Mülkiyet yasası çözüme destek

KIBRIS ekibinin sorularını yanıtlayan Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, "devlet isek koçan ayırmayacağız" dedi. Talat yeni mülkiyet yasasının "iç hukuk yaratmak, AİHM, Türkiye, Kıbrıs Türkü'nü rahatlatmak için" gündeme geldiğini belirtti

Mülkiyet yasası çözüme destek

İÇ HUKUK YARATMAK İÇİN... Talat: Mülkiyetle ilgili insan hakları boyutunu abartarak siyasi çözümlerin önüne engel çıkarmamalıyız. Bu çok önemli bir ilke. "Herkes malına" kararı çıksa, siyasi sorunun çözümü mümkün olmaz hale gelir. Şu anki mevcut durum insanların mülkiyet haklarını kullanmalarına izin vermiyor. Bu nedenle iç hukuk yolu yaratmaya çalışıyoruz

"HAYIR" DEDİ DİYE... AİHM'nin, "çoğunluğu hayır dediği için mülkiyet hakkı konuşulmaz değildir" dediğini hatırlatan Cumhurbaşkanı, bu nedenle 'yerinde değerlendirme yapmak için mülkiyet yasasının gündeme geldiğini ve insan haklarına aykırı davranmalarının mümkün olmayacağını" anlattı

AİHM TÜRKİYE'Yİ SORUMLU TUTUYOR... Talat: Kıbrıs'ın kuzeyde Türkiye'nin etkin ve fiili kontrolü vardır anlayışını AİHM'nin değiştirmesi bu yasalarla olmaz. Onun da başka yolları var. 15 Kasım konuşmasında da söyledim. Kurumlarımızı güçlendirmek gibi...Nihayette Türkiye'yi sorumlu tutuyor

 

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, kamuoyunun gündemine düşen yeni mülkiyet yasasının, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM) kararları ve işaret ettikleri doğrultusunda yeterli bir iç hukuk yolu yaratma hedefiyle hazırlandığını söyledi.

Söz konusu yasa tasarısının yaşam bulması ile birlikte mülkiyet sorununu çözmeyeceğinin altını çizen Talat, "Bu zaten bizden istenmedi" dedi.

Mülkiyet rejiminin "en genelde" değişmeyeceğini söyleyen Cumhurbaşkanı Talat, "Mülkiyet iadesi de öngördüğüne göre uygulayıcı ve tescil edici olabilecek" ifadesini kullandı.

AİHM'nin, "çoğunluğu hayır dediği için mülkiyet hakkı konuşulmaz değildir" dediğini hatırlatan cumhurbaşkanı, bu nedenle 'yerinde değerlendirme yapmak için mülkiyet yasasının gündeme geldiğini ve insan haklarına aykırı davranmalarının mümkün olmayacağını" anlattı.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, KIBRIS Medya Grubu Genel Yayın Yönetmeni Süleyman Ergüçlü, Yazı İşleri Müdürü Başaran Düzgün, Haber Müdürü Ali Baturay, Dilek Çetereisi, Hüseyin Ekmekçi ve Foto Muhabiri Özmen Yılancılar ile sabah kahvaltısında bir araya geldi. Mülkiyet konusu ile ilgili ortaya atılan yasa tasarısını değerlendiren Talat, kamuoyuna da net mesajlar verdi.

İç hukuk yolu...

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, "Mülkiyet yasasında neden değişiklik yapıyoruz?" sorusuna verilecek yanıtın, "toplum tarafından iyi algılanması" gerektiğini söyledi.

Loizidu davasına atıfta bulunan Talat, soruyu şöyle yanıtladı:

"Loizidu benzeri davalar silsilesinde bizim tüm itirazlarımıza rağmen, oluşturduğumuz yasal kurumların yeterli iç hukuk yoluna açık olmadığına karar verildi. Tabii ki, yapacağımız yasal düzenlemenin mülkiyet sorununu çözmesi beklenmiyordu.

Ama, insanların özel durumlarını değerlendirip, içerisinde belli oranda mal iadesinin değerlendirilerek karara bağlanması üzerine dayanan bir anlayışla, bütün kararlarında herhangi bir şekilde mal iadesi öngörülmemesini yeterli iç hukuku addetmemesi hususunda en önemli gerekçe yaptı."

AİHM işaret ettiği için

"Biz olağanüstü koşulların devam ettiği şartlarda, AİHM'nin bize işaret ettiği doğrultuda bir iç hukuk yolu yaratabilir miyiz düşüncesi ile işe başladık.

Mecliste yapılan kapalı oturumlardan dışarıya bilgi sızınca geri durduk ama çalışmaları sürdürdük. Geniş kapsamlı bir çalışmayı, bizim hukukçularımız yaptı. Uluslararası hukukçulardan da görüş aldık.

Yasa üzerinde hukukçularımız çalıştı, yasanın birinci taslağını uluslararası hukukçularla birlikte, Strausbourg'a da giderek görüştüler. Yeniden düzenlendi. Hatta Annan Planı'nın yazıcılarına kadar gittik.

Arkadaşlarımız bütün bu görüşmeleri yaptıktan sonra bu taslak ortaya çıktı."

Komisyonda iki yabancı hukukçu

Cumhurbaşkanı, komisyonda iki de yabancı hukukçunun öngörüldüğünü, bunun komisyonun güvenirliğine olumlu etki yapacağını düşündüklerini söyledi.

Talat şöyle devam etti:

"Dışarıdan baktığımızda bunu farklı yapalım dersiniz ama yeterli hukuk yolu olmaktan çıkabilir. Herhangi bir Rum malı ile ilgili bir talepte bulunabilmeli bu komisyona.

Bizim kamu düzeni, ulusal güvenlik nedeniyle getireceğimiz kısıtlamalar mümkün. İstimlak mümkün. Zaten bir kısmı yapıldı. Bütün bunlarla birlikte başvuran kişinin hem başvuru şartları, hem de başvurusundaki talepleri, bütün bunlar komisyon tarafından harmanlanacak. Komisyonda iki de yabancı hukukçu olacak. Tarafsızlığını da bu şekilde ortaya koyacağız."

Komisyon nasıl karar verecek?

"Ya diyecek ki, tamamdır hemen iade edilebilir. Kamu düzenine ve ulusal güvenliğe zararı yok. Ya da diyecek ki, çözümden sonra verilecek. Ya da parasını vermeyi önerecek. Bu beğenilmezse AİHM'ye başvurulması mümkün.

Bu bireylerin zararına etki yapacak bir olgu değil. Eğer tazminat ödenecekse ya da mülk iadesi yapılacaksa, bundan etkilenecek kişi varsa eğer, ya bu çözümden sonra olursa çözüm anlaşmasında belli olacak, şimdi olacak olursa gerekli tedbir devlet tarafından alınacak."

"Somut örnek..."

Kıbrıslı Türk hak sahibi adına sorulan bir soruya da yanıt veren Talat, "mağduriyet olmayacağını" anlattı.

"Elinde tapusu olan bir Türk, Rum tarafında da mal bıraktı. Rum burada oturduğu malı istedi. Ne yapılacak?" sorusuna Talat şu yanıtı verdi.

"Komisyon, bütün ihtimalleri değerlendirecek. Diyecek ki, vatandaş güneyde mal mı bıraktı? Güneydeki mal ne olacak?

Vatandaş güneydeki malını da satmıyor. Rum'a, 'bana malını sat' derse Rum satmak zorunda mı? Değil. Komisyon oturduğu zaman bu durumu değerlendirecek. Bu adam güneyde mal bıraktı ve kuzeye geldi. Rum malını istiyor. Rum'un ihtiyacı nedir? Türk vatandaş kaç yıl oturdu? Bakınız, mahkemeler, dünya hukukunda da bir çok unsuru değerlendiriyor.

Sedece Rum'un değil, evde oturan Türk'ün de durumu değerlendirilecek. Güneyde ne bırakıp, bırakmadığına bakılacak.

Bütün koçanlar eşittir

"Biz devlet isek, bizim açımızdan fark yok. Bütün koçanlar eşit. Koçan ama... Dikkatinizi çekerim. Anayasam onu gerektirir. Nedir fark? Ne durumda değerlendirilebilir? İşte Annan planı kabul edilseydi yeni bir hukuk yaratılırdı. Şimdi bu durum yok. Yeni bir hukuk yaratılmıyor.

Biz mülkiyet sorununu çözecek değiliz. Çözüme kadar mal- mülk sahiplerinin bireysel bazda yapacakları başvuruları çeşitli alternatiflerle değerlendirip bir iç hukuk yaratarak bu insanların sorunlarına çare bulmaya çalışacağız."

AİHM bunu istiyor

"Bunu AİHM istiyor. Bir yasa yapın da mülk sorununu çözün demiyor AİHM. Mülk sorununun siyasi çözümle çözüleceği kabul görüyor. Hele son yıllarda, uluslararası raporlar da bunu gösteriyor.

Mülkiyetle ilgili insan hakları boyutunu abartarak siyasi çözümlerin önüne engel çıkarmamalıyız. Bu çok önemli bir ilke. 'Herkes malına' kararı çıksa, siyasi sorunun çözümü mümkün olmaz hale gelir. Şu anki mevcut durum insanların mülkiyet haklarını kullanmalarına izin vermiyor. Bu nedenle iç hukuk yolu yaratmaya çalışıyoruz"

"2004'ten bu yana paket açılmadı. Alan var"

"Boş bir arazi, boş bir ev. Askeri bölgelerden uzakta, kimse kullanmıyor. Soruyorlar bize 'bunu iade etmekte ne gibi sakınca var.' Bu tür alanlar var. Bir sürü var. Özellikle 2004'ten beri paket açıklanmadı. Ama pakete girecek bir sürü mal var.

AİHM'yi rahatlatma değil.

Biz, Türkiye çok rahatsızız

"Yani daha yasayla ilgili tüzükler çıkacak. Bu bir yasa. İç hukuk yolu yaratıyor. Uygulamada tüzükleri ortaya çıkacak. Daha tüzük çıkaracak noktaya gelmedik.

Uluslararası hukukçulardan daha görüş geliyor yasa ile ilgili. AİHM açısından en önemli sorun mal iadesinin öngörülmemesi...

Ben AİHM'yi rahatlatma peşinde değilim. Türkiye'nin rahatsız olduğu da doğru ama biz de rahatsızız. Rum tarafını da Kıbrıs sorununun çözümü yönünde daha fazla teşvik etmek düşüncesi ile hareket ettik."

AİHM de rahatlayacak

Papadopulos'un, halkına "dişinizi sıkın. Uluslararası hukuk ve insan hakları çerçevesinde uzun soluklu bir mücadele ile haklarımızı alacağız" dediğinin hatırlatılması üzerine Talat sözlerine şöyle devam etti:

"Daha en son BM İnsan Hakları Alt Komisyonu adına hazırlanan raporda, mülkiyetin insan hakları boyutunun siyasi çözüm bulmaya engel teşkil etmemesi gerektiği, bir dünya standardı olarak belirtiliyor.

Biz hiç bir şey yapmasak AİHM 2 bin davada da aynı kararı mı verecek? O zaman çözümü AİHM engellemiş olmaz mı? Biz AİHM'nin önünü açmak, hareketini kolaylaştırmak amacıyla bunu yapıyoruz.

Önce burada değerlendirilsin, tazminatı, mal değişimini kabul ederse sorun kalmaz. Eğer malını istemişse ve hayır denmişse, istimlak edildi, mümkün değil denirse yine AİHM'ye başvurur, değerlendirilir. Kullanım kaybı ödenir, çözümden sonraya bakılır."

Yasa çözüme destek

"Yapılan yasayla çözümün parametrelerini değiştirmiyoruz. AİHM'nin yaktığı ışık çerçevesinde sorunu aşmaya çalışıyoruz. Bir anda binlerce başvuru olursa komisyon zora girmiş olacak.

Bu konuda ciddiyiz. Bu mesajı da verdik. Çözüme kadar durumu kendi özelliği çerçevesinde ele alarak, insanların dayanabileceği, çözüm arzusunun devam edeceği bir ölçüde soruna yaklaştık."

Sıkıntıyı vatandaş mı çekecek?

KIBRIS Gazetesi Yazı İşleri Müdürü Başaran Düzgün'ün, "Kuzey'in önemli bir bölümünün askeri bölge, askeri bölge dışında kalan bölgelerin önemli bir bölümü de güvenlik endişesi taşıyan bölge. Önemli bir bölümü kamu toprağı... Vatandaşa kalan kısım iade kapsamına giriyor. Vatandaşın bu işte kabahati ne? İki kez göçmen oldu... Neden Maraş ya da sivillerin kullanmadığı bölgeler bu pakete girmez de vatandaşa sıkıntı çektirilir?" sorusuna Talat şu yanıtı verdi:

"Askeri bölgenin içinde veya yakınında olan bir yerin iade edilip edilmeyeceğine de komisyon karar verebilir. Rum gelip otursa mesela. Kullanımı evet ama sürekli yerleşim başka bir şey. Bizim sorunumuz mülkiyet.

Eğer askeri bölge ve askeri bölgeye yakın bir yer varsa, çeşitli düzeyde konuşulduktan sonra kapsam dışına çıkarılabilir. Ama Maraş'ta başka komplikasyonlar da var.

Maraş da değerlendirilebilir

"Güvenlik Konseyi kararı da var, ama başka iddialar da var. Evkaf'ın iddiaları var. Koçana inanıyorsanız, yüzde 95'inde Evkaf'ın iddiası var.

Maraş'taki bir otel bodrumunda koçan kökleri bulundu. Hileler ortaya çıkarıldı. Demek istediğim şu. Her şey değerlendirilecek. Bu bölge hassas, çözüm öncesi mal iadesi yapılamaz denebilir. Fakat bunun tersi de olabilir.

Hükümet ve asker arasındaki istişare ile bazı şeyler düzenlenebilir..."

Yeni paket açılacak mı?

Talat, anlattıklarından yeni bir paketin açılmayabileceği sonucunun ortaya çıktığı yorumunu da, "Kaynakların muhafazasından da öte, AİHM'nin aldığı karar ve anlayıştan sonra gerekçesi ne olursa olsun büyük çaplı mal dağıtımının çok ciddi olumsuz yansımaları olacak" dedi.

Hükümetin de Annan planından bu güne paket açıklamadığını hatırlatan Talat, "Her zaman için böyle olacak da diyemem" dedi.

Haksızlıklar...

Vatandaşların bir bölümünün de hak ettiği malı almadığı, haksızlığa uğradığı, kiminin de haksız yere "çok mal" aldığı gerçeğinin de hatırlatılması üzerine Talat, "Maalesef. Bütün Türk halkı çözüme ulaşamamakla mağdur. Gelecek belirsizliği devam ediyor. Sadece mülkiyette değil. Bu nedenle hiçbir zaman paket açıklanmayacak demiyorum" ifadesini kullandı.

Geniş kapsamlı paketler yapmanın şu an için zararlı olabileceğine dikkat çeken Talat, haksızlıkları gidermenin de hükümetin işi olduğunu anlattı.

Muhatap Türkiye

Olayın siyasi yönüne de değinen Talat, sürekli olarak Türkiye'nin dava edildiğini, bundan sonra da davanın Türkiye'ye açılacağını anlattı.

Kıbrıs sorunu çözülünceye kadar bunun böyle devam edeceğini anımsatan Talat, "AİHM gerçek durumu bilmekle birlikte uluslararası hukukta tanınan devletleri dikkate alıyor. Gerçek durumla birlikte sorumluluğu Türkiye'ye yüklemeye devam edecek" dedi.

Talat şöyle devam etti:

"Kıbrıs'ın kuzeyinde Türkiye'nin etkin ve fiili kontrolü vardır anlayışını AİHM'nin değiştirmesi bu yasalarla olmaz. Onun da başka yolları var. 15 Kasım konuşmasında da söyledim. Kurumlarımızı güçlendirmek gibi...Nihayette Türkiye'yi sorumlu tutuyor, tırnak içinde TRNC diyor. Konu bu."

AİHM açısından bakıldığında uygulamanın haklı olabileceğini belirten Talat, "AİHM devleti tanıyamaz ki" dedi.

Kıbrıs Türkü'nü ikna etmeye gerek yok

Yasa tasarısının gündeme geldiği andan itibaren Kıbrıslı Türklerin tepkisini çektiği, rahatsızlık yarattığının hatırlatılması ve "Kıbrıs Türkü'nü nasıl ikna edeceksiniz?" sorusu üzerine Talat şöyle konuştu:

"Kıbrıs Türkü'nü ikna etmeye gerek yok. Kamuoyu kabul etmeyebilir ama AİHM kararları oradadır. Kıbrıs Türkü AİHM sözleşmesinin öngördüğü hükümleri, çözümsüzlük koşullarında mümkün olduğu kadar karşılamamız gerektiğini iyi anlamalı.

Buna uyma yükümlülüğünde olduğumuzu anlamalı ve hükümete destek olmalı. Biz bu yasayı yapmaz ve AİHM bir bir bütün konuları görüşmekten vazgeçip örnek davayı bütün davalara yansıtacaksa üzerinde duracağımız toprak kalmaz.

AİHM'ye karşı direnmesi mümkün mü bu kurumun?"

Denktaş'ın kaybettiği davanın sonuçları

1974 sonrası kuzeyde kurulan düzeneğin yanlışlığını, "Denktaş bey davasını kaybetti, kazanmaya çalışıyoruz" sözleri ile daha önce dile getirdiğini hatırlatan Talat, "Bedelini şimdi vatandaş ödeyecek öngörüsü yanlış. Belirgin bir durum ortaya çıkacak" dedi.

Çözüme kadar belirsizliğin her halükarda devam edeceğini vurgulayan cumhurbaşkanı, "Bu yöntem belirsizlikleri azaltacak. Bu yasa ile durum değerlendirilecek ve bir kısmı belirginleşecek. Ya tazminat alıp çekilecek, ya çözümden sonra alacak, ya hemen alacak" ifadesini kullandı.

Belirsizlik mi?

Bu yasa ile birlikte Rumların bir belirsizlik içine sokulacağı endişelerinin varlığına da dikkati çekilen cumhurbaşkanı amaçlarının bu olmayacağını söyledi.

Eski politikada her şeyin reddedildiğini ve duvara vurduğunu hatırlatan Talat, bunun üzerine davaların başladığını iddia etti.

Rum tarafındaki uygulamanın da insan haklarına uygun olmadığı anlayışının ortaya çıkmasının ise son dönemlerde gündeme geldiğine işaret eden Talat, Rum yönetiminin de kaybetmeye başlayacağını öne sürdü.

Bu yasayla bir iç hukuk yaratılması ve yeni bir komisyon kurulmasının "yeni bir şey" olduğunu anlatan Talat "Rum bize neden güvensin?" sorusuna karşılık devamla şunları söyledi:

"Bilemiyorum. Bu zamanla oluşacak. Mahkemenin kararları güven telkin ederse başvuracak. Ben Rumların teşvik edilmesi için doğru politika gütmemiz gerektiğini düşünüyorum.

Ben de bu mahkemeye güvenmek isterim. Kıbrıslı Türk ve yabancılar olacak, yargıç güvenceleri olacak ama ben de bu kuruma güvenmek isterim. Rum da güvenmeli. Bu sonucu beğenmeyen Rum AİHM'ye gidebilecek.

Rum tarafında totaliter bir rejim var, gizli değil, görülüyor. Ne Rum basınında bir ses, ne de bize bu güne kadar barış nutukları atan, kucağını açan kurumlarda bir nefes...

Sınırlı eleştiriler dışında da Rum yönetiminden herhangi bir tepki yok. Kapıların açılmasında Bostancı örneği işte. Ortalığı kaldıran Rum tarafı, açınca ne yaptı? Tepki gösteren Rumlardan da destek yok. Papadopulos kontrolü elinde tutuyor. Gizli servis Tasos Conis aracılığı ile emrinde. Rum polisi, mahkemeleri tamamen mahkemenin emrinde, siyasi bakımdan.

Bizdeki mahkeme anlayışı Rum'da yok. Herkesin gözü önünde bilinen şeylerde beraat veriliyor. Ya da mahkeme, 'sahte devletin sahte üniversitesi' diyor. Bu hukukçu tutumu mu?"

KIBRIS 30/11/05

 

MÜLKİYET DEPREMİNE HAZIRLANIN

Başaran DÜZGÜN - Yazı İşleri Müdürü

Mülkiyet konusunda büyük bir depremin eşiğinde duruyoruz.Hem Kıbrıslı Türkler hem de Kıbrıslı Rumlar.2000 Rum Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin kapısını aşındırıyor.Loizidu gibi yüklü miktarda tazminat alma hayali kuruyorlar.

Rumların bu hayali Türkiye'nin kabusu oldu.

Loizidu, malını kullanamamasından kaynaklanan zararını fazlasıyla ödendi.

Şimdi malını geri istiyor.

Türkiye ya malını Loizidu'ya iade edecek ya da Avrupa Konseyi'nden atılacak.

Avrupa Konseyi'nden atılmak demek siyaseten ve ekonomik olarak Türkiye'nin ağır hasar görmesi demektir.

Rumlara mallarını vermesi demekse Kıbrıslı Türklerin topyekün kaybetmesi anlamına gelir.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi yol gösteriyor ve "uluslar arası alanda kabul edilecek bir mal tazmin komisyonu kurun" diyor.

Malını isteyen Rumlar bu komisyona başvursunlar.

Eğer tatmin olmazlarsa AHİM'e gelsinler.

Türkiye ve KKTC bu görüş doğrultusunda ikna oldu.

KKTC hükümeti "mal iadesi" önünde engel olan anayasanın 159. maddesini değiştirmeye hazırlanıyor.

Sonra komisyon kurulacak.

Komisyonun çalışma esasları çıkarılacak tüzüklerle belirlenecek.

Ve Rumların bu komisyona başvurması istenecek.

Peki, örneğin Girneli bir Rum Girne'deki tarlası için komisyona başvurur ve tarlasını geri alırsa ne olacak?

Tarlayı kullanan Kıbrıslı Türk ne olacak?

Veya Kıbrıslı Rum evini geri aldı.

O evde yaşayan Kıbrıslı Türk evsiz mi kalacak?

 

***

 

Dün Cumhurbaşkanı Talat ile birlikteydik.

Yaklaşık iki saat bu konuları konuştuk.

Çeşitli örneklerle sonucun nereye varacağını anlamaya çalıştık.

Arkadaşlar, mülkiyet gibi karmaşık ve çetrefilli bir konuda yapılan 2 saatlik sohbetten farklı anlamlar çıkardılar.

Benim anladığım şudur:

1) 1974 sonrasında, fetihçi zihniyetle, ganimet ve talan üzerine inşa edilen mülkiyet rejimi çöktü. Türkiye ve KKTC bu enkazın altında kaldı. Şimdi enkazdan sağ-salim çıkmanın yolları aranıyor.

2) Kıbrıs sorunu çözülse ve Birleşik Kıbrıs Devleti kurulsa da veya kurulmasa ve böyle devam edilse de Türkiye ve KKTC mülkiyet konusuna şu andaki mülkiyet rejimi ile asla ama asla devam edemez.

Cumhurbaşkanı Talat, "mülkiyetle ilgili insan hakları siyasi bir çözümün önünde engel oluşturamaz" şeklinde özetlenen Birleşmiş Milletler kuralı çerçevesinde bir strateji izleneceğini belirtiyor.

Detaya ilişkin yüzlerce soru var.

Bunlara yanıt veremiyor.

Çünkü hem Avrupa'dan hem de ülkemizden hukukçular konu üzerinde çalışıyorlar ve henüz bitirmiş değiller.

Üstelik komisyonun çalışmalarını düzenleyecek tüzükler hazırlanmamış.

Zaten daha anayasanın değiştirilip değiştirilmeyeceği bile meçhul.

Bugünden yarına "Rum malları iade ediliyor" diye bir durum söz konusu değil.

Şüphesiz ki aksi de söz konusu değil.

Bilinen birtek şey var o da Kıbrıs Türkünün yıkılan mülkiyet rejiminin enkazından sağ-salim çıkarılması.

İnşallah başarılı olunur.

Yoksa defalarca göçmenlik yaşayan ve evinden-barkından olan Kıbrıs Türkü yine başkalarının yanlış politikalarının bedelini mi ödeyecek?

Bekleyip göreceğiz.

 

***

 

 

KKTC'nin mülkiyetle ilgili atacağı adımlar mülkiyet konusunda Türk tarafından farklı uygulamalar yapmayan Rum Yönetimini de derinden etkileyecek.

Çünkü artık karşılarında "Güney'deki mallarınızı unutun" diyen bir yönetim yok.

Dolayısı ile komisyondan malını alan her Kıbrıslı Rum aynı zamanda Rum Yönetiminin Güney'de Türk malları üzerine kurduğu çarpık sistemden bir tuğla çekmiş olacak.

Kendi vatandaşlarının Kuzey'deki otoriteyle işbirliği yapmış olması da fecaatin diğer ayağını oluşturacak.

Uzun lafın kısası Kıbrıs, mülkiyet açısından yüksek dereceli bir depremin kapsama alanına giriyor.

Erken zamanda çözüm olursa bu deprem açık alanda ve az zararla atlatılır.

Dünkü görüşmeden çıkardığım üçüncü ve belki de en önemli sonuç budur

KIBRIS 30/11/05

 

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat:Lokmacı mutlaka açılacak

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Rum Dışişleri Bakanlığı'nın Lokmacı Sınır Kapısı'nın açılmaması kararı aldığını ve buna gerekçe olarak "üst geçit çalışmasını" gösterdiğini söyleyerek Papadopulos hükümetini suçladı:

Lokmacı mutlaka açılacak

İBRET OLSUN... Rum Dışişleri Bakanlığı "Lokmacı'daki çalışmalarını durdurma kararı" aldı. Türk tarafının "üst geçit" çalışmalarına tepki gösteren Rum hükümeti, BM Barış Gücü'nü devreye soktu. Talat, bu nedenle çalışmaların durmayacağını ve kapının açılmasında ısrarcı olacaklarını belirterek, "Bu da ibret olsun. Çalışmalarımız sürecek" dedi

Rum tarafının Lokmacı Sınır Kapısı'nın açılmaması için çıkardığı engellere bir yenisi daha engellendi. "Duvarın izinsiz yıkıldığını ve üst geçit yapılmasını istemediğini" ileri süren Rum Dışişleri Bakanlığı BM Barış Gücü aracılığı ile, "Biz çalışmalarımızı durdurduk" kararını Türk tarafına iletti.

Ermu Sokağı'nın Türk tarafının kontrolünde olduğunu ve çalışmaların burada devam ettiğini söyleyen Talat, orada bulunan askeri birliğin ihtiyaçlarını karşılamada sıkıntı yaşamaması için "yaya geçidi" tasarlandığını söyledi.

"Yaya geçidi" ısrarlarını "Türk vatandaşlarının isyankarlığına" bağlayan Talat şunları söyledi:

"Böyle bir durumda benim vatandaşım isyankar olabilir mesajını BM'ye ilettim. Yani askeri araçlar geçeceğinde, vatandaş durup bekleyecek mi? Fanatik biri askere laf atabilir, taş atabilir. Bunu Rum da yapabilir. Asker laf atabilir... Dolayısıyla sorun olabilir. Bu yol ise mecburi. Biz de üst geçit yapmayı uygun bulduk."

Rum resti çekti

Türk tarafının "hummalı" çalışmaları sürerken, Rum Dışişleri Bakanı önceki akşam toplanarak, "Köprüyü yaparsanız, kapıyı açmayız" kararını aldı ve Türk tarafına iletti.

Kararı, Rum statükocularının "Türklerle Rumlar yakınlaşmamalı" yaklaşımına bağlayan Talat, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Üst geçidi yapmayın dediler. Bu bahane. Teklifleri ise üst geçit olduğu için açmayız. Yani üst geçidi kaldırın da demiyorlar. Üst geçit bahane.

Burada askeri bir avantaj yok. Askeri kulübe kaldırıldı. Başka yere de dikilmedi. Üstelik şimdi orada askeri nöbetçimiz yok.

'Asker yeşil hattı kontrol edecek' diyorlar, bunu iddia ediyorlar. Yeşil Hat daha ilerde. Askerin görevi o zaten. Sökülen mevzi konmayacak. Yapmayacağız, yaptığımız takdirde BM ile yüz yüze geleceğiz. Askeriyede statükoyu değiştirmek dünyanın her yerinde tehlike arz eder. Bunu BM de kabul etmez."

BM de rahatsız: Neden haber vermediniz?

Rumların rahatsızlığının BM tarafından kendisine iletildiğini anlatan Talat, kendisine, "Duvarı yıkarken neden haber vermediniz?" sorusunun sorulduğunu anlattı.

Talat bu soruya karşılık, "Hade biz sormadan yıktık kabahat ettik, bundan dolayı kapı açılmayacak mı? Orada çalışma yapılmayacak mı?" sorusunu ilettiğini belirtti.

Talat gelişmeleri şöyle değerlendirdi:

"Bir suç işledikse, tamam, öyle kabul edelim. Bugüne kadar bu soru hiç sorulmadı. Bostancı'da da sorulmadı. Haber vermeden işlem yapmayın da denilmedi. Üstelik de komutanlar da konuşmuşlar, mutlu ayrılmışlar.

Rumlar ortalığı kaldırıyor, konu bu. Gece gündüz arıyorlar, insanı deli ediyorlar. 'İsterseniz finanse edin, duvarı baştan dikelim' dedim en sonunda BM'ye... Bu sefer de, 'Yok biz bunu demek istemedik' diyorlar. Bu kadar komik bir şey olabilir mi?"

BM ve Rumlar iç içe. Kuzey'e de gelsinler

Kıbrıs'taki BM ile Rumların "çok iç içe" olduğunu söyleyen Talat, bu konudan da rahatsızlık duyduğunun altını çizdi. Bu konuda tepkilerini ortaya koymaya başladıklarını, rahatsızlıklarını ilettiklerini anlatan Talat'ın konuyla ilgili görüşleri şöyle:

"Rumlar bir bakıma BM'nin maaşını ödüyor. BM de hep Rum tarafında kalıyor. Şimdi bunu gündeme getirmeye başladım.

Artık kapılar açık, üstelik daha ucuzuz. Buyursunlar kuzeyde de kalsınlar. Sadece BM değil, UNOPS ve gelecek olan kurumlar, INFORCE ekibi de. Tek taraflı oluyor bazı değerlendirmeler."

"Toplumların yakınlaşması istenmiyor"

Talat'a göre Rumların tavrı sadece "kapı açılmasını istememek" anlamı taşımıyor. Cumhurbaşkanı, Rumlar toplumların yakınlaşmasını istemiyor" diyerek düşüncesini açıkladı.

Politikasının devamını ve yüzde 76'ya ulaşan halk desteğini kaybedeceğini düşünen Papadopulos'un bu yola başvurduğunu iddia eden Talat, "Bostancı'yı da tam anlamıyla açmadı. Biz açtık, Rumlar sabah 7 akşam 7, tek şeritte geçişler yapılıyor. Kapı yarım yamalak çalışıyor." dedi.

Talat'tan BM'ye: Benim halkım isyankardır

BM ile yapılan görüşmede, "Benim halkım isyanlarla bu noktaya geldi. Halkım isyankar" dediğini hatırlatan Talat konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Şimdi ben halkıma orada dur, asker geçecek diyemem. Güneyde asker zaten trafiğin içerisinde.

Bizde bu durumu yaratmak istemedik. Askerin trafiğini şehir içine kaydırsak, şehir içinde kaos yaratacağız. Üst geçit ile bu kaosu da çözdük. Yaşlı, sakat biri geldiği zaman zaten polisimiz orada ve geçecek. Yer altı hiç olmaz, kanalizasyon var.

Köprü geçici, çözümle birlikte köprü ortadan kalkacak. Bir çok yere köprü konabilir, kaldırıp başka yere koyabiliriz."

Rum tarafı yapmadığı çalışmaları durdurdu

Talat, Barış Gücü'nün dün sabah yaptığı bir çağrıyla Türk askeri makamlarına, "çalışmaları durdurun" mesajını ilettiğini söyledi.

Rumların da "yapmadığı çalışmaları durdurma kararı" aldığının altını çizen Talat, "İbret olsun durdurmayacağız" dedi.

Karar yok ki, neden engel çıkaralım?

Talat, Papadoplulos'un Lokmacı'ya atıfta bulunarak Türk tarafının Yeşilırmak ve Derinya'da "Türk tarafı engel çıkarıyor" demesinin haklı bir tarafı olmayacağını belirterek, "Bizim böyle bir kararımız yok ki, nasıl engel çıkaralım?" diye sordu.

Rum tarafının "Yeşil Hat tüzüğünde var" diyerek Yeşilırmak kapısının açılmasını talep ettiğini hatırlatan Talat, tüzükte yer alan tek kapının Yeşilırmak olmadığını, başka kapıların da bulunduğunu belirtti.

Rum halkına da çağrı yapan Talat, "Çözüm için çalışın. Çalışın ki tüm kapılar açılsın" mesajını gönderdi.

Sürekli kapı açılmasının bir tehlikesi bulunduğunu hatırlatan Talat, "Çözümsüzlüğü kronikleştirebiliriz. Kapılar açık, çözümü ne yapacağız diyenler var" dedi.

KIBRIS 30/11/05

 

Başbakan Soyer :Biz yolumuzu yürüyeceğiz, Lokmacı barikatını açacağız

Başbakan Soyer, Kıbrıs Türk tarafına suçlamalar yöneltip Lokmacı barikatının açılmayacağını açıklayan Rum tarafını eleştirdi:

Başbakan Soyer :Biz yolumuzu yürüyeceğiz, Lokmacı barikatını açacağız

Başbakan Ferdi Sabir Soyer, Kıbrıs Türk tarafına suçlamalar yöneltip Lokmacı barikatının açılmayacağını açıklayan Rum tarafını eleştirdi ve kendilerinin yollarına devam edip barikatı açacaklarını söyledi.

Başbakan Soyer, dünkü bir kabulünde, Lokmacı barikatının açılmasıyla ilgili düzenlemeleri BM'ye şikayet edeceğini ve barikatın açılmayacağını açıklayan Rum tarafına verilecek yanıtı olup olmadığının sorulması üzerine yaptığı açıklamada şöyle dedi:

"Verecek cevabım var. Şikayeti yapsın. Biz yolumuzu yürümeye devam edeceğiz, çünkü bu Lokmacı barikatını açacağız. O'nun, herhangi bir şekilde iki toplumun temas etmesini istemeyen siyasetinin bir sonucudur bu. Biz, daha evvel alınan kararlar doğrultusunda, Lokmacı barikatının açılması için, üstümüze düşen her şeyi yerine getireceğiz."

KIBRIS 30/11/05

 

Güney Kıbrıs'ta yaşayan İngiliz uyruklu 2 öğrenci, Gazimağusa Palm Beach Otel yanındaki tel örgüye bağlı GKK'na ait "Yasak bölge, girilmez" yazılı levhayı çalmaktan mahkum oldu

Güney Kıbrıs'ta yaşayan İngiliz uyruklu 2 öğrenci, Gazimağusa Palm Beach Otel yanındaki tel örgüye bağlı GKK'na ait "Yasak bölge, girilmez" yazılı levhayı çalmaktan mahkum oldu

Dekor amaçlı almışlar

Sevgi YALMAN

Güney Kıbrıs'ın Limasol kentinde ikamet eden iki İngiliz uyruklu sanat koleji öğrencisi, araba kiralayarak geçtikleri KKTC'de Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı'na (GKK) ait "Yasak bölge girilmez" yazılı levhayı çalıp arabalarına koyunca polis tarafından tutuklandılar.

Adham Rafiq Hannafi (20) ve Cathryn Martha Smith (27) isimli sanıklar, dün yıldırım hızıyla yargılandılar. "Kötü niyetimiz yoktu, dekor amaçlı aldık" diyen sanıklar, Gazimağusa Kaza Mahkemesi'nce 300'er YTL para cezasına çarptırıldılar. Para cezalarını ödeyen iki sanık daha sonra Güney Kıbrıs'a gittiler.

Gazimağusa Kaza Mahkemesi'nde, yargıç Bahar Saner'in huzurunda görüşülen davada iki sanık, aleyhlerine getirilen GKK'na bağlı, 4. Piyade Alayı,10. Piyade Taburu, Maraş Emniyet Bölüğü sorumluluğundaki askeri yasak bölgeyi ayıran tellerin üzerinde asılı bulunan 100 YTL değerindeki bir adet, üzerinde "Yasak bölge, girilmez" yazılı tabelayı sirkat etme suçunu kabul etti.

Dava ile ilgili olguları mahkemeye aktaran savcı Mustafa İldeniz, sanıkların önceki gün saat 12.00 sıralarında Palm Beach bölgesinde askere ait teller üzerinde asılı bulunan levhayı söküp ZHXM 475 plakalı araçlarına koyduklarını söyledi.

Olayın polisin bilgisine gelmesi üzerine olay yerinde, söz konusu araçta yapılan aramada, levhanın bulunduğunu ve sanıkların yapılan ilk sorgularında 1'inci sanığın "Kötü niyetim yok, sanat koleji öğrencisiyim, dekor amaçlı aldım", 2'nci sanığın da "İlgimi çekti, odama koymak için aldım" dediğini anlatan savcı, sanıkların olay tarihinden bir gün önce KKTC'ye geldiklerini ve o geceyi arabalarında geçirdiklerini belirtti.

Savcı İldeniz, söz konusu levhanın GKK'na ait olduğunu ve GKK'nın bu olaydan şikayetçi olduğunu da vurguladı.

Daha sonra mahkemenin kendilerine söz vermesi üzerine sanıklar özür diledi.

Dava ile ilgili kararını açıklayan Yargıç Bahar Saner, sanıkların, suçlarını kabul ettiklerini, özür dilediklerini, bir gün poliste tutuklu kaldıklarını, genç olduklarını ve hayat tecrübesinden yoksun olduklarını, dikkate alarak sanıklara 300'er YTL para cezası verdi.

Para cezalarını ödeyen iki sanık serbest kaldıktan sonra mahkeme emriyle kendilerine iade edilen kiralık araçları ile Güney Kıbrısa geçtiler.

KIBRIS 30/11/05

 

Ambargoya hayır

DEV KKTC BAYRAĞIYLA YÜRÜYÜŞ... The Association of Cypriots Abroad (ATCA) tarafından organize edilen eyleme katılanlar, İngiltere başbakanlık binasının bulunduğu Whitehall Place'in önünden başlayarak, "Kuzey Kıbrıs'a özgürlük", "Kıbrıs Türktür Türk kalacak", "Doğrudan memleketimize uçmak istiyoruz", "Blair görevini yap" sloganları ve taşıdıkları dev KKTC bayrağıyla TC Londra Büyükelçiliği'ne kadar yürüdü

TONY BLAIR'E MEKTUP VERİLDİ... Aylar öncesinden hazırlıkları yapılan büyük yürüyüşe katılan topluluk, pazar sabahı saat 11:00'de Whitehall Place'de, Kuzey ve Güney Londra'dan kiralanan otobüslerle gelen yüzlerce kişiyle buluştu. Daha sonra ATCA heyeti, Başbakan Tony Blair'e iletilmek üzere "Neden ambargolar kaldırılmalı?", "Neden tanınmak istiyoruz?" başlıklı iki mektubu başbakanlık yetkililerine ulaştırdılar

Eylem ERAYDIN / LONDRA

İngiltere'de yaşayan yaklaşık bin Kıbrıslı Türk, ambargoların kaldırılması ve KKTC'nin tanınması talebiyle yollara döküldü.

The Association of Cypriots Abroad (ATCA) tarafından organize edilen eyleme katılanlar, İngiltere başbakanlık binasının bulunduğu Whitehall Place'in önünden başlayarak, "Kuzey Kıbrıs'a özgürlük", "Kıbrıs Türktür Türk kalacak", "Doğrudan memleketimize uçmak istiyoruz", "Blair görevini yap" sloganları ve taşıdıkları dev KKTC bayrağıyla TC Londra Büyükelçiliği'ne kadar yürüdü.

200'e yakın güvenlik görevlisinin koruması altında iki buçuk saat süren yürüyüşte, katılımcılar taşıdıkları dövizlerle ve şehit olan yakınlarının fotoğraflarıyla dünya kamuoyuna ve İngiltere hükümetine mesajlar verdi.

Bağımsız bir lobi grubu olan The Association of Cypriots Abroad (ATCA) tarafından aylar öncesinden hazırlıkları yapılan büyük yürüyüşe katılan topluluk, pazar sabahı saat 11:00'de Whitehall Place'de, Kuzey ve Güney Londra'dan kiralanan otobüslerle gelen yüzlerce kişiyle buluştu. Daha sonra ATCA heyeti, Başbakan Tony Blair'e iletilmek üzere "Neden ambargolar kaldırılmalı?", "Neden tanınmak istiyoruz?" başlıklı 2 mektubu başbakanlık yetkililerine ulaştırdılar.

Saat 12:00 civarında başbakanlık ve bakanlıkların bulunduğu Whitehall Place'den yürümeye başlayan kalabalık, öğleden sonra TC Londra Büyükelçiliği'nin bulunduğu Belgrave Square'a ulaştı.

Burada da davul zurna eşliğinde çeşitli gösteriler yapan topluluk, Kıbrıs Türkünün özgürlüğüne kavuşturulması ve haksız ambargoların kaldırılması için sloganlar attı.

Dünya yıkılsa bile Türkiye,

Kıbrıslı Türklerin yanında olacaktır

ATCA Başkanı Kerem Hassan ve bazı sivil toplum örgüt temsilcileri Tony Blair'e ulaştırılması için verdikleri mektupların bir kopyasını da TC Başbakanı Tayyip Erdoğan'a iletilmesi için müsteşar Kerem Divanlıoğlu'na verdi.

Elçilik binasında heyetle kısa bir süre sohbet eden Müsteşar Kerem Divanlıoğlu, Kıbrıs Türküne uygulanan ambargoların kaldırılması yönündeki her çabayı desteklediklerini belirterek, KKTC'nin tanınması yönündeki talebin TC hükümetinin şu andaki politikası olmadığını vurguladı.

Kıbrıslı Türklerin endişelerini anladıklarını ifade eden Divanlıoğlu, "Dünya yıkılsa bile Türkiye, her zaman Kıbrıslı Türklerin yanında olacaktır. Siz bizim milli davamızsınız ve sizi asla yalnız bırakmayacağız" dedi.

Daha sonra elçilik binası önünde bekleyen kalabalık topluluğun yanına giderek birlik ve beraberlik çağrısı yapan müsteşar Divanoğlu, "İngiltere demokratik bir ülke, yeter ki siz İngiltere'de yaşayan Kıbrıslı Türkler olarak haklarınızı aramaya ve İngiltere hükümetine baskı yapmaya devam edin. Aramızdaki iç sürtüşmeleri bir kenara bırakarak, ortak çıkarlarımız için birlikte çalışın. Kuzey Kıbrıs adına daha çok lobi çalışması yaparak, direkt uçuşların başlaması, ekonomik, kültürel ve sosyal ambargoların kaldırılması için tepkilerinizi daha etkin bir şekilde kamuoyuna duyurun. Unutmayın ki, Türkiye her zaman sizin yanınızdadır." Diye konuştu.

Yüzlerce Türk ve KKTC bayrağının sokaklarda dalgalandığı yürüyüşe, Londra da yaşayan Azeri Türkleri de destek verdiler. Güzergah boyunca ATCA tarafından hazırlanan ve yürüyüşün amacını anlatan broşürler, çevredeki izleyicilere dağıtıldı.

KIBRIS 29/11/2005

 

Soyer: Rum önerileri Bizans siyaseti

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Rum basınına “Rum tarafının Annan Planı’yla ilgili değişiklik önerileri” diye yansıyanların, Rum Yönetimi’nin küçük bir politik manevrasından öte birşey olmadığını söyledi.

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, bugünkü bir kabulü sırasında gazetecilerin sorusu üzerine, Rum basınında çıkan “Rum tarafının BM’ye sunduğu önerileri” değerlendirdi.

Başbakan Soyer, basına “öneriler” diye yansıyanların, BM Genel Sekreteri’nin temsilcisi Prendergast’ın Kıbrıs’a  yaptığı ziyarette Rumlar’ın sözlü olarak ilettiği görüşler olduğunu belirtti.

BM Genel Sekreteri’nin, Annan Planı’nın felsefesi ve özüne sadık kalınarak listelenmiş değişiklik önerilerini yazılı olarak istediğini, fakat Rum tarafının bunu yerine getirmediğini kaydeden Soyer, “Rum basınına sızdırılan hadise, BM’nin ve dünyanın kendinden beklediğini yerine getirdiği izlenimini vermeye dönük küçük bir politik manevradan öte birşey değildir. Bunun adına tarihte ‘Bizans siyaseti’ denmektedir. Bu onun bir parçasıdır” dedi.

Soyer, sözlü olarak ortaya konan görüşlerin, Annan Planı’nın özüne ve felsefesine aykırı olduğunu belirterek, “çünkü Kıbrıs Türk halkının siyasi eşitliğine, toplumsal varlığına karşıtlığı içeren bir görüşler bütününü taşımaktadır ve Kıbrıs’ın siyasal gerçekliğiyle uyum sağlamayan içeriktedir. Bu sözlü görüşler, O’nun, Annan Planı’nı öldürmek istediğinin açık delilidir. Kıbrıs Türk tarafı olarak da, bizim böyle bir tavrı tasvip etmemiz, mümkün ve olanaklı değildir” şeklinde konuştu.

KIBRIS 30/11/05

 

“Barikatı hemen kaldırın”...

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Lokmacı Barikatı’nın açılması için attıkları ileri bir adımın Kıbrıs Rum yönetimince “Yeşil Hattın ihlali” olarak yorumlanmasını “akıl almaz bir yaklaşım”olarak değerlendirerek tepki gösterdi.

Soyer, adanın bölünmüşlüğünden sorumlu tuttuğu Papadopulos yönetimine “Lokmacı Barikatı’nın karşısında oluşturduğu ve bir tapınma yerine döndürdüğü barikatını kaldırma ve Lefkoşa’yı bölücü niyetiyle bölünmüş durumda tutmaktan vazgeçme çağrısı”yaptı.

Atatürk Stadı VIP Salonu’nun temel atma töreninde konuşan Soyer, barikatın açılması için yapılan bütün çalışmalara bağlı olarak “Türk askerinin Yeşil Hattı ihlali” gibi anormal ve garip açıklamalarla meseleyi çarpıtmaya çalışan Rum Yönetimi’nin  bir anlamda kendi korkusunu;  kapalı kalmanın, izolasyonun, bölünmenin baş sorumlusunun kendi olduğu gerçeğini kendi eliyle de teyit etmekte olduğunu söyledi.

Soyer, “Biz Yeşil Hattı çiğnemiyoruz.Yeşil Hattın üstünden  yıllardır Kıbrıs Rum egemen güçlerinin yarattığı bölücülüğü aşmak için hakkımızı ve diğer bütün imkanlarımızı kullanarak  açılımı sağlayacak adımları atıyoruz” dedi.

 

“Anormal ve garip açıklamalar...”

 

Lokmacı Barikatı’nın açılması için attıkları ileri bir adımın Kıbrıs Rum yönetimince “Yeşil Hattın ihlali” olarak yorumlanmasını “akıl almaz bir yaklaşım”olarak değerlendirerek tepki gösteren Soyer, barikatın açılması için yapılan bütün çalışmalara bağlı olarak “Türk askerinin Yeşil Hattı ihlali”

gibi “anormal ve garip” açıklamalarla meseleyi çarpıtmaya çalıştığını belirttiği Rum yönetimin  bir anlamda kendi korkusunu;  kapalı kalmanın, izolasyonun, bölünmenin baş sorumlusunun kendi olduğu gerçeğini kendi eliyle de teyit etmekte olduğunu söyledi.

Başbakan Soyer, Lokmacı Barikatı’nın  Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı’nın denetim ve kontrolünde ve yıllar boyu Kıbrıs Türk halkının müdafaa edilmesi, Enosis ve diğer başka saldırılara karşı, kendisini müdafaa etmek için oluşturulan bir hattın çok sembolleşmiş bir yeri olduğuna işaret ettiği konuşmasında şunları kaydetti:

“Lokmacı Barikatı kesinlikle Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığımızın denetim ve kontrolünde ve yıllar boyu Kıbrıs Türk halkının müdafaa edilmesi, Enosis ve diğer başka saldırılara karşı, kendisini müdafaa etmek için oluşturulan bir hattın çok sembolleşmiş bir yeridir. Lokmacı Barikatı 1963’ten beri var olan bir barikattır ve Kıbrıs Türık halkının kendisini bu topraklardan silmek isteyenlere karşı kendisini müdafaa etme noktasında sembolleşmiş ve cisimleşmiş bir varlığıdır. Bunu GK Komutanlığımız yıllar boyu korumakta ve bu bölgede otoritesini sürdürmektedir. Şimdi ‘Yeşil Hat İhlal edildi’ denilmektedir. Yıllardır var olan nöbetçi kulübesinin yerini bir anlamda barikatı aşmak için kaldıran Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığımız emniyet açısından da var olan bir duvarı –ki bu duvar çok açık bir şekilde  gözüküyordu- Cumhurbaşkanlığımız, hükümetimizle işbirliği içinde ve Lefkoşa Türk Belediyesinin  aktif girişimiyle orta yerden kaldırmış ve bu noktada bu açılımı gerçekleştirmek için Kıbrıs Türk halkı ileri bir adımı yerine getirmiştir.

 

“Yeşil Hattı çiğnemiyoruz”

 

Biz Yeşil Hattı çiğnemiyoruz.Yeşil Hattın üstünden  yıllardır Kıbrıs Rum egemen güçlerinin yarattığı bölücülüğü aşmak için hakkımız ve diğer bütün imkanlarımızı kullanarak, açılımı sağlayacak adımları biz atıyoruz.”

Soyer, Rum yönetimine Lokmacı Barikatı’nın karşısındaki barikatı kaldırma ve Lefkoşa’nın bölünmüşlüğünün kaldırılması yönünde Kıbrıs Türk halkının attığı adımalara destek olma çağrısında da bulundu ve şunları ifade etti:

 

Rum yönetimine çağrı

 

 “Bunun için Papadopulos yönetimine hemen Lokmacı Barikatı’nın karşısında oluşturduğu ve bir tapınma yerine döndürdüğü barikatını kaldırma çağrısı yapıyorum ve Lefkoşa’yı bölücü niyetiyle bölünmüş durumda tutmaktan vazgeçmeye çağırıyorum. Onun için Kıbrıs’ı ve Lefkoşa’yı bölenin bizzat Rum egemen güçleri olduğunun simgesel durumu olan bu uygulamadan Papadopulos’u ve onun idaresini vazgeçmeye, geri durmaya ve Kıbrıs Türk halkının attığı barış ve çözüme doğru adımlara işbirliği ve destek olmaya davet ediyorum.” (tak)

 

Erk:  “Lokmacı’dan geçişler en geç yılbaşına başlar”

 

Lefkoşa Türk Belediyesi Başkanı Kutlay Erk, yeni kapılar açmak istemeyen Rum tarafının daha önce olduğu gibi Lokmacı’da da fabrikasyon açıklamalarla işi oyalamaya çalıştığını söyledi.

Yeşil Hat’ta tecavüzün söz konusu olmadığına da işaret eden Erk, “Herşey olması gerektiği gibidir. Onların kapıyı açmaya niyeti yok. Fabrikasyon açıklamalarla kendilerine gerekçeler yaratmaya çalışıyorlar. Kapının açılmasını kesinlikle istemiyorlar” dedi.

Bir açıklama yapan Kutlay Erk, Lokmacı Kapısı’nın açılışı ile ilgili çalışmaların, Lefkoşa Türk ve Rum belediyeleri ile UNOPS-PFF’ın (BM Proje Hizmetleri Ofisi ve Gelecek İçin Ortaklık Programı)  yer aldığı Lefkoşa Master Planı ekipleri tarafından hazırlanan projeler çerçevesinde başlatıldığını belirtti.

LTB’nin olaya çok ciddi yaklaştığını, söylediklerinin arkasında durarak duvarı yıktıklarını söyleyen Erk, geçişi kolaylaştırıp, askeri çalışmaları engellememek için yayalara üst geçit yapmaya başladıklarını kaydetti. Erk, elektrik ve telekomunikasyon alt yapısı için gereken çalışmaların da hafta sonu ilgili dairelerce gerçekleştirildiğini söyledi.

Tehlikeli olan binaların güvenliğinin sağlanabilmesi için Lefkoşa Master Planı ekiplerince hazırlanan projelerle ilgili çalışmaların da UNOPS-PFF desteğiyle yürütüldüğünü kaydeden Erk, BM kontrolünde bulunan ara bölgedeki mayınların uzun süre önce temizlendiğine işaret etti.

Erk, ara bölge ve Rum tarafında yapılacak fazla bir iş olmadığına dikkat çekerek, Rum tarafının, Lokmacı Kapısı’nın açılışına Türk tarafı kadar ciddi yaklaşması halinde karşılıklı geçişlerin en geç yılbaşında başlayabileceğini kaydetti.

Erk, “Ancak Rumların açıklamaları ciddi değil. Açmaya niyetleri yok. Hazır olmadığı gibi bu yönde bir hazırlık da yapmıyor” dedi

Erk, hükümetten, Bostancı’da olduğu gibi Rum tarafı hazır olsa da olmasa da, Türk tarafı çalışmalarını tamamlayıp, gerekli güvenliği sağlaması halinde kapının açılmasını talep edeceğini söyledi.

 

“Yeni kapı istemiyorlar”

 

LTB Başkanı Erk, AB ve diğer kuruluşlara yeni kapılar açmak istediğini söyleyen Rum tarafının gerçek olmayan engellere dayanarak yaptığı açıklamalarla aslında bunu istemediğini, Bostancı’da olduğu gibi bir kez daha ispatladığını kaydetti.

Lefkoşa Rum Belediye Başkanı Mihalakis Zampelas’ın “Kapının açılışıyla ilgili bir anlaşmamız yok” yönündeki açıklamasını da değerlendiren Erk, bunun doğru olmadığını, projenin uzun süre önce yapıldığını söyledi. Erk, “Ancak açılış için ona başvurmamızı istiyorlarsa, bu olmayacak. Biz ona değil, UNOPS’a başvururuz” dedi.

Kutlay Erk, bir başka soruya verdiği yanıtta, barikat için başlatılan çalışmalarla Yeşil Hat’a bir tecavüzün söz konusu olmadığını, Yeşil Hat’ı kontrol eden BM’den de bu yönde hiçbir uyarı almadıklarını belirtti.

Askerin kontrolündeki bölgenin sivil kontrolüne geçtiğine işaret eden Erk, “Her şey olması gerektiği gibidir. Onların kapıyı açmaya niyeti yok. Fabrikasyon açıklamalarla kendilerine gerekçeler yaratmaya

çalışıyorlar. Kapının açılmasını kesinlikle istemiyorlar” dedi. (tak)

 

 

Akıncı: “Lokmacı yılbaşından önce açılmalı”

 

Barış ve Demokrasi Hareketi (BDH) Genel Başkanı Mustafa Akıncı, Lokmacı Barikatı’nın yılbaşından önce açılarak, iki toplumun yılbaşını surlar içinde beraber kutlamasına olanak sağlanması gerektiğini belirtti.

Mustafa Akıncı dün yaptığı açıklamada, her sınır kapısının açılması yönünde karar alınması sonrasında yaşanan karşılıklı suçlamaların, Lokmacı Barikatı konusunda da yaşandığına dikkat çekerek, Birleşmiş Milletler’in devreye girip sorunun çözümüne katkı yapması gerektiğini ifade etti.

Akıncı, “Açılması yönünde karar alınan her barikattan önce kavga yaşanıyor. Karşılıklı suçlamalar yapılıyor. ‘Biz açmaya hazırız ama öteki taraf hazır değil’ sözleri karşılıklı olarak sarfediliyor. Merak ediyoruz acaba BM ne yapıyor” dedi (tak)

 

Rum yönetiminde ‘Lokmacı’ paniği!

 

Güney Kıbrıs’ta yayınlanan Poltis ve diğer gazeteler, Lidra (Lokmacı) Barikatının açılması faaliyetlerinin “statükonun ihlali” olduğunu iddia ettiler, Rum Sözcü Kipros Hrisostomidis’in bu yöndeki açıklamalarına yer verdiler.

Haberi  “Statüko İhlali – Hrisostomidis Lidra’nın Açılmasının Oyun  Olduğunu Söylüyor” başlığıyla veren POLİTİS’e göre, Rum Sözcü Kipros Hrisostomidis dün bölgeyi ziyaret ettikten sonra şu açıklamada bulundu:

“Kıbrıs hükümeti Yeşil Hatta müdahaleyi ve işgal ordusunun Lidra üzerinde geçiş noktası açmak suretiyle askeri avantajlarını genişletme çabalarını kabul etmemektedir. Bu girişimler, statükonun net şekilde ihlali ve 1974’den beri Yeşil Hat için yapılan anlaşmaların ihlalidir. ERMU Caddesi üzerinde, altında Türk ordusunun devriye yapacağı üst geçit önerisi gibi bir öneri olamaz. Hükümet BM’yle sürekli temastadır ve gerekli tüm girişimlerde de bulunmaktadır.” (Rum basını)

YENIDUZEN 29/11/2005

 

Rumlar kapıya da OHİ dedi

Ömer BİLGE LEFKOŞA

Kıbrıs’taki ara bölgede yeni kapılar açılmamasından Türkleri sorumlu tutan Rumlar, KKTC’nin Lokmacı barikatını yıkması üzerine, iki taraftaki çarşıları birleştirecek yolu açmayı kabul etmişti. Ancak şimdi Türkiye’nin emrivaki yaptığını ileri sürerek kararından caydı.

KIBRIS Rum Yönetimi, Yeşil Hat ile bölünmüş Lefkoşa’yı fiili olarak birleştirecek Lokmacı barikatını açma kararından vazgeçtiğini açıkladı. Bugüne kadar her uluslararası ortamda kentin bölünmüş kalmasından Türk askerini suçlayan Rumlar, Kıbrıslı Türklerin hızlı bir şekilde kapı açma çalışmalarına başlamasıyla blöf yaptıklarını ilan ettiler.

Lefkoşa’nın Türk ve Rum kesimlerinden tek geçiş noktası BM denetimindeki Ledra Palace kontrol noktasıydı. Rum Yönetimi, Lefkoşa’yı Avrupa’nın son bölünmüş kenti olmasından dolayı ‘işgal altında’ diye niteliyor ve yeni kapılar açılmamasından Türkleri sorumlu tutuyordu. Rum propagandasıyla harekete geçen BM ve AB, Uzun Yol diye bilinen kentin Türk ve Rum çarşılarını birleştirecek yolun açılması için proje hazırladı. Rumlar, yol üzerindeki kontrol noktası Lokmacı barikatını Türk askerlerinin kaldırmayacağını ileri sürdü.

Ancak KKTC yetkilileri Rumların blöfünü görerek geçen hafta Lokmacı barikatını ve yol çevresindeki mayınlı bölgeyi temizleme faaliyetlerine başladı. Türkiye Büyükelçiliği temizleme çalışmalarına 500 bin YTL yardım yaptı. Lefkoşa Türk Belediyesi kısa süre içinde yolun açılmaya hazır olduğunu ilan etti.

Papadopulos hükümeti ise kapının açılmasına verdikleri izni geri çektiklerini ve durumu BM’ye bildirdiklerini açıkladı. Rum Hükümet Sözcüsü Kipros Hrisostomidis, kapının açılması ile Türk askerinin ‘oldu-bitti’ yaparak avantaj sağlayacağını, bu nedenle izni geri çektiklerini söyledi.

HURRIYET 30/11/2005

Çaldığı Türk bayrağını teslim etti

Kıbrıslı Rum parlamenter Marios Matsakis, Yeşil Hat üzerindeki Akıncılar–Kıraçköy yolunda inşası devam eden nöbet kulübesinden kaçırdığı Türk bayrağını Brüksel'de yayın yapan ABHaber 'e geri verdi.

ABHaber Genel Yayın Müdürü Vakur Kaya (sağda), bayrağı Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne teslim alırken "Kıbrıs’ta taraflar arasında diyaloğa ve çözüm sürecine hiç bir katkısı olmayan ve gündemi gereksiz yere işgal eden bir konu kapanmış oldu. KKTC topraklarından alınmış bayrak, yine aynı topraklara iade edilmiş olacak" diye konuştu. Avrupa Parlamentosu üyesi Cem Özdemir, ABHaber’i tebrik etti.

Matsakis ile Vakur Kaya’nın görüşmesinde Rum parlamenter bayrağı Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a vermek istediğini söyledi. ABHaber ise, bu hareketin diyaloğa ve çözüm çabalarına bir katkısı olmadığını, tam tersine zarar verme potansiyeli taşıdığını anlattı.

Matsakis, bayrağı geri verirken yaptığı açıklamada, amacının Kıbrıs adasının tüm yabancı ordulardan arındırılması olduğunu savundu. Rum parlamenter, Türkiye’ye barış mesajları vermeyi de ihmal etmedi.

Marios Matsakis, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’a yönelik eleştrilerini ise sürdürdü. “Kıbrıs’ta iki devlet olmaz” diyen Matsakis, Cumhurbaşkanı Talat’ın ABD ve İngiltere tarafından kandırıldığını öne sürdü.

HURRIYET 30/11/05

 

Duvar yerine köprü...



GEÇEN pazar günü Güney Kıbrıs'ın Larnaka kentinde Türk ve Rum gençlerinin düzenlediği etkinliğin adı anlamlı idi: "Bölünmüş Ülkede Halk Birleşiyor"...
İki ayrı istikametten gelip bir ortak noktada buluşan Türk ve Rum katılımcılar pankartlar ve sloganlarla beraberliği seslendirdiler, birlikte şarkı söylediler, dans ettiler...
"Gençliğin Barış İçin Buluşması" (YEP) hareketinin Rum Başkanı Nikos Anastasiu, yaptığı konuşmada, "iki toplum arasında köprülerin kurulması için" çalışacaklarını ve buna hiçbir gücün engel olamayacağını söyledi.
Bu sözlerin Lefkoşa'da iki toplumu birbirinden ayıran bir duvarın yıkıldığı ve karşılıklı geçişleri kolaylaştıracak bir köprünün kurulmasına çalışıldığı bir sırada söylenmiş olması, ilginç bir rastlantı.
Ama ne yazık ki, bu girişimlere karşı gösterilen "engelleyici" tepkiler, Kıbrıs'ın "birleştirici" köprülerin kurulmasında çok zorlandığını ortaya koyuyor...
***
GEÇEN perşembe gecesi Lefkoşa'nın ana merkezlerinden birini ayıran Lokmacı mevkiinde, bir grup Türk askeri, buldozerlerle burada ta 1963 olaylarından beri duran barikatı yıktı. Amaç böylece Ledra Caddesi'ni açmak ve yayalar için bir üst geçit kurmaktı.
Duvarın yıkılmasıyla birlikte bu köprünün kurulması, bölünmüş Lefkoşa'nın iki kesimi arasında gidiş-gelişleri kolaylaştıracak bir geçiş noktası açmış olacaktı... Daha da önemlisi, bu olay iki toplum arasında eski duvarların yerine yeni köprülerin kurulmakta olduğunu müjdeleyecekti.
Evet, Lokmacı barikatı yıkıldı, ama şimdilik köprünün kurulup kurulamayacağı belli değil. Çünkü Rum yönetimi buna karşı çıkıyor. Bunun için ileri sürülen gerekçe de, Türk tarafının böylece "askeri hareket kabiliyeti sağlayacağı, Yeşil Hattı kontrol edeceği ve ara bölge statüsünü çiğneyeceği"dir!
Papadopulos yönetimi Türk tarafına, karşılıklı temasları artıracak bu kararı yaşama geçirmesine destek olacağına tam aksine köstek olmakla, gerçekte bölünmüşlüğü bütünleşmeye tercih ettiğini bir kez daha göstermiş oldu.
***
RUM tarafı aynı duygularını bir başka Türk inisiyatifine karşı da sergiledi.
Gene geçen hafta KKTC Bakanlar Kurulu, Ankara'dan gelen işaret doğrultusunda, Rumların Kuzey'de 1974'ten önce sahip oldukları gayrimenkullerinin iadesini veya tazminini (tabii belirli koşullar çerçevesinde) sağlayacak bir karar aldı.
Buna göre yeni kurulan (4'ü Türk, 2'si yabancı, toplam 6 üyeli) bir komisyon, Rumlardan gelecek talepleri inceleyecek. Belirlenen kriterlere göre, eğer talep haklı görülürse, mal iade veya tazmin edilecek. Aksi takdirde, başvuru sahibi talebini KKTC'deki mahkemeye, nihayet ondan da istediği yönde bir karşılık almazsa Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne (AİHM) sunabilecek...
Açıkçası Türkiye'nin bu adımı atmasının önemli nedeni, AİHM'nin sık sık tazminat taleplerine muhatap olmasıdır. Bu aynı zamanda KKTC'deki hukuk sisteminin de fiilen kabullenilmesi anlamına gelecektir. Rum tarafı da zaten bu nedenle bu jesti elinin tersiyle itmiş bulunuyor. Oysa bu konuda pek çok Rum farklı düşünüyor ve bu fırsatın kaçırılmamasını istiyor.
Eğer eski duvarlar yıkılmaz, yeni köprüler kurulmazsa, adadaki iki toplum kaynaşabilir, ada birleşebilir ve yıllanmış Kıbrıs sorunu çözümlenebilir mi?

SAMI KOHEN 30/11/05 MILLIYET

 

 

Fener Rum Patriği Bartholomeos

Bizans ihya edilemez

Patrik, "Bazıları, ikinci Vatikan olmak istiyorlar diyor. Bunları katiyetle yalanlıyoruz. Devlet içinde devlet kurmak ve patrikhanenin siyasi bir güce dönüşmesi Ortodoks kilisesinin kaidelerine terstir" dedi.

 

SOHBET ODASI
DERYA SAZAK



Heybeli izlenimleri

Patrik söyleşisi, Heybeliada'ya giderken, Ataköy Marina'dan kalkan Halki yatında başladı, altı saatlik maratonun ardından Fatih Sultan Mehmet'in İstanbul'un fethi sonrasında Rumların dini ibadetlerini serbestçe yapabilecekleri konusunda Patriğe verdiği 'Milletbaşı' fermanıyla ilgili mozaiğin altında Bartholomeos ile çektirdiğimiz fotoğrafla Fener'de son buldu.
Ercan Arslan, her anı özenle fotoğrafladı. Dini bayramları nedeniyle Patriğin ABD'den gelen konukları vardı. Heybeliada Ruhban Okulu'nda aynı sıraları paylaşmışlardı. Faytonla tepeye tırmanırken, arabacının 'Biz çoktan AB'ye girdik' diye açıkladığı AB-Türkiye bayrakları yabancı konukların da ilgisini çekti.
Patrik, mezun olduğu okulda dolaşırken çocuklar gibi şendi. Kütüphaneyi, bahçedeki şapeli, dershaneleri, yatakhaneleri gezdirdi.
Tarihi ikonalar, eski eserlerle ilgili bilgi verdi. Lisenin Türk müdürü okulda bulunuyor. Heybeliada'nın tepesinden deniz bir başka güzel. Bahçede Patriğin beslediği hayvanlar var. Tavus kuşu, keçiler ve koyunlar. Yunanistan'dan turistler geziyordu... Tarihi değerdeki Hz. İsa ve Meryem Ana ikonaları, Metropoliten Müzesi'nde sergilenmiş.
Sıcak bir insan Patrik, dini ritüellerdeki görüntüsünün aksine, hayata esprili bakıyor.Yeni Papa 16. Benediktus'un Türkiye'de basılan AB kitabındaki 7.5 YTL fiyatı görünce 'Papa ucuza gitmiş!' diye takıldı. Dünyada 5 milyondan fazla satılan 'Da Vinci Şifresi'ni sorduk, vakit bulup okuyamamış. Yakında ABD'ye gidecek. Seneye Papa'yı İstanbul'da ağırlayacak. Diplomatik yönüyle de öne çıkan bir Partik, Bartholomeos. Baharı, memleketi Gökçeada'da karşılamayı seviyor. Köyüne gidiyor. Eşek sırtında adayı geziyor.
Ruhban okulundaki Atatürk büstünde yazılı 'Hayatta en hakiki mürşit ilimdir' sözlerini anımsatırken, 'İlim okulda yapılır ama burası kapalı' demekten kendini alamadı. Atatürk'ün yağlıboya bir tablosu Fener Rum Patrikhanesi'ndeki makam odasının duvarında asılı.

DERYA SAZAK: Heybeliada Ruhban Okulu'nun açılması tartışmaları AB sürecinde hız kazandı. Türkiye, patrikhanenin Ortodoks âlemi üzerindeki 'ekümenlik' iddiasını tanımıyor. Lozan'ın kiliseye evrensel nitelik kazandıracak şekilde tartışmaya açılmasını ileride Vatikan benzeri bir yapılanmaya 'devlet içinde devlet olmaya' götürebileceği gerekçesiyle karşı çıkıyor. Bugün Heybeliada'da bütün bu kavganın odağındaki okuldayız. Siz de 1961'de buradan mezun olmuşsunuz. Okul, Osmanlı döneminde tarihi bir manastırın etrafında 1844'te kurulmuş, 1971'de Anayasa değişikliği ile özel yüksekokulların devletleştirilmesi sırasında kapatılmış. Lise bölümü 'resmen' açık görünüyor. İlahiyat kısmı 34 yıldır kapalı. Ruhban okulunun açılmasındaki bunca ısrar neden?
BARTHOLOMEOS: Aya Triada Manastırı Ortodoks inancının kutsal mekânlarından biri. Tarihçiler Aziz Fotios tarafından 9. yüzyılda kurulan manastırın Hıristiyanlığın Kutsal Üçlüsü'ne (Aya Triada) ithaf edildiğini belirtiyor. Hazreti İsa'nın çarmıha gerilişi ve acıları dindiren Meryem Ana kutsal ikonaları asırlar önce yapılmış. İki sene önce Başbakan Erdoğan'ın da isteğiyle New York'a götürülerek Metropolitan Müzesi'nde sergilendiler. 1500'lü yıllardan kalma kutsal kitap tefsirlerinin yer aldığı hazine değerinde bir kütüphaneye sahibiz. Aya Triada Manastırı İstanbul'un fethinden sonra da varlığını sürdürmüş, eski yapı II. Abdülhamit'in izniyle yeniden yapıldı. 1844'te teoloji eğitimi veren bir okul açılmıştır.

Kapatma haksızdı
Gerek Osmanlı döneminde gerek Cumhuriyet döneminde çok patrik yetiştirdi. İskenderiye, Şam patrikleri buradan mezun oldular. Okul 1971'e kadar açık kaldı, buradan mezun olanlar yalnızca ruhaniliği seçmedi, akademisyenler, lise hocaları çıktı.
Ruhban okulunun tartışılmasının nedeni bizce haksız yere kapatılmış olması ve dünya Ortodoks âleminde birinci makam olan İstanbul Rum Patrikhanesi'nin kendi elemanlarını yetiştirme imkânından mahrum edilmesidir.

Birinci makam derken, 'ekümenlik' tartışması...
Bir hiyerarşi var Hıristiyan-Ortodoks âleminde, 15-16 müstakil kilise var. Otosefal veya otonom, iç işlerinde bağımsızdırlar fakat Ortodoksluğu ilgilendiren konularda İstanbul Patrikhanesi'nin hiyerarşi açısından birinci makam olarak bir koordinasyon yetkisi vardır. Panortodoks toplantılarına davet etmeye ve riyaset etmeye hakkı vardır. Bu da kilisenin ekümenik konsillerinin kaidelerine dayanan bir haktır, imtiyazdır. Ve bu bütün Ortodoks kiliseleri tarafından tanınan ve kabul edilen bir statüdür. İstanbul'dan sonra, İskenderiye, Şam, Kudüs, Moskova, Sırbistan diye sıralanır. Bu hiyerarşide İstanbul patrikhanesi birinci olmaya devam edecektir.

Vatikan da kabul ediyor
Bu gücünü nereden alıyor?
İstanbul, fethedilene kadar kiliseye bazı imtiyazlar verilmiş. Ortodoks kiliseleri tarafından değil, Vatikan ve Protestan kiliseleri tarafından da kabul ediliyor. Mesela Papa, Vatikan yönetimi Ortodoks âlemiyle diyalog kurmak veya inisiyatif almak istediği zaman İstanbul Patrikhanesi ile temas kuruyor. II. Jean Paul'ün ölümünden sonra yeni papa seçilince Katoliklerle diyaloğumuza hız vermek amacıyla eylül ayında bütün Ortodoks kiliseleri temsilcilerini İstanbul'a davet ettik, görüştük.

Katolik ve Ortodokslar arasında tarihte çatışmalar, savaşlar yaşandı, ayrılık oldu...
50 sene öncesine kadar ilişkimiz kopuktu.

Karşılıklı aforoz beş asırdan fazlaydı.
İstanbul Patriği Athenagoras, 1964'te Papa 6. Paul ile Kudüs'te buluştu ve yeni bir çığır açtılar. Ben Heybeliada'dan sonra Roma'da okudum. Katolikleri yakından tanıyorum. Ölen Papa, 1979'da Türkiye'yi, patrikhanemizi ziyaret etmişti. Katoliklerlel, Protestanlarla da teolojik diyalog ve dostluğumuzu sürdürüyoruz. Müslüman âlemiyle, Museviler ile köprüler kurduk. Şimdi bu 'dinlerarası diyalog' moda haline geldi. Biz bunun öncüsüyüz. 20-25 sene önce başladık bu görüşmelere.

Fatih'in Fermanı
İstanbul fetihten önce yağmalandı. O tarihte götürülen 'kutsal emanetleri' geri almışsınız. Neydi bunlar, ikonalar mı?
O dönemden kalma çok değerli emanet var. Ben aziz mertebesine erişmiş iki büyük selefimin reliklerini (kemikleri) istedim, Roma'da St. Peter Kilisesi'nde muhafaza ediliyordu, Papa bir mektupla bunları İstanbul Rum Patrikhanesi'ne iade etti.

Haçlı Seferleri'nin İslamiyetin Kudüs'teki varlığına son vermek amacıyla düzenlendiğini biliyorduk, o arada Doğu Roma'nın başkenti de saldırıya uğramış, yağmalanmış...
1204 senesinde Latinler, Katolikler tarafından fethedildi. İmparator ve Patrik İstanbul'u terk etmek mecburiyetinde kaldılar. İznik'e taşındılar. Haçlılar Doğu'ya giderken İstanbul'da durdular ve dönemin Konstantinopolis'ini fethettiler. Ortodoksları ezdiler. Kiliseleri yağma ettiler, kutsal eşyaları yağmaladılar ve Avrupa'ya götürdüler. Bu durum 57 sene sürdü. 1261'e kadar...

Fatih Sultan Mehmet, İstanbul'u 1453'te fethediyor, Rum Patriği'ni çağırıyor ve bir ferman veriyor. Sanıyorum şimdi Fener'deki patrikhanenin duvarında temsili resmi var. Fatih'in fermanı o zaman ne anlama geliyor?
Çok önemli bir jest ve metindir. Çünkü Hıristiyanların buradan gitmesini istemediğini gösteren bir belgedir. Hayatlarına, örf ve âdetlerine yeni idare altında devam etmelerine müsaade etmişti. Patriği 'Milletbaşı' olarak ilan etmişti. Yalnız Rumların dini lideri değil Osmanlı İmparatorluğu'ndaki bütün Hıristiyanların mesul temsilcisi olarak kabul edilmişti Patrik. Sırp Ortodoksları veya Bulgar Ortodoksları için Babıâli'ye karşı sorumlu olan ve onların adına konuşabilen İstanbul Patriği idi. 'Milletbaşı', sadece Ortodoks milletinin, yalnız Rumların değil Ortodoks âleminin başı.

Müftülerin hakları
Ancak Patriğe tanınan yetki, siyasi ve idari olmaktan çok, 'izdivaç, vaftiz, defin' gibi sosyal ve ruhani alanlarda değil mi? Tarih kitaplarında öyle okumuştuk.
Bugün Batı Trakya'daki müftülerin hakları neyse onlar. Vasiyet, miras gibi alanları da düzenliyordu ferman. Lozan Antlaşması'yla bu imtiyazlar İstanbul Patriği'nin elinden alındı, çünkü Türkiye'de Medeni Kanun kabul edilmişti. 1923'ten sonra Patriğin yalnız dini imtiyazları korundu.

Patrikhane bugün de yönetsel, siyasi hedeflerin peşinde değil, öyle mi?
Hayır, bugün de istemiyoruz. Bazıları diyorlar ki, 'Rum Patrikhanesi yok Bizans'ı ihya etmek istiyor', 'İkinci Vatikan olmak istiyor'. Bunları katiyetle yalanlıyoruz. Defalarca söylediğim gibi, 'devlet içinde devlet kurmak' ve patrikhanenin siyasi bir güce dönüşmesi Ortodoks kilisesinin kaidelerine ters düşüyor.
Türkiye Cumhuriyeti hükümeti, patrikhaneye böyle bir öneride bulunsa bile, yani siz 'İkinci Vatikan olabilirsiniz' dese bile bunu reddederiz.

Sezar'ın hakkı Sezar'a
Ortodoksluk dünyevi konularda güç ve iktidar arayışında değil mi?
İncil'de Mesih İsa'nın sözleri var: 'Sezar'a ait olanı Sezar'a, Allah'a ait olanı Allah'a vereceksin.' Biz buna inanıyoruz.

Seküler alana girmek istemiyorsunuz.
İstemiyoruz. Mahsus yazılıyor ve tekrar ediliyor.

Bu güvensizlik neden?
Önyargılar, bilinçsizlik var, şimdi herkes Lozan'dan bahsediyor. Kim okuyor, Lozan Antlaşması'nı? Ama herkes Lozan'dan konuşuyor. Okusunlar bakalım, ne bulacaklar?

 

Lozan uygulanmadı

AB Komisyonu Temsilcisi Kretschmer, Lozan Antlaşması'nın daha geniş yorumlanmasını isteyen bir demeç verdi.
Lozan Antlaşması keşke Rum cemaatinin 100 binden fazla olduğu zaman tatbik edilseydi. Lozan uygulanmadı.

Lozan'da azınlıklar açısından uygulanmayan maddeler var mı?
Lozan'ın tanıdığı Rumların Ermenilerin ve Musevilerin dini eğitim hakları vardır, kendi olanaklarıyla dini okul açabilir, din adamı yetiştirebilir deniyor. İstanbul eski valisi Erol Çakır bir gün beni vilayete çağırdı, Ankara'dan Dışişleri'nden bir emir geldi size bunu iletiyorum, 'Ekümenik kelimesini bir daha kullanmayın' dedi. Ben de valiye dedim ki, 'Lozan'da böyle bir şey yok ama azınlıkların dini eğitim hakları var. Ruhban okulunu kapatmakla bizi bu haktan mahrum etmiş oluyorsunuz. Lozan'ı çiğniyorsunuz.'

Heybeliada Ruhban Okulu'nun kapalı olması...
Lozan'a aykırıdır.

2. Roma yok ki üçüncüsü olsun

Rusya'daki Ortodoksluğun güçlenmesi de bu dönemde mi, gerçi Fatih İstanbul'u fethettikten sonra Rus çarları kiliseye kapıyı açıyorlar.
Çarlık Rusya'sında 'Üçüncü Roma teorisi' çıktı. Rusların mantalitesine göre 'Birinci Roma düştü, Katolik oldu'. Yeni Roma olarak adlandırılan İstanbul Türklere geçti. Ruslar, bu manevi güç kaybını 'Artık Ortodoksluğun merkezi biziz' diyerek lehlerine çevirmeye çalıştılar. Patrikhanemiz bu teoriyi hiçbir zaman kabul etmedi. Çünkü biz diyoruz ki 'İkinci Roma yok ki, Üçüncü Roma olsun. İstanbul'un kilise açısından ikinci adı 'Yeni Roma'dır.

Bugün nasıl anmak gerekiyor?
Bugün patrikhanemizin veya Patriğin tam unvanı Konstantinopolis... Yeni Roma Başpiskoposu ve Ekümenik Patrik.

İstanbul'u hâlâ Konstantinopolis diye mi anıyorsunuz? Peki, Konstantinopolis, şimdi kavramlara takılmayacağım ama yine Türkiye'den bakınca hani bir türlü İstanbul sözü kullanılmıyor...
İstanbul ne demek? Rumca İstinboli, şehre doğru demek. Yani İstanbul kelime olarak etimoloji açısından Konstantinopolis'ten daha Rumcadır.
Osmanlı döneminde şehrin adı Konstantinopolis değil miydi? St. Petersburg gibi bunun siyasi amacı yok, hemen böyle kuşkulara düşmeyelim. Konstantinopolis derken yani bu demek değil ki Bizans'ı ihya edeceğiz!

 

Devletimize bağlı insanız

Ekümenliğin tanınması ve ruhban okulunun açılmasının ardında 500 yıllık 'Bizans'ı geri alma' düşünün yattığı, Karadeniz'de Rum Pontus yönetimini kurma ve bu şekilde 'Küçük Asya felaketinin' rövanşını almaya dönük Yunan 'Megali İdea'sını gerçekleştirme isteğinin yattığı öne sürülüyor...
Hepsi fasarya! Biz realist, medeni insanlarız. Memleketimize (Türkiye Cumhuriyeti), devletimize bağlı olan insanız, hiçbir zaman devletimize problem çıkarmadık, çıkarmıyoruz da. Böyle çılgın hayaller peşinde değiliz. Bizler Türkiye'de yaşıyoruz. Bırakın bizi, Yunan hükümetine, Yunan Başbakanı'na sorsanız, Yunanistan'da doğru dürüst düşünen vatandaşlara sorsanız, 'İstanbul'u tekrar alıp Bizans'ı, tekrar Konstantinopolis'i kuracaksınız', aklı başında kimse böyle şey düşünmez .
Patrikhane bunu nasıl yapacak? İstanbul'da 3 bin Rum kaldı, biz kiliselerimize papaz tayin edemiyoruz, burada 'İstanbul'u işgal edeceğiz, Vatikan kuracağız,' Güldürmeyin beni!.. Halimizi görüyorsunuz, Heybeliada Ruhban Okulu kapalı, doğru dürüst din adamı, ilahiyatçı yetiştiremiyoruz. Okulun bahçesinde Atatürk büstü var. 'Hayatta en hakiki mürşit ilimdir' yazıyor. Ama okul kapalı. Nerede ilim yapacaksınız?

MILLIYET 01/12/05

 

Rumlarda panik, Türk tarafında kararlılık var

LOKMACI SEMBOLDÜR... Soyer: Kıbrıs Türk tarafının bu konudaki tutumu doğrudur. Kararlılıkla işimizi yapmaya devam edeceğiz. Lokmacı Kapısı, başkent Lefkoşa için semboldür. Kıbrıs'ta çözüm ve adanın birleşmesini düşünen herkesin çaba içinde olması gerekir. Rum tarafının da konuya sağlıklı yaklaşarak, gerginlik yerine uzlaşma, diyalog ve işbirliğiyle ortak çözümün gereklerinin yerine getirmesini umut ediyoruz

Rum Yönetimi Sözcüsü Kipros Hrisostomidis, Türk tarafının Lokmacı Barikatı'ndaki çalışmalarını dün de sürdürerek "ara bölgede yeni ihlallerde bulunduğunu" iddia etti.

Başbakan Ferdi Sabit Soyer ise dün Güney Kıbrıs'a giderek Birleşik Demokratlar Partisi (EDİ) Başkanı Mihailis Papapetru'yla Lokmacı Kapısı'nın açılması konusundaki gelişmeleri ele aldı.

Soyer, Kıbrıs Türk tarafının bu konudaki tutumunun doğru olduğunu yineleyerek, kararlılıkla işlerini yapmaya devam edeceklerini söyledi.

Rumlar yine suçladı

Rum Radyosu'nun haberine göre Hrisostomidis, bölgenin statüsünün eski haline getirilmemesi halinde Rum yönetiminin yolun açılmasına izin vermeyeceğini yineledi. Durumun aynı olmaya devam ettiğini söyleyen Rum Sözcü; Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın, "köprünün askere sorun yaratmamak için inşa etmekte olduğunu itiraf ettiğini" söyledi.

Kipros Hrisostomidis, Rum Yönetimi'nin; yolun barışçıl ve basit şekilde açılmasını istediğini ve geçişlere; işgali hatırlatan devriyeler olmaksızın, 1964'te olduğu gibi izin verdiğini söyledi. Rum Sözcü; "İşgal makamlarının istediği; yolu kendi şartlarıyla açmak, işgal ordusunun mevcudiyetini korumak ve genel olarak ayrı varlık olduğunu göstermektir. Hükümetin tutumu; bölünme köprüsü inşaatın yasadışı ve ara bölge içinde olduğu şeklindedir. Bu tamamen, işgal ordusunun ilerlemesidir" dedi.

Rum Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu; BM Güvenlik Konseyi'nin Kıbrıs Türk tarafı ile; köprü inşaatının durdurulması yönünde temas yaptığını ancak Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın "çalışmaların sürdürülmesinde ısrar ettiğini" söyledi.

Talat'ın; "inşaat işleri için ilgili şirketle sözleşme yapıldığını ve çalışmanın durdurulması durumunda bunun için tazminat ödenmesi gerektiğini söylediğini" öne süren Yakovu; Kıbrıs Türk tarafının çalışmalarına dün akşam da devam ettiğini, çalışmaların bir noktaya kadar devam edeceğini ancak ilerleyemeyeceğini, çünkü Rum yönetiminin, "Ledra Caddesi"nin açılması konusunda güvenini geri çektiğini söyledi.

Yakovu, bölgenin dekonfrantasyon bölgesinin ihlal abidesi haline geldiğini, Türk askerlerinin 1974'beri bölgeye girip çıktıklarını ve BM Barış Gücü'nün onları engelleyemediğini de iddia etti.

Soyer, Bakanlar Kurulu girişinde açıkladı:

Kararlılıkla işimizi yapmaya devam edeceğiz

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, dün Bakanlar Kurulu'na girişinde Güney Kıbrıs'a giderek EDİ partisi Başkanı Mihailis Papapetru'yla Lokmacı Kapısı'nın açılması konusundaki gelişmeleri ele aldıklarını açıkladı.

Başbakan Soyer, Kıbrıs Türk tarafının bu konudaki tutumunun doğru olduğunu yineleyerek, kararlılıkla işlerini yapmaya devam edeceklerini söyledi.

Soyer, Lokmacı kapısının başkent Lefkoşa için sembol olduğuna işaret ederek, Kıbrıs'ta çözüm ve adanın birleşmesini düşünen herkesin çaba içinde olması gerektiğini kaydetti. Soyer, Rum tarafının da konuya sağlıklı yaklaşarak, gerginlik yerine uzlaşma, diyalog ve işbirliğiyle ortak çözümün gereklerinin yerine getirilmesi umudunu ifade etti.

"Erk, bugün basın toplantısıyla ayrıntıları açıklayacak"

Rum basın mensuplarına da açıklamalarda bulunduğunu bildiren Başbakan Soyer, bugün Lefkoşa Belediye Başkanı Kutlay Erk'in basın toplantısında ayrıntıları basın ve halkla paylaşacağını kaydetti.

Başbakan Soyer, Kıbrıs Türk halkının Lokmacı Barikatı'nı açma iradesini yıllardır taşıdığına işaret ederek, "Bostancı sınır kapısını açtıktan sonra AB kararı çerçevesinde Lokmacı Kapısı'nı açma çalışmalarını yoğunlaştırdık. Hükümet, Cumhurbaşkanlığı, Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığımız koordineli bir çalışma yaparak üstümüze düşen bütün unsurları tek tek yerine getirdik ve bununla ilgili girişimleri yaptık. Gayet güzel, verimli bir çalışma yapılmıştır" diye konuştu.

İncir çekirdeğini doldurmayan fenomen

Bostancı Barikatı'nın açılmasında karşılaştıkları Rum tarafının "incir çekirdeğini doldurmayan tanınma fenomeninin yarattığı ve aylarca zaman kaybettiren sıkıntıları aşmak için" sorumluluğu uluslar arası tanınmışlığı olan Lefkoşa Türk Belediyesi'ne verdiklerini anlatan Başbakan Soyer, Güney Kıbrıs'taki idare tanınma tartışmalarını kaybettikten sonra şimdi sudan gerekçelerle Lokmacı Barikatı'nın açılmasını engellemeye çalıştığını ifade etti.

Soyer, "Biz doğruyu yapıyoruz ve içten yapıyoruz yaptıklarımızı. BM'nin Kıbrıs'taki sözcüsünün de açıkladığı gibi Kıbrıs Rum tarafının iddia ettiği gibi biz Yeşilhattı çiğnemiş değiliz, BM sözcüsü çok net açıkladı, biz Yeşilhattı ihlal etmedik. Üstelik Kıbrıs Türk tarafı o bölgede askeri avantaj değil, var olan avantajını, oradaki pozisyonunu geri çekmiştir" dedi.

Oynamayacak gelin benzetmesi

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, 10 gün önce temas hattındaki askeri güvenliği ilgilendiren duvarı ve nöbet yerini kaldırdıklarını hatırlatarak, "Bu duvar yıkılırken Kıbrıs Rum tarafı hiç sesini çıkarmadı. Ama ne zaman Lokmacı'nın tamamen bizim tarafta olan ve herkesin gördüğü beyaza boyanmış duvarı yıktığımız zaman, işin ciddiyetini anladı ve 'Yeşilhat çiğneniyor' diye kıyametleri kopardı" diye konuştu. Soyer, Türkçe'deki 'oynamayacak gelinin yerinin ve yeninin dar olması' sözünü anımsatarak, "Bu, onun gibi birşey ancak biz soğukkanlılıkla, bu konudaki çalışmaya devam ediyoruz" ifadelerini kullandı.

Yayalar için yapılan üst geçidin yüksekliğinin 2 metre olduğunu, oradan geçecek askeri ciplerin geçişine imkan sağlamak için bunun düşünüldüğünü kaydeden Başbakan Ferdi Sabit Soyer, yayaların askerle temasa geçip de provokasyona neden olmamasının hedeflendiğini anlattı. Yaya üst geçidinden bisikletlilerin, yaşlıların ve bedensel engellilerin de yararlanabileceğini ifade eden Soyer, özetle şunları söyledi:

"Yeşilhattı çiğnemedik... Lokmacı sembol...

"Bizim Yeşilhat'tı çiğnemediğimizi BM Sözcüsü de açıkça söylemiştir. Çok ilginç buluyorum, bir taraftan Güney Kıbrıs'taki Papadopulos yönetimi bu adımla ilgili endişe beyan ederken, Kıbrıs Türk tarafında da çözümden yana olduğunu söyleyenlerle çözüm karşı olanların hepsi ağızbirliği etmişçesine bu adımı değersiz kılmaya, boşa çıkarmaya çalışmaktadırlar. Biz kararlılıkla işimizi yapmaya devam edeceğiz. Çünkü burası bir semboldür. İlk defa Kıbrıs'ta toplumlar arası çatışmalar çıktığında 1958'de, 1959'da Lefkoşa buradan ikiye bölünmüştü. Yine 1963 saldırılarına karşı Kıbrıs Türk halkı kendini korurken, burada barikat oluşmuştu ve bu günümüze kadar devam etti. Yani ülkemizi ve başkenti bölen bir semboldür bu. Tıpkı Doğu-Batı Berlin arasındaki Brenderburg kapısı gibi... Dolayısıyla siyasi eşitlik içinde bir çözümü ve bu memleketi birleştirmeyi düşünen herkesin bu adımı yerine getirmesi için çaba içinde olması gerekmektedir. Kıbrıs Türk tarafı olarak biz, elimizden gelen gayreti gösteriyoruz. Umarım ki Kıbrıs Rum tarafı da bu tarzdaki çalışmalarında gerçeğin daha iyi anlaşılması çerçevesine konuya daha sağlıklı yaklaşır ve bu tür gerginlikler yerine uzlaşmayı, diyaloğu, işbirliğini ve ortak bir çözümün gerektirdiği bütün unsurları yerine getirebiliriz."

Diğer partileri ziyaret de gündemde

Başbakan Soyer, bir soru üzerine, gündemlerinde Güney'deki diğer partileri ziyaret de bulunduğunu belirtti. Yapılanlardan BM'nin haberdar olduğunu kaydeden Soyer, Lokmacı Barikatı'ndaki duvarın neden gece yarısı yıkıldığına ilişkin Güney Kıbrıs'tan gelen eleştirileri de yanıtladı. Başbakan Soyer, gece saat 24.00'te yıkımın ana nedeninin trafiği altüst edip vatandaşlara sıkıntı yaşatmama düşüncesinden kaynaklandığını vurguladı.

"Papadopulos tekrar duvar örmemizi mi öneriyor?"

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Papadopulos'un "Eski hale gelsinler" dediğini anımsatarak, "Güney'de de açıkladım ve 'yani bize önerisi tekrar duvar mı örelim diye sordum'. Yıktığımız duvarları yeniden mi örelim" diye konuştu.

Güney'deki Rum yönetiminin Lokmacı Barikatı'ndaki Türk nöbetçi kulübesinin 1963'teki yere çekilmesini istediği yönünde bilgiler aldığını kaydeden Başbakan Soyer, "Ben de merak ettim sordum. Bizim Metehan'daki, Kermiya'daki, Bostancı'daki, Beyarmudu'ndaki, İki Buçuk Mil'deki sınır noktamız 1963 noktası mı? Artık insan hayretler içinde kalıyor. O zaman 1963 legal miydi? Rumların fiilen Kıbrıs'ı bölmesi legal miydi, meşru muydu?" dedi.

Akıl yolu ve diyalog

Soyer, polemiğe girmeden, akıl yolu ve sağlıklı bir diyalogla sorunu aşmanın önem taşıdığını vurgulayarak, barış ve çözüm girişimlerinde kararlılıkla yollarını yürümeye devam edeceklerini söyledi.

Bostancı ve Lokmacı kapılarının açılmasının AB'nin karar metinlerine de girdiğini anımsatan ve Lefkoşa Türk ve Rum Belediyelerinin ara bölgedeki binaların tamiri konusunda işbirliği bile yaptığını kaydeden Başbakan Ferdi Sabit Soyer, her konunun Rum yönetimi'nin bilgisinde olduğunu belirtti.

 KIBRIS 01/12/05

ODTÜ Kuzey Kıbrıs'a hedef 6 bin öğrenci"

Gizem ÖZGEÇ

Türkiye'nin uluslararası alanda standartlarıyla tanınan Ortadoğu Teknik Üniversitesi'nin Kuzey Kıbrıs Kampusu (ODTÜ KKK) Genel Sekreteri Yrd. Doç.Dr. Erdal Onurhan, Türkiye ve KKTC devletleri tarafından Kuzey Kıbrıs'ta uluslararası bir kampus kurulduğunu ve hedefin 6 bin öğrenci olduğunu söyledi.

Onurhan, kampusun en yeni teknolojiyle donatıldığını ve toplam sekiz lisans programına öğrenci kabul edildiğini belirterek, "ODTÜ'ye yakışır, kaliteden ödün vermeyen bir kampus, deneyimli hocaların görev yaptığı bir kurum olacak" dedi.

Geçtiğimiz eylül ayında, açılışı yapılan ODTÜ Kuzey Kıbrıs Kampusu'nda, inşaat çalışmaları hızla devam ediyor.

Kampus, Hazırlık Okulu, Eğitim ve Laboratuar Blokları, Yönetim-Kütüphane-Bilgi İşlem Kompleksi, Kültür ve Kongre Merkezi, Kafeterya , Alışveriş Merkezi, Öğrenci Birliği Binası, Öğrenci Yurtları, Spor Kompleksi, Yüzme Havuzu, Tenis Kortları, Stadyum, Sağlık ve Rehberlik Merkezi, Postane, Kitaplık Müdürlüğü, Personel Lojmanları, Misafirhane, Rekreasyon Vadisi ile hizmet verecek.

Kampusta Bilgisayar, Elektrik ve Elektronik, İnşaat, Makine, İşletme Mühendisliği, İşletme (ODTÜ KKK- SUNY New Paltz Uluslararası Ortak Lisans Programı), İktisat ve Siyaset Bilimi yanında Uluslararası İlişkiler bölümlerine öğrenci kabul ediliyor. Bunların dışında hazırlık okulu görevini yapan bir Yabancı Diller Yüksek Okulu da bulunuyor. Ancak gelecek yıl yeni programlar açılması düşünülüyor.

Şu anda 400 öğrencinin kayıtlı olduğu ODTÜ KKK'da, 55 öğretim görevlisi hizmet veriyor.

100 milyon dolarlık yatırım

Erdal Onurhan, ODTÜ Kuzey Kıbrıs projesinin, 2000 yılında TC ve KKTC hükümeti ile ODTÜ Rektörlüğü arasında imzalanan protokol ile başlatıldığını kaydetti.

Onurhan, inşaat çalışmalarının hızla devam ettiğini ve üç yılı doldurmayan bir sürede çok iyi bir noktada bulunulduğunu söyledi. Şu ana kadar kampus için 100 milyon dolar yatırım yapıldığını da açıklayan Onurhan, "Sanıyorum son şekle gelene kadar bir o kadar daha harcama yapacağız" dedi.

Onurhan'ın verdiği bilgiye göre, şu anda 4 yüz kişiyi barındıracak bir yurt, ayrıca bir laboratuar ve Eğitim Bloğu hazır durumda. Kütüphane ve Bilgi-İşlem Merkezi'nin inşaatlarının tamamlandığı kampus içinde bulunan idari binada ise, rektörlük, yönetim ve diğer hizmetler için alt birimler bulunuyor. 3 bin kişiye servis verecek şekilde projelendirilen kafeteryanın çalışmalarına ise halen devam ediliyor. Şu anda bir sağlık merkezinin hizmet verdiği kampusta, daha büyük sağlık merkezinin inşaat çalışmaları henüz bitmedi. Ayrıca kampusta öğrencilerin spor aktiviteleri içinse küçük bir fitnes salonu bulunuyor. Spor salonları, açık ve kapalı sahaların hazırlıkları ise hızla gaz sürdürülüyor.

Onurhan, ikinci yurt ve bir yüzme havuzunun inşaatına halen devam edildiğini belirterek, kampus ve yürütülen çalışmalarla ilgili şunları söyledi:

"Kampusun bir çarşı merkezi, postanesi, banka şubesi ve küçük bir süpermarketi var. Turkcell de kampusta bir bayi açtı. Öğrencilerin seyahat faaliyetleri için çalışan bir turizm şirketi de bulunuyor. Genelde hizmetleri dışarıdan satın almayı tercih ettik. Temizlik ve güvenlik işleri için şirketlerle anlaşma yaptık. Hem bölgeye ekonomi katkısı olması, hem de fazla bürokrasi içine boğulmamak için böyle bir tercih yaptık. Tüm bunların yanında çok önemli olduğuna inandığımız, bir su arıtma tesisi kurduk. Suyu idareli kullanmak gereğiyle büyük bir yatırım yaptık. Günde yaklaşık olarak 500 ton su tüketiyoruz ve arıtılmış suları yeşil alanlar için kullanacağız. Çevre düzenlemesine de büyük önem veriyoruz. İnşaatlar biter bitmez hemen alanı yeşillendiriyoruz. Yeşillendirmeler bundan sonra ağaçlandırma şeklinde de devam edecek."

 

Yüksek kaliteden ödün yok

Onurhan, kampusun yüksek düzeyde eğitim, topluma katkı ve araştırma sağlama hedefiyle kurulduğunu belirtti. "Yüksek kaliteden ödün vermeye niyetimiz yok" diyen Onurhan, kampusun ODTÜ adına yaraşır bir düzeyde eğitim kurumu olacağını vurguladı. Kampusun ODTÜ'nün bir parçası olduğunu vurgulayan Onurhan, her konuda ODTÜ'ye eşdeğer yapıya sahip olunacağını kaydetti. Onurhan ayrıca öğretim görevlilerimin çoğunluğunun, ODTÜ'den görevli deneyimli kişilerden oluştuğuna da dikkat çekti.

Kampusta, 4 yüz öğrenciye 55 civarında öğretim görevlisinin hizmet verdiğini söyleyen Onurhan, hoca sayısının memnuniyet verici olduğunu ve mevcut bu durumu devam ettireceklerini belirtti.

İleri teknoloji kullanıldı

Onurhan, kampusta ileri teknoloji kullanıldığını ve güvenlik önlemlerinin en üst düzeyde alınacağını kaydetti. Onurhan, Internet ağının çok güçlü olduğuna da işaret ederek, öğrencilerin bilgiye çok hızlı ulaşabileceğini belirtti. Akla gelebilecek her şeyi düşündüklerini ifade eden Onurhan, üniversiteyi elektrik kesintisine karşı koruyan jeneratör sistemi yanında UPS sisteminin de bulunduğunu kaydetti ve şunları söyledi:

"Uluslararası kütüphanecilik yapıyoruz. Öğrenciler istediği yerden, yüksek hızla bilgiye ulaşabilecek.

Ayrıca bir de otomasyon projesi var. Her şey bilgisayar kontrollü olacak. 9 bin nokta bilgisayarla kontrol edilecek. Suyun oda sıcaklığından tutun da klimalara kadar kontrol sağlanacak."

Onurhan, ulaşım için Güzelyurt Belediyesi'nin servisi kullanıldığını ayrıca farklı bölgelere ulaşım için de çalışma yaptıklarını belirtti.

Yabancı öğrencilere açığız

Erdal Onurhan, kampusta şu anda 20 civarında yabancı öğrencinin öğrenime devam ettiğini, daha fazla yabancı uyruklu öğrenci almaya hazır olduklarını söyledi. Onurhan yabancı öğrencilerin sınavsız ancak bazı kriterlerle okula alınacağını vurguladı.

Onurhan, kampusun Güzelyurt bölgesine kurulmasıyla, bölge halkına farklı bir bilinç geldiğini de söyledi. Onurhan, bölgede binlerce öğrenciyi barındırmak için bir master plana ihtiyaç olacağını kaydetti.

KIBRIS 01/12/05

"Temsilci için şartlar olgunlaşmadı"


2 Aralık, 2005 11:09:00 (TSİ) CNN TURK

 

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan, sürekli bir Kıbrıs temsilcisi atanması için şartların henüz olgunlaşmadığını söyledi.

BM Güvenlik Konseyi'ne Kıbrıs konusunda bir rapor gönderen Annan, Ada'da siyasi çözüme yönelik ilerlemenin yavaş olduğunu belirtti.
 
Annan, ''ilgili bütün taraflardan görüşmelerin yeniden başlatılması konusunda çağrılar gelse de şartların açıklığa kavuşturulmasına ihtiyaç bulunmaktadır'' dedi.
 
Annan raporda, 16 aralıkta sona erecek olan Kıbrıs'taki BM Barış Gücü'nün görev süresinin 16 haziran 2006 tarihine kadar uzatılmasını da tavsiye etti.
 
Yeni sınır geçiş noktalarının açılmasını olumlu bulan Annan, ihtiyaç halinde üst düzey bir genel sekreterlik yetkilisini Kıbrıs, Yunanistan ve Türkiye'yi ziyaret etmek üzere bölgeye göndereceğini kaydetti.
 
Kofi Annan, Kıbrıs sorununun sadece kapsamlı bir çözümle sona ereceği konusundaki görüşlerini bir kez daha tekrarladı.
 
Rum tarafı Annan'a inanıyor
 
Rum lider Tasos Papadopulos 30 kasımda yaptığı açıklamada, özel temsilcisini bölgeye gönderen Annan'ın, çok yakında Kıbrıs konusunda yeni bir inisiyatif başlatacağına inandığını söylemişti.
 
Buna inanmak için çok nedeni olduğunu vurgulayan Rum lider, "Kıbrıs sorunuyla, BM'nin masaya koyduğu hiçbir planın yok olmadığını bilecek kadar uzun zamandır ilgileniyorum" diye konuşmuştu.
 
Geçtiğimiz nisan ayında BM'ye iki temsilcisini gönderdiğini ifade eden Papadopulos, "temsilciler, Kıbrıs Rum tarafının BM planında veya herhangi başka bir planda görmek istedikleri bütün değişiklikleri veya bir çözüm planında görmek istediğimiz maddeleri sundular. Bir başarısızlık daha olamaz" demişti.
 
BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Ada'daki taraflara sunduğu plan, 24 nisan 2004'te halkoylamasına götürülmüştü. Kıbrıslı Türklerin yüzde 65'i plana 'evet' derken, Rumların yüzde 76'sı 'hayır' demişti.
 
Referandumun ardından Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos, "Annan Planı'nın halkımız tarafından reddedilmesi Kıbrıslı Türkleri hayal kırıklığına uğratmamalı. Rum kesimi olarak çözüm çabalarımızı sürdüreceğiz" demişti.

 

SAÇMALIYORLAR

Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıs Rum Yönetimi'nin, "Ledra yolu üzerinde yayalar için köprü çalışmalarından politik ve askeri çıkar amaçladığı" yöndeki suçlamalarını sert bir dille eleştirdi:

SAÇMALIYORLAR

BURADAN RUM KESİMİ GÖZETLENEMEZ... Cumhurbaşkanı Talat, Lokmacı Barikatı konusunda Rumların gösterdikleri tepkilerle ilgili olarak yaptığı açıklamada, "Yıktığımız askeri gözetleme kulesi köprüden daha yüksekti. Kimse de köprü üzerinde oturup Rum kesimini gözetleyemez. Bunu öne sürmek saçmalıktır" dedi

ACELEMİZ, İSTEKLİLİĞİMİZİ GÖSTERİR... Talat: BM ile bölgede yapacağımız çalışmalar hakkında görüştük. BM'nin sorunu, Kıbrıslı Türklerden bu kadar hızlandırılmış bir çalışma beklememeleridir. Belki acele ile yapıldı ancak bu bizim istekliğimizi gösteriyor

 

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs Rum Yönetimi'nin Ledra yolu üzerinde yayalar için köprü çalışmalarının politik ve askeri çıkar amaçladığı yöndeki suçlamalarını "saçmalık" olarak değerlendirdi.

Cumhurbaşkanı Talat, Rum kesiminde yayımlanan "Cyprus Mail" gazetesine Lokmacı Barikatı konusunda Rumların gösterdikleri tepkilerle ilgili olarak yaptığı açıklamada, "Yıktığımız askeri gözetleme kulesi köprüden daha yüksekti. Kimse de köprü üzerinde oturup Rum kesimini gözetleyemez. Bu saçmalıktır" dedi.

Türk tarafının bölgede yürüttüğü çalışmalara karşılık BM'nin takındığı tavra da atıfta bulunan Talat, "BM ile bölgede yapacağımız çalışmalar hakkında görüştük. BM'nin sorunu, Kıbrıslı Türklerden bu kadar hızlandırılmış bir çalışma beklememeleridir. Belki acele ile yapıldı ancak bu bizim istekliğimizi gösteriyor" dedi.

Gazeteye göre, Türk tarafında çalışmaların başlamasından sonra BM Pazartesi günü yaptığı bir açıklamada Türk tarafına tek taraflı çalışma yaptığı yönde ithamlarda bulundu.

Çalışmaların tek taraflı olmadığını, sivil, askeri ve BM ile yapılan bir dizi toplantılardan sonra başlatıldığın altını çizen Talat, "O gece o meşhur duvarı yıkacağımızı kendilerine bildirmediğimizi söylüyorlar. Ancak nöbet yerini yıktığımızda kimse ağzını açıp bir şey söylemedi...BM ile askeri hususlar üzerinde anlaşmaya vardık. Birçok toplantı yaptık" dedi.

Talat BM'nin ayrıca, o bölgedeki iki askeri noktaya Türk askerinin geçişini sağlamak için Ermou Caddesi üzerine de bir yaya köprüsü inşa edecekleri hakkında bilgilendirildiğine de dikkat çekti.

Türk askerinin ara bölgeden yer aldığı yönündeki Rum Yönetimi suçlamalarının asılsız olduğunu kaydeden Talat, "Ne yapacağımızı açıkladık. Fakat aslına bakarsanız, (yaya köprüsünün) BM ile bir alakası yok çünkü ara bölgede değil" diye konuştu.

Ledra Yolunda polis bulundurulacağını asker bulundurulmayacağına işaret eden Talat, "Devriye de olmayacak, (köprü) sadece geçiş sağlamak için kullanılacak" dedi.

Rumların geçişin açılmasını reddetmeleri karşısında şaşırdığını belirten Talat, Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un bu geçişe engel olmasının mantığını nasıl açıklayacağını sordu.

Nispetten siyasi ortamda bir iyileşmenin ve refaha kavuşmanın Kıbrıs Türklerinin çözüm yönündeki isteklerini azaltacağı konusundaki endişeleri anlayabileceğini ifade eden Talat şöyle devam etti:

"Diğer şeyleri olduğu gibi bırakıp yeni geçiş kapıları açmanın, insanları bölünmüşlük konusunda daha rahat yapacağı yönünde eleştiriler alıyorum. Bu eleştirilere hak veriyorum. Bu rahatlamamıza ve içeride bulunduğumuz durumu sağlama almamıza olanak vermemeli. Sorunu kapsamlı bir şekilde çözmeliyiz. Bunun kalıcı bir bölünmüşlük tehlikesini içerdiğini biliyorum ve bundan korkuyorum, fakat bizim için hedef geçiş noktaları açmak değil. Onlar sadece geçici birer önlemdir"

KIBRIS 02/12/05

 

Yunanistan Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Kumuçakos: Atina, Kıbrıs Barış Gücü'ne ilişkin değişiklik istemiyor

Yunanistan Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Yorgo Kumuçakos, Atina ve Kıbrıs Rum yönetiminin Kıbrıs Barış Gücü'nün (UNFICYP) görevi ve görevlilerinin sayısına ilişkin değişiklik istemediklerini söyledi.

Kumuçakos, yaptığı basın toplantısında, BM Güvenlik Konseyi'nin UNFICYP'nin görev süresinin 6 aylık bir dönem için uzatılmasına ilişkin oylamayı önümüzdeki hafta yapacağını kaydetti.

Kıbrıs'taki Türk askeri için "işgal gücü" nitelemesinde bulunan Kumuçakos, "Atina ve Lefkoşa (Rum kesimi) UNFICYP'nin yapısında herhangi bir değişiklik yapılmasını arzu etmiyorlar. Ada'daki yaklaşık 50 bin kişilik Türk işgal gücünün varlığı sürmektedir. Bu durum, bu aşamada barış gücünün görev çerçevesine ilişkin bir değişikliğe izin vermemektedir" diye konuştu.

KIBRIS 02/12/05

 

Akıncı: Keşke Lokmacı'da köprüsüz bir çözüm olsaydı

Barış ve Demokrasi Hareketi (BDH) Genel Başkanı Mustafa Akıncı, Lokmacı Barikatında yürütülen çalışmaları yerinde inceledi ve Lokmacı Barikatının açılmasının bu aşamada çok zor göründüğü değerlendirmesinde bulundu. Akıncı, Rum tarafının yeşil hat sınırı ve köprü inşaatı konusunda farklı görüş taşıdığını, bu nedenle açılışın yapılmasını onaylamadığının anlaşıldığını söyledi.

BDH Basın Bürosu'ndan yapılan açıklamaya göre, 1990'lı yıllarda bölgede askeri sorumluluk üstlenmiş BDH Girne İlçe Başkanı Halil Sadrazam ile birlikte Lefkoşa Belediye Asbaşkanı Semavi Aşık eşliğinde bölgeyi gezen Akıncı, önceki gün ayrıca Birleşmiş Milletler (BM) Basın sözcüsü Brian Kelly, Lefkoşa Rum Belediyesi eski Başkanı Lellos Demetriades ve Rum Hükümet sözcüsü Kypros Hrisostomides ile telefon görüşmesi de yaptı.

Çözümün yerini hiçbir şeyin tutamayacağını, vurgulayan Akıncı, ufukta çözümün görünmediği bir ortamda, iki taraf arasında daha çok geçiş kapısı açılmasının olumlu olduğunu dile getirdi. Akıncı, "Ne var ki, açılış için taraflar bir masa etrafında neyin nasıl yapılacağını birbirlerine anlatma ve uzlaşma olanağı bile yaratamıyorlar. Adımlar atılmaya başlayınca karşılıklı suçlamalar da başlıyor"dedi.

Rum tarafının yeşil hat sınırı olarak, 1964'teki yerinde, yani Ermu Sokağı'nın Kuzey sınırını kabul ettiğini kaydeden Akıncı, "Dolayısı ile yapılmakta olan köprüyü de ara bölgenin ihlali olarak nitelendiriyor. 1974'te yaşananları kabul etmek istemiyor. Ne var ki, bu konuda bırakınız Türk tarafını BM'yi de ikna edemiyor. Şimdi 'ara bölgedir' dedikleri Ermu Sokağına 1970'li yılların sonunda Kıbrıslı Türk Müteahhitler kazı yaparak kanalizasyon boruları döşediler. Rum Müteahhitler de, kendi kontrolleri altındaki kısmında çalıştılar, sonra bir noktada borular birleştirildi. O zaman bu sorunlar yaşanmadı. Boruları yer altında birleştirdik, insanları yer üstünde birleştiremiyoruz" dedi.

Yerinde yaptıkları incelemede, köprünün kimseye avantaj getirmeyeceğini aksine sıkıntılar getireceğini ifade eden Akıncı, "bu yolun köprü ihtiyacı doğmadan açılması, kuşkusuz benim de tercihim olurdu; ne var ki seçenek, ya köprülü açılış, ya da hiç açılamaması ise o zaman köprülü olarak açılmasını tercih etmek ve köprüsüz günler için de çalışmak gerekir" diye konuştu ve BM'nin tarafları özellikle yerel yönetimleri bir araya getirerek çıkış yolları aramasında büyük yarar olacağına inandıklarını söyledi.

KIBRIS 02/12/05