KIBRIS ekibinin
sorularını yanıtlayan Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat,
"devlet isek koçan ayırmayacağız" dedi. Talat yeni
mülkiyet yasasının "iç hukuk yaratmak, AİHM, Türkiye,
Kıbrıs Türkü'nü rahatlatmak için" gündeme geldiğini
belirtti
Mülkiyet
yasası çözüme destek
İÇ HUKUK
YARATMAK İÇİN... Talat: Mülkiyetle ilgili insan hakları boyutunu
abartarak siyasi çözümlerin önüne engel çıkarmamalıyız. Bu çok
önemli bir ilke. "Herkes malına" kararı çıksa, siyasi
sorunun çözümü mümkün olmaz hale gelir. Şu anki mevcut durum
insanların mülkiyet haklarını kullanmalarına izin vermiyor.
Bu nedenle iç hukuk yolu yaratmaya çalışıyoruz
"HAYIR"
DEDİ DİYE... AİHM'nin, "çoğunluğu hayır
dediği için mülkiyet hakkı konuşulmaz değildir"
dediğini hatırlatan Cumhurbaşkanı, bu nedenle 'yerinde
değerlendirme yapmak için mülkiyet yasasının gündeme
geldiğini ve insan haklarına aykırı
davranmalarının mümkün olmayacağını" anlattı
AİHM
TÜRKİYE'Yİ SORUMLU TUTUYOR... Talat: Kıbrıs'ın kuzeyde
Türkiye'nin etkin ve fiili kontrolü vardır anlayışını
AİHM'nin değiştirmesi bu yasalarla olmaz. Onun da başka
yolları var. 15 Kasım konuşmasında da söyledim.
Kurumlarımızı güçlendirmek gibi...Nihayette Türkiye'yi sorumlu
tutuyor
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, kamuoyunun gündemine düşen yeni mülkiyet
yasasının, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM)
kararları ve işaret ettikleri doğrultusunda yeterli bir iç hukuk
yolu yaratma hedefiyle hazırlandığını söyledi.
Söz konusu yasa
tasarısının yaşam bulması ile birlikte mülkiyet sorununu
çözmeyeceğinin altını çizen Talat, "Bu zaten bizden
istenmedi" dedi.
Mülkiyet
rejiminin "en genelde" değişmeyeceğini söyleyen
Cumhurbaşkanı Talat, "Mülkiyet iadesi de öngördüğüne göre
uygulayıcı ve tescil edici olabilecek" ifadesini kullandı.
AİHM'nin,
"çoğunluğu hayır dediği için mülkiyet hakkı
konuşulmaz değildir" dediğini hatırlatan
cumhurbaşkanı, bu nedenle 'yerinde değerlendirme yapmak için
mülkiyet yasasının gündeme geldiğini ve insan haklarına
aykırı davranmalarının mümkün
olmayacağını" anlattı.
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, KIBRIS Medya Grubu Genel Yayın Yönetmeni Süleyman
Ergüçlü, Yazı İşleri Müdürü Başaran Düzgün, Haber Müdürü
Ali Baturay, Dilek Çetereisi, Hüseyin Ekmekçi ve Foto Muhabiri Özmen
Yılancılar ile sabah kahvaltısında bir araya geldi.
Mülkiyet konusu ile ilgili ortaya atılan yasa tasarısını
değerlendiren Talat, kamuoyuna da net mesajlar verdi.
İç hukuk
yolu...
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, "Mülkiyet yasasında neden değişiklik
yapıyoruz?" sorusuna verilecek yanıtın, "toplum tarafından
iyi algılanması" gerektiğini söyledi.
Loizidu
davasına atıfta bulunan Talat, soruyu şöyle yanıtladı:
"Loizidu
benzeri davalar silsilesinde bizim tüm itirazlarımıza rağmen,
oluşturduğumuz yasal kurumların yeterli iç hukuk yoluna
açık olmadığına karar verildi. Tabii ki,
yapacağımız yasal düzenlemenin mülkiyet sorununu çözmesi
beklenmiyordu.
Ama,
insanların özel durumlarını değerlendirip, içerisinde belli
oranda mal iadesinin değerlendirilerek karara bağlanması üzerine
dayanan bir anlayışla, bütün kararlarında herhangi bir
şekilde mal iadesi öngörülmemesini yeterli iç hukuku addetmemesi hususunda
en önemli gerekçe yaptı."
AİHM
işaret ettiği için
"Biz
olağanüstü koşulların devam ettiği şartlarda,
AİHM'nin bize işaret ettiği doğrultuda bir iç hukuk yolu
yaratabilir miyiz düşüncesi ile işe başladık.
Mecliste
yapılan kapalı oturumlardan dışarıya bilgi
sızınca geri durduk ama çalışmaları sürdürdük.
Geniş kapsamlı bir çalışmayı, bizim
hukukçularımız yaptı. Uluslararası hukukçulardan da
görüş aldık.
Yasa üzerinde
hukukçularımız çalıştı, yasanın birinci
taslağını uluslararası hukukçularla birlikte, Strausbourg'a
da giderek görüştüler. Yeniden düzenlendi. Hatta Annan Planı'nın
yazıcılarına kadar gittik.
Arkadaşlarımız
bütün bu görüşmeleri yaptıktan sonra bu taslak ortaya
çıktı."
Komisyonda iki
yabancı hukukçu
Cumhurbaşkanı,
komisyonda iki de yabancı hukukçunun öngörüldüğünü, bunun komisyonun
güvenirliğine olumlu etki yapacağını düşündüklerini
söyledi.
Talat
şöyle devam etti:
"Dışarıdan
baktığımızda bunu farklı yapalım dersiniz ama
yeterli hukuk yolu olmaktan çıkabilir. Herhangi bir Rum malı ile
ilgili bir talepte bulunabilmeli bu komisyona.
Bizim kamu
düzeni, ulusal güvenlik nedeniyle getireceğimiz kısıtlamalar
mümkün. İstimlak mümkün. Zaten bir kısmı yapıldı.
Bütün bunlarla birlikte başvuran kişinin hem başvuru
şartları, hem de başvurusundaki talepleri, bütün bunlar komisyon
tarafından harmanlanacak. Komisyonda iki de yabancı hukukçu olacak.
Tarafsızlığını da bu şekilde ortaya
koyacağız."
Komisyon
nasıl karar verecek?
"Ya
diyecek ki, tamamdır hemen iade edilebilir. Kamu düzenine ve ulusal
güvenliğe zararı yok. Ya da diyecek ki, çözümden sonra verilecek. Ya
da parasını vermeyi önerecek. Bu beğenilmezse AİHM'ye
başvurulması mümkün.
Bu bireylerin
zararına etki yapacak bir olgu değil. Eğer tazminat ödenecekse
ya da mülk iadesi yapılacaksa, bundan etkilenecek kişi varsa
eğer, ya bu çözümden sonra olursa çözüm anlaşmasında belli
olacak, şimdi olacak olursa gerekli tedbir devlet tarafından
alınacak."
"Somut
örnek..."
Kıbrıslı
Türk hak sahibi adına sorulan bir soruya da yanıt veren Talat,
"mağduriyet olmayacağını" anlattı.
"Elinde
tapusu olan bir Türk, Rum tarafında da mal bıraktı. Rum burada
oturduğu malı istedi. Ne yapılacak?" sorusuna Talat şu
yanıtı verdi.
"Komisyon,
bütün ihtimalleri değerlendirecek. Diyecek ki, vatandaş güneyde mal
mı bıraktı? Güneydeki mal ne olacak?
Vatandaş
güneydeki malını da satmıyor. Rum'a, 'bana malını sat'
derse Rum satmak zorunda mı? Değil. Komisyon oturduğu zaman bu
durumu değerlendirecek. Bu adam güneyde mal bıraktı ve kuzeye
geldi. Rum malını istiyor. Rum'un ihtiyacı nedir? Türk
vatandaş kaç yıl oturdu? Bakınız, mahkemeler, dünya
hukukunda da bir çok unsuru değerlendiriyor.
Sedece Rum'un
değil, evde oturan Türk'ün de durumu değerlendirilecek. Güneyde ne
bırakıp, bırakmadığına bakılacak.
Bütün koçanlar
eşittir
"Biz
devlet isek, bizim açımızdan fark yok. Bütün koçanlar eşit.
Koçan ama... Dikkatinizi çekerim. Anayasam onu gerektirir. Nedir fark? Ne
durumda değerlendirilebilir? İşte Annan planı kabul
edilseydi yeni bir hukuk yaratılırdı. Şimdi bu durum yok.
Yeni bir hukuk yaratılmıyor.
Biz mülkiyet
sorununu çözecek değiliz. Çözüme kadar mal- mülk sahiplerinin bireysel
bazda yapacakları başvuruları çeşitli alternatiflerle
değerlendirip bir iç hukuk yaratarak bu insanların sorunlarına
çare bulmaya çalışacağız."
AİHM bunu
istiyor
"Bunu
AİHM istiyor. Bir yasa yapın da mülk sorununu çözün demiyor
AİHM. Mülk sorununun siyasi çözümle çözüleceği kabul görüyor. Hele
son yıllarda, uluslararası raporlar da bunu gösteriyor.
Mülkiyetle
ilgili insan hakları boyutunu abartarak siyasi çözümlerin önüne engel
çıkarmamalıyız. Bu çok önemli bir ilke. 'Herkes malına'
kararı çıksa, siyasi sorunun çözümü mümkün olmaz hale gelir. Şu
anki mevcut durum insanların mülkiyet haklarını
kullanmalarına izin vermiyor. Bu nedenle iç hukuk yolu yaratmaya
çalışıyoruz"
"2004'ten
bu yana paket açılmadı. Alan var"
"Boş
bir arazi, boş bir ev. Askeri bölgelerden uzakta, kimse kullanmıyor.
Soruyorlar bize 'bunu iade etmekte ne gibi sakınca var.' Bu tür alanlar
var. Bir sürü var. Özellikle 2004'ten beri paket açıklanmadı. Ama
pakete girecek bir sürü mal var.
AİHM'yi
rahatlatma değil.
Biz, Türkiye
çok rahatsızız
"Yani daha
yasayla ilgili tüzükler çıkacak. Bu bir yasa. İç hukuk yolu yaratıyor.
Uygulamada tüzükleri ortaya çıkacak. Daha tüzük çıkaracak noktaya
gelmedik.
Uluslararası
hukukçulardan daha görüş geliyor yasa ile ilgili. AİHM
açısından en önemli sorun mal iadesinin öngörülmemesi...
Ben
AİHM'yi rahatlatma peşinde değilim. Türkiye'nin rahatsız
olduğu da doğru ama biz de rahatsızız. Rum
tarafını da Kıbrıs sorununun çözümü yönünde daha fazla
teşvik etmek düşüncesi ile hareket ettik."
AİHM de
rahatlayacak
Papadopulos'un,
halkına "dişinizi sıkın. Uluslararası hukuk ve
insan hakları çerçevesinde uzun soluklu bir mücadele ile
haklarımızı alacağız" dediğinin
hatırlatılması üzerine Talat sözlerine şöyle devam etti:
"Daha en
son BM İnsan Hakları Alt Komisyonu adına hazırlanan
raporda, mülkiyetin insan hakları boyutunun siyasi çözüm bulmaya engel
teşkil etmemesi gerektiği, bir dünya standardı olarak
belirtiliyor.
Biz hiç bir
şey yapmasak AİHM 2 bin davada da aynı kararı mı
verecek? O zaman çözümü AİHM engellemiş olmaz mı? Biz
AİHM'nin önünü açmak, hareketini kolaylaştırmak amacıyla
bunu yapıyoruz.
Önce burada
değerlendirilsin, tazminatı, mal değişimini kabul ederse
sorun kalmaz. Eğer malını istemişse ve hayır
denmişse, istimlak edildi, mümkün değil denirse yine AİHM'ye
başvurur, değerlendirilir. Kullanım kaybı ödenir, çözümden
sonraya bakılır."
Yasa çözüme
destek
"Yapılan
yasayla çözümün parametrelerini değiştirmiyoruz. AİHM'nin
yaktığı ışık çerçevesinde sorunu aşmaya
çalışıyoruz. Bir anda binlerce başvuru olursa komisyon zora
girmiş olacak.
Bu konuda
ciddiyiz. Bu mesajı da verdik. Çözüme kadar durumu kendi özelliği
çerçevesinde ele alarak, insanların dayanabileceği, çözüm arzusunun
devam edeceği bir ölçüde soruna yaklaştık."
Sıkıntıyı
vatandaş mı çekecek?
KIBRIS Gazetesi
Yazı İşleri Müdürü Başaran Düzgün'ün, "Kuzey'in önemli
bir bölümünün askeri bölge, askeri bölge dışında kalan
bölgelerin önemli bir bölümü de güvenlik endişesi taşıyan bölge.
Önemli bir bölümü kamu toprağı... Vatandaşa kalan
kısım iade kapsamına giriyor. Vatandaşın bu işte
kabahati ne? İki kez göçmen oldu... Neden Maraş ya da sivillerin
kullanmadığı bölgeler bu pakete girmez de vatandaşa
sıkıntı çektirilir?" sorusuna Talat şu
yanıtı verdi:
"Askeri
bölgenin içinde veya yakınında olan bir yerin iade edilip
edilmeyeceğine de komisyon karar verebilir. Rum gelip otursa mesela. Kullanımı
evet ama sürekli yerleşim başka bir şey. Bizim sorunumuz
mülkiyet.
Eğer
askeri bölge ve askeri bölgeye yakın bir yer varsa, çeşitli düzeyde
konuşulduktan sonra kapsam dışına çıkarılabilir.
Ama Maraş'ta başka komplikasyonlar da var.
Maraş da
değerlendirilebilir
"Güvenlik
Konseyi kararı da var, ama başka iddialar da var. Evkaf'ın
iddiaları var. Koçana inanıyorsanız, yüzde 95'inde Evkaf'ın
iddiası var.
Maraş'taki
bir otel bodrumunda koçan kökleri bulundu. Hileler ortaya
çıkarıldı. Demek istediğim şu. Her şey
değerlendirilecek. Bu bölge hassas, çözüm öncesi mal iadesi yapılamaz
denebilir. Fakat bunun tersi de olabilir.
Hükümet ve
asker arasındaki istişare ile bazı şeyler
düzenlenebilir..."
Yeni paket
açılacak mı?
Talat,
anlattıklarından yeni bir paketin açılmayabileceği
sonucunun ortaya çıktığı yorumunu da,
"Kaynakların muhafazasından da öte, AİHM'nin
aldığı karar ve anlayıştan sonra gerekçesi ne olursa
olsun büyük çaplı mal dağıtımının çok ciddi
olumsuz yansımaları olacak" dedi.
Hükümetin de
Annan planından bu güne paket açıklamadığını
hatırlatan Talat, "Her zaman için böyle olacak da diyemem" dedi.
Haksızlıklar...
Vatandaşların
bir bölümünün de hak ettiği malı almadığı,
haksızlığa uğradığı, kiminin de haksız
yere "çok mal" aldığı gerçeğinin de hatırlatılması
üzerine Talat, "Maalesef. Bütün Türk halkı çözüme ulaşamamakla
mağdur. Gelecek belirsizliği devam ediyor. Sadece mülkiyette
değil. Bu nedenle hiçbir zaman paket açıklanmayacak demiyorum"
ifadesini kullandı.
Geniş
kapsamlı paketler yapmanın şu an için zararlı
olabileceğine dikkat çeken Talat, haksızlıkları gidermenin
de hükümetin işi olduğunu anlattı.
Muhatap Türkiye
Olayın
siyasi yönüne de değinen Talat, sürekli olarak Türkiye'nin dava
edildiğini, bundan sonra da davanın Türkiye'ye
açılacağını anlattı.
Kıbrıs
sorunu çözülünceye kadar bunun böyle devam edeceğini anımsatan Talat,
"AİHM gerçek durumu bilmekle birlikte uluslararası hukukta
tanınan devletleri dikkate alıyor. Gerçek durumla birlikte sorumluluğu
Türkiye'ye yüklemeye devam edecek" dedi.
Talat
şöyle devam etti:
"Kıbrıs'ın
kuzeyinde Türkiye'nin etkin ve fiili kontrolü vardır
anlayışını AİHM'nin değiştirmesi bu
yasalarla olmaz. Onun da başka yolları var. 15 Kasım
konuşmasında da söyledim. Kurumlarımızı güçlendirmek
gibi...Nihayette Türkiye'yi sorumlu tutuyor, tırnak içinde TRNC diyor.
Konu bu."
AİHM
açısından bakıldığında uygulamanın
haklı olabileceğini belirten Talat, "AİHM devleti
tanıyamaz ki" dedi.
Kıbrıs
Türkü'nü ikna etmeye gerek yok
Yasa
tasarısının gündeme geldiği andan itibaren Kıbrıslı
Türklerin tepkisini çektiği, rahatsızlık
yarattığının hatırlatılması ve
"Kıbrıs Türkü'nü nasıl ikna edeceksiniz?" sorusu
üzerine Talat şöyle konuştu:
"Kıbrıs
Türkü'nü ikna etmeye gerek yok. Kamuoyu kabul etmeyebilir ama AİHM
kararları oradadır. Kıbrıs Türkü AİHM
sözleşmesinin öngördüğü hükümleri, çözümsüzlük koşullarında
mümkün olduğu kadar karşılamamız gerektiğini iyi
anlamalı.
Buna uyma
yükümlülüğünde olduğumuzu anlamalı ve hükümete destek
olmalı. Biz bu yasayı yapmaz ve AİHM bir bir bütün konuları
görüşmekten vazgeçip örnek davayı bütün davalara yansıtacaksa
üzerinde duracağımız toprak kalmaz.
AİHM'ye
karşı direnmesi mümkün mü bu kurumun?"
Denktaş'ın
kaybettiği davanın sonuçları
1974
sonrası kuzeyde kurulan düzeneğin
yanlışlığını, "Denktaş bey davasını
kaybetti, kazanmaya çalışıyoruz" sözleri ile daha önce dile
getirdiğini hatırlatan Talat, "Bedelini şimdi vatandaş
ödeyecek öngörüsü yanlış. Belirgin bir durum ortaya
çıkacak" dedi.
Çözüme kadar
belirsizliğin her halükarda devam edeceğini vurgulayan cumhurbaşkanı,
"Bu yöntem belirsizlikleri azaltacak. Bu yasa ile durum
değerlendirilecek ve bir kısmı belirginleşecek. Ya tazminat
alıp çekilecek, ya çözümden sonra alacak, ya hemen alacak" ifadesini
kullandı.
Belirsizlik mi?
Bu yasa ile
birlikte Rumların bir belirsizlik içine sokulacağı
endişelerinin varlığına da dikkati çekilen
cumhurbaşkanı amaçlarının bu olmayacağını
söyledi.
Eski politikada
her şeyin reddedildiğini ve duvara vurduğunu hatırlatan
Talat, bunun üzerine davaların başladığını iddia
etti.
Rum tarafındaki
uygulamanın da insan haklarına uygun olmadığı
anlayışının ortaya çıkmasının ise son
dönemlerde gündeme geldiğine işaret eden Talat, Rum yönetiminin de
kaybetmeye başlayacağını öne sürdü.
Bu yasayla bir
iç hukuk yaratılması ve yeni bir komisyon kurulmasının
"yeni bir şey" olduğunu anlatan Talat "Rum bize neden
güvensin?" sorusuna karşılık devamla şunları
söyledi:
"Bilemiyorum.
Bu zamanla oluşacak. Mahkemenin kararları güven telkin ederse
başvuracak. Ben Rumların teşvik edilmesi için doğru politika
gütmemiz gerektiğini düşünüyorum.
Ben de bu
mahkemeye güvenmek isterim. Kıbrıslı Türk ve yabancılar
olacak, yargıç güvenceleri olacak ama ben de bu kuruma güvenmek isterim.
Rum da güvenmeli. Bu sonucu beğenmeyen Rum AİHM'ye gidebilecek.
Rum
tarafında totaliter bir rejim var, gizli değil, görülüyor. Ne Rum
basınında bir ses, ne de bize bu güne kadar barış
nutukları atan, kucağını açan kurumlarda bir nefes...
Sınırlı
eleştiriler dışında da Rum yönetiminden herhangi bir tepki
yok. Kapıların açılmasında Bostancı örneği
işte. Ortalığı kaldıran Rum tarafı, açınca
ne yaptı? Tepki gösteren Rumlardan da destek yok. Papadopulos kontrolü
elinde tutuyor. Gizli servis Tasos Conis aracılığı ile emrinde.
Rum polisi, mahkemeleri tamamen mahkemenin emrinde, siyasi bakımdan.
Bizdeki mahkeme
anlayışı Rum'da yok. Herkesin gözü önünde bilinen şeylerde
beraat veriliyor. Ya da mahkeme, 'sahte devletin sahte üniversitesi' diyor. Bu
hukukçu tutumu mu?"
KIBRIS 30/11/05
MÜLKİYET DEPREMİNE HAZIRLANIN
Başaran
DÜZGÜN - Yazı İşleri Müdürü
Mülkiyet
konusunda büyük bir depremin eşiğinde duruyoruz.Hem
Kıbrıslı Türkler hem de Kıbrıslı Rumlar.2000 Rum
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin kapısını
aşındırıyor.Loizidu gibi yüklü miktarda tazminat alma
hayali kuruyorlar.
Rumların
bu hayali Türkiye'nin kabusu oldu.
Loizidu,
malını kullanamamasından kaynaklanan zararını
fazlasıyla ödendi.
Şimdi
malını geri istiyor.
Türkiye ya
malını Loizidu'ya iade edecek ya da Avrupa Konseyi'nden
atılacak.
Avrupa
Konseyi'nden atılmak demek siyaseten ve ekonomik olarak Türkiye'nin
ağır hasar görmesi demektir.
Rumlara
mallarını vermesi demekse Kıbrıslı Türklerin topyekün
kaybetmesi anlamına gelir.
Avrupa
İnsan Hakları Mahkemesi yol gösteriyor ve "uluslar arası
alanda kabul edilecek bir mal tazmin komisyonu kurun" diyor.
Malını
isteyen Rumlar bu komisyona başvursunlar.
Eğer
tatmin olmazlarsa AHİM'e gelsinler.
Türkiye ve KKTC
bu görüş doğrultusunda ikna oldu.
KKTC hükümeti
"mal iadesi" önünde engel olan anayasanın 159. maddesini
değiştirmeye hazırlanıyor.
Sonra komisyon
kurulacak.
Komisyonun
çalışma esasları çıkarılacak tüzüklerle belirlenecek.
Ve
Rumların bu komisyona başvurması istenecek.
Peki,
örneğin Girneli bir Rum Girne'deki tarlası için komisyona
başvurur ve tarlasını geri alırsa ne olacak?
Tarlayı
kullanan Kıbrıslı Türk ne olacak?
Veya
Kıbrıslı Rum evini geri aldı.
O evde
yaşayan Kıbrıslı Türk evsiz mi kalacak?
***
Dün
Cumhurbaşkanı Talat ile birlikteydik.
Yaklaşık
iki saat bu konuları konuştuk.
Çeşitli
örneklerle sonucun nereye varacağını anlamaya
çalıştık.
Arkadaşlar,
mülkiyet gibi karmaşık ve çetrefilli bir konuda yapılan 2
saatlik sohbetten farklı anlamlar çıkardılar.
Benim
anladığım şudur:
1) 1974
sonrasında, fetihçi zihniyetle, ganimet ve talan üzerine inşa edilen
mülkiyet rejimi çöktü. Türkiye ve KKTC bu enkazın altında kaldı.
Şimdi enkazdan sağ-salim çıkmanın yolları
aranıyor.
2)
Kıbrıs sorunu çözülse ve Birleşik Kıbrıs Devleti
kurulsa da veya kurulmasa ve böyle devam edilse de Türkiye ve KKTC mülkiyet
konusuna şu andaki mülkiyet rejimi ile asla ama asla devam edemez.
Cumhurbaşkanı
Talat, "mülkiyetle ilgili insan hakları siyasi bir çözümün önünde
engel oluşturamaz" şeklinde özetlenen Birleşmiş
Milletler kuralı çerçevesinde bir strateji izleneceğini belirtiyor.
Detaya
ilişkin yüzlerce soru var.
Bunlara yanıt
veremiyor.
Çünkü hem
Avrupa'dan hem de ülkemizden hukukçular konu üzerinde
çalışıyorlar ve henüz bitirmiş değiller.
Üstelik
komisyonun çalışmalarını düzenleyecek tüzükler
hazırlanmamış.
Zaten daha
anayasanın değiştirilip değiştirilmeyeceği bile
meçhul.
Bugünden
yarına "Rum malları iade ediliyor" diye bir durum söz
konusu değil.
Şüphesiz
ki aksi de söz konusu değil.
Bilinen birtek
şey var o da Kıbrıs Türkünün yıkılan mülkiyet
rejiminin enkazından sağ-salim çıkarılması.
İnşallah
başarılı olunur.
Yoksa defalarca
göçmenlik yaşayan ve evinden-barkından olan Kıbrıs Türkü
yine başkalarının yanlış politikalarının
bedelini mi ödeyecek?
Bekleyip
göreceğiz.
***
KKTC'nin
mülkiyetle ilgili atacağı adımlar mülkiyet konusunda Türk
tarafından farklı uygulamalar yapmayan Rum Yönetimini de derinden
etkileyecek.
Çünkü
artık karşılarında "Güney'deki
mallarınızı unutun" diyen bir yönetim yok.
Dolayısı
ile komisyondan malını alan her Kıbrıslı Rum aynı
zamanda Rum Yönetiminin Güney'de Türk malları üzerine kurduğu
çarpık sistemden bir tuğla çekmiş olacak.
Kendi
vatandaşlarının Kuzey'deki otoriteyle işbirliği
yapmış olması da fecaatin diğer ayağını
oluşturacak.
Uzun lafın
kısası Kıbrıs, mülkiyet açısından yüksek dereceli
bir depremin kapsama alanına giriyor.
Erken zamanda
çözüm olursa bu deprem açık alanda ve az zararla atlatılır.
Dünkü
görüşmeden çıkardığım üçüncü ve belki de en önemli
sonuç budur
KIBRIS 30/11/05
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat:Lokmacı mutlaka
açılacak
|
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, Rum Dışişleri Bakanlığı'nın
Lokmacı Sınır Kapısı'nın açılmaması
kararı aldığını ve buna gerekçe olarak "üst
geçit çalışmasını" gösterdiğini söyleyerek
Papadopulos hükümetini suçladı: Lokmacı
mutlaka açılacak İBRET
OLSUN... Rum Dışişleri Bakanlığı
"Lokmacı'daki çalışmalarını durdurma
kararı" aldı. Türk tarafının "üst geçit"
çalışmalarına tepki gösteren Rum hükümeti, BM Barış
Gücü'nü devreye soktu. Talat, bu nedenle çalışmaların
durmayacağını ve kapının açılmasında
ısrarcı olacaklarını belirterek, "Bu da ibret olsun.
Çalışmalarımız sürecek" dedi Rum
tarafının Lokmacı Sınır Kapısı'nın
açılmaması için çıkardığı engellere bir yenisi
daha engellendi. "Duvarın izinsiz
yıkıldığını ve üst geçit
yapılmasını istemediğini" ileri süren Rum
Dışişleri Bakanlığı BM Barış Gücü
aracılığı ile, "Biz çalışmalarımızı
durdurduk" kararını Türk tarafına iletti. Ermu
Sokağı'nın Türk tarafının kontrolünde olduğunu
ve çalışmaların burada devam ettiğini söyleyen Talat,
orada bulunan askeri birliğin ihtiyaçlarını
karşılamada sıkıntı yaşamaması için
"yaya geçidi" tasarlandığını söyledi. "Yaya
geçidi" ısrarlarını "Türk
vatandaşlarının isyankarlığına"
bağlayan Talat şunları söyledi: "Böyle
bir durumda benim vatandaşım isyankar olabilir mesajını
BM'ye ilettim. Yani askeri araçlar geçeceğinde, vatandaş durup
bekleyecek mi? Fanatik biri askere laf atabilir, taş atabilir. Bunu Rum
da yapabilir. Asker laf atabilir... Dolayısıyla sorun olabilir. Bu
yol ise mecburi. Biz de üst geçit yapmayı uygun bulduk." Rum resti
çekti Türk
tarafının "hummalı" çalışmaları
sürerken, Rum Dışişleri Bakanı önceki akşam
toplanarak, "Köprüyü yaparsanız, kapıyı
açmayız" kararını aldı ve Türk tarafına iletti. Kararı,
Rum statükocularının "Türklerle Rumlar
yakınlaşmamalı" yaklaşımına bağlayan
Talat, sözlerini şöyle sürdürdü: "Üst
geçidi yapmayın dediler. Bu bahane. Teklifleri ise üst geçit olduğu
için açmayız. Yani üst geçidi kaldırın da demiyorlar. Üst
geçit bahane. Burada askeri
bir avantaj yok. Askeri kulübe kaldırıldı. Başka yere de
dikilmedi. Üstelik şimdi orada askeri nöbetçimiz yok. 'Asker yeşil
hattı kontrol edecek' diyorlar, bunu iddia ediyorlar. Yeşil Hat
daha ilerde. Askerin görevi o zaten. Sökülen mevzi konmayacak.
Yapmayacağız, yaptığımız takdirde BM ile yüz
yüze geleceğiz. Askeriyede statükoyu değiştirmek dünyanın
her yerinde tehlike arz eder. Bunu BM de kabul etmez." BM de
rahatsız: Neden haber vermediniz? Rumların
rahatsızlığının BM tarafından kendisine
iletildiğini anlatan Talat, kendisine, "Duvarı yıkarken
neden haber vermediniz?" sorusunun sorulduğunu anlattı. Talat bu
soruya karşılık, "Hade biz sormadan yıktık
kabahat ettik, bundan dolayı kapı açılmayacak mı? Orada
çalışma yapılmayacak mı?" sorusunu ilettiğini
belirtti. Talat
gelişmeleri şöyle değerlendirdi: "Bir suç
işledikse, tamam, öyle kabul edelim. Bugüne kadar bu soru hiç sorulmadı.
Bostancı'da da sorulmadı. Haber vermeden işlem yapmayın
da denilmedi. Üstelik de komutanlar da konuşmuşlar, mutlu
ayrılmışlar. Rumlar
ortalığı kaldırıyor, konu bu. Gece gündüz
arıyorlar, insanı deli ediyorlar. 'İsterseniz finanse edin,
duvarı baştan dikelim' dedim en sonunda BM'ye... Bu sefer de, 'Yok
biz bunu demek istemedik' diyorlar. Bu kadar komik bir şey olabilir
mi?" BM ve Rumlar
iç içe. Kuzey'e de gelsinler Kıbrıs'taki
BM ile Rumların "çok iç içe" olduğunu söyleyen Talat, bu
konudan da rahatsızlık duyduğunun altını çizdi. Bu
konuda tepkilerini ortaya koymaya başladıklarını,
rahatsızlıklarını ilettiklerini anlatan Talat'ın
konuyla ilgili görüşleri şöyle: "Rumlar
bir bakıma BM'nin maaşını ödüyor. BM de hep Rum
tarafında kalıyor. Şimdi bunu gündeme getirmeye
başladım. Artık
kapılar açık, üstelik daha ucuzuz. Buyursunlar kuzeyde de
kalsınlar. Sadece BM değil, UNOPS ve gelecek olan kurumlar, INFORCE
ekibi de. Tek taraflı oluyor bazı değerlendirmeler." "Toplumların
yakınlaşması istenmiyor" Talat'a göre
Rumların tavrı sadece "kapı açılmasını
istememek" anlamı taşımıyor.
Cumhurbaşkanı, Rumlar toplumların
yakınlaşmasını istemiyor" diyerek düşüncesini
açıkladı. Politikasının
devamını ve yüzde 76'ya ulaşan halk desteğini
kaybedeceğini düşünen Papadopulos'un bu yola başvurduğunu
iddia eden Talat, "Bostancı'yı da tam anlamıyla
açmadı. Biz açtık, Rumlar sabah 7 akşam 7, tek şeritte
geçişler yapılıyor. Kapı yarım yamalak çalışıyor."
dedi. Talat'tan
BM'ye: Benim halkım isyankardır BM ile
yapılan görüşmede, "Benim halkım isyanlarla bu noktaya
geldi. Halkım isyankar" dediğini hatırlatan Talat
konuşmasını şöyle sürdürdü: "Şimdi
ben halkıma orada dur, asker geçecek diyemem. Güneyde asker zaten
trafiğin içerisinde. Bizde bu
durumu yaratmak istemedik. Askerin trafiğini şehir içine
kaydırsak, şehir içinde kaos yaratacağız. Üst geçit ile
bu kaosu da çözdük. Yaşlı, sakat biri geldiği zaman zaten
polisimiz orada ve geçecek. Yer altı hiç olmaz, kanalizasyon var. Köprü geçici,
çözümle birlikte köprü ortadan kalkacak. Bir çok yere köprü konabilir,
kaldırıp başka yere koyabiliriz." Rum
tarafı yapmadığı çalışmaları durdurdu Talat,
Barış Gücü'nün dün sabah yaptığı bir
çağrıyla Türk askeri makamlarına,
"çalışmaları durdurun" mesajını
ilettiğini söyledi. Rumların
da "yapmadığı çalışmaları durdurma
kararı" aldığının altını çizen Talat,
"İbret olsun durdurmayacağız" dedi. Karar yok ki,
neden engel çıkaralım? Talat,
Papadoplulos'un Lokmacı'ya atıfta bulunarak Türk
tarafının Yeşilırmak ve Derinya'da "Türk tarafı
engel çıkarıyor" demesinin haklı bir tarafı
olmayacağını belirterek, "Bizim böyle bir
kararımız yok ki, nasıl engel çıkaralım?" diye
sordu. Rum
tarafının "Yeşil Hat tüzüğünde var" diyerek
Yeşilırmak kapısının açılmasını talep
ettiğini hatırlatan Talat, tüzükte yer alan tek kapının
Yeşilırmak olmadığını, başka
kapıların da bulunduğunu belirtti. Rum
halkına da çağrı yapan Talat, "Çözüm için
çalışın. Çalışın ki tüm kapılar
açılsın" mesajını gönderdi. Sürekli
kapı açılmasının bir tehlikesi bulunduğunu
hatırlatan Talat, "Çözümsüzlüğü kronikleştirebiliriz.
Kapılar açık, çözümü ne yapacağız diyenler var"
dedi. |
KIBRIS 30/11/05
Başbakan Soyer :Biz yolumuzu yürüyeceğiz, Lokmacı
barikatını açacağız
Başbakan
Soyer, Kıbrıs Türk tarafına suçlamalar yöneltip Lokmacı
barikatının açılmayacağını açıklayan Rum
tarafını eleştirdi:
Başbakan
Soyer :Biz yolumuzu yürüyeceğiz, Lokmacı barikatını
açacağız
Başbakan
Ferdi Sabir Soyer, Kıbrıs Türk tarafına suçlamalar yöneltip
Lokmacı barikatının açılmayacağını
açıklayan Rum tarafını eleştirdi ve kendilerinin
yollarına devam edip barikatı açacaklarını söyledi.
Başbakan
Soyer, dünkü bir kabulünde, Lokmacı barikatının
açılmasıyla ilgili düzenlemeleri BM'ye şikayet edeceğini ve
barikatın açılmayacağını açıklayan Rum
tarafına verilecek yanıtı olup olmadığının
sorulması üzerine yaptığı açıklamada şöyle dedi:
"Verecek
cevabım var. Şikayeti yapsın. Biz yolumuzu yürümeye devam
edeceğiz, çünkü bu Lokmacı barikatını açacağız.
O'nun, herhangi bir şekilde iki toplumun temas etmesini istemeyen
siyasetinin bir sonucudur bu. Biz, daha evvel alınan kararlar
doğrultusunda, Lokmacı barikatının açılması için,
üstümüze düşen her şeyi yerine getireceğiz."
KIBRIS 30/11/05
Güney Kıbrıs'ta yaşayan İngiliz uyruklu 2
öğrenci, Gazimağusa Palm Beach Otel yanındaki tel örgüye
bağlı GKK'na ait "Yasak bölge, girilmez" yazılı
levhayı çalmaktan mahkum oldu
Güney
Kıbrıs'ta yaşayan İngiliz uyruklu 2 öğrenci,
Gazimağusa Palm Beach Otel yanındaki tel örgüye bağlı
GKK'na ait "Yasak bölge, girilmez" yazılı levhayı
çalmaktan mahkum oldu
Dekor
amaçlı almışlar
Sevgi YALMAN
Güney
Kıbrıs'ın Limasol kentinde ikamet eden iki İngiliz uyruklu
sanat koleji öğrencisi, araba kiralayarak geçtikleri KKTC'de Güvenlik
Kuvvetleri Komutanlığı'na (GKK) ait "Yasak bölge
girilmez" yazılı levhayı çalıp arabalarına koyunca
polis tarafından tutuklandılar.
Adham Rafiq
Hannafi (20) ve Cathryn Martha Smith (27) isimli sanıklar, dün
yıldırım hızıyla yargılandılar. "Kötü
niyetimiz yoktu, dekor amaçlı aldık" diyen sanıklar,
Gazimağusa Kaza Mahkemesi'nce 300'er YTL para cezasına çarptırıldılar.
Para cezalarını ödeyen iki sanık daha sonra Güney
Kıbrıs'a gittiler.
Gazimağusa
Kaza Mahkemesi'nde, yargıç Bahar Saner'in huzurunda görüşülen davada
iki sanık, aleyhlerine getirilen GKK'na bağlı, 4. Piyade
Alayı,10. Piyade Taburu, Maraş Emniyet Bölüğü
sorumluluğundaki askeri yasak bölgeyi ayıran tellerin üzerinde
asılı bulunan 100 YTL değerindeki bir adet, üzerinde "Yasak
bölge, girilmez" yazılı tabelayı sirkat etme suçunu kabul
etti.
Dava ile ilgili
olguları mahkemeye aktaran savcı Mustafa İldeniz,
sanıkların önceki gün saat 12.00 sıralarında Palm Beach
bölgesinde askere ait teller üzerinde asılı bulunan levhayı
söküp ZHXM 475 plakalı araçlarına koyduklarını söyledi.
Olayın
polisin bilgisine gelmesi üzerine olay yerinde, söz konusu araçta yapılan
aramada, levhanın bulunduğunu ve sanıkların yapılan
ilk sorgularında 1'inci sanığın "Kötü niyetim yok,
sanat koleji öğrencisiyim, dekor amaçlı aldım", 2'nci
sanığın da "İlgimi çekti, odama koymak için
aldım" dediğini anlatan savcı, sanıkların olay
tarihinden bir gün önce KKTC'ye geldiklerini ve o geceyi arabalarında
geçirdiklerini belirtti.
Savcı
İldeniz, söz konusu levhanın GKK'na ait olduğunu ve GKK'nın
bu olaydan şikayetçi olduğunu da vurguladı.
Daha sonra
mahkemenin kendilerine söz vermesi üzerine sanıklar özür diledi.
Dava ile ilgili
kararını açıklayan Yargıç Bahar Saner,
sanıkların, suçlarını kabul ettiklerini, özür
dilediklerini, bir gün poliste tutuklu kaldıklarını, genç
olduklarını ve hayat tecrübesinden yoksun olduklarını,
dikkate alarak sanıklara 300'er YTL para cezası verdi.
Para
cezalarını ödeyen iki sanık serbest kaldıktan sonra mahkeme
emriyle kendilerine iade edilen kiralık araçları ile Güney
Kıbrısa geçtiler.
KIBRIS 30/11/05
Ambargoya hayır
DEV KKTC
BAYRAĞIYLA YÜRÜYÜŞ... The Association of Cypriots Abroad (ATCA)
tarafından organize edilen eyleme katılanlar, İngiltere
başbakanlık binasının bulunduğu Whitehall Place'in
önünden başlayarak, "Kuzey Kıbrıs'a özgürlük", "Kıbrıs
Türktür Türk kalacak", "Doğrudan memleketimize uçmak
istiyoruz", "Blair görevini yap" sloganları ve
taşıdıkları dev KKTC bayrağıyla TC Londra
Büyükelçiliği'ne kadar yürüdü
TONY BLAIR'E
MEKTUP VERİLDİ... Aylar öncesinden hazırlıkları
yapılan büyük yürüyüşe katılan topluluk, pazar sabahı saat
11:00'de Whitehall Place'de, Kuzey ve Güney Londra'dan kiralanan otobüslerle
gelen yüzlerce kişiyle buluştu. Daha sonra ATCA heyeti, Başbakan
Tony Blair'e iletilmek üzere "Neden ambargolar
kaldırılmalı?", "Neden tanınmak istiyoruz?"
başlıklı iki mektubu başbakanlık yetkililerine
ulaştırdılar
Eylem ERAYDIN /
LONDRA
İngiltere'de
yaşayan yaklaşık bin Kıbrıslı Türk,
ambargoların kaldırılması ve KKTC'nin tanınması
talebiyle yollara döküldü.
The Association
of Cypriots Abroad (ATCA) tarafından organize edilen eyleme
katılanlar, İngiltere başbakanlık binasının
bulunduğu Whitehall Place'in önünden başlayarak, "Kuzey
Kıbrıs'a özgürlük", "Kıbrıs Türktür Türk
kalacak", "Doğrudan memleketimize uçmak istiyoruz", "Blair
görevini yap" sloganları ve taşıdıkları dev KKTC
bayrağıyla TC Londra Büyükelçiliği'ne kadar yürüdü.
200'e
yakın güvenlik görevlisinin koruması altında iki buçuk saat
süren yürüyüşte, katılımcılar
taşıdıkları dövizlerle ve şehit olan
yakınlarının fotoğraflarıyla dünya kamuoyuna ve
İngiltere hükümetine mesajlar verdi.
Bağımsız
bir lobi grubu olan The Association of Cypriots Abroad (ATCA) tarafından
aylar öncesinden hazırlıkları yapılan büyük yürüyüşe
katılan topluluk, pazar sabahı saat 11:00'de Whitehall Place'de,
Kuzey ve Güney Londra'dan kiralanan otobüslerle gelen yüzlerce kişiyle buluştu.
Daha sonra ATCA heyeti, Başbakan Tony Blair'e iletilmek üzere "Neden
ambargolar kaldırılmalı?", "Neden tanınmak
istiyoruz?" başlıklı 2 mektubu başbakanlık
yetkililerine ulaştırdılar.
Saat 12:00
civarında başbakanlık ve bakanlıkların bulunduğu
Whitehall Place'den yürümeye başlayan kalabalık, öğleden sonra
TC Londra Büyükelçiliği'nin bulunduğu Belgrave Square'a
ulaştı.
Burada da davul
zurna eşliğinde çeşitli gösteriler yapan topluluk,
Kıbrıs Türkünün özgürlüğüne kavuşturulması ve
haksız ambargoların kaldırılması için sloganlar
attı.
Dünya
yıkılsa bile Türkiye,
Kıbrıslı
Türklerin yanında olacaktır
ATCA
Başkanı Kerem Hassan ve bazı sivil toplum örgüt temsilcileri
Tony Blair'e ulaştırılması için verdikleri mektupların
bir kopyasını da TC Başbakanı Tayyip Erdoğan'a
iletilmesi için müsteşar Kerem Divanlıoğlu'na verdi.
Elçilik
binasında heyetle kısa bir süre sohbet eden Müsteşar Kerem
Divanlıoğlu, Kıbrıs Türküne uygulanan ambargoların
kaldırılması yönündeki her çabayı desteklediklerini
belirterek, KKTC'nin tanınması yönündeki talebin TC hükümetinin
şu andaki politikası olmadığını vurguladı.
Kıbrıslı
Türklerin endişelerini anladıklarını ifade eden
Divanlıoğlu, "Dünya yıkılsa bile Türkiye, her zaman
Kıbrıslı Türklerin yanında olacaktır. Siz bizim milli
davamızsınız ve sizi asla yalnız
bırakmayacağız" dedi.
Daha sonra
elçilik binası önünde bekleyen kalabalık topluluğun yanına
giderek birlik ve beraberlik çağrısı yapan müsteşar
Divanoğlu, "İngiltere demokratik bir ülke, yeter ki siz
İngiltere'de yaşayan Kıbrıslı Türkler olarak
haklarınızı aramaya ve İngiltere hükümetine baskı
yapmaya devam edin. Aramızdaki iç sürtüşmeleri bir kenara
bırakarak, ortak çıkarlarımız için birlikte
çalışın. Kuzey Kıbrıs adına daha çok lobi
çalışması yaparak, direkt uçuşların
başlaması, ekonomik, kültürel ve sosyal ambargoların
kaldırılması için tepkilerinizi daha etkin bir şekilde
kamuoyuna duyurun. Unutmayın ki, Türkiye her zaman sizin
yanınızdadır." Diye konuştu.
Yüzlerce Türk
ve KKTC bayrağının sokaklarda dalgalandığı
yürüyüşe, Londra da yaşayan Azeri Türkleri de destek verdiler.
Güzergah boyunca ATCA tarafından hazırlanan ve yürüyüşün
amacını anlatan broşürler, çevredeki izleyicilere
dağıtıldı.
KIBRIS 29/11/2005
Soyer: Rum önerileri Bizans siyaseti
Başbakan
Ferdi Sabit Soyer, Rum basınına Rum tarafının Annan
Planıyla ilgili değişiklik önerileri diye
yansıyanların, Rum Yönetiminin küçük bir politik manevrasından
öte birşey olmadığını söyledi.
Başbakan
Ferdi Sabit Soyer, bugünkü bir kabulü sırasında gazetecilerin sorusu
üzerine, Rum basınında çıkan Rum tarafının BMye
sunduğu önerileri değerlendirdi.
Başbakan
Soyer, basına öneriler diye yansıyanların, BM Genel
Sekreterinin temsilcisi Prendergastın Kıbrısa yaptığı ziyarette
Rumların sözlü olarak ilettiği görüşler olduğunu belirtti.
BM
Genel Sekreterinin, Annan Planının felsefesi ve özüne sadık
kalınarak listelenmiş değişiklik önerilerini
yazılı olarak istediğini, fakat Rum tarafının bunu
yerine getirmediğini kaydeden Soyer, Rum basınına
sızdırılan hadise, BMnin ve dünyanın kendinden
beklediğini yerine getirdiği izlenimini vermeye dönük küçük bir
politik manevradan öte birşey değildir. Bunun adına tarihte
Bizans siyaseti denmektedir. Bu onun bir parçasıdır dedi.
Soyer,
sözlü olarak ortaya konan görüşlerin, Annan Planının özüne ve
felsefesine aykırı olduğunu belirterek, çünkü Kıbrıs
Türk halkının siyasi eşitliğine, toplumsal
varlığına karşıtlığı içeren bir
görüşler bütününü taşımaktadır ve Kıbrısın
siyasal gerçekliğiyle uyum sağlamayan içeriktedir. Bu sözlü
görüşler, Onun, Annan Planını öldürmek istediğinin
açık delilidir. Kıbrıs Türk tarafı olarak da, bizim böyle
bir tavrı tasvip etmemiz, mümkün ve olanaklı değildir
şeklinde konuştu.
KIBRIS 30/11/05
Barikatı hemen kaldırın...
Başbakan
Ferdi Sabit Soyer, Lokmacı Barikatının açılması için
attıkları ileri bir adımın Kıbrıs Rum yönetimince
Yeşil Hattın ihlali olarak yorumlanmasını akıl
almaz bir yaklaşımolarak değerlendirerek tepki gösterdi.
Soyer,
adanın bölünmüşlüğünden sorumlu tuttuğu Papadopulos
yönetimine Lokmacı Barikatının karşısında
oluşturduğu ve bir tapınma yerine döndürdüğü
barikatını kaldırma ve Lefkoşayı bölücü niyetiyle
bölünmüş durumda tutmaktan vazgeçme çağrısıyaptı.
Atatürk
Stadı VIP Salonunun temel atma töreninde konuşan Soyer,
barikatın açılması için yapılan bütün çalışmalara
bağlı olarak Türk askerinin Yeşil Hattı ihlali gibi
anormal ve garip açıklamalarla meseleyi çarpıtmaya çalışan
Rum Yönetiminin bir anlamda kendi
korkusunu; kapalı kalmanın,
izolasyonun, bölünmenin baş sorumlusunun kendi olduğu gerçeğini
kendi eliyle de teyit etmekte olduğunu söyledi.
Soyer,
Biz Yeşil Hattı çiğnemiyoruz.Yeşil Hattın
üstünden yıllardır
Kıbrıs Rum egemen güçlerinin yarattığı bölücülüğü
aşmak için hakkımızı ve diğer bütün
imkanlarımızı kullanarak
açılımı sağlayacak adımları atıyoruz
dedi.
Anormal
ve garip açıklamalar...
Lokmacı
Barikatının açılması için attıkları ileri bir
adımın Kıbrıs Rum yönetimince Yeşil Hattın
ihlali olarak yorumlanmasını akıl almaz bir
yaklaşımolarak değerlendirerek tepki gösteren Soyer,
barikatın açılması için yapılan bütün çalışmalara
bağlı olarak Türk askerinin Yeşil Hattı ihlali
gibi
anormal ve garip açıklamalarla meseleyi çarpıtmaya
çalıştığını belirttiği Rum yönetimin bir anlamda kendi korkusunu; kapalı kalmanın, izolasyonun,
bölünmenin baş sorumlusunun kendi olduğu gerçeğini kendi eliyle
de teyit etmekte olduğunu söyledi.
Başbakan
Soyer, Lokmacı Barikatının
Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığının denetim ve
kontrolünde ve yıllar boyu Kıbrıs Türk halkının müdafaa
edilmesi, Enosis ve diğer başka saldırılara
karşı, kendisini müdafaa etmek için oluşturulan bir hattın
çok sembolleşmiş bir yeri olduğuna işaret ettiği
konuşmasında şunları kaydetti:
Lokmacı
Barikatı kesinlikle Güvenlik Kuvvetleri
Komutanlığımızın denetim ve kontrolünde ve yıllar
boyu Kıbrıs Türk halkının müdafaa edilmesi, Enosis ve
diğer başka saldırılara karşı, kendisini müdafaa
etmek için oluşturulan bir hattın çok sembolleşmiş bir
yeridir. Lokmacı Barikatı 1963ten beri var olan bir barikattır
ve Kıbrıs Türık halkının kendisini bu topraklardan
silmek isteyenlere karşı kendisini müdafaa etme noktasında
sembolleşmiş ve cisimleşmiş bir
varlığıdır. Bunu GK Komutanlığımız
yıllar boyu korumakta ve bu bölgede otoritesini sürdürmektedir. Şimdi
Yeşil Hat İhlal edildi denilmektedir. Yıllardır var olan
nöbetçi kulübesinin yerini bir anlamda barikatı aşmak için
kaldıran Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığımız emniyet
açısından da var olan bir duvarı ki bu duvar çok açık bir
şekilde gözüküyordu-
Cumhurbaşkanlığımız, hükümetimizle işbirliği
içinde ve Lefkoşa Türk Belediyesinin
aktif girişimiyle orta yerden kaldırmış ve bu
noktada bu açılımı gerçekleştirmek için Kıbrıs
Türk halkı ileri bir adımı yerine getirmiştir.
Yeşil
Hattı çiğnemiyoruz
Biz
Yeşil Hattı çiğnemiyoruz.Yeşil Hattın üstünden yıllardır Kıbrıs Rum
egemen güçlerinin yarattığı bölücülüğü aşmak için
hakkımız ve diğer bütün imkanlarımızı kullanarak,
açılımı sağlayacak adımları biz atıyoruz.
Soyer,
Rum yönetimine Lokmacı Barikatının karşısındaki
barikatı kaldırma ve Lefkoşanın bölünmüşlüğünün
kaldırılması yönünde Kıbrıs Türk halkının
attığı adımalara destek olma çağrısında da
bulundu ve şunları ifade etti:
Rum
yönetimine çağrı
Bunun için Papadopulos yönetimine hemen
Lokmacı Barikatının karşısında
oluşturduğu ve bir tapınma yerine döndürdüğü
barikatını kaldırma çağrısı yapıyorum ve
Lefkoşayı bölücü niyetiyle bölünmüş durumda tutmaktan
vazgeçmeye çağırıyorum. Onun için Kıbrısı ve
Lefkoşayı bölenin bizzat Rum egemen güçleri olduğunun simgesel
durumu olan bu uygulamadan Papadopulosu ve onun idaresini vazgeçmeye, geri
durmaya ve Kıbrıs Türk halkının attığı
barış ve çözüme doğru adımlara işbirliği ve
destek olmaya davet ediyorum. (tak)
Erk: Lokmacıdan geçişler en geç yılbaşına
başlar
Lefkoşa
Türk Belediyesi Başkanı Kutlay Erk, yeni kapılar açmak istemeyen
Rum tarafının daha önce olduğu gibi Lokmacıda da
fabrikasyon açıklamalarla işi oyalamaya
çalıştığını söyledi.
Yeşil
Hatta tecavüzün söz konusu olmadığına da işaret eden Erk,
Herşey olması gerektiği gibidir. Onların kapıyı
açmaya niyeti yok. Fabrikasyon açıklamalarla kendilerine gerekçeler
yaratmaya çalışıyorlar. Kapının
açılmasını kesinlikle istemiyorlar dedi.
Bir
açıklama yapan Kutlay Erk, Lokmacı Kapısının
açılışı ile ilgili çalışmaların,
Lefkoşa Türk ve Rum belediyeleri ile UNOPS-PFFın (BM Proje
Hizmetleri Ofisi ve Gelecek İçin Ortaklık Programı) yer aldığı Lefkoşa
Master Planı ekipleri tarafından hazırlanan projeler
çerçevesinde başlatıldığını belirtti.
LTBnin
olaya çok ciddi yaklaştığını, söylediklerinin
arkasında durarak duvarı yıktıklarını söyleyen
Erk, geçişi kolaylaştırıp, askeri
çalışmaları engellememek için yayalara üst geçit yapmaya
başladıklarını kaydetti. Erk, elektrik ve telekomunikasyon
alt yapısı için gereken çalışmaların da hafta sonu
ilgili dairelerce gerçekleştirildiğini söyledi.
Tehlikeli
olan binaların güvenliğinin sağlanabilmesi için Lefkoşa
Master Planı ekiplerince hazırlanan projelerle ilgili
çalışmaların da UNOPS-PFF desteğiyle yürütüldüğünü
kaydeden Erk, BM kontrolünde bulunan ara bölgedeki mayınların uzun
süre önce temizlendiğine işaret etti.
Erk, ara
bölge ve Rum tarafında yapılacak fazla bir iş
olmadığına dikkat çekerek, Rum tarafının, Lokmacı
Kapısının açılışına Türk tarafı kadar
ciddi yaklaşması halinde karşılıklı
geçişlerin en geç yılbaşında başlayabileceğini
kaydetti.
Erk,
Ancak Rumların açıklamaları ciddi değil. Açmaya niyetleri
yok. Hazır olmadığı gibi bu yönde bir hazırlık da
yapmıyor dedi
Erk,
hükümetten, Bostancıda olduğu gibi Rum tarafı hazır olsa
da olmasa da, Türk tarafı çalışmalarını
tamamlayıp, gerekli güvenliği sağlaması halinde
kapının açılmasını talep edeceğini söyledi.
Yeni
kapı istemiyorlar
LTB Başkanı Erk, AB ve diğer kuruluşlara yeni kapılar açmak istediğini söyleyen Rum tarafının gerçek olmayan engellere dayanarak yaptığı açıklamalarla aslında bunu istemediğini, Bostancıda olduğu gibi bir kez daha ispatladığını kaydetti.
Lefkoşa
Rum Belediye Başkanı Mihalakis Zampelasın Kapının
açılışıyla ilgili bir anlaşmamız yok yönündeki
açıklamasını da değerlendiren Erk, bunun doğru
olmadığını, projenin uzun süre önce
yapıldığını söyledi. Erk, Ancak açılış
için ona başvurmamızı istiyorlarsa, bu olmayacak. Biz ona
değil, UNOPSa başvururuz dedi.
Kutlay
Erk, bir başka soruya verdiği yanıtta, barikat için
başlatılan çalışmalarla Yeşil Hata bir tecavüzün söz
konusu olmadığını, Yeşil Hatı kontrol eden
BMden de bu yönde hiçbir uyarı almadıklarını belirtti.
Askerin
kontrolündeki bölgenin sivil kontrolüne geçtiğine işaret eden Erk, Her
şey olması gerektiği gibidir. Onların kapıyı
açmaya niyeti yok. Fabrikasyon açıklamalarla kendilerine gerekçeler
yaratmaya
çalışıyorlar.
Kapının açılmasını kesinlikle istemiyorlar dedi.
(tak)
Akıncı:
Lokmacı yılbaşından önce açılmalı
Barış ve Demokrasi Hareketi (BDH) Genel
Başkanı Mustafa Akıncı, Lokmacı Barikatının
yılbaşından önce açılarak, iki toplumun
yılbaşını surlar içinde beraber kutlamasına olanak sağlanması
gerektiğini belirtti.
Mustafa Akıncı dün yaptığı
açıklamada, her sınır kapısının
açılması yönünde karar alınması sonrasında
yaşanan karşılıklı suçlamaların, Lokmacı
Barikatı konusunda da yaşandığına dikkat çekerek,
Birleşmiş Milletlerin devreye girip sorunun çözümüne katkı
yapması gerektiğini ifade etti.
Akıncı, Açılması yönünde karar
alınan her barikattan önce kavga yaşanıyor.
Karşılıklı suçlamalar yapılıyor. Biz açmaya
hazırız ama öteki taraf hazır değil sözleri
karşılıklı olarak sarfediliyor. Merak ediyoruz acaba BM ne
yapıyor dedi (tak)
Rum yönetiminde Lokmacı
paniği!
Güney
Kıbrısta yayınlanan Poltis ve diğer gazeteler, Lidra
(Lokmacı) Barikatının açılması faaliyetlerinin
statükonun ihlali olduğunu iddia ettiler, Rum Sözcü Kipros
Hrisostomidisin bu yöndeki açıklamalarına yer verdiler.
Haberi Statüko İhlali Hrisostomidis
Lidranın Açılmasının Oyun
Olduğunu Söylüyor başlığıyla veren
POLİTİSe göre, Rum Sözcü Kipros Hrisostomidis dün bölgeyi ziyaret
ettikten sonra şu açıklamada bulundu:
Kıbrıs
hükümeti Yeşil Hatta müdahaleyi ve işgal ordusunun Lidra üzerinde geçiş
noktası açmak suretiyle askeri avantajlarını genişletme
çabalarını kabul etmemektedir. Bu girişimler, statükonun net
şekilde ihlali ve 1974den beri Yeşil Hat için yapılan
anlaşmaların ihlalidir. ERMU Caddesi üzerinde, altında Türk
ordusunun devriye yapacağı üst geçit önerisi gibi bir öneri olamaz.
Hükümet BMyle sürekli temastadır ve gerekli tüm girişimlerde de
bulunmaktadır. (Rum basını)
YENIDUZEN 29/11/2005
Rumlar kapıya da OHİ dedi
Ömer BİLGE LEFKOŞA
Kıbrıstaki ara bölgede yeni
kapılar açılmamasından Türkleri sorumlu tutan Rumlar, KKTCnin
Lokmacı barikatını yıkması üzerine, iki taraftaki
çarşıları birleştirecek yolu açmayı kabul
etmişti. Ancak şimdi Türkiyenin emrivaki yaptığını
ileri sürerek kararından caydı.
KIBRIS Rum Yönetimi, Yeşil Hat ile bölünmüş
Lefkoşayı fiili olarak birleştirecek Lokmacı
barikatını açma kararından vazgeçtiğini açıkladı.
Bugüne kadar her uluslararası ortamda kentin bölünmüş
kalmasından Türk askerini suçlayan Rumlar, Kıbrıslı
Türklerin hızlı bir şekilde kapı açma çalışmalarına
başlamasıyla blöf yaptıklarını ilan ettiler.
Lefkoşanın Türk ve Rum kesimlerinden tek geçiş noktası BM
denetimindeki Ledra Palace kontrol noktasıydı. Rum Yönetimi,
Lefkoşayı Avrupanın son bölünmüş kenti olmasından
dolayı işgal altında diye niteliyor ve yeni kapılar
açılmamasından Türkleri sorumlu tutuyordu. Rum propagandasıyla
harekete geçen BM ve AB, Uzun Yol diye bilinen kentin Türk ve Rum
çarşılarını birleştirecek yolun açılması için
proje hazırladı. Rumlar, yol üzerindeki kontrol noktası
Lokmacı barikatını Türk askerlerinin
kaldırmayacağını ileri sürdü.
Ancak KKTC yetkilileri Rumların blöfünü görerek geçen hafta Lokmacı
barikatını ve yol çevresindeki mayınlı bölgeyi temizleme
faaliyetlerine başladı. Türkiye Büyükelçiliği temizleme çalışmalarına
500 bin YTL yardım yaptı. Lefkoşa Türk Belediyesi kısa süre
içinde yolun açılmaya hazır olduğunu ilan etti.
Papadopulos hükümeti ise kapının açılmasına verdikleri izni
geri çektiklerini ve durumu BMye bildirdiklerini açıkladı. Rum
Hükümet Sözcüsü Kipros Hrisostomidis, kapının açılması ile
Türk askerinin oldu-bitti yaparak avantaj sağlayacağını,
bu nedenle izni geri çektiklerini söyledi.
HURRIYET
30/11/2005
Çaldığı Türk bayrağını teslim
etti
Kıbrıslı
Rum parlamenter Marios Matsakis, Yeşil Hat üzerindeki
AkıncılarKıraçköy yolunda inşası devam eden nöbet
kulübesinden kaçırdığı Türk bayrağını
Brüksel'de yayın yapan ABHaber 'e geri verdi.
ABHaber Genel Yayın Müdürü Vakur Kaya (sağda),
bayrağı Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetine teslim
alırken "Kıbrısta taraflar arasında diyaloğa ve
çözüm sürecine hiç bir katkısı olmayan ve gündemi gereksiz yere
işgal eden bir konu kapanmış oldu. KKTC topraklarından
alınmış bayrak, yine aynı topraklara iade edilmiş
olacak" diye konuştu. Avrupa Parlamentosu üyesi Cem Özdemir,
ABHaberi tebrik etti.
Matsakis ile Vakur Kayanın görüşmesinde Rum parlamenter
bayrağı Başbakan Recep Tayyip Erdoğana vermek
istediğini söyledi. ABHaber ise, bu hareketin diyaloğa ve çözüm
çabalarına bir katkısı olmadığını, tam
tersine zarar verme potansiyeli taşıdığını
anlattı.
Matsakis, bayrağı geri verirken yaptığı
açıklamada, amacının Kıbrıs adasının tüm
yabancı ordulardan arındırılması olduğunu
savundu. Rum parlamenter, Türkiyeye barış mesajları vermeyi de
ihmal etmedi.
Marios Matsakis, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talata
yönelik eleştrilerini ise sürdürdü. Kıbrısta iki devlet olmaz
diyen Matsakis, Cumhurbaşkanı Talatın ABD ve İngiltere
tarafından kandırıldığını öne sürdü.
HURRIYET
30/11/05
Duvar yerine köprü...
GEÇEN pazar günü Güney Kıbrıs'ın Larnaka kentinde Türk ve Rum
gençlerinin düzenlediği etkinliğin adı anlamlı idi:
"Bölünmüş Ülkede Halk Birleşiyor"...
İki ayrı istikametten gelip bir ortak noktada buluşan Türk ve
Rum katılımcılar pankartlar ve sloganlarla beraberliği seslendirdiler,
birlikte şarkı söylediler, dans ettiler...
"Gençliğin Barış İçin Buluşması" (YEP)
hareketinin Rum Başkanı Nikos Anastasiu, yaptığı
konuşmada, "iki toplum arasında köprülerin kurulması
için" çalışacaklarını ve buna hiçbir gücün engel
olamayacağını söyledi.
Bu sözlerin Lefkoşa'da iki toplumu birbirinden ayıran bir
duvarın yıkıldığı ve
karşılıklı geçişleri kolaylaştıracak bir
köprünün kurulmasına çalışıldığı bir
sırada söylenmiş olması, ilginç bir rastlantı.
Ama ne yazık ki, bu girişimlere karşı gösterilen
"engelleyici" tepkiler, Kıbrıs'ın
"birleştirici" köprülerin kurulmasında çok
zorlandığını ortaya koyuyor...
***
GEÇEN perşembe gecesi Lefkoşa'nın ana merkezlerinden birini
ayıran Lokmacı mevkiinde, bir grup Türk askeri, buldozerlerle burada
ta 1963 olaylarından beri duran barikatı yıktı. Amaç
böylece Ledra Caddesi'ni açmak ve yayalar için bir üst geçit kurmaktı.
Duvarın yıkılmasıyla birlikte bu köprünün kurulması,
bölünmüş Lefkoşa'nın iki kesimi arasında
gidiş-gelişleri kolaylaştıracak bir geçiş noktası
açmış olacaktı... Daha da önemlisi, bu olay iki toplum
arasında eski duvarların yerine yeni köprülerin kurulmakta
olduğunu müjdeleyecekti.
Evet, Lokmacı barikatı yıkıldı, ama şimdilik
köprünün kurulup kurulamayacağı belli değil. Çünkü Rum yönetimi
buna karşı çıkıyor. Bunun için ileri sürülen gerekçe de,
Türk tarafının böylece "askeri hareket kabiliyeti
sağlayacağı, Yeşil Hattı kontrol edeceği ve ara
bölge statüsünü çiğneyeceği"dir!
Papadopulos yönetimi Türk tarafına, karşılıklı
temasları artıracak bu kararı yaşama geçirmesine destek
olacağına tam aksine köstek olmakla, gerçekte bölünmüşlüğü
bütünleşmeye tercih ettiğini bir kez daha göstermiş oldu.
***
RUM tarafı aynı duygularını bir başka Türk
inisiyatifine karşı da sergiledi.
Gene geçen hafta KKTC Bakanlar Kurulu, Ankara'dan gelen işaret
doğrultusunda, Rumların Kuzey'de 1974'ten önce sahip oldukları
gayrimenkullerinin iadesini veya tazminini (tabii belirli koşullar
çerçevesinde) sağlayacak bir karar aldı.
Buna göre yeni kurulan (4'ü Türk, 2'si yabancı, toplam 6 üyeli) bir
komisyon, Rumlardan gelecek talepleri inceleyecek. Belirlenen kriterlere göre,
eğer talep haklı görülürse, mal iade veya tazmin edilecek. Aksi
takdirde, başvuru sahibi talebini KKTC'deki mahkemeye, nihayet ondan da
istediği yönde bir karşılık almazsa Avrupa İnsan
Hakları Mahkemesi'ne (AİHM) sunabilecek...
Açıkçası Türkiye'nin bu adımı atmasının önemli
nedeni, AİHM'nin sık sık tazminat taleplerine muhatap
olmasıdır. Bu aynı zamanda KKTC'deki hukuk sisteminin de fiilen
kabullenilmesi anlamına gelecektir. Rum tarafı da zaten bu nedenle bu
jesti elinin tersiyle itmiş bulunuyor. Oysa bu konuda pek çok Rum
farklı düşünüyor ve bu fırsatın
kaçırılmamasını istiyor.
Eğer eski duvarlar yıkılmaz, yeni köprüler kurulmazsa, adadaki
iki toplum kaynaşabilir, ada birleşebilir ve yıllanmış
Kıbrıs sorunu çözümlenebilir mi?
SAMI KOHEN
30/11/05 MILLIYET
Fener Rum Patriği Bartholomeos
Bizans
ihya edilemez
Patrik, "Bazıları, ikinci Vatikan olmak istiyorlar diyor.
Bunları katiyetle yalanlıyoruz. Devlet içinde devlet kurmak ve
patrikhanenin siyasi bir güce dönüşmesi Ortodoks kilisesinin kaidelerine
terstir" dedi.
SOHBET ODASI
DERYA SAZAK
Heybeli
izlenimleri
Patrik söyleşisi, Heybeliada'ya giderken, Ataköy Marina'dan kalkan Halki
yatında başladı, altı saatlik maratonun ardından Fatih
Sultan Mehmet'in İstanbul'un fethi sonrasında Rumların dini
ibadetlerini serbestçe yapabilecekleri konusunda Patriğe verdiği
'Milletbaşı' fermanıyla ilgili mozaiğin altında
Bartholomeos ile çektirdiğimiz fotoğrafla Fener'de son buldu.
Ercan Arslan, her anı özenle fotoğrafladı. Dini bayramları
nedeniyle Patriğin ABD'den gelen konukları vardı. Heybeliada
Ruhban Okulu'nda aynı sıraları
paylaşmışlardı. Faytonla tepeye tırmanırken,
arabacının 'Biz çoktan AB'ye girdik' diye açıkladığı
AB-Türkiye bayrakları yabancı konukların da ilgisini çekti.
Patrik, mezun olduğu okulda dolaşırken çocuklar gibi şendi.
Kütüphaneyi, bahçedeki şapeli, dershaneleri, yatakhaneleri gezdirdi.
Tarihi ikonalar, eski eserlerle ilgili bilgi verdi. Lisenin Türk müdürü okulda
bulunuyor. Heybeliada'nın tepesinden deniz bir başka güzel. Bahçede
Patriğin beslediği hayvanlar var. Tavus kuşu, keçiler ve
koyunlar. Yunanistan'dan turistler geziyordu... Tarihi değerdeki Hz.
İsa ve Meryem Ana ikonaları, Metropoliten Müzesi'nde
sergilenmiş.
Sıcak bir insan Patrik, dini ritüellerdeki görüntüsünün aksine, hayata
esprili bakıyor.Yeni Papa 16. Benediktus'un Türkiye'de basılan AB
kitabındaki 7.5 YTL fiyatı görünce 'Papa ucuza gitmiş!' diye
takıldı. Dünyada 5 milyondan fazla satılan 'Da Vinci
Şifresi'ni sorduk, vakit bulup okuyamamış. Yakında ABD'ye
gidecek. Seneye Papa'yı İstanbul'da ağırlayacak. Diplomatik
yönüyle de öne çıkan bir Partik, Bartholomeos. Baharı, memleketi
Gökçeada'da karşılamayı seviyor. Köyüne gidiyor. Eşek
sırtında adayı geziyor.
Ruhban okulundaki Atatürk büstünde yazılı 'Hayatta en hakiki
mürşit ilimdir' sözlerini anımsatırken, 'İlim okulda
yapılır ama burası kapalı' demekten kendini alamadı.
Atatürk'ün yağlıboya bir tablosu Fener Rum Patrikhanesi'ndeki makam
odasının duvarında asılı.
DERYA SAZAK: Heybeliada Ruhban Okulu'nun açılması
tartışmaları AB sürecinde hız kazandı. Türkiye,
patrikhanenin Ortodoks âlemi üzerindeki 'ekümenlik' iddiasını
tanımıyor. Lozan'ın kiliseye evrensel nitelik kazandıracak
şekilde tartışmaya açılmasını ileride Vatikan
benzeri bir yapılanmaya 'devlet içinde devlet olmaya' götürebileceği
gerekçesiyle karşı çıkıyor. Bugün Heybeliada'da bütün bu
kavganın odağındaki okuldayız. Siz de 1961'de buradan mezun
olmuşsunuz. Okul, Osmanlı döneminde tarihi bir manastırın
etrafında 1844'te kurulmuş, 1971'de Anayasa
değişikliği ile özel yüksekokulların
devletleştirilmesi sırasında kapatılmış. Lise
bölümü 'resmen' açık görünüyor. İlahiyat kısmı 34
yıldır kapalı. Ruhban okulunun açılmasındaki bunca
ısrar neden?
BARTHOLOMEOS: Aya Triada Manastırı Ortodoks inancının
kutsal mekânlarından biri. Tarihçiler Aziz Fotios tarafından 9.
yüzyılda kurulan manastırın Hıristiyanlığın
Kutsal Üçlüsü'ne (Aya Triada) ithaf edildiğini belirtiyor. Hazreti
İsa'nın çarmıha gerilişi ve acıları dindiren
Meryem Ana kutsal ikonaları asırlar önce yapılmış.
İki sene önce Başbakan Erdoğan'ın da isteğiyle New
York'a götürülerek Metropolitan Müzesi'nde sergilendiler. 1500'lü
yıllardan kalma kutsal kitap tefsirlerinin yer aldığı
hazine değerinde bir kütüphaneye sahibiz. Aya Triada Manastırı
İstanbul'un fethinden sonra da varlığını
sürdürmüş, eski yapı II. Abdülhamit'in izniyle yeniden
yapıldı. 1844'te teoloji eğitimi veren bir okul
açılmıştır.
Kapatma haksızdı
Gerek Osmanlı döneminde gerek Cumhuriyet döneminde çok patrik
yetiştirdi. İskenderiye, Şam patrikleri buradan mezun oldular.
Okul 1971'e kadar açık kaldı, buradan mezun olanlar yalnızca
ruhaniliği seçmedi, akademisyenler, lise hocaları çıktı.
Ruhban okulunun tartışılmasının nedeni bizce
haksız yere kapatılmış olması ve dünya Ortodoks
âleminde birinci makam olan İstanbul Rum Patrikhanesi'nin kendi
elemanlarını yetiştirme imkânından mahrum edilmesidir.
Birinci makam derken, 'ekümenlik' tartışması...
Bir hiyerarşi var Hıristiyan-Ortodoks âleminde, 15-16 müstakil kilise
var. Otosefal veya otonom, iç işlerinde bağımsızdırlar
fakat Ortodoksluğu ilgilendiren konularda İstanbul Patrikhanesi'nin
hiyerarşi açısından birinci makam olarak bir koordinasyon
yetkisi vardır. Panortodoks toplantılarına davet etmeye ve
riyaset etmeye hakkı vardır. Bu da kilisenin ekümenik konsillerinin
kaidelerine dayanan bir haktır, imtiyazdır. Ve bu bütün Ortodoks
kiliseleri tarafından tanınan ve kabul edilen bir statüdür.
İstanbul'dan sonra, İskenderiye, Şam, Kudüs, Moskova,
Sırbistan diye sıralanır. Bu hiyerarşide İstanbul
patrikhanesi birinci olmaya devam edecektir.
Vatikan da kabul ediyor
Bu gücünü nereden alıyor?
İstanbul, fethedilene kadar kiliseye bazı imtiyazlar verilmiş.
Ortodoks kiliseleri tarafından değil, Vatikan ve Protestan kiliseleri
tarafından da kabul ediliyor. Mesela Papa, Vatikan yönetimi Ortodoks
âlemiyle diyalog kurmak veya inisiyatif almak istediği zaman İstanbul
Patrikhanesi ile temas kuruyor. II. Jean Paul'ün ölümünden sonra yeni papa
seçilince Katoliklerle diyaloğumuza hız vermek amacıyla eylül
ayında bütün Ortodoks kiliseleri temsilcilerini İstanbul'a davet
ettik, görüştük.
Katolik ve Ortodokslar arasında tarihte çatışmalar,
savaşlar yaşandı, ayrılık oldu...
50 sene öncesine kadar ilişkimiz kopuktu.
Karşılıklı aforoz beş asırdan fazlaydı.
İstanbul Patriği Athenagoras, 1964'te Papa 6. Paul ile Kudüs'te
buluştu ve yeni bir çığır açtılar. Ben Heybeliada'dan
sonra Roma'da okudum. Katolikleri yakından tanıyorum. Ölen Papa,
1979'da Türkiye'yi, patrikhanemizi ziyaret etmişti. Katoliklerlel,
Protestanlarla da teolojik diyalog ve dostluğumuzu sürdürüyoruz. Müslüman
âlemiyle, Museviler ile köprüler kurduk. Şimdi bu 'dinlerarası
diyalog' moda haline geldi. Biz bunun öncüsüyüz. 20-25 sene önce
başladık bu görüşmelere.
Fatih'in Fermanı
İstanbul fetihten önce yağmalandı. O tarihte götürülen
'kutsal emanetleri' geri almışsınız. Neydi bunlar, ikonalar
mı?
O dönemden kalma çok değerli emanet var. Ben aziz mertebesine
erişmiş iki büyük selefimin reliklerini (kemikleri) istedim, Roma'da
St. Peter Kilisesi'nde muhafaza ediliyordu, Papa bir mektupla bunları
İstanbul Rum Patrikhanesi'ne iade etti.
Haçlı Seferleri'nin İslamiyetin Kudüs'teki
varlığına son vermek amacıyla düzenlendiğini
biliyorduk, o arada Doğu Roma'nın başkenti de
saldırıya uğramış, yağmalanmış...
1204 senesinde Latinler, Katolikler tarafından fethedildi. İmparator
ve Patrik İstanbul'u terk etmek mecburiyetinde kaldılar. İznik'e
taşındılar. Haçlılar Doğu'ya giderken İstanbul'da
durdular ve dönemin Konstantinopolis'ini fethettiler. Ortodoksları
ezdiler. Kiliseleri yağma ettiler, kutsal eşyaları
yağmaladılar ve Avrupa'ya götürdüler. Bu durum 57 sene sürdü. 1261'e
kadar...
Fatih Sultan Mehmet, İstanbul'u 1453'te fethediyor, Rum Patriği'ni
çağırıyor ve bir ferman veriyor. Sanıyorum şimdi
Fener'deki patrikhanenin duvarında temsili resmi var. Fatih'in
fermanı o zaman ne anlama geliyor?
Çok önemli bir jest ve metindir. Çünkü Hıristiyanların buradan
gitmesini istemediğini gösteren bir belgedir. Hayatlarına, örf ve
âdetlerine yeni idare altında devam etmelerine müsaade etmişti.
Patriği 'Milletbaşı' olarak ilan etmişti. Yalnız
Rumların dini lideri değil Osmanlı İmparatorluğu'ndaki
bütün Hıristiyanların mesul temsilcisi olarak kabul edilmişti
Patrik. Sırp Ortodoksları veya Bulgar Ortodoksları için
Babıâli'ye karşı sorumlu olan ve onların adına
konuşabilen İstanbul Patriği idi. 'Milletbaşı', sadece
Ortodoks milletinin, yalnız Rumların değil Ortodoks âleminin
başı.
Müftülerin hakları
Ancak Patriğe tanınan yetki, siyasi ve idari olmaktan çok,
'izdivaç, vaftiz, defin' gibi sosyal ve ruhani alanlarda değil mi? Tarih
kitaplarında öyle okumuştuk.
Bugün Batı Trakya'daki müftülerin hakları neyse onlar. Vasiyet, miras
gibi alanları da düzenliyordu ferman. Lozan Antlaşması'yla bu
imtiyazlar İstanbul Patriği'nin elinden alındı, çünkü
Türkiye'de Medeni Kanun kabul edilmişti. 1923'ten sonra Patriğin
yalnız dini imtiyazları korundu.
Patrikhane bugün de yönetsel, siyasi hedeflerin peşinde değil,
öyle mi?
Hayır, bugün de istemiyoruz. Bazıları diyorlar ki, 'Rum
Patrikhanesi yok Bizans'ı ihya etmek istiyor', 'İkinci Vatikan olmak
istiyor'. Bunları katiyetle yalanlıyoruz. Defalarca söylediğim
gibi, 'devlet içinde devlet kurmak' ve patrikhanenin siyasi bir güce
dönüşmesi Ortodoks kilisesinin kaidelerine ters düşüyor.
Türkiye Cumhuriyeti hükümeti, patrikhaneye böyle bir öneride bulunsa bile, yani
siz 'İkinci Vatikan olabilirsiniz' dese bile bunu reddederiz.
Sezar'ın hakkı Sezar'a
Ortodoksluk dünyevi konularda güç ve iktidar arayışında değil
mi?
İncil'de Mesih İsa'nın sözleri var: 'Sezar'a ait olanı
Sezar'a, Allah'a ait olanı Allah'a vereceksin.' Biz buna inanıyoruz.
Seküler alana girmek istemiyorsunuz.
İstemiyoruz. Mahsus yazılıyor ve tekrar ediliyor.
Bu güvensizlik neden?
Önyargılar, bilinçsizlik var, şimdi herkes Lozan'dan bahsediyor. Kim
okuyor, Lozan Antlaşması'nı? Ama herkes Lozan'dan
konuşuyor. Okusunlar bakalım, ne bulacaklar?
Lozan uygulanmadı
AB Komisyonu Temsilcisi Kretschmer, Lozan Antlaşması'nın daha
geniş yorumlanmasını isteyen bir demeç verdi.
Lozan Antlaşması keşke Rum cemaatinin 100 binden fazla
olduğu zaman tatbik edilseydi. Lozan uygulanmadı.
Lozan'da azınlıklar açısından uygulanmayan maddeler var
mı?
Lozan'ın tanıdığı Rumların Ermenilerin ve
Musevilerin dini eğitim hakları vardır, kendi olanaklarıyla
dini okul açabilir, din adamı yetiştirebilir deniyor. İstanbul
eski valisi Erol Çakır bir gün beni vilayete çağırdı,
Ankara'dan Dışişleri'nden bir emir geldi size bunu iletiyorum,
'Ekümenik kelimesini bir daha kullanmayın' dedi. Ben de valiye dedim ki,
'Lozan'da böyle bir şey yok ama azınlıkların dini
eğitim hakları var. Ruhban okulunu kapatmakla bizi bu haktan mahrum
etmiş oluyorsunuz. Lozan'ı çiğniyorsunuz.'
Heybeliada Ruhban Okulu'nun kapalı olması...
Lozan'a aykırıdır.
2.
Roma yok ki üçüncüsü olsun
Rusya'daki Ortodoksluğun güçlenmesi de bu dönemde mi, gerçi Fatih
İstanbul'u fethettikten sonra Rus çarları kiliseye kapıyı
açıyorlar.
Çarlık Rusya'sında 'Üçüncü Roma teorisi' çıktı.
Rusların mantalitesine göre 'Birinci Roma düştü, Katolik oldu'. Yeni
Roma olarak adlandırılan İstanbul Türklere geçti. Ruslar, bu
manevi güç kaybını 'Artık Ortodoksluğun merkezi biziz'
diyerek lehlerine çevirmeye çalıştılar. Patrikhanemiz bu teoriyi
hiçbir zaman kabul etmedi. Çünkü biz diyoruz ki 'İkinci Roma yok ki,
Üçüncü Roma olsun. İstanbul'un kilise açısından ikinci adı
'Yeni Roma'dır.
Bugün nasıl anmak gerekiyor?
Bugün patrikhanemizin veya Patriğin tam unvanı Konstantinopolis...
Yeni Roma Başpiskoposu ve Ekümenik Patrik.
İstanbul'u hâlâ Konstantinopolis diye mi anıyorsunuz? Peki,
Konstantinopolis, şimdi kavramlara takılmayacağım ama yine
Türkiye'den bakınca hani bir türlü İstanbul sözü
kullanılmıyor...
İstanbul ne demek? Rumca İstinboli, şehre doğru demek. Yani
İstanbul kelime olarak etimoloji açısından Konstantinopolis'ten
daha Rumcadır.
Osmanlı döneminde şehrin adı Konstantinopolis değil miydi?
St. Petersburg gibi bunun siyasi amacı yok, hemen böyle kuşkulara
düşmeyelim. Konstantinopolis derken yani bu demek değil ki
Bizans'ı ihya edeceğiz!
Devletimize bağlı insanız
Ekümenliğin tanınması ve ruhban okulunun
açılmasının ardında 500 yıllık 'Bizans'ı
geri alma' düşünün yattığı, Karadeniz'de Rum Pontus
yönetimini kurma ve bu şekilde 'Küçük Asya felaketinin'
rövanşını almaya dönük Yunan 'Megali İdea'sını
gerçekleştirme isteğinin yattığı öne sürülüyor...
Hepsi fasarya! Biz realist, medeni insanlarız. Memleketimize (Türkiye
Cumhuriyeti), devletimize bağlı olan insanız, hiçbir zaman
devletimize problem çıkarmadık, çıkarmıyoruz da. Böyle
çılgın hayaller peşinde değiliz. Bizler Türkiye'de
yaşıyoruz. Bırakın bizi, Yunan hükümetine, Yunan
Başbakanı'na sorsanız, Yunanistan'da doğru dürüst
düşünen vatandaşlara sorsanız, 'İstanbul'u tekrar alıp
Bizans'ı, tekrar Konstantinopolis'i kuracaksınız', aklı başında
kimse böyle şey düşünmez .
Patrikhane bunu nasıl yapacak? İstanbul'da 3 bin Rum kaldı, biz
kiliselerimize papaz tayin edemiyoruz, burada 'İstanbul'u işgal
edeceğiz, Vatikan kuracağız,' Güldürmeyin beni!.. Halimizi
görüyorsunuz, Heybeliada Ruhban Okulu kapalı, doğru dürüst din
adamı, ilahiyatçı yetiştiremiyoruz. Okulun bahçesinde Atatürk
büstü var. 'Hayatta en hakiki mürşit ilimdir' yazıyor. Ama okul
kapalı. Nerede ilim yapacaksınız?
MILLIYET
01/12/05
Rumlarda panik, Türk tarafında kararlılık var
LOKMACI
SEMBOLDÜR... Soyer: Kıbrıs Türk tarafının bu konudaki
tutumu doğrudur. Kararlılıkla işimizi yapmaya devam
edeceğiz. Lokmacı Kapısı, başkent Lefkoşa için
semboldür. Kıbrıs'ta çözüm ve adanın birleşmesini
düşünen herkesin çaba içinde olması gerekir. Rum tarafının
da konuya sağlıklı yaklaşarak, gerginlik yerine
uzlaşma, diyalog ve işbirliğiyle ortak çözümün gereklerinin
yerine getirmesini umut ediyoruz
Rum Yönetimi
Sözcüsü Kipros Hrisostomidis, Türk tarafının Lokmacı
Barikatı'ndaki çalışmalarını dün de sürdürerek
"ara bölgede yeni ihlallerde bulunduğunu" iddia etti.
Başbakan
Ferdi Sabit Soyer ise dün Güney Kıbrıs'a giderek Birleşik
Demokratlar Partisi (EDİ) Başkanı Mihailis Papapetru'yla
Lokmacı Kapısı'nın açılması konusundaki
gelişmeleri ele aldı.
Soyer,
Kıbrıs Türk tarafının bu konudaki tutumunun doğru
olduğunu yineleyerek, kararlılıkla işlerini yapmaya devam
edeceklerini söyledi.
Rumlar yine
suçladı
Rum Radyosu'nun
haberine göre Hrisostomidis, bölgenin statüsünün eski haline getirilmemesi
halinde Rum yönetiminin yolun açılmasına izin vermeyeceğini
yineledi. Durumun aynı olmaya devam ettiğini söyleyen Rum Sözcü;
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın, "köprünün askere sorun
yaratmamak için inşa etmekte olduğunu itiraf ettiğini"
söyledi.
Kipros
Hrisostomidis, Rum Yönetimi'nin; yolun barışçıl ve basit
şekilde açılmasını istediğini ve geçişlere;
işgali hatırlatan devriyeler olmaksızın, 1964'te
olduğu gibi izin verdiğini söyledi. Rum Sözcü; "İşgal
makamlarının istediği; yolu kendi şartlarıyla açmak,
işgal ordusunun mevcudiyetini korumak ve genel olarak ayrı
varlık olduğunu göstermektir. Hükümetin tutumu; bölünme köprüsü
inşaatın yasadışı ve ara bölge içinde olduğu
şeklindedir. Bu tamamen, işgal ordusunun ilerlemesidir" dedi.
Rum
Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu; BM Güvenlik Konseyi'nin
Kıbrıs Türk tarafı ile; köprü inşaatının
durdurulması yönünde temas yaptığını ancak
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın
"çalışmaların sürdürülmesinde ısrar
ettiğini" söyledi.
Talat'ın;
"inşaat işleri için ilgili şirketle sözleşme
yapıldığını ve çalışmanın
durdurulması durumunda bunun için tazminat ödenmesi gerektiğini
söylediğini" öne süren Yakovu; Kıbrıs Türk
tarafının çalışmalarına dün akşam da devam
ettiğini, çalışmaların bir noktaya kadar devam
edeceğini ancak ilerleyemeyeceğini, çünkü Rum yönetiminin,
"Ledra Caddesi"nin açılması konusunda güvenini geri
çektiğini söyledi.
Yakovu,
bölgenin dekonfrantasyon bölgesinin ihlal abidesi haline geldiğini, Türk
askerlerinin 1974'beri bölgeye girip çıktıklarını ve BM
Barış Gücü'nün onları engelleyemediğini de iddia etti.
Soyer, Bakanlar
Kurulu girişinde açıkladı:
Kararlılıkla
işimizi yapmaya devam edeceğiz
Başbakan
Ferdi Sabit Soyer, dün Bakanlar Kurulu'na girişinde Güney
Kıbrıs'a giderek EDİ partisi Başkanı Mihailis
Papapetru'yla Lokmacı Kapısı'nın açılması
konusundaki gelişmeleri ele aldıklarını açıkladı.
Başbakan
Soyer, Kıbrıs Türk tarafının bu konudaki tutumunun
doğru olduğunu yineleyerek, kararlılıkla işlerini
yapmaya devam edeceklerini söyledi.
Soyer,
Lokmacı kapısının başkent Lefkoşa için sembol
olduğuna işaret ederek, Kıbrıs'ta çözüm ve adanın
birleşmesini düşünen herkesin çaba içinde olması
gerektiğini kaydetti. Soyer, Rum tarafının da konuya
sağlıklı yaklaşarak, gerginlik yerine uzlaşma, diyalog
ve işbirliğiyle ortak çözümün gereklerinin yerine getirilmesi umudunu
ifade etti.
"Erk,
bugün basın toplantısıyla ayrıntıları
açıklayacak"
Rum basın
mensuplarına da açıklamalarda bulunduğunu bildiren Başbakan
Soyer, bugün Lefkoşa Belediye Başkanı Kutlay Erk'in basın
toplantısında ayrıntıları basın ve halkla
paylaşacağını kaydetti.
Başbakan
Soyer, Kıbrıs Türk halkının Lokmacı
Barikatı'nı açma iradesini yıllardır
taşıdığına işaret ederek, "Bostancı
sınır kapısını açtıktan sonra AB kararı
çerçevesinde Lokmacı Kapısı'nı açma
çalışmalarını yoğunlaştırdık. Hükümet,
Cumhurbaşkanlığı, Güvenlik Kuvvetleri
Komutanlığımız koordineli bir çalışma yaparak
üstümüze düşen bütün unsurları tek tek yerine getirdik ve bununla
ilgili girişimleri yaptık. Gayet güzel, verimli bir çalışma
yapılmıştır" diye konuştu.
İncir çekirdeğini
doldurmayan fenomen
Bostancı
Barikatı'nın açılmasında
karşılaştıkları Rum tarafının "incir
çekirdeğini doldurmayan tanınma fenomeninin yarattığı
ve aylarca zaman kaybettiren sıkıntıları aşmak
için" sorumluluğu uluslar arası
tanınmışlığı olan Lefkoşa Türk Belediyesi'ne
verdiklerini anlatan Başbakan Soyer, Güney Kıbrıs'taki idare
tanınma tartışmalarını kaybettikten sonra şimdi
sudan gerekçelerle Lokmacı Barikatı'nın açılmasını
engellemeye çalıştığını ifade etti.
Soyer,
"Biz doğruyu yapıyoruz ve içten yapıyoruz
yaptıklarımızı. BM'nin Kıbrıs'taki sözcüsünün de
açıkladığı gibi Kıbrıs Rum tarafının
iddia ettiği gibi biz Yeşilhattı çiğnemiş değiliz,
BM sözcüsü çok net açıkladı, biz Yeşilhattı ihlal etmedik.
Üstelik Kıbrıs Türk tarafı o bölgede askeri avantaj değil,
var olan avantajını, oradaki pozisyonunu geri çekmiştir"
dedi.
Oynamayacak
gelin benzetmesi
Başbakan
Ferdi Sabit Soyer, 10 gün önce temas hattındaki askeri güvenliği
ilgilendiren duvarı ve nöbet yerini kaldırdıklarını
hatırlatarak, "Bu duvar yıkılırken Kıbrıs
Rum tarafı hiç sesini çıkarmadı. Ama ne zaman
Lokmacı'nın tamamen bizim tarafta olan ve herkesin gördüğü
beyaza boyanmış duvarı yıktığımız zaman,
işin ciddiyetini anladı ve 'Yeşilhat çiğneniyor' diye
kıyametleri kopardı" diye konuştu. Soyer, Türkçe'deki
'oynamayacak gelinin yerinin ve yeninin dar olması' sözünü
anımsatarak, "Bu, onun gibi birşey ancak biz
soğukkanlılıkla, bu konudaki çalışmaya devam
ediyoruz" ifadelerini kullandı.
Yayalar için
yapılan üst geçidin yüksekliğinin 2 metre olduğunu, oradan
geçecek askeri ciplerin geçişine imkan sağlamak için bunun
düşünüldüğünü kaydeden Başbakan Ferdi Sabit Soyer,
yayaların askerle temasa geçip de provokasyona neden olmamasının
hedeflendiğini anlattı. Yaya üst geçidinden bisikletlilerin,
yaşlıların ve bedensel engellilerin de yararlanabileceğini
ifade eden Soyer, özetle şunları söyledi:
"Yeşilhattı
çiğnemedik... Lokmacı sembol...
"Bizim
Yeşilhat'tı çiğnemediğimizi BM Sözcüsü de açıkça
söylemiştir. Çok ilginç buluyorum, bir taraftan Güney Kıbrıs'taki
Papadopulos yönetimi bu adımla ilgili endişe beyan ederken,
Kıbrıs Türk tarafında da çözümden yana olduğunu
söyleyenlerle çözüm karşı olanların hepsi
ağızbirliği etmişçesine bu adımı değersiz
kılmaya, boşa çıkarmaya çalışmaktadırlar. Biz
kararlılıkla işimizi yapmaya devam edeceğiz. Çünkü
burası bir semboldür. İlk defa Kıbrıs'ta toplumlar
arası çatışmalar çıktığında 1958'de, 1959'da
Lefkoşa buradan ikiye bölünmüştü. Yine 1963 saldırılarına
karşı Kıbrıs Türk halkı kendini korurken, burada
barikat oluşmuştu ve bu günümüze kadar devam etti. Yani ülkemizi ve
başkenti bölen bir semboldür bu. Tıpkı Doğu-Batı
Berlin arasındaki Brenderburg kapısı gibi...
Dolayısıyla siyasi eşitlik içinde bir çözümü ve bu memleketi
birleştirmeyi düşünen herkesin bu adımı yerine getirmesi
için çaba içinde olması gerekmektedir. Kıbrıs Türk tarafı
olarak biz, elimizden gelen gayreti gösteriyoruz. Umarım ki
Kıbrıs Rum tarafı da bu tarzdaki çalışmalarında
gerçeğin daha iyi anlaşılması çerçevesine konuya daha
sağlıklı yaklaşır ve bu tür gerginlikler yerine
uzlaşmayı, diyaloğu, işbirliğini ve ortak bir çözümün
gerektirdiği bütün unsurları yerine getirebiliriz."
Diğer
partileri ziyaret de gündemde
Başbakan
Soyer, bir soru üzerine, gündemlerinde Güney'deki diğer partileri ziyaret
de bulunduğunu belirtti. Yapılanlardan BM'nin haberdar olduğunu
kaydeden Soyer, Lokmacı Barikatı'ndaki duvarın neden gece
yarısı yıkıldığına ilişkin Güney
Kıbrıs'tan gelen eleştirileri de yanıtladı.
Başbakan Soyer, gece saat 24.00'te yıkımın ana nedeninin
trafiği altüst edip vatandaşlara sıkıntı
yaşatmama düşüncesinden kaynaklandığını
vurguladı.
"Papadopulos
tekrar duvar örmemizi mi öneriyor?"
Başbakan
Ferdi Sabit Soyer, Papadopulos'un "Eski hale gelsinler" dediğini
anımsatarak, "Güney'de de açıkladım ve 'yani bize önerisi
tekrar duvar mı örelim diye sordum'. Yıktığımız
duvarları yeniden mi örelim" diye konuştu.
Güney'deki Rum
yönetiminin Lokmacı Barikatı'ndaki Türk nöbetçi kulübesinin 1963'teki
yere çekilmesini istediği yönünde bilgiler aldığını
kaydeden Başbakan Soyer, "Ben de merak ettim sordum. Bizim
Metehan'daki, Kermiya'daki, Bostancı'daki, Beyarmudu'ndaki, İki Buçuk
Mil'deki sınır noktamız 1963 noktası mı? Artık
insan hayretler içinde kalıyor. O zaman 1963 legal miydi? Rumların
fiilen Kıbrıs'ı bölmesi legal miydi, meşru muydu?"
dedi.
Akıl yolu
ve diyalog
Soyer,
polemiğe girmeden, akıl yolu ve sağlıklı bir diyalogla
sorunu aşmanın önem taşıdığını
vurgulayarak, barış ve çözüm girişimlerinde
kararlılıkla yollarını yürümeye devam edeceklerini söyledi.
Bostancı
ve Lokmacı kapılarının açılmasının AB'nin
karar metinlerine de girdiğini anımsatan ve Lefkoşa Türk ve Rum
Belediyelerinin ara bölgedeki binaların tamiri konusunda
işbirliği bile yaptığını kaydeden Başbakan
Ferdi Sabit Soyer, her konunun Rum yönetimi'nin bilgisinde olduğunu
belirtti.
KIBRIS 01/12/05
ODTÜ Kuzey
Kıbrıs'a hedef 6 bin öğrenci"
Gizem ÖZGEÇ
Türkiye'nin
uluslararası alanda standartlarıyla tanınan Ortadoğu Teknik
Üniversitesi'nin Kuzey Kıbrıs Kampusu (ODTÜ KKK) Genel Sekreteri Yrd.
Doç.Dr. Erdal Onurhan, Türkiye ve KKTC devletleri tarafından Kuzey
Kıbrıs'ta uluslararası bir kampus kurulduğunu ve hedefin 6
bin öğrenci olduğunu söyledi.
Onurhan,
kampusun en yeni teknolojiyle donatıldığını ve toplam
sekiz lisans programına öğrenci kabul edildiğini belirterek,
"ODTÜ'ye yakışır, kaliteden ödün vermeyen bir kampus,
deneyimli hocaların görev yaptığı bir kurum olacak"
dedi.
Geçtiğimiz
eylül ayında, açılışı yapılan ODTÜ Kuzey
Kıbrıs Kampusu'nda, inşaat çalışmaları hızla
devam ediyor.
Kampus,
Hazırlık Okulu, Eğitim ve Laboratuar Blokları,
Yönetim-Kütüphane-Bilgi İşlem Kompleksi, Kültür ve Kongre Merkezi,
Kafeterya , Alışveriş Merkezi, Öğrenci Birliği
Binası, Öğrenci Yurtları, Spor Kompleksi, Yüzme Havuzu, Tenis
Kortları, Stadyum, Sağlık ve Rehberlik Merkezi, Postane,
Kitaplık Müdürlüğü, Personel Lojmanları, Misafirhane, Rekreasyon
Vadisi ile hizmet verecek.
Kampusta
Bilgisayar, Elektrik ve Elektronik, İnşaat, Makine, İşletme
Mühendisliği, İşletme (ODTÜ KKK- SUNY New Paltz
Uluslararası Ortak Lisans Programı), İktisat ve Siyaset Bilimi
yanında Uluslararası İlişkiler bölümlerine öğrenci
kabul ediliyor. Bunların dışında hazırlık okulu
görevini yapan bir Yabancı Diller Yüksek Okulu da bulunuyor. Ancak gelecek
yıl yeni programlar açılması düşünülüyor.
Şu anda
400 öğrencinin kayıtlı olduğu ODTÜ KKK'da, 55 öğretim
görevlisi hizmet veriyor.
100 milyon
dolarlık yatırım
Erdal Onurhan,
ODTÜ Kuzey Kıbrıs projesinin, 2000 yılında TC ve KKTC
hükümeti ile ODTÜ Rektörlüğü arasında imzalanan protokol ile
başlatıldığını kaydetti.
Onurhan,
inşaat çalışmalarının hızla devam ettiğini
ve üç yılı doldurmayan bir sürede çok iyi bir noktada
bulunulduğunu söyledi. Şu ana kadar kampus için 100 milyon dolar
yatırım yapıldığını da açıklayan
Onurhan, "Sanıyorum son şekle gelene kadar bir o kadar daha
harcama yapacağız" dedi.
Onurhan'ın
verdiği bilgiye göre, şu anda 4 yüz kişiyi
barındıracak bir yurt, ayrıca bir laboratuar ve Eğitim
Bloğu hazır durumda. Kütüphane ve Bilgi-İşlem Merkezi'nin
inşaatlarının tamamlandığı kampus içinde bulunan
idari binada ise, rektörlük, yönetim ve diğer hizmetler için alt birimler
bulunuyor. 3 bin kişiye servis verecek şekilde projelendirilen
kafeteryanın çalışmalarına ise halen devam ediliyor.
Şu anda bir sağlık merkezinin hizmet verdiği kampusta, daha
büyük sağlık merkezinin inşaat çalışmaları henüz
bitmedi. Ayrıca kampusta öğrencilerin spor aktiviteleri içinse küçük
bir fitnes salonu bulunuyor. Spor salonları, açık ve kapalı
sahaların hazırlıkları ise hızla gaz sürdürülüyor.
Onurhan, ikinci
yurt ve bir yüzme havuzunun inşaatına halen devam edildiğini
belirterek, kampus ve yürütülen çalışmalarla ilgili şunları
söyledi:
"Kampusun
bir çarşı merkezi, postanesi, banka şubesi ve küçük bir
süpermarketi var. Turkcell de kampusta bir bayi açtı. Öğrencilerin
seyahat faaliyetleri için çalışan bir turizm şirketi de
bulunuyor. Genelde hizmetleri dışarıdan satın almayı
tercih ettik. Temizlik ve güvenlik işleri için şirketlerle
anlaşma yaptık. Hem bölgeye ekonomi katkısı olması,
hem de fazla bürokrasi içine boğulmamak için böyle bir tercih yaptık.
Tüm bunların yanında çok önemli olduğuna
inandığımız, bir su arıtma tesisi kurduk. Suyu idareli
kullanmak gereğiyle büyük bir yatırım yaptık. Günde
yaklaşık olarak 500 ton su tüketiyoruz ve
arıtılmış suları yeşil alanlar için
kullanacağız. Çevre düzenlemesine de büyük önem veriyoruz.
İnşaatlar biter bitmez hemen alanı yeşillendiriyoruz.
Yeşillendirmeler bundan sonra ağaçlandırma şeklinde de
devam edecek."
Yüksek
kaliteden ödün yok
Onurhan,
kampusun yüksek düzeyde eğitim, topluma katkı ve araştırma
sağlama hedefiyle kurulduğunu belirtti. "Yüksek kaliteden ödün
vermeye niyetimiz yok" diyen Onurhan, kampusun ODTÜ adına
yaraşır bir düzeyde eğitim kurumu olacağını vurguladı.
Kampusun ODTÜ'nün bir parçası olduğunu vurgulayan Onurhan, her konuda
ODTÜ'ye eşdeğer yapıya sahip olunacağını
kaydetti. Onurhan ayrıca öğretim görevlilerimin
çoğunluğunun, ODTÜ'den görevli deneyimli kişilerden
oluştuğuna da dikkat çekti.
Kampusta, 4 yüz
öğrenciye 55 civarında öğretim görevlisinin hizmet
verdiğini söyleyen Onurhan, hoca sayısının memnuniyet
verici olduğunu ve mevcut bu durumu devam ettireceklerini belirtti.
İleri
teknoloji kullanıldı
Onurhan,
kampusta ileri teknoloji kullanıldığını ve güvenlik
önlemlerinin en üst düzeyde alınacağını kaydetti. Onurhan, Internet
ağının çok güçlü olduğuna da işaret ederek,
öğrencilerin bilgiye çok hızlı ulaşabileceğini
belirtti. Akla gelebilecek her şeyi düşündüklerini ifade eden
Onurhan, üniversiteyi elektrik kesintisine karşı koruyan jeneratör
sistemi yanında UPS sisteminin de bulunduğunu kaydetti ve
şunları söyledi:
"Uluslararası
kütüphanecilik yapıyoruz. Öğrenciler istediği yerden, yüksek
hızla bilgiye ulaşabilecek.
Ayrıca bir
de otomasyon projesi var. Her şey bilgisayar kontrollü olacak. 9 bin nokta
bilgisayarla kontrol edilecek. Suyun oda sıcaklığından
tutun da klimalara kadar kontrol sağlanacak."
Onurhan,
ulaşım için Güzelyurt Belediyesi'nin servisi
kullanıldığını ayrıca farklı bölgelere
ulaşım için de çalışma yaptıklarını
belirtti.
Yabancı
öğrencilere açığız
Erdal Onurhan,
kampusta şu anda 20 civarında yabancı öğrencinin
öğrenime devam ettiğini, daha fazla yabancı uyruklu öğrenci
almaya hazır olduklarını söyledi. Onurhan yabancı
öğrencilerin sınavsız ancak bazı kriterlerle okula
alınacağını vurguladı.
Onurhan, kampusun
Güzelyurt bölgesine kurulmasıyla, bölge halkına farklı bir
bilinç geldiğini de söyledi. Onurhan, bölgede binlerce öğrenciyi
barındırmak için bir master plana ihtiyaç olacağını
kaydetti.
KIBRIS 01/12/05
"Temsilci için şartlar olgunlaşmadı"
2 Aralık, 2005 11:09:00 (TSİ) CNN TURK
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan, sürekli
bir Kıbrıs temsilcisi atanması için şartların henüz
olgunlaşmadığını söyledi.
BM
Güvenlik Konseyi'ne Kıbrıs konusunda bir rapor gönderen Annan, Ada'da
siyasi çözüme yönelik ilerlemenin yavaş olduğunu belirtti.
Annan, ''ilgili bütün taraflardan görüşmelerin yeniden
başlatılması konusunda çağrılar gelse de
şartların açıklığa kavuşturulmasına ihtiyaç
bulunmaktadır'' dedi.
Annan raporda, 16 aralıkta sona erecek olan Kıbrıs'taki BM
Barış Gücü'nün görev süresinin 16 haziran 2006 tarihine kadar
uzatılmasını da tavsiye etti.
Yeni sınır geçiş noktalarının
açılmasını olumlu bulan Annan, ihtiyaç halinde üst düzey bir
genel sekreterlik yetkilisini Kıbrıs, Yunanistan ve Türkiye'yi
ziyaret etmek üzere bölgeye göndereceğini kaydetti.
Kofi Annan, Kıbrıs sorununun sadece kapsamlı bir çözümle sona
ereceği konusundaki görüşlerini bir kez daha tekrarladı.
Rum tarafı Annan'a inanıyor
Rum lider Tasos Papadopulos 30 kasımda yaptığı
açıklamada, özel temsilcisini bölgeye gönderen Annan'ın, çok
yakında Kıbrıs konusunda yeni bir inisiyatif
başlatacağına inandığını söylemişti.
Buna inanmak için çok nedeni olduğunu vurgulayan Rum lider,
"Kıbrıs sorunuyla, BM'nin masaya koyduğu hiçbir planın
yok olmadığını bilecek kadar uzun zamandır
ilgileniyorum" diye konuşmuştu.
Geçtiğimiz nisan ayında BM'ye iki temsilcisini gönderdiğini
ifade eden Papadopulos, "temsilciler, Kıbrıs Rum
tarafının BM planında veya herhangi başka bir planda görmek
istedikleri bütün değişiklikleri veya bir çözüm planında görmek
istediğimiz maddeleri sundular. Bir başarısızlık daha
olamaz" demişti.
BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Ada'daki taraflara sunduğu plan, 24
nisan 2004'te halkoylamasına götürülmüştü. Kıbrıslı
Türklerin yüzde 65'i plana 'evet' derken, Rumların yüzde 76'sı
'hayır' demişti.
Referandumun ardından Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos, "Annan
Planı'nın halkımız tarafından reddedilmesi
Kıbrıslı Türkleri hayal kırıklığına
uğratmamalı. Rum kesimi olarak çözüm çabalarımızı
sürdüreceğiz" demişti.
SAÇMALIYORLAR
|
Cumhurbaşkanı
Talat, Kıbrıs Rum Yönetimi'nin, "Ledra yolu üzerinde yayalar
için köprü çalışmalarından politik ve askeri çıkar
amaçladığı" yöndeki suçlamalarını sert bir
dille eleştirdi: SAÇMALIYORLAR BURADAN RUM
KESİMİ GÖZETLENEMEZ... Cumhurbaşkanı Talat, Lokmacı
Barikatı konusunda Rumların gösterdikleri tepkilerle ilgili olarak
yaptığı açıklamada,
"Yıktığımız askeri gözetleme kulesi köprüden
daha yüksekti. Kimse de köprü üzerinde oturup Rum kesimini gözetleyemez. Bunu
öne sürmek saçmalıktır" dedi ACELEMİZ,
İSTEKLİLİĞİMİZİ GÖSTERİR... Talat: BM
ile bölgede yapacağımız çalışmalar hakkında
görüştük. BM'nin sorunu, Kıbrıslı Türklerden bu kadar
hızlandırılmış bir çalışma
beklememeleridir. Belki acele ile yapıldı ancak bu bizim
istekliğimizi gösteriyor Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, Kıbrıs Rum Yönetimi'nin Ledra yolu üzerinde
yayalar için köprü çalışmalarının politik ve askeri
çıkar amaçladığı yöndeki suçlamalarını
"saçmalık" olarak değerlendirdi. Cumhurbaşkanı
Talat, Rum kesiminde yayımlanan "Cyprus Mail" gazetesine
Lokmacı Barikatı konusunda Rumların gösterdikleri tepkilerle
ilgili olarak yaptığı açıklamada,
"Yıktığımız askeri gözetleme kulesi köprüden
daha yüksekti. Kimse de köprü üzerinde oturup Rum kesimini gözetleyemez. Bu
saçmalıktır" dedi. Türk
tarafının bölgede yürüttüğü çalışmalara
karşılık BM'nin takındığı tavra da
atıfta bulunan Talat, "BM ile bölgede yapacağımız
çalışmalar hakkında görüştük. BM'nin sorunu,
Kıbrıslı Türklerden bu kadar hızlandırılmış
bir çalışma beklememeleridir. Belki acele ile yapıldı
ancak bu bizim istekliğimizi gösteriyor" dedi. Gazeteye
göre, Türk tarafında çalışmaların başlamasından
sonra BM Pazartesi günü yaptığı bir açıklamada Türk
tarafına tek taraflı çalışma yaptığı yönde
ithamlarda bulundu. Çalışmaların
tek taraflı olmadığını, sivil, askeri ve BM ile
yapılan bir dizi toplantılardan sonra
başlatıldığın altını çizen Talat, "O
gece o meşhur duvarı yıkacağımızı
kendilerine bildirmediğimizi söylüyorlar. Ancak nöbet yerini
yıktığımızda kimse ağzını açıp
bir şey söylemedi...BM ile askeri hususlar üzerinde anlaşmaya
vardık. Birçok toplantı yaptık" dedi. Talat BM'nin
ayrıca, o bölgedeki iki askeri noktaya Türk askerinin geçişini
sağlamak için Ermou Caddesi üzerine de bir yaya köprüsü inşa
edecekleri hakkında bilgilendirildiğine de dikkat çekti. Türk
askerinin ara bölgeden yer aldığı yönündeki Rum Yönetimi
suçlamalarının asılsız olduğunu kaydeden Talat,
"Ne yapacağımızı açıkladık. Fakat
aslına bakarsanız, (yaya köprüsünün) BM ile bir alakası yok
çünkü ara bölgede değil" diye konuştu. Ledra Yolunda
polis bulundurulacağını asker bulundurulmayacağına
işaret eden Talat, "Devriye de olmayacak, (köprü) sadece geçiş
sağlamak için kullanılacak" dedi. Rumların
geçişin açılmasını reddetmeleri karşısında
şaşırdığını belirten Talat, Rum Yönetimi
Başkanı Tasos Papadopulos'un bu geçişe engel
olmasının mantığını nasıl
açıklayacağını sordu. Nispetten
siyasi ortamda bir iyileşmenin ve refaha kavuşmanın
Kıbrıs Türklerinin çözüm yönündeki isteklerini azaltacağı
konusundaki endişeleri anlayabileceğini ifade eden Talat şöyle
devam etti: "Diğer
şeyleri olduğu gibi bırakıp yeni geçiş
kapıları açmanın, insanları bölünmüşlük konusunda
daha rahat yapacağı yönünde eleştiriler alıyorum. Bu
eleştirilere hak veriyorum. Bu rahatlamamıza ve içeride
bulunduğumuz durumu sağlama almamıza olanak vermemeli. Sorunu
kapsamlı bir şekilde çözmeliyiz. Bunun kalıcı bir
bölünmüşlük tehlikesini içerdiğini biliyorum ve bundan korkuyorum,
fakat bizim için hedef geçiş noktaları açmak değil. Onlar
sadece geçici birer önlemdir" |
KIBRIS 02/12/05
Yunanistan Dışişleri Bakanlığı
sözcüsü Kumuçakos: Atina, Kıbrıs Barış Gücü'ne ilişkin
değişiklik istemiyor
Yunanistan
Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Yorgo Kumuçakos,
Atina ve Kıbrıs Rum yönetiminin Kıbrıs Barış
Gücü'nün (UNFICYP) görevi ve görevlilerinin sayısına ilişkin
değişiklik istemediklerini söyledi.
Kumuçakos,
yaptığı basın toplantısında, BM Güvenlik
Konseyi'nin UNFICYP'nin görev süresinin 6 aylık bir dönem için
uzatılmasına ilişkin oylamayı önümüzdeki hafta
yapacağını kaydetti.
Kıbrıs'taki
Türk askeri için "işgal gücü" nitelemesinde bulunan Kumuçakos,
"Atina ve Lefkoşa (Rum kesimi) UNFICYP'nin yapısında
herhangi bir değişiklik yapılmasını arzu etmiyorlar.
Ada'daki yaklaşık 50 bin kişilik Türk işgal gücünün
varlığı sürmektedir. Bu durum, bu aşamada barış
gücünün görev çerçevesine ilişkin bir değişikliğe izin
vermemektedir" diye konuştu.
KIBRIS 02/12/05
Akıncı: Keşke Lokmacı'da köprüsüz bir çözüm
olsaydı
Barış
ve Demokrasi Hareketi (BDH) Genel Başkanı Mustafa Akıncı,
Lokmacı Barikatında yürütülen çalışmaları yerinde
inceledi ve Lokmacı Barikatının açılmasının bu
aşamada çok zor göründüğü değerlendirmesinde bulundu.
Akıncı, Rum tarafının yeşil hat sınırı
ve köprü inşaatı konusunda farklı görüş
taşıdığını, bu nedenle
açılışın yapılmasını
onaylamadığının anlaşıldığını
söyledi.
BDH Basın
Bürosu'ndan yapılan açıklamaya göre, 1990'lı yıllarda
bölgede askeri sorumluluk üstlenmiş BDH Girne İlçe Başkanı
Halil Sadrazam ile birlikte Lefkoşa Belediye Asbaşkanı Semavi
Aşık eşliğinde bölgeyi gezen Akıncı, önceki gün
ayrıca Birleşmiş Milletler (BM) Basın sözcüsü Brian Kelly,
Lefkoşa Rum Belediyesi eski Başkanı Lellos Demetriades ve Rum
Hükümet sözcüsü Kypros Hrisostomides ile telefon görüşmesi de yaptı.
Çözümün yerini
hiçbir şeyin tutamayacağını, vurgulayan Akıncı,
ufukta çözümün görünmediği bir ortamda, iki taraf arasında daha çok
geçiş kapısı açılmasının olumlu olduğunu
dile getirdi. Akıncı, "Ne var ki, açılış için
taraflar bir masa etrafında neyin nasıl yapılacağını
birbirlerine anlatma ve uzlaşma olanağı bile
yaratamıyorlar. Adımlar atılmaya başlayınca
karşılıklı suçlamalar da başlıyor"dedi.
Rum
tarafının yeşil hat sınırı olarak, 1964'teki
yerinde, yani Ermu Sokağı'nın Kuzey sınırını
kabul ettiğini kaydeden Akıncı, "Dolayısı ile
yapılmakta olan köprüyü de ara bölgenin ihlali olarak nitelendiriyor.
1974'te yaşananları kabul etmek istemiyor. Ne var ki, bu konuda
bırakınız Türk tarafını BM'yi de ikna edemiyor.
Şimdi 'ara bölgedir' dedikleri Ermu Sokağına 1970'li
yılların sonunda Kıbrıslı Türk Müteahhitler kazı
yaparak kanalizasyon boruları döşediler. Rum Müteahhitler de, kendi
kontrolleri altındaki kısmında çalıştılar, sonra
bir noktada borular birleştirildi. O zaman bu sorunlar
yaşanmadı. Boruları yer altında birleştirdik,
insanları yer üstünde birleştiremiyoruz" dedi.
Yerinde
yaptıkları incelemede, köprünün kimseye avantaj getirmeyeceğini
aksine sıkıntılar getireceğini ifade eden Akıncı,
"bu yolun köprü ihtiyacı doğmadan açılması,
kuşkusuz benim de tercihim olurdu; ne var ki seçenek, ya köprülü
açılış, ya da hiç açılamaması ise o zaman köprülü
olarak açılmasını tercih etmek ve köprüsüz günler için de
çalışmak gerekir" diye konuştu ve BM'nin tarafları
özellikle yerel yönetimleri bir araya getirerek çıkış yolları
aramasında büyük yarar olacağına inandıklarını
söyledi.
KIBRIS 02/12/05