|
NTV
Güncelleme: 13:44 29 Ağustos 2005
Pazartesi
PARİS
- Pariste Fransa büyükelçilerine konuşan Chirac, Türkiyenin Avrupa
Birliği üyeliğiyle ilgili değerlendirmelerde bulundu.
Chirac,
Türkiye 25 üyeli Avrupa Birliğini, taahütlerini yerine getireceği
konusunda ikna etmelidir dedi.
Fransa Başbakanı Dominique de Villepen ve Dışişleri
Bakanı Douste de Blazy de geçen ay yaptıkları
açıklamalarda, Türkiyenin, ABnin bir üyesi olan Rum Yönetimini
tanımadan müzakerelere başlamasının düşünülemeyeceğini
söylemişti.
"Türkiye'ye çifte standart uygulanıyor"
29 Ağustos, 2005 15:03:00 (TSİ) CNN
TURK
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın
Dış İlişkiler Danışmanı Egemen
Bağış, bazı AB ülkelerinin Kıbrıs konusunu bahane
ederek Türkiye'ye çifte standart uyguladığını söyledi.
Bağış,
kimsenin Türkiye'yi korkutup Avrupa Birliği sürecinden
vazgeçiremeyeceğine dikkat çekti.
Bağış, Avrupa iş ve siyaset çevrelerinin gazetesi
International Herald Tribune'de bugün yayımlanan yazısında,
bazı AB ülkelerinin Kıbrıs konusunu bahane ederek Türkiye'ye
çifte standart uyguladığını ve 'çifte standart' teriminin
daha üyelik görüşmeleri başlamadan
aşındığını belirtti.
Bağış, ''açık konuşalım, kimse Türkiye'yi
korkutup AB sürecinden vazgeçiremez'' dedi.
Yazısında bazı AB ülkelerinin son zamanlarda Kıbrıs
konusunu bahane ederek Türkiye'ye karşı aldığı olumsuz
tutumun uluslararası gözlemcilerin ve basının dikkatinden
kaçmadığını anlattı.
Bağış yazısında, ''Türkiye daha üyelik
görüşmelerine bile başlamamışken, AB'nin tutumu konusunda
'çifte standart' terimi uluslararası alanda o kadar çok kullanıldı
ki, bu terim artık aşınmaya başladı. Son dönemde
'Küçük' Avrupalı politikacıların yarattığı
gürültüyü tanımlamak için Ankara'da doğru sözcükler bulmakta
zorlanmaktayız'' ifadesini kullandı.
Avrupalı politikacılara eleştiri
Türkiye'nin, kısa yoldan oy toplamaya çabalayan ve bu çerçevede hayali bir
dış tehdit yaratma ihtiyacı duyan bazı Avrupalı
politikacıların hedefi olduğunu vurgulayan Bağış,
yazısında ''bu sorumsuz siyaset, Atlantik okyanusunun iki
yakasında varolan (Avrupa, Avrupalılara bırakılmayacak
kadar önemli bir kıtadır) düşüncesini de haklı
çıkarmaktadır'' görüşüne yer verdi.
Egemen Bağış, yazısında AB ile üyelik
görüşmelerine, önceden takvime bağlandığı gibi 3
ekimde başlanacağını vurguladı.
Deklarasyonda Güney Kıbrıs tanınmıyor
Türkiye, 29 temmuzda AB dönem başkanı İngiltere'nin Türkiye'ye
gönderdiği Ek Protokol metnini Brüksel'deki Türk daimi temsilcisi
Büyükelçi Oğuz Demiralp aracılığı ile imzaladı.
Türkiye, protokole imza atarken, Kıbrıs cumhuriyeti'ni
tanımadığını da yayımladığı bir deklarasyonla ilan etti.
Deklarasyonun içeriği:
·
Türkiye siyasi çözüm için kararlılığını
sürdürmektedir
·
Bu protokoldeki Kıbrıs Cumhuriyeti 1960'daki ortaklık
devleti değildir
·
Türkiye için Rum tarafı Kıbrıs Türk tarafını
temsil etmemektedir
·
Türkiye KKTC ile ilişkilerini değiştirmeyecektir
·
Türkiye bu protokolle Kıbrıs Cumhuriyeti'ni herhangi bir
şekilde tanımış olmayacaktır
·
Kapsamlı çözümle birlikte Türkiye yeni oluşacak devlet ile
ilişkiler tesis etmeye hazırdır
Avrupa'da Türkiye tartışması
Avrupa'daki Türkiye tartışmaları ise sürüyor. Türkiye'nin 3
ekimde AB ile yapacağı müzakerelere ilişkin olumsuz söylemler,
Fransa Başbakanı Dominique de Villepin'in 2 ağustosta
yaptığı açıklamaların ardından
yoğunlaşmıştı.
Villepin, Türkiye'nin Kıbrıs'ı tanımaması halinde, AB
ile müzakerelerin düşünülemeyeceğini söylemişti. Fransız
Başbakan, Türkiye-AB arasında 3 ekimde başlaması öngörülen
müzakerelerin ertelenebileceğini savunmuştu.
Fransız 'Le Figaro' gazetesi de 5 ağustos cuma günkü
sayısında, Fransa başbakanının 'Kıbrıs
tanınmalı' açıklamalarının Cumhurbaşkanı
Jacques Chirac tarafından da desteklendiğini yazmıştı.
Gazete, Chiracın, "başbakanın da ifade ettiği gibi,
Avrupa Birliği üyelerinden birini tanımaksızın, bir ülke
ile müzakere açılması düşünülemez' dediğini
yazmıştı.
Chirac Türkiye'yi zorluyor
29 Ağustos, 2005 12:43:00 (TSİ) CNN
TURK
Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac,
Türkiye'nin Güney Kıbrıs konusundaki duruşunu netleştirmek
ve sözlerini tutacağına dair Avrupa Birliği'ne güvence sunmak
durumunda olduğunu söyledi.
Fransız
büyükelçilere yönelik bir toplantıda konuşan Chirac, "Türkiye
tek taraflı deklarasyonunu takiben Kıbrıs konusunda
netleşmeli ve AB'nin 25 üyesine taahhütlerine bütünüyle uyma konusundaki
isteğini garanti etmeli" dedi.
Türkiye ile müzakerelerin başlamasının 'sonu kesin olmayan uzun
ve zorlu bir yolun başlangıcı' olduğunu söyleyen Chirac,
geçtiğimiz yıl 17 aralıkta Brüksel'de yapılan AB zirvesinde
Türkiye ile müzakelerin 3 ekimde başlamasına onay vermişti.
Türkiye'ye yönelik 'Kıbrıs' baskısını
artıran Jacques Chirac geçtiğimiz cuma günü
yaptığı açıklamada da Kıbrıs deklarasyonunun
AB'ye üye olmaya çalışan bir ülkeden beklenen ruhu
taşımadığını savunmuştu.
3 ekimde AB ile müzakere masasına oturmaya hazırlanan Türkiye, Gümrük
Birliği'ni aralarında Güney Kıbrıs'ın da
bulunduğu 10 yeni üyeyle genişleten Ek Protokolü onaylamış,
ancak protokolü imzalamanın Kıbrıs Rum kesimini tanıma
anlamına gelmediğini bir deklarasyonla ilan etmişti.
Ankara, 'Güney Kıbrıs'ın tanınması' konusunun
Kıbrıs Deklarasyonu ile açıklığa
kavuşturulduğunu belirtiyor.
Metindeki 'kapsamlı çözümle birlikte Türkiye yeni oluşacak devlet ile
ilişkiler tesis etmeye hazırdır' ifadesiyle de çözüm
yanlısı tutumun ortaya konduğu savunuluyor.
Anayasa reddedildi, politika değişti
Fransa'nın Türkiye'ye yönelik söylemleri AB Anayasası'nın
reddedildiği 29 mayıstan sonra seyir değiştirdi. Türkiye
karşıtı tavır özellikle Fransa İçişleri
Bakanı Nicolas Sarkozy'nin söylemleriyle hız kazandı.
Sarkozy, Türkiye'nin AB ile müzakerelere başlamasını istemeyen
halkın 'hayır' oyu kullandığını ve bu tepki
nedeniyle Anayasa'nın reddedildiğini savundu.
Başbakan Dominique de Villepin ile Cumhurbaşkanı Chirac'ın
Türkiye'yi AB yolunda zora sokmaya yönelik tavrı ise Türkiye'nin Ek
Protokolü imzaladığı ve Kıbrıs Deklarasyonu'nu
yayımladığı 29 temmuz sonrası başladı.
Villepin 2 ağustosta yaptığı bir
açıklamada Türkiye'nin Kıbrıs'ı tanımaması
halinde, AB ile müzakerelerin düşünülemeyeceğini söyledi. Villepin
Türkiye-AB arasında 3 ekimde başlaması öngörülen müzakerelerin
ertelenebileceğini savundu.
Ülkenin önde gelen gazetelerinden Le Figaro, 5 ağustosta Villepin'in 'Kıbrıs
tanınmalı' açıklamalarının Cumhurbaşkanı
Jacques Chirac tarafından da desteklendiğini yazdı.
Son olarak Jacques Chirac 26 ağustosta yaptığı
açıklamada, Kıbrıs Deklarasyonu'nun AB'ye üye olmaya
çalışan bir ülkeden beklenen ruhu
taşımadığını savundu.
Deklarasyonun hukuki ve siyasi sorunlara sebep olduğunu söyleyen Chirac,
1-2 eylülde yapılacak AB Dışişleri Bakanları
toplantısında konuyu üye ülkelerle görüşmek istediğini
söyledi.
Rehn: "Türkiye son şartı yerine getirdi"
Chirac'ın son açıklamasına karşılık AB
Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn ise, Türkiye'ye yönelik
'Kıbrıs Rum kesimini tanı' baskısını
eleştiriyor.
Rehn, tanıma talebinin yeni bir şart anlamına geleceğini
söylüyor ve "Türkiye Gümrük Birliği anlaşmasını yeni
üyelere uyarlayarak son şartı da yerine getirmiştir" diyor.
Babacan: "İç siyaset gereği..."
Başmüzakereci Ali Babacan geçtiğimiz cuma günü CNN TÜRK'e
yaptığı açıklamada, Fransa'nın Kıbrıs
konusundaki tavrının iç siyasetteki gelişmeler
doğrultusunda geliştiğini söyledi.
Türkiye'nin bunları anlayışla karşılaması ve uzun
vadeli çıkarlarını gözetmesi gerektiğini belirten Babacan,
'Türkiye karşıtlığı' olarak nitelenen tavrın
'siyah ve beyaz' olarak düşünülmemesi gerektiğini söyledi.
Deklarasyonda Güney Kıbrıs tanınmıyor
Türkiye, 29 temmuzda AB dönem başkanı İngiltere'nin Türkiye'ye
gönderdiği Ek Protokol metnini Brüksel'deki Türk daimi temsilcisi
Büyükelçi Oğuz Demiralp aracılığı ile imzaladı.
Türkiye Protokole imza atarken 'Kıbrıs Cumhuriyeti'ni
tanımadığını yayımladığı bir deklarasyonla ilan etti.
Deklarasyonun içeriği:
·
Türkiye siyasi çözüm için kararlılığını
sürdürmektedir
·
Bu protokoldeki Kıbrıs Cumhuriyeti 1960'daki ortaklık
devleti değildir
·
Türkiye için Rum tarafı Kıbrıs Türk tarafını
temsil etmemektedir
·
Türkiye KKTC ile ilişkilerini değiştirmeyecektir
·
Türkiye bu Protokolle Kıbrıs Cumhuriyeti'ni herhangi bir
şekilde tanımış olmayacaktır
·
Kapsamlı çözümle birlikte Türkiye yeni oluşacak devlet ile
ilişkiler tesis etmeye hazırdır
Türkiye'ye 'Kıbrıs' baskısı
Chirac: ''Deklarasyon AB adaylığı ruhu
taşımıyor''
26 Ağustos, 2005 14:57:00 (TSİ) CNN
TURK
Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac, Türkiye'nin
yayımladığı Kıbrıs deklarasyonunun AB'ye üye
olmaya çalışan bir ülkeden beklenen ruhu
taşımadığını savundu.
Chirac,
AB Komisyonu Jose Manuel Barroso'ya, deklarasyonun hukuki ve siyasi
sorunlara sebep olduğunu bildirdi.
Fransa Cumhurbaşkanlığı sözcüsü, Chirac'ın
Barroso ile yaptığı görüşmede, 'Türkiye'nin
yayımladığı Kıbrıs deklarasyonunun AB
adaylığından beklenen ruhu
taşımadığını söylediğini'
açıkladı.
Sözcü, "Chirac, Fransa'nın AB'deki ortaklarıyla Türkiye'nin
Kıbrıs Rum kesimini tanımayı reddetmesi konusunu
görüşmek istiyor" diye konuştu.
Sözcü, ''Cardiff'de 1-2 eylülde yapılacak AB dışişleri
bakanları toplantısında bu konuyu AB'deki
ortaklarımızla görüşmek istiyoruz'' dedi.
Deklarasyonda Güney Kıbrıs tanınmıyor
Türkiye, 29 temmuzda AB dönem başkanı İngiltere'nin Türkiye'ye
gönderdiği Ek Protokol metnini Brüksel'deki Türk daimi temsilcisi
Büyükelçi Oğuz Demiralp aracılığı ile imzaladı.
Türkiye, protokole imza atarken, Kıbrıs cumhuriyeti'ni
tanımadığını da yayımladığı bir deklarasyonla ilan etti.
Deklarasyonun içeriği:
·
Türkiye siyasi çözüm için kararlılığını
sürdürmektedir
·
Bu protokoldeki Kıbrıs Cumhuriyeti 1960'daki ortaklık
devleti değildir
·
Türkiye için Rum tarafı Kıbrıs Türk tarafını
temsil etmemektedir
·
Türkiye KKTC ile ilişkilerini değiştirmeyecektir
·
Türkiye bu protokolle Kıbrıs Cumhuriyeti'ni herhangi bir
şekilde tanımış olmayacaktır
·
Kapsamlı çözümle birlikte Türkiye yeni oluşacak devlet ile
ilişkiler tesis etmeye hazırdır
Avrupa'da Türkiye tartışması
Avrupa'daki Türkiye tartışmaları ise sürüyor. Türkiye'nin 3
ekimde AB ile yapacağı müzakerelere ilişkin olumsuz söylemler,
Fransa Başbakanı Dominique de Villepin'in 2 ağustosta
yaptığı açıklamaların ardından
yoğunlaşmıştı.
Villepin, Türkiye'nin Kıbrıs'ı tanımaması halinde, AB
ile müzakerelerin düşünülemeyeceğini söylemişti. Fransız
Başbakan, Türkiye-AB arasında 3 ekimde başlaması öngörülen
müzakerelerin ertelenebileceğini savunmuştu.
Fransız 'Le Figaro' gazetesi de 5 ağustos cuma günkü
sayısında, Fransa başbakanının 'Kıbrıs
tanınmalı' açıklamalarının Cumhurbaşkanı
Jacques Chirac tarafından da desteklendiğini yazmıştı.
Gazete, Chiracın, "başbakanın da ifade ettiği gibi, Avrupa
Birliği üyelerinden birini tanımaksızın, bir ülke ile
müzakere açılması düşünülemez' dediğini
yazmıştı.
|
MERKEL BOŞ DURMUYOR |
|
18 eylülde yapılacak seçimlerden sonra Almanya'da iktidara
gelmesi beklenen Alman Hıristiyan Demokratların lideri Angela Merkel'in
Türkiye'ye imtiyazlı ortaklık verilmesi ısrarı da
sürüyor. Merkel bugün Avrupa Birliği ülkelerindeki muhafazakar
hükümet ve devlet başkanlarına bu konuyla ilgili birer mektup
gönderdi. Merkel, mektubunda, 3 ekimde başlanacak AB üyelik müzakerelerinde
Türkiye'ye tam üyelik hedefinin yanı sıra imtiyazlı
ortaklığın da bir seçenek olarak sunulmasını
istediğini belirtti. |
CNN TURK
|
Chirac'ın gündemi yine Türkiye |
|
|
Fransa Cumhurbaşkanı Chirac, "Türkiye'nin Kıbrıs konusundaki tutumuna açıklık getirmesi gerektiğini" söyledi, teminat istedi. Fransa
Cumhurbaşkanı Jacques Chirac, Türkiye'nin Kıbrıs
konusundaki tutumuna açıklık getirmesi ve AB'ye, bütün
taahhütlerini yerine getireceği konusunda teminatlar vermesi
gerektiğini söyledi. Chirac,
Paris'te Fransız büyükelçilerle yaptığı dış
politika konulu bir toplantıda, Türkiye, Kıbrıs konusundaki
tek taraflı deklarasyonunun ardından konuya açıklık
getirmeli ve 25 AB ülkesini, birliğe verdiği taahhütlere tamamen
riayet etmeye istekli olduğu yönünde temin etmeli diye konuştu. Fransa
Cumhurbaşkanı, Türkiye ile müzakerelerin
başlatılmasının, sonucu kesin olmayan uzun ve zorlu bir
yolun sadece başlangıcı olduğu ifadesini kullandı. AB'nin 3
Ekim'de üyelik müzakereleri başlatacağı Türkiye ile ilgili
Chirac, geçen hafta da Türkiye'nin Ankara Antlaşması ek
protokolünü imzalamasından sonra yayımladığı
deklarasyonunun, siyasi ve yasal sorunlar ortaya
çıkardığını ileri sürerek, bunun AB'ye aday bir
ülkeden beklenen tutumla uyuşmadığı ifadelerini
kullanmıştı. |
|
HURRIYET 29/08/05
|
Chirac neden Türkiye karşıtı oldu? |
|
|
Türkiyeye verdiği desteği bir anda çeken Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chiracın kişisel siyasi kaygıları ve AB üzerinde suni bir gündem yaratmak olduğu belirtildi. Bir diğer sebebin ise İngiltereden, çıkardığı Türkiye sorunu ile rövanş alma amacı olduğu ifade edildi. Fransa
Başbakanı Jacques Chiracın Türkiye politikalarının
bir anda tersine dönmesinin altında kişisel çıkar
kaygıları ve AB içinde güç kaybeden Fransanın gündem
değiştirme çabalarının olduğu ifade edildi. AB Haberin
Fransaya yakın diplomatlara dayanarak verdiği habere göre,
Fransanın Türkiye politikalarındaki bu sert dönüşün dört
temel nedeni bulunuyor. Uzmanlar,
Chiracın 2007 yılında yapılacak olan Fransa
Cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde Türkiye
karşıtı söylemleri ile dikkat çeken Başbakan
Yardımcısı Nicholas Sarkozyden kozları almak
istediğini düşünüyor. Fransaya
yakın kaynaklar, Chiracın da benzer bir söylem geliştirerek
Sarkozy ve diğer sağ partilere verilen desteği üzerine almaya
çalıştığını ifade etti. Jacques Chiracın
seçimlere girmemesi durumunda ise yerine Fransa Başbakanı
Dominique de Villepinin alması beklediklerini belirtti. Chiracın
değişen politikalarının sebeplerinden bir diğeri
olarak da Fransanın bir türlü sağlıklı bir diyalog
kuramadığı İngiltereden, çıkardığı
Türkiye sorunu ile rövanş alma amacı olduğu ifade edildi. Uzmanlar,
İngilterenin dönem başkanlığının
başarılı geçmemesi için AB içinde Türkiye gerginliği
çıkarmaya çalıştığını ve Fransanın,
Haziran ayında Brükselde yapılan AB Devlet ve Hükümet
Başkanları zirvesinde tarım fonlarından
aldığı paydan vazgeçmeyerek AB bütçesine onay vermeyen
İngiltereyi böyle yapay bir gündemle sıkıştırmaya
çalıştığına inandıklarını söyledi. Yapılan
referandumla AB Anayasasına hayır diyen Fransanın, birlik
içinde çok zor duruma düştüğüne işaret eden diplomatik
kaynaklar, Fransanın dikkatleri başka bir yöne çekmek için Türkiye
konusunu gündeme getirdiğine inanıyor. Chiracın
Türkiye politikalarının bir anda değişmesinin
sebeplerinden bir diğerinin de ABnin 10 ülkeyi daha birliğe alarak
iyice genişlemesi ardıdan birliğin karar organı Avrupa
Konseyinde eski gücünü kaybeden Fransanın, Türkiyenin de dahil
olması halinde birlik içinde ciddi bir kan kaybı korkusu olduğu
ifade edildi. (ANKA) |
|
HURRIYET 29/08/05
KKTC'den Türkiye dışında
bir ülkeye ilk uçuş yapıldı...
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin
(KKTC) eski Cumhurbaşkanı Rauf Denktaşın da
aralarında bulunduğu, Başbakan Yardımcısı ve
Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş
başkanlığındaki heyet özel ziyaret için bugün yerel saatle
07.25de Azerbaycanın başkenti Baküye geldi.
Kıbrıs Türk Hava Yollarına
(KTHY) ait bir uçakla Baküye gelen Rauf Denktaş, Haydar Aliyev
Havaalanında gazetecilere yaptığı açıklamada,
dertleri çok olan ama buna rağmen Kıbrıs deyince kalpleri
kendileriyle birlikte çarpan kardeş bir ülkeye geldiklerini ifade ederek,
"Buradaki olay kardeşlerin kucaklaşmasıdır" dedi.
Rauf Derktaş, güzel ve yararlı bir
ziyaret gerçekleşeceğine inandığını belirterek,
"Bu iletişimin daha sağlıklı ve güzel olması için
çalışacağız. Devamlı iletişimden dostluk ve
kardeşlik doğar" diye konuştu.
Serdar Denktaş da 30 yıl sonra
Kıbrıstan Türk uçağıyla ilk kez yurtdışına
direkt bir seferin gerçekleştiğini ve bu ziyaretin kendileri için son
derece önemli olduğunu belirterek, "Heyecanlandık,
gururlandık, ümit ediyoruz ki bu ziyaret diğer ülkelere de örnek
olur" dedi.
"KKTCden kalkıp Baküye inmiş
olmanın en önemli göstergesi, Kıbrısta çözüm bekleyen taraflara
ancak bu yolla Kıbrıs Türküne bu hakları tanımak suretiyle
Rum tarafını da çözüm için güdüleyebileceğini göstermektir"
diyen Serdar Denktaş, "Azerbaycan bu anlamda büyük bir adım atmıştır.
Bu örnek diğerleri tarafından da umut ediyorum takip edilir. Bize bu
fırsatı verdikleri için başta Cumhurbaşkanı İlham
Aliyev ve Azerbaycan hükümeti olmak üzere tüm Azeri halkına teşekkür
ediyorum" şeklinde konuştu.
Serdar Denktaş, söz konusu ziyaretleri
kapsamında çeşitli temaslarda bulunacaklarını ve
amaçlarının Kıbrıs Türklerine karşı uygulanan
ambargoların hafifletilmesinin önünün açılması olduğunu
belirtti.
Dışişleri Bakanı Serdar
Denktaş, bu konuda Azerbaycan hükümetine çeşitli baskıların
yapıldığını ve daha da
yapılacağını ifade ederek, "Bizim buraya
ziyaretimizle, Kıbrıs Türklerinin yalnız yaşamaya devam
etmeyeceğini, Azerbaycan ve Türkiyede kardeşleri
arkadaşları ve destekçileri olduğunun mesajını
vermiş olacağız" dedi.
Rauf Denktaş ile Serdar
Denktaşın ve çeşitli yetkililerin, başta Ekonomi ve Turizm
Bakanlığından olmak üzere çeşitli bakanlıklardan
bürokratlar, işadamları ve gazetecilerden oluşan
yaklaşık 100 kişilik heyetin temasları kapsamında
Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Milli Meclis
Başkanı Murtuz Aleskerov, Dışişleri Bakanı Elmar
Memmedyarov ve diğer yetkililerle bir araya gelmeleri bekleniyor.
AZERBAYCAN TÜRKİYE İŞADAMLARI
BİRLİĞİ
Azerbaycan Türkiye İşadamları
Birliğinin (ATİB) davetiyle bu ülkeye gelen ve söz konusu heyette
bulunan işadamları, ATİB tarafından düzenlenecek
Azerbaycan-KKTC İş Forumuna katılarak, iki ülke arasında
ekonomik ilişkilerin kurulması ve geliştirilmesi çabalarına
katkıda bulunacak.
KKTCden gelen heyeti
"Yurtdışında Yaşayan Azerbaycanlılarla
İlişkilerden Sorumlu Devlet Komitesi"nin Başkanı Nazim
İbrahimov, Türkiyenin Bakü Büyükelçisi Turan Moralı, KKTC Bakü
Temsilcisi Mustafa Evran ve çok sayıda Türk işadamı
karşıladı.
Azerbaycandan milletvekillerinin de
bulunduğu bir heyet, 20 Temmuz kutlamalarına katılmak üzere
KKTCye gitmiş, ikinci olarak da Azerbaycan Ekonomik Kalkınma
Bakanlığı ve Azerbaycanda faaliyet gösteren Türk
işadamlarını bir araya getiren TÜSİAB derneği
tarafından ve daha sonra ATİB tarafından KKTCye ziyaretler
yapılmıştı..
MILLIYET 29/08/05
Chirac neden
bir anda Türkiye karşıtı oldu?
Türkiyeye verdiği desteği bir anda çeken Fransa
Cumhurbaşkanı Jacques Chiracın kişisel siyasi
kaygıları ve AB üzerinde suni bir gündem yaratmak olduğu
belirtildi.
Fransa Başbakanı Jacques
Chiracın Türkiye politikalarının bir anda tersine dönmesinin
altında kişisel çıkar kaygıları ve AB içinde güç
kaybeden Fransanın gündem değiştirme çabalarının
olduğu ifade edildi.
AB Haberin Fransaya yakın diplomatlara
dayanarak verdiği habere göre, Fransanın Türkiye
politikalarındaki bu sert dönüşün dört temel nedeni bulunuyor.
Uzmanlar, Chiracın 2007 yılında
yapılacak olan Fransa Cumhurbaşkanlığı seçimleri
öncesinde Türkiye karşıtı söylemleri ile dikkat çeken
Başbakan Yardımcısı Nicholas Sarkozyden kozları almak
istediğini düşünüyor.
Fransaya yakın kaynaklar, Chiracın
da benzer bir söylem geliştirerek Sarkozy ve diğer sağ partilere
verilen desteği üzerine almaya çalıştığını
ifade etti. Jacques Chiracın seçimlere girmemesi durumunda ise yerine Fransa
Başbakanı Dominique de Villepinin alması beklediklerini
belirtti.
Chiracın değişen
politikalarının sebeplerinden bir diğeri olarak da
Fransanın bir türlü sağlıklı bir diyalog
kuramadığı İngiltereden, çıkardığı
Türkiye sorunu ile rövanş alma amacı olduğu ifade edildi.
Uzmanlar, İngilterenin dönem
başkanlığının başarılı geçmemesi için
AB içinde Türkiye gerginliği çıkarmaya
çalıştığını ve Fransanın, Haziran
ayında Brükselde yapılan AB Devlet ve Hükümet Başkanları
zirvesinde tarım fonlarından aldığı paydan
vazgeçmeyerek AB bütçesine onay vermeyen İngiltereyi böyle yapay bir
gündemle sıkıştırmaya çalıştığına
inandıklarını söyledi.
Yapılan referandumla AB Anayasasına
hayır diyen Fransanın, birlik içinde çok zor duruma
düştüğüne işaret eden diplomatik kaynaklar, Fransanın
dikkatleri başka bir yöne çekmek için Türkiye konusunu gündeme
getirdiğine inanıyor.
Chiracın Türkiye politikalarının
bir anda değişmesinin sebeplerinden bir diğerinin de ABnin 10
ülkeyi daha birliğe alarak iyice genişlemesi ardıdan
birliğin karar organı Avrupa Konseyinde eski gücünü kaybeden
Fransanın, Türkiyenin de dahil olması halinde birlik içinde ciddi
bir kan kaybı korkusu olduğu ifade edildi.
CHIRAC:
TÜRKİYE, KIBRIS TUTUMUNA AÇIKLIK GETİRMELİ
Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac,
bugün "Türkiye'nin Kıbrıs konusundaki tutumuna açıklık
getirmesi ve AB'ye, bütün taahhütlerini yerine getireceği konusunda
teminatlar vermesi gerektiğini" söyledi.
Chirac, Paris'te Fransız büyükelçilerle
yaptığı dış politika konulu bir toplantıda,
"Türkiye, Kıbrıs konusundaki tek taraflı deklarasyonunun
ardından konuya açıklık getirmeli ve 25 AB ülkesini,
birliğe verdiği taahhütlere tamamen riayet etmeye istekli olduğu
yönünde temin etmeli" diye konuştu.
Fransa Cumhurbaşkanı, "Türkiye
ile müzakerelerin başlatılmasının, sonucu kesin olmayan
uzun ve zorlu bir yolun sadece başlangıcı olduğu"
ifadesini kullandı.
AB'nin 3 Ekim'de üyelik müzakereleri
başlatacağı Türkiye ile ilgili Chirac, geçen hafta da
"Türkiye'nin Ankara Antlaşması ek protokolünü
imzalamasından sonra yayımladığı deklarasyonunun,
siyasi ve yasal sorunlar ortaya çıkardığını"
ileri sürerek, "bunun AB'ye aday bir ülkeden beklenen tutumla
uyuşmadığı" ifadelerini kullanmıştı.
MILLIYET 29/08/05
Bostancı tek taraflı açıldı
|
Devletin üst
düzeyi dün, Türk tarafı açısından 31 Ağustos'ta
açılmaya hazır olacağını vurgulamak için
Bostancı Sınır Kapısı'na bir ziyaret
gerçekleştirdi Bostancı
tek taraflı açıldı BİZ
HAZIRIZ... Cumhurbaşkanı Talat, Meclis Başkanı
Ekenoğlu, Başbakan Soyer, Başbakan Yardımcısı
Serdar Denktaş ve bazı bakanlar, Türk tarafının
açılışa hazır olduğunu vurgulamak için Bostancı
Sınır Kapısı'nı ziyaret etti. Kapıdan ara
bölgeye sembolik bir geçiş de yapıldı. Ziyarete bölge halkı
ile Kıbrıs Türk basını yanında Rum basını
da ilgi gösterdi İYİ
BİR CEVAP VERDİK... Cumhurbaşkanı Talat, devletin üst
düzey yöneticilerinin Bostancı Sınır Kapısı'na
yaptığı bu ziyaretin, kapının
açılmasındaki gecikmenin Türk tarafından
kaynaklandığına ilişkin iddialara iyi bir cevap
olduğunu belirtti. Talat, hem
cumhurbaşkanlığının hem de hükümetin elinden gelen
gayreti gösterdiğini, Kıbrıs sorununun çözümüne ve iki
toplumun ilişkilerinin geliştirilmesine
bağlılığını
kanıtladığını vurguladı TELAŞLANDILAR...
Talat: Biz bu kapıyı açmaya hazır olduğumuzu
duyurmamıza rağmen gerek Güney Kıbrıs'tan gerek AB'den
tepki gelmedi. Ne zaman ki hükümet bu kapının 31 Ağustos'ta
açılacağını duyurdu, o tarihten itibaren bir
telaştır başladı. 'Daha hazır değiliz, daha bir
şey yapmadık' söylemleri başladı. Hatta 'Türklerin
geciktirmesi yüzünden bir şey yapmadık' deyecek kadar ileri
gittiler ama işte ispatı burada" Devletin üst
düzeyi dün, Türk tarafı açısından 31 Ağustos'ta
açılmaya hazır olacağını vurgulamak için Bostancı
Sınır Kapısı'na bir ziyaret gerçekleştirdi.
İnceleme amacı da taşıyan ziyaret sırasında
Bostancı Sınır Kapısı'ndan BM'nin yol
çalışmaları yaptığı ara bölgeye sembolik bir
geçiş de yapıldı. Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, devletin üst düzey yöneticilerinin Bostancı
Sınır Kapısı'na yaptığı bu ziyaretin,
kapının açılmasındaki gecikmenin Türk tarafından
kaynaklandığına ilişkin iddialara iyi bir cevap
olduğunu belirtti. Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, Meclis Başkanı Fatma Ekenoğlu, Başbakan
Ferdi Sabit Soyer, Başbakan Yardımcısı
Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş, Maliye Bakanı
Ahmet Uzun, İçişleri Bakanı Özkan Murat,
Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Salih Usar, Çalışma
ve Sosyal Güvenlik Bakanı Sonay Adem ile Gençlik ve Spor Bakanı
Özkan Yorgancıoğlu'na bu ziyaretlerinde Güzelyurt Kaymakamı
Cemal Türkler, bazı milletvekilleri ve üst düzey bürokratlar eşlik
etti. Ziyarete
bölge halkı ile Kıbrıs Türk basını yanında Rum
Basını da ilgi gösterdi. Talat:
Sözümüzü tuttuk Bostancı
Sınır Kapısı'nda bir konuşma yapan Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, Kıbrıs Türk tarafının gerek
referandumda gerek referandumdan sonra gelişen her olayda sözünü
tuttuğunu belirtti ve hem Cumhurbaşkanlığı'nın
hem de hükümetin elinden gelen gayreti gösterdiğini, Kıbrıs
sorununun çözümüne ve iki toplumun ilişkilerinin geliştirilmesine
bağlılığını
kanıtladığını vurguladı. Talat, dün bunun bir
örneğini daha gerçekleştirdiklerini ifade etti. Bostancı
Sınır Kapısı'nın açılışının
bir yılan hikâyesine dönüştüğüne işaret eden Talat,
sonuçta hükümetin, Türk tarafının açılışa hazır
olduğunu vurgulamak için bu organizasyonu yaptığını
anlattı. Talat, bunun Bostancı Sınır
Kapısı'nın açılışının Kıbrıslı
Türkler tarafından geciktirildiği iddialarına iyi bir cevap
olduğunu da vurguladı ve gecikmenin nereden kaynaklandığının
gösterilmesi bakımından dünkü etkinliğin önemli olduğunu
belirtti. Talat,
"Kıbrıs Türk tarafında siyasi nedenlerle de olsa
gecikmenin bizden kaynaklandığına dair söylemler vardı.
Bunların da bir anlamda ortadan kalkması dün (bugün) sanıyorum
sağlanmış oldu" dedi. "Hiçbir
safhada gecikme yapmadık" Bostancı
Sınır Kapısı'yla ilgili çalışmaların
hiçbir safhasında kendilerinin hiçbir gecikme
yapmadığını, değişik alternatiflerle
kapının erken açılmasını sağlamaya
çalıştıklarını ifade eden Talat, bir çevre yolu ile
mayınlı bölgenin açılması önerisini de kendilerinin
yaptığını belirtti. Maksatlarının
mayınların temizlenme süresini de kazanmak olduğunu dile
getiren Talat, geçen ekim ayında, mayınlar daha temizlenmeden
mayın bölgesine uğramayacak bir yol ile bu
bağlantıyı kurmak istediklerini anlattı. Cumhurbaşkanı
Talat ancak aradan bir yıl geçmesine rağmen Rum tarafının
bu konuda geciktirme siyaseti izlediğini gördüklerini ve çevre yolundan
vazgeçip "Varsın 2005 mart ya da nisanında bitsin" diyerek
mayın temizlenmesine ağırlık vererek esas yolun
açılması düşüncesine vardıklarını söyledi. "İspatı
burada" O tarihten
bugüne hâlâ gerek ara bölgede gerek Güney Kıbrıs'ta hiçbir şey
yapılmadığına işaret eden Talat şunları
ekledi: "Biz bu
kapıyı açmaya hazır olduğumuzu duyurmamıza
rağmen gerek Güney Kıbrıs'tan gerek AB'den tepki gelmedi. Ne
zaman ki hükümet bu kapının 31 Ağustos'ta
açılacağını duyurdu, o tarihten itibaren bir
telaştır başladı. 'Daha hazır değiliz, daha bir
şey yapmadık' söylemleri başladı. Hatta 'Türklerin
geciktirmesi yüzünden bir şey yapmadık' deyecek kadar ileri
gittiler. İşte ispatı burada" Kapının
Kıbrıs Türk tarafı açısından 31 Ağustos'tan
itibaren açık olacağının altını çizen Talat,
geciktirenler açısından henüz yapılacak çok şey
olduğunu ve onların de kendi toplumlarına ve uluslararası
kamuoyuna gerekli izahatı yapması gerektiğini kaydetti Lokmacı
Kapısı'yla ilgili "gecikti, geciktiriliyor"
spekülasyonlarına yol açmamak için daha önce yaptıkları bir
duyuruyu anımsatan Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, "AB
ara bölgenin yol yapımını üstelendiğine göre, ihaleye
çıktığı zaman biz de Lokmacı
Kapısı'nın açılması için düğmeye
basacağız" dediklerini anımsattı. Talat, samimi ve
ciddi olduklarını, sözlerini tutuklarını bir kez daha
vurguladı. Usar: Rum
yönetimi ve BM ile yapılan protokolü yerine getirdik Bayındırlık
ve Ulaştırma Bakanı Salih Usar ise yaptığı
konuşmada, daha önce üzerinde mutabık kalınan bir
anlaşmanın sonucu olarak Beyarmudu, Ledra Palace ve Metehan
kapılarına ek olarak Güzelyurt bölge halkının
ihtiyacının giderilmesi amacıyla Bostancı Sınır
Kapısı'nın açılmasının
kararlaştırıldığını anlattı. Rum yönetimi
ve BM ile yapılan protokol sonucunda KKTC olarak Bostancı
Sınır Kapısı'nın kendilerine düşen
kısmını hayata geçirmek için çalışmalar
yaptıklarını ifade eden Usar, büyük bir gayretle
sınır kapısıyla ilgili çalışmaların
zamanından önce bitirildiğini kaydetti. Bostancı
Sınır Kapısı'nın 200 metreyi aşan bir proje
olduğunu söyleyen Usar, projenin hayata geçirilmesi için 1 milyon
YTL'nin üzerinde bir harcama gerçekleştirildiğini anlattı.
Usar, projenin 2 gidiş ve 2 geliş şeridinden, büyük
araçların geçmesine olanak sağlayacak bir geçiş
şeridinden, otopark, tuvaletler, sigorta hizmetlerinin verileceği 2
kabinden, gümrük görevlilerinin çalışacağı 3 kabinden,
muhaceret polisinin çalışacağı 3 kabinden, gümrük
memurlarının konuşlanacağı bir karakoldan ve polisin
görev yapacağı başka bir karakoldan oluştuğunu
söyledi. Projenin
henüz tamamlanmadığını belirten Usar, büyük
araçların köy içinden geçmemesini sağlamak amacıyla bir çevre
yolunun yapılması için de başka bir projenin
başlatılmış olduğunu ve kısa sürede hayata
geçirilmesi için bakanlığının çalışmalarını
tamamlayacağını dile getirdi. |
KIBRIS 28/08/2005
Dışişleri Bakanı Gül:Türkiye'nin AB konusunu
konuşmak Denktaş'a düşmez, bu bizim politikamız
Türkiye
Dışişleri Bakanı Gül, eski cumhurbaşkanı
Denktaş'ın, "Türkiye'nin AB'ye
alınmayacağı"
açıklamasına sert tepki gösterdi:
Dışişleri
Bakanı Gül:Türkiye'nin AB konusunu konuşmak Denktaş'a
düşmez, bu bizim politikamız
GÜL KIZDI...
Türkiye Dışişleri Bakanı ve Başbakan
Yardımcısı Abdullah Gül, eski cumhurbaşkanı Rauf
Denktaş'ın, "Türkiye'nin AB'ye alınmayacağı"
açıklamasına sert tepki göstererek, "Türkiye'nin AB konusunu
konuşmak Denktaş'a düşmez, bu bizim kendi politikamız"
dedi
MÜZAKERELER
BAŞLAYACAK... Gül: Ekim ayında Türkiye'nin, AB'ye üyelik müzakereleri
başlayacak. Çünkü AB'nin liderleri, bugün iç politikada
karşılaştıkları bazı sıkıntılar ya
da konjonktürel problemlerden dolayı, dünyayı ilgilendirecek
stratejik politikaları gölgeleyecek, göz ardı edecek
davranışa girmeyecek kadar basiretlidirler
Türkiye
Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı
Abdullah Gül, eski cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın,
"Türkiye'nin AB'ye alınmayacağı"
açıklamasına sert tepki göstererek, "Türkiye'nin AB konusunu
konuşmak
Denktaş'a
düşmez, bu bizim kendi politikamız" dedi.
Abdullah Gül,
ekim ayında Türkiye'nin AB'ye üyelik müzakerelerinin
başlayacağını belirterek, "Çünkü AB'nin liderleri,
bugün iç politikada karşılaştıkları bazı
sıkıntılar ya da konjonktürel problemlerden dolayı,
dünyayı ilgilendirecek stratejik politikaları gölgeleyecek, göz
ardı edecek davranışa girmeyecek kadar basiretlidirler"
dedi.
Abdullah Gül,
babası Ahmet Hamdi Gül'ün Kayseri'deki bağ evinde gazetecilerle
sohbet etti.
Gazetecilerin
sorularını yanıtlayan Gül, 3 Ekim'de Türkiye ile AB
arasında müzakerelerin başlayacağından şüphesinin
olmadığını söyledi. Türkiye'nin gayet dikkatli ve bir
Avrupalı gibi hareket ettiğini ve üzerine düşen
sorumlulukları vaktinde yerine getirdiğini ifade eden Gül,
şunları söyledi:
"17
Aralık kararına bakarsanız, o karara imza atan devlet ve hükümet
başkanları bugün işbaşındadır ve Avrupa'yı
yöneten liderlerdir. Türkiye, o kararda yapması gereken ne varsa yerine
getirmiştir. Bunu en iyi tespit eden de AB Komisyonu'nun Genişlemeden
Sorumlu Komiseri Olli Rehn'dir. Dikkatli bir şekilde üst üste
yaptığı açıklamalarda, Türkiye'nin üzerine düşen her
şeyi yerine getirdiğini ve müzakerelerin
başlayacağından da hiç şüphesinin olmadığını
o da tekrar söylemektedir. Hatta bütün AB üyesi ülkeleri dolaşarak bu
açıklamayı yapmaktadır. Dolayısıyla müzakereler
başlayacaktır. Çünkü AB'nin liderleri, bugün iç politikada
karşılaştıkları bazı sıkıntılar ya
da konjonktürel problemlerden dolayı, dünyayı ilgilendirecek
stratejik politikaları gölgeleyecek, göz ardı edecek
davranışa girmeyecek kadar basiretlidirler."
Abdullah Gül,
Türkiye'nin özellikle global açıdan AB'ye, dünya barışına,
Avrupa'nın daha güçlenmesine, ekonomik, stratejik, güvenlik meseleleri
açısından katkılarının çok farklı olduğuna
işaret ederek, AB'nin bütün liderlerinin bunu en iyi şekilde
bildiklerine emin olduğunu kaydetti.
17 Aralık
kararları alınırken bütün bunların dikkate
alındığını dile getiren Gül, "Bu açıdan ben
bazı konjonktürel problemlerden ya da sıkıntılardan
dolayı bu büyük stratejik vizyonun kurban edileceğine ihmal
vermiyorum" dedi.
Kıbrıs
sorunu
Dışişleri
Bakanı Gül, son günlerde Kıbrıs ile ilgili
açıklamaların tutarlı olmadığını kaydederek,
şöyle devam etti:
"Şundan
dolayı, Türkiye ve Kıbrıs Türkleri, bu problemin çözümü için
dünyayı şok edecek şekilde üslerine düşeni
yapmışlardır. Bununla şunu söylemek istiyorum, başta
BM Güvenlik Konseyi olmak üzere AB ve bütün dünyanın üzerinde mutabakata
vardığı bir planı reddeden Rumlar olmuştur.
Dolayısıyla Avrupalılık ruhuna aykırı hareket
eden, AB'nin ilke ve prensiplerine aykırı hareket eden Rumlar
olmuştur. AB'nin üyelik dayanışması muhakkak anlaşılır
bir şeydir ama üyelerden birinin AB'nin ilkelerine de aykırı
davranışlarında, üyelerden birinin yanlışlarında
(Dayanışma içinde olacağız) demek, AB değerlerine
aykırıdır.
Dolayısıyla
Rumların, bu problemi AB'nin içine getirmelerinin faturası Rumlara
ödettirilmelidir. Bu açıdan Türkiye, Kıbrıs Türkleri üzerine
düşeni yapmışlarsa, bundan sonra da yapmaya barış için
devam
edecektir."
AB ülkelerinin,
birliği bu problemlerle sıkıntıya sokanlara "Sizin
yüzünüzden büyük meseleler, dünya meseleleri sıkıntıya
girmektedir" diye sormaları gerektiğine işaret eden Gül,
"Onun için Türkiye'yi hiç kimsenin suçlamaması gerekir. Ayrıca
AB ilke, prensip ve ruhuna aykırı olan bir uygulamayı
üyelerinden biri yapıyorsa, bunun da dikkatini çekmeleri gerekir"
diye konuştu.
"Ambargo,
AB ruhuna aykırı"
Abdullah Gül,
Kıbrıs'a yönelik ambargonun, AB'nin ruhuna, ilkelerine
aykırı olduğunu da belirterek, şöyle konuştu.
"Bildiğiniz
gibi bir süredir bütün dünyaya ilan ettiğimiz bir şey var.
"Kıbrıs'taki bütün kısıtlamaları
kaynağından kaldıralım, bununla bütün kesimlerin, bütün
ülkelerin birbirine uyguladığı kısıtlamaları
aynı anda
hep beraber kaldıralım" diyoruz. Bu, AB ruhuyla beraber olan,
ona çok uygun düşen bir tekliftir. Bu teklifi de yine reddeden, AB'ye bir
şekilde üye olmuş bir ortaksa, onun da dikkatini, AB liderlerinin ve
ülkelerinin çekmesi gerekir."
ABD'nin PKK
konusundaki desteği
ABD'nin
Avrupa'daki PKK/KADEK üyelerini yakalama eğilimlerinin doğru olup
olmadığını ve açıklamaları
inandırıcı bulup bulmadıklarına ilişkin soru
üzerine de, "Bazı gayretleri var ama önemli olan, niyet ve gayretlerin
netice vermesi. Göreceğiz, takip edeceğiz. Bu konularda biz biraz
temkinli hareket etme durumundayız. Açıklamaları, söylenenleri,
niyetleri izlemek ve yakından takip etmek durumundayız" diye
konuştu.
Abdullah Gül,
İsrail'in Gazze ve Batı Şeria'dan çekilmesiyle ilgili olarak da
bunu desteklediklerini, ancak bütün bunların, barışın
kalıcı olabilmesi için bir yol haritasına uygun olarak
yapılmasının çok önemli olduğunu belirtti.
Gül, Irak'a
asker talebi olup olmadığının sorulması üzerine de
böyle bir olayın söz konusu olmadığını bildirdi.
Irak'taki yeni
yapılanmada Türkmenlerin bu siyasi sürece girmesi gerektiğini dile
getiren Gül, herkesin kendi vatanına sahip çıkması
gerektiğini ve bundan sonraki mücadelenin siyasi mücadele olduğunun
herkesin farkında olması gerektiğini vurguladı.
Eski
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın, "Türkiye'nin AB'ye
alınmayacağı" yönündeki açıklamasının
hatırlatılması üzerine de Gül, "Bunları konuşmak
ona düşmez. Bu bizim kendi politikamız" dedi.
KIBRIS 28/08/2005
|
NTV-MSNBC
Güncelleme: 03:58 ET 30 Ağustos 2005 Salı
PARİS
- Fransa Dışişleri Bakanı Philippe Douste-Blazy,
Türkiyenin Avrupa Birliği üyesi olan Kıbrıs Rum Kesimini
tanımamasının kabul edilebilecek bir durum
olmadığını söyledi.
Fransız
büyükelçilerine bir konuşma yapan Blazy, Avrupa Birliğine
katılmak isteyen bir ülkenin, birliğin bir üyesini
tanımaması düşünülemez dedi. Fransa Cumhurbaşkanı
Jacques Chirac da dün yaptığı açıklamada, Türkiyenin
Kıbrıs Rum Kesimine yönelik tutumunu netleştirmesini
istemişti. Chirac, Türkiye, 25 üyeli Avrupa Birliğini taahhütlerini
yerine getireceği konusunda ikna etmelidir ifadesini
kullanmıştı.
Diğer yandan, AB Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso, hiç bir
AB üyesinin Türkiye ile 3 Ekimde başlatılacak tam üyelik
görüşmelerinin ertelenmesini istemediğini söyledi. Barroso, Polonya
gazetesi Gazeta Wyborczaya yaptığı açıklamada, Hiçbir
ülkeden bu konuda bir işaret almadım dedi.
KKTCnin ilk paşası
Ömer BİLGE/LEFKOŞA
KKTC tarihinde ilk kez bir Kıbrıslı Türk, generalliğe terfi etti. Kıbrıslı Türk Salih Cengaver Cem, üstün başarı göstererek Güvenlik Kuvvetlerinde ilk Kıbrıslı Paşa oldu.
KKTC tarihinde
ilk kez bir Kıbrıslı Türk generalliğe terfi etti.
İngiltere doğumlu Kıbrıslı Türk Salih Cengaver Cem,
Türk Mukavemet Teşkilatının (TMT) devamı olarak kurulan
Güvenlik Kuvvetlerinde ilk Kıbrıslı Paşa oldu.<br>
KKTCde yasa gereği Kıbrıslı Türkler en fazla albay
rütbesine kadar yükselebilmesine rağmen, Kıbrıslı Türklerin
askerlik görevini yaptığı 4üncü Piyade Alayı Komutanı
Kurmay Albay Cem, üstün başarı göstererek bir ilke imza attı ve
Türk Silahlı Kuvvetleri içinde Tuğgeneralliğe yükselen ilk
Kıbrıslı Türk oldu. 4 Ağustosta toplanan KKTC Güvenlik
Kuvvetlerinin askeri şûra görevi gören Yüksek Değerlendirme
Kurulu, Kurmay Albay Salih Cengaver Cemi Tuğgeneralliğe yükselterek,
Kıbrıslı Türklere de generallik yolunu açmış oldu.
Kurul Cengaver Cemi Güvenlik Kuvvetleri Komutan
Yardımcılığına atadı. KKTCde Güvenlik
Kuvvetleri Komutanlığı, Kıbrıs Türk Barış
Kuvvetlerine bağlı ve komutan atamasını TSK yapıyor.
Tuğgeneral Cem, bugün yeni rütbesiyle resmen göreve başlıyor.
BÜYÜK ÖVGÜ
Güvenlik Kuvvetleri Komutanı Tümgeneral Tevfik Özkılıç,
Gazimagosadaki görev devir teslim töreninde Kıbrıs Türkünün
bağrından çıkan Güvenlik Kuvvetleri
Komutanlığının, Türk Mukavemet Teşkilatından
(TMT) bayrağı devraldığını belirterek,
generalliğe yükselerek yardımcılığına atanan
Cemin liderlik meziyetleri açısından çok üstün bir yerde
olduğunu söyledi.
Akademi mezunu
1958 yılında Londrada doğan Kıbrıslı Türk Salih
Cengaver Cem, 1981 yılında Kara Harp Okulundan teğmen
rütbesiyle mezun oldu. 1989 yılına kadar KKTC Güvenlik Kuvvetleri
Komutanlığına bağlı çeşitli birliklerde
takım ve bölük komutanlığı yaptı. 1991
yılında Kara Harp Akademisini bitirdi. 2004 yılında
Güvenlik Kuvvetleri 4üncü Piyade Alay Komutanlığı görevine
atandı. Cengaver Cem evli ve 2 çocuk babası ve İngilizce
biliyor.
Hizmet şildi
Kıbrıslı Türklerden çıkan ilk general Salih Cengaver Cem,
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talattan hizmet şildi aldı.
Talat, Tuğgeneral Ceme şildini verirken, üstün hizmetlerinden
dolayı ilk Kıbrıslı Türk general ile gurur duyduğunu
söyledi.
HURRIYET 30/08/05
Bakü'ye
KKTC uçağı 'düştü'!
Kıbrıs Türk
Hava Yolları ilk kez Bakü'ye doğrudan uçuş düzenledi. Serdar
Denktaş, bunun AB'ye örnek olmasını ve tecridin bitmesini
temenni etti
RADIKAL 30/08/05
SEFA KARAHASAN
BAKÜ -
Türkiye ile KKTC'nin Kıbrıslı Türklere uluslararası tecridi
kaldırma çabası çerçevesinde Azerbaycan'la
karşılıklı adım atılıyor. 28 Temmuz'da Azeri
İmair Havayolları'nın 100 kişilik heyetle doğrudan KKTC'ye
uçması sonrası, önceki gece Kıbrıs Türk Hava
Yolları'na (KTHY) ait bir uçak ilk kez Türkiye dışında bir
ülkeye, Azerbaycan'a doğrudan uçuş gerçekleştirdi. Azeri
deyimiyle 'Ercan Havaalanı'ndan Bakü'ye YK 6001 sefer sayılı
uçak düştü.'
Ercan'dan pilotların, "KKTC bayrağını doğrudan
bir başka ülkeye taşıyoruz" anonsuyla kalkan uçak, Bakü'ye
"Günaydın" diyerek indi. 23.00'te havalanması gereken
uçağın arızası nedeniyle Britanya'dan gelen uçakla 03.00'te
hareket eden 90 kişilik heyet, dün sabah Bakü'ye vardı. Heyette yer
alan KKTC kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ile Başbakan
Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Serdar
Denktaş, İlham Aliyev hükümetinin özel davetlisi,
işadamları Azeri işadamlarının davetlisiydi.
Oğul Denktaş, resmi olmayan ziyareti 'yumuşak bir
başlangıç' diye niteledi. Azeri hükümetinin KKTC
pasaportlarını tanımasına koşut olarak KKTC
pasaportuyla giriş yapan heyeti, havaalanında Azeri Devlet
Bakanı Nazım İbrahimova, Azerbaycan-Türkiye
İşadamları Birliği Başkanı Ahmet Erentok'la
yetkililer karşıladı.
'Ömrümce bekledim'
Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş, ziyaret için:
"Umarım karşılıklı charter seferlerin
başlaması gündeme gelir. Umarım, Azerbaycan'ın
attığı bu adım, diğer ülkelere, özellikle de AB'ye bir
gösterge olur" dedi. Siyasi ve ekonomik işbirliği protokolleri
imzalayacak ve Dışişleri Bakanı Elmar Memmedyarov, Meclis
Başkanı Murtuz Aleskerov ile görüşecek heyetin, Devlet
Başkanı İlham Aliyev tarafından kabul edilmesi bekleniyor.
Bu tarihi uçuş sırasında Rauf Denktaş, Radikal'e
"Ömrümce bu anı bekledim. Bakü'ye de, direkt olarak bir ülkeye de ilk
kez gidiyorum. Bu, kardeşin kardeşe kavuşması demek"
demecini verdi. Kaptan pilot Ali Koçaban, "Bu, bizim en mutlu
uçuşumuz", yardımcı pilot İlham İlim,
"İnşallah bu mutluluğu sürekli yaşarız" dedi.
'Başka davetler
de var'
Heyet, Bakü'de merhum Azeri lideri Haydar Aliyev'in kabri ile şehitlikleri
ziyaret etti. Azerbaycan'ın KKTC'yi tanımak için zamana ihtiyacı
olduğunu belirten Rauf Denktaş, "Başka Türk
cumhuriyetlerinden de davetler alıyoruz. İnşallah
gideceğiz. Öncü Azerbaycan'a müteşekkiriz" dedi.
Bakü KKTC'yi tanırsa, Rumların da Dağlık
Karabağ'ı tanıma tehdidi savurmasını
"Ahlaksızlık" olarak niteleyen Denktaş, AB'nin
geçmiş kötü siciline rağmen Rum idaresini meşru Kıbrıs
hükümeti diye üye almasını eleştirerek, "Bu dünyada hak
yoktur. Biz hakkımızı kurtardık, KKTC bu kurtuluşun
bir sembolüdür" diye konuştu.
Ziyaretten notlar...
· KKTC heyetine,
Bakü'ye inmeden önce KKTC bayrakları dağıtıldı.
Bakü'de heyeti karşılayan küçük bir grup, KKTC bayraklarıyla
coşkulu gösterilerde bulundu.
· Rauf
Denktaş'ın eşi Aydın, kızları ve torunları
da heyette yer aldı.
· Uçakta heyete
Azerbaycan'da kullanılmayacak kelimeler listesi
dağıtıldı. Huy kelimesi yerine haysiyet, bardak yerine
steka, subay yerine bekâr, küçük yerine kiçik kullanılması
ricasında bulunuldu.
· Basın
mensuplarına refakat eden mihmandarların, basın
mensuplarıyla halkı bir araya getirmemek için yoğun çaba sarf
etmesi gözlerden kaçmadı. Mihmandarların tavırlarının
izole bir durum ortaya çıkarması gazetecilerin tepkilerine neden
oldu.
Britanya'dan
Rumlara set
RADIKAL 30/08/05
YORGO
KIRBAKİ
ATİNA
- Türkiye'nin Gümrük Birliği Ek Protokolü'nü imzalamasını ve Rum
Yönetimi'ni tanımadığına dair beyanını
görüşecek AB Daimi Temsilciler Toplantısı (COREPER) için
hazırlanan ve Ankara'ya cevap niteliğindeki taslak, Yunanistan ve
Rumların beklentisini karşılamıyor. Yunan
basınına göre, dönem başkanı Britanya'nın Avrupa
Komisyonu ile Fransa gibi kilit üyeler ve Ankara ile görüşmeleri sonucu
hazırladığı taslakta Türkiye'nin 'Kıbrıs
Cumhuriyeti'ni tanıması gereğine dair net ifade yok.
Yarın COREPER'de onaylanmak üzere masaya konacak taslakta, sadece
Türkiye'nin Ek Protokol'ü uygulaması gerektiği vurgulandı.
Basın, taslağı 'Türkiye'nin Kıbrıs'ı tanımaması
eleştirilmiyor, yapması gerekenleri yapmadığında ne
yaptırımlarla karşılaşacağı belirtilmiyor.
Sadece dolaylı olarak limanlarını Kıbrıs gemilerine
açmak zorunda olduğu mesajı veriliyor' diye eleştirdi. Ta Nea,
'AB'den Türklere büyük tepki olmayacak. Türkiye'nin Kıbrıs'ı
tanımaması AB için sorun yaratmıyor. Zaten Atina ile Rum
Yönetimi hem Britanya hem Komisyon'a tanınmakta ısrar edip veto
niyetinde olmadıklarını bildirdi' yorumu yaptı.
Doğrudan Bakü
Kıbrıs
Türk Hava Yolları'na ait YK 6001 sefer sayılı uçak, dün
sabahın ilk ışıklarıyla Azerbaycan'ın
başkenti Bakü'ye indi
Doğrudan
Bakü
ZİYARET
ÖNEMLİ... Başbakan Yardımcısı ve
Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş
başkanlığındaki 90 kişilik heyetin çarşamba
gününe kadar sürecek Azerbaycan ziyareti, Kuzey Kıbrıs Türk
Cumhuriyeti'ne uygulanan ekonomik izolasyonların
kaldırılması ve direkt uçuşların başlaması
açısından büyük önem taşıyor. Heyet, Kuzey Kıbrıs
Türk Cumhuriyeti'ne dönmek üzere 31 Ağustos Çarşamba gecesi
Azerbaycan saatiyle 23.00'te Bakü'den ayrılacak
İLK KEZ
DİREKT UÇUŞ... Kıbrıs Türk Hava Yolları'na ait
"Güzelyurt" uçağı, dün sabah ilk kez Ercan'dan havalanarak
Türkiye dışında bir ülkeye doğrudan uçuş
gerçekleştirdi. Kıbrıs Türk Hava Yolları, bugüne kadar
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nden diğer ülkelere Türkiye
bağlantılı uçuş yaparken, dün sabah ilk kez 6001 sefer
sayılı uçakla doğrudan Azerbaycan'ın başkenti Bakü'ye
uçtu
Kıbrıs
Türk halkına yıllardır uygulanan insanlık
dışı ambargoların kaldırılması yönünde Kuzey
Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ve Türkiye tarafından birlikte
atılan adımlar meyve vermeye başladı.
Kıbrıs
Türk Hava Yolları'na ait "Güzelyurt" uçağı, dün sabah
ilk kez Ercan'dan havalanarak Türkiye dışında bir ülkeye
doğrudan uçuş gerçekleştirdi. Kıbrıs Türk Hava
Yolları, bugüne kadar Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nden
diğer ülkelere Türkiye bağlantılı uçuş yaparken, dün
sabah ilk kez 6001 sefer sayılı uçakla doğrudan
Azerbaycan'ın başkenti Bakü'ye uçtu.
Başbakan
Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Serdar
Denktaş başkanlığında bürokratlar,
işadamları, gazeteciler, akademisyenler ve sivil toplum örgütü
yetkililerinden oluşan heyeti taşıyan Kıbrıs Türk Hava
Yolları'nın "Güzelyurt" uçağı, dün sabah dört
saatlik rötarla 03.00'te Ercan Devlet Havaalanı'ndan havalanarak, KKTC
saatiyle 05.15'te başkent Bakü'ye indi.
KKTC heyetinde,
Azerbaycan Devlet Başkanı İlham Aliyev'in özel davetlisi olarak
eski cumhurbaşkanı Rauf Denktaş da yer alıyor. Eski
cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'a Bakü ziyaretinde 6 kişilik
heyet eşlik ediyor.
Devlet
Bakanı İbrahimova karşıladı
Ercan'dan rötar
nedeniyle 23.30 yerine saat 03.00'te havalanan KTHY'nin Güzelyurt
uçağı, 2 saat 13 dakikalık direkt uçuşla Bakü'ye
ulaştı. Heyeti Bakü Havaalanı'nda Azerbaycan Devlet Bakanı
Nazım İbrahimova, Türkiye'nin Bakü Büyükelçisi Turan Moralı,
KKTC'nin Bakü Temsilcisi Mustafa Evran, Azerbaycan Türkiye
İşadamları Birliği (ATİB) Başkanı Ahmet
Erentok ve diğer yetkililer karşıladı.
90 kişilik
heyet
Başbakan
Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Serdar
Denktaş başkanlığındaki 90 kişilik heyetin
çarşamba gününe kadar sürecek Azerbaycan ziyareti, Kuzey Kıbrıs
Türk Cumhuriyeti'ne uygulanan ekonomik izolasyonların
kaldırılması ve direkt uçuşların başlaması
açısından büyük önem taşıyor.
Başbakan
Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Serdar
Denktaş başkanlığında bakanlık yetkilileri,
başta Ekonomi ve Turizm Bakanlığı'ndan olmak üzere
çeşitli bakanlıklardan bürokratlar, işadamları ve
gazetecilerden oluşan heyet, üç gün sürecek Bakü ziyareti
sırasında, Azerbaycan Meclis Başkanı,
Dışişleri Bakanı ve Devlet Bakanı ile görüşmeler
yapacak.
Azerbaycan-Türkiye
İşadamları Birliği'nin (ATİB) düzenleyeceği,
İş Formu'na katılacak iş adamları ise iki ülkenin
ekonomik ilişkilerinin geliştirilmesi uğraşlarına
katkı koyacak.
Kuzey
Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde geçen ay Azeri heyetin adada
yaptığı gibi, bu kez KKTC'li iş adamları Bakü'de Azeri
iş çevreleriyle görüşmeler yapacak ve protokoller imzalanacak.
Heyetin
ayrıca Azerbaycan Devlet Başkanı İlham Aliyev'le de bir
görüşme yapması planlanıyor.
Heyet, Kuzey
Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ne dönmek üzere 31 Ağustos Çarşamba
gecesi Azerbaycan saatiyle 23.00'te Bakü'den ayrılacak.
"Bakü'ye
büyük önem veriyoruz"
Bu arada
Başbakan Yardımcısı, Dışişleri Bakanı
Serdar Denktaş, Bakü ziyaretiyle hedeflerinin ne olduğu konusunda TAK
muhabirine yaptığı açıklamada, Kıbrıs Türk Hava
Yolları'na ait bir uçağın, ilk kez Türkiye
dışında bir ülkeye doğrudan uçuş
gerçekleştirdiğine işaret ederek, bunun Kıbrıs Türk
halkına haksız yere uygulanan izolasyonun kaldırılması
gerektiği konusunda Azerbaycan hükümeti tarafından başta Avrupa
Birliği olmak üzere uluslar arası topluluğa verilen büyük bir
mesaj olduğunu belirtti. Denktaş, doğrudan uçuşla ilgili
olarak, "Bu bir ilk. Arkası mutlaka gelecektir" dedi.
Denktaş,
CTP-DP hükümetinin, Bakü ziyaretine, ekonomik izolasyonların
kaldırılması ve direkt uçuşların
başlatılması hedefleri çerçevesinde büyük önem verdiğini
söyledi.
Azerbaycan'dan
bir heyetin geçen ay doğrudan uçuşla KKTC'ye geldiğini
anımsatan Bakan Denktaş, şimdi o heyetin davetiyle gidilen
Bakü'de ekonomik izolasyonların, ambargoların
kaldırılması yönünde önemli bir adım atılmış
olacağını vurguladı.
KTHY'nin ilk
kez Türkiye dışında bir ülkeye doğrudan uçuş
gerçekleştirdiğine işaret eden ve bunun ambargoların
kırılması konusunda ileriye doğru atılmış
diplomatik bir hamle olduğunun altını çizen Başbakan
Yardımcısı, Dışişleri Bakanı Denktaş,
başkent Bakü'de hem kendilerinin en üst düzeyde siyasilerle
yapacağı görüşmelerin hem de beraberindeki heyette yer alan
iş adamlarının Azeri iş adamlarıyla yapacağı
toplantı ve temasların önemine dikkat çekti.
Denktaş:
Bu adım büyüyecek
Başbakan
Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Serdar
Denktaş, KKTC'den ayrılmadan önce Ercan Havalimanı'nda
verdiği demeçte, Bakü'ye yapılacak ziyaretin başta AB ülkeleri
olmak üzere uluslar arası topluluğa Kıbrıs Türk
tarafına uygulanan izolasyonların kaldırılması
gerektiği konusunda önemli bir gösterge olacağı ümidini dile
getirdi.
Kıbrıs
Türklerine haksız yere uygulanan ambargoların ortadan
kaldırılmasının çözüme yardımcı en önemli unsur
olduğunu vurgulayan Serdar Denktaş, "Dünya, Rum
tarafını çözüme hazır hale getirmek istiyorsa, yapması
gereken Azerbaycan'ın attığı bu adımı daha da
geliştirerek hayata geçirmektir" dedi.
Serdar
Denktaş, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Bu
yapılmadığı sürece, maalesef Rum tarafının çözüme
yönelik herhangi bir motivasyonu olmayacaktır. Dolayısıyla dünya
bir şeye karar vermelidir. Kıbrıs Türklerini cezalandırmaya
mı devam edecek, yoksa Azerbaycan'ın attığı bu
adımı daha da geliştirerek hayata mı geçirecek?"
Denktaş
ailesine özel...
Başbakan Yardımcısı
ve Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş, Bakü ziyaretine
hükümet ortağı CTP'den hangi yetkilinin katılacağına
ilişkin bir soruya karşılık, bu ziyaretin resmi bir ziyaret
olmadığını söyledi ve özetle şöyle konuştu:
"Aldığımız
karar bu ziyaretin bu aşamada resmi ziyaret seviyesine
çıkarılmaması doğrultusundadır. Bu özel bir
ziyarettir. Azerbaycan'dan iki tane davet vardı. Birincisi Azerbaycan
iş adamları tarafından iş adamlarımıza;
diğeri ise Denktaş ailesine yönelik özel bir ziyaret. Bu ziyaret bir
başlangıçtır. Bu ziyaretin yumuşak bir başlangıç
olması hesaplanmıştır. Bu nedenle bunu resmi bir noktaya
çıkarmamak için kendi aramızda karar aldık."
KKTC
pasaportlarıyla
Bakü ziyaretine
katılan heyet Azerbaycan'a KKTC pasaportlarıyla giriş
yaptı.
Bu arada Bakü'de
heyeti karşılayan küçük bir grup, KKTC bayraklarıyla
coşkulu gösterilerde bulundu.
Bakü'de dün
ATİB tarafından KKTC'den giden iş adamlarının da
katılımıyla iş forumu toplantısı
gerçekleştirdi.
Eski
cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Başbakan
Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Serdar
Denktaş ve eşleri ise ayrı bir programa katılarak,
Azerbaycan'ın eski cumhurbaşkanı Haydar Aliyev'in
mezarını ziyaret etti. FOTOĞRAFLI
KIBRIS 30/08/05
Rumlar Güzelyurt'taki ayine hazırlanıyor
|
1-2 Eylül
tarihlerindeki ayin için Bostancı Sınır Kapısı
kullanıma açık olacak. Yarın açılacak kapı Rum
tarafından da geçiş kapısı açılması halinde
kullanılabilecek Kıbrıslı
Rumlar 1 ve 2 Eylül tarihlerinde Güzelyurt'taki ayine hazırlanıyor.
Ay Mamas Yortusu nedeniyle Güzelyurt'taki Ay Mamas Kilisesi'nde düzenlenecek
ayin için Rum tarafınca BM aracılığıyla
Dışişleri Bakanlığı nezdinde gerekli
girişimlerde bulunuldu. Başbakan
Yardımcılığı ve Dışişleri
Bakanlığı'ndan alınan bilgiye göre ayine katılmak
üzere "eski Güzelyurt sakinleri" olarak başvuruda bulunan
Rumlar, KKTC'ye, 31 Ağustos'ta Türk tarafında açılacak
Bostancı Sınır Kapısı'ndan geçebilecek. Kıbrıs
Türk tarafının, karşılıklı geçişlere
açılması için uzun zamandır sürdürdüğü girişimlere
rağmen Rum tarafının isteksizliği
karşısında tek taraflı açmaya karar verdiği
sınır kapısı, Rum yönetimince Rum tarafından da
geçiş kapısı açılması halinde kullanılabilecek.
Rum
basınında yer alan haberlere göre sözde "Omorfo (Güzelyurt)
Metropoliti" Neofitus tarafından yönetilecek ilk ayin 1 Eylül
Perşembe gün saat 18.30'da, cuma günkü ayin ise 08.00'de
başlayacak. |
KIBRIS 30/08/2005
Dipkarpaz'da bayrak bilmecesi
Dipkarpaz Rum
İlkokulu ve Ortaokuluna "gizlice TC ve KKTC" bayrağı
çekenler polis tarafından aranıyor. Olay bölgede endişe
yarattı, Eğitim Bakanlığı "kaos yaratmak
isteyenler var, dikkatli olun" diye uyardı
Dipkarpaz'da
bayrak bilmecesi
25
AĞUSTOS'TA ASILDI, POLİS İNDİRDİ... Dipkarpaz Rum
İlkokulu ve Ortaokulunda "bayrak" olmamasını
eleştiren kişiler, okula giderek TC ve KKTC bayrakları
astı. 25 Ağustos sabahı bayrakları saptayan Dipkarpaz Polis
Karakolu'na bağlı ekipler bayrakları indirdi ama olayla ilgili
soruşturma sürüyor. Bayrakların Rum okullarına kimin
tarafından asıldığı bilinmiyor
MÜSTEŞAR
TEMKİNLİ, RUMLAR ŞAŞKIN... Milli Eğitim ve Kültür
Bakanlığı Müsteşarı Erdoğan Sorakın,
eğitim bakanlığının eğitimin devamı ve insan
hakları konularıyla ilgilendiğini açıkladı.
Dipkarpazlı Rumlar ise yapılanlar karşısında
şaşkın ve endişeli. Müsteşar Sorakın ise bölge
halkına yaptığı çağrıda, "Kaos için
provokasyon yapanlar var, oyuna gelmeyin" uyarısı yaptı
Hüseyin
EKMEKÇİ
Dipkarpaz Rum
İlkokulu ve Rum Ortaokulu'nda Türkiye ve KKTC bayrağının
asılı olmamasından rahatsız olan Dipkarpazlı Türkler,
farklı bir tartışmayı başlattı.
KKTC Milli
Eğitim ve Kültür Bakanlığı'na bağlı tüm okullarda
"Türk ve KKTC bayrağı" bulunması gerektiğini
belirten Dipkarpazlılar, bu yönde adım atılması için
defalarca yetkilileri uyarmalarının ardından, "kendi
yöntemleri ile" ilkokul ve ortaokulun bulunduğu binaya bayrak çekti.
Bayrağın
kimin tarafından göndere çekildiğini soruşturan Dipkarpaz Polis
Karakolu'na bağlı polis ekipleri "kriz çıkmaması"
için bayrakları indirdi.
Bir süre önce
ilgili makamlara bir yazı gönderen Dipkarpaz Belediye Başkanı
Arif Özbayrak, Dipkarpaz'da konunun rahatsızlık
yarattığını belirterek, olası bir krize dikkat
çekmişti.
Belediye büst
ve bayrak istedi
Dipkarpaz'da
oluşturulan "sivil baskı" nedeniyle Milli Eğitim ve
Kültür Bakanlığı'na yazı yazan Dipkarpaz Belediye
Başkanı Arif Özbayrak, sıkıntıyı, "vatandaşımızın
olumsuz tepkisi artarak devam ediyor" şeklinde
açıklamıştı.
Milli
Eğitim ve Kültür Bakanlığı'na yazı yazan Özbayrak,
şu görüşleri öne sürmüştü:
"Milli
Eğitim ve Kültür Bakanlığı bünyesinde 2004-05 öğretim
yılında eğitime başlayan Rum ortaokulu ve daha önceki
yıllardan bugüne kadar eğitim veren Rum ilkokulu binaları önünde
Atatürk büstü olmadığı gibi, TC ve KKTC
bayraklarımızı da göndere çekmemekte ısrar edilmektedir.
Bu olumsuz
tutuma duyarlı vatandaşımızın da olumsuz tepkisi
artarak devam etmektedir.
Sayın
bakanım, bakanlığınıza ait olduğu belirtilen okul
binalarına Atatürk büstü yapılması ve
bayraklarımızın sürekli gönderde dalgalanması için
gerekenin bir an önce yapılmasını bilgilerinize saygı ile
arz ederim."
Bayraklar
çekildi, indirildi ama sonucu meçhul
Dipkarpaz'da 25
Ağustos sabahı uyanan vatandaşlar, okullarda bayrakların
göndere çekili olduğunu gördü. Olayın polise intikal etmesinin
ardından olay yerine giden karakol ekipleri "izinsiz göndere
çekilen" bayrakları "yeni bir kaos olmaması" için
indirdi. Polisin hareketi, Dipkarpaz'da yaşayan Rumlar arasında
yaşanması muhtemel olası bir kaosu önlerken, olayla ilgili
soruşturma sürüyor ama bayrakların kimin tarafından, nasıl
asıldığı sorusuna henüz cevap bulunamadı.
Sorakın:
Bu konu bizi aşar
Milli
Eğitim ve Kültür Bakanlığı Müsteşarı Erdoğan
Sorakın, bakanlık olarak eğitimin kalitesi ve insan hakları
gibi konuları önlerine koyduklarını söyleyerek,
gelişmelerin kendilerini üzdüğünü söyledi.
Bazı
çevrelerin ilk günden itibaren Dipkarpaz'daki Rum ortaokulu olayını
hazmedemediğini ve kışkırtma taktiği izlediğini
söyleyen Sorakın, "Burada bulunan
vatandaşlarımızı sağduyuya davet ediyorum. Sükunet
ortamını bozmak isteyenlerin oyununa gelmesinler" dedi.
Sorakın'a
göre, öğrencileri Rum olan bir okula Atatürk büstü ve bayrak
olayını gündeme getirmek, hükümetin değerlendirmesi gereken bir
konu.
Müsteşar,
olayları aşırı milliyetçilik temelinde değil insan
hakları çerçevesinde değerlendirmek gerekiyor. Sorakın,
sözlerinin sonunda Dipkarpazlılara mesaj göndererek "Türk ortaokulu
ile ilgili projeler bitti. Şu anda ihale aşamasındayız. Her
an ihaleye çıkabiliriz" dedi.
Ankara'da KKTC-TC eğitim protokolü imzalandı: KKTC'li
öğretmenler Türkiye'de istihdam edilebilecek
Kuzey
Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ile Türkiye Cumhuriyeti arasında
eğitim, bilim ve teknik alanlarda işbirliğini öngören protokol
dün Ankara'da imzalandı.
Protokole, KKTC
Milli Eğitim ve Kültür Bakanı Canan Öztoprak ile Türkiye Milli
Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik imza koydu.
26 maddeden
oluşan protokol, iki ülke arasında ilk, orta, mesleki teknik, özel
eğitim ve rehberlik konularında işbirliğini öngörüyor.
İşbirliği
alanları arasında karşılıklı kontenjanlar
ayırmak, yüksek öğrenim de dahil olmak üzere öğrencilere
yatılı imkânların artırılması için çaba
harcanmasının da yer aldığı protokolde,
kontenjanların her yıl mayıs ayında karşı tarafa
bildirilmesi de bulunuyor.
Protokole göre;
taraflar tüm düzeylerde düzenleyecekleri ulusal ve uluslar arası
seminerlere karşı tarafı davet edecek, spor, halk, oyunları,
gençlik kampları gibi sosyal faaliyetlere de
karşılıklı katılım olacak.
KKTC Talim ve
Terbiye uzmanı ile müfettişlerine Türkiye'de mesleki inceleme yapma
olanağı da sağlayan protokol, tarafların
karşılıklı tatil imkanlarından
yararlanmalarını da içeriyor.
Girne
Öğretmen Evi'nin birlikte çalıştırılmasını
da öngören protokole göre, öğretmen olabilme niteliği
taşıyan KKTC vatandaşları, Türkiye Milli Eğitim
Bakanlığı'na bağlı okullarda istihdam edilebilecek.
YÖDAK ve YÖK
arasında başlatılan işbirliğinin geliştirilmesini
de öngören protokol, iki ülke arasında bilim adamı, uzman,
öğretim elemanı ve araştırmacı değişimini de
içeriyor.
İki ülkeye
orta eğitim kurumlarından gelen öğrenciler için denklik
işlemi aramaksızın geldikleri türdeki okullara kayıt
yaptırma zorunluluğu getiren protokolde, KKTC'nin 12 yıllık
eğitime geçiş projesi için Türkiye'nin gerekli teknik desteği
vermesi kararlaştırıldı.
Protokol,
KKTC'de yaygın eğitimi geliştirmek amacıyla
Çıraklık ve Yaygın Eğitim Merkezi kurulabilmesi için
Türkiye Milli Eğitim Bakanlığı'nın her türlü
desteği sağlamasını da öngörüyor.
Eğitimde
bilgi teknolojisinin kullanımı için KKTC'ye desteğin
artırılmasını sağlayan protokol, Türkiye'de
kullanılan görsel ve işitsel materyallerin KKTC'de de
kullanılmasını içeriyor.
Protokol
gereği taraflar 6 ayda bir teknik düzeyde bir araya gelerek protokolün
öngördüğü esasları gözden geçirecek.
Rumlarda Bostancı telaşı
RUMLARIN
BOSTANCI KONUSUNDAKİ TUTUMU DEĞİŞTİ..
Kıbrıslı Rumlar, yeni kapılar açma konusundaki
yalanları ortaya çıkınca, tutum değiştirerek,
Bostancı Kapısının açılmasına katkı
koymayı hızlandırdı. Rum tarafında barikatla ilgili
olguların değiştiği ve beklenmedik bir durum olmaması
halinde, Bostancı Kapısının Türk tarafının
açıklamaları doğrultusunda çarşamba günü açılacağı
bildirildi. Rum ilgili servislerinin, her şeyin 31 Ağustos'ta
hazır olması için yoğun bir çaba içerisine girdiği, alt
yapıların tamamlanması için ilgili üç dairenin gece-gündüz
çalıştığı belirtildi
Rumlar, yeni
kapılar açma konusundaki yalanları ortaya çıkınca, tutum
değiştirerek, Bostancı kapısının
açılmasına katkı koymayı hızlandırdı. Rum
tarafında barikatla ilgili olguların değiştiği ve
beklenmedik bir durum olmaması halinde, Bostancı
kapısının Türk tarafının açıklamaları
doğrultusunda çarşamba günü açılacağı bildirildi. Rum
ilgili servislerinin, her şeyin 31 Ağustos'ta hazır olması
için yoğun bir çaba içerisine girdiği, alt yapıların
tamamlanması için ilgili üç dairenin gece-gündüz çalıştığı
belirtildi.
Rum
Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu, Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat'ın, barikatın açılmasını sadece
kendisinin istediğiyle ilgili çabası havada kalacak"
şeklindeki açıklamasını değerlendirerek,
"barikatın açılacağını, ancak fonksiyonel
olmayacağını" söyledi.
"Kıbrıs
Rum mallarını gasp ederek, hiç kimseye danışmadan, barikat
alt yapılarını inşa ettirdiği için",
Cumhurbaşkanı Talat'a suçlamalarda da bulunan Yakovu,
anlaşmanın, iki barikatın (Bostancı ve Lokmacı)
açılmasıyla ilgili olduğunu, Türk tarafının ise
anlaşmanın yerine getirilmesi için hiçbir şey
yapmadığını iddia etti.
Fileleftheros
gazetesi, "Zodya (Bostancı) Barikatı Açılıyor
-Dayanaksız Suçlamalar Yapması için Talat'a Bahane Yaratmamak
Amacıyla Çalışmalar Süratlendiriliyor" başlık ve
spotlarıyla verdiği haberinde, barikatla ilgili olguların değiştiğini
ve beklenmedik bir şey olmazsa, Türk tarafının
açıklamaları doğrultusunda çarşamba günü
açılacağını yazdı.
Gazete, Rum
yönetiminin durumu tekrar değerlendirerek ve Rum tarafının,
kapının açılmasını istemediği görünümünün
verilmemesi amacıyla, -çalışmalar devam etse de-
kapının 31 Ağustos'ta açılması için
çalışmaları süratlendirmeye karar verdiğini de kaydetti.
Gazete, Rum
Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu'nun, "Kıbrıs
Türk lideri M. Ali Talat'ın, barikatın açılmasını
sadece kendisinin istediğiyle ilgili çabası havada kalacak"
şeklindeki açıklamasını da hatırlattı.
Gazeteye göre
Yakovu, "barikatın açılacağını, ancak fonksiyonel
olmayacağını" da söyledi, "Kıbrıs Rum
mallarını gasp ederek, hiç kimseye danışmadan, barikat alt
yapılarını inşa ettirdiği için",
Cumhurbaşkanı Talat'a suçlamalarda da bulundu.
Yakovu,
anlaşmanın, iki barikatın (Bostancı ve Lokmacı)
açılmasıyla ilgili olduğunu, Türk tarafının ise
anlaşmanın yerine getirilmesi için hiçbir şey
yapmadığını da iddia etti.
Haberde, Rum
ilgili servislerinin, her şeyin 31 Ağustos'ta hazır olması
için yoğun bir çaba içerisine girdiği, alt yapıların
tamamlanması için ilgili üç dairenin gece-gündüz
çalıştığı da belirtildi.
Gazeteye göre,
ilgili servisler bu sabah saat 08.00'de bölgeyi ziyaret edecek ve ertesi gün
eksikliklerin olup olmadığının tatbikatı
yapılacak.
Gazeteye göre,
en büyük sorun, araçların geçişleriyle ilgili. Çünkü ara bölgenin bir
noktasında özel çalışmalara ihtiyaç var. Bir başka sorun
da, "ara bölgede alt yapı çalışması
yapılması yönündeki Türk talepleri" olduğu da savunuldu.
Gazete, bunun,
AB tarafından finanse edildiğini ve bazı kurallara uyulması
gerektiğini de yazdı. Yolun büyük bir bölümünün ara bölgeden
geçtiği için Barış Gücü'nün de çalışmalar
yaptığı belirtildi.
Haberde Türk
tarafının, "sınır süsü vermek için" Ay Demet'te
(Metehan) yaptığı gibi, büyük bir metal çatı kurduğuna
da dikkat çekildi.
Simerini
gazetesi, "Zodya Kapısı Öbür Gün Açılıyor"
başlığı altında, Cumhurbaşkanı M. Ali Talat
ve Başbakan Soyer'in ilgili açıklamalarına yer verdi.
Politis
gazetesi ise, "Zodya Sonuçta Açılıyor Mu? -BM, Barikatın
Çarşamba Günü Açılmasını İnceliyorlar -Zodya
Barikatı Konusu Yeni Şekil Aldı ve 31 Ağustos'ta
Açılma İhtimali İnceleniyor" başlık ve
spotlarını kullandı.
Gazete, BM
Barış Gücü'nün, sözde "işgal yönetiminin imaj yaratma
oyunundan" sonra, yolun acil olarak açılması ihtimalini
incelediğini ve gerekli çalışmalara
başladığını yazdı.
Gazete,
barikatın açılıp açılmayacağına Barış
Gücü'nün karar vereceğini de kaydetti.
Haberde,
Yakovu'nun Hollanda'ya ayrılmadan önce "Talat'ın
çabasının boşa çıkacağı ve barikatın
açılacağı, ancak fonksiyonel olmayacağı"
şeklindeki sözlerine de yer verildi.
Haravgi
gazetesi de haberi "Talat'ın Çabası Havada Kalacak"
başlığıyla yansıttı, Yakovu'nun dünkü açıklamalarına
yer verdi.
KIBRIS 30/08/05
|
NTV-MSNBC VE
AJANSLAR
Güncelleme: 21:35 30 Ağustos 2005 Salı
VİYANA - Kıbrıs Rum Kesimi Dışişleri
Bakanı Yorgo Yakovu, Türkiyenin, Rum yönetimini
tanımadığı yolunda yaptığı
açıklamanın, Kabul edilemez bir provokasyon olduğunu savundu
Yakovu, Avusturya Dışişleri Bakanı Ursula Plassnik
ile Viyanada düzenlediği ortak basın toplantısında,
Türkiyenin yaptığı açıklamanın devletler hukukuna
aykırı olduğunu iddia etti.
Rum Dışişleri Bakanı, bir gazetecinin Türkiye ile
müzakerelere başlanmasını veto edip etmeyecekleri sorusuna ise
Türkiye ile müzakerelerin başlayıp
başlamayacağını yarınki Avrupa Birliği Daimi
Temsilciler Komitesi toplantısında
tartışmayacağız. Bizim tutumumuz dışişleri
bakanları toplantısında bize sunulacak metne göre belirlenecek
yanıtını verdi
Konuyu Avrupa Birliğindeki muhataplarıyla görüşmek
istediklerini ifade eden Yakovu, ancak kabul edilmesi mümkün olmayan bir metni
kabul etmeye hazır olmadıklarını belirtti. Avusturya
Dışişleri Bakanı Plassnik ise Türkiyenin Rum Yönetimini
tanımadığı yolundaki açıklamasının kendileri
için gözardı edilebilir, bir açıklama olduğunu söyledi.
TAM
ÜYELİK YERİNE ALTERNATİF MODEL ÖNERİSİ
Avusturya Dışişleri Bakanı Plassnik bugün AB
dışişleri bakanlarına bir mektup yazarak, Türkiyenin AB
üyeliği konusunda tam üyelik yerine alternatif bir modelin de göz önünde
tutulmasını istedi.
Plassnik, bugün yazdığı mektup konusunda şunları
söyledi: Geçen temmuz ayında yapılan toplantıda maalesef bu
konuları ve Türkiyenin uyum protokolü konusundaki
açıklamasını tartışmaya olanak bulamadık. Türkiye
ile müzakerelerin hedefi bizim için çok önemlidir. Biz tek bir darbe ile
kazanamayacağımızı biliyoruz, ama adım adım
gideceğiz. Fazla zamanımız olacağını
sanmıyorum, ama yine de birçok üye ülkenin bu tartışmalara
katılacağını umuyorum
AB
toplantıları öncesi baskı arttı
Türkiyenin
Kıbrıs Deklarasyonu ile Müzakere Çerçeve Belgesinin
tartışılacağı Avrupa Birliği
toplantıları öncesinde Fransa ve Yunanistan baskıları
artırdı.
NTV-MSNBC
Güncelleme: 10:28 ET 30 Ağustos 2005 Salı
PARİS
- Fransa ve Yunanistanın dışişleri bakanları bugün
yaptıkları açıklamalarla, Türkiyenin, Kıbrıs Rum
Kesimini tanımamasının birlik içinde sorunlara yol
açacağı uyarısı yaptı. Ancak Avrupa Komisyonu
yetkilileri 3 Ekim öncesi Türkiyenin önüne yeni şartlar
sürülmeyeceğini söylüyor. Fransa Dışişleri Bakanı
Douste-Blazy, Türkiyenin Kıbrıs Rum Kesimini
tanınmamasının kabul edilebilecek bir durum
olmadığını söylerken, Yunanistan Dışişleri
Bakanı Petros Molivyatis ise Türkiyenin Kıbrıs Rum Kesimini
tanımadığı yönündeki açıklamasının Avrupa
Birliği içinde sorun yarattığını öne sürdü.
Fransa
Dışişleri Bakanı Philippe Douste-Blazy, Türkiyenin Avrupa
Birliği üyesi olan Kıbrıs Rum Kesimini
tanımamasının kabul edilebilecek bir durum
olmadığını söyledi.
Fransız büyükelçilerine bir konuşma yapan Blazy, Avrupa
Birliğine katılmak isteyen bir ülkenin, birliğin bir üyesini
tanımaması düşünülemez dedi.
Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac da dün yaptığı
açıklamada, Türkiyenin Kıbrıs Rum Kesimine yönelik tutumunu
netleştirmesini istemişti. Chirac, Türkiye, 25 üyeli Avrupa
Birliğini taahhütlerini yerine getireceği konusunda ikna etmelidir
ifadesini kullanmıştı.
CHIRAC,
ANKARADAN KIBRIS KONUSUNDA JEST BEKLİYOR
Fransada yayımlanan Le Figaro gazetesi, Cumhurbaşkanı Jacques
Chiracın, Ankaradan Kıbrıs konusunda jest beklediğini
yazdı.
Chiracın dün Fransız büyükelçilerine hitaben yaptığı
konuşmaya değinen gazete, Cumhurbaşkanının
Türkiyeden Kıbrıs konusundaki tavrına açıklık
getirmesini istediğini hatırlattı.
Gazete, bununla birlikte Chiracın, ABnin Türkiye ile tam üyelik
müzakerelerine başlamasını Rum Kesiminin tanınmasına
bağlamaktan kaçındığı yorumunu yaptı.
Başbakan Dominique de Villepin, ay başında
yaptığı açıklamada, müzakerelerin başlaması için
Türkiyenin Rum Kesimini tanıması gerektiğini iddia
etmişti.
BARROSO:
GÖRÜŞMELERİN ERTELENMESİNİ İSTEYEN YOK
Diğer yandan, AB Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso, hiçbir
AB üyesinin Türkiye ile 3 Ekimde başlatılacak tam üyelik
görüşmelerinin ertelenmesini istemediğini söyledi. Barroso, Polonya
gazetesi Gazeta Wyborczaya yaptığı açıklamada, Hiçbir
ülkeden bu konuda bir işaret almadım dedi.
FRANSA,
ABDEN BİR DEKLARASYON İSTEYEBİLİR
Bu arada, diplomatik kaynaklar, Fransanın Türkiye ile tam üyelik
müzakerelerine başlamasına karşı
çıkmayacağını, ancak müzakerelerin başlamasından
önce ABnin, Türkiyenin Kıbrıs konusunda tek taraflı
yayımladığı deklarasyona karşı bir deklarasyon
yayımlanmasında ısrar edeceğini belirtiyorlar.
Rum yönetimi AB'den destek arıyor
30 Ağustos, 2005 22:15:00 (TSİ) CNN
TURK
Kıbrıs Rum yönetimi
Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu Avusturya'da
yaptığı açıklamada, Türkiye'nin Rum yönetimini
tanımadığı yolundaki deklarasyonunun kabul edilemez bir
provokasyon olduğunu ileri sürdü.
Kıbrıs
Rum yönetimi Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu, Avusturya
Dışişleri Bakanı Ursula Plassnik ile Viyana'ya
yaptığı ortak basın toplantısında,
''Türkiye'nin uzun süre Gümrük Birliği uyum protokolünü
imzalamadığını, daha sonra imzalarken de
yayımladığı deklarasyonun kabul edilemez provokatif bir
açıklama olduğunu ve bu yüzden Türkiye'nin AB ile ilişkilerinin
çok sorunlu olacağını'' söyledi.
Türkiye'nin yaptığı açıklamanın ''devletler hukukuna
aykırı olduğunu'' iddia eden Yakovu, bir gazetecinin ''Türkiye
ile müzakerelerin başlamasını veto edip etmeyeceklerini''
sorması üzerine, şunları söyledi:
''Biz peşinen olumsuz düşünmek istemiyoruz... Türkiye ile
müzakerelerin başlayıp başlamayacağını
yarınki toplantıda tartışmayacağız. Bizim
tutumumuz dışişleri bakanları toplantısında bize
sunulacak metne göre belirlenecek.''
İngiltere'nin Newport kentinde 1 -2 eylül günlerinde yapılacak AB
Dışişleri Bakanları Toplantısı'nda ''bu sorunu
masaya getireceklerini'' ifade eden Yakovu, kendilerinin her zaman diyalogtan
yana olduklarını savundu.
Avusturya Dışişleri Bakanı Ursula Plassnik ise bir soru
üzerine, Türkiye'nin Kıbrıs Rum yönetimini
tanımadığı yolundaki deklarasyonunu ''devletler hukuku
açısından analiz ettiklerini'' belirterek, ''Türkiye'nin bu açıklamasının
kendileri için göz ardı edilebilir, vazgeçilebilir bir açıklama
olduğunu'' bildirdi.
Avusturya, 'Türkiye tartışması' istiyor
Bu arada, Avusturya Dışişleri Bakanı Plassnik bugün AB
dışişleri bakanlarına bir mektup yazarak, Türkiye'nin AB üyeliği
konusunda ''tam üyelik yerine alternatif bir modelin de göz önünde
tutulmasını'' istedi.
Plassnik, Yakovu ile yaptığı ortak basın
toplantısında konuya ilişkin bir soruya ise ''biz Türkiye
konusunda bir tartışmanın başlaması için
girişimde bulunacağız. Bizim istediğimiz,
açıklık, AB'nin yeni üye kabul etme yeterliliğinin göz önünde
bulundurulması ve Türkiye'nin uyum protokolü konusundaki deklarasyonuna
açıklık getirilmesidir'' yanıtını verdi.
Fransa Cumhurbaşkanı
Jacques Chirac da 26 ağustosta yaptığı açıklamada,
Türkiye'nin Kıbrıs deklarasyonunun AB'ye üye olmaya çalışan
bir ülkeden beklenen ruhu taşımadığını
savunmuştu.
Deklarasyonun hukuki ve siyasi sorunlara sebep olduğunu söyleyen Chirac,
1-2 eylülde yapılacak AB Dışişleri Bakanları toplantısında
konuyu üye ülkelerle görüşmek istediğini söylemişti.
Müzakere
çerçeve belgesi ile Türkiye'nin Kıbrıs deklarasyonunun
görüşüleceği ilk toplantı yarın Brüksel'de yapılacak.
Denktaş'tan Azerbaycan'a teşekkür
31 Ağustos, 2005 05:16:00 (TSİ) CNN TURK
KKTC'den ilk doğrudan uçuşla Azerbaycana giden KKTC
Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş, bundan sonra
Türkiye'nin yanında Azerbaycan'ın da katkısını
hissedeceklerini söyledi.
Diğer
ülkelerden de olumlu birtakım mesajlar aldıklarını ve her
ülkenin Azerbaycan kadar kararlı davranıp
davranmayacağını bilmediklerini ifade eden Denktaş, ancak
bu örneği takip edecek başka olayların da gündemde olduğunu
ve ayrıca Azerbaycan'ın KKTC'de bir vakıf açacağını
da kaydetti.
Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ile önceki akşam bir
araya geldiklerini ve söz konusu görüşmeye Dışişleri
Bakanı Memmedyarov'un da katıldığını
anımsatan Serdar Denktaş, görüşmenin samimi bir şekilde
geçtiğini, gelen tüm baskılara rağmen geri adım
atmadıkları için teşekkür ettiğini ifade etti.
KKTC'ye uçak seferleri
Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş, Rumların, geçen
ay KKTC'ye doğrudan uçak seferi düzenleyen Azerbaycan'da faaliyette
bulunan özel hava yolları şirketi Imair'i tehdit ettiğini de
ifade ederek, bu seferlerin başlatılması için söz konusu
baskıları aşmaya çalıştıklarını
söyledi.
Yaptıkları görüşmelerde, Imair açısından KKTC'ye sefer
düzenlemenin ekonomik boyutunun da gündeme geldiğini söyleyen
Denktaş, Imair'in KKTC'ye yapacağı uçuşların,
şirket açısından ekonomik olarak verimli hale gelinceye kadar
kendilerinin hükümet olarak gerekirse uçuşları sübvanse edeceklerini
kaydetti.
"KKTC'nin tanınması söz konusu değil"
''Azerbaycan'ın, birçok konuda KKTC'ye katkıda bulunduğu ve
bunun tanıma anlamına gelip gelmediği'' yönündeki bir soru
üzerine de Denktaş, KKTC'nin Azerbaycan tarafından
tanınmasının şu an için söz konusu
olmadığını ifade ederek, ''Bu bir siyasi tanıma
değildir. Azerbaycan'ın KKTC'ye karşı başlatılan
her harekette bizim tarafımızda yer alacağıdır''
dedi.
Azerbaycan Dışişleri Bakanı Memmedyarov da, KKTCden
Azerbaycan'a düzenlenen ilk doğrudan uçuşun siyasileştirilmemesi
gerektiğini söyledi.
Memmedyarov, Kuzey Kıbrıs'tan yapılan uçuşun
uluslararası ambargolar delinerek yapılan bir ticari uçuş
olduğunu belirtti. Azeri dışişleri bakanı, "bu
ziyaret, iş ilişkileri sebebiyle ekonomik bir olay. Bunun
siyasileştirilmesine gerek yok" dedi.
Türkiye, AB masasında
AB, üç gün boyunca Türkiye'yi tartışacak
31 Ağustos, 2005 08:24:00 (TSİ) CNN
TURK
Avrupa Birliği bugünden itibaren üç gün boyunca Türkiye'yi
tartışacak. Müzakere Çerçeve Belgesi ile Türkiye'nin Kıbrıs
deklarasyonunun görüşüleceği ilk toplantı bugün Brüksel'de
yapılacak.
Avrupa
Birliği Daimi Temsilcileri toplantısında Fransa'nın
sunduğu öneriler görüşülecek. Avusturya ve Hollanda'nın da
destek verdiği öneriler şunlar:
·
Müzakerelerin açık uçlu olduğu net bir şekilde
vurgulansın
·
İmtiyazlı ortaklık da bir 'seçenek' olarak sunulsun
·
Birliğin Türkiye'yi 'hazmedebilme' kapasitesi dikkate
alınsın.
Toplantıda, Türkiye'nin Kıbrıs deklarasyonuna karşı
bir Avrupa Birliği deklarasyonu da kaleme alınacak. Deklarasyonda,
'birliğin 25 ülkeden oluştuğu hatırlatılacak ve Gümrük
Birliği'ne eksiksiz uyulması gerektiği' vurgulanacak.
Avrupa Birliği Dışişleri Bakanları da 1-2 eylülde
İngiltere'de Müzakere Çerçeve Belgesi'ni değerlendirecek. Ayrıca
Fransa'nın önerilerinin ele alınacağı gayrıresmi bir
toplantı yapılacak.
Toplantının ikinci gününe Dışişleri Bakanı
Abdullah Gül de katılacak.
Çerçeve Belgesi şekilleniyor
Bu arada, ilk olarak bugün Avrupa Birliği üyelerinin daimi temsilcilerinin
toplantısında tartışmaya açılacak olan Müzakere
Çerçeve Belgesi'nin metni de şekillenmeye başladı.
Yunan basınına sızan metne göre, taslakta, Türkiye'nin "Rum
kesimi"ni tanıması gerektiğine ilişkin net bir ifade
kullanılmıyor; sadece Türkiye'nin Gümrük Birliği
anlaşmasını uygulaması gerektiğine vurgu
yapılıyor.
'Müzakereler ertelensin' talebi yok
AB Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso dün Polonya'da
yayımlanan Gazeta Wyborcza'ya bir demeç verdi. Barroso, hiçbir AB üyesi
ülkenin Türkiye ile müzakerelerin ertelenmesini talep etmediğini söyledi.
AB Komisyonu Başkanı, "şu ana kadar hiçbir ülke bana
müzakerelere başlama tarihinin ertelenmesi mesajı vermedi"
diye konuştu. Barroso, Avrupa Birliği'nin Türkiye ile
müzakerelere başlama hazırlığında olduğuna dikkat
çekti.
Fransa cephesinde ise Türkiye'ye yönelik 'Kıbrıs' baskısı
artıyor. Son olarak Fransa Dışişleri Bakanı Philippe
Douste-Blazy, AB'ye girmeye çalışan bir ülkenin birliğin tüm
üyelerini tanıması gerektiğini belirtti.
Fransız büyükelçilere yönelik bir toplantıda konuşan
Douste-Blazy, "bir topluluğa girmeye çalışan bir ülkenin
onun üyelerinden birini tanımayı reddetmesi akıl alır gibi
değil" dedi.
3 ekimde AB ile müzakere masasına oturmaya hazırlanan Türkiye, Gümrük
Birliği'ni aralarında Güney Kıbrıs'ın da
bulunduğu 10 yeni üyeyle genişleten Ek Protokolü onaylamış,
ancak protokolü imzalamanın Kıbrıs Rum kesimini tanıma
anlamına gelmediğini bir deklarasyonla ilan etmişti.
Ankara, 'Güney Kıbrıs'ın tanınması' konusunun
Kıbrıs Deklarasyonu ile açıklığa
kavuşturulduğunu belirtiyor.
Metindeki 'kapsamlı çözümle birlikte Türkiye yeni oluşacak devlet ile
ilişkiler tesis etmeye hazırdır' ifadesiyle de çözüm
yanlısı tutumun ortaya konduğu savunuluyor.
'Fransa veto niyetinde değil'
Fransız
Le Monde gazetesi de, Paris'in Ankara ile tam üyelik müzakerelerinin
başlamasını veto etme niyetinde olmadığını
yazdı.
Fransa
Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'ın geçtiğimiz pazartesi
günü Fransız büyükelçilerine yaptığı
konuşmayı değerlendiren gazete, Chirac'ın
açıklamalarının, Paris'in veto niyetinde
olmadığını gösterdiği yorumunu yaptı.
Başbakan Dominique de Villepin'in bu ay başında, 'Türkiye'nin
Kıbrıs Rum kesimini tanımaması halinde müzakerelerin
başlayamayacağı' yolundaki açıklamasına atıfta
bulunan gazete, Paris'in bu konuda diğer ülkeler arasında yalnız
kaldığını belirtti.
Chirac, büyükelçilere hitaben yaptığı konuşmada,
Türkiye'nin Kıbrıs konusundaki tutumuna açıklık getirmesi
gerektiğini söylemişti.
Le Figaro gazetesi ise, Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'ın,
Ankara'dan Kıbrıs konusunda jest beklediğini yazdı. Gazete,
bununla birlikte Chirac'ın, AB'nin Türkiye ile tam üyelik müzakerelerine
başlamasını Rum kesiminin tanınmasına bağlamaktan
kaçındığı yorumunu yaptı.
Diplomatik kaynaklar da, Fransa'nın Türkiye ile tam üyelik müzakerelerine
başlamasına karşı çıkmayacağını, ancak
müzakerelerin başlamasından önce AB'nin, Türkiye'nin Kıbrıs
konusunda tek taraflı yayımladığı deklarasyona karşı
bir deklarasyon yayımlanmasında ısrar edeceğini
belirtiyorlar.
Fransa'nın değişen tavrı
Fransa'nın Türkiye'ye yönelik söylemleri AB Anayasası'nın
reddedildiği 29 mayıstan sonra seyir değiştirdi. Türkiye
karşıtı tavır özellikle Fransa İçişleri
Bakanı Nicolas Sarkozy'nin söylemleriyle hız kazandı.
Sarkozy, Türkiye'nin AB ile müzakerelere başlamasını istemeyen
halkın 'hayır' oyu kullandığını ve bu tepki
nedeniyle Anayasa'nın reddedildiğini savundu.
Başbakan Dominique de Villepin ile Cumhurbaşkanı Chirac'ın
Türkiye'yi AB yolunda zora sokmaya yönelik tavrı ise Türkiye'nin Ek
Protokolü imzaladığı ve Kıbrıs Deklarasyonu'nu
yayımladığı 29 temmuz sonrası başladı.
Villepin 2 ağustosta yaptığı bir açıklamada
Türkiye'nin Kıbrıs'ı tanımaması halinde, AB ile
müzakerelerin düşünülemeyeceğini söyledi. Villepin Türkiye-AB
arasında 3 ekimde başlaması öngörülen müzakerelerin
ertelenebileceğini savundu.
Ülkenin önde gelen gazetelerinden Le Figaro, 5 ağustosta Villepin'in
'Kıbrıs tanınmalı' açıklamalarının Cumhurbaşkanı
Jacques Chirac tarafından da desteklendiğini yazdı.
Son olarak Jacques Chirac 26 ağustosta yaptığı
açıklamada, Kıbrıs Deklarasyonu'nun AB'ye üye olmaya
çalışan bir ülkeden beklenen ruhu
taşımadığını savundu.
Deklarasyonun hukuki ve siyasi sorunlara sebep olduğunu söyleyen Chirac,
1-2 eylülde yapılacak AB Dışişleri Bakanları
toplantısında konuyu üye ülkelerle görüşmek istediğini
söyledi.
|
· KIBRIS DEKLARASYONU |
|
Türkiye, 29 temmuzda AB dönem
başkanı İngiltere'nin Türkiye'ye gönderdiği Ek Protokol metnini
Brüksel'deki Türk daimi temsilcisi Büyükelçi Oğuz Demiralp
aracılığı ile imzaladı. · Türkiye siyasi çözüm için
kararlılığını sürdürmektedir · Bu protokoldeki Kıbrıs Cumhuriyeti
1960'daki ortaklık devleti değildir · Türkiye için Rum tarafı Kıbrıs
Türk tarafını temsil etmemektedir · Türkiye KKTC ile ilişkilerini
değiştirmeyecektir · Türkiye bu Protokolle Kıbrıs
Cumhuriyeti'ni herhangi bir şekilde tanımış
olmayacaktır · Kapsamlı çözümle birlikte Türkiye yeni
oluşacak devlet ile ilişkiler tesis etmeye hazırdır |
CNN TURK 31/08/05
Azerilere
Rum baskısı bıktırdı
SEFA KARAHASAN Bakü
Kıbrıs Türk Havayolları'nın (KTHY) Türkiye
dışındaki bir ülkeye ilk doğrudan uluslararası
uçuşu gerçekleştirdiği önceki günkü seferiyle Azerbaycan'ın
başkenti Bakü'ye giden KKTC Dişişleri Bakanı Serdar
Denktaş, Rumların Azerbaycan'a inanılmaz siyasi baskı
yaptığını bildirdi. "Ne yazık ki, Bakü'ye
ziyaretimiz resmiyet kazanmamıştır" diyen Denktaş,
"Rumların baskılarına rağmen yine de Bakü ile ilk
köprünün kurulduğunu" ifade etti.
Denktaş, KKTC'ye uygulanan izolasyonun delinmesi anlamına gelen
önceki günkü Ercan-Bakü doğrudan uçuşu ile ilgili olarak dün bir
basın toplantısı düzenledi. Serdar Denktaş,
"Rumların, kardeş Azerbaycan'a KKTC'ye yaptığı
açılımlardan dolayı tehditlere varan baskılar
yaptığını" açıkladı.
KKTC'nin birinci cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın da
hazır bulunduğu bir yemekte Azerbaycan Devlet Başkanı
İlham Aliyev ve Dışişleri Bakanı Elmar Memmedyarov ile
bir araya geldiklerini anlatan Serdar Denktaş, "Ne yazık ki,
Rumların baskısı yüzünden bu yemeğe basını bile
davet edemedik" dedi.
Destek sürecek
Diğer yandan Azerbaycan Devlet Bakanı Nazim İbrahimov,
Azerbaycan'ın Kıbrıs Türk halkına uygulanan
izolasyonların kaldırılması için
çalışmalarına devam edeceğini söyledi. İbrahimov,
Serdar Denktaş ile görüşmesinin ardından, Azeri
halkının Kıbrıs Türk halkını çok sevdiğini
belirtti. Eski KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ı "Türk
dünyasının efsane lideri" diye tanımlayan Azeri Bakan,
"Azerbaycan KKTC'nin üzerinde olan ambargoların
kaldırılmasından yanadır. Bunun için elimizden gelen bütün
çalışmaları yapacağız" diye konuştu.
KKTC heyeti, bu akşam KKTC'ye dönecek.
MILLIYET 31/08/05
Bakü'den notlar.... Bakü'den notlar...
|
Ali
BATURAY/Azerbaycan ** İLHAM
ALİYEV İLE GÖRÜŞTÜLER... Azerbaycan ziyaretinin ikinci günü,
Excelsior Otel'deki Azerbaycan- KKTC İş Formu ile
başladı. Burada konuşan eski Cumhurbaşkanı Rauf
Denktaş ile Başbakan Yardımcısı ve
Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş, önceki gece
Azerbaycan Devlet Başkanı İlham Aliyev ile akşam
yemeğinde bir araya geldiklerini söylediler. Serdar Denktaş daha
sonra düzenlediği basın toplantısında da basına
kapalı olarak İlham Aliyev ile görüştüklerini yineledi.
Denktaş, ziyaretin basına kapalı olmasının,
Kıbrıs Rum tarafının yaptığı
baskılardan kaynaklandığını söyledi. Basın
toplantısında gazeteciler, "Siz ve sayın Rauf
Denktaş açıkladığına göre, bu ziyaretin
gizliliği kalmadı. Rum yönetimi baskı yapacaksa, yarın
manşetlere çıkacak bu açıklamanızla yine yapacak, bizim
izlemememizin hiç bir anlamı kalmadı" deyince Serdar
Denktaş, "Sayın Aliyev basını istemedi. Ne
yapayım, mutlaka benim basınımı da al diyemezdim"
dedi. **
"ZAMANSIZ AÇIKLAMA BAŞBAKANDA HOŞNUTSUZLUK YARATTI"...
Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri
Bakanı Serdar Denktaş, gazetecilerin ısrarla, "neden
ziyarete hükümetin CTP kanadından birisinin
katılmadığı" yönündeki sorularına en sonunda
basın mensuplarını tatmin edecek bir cevap verdi. Serdar
Denktaş, art arda aynı konu ile soruların nihayet
dördüncüsünde CTP kanadında bir hoşnutsuzluk olduğunu itiraf
etti. Serdar Denktaş, kendisinin yurt dışında
bulunduğu bir dönemde Ekonomi ve Turizm Bakanı Derviş Kemal
Deniz'in henüz Bakü konusu hükümette konuşulmadan, basına
açıklama yapmasının Başbakan Ferdi Sabit Soyer'de
hoşnutsuzluk yarattığını söyledi. Serdar Denktaş,
Derviş Kemal Deniz'in "KKTC açısından önemli olan"
bu konuda heyecanlanarak açıklama yaptığını, bunun
iyi niyetli ancak tecrübesizce bir açıklama olduğunu kaydetti. CTP
kanadından bu nedenle katılan olmadığına işaret
eden Serdar Denktaş, eylül ayı içinde yapılacak yeni bir
ziyarette CTP'li yetkililerin de bulunacağını söyledi.
Denktaş, "Bu ziyarette, heyette CTP kanadından da birileri
bulunsaydı daha iyi olurdu" diye konuşarak da
kırgınlığını ortaya koydu. **
"RUMLAR IMAIR'I KORKUTTU"... Dışişleri Bakanı
Serdar Denktaş, Azerbaycan'ın IMAIR Hava Yolları
şirketinin seferlerinin devam etmemesinin nedeninin de Rum yönetiminin
baskılarından kaynaklandığını öne sürdü. Serdar
Denktaş, bu şirketin baskılara dayanamayarak, artık sefer
yapmayacağını da ima etti. Denktaş, seferlerin bir
şekilde yeniden başlayacağını ancak ilk etapta
ekonomik olmayabileceğini belirterek, büyük bir ihtimalle başlarda
bu seferlerin hükümet tarafından sübvansiye edileceğini, bir süre
de Türkiye üzerinden aktarmalı olabileceğini söyledi. **
"TANINMA İSTEMEDİK"... Serdar Denktaş, Azerbaycan'a
yaptıkları ziyarette, gerek Devlet Başkanı İlham
Aliyev ile yaptıkları görüşmede, gerekse başka temaslarda
kesinlikle KKTC için "tanınma" talep etmediklerini, böyle bir
isteğin mevzubahis olmadığını, ancak her türlü temas
ve işbirliği konusunda "aktif destek" istediklerini
vurguladı. İKÖ'de alınan karar doğrultusunda KKTC
konusunda alınan her karar ve işbirliğinin genel sekretere
sunulması yönünde alınan kararı Azerbaycan'ın çok iyi
uyguladığını da söyleyen Serdar Denktaş, bu konudaki
memnuniyetini dile getirdi. **
"ERHAN ARIKLI ATANMADI AMA GÖREVDE"... Öte yandan Azerbaycan
temsilciliğine atanacağı konusunda bir süreden beridir ismi
geçen Erhan Arıklı, burada göreve başladı. Erhan
Arıklı'nın henüz resmen atanmadığı, ancak
buradaki görevini yürüttüğü, bir takım organizasyonlar konusunda
görev aldığı gazeteciler tarafından da gözlemlendi. Yine
KKTC'nin tanınmamasından kaynaklanan bir sorun nedeniyle
Arıklı'nın gerçek anlamda bir "temsilci" görevi
alamadığı ve bu görevi, farklı bir isim altında,
işadamları, turizmcilerin bir temsilcisi gibi görev
aldığı, ancak yakında bu konunun da gerçek anlamda bir
temsilci konumuna kavuşturulacağı belirtildi. Erhan
Arıklı da gazetecilere "buradayım ama henüz
atanmadım" dedi. ** SERDAR
DENKTAŞ'A ŞİKAYET... Gazeteciler, kaldıkları otelle,
protokol ve işadamlarının kaldığı otel
arasındaki kalite farkı ve uzaklık konusunda
Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş'a şikayette
bulundu. Serdar Denktaş, bu konuda üzgün olduğunu, gelecek sefer bu
tip olaylar yaşanmayacağını söyledi. Öte yandan, heyette
bulunan bir yetkili ise ziyarete işadamı tanımına uymayan
kişilerin de dahil olduğunu ve sayının
şişirildiğini belirterek, "Bu nedenle heyet iki ayrı
otele bölündü" dedi. Aynı yetkili ikinci ziyarette daha seçici
davranılacağını da öne sürdü. Bu arada gazeteciler
arasında da gerçek anlamda gazeteciler bulunmadığı
dikkatlerden kaçmadı. **
ANLAŞMA SORUNU... Heyetin, Azerbaycan dilinin
farklılığından kaynaklanan yanlış
anlaşılma ve anlaşamama sorunu ikinci gün de devam etti.
Heyetin rehberliğini üstlenen görevlinin sözlerini anlayamayan heyetteki
gazeteciler, meramını İngilizce anlattı ki bu da iki
Türkün anlaşmak için İngilizce'ye başvurmasındaki
komikliğe dikkat çekilerek, bol bol espri yapıldı. ** REHBER
PERİŞAN... Gazeteci heyetini şehir gezisine götüren görevli
rehber, gazetecilerin mağazalara dağılması ile
paniğe kapıldı. Gazetecileri kaybettiği endişesine
kapılan rehber, "yan kesiciler olduğunu, kapkaçla
fotoğraf makinelerinin çalınabileceğini, farklı para
biriminden dolayı gazetecilerin dolandırılabileceğini,
hatta kaybolabileceğini" öne sürerek; "Toplu gezin sonra
işimden olurum" dedi. Rehberin bu korku senaryolarına rağmen
Azerbaycanlı esnaf ve vatandaşlar Kıbrıslı Türk
heyete oldukça sıcak davrandı. Rehberin haklı olduğu tek
konu ise para biriminden dolayı yapılan
dolandırıcılık. Örneğin "2 bin manat" olan
küçük sular, gazetecilere "10 bin manata" satıldı ancak,
rehberin olaya el koyması sonucu, daha sonra aradaki fark gazetecilere ödendi.
Sonrasında ise gazeteciler, alacakları her mal konusunda rehbere
danışarak dolandırılmaktan kurtuldu. ** KENT
TARİHİ... Bakü kenti, tarihi binalarla dolu bir kent olduğu
gibi, inşa edilen diğer binaların da tarihi yapıtlara
benzetilmek istendiği dikkatlerden kaçmıyor. Benzer ve aynı
renkteki bu binalarla, Bakü modern bir kent görüntüsü yerine kültürel
mirasını korumuş, eski bir kent görünümü veriyor. Ancak fakir
bölgelerdeki bakımsızlık nedeniyle başkentin bazı
sokakları bir köyden farksız görünüyor. |
KIBRIS 31/08/05
Müzakereler başlayacak ama protokolü uygulayın
Türkiye'nin
Ankara anlaşmasının ek protokolünü imzalamasının
ardından yayınladığı deklarasyona
karşılık AB dışişleri bakanları gayrı
resmi toplantısında hazırlanan deklarasyonun taslağında
Türkiye'ye yükümlülüklerini yerine getirmesi çağrısı
yapıldı
Müzakereler
başlayacak ama protokolü uygulayın
PROTOKOL
EKSİKSİZ UYGULANMALI... Türkiye'nin Kıbrıs konusunda
yayımladığı tek taraflı deklarasyona
karşılık yayımlanan deklarasyonun taslağında, Türkiye'yle
3 Ekim'de katılım müzakerelerine başlanacağı
belirtilerek, ancak Ankara anlaşmasının Gümrük Birliği'ne
ilişkin ek protokolünün tüm üye ülkeleri kapsayacak bir şekilde ve
ayırım gözetmeksizin makul bir süre içinde Türkiye tarafından
uygulanması ve bu uygulamanın izlenmesi çağrısında
bulunuldu
TÜRKİYE'NİN
DEKLARASYONU TEK TARAFLI... Türkiye'nin deklarasyonunun tek taraflı
olduğuna işaret edilen taslakta, Türkiye'nin uyum protokolünü
imzalamasının ardından Kıbrıs konusunda tek
taraflı deklarasyon yayınlama ihtiyacı duymasından üzüntü
duyulduğu bildirildi. Taslakta, deklarasyonun uyum protokolünün bir
parçası olmadığına ve Türkiye'nin yükümlülüklerine
ilişkin yasal bir etki yaratmayacağına işaret edildi
KIBRIS'TA TEK
MEŞRU DEVLET "KIBRIS CUMHURİYETİ"... Taslakta
Kıbrıs'taki tek meşru devletin 'Kıbrıs Cumhuriyeti'
olduğuna dikkat çekilerek, AB'nin, Türkiye'nin birliğin tüm
üyeleriyle ilişkileri en kısa sürede normalleştirmesine
verdiği öneme atıfta bulunuluyor. Müzakere çerçeve belgesi, mümkün
olduğu kadar 3 Ekim'e yakın bir tarihte ülkelerin onayına
sunulacak. AB içinde Fransa, Avusturya, Rum
yönetimi ve
Yunanistan'ın yayımlanacak deklarasyonu sertleştirmek için çaba
gösterdikleri belirtildi
Galler'in
Cardiff kenti yakınlarındaki Newport kasabasında yapılan AB
Dışişleri Bakanları gayrı resmi
toplantısında Türkiye konusunda ele alınan taslak üzerindeki
çalışmalar dün sona erdi. Taslakta, Türkiye'yle 3 Ekim'de
katılım müzakerelerine başlanacağı ancak, Ankara
anlaşmasının Gümrük Birliği'ne ilişkin ek protokolünün
tüm üye ülkeleri kapsayacak bir şekilde ve ayırım gözetmeksizin
makul bir süre içinde Türkiye tarafından uygulanması ve bu
uygulamanın izlenmesi yolunda çağrı yapıldı.
Türkiye'nin
uyum protokolünü imzalamasının ardından Kıbrıs
konusunda tek taraflı deklarasyon yayınlama ihtiyacı
duymasından üzüntü duyulduğu bildirilen taslak metinde, deklarasyonun
uyum protokolünün bir parçası olmadığı ve Türkiye'nin
yükümlülüklerine ilişkin yasal bir etki yaratmayacağı
belirtiliyor.
AB'nin,
Türkiye'den, uyum protokolünü bütün üye ülkeleri de kapsayacak biçimde,
ayrımcılık gözetmeden uygulamasının beklendiği
ifade edilen taslakta, ulaşım imkanları da dahil olmak üzere
malların serbest dolaşımı üzerindeki engellerin
kaldırılması çağrısında bulunuluyor. Taslakta,
uyum protokolünün uygulanmasının AB tarafından yakından
izleneceği ve değerlendirileceği kaydediliyor.
AB'nin 1
Mayıs 2004 tarihinde "Kıbrıs Cumhuriyeti"ni
üyeliğe kabul ettiği belirtilen taslakta, birliğin adada
tanıdığı ülkenin uluslararası hukuka göre
"Kıbrıs Cumhuriyeti" olduğu ifade ediliyor. Taslakta,
AB'nin, Türkiye'nin birliğin tüm üyeleriyle ilişkileri en kısa
sürede normalleştirmesine verdiği öneme atıfta bulunuluyor.
Türkiye'nin, BM
Genel Sekreteri Kofi Annan'ın sorunun kapsamlı çözümü için göstereceği
çabalara vereceği desteğin not edildiği taslakta, AB'nin de
kalıcı çözümün bölgedeki ilişkilerin uyumuna, istikrara ve
barışa katkıda bulunacağı konusunda hemfikir
olduğu kaydedildi. Taslakta, Türkiye'nin AB ile yükümlülüklerini yerine
getirmemesi halinde ilgili bölümlerin müzakereler sırasında
görüşmeye açılamayacağı belirtildi.
AB içinde
Fransa, Avusturya, Rum yönetimi ve Yunanistan'ın yayımlanacak
deklarasyonu sertleştirmek için çaba gösterdikleri belirtildi.
Avusturya'dan
mektup
Avusturya
Dışişleri Bakanı Ursula Plassnik, Viyana'nın
Türkiye'nin AB üyeliği konusundaki tavrıyla ilgili AB üyesi ülkelerin
dışişleri bakanlarına bir mektup gönderdiğini söyledi.
AB
dışişleri bakanları gayri resmi toplantısı
sırasında gazetecilerin sorularını yanıtlayan Plassnik,
mektupta, Türkiye'ye tam üyeliğin yanı sıra başka bir
seçenek sunulması çağrısında bulunduğunu ifade etti.
Avusturya'nın
tavrını bir kez daha bu mektupla
açıkladığını söyleyen Avusturyalı bakan, zorlu
geçeceğini tahmin ettiği müzakerelerde açık sözlü olunması
gerektiğini kaydetti.
Plassnik,
AB'nin genişleme sürecinde halkların isteklerinin dikkate
alınması gerektiğini belirtti.
Türkiye'ye
kapıların kapatılmasını istemediklerini kaydeden
Plassnik, bununla birlikte Türkiye'ye bir seçenek sunulması gerektiğine
inandıklarını söyledi.
Türkiye üye
olmadan "Kıbrıs"ı tanımalı
ama bu
müzakereler öncesinde
bir ön
koşul olmamalı"
Danimarka
Dışişleri Bakanı Per Stig Moeller, Türkiye'nin tam üyelik
müzakerelerinin başlaması için gerekli bütün koşulları yerine
getirdiğini belirterek, AB'nin müzakerelerin başlamasından önce
koşulları değiştiremeyeceğini söyledi.
AB
dışişleri bakanları gayrı resmi toplantısı
sırasında gazetecilerin sorularını yanıtlayan Moeller,
AB'nin, tam üyelik müzakerelerinin başlaması için Türkiye'den
"Kıbrıs Cumhuriyeti"ni tanımasını hiçbir
zaman koşul olarak talep etmediğini söyledi.
Kıbrıs
konusuna bir açıklık getirilmesinin gerekli olduğunu belirten
Moeller, Türkiye üye olmadan "Kıbrıs Cumhuriyeti"nin
kesiminin tanınması gerektiğini, fakat bunun müzakerelerin
başlaması için bir koşul olmadığını, hiç
kimsenin de bunu Türkiye'den talep etmediğini kaydetti.
KIBRIS 02/09/2005
KTTO, Brüksel'de temsilcilik açıyor
|
10 EYLÜL'DE
RESMEN... Kıbrıs Türk Ticaret Odası (KTTO), Brüksel'de
temsilcilik açıyor. Faaliyetlerine başlayan temsilciliğin
resmi açılışı 10 Eylül'de yapılıyor. KTTO
Başkanı Ali Erel, başta Yeşil Hat Tüzüğü olmak
üzere, ekonomik açılım ve gelişim sağlanması için
güçlü lobi çalışmalarına ihtiyaç olduğunu, bu nedenle söz
konusu adımı attıklarını belirtti Kıbrıs
Türk Ticaret Odası (KTTO), 10 Eylül itibarıyla resmen Brüksel'de
temsilcilik açıyor. Ofis yeri ve dizaynı ile ilgili
çalışmalarını tamamlayan Kıbrıs Türk Ticaret
Odası, resmi açılışı 10 Eylül 2005 Cumartesi günü
yapmayı planlıyor. Konuyla
ilgili KIBRIS'ın sorularını yanıtlayan Kıbrıs
Türk Ticaret Odası Başkanı Ali Erel, son siyasi
gelişmelerin ortaya koyduğu gerçekler
ışığında hareket ettiklerini vurgulayarak, ofisin
gayri resmi olarak faaliyete başladığını, 10
Eylül'den itibaren de resmen hizmet vereceğini söyledi. Erel,
"CTP- DP hükümeti, devlet adına Yalçın Vehit'i temsilci olarak
atadı. Buna rağmen neden Brüksel'de temsilcilik açma gereği
duydunuz?" sorusuna, "Sadece devlet eliyle bazı
kapıları açmak kolay değildir. Bizlerin, iş
dünyasının AB'nin merkezinde olması ve güçlü lobi
çalışması yapması kaçınılmazdır"
dedi. Erel, şu
anda Derya Beyatlı ve Mualla Çıraklı'nın, Brüksel'deki
ofiste çalışmaya başladıklarını da sözlerine
ekledi. |
KIBRIS 02/09/2005
Rumlar ikinci kez"Ay Mamas"ta
Rumların
Güzelyurt'taki Ay Mamas ayinine yaklaşık bin Kıbrıslı
Rum katıldı
SIKI
GÜVENLİK ÖNLEMLERİ Geçtiğimiz yıl ilk kez gerçekleşen
"Ay Mamas" ayini için Rumlar dün yine Güzelyurt'taydı. Bine
yakın Rum'u ağırlayan Ay Mamas Kilisesi'ndeki ayinde, ibadetler
yerine getirildi. Güzelyurt'ta Ay Mamas Kilisesi'ndeki ayine katılmak için
kuzeye akın eden Rumlar, önce Bostancı Sınır
Kapısı'ndan kontrolden geçti. Polisin geniş güvenlik önlemleri
aldığı sınır kapısında araçlar tarandı
BOSTANCI
HAREKETLİYDİ Hristiyan Ortodoks Rum halkı için kutsal ibadet
yerlerinden olan Güzelyurt'taki Ay Mammas Kilisesi'nde geçen yıl
olduğu gibi bu yıl da KKTC hükümetinin onayıyla yapılan
ayin için Bostancı Sınır Kapısı'ndan girişler
yapıldı. Bostancı Sınır Kapısı
açılışının ikinci gününde büyük bir hareketliliğe
sahne oldu
Rumların
Güzelyurt'taki Ay Mamas ayini, yaklaşık bin Kıbrıslı
Rum'un katılımıyla dün akşam gerçekleşti.
Geçtiğimiz
yıl ilk kez gerçekleşen ve günlerce kamuoyunda
tartışılan "Ay Mamas" ayini için Rumlar dün yine Güzelyurt'taydı.
Bine yakın
Rum'u ağırlayan Ay Mamas Kilisesi'ndeki ayinde, ibadetler yerine
getirildi.
Güzelyurt'ta Ay
Mamas Kilisesi'ndeki ayine katılmak için kuzeye akın eden Rumlar,
önce Bostancı Sınır Kapısı'ndan kontrolden geçti.
Polisin geniş güvenlik önlemleri aldığı sınır
kapısında araçlar tarandı. Güzelyurt'a gelen Rumlar, Ay Mamas
Kilisesi'ne de dedektörlerle arandıktan sonra girebildi
Rumların
Ay Mamas Kilisesi'nde düzenlediği ayin yaklaşık üç saat sürdü.
Ayine katılan Rumlar ilahiler okudu, dua etti.
Bostancıda
hareketli saatler
Hristiyan
Ortodoks Rum halkı için kutsal ibadet yerlerinden olan Güzelyurt'taki Ay
Mammas Kilisesi'nde geçen yıl olduğu gibi bu yıl da KKTC
hükümetinin onayıyla yapılan ayin için Bostancı Sınır
Kapısı'ndan girişler yapıldı.
Bostancı
Sınır Kapısı açılışının ikinci
gününde büyük bir hareketliliğe sahne oldu. Önceki gün 12.30
sıralarında karşılıklı geçişlere açılan
kapıdan dün giriş yapan Kıbrıslı Rumlar, girişte
toplanan CTP Kadın Kolları'ndan bir grup kadın tarafından
çiçeklerle karşılandı.
30 yıl
aradan sonra ilk kez geçen yıl binlerce Rum'un
katıldığı ayine mekan olan Ay Mamas Kilisesi'nde dün
akşam yapılan ayin için 8 otobüsle toplam 383 Kıbrıslı
Rum Bostancı Sınır Kapısı'ndan KKTC'ye geçti. Bu
arada, ayine katılacak olan çok sayıda Kıbrıslı Rum
özel arabalarıyla da KKTC'ye giriş yaptı.
Sigorta ve
giriş işlemlerinde herhangi bir sorun yaşanmayan Bostancı
Sınır Kapısı'ndan güneye dünden beri 232 kişi
geçerken, Kuzey'e de 357 kişi giriş yaptı.
İlgi daha
azdı
Hıristiyan
Rum halkı için kutsal ibadet yerlerinden biri olan Güzelyurt'taki Ay Mamas
Kilisesi'nde, Kıbrıs'ta kapıların açılmasından
sonra ikinci kez KKTC hükümetinin izniyle dün akşam ayin
yapıldı. Sözde Omorfo Metropoliti Neofitos'un kilisenin
girişindeki ikonu öpmesi ve ardından kiliseye girişiyle
başlayan ayine ilgi, geçtiğimiz yıla nazaran daha azdı.
Kilisenin içi yine dolarken, dışarıdaki kalabalık
geçtiğimiz yıla oranla belirgin şekilde daha azdı.
Basının ayine ilgi göstermesine karşın bu da
geçtiğimiz yılki gibi değildi. Bazı basın
mensupları ayinin sonunu beklemeyi tercih ederken bir kısım
medya mensubu ayinin başından görüntü alarak ayrıldı.
Ayine Rum
siyasiler geçtiğimiz yılki kadar olmasa da yine ilgi gösterdi.
AKEL'den Aristofanis Georgia ve Eleni Mavrou, DİSİ'den Keti Klerides,
Mihalis Papapetru, sözde Omorfo Belediye Başkanı Chavalambos
Pittas'ın katıldığı ayinde, Rusya Büyükelçisi Andrey
Nesterenko ve diğer bazı yabancı misyon temsilcileri de
hazır bulundu. Bu arada ayinin yapıldığı alana
Güzelyurt Kaymakamı Cemal Türkler ve bazı bölge milletvekilleri de
gelerek incelemelerde bulundu.
Neofitos'un
kiliseye girişi sırasında kendisine, CTP-BG adına,
barışa yaptığı katkıdan dolayı buket
verildi.
Geniş
güvenlik önlemi
Güvenlik
önlemlerinin bu yıl da titizlikle uygulandığı
gözlemlenirken, kilisenin etrafındaki yollar trafiğe
kapatıldı. Polis mensupları sorun yaşanmaması için
büyük çaba harcarken, güvenlik güçlerinin sayısının geçtiğimiz
yılki kadar yoğun olmadığı dikkat çekti.
Neofitos'un
ayinde yaptığı konuşma kilise yetkilileri tarafından
Türkçeye çevrilerek basına dağıtıldı.
Saat 18.50'de
başlayan ayin 3 saate yakın sürdü. Dün geceki bölümün ardından
ayine bu sabah 08.00'de devam edilecek.
Ay Mamas ve 30
yıldan sonra ilk kez
Barış
Harekatı'ndan beri orijinal hali korunarak İkon Müzesi olarak
kullanılan Ay Mamas Kilisesi'nde, 30 yıl aradan sonra ilk kez
geçtiğimiz yıl yapılan ayinden bir hafta önce kilise avlusunda
patlama olmuş, bu nedenle ayin için olağanüstü önlemler
alınmıştı.
Ayine
karşı çıkanlar ayinle aynı saatlerde Güzelyurt Fatih
Camii'nde şehitler ruhuna mevlit okutmuşlardı. Ardından da
Rumların ayin yapmasını protesto etmek için eylem
gerçekleştirilmişti.
Bu arada, 1
Eylül Dünya Barış Günü dolayısıyla Lefkoşa'da
düzenlenmesi beklenen, ancak Ay Mamas Kilisesi'ne bomba konulmasına tepki
olarak Güzelyurt'a alınan Barış Şöleni de "5 yol"
olarak da bilinen bölgedeki İnönü Meydanı'nda
yapılmıştı.
Geçtiğimiz
yılki ayin nedeniyle Lefkoşa-Güzelyurt güzergâhı ile kent içinde
günler öncesinden önlemleri artıran polis alarm koşullarında
çalışmıştı. Ayin gecesi o dönemdeki açıklamalara
göre polis teşkilatının üçte birini oluşturan 650 polis
görev başında bulunmuştu.
Geçen
yılki ayinde uydu aracılığıyla canlı yayın
yapılmış, ayine Rum parti liderleri ile yabancı misyon
temsilcileri de katılmış ayrıca o dönemde başbakan
olan Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile İçişleri
Bakanı Özkan Murat da gece boyunca gelişmeleri Güzelyurt
Kaymakamlık ve polis binasından takip etmişlerdi.
Ayin, bomba
nedeniyle yaşanan gerginliğe rağmen sorunsuz
tamamlanmıştı.
Neofitos:
"Zaman Kıbrıs'ın aleyhine işliyor
Sözde Omorfo
Metropoliti Neofitos, zamanın Kıbrıs'ın aleyhine
işlediğini belirterek geçen zamanın herhangi bir girişim
için fırsat yaratmadığını, aksine, içinde bulunulan
belirsizliği tehlikeli şekilde sabitleştirdiğini söyledi.
Hem Türk hem de
Rum tarafında destek bulan bir vizyon olduğunu dile getiren Neofitos,
bunun sadece birleşik, herkesin bir arada barış içinde
yaşadığı bir Kıbrıs değil, kültürel ve dini
farklılıkların bir ayrılık sebebi değil,
zenginlik ve barış unsuru sayıldığı,
farklılıkların saygı gördüğü bir Kıbrıs
vizyonu olduğunu ifade etti.
Dün akşam
Ay Mamas Kilisesi'nde düzenlenen ayinde konuşma yapan Neofitos,
Kıbrıs'ta barış yolunun açılabilmesi için herkesin el
birliğiyle çalışması gerektiğini vurguladı ve
bunun için müşterek kuşku, önyargı ve
kırgınlığın azaltılmasının şart
olduğunun altını çizdi.
"Çözümün
ruhu"
Kıbrıs
sorununun sadece kâğıt üzerinde çözülemeyeceğine dikkat çeken
Neofitos, çözümün bir ruhu olması gerektiğini ve bu ruhu inşa
edecek olanın insanlar olduğunu kaydetti.
Neofitos,
kültürel temasların ve ortak çabaların çözümün
başarılı olma şansını
artırdığını da söyledi. Geçen yıl Ay Mamas'ta
ibadet etmek için toplanan insanların iyi bir başlangıç yaptığını
da belirten Neofitos, bu sürecin doğal bir eylem olarak
karşılanır duruma gelene kadar devam etmesi temennisinde
bulundu.
Neofitos,
ayinlerin Kıbrıs'ın barışa hasret toprağına
bir barış tohumu atacağını da söyledi.
"Barışın
varlığına
hasret kalan Kıbrıs"
Dünyanın
panik duygusuyla sınandığı bir dönemde barışa
ortak olmaktan kaçınılmaması gerektiğini dile getiren
Neofitos, özellikle barışın varlığına hasret
kalan Kıbrıs gibi bir yerde bunun büyük bir gereksinim olduğunu
belirtti.
Neofitos,
Kıbrıs'ın yakın tarihinin yaralar ve kayıplarla
mühürlendiğini de söyleyerek, bugün dahi verilen mücadelenin devam
ettiğini dile getirdi. İnsanların ne olacağına dair
bir endişe içerisinde bulunduğuna işaret eden Neofitos,
şöyle dedi:
"Bir
ayinin, bir duanın önemi direkt olarak siyasi sonucu etkileyemez.
Ayrıca olaylara bu açıdan bakmak da doğru değil. Kilise ne
hükümettir, ne siyasi parti, ne de ideolojik bir kurum. Görevi dünyaya güzel
değişimi getirmek, ruhların değişimini
sağlamaktır."
"Barış
ve dostluk"
Neofitos,
dünyada savaş ve terörün dinden kaynaklandığı izleniminin
verildiği bir dönemde rahiplerin insanlar arasındaki barış
ve dostluktan bahsetmesinin önemini de anlattı.
Neofitos
Kıbrıs'ın üzerine çökmüş belirsizliğin devam
ettiğini belirterek, mevcut şartların, belirsizliğin kök
saldığını gösterdiğini belirtti.
Neofitos, her
iki tarafın da çok acı çektiğini ve bu acıların
halkı ikiye böldüğünü, her iki tarafın da adalete ve
dostluğa ihtiyacı olduğunu vurguladı. Neofitos,
Kıbrıs'ın geleceğini, pusuda bekleyen şiddet ve
savaşın ellerine teslim etmek isteyen hiç kimsenin neredeyse
olmadığını da vurguladı.
Açılan
kapıların, Kıbrıs halkının acı dolu
geçmişinin tekrarını arzu etmediğinin bir ispatı
olduğunu vurgulayan Neofitos, saygı, insan haysiyeti ve temel haklara
saygı çerçevesinde ortak bir geleceğin mümkün olduğunun halk
tarafından düşünüldüğünü dile getirdi.
KIBRIS 02/09/2005
AP, ek protokolün oylamasını erteledi
Türkiye'nin
deklarasyonuyla ek protokolün uygulanmasının olanaksız hale
geldiği belirtildi
MÜZAKERELERİN
3 EKİM'DE BAŞLAMASINA ENGEL... Avrupa Parlamentosu, Türkiye ile AB
arasındaki Gümrük Birliği anlaşması ek protokolüne
ilişkin oylamayı eylül sonuna erteledi. Ertelemenin, müzakerelerin 3
Ekim'de başlamasına engel yaratabileceği belirtiliyor. Avrupa
Parlamentosu'nun Dış İlişkiler Komisyonu Başkanı,
Alman Parlamenter Elmar Brok tarafından yapılan açıklamada,
"Kıbrıs Cumhuriyeti", Türk liman ve
havalimanlarını kullanamayacaksa, o halde protokol pratikte
uygulanamayacak demektir. Ek protokolün hiçbir çekince olmadan imzalanması
üyelik müzakerelerine başlamak için bir ön koşuldu." Denildi.
KIBRIS 02/09/2005
|
NTV
Güncelleme: 21:03 02 Eylül 2005 Cuma
NEWPORT
- Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Avrupa Birliği ile
müzakerelerin 3 Ekimde başlamasını engelleyecek bir husus
olmadığını söyledi. Gül, Ankara Anlaşması ek
protokolüyle ilgili olarak da Türkiyenin imzaladığı
anlaşmaları uyguladığı hatırlatmasında
bulundu.
Süreç henüz
tamamlanmadığı için kesin
konuşamadığını belirten Gül, Avrupa Birliğinin
stratejik vizyonunu muhafaza ettiğini gözlemledim dedi.
Abdullah Gül, Avrupa Birliği Komisyonunun Genişlemeden Sorumlu Üyesi
Olli Rehnin Ankara Anlaşmasının uygulanmasının
birlik için kırmızı çizgi olduğu açıklamasıyla
ilgili bir soru üzerine ise Biz uygulamayacağımız
anlaşmayı imzalamayız. Farklı görüşler olabilir,
hepsinin tartışılacağı hukuki platformlar vardır
yanıtını verdi.
Dışişleri Bakanı, Türkiye-Avrupa Birliği
ilişkilerinin sadece Türkiyenin limanlarını Rum gemilerine ve
uçaklarına açıp açmayacağına indirgenemeyeceğini
vurguladı.
Abdullah Gül, Avrupa Birliği Dönem Başkanı İngilterenin
Dışişleri Bakanı Jack Straw ile yaptığı
görüşmede 3 Ekim tarihini tehlikeye sokacak davranışlardan
herkesin kaçınması gerektiği mesajını verdiğini
de açıkladı.
|
AA
Güncelleme: 09:28 ET 02 Eylül 2005 Cuma
LEFKOŞA
- KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Türkiyenin, birliğin
üyelerinden birini tanımamasının çelişki
olabileceğini, ancak esas çelişkinin bölünmüş, Avrupalı
olmayan, Avrupalı değerlere saygı duymayan ve bu değerleri
hazmetmeyen bir ülkenin birlikte bulunması olduğunu vurguladı.
Talat,
Kıbrıslı Türkleri izole eden ve sürekli ambargo altında
tutan bir yönetimin Avrupa Birliği üyesi olmasını
eleştirerek, Bu anormal ülkeyi, çözümle normalleştirmek lazım
ki, Türkiye de onu tanısın dedi.
Talat, Türkiyenin Rum kesimini tanımasının ve meşru kabul
etmesinin, Birleşmiş Milletler kararlarına aykırı
olacağını ifade etti. KKTC Başbakanı, Türk
limanlarının Kıbrıs bandıralı gemilere
açılmasının, Kıbrıslı Türklerin ekonomik
izolasyonunun daha da koyulaşması anlamına geleceğini
kaydetti.
Rumlar limanlar
için takvim istiyor
Kıbrıs
Rum yönetimi Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu, Rum gemilerinin
Türk limanlarına yanaşması konusunu ABden takvim
isteyeceklerini söyledi.
NTV-MSNBC VE
AJANSLAR
Güncelleme: 19:18 02 Eylül 2005 Cuma
NEWPORT
- AB Dışişleri Bakanı gayri resmi toplantısı için
Newportda bulunan Yakovu, Türkiyenin bir yıl içinde
limanlarını Rum bandıralı gemilere açmasını
istediklerini, aksi taktirde müzakerelerin askıya
alınmasını isteyebileceklerini ifade etti. AB içinde
müzakerelerin askıya alınması için AB Komisyonunun veya AB
üyelerinin 3te 1inin talepte bulunması ve kararın nitelikli
çoğunlukla alınması gerekiyor.
Rumlardan deklarasyon savaşı
Rum yönetimi taleplerinin azamisini elde etmeye
çalışıyor
2 Eylül, 2005 15:06:00 (TSİ) CNN TURK
Türkiye'nin yayımladığı
Kıbrıs deklarasyonuna 'karşı deklarasyon'la yanıt
vermeye hazırlanan AB, şimdi bildirinin içeriği konusunda
uzlaşı arıyor. Kıbrıs Rum Yönetimi'nin ise diplomasi
savaşı sürüyor.
Rum
yönetiminin, AB'nin karşı deklarasyonu konusunda dönem
başkanı İngiltere'nin son önerilerini 'iyileştirilmiş'
olarak gördüğü, ancak karşı deklarasyonda 'daha da
iyileştirmeler' yapılması için baskı yaptığı
belirtiliyor.
Rum Politis gazetesi, Rum yönetiminin, taleplerinin azamisini elde etmek için
AB organlarında 'diplomatik savaş' verdiğini yazdı.
Gazete, Rum yönetiminin, önemli AB ülkelerinin de desteğini alarak iki
düzeyde hareket ettiğini belirterek, karşı deklarasyonda 'Gümrük
Birliği Ek Protokolü'nün tam olarak uygulanmasına dair net takvim
ortaya konulması' ve 'Türkiye'nin Kıbrıs Rum Kesimi'ni
tanıması gerektiği konusunda 'daha tatminkar' bir ifade
yerleştirilmesi için çabaladığını yazdı.
Rum yönetiminin, ek protokolün tam olarak uygulanması için altı
aylık bir süre konulmasını, ulaşılabilecek bir hedef
olarak gördüğünü vurgulayan Politis'in haberinde, bu çerçevede,
limanların açılması için gereken son tarih olarak 30 mart 2006'dan
söz ediliyor.
Haberde, Rum yönetiminin, AB'nin karşı deklarasyonunda Türkiye
tarafından diplomatik tanınma elde etmeyi hemen hemen imkansız
gördüğü, ancak 'ilişkilerin normalleştirilmesi' ifadesinin daha
da iyileştirilmesi ve netleştirilmesi için bastırmaya devam
edeceği belirtiliyor.
AB deklarasyonu haftaya belli olacak
Türkiye'nin Kıbrıs deklarasyonuna yanıt vermeyi planlayan Avrupa
Birliği, karşı deklarasyonun metni konusunda
uzlaşamadı.
Galler'in Newport kentinde toplanan AB dışişleri bakanları
taslak metin üzerinde uzlaşamayınca görüşmeyi 7 eylüle erteledi.
Newport'taki toplantıya bugün Dışişleri Bakanı
Abdullah Gül de katılacak.
AB Dönem Başkanı İngiltere'nin Dışişleri
Bakanı Jack Straw, taslak metin üzerinde geniş bir kabul
olduğunu ancak oybirliği sağlanamadığını
belirtti.
Son dönemde Türkiye'nin Güney Kıbrıs konusundaki duruşunu
netleştirmesi ve Rum kesimini tanıması yönündeki
baskılarını artıran Fransa'nın erteleme kararında
etkili olduğu belirtiliyor.
Jack Straw, 3 ekimde müzakerelerin başlamasının önünde bir engel
olmadığını söyledi. Basına sızan
taslağın içeriği ise şöyle:
·
AB, Türkiye'nin limanlarını ve havaalanlarını
Rumlara açmasını istiyor
·
AB, Türkiye'nin bu konudaki yükümlülüklerini 2006'da yerine getirip
getirmediğini izlemeye alacak
·
Türkiye'nin yükümlülüklerini yerine getirmemesi durumunda ilgili
başlıklarda müzakereler başlatılmayacak
·
Kıbrıs ile hukuki ilişkilerin en kısa zamanda
normalleştirilmesi ve Türkiye'nin Güney Kıbrıs'ı
tanıması dolaylı olarak isteniyor
·
Türkiye'nin Kıbrıs Deklarasyonu 'üzüntü verici' bulunurken,
bunun tek taraflı olduğu, Türkiye'nin yerine getirmesi gereken
yükümlülükleri hukuki olarak etkilemediği belirtiliyor
AP de erteledi
Avrupa Parlamentosu (AP) Başkanlık Divanı da, Ankara'nın 29
temmuzda imzaladığı Gümrük Birliği Ek Protokolünün
onayına ilişkin tartışma ve oylamalarını bu ay
sonuna erteledi.
AP, konuyu önümüzdeki hafta Strasbourg'da yapılacak olağan
toplantısında ele alacaktı. Ancak gelişmelerin
netleşmesinin beklenmesi kararlaştırıldı.
Avrupa Parlamentosu Başkanlık Divanı, söz konusu
tartışmaları ve oylamayı 26-29 eylüle, Strasbourg'da
düzenlenecek genel kurul toplantısının gündemine aktardı.
Türkiye'nin deklarasyonu
3 ekimde AB ile müzakere masasına oturmaya hazırlanan Türkiye,
Gümrük Birliği'ni aralarında Güney Kıbrıs'ın da
bulunduğu 10 yeni üyeyle genişleten Ek Protokolü onaylamış,
ancak protokolü imzalamanın Kıbrıs Rum kesimini tanıma
anlamına gelmediğini bir deklarasyon ile
ilan etmişti.
Deklarasyonun içeriği:
·
Türkiye siyasi çözüm için kararlılığını
sürdürmektedir
·
Bu protokoldeki Kıbrıs Cumhuriyeti 1960'daki ortaklık
devleti değildir
·
Türkiye için Rum tarafı Kıbrıs Türk tarafını
temsil etmemektedir
·
Türkiye KKTC ile ilişkilerini değiştirmeyecektir
·
Türkiye bu Protokolle Kıbrıs Cumhuriyeti'ni herhangi bir
şekilde tanımış olmayacaktır
·
Kapsamlı çözümle birlikte Türkiye yeni oluşacak devlet ile
ilişkiler tesis etmeye hazırdır
Erdoğan ve Gül AB'ye sert çıktı
2 Eylül, 2005 12:19:00 (TSİ) CNN TURK
Ece Ertem / cnnturk.com
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, AB yolunda Türkiye'nin yerine
getireceği kriter kalmadığını söyledi.
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül de üyeliğin
'vazgeçilemez olmadığı' mesajını verdi.
Napoli'de
İstanbul Salonu'nun açılışı ve 'Akdeniz Kurumsal
Ödülü' nedeniyle düzenlenen törende konuşan Erdoğan, Türkiye'nin
Kopenhag kriterlerini yerine getirdiğini belirtti ve "Türkiye'nin
bundan sonra yapacağı hiçbirşey kalmamıştır,
birşey yapması gereken Avrupa Konseyi'dir" dedi.
Avrupa Konseyi içindeki birkaç ülkenin Türkiye'yi kullanarak tribünlere
oynadığını savunan Erdoğan, Türkiye'nin 1996
yılında başladığı Gümrük Birliği süreciyle
kurumlarını oluşturduğunu ve bu sürece AB'ye üye olan son
10 ülkeden de daha hazır durumda olduğunu savundu.
Türkiye'nin AB üyesi olarak Doğu ile Batı dünyası arasında
köprü görevi üstlenebileceğine işaret eden Recep Tayyip Erdoğan,
"bu fırsatı kaçırmamamız gerekir. Siyasi bedeli ne
olursa olsun iktidarımız bu adımı atmıştır"
ifadesini kullandı.
Erdoğan, "AB içinde hala birkaç ülke anlaşılamayan
sebeplerle AB'yi bie Hıristiyan kulübü olarak göstermenin gayretine
giriyor. Ama bu çok yanlış birşey. AB bir Hıristiyan
kulübü değildir. Olmamalıdır. Olamaz" diye konuştu.
Gül: "Üyelikten vazgeçeriz"
The Economist dergisine konuşan Bakan Gül de, AB'nin yeni
koşullar öne sürmesi halinde Türkiye'nin üyelikten vazgeçeceğini
söyledi.
Gül, "eğer AB yeni şartlar ileri sürer ya da tam üyeliğin
dışında birşey önerirse vazgeçeriz ve bunun da geriye
dönüşü olmaz. Hiç kimse Türkiye'den daha fazla taviz beklemesin"
dedi.
The Economist, Gül'ün müzakerelerin başlaması için Türkiye'nin
üzerine düşeni yaptığı ve AB'nin kendi sözlerini
tutuması gerektiğine dair açıklamalarına yer verdi.
Gül ayrıca, "önce 25 üyeli AB'nin Müzakere Çerçeve Belgesi'ni
onaylaması gerekiyor" dedi.
Rumlar müzakere konusunda iyimser
Güney Kıbrıs Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu da,
Türkiye'nin 3 ekimde AB ile müzakelere başlaması konusunda iyimser
olduklarını söyledi.
Galler bölgesindeki Newport'ta yapılan AB dışişleri
bakanları toplantısına katılan diğer AB bakanları
da, Türkiye'nin 'Güney Kıbrıs' tanımadığını
ilan ettiği' Kıbrıs Deklarasyonu'na karşın olumlu
mesajlar verdiler.
AB deklarasyonu haftaya belli olacak
Türkiye'nin Kıbrıs deklarasyonuna yanıt vermeyi planlayan Avrupa
Birliği, karşı deklarasyonun metni konusunda
uzlaşamadı.
Galler'in Newport kentinde toplanan AB dışişleri bakanları
taslak metin üzerinde uzlaşamayınca görüşmeyi 7 eylüle erteledi.
Newport'taki toplantıya bugün Dışişleri Bakanı
Abdullah Gül de katılacak.
AB Dönem Başkanı İngiltere'nin Dışişleri
Bakanı Jack Straw, taslak metin üzerinde geniş bir kabul
olduğunu ancak oybirliği sağlanamadığını
belirtti.
Son dönemde Türkiye'nin Güney Kıbrıs konusundaki duruşunu
netleştirmesi ve Rum kesimini tanıması yönündeki
baskılarını artıran Fransa'nın erteleme kararında
etkili olduğu belirtiliyor.
Jack Straw, 3 ekimde müzakerelerin başlamasının önünde bir engel
olmadığını söyledi. Basına sızan
taslağın içeriği ise şöyle:
·
AB, Türkiye'nin limanlarını ve havaalanlarını
Rumlara açmasını istiyor
·
AB, Türkiye'nin bu konudaki yükümlülüklerini 2006'da yerine getirip
getirmediğini izlemeye alacak
·
Türkiye'nin yükümlülüklerini yerine getirmemesi durumunda ilgili
başlıklarda müzakereler başlatılmayacak
·
Kıbrıs ile hukuki ilişkilerin en kısa zamanda
normalleştirilmesi ve Türkiye'nin Güney Kıbrıs'ı
tanıması dolaylı olarak isteniyor
·
Türkiye'nin Kıbrıs Deklarasyonu 'üzüntü verici' bulunurken,
bunun tek taraflı olduğu, Türkiye'nin yerine getirmesi gereken
yükümlülükleri hukuki olarak etkilemediği belirtiliyor
AP de erteledi
Avrupa Parlamentosu (AP) Başkanlık Divanı da, Ankara'nın 29
temmuzda imzaladığı Gümrük Birliği Ek Protokolünün
onayına ilişkin tartışma ve oylamalarını bu ay
sonuna erteledi.
AP, konuyu önümüzdeki hafta Strasbourg'da yapılacak olağan
toplantısında ele alacaktı. Ancak gelişmelerin
netleşmesinin beklenmesi kararlaştırıldı.
Avrupa Parlamentosu Başkanlık Divanı, söz konusu
tartışmaları ve oylamayı 26-29 eylüle, Strasbourg'da
düzenlenecek genel kurul toplantısının gündemine aktardı.
Türkiye'nin deklarasyonu
3 ekimde AB ile müzakere masasına oturmaya hazırlanan Türkiye,
Gümrük Birliği'ni aralarında Güney Kıbrıs'ın da
bulunduğu 10 yeni üyeyle genişleten Ek Protokolü onaylamış,
ancak protokolü imzalamanın Kıbrıs Rum kesimini tanıma
anlamına gelmediğini bir deklarasyon ile ilan
etmişti.
Deklarasyonun içeriği:
·
Türkiye siyasi çözüm için kararlılığını
sürdürmektedir
·
Bu protokoldeki Kıbrıs Cumhuriyeti 1960'daki ortaklık
devleti değildir
·
Türkiye için Rum tarafı Kıbrıs Türk tarafını
temsil etmemektedir
·
Türkiye KKTC ile ilişkilerini değiştirmeyecektir
·
Türkiye bu Protokolle Kıbrıs Cumhuriyeti'ni herhangi bir
şekilde tanımış olmayacaktır
·
Kapsamlı çözümle birlikte Türkiye yeni oluşacak devlet ile
ilişkiler tesis etmeye hazırdır
|
Kıbrıs'ı Kuzey İrlanda'ya benzetti |
|
|
İngiltere Dışişleri Bakanı Jack Straw, Kıbrıs konusunun AB içinde daha önce de Kuzey İrlanda ve Cebelitarık konularında yaşandığını hatırlattı ve tarafları sabırlı olmaya çağırdı. Straw ayrıca Türkiye ile müzakerelerin 3 Ekimde başlayacağını söyledi. İngiltere
Dışişleri Bakanı Jack Straw, tarafları
Kıbrıs konusunda sabırlı olmaya çağırdı.
"Kıbrısın (Rumların) ne istediğini
anlıyorum" diyen Straw, Kıbrıs sorununu çok
karmaşık bir konu olduğunu ve çok büyük bir geçmiş
barındırdığını söyledi. Straw, Kıbrıs
sorununu çözmenin zaman alacağını da sözlerine ekledi. Kıbrısın,
Avrupa Birliği içinde karşılıklı tanıma sorunu
temelindeki ilk örnek olmadığını hatırlatın
Straw şöyle konuştu:"İrlanda ve İngiltere 1973 yılında
birliğe geldiğinde Kuzey İrlandayı yaratan altı
ülke arasında çözülmemiş bir sorun vardı. Problemin çözümü ise
onlarca yıl aldı". Cebelitarık
konusunda da benzer bir tartışma olduğunu söyleyen
İngiliz Dışişleri Bakanı, "Gerek İrlanda
gerekse Cebelitarık konularında AB üyeliği sorunun çözümüne
yardımcı olmuştur" dedi. STRAW
3 EKİMDEN UMUTLU Öte yandan
Straw, Türkiye ile müzakerelerin planlandığı gibi
başlamasından "oldukça emin" olduğunu söyledi. |
|
HURRIYET 03/09/05
|
Erdoğan Üzerimize düşeni yaptık |
|
|
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Türkiyenin AB yolunda üzerine düşen herşeyi yaptığını kaydetti. Başbakan
Erdoğan İtalyaya hareketinden önce Esenboğa
Havaalanında bir basın toplantısı düzenledi.
Erdoğan, Gallerin Newport kentinde toplanan Avrupa Birliği
Dışişleri Bakanları toplantısının
ardından gelen 3 Ekim müzakerelerine ilişkin açıklamalar
üzerine şunları söyledi: "AÇIKLAMALAR
BAĞLAYICI YAKLAŞIM TARZLARI DEĞİL" "Konuyla
ilgili şu ana kadar gelenlerin hiçbiri bizi bağlayıcı
yaklaşım tarzları değil. Bu konuda, bizim tutumuz
bellidir. Şu anda biz artık 3 Ekim müzakere sürecinin
hazırlığı içerisindeyiz. Bizim yapmamız istenenler
bize yazılı olarak beyan edilmiştir. Biz de
yapılması gerekenleri yapmışızdır. Bundan
sonraki gelişmeleri bizim kabul etmemiz diye bir şey söz konusu
olamaz. Şu anda bizim önümüzdeki takvim sadece 3 Ekim müzakere
sürecidir." "BERLUSCONİ
İLE 3 EKİM ÖNCESİ DEĞERLENDİRME YAPACAĞIZ" Romada
İtalya Başbakanı Silvio Berlusconi ile çalışma
yemeğinde biraraya geleceğini belirten Erdoğan,
"Başbakan Berlusconi ile 3 Ekim müzakare süreci öncesi son durumu
ve gelişmeleri değerlendirme fırsatımız olacak"
dedi. Erdoğan,
Ambrosetti adlı düşünce kuruluşu tarafından düzenlenen
dünyadaki enerji sorunlarının
tartışılacağı Foruma katılarak, Türkiyenin
konuya ilişkin görüş ve politikaları hakkında bir
konuşma yapacağını kaydetti. Söz konusu
Foruma birçok ülkeden üst düzey yöneticilerin de
katılacağını ifade eden Erdoğan, "Bu çerçevede
bazı önemli isimlerle ikili görüşmeler yapma fırsatı da
bulacağım" diye konuştu.
|
|
HURRIYET 03/09/05
Dönmemek üzere
çeker gideriz
Türkiye ile AB arasında 3 Ekim'de müzakerelerin başlamasına 1 ay kala, Başbakan Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Gül sert çıktı.
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Eğer AB, bize tam
üyeliğin gerisinde bir şey önerir ya da yeni koşullar getirirse,
bu kez bir daha dönmemek üzere çeker gideriz dedi. Gül bu açıklamayı
İngiliz The Economist dergisine yaptı ve sözleri bir makalede yer
aldı. AB liderlerinin 17 Aralıkta, Türkiye ile tam üyelik
müzakerelerine başlama kararı verdikleri, ancak bu tarih
yaklaştıkça bazı şüphelerin belirdiğini kaydeden The
Economiste göre Gül, bu konuda hatanın Türk hükümetinden değil, AB
içindeki bazı ülkelerden kaynaklandığını söyledi.
Türkiyenin bu kez taviz vermesini kimse beklemesin diyen Gül, Türkiyenin
kendi üzerine düşenleri yaptığını, aynı şeyi
ABden de beklediğini söyledi. Gülün bu ifadelerinin yanı sıra
Başbakan Tayyip Erdoğanın bir danışmanının,
Eğer daha çok kızdıracak olurlarsa (Erdoğan) çok kötü
patlayabilir dediği de kaydedildi.
Gülden karşı deklarasyona itiraz
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül dün İngiltere,
İtalya, İspanya, İsveç dışişleri
bakanlarıyla yaptığı görüşmelerde olası
Kıbrıs deklarasyonuna yönelik eleştiri getirdi, Gül, söz konusu
deklarasyonun Türkiyenin müzakere sürecinin önünü tıkamayı amaçlayan
bir hava taşıdığını ve bu haliyle kabul
edilemeyeceğini kaydetti.
HURRIYET 03/09/05
Kırmızı
çizgi savaşı
Zeynel LÜLE - Faruk ZABCI / NEWPORT
AB dışişleri bakanlarının İngilterenin Newport kasabasındaki toplantısında Türkiyeye 3 Ekimde müzakere başlayacak güvencesi verildi. Ancak Dışişleri Bakanı Gülün de katıldığı toplantıda Limanların Rumlara açılması ve imtiyazlı ortaklık konularında müthiş bir kırmızı çizgi savaşı yaşandı. Tarafların pozisyonları şöyle:
AVRUPA
Birliğinin, 3 Ekimde Türkiye ile müzakereleri
başlatmasının önünde hiçbir engel olmadığı, 25
ülkenin tamamının bu konuda uzlaşı içinde olduğu
dile getirilmesine rağmen, halen iki konuda tartışmalar sürüyor.
ABli bakanlar, dün İngilterenin Newport kasabasında Dışişleri
Bakanı Abdullah Gülle bir araya geldiler ve Güle, AB ülkelerinin
hiçbiri müzakerelerin başlamasını sorgulamıyor güvencesi
verdiler.
Ancak buna rağmen ABnin yayınlayacağı Kıbrıs
Deklarasyonu ve Müzakere Çerçeve Belgesinin onaylanmasıyla ilgili süreç
devam ediyor.
Dün AB Dışişleri Bakanları, Türk limanlarının Rum
gemilerine açılmasıyla ilgili konuyu kırmızı çizgi
olarak niteledi. AB Komisyonunun Genişlemeden Sorumlu Temsilcisi Olli
Rehn, Türkiyenin Ankara anlaşmasını tam olarak uygulaması,
protokolün muhtevası ile ilgili spekülasyon yapmaması
gerektiğini belirterek, Bu konu, ABnin kırmızı
çizgisidir. Müzakere edilecek bir şey değildir ve bu Türkiyenin
yükümlülüğüdür dedi.
TÜRKİYENİN DE VAR
Avrupa Birliği, Türkiye ile AB arasında başlayacak
müzakerelere yol haritası oluşturacak, Müzakere Çerçeve
Belgesinin onaylanması konusunu da ele aldı. Fransa ve
Avusturyanın imtiyazlı ortaklık, Yunanistanın Ege
sorunu ve Kıbrıs Rum Kesiminin tanınma ile ilgili
beklentileri bir kez daha dile getirildi ancak, bu konunun 7 Eylülde Daimi
Temsilciler toplantısında ele alınması
kararlaştırıldı. Türkiye, bizzat Newportta bulunan
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül tarafından üyelik
dışı bir başka alternatifin kabul edilemeyeceğini
açıkça dile getirdi. Böylelikle ABnin limanlarla ilgili
kırmızı çizgi ifadesinden sonra Türkiye de imtiyazlı
ortaklığa yönelik kırmızı çizgisini ortaya
koymuş oldu.
HURRIYET 03/09/05
Daha çok kritik günler
olacak...
"ÜÇ kritik gün"ün sonunda varılan nokta ne?
AB'nin Brüksel'de büyükelçiler, Newport'ta da Dışişleri
bakanları düzeyinde yaptığı toplantılardan çıkan
sonuçları şöyle özetleyebiliriz:
1- Türkiye ile 3 Ekim'de müzakereleri başlatmak konusunda görüş
birliği sağlandı.
2- Türkiye'nin Kıbrıs'ı (Rum yönetimini)
tanımayacağına ilişkin deklarasyonuna karşı
yayımlanacak olan deklarasyonun içeriği üzerinde bir mutabakat
sağlanamadığı için, bu iş haftaya (gene büyükelçilerin
Brüksel'de yapacağı bir toplantıya) kalıyor.
Aslında bu "karşı deklarasyon"un taslağı
ortaya çıkmış durumda. Dönem başkanı olarak
İngiltere'nin "orta yol" arayışının eseri
olan bu belgede herhalde fazla bir değişiklik olmayacak, sonunda
belki bazı sözcüklerin değişmesiyle onaylanacak.
3- Müzakerelerin bir nevi "yol haritası"nı oluşturacak
olan "müzakere çerçeve belgesi" konusunda bir gelişme
olmadı. Bazı ülkelerin "imtiyazlı üyelik"
seçeneğini metne sokma çabaları, sonuç vermedi. Bu konu da haftaya
yeniden tartışılacak. Büyük olasılıkla işi bir
sonuca bağlamak için de, Dışişleri bakanları
olağanüstü bir toplantı düzenleyecek.
4- Karşı deklarasyon ve çerçeve anlaşması üzerindeki
çalışmaların devam edecek olması, Türkiye'yi daha çok
"kritik günler"in beklediğinin işaretini veriyor. Hatta bu
"kritik günler" 3 Ekim'den sonraki müzakere süreci boyunca,
sıkça yaşanacak...
***
AB'nin karşı deklarasyon taslağı Türkiye için ne ifade
ediyor?
Açıkçası, bazı maddelerin fazla bir "kıymeti
harbiyesi" yok. Örneğin, Türkiye'nin "tek taraflı"
olarak bir deklarasyonu yayımlamasından "üzüntü"
duyulduğu, bunun "yasal etkisi"nin olamayacağı
ifadeleri gibi...
Taslakta Türkiye'yi Kıbrıs Cumhuriyeti'ni (yani Rum kesimini)
tanımaya ve onunla ilişkilerini "mümkün olan en kısa
sürede" normalleştirmeye zorlamak için konan bazı maddeler var.
Örneğin, "malların serbest dolaşımı üzerindeki
engellerin kaldırılması" istemi gibi. Ayrıca,
Türkiye'nin bu hususları uygulamasının 2006'da
"izleneceği" belirtiliyor, yani AB'nin bu işin peşini
bırakmayacağı mesajı veriliyor.
Daha da önemlisi Türkiye'nin yükümlülüklerini yerine getirmemesi halinde
"müzakere başlıklarının
açılmayacağı" uyarısı yapılıyor. Yani
açıkçası, eğer Türkiye deklarasyonda yer alan şartları
müzakere süresi boyunca yerine getirmezse (örneğin limanları
açmazsa), sayısı 35'i bulan çeşitli "dosyaların"
müzakeresi engellenebilir... Gerçi bu da müzakere süresi içinde Türkiye'nin
itirazı üzerine tartışılabilir, ama bu "kritik
tartışmalar" da, çok sıkıntı ve gerginlik
yaratmaya müsait...
***
AB'nin karşı deklarasyonunun ve çerçeve belgesinin alacağı
son şekli beklerken, Türkiye ne yapabilir?
İlk iş kuşkusuz bu metinlerdeki ifadeleri ileride Türkiye'ye
karşı kullanılmasını önleyecek tarzda
değiştirmeye, iyileştirmeye çalışmak olmalı...
Ama ne yapılsa, 25 üyenin görüş birliği içinde bulunduğu
bazı temel istek ve beklentileri bu metinlerden silmenin mümkün
olmadığını da kabul etmek lazım. Dolayısıyla
Türk diplomasisi örneğin limanların açılması gibi konularda
müzakere sürecinin başlamasından sonra pratik önlemler almaya
yönelebilir...
Ankara, Kıbrıs sorununun çözümü için BM'nin yeniden devreye girmesi
yönünde çaba harcayabilir. Aslında AB'nin de bu yönde bir rol üstlenmesi
gerekir. Çünkü dile getirdiği koşulların yerine getirilmesi de
Kıbrıs sorununun çözümüne bağlıdır.
SAMI KOHEN MILLIYET
03/09/05
Newport'tan karmaşa
çıktı
AB dışişleri bakanlarının Newport'taki gayri resmi
toplantılarından çıkan sonuçlar hem AB açısından hem
de Türkiye açısından bir hayli karışık.
Söylenebilecek ilk şey, Fransa ve Hollanda referandumlarından sonra
Birliğin içinde görülen dağınıklığın Newport'a
da yansımış olmasıdır.
Bu çerçevede tekrar, bir tarafta İngiltere'yi, diğer taraftaysa
Fransa'yı kilit oyuncular olarak görüyoruz. Newport'ta Türkiye'nin
"Kıbrıs protokolü" deklarasyonuna karşı bir
deklarasyon çıkaramamış olmalarının başlıca
nedenleri arasında bu iki ülke arasındaki çekişmeyi de
sayabiliriz.
İki önemli husus var
İngiltere'nin hazırladığı taslak deklarasyonu 7
Eylül'de tekrar ele alacak olan "Coreperler"in, yani Brüksel'deki AB
büyükelçilerinin, bu işin üstesinden gelip gelemeyecekleri ise hâlâ
meçhul. Ancak bazı hususların Newport'ta netleşmeye
başladığını da söyleyebiliriz. Bu çerçevede iki önemli
hususu sıralayabiliriz.
İlki, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin tanınmasının
müzakerelerin 3 Ekim'de başlaması için önkoşul
yapılmayacağı hususudur.
Fransa ve Avusturya bunu elbette ki istiyorlar. Ancak bu, Rumların dahi
işine gelmiyor, zira, daha önceki yazılarımızda da
belirttiğimiz gibi, onların niyeti Türkiye'yi minderde kündeye
getirmek. Buna karşın bu hususun müzakereler sırasında
sürekli bir baskı unsuru olarak kullanılacağı
anlaşılıyor.
Rum gemilerine izin
İkinci husus ise, başta Avusturya olmak üzere bazı üyelerin
istediği ve Türkiye'ye üyelik yerine imtiyazlı
ortaklığın verilmesini öngören talebin AB içinde genel kabul
görmemesidir.
İşin ilginç yanı, buna karşı çıkanların
arasında Yunanistan'ın olmasıdır. Bunun Türkiye - AB
ilişkilerini kopma noktasına getireceğini bilen üyeler bu riski
göze alamıyorlar. Kaldı ki böyle bir ortaklığın ne
mantığının ne de tanımının
olmadığını onlar da görüyorlar.
Öte yandan Türkiye'den, limanlarını Rum bandıralı gemilere
açmasının isteneceği artık kesinlik kazanmış
bulunuyor. AB tarafı bunu kendi perspektifine göre "yeni bir
koşul" olarak değil, Türkiye'nin imzaladığı
"Kıbrıs Protokolü"nün bir gereği olarak görüyor.
'Esneklik' ne olabilir?
Bu arada, Dışişleri Bakanı Gül'ün Newport'tan
ayrılmadan önce sert bir tonla "Açmayız" mesajını
vermesinin olumsuz yansımaları olduğu da
anlaşılıyor. Birçok gözlemci, Türkiye'nin burada daha esnek bir
yaklaşım sergilemesi gerektiğini belirtiyor. Zira konu siyasi
olmaktan çok ekonomik bir konu. Peki bu "esneklik" ne olabilir?
Bilindiği gibi AB, Kuzey Kıbrıs'ın ekonomik izolasyonunu
kaldırmak üzere bir tüzük hazırladı. Ancak bu, Rumlar ve
Fransızlar tarafından bloke ediliyor.
Türkiye, limanlarını açması meselesini bu tüzüğün hayata
geçirilmesi konusuyla ilişkilendiren bir siyaset izleyebilir. Bunun
Kıbrıs Türk tarafını rahatsız etmeyeceği, hatta
memnun dahi edeceği anlaşılıyor.
Orhan Pamuk davası
Kaldı ki gerçekçi olmakta yarar var. Kıbrıslı Rumlar
"Kıbrıs Cumhuriyeti" pasaportlarıyla bugün Türkiye'ye
girip çıkıyorlar. Aynı şekilde Kıbrıs Rum futbol
takımları Türkiye'ye gelebiliyor. Onun için tanıma meselesi ile
limanlar meselesinin ayrı tutulması gerekiyor.
Bu konularda önümüzdeki günlerde çok şey yazılıp çizilecek. Çok
hararetli tartışmalar yaşanacak. O belli.
Ancak son söz olarak burada AB bağlantılı bir olumsuzluğa
işaret etmek istiyoruz. O da Orhan Pamuk aleyhine açılmış
olan davadır.
Bu konuyu kullanacaklar
Bu gelişme Avrupa basınında geniş yer aldı. O kadar
ki, şu aşamada aslında kapanmış olması gereken
"Kopenhag Siyasi Kriterleri" tartışmalarının
yeniden açılması ihtimali dahi var. Bu konunun Türkiye'nin önünü
tıkamaya çalışanlar tarafından kullanılacağı
da aşikâr.
SEMIH IDIZ MILLIYET
03/09/05
AB'de bundan
sonrası daha kolay
Fransa hala direniyor, Avustralya'lılar, Rumlar bastıyor ve 3 Ekim
öncesinde yapılacak AB deklarasyonu ile ilgili anlaşmazlık
sürüyor.
Siz hiç oralı olmayın.
Deklarasyon (çok abartılmadığı taktirde) o kadar önemli
değil. Önemli olan, bu deklarasyondaki sözlerin Müzakere Çerçevesi
Belgesine yansımamasıdır. Zira bu deklarasyonun bir
yaptırımı yok. Ayrıca, deklarasyou uzun bir süreci
kapsıyor ve muğlak. Ancak Müzakere Çerçevesi Belgesinin hukuki
yaptırımı var.
Deklarasyon 25 ülke'nin iç politikalarını tatmin edebilmek için
kullanılacak. Nasıl onlar iç politika hesabı yapıyorlarsa,
bizde aynı hesabı yapıyoruz. Bizde iç politikaya etkisi
nedeniyle bu deklarasyonu etkilemeye çalışıyoruz.
Örneğin, Cumhurbaşkanı Chirac, çıkıp, Türkiye
konusunda Sarkozy kadar duyarlı olduğunu söyleyecek.
Örneğin, Papadopulos kendi kamuoyuna, Türkiye'ye karşı
nasıl kahramanca direndiğini açıklayacak.
Herkesin bir oyunu var.
Bizim de bir oyunumuz var.
Bizde, AB deklarasyonundan önemli bir gol yemeden veya deklarasyondaki cümleler
Müzakere Çerçevesine yansımadan masaya oturmak istiyoruz.
Bu AB deklarasyonu pazarlıkları muhtemelen 3 Ekim sabahına kadar
da sürecek. Gereken temaslar yapılır, deklarasyonun içine bu defa
bizim iç politikamızda zorun yaratmayacak cümleler koydurmaya
çalışılır... Ancak önemli olan 3 Ekim'de masaya
oturmaktır.
***
MEHMET ALI BIRAND MILLIYET
03/09/05
AB
Kıbrıs'ı hazmedemiyor, Türkiye üzerinde birleşemiyor
AB'deki esas
sıkıntı, Türkiye'yi birliğe alıp almama konusunda tam
karar verilememiş olması
RADIKAL 03/09/05
Avrupa Birliği
dışişleri bakanlarının dün İngiltere'nin Newport
şehrinde yapılan toplantısı, Birliğin karar
mekanizmalarının ne denli ciddi bir zaaf içinde olduğunu gözler
önüne serdi. AB bakanları, Türkiye'nin Kıbrıs Cumhuriyeti'nin,
adanın Türk kesimini temsil ettiğini tanımadığı
yolundaki deklarasyonuna yanıt verme konusunda anlaşamadılar.
O deklarasyonda ne diyecekleri çok önemli değildi.
Aslında öyle bir metni üretebilmiş olsalardı bile, bunun 3
Ekim'de Türkiye ile tam üyelik müzakerelerine başlanmasını
engelleyecek bir oybirliğiyle sonuçlanmayacağı dün açık
seçik görülmüş oldu. Önemli olan, dünyanın ABD'den sonraki en önemli
siyasi ve ekonomik çekim merkezi olma iddiasındaki AB'nin, dünya
politikaları açısından böylesine geri plandaki bir konuda,
neticede bir kamuoyu çalışmasından biraz fazlasını
ifade edecek olan bir bildiri dahi üretememiş olmaları.
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, dün AB'nin Irak ve İran
gibi çok önemli dünya ve bölge sorunları varken, bütün vaktini
Kıbrıs gibi bir konuya ayırmış olmasına hayret
ettiğini söyledi. (Bunu, daha bir gün önce, uluslararası kutuplaşmayı
giderme yolunda atılan bir adım sayılacak
şekilde, İsrail ve Pakistan dışişleri
bakanlarının İstanbul'da buluşmasını
sağlamış bir ülke dışişleri bakanı olarak
daha rahat söyleyebiliyor mutlaka.)
Gül, belli ki diplomatik nezaketi fazla zorlamamak için böyle ifade ediyor.
Olan bitenin adı başka türlü koyulabilir oysa: AB, Kıbrıs
sorunu çözüm yoluna girmeden Kıbrıs Rum Cumhuriyeti'ni adanın
tümünü temsilen üye kabul etmesinin hazmedemiyor; onun bedelini ödüyor. Bedeli,
Türkiye'nin Avrupa siyasi gündeminde başlı başına bir
maddeye dönüşmesi, Türkiye'nin üyeliği
tartışmasının AB karar mekanizmalarında dikey
bölünmeye yol açmasıdır. Özellikle de Annan Planı için
yapılan Nisan 2004 referandumu sonrasında Kıbrıs konusunda
meşruiyet ekseni o şekilde değişmiş durumda ki, AB
ülkeleri, kendilerinden biri olan Kıbrıs Cumhuriyeti'nin
tanınması konusunda görüş birliği
sağlayamıyorlar. Bazı ülkelerde, örneğin
AB'nin kurucu üyelerinden Fransa'da Kıbrıs, Türkiye üzerinden iç
politikadaki rakiplerine, uluslararası politikada ise İngiltere ve
ABD ile siyasi rekabet aracı olarak kullanılıyor.
Kullanılıyor ama, iş sonuç almaya gelince alamıyorlar.
Çünkü asıl sıkıntının adını koymaya hiçbir
hükümet açıkça cesaret edemiyor. Sıkıntı, Türkiye'nin üye
adaylığı. Sıkıntı, AB yönetimlerinin, Türkiye'nin
AB'nin
yapısında meydana getireceği değişimler ile,
Türkiye'yi dışarıda bırakan bir AB'de meydana gelecek
değişiklikler arasında hâlâ nihai bir
karar vermemiş olmalarında. Sıkıntı, 11 Eylül 2001
sonrası Avrupa kamuoyundaki Müslüman
algılayışının, uluslararası terörizmle
yakınsak
hale gelmesinde ve bunun Avrupa'da tarihi olarak pek de parlak olmayan Türk
imajıyla örtüşmeye başlamasında.
Almanya'daki Türkiye Araştırmaları Merkezi Vakfı'nın
(TAMV) başında bulunan profesör doktor Faruk Şen, bu çerçevede
ilginç bilgi ve veriler sıralıyor.
Batı Avrupa halkları, kendi hayatlarının içinde bir unsur
olarak Müslüman halklarla 1961'de misafir işçi politikasıyla birlikte
yaygın olarak tanışmaya başlıyor. AB'nin 2001-2003
yıllarında TAMV'ye yaptırdığı bir
araştırma sonuçlarına göre,1961'den 2003 sonuna dek AB
ülkelerindeki Müslüman nüfus sayısı 15.5 milyona yükselmiş;
3 milyon 900 bini Türkiye'den olmak üzere. Türkiye'den gidenlerin 2 milyon 700
bini Almanya'da. 15.5 milyon Müslümanın yaşadığı
AB'nin kurucu ülkelerinden Hollanda'nın nüfusu 15 milyon. 15.5 milyon,
Yunanistan'ın nüfusunun 1.5 katı. Avusturya'nın 2.5,
Danimarka'nın 3, Slovenya'nın 6, Estonya'nın 10 katı. Ve
oybirliği koşulu nedeniyle her ülke aslında AB toplamından
daha güçlü.
Öte yandan, 17 Aralık'ta Türkiye konusunda son dakika restleriyle
sağlanabilen tam üyelik amaçlı müzakere üzerine görüş
birliğini, şu anda değiştirmek üzere
bulamamalarının nedeni de bu.
Ancak Türkiye AB'ye girebilmek için nasıl bir dizi değişimden
geçiyor ve daha da geçecekse, AB de geçecek.w Avrupa, tarihinde ilk kez sözde
değil, gerçek anlamıyla bir Hıristiyan topluluğu olmaktan
çıkıp, kendisine Türkiye ile yeni bir niteliğe kavuşma
yolunda devam edebilecek mi? Soru budur.
Rumlar
da, Yunanistan da memnun
RADIKAL 03/09/05
YORGO
KIRBAKİ
NEWPORT - Rum-Yunan tarafı
Newport toplantısından memnun. Rum Dışişleri
Bakanı Yorgos Yakovu, AB'nin karşı deklarasyonunu 'tatmin edici'
bulurken, "Türkiye ile müzakerelerin 3 Ekim'de başlaması için
iyimserim. Hiç veto hakkımızı kullanacağız demedim,
müzakerelerin başlamasına da karşı çıkmadık"
dedi. Yakovu, "Türkiye'nin Kıbrıs'la ilişkilerini
hızla normalleştirmesini umuyoruz" diye ekledi. Rum diplomatik
çevreler, "Deklarasyonu kabul etmeden bir şeyler daha koparabilmek
için neden nazlanmayalım?" yorumunu yaptı.
Yunan Dışişleri Bakanı Petros Molivyatis de AB
taslağının iyi olduğunu ama yine de 7 Eylül öncesi düzeltme
gerektiğini söylerken, "Türkiye şartlara tam uyduğunda
sürecin üyelikle sonuçlanmasının mantıklı
olacağına inanıyoruz" dedi. Yunan ve Rum diplomatik
çevreleri 'Kıbrıs'ın Türkiye tarafından 'de facto'
tanınması için ilk adımın atıldığı
yorumu yaptı. Rum tarafı, deklarasyonda ek protokolün tam
uygulanması için altı aylık süre, limanların
açılması için de 30 Mart'ın son tarih olarak belirtilmesini
istiyor
Talat:
Rum'un üyeliği anomali
RADIKAL 03/09/05
RADİKAL - LEFKOŞA - KKTC yönetimi,
AB'nin Türkiye'den 'Kıbrıs'ı tanıma ya da
limanlarını açmaya yönelik baskısı nedeniyle
Ankara'nın Gümrük Birliği Ek Protokolü'nü imzalaması
sonrası gelişmeleri dikkatle izliyor. Cumhurbaşkanı Mehmet
Ali Talat, Türkiye'nin 3 Ekim'de müzakerelere başlamasını
değerlendirirken, 25 AB ülkesinden birini tanımamasının
anomali olabileceğini ancak esas anomalinin bölünmüş bir ülkenin
birliğe alınması olduğunu kaydetti. Talat, AB'ye düşen
görevin Türkiye'ye 'Rum Yönetimi'ni tanı' çağrısı
değil Kıbrıs'ta sorunun çözümü için gerekli girişimlerde
bulunmak olduğunu belirtti.
Gül: AB ek şart
koşarsa dönmemek üzere gideriz
Dışişleri
Bakanı Gül, 'Tam üyelik dışında bir formülü geri çeviririz.
Limanlarımızı Rum gemilerine açmayacağız' dedi.
Başbakan Erdoğan da, 'Kimse önümüze Kıbrıs'ı
getirmesin' diye konuştu
RADIKAL 03/09/05
NEWPORT/NAPOLİ -
AB'nin, Türkiye'nin 3 Ekim'de üyelik müzakerelerine başlaması için
'Kıbrıs'ı tanıma' şartı koşmasa dahi bir
karşı deklarasyon hazırlayıp Rum Yönetimi'ne
limanların açılması için bastırması üzerine Ankara ilk
kez sesini yükseltti. Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, 'Yeni
koşul konulursa çeker gideriz', Başbakan Tayyip Erdoğan,
"Kimse Kıbrıs'ı önümüze koymasın"
çıkışını yaptı.
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, The Economist'e verdiği
ve derginin dün piyasaya çıkan sayısında yayımlanan
demecinde şöyle dedi: "Eğer AB tam üyeliğin gerisinde bir
şey önerir ya da yeni koşullar getirirse geri dönmemek üzere çeker
gideriz." "Kimse Türkiye'nin bu kez başka taviz vermesini
beklememeli" diyen Gül, "Biz pazarlığın üzerimize
düşen kısmını yerine getirdik. Şimdi AB yerine
getirmeli" ifadelerini kullandı. The Economist, Başbakan'ın
da gelişmelere kızgın olduğu yorumunu yaparken, isim vermeden
bir yardımcısının "Eğer onu
kışkırtırlarsa gerçekten patlayabilir" sözlerini
aktardı.
'Küçük hesaplar
yapmayın'
Gül, dün de Newport'ta İsveç Dışişleri Bakanı Laile
Freivalds, Avrupa Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn,
Fransa Dışişleri Bakanı Philippe Douste-Blazy, İspanya
Dışişleri Bakanı Miguel Moratinos, İtalya'nın
Avrupa İşlerinden Sorumlu Bakanı Georgia Lamalfa ile Yunan
Dışişleri Bakanı Petros Molivyatis ile görüştü.
Muhataplarına Türkiye'nin tutumunu aktaran Gül, AB'nin karşı
deklarasyonunda kabul edilemez unsurlar olduğunu iletirken,
taslağın bu haliyle müzakerelerin devamını
zorlaştıracağını söyledi. AB'nin konjonktürel
konuları öne çıkarıp, stratejik vizyonuna zarar verdiğini
belirten Gül, bazı ülkele-rin iç politik nedenlerle Türkiye üzerinden
politika yapmasını AB'ye
yakıştıramadığını belirtti. AB'nin 'küçük
hesaplar' peşinde koşmasının stratejik hata olduğunu
belirten Gül, muhataplarından da Türkiye gibi söyledikleri ve
yaptıklarının uyum içinde olmasını beklediklerinin
altını çizdi. Gül, daha sonra protokole dair soruları, "Bu
protokolü uygulamak için imzaladık. Uygulamayacak olsak niye
imzalayalım" diye yanıtlarken bu sorunların
çözülebileceği platformlar olduğunu belirtip, "Türkiye-AB
ilişkileri tek konuya indirgenemez" eleştirisini getirdi.
'Kriterlere göre hata'
Erdoğan ise AB'ye mesajlarını İtalya'da verdi. Ek
protokolün imzasının Kıbrıs'ı tanımayı
gerektirmediği ve AB'nin yeni şart getiremeyeceğini söyleyen
Başbakan'ın uçakta, Napoli'de ve ardından Roma'da verdiği
mesajlar şöyle:
· "Ek protokol
ile ilgili ne istendiği belli. Ankara Anlaşması'nın
içeriğiyle ilgili. Bu tanıma isteği değil. AB yeni gündem
getiremez. Referandumda KKTC Annan Planı'na 'Evet' derse işi çözdük
diyorduk. KKTC 'Evet' dediği halde, Güney Kıbrıs 'Hayır'
diyerek, AB'ye ters düştü. Sınır sorununu çözmeyen bir ülkeyi AB
üyesi yaptınız. Kopenhag Kriterleri'ne göre bu bir hata. Bu işi
çözmeden önümüze böyle bir şey getiremezsiniz.
· 17 Aralık'ta
ne istenmişse yapıldı. Bizden hâlâ bazı şeyler isteme
gayretinde olanlar varsa, bir yanlış içindedirler. Bundan sonra
yapacağımız hiçbir şey yoktur. Yapması gereken
Konsey'dir.
· Konsey'in büyük
çoğunluğu bu işe 'Evet' demektedir. Birkaç ülke ya iç
politikaları nedeniyle bu yanlışın içindedir ya da futbolcu
olmam sebebiyle tribünlere oynama gayreti içindedirler.
· Türkiye, AB'nin son 10 yeni
üyesinden daha fazla hazır. (Dış Haberler)
Kırmızı
çizgimiz ek protokoldür
Genişleme
sorumlusu Olli Rehn, 'Ek protokolün tam uygulanması AB'nin
kırmızı çizgisidir' dedi
RADIKAL 03/09/05
GÜVEN ÖZALP
NEWPORT -
AB, Türkiye'nin Gümrük Birliği Ek Protokolü'nü 'Kıbrıs'ı
tanımama' ve limanları Rum bandıralı gemilere açmamaya
yönelik beyan eşliğinde imzalamasının ardından 3
Ekim'de müzakerelere başlamasına yeşil ışık yaksa
da 'kırmızı çizgi'sini net biçimde ortaya koydu. Bugüne kadar
Türkiye'nin müzakerelere başlamasının en hararetli
savunucu-larından olan Avrupa Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu
üyesi Olli Rehn, dün "Ek protokolün tam uygulanması AB'nin
kırmızı çizgisidir" dedi.
Newport'taki AB dışişleri bakanları toplantısı
dün sona ererken, Rehn, düzenlenen basın toplantısında Türkiye
ile AB arasında adil bir oyun oynanması gerektiğini söyleyerek,
"AB'nin Türkiye'ye verdiği taahhütleri yerine getirmesi gerekiyor.
Tabii Türkiye'nin de" dedi. Türkiye'nin ek protokolün içeriği
konusunda spekülasyon yapmamasını isteyen Rehn, Ankara'nın
özellikle Türk limanlarının Kıbrıs Rum bandıralı
gemilere açılmasını farklı yorumlamasından ciddi
endişe duyduğunu şu sözlerle dile getirdi:
İstanbul
Borsası'na atıf
"Protokol tam olarak uygulanmalı. Bu AB'nin kırmızı
çizgisidir. Müzakereye açık değildir ve Türkiye'nin
taahhüdüdür." Rehn, bu sözlerle limanlar konusunun önümüzdeki süreçte
Türkiye'nin AB yolundaki en ciddi sorunlardan biri olacağının
sinyalini de verdi. Türkiye'ye müzakereler başlamadan yeni koşullar
öne sürülemeyeceğini vurgulayan Rehn, Türkiye ile tam üyelik
müzakerelerinin başlaması konusunu hiçbir üye ülkenin
sorgulamadığını belirterek, 3 Ekim'de müzakerelerin
başlayacağına 'makul' bir biçimde inandığını
söyledi. Rehn, 'Neden makul ifadesini kullanıyorsunuz' sorusuna
"Makul, çünkü Türkiye'deki borsayı aşağı ya da
yukarı doğru etkilemek istemiyorum" yanıtı verdi.
Rehn, AB liderlerinin, 17 Aralık kararlarının getirdiği
yükümlülükleri yerine getireceğine inancını dile getirirken,
Türkiye'ye müzakere çerçevesi ve müzakerelerin başlangıcı
konusunda sürpriz yapılmayacağı, hedefin tam üyelik olduğu
ama bunun doğası gereği ucunun açık
olacağını yineledi. İmtiyazlı ortaklık
fikirlerinin Ankara açısından olumlu sonuç doğurabileceğini
de savunan Rehn, "Türkiye, kriterlerin tamamını
karşılama yönünde büyük gelişme kaydediyor. Bu sürer ve Türkiye
kriterleri tam olarak karşılarsa zaten başka alternatiflere
gerek kalmaz" ifadelerini kullandı.
'İki nokta
çözülmeli'
Britanya Dışişleri Bakanı Jack Straw,
"Görüşmelerin 3 Ekim'de başlayacağına makul biçimde
inanıyorum. Toplantıda, 17 Aralık kararlarını teyit
ettik ama çözümü şart bazı gerçekler var: AB'nin karşı
beyanı ve çerçeve belgesinin onayı" dedi. Kıbrıs'ta
Türkiye'yi eleştirenlere İrlanda ve Cebelitarık sorununu
hatırlatan Straw, "Çözüm yeri AB değil BM'dir" dedi.
İmzaladığımız
anlaşmayı uygularız
MÜZAKERELER
ZAMANINDA BAŞLAYACAK... Dışişleri Bakanı Gül, AB'nin
Türkiye ile 3 Ekim'de müzakereleri başlatmasını engelleyecek bir
husus görmediğini belirterek, "İmzaladığımız
anlaşmayı uygularız. Bundan doğan sorunlar varsa
bunların karşılıklı konuşulacağı hukuki
platformlar vardır" dedi. Gül, İngiltere'deki
görüşmelerinde Kıbrıslı Türklere uygulanan izolasyonları
da gündeme getirdiğini söyledi
TASLAKTA KABUL
EDİLEMEZ UNSURLAR VAR... Abdullah Gül'ün AB dışişleri
bakanlarıyla dün gerçekleştirdiği ikili görüşmelerle ilgili
bilgi veren diplomatik kaynaklar, Gül'ün, muhataplarına, AB'nin tek
taraflı deklarasyonunun şu anki haliyle Türkiye için kabul edilemez
unsurlar içerdiğini belirtti. Gül, taslağın bu haliyle
müzakerelerin devam etmesini zorlaştıracak nitelikte olduğunu
söyledi
PROTOKOLÜN
UYGULANMASI AB'NİN KIRMIZI ÇİZGİSİ... AB Komisyonu'nun
genişlemeden sorumlu temsilcisi Olli Rehn protokolün tam
uygulanmasının, "AB Konseyi'nin kırmızı çizgisi
olduğunu" söyledi. Türkiye'ye müzakereler başlamadan önce yeni
koşullar öne sürülemeyeceğini belirten Rehn, Türkiye ile tam üyelik
müzakerelerinin başlaması konusunu hiçbir üye ülkenin
sorgulamadığını ifade etti
RUMLAR
MEMNUN.... 7 Eylül'de yapılacak AB Daimi Temsilciler Konseyi (COREPER)
toplantısında, karşı deklarasyon konusunda oybirliği
sağlanmasını ümit ettiğini belirten Rum yönetimi sözcüsü
Kipros Hrisostomidis, "Rum yönetiminin tezlerinin birçok AB ülkesi
tarafından desteklenmesinin çok memnuniyet verici olduğunu"
söyledi
İngiltere'nin
Cardiff kenti yakınlarındaki Newport kasabasında
gerçekleştirilen AB dışişleri bakanları gayrı
resmi toplantısının sona ermesinin ardından, Türkiye ek
protokolün tüm AB üyelerine eşit bir şekilde uygulanması
konusunda ılımlı mesaj verirken, müzakerelerin 3 Ekim'de
başlaması konusunda taraflardan birbirine paralel açıklamalar geldi.
İngiltere Dışişleri Bakanı Jack Straw, Türkiye ile
müzakerelerin 3 Ekim'de başlamasını beklediklerini, ancak hâlâ
ele alınması gerekli konular olduğunu belirtirken Türkiye
Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı
Abdullah Gül, AB'nin Türkiye ile 3 Ekim'de müzakereleri
başlatmasını engelleyecek bir husus görmediğini söyledi.
Kıbrıs Rum Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu ise,
AB'nin Türkiye ile müzakereleri planlandığı gibi gelecek ay
başlatması konusunda "iyimser" olduğunu belirtti.
Gayrı
resmi toplantının ardından düzenlediği basın
toplantısında konuşan Türkiye Dışişleri
Bakanı
Abdullah Gül,
Gümrük Birliği'nin tüm üye ülkeleri kapsayacak şekilde
uygulanmasına ilişkin bir soruya,
"İmzaladığımız anlaşmayı
uygularız. Bundan doğan sorunlar varsa bunların karşılıklı
konuşulacağı hukuki platformlar vardır"
yanıtını verdi.
İngiltere
Dışişleri Bakanı Jack Straw da düzenlediği basın
toplantısında, Türkiye'nin AB üyeliği konusunda neden kesin
ifadeler kullanmadığı sorusuna, "Bazı gerçekler var.
İki noktanın çözüme kavuşması gerek. Bunlardan biri, AB'nin
yayımladığı karşı deklarasyon, diğeri ise,
müzakere çerçeve belgesinin onaylanması" yanıtını
verdi.
AB
Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn ise, protokolün tam
uygulanmasının, "AB Konseyi'nin kırmızı çizgisi
olduğunu" söyledi. Türkiye'ye müzakereler başlamadan önce yeni
koşullar öne sürülemeyeceğini belirten Rehn, Türkiye ile tam üyelik
müzakerelerinin başlaması konusunu hiçbir üye ülkenin
sorgulamadığını ifade etti ve 3 Ekim'de müzakerelerin
başlayacağına "makul" bir biçimde
inandığını söyledi.
Türkiye protokolü
uygulayacak
AB
dışişleri bakanları gayrıresmi toplantısına
katılan ve ikili temaslarda bulunan TC Dışişleri
Bakanı Abdullah Gül, Türk gazetecilerine düzenlediği basın
toplantısında, dün gerçekleştirdiği temaslarda Türkiye'nin
görüşlerini anlattığını kaydederek, "Türkiye ek
protokolü imzalayarak ve kendisinden istenen 6 kanunu çıkartarak üstüne
düşen görevi yaptı" diye konuştu. Gümrük Birliği'nin
tüm üye ülkeleri kapsayacak şekilde uygulanmasına ilişkin bir
soruya Gül, "İmzaladığımız anlaşmayı
uygularız. Bundan doğan sorunlar varsa bunların
karşılıklı konuşulacağı hukuki platformlar
vardır" yanıtını verdi.
Türkiye'nin
görüşlerinin sağlam temellere dayandığını
söyleyen Gül, AB'nin KKTC'ye yönelik izolasyonunu kaldırmasına
yönelik verdiği taahhütlerini yerine getirmesini görüşmelerde gündeme
getirdiğini belirtti.
Basın
toplantısında AB'nin Türkiye ile 3 Ekim'de müzakereleri
başlatmasını engelleyecek bir husus görmediğini söyleyen
Gül, dün yaptığı görüşmelerde, AB'nin stratejik vizyonunu
koruduğunu gördüğünü ve müzakereler başlayıncaya kadar
çeşitli konularda görüşmelerin süreceğini kaydetti. Gül,
"AB Türkiye ile daha da güçlenecek, dünya politikasında daha etkili
bir hale gelecek" dedi.
3 Ekim'de
sadece müzakerelerin başlayacağını, tam üyeliğin
olmayacağını belirten Gül, AB kamuoyunun bunun farkında
olmadığını ve yanlış bilgilendirildiğini
söyledi.
Gül,
temaslarının son bölümünde AB dönem başkanı
İngiltere'nin Dışişleri Bakanı Jack Straw ve
Yunanistan Dışişleri Bakanı Petros Molivyatis ile
yaptığı görüşmede de Türkiye'nin AB konusundaki genel
tutumunu anlattığını kaydetti.
Straw:
Müzakerelerin 3 Ekim'de başlayacağını umuyorum
İngiltere
Dışişleri Bakanı Jack Straw, Türkiye ile müzakerelerin 3
Ekim'de başlamasını beklediklerini, ancak hâlâ ele
alınması gerekli konular olduğunu söyledi.
AB Dönem
Başkanı İngiltere'nin Dışişleri Bakanı Jack
Straw, AB dışişleri bakanları toplantısının
ardından yaptığı açıklamada, "Türkiye ile 3
Ekim'de müzakerelerin başlaması konusunda oldukça umutluyuz"
dedi.
Kıbrıs
tartışmasının son derece karmaşık tarihi olan bir
tartışma olduğunu ifade eden Straw, "Herkes bunun
farkında. Türkiye'nin müzakere sürecine baktığınız
zaman belli gerçekler göz önünde bulundurulmalıdır.
Birleşmiş Milletler, Kıbrıs konusunda hem Rumlar hem
Türkler arasında çözüm bulma çabasında" dedi.
Straw, "Bu
konuda son derece ciddi BM Güvenlik Konseyi kararları var. AB üyeleri de
buna imza koymuş durumda. Özellikle AB üyelik sürecinin temeli diğer
üyelerle benzer temellere dayanıyor" diye konuştu.
Straw, Türkiye'nin
AB üyeliği konusunda neden kesin ifadeler kullanmadığı
sorusuna ise, "Bazı gerçekler var. İki noktanın çözüme
kavuşması gerek. Bunlardan biri, AB'nin
yayımladığı karşı deklarasyon, diğeri ise,
müzakere çerçeve belgesinin onaylanması" yanıtını
verdi.
Rehn: Uyum
protokolünün içeriği konusunda spekülasyon yapmayın
AB
Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu temsilcisi Olli Rehn, uyum protokolünün
içeriği konusunda Türkiye'nin spekülasyon yapmamasını
beklediklerini söyledi.
AB gayri resmi
dışişleri bakanları toplantıları
sırasında basın toplantısı düzenleyen Rehn,
Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı
Abdullah Gül'ün yaptığı açıklamalara ilişkin bir
soruyu yanıtlarken, limanların Rum kesimi bandıralı
gemilere açılması konusunu AB ve Türkiye'nin farklı yorumlamasının
"ciddi bir endişe kaynağı" oluşturduğunu
ifade etti.
AB temsilcisi,
protokolün tam uygulanmasının, "AB Konseyi'nin
kırmızı çizgisi olduğunu" söyledi. Türkiye'ye
müzakereler başlamadan önce yeni koşullar öne sürülemeyeceğini
belirten Rehn, Türkiye ile tam üyelik müzakerelerinin başlaması
konusunu hiçbir üye ülkenin sorgulamadığını ifade etti ve 3
Ekim'de müzakerelerin başlayacağına "makul" bir
biçimde inandığını söyledi.
Bir
gazetecinin, "Neden tam değil de makul ifadesini
kullanıyorsunuz" şeklindeki sorusuna Rehn, "İstanbul
borsasının sürekli inip çıkmasını istemiyorum"
karşılığını verdi.
Rehn, AB
liderlerinin, 17 Aralık ve Haziran zirvelerinde aldığı
kararların yükümlülüklerini yerine getireceğine
inandığını söyledi.
İmtiyazlı
ortaklıkla ilgili bir soru üzerine Rehn, müzakerelerin hedefinin tam
üyelik olduğunu belirterek, doğası gereği müzakerelerin
ucunun açık olacağını ve üyeliğin önceden garanti
edilemeyeceğini söyledi.
Rehn,
"Türkiye yükümlülüklerini yerine getirdiği takdirde, diğer
alternatiflere gerek kalmaz" ifadesini kullandı.
Gül: Taslakta
kabul edilemez unsurlar var
TC
Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı
Abdullah Gül, dün ikili temaslarda bulunarak, müzakereler öncesi Türkiye'nin
tutumu konusunda muhataplarına bilgi verdi. Görüşmelerle ilgili bilgi
veren diplomatik kaynaklar, Gül'ün, muhataplarına, AB'nin tek taraflı
deklarasyonunun şu anki haliyle Türkiye için kabul edilemez unsurlar
içerdiğini belirtti.
Gül, İsveç
Dışişleri Bakanı Laile Freivalds ile dün sabah
yaptığı görüşmenin ardından, AB Komisyonu'nun
genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn, Fransa Dışişleri
Bakanı Philippe Douste-Blazy, İspanya Dışişleri
Bakanı Miguel Angel Moratinos ve İtalya'nın Avrupa İşlerinden
Sorumlu Bakanı Georgia Lamalfa ile görüştü.
Abdullah Gül'ün
AB dışişleri bakanlarıyla dün gerçekleştirdiği
ikili görüşmelerle ilgili bilgi veren diplomatik kaynaklar, Gül'ün,
muhataplarına, AB'nin tek taraflı deklarasyonunun şu anki
haliyle Türkiye için kabul edilemez unsurlar içerdiğini belirtti. Gül,
taslağın bu haliyle müzakerelerin devam etmesini
zorlaştıracak nitelikte olduğunu söyledi.
AB'nin
konjonktürel konuları ön plana çıkartarak, stratejik vizyonuna zarar
verdiğini belirten Gül, bazı AB ülkelerinin iç politik nedenler
yüzünden Türkiye üzerinden politika yapmasını eleştirdi ve bu
tutumun AB'ye yakışmadığını söyledi.
AB'nin büyük
düşünmesi gerektiğini ifade eden Gül, küçük hesaplar peşinde
koşmanın stratejik bir hata olduğunu ifade etti.
Türkiye'nin
söyledikleri ve yaptıklarının uyum içinde olduğunu kaydeden
Gül, aynı tutumu AB'den beklediklerini belirtti.
Rumlar memnun
AB
dışişleri bakanları gayrı resmi
toplantısının ardından bir açıklama yapan
Kıbrıs Rum yönetimi sözcüsü Kipros Hrisostomidis, "Rum
yönetiminin tezlerinin birçok AB ülkesi tarafından desteklenmesinin çok
memnuniyet verici olduğunu" söyledi. Rum radyosunun haberine göre,
Hrisostomidis, İngiltere dönem başkanlığının bu
tepkileri göz önünde bulundurmasını ve 7 Eylül'de yapılacak AB
Daimi Temsilciler Konseyi (COREPER) toplantısında, karşı
deklarasyon konusunda oybirliği sağlanmasını ümit
ettiğini belirtti. Hrisostomidis, İngiltere dönem
başkanlığının hazırladığı
karşı deklarasyon taslağında "iyileştirilmesi"
gereken noktalar bulunduğunu kaydederek, bu yönde çaba
harcayacaklarını ifade etti.
Yakovu:
Limanlar konusu takvime bağlansın
Yakovu, Rum
gemilerinin Türk limanlarına yanaşması konusunu AB'nin takvime
bağlamasını isteyeceklerini söyledi. Toplantıya
katılan Kıbrıs Rum yönetimi Dışişleri Bakanı
Yorgo Yakovu ise Müzakerelerin 3 Ekim'de başlaması konusunda iyimser
olduğunu belirterek, Türkiye'nin bir yıl içinde limanlarını
Rum bandıralı gemilere açmasını istediklerini, aksi
taktirde müzakerelerin askıya alınmasını
isteyebileceklerini ifade etti. Yakovu, konuyu AB dışında Dünya
Ticaret Örgütü'ne de götüreceklerini kaydetti.
Yakovu, Türkiye
ile müzakerelerin 3 Ekim'de başlamasını engellemeyeceklerini de
yineledi. AB'nin Türkiye ile müzakereleri planlandığı gibi
gelecek ay başlatması konusunda "iyimser" olduğunu
söyleyen Yakovu, "Hiçbir zaman, Türkiye'ye karşı veto
hakkımızı kullanacağız demedim, hiçbir zaman
müzakerelerin başlamasına karşı çıkmadık"
dedi.
AB
bakanlarının, Türkiye'ye karşı yayımlayacağı
karşı deklarasyonu "tatmin edici" bulduklarını
belirten bakan, bu metnin önümüzdeki haftaya kadar onaylanmasını
beklediklerini ifade etti.
Yakovu, bununla
birlikte Türkiye'nin kendileriyle ilişkileri en kısa zamanda
normalleştirmesini beklediklerini sözlerine ekledi.
Rum
basını: Diplomatik savaş veriliyor
Kıbrıs
Rum yönetiminin, AB'nin karşı deklarasyonu konusunda dönem
başkanı İngiltere'nin son önerilerini
"iyileştirilmiş" olarak gördüğü, ancak AB içindeki
mevcut atmosferden azami ölçüde yararlanarak, karşı deklarasyonda
"daha da iyileştirmeler" yapılması için baskı
yaptığı bildirildi.
Rum Politis gazetesi,
Rum yönetiminin, taleplerinin azamisini elde etmek için AB organlarında
"diplomatik savaş" verdiğini ifade etti.
Gazete, Rum
yönetiminin, önemli AB ülkelerinin de desteğini alarak 2 düzeyde hareket
ettiğini ve bu çerçevede, karşı deklarasyonda, "Gümrük
Birliği Ek Protokolü'nün tam olarak uygulanmasına dair net takvim
ortaya konulması" ve "Türkiye'nin 'Kıbrıs
Cumhuriyeti'ni tanıması gerektiği hususunda 'daha tatminkar' bir
ifade yerleştirilmesini" için çaba gösterdiğini yazdı.
"Rum
yönetiminin, ek protokolün tam olarak uygulanması için 6 aylık bir
süre konulmasını, ulaşılabilecek bir hedef olarak
gördüğünü" kaydeden Politis'in haberinde, bu çerçevede,
limanların açılması için gereken son tarih olarak 30 Mart
2006'den söz ediliyor.
Haberde, Rum
yönetiminin, AB'nin karşı deklarasyonunda Türkiye tarafından
diplomatik tanınma elde etmeyi hemen hemen imkansız gördüğü,
ancak "ilişkilerin normalleştirilmesi" ifadesinin daha da
iyileştirilmesi ve netleştirilmesi için bastırmaya devam
edeceği belirtiliyor.
Gül'den AB'ye
gözdağı
TC
Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı
Abdullah Gül, "Eğer AB, bize tam üyeliğin gerisinde bir şey
önerir ya da yeni koşullar getirirse, bu kez bir daha dönmemek üzere çeker
gideriz" dedi.
"The
Economist" dergisinde çıkan bir makalede, Bakan Gül'ün dergiye geçen
hafta sarf ettiği belirtilen bu sözlere yer verildi.
AB liderlerinin
17 Aralık'ta, Türkiye ile tam üyelik müzakerelerine başlama
kararı verdikleri, ancak bu tarih yaklaştıkça bazı
şüphelerin belirdiği kaydedilen makalede, Gül'ün bu konuda
"hatanın Türk hükümetinden değil, AB içindeki bazı
ülkelerden kaynaklandığını" ifade ettiği
bildirildi.
Dergiye göre,
"Türkiye'nin bu kez taviz vermesini kimse beklemesin" diyen Gül,
Türkiye'nin kendi üzerine düşenleri yaptığını,
aynı şeyi AB'den de beklediğini söyledi.
Makalede,
Gül'ün bu ifadelerinin yanı sıra Başbakan Recep Tayyip
Erdoğan'ın bir danışmanının, "Eğer daha
çok kızdıracak olurlarsa (Erdoğan) çok kötü patlayabilir"
dediği de kaydedildi.
The
Economist'in makalesinde, İngiltere'nin Newport kentinde yapılan AB
dışişleri bakanları gayriresmi toplantısına bu
gerginliğin de yansıdığı yorumu yapılarak, Fransa
Cumhurbaşkanı Jacques Chirac ve Almanya'da iktidar adayı
Hıristiyan Demokrat lider Angela Merkel'den geçen günlerde gelen demeçlere
de yer verildi.
KIBRIS 03/09/05
Cumhurbaşkanı
Talat: AB'ye düşen görev, çözüm için girişimde bulunmak
|
RUMLAR,
AVRUPA DEĞERLERİNE SAYGISIZ... Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat, Avrupa Birliği üyeliği için 25 üyeyle müzakere yapacak
Türkiye'nin bunlardan birini tanımamasının anomali
olabileceğini, ancak esas anomalinin bölünmüş, Avrupalı
değerlere saygı duymayan bir ülkenin AB'de bulunması
olduğunu vurguladı AB, ÇÖZÜM
İÇİN ÇALIŞMALI... Cumhurbaşkanı Talat, AB'ye
düşen görevin Türkiye'ye "Rum yönetimini tanı"
çağrısında bulunmak değil, Kıbrıs'ta sorunun
çözümü için gerekli girişimleri yapmak olduğunu kaydetti Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, Avrupa Birliği üyeliği için 25 üyeyle müzakere
yapacak Türkiye'nin bunlardan birini tanımamasının anomali
olabileceğini, ancak esas anomalinin bölünmüş, Avrupalı
değerlere saygı duymayan bir ülkenin AB'de bulunması
olduğunu vurguladı. Talat, AB'ye
düşen görevin Türkiye'ye (Rum yönetimini) "tanı"
çağrısında bulunmak değil, Kıbrıs'ta sorunun
çözümü için gerekli girişimleri yapmak olduğunu kaydetti. Cumhurbaşkanı
Talat, 6. Yerli Ürünler Fuarı'na katılmak üzere adada bulunan Adana
Ticaret Odası yetkililerinden oluşan heyeti kabul etti. Adana Ticaret
Odası Meclis Başkanı Behiç Pakyürek, görüş
alışverişinde bulunmak üzere gerçekleştirdiklerini
belirttiği ziyaretlerine ilişkin açıklamasında,
Türkiye'nin AB müzakere sürecinin başlayacağı bu kritik
dönemde, iş adamları olarak üzerlerine düşen bu görevi
paylaşmak istediklerini kaydetti. Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat da görüşmenin başında yaptığı
açıklamada, konuk heyetin bu akşam açılacak yerli ürünler
fuarına katılımının, mesafe
yakınlığı gibi ekonomik yakınlığı da
ifade ettiğini belirterek "Bu, ekonomik işbirliğinin
gerekliliğini ve önemini ortaya koyan bir olaydır" dedi.
Talat, işbirliğiyle, ülke ekonomisinin daha ileri noktalara
götürüleceğine olan inancını da dile getirdi. Ziyarette
Talat'a porselen bir anı tabağı da hediye edildi. "Anomali
bölünmüş ülkenin AB'de olması" Türkiye'nin
Avrupa Birliği'yle müzakerelere başlarken bazı baskılarla
karşılaşacağının bilindiğini, ancak
bunların tolere edilip edilemeyeceğinin merak edildiğini ve
önce "Kıbrıs Cumhuriyeti'ni" tanıması konusunun
gündeme getirildiğini belirten Talat, 25 üyeyle müzakere yapacak bir
ülkenin bunlardan birini tanımamasının anomali olduğu
şeklindeki söylemlere atıfta bulunarak bu anomalinin gerçek
olmasına rağmen çözümünün, Türkiye'nin o 25'inci ülkeyi
tanıması değil; o üyenin meşru bir devlet haline gelmesi,
adanın birleşmesi olduğunu vurguladı. "Anomali
bölünmüş bir ülkenin AB'de bulunmasıdır" diyen Talat,
kendi içinde sorunlarını çözmemiş, ülkesinde yaşayan
toplumlardan bir tanesini izole eden ve sürekli ambargo altında tutan,
tüm devlet-hükümet kademelerinden uzaklaştırmış bir
yönetimin AB üyesi olmasını eleştirerek şöyle dedi: "Meseleyi
kaynağından çözmek lazım" "Avrupalı
olmayan; Avrupalı değerlere saygı duymayan; bu değerleri
hazmetmeyen bir ülke AB üyesi... Anomali burada... Doğrudur. Türkiye'nin
tanımaması anomalidir, ama anomalinin kaynağı budur. Bu
yüzden meseleyi kaynağında çözmek lazım. Yani bu anormal
ülkeyi normalleştirmek lazım ki Türkiye de onu tanısın.
Bu da nasıl olur, sorun çözülerek olur." Talat,
"tanınan ancak normal yapıya sahip olmayan ülke" diye
tanımladığı Güney Kıbrıs'ın liderinin çözüm
istemediğine; çözümden kaçtığına işaret ederek,
Avrupalı değerlerin uzlaşma ve her sorunun
barışçı yollarla çözümünü öngördüğünü
hatırlattığı konuşmasında, AB'nin Avrupalı
değerleri bu ülke liderliğine de kabul ettirmesi gerektiğini
söyledi. "AB'ye düşen
görev..." Talat,
"Avrupa Birliği'ne düşen görev, Türkiye'ye 'tanı'
çağrısı yapmak değil, Kıbrıs sorununun çözümü
için gerekli girişimleri yapmaktır" dedi ve bunun da en temel,
doğru yolunun, Rum yönetimini, Avrupalı gibi davranmak zorunda
bırakmak olduğuna dikkat çekti. Cumhurbaşkanı
Talat, Avrupa Birliği'nin, meseleyi Birleşmiş Milletler'e
havale ederek onun bu sorunu çözmesi için elinden gelen gayreti göstermesi
gerektiğini de vurguladı. "Tanırsa
BM kararları da havada kalır" Türkiye'nin
bugünkü haliyle "Kıbrıs Cumhuriyeti"ni tanıması
halinde BM Güvenlik Konseyi'nin kararlarının da havada
kalmış olacağına dikkat çeken Talat, Bu kararların
hemen hemen tümünde Kıbrıs sorununun iki toplumun siyasi
eşitliğine dayalı, iki kesimli, iki bölgeli bir federasyon
şeklinde olacağının ifade edildiğini
hatırlatarak, "Türkiye'nin tanıması demek Rum yönetimini
meşru, yasal kabul edip o ne istiyorsa bunun yapılması
demektir ki bu BM kararlarına aykırıdır"
şeklinde konuştu. Talat,
Türkiye'den Kıbrıslı Türklerin hakları konusunda taviz
vermesinin de istenildiğini belirterek buna Türk limanlarının
"Kıbrıs" bandıralı gemilere veya uçaklara
açılmasını örnek gösterirken, bunun Kıbrıslı
Türklerin ekonomik izolasyonunun daha da koyulaşması anlamına
geleceğini kaydetti. Kıbrıslı
Türklerin direkt uçuş yapamadığını, buraya gelen
gemilerin "korsan" muamelesi gördüğünü anlatan Talat,
"Bizim limanlarımıza Rum yönetimi ve Yunanistan
tarafından bu muamele yapılırken Türkiye'nin
limanlarını onlara açması Kıbrıs Türk
halkının haklarını onlara teslim etmesidir ki AB'nin bu
talepte bulunma hakkı da olamaz. Çünkü AB ancak, Türkiye'nin
yapması gereken şeyleri Türkiye'den istemek durumundadır.
Kıbrıs Türk halkının çıkarlarını feda
etmesini Türkiye'den isteyemez. İstememelidir" dedi ve hangi
açıdan bakılırsa bakılsın AB'nin doğru
perspektifi ortaya koyamadığını söyledi. Türkiye'den
tanınma istenmesinin "işin kolayı" olduğunu da
ifade eden Talat, işin kolayına kaçılmamasını
isterken, doğru olanın çözüm yönünde baskıcı olmak
olduğunu; Avrupa Birliği'nin Rum tarafını
bastırması, "Avrupalıysan çözmek zorundasın"
demesi gerektiğini kaydetti. "Rumların
hukuk mücadelesi hazırlığı" Rum
dışişleri bakanının, Gümrük Birliği için Avrupa
Adalet Divanı'na başvuracakları yönündeki açıklamasını
da değerlendiren Talat, bunu "Türkiye'ye karşı
Kıbrıs Türk halkının çıkarlarını elinden
almak için yürütülecek siyasi mücadelenin yanına bir de hukuk mücadelesi
koyma hazırlığı" olarak niteledi ve "Kendi
kazdıkları kuyunun muhtemel tehlikesini önlerine
çıkaracaktır. Çünkü böyle bir durumda yargı önünde,
Kıbrıslı Türklerin izolasyon altında
tutulmasının gerekçesini de açıklamak zorunda
kalacaklardır" diye ekledi. Kıbrıs
Türk tarafının barış çabalarına dikkat çekerek
pratikte de gerekli kolaylıkların gösterildiğini kaydeden
Talat, Güzelyurt'ta önceki gün yapılan ayin ve bunun öncesinde
Bostancı Kapısı'nın geçişlere
açıldığını anımsattı. Bütünlüklü çözüm
için elden gelen çabanın gösterileceğini kaydeden Talat
şunları da söyledi: "Pirus
zaferine doğru ilerlediğini zanneden Avrupalı olmayan bu
anlayış, bu yönetim başarı elde edemeyecektir.
Kıbrıs sorununun çözümünün zorunluluk olduğunu görerek bu
sorunun çözümü için doğru çizgiyi benimseyecektir. Benim beklentim,
umudum budur." |
KIBRIS 03/09/05
KKTC ile
Suriye arasındaki ticari işbirliği geliştirilecek
İŞBİRLİĞİ
İÇİN ADIM ATILDI... Kıbrıs Türk Sanayi Odası ile
Suriye'nin Halep Ticaret Odası arasında işbirliği protokolü
imzalandı. Sanayi Odası'nda gerçekleştirilen imza töreni
sırasında Sanayi Odası Başkanı Salih Tunar ve Halep
Ticaret Odası Başkan Yardımcısı Abdullatif
Badenjki'nin yanı sıra, her iki odanın yönetim kurulu üyeleri de
hazır bulundu
Kıbrıs
Türk Sanayi Odası ile Suriye'nin Halep Ticaret Odası arasında
işbirliği protokolü imzalandı.
Sanayi
Odası'nda gerçekleştirilen imza töreni sırasında Sanayi
Odası Başkanı Salih Tunar ve Halep Ticaret Odası
Başkan Yardımcısı Abdullatif Badenjki'nin yanı
sıra, her iki odanın yönetim kurulu üyeleri de hazır bulundu.
İki oda
arasında imzalanan ve 14 maddeden oluşan "Kardeş Oda Olma
Sözleşmesi"nde, iki oda arasındaki işbirliğinin
geliştirilmesi, karşılıklı ve ticaret maksatlı
ziyaretlerin yapılması ile iki ülke arasındaki ticaretin
geliştirilmesi öngörülüyor.
Tunar:
Kıbrıs Türk üreticisinin dışa açılması yönünde
önemli bir adımdır
Kıbrıs
Türk Sanayi Odası Başkanı Salih Tunar burada
yaptığı konuşmada, Suriye'den gelen Halep Ticaret
Odası'na KKTC'ye ve odaya yaptığı ziyaretten dolayı
teşekkür etti.
Kıbrıs
Türk Sanayi Odası olarak Kıbrıs Türk üreticisinin dışa
açılması yönündeki çabalarının devam ettiğini
vurgulayan Tunar, "Halep Ticaret Odası'nın KKTC'ye
yapmış olduğu bu ziyaret, Kıbrıs Türk üreticisinin
dışa açılması yönünde önemli bir adımdır"
dedi.
Salih Tunar,
oda olarak bölge ülkeleriyle "Ticaretin karşılıklı
gelişmesi ve ilişkilerin artması" yönündeki
çalışmalarının devam edeceğini belirterek, bu anlamda
Halep Ticaret Odası'nın ziyaretinin kendileri için çok önemli bir
nokta olduğunu kaydetti.
Heyetin 4 gün
boyunca adada bulunacağını aktaran Tunar, iki oda arasında
"Kardeşlik Anlaşması" imzalanacağını
söyledi. Heyetin açılmış olan fuarı da ziyaret
edeceğini ifade eden Tunar, bu sayede de heyetin Kıbrıs Türk
üreticisini daha yakından tanıma fırsatı
bulacağını vurguladı.
Tunar, bu
anlaşmayla iki oda arasındaki işbirliğinin geliştirilmesinin,
karşılıklı ticaret maksatlı ziyaretlerin
yapılmasının ve iki ülke arasındaki ticaretin
öngörüldüğünü kaydetti.
Sanayi
Odası Başkanı Salih Tunar, ayrıca iki ülkenin aynı
coğrafya içerisinde olması ve komşu olmasının da iki
ülke arasındaki ticaret ilişkilerinin gelişmesi için bu
anlaşmanın imzalanmasının da önemli bir adım
olduğunu ifade etti.
Badenjki
Halep Ticaret
Odası Başkan Yardımcısı Abdullatif Badenjki de, Salih
Tunar'a kendilerini KKTC'ye davet ettiği için teşekkür ederek,
KKTC'de bulunmaktan dolayı duyduğu memnuniyeti aktardı.
Dün iki oda
arasında imzalanan "Kardeşlik Anlaşması"nın
hem KKTC'ye hem de Suriye'ye hayırlı olmasını dileyen
Badenjki, bu anlaşmanın iki ülke arasındaki ilişkiler için
iyi bir başlangıç olacağını ifade etti. Badenjki
konuşmasının sonunda Kıbrıs Türk Sanayi Odası
başkanı ve yönetim kurulu üyelerini Suriye'ye davet etti.
İki oda
başkanı konuşmalarının ardından birbirlerine
günün anısına birer anı plaketiyle, anı hediyeleri takdim
ettiler.
"Kardeş
oda olma sözleşmesi"
Kıbrıs
Türk Sanayi Odası ile Halep Ticaret Odası arasında imzalanan ve
14 maddeden oluşan "Kardeş Oda Olma Sözleşmesi"nin
maddeleri şöyle sıralanıyor:
"Madde 1:
Halep Ticaret Odası ve Kıbrıs Türk Sanayi Odası bugünden
itibaren kendilerini kardeş oda olarak beyan eder.
Madde 2: Bu
birliktelik Kuzey Kıbrıs ve Suriye arasındaki dostluk ve
tarihsel bağlar üzerine kurulmuş ticari ve kültürel bir
ortaklıktır.
Madde 3:
Kardeş odalar, yürürlükte olan bu resmi yazı ile
aşağıda belirtilen başlıca hedeflere ulaşmak için
geleceğe dönük düzenlemelerini yapacaklardır.
a-İki oda
arasında çok yakın işbirliği kurarak, mümkün olan
karşılıklı en fazla katkıyı koyarak üyeler
arasındaki ekonomik ilişkileri -ticari, endüstri ve hizmet-
geliştirmek ve ait oldukları bölgeye uygun hale getirmek,
b-Sanayi,
endüstri, ulaşım, hizmet, yatırım tanıtımı
yapmak, yeni teknoloji metotlarının kullanımını
sağlamak, genel olarak her alanda uygun olan işbirliğini
genişletmek ve değişimi yaratmak,
c-Bölgelerdeki
çeşitli organizasyonlar arasında kültürel ilişkiler kurarak,
turizmi geliştirecek tanıtımlar yapmak.
Madde 4:
İki tarafın, Kuzey Kıbrıs ve Suriye'nin ekonomik ve ticari
gelişimi hakkında bilgi değişimi yapacaklar. Aynı
zamanda piyasa hakkında fikir alışverişi yaparak ortak
yayınlar çıkaracaklar, ülkelerine yönelik ticari kılavuzlar
hazırlayıp yasa, tüzük, yönetmeliklerine uygun olarak düzenli
ticareti geliştirmeye yönelik ve işbirliğini artıracak,
yatırımı yönlendirecek piyasa araştırmalarının
çalışmasını yapacaklar.
Madde 5:
İki taraf da karşılıklı işbirliğini
geliştirmek için ülkeler arası aynı sektördeki
kuruluşların anonim şirketler kurmasını teşvik
edici reklamlar yapacaklar. Ülkeler, ticaret adamlarına
danışmanlık ve koordinatörlük yaparak sanayi, üretim, ticaret ve
servis sektörüne dayalı ortak uygun projeler hazırlanmasını
sağlayarak, karşılıklı fikir alışverişi
yaparak anonim şirketler kurup Kuzey Kıbrıs ve Suriye
hükümetlerinin de desteğiyle iki taraflı yatırımlar
yapacaklar.
Madde 6:
İki taraf da kendi bölgelerindeki dernekler, teşebbüsler ve
organizasyonları yönlendirerek, özellikle karşı taraftan uygun
eş bularak, sanayi ve teknik işbirliği kurmalarını
sağlayacaklar.
Madde 7:
İki taraf arasında ticari ziyaretler düzenlenerek fuarlar organize
edilecek, reklam kampanyaları düzenlenecek ve ticaret haftaları
yapılacak. İki ülkedeki ticari ve ekonomik kurumlarda sanayi, ticaret
ve turizm işbirliğini artırmaya yönelik konferans, seminer ve
atölye çalışmaları gerçekleştirilecek.
Madde 8:
İki taraf odalarını geliştirici, yeniden yapılandırıcı,
üyelerini eğitici tecrübe ve bilgi değişiminde bulunacaklar.
Madde 9:
İki taraf arasında yapılacak ticari aktivitelerinde ortaya
çıkacak sorunlarda karşılıklı dostluk ve iyi niyet
çerçevesinde çözüm üretilecek ve uzlaşım içinde yürütülecek.
Madde 10:
Taraflar yılda iki kez ortak toplantı düzenleyecek. Oda üyelerinin ve
temsilcilerinin katılımıyla gerçekleştirilecek
toplantıların biri Suriye'de diğeri Kuzey Kıbrıs'ta
olacak.
Madde 11: Bu
anlaşma tarafların üçüncü bir tarafla işbirliği
yapmasında engel teşkil etmez.
Madde 12: Bu
anlaşma iki taraf arasında yeniden düzenlenebilir. Düzenlemeyi talep
eden taraf diğer tarafa, yazılı olarak yapacağı
değişiklikleri önceden bildirmelidir.
Madde 13: Bu
anlaşma imzalandığı günden itibaren geçerli sayılacak
ve taraflardan biri anlaşmayı feshetme talebinde bulunana dek, ki bu
3 ay önceden bildirilmelidir, geçerliliğini koruyacaktır.
Bu resmi
yazıda alınan kararlar odalar arasında etkin olarak kabul
görecek. İki başkan arasındaki toplantı bu resmi
yazıda belirtilen şekilde olacak ve pratik yöntemlerle, önceden
alınan kararlar uygulamaya geçirilecek.
Son olarak iki
odanın işbirliği öncelikle ülkelerin ekonomik gelişimine
katkı koyarak, Kuzey Kıbrıs ve Suriye arasında
bağları ve en önemlisi iki ülkenin iş adamlarını
olumlu şekilde etkileyecek.
Madde 14:
Odaların her ikisi de AB-Kuzey Kıbrıs ilişkilerinin ve
Suriye Avrupa İş Merkezi'nin gelişiminde teşvik ve destekte
bulunacaklar."
KIBRIS 03/09/05
Rum yönetimi
Dışişleri Bakanı Yakovu: Türkiye ile müzakereler planlandığı
gibi başlayacak
AB gayri resmi
dışişleri bakanları toplantısı
sırasında gazetecilerin sorularını yanıtlayan Yakovu,
"Hiçbir zaman, Türkiye'ye karşı veto hakkımızı
kullanacağız demedim, hiçbir zaman müzakerelerin
başlamasına karşı çıkmadık" dedi.
AB bakanlarının,
Türkiye'ye karşı yayımlayacağı karşı
deklarasyonu "tatmin edici" bulduklarını belirten bakan, bu
metnin önümüzdeki haftaya kadar onaylanmasını beklediklerini ifade
etti.
Yakovu, bununla
birlikte Türkiye'nin kendileriyle ilişkileri en kısa zamanda
normalleştirmesini beklediklerini sözlerine ekledi.
KIBRIS 03/09/05
Deklarasyon
için Avrupa Yüksek Mahkemesi'ne başvuracağız
|
Kıbrıs
Rum kesimi Dışişleri Bakanı Yakovu: Deklarasyon için
Avrupa Yüksek Mahkemesi'ne başvuracağız Avusturya'nın
liberal sağ eğilimli günlük gazetesi Die Presse'ye özel demeç veren
Kıbrıs Rum kesimi Dışişleri Bakanı Yorgo
Yakovu, "Türkiye'nin Gümrük Birliği Uyum Protokolü'ne ilişkin
yayımladığı deklarasyon için Avrupa Yüksek Mahkemesi'ne
başvuracaklarını" söyledi. "Hukuki
açıdan ek protokolün, Gümrük Birliği'nin altına atılan
imzayı geçersiz kıldığını" ileri süren
Yakovu, "Bu yüzden bizim görüşümüze göre giriş müzakerelerine
başlanamaz. En azından 5 üye ülke 'Kıbrıs' ile aynı
hukuki görüşü paylaşıyor" iddiasında bulundu. Yakovu bir
soru üzerine şu yanıtı verdi: "Avrupa
Mahkemesi hukuki duruma açıklık getirmelidir. Ancak birçok üye ülke
Avrupa Mahkemesi'nin devreye girmesini istemiyor. Öncelikle de
bu 3-4 ay süreceği için müzakereleri daha fazla ertelemek istemiyorlar.
Eğer Kıbrıs'ın, Türkiye'nin tüm yükümlülüklerini yerine
getirdiğini benimsemesi isteniyorsa hukuk
danışmanlarının da Türkiye'nin Gümrük Birliği'ne
attığı imza ile 'Kıbrıs'ı fiilen tanıdığını
ve bunun hukuki açıdan geçerli olduğunu tespit etmesi gerekir.
Ancak ondan sonra duruma bakarız." Türkiye'nin
Ankara protokolünü ne kadar uyguladığının her 6 ayda bir
gözden geçirilmesini istediklerini belirten Yakovu, "Müzakerelere
vetoyla girmeyeceğiz, ama tutumumuz zamanla değişebilir"
diye konuştu. Yakovu bir
soru üzerine, "Başka zorluklar çıkmaması halinde müzakere
tarihinin 3 Ekim olarak kalabileceğini" kaydetti. |
KIBRIS 03/09/05
Ayin
olaysız tamamlandı
Ayinin ilk
saatlerine fazla ilgi olmazken, ilerleyen dakikalarda yoğunluk
yaşandı.
Ayinin
geçtiğimiz günkü bölümüne de geçen yılki ilgi yoktu. Ayinin ikinci
gününde herhangi bir olay meydana gelmedi.
İkinci
günkü ayine DİSİ'den Kety Klerides katılırken, Almanya
Büyükelçiliği Müsteşarı Von Reibuiz Hans Christian, USAID'den
Dailey Thomas ve ABD Büyükelçiliği'nden Jane Zimmerman ve diğer
bazı yabancı misyon temsilcileri de ayinde hazır bulundu.
Ayine ilginin
bariz şekilde geçtiğimiz yıldan az olduğu gözlemlendi.
KIBRIS 03/09/05
Stoiber: Türkiye
Rum Kesimini tanımalı
Alman
Hıristiyan Sosyal Birlik Partisi Genel Başkanı Edmund Stoiber,
Türkiyenin bir yandan Avrupa Birliğine girmek isteyip, diğer yandan
Rum Kesimini tanımamasının kabul edilemeyeceğini söyledi.
NTV
Güncelleme: 15:06 TSI 03 Eylül 2005 Cumartesi
BERLİN
- Stoiber, Nürnberg kentindeki Alman Hıristiyan Birlik Partisi
Kurultayında yaptığı konuşmada, Türkiyenin Avrupa
Birliği üyeliğinin sadece siyasi açıdan değil kültürel
açıdan da birliği zorlayacağını öne sürdü.
Stoiber,
Türkiyenin farklı kültürel kökleri ve gelişimleri var. bu nedenle
biz imtiyazlı ortaklığa evet, tam üyeliğe hayır
diyoruz dedi.
Almanyada çok kültürlü bir toplum talep eden Yeşiller Partisini de sert
dille eleştiren Stoiber, Müslüman kızlar burada okul gezilerine
katılmıyor. Zorla evlendiriliyor. Yeşiller bu söylediklerini
ailelerinden kaçarak, kadın yurtlarına yerleşen kızlara
söylesinler. Almanyada anayasa geçerlidir, şeriat değil dedi.
Stoiber, okullarda haçların içerde, türbanlı öğretmenlerinse
dışarıda kalacağını kaydetti.
Annan
Kıbrısa yeni özel temsilci atayacak
Güney
Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos, BM Genel Sekreteri Kofi
Annanın yakında Kıbrıs konusunda yeni özel temsilci
atayacağını söyledi.
AA
Güncelleme: 15:06 TSI 03 Eylül 2005 Cumartesi
LEFKOŞA -
Papadopulos, BM Genel Sekreterliğinin üç adaylı bir liste
hazırladığını, hangi adayı atayacağına
ise Genel Sekreterin karar vereceğini söyledi
Rum
basınına göre, Papadopulos, dün akşam bir Rum özel radyo-tv
kanalında yaptığı açıklamada, Annanın
yakında Kıbrıs konusunda yeniözel temsilci
atayacağını belirtti.
Yakın geçmişte BM Genel Sekreteri Kofi Annanla görüşme ve
mevcut durumu tartışma fırsatı bulduğunu
hatırlatan Papadopulos, Bizim önerimiz, muhtemel yeni tur
görüşmelerin çok çok iyi hazırlanması gerektiği yönündeydi.
Bildiğim kadarıyla BM de şu anda busafhada bulunuyor. Bunu ilk
kez açıklıyorum; BM Genel Sekreteri yakında Kıbrıs
konusunda özel temsilci atayacak. dedi.
Yarın ABDye gidecek olan Papadopulos, New Yorkta BM Genel Sekreteri ile
görüşme ve Kıbrıs konusunda bir durum değerlendirmesi yapma
fırsatı bulabileceğini kaydetti.
Papadopulos, yeni girişimden söz edilirken bunun mutlaka masa
başında müzakere olmadığını kaydetti.
|
KTHYnin satışına ÖYKdan onay çıktı |
|
|
ÖZELLEŞTİRME Yüksek Kurulu (ÖYK), Kıbrıs Türk Hava Yollarındaki yüzde 50 kamu hissesinin 33 milyon dolar bedelle Ada Havacılık ve Taşımacılık A.Ş.ye satılmasını onayladı. ÖYKnın Özelleştirme İdaresinin KTHYdeki kamu hisselerinin satışı amacıyla açtığı ihalenin sonucunu onaylayan kararı Resmi Gazetede yayımlandı. Buna göre KTHYnin yüzde 50 hissesi 33 milyon dolar bedelle ihalede en yüksek teklifi veren Ada Havacılık ve Taşımacılık A.Ş.ye satılacak. Ada Havacılıkın hisse satış sözleşmesini imzalamaktan kaçınması halinde teminatı gelir kaydedilecek ve satış 30 milyon dolar teklif eden Beşparmak Havacılık ve Taşımacılık A.Ş.ye yapılacak. |
|
HURRIYET 04/09/05
Kriterlere
"Ankara kriterleri" der, yolumuza devam ederiz
Türkiye
Dışişleri Bakanı Gül'ün ardından, AB'ye bir tehdit de
Türkiye Başbakanı Erdoğan'dan geldi:
Kriterlere
"Ankara kriterleri" der, yolumuza devam ederiz
REFORMLAR
HALKIMIZ İÇİN... Erdoğan: AB üyeliği olmazsa, bizim yolumuz
bellidir. Kopenhag kriterlerinin adını Ankara kriterleri koyar
yolumuza devam ederiz. Biz Türk halkının demokrasi özlemlerini
gerçekleştirmek için bu reformları yaptık. Uygulamaları da
onun için gerçekleştiriyoruz.
Biz bunu sadece
AB'ye tam üyelik hedefimizin bir gereği olarak, Kopenhag Siyasi
Kriterleri'ni yerine getirmek için yapmadık
TÜRKİYE
Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, "AB üyeliği olmazsa,
bizim yolumuz bellidir. Kopenhag kriterlerinin adını Ankara
kriterleri koyar yolumuza devam ederiz" dedi.
İtalya'da
yapılan Ambrosetti Forumu'na katılan Başbakan Recep Tayyip
Erdoğan, Avrupa Birliği konusunda önemli mesajlar verdi.
Başbakan Erdoğan, AB'nin dünya barışına katkıda
bulunması için Türkiye'nin üyeliğine ihtiyaç duyduğunu söyledi.
Başbakan Türkiye'nin üyeliğinin katma değeri yüksek bir üyelik
olacağını belirtti
AB'ye tam üye
olarak girme konusunda Türkiye'nin kararlılığını bir
kez daha dile getiren,Erdoğan, Türkiye'nin AB'ye tam üyeliğinin
AB'nin stratejik gücünü artıracağını söyledi.
Konuşmasının
ardından soruları da yanıtlayan Erdoğan'ın,
"Türkiye, AB'ye giremezse köktendincilik olur mu" sorusuna şu
yanıtı verdiği bildirildi:
"Bizim
istikametimiz bellidir. Türkiye, AB'ye alınmazsa, Kopenhag Kriterleri'ni
Ankara kriterleri yaparız. Yolumuza devam ederiz. Bu tür düşüncelere
karşı olduğumu daha önce de defalarca ifade ettim. Din üzerinden
siyaset yapmaya da karşıyız. İslami terör
tanımlaması son derece yanlıştır. Bütün dinlerde
fanatizm bulunabilir. Bütün dinlerde köktendincilik vardır. Biz bütün
bunları yobazlık sayarız. Bunlarla ortak mücadele edilmesi
gerekir. Köktendincilik sadece İslama ya da başka bir dine mahsus
değildir."
Başbakan
Erdoğan konuşmasında, Türkiye'nin demokratik ve laik bir devlet
olduğunu da vurguladı.
Erdoğan'ın,
Türkiye'nin AB süreciyle ilgili soruya da "AB, Türkiye'nin
modernleşme sürecinin bir parçasıdır, bir
yansımasıdır. Biz Türk halkının demokrasi özlemlerini
gerçekleştirmek için bu reformları yaptık. Uygulamaları da
onun için gerçekleştiriyoruz. Biz bunu sadece AB'ye tam üyelik hedefimizin
bir gereği olarak, Kopenhag Siyasi Kriterleri'ni yerine getirmek için
yapmadık" yanıtını verdiği öğrenildi.
AB'nin 2. Dünya
Savaşı'ndan sonra barışı tesis etmek için
kurulduğunu kaydeden Başbakan Erdoğan'ın, "Bugünkü
yeni koşullar altında AB dünya barışına büyük
katkı sağlayacak imkana da sahiptir. Bu misyonu yerine getirebilmesi
için de AB'nin Türkiye'nin üyeliğine ihtiyacı vardır.
Türkiye'nin üyeliği bu anlamda AB'ye çok büyük katkı
sağlayacaktır. Türkiye'nin üyeliği AB'nin stratejik gücünü
artırır" dediği belirtildi.
Başbakan
Erdoğan'ın oturumda, "Bazen dostluklar evlilikten iyidir"
yorumunu yapan Avusturya Maliye Bakanı Grasser'e, "Sizin
örneğiniz, nikah masasına oturulduğunda 'dost kalalım'
demeye benzer" yanıtını verdiği de kaydedildi.
KIBRIS 04/09/05
Tek yol
çözüm
Cumhurbaşkanı
Talat, KIBRIS'a verdiği özel demeçte, AB'deki anomalinin; bölünmüş
bir ülkenin AB içinde yer almasından kaynaklandığını
belirterek, bunun düzeltilmesi için çare bulunduğunu söyledi:
Tek yol çözüm
BÖLÜNMÜŞ
KIBRIS, AB'DE YER ALMAMLIYDI... KIBRIS'a konuşan Cumhurbaşkanı
Talat, AB içinde bir anomalinin söz konusu olduğuna işaret ederek, bu
anomalinin Türkiye'nin Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanımamasından
kaynaklanmadığını, bölünmüş bir ülkenin AB içinde yer
almasından kaynaklandığını söyledi. Talat, AB içindeki
bu anomalinin sadece Kıbrıs sorununun çözümlenmesiyle mümkün
olabileceğini vurguladı
GÖRÜŞMELER
İÇİN NET BİR İŞARET YOK Cumhurbaşkanı Talat,
adadaki iki taraf arasında görüşmelerin yeniden
başlayacağına dair net, somut bir işaret
olmadığını ancak, önümüzdeki günlerde AB ya da başka
bir kurumun katkısıyla bu konuda bir gelişme
beklenebileceğini söyledi. "Türk tarafı olarak bir diyaloğa
hazırız" diyen Talat, BM Genel Sekreteri'nin, müzakere sürecini
yeniden başlatmak için hâlâ Rum tarafından çözüm yönünde sinyal
almayı beklediğini yineledi
PAPADOPULOS,
BENİMLE GÖRÜŞMEK İSTEMİYOR Papadopulos'un kendisiyle
görüşmek istemediğini, çünkü çözüm istemediğini ifade eden
Talat, "Böyle bir görüşmenin ilişkileri
yumuşatacağını, bazı beklentiler
doğuracağını ve Kıbrıs Rum toplumunda da
bazı sonuçları yaratacağını biliyor ve benimle
görüşmekten kaçınıyor" dedi. Talat, Rum siyasi parti
liderleriyle görüşme niyeti bulunduğunu ancak bu görüşmelerin,
Papadopulos ile bir görüşmeye dönüşüp dönüşmeyeceğini
bilemediğini söyledi
RUMLAR
SAMİMİ DEĞİL... Rum tarafının geçtiğimiz
yıl 8 geçiş noktası açılmasını önerdiğini,
ancak Bostancı Kapısı'nın açılması için gerekli
hazırlıkları tamamlamadığına işaret eden
Talat, Rum tarafının söz konusu önerisinin samimi bir öneri
olmadığını söyledi. Rum tarafının daha fazla
kapı açılması önerisinin, Kıbrıs sorunun
çözümlenmesini istemediğini gösterdiğini ifade eden Talat, "Rum
tarafı neden çözümü düşünmüyor? Niye kapıların
açılması da çözüm değil? Çözüm olsa kapı olmayacak. Rumlar,
çözüm ihtiyacını gizlemek için kapı açılmasını
öneriyor" dedi
Anıl
IŞIK
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, KIBRIS'a verdiği özel demeçte, Avrupa Birliği (AB)
içinde bir anomalinin söz konusu olduğuna işaret ederek, bu
anomalinin, Türkiye'nin Kıbrıs Cumhuriyeti'ni
tanımamasından kaynaklanmadığını, bölünmüş
bir ülkenin AB içinde yer almasından kaynaklandığını
söyledi. Talat, AB içindeki bu anomalinin sadece Kıbrıs sorununun
çözümlenmesiyle mümkün olabileceğini vurguladı.
Türkiye'nin
AB'ye katılım müzakerelerine başlaması öngörülen 3 Ekim
2005'ten sonra dinamik bir sürecin başlayacağına dikkat çeken
Cumhurbaşkanı Talat, AB'nin birlik içindeki bu anomalinin
farkında olduğunu ifade ederek, AB'ye bu anomalinin ortadan
kaldırılması görevi düştüğünü söyledi.
Bunun da
adanın bölünmüşlüğünün ortadan
kaldırılmasını sağlayacak olan BM çözüm sürecinin
yeniden başlaması ve Kıbrıs sorununun çözümlenmesiyle
olabileceğini belirten Cumhurbaşkanı Talat, sorunun çözümü için
müzakere masasından kaçan AB üyesi Rum tarafının, AB
ortakları tarafından, bir AB üyesi gibi davranmaya yönlendirilerek,
bu sürece girmesinin sağlanması gerektiğini vurguladı.
Cumhurbaşkanı,
Kıbrıs sorununun çözümünün, AB'nin aktif katılımıyla
BM çerçevesinde mümkün olabileceğini yineleyerek, BM Genel Sekreteri'nin,
halen Rum tarafının, çözüm kararlılığını
göstermesi ve Annan planı ile ilgili somut değişiklik önerilerinin
sunmasını beklediğini anımsattı.
Talat, BM Genel
Sekreteri Kofi Annan'ın alacağı çözüm teminatı üzerine
müzakere sürecinin yeniden başlayıp başlamayacağına
karar vereceğini belirtti.
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, KIBRIS'a verdiği özel demeçte, Kıbrıs
sorunuyla ilgili son gelişmelere ve Kıbrıs sorununun,
Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerine yansımasına
ilişkin önemli değerlendirmelerde bulundu.
"Türkiye'nin
Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanıması beklenemez"
Cumhurbaşkanı
Talat, Türkiye'nin, AB Gümrük Birliği'ni Kıbrıs dahil AB 10 yeni
üyesine genişleten ek protokolü imzalamasıyla eş zamanlı
olarak Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanımadığına dair
yayınladığı deklarasyonuna yanıt olarak AB'nin
karşı deklarasyonuna ilişkin değerlendirmede bulunarak,
Türkiye'den mevcut haliyle Kıbrıs Cumhuriyeti'ni
tanımasının beklenmemesi gerektiğini söyledi.
Cumhurbaşkanı,
Türkiye'nin Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanıması gibi bir
ihtimalin söz konusu olamayacağını, Türkiye'nin,
Kıbrıs Cumhuriyeti'ni şimdiki haliyle tanımasının
Kıbrıs sorununun tamamen başkalaşmasının kabul
edilmesi anlamına geleceğini kaydetti.
Cumhurbaşkanı
Talat, Avrupa Birliği içinde anomali bir durum söz konusu olduğuna
işaret ederek,
Rum
tarafının, Kıbrıs Cumhuriyeti'ni temsilen birliğe üye
ülke olarak, aday üye devlet tarafından tanınmamasının
normal bir durum olmadığını, ancak bu anomalinin,
Türkiye'nin Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanımamasından
dolayı değil, bölünmüş bir ülkenin AB içinde yer almasından
kaynaklandığını söyledi.
Talat,
"Burada Kıbrıs'ın AB'ye alınmasının doğrularıyla
ve yanlışlarıyla ilgili gerçeği dile getiriyorum. Gerçekte,
bölünmüş bir ada Avrupa Birliği'ndedir. Anomali de
buradadır" dedi.
Talat,
"Bölünmüş adanın bir tarafının, yasal olarak adadaki
toplumlardan oluşan halkın birlikte bir devlet yapısı içinde
yer alması gerekirken, Türkiye tarafından meşru kabul edilmesini
kabul etmek tamamen mantık dışıdır" diye
konuştu.
Talat, söz
konusu bu anomali durumda AB'nin yapması gerekenin, Türkiye'nin bu
anomaliyi benimsemesini sağlamak değil, bu anomaliyi ortadan
kaldırması olduğunu kaydetti.
Talat, bunun da
adanın bölünmüşlüğünün, ortadan kaldırılmasıyla
mümkün olabileceğini vurguladı.
Mehmet Ali
Talat, bunun da AB'nin normal olmayan bir şekilde üyesi olan Rum
tarafını, BM sürecine altında, Kıbrıs sorunuyla ilgili
çözüm müzakerelerine yeniden katılımının
sağlanması ve bu anomaliyi ortadan kaldırmaya ikna etmesiyle
mümkün olacağını yineledi.
"Türkiye'den
Kıbrıslı Türklerin
haklarından
feragat etmesi isteniyor"
Türkiye'nin
Avrupa Birliği yolculuğunda Türkiye'den talep edilenlerin
Kıbrıslı Türklerin haklarıyla ilgili olduğunu belirten
Mehmet Ali Talat, "Türkiye'den istenenler, hep Kıbrıslı
Türklerin haklarıyla ilgilidir. Türkiye'nin Kıbrıs Cumhuriyeti'ni
tanıması Kıbrıslı Türklerin haklarından
vazgeçmesidir. Daha doğrusu Kıbrıslı Türkleri terk
etmesidir" dedi. Talat, Türkiye'nin bunu yapmasının ise
düşünülemeyeceğini söyledi.
Türk hava ve
deniz limanlarının açılmasıyla ilgili olarak da benzer bir
durumun söz konusu olduğunu ifade eden Mehmet Ali Talat, şöyle konuştu:
"Kıbrıs
Türk limanları ambargo altında tutulmaya devam ederken, Rumların
Türk limanlarını kullanmasını talep etmek son derece
mantıksızdır. Özellikle AB, 26 Nisan'da izolasyonları kaldırma
kararı almışsa, kendi üyesinin engelliyle izolasyonları
kaldıramadan, Türkiye'nin kısıtlamaları
kaldırmasını istemek son derece mantıksızdır.
Türkiye'nin limanlarını Rum tarafına açma yükümlülüğü
yoktur. AB'nin gerekliliği bizim limanlarımızın
çalışmasını da öngörüyor. Türkiye Dışişleri
Bakanı Gül'ün önerdiği gibi tüm kısıtlamaları
karşılıklı olarak kaldıralım. Engele ne gerek var
ki?"
Doğrudan
ticaret ve mali yardım
AB
Komisyonu'nun Kıbrıs Türk toplumunun ekonomik izolasyonunun sona
erdirilmesine yönelik sunduğu ancak bir türlü karara bağlanamayan
Mali Yardım ve Doğrudan Ticaret Tüzükleri'yle ilgili olarak da
değerlendirmede bulunan Mehmet Ali Talat, tüzüklerle ilgili henüz yeni bir
gelişme olmadığını söyledi.
Mehmet Ali
Talat, adanın kuzeyi ile AB üye ülkeleri arasında doğrudan
ticaretin olmasının KKTC'nin tanınması anlamına
geleceği yönündeki iddiaların temelsiz ve yersiz olduğunu,
Azerbaycan'dan KKTC'ye doğrudan uçuşun gerçekleştiğini
ancak KKTC'nin tanınmasının gerçekleşmediğini
kaydetti.
"Tanınma
yönünde talebimiz
yok, vizyonumuz
birleşik Kıbrıs"
KKTC'nin sadece
Türkiye tarafından tanınan bir devlet olduğunu ifade eden Mehmet
Ali Talat, bir toplumun devletsiz yaşayamayacağını ve
Kıbrıs Türk toplumunun da bir devlet altında
varlığını sürdürdüğünü söyledi.
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat şöyle konuştu:
"Demokrasi
ve özgürlüklerin güneyden daha ileri olduğu bir devlet halindeyiz. Bu
devleti, daha da geliştirmek ve AB normlarına uygun bir devlet haline
getirmek mahcup olunacak bir durum değil. Tanıma başka bir
şeydir. Bizim vizyonumuz, Kıbrıs sorununun çözümü ve Kıbrıs'ın
birleştirilmesi olduğu için tanıma talebinde bulunmuyoruz. Ancak
bu, devletimizi çağdaş normlara uyumlu hale getirmemize bir engel
değildir."
"İki
tüzük paket halinde
geçse bile
yeterli olmaz"
Cumhurbaşkanı
Talat, mali yardım tüzüğünün, tek başına, doğrudan
ticaret tüzüğü olmadan, kabul edilmesinin Kıbrıs Türk
ekonomisine bir faydası olmayacağını, bu iki tüzüğün
bir birini bütünleyici olduğunu yineledi.
Talat, AB'nin,
Rum tarafının ektisiyle mali yardım tüzüğünde
değişiklikler yaptığını ve bunun mali yardım
tüzüğünü uygulanamaz hale bile getirdiğini de ifade etti.
Talat,
"Tüzükler ayrılırsa, tüzüklerin ekonomiye
katkısının olup olacağını bir yana
bırakın, mali yardımı uygulamak bile mümkün
olmayacaktır" diye konuştu
Cumhurbaşkanı
Talat, tüzükler konusunda AB'de henüz bir gelişme
olmadığını ifade ederek, Türkiye'nin üyelik müzakereleri
sürecinde özellikle Türk limanlarının açılması gündeme
gelmesiyle Kıbrıs Türk ekonomisinin birtakım sıkıntılarla
karşılaşacağına dikkat çekerek, bir an önce bu konuyla
ilgili olarak bir adım atılması gerektiğini ve bunun içinde
mali yardımdan önce ekonominin serbestleşmesi gerektiğini
vurguladı.
Ekonominin en
önemli bileşimi olan ticaretin serbestleşmesinin Kıbrıs
Türk ekonomisinin gelişimine önemli katkısı
olacağını ifade eden Talat, böylelikle ekonomik anlamada Avrupai
bir ortamın doğacağını kaydetti.
Yeni geçiş
noktalarının açılması
Cumhurbaşkanı
Talat, Rum tarafının geçtiğimiz yıl 8 geçiş
noktasını açma önerisinin samimi bir öneri
olmadığını ifade ederek, Rum tarafının gerçekte
kapı açma niyeti olmadığını, ancak kapı
açmayı arzular gibi görünmeye çalıştığını
söyledi.
Talat, Rum
tarafının halen Bostancı'yı açmadığına
işaret ederek, bunun Rum tarafının önerisinde samimi
olmadığının bir kanıtı olduğunu kaydetti.
Rum tarafının
söz konusu öneriyi Türk tarafının öneriye olumlu
yaklaşmayacağı ve bunu engellemeye
çalışacağı düşüncesiyle yaptığına
dikkat çeken Talat, 8 kapının açılması için oldukça fazla
altyapı masrafı yapılacağını ve insan gücüne
ihtiyaç duyulacağını belirtti.
Talat,
"Rum tarafı neden çözümü düşünmüyor? Niye kapıların
açılması da çözüm değil? Çözüm olsa kapı olmayacak. Rumlar,
çözüm ihtiyacını gizlemek için kapı açılmasını
öneriyor. Kapı, çözümsüzlüğü pekiştirir, bunun simgesidir. Rum
tarafının daha fazla kapı açılma önerisi samimi bir öneri
değildir. İhtiyaç kadar kapının geçici dönem için
açılması mantıklıdır" diye konuştu.
Kıbrıs
Türk tarafının, Rum tarafının 8 kapı
açılması önerisi çerçevesinde, batı bölgesinde hiçbir kapı
olmaması nedeniyle Bostancı Kapısı'nın
açılmasını uygun gördüğünü anlatarak, bunu AB'nin de makul
karşıladığını ve Türk tarafının
Bostancı Kapısı'nın hazırlıkları tamamlayarak
kapıyı açtığını söyledi. Talat, Türk
tarafının kapıyı tek taraflı olarak açmasıyla
birlikte, Rum tarafının da zoraki olarak hazırlıklara
başladığını kaydetti.
Kıbrıs
Türk tarafının, "önce Bostancı Kapsısı, sonra
Lokmacı Barikatı'nın açılacağını"
söylediğini anımsatan Talat, özellikle Ay. Mamas ayinini
düşünerek Bostancı Kapısı'nı bu dönemde
açtıklarını ifade ederek, "Lokmacı'yı da
göreceğiz, eğer orada da ayak sürürlerse o zaman orada da tek
taraflı bir şey yapabiliriz. Ancak şu anda o safhaya gelmiş
değiliz" diye konuştu.
Talat-Papadopulos
görüşmesi
Bir süre önce
AKEL Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas'ın, Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat ile Rum toplumu lideri Tassos Papadopulos'u sosyal içerikli
bir toplantıda bir araya getirme girişimi yönündeki haberlerin
ardından bu konuda somut bir gelişme olup olmadığıyla
ilgili olarak Cumhurbaşkanı Talat şöyle konuştu:
"Papadopulos
benimle görüşmek istemez, çünkü çözüm istemiyor. Görüşmenin
ilişkileri yumuşatacağını, bazı beklentiler
doğuracağını ve Kıbrıs Rum toplumunda da
bazı sonuçlar yaratacağını biliyor ve benimle
görüşmekten kaçınıyor. Kendi hesabına göre ve zarar görmeyeceği
şekilde soysal görüşmeyi dışlamadığını
söylüyor ama bunda ne kadar samimi bu belli değil. Hristofyas'la ve
diğer Rum siyasi parti liderleriyle görüşme niyetim var, ancak bu,
Papadopulos ile bir görüşmeye dönüşebilir mi onu bilemiyorum. Bunu
zaman gösterecek. Papadopulos ile görüşmem için şu ana kadar bana
yapılmış somut bir teklif yok. Sadece bir düşünce
vardı."
"Sürecinin
başlayacağına
dair somut bir
işaret yok"
Kıbrıs
sorunu çözüm müzakerelerinin yeniden başlaması ve çözüm sürecinde
yeni bir hareketliliğin beklenip beklenmediğiyle ilgili olarak
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Genel Sekreter'in, müzakere sürecini
başlatması için Rum tarafının çözüm iradesini ortaya
koymasını beklediğini yineleyerek, Genel Sekreterin Rum
tarafının hala önerilerini beklediğini söyledi.
BM çerçevesi
altında Kıbrıs sorununun çözüm sürecinin başlayıp
başlamayacağına BM Genel Sekreteri'nin karar vereceğini
belirten Talat konuşmasına şöyle devam etti:
"Biz,
Kıbrıs Türk tarafı olarak, diyaloğa hazır
olduğumuzu söyledik. Ben göreve gelir gelemez Papadopulos ile her türlü
görüşmeye hazır olduğumu bildirdim, BM
aracılığıyla bunu ilettim, ancak Rum tarafından
önerime ret cevabı geldi. Hristofyas'ın bizi kendi evinde buluşturması
gibi gayrı resmi öneriler olduğu ifade edildi. Bunların
dışında somut önerilerime ise hep ret yanıtı
aldım" .
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, Genel Sekreter'in, taraflardan planla ilgili somut öneriler
yapmasını talep ettiğine ancak Papadopulos'un bunu da
reddettiğine işaret ederek, "görüşmelerin yeniden
başlayacağına dair net, somut bir işaret yok" dedi.
Avrupa
Birliği'nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri Olli Rehn'in,
geçtiğimiz günlerde Fransız gazetesi Le Monde'da yayınlanan
demecine işaret eden Cumhurbaşkanı, söz konusu makalede, AB'nin
karşı karşıya kaldığı bu durumun ancak
Kıbrıs sorununun çözümüyle mümkün olabileceğinin ve AB'nin
Kıbrıs çözüm sürecinde aktif bir rol üstlenerek, sürecin BM
çatısı altında başlaması ve yürütülmesi
gerektiğinin belirtildiğini kaydetti.
Makaleye
atıfta bulunan Cumhurbaşkanı Talat, "AB ya da başka
birinin katkısıyla önümüzdeki günlerde bu konuda gelişme
beklenebilir" dedi.
KIBRIS 04/09/05
BM Genel
Sekreteri, yeni Kıbrıs temsilcisi atayacak
Rum Yönetimi
Başkanı Tasos Papadopulos, açıkladı:
BM Genel
Sekreteri, yeni Kıbrıs temsilcisi atayacak
ÜÇ ADAY VAR...
Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos, özel bir Rum TV
kanalında, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Kıbrıs için
yeni bir temsilci atayacağını açıkladı. Papadopulos,
BM Genel Sekreterliği'nin üç adaylı bir liste hazırladığını,
hangi adayı atayacağına ise Annan'ın karar vereceğini
de kaydetti
Rum Yönetimi
Başkanı Tasos Papadopulos bir Rum özel radyo-tv kanalında
yayımlanan açıklamasında, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın
Kıbrıs için yeni bir temsilci atayacağını söyledi.
Mahi
gazetesinin haberine göre Papadopulos, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın
yakında Kıbrıs konusunda yeni özel temsilci
atayacağını söyledi.
Papadopulos,
yakın geçmişte BM Genel Sekreteri Kofi Annan'la görüşme ve
mevcut durumu tartışma fırsatı bulduğunu
hatırlatarak şöyle dedi:
"Bizim
önerimiz, muhtemel yeni tur görüşmelerin çok çok iyi
hazırlanması gerektiği yönündeydi. Bildiğim kadarıyla
BM de şu anda bu safhada bulunuyor. Bunu ilk kez açıklıyorum; BM
Genel Sekreteri yakında Kıbrıs konusunda özel temsilci
atayacak."
Papadopulos, BM
Genel Sekreterliğinin üç adaylı bir liste
hazırladığını, hangi adayı atayacağına
ise Genel Sekreter'in karar vereceğini de söyledi.
Alithia
gazetesine göre bugün ABD'ye uçacak olan Papadopulos, New York'ta
bulunacağı sırada, BM Genel Sekreteri'yle görüşme ve
Kıbrıs konusunda bir durum değerlendirmesi yapma
fırsatı bulabileceğini de açıkladı. Papadopulos, yeni
girişimden söz edilirken bunun ille de masa başında müzakere
olmadığının altını çizdi.
Papadopulos, 7
Eylül'de gerçekleştirilecek AB Daimi Temsilciler Toplantısı'na
(COREPER) da değindi ve COREPER kararının oybirliğiyle
alınması gerektiğini vurguladı.
Papadopulos,
bir ülkenin karşı olması halinde deklarasyonun
yayınlanmayacağını ve o durumda kendilerini tatmin etmeyen
30 Temmuz'daki AB Dönem Başkanlığı deklarasyonunun geçerli
olacağını da söyledi.
Papadopulos,
kendilerinin çabasının eskisini iyileştiren bir deklarasyonun
yayınlanması olduğunu da ekledi ve "Galler'deki
toplantıda desteklediğimiz bazı temel görüşlerimiz vardı.
Bunların geniş destek bulması bizi çok sevindirdi.
İyileştirilmiş bir deklarasyon yayınlanması ve ortaya
koyduğumuz ilkelerin tatmin edilmesi için altın kesitin
bulunması gerekir" dedi.
KIBRIS 04/09/05
Hristofyas:
"Kıbrıs Rum tarafı görüşmelere hazırdır"
AKEL Genel
Sekreteri ve Meclis Başkanı Dimitris Hristofyas, Kıbrıs Rum
tarafı görüşmelere hazır olduğunu söyledi.Hristofyas,
ziyaret için adada bulunan ABD kongresi heyetini kabulünde, Kıbrıs
sorununun tarihçesini anlattı ve temel konuların altını
çizdi. Hristofyas soruları yanıtlarken, Rum tarafının Annan
planını reddetmesinin hiçbir zaman çözümü reddetme anlamı
taşımadığını, planın Rumların
beklentileri ve endişelerini karşılamadığını
söyledi.
BM gözetiminde
Kıbrıs müzakerelerinin yeniden başlatılmasına
Kıbrıs Rum tarafının hazır olduğunu söyleyen
Hristofyas, üzerinde anlaşılmış hakemlikten ve
baskıcı takvimlerden uzak ve hem Kıbrıslı Rumlar hem
de Kıbrıslı Türklerin çıkarlarını güvenceye alan
bir anlaşma sağlanması gereğine işaret etti.
Hristofyas, sözde
"işgal yönetiminin, Kıbrıs Türklerinin izolasyonunun
kaldırılması bahanesiyle düzeyinin yükseltilmesini asla kabul
etmeyeceklerini" belirtti ve "AB'ye aday ülke olan Türkiye'nin ek
protokolden kaynaklanan yükümlülüklerini yerine getirmek durumunda olduğunu
anlaması gerektiği" görüşünü savundu.
Hristofyas,
Kıbrıs sorununa Avrupai çözüm bulunmasıyla ilgili Pan-Helen
komitesi temsilcileri, ayrıca "Uluslararası Uzmanlar Grubu"
temsilcilerini de kabul etti.
Hristofyas,
Kıbrıs Rum tarafının Kıbrıs sorununa fonksiyonel
ve kalıcı bir çözüm aradığını, çözümün adayı
birleştiren ve Kıbrıs Rumlarıyla Kıbrıs
Türklerinin çıkarlarını koruyan bir çözüm olması
gerektiğini söyledi.
Bu arada
Fileleftheros gazetesi, Hristofyas'ın, BM'de düzenlenecek Dünya Parlamento
Başkanları Konferansı'nın ikincisine katılmak üzere
pazartesi New York'a gideceğini yazdı. Konferans 7-9 Eylül
tarihlerinde yer alacak.
KIBRIS 04/09/05
Fransa'nın Türkiye'ye
Kıbrıs ısrarı sürüyor
Fransa Başbakanı Dominique de
Villepin, Türkiyenin en hızlı şekilde Kıbrıs Rum
kesimini tanıma yoluna girmesini istediğini söyledi. De Villepin,
bugün LCI televizyonuna yaptığı açıklamada,
"Türkiyenin en güçlü ve hızlı şekilde Kıbrıs Rum
kesimini tanıma yoluna girmesini istediğini" belirterek,
"Bana göre, üyelik sürecine giren her ülkenin Avrupanın
tamamıyla ilişkilerinin sükunet içinde olması
kaçınılmaz. Türklerden bu niyeti göstermelerini istiyoruz" dedi.
Fransa Başbakanı, "Türkiyenin
adaylığını elimizin tersiyle silip atamayız. Ben,
giriş prosedürünün, Türkiyeden istediğimiz garantileri alır
almaz başlatılmasından yanayım" diye konuştu.
De Villepin, müzakerelerin ardından
Türkiyenin üyeliğiyle ilgili kararı, Fransa halkının
onayına sunacaklarını da belirtti.
Fransanın Avrupa İşleri Bakanı
Catherine Colonna da yarınki Liberation gazetesinde yayımlanacak
demecinde, "Türkiyenin yaptığı gibi, ABye girmek isteyen
bir ülkenin, birliğin kompozisyonunu eleştirerek bu işe
başlaması, birliğin üyelerinden birini tanımaması
mantıklı değil" dedi. Colonna, "Bu nedenle izahatlar
istenmekte" ifadesini kullandı.
MILLIYET 05/09/05
Papadopulos, Annan'dan "koşullu" olarak yeni bir
girişim başlatmasını isteyecek
Rum lider,
Annan'dan takvim baskısı olmayan, ucu açık ve önkoşullar
içermeyen yeni bir çözüm süreci başlatmasını isteyecek. Bu
koşullar altında ve ön hazırlığı iyi
yapılmış bir çözüm sürecinde masaya oturmaya hazır
olduğunu ilan edecek olan Papadopulos, bu çerçevede genel sekreterden
yardımcısı Sir Prendergast'ı yeniden Kıbrıs'a
göndermesini de talep edecek
Rum yönetimi
lideri Tasos Papadopulos'un, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'dan çözüm
çabalarını yeniden başlatmasını isteyeceği ancak
bir dizi koşul öne süreceği bildirildi.
Rum
basını, Papadopulos'un BM Genel Kurulu çalışmalarına
katılmak üzere gideceği ABD'de Genel Sekreter Kofi Annan ile
görüşeceğini yazdı.
Rum lider,
Annan'dan takvim baskısı olmayan, ucu açık ve önkoşullar
içermeyen yeni bir çözüm süreci başlatmasını isteyecek. Bu
koşullar altında ve ön hazırlığı iyi
yapılmış bir çözüm sürecinde masaya oturmaya hazır
olduğunu ilan edecek olan Papadopulos, bu çerçevede genel sekreterden
yardımcısı Sir Prendergast'ı yeniden Kıbrıs'a
göndermesini de talep edecek.
Karşı
deklarasyonda tanınma talebi
Rum liderin,
Annan'ın atayacağı yeni Kıbrıs özel temsilcisiyle
işbirliği yapmaya hazır olduğu mesajı vermesi de
bekleniyor.
Rum kesimindeki
gözlemcilere göre, gerçekte sorunun çözümüyle ilgilenmeyen Papadopulos, Annan'a
"taktik gereği" görüşmelere hazır olduğu
mesajını vererek uluslararası topluluktan ve Türk
tarafından gelecek olası tepkileri göğüslemeyi planlıyor.
KIBRIS 05/09/05
"Kıbrıs Cumhuriyeti'ni" tanı ek
protokolün gereğini yap
Rum
basınına göre, Rum Sözcü Kipros Hrisostomidis yaptığı
açıklamada, Ankara'nın, "Kıbrıs Cumhuriyeti'ni"
tanımayı reddetmeye devam etmesi ve ek protokolü 10 yeni üye için de
uygulamaması halinde üyelik müzakerelerinin
başlamayacağını söyledi
Türkiye'nin ek
protokolden kaynaklanan yükümlülükleriyle ilgili Rum Yönetimi'nin 7 Eylül'deki
Coreper toplantısında iki koşulunu masaya koyacağı
belirtildi.
Fileleftheros
Gazetesi'ne göre, Rum Yönetimi'nin birinci koşulu, Türkiye'nin
deklarasyonuna AB'ın karşı deklarasyonunda
"Kıbrıs Cumhuriyeti'nin" Türkiye tarafından
tanınacağıyla ilgili net ifadenin yer alması, ikinci
koşulu ise ek protokolün Kıbrıs Rum tarafı dahil tüm AB
ülkelerine fiiliyatta da uygulanacağına ilişkin bir
mekanizmanın kurulması.
Gazeteye göre
her iki konu da Çarşamba günü Brüksel'de toplanacak kritik AB Daimi
Temsilciler Komitesi (Coreper) toplantısında gündeme getirilecek.
Gazete
25'lerin, 29 Temmuz'daki Türk deklarasyonuna, karşı deklarasyonla
verecekleri yanıtın, Türkiye'ye müzakere çerçevesi, yani yol
haritasının şekillenmesinde de pusula görevi
yapmasının beklendiği yorumunda da bulundu.
Gazete,
İngiltere AB Dönem Başkanlığı'nın ise Türkiye'nin
AB ilgisinden vazgeçebileceği yönünde Dışişleri Bakanı
Abdullah Gül'ün tehditlerinden yararlanarak, Rum tarafı için olumlu
unsurları kırpmaya çalıştığını da öne
sürdü.
Gazeteye göre
Rum Sözcü Kipros Hrisostomidis ise yaptığı açıklamada,
Ankara'nın, "Kıbrıs Cumhuriyeti'ni" tanımayı
reddetmeye devam etmesi ve ek protokolü 10 yeni üye için de uygulamaması
halinde üyelik müzakerelerinin başlamayacağını ileri sürdü.
Coreper
toplantısında neler isteyecekler?
Gazeteye göre
Rum tarafı 7 Eylül'deki Coreper toplantısında diğer
şeyler yanında şunları talep edecek:
1. Mevcut
karşı deklarasyondaki ilişkilerin "dejure
normalleştirilmesi" deyiminin "Kıbrıs Cumhuriyeti'nin
tanınması" deyimiyle değiştirilmesi,
2.Dejure
tanımanın "mümkün olduğu zaman" ve "zaman
aşamasında" ifadesinin değiştirilmesi,
3.Türkiye'nin,
ek protokolü fiilen uygulamak zorunda olduğu somut bir takvimin
karşı deklarasyonda yer alması,
Gazete, 25'ler
arasında şekillenen atmosferin, Rum Yönetimi için elverişli
olduğunu, Rumların en büyük destekçisinin başta Fransa olmak
üzere üye devletlerden oluşan büyük bir grup olduğunu ve
"güvenilir" bir kaynağın "25'lerin karşı
deklarasyonda Kıbrıs Cumhuriyeti'nin tanınması ifadesinin
yer almasının, çok büyük bir ihtimal olduğunu söylediğini"
de kaydetti.
Gazete, AB
Dönem Başkanı, İngiltere'nin ortaya koyacağı 3.
karşı deklarasyon taslağı için bugünden itibaren,
Perşembe'ye kadar doruğa çıkacak, çok yoğun bir diplomatik
kulisin başlayacağını da yazdı.
Haberde,
İngiltere'nin hazırlayacağı taslak için Almanya, Danimarka,
İsveç ve Finlandiya'dan destek bulmayı umduğu yorumu da
yapıldı.
Gazeteye göre
Rum Hükümet Sözcüsü Kipros Hrisostomidis, Amerikan Kongresi'nden bir heyeti
kabulünde yaptığı konuşmada, "Türkiye tarafından
ek protokolün imzalanması değil, uygulanmasının büyük önem
taşıdığını" söyledi ve Rum Yönetimi'nin,
Türkiye'den gemi ve uçaklarına, limanlarını açmasını
ve ürün sevkıyatındaki tüm engellerin
kaldırılmasını beklediğini belirtti.
Hrisostomidis
bu konudaki Rum görüşlerinin, üye devletlerin büyük bir kısmı
tarafından destek gördüğünü ve AB'ın Türk deklarasyonuna net ve
güçlü karşı deklarasyonla yanıt vermesi gerektiğini
savundu.
Hrisostomidis,
Türkiye'nin "kabul edilmez" deklarasyonunun siyasi ve yasal sorunlar
yarattığını da iddia etti. Hrisostomidis, Türkiye'den ek
protokolü koşulsuz imzalamasının beklendiğini ve
yayımladığı deklarasyonun 17 Aralık 2004 AB Konseyi
kararlarına da aykırı olduğu iddialarında da bulundu.
Haberde
Hrisostomidis'in Amerikan Heyeti'ni Kıbrıs'taki son gelişmeler
ve Annan planını reddetmelerinin nedenleri hakkında
bilgilendirdiği de belirtildi.
Gazete Güney'de
temaslar yapan Amerikan heyeti üyelerinin, gerek Cumhuriyetçi, gerekse
Demokratik Parti'den önemli milletvekillerinin bürolarında görevli üyeler
olduğunu da yazdı.
Gazete
Kasulidis'in, açıklamalarıyla ilgili haberi, "Üyelik
Müzakereleri'nin Başlamaması Tehlikesi Var Lefkoşa'dan Uyum
İçerisine Girmesi İçin Ankara'ya Yeni Uyarılar"
başlığıyla yansıttı.
Haravgi ise
ilgili habere, "Türkiye Ek Protokolü Uygulasın Kıbrıs
Ankara'dan Bunu Bekliyor" başlığını
kullandı.
Alithia,
"Türkiye-Avrupa Korku Filmi Sürüyor Brüksel Ve New York'taki
Tartışmalarda Odak Noktada Bu Konu Veto Kıbrıs Gündeminin
Tamamen Dışında" başlık ve spotlarıyla
verdiği haberinde, AB'ın karşı deklarasyonu için
"korku filminin" en az 10 gün daha süreceğini ve Rum
Yönetimi'nin arzuladığı şekilde eski karşı
deklarasyon taslağında iyileştirmeler olacağının
ise kesin olmadığını kaydetti.
Gazete
Çarşamba günü Brüksel'de gerçekleştirilecek Coreper
toplantısında, Rum tarafının öncelikli hedefinin,
Türkiye'nin ek protokolü 10 yeni üyeyle de tam olarak uygulamasını
belirleyecek somut bir AB çerçevesi oluşturmak olduğunu yazdı.
Ayrıca
ortaklarının olumlu tutumundan yararlanarak, "Kıbrıs
Cumhuriyeti'nin" tanınmasını başa çıkararak, bu
konuda güçlü bir karşı deklarasyon elde etmeye de
çalışacak.
Gazete kesin
olan tek şeyin, Rum tarafının veto kullanmayacağı
olduğunu ve bunu AB ortaklarına net şekilde belirttiğini de
yazdı.
Haberde, Rum
Yönetimi'nin şimdiden Türkiye'nin AB üyelik müzakerelerinin 3 Ekim'de
başlayacağını kabul ettiği ve geriye kalan şeyin
karşı deklarasyon veya Türkiye'nin çerçeve belgesinde Türkiye'ye
başka unsuru olabilecek bazı imkanlar sağlamak olduğu da
belirtildi.
Gazete
önümüzdeki on gün içerisinde, "Ankara'nın bilinen
metotlarıyla" (Gül'ün tehditleri) sert bir poker oynanacağı
ve Ankara'nın Kıbrıs konusunda baskıları önlemeye
çalışacağı yorumunda da bulundu.
Mahi, Abdullah
Gül'ün, Economist dergisindeki röportajına yer verdi, Gül'ün yeni
koşullar öne sürülmesi veya tam üyelik verilmemesi halinde, Türkiye'nin AB
hedefini terk edeceği yönündeki açıklamalarına atıfta
bulundu, haberi, "Gül Yeni Koşullar Öne Sürülmesi Halinde, AB'ı
Ayrılmakla Tehdit Etti" başlığıyla
yansıttı, Gül'ün "tehditlerini" eleştirdi.
Gazete
Çarşamba günü Coreper toplantısında karşı deklarasyon
hazırlanması için çalışılacağına da dikkat
çekti.
KIBRIS 05/09/05
Rumlar
karşı deklarasyonu bekliyor
Rum
yönetimi, yarın Brükselde yapılacak daimi temsilciler komitesi toplantısından,
Ankaranın Rum Kesimini tanımadığını ilan eden
deklarasyonuna karşılık, güçlü bir karşı
deklarasyonun çıkmasını bekliyor.
NTV
Güncelleme: 07:06 ET 06 Eylül 2005 Salı
LEFKOŞA - Rum Yönetimi sözcüsü Kipros Hrisostomides,
İstediklerimizin büyük bir kısmını alabiliriz, uygun
koşullar oluştu dedi.
Rum sözcü, Baskıların sürmesi halinde AB perspektifinden
vazgeçilebiliriz yönündeki açıklamaları ise, Türkiye iyi niyetli
yaklaşımlara, şantajla karşılık verdi sözleriyle
değerlendirdi. Rum sözcü, bunun Avrupai olmayan bir tutum olduğunu da
belirtti.
Rm Temsilciler Meclisi Başkanı Dimitris Hristofyas da,
Ankaranın imzaladığı Gümrük Birliği protokolünün, Rum
gemilerinin Türk limanlarına kabul edilmesi ve bunun uzantısı
olarak Kıbrıs Cumhuriyetinin tanınması anlamına
geldiğini savundu
Karşı
deklarasyonda tanınma talebi
Kıbrıs
Rum Yönetiminin, karşı deklarasyonda Ankaranın
Kıbrıs Cumhuriyetini tanıması konusunun yer alması
için ABye baskı yapacağı bildirildi.
NTV
Güncelleme: 09:19 TSI 06 Eylül 2005 Salı
LEFKOŞA - Hükümete yakınlığıyla tanınan
Fileleftheros gazetesinin haberine göre Rum Yönetimi, çarşamba günü
yapılacak AB Daimi Temsilciler Komitesi toplantısı COREPERde,
birliğin karşı deklarasyonunda Ankaranın Rum Kesimini
tanıması yönünde net bir ifadenin yer almasını isteyecek
Rumlar karşı deklarasyonda ayrıca, Türkiyenin Gümrük
Birliği anlaşmasını eksiksiz uygulamasını ve
limanlarını Rumlara açmasının güvence altına
alınmasını da talep edecek.
Dışişleri Bakanları toplantısında
görüşülen karşı deklarasyon metninde, Türkiyenin Rum kesimiyle
ilişkilerini mümkün olduğu zaman ve zaman içinde
iyileştirmesi gerektiği vurgulanıyordu.
Gazete ise, Rum yönetiminin ilişkilerin normalleştirilmesi yerine,
hukuken tanınma ifadesinin yer almasını ve bu konuda net bir
takvim belirlenmesini istediğini yazdı.
AB
RUM YÖNETİMİNDEN YANA
Fileleftheros gazetesi AB ülkeleri arasındaki atmosferin, Rum
Yönetiminden yana değişmekte olduğunu da iddia etti ve Rum
yetkililerin en büyük destekçisi Fransanın yanı sıra diğer
üye ülkeler nezdinde, karşı deklarasyon taslağı için
yarından itibaren çok yoğun faaliyetlere
başlayacağını yazdı.
Gazeteye açıklamada bulunan güvenilir bir kaynak, karşı
deklarasyonda Ankaranın Kıbrıs Cumhuriyetini
tanıması gerektiği yönünde bir ifade yer almasının
ciddi bir olasılık olduğunu söyledi.
Bu arada Rum hükümet sözcüsü Kipros Hrisostomides, Ankaranın
Kıbrıs Cumhuriyetini tanımayı reddetmeye devam etmesi ve
Gümrük Birliği anlaşmasını eksiksiz uygulamaması
halinde müzakerelere başlayamayacağı tehdidini yineledi.
|
NTV
Güncelleme: 01:04 06 Eylül 2005 Salı
LEFKOŞA - Rum basını, Papadopulosun BM Genel Kurulu çalışmalarına katılmak üzere gideceği ABDde Genel Sekreter Kofi Annan ile görüşeceğini yazdı.
Rum
lider, Annandan takvim baskısı olmayan, ucu açık ve
önkoşullar içermeyen yeni bir çözüm süreci başlatmasını
isteyecek. Bu koşullar altında ve ön hazırlığı
iyi yapılmış bir çözüm sürecinde masaya oturmaya hazır
olduğunu ilan edecek olan Papadopulos, bu çerçevede Genel Sekreterden
yardımcısı Sir Prendergastı yeniden Kıbrısa
göndermesini de talep edecek.
Rum
liderin, Annanın atayacağı yeni Kıbrıs özel
temsilcisiyle işbirliği yapmaya hazır olduğu mesajı
vermesi de bekleniyor. Rum Kesimindeki gözlemcilere göre, gerçekte sorunun
çözümüyle ilgilenmeyen Papadopulos, Annana taktik gereği
görüşmelere hazır olduğu mesajını vererek
uluslararası topluluktan ve Türk tarafından gelecek olası
tepkileri göğüslemeyi planlıyor.
'Limanlar Rumlara açılsın' baskısı
6 Eylül, 2005 09:59:00 (TSİ) CNN TURK
Gümrük Birliği Ek Protokolünü imzalayan
ancak yayımladığı deklarasyonla Güney
Kıbrıs'ı tanımadığını bildiren Türkiye,
havaalanları ile limanlarını Rumlara açması için AB'nin
ısrarıyla karşı karşıya.
AB
Komisyonu, Türkiye'nin havaalanlarıyla limanlarını Rumlara
açması için iki mahkeme kararını emsal gösteriyor.
Bunlardan biri 16 mart 1983'te Avusturya'nın İtalya'nın transit
mallarına vergi koymasıyla ilgili ihtilaf, diğeri de 9
aralık 1997'de komisyonun Fransa aleyhine açtığı davada
alınan karar.
Bu davada komisyon Fransız çiftçilerin ithal malları engellemesine
Fransa'nın engel olmadığı suçlamasıyla dava
açmış ve kazanmıştı. Bu karar İspanya ve
İngiltere tarafından da desteklenmişti.
Lüksemburg'daki Avrupa Birliği Adalet Divanı, her iki olayda da
malların serbest dolaşımının hiçbir şekilde ve
gerekçe ile engellenemeyeceği kararını verdi.
AB Komisyonu şimdi bu iki kararı Türkiye'nin önüne koyarak, hukuki
açıdan limanlarıyla havaalanlarını Rumlara açması
gerektiğini savunuyor.
Buna karşılık Türkiye ihtilafın hukuki temelde ele alınmasına
karşı çıkmayacak. Diğer bir deyişle AB
Komisyonu'nun, mahkeme kararlarının netleştirilmesi
amacıyla Divan'a gitmesi halinde Türkiye muhalefet etmeyecek. Mahkeme
sürecinin iki yıl sürebileceği belirtiliyor.
Türkiye'nin deklarasyonu
3 ekimde AB ile müzakere masasına oturmaya hazırlanan Türkiye,
Gümrük Birliği'ni aralarında Güney Kıbrıs'ın da
bulunduğu 10 yeni üyeyle genişleten Ek Protokolü 29 temmuzda
onaylamış, ancak protokolü imzalamanın Kıbrıs Rum
kesimini tanıma anlamına gelmediğini bir deklarasyon ile
ilan etmişti.
Deklarasyonun içeriği:
·
Türkiye siyasi çözüm için kararlılığını
sürdürmektedir
·
Bu protokoldeki Kıbrıs Cumhuriyeti 1960'daki ortaklık
devleti değildir
·
Türkiye için Rum tarafı Kıbrıs Türk tarafını
temsil etmemektedir
·
Türkiye KKTC ile ilişkilerini değiştirmeyecektir
·
Türkiye bu Protokolle Kıbrıs Cumhuriyeti'ni herhangi bir
şekilde tanımış olmayacaktır
·
Kapsamlı çözümle birlikte Türkiye yeni oluşacak devlet ile
ilişkiler tesis etmeye hazırdır
AB deklarasyonu haftaya belli olacak
Geçtiğimiz hafta Türkiye'nin Kıbrıs deklarasyonuna yanıt
vermeyi kararlaştırılan Avrupa Birliği ise, karşı
deklarasyonun metni konusunda uzlaşamadı.
Galler'in Newport kentinde toplanan AB dışişleri bakanları
taslak metin üzerinde uzlaşamayınca görüşmeyi 7 eylüle
erteledi. AB Dönem Başkanı İngiltere'nin
Dışişleri Bakanı Jack Straw, taslak metin üzerinde
geniş bir kabul olduğunu ancak oybirliği sağlanamadığını
belirtti.
Son dönemde Türkiye'nin Güney Kıbrıs konusundaki duruşunu
netleştirmesi ve Rum kesimini tanıması yönündeki
baskılarını artıran Fransa'nın erteleme kararında
etkili olduğu belirtiliyor.
Jack Straw, 3 ekimde müzakerelerin başlamasının önünde bir engel
olmadığını söyledi. Basına sızan
taslağın içeriği ise şöyle:
·
AB, Türkiye'nin limanlarını ve havaalanlarını
Rumlara açmasını istiyor
·
AB, Türkiye'nin bu konudaki yükümlülüklerini 2006'da yerine getirip
getirmediğini izlemeye alacak
·
Türkiye'nin yükümlülüklerini yerine getirmemesi durumunda ilgili
başlıklarda müzakereler başlatılmayacak
·
Kıbrıs ile hukuki ilişkilerin en kısa zamanda
normalleştirilmesi ve Türkiye'nin Güney Kıbrıs'ı
tanıması dolaylı olarak isteniyor
·
Türkiye'nin Kıbrıs Deklarasyonu 'üzüntü verici' bulunurken,
bunun tek taraflı olduğu, Türkiye'nin yerine getirmesi gereken
yükümlülükleri hukuki olarak etkilemediği belirtiliyor.
Kıbrıs
Rum İmparatorluğu
Gündüz Aktan
RADIKAL 06/09/05
Sn. Erdoğan ve Sn.
Gül'ün AB'ye karşı tepkileri haklı. Türkiye'nin AB üyeliği
için bu kadar çaba göstermiş olan bu ikilinin sözlerine AB'nin kulak
vermesi lazım. Sabrın da bir sınırı var.
Bakın nereden nereye geldik. 17 Aralık belgesindeki olumsuz unsurlar
malum. 'Ucu açık süreç', 'tarım, yapısal politikalar ve serbest
dolaşım' gibi temel entegrasyon alanlarında derogasyonlar ile
AB'nin bizi 'mas etme kapasitesine' yapılan atıf, bize
'şartlı üyelik' öngörüyordu.
Türkiye, Gümrük Birliği'ni 10 yeni AB üyesine zaten teşmil
etmişti. 17 Aralık kararı, sırf Kıbrıs
Rumlarını tanıma sürecini başlatmak için, bu amaçla bir de
Ankara Anlaşması'na ek protokol yapılmasını
kararlaştırdı. Karar, 3 Ekim 2005'te müzakerelerin
başlamasını içermesine rağmen, bu açılardan kamuoyunda
sert biçimde eleştirildi.
Daha sonra müzakere çerçeve belgesinin ilk taslağı çıktı.
Taslakta, 17 Aralık kararına ilaveten, başka olumsuz unsurlar da
vardı. Bu belge de eleştirildi ve söz konusu olumsuzlukların
nihai metne girmemesi gerektiği vurgulandı.
Geçen hafta yapılan COREPER'de ve Newport AB dışişleri
bakanları toplantısı sırasında bu iki metindeki
olumsuzluklar aklımıza geldi mi? Nerede... Ek protokole ilişkin
deklarasyonumuza karşı AB'nin çıkaracağı deklarasyon
tüm dikkatimizi adeta karadelik gibi emdi.
AB müzakereyi iyi biliyor. Zaten bizimle veya herhangi bir aday ülkeyle
kıyaslanamayacak kadar güçlü bir pozisyondan müzakere ediyor.
Ayrımcı ve acımasız. Hafızasında verdiği
sözlerin yeri yok. Sonunda haklı olan da hep o.
Bizi Kıbrıs'la meşgul ederken, Fransa ve Avusturya müzakere
sürecinin ucunun açık olması, tam üyeliğimizin AB'nin mas etme
gücüne bağlanması ve imtiyazlı ortaklığın
müzakere çerçevesinde açıkça telaffuz edilmesini sağlamaya
çalışıyor.
Sürecin ucunun açık olması, Türkiye'nin tüm şartları yerine
getirse bile üye olamayabileceği anlamına geliyor. Yoksa
şartları yerine getirmeyenin üye yapılmamasını metinde
ayrıca belirmeye gerek yok.
Uzun müzakereler sonunda biz tüm şartları yerine getirsek bile, AB
kendi ekonomik durumu iyi olmadığı gerekçesiyle bizi mas
edemeyeceğini yani tam üye değil de, imtiyazlı ortak
yapacağını söyleyebilecek.
Oysa bizim AB standartlarını uygulamamız için yeterli mali
kaynak veremeyeceklerini yine kendileri itiraf ediyor. Yani biz kendi
kaynaklarımızla onların standartlarına ulaşacaksak,
zaten onların mas etme yükümlülüğü yok demektir. Türkiye bu bahanenin
arkasında din/kültür farkı dolayısıyla bizi reddetme
eğiliminin saklandığını bilmeli.
AB Kıbrıs'a ilişkin taleplerini 'hayatın gerçekleri' olarak
sunuyor. Rumlar Annan Planı'nı reddetmişse ne olmuş yani?
Onlar üye oldular bir kere. Karşı deklarasyona 'Türkiye
anlaşmalardan kaynaklanan yükümlülüklerini yerine getirir' diye bir hüküm
koyarlar. Böylece bizim GB'yi güneye yaymamız ve bu arada hava ve deniz
limanlarımızı Rumlara açmamız anlaşma yükümlülüğü
olur. Ama onların KKTC'nin tecridini kaldırmaya ilişkin
taahhütleri şifahi olduğu yani anlaşmalara geçmediği için
yerine getirilmeyebilir. Harika değil mi?
Bütün bunlara itiraz eder, hele sert çıkarsanız, hemen 'Aman
yapmayın! Üyeliğinize muhalif olanlar bunu sizin aleyhinize
kullanır' derler. 'Kıbrıs Rum İmparatorluğu'nun'
hariciye nazırı bile bizim deklarasyonumuzun imajımızı
bozmuş olmasından üzüntü beyan eder, bizi bayağı
duygulandırır.
1979'da BM Güvenlik Konseyi toplantısında Türkiye her zamanki gibi
Kıbrıs Rumlarına GKRY diye hitap ediyordu. Rum temsilci
Mavromatis buna kızdı. "150 BM üyesi bizi Kıbrıs
Cumhuriyeti olarak tanıyor. Sizin tanımamanız önemli
değil" dedi. Buna rahmetli büyükelçi Orhan Eralp'in o müthiş
İngilizcesiyle verdiği cevap hâlâ kulaklarımda:
"Kıbrıs sorunu bir aritmetik toplama işlemi değildir.
Bir cebir denklemidir. Bu denklemin 'x'i de Türkiye'dir. Tüm dünya sizi
tanısa bile Türkiye sizi tanımadıkça bu denklem çözülemez.
Şimdi kendinize isterseniz 'Kıbrıs Rum İmparatorluğu'
bile diyebilirsiniz". (Salonda gülüşmeler)
İmparatorluk AB'ye kutlu olsun!
Rumların
iki ana hedefi var
RADIKAL 06/09/05
YORGO
KIRBAKİ
ATİNA
- Yunanistan ve Kıbrıs Rum Yönetimi yarınki AB Daimi Temsilciler
(COREPER) toplantısında Türkiye'nin Rum Kesimi'ni
tanımadığına dair beyanına karşı deklarasyon
hakkındaki iki ana hedeflerini belirledi. Hedefler şunlar:
1. Türkiye'nin beyanının net bir dille kınanması.
2. Türkiye'nin Gümrük Birliği Ek Protokolü'nü uygulaması
amacıyla somut tedbirlerin deklarasyonda yer alması.
Atina ve Rumlar ikinci hedefi, Mayıs 2006'dan itibaren Türkiye'nin
limanlarını Rum gemi ve uçaklarına açma yükümlülüğüne
sokulması. Rum lideri Tasos Papadopulos, Antena-Cyprus televizyonuna,
"Bizim çabamız hem 30 Temmuz açıklamasının
geçerliliğini kaldıracak, hem de son dışişleri
bakanları toplantısında Britanya'nın
hazırladığı karşı deklarasyon
taslağını iyileştiren bir karar
çıkmasıdır" dedi.
Dipkarpaz'daki adımı geri çekeriz
Güney
Kıbrıs'ta, Dipkarpaz'daki okullarla aynı kriterleri
taşıyan ilkokul açılmasına yanaşmayan ve farklı
uygulama peşinde koşan Rum yönetimine Başbakan Soyer'den sert
tepki:
Dipkarpaz'daki
adımı geri çekeriz
ULUSLARARASI
ANLAŞMALARA UYUN... Rum tarafının "Türk ilkokulunu Rum
eğitim bakanlığı bünyesine alma" girişimine
Başbakan Soyer'den sert tepki geldi. Rum yönetimini, Türk
tarafının Dipkarpaz'da yaptığı gibi
"uluslararası anlaşmalara uygun davranmaya"
çağıran Soyer, "Biz de Rum eğitim
bakanlığının kontrolünde olan Dipkarpaz Rum ve Türk
ilkokulunu yasayla KKTC Eğitim Bakanlığı bünyesine
almayı değerlendirebiliriz" tehdidini ortaya attı
BAĞNAZ
TUTUMA İZİN VERİLMESİN... Soyer, Rum aydınlara ve AB
üyesi ülkelere seslendi: Aşırı milliyetçi, bağnaz Rum
Eğitim Bakanı'nın bu ilişkileri öldürmesine fırsat
vermesinler. Karpaz'da açılan Rum ilkokulu ve ortaokulunun
tartışmalı bir konuma düşürmesinler, Kıbrıs
Türkünün kendileri kadar insan olduğunu bilerek, güneyde de bu topluma ait
eğitim hakkını iade etsinler
Hüseyin
EKMEKÇİ
Başbakan
Ferdi Sabit Soyer, hükümetin Dipkarpaz Ortaokulu'nun faaliyetlerini
yürütmesinde tamamen uluslararası anlaşmalar ve 1960
anlaşmalarına göre hareket ettiğini söyleyerek, "Rumlar
aynısını yapmadığı gibi, faşizan uygulamalar
gündeme getiriyor. Böyle devam ederse, Rum ortaokulunu yasayla KKTC Milli
Eğitim Bakanlığı'nın bünyesine almamız gündeme
gelebilir" dedi.
Güney'de hakim
olan anlayışın halen bu esaslarda bir okul
açılmasını engellediğini ve direndiğini savunan Soyer,
"Rum milli eğitim bakanlığının Kıbrıs
Cumhuriyeti anayasasında, Annan Planı'nda, Gali Fikirler Dizisi ve
Cuellar belgesinde yer almayan bir şekilde, güneydeki Kıbrıs
Türk İlkokulu için kendi eğitim bakanlığı bünyesinde
bir tedbir almaya çalışmasını" faşizan bir
girişim olarak nitelendirdi.
Son günlerde
Limasol'da Türk ilkokulu açılması ile ilgili Rumlar tarafından
ortaya konulan tavrı KIBRIS okurları için değerlendiren
Başbakan Soyer, "Miloseviç'in Sırbistan'da, Jivkov'un
Bulgaristan'da yaptıklarından farklı değil"
benzetmesinde bulundu.
1960
anlaşması, Gali Fikirler Dizi, Cuellar Belgesi ve Annan
Planı'nda eğitimin taraflara devredildiğini ve ortak bir
eğitim bakanı olmadığını hatırlatan Soyer,
Dipkarpaz'daki uygulamada Türk tarafının attığı
adımın, Rumlar tarafından atılacak yeni bir adımla
desteklenmesi gerektiğine vurgu yaptı.
Eğitimde
yetki, kurucu devletlerde
1960
anayasasının her iki toplumun eğitim bakanlığı ve
eğitim sistemini kendi toplumsal yapısına göre cemaat
meclislerinin kontrolüne verdiğini anlatan Soyer, "Eğitimin
kurucu devletlere ait olduğunun" altını çizdi.
Kıbrıs
Cumhuriyeti'nde eğitim bakanlığı
olmadığını hatırlatan Soyer devamla şunları
söyledi:
"Bunları
dikkate alarak, Kıbrıs Türk halkı, sayın Talat
Başbakan iken, BM ile bir anlaşma yaptı. İradeye uygun
olarak Karpaz'da Kıbrıs Rum toplumuna ait ortaokul kurulması ve
bu okulun sevk ve idaresinden de Dışişleri
Bakanlığı'nın mesul olması karara bağlandı.
Biz bu
adımı attık ve gerçekleştirdik. Bu okulun müfredatı
güneydeki eğitim sistemine bağlı, güneydeki eğitim
otoritesinin yolladığı öğretmenlerle yönlendirilmektedir.
Bizim için
önemli olan, bu okullarda okutulan ders kitaplarında
Kıbrıslı Türklerin aleyhine olan şoven ve gerici
unsurların okutulmamasını sağlamaktır. Bu da yerine
getirilmektedir."
Bayrak krizi
Dipkarpaz Rum
Ortaokulu ve ilkokulun Kıbrıs Türk eğitim sistemi içerisinde yer
almaması nedeniyle okullarda bayrak olmadığını
söyleyen Soyer, "Bazı insanlar, bu okulun açılmasını
hazmedemedikleri için kendilerince bu işi yaptılar. Polis ve hükümet
de bununla ilgili tedbiri almıştır" dedi.
Dipkarpaz'da
bulunan yetkililerle bir araya gelerek konunun önemini
anlattıklarını söyleyen Soyer, "Bu durumun önemi de
kavranmıştır" ifadesini kullandı.
Kabul edilemez
Güneydeki
hakimiyetçi anlayışın, aldığı kararla Türk
ilkokuluna iki öğretmen atamayı, Türkçe bilen bir Rum öğretmeni
görevlendirmeyi ve kendi eğitim sistemi içine yerleştirmeyi
tasarladığını öğrendiklerini belirten Soyer
şunları söyledi:
"Kitapları
da kendileri saptayacak. Bunu asla kabul etmiyorum. Bu 1960 anayasasına da
Kıbrıs'ın iki toplumlu karakterine de aykırıdır.
Bu, Türkçe'yi
anayasaya göre resmi dil olarak AB muktesebatına koymayan ve
Kıbrıs'ı üniter temelde Elen karakterli bir yapı haline
döndürmeye çalışan hakimiyetçi tutumla aynıdır."
Dipkarpaz Rum
okulları
yeniden
değerlendirmeye alınabilir
Soyer, Rum
tarafının aynı tutumu sürdürmesi halinde,
Cumhurbaşkanı Talat ile bir araya gelerek, "yeni bir durum
değerlendirmesi" yapmak mecburiyetinde kalacaklarını
vurguladı.
Soyer,
"Dipkarpaz Rum okulları yeniden gözden geçirilip, başka kararlar
mı üretilecek?" sorusuna ise şu
karşılığı verdi:
Miloseviç ve
Jivkov mantığı...
"Rum
tarafı bu tutumunu devam ettirirse, bizim de tartışma
gündemimiz, yeni bir yasayla Rum ortaokulu ve ilkokulunu Türk eğitim
sistemi içine almak olacaktır.
Bunu
tartışacağız. Şu anda Karpaz'da kendine özgü bir
yasallık vardır. Rum toplumuna ve Kıbrıs Türk toplumuna ait
eğitim olmalıdır. Anadilde eğitim hakkını yok
etmeye çalışan gerici bir zihniyetle karşı
karşıyayız.
Faşizan
bir tutumla karşı karşıyayız. Bu mantık Miloseviç
ve Jivkov mantığından farklı değildir."
Dipkarpaz'da,
Türk tarafının sanlaşmaya sadık
kaldığını ve görevini yerine getirdiğini anlatan
Soyer, Rum idaresin in farklı davranışı devam ederse, yeni
bir anlayış geliştirmenin de kaçınılmaz
olacağını vurguladı.
Girişimler
sürüyor
Uluslararası
girişim yapılıp yapılmadığı konusunda da
Soyer şu ifadeleri kullandı:
"Her
yönden girişim yapıyoruz. Tüm dünya Kıbrıs Türk
halkının eğitim sisteminde ve tarih kitaplarında
yaptığı reformu takdirle karşılamaktadır.
Ama üzücüdür
ki, AB üyesi güney yönetimi okullarında Kıbrıslı Türkleri
şeytan gösteren eğitimini sürdürmekte ve reforma
yanaşmamaktadır."
Rum
aydınlar susuyor
Kıbrıs
Türk tarafında sivil toplum örgütlerinin hükümetin bu tür adımlar
atmasında önemli katkılar sağladığını
hatırlatan Soyer, "AKEL dahil Güney'de hiçbir ilerici kesimden
aynı hareketliliği göremiyoruz" dedi.
Soyer,
"Başta AKEL olmak üzere, hiçbir ilerici ve aydın Rum yönetiminin
gerici tavrına karşı tedbir almamaktadır" ifadesini
kullandı.
Soyer, sözlerinin
sonunda şu çağrıyı yaptı:
"Kıbrıs'ın
güneyinde ve kuzeyinde aklı başında olan insanlar, AB üyesi
ülkeler, hepsi de aşırı milliyetçi, bağnaz Rum eğitim
bakanının bu ilişkileri öldürmesine fırsat vermesinler.
Karpaz'da açılan Rum ilkokulu ve ortaokulunu tartışmalı bir
konuma düşürmesinler, Kıbrıs Türkünün kendileri kadar insan
olduğunu bilerek, güneyde de bu topluma ait eğitim hakkını
iade etsinler. Karpaz'daki statüde ilkokul açılması için
tavrımızı desteklesinler."
Fotoğraf
altı:
1.
Başbakan Ferdi Sabit Soyer, ilkokulla ilgili son gelişmeleri KIBRIS'a
değerlendirdi. Başbakanlık ofisinin bahçesi ile de özel olarak
ilgilenen Soyer, KIBRIS Gazetesi'nden Hüseyin Ekmekçi'nin sorularını,
bahçede yenen öğle yemeğinde cevapladı. Röportaj
sırasında, Başbakanlık Özel kalem Müdürlüğü'ne atanan
Erkut Şahali de hazır bulundu
2.
Dipkarpaz'daki Rum Ortaokulu, Kıbrıs Rum yönetiminin tavrı
nedeniyle yeniden öncelikli gündem arasında yer alıyor. Hükümet, Rum
yönetiminin tavrını sürdürmesi halinde, Rum Eğitim
Bakanlığı bünyesinde yürütülen sistemi, yasayla KKTC Eğitim
Bakanlığı'na bağlayabilir
KIBRIS 06/09/05
Taşkent
katliamı, BM'ye taşınıyor
MAHKEMEYE
VERİLECEK... 2006 Mart ayında Brüksel'de bir Türk günü düzenlemek
için faaliyetlerine başlayan İngiltere Kıbrıs Türk Örgütleri
Konseyi, 1974 Taşkent katliamının sorumluların
bulunması için şubat ayında da New York'a giderek, katliamdan
sorumlu tuttuğu Birleşmiş Milletleri mahkemeye vermeye
hazırlanıyor
Eylem ERAYDIN /
LONDRA
2006 Mart
ayında Brüksel'de bir Türk günü düzenlemek için faaliyetlerine
başlayan İngiltere Kıbrıs Türk Örgütleri Konseyi, 1974
Taşkent katliamının sorumluların bulunması için
Şubat ayında da New York'a giderek, katliamdan sorumlu tuttuğu
Birleşmiş Milletler'i mahkemeye vermeye hazırlanıyor.
İngiltere Kıbrıs
Türk Örgütleri Konseyi, Kıbrıs Türküne uygulanan haksız
ambargoların kaldırılması ve Rum kesiminin hukuksal
kimliğinin tam olarak tespitinin yapılması için yürüttüğü
çalışmaları hakkında bilgi vermek için bir basın
toplantısı düzenledi.
Toplantıda
konuşan konsey başkanı Ali Ratip Doğruer, önümüzdeki mart
ayında konseyin New York'taki Birleşmiş Milletler'e bir ziyaret
gerçekleştireceğini ve Brüksel'de de bir "Türk Günü"
düzenleyeceklerini söyledi.
Referandum
sonrası Kıbrıs Türküne verilen sözlerin halen yerine
getirilmediğini hatırlatan Doğruer, amaçlarının Türk
tarafının tanınması yönünde olmadığına
dikkat çekerek, "Türk tarafının hukuksal konumuyla ilgili
yapabileceklerimiz sınırlı olduğundan, uluslar arası
hukukta Rum tarafının hukuksal konumunun tam olarak
araştırılmasını istiyoruz. Rum hükümetinin hukuksal
kişiliği ne kadar geçerlidir. Bu anlamda Rum tarafına mahkeme
açamayacağımız için bu konuyu Birleşmiş Milletler'e
taşıyacağız" dedi.
Bu anlamda 1974
Taşkent katliamından sorumlu tuttukları Birleşmiş
Milletler'i mahkemeye vereceklerini belirten konsey yönetim kurulu üyesi Ahmet
Osam ve başkan Doğruer, bunun için köyün hukuksal temsilcileri olarak
Taşkent Action Community adı altında bir grup kurduklarını
kaydettiler.
Gelecek mart
ayında bu grup adına BM'de Taşkent'in hesabını sormak
için mahkeme açacaklarını vurgulayan konsey yetkilileri, 15
Ağustos 1974'te 83 Taşkentlinin Birleşmiş Milletler'in
emriyle silahlarını bırakıp, tutuklu bulundukları
sırada Rumlar tarafından katledilmesinin, BM'in sorumluluğunda
olduğunu ve bunun hesabını soracaklarını ifade
ettiler.
Amaçlarının
Taşkent olayını Birleşmiş Milletler'e
taşıyarak Kıbrıs Türküne yapılan
haksızlıklara bir an önce son verilmesi ve Rum hükümetinin hukuksal
kişiliğinin tam olarak ortaya çıkarılması
olduğunu söylenen Ahmet Osam, "Adayı temsil eden 2 taraf
olduğunun görülmesini ve bize referandum sonrası verilen sözlerin
tutmalarını istiyoruz." dedi.
Türk Günü
Konseyin
geçtiğimiz nisan ayında Avrupa Birliği parlamenterleriyle
yaptığı görüşmeler sonucu olumlu tepkiler
aldıklarını kaydeden başkan Ali Ratip Doğruer, bu
doğrultuda Brüksel'de bir "Türk Günü" düzenleyerek Avrupa'ya
Kıbrıs Türkünü daha iyi tanıtma fırsatı yakalayacaklarını
söyledi.
Düzenlenecek
Türk Günü için İngiltere ve Kıbrıs'taki tüm sivil toplum
örgütlerinden destek beklediklerini belirten başkan "
Kıbrıs sorunu hepimizin ortak sorunu . Bize yapılan
haksızlıklara karşı hep birlikte
çalışmalıyız" dedi.
KIBRIS 06/09/05
Rumlar, AB
dışişleri bakanları toplantısından memnun döndü
|
Güney
Kıbrıs Rum Yönetimi, İngiltere'nin Newport kentinde
gerçekleştirilen AB Dışişleri Bakanları Gayrı
Resmi Toplantısı'ndan memnun döndü. Rum
Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu, adaya dönüşünde
yaptığı açıklamada, havanın "çok lehte"
olduğunu belirterek, AB'nin, Türkiye'nin tek taraflı deklarasyonu
karşısında hazırladığı karşı
deklarasyon belgesinin, "Kıbrıs'ı memnun edecek
şekilde" değiştirileceğini savundu. Rum
basınında yer alan haberlere göre Yakovu, AB'de Türkiye'nin
yayınladığı deklarasyonunun Türkiye'ye zarar verdiği
ve karşı deklarasyon yayınlanması gerektiği
görüşünün hakim olduğunu söyledi. Yakovu, Türkiye lehine
konuştukları belirtilen ülkelerin de bulunduğunu ancak bunun
Kıbrıs tezlerine karşı konuştukları
anlamına gelmediğini söyledi. Türkiye-AB
arasındaki müzakere çerçevesi konusuna da değinen Yakovu, Rum
hükümetinin müzakere çerçevesi konusunda henüz tutumunu belirlemediğini
söyledi. |
KIBRIS 06/09/05
Karşı
deklarasyon taslağı masada
Avrupa
Birliğine üye ülkelerin Brükseldeki daimi temsilcileri, Türkiyenin
Kıbrıs deklarasyonuna verecekleri yanıtı üzerinde
çalışmayı sürdürüyor. Dönem başkanı İngiltere
karşı deklarasyon metnini bugün kesinleştirmeyi hedefliyor.
NTV
Güncelleme: 06:47 ET 07 Eylül 2005 Çarşamba
BRÜKSEL
- ABye üye ülkelerin daimi temsilcilerini bir araya getiren COREPER
toplantısı bugün Brükselde yapılıyor. Daimi temsilciler
toplantıda, Avrupa Birliği-Türkiye müzakere çerçeve belgesi ile
birliğin yayınlayacağı karşı deklarasyonu görüşüyor.
Türkiye saatiyle 11.00de başlayant oplantıda, AB dönem
başkanlığını üstlenen İngiltere, karşı
deklarasyonun ilk taslağını üye ülkelere sundu.
İngiltere deklarasyonun taslak metninde, Türkiyenin Kıbrıs Rum
Kesimini tanıması gerektiği yönünde bir ifadeye yer vermedi.
Metinde Türk limanlarının Rum gemilerine açılması ile
ilgili kesin bir tarih de yer almıyor.
Ancak Kıbrıs Rum Kesimi ve Yunanistan metne, en azından Türk
limanlarının 2006 yılı sonuna kadar açılması
gerektiğine dair bir madde konmasını için bastırıyor.
İngiltere, Almanya ve İtalya gibi ülkeler ise bu konuda daha
muğlak ifadeler kullanılmasından yana. Dönem Başkanı
İngiltere, karşı deklarasyonun metni üzerinde bugün net bir
anlaşma sağlamak için çaba sarfediyor.
MÜZAKERE
ÇERÇEVE BELGESİ GÖRÜŞMELERİ ERTELENDİ
Müzakere çerçeve belgesi ile ilgili görüşmeler ise 14 Eylüle ertelendi.
19 ülke, müzakere çerçeve belgesinin olduğu gibi kalmasını
savunurken, aralarında Fransa, Hollanda ve Yunanistanın da
bulunduğu 6 ülke, belgede değişiklikler yapılmasını
talep ediyor.
Dönem başkanı İngilterenin toplantıda, müzakere çerçeve
belgesini resmen onaylamak üzere, 26 Eylül tarihinde olağanüstü
dışişleri bakanları toplantısı düzenlenmesi için
talepte bulunması da bekleniyor.
Rumlar
karşı deklarasyonu bekliyor
Rum
yönetimi, bugün Brükselde yapılacak daimi temsilciler komitesi
toplantısından, Ankaranın Rum Kesimini
tanımadığını ilan eden deklarasyonuna
karşılık, güçlü bir karşı deklarasyonun
çıkmasını bekliyor.
NTV
Güncelleme: 09:36 TSI 07 Eylül 2005 Çarşamba
LEFKOŞA
- Rum Yönetimi sözcüsü Kipros Hrisostomides, İstediklerimizin büyük bir
kısmını alabiliriz, uygun koşullar oluştu dedi.
Rum sözcü, Baskıların sürmesi halinde AB perspektifinden
vazgeçilebiliriz yönündeki açıklamaları ise, Türkiye iyi niyetli
yaklaşımlara, şantajla karşılık verdi sözleriyle
değerlendirdi. Rum sözcü, bunun Avrupai olmayan bir tutum olduğunu da
belirtti.
Rm Temsilciler Meclisi Başkanı Dimitris Hristofyas da,
Ankaranın imzaladığı Gümrük Birliği protokolünün, Rum
gemilerinin Türk limanlarına kabul edilmesi ve bunun uzantısı
olarak Kıbrıs Cumhuriyetinin tanınması anlamına
geldiğini savundu.
'Karşı deklarasyon' AB masasında
7 Eylül, 2005 09:36:00 (TSİ) CNN TURK
Avrupa Birliği'nin üzerinde anlaşma
sağlayamadığı, Kıbrıs konusunda Türkiye'ye
karşı deklarasyon bugün Brüksel'deki daimi büyükelçiler
toplantısında yeniden ele alınacak.
Taslak
metinde, AB, Türkiye'den Ek Protokol'ün tam olarak, hiçbir üyeye
ayrımcılık yapmadan uygulanmasını ve malların
serbest dolaşımı ile ulaşım
kısıtlamalarının kaldırılmasını
beklediğini belirtiyor.
Bu ifade ile Türkiye'den limanlarını ve havaalanlarını
Rumlara açması isteniyor.
Taslakta, "AB, Türkiye yükümlülüklerini yerine getirmediği sürece
ilgili başlıklarda müzakerelerin
başlayamayacağını hatırlatır" deniliyor ve
Türkiye tüm üye ülkelerle ilişkilerini en kısa sürede hukuki olarak
normalleştirmelidir" ifadesi kullanılıyor.
Bu cümleyle Türkiye'den dolaylı olarak Güney Kıbrıs'ı
tanıması isteniyor.
Fransa'nın bu metnin içine Türkiye'nin limanlarını Rumlara
açması konusunda bir takvim belirlemesini, muhtemelen bu tarihin de 2006
sonu olmasını talep etmesi bekleniyor.
Fransa ayrıca Müzakere Çerçeve Belgesi'nde de Türkiye'ye, üyeliğin
yanısıra imtiyazlı ortaklığın da bir seçenek
olarak sunulmasını isteyecek.
"AB sözlerini tutmalı"
Devlet Bakanı Ali Babacan, AB'nin ortak değerlerinin 'ahde vefa'
ilkesi ile tavizsiz bir biçimde uygulanması ve Türkiye'ye verilen sözlerin
yerine getirilmesi gerektiğini söyledi.
'Türkiye'nin Yıldız Şehirleri' konferansında konuşan
Ali Babacan, ''beklentimiz, tüm şartları ve tüm sözlerini dürüst
şekilde yerine getirmiş bir Türkiye'nin, yine kendisine söz
verildiği gibi 3 ekimde müzakere sürecine başlamasıdır''
dedi.
İtalya'dan destek
İtalya Dışişleri Bakanı Gianfranco Fini, Avrupa
Birliği'nin müzakerelere başlamak için Türkiye'ye yeni koşullar
getirmemesi gerektiğini söyledi.
Fini, Yunan Dışişleri Bakanı Petros Molivyatis ile
görüşmesinin ardından yaptığı açıklamada, "3
ekim öncesi Ankara'nın önüne yeni şartlar getirmek doğru olmaz.
Çünkü Türkiye'nin müzakerelere başlamak için gereken kriterleri yerine
getirdiği konusunda Konsey'de uzlaşıldı" diye
konuştu.
Türkiye'nin müzakerelere başlamaya hazır olduğunu söyleyen Fini,
"müzakereler başlayana kadar Türkiye'den Kıbrıs Rum
Kesimi'ni tanıması istenmemeli" dedi.
Moliviyatis ise yaptığı açıklamada, İtalya ile
Yunanistan'ın üyesi oldukları tüm uluslararası
teşkilatlarda ve AB içinde tam bir işbirliği içinde
olduklarını belirterek, ''AB'nin genişlemesi, Türkiye'nin AB
süreci ve BM reformları konularında İtalya ile hemfikiriz'' diye
konuştu.
Karşı deklarasyon tartışmaları
Geçtiğimiz hafta Türkiye'nin Kıbrıs deklarasyonuna yanıt
vermeyi kararlaştırılan Avrupa Birliği, karşı
deklarasyonun metni konusunda uzlaşamadı.
Galler'in Newport kentinde toplanan AB dışişleri bakanları
taslak metin üzerinde uzlaşamayınca görüşmeyi 7 eylüle
erteledi. AB Dönem Başkanı İngiltere'nin
Dışişleri Bakanı Jack Straw, taslak metin üzerinde
geniş bir kabul olduğunu ancak oybirliği
sağlanamadığını belirtti.
Son dönemde Türkiye'nin Güney Kıbrıs konusundaki duruşunu
netleştirmesi ve Rum kesimini tanıması yönündeki
baskılarını artıran Fransa'nın erteleme kararında
etkili olduğu belirtiliyor.
Jack Straw, 3 ekimde müzakerelerin başlamasının önünde bir engel
olmadığını söyledi. Basına sızan
taslağın içeriği ise şöyle:
·
AB, Türkiye'nin limanlarını ve havaalanlarını
Rumlara açmasını istiyor
·
AB, Türkiye'nin bu konudaki yükümlülüklerini 2006'da yerine getirip
getirmediğini izlemeye alacak
·
Türkiye'nin yükümlülüklerini yerine getirmemesi durumunda ilgili
başlıklarda müzakereler başlatılmayacak
·
Kıbrıs ile hukuki ilişkilerin en kısa zamanda
normalleştirilmesi ve Türkiye'nin Güney Kıbrıs'ı
tanıması dolaylı olarak isteniyor
·
Türkiye'nin Kıbrıs Deklarasyonu 'üzüntü verici' bulunurken,
bunun tek taraflı olduğu, Türkiye'nin yerine getirmesi gereken
yükümlülükleri hukuki olarak etkilemediği belirtiliyor
|
KIBRIS DEKLARASYONU |
|
3 ekimde AB ile müzakere masasına oturmaya hazırlanan
Türkiye, Gümrük Birliği'ni aralarında Güney
Kıbrıs'ın da bulunduğu 10 yeni üyeyle genişleten Ek
Protokolü 29 temmuzda onaylamış, ancak protokolü imzalamanın
Kıbrıs Rum kesimini tanıma anlamına gelmediğini bir
deklarasyonla ilan etmişti.
|
CNN TURK 07/09/05
|
AB'nin karşı deklarasyonu hazır |
|
|
Türkiye'nin
Kıbrıs deklarasyonunun ardından ABnin yayınlamaya
hazırlandığı karşı deklarasyonun son
taslağını tamamladı. Taslakta Türkiyenin
imzaladığı ek protokolü tam olarak uygulayıp
uygulamacağının 2006 yılında gözden
geçirileceği ifade edildi. İşte
İngilterenin hazırlıdığı son taslak metin: -Türkiyenin
imzaladığı Ankara Antlaşması Ek Protokolü ile ilgili
olarak, imza sırasında Kıbrıs Cumhuriyeti ile ilgili bir
deklarasyonda bulunma ihtiyacı hissetmesini üzüntüyle
karşılıyoruz. -Bu
deklarasyon tek taraflıdır, Protokolün bir parçasını
oluşturmamaktadır ve Türkiyenin yükümlülükleri üzerinde herhangi
bir yasal etkisi yoktur. -AB, Ek
Protokolün tam olarak, ayrım yapılmaksızın
uygulanmasını ve malların serbest dolaşımı
üzerindeki, ulaştırma araçları ile ilgili olanlar dahil tüm
zorlukları ortadan kaldırmasını beklemektedir. Türkiye
Protokolü AB üyesi tüm ülkeleri kapsayacak şekilde
uygulamalıdır. -Türkiye
sözleşmeden kaynaklanan yükümlülüklerini yerine getirmedikçe müzakere
başlıklarının açılması söz konusu
değildir. -Kıbrıs
Cumhuriyeti 1 Mayıs 2004 tarihi itibariyle ABnin bir üyesidir. AB
uluslararası hukuk çerçevesinde yalnızca Kıbrıs
Cumhuriyetini devlet olarak tanıdığının
altını çizer. -AB
Türkiye ile tüm AB üyesi ülkeleri arasındaki ilişkilerin en
kısa sürede "de jure" (hukuki) olarak
normalleştirilmesine verdiği önemi vurgular. -Türkiyenin
BM Genel Sekreterinin çabaları çerçevesinde Kıbrıs sorununun
kapsamlı çözümü doğrultusundaki çabaları destekleme
taahhüdünün devam ettiğine dikkati çeker; kalıcı çözümün
barış, istikrar ve uyumlu ilişkilere katkıda
bulunacağı konusunda hemfikir olduğunu belirtir. -AB
yukarıda belirtilen hususları katılım süreci çerçevesinde
hazırlanan Komisyon raporları vasıtasıyla takip edecek ve
2006 yılında gözden geçirecektir. |
|
HURRIYET 07/09/05
|
İngiltere, Türkiye toplantısı istiyor |
|
|
AB Dönem Başkanı İngilterenin 18 Eylülde AB Bakanlar Konseyini toplayarak Türkiye için hazırlanan müzakere çerçeve belgesinin onaylanmasını istediği belirtildi. AB Haberde
yer alan bir habere göre, Türkiye konosunda AB içinde giderek artan
görüş ayrılıkları İngiltereyi Birlik içinde bir
çıkış yol bulmaya itti. İngiltere,
bu açmazdan kurtulmak içn de Türkiye için özel bir Konsey
toplantısı yapmayı ve tartışmalara son noktayı
koymayı planlıyor. Ancak plan tam olarak kesinleşmiş
değil, çünkü diğer AB ülkelerinin de olumlu görüş belirtmesi
gerekiyor. (aa) |
|
HURRIYET 07/09/05
AB karşı deklarasyonunun son
taslağı belli oldu
AB Dönem Başkanı İngiltere,
karşı deklarasyonunun son taslağını
hazırladı. Rumların ve Yunanların taslaktan memnun
olmadığı ifade ediliyor.
AB Haberde yer alan taslakta, Türkiyenin
imzaladığı ek protokolün tam olarak uygulanıp
uygulanmadığının 2006 yılında takip edilip gözden
geçirileceği ifade edildi.
Taslakta ayrıca, Türkiyenin
sözleşmeden kaynaklanan yükümlüklerini yerine getirmeden müzakere
başlıklarının açılmasının söz konusu
olmadığı belirtildi.
İşte İngilterenin
hazırlıdığı son taslak metin:
"-Türkiyenin imzaladığı
Ankara Antlaşması Ek Protokolü ile ilgili olarak, imza
sırasında Kıbrıs Cumhuriyeti ile ilgili bir deklarasyonda
bulunma ihtiyacı hissetmesini üzüntüyle karşılıyoruz.
-Bu deklarasyon tek taraflıdır,
Protokolün bir parçasını oluşturmamaktadır ve Türkiyenin
yükümlülükleri üzerinde herhangi bir yasal etkisi yoktur.
-AB, Ek Protokolün tam olarak, ayrım
yapılmaksızın uygulanmasını ve malların serbest
dolaşımı üzerindeki, ulaştırma araçları ile
ilgili olanlar dahil tüm zorlukları ortadan kaldırmasını
beklemektedir. Türkiye Protokolü AB üyesi tüm ülkeleri kapsayacak şekilde
uygulamalıdır. AB tam uygulamayı 2006 yılında
yakından izleyecek ve değerlendirecektir.
-Türkiye sözleşmeden kaynaklanan
yükümlülüklerini yerine getirmedikçe müzakere başlıklarının
açılması söz konusu değildir.
-Kıbrıs Cumhuriyeti 1 Mayıs 2004
tarihi itibariyle ABnin bir üyesidir. AB uluslararası hukuk çerçevesinde
yalnızca Kıbrıs Cumhuriyetini devlet olarak
tanıdığının altını çizer.
-AB Türkiye ile tüm AB üyesi ülkeleri
arasındaki ilişkilerin en kısa sürede "de jure"
(hukuki) olarak normalleştirilmesine verdiği önemi vurgular.
-Türkiyenin BM Genel Sekreterinin
çabaları çerçevesinde Kıbrıs sorununun kapsamlı çözümü
doğrultusundaki çabaları destekleme taahhütünün devam ettiğine
dikkati çeker; kalıcı çözümün barış, istikrar ve uyumlu
ilişkilere katkıda bulunacağı konusunda hemfikir
olduğunu belirtir.
-AB yukarıda belirtilen hususları
Katılım süreci çerçevesinde hazırlanan Komisyon raporları
vasıtasıyla takip edecek ve 2006 yılında gözden
geçirecektir."
MILLIYET 07/09/05
AB'de Türkiye'ye
'karşı-deklarasyon günü'
BBC TÜRKÇE
Avrupa Birliği'ne üye ülkelerin
Brüksel'deki daimi temsilcileri bugün Türkiye'nin Gümrük Birliği uyum
protokolünü imzalarken yayımladığı deklarasyona yanıt
verecek. Türkiye, deklarasyonda, Kıbrıs Cumhuriyeti'ni
tanımadığını ilan etmişti.
Avrupa Birliği'nin
karşı-deklerasyonuna, Türkiye'nin limanlarını, 2006
yılı sonuna kadar Rum bandıralı gemilere açması
yönündeki bir çağrının da eklenmesi bekleniyor.
Brüksel'den gazeteci Zeynel Lüle,
Kıbrıs'ın, limanların açılması konusunda Avrupa
Birliği'nin tam desteğini almış göründüğünü söylüyor.
Zeynel Lüle ayrıca, Avrupa Komisyonu'nun
daha önce bu konunun Ankara için kırmızı çizgi olduğunu
belirtmesine de dikkat çekiyor.
Öte yandan Avrupa Birliği'ne üye ülkelerin
Brüksel'deki daimi temsilcilerinin bugünkü toplantılarında
ayrıca, Türkiye'nin müzakere çerçeve belgesini de görüşmesi
bekleniyor.
Fransa, Hollanda ve Yunanistan, belgede
bazı değişiklikler yapılmasını talep ederken,
dönem başkanı İngiltere buna direniyor.
Avrupa Birliği'nin, müzakere çerçeve
belgesinin onayı için de bir toplantı tarihi belirlemesi gerekiyor.
Ankara onay sürecinin uzamasından son
derece rahatsız.
Kaygı duyulan ihtimal ise belgeye yeni
koşullar anlamına gelecek eklemelerin yapılması.
MILLIYET 07/09/05
Chirac:
Karşı beyan şart
AB, Türkiye'nin
Kıbrıs beyanına karşı deklarasyonu bugün
netleştiriyor. Hasta yatağından Schröder'e telefon açan Chirac,
'Karşı beyan yayımlanmalı' dedi
RADIKAL 07/0
BRÜKSEL - Türkiye'nin 3
Ekim'de AB ile tam üyelik müzakerelerine başlaması önündeki son engel
olarak görülen Gümrük Birliği Ek Protokolü'nü Kıbrıs Rum
Yönetimi'nin tanımadığını belirten beyan
eşliğinde imzalaması karşısında AB de
yanıtını bugün veriyor. ABD dışişleri
bakanlarının geçen hafta Newport'taki gayriresmi toplantıda
netleştiremeyerek bugünkü daimi temsilciler (COREPER)
toplantısına erteledikleri karşı deklarasyonda, Türkiye'nin
Kıbrıs beyanı karşısında üzüntü dile getirilerek,
gümrük birliği protokolünün tüm AB ülkelerine tam manasıyla ve
ayrım yapılmadan uygulanması ve Kıbrıs Rum
Yönetimi'yle ilişkilerin en kısa sürede normalleştirilmesinin
talep edilmesi bekleniyor.
AB Konseyi'nin hukuk birimleri ise müzakereler başlar başlamaz bu
talepte bulunmanın 'hukuki değil siyasi' olduğunu üye ülkelere
iletti. Hukuk birimleri ayrıca, Türkiye'nin müzakerelere başlayarak
'Kıbrıs'ı 'de facto' olarak tanımış
olacağı görüşünde.
45 dakika
konuştular
Son dönemde Türkiye'nin Kıbrıs Rum Yönetimi'ni tanıması,
hava ve deniz limanlarını Rum bandıralı gemilere
açmasının 'yılmaz savunucusu' Fransa'nın
Cumhurbaşkanı Jacques Chirac da, bugünkü toplantı öncesinde
hasta yatağında boş durmadı. Gözünü etkileyen bir damar
sorunu nedeniyle hastanede tutulan ve Almanya Başbakanı Gerhard
Schröder ile bugünkü buluşmasını iptal eden Chirac
muhatabıyla telefonla görüştü. Chirac 45 dakikalık
görüşmede, Schröder'e Türkiye'nin Kıbrıs beyanına
karşı mutlaka bir deklarasyon çıkarılması
gerektiğini iletti.
'Türkiye,
Kıbrıs'ı tanıyacak'
"Müzakerelerin başlaması için Kıbrıs'ın
tanınması koşulu sürülemez" diyen Britanya'nın Güney
Kıbrıs Yüksek Komiseri Peter Millett ise, müzakerelerin
başlamasının ardından Türkiye'nin 'Kıbrıs
Cumhuriyeti'ni tanıyacağını söyledi. Milett,
"Tanıma olmazsa, süreç boyunca büyük problemler çıkar.
Kıbrıs kenara itilemez" dedi.
COREPER toplantısı öncesinde İtalya'dan ise destek mesajı
geldi. İtalya Dışişleri Bakanı Gianfranco Fini, dün
Yunan Dışişleri Bakanı Petros Molivyatis ile görüşmesi
sonrası 3 Ekim'de müzakerelerin başlaması için yeni şartlar
öne sürülmeyeceğini söyledi. "AB liderleri, 17 Aralık'ta
Türkiye'nin şartları yerine getirdiğinde
uzlaşmıştı" diyen Fini, "Üye olana dek geçecek
uzun sürede, en aşikâr olan Kıbrıs'tan başlamak üzere tüm
sorunlar çözülecektir. Türkiye, Kıbrıs'ın
tanınmasındaki gibi çözümü sonsuza dek erteleyemeyeceği sorunlar
olduğunun farkında olmalı" ifadelerini kullandı.
(Dış Haberler)
Atina'dan
Nazilere engel
RADIKAL 07/09/05
YORGO
KIRBAKİ
ATİNA
- Yunan hükümeti, hem insan hakları örgütlerinin tepkileri hem de
Türkiye'nin duyduğu rahatsızlığı dile getirmesi
üzerine, aşırı sağcı örgüt 'Altın Şafak ve
Avrupa'daki Neo-nazilerin 16-18 Eylül tarihlerinde Mora Yarımadası'ndaki
Meligala mevkisinde düzenlemeyi planladıkları Türkiye aleyhtarı
'kin festivali' için nihayet tavır koydu. Hükümet Sözcüsü Teodoros
Rusopulos, 'Türkiye Avrupa'dan dışarı' sloganıyla düzenleneceği
basına yansıyan etkinlikle ilgili bilgilerin
doğrulanmadığını, resmi makamlara da başvuru
yapılmadığını belirterek, "Hükümet, bu tip
ırkçılığı kışkırtan gösterileri
kınamaktadır" dedi. Hükümetin anayasa ve yasaların
örgördüğü tüm tedbirleri alacağını kaydeden Rusopulos,
"Böylesi gösterilerin düzenlenmesi kabul edilmez" diye konuştu.
Rusopulos, bir soru üzerine, hükümetin 'kin festivali'nin düzenlenmesini
engellemeye çalışacağını da sözlerine ekledi.
Türkiye'nin Atina büyükelçiliği yetkililerinin de festival ile ilgili
haberlere değinerek, Yunan yetkililere sözlü olarak
rahatsızlıklarını ilettiği öğrenildi.
İhalede yine yokuz
Girne çevre
yolu için Ankara'da ikinci kez açılan ihaleye KKTC'deki müteahhitler
katılamıyor
İhalede
yine yokuz
MÜTEAHHİTLER
RAHATSIZ Girne trafiğinin rahatlatılması için bir süreden beri
gündemde olan Girne çevre yolu yapımı konusunda, Ankara'da ikinci kez
açılan ihaleye KKTC'deki müteahhitler katılamıyor. Yerli
müteahhitlerin de katılmasına olanak tanınan ihale
dosyasında belirtilen "keşif bedeli ve teminat mektubu"
KKTC'deki müteahhitlerin önünü kapadı. İnşaat Müteahhitleri
Birliği Başkanı Gürcafer yerli müteahhitlerin gelişmelerden
rahatsız olduğunu söyledi
"TC'Lİ
MÜTEAHHİTLER YASA DIŞI İŞLER YAPIYOR" İnşaat
Müteahhitleri Birliği Başkanı Cafer Gürcafer, yerli
müteahhitlerin fiyatının TC'li müteahhitlerden daha pahalı
olduğu yönünde eleştiriler yapıldığını
belirterek TC'li müteahhitlerin aşırı derecede indirim
yaptığını ve bu indirimden dolayı
uğradıkları zararı telafi edebilmek için yasal olmayan
yollara baş vurduklarını iddia etti
Fazile KÖLE
Girne
trafiğinin rahatlatılması için bir süreden beri gündemde olan
Girne çevre yolu yapımı konusunda, Ankara'da ikinci kez açılan
ihaleye KKTC'deki müteahhitler katılamıyor.
TC
Karayolları Genel Müdürlüğü'nce açılan ihale dosyasında, KKTC'deki
müteahhitlerin de ihaleye katılmasına olanak tanında, ancak
ihale dosyasında belirtilen "Keşif bedeli ve teminat
mektubu" KKTC'deki müteahhitlerin önünü kapadı.
İhale
dosyasında "Kullanılmamış teminat mektubu yerli ve
yabancı bankalardan alınacak belgeler" ve "Teklif edilen
bedelin % 80 oranından az olmamak üzere tek sözleşmeye ilişkin
iş deneyim belgesi" maddelerinin yerli müteahhitlere engel
olması rahatsızlık yarattı.
Konuyla ilgili
bilgi veren İnşaat Müteahhitleri Birliği Başkanı Cafer
Gürcafer, yerli müteahhitlerin ihalenin KKTC'de açılmasını talep
ettiği, ancak ikinci kez yine Türkiye'de açılan ihaleye
katılamayacağını söyledi.
Gürcafer,
ihalenin KKTC'deki müteahhitlerin de katılımını ön
gördüğünü, ancak dosyada istenilen keşif bedeli ve teminat mektubunun
yerli müteahhitlere engel teşkil ettiğini anlattı.
"Kıbrıslı
müteahhitlerin fiyatları Türkiyeli müteahhitlerden çok yüksektir"
yönünde eleştiriler de olduğunu kaydeden Gürcafer, Türkiye'de
açılan ihalelerde bunun gerekçe olarak gösterildiğini belirtti.
Gürcafer,
Kıbrıs'taki ihalelere katılan TC'li müteahhitlerin yasal olmayan
iş yaparak fiyatlarını düşük gösterdiğini iddia etti.
Keşif
bedeli ve
teminat mektubu
engel
Cafer Gürcafer,
Kıbrıs'lı bir müteahhidin ihaleye katılabilmesi için, ihale
keşif bedelinin yüzde 80 oranından az olmamak üzere tek
sözleşmeye ilişkin iş deneyim belgesi göstermesi
gerektiğini belirtti,
Gürcafer ihale
tutarı 15 trilyon ise yerli müteahhitlerin 12 trilyonluk iş bitirmesi
gerektiğini, ancak yerli müteahhitlerin ifade edilen miktarda
yapılmış bir işinin bulunmadığını
anlattı.
İhale
dosyasında istenilen teminat mektubu yönünden de yerli müteahhitlerin
sıkıntı çektiğini belirten Gürcafer, yerli bankalardan
alınmış teminat mektubunun Türkiye'de kabul edilmediğini kaydetti.
Türkiye'deki
bir bankadan alınması istenen mektup için yerli müteahhitlerin nakit
para yatırması gerektiğine dikkat çeken Gürcafer, Türkiye
bankalarının burada gösterilen ipotekleri de kabul etmediğini
anlattı.
Müteahhitler
Birliği Başkanı Gürcafer söz konusu iki madde nedeniyle yerli
müteahhitlerin yapımına talep olduğu yol ihalesine
katılamadığını söyledi.
TC'li
müteahhitler yasal
olmayan iş
yapıyor
"Kıbrıslı
müteahhitlerin fiyatları Türkiyeli müteahhitlerden çok yüksektir"
yönünde eleştiriler yapıldığını belirten
İnşaat Müteahhitleri Birliği Başkanı Cafer Gürcafer,
Türkiye'de açılan ihalelerde bunun gerekçe olarak gösterildiğini
iddia etti.
Türkiye'de
iskalasyon sistemi olduğu için işin bitişinde devletin cebinden
çıkan toplam paranın Kıbrıslı müteahhitlerin
işleriyle kıyaslandığında çok fazla olduğunu
kaydeden Gürcafer, TC'li müteahhitlerin aşırı derecede indirim
yaptığını ve bu indirimden dolayı uğradıkları
zararı telafi edebilmek için yasal olmayan yollara baş
vurduklarını iddia etti.
Gürcafer
şunları söyledi:
"Devlet
TC'den gelen müteahhitlere taş ocağı tahsis ediyor. Bu taş
ocağından elde ettikleri akregayı TC'li müteahhitler hiçbir
vergi ödemeden alırlar ve sadece yolla ilgili kullanmaları gereken
akregayı iç piyasaya da sunarlar. İkinci olarak fonsuz akaryakıt
alırlar ve birlik olarak akaryakıtı da kaçak olarak
sattıklarını tespit ettik.
Bunlara
ilaveten TC'li müteahhitlere kendi sanat yapılarını yapmak için
beton şantiyesi izni ve özel fiyata fonsuz gümrüksüz çimento alma
imkânı verilir.
Bu çimentoyu
devlet tarafından tahsis edilen taş ocağını da
kullanarak beton yapıp bunu da iç piyasaya sürerler. Bu tür işleri
yaparak o ilk anda göstermelik düştükleri indirimi telafi etmeye
çalışırlar. Tabi bu bizim piyasamıza ve bu alandaki sektöre
ayrı bir zarar verir."
Gürcafer, yerli
müteahhitlerin akaryakıta, mazota, ham maddeye ve işçilerinin
sigortasına yaptığı yatırımın belli
olduğunu ve maliyetin buna göre
çıkarıldığını kaydetti. TC'li müteahhitlerin
ifade edilen ihtiyaçlarla ilgili yükümlülüğü
olmadığını anımsatan Gürcafer, bunun sonucunda indirim
yaptığını ve açığını kapatmak için de
yasal olmayan yollara baş vurduğunu iddia etti.
İhale 15
Eylül'de
kapanıyor
15 Eylül'de
kadar teklif kabul edilen çevre yolu, Girne Nurettin Ersin Paşa Camii'nin
arkasından başlayıp Yavuz Çıkartma Anıtı
bölgesinden geçip, halen kullanılmakta olan yola uzanarak Alsancak
kavşağına kadar gidecek. Kullanımı devam eden yol
üzerinde de, yol genişletme çalışmaları yapılacak.
Yeni çevre
yolu, Karaoğlanoğlu ve Zeytinlik köylerinin üst kısmından,
Edremit ve Karaman köylerinin ise alt kısmından geçecek. Söz konusu
köylere ve Girne merkezine gitmek isteyen araçlar, trafik yönünden herhangi bir
sıkışıklık yaşamaması için çevre yolunda,
köprülü kavşakların da bulunması öngörülüyor.
Dört
şeritli olması planlanan yeni çevre yolu, Girne'nin tamamen
dışından geçecek ve Lefkoşa istikametinden gelen
araçların yola girişini sağlayacak bir de alt geçit
yapılacak.
İhalenin
kapanmasının ardından yolun 2 yıl içerisinde
tamamlanması hedefleniyor. Girne Trafiğini rahatlatmak amacıyla
gündeme gelen çevre yolunun 2007'de bitmesi bekleniyor.
KIBRIS 07/09/05
Tony Angastiniotis, Rumların Türklere yönelik
katliamlarını konu alan "Kanın Sesi"
kitabını tanıttı
|
Tony
Angastiniotis, Rumların Türklere yönelik katliamlarını konu
alan "Kanın Sesi" kitabını tanıttı ve Rum
tarafında aldığı tepkilerden yakındı: Korku
içinde yaşıyorum Kıbrıslı
Rumların Kıbrıslı Türklere yönelik
katliamlarını konu alan "Kanın Sesi-Yeşil Hat'ta
Sıkışıp Kalmak" kitabının Kıbrıslı
Rum yazarı Tony Angastiniotis düzenlediği bir basın
toplantısıyla kitabını tanıttı. Dış
Basın Birliği'nde gerçekleşen ve Rumların Türklere
yönelik katliamlarını konu alan kitabın
tanıtılacağı toplantıya Türk basını
yoğun ilgi gösterirken, çağrılı olmalarına
rağmen Rum basını Angastiniotis'e tepkisini toplantıya
gelmeyerek gösterdi. Tony
Angastiniotis toplantıda yaptığı konuşmada, adada 4
çeşit insan bulunduğunu, bunların "Rumları seven
Türkler", "sevmeyen Türkler", "Türkleri seven
Rumlar" ve "sevmeyen Rumlar" diye
ayrıldığını dile getirerek, kendisinin hiçbir gruba
dâhil olmadığını, kendisinin
"Kıbrıs'ı seven bir insan" olduğunu söyledi. "Barışa
bir şans verelim, tek halk olalım" diyen Angastiniotis,
Kıbrıslı olan birinin ne bir taraftan ne de diğer taraftan
olmaması gerektiğini, Türklerin yaşadığı
acılar ile Rumların yaşadıklarını dengeli
olarak anlatmaya çalıştığını, insanların
da "Kıbrıs" bilincini yaratmaya çalışması
gerektiğini söyledi. Angastiniotis,
"Kalplerimiz doğru yerde olmadığı sürece bulunacak
olan her çözüm 24 saatten fazla yaşamaz. Ben her zaman bunu söyledim,
nefrete karşıyım, Türk tarafından da gelse Rum
tarafından da gelse karşıyım. Eğer Taksim olacaksa
-ki bu adadaki çoğu insanın istediği şeydir- birbirimizin
acılarına saygı göstermezsek, hiçbir zaman iyi komşular
olarak yaşayamayız. Eğer birleşirsek o kadar iyi
ilişkiler kurmalıyız ki evlatlarımız birbirleriyle
evlenebilsinler" dedi. "Katliamlar
karşılıklı karşılıklı özür
dilenmeli" Kitabı
eline alıp belgeseli izleyenlerin "Bakın Rumlar Türklere neler
yapmış" diyebileceğini ifade eden Tony Angastiniotis,
Türk tarafında kimin eline kamerasını alıp böyle bir
belgesel yapacağını da merak ettiğini söyledi.
Angastiniotis, katliamların "karşılıklı olarak
yapıldığını" iddia etti. Angastiniotis,
taraflı tarafsız, sağlı-sollu, tüm Rum
basın-yayın organlarını basın toplantısına
davet etmesine rağmen hiçbirinin gelmediğine dikkat çekti ve
"Buraya gelip neden gerçeklerimizle yüzleşmek istemiyorlar, neden
diğer tarafı etkileyen durumlardan kaçıyorlar? Bu, bizim
yaptıklarımızı tekrar yapabileceğimizi gösterir.
Mesela ben şu anda Rum tarafı için yokum, ben burada değilim,
sözde bir kişiyim. Eğer yaşıyor olsaydım onlar da
burada olurdu, onlar için de burada Kıbrıs'ın gerçeklerini
anlatan bir kitap tanıtılıyor olurdu. Ama bazı Türkler de
burada değiller. Çünkü o kadar Rum yanlısıdırlar ki onlar
da gerçeklerden kaçıyorlar. Eğer bir sürü insan öldürüp
katletmişsek bunu kabullenip özür dilememiz gerekir. Bu bizim
görevimizdir. Çünkü o kişilerin arkasından üzülen insanlar
vardır" dedi. İki
tarafın da tam haklı olmadığını ve iki
tarafın da suçlu olduğunu savunan Tony Angastiniotis, iki
tarafın da uzlaşarak yaptıklarından dolayı özür
dilemeleri gerektiğini, aksi bir durumda ise her zaman hiçbir türlü
anlaşmayı kabullenmeyen insanlar olacağını ifade
etti. "Katiller
vatansever, ben vatan haini oluyorum" Angastiniotis
kendisine sorulan bir soruya karşılık "Muratağa ve
Sandallar'da toplu katliam yapan insanlar kahvelerde oturup tavla ve
kâğıt oynuyorlar bunlar vatansever oluyorlar, ben ise 'vatan haini'
ilan ediliyorum... Bu benim bir insan olarak kabullenebileceğim bir
şey değil. Ben sadece 30 yıl önce olan ve Rum siyaseti
yüzünden örtbas edilen şeylerin hikâyesini yazdım. Bunların
üzerindeki sis perdesi kalkmalıdır. Çünkü benim Ali Faik diye bir
arkadaşım var. Bu adam 3 çocuğunu, annesini,
babasını ve karısını öldürdüler. Burada bir
vatandaş, diğer bir vatandaşın tüm ailesini öldürüyor,
fakat ölenler Kıbrıslı Türk oldukları için sorun olmuyor
ve araştırılmıyor bile Size kitapta ve belgeselde olmayan
sonradan edindiğim bir bilgiyi de veriyorum. Klerides ofisine o
katillerden birini çağırıyor ve 'Neden yaptınız?'
diye soruyor; o da "E işte yaptık" diyor Fakat neden
Klerides bu adamı tutuklatmıyor ve gitmesine izin veriyor.
Savaşın her ne şekilde olursa olsun bir bahanesi olamaz. Örtbas
adası Bir sürü
hikâye var. İki Rum vuruldu diye, Mağusa'da yakalanıp
canlı canlı gömülen Türkler var... Benim kızım Grivas
hakkında kötü konuştuğu gerekçesiyle dövüldü. Okulda 'Türkler
kardeşimizdir' yazılı çantasından dolayı uyarı
aldı... Geçende Omorfo'da arabalar yakıldı. Her şey
örtbas ediliyor. Bu ada bir örtbas adası oldu Her şeyi kendimiz
araştırmamız lâzım Hiçbir kitap bizlere 63'te neler
olduğunu anlatmıyor çünkü..." dedi. Şüphe
içinde yaşıyorum "Rum
kesiminde bu yıl 'EOKA Yılı' ilan edildi. Bazı fanatik
gruplar da var. Siz bu yazıp çizdiklerinizden dolayı bir korku
duyuyor musunuz?" şeklindeki soruya da Angastiniotis, "Gece
yolda arabamla ilerlerken hep aynalarımı kontrol ediyorum. Evin
dışında bir ses duyduğumda şüpheleniyorum.
Köpeğimi geçen yıl 3 kere zehirlediler. Acayip acayip e-postalar
alıyorum, fakat onları önemsemiyorum. Bu ülkeyi çok seviyorum. Bu
ne kadar cesur olduğumla ilgili değil, insanları seviyorum,
kalbimde nefrete yer yok, neden kalplerimizi nefretle doldurup kirletelim ki!
Yazmaya ve yayınlamaya da devam edeceğim" şeklinde cevap
verdi. Soruların
ardından Rum gazeteci basın mensuplarına kitabını ve
belgesel CD'sini dağıttı ve arzu edenlere kitabını
imzaladı. |
KIBRIS 07/09/05
İngiltere
Rumlarla ikili görüşecek
COREPER
toplantısı Kıbrıs deklarasyonuna verilecek yanıt
konusunda mutabakat sağlanamadan sona erdi.
NTV
Güncelleme: 11:33 ET 07 Eylül 2005 Çarşamba
BRÜKSEL
- Avrupa Birliğine üye ülkelerin Brükseldeki daimi temsilcilerinin,
Türkiyenin Kıbrıs deklarasyonuna verecekleri yanıt üzerindeki
görüşmeleri, mutabakat sağlanamadan sona erdi. Dönem
Başkanı İngiltere, bu akşam ya da gelecek hafta
Kıbrıs Rum Yönetimiyle ikili düzeyde görüşerek konuyu
açıklığa kavuşturmaya çalışacak.
Toplantıdaki tartışmalı konuların
başında Rum Kesiminin tanınması geliyor. Dönem
Başkanlığı, Kıbrıs Rum Kesiminin
tanınması meselesini, Birleşmiş Milletlerdeki çözüm
sürecine endekslemek istiyor.
İngiltere ayrıca tanıma gibi açık bir ifadeye de
karşı. Rumlar dışındaki diğer üyeler de bu konuda
İngilterenin yanında. Rumlar ise her şeyden önce tanıma
kelimesini görmek istiyor ve tanınma sürecini, Birleşmiş
Milletler önderliğindeki görüşmelerin yanında, Ankaranın
Brükselle yürüteceği müzakerelerle ilişkilendirmek istiyor.
Rumların bir diğer talebi ise, ek protokolün kendilerine ayrım
yapılmaksızın uygulanması için Avrupa Birliği konseyi
nezdinde bir gözlem mekanizması oluşturulması.
Dönem Başkanı İngiltere ise bu denetimin, komisyon
tarafından yayınlanan ilerleme raporuyla yapılmasını
öngörmüştü.
Rum
basını taslak metni eleştirdi
Kıbrıs
Rum Kesiminde yayımlanan Politis gazetesi, bugün COREPER
toplantısında ele alınan karşı deklarasyona
ilişkin yeni taslağın bir öncekinden daha kötü olduğunu ve
Rum Kesiminin tanınma taleplerini tatmin etmediğini yazdı.
NTV
Güncelleme: 09:29 ET 07 Eylül 2005 Çarşamba
LEFKOŞA
- Rum Politis gazetesi, bugünkü COREPER toplantısında yeni bir
çıkmazın beklendiği yorumunda bulundu. Politis, dönem
başkanı İngilterenin dün sunduğu karşı
deklarasyon taslak metninin, tanınma taleplerini tatmin etmediği
gibi, ek protokolün uygulanması ile ilgili noktaları,
güçsüzleştirdiğini yazdı.
Yeni metnin Kıbrıs sorununa ilişkin ifadeleri de gazete
tarafından eleştirildi. Habere göre karşı deklarasyon
metni, BM Güvenlik Konseyinin Kıbrıs kararlarına muğlak
bir ifadeyle değiniliyor
Gazete bu koşullar altında, COREPER toplantılarında
anlaşma sağlanamayacağını, dönem başkanı
İngilterenin, Rum Yönetimi ve Fransa ile yoğun müzakerelere
başlamasının beklendiğini yazdı.
Filelefteros gazetesi de konuyla ilgili haberinde, İngiltere dönem
başkanlığı, COREPERde Abdullah Gülün damgasını
taşıyan belge sunuyor başlığını
kullandı.
İngiltere:
Müzakereler 3 Ekimde başlamalı
NTV
Güncelleme: 15:24 tsi 08 Eylül 2005 Perşembe
LONDRA
- Avrupa Birliği Dönem Başkanı İngilterenin
Dışişleri Bakanı Jack Straw, Kıbrıs Rum Kesimini
tanımayı reddetmesine rağmen, Türkiyeyle üyelik müzakelerinin
daha önce planladığı gibi 3 Ekimde başlaması gerektiğini
söyledi. Straw, Birliğin sorunların çözümüne yardım etme
konusundaki gücüne inanmalıyız dedi.
Talat, ABye
Kıbrıs suçlaması
KKKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs sorununun Avrupa
Birliği eliyle çözümsüzlüğe itildiğini savundu.
NTV
Güncelleme: 15:54 tsi 08 Eylül 2005 Perşembe
LEFKOŞA - Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Avrupa Birliği daimi
temsilcileri toplantısında, Türkiyenin Kıbrıs
deklarasyonuna karşı sunulan taslak metni değerlendirdi.
Mehmet
Ali Talat, karşı deklarasyon metnini, Kıbrıs sorununun
çözümsüzlüğünü, adanın bölünmesini sürekli kılan ve
Kıbrıs sorununun zeminini değiştiren bir taslak olarak
nitelendirdi. Rum tarafının gayretiyle Kıbrıs sorununun
tamamen başka bir mecraya doğru çekildiğini savunan Talat,
Avrupa Birliği eliyle Kıbrıs sorunu çözümsüzlüğe
itilmektedir dedi.
Türkiyenin Kıbrıs Türkleri olmayan bir Kıbrıs
Cumhuriyetini tanımasının söz konusu
olmayacağını söyleyen KKTC Cumhurbaşkanı,
taslağın Avrupa Birliğinin geçmişte veridiği
kararlarla da çelişkili olduğunu vurguladı.
|
NTV
Güncelleme: 12:48 08 Eylül 2005 Perşembe
İSTANBUL
- İngiltere Dışişleri Bakanı Jack Straw, Internatonal
Herald Tribune gazetesi için kaleme aldığı yazıda Avrupa
Birliğinin Türkiye ile müzakerelere başlaması ve Türkiyeye
verdiği sözleri tutması gerektiğini savundu. Straw,
Avrupanın sınırlarını değiştirin
başlıklı yazısında Türkiyeye kapıların
kapanmasının olası sonuçları hakkında da
uyarılarda bulunuyor.
İngiltere
Dışişleri Bakanı Jack Straw, yazısına 20
Kasım 2003te İstanbuldaki İngiliz konsolosluğuna
düzenlenen saldırıların ardından yaptığı
İstanbul ziyaretini hatırlatarak başladı.
Konsolosluk çevresinde incelemelerde bulunurken karmakarışık
duygular içinde olduğunu söyleyen Straw bunlardan biri de teröristlerin
aksi yönde çabalarına rağmen, İstanbulun ne kadar
tanıdık ve Avrupalı olduğuydu diye yazdı.
TÜRKİYEDE
ASYANIN İZLERİ VAR
Avrupa Birliğinin Türkiyeye 3 Ekim için verdiği sözü
hatırlatan Straw, bazı ülkelerin Türkiye coğrafi olarak
Avrupanın parçası değildir yaklaşımına da
yanıt verdi:
Okuldayken bana Asya ile Avrupanın sınırlarının
İstanbulun tam ortasından geçen İstanbul Boğazı ile
belirlendiği öğretilmişti. Evet, tabii ki Türkiyede
Asyanın izleri var, tıpkı İspanya ve İtalyada Kuzey
Afrikanın izleri olduğu gibi...
BİRLİĞİN
GÜVENLİĞİ TEHLİKEYE ATILIR
Straw, ekonomik anlamda güçlü, nüfusunun çoğunluğu Müslüman, laik bir
Türkiyenin birliğe kabul edilmesinin güçlü bir sembol olacağı
görüşünde. İngiltere Dışişleri Bakanı Türkiyesiz
bir Avrupanın sonuçlarına da dikkat çekti.
ABnin kapılarını açmaması halinde sadece birliğin
güvenliğini değil, Türkiyedeki ilerlemelerin de tehlikeye
atılacağını ileri süren Straw, Böyle bir durumda hemen
kapımızın eşiğinde bir krizle karşı
karşıya kalırız dedi.
Türkiye daha
fazla taviz veremez
Batı
basını 3 Ekim öncesi Türkiyedeki gelişmeleri yakından
takip ediyor. Financial Timese göre milliyetçiler, müzakereler öncesi
Türkiyede gerginlik yaratıyor.
NTV
Güncelleme: 12:49 TSI 08 Eylül 2005 Perşembe
İngilterede
yayınlanan Financıal Times gazetesi, bugünkü sayısında
Türkiyede Kürtlerle milliyetçiler arasında yaşananların ülkede
siyasi gerilimi artırdığına dikkat çekti. Gazete bu nedenle
Türkiyenin Avrupa Birliğine daha fazla taviz vermeyeceği yorumunu
yaptı.
Financial Times, Şiddetli çatışmalar Türkiyede siyasi
gerilimi artırıyor başlıklı haberinde, Avrupa
Birliğinin Ankaranın Kıbrıs deklarasyonuna vereceği
yanıtı görüştüğü bir dönemde Türkiyedeki gelişmeleri
değerlendiriyor.
Haberde Yaşanan gerilimin temel nedeni ayrılıkçı Kürtler
gibi görünse de, Ankaradaki bazı diplomatlara göre yaşananlar,
Avrupa Birliğiyle müzakereler öncesinde Türk milliyetçilerinin, birlik
yanlısı ve İslam kökenli hükümetini sıkıntıya
sokma çabasından başka bir şey değil denildi.
bu diplomatlardan birinin Çatışmaların neden olduğu
huzursuzluk yüzünden hükümetin Kıbrıs konusunda daha fazla taviz
veremeyeceği sözlerine de yer verildi.
BATI
ÇİFTE STANDARTLI
Financıal Times gazetesinin yorum sayfalarında ise Avrupa
Birliğinin Türkiye tutumu medeniyetler çatışmasını
gerçeğe dönüştürücek başlıklı yorum dikkat çekiyor.
David Barchard imzalı yazıda, Ermeni soykırımı
iddialar hatırlatılarak, Türkiye konusundaki çifte standartlı
yaklaşım eleştiriliyor.
Yazıda 1821 ve 1923 yılları arasında Hıristiyan
milliyetçilerin faaliyetleri sonunda yaklaşık 5 buçuk milyon
Avrupalı Müslümanın, 1912-1923 yılları arasında
Anadoluda da 2 milyon 3 yüzbin müslümanın öldüğü
hatırlatıyor.
Yazar Barchard Avrupalıların, bu tür gerçekleri, tıpkı
şimdilerde Karabağdan göç etmeye zorlanan 1 milyon Azeriye
yaptığı ya da Kıbrıslı Türkleri unuttuğu
gibi, görmezden geldiğini savunuyor.
"Türkiye, AB'nin geleceği için önemli"
Straw, müzakerelerin 3 ekimde başlatılması
gereğini vurguladı
8 Eylül, 2005 16:36:00 (TSİ) CNN TURK
İngiltere Dışişleri Bakanı Jack Straw,
Türkiye'nin AB üyeliğinin, Avrupa ve uluslararası toplumun
geleceği açısından büyük önem
taşıdığını söyledi.
Londra'da,
Kamu Siyaseti Araştırmaları Enstitüsü tarafından düzenlenen
'Türkiye'nin AB Üyeliği Meselesi' konulu toplantıda konuşan
Straw, ''Türkiye'ye kapıları açmak, Batı ve İslam
kültürlerinin modern dünyada ortak olarak yaşayabileceklerini
kanıtlayacaktır'' dedi.
Türkiye'ye AB kapılarını kapatmanın 'bedeli ödenemeyecek
kadar kötü' olacağını belirten Straw, konuyla ilgili stratejik
öneme sahip adımın önümüzdeki ay AB tarafından
atılacağına da dikkat çekti.
AB'nin, daha önce alınmış kararına uygun olarak Türkiye ile
müzakereleri başlatması gerektiğini vurgulayan İngiltere
Dışişleri Bakanı, müzakerelerin Avrupa Komisyonu'nun
dikkatli gözetim ve denetimi altında yapılacağını ve
sürecin uzun ve karmaşık olabileceğini belirtti.
Jack Straw, ''ortadaki önemli durumu açıkça anlatmalıyız.
Türkiye'deki reformlar hepimizin çıkarınadır. Eğer
yanlış bir karar verirsek, kendi kapımızın önünde bir
krizle karşı karşıya kalabiliriz'' dedi.
Türkiye'nin
üyelik sürecine en büyük desteğin yakın komşuları
Yunanistan ve 'Kıbrıs' tarafından verilmekte olduğunu da
hatırlatan Straw, ''Türkiye'nin üyeliği Kıbrıs ve Ege de
dahil bütün bölgenin çıkarınadır'' diye konuştu.
"Kıbrıs, süreci zorlaştırdı"
AB'nin Kıbrıs deklarasyonunu en uygun biçimde nasıl
yanıtlayacağını tartıştığını
hatırlatan Straw, "Türk hükümeti bir deklarasyon yayımlayıp
protokolün imzalanmasının 'Kıbrıs Cumhuriyeti'nin
tanınması anlamına gelmediğini belirtmemiş
olmasını tercih ederdim'' diye konuştu.
Bunun yapılmış olmasının, süreci daha da
güçleştirdiğine dikkat çeken Jack Straw, "bizim ortak gayemiz,
Türkiye ile AB arasındaki Gümrük Birliği anlaşmasının
25 üyenin tümünü, ayrımsız kapsayacak şekilde uygulanmasıdır''
ifadesini kullandı.
Deklarasyonun kaygılar yaratmasına rağmen, üyelik
müzakerelerinin gecikmesine yol açmaması gerektiğini de sözlerine
ekleyen Straw, birliğin sorunu çözecek gücü bulunduğunu söyledi.
Aynı
tür sorunların İngiltere'nin üyeliği sırasında da
Kuzey İrlanda ve Cebelitarık konularında
yaşandığını hatırlatan Straw, sorunun
çözüleceğinden emin olduğunu ifade etti.
Adanın iki toplumunun da süreçten azami fayda sağlamasını
istediklerini belirten Straw, müzakerelerin 3 ekimde başlatılması
gereğini vurguladı.
Tüm bunların yanı sıra, Türkiye'nin üyeliğinin çok daha
önemli politik faydaları bulunduğunu vurgulayan Straw, bu nedenle de
teröristlerin Türkiye'yi Avrupa'dan uzaklaştırmaya
çalıştıklarını söyledi.
Teröristlerin böylece medeniyetler çatışmasını daha kolay
hale getireceklerinin farkında olduklarına dikkat çeken Jack Straw,
''istikrarlı, AB'ye demir atmış bir Türkiye güçlü bir sembol
oluşturacaktır'' dedi.
Türkiye'nin Avrupa güvenliğine yapacağı katkının son
derece açık olduğunu da söyleyen Straw, Türkiye'de önemli bir reform
hamlesinin gerçekleştirildiğini, bunların kesintiye
uğratılmaması gerektiğini de ifade etti.
"Türkiye'nin protokolü uygulayacağından şüphe
yok"
İngiltere Dışişleri Bakanı Straw ayrıca,
Türkiye'nin imza koyduğu protokolü uygulayacağından
kuşkularının olmadığını söyledi.
Straw, Türkiye'ye verilecek yanıt konusundaki çalışmaların
sürdüğünü belirterek, bu konuda ortak bir metin üzerinde anlaşma
sağlanacağını umduğunu söyledi.
Öncelikle Türkiye ile müzakerelere başlanması gerektiğini
vurgulayan Straw, ancak bundan sonra protokole uyulup
uyulmadığına bakılabileceğini söyledi.
Straw, Avrupa'da Türkiye'nin üyeliğine yönelik desteğin giderek
azaldığı yönündeki iddialara da yanıt vererek, bunun
bazı sebeplere bağlı olarak gelişen bir durum
olduğunu, ancak üyeliğe Avrupa'nın tümünün karar vereceğini
belirtti.
|
AB UZLAŞAMADI |
|
Türkiye'nin Kıbrıs Deklarasyonu'na karşı
deklarasyon ile cevap verme hazırlığında olan AB, dün
yapılan Avrupa Birliği Daimi Temsilciler (COREPER)
toplantısında da uzlaşamadı. |
CNN TURK 08/09/05
|
AKIN ALPTUNA |
|
Toplantıyı izleyen Türkiye'nin Londra Büyükelçisi
Akın Alptuna da, bazı AB ülkelerinde Türkiye'nin üyeliğine
karşı gelişen tutumu eleştirerek, sürecin bugünden
yarına bir süreç olmadığına dikkat çekti. Bazı ülkelerin serbest dolaşım ve benzer
konulardaki kaygılarının yersiz olduğunu anlatan Alptuna,
tam üyelik gerçekleşene dek, bu dinamiklerin tümünün
değişebileceğine işaret etti. |
CNN TURK 08/09/05
Rumların 'tanınma' umudu sürüyor
8 Eylül, 2005 09:58:00 (TSİ) CNN TURK
Kıbrıs Rum Kesimi Dışişleri Bakanı
Yorgo Yakovu, Türkiye'nin Kıbrıs Rum Kesimi'ni tanımama
konusunun 26 eylülde yapılacak AB dışişleri bakanları
olağanüstü toplantısında ele alınabileceğini söyledi.
Rum radyosuna
konuşan Yakovu, "AB dışişleri bakanları 26
eylülde Kıbrıs konusunda Türkiye'ye verilecek cevabı
tartışmaya hazırlanıyor" dedi.
Rum Dışişleri Bakanı Yakovu, Türkiye'ye verilecek
yanıttaki anlaşmazlıkların, 'uygulamanın
denetlenmesiyle ilgili hazırlıklar ve Türkiye'nin uymaması
halinde ne tür yaptırımların uygulanabileceği' konusunda
olduğunu belirtti.
Dün yapılan AB Daimi Temsilciler toplantısında (COREPER),
birliğin Türkiye'nin Kıbrıs deklarasyonuna karşı
yayımlayacağı metin üzerinde uzlaşma sağlanamadı.
Taslak metin gelecek hafta yapılacak toplantıda yeniden ele
alınacak.
COREPER, konuyu önümüzdeki hafta yapılacak olağan
toplantısında tekrar ele alacak. AB Dönem Başkanı
İngiltere'nin, yeni bir taslak önerisi getirmesi bekleniyor.
Diplomatik kaynaklar, taslak metnin çeşitli bölümleri üzerinde mutabakat
sağlandığını, ancak metnin tamamının
onaylanmaması nedeniyle uzlaşmadan söz edilemeyeceğini ifade
ettiler.
Kıbrıs Rum kesiminin, COREPER toplantısında, taslak metnin
'yeteri kadar net olmadığını' ve 'sertleştirilmesi
gerektiğini' savunarak onaya karşı çıktığı,
bu girişiminde Fransa ve Yunanistan'dan da destek aldığı
belirtiliyor.
Rumlar
bu konuyla ilgili Birleşmiş Milletler kararlarına atıfta
bulunulmasını istemezken, Türk limanlarının Rumlara
açılması konusunun da bir denetim mekanizması altına
alınmasını talep etti.
Görüşülen taslak metne, "Ek Protokolün uygulanmasında
çıkacak sorunlar, gerekli sorun çözme mekanizmalarına
sevkedilir" ifadesi eklendi. Bu, Ankara'nın istediği bir ifade.
Ancak asıl tartışma, Türkiye'nin Kıbrıs Rum kesimini
tanımasına yönelik ifade üzerinde; bu konuda uzlaşma
sağlanamadı.
Taslağın ana hatları:
Avrupa Birliği Türkiye'den Ek Protokolü hiçbir ülkeye
ayrımcılık yapmadan uygulamasını, ayrıca
malların serbest dolaşımı ile ulaşım
kısıtlamalarının da kaldırılmasını
bekliyor.
Yani Türkiye'den limanlarını ve havaalanlarını Rumlara
açması isteniyor. Fransa, Türkiye'nin Kıbrıs Rum kesimini
tanımasında ısrar ediyor ve limanların
açılmasının 2006 sonunu geçmeyecek şekilde takvime
bağlanmasını talep ediyor.
Ayrıca, müzakere çerçeve belgesinde, Türkiye'ye, üyeliğin
yanısıra imtiyazlı ortaklığın da bir seçenek
olarak sunulmasını istiyor.
Dönem Başkanı İngiltere ise, bu taleplerin Türkiye'nin kabul
edebileceği bir dille ifade edilmesi için çaba harcıyor.
|
KIBRIS DEKLARASYONU |
|
3 ekimde AB ile müzakere masasına oturmaya hazırlanan
Türkiye, Gümrük Birliği'ni aralarında Güney
Kıbrıs'ın da bulunduğu 10 yeni üyeyle genişleten Ek
Protokolü 29 temmuzda onaylamış, ancak protokolü imzalamanın Kıbrıs
Rum kesimini tanıma anlamına gelmediğini bir deklarasyonla
ilan etmişti.
|
CNN TURK 08/09/05
Straw AB'yi Türkiye konusunda uyardı
8 Eylül, 2005 14:59:00 (TSİ) CNN TURK
AB Dönem Başkanı İngiltere'nin
Dışişleri Bakanı Jack Straw, Türkiye'yi birliğe dahil
etmemenin krize neden olabileceğini söyledi.
International
Herald Tribune gazetesine bir makale yazan Straw, ''artık iki seçenek var:
Kendi içine kapanmış bir Avrupa ya da dünyanın kalanına
açık bir Avrupa. İstikrarlı ve refah içindeki demokrasilerden
oluşan daha geniş bir topluluk kurmak için
sınırlarını genişleten bir Avrupa ya da
kapıyı komşularına kapatan bir Avrupa'' dedi.
Halkının büyük bölümü Müslüman olan laik Türkiye'nin AB'ye
girişinin güçlü bir sembol olacağını söyleyen
Straw, Türkiye'yi reddetmenin şu ana kadar sağlanan önemli ilerlemeleri
tehlikeye atabileceğini belirtti ve 'bu kapımızın
eşiğinde krize yol açabilir'' ifadesini kullandı.
AB'nin genişlemesinin birliğin ekonomisine faydalı olduğunu
söyleyen Straw, bu yeni genişlemeyi reddetmenin Avrupa'nın Asya
ekonomileriyle rekabet edebilme kapasitesini azaltabileceğini kaydetti.
Kıbrıs'a ilişkin sorunun devam ettiğini söyleyen
Straw, 'iyi niyetle gerekli çalışmanın 3 ekimden önce
yapılabileceğini' belirtti.
Karşı deklarasyonda uzlaşı yok
Türkiye'nin Kıbrıs Deklarasyonu'na karşı deklarasyon ile
cevap verme hazırlığında olan AB, dün yapılan Avrupa
Birliği Daimi Temsilciler (COREPER) toplantısında da
uzlaşamadı.
Brüksel'de yapılan toplantıda konunun önümüzdeki hafta
yapılacak olağan toplantıda tekrar gündeme getirilmesine karar
verildi.
AB Dönem Başkanı İngiltere'nin de bu toplantıda yeni bir
taslak önerisi getirmesi bekleniyor.
Kıbrıs Rum kesiminin taslak metnin 'yeteri kadar net
olmadığı' ve 'sertleştirilmesi gerektiği' yönündeki
savunması nedeniyle onaya karşı çıktığı, bu
girişimin Fransa ve Yunanistan'dan da destek aldığı
belirtiliyor.
3 ekimde AB ile müzakere masasına oturmaya hazırlanan Türkiye, Gümrük
Birliği'ni aralarında Güney Kıbrıs'ın da
bulunduğu 10 yeni üyeyle genişleten Ek Protokolü 29 temmuzda
onaylamış, ancak protokolü imzalamanın Kıbrıs Rum
kesimini tanıma anlamına gelmediğini bir deklarasyonla ilan etmişti.
Ankara, 'Güney Kıbrıs'ın tanınması' konusunun
Kıbrıs Deklarasyonu ile açıklığa
kavuşturulduğunu belirtiyor.
Metindeki 'kapsamlı çözümle birlikte Türkiye yeni oluşacak devlet ile
ilişkiler tesis etmeye hazırdır' ifadesiyle de çözüm
yanlısı tutumun ortaya konduğu savunuluyor.
Rumlar bu konuyla ilgili Birleşmiş Milletler kararlarına
atıfta bulunulmasını istemezken, Türk limanlarının
Rumlara açılması konusunun da bir denetim mekanizması
altına alınmasını talep ediyor.
Taslağın ana hatlarının ise şunları
kapsadığı belirtiliyor:
·
Avrupa Birliği Türkiye'den Ek Protokolü hiçbir ülkeye
ayrımcılık yapmadan uygulamasını, ayrıca
malların serbest dolaşımı ile ulaşım
kısıtlamalarının da kaldırılmasını bekliyor.
Yani Türkiye'den limanlarını ve havaalanlarını Rumlara
açması isteniyor.
·
Fransa, Türkiye'nin Kıbrıs Rum kesimini tanımasında
ısrar ediyor ve limanların açılmasının 2006 sonunu
geçmeyecek şekilde takvime bağlanmasını talep ediyor.
·
Müzakere Çerçeve Belgesi'nde, Türkiye'ye üyeliğin
yanısıra imtiyazlı ortaklığın da bir seçenek
olarak sunulmasını istiyor. Dönem Başkanı
İngiltere ise, bu taleplerin Türkiye'nin kabul edebileceği bir dille
ifade edilmesi için çaba harcıyor.
Jack Straw: Shift Europe's boundary |
|||||
|
Jack
Straw International Herald Tribune |
|||||
|
|
|||||
|
LONDON
Twenty-two months ago I stood in the rubble of what had once been the fine
perimeter buildings and courtyard of Pera House, the British
consulate-general building in Istanbul. A few hours before, it had been blown
up by Al Qaeda-linked suicide bombers. Sixteen people were killed - three
British and 13 Turkish citizens. Alongside me that
somber evening was the governor of Istanbul and my friend, Abdullah Gul,
Turkey's foreign minister. I had many emotions, but one was of the
reassuring, uncompromising solidarity I was offered by the Turkish government
and people; the other of how familiar - yes, European - Istanbul felt; how
close together we were despite the efforts of the terrorists to divide us. I've often thought of
that day during our many discussions about Turkey's longstanding application
to join the European Union. As the Oct. 3 date set for the start of
negotiations toward full membership approaches, it is worth underlining
Turkey's strategic importance and the momentous consequences that will follow
from that decision. In school I was
taught that the boundary between Europe and Asia went straight down the
Bosporus, through the middle of Istanbul. Of course, "Asian"
influences in Turkey are strong, just as "North African" influences
are in Spain or Italy. But we in Europe long
ago decided where we wanted Turkey to be anchored. In 1952, we - the United
States, Germany, Britain, France and others - invited Turkey to join the
North Atlantic Treaty Organization. In 1963, Turkey signed an association
agreement that led to a Customs Union with the European Union. That agreement held
out the prospect of EU membership. In 1987, Turkey applied, in 1999, it was
granted candidate-country status, and in 2002 the European Council decided
that it would open accession negotiations once Turkey had fulfilled the
political criteria for membership. These decisions by
the European Council about Turkey have been about nothing less than the kind
of Europe we are creating. There are now two options: a Europe turned inward
on itself or a Europe looking outward to the rest of the world; one that
expands its boundaries to build a wider community of stable, prosperous
democracies or one that closes the door to its neighbors. We don't have the
luxury of choice. We live in a world of global challenges and global
competition. A static Europe will not face either with confidence. Stopping
enlargement would only weaken Europe's ability to compete with emerging Asian
economies. And enlargement has
been good for new member states and the EU as a whole. For Spain, Portugal
and Greece in the 1970s and 80s, for East European countries in the 1990s,
both the prospect of membership and then its reality have acted as a powerful
motor for change. When some of these new members began their talks they were
far short of the membership standards. They transformed during that process,
just as Turkey will have done by the time it joins the Union. Enlargement has not
diluted the stability and prosperity of current member states; it has
enhanced it. It has peacefully united much of Europe after generations of
division and conflict. It has increased the influence of the EU in the wider
world. So why Turkey and why
start now? Estimates are that Turkey's economy will grow by 10 percent next
year - more than any of the economies of the current European Union. Half of
Turkey's trade is already with the EU, and it is already a major market for
British and EU exporters. The political case
for Turkish accession is even more powerful. It would show how diversity of
culture and religion is compatible with a unity of purpose. A stable,
prosperous Turkey, a secular nation with a majority Muslim population,
anchored in the European Union, would be a powerful symbol. Why now? Because it's
time. The prospect of EU membership, particularly over the last three years,
has driven an impressive process of change in Turkey. Prime Minister Recep
Tayyip Erdogan's AKP government has pursued a thoroughgoing and courageous
program of reform, including the abolition of the death penalty and measures
to combat torture. Last December, the
European Council decided that Turkey had sufficiently met the Copenhagen
political criteria to begin negotiations on Oct. 3. So what's the problem?
In part, it is the still-unsettled issue of the divided island of Cyprus. In
1997, it was Britain that took the lead in arguing that the absence of a
settlement should not be a barrier to Cyprus joining the EU, and we welcomed
Cyprus into membership last year. Sadly, the UN-sponsored process to unite
the island, supported by the EU, was not successful. But we continue to
support UN efforts. There is still a lot
of detailed work to be done before Oct. 3, but with good will it can be. Yet
it is clearly right that the European Union should now follow through on its
decision to begin negotiations under tight European Commission supervision.
To do otherwise would not only compromise the credibility of the EU but might
also endanger the considerable progress already made in Turkey. We should be very
clear about the danger that represents. If we get it wrong now we could find
that we have a crisis on our own doorstep. Jack Straw is
Britain's Foreign Secretary. |
|||||
|
Türkleri bıktırdılar |
|
|
||
|
Müzakerelerin başlamasına az bir süre kala, AB'den gelen çelişkili mesajlar, Türk kamuoyunun AB desteğini 10 puan geriletti. 3
Ekimde Türkiye ile üyelik müzakerelerinin başlaması konusunda
çelişkili mesajlar veren AB üyeleri sonunda başardı.
Washington Merkezli Marshall Fonunun liderliğinde yapılan ankette
geçen yıl yüzde 73 olan ABye yönelik Türkiyedeki destek yüzde 63e
geriledi. AB üyelerinin yüzde 29u Türkiyenin AB üyeliğinin kötü bir
şey olduğunu düşünürken, yüzde 42si ise kararsız. |
|
|||
HURRIYET 08/09/05
|
Fransa, Kıbrısı masaya taşıdı |
|
||
Zeynel LÜLE / BRÜKSEL Fransa, ABnin Kıbrısla ilgili yayınlayacağı karşı deklarasyona Türkiye tarafından tanınmayı ekletmek için ısrarcı davranıyor. Dünkü COREPER toplantısında Fransa, tanınma için kesin takvim de istedi. Dün geç saatlere kadar süren toplantıda anlaşma sağlanamadı. BİR
süredir Türkiye, Kıbrısı tanımalı
çıkışları yapan Fransa, 3 Ekimdeki müzakere randevusu
öncesinde Türkiyeye karşı tavrını sertleştirdi.
Paris, Güney Kıbrısın Türkiye tarafından
tanınması talebinin, ABnin yayınlayacağı
deklarasyona yansıtılmasını istedi. Dün AB Daimi
Temsilcileri (COREPER), Kıbrıs Deklarasyonu ile ilgili
toplantı yaptı. Fransayı temsil eden Büyükelçi, hem
Kıbrısın Türkiye tarafından tanınması, hem de
bunun için bir tarih sınırlaması getirilmesini kesin bir
dille talep etti. |
|||
HURRIYET 08/09/05
Straw: Türkiye'nin üyeliği AB için önemli
Paris
Jack Straw: Türkiye'nin AB üyeliği Türkiye'nin geleceği kadar Avrupa ve uluslararası toplumun geleceği açısından da büyük önem taşıyor.
Avrupa Birliği Dönem
Başkanı İngiltere'nin Dışişleri Bakanı Jack
Straw, Londra'da, Kamu Siyaseti Araştırmaları Enstitüsü tarafından
düzenlenen Türkiye'nin AB Üyeliği Meselesi konulu toplantıda
konuştu.
Straw, Türkiye'nin
çoğunluğu Müslüman, laik bir millet olduğunu hatırlatarak,
Türkiye'ye kapıları açmak, Batı ve İslam kültürlerinin
modern dünyada ortak olarak yaşayabileceklerini kanıtlayacaktır
dedi.
Bunun alternatifinin bedeli
ödenemeyecek kadar kötü olduğunu belirten Straw, konuyla ilgili stratejik
öneme haiz adımın gelecek ay AB tarafından
atılacağına dikkat çekti.
TÜRKİYE'NİN
JEOPOLİTİK KONUMU BU ÜLKEYE HER AÇIDAN HAYATİ STRATEJİK
ÖNEM KAZANDIRIYOR
Jack Straw, Türkiye'nin jeopolitik
konumunun, bu ülkeye her açıdan hayati stratejik bir önem
kazandırdığını vurguladı.
Geçen genişleme
dalgasıyla birliğe doğu Avrupa ülkelerinin
kazandırıldığını hatırlatan İngiltere
Dışişleri Bakanı, Bu adımı atarak demir perdeyle
ayrıldığımız ülkelerle
farklılıklarımızı giderdik. Şimdi Türkiye'ye tam
üyelik yolunu açarak, en az bunun kadar önemli bir başka
başarıyı sağlama şansımız var dedi.
Straw, 2 yıl önce İstanbul'daki
İngiliz başkonsolosluğuna yönelik bombalı
saldırının sonrasında Türk hükümeti ve halkının
gösterdiği yakın dayanışmayı hatırlattı.
ASIRLAR SÜREN
İLİŞKİLER
Bu dayanışmanın
kendisine terörizmin bütün bölme çabalarına rağmen Türkiye ile ne kadar
yakın olunduğunu bir kez daha gösterdiğini belirten Straw, 3
Ekim'de Türkiye'nin AB yolunda önemli bir son adıma
yaklaştığını anımsattı.
Bu noktada Türkiye'nin stratejik
önemini bir kez daha vurgulamanın önemli olduğunu belirten ve gelecek
ay alınacak bu kararın önemli sonuçları olacağını
ifade eden Straw, Türkiye ve Avrupa'nın asırlar süren
ilişkilerine örneklerle dikkat çekti.
Türkiye'nin 1963'te başlayan
AB yolculuğuna ve ondan çok daha önce başlatılan NATO
çerçevesindeki işbirliğine değinen Straw, bu yolculuğun son
adımlarından birini 2002 yılında Avrupa Konseyi'nin Türkiye
ile gecikilmeden müzakerelere başlanması kararının
oluşturduğunu anlattı.
UZUN YOLCULUĞUN SON
ADIMI
Bu tarihi akışın
önemli olduğunu, Türkiye ile Avrupa'nın kaderlerinin ortak
olduğunu ortaya koyduğunu da ifade eden Straw, AB Konseyi'nin 3
Ekim'de müzakerelere başlanması kararını ise uzun
yolculuğun son adımı olarak niteledi.
Türkiye'nin üyeliğinin kendi
geleceği açısından olduğu kadar Avrupa ve uluslararası
toplumun geleceği açısından da büyük önem
taşıdığını belirten Straw, Türkiye'de nüfusunun
büyük çoğunluğu Müslüman olan laik bir toplum yapısı
bulunduğuna işaret etti.
"TÜRKİYE BATI VE
İSLAM KÜLTÜRÜ ARASINDA YAŞADIĞINI GÖSTEREBİLİR"
Türkiye'ye kapıları
açmanın Batı ve İslam kültürlerinin modern dünyada ortak
yaşayabileceklerini göstermesi açısından büyük önem
taşıdığını da vurgulayan Straw, bunun
alternatifinin ise bedeli ödenemeyecek kadar kötü sonuçlar
doğuracağını ifade etti.
Avrupa'nın kendi içine mi
dönmesi, yoksa sınırlarının ötesine mi bakması
gerektiği sorusuna yanıt da arayan İngiltere
Dışişleri Bakanı, Hepimiz global güçlükler ve rekabetler
arasında yaşıyoruz. Statik bir Avrupa daha güvenli
olmayacaktır dedi.
"GENİŞLEME
AB ÜYELERİNİN REHAFINI ARTIRDI"
Avrupa'nın bir tek
şeyden emin olması gerektiğini; genişlemenin
Avrupa'nın hayrına olduğunu kaydeden Straw, Genişleme üye
ülkelerin istikrar ve refahını olumsuz etkilememiştir. Aksine
artırmıştır diye konuştu.
Neden Türkiye ve neden
şimdi? sorularını da yanıtlayan Straw, Türkiye'nin her
açıdan büyük bir jeopolitik önemi bulunduğunu, bu konumun da
uyuşturucuyla mücadeleden yasadışı göçe, uluslararası
terörizmden enerji yolu oluşturmasına kadar sayısız
faydaları bulunduğunu ifade etti.
"TERÖRİSTLER
TÜRKİYE'Yİ AVRUPA'DAN UZAKLAŞTIRMAYA ÇALIŞIYOR"
Bunun yanı sıra
Türkiye'nin üyeliğinin çok daha önemli politik faydaları
bulunduğunu vurgulayan Straw, bu nedenle de teröristlerin Türkiye'yi
Avrupa'dan uzaklaştırmaya çalıştıklarını
söyledi.
Teröristlerin böylece medeniyetler
çatışmasını daha kolay hale getireceklerinin farkında
olduklarına dikkat çeken Jack Straw, İstikrarlı, AB'ye demir
atmış bir Türkiye güçlü bir sembol oluşturacaktır dedi.
Türkiye'nin Avrupa
güvenliğine yapacağı katkının son derece açık
olduğunu da söyleyen Straw, Türkiye'de önemli bir reform hamlesinin
gerçekleştirildiğini, bunların kesintiye
uğratılmaması gerektiğini de ifade etti.
AB MÜZAKERELERE
BAŞLAMA KARARINA UYMALI
İngiltere Dışişleri
Bakanı Jack Straw, Avrupa Birliği'nin, daha önce
alınmış kararına uygun olarak Türkiye ile müzakereleri
başlatması gerektiğini vurguladı. Straw, müzakerelerin
Avrupa Komisyonu'nun dikkatli gözetim ve denetimi altında
yapılacağını ve sürecin uzun ve karmaşık
olabileceğini belirterek, Türkiye'de gerçekleştirilmekte olan
reformların da sürdürülmesi gerektiğini ifade etti.
EGE, YUNANİSTAN, KIBRIS
Bunun dışında bir
gelişmenin, Türkiye'de ortaya konulan dikkat çekici gelişmeleri de
tehlikeye atabileceğini vurgulayan Jack Straw, Ortadaki önemli durumu
açıkça anlatmalıyız. Türkiye'deki reformlar hepimizin
çıkarınadır. Eğer yanlış bir karar verirsek,
kendi kapımızın önünde bir krizle karşı
karşıya kalabiliriz dedi.
Türkiye'nin üyelik sürecine en büyük desteğin yakın
komşuları Yunanistan ve Kıbrıs tarafından verilmekte
olduğunu da hatırlatan Straw, Türkiye'nin üyeliği
Kıbrıs ve Ege de dahil bütün bölgenin çıkarınadır
diye konuştu.
KIBRIS DEKLARASYONUNA ELEŞTİRİ
Türk hükümeti bir deklarasyon
yayımlayıp protokolün imzalanmasının 'Kıbrıs
Cumhuriyeti'nin tanınması anlamına gelmediğini
belirtmemiş olmasını tercih ederdim diyen Straw, Bunun
yapılmış olması, süreci daha da güçleştirmiştir.
Şimdi AB bu deklarasyonu en uygun biçimde nasıl
yanıtlayacağını tartışıyor. Bizim ortak
gayemiz, Türkiye ile AB arasındaki Gümrük Birliği
anlaşmasının 25 üyenin tümünü, ayrımsız kapsayacak
şekilde uygulanmasıdır ifadesini kullandı.
Türkiye'nin deklarasyonunun kaygılar yaratmasına rağmen, bunun,
Türkiye ile başlatılacak üyelik müzakerelerinin gecikmesine yol
açmaması gerektiğini belirten Straw, birliğin sorunu çözecek
gücü bulunduğunu söyledi.
Aynı tür sorunların İngiltere'nin üyeliği
sırasında da Kuzey İrlanda ve Cebelitarık konularında
yaşandığını hatırlatan Straw, sorunun
çözüleceğinden emin olduğunu kaydetti.
Adanın iki toplumunun da süreçten azami fayda sağlamasını
istediklerini belirten Straw, müzakerelerin 3 Ekim'de
başlatılması gereğini vurguladı.
"TÜRKİYE NEREYE
DEMİRLEYECEK?"
Bu arada Dışişleri
Bakanı Jack Straw, International Herald Tribune gazetesinde
yayımladığı makalede üyelik müzakerelerinin
öngörüldüğü gibi 3 Ekimde başlaması gerektiğini kaydetti.
ABnin uzun bir zaman önce
"Türkiyenin nerede demirlemesini istediği" konusunda karar
verdiğini belirten Straw, "ABnin bir seçim yapma lüksü yok"
ifadesini kullandı.
Genişlemenin
durdurulmasının Avrupanın yükselen Asya ekonomileriyle rekabet
etme yeteneğini zayıflayacağını da kaydeden
Straw, genişlemenin yeni AB
üyeleri ve AB için iyi olduğunu ifade ederek, üyelik
olasılığı ve gerçekleşmesinin çok büyük bir
değişim motoru olduğunu da belirtti.
Yeni üyelerin
bazılarının müzakerelere başladıklarında üyelik
standartlarının çok gerisinde olduklarını, ancak süreç
sırasında değiştikleri anımsatan İngiliz
Dışişleri Bakanı Straw, Türkiyenin de AB'ye üye
olduğunda çok değişmiş olacağını kaydetti.
"TÜRKİYE'NİN
YÜZDE 10'LUK BÜYÜME HIZI AB'Yİ AŞACAK"
Jack Straw, Türkiyenin
ekonomisinin gelecek yıl, tüm AB ekonomilerini aşarak yüzde 10luk
bir büyüme kaydedeceğinin tahmin edildiğine dikkat çekti.
Straw, "Türkiyenin
ticaretinin yarısı zaten AB ile yapılıyor ve İngiltere
ile AB ihracatçıları için büyük bir pazardır" diye
yazdı. Straw, makalesinde şöyle devam etti:
"Türkiyenin
katılımının siyasi nedenleri daha da güçlüdür. Kültür ve
din çeşitliliği, amaç birliği ile
bağdaşabileceğini gösterir. ABye demirlemiş olan,
istikrarlı, refah içinde bir Türkiye, nüfusu çoğu Müslüman olan laik
bir ülke, çok güçlü bir sembol olur."
KAPSAMLI VE CESUR REFORM
PROGRAMI
Jack Straw, müzakerelerin
zamanlamasını da savunurken AB üyeliği hedefinin Türkiyede
etkileyici bir değişim sürecinin lokomotifi olduğunu, AKP
hükümetinin kapsamlı ve cesur bir reform programını izlediğini
kaydetti.
17 Aralık 2004'deki AB
Zirvesinde Türkiyenin yeterince Kopenhag kriterlerini yerine getirdiğine
karar verildiğini anımsatan Straw şöyle devam etti:
"O zaman sorun nedir?
Kısmen hala çözümlenmemiş bölünmüş Kıbrıs adası
sorunudur. 1997 yılında çözüm bulunmamasının,
Kıbrısın (Rum Kesimi) ABye katılmasını bir
duvar olmaması gerektiğini savunmada öncülük eden İngiltere oldu
ve geçen yıl Kıbrısı ABye aldık. Maalesef AB
tarafından desteklenen BM sponsorluğundaki süreç
başarılı olmadı. Ancak BM çabalarını desteklemeyi
sürdürüyoruz."
AB'DE KRİZ UYARISI
3 Ekim öncesi yapılacak daha
çok iş olduğunu ifade eden Straw, şu ifadelere yer verdi:
"İyi bir niyet ile
olabilir. Ancak ABnin, Avrupa Komisyonunun sıkı kontrolü
altındaki müzakereleri başlatma kararını uygulaması
gerektiği açıktır. Tersine yapmak sadece ABnin kredibilitesinin
sorgulanması değil, aynı zamanda Türkiyenin şimdiye kadar
kaydettiği önemli ilerlemeyi de tehlikeye atabilir. Bunun
oluşturduğu tehlike konusunda çok açık olmalıyız.
Eğer şimdi yanlış yaparsak kendi kapımızın
eşiğinde bir kriz bulabiliriz."
(ANKA)
HURRIYET 08/09/05
|
FRANSA: GÜMRÜK BİRLİĞİ
UYGULANMAZSA MÜZAKERELER ASKIYA ALINSIN |
||
|
HURRIYET 08/09/05
AB, Kıbrıs
sorununda taraf olmuştur
Brüksel'de dün yapılan AB büyükelçileri toplantısından
çıkan sonucun ayrıntılarını önümüzdeki günlerde
çeşitli kaynaklardan öğreneceğiz.
Ancak Türkiye'nin, imzaladığı "Kıbrıs
Protokolü"ne ek olarak yayımladığı deklarasyona
yanıt olarak AB'nin ortaya çıkaracağı "karşı
deklarasyonun" ana hatları hemen hemen belli olmuştur.
Basında çıkan taslaktan da anlaşılacağı gibi,
metinde Türkiye'nin midesini bulandıracak hususlar var. Buna rağmen,
AB'nin 3 Ekim randevusunu engelleyecek bir yaklaşım içinde
olmadığı da görülüyor.
Fakat, müzakerelerin başlamasıyla bazı üyelerin Türkiye'nin
başını Kıbrıs konusunda epeyce ağrıtmaya
hazır oldukları da anlaşılıyor.
Bunu tabii ki kendi çıkarları uğruna yapacaklar. Yani,
"Kıbrıs'ta bir an evvel adil bir çözüme varılsın"
şeklinde bir düşünce burada ön planda değil. Bu ise, AB'nin
lokomotifi olma özelliğini taşıyan ülkelerdeki
vizyonsuzluğu ortaya koyuyor. Zira, Kıbrıs'ta bir an evvel bir
çözüme varılamamasının, aslında AB'nin
başını ağrıtacağını düşünen yok
gibi.
Vizyonsuz ülke
Bu vizyonsuz ülkelerin arasında, aynı zamanda Güvenlik Konseyi'nin
daimi üyelerinden olan Fransa'nın bulunması ise düşündürücüdür.
Bu kadar önemli konumda olan bir ülkenin küçük siyasi hesapların
peşine düşmüş olmasının anlaşılması
gerçekten zor.
Özetlemek gerekiyorsa, Kıbrıs sorununun
ayrıntılarını bilmesine karşın bu sorunu kendi
çıkarı için istismar eden Fransa, adada bir çözüme
ulaşılmasını ne kadar
zorlaştırdığını düşünme ihtiyacını
nedense duymuyor.
Fransa gibi ülkelerin, Kıbrıs'ta çözümsüzlüğün nedeni
olduklarını bir referandumla tescil etmiş olan Rumları
cesaretlendiriyor olmalarından daha önce söz etmiştik. Ancak,
işi çok daha karmaşık bir noktaya getiren vahim bir durum söz
konusu burada.
AB tarafsız değil
AB, özellikle son aylarda ortaya koyduğu tavır ile, Kıbrıs
sorununda resmen taraf olmuştur. Çabalarını ise,
Kıbrıs sorununu çözmek için değil, Türkiye'ye Kıbrıs
konusunda kendi arzularını kabul ettirmek için harcar duruma
gelmiştir. AB'nin bu arzularının Kıbrıs Rum
arzularıyla örtüştüğü ise gözden kaçmamaktadır.
Kısacası Türkiye'nin, BM Genel Sekreteri tarafından
başlatılacak olan yeni bir Kıbrıs egzersizinde AB'yi
"tarafsız bir oyuncu" olarak kabul etme olanağı
kalmamıştır. Nedeni ise malum: Kıbrıslı Türkler,
çözüm için doğru olanı yapmalarına rağmen AB
tarafından cezalandırılırlarken, Rumlar yanlış
olanı yaptıkları için ödüllendirilmeye devam ediyorlar.
Evet, doğrudur, AB'nin bu tavrını 'rezillik' gibi sert
ifadelerle kınayan önemli Avrupalı politikacılar var. Ancak,
onların sözlerinin havada kaldığını görüyoruz. Çünkü
günün sonunda, AB'nin Kıbrıs sorununa yaklaşımı
genelde Rumlardan yana oluyor.
Çözüm Annan Planı
Öte yandan bu durum, Türkiye'nin Kıbrıs konusunda adil bir çözüm için
çabalarını sürdürmekten vazgeçmesini de gerektirmez.
Kıbrıs sorununun görüşüldüğü yer BM'dir. Bunu AB'nin tüm
ilgili belgeleri de aslında teyit etmektedir. Ankara, 3 Ekim
sonrasında Kıbrıs sorununu engel olarak karşımıza
çıkaracak olan AB üyelerine bu hususu sürekli olarak hatırlatmak
zorunda kalacaktır.
Bu arada şu anda ölü görünen Annan Planı da Türkiye
açısından önemli bir can simidi özelliğini korumaya devam
edecektir. Zira çözümün formülü beş aşağı iki yukarı o
planda mevcuttur.
SEMIH IDIZ
MILLIYET 08/09/05
Türkiye, AB'de 2-1 önde
gidiyor
Belki çok basitleştireceğim, ancak herkesin kafası öylesine
karışık, ne olup bittiği konusunda öylesine bir belirsizlik
var ki, durumu anlatabilmek için böylesine basitleştirmekten başka
çarem yok.
Brüksel'de, bir yandan 25 AB üyesi ülke arasında, öte yandan da Türkiye
ile 25'ler arasında tam bir çarşı pazarlığı
yapılıyor. Karşılıklı cümleler gidip geliyor.
Kelimeler üzerinde dans ediliyor.
3 nokta tartışılıyor.
1. KIBRIS'IN TANINMASI:
Fransa daha öncelerde, Türkiye'nin 3 Ekim müzakerelerine oturmadan önce
Kıbrıs'ı resmen tanıması veya tanıma niyetinde
olduğunu belirtme koşulunu öne sürüyordu. Sonra geri adım
attı ve bu defa " müzakereler sürecinde Kıbrıs'ı
tanıma niyetini ortaya koyması" için çaba harcar oldu.
Türkiye'nin tutumu ise çok net: BM çerçevesinde bir çözüm bulunsun, o zaman
tanırım.
Brüksel'deki genel hava, Türkiye'yi tatmin edecek bir şekilde
gelişiyor. Ankara istediğini alacak gibi görünüyor.
2. RUM GEMİLERİNE LİMANLARI AÇMAK:
Bu konuda, Türkiye sıkışmış durumda. AB komisyonu
hukuk servislerinin hazırladıkları bir inceleme çok açık.
Limanların açılması, Gümrük Birliğinin (GB) gereği.
GB'yi kabul ediyorsanız, limanlarınıza gelecek malı
taşıyan üye ülke gemilerine itiraz edemiyorsunuz.
Aslında, Türkiye de hukuki durumunun sağlam
olmadığının farkında, ancak biraz süre istiyor.
Ayrıca, bu mekanizmanın sadece tam üyeler arasında
işlediğine dikkat çekip, sorunun müzakere sürecine bırakılmasını
istiyor.
Bu konuda Rumlar kesin bir takvim istiyorlar. Örneğin, Türkiye'nin 2006
sonuna kadar veya belirli bir süre içinde limanlarını
açmasını, aksi halde müzakelerin askıya
alınmasını istiyor. Fransa'da destek veriyor. İngiltere,
bir orta yol formülü bulmaya çalışıyor.
Brüksel'deki hava Türkiye lehine değil.
Genel eğilim, Türkiye'ye limanlarını müzakereler süresinde
-kesin bir takvime bağlamadan- açmasını sağlamak. AB,
limanların açılmasının tanıma anlamına
gelmediği, sadece hukuki bir yükümlülüğün yerine getirilmesi
olduğu inancında.
3. ÖZEL STATÜ İHTİMALİ AZALIYOR:
Yani, Türkiye gol yiyecek gibi görülüyor (!)
Türkiye'nin tüylerini diken diken eden en önemli madde, ÖZEL STATÜ
seçeneğinin açık ve net şekilde, Müzakere Çerçevesi Belgesine
yazılması.
Bu konuda da, Türkiye'nin durumu iyi. Zira, Özel Statü için ısrar eden tek
ülke Avusturya idi. Onlarda havlu attılar. Açıkça da söylediler.
Şu sırada 25'ler arasında hiçbir ülke'nin ısrarı yok.
Geriye sadece Merkel kalıyor. Onunda, bu çoğunluk
karşısında ısrarcı olmayacağı bildiriliyor.
Özetle, Türkiye şu anda 2-1 önde. Ancak ikinci devrede neler
olacağını kimse kestiremez. Her an gol yenebilir.
* * *
MEHMET ALI
BIRAND MILLIYET 08/09/05
Karşı
beyan AB'yi zorluyor
AB, Türkiye'nin
'Kıbrıs'ı tanımama' beyanına karşı
deklarasyonunu netleştiremiyor. Rumların 'tanıma' ya da
'limanların açılması' ısrarını aşamayan AB,
deklarasyonu 14 Eylül'e erteledi
RADIKAL 08/0
GÜVEN ÖZALP
BRÜKSEL -
AB, Türkiye'nin Gümrük Birliği Ek Protokolü'nü Kıbrıs Rum
Yönetimi'ni tanımadığını belirten deklarasyon
eşliğinde imzalamasına vereceği yanıt için dün yine
sıkı pazarlığa oturdu ama sonuç alamadı. Deklarasyon
14 Eylül'de yeniden tartışılacak.
AB Daimi Temsilciler Komitesi (COREPER) dün Brüksel'de toplanırken,
dışişleri bakanlarının geçen hafta Newport'ta belli
bir uzlaşıya vardığı deklarasyonla ilgili
tartışmalar 'tanıma' ve 'ek protokolün uygulanmasına'
odaklandı. AB Dönem Başkanı Britanya'nın dün COREPER'e
sunduğu taslakta, 'tanıma' ifadesi ve limanların
açılması için bir takvim yer almadı. Britanya tanıma
konusunun BM çözüm sürecine endekslenmesini isterken Rumlar ve onu destekleyen
üyeler konunun müzakere süreciyle ilişkilendirilmesini talep etti.
Newport'taki taslakta 'AB, mümkün olan en kısa sürede Türkiye'nin tüm
birlik üyeleriyle ilişkilerini hukuken (de jure) normalleştirmesine
büyük önem veriyor' deniliyordu. Taslak metinde bu ifadelere yer verilmedi,
ancak tartışılmasına açık kapı
bırakıldı. Fransa'nın da desteğini alan Rumlar bu
ifadenin metne sokulması ve daha da sertleştirilmesini talep etti.
Rumlar somut takvim
istiyor
İkinci tartışma ise protokolün tam ve üye ülkeler arasında
ayrım yapılmaksızın uygulanmasına yapılan
atıf oluşturdu. Newport'ta bu konuya ilişkin 'AB, ek protokolün
tam ve ayrım yapılmaksızın uygulanmasını, bu
bağlamda taşıma alanındakiler de dahil malların
serbest dolaşımı üzerinde-
ki tüm engelleri kaldırmasını beklemektedir. AB, tam
uygulamayı 2006'da yakından izleyecektir' ifadeleri
benimsenmişti. Dün Türkiye'ye destek veren ülkeler bu ifadelerin muğlaklaştırılmasını
isterken, karşı cephe somut takvimde ısrarcı oldu.
Britanya ikili temasta
Hatta Türkiye'nin belgeyi tam uygulamaması halinde müzakerelerin
askıya alınacağı ya da kısıtlanacağı
yönünde ifadelerin de metinde yer alması istendi. Tartışmalardan
sonuç çıkmaması üzerine Britanya krizi ikili temaslarla aşmaya
çalıştı. İkili görüşmede de uzlaşma
sağlanamayınca deklarasyona son halinin 14 Eylül'deki COREPER
toplantısında verilmesi kararlaştırıldı.
Ankara:
Limanlara son tarih olmaz
RADIKAL 08/09/05
RADİKAL - ANKARA - Türkiye,
yayımlayacağı karşı deklarasyonla limanların Rum
gemilerine açılması baskısını
ağırlaştırmaya hazırlanan AB'ye bu konuda son tarih
verilemeyeceğini belirterek, 30 Mayıs'taki 'Kıbrıs'ta
kısıtlamaları karşılıklı
kaldıralım' önerisini anımsattı. Dışişleri
sözcüsü Namık Tan, dün bu önerilere dikkat çekip "Yanıt
bekliyoruz" dedi. Tan, limanlar konusunda uygulamaya dair sorunların
ortaklık konseyi gibi organlarda ele alınabileceğini belirtti.
30 Mayıs belgesinde 'kişi, mal ve hizmetlerin serbest
dolaşımı, hava ve deniz limanlarıyla üçüncü ülke
uyruklulara kısıtlamaların kaldırılması, Kuzey
Kıbrıs'ın gümrük birliğine katılması,
Kıbrıs Türkleri'nin sportif, kültürel uluslararası etkinliklere
katılımına dair engellerin kaldırılması' yer
alıyor.
Türkiye'siz
güvenlik zor
|
|
Alman Federal
Parlamentosu'nun (Bundestag) seçim öncesi son oturumunda Türkiye
tartışıldı. Merkel'in, 'AB üyeliğine karşı
bıkmadan konuşacağım' sözüne Fischer yanıt verdi:
Tavrınız tehlikeli
RADIKAL
08/09/2005
BERLİN - Almanya
Federal Meclisi (Bundestag) dün 18 Eylül seçimi öncesi son oturumunu yaparken,
Türkiye yine gündeme geldi. Katrina kasırgasında ölenler için
saygı duruşuyla başlayan oturumda, en güçlü başbakan
adayı olan Hıristiyan Demokrat Birlik Partisi (CDU) Genel
Başkanı Angela Merkel, AB'nin Türkiye'ye tam üyelik yerine
imtiyazlı ortaklık vermesi ısrarını yineledi. Merkel,
"Vatandaşlarımız Avrupa sınırlarının
nerede bittiğini bilmek istiyor. Bu yüzden şunu söylemekten
bıkmayacağım: Türkiye'nin tam üyeliğini yanlış
buluyorum. Bu nedenle imtiyazlı ortaklığı önerdik"
diye konuştu.
'Siz de söz verdiniz'
CDU liderine yanıt Dışişleri Bakanı Joschka
Fischer'den geldi. Merkel ve Hıristiyan Sosyal Birlik Partisi (CSU) lideri
Edmund Stoiber'ın tavırlarını eleştiren Fischer,
"Stoiber kültürel farklılık gördüğü, siz de konuyu önemli
görmediğiniz için Türkiye politikanızla Avrupa'nın
güvenliğini tehlikeye sokuyorsunuz. Irak konusunda yanlış
davrandınız, ama Türkiye tutumunuz daha tehlikeli" dedi.
Türkiye'nin AB başarısının önemine dikkat çeken Fischer,
"43 yıldır söz verildi. Siz de verdiniz" dedi. Akdeniz'deki
istikrarın Avrupa için yüzyılın en önemli konularından
olacağını belirten Fischer, "Bölgede büyük tehlike var.
Irak ile
İran'ın nükleer programı var. Güvenlik çıkarlarımız,
iç politikadan
önemli. Başbakanlık isteyen biri buna uygun davranmalı"
ifadesini kullandı.
Stoiber ise Türkiye'ye AB ekonomik toplulukken söz verildiğini oysa
artık siyasi bir birlik oluştuğunu savunarak, "Siyasi
birlik istiyorsanız, 80 milyon nüfuslu bir ülkeyi üye olarak
alamazsınız." (afp, aa)
Yine geri
çevirdiler
Rum yönetimi,
Rum Telekomünikasyon Dairesi'ne ait aydınlatma malzemesini Girne
Limanı üzerinden Limasol'a götürmek isteyen Estonya plakalı
tırın güneye geçişine bir kez daha izin vermedi
KKTC
"TRANSİT GEÇİŞ" JESTİ YAPTI... 448 MDS çekici ve
732 DD plakalı dorseden oluşan TIR'la dün Girne Limanı'na gelen
Andrus Annsoo ve Evelin Annsoo, taşıdıkları malzeme Güney
Kıbrıs'a ait olduğu için hiçbir işleme tabi tutulmadan
güneye geçişinin sağlanması için bir gümrük muhafaza memuru
eşliğinde Metehan Sınır Kapısı'na gitti. KKTC'nin
iyi niyeti, Rum tarafınca yine itibar görmedi
2.5 SAAT
BEKLETİP REDDETTİLER... Rum yönetimi, KKTC'nin herhangi bir gümrük
işlemi yapmadığı malzemeleri almayı yine reddetti.
KKTC tarafından geçiş işlemlerini saat 13.20'de tamamlayan TIR,
kapının Rum yönetimine ait kontrol noktasında durduruldu. Saat
16.10'a kadar süren girişimleri sonuç vermeyince Andrus Annsoo'nun kullandığı
TIR geri dönerek yine bir gümrük muhafaza memuru denetiminde Girne Gümrük
Müdürlüğü'ne götürüldü
"YASA
DIŞI LİMANDAN" GİRMİŞ... Kendisinin AB
vatandaşı, Kıbrıs'ın da AB toprağı
olduğunu, bu nedenle sorun yaşamayacağını bir Rum
arkadaşından öğrendiğini Rum görevlilere anlatan tır
şoförü Annsoo, Rum arkadaşıyla telefonda görüşmesine
karşın Rum yönetiminin "yasadışı limandan
giriş yaptığı" gerekçesinde ısrar ederek
TIR'ın güneye geçişine izin vermemesi üzerine büyük bir hayal
kırıklığı yaşadı
Rum yönetimi,
Kıbrıs Telekomünikasyon Dairesi'ne (CYTA) ait aydınlatma
malzemesini Girne Limanı üzerinden Limasol'a götürmek isteyen Estonya
Allante Transport isimli nakliye şirketine ait TIR'ın Metehan
Kapısı'ndan Güney Kıbrıs'a geçişine için vermedi.
Rum yönetimi
daha önce yine Rum Telekomünikasyon Dairesi'ne ait malzemeleri Girne
Limanı'ndan girdiği gerekçesiyle geri çevirmişti.
448 MDS çekici
ve 732 DD plakalı dorseden oluşan TIR'la dün Girne Limanı'na
gelen Andrus Annsoo ve Evelin Annsoo, taşıdıkları malzeme
Güney Kıbrıs'a ait olduğu için hiçbir işleme tabi
tutulmadan güneye geçişinin sağlanması için bir gümrük muhafaza
memuru eşliğinde Metehan Sınır Kapısı'na
geldiler.
KKTC
tarafından geçiş işlemlerini saat 13.20'de tamamlayan TIR,
kapının Rum yönetimine ait kontrol noktasında durduruldu. Saat
16.10'a kadar süren girişimleri sonuç vermeyince Andrus Annsoo'nun
kullandığı TIR geri dönerek yine bir gümrük muhafaza memuru
denetiminde Girne Gümrük Müdürlüğü'ne götürüldü.
TIR şoförü
Andrus Annsoo, CYTA'ya ait malzemeyi Estonya'dan aldıklarını, 3
TIR halinde Limasol'a hareket ettiklerini anlatarak, diğer 2 TIR'ın
Atina-Rodos-Limasol yolunu izlerken, kendisinin daha ucuz olduğu için
Türkiye üzerinden Kıbrıs'a geldiğini söyledi.
Kendisinin AB
vatandaşı, Kıbrıs'ın da AB toprağı
olduğunu, bu nedenle sorun yaşamayacağını bir Rum
arkadaşından öğrendiğini Rum görevlilere anlatan Annsoo,
Rum arkadaşıyla telefonda görüşmesine karşın Rum
yönetiminin "yasadışı limandan giriş
yaptığı" gerekçesinde ısrar ederek TIR'ın güneye
geçişine izin vermemesi üzerine büyük bir hayal kırıklığı
yaşadı.
Rum kontrol
noktasındaki görevliler, TIR sürücülerine kişi olarak güneye
geçmelerinde herhangi bir sorun olmadığını, sigorta
yaptırmaları halinde TIR'ın çekicisinin de geçebileceğini,
ancak yük kısmının kuzeye geri dönmesi gerektiğini söylediler.
TIR şoförü
Andrus Annsoo'nun, Türkiye'den tek transit geçiş vizesi
aldığını, malı bıraktıktan sonra Limasol'dan
gemiyle ayrılacağını söylemesi de sonuç vermeyince, KKTC'ye
dönme kararına uymak zorunda kaldı.
Uzun
Maliye
Bakanı Ahmet Uzun, TIR Güney Kıbrıs'a gönderildikten sonra
Metehan Kapısı'nda yaptığı açıklamada, Estonya
plakalı TIR'a, KKTC'den transit geçiş yapmış gibi kabul
ederek gümrükle ilgili herhangi bir işlem uygulamadıklarını
söyledi.
TIR'daki AB
mührüne güvenerek herhangi bir işlem yapmama olayının ikinci kez
meydana geldiğine işaret eden Uzun, daha önceki olayda, nakliye
şirketinin bir Türk firması olduğunu, o olayda Rum yönetiminin
TIR'ların Güney Kıbrıs'a geçişine izin vermediğini
hatırlattı. Bu kez nakliye şirketinin Estonya'ya ait olduğunu
belirten Uzun, bu durumda uygulamada bir farklılık olup
olmayacağını bilemeyeceğini belirtti.
Uzun, KKTC
Gümrük Dairesi'ne verilen belgeye göre TIR'da CYTA'ya ait aydınlatma
malzemesi olduğunu, bu konuda herhangi bir araştırma
yapmadıklarını, AB mührüne güvendiklerini yineleyerek,
malın sahibine ulaşması için gereken kolaylığı
sağladıklarını söyledi.
KIBRIS 08/09/05
"Cebimize
parayı koyup KTHY'nin tapusunu almağa gideceğiz"
Maliye
Bakanı Ahmet Uzun, KTHY'nin KKTC'ye devrinin TC Resmi
Gazetesi'nde de
yayınlanmasının ardından KIBRIS'a açıklama yaptı
Ali CANSU
TC
Özelleştirme Yüksek Kurulunun (ÖYK) Kıbrıs Türk Hava
Yolları'nın (KTHY) yüzde 50 oranındaki idare hissesinin 33
milyon dolar bedelle en yüksek teklifi veren "Ada Havacılık ve
Taşımacılık A.Ş"ye satılması
kararını onaylayıp Türkiye Resmi Gazetesi'nde
yayımlanması üzerine KKTC Maliye Bakanlığı harekete
geçti. Maliye Bakanı Ahmet Uzun "Parayı bulup gideceğiz ve
KTHY'nin tapusunu alacağız" dedi.
KIBRIS'a
açıklamada bulunan Bakan Uzun, KTHY'nin Ada Havacılık ve
Taşımacılık A.Ş'ye devredilmesiyle son aşamaya
gelindiğini söyledi. Devir işleminin Türkiye Cumhuriyeti'nin Resmi
Gazetesi'nde de ilân edildiğini kaydeden Ahmet Uzun, "Buradan sonra iş
bize kalmıştır. Parayı bulup Türkiye'ye gideceğiz ve
tayyareler ile KTHY'nin tapusunu alacağız" diye konuştu.
Türkiye'ye
gidip parayı götürüp hisse alımının
tamamlanmasının bir hafta içerisinde gerçekleşeceğini
anlatan Uzun, bu sürecin tamamlandıktan sonra Özelleştirme
İdaresi'nin KTHY'nin yönetimine tayin ettiği yönetimin
istifasını sunacağını söyledi.
Yeni atamalar
yapılacak
Maliye
Bakanı Ahmet Uzun, Özelleştirme İdaresi tarafından
atanıp istifa edenlerin yerine yeni atamalar
yapılacağını söyledi.
Atamaların
yapılmasından sonra devir işleminin de tamamlanmış
olacağını kaydeden Uzun,
30 yıl
aradan sonra KTHY'nin Kıbrıs Türkü'nün malı
olacağını, bu gururu halk ile beraber
yaşayacaklarını ifade etti.
ÖYK, KTHY'de
bulunan yüzde 50 oranındaki idare hissesinin "satış"
yöntemiyle blok hisse satışı şeklinde özelleştirilmesini
teminen, idare tarafından 11 Ağustos 2005 tarihinde yapılan
ihale sonucunda, KTHY'nin yüzde 50 hissesinin 33 milyon ABD doları bedelle
en yüksek teklifi veren Ada Havacılık ve
Taşımacılık A.Ş'ye ihale şartnamesi çerçevesinde
satılmasına karar vermişti.
Hisse
Satış Sözleşmesi imzalanması ile karar gereklerinin yerine
getirilmesi hususlarında da Özelleştirme İdaresi yetkili
kılmıştı.
KIBRIS 08/09/05
|
NTV-MSNBC VE
AJANSLAR
Güncelleme: 05:20 ET 09 Eylül 2005 Cuma
LONDRA
- İngiltere Dışişleri Bakanı Jack Strawun, ABnin
Türkiye ile müzakerelere planlandığı gibi 3 Ekimde
başlaması gerektiği sözleri İngiliz basınında
geniş yer buldu. Independent gazetesi Strawun Türkiyeye verdiği
desteği, İngiltere Avrupa Birliğinin Türkiyeyi küçümsemesi
halinde, İslami tepki uyarısı yapıyor sözleriyle
değerlendirdi.
Guardian
gazetesi ise Strawun açıklamalarını İngiltere, Türkiye
ile müzakerelerin başlaması için bastırıyor
başlığıyla verdi. Gazetenin başyazısında ise
Türkiyede işkencenin yasaklanması, Kürtçe yayınlara
başlanması ve ordunun etkisinin azalması övüldü.
Yazıda imtiyazlı ortaklık önerisinin ters tepeceği ve
dünyanın tek laik Müslüman demokrasisine kapısını açamayan
ABnin, mutlaka tehlikeli boyutlarda bir tepkiyle karşılaşacağı
da kaydedildi.
Böyle bir dönemde yazar Orhan Pamuk hakkında dava
açılmasının ise üzücü olduğu ve bunun Türkiye
düşmanlarına verilmiş bir hediye olduğu yorumu yapılan
yazıda, Avrupa Birliğine giren ülkeler, geçmişleriyle
yüzleşebilmeli, ifade özgürlüğüne saygı göstermeli. Yine de Jack
Straw haklı. Müzakereler belirlenen takvimde başlamalı. Herhangi
bir gecikme, güvene yönelik bir ihanet olup, Avrupanın zaten zarar
görmüş güvenilirliğini zayıflatacak; Türkiyedeki reformlara
zarar verecektir dendi.
TÜRKİYE
İLE ÖVÜNMEK YENİLGİYLE BİTEBİLİR
Times gazetesinin dış haberler editörü Bronwen Maddox ise
yazısında, Türkiye ile övünmeye kalkışmak, yüz
kızartıcı bir yenilgiyle bitebilir diyor. Maddoxa göre
İngiltere, dönem başkanı olarak Türkiye ile müzakerelere
başlamayı Avrupa vizyonu açısından bir övünme
fırsatı olarak görmüştü.
Türkiyenin Kıbrıs Cumhuriyetini
tanımadığını açıklaması, Hollanda ve Fransa
referandumları ve Almanyanın gelecekteki başbakanı
olacağına kesin gözüyle bakılan Angela Merkelin ortaya
attığı imtiyazlı ortaklık önerisi gibi
çıkışların süreci zora soktuğunu savunan Maddox,
Ekimde müzakerelere başlansa bile, bu Avrupa hükümetleri için sorunun
sadece başlangıcını oluşturur. Zira tümü kendi
kamuoylarını ikna etmek zorunda olacaktır ifadesini
kullandı.
AB'ye 'Türkiye' uyarısı
9 Eylül, 2005 11:28:00 (TSİ) CNN TURK
The Guardian gazetesi Ankarayı demirlemek
başlıklı başyazısında, AB üyesi ülkelerin
geçtiğimiz yıl 17 aralıkta Türkiyenin kulübe üye
olmasını oy birliği ile kabul edip müzakerelere
başlanması için söz verdiklerini hatırlattı.
Başyazıda
verdikleri tarih de 3 ekim 2005 idi. 3 ekime bir aydan daha az bir süre kala
havayı öyle bir panik dalgası kapladı ki belki de tüm gürültü
patırtıdan sonra bu iş gerçekleşmeyecek
ifadeleri kullanıldı.
Gazetenin başyazısında, Türkiye uzun yıllardır
NATOnun güvenilir bir üyesi olmasına rağmen, 2003 yılında
15 üyeli Avrupa Birliğine 10 yeni üyenin kabul edilmesiyle tarihi
genişlemesini gerçekleştirerek idealini tamamladığı
görüşünün hakim olduğu belirtildi.
Başyazıda ancak bazı ülkelerdeki Türk
karşıtı görüşler ve de Fransa ile Hollandanın
geçtiğimiz yaz aylarında AB anayasasını redetmesi bu konuda
ciddi şüpheler doğurdu yorumu yapıldı.
The Guardianın başyazısında, ateşten bir gömlek olan
AB başkanlık koltuğuna oturan İngiltere
Dışişleri Bakanı Jack Straw dünkü açıklamasında, Türkiye ile müzakereler
beklendiği gibi uzun yıllar sürse bile verilen bu ciddi sözün
tutulmasının önemli olduğunu anlattı denildi.
'Türkiyenin
AB üyeliği önündeki en büyük sorunun karmaşık hale gelmiş
olan Kıbrıs sorunu olduğunu' belirten gazete, Fransanın
Kıbrıs konusuna çok olumsuz baktığını Almanyada
ise Angela Merkelin CDUsunun bu ay yapılacak seçimleri kazanması
halinde Türkiye için daha büyük bir sorun olacağına dikkat
çekti.
Merkelin Türkiyeye, diğer ülkeler gibi müzakerelerin sonunda tam üyelik
değil sadece imtiyazlı ortaklık teklif etmek istediğini
hatırlatan gazete, sadece Türkiyeye böyle özel bir teklif yapmak ABnin,
dünyanın tek laik Müslüman demokrasisine bile ayak uyduramayan bir
Hristiyan kulübü olduğu şeklindeki kızgın suçlamaları
doğru çıkaracak ve bu da tehlikeli sonuçlar doğuracaktır
ifadesini kullandı.
AB reformlar için itici güç
AB üyeliği mıknatısı sayesinde daha şimdiden Recep
Tayyip Erdoğanın muhafazakar hükümetinin büyük yol kaydettiğini
belirten The Guardian, işkencenin yasaklandığını,
artık Kürt dilinde yayınlar yapıldığını ve
ordunun ağırlığının da
zayıflatıldığını yazdı.
The Guardian başyazısında, 'ama yine de bu hassas dönemde üzücü
ve Türkiyenin düşmanları için adeta bir hediye olan bir gelişme
oldu ve ünlü yazar Orhan Pamuk, 1915 yılındaki Ermeni
soykırımı hakkında söylediği cesur sözler nedeniyle,
Atatürk döneminden kalma olan Türklüğü aşağılama
suçlaması ile karşı karşıya kaldı.'
Başyazıda, 'ABye giren ülkeler kendi geçmişleriyle
yüzleşmeli ve ifade özgürlüğüne de saygı göstermelidirler. Ama
Bay Straw yine de haklı. Müzakereler zamanında başlamalı.
Herhangi bir gecikme güvenin sarsılması anlamına gelir ve bu da
Avrupanın zaten hırpalanmış kredibilitesini daha da
zayıflatır ve Türkiyenin de reformlarına zarar verebilir'
ifadeleri kullanıldı.
|
ABD TÜRKİYE İÇİN DEVREDE |
|
İngiliz The Independent gazetesinde, Türkiyenin AB ile
müzakerelere başlaması konusunda yer alan bir haberde, 3 ekim
öncesi Türkiyenin Güney Kıbrısı tanımaması
nedeniyle Türkiye ile AB arasında çıkacak bir krizi ortadan
kaldırmak için ABD ile İngilterenin diplomatik atak
başlattığı belirtildi. Haberde, İngiltere Dışişleri Bakanı
Jack Strawın Türkiye ile müzakerelerin başlamaması halinde bu
durumun İslamcı radikallerin elini güçlendireceği ve
kültürlerarası bir çatışmanın çıkmasına neden
olacağı uyarısına yer verildi. The Independentın haberinde, ABD Dışişleri
Bakanlığından bir yetkilinin Brükseldeki temaslarından
sonra yaptığı açıklamada, müzakerelerin
başlamasının Türkiye, Avrupa Birliği ve ABDnin
yararına olacağını belirttiği vurgulandı. |
CNN TURK 09/09/05
Fransa ve Rumlar
İSTANBUL çok önemli bir uluslararası toplantıya ev
sahipliği yapıyor; 28-29 Haziran 2004'teyiz. NATO liderleri
İstanbul'da toplanıyor.
Fransa Cumhurbaşkanı Chirac İstanbul'a geldiğinde
Cumhurbaşkanı Sezer kendisiyle görüşüyor, görüşme sonunda
"Chirac Türkiye ile tam üyelik müzakerelerinin başlamasını
destekliyor" haberi yerli, yabancı basında yer alıyor.
Dahası, Chirac, Türkiye'den ayrılırken, kendisi bizzat
açıklama yapıyor:
"Türkiye ile tam üyelik süreci, dönüşü olmayan bir süreçtir... Tam
üyelik süreci, kapsayıcı, sürekli ve dönüşü olmayan bir
yoldur..."
Başbakan Erdoğan 22 Temmuz 2004'te Paris'e gidiyor, Chirac'la
konuşuyor, Türkiye ile müzakerelerin başlaması için verdiği
destek konusunda memnuniyetini bildiriyor.
Bütün Fransız basını da "Chirac Türkiye'yi destekliyor,
Sarkozy karşı, Gaullist ailede kavga var" diye yazıyordu.
Bu arada THY'nin 33 Airbus alımı için, törenle, Chirac, Schröder ve
Erdoğan imza atıyordu...
Türk basınında konuya değinen bütün kalemler, ben dahil,
Chirac'ın "devlet adamlığını" övüyorduk.
Çünkü Fransa'da ahalide Türkiye karşıtlığı
rüzgârı eserken Chirac günün değil, geleceğin siyasetini
izliyordu!
Fakat o "dün" imiş, şimdi "bugün"dür ve Mösyö
Chirac "dönmüş" durumdadır!
* * *
"BUGÜN" Chirac Türkiye karşıtlığının
başını çekiyor! 3 Ekim'i engelleme konusunda Rumların en
büyük destekçisi Atina değil, Paris!
Fransa hâlâ resmen "3 Ekim'i engellemiyoruz, müzakereler
başlasın" diyor ama Türkiye'nin asla kabul edemeyeceği yeni
şartları önümüze koyarak! TBMM'den asla geçmeyecek
Rum-ağızlı bir "çerçeve belgesi" oluşturarak!
Dünyada kim biliyordu Chirac'ın bu kadar "Rum-sever"
olduğunu?
Hayır, Chirac'ın derdi Rumlar ve Kıbrıs sorunu değil!
Chirac'ın derdi Avrupa Birliği de değil. İşte Avrupa
Birliği'ni "karar alamaz" duruma düşürerek krize sürükleyen
kendisi...
Chirac'ın bir tek derdi var: Popülizm...
The Economist tarafından "dinozor" olarak nitelenmiş olan
Chirac, "Türkiye'nin Avrupa Birliği yolunu kesen adam" rolü oynayarak,
Fransız kamuoyunda, genç rakibi Sarkozy karşısında
"sükse" yapmak istiyor!
* * *
ÖBÜR tarafta bir Blair'e, bir Schröder'e bakın!
Blair, ülkesine sağladığı ekonomik dinamizmle, "sosyal
liberal" reformlarla başarıyı temsil ediyor...
Schröder, Chirac gibi "dönüş" yapmıyor, Avrupa'nın ve
Almanya'nın geleceği için Türkiye'nin üyeliğinin gerekliği
olduğunu söylemeye aynen devam ediyor!
Hem de Türkiye karşıtlığının
şampiyonluğunu yapan "Hıristiyan" Merkel seçim
anketlerinde başta giderken... Schröder "geleceği"nin
sözcülüğünü bırakmıyor!
Ben Merkel'e fazla kızmıyorum. Komünist Almanya'dan, 'kapalı'
bir toplumdan geliyor, vizyonu da tecrübesi de yok. Baştan beri de
Türkiye'ye karşı olduğunu söyleyip duruyor; zaten başka
ilginç bir laf da etmiyor.
Ama Chirac? "Dün" öyle, "bugün" böyle!
Üstelik hepimizi aldattı; bizlerin saflığından değil,
kendisinin tutarsızlığından! Kendi halkını da
aldattı; dün Türkiye'nin gerekliğini Fransızlara anlatan kimdi,
şimdi Türkiye'nin yolunu kesen kim? Avrupa'yı da aldattı
aynı şekilde...
Bir de Fransızların AB Anayasası'nı reddetmesini
düşünün? Bundan sonra Paris'in çalacağı kavala kim inanır?
Bakın, 25 AB üyesinden kaçı Paris'in yanında?
TAHA AKYOL
MILLIYET 09/09/05
Avusturya dergisi: AB'nin Türkiye'ye
tavrı onursuzca
Georg
Hoffmann-Ostenhof
Dünya çapında çok önemli bir
gelişme meydana gelmediği takdirde Türkiye ile giriş
müzakerelerine planlandığı gibi 3 Ekim'de başlanacak.
Ancak onursuz bir tavır söz konusu. Yaz
boyunca gördük. Fransızların AB Anayasası'na hayır demeleri
bunun başlangıç noktasıydı. AB'nin önde gelen
politikacıları birden-bire halktan korkmaya ve kıvırmaya
başladı. Artık AB'nin genişlemesine dur demek
gerektiği söylendi. Brüksel'in çok hızlı ilerlediği
belirtildi ve mola verilmesi için çağrıda bulunuldu.
Ya Türklerin AB üyeliği? Oybirliğiyle
alınan kararlara ve Ankara'ya verilen açık vaatlere rağmen her
şey yeniden sorgulandı. Tam üyelik değil, 'imtiyazlı
ortaklık' denildi. Görüşmelerin ucunun 'açık'
bırakılması istendi. Türk hükümetinin müzakereler
başlamadan önce, Kıbrıs'ı açıkça tanıması
gerektiği söylendi. BM'nin yeniden birleşme planını
reddedenlerin Rumlar olduğu, Ankara'nın Kıbrıs'ı
tanıdığını açıklamasının AB
tarafından müzakerelere başlamak için önşart
koşulmadığının gayet iyi bilindiği halde
Paris'ten aksi yönde sesler geldi.
ACINASI DURUM
Bu acınası bir durum. Bilhassa bir
zamanlar katılımdan yana olanların bu duruma düşmesi.
Chirac birdenbire Türk düşmanı kesildi. Fransa'daki Sosyalistler de
kararsız. Diğer ülkelerin siyasi sınıflarındaki genel
hava da değişiyor. Türk korkusunun ulusal karakterin bir parçası
haline geldiği Avusturya'da ise katılım taraftarları
artık daha da yalnız kalıyor.
Ne garip ki uzun süredir Osmanlıları
AB'ye almak isteyen Haider, şimdi tüm genişlemelere son diyor. Etkin
biçimde giriş müzakerelerinden yana tavır alan tek Avusturyalı
Swoboda da çark etti: "Hırvatlar ile görüşme masasına
oturulmadan, Türkiye ile görüşmelere başlanmamalı" diyor.
Swoboda, ayrıca imtiyazlı ortaklığın tam üyelik için
basamak oluşturabileceğini belirtiyor.
KIVIRTMALAR VE HİLELER
Türkiye tartışmasının ne
kadar onursuzca yürütüldüğüne bakılırsa, müzakerelere
başlamak üzere baz alınacak AB belgesi de bundan pek farklı
olmayacak. Bir dizi ihtiyati tedbir, şart ve çıkış hükmü,
ayrıca Türklerin gururunu iyice zedeleyecek saçma bir metin.
Ama olsun, bu kıvırmalar ve hileler
ile bütün anketlere göre Türkleri giderek daha az sevmeye başlayan
Avrupalıları yatıştırmak mümkün olacaksa bu, iyi bir
amaca hizmet ediyor demektir.
Asıl korkutucu şey ise
katılımdan yana olanların bile yalnız kendilerini savunucu
argümanlar kullanmaları. Anlaşmalara uyulacağı temin
ediliyor. Yahut üyeliğin, ancak 15-20 yıl sonra gündeme geleceği
söyleniyor. Bugün artık kimse Türkiye'nin entegrasyonunun Avrupa için iyi
bir şey olacağını söylemeye cesaret edemiyor. Ondan sonra
da insanların buna karşı olmalarına
şaşılıyor.
TÜRKİYE NEDEN ÜYE OLMALI?
Çok şükür gazeteciler seçilmek zorunda
değil. O yüzden Türkiye'nin AB'ye katılımının neden bu
kadar önemli ve geleceği etkileyici nitelikte olduğunu burada
sayabilirim.
1 - Türkiye kuşkusuz büyük ve yoksul
bir ülke. Ama yalnız katılım perspektifi bile son yıllarda
benzerine az rastlanan bir modernleşme dalgasına neden oldu. Ekonomik
gelişmenin geçtiğimiz yıllardaki tempoda devam etmesi halinde,
katılımın gerçekleşeceği tarihte
karşımızda bambaşka bir ülke bulacağız. Avrupa
Türkiye ile, zaten giderek daha çok AB'ye yönelen, en genç ve dinamik
ekonomilerden birini birliğe katmış olacak. Ayrıca ülkenin
jeopolitik konumu, Avrupa'nın dünyanın stratejik açıdan önemli
ve petrol açısından zengin iki bölgesine Orta Asya ve
Ortadoğu'ya, ekonomik olarak da açılmasını sağlayacak.
2 - Avrupa dünya politikasında
Amerikan hegemonyasını dengeleyici yahut düzeltici bir faktör olmak
istiyorsa, toprak ve insana ihtiyacı var.
3 - İdam cezasının
kaldırılması, ordunun gücünün azaltılması, Kürtlerle
ilişkinin normalleşmeye başlaması... Bütün bunları
katılım dinamizmi sağladı. Gerçi insan hakları hâlâ
güvencede değil, ama ülkedeki takip gören bütün grupların ve insan
hakları örgütlerinin AB'ye katılımın ateşli
savunucuları olmaları da bir tesadüf değil. Türkiye'nin
katılım sürecine bağlanmasının insan hakları
konusunda yeni gelişmeleri garanti edeceğini biliyorlar.
4 - Avrupa giderek büyüyen Müslüman
halkı entegre etmek zorunda. Laik Türkiye'nin üye olması halinde bu
çok daha kolaylaşacaktır.
KARDİNAL KÖNİG'İ HATIRLAYALIM
Açık veya gizlice, bilinçli veya
bilinçsizçe Hristiyan Batı'yı savunmak isteyenlere Kardinal Franz
König'i hatırlatmak gerekir. König, yedi yıl önce Türkiye'nin ve
İslam'ın 'Avrupa diye adlandırdığımız
kıtanın tarihine' ne kadar karışmış olduğuna
işaret etmiş ve katılımdan yana
çıkmıştı: "Hıristiyanlık ve İslam,
Avrupa ve Türkiye yan yana değil, birlikte yaşamalı."
(Avusturya dergisi Profil)
MILLIYET 09/09/05
Rumlar
Kahire ile ortak
RADIKAL 09/09/05
AA - LEFKOŞA - Kıbrıs
Rum Yönetimi ile Mısır arasında, Akdeniz'de petrol yataklarının
aranmasını öngören protokol imzalandı. Kahire'yi ziyaret eden
Rum Ticaret ve Turizm Bakanı Yorgos Lillikas ve Mısır Petrol
Bakanı Sami Fehmi, temmuz ayında imzalanan ve doğalgaz ve enerji
konularında işbirliği ile Akdeniz'de petrol
yataklarının aranması gibi konuları öngören memorandumun
uygulanmasını hedefleyen protokolü imzaladı. Görüşmede,
enerji işbirliği ve petrol araştırmaları alanında
ikili işbirliğinin daha fazla geliştirilmesi konularında da
fikir alışverişinde bulunuldu.
Londra'dan
güçlü destek
Britanya, AB'nin
karşı deklarasyonu konusunda Rumlara set çekti. Straw: Türkiye
Kıbrıs'ı tanımasa da müzakereler başlamalı. Yoksa
bedeli ağır olur
RADIKAL
09/09/2005
RADİKAL - LONDRA/BRÜKSEL/ATİNA -
Türkiye'nin Gümrük Birliği Ek Protokolü'nü Kıbrıs'ı
tanımayan beyanı eşliğinde imzalamasına
karşı hazırlanan deklarasyonun 3 Ekim'de müzakerelerin
başlamasına engel olmaması için bastıran AB Dönem
Başkanı Britanya, Rum Yönetimi'ni kızdırıyor. Önceki
günkü AB daimi temsilciler (COREPER) toplantısında Rumların,
Fransa'nın destek verdiği 'tanınma ve limanların
açılması' tezlerine ayak direyen Britanya, dün de
Dışişleri Bakanı Jack Straw'un ağzından,
"Türkiye Kıbrıs'ı tanımasa da müzakereler
öngörüldüğü gibi başlamalı"
çıkışını yaptı.
Hedefleri çerçeve
belge
Rumların, Kıbrıs'la ilgili karşı deklarasyonun,
Türkiye'nin müzakere çerçeve belgesini etkileyecek şekilde paralel ele
alınmasını sağlamak için 26 Eylül'de olağanüstü
dışişleri bakanları toplantısı düzenletmeye
uğraştığı belirtiliyor. Britanya ise bunu engellemeye
çalışıyor. COREPER karşı deklarasyon metninde
uzlaşamayınca konuyu 14 Eylül'e ertelemişti.
Straw dün, Londra'daki Kamu Siyaseti Araştırmaları Enstitüsü'nün
'Türkiye'nin AB Üyeliği' konulu toplantısını Türkiye
tezlerini ortaya koymak için platform haline getirdi. "Birliğin
sorunların çözümüne yardımcı olma gücüne
inanmalıyız" diyen Straw, Türkiye'nin ek protokolü
Kıbrıs'ı tanımama beyanı olmadan
imzalamasını tercih etse de bu yüzden müzakere sürecinin sekteye
uğramaması gerektiğinin altını çizdi. Straw,
"Türkiye böyle yaparak işleri zorlaştırdı. AB buna
yanıt verecek. Ama ortak amacımız Türkiye ile Kıbrıs
dahil 25 AB üyesi arasında Gümrük Birliği'nin
ayrımcılık yapılmadan işlemesidir" dedi. Ancak
Straw, bu yüzden görüşmelerin sekteye uğramasının AB için
sadece güvenilirliğin yitirilmesine yol açmayacağını,
Türkiye'nin kurumsal reform sürecini de olumsuz etkileyeceğine işaret
etti. Türkiye'nin AB üyeliğinin Türkiye'nin geleceği kadar Avrupa ve
uluslararası toplum için de büyük önem
taşıdığını belirten ve bunun alternatifini
'bedeli ödenemeyecek kadar kötü' diye niteleyen Britanyalı bakan,
"Türkiye'nin jeopolitik konumu bu ülkeye her açıdan hayati stratejik
önem kazandırıyor. Türkiye'ye kapıları açmak, Batı ve
İslam kültürlerinin modern dünyada ortak olarak yaşayabileceklerini
kanıtlayacaktır" dedi.
'Kapımızda
kriz çıkar'
"Hepimizin Türkiye'nin reformları hayata geçirmesi ve
modernleşmesinde çıkarı var. Eğer yanlış bir
karar verirsek kapımızın eşiğinde krizle
karşı karşıya kalacağız"
uyarısında bulunan Straw, Doğu Avrupa'daki Demirperde ülkelerine
de atıf yaparak, "Bu adımı atarak Demirperde'yle
farklılıklarımızı giderdik. Şimdi Türkiye'ye tam
üyelik yolunu açarak, en az bunun kadar önemli bir başka
başarıyı sağlama şansımız var"
ifadelerini kullandı.
'Üye muamelesi var'
Rum Dışişleri Bakanı Yorgos Yakovu dün, Britanya'nın
karşı deklarasyon metni için "Öncekilerden beter ve geriye
doğru bir adım" derken, konunun 26 Eylül'de olağanüstü
dışişleri bakanları toplantısında ele
alınabileceğini savundu. Yakovu, bu toplantılar sonuç vermezse
Türkiye'nin Kıbrıs'ı tanıma yükümlülüğünden
kurtulacağını söyledi. Hükümet sözcüsü Kipros Hrisostomidis de
Britanya'ya "Türkiye'ye sanki AB üyesiymiş gibi muamele yapıyor.
Böyle davranmak Britanya'nın yanlışıdır" dedi.
KKTC, sert tavır koyacak
KKTC
makamları, Dipkarpaz'da Rum öğrenciler için okul
açılmasının karşılığında Rumların
Limasol'da Türk öğrenciler için okul açmamakta direnmesine öfkeli
KKTC, sert
tavır koyacak
RUM'A
TAVİZ VERİLMEYECEK... Dipkarpaz'da Rum öğrenciler için
açılan okulun karşılığında Limasol'da bir Türk
okulu açılmaması halinde KKTC makamlarının, pozisyon
değişikliği yapacağı ve bu konuda taviz
vermeyeceği öğrenildi. Limasol'da yaşayan
Kıbrıslı Türkler, Rum okulu içerisinde Türk
sınıfı değil, Dipkarpaz'da yaşayan
Kıbrıslı Rum öğrenciler için açılan ve Rum
öğretmenlerin yönettiği ortaokulla eşit statüde bir Türk
ilkokulu açılmasını istiyor
"HAKLARIMIZI
İSTERİZ"... Kıbrıslı Türkler, "Türk okulunda
Türk öğretmenler ders vermeli. Çocuklarımız Rum okulda Rumca
verilen dersleri anlamıyor. Ayrıca, aynı okula giden Rum ve Türk
öğrenciler, lisandan dolayı anlaşamıyor. Bu nedenle Türk
okulunun açılması en ideali. İnsan hakları
nerede?"diye konuştu. Kıbrıslı Türklerin, 2003
yılından beri Sancaktarlığın arkasındaki eski
Türk okulunun yeniden açılması için Rum makamlarına defalarca
başvuruda bulunduğu ancak sonuç an alamadığı
belirtildi
Yeliz K. SARICA
- Ali CANSU
KKTC
yönetiminin Dipkarpaz'da yaşayan Kıbrıslı Rum ortaokul
öğrencileri için açılan ve Rum öğretmenlerin yönettiği
ortaokulun karşılığında eşit statüde Limasol'da
bir Türk ilkokulunun açılmamasına sert tavır koyacağı
öğrenildi.
Güvenilir
kaynaklardan edinilen bilgiye göre, Papadopulos yönetimi, Limasol'da
yaşayan Kıbrıslı Türklere yönelik anket yaptı ve bu
anket sonuçlarında Kıbrıslı Türklerin 'Türk okulu
istemediğinin" ortaya çıktığını iddia
ediyor. Ancak, Limasol'da yaşayan Kıbrıslı Türkler,
KIBRIS'a yaptığı açıklamalarda Limasol'da Türk okulunun
açılmasını istediklerini vurgulayarak, Papadopulos yönetiminin
anket iddialarını yalanladı.
Papadopulos
yönetiminin önce Limasol'da Türk okulu açılmasını, ardından
çok kültürlü okulu gündeme getirdiğini ancak daha sonra bundan çark ederek
Rum okulu çatısında Türkçe dil bilgisi verilen bir Türk
sınıfı açtığı belirtildi.
Papadopulos
yönetiminin Limasol'da Rum okulu içerisinde açtığı bu
sınıfta Kıbrıslı Türk öğrencilere Rum
öğrencilere verilen derslerin aynısının verileceği,
Türk öğrencilere Rum öğrencilerden farklı olarak ilaveten Türkçe
ders verileceği öğrenildi.
Rum yönetiminin
1975'de imzaladığı 3'üncü Viyana Anlaşması
çerçevesinde kuzeyde kalacak Rumların din ve eğitim
haklarının sağlanması yönünde mutabakata
varıldığı ancak bu anlaşmada yönetimle ilgili herhangi
bir değerlendirme olamadığı kaydedildi.
2003 yılında
beri, Kıbrıslı Türklerin, Sancaktarlığın
arkasındaki eski Türk okulunun yeniden açılması için defalarca
Rum makamlarına sözlü ve yazılı başvuruda bulunduğu
ancak, başvuruların kaale alınmadığı kaydedildi.
Rum eğitim
bakanlığının kaale almadığı
Kıbrıslı Türklere yönelik anket yaptığı
iddiaları kafalarda soru işaretlerine neden oldu.
Limasol'da
açılan Türk sınıfı için Rum kaymakamlığına
bağlı bir ekibin sorumlu olacağı, bu ekibin okul yönetim
kurulu oluşturulana kadar görevine devam edeceği öğrenildi.
Rum'a taviz
verilmeyecek
Güvenilir
kaynaklardan edinilen bilgiye göre, KKTC yönetimi Dipkarpaz'da açılan Rum
ortaokulu karşılığında Limasol'da eşit statüde
bir Türk okulu açılması yönündeki pozisyondan taviz vermeyecek.
Rum okulu
içerisinde bir Türk sınıf açılarak, Kıbrıs Türklerinin
asimile edilmesine izin verilmeyeceği ve KKTC otoritelerinin
Dipkarpaz'daki pozisyonu yeniden değerlendireceği vurgulandı.
Soyer de sert
çıkmıştı
KIBRIS'a
geçtiğimiz gün açıklamada bulunan Başbakan Ferdi Sabit Soyer de,
Limasol'da Kıbrıslı Türk öğrenciler için açılması
planlanan Türk ilkokulunun, Papadopulos yönetimi tarafından engellenmesine
ve "Türk ilkokulunu Rum eğitim bakanlığı bünyesine
alma" girişimine sert tepki göstermişti.
Başbakan
Ferdi Sabit Soyer, Rum yönetimini, Türk tarafının Dipkarpaz'da
yaptığı gibi "uluslararası anlaşmalara uygun
davranmaya" çağırmış ve "Biz de Rum eğitim
bakanlığının kontrolünde olan Dipkarpaz Rum ve Türk
ilkokulunu yasayla KKTC Eğitim Bakanlığı bünyesine
almayı değerlendirebiliriz" demişti.
Soyer,
CTP/BG-DP Koalisyon Hükümeti'nin Dipkarpaz Ortaokulu'nun faaliyetlerini
yürütmesinde tamamen uluslararası anlaşmalar ve 1960
anlaşmalarına göre hareket ettiğini belirtmişti.
"Eşitlik
istiyoruz"
Limasol'da
yaşayan Kıbrıslı Türkler, Dipkarpaz'da yaşayan
Kıbrıslı Rum ortaokul öğrencileri için açılan okulun
karşılığında eşit statüde Limasol'da Türk
ilkokulu açılması gerektiğini vurguladı.
Eşitlik
haklarını istediklerini vurgulayan Kıbrıslı Türkler,
Rum ilkokulu çatısı altında Rum öğretmenlerin yönetiminde
bir Türk sınıfı değil, Dipkarpaz'da Rum öğrenciler
için açılan ortaokulla aynı eşitlikte Türk ilkokulu
açılması gerektiğine dikkat çekti.
Rum
öğretmenlerin yönettiği okulda bir Türk sınıf değil,
ayrı bir Türk okulu istediklerine dikkat çeken Kıbrıslı Türkler,
"Türk okulunda Türk öğretmenler ders vermeli. Çocuklarımız
Rum okulunda Rumca verilen dersleri anlamıyor. Aynı okula giden Rum
ve Türk öğrenciler, lisandan dolayı anlaşamıyor. Bu nedenle
Türk okulunun açılması en ideali. İnsan hakları nerede?
Haklarımızı isteriz. Eşitlik isteriz" diye
konuştu.
1960
Anayasası'ndaki eşitlik haklarını
alamadıklarını ifade eden Kıbrıslı Türkler, Rum
yönetiminin hem 1960 anlaşmaları hem de uluslararası
anlaşmalar doğrultusunda hareket etmesi gerektiğini belirtti.
CTP/BG-DP
Koalisyon Hükümeti'nin kendilerine destek çıkmasını isteyen
Kıbrıslı Türkler, Türk basınına demeç vermeleri
halinde 'evlerinin ellerinden' alınacağı şeklinde
baskılara maruz kaldıklarına da dikkat çekti.
Limasol'da
yaşayan Kıbrıslı Türkler ne dedi? Limasol'da yaşayan
Kıbrıslı Türkler ne dedi?
Melek
Takımcılar
"Bugün
(dün) ilkokulun Kıbrıslı Rum müdürü geldi. Çocukların
yaş kağıtlarına baktı. Benim çocuğun
yaşı tutmadığı için okula gitmeyecek. Biz çocuğun
Türkçe okumasını isteriz. Ayrıca, Rumca ders de almalarını
isteriz. Yedi yıldır Limasol'da yaşıyoruz. Rum okulun
içerisinde değil, ayrı Türk okulu açılırsa daha iyi olur. O
zaman çocuklar Türkçe, İngilizce ve Rumca öğrenecek. Kökenimiz
Türk'tür. Bu nedenle Türk okulu isteriz."
Sümbül
Takımcılar
"Rum
öğretmenler okula gitmemi istedi, ancak ben gitmeyeceğim. Türk
okuluna gitmek istiyorum. Daha önce Rum okuluna gittim. Derslerden bir şey
anlamadım. Zaten sınıfta öğretmen de ilgilenmez. Okul
açılacağı için beni çağırdılar. Türkçe derslerin
Rum okulun içerisinde bir sınıfta verilmesini değil ayrı
Türk okulu açılmasını istiyorum. Böylece, Türk
arkadaşlarla, hem İngilizce, hem Türkçe hem de Rumca ders
göreceğiz."
Hasan
Takımcılar
"Doğrudan
Türk okulu açmadılar. Rum okulu içerisinde bir Türk sınıfı
açtılar. Dipkarpaz'da Rum öğrenciler
için Rum okulu
açıld. Limasol'da da Türk öğrenciler için Türk ilkokul açmaları
gerekir. 1960'dan beri hakkımızı vermiyorlar. Eşitlik
istiyoruz. Haklarımızı istiyoruz. 9 yaşındaki
kızımızı Rum okulunda açılan Türk
sınıfında okuması için göndermek zorunda
kalıyorum."
Süleyman Mehmet
"Limasol'da
Türk okulunun açılmasını istiyorum. Üç yaşında
çocuğum var. Rum öğretmenler gelip çocuğun yaş
kağıdına baktı. Okula gitmek için yaşının
yetip, yetmediğini kontrol etti. Çocuk Rumca anlamaz. Türk okulu
açılmadıkça ben bu çocuğu nasıl okula göndereyim.
Dipkarpaz'da Rum öğrenciler için okul açıldı. Eşit bir
şekilde Limasol'da da bizim çocuklarımız için Türk okul
açılsın. Türkçe bilen öğretmenler ders versin."
Gül
Takımcılar
"Limasol'da
Türk okulunun açılmasını istiyoruz. Dipkarpaz'da Rum
öğrenciler için Rum okulu açıldı. Niçin burada
çocuklarımız için Türk okulu açılmaz?
Çocuklarımızın Rumca değil, Türkçe okumasını
isteriz. Büyük ve geniş bir Türk okulu istiyoruz. Daha önce Türk okulu
açılacak dediler ancak bir türlü açmıyorlar. 9 yaşındaki
kızımı Türk okulu açılmadığı için mecburen
Rum okuluna gönderiyoruz."
Mehmet Salih
"Limasol'da
yaşayan Kıbrıslı Türklere destek
çıkılmasını istiyoruz. 16 yıldır Limasol'da
yaşıyorum. Herkese ev verdiler, bana vermediler. Dipkarpaz'da
açılan Rum okulu gibi Limasol'da da Türk okulunun açılması en
idealidir. Türk öğrenciler, Türkçe ders görecek ve anlaşabilecek.
Aynı okula giden Rum ve Türk öğrenciler, dilden dolayı
anlaşamazlar. Bu ülkede ayrımcılık var. İnsan
hakları nerde? Haklarımızı isteriz. Eşitlik
isteriz..."
Karanfil
Kurşuniler
"Rum
okuldaki müdür ve bir öğretmen geldi, çocuğu okula kaydettiler. Zaten
bizim çocuğun son senesidir. Çocuğa, 'Hem Rumca, hem Türkçe hem de
İngilizce öğreneceksiniz' dediler. Ancak, biz ayrı bir Türk
okulu açılmasını istiyoruz. Dipkarpaz'da Rum okulu
açıldı, burada da Türk okulunun açılması lazım. Bizim
çocukların da Türkçe okumaya hakkı var. Gelecek nesiller için de daha
iyi olacak."
Hayriye
Kurşuniler
"Limasol'da
Türk okulu açılmasını istiyoruz. Nasıl ki Dipkarpaz'da Rum
öğrenciler için Rum okulu açıldı, Limasol'da da Türk
öğrenciler için Türk okulu açılması gerekir. Tek bir
sınıf değil, doğrudan Türk okulu açılsın. Türk öğretmenler
ders versin. Çocuklarımızın Türkçe okuma hakkı var.
Eşit haklar istiyoruz. Daha önce Limasol'da Türk okulu açılacak dendi
ancak hâlâ açılmadı."
Menekşe
Takımcılar (9 yaşında)
"Okula
başlayacağım. Daha önce de giderdim. Rum okulundan
öğretmenler müdür ve Türkçe konuşan bir öğretmen geldi. Beni
okula kaydetti. İstersem Türk sınıfında, istersem Rum
sınıfında okuyabileceğimi söylediler. Aynı okulda Türk
sınıfı açtılar ve ders verecekler. Ama biz Türk okulunun
açılmasını isteriz. Yeniden başlayacağım için
heyecanlıyım."
Ramadan
Kurşuniler (12 yaşında)
"Okula
gidiyorum. Bu sene ilkokul son sınıfı okuyacağım. Rum
okuldan müdür ve bir öğretmen geldi. Kaydımı yaptılar. Hem
Rumca hem Türkçe bilirim. Türkçe okuyabilirim. Eve gelen ve Türkçe konuşan
öğretmen, hem İngilizce, hem Türkçe hem de Rumca
okuyabileceğimizi söyledi. Türk okulu açılırsa bizden sonraki
öğrenciler için daha iyi olacak."
KIBRIS 09/09/05
Kıbrıs'ta süren sorun güvenlik problemi yaratıyor
Yunanistan
Parlamento Başkanı Benaki:
Yunanistan
Parlamento Başkanı Anna Benaki, "Akdeniz'in uluslar arası
alandaki stratejik rolü, Ortadoğu'da devam eden gerilim ve
Kıbrıs'ta süren sorunun güvenlik problemi
yarattığını" savundu.
Parlamentolar
Arası Birlik (PAB) tarafından düzenlenen "II. Dünya Parlamento
Başkanları Konferansı" çerçevesinde BM Genel Kurulu'nda
konuşan Benaki, "11 Eylül saldırılarının
yıldönümünün yaklaştığı şu günlerde güvenlik
meselesine özel bir atıfta bulunmak istiyorum. Akdeniz'in uluslar
arası alandaki stratejik rolü, Ortadoğu'da devam eden gerilim ve
Kıbrıs'ta süren sorunun bir güvenlik problemi yaratmaktadır"
dedi.
Benaki,
konuşmasına şöyle devam etti:
"Hiç
şüphe yok ki ülkelerimizin kalkınması,
halklarımızın refahı güvenli bir ortam olmadan
sağlanamaz. Yine hiç şüphe yok ki 'duvarlar' inşa ederek ve
silahlanma ya da savaş tehdidiyle korkutarak güvenlik empoze
edilemez."
Güvenlik
sorununun en belirgin yönünün terörizm olduğunu ifade eden Benaki,
"İnsanlık için ciddi bir tehdit oluşturan bu sorun,
ekonomik ve sosyal yapısının
kırılganlığından dolayı Akdeniz için özel bir
boyuta sahiptir. 11 Eylül'de verilen alarm ne yazık ki Madrid ve Londra
saldırıları aracılığıyla Avrupa'ya da
taşındı. Bu yüzden bu kabusa son vermek için eylemlerimizi
koordine etmemiz gerekmektedir" diye konuştu.
KIBRIS 09/09/05
Kayıplar Komitesi'nin yeni dönem toplantıları
başladı
Kıbrıs'taki
kayıp kişilerin akıbetlerinin belirlenmesi amacıyla kurulan
Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi, yaklaşık bir ay aradan
sonra dün sabah çalışmalarına yeniden başladı.
Ara bölgedeki
Ledra Palace Otel'de "89'uncu Dönem 411'inci Toplantı" adı
altında yapılan toplantı sonrasında komite ortak
yazılı açıklama yaptı.
Açıklamada,
komitenin 89'uncu dönem çalışmalarına dün
başladığı ve bu çerçevede 411'inci
toplantısını gerçekleştirdiği belirtildi.
"Komite,
Küçük'ün atanmasından
memnuniyet
duydu"
Dünkü toplantıda
Komite Başkanlığı'nın Rum üye Elias Georgiades'e
geçtiği kaydedilen açıklamada, Komite'nin Gülden Plümer Küçük'ün
Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi'ndeki Türk üye Rüstem
Tatar'ın yardımcısı olarak atanmasını
memnuniyetle karşıladığı ifade edildi.
Açıklamada,
en kısa sürede başlaması beklentisinin dile getirildiği
genel kazı programının uygulanmasıyla ilgili olarak uzman
adli tıp kuruluşu INFORCE tarafından hazırlanmakta olan
bütçeyle ilgili değerlendirme yapıldığı belirtildi.
KKTC'de
yaklaşık 1.5 ay süreyle devam eden ve temmuz ayı sonunda
tamamlanan acil mezar kazılarında bulunanlar dahil, genel
kazılar sonucunda ortaya çıkarılacak olan
kalıntıların kimlik belirlenmesinin yapılacağı
DNA Merkezi'nin oluşturulmasına ilişkin olarak yürütülen
çalışmaların komite tarafından değerlendirildiği
de belirtilen açıklamada, genel kazı programının
hazırlık çalışmaları üzerinde de durulduğu ve
komitenin genel kazıların, uzman adli tıp kuruluşu INFORCE
gözetiminde en kısa sürede başlaması beklentisi içinde
olduğu kaydedildi.
Acil
kazıların temmuz ayı sonu tamamlanmasının
ardından KKTC ve Güney Kıbrıs'taki toplu mezarları
kapsayacak ada genelindeki kazılara, INFORCE tarafından ara bölgede
Antropoloji Laboratuvarı kurulması sonrasında
başlanacağı belirtilen açıklamada, Komite'nin antropoloji
laboratuvarının kurulmasına ilişkin son durumu
toplantıda ele aldığı ve bu konunun aciliyetinin
altını çizdiği ifade edildi.
Genel
kazılar DNA merkezi ve laboratuvar kurulması sonrasında
Acil
kazıların temmuz ayı sonu tamamlanmasının
ardından KKTC ve Güney Kıbrıs'taki toplu mezarları
kapsayacak ada genelindeki kazılara, KKTC'de DNA merkezinin
oluşturularak işlerlik kazanması ve ara bölgede antropoloji
laboratuvarı kurulması sonrasında ekim veya kasım
ayında başlanacağı daha önce açıklanmıştı.
Otonom
Kayıplar Şahıslar Komitesi'ndeki Türk üye Rüstem Tatar geçen
dönem toplantıları sırasında konuya ilişkin olarak
yaptığı açıklamada, genel kazılara KKTC'de
oluşturulacak DNA merkezinin işlerlik kazanmasının ve ara
bölgede antropoloji laboratuvarı kurulmasının ardından
başlanması konusunda mutabakata varıldığını
belirterek, "Genel mezar kazılarına, gerekli
altyapının tamamlanmasının ardından ekim veya
kasım ayında başlanması bekleniyor" demişti.
Başkanlık
Rum tarafına geçti
Bu arada Otonom
Kayıp Şahıslar Komitesi'ndeki Türk üye Rüstem Tatar dünkü
toplantı öncesinde TAK muhabirine yaptığı açıklamada,
komite başkanlığının 89'uncu dönem
toplantıları çerçevesinde Rum üye Elias Georgiades'e geçtiğini
belirtti.
Otonom
Kayıp Şahıslar Komitesi'ndeki Türk, Rum ve BM tarafından
atanan tarafsız üye rotasyon usulü bir ay süreyle komitenin
başkanlığını yürütüyor.
Öte yandan
Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi'ndeki Türk üye Rüstem
Tatar'ın yardımcılarından emekli savcı ve hukukçu
Hakkı Önen'in yerine Kıbrıs Türk Üniversiteli Kadınlar
Derneği eski başkanı, Avrupa Birliği konularında
uzman, ekonomist Gülden Plümer Küçük atandı. Küçük, dünkü toplantıda
hazır bulundu.
Otonom
Kayıp Şahıslar Komitesi'nin dünkü toplantısında, Türk
tarafından üye Rüstem Tatar başkanlığında
Dışişleri Bakanlığı ve Başbakan
Yardımcılığı Siyasi İşler ve Siyaset
Planlama Müdürü Ahmet Erdengiz ile Gülden Plümer Küçük, Rum tarafından ise
üye Elias Georgiades ve yardımcısı Ksenefon Kallis hazır
bulundu. Toplantıda BM tarafından atanan tarafsız üçüncü üye
Pierre Couperan da yer aldı.
KIBRIS 09/09/05