu bakımdan TAK Ajansı büyük bir yanlış yaptı
ve insanımızı; Kıbrıs Türkü'nü yanlış
yönlendirdi."
Dün bu konuda
sorulara muhatap olduğunu ve açıklama yaptığını
da belirten Talat, ancak haberle ilgili bilgi sahibi
olmadığını belirttiğini anımsatarak "O
yanlış haber üzerine söylediklerimdi. O haber doğru değil.
Doğru olmadığına göre orada söylediklerimin de fazla bir
anlamı yoktur, ama genel ifadelerle söylediklerim zaten
doğruydu" dedi.
Talat bu konuyu
vesile bilerek basını uyarmak istediğini de ifade etti
şunları kaydetti:
"Basının
görevi tarafsız ve doğru haberleri vatandaşa aktarmaktır.
Tarafsız ve doğru haber sunulduğu takdirde istenen görüş
sunulabilir. Buna hiç itiraz yoktur ama lütfen bu tür çarpıtmalara taviz
vermeyelim. Bunu basından rica ediyorum. Ricadan başka
yapabileceğim bir şey de yoktur."
KIBRIS 03/02/05
|
KKTC
ticaretinin önü açılıyor |
|
|
|
Kıbrıs Rum Yönetimi
ile Avrupa Birliğinin, yeşil hat tüzüğü olarak
adlandırılan ve Adanın iki kesimi arasındaki ticareti
düzenleyen anlaşmanın kapsamını genişletmek
konusunda uzlaştığı belirtildi. |
|
|
|
NTV |
|
|
|
4 Şubat 2005 Yeşil hat tüzüğü konusunda varılan
uzlaşmayla, KKTC Güney Kıbrısa daha fazla mal satabilecek. |
AB Komisyonu Kıbrıs
Temsilciliği, tüzüğün genişletilmesi için ön anlaşmaya
varıldığını bildirdi. Temsilciliğin
yazılı açıklamasına göre, AB Komisyonu ile Rum Yönetimi,
KKTCden Güney Kıbrısa daha fazla mal satılabilmesi konusunda
uzlaştı. Tümüyle Kuzey Kıbrısta üretilmiş veya
işlenmiş ürünlerin tamamı bu ticaretin kapsamına
alındı. Narenciye ihracatındaki kısıtlamalar da bir ölçüde
gevşetildi. Sigara ve alkoldeki sınırlama ise sürecek.
Taraflar, AB Dönem Başkanı Lüksemburg ile
temasa geçerek varılan anlaşmayı daha ileri düzeyde ele alacak.
Adanın iki kesimi arasında ticareti
düzenleyen yeşilhat tüzüğü, Rumların
kısıtlamaları nedeniyle bugüne dek etkili şekilde
uygulanamadı. AB, Kıbrıslı Türklere yönelik mali
yardım ve doğrudan ticaret konusunda da taahütlerini yerine
getirmedi.
Türk tarafı, özellikle doğrudan ticaretin
Kıbrıslı Türkler için hayati önemde olduğunu vurgularken,
Rum Yönetimi, bunun KKTCnin tanınması anlamına gelebileceğini
öne sürerek engellemeye çalışıyor.
Ticaret KKTC lehine genişliyor
AB Komisyonu Kıbrıslı Türkler için özel birim
oluşturdu
4 Şubat, 2005 15:45:00 (TSİ) CNN TURK
Avrupa
Birliği Komisyonu Güney Kıbrıs'la, Türkler ve Rumlar
arasındaki ticaretin genişletilmesi için anlaştı.
Rum Filelefheros gazetesine göre, muhtelif başlıklar içeren iki
geniş konudaki değişikliklerde anlaşma sağlandı.
Anlaşma uyarınca Kıbrıs'ın en önemli gelir
kaynaklarından biri olan narenciye üzerindeki kısıtlama
kalkıyor.
Bu anlaşmayla Kıbrıslı Türkler, kabul edilen diğer
ürünlerle birlikte narenciye ürünlerini Güney Kıbrıs'a nakledip
ticaretini yapabilecek. Bu ürünler, vergiden muaf şekilde Güney
Kıbrıs piyasasına sokulacak.
Fazla
ticari mal dışarı çıkacak
AB kaynaklarına göre bu son adımlar Türk tarafından daha fazla
ticari malın dışarı çıkması demek. Narenciyeden
kısıtlamanın kalkması kuzeyden daha fazla ticari malın
çıkışına izin verilmesi uygulamaları 2004
ağustosunda yürürlüğe giren yeşil hat tüzüğü çerçevesinde
gerçekleşecek.
Rum kesiminde tüketilmek üzere veya üçüncü bir ülkeye gönderilmek amacıyla
geçirilecek ürünlerin
dolaşımı Yeşil Hat tüzüğüyle düzenleniyor. Rum
yönetimi, AB Komisyonu ile Yeşil Hat tüzüğü konusunda anlaşmaya
vardı.
İkinci
maddesi, hayvansal ürünleri kapsıyor
Bal ve balığın naklinde çıkan sorunlar nedeniyle bu maddede
değişiklikler yapıldı. Anlaşma, daha basit
işlemlerle balık ve balın yanında daha fazla hayvansal
ürünün Güney Kıbrıs'a sokulmasını öngörüyor.
Ancak ürün listesi karmaşık olduğu için, bu listeye nelerin
gireceğine AB uzmanları karar verecek. Anlaşmanın üçüncü
maddesi, KKTC'ye geçecek Rum ve AB vatandaşı ziyaretçilerin KKTC'den
satın alabileceği ürünleri kapsıyor.
Haberde, Rum yönetiminin gelecek günlerde KKTC'de kamyon ve otobüslerin bugün
geçerli muamelelere gerek duyulmadan Güney Kıbrıs'a geçişine
izin vereceğini açıklamasının beklendiği de
belirtildi.
KKTC ile Güney Kıbrıs Rum yönetimi arasındaki geçişlerde
kişiler beraberlerinde toplam 135 Euro tutarında mal geçirebilecek.
Alkol ve sigaradaki sınırlamalar ise devam ediyor. Bireyler
beraberlerinde sadece 1 litrelik alkollü içki ve 40 sigara geçirebilecek.
Anlaşmanın
ikinci maddesi, hayvansal ürünleri kapsıyor
Gazete, yeni anlaşmanın, nihai onay için AB Konseyi'ne sunulması
gerektiğini, onayı müteakip ise bu ay içinde, KKTC milletvekili
seçimlerinden hemen önce uygulamaya girmesinin beklendiğini yazdı.
Politis gazetesi de 'Yeşil Hat açılıyor' başlıklı
haberinde, anlaşmanın AB Komisyon temsilcilerini de şoke
ettiğini ve hedefin KKTC'deki seçimlerde 'anlaşmayı destekleyen
güçlere' destek vermek olduğunu yazdı.
Yeşil
hat tüzüğü nedir?
KKTC'den Kıbrıs Rum kesimine ticari mal akışını
düzenlemeye yönelik olarak hazırlanan Yeşil Hat tüzüğü, 23
ağustos 2004 tarihinde yürürlüğe girdi.
Tüzüğe göre, Rum kesimine veya Rum kesimi üzerinden diğer ülkelere
gönderilecek ürünlerin tümüyle Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde
üretilmiş veya yeterli katma değer ilavesiyle üretilmiş ürünler
olması gerekiyor. Rum kesimine canlı hayvan, hayvansal ürünler ve
hayvan yeminin satılması ise yasak.
AB
Komisyonu Kıbrıslı Türkler için özel birim oluşturdu
AB Komisyonu Genişleme Genel Direktörlüğü, Kıbrıs Türk
toplumu için özel bir birim oluşturdu. KKTC'de koalisyon hükümetinin büyük
ortağı Cumhuriyetçi Türk Partisi'nden yapılan açıklamaya
göre, Kıbrıs Türk Toplumu Çalışma Kolu adı
altında oluşturulan birimin başkanlığına Leopold
Maurer getirildi.
Maurer, Güney Kıbrıs'la üyelik müzakerelerini yürüten AB biriminin
başkanlığını da yapmıştı. CTP, AB
Komisyonu'nun genişleme birimini yeniden yapılandırarak
Kıbrıs Türk toplumu için özel bir birim oluşturmasının
memnuniyet verici olduğunu belirtti.
CTP, komisyonun kararını, tanıma anlamı içermemekle
birlikte Kıbrıslı Türklerin farklı bir yapı
olduğu teyit edildi şeklinde yorumladı.
KKTC'de
mayın keşif çalışması başlatıldı
KKTC ile Güney Kıbrıs arasında yeni sınır
kapısı açılması için Güzelyurt bölgesindeki
Bostancı'da mayın keşif çalışmasına
başlandı.
Kıbrıs'taki BM Barış Gücü sözcüsü, Bostancı Kapısı'nın
açılması için bölgede mayın keşif
çalışmasının bugün başladığını ve
bu çalışmayla mayın temizleme faaliyetlerine gelecek hafta
başlanmasının hedeflendiğini söyledi.
Mayın keşif çalışması, Avrupa Birliği'nin
sponsorluğunda ara bölgenin mayınlardan temizlenmesi
çalışmaları çerçevesinde Kıbrıs'taki
Birleşmiş Milletler Proje Hizmetleri Ofisi'ne bağlı
uzmanlarca yürütülüyor.
Türkiye'den Güney Kıbrıs'a tanıma şartı
4 Şubat, 2005 11:08:00 (TSİ) CNN TURK
Dışişleri
Bakanı Abdullah Gül, Türkiye'nin Kıbrıs Rum Kesimi'ni
tanımadığını ve Ada'da nihai çözüm sağlanana
kadar da tanımayacağını söyledi.
Gül, Çin ziyaretinin Şanghay ayağındaki temasları
sırasında AB Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Direktörü
Leopold Maurer'in Kıbrıs'taki temasları sırasında yaptığı
açıklamaları değerlendirdi.
Dışişleri Bakanı, "Gümrük Birliği
anlaşmasının Rum kesimini de kapsayacak şekilde
genişletilmesini öngören protokolün Türkiye tarafından
imzalanması konusunda tek hassasiyetin, 'Rum kesimini tanımına
anlamına gelmesi' olmadığını vurguladı.
"AB
de adım atmalı"
"Çözüm için Avrupa Birliği'nin de adım atması
gerekiyor" diyen Gül, "Avrupa Komisyonu'nun, Kıbrıslı
Türklerin ambargolardan ve izolasyondan kurtarılması için
hazırladığı ve teklif ettiği iki tane tüzük
vardır. Bunlar, Rum blokajıyla karşı
karşıyadır. Umut ediyoruz ki, koskoca AB, Kıbrıs
Türklerine verdiği sözleri tutabilecek konuma gelecektir" dedi.
Gül, AB'nin 24 nisan referandumdan önce verdiği sözleri unutması
durumunda, Kıbrıs Türkleri ve Türkiye'nin nezdinde çok büyük kredi
kaybedeceğini de sözlerine ekledi.
"Rumlardan
adım bekliyoruz"
"Nihai bir çözümün olması, Türkiye'nin birinci tercihidir" diyen
Gül, "bu konuda da Rumların adım atmasını bekliyoruz,
çünkü Türk tarafı ve Türkiye Cumhuriyeti üzerine düşenleri
fazlasıyla yapmıştır. Bütün dünya bunu takdir
etmiştir. Fırsatı kaçıranlar Rumlar olmuştur"
şeklinde konuştu.
"Kıbrıs
konusunu Çin'le de görüştük"
Kıbrıs konusunun Çin'de de anlatıldığını
belirten Gül, BM Güvenlik Konseyi'nin daimi üyesi Çin'le bunların
konuşulmasının faydasının olacağını
söyledi.
Gül ve beraberindeki heyet, Çin'in en büyük ticaret kenti olan Şanghay'da,
Türk ve Çinli işadamları tarafından düzenlenen öğle
yemeği ve toplantıya katılacak.
|
KKTC-Rum sınırında mayın keşif
çalışması |
|
|
Lefkoşa KKTC ile Güney Kıbrıs arasında yeni sınır kapısı açılması için Güzelyurt bölgesindeki Bostancı'da mayın keşif çalışmasına başlandı. Kıbrıs'taki BM
Barış Gücü'nün (UNFICYP) sözcüsü Brian Kelly, Türk
Ajansı-Kıbrıs'a (TAK) yaptığı açıklamada,
Bostancı Kapısı'nın açılması için bölgede
mayın keşif çalışmasının bugün
başladığını ve bu çalışmayla mayın
temizleme faaliyetlerine gelecek hafta başlanmasının
hedeflendiğini söyledi. (aa) |
|
HURRIYET
04/02/05
|
KKTC mallarının AB'ye ihraç yolu açıldı |
|
|
Lefkoşa Yeşil Hat Tüzüğü'nde anlaşma sağlandı. Böylece KKTC ürünleri, Rum limanlarından AB üyesi ülkelere ihraç edilebilecek. |
|
Avrupa Komisyonu
Kıbrıs Temsilciliği, KKTC'den Kıbrıs Rum kesimine
ticari mal akışını düzenlemek amacıyla hazırlanan
Yeşil Hat Tüzüğü'nün genişletilmesi amacıyla, AB Komisyonu
ile Rum yönetimi arasında ön anlaşmaya
varıldığını açıkladı.
Temsilciliğin
yazılı açıklamasına göre, AB Komisyonu ile Rum yönetimi,
Yeşil Hat Tüzüğü kapsamındaki ticarete daha fazla ürün katmaya
yönelik olarak daha esnek bir prosedürün izlenmesinde anlaştı.
Düzenleyici çerçeve ise günlük iş pratiğine uygun hale getirildi.
Tümüyle Kuzey Kıbrıs'ta üretilmiş veya işlenmiş
ürünlerin tamamı bu ticaretin kapsamına alındı.
Tarafların, AB Dönem
Başkanı Lüksemburg ile temasa geçerek varılan
anlaşmayı daha ileri düzeyde biçimlendirmek üzere ele
alacağı belirtildi.
Anlaşma sayesinde iş
çevrelerinin yeni girişimlerde bulunması beklentisinde olduğunu
açıklayan Komisyon, bu amaçla Gelecek İçin Ortaklık
Programı çerçevesinde bir iş portalı kurarak iş bağlantılarını
kolaylaştırmaya çalışacağını duyurdu.
NARENCİYEDEKİ
ENGEL KALKACAK
Anlaşma uyarınca,
tarım ürünlerinin, özellikle narenciyenin ticaretindeki engeller
kaldırılacak.
KKTC ile Güney Kıbrıs
Rum yönetimi arasındaki geçişlerde kişiler beraberlerinde toplam
135 euro tutarında mal geçirebilecek. Alkol ve sigaradaki
sınırlamalar ise devam ediyor. Bireyler beraberlerinde sadece 1
litrelik alkollü içki ve 40 sigara (2 paket) geçirebilecek.
Açıklamada ayrıca, AB
Komisyonu'nun, Güzelyurt'ta Bostancı ve Lefkoşa'da Lokmacı'da
açılması planlanan 2 yeni kapıyla ilgili
çalışmaları tatminkar bulduğu belirtildi.
AB'nin sponsorluğunda ara
bölgenin mayınlardan temizlenmesi çalışmaları çerçevesinde
Bostancı bölgesindeki mayınların temizlenmesi
çalışmalarının bir süre sonra başlayacağı
açıklandı.
YEŞİL HAT
TÜZÜĞÜ NEDİR?
KKTC'den Kıbrıs Rum
kesimine ticari mal akışını düzenlemeye yönelik olarak
hazırlanan Yeşil Hat Tüzüğü, 23 Ağustos 2004 tarihinde
yürürlüğe girdi.
Tüzüğe göre, Rum kesimine veya
Rum kesimi üzerinden AB ve diğer ülkelere gönderilecek ürünlerin tümüyle
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde üretilmiş veya yeterli katma
değer ilavesiyle üretilmiş ürünler olması gerekiyor.
Rum kesimine canlı hayvan,
hayvansal ürünler ve hayvan yeminin satılması ise yasak.
(aa) HURRIYET 04/02/05
AVRUPA KOMİSYONU KIBRISLI TÜRKLER İÇİN ÖZEL
BİRİM OLUŞTURDU
Avrupa Komisyonu
Genişleme Genel Direktörlüğü, Kıbrıs Türk toplumu için özel
bir birim oluşturdu.
KKTC'de koalisyon hükümetinin büyük ortağı Cumhuriyetçi Türk
Partisi'nden (CTP) yapılan açıklamaya göre, Kıbrıs Türk
Toplumu Çalışma Kolu (Task Force Turkish Cypriot Community) adı
altında oluşturulan birimin başkanlığına Leopold
Maurer getirildi.
Maurer, Güney Kıbrıs'la üyelik müzakerelerini yürüten AB
biriminin başkanlığını da yapmıştı.
CTP, AB Komisyonu'nun genişleme birimini yeniden
yapılandırarak Kıbrıs Türk toplumu için özel bir birim
oluşturmasının memnuniyet verici olduğunu belirtti. CTP,
komisyonun kararını, tanıma anlamı içermemekle birlikte
Kıbrıslı Türklerin farklı bir yapı olduğu teyit
edildi şeklinde yorumladı.
HURRIYET
04/02/05
AB, Kıbrıs,
Irak
Dış politikada, Irak, Kıbrıs ve AB eksenli yoğun bir
gündem oluştu. Irak'taki seçimlerin ardından 'Kerkük'ün statüsü'
nedeniyle Ankara'da gözlenen kaygılar, Milli Güvenlik Kurulu'nun 25
Şubat toplantısında ele alınacak.
Hafta sonu, ABD'nin yeni Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice,
Ortadoğu turu çerçevesinde Türkiye'yi de ziyaret edecek.
Kuzey Irak'taki Kürt liderlerin 'bağımsızlık' söylemi, Sünni
Arapları dışlayan seçimlerin, Irak'ın toprak
bütünlüğünü tehdit etmesi karşısında Başbakan Tayyip
Erdoğan'ın ABD'ye yönelik mesajı, Washington'la ilişkileri
geriyor. Bu arada AB ilişkilerinde Kıbrıs Cumhuriyeti'nin 'de
facto' tanınması anlamına gelecek Ankara
Anlaşması'nın 10 yeni üyeyle 'parafe' edilmesi de hükümeti
zorlayacak.
AB Komisyonu, şubat sonuna kadar anlaşmanın 'parafe' edilmesi
isteğini açıkladı.
Hükümete göre bu durum, Güney Kıbrıs'ın 'tanınması'
anlamına gelmeyecek. Ankara'nın hazırlığı, 2005
Ekim'inde AB ile müzakereler başlamadan önce KKTC'nin haklarını,
özellikle limanların statüsünü güvence altına alacak bir protokol
çerçevesinde anlaşmayı 'parafe' etmekten yanaydı. Ancak bu
takvimi 'erken'e çekmeye çalışıyor.
Sürpriz biçimde şubat sonuna kadar 'imza' sorununun
aşılması beklentisi ortaya atıldı.
Anlaşmanın tarafı Türkiye Cumhuriyeti de olsa, KKTC'de
önümüzdeki aylarda iki büyük seçim var.
20 Şubat'ta genel seçim yapılacak ve yeni siyasi iktidar ortaya
çıkacak. 17 Nisan'da ise cumhurbaşkanlığı seçimi
yapılacak. Rauf Denktaş aday olmayacağını ilan etti,
aktif siyaseti noktalıyor. Kıbrıs'ta çözümden yana lider
konumundaki Mehmet Ali Talat'ın cumhurbaşkanlığına giden
yolda önce 20 Şubat'taki seçimleri kazanması, en azından önde
çıkması gerekiyor.
KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat dün Milliyet'in konuğuydu.
Referandumdan çıkan yüzde 65 'evet' oylarına da güvenerek, seçimde
yüzde 40'ın üzerinde oy alma umudunu dile getirdi. Bu aynı zamanda,
'barış' blokuna da verilecek destek anlamına gelecekti.
Mehmet Ali Talat, AB sürecinde, Kıbrıs'ta çözüm ve birleşmeyi
savunuyor. Şubatta bir zorunluluk olmasa da hazirana kadar Ankara
Anlaşması'nın 10 yeni üyeye teşmilinin 'parafe
edilmesi'nden yana gözüküyor.
Ekimdeki AB müzakerelerine Kıbrıs'ta çözümle gidilmesinin Türkiye'nin
çıkarına olduğunu savunuyor. Zaten Kıbrıs'ta
uzlaşma olmadan, AB ile müzakerelere başlanması zor. Brüksel,
Ankara'nın 'tarama sürecinin daha önce başlaması' isteğine
yanaşmıyor. Tarama, müzakerelerin başlaması anlamına
geliyor.
Ankara, Kuzey Irak ve Kerkük nedeniyle ABD, Kıbrıs nedeniyle AB ile
ters düşme noktasında. Hükümeti zorlu bir dış politika
gündemi bekliyor.
DERYA SAZAK MILLIYET
04/02/05
Gül: Rumları tanımıyoruz
ve nihai çözüme kadar da tanımayacağız
Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri
Bakanı Abdullah Gül, Türkiye'nin Kıbrıs Rum kesimini
tanımadığını ve adada nihai çözüm sağlanana dek
de tanımayacağını söyledi.
Çin ziyaretinin Şanghay
ayağındaki temasları sırasında, AB Komisyonu'nun
genişlemeden sorumlu direktörü Leopold Maurer'in, Kıbrıs'taki
temasları ardından yaptığı açıklamaları
değerlendiren Gül, ''Gümrük Birliği anlaşmasının Rum
kesimini de kapsayacak şekilde genişletilmesini öngören protokolün
Türkiye tarafından imzalanması konusunda tek hassasiyetin, Rum
kesimini tanıma anlamına gelmemesi olduğunu'' vurguladı.
Gül, ''Bildiğiniz gibi biz 3 Ekim'de
müzakerelere başlayacağız. O zamana kadar vaktimiz var, gerekli
çalışmaları yapıyoruz. Burada bizim birinci önem
verdiğimiz nokta şudur: Kıbrıs Rum kesimini
tanımıyoruz biz ve nihai çözüm olana kadar da
tanımayacağız. Bu protokolün bizden daha önce kayıtsız
şartsız imzalanması istenmişti, ama biz bunu reddettik.
Onun için Brüksel'de bazı problemler çıkmıştı. Daha
sonra bizim o şartlarımızı AB kabul etti. Daha sonra yapılan
açıklamalarda da herhangi bir tanımanın söz konusu
olmadığı söylendi. Şimdi biz kendi tedbirlerimizi alarak,
herhangi bir şekilde dolaylı olarak da bu protokol imzalandıktan
sonra bir tanımanın söz konusu olduğunu göstermeyecek bir
şekilde, Kıbrıs Rum kesimini nihai bir çözüm olana kadar
tanımayacağımızı teminat altına alarak, bu
protokolü günü geldiğinde imzalayarak yolumuza devam edeceğiz'' dedi.
Abdullah Gül, Leopold Maurer'in protokol
başlayana dek bazı adımların atılmasından söz
ettiğini de anımsatarak, ''Bu adımlar AB'nin atması gereken
adımlardır. Avrupa Komisyonu'nun Kıbrıslı Türklerin
ambargolardan ve izolasyondan kurtarılmaları için
hazırladığı ve teklif ettiği iki tane tüzük
vardır. Dolayısıyla atılması gereken adımlar bu
adımlardır. Bunlar AB'nin masasında durmaktadır ve Rum
blokajıyla karşı karşıyadır. Umut ediyoruz ki,
koskoca Avrupa Birliği Kıbrıs Türklerine verdiği sözleri
tutabilecek konuma gelecektir. Eğer Avrupa Birliği referandumdan önce
verdiği sözleri unutursa veya yapamaz duruma geçerse Kıbrıs
Türkleri ve bizim nezdimizde çok büyük kredi kaybedecektir. O açıdan AB
temsilcisinin atılabilecek adımlardan bahsetmesini de memnunlukla
karşılarım'' diye konuştu.
Gül, ''Protokol, AB'nin bu adımları
atması ardından mı imzalanır demek istiyorsunuz'' sorusunu
da şöyle yanıtladı:
''Hayır, önce ya da sonra demek
istemiyorum. Bizim protokol konusunda gösterdiğimiz tek hassasiyet, bunun
farklı anlamlara çekilmemesi ve çekilebilecekse de bunun
yollarının önceden tıkanması ve bizim tarafımızdan
bunun tedbirlerinin alınmasıdır. Bu bizim en tabii
hakkımızdır. Zaten böyle bir mutabakatla Brüksel doruğu
neticelenmiştir. Bütün uluslararası sözleşmelerden doğan
haklarımızı günü geldiğinde kullanarak yolumuza devam
edeceğiz. Ama bunun yanında nihai bir çözümün olması,
Türkiye'nin birinci tercihidir. Bu konuda da Rumların adım
atmasını bekliyoruz, çünkü Türk tarafı ve Türkiye Cumhuriyeti
üzerine düşenleri fazlasıyla yapmıştır. Bütün dünya
bunu takdir etmiştir. Fırsatı kaçıranlar Rumlar olmuştur.
Dolayısıyla atılacak bir adım varsa bunu Rumlardan
bekliyoruz.''
KIBRIS KONUSU, ÇİN'E DE ANLATILDI
Türkiye'nin, şimdiye kadar başta
Kıbrıs olmak üzere, birçok uluslararası sorununu sadece ABD ve
AB ülkelerine anlatmakla yetindiğini anımsatan Gül, ''İlk defa
hükümetimiz Rusya'ya bu konuları geniş bir şekilde anlattı.
Şimdi de Güvenlik Konseyi'nin daimi üyesi olan Çin'e bu konuları
anlatmanın yararlı olacağı görüşündeyiz.
Kıbrıs'ın başından bugüne geçirdiği tüm
safhaları Çin Başbakanı ve Dışişleri
Bakanı'na anlattık. Çok faydalı oldu. Umut ediyorum ki, Rusya'da
gördüğümüz değişiklikler Çin'de de olacaktır. Çünkü Çin
dış politikasında adalete, eşitliğe ve ezilenlere
sahip çıkmaktadır. Bu Çin'in dış politikadaki ilkelerinden
birisidir'' dedi.
Gül, eskiden Rum kesiminin
Bağlantısızlar Hareketi içinde yer aldığını
ve bu platformda Çin ile yakın bağları olduğunu
anımsatarak, ''Ama şu anda şartlar, Kıbrıs'ta çok
değişmiş vaziyette. Şu anda izolasyonlarla haksız
yaptırımlarla karşı karşıya kalan
Kıbrıs Türk kesimidir, Kıbrıs Türk Devletidir.
Dolayısıyla Çin'in Kıbrıs'a daha çok ilgi
göstereceğini umut ediyoruz ve bunu da kendilerine çok açık bir
şekilde anlattık. Ümit ediyorum ki, önümüzdeki dönem içinde birçok
değişiklikler olacaktır. Kıbrıslı Türkler, Çin'e
gelip kendi davalarını daha net bir şekilde
anlatacaklardır. Bu temasların başlayacağına
inanıyorum. Bununla ilgili bazı olumlu sinyalleri almış
vaziyetteyim'' diye konuştu.
Gül, Türkiye'nin Şanghay
İşbirliği Örgütü'ne katılma arzusunu geçen yıl
Başbakan Recep Tayip Erdoğan'ın Rusya Cumhurbaşkanı
Vladimir Putin'e, bu ziyarette de kendisinin Çin Başbakanı'na
ilettiğini belirterek, Türkiye'nin siyasi yönü ağır basan bu
örgütte yer almasının Rusya ve Çin ile siyasi istişarelerini
güçlendireceğini kaydetti.
RICE ZİYARETİ VE IRAK
Başbakan Yardımcısı ve
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, ABD Dışişleri
Bakanı Condoleeza Rice'ın Türkiye ziyaretine büyük önem verdiklerini
ve ilk ziyaret edeceği ülkeler arasında Türkiye'nin de yer
almasını takdirle karşıladıklarını belirtti.
Gül, kendisinin Irak konusunda
yaptığı bazı uyarıların Amerika ile
sıkıntı yaratıp yaratmayacağına ilişkin
soruyu şöyle cevaplandırırdı:
''Irak konusunda benim daha önceki
açıklamalarımda dikkat çektiğim şey, bazı etnik
grupların dikkatsiz davranışlarıyla ilgilidir. Irak'ta biri
ulusal planda diğeri vilayetlerde iki seçim
yapılmıştır. Ulusal planda yapılan seçim çok
başarılı bir seçim olmuştur. Şimdi 275 seçilmiş
kişi Irak anayasasını hazırlayacaktır. Tabii ki
problemler vardır, bunu herkes bilmektedir, ama gelişmeler iyi
istikamettedir. Bu seçimler ardından ortaya çıkacak anayasa,
Irak'ın birliğini ve bütünlüğünü teminat altına alacak bir
anayasa olacaktır. Bizim de Türkiye olarak tezimiz, tüm bu konularda Irak
halkının karar vermesidir. Kerkük'ün statüsüne ilişkin konuda da
tüm Irak halkının karar vermesi gerekmektedir. Şimdi anayasa
hazırlanırken, bu konu da ele alınacaktır. Ayrıca
yapılacak başka seçimler de vardır. Bu süreç gelişirken,
seçimlerde görülen aksaklıklar da giderilir. Bununla şunu
kastediyorum: Seçimlere çeşitli vesilelerle katılmayan siyasi
grupların bu sürece katılmaları temin edilir. Şu anda en
çok önem verilmesi gereken konu budur. Ayrıca Irak'ta bütün gruplar,
bugüne kadar sürekli kendi bölgeleriyle daha çok ilgilendiler. Bundan sonra
artık herkesin Irak'ın bütünlüğüyle ilgilenmesi gerekir.
Iraklılık kimliğinin çok daha fazla ön plana
çıkarılması gerekir. Iraklıların artık hepsinin
yönünü çok daha fazla Bağdat'a çevirmesi gerekir.''
İRAN'A SALDIRI VE İNCİRLİK
Abdullah Gül, ABD'nin İran'a
saldırı amacıyla İncirlik üssünü kullanmak
isteyebileceği yönündeki haberlerin hatırlatılması üzerine,
''Şu anda ne böyle bir talep söz konusudur, ne böyle bir şey söz
konusudur. İran'la ilgili nükleer meselenin barışçı
yollardan çözümü Türkiye'nin tercihidir. Bu konuda AB'nin üç önemli ülkesinin,
İngiltere, Almanya ve Fransa'nın attığı önemli
adımlar vardır. Türkiye bu adımları desteklemektedir.
İnancımız o ki, bu konular iyi diyaloglarla çözülebilecek
niteliktedir. Şüphesiz ki Türkiye, bütün bölgenin kitle imha
silahlarından arınmasına destek vermektedir, bu Türkiye'nin
politikasıdır'' dedi.
MILLIYET 04/02/05
AB'den
"Kıbrıs Türk Toplumu Çalışma Kolu"
BİRİMİN
BAŞKANI MAURER... AB Komisyonu'nun, "Kıbrıs Türk Toplumu
Çalışma Kolu (Task Force Turkish Cypriot Community) adı
altında oluşturduğu birimin başkanlığına
Leopold Maurer getirildi. Maurer, Güney Kıbrıs'la üyelik
müzakerelerini yürüten AB biriminin başkanlığını da
yürütmüştü
AB Komisyonu
Genişleme Genel Direktörlüğü Kıbrıs Türk toplumu için özel
bir birim oluşturdu.
Kıbrıs
Türk Toplumu Çalışma Kolu (Task Force Turkish Cypriot Community)
adı altında oluşturulan birim başkanlığına
Leopold Maurer getirildi. Maurer, Güney Kıbrıs'la üyelik
müzakerelerini yürüten AB biriminin başkanlığını da
yürütmüştü.
Bu arada
konuyla ilgili açıklama yapan CTP-BG, AB Komisyonu'nun genişleme
birimini yeniden yapılandırarak Kıbrıs Türk toplumu için
özel bir birim oluşturmasının memnuniyet verici olduğunu belirtti.
Açıklamada komisyonun kararı, "tanıma anlamı
içermemekle birlikte Kıbrıslı Türklerin farklı bir
yapı olduğunun teyit edildi" şeklinde yorumlandı.
KIBRIS
04/02/05
Talat:
Türkiye'nin 3 Ekim'e kadar beklemesine gerek yok (Ankara Protokolü)
Başbakan
Mehmet Ali Talat, Türkiye'nin Ankara Protokolü'nü mümkün olduğunca erken
imzalamasında bir sakınca görmediğini belirtti
Başbakan
Mehmet Ali Talat, Türkiye'nin Ankara Protokolü'nü mümkün olduğunca erken
imzalamasında bir sakınca görmediğini belirterek, "Bana
sorarsanız, 3 Ekim'e kadar Türkiye'nin beklemesine gerek yok" dedi.
Bilgi
Üniversitesi'nin Dolapdere Yerleşkesi'nde, "Kıbrıs'ta Yeni
Süreç" konulu konferans veren Talat, 2003'te Kıbrıs'ta
yapılan referandum sonrası yaşananları anlattı.
Talat, bugünkü
aşamada Kıbrıs sorununun iki kritik alanının
bulunduğunu dile getirerek, bunlardan birinin AB, diğerinin ise BM
olduğunu söyledi.
Kıbrıs
Rum kesiminin, AB'ye üye olduktan sonra sorunun çözümü için çaba
göstermediğini vurgulayan Talat, sorunun çözümü için AB'nin, üyesini
yönlendirmesi ve baskı altına alması gerektiğini bildirdi.
Talat, BM'nin
sorunu çözmek için harekete geçmesi ve Güvenlik Konseyi'nin de genel sekreterin
hazırladığı raporun onaylanması için çalışma
yapması gerektiğini kaydetti.
İzolasyon
zayıflamaya başladı
Kıbrıslı
Türklerin artık Avrupa ve dünya kamuoyunda farklı
algılandığını, Kıbrıs'ın kuzeyine
yabancı yatırımcının ilgisinin
arttığını, bunun, adadaki Türklerin dünyayla
bütünleştiği anlamına
geldiğini
anlatan Talat, şöyle devam etti:
"KKTC'ye
yapılan izolasyon zayıflamaya başladı. AB ile uyum
çalışmalarımız var. Teknik hazırlıklar devam
ediyor. Kıbrıs Türk halkı ekonomik anlamda dünyayla entegre
olacak. Bütün bu adımlar gösteriyor ki, izolasyon büyük ölçüde
zayıfladı. Henüz izolasyon kalktı mı, beklediğimizi
aldık mı? Hayır, almadık, ama 'hiçbir şey olmadı'
demek de yanlış. Bugüne kadar yürüttüğümüz politikanın
istikrarlı bir şekilde devam etmesi gerekir."
Sorular
Salonda
bulunanların sorularını da yanıtlayan Talat,
"Türkiye'nin, Ankara Anlaşması'nı 10 yeni üyeye
genişleten protokolü imzalaması durumunda, bu Rum tarafını
tanıma anlamına gelir mi?" şeklindeki soru üzerine,
Türkiye'nin Kıbrıs Rum kesimini Gümrük Birliği'ne dahil
edeceğini açıkladığını hatırlattı.
Türkiye'nin
bunu yaparken "Bu, Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanıma
anlamına gelmez" dediğini dile getiren Talat, şöyle devam
etti:
"Türkiye'nin
Avrupa Komisyonu ile Ankara Anlaşması'nı genişleten ek
protokolü müzakere etmesi ve imzalaması, Kıbrıs Cumhuriyeti'ni
tanıma anlamına gelmez. Ama hiçbir anlamı da yok değil,
tabii ki çok anlamı olacak. Kıbrıs sorununun çözümü için süre
daralıyor. Daha çok çalışmamız, daha çok aktif olmamız
gerekiyor.
Bu noktada her
şey elimizde değil. Bu, şuna benzer; birisi Boğaz
Köprüsü'ne çıkar, 'Şu işimi yap, yoksa atlarım
aşağıya' der. Biz politikada, hele dış politikada ona
benzer bir şey yapamayız.
Türk
tarafı bu protokolü imzalayacak. Bundan kaçması mümkün değil,
müzakere edecek. Derseniz ki ne zaman imzalamalı? Bana sorarsanız, 3
Ekim'e kadar Türkiye'nin beklemesine gerek yok, müzakere eder ve bunu imzalar.
Bu protokolün mümkün olduğunca erken imzalanmasında bir sakınca
görmüyorum, hatta yarar görüyorum."
KKTC
Başbakanı Talat, protokolün geç imzalanması durumunda bunu
Rumların kullanacağını ve böylece Kıbrıs sorununun
dünyanın dikkatinden uzaklaştırılacağını
söyledi.
Adadaki Türk
askeri varlığı
Bir
katılımcının, "Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral
Yaşar Büyükanıt'ın yaptığı açıklamalara
ilintili olarak KKTC'de yapılacak seçimleri" sorması üzerine
Talat, "Kara Kuvvetleri Komutanı'nın açıklamalarıyla
seçimlerin ilgisini anlamadım. Benim bildiğim, Büyükanıt aday
değil" dedi.
Talat, Türk
askerinin adadaki rolü ve yeri konusunda konuşabileceğini ifade
ederek, şöyle devam etti:
"Türk
Ordusu'nun adadaki varlığı, Kıbrıs sorununun nedeni
değil, sonucudur. Rum tarafının ısrarla
uğraştığı, Kıbrıs sorununu Türk Ordusu'nun
varlığına getirmektir. Kıbrıs sorunu
çözülmediğine göre asker varlığı veya asker çekilmesinin
şu anda gündem yapılmasının anlamı nedir? Gerçekten bu
konuyu Kıbrıs sorunu olarak takdim edenlerin oyununa gelmemek
lazım. Türk Ordusu'nun Kıbrıs'taki
varlığını, Kıbrıs sorununun nedeni olarak
göstermeye çalışanlara prim vermemek lazım. Aksi halde
başımız çok ağrır, sadece bizim değil
dünyanın da... Bu tartışmalar Kıbrıs sorununu
başka mecraya çeker."
Mehmet Ali
Talat, Kıbrıs sorununda Türk Ordusu'nun parametrelerden biri
olduğunu, dolayısıyla sorunun çözümünde tüm parametrelerin
birlikte ele alınıp çözüme kavuşturulması gerektiğini
bildirdi.
Talat,
başka bir soru üzerine de "bugüne kadar adada sadece KKTC
Cumhurbaşkanı Denktaş'ın
tanındığını" dile getirerek, "Türkiye
kamuoyu Denktaş dışında kuş tanımazdı"
dedi.
Artık
bunun değişmeye başladığını anlatan Talat,
nisanda yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimlerinde
toplumun yeni liderinin belirleneceğini söyledi.
Talat,
cumhurbaşkanlığına aday olup olmayacağına
ilişkin bir soru üzerine de KKTC'deki partilerin,
başkanlarını geleneksel olarak
cumhurbaşkanlığı için aday gösterdiklerini ifade ederek,
şu an bunun konuşulmasının erken olduğunu sözlerine
ekledi.
KIBRIS
04/02/05
Talat:
Bostancı kapısı en geç bir iki ay içerisinde açılacak
|
Başbakan
Mehmet Ali Talat, Kıbrıs Türk tarafı için önemli olan
Bostancı sınır kapısının açılması
için BM ile Türk askerinin yarın bölgede mayın konusunda keşif
yapacağını, kapının da bir iki ay içerisinde
açılmış olacağını söyledi. Başbakan
Talat dün İstanbul'a gitmeden önce havalimanında basın
mensuplarına, son günlerde gündemde olan geçiş
kapılarıyla ilgili açıklamalarda bulundu ve Bostancı
sınır kapısının en geç iki ay içerisinde
açılmış olacağını belirtti. Açıklamalarında
Bostancı sınır kapısının açılmasıyla
ilgili süreci anlatan Talat, kapının açılmasını
ekarte etmeye çalışan Rumların mayınların
temizlenmesi halinde kapının açılabileceğini BM'ye ilettiklerini
hatırlattıktan sonra, geçtiğimiz gün BM ile Türk askeri
makamlarının görüşerek bugün bir keşif yapma kararı
aldıklarını açıkladı. Talat, mayın
araştırma ve varsa mayın temizleme operasyonunun Bostancı
bölgesinde başlayacağını belirtti. Talat, Güzelyurt
halkı için büyük önem taşıyan bu yolun sonunda açılacak
olmasından duyduğu memnuniyeti de dile getirdi. Bostancı
kapısı süreci Talat, Rum
tarafı sekiz yeni kapı açılması önerisini ortaya
koyduğu zaman batı bölgesindeki tek kapı olması sebebiyle
Bostancı kapısına öncelik verdiklerini, bölgenin
canlanabilmesi açısından bu kapının kendileri için de
büyük önem taşıdığını ifade etti. Yaz
aylarında bölgede geniş çaplı araştırmalar
yaptırılarak ortaya birkaç kapı seçeneği
koyduklarını, Bostancı'da karar
kılındığını anımsatan Talat, kapı
açmayı öngördükleri yerde mayın bulunması endişesiyle
zaman kaybetmemek için yolun geçici olarak açılmasını
sağlayan bir formül ürettiklerini hatırlattı. Talat, Rum
tarafının da başta bunu kabul ettiğini, ancak iş
haritada yer belirleme safhasına geldiğinde Rum tarafının
oyalama sürecine girdiğini, ardından da "esas yol
açılsın ama Derinya'daki kapı açılırsa..."
şartını koşmaya başladığını,
böylelikle Bostancı kapısının açılmasının
"yılan hikayesine" dönüştüğünü belirtti. Türk
tarafı için öncelik teşkil etmeyen Derinya kapısının
açılmasını kabul etmediklerini söyleyen Talat, Türk
tarafı olarak Bostancı'daki geçici yolun alt
yapısını tamamlayarak beklemeye geçtiklerini ve Rum
tarafının bu sefer de kapının açılmasını
tamamen ekarte ettiğini kaydetti. Rumların sorumluluğu Türk
tarafına yüklemeye çalıştığına da işaret
eden Talat, mayınların temizlenmesi halinde kapının
açılabileceğini BM'ye ilettiklerini de belirtti. Bugün
mayın keşif çalışması Talat,
geçtiğimiz gün BM ile KKTC'deki askeri makamların görüşerek
bugün bir keşif yapma kararı aldıklarını, mayın
araştırma ve varsa mayın temizleme operasyonunun Bostancı
bölgesinde başlayacağını açıkladı. Talat,
Güzelyurt halkı için büyük önem taşıyan bu yolun sonunda
açılacak olmasından duyduğu memnuniyeti de dile getirdi. Gerektiğinde
direnerek gerektiğinde ısrar ederek ya da esneyerek bu yolun
açılması konusundaki en önemli pürüzü
aştıklarını belirten Talat, böylece Bostancı yolunun
önümüzdeki birkaç ay içerisinde açılmış
olacağını belirtti. AB ile
ilişkiler en iyi noktada Talat,
Bostancı kapısıyla ilgili açıklamaların
ardından geçtiğimiz gün AB yetkilileriyle yaptığı
görüşmenin gazetelere kötü bir havayla
yansıdığını belirterek, "Halbuki AB'yle
ilişkilerimizde tarihimizin en iyi noktasındayız" diye
konuştu. AB ile
ilişkilerde Kıbrıs Türk tarafı olarak dertlerini
anlatabilecekleri bir noktaya geldiklerine dikkat çeken Talat, AB
tarafından "doğru" bulunduklarını ve verilen
destek için bütün olanakların seferber edildiği günler
yaşandığını vurguladı. Talat,
geçmişte doğru politikaların uygulanamamasından
dolayı zorluklar yaşandığını belirterek
haklı olunan noktalar savunularak sıkıntıların
aşılacağını ve AB ile bütünleşme sürecini
Kıbrıs Türkü olarak başarıyla gerçekleştireceklerini
ifade etti. Talat,
Kıbrıs Türk halkının AB'yi istediğini birçok kere
ortaya koyduğunu, kendilerinin de bunun gereğini yerine getirmek
için ellerinden geleni yaptıklarını ifade etti. |
KIBRIS
04/02/05
Tüzükler
seçimden sonar
HENÜZ SOMUT
BİR KARAR YOK... Ticaret Odası Başkanı Ali Erel,Yeşil
Hat Tüzüğü ve diğer tüzükler konusunda odanın şu ana kadar
AB ile yaptığı temaslarda somut bir karar ve sonuç
alınamadığını, ancak 20 Şubat tarihinde
yapılacak genel seçimlerin ardından sonuç alınmasına
başlanacağını söyledi. Erel, Güney Kıbrıs'a
geçişlerde 30 euro olan yolcu beraberi limitin 175 euroya
çıkarılması, sigara ve alkolde uygulanan
kısıtlamaların yükseltilmesinin de seçimin ardından mümkün
olabileceğini belirtti
SEBEP:
GEÇMİŞTE YAPILAN HATALAR... Direkt Ticaret Tüzüğü'nün yakın
gelecekte tekrar ele alınacağını tahmin etmediğini,
mali destek tüzüğünün, odanın görüşü olan iki tüzüğün
birbirinden ayrılamadan kabulünün de mümkün görülmediğini belirten Erel,
geçmişte yapılan hatalar ve "Kıbrıs
Cumhuriyeti"nin şu an AB üyesi olması sebebiyle
Kıbrıslı Türklerin referandumda "evet" demesi ve
çözümü arzulamasına rağmen kısa sürede olumlu sonuçlar
alınamadığını ifade etti
MAURER:
PÜRÜZLERİN AŞILMASINA ÇALIŞILIYOR... AB Komisyonu Genişleme
Müdürlüğü Kıbrıs Türk Birimi sorumlusu Leopold Maurer,
Yeşil Hat Tüzüğü konusunda güzel işler yapmakta olan Ticaret
Odası ile temaslarında bulunmak ve görüşlerini almak
amacıyla bir araya geldiklerini belirterek uygulanmasında bazı
güçlükler bulunan tüzükte pürüzlerin aşılması için
uğraş vereceklerini söyledi
Ticaret
Odası Başkanı Ali Erel, Yeşil Hat Tüzüğü ve diğer
tüzükler konusunda odanın şu ana kadar AB ile yaptığı
temaslarda somut bir karar ve sonuç alınamadığını,
ancak 20 Şubat tarihinde yapılacak genel seçimlerin ardından
sonuç alınmasına başlanacağını söyledi.
Özellikle
KKTC'den Güney Kıbrıs'a geçişlerde 30 euro olan yolcu beraberi
limitin 175 euroya çıkarılması, sigara ve alkolde uygulanan
kısıtlamaların da yükseltilmesi gibi komisyon tarafından
yapılan bazı somut önerilerin de henüz neticeye
bağlanamadığını ifade eden Ali Erel, bunun seçimlerin
ardından mümkün olabileceğini kaydetti.
AB Komisyonu
Genişleme Müdürlüğü Kıbrıs Türk Birimi sorumlusu Leopold
Maurer'le görüştü.
Girne
Marina'daki Set Restoran'da gerçekleşen ve Yeşil Hat Tüzüğü'nün
uygulanmasında ortaya çıkan sorunların ele
alındığı toplantıda, Ali Erel tarafından Maurer'e
bazı hatalar bulunan Yeşil Hat Tüzüğü'nde yapılması
gerekli değişiklikler hakkında odanın görüşleri
sunuldu.
Ticaret
Odası AB Komisyonu'na Yeşil Hat Tüzüğü'nün iyileştirilmesi
ve içerdiği hataların düzeltilmesiyle ilgili olarak geçmişte
öneriler sunmuştu. Ticaret Odası, çifte KDV ve vergilendirme;
hayvansal ürünlerin güneye geçebilmesi, direkt ticaret ve mali destek
tüzükleriyle ilgili olarak tüzükte yaklaşık 10 temel
değişiklik istiyor.
"AB
Komisyonu Kıbrıs Temsilciliği Başkanı" büyükelçi
Adrian van der Meer'in de hazır bulunduğu görüşmeye AB Komisyonu
Kıbrıs Masası yetkilisi Max Uebe, "AB Komisyonu
Kıbrıs Temsilciliği" Siyasi Ataşesi Andrea Battista,
Ticaret Odası Yönetim Kurulu üyesi Mustafa Damdelen ve oda genel sekreter
yardımcısı Derya Beyatlı da katıldı.
Toplantı
öncesinde Ticaret Odası Başkanı Ali Erel, AB Komisyonu'nun
genişlemeden sorumlu genel direktörü Leopold Maurer ve "AB Komisyonu
Kıbrıs Temsilciliği" Başkanı büyükelçi Adrian van
der Meer gazetecilere açıklamada bulunuldu.
Erel: Seçim
sonrası sonuç alınacak
Ali Erel,
Yeşil Hat Tüzüğü ve diğer tüzükler konusunda odanın şu
ana kadar AB ile yaptığı temaslarda somut bir karar ve sonuç
alınamadığını, ancak 20 Şubat tarihinde
yapılacak genel seçimlerin ardından sonuç alınmaya
başlanacağını kaydetti.
Özellikle
KKTC'den Güney Kıbrıs'a geçişlerde 30 euro olan yolcu beraberi
limitin 175 euroya çıkarılması sigara ve alkolde uygulanan
kısıtlamaların da yükseltilmesi gibi komisyon tarafından
yapılan bazı somut önerilerin de henüz neticeye
bağlanamadığını ifade eden Ali Erel, bunun seçimlerin
ardından mümkün olabileceğini kaydetti.
Direkt Ticaret
Tüzüğü'nün yakın gelecekte tekrar ele alınacağını
da tahmin etmediğini, mali destek tüzüğünün de odanın
görüşü olan iki tüzüğün birbirinden ayrılamadan kabulünün de
mümkün görülmediğini belirten Erel, geçmişte yapılan hatalar ve
"Kıbrıs Cumhuriyeti"nin şu an AB üyesi olması
sebebiyle Kıbrıslı Türklerin referandumda "evet"
demesi ve çözümü arzulamasına rağmen kısa sürede olumlu sonuçlar
alınamadığını ifade etti.
Erel,
Yeşil Hat Tüzüğü ile ilgili olarak 2005 yılı içerisinde
bazı adımların atılacağını, mali destek
tüzüğünün çalışacağını ancak iki tüzüğün
birlikte çalışabilmesini ise mümkün görmediğini söyledi.
Ticaret
Odası Başkanı Ali Erel, Türkiye'nin 3 Ekim tarihine kadar
"Kıbrıs Cumhuriyeti" ile ilişkilerinde
normalleşme beklediğini kaydetti. Erel, AB'nin Türkiye'nin AB ile
müzakerelere başlayabilmesi için Ankara Antlaşması'nı 10
yeni ülkeye de genişleten protokolü imzalamasını
beklediğini de sözlerine ekledi.
Maurer:Tüzükteki
pürüzlerin
aşılması
için uğraş vereceğiz
AB Komisyonu
Genişleme Müdürlüğü Kıbrıs Türk Birimi sorumlusu Leopold
Maurer de konuşmasında, Yeşil Hat Tüzüğü konusunda güzel
işler yapmakta olan oda ile temaslarında bulunmak ve görüşlerini
almak amacıyla bir araya geldiklerini belirterek uygulanmasında
bazı güçlüğü bulunan tüzükte pürüzlerin aşılması için
uğraş vereceklerini söyledi.
Maurer, Ticaret
Odası'nın AB tarafından Kıbrıslı Türklere
sağlanacak maddi yardım ve Yeşil Hat Tüzüğü
konularında önemli rol oynamakta olduğunu belirtti.
Meer:
Sorunların aşılmasına
yönelik
çalışmalar devam edecek
"AB
Komisyonu Kıbrıs Temsilciliği Başkanı" büyükelçi
Van der Meer de konuşmasında, iş arkadaşı Leopold
Maurer'i Kıbrıs'ta görmekten duyduğu memnuniyeti belirterek,
Maurer'in adaya Yeşil Hat Tüzüğü ve diğer konularda her iki
tarafın yetkilileriyle temaslarda bulunmak amacıyla geldiğini
söyledi.
Maurer'in Ali
Erel ile yapacağı görüşmede Yeşil Hat Tüzüğü'ndeki
pürüzlerin giderilmesinde birliğin görüş ve politikalarını
aktaracağını belirten Meer, bu konuda Ticaret
Odası'nın görüşlerinin de alınacağını
kaydetti.
Büyükelçi Van
der Meer, AB'nin Kıbrıs'a uzmanlarını göndererek
sorunların aşılmasına yönelik
çalışmalarını sürdüreceğini belirtti.
KIBRIS
04/02/05