Chirac’tan Türkiye’ye uyarı

Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac, Türkiye’nin Kıbrıs Rum Kesimi’ne yönelik tutumunu netleştirmesini ve Avrupa Birliği’ne yönelik taahhütlerini yerine getirmesini istedi.

 

NTV

Güncelleme: 13:44 29 Ağustos 2005 Pazartesi

PARİS - Paris’te Fransa büyükelçilerine konuşan Chirac, Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliğiyle ilgili değerlendirmelerde bulundu.

Chirac, “Türkiye 25 üyeli Avrupa Birliği’ni, taahütlerini yerine getireceği konusunda ikna etmelidir” dedi.

Fransa Başbakanı Dominique de Villepen ve Dışişleri Bakanı Douste de Blazy de geçen ay yaptıkları açıklamalarda, “Türkiye’nin, AB’nin bir üyesi olan Rum Yönetimi’ni tanımadan müzakerelere başlamasının düşünülemeyeceğini” söylemişti.

"Türkiye'ye çifte standart uygulanıyor"


29 Ağustos, 2005 15:03:00 (TSİ) CNN TURK

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın Dış İlişkiler Danışmanı Egemen Bağış, bazı AB ülkelerinin Kıbrıs konusunu bahane ederek Türkiye'ye çifte standart uyguladığını söyledi.

Bağış, kimsenin Türkiye'yi korkutup Avrupa Birliği sürecinden vazgeçiremeyeceğine dikkat çekti.
 
Bağış, Avrupa iş ve siyaset çevrelerinin gazetesi International Herald Tribune'de bugün yayımlanan yazısında, bazı AB ülkelerinin Kıbrıs konusunu bahane ederek Türkiye'ye çifte standart uyguladığını ve 'çifte standart' teriminin daha üyelik görüşmeleri başlamadan aşındığını belirtti.
 
Bağış, ''açık konuşalım, kimse Türkiye'yi korkutup AB sürecinden vazgeçiremez'' dedi.
 
Yazısında bazı AB ülkelerinin son zamanlarda Kıbrıs konusunu bahane ederek Türkiye'ye karşı aldığı olumsuz tutumun uluslararası gözlemcilerin ve basının dikkatinden kaçmadığını anlattı.
 
Bağış yazısında, ''Türkiye daha üyelik görüşmelerine bile başlamamışken, AB'nin tutumu konusunda 'çifte standart' terimi uluslararası alanda o kadar çok kullanıldı ki, bu terim artık aşınmaya başladı. Son dönemde 'Küçük' Avrupalı politikacıların yarattığı gürültüyü tanımlamak için Ankara'da doğru sözcükler bulmakta zorlanmaktayız'' ifadesini kullandı.
 
Avrupalı politikacılara eleştiri
 
Türkiye'nin, kısa yoldan oy toplamaya çabalayan ve bu çerçevede hayali bir dış tehdit yaratma ihtiyacı duyan bazı Avrupalı politikacıların hedefi olduğunu vurgulayan Bağış, yazısında ''bu sorumsuz siyaset, Atlantik okyanusunun iki yakasında varolan (Avrupa, Avrupalılara bırakılmayacak kadar önemli bir kıtadır) düşüncesini de haklı çıkarmaktadır'' görüşüne yer verdi.
 
Egemen Bağış, yazısında AB ile üyelik görüşmelerine, önceden takvime bağlandığı gibi 3 ekimde başlanacağını vurguladı.
 
Deklarasyonda Güney Kıbrıs tanınmıyor 
 
Türkiye, 29 temmuzda AB dönem başkanı İngiltere'nin Türkiye'ye gönderdiği Ek Protokol metnini Brüksel'deki Türk daimi temsilcisi Büyükelçi Oğuz Demiralp aracılığı ile imzaladı.
 
Türkiye, protokole imza atarken, Kıbrıs cumhuriyeti'ni tanımadığını da yayımladığı bir deklarasyonla ilan etti.
 
Deklarasyonun içeriği:

·  Türkiye siyasi çözüm için kararlılığını sürdürmektedir

·  Bu protokoldeki Kıbrıs Cumhuriyeti 1960'daki ortaklık devleti değildir

·  Türkiye için Rum tarafı Kıbrıs Türk tarafını temsil etmemektedir

·  Türkiye KKTC ile ilişkilerini değiştirmeyecektir

·  Türkiye bu protokolle Kıbrıs Cumhuriyeti'ni herhangi bir şekilde tanımış olmayacaktır

·  Kapsamlı çözümle birlikte Türkiye yeni oluşacak devlet ile ilişkiler tesis etmeye hazırdır  
 
Avrupa'da Türkiye tartışması
 
Avrupa'daki Türkiye tartışmaları ise sürüyor. Türkiye'nin 3 ekimde AB ile yapacağı müzakerelere ilişkin olumsuz söylemler, Fransa Başbakanı Dominique de Villepin'in 2 ağustosta yaptığı açıklamaların ardından yoğunlaşmıştı.
 
Villepin, Türkiye'nin Kıbrıs'ı tanımaması halinde, AB ile müzakerelerin düşünülemeyeceğini söylemişti. Fransız Başbakan, Türkiye-AB arasında 3 ekimde başlaması öngörülen müzakerelerin ertelenebileceğini savunmuştu.
 
Fransız 'Le Figaro' gazetesi de 5 ağustos cuma günkü sayısında, Fransa başbakanının 'Kıbrıs tanınmalı' açıklamalarının Cumhurbaşkanı Jacques Chirac tarafından da desteklendiğini yazmıştı.
 
Gazete, Chirac’ın, "başbakanın da ifade ettiği gibi, Avrupa Birliği üyelerinden birini tanımaksızın, bir ülke ile müzakere açılması düşünülemez' dediğini yazmıştı.

 

Chirac Türkiye'yi zorluyor


29 Ağustos, 2005 12:43:00 (TSİ) CNN TURK

Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac, Türkiye'nin Güney Kıbrıs konusundaki duruşunu netleştirmek ve sözlerini tutacağına dair Avrupa Birliği'ne güvence sunmak durumunda olduğunu söyledi.

Fransız büyükelçilere yönelik bir toplantıda konuşan Chirac, "Türkiye tek taraflı deklarasyonunu takiben Kıbrıs konusunda netleşmeli ve AB'nin 25 üyesine taahhütlerine bütünüyle uyma konusundaki isteğini garanti etmeli" dedi.

Türkiye ile müzakerelerin başlamasının 'sonu kesin olmayan uzun ve zorlu bir yolun başlangıcı' olduğunu söyleyen Chirac, geçtiğimiz yıl 17 aralıkta Brüksel'de yapılan AB zirvesinde Türkiye ile müzakelerin 3 ekimde başlamasına onay vermişti.

Türkiye'ye yönelik 'Kıbrıs' baskısını artıran Jacques Chirac geçtiğimiz cuma günü yaptığı açıklamada da Kıbrıs deklarasyonunun AB'ye üye olmaya çalışan bir ülkeden beklenen ruhu taşımadığını savunmuştu.
 
3 ekimde AB ile müzakere masasına oturmaya hazırlanan Türkiye, Gümrük Birliği'ni aralarında Güney Kıbrıs'ın da bulunduğu 10 yeni üyeyle genişleten Ek Protokolü onaylamış, ancak protokolü imzalamanın Kıbrıs Rum kesimini tanıma anlamına gelmediğini bir deklarasyonla ilan etmişti. 

Ankara, 'Güney Kıbrıs'ın tanınması' konusunun Kıbrıs Deklarasyonu ile açıklığa kavuşturulduğunu belirtiyor.
 
Metindeki 'kapsamlı çözümle birlikte Türkiye yeni oluşacak devlet ile ilişkiler tesis etmeye hazırdır' ifadesiyle de çözüm yanlısı tutumun ortaya konduğu savunuluyor.

Anayasa reddedildi, politika değişti

Fransa'nın Türkiye'ye yönelik söylemleri AB Anayasası'nın reddedildiği 29 mayıstan sonra seyir değiştirdi. Türkiye karşıtı tavır özellikle Fransa İçişleri Bakanı Nicolas Sarkozy'nin söylemleriyle hız kazandı.

Sarkozy, Türkiye'nin AB ile müzakerelere başlamasını istemeyen halkın 'hayır' oyu kullandığını ve bu tepki nedeniyle Anayasa'nın reddedildiğini savundu.
 
Başbakan Dominique de Villepin ile Cumhurbaşkanı Chirac'ın Türkiye'yi AB yolunda zora sokmaya yönelik tavrı ise Türkiye'nin Ek Protokolü imzaladığı  ve Kıbrıs Deklarasyonu'nu yayımladığı 29 temmuz sonrası başladı.
 
Villepin 2 ağustosta yaptığı bir açıklamada Türkiye'nin Kıbrıs'ı tanımaması halinde, AB ile müzakerelerin düşünülemeyeceğini söyledi. Villepin Türkiye-AB arasında 3 ekimde başlaması öngörülen müzakerelerin ertelenebileceğini savundu.
 
Ülkenin önde gelen gazetelerinden Le Figaro, 5 ağustosta Villepin'in 'Kıbrıs tanınmalı' açıklamalarının Cumhurbaşkanı Jacques Chirac tarafından da desteklendiğini yazdı.
 
Son olarak Jacques Chirac 26 ağustosta yaptığı açıklamada, Kıbrıs Deklarasyonu'nun AB'ye üye olmaya çalışan bir ülkeden beklenen ruhu taşımadığını savundu.
 
Deklarasyonun hukuki ve siyasi sorunlara sebep olduğunu söyleyen Chirac, 1-2 eylülde yapılacak AB Dışişleri Bakanları toplantısında konuyu üye ülkelerle görüşmek istediğini söyledi.

Rehn: "Türkiye son şartı yerine getirdi"

Chirac'ın son açıklamasına karşılık AB Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn ise, Türkiye'ye yönelik 'Kıbrıs Rum kesimini tanı' baskısını eleştiriyor.
 
Rehn, tanıma talebinin yeni bir şart anlamına geleceğini söylüyor ve "Türkiye Gümrük Birliği anlaşmasını yeni üyelere uyarlayarak son şartı da yerine getirmiştir" diyor.

Babacan: "İç siyaset gereği..."
 
Başmüzakereci Ali Babacan geçtiğimiz cuma günü CNN TÜRK'e yaptığı açıklamada, Fransa'nın Kıbrıs konusundaki tavrının iç siyasetteki gelişmeler doğrultusunda geliştiğini söyledi.
 
Türkiye'nin bunları anlayışla karşılaması ve uzun vadeli çıkarlarını gözetmesi gerektiğini belirten Babacan, 'Türkiye karşıtlığı' olarak nitelenen tavrın 'siyah ve beyaz' olarak düşünülmemesi gerektiğini söyledi.

Deklarasyonda Güney Kıbrıs tanınmıyor 
 
Türkiye, 29 temmuzda AB dönem başkanı İngiltere'nin Türkiye'ye gönderdiği Ek Protokol metnini Brüksel'deki Türk daimi temsilcisi Büyükelçi Oğuz Demiralp aracılığı ile imzaladı.
 
Türkiye Protokole imza atarken 'Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanımadığını yayımladığı bir deklarasyonla ilan etti.

Deklarasyonun içeriği:
 

·  Türkiye siyasi çözüm için kararlılığını sürdürmektedir

·  Bu protokoldeki Kıbrıs Cumhuriyeti 1960'daki ortaklık devleti değildir

·  Türkiye için Rum tarafı Kıbrıs Türk tarafını temsil etmemektedir

·  Türkiye KKTC ile ilişkilerini değiştirmeyecektir

·  Türkiye bu Protokolle Kıbrıs Cumhuriyeti'ni herhangi bir şekilde tanımış olmayacaktır

·  Kapsamlı çözümle birlikte Türkiye yeni oluşacak devlet ile ilişkiler tesis etmeye hazırdır

 

Türkiye'ye 'Kıbrıs' baskısı

 

Chirac: ''Deklarasyon AB adaylığı ruhu taşımıyor''



26 Ağustos, 2005 14:57:00 (TSİ) CNN TURK

Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac, Türkiye'nin yayımladığı Kıbrıs deklarasyonunun AB'ye üye olmaya çalışan bir ülkeden beklenen ruhu taşımadığını savundu.

Chirac, AB Komisyonu Jose Manuel Barroso'ya, deklarasyonun hukuki ve siyasi sorunlara sebep olduğunu bildirdi.

Fransa Cumhurbaşkanlığı sözcüsü, Chirac'ın Barroso ile yaptığı görüşmede, 'Türkiye'nin yayımladığı Kıbrıs deklarasyonunun AB adaylığından beklenen ruhu taşımadığını söylediğini' açıkladı.
 
Sözcü, "Chirac, Fransa'nın AB'deki ortaklarıyla Türkiye'nin Kıbrıs Rum kesimini tanımayı reddetmesi konusunu görüşmek istiyor" diye konuştu.

Sözcü, ''Cardiff'de 1-2 eylülde yapılacak AB dışişleri bakanları toplantısında bu konuyu AB'deki ortaklarımızla görüşmek istiyoruz'' dedi.
 
Deklarasyonda Güney Kıbrıs tanınmıyor 
 
Türkiye, 29 temmuzda AB dönem başkanı İngiltere'nin Türkiye'ye gönderdiği Ek Protokol metnini Brüksel'deki Türk daimi temsilcisi Büyükelçi Oğuz Demiralp aracılığı ile imzaladı.
 
Türkiye, protokole imza atarken, Kıbrıs cumhuriyeti'ni tanımadığını da yayımladığı bir deklarasyonla ilan etti.

Deklarasyonun içeriği:

·  Türkiye siyasi çözüm için kararlılığını sürdürmektedir

·  Bu protokoldeki Kıbrıs Cumhuriyeti 1960'daki ortaklık devleti değildir

·  Türkiye için Rum tarafı Kıbrıs Türk tarafını temsil etmemektedir

·  Türkiye KKTC ile ilişkilerini değiştirmeyecektir

·  Türkiye bu protokolle Kıbrıs Cumhuriyeti'ni herhangi bir şekilde tanımış olmayacaktır

·  Kapsamlı çözümle birlikte Türkiye yeni oluşacak devlet ile ilişkiler tesis etmeye hazırdır  
 
Avrupa'da Türkiye tartışması
 
Avrupa'daki Türkiye tartışmaları ise sürüyor. Türkiye'nin 3 ekimde AB ile yapacağı müzakerelere ilişkin olumsuz söylemler, Fransa Başbakanı Dominique de Villepin'in 2 ağustosta yaptığı açıklamaların ardından yoğunlaşmıştı.
 
Villepin, Türkiye'nin Kıbrıs'ı tanımaması halinde, AB ile müzakerelerin düşünülemeyeceğini söylemişti. Fransız Başbakan, Türkiye-AB arasında 3 ekimde başlaması öngörülen müzakerelerin ertelenebileceğini savunmuştu.
 
Fransız 'Le Figaro' gazetesi de 5 ağustos cuma günkü sayısında, Fransa başbakanının 'Kıbrıs tanınmalı' açıklamalarının Cumhurbaşkanı Jacques Chirac tarafından da desteklendiğini yazmıştı.
 
Gazete, Chirac’ın, "başbakanın da ifade ettiği gibi, Avrupa Birliği üyelerinden birini tanımaksızın, bir ülke ile müzakere açılması düşünülemez' dediğini yazmıştı.

 

MERKEL BOŞ DURMUYOR

18 eylülde yapılacak seçimlerden sonra Almanya'da iktidara gelmesi beklenen Alman Hıristiyan Demokratların lideri Angela Merkel'in Türkiye'ye imtiyazlı ortaklık verilmesi ısrarı da sürüyor.

 

Merkel bugün Avrupa Birliği ülkelerindeki muhafazakar hükümet ve devlet başkanlarına bu konuyla ilgili birer mektup gönderdi.

 

Merkel, mektubunda, 3 ekimde başlanacak AB üyelik müzakerelerinde Türkiye'ye tam üyelik hedefinin yanı sıra imtiyazlı ortaklığın da bir seçenek olarak sunulmasını istediğini belirtti.

CNN TURK

 

Chirac'ın gündemi yine Türkiye

 

Fransa Cumhurbaşkanı Chirac, "Türkiye'nin Kıbrıs konusundaki tutumuna açıklık getirmesi gerektiğini" söyledi, teminat istedi.

Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac, ”Türkiye'nin Kıbrıs konusundaki tutumuna açıklık getirmesi ve AB'ye, bütün taahhütlerini yerine getireceği konusunda teminatlar vermesi gerektiğini” söyledi.

Chirac, Paris'te Fransız büyükelçilerle yaptığı dış politika konulu bir toplantıda, “Türkiye, Kıbrıs konusundaki tek taraflı deklarasyonunun ardından konuya açıklık getirmeli ve 25 AB ülkesini, birliğe verdiği taahhütlere tamamen riayet etmeye istekli olduğu yönünde temin etmeli” diye konuştu.

Fransa Cumhurbaşkanı, “Türkiye ile müzakerelerin başlatılmasının, sonucu kesin olmayan uzun ve zorlu bir yolun sadece başlangıcı olduğu” ifadesini kullandı.

AB'nin 3 Ekim'de üyelik müzakereleri başlatacağı Türkiye ile ilgili Chirac, geçen hafta da “Türkiye'nin Ankara Antlaşması ek protokolünü imzalamasından sonra yayımladığı deklarasyonunun, siyasi ve yasal sorunlar ortaya çıkardığını” ileri sürerek, “bunun AB'ye aday bir ülkeden beklenen tutumla uyuşmadığı” ifadelerini kullanmıştı.

HURRIYET 29/08/05

 

Chirac neden Türkiye karşıtı oldu?

 

Türkiye’ye verdiği desteği bir anda çeken Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac’ın kişisel siyasi kaygıları ve AB üzerinde suni bir gündem yaratmak olduğu belirtildi. Bir diğer sebebin ise İngiltere’den, çıkardığı Türkiye sorunu ile rövanş alma amacı olduğu ifade edildi.

Fransa Başbakanı Jacques Chirac’ın Türkiye politikalarının bir anda tersine dönmesinin altında kişisel çıkar kaygıları ve AB içinde güç kaybeden Fransa’nın gündem değiştirme çabalarının olduğu ifade edildi.

AB Haber’in Fransa’ya yakın diplomatlara dayanarak verdiği habere göre, Fransa’nın Türkiye politikalarındaki bu sert dönüşün dört temel nedeni bulunuyor.

Uzmanlar, Chirac’ın 2007 yılında yapılacak olan Fransa Cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde Türkiye karşıtı söylemleri ile dikkat çeken Başbakan Yardımcısı Nicholas Sarkozy’den kozları almak istediğini düşünüyor.

Fransa’ya yakın kaynaklar, Chirac’ın da benzer bir söylem geliştirerek Sarkozy ve diğer sağ partilere verilen desteği üzerine almaya çalıştığını ifade etti. Jacques Chirac’ın seçimlere girmemesi durumunda ise yerine Fransa Başbakan’ı Dominique de Villepin’in alması beklediklerini belirtti.

Chirac’ın değişen politikalarının sebeplerinden bir diğeri olarak da Fransa’nın bir türlü sağlıklı bir diyalog kuramadığı İngiltere’den, çıkardığı Türkiye sorunu ile rövanş alma amacı olduğu ifade edildi.

Uzmanlar, İngiltere’nin dönem başkanlığının başarılı geçmemesi için AB içinde Türkiye gerginliği çıkarmaya çalıştığını ve Fransa’nın, Haziran ayında Brüksel’de yapılan AB Devlet ve Hükümet Başkanları zirvesinde tarım fonlarından aldığı paydan vazgeçmeyerek AB bütçesine onay vermeyen İngiltere’yi böyle yapay bir gündemle sıkıştırmaya çalıştığına inandıklarını söyledi.

Yapılan referandumla AB Anayasası’na hayır diyen Fransa’nın, birlik içinde çok zor duruma düştüğüne işaret eden diplomatik kaynaklar, Fransa’nın dikkatleri başka bir yöne çekmek için Türkiye konusunu gündeme getirdiğine inanıyor.

Chirac’ın Türkiye politikalarının bir anda değişmesinin  sebeplerinden bir diğerinin de AB’nin 10 ülkeyi daha birliğe alarak iyice genişlemesi ardıdan birliğin karar organı Avrupa Konseyi’nde eski gücünü kaybeden Fransa’nın, Türkiye’nin de dahil olması halinde birlik içinde ciddi bir kan kaybı korkusu olduğu ifade edildi.

 (ANKA)

HURRIYET 29/08/05

 

KKTC'den Türkiye dışında bir ülkeye ilk uçuş yapıldı...


      Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin (KKTC) eski Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın da aralarında bulunduğu, Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş başkanlığındaki heyet özel ziyaret için bugün yerel saatle 07.25’de Azerbaycan’ın başkenti Bakü’ye geldi.
      Kıbrıs Türk Hava Yolları’na (KTHY) ait bir uçakla Bakü’ye gelen Rauf Denktaş, Haydar Aliyev Havaalanı’nda gazetecilere yaptığı açıklamada, dertleri çok olan ama buna rağmen Kıbrıs deyince kalpleri kendileriyle birlikte çarpan kardeş bir ülkeye geldiklerini ifade ederek, "Buradaki olay kardeşlerin kucaklaşmasıdır" dedi.
      Rauf Derktaş, güzel ve yararlı bir ziyaret gerçekleşeceğine inandığını belirterek, "Bu iletişimin daha sağlıklı ve güzel olması için çalışacağız. Devamlı iletişimden dostluk ve kardeşlik doğar" diye konuştu.
      Serdar Denktaş da 30 yıl sonra Kıbrıs’tan Türk uçağıyla ilk kez yurtdışına direkt bir seferin gerçekleştiğini ve bu ziyaretin kendileri için son derece önemli olduğunu belirterek, "Heyecanlandık, gururlandık, ümit ediyoruz ki bu ziyaret diğer ülkelere de örnek olur" dedi.
      "KKTC’den kalkıp Bakü’ye inmiş olmanın en önemli göstergesi, Kıbrıs’ta çözüm bekleyen taraflara ancak bu yolla Kıbrıs Türküne bu hakları tanımak suretiyle Rum tarafını da çözüm için güdüleyebileceğini göstermektir" diyen Serdar Denktaş, "Azerbaycan bu anlamda büyük bir adım atmıştır. Bu örnek diğerleri tarafından da umut ediyorum takip edilir. Bize bu fırsatı verdikleri için başta Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Azerbaycan hükümeti olmak üzere tüm Azeri halkına teşekkür ediyorum" şeklinde konuştu.
      Serdar Denktaş, söz konusu ziyaretleri kapsamında çeşitli temaslarda bulunacaklarını ve amaçlarının Kıbrıs Türklerine karşı uygulanan ambargoların hafifletilmesinin önünün açılması olduğunu belirtti.
      Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş, bu konuda Azerbaycan hükümetine çeşitli baskıların yapıldığını ve daha da yapılacağını ifade ederek, "Bizim buraya ziyaretimizle, Kıbrıs Türklerinin yalnız yaşamaya devam etmeyeceğini, Azerbaycan ve Türkiye’de kardeşleri arkadaşları ve destekçileri olduğunun mesajını vermiş olacağız" dedi.
      Rauf Denktaş ile Serdar Denktaş’ın ve çeşitli yetkililerin, başta Ekonomi ve Turizm Bakanlığı’ndan olmak üzere çeşitli bakanlıklardan bürokratlar, işadamları ve gazetecilerden oluşan yaklaşık 100 kişilik heyetin temasları kapsamında Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Milli Meclis Başkanı Murtuz Aleskerov, Dışişleri Bakanı Elmar Memmedyarov ve diğer yetkililerle bir araya gelmeleri bekleniyor.
     
     AZERBAYCAN TÜRKİYE İŞADAMLARI BİRLİĞİ
      Azerbaycan Türkiye İşadamları Birliği’nin (ATİB) davetiyle bu ülkeye gelen ve söz konusu heyette bulunan işadamları, ATİB tarafından düzenlenecek Azerbaycan-KKTC İş Forumu’na katılarak, iki ülke arasında ekonomik ilişkilerin kurulması ve geliştirilmesi çabalarına katkıda bulunacak.
      KKTC’den gelen heyeti "Yurtdışında Yaşayan Azerbaycanlılarla İlişkilerden Sorumlu Devlet Komitesi"nin Başkanı Nazim İbrahimov, Türkiye’nin Bakü Büyükelçisi Turan Moralı, KKTC Bakü Temsilcisi Mustafa Evran ve çok sayıda Türk işadamı karşıladı.
      Azerbaycan’dan milletvekillerinin de bulunduğu bir heyet, 20 Temmuz kutlamalarına katılmak üzere KKTC’ye gitmiş, ikinci olarak da Azerbaycan Ekonomik Kalkınma Bakanlığı ve Azerbaycan’da faaliyet gösteren Türk işadamlarını bir araya getiren TÜSİAB derneği tarafından ve daha sonra ATİB tarafından KKTC’ye ziyaretler yapılmıştı..

MILLIYET 29/08/05

 

Chirac neden bir anda Türkiye karşıtı oldu?

Türkiye’ye verdiği desteği bir anda çeken Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac’ın kişisel siyasi kaygıları ve AB üzerinde suni bir gündem yaratmak olduğu belirtildi.
      Fransa Başbakanı Jacques Chirac’ın Türkiye politikalarının bir anda tersine dönmesinin altında kişisel çıkar kaygıları ve AB içinde güç kaybeden Fransa’nın gündem değiştirme çabalarının olduğu ifade edildi.
      AB Haber’in Fransa’ya yakın diplomatlara dayanarak verdiği habere göre, Fransa’nın Türkiye politikalarındaki bu sert dönüşün dört temel nedeni bulunuyor.
      Uzmanlar, Chirac’ın 2007 yılında yapılacak olan Fransa Cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde Türkiye karşıtı söylemleri ile dikkat çeken Başbakan Yardımcısı Nicholas Sarkozy’den kozları almak istediğini düşünüyor.
      Fransa’ya yakın kaynaklar, Chirac’ın da benzer bir söylem geliştirerek Sarkozy ve diğer sağ partilere verilen desteği üzerine almaya çalıştığını ifade etti. Jacques Chirac’ın seçimlere girmemesi durumunda ise yerine Fransa Başbakan’ı Dominique de Villepin’in alması beklediklerini belirtti.
      Chirac’ın değişen politikalarının sebeplerinden bir diğeri olarak da Fransa’nın bir türlü sağlıklı bir diyalog kuramadığı İngiltere’den, çıkardığı Türkiye sorunu ile rövanş alma amacı olduğu ifade edildi.
      Uzmanlar, İngiltere’nin dönem başkanlığının başarılı geçmemesi için AB içinde Türkiye gerginliği çıkarmaya çalıştığını ve Fransa’nın, Haziran ayında Brüksel’de yapılan AB Devlet ve Hükümet Başkanları zirvesinde tarım fonlarından aldığı paydan vazgeçmeyerek AB bütçesine onay vermeyen İngiltere’yi böyle yapay bir gündemle sıkıştırmaya çalıştığına inandıklarını söyledi.
      Yapılan referandumla AB Anayasası’na hayır diyen Fransa’nın, birlik içinde çok zor duruma düştüğüne işaret eden diplomatik kaynaklar, Fransa’nın dikkatleri başka bir yöne çekmek için Türkiye konusunu gündeme getirdiğine inanıyor.
      Chirac’ın Türkiye politikalarının bir anda değişmesinin sebeplerinden bir diğerinin de AB’nin 10 ülkeyi daha birliğe alarak iyice genişlemesi ardıdan birliğin karar organı Avrupa Konseyi’nde eski gücünü kaybeden Fransa’nın, Türkiye’nin de dahil olması halinde birlik içinde ciddi bir kan kaybı korkusu olduğu ifade edildi.
     
     CHIRAC: TÜRKİYE, KIBRIS TUTUMUNA AÇIKLIK GETİRMELİ

      Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac, bugün "Türkiye'nin Kıbrıs konusundaki tutumuna açıklık getirmesi ve AB'ye, bütün taahhütlerini yerine getireceği konusunda teminatlar vermesi gerektiğini" söyledi.
      Chirac, Paris'te Fransız büyükelçilerle yaptığı dış politika konulu bir toplantıda, "Türkiye, Kıbrıs konusundaki tek taraflı deklarasyonunun ardından konuya açıklık getirmeli ve 25 AB ülkesini, birliğe verdiği taahhütlere tamamen riayet etmeye istekli olduğu yönünde temin etmeli" diye konuştu.
      Fransa Cumhurbaşkanı, "Türkiye ile müzakerelerin başlatılmasının, sonucu kesin olmayan uzun ve zorlu bir yolun sadece başlangıcı olduğu" ifadesini kullandı.
      AB'nin 3 Ekim'de üyelik müzakereleri başlatacağı Türkiye ile ilgili Chirac, geçen hafta da "Türkiye'nin Ankara Antlaşması ek protokolünü imzalamasından sonra yayımladığı deklarasyonunun, siyasi ve yasal sorunlar ortaya çıkardığını" ileri sürerek, "bunun AB'ye aday bir ülkeden beklenen tutumla uyuşmadığı" ifadelerini kullanmıştı.

MILLIYET 29/08/05

 

Bostancı tek taraflı açıldı

Devletin üst düzeyi dün, Türk tarafı açısından 31 Ağustos'ta açılmaya hazır olacağını vurgulamak için Bostancı Sınır Kapısı'na bir ziyaret gerçekleştirdi

Bostancı tek taraflı açıldı

BİZ HAZIRIZ... Cumhurbaşkanı Talat, Meclis Başkanı Ekenoğlu, Başbakan Soyer, Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş ve bazı bakanlar, Türk tarafının açılışa hazır olduğunu vurgulamak için Bostancı Sınır Kapısı'nı ziyaret etti. Kapıdan ara bölgeye sembolik bir geçiş de yapıldı. Ziyarete bölge halkı ile Kıbrıs Türk basını yanında Rum basını da ilgi gösterdi

İYİ BİR CEVAP VERDİK... Cumhurbaşkanı Talat, devletin üst düzey yöneticilerinin Bostancı Sınır Kapısı'na yaptığı bu ziyaretin, kapının açılmasındaki gecikmenin Türk tarafından kaynaklandığına ilişkin iddialara iyi bir cevap olduğunu belirtti. Talat, hem cumhurbaşkanlığının hem de hükümetin elinden gelen gayreti gösterdiğini, Kıbrıs sorununun çözümüne ve iki toplumun ilişkilerinin geliştirilmesine bağlılığını kanıtladığını vurguladı

TELAŞLANDILAR... Talat: Biz bu kapıyı açmaya hazır olduğumuzu duyurmamıza rağmen gerek Güney Kıbrıs'tan gerek AB'den tepki gelmedi. Ne zaman ki hükümet bu kapının 31 Ağustos'ta açılacağını duyurdu, o tarihten itibaren bir telaştır başladı. 'Daha hazır değiliz, daha bir şey yapmadık' söylemleri başladı. Hatta 'Türklerin geciktirmesi yüzünden bir şey yapmadık' deyecek kadar ileri gittiler ama işte ispatı burada"

 

Devletin üst düzeyi dün, Türk tarafı açısından 31 Ağustos'ta açılmaya hazır olacağını vurgulamak için Bostancı Sınır Kapısı'na bir ziyaret gerçekleştirdi. İnceleme amacı da taşıyan ziyaret sırasında Bostancı Sınır Kapısı'ndan BM'nin yol çalışmaları yaptığı ara bölgeye sembolik bir geçiş de yapıldı.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, devletin üst düzey yöneticilerinin Bostancı Sınır Kapısı'na yaptığı bu ziyaretin, kapının açılmasındaki gecikmenin Türk tarafından kaynaklandığına ilişkin iddialara iyi bir cevap olduğunu belirtti.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Meclis Başkanı Fatma Ekenoğlu, Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Başbakan Yardımcısı Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş, Maliye Bakanı Ahmet Uzun, İçişleri Bakanı Özkan Murat, Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Salih Usar, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Sonay Adem ile Gençlik ve Spor Bakanı Özkan Yorgancıoğlu'na bu ziyaretlerinde Güzelyurt Kaymakamı Cemal Türkler, bazı milletvekilleri ve üst düzey bürokratlar eşlik etti.

Ziyarete bölge halkı ile Kıbrıs Türk basını yanında Rum Basını da ilgi gösterdi.

Talat: Sözümüzü tuttuk

Bostancı Sınır Kapısı'nda bir konuşma yapan Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs Türk tarafının gerek referandumda gerek referandumdan sonra gelişen her olayda sözünü tuttuğunu belirtti ve hem Cumhurbaşkanlığı'nın hem de hükümetin elinden gelen gayreti gösterdiğini, Kıbrıs sorununun çözümüne ve iki toplumun ilişkilerinin geliştirilmesine bağlılığını kanıtladığını vurguladı. Talat, dün bunun bir örneğini daha gerçekleştirdiklerini ifade etti.

Bostancı Sınır Kapısı'nın açılışının bir yılan hikâyesine dönüştüğüne işaret eden Talat, sonuçta hükümetin, Türk tarafının açılışa hazır olduğunu vurgulamak için bu organizasyonu yaptığını anlattı. Talat, bunun Bostancı Sınır Kapısı'nın açılışının Kıbrıslı Türkler tarafından geciktirildiği iddialarına iyi bir cevap olduğunu da vurguladı ve gecikmenin nereden kaynaklandığının gösterilmesi bakımından dünkü etkinliğin önemli olduğunu belirtti.

Talat, "Kıbrıs Türk tarafında siyasi nedenlerle de olsa gecikmenin bizden kaynaklandığına dair söylemler vardı. Bunların da bir anlamda ortadan kalkması dün (bugün) sanıyorum sağlanmış oldu" dedi.

"Hiçbir safhada gecikme yapmadık"

Bostancı Sınır Kapısı'yla ilgili çalışmaların hiçbir safhasında kendilerinin hiçbir gecikme yapmadığını, değişik alternatiflerle kapının erken açılmasını sağlamaya çalıştıklarını ifade eden Talat, bir çevre yolu ile mayınlı bölgenin açılması önerisini de kendilerinin yaptığını belirtti.

Maksatlarının mayınların temizlenme süresini de kazanmak olduğunu dile getiren Talat, geçen ekim ayında, mayınlar daha temizlenmeden mayın bölgesine uğramayacak bir yol ile bu bağlantıyı kurmak istediklerini anlattı.

Cumhurbaşkanı Talat ancak aradan bir yıl geçmesine rağmen Rum tarafının bu konuda geciktirme siyaseti izlediğini gördüklerini ve çevre yolundan vazgeçip "Varsın 2005 mart ya da nisanında bitsin" diyerek mayın temizlenmesine ağırlık vererek esas yolun açılması düşüncesine vardıklarını söyledi.

"İspatı burada"

O tarihten bugüne hâlâ gerek ara bölgede gerek Güney Kıbrıs'ta hiçbir şey yapılmadığına işaret eden Talat şunları ekledi:

"Biz bu kapıyı açmaya hazır olduğumuzu duyurmamıza rağmen gerek Güney Kıbrıs'tan gerek AB'den tepki gelmedi. Ne zaman ki hükümet bu kapının 31 Ağustos'ta açılacağını duyurdu, o tarihten itibaren bir telaştır başladı. 'Daha hazır değiliz, daha bir şey yapmadık' söylemleri başladı. Hatta 'Türklerin geciktirmesi yüzünden bir şey yapmadık' deyecek kadar ileri gittiler. İşte ispatı burada"

Kapının Kıbrıs Türk tarafı açısından 31 Ağustos'tan itibaren açık olacağının altını çizen Talat, geciktirenler açısından henüz yapılacak çok şey olduğunu ve onların de kendi toplumlarına ve uluslararası kamuoyuna gerekli izahatı yapması gerektiğini kaydetti

Lokmacı Kapısı'yla ilgili "gecikti, geciktiriliyor" spekülasyonlarına yol açmamak için daha önce yaptıkları bir duyuruyu anımsatan Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, "AB ara bölgenin yol yapımını üstelendiğine göre, ihaleye çıktığı zaman biz de Lokmacı Kapısı'nın açılması için düğmeye basacağız" dediklerini anımsattı. Talat, samimi ve ciddi olduklarını, sözlerini tutuklarını bir kez daha vurguladı.

Usar: Rum yönetimi ve BM ile yapılan protokolü yerine getirdik

Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Salih Usar ise yaptığı konuşmada, daha önce üzerinde mutabık kalınan bir anlaşmanın sonucu olarak Beyarmudu, Ledra Palace ve Metehan kapılarına ek olarak Güzelyurt bölge halkının ihtiyacının giderilmesi amacıyla Bostancı Sınır Kapısı'nın açılmasının kararlaştırıldığını anlattı.

Rum yönetimi ve BM ile yapılan protokol sonucunda KKTC olarak Bostancı Sınır Kapısı'nın kendilerine düşen kısmını hayata geçirmek için çalışmalar yaptıklarını ifade eden Usar, büyük bir gayretle sınır kapısıyla ilgili çalışmaların zamanından önce bitirildiğini kaydetti.

Bostancı Sınır Kapısı'nın 200 metreyi aşan bir proje olduğunu söyleyen Usar, projenin hayata geçirilmesi için 1 milyon YTL'nin üzerinde bir harcama gerçekleştirildiğini anlattı. Usar, projenin 2 gidiş ve 2 geliş şeridinden, büyük araçların geçmesine olanak sağlayacak bir geçiş şeridinden, otopark, tuvaletler, sigorta hizmetlerinin verileceği 2 kabinden, gümrük görevlilerinin çalışacağı 3 kabinden, muhaceret polisinin çalışacağı 3 kabinden, gümrük memurlarının konuşlanacağı bir karakoldan ve polisin görev yapacağı başka bir karakoldan oluştuğunu söyledi.

Projenin henüz tamamlanmadığını belirten Usar, büyük araçların köy içinden geçmemesini sağlamak amacıyla bir çevre yolunun yapılması için de başka bir projenin başlatılmış olduğunu ve kısa sürede hayata geçirilmesi için bakanlığının çalışmalarını tamamlayacağını dile getirdi.

KIBRIS 28/08/2005

 

Dışişleri Bakanı Gül:Türkiye'nin AB konusunu konuşmak Denktaş'a düşmez, bu bizim politikamız

Türkiye Dışişleri Bakanı Gül, eski cumhurbaşkanı Denktaş'ın, "Türkiye'nin AB'ye

alınmayacağı" açıklamasına sert tepki gösterdi:

Dışişleri Bakanı Gül:Türkiye'nin AB konusunu konuşmak Denktaş'a düşmez, bu bizim politikamız

GÜL KIZDI... Türkiye Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, eski cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın, "Türkiye'nin AB'ye alınmayacağı" açıklamasına sert tepki göstererek, "Türkiye'nin AB konusunu konuşmak Denktaş'a düşmez, bu bizim kendi politikamız" dedi

MÜZAKERELER BAŞLAYACAK... Gül: Ekim ayında Türkiye'nin, AB'ye üyelik müzakereleri başlayacak. Çünkü AB'nin liderleri, bugün iç politikada karşılaştıkları bazı sıkıntılar ya da konjonktürel problemlerden dolayı, dünyayı ilgilendirecek stratejik politikaları gölgeleyecek, göz ardı edecek davranışa girmeyecek kadar basiretlidirler

 

Türkiye Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, eski cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın, "Türkiye'nin AB'ye alınmayacağı" açıklamasına sert tepki göstererek, "Türkiye'nin AB konusunu konuşmak

Denktaş'a düşmez, bu bizim kendi politikamız" dedi.

Abdullah Gül, ekim ayında Türkiye'nin AB'ye üyelik müzakerelerinin başlayacağını belirterek, "Çünkü AB'nin liderleri, bugün iç politikada karşılaştıkları bazı sıkıntılar ya da konjonktürel problemlerden dolayı, dünyayı ilgilendirecek stratejik politikaları gölgeleyecek, göz ardı edecek davranışa girmeyecek kadar basiretlidirler" dedi.

Abdullah Gül, babası Ahmet Hamdi Gül'ün Kayseri'deki bağ evinde gazetecilerle sohbet etti.

Gazetecilerin sorularını yanıtlayan Gül, 3 Ekim'de Türkiye ile AB arasında müzakerelerin başlayacağından şüphesinin olmadığını söyledi. Türkiye'nin gayet dikkatli ve bir Avrupalı gibi hareket ettiğini ve üzerine düşen sorumlulukları vaktinde yerine getirdiğini ifade eden Gül, şunları söyledi:

"17 Aralık kararına bakarsanız, o karara imza atan devlet ve hükümet başkanları bugün işbaşındadır ve Avrupa'yı yöneten liderlerdir. Türkiye, o kararda yapması gereken ne varsa yerine getirmiştir. Bunu en iyi tespit eden de AB Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Komiseri Olli Rehn'dir. Dikkatli bir şekilde üst üste yaptığı açıklamalarda, Türkiye'nin üzerine düşen her şeyi yerine getirdiğini ve müzakerelerin başlayacağından da hiç şüphesinin olmadığını o da tekrar söylemektedir. Hatta bütün AB üyesi ülkeleri dolaşarak bu açıklamayı yapmaktadır. Dolayısıyla müzakereler başlayacaktır. Çünkü AB'nin liderleri, bugün iç politikada karşılaştıkları bazı sıkıntılar ya da konjonktürel problemlerden dolayı, dünyayı ilgilendirecek stratejik politikaları gölgeleyecek, göz ardı edecek davranışa girmeyecek kadar basiretlidirler."

Abdullah Gül, Türkiye'nin özellikle global açıdan AB'ye, dünya barışına, Avrupa'nın daha güçlenmesine, ekonomik, stratejik, güvenlik meseleleri açısından katkılarının çok farklı olduğuna işaret ederek, AB'nin bütün liderlerinin bunu en iyi şekilde bildiklerine emin olduğunu kaydetti.

17 Aralık kararları alınırken bütün bunların dikkate alındığını dile getiren Gül, "Bu açıdan ben bazı konjonktürel problemlerden ya da sıkıntılardan dolayı bu büyük stratejik vizyonun kurban edileceğine ihmal vermiyorum" dedi.

Kıbrıs sorunu

Dışişleri Bakanı Gül, son günlerde Kıbrıs ile ilgili açıklamaların tutarlı olmadığını kaydederek, şöyle devam etti:

"Şundan dolayı, Türkiye ve Kıbrıs Türkleri, bu problemin çözümü için dünyayı şok edecek şekilde üslerine düşeni yapmışlardır. Bununla şunu söylemek istiyorum, başta BM Güvenlik Konseyi olmak üzere AB ve bütün dünyanın üzerinde mutabakata vardığı bir planı reddeden Rumlar olmuştur. Dolayısıyla Avrupalılık ruhuna aykırı hareket eden, AB'nin ilke ve prensiplerine aykırı hareket eden Rumlar olmuştur. AB'nin üyelik dayanışması muhakkak anlaşılır bir şeydir ama üyelerden birinin AB'nin ilkelerine de aykırı davranışlarında, üyelerden birinin yanlışlarında (Dayanışma içinde olacağız) demek, AB değerlerine aykırıdır.

Dolayısıyla Rumların, bu problemi AB'nin içine getirmelerinin faturası Rumlara ödettirilmelidir. Bu açıdan Türkiye, Kıbrıs Türkleri üzerine düşeni yapmışlarsa, bundan sonra da yapmaya barış için devam

edecektir."

AB ülkelerinin, birliği bu problemlerle sıkıntıya sokanlara "Sizin yüzünüzden büyük meseleler, dünya meseleleri sıkıntıya girmektedir" diye sormaları gerektiğine işaret eden Gül, "Onun için Türkiye'yi hiç kimsenin suçlamaması gerekir. Ayrıca AB ilke, prensip ve ruhuna aykırı olan bir uygulamayı üyelerinden biri yapıyorsa, bunun da dikkatini çekmeleri gerekir" diye konuştu.

"Ambargo, AB ruhuna aykırı"

Abdullah Gül, Kıbrıs'a yönelik ambargonun, AB'nin ruhuna, ilkelerine aykırı olduğunu da belirterek, şöyle konuştu.

"Bildiğiniz gibi bir süredir bütün dünyaya ilan ettiğimiz bir şey var. "Kıbrıs'taki bütün kısıtlamaları kaynağından kaldıralım, bununla bütün kesimlerin, bütün ülkelerin birbirine uyguladığı kısıtlamaları

aynı anda hep beraber kaldıralım" diyoruz. Bu, AB ruhuyla beraber olan, ona çok uygun düşen bir tekliftir. Bu teklifi de yine reddeden, AB'ye bir şekilde üye olmuş bir ortaksa, onun da dikkatini, AB liderlerinin ve ülkelerinin çekmesi gerekir."

ABD'nin PKK konusundaki desteği

ABD'nin Avrupa'daki PKK/KADEK üyelerini yakalama eğilimlerinin doğru olup olmadığını ve açıklamaları inandırıcı bulup bulmadıklarına ilişkin soru üzerine de, "Bazı gayretleri var ama önemli olan, niyet ve gayretlerin netice vermesi. Göreceğiz, takip edeceğiz. Bu konularda biz biraz temkinli hareket etme durumundayız. Açıklamaları, söylenenleri, niyetleri izlemek ve yakından takip etmek durumundayız" diye konuştu.

Abdullah Gül, İsrail'in Gazze ve Batı Şeria'dan çekilmesiyle ilgili olarak da bunu desteklediklerini, ancak bütün bunların, barışın kalıcı olabilmesi için bir yol haritasına uygun olarak yapılmasının çok önemli olduğunu belirtti.

Gül, Irak'a asker talebi olup olmadığının sorulması üzerine de böyle bir olayın söz konusu olmadığını bildirdi.

Irak'taki yeni yapılanmada Türkmenlerin bu siyasi sürece girmesi gerektiğini dile getiren Gül, herkesin kendi vatanına sahip çıkması gerektiğini ve bundan sonraki mücadelenin siyasi mücadele olduğunun herkesin farkında olması gerektiğini vurguladı.

Eski Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın, "Türkiye'nin AB'ye alınmayacağı" yönündeki açıklamasının hatırlatılması üzerine de Gül, "Bunları konuşmak ona düşmez. Bu bizim kendi politikamız" dedi.

KIBRIS 28/08/2005

 

Fransa, Kıbrıs Rum Kesimi baskısını artırıyor

Fransa Dışişleri Bakanı Douste-Blazy, Türkiye’nin Kıbrıs Rum Kesimi’ni tanınmamasının kabul edilebilecek bir durum olmadığını söyledi.

 

NTV-MSNBC

Güncelleme: 03:58 ET 30 Ağustos 2005 Salı

PARİS - Fransa Dışişleri Bakanı Philippe Douste-Blazy, Türkiye’nin Avrupa Birliği üyesi olan Kıbrıs Rum Kesimi’ni tanımamasının kabul edilebilecek bir durum olmadığını söyledi.

Fransız büyükelçilerine bir konuşma yapan Blazy, “Avrupa Birliği’ne katılmak isteyen bir ülkenin, birliğin bir üyesini tanımaması düşünülemez” dedi. Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac da dün yaptığı açıklamada, Türkiye’nin Kıbrıs Rum Kesimi’ne yönelik tutumunu netleştirmesini istemişti. Chirac, “Türkiye, 25 üyeli Avrupa Birliği’ni taahhütlerini yerine getireceği konusunda ikna etmelidir” ifadesini kullanmıştı.

Diğer yandan, AB Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso, hiç bir AB üyesinin Türkiye ile 3 Ekim’de başlatılacak tam üyelik görüşmelerinin ertelenmesini istemediğini söyledi. Barroso, Polonya gazetesi Gazeta Wyborcza’ya yaptığı açıklamada, “Hiçbir ülkeden bu konuda bir işaret almadım” dedi.

KKTC’nin ilk paşası

Ömer BİLGE/LEFKOŞA

KKTC tarihinde ilk kez bir Kıbrıslı Türk, generalliğe terfi etti. Kıbrıslı Türk Salih Cengaver Cem, üstün başarı göstererek Güvenlik Kuvvetleri’nde ilk ‘Kıbrıslı Paşa’ oldu.

KKTC tarihinde ilk kez bir Kıbrıslı Türk generalliğe terfi etti. İngiltere doğumlu Kıbrıslı Türk Salih Cengaver Cem, Türk Mukavemet Teşkilatı’nın (TMT) devamı olarak kurulan Güvenlik Kuvvetleri’nde ilk ‘Kıbrıslı Paşa’ oldu.<br>

KKTC’de yasa gereği Kıbrıslı Türkler en fazla albay rütbesine kadar yükselebilmesine rağmen, Kıbrıslı Türklerin askerlik görevini yaptığı 4’üncü Piyade Alayı Komutanı Kurmay Albay Cem, üstün başarı göstererek bir ilke imza attı ve Türk Silahlı Kuvvetleri içinde Tuğgeneralliğe yükselen ilk Kıbrıslı Türk oldu. 4 Ağustos’ta toplanan KKTC Güvenlik Kuvvetleri’nin ‘askeri şûra’ görevi gören Yüksek Değerlendirme Kurulu, Kurmay Albay Salih Cengaver Cem’i Tuğgeneralliğe yükselterek, Kıbrıslı Türklere de generallik yolunu açmış oldu. Kurul Cengaver Cem’i Güvenlik Kuvvetleri Komutan Yardımcılığı’na atadı. KKTC’de Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı, Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri’ne bağlı ve komutan atamasını TSK yapıyor. Tuğgeneral Cem, bugün yeni rütbesiyle resmen göreve başlıyor.

BÜYÜK ÖVGÜ

Güvenlik Kuvvetleri Komutanı Tümgeneral Tevfik Özkılıç, Gazimagosa’daki görev devir teslim töreninde Kıbrıs Türkü’nün bağrından çıkan Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı’nın, Türk Mukavemet Teşkilatı’ndan (TMT) bayrağı devraldığını belirterek, generalliğe yükselerek yardımcılığına atanan Cem’in liderlik meziyetleri açısından çok üstün bir yerde olduğunu söyledi.

Akademi mezunu

1958 yılında Londra’da doğan Kıbrıslı Türk Salih Cengaver Cem, 1981 yılında Kara Harp Okulu’ndan teğmen rütbesiyle mezun oldu. 1989 yılına kadar KKTC Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı’na bağlı çeşitli birliklerde takım ve bölük komutanlığı yaptı. 1991 yılında Kara Harp Akademisi’ni bitirdi. 2004 yılında Güvenlik Kuvvetleri 4’üncü Piyade Alay Komutanlığı görevine atandı. Cengaver Cem evli ve 2 çocuk babası ve İngilizce biliyor.

Hizmet şildi

Kıbrıslı Türkler’den çıkan ilk general Salih Cengaver Cem, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’tan hizmet şildi aldı. Talat, Tuğgeneral Cem’e şildini verirken, üstün hizmetlerinden dolayı ‘ilk Kıbrıslı Türk general ile gurur duyduğunu söyledi. 

HURRIYET 30/08/05

 

Bakü'ye KKTC uçağı 'düştü'!

Kıbrıs Türk Hava Yolları ilk kez Bakü'ye doğrudan uçuş düzenledi. Serdar Denktaş, bunun AB'ye örnek olmasını ve tecridin bitmesini temenni etti

RADIKAL 30/08/05

SEFA KARAHASAN

BAKÜ - Türkiye ile KKTC'nin Kıbrıslı Türklere uluslararası tecridi kaldırma çabası çerçevesinde Azerbaycan'la karşılıklı adım atılıyor. 28 Temmuz'da Azeri İmair Havayolları'nın 100 kişilik heyetle doğrudan KKTC'ye uçması sonrası, önceki gece Kıbrıs Türk Hava Yolları'na (KTHY) ait bir uçak ilk kez Türkiye dışında bir ülkeye, Azerbaycan'a doğrudan uçuş gerçekleştirdi. Azeri deyimiyle 'Ercan Havaalanı'ndan Bakü'ye YK 6001 sefer sayılı uçak düştü.'
Ercan'dan pilotların, "KKTC bayrağını doğrudan bir başka ülkeye taşıyoruz" anonsuyla kalkan uçak, Bakü'ye "Günaydın" diyerek indi. 23.00'te havalanması gereken uçağın arızası nedeniyle Britanya'dan gelen uçakla 03.00'te hareket eden 90 kişilik heyet, dün sabah Bakü'ye vardı. Heyette yer alan KKTC kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ile Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş, İlham Aliyev hükümetinin özel davetlisi, işadamları Azeri işadamlarının davetlisiydi.
Oğul Denktaş, resmi olmayan ziyareti 'yumuşak bir başlangıç' diye niteledi. Azeri hükümetinin KKTC pasaportlarını tanımasına koşut olarak KKTC pasaportuyla giriş yapan heyeti, havaalanında Azeri Devlet Bakanı Nazım İbrahimova, Azerbaycan-Türkiye İşadamları Birliği Başkanı Ahmet Erentok'la yetkililer karşıladı.

'Ömrümce bekledim'
Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş, ziyaret için: "Umarım karşılıklı charter seferlerin başlaması gündeme gelir. Umarım, Azerbaycan'ın attığı bu adım, diğer ülkelere, özellikle de AB'ye bir gösterge olur" dedi. Siyasi ve ekonomik işbirliği protokolleri imzalayacak ve Dışişleri Bakanı Elmar Memmedyarov, Meclis Başkanı Murtuz Aleskerov ile görüşecek heyetin, Devlet Başkanı İlham Aliyev tarafından kabul edilmesi bekleniyor.
Bu tarihi uçuş sırasında Rauf Denktaş, Radikal'e "Ömrümce bu anı bekledim. Bakü'ye de, direkt olarak bir ülkeye de ilk kez gidiyorum. Bu, kardeşin kardeşe kavuşması demek" demecini verdi. Kaptan pilot Ali Koçaban, "Bu, bizim en mutlu uçuşumuz", yardımcı pilot İlham İlim, "İnşallah bu mutluluğu sürekli yaşarız" dedi.

'Başka davetler de var'
Heyet, Bakü'de merhum Azeri lideri Haydar Aliyev'in kabri ile şehitlikleri ziyaret etti. Azerbaycan'ın KKTC'yi tanımak için zamana ihtiyacı olduğunu belirten Rauf Denktaş, "Başka Türk cumhuriyetlerinden de davetler alıyoruz. İnşallah gideceğiz. Öncü Azerbaycan'a müteşekkiriz" dedi.
Bakü KKTC'yi tanırsa, Rumların da Dağlık Karabağ'ı tanıma tehdidi savurmasını "Ahlaksızlık" olarak niteleyen Denktaş, AB'nin geçmiş kötü siciline rağmen Rum idaresini meşru Kıbrıs hükümeti diye üye almasını eleştirerek, "Bu dünyada hak yoktur. Biz hakkımızı kurtardık, KKTC bu kurtuluşun bir sembolüdür" diye konuştu.

Ziyaretten notlar...

·  KKTC heyetine, Bakü'ye inmeden önce KKTC bayrakları dağıtıldı. Bakü'de heyeti karşılayan küçük bir grup, KKTC bayraklarıyla coşkulu gösterilerde bulundu.

·  Rauf Denktaş'ın eşi Aydın, kızları ve torunları da heyette yer aldı.

·  Uçakta heyete Azerbaycan'da kullanılmayacak kelimeler listesi dağıtıldı. Huy kelimesi yerine haysiyet, bardak yerine steka, subay yerine bekâr, küçük yerine kiçik kullanılması ricasında bulunuldu.

·  Basın mensuplarına refakat eden mihmandarların, basın mensuplarıyla halkı bir araya getirmemek için yoğun çaba sarf etmesi gözlerden kaçmadı. Mihmandarların tavırlarının izole bir durum ortaya çıkarması gazetecilerin tepkilerine neden oldu.

 

Britanya'dan Rumlara set

RADIKAL 30/08/05

YORGO KIRBAKİ

ATİNA - Türkiye'nin Gümrük Birliği Ek Protokolü'nü imzalamasını ve Rum Yönetimi'ni tanımadığına dair beyanını görüşecek AB Daimi Temsilciler Toplantısı (COREPER) için hazırlanan ve Ankara'ya cevap niteliğindeki taslak, Yunanistan ve Rumların beklentisini karşılamıyor. Yunan basınına göre, dönem başkanı Britanya'nın Avrupa Komisyonu ile Fransa gibi kilit üyeler ve Ankara ile görüşmeleri sonucu hazırladığı taslakta Türkiye'nin 'Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanıması gereğine dair net ifade yok.
Yarın COREPER'de onaylanmak üzere masaya konacak taslakta, sadece Türkiye'nin Ek Protokol'ü uygulaması gerektiği vurgulandı. Basın, taslağı 'Türkiye'nin Kıbrıs'ı tanımaması eleştirilmiyor, yapması gerekenleri yapmadığında ne yaptırımlarla karşılaşacağı belirtilmiyor. Sadece dolaylı olarak limanlarını Kıbrıs gemilerine açmak zorunda olduğu mesajı veriliyor' diye eleştirdi. Ta Nea, 'AB'den Türklere büyük tepki olmayacak. Türkiye'nin Kıbrıs'ı tanımaması AB için sorun yaratmıyor. Zaten Atina ile Rum Yönetimi hem Britanya hem Komisyon'a tanınmakta ısrar edip veto niyetinde olmadıklarını bildirdi' yorumu yaptı.

Doğrudan Bakü

Kıbrıs Türk Hava Yolları'na ait YK 6001 sefer sayılı uçak, dün sabahın ilk ışıklarıyla Azerbaycan'ın başkenti Bakü'ye indi

Doğrudan Bakü

ZİYARET ÖNEMLİ... Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş başkanlığındaki 90 kişilik heyetin çarşamba gününe kadar sürecek Azerbaycan ziyareti, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ne uygulanan ekonomik izolasyonların kaldırılması ve direkt uçuşların başlaması açısından büyük önem taşıyor. Heyet, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ne dönmek üzere 31 Ağustos Çarşamba gecesi Azerbaycan saatiyle 23.00'te Bakü'den ayrılacak

İLK KEZ DİREKT UÇUŞ... Kıbrıs Türk Hava Yolları'na ait "Güzelyurt" uçağı, dün sabah ilk kez Ercan'dan havalanarak Türkiye dışında bir ülkeye doğrudan uçuş gerçekleştirdi. Kıbrıs Türk Hava Yolları, bugüne kadar Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nden diğer ülkelere Türkiye bağlantılı uçuş yaparken, dün sabah ilk kez 6001 sefer sayılı uçakla doğrudan Azerbaycan'ın başkenti Bakü'ye uçtu

Kıbrıs Türk halkına yıllardır uygulanan insanlık dışı ambargoların kaldırılması yönünde Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ve Türkiye tarafından birlikte atılan adımlar meyve vermeye başladı.

Kıbrıs Türk Hava Yolları'na ait "Güzelyurt" uçağı, dün sabah ilk kez Ercan'dan havalanarak Türkiye dışında bir ülkeye doğrudan uçuş gerçekleştirdi. Kıbrıs Türk Hava Yolları, bugüne kadar Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nden diğer ülkelere Türkiye bağlantılı uçuş yaparken, dün sabah ilk kez 6001 sefer sayılı uçakla doğrudan Azerbaycan'ın başkenti Bakü'ye uçtu.

Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş başkanlığında bürokratlar, işadamları, gazeteciler, akademisyenler ve sivil toplum örgütü yetkililerinden oluşan heyeti taşıyan Kıbrıs Türk Hava Yolları'nın "Güzelyurt" uçağı, dün sabah dört saatlik rötarla 03.00'te Ercan Devlet Havaalanı'ndan havalanarak, KKTC saatiyle 05.15'te başkent Bakü'ye indi.

KKTC heyetinde, Azerbaycan Devlet Başkanı İlham Aliyev'in özel davetlisi olarak eski cumhurbaşkanı Rauf Denktaş da yer alıyor. Eski cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'a Bakü ziyaretinde 6 kişilik heyet eşlik ediyor.

Devlet Bakanı İbrahimova karşıladı

Ercan'dan rötar nedeniyle 23.30 yerine saat 03.00'te havalanan KTHY'nin Güzelyurt uçağı, 2 saat 13 dakikalık direkt uçuşla Bakü'ye ulaştı. Heyeti Bakü Havaalanı'nda Azerbaycan Devlet Bakanı Nazım İbrahimova, Türkiye'nin Bakü Büyükelçisi Turan Moralı, KKTC'nin Bakü Temsilcisi Mustafa Evran, Azerbaycan Türkiye İşadamları Birliği (ATİB) Başkanı Ahmet Erentok ve diğer yetkililer karşıladı.

90 kişilik heyet

Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş başkanlığındaki 90 kişilik heyetin çarşamba gününe kadar sürecek Azerbaycan ziyareti, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ne uygulanan ekonomik izolasyonların kaldırılması ve direkt uçuşların başlaması açısından büyük önem taşıyor.

Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş başkanlığında bakanlık yetkilileri, başta Ekonomi ve Turizm Bakanlığı'ndan olmak üzere çeşitli bakanlıklardan bürokratlar, işadamları ve gazetecilerden oluşan heyet, üç gün sürecek Bakü ziyareti sırasında, Azerbaycan Meclis Başkanı, Dışişleri Bakanı ve Devlet Bakanı ile görüşmeler yapacak.

Azerbaycan-Türkiye İşadamları Birliği'nin (ATİB) düzenleyeceği, İş Formu'na katılacak iş adamları ise iki ülkenin ekonomik ilişkilerinin geliştirilmesi uğraşlarına katkı koyacak.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde geçen ay Azeri heyetin adada yaptığı gibi, bu kez KKTC'li iş adamları Bakü'de Azeri iş çevreleriyle görüşmeler yapacak ve protokoller imzalanacak.

Heyetin ayrıca Azerbaycan Devlet Başkanı İlham Aliyev'le de bir görüşme yapması planlanıyor.

Heyet, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ne dönmek üzere 31 Ağustos Çarşamba gecesi Azerbaycan saatiyle 23.00'te Bakü'den ayrılacak.

"Bakü'ye büyük önem veriyoruz"

Bu arada Başbakan Yardımcısı, Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş, Bakü ziyaretiyle hedeflerinin ne olduğu konusunda TAK muhabirine yaptığı açıklamada, Kıbrıs Türk Hava Yolları'na ait bir uçağın, ilk kez Türkiye dışında bir ülkeye doğrudan uçuş gerçekleştirdiğine işaret ederek, bunun Kıbrıs Türk halkına haksız yere uygulanan izolasyonun kaldırılması gerektiği konusunda Azerbaycan hükümeti tarafından başta Avrupa Birliği olmak üzere uluslar arası topluluğa verilen büyük bir mesaj olduğunu belirtti. Denktaş, doğrudan uçuşla ilgili olarak, "Bu bir ilk. Arkası mutlaka gelecektir" dedi.

Denktaş, CTP-DP hükümetinin, Bakü ziyaretine, ekonomik izolasyonların kaldırılması ve direkt uçuşların başlatılması hedefleri çerçevesinde büyük önem verdiğini söyledi.

Azerbaycan'dan bir heyetin geçen ay doğrudan uçuşla KKTC'ye geldiğini anımsatan Bakan Denktaş, şimdi o heyetin davetiyle gidilen Bakü'de ekonomik izolasyonların, ambargoların kaldırılması yönünde önemli bir adım atılmış olacağını vurguladı.

KTHY'nin ilk kez Türkiye dışında bir ülkeye doğrudan uçuş gerçekleştirdiğine işaret eden ve bunun ambargoların kırılması konusunda ileriye doğru atılmış diplomatik bir hamle olduğunun altını çizen Başbakan Yardımcısı, Dışişleri Bakanı Denktaş, başkent Bakü'de hem kendilerinin en üst düzeyde siyasilerle yapacağı görüşmelerin hem de beraberindeki heyette yer alan iş adamlarının Azeri iş adamlarıyla yapacağı toplantı ve temasların önemine dikkat çekti.

Denktaş: Bu adım büyüyecek

Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş, KKTC'den ayrılmadan önce Ercan Havalimanı'nda verdiği demeçte, Bakü'ye yapılacak ziyaretin başta AB ülkeleri olmak üzere uluslar arası topluluğa Kıbrıs Türk tarafına uygulanan izolasyonların kaldırılması gerektiği konusunda önemli bir gösterge olacağı ümidini dile getirdi.

Kıbrıs Türklerine haksız yere uygulanan ambargoların ortadan kaldırılmasının çözüme yardımcı en önemli unsur olduğunu vurgulayan Serdar Denktaş, "Dünya, Rum tarafını çözüme hazır hale getirmek istiyorsa, yapması gereken Azerbaycan'ın attığı bu adımı daha da geliştirerek hayata geçirmektir" dedi.

Serdar Denktaş, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Bu yapılmadığı sürece, maalesef Rum tarafının çözüme yönelik herhangi bir motivasyonu olmayacaktır. Dolayısıyla dünya bir şeye karar vermelidir. Kıbrıs Türklerini cezalandırmaya mı devam edecek, yoksa Azerbaycan'ın attığı bu adımı daha da geliştirerek hayata mı geçirecek?"

Denktaş ailesine özel...

Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş, Bakü ziyaretine hükümet ortağı CTP'den hangi yetkilinin katılacağına ilişkin bir soruya karşılık, bu ziyaretin resmi bir ziyaret olmadığını söyledi ve özetle şöyle konuştu:

"Aldığımız karar bu ziyaretin bu aşamada resmi ziyaret seviyesine çıkarılmaması doğrultusundadır. Bu özel bir ziyarettir. Azerbaycan'dan iki tane davet vardı. Birincisi Azerbaycan iş adamları tarafından iş adamlarımıza; diğeri ise Denktaş ailesine yönelik özel bir ziyaret. Bu ziyaret bir başlangıçtır. Bu ziyaretin yumuşak bir başlangıç olması hesaplanmıştır. Bu nedenle bunu resmi bir noktaya çıkarmamak için kendi aramızda karar aldık."

KKTC pasaportlarıyla

Bakü ziyaretine katılan heyet Azerbaycan'a KKTC pasaportlarıyla giriş yaptı.

Bu arada Bakü'de heyeti karşılayan küçük bir grup, KKTC bayraklarıyla coşkulu gösterilerde bulundu.

Bakü'de dün ATİB tarafından KKTC'den giden iş adamlarının da katılımıyla iş forumu toplantısı gerçekleştirdi.

Eski cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş ve eşleri ise ayrı bir programa katılarak, Azerbaycan'ın eski cumhurbaşkanı Haydar Aliyev'in mezarını ziyaret etti. FOTOĞRAFLI

KIBRIS 30/08/05

 

Rumlar Güzelyurt'taki ayine hazırlanıyor

1-2 Eylül tarihlerindeki ayin için Bostancı Sınır Kapısı kullanıma açık olacak. Yarın açılacak kapı Rum tarafından da geçiş kapısı açılması halinde kullanılabilecek

Kıbrıslı Rumlar 1 ve 2 Eylül tarihlerinde Güzelyurt'taki ayine hazırlanıyor. Ay Mamas Yortusu nedeniyle Güzelyurt'taki Ay Mamas Kilisesi'nde düzenlenecek ayin için Rum tarafınca BM aracılığıyla Dışişleri Bakanlığı nezdinde gerekli girişimlerde bulunuldu.

Başbakan Yardımcılığı ve Dışişleri Bakanlığı'ndan alınan bilgiye göre ayine katılmak üzere "eski Güzelyurt sakinleri" olarak başvuruda bulunan Rumlar, KKTC'ye, 31 Ağustos'ta Türk tarafında açılacak Bostancı Sınır Kapısı'ndan geçebilecek.

Kıbrıs Türk tarafının, karşılıklı geçişlere açılması için uzun zamandır sürdürdüğü girişimlere rağmen Rum tarafının isteksizliği karşısında tek taraflı açmaya karar verdiği sınır kapısı, Rum yönetimince Rum tarafından da geçiş kapısı açılması halinde kullanılabilecek.

Rum basınında yer alan haberlere göre sözde "Omorfo (Güzelyurt) Metropoliti" Neofitus tarafından yönetilecek ilk ayin 1 Eylül Perşembe gün saat 18.30'da, cuma günkü ayin ise 08.00'de başlayacak.

KIBRIS 30/08/2005

 

Dipkarpaz'da bayrak bilmecesi

Dipkarpaz Rum İlkokulu ve Ortaokuluna "gizlice TC ve KKTC" bayrağı çekenler polis tarafından aranıyor. Olay bölgede endişe yarattı, Eğitim Bakanlığı "kaos yaratmak isteyenler var, dikkatli olun" diye uyardı

Dipkarpaz'da bayrak bilmecesi

25 AĞUSTOS'TA ASILDI, POLİS İNDİRDİ... Dipkarpaz Rum İlkokulu ve Ortaokulunda "bayrak" olmamasını eleştiren kişiler, okula giderek TC ve KKTC bayrakları astı. 25 Ağustos sabahı bayrakları saptayan Dipkarpaz Polis Karakolu'na bağlı ekipler bayrakları indirdi ama olayla ilgili soruşturma sürüyor. Bayrakların Rum okullarına kimin tarafından asıldığı bilinmiyor

MÜSTEŞAR TEMKİNLİ, RUMLAR ŞAŞKIN... Milli Eğitim ve Kültür Bakanlığı Müsteşarı Erdoğan Sorakın, eğitim bakanlığının eğitimin devamı ve insan hakları konularıyla ilgilendiğini açıkladı. Dipkarpazlı Rumlar ise yapılanlar karşısında şaşkın ve endişeli. Müsteşar Sorakın ise bölge halkına yaptığı çağrıda, "Kaos için provokasyon yapanlar var, oyuna gelmeyin" uyarısı yaptı

Hüseyin EKMEKÇİ

Dipkarpaz Rum İlkokulu ve Rum Ortaokulu'nda Türkiye ve KKTC bayrağının asılı olmamasından rahatsız olan Dipkarpazlı Türkler, farklı bir tartışmayı başlattı.

KKTC Milli Eğitim ve Kültür Bakanlığı'na bağlı tüm okullarda "Türk ve KKTC bayrağı" bulunması gerektiğini belirten Dipkarpazlılar, bu yönde adım atılması için defalarca yetkilileri uyarmalarının ardından, "kendi yöntemleri ile" ilkokul ve ortaokulun bulunduğu binaya bayrak çekti.

Bayrağın kimin tarafından göndere çekildiğini soruşturan Dipkarpaz Polis Karakolu'na bağlı polis ekipleri "kriz çıkmaması" için bayrakları indirdi.

Bir süre önce ilgili makamlara bir yazı gönderen Dipkarpaz Belediye Başkanı Arif Özbayrak, Dipkarpaz'da konunun rahatsızlık yarattığını belirterek, olası bir krize dikkat çekmişti.

Belediye büst ve bayrak istedi

Dipkarpaz'da oluşturulan "sivil baskı" nedeniyle Milli Eğitim ve Kültür Bakanlığı'na yazı yazan Dipkarpaz Belediye Başkanı Arif Özbayrak, sıkıntıyı, "vatandaşımızın olumsuz tepkisi artarak devam ediyor" şeklinde açıklamıştı.

Milli Eğitim ve Kültür Bakanlığı'na yazı yazan Özbayrak, şu görüşleri öne sürmüştü:

"Milli Eğitim ve Kültür Bakanlığı bünyesinde 2004-05 öğretim yılında eğitime başlayan Rum ortaokulu ve daha önceki yıllardan bugüne kadar eğitim veren Rum ilkokulu binaları önünde Atatürk büstü olmadığı gibi, TC ve KKTC bayraklarımızı da göndere çekmemekte ısrar edilmektedir.

Bu olumsuz tutuma duyarlı vatandaşımızın da olumsuz tepkisi artarak devam etmektedir.

Sayın bakanım, bakanlığınıza ait olduğu belirtilen okul binalarına Atatürk büstü yapılması ve bayraklarımızın sürekli gönderde dalgalanması için gerekenin bir an önce yapılmasını bilgilerinize saygı ile arz ederim."

Bayraklar çekildi, indirildi ama sonucu meçhul

Dipkarpaz'da 25 Ağustos sabahı uyanan vatandaşlar, okullarda bayrakların göndere çekili olduğunu gördü. Olayın polise intikal etmesinin ardından olay yerine giden karakol ekipleri "izinsiz göndere çekilen" bayrakları "yeni bir kaos olmaması" için indirdi. Polisin hareketi, Dipkarpaz'da yaşayan Rumlar arasında yaşanması muhtemel olası bir kaosu önlerken, olayla ilgili soruşturma sürüyor ama bayrakların kimin tarafından, nasıl asıldığı sorusuna henüz cevap bulunamadı.

Sorakın: Bu konu bizi aşar

Milli Eğitim ve Kültür Bakanlığı Müsteşarı Erdoğan Sorakın, bakanlık olarak eğitimin kalitesi ve insan hakları gibi konuları önlerine koyduklarını söyleyerek, gelişmelerin kendilerini üzdüğünü söyledi.

Bazı çevrelerin ilk günden itibaren Dipkarpaz'daki Rum ortaokulu olayını hazmedemediğini ve kışkırtma taktiği izlediğini söyleyen Sorakın, "Burada bulunan vatandaşlarımızı sağduyuya davet ediyorum. Sükunet ortamını bozmak isteyenlerin oyununa gelmesinler" dedi.

Sorakın'a göre, öğrencileri Rum olan bir okula Atatürk büstü ve bayrak olayını gündeme getirmek, hükümetin değerlendirmesi gereken bir konu.

Müsteşar, olayları aşırı milliyetçilik temelinde değil insan hakları çerçevesinde değerlendirmek gerekiyor. Sorakın, sözlerinin sonunda Dipkarpazlılara mesaj göndererek "Türk ortaokulu ile ilgili projeler bitti. Şu anda ihale aşamasındayız. Her an ihaleye çıkabiliriz" dedi.

Ankara'da KKTC-TC eğitim protokolü imzalandı: KKTC'li öğretmenler Türkiye'de istihdam edilebilecek

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ile Türkiye Cumhuriyeti arasında eğitim, bilim ve teknik alanlarda işbirliğini öngören protokol dün Ankara'da imzalandı.

Protokole, KKTC Milli Eğitim ve Kültür Bakanı Canan Öztoprak ile Türkiye Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik imza koydu.

26 maddeden oluşan protokol, iki ülke arasında ilk, orta, mesleki teknik, özel eğitim ve rehberlik konularında işbirliğini öngörüyor.

İşbirliği alanları arasında karşılıklı kontenjanlar ayırmak, yüksek öğrenim de dahil olmak üzere öğrencilere yatılı imkânların artırılması için çaba harcanmasının da yer aldığı protokolde, kontenjanların her yıl mayıs ayında karşı tarafa bildirilmesi de bulunuyor.

Protokole göre; taraflar tüm düzeylerde düzenleyecekleri ulusal ve uluslar arası seminerlere karşı tarafı davet edecek, spor, halk, oyunları, gençlik kampları gibi sosyal faaliyetlere de karşılıklı katılım olacak.

KKTC Talim ve Terbiye uzmanı ile müfettişlerine Türkiye'de mesleki inceleme yapma olanağı da sağlayan protokol, tarafların karşılıklı tatil imkanlarından yararlanmalarını da içeriyor.

Girne Öğretmen Evi'nin birlikte çalıştırılmasını da öngören protokole göre, öğretmen olabilme niteliği taşıyan KKTC vatandaşları, Türkiye Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlı okullarda istihdam edilebilecek.

YÖDAK ve YÖK arasında başlatılan işbirliğinin geliştirilmesini de öngören protokol, iki ülke arasında bilim adamı, uzman, öğretim elemanı ve araştırmacı değişimini de içeriyor.

İki ülkeye orta eğitim kurumlarından gelen öğrenciler için denklik işlemi aramaksızın geldikleri türdeki okullara kayıt yaptırma zorunluluğu getiren protokolde, KKTC'nin 12 yıllık eğitime geçiş projesi için Türkiye'nin gerekli teknik desteği vermesi kararlaştırıldı.

Protokol, KKTC'de yaygın eğitimi geliştirmek amacıyla Çıraklık ve Yaygın Eğitim Merkezi kurulabilmesi için Türkiye Milli Eğitim Bakanlığı'nın her türlü desteği sağlamasını da öngörüyor.

Eğitimde bilgi teknolojisinin kullanımı için KKTC'ye desteğin artırılmasını sağlayan protokol, Türkiye'de kullanılan görsel ve işitsel materyallerin KKTC'de de kullanılmasını içeriyor.

Protokol gereği taraflar 6 ayda bir teknik düzeyde bir araya gelerek protokolün öngördüğü esasları gözden geçirecek.

 

Rumlarda Bostancı telaşı

RUMLARIN BOSTANCI KONUSUNDAKİ TUTUMU DEĞİŞTİ.. Kıbrıslı Rumlar, yeni kapılar açma konusundaki yalanları ortaya çıkınca, tutum değiştirerek, Bostancı Kapısının açılmasına katkı koymayı hızlandırdı. Rum tarafında barikatla ilgili olguların değiştiği ve beklenmedik bir durum olmaması halinde, Bostancı Kapısının Türk tarafının açıklamaları doğrultusunda çarşamba günü açılacağı bildirildi. Rum ilgili servislerinin, her şeyin 31 Ağustos'ta hazır olması için yoğun bir çaba içerisine girdiği, alt yapıların tamamlanması için ilgili üç dairenin gece-gündüz çalıştığı belirtildi

Rumlar, yeni kapılar açma konusundaki yalanları ortaya çıkınca, tutum değiştirerek, Bostancı kapısının açılmasına katkı koymayı hızlandırdı. Rum tarafında barikatla ilgili olguların değiştiği ve beklenmedik bir durum olmaması halinde, Bostancı kapısının Türk tarafının açıklamaları doğrultusunda çarşamba günü açılacağı bildirildi. Rum ilgili servislerinin, her şeyin 31 Ağustos'ta hazır olması için yoğun bir çaba içerisine girdiği, alt yapıların tamamlanması için ilgili üç dairenin gece-gündüz çalıştığı belirtildi.

Rum Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın, barikatın açılmasını sadece kendisinin istediğiyle ilgili çabası havada kalacak" şeklindeki açıklamasını değerlendirerek, "barikatın açılacağını, ancak fonksiyonel olmayacağını" söyledi.

"Kıbrıs Rum mallarını gasp ederek, hiç kimseye danışmadan, barikat alt yapılarını inşa ettirdiği için", Cumhurbaşkanı Talat'a suçlamalarda da bulunan Yakovu, anlaşmanın, iki barikatın (Bostancı ve Lokmacı) açılmasıyla ilgili olduğunu, Türk tarafının ise anlaşmanın yerine getirilmesi için hiçbir şey yapmadığını iddia etti.

Fileleftheros gazetesi, "Zodya (Bostancı) Barikatı Açılıyor -Dayanaksız Suçlamalar Yapması için Talat'a Bahane Yaratmamak Amacıyla Çalışmalar Süratlendiriliyor" başlık ve spotlarıyla verdiği haberinde, barikatla ilgili olguların değiştiğini ve beklenmedik bir şey olmazsa, Türk tarafının açıklamaları doğrultusunda çarşamba günü açılacağını yazdı.

Gazete, Rum yönetiminin durumu tekrar değerlendirerek ve Rum tarafının, kapının açılmasını istemediği görünümünün verilmemesi amacıyla, -çalışmalar devam etse de- kapının 31 Ağustos'ta açılması için çalışmaları süratlendirmeye karar verdiğini de kaydetti.

Gazete, Rum Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu'nun, "Kıbrıs Türk lideri M. Ali Talat'ın, barikatın açılmasını sadece kendisinin istediğiyle ilgili çabası havada kalacak" şeklindeki açıklamasını da hatırlattı.

Gazeteye göre Yakovu, "barikatın açılacağını, ancak fonksiyonel olmayacağını" da söyledi, "Kıbrıs Rum mallarını gasp ederek, hiç kimseye danışmadan, barikat alt yapılarını inşa ettirdiği için", Cumhurbaşkanı Talat'a suçlamalarda da bulundu.

Yakovu, anlaşmanın, iki barikatın (Bostancı ve Lokmacı) açılmasıyla ilgili olduğunu, Türk tarafının ise anlaşmanın yerine getirilmesi için hiçbir şey yapmadığını da iddia etti.

Haberde, Rum ilgili servislerinin, her şeyin 31 Ağustos'ta hazır olması için yoğun bir çaba içerisine girdiği, alt yapıların tamamlanması için ilgili üç dairenin gece-gündüz çalıştığı da belirtildi.

Gazeteye göre, ilgili servisler bu sabah saat 08.00'de bölgeyi ziyaret edecek ve ertesi gün eksikliklerin olup olmadığının tatbikatı yapılacak.

Gazeteye göre, en büyük sorun, araçların geçişleriyle ilgili. Çünkü ara bölgenin bir noktasında özel çalışmalara ihtiyaç var. Bir başka sorun da, "ara bölgede alt yapı çalışması yapılması yönündeki Türk talepleri" olduğu da savunuldu.

Gazete, bunun, AB tarafından finanse edildiğini ve bazı kurallara uyulması gerektiğini de yazdı. Yolun büyük bir bölümünün ara bölgeden geçtiği için Barış Gücü'nün de çalışmalar yaptığı belirtildi.

Haberde Türk tarafının, "sınır süsü vermek için" Ay Demet'te (Metehan) yaptığı gibi, büyük bir metal çatı kurduğuna da dikkat çekildi.

Simerini gazetesi, "Zodya Kapısı Öbür Gün Açılıyor" başlığı altında, Cumhurbaşkanı M. Ali Talat ve Başbakan Soyer'in ilgili açıklamalarına yer verdi.

Politis gazetesi ise, "Zodya Sonuçta Açılıyor Mu? -BM, Barikatın Çarşamba Günü Açılmasını İnceliyorlar -Zodya Barikatı Konusu Yeni Şekil Aldı ve 31 Ağustos'ta Açılma İhtimali İnceleniyor" başlık ve spotlarını kullandı.

Gazete, BM Barış Gücü'nün, sözde "işgal yönetiminin imaj yaratma oyunundan" sonra, yolun acil olarak açılması ihtimalini incelediğini ve gerekli çalışmalara başladığını yazdı.

Gazete, barikatın açılıp açılmayacağına Barış Gücü'nün karar vereceğini de kaydetti.

Haberde, Yakovu'nun Hollanda'ya ayrılmadan önce "Talat'ın çabasının boşa çıkacağı ve barikatın açılacağı, ancak fonksiyonel olmayacağı" şeklindeki sözlerine de yer verildi.

Haravgi gazetesi de haberi "Talat'ın Çabası Havada Kalacak" başlığıyla yansıttı, Yakovu'nun dünkü açıklamalarına yer verdi.

KIBRIS 30/08/05

 

Yakovu’dan Türkiye’ye eleştiri

Kıbrıs Rum Kesimi Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu, Avusturya’nın başkenti Viyana’da yaptığı açıklamada, Türkiye’nin Rum Kesimi’ni tanımamasını provokasyon olarak değerlendirdi.

 

NTV-MSNBC VE AJANSLAR

Güncelleme: 21:35 30 Ağustos 2005 Salı

VİYANA - Kıbrıs Rum Kesimi Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu, Türkiye’nin, Rum yönetimini tanımadığı yolunda yaptığı açıklamanın, “Kabul edilemez bir provokasyon olduğunu” savundu

Yakovu, Avusturya Dışişleri Bakanı Ursula Plassnik ile Viyana’da düzenlediği ortak basın toplantısında, Türkiye’nin yaptığı açıklamanın “devletler hukukuna” aykırı olduğunu iddia etti.

Rum Dışişleri Bakanı, bir gazetecinin “Türkiye ile müzakerelere başlanmasını veto edip etmeyecekleri” sorusuna ise “Türkiye ile müzakerelerin başlayıp başlamayacağını yarınki Avrupa Birliği Daimi Temsilciler Komitesi toplantısında tartışmayacağız. Bizim tutumumuz dışişleri bakanları toplantısında bize sunulacak metne göre belirlenecek” yanıtını verdi

Konuyu Avrupa Birliği’ndeki muhataplarıyla görüşmek istediklerini ifade eden Yakovu, ancak kabul edilmesi mümkün olmayan bir metni kabul etmeye hazır olmadıklarını belirtti. Avusturya Dışişleri Bakanı Plassnik ise Türkiye’nin Rum Yönetimi’ni tanımadığı yolundaki açıklamasının kendileri için gözardı edilebilir, bir açıklama olduğunu söyledi.

TAM ÜYELİK YERİNE ALTERNATİF MODEL ÖNERİSİ
Avusturya Dışişleri Bakanı Plassnik bugün AB dışişleri bakanlarına bir mektup yazarak, Türkiye’nin AB üyeliği konusunda “tam üyelik yerine alternatif bir modelin de göz önünde tutulmasını” istedi.

Plassnik, bugün yazdığı mektup konusunda şunları söyledi: “Geçen temmuz ayında yapılan toplantıda maalesef bu konuları ve Türkiye’nin uyum protokolü konusundaki açıklamasını tartışmaya olanak bulamadık. Türkiye ile müzakerelerin hedefi bizim için çok önemlidir. Biz tek bir darbe ile kazanamayacağımızı biliyoruz, ama adım adım gideceğiz. Fazla zamanımız olacağını sanmıyorum, ama yine de birçok üye ülkenin bu tartışmalara katılacağını umuyorum”

 

AB toplantıları öncesi ‘baskı’ arttı

Türkiye’nin “Kıbrıs Deklarasyonu ile Müzakere Çerçeve Belgesi’nin tartışılacağı Avrupa Birliği toplantıları öncesinde Fransa ve Yunanistan baskıları artırdı.

 

NTV-MSNBC

Güncelleme: 10:28 ET 30 Ağustos 2005 Salı

PARİS - Fransa ve Yunanistan’ın dışişleri bakanları bugün yaptıkları açıklamalarla, Türkiye’nin, Kıbrıs Rum Kesimi’ni tanımamasının birlik içinde sorunlara yol açacağı uyarısı yaptı. Ancak Avrupa Komisyonu yetkilileri 3 Ekim öncesi Türkiye’nin önüne yeni şartlar sürülmeyeceğini söylüyor. Fransa Dışişleri Bakanı Douste-Blazy, Türkiye’nin Kıbrıs Rum Kesimi’ni tanınmamasının kabul edilebilecek bir durum olmadığını söylerken, Yunanistan Dışişleri Bakanı Petros Molivyatis ise Türkiye’nin Kıbrıs Rum Kesimi’ni tanımadığı yönündeki açıklamasının Avrupa Birliği içinde sorun yarattığını öne sürdü.

Fransa Dışişleri Bakanı Philippe Douste-Blazy, Türkiye’nin Avrupa Birliği üyesi olan Kıbrıs Rum Kesimi’ni tanımamasının kabul edilebilecek bir durum olmadığını söyledi.

Fransız büyükelçilerine bir konuşma yapan Blazy, “Avrupa Birliği’ne katılmak isteyen bir ülkenin, birliğin bir üyesini tanımaması düşünülemez” dedi.

Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac da dün yaptığı açıklamada, Türkiye’nin Kıbrıs Rum Kesimi’ne yönelik tutumunu netleştirmesini istemişti. Chirac, “Türkiye, 25 üyeli Avrupa Birliği’ni taahhütlerini yerine getireceği konusunda ikna etmelidir” ifadesini kullanmıştı.

CHIRAC, ANKARA’DAN KIBRIS KONUSUNDA JEST BEKLİYOR
Fransa’da yayımlanan Le Figaro gazetesi, “Cumhurbaşkanı Jacques Chirac’ın, Ankara’dan Kıbrıs konusunda jest beklediğini” yazdı.

Chirac’ın dün Fransız büyükelçilerine hitaben yaptığı konuşmaya değinen gazete, Cumhurbaşkanı’nın Türkiye’den Kıbrıs konusundaki tavrına açıklık getirmesini istediğini hatırlattı.

Gazete, bununla birlikte Chirac’ın, AB’nin Türkiye ile tam üyelik müzakerelerine başlamasını Rum Kesimi’nin tanınmasına bağlamaktan kaçındığı yorumunu yaptı.

Başbakan Dominique de Villepin, ay başında yaptığı açıklamada, müzakerelerin başlaması için Türkiye’nin Rum Kesimi’ni tanıması gerektiğini iddia etmişti.

BARROSO: GÖRÜŞMELERİN ERTELENMESİNİ İSTEYEN YOK
Diğer yandan, AB Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso, hiçbir AB üyesinin Türkiye ile 3 Ekim’de başlatılacak tam üyelik görüşmelerinin ertelenmesini istemediğini söyledi. Barroso, Polonya gazetesi Gazeta Wyborcza’ya yaptığı açıklamada, “Hiçbir ülkeden bu konuda bir işaret almadım” dedi.

FRANSA, AB’DEN BİR DEKLARASYON İSTEYEBİLİR
Bu arada, diplomatik kaynaklar, Fransa’nın Türkiye ile tam üyelik müzakerelerine başlamasına karşı çıkmayacağını, ancak müzakerelerin başlamasından önce AB’nin, Türkiye’nin Kıbrıs konusunda tek taraflı yayımladığı deklarasyona karşı bir deklarasyon yayımlanmasında ısrar edeceğini belirtiyorlar.

Rum yönetimi AB'den destek arıyor


30 Ağustos, 2005 22:15:00 (TSİ) CNN TURK

Kıbrıs Rum yönetimi Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu Avusturya'da yaptığı açıklamada, Türkiye'nin Rum yönetimini tanımadığı yolundaki deklarasyonunun kabul edilemez bir provokasyon olduğunu ileri sürdü.

Kıbrıs Rum yönetimi Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu, Avusturya Dışişleri Bakanı Ursula Plassnik ile Viyana'ya yaptığı ortak basın toplantısında,  ''Türkiye'nin uzun süre Gümrük Birliği uyum protokolünü imzalamadığını, daha sonra imzalarken de yayımladığı deklarasyonun kabul edilemez provokatif bir açıklama olduğunu ve bu yüzden Türkiye'nin AB ile ilişkilerinin çok sorunlu olacağını'' söyledi.
 
Türkiye'nin yaptığı açıklamanın ''devletler hukukuna aykırı olduğunu'' iddia eden Yakovu, bir gazetecinin ''Türkiye ile müzakerelerin başlamasını veto edip etmeyeceklerini'' sorması üzerine, şunları söyledi: 
 
''Biz peşinen olumsuz düşünmek istemiyoruz... Türkiye ile müzakerelerin başlayıp başlamayacağını yarınki toplantıda tartışmayacağız. Bizim tutumumuz dışişleri bakanları toplantısında bize sunulacak metne göre belirlenecek.'' 
 
İngiltere'nin Newport kentinde 1 -2 eylül günlerinde yapılacak AB Dışişleri Bakanları Toplantısı'nda ''bu sorunu masaya getireceklerini'' ifade eden Yakovu, kendilerinin her zaman diyalogtan yana olduklarını savundu.
 
Avusturya Dışişleri Bakanı Ursula Plassnik ise bir soru üzerine, Türkiye'nin Kıbrıs Rum yönetimini tanımadığı yolundaki deklarasyonunu ''devletler hukuku açısından analiz ettiklerini'' belirterek, ''Türkiye'nin bu açıklamasının kendileri için göz ardı edilebilir, vazgeçilebilir bir açıklama olduğunu'' bildirdi. 
 
Avusturya, 'Türkiye tartışması' istiyor 
 
Bu arada, Avusturya Dışişleri Bakanı Plassnik bugün AB dışişleri bakanlarına bir mektup yazarak, Türkiye'nin AB üyeliği konusunda ''tam üyelik yerine alternatif bir modelin de göz önünde tutulmasını'' istedi. 
 
Plassnik, Yakovu ile yaptığı ortak basın toplantısında konuya ilişkin bir soruya ise ''biz Türkiye konusunda bir tartışmanın başlaması için girişimde bulunacağız. Bizim istediğimiz, açıklık, AB'nin yeni üye kabul etme yeterliliğinin göz önünde bulundurulması ve Türkiye'nin uyum protokolü konusundaki deklarasyonuna açıklık getirilmesidir'' yanıtını verdi. 

Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac da 26 ağustosta yaptığı açıklamada, Türkiye'nin Kıbrıs deklarasyonunun AB'ye üye olmaya çalışan bir ülkeden beklenen ruhu taşımadığını savunmuştu.
 
Deklarasyonun hukuki ve siyasi sorunlara sebep olduğunu söyleyen Chirac, 1-2 eylülde yapılacak AB Dışişleri Bakanları toplantısında konuyu üye ülkelerle görüşmek istediğini söylemişti.
 

Müzakere çerçeve belgesi ile Türkiye'nin Kıbrıs deklarasyonunun görüşüleceği ilk toplantı yarın Brüksel'de yapılacak.

Denktaş'tan Azerbaycan'a teşekkür


31 Ağustos, 2005 05:16:00 (TSİ) CNN TURK

KKTC'den ilk doğrudan uçuşla Azerbaycan’a giden KKTC Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş, bundan sonra Türkiye'nin yanında Azerbaycan'ın da katkısını hissedeceklerini söyledi.

Diğer ülkelerden de olumlu birtakım mesajlar aldıklarını ve her ülkenin Azerbaycan kadar kararlı davranıp davranmayacağını bilmediklerini ifade eden Denktaş, ancak bu örneği takip edecek başka olayların da gündemde olduğunu ve ayrıca Azerbaycan'ın KKTC'de bir vakıf açacağını da kaydetti.
 
Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ile önceki akşam bir araya geldiklerini ve söz konusu görüşmeye Dışişleri Bakanı Memmedyarov'un da katıldığını anımsatan Serdar Denktaş, görüşmenin samimi bir şekilde geçtiğini, gelen tüm baskılara rağmen geri adım atmadıkları için teşekkür ettiğini ifade etti.
 
KKTC'ye uçak seferleri 
 
Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş, Rumların, geçen ay KKTC'ye doğrudan uçak seferi düzenleyen Azerbaycan'da faaliyette bulunan özel hava yolları şirketi Imair'i tehdit ettiğini de ifade ederek, bu seferlerin başlatılması için söz konusu baskıları aşmaya çalıştıklarını söyledi.
 
Yaptıkları görüşmelerde, Imair açısından KKTC'ye sefer düzenlemenin ekonomik boyutunun da gündeme geldiğini söyleyen Denktaş, Imair'in KKTC'ye yapacağı uçuşların, şirket açısından ekonomik olarak verimli hale gelinceye kadar kendilerinin hükümet olarak gerekirse uçuşları sübvanse edeceklerini kaydetti.
 
"KKTC'nin tanınması söz konusu değil" 
 
''Azerbaycan'ın, birçok konuda KKTC'ye katkıda bulunduğu ve bunun tanıma anlamına gelip gelmediği'' yönündeki bir soru üzerine de Denktaş, KKTC'nin Azerbaycan tarafından tanınmasının şu an için söz konusu olmadığını ifade ederek, ''Bu bir siyasi tanıma değildir. Azerbaycan'ın KKTC'ye karşı başlatılan her harekette bizim tarafımızda yer alacağıdır'' dedi. 
 
Azerbaycan Dışişleri Bakanı Memmedyarov da, KKTC’den Azerbaycan'a düzenlenen ilk doğrudan uçuşun siyasileştirilmemesi gerektiğini söyledi.
 
Memmedyarov, Kuzey Kıbrıs'tan yapılan uçuşun uluslararası ambargolar delinerek yapılan bir ticari uçuş olduğunu belirtti. Azeri dışişleri bakanı, "bu ziyaret, iş ilişkileri sebebiyle ekonomik bir olay. Bunun siyasileştirilmesine gerek yok" dedi.

 

Türkiye, AB masasında

 

AB, üç gün boyunca Türkiye'yi tartışacak



31 Ağustos, 2005 08:24:00 (TSİ) CNN TURK

Avrupa Birliği bugünden itibaren üç gün boyunca Türkiye'yi tartışacak. Müzakere Çerçeve Belgesi ile Türkiye'nin Kıbrıs deklarasyonunun görüşüleceği ilk toplantı bugün Brüksel'de yapılacak.

Avrupa Birliği Daimi Temsilcileri toplantısında Fransa'nın sunduğu öneriler görüşülecek. Avusturya ve Hollanda'nın da destek verdiği öneriler şunlar:
 

·  Müzakerelerin açık uçlu olduğu net bir şekilde vurgulansın

·  İmtiyazlı ortaklık da bir 'seçenek' olarak sunulsun

·  Birliğin Türkiye'yi 'hazmedebilme' kapasitesi dikkate alınsın.
 
Toplantıda, Türkiye'nin Kıbrıs deklarasyonuna karşı bir Avrupa Birliği deklarasyonu da kaleme alınacak. Deklarasyonda, 'birliğin 25 ülkeden oluştuğu hatırlatılacak ve Gümrük Birliği'ne eksiksiz uyulması gerektiği' vurgulanacak.
 
Avrupa Birliği Dışişleri Bakanları da 1-2 eylülde İngiltere'de Müzakere Çerçeve Belgesi'ni değerlendirecek. Ayrıca Fransa'nın önerilerinin ele alınacağı gayrıresmi bir toplantı yapılacak.
 
Toplantının ikinci gününe Dışişleri Bakanı Abdullah Gül de katılacak.  

Çerçeve Belgesi şekilleniyor
 
Bu arada, ilk olarak bugün Avrupa Birliği üyelerinin daimi temsilcilerinin toplantısında tartışmaya açılacak olan Müzakere Çerçeve Belgesi'nin metni de şekillenmeye başladı.
 
Yunan basınına sızan metne göre, taslakta, Türkiye'nin "Rum kesimi"ni tanıması gerektiğine ilişkin net bir ifade kullanılmıyor; sadece Türkiye'nin Gümrük Birliği anlaşmasını uygulaması gerektiğine vurgu yapılıyor.  
 
'Müzakereler ertelensin' talebi yok
 
AB Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso dün Polonya'da yayımlanan Gazeta Wyborcza'ya bir demeç verdi. Barroso, hiçbir AB üyesi ülkenin Türkiye ile müzakerelerin ertelenmesini talep etmediğini söyledi.

AB Komisyonu Başkanı, "şu ana kadar hiçbir ülke bana müzakerelere başlama tarihinin ertelenmesi mesajı vermedi" diye konuştu. Barroso, Avrupa Birliği'nin Türkiye ile müzakerelere başlama hazırlığında olduğuna dikkat çekti.

Fransa cephesinde ise Türkiye'ye yönelik 'Kıbrıs' baskısı artıyor. Son olarak Fransa Dışişleri Bakanı Philippe Douste-Blazy, AB'ye girmeye çalışan bir ülkenin birliğin tüm üyelerini tanıması gerektiğini belirtti.
 
Fransız büyükelçilere yönelik bir toplantıda konuşan Douste-Blazy, "bir topluluğa girmeye çalışan bir ülkenin onun üyelerinden birini tanımayı reddetmesi akıl alır gibi değil" dedi.

3 ekimde AB ile müzakere masasına oturmaya hazırlanan Türkiye, Gümrük Birliği'ni aralarında Güney Kıbrıs'ın da bulunduğu 10 yeni üyeyle genişleten Ek Protokolü onaylamış, ancak protokolü imzalamanın Kıbrıs Rum kesimini tanıma anlamına gelmediğini bir deklarasyonla ilan etmişti.
 
Ankara, 'Güney Kıbrıs'ın tanınması' konusunun Kıbrıs Deklarasyonu ile açıklığa kavuşturulduğunu belirtiyor.
 
Metindeki 'kapsamlı çözümle birlikte Türkiye yeni oluşacak devlet ile ilişkiler tesis etmeye hazırdır' ifadesiyle de çözüm yanlısı tutumun ortaya konduğu savunuluyor.
 
'Fransa veto niyetinde değil'

Fransız Le Monde gazetesi de, Paris'in Ankara ile tam üyelik müzakerelerinin başlamasını veto etme niyetinde olmadığını yazdı.

Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'ın geçtiğimiz pazartesi günü Fransız büyükelçilerine yaptığı konuşmayı değerlendiren gazete, Chirac'ın açıklamalarının, Paris'in veto niyetinde olmadığını gösterdiği yorumunu yaptı.
 
Başbakan Dominique de Villepin'in bu ay başında, 'Türkiye'nin Kıbrıs Rum kesimini tanımaması halinde müzakerelerin başlayamayacağı' yolundaki açıklamasına atıfta bulunan gazete, Paris'in bu konuda diğer ülkeler arasında yalnız kaldığını belirtti.
 
Chirac, büyükelçilere hitaben yaptığı konuşmada, Türkiye'nin Kıbrıs konusundaki tutumuna açıklık getirmesi gerektiğini söylemişti.
 
Le Figaro gazetesi ise, Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'ın, Ankara'dan Kıbrıs konusunda jest beklediğini yazdı. Gazete, bununla birlikte Chirac'ın, AB'nin Türkiye ile tam üyelik müzakerelerine başlamasını Rum kesiminin tanınmasına bağlamaktan kaçındığı yorumunu yaptı.
 
Diplomatik kaynaklar da, Fransa'nın Türkiye ile tam üyelik müzakerelerine başlamasına karşı çıkmayacağını, ancak müzakerelerin başlamasından önce AB'nin, Türkiye'nin Kıbrıs konusunda tek taraflı yayımladığı deklarasyona karşı bir deklarasyon yayımlanmasında ısrar edeceğini belirtiyorlar.

Fransa'nın değişen tavrı
 
Fransa'nın Türkiye'ye yönelik söylemleri AB Anayasası'nın reddedildiği 29 mayıstan sonra seyir değiştirdi. Türkiye karşıtı tavır özellikle Fransa İçişleri Bakanı Nicolas Sarkozy'nin söylemleriyle hız kazandı.
 
Sarkozy, Türkiye'nin AB ile müzakerelere başlamasını istemeyen halkın 'hayır' oyu kullandığını ve bu tepki nedeniyle Anayasa'nın reddedildiğini savundu.
 
Başbakan Dominique de Villepin ile Cumhurbaşkanı Chirac'ın Türkiye'yi AB yolunda zora sokmaya yönelik tavrı ise Türkiye'nin Ek Protokolü imzaladığı  ve Kıbrıs Deklarasyonu'nu yayımladığı 29 temmuz sonrası başladı.
 
Villepin 2 ağustosta yaptığı bir açıklamada Türkiye'nin Kıbrıs'ı tanımaması halinde, AB ile müzakerelerin düşünülemeyeceğini söyledi. Villepin Türkiye-AB arasında 3 ekimde başlaması öngörülen müzakerelerin ertelenebileceğini savundu.
 
Ülkenin önde gelen gazetelerinden Le Figaro, 5 ağustosta Villepin'in 'Kıbrıs tanınmalı' açıklamalarının Cumhurbaşkanı Jacques Chirac tarafından da desteklendiğini yazdı.
 
Son olarak Jacques Chirac 26 ağustosta yaptığı açıklamada, Kıbrıs Deklarasyonu'nun AB'ye üye olmaya çalışan bir ülkeden beklenen ruhu taşımadığını savundu.
 
Deklarasyonun hukuki ve siyasi sorunlara sebep olduğunu söyleyen Chirac, 1-2 eylülde yapılacak AB Dışişleri Bakanları toplantısında konuyu üye ülkelerle görüşmek istediğini söyledi.

 

·  KIBRIS DEKLARASYONU

Türkiye, 29 temmuzda AB dönem başkanı İngiltere'nin Türkiye'ye gönderdiği Ek Protokol metnini Brüksel'deki Türk daimi temsilcisi Büyükelçi Oğuz Demiralp aracılığı ile imzaladı.
 
Türkiye Protokole imza atarken 'Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanımadığını yayımladığı bir
deklarasyonla ilan etti.

Deklarasyonun içeriği:

·  Türkiye siyasi çözüm için kararlılığını sürdürmektedir

·  Bu protokoldeki Kıbrıs Cumhuriyeti 1960'daki ortaklık devleti değildir

·  Türkiye için Rum tarafı Kıbrıs Türk tarafını temsil etmemektedir

·  Türkiye KKTC ile ilişkilerini değiştirmeyecektir

·  Türkiye bu Protokolle Kıbrıs Cumhuriyeti'ni herhangi bir şekilde tanımış olmayacaktır

·  Kapsamlı çözümle birlikte Türkiye yeni oluşacak devlet ile ilişkiler tesis etmeye hazırdır

CNN TURK 31/08/05

 

Azerilere Rum baskısı bıktırdı

SEFA KARAHASAN Bakü


Kıbrıs Türk Havayolları'nın (KTHY) Türkiye dışındaki bir ülkeye ilk doğrudan uluslararası uçuşu gerçekleştirdiği önceki günkü seferiyle Azerbaycan'ın başkenti Bakü'ye giden KKTC Dişişleri Bakanı Serdar Denktaş, Rumların Azerbaycan'a inanılmaz siyasi baskı yaptığını bildirdi. "Ne yazık ki, Bakü'ye ziyaretimiz resmiyet kazanmamıştır" diyen Denktaş, "Rumların baskılarına rağmen yine de Bakü ile ilk köprünün kurulduğunu" ifade etti.
Denktaş, KKTC'ye uygulanan izolasyonun delinmesi anlamına gelen önceki günkü Ercan-Bakü doğrudan uçuşu ile ilgili olarak dün bir basın toplantısı düzenledi. Serdar Denktaş, "Rumların, kardeş Azerbaycan'a KKTC'ye yaptığı açılımlardan dolayı tehditlere varan baskılar yaptığını" açıkladı.
KKTC'nin birinci cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın da hazır bulunduğu bir yemekte Azerbaycan Devlet Başkanı İlham Aliyev ve Dışişleri Bakanı Elmar Memmedyarov ile bir araya geldiklerini anlatan Serdar Denktaş, "Ne yazık ki, Rumların baskısı yüzünden bu yemeğe basını bile davet edemedik" dedi.

Destek sürecek
Diğer yandan Azerbaycan Devlet Bakanı Nazim İbrahimov, Azerbaycan'ın Kıbrıs Türk halkına uygulanan izolasyonların kaldırılması için çalışmalarına devam edeceğini söyledi. İbrahimov, Serdar Denktaş ile görüşmesinin ardından, Azeri halkının Kıbrıs Türk halkını çok sevdiğini belirtti. Eski KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ı "Türk dünyasının efsane lideri" diye tanımlayan Azeri Bakan, "Azerbaycan KKTC'nin üzerinde olan ambargoların kaldırılmasından yanadır. Bunun için elimizden gelen bütün çalışmaları yapacağız" diye konuştu.
KKTC heyeti, bu akşam KKTC'ye dönecek.

MILLIYET 31/08/05

 

Bakü'den notlar.... Bakü'den notlar...

Ali BATURAY/Azerbaycan

** İLHAM ALİYEV İLE GÖRÜŞTÜLER... Azerbaycan ziyaretinin ikinci günü, Excelsior Otel'deki Azerbaycan- KKTC İş Formu ile başladı. Burada konuşan eski Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ile Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş, önceki gece Azerbaycan Devlet Başkanı İlham Aliyev ile akşam yemeğinde bir araya geldiklerini söylediler. Serdar Denktaş daha sonra düzenlediği basın toplantısında da basına kapalı olarak İlham Aliyev ile görüştüklerini yineledi. Denktaş, ziyaretin basına kapalı olmasının, Kıbrıs Rum tarafının yaptığı baskılardan kaynaklandığını söyledi. Basın toplantısında gazeteciler, "Siz ve sayın Rauf Denktaş açıkladığına göre, bu ziyaretin gizliliği kalmadı. Rum yönetimi baskı yapacaksa, yarın manşetlere çıkacak bu açıklamanızla yine yapacak, bizim izlemememizin hiç bir anlamı kalmadı" deyince Serdar Denktaş, "Sayın Aliyev basını istemedi. Ne yapayım, mutlaka benim basınımı da al diyemezdim" dedi.

** "ZAMANSIZ AÇIKLAMA BAŞBAKANDA HOŞNUTSUZLUK YARATTI"... Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş, gazetecilerin ısrarla, "neden ziyarete hükümetin CTP kanadından birisinin katılmadığı" yönündeki sorularına en sonunda basın mensuplarını tatmin edecek bir cevap verdi. Serdar Denktaş, art arda aynı konu ile soruların nihayet dördüncüsünde CTP kanadında bir hoşnutsuzluk olduğunu itiraf etti. Serdar Denktaş, kendisinin yurt dışında bulunduğu bir dönemde Ekonomi ve Turizm Bakanı Derviş Kemal Deniz'in henüz Bakü konusu hükümette konuşulmadan, basına açıklama yapmasının Başbakan Ferdi Sabit Soyer'de hoşnutsuzluk yarattığını söyledi. Serdar Denktaş, Derviş Kemal Deniz'in "KKTC açısından önemli olan" bu konuda heyecanlanarak açıklama yaptığını, bunun iyi niyetli ancak tecrübesizce bir açıklama olduğunu kaydetti. CTP kanadından bu nedenle katılan olmadığına işaret eden Serdar Denktaş, eylül ayı içinde yapılacak yeni bir ziyarette CTP'li yetkililerin de bulunacağını söyledi. Denktaş, "Bu ziyarette, heyette CTP kanadından da birileri bulunsaydı daha iyi olurdu" diye konuşarak da kırgınlığını ortaya koydu.

** "RUMLAR IMAIR'I KORKUTTU"... Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş, Azerbaycan'ın IMAIR Hava Yolları şirketinin seferlerinin devam etmemesinin nedeninin de Rum yönetiminin baskılarından kaynaklandığını öne sürdü. Serdar Denktaş, bu şirketin baskılara dayanamayarak, artık sefer yapmayacağını da ima etti. Denktaş, seferlerin bir şekilde yeniden başlayacağını ancak ilk etapta ekonomik olmayabileceğini belirterek, büyük bir ihtimalle başlarda bu seferlerin hükümet tarafından sübvansiye edileceğini, bir süre de Türkiye üzerinden aktarmalı olabileceğini söyledi.

** "TANINMA İSTEMEDİK"... Serdar Denktaş, Azerbaycan'a yaptıkları ziyarette, gerek Devlet Başkanı İlham Aliyev ile yaptıkları görüşmede, gerekse başka temaslarda kesinlikle KKTC için "tanınma" talep etmediklerini, böyle bir isteğin mevzubahis olmadığını, ancak her türlü temas ve işbirliği konusunda "aktif destek" istediklerini vurguladı. İKÖ'de alınan karar doğrultusunda KKTC konusunda alınan her karar ve işbirliğinin genel sekretere sunulması yönünde alınan kararı Azerbaycan'ın çok iyi uyguladığını da söyleyen Serdar Denktaş, bu konudaki memnuniyetini dile getirdi.

 

** "ERHAN ARIKLI ATANMADI AMA GÖREVDE"... Öte yandan Azerbaycan temsilciliğine atanacağı konusunda bir süreden beridir ismi geçen Erhan Arıklı, burada göreve başladı. Erhan Arıklı'nın henüz resmen atanmadığı, ancak buradaki görevini yürüttüğü, bir takım organizasyonlar konusunda görev aldığı gazeteciler tarafından da gözlemlendi. Yine KKTC'nin tanınmamasından kaynaklanan bir sorun nedeniyle Arıklı'nın gerçek anlamda bir "temsilci" görevi alamadığı ve bu görevi, farklı bir isim altında, işadamları, turizmcilerin bir temsilcisi gibi görev aldığı, ancak yakında bu konunun da gerçek anlamda bir temsilci konumuna kavuşturulacağı belirtildi. Erhan Arıklı da gazetecilere "buradayım ama henüz atanmadım" dedi.

** SERDAR DENKTAŞ'A ŞİKAYET... Gazeteciler, kaldıkları otelle, protokol ve işadamlarının kaldığı otel arasındaki kalite farkı ve uzaklık konusunda Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş'a şikayette bulundu. Serdar Denktaş, bu konuda üzgün olduğunu, gelecek sefer bu tip olaylar yaşanmayacağını söyledi. Öte yandan, heyette bulunan bir yetkili ise ziyarete işadamı tanımına uymayan kişilerin de dahil olduğunu ve sayının şişirildiğini belirterek, "Bu nedenle heyet iki ayrı otele bölündü" dedi. Aynı yetkili ikinci ziyarette daha seçici davranılacağını da öne sürdü. Bu arada gazeteciler arasında da gerçek anlamda gazeteciler bulunmadığı dikkatlerden kaçmadı.

** ANLAŞMA SORUNU... Heyetin, Azerbaycan dilinin farklılığından kaynaklanan yanlış anlaşılma ve anlaşamama sorunu ikinci gün de devam etti. Heyetin rehberliğini üstlenen görevlinin sözlerini anlayamayan heyetteki gazeteciler, meramını İngilizce anlattı ki bu da iki Türkün anlaşmak için İngilizce'ye başvurmasındaki komikliğe dikkat çekilerek, bol bol espri yapıldı.

** REHBER PERİŞAN... Gazeteci heyetini şehir gezisine götüren görevli rehber, gazetecilerin mağazalara dağılması ile paniğe kapıldı. Gazetecileri kaybettiği endişesine kapılan rehber, "yan kesiciler olduğunu, kapkaçla fotoğraf makinelerinin çalınabileceğini, farklı para biriminden dolayı gazetecilerin dolandırılabileceğini, hatta kaybolabileceğini" öne sürerek; "Toplu gezin sonra işimden olurum" dedi. Rehberin bu korku senaryolarına rağmen Azerbaycanlı esnaf ve vatandaşlar Kıbrıslı Türk heyete oldukça sıcak davrandı. Rehberin haklı olduğu tek konu ise para biriminden dolayı yapılan dolandırıcılık. Örneğin "2 bin manat" olan küçük sular, gazetecilere "10 bin manata" satıldı ancak, rehberin olaya el koyması sonucu, daha sonra aradaki fark gazetecilere ödendi. Sonrasında ise gazeteciler, alacakları her mal konusunda rehbere danışarak dolandırılmaktan kurtuldu.

 

** KENT TARİHİ... Bakü kenti, tarihi binalarla dolu bir kent olduğu gibi, inşa edilen diğer binaların da tarihi yapıtlara benzetilmek istendiği dikkatlerden kaçmıyor. Benzer ve aynı renkteki bu binalarla, Bakü modern bir kent görüntüsü yerine kültürel mirasını korumuş, eski bir kent görünümü veriyor. Ancak fakir bölgelerdeki bakımsızlık nedeniyle başkentin bazı sokakları bir köyden farksız görünüyor.

KIBRIS 31/08/05

 

Müzakereler başlayacak ama protokolü uygulayın

Türkiye'nin Ankara anlaşmasının ek protokolünü imzalamasının ardından yayınladığı deklarasyona karşılık AB dışişleri bakanları gayrı resmi toplantısında hazırlanan deklarasyonun taslağında Türkiye'ye yükümlülüklerini yerine getirmesi çağrısı yapıldı

Müzakereler başlayacak ama protokolü uygulayın

PROTOKOL EKSİKSİZ UYGULANMALI... Türkiye'nin Kıbrıs konusunda yayımladığı tek taraflı deklarasyona karşılık yayımlanan deklarasyonun taslağında, Türkiye'yle 3 Ekim'de katılım müzakerelerine başlanacağı belirtilerek, ancak Ankara anlaşmasının Gümrük Birliği'ne ilişkin ek protokolünün tüm üye ülkeleri kapsayacak bir şekilde ve ayırım gözetmeksizin makul bir süre içinde Türkiye tarafından uygulanması ve bu uygulamanın izlenmesi çağrısında bulunuldu

TÜRKİYE'NİN DEKLARASYONU TEK TARAFLI... Türkiye'nin deklarasyonunun tek taraflı olduğuna işaret edilen taslakta, Türkiye'nin uyum protokolünü imzalamasının ardından Kıbrıs konusunda tek taraflı deklarasyon yayınlama ihtiyacı duymasından üzüntü duyulduğu bildirildi. Taslakta, deklarasyonun uyum protokolünün bir parçası olmadığına ve Türkiye'nin yükümlülüklerine ilişkin yasal bir etki yaratmayacağına işaret edildi

KIBRIS'TA TEK MEŞRU DEVLET "KIBRIS CUMHURİYETİ"... Taslakta Kıbrıs'taki tek meşru devletin 'Kıbrıs Cumhuriyeti' olduğuna dikkat çekilerek, AB'nin, Türkiye'nin birliğin tüm üyeleriyle ilişkileri en kısa sürede normalleştirmesine verdiği öneme atıfta bulunuluyor. Müzakere çerçeve belgesi, mümkün olduğu kadar 3 Ekim'e yakın bir tarihte ülkelerin onayına sunulacak. AB içinde Fransa, Avusturya, Rum

yönetimi ve Yunanistan'ın yayımlanacak deklarasyonu sertleştirmek için çaba gösterdikleri belirtildi

Galler'in Cardiff kenti yakınlarındaki Newport kasabasında yapılan AB Dışişleri Bakanları gayrı resmi toplantısında Türkiye konusunda ele alınan taslak üzerindeki çalışmalar dün sona erdi. Taslakta, Türkiye'yle 3 Ekim'de katılım müzakerelerine başlanacağı ancak, Ankara anlaşmasının Gümrük Birliği'ne ilişkin ek protokolünün tüm üye ülkeleri kapsayacak bir şekilde ve ayırım gözetmeksizin makul bir süre içinde Türkiye tarafından uygulanması ve bu uygulamanın izlenmesi yolunda çağrı yapıldı.

Türkiye'nin uyum protokolünü imzalamasının ardından Kıbrıs konusunda tek taraflı deklarasyon yayınlama ihtiyacı duymasından üzüntü duyulduğu bildirilen taslak metinde, deklarasyonun uyum protokolünün bir parçası olmadığı ve Türkiye'nin yükümlülüklerine ilişkin yasal bir etki yaratmayacağı belirtiliyor.

AB'nin, Türkiye'den, uyum protokolünü bütün üye ülkeleri de kapsayacak biçimde, ayrımcılık gözetmeden uygulamasının beklendiği ifade edilen taslakta, ulaşım imkanları da dahil olmak üzere malların serbest dolaşımı üzerindeki engellerin kaldırılması çağrısında bulunuluyor. Taslakta, uyum protokolünün uygulanmasının AB tarafından yakından izleneceği ve değerlendirileceği kaydediliyor.

AB'nin 1 Mayıs 2004 tarihinde "Kıbrıs Cumhuriyeti"ni üyeliğe kabul ettiği belirtilen taslakta, birliğin adada tanıdığı ülkenin uluslararası hukuka göre "Kıbrıs Cumhuriyeti" olduğu ifade ediliyor. Taslakta, AB'nin, Türkiye'nin birliğin tüm üyeleriyle ilişkileri en kısa sürede normalleştirmesine verdiği öneme atıfta bulunuluyor.

Türkiye'nin, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın sorunun kapsamlı çözümü için göstereceği çabalara vereceği desteğin not edildiği taslakta, AB'nin de kalıcı çözümün bölgedeki ilişkilerin uyumuna, istikrara ve barışa katkıda bulunacağı konusunda hemfikir olduğu kaydedildi. Taslakta, Türkiye'nin AB ile yükümlülüklerini yerine getirmemesi halinde ilgili bölümlerin müzakereler sırasında görüşmeye açılamayacağı belirtildi.

AB içinde Fransa, Avusturya, Rum yönetimi ve Yunanistan'ın yayımlanacak deklarasyonu sertleştirmek için çaba gösterdikleri belirtildi.

Avusturya'dan mektup

Avusturya Dışişleri Bakanı Ursula Plassnik, Viyana'nın Türkiye'nin AB üyeliği konusundaki tavrıyla ilgili AB üyesi ülkelerin dışişleri bakanlarına bir mektup gönderdiğini söyledi.

AB dışişleri bakanları gayri resmi toplantısı sırasında gazetecilerin sorularını yanıtlayan Plassnik, mektupta, Türkiye'ye tam üyeliğin yanı sıra başka bir seçenek sunulması çağrısında bulunduğunu ifade etti.

Avusturya'nın tavrını bir kez daha bu mektupla açıkladığını söyleyen Avusturyalı bakan, zorlu geçeceğini tahmin ettiği müzakerelerde açık sözlü olunması gerektiğini kaydetti.

Plassnik, AB'nin genişleme sürecinde halkların isteklerinin dikkate alınması gerektiğini belirtti.

Türkiye'ye kapıların kapatılmasını istemediklerini kaydeden Plassnik, bununla birlikte Türkiye'ye bir seçenek sunulması gerektiğine inandıklarını söyledi.

Türkiye üye olmadan "Kıbrıs"ı tanımalı

ama bu müzakereler öncesinde

bir ön koşul olmamalı"

Danimarka Dışişleri Bakanı Per Stig Moeller, Türkiye'nin tam üyelik müzakerelerinin başlaması için gerekli bütün koşulları yerine getirdiğini belirterek, AB'nin müzakerelerin başlamasından önce koşulları değiştiremeyeceğini söyledi.

AB dışişleri bakanları gayrı resmi toplantısı sırasında gazetecilerin sorularını yanıtlayan Moeller, AB'nin, tam üyelik müzakerelerinin başlaması için Türkiye'den "Kıbrıs Cumhuriyeti"ni tanımasını hiçbir zaman koşul olarak talep etmediğini söyledi.

Kıbrıs konusuna bir açıklık getirilmesinin gerekli olduğunu belirten Moeller, Türkiye üye olmadan "Kıbrıs Cumhuriyeti"nin kesiminin tanınması gerektiğini, fakat bunun müzakerelerin başlaması için bir koşul olmadığını, hiç kimsenin de bunu Türkiye'den talep etmediğini kaydetti.

KIBRIS 02/09/2005

 

KTTO, Brüksel'de temsilcilik açıyor

10 EYLÜL'DE RESMEN... Kıbrıs Türk Ticaret Odası (KTTO), Brüksel'de temsilcilik açıyor. Faaliyetlerine başlayan temsilciliğin resmi açılışı 10 Eylül'de yapılıyor. KTTO Başkanı Ali Erel, başta Yeşil Hat Tüzüğü olmak üzere, ekonomik açılım ve gelişim sağlanması için güçlü lobi çalışmalarına ihtiyaç olduğunu, bu nedenle söz konusu adımı attıklarını belirtti

Kıbrıs Türk Ticaret Odası (KTTO), 10 Eylül itibarıyla resmen Brüksel'de temsilcilik açıyor. Ofis yeri ve dizaynı ile ilgili çalışmalarını tamamlayan Kıbrıs Türk Ticaret Odası, resmi açılışı 10 Eylül 2005 Cumartesi günü yapmayı planlıyor.

Konuyla ilgili KIBRIS'ın sorularını yanıtlayan Kıbrıs Türk Ticaret Odası Başkanı Ali Erel, son siyasi gelişmelerin ortaya koyduğu gerçekler ışığında hareket ettiklerini vurgulayarak, ofisin gayri resmi olarak faaliyete başladığını, 10 Eylül'den itibaren de resmen hizmet vereceğini söyledi.

Erel, "CTP- DP hükümeti, devlet adına Yalçın Vehit'i temsilci olarak atadı. Buna rağmen neden Brüksel'de temsilcilik açma gereği duydunuz?" sorusuna, "Sadece devlet eliyle bazı kapıları açmak kolay değildir. Bizlerin, iş dünyasının AB'nin merkezinde olması ve güçlü lobi çalışması yapması kaçınılmazdır" dedi.

Erel, şu anda Derya Beyatlı ve Mualla Çıraklı'nın, Brüksel'deki ofiste çalışmaya başladıklarını da sözlerine ekledi.

KIBRIS 02/09/2005

 

Rumlar ikinci kez"Ay Mamas"ta

Rumların Güzelyurt'taki Ay Mamas ayinine yaklaşık bin Kıbrıslı Rum katıldı

SIKI GÜVENLİK ÖNLEMLERİ Geçtiğimiz yıl ilk kez gerçekleşen "Ay Mamas" ayini için Rumlar dün yine Güzelyurt'taydı. Bine yakın Rum'u ağırlayan Ay Mamas Kilisesi'ndeki ayinde, ibadetler yerine getirildi. Güzelyurt'ta Ay Mamas Kilisesi'ndeki ayine katılmak için kuzeye akın eden Rumlar, önce Bostancı Sınır Kapısı'ndan kontrolden geçti. Polisin geniş güvenlik önlemleri aldığı sınır kapısında araçlar tarandı

BOSTANCI HAREKETLİYDİ Hristiyan Ortodoks Rum halkı için kutsal ibadet yerlerinden olan Güzelyurt'taki Ay Mammas Kilisesi'nde geçen yıl olduğu gibi bu yıl da KKTC hükümetinin onayıyla yapılan ayin için Bostancı Sınır Kapısı'ndan girişler yapıldı. Bostancı Sınır Kapısı açılışının ikinci gününde büyük bir hareketliliğe sahne oldu

Rumların Güzelyurt'taki Ay Mamas ayini, yaklaşık bin Kıbrıslı Rum'un katılımıyla dün akşam gerçekleşti.

Geçtiğimiz yıl ilk kez gerçekleşen ve günlerce kamuoyunda tartışılan "Ay Mamas" ayini için Rumlar dün yine Güzelyurt'taydı.

Bine yakın Rum'u ağırlayan Ay Mamas Kilisesi'ndeki ayinde, ibadetler yerine getirildi.

Güzelyurt'ta Ay Mamas Kilisesi'ndeki ayine katılmak için kuzeye akın eden Rumlar, önce Bostancı Sınır Kapısı'ndan kontrolden geçti. Polisin geniş güvenlik önlemleri aldığı sınır kapısında araçlar tarandı. Güzelyurt'a gelen Rumlar, Ay Mamas Kilisesi'ne de dedektörlerle arandıktan sonra girebildi

Rumların Ay Mamas Kilisesi'nde düzenlediği ayin yaklaşık üç saat sürdü. Ayine katılan Rumlar ilahiler okudu, dua etti.

 

Bostancıda hareketli saatler

Hristiyan Ortodoks Rum halkı için kutsal ibadet yerlerinden olan Güzelyurt'taki Ay Mammas Kilisesi'nde geçen yıl olduğu gibi bu yıl da KKTC hükümetinin onayıyla yapılan ayin için Bostancı Sınır Kapısı'ndan girişler yapıldı.

Bostancı Sınır Kapısı açılışının ikinci gününde büyük bir hareketliliğe sahne oldu. Önceki gün 12.30 sıralarında karşılıklı geçişlere açılan kapıdan dün giriş yapan Kıbrıslı Rumlar, girişte toplanan CTP Kadın Kolları'ndan bir grup kadın tarafından çiçeklerle karşılandı.

30 yıl aradan sonra ilk kez geçen yıl binlerce Rum'un katıldığı ayine mekan olan Ay Mamas Kilisesi'nde dün akşam yapılan ayin için 8 otobüsle toplam 383 Kıbrıslı Rum Bostancı Sınır Kapısı'ndan KKTC'ye geçti. Bu arada, ayine katılacak olan çok sayıda Kıbrıslı Rum özel arabalarıyla da KKTC'ye giriş yaptı.

Sigorta ve giriş işlemlerinde herhangi bir sorun yaşanmayan Bostancı Sınır Kapısı'ndan güneye dünden beri 232 kişi geçerken, Kuzey'e de 357 kişi giriş yaptı.

 

İlgi daha azdı

Hıristiyan Rum halkı için kutsal ibadet yerlerinden biri olan Güzelyurt'taki Ay Mamas Kilisesi'nde, Kıbrıs'ta kapıların açılmasından sonra ikinci kez KKTC hükümetinin izniyle dün akşam ayin yapıldı. Sözde Omorfo Metropoliti Neofitos'un kilisenin girişindeki ikonu öpmesi ve ardından kiliseye girişiyle başlayan ayine ilgi, geçtiğimiz yıla nazaran daha azdı. Kilisenin içi yine dolarken, dışarıdaki kalabalık geçtiğimiz yıla oranla belirgin şekilde daha azdı. Basının ayine ilgi göstermesine karşın bu da geçtiğimiz yılki gibi değildi. Bazı basın mensupları ayinin sonunu beklemeyi tercih ederken bir kısım medya mensubu ayinin başından görüntü alarak ayrıldı.

Ayine Rum siyasiler geçtiğimiz yılki kadar olmasa da yine ilgi gösterdi. AKEL'den Aristofanis Georgia ve Eleni Mavrou, DİSİ'den Keti Klerides, Mihalis Papapetru, sözde Omorfo Belediye Başkanı Chavalambos Pittas'ın katıldığı ayinde, Rusya Büyükelçisi Andrey Nesterenko ve diğer bazı yabancı misyon temsilcileri de hazır bulundu. Bu arada ayinin yapıldığı alana Güzelyurt Kaymakamı Cemal Türkler ve bazı bölge milletvekilleri de gelerek incelemelerde bulundu.

Neofitos'un kiliseye girişi sırasında kendisine, CTP-BG adına, barışa yaptığı katkıdan dolayı buket verildi.

Geniş güvenlik önlemi

Güvenlik önlemlerinin bu yıl da titizlikle uygulandığı gözlemlenirken, kilisenin etrafındaki yollar trafiğe kapatıldı. Polis mensupları sorun yaşanmaması için büyük çaba harcarken, güvenlik güçlerinin sayısının geçtiğimiz yılki kadar yoğun olmadığı dikkat çekti.

Neofitos'un ayinde yaptığı konuşma kilise yetkilileri tarafından Türkçeye çevrilerek basına dağıtıldı.

Saat 18.50'de başlayan ayin 3 saate yakın sürdü. Dün geceki bölümün ardından ayine bu sabah 08.00'de devam edilecek.

 

Ay Mamas ve 30 yıldan sonra ilk kez

Barış Harekatı'ndan beri orijinal hali korunarak İkon Müzesi olarak kullanılan Ay Mamas Kilisesi'nde, 30 yıl aradan sonra ilk kez geçtiğimiz yıl yapılan ayinden bir hafta önce kilise avlusunda patlama olmuş, bu nedenle ayin için olağanüstü önlemler alınmıştı.

Ayine karşı çıkanlar ayinle aynı saatlerde Güzelyurt Fatih Camii'nde şehitler ruhuna mevlit okutmuşlardı. Ardından da Rumların ayin yapmasını protesto etmek için eylem gerçekleştirilmişti.

Bu arada, 1 Eylül Dünya Barış Günü dolayısıyla Lefkoşa'da düzenlenmesi beklenen, ancak Ay Mamas Kilisesi'ne bomba konulmasına tepki olarak Güzelyurt'a alınan Barış Şöleni de "5 yol" olarak da bilinen bölgedeki İnönü Meydanı'nda yapılmıştı.

Geçtiğimiz yılki ayin nedeniyle Lefkoşa-Güzelyurt güzergâhı ile kent içinde günler öncesinden önlemleri artıran polis alarm koşullarında çalışmıştı. Ayin gecesi o dönemdeki açıklamalara göre polis teşkilatının üçte birini oluşturan 650 polis görev başında bulunmuştu.

Geçen yılki ayinde uydu aracılığıyla canlı yayın yapılmış, ayine Rum parti liderleri ile yabancı misyon temsilcileri de katılmış ayrıca o dönemde başbakan olan Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile İçişleri Bakanı Özkan Murat da gece boyunca gelişmeleri Güzelyurt Kaymakamlık ve polis binasından takip etmişlerdi.

Ayin, bomba nedeniyle yaşanan gerginliğe rağmen sorunsuz tamamlanmıştı.

Neofitos: "Zaman Kıbrıs'ın aleyhine işliyor

Sözde Omorfo Metropoliti Neofitos, zamanın Kıbrıs'ın aleyhine işlediğini belirterek geçen zamanın herhangi bir girişim için fırsat yaratmadığını, aksine, içinde bulunulan belirsizliği tehlikeli şekilde sabitleştirdiğini söyledi.

Hem Türk hem de Rum tarafında destek bulan bir vizyon olduğunu dile getiren Neofitos, bunun sadece birleşik, herkesin bir arada barış içinde yaşadığı bir Kıbrıs değil, kültürel ve dini farklılıkların bir ayrılık sebebi değil, zenginlik ve barış unsuru sayıldığı, farklılıkların saygı gördüğü bir Kıbrıs vizyonu olduğunu ifade etti.

Dün akşam Ay Mamas Kilisesi'nde düzenlenen ayinde konuşma yapan Neofitos, Kıbrıs'ta barış yolunun açılabilmesi için herkesin el birliğiyle çalışması gerektiğini vurguladı ve bunun için müşterek kuşku, önyargı ve kırgınlığın azaltılmasının şart olduğunun altını çizdi.

"Çözümün ruhu"

Kıbrıs sorununun sadece kâğıt üzerinde çözülemeyeceğine dikkat çeken Neofitos, çözümün bir ruhu olması gerektiğini ve bu ruhu inşa edecek olanın insanlar olduğunu kaydetti.

Neofitos, kültürel temasların ve ortak çabaların çözümün başarılı olma şansını artırdığını da söyledi. Geçen yıl Ay Mamas'ta ibadet etmek için toplanan insanların iyi bir başlangıç yaptığını da belirten Neofitos, bu sürecin doğal bir eylem olarak karşılanır duruma gelene kadar devam etmesi temennisinde bulundu.

Neofitos, ayinlerin Kıbrıs'ın barışa hasret toprağına bir barış tohumu atacağını da söyledi.

"Barışın varlığına

hasret kalan Kıbrıs"

Dünyanın panik duygusuyla sınandığı bir dönemde barışa ortak olmaktan kaçınılmaması gerektiğini dile getiren Neofitos, özellikle barışın varlığına hasret kalan Kıbrıs gibi bir yerde bunun büyük bir gereksinim olduğunu belirtti.

Neofitos, Kıbrıs'ın yakın tarihinin yaralar ve kayıplarla mühürlendiğini de söyleyerek, bugün dahi verilen mücadelenin devam ettiğini dile getirdi. İnsanların ne olacağına dair bir endişe içerisinde bulunduğuna işaret eden Neofitos, şöyle dedi:

"Bir ayinin, bir duanın önemi direkt olarak siyasi sonucu etkileyemez. Ayrıca olaylara bu açıdan bakmak da doğru değil. Kilise ne hükümettir, ne siyasi parti, ne de ideolojik bir kurum. Görevi dünyaya güzel değişimi getirmek, ruhların değişimini sağlamaktır."

"Barış ve dostluk"

Neofitos, dünyada savaş ve terörün dinden kaynaklandığı izleniminin verildiği bir dönemde rahiplerin insanlar arasındaki barış ve dostluktan bahsetmesinin önemini de anlattı.

Neofitos Kıbrıs'ın üzerine çökmüş belirsizliğin devam ettiğini belirterek, mevcut şartların, belirsizliğin kök saldığını gösterdiğini belirtti.

Neofitos, her iki tarafın da çok acı çektiğini ve bu acıların halkı ikiye böldüğünü, her iki tarafın da adalete ve dostluğa ihtiyacı olduğunu vurguladı. Neofitos, Kıbrıs'ın geleceğini, pusuda bekleyen şiddet ve savaşın ellerine teslim etmek isteyen hiç kimsenin neredeyse olmadığını da vurguladı.

Açılan kapıların, Kıbrıs halkının acı dolu geçmişinin tekrarını arzu etmediğinin bir ispatı olduğunu vurgulayan Neofitos, saygı, insan haysiyeti ve temel haklara saygı çerçevesinde ortak bir geleceğin mümkün olduğunun halk tarafından düşünüldüğünü dile getirdi.

KIBRIS 02/09/2005

 

AP, ek protokolün oylamasını erteledi

Türkiye'nin deklarasyonuyla ek protokolün uygulanmasının olanaksız hale geldiği belirtildi

MÜZAKERELERİN 3 EKİM'DE BAŞLAMASINA ENGEL... Avrupa Parlamentosu, Türkiye ile AB arasındaki Gümrük Birliği anlaşması ek protokolüne ilişkin oylamayı eylül sonuna erteledi. Ertelemenin, müzakerelerin 3 Ekim'de başlamasına engel yaratabileceği belirtiliyor. Avrupa Parlamentosu'nun Dış İlişkiler Komisyonu Başkanı, Alman Parlamenter Elmar Brok tarafından yapılan açıklamada, "Kıbrıs Cumhuriyeti", Türk liman ve havalimanlarını kullanamayacaksa, o halde protokol pratikte uygulanamayacak demektir. Ek protokolün hiçbir çekince olmadan imzalanması üyelik müzakerelerine başlamak için bir ön koşuldu." Denildi.

KIBRIS 02/09/2005

 

Müzakereler önünde engel yok’

Newport’da düzenlenen Avrupa Birliği Dışişleri Bakanları gayrıresmi toplantısına katılan Gül, Türkiye’ye dönmeden önce düzenlediği basın toplantısında müzakerelerin 3 Ekim tarihinde başlayacağına inandığını ifade etti.

 

NTV

Güncelleme: 21:03 02 Eylül 2005 Cuma

NEWPORT - Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Avrupa Birliği ile müzakerelerin 3 Ekim’de başlamasını engelleyecek bir husus olmadığını söyledi. Gül, Ankara Anlaşması ek protokolüyle ilgili olarak da “Türkiye’nin imzaladığı anlaşmaları uyguladığı” hatırlatmasında bulundu.

Süreç henüz tamamlanmadığı için kesin konuşamadığını belirten Gül, “Avrupa Birliği’nin stratejik vizyonunu muhafaza ettiğini gözlemledim” dedi.

Abdullah Gül, Avrupa Birliği Komisyonu’nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn’in “Ankara Anlaşması’nın uygulanmasının birlik için kırmızı çizgi olduğu” açıklamasıyla ilgili bir soru üzerine ise “Biz uygulamayacağımız anlaşmayı imzalamayız. Farklı görüşler olabilir, hepsinin tartışılacağı hukuki platformlar vardır” yanıtını verdi.

Dışişleri Bakanı, Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerinin sadece Türkiye’nin limanlarını Rum gemilerine ve uçaklarına açıp açmayacağına indirgenemeyeceğini vurguladı.

Abdullah Gül, Avrupa Birliği Dönem Başkanı İngiltere’nin Dışişleri Bakanı Jack Straw ile yaptığı görüşmede 3 Ekim tarihini tehlikeye sokacak davranışlardan herkesin kaçınması gerektiği mesajını verdiğini de açıkladı.

Talat: Tanıma çağrısı değil çözüm gerek

KKTC Cumhurbaşkanı Talat, AB’ye düşen görevin Türkiye’ye “Kıbrıs Cumhuriyeti’ni tanı” çağrısında bulunmak değil, Kıbrıs’ta sorunun çözümü için gerekli girişimleri yapmak olduğunu söyledi.

 

AA

Güncelleme: 09:28 ET 02 Eylül 2005 Cuma

LEFKOŞA - KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Türkiye’nin, birliğin üyelerinden birini tanımamasının çelişki olabileceğini, ancak esas çelişkinin bölünmüş, Avrupalı olmayan, Avrupalı değerlere saygı duymayan ve bu değerleri hazmetmeyen bir ülkenin birlikte bulunması olduğunu vurguladı.

Talat, Kıbrıslı Türkleri izole eden ve sürekli ambargo altında tutan bir yönetimin Avrupa Birliği üyesi olmasını eleştirerek, “Bu anormal ülkeyi, çözümle normalleştirmek lazım ki, Türkiye de onu tanısın” dedi.

Talat, “Türkiye’nin Rum kesimini tanımasının ve meşru kabul etmesinin, Birleşmiş Milletler kararlarına aykırı olacağını ifade etti. KKTC Başbakanı, Türk limanlarının Kıbrıs bandıralı gemilere açılmasının, Kıbrıslı Türklerin ekonomik izolasyonunun daha da koyulaşması anlamına geleceğini kaydetti.

Rumlar limanlar için takvim istiyor

Kıbrıs Rum yönetimi Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu, Rum gemilerinin Türk limanlarına yanaşması konusunu AB’den takvim isteyeceklerini söyledi.

 

NTV-MSNBC VE AJANSLAR

Güncelleme: 19:18 02 Eylül 2005 Cuma

NEWPORT - AB Dışişleri Bakanı gayri resmi toplantısı için Newport’da bulunan Yakovu, Türkiye’nin bir yıl içinde limanlarını Rum bandıralı gemilere açmasını istediklerini, aksi taktirde müzakerelerin askıya alınmasını isteyebileceklerini ifade etti. AB içinde müzakerelerin askıya alınması için AB Komisyonu’nun veya AB üyelerinin 3’te 1’inin talepte bulunması ve kararın nitelikli çoğunlukla alınması gerekiyor.

Rumlardan deklarasyon savaşı

 

Rum yönetimi taleplerinin azamisini elde etmeye çalışıyor



2 Eylül, 2005 15:06:00 (TSİ) CNN TURK

Türkiye'nin yayımladığı Kıbrıs deklarasyonuna 'karşı deklarasyon'la yanıt vermeye hazırlanan AB, şimdi bildirinin içeriği konusunda uzlaşı arıyor. Kıbrıs Rum Yönetimi'nin ise diplomasi savaşı sürüyor.

Rum yönetiminin, AB'nin karşı deklarasyonu konusunda dönem başkanı İngiltere'nin son önerilerini 'iyileştirilmiş' olarak gördüğü, ancak karşı deklarasyonda 'daha da iyileştirmeler' yapılması için baskı yaptığı belirtiliyor.
 
Rum Politis gazetesi, Rum yönetiminin, taleplerinin azamisini elde etmek için AB organlarında 'diplomatik savaş' verdiğini yazdı.
 
Gazete, Rum yönetiminin, önemli AB ülkelerinin de desteğini alarak iki düzeyde hareket ettiğini belirterek, karşı deklarasyonda 'Gümrük Birliği Ek Protokolü'nün tam olarak uygulanmasına dair net takvim ortaya konulması' ve 'Türkiye'nin Kıbrıs Rum Kesimi'ni tanıması gerektiği konusunda 'daha tatminkar' bir ifade yerleştirilmesi için çabaladığını yazdı.
 
Rum yönetiminin, ek protokolün tam olarak uygulanması için altı aylık bir süre konulmasını, ulaşılabilecek bir hedef olarak gördüğünü vurgulayan Politis'in haberinde, bu çerçevede, limanların açılması için gereken son tarih olarak 30 mart 2006'dan söz ediliyor. 
 
Haberde, Rum yönetiminin, AB'nin karşı deklarasyonunda Türkiye tarafından diplomatik tanınma elde etmeyi hemen hemen imkansız gördüğü, ancak 'ilişkilerin normalleştirilmesi' ifadesinin daha da iyileştirilmesi ve netleştirilmesi için bastırmaya devam edeceği belirtiliyor.
 
AB deklarasyonu haftaya belli olacak
 
Türkiye'nin Kıbrıs deklarasyonuna yanıt vermeyi planlayan Avrupa Birliği, karşı deklarasyonun metni konusunda uzlaşamadı.
 
Galler'in Newport kentinde toplanan AB dışişleri bakanları taslak metin üzerinde uzlaşamayınca görüşmeyi 7 eylüle erteledi. Newport'taki toplantıya bugün Dışişleri Bakanı Abdullah Gül de katılacak. 
 
AB Dönem Başkanı İngiltere'nin Dışişleri Bakanı Jack Straw, taslak metin üzerinde geniş bir kabul olduğunu ancak oybirliği sağlanamadığını belirtti.
 
Son dönemde Türkiye'nin Güney Kıbrıs konusundaki duruşunu netleştirmesi ve Rum kesimini tanıması yönündeki baskılarını artıran Fransa'nın erteleme kararında etkili olduğu belirtiliyor.
 
Jack Straw, 3 ekimde müzakerelerin başlamasının önünde bir engel olmadığını söyledi. Basına sızan taslağın içeriği ise şöyle:

·  AB, Türkiye'nin limanlarını ve havaalanlarını Rumlara açmasını istiyor

·  AB, Türkiye'nin bu konudaki yükümlülüklerini 2006'da yerine getirip getirmediğini izlemeye alacak

·  Türkiye'nin yükümlülüklerini yerine getirmemesi durumunda ilgili başlıklarda müzakereler başlatılmayacak

·  Kıbrıs ile hukuki ilişkilerin en kısa zamanda normalleştirilmesi ve Türkiye'nin Güney Kıbrıs'ı tanıması dolaylı olarak isteniyor

·  Türkiye'nin Kıbrıs Deklarasyonu 'üzüntü verici' bulunurken, bunun tek taraflı olduğu, Türkiye'nin yerine getirmesi gereken yükümlülükleri hukuki olarak etkilemediği belirtiliyor    
 
AP de erteledi
 
Avrupa Parlamentosu (AP) Başkanlık Divanı da, Ankara'nın 29 temmuzda imzaladığı Gümrük Birliği Ek Protokolünün onayına ilişkin tartışma ve oylamalarını bu ay sonuna erteledi. 
 
AP, konuyu önümüzdeki hafta Strasbourg'da yapılacak olağan toplantısında ele alacaktı. Ancak gelişmelerin netleşmesinin beklenmesi kararlaştırıldı.
 
Avrupa Parlamentosu Başkanlık Divanı, söz konusu tartışmaları ve oylamayı 26-29 eylüle, Strasbourg'da düzenlenecek genel kurul toplantısının gündemine aktardı.
 
Türkiye'nin deklarasyonu 

3 ekimde AB ile müzakere masasına oturmaya hazırlanan Türkiye, Gümrük Birliği'ni aralarında Güney Kıbrıs'ın da bulunduğu 10 yeni üyeyle genişleten Ek Protokolü onaylamış, ancak protokolü imzalamanın Kıbrıs Rum kesimini tanıma anlamına gelmediğini bir deklarasyon ile ilan etmişti.  

Deklarasyonun içeriği: 
 

·  Türkiye siyasi çözüm için kararlılığını sürdürmektedir

·  Bu protokoldeki Kıbrıs Cumhuriyeti 1960'daki ortaklık devleti değildir

·  Türkiye için Rum tarafı Kıbrıs Türk tarafını temsil etmemektedir

·  Türkiye KKTC ile ilişkilerini değiştirmeyecektir

·  Türkiye bu Protokolle Kıbrıs Cumhuriyeti'ni herhangi bir şekilde tanımış olmayacaktır

·  Kapsamlı çözümle birlikte Türkiye yeni oluşacak devlet ile ilişkiler tesis etmeye hazırdır

Erdoğan ve Gül AB'ye sert çıktı


2 Eylül, 2005 12:19:00 (TSİ) CNN TURK

Ece Ertem / cnnturk.com

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, AB yolunda Türkiye'nin yerine getireceği kriter kalmadığını söyledi. Dışişleri Bakanı Abdullah Gül de üyeliğin 'vazgeçilemez olmadığı' mesajını verdi.

Napoli'de İstanbul Salonu'nun açılışı ve 'Akdeniz Kurumsal Ödülü' nedeniyle düzenlenen törende konuşan Erdoğan, Türkiye'nin Kopenhag kriterlerini yerine getirdiğini belirtti ve "Türkiye'nin bundan sonra yapacağı hiçbirşey kalmamıştır, birşey yapması gereken Avrupa Konseyi'dir" dedi.
 
Avrupa Konseyi içindeki birkaç ülkenin Türkiye'yi kullanarak tribünlere oynadığını savunan Erdoğan, Türkiye'nin 1996 yılında başladığı Gümrük Birliği süreciyle kurumlarını oluşturduğunu ve bu sürece AB'ye üye olan son 10 ülkeden de daha hazır durumda olduğunu savundu. 

Türkiye'nin AB üyesi olarak Doğu ile Batı dünyası arasında köprü görevi üstlenebileceğine işaret eden Recep Tayyip Erdoğan, "bu fırsatı kaçırmamamız gerekir. Siyasi bedeli ne olursa olsun iktidarımız bu adımı atmıştır" ifadesini kullandı.
 
Erdoğan, "AB içinde hala birkaç ülke anlaşılamayan sebeplerle AB'yi bie Hıristiyan kulübü olarak göstermenin gayretine giriyor. Ama bu çok yanlış birşey. AB bir Hıristiyan kulübü değildir. Olmamalıdır. Olamaz" diye konuştu.
 
Gül: "Üyelikten vazgeçeriz"
 
The Economist dergisine  konuşan Bakan Gül de, AB'nin yeni koşullar öne sürmesi halinde Türkiye'nin üyelikten vazgeçeceğini söyledi.
 
Gül, "eğer AB yeni şartlar ileri sürer ya da tam üyeliğin dışında birşey önerirse vazgeçeriz ve bunun da geriye dönüşü olmaz. Hiç kimse Türkiye'den daha fazla taviz beklemesin" dedi.
 
The Economist, Gül'ün müzakerelerin başlaması için Türkiye'nin üzerine düşeni yaptığı ve AB'nin kendi sözlerini tutuması gerektiğine dair açıklamalarına yer verdi.
 
Gül ayrıca, "önce 25 üyeli AB'nin Müzakere Çerçeve Belgesi'ni onaylaması gerekiyor" dedi.
 
Rumlar müzakere konusunda iyimser
 
Güney Kıbrıs Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu da, Türkiye'nin 3 ekimde AB ile müzakelere başlaması konusunda iyimser olduklarını söyledi.
 
Galler bölgesindeki Newport'ta yapılan AB dışişleri bakanları toplantısına katılan diğer AB bakanları da, Türkiye'nin 'Güney Kıbrıs' tanımadığını ilan ettiği' Kıbrıs Deklarasyonu'na karşın olumlu mesajlar verdiler.
 
AB deklarasyonu haftaya belli olacak
 
Türkiye'nin Kıbrıs deklarasyonuna yanıt vermeyi planlayan Avrupa Birliği, karşı deklarasyonun metni konusunda uzlaşamadı.
 
Galler'in Newport kentinde toplanan AB dışişleri bakanları taslak metin üzerinde uzlaşamayınca görüşmeyi 7 eylüle erteledi. Newport'taki toplantıya bugün Dışişleri Bakanı Abdullah Gül de katılacak. 
 
AB Dönem Başkanı İngiltere'nin Dışişleri Bakanı Jack Straw, taslak metin üzerinde geniş bir kabul olduğunu ancak oybirliği sağlanamadığını belirtti.
 
Son dönemde Türkiye'nin Güney Kıbrıs konusundaki duruşunu netleştirmesi ve Rum kesimini tanıması yönündeki baskılarını artıran Fransa'nın erteleme kararında etkili olduğu belirtiliyor.
 
Jack Straw, 3 ekimde müzakerelerin başlamasının önünde bir engel olmadığını söyledi. Basına sızan taslağın içeriği ise şöyle: 

·  AB, Türkiye'nin limanlarını ve havaalanlarını Rumlara açmasını istiyor

·  AB, Türkiye'nin bu konudaki yükümlülüklerini 2006'da yerine getirip getirmediğini izlemeye alacak

·  Türkiye'nin yükümlülüklerini yerine getirmemesi durumunda ilgili başlıklarda müzakereler başlatılmayacak

·  Kıbrıs ile hukuki ilişkilerin en kısa zamanda normalleştirilmesi ve Türkiye'nin Güney Kıbrıs'ı tanıması dolaylı olarak isteniyor

·  Türkiye'nin Kıbrıs Deklarasyonu 'üzüntü verici' bulunurken, bunun tek taraflı olduğu, Türkiye'nin yerine getirmesi gereken yükümlülükleri hukuki olarak etkilemediği belirtiliyor    
 
AP de erteledi
 
Avrupa Parlamentosu (AP) Başkanlık Divanı da, Ankara'nın 29 temmuzda imzaladığı Gümrük Birliği Ek Protokolünün onayına ilişkin tartışma ve oylamalarını bu ay sonuna erteledi. 
 
AP, konuyu önümüzdeki hafta Strasbourg'da yapılacak olağan toplantısında ele alacaktı. Ancak gelişmelerin netleşmesinin beklenmesi kararlaştırıldı.
 
Avrupa Parlamentosu Başkanlık Divanı, söz konusu tartışmaları ve oylamayı 26-29 eylüle, Strasbourg'da düzenlenecek genel kurul toplantısının gündemine aktardı.
 
Türkiye'nin deklarasyonu 

3 ekimde AB ile müzakere masasına oturmaya hazırlanan Türkiye, Gümrük Birliği'ni aralarında Güney Kıbrıs'ın da bulunduğu 10 yeni üyeyle genişleten Ek Protokolü onaylamış, ancak protokolü imzalamanın Kıbrıs Rum kesimini tanıma anlamına gelmediğini bir deklarasyon ile ilan etmişti.  

Deklarasyonun içeriği:
 

·  Türkiye siyasi çözüm için kararlılığını sürdürmektedir

·  Bu protokoldeki Kıbrıs Cumhuriyeti 1960'daki ortaklık devleti değildir

·  Türkiye için Rum tarafı Kıbrıs Türk tarafını temsil etmemektedir

·  Türkiye KKTC ile ilişkilerini değiştirmeyecektir

·  Türkiye bu Protokolle Kıbrıs Cumhuriyeti'ni herhangi bir şekilde tanımış olmayacaktır

·  Kapsamlı çözümle birlikte Türkiye yeni oluşacak devlet ile ilişkiler tesis etmeye hazırdır

Kıbrıs'ı Kuzey İrlanda'ya benzetti

 

İngiltere Dışişleri Bakanı Jack Straw, Kıbrıs konusunun AB içinde daha önce de Kuzey İrlanda ve Cebelitarık konularında yaşandığını hatırlattı ve tarafları sabırlı olmaya çağırdı. Straw ayrıca Türkiye ile müzakerelerin 3 Ekim’de başlayacağını söyledi.

İngiltere Dışişleri Bakanı Jack Straw, tarafları Kıbrıs konusunda sabırlı olmaya çağırdı. "Kıbrıs’ın (Rumların) ne istediğini anlıyorum" diyen Straw, Kıbrıs sorununu çok karmaşık bir konu olduğunu ve çok büyük bir geçmiş barındırdığını söyledi. Straw, Kıbrıs sorununu çözmenin zaman alacağını da sözlerine ekledi.

Kıbrıs’ın, Avrupa Birliği içinde karşılıklı tanıma sorunu temelindeki ilk örnek olmadığını hatırlatın Straw şöyle konuştu:"İrlanda ve İngiltere 1973 yılında birliğe geldiğinde Kuzey İrlanda’yı yaratan altı ülke arasında çözülmemiş bir sorun vardı. Problemin çözümü ise onlarca yıl aldı".

Cebelitarık konusunda da benzer bir tartışma olduğunu söyleyen İngiliz Dışişleri Bakanı, "Gerek İrlanda gerekse Cebelitarık konularında AB üyeliği sorunun çözümüne yardımcı olmuştur" dedi.

STRAW 3 EKİM’DEN UMUTLU

Öte yandan Straw, Türkiye ile müzakerelerin planlandığı gibi başlamasından "oldukça emin" olduğunu söyledi.

HURRIYET 03/09/05

Erdoğan Üzerimize düşeni yaptık

 

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye’nin AB yolunda üzerine düşen herşeyi yaptığını kaydetti.

Başbakan Erdoğan İtalya’ya hareketinden önce Esenboğa Havaalanı’nda bir basın toplantısı düzenledi. Erdoğan, Galler’in Newport kentinde toplanan Avrupa Birliği Dışişleri Bakanları toplantısının ardından gelen 3 Ekim müzakerelerine ilişkin açıklamalar üzerine şunları söyledi:

"AÇIKLAMALAR BAĞLAYICI YAKLAŞIM TARZLARI DEĞİL"

"Konuyla ilgili şu ana kadar gelenlerin hiçbiri bizi bağlayıcı yaklaşım tarzları değil. Bu konuda, bizim tutumuz bellidir. Şu anda biz artık 3 Ekim müzakere sürecinin hazırlığı içerisindeyiz. Bizim yapmamız istenenler bize yazılı olarak beyan edilmiştir. Biz de yapılması gerekenleri yapmışızdır. Bundan sonraki gelişmeleri bizim kabul etmemiz diye bir şey söz konusu olamaz. Şu anda bizim önümüzdeki takvim sadece 3 Ekim müzakere sürecidir."

"BERLUSCONİ İLE 3 EKİM ÖNCESİ DEĞERLENDİRME YAPACAĞIZ"

Roma’da İtalya Başbakan’ı Silvio Berlusconi ile çalışma yemeğinde biraraya geleceğini belirten Erdoğan, "Başbakan Berlusconi ile 3 Ekim müzakare süreci öncesi son durumu ve gelişmeleri değerlendirme fırsatımız olacak" dedi.

Erdoğan, Ambrosetti adlı düşünce kuruluşu tarafından düzenlenen dünyadaki enerji sorunlarının tartışılacağı Foruma katılarak, Türkiye’nin konuya ilişkin görüş ve politikaları hakkında bir konuşma yapacağını kaydetti.

Söz konusu Foruma birçok ülkeden üst düzey yöneticilerin de katılacağını ifade eden Erdoğan, "Bu çerçevede bazı önemli isimlerle ikili görüşmeler yapma fırsatı da bulacağım" diye konuştu.

 

HURRIYET 03/09/05

Dönmemek üzere çeker gideriz

Türkiye ile AB arasında 3 Ekim'de müzakerelerin başlamasına 1 ay kala, Başbakan Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Gül sert çıktı.



Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, ‘Eğer AB, bize tam üyeliğin gerisinde bir şey önerir ya da yeni koşullar getirirse, bu kez bir daha dönmemek üzere çeker gideriz’ dedi. Gül bu açıklamayı İngiliz The Economist dergisine yaptı ve sözleri bir makalede yer aldı. AB liderlerinin 17 Aralık’ta, Türkiye ile tam üyelik müzakerelerine başlama kararı verdikleri, ancak bu tarih yaklaştıkça bazı şüphelerin belirdiğini kaydeden The Economist’e göre Gül, bu konuda hatanın Türk hükümetinden değil, AB içindeki bazı ülkelerden kaynaklandığını söyledi. ‘Türkiye’nin bu kez taviz vermesini kimse beklemesin’ diyen Gül, Türkiye’nin kendi üzerine düşenleri yaptığını, aynı şeyi AB’den de beklediğini söyledi. Gül’ün bu ifadelerinin yanı sıra Başbakan Tayyip Erdoğan’ın bir danışmanının, ‘Eğer daha çok kızdıracak olurlarsa (Erdoğan) çok kötü patlayabilir’ dediği de kaydedildi.

Gül’den karşı deklarasyona itiraz

Dışişleri Bakanı Abdullah Gül dün İngiltere, İtalya, İspanya, İsveç dışişleri bakanlarıyla yaptığı görüşmelerde ‘olası’ Kıbrıs deklarasyonuna yönelik eleştiri getirdi, Gül, söz konusu deklarasyonun Türkiye’nin müzakere sürecinin önünü tıkamayı amaçlayan bir hava taşıdığını ve bu haliyle kabul edilemeyeceğini kaydetti.  

HURRIYET 03/09/05

Kırmızı çizgi savaşı

Zeynel LÜLE - Faruk ZABCI / NEWPORT

AB dışişleri bakanlarının İngiltere’nin Newport kasabasındaki toplantısında Türkiye’ye ‘3 Ekim’de müzakere başlayacak’ güvencesi verildi. Ancak Dışişleri Bakanı Gül’ün de katıldığı toplantıda ‘Limanların Rumlara açılması’ ve ‘imtiyazlı ortaklık’ konularında müthiş bir kırmızı çizgi savaşı yaşandı. Tarafların pozisyonları şöyle:

AVRUPA Birliği’nin, 3 Ekim’de Türkiye ile müzakereleri başlatmasının önünde ‘hiçbir engel’ olmadığı, 25 ülkenin tamamının bu konuda ‘uzlaşı’ içinde olduğu dile getirilmesine rağmen, halen iki konuda tartışmalar sürüyor. AB’li bakanlar, dün İngiltere’nin Newport kasabasında Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’le bir araya geldiler ve Gül’e, ‘AB ülkelerinin hiçbiri müzakerelerin başlamasını sorgulamıyor’ güvencesi verdiler.

Ancak buna rağmen AB’nin yayınlayacağı ‘Kıbrıs Deklarasyonu’ ve ‘Müzakere Çerçeve Belgesinin’ onaylanmasıyla ilgili süreç devam ediyor.

Dün AB Dışişleri Bakanları, Türk limanlarının Rum gemilerine açılmasıyla ilgili konuyu ‘kırmızı çizgi’ olarak niteledi. AB Komisyonu’nun Genişlemeden Sorumlu Temsilcisi Olli Rehn, Türkiye’nin Ankara anlaşmasını tam olarak uygulaması, protokolün muhtevası ile ilgili spekülasyon yapmaması gerektiğini belirterek, ‘Bu konu, AB’nin kırmızı çizgisidir. Müzakere edilecek bir şey değildir ve bu Türkiye’nin yükümlülüğüdür’ dedi.

TÜRKİYE’NİN DE VAR

Avrupa Birliği, Türkiye ile AB arasında başlayacak müzakerelere ‘yol haritası’ oluşturacak, ‘Müzakere Çerçeve Belgesi’nin onaylanması konusunu da ele aldı. Fransa ve Avusturya’nın ‘imtiyazlı ortaklık’, Yunanistan’ın ‘Ege sorunu’ ve Kıbrıs Rum Kesimi’nin ‘tanınma’ ile ilgili beklentileri bir kez daha dile getirildi ancak, bu konunun 7 Eylül’de Daimi Temsilciler toplantısında ele alınması kararlaştırıldı. Türkiye, bizzat Newport’ta bulunan Dışişleri Bakanı Abdullah Gül tarafından üyelik dışı bir başka alternatifin kabul edilemeyeceğini açıkça dile getirdi. Böylelikle AB’nin limanlarla ilgili ‘kırmızı çizgi’ ifadesinden sonra Türkiye de ‘imtiyazlı ortaklığa’ yönelik kırmızı çizgisini ortaya koymuş oldu.  

HURRIYET 03/09/05

Daha çok kritik günler olacak...



"ÜÇ kritik gün"ün sonunda varılan nokta ne?
AB'nin Brüksel'de büyükelçiler, Newport'ta da Dışişleri bakanları düzeyinde yaptığı toplantılardan çıkan sonuçları şöyle özetleyebiliriz:
1- Türkiye ile 3 Ekim'de müzakereleri başlatmak konusunda görüş birliği sağlandı.
2- Türkiye'nin Kıbrıs'ı (Rum yönetimini) tanımayacağına ilişkin deklarasyonuna karşı yayımlanacak olan deklarasyonun içeriği üzerinde bir mutabakat sağlanamadığı için, bu iş haftaya (gene büyükelçilerin Brüksel'de yapacağı bir toplantıya) kalıyor.
Aslında bu "karşı deklarasyon"un taslağı ortaya çıkmış durumda. Dönem başkanı olarak İngiltere'nin "orta yol" arayışının eseri olan bu belgede herhalde fazla bir değişiklik olmayacak, sonunda belki bazı sözcüklerin değişmesiyle onaylanacak.
3- Müzakerelerin bir nevi "yol haritası"nı oluşturacak olan "müzakere çerçeve belgesi" konusunda bir gelişme olmadı. Bazı ülkelerin "imtiyazlı üyelik" seçeneğini metne sokma çabaları, sonuç vermedi. Bu konu da haftaya yeniden tartışılacak. Büyük olasılıkla işi bir sonuca bağlamak için de, Dışişleri bakanları olağanüstü bir toplantı düzenleyecek.
4- Karşı deklarasyon ve çerçeve anlaşması üzerindeki çalışmaların devam edecek olması, Türkiye'yi daha çok "kritik günler"in beklediğinin işaretini veriyor. Hatta bu "kritik günler" 3 Ekim'den sonraki müzakere süreci boyunca, sıkça yaşanacak...
***
AB'nin karşı deklarasyon taslağı Türkiye için ne ifade ediyor?
Açıkçası, bazı maddelerin fazla bir "kıymeti harbiyesi" yok. Örneğin, Türkiye'nin "tek taraflı" olarak bir deklarasyonu yayımlamasından "üzüntü" duyulduğu, bunun "yasal etkisi"nin olamayacağı ifadeleri gibi...
Taslakta Türkiye'yi Kıbrıs Cumhuriyeti'ni (yani Rum kesimini) tanımaya ve onunla ilişkilerini "mümkün olan en kısa sürede" normalleştirmeye zorlamak için konan bazı maddeler var. Örneğin, "malların serbest dolaşımı üzerindeki engellerin kaldırılması" istemi gibi. Ayrıca, Türkiye'nin bu hususları uygulamasının 2006'da "izleneceği" belirtiliyor, yani AB'nin bu işin peşini bırakmayacağı mesajı veriliyor.
Daha da önemlisi Türkiye'nin yükümlülüklerini yerine getirmemesi halinde "müzakere başlıklarının açılmayacağı" uyarısı yapılıyor. Yani açıkçası, eğer Türkiye deklarasyonda yer alan şartları müzakere süresi boyunca yerine getirmezse (örneğin limanları açmazsa), sayısı 35'i bulan çeşitli "dosyaların" müzakeresi engellenebilir... Gerçi bu da müzakere süresi içinde Türkiye'nin itirazı üzerine tartışılabilir, ama bu "kritik tartışmalar" da, çok sıkıntı ve gerginlik yaratmaya müsait...
***
AB'nin karşı deklarasyonunun ve çerçeve belgesinin alacağı son şekli beklerken, Türkiye ne yapabilir?
İlk iş kuşkusuz bu metinlerdeki ifadeleri ileride Türkiye'ye karşı kullanılmasını önleyecek tarzda değiştirmeye, iyileştirmeye çalışmak olmalı... Ama ne yapılsa, 25 üyenin görüş birliği içinde bulunduğu bazı temel istek ve beklentileri bu metinlerden silmenin mümkün olmadığını da kabul etmek lazım. Dolayısıyla Türk diplomasisi örneğin limanların açılması gibi konularda müzakere sürecinin başlamasından sonra pratik önlemler almaya yönelebilir...
Ankara, Kıbrıs sorununun çözümü için BM'nin yeniden devreye girmesi yönünde çaba harcayabilir. Aslında AB'nin de bu yönde bir rol üstlenmesi gerekir. Çünkü dile getirdiği koşulların yerine getirilmesi de Kıbrıs sorununun çözümüne bağlıdır.

SAMI KOHEN MILLIYET 03/09/05

Newport'tan karmaşa çıktı



AB dışişleri bakanlarının Newport'taki gayri resmi toplantılarından çıkan sonuçlar hem AB açısından hem de Türkiye açısından bir hayli karışık.
Söylenebilecek ilk şey, Fransa ve Hollanda referandumlarından sonra Birliğin içinde görülen dağınıklığın Newport'a da yansımış olmasıdır.
Bu çerçevede tekrar, bir tarafta İngiltere'yi, diğer taraftaysa Fransa'yı kilit oyuncular olarak görüyoruz. Newport'ta Türkiye'nin "Kıbrıs protokolü" deklarasyonuna karşı bir deklarasyon çıkaramamış olmalarının başlıca nedenleri arasında bu iki ülke arasındaki çekişmeyi de sayabiliriz.

İki önemli husus var
İngiltere'nin hazırladığı taslak deklarasyonu 7 Eylül'de tekrar ele alacak olan "Coreperler"in, yani Brüksel'deki AB büyükelçilerinin, bu işin üstesinden gelip gelemeyecekleri ise hâlâ meçhul. Ancak bazı hususların Newport'ta netleşmeye başladığını da söyleyebiliriz. Bu çerçevede iki önemli hususu sıralayabiliriz.
İlki, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin tanınmasının müzakerelerin 3 Ekim'de başlaması için önkoşul yapılmayacağı hususudur.
Fransa ve Avusturya bunu elbette ki istiyorlar. Ancak bu, Rumların dahi işine gelmiyor, zira, daha önceki yazılarımızda da belirttiğimiz gibi, onların niyeti Türkiye'yi minderde kündeye getirmek. Buna karşın bu hususun müzakereler sırasında sürekli bir baskı unsuru olarak kullanılacağı anlaşılıyor.

Rum gemilerine izin
İkinci husus ise, başta Avusturya olmak üzere bazı üyelerin istediği ve Türkiye'ye üyelik yerine imtiyazlı ortaklığın verilmesini öngören talebin AB içinde genel kabul görmemesidir.
İşin ilginç yanı, buna karşı çıkanların arasında Yunanistan'ın olmasıdır. Bunun Türkiye - AB ilişkilerini kopma noktasına getireceğini bilen üyeler bu riski göze alamıyorlar. Kaldı ki böyle bir ortaklığın ne mantığının ne de tanımının olmadığını onlar da görüyorlar.
Öte yandan Türkiye'den, limanlarını Rum bandıralı gemilere açmasının isteneceği artık kesinlik kazanmış bulunuyor. AB tarafı bunu kendi perspektifine göre "yeni bir koşul" olarak değil, Türkiye'nin imzaladığı "Kıbrıs Protokolü"nün bir gereği olarak görüyor.

'Esneklik' ne olabilir?
Bu arada, Dışişleri Bakanı Gül'ün Newport'tan ayrılmadan önce sert bir tonla "Açmayız" mesajını vermesinin olumsuz yansımaları olduğu da anlaşılıyor. Birçok gözlemci, Türkiye'nin burada daha esnek bir yaklaşım sergilemesi gerektiğini belirtiyor. Zira konu siyasi olmaktan çok ekonomik bir konu. Peki bu "esneklik" ne olabilir?
Bilindiği gibi AB, Kuzey Kıbrıs'ın ekonomik izolasyonunu kaldırmak üzere bir tüzük hazırladı. Ancak bu, Rumlar ve Fransızlar tarafından bloke ediliyor.
Türkiye, limanlarını açması meselesini bu tüzüğün hayata geçirilmesi konusuyla ilişkilendiren bir siyaset izleyebilir. Bunun Kıbrıs Türk tarafını rahatsız etmeyeceği, hatta memnun dahi edeceği anlaşılıyor.

Orhan Pamuk davası
Kaldı ki gerçekçi olmakta yarar var. Kıbrıslı Rumlar "Kıbrıs Cumhuriyeti" pasaportlarıyla bugün Türkiye'ye girip çıkıyorlar. Aynı şekilde Kıbrıs Rum futbol takımları Türkiye'ye gelebiliyor. Onun için tanıma meselesi ile limanlar meselesinin ayrı tutulması gerekiyor.
Bu konularda önümüzdeki günlerde çok şey yazılıp çizilecek. Çok hararetli tartışmalar yaşanacak. O belli.
Ancak son söz olarak burada AB bağlantılı bir olumsuzluğa işaret etmek istiyoruz. O da Orhan Pamuk aleyhine açılmış olan davadır.

Bu konuyu kullanacaklar
Bu gelişme Avrupa basınında geniş yer aldı. O kadar ki, şu aşamada aslında kapanmış olması gereken "Kopenhag Siyasi Kriterleri" tartışmalarının yeniden açılması ihtimali dahi var. Bu konunun Türkiye'nin önünü tıkamaya çalışanlar tarafından kullanılacağı da aşikâr.

SEMIH IDIZ MILLIYET 03/09/05

AB'de bundan sonrası daha kolay



Fransa hala direniyor, Avustralya'lılar, Rumlar bastıyor ve 3 Ekim öncesinde yapılacak AB deklarasyonu ile ilgili anlaşmazlık sürüyor.
Siz hiç oralı olmayın.
Deklarasyon (çok abartılmadığı taktirde) o kadar önemli değil. Önemli olan, bu deklarasyondaki sözlerin Müzakere Çerçevesi Belgesine yansımamasıdır. Zira bu deklarasyonun bir yaptırımı yok. Ayrıca, deklarasyou uzun bir süreci kapsıyor ve muğlak. Ancak Müzakere Çerçevesi Belgesinin hukuki yaptırımı var.
Deklarasyon 25 ülke'nin iç politikalarını tatmin edebilmek için kullanılacak. Nasıl onlar iç politika hesabı yapıyorlarsa, bizde aynı hesabı yapıyoruz. Bizde iç politikaya etkisi nedeniyle bu deklarasyonu etkilemeye çalışıyoruz.
Örneğin, Cumhurbaşkanı Chirac, çıkıp, Türkiye konusunda Sarkozy kadar duyarlı olduğunu söyleyecek.
Örneğin, Papadopulos kendi kamuoyuna, Türkiye'ye karşı nasıl kahramanca direndiğini açıklayacak.
Herkesin bir oyunu var.
Bizim de bir oyunumuz var.
Bizde, AB deklarasyonundan önemli bir gol yemeden veya deklarasyondaki cümleler Müzakere Çerçevesine yansımadan masaya oturmak istiyoruz.
Bu AB deklarasyonu pazarlıkları muhtemelen 3 Ekim sabahına kadar da sürecek. Gereken temaslar yapılır, deklarasyonun içine bu defa bizim iç politikamızda zorun yaratmayacak cümleler koydurmaya çalışılır... Ancak önemli olan 3 Ekim'de masaya oturmaktır.

***

MEHMET ALI BIRAND MILLIYET 03/09/05

AB Kıbrıs'ı hazmedemiyor, Türkiye üzerinde birleşemiyor

Murat Yetkin

AB'deki esas sıkıntı, Türkiye'yi birliğe alıp almama konusunda tam karar verilememiş olması

RADIKAL 03/09/05

Avrupa Birliği dışişleri bakanlarının dün İngiltere'nin Newport şehrinde yapılan toplantısı, Birliğin karar mekanizmalarının ne denli ciddi bir zaaf içinde olduğunu gözler önüne serdi. AB bakanları, Türkiye'nin Kıbrıs Cumhuriyeti'nin, adanın Türk kesimini temsil ettiğini tanımadığı yolundaki deklarasyonuna yanıt verme konusunda anlaşamadılar.
O deklarasyonda ne diyecekleri çok önemli değildi.
Aslında öyle bir metni üretebilmiş olsalardı bile, bunun 3 Ekim'de Türkiye ile tam üyelik müzakerelerine başlanmasını engelleyecek bir oybirliğiyle sonuçlanmayacağı dün açık seçik görülmüş oldu. Önemli olan, dünyanın ABD'den sonraki en önemli siyasi ve ekonomik çekim merkezi olma iddiasındaki AB'nin, dünya politikaları açısından böylesine geri plandaki bir konuda, neticede bir kamuoyu çalışmasından biraz fazlasını ifade edecek olan bir bildiri dahi üretememiş olmaları.
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, dün AB'nin Irak ve İran gibi çok önemli dünya ve bölge sorunları varken, bütün vaktini Kıbrıs gibi bir konuya ayırmış olmasına hayret ettiğini söyledi. (Bunu, daha bir gün önce, uluslararası kutuplaşmayı giderme yolunda atılan bir adım sayılacak
şekilde, İsrail ve Pakistan dışişleri bakanlarının İstanbul'da buluşmasını sağlamış bir ülke dışişleri bakanı olarak daha rahat söyleyebiliyor mutlaka.)
Gül, belli ki diplomatik nezaketi fazla zorlamamak için böyle ifade ediyor. Olan bitenin adı başka türlü koyulabilir oysa: AB, Kıbrıs sorunu çözüm yoluna girmeden Kıbrıs Rum Cumhuriyeti'ni adanın tümünü temsilen üye kabul etmesinin hazmedemiyor; onun bedelini ödüyor. Bedeli, Türkiye'nin Avrupa siyasi gündeminde başlı başına bir maddeye dönüşmesi, Türkiye'nin üyeliği tartışmasının AB karar mekanizmalarında dikey bölünmeye yol açmasıdır. Özellikle de Annan Planı için yapılan Nisan 2004 referandumu sonrasında Kıbrıs konusunda meşruiyet ekseni o şekilde değişmiş durumda ki, AB ülkeleri, kendilerinden biri olan Kıbrıs Cumhuriyeti'nin tanınması konusunda görüş birliği sağlayamıyorlar. Bazı ülkelerde, örneğin
AB'nin kurucu üyelerinden Fransa'da Kıbrıs, Türkiye üzerinden iç politikadaki rakiplerine, uluslararası politikada ise İngiltere ve
ABD ile siyasi rekabet aracı olarak kullanılıyor.
Kullanılıyor ama, iş sonuç almaya gelince alamıyorlar. Çünkü asıl sıkıntının adını koymaya hiçbir hükümet açıkça cesaret edemiyor. Sıkıntı, Türkiye'nin üye adaylığı. Sıkıntı, AB yönetimlerinin, Türkiye'nin AB'nin
yapısında meydana getireceği değişimler ile, Türkiye'yi dışarıda bırakan bir AB'de meydana gelecek değişiklikler arasında hâlâ nihai bir
karar vermemiş olmalarında. Sıkıntı, 11 Eylül 2001 sonrası Avrupa kamuoyundaki Müslüman algılayışının, uluslararası terörizmle yakınsak
hale gelmesinde ve bunun Avrupa'da tarihi olarak pek de parlak olmayan Türk imajıyla örtüşmeye başlamasında.
Almanya'daki Türkiye Araştırmaları Merkezi Vakfı'nın (TAMV) başında bulunan profesör doktor Faruk Şen, bu çerçevede ilginç bilgi ve veriler sıralıyor.
Batı Avrupa halkları, kendi hayatlarının içinde bir unsur olarak Müslüman halklarla 1961'de misafir işçi politikasıyla birlikte yaygın olarak tanışmaya başlıyor. AB'nin 2001-2003 yıllarında TAMV'ye yaptırdığı bir araştırma sonuçlarına göre,1961'den 2003 sonuna dek AB ülkelerindeki Müslüman nüfus sayısı 15.5 milyona yükselmiş;
3 milyon 900 bini Türkiye'den olmak üzere. Türkiye'den gidenlerin 2 milyon 700 bini Almanya'da. 15.5 milyon Müslümanın yaşadığı AB'nin kurucu ülkelerinden Hollanda'nın nüfusu 15 milyon. 15.5 milyon, Yunanistan'ın nüfusunun 1.5 katı. Avusturya'nın 2.5, Danimarka'nın 3, Slovenya'nın 6, Estonya'nın 10 katı. Ve oybirliği koşulu nedeniyle her ülke aslında AB toplamından daha güçlü.
Öte yandan, 17 Aralık'ta Türkiye konusunda son dakika restleriyle sağlanabilen tam üyelik amaçlı müzakere üzerine görüş birliğini, şu anda değiştirmek üzere bulamamalarının nedeni de bu.
Ancak Türkiye AB'ye girebilmek için nasıl bir dizi değişimden geçiyor ve daha da geçecekse, AB de geçecek.w Avrupa, tarihinde ilk kez sözde değil, gerçek anlamıyla bir Hıristiyan topluluğu olmaktan çıkıp, kendisine Türkiye ile yeni bir niteliğe kavuşma yolunda devam edebilecek mi? Soru budur.

Rumlar da, Yunanistan da memnun

RADIKAL 03/09/05

YORGO KIRBAKİ

NEWPORT - Rum-Yunan tarafı Newport toplantısından memnun. Rum Dışişleri Bakanı Yorgos Yakovu, AB'nin karşı deklarasyonunu 'tatmin edici' bulurken, "Türkiye ile müzakerelerin 3 Ekim'de başlaması için iyimserim. Hiç veto hakkımızı kullanacağız demedim, müzakerelerin başlamasına da karşı çıkmadık" dedi. Yakovu, "Türkiye'nin Kıbrıs'la ilişkilerini hızla normalleştirmesini umuyoruz" diye ekledi. Rum diplomatik çevreler, "Deklarasyonu kabul etmeden bir şeyler daha koparabilmek için neden nazlanmayalım?" yorumunu yaptı.
Yunan Dışişleri Bakanı Petros Molivyatis de AB taslağının iyi olduğunu ama yine de 7 Eylül öncesi düzeltme gerektiğini söylerken, "Türkiye şartlara tam uyduğunda sürecin üyelikle sonuçlanmasının mantıklı olacağına inanıyoruz" dedi. Yunan ve Rum diplomatik çevreleri 'Kıbrıs'ın Türkiye tarafından 'de facto' tanınması için ilk adımın atıldığı yorumu yaptı. Rum tarafı, deklarasyonda ek protokolün tam uygulanması için altı aylık süre, limanların açılması için de 30 Mart'ın son tarih olarak belirtilmesini istiyor

Talat: Rum'un üyeliği anomali

RADIKAL 03/09/05

RADİKAL - LEFKOŞA - KKTC yönetimi, AB'nin Türkiye'den 'Kıbrıs'ı tanıma ya da limanlarını açmaya yönelik baskısı nedeniyle Ankara'nın Gümrük Birliği Ek Protokolü'nü imzalaması sonrası gelişmeleri dikkatle izliyor. Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Türkiye'nin 3 Ekim'de müzakerelere başlamasını değerlendirirken, 25 AB ülkesinden birini tanımamasının anomali olabileceğini ancak esas anomalinin bölünmüş bir ülkenin birliğe alınması olduğunu kaydetti. Talat, AB'ye düşen görevin Türkiye'ye 'Rum Yönetimi'ni tanı' çağrısı değil Kıbrıs'ta sorunun çözümü için gerekli girişimlerde bulunmak olduğunu belirtti.

Gül: AB ek şart koşarsa dönmemek üzere gideriz

Dışişleri Bakanı Gül, 'Tam üyelik dışında bir formülü geri çeviririz. Limanlarımızı Rum gemilerine açmayacağız' dedi. Başbakan Erdoğan da, 'Kimse önümüze Kıbrıs'ı getirmesin' diye konuştu

RADIKAL 03/09/05

NEWPORT/NAPOLİ - AB'nin, Türkiye'nin 3 Ekim'de üyelik müzakerelerine başlaması için 'Kıbrıs'ı tanıma' şartı koşmasa dahi bir karşı deklarasyon hazırlayıp Rum Yönetimi'ne limanların açılması için bastırması üzerine Ankara ilk kez sesini yükseltti. Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, 'Yeni koşul konulursa çeker gideriz', Başbakan Tayyip Erdoğan, "Kimse Kıbrıs'ı önümüze koymasın" çıkışını yaptı.
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, The Economist'e verdiği ve derginin dün piyasaya çıkan sayısında yayımlanan demecinde şöyle dedi: "Eğer AB tam üyeliğin gerisinde bir şey önerir ya da yeni koşullar getirirse geri dönmemek üzere çeker gideriz." "Kimse Türkiye'nin bu kez başka taviz vermesini beklememeli" diyen Gül, "Biz pazarlığın üzerimize düşen kısmını yerine getirdik. Şimdi AB yerine getirmeli" ifadelerini kullandı. The Economist, Başbakan'ın da gelişmelere kızgın olduğu yorumunu yaparken, isim vermeden bir yardımcısının "Eğer onu kışkırtırlarsa gerçekten patlayabilir" sözlerini aktardı.

'Küçük hesaplar yapmayın'
Gül, dün de Newport'ta İsveç Dışişleri Bakanı Laile Freivalds, Avrupa Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn, Fransa Dışişleri Bakanı Philippe Douste-Blazy, İspanya Dışişleri Bakanı Miguel Moratinos, İtalya'nın Avrupa İşlerinden Sorumlu Bakanı Georgia Lamalfa ile Yunan Dışişleri Bakanı Petros Molivyatis ile görüştü. Muhataplarına Türkiye'nin tutumunu aktaran Gül, AB'nin karşı deklarasyonunda kabul edilemez unsurlar olduğunu iletirken, taslağın bu haliyle müzakerelerin devamını zorlaştıracağını söyledi. AB'nin konjonktürel konuları öne çıkarıp, stratejik vizyonuna zarar verdiğini belirten Gül, bazı ülkele-rin iç politik nedenlerle Türkiye üzerinden politika yapmasını AB'ye yakıştıramadığını belirtti. AB'nin 'küçük hesaplar' peşinde koşmasının stratejik hata olduğunu belirten Gül, muhataplarından da Türkiye gibi söyledikleri ve yaptıklarının uyum içinde olmasını beklediklerinin altını çizdi. Gül, daha sonra protokole dair soruları, "Bu protokolü uygulamak için imzaladık. Uygulamayacak olsak niye imzalayalım" diye yanıtlarken bu sorunların çözülebileceği platformlar olduğunu belirtip, "Türkiye-AB ilişkileri tek konuya indirgenemez" eleştirisini getirdi.

'Kriterlere göre hata'
Erdoğan ise AB'ye mesajlarını İtalya'da verdi. Ek protokolün imzasının Kıbrıs'ı tanımayı gerektirmediği ve AB'nin yeni şart getiremeyeceğini söyleyen Başbakan'ın uçakta, Napoli'de ve ardından Roma'da verdiği mesajlar şöyle:

·  "Ek protokol ile ilgili ne istendiği belli. Ankara Anlaşması'nın içeriğiyle ilgili. Bu tanıma isteği değil. AB yeni gündem getiremez. Referandumda KKTC Annan Planı'na 'Evet' derse işi çözdük diyorduk. KKTC 'Evet' dediği halde, Güney Kıbrıs 'Hayır' diyerek, AB'ye ters düştü. Sınır sorununu çözmeyen bir ülkeyi AB üyesi yaptınız. Kopenhag Kriterleri'ne göre bu bir hata. Bu işi çözmeden önümüze böyle bir şey getiremezsiniz.

·  17 Aralık'ta ne istenmişse yapıldı. Bizden hâlâ bazı şeyler isteme gayretinde olanlar varsa, bir yanlış içindedirler. Bundan sonra yapacağımız hiçbir şey yoktur. Yapması gereken Konsey'dir.

·  Konsey'in büyük çoğunluğu bu işe 'Evet' demektedir. Birkaç ülke ya iç politikaları nedeniyle bu yanlışın içindedir ya da futbolcu olmam sebebiyle tribünlere oynama gayreti içindedirler.

·  Türkiye, AB'nin son 10 yeni üyesinden daha fazla hazır. (Dış Haberler)

Kırmızı çizgimiz ek protokoldür

Genişleme sorumlusu Olli Rehn, 'Ek protokolün tam uygulanması AB'nin kırmızı çizgisidir' dedi

RADIKAL 03/09/05

GÜVEN ÖZALP

NEWPORT - AB, Türkiye'nin Gümrük Birliği Ek Protokolü'nü 'Kıbrıs'ı tanımama' ve limanları Rum bandıralı gemilere açmamaya yönelik beyan eşliğinde imzalamasının ardından 3 Ekim'de müzakerelere başlamasına yeşil ışık yaksa da 'kırmızı çizgi'sini net biçimde ortaya koydu. Bugüne kadar Türkiye'nin müzakerelere başlamasının en hararetli savunucu-larından olan Avrupa Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn, dün "Ek protokolün tam uygulanması AB'nin kırmızı çizgisidir" dedi.
Newport'taki AB dışişleri bakanları toplantısı dün sona ererken, Rehn, düzenlenen basın toplantısında Türkiye ile AB arasında adil bir oyun oynanması gerektiğini söyleyerek, "AB'nin Türkiye'ye verdiği taahhütleri yerine getirmesi gerekiyor. Tabii Türkiye'nin de" dedi. Türkiye'nin ek protokolün içeriği konusunda spekülasyon yapmamasını isteyen Rehn, Ankara'nın özellikle Türk limanlarının Kıbrıs Rum bandıralı gemilere açılmasını farklı yorumlamasından ciddi endişe duyduğunu şu sözlerle dile getirdi:

İstanbul Borsası'na atıf
"Protokol tam olarak uygulanmalı. Bu AB'nin kırmızı çizgisidir. Müzakereye açık değildir ve Türkiye'nin taahhüdüdür." Rehn, bu sözlerle limanlar konusunun önümüzdeki süreçte Türkiye'nin AB yolundaki en ciddi sorunlardan biri olacağının sinyalini de verdi. Türkiye'ye müzakereler başlamadan yeni koşullar öne sürülemeyeceğini vurgulayan Rehn, Türkiye ile tam üyelik müzakerelerinin başlaması konusunu hiçbir üye ülkenin sorgulamadığını belirterek, 3 Ekim'de müzakerelerin başlayacağına 'makul' bir biçimde inandığını söyledi. Rehn, 'Neden makul ifadesini kullanıyorsunuz' sorusuna "Makul, çünkü Türkiye'deki borsayı aşağı ya da yukarı doğru etkilemek istemiyorum" yanıtı verdi. Rehn, AB liderlerinin, 17 Aralık kararlarının getirdiği yükümlülükleri yerine getireceğine inancını dile getirirken, Türkiye'ye müzakere çerçevesi ve müzakerelerin başlangıcı konusunda sürpriz yapılmayacağı, hedefin tam üyelik olduğu ama bunun doğası gereği ucunun açık olacağını yineledi. İmtiyazlı ortaklık fikirlerinin Ankara açısından olumlu sonuç doğurabileceğini de savunan Rehn, "Türkiye, kriterlerin tamamını karşılama yönünde büyük gelişme kaydediyor. Bu sürer ve Türkiye kriterleri tam olarak karşılarsa zaten başka alternatiflere gerek kalmaz" ifadelerini kullandı.

'İki nokta çözülmeli'
Britanya Dışişleri Bakanı Jack Straw, "Görüşmelerin 3 Ekim'de başlayacağına makul biçimde inanıyorum. Toplantıda, 17 Aralık kararlarını teyit ettik ama çözümü şart bazı gerçekler var: AB'nin karşı beyanı ve çerçeve belgesinin onayı" dedi. Kıbrıs'ta Türkiye'yi eleştirenlere İrlanda ve Cebelitarık sorununu hatırlatan Straw, "Çözüm yeri AB değil BM'dir" dedi.

İmzaladığımız anlaşmayı uygularız

MÜZAKERELER ZAMANINDA BAŞLAYACAK... Dışişleri Bakanı Gül, AB'nin Türkiye ile 3 Ekim'de müzakereleri başlatmasını engelleyecek bir husus görmediğini belirterek, "İmzaladığımız anlaşmayı uygularız. Bundan doğan sorunlar varsa bunların karşılıklı konuşulacağı hukuki platformlar vardır" dedi. Gül, İngiltere'deki görüşmelerinde Kıbrıslı Türklere uygulanan izolasyonları da gündeme getirdiğini söyledi

TASLAKTA KABUL EDİLEMEZ UNSURLAR VAR... Abdullah Gül'ün AB dışişleri bakanlarıyla dün gerçekleştirdiği ikili görüşmelerle ilgili bilgi veren diplomatik kaynaklar, Gül'ün, muhataplarına, AB'nin tek taraflı deklarasyonunun şu anki haliyle Türkiye için kabul edilemez unsurlar içerdiğini belirtti. Gül, taslağın bu haliyle müzakerelerin devam etmesini zorlaştıracak nitelikte olduğunu söyledi

 

PROTOKOLÜN UYGULANMASI AB'NİN KIRMIZI ÇİZGİSİ... AB Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu temsilcisi Olli Rehn protokolün tam uygulanmasının, "AB Konseyi'nin kırmızı çizgisi olduğunu" söyledi. Türkiye'ye müzakereler başlamadan önce yeni koşullar öne sürülemeyeceğini belirten Rehn, Türkiye ile tam üyelik müzakerelerinin başlaması konusunu hiçbir üye ülkenin sorgulamadığını ifade etti

RUMLAR MEMNUN.... 7 Eylül'de yapılacak AB Daimi Temsilciler Konseyi (COREPER) toplantısında, karşı deklarasyon konusunda oybirliği sağlanmasını ümit ettiğini belirten Rum yönetimi sözcüsü Kipros Hrisostomidis, "Rum yönetiminin tezlerinin birçok AB ülkesi tarafından desteklenmesinin çok memnuniyet verici olduğunu" söyledi

İngiltere'nin Cardiff kenti yakınlarındaki Newport kasabasında gerçekleştirilen AB dışişleri bakanları gayrı resmi toplantısının sona ermesinin ardından, Türkiye ek protokolün tüm AB üyelerine eşit bir şekilde uygulanması konusunda ılımlı mesaj verirken, müzakerelerin 3 Ekim'de başlaması konusunda taraflardan birbirine paralel açıklamalar geldi. İngiltere Dışişleri Bakanı Jack Straw, Türkiye ile müzakerelerin 3 Ekim'de başlamasını beklediklerini, ancak hâlâ ele alınması gerekli konular olduğunu belirtirken Türkiye Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, AB'nin Türkiye ile 3 Ekim'de müzakereleri başlatmasını engelleyecek bir husus görmediğini söyledi. Kıbrıs Rum Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu ise, AB'nin Türkiye ile müzakereleri planlandığı gibi gelecek ay başlatması konusunda "iyimser" olduğunu belirtti.

Gayrı resmi toplantının ardından düzenlediği basın toplantısında konuşan Türkiye Dışişleri Bakanı

Abdullah Gül, Gümrük Birliği'nin tüm üye ülkeleri kapsayacak şekilde uygulanmasına ilişkin bir soruya, "İmzaladığımız anlaşmayı uygularız. Bundan doğan sorunlar varsa bunların karşılıklı konuşulacağı hukuki platformlar vardır" yanıtını verdi.

İngiltere Dışişleri Bakanı Jack Straw da düzenlediği basın toplantısında, Türkiye'nin AB üyeliği konusunda neden kesin ifadeler kullanmadığı sorusuna, "Bazı gerçekler var. İki noktanın çözüme kavuşması gerek. Bunlardan biri, AB'nin yayımladığı karşı deklarasyon, diğeri ise, müzakere çerçeve belgesinin onaylanması" yanıtını verdi.

AB Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn ise, protokolün tam uygulanmasının, "AB Konseyi'nin kırmızı çizgisi olduğunu" söyledi. Türkiye'ye müzakereler başlamadan önce yeni koşullar öne sürülemeyeceğini belirten Rehn, Türkiye ile tam üyelik müzakerelerinin başlaması konusunu hiçbir üye ülkenin sorgulamadığını ifade etti ve 3 Ekim'de müzakerelerin başlayacağına "makul" bir biçimde inandığını söyledi.

Türkiye protokolü uygulayacak

AB dışişleri bakanları gayrıresmi toplantısına katılan ve ikili temaslarda bulunan TC Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Türk gazetecilerine düzenlediği basın toplantısında, dün gerçekleştirdiği temaslarda Türkiye'nin görüşlerini anlattığını kaydederek, "Türkiye ek protokolü imzalayarak ve kendisinden istenen 6 kanunu çıkartarak üstüne düşen görevi yaptı" diye konuştu. Gümrük Birliği'nin tüm üye ülkeleri kapsayacak şekilde uygulanmasına ilişkin bir soruya Gül, "İmzaladığımız anlaşmayı uygularız. Bundan doğan sorunlar varsa bunların karşılıklı konuşulacağı hukuki platformlar vardır" yanıtını verdi.

Türkiye'nin görüşlerinin sağlam temellere dayandığını söyleyen Gül, AB'nin KKTC'ye yönelik izolasyonunu kaldırmasına yönelik verdiği taahhütlerini yerine getirmesini görüşmelerde gündeme getirdiğini belirtti.

Basın toplantısında AB'nin Türkiye ile 3 Ekim'de müzakereleri başlatmasını engelleyecek bir husus görmediğini söyleyen Gül, dün yaptığı görüşmelerde, AB'nin stratejik vizyonunu koruduğunu gördüğünü ve müzakereler başlayıncaya kadar çeşitli konularda görüşmelerin süreceğini kaydetti. Gül, "AB Türkiye ile daha da güçlenecek, dünya politikasında daha etkili bir hale gelecek" dedi.

3 Ekim'de sadece müzakerelerin başlayacağını, tam üyeliğin olmayacağını belirten Gül, AB kamuoyunun bunun farkında olmadığını ve yanlış bilgilendirildiğini söyledi.

Gül, temaslarının son bölümünde AB dönem başkanı İngiltere'nin Dışişleri Bakanı Jack Straw ve Yunanistan Dışişleri Bakanı Petros Molivyatis ile yaptığı görüşmede de Türkiye'nin AB konusundaki genel tutumunu anlattığını kaydetti.

Straw: Müzakerelerin 3 Ekim'de başlayacağını umuyorum

İngiltere Dışişleri Bakanı Jack Straw, Türkiye ile müzakerelerin 3 Ekim'de başlamasını beklediklerini, ancak hâlâ ele alınması gerekli konular olduğunu söyledi.

AB Dönem Başkanı İngiltere'nin Dışişleri Bakanı Jack Straw, AB dışişleri bakanları toplantısının ardından yaptığı açıklamada, "Türkiye ile 3 Ekim'de müzakerelerin başlaması konusunda oldukça umutluyuz" dedi.

Kıbrıs tartışmasının son derece karmaşık tarihi olan bir tartışma olduğunu ifade eden Straw, "Herkes bunun farkında. Türkiye'nin müzakere sürecine baktığınız zaman belli gerçekler göz önünde bulundurulmalıdır. Birleşmiş Milletler, Kıbrıs konusunda hem Rumlar hem Türkler arasında çözüm bulma çabasında" dedi.

Straw, "Bu konuda son derece ciddi BM Güvenlik Konseyi kararları var. AB üyeleri de buna imza koymuş durumda. Özellikle AB üyelik sürecinin temeli diğer üyelerle benzer temellere dayanıyor" diye konuştu.

Straw, Türkiye'nin AB üyeliği konusunda neden kesin ifadeler kullanmadığı sorusuna ise, "Bazı gerçekler var. İki noktanın çözüme kavuşması gerek. Bunlardan biri, AB'nin yayımladığı karşı deklarasyon, diğeri ise, müzakere çerçeve belgesinin onaylanması" yanıtını verdi.

Rehn: Uyum protokolünün içeriği konusunda spekülasyon yapmayın

AB Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu temsilcisi Olli Rehn, uyum protokolünün içeriği konusunda Türkiye'nin spekülasyon yapmamasını beklediklerini söyledi.

AB gayri resmi dışişleri bakanları toplantıları sırasında basın toplantısı düzenleyen Rehn, Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül'ün yaptığı açıklamalara ilişkin bir soruyu yanıtlarken, limanların Rum kesimi bandıralı gemilere açılması konusunu AB ve Türkiye'nin farklı yorumlamasının "ciddi bir endişe kaynağı" oluşturduğunu ifade etti.

AB temsilcisi, protokolün tam uygulanmasının, "AB Konseyi'nin kırmızı çizgisi olduğunu" söyledi. Türkiye'ye müzakereler başlamadan önce yeni koşullar öne sürülemeyeceğini belirten Rehn, Türkiye ile tam üyelik müzakerelerinin başlaması konusunu hiçbir üye ülkenin sorgulamadığını ifade etti ve 3 Ekim'de müzakerelerin başlayacağına "makul" bir biçimde inandığını söyledi.

Bir gazetecinin, "Neden tam değil de makul ifadesini kullanıyorsunuz" şeklindeki sorusuna Rehn, "İstanbul borsasının sürekli inip çıkmasını istemiyorum" karşılığını verdi.

Rehn, AB liderlerinin, 17 Aralık ve Haziran zirvelerinde aldığı kararların yükümlülüklerini yerine getireceğine inandığını söyledi.

İmtiyazlı ortaklıkla ilgili bir soru üzerine Rehn, müzakerelerin hedefinin tam üyelik olduğunu belirterek, doğası gereği müzakerelerin ucunun açık olacağını ve üyeliğin önceden garanti edilemeyeceğini söyledi.

Rehn, "Türkiye yükümlülüklerini yerine getirdiği takdirde, diğer alternatiflere gerek kalmaz" ifadesini kullandı.

Gül: Taslakta kabul edilemez unsurlar var

TC Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, dün ikili temaslarda bulunarak, müzakereler öncesi Türkiye'nin tutumu konusunda muhataplarına bilgi verdi. Görüşmelerle ilgili bilgi veren diplomatik kaynaklar, Gül'ün, muhataplarına, AB'nin tek taraflı deklarasyonunun şu anki haliyle Türkiye için kabul edilemez unsurlar içerdiğini belirtti.

Gül, İsveç Dışişleri Bakanı Laile Freivalds ile dün sabah yaptığı görüşmenin ardından, AB Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn, Fransa Dışişleri Bakanı Philippe Douste-Blazy, İspanya Dışişleri Bakanı Miguel Angel Moratinos ve İtalya'nın Avrupa İşlerinden Sorumlu Bakanı Georgia Lamalfa ile görüştü.

Abdullah Gül'ün AB dışişleri bakanlarıyla dün gerçekleştirdiği ikili görüşmelerle ilgili bilgi veren diplomatik kaynaklar, Gül'ün, muhataplarına, AB'nin tek taraflı deklarasyonunun şu anki haliyle Türkiye için kabul edilemez unsurlar içerdiğini belirtti. Gül, taslağın bu haliyle müzakerelerin devam etmesini zorlaştıracak nitelikte olduğunu söyledi.

AB'nin konjonktürel konuları ön plana çıkartarak, stratejik vizyonuna zarar verdiğini belirten Gül, bazı AB ülkelerinin iç politik nedenler yüzünden Türkiye üzerinden politika yapmasını eleştirdi ve bu tutumun AB'ye yakışmadığını söyledi.

AB'nin büyük düşünmesi gerektiğini ifade eden Gül, küçük hesaplar peşinde koşmanın stratejik bir hata olduğunu ifade etti.

Türkiye'nin söyledikleri ve yaptıklarının uyum içinde olduğunu kaydeden Gül, aynı tutumu AB'den beklediklerini belirtti.

Rumlar memnun

AB dışişleri bakanları gayrı resmi toplantısının ardından bir açıklama yapan Kıbrıs Rum yönetimi sözcüsü Kipros Hrisostomidis, "Rum yönetiminin tezlerinin birçok AB ülkesi tarafından desteklenmesinin çok memnuniyet verici olduğunu" söyledi. Rum radyosunun haberine göre, Hrisostomidis, İngiltere dönem başkanlığının bu tepkileri göz önünde bulundurmasını ve 7 Eylül'de yapılacak AB Daimi Temsilciler Konseyi (COREPER) toplantısında, karşı deklarasyon konusunda oybirliği sağlanmasını ümit ettiğini belirtti. Hrisostomidis, İngiltere dönem başkanlığının hazırladığı karşı deklarasyon taslağında "iyileştirilmesi" gereken noktalar bulunduğunu kaydederek, bu yönde çaba harcayacaklarını ifade etti.

Yakovu: Limanlar konusu takvime bağlansın

Yakovu, Rum gemilerinin Türk limanlarına yanaşması konusunu AB'nin takvime bağlamasını isteyeceklerini söyledi. Toplantıya katılan Kıbrıs Rum yönetimi Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu ise Müzakerelerin 3 Ekim'de başlaması konusunda iyimser olduğunu belirterek, Türkiye'nin bir yıl içinde limanlarını Rum bandıralı gemilere açmasını istediklerini, aksi taktirde müzakerelerin askıya alınmasını isteyebileceklerini ifade etti. Yakovu, konuyu AB dışında Dünya Ticaret Örgütü'ne de götüreceklerini kaydetti.

Yakovu, Türkiye ile müzakerelerin 3 Ekim'de başlamasını engellemeyeceklerini de yineledi. AB'nin Türkiye ile müzakereleri planlandığı gibi gelecek ay başlatması konusunda "iyimser" olduğunu söyleyen Yakovu, "Hiçbir zaman, Türkiye'ye karşı veto hakkımızı kullanacağız demedim, hiçbir zaman müzakerelerin başlamasına karşı çıkmadık" dedi.

AB bakanlarının, Türkiye'ye karşı yayımlayacağı karşı deklarasyonu "tatmin edici" bulduklarını belirten bakan, bu metnin önümüzdeki haftaya kadar onaylanmasını beklediklerini ifade etti.

Yakovu, bununla birlikte Türkiye'nin kendileriyle ilişkileri en kısa zamanda normalleştirmesini beklediklerini sözlerine ekledi.

Rum basını: Diplomatik savaş veriliyor

Kıbrıs Rum yönetiminin, AB'nin karşı deklarasyonu konusunda dönem başkanı İngiltere'nin son önerilerini "iyileştirilmiş" olarak gördüğü, ancak AB içindeki mevcut atmosferden azami ölçüde yararlanarak, karşı deklarasyonda "daha da iyileştirmeler" yapılması için baskı yaptığı bildirildi.

Rum Politis gazetesi, Rum yönetiminin, taleplerinin azamisini elde etmek için AB organlarında "diplomatik savaş" verdiğini ifade etti.

Gazete, Rum yönetiminin, önemli AB ülkelerinin de desteğini alarak 2 düzeyde hareket ettiğini ve bu çerçevede, karşı deklarasyonda, "Gümrük Birliği Ek Protokolü'nün tam olarak uygulanmasına dair net takvim ortaya konulması" ve "Türkiye'nin 'Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanıması gerektiği hususunda 'daha tatminkar' bir ifade yerleştirilmesini" için çaba gösterdiğini yazdı.

"Rum yönetiminin, ek protokolün tam olarak uygulanması için 6 aylık bir süre konulmasını, ulaşılabilecek bir hedef olarak gördüğünü" kaydeden Politis'in haberinde, bu çerçevede, limanların açılması için gereken son tarih olarak 30 Mart 2006'den söz ediliyor.

Haberde, Rum yönetiminin, AB'nin karşı deklarasyonunda Türkiye tarafından diplomatik tanınma elde etmeyi hemen hemen imkansız gördüğü, ancak "ilişkilerin normalleştirilmesi" ifadesinin daha da iyileştirilmesi ve netleştirilmesi için bastırmaya devam edeceği belirtiliyor.

Gül'den AB'ye gözdağı

TC Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, "Eğer AB, bize tam üyeliğin gerisinde bir şey önerir ya da yeni koşullar getirirse, bu kez bir daha dönmemek üzere çeker gideriz" dedi.

"The Economist" dergisinde çıkan bir makalede, Bakan Gül'ün dergiye geçen hafta sarf ettiği belirtilen bu sözlere yer verildi.

AB liderlerinin 17 Aralık'ta, Türkiye ile tam üyelik müzakerelerine başlama kararı verdikleri, ancak bu tarih yaklaştıkça bazı şüphelerin belirdiği kaydedilen makalede, Gül'ün bu konuda "hatanın Türk hükümetinden değil, AB içindeki bazı ülkelerden kaynaklandığını" ifade ettiği bildirildi.

Dergiye göre, "Türkiye'nin bu kez taviz vermesini kimse beklemesin" diyen Gül, Türkiye'nin kendi üzerine düşenleri yaptığını, aynı şeyi AB'den de beklediğini söyledi.

Makalede, Gül'ün bu ifadelerinin yanı sıra Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın bir danışmanının, "Eğer daha çok kızdıracak olurlarsa (Erdoğan) çok kötü patlayabilir" dediği de kaydedildi.

The Economist'in makalesinde, İngiltere'nin Newport kentinde yapılan AB dışişleri bakanları gayriresmi toplantısına bu gerginliğin de yansıdığı yorumu yapılarak, Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac ve Almanya'da iktidar adayı Hıristiyan Demokrat lider Angela Merkel'den geçen günlerde gelen demeçlere de yer verildi.

KIBRIS 03/09/05

Cumhurbaşkanı Talat: AB'ye düşen görev, çözüm için girişimde bulunmak

RUMLAR, AVRUPA DEĞERLERİNE SAYGISIZ... Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Avrupa Birliği üyeliği için 25 üyeyle müzakere yapacak Türkiye'nin bunlardan birini tanımamasının anomali olabileceğini, ancak esas anomalinin bölünmüş, Avrupalı değerlere saygı duymayan bir ülkenin AB'de bulunması olduğunu vurguladı

AB, ÇÖZÜM İÇİN ÇALIŞMALI... Cumhurbaşkanı Talat, AB'ye düşen görevin Türkiye'ye "Rum yönetimini tanı" çağrısında bulunmak değil, Kıbrıs'ta sorunun çözümü için gerekli girişimleri yapmak olduğunu kaydetti

 

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Avrupa Birliği üyeliği için 25 üyeyle müzakere yapacak Türkiye'nin bunlardan birini tanımamasının anomali olabileceğini, ancak esas anomalinin bölünmüş, Avrupalı değerlere saygı duymayan bir ülkenin AB'de bulunması olduğunu vurguladı.

Talat, AB'ye düşen görevin Türkiye'ye (Rum yönetimini) "tanı" çağrısında bulunmak değil, Kıbrıs'ta sorunun çözümü için gerekli girişimleri yapmak olduğunu kaydetti.

Cumhurbaşkanı Talat, 6. Yerli Ürünler Fuarı'na katılmak üzere adada bulunan Adana Ticaret Odası yetkililerinden oluşan heyeti kabul etti.

Adana Ticaret Odası Meclis Başkanı Behiç Pakyürek, görüş alışverişinde bulunmak üzere gerçekleştirdiklerini belirttiği ziyaretlerine ilişkin açıklamasında, Türkiye'nin AB müzakere sürecinin başlayacağı bu kritik dönemde, iş adamları olarak üzerlerine düşen bu görevi paylaşmak istediklerini kaydetti.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat da görüşmenin başında yaptığı açıklamada, konuk heyetin bu akşam açılacak yerli ürünler fuarına katılımının, mesafe yakınlığı gibi ekonomik yakınlığı da ifade ettiğini belirterek "Bu, ekonomik işbirliğinin gerekliliğini ve önemini ortaya koyan bir olaydır" dedi. Talat, işbirliğiyle, ülke ekonomisinin daha ileri noktalara götürüleceğine olan inancını da dile getirdi.

Ziyarette Talat'a porselen bir anı tabağı da hediye edildi.

"Anomali bölünmüş ülkenin AB'de olması"

Türkiye'nin Avrupa Birliği'yle müzakerelere başlarken bazı baskılarla karşılaşacağının bilindiğini, ancak bunların tolere edilip edilemeyeceğinin merak edildiğini ve önce "Kıbrıs Cumhuriyeti'ni" tanıması konusunun gündeme getirildiğini belirten Talat, 25 üyeyle müzakere yapacak bir ülkenin bunlardan birini tanımamasının anomali olduğu şeklindeki söylemlere atıfta bulunarak bu anomalinin gerçek olmasına rağmen çözümünün, Türkiye'nin o 25'inci ülkeyi tanıması değil; o üyenin meşru bir devlet haline gelmesi, adanın birleşmesi olduğunu vurguladı.

"Anomali bölünmüş bir ülkenin AB'de bulunmasıdır" diyen Talat, kendi içinde sorunlarını çözmemiş, ülkesinde yaşayan toplumlardan bir tanesini izole eden ve sürekli ambargo altında tutan, tüm devlet-hükümet kademelerinden uzaklaştırmış bir yönetimin AB üyesi olmasını eleştirerek şöyle dedi:

"Meseleyi kaynağından çözmek lazım"

"Avrupalı olmayan; Avrupalı değerlere saygı duymayan; bu değerleri hazmetmeyen bir ülke AB üyesi... Anomali burada... Doğrudur. Türkiye'nin tanımaması anomalidir, ama anomalinin kaynağı budur. Bu yüzden meseleyi kaynağında çözmek lazım. Yani bu anormal ülkeyi normalleştirmek lazım ki Türkiye de onu tanısın. Bu da nasıl olur, sorun çözülerek olur."

Talat, "tanınan ancak normal yapıya sahip olmayan ülke" diye tanımladığı Güney Kıbrıs'ın liderinin çözüm istemediğine; çözümden kaçtığına işaret ederek, Avrupalı değerlerin uzlaşma ve her sorunun barışçı yollarla çözümünü öngördüğünü hatırlattığı konuşmasında, AB'nin Avrupalı değerleri bu ülke liderliğine de kabul ettirmesi gerektiğini söyledi.

"AB'ye düşen görev..."

Talat, "Avrupa Birliği'ne düşen görev, Türkiye'ye 'tanı' çağrısı yapmak değil, Kıbrıs sorununun çözümü için gerekli girişimleri yapmaktır" dedi ve bunun da en temel, doğru yolunun, Rum yönetimini, Avrupalı gibi davranmak zorunda bırakmak olduğuna dikkat çekti.

Cumhurbaşkanı Talat, Avrupa Birliği'nin, meseleyi Birleşmiş Milletler'e havale ederek onun bu sorunu çözmesi için elinden gelen gayreti göstermesi gerektiğini de vurguladı.

"Tanırsa BM kararları da havada kalır"

Türkiye'nin bugünkü haliyle "Kıbrıs Cumhuriyeti"ni tanıması halinde BM Güvenlik Konseyi'nin kararlarının da havada kalmış olacağına dikkat çeken Talat, Bu kararların hemen hemen tümünde Kıbrıs sorununun iki toplumun siyasi eşitliğine dayalı, iki kesimli, iki bölgeli bir federasyon şeklinde olacağının ifade edildiğini hatırlatarak, "Türkiye'nin tanıması demek Rum yönetimini meşru, yasal kabul edip o ne istiyorsa bunun yapılması demektir ki bu BM kararlarına aykırıdır" şeklinde konuştu.

Talat, Türkiye'den Kıbrıslı Türklerin hakları konusunda taviz vermesinin de istenildiğini belirterek buna Türk limanlarının "Kıbrıs" bandıralı gemilere veya uçaklara açılmasını örnek gösterirken, bunun Kıbrıslı Türklerin ekonomik izolasyonunun daha da koyulaşması anlamına geleceğini kaydetti.

Kıbrıslı Türklerin direkt uçuş yapamadığını, buraya gelen gemilerin "korsan" muamelesi gördüğünü anlatan Talat, "Bizim limanlarımıza Rum yönetimi ve Yunanistan tarafından bu muamele yapılırken Türkiye'nin limanlarını onlara açması Kıbrıs Türk halkının haklarını onlara teslim etmesidir ki AB'nin bu talepte bulunma hakkı da olamaz. Çünkü AB ancak, Türkiye'nin yapması gereken şeyleri Türkiye'den istemek durumundadır. Kıbrıs Türk halkının çıkarlarını feda etmesini Türkiye'den isteyemez. İstememelidir" dedi ve hangi açıdan bakılırsa bakılsın AB'nin doğru perspektifi ortaya koyamadığını söyledi.

Türkiye'den tanınma istenmesinin "işin kolayı" olduğunu da ifade eden Talat, işin kolayına kaçılmamasını isterken, doğru olanın çözüm yönünde baskıcı olmak olduğunu; Avrupa Birliği'nin Rum tarafını bastırması, "Avrupalıysan çözmek zorundasın" demesi gerektiğini kaydetti.

"Rumların hukuk mücadelesi hazırlığı"

Rum dışişleri bakanının, Gümrük Birliği için Avrupa Adalet Divanı'na başvuracakları yönündeki

açıklamasını da değerlendiren Talat, bunu "Türkiye'ye karşı Kıbrıs Türk halkının çıkarlarını elinden almak için yürütülecek siyasi mücadelenin yanına bir de hukuk mücadelesi koyma hazırlığı" olarak niteledi ve "Kendi kazdıkları kuyunun muhtemel tehlikesini önlerine çıkaracaktır. Çünkü böyle bir durumda yargı önünde, Kıbrıslı Türklerin izolasyon altında tutulmasının gerekçesini de açıklamak zorunda kalacaklardır" diye ekledi.

Kıbrıs Türk tarafının barış çabalarına dikkat çekerek pratikte de gerekli kolaylıkların gösterildiğini kaydeden Talat, Güzelyurt'ta önceki gün yapılan ayin ve bunun öncesinde Bostancı Kapısı'nın geçişlere açıldığını anımsattı. Bütünlüklü çözüm için elden gelen çabanın gösterileceğini kaydeden Talat şunları da söyledi:

"Pirus zaferine doğru ilerlediğini zanneden Avrupalı olmayan bu anlayış, bu yönetim başarı elde edemeyecektir. Kıbrıs sorununun çözümünün zorunluluk olduğunu görerek bu sorunun çözümü için doğru çizgiyi benimseyecektir. Benim beklentim, umudum budur."

KIBRIS 03/09/05

KKTC ile Suriye arasındaki ticari işbirliği geliştirilecek

İŞBİRLİĞİ İÇİN ADIM ATILDI... Kıbrıs Türk Sanayi Odası ile Suriye'nin Halep Ticaret Odası arasında işbirliği protokolü imzalandı. Sanayi Odası'nda gerçekleştirilen imza töreni sırasında Sanayi Odası Başkanı Salih Tunar ve Halep Ticaret Odası Başkan Yardımcısı Abdullatif Badenjki'nin yanı sıra, her iki odanın yönetim kurulu üyeleri de hazır bulundu

Kıbrıs Türk Sanayi Odası ile Suriye'nin Halep Ticaret Odası arasında işbirliği protokolü imzalandı.

Sanayi Odası'nda gerçekleştirilen imza töreni sırasında Sanayi Odası Başkanı Salih Tunar ve Halep Ticaret Odası Başkan Yardımcısı Abdullatif Badenjki'nin yanı sıra, her iki odanın yönetim kurulu üyeleri de hazır bulundu.

İki oda arasında imzalanan ve 14 maddeden oluşan "Kardeş Oda Olma Sözleşmesi"nde, iki oda arasındaki işbirliğinin geliştirilmesi, karşılıklı ve ticaret maksatlı ziyaretlerin yapılması ile iki ülke arasındaki ticaretin geliştirilmesi öngörülüyor.

Tunar: Kıbrıs Türk üreticisinin dışa açılması yönünde önemli bir adımdır

Kıbrıs Türk Sanayi Odası Başkanı Salih Tunar burada yaptığı konuşmada, Suriye'den gelen Halep Ticaret Odası'na KKTC'ye ve odaya yaptığı ziyaretten dolayı teşekkür etti.

Kıbrıs Türk Sanayi Odası olarak Kıbrıs Türk üreticisinin dışa açılması yönündeki çabalarının devam ettiğini vurgulayan Tunar, "Halep Ticaret Odası'nın KKTC'ye yapmış olduğu bu ziyaret, Kıbrıs Türk üreticisinin dışa açılması yönünde önemli bir adımdır" dedi.

Salih Tunar, oda olarak bölge ülkeleriyle "Ticaretin karşılıklı gelişmesi ve ilişkilerin artması" yönündeki çalışmalarının devam edeceğini belirterek, bu anlamda Halep Ticaret Odası'nın ziyaretinin kendileri için çok önemli bir nokta olduğunu kaydetti.

Heyetin 4 gün boyunca adada bulunacağını aktaran Tunar, iki oda arasında "Kardeşlik Anlaşması" imzalanacağını söyledi. Heyetin açılmış olan fuarı da ziyaret edeceğini ifade eden Tunar, bu sayede de heyetin Kıbrıs Türk üreticisini daha yakından tanıma fırsatı bulacağını vurguladı.

Tunar, bu anlaşmayla iki oda arasındaki işbirliğinin geliştirilmesinin, karşılıklı ticaret maksatlı ziyaretlerin yapılmasının ve iki ülke arasındaki ticaretin öngörüldüğünü kaydetti.

Sanayi Odası Başkanı Salih Tunar, ayrıca iki ülkenin aynı coğrafya içerisinde olması ve komşu olmasının da iki ülke arasındaki ticaret ilişkilerinin gelişmesi için bu anlaşmanın imzalanmasının da önemli bir adım olduğunu ifade etti.

Badenjki

Halep Ticaret Odası Başkan Yardımcısı Abdullatif Badenjki de, Salih Tunar'a kendilerini KKTC'ye davet ettiği için teşekkür ederek, KKTC'de bulunmaktan dolayı duyduğu memnuniyeti aktardı.

Dün iki oda arasında imzalanan "Kardeşlik Anlaşması"nın hem KKTC'ye hem de Suriye'ye hayırlı olmasını dileyen Badenjki, bu anlaşmanın iki ülke arasındaki ilişkiler için iyi bir başlangıç olacağını ifade etti. Badenjki konuşmasının sonunda Kıbrıs Türk Sanayi Odası başkanı ve yönetim kurulu üyelerini Suriye'ye davet etti.

İki oda başkanı konuşmalarının ardından birbirlerine günün anısına birer anı plaketiyle, anı hediyeleri takdim ettiler.

"Kardeş oda olma sözleşmesi"

Kıbrıs Türk Sanayi Odası ile Halep Ticaret Odası arasında imzalanan ve 14 maddeden oluşan "Kardeş Oda Olma Sözleşmesi"nin maddeleri şöyle sıralanıyor:

"Madde 1: Halep Ticaret Odası ve Kıbrıs Türk Sanayi Odası bugünden itibaren kendilerini kardeş oda olarak beyan eder.

Madde 2: Bu birliktelik Kuzey Kıbrıs ve Suriye arasındaki dostluk ve tarihsel bağlar üzerine kurulmuş ticari ve kültürel bir ortaklıktır.

Madde 3: Kardeş odalar, yürürlükte olan bu resmi yazı ile aşağıda belirtilen başlıca hedeflere ulaşmak için geleceğe dönük düzenlemelerini yapacaklardır.

a-İki oda arasında çok yakın işbirliği kurarak, mümkün olan karşılıklı en fazla katkıyı koyarak üyeler arasındaki ekonomik ilişkileri -ticari, endüstri ve hizmet- geliştirmek ve ait oldukları bölgeye uygun hale getirmek,

b-Sanayi, endüstri, ulaşım, hizmet, yatırım tanıtımı yapmak, yeni teknoloji metotlarının kullanımını sağlamak, genel olarak her alanda uygun olan işbirliğini genişletmek ve değişimi yaratmak,

c-Bölgelerdeki çeşitli organizasyonlar arasında kültürel ilişkiler kurarak, turizmi geliştirecek tanıtımlar yapmak.

Madde 4: İki tarafın, Kuzey Kıbrıs ve Suriye'nin ekonomik ve ticari gelişimi hakkında bilgi değişimi yapacaklar. Aynı zamanda piyasa hakkında fikir alışverişi yaparak ortak yayınlar çıkaracaklar, ülkelerine yönelik ticari kılavuzlar hazırlayıp yasa, tüzük, yönetmeliklerine uygun olarak düzenli ticareti geliştirmeye yönelik ve işbirliğini artıracak, yatırımı yönlendirecek piyasa araştırmalarının çalışmasını yapacaklar.

Madde 5: İki taraf da karşılıklı işbirliğini geliştirmek için ülkeler arası aynı sektördeki kuruluşların anonim şirketler kurmasını teşvik edici reklamlar yapacaklar. Ülkeler, ticaret adamlarına danışmanlık ve koordinatörlük yaparak sanayi, üretim, ticaret ve servis sektörüne dayalı ortak uygun projeler hazırlanmasını sağlayarak, karşılıklı fikir alışverişi yaparak anonim şirketler kurup Kuzey Kıbrıs ve Suriye hükümetlerinin de desteğiyle iki taraflı yatırımlar yapacaklar.

Madde 6: İki taraf da kendi bölgelerindeki dernekler, teşebbüsler ve organizasyonları yönlendirerek, özellikle karşı taraftan uygun eş bularak, sanayi ve teknik işbirliği kurmalarını sağlayacaklar.

Madde 7: İki taraf arasında ticari ziyaretler düzenlenerek fuarlar organize edilecek, reklam kampanyaları düzenlenecek ve ticaret haftaları yapılacak. İki ülkedeki ticari ve ekonomik kurumlarda sanayi, ticaret ve turizm işbirliğini artırmaya yönelik konferans, seminer ve atölye çalışmaları gerçekleştirilecek.

Madde 8: İki taraf odalarını geliştirici, yeniden yapılandırıcı, üyelerini eğitici tecrübe ve bilgi değişiminde bulunacaklar.

Madde 9: İki taraf arasında yapılacak ticari aktivitelerinde ortaya çıkacak sorunlarda karşılıklı dostluk ve iyi niyet çerçevesinde çözüm üretilecek ve uzlaşım içinde yürütülecek.

Madde 10: Taraflar yılda iki kez ortak toplantı düzenleyecek. Oda üyelerinin ve temsilcilerinin katılımıyla gerçekleştirilecek toplantıların biri Suriye'de diğeri Kuzey Kıbrıs'ta olacak.

Madde 11: Bu anlaşma tarafların üçüncü bir tarafla işbirliği yapmasında engel teşkil etmez.

Madde 12: Bu anlaşma iki taraf arasında yeniden düzenlenebilir. Düzenlemeyi talep eden taraf diğer tarafa, yazılı olarak yapacağı değişiklikleri önceden bildirmelidir.

Madde 13: Bu anlaşma imzalandığı günden itibaren geçerli sayılacak ve taraflardan biri anlaşmayı feshetme talebinde bulunana dek, ki bu 3 ay önceden bildirilmelidir, geçerliliğini koruyacaktır.

Bu resmi yazıda alınan kararlar odalar arasında etkin olarak kabul görecek. İki başkan arasındaki toplantı bu resmi yazıda belirtilen şekilde olacak ve pratik yöntemlerle, önceden alınan kararlar uygulamaya geçirilecek.

Son olarak iki odanın işbirliği öncelikle ülkelerin ekonomik gelişimine katkı koyarak, Kuzey Kıbrıs ve Suriye arasında bağları ve en önemlisi iki ülkenin iş adamlarını olumlu şekilde etkileyecek.

Madde 14: Odaların her ikisi de AB-Kuzey Kıbrıs ilişkilerinin ve Suriye Avrupa İş Merkezi'nin gelişiminde teşvik ve destekte bulunacaklar."

KIBRIS 03/09/05

Rum yönetimi Dışişleri Bakanı Yakovu: Türkiye ile müzakereler planlandığı gibi başlayacak

AB gayri resmi dışişleri bakanları toplantısı sırasında gazetecilerin sorularını yanıtlayan Yakovu, "Hiçbir zaman, Türkiye'ye karşı veto hakkımızı kullanacağız demedim, hiçbir zaman müzakerelerin başlamasına karşı çıkmadık" dedi.

AB bakanlarının, Türkiye'ye karşı yayımlayacağı karşı deklarasyonu "tatmin edici" bulduklarını belirten bakan, bu metnin önümüzdeki haftaya kadar onaylanmasını beklediklerini ifade etti.

Yakovu, bununla birlikte Türkiye'nin kendileriyle ilişkileri en kısa zamanda normalleştirmesini beklediklerini sözlerine ekledi.

KIBRIS 03/09/05

Deklarasyon için Avrupa Yüksek Mahkemesi'ne başvuracağız

Kıbrıs Rum kesimi Dışişleri Bakanı Yakovu: Deklarasyon için Avrupa Yüksek Mahkemesi'ne başvuracağız

Avusturya'nın liberal sağ eğilimli günlük gazetesi Die Presse'ye özel demeç veren Kıbrıs Rum kesimi Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu, "Türkiye'nin Gümrük Birliği Uyum Protokolü'ne ilişkin yayımladığı deklarasyon için Avrupa Yüksek Mahkemesi'ne başvuracaklarını" söyledi.

"Hukuki açıdan ek protokolün, Gümrük Birliği'nin altına atılan imzayı geçersiz kıldığını" ileri süren Yakovu, "Bu yüzden bizim görüşümüze göre giriş müzakerelerine başlanamaz. En azından 5 üye ülke 'Kıbrıs' ile aynı hukuki görüşü paylaşıyor" iddiasında bulundu.

Yakovu bir soru üzerine şu yanıtı verdi:

"Avrupa Mahkemesi hukuki duruma açıklık getirmelidir. Ancak birçok üye ülke Avrupa Mahkemesi'nin devreye girmesini istemiyor.

Öncelikle de bu 3-4 ay süreceği için müzakereleri daha fazla ertelemek istemiyorlar. Eğer Kıbrıs'ın, Türkiye'nin tüm yükümlülüklerini yerine getirdiğini benimsemesi isteniyorsa hukuk danışmanlarının da Türkiye'nin Gümrük Birliği'ne attığı imza ile 'Kıbrıs'ı fiilen tanıdığını ve bunun hukuki açıdan geçerli olduğunu tespit etmesi gerekir. Ancak ondan sonra duruma bakarız."

Türkiye'nin Ankara protokolünü ne kadar uyguladığının her 6 ayda bir gözden geçirilmesini istediklerini belirten Yakovu, "Müzakerelere vetoyla girmeyeceğiz, ama tutumumuz zamanla değişebilir" diye konuştu.

Yakovu bir soru üzerine, "Başka zorluklar çıkmaması halinde müzakere tarihinin 3 Ekim olarak kalabileceğini" kaydetti.

KIBRIS 03/09/05

Ayin olaysız tamamlandı

Ayinin ilk saatlerine fazla ilgi olmazken, ilerleyen dakikalarda yoğunluk yaşandı.

Ayinin geçtiğimiz günkü bölümüne de geçen yılki ilgi yoktu. Ayinin ikinci gününde herhangi bir olay meydana gelmedi.

İkinci günkü ayine DİSİ'den Kety Klerides katılırken, Almanya Büyükelçiliği Müsteşarı Von Reibuiz Hans Christian, USAID'den Dailey Thomas ve ABD Büyükelçiliği'nden Jane Zimmerman ve diğer bazı yabancı misyon temsilcileri de ayinde hazır bulundu.

Ayine ilginin bariz şekilde geçtiğimiz yıldan az olduğu gözlemlendi.

KIBRIS 03/09/05

Stoiber: Türkiye Rum Kesimi’ni tanımalı

Alman Hıristiyan Sosyal Birlik Partisi Genel Başkanı Edmund Stoiber, Türkiye’nin bir yandan Avrupa Birliği’ne girmek isteyip, diğer yandan Rum Kesimi’ni tanımamasının kabul edilemeyeceğini söyledi.

 

NTV

Güncelleme: 15:06 TSI 03 Eylül 2005 Cumartesi

BERLİN - Stoiber, Nürnberg kentindeki Alman Hıristiyan Birlik Partisi Kurultayı’nda yaptığı konuşmada, Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliğinin sadece siyasi açıdan değil kültürel açıdan da birliği zorlayacağını öne sürdü.

Stoiber, “Türkiye’nin farklı kültürel kökleri ve gelişimleri var. bu nedenle biz imtiyazlı ortaklığa ‘evet’, tam üyeliğe ‘hayır’ diyoruz” dedi.

Almanya’da çok kültürlü bir toplum talep eden Yeşiller Partisi’ni de sert dille eleştiren Stoiber, “Müslüman kızlar burada okul gezilerine katılmıyor. Zorla evlendiriliyor. Yeşiller bu söylediklerini ailelerinden kaçarak, kadın yurtlarına yerleşen kızlara söylesinler. Almanya’da anayasa geçerlidir, şeriat değil” dedi.

Stoiber, okullarda haçların içerde, türbanlı öğretmenlerinse dışarıda kalacağını kaydetti.

‘Annan Kıbrıs’a yeni özel temsilci atayacak’

Güney Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos, BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın yakında Kıbrıs konusunda yeni özel temsilci atayacağını söyledi.

 

AA

Güncelleme: 15:06 TSI 03 Eylül 2005 Cumartesi

LEFKOŞA - Papadopulos, BM Genel Sekreterliğinin üç adaylı bir liste hazırladığını, hangi adayı atayacağına ise Genel Sekreter’in karar vereceğini söyledi

Rum basınına göre, Papadopulos, dün akşam bir Rum özel radyo-tv kanalında yaptığı açıklamada, “Annan’ın yakında Kıbrıs konusunda yeniözel temsilci atayacağını” belirtti.

“Yakın geçmişte BM Genel Sekreteri Kofi Annan’la görüşme ve mevcut durumu tartışma fırsatı bulduğunu” hatırlatan Papadopulos, “Bizim önerimiz, muhtemel yeni tur görüşmelerin çok çok iyi hazırlanması gerektiği yönündeydi. Bildiğim kadarıyla BM de şu anda busafhada bulunuyor. Bunu ilk kez açıklıyorum; BM Genel Sekreteri yakında Kıbrıs konusunda özel temsilci atayacak.” dedi.

Yarın ABD’ye gidecek olan Papadopulos, New York’ta BM Genel Sekreteri ile görüşme ve Kıbrıs konusunda bir durum değerlendirmesi yapma fırsatı bulabileceğini kaydetti.

Papadopulos, yeni girişimden söz edilirken bunun mutlaka masa başında müzakere olmadığını kaydetti.

KTHY’nin satışına ÖYK’dan onay çıktı

 

ÖZELLEŞTİRME Yüksek Kurulu (ÖYK), Kıbrıs Türk Hava Yolları’ndaki yüzde 50 kamu hissesinin 33 milyon dolar bedelle Ada Havacılık ve Taşımacılık A.Ş.’ye satılmasını onayladı. ÖYK’nın Özelleştirme İdaresi’nin KTHY’deki kamu hisselerinin satışı amacıyla açtığı ihalenin sonucunu onaylayan kararı Resmi Gazete’de yayımlandı. Buna göre KTHY’nin yüzde 50 hissesi 33 milyon dolar bedelle ihalede en yüksek teklifi veren Ada Havacılık ve Taşımacılık A.Ş.’ye satılacak. Ada Havacılık’ın hisse satış sözleşmesini imzalamaktan kaçınması halinde teminatı gelir kaydedilecek ve satış 30 milyon dolar teklif eden Beşparmak Havacılık ve Taşımacılık A.Ş.’ye yapılacak.

HURRIYET 04/09/05

Kriterlere "Ankara kriterleri" der, yolumuza devam ederiz

Türkiye Dışişleri Bakanı Gül'ün ardından, AB'ye bir tehdit de Türkiye Başbakanı Erdoğan'dan geldi:

Kriterlere "Ankara kriterleri" der, yolumuza devam ederiz

REFORMLAR HALKIMIZ İÇİN... Erdoğan: AB üyeliği olmazsa, bizim yolumuz bellidir. Kopenhag kriterlerinin adını Ankara kriterleri koyar yolumuza devam ederiz. Biz Türk halkının demokrasi özlemlerini gerçekleştirmek için bu reformları yaptık. Uygulamaları da onun için gerçekleştiriyoruz.

Biz bunu sadece AB'ye tam üyelik hedefimizin bir gereği olarak, Kopenhag Siyasi Kriterleri'ni yerine getirmek için yapmadık

TÜRKİYE Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, "AB üyeliği olmazsa, bizim yolumuz bellidir. Kopenhag kriterlerinin adını Ankara kriterleri koyar yolumuza devam ederiz" dedi.

İtalya'da yapılan Ambrosetti Forumu'na katılan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Avrupa Birliği konusunda önemli mesajlar verdi. Başbakan Erdoğan, AB'nin dünya barışına katkıda bulunması için Türkiye'nin üyeliğine ihtiyaç duyduğunu söyledi. Başbakan Türkiye'nin üyeliğinin katma değeri yüksek bir üyelik olacağını belirtti

AB'ye tam üye olarak girme konusunda Türkiye'nin kararlılığını bir kez daha dile getiren,Erdoğan, Türkiye'nin AB'ye tam üyeliğinin AB'nin stratejik gücünü artıracağını söyledi.

Konuşmasının ardından soruları da yanıtlayan Erdoğan'ın, "Türkiye, AB'ye giremezse köktendincilik olur mu" sorusuna şu yanıtı verdiği bildirildi:

"Bizim istikametimiz bellidir. Türkiye, AB'ye alınmazsa, Kopenhag Kriterleri'ni Ankara kriterleri yaparız. Yolumuza devam ederiz. Bu tür düşüncelere karşı olduğumu daha önce de defalarca ifade ettim. Din üzerinden siyaset yapmaya da karşıyız. İslami terör tanımlaması son derece yanlıştır. Bütün dinlerde fanatizm bulunabilir. Bütün dinlerde köktendincilik vardır. Biz bütün bunları yobazlık sayarız. Bunlarla ortak mücadele edilmesi gerekir. Köktendincilik sadece İslama ya da başka bir dine mahsus değildir."

Başbakan Erdoğan konuşmasında, Türkiye'nin demokratik ve laik bir devlet olduğunu da vurguladı.

Erdoğan'ın, Türkiye'nin AB süreciyle ilgili soruya da "AB, Türkiye'nin modernleşme sürecinin bir parçasıdır, bir yansımasıdır. Biz Türk halkının demokrasi özlemlerini gerçekleştirmek için bu reformları yaptık. Uygulamaları da onun için gerçekleştiriyoruz. Biz bunu sadece AB'ye tam üyelik hedefimizin bir gereği olarak, Kopenhag Siyasi Kriterleri'ni yerine getirmek için yapmadık" yanıtını verdiği öğrenildi.

AB'nin 2. Dünya Savaşı'ndan sonra barışı tesis etmek için kurulduğunu kaydeden Başbakan Erdoğan'ın, "Bugünkü yeni koşullar altında AB dünya barışına büyük katkı sağlayacak imkana da sahiptir. Bu misyonu yerine getirebilmesi için de AB'nin Türkiye'nin üyeliğine ihtiyacı vardır. Türkiye'nin üyeliği bu anlamda AB'ye çok büyük katkı sağlayacaktır. Türkiye'nin üyeliği AB'nin stratejik gücünü artırır" dediği belirtildi.

Başbakan Erdoğan'ın oturumda, "Bazen dostluklar evlilikten iyidir" yorumunu yapan Avusturya Maliye Bakanı Grasser'e, "Sizin örneğiniz, nikah masasına oturulduğunda 'dost kalalım' demeye benzer" yanıtını verdiği de kaydedildi.

KIBRIS 04/09/05

Tek yol çözüm

Cumhurbaşkanı Talat, KIBRIS'a verdiği özel demeçte, AB'deki anomalinin; bölünmüş bir ülkenin AB içinde yer almasından kaynaklandığını belirterek, bunun düzeltilmesi için çare bulunduğunu söyledi:

Tek yol çözüm

BÖLÜNMÜŞ KIBRIS, AB'DE YER ALMAMLIYDI... KIBRIS'a konuşan Cumhurbaşkanı Talat, AB içinde bir anomalinin söz konusu olduğuna işaret ederek, bu anomalinin Türkiye'nin Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanımamasından kaynaklanmadığını, bölünmüş bir ülkenin AB içinde yer almasından kaynaklandığını söyledi. Talat, AB içindeki bu anomalinin sadece Kıbrıs sorununun çözümlenmesiyle mümkün olabileceğini vurguladı

GÖRÜŞMELER İÇİN NET BİR İŞARET YOK Cumhurbaşkanı Talat, adadaki iki taraf arasında görüşmelerin yeniden başlayacağına dair net, somut bir işaret olmadığını ancak, önümüzdeki günlerde AB ya da başka bir kurumun katkısıyla bu konuda bir gelişme beklenebileceğini söyledi. "Türk tarafı olarak bir diyaloğa hazırız" diyen Talat, BM Genel Sekreteri'nin, müzakere sürecini yeniden başlatmak için hâlâ Rum tarafından çözüm yönünde sinyal almayı beklediğini yineledi

PAPADOPULOS, BENİMLE GÖRÜŞMEK İSTEMİYOR Papadopulos'un kendisiyle görüşmek istemediğini, çünkü çözüm istemediğini ifade eden Talat, "Böyle bir görüşmenin ilişkileri yumuşatacağını, bazı beklentiler doğuracağını ve Kıbrıs Rum toplumunda da bazı sonuçları yaratacağını biliyor ve benimle görüşmekten kaçınıyor" dedi. Talat, Rum siyasi parti liderleriyle görüşme niyeti bulunduğunu ancak bu görüşmelerin, Papadopulos ile bir görüşmeye dönüşüp dönüşmeyeceğini bilemediğini söyledi

RUMLAR SAMİMİ DEĞİL... Rum tarafının geçtiğimiz yıl 8 geçiş noktası açılmasını önerdiğini, ancak Bostancı Kapısı'nın açılması için gerekli hazırlıkları tamamlamadığına işaret eden Talat, Rum tarafının söz konusu önerisinin samimi bir öneri olmadığını söyledi. Rum tarafının daha fazla kapı açılması önerisinin, Kıbrıs sorunun çözümlenmesini istemediğini gösterdiğini ifade eden Talat, "Rum tarafı neden çözümü düşünmüyor? Niye kapıların açılması da çözüm değil? Çözüm olsa kapı olmayacak. Rumlar, çözüm ihtiyacını gizlemek için kapı açılmasını öneriyor" dedi

Anıl IŞIK

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, KIBRIS'a verdiği özel demeçte, Avrupa Birliği (AB) içinde bir anomalinin söz konusu olduğuna işaret ederek, bu anomalinin, Türkiye'nin Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanımamasından kaynaklanmadığını, bölünmüş bir ülkenin AB içinde yer almasından kaynaklandığını söyledi. Talat, AB içindeki bu anomalinin sadece Kıbrıs sorununun çözümlenmesiyle mümkün olabileceğini vurguladı.

Türkiye'nin AB'ye katılım müzakerelerine başlaması öngörülen 3 Ekim 2005'ten sonra dinamik bir sürecin başlayacağına dikkat çeken Cumhurbaşkanı Talat, AB'nin birlik içindeki bu anomalinin farkında olduğunu ifade ederek, AB'ye bu anomalinin ortadan kaldırılması görevi düştüğünü söyledi.

Bunun da adanın bölünmüşlüğünün ortadan kaldırılmasını sağlayacak olan BM çözüm sürecinin yeniden başlaması ve Kıbrıs sorununun çözümlenmesiyle olabileceğini belirten Cumhurbaşkanı Talat, sorunun çözümü için müzakere masasından kaçan AB üyesi Rum tarafının, AB ortakları tarafından, bir AB üyesi gibi davranmaya yönlendirilerek, bu sürece girmesinin sağlanması gerektiğini vurguladı.

Cumhurbaşkanı, Kıbrıs sorununun çözümünün, AB'nin aktif katılımıyla BM çerçevesinde mümkün olabileceğini yineleyerek, BM Genel Sekreteri'nin, halen Rum tarafının, çözüm kararlılığını göstermesi ve Annan planı ile ilgili somut değişiklik önerilerinin sunmasını beklediğini anımsattı.

Talat, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın alacağı çözüm teminatı üzerine müzakere sürecinin yeniden başlayıp başlamayacağına karar vereceğini belirtti.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, KIBRIS'a verdiği özel demeçte, Kıbrıs sorunuyla ilgili son gelişmelere ve Kıbrıs sorununun, Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerine yansımasına ilişkin önemli değerlendirmelerde bulundu.

"Türkiye'nin Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanıması beklenemez"

Cumhurbaşkanı Talat, Türkiye'nin, AB Gümrük Birliği'ni Kıbrıs dahil AB 10 yeni üyesine genişleten ek protokolü imzalamasıyla eş zamanlı olarak Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanımadığına dair yayınladığı deklarasyonuna yanıt olarak AB'nin karşı deklarasyonuna ilişkin değerlendirmede bulunarak, Türkiye'den mevcut haliyle Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanımasının beklenmemesi gerektiğini söyledi.

Cumhurbaşkanı, Türkiye'nin Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanıması gibi bir ihtimalin söz konusu olamayacağını, Türkiye'nin, Kıbrıs Cumhuriyeti'ni şimdiki haliyle tanımasının Kıbrıs sorununun tamamen başkalaşmasının kabul edilmesi anlamına geleceğini kaydetti.

Cumhurbaşkanı Talat, Avrupa Birliği içinde anomali bir durum söz konusu olduğuna işaret ederek,

Rum tarafının, Kıbrıs Cumhuriyeti'ni temsilen birliğe üye ülke olarak, aday üye devlet tarafından tanınmamasının normal bir durum olmadığını, ancak bu anomalinin, Türkiye'nin Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanımamasından dolayı değil, bölünmüş bir ülkenin AB içinde yer almasından kaynaklandığını söyledi.

Talat, "Burada Kıbrıs'ın AB'ye alınmasının doğrularıyla ve yanlışlarıyla ilgili gerçeği dile getiriyorum. Gerçekte, bölünmüş bir ada Avrupa Birliği'ndedir. Anomali de buradadır" dedi.

Talat, "Bölünmüş adanın bir tarafının, yasal olarak adadaki toplumlardan oluşan halkın birlikte bir devlet yapısı içinde yer alması gerekirken, Türkiye tarafından meşru kabul edilmesini kabul etmek tamamen mantık dışıdır" diye konuştu.

Talat, söz konusu bu anomali durumda AB'nin yapması gerekenin, Türkiye'nin bu anomaliyi benimsemesini sağlamak değil, bu anomaliyi ortadan kaldırması olduğunu kaydetti.

Talat, bunun da adanın bölünmüşlüğünün, ortadan kaldırılmasıyla mümkün olabileceğini vurguladı.

Mehmet Ali Talat, bunun da AB'nin normal olmayan bir şekilde üyesi olan Rum tarafını, BM sürecine altında, Kıbrıs sorunuyla ilgili çözüm müzakerelerine yeniden katılımının sağlanması ve bu anomaliyi ortadan kaldırmaya ikna etmesiyle mümkün olacağını yineledi.

"Türkiye'den Kıbrıslı Türklerin

haklarından feragat etmesi isteniyor"

Türkiye'nin Avrupa Birliği yolculuğunda Türkiye'den talep edilenlerin Kıbrıslı Türklerin haklarıyla ilgili olduğunu belirten Mehmet Ali Talat, "Türkiye'den istenenler, hep Kıbrıslı Türklerin haklarıyla ilgilidir. Türkiye'nin Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanıması Kıbrıslı Türklerin haklarından vazgeçmesidir. Daha doğrusu Kıbrıslı Türkleri terk etmesidir" dedi. Talat, Türkiye'nin bunu yapmasının ise düşünülemeyeceğini söyledi.

Türk hava ve deniz limanlarının açılmasıyla ilgili olarak da benzer bir durumun söz konusu olduğunu ifade eden Mehmet Ali Talat, şöyle konuştu:

"Kıbrıs Türk limanları ambargo altında tutulmaya devam ederken, Rumların Türk limanlarını kullanmasını talep etmek son derece mantıksızdır. Özellikle AB, 26 Nisan'da izolasyonları kaldırma kararı almışsa, kendi üyesinin engelliyle izolasyonları kaldıramadan, Türkiye'nin kısıtlamaları kaldırmasını istemek son derece mantıksızdır. Türkiye'nin limanlarını Rum tarafına açma yükümlülüğü yoktur. AB'nin gerekliliği bizim limanlarımızın çalışmasını da öngörüyor. Türkiye Dışişleri Bakanı Gül'ün önerdiği gibi tüm kısıtlamaları karşılıklı olarak kaldıralım. Engele ne gerek var ki?"

Doğrudan ticaret ve mali yardım

AB Komisyonu'nun Kıbrıs Türk toplumunun ekonomik izolasyonunun sona erdirilmesine yönelik sunduğu ancak bir türlü karara bağlanamayan Mali Yardım ve Doğrudan Ticaret Tüzükleri'yle ilgili olarak da değerlendirmede bulunan Mehmet Ali Talat, tüzüklerle ilgili henüz yeni bir gelişme olmadığını söyledi.

Mehmet Ali Talat, adanın kuzeyi ile AB üye ülkeleri arasında doğrudan ticaretin olmasının KKTC'nin tanınması anlamına geleceği yönündeki iddiaların temelsiz ve yersiz olduğunu, Azerbaycan'dan KKTC'ye doğrudan uçuşun gerçekleştiğini ancak KKTC'nin tanınmasının gerçekleşmediğini kaydetti.

"Tanınma yönünde talebimiz

yok, vizyonumuz birleşik Kıbrıs"

KKTC'nin sadece Türkiye tarafından tanınan bir devlet olduğunu ifade eden Mehmet Ali Talat, bir toplumun devletsiz yaşayamayacağını ve Kıbrıs Türk toplumunun da bir devlet altında varlığını sürdürdüğünü söyledi.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat şöyle konuştu:

"Demokrasi ve özgürlüklerin güneyden daha ileri olduğu bir devlet halindeyiz. Bu devleti, daha da geliştirmek ve AB normlarına uygun bir devlet haline getirmek mahcup olunacak bir durum değil. Tanıma başka bir şeydir. Bizim vizyonumuz, Kıbrıs sorununun çözümü ve Kıbrıs'ın birleştirilmesi olduğu için tanıma talebinde bulunmuyoruz. Ancak bu, devletimizi çağdaş normlara uyumlu hale getirmemize bir engel değildir."

"İki tüzük paket halinde

geçse bile yeterli olmaz"

Cumhurbaşkanı Talat, mali yardım tüzüğünün, tek başına, doğrudan ticaret tüzüğü olmadan, kabul edilmesinin Kıbrıs Türk ekonomisine bir faydası olmayacağını, bu iki tüzüğün bir birini bütünleyici olduğunu yineledi.

Talat, AB'nin, Rum tarafının ektisiyle mali yardım tüzüğünde değişiklikler yaptığını ve bunun mali yardım tüzüğünü uygulanamaz hale bile getirdiğini de ifade etti.

Talat, "Tüzükler ayrılırsa, tüzüklerin ekonomiye katkısının olup olacağını bir yana bırakın, mali yardımı uygulamak bile mümkün olmayacaktır" diye konuştu

Cumhurbaşkanı Talat, tüzükler konusunda AB'de henüz bir gelişme olmadığını ifade ederek, Türkiye'nin üyelik müzakereleri sürecinde özellikle Türk limanlarının açılması gündeme gelmesiyle Kıbrıs Türk ekonomisinin birtakım sıkıntılarla karşılaşacağına dikkat çekerek, bir an önce bu konuyla ilgili olarak bir adım atılması gerektiğini ve bunun içinde mali yardımdan önce ekonominin serbestleşmesi gerektiğini vurguladı.

Ekonominin en önemli bileşimi olan ticaretin serbestleşmesinin Kıbrıs Türk ekonomisinin gelişimine önemli katkısı olacağını ifade eden Talat, böylelikle ekonomik anlamada Avrupai bir ortamın doğacağını kaydetti.

Yeni geçiş noktalarının açılması

Cumhurbaşkanı Talat, Rum tarafının geçtiğimiz yıl 8 geçiş noktasını açma önerisinin samimi bir öneri olmadığını ifade ederek, Rum tarafının gerçekte kapı açma niyeti olmadığını, ancak kapı açmayı arzular gibi görünmeye çalıştığını söyledi.

Talat, Rum tarafının halen Bostancı'yı açmadığına işaret ederek, bunun Rum tarafının önerisinde samimi olmadığının bir kanıtı olduğunu kaydetti.

Rum tarafının söz konusu öneriyi Türk tarafının öneriye olumlu yaklaşmayacağı ve bunu engellemeye çalışacağı düşüncesiyle yaptığına dikkat çeken Talat, 8 kapının açılması için oldukça fazla altyapı masrafı yapılacağını ve insan gücüne ihtiyaç duyulacağını belirtti.

Talat, "Rum tarafı neden çözümü düşünmüyor? Niye kapıların açılması da çözüm değil? Çözüm olsa kapı olmayacak. Rumlar, çözüm ihtiyacını gizlemek için kapı açılmasını öneriyor. Kapı, çözümsüzlüğü pekiştirir, bunun simgesidir. Rum tarafının daha fazla kapı açılma önerisi samimi bir öneri değildir. İhtiyaç kadar kapının geçici dönem için açılması mantıklıdır" diye konuştu.

Kıbrıs Türk tarafının, Rum tarafının 8 kapı açılması önerisi çerçevesinde, batı bölgesinde hiçbir kapı olmaması nedeniyle Bostancı Kapısı'nın açılmasını uygun gördüğünü anlatarak, bunu AB'nin de makul karşıladığını ve Türk tarafının Bostancı Kapısı'nın hazırlıkları tamamlayarak kapıyı açtığını söyledi. Talat, Türk tarafının kapıyı tek taraflı olarak açmasıyla birlikte, Rum tarafının da zoraki olarak hazırlıklara başladığını kaydetti.

Kıbrıs Türk tarafının, "önce Bostancı Kapsısı, sonra Lokmacı Barikatı'nın açılacağını" söylediğini anımsatan Talat, özellikle Ay. Mamas ayinini düşünerek Bostancı Kapısı'nı bu dönemde açtıklarını ifade ederek, "Lokmacı'yı da göreceğiz, eğer orada da ayak sürürlerse o zaman orada da tek taraflı bir şey yapabiliriz. Ancak şu anda o safhaya gelmiş değiliz" diye konuştu.

Talat-Papadopulos görüşmesi

Bir süre önce AKEL Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas'ın, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum toplumu lideri Tassos Papadopulos'u sosyal içerikli bir toplantıda bir araya getirme girişimi yönündeki haberlerin ardından bu konuda somut bir gelişme olup olmadığıyla ilgili olarak Cumhurbaşkanı Talat şöyle konuştu:

"Papadopulos benimle görüşmek istemez, çünkü çözüm istemiyor. Görüşmenin ilişkileri yumuşatacağını, bazı beklentiler doğuracağını ve Kıbrıs Rum toplumunda da bazı sonuçlar yaratacağını biliyor ve benimle görüşmekten kaçınıyor. Kendi hesabına göre ve zarar görmeyeceği şekilde soysal görüşmeyi dışlamadığını söylüyor ama bunda ne kadar samimi bu belli değil. Hristofyas'la ve diğer Rum siyasi parti liderleriyle görüşme niyetim var, ancak bu, Papadopulos ile bir görüşmeye dönüşebilir mi onu bilemiyorum. Bunu zaman gösterecek. Papadopulos ile görüşmem için şu ana kadar bana yapılmış somut bir teklif yok. Sadece bir düşünce vardı."

"Sürecinin başlayacağına

dair somut bir işaret yok"

Kıbrıs sorunu çözüm müzakerelerinin yeniden başlaması ve çözüm sürecinde yeni bir hareketliliğin beklenip beklenmediğiyle ilgili olarak Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Genel Sekreter'in, müzakere sürecini başlatması için Rum tarafının çözüm iradesini ortaya koymasını beklediğini yineleyerek, Genel Sekreterin Rum tarafının hala önerilerini beklediğini söyledi.

BM çerçevesi altında Kıbrıs sorununun çözüm sürecinin başlayıp başlamayacağına BM Genel Sekreteri'nin karar vereceğini belirten Talat konuşmasına şöyle devam etti:

"Biz, Kıbrıs Türk tarafı olarak, diyaloğa hazır olduğumuzu söyledik. Ben göreve gelir gelemez Papadopulos ile her türlü görüşmeye hazır olduğumu bildirdim, BM aracılığıyla bunu ilettim, ancak Rum tarafından önerime ret cevabı geldi. Hristofyas'ın bizi kendi evinde buluşturması gibi gayrı resmi öneriler olduğu ifade edildi. Bunların dışında somut önerilerime ise hep ret yanıtı aldım" .

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Genel Sekreter'in, taraflardan planla ilgili somut öneriler yapmasını talep ettiğine ancak Papadopulos'un bunu da reddettiğine işaret ederek, "görüşmelerin yeniden başlayacağına dair net, somut bir işaret yok" dedi.

Avrupa Birliği'nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri Olli Rehn'in, geçtiğimiz günlerde Fransız gazetesi Le Monde'da yayınlanan demecine işaret eden Cumhurbaşkanı, söz konusu makalede, AB'nin karşı karşıya kaldığı bu durumun ancak Kıbrıs sorununun çözümüyle mümkün olabileceğinin ve AB'nin Kıbrıs çözüm sürecinde aktif bir rol üstlenerek, sürecin BM çatısı altında başlaması ve yürütülmesi gerektiğinin belirtildiğini kaydetti.

Makaleye atıfta bulunan Cumhurbaşkanı Talat, "AB ya da başka birinin katkısıyla önümüzdeki günlerde bu konuda gelişme beklenebilir" dedi.

KIBRIS 04/09/05

BM Genel Sekreteri, yeni Kıbrıs temsilcisi atayacak

Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos, açıkladı:

BM Genel Sekreteri, yeni Kıbrıs temsilcisi atayacak

ÜÇ ADAY VAR... Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos, özel bir Rum TV kanalında, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Kıbrıs için yeni bir temsilci atayacağını açıkladı. Papadopulos, BM Genel Sekreterliği'nin üç adaylı bir liste hazırladığını, hangi adayı atayacağına ise Annan'ın karar vereceğini de kaydetti

 

Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos bir Rum özel radyo-tv kanalında yayımlanan açıklamasında, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Kıbrıs için yeni bir temsilci atayacağını söyledi.

Mahi gazetesinin haberine göre Papadopulos, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın yakında Kıbrıs konusunda yeni özel temsilci atayacağını söyledi.

Papadopulos, yakın geçmişte BM Genel Sekreteri Kofi Annan'la görüşme ve mevcut durumu tartışma fırsatı bulduğunu hatırlatarak şöyle dedi:

"Bizim önerimiz, muhtemel yeni tur görüşmelerin çok çok iyi hazırlanması gerektiği yönündeydi. Bildiğim kadarıyla BM de şu anda bu safhada bulunuyor. Bunu ilk kez açıklıyorum; BM Genel Sekreteri yakında Kıbrıs konusunda özel temsilci atayacak."

Papadopulos, BM Genel Sekreterliğinin üç adaylı bir liste hazırladığını, hangi adayı atayacağına ise Genel Sekreter'in karar vereceğini de söyledi.

Alithia gazetesine göre bugün ABD'ye uçacak olan Papadopulos, New York'ta bulunacağı sırada, BM Genel Sekreteri'yle görüşme ve Kıbrıs konusunda bir durum değerlendirmesi yapma fırsatı bulabileceğini de açıkladı. Papadopulos, yeni girişimden söz edilirken bunun ille de masa başında müzakere olmadığının altını çizdi.

Papadopulos, 7 Eylül'de gerçekleştirilecek AB Daimi Temsilciler Toplantısı'na (COREPER) da değindi ve COREPER kararının oybirliğiyle alınması gerektiğini vurguladı.

Papadopulos, bir ülkenin karşı olması halinde deklarasyonun yayınlanmayacağını ve o durumda kendilerini tatmin etmeyen 30 Temmuz'daki AB Dönem Başkanlığı deklarasyonunun geçerli olacağını da söyledi.

Papadopulos, kendilerinin çabasının eskisini iyileştiren bir deklarasyonun yayınlanması olduğunu da ekledi ve "Galler'deki toplantıda desteklediğimiz bazı temel görüşlerimiz vardı. Bunların geniş destek bulması bizi çok sevindirdi. İyileştirilmiş bir deklarasyon yayınlanması ve ortaya koyduğumuz ilkelerin tatmin edilmesi için altın kesitin bulunması gerekir" dedi.

KIBRIS 04/09/05

Hristofyas: "Kıbrıs Rum tarafı görüşmelere hazırdır"

AKEL Genel Sekreteri ve Meclis Başkanı Dimitris Hristofyas, Kıbrıs Rum tarafı görüşmelere hazır olduğunu söyledi.Hristofyas, ziyaret için adada bulunan ABD kongresi heyetini kabulünde, Kıbrıs sorununun tarihçesini anlattı ve temel konuların altını çizdi. Hristofyas soruları yanıtlarken, Rum tarafının Annan planını reddetmesinin hiçbir zaman çözümü reddetme anlamı taşımadığını, planın Rumların beklentileri ve endişelerini karşılamadığını söyledi.

BM gözetiminde Kıbrıs müzakerelerinin yeniden başlatılmasına Kıbrıs Rum tarafının hazır olduğunu söyleyen Hristofyas, üzerinde anlaşılmış hakemlikten ve baskıcı takvimlerden uzak ve hem Kıbrıslı Rumlar hem de Kıbrıslı Türklerin çıkarlarını güvenceye alan bir anlaşma sağlanması gereğine işaret etti.

Hristofyas, sözde "işgal yönetiminin, Kıbrıs Türklerinin izolasyonunun kaldırılması bahanesiyle düzeyinin yükseltilmesini asla kabul etmeyeceklerini" belirtti ve "AB'ye aday ülke olan Türkiye'nin ek protokolden kaynaklanan yükümlülüklerini yerine getirmek durumunda olduğunu anlaması gerektiği" görüşünü savundu.

Hristofyas, Kıbrıs sorununa Avrupai çözüm bulunmasıyla ilgili Pan-Helen komitesi temsilcileri, ayrıca "Uluslararası Uzmanlar Grubu" temsilcilerini de kabul etti.

Hristofyas, Kıbrıs Rum tarafının Kıbrıs sorununa fonksiyonel ve kalıcı bir çözüm aradığını, çözümün adayı birleştiren ve Kıbrıs Rumlarıyla Kıbrıs Türklerinin çıkarlarını koruyan bir çözüm olması gerektiğini söyledi.

Bu arada Fileleftheros gazetesi, Hristofyas'ın, BM'de düzenlenecek Dünya Parlamento Başkanları Konferansı'nın ikincisine katılmak üzere pazartesi New York'a gideceğini yazdı. Konferans 7-9 Eylül tarihlerinde yer alacak.

KIBRIS 04/09/05

Fransa'nın Türkiye'ye Kıbrıs ısrarı sürüyor


      Fransa Başbakanı Dominique de Villepin, Türkiye’nin en hızlı şekilde Kıbrıs Rum kesimini tanıma yoluna girmesini istediğini söyledi. De Villepin, bugün LCI televizyonuna yaptığı açıklamada, "Türkiye’nin en güçlü ve hızlı şekilde Kıbrıs Rum kesimini tanıma yoluna girmesini istediğini" belirterek, "Bana göre, üyelik sürecine giren her ülkenin Avrupa’nın tamamıyla ilişkilerinin sükunet içinde olması kaçınılmaz. Türklerden bu niyeti göstermelerini istiyoruz" dedi.
      Fransa Başbakanı, "Türkiye’nin adaylığını elimizin tersiyle silip atamayız. Ben, giriş prosedürünün, Türkiye’den istediğimiz garantileri alır almaz başlatılmasından yanayım" diye konuştu.
      De Villepin, müzakerelerin ardından Türkiye’nin üyeliğiyle ilgili kararı, Fransa halkının onayına sunacaklarını da belirtti.
      Fransa’nın Avrupa İşleri Bakanı Catherine Colonna da yarınki Liberation gazetesinde yayımlanacak demecinde, "Türkiye’nin yaptığı gibi, AB’ye girmek isteyen bir ülkenin, birliğin kompozisyonunu eleştirerek bu işe başlaması, birliğin üyelerinden birini tanımaması mantıklı değil" dedi. Colonna, "Bu nedenle izahatlar istenmekte" ifadesini kullandı.

MILLIYET 05/09/05

 

Papadopulos, Annan'dan "koşullu" olarak yeni bir girişim başlatmasını isteyecek

Rum lider, Annan'dan takvim baskısı olmayan, ucu açık ve önkoşullar içermeyen yeni bir çözüm süreci başlatmasını isteyecek. Bu koşullar altında ve ön hazırlığı iyi yapılmış bir çözüm sürecinde masaya oturmaya hazır olduğunu ilan edecek olan Papadopulos, bu çerçevede genel sekreterden yardımcısı Sir Prendergast'ı yeniden Kıbrıs'a göndermesini de talep edecek

Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos'un, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'dan çözüm çabalarını yeniden başlatmasını isteyeceği ancak bir dizi koşul öne süreceği bildirildi.

Rum basını, Papadopulos'un BM Genel Kurulu çalışmalarına katılmak üzere gideceği ABD'de Genel Sekreter Kofi Annan ile görüşeceğini yazdı.

Rum lider, Annan'dan takvim baskısı olmayan, ucu açık ve önkoşullar içermeyen yeni bir çözüm süreci başlatmasını isteyecek. Bu koşullar altında ve ön hazırlığı iyi yapılmış bir çözüm sürecinde masaya oturmaya hazır olduğunu ilan edecek olan Papadopulos, bu çerçevede genel sekreterden yardımcısı Sir Prendergast'ı yeniden Kıbrıs'a göndermesini de talep edecek.

Karşı deklarasyonda tanınma talebi

Rum liderin, Annan'ın atayacağı yeni Kıbrıs özel temsilcisiyle işbirliği yapmaya hazır olduğu mesajı vermesi de bekleniyor.

Rum kesimindeki gözlemcilere göre, gerçekte sorunun çözümüyle ilgilenmeyen Papadopulos, Annan'a "taktik gereği" görüşmelere hazır olduğu mesajını vererek uluslararası topluluktan ve Türk tarafından gelecek olası tepkileri göğüslemeyi planlıyor.

KIBRIS 05/09/05

 

"Kıbrıs Cumhuriyeti'ni" tanı ek protokolün gereğini yap

Rum basınına göre, Rum Sözcü Kipros Hrisostomidis yaptığı açıklamada, Ankara'nın, "Kıbrıs Cumhuriyeti'ni" tanımayı reddetmeye devam etmesi ve ek protokolü 10 yeni üye için de uygulamaması halinde üyelik müzakerelerinin başlamayacağını söyledi

Türkiye'nin ek protokolden kaynaklanan yükümlülükleriyle ilgili Rum Yönetimi'nin 7 Eylül'deki Coreper toplantısında iki koşulunu masaya koyacağı belirtildi.

Fileleftheros Gazetesi'ne göre, Rum Yönetimi'nin birinci koşulu, Türkiye'nin deklarasyonuna AB'ın karşı deklarasyonunda "Kıbrıs Cumhuriyeti'nin" Türkiye tarafından tanınacağıyla ilgili net ifadenin yer alması, ikinci koşulu ise ek protokolün Kıbrıs Rum tarafı dahil tüm AB ülkelerine fiiliyatta da uygulanacağına ilişkin bir mekanizmanın kurulması.

Gazeteye göre her iki konu da Çarşamba günü Brüksel'de toplanacak kritik AB Daimi Temsilciler Komitesi (Coreper) toplantısında gündeme getirilecek.

Gazete 25'lerin, 29 Temmuz'daki Türk deklarasyonuna, karşı deklarasyonla verecekleri yanıtın, Türkiye'ye müzakere çerçevesi, yani yol haritasının şekillenmesinde de pusula görevi yapmasının beklendiği yorumunda da bulundu.

Gazete, İngiltere AB Dönem Başkanlığı'nın ise Türkiye'nin AB ilgisinden vazgeçebileceği yönünde Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün tehditlerinden yararlanarak, Rum tarafı için olumlu unsurları kırpmaya çalıştığını da öne sürdü.

Gazeteye göre Rum Sözcü Kipros Hrisostomidis ise yaptığı açıklamada, Ankara'nın, "Kıbrıs Cumhuriyeti'ni" tanımayı reddetmeye devam etmesi ve ek protokolü 10 yeni üye için de uygulamaması halinde üyelik müzakerelerinin başlamayacağını ileri sürdü.

Coreper toplantısında neler isteyecekler?

Gazeteye göre Rum tarafı 7 Eylül'deki Coreper toplantısında diğer şeyler yanında şunları talep edecek:

1. Mevcut karşı deklarasyondaki ilişkilerin "dejure normalleştirilmesi" deyiminin "Kıbrıs Cumhuriyeti'nin tanınması" deyimiyle değiştirilmesi,

2.Dejure tanımanın "mümkün olduğu zaman" ve "zaman aşamasında" ifadesinin değiştirilmesi,

3.Türkiye'nin, ek protokolü fiilen uygulamak zorunda olduğu somut bir takvimin karşı deklarasyonda yer alması,

Gazete, 25'ler arasında şekillenen atmosferin, Rum Yönetimi için elverişli olduğunu, Rumların en büyük destekçisinin başta Fransa olmak üzere üye devletlerden oluşan büyük bir grup olduğunu ve "güvenilir" bir kaynağın "25'lerin karşı deklarasyonda Kıbrıs Cumhuriyeti'nin tanınması ifadesinin yer almasının, çok büyük bir ihtimal olduğunu söylediğini" de kaydetti.

Gazete, AB Dönem Başkanı, İngiltere'nin ortaya koyacağı 3. karşı deklarasyon taslağı için bugünden itibaren, Perşembe'ye kadar doruğa çıkacak, çok yoğun bir diplomatik kulisin başlayacağını da yazdı.

Haberde, İngiltere'nin hazırlayacağı taslak için Almanya, Danimarka, İsveç ve Finlandiya'dan destek bulmayı umduğu yorumu da yapıldı.

Gazeteye göre Rum Hükümet Sözcüsü Kipros Hrisostomidis, Amerikan Kongresi'nden bir heyeti kabulünde yaptığı konuşmada, "Türkiye tarafından ek protokolün imzalanması değil, uygulanmasının büyük önem taşıdığını" söyledi ve Rum Yönetimi'nin, Türkiye'den gemi ve uçaklarına, limanlarını açmasını ve ürün sevkıyatındaki tüm engellerin kaldırılmasını beklediğini belirtti.

Hrisostomidis bu konudaki Rum görüşlerinin, üye devletlerin büyük bir kısmı tarafından destek gördüğünü ve AB'ın Türk deklarasyonuna net ve güçlü karşı deklarasyonla yanıt vermesi gerektiğini savundu.

Hrisostomidis, Türkiye'nin "kabul edilmez" deklarasyonunun siyasi ve yasal sorunlar yarattığını da iddia etti. Hrisostomidis, Türkiye'den ek protokolü koşulsuz imzalamasının beklendiğini ve yayımladığı deklarasyonun 17 Aralık 2004 AB Konseyi kararlarına da aykırı olduğu iddialarında da bulundu.

Haberde Hrisostomidis'in Amerikan Heyeti'ni Kıbrıs'taki son gelişmeler ve Annan planını reddetmelerinin nedenleri hakkında bilgilendirdiği de belirtildi.

Gazete Güney'de temaslar yapan Amerikan heyeti üyelerinin, gerek Cumhuriyetçi, gerekse Demokratik Parti'den önemli milletvekillerinin bürolarında görevli üyeler olduğunu da yazdı.

Gazete Kasulidis'in, açıklamalarıyla ilgili haberi, "Üyelik Müzakereleri'nin Başlamaması Tehlikesi Var Lefkoşa'dan Uyum İçerisine Girmesi İçin Ankara'ya Yeni Uyarılar" başlığıyla yansıttı.

Haravgi ise ilgili habere, "Türkiye Ek Protokolü Uygulasın Kıbrıs Ankara'dan Bunu Bekliyor" başlığını kullandı.

Alithia, "Türkiye-Avrupa Korku Filmi Sürüyor Brüksel Ve New York'taki Tartışmalarda Odak Noktada Bu Konu Veto Kıbrıs Gündeminin Tamamen Dışında" başlık ve spotlarıyla verdiği haberinde, AB'ın karşı deklarasyonu için "korku filminin" en az 10 gün daha süreceğini ve Rum Yönetimi'nin arzuladığı şekilde eski karşı deklarasyon taslağında iyileştirmeler olacağının ise kesin olmadığını kaydetti.

Gazete Çarşamba günü Brüksel'de gerçekleştirilecek Coreper toplantısında, Rum tarafının öncelikli hedefinin, Türkiye'nin ek protokolü 10 yeni üyeyle de tam olarak uygulamasını belirleyecek somut bir AB çerçevesi oluşturmak olduğunu yazdı.

Ayrıca ortaklarının olumlu tutumundan yararlanarak, "Kıbrıs Cumhuriyeti'nin" tanınmasını başa çıkararak, bu konuda güçlü bir karşı deklarasyon elde etmeye de çalışacak.

Gazete kesin olan tek şeyin, Rum tarafının veto kullanmayacağı olduğunu ve bunu AB ortaklarına net şekilde belirttiğini de yazdı.

Haberde, Rum Yönetimi'nin şimdiden Türkiye'nin AB üyelik müzakerelerinin 3 Ekim'de başlayacağını kabul ettiği ve geriye kalan şeyin karşı deklarasyon veya Türkiye'nin çerçeve belgesinde Türkiye'ye başka unsuru olabilecek bazı imkanlar sağlamak olduğu da belirtildi.

Gazete önümüzdeki on gün içerisinde, "Ankara'nın bilinen metotlarıyla" (Gül'ün tehditleri) sert bir poker oynanacağı ve Ankara'nın Kıbrıs konusunda baskıları önlemeye çalışacağı yorumunda da bulundu.

Mahi, Abdullah Gül'ün, Economist dergisindeki röportajına yer verdi, Gül'ün yeni koşullar öne sürülmesi veya tam üyelik verilmemesi halinde, Türkiye'nin AB hedefini terk edeceği yönündeki açıklamalarına atıfta bulundu, haberi, "Gül Yeni Koşullar Öne Sürülmesi Halinde, AB'ı Ayrılmakla Tehdit Etti" başlığıyla yansıttı, Gül'ün "tehditlerini" eleştirdi.

Gazete Çarşamba günü Coreper toplantısında karşı deklarasyon hazırlanması için çalışılacağına da dikkat çekti.

KIBRIS 05/09/05

 

Rumlar karşı deklarasyonu bekliyor

Rum yönetimi, yarın Brüksel’de yapılacak daimi temsilciler komitesi toplantısından, Ankara’nın Rum Kesimi’ni tanımadığını ilan eden deklarasyonuna karşılık, güçlü bir “karşı deklarasyonun” çıkmasını bekliyor.

 

NTV

Güncelleme: 07:06 ET 06 Eylül 2005 Salı

LEFKOŞA - Rum Yönetimi sözcüsü Kipros Hrisostomides, “İstediklerimizin büyük bir kısmını alabiliriz, uygun koşullar oluştu” dedi.

Rum sözcü, “Baskıların sürmesi halinde AB perspektifinden vazgeçilebiliriz” yönündeki açıklamaları ise, “Türkiye iyi niyetli yaklaşımlara, şantajla karşılık verdi” sözleriyle değerlendirdi. Rum sözcü, bunun Avrupai olmayan bir tutum olduğunu da belirtti.

Rm Temsilciler Meclisi Başkanı Dimitris Hristofyas da, Ankara’nın imzaladığı Gümrük Birliği protokolünün, Rum gemilerinin Türk limanlarına kabul edilmesi ve bunun uzantısı olarak ‘Kıbrıs Cumhuriyeti’nin tanınması anlamına geldiğini savundu

 

Karşı deklarasyonda tanınma talebi

Kıbrıs Rum Yönetimi’nin, karşı deklarasyonda Ankara’nın Kıbrıs Cumhuriyeti’ni tanıması konusunun yer alması için AB’ye baskı yapacağı bildirildi.

 

NTV

Güncelleme: 09:19 TSI 06 Eylül 2005 Salı

 

LEFKOŞA - Hükümete yakınlığıyla tanınan Fileleftheros gazetesinin haberine göre Rum Yönetimi, çarşamba günü yapılacak AB Daimi Temsilciler Komitesi toplantısı COREPER’de, birliğin karşı deklarasyonunda Ankara’nın Rum Kesimi’ni tanıması yönünde net bir ifadenin yer almasını isteyecek

Rumlar karşı deklarasyonda ayrıca, Türkiye’nin Gümrük Birliği anlaşmasını eksiksiz uygulamasını ve limanlarını Rumlara açmasının güvence altına alınmasını da talep edecek.

Dışişleri Bakanları toplantısında görüşülen karşı deklarasyon metninde, Türkiye’nin Rum kesimiyle ilişkilerini “mümkün olduğu zaman” ve “zaman içinde” iyileştirmesi gerektiği vurgulanıyordu.

Gazete ise, Rum yönetiminin ilişkilerin normalleştirilmesi yerine, hukuken tanınma ifadesinin yer almasını ve bu konuda net bir takvim belirlenmesini istediğini yazdı.

‘AB RUM YÖNETİMİ’NDEN YANA’
Fileleftheros gazetesi AB ülkeleri arasındaki atmosferin, Rum Yönetimi’nden yana değişmekte olduğunu da iddia etti ve Rum yetkililerin en büyük destekçisi Fransa’nın yanı sıra diğer üye ülkeler nezdinde, karşı deklarasyon taslağı için yarından itibaren çok yoğun faaliyetlere başlayacağını yazdı.

Gazeteye açıklamada bulunan güvenilir bir kaynak, karşı deklarasyonda Ankara’nın Kıbrıs Cumhuriyeti’ni tanıması gerektiği yönünde bir ifade yer almasının ciddi bir olasılık olduğunu söyledi.

Bu arada Rum hükümet sözcüsü Kipros Hrisostomides, Ankara’nın Kıbrıs Cumhuriyeti’ni tanımayı reddetmeye devam etmesi ve Gümrük Birliği anlaşmasını eksiksiz uygulamaması halinde müzakerelere başlayamayacağı tehdidini yineledi.

 

Papadopulos yeni koşullar sunacak

Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos’un, BM Genel Sekreteri Kofi Annan’dan çözüm çabalarını yeniden başlatmasını isteyeceği ancak bir dizi koşul öne süreceği bildirildi.

 

NTV

Güncelleme: 01:04 06 Eylül 2005 Salı

 

LEFKOŞA - Rum basını, Papadopulos’un BM Genel Kurulu çalışmalarına katılmak üzere gideceği ABD’de Genel Sekreter Kofi Annan ile görüşeceğini yazdı.

Rum lider, Annan’dan takvim baskısı olmayan, ucu açık ve önkoşullar içermeyen yeni bir çözüm süreci başlatmasını isteyecek. Bu koşullar altında ve ön hazırlığı iyi yapılmış bir çözüm sürecinde masaya oturmaya hazır olduğunu ilan edecek olan Papadopulos, bu çerçevede Genel Sekreter’den yardımcısı Sir Prendergast’ı yeniden Kıbrıs’a göndermesini de talep edecek.

Rum liderin, Annan’ın atayacağı yeni Kıbrıs özel temsilcisiyle işbirliği yapmaya hazır olduğu mesajı vermesi de bekleniyor. Rum Kesimi’ndeki gözlemcilere göre, gerçekte sorunun çözümüyle ilgilenmeyen Papadopulos, Annan’a “taktik gereği” görüşmelere hazır olduğu mesajını vererek uluslararası topluluktan ve Türk tarafından gelecek olası tepkileri göğüslemeyi planlıyor.

 

'Limanlar Rumlara açılsın' baskısı


6 Eylül, 2005 09:59:00 (TSİ) CNN TURK

Gümrük Birliği Ek Protokolünü imzalayan ancak yayımladığı deklarasyonla Güney Kıbrıs'ı tanımadığını bildiren Türkiye, havaalanları ile limanlarını Rumlara açması için AB'nin ısrarıyla karşı karşıya.

AB Komisyonu, Türkiye'nin havaalanlarıyla limanlarını Rumlara açması için iki mahkeme kararını emsal gösteriyor.
 
Bunlardan biri 16 mart 1983'te Avusturya'nın İtalya'nın transit mallarına vergi koymasıyla ilgili ihtilaf, diğeri de 9 aralık 1997'de komisyonun Fransa aleyhine açtığı davada alınan karar.
 
Bu davada komisyon Fransız çiftçilerin ithal malları engellemesine Fransa'nın engel olmadığı suçlamasıyla dava açmış ve kazanmıştı. Bu karar İspanya ve İngiltere tarafından da desteklenmişti.
 
Lüksemburg'daki Avrupa Birliği Adalet Divanı, her iki olayda da  malların serbest dolaşımının hiçbir şekilde ve gerekçe ile engellenemeyeceği  kararını verdi.
 
AB Komisyonu şimdi bu iki kararı Türkiye'nin önüne koyarak, hukuki açıdan limanlarıyla havaalanlarını Rumlara açması gerektiğini savunuyor.
 
Buna karşılık Türkiye ihtilafın hukuki temelde ele alınmasına karşı çıkmayacak.  Diğer bir deyişle AB Komisyonu'nun, mahkeme kararlarının netleştirilmesi amacıyla Divan'a gitmesi halinde Türkiye muhalefet etmeyecek. Mahkeme sürecinin iki yıl sürebileceği belirtiliyor.
 
Türkiye'nin deklarasyonu 

3 ekimde AB ile müzakere masasına oturmaya hazırlanan Türkiye, Gümrük Birliği'ni aralarında Güney Kıbrıs'ın da bulunduğu 10 yeni üyeyle genişleten Ek Protokolü 29 temmuzda onaylamış, ancak protokolü imzalamanın Kıbrıs Rum kesimini tanıma anlamına gelmediğini bir deklarasyon ile ilan etmişti.  

Deklarasyonun içeriği:

·  Türkiye siyasi çözüm için kararlılığını sürdürmektedir

·  Bu protokoldeki Kıbrıs Cumhuriyeti 1960'daki ortaklık devleti değildir

·  Türkiye için Rum tarafı Kıbrıs Türk tarafını temsil etmemektedir

·  Türkiye KKTC ile ilişkilerini değiştirmeyecektir

·  Türkiye bu Protokolle Kıbrıs Cumhuriyeti'ni herhangi bir şekilde tanımış olmayacaktır

·  Kapsamlı çözümle birlikte Türkiye yeni oluşacak devlet ile ilişkiler tesis etmeye hazırdır  
 
AB deklarasyonu haftaya belli olacak
 
Geçtiğimiz hafta Türkiye'nin Kıbrıs deklarasyonuna yanıt vermeyi kararlaştırılan Avrupa Birliği ise, karşı deklarasyonun metni konusunda uzlaşamadı.
 
Galler'in Newport kentinde toplanan AB dışişleri bakanları taslak metin üzerinde uzlaşamayınca görüşmeyi 7 eylüle erteledi. AB Dönem Başkanı İngiltere'nin Dışişleri Bakanı Jack Straw, taslak metin üzerinde geniş bir kabul olduğunu ancak oybirliği sağlanamadığını belirtti.
 
Son dönemde Türkiye'nin Güney Kıbrıs konusundaki duruşunu netleştirmesi ve Rum kesimini tanıması yönündeki baskılarını artıran Fransa'nın erteleme kararında etkili olduğu belirtiliyor.
 
Jack Straw, 3 ekimde müzakerelerin başlamasının önünde bir engel olmadığını söyledi. Basına sızan taslağın içeriği ise şöyle:
 

·  AB, Türkiye'nin limanlarını ve havaalanlarını Rumlara açmasını istiyor

·  AB, Türkiye'nin bu konudaki yükümlülüklerini 2006'da yerine getirip getirmediğini izlemeye alacak

·  Türkiye'nin yükümlülüklerini yerine getirmemesi durumunda ilgili başlıklarda müzakereler başlatılmayacak

·  Kıbrıs ile hukuki ilişkilerin en kısa zamanda normalleştirilmesi ve Türkiye'nin Güney Kıbrıs'ı tanıması dolaylı olarak isteniyor

·  Türkiye'nin Kıbrıs Deklarasyonu 'üzüntü verici' bulunurken, bunun tek taraflı olduğu, Türkiye'nin yerine getirmesi gereken yükümlülükleri hukuki olarak etkilemediği belirtiliyor.

Kıbrıs Rum İmparatorluğu

Gündüz Aktan

RADIKAL  06/09/05

Sn. Erdoğan ve Sn. Gül'ün AB'ye karşı tepkileri haklı. Türkiye'nin AB üyeliği için bu kadar çaba göstermiş olan bu ikilinin sözlerine AB'nin kulak vermesi lazım. Sabrın da bir sınırı var.
Bakın nereden nereye geldik. 17 Aralık belgesindeki olumsuz unsurlar malum. 'Ucu açık süreç', 'tarım, yapısal politikalar ve serbest dolaşım' gibi temel entegrasyon alanlarında derogasyonlar ile AB'nin bizi 'mas etme kapasitesine' yapılan atıf, bize 'şartlı üyelik' öngörüyordu.
Türkiye, Gümrük Birliği'ni 10 yeni AB üyesine zaten teşmil etmişti. 17 Aralık kararı, sırf Kıbrıs Rumlarını tanıma sürecini başlatmak için, bu amaçla bir de Ankara Anlaşması'na ek protokol yapılmasını kararlaştırdı. Karar, 3 Ekim 2005'te müzakerelerin başlamasını içermesine rağmen, bu açılardan kamuoyunda sert biçimde eleştirildi.
Daha sonra müzakere çerçeve belgesinin ilk taslağı çıktı. Taslakta, 17 Aralık kararına ilaveten, başka olumsuz unsurlar da vardı. Bu belge de eleştirildi ve söz konusu olumsuzlukların nihai metne girmemesi gerektiği vurgulandı.
Geçen hafta yapılan COREPER'de ve Newport AB dışişleri bakanları toplantısı sırasında bu iki metindeki olumsuzluklar aklımıza geldi mi? Nerede... Ek protokole ilişkin deklarasyonumuza karşı AB'nin çıkaracağı deklarasyon tüm dikkatimizi adeta karadelik gibi emdi.
AB müzakereyi iyi biliyor. Zaten bizimle veya herhangi bir aday ülkeyle kıyaslanamayacak kadar güçlü bir pozisyondan müzakere ediyor. Ayrımcı ve acımasız. Hafızasında verdiği sözlerin yeri yok. Sonunda haklı olan da hep o.
Bizi Kıbrıs'la meşgul ederken, Fransa ve Avusturya müzakere sürecinin ucunun açık olması, tam üyeliğimizin AB'nin mas etme gücüne bağlanması ve imtiyazlı ortaklığın müzakere çerçevesinde açıkça telaffuz edilmesini sağlamaya çalışıyor.
Sürecin ucunun açık olması, Türkiye'nin tüm şartları yerine getirse bile üye olamayabileceği anlamına geliyor. Yoksa şartları yerine getirmeyenin üye yapılmamasını metinde ayrıca belirmeye gerek yok.
Uzun müzakereler sonunda biz tüm şartları yerine getirsek bile, AB kendi ekonomik durumu iyi olmadığı gerekçesiyle bizi mas edemeyeceğini yani tam üye değil de, imtiyazlı ortak yapacağını söyleyebilecek.
Oysa bizim AB standartlarını uygulamamız için yeterli mali kaynak veremeyeceklerini yine kendileri itiraf ediyor. Yani biz kendi kaynaklarımızla onların standartlarına ulaşacaksak, zaten onların mas etme yükümlülüğü yok demektir. Türkiye bu bahanenin arkasında din/kültür farkı dolayısıyla bizi reddetme eğiliminin saklandığını bilmeli.
AB Kıbrıs'a ilişkin taleplerini 'hayatın gerçekleri' olarak sunuyor. Rumlar Annan Planı'nı reddetmişse ne olmuş yani? Onlar üye oldular bir kere. Karşı deklarasyona 'Türkiye anlaşmalardan kaynaklanan yükümlülüklerini yerine getirir' diye bir hüküm koyarlar. Böylece bizim GB'yi güneye yaymamız ve bu arada hava ve deniz limanlarımızı Rumlara açmamız anlaşma yükümlülüğü olur. Ama onların KKTC'nin tecridini kaldırmaya ilişkin taahhütleri şifahi olduğu yani anlaşmalara geçmediği için yerine getirilmeyebilir. Harika değil mi?
Bütün bunlara itiraz eder, hele sert çıkarsanız, hemen 'Aman yapmayın! Üyeliğinize muhalif olanlar bunu sizin aleyhinize kullanır' derler. 'Kıbrıs Rum İmparatorluğu'nun' hariciye nazırı bile bizim deklarasyonumuzun imajımızı bozmuş olmasından üzüntü beyan eder, bizi bayağı duygulandırır.
1979'da BM Güvenlik Konseyi toplantısında Türkiye her zamanki gibi Kıbrıs Rumlarına GKRY diye hitap ediyordu. Rum temsilci Mavromatis buna kızdı. "150 BM üyesi bizi Kıbrıs Cumhuriyeti olarak tanıyor. Sizin tanımamanız önemli değil" dedi. Buna rahmetli büyükelçi Orhan Eralp'in o müthiş İngilizcesiyle verdiği cevap hâlâ kulaklarımda: "Kıbrıs sorunu bir aritmetik toplama işlemi değildir. Bir cebir denklemidir. Bu denklemin 'x'i de Türkiye'dir. Tüm dünya sizi tanısa bile Türkiye sizi tanımadıkça bu denklem çözülemez. Şimdi kendinize isterseniz 'Kıbrıs Rum İmparatorluğu' bile diyebilirsiniz". (Salonda gülüşmeler)
İmparatorluk AB'ye kutlu olsun!

Rumların iki ana hedefi var

RADIKAL 06/09/05

YORGO KIRBAKİ

ATİNA - Yunanistan ve Kıbrıs Rum Yönetimi yarınki AB Daimi Temsilciler (COREPER) toplantısında Türkiye'nin Rum Kesimi'ni tanımadığına dair beyanına karşı deklarasyon hakkındaki iki ana hedeflerini belirledi. Hedefler şunlar:
1. Türkiye'nin beyanının net bir dille kınanması.
2. Türkiye'nin Gümrük Birliği Ek Protokolü'nü uygulaması amacıyla somut tedbirlerin deklarasyonda yer alması.
Atina ve Rumlar ikinci hedefi, Mayıs 2006'dan itibaren Türkiye'nin limanlarını Rum gemi ve uçaklarına açma yükümlülüğüne sokulması. Rum lideri Tasos Papadopulos, Antena-Cyprus televizyonuna, "Bizim çabamız hem 30 Temmuz açıklamasının geçerliliğini kaldıracak, hem de son dışişleri bakanları toplantısında Britanya'nın hazırladığı karşı deklarasyon taslağını iyileştiren bir karar çıkmasıdır" dedi.

Dipkarpaz'daki adımı geri çekeriz

Güney Kıbrıs'ta, Dipkarpaz'daki okullarla aynı kriterleri taşıyan ilkokul açılmasına yanaşmayan ve farklı uygulama peşinde koşan Rum yönetimine Başbakan Soyer'den sert tepki:

Dipkarpaz'daki adımı geri çekeriz

ULUSLARARASI ANLAŞMALARA UYUN... Rum tarafının "Türk ilkokulunu Rum eğitim bakanlığı bünyesine alma" girişimine Başbakan Soyer'den sert tepki geldi. Rum yönetimini, Türk tarafının Dipkarpaz'da yaptığı gibi "uluslararası anlaşmalara uygun davranmaya" çağıran Soyer, "Biz de Rum eğitim bakanlığının kontrolünde olan Dipkarpaz Rum ve Türk ilkokulunu yasayla KKTC Eğitim Bakanlığı bünyesine almayı değerlendirebiliriz" tehdidini ortaya attı

BAĞNAZ TUTUMA İZİN VERİLMESİN... Soyer, Rum aydınlara ve AB üyesi ülkelere seslendi: Aşırı milliyetçi, bağnaz Rum Eğitim Bakanı'nın bu ilişkileri öldürmesine fırsat vermesinler. Karpaz'da açılan Rum ilkokulu ve ortaokulunun tartışmalı bir konuma düşürmesinler, Kıbrıs Türkünün kendileri kadar insan olduğunu bilerek, güneyde de bu topluma ait eğitim hakkını iade etsinler

 

Hüseyin EKMEKÇİ

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, hükümetin Dipkarpaz Ortaokulu'nun faaliyetlerini yürütmesinde tamamen uluslararası anlaşmalar ve 1960 anlaşmalarına göre hareket ettiğini söyleyerek, "Rumlar aynısını yapmadığı gibi, faşizan uygulamalar gündeme getiriyor. Böyle devam ederse, Rum ortaokulunu yasayla KKTC Milli Eğitim Bakanlığı'nın bünyesine almamız gündeme gelebilir" dedi.

Güney'de hakim olan anlayışın halen bu esaslarda bir okul açılmasını engellediğini ve direndiğini savunan Soyer, "Rum milli eğitim bakanlığının Kıbrıs Cumhuriyeti anayasasında, Annan Planı'nda, Gali Fikirler Dizisi ve Cuellar belgesinde yer almayan bir şekilde, güneydeki Kıbrıs Türk İlkokulu için kendi eğitim bakanlığı bünyesinde bir tedbir almaya çalışmasını" faşizan bir girişim olarak nitelendirdi.

Son günlerde Limasol'da Türk ilkokulu açılması ile ilgili Rumlar tarafından ortaya konulan tavrı KIBRIS okurları için değerlendiren Başbakan Soyer, "Miloseviç'in Sırbistan'da, Jivkov'un Bulgaristan'da yaptıklarından farklı değil" benzetmesinde bulundu.

1960 anlaşması, Gali Fikirler Dizi, Cuellar Belgesi ve Annan Planı'nda eğitimin taraflara devredildiğini ve ortak bir eğitim bakanı olmadığını hatırlatan Soyer, Dipkarpaz'daki uygulamada Türk tarafının attığı adımın, Rumlar tarafından atılacak yeni bir adımla desteklenmesi gerektiğine vurgu yaptı.

Eğitimde yetki, kurucu devletlerde

1960 anayasasının her iki toplumun eğitim bakanlığı ve eğitim sistemini kendi toplumsal yapısına göre cemaat meclislerinin kontrolüne verdiğini anlatan Soyer, "Eğitimin kurucu devletlere ait olduğunun" altını çizdi.

Kıbrıs Cumhuriyeti'nde eğitim bakanlığı olmadığını hatırlatan Soyer devamla şunları söyledi:

"Bunları dikkate alarak, Kıbrıs Türk halkı, sayın Talat Başbakan iken, BM ile bir anlaşma yaptı. İradeye uygun olarak Karpaz'da Kıbrıs Rum toplumuna ait ortaokul kurulması ve bu okulun sevk ve idaresinden de Dışişleri Bakanlığı'nın mesul olması karara bağlandı.

Biz bu adımı attık ve gerçekleştirdik. Bu okulun müfredatı güneydeki eğitim sistemine bağlı, güneydeki eğitim otoritesinin yolladığı öğretmenlerle yönlendirilmektedir.

Bizim için önemli olan, bu okullarda okutulan ders kitaplarında Kıbrıslı Türklerin aleyhine olan şoven ve gerici unsurların okutulmamasını sağlamaktır. Bu da yerine getirilmektedir."

Bayrak krizi

Dipkarpaz Rum Ortaokulu ve ilkokulun Kıbrıs Türk eğitim sistemi içerisinde yer almaması nedeniyle okullarda bayrak olmadığını söyleyen Soyer, "Bazı insanlar, bu okulun açılmasını hazmedemedikleri için kendilerince bu işi yaptılar. Polis ve hükümet de bununla ilgili tedbiri almıştır" dedi.

Dipkarpaz'da bulunan yetkililerle bir araya gelerek konunun önemini anlattıklarını söyleyen Soyer, "Bu durumun önemi de kavranmıştır" ifadesini kullandı.

Kabul edilemez

Güneydeki hakimiyetçi anlayışın, aldığı kararla Türk ilkokuluna iki öğretmen atamayı, Türkçe bilen bir Rum öğretmeni görevlendirmeyi ve kendi eğitim sistemi içine yerleştirmeyi tasarladığını öğrendiklerini belirten Soyer şunları söyledi:

"Kitapları da kendileri saptayacak. Bunu asla kabul etmiyorum. Bu 1960 anayasasına da Kıbrıs'ın iki toplumlu karakterine de aykırıdır.

Bu, Türkçe'yi anayasaya göre resmi dil olarak AB muktesebatına koymayan ve Kıbrıs'ı üniter temelde Elen karakterli bir yapı haline döndürmeye çalışan hakimiyetçi tutumla aynıdır."

Dipkarpaz Rum okulları

yeniden değerlendirmeye alınabilir

Soyer, Rum tarafının aynı tutumu sürdürmesi halinde, Cumhurbaşkanı Talat ile bir araya gelerek, "yeni bir durum değerlendirmesi" yapmak mecburiyetinde kalacaklarını vurguladı.

Soyer, "Dipkarpaz Rum okulları yeniden gözden geçirilip, başka kararlar mı üretilecek?" sorusuna ise şu karşılığı verdi:

Miloseviç ve Jivkov mantığı...

"Rum tarafı bu tutumunu devam ettirirse, bizim de tartışma gündemimiz, yeni bir yasayla Rum ortaokulu ve ilkokulunu Türk eğitim sistemi içine almak olacaktır.

Bunu tartışacağız. Şu anda Karpaz'da kendine özgü bir yasallık vardır. Rum toplumuna ve Kıbrıs Türk toplumuna ait eğitim olmalıdır. Anadilde eğitim hakkını yok etmeye çalışan gerici bir zihniyetle karşı karşıyayız.

Faşizan bir tutumla karşı karşıyayız. Bu mantık Miloseviç ve Jivkov mantığından farklı değildir."

Dipkarpaz'da, Türk tarafının sanlaşmaya sadık kaldığını ve görevini yerine getirdiğini anlatan Soyer, Rum idaresin in farklı davranışı devam ederse, yeni bir anlayış geliştirmenin de kaçınılmaz olacağını vurguladı.

Girişimler sürüyor

Uluslararası girişim yapılıp yapılmadığı konusunda da Soyer şu ifadeleri kullandı:

"Her yönden girişim yapıyoruz. Tüm dünya Kıbrıs Türk halkının eğitim sisteminde ve tarih kitaplarında yaptığı reformu takdirle karşılamaktadır.

Ama üzücüdür ki, AB üyesi güney yönetimi okullarında Kıbrıslı Türkleri şeytan gösteren eğitimini sürdürmekte ve reforma yanaşmamaktadır."

Rum aydınlar susuyor

Kıbrıs Türk tarafında sivil toplum örgütlerinin hükümetin bu tür adımlar atmasında önemli katkılar sağladığını hatırlatan Soyer, "AKEL dahil Güney'de hiçbir ilerici kesimden aynı hareketliliği göremiyoruz" dedi.

Soyer, "Başta AKEL olmak üzere, hiçbir ilerici ve aydın Rum yönetiminin gerici tavrına karşı tedbir almamaktadır" ifadesini kullandı.

Soyer, sözlerinin sonunda şu çağrıyı yaptı:

"Kıbrıs'ın güneyinde ve kuzeyinde aklı başında olan insanlar, AB üyesi ülkeler, hepsi de aşırı milliyetçi, bağnaz Rum eğitim bakanının bu ilişkileri öldürmesine fırsat vermesinler. Karpaz'da açılan Rum ilkokulu ve ortaokulunu tartışmalı bir konuma düşürmesinler, Kıbrıs Türkünün kendileri kadar insan olduğunu bilerek, güneyde de bu topluma ait eğitim hakkını iade etsinler. Karpaz'daki statüde ilkokul açılması için tavrımızı desteklesinler."

Fotoğraf altı:

1. Başbakan Ferdi Sabit Soyer, ilkokulla ilgili son gelişmeleri KIBRIS'a değerlendirdi. Başbakanlık ofisinin bahçesi ile de özel olarak ilgilenen Soyer, KIBRIS Gazetesi'nden Hüseyin Ekmekçi'nin sorularını, bahçede yenen öğle yemeğinde cevapladı. Röportaj sırasında, Başbakanlık Özel kalem Müdürlüğü'ne atanan Erkut Şahali de hazır bulundu

2. Dipkarpaz'daki Rum Ortaokulu, Kıbrıs Rum yönetiminin tavrı nedeniyle yeniden öncelikli gündem arasında yer alıyor. Hükümet, Rum yönetiminin tavrını sürdürmesi halinde, Rum Eğitim Bakanlığı bünyesinde yürütülen sistemi, yasayla KKTC Eğitim Bakanlığı'na bağlayabilir

KIBRIS 06/09/05

Taşkent katliamı, BM'ye taşınıyor

MAHKEMEYE VERİLECEK... 2006 Mart ayında Brüksel'de bir Türk günü düzenlemek için faaliyetlerine başlayan İngiltere Kıbrıs Türk Örgütleri Konseyi, 1974 Taşkent katliamının sorumluların bulunması için şubat ayında da New York'a giderek, katliamdan sorumlu tuttuğu Birleşmiş Milletleri mahkemeye vermeye hazırlanıyor

Eylem ERAYDIN / LONDRA

2006 Mart ayında Brüksel'de bir Türk günü düzenlemek için faaliyetlerine başlayan İngiltere Kıbrıs Türk Örgütleri Konseyi, 1974 Taşkent katliamının sorumluların bulunması için Şubat ayında da New York'a giderek, katliamdan sorumlu tuttuğu Birleşmiş Milletler'i mahkemeye vermeye hazırlanıyor.

İngiltere Kıbrıs Türk Örgütleri Konseyi, Kıbrıs Türküne uygulanan haksız ambargoların kaldırılması ve Rum kesiminin hukuksal kimliğinin tam olarak tespitinin yapılması için yürüttüğü çalışmaları hakkında bilgi vermek için bir basın toplantısı düzenledi.

Toplantıda konuşan konsey başkanı Ali Ratip Doğruer, önümüzdeki mart ayında konseyin New York'taki Birleşmiş Milletler'e bir ziyaret gerçekleştireceğini ve Brüksel'de de bir "Türk Günü" düzenleyeceklerini söyledi.

Referandum sonrası Kıbrıs Türküne verilen sözlerin halen yerine getirilmediğini hatırlatan Doğruer, amaçlarının Türk tarafının tanınması yönünde olmadığına dikkat çekerek, "Türk tarafının hukuksal konumuyla ilgili yapabileceklerimiz sınırlı olduğundan, uluslar arası hukukta Rum tarafının hukuksal konumunun tam olarak araştırılmasını istiyoruz. Rum hükümetinin hukuksal kişiliği ne kadar geçerlidir. Bu anlamda Rum tarafına mahkeme açamayacağımız için bu konuyu Birleşmiş Milletler'e taşıyacağız" dedi.

Bu anlamda 1974 Taşkent katliamından sorumlu tuttukları Birleşmiş Milletler'i mahkemeye vereceklerini belirten konsey yönetim kurulu üyesi Ahmet Osam ve başkan Doğruer, bunun için köyün hukuksal temsilcileri olarak Taşkent Action Community adı altında bir grup kurduklarını kaydettiler.

Gelecek mart ayında bu grup adına BM'de Taşkent'in hesabını sormak için mahkeme açacaklarını vurgulayan konsey yetkilileri, 15 Ağustos 1974'te 83 Taşkentlinin Birleşmiş Milletler'in emriyle silahlarını bırakıp, tutuklu bulundukları sırada Rumlar tarafından katledilmesinin, BM'in sorumluluğunda olduğunu ve bunun hesabını soracaklarını ifade ettiler.

Amaçlarının Taşkent olayını Birleşmiş Milletler'e taşıyarak Kıbrıs Türküne yapılan haksızlıklara bir an önce son verilmesi ve Rum hükümetinin hukuksal kişiliğinin tam olarak ortaya çıkarılması olduğunu söylenen Ahmet Osam, "Adayı temsil eden 2 taraf olduğunun görülmesini ve bize referandum sonrası verilen sözlerin tutmalarını istiyoruz." dedi.

Türk Günü

Konseyin geçtiğimiz nisan ayında Avrupa Birliği parlamenterleriyle yaptığı görüşmeler sonucu olumlu tepkiler aldıklarını kaydeden başkan Ali Ratip Doğruer, bu doğrultuda Brüksel'de bir "Türk Günü" düzenleyerek Avrupa'ya Kıbrıs Türkünü daha iyi tanıtma fırsatı yakalayacaklarını söyledi.

Düzenlenecek Türk Günü için İngiltere ve Kıbrıs'taki tüm sivil toplum örgütlerinden destek beklediklerini belirten başkan " Kıbrıs sorunu hepimizin ortak sorunu . Bize yapılan haksızlıklara karşı hep birlikte çalışmalıyız" dedi.

KIBRIS 06/09/05

Rumlar, AB dışişleri bakanları toplantısından memnun döndü

Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, İngiltere'nin Newport kentinde gerçekleştirilen AB Dışişleri Bakanları Gayrı Resmi Toplantısı'ndan memnun döndü.

Rum Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu, adaya dönüşünde yaptığı açıklamada, havanın "çok lehte" olduğunu belirterek, AB'nin, Türkiye'nin tek taraflı deklarasyonu karşısında hazırladığı karşı deklarasyon belgesinin, "Kıbrıs'ı memnun edecek şekilde" değiştirileceğini savundu.

Rum basınında yer alan haberlere göre Yakovu, AB'de Türkiye'nin yayınladığı deklarasyonunun Türkiye'ye zarar verdiği ve karşı deklarasyon yayınlanması gerektiği görüşünün hakim olduğunu söyledi. Yakovu, Türkiye lehine konuştukları belirtilen ülkelerin de bulunduğunu ancak bunun Kıbrıs tezlerine karşı konuştukları anlamına gelmediğini söyledi.

Türkiye-AB arasındaki müzakere çerçevesi konusuna da değinen Yakovu, Rum hükümetinin müzakere çerçevesi konusunda henüz tutumunu belirlemediğini söyledi.

KIBRIS 06/09/05

 

Karşı deklarasyon taslağı masada

Avrupa Birliği’ne üye ülkelerin Brüksel’deki daimi temsilcileri, Türkiye’nin Kıbrıs deklarasyonuna verecekleri yanıtı üzerinde çalışmayı sürdürüyor. Dönem başkanı İngiltere karşı deklarasyon metnini bugün kesinleştirmeyi hedefliyor.

 

NTV

Güncelleme: 06:47 ET 07 Eylül 2005 Çarşamba

BRÜKSEL - AB’ye üye ülkelerin daimi temsilcilerini bir araya getiren COREPER toplantısı bugün Brüksel’de yapılıyor. Daimi temsilciler toplantıda, Avrupa Birliği-Türkiye müzakere çerçeve belgesi ile birliğin yayınlayacağı karşı deklarasyonu görüşüyor.

Türkiye saatiyle 11.00’de başlayant oplantıda, AB dönem başkanlığını üstlenen İngiltere, karşı deklarasyonun ilk taslağını üye ülkelere sundu.

İngiltere deklarasyonun taslak metninde, Türkiye’nin Kıbrıs Rum Kesimi’ni tanıması gerektiği yönünde bir ifadeye yer vermedi. Metinde Türk limanlarının Rum gemilerine açılması ile ilgili kesin bir tarih de yer almıyor.

Ancak Kıbrıs Rum Kesimi ve Yunanistan metne, en azından Türk limanlarının 2006 yılı sonuna kadar açılması gerektiğine dair bir madde konmasını için bastırıyor.

İngiltere, Almanya ve İtalya gibi ülkeler ise bu konuda daha muğlak ifadeler kullanılmasından yana. Dönem Başkanı İngiltere, karşı deklarasyonun metni üzerinde bugün net bir anlaşma sağlamak için çaba sarfediyor.

MÜZAKERE ÇERÇEVE BELGESİ GÖRÜŞMELERİ ERTELENDİ
Müzakere çerçeve belgesi ile ilgili görüşmeler ise 14 Eylül’e ertelendi. 19 ülke, müzakere çerçeve belgesinin olduğu gibi kalmasını savunurken, aralarında Fransa, Hollanda ve Yunanistan’ın da bulunduğu 6 ülke, belgede değişiklikler yapılmasını talep ediyor.

Dönem başkanı İngiltere’nin toplantıda, müzakere çerçeve belgesini resmen onaylamak üzere, 26 Eylül tarihinde olağanüstü dışişleri bakanları toplantısı düzenlenmesi için talepte bulunması da bekleniyor.

 

Rumlar karşı deklarasyonu bekliyor

Rum yönetimi, bugün Brüksel’de yapılacak daimi temsilciler komitesi toplantısından, Ankara’nın Rum Kesimi’ni tanımadığını ilan eden deklarasyonuna karşılık, güçlü bir “karşı deklarasyonun” çıkmasını bekliyor.

 

NTV

Güncelleme: 09:36 TSI 07 Eylül 2005 Çarşamba

LEFKOŞA - Rum Yönetimi sözcüsü Kipros Hrisostomides, “İstediklerimizin büyük bir kısmını alabiliriz, uygun koşullar oluştu” dedi.

Rum sözcü, “Baskıların sürmesi halinde AB perspektifinden vazgeçilebiliriz” yönündeki açıklamaları ise, “Türkiye iyi niyetli yaklaşımlara, şantajla karşılık verdi” sözleriyle değerlendirdi. Rum sözcü, bunun Avrupai olmayan bir tutum olduğunu da belirtti.

Rm Temsilciler Meclisi Başkanı Dimitris Hristofyas da, Ankara’nın imzaladığı Gümrük Birliği protokolünün, Rum gemilerinin Türk limanlarına kabul edilmesi ve bunun uzantısı olarak ‘Kıbrıs Cumhuriyeti’nin tanınması anlamına geldiğini savundu.

 

'Karşı deklarasyon' AB masasında

7 Eylül, 2005 09:36:00 (TSİ) CNN TURK

 

Avrupa Birliği'nin üzerinde anlaşma sağlayamadığı, Kıbrıs konusunda Türkiye'ye karşı deklarasyon bugün Brüksel'deki daimi büyükelçiler toplantısında yeniden ele alınacak.

Taslak metinde, AB, Türkiye'den Ek Protokol'ün tam olarak, hiçbir üyeye ayrımcılık yapmadan uygulanmasını ve malların serbest dolaşımı ile ulaşım kısıtlamalarının kaldırılmasını beklediğini belirtiyor.
 
Bu ifade ile Türkiye'den limanlarını ve havaalanlarını Rumlara açması isteniyor.
 
Taslakta, "AB, Türkiye yükümlülüklerini yerine getirmediği sürece ilgili başlıklarda müzakerelerin başlayamayacağını hatırlatır" deniliyor ve Türkiye tüm üye ülkelerle ilişkilerini en kısa sürede hukuki olarak normalleştirmelidir" ifadesi kullanılıyor.
 
Bu cümleyle Türkiye'den dolaylı olarak Güney Kıbrıs'ı tanıması isteniyor.
Fransa'nın bu metnin içine Türkiye'nin limanlarını Rumlara açması konusunda bir takvim belirlemesini, muhtemelen bu tarihin de 2006 sonu olmasını talep etmesi bekleniyor.
 
Fransa ayrıca Müzakere Çerçeve Belgesi'nde de Türkiye'ye, üyeliğin yanısıra imtiyazlı ortaklığın da bir seçenek olarak sunulmasını isteyecek. 

"AB sözlerini tutmalı"
 
Devlet Bakanı Ali Babacan, AB'nin ortak değerlerinin 'ahde vefa' ilkesi ile tavizsiz bir biçimde uygulanması ve Türkiye'ye verilen sözlerin yerine getirilmesi gerektiğini söyledi.
 
'Türkiye'nin Yıldız Şehirleri' konferansında konuşan Ali Babacan, ''beklentimiz, tüm şartları ve tüm sözlerini dürüst şekilde yerine getirmiş bir Türkiye'nin, yine kendisine söz verildiği gibi 3 ekimde müzakere sürecine başlamasıdır'' dedi.
 
İtalya'dan destek
 
İtalya Dışişleri Bakanı Gianfranco Fini, Avrupa Birliği'nin müzakerelere başlamak için Türkiye'ye yeni koşullar getirmemesi gerektiğini söyledi.
 
Fini, Yunan Dışişleri Bakanı Petros Molivyatis ile görüşmesinin ardından yaptığı açıklamada, "3 ekim öncesi Ankara'nın önüne yeni şartlar getirmek doğru olmaz. Çünkü Türkiye'nin müzakerelere başlamak için gereken kriterleri yerine getirdiği konusunda Konsey'de uzlaşıldı" diye konuştu.
 
Türkiye'nin müzakerelere başlamaya hazır olduğunu söyleyen Fini, "müzakereler başlayana kadar Türkiye'den Kıbrıs Rum Kesimi'ni tanıması istenmemeli" dedi.
 
Moliviyatis ise yaptığı açıklamada, İtalya ile Yunanistan'ın üyesi oldukları tüm uluslararası teşkilatlarda ve AB içinde tam bir işbirliği içinde olduklarını belirterek, ''AB'nin genişlemesi, Türkiye'nin AB süreci ve BM reformları konularında İtalya ile hemfikiriz'' diye konuştu.
 
Karşı deklarasyon tartışmaları
 
Geçtiğimiz hafta Türkiye'nin Kıbrıs deklarasyonuna yanıt vermeyi kararlaştırılan Avrupa Birliği, karşı deklarasyonun metni konusunda uzlaşamadı.
 
Galler'in Newport kentinde toplanan AB dışişleri bakanları taslak metin üzerinde uzlaşamayınca görüşmeyi 7 eylüle erteledi. AB Dönem Başkanı İngiltere'nin Dışişleri Bakanı Jack Straw, taslak metin üzerinde geniş bir kabul olduğunu ancak oybirliği sağlanamadığını belirtti.
 
Son dönemde Türkiye'nin Güney Kıbrıs konusundaki duruşunu netleştirmesi ve Rum kesimini tanıması yönündeki baskılarını artıran Fransa'nın erteleme kararında etkili olduğu belirtiliyor.
 
Jack Straw, 3 ekimde müzakerelerin başlamasının önünde bir engel olmadığını söyledi. Basına sızan taslağın içeriği ise şöyle:

·  AB, Türkiye'nin limanlarını ve havaalanlarını Rumlara açmasını istiyor

·  AB, Türkiye'nin bu konudaki yükümlülüklerini 2006'da yerine getirip getirmediğini izlemeye alacak

·  Türkiye'nin yükümlülüklerini yerine getirmemesi durumunda ilgili başlıklarda müzakereler başlatılmayacak

·  Kıbrıs ile hukuki ilişkilerin en kısa zamanda normalleştirilmesi ve Türkiye'nin Güney Kıbrıs'ı tanıması dolaylı olarak isteniyor

·  Türkiye'nin Kıbrıs Deklarasyonu 'üzüntü verici' bulunurken, bunun tek taraflı olduğu, Türkiye'nin yerine getirmesi gereken yükümlülükleri hukuki olarak etkilemediği belirtiliyor

 

KIBRIS DEKLARASYONU

3 ekimde AB ile müzakere masasına oturmaya hazırlanan Türkiye, Gümrük Birliği'ni aralarında Güney Kıbrıs'ın da bulunduğu 10 yeni üyeyle genişleten Ek Protokolü 29 temmuzda onaylamış, ancak protokolü imzalamanın Kıbrıs Rum kesimini tanıma anlamına gelmediğini bir deklarasyonla ilan etmişti.


Ankara, 'Güney Kıbrıs'ın tanınması' konusunun Kıbrıs Deklarasyonu ile açıklığa kavuşturulduğunu belirtiyor.
 
Metindeki 'kapsamlı çözümle birlikte Türkiye yeni oluşacak devlet ile ilişkiler tesis etmeye hazırdır' ifadesiyle de çözüm yanlısı tutumun ortaya konduğu savunuluyor.

CNN TURK 07/09/05

 

AB'nin karşı deklarasyonu hazır

 

Türkiye'nin Kıbrıs deklarasyonunun ardından AB’nin yayınlamaya hazırlandığı karşı deklarasyonun son taslağını tamamladı. Taslakta Türkiye’nin imzaladığı ek protokolü tam olarak uygulayıp uygulamacağının 2006 yılında gözden geçirileceği ifade edildi.

AB Dönem Başkanı İngiltere, karşı deklarasyon taslağına son halini verdi. Rumların ve Yunanların memnun olmadığı belirtilen taslakta, Türkiye’nin imzaladığı ek protokolün tam olarak uygulanıp uygulanmadığının 2006 yılında takip edilip, gözden geçirileceği ifade edildi.

İşte İngiltere’nin hazırlıdığı son taslak metin:

-Türkiye’nin imzaladığı Ankara Antlaşması Ek Protokolü ile ilgili olarak, imza sırasında Kıbrıs Cumhuriyeti ile ilgili bir deklarasyonda bulunma ihtiyacı hissetmesini üzüntüyle karşılıyoruz.

-Bu deklarasyon tek taraflıdır, Protokolün bir parçasını oluşturmamaktadır ve Türkiye’nin yükümlülükleri üzerinde herhangi bir yasal etkisi yoktur.

-AB, Ek Protokolün tam olarak, ayrım yapılmaksızın uygulanmasını ve malların serbest dolaşımı üzerindeki, ulaştırma araçları ile ilgili olanlar dahil tüm zorlukları ortadan kaldırmasını beklemektedir. Türkiye Protokolü AB üyesi tüm ülkeleri kapsayacak şekilde uygulamalıdır.

-Türkiye sözleşmeden kaynaklanan yükümlülüklerini yerine getirmedikçe müzakere başlıklarının açılması söz konusu değildir.

-Kıbrıs Cumhuriyeti 1 Mayıs 2004 tarihi itibariyle AB’nin bir üyesidir. AB uluslararası hukuk çerçevesinde yalnızca Kıbrıs Cumhuriyeti’ni devlet olarak tanıdığının altını çizer.

-AB Türkiye ile tüm AB üyesi ülkeleri arasındaki ilişkilerin en kısa sürede "de jure" (hukuki) olarak normalleştirilmesine verdiği önemi vurgular.

-Türkiye’nin BM Genel Sekreteri’nin çabaları çerçevesinde Kıbrıs sorununun kapsamlı çözümü doğrultusundaki çabaları destekleme taahhüdünün devam ettiğine dikkati çeker; kalıcı çözümün barış, istikrar ve uyumlu ilişkilere katkıda bulunacağı konusunda hemfikir olduğunu belirtir.

-AB yukarıda belirtilen hususları katılım süreci çerçevesinde hazırlanan Komisyon raporları vasıtasıyla takip edecek ve 2006 yılında gözden geçirecektir.

HURRIYET 07/09/05

 

İngiltere, Türkiye toplantısı istiyor

 

AB Dönem Başkanı İngiltere’nin 18 Eylül’de AB Bakanlar Konseyi’ni toplayarak Türkiye için hazırlanan müzakere çerçeve belgesinin onaylanmasını istediği belirtildi.

AB Haber’de yer alan bir habere göre, Türkiye konosunda AB içinde giderek artan görüş ayrılıkları İngiltere’yi Birlik içinde bir çıkış yol bulmaya itti.

İngiltere, bu açmazdan kurtulmak içn de Türkiye için özel bir Konsey toplantısı yapmayı ve tartışmalara son noktayı koymayı planlıyor. Ancak plan tam olarak kesinleşmiş değil, çünkü diğer AB ülkelerinin de olumlu görüş belirtmesi gerekiyor.

 (aa)

HURRIYET 07/09/05

 

AB karşı deklarasyonunun son taslağı belli oldu


      AB Dönem Başkanı İngiltere, karşı deklarasyonunun son taslağını hazırladı. Rumların ve Yunanların taslaktan memnun olmadığı ifade ediliyor.
      AB Haber’de yer alan taslakta, Türkiye’nin imzaladığı ek protokolün tam olarak uygulanıp uygulanmadığının 2006 yılında takip edilip gözden geçirileceği ifade edildi.
      Taslakta ayrıca, Türkiye’nin sözleşmeden kaynaklanan yükümlüklerini yerine getirmeden müzakere başlıklarının açılmasının söz konusu olmadığı belirtildi.
      İşte İngiltere’nin hazırlıdığı son taslak metin:
      "-Türkiye’nin imzaladığı Ankara Antlaşması Ek Protokolü ile ilgili olarak, imza sırasında Kıbrıs Cumhuriyeti ile ilgili bir deklarasyonda bulunma ihtiyacı hissetmesini üzüntüyle karşılıyoruz.
      -Bu deklarasyon tek taraflıdır, Protokolün bir parçasını oluşturmamaktadır ve Türkiye’nin yükümlülükleri üzerinde herhangi bir yasal etkisi yoktur.
      -AB, Ek Protokolün tam olarak, ayrım yapılmaksızın uygulanmasını ve malların serbest dolaşımı üzerindeki, ulaştırma araçları ile ilgili olanlar dahil tüm zorlukları ortadan kaldırmasını beklemektedir. Türkiye Protokolü AB üyesi tüm ülkeleri kapsayacak şekilde uygulamalıdır. AB tam uygulamayı 2006 yılında yakından izleyecek ve değerlendirecektir.
      -Türkiye sözleşmeden kaynaklanan yükümlülüklerini yerine getirmedikçe müzakere başlıklarının açılması söz konusu değildir.
      -Kıbrıs Cumhuriyeti 1 Mayıs 2004 tarihi itibariyle AB’nin bir üyesidir. AB uluslararası hukuk çerçevesinde yalnızca Kıbrıs Cumhuriyeti’ni devlet olarak tanıdığının altını çizer.
      -AB Türkiye ile tüm AB üyesi ülkeleri arasındaki ilişkilerin en kısa sürede "de jure" (hukuki) olarak normalleştirilmesine verdiği önemi vurgular.
      -Türkiye’nin BM Genel Sekreteri’nin çabaları çerçevesinde Kıbrıs sorununun kapsamlı çözümü doğrultusundaki çabaları destekleme taahhütünün devam ettiğine dikkati çeker; kalıcı çözümün barış, istikrar ve uyumlu ilişkilere katkıda bulunacağı konusunda hemfikir olduğunu belirtir.
      -AB yukarıda belirtilen hususları Katılım süreci çerçevesinde hazırlanan Komisyon raporları vasıtasıyla takip edecek ve 2006 yılında gözden geçirecektir."

MILLIYET 07/09/05

 

AB'de Türkiye'ye 'karşı-deklarasyon günü'


      BBC TÜRKÇE

      Avrupa Birliği'ne üye ülkelerin Brüksel'deki daimi temsilcileri bugün Türkiye'nin Gümrük Birliği uyum protokolünü imzalarken yayımladığı deklarasyona yanıt verecek. Türkiye, deklarasyonda, Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanımadığını ilan etmişti.
      Avrupa Birliği'nin karşı-deklerasyonuna, Türkiye'nin limanlarını, 2006 yılı sonuna kadar Rum bandıralı gemilere açması yönündeki bir çağrının da eklenmesi bekleniyor.
      Brüksel'den gazeteci Zeynel Lüle, Kıbrıs'ın, limanların açılması konusunda Avrupa Birliği'nin tam desteğini almış göründüğünü söylüyor.
      Zeynel Lüle ayrıca, Avrupa Komisyonu'nun daha önce bu konunun Ankara için kırmızı çizgi olduğunu belirtmesine de dikkat çekiyor.
      Öte yandan Avrupa Birliği'ne üye ülkelerin Brüksel'deki daimi temsilcilerinin bugünkü toplantılarında ayrıca, Türkiye'nin müzakere çerçeve belgesini de görüşmesi bekleniyor.
      Fransa, Hollanda ve Yunanistan, belgede bazı değişiklikler yapılmasını talep ederken, dönem başkanı İngiltere buna direniyor.
      Avrupa Birliği'nin, müzakere çerçeve belgesinin onayı için de bir toplantı tarihi belirlemesi gerekiyor.
      Ankara onay sürecinin uzamasından son derece rahatsız.
      Kaygı duyulan ihtimal ise belgeye yeni koşullar anlamına gelecek eklemelerin yapılması.

MILLIYET 07/09/05

 

Chirac: Karşı beyan şart

AB, Türkiye'nin Kıbrıs beyanına karşı deklarasyonu bugün netleştiriyor. Hasta yatağından Schröder'e telefon açan Chirac, 'Karşı beyan yayımlanmalı' dedi

RADIKAL 07/0

BRÜKSEL - Türkiye'nin 3 Ekim'de AB ile tam üyelik müzakerelerine başlaması önündeki son engel olarak görülen Gümrük Birliği Ek Protokolü'nü Kıbrıs Rum Yönetimi'nin tanımadığını belirten beyan eşliğinde imzalaması karşısında AB de yanıtını bugün veriyor. ABD dışişleri bakanlarının geçen hafta Newport'taki gayriresmi toplantıda netleştiremeyerek bugünkü daimi temsilciler (COREPER) toplantısına erteledikleri karşı deklarasyonda, Türkiye'nin Kıbrıs beyanı karşısında üzüntü dile getirilerek, gümrük birliği protokolünün tüm AB ülkelerine tam manasıyla ve ayrım yapılmadan uygulanması ve Kıbrıs Rum Yönetimi'yle ilişkilerin en kısa sürede normalleştirilmesinin talep edilmesi bekleniyor.
AB Konseyi'nin hukuk birimleri ise müzakereler başlar başlamaz bu talepte bulunmanın 'hukuki değil siyasi' olduğunu üye ülkelere iletti. Hukuk birimleri ayrıca, Türkiye'nin müzakerelere başlayarak 'Kıbrıs'ı 'de facto' olarak tanımış olacağı görüşünde.

45 dakika konuştular
Son dönemde Türkiye'nin Kıbrıs Rum Yönetimi'ni tanıması, hava ve deniz limanlarını Rum bandıralı gemilere açmasının 'yılmaz savunucusu' Fransa'nın Cumhurbaşkanı Jacques Chirac da, bugünkü toplantı öncesinde hasta yatağında boş durmadı. Gözünü etkileyen bir damar sorunu nedeniyle hastanede tutulan ve Almanya Başbakanı Gerhard Schröder ile bugünkü buluşmasını iptal eden Chirac muhatabıyla telefonla görüştü. Chirac 45 dakikalık görüşmede, Schröder'e Türkiye'nin Kıbrıs beyanına karşı mutlaka bir deklarasyon çıkarılması gerektiğini iletti.

'Türkiye, Kıbrıs'ı tanıyacak'
"Müzakerelerin başlaması için Kıbrıs'ın tanınması koşulu sürülemez" diyen Britanya'nın Güney Kıbrıs Yüksek Komiseri Peter Millett ise, müzakerelerin başlamasının ardından Türkiye'nin 'Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanıyacağını söyledi. Milett, "Tanıma olmazsa, süreç boyunca büyük problemler çıkar. Kıbrıs kenara itilemez" dedi.
COREPER toplantısı öncesinde İtalya'dan ise destek mesajı geldi. İtalya Dışişleri Bakanı Gianfranco Fini, dün Yunan Dışişleri Bakanı Petros Molivyatis ile görüşmesi sonrası 3 Ekim'de müzakerelerin başlaması için yeni şartlar öne sürülmeyeceğini söyledi. "AB liderleri, 17 Aralık'ta Türkiye'nin şartları yerine getirdiğinde uzlaşmıştı" diyen Fini, "Üye olana dek geçecek uzun sürede, en aşikâr olan Kıbrıs'tan başlamak üzere tüm sorunlar çözülecektir. Türkiye, Kıbrıs'ın tanınmasındaki gibi çözümü sonsuza dek erteleyemeyeceği sorunlar olduğunun farkında olmalı" ifadelerini kullandı. (Dış Haberler)

Atina'dan Nazilere engel

RADIKAL 07/09/05

YORGO KIRBAKİ

ATİNA - Yunan hükümeti, hem insan hakları örgütlerinin tepkileri hem de Türkiye'nin duyduğu rahatsızlığı dile getirmesi üzerine, aşırı sağcı örgüt 'Altın Şafak ve Avrupa'daki Neo-nazilerin 16-18 Eylül tarihlerinde Mora Yarımadası'ndaki Meligala mevkisinde düzenlemeyi planladıkları Türkiye aleyhtarı 'kin festivali' için nihayet tavır koydu. Hükümet Sözcüsü Teodoros Rusopulos, 'Türkiye Avrupa'dan dışarı' sloganıyla düzenleneceği basına yansıyan etkinlikle ilgili bilgilerin doğrulanmadığını, resmi makamlara da başvuru yapılmadığını belirterek, "Hükümet, bu tip ırkçılığı kışkırtan gösterileri kınamaktadır" dedi. Hükümetin anayasa ve yasaların örgördüğü tüm tedbirleri alacağını kaydeden Rusopulos, "Böylesi gösterilerin düzenlenmesi kabul edilmez" diye konuştu. Rusopulos, bir soru üzerine, hükümetin 'kin festivali'nin düzenlenmesini engellemeye çalışacağını da sözlerine ekledi.
Türkiye'nin Atina büyükelçiliği yetkililerinin de festival ile ilgili haberlere değinerek, Yunan yetkililere sözlü olarak rahatsızlıklarını ilettiği öğrenildi.

 

İhalede yine yokuz

Girne çevre yolu için Ankara'da ikinci kez açılan ihaleye KKTC'deki müteahhitler katılamıyor

İhalede yine yokuz

MÜTEAHHİTLER RAHATSIZ Girne trafiğinin rahatlatılması için bir süreden beri gündemde olan Girne çevre yolu yapımı konusunda, Ankara'da ikinci kez açılan ihaleye KKTC'deki müteahhitler katılamıyor. Yerli müteahhitlerin de katılmasına olanak tanınan ihale dosyasında belirtilen "keşif bedeli ve teminat mektubu" KKTC'deki müteahhitlerin önünü kapadı. İnşaat Müteahhitleri Birliği Başkanı Gürcafer yerli müteahhitlerin gelişmelerden rahatsız olduğunu söyledi

"TC'Lİ MÜTEAHHİTLER YASA DIŞI İŞLER YAPIYOR" İnşaat Müteahhitleri Birliği Başkanı Cafer Gürcafer, yerli müteahhitlerin fiyatının TC'li müteahhitlerden daha pahalı olduğu yönünde eleştiriler yapıldığını belirterek TC'li müteahhitlerin aşırı derecede indirim yaptığını ve bu indirimden dolayı uğradıkları zararı telafi edebilmek için yasal olmayan yollara baş vurduklarını iddia etti

Fazile KÖLE

Girne trafiğinin rahatlatılması için bir süreden beri gündemde olan Girne çevre yolu yapımı konusunda, Ankara'da ikinci kez açılan ihaleye KKTC'deki müteahhitler katılamıyor.

TC Karayolları Genel Müdürlüğü'nce açılan ihale dosyasında, KKTC'deki müteahhitlerin de ihaleye katılmasına olanak tanında, ancak ihale dosyasında belirtilen "Keşif bedeli ve teminat mektubu" KKTC'deki müteahhitlerin önünü kapadı.

İhale dosyasında "Kullanılmamış teminat mektubu yerli ve yabancı bankalardan alınacak belgeler" ve "Teklif edilen bedelin % 80 oranından az olmamak üzere tek sözleşmeye ilişkin iş deneyim belgesi" maddelerinin yerli müteahhitlere engel olması rahatsızlık yarattı.

Konuyla ilgili bilgi veren İnşaat Müteahhitleri Birliği Başkanı Cafer Gürcafer, yerli müteahhitlerin ihalenin KKTC'de açılmasını talep ettiği, ancak ikinci kez yine Türkiye'de açılan ihaleye katılamayacağını söyledi.

Gürcafer, ihalenin KKTC'deki müteahhitlerin de katılımını ön gördüğünü, ancak dosyada istenilen keşif bedeli ve teminat mektubunun yerli müteahhitlere engel teşkil ettiğini anlattı.

"Kıbrıslı müteahhitlerin fiyatları Türkiyeli müteahhitlerden çok yüksektir" yönünde eleştiriler de olduğunu kaydeden Gürcafer, Türkiye'de açılan ihalelerde bunun gerekçe olarak gösterildiğini belirtti.

Gürcafer, Kıbrıs'taki ihalelere katılan TC'li müteahhitlerin yasal olmayan iş yaparak fiyatlarını düşük gösterdiğini iddia etti.

Keşif bedeli ve

teminat mektubu engel

Cafer Gürcafer, Kıbrıs'lı bir müteahhidin ihaleye katılabilmesi için, ihale keşif bedelinin yüzde 80 oranından az olmamak üzere tek sözleşmeye ilişkin iş deneyim belgesi göstermesi gerektiğini belirtti,

Gürcafer ihale tutarı 15 trilyon ise yerli müteahhitlerin 12 trilyonluk iş bitirmesi gerektiğini, ancak yerli müteahhitlerin ifade edilen miktarda yapılmış bir işinin bulunmadığını anlattı.

İhale dosyasında istenilen teminat mektubu yönünden de yerli müteahhitlerin sıkıntı çektiğini belirten Gürcafer, yerli bankalardan alınmış teminat mektubunun Türkiye'de kabul edilmediğini kaydetti.

Türkiye'deki bir bankadan alınması istenen mektup için yerli müteahhitlerin nakit para yatırması gerektiğine dikkat çeken Gürcafer, Türkiye bankalarının burada gösterilen ipotekleri de kabul etmediğini anlattı.

Müteahhitler Birliği Başkanı Gürcafer söz konusu iki madde nedeniyle yerli müteahhitlerin yapımına talep olduğu yol ihalesine katılamadığını söyledi.

TC'li müteahhitler yasal

olmayan iş yapıyor

"Kıbrıslı müteahhitlerin fiyatları Türkiyeli müteahhitlerden çok yüksektir" yönünde eleştiriler yapıldığını belirten İnşaat Müteahhitleri Birliği Başkanı Cafer Gürcafer, Türkiye'de açılan ihalelerde bunun gerekçe olarak gösterildiğini iddia etti.

Türkiye'de iskalasyon sistemi olduğu için işin bitişinde devletin cebinden çıkan toplam paranın Kıbrıslı müteahhitlerin işleriyle kıyaslandığında çok fazla olduğunu kaydeden Gürcafer, TC'li müteahhitlerin aşırı derecede indirim yaptığını ve bu indirimden dolayı uğradıkları zararı telafi edebilmek için yasal olmayan yollara baş vurduklarını iddia etti.

Gürcafer şunları söyledi:

"Devlet TC'den gelen müteahhitlere taş ocağı tahsis ediyor. Bu taş ocağından elde ettikleri akregayı TC'li müteahhitler hiçbir vergi ödemeden alırlar ve sadece yolla ilgili kullanmaları gereken akregayı iç piyasaya da sunarlar. İkinci olarak fonsuz akaryakıt alırlar ve birlik olarak akaryakıtı da kaçak olarak sattıklarını tespit ettik.

Bunlara ilaveten TC'li müteahhitlere kendi sanat yapılarını yapmak için beton şantiyesi izni ve özel fiyata fonsuz gümrüksüz çimento alma imkânı verilir.

Bu çimentoyu devlet tarafından tahsis edilen taş ocağını da kullanarak beton yapıp bunu da iç piyasaya sürerler. Bu tür işleri yaparak o ilk anda göstermelik düştükleri indirimi telafi etmeye çalışırlar. Tabi bu bizim piyasamıza ve bu alandaki sektöre ayrı bir zarar verir."

Gürcafer, yerli müteahhitlerin akaryakıta, mazota, ham maddeye ve işçilerinin sigortasına yaptığı yatırımın belli olduğunu ve maliyetin buna göre çıkarıldığını kaydetti. TC'li müteahhitlerin ifade edilen ihtiyaçlarla ilgili yükümlülüğü olmadığını anımsatan Gürcafer, bunun sonucunda indirim yaptığını ve açığını kapatmak için de yasal olmayan yollara baş vurduğunu iddia etti.

İhale 15 Eylül'de

kapanıyor

15 Eylül'de kadar teklif kabul edilen çevre yolu, Girne Nurettin Ersin Paşa Camii'nin arkasından başlayıp Yavuz Çıkartma Anıtı bölgesinden geçip, halen kullanılmakta olan yola uzanarak Alsancak kavşağına kadar gidecek. Kullanımı devam eden yol üzerinde de, yol genişletme çalışmaları yapılacak.

Yeni çevre yolu, Karaoğlanoğlu ve Zeytinlik köylerinin üst kısmından, Edremit ve Karaman köylerinin ise alt kısmından geçecek. Söz konusu köylere ve Girne merkezine gitmek isteyen araçlar, trafik yönünden herhangi bir sıkışıklık yaşamaması için çevre yolunda, köprülü kavşakların da bulunması öngörülüyor.

Dört şeritli olması planlanan yeni çevre yolu, Girne'nin tamamen dışından geçecek ve Lefkoşa istikametinden gelen araçların yola girişini sağlayacak bir de alt geçit yapılacak.

İhalenin kapanmasının ardından yolun 2 yıl içerisinde tamamlanması hedefleniyor. Girne Trafiğini rahatlatmak amacıyla gündeme gelen çevre yolunun 2007'de bitmesi bekleniyor.

KIBRIS 07/09/05

 

Tony Angastiniotis, Rumların Türklere yönelik katliamlarını konu alan "Kanın Sesi" kitabını tanıttı

Tony Angastiniotis, Rumların Türklere yönelik katliamlarını konu alan "Kanın Sesi" kitabını tanıttı ve Rum tarafında aldığı tepkilerden yakındı: Korku içinde yaşıyorum

Kıbrıslı Rumların Kıbrıslı Türklere yönelik katliamlarını konu alan "Kanın Sesi-Yeşil Hat'ta Sıkışıp Kalmak" kitabının Kıbrıslı Rum yazarı Tony Angastiniotis düzenlediği bir basın toplantısıyla kitabını tanıttı.

Dış Basın Birliği'nde gerçekleşen ve Rumların Türklere yönelik katliamlarını konu alan kitabın tanıtılacağı toplantıya Türk basını yoğun ilgi gösterirken, çağrılı olmalarına rağmen Rum basını Angastiniotis'e tepkisini toplantıya gelmeyerek gösterdi.

Tony Angastiniotis toplantıda yaptığı konuşmada, adada 4 çeşit insan bulunduğunu, bunların "Rumları seven Türkler", "sevmeyen Türkler", "Türkleri seven Rumlar" ve "sevmeyen Rumlar" diye ayrıldığını dile getirerek, kendisinin hiçbir gruba dâhil olmadığını, kendisinin "Kıbrıs'ı seven bir insan" olduğunu söyledi.

"Barışa bir şans verelim, tek halk olalım" diyen Angastiniotis, Kıbrıslı olan birinin ne bir taraftan ne de diğer taraftan olmaması gerektiğini, Türklerin yaşadığı acılar ile Rumların yaşadıklarını dengeli olarak anlatmaya çalıştığını, insanların da "Kıbrıs" bilincini yaratmaya çalışması gerektiğini söyledi.

Angastiniotis, "Kalplerimiz doğru yerde olmadığı sürece bulunacak olan her çözüm 24 saatten fazla yaşamaz. Ben her zaman bunu söyledim, nefrete karşıyım, Türk tarafından da gelse Rum tarafından da gelse karşıyım. Eğer Taksim olacaksa -ki bu adadaki çoğu insanın istediği şeydir- birbirimizin acılarına saygı göstermezsek, hiçbir zaman iyi komşular olarak yaşayamayız. Eğer birleşirsek o kadar iyi ilişkiler kurmalıyız ki evlatlarımız birbirleriyle evlenebilsinler" dedi.

"Katliamlar karşılıklı karşılıklı özür dilenmeli"

Kitabı eline alıp belgeseli izleyenlerin "Bakın Rumlar Türklere neler yapmış" diyebileceğini ifade eden Tony Angastiniotis, Türk tarafında kimin eline kamerasını alıp böyle bir belgesel yapacağını da merak ettiğini söyledi. Angastiniotis, katliamların "karşılıklı olarak yapıldığını" iddia etti.

Angastiniotis, taraflı tarafsız, sağlı-sollu, tüm Rum basın-yayın organlarını basın toplantısına davet etmesine rağmen hiçbirinin gelmediğine dikkat çekti ve "Buraya gelip neden gerçeklerimizle yüzleşmek istemiyorlar, neden diğer tarafı etkileyen durumlardan kaçıyorlar? Bu, bizim yaptıklarımızı tekrar yapabileceğimizi gösterir. Mesela ben şu anda Rum tarafı için yokum, ben burada değilim, sözde bir kişiyim. Eğer yaşıyor olsaydım onlar da burada olurdu, onlar için de burada Kıbrıs'ın gerçeklerini anlatan bir kitap tanıtılıyor olurdu. Ama bazı Türkler de burada değiller. Çünkü o kadar Rum yanlısıdırlar ki onlar da gerçeklerden kaçıyorlar. Eğer bir sürü insan öldürüp katletmişsek bunu kabullenip özür dilememiz gerekir. Bu bizim görevimizdir. Çünkü o kişilerin arkasından üzülen insanlar vardır" dedi.

İki tarafın da tam haklı olmadığını ve iki tarafın da suçlu olduğunu savunan Tony Angastiniotis, iki tarafın da uzlaşarak yaptıklarından dolayı özür dilemeleri gerektiğini, aksi bir durumda ise her zaman hiçbir türlü anlaşmayı kabullenmeyen insanlar olacağını ifade etti.

"Katiller vatansever, ben vatan haini oluyorum"

Angastiniotis kendisine sorulan bir soruya karşılık "Muratağa ve Sandallar'da toplu katliam yapan insanlar kahvelerde oturup tavla ve kâğıt oynuyorlar bunlar vatansever oluyorlar, ben ise 'vatan haini' ilan ediliyorum... Bu benim bir insan olarak kabullenebileceğim bir şey değil. Ben sadece 30 yıl önce olan ve Rum siyaseti yüzünden örtbas edilen şeylerin hikâyesini yazdım. Bunların üzerindeki sis perdesi kalkmalıdır. Çünkü benim Ali Faik diye bir arkadaşım var. Bu adam 3 çocuğunu, annesini, babasını ve karısını öldürdüler. Burada bir vatandaş, diğer bir vatandaşın tüm ailesini öldürüyor, fakat ölenler Kıbrıslı Türk oldukları için sorun olmuyor ve araştırılmıyor bile Size kitapta ve belgeselde olmayan sonradan edindiğim bir bilgiyi de veriyorum. Klerides ofisine o katillerden birini çağırıyor ve 'Neden yaptınız?' diye soruyor; o da "E işte yaptık" diyor Fakat neden Klerides bu adamı tutuklatmıyor ve gitmesine izin veriyor. Savaşın her ne şekilde olursa olsun bir bahanesi olamaz.

Örtbas adası

Bir sürü hikâye var. İki Rum vuruldu diye, Mağusa'da yakalanıp canlı canlı gömülen Türkler var... Benim kızım Grivas hakkında kötü konuştuğu gerekçesiyle dövüldü. Okulda 'Türkler kardeşimizdir' yazılı çantasından dolayı uyarı aldı... Geçende Omorfo'da arabalar yakıldı. Her şey örtbas ediliyor. Bu ada bir örtbas adası oldu Her şeyi kendimiz araştırmamız lâzım Hiçbir kitap bizlere 63'te neler olduğunu anlatmıyor çünkü..." dedi.

Şüphe içinde yaşıyorum

"Rum kesiminde bu yıl 'EOKA Yılı' ilan edildi. Bazı fanatik gruplar da var. Siz bu yazıp çizdiklerinizden dolayı bir korku duyuyor musunuz?" şeklindeki soruya da Angastiniotis, "Gece yolda arabamla ilerlerken hep aynalarımı kontrol ediyorum. Evin dışında bir ses duyduğumda şüpheleniyorum. Köpeğimi geçen yıl 3 kere zehirlediler. Acayip acayip e-postalar alıyorum, fakat onları önemsemiyorum. Bu ülkeyi çok seviyorum. Bu ne kadar cesur olduğumla ilgili değil, insanları seviyorum, kalbimde nefrete yer yok, neden kalplerimizi nefretle doldurup kirletelim ki! Yazmaya ve yayınlamaya da devam edeceğim" şeklinde cevap verdi.

Soruların ardından Rum gazeteci basın mensuplarına kitabını ve belgesel CD'sini dağıttı ve arzu edenlere kitabını imzaladı.

KIBRIS 07/09/05

 

 

İngiltere Rumlarla ikili görüşecek

COREPER toplantısı Kıbrıs deklarasyonuna verilecek yanıt konusunda mutabakat sağlanamadan sona erdi.

 

NTV

Güncelleme: 11:33 ET 07 Eylül 2005 Çarşamba

BRÜKSEL - Avrupa Birliği’ne üye ülkelerin Brüksel’deki daimi temsilcilerinin, Türkiye’nin Kıbrıs deklarasyonuna verecekleri yanıt üzerindeki görüşmeleri, mutabakat sağlanamadan sona erdi. Dönem Başkanı İngiltere, bu akşam ya da gelecek hafta Kıbrıs Rum Yönetimiyle ikili düzeyde görüşerek konuyu açıklığa kavuşturmaya çalışacak.

Toplantıdaki tartışmalı konuların başında Rum Kesimi’nin tanınması geliyor. Dönem Başkanlığı, Kıbrıs Rum Kesimi’nin tanınması meselesini, Birleşmiş Milletler’deki çözüm sürecine endekslemek istiyor.

İngiltere ayrıca tanıma gibi açık bir ifadeye de karşı. Rumlar dışındaki diğer üyeler de bu konuda İngiltere’nin yanında. Rumlar ise her şeyden önce tanıma kelimesini görmek istiyor ve tanınma sürecini, Birleşmiş Milletler önderliğindeki görüşmelerin yanında, Ankara’nın Brüksel’le yürüteceği müzakerelerle ilişkilendirmek istiyor. Rumların bir diğer talebi ise, ek protokolün kendilerine ayrım yapılmaksızın uygulanması için Avrupa Birliği konseyi nezdinde bir gözlem mekanizması oluşturulması.

Dönem Başkanı İngiltere ise bu denetimin, komisyon tarafından yayınlanan ilerleme raporuyla yapılmasını öngörmüştü.

 

Rum basını taslak metni eleştirdi

Kıbrıs Rum Kesimi’nde yayımlanan Politis gazetesi, bugün COREPER toplantısında ele alınan karşı deklarasyona ilişkin yeni taslağın bir öncekinden daha kötü olduğunu ve Rum Kesimi’nin tanınma taleplerini tatmin etmediğini yazdı.

 

NTV

Güncelleme: 09:29 ET 07 Eylül 2005 Çarşamba

LEFKOŞA - Rum Politis gazetesi, bugünkü COREPER toplantısında yeni bir çıkmazın beklendiği yorumunda bulundu. Politis, dönem başkanı İngiltere’nin dün sunduğu karşı deklarasyon taslak metninin, tanınma taleplerini tatmin etmediği gibi, ek protokolün uygulanması ile ilgili noktaları, güçsüzleştirdiğini yazdı.

Yeni metnin Kıbrıs sorununa ilişkin ifadeleri de gazete tarafından eleştirildi. Habere göre karşı deklarasyon metni, BM Güvenlik Konseyi’nin Kıbrıs kararlarına muğlak bir ifadeyle değiniliyor

Gazete bu koşullar altında, COREPER toplantılarında anlaşma sağlanamayacağını, dönem başkanı İngiltere’nin, Rum Yönetimi ve Fransa ile yoğun müzakerelere başlamasının beklendiğini yazdı.

Filelefteros gazetesi de konuyla ilgili haberinde, “İngiltere dönem başkanlığı, COREPER’de Abdullah Gül’ün damgasını taşıyan belge sunuyor” başlığını kullandı.

 

İngiltere: Müzakereler 3 Ekim’de başlamalı

 

NTV

Güncelleme: 15:24 tsi 08 Eylül 2005 Perşembe

LONDRA - Avrupa Birliği Dönem Başkanı İngiltere’nin Dışişleri Bakanı Jack Straw, Kıbrıs Rum Kesimi’ni tanımayı reddetmesine rağmen, Türkiye’yle üyelik müzakelerinin daha önce planladığı gibi 3 Ekim’de başlaması gerektiğini söyledi. Straw, “Birliğin sorunların çözümüne yardım etme konusundaki gücüne inanmalıyız” dedi.

Talat, AB’ye Kıbrıs suçlaması

KKKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs sorununun Avrupa Birliği eliyle çözümsüzlüğe itildiğini savundu.

 

NTV

Güncelleme: 15:54 tsi 08 Eylül 2005 Perşembe

LEFKOŞA - Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Avrupa Birliği daimi temsilcileri toplantısında, Türkiye’nin Kıbrıs deklarasyonuna karşı sunulan taslak metni değerlendirdi.

Mehmet Ali Talat, karşı deklarasyon metnini, “Kıbrıs sorununun çözümsüzlüğünü, adanın bölünmesini sürekli kılan ve Kıbrıs sorununun zeminini değiştiren bir taslak” olarak nitelendirdi. Rum tarafının gayretiyle Kıbrıs sorununun tamamen başka bir mecraya doğru çekildiğini savunan Talat, “Avrupa Birliği eliyle Kıbrıs sorunu çözümsüzlüğe itilmektedir” dedi.

Türkiye’nin Kıbrıs Türkleri olmayan bir Kıbrıs Cumhuriyeti’ni tanımasının söz konusu olmayacağını söyleyen KKTC Cumhurbaşkanı, taslağın Avrupa Birliği’nin geçmişte veridiği kararlarla da çelişkili olduğunu vurguladı.

Avrupa’nın sınırlarını değiştirin”

Jack Straw AB’nin kapılarını Türkiye’ye kapaması halinde hemen eşiğinde bir krizle karşı karşıya kalacağını söyledi.

 

NTV

Güncelleme: 12:48 08 Eylül 2005 Perşembe

İSTANBUL - İngiltere Dışişleri Bakanı Jack Straw, Internatonal Herald Tribune gazetesi için kaleme aldığı yazıda Avrupa Birliği’nin Türkiye ile müzakerelere başlaması ve Türkiye’ye verdiği sözleri tutması gerektiğini savundu. Straw, “Avrupa’nın sınırlarını değiştirin” başlıklı yazısında Türkiye’ye kapıların kapanmasının olası sonuçları hakkında da uyarılarda bulunuyor.

İngiltere Dışişleri Bakanı Jack Straw, yazısına 20 Kasım 2003’te İstanbul’daki İngiliz konsolosluğuna düzenlenen saldırıların ardından yaptığı İstanbul ziyaretini hatırlatarak başladı.

Konsolosluk çevresinde incelemelerde bulunurken karmakarışık duygular içinde olduğunu söyleyen Straw “bunlardan biri de teröristlerin aksi yönde çabalarına rağmen, İstanbul’un ne kadar tanıdık ve Avrupalı olduğuydu” diye yazdı.

TÜRKİYE’DE ASYA’NIN İZLERİ VAR
Avrupa Birliği’nin Türkiye’ye 3 Ekim için verdiği sözü hatırlatan Straw, bazı ülkelerin “Türkiye coğrafi olarak Avrupa’nın parçası değildir” yaklaşımına da yanıt verdi:

“Okuldayken bana Asya ile Avrupa’nın sınırlarının İstanbul’un tam ortasından geçen İstanbul Boğazı ile belirlendiği öğretilmişti. Evet, tabii ki Türkiye’de Asya’nın izleri var, tıpkı İspanya ve İtalya’da Kuzey Afrika’nın izleri olduğu gibi...”

BİRLİĞİN GÜVENLİĞİ TEHLİKEYE ATILIR
Straw, ekonomik anlamda güçlü, nüfusunun çoğunluğu Müslüman, laik bir Türkiye’nin birliğe kabul edilmesinin güçlü bir sembol olacağı görüşünde. İngiltere Dışişleri Bakanı Türkiye’siz bir Avrupa’nın sonuçlarına da dikkat çekti.

AB’nin kapılarını açmaması halinde sadece birliğin güvenliğini değil, Türkiye’deki ilerlemelerin de tehlikeye atılacağını ileri süren Straw, “Böyle bir durumda hemen kapımızın eşiğinde bir krizle karşı karşıya kalırız” dedi.

 

‘Türkiye daha fazla taviz veremez’

Batı basını 3 Ekim öncesi Türkiye’deki gelişmeleri yakından takip ediyor. Financial Times’e göre milliyetçiler, müzakereler öncesi Türkiye’de gerginlik yaratıyor.

 

NTV

Güncelleme: 12:49 TSI 08 Eylül 2005 Perşembe

İngiltere’de yayınlanan Financıal Times gazetesi, bugünkü sayısında Türkiye’de Kürtlerle milliyetçiler arasında yaşananların ülkede siyasi gerilimi artırdığına dikkat çekti. Gazete bu nedenle Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne daha fazla taviz vermeyeceği yorumunu yaptı.

Financial Times, “Şiddetli çatışmalar Türkiye’de siyasi gerilimi artırıyor” başlıklı haberinde, Avrupa Birliği’nin Ankara’nın Kıbrıs deklarasyonuna vereceği yanıtı görüştüğü bir dönemde Türkiye’deki gelişmeleri değerlendiriyor.

Haberde “Yaşanan gerilimin temel nedeni ayrılıkçı Kürtler gibi görünse de, Ankara’daki bazı diplomatlara göre yaşananlar, Avrupa Birliği’yle müzakereler öncesinde Türk milliyetçilerinin, birlik yanlısı ve İslam kökenli hükümetini sıkıntıya sokma çabasından başka bir şey değil” denildi.

bu diplomatlardan birinin “Çatışmaların neden olduğu huzursuzluk yüzünden hükümetin Kıbrıs konusunda daha fazla taviz veremeyeceği” sözlerine de yer verildi.

“BATI ÇİFTE STANDARTLI”
Financıal Times gazetesinin yorum sayfalarında ise “Avrupa Birliği’nin Türkiye tutumu medeniyetler çatışmasını gerçeğe dönüştürücek” başlıklı yorum dikkat çekiyor.

David Barchard imzalı yazıda, Ermeni soykırımı iddialar hatırlatılarak, Türkiye konusundaki çifte standartlı yaklaşım eleştiriliyor.

Yazıda 1821 ve 1923 yılları arasında Hıristiyan milliyetçilerin faaliyetleri sonunda yaklaşık 5 buçuk milyon Avrupalı Müslümanın, 1912-1923 yılları arasında Anadolu’da da 2 milyon 3 yüzbin müslümanın öldüğü hatırlatıyor.

Yazar Barchard Avrupalıların, bu tür gerçekleri, tıpkı şimdilerde Karabağ’dan göç etmeye zorlanan 1 milyon Azeri’ye yaptığı ya da Kıbrıslı Türkleri unuttuğu gibi, görmezden geldiğini savunuyor.

 

"Türkiye, AB'nin geleceği için önemli"

 

Straw, müzakerelerin 3 ekimde başlatılması gereğini vurguladı



8 Eylül, 2005 16:36:00 (TSİ) CNN TURK

İngiltere Dışişleri Bakanı Jack Straw, Türkiye'nin AB üyeliğinin, Avrupa ve uluslararası toplumun geleceği açısından büyük önem taşıdığını söyledi.

Londra'da, Kamu Siyaseti Araştırmaları Enstitüsü tarafından düzenlenen 'Türkiye'nin AB Üyeliği Meselesi' konulu toplantıda konuşan Straw, ''Türkiye'ye kapıları açmak, Batı ve İslam kültürlerinin modern dünyada ortak olarak yaşayabileceklerini kanıtlayacaktır'' dedi.
 
Türkiye'ye AB kapılarını kapatmanın 'bedeli ödenemeyecek kadar kötü' olacağını belirten Straw, konuyla ilgili stratejik öneme sahip adımın önümüzdeki ay AB tarafından atılacağına da dikkat çekti.
 
AB'nin, daha önce alınmış kararına uygun olarak Türkiye ile müzakereleri başlatması gerektiğini vurgulayan İngiltere Dışişleri Bakanı, müzakerelerin Avrupa Komisyonu'nun dikkatli gözetim ve denetimi altında yapılacağını ve sürecin uzun ve karmaşık olabileceğini belirtti.
 
Jack Straw, ''ortadaki önemli durumu açıkça anlatmalıyız. Türkiye'deki reformlar hepimizin çıkarınadır. Eğer yanlış bir karar verirsek, kendi kapımızın önünde bir krizle karşı karşıya kalabiliriz'' dedi.

Türkiye'nin üyelik sürecine en büyük desteğin yakın komşuları Yunanistan ve 'Kıbrıs' tarafından verilmekte olduğunu da hatırlatan Straw, ''Türkiye'nin üyeliği Kıbrıs ve Ege de dahil bütün bölgenin çıkarınadır'' diye konuştu.
 
"Kıbrıs, süreci zorlaştırdı"
 
AB'nin Kıbrıs deklarasyonunu en uygun biçimde nasıl yanıtlayacağını tartıştığını hatırlatan Straw, "Türk hükümeti bir deklarasyon yayımlayıp protokolün imzalanmasının 'Kıbrıs Cumhuriyeti'nin tanınması anlamına gelmediğini belirtmemiş olmasını tercih ederdim'' diye konuştu.
 
Bunun yapılmış olmasının, süreci daha da güçleştirdiğine dikkat çeken Jack Straw, "bizim ortak gayemiz, Türkiye ile AB arasındaki Gümrük Birliği anlaşmasının 25 üyenin tümünü, ayrımsız kapsayacak şekilde uygulanmasıdır'' ifadesini kullandı.
 
Deklarasyonun kaygılar yaratmasına rağmen, üyelik müzakerelerinin gecikmesine yol açmaması gerektiğini de sözlerine ekleyen Straw, birliğin sorunu çözecek gücü bulunduğunu söyledi.

Aynı tür sorunların İngiltere'nin üyeliği sırasında da Kuzey İrlanda ve Cebelitarık konularında yaşandığını hatırlatan Straw, sorunun çözüleceğinden emin olduğunu ifade etti.
 
Adanın iki toplumunun da süreçten azami fayda sağlamasını istediklerini belirten Straw, müzakerelerin 3 ekimde başlatılması gereğini vurguladı.

Tüm bunların yanı sıra, Türkiye'nin üyeliğinin çok daha önemli politik faydaları bulunduğunu vurgulayan Straw, bu nedenle de teröristlerin Türkiye'yi Avrupa'dan uzaklaştırmaya çalıştıklarını söyledi.
 
Teröristlerin böylece medeniyetler çatışmasını daha kolay hale getireceklerinin farkında olduklarına dikkat çeken Jack Straw, ''istikrarlı, AB'ye demir atmış bir Türkiye güçlü bir sembol oluşturacaktır'' dedi. 
 
Türkiye'nin Avrupa güvenliğine yapacağı katkının son derece açık olduğunu da söyleyen Straw, Türkiye'de önemli bir reform hamlesinin gerçekleştirildiğini, bunların kesintiye uğratılmaması gerektiğini de ifade etti.
 
"Türkiye'nin protokolü uygulayacağından şüphe yok"
 
İngiltere Dışişleri Bakanı Straw ayrıca, Türkiye'nin imza koyduğu protokolü uygulayacağından kuşkularının olmadığını söyledi.
 
Straw, Türkiye'ye verilecek yanıt konusundaki çalışmaların sürdüğünü belirterek, bu konuda ortak bir metin üzerinde anlaşma sağlanacağını umduğunu söyledi.
 
Öncelikle Türkiye ile müzakerelere başlanması gerektiğini vurgulayan Straw, ancak bundan sonra protokole uyulup uyulmadığına bakılabileceğini söyledi. 
 
Straw, Avrupa'da Türkiye'nin üyeliğine yönelik desteğin giderek azaldığı yönündeki iddialara da yanıt vererek, bunun bazı sebeplere bağlı olarak gelişen bir durum olduğunu, ancak üyeliğe Avrupa'nın tümünün karar vereceğini belirtti.

 

AB UZLAŞAMADI

Türkiye'nin Kıbrıs Deklarasyonu'na karşı deklarasyon ile cevap verme hazırlığında olan AB, dün yapılan Avrupa Birliği Daimi Temsilciler (COREPER) toplantısında da uzlaşamadı.
 
Brüksel'de yapılan toplantıda konunun önümüzdeki hafta yapılacak olağan toplantıda tekrar gündeme getirilmesine karar verildi.
 
AB Dönem Başkanı İngiltere'nin de bu toplantıda yeni bir taslak önerisi getirmesi bekleniyor.
 
Kıbrıs Rum kesiminin taslak metnin 'yeteri kadar net olmadığı' ve 'sertleştirilmesi gerektiği' yönündeki savunması nedeniyle onaya karşı çıktığı, bu girişimin Fransa ve Yunanistan'dan da destek aldığı belirtiliyor.

CNN TURK 08/09/05

 

AKIN ALPTUNA

Toplantıyı izleyen Türkiye'nin Londra Büyükelçisi Akın Alptuna da, bazı AB ülkelerinde Türkiye'nin üyeliğine karşı gelişen tutumu eleştirerek, sürecin bugünden yarına bir süreç olmadığına dikkat çekti.

 

Bazı ülkelerin serbest dolaşım ve benzer konulardaki kaygılarının yersiz olduğunu anlatan Alptuna, tam üyelik gerçekleşene dek, bu dinamiklerin tümünün değişebileceğine işaret etti.

CNN TURK 08/09/05

 

Rumların 'tanınma' umudu sürüyor


8 Eylül, 2005 09:58:00 (TSİ) CNN TURK

Kıbrıs Rum Kesimi Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu, Türkiye'nin Kıbrıs Rum Kesimi'ni tanımama konusunun 26 eylülde yapılacak AB dışişleri bakanları olağanüstü toplantısında ele alınabileceğini söyledi.

Rum radyosuna konuşan Yakovu, "AB dışişleri bakanları 26 eylülde Kıbrıs konusunda Türkiye'ye verilecek cevabı tartışmaya hazırlanıyor" dedi.
 
Rum Dışişleri Bakanı Yakovu, Türkiye'ye verilecek yanıttaki anlaşmazlıkların, 'uygulamanın denetlenmesiyle ilgili hazırlıklar ve Türkiye'nin uymaması halinde ne tür yaptırımların uygulanabileceği' konusunda olduğunu belirtti. 
 
Dün yapılan AB Daimi Temsilciler toplantısında (COREPER), birliğin Türkiye'nin Kıbrıs deklarasyonuna karşı yayımlayacağı metin üzerinde uzlaşma sağlanamadı.
 
Taslak metin gelecek hafta yapılacak toplantıda yeniden ele alınacak.
 
COREPER, konuyu önümüzdeki hafta yapılacak olağan toplantısında tekrar ele alacak. AB Dönem Başkanı İngiltere'nin, yeni bir taslak önerisi getirmesi bekleniyor.
 
Diplomatik kaynaklar, taslak metnin çeşitli bölümleri üzerinde mutabakat sağlandığını, ancak metnin tamamının onaylanmaması nedeniyle uzlaşmadan söz edilemeyeceğini ifade ettiler.
 
Kıbrıs Rum kesiminin, COREPER toplantısında, taslak metnin 'yeteri kadar net olmadığını' ve 'sertleştirilmesi gerektiğini' savunarak onaya karşı çıktığı, bu girişiminde Fransa ve Yunanistan'dan da destek aldığı belirtiliyor.

Rumlar bu konuyla ilgili Birleşmiş Milletler kararlarına atıfta bulunulmasını istemezken, Türk limanlarının Rumlara açılması konusunun da bir denetim mekanizması altına alınmasını talep etti.
 
Görüşülen taslak metne, "Ek Protokolün uygulanmasında çıkacak sorunlar, gerekli sorun çözme mekanizmalarına sevkedilir" ifadesi eklendi. Bu, Ankara'nın istediği bir ifade.
 
Ancak asıl tartışma, Türkiye'nin Kıbrıs Rum kesimini tanımasına yönelik ifade üzerinde; bu konuda uzlaşma sağlanamadı.
 
Taslağın ana hatları:

 
Avrupa Birliği Türkiye'den Ek Protokolü hiçbir ülkeye ayrımcılık yapmadan uygulamasını, ayrıca malların serbest dolaşımı ile ulaşım kısıtlamalarının da kaldırılmasını bekliyor.
 
Yani Türkiye'den limanlarını ve havaalanlarını Rumlara açması isteniyor. Fransa, Türkiye'nin Kıbrıs Rum kesimini tanımasında ısrar ediyor ve limanların açılmasının 2006 sonunu geçmeyecek şekilde takvime bağlanmasını talep ediyor.
 
Ayrıca, müzakere çerçeve belgesinde, Türkiye'ye, üyeliğin yanısıra imtiyazlı ortaklığın da bir seçenek olarak sunulmasını istiyor.
 
Dönem Başkanı İngiltere ise, bu taleplerin Türkiye'nin kabul edebileceği bir dille ifade edilmesi için çaba harcıyor.

 

KIBRIS DEKLARASYONU

3 ekimde AB ile müzakere masasına oturmaya hazırlanan Türkiye, Gümrük Birliği'ni aralarında Güney Kıbrıs'ın da bulunduğu 10 yeni üyeyle genişleten Ek Protokolü 29 temmuzda onaylamış, ancak protokolü imzalamanın Kıbrıs Rum kesimini tanıma anlamına gelmediğini bir deklarasyonla ilan etmişti.


Ankara, 'Güney Kıbrıs'ın tanınması' konusunun Kıbrıs Deklarasyonu ile açıklığa kavuşturulduğunu belirtiyor.
 
Metindeki 'kapsamlı çözümle birlikte Türkiye yeni oluşacak devlet ile ilişkiler tesis etmeye hazırdır' ifadesiyle de çözüm yanlısı tutumun ortaya konduğu savunuluyor.

CNN TURK 08/09/05

 

Straw AB'yi Türkiye konusunda uyardı


8 Eylül, 2005 14:59:00 (TSİ) CNN TURK

AB Dönem Başkanı İngiltere'nin Dışişleri Bakanı Jack Straw, Türkiye'yi birliğe dahil etmemenin krize neden olabileceğini söyledi.

International Herald Tribune gazetesine bir makale yazan Straw, ''artık iki seçenek var: Kendi içine kapanmış bir Avrupa ya da dünyanın kalanına açık bir Avrupa. İstikrarlı ve refah içindeki demokrasilerden oluşan daha geniş bir topluluk kurmak için sınırlarını genişleten bir Avrupa ya da kapıyı komşularına kapatan bir Avrupa'' dedi.
 
Halkının büyük bölümü Müslüman olan laik Türkiye'nin AB'ye girişinin güçlü bir sembol olacağını söyleyen Straw, Türkiye'yi reddetmenin şu ana kadar sağlanan önemli ilerlemeleri tehlikeye atabileceğini belirtti ve 'bu kapımızın eşiğinde krize yol açabilir'' ifadesini kullandı.
 
AB'nin genişlemesinin birliğin ekonomisine faydalı olduğunu söyleyen Straw, bu yeni genişlemeyi reddetmenin Avrupa'nın Asya ekonomileriyle rekabet edebilme kapasitesini azaltabileceğini kaydetti.
 
Kıbrıs'a ilişkin sorunun devam ettiğini söyleyen Straw, 'iyi niyetle gerekli çalışmanın 3 ekimden önce yapılabileceğini' belirtti.
 
Karşı deklarasyonda uzlaşı yok
 
Türkiye'nin Kıbrıs Deklarasyonu'na karşı deklarasyon ile cevap verme hazırlığında olan AB, dün yapılan Avrupa Birliği Daimi Temsilciler (COREPER) toplantısında da uzlaşamadı.
 
Brüksel'de yapılan toplantıda konunun önümüzdeki hafta yapılacak olağan toplantıda tekrar gündeme getirilmesine karar verildi.
 
AB Dönem Başkanı İngiltere'nin de bu toplantıda yeni bir taslak önerisi getirmesi bekleniyor.
 
Kıbrıs Rum kesiminin taslak metnin 'yeteri kadar net olmadığı' ve 'sertleştirilmesi gerektiği' yönündeki savunması nedeniyle onaya karşı çıktığı, bu girişimin Fransa ve Yunanistan'dan da destek aldığı belirtiliyor.
 
3 ekimde AB ile müzakere masasına oturmaya hazırlanan Türkiye, Gümrük Birliği'ni aralarında Güney Kıbrıs'ın da bulunduğu 10 yeni üyeyle genişleten Ek Protokolü 29 temmuzda onaylamış, ancak protokolü imzalamanın Kıbrıs Rum kesimini tanıma anlamına gelmediğini bir deklarasyonla ilan etmişti.
 
Ankara, 'Güney Kıbrıs'ın tanınması' konusunun Kıbrıs Deklarasyonu ile açıklığa kavuşturulduğunu belirtiyor.
 
Metindeki 'kapsamlı çözümle birlikte Türkiye yeni oluşacak devlet ile ilişkiler tesis etmeye hazırdır' ifadesiyle de çözüm yanlısı tutumun ortaya konduğu savunuluyor.
 
Rumlar bu konuyla ilgili Birleşmiş Milletler kararlarına atıfta bulunulmasını istemezken, Türk limanlarının Rumlara açılması konusunun da bir denetim mekanizması altına alınmasını talep ediyor.
 
Taslağın ana hatlarının ise şunları kapsadığı belirtiliyor:
 

·  Avrupa Birliği Türkiye'den Ek Protokolü hiçbir ülkeye ayrımcılık yapmadan uygulamasını, ayrıca malların serbest dolaşımı ile ulaşım kısıtlamalarının da kaldırılmasını bekliyor. Yani Türkiye'den limanlarını ve havaalanlarını Rumlara açması isteniyor.
 

·  Fransa, Türkiye'nin Kıbrıs Rum kesimini tanımasında ısrar ediyor ve limanların açılmasının 2006 sonunu geçmeyecek şekilde takvime bağlanmasını talep ediyor.
 

·  Müzakere Çerçeve Belgesi'nde, Türkiye'ye üyeliğin yanısıra imtiyazlı ortaklığın da bir seçenek olarak sunulmasını istiyor. Dönem Başkanı İngiltere ise, bu taleplerin Türkiye'nin kabul edebileceği bir dille ifade edilmesi için çaba harcıyor.  

 

Jack Straw: Shift Europe's boundary

Jack Straw International Herald Tribune

THURSDAY, SEPTEMBER 8, 2005

LONDON Twenty-two months ago I stood in the rubble of what had once been the fine perimeter buildings and courtyard of Pera House, the British consulate-general building in Istanbul. A few hours before, it had been blown up by Al Qaeda-linked suicide bombers. Sixteen people were killed - three British and 13 Turkish citizens.

 

Alongside me that somber evening was the governor of Istanbul and my friend, Abdullah Gul, Turkey's foreign minister. I had many emotions, but one was of the reassuring, uncompromising solidarity I was offered by the Turkish government and people; the other of how familiar - yes, European - Istanbul felt; how close together we were despite the efforts of the terrorists to divide us.

 

I've often thought of that day during our many discussions about Turkey's longstanding application to join the European Union. As the Oct. 3 date set for the start of negotiations toward full membership approaches, it is worth underlining Turkey's strategic importance and the momentous consequences that will follow from that decision.

 

In school I was taught that the boundary between Europe and Asia went straight down the Bosporus, through the middle of Istanbul. Of course, "Asian" influences in Turkey are strong, just as "North African" influences are in Spain or Italy.

 

 

But we in Europe long ago decided where we wanted Turkey to be anchored. In 1952, we - the United States, Germany, Britain, France and others - invited Turkey to join the North Atlantic Treaty Organization. In 1963, Turkey signed an association agreement that led to a Customs Union with the European Union.

 

That agreement held out the prospect of EU membership. In 1987, Turkey applied, in 1999, it was granted candidate-country status, and in 2002 the European Council decided that it would open accession negotiations once Turkey had fulfilled the political criteria for membership.

 

These decisions by the European Council about Turkey have been about nothing less than the kind of Europe we are creating. There are now two options: a Europe turned inward on itself or a Europe looking outward to the rest of the world; one that expands its boundaries to build a wider community of stable, prosperous democracies or one that closes the door to its neighbors.

 

We don't have the luxury of choice. We live in a world of global challenges and global competition. A static Europe will not face either with confidence. Stopping enlargement would only weaken Europe's ability to compete with emerging Asian economies.

 

And enlargement has been good for new member states and the EU as a whole. For Spain, Portugal and Greece in the 1970s and 80s, for East European countries in the 1990s, both the prospect of membership and then its reality have acted as a powerful motor for change. When some of these new members began their talks they were far short of the membership standards. They transformed during that process, just as Turkey will have done by the time it joins the Union.

 

Enlargement has not diluted the stability and prosperity of current member states; it has enhanced it. It has peacefully united much of Europe after generations of division and conflict. It has increased the influence of the EU in the wider world.

 

So why Turkey and why start now? Estimates are that Turkey's economy will grow by 10 percent next year - more than any of the economies of the current European Union. Half of Turkey's trade is already with the EU, and it is already a major market for British and EU exporters.

 

 

The political case for Turkish accession is even more powerful. It would show how diversity of culture and religion is compatible with a unity of purpose. A stable, prosperous Turkey, a secular nation with a majority Muslim population, anchored in the European Union, would be a powerful symbol.

 

Why now? Because it's time. The prospect of EU membership, particularly over the last three years, has driven an impressive process of change in Turkey. Prime Minister Recep Tayyip Erdogan's AKP government has pursued a thoroughgoing and courageous program of reform, including the abolition of the death penalty and measures to combat torture.

 

Last December, the European Council decided that Turkey had sufficiently met the Copenhagen political criteria to begin negotiations on Oct. 3.

 

So what's the problem? In part, it is the still-unsettled issue of the divided island of Cyprus. In 1997, it was Britain that took the lead in arguing that the absence of a settlement should not be a barrier to Cyprus joining the EU, and we welcomed Cyprus into membership last year. Sadly, the UN-sponsored process to unite the island, supported by the EU, was not successful. But we continue to support UN efforts.

 

There is still a lot of detailed work to be done before Oct. 3, but with good will it can be. Yet it is clearly right that the European Union should now follow through on its decision to begin negotiations under tight European Commission supervision. To do otherwise would not only compromise the credibility of the EU but might also endanger the considerable progress already made in Turkey.

 

We should be very clear about the danger that represents. If we get it wrong now we could find that we have a crisis on our own doorstep.

 

Jack Straw is Britain's Foreign Secretary.

 

LONDON Twenty-two months ago I stood in the rubble of what had once been the fine perimeter buildings and courtyard of Pera House, the British consulate-general building in Istanbul. A few hours before, it had been blown up by Al Qaeda-linked suicide bombers. Sixteen people were killed - three British and 13 Turkish citizens.

 

Alongside me that somber evening was the governor of Istanbul and my friend, Abdullah Gul, Turkey's foreign minister. I had many emotions, but one was of the reassuring, uncompromising solidarity I was offered by the Turkish government and people; the other of how familiar - yes, European - Istanbul felt; how close together we were despite the efforts of the terrorists to divide us.

 

I've often thought of that day during our many discussions about Turkey's longstanding application to join the European Union. As the Oct. 3 date set for the start of negotiations toward full membership approaches, it is worth underlining Turkey's strategic importance and the momentous consequences that will follow from that decision.

 

In school I was taught that the boundary between Europe and Asia went straight down the Bosporus, through the middle of Istanbul. Of course, "Asian" influences in Turkey are strong, just as "North African" influences are in Spain or Italy.

 

 

But we in Europe long ago decided where we wanted Turkey to be anchored. In 1952, we - the United States, Germany, Britain, France and others - invited Turkey to join the North Atlantic Treaty Organization. In 1963, Turkey signed an association agreement that led to a Customs Union with the European Union.

 

That agreement held out the prospect of EU membership. In 1987, Turkey applied, in 1999, it was granted candidate-country status, and in 2002 the European Council decided that it would open accession negotiations once Turkey had fulfilled the political criteria for membership.

 

These decisions by the European Council about Turkey have been about nothing less than the kind of Europe we are creating. There are now two options: a Europe turned inward on itself or a Europe looking outward to the rest of the world; one that expands its boundaries to build a wider community of stable, prosperous democracies or one that closes the door to its neighbors.

 

We don't have the luxury of choice. We live in a world of global challenges and global competition. A static Europe will not face either with confidence. Stopping enlargement would only weaken Europe's ability to compete with emerging Asian economies.

 

And enlargement has been good for new member states and the EU as a whole. For Spain, Portugal and Greece in the 1970s and 80s, for East European countries in the 1990s, both the prospect of membership and then its reality have acted as a powerful motor for change. When some of these new members began their talks they were far short of the membership standards. They transformed during that process, just as Turkey will have done by the time it joins the Union.

 

Enlargement has not diluted the stability and prosperity of current member states; it has enhanced it. It has peacefully united much of Europe after generations of division and conflict. It has increased the influence of the EU in the wider world.

 

So why Turkey and why start now? Estimates are that Turkey's economy will grow by 10 percent next year - more than any of the economies of the current European Union. Half of Turkey's trade is already with the EU, and it is already a major market for British and EU exporters.

 

 

The political case for Turkish accession is even more powerful. It would show how diversity of culture and religion is compatible with a unity of purpose. A stable, prosperous Turkey, a secular nation with a majority Muslim population, anchored in the European Union, would be a powerful symbol.

 

Why now? Because it's time. The prospect of EU membership, particularly over the last three years, has driven an impressive process of change in Turkey. Prime Minister Recep Tayyip Erdogan's AKP government has pursued a thoroughgoing and courageous program of reform, including the abolition of the death penalty and measures to combat torture.

 

Last December, the European Council decided that Turkey had sufficiently met the Copenhagen political criteria to begin negotiations on Oct. 3.

 

So what's the problem? In part, it is the still-unsettled issue of the divided island of Cyprus. In 1997, it was Britain that took the lead in arguing that the absence of a settlement should not be a barrier to Cyprus joining the EU, and we welcomed Cyprus into membership last year. Sadly, the UN-sponsored process to unite the island, supported by the EU, was not successful. But we continue to support UN efforts.

 

There is still a lot of detailed work to be done before Oct. 3, but with good will it can be. Yet it is clearly right that the European Union should now follow through on its decision to begin negotiations under tight European Commission supervision. To do otherwise would not only compromise the credibility of the EU but might also endanger the considerable progress already made in Turkey.

 

We should be very clear about the danger that represents. If we get it wrong now we could find that we have a crisis on our own doorstep.

 

Jack Straw is Britain's Foreign Secretary.

 

 

Türkleri bıktırdılar

 

 

 

  

 

Müzakerelerin başlamasına az bir süre kala, AB'den gelen çelişkili mesajlar, Türk kamuoyunun AB desteğini 10 puan geriletti.

3 Ekim’de Türkiye ile üyelik müzakerelerinin başlaması konusunda çelişkili mesajlar veren AB üyeleri sonunda başardı. Washington Merkezli Marshall Fonu’nun liderliğinde yapılan ankette geçen yıl yüzde 73 olan AB’ye yönelik Türkiye’deki destek yüzde 63’e geriledi. AB üyelerinin yüzde 29’u Türkiye’nin AB üyeliğinin kötü bir şey olduğunu düşünürken, yüzde 42’si ise kararsız.

TÜRKİYE’nin AB üyeliği konusunda kafa karıştırıcı açıklamalar yapan AB liderleri, sonunda Türkiye’deki AB heyecanını da kırmayı başardılar. ‘Transatlantik Eğilimler 2005 Araştırması’na göre Türkiye’de AB’ye yönelik destek bir yılda 10 puan gerileyerek yüzde 63’e indi.

Araştırma merkezi Washington’da bulunan Marshall Fonu ile İtalya’nın Torino kentinde yer alan Compagina di San Paola tarafından hazırlanan ankette, ABD ile aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 10 Avrupa ülkesinde yaklaşık 11 bin kişiye sorular yöneltilerek, ABD ve Avrupa arasındaki transatlantik ilişkiler ile ilgili nabız ölçülmeye çalışıldı. Bu bağlamda Türkiye’nin olası AB üyeliği de gündeme geldi. Ankete, ABD, Fransa, Almanya, İngiltere, İtalya, Hollanda, Polonya, Portekiz, İspanya, Slovakya ve Türkiye katıldı. Anket sonucunda Türkiye ile ilgili çıkan başlıca sonuçlar şöyle:

Türkiye’nin AB üyeliğinin kötü bir fikir olduğunu düşünen Avrupalıların sayısı yüzde 9 artarken (yüzde 29), çoğunluk (yüzde 42) Türkiye’nin AB üyeliğinin ne iyi ne de kötü bir fikir olduğu görüşünde.

Avrupalıların sadece yüzde 22’si Türkiye’nin üyeliğinin iyi birşey olduğunu düşünüyor. Evetçilerin yüzde 77’si ekonomik, yüzde 83’ü ise Ortadoğu’ya barış ve güvenlik getirebileceği gerekçesiyle Türkiye’nin üyeliğini destekliyor.

ABD DESTEĞİ

Türkiye’nin AB üyeliğine en büyük destek ABD (yüzde 35), İngiltere (yüzde 32) ve İtalya’dan (yüzde 31).

Türkiye’ye hayır diyen AB üyelerinin en yüksek olduğu ülkeler ise Fransa (yüzde 47), Almanya (yüzde 40) ve Hollanda (yüzde 33)

Müslüman Türkiye AB’ye ait değildir diyenler (%) *

Tamamen katılıyorum 16

Büyük ölçüde katılıyorum 19

Pek katılmıyorum 34

Hiç katılmıyorum 25

Bilmiyor/Reddedildi 6

Yoksul Türkiye AB’ye

ait değildir diyenler
(%)

Tamamen katılıyorum 9

Büyük ölçüde katılıyorum 20

Pek katılmıyorum 40

Hiç katılmıyorum 22

Bilmiyor/Reddedildi 9

Türkiye, AB’ye entegre

olamayacak kadar kalabalık
(%)

Tamamen katılıyorum 10

Büyük ölçüde katılıyorum 18

Pek katılmıyorum 37

Hiç katılmıyorum 25

Bilmiyor/Reddedildi 10

* 9 AB üyesinden gelen yanıtlar. 

 

HURRIYET 08/09/05

 

Fransa, Kıbrıs’ı masaya taşıdı

 

 

Zeynel LÜLE / BRÜKSEL

Fransa, AB’nin Kıbrıs’la ilgili yayınlayacağı karşı deklarasyona ‘Türkiye tarafından tanınma’yı ekletmek için ısrarcı davranıyor. Dünkü COREPER toplantısında Fransa, tanınma için kesin takvim de istedi. Dün geç saatlere kadar süren toplantıda anlaşma sağlanamadı.

BİR süredir ‘Türkiye, Kıbrıs’ı tanımalı’ çıkışları yapan Fransa, 3 Ekim’deki müzakere randevusu öncesinde Türkiye’ye karşı tavrını sertleştirdi. Paris, Güney Kıbrıs’ın Türkiye tarafından ‘tanınması’ talebinin, AB’nin yayınlayacağı deklarasyona yansıtılmasını istedi. Dün AB Daimi Temsilcileri (COREPER), ‘Kıbrıs Deklarasyonu’ ile ilgili toplantı yaptı. Fransa’yı temsil eden Büyükelçi, hem Kıbrıs’ın Türkiye tarafından tanınması, hem de bunun için bir tarih sınırlaması getirilmesini ‘kesin bir dille’ talep etti.

Türkiye’nin 29 Temmuz’da Kıbrıs Rum Kesimi’ni tanımadığına yönelik yayınladığı deklarasyona karşı hazırlanan, Türk liman ve havaalanlarının Rumlara açılması talebinin yer aldığı deklerasyon üzerinde anlaşma sağlanamadı. Bugün daha çok AB Dönem Başkanı İngiltere, Fransa ve Kıbrıs RumYönetimi arasında ikili görüşmelerle bir uzlaşma platformu aranacak.

KIBRIS PARAVAN

Fransa’nın Kıbrıs’ı paravan olarak kullanarak, iç kamuoyunda ‘prim’ getirecek ‘imtiyazlı ortaklık’ seçeneğinin, Müzakere Çerçeve Belgesi’nde yer alması için çaba gösterdiği belirtiliyor. Fransa, 17 Aralık kararlarının ‘revize edilmesi’ gerektiğini de telaffuz etmeye başladı ve Türkiye’ye yönelik bir ‘B planı’ hazırlanması gerektiğini, 17 Aralık’taki siyasi iklimin şimdiki ortamdan farklı olduğunu dile getirdi.

Hürriyet’e konuşan Fransız yetkili, imtiyazlı ortaklık seçeneğini talep ettiklerini belirterek ‘Türkiye, bir AB ülkesini tanımadan müzakereleri sürdüremez’ dedi. Aynı yetkili, 26 Nisan 2004’te AB Dışişleri Bakanları’nın ‘Kuzey Kıbrıs’ın izolasyondan kurtarılmasına’ yönelik kararına rağmen hiç bir adım atılmadığının hatırlatılması üzerine ise, ‘Ben bu kararı bilmiyorum’ dedi.

Chirac’sız ilk toplantı

Göz rahatsızlığı nedeniyle hastanede yatan Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac, göreve geldiği 1995 yılından bu yana ilk kez dün bakanlar kurulu toplantısına katılamadı. Haftalık toplantıya Chirac’ın yerine Başbakan Dominique de Villepin (üstte) başkanlık etti.  

HURRIYET 08/09/05

 

Straw: Türkiye'nin üyeliği AB için önemli

Paris

Jack Straw: Türkiye'nin AB üyeliği Türkiye'nin geleceği kadar Avrupa ve uluslararası toplumun geleceği açısından da büyük önem taşıyor.

 

Avrupa Birliği Dönem Başkanı İngiltere'nin Dışişleri Bakanı Jack Straw, Londra'da, Kamu Siyaseti Araştırmaları Enstitüsü tarafından düzenlenen “Türkiye'nin AB Üyeliği Meselesi” konulu toplantıda konuştu.

 

Straw, Türkiye'nin çoğunluğu Müslüman, laik bir millet olduğunu hatırlatarak, “Türkiye'ye kapıları açmak, Batı ve İslam kültürlerinin modern dünyada ortak olarak yaşayabileceklerini kanıtlayacaktır” dedi.

   

Bunun alternatifinin “bedeli ödenemeyecek kadar” kötü olduğunu belirten Straw, konuyla ilgili stratejik öneme haiz adımın gelecek ay AB tarafından atılacağına dikkat çekti.

 

“TÜRKİYE'NİN JEOPOLİTİK KONUMU BU ÜLKEYE HER AÇIDAN HAYATİ STRATEJİK ÖNEM KAZANDIRIYOR”

 

Jack Straw, Türkiye'nin jeopolitik konumunun, bu ülkeye her açıdan hayati stratejik bir önem kazandırdığını vurguladı.

   

Geçen genişleme dalgasıyla birliğe doğu Avrupa ülkelerinin kazandırıldığını hatırlatan İngiltere Dışişleri Bakanı, “Bu adımı atarak demir perdeyle ayrıldığımız ülkelerle farklılıklarımızı giderdik. Şimdi Türkiye'ye tam üyelik yolunu açarak, en az bunun kadar önemli bir başka başarıyı sağlama şansımız var” dedi.

 

Straw, 2 yıl önce İstanbul'daki İngiliz başkonsolosluğuna yönelik bombalı saldırının sonrasında Türk hükümeti ve halkının gösterdiği yakın dayanışmayı hatırlattı.

   

ASIRLAR SÜREN İLİŞKİLER

 

Bu dayanışmanın kendisine terörizmin bütün bölme çabalarına rağmen Türkiye ile ne kadar yakın olunduğunu bir kez daha gösterdiğini belirten Straw, 3 Ekim'de Türkiye'nin AB yolunda önemli bir “son adıma” yaklaştığını anımsattı.

 

Bu noktada Türkiye'nin stratejik önemini bir kez daha vurgulamanın önemli olduğunu belirten ve gelecek ay alınacak bu kararın önemli sonuçları olacağını ifade eden Straw, Türkiye ve Avrupa'nın asırlar süren ilişkilerine örneklerle dikkat çekti.

   

Türkiye'nin 1963'te başlayan AB yolculuğuna ve ondan çok daha önce başlatılan NATO çerçevesindeki işbirliğine değinen Straw, bu yolculuğun son adımlarından birini 2002 yılında Avrupa Konseyi'nin Türkiye ile gecikilmeden müzakerelere başlanması kararının oluşturduğunu anlattı.

   

UZUN YOLCULUĞUN SON ADIMI

 

Bu tarihi akışın önemli olduğunu, Türkiye ile Avrupa'nın kaderlerinin ortak olduğunu ortaya koyduğunu da ifade eden Straw, AB Konseyi'nin 3 Ekim'de müzakerelere başlanması kararını ise uzun yolculuğun son adımı olarak niteledi.

   

Türkiye'nin üyeliğinin kendi geleceği açısından olduğu kadar Avrupa ve uluslararası toplumun geleceği açısından da büyük önem taşıdığını belirten Straw, Türkiye'de nüfusunun büyük çoğunluğu Müslüman olan laik bir toplum yapısı bulunduğuna işaret etti.

   

"TÜRKİYE BATI VE İSLAM KÜLTÜRÜ ARASINDA YAŞADIĞINI GÖSTEREBİLİR"

 

Türkiye'ye kapıları açmanın Batı ve İslam kültürlerinin modern dünyada ortak yaşayabileceklerini göstermesi açısından büyük önem taşıdığını da vurgulayan Straw, bunun alternatifinin ise bedeli ödenemeyecek kadar kötü sonuçlar doğuracağını ifade etti.

   

Avrupa'nın kendi içine mi dönmesi, yoksa sınırlarının ötesine mi bakması gerektiği sorusuna yanıt da arayan İngiltere Dışişleri Bakanı, ”Hepimiz global güçlükler ve rekabetler arasında yaşıyoruz. Statik bir Avrupa daha güvenli olmayacaktır” dedi.

   

"GENİŞLEME AB ÜYELERİNİN REHAFINI ARTIRDI"

 

Avrupa'nın bir tek şeyden emin olması gerektiğini; genişlemenin Avrupa'nın hayrına olduğunu kaydeden Straw, “Genişleme üye ülkelerin istikrar ve refahını olumsuz etkilememiştir. Aksine artırmıştır” diye konuştu.

   

“Neden Türkiye ve neden şimdi?” sorularını da yanıtlayan Straw, Türkiye'nin her açıdan büyük bir jeopolitik önemi bulunduğunu, bu konumun da uyuşturucuyla mücadeleden yasadışı göçe, uluslararası terörizmden enerji yolu oluşturmasına kadar sayısız faydaları bulunduğunu ifade etti.

   

"TERÖRİSTLER TÜRKİYE'Yİ AVRUPA'DAN UZAKLAŞTIRMAYA ÇALIŞIYOR"

 

Bunun yanı sıra Türkiye'nin üyeliğinin çok daha önemli politik faydaları bulunduğunu vurgulayan Straw, bu nedenle de teröristlerin Türkiye'yi Avrupa'dan uzaklaştırmaya çalıştıklarını söyledi.

 

Teröristlerin böylece medeniyetler çatışmasını daha kolay hale getireceklerinin farkında olduklarına dikkat çeken Jack Straw, ”İstikrarlı, AB'ye demir atmış bir Türkiye güçlü bir sembol oluşturacaktır” dedi.

   

Türkiye'nin Avrupa güvenliğine yapacağı katkının son derece açık olduğunu da söyleyen Straw, Türkiye'de önemli bir reform hamlesinin gerçekleştirildiğini, bunların kesintiye uğratılmaması gerektiğini de ifade etti.

“AB MÜZAKERELERE BAŞLAMA KARARINA UYMALI”  

 

İngiltere Dışişleri Bakanı Jack Straw, Avrupa Birliği'nin, daha önce alınmış kararına uygun olarak Türkiye ile müzakereleri başlatması gerektiğini vurguladı. Straw, müzakerelerin Avrupa Komisyonu'nun dikkatli gözetim ve denetimi altında yapılacağını ve sürecin uzun ve karmaşık olabileceğini belirterek, Türkiye'de gerçekleştirilmekte olan reformların da sürdürülmesi gerektiğini ifade etti.
   
EGE, YUNANİSTAN, KIBRIS

 

Bunun dışında bir gelişmenin, Türkiye'de ortaya konulan dikkat çekici gelişmeleri de tehlikeye atabileceğini vurgulayan Jack Straw, ”Ortadaki önemli durumu açıkça anlatmalıyız. Türkiye'deki reformlar hepimizin çıkarınadır. Eğer yanlış bir karar verirsek, kendi kapımızın önünde bir krizle karşı karşıya kalabiliriz” dedi.
   
Türkiye'nin üyelik sürecine en büyük desteğin yakın komşuları Yunanistan ve “Kıbrıs” tarafından verilmekte olduğunu da hatırlatan Straw, “Türkiye'nin üyeliği Kıbrıs ve Ege de dahil bütün bölgenin çıkarınadır” diye konuştu.
   
KIBRIS DEKLARASYONUNA ELEŞTİRİ

 

“Türk hükümeti bir deklarasyon yayımlayıp protokolün imzalanmasının 'Kıbrıs Cumhuriyeti'nin tanınması anlamına gelmediğini belirtmemiş olmasını tercih ederdim” diyen Straw, “Bunun yapılmış olması, süreci daha da güçleştirmiştir. Şimdi AB bu deklarasyonu en uygun biçimde nasıl yanıtlayacağını tartışıyor. Bizim ortak gayemiz, Türkiye ile AB arasındaki Gümrük Birliği anlaşmasının 25 üyenin tümünü, ayrımsız kapsayacak şekilde uygulanmasıdır” ifadesini kullandı.
   
“Türkiye'nin deklarasyonunun kaygılar yaratmasına rağmen, bunun, Türkiye ile başlatılacak üyelik müzakerelerinin gecikmesine yol açmaması gerektiğini” belirten Straw, birliğin sorunu çözecek gücü bulunduğunu söyledi.
   
Aynı tür sorunların İngiltere'nin üyeliği sırasında da Kuzey İrlanda ve Cebelitarık konularında yaşandığını hatırlatan Straw, sorunun çözüleceğinden emin olduğunu kaydetti.
   
Adanın iki toplumunun da süreçten azami fayda sağlamasını istediklerini belirten Straw, müzakerelerin 3 Ekim'de başlatılması gereğini vurguladı.

 

"TÜRKİYE NEREYE DEMİRLEYECEK?"

 

Bu arada Dışişleri Bakanı Jack Straw, International Herald Tribune gazetesinde yayımladığı makalede üyelik müzakerelerinin öngörüldüğü gibi 3 Ekim’de başlaması gerektiğini kaydetti. 

 

AB’nin uzun bir zaman önce "Türkiye’nin nerede demirlemesini istediği" konusunda karar verdiğini belirten Straw, "AB’nin bir seçim yapma lüksü yok" ifadesini kullandı.

 

Genişlemenin durdurulmasının Avrupa’nın yükselen Asya ekonomileriyle rekabet etme yeteneğini zayıflayacağını da kaydeden Straw,  genişlemenin yeni AB üyeleri ve AB için iyi olduğunu ifade ederek, üyelik olasılığı ve gerçekleşmesinin çok büyük bir değişim motoru olduğunu da belirtti.

   

Yeni üyelerin bazılarının müzakerelere başladıklarında üyelik standartlarının çok gerisinde olduklarını, ancak süreç sırasında değiştikleri anımsatan İngiliz Dışişleri Bakanı Straw, Türkiye’nin de AB'ye üye olduğunda çok değişmiş olacağını kaydetti.

 

"TÜRKİYE'NİN YÜZDE 10'LUK BÜYÜME HIZI AB'Yİ AŞACAK"

 

Jack Straw, Türkiye’nin ekonomisinin gelecek yıl, tüm AB ekonomilerini aşarak yüzde 10’luk bir büyüme kaydedeceğinin tahmin edildiğine dikkat çekti.

 

Straw, "Türkiye’nin ticaretinin yarısı zaten AB ile yapılıyor ve İngiltere ile AB ihracatçıları için büyük bir pazardır" diye yazdı. Straw, makalesinde şöyle devam etti:

   

"Türkiye’nin katılımının siyasi nedenleri daha da güçlüdür. Kültür ve din çeşitliliği, amaç birliği ile bağdaşabileceğini gösterir. AB’ye demirlemiş olan, istikrarlı, refah içinde bir Türkiye, nüfusu çoğu Müslüman olan laik bir ülke, çok güçlü bir sembol olur."

   

KAPSAMLI VE CESUR REFORM PROGRAMI

 

Jack Straw, müzakerelerin zamanlamasını da savunurken AB üyeliği hedefinin Türkiye’de etkileyici bir değişim sürecinin lokomotifi olduğunu, AKP hükümetinin kapsamlı ve cesur bir reform programını izlediğini kaydetti.

   

17 Aralık 2004'deki AB Zirvesinde Türkiye’nin yeterince Kopenhag kriterlerini yerine getirdiğine karar verildiğini anımsatan Straw şöyle devam etti:

   

"O zaman sorun nedir? Kısmen hala çözümlenmemiş bölünmüş Kıbrıs adası sorunudur. 1997 yılında çözüm bulunmamasının, Kıbrıs’ın (Rum Kesimi) AB’ye katılmasını bir duvar olmaması gerektiğini savunmada öncülük eden İngiltere oldu ve geçen yıl Kıbrıs’ı AB’ye aldık. Maalesef AB tarafından desteklenen BM sponsorluğundaki süreç başarılı olmadı. Ancak BM çabalarını desteklemeyi sürdürüyoruz."

   

AB'DE KRİZ UYARISI

 

3 Ekim öncesi yapılacak daha çok iş olduğunu ifade eden Straw, şu ifadelere yer verdi:

 

"İyi bir niyet ile olabilir. Ancak AB’nin, Avrupa Komisyonu’nun sıkı kontrolü altındaki müzakereleri başlatma kararını uygulaması gerektiği açıktır. Tersine yapmak sadece AB’nin kredibilitesinin sorgulanması değil, aynı zamanda Türkiye’nin şimdiye kadar kaydettiği önemli ilerlemeyi de tehlikeye atabilir. Bunun oluşturduğu tehlike konusunda çok açık olmalıyız. Eğer şimdi yanlış yaparsak kendi kapımızın eşiğinde bir kriz bulabiliriz."

 (ANKA)

 

HURRIYET 08/09/05

 

FRANSA: GÜMRÜK BİRLİĞİ UYGULANMAZSA MÜZAKERELER ASKIYA ALINSIN

AB Daimi Temsilcileri Komitesi’nin (COREPER) Türkiye’nin Kıbrıs deklarasyonuna tepki olarak yapılacak karşı deklarasyonda bir uzlaşmaya varamaması üzerine AB Dönem Başkanı İngiltere, mekik diplomasisi başlattı. Fransa ise, Türkiye’nin Gümrük Birliği’ni uygulamaması durumunda müzakerelerin askıya alınmasını istiyor

Brüksel'den yayın yapan "ABHaber"e göre, AB üyesi ülkelerin üzerinde bir türlü anlaşamadığı Türkiye konusunda yayınlanacak karşı deklarasyon ile ilgili AB Dönem Başkanı İngiltere uzlaşıya varılması için mekik diplomasisi başlattı.

İngiltere, Fransa, Rum Kesimi, Yunanistan ve Avusturya ile ikili temaslarda bulunarak deklarasyon metni üzerinde bir an önce görüş birliğine varılmasını hedefliyor.

Fransa ise, Türkiye’nin Gümrük Birliği’ni uygulamaması durumunda müzakerelerin askıya alınmasını öngören mekanizmanın Müzakereler Çerçevesi belgesine eklenmesi için bastırıyor.

ABHaber’e Brüksel’de yapılan sonuçsuz COREPER toplantısı ile ilgili bilgi veren AB çevreleri, taraflar arasında büyük görüş farklılıkları bulunduğuna işaret ederlerken, AB Dönem Başkanı İngiltere’nin Türkiye konusunda birlik içinde zorlandığını ifade ettiler. (ANKA)

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

HURRIYET 08/09/05

 

AB, Kıbrıs sorununda taraf olmuştur



Brüksel'de dün yapılan AB büyükelçileri toplantısından çıkan sonucun ayrıntılarını önümüzdeki günlerde çeşitli kaynaklardan öğreneceğiz.
Ancak Türkiye'nin, imzaladığı "Kıbrıs Protokolü"ne ek olarak yayımladığı deklarasyona yanıt olarak AB'nin ortaya çıkaracağı "karşı deklarasyonun" ana hatları hemen hemen belli olmuştur.
Basında çıkan taslaktan da anlaşılacağı gibi, metinde Türkiye'nin midesini bulandıracak hususlar var. Buna rağmen, AB'nin 3 Ekim randevusunu engelleyecek bir yaklaşım içinde olmadığı da görülüyor.
Fakat, müzakerelerin başlamasıyla bazı üyelerin Türkiye'nin başını Kıbrıs konusunda epeyce ağrıtmaya hazır oldukları da anlaşılıyor.
Bunu tabii ki kendi çıkarları uğruna yapacaklar. Yani, "Kıbrıs'ta bir an evvel adil bir çözüme varılsın" şeklinde bir düşünce burada ön planda değil. Bu ise, AB'nin lokomotifi olma özelliğini taşıyan ülkelerdeki vizyonsuzluğu ortaya koyuyor. Zira, Kıbrıs'ta bir an evvel bir çözüme varılamamasının, aslında AB'nin başını ağrıtacağını düşünen yok gibi.

Vizyonsuz ülke
Bu vizyonsuz ülkelerin arasında, aynı zamanda Güvenlik Konseyi'nin daimi üyelerinden olan Fransa'nın bulunması ise düşündürücüdür. Bu kadar önemli konumda olan bir ülkenin küçük siyasi hesapların peşine düşmüş olmasının anlaşılması gerçekten zor.
Özetlemek gerekiyorsa, Kıbrıs sorununun ayrıntılarını bilmesine karşın bu sorunu kendi çıkarı için istismar eden Fransa, adada bir çözüme ulaşılmasını ne kadar zorlaştırdığını düşünme ihtiyacını nedense duymuyor.
Fransa gibi ülkelerin, Kıbrıs'ta çözümsüzlüğün nedeni olduklarını bir referandumla tescil etmiş olan Rumları cesaretlendiriyor olmalarından daha önce söz etmiştik. Ancak, işi çok daha karmaşık bir noktaya getiren vahim bir durum söz konusu burada.

AB tarafsız değil
AB, özellikle son aylarda ortaya koyduğu tavır ile, Kıbrıs sorununda resmen taraf olmuştur. Çabalarını ise, Kıbrıs sorununu çözmek için değil, Türkiye'ye Kıbrıs konusunda kendi arzularını kabul ettirmek için harcar duruma gelmiştir. AB'nin bu arzularının Kıbrıs Rum arzularıyla örtüştüğü ise gözden kaçmamaktadır.
Kısacası Türkiye'nin, BM Genel Sekreteri tarafından başlatılacak olan yeni bir Kıbrıs egzersizinde AB'yi "tarafsız bir oyuncu" olarak kabul etme olanağı kalmamıştır. Nedeni ise malum: Kıbrıslı Türkler, çözüm için doğru olanı yapmalarına rağmen AB tarafından cezalandırılırlarken, Rumlar yanlış olanı yaptıkları için ödüllendirilmeye devam ediyorlar.
Evet, doğrudur, AB'nin bu tavrını 'rezillik' gibi sert ifadelerle kınayan önemli Avrupalı politikacılar var. Ancak, onların sözlerinin havada kaldığını görüyoruz. Çünkü günün sonunda, AB'nin Kıbrıs sorununa yaklaşımı genelde Rumlardan yana oluyor.

Çözüm Annan Planı
Öte yandan bu durum, Türkiye'nin Kıbrıs konusunda adil bir çözüm için çabalarını sürdürmekten vazgeçmesini de gerektirmez.
Kıbrıs sorununun görüşüldüğü yer BM'dir. Bunu AB'nin tüm ilgili belgeleri de aslında teyit etmektedir. Ankara, 3 Ekim sonrasında Kıbrıs sorununu engel olarak karşımıza çıkaracak olan AB üyelerine bu hususu sürekli olarak hatırlatmak zorunda kalacaktır.
Bu arada şu anda ölü görünen Annan Planı da Türkiye açısından önemli bir can simidi özelliğini korumaya devam edecektir. Zira çözümün formülü beş aşağı iki yukarı o planda mevcuttur.

SEMIH IDIZ MILLIYET 08/09/05

 

Türkiye, AB'de 2-1 önde gidiyor



Belki çok basitleştireceğim, ancak herkesin kafası öylesine karışık, ne olup bittiği konusunda öylesine bir belirsizlik var ki, durumu anlatabilmek için böylesine basitleştirmekten başka çarem yok.
Brüksel'de, bir yandan 25 AB üyesi ülke arasında, öte yandan da Türkiye ile 25'ler arasında tam bir çarşı pazarlığı yapılıyor. Karşılıklı cümleler gidip geliyor. Kelimeler üzerinde dans ediliyor.
3 nokta tartışılıyor.

1. KIBRIS'IN TANINMASI:
Fransa daha öncelerde, Türkiye'nin 3 Ekim müzakerelerine oturmadan önce Kıbrıs'ı resmen tanıması veya tanıma niyetinde olduğunu belirtme koşulunu öne sürüyordu. Sonra geri adım attı ve bu defa " müzakereler sürecinde Kıbrıs'ı tanıma niyetini ortaya koyması" için çaba harcar oldu.
Türkiye'nin tutumu ise çok net: BM çerçevesinde bir çözüm bulunsun, o zaman tanırım.
Brüksel'deki genel hava, Türkiye'yi tatmin edecek bir şekilde gelişiyor. Ankara istediğini alacak gibi görünüyor.

2. RUM GEMİLERİNE LİMANLARI AÇMAK:
Bu konuda, Türkiye sıkışmış durumda. AB komisyonu hukuk servislerinin hazırladıkları bir inceleme çok açık. Limanların açılması, Gümrük Birliğinin (GB) gereği. GB'yi kabul ediyorsanız, limanlarınıza gelecek malı taşıyan üye ülke gemilerine itiraz edemiyorsunuz.
Aslında, Türkiye de hukuki durumunun sağlam olmadığının farkında, ancak biraz süre istiyor. Ayrıca, bu mekanizmanın sadece tam üyeler arasında işlediğine dikkat çekip, sorunun müzakere sürecine bırakılmasını istiyor.
Bu konuda Rumlar kesin bir takvim istiyorlar. Örneğin, Türkiye'nin 2006 sonuna kadar veya belirli bir süre içinde limanlarını açmasını, aksi halde müzakelerin askıya alınmasını istiyor. Fransa'da destek veriyor. İngiltere, bir orta yol formülü bulmaya çalışıyor.
Brüksel'deki hava Türkiye lehine değil.
Genel eğilim, Türkiye'ye limanlarını müzakereler süresinde -kesin bir takvime bağlamadan- açmasını sağlamak. AB, limanların açılmasının tanıma anlamına gelmediği, sadece hukuki bir yükümlülüğün yerine getirilmesi olduğu inancında.

3. ÖZEL STATÜ İHTİMALİ AZALIYOR:
Yani, Türkiye gol yiyecek gibi görülüyor (!)
Türkiye'nin tüylerini diken diken eden en önemli madde, ÖZEL STATÜ seçeneğinin açık ve net şekilde, Müzakere Çerçevesi Belgesine yazılması.
Bu konuda da, Türkiye'nin durumu iyi. Zira, Özel Statü için ısrar eden tek ülke Avusturya idi. Onlarda havlu attılar. Açıkça da söylediler. Şu sırada 25'ler arasında hiçbir ülke'nin ısrarı yok.
Geriye sadece Merkel kalıyor. Onunda, bu çoğunluk karşısında ısrarcı olmayacağı bildiriliyor.
Özetle, Türkiye şu anda 2-1 önde. Ancak ikinci devrede neler olacağını kimse kestiremez. Her an gol yenebilir.

* * *

MEHMET ALI BIRAND MILLIYET 08/09/05

 

Karşı beyan AB'yi zorluyor

AB, Türkiye'nin 'Kıbrıs'ı tanımama' beyanına karşı deklarasyonunu netleştiremiyor. Rumların 'tanıma' ya da 'limanların açılması' ısrarını aşamayan AB, deklarasyonu 14 Eylül'e erteledi

RADIKAL 08/0

GÜVEN ÖZALP

BRÜKSEL - AB, Türkiye'nin Gümrük Birliği Ek Protokolü'nü Kıbrıs Rum Yönetimi'ni tanımadığını belirten deklarasyon eşliğinde imzalamasına vereceği yanıt için dün yine sıkı pazarlığa oturdu ama sonuç alamadı. Deklarasyon 14 Eylül'de yeniden tartışılacak.
AB Daimi Temsilciler Komitesi (COREPER) dün Brüksel'de toplanırken, dışişleri bakanlarının geçen hafta Newport'ta belli bir uzlaşıya vardığı deklarasyonla ilgili tartışmalar 'tanıma' ve 'ek protokolün uygulanmasına' odaklandı. AB Dönem Başkanı Britanya'nın dün COREPER'e sunduğu taslakta, 'tanıma' ifadesi ve limanların açılması için bir takvim yer almadı. Britanya tanıma konusunun BM çözüm sürecine endekslenmesini isterken Rumlar ve onu destekleyen üyeler konunun müzakere süreciyle ilişkilendirilmesini talep etti. Newport'taki taslakta 'AB, mümkün olan en kısa sürede Türkiye'nin tüm birlik üyeleriyle ilişkilerini hukuken (de jure) normalleştirmesine büyük önem veriyor' deniliyordu. Taslak metinde bu ifadelere yer verilmedi, ancak tartışılmasına açık kapı bırakıldı. Fransa'nın da desteğini alan Rumlar bu ifadenin metne sokulması ve daha da sertleştirilmesini talep etti.

Rumlar somut takvim istiyor
İkinci tartışma ise protokolün tam ve üye ülkeler arasında ayrım yapılmaksızın uygulanmasına yapılan atıf oluşturdu. Newport'ta bu konuya ilişkin 'AB, ek protokolün tam ve ayrım yapılmaksızın uygulanmasını, bu bağlamda taşıma alanındakiler de dahil malların serbest dolaşımı üzerinde-
ki tüm engelleri kaldırmasını beklemektedir. AB, tam uygulamayı 2006'da yakından izleyecektir' ifadeleri benimsenmişti. Dün Türkiye'ye destek veren ülkeler bu ifadelerin muğlaklaştırılmasını isterken, karşı cephe somut takvimde ısrarcı oldu.

Britanya ikili temasta
Hatta Türkiye'nin belgeyi tam uygulamaması halinde müzakerelerin askıya alınacağı ya da kısıtlanacağı yönünde ifadelerin de metinde yer alması istendi. Tartışmalardan sonuç çıkmaması üzerine Britanya krizi ikili temaslarla aşmaya çalıştı. İkili görüşmede de uzlaşma sağlanamayınca deklarasyona son halinin 14 Eylül'deki COREPER toplantısında verilmesi kararlaştırıldı.

Ankara: Limanlara son tarih olmaz

RADIKAL 08/09/05

RADİKAL - ANKARA - Türkiye, yayımlayacağı karşı deklarasyonla limanların Rum gemilerine açılması baskısını ağırlaştırmaya hazırlanan AB'ye bu konuda son tarih verilemeyeceğini belirterek, 30 Mayıs'taki 'Kıbrıs'ta kısıtlamaları karşılıklı kaldıralım' önerisini anımsattı. Dışişleri sözcüsü Namık Tan, dün bu önerilere dikkat çekip "Yanıt bekliyoruz" dedi. Tan, limanlar konusunda uygulamaya dair sorunların ortaklık konseyi gibi organlarda ele alınabileceğini belirtti. 30 Mayıs belgesinde 'kişi, mal ve hizmetlerin serbest dolaşımı, hava ve deniz limanlarıyla üçüncü ülke uyruklulara kısıtlamaların kaldırılması, Kuzey Kıbrıs'ın gümrük birliğine katılması, Kıbrıs Türkleri'nin sportif, kültürel uluslararası etkinliklere katılımına dair engellerin kaldırılması' yer alıyor.

Türkiye'siz güvenlik zor

Türkiye'siz güvenlik zor

Alman Federal Parlamentosu'nun (Bundestag) seçim öncesi son oturumunda Türkiye tartışıldı. Merkel'in, 'AB üyeliğine karşı bıkmadan konuşacağım' sözüne Fischer yanıt verdi: Tavrınız tehlikeli

RADIKAL 08/09/2005

BERLİN - Almanya Federal Meclisi (Bundestag) dün 18 Eylül seçimi öncesi son oturumunu yaparken, Türkiye yine gündeme geldi. Katrina kasırgasında ölenler için saygı duruşuyla başlayan oturumda, en güçlü başbakan adayı olan Hıristiyan Demokrat Birlik Partisi (CDU) Genel Başkanı Angela Merkel, AB'nin Türkiye'ye tam üyelik yerine imtiyazlı ortaklık vermesi ısrarını yineledi. Merkel, "Vatandaşlarımız Avrupa sınırlarının nerede bittiğini bilmek istiyor. Bu yüzden şunu söylemekten bıkmayacağım: Türkiye'nin tam üyeliğini yanlış buluyorum. Bu nedenle imtiyazlı ortaklığı önerdik" diye konuştu.

'Siz de söz verdiniz'
CDU liderine yanıt Dışişleri Bakanı Joschka Fischer'den geldi. Merkel ve Hıristiyan Sosyal Birlik Partisi (CSU) lideri Edmund Stoiber'ın tavırlarını eleştiren Fischer, "Stoiber kültürel farklılık gördüğü, siz de konuyu önemli görmediğiniz için Türkiye politikanızla Avrupa'nın güvenliğini tehlikeye sokuyorsunuz. Irak konusunda yanlış davrandınız, ama Türkiye tutumunuz daha tehlikeli" dedi. Türkiye'nin AB başarısının önemine dikkat çeken Fischer, "43 yıldır söz verildi. Siz de verdiniz" dedi. Akdeniz'deki istikrarın Avrupa için yüzyılın en önemli konularından olacağını belirten Fischer, "Bölgede büyük tehlike var. Irak ile
İran'ın nükleer programı var. Güvenlik çıkarlarımız, iç politikadan
önemli. Başbakanlık isteyen biri buna uygun davranmalı" ifadesini kullandı.
Stoiber ise Türkiye'ye AB ekonomik toplulukken söz verildiğini oysa artık siyasi bir birlik oluştuğunu savunarak, "Siyasi birlik istiyorsanız, 80 milyon nüfuslu bir ülkeyi üye olarak alamazsınız." (afp, aa)

Yine geri çevirdiler

Rum yönetimi, Rum Telekomünikasyon Dairesi'ne ait aydınlatma malzemesini Girne Limanı üzerinden Limasol'a götürmek isteyen Estonya plakalı tırın güneye geçişine bir kez daha izin vermedi

KKTC "TRANSİT GEÇİŞ" JESTİ YAPTI... 448 MDS çekici ve 732 DD plakalı dorseden oluşan TIR'la dün Girne Limanı'na gelen Andrus Annsoo ve Evelin Annsoo, taşıdıkları malzeme Güney Kıbrıs'a ait olduğu için hiçbir işleme tabi tutulmadan güneye geçişinin sağlanması için bir gümrük muhafaza memuru eşliğinde Metehan Sınır Kapısı'na gitti. KKTC'nin iyi niyeti, Rum tarafınca yine itibar görmedi

2.5 SAAT BEKLETİP REDDETTİLER... Rum yönetimi, KKTC'nin herhangi bir gümrük işlemi yapmadığı malzemeleri almayı yine reddetti. KKTC tarafından geçiş işlemlerini saat 13.20'de tamamlayan TIR, kapının Rum yönetimine ait kontrol noktasında durduruldu. Saat 16.10'a kadar süren girişimleri sonuç vermeyince Andrus Annsoo'nun kullandığı TIR geri dönerek yine bir gümrük muhafaza memuru denetiminde Girne Gümrük Müdürlüğü'ne götürüldü

"YASA DIŞI LİMANDAN" GİRMİŞ... Kendisinin AB vatandaşı, Kıbrıs'ın da AB toprağı olduğunu, bu nedenle sorun yaşamayacağını bir Rum arkadaşından öğrendiğini Rum görevlilere anlatan tır şoförü Annsoo, Rum arkadaşıyla telefonda görüşmesine karşın Rum yönetiminin "yasadışı limandan giriş yaptığı" gerekçesinde ısrar ederek TIR'ın güneye geçişine izin vermemesi üzerine büyük bir hayal kırıklığı yaşadı

Rum yönetimi, Kıbrıs Telekomünikasyon Dairesi'ne (CYTA) ait aydınlatma malzemesini Girne Limanı üzerinden Limasol'a götürmek isteyen Estonya Allante Transport isimli nakliye şirketine ait TIR'ın Metehan Kapısı'ndan Güney Kıbrıs'a geçişine için vermedi.

Rum yönetimi daha önce yine Rum Telekomünikasyon Dairesi'ne ait malzemeleri Girne Limanı'ndan girdiği gerekçesiyle geri çevirmişti.

448 MDS çekici ve 732 DD plakalı dorseden oluşan TIR'la dün Girne Limanı'na gelen Andrus Annsoo ve Evelin Annsoo, taşıdıkları malzeme Güney Kıbrıs'a ait olduğu için hiçbir işleme tabi tutulmadan güneye geçişinin sağlanması için bir gümrük muhafaza memuru eşliğinde Metehan Sınır Kapısı'na geldiler.

KKTC tarafından geçiş işlemlerini saat 13.20'de tamamlayan TIR, kapının Rum yönetimine ait kontrol noktasında durduruldu. Saat 16.10'a kadar süren girişimleri sonuç vermeyince Andrus Annsoo'nun kullandığı TIR geri dönerek yine bir gümrük muhafaza memuru denetiminde Girne Gümrük Müdürlüğü'ne götürüldü.

TIR şoförü Andrus Annsoo, CYTA'ya ait malzemeyi Estonya'dan aldıklarını, 3 TIR halinde Limasol'a hareket ettiklerini anlatarak, diğer 2 TIR'ın Atina-Rodos-Limasol yolunu izlerken, kendisinin daha ucuz olduğu için Türkiye üzerinden Kıbrıs'a geldiğini söyledi.

Kendisinin AB vatandaşı, Kıbrıs'ın da AB toprağı olduğunu, bu nedenle sorun yaşamayacağını bir Rum arkadaşından öğrendiğini Rum görevlilere anlatan Annsoo, Rum arkadaşıyla telefonda görüşmesine karşın Rum yönetiminin "yasadışı limandan giriş yaptığı" gerekçesinde ısrar ederek TIR'ın güneye geçişine izin vermemesi üzerine büyük bir hayal kırıklığı yaşadı.

Rum kontrol noktasındaki görevliler, TIR sürücülerine kişi olarak güneye geçmelerinde herhangi bir sorun olmadığını, sigorta yaptırmaları halinde TIR'ın çekicisinin de geçebileceğini, ancak yük kısmının kuzeye geri dönmesi gerektiğini söylediler.

TIR şoförü Andrus Annsoo'nun, Türkiye'den tek transit geçiş vizesi aldığını, malı bıraktıktan sonra Limasol'dan gemiyle ayrılacağını söylemesi de sonuç vermeyince, KKTC'ye dönme kararına uymak zorunda kaldı.

Uzun

Maliye Bakanı Ahmet Uzun, TIR Güney Kıbrıs'a gönderildikten sonra Metehan Kapısı'nda yaptığı açıklamada, Estonya plakalı TIR'a, KKTC'den transit geçiş yapmış gibi kabul ederek gümrükle ilgili herhangi bir işlem uygulamadıklarını söyledi.

TIR'daki AB mührüne güvenerek herhangi bir işlem yapmama olayının ikinci kez meydana geldiğine işaret eden Uzun, daha önceki olayda, nakliye şirketinin bir Türk firması olduğunu, o olayda Rum yönetiminin TIR'ların Güney Kıbrıs'a geçişine izin vermediğini hatırlattı. Bu kez nakliye şirketinin Estonya'ya ait olduğunu belirten Uzun, bu durumda uygulamada bir farklılık olup olmayacağını bilemeyeceğini belirtti.

Uzun, KKTC Gümrük Dairesi'ne verilen belgeye göre TIR'da CYTA'ya ait aydınlatma malzemesi olduğunu, bu konuda herhangi bir araştırma yapmadıklarını, AB mührüne güvendiklerini yineleyerek, malın sahibine ulaşması için gereken kolaylığı sağladıklarını söyledi.

KIBRIS 08/09/05

"Cebimize parayı koyup KTHY'nin tapusunu almağa gideceğiz"

Maliye Bakanı Ahmet Uzun, KTHY'nin KKTC'ye devrinin TC Resmi

Gazetesi'nde de yayınlanmasının ardından KIBRIS'a açıklama yaptı

Ali CANSU

TC Özelleştirme Yüksek Kurulunun (ÖYK) Kıbrıs Türk Hava Yolları'nın (KTHY) yüzde 50 oranındaki idare hissesinin 33 milyon dolar bedelle en yüksek teklifi veren "Ada Havacılık ve Taşımacılık A.Ş"ye satılması kararını onaylayıp Türkiye Resmi Gazetesi'nde yayımlanması üzerine KKTC Maliye Bakanlığı harekete geçti. Maliye Bakanı Ahmet Uzun "Parayı bulup gideceğiz ve KTHY'nin tapusunu alacağız" dedi.

KIBRIS'a açıklamada bulunan Bakan Uzun, KTHY'nin Ada Havacılık ve Taşımacılık A.Ş'ye devredilmesiyle son aşamaya gelindiğini söyledi. Devir işleminin Türkiye Cumhuriyeti'nin Resmi Gazetesi'nde de ilân edildiğini kaydeden Ahmet Uzun, "Buradan sonra iş bize kalmıştır. Parayı bulup Türkiye'ye gideceğiz ve tayyareler ile KTHY'nin tapusunu alacağız" diye konuştu.

Türkiye'ye gidip parayı götürüp hisse alımının tamamlanmasının bir hafta içerisinde gerçekleşeceğini anlatan Uzun, bu sürecin tamamlandıktan sonra Özelleştirme İdaresi'nin KTHY'nin yönetimine tayin ettiği yönetimin istifasını sunacağını söyledi.

Yeni atamalar yapılacak

Maliye Bakanı Ahmet Uzun, Özelleştirme İdaresi tarafından atanıp istifa edenlerin yerine yeni atamalar yapılacağını söyledi.

Atamaların yapılmasından sonra devir işleminin de tamamlanmış olacağını kaydeden Uzun,

30 yıl aradan sonra KTHY'nin Kıbrıs Türkü'nün malı olacağını, bu gururu halk ile beraber yaşayacaklarını ifade etti.

ÖYK, KTHY'de bulunan yüzde 50 oranındaki idare hissesinin "satış" yöntemiyle blok hisse satışı şeklinde özelleştirilmesini teminen, idare tarafından 11 Ağustos 2005 tarihinde yapılan ihale sonucunda, KTHY'nin yüzde 50 hissesinin 33 milyon ABD doları bedelle en yüksek teklifi veren Ada Havacılık ve Taşımacılık A.Ş'ye ihale şartnamesi çerçevesinde satılmasına karar vermişti.

Hisse Satış Sözleşmesi imzalanması ile karar gereklerinin yerine getirilmesi hususlarında da Özelleştirme İdaresi yetkili kılmıştı.

KIBRIS 08/09/05

İngiliz basını: Londra, Türkiye için bastırıyor

İngiliz gazeteleri, dönem başkanı İngiltere’nin Türkiye konusunda destek toplamak için bastırdığı yorumunda bulundu. Ancak Avrupa’daki Türkiye muhalefetinin İngiltere’yi başarısız kılabilecek bir ortam yarattığı uyarısı da yapıldı.

 

NTV-MSNBC VE AJANSLAR

Güncelleme: 05:20 ET 09 Eylül 2005 Cuma

LONDRA - İngiltere Dışişleri Bakanı Jack Straw’un, “AB’nin Türkiye ile müzakerelere planlandığı gibi 3 Ekim’de başlaması gerektiği” sözleri İngiliz basınında geniş yer buldu. Independent gazetesi Straw’un Türkiye’ye verdiği desteği, “İngiltere Avrupa Birliği’nin Türkiye’yi küçümsemesi halinde, İslami tepki uyarısı yapıyor” sözleriyle değerlendirdi.

Guardian gazetesi ise Straw’un açıklamalarını “İngiltere, Türkiye ile müzakerelerin başlaması için bastırıyor” başlığıyla verdi. Gazetenin başyazısında ise Türkiye’de işkencenin yasaklanması, Kürtçe yayınlara başlanması ve ordunun etkisinin azalması övüldü.

Yazıda imtiyazlı ortaklık önerisinin ters tepeceği ve dünyanın tek laik Müslüman demokrasisine kapısını açamayan AB’nin, mutlaka tehlikeli boyutlarda bir tepkiyle karşılaşacağı da kaydedildi.

Böyle bir dönemde yazar Orhan Pamuk hakkında dava açılmasının ise üzücü olduğu ve bunun Türkiye düşmanlarına verilmiş bir hediye olduğu yorumu yapılan yazıda, “Avrupa Birliği’ne giren ülkeler, geçmişleriyle yüzleşebilmeli, ifade özgürlüğüne saygı göstermeli. Yine de Jack Straw haklı. Müzakereler belirlenen takvimde başlamalı. Herhangi bir gecikme, güvene yönelik bir ihanet olup, Avrupa’nın zaten zarar görmüş güvenilirliğini zayıflatacak; Türkiye’deki reformlara zarar verecektir” dendi.

‘TÜRKİYE İLE ÖVÜNMEK YENİLGİYLE BİTEBİLİR’
Times gazetesinin dış haberler editörü Bronwen Maddox ise yazısında, “Türkiye ile övünmeye kalkışmak, yüz kızartıcı bir yenilgiyle bitebilir” diyor. Maddox’a göre İngiltere, dönem başkanı olarak Türkiye ile müzakerelere başlamayı Avrupa vizyonu açısından bir övünme fırsatı olarak görmüştü.

Türkiye’nin ‘Kıbrıs Cumhuriyeti’ni tanımadığını açıklaması, Hollanda ve Fransa referandumları ve Almanya’nın gelecekteki başbakanı olacağına kesin gözüyle bakılan Angela Merkel’in ortaya attığı “imtiyazlı ortaklık” önerisi gibi çıkışların süreci zora soktuğunu savunan Maddox, “Ekim’de müzakerelere başlansa bile, bu Avrupa hükümetleri için sorunun sadece başlangıcını oluşturur. Zira tümü kendi kamuoylarını ikna etmek zorunda olacaktır” ifadesini kullandı.

AB'ye 'Türkiye' uyarısı


9 Eylül, 2005 11:28:00 (TSİ) CNN TURK

The Guardian gazetesi ‘Ankara’yı demirlemek’ başlıklı başyazısında, AB üyesi ülkelerin geçtiğimiz yıl 17 aralıkta Türkiye’nin kulübe üye olmasını oy birliği ile kabul edip müzakerelere başlanması için söz verdiklerini hatırlattı.

Başyazıda “verdikleri tarih de 3 ekim 2005 idi. 3 ekime bir aydan daha az bir süre kala havayı öyle bir panik dalgası kapladı ki belki de tüm gürültü patırtıdan sonra bu iş gerçekleşmeyecek” ifadeleri kullanıldı.
 
Gazetenin başyazısında, Türkiye uzun yıllardır NATO’nun güvenilir bir üyesi olmasına rağmen, 2003 yılında 15 üyeli Avrupa Birliği’ne 10 yeni üyenin kabul edilmesiyle tarihi genişlemesini gerçekleştirerek idealini tamamladığı görüşünün hakim olduğu belirtildi.
 
Başyazıda “ancak bazı ülkelerdeki Türk karşıtı görüşler ve de Fransa ile Hollanda’nın geçtiğimiz yaz aylarında AB anayasasını redetmesi bu konuda ciddi şüpheler doğurdu” yorumu yapıldı.  
 
The Guardian’ın başyazısında, ‘ateşten bir gömlek olan AB başkanlık koltuğuna oturan İngiltere Dışişleri Bakanı Jack Straw dünkü açıklamasında, Türkiye ile müzakereler beklendiği gibi uzun yıllar sürse bile verilen bu ciddi sözün tutulmasının önemli olduğunu anlattı’ denildi. 

'Türkiye’nin AB üyeliği önündeki en büyük sorunun karmaşık hale gelmiş olan Kıbrıs sorunu olduğunu' belirten gazete, Fransa’nın Kıbrıs konusuna çok olumsuz baktığını Almanya’da ise Angela Merkel’in CDU’sunun bu ay yapılacak seçimleri kazanması halinde  Türkiye için daha büyük bir sorun olacağına dikkat çekti.
 
Merkel’in Türkiye’ye, diğer ülkeler gibi müzakerelerin sonunda tam üyelik değil sadece ‘imtiyazlı ortaklık’ teklif etmek istediğini hatırlatan gazete, ‘sadece Türkiye’ye böyle özel bir teklif yapmak AB’nin, dünyanın tek laik Müslüman demokrasisine bile ayak uyduramayan  bir ‘Hristiyan kulübü’ olduğu şeklindeki kızgın suçlamaları doğru çıkaracak ve bu da tehlikeli sonuçlar doğuracaktır’ ifadesini kullandı.  
 
AB reformlar için itici güç
 
AB üyeliği mıknatısı sayesinde daha şimdiden Recep Tayyip Erdoğan’ın muhafazakar hükümetinin büyük yol kaydettiğini belirten The Guardian, işkencenin yasaklandığını, artık Kürt dilinde yayınlar yapıldığını ve ordunun ağırlığının da zayıflatıldığını yazdı.
 
The Guardian başyazısında, 'ama yine de bu hassas dönemde üzücü ve Türkiye’nin düşmanları için adeta bir hediye olan bir gelişme oldu ve ünlü yazar Orhan Pamuk, 1915 yılındaki Ermeni soykırımı hakkında söylediği cesur sözler nedeniyle, Atatürk döneminden kalma olan ‘Türklüğü aşağılama’ suçlaması ile karşı karşıya kaldı.'
 
Başyazıda,  'AB’ye giren ülkeler kendi geçmişleriyle yüzleşmeli ve ifade özgürlüğüne de saygı göstermelidirler. Ama Bay Straw yine de haklı. Müzakereler zamanında başlamalı. Herhangi bir gecikme güvenin sarsılması anlamına gelir ve bu da Avrupa’nın zaten hırpalanmış kredibilitesini daha da zayıflatır ve Türkiye’nin de reformlarına zarar verebilir' ifadeleri kullanıldı. 

 

ABD TÜRKİYE İÇİN DEVREDE

İngiliz The Independent gazetesinde, Türkiye’nin AB ile müzakerelere başlaması konusunda yer alan bir haberde, 3 ekim öncesi Türkiye’nin Güney Kıbrıs’ı tanımaması nedeniyle Türkiye ile AB arasında çıkacak bir krizi ortadan kaldırmak için ABD ile İngiltere’nin diplomatik atak başlattığı belirtildi.

Haberde, İngiltere Dışişleri Bakanı Jack Straw’ın Türkiye ile müzakerelerin başlamaması halinde bu durumun İslamcı radikallerin elini güçlendireceği ve kültürlerarası bir çatışmanın çıkmasına neden olacağı uyarısına yer verildi.

The Independent’ın haberinde, ABD Dışişleri Bakanlığı’ndan bir yetkilinin Brüksel’deki temaslarından sonra yaptığı açıklamada, müzakerelerin başlamasının Türkiye, Avrupa Birliği ve ABD’nin yararına olacağını belirttiği vurgulandı.

CNN TURK 09/09/05

 

Fransa ve Rumlar



İSTANBUL çok önemli bir uluslararası toplantıya ev sahipliği yapıyor; 28-29 Haziran 2004'teyiz. NATO liderleri İstanbul'da toplanıyor.
Fransa Cumhurbaşkanı Chirac İstanbul'a geldiğinde Cumhurbaşkanı Sezer kendisiyle görüşüyor, görüşme sonunda "Chirac Türkiye ile tam üyelik müzakerelerinin başlamasını destekliyor" haberi yerli, yabancı basında yer alıyor.
Dahası, Chirac, Türkiye'den ayrılırken, kendisi bizzat açıklama yapıyor:
"Türkiye ile tam üyelik süreci, dönüşü olmayan bir süreçtir... Tam üyelik süreci, kapsayıcı, sürekli ve dönüşü olmayan bir yoldur..."
Başbakan Erdoğan 22 Temmuz 2004'te Paris'e gidiyor, Chirac'la konuşuyor, Türkiye ile müzakerelerin başlaması için verdiği destek konusunda memnuniyetini bildiriyor.
Bütün Fransız basını da "Chirac Türkiye'yi destekliyor, Sarkozy karşı, Gaullist ailede kavga var" diye yazıyordu.
Bu arada THY'nin 33 Airbus alımı için, törenle, Chirac, Schröder ve Erdoğan imza atıyordu...
Türk basınında konuya değinen bütün kalemler, ben dahil, Chirac'ın "devlet adamlığını" övüyorduk. Çünkü Fransa'da ahalide Türkiye karşıtlığı rüzgârı eserken Chirac günün değil, geleceğin siyasetini izliyordu!
Fakat o "dün" imiş, şimdi "bugün"dür ve Mösyö Chirac "dönmüş" durumdadır!
* * *
"BUGÜN" Chirac Türkiye karşıtlığının başını çekiyor! 3 Ekim'i engelleme konusunda Rumların en büyük destekçisi Atina değil, Paris!
Fransa hâlâ resmen "3 Ekim'i engellemiyoruz, müzakereler başlasın" diyor ama Türkiye'nin asla kabul edemeyeceği yeni şartları önümüze koyarak! TBMM'den asla geçmeyecek Rum-ağızlı bir "çerçeve belgesi" oluşturarak!
Dünyada kim biliyordu Chirac'ın bu kadar "Rum-sever" olduğunu?
Hayır, Chirac'ın derdi Rumlar ve Kıbrıs sorunu değil! Chirac'ın derdi Avrupa Birliği de değil. İşte Avrupa Birliği'ni "karar alamaz" duruma düşürerek krize sürükleyen kendisi...
Chirac'ın bir tek derdi var: Popülizm...
The Economist tarafından "dinozor" olarak nitelenmiş olan Chirac, "Türkiye'nin Avrupa Birliği yolunu kesen adam" rolü oynayarak, Fransız kamuoyunda, genç rakibi Sarkozy karşısında "sükse" yapmak istiyor!
* * *
ÖBÜR tarafta bir Blair'e, bir Schröder'e bakın!
Blair, ülkesine sağladığı ekonomik dinamizmle, "sosyal liberal" reformlarla başarıyı temsil ediyor...
Schröder, Chirac gibi "dönüş" yapmıyor, Avrupa'nın ve Almanya'nın geleceği için Türkiye'nin üyeliğinin gerekliği olduğunu söylemeye aynen devam ediyor!
Hem de Türkiye karşıtlığının şampiyonluğunu yapan "Hıristiyan" Merkel seçim anketlerinde başta giderken... Schröder "geleceği"nin sözcülüğünü bırakmıyor!
Ben Merkel'e fazla kızmıyorum. Komünist Almanya'dan, 'kapalı' bir toplumdan geliyor, vizyonu da tecrübesi de yok. Baştan beri de Türkiye'ye karşı olduğunu söyleyip duruyor; zaten başka ilginç bir laf da etmiyor.
Ama Chirac? "Dün" öyle, "bugün" böyle!
Üstelik hepimizi aldattı; bizlerin saflığından değil, kendisinin tutarsızlığından! Kendi halkını da aldattı; dün Türkiye'nin gerekliğini Fransızlara anlatan kimdi, şimdi Türkiye'nin yolunu kesen kim? Avrupa'yı da aldattı aynı şekilde...
Bir de Fransızların AB Anayasası'nı reddetmesini düşünün? Bundan sonra Paris'in çalacağı kavala kim inanır?
Bakın, 25 AB üyesinden kaçı Paris'in yanında?

TAHA AKYOL MILLIYET 09/09/05

 

Avusturya dergisi: AB'nin Türkiye'ye tavrı onursuzca


      Georg Hoffmann-Ostenhof

      Dünya çapında çok önemli bir gelişme meydana gelmediği takdirde Türkiye ile giriş müzakerelerine planlandığı gibi 3 Ekim'de başlanacak.
      Ancak onursuz bir tavır söz konusu. Yaz boyunca gördük. Fransızların AB Anayasası'na hayır demeleri bunun başlangıç noktasıydı. AB'nin önde gelen politikacıları birden-bire halktan korkmaya ve kıvırmaya başladı. Artık AB'nin genişlemesine dur demek gerektiği söylendi. Brüksel'in çok hızlı ilerlediği belirtildi ve mola verilmesi için çağrıda bulunuldu.
      Ya Türklerin AB üyeliği? Oybirliğiyle alınan kararlara ve Ankara'ya verilen açık vaatlere rağmen her şey yeniden sorgulandı. Tam üyelik değil, 'imtiyazlı ortaklık' denildi. Görüşmelerin ucunun 'açık' bırakılması istendi. Türk hükümetinin müzakereler başlamadan önce, Kıbrıs'ı açıkça tanıması gerektiği söylendi. BM'nin yeniden birleşme planını reddedenlerin Rumlar olduğu, Ankara'nın Kıbrıs'ı tanıdığını açıklamasının AB tarafından müzakerelere başlamak için önşart koşulmadığının gayet iyi bilindiği halde Paris'ten aksi yönde sesler geldi.
     
     ACINASI DURUM
      Bu acınası bir durum. Bilhassa bir zamanlar katılımdan yana olanların bu duruma düşmesi. Chirac birdenbire Türk düşmanı kesildi. Fransa'daki Sosyalistler de kararsız. Diğer ülkelerin siyasi sınıflarındaki genel hava da değişiyor. Türk korkusunun ulusal karakterin bir parçası haline geldiği Avusturya'da ise katılım taraftarları artık daha da yalnız kalıyor.
      Ne garip ki uzun süredir Osmanlıları AB'ye almak isteyen Haider, şimdi tüm genişlemelere son diyor. Etkin biçimde giriş müzakerelerinden yana tavır alan tek Avusturyalı Swoboda da çark etti: "Hırvatlar ile görüşme masasına oturulmadan, Türkiye ile görüşmelere başlanmamalı" diyor. Swoboda, ayrıca imtiyazlı ortaklığın tam üyelik için basamak oluşturabileceğini belirtiyor.
     
     KIVIRTMALAR VE HİLELER
      Türkiye tartışmasının ne kadar onursuzca yürütüldüğüne bakılırsa, müzakerelere başlamak üzere baz alınacak AB belgesi de bundan pek farklı olmayacak. Bir dizi ihtiyati tedbir, şart ve çıkış hükmü, ayrıca Türklerin gururunu iyice zedeleyecek saçma bir metin.
      Ama olsun, bu kıvırmalar ve hileler ile bütün anketlere göre Türkleri giderek daha az sevmeye başlayan Avrupalıları yatıştırmak mümkün olacaksa bu, iyi bir amaca hizmet ediyor demektir.
      Asıl korkutucu şey ise katılımdan yana olanların bile yalnız kendilerini savunucu argümanlar kullanmaları. Anlaşmalara uyulacağı temin ediliyor. Yahut üyeliğin, ancak 15-20 yıl sonra gündeme geleceği söyleniyor. Bugün artık kimse Türkiye'nin entegrasyonunun Avrupa için iyi bir şey olacağını söylemeye cesaret edemiyor. Ondan sonra da insanların buna karşı olmalarına şaşılıyor.
     
     TÜRKİYE NEDEN ÜYE OLMALI?
      Çok şükür gazeteciler seçilmek zorunda değil. O yüzden Türkiye'nin AB'ye katılımının neden bu kadar önemli ve geleceği etkileyici nitelikte olduğunu burada sayabilirim.
      1 - Türkiye kuşkusuz büyük ve yoksul bir ülke. Ama yalnız katılım perspektifi bile son yıllarda benzerine az rastlanan bir modernleşme dalgasına neden oldu. Ekonomik gelişmenin geçtiğimiz yıllardaki tempoda devam etmesi halinde, katılımın gerçekleşeceği tarihte karşımızda bambaşka bir ülke bulacağız. Avrupa Türkiye ile, zaten giderek daha çok AB'ye yönelen, en genç ve dinamik ekonomilerden birini birliğe katmış olacak. Ayrıca ülkenin jeopolitik konumu, Avrupa'nın dünyanın stratejik açıdan önemli ve petrol açısından zengin iki bölgesine Orta Asya ve Ortadoğu'ya, ekonomik olarak da açılmasını sağlayacak.
      2 - Avrupa dünya politikasında Amerikan hegemonyasını dengeleyici yahut düzeltici bir faktör olmak istiyorsa, toprak ve insana ihtiyacı var.
      3 - İdam cezasının kaldırılması, ordunun gücünün azaltılması, Kürtlerle ilişkinin normalleşmeye başlaması... Bütün bunları katılım dinamizmi sağladı. Gerçi insan hakları hâlâ güvencede değil, ama ülkedeki takip gören bütün grupların ve insan hakları örgütlerinin AB'ye katılımın ateşli savunucuları olmaları da bir tesadüf değil. Türkiye'nin katılım sürecine bağlanmasının insan hakları konusunda yeni gelişmeleri garanti edeceğini biliyorlar.
      4 - Avrupa giderek büyüyen Müslüman halkı entegre etmek zorunda. Laik Türkiye'nin üye olması halinde bu çok daha kolaylaşacaktır.
     
     KARDİNAL KÖNİG'İ HATIRLAYALIM
      Açık veya gizlice, bilinçli veya bilinçsizçe Hristiyan Batı'yı savunmak isteyenlere Kardinal Franz König'i hatırlatmak gerekir. König, yedi yıl önce Türkiye'nin ve İslam'ın 'Avrupa diye adlandırdığımız kıtanın tarihine' ne kadar karışmış olduğuna işaret etmiş ve katılımdan yana çıkmıştı: "Hıristiyanlık ve İslam, Avrupa ve Türkiye yan yana değil, birlikte yaşamalı." (Avusturya dergisi Profil)

MILLIYET 09/09/05

 

Rumlar Kahire ile ortak

RADIKAL 09/09/05

AA - LEFKOŞA - Kıbrıs Rum Yönetimi ile Mısır arasında, Akdeniz'de petrol yataklarının aranmasını öngören protokol imzalandı. Kahire'yi ziyaret eden Rum Ticaret ve Turizm Bakanı Yorgos Lillikas ve Mısır Petrol Bakanı Sami Fehmi, temmuz ayında imzalanan ve doğalgaz ve enerji konularında işbirliği ile Akdeniz'de petrol yataklarının aranması gibi konuları öngören memorandumun uygulanmasını hedefleyen protokolü imzaladı. Görüşmede, enerji işbirliği ve petrol araştırmaları alanında ikili işbirliğinin daha fazla geliştirilmesi konularında da fikir alışverişinde bulunuldu.

Londra'dan güçlü destek

Britanya, AB'nin karşı deklarasyonu konusunda Rumlara set çekti. Straw: Türkiye Kıbrıs'ı tanımasa da müzakereler başlamalı. Yoksa bedeli ağır olur

RADIKAL 09/09/2005

RADİKAL - LONDRA/BRÜKSEL/ATİNA - Türkiye'nin Gümrük Birliği Ek Protokolü'nü Kıbrıs'ı tanımayan beyanı eşliğinde imzalamasına karşı hazırlanan deklarasyonun 3 Ekim'de müzakerelerin başlamasına engel olmaması için bastıran AB Dönem Başkanı Britanya, Rum Yönetimi'ni kızdırıyor. Önceki günkü AB daimi temsilciler (COREPER) toplantısında Rumların, Fransa'nın destek verdiği 'tanınma ve limanların açılması' tezlerine ayak direyen Britanya, dün de Dışişleri Bakanı Jack Straw'un ağzından, "Türkiye Kıbrıs'ı tanımasa da müzakereler öngörüldüğü gibi başlamalı" çıkışını yaptı.

Hedefleri çerçeve belge
Rumların, Kıbrıs'la ilgili karşı deklarasyonun, Türkiye'nin müzakere çerçeve belgesini etkileyecek şekilde paralel ele alınmasını sağlamak için 26 Eylül'de olağanüstü dışişleri bakanları toplantısı düzenletmeye uğraştığı belirtiliyor. Britanya ise bunu engellemeye çalışıyor. COREPER karşı deklarasyon metninde uzlaşamayınca konuyu 14 Eylül'e ertelemişti.
Straw dün, Londra'daki Kamu Siyaseti Araştırmaları Enstitüsü'nün 'Türkiye'nin AB Üyeliği' konulu toplantısını Türkiye tezlerini ortaya koymak için platform haline getirdi. "Birliğin sorunların çözümüne yardımcı olma gücüne inanmalıyız" diyen Straw, Türkiye'nin ek protokolü Kıbrıs'ı tanımama beyanı olmadan imzalamasını tercih etse de bu yüzden müzakere sürecinin sekteye uğramaması gerektiğinin altını çizdi. Straw, "Türkiye böyle yaparak işleri zorlaştırdı. AB buna yanıt verecek. Ama ortak amacımız Türkiye ile Kıbrıs dahil 25 AB üyesi arasında Gümrük Birliği'nin ayrımcılık yapılmadan işlemesidir" dedi. Ancak Straw, bu yüzden görüşmelerin sekteye uğramasının AB için sadece güvenilirliğin yitirilmesine yol açmayacağını, Türkiye'nin kurumsal reform sürecini de olumsuz etkileyeceğine işaret etti. Türkiye'nin AB üyeliğinin Türkiye'nin geleceği kadar Avrupa ve uluslararası toplum için de büyük önem taşıdığını belirten ve bunun alternatifini 'bedeli ödenemeyecek kadar kötü' diye niteleyen Britanyalı bakan, "Türkiye'nin jeopolitik konumu bu ülkeye her açıdan hayati stratejik önem kazandırıyor. Türkiye'ye kapıları açmak, Batı ve İslam kültürlerinin modern dünyada ortak olarak yaşayabileceklerini kanıtlayacaktır" dedi.

'Kapımızda kriz çıkar'
"Hepimizin Türkiye'nin reformları hayata geçirmesi ve modernleşmesinde çıkarı var. Eğer yanlış bir karar verirsek kapımızın eşiğinde krizle karşı karşıya kalacağız" uyarısında bulunan Straw, Doğu Avrupa'daki Demirperde ülkelerine de atıf yaparak, "Bu adımı atarak Demirperde'yle farklılıklarımızı giderdik. Şimdi Türkiye'ye tam üyelik yolunu açarak, en az bunun kadar önemli bir başka başarıyı sağlama şansımız var" ifadelerini kullandı.

'Üye muamelesi var'
Rum Dışişleri Bakanı Yorgos Yakovu dün, Britanya'nın karşı deklarasyon metni için "Öncekilerden beter ve geriye doğru bir adım" derken, konunun 26 Eylül'de olağanüstü dışişleri bakanları toplantısında ele alınabileceğini savundu. Yakovu, bu toplantılar sonuç vermezse Türkiye'nin Kıbrıs'ı tanıma yükümlülüğünden kurtulacağını söyledi. Hükümet sözcüsü Kipros Hrisostomidis de Britanya'ya "Türkiye'ye sanki AB üyesiymiş gibi muamele yapıyor. Böyle davranmak Britanya'nın yanlışıdır" dedi.

KKTC, sert tavır koyacak

KKTC makamları, Dipkarpaz'da Rum öğrenciler için okul açılmasının karşılığında Rumların Limasol'da Türk öğrenciler için okul açmamakta direnmesine öfkeli

KKTC, sert tavır koyacak

RUM'A TAVİZ VERİLMEYECEK... Dipkarpaz'da Rum öğrenciler için açılan okulun karşılığında Limasol'da bir Türk okulu açılmaması halinde KKTC makamlarının, pozisyon değişikliği yapacağı ve bu konuda taviz vermeyeceği öğrenildi. Limasol'da yaşayan Kıbrıslı Türkler, Rum okulu içerisinde Türk sınıfı değil, Dipkarpaz'da yaşayan Kıbrıslı Rum öğrenciler için açılan ve Rum öğretmenlerin yönettiği ortaokulla eşit statüde bir Türk ilkokulu açılmasını istiyor

 "HAKLARIMIZI İSTERİZ"... Kıbrıslı Türkler, "Türk okulunda Türk öğretmenler ders vermeli. Çocuklarımız Rum okulda Rumca verilen dersleri anlamıyor. Ayrıca, aynı okula giden Rum ve Türk öğrenciler, lisandan dolayı anlaşamıyor. Bu nedenle Türk okulunun açılması en ideali. İnsan hakları nerede?"diye konuştu. Kıbrıslı Türklerin, 2003 yılından beri Sancaktarlığın arkasındaki eski Türk okulunun yeniden açılması için Rum makamlarına defalarca başvuruda bulunduğu ancak sonuç an alamadığı belirtildi

Yeliz K. SARICA - Ali CANSU

KKTC yönetiminin Dipkarpaz'da yaşayan Kıbrıslı Rum ortaokul öğrencileri için açılan ve Rum öğretmenlerin yönettiği ortaokulun karşılığında eşit statüde Limasol'da bir Türk ilkokulunun açılmamasına sert tavır koyacağı öğrenildi.

Güvenilir kaynaklardan edinilen bilgiye göre, Papadopulos yönetimi, Limasol'da yaşayan Kıbrıslı Türklere yönelik anket yaptı ve bu anket sonuçlarında Kıbrıslı Türklerin 'Türk okulu istemediğinin" ortaya çıktığını iddia ediyor. Ancak, Limasol'da yaşayan Kıbrıslı Türkler, KIBRIS'a yaptığı açıklamalarda Limasol'da Türk okulunun açılmasını istediklerini vurgulayarak, Papadopulos yönetiminin anket iddialarını yalanladı.

Papadopulos yönetiminin önce Limasol'da Türk okulu açılmasını, ardından çok kültürlü okulu gündeme getirdiğini ancak daha sonra bundan çark ederek Rum okulu çatısında Türkçe dil bilgisi verilen bir Türk sınıfı açtığı belirtildi.

Papadopulos yönetiminin Limasol'da Rum okulu içerisinde açtığı bu sınıfta Kıbrıslı Türk öğrencilere Rum öğrencilere verilen derslerin aynısının verileceği, Türk öğrencilere Rum öğrencilerden farklı olarak ilaveten Türkçe ders verileceği öğrenildi.

Rum yönetiminin 1975'de imzaladığı 3'üncü Viyana Anlaşması çerçevesinde kuzeyde kalacak Rumların din ve eğitim haklarının sağlanması yönünde mutabakata varıldığı ancak bu anlaşmada yönetimle ilgili herhangi bir değerlendirme olamadığı kaydedildi.

2003 yılında beri, Kıbrıslı Türklerin, Sancaktarlığın arkasındaki eski Türk okulunun yeniden açılması için defalarca Rum makamlarına sözlü ve yazılı başvuruda bulunduğu ancak, başvuruların kaale alınmadığı kaydedildi.

Rum eğitim bakanlığının kaale almadığı Kıbrıslı Türklere yönelik anket yaptığı iddiaları kafalarda soru işaretlerine neden oldu.

Limasol'da açılan Türk sınıfı için Rum kaymakamlığına bağlı bir ekibin sorumlu olacağı, bu ekibin okul yönetim kurulu oluşturulana kadar görevine devam edeceği öğrenildi.

Rum'a taviz verilmeyecek

Güvenilir kaynaklardan edinilen bilgiye göre, KKTC yönetimi Dipkarpaz'da açılan Rum ortaokulu karşılığında Limasol'da eşit statüde bir Türk okulu açılması yönündeki pozisyondan taviz vermeyecek.

Rum okulu içerisinde bir Türk sınıf açılarak, Kıbrıs Türklerinin asimile edilmesine izin verilmeyeceği ve KKTC otoritelerinin Dipkarpaz'daki pozisyonu yeniden değerlendireceği vurgulandı.

Soyer de sert çıkmıştı

KIBRIS'a geçtiğimiz gün açıklamada bulunan Başbakan Ferdi Sabit Soyer de, Limasol'da Kıbrıslı Türk öğrenciler için açılması planlanan Türk ilkokulunun, Papadopulos yönetimi tarafından engellenmesine ve "Türk ilkokulunu Rum eğitim bakanlığı bünyesine alma" girişimine sert tepki göstermişti.

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Rum yönetimini, Türk tarafının Dipkarpaz'da yaptığı gibi "uluslararası anlaşmalara uygun davranmaya" çağırmış ve "Biz de Rum eğitim bakanlığının kontrolünde olan Dipkarpaz Rum ve Türk ilkokulunu yasayla KKTC Eğitim Bakanlığı bünyesine almayı değerlendirebiliriz" demişti.

Soyer, CTP/BG-DP Koalisyon Hükümeti'nin Dipkarpaz Ortaokulu'nun faaliyetlerini yürütmesinde tamamen uluslararası anlaşmalar ve 1960 anlaşmalarına göre hareket ettiğini belirtmişti.

"Eşitlik istiyoruz"

Limasol'da yaşayan Kıbrıslı Türkler, Dipkarpaz'da yaşayan Kıbrıslı Rum ortaokul öğrencileri için açılan okulun karşılığında eşit statüde Limasol'da Türk ilkokulu açılması gerektiğini vurguladı.

Eşitlik haklarını istediklerini vurgulayan Kıbrıslı Türkler, Rum ilkokulu çatısı altında Rum öğretmenlerin yönetiminde bir Türk sınıfı değil, Dipkarpaz'da Rum öğrenciler için açılan ortaokulla aynı eşitlikte Türk ilkokulu açılması gerektiğine dikkat çekti.

Rum öğretmenlerin yönettiği okulda bir Türk sınıf değil, ayrı bir Türk okulu istediklerine dikkat çeken Kıbrıslı Türkler, "Türk okulunda Türk öğretmenler ders vermeli. Çocuklarımız Rum okulunda Rumca verilen dersleri anlamıyor. Aynı okula giden Rum ve Türk öğrenciler, lisandan dolayı anlaşamıyor. Bu nedenle Türk okulunun açılması en ideali. İnsan hakları nerede? Haklarımızı isteriz. Eşitlik isteriz" diye konuştu.

1960 Anayasası'ndaki eşitlik haklarını alamadıklarını ifade eden Kıbrıslı Türkler, Rum yönetiminin hem 1960 anlaşmaları hem de uluslararası anlaşmalar doğrultusunda hareket etmesi gerektiğini belirtti.

CTP/BG-DP Koalisyon Hükümeti'nin kendilerine destek çıkmasını isteyen Kıbrıslı Türkler, Türk basınına demeç vermeleri halinde 'evlerinin ellerinden' alınacağı şeklinde baskılara maruz kaldıklarına da dikkat çekti.

Limasol'da yaşayan Kıbrıslı Türkler ne dedi? Limasol'da yaşayan Kıbrıslı Türkler ne dedi?

Melek Takımcılar

"Bugün (dün) ilkokulun Kıbrıslı Rum müdürü geldi. Çocukların yaş kağıtlarına baktı. Benim çocuğun yaşı tutmadığı için okula gitmeyecek. Biz çocuğun Türkçe okumasını isteriz. Ayrıca, Rumca ders de almalarını isteriz. Yedi yıldır Limasol'da yaşıyoruz. Rum okulun içerisinde değil, ayrı Türk okulu açılırsa daha iyi olur. O zaman çocuklar Türkçe, İngilizce ve Rumca öğrenecek. Kökenimiz Türk'tür. Bu nedenle Türk okulu isteriz."

Sümbül Takımcılar

"Rum öğretmenler okula gitmemi istedi, ancak ben gitmeyeceğim. Türk okuluna gitmek istiyorum. Daha önce Rum okuluna gittim. Derslerden bir şey anlamadım. Zaten sınıfta öğretmen de ilgilenmez. Okul açılacağı için beni çağırdılar. Türkçe derslerin Rum okulun içerisinde bir sınıfta verilmesini değil ayrı Türk okulu açılmasını istiyorum. Böylece, Türk arkadaşlarla, hem İngilizce, hem Türkçe hem de Rumca ders göreceğiz."

Hasan Takımcılar

"Doğrudan Türk okulu açmadılar. Rum okulu içerisinde bir Türk sınıfı açtılar. Dipkarpaz'da Rum öğrenciler

için Rum okulu açıld. Limasol'da da Türk öğrenciler için Türk ilkokul açmaları gerekir. 1960'dan beri hakkımızı vermiyorlar. Eşitlik istiyoruz. Haklarımızı istiyoruz. 9 yaşındaki kızımızı Rum okulunda açılan Türk sınıfında okuması için göndermek zorunda kalıyorum."

Süleyman Mehmet

"Limasol'da Türk okulunun açılmasını istiyorum. Üç yaşında çocuğum var. Rum öğretmenler gelip çocuğun yaş kağıdına baktı. Okula gitmek için yaşının yetip, yetmediğini kontrol etti. Çocuk Rumca anlamaz. Türk okulu açılmadıkça ben bu çocuğu nasıl okula göndereyim. Dipkarpaz'da Rum öğrenciler için okul açıldı. Eşit bir şekilde Limasol'da da bizim çocuklarımız için Türk okul açılsın. Türkçe bilen öğretmenler ders versin."

Gül Takımcılar

"Limasol'da Türk okulunun açılmasını istiyoruz. Dipkarpaz'da Rum öğrenciler için Rum okulu açıldı. Niçin burada çocuklarımız için Türk okulu açılmaz? Çocuklarımızın Rumca değil, Türkçe okumasını isteriz. Büyük ve geniş bir Türk okulu istiyoruz. Daha önce Türk okulu açılacak dediler ancak bir türlü açmıyorlar. 9 yaşındaki kızımı Türk okulu açılmadığı için mecburen Rum okuluna gönderiyoruz."

Mehmet Salih

"Limasol'da yaşayan Kıbrıslı Türklere destek çıkılmasını istiyoruz. 16 yıldır Limasol'da yaşıyorum. Herkese ev verdiler, bana vermediler. Dipkarpaz'da açılan Rum okulu gibi Limasol'da da Türk okulunun açılması en idealidir. Türk öğrenciler, Türkçe ders görecek ve anlaşabilecek. Aynı okula giden Rum ve Türk öğrenciler, dilden dolayı anlaşamazlar. Bu ülkede ayrımcılık var. İnsan hakları nerde? Haklarımızı isteriz. Eşitlik isteriz..."

Karanfil Kurşuniler

"Rum okuldaki müdür ve bir öğretmen geldi, çocuğu okula kaydettiler. Zaten bizim çocuğun son senesidir. Çocuğa, 'Hem Rumca, hem Türkçe hem de İngilizce öğreneceksiniz' dediler. Ancak, biz ayrı bir Türk okulu açılmasını istiyoruz. Dipkarpaz'da Rum okulu açıldı, burada da Türk okulunun açılması lazım. Bizim çocukların da Türkçe okumaya hakkı var. Gelecek nesiller için de daha iyi olacak."

Hayriye Kurşuniler

"Limasol'da Türk okulu açılmasını istiyoruz. Nasıl ki Dipkarpaz'da Rum öğrenciler için Rum okulu açıldı, Limasol'da da Türk öğrenciler için Türk okulu açılması gerekir. Tek bir sınıf değil, doğrudan Türk okulu açılsın. Türk öğretmenler ders versin. Çocuklarımızın Türkçe okuma hakkı var. Eşit haklar istiyoruz. Daha önce Limasol'da Türk okulu açılacak dendi ancak hâlâ açılmadı."

Menekşe Takımcılar (9 yaşında)

"Okula başlayacağım. Daha önce de giderdim. Rum okulundan öğretmenler müdür ve Türkçe konuşan bir öğretmen geldi. Beni okula kaydetti. İstersem Türk sınıfında, istersem Rum sınıfında okuyabileceğimi söylediler. Aynı okulda Türk sınıfı açtılar ve ders verecekler. Ama biz Türk okulunun açılmasını isteriz. Yeniden başlayacağım için heyecanlıyım."

Ramadan Kurşuniler (12 yaşında)

"Okula gidiyorum. Bu sene ilkokul son sınıfı okuyacağım. Rum okuldan müdür ve bir öğretmen geldi. Kaydımı yaptılar. Hem Rumca hem Türkçe bilirim. Türkçe okuyabilirim. Eve gelen ve Türkçe konuşan öğretmen, hem İngilizce, hem Türkçe hem de Rumca okuyabileceğimizi söyledi. Türk okulu açılırsa bizden sonraki öğrenciler için daha iyi olacak."

KIBRIS 09/09/05

 

Kıbrıs'ta süren sorun güvenlik problemi yaratıyor

Yunanistan Parlamento Başkanı Benaki:

Yunanistan Parlamento Başkanı Anna Benaki, "Akdeniz'in uluslar arası alandaki stratejik rolü, Ortadoğu'da devam eden gerilim ve Kıbrıs'ta süren sorunun güvenlik problemi yarattığını" savundu.

Parlamentolar Arası Birlik (PAB) tarafından düzenlenen "II. Dünya Parlamento Başkanları Konferansı" çerçevesinde BM Genel Kurulu'nda konuşan Benaki, "11 Eylül saldırılarının yıldönümünün yaklaştığı şu günlerde güvenlik meselesine özel bir atıfta bulunmak istiyorum. Akdeniz'in uluslar arası alandaki stratejik rolü, Ortadoğu'da devam eden gerilim ve Kıbrıs'ta süren sorunun bir güvenlik problemi yaratmaktadır" dedi.

Benaki, konuşmasına şöyle devam etti:

"Hiç şüphe yok ki ülkelerimizin kalkınması, halklarımızın refahı güvenli bir ortam olmadan sağlanamaz. Yine hiç şüphe yok ki 'duvarlar' inşa ederek ve silahlanma ya da savaş tehdidiyle korkutarak güvenlik empoze edilemez."

Güvenlik sorununun en belirgin yönünün terörizm olduğunu ifade eden Benaki, "İnsanlık için ciddi bir tehdit oluşturan bu sorun, ekonomik ve sosyal yapısının kırılganlığından dolayı Akdeniz için özel bir boyuta sahiptir. 11 Eylül'de verilen alarm ne yazık ki Madrid ve Londra saldırıları aracılığıyla Avrupa'ya da taşındı. Bu yüzden bu kabusa son vermek için eylemlerimizi koordine etmemiz gerekmektedir" diye konuştu.

KIBRIS 09/09/05

 

Kayıplar Komitesi'nin yeni dönem toplantıları başladı

Kıbrıs'taki kayıp kişilerin akıbetlerinin belirlenmesi amacıyla kurulan Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi, yaklaşık bir ay aradan sonra dün sabah çalışmalarına yeniden başladı.

Ara bölgedeki Ledra Palace Otel'de "89'uncu Dönem 411'inci Toplantı" adı altında yapılan toplantı sonrasında komite ortak yazılı açıklama yaptı.

Açıklamada, komitenin 89'uncu dönem çalışmalarına dün başladığı ve bu çerçevede 411'inci toplantısını gerçekleştirdiği belirtildi.

"Komite, Küçük'ün atanmasından

memnuniyet duydu"

Dünkü toplantıda Komite Başkanlığı'nın Rum üye Elias Georgiades'e geçtiği kaydedilen açıklamada, Komite'nin Gülden Plümer Küçük'ün Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi'ndeki Türk üye Rüstem Tatar'ın yardımcısı olarak atanmasını memnuniyetle karşıladığı ifade edildi.

Açıklamada, en kısa sürede başlaması beklentisinin dile getirildiği genel kazı programının uygulanmasıyla ilgili olarak uzman adli tıp kuruluşu INFORCE tarafından hazırlanmakta olan bütçeyle ilgili değerlendirme yapıldığı belirtildi.

KKTC'de yaklaşık 1.5 ay süreyle devam eden ve temmuz ayı sonunda tamamlanan acil mezar kazılarında bulunanlar dahil, genel kazılar sonucunda ortaya çıkarılacak olan kalıntıların kimlik belirlenmesinin yapılacağı DNA Merkezi'nin oluşturulmasına ilişkin olarak yürütülen çalışmaların komite tarafından değerlendirildiği de belirtilen açıklamada, genel kazı programının hazırlık çalışmaları üzerinde de durulduğu ve komitenin genel kazıların, uzman adli tıp kuruluşu INFORCE gözetiminde en kısa sürede başlaması beklentisi içinde olduğu kaydedildi.

Acil kazıların temmuz ayı sonu tamamlanmasının ardından KKTC ve Güney Kıbrıs'taki toplu mezarları kapsayacak ada genelindeki kazılara, INFORCE tarafından ara bölgede Antropoloji Laboratuvarı kurulması sonrasında başlanacağı belirtilen açıklamada, Komite'nin antropoloji laboratuvarının kurulmasına ilişkin son durumu toplantıda ele aldığı ve bu konunun aciliyetinin altını çizdiği ifade edildi.

Genel kazılar DNA merkezi ve laboratuvar kurulması sonrasında

Acil kazıların temmuz ayı sonu tamamlanmasının ardından KKTC ve Güney Kıbrıs'taki toplu mezarları kapsayacak ada genelindeki kazılara, KKTC'de DNA merkezinin oluşturularak işlerlik kazanması ve ara bölgede antropoloji laboratuvarı kurulması sonrasında ekim veya kasım ayında başlanacağı daha önce açıklanmıştı.

Otonom Kayıplar Şahıslar Komitesi'ndeki Türk üye Rüstem Tatar geçen dönem toplantıları sırasında konuya ilişkin olarak yaptığı açıklamada, genel kazılara KKTC'de oluşturulacak DNA merkezinin işlerlik kazanmasının ve ara bölgede antropoloji laboratuvarı kurulmasının ardından başlanması konusunda mutabakata varıldığını belirterek, "Genel mezar kazılarına, gerekli altyapının tamamlanmasının ardından ekim veya kasım ayında başlanması bekleniyor" demişti.

Başkanlık Rum tarafına geçti

Bu arada Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi'ndeki Türk üye Rüstem Tatar dünkü toplantı öncesinde TAK muhabirine yaptığı açıklamada, komite başkanlığının 89'uncu dönem toplantıları çerçevesinde Rum üye Elias Georgiades'e geçtiğini belirtti.

Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi'ndeki Türk, Rum ve BM tarafından atanan tarafsız üye rotasyon usulü bir ay süreyle komitenin başkanlığını yürütüyor.

Öte yandan Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi'ndeki Türk üye Rüstem Tatar'ın yardımcılarından emekli savcı ve hukukçu Hakkı Önen'in yerine Kıbrıs Türk Üniversiteli Kadınlar Derneği eski başkanı, Avrupa Birliği konularında uzman, ekonomist Gülden Plümer Küçük atandı. Küçük, dünkü toplantıda hazır bulundu.

Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi'nin dünkü toplantısında, Türk tarafından üye Rüstem Tatar başkanlığında Dışişleri Bakanlığı ve Başbakan Yardımcılığı Siyasi İşler ve Siyaset Planlama Müdürü Ahmet Erdengiz ile Gülden Plümer Küçük, Rum tarafından ise üye Elias Georgiades ve yardımcısı Ksenefon Kallis hazır bulundu. Toplantıda BM tarafından atanan tarafsız üçüncü üye Pierre Couperan da yer aldı.

KIBRIS 09/09/05