Denktaşın sarayını hortumladılar
Ömer BİLGE / LEFKOŞA
KKTC Cumhurbaşkanlığında çalışan 15 personelin çete kurup Cumhurbaşkanı Rauf Denktaşın muhtaç durumdaki vatandaşlara yaptığı yardımları zimmetine geçirdiği ortaya çıktı. KKTC Sayıştayının raporuna göre, 2001 yılının ilk üç ayında hortumlanan miktar 300 bin doların üzerinde.
Bugüne kadar yapılan harcamaları incelemeye alan Sayıştay, soygunun çok büyük boyutlara varabileceğini belirtiyor. Cumhurbaşkanı Denktaşın sarayındaki skandal, Behiç Amcazade adlı fakir bir vatandaşın Denktaşın yaptığı 150 YTLlik yardım çekini almadığını ihbar etmesiyle ortaya çıktı. Denktaş, yolsuzluğa adları karışan aralarında üst düzey saray bürokratların da bulunduğu 15 kişi hakkında soruşturma açılması emrini verdi ve görevlerinden el çektirdi. Denktaş ayrıca, muhtaçlara yapılan rutin yardımları da askıya aldı.
HURRIYET 27/03/05
AB ile mutabakat
Zeynel LÜLE / BRÜKSEL - Uğur ERGAN / ANKARA
AB Komisyonu, Ankaranın beklediği protokol mektubunu gönderdi. Rum Kesimini de Gümrük Birliğine dahil eden protokolde mutabakat sağlandı.
Rum Kesimini de
Gümrük Birliğine dahil eden protokolde mutabakat sağlandı.
AB Komisyonu,
Ankaranın beklediği protokol mektubunu gönderdi. Mektupta, metin
üzerinde mutabıkız ifadesine yer verildi. Böylelikle Ankara
anlaşmasının, aralarında Kıbrıs Rum Kesiminin de
yer aldığı 25 ülkeyi kapsamasını sağlayacak olan
beş sayfalık Gümrük Birliği protokolünde Ankara ve Brüksel
arasında mutabakat sağlanmış oldu. Ankaranın bu
mektubu mutabakat sağlanmış haliyle önümüzdeki hafta içinde
Brüksele göndermesi bekleniyor.
Bu aşamada Ankara, protokolle ilgili konuyu kendi açısından
tamamlamış ve konuyu ABnin sahasına bırakmış
oluyor. Bu anlaşma, sadece Ankara ile AB Komisyonunun Genişlemeden
Sorumlu Temsilciliği arasında mutabakat getirdi. Protokol metninin,
AB Komisyonunun 25 Komiseri tarafından da onaylanması ve AB
Konseyine iletilmesi gerekiyor.
ONAYDAN SONRA İMZA
Protokole 25 komiserin onayını vermesinden sonra metin, üye ülke
temsilceleri AB Konseyine gidecek. Protokol metni daha sonra AB ülkelerinin
Brükseldeki Daimi Temsilcilerinden oluşan Coreper toplantısında
ele alınacak. Burada Kıbrıs Rum Kesimi ve Yunanistanın
muhalefetiyle karşılaşılabileceği bildiriliyor. Onay
verilmesi halinde ise, AB Dönem Başkanı Lüksemburg ile Türk Hükümeti
arasında imza gerçekleşecek. Bu imza aşamasında Türk
Hükümeti, bir deklarasyon yayınlayarak bunun Kıbrıs Rum
Kesimini tanıma anlamına gelmediğini belirtecek. Türk Hükümeti
açısından bu deklarasyon, hukuki bir belge niteliği
taşıyor.
17 Aralıkta protokolün imzalanması taahhüdünde bulunan Türkiye,
protokolün TBMM tarafından onaylanmasının 3 Ekim sonrasına
sarkabileceği görüşünü taşıyor. Ayrıca Avrupa
Parlamentosu da protokole ilişkin uygun olup olmadığı
görüşünü bildirecek.
HURRIYET 27/03/05
|
Müzakerelerde öncelikli konular |
|
|
AB ile müzakerelere hangi başlıktan başlanacağı konusu Türkiye gündeminde önemli yer tutarken, AB'nin son genişlemede 10 aday ülke için uyguladığı yöntem, konuya ışık tutacak görünüyor. AB ile 3 Ekim
2005 tarihinde resmen başlaması beklenen müzakerelerin, son
genişlemede 4 grupta gerçekleştiği görülüyor. Şirketler
hukuku, istatistik, tüketicinin ve sağlığının
korunması, balıkçılık, rekabet politikası,
malların serbest dolaşımı, gümrük birliği ve
dış ilişkiler ise ikinci olarak gelen başlıklar
olarak görülüyor. Bu grup için son genişlemedeki 10 aday ülke için 6
aylık süre tanınırken, Türkiye için bu sürenin biraz daha
farklı olabileceği vurgulanıyor. Türkiye için
bunlardan hangilerinin öne alınacağı veya sonraya
bırakılacağı henüz netlik kazanmazken, bu örneklerin
müzakerelere ışık tutacağı düşünülüyor. Hatırlanacağı
üzere AB'nin son genişlemesinde, Estonya, Letonya, Polonya, Litvanya,
Çek Cumhuriyeti, Macaristan, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, Malta,
Slovak Cumhuriyeti ve Slovenya tam üye olmuştu. |
|
HURRIYET 27/03/05
İmza tanımaya ilk adım
|
Ömer BİLGE / LEFKOŞA Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos, Türkiyenin limanları ve havasahasını açma konusunda zaman kazanma taktiği güttüğünü belirterek, Biz Türkiyenin gümrük birliği anlaşmasını imzalamasının yanında uygulamasını da istiyoruz. İmzalamak, tanımaya doğru atılan ilk önemli adımdır dedi. Rum lider,
Türkiyenin, erteleme taktikleri kullandığını ve AB ile
Gümrük Birliği Anlaşmasının Kıbrıs da dahil
tüm on üye devlete genişletilmesi protokolünü uygulamayabileceğini
söyledi ve Türkiyenin, ABye ve Kıbrısa karşı
yükümlülüklerine uyması ve yerine getirmesi için alınabilecek
birçok önlemin olduğuna da vurguladı. |
|
|
HURRIYET 27/03/05
Türk ve Rum takımları 50
yıl sonra maç yaptı
Oshan SABIRLI/LARNAKA, (DHA)
KIBRIS Rum Kesimi'nin Larnaka Kenti'ndeki
Magusa Stadı'nda 50 yıl sonra ilk kez bir Türk takımı ile
Rum takımı maç yaptı. Kuzey Kıbrıs Türk
Cumhuriyeti'nden Yenicamispor ile Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nden Neo
Salamina takımları arasında oynanan
karşılaşmayı, Neo Salamina takımı 6-0
kazandı.
Magusa Stadı'nda oynanan
karşılaşmayı KKTC Spor Bakanı Özkan
Yorgancıoğlu, Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) Genel Sekreteri Ferdi
Sabit Soyer, GKRY Meclis Başkanı ve Komünist AKEL Partisi Genel
Sekreteri Dimitris Hristofyas ve Larnaka Belediye Başkanı Andreas
Monses ile birlikte 2000 kişi izledi. Basın mensuplarının
yoğun ilgi gösterdiği karşılaşmadan önce konuşma
yapan Ferdi Sabit Soyer ve Dimitris Hristofyas sporun barışa
yaptığı katkıya değindi. Siyasilerin
konuşmaları sırasında Neo Salamina takımı
tarafından kaldırılan otobüslerle Larnaka'ya gelen Türk
seyirciler `Kıbrıs'ta barış engellenemz' şeklinde
slogan attı. Her iki takımın başkanları da maçtan önce
dostluk mesajları verdi.
'KIBRISLI TÜRK VATANDAŞLARIMIZ
HOŞGELDİNİZ'
Stadada asılan Rumca ve Türkçe
`Kıbrıslı Türk vatandaşlarımız hoşgeldiniz'
ve `Tek vatan, tek halk, ortak mücade' yazılı pankartlar dikkat
çekti. Rum takımı Neo Salamina 6-0 galip geldiği maçtan sonra
futbolcular formalarını birbirlerine hediye etti. Güney
Kıbrıs Süper Ligi'nde 3'üncü sırada bulunan ve kırmız
beyaz forma rengi yüzünden zaman zaman tepki gören NEO Salamina, ligi bu
sırada tamamlamayı başarırsa UEFA Kupası'na
katılma şansını elde edecek. Yenicamispor kulubü ise KKTC
Süper Ligi'nde 7'nci sırada bulunuyor.
Kıbrıs'ta Türk ve Rum
takımları en son Kıbrıs Futbol Federasyonu çatısı
altında 1954- 55 sezonunda lig maçında karşı
karşıya gelmişti.
MILLIYET 27/03/05
Rumlar Kıbrıs raporuna
kızdı
AP
BM İnsan Hakları Komisyonu'nun
Cenevre toplantısına sunulan Kıbrıs raporu Rumların
tepkisini çekti.
Hafta başında sunulan raporda,
Türkiye'nin adadaki askeri varlığına değinilmeden, mevcut
insan hakları sorunları, mal ve hizmetlerin hareketinin engellenmesi,
din ve ifade özgürlüğü gibi sorunların adanın siyasi
bölünmüşlüğünden kaynaklandığı yer aldı.
Rapora "Türk işgalini görmezden
gelmiş" diyen Rum Dışişleri Bakanı Yorgos Yakovu
ise, Avrupa hükümetlerini Türkiye'nin İnsan Hakları Mahkemesi
hükümlerini uygulamamasını kınamadıkları için
eleştirdi.
MILLIYET 27/03/05
Talat:
Rum gemisine onay olmaz
27/03/2005
RADIKAL
AA - LEFKOŞA - Türkiye'nin Gümrük
Birliği'ni düzenleyen Ankara Anlaşması Ek Protokolü'nü imzalamak
üzere AB ile anlaştığı haberleri gelirken, KKTC
Başbakanı Mehmet Ali Talat, Kuzey Kıbrıs'ın dünyayla
doğrudan ticarete başlamasından önce, Rum bandıralı
gemilerin Türk limanlarına girişini Türkiye'nin
onaylamasının mümkün olmadığını söyledi.
'Önce direkt ticaret'
Türkiye'nin protokolü imzalamasının AB'nin 17 Aralık zirvesinde
verdiği taahhüt olduğunu anımsatan KKTC lideri, "Bunun bize
etkilerini ve uygulamada bize zarar vermeyecek şekilde düzenlenmesini de
değerlendirmemiz gerekecek" dedi. KKTC'yle dünyanın
doğrudan ticaret yapılamayınca Rumlarla böyle bir düzenlemenin
kabul edilebilir olmadığının altını çizen Talat,
şöyle konuştu: "Üstelik Türk limanlarına Rum bandıralı
gemilerin yaklaşması, yani taşımacılık Gümrük
Birliği kapsamında değil. Çünkü taşımacılık
hizmet sektörüne ait bir etkinlik, hizmet sektörü Gümrük Birliği
kapsamında değil. Kuzey'e doğrudan ticaret
olmadığı sürece Rum bandıralı gemilerin Türk
limanlarına yaklaşmasını Türkiye'nin onaylaması
herhalde mümkün olmayacak."
Rumlar
Kıbrıs raporuna kızdı
RADIKAL 27/03/05
AP - LEFKOŞA - BM İnsan
Hakları Komisyonu'nun Cenevre toplantısına sunulan
Kıbrıs raporu Rumların tepkisini çekti. Hafta başında
sunulan raporda, Türkiye'nin adadaki askeri varlığına değinilmeden,
mevcut insan hakları sorunları, mal ve hizmetlerin hareketinin
engellenmesi, din ve ifade özgürlüğü gibi sorunların adanın
siyasi bölünmüşlüğünden kaynaklandığı yer aldı.
Rapora "Türk işgalini görmezden gelmiş" diyen Rum
Dışişleri Bakanı Yorgos Yakovu ise, Avrupa hükümetlerini
Türkiye'nin İnsan Hakları Mahkemesi hükümlerini
uygulamamasını kınamadıkları için eleştirdi.
Yakovu çok rahatsız
Türkiye'nin Uyum
Protokolü'nün imzasına dair AB'yle anlaşması Rumları
rahatsız etti. Yakovu: Türkiye'nin zaferi yok. Protokol uygulanmazsa müzakere
üç ay sonra durur
RADIKAL 27/03/05
YORGO
KIRBAKİ
ATİNA
- Türkiye ile Avrupa Komisyonu arasında Gümrük Birliği'nin
Kıbrıs Rum Yönetimi dahil yeni AB üyesi olan ülkelere
uygulanmasını içeren Ankara Anlaşması'nın uyum
protokolü için varılan uzlaşma, Rumları memnun etmedi. Rum
Yönetimi yine veto tehditleri savurdu. Yunan başkentinde uzlaşma
hakkında 'Karamanlis'ten Erdoğan'a küçük bir hediye'
değerlendirmesi yapıldı.
Kıbrıs Rum Dışişleri Bakanı Yorgos Yakovu, dün
yaptığı açıklamada, ortada Türkiye'nin herhangi bir
zaferinin bulunmadığını söylerken, "Türkler parafe ya
da imza için kendi kamuoylarını hazırlamak amacıyla büyük
zaferden söz ediyor" dedi. Yakovu, "Türkiye'nin protokolü
imzalamaktan başka seçeneği yok. Türkiye eğer protokolü 3 Ekim
tarihine kadar imzalamaz ve uygulamazsa, üyelik müzakereleri
başladıktan üç ay sonra durdurulacaktır. Kıbrıs,
Türkiye'nin üyeliğe doğru gidişatını durdurmak için
pek çok imkâna sahiptir" ifadelerini kullandı.
'İlişkiler
için ilk adım'
Türkiye ile AB arasında varılan mutabakat hakkında henüz resmi
bilgileri olmadığını kaydeden Yakovu, protokolün
imzalanmasının Türkiye ile 'Kıbrıs Cumhuriyeti'
arasında diplomatik ilişkilerin de tesisi anlamına gelmediğini
kabullendi. Rum bakan, buna karşılık imzanın
'ilişkilerin düzelmesi için ilk adım olacağını'
savundu. 'Bir şeye imza attığında uygulamak için iyi
niyetle imzalarsın' ilkesini hatırlatan Yakovu, "Tanrı
aşkına, uluslararası bir anlaşmayı hayata geçirmemek
niyetiyle imzalamak mümkün mü?" diye sordu.
Uzlaşma Atina'da da memnuniyetsizlik yarattı. Yunan hükümeti
açıklama yapmasa da Ta Nea, "Türkiye protokolü parafe ediyor.
Ama, bu AB zirvesinde üstlendiği yükümlülüğü yerine getirdiği
anlamına gelmiyor. Atina ve Rum Yönetimi AB zirvesinde Türkiye'nin üyelik
müzakerelerine başlamasına karşılık
kopardıkları tek tavizi de kaybetmenin eşiğinde.
Karamanlis, aslında bu şekilde Erdoğan'a bir hediye verdi"
diye yazdı.
Talat: Rum gemilerinin Türk limanlarına girişini
Türkiye'nin onaylaması mümkün değil
Başbakan
Mehmet Ali Talat, Kuzey Kıbrıs'ın dünyayla doğrudan
ticarete başlamasından önce, Kıbrıs (Rum)
bandıralı gemilerin Türk limanlarına girişini Türkiye'nin
onaylamasının mümkün olmadığını söyledi.
Talat,
Türkiye'nin Ankara Protokolü'nü imzalamasının KKTC'ye etkilerinin ve
uygulamada zarar vermeyecek şekilde düzenlenmesinin, görüşülüp
değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.
Bakanlar Kurulu
Başbakan Mehmet Ali Talat başkanlığında toplandı.
İstanbul'dan
saat 11.00'de dönen Başbakan Talat, ayağının tozuyla saat
11.30 sıralarında Başbakanlık'a gelerek toplantıya
başkanlık etti.
Toplantı,
saat 13.15'te tamamlandı.
Toplantının
ardından basına kısa bir açıklama yapan kurul sözcüsü,
Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanı Hüseyin Celal, rutin
konuları ele aldıklarını, bakanların gündeme
getirdiği günlük konuları karara bağladıklarını
söyledi.
Celal, seçim
döneminde olunduğuna işaret ederek, rutin konular
dışında bir konuyu görüşmediklerini bildirdi.
Talat
soruları yanıtladı
Talat,
toplantıya girerken gazetecilerin sorularını
yanıtladı. Çarşamba günü yapamadıkları Bakanlar Kurulu
toplantısını düne ertelediklerini ve normal gündemli bir
toplantı olduğunu kaydeden Başbakan Talat, İstanbul
Bahçeşehir Üniversitesi'ndeki konferansın Türk medyasıyla da
buluşma imkanı verdiğini söyledi.
Birçok medya
mensubuna üniversite mekanında demeç verdiğini kaydeden Talat,
İstanbul'da başka özel bir temas yapmadığını
bildirdi.
Ankara
Protokolü'nün imzalanması
Başbakan
Talat, Ankara protokolüyle ilgili soruyu yanıtlarken, Türkiye'nin
müzakerelerinin sürdüğünü ancak ne aşamada olduğunu henüz
öğrenmediğini belirterek şöyle konuştu:
"Zaten
beklenen buydu. Türkiye'nin ek protokolü imzalaması 17 Aralık'taki
taahhüdüydü, dolayısıyla bunu gerçekleştiriyor. Yani beklenen
bir sonuçtu. Bunun bize olan etkilerini ve onların uygulamada bize zarar
vermeyecek şekilde düzenlenmesini de tabi ki görüşmemiz
değerlendirmemiz, gerekecek bundan sonra..."
Rum
bandıralı gemilerin Türk limanlarına girişi
Başbakan
Mehmet Ali Talat, Rum bandıralı gemilerin Türk limanlarına
girişi konusundaki bir soru üzerine, bunun doğrudan ticaret
imkanıyla birlikte değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.
Kıbrıs bandıralı gemilerin Türkiye limanlarına
yaklaşmasının, Türkiye ile serbest ticaretin sadece Güney
Kıbrıs'la olması anlamına geleceğine işaret eden
Talat, açıklamasını şöyle sürdürdü:
"Kuzey
Kıbrıs'la ticaret, dünyanın ticareti, doğrudan ticaret
mümkün olmayınca, böyle bir düzenleme yapılması tabii ki kabul
edilebilir bir durum değil. Üstelik Türk limanlarına Kıbrıs
bandıralı gemilerin yaklaşması yani taşımacılık
gümrük birliği kapsamında değil. Çünkü
taşımacılık hizmet sektörüne ait bir etkinliktir, hizmet
sektörü gümrük birliği kapsamında değil. O bakımdan
Kıbrıs'ın kuzeyine doğrudan ticaret
gerçekleşmediği sürece sanıyorum ki, Kıbrıs
bandıralı gemilerin Türk limanlarına yaklaşması
konusunu Türkiye'nin onaylaması herhalde
KIBRIS 27/03/05
Gül: AB'nin mektubu Ankara'ya ulaşmadı
|
Türkiye
Dışişleri Bakanı ve Başbakan
Yardımcısı Abdullah gül, AB'den Gümrük Birliği'ni
Kıbrıs Rum kesimini kapsayacak şekilde genişletecek ek
protokolün imza sürecini başlatacak mektubun Ankara'ya
ulaşmadığını söyledi. Türkiye'nin
AB yoluna emin şekilde devam ettiğini belirten Gül, herhangi bir
ihmal ya da aksamanın söz konusu olmadığını,
müzakerelerin 3 Ekim'de planlandığı gibi başlayacağını
kaydetti. Gül, 2005
sona ermeden önce AB sürecinde resmi ve fiili olarak yol
alınacağını belirtti. Türkiye'nin
AB Daimi Temsilciliği Oğuz Demiralp'in önceki gün AB'ye mektup
teatisinin başlatılmasının beklendiğini
ilettiğini kaydeden Gül, "Müzakere edip üzerinde mutabık
kaldığımız kağıdı gönderin diyoruz"
dedi. Gül, mektubun önümüzdeki hafta içinde gelmesinin beklendiğini
ifade etti. Gül, gelecek
metnin uzlaşılan metinle örtüşmesi durumunda "evet"
diyeceklerini ve süreci başlatacaklarını söyledi. Bu sürecin
bir kaç ay, muhtemelen İngiltere'nin dönem
başkanlığına kadar sürebileceğini belirten Gül,
ondan sonra imza aşamasına gelineceğini ve 3 Ekim'den önce
Türkiye'nin taahhütlerini yerine getirmiş olacağını
kaydetti. Dışişleri
Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Gül, liman ve
havaalanlarının Gümrük Birliği içine girmesine yönelik
anlayışı metinde değiştirdiklerini sözlerine ekledi.
Ajansalar ve
televizyonlar, "ek protokol mektubunun" geldiğini iddia etti Abdullah
Gül'ün yalanlamasına rağmen bazı ajanslar ve televizyon
kanalları, Avrupa Birliği'nin, gümrük birliğini Rum kesimini
de kapsayacak şekilde genişletecek ek protokolün, imza sürecini
başlatacak mektubunu Ankara'ya gönderdiğini" iddia etti. Ajanslar ve
televizyonlar, "edinilen bilgilere göre" ifadesiyle verdikleri
haberlerde, protokol metnini içeren mektubun önceki akşam Türkiye'nin AB
daimi temsilciliği aracılığıyla Ankara'ya
gönderildiğini duyurdu. Verilen
haberlerde şu ifadelere de yer verildi: "Türkiye,
içeriğinin daha önce mutabakata varılan metinden farklı olup
olmadığına ilişkin incelemenin ardından bir mektup
ile protokol metnine bir itirazı bulunmadığını ve
imzaya hazır olduğunu teyit edecek. Türkiye'nin
mektubunda, protokolün imzasının Rum kesimini tanıma
anlamına gelmeyeceğine ilişkin çekince de yer alacak. Protokolün
içeriğine ilişkin müzakerelerde Brüksel ile mutabakat sağlayan
Ankara, geçtiğimiz hafta içinde mektup alışverişinin
başlatılmasını istemişti." |
KIBRIS 27/03/05
50 yıl önce, 50 yıl sonar
50 yıl
önce : Çetinkaya kaptanı Erol Kazım Andaç-hakem Ö. Faik
Müftüzade-Pezoporikos kaptanı Miltis - 50 yıl sonra : Nea Salamina
kaptanı Ageli- hakem Panayoti Gerasimou - Yenicami kaptanı
Derviş
50 yıl
aradan sonra ilk kez bir Türk takımı ile bir Rum takımı dün
karşı karşıya geldi. Maçı, Rum takımı Nea
Salamina 6-0 kazandı
****************
Maçta çekilen resimleri Download(İndirmek) için lütfen linki
aşağıdaki linki tıklayınız (6 büyük resim)
http://www.kibrisgazetesi.com/images/ALMANAK/50YILSONRA.zip
Toplam 6 büyük
resim.. ZIP halinde sıkıştırılmış tek bir
dosya halinde... 322 KB büyüklüğünde... Resimleri
sıkıştırılmiş dosyadan çıkarıp görmek
için Winzip veya Winrar programının sisteminize yüklü olması
gerekmektedir
*****************
************
Tarihi
buluşmadan notlar... Tarihi buluşmadan notlar... Tarihi
buluşmadan notlar...
Hüseyin
EKMEKÇİ
Kazanan,
dostluk oldu...
*** 50 yıl
aradan sonra Kıbrıs'ta Türk ve Rum takımlarını
karşı karşıya getiren karşılaşmada Nea
Salamina, Yenicami'yi bozguna uğrattı. Salamina, Yenicami'yi 6- 0
yendi. Karşılaşmayı baştan sona üstün götüren Salamina
karşısına eksik kadroyla çıkan Yenicami tel tel döküldü.
Buna rağmen karşılaşmada dostluk öne çıktı.
Umulanın aksine, Salamina taraftarları Yenicami
taraftarlarını bağrına bastı.
***
Yaklaşık 3 bin kişinin izlediği karşılaşmada
dostluk ön planda oldu. CTP Genel Sekreteri Ferdi Sabit Soyer ile AKEL Genel
sekreteri ve Rum Meclis Başkanı Dimitris Hristofyas
karşılaşma öncesi dostluk ve barış mesajı verdi.
*** Soyer,
"Bu gençlerin alnından, enerjisinden dökülen terler dostluğun ve
kardeşliğin yeşermesine katkı sağlayacak. Faşizme
ve dostluğa karşı çıkanlara kırmızı kart
gösterelim" diyerek taraftarlardan büyük alkış aldı. Her
iki kulüp yönetimine teşekkür eden Soyer, Kıbrıslı Türk ve
Rum gençlerin bu adada bir daha kan dökülmemesi yönünde güçlü bir mesaj
verdiğini ve iki kulüp yönetiminin de buna katkı
sağladığını vurguladı. Soyer,
karşılaşmanın barış sürecine de katkı
sağladığının altını çizdi.
*** AKEL Genel
Sekreteri ve Rum Meclis Başkanı Dimitris Hristofyas da
karşılaşmayı izleyenler arasındaydı. Hristofyas
iki takımın karşı karşıya gelmesinden büyük
mutluluk duyduğunu ifade etti. AKEL'in 80 yıldır birlikte bir
vatan için mücadele ettiğini söyleyen Hristofyas "Umarım
Rumlarla Türkler tek milli takımda bir araya gelirler" temennisinde
bulundu. Soyer ve Hristofyas barış dolu mesajları nedeniyle
stadyuma gelen taraftarlardan büyük alkış aldı.
*** Soyer ve
Hristofyas'ın yanı sıra kuzeyden ve güneyden çok sayıda
politikacı maçı izledi. Politikacıların tümü de CTP- BG ve
AKEL'e aitti. Karşılaşmayı Gençlik ve Spor Bakanı
Özkan Yorgancıoğlu da izledi. Rum Sanayi ve Ticaret Bakanı Yorgos
Lillikas da maçı izleyenler arasındaydı. Ayrıca, CTP
Mağusa Milletvekilleri Teberrüken Uluçay, Ali Gulle ve Okan
Dağlı da stadyumda hazır bulundu.
*** Mağusa
Belediye Başkanları da maçı izleyenler arasında yer
aldı. Mağusa Belediye Başkanı Oktay Kayalp protokoldeki
yerini aldı. Rum Mağusa Belediye Başkanı Yannis Skordis,
iki takım başkanına plaket sundu ve cesaretlerinden dolayı
tebrik etti.
***
Karşılaşmayı kale arkasında izleyen Nea Salamina
taraftarı bir grup genç karşılaşma öncersi ve
sonrasında "Kıbrıs'ta barış engellemez"
sloganı attı. Türkçe slogan atan Rum gençlere Yenicami
taraftarları da ayak uydurdu.
*** Nea
Salaminalı gençlerin bir pankartı da dikkat çekti. Rum
tarafındaki solcuların büyük destek verdiği Salamina'da
"Red Love, Red Life, Red Club" (kırmızı aşk,
kırmızı yaşam, kırmızı kulüp) pankartı
dikkatlerden kaçmadı. Taraftarların bunu komünizmin simgesi olarak
algıladığı belirtildi.
***
Kıbrıs Futbol Federasyonu (KOP) Başkanı Kostagi Goccigummis
ve Kıbrıs Türk Futbol Federasyonu Başkanı Ömer Adal da
maçı izleyenler arasında yer aldı. Adal'a futbol federasyonu
yönetim kurulu üyeleri de eşlik etti.
*** İki
kulüp başkanı taraftarlara verdikleri mesajlarda dostluk ve
barışı ön planda tuttu. Her iki başkan da "tarihi bir
gün" yaşandığını belirterek bunun
devamını diledi. Yenicami Başkanı Hasan Erdil, 50 yıl
sonra Türk ve Rum takımlarının karşı karşıya
geldiğini anlatarak, "Bugün burada tarih yazılıyor. Çok
çaba harcadık. Amacımız Kıbrıslı Türklerin ve
Rumların bir arada maç yapmasıdır" dedi. Erdil, Nea
Salamina ile Yenicami'nin bir araya gelişinin siyasilere de örnek
olmasını diledi.
***
Karşılaşmanın yapılması için temel oluşturan
eski Yenicamili, yeni Nea Salamninalı Coşkun Ulusoy'du. Her iki
takımın taraftarları da Coşkun'a büyük ilgi gösterdi.
İkinci 45 dakikada sahaya çıkan Coşkun
***
Karşılaşmanın devre arasında seyircilere müzik
ziyafeti vardı. Önce, Kıbrıslı Türk Yıltan
Taşçı ve Rum sanatçı Adamos Kotsantanis'in birlikte
seslendirdiği "Kıbrıs'ta barışı
engelleyemezsiniz" isimli parça seyirciyi coşturdu. Ardından da
Grup NET'in seslendirdiği "Leymosun Türküsü" ayakta
oynattı.
**********
Larnaka'da
oynanan ve 50 yıl aradan sonra Kıbrıslı Türk ve
Kıbrıslı Rum takımlarının bir araya geldiği
karşılaşmada Nea Salamina Yenicami'yi 6-0 mağlup etti
Nerede
kalmıştık?
*Oyuna
46.dakikada dahil olan Yenicami eski futbolcusu Coşkun yeni
takımı Nea Salamina'nın ikinci yarıdaki iki golüne de
imzasını atarken diğer goller ilk yarıda Christodoulou (2),
Nikolaou ve Dimitriades'den geldi
Yer: Larnaka
Amohostos Stadı
Hakemler:
Penayoti Gerasimou, Andreai Laoutaris, Andreai Gallis
Nea Salamina:
Seman, Ioannides, Nikolaou, Zajac, Szamosi, Dimitriades, Christodoulou,
Ioannou, Stere, Wobay, Aggeli
Yenicami:
Mehmet, Serhan, Serkan, Şaban, Uğur, Tuğra, Kudret, Hüseyin,
Hakan Altın, Hakan Tatlıyay, Derviş
Goller: Dk. 4
(pen.) ve Dk. 37 Christodoulou, Dk. 23 Nikolaou, Dk. 34 Dimitriades, Dk. 66 ve
87 Coşkun (Nea Salamina)
Hüseyin KÖPRÜLÜ
Larnaka'da
oynanan ve 50 yıl aradan sonra Kıbrıslı Türk ve
Kıbrıslı Rum takımlarının bir araya geldiği
karşılaşmada Nea Salamina takımı Yenicami'yi 6-0
mağlup etti.
Tarihi maç
öncesinde iki takım veteranları bir dostluk maçı yaptı.
Sahadan 5-1'lik skorla galip ayrılan taraf Nea Salamina veteranları
oldu.
Maçın
henüz başında, 4.dakikada, Serhan'ın ceza sahası içinde Nea
Salamina kaptanı Aggeli'ye yaptığı faulü hakem penaltı
olarak değerlendirdi. Christodoulou'nun kullandığı
penaltı atışında top ve kaleci ayrı köşelere
gidince Nea Salamina takımı 1-0 öne geçmiş oldu.
23.dakikada
siyahi oyuncu Wobay'ın soldan ortasında Mehmet topu elinden
kaçırınca topu önünde bulan Nikolaou takımını 2-0 öne
geçiren gölü kaydetti.
31.dakikada
sağdan Uğur'un ortasında Hakan Tatlıyay ceza alanı
içinde kafa vurdu, top yandan az farkla auta çıktı.
Maçın
34.dakikasındaceza sahası sağ çaprazında Dimitriades yerden
sert ve düzgün vurarak topu direğin yanından filelere göndererek
takımını 3-0 öne geçirdi.
37.dakikada
Christodoulou'nun ceza sahası üzerinden sert şutunda top bir kez daha
Yenicami filelere gidince skor 4-0 oldu.
İlk
yarı 4-0 Nea Salamina üstünlüğü ile sona erdi.
Yenicami'den
Nea Salamina'ya transfer olan Coşkun yeni takımında oyuna ikinci
yarıda dahil oldu.
66.dakikada
Aggeli'nin sağdan kullandığı kornerde Coşkun düzgün
bir kafa vuruşu ile eski takımı Yenicami filelerinin
havalandırarak takımı Nea Salamina'yı 5-0 öne geçirdi.
87.dakikada
sağdan gelişen atakta son çizgiden ortalanan topa Coşkun
altı pasta dokunarak fileleri havalandırdı ve kendisinin ikinci
takımın altıncı golünü kaydetti: 6-0.
Karşılaşmanın
ilerleyen dakikalarında başka gol olmayınca bu tarihi maçta Nea
Salamina, Yenicami karşısında 6-0 üstünlükle sahadan
ayrıldı.
KIBRIS
27/03/05
Rumlar
reklamımıza bile...
KKTCnin turizm
potansiyelini geliştirmek için Londrada yapılan tanıtım
kampanyasına çirkin saldırılar devam ediyor.
Kıbrısın
kuzeyine en çok yabancı turistin geldiği ülke olan İngilterenin
başkenti Londrada Turizm Bakanlığının yürüttüğü
tanıtım kampanyaları kimi kesimlere rahatsızlık
veriyor.
KKTCnin
tanıtımıyla ilgili Londradaki otobüs, durak ve tren
istasyonlarına ilanlar verilmişti. Ancak Londrada yaşayan Rum
ve Yunanlıların belediyeye yaptıkları itişrazlar
sonucu buralarda KKTCnin reklamının yapılması
yasaklanmıştı.
Yasaklama sonucu
yılmayan KKTC makamları, bu kez belediyenin kontrolü altında
bulunmayan şehrin bir çok yerindeki reklam panolarına KKTCnin
reklamlarını astırdı.
Söz konusu
reklamları hazmedemeyen kimi kesimler, reklam ponalarına çirkince
saldırdı.
Kuzey
Kıbrısın güzelliklerinin resimlerle süslendiği panoya
keçeli kalemlerle Turks out yani Türkler dışarı yazan kendini
bilmezler, böyle yapmakla kime ve neye hizmet ettiklerini sanıyorlar?
HALKIN SESI
27/03/2005
Ankara
Protokolu KKTCye zarar vermemeli
Başbakan Mehmet
Ali Talat, Kuzey Kıbrısın dünyayla doğrudan ticarete
başlamasından önce, Kıbrıs (Rum) bandıralı gemilerin
Türk limanlarına girişini Türkiyenin onaylamasının mümkün
olmadığını söyledi.
Talat, Türkiyenin
Ankara Protokolünü imzalamasının KKTCye etkilerinin ve uygulamada
zarar vermeyecek şekilde düzenlenmesinin, görüşülüp
değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.
Talat, Bakanlar
Kurulu toplantısına girerken gazetecilerin sorularını
yanıtladı. Çarşamba günü yapamadıkları Bakanlar Kurulu
toplantısını dune ertelediklerini ve normal gündemli bir toplantı
olduğunu kaydeden Başbakan Talat, İstanbul Bahçeşehir Üniversitesindeki
konferansın Türk medyasıyla da buluşma imkanı
verdiğini söyledi.
Birçok medya
mensubuna üniversite mekanında demeç verdiğini kaydeden Talat,
İstanbulda başka özel bir temas yapmadığını
bildirdi.
Bakanlar Kurulu
toplantısının gündeminde önemli konular bulunup
bulunmadığı sorusu üzerine, birçok konu bulunduğunu
belirten Başbakan Talat, hangi konuların geçeceği veya
erteleneceği belli olmadığı için bu konuda fikir
söylemesinin mümkün olmadığını ifade etti.
ANKARA PROTOKOLÜNÜN
İMZALANMASI
Başbakan Talat,
Ankara protokolüyle ilgili soruyu yanıtlarken, Türkiyenin müzakerelerinin
sürdüğünü ancak ne aşamada olduğunu bugün (dün)
öğreneceğini belirterek şöyle konuştu:
Zaten beklenen
buydu. Türkiyenin ek protokolü imzalaması 17 Aralıktaki taahüdüydü,
dolayısıyla bunu gerçekleştiriyor. Yani beklenen bir sonuçtu.
Bunun bize olan etkilerini ve onların uygulamada bize zarar vermeyecek
şekilde düzenlenmesini de tabi ki görüşmemiz değerlendirmemiz,
gerekecek bundan sonra...
RUM BANDIRALI
GEMİLERİN TÜRK LİMANLARINA GİRİŞİ
Başbakan Mehmet
Ali Talat, Rum bandıralı gemilerin Türk limanlarına girişi
konusundaki bir soru üzerine, bunun doğrudan ticaret imkanıyla
birlikte değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. Kıbrıs bandıralı
gemilerin Türkiye limanlarına yaklaşmasının, Türkiye ile
serbest ticaretin sadece Güney Kıbrısla olması anlamına
geleceğine işaret eden Talat, açıklamasını şöyle
sürdürdü:
Kuzey
Kıbrısla ticaret, dünyanın ticareti, doğrudan ticaret
mümkün olmayınca, böyle bir düzenleme yapılmsı tabi ki kabul
edilebilir bir durum değil.
Üstelik Türk limanlarına Kıbrıs bandıralı gemilerin
yaklaşması yani taşımacılık gümrük birliği
kapsamında değil. Çünkü taşımacılık hizmet
sektörüne ait bir etkinliktir, hizmet sektörü gümrük birliği
kapsamında değil. O bakımdan Kıbrısın kuzeyine
doğrudan ticaret gerçekleşmediği sürece sanıyorum ki,
Kıbrıs bandıralı gemilerin Türk limanlarına
yaklaşması konusunu Türkiyenin onaylaması herhalde mümkün
olmayacak.
BAKANLAR KURULU
RUTİN KONULARI GÖRÜŞTÜ
Bakanlar Kurulunun
Başbakan Mehmet Ali Talat başkanlığında
yaptığı toplantı saat 13.15te tamamlandı.
Toplantının
ardından basına kısa bir açıklama yapan Kurul Sözcüsü,
Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanı Hüseyin Celal, rutin
konuları ele aldıklarını, bakanların gündeme getirdiği
günlük konuları karara bağladıklarını söyledi.
Celal, seçim
döneminde olunduğuna işaret ederek, rutin konular
dışında bir konuyu görüşmediklerini bildirdi.
HALKIN SESI 27/03/2005
Denktaş
ve Ülkücüler kükreyecekler !
Denktaş
: Türkiyeyi bu davadan vazgeçirmek isteyenler karşısında
kükreyeceğiz
Ülkü
Ocakları Genel Başkasnı Düzgün : Biraz uykudaydık,
dönüyoruz, tekrar çıkacağız meydanlara
KKTC Ülkü
Ocaklarının düzenlediği Bayrak Senden Utanmasın
yürüyüşü ile Ergenekon Bahar Bayramı Şenliği dün
akşam yapıldı. Çeşitli üniversitelerden ve örgütlerden
gelen ülkücü gençler, YDÜde buluşarak bayraklar ve meşaleler
eşliğinde sloganlar atarak şenliğin
yapılacağı Atatürk Spor Salonuna kadar yürüdü.Ergenekon Bahar
Bayramı Şenliğine Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş da
katılarak konuşma yaptı. Denktaş, KKTCnin Türklük
dünyası için önemli olduğunu belirterek, Türkiyeyi en haklı
olduğu Kıbrıs davasından vazgeçirmek isteyenler
karşısında kükreyeceklerini söyledi.Denktaş,
Kıbrıslı Türklerin bir gün yaşananları
anımsayarak Annan Planı denilen tatsız elbiseyi
yırtıp atacağını söyledi.Bozkurt Denktaş
sloganları arasında coşkuyla karşılanan
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş protokoldeki yerini aldıktan
sonra saygı duruşunda bulunularak İstiklal Marşı
okundu. İstiklal Marşının etkinliğe
katılanların çoğunluğunca Bozkurt işaretiyle
okunması dikkat çekti. Atatürk Spor Salonundaki şenliğe Kamu
Hizmeti Komisyonu Başkanı Ahmet Çağman, UBP Milletvekili
Şerife Ünverdi, MAP Genel Başkanı Ata Tepe, Türkiyeden MHP
Genel Başkan Yardımcısı Faruk Bal, Azerbaycandan
temsilciler, bazı sivil toplum örgütü başkanları ve temsilcileri
ile çoğunluğu erkek kalabalık bir ülkücü genç grup
katıldı.Ülkücülerin başbuğu, MHPnin eski Genel
Başkanı Alparslan Türkeşin çerçeveli fotoğrafı, protokolün
önüne yerleştirilen bir koltuğa, çiçekler arasına
yerleştirildi Salon, dev KKTC ve
Türkiye bayrakları yanında, Atatürk, Denktaş ve Türkeş
posterleriyle süslendi. Ayrıca 7 Türk devletinin bayrakları da
yerleştirildi.10. Yıl Marşıyla başlayan etkinlik
boyunca tekbir sesleri ve sloganlar durmadı.Çekiçle örs dövdükten sonra
ilk konuşmayı yapan Ülkü Ocakları Genel Başkanı Selçuk
Düzgün, Nevruzun şimdiye dek ayrılıkçı bir
bayrammış gibi kutlandığıın, aslında özbeöz
Türk bayramı olduğunu söyledi.Düzgün, Nevruzun Ergenekon demek
olduğunu kaydederek, Çektiğimiz sıkıntılar, tekrardan
Ergenekonu yaşatacağımızın göstergesidir dedi.
Kıbrısın var olacağını, çünkü Bozkurt ve ülküclerin
var olduğunu ifade eden Selçuk Düzgün, Arif Nihat Asyanın
şiirlerinden örnekler okuyarak, yorumlar yaptı.Gençliğin bir
kısmını ağır ifadelerle eleştiren Selçuk Düzgün,
ülkücü gençlerin ise ABD, AB ve tüm emperyalist güçlerin baskılarına
rağmen dimdik ayakta olduğunu, iman tazelediğini ifade etti.
Düzgün, kendilerini yok etmeye kimsenin gücünün yetmeyeceğini belirterek,
Biraz uykudaydık, dönüyoruz, tekrar çıkacağız
meydanlara.. diye konuştu ve sözlerini Tanrı Türkü korusun ve
yüceltsin dileğiyle tamamladı.
Daha
sonra Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş kürsüye davet edildi. Önce çekiçle
örs döven Denktaş, daha sonra konuşmasını yaptı.
Konuşmasının sonunda ise Ülkü Ocakları Genel
Başkanı Selçuk Düzgün, Denktaşa bayrak, Kuran ve silah
armağan etti. Denktaş her üç hediyeyi de öperek
aldı.Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, konuşmasına Türkeşin
topraklarında düzenlenen etkinliğe Türk dünyasının
çeşitli yerlerinden katılan temsilcilere hoşgeldiniz diyerek
başaldı ve Bayrağın yere düşmemesi için can verenler,
gece gündüz çalışanlar, ezilenler, kalbimiz, ruhumuz sizlerledir
dedi.
Kıbrıslı
Türkleri Rumlara yamalamak isteyenlere seslenirken, Kıbrıslı
Türklerin bir gün, 7den 70e bugüne dek yaşananları anımsayarak
Annan Planı denilen tatsız elbiseyi yırtıp
atacağını belirten Denktaş, etkinliği düzenleyenlere
Bayram şöleni var bu akşam, ruhumuz şenleniyor, Allah sizden
razı olsun sözleriyle teşekkür etti.Cumhurbaşkanı
Denktaş, gençlere güvendiğini vurgulayarak, onlara baba nasihatinde
de bulundu. Ülkücülerin adının kavgaya, kavgacıya, vurup
kırdıcıya çıkarılmak istendiğini kaydeden
Denktaş, şöyle konuştu: Sakın ola bu oyuna gelmeyin.
Sizler bayrağın namusu, vatanın bekçisi insanlarsınız.
Sizden isteğim, Kıbırslı-Türkiyeli diye bizi küstürmeye
çalışanlar karşısında kucaklarınızı
birbirinize açmanız ve bizi Türkiyeden, Türkiyeyi bizden ayırmak
isteyenlere işte kardeşlik, et ve tırnak, ayrılmayız,
ayıramazsınız demenizdir.Cumhurbaşkanı Rauf
Denktaş, geçmişteki kahramanlıkların ve şehitlerin
Kıbrıslı Türkleri bir devlete kavuşturduğunu
belirterek, devletin kıymetini bilmeyenlerin sürünmeye mahkum
olduğunu; bağımsızlığı yaşamayan ve onu
pazarlık masasına yatırıp egemenlik de ne diyen
kişilerin de muhakkak köle olacağını söyledi. Denktaş,
Türk köle olmayacaktır dedi. Öl de ölelim, vur de vuralım
sloganlarının ardından konuşmasını sürdüren
Denktaş, Gençler! Sizin borcunuz hür, bağımsız
yaşamaktır. Bağımsızlığı koruyarak,
başınız dik yaşayacaksınız. KKTC ve Türkiye
arasında yıkılmaz köprüler olacaksınız.
Heyecanınız, bu vatanı yaşatmak için olsun diye
konuştu.Denktaş, Türklük dünyasında KKTCnin önemli bir noktada
olduğunun unutulmamasını isteyerek, Türkiyenin en güçlü ve
haklı olduğu davanın, Kıbrıs olduğunu kaydetti.
Türkiyeyi bu davadan vazgeçirmek isteyenlerin karşısında kükreyeceklerini,
boyun eğmeyeceklerini belirten Denktaş, barış ve
uzlaşma istediklerini, barışın temellerinin kanla, canla
atıldığını ifade etti.Kıbırsta iki
eşit taraf bulunduğunu ve Rumların Kıbrıslı
Türkleri temsil edemeyeceğini vurgulayan Cumhurbaşkanı Rauf
Denktaş, Rumların kendilerini temsil etmesine boyun eğmeyeceklerini,
sağlam temeller üzerine kalıcı bir anlaşma istediklerini,
400 yıldır bayrağı yere düşürmeyenlerin, 400 yıl
daha bayrağı yere düşürmeyeceğini ve Türklüğüyle
övünerek komşularıyla yaşayacağını
söyledi.Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş konuşmasında Anadoluya
da seslenerek, Anadolu halkının heyecan ve
fedakarlıklarıyla kurtulduklarını belirterek, şimdi
bağımsızlık ve devletin sırat köprüsünden
geçtiğini, AB, ABD ve İngilterenin binbir oyun
oynadığını, Anadolunun ilgisi ve
bağlılığıyla bu felaketlerden
kurtulacaklarını, buna inandığını dile
getirdi.Gençlerden bayrağı yüksekte tutmalarını,
soğukkanlı olmalarını ve kışkırtmalara
gelmemelerini isteyen Denktaş, gençlerin barışçı, medeni
Türk karakterini yansıtması gerektiğini de belirtti.
Cumhurbaşkanının
konuşmasının ardından Kıbrıs gerçekleri konulu
slayt gösterisi sunuldu. Şenlikte daha sonra yurt dışından
gelen bazı konuklar konuşmalar yaptı ve sanatçılar
şarkılar söyledi.
Şölende
daha sonra Türkiyedeki Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet
Bahçelinin şölene gönderdiği mesaj konundu.Bahçeli mesajında
Kıbrısın milli bir dava olduğunun unutulmamasını
isteyerek, Bu davayı namusunuz kadar azi, namusunuz kadar mukaddes
bilmelisiniz dedi.
Şölene
katılan MHP Genel Başkanı Yardımcısı Faruk Bal da
konuşmasında Ergenekonun Türk tarihindeki yerini özetleyerek,
Türkiyenin ve Kıbrısın bugün tehlikelerle karşı
karşıya olduğu görüşünü savunarak, Türkiye Hükümetinin
politikasını eleştirdi.Vatanımızın anası da
yavrusu da bugün sahipsizdir diyen Bal, Ülkücü gençlere hitaben, Vatanın
sahibi siz ülkücülersiniz. Siz çağ açan, çağ kapatan bir neslin
evlatlarısınız. Türk milletinin teminatısınız. Bu
teminatın gereği için her türlü fedakarlıktan
kaçınmayacaksıznız ifadelerini kullandı.Faruk Bal
ayrıca, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaşa Vatan ve Türklük
Mücadelesine verdiği hizmetten ötürü plaket verdi.Şölene konuk
olarak katılan Azerbaycan temsicisi de yaptığı
konuşmada, Türk Cumhuriyetlerine karşı uygulanan politikalara
dikkat çekti. Bayramlarda hediye vermenin gelenekleri olduğunu belirten
Azerbaycan temsilcisi, Cumhurbaşkanı Denktaşa kep
giydirdi.Güney Azerbaycan temsilcisi de konuşmasında karşı
karşıya kaldıkları sorunları anlatarak, özgürlük
istediklerini ifade etti. Şölen sırasında bazı medya
organlarına ve katılımcı konuklara plaketler verildi.
YENIDUZEN 27/03/2005
O dönemde
Merkez Komutanı olan kişinin Türkiyede müzeden çalınan
ikonları satışa arz ettiği, bunun tespit edildiği, bu
kişinin asker tarafından tutuklandığı, görevinden el
çektirildiği, bulunan ikonların Kıbrısa gönderildiği
ve Kıbrısa gönderilen bu ikonların Eski Eserler Dairesine
devredilmediğini öğrendik.
Polis bunu tespit ettikten sonra
detaylı bir araştırma yaptı ve GKK Komutanının
bu olaydan haberdar olmadığı ortaya çıktı. Ancak
haberdar olduktan sonra da bütün bu ikonları Eski Eserler Dairesine
verilmesini sağladığını da gördük.
Dünya çapında
kaçakçılığı ile ünlü bu A.Dikmen denen adamın KKTC
Vatandaşlığını alabilmesi için o dönemde devlet
büyükleri, adeta birbiriyle yarıştı!... Devlet dairelerinde elde
ettiğimiz dosyada bu da açıkça ortaya çıktı.
Boltaşlı köyündeki Kanakaria
Kilisesisi olayında da bir ilginçlik yaşadık. Olaylar meydana
geldikten çok sonra polis araştırmaya başladığı
için sanıklardan bazıları da soruşturma
başladığında hayatını kaybetmiş oluyordu.
1974te Türkiyenin adaya müdahalesinin ardından
Kuzey Kıbrısta büyük bir otorite boşluğu oluştu.
Yaşanan karmaşa ve keşmekeşi fırsat bilen
soyguncular da bu ortamda birçok tarihi kilisesi soydu. O dönemde çok tarihi
eser soygunu gerçekleşti. Bunlardan en önemlileri Kanakaria Kilisesi, Lisi
Kilisesi ve St Barnabas Kilisesinde yaşanan olaylardı.
Uluslararası tarihi eser kaçakçıları Kuzey
Kıbrısı kendisine hedef seçmişlerdi. Kiliseler soyuluyor,
içerisindeki ikon ve freskler ada dışında satışa
sunuluyordu. Yaşana kültürel tahribatın yanında olaylar
Kıbrıslı Türklerin dünya çapında imaj kaybetmesine de neden
oluyordu. Ancak soygunlar polis
tarafından yıllar sonra ele alınmıştı. Polis
ciddiyetle soygunların üzerine gitmeye başlayınca, dönemin
Güvenlik Kuvvetleri Komutanı ve Türkiye Cumhuriyeti Büyükelçisi de
soygunların aydınlatılması konusunda polise yardım etmeye
başlamıştı. Soyguncular Kuzey Kıbrısta, Türkiyede
dünyanın çeşitli yerlerinde yer alıyorlardı. O
yıllarda A.Dikmen isimli bir şahsın adından sıkça söz
edildiği söyleniyor. A.Dikmenin dünya çapında bir tarihi eser
kaçakçısı ve bu organize soygunları düzenleyen kişi
olduğu belirtiliyor... diyor Tema Irkad...
O yıllarda Polis Genel Müdürlüğüne
bağlı eski eser kaçakçılıklarının
aydınlatılmasıyla ilgili bir de ekip kurulmuştu. O ekipte
görev alan dönemin Polis Çavuşu Tema IRKAD yıllar sonra yaşadıklarını
Görgü Tanıklarına anlattı. Yapılan polis tahkikatlarında
neler yaşanmıştı?.. A.Dikmen kimdi?.. Bütün kilise
soygunları hakkında neler biliyordu?..
Dönemin Polis Çavuşu Tema IRKAD anlatıyor:
Polis Genel Müdürlüğünün uhdesi altında
doğrudan eski eser kaçakçılıklarının
aydınlatılmasıyla ilgili kurulan ekipte görev aldım. Bu
ekipte görev almakla o güne kadar hiç tanık olmadığım büyük
oranda eski eser kaçakçılıklarının içerisine girmiş
oldum, konuyu yakından takip etme şansı buldum.
1974 yılından sonra yaşanan fiili durum
nedeniyle Kuzey Kıbrısta büyük bir otorite boşluğu
doğmuştu. O dönemde bu otorite boşluğunu fırsat bilen
eski eser kaçakçıları da halen devletin kontrolüne bir türlü
giremeyen ve atıl durumda bulunan kiliselerdeki duvar resimlerini, yani
freskleri ve ikonları çalıp yurt dışına götürmeye
başlamıştı. O
günlerde polise bilgiler ulaştıkça, polis elinden gelen
araştırmayı yaptı ama maalesef herhangi bir neticeye
ulaşamadı. Ta ki konu 1989
yılında Cumhuriyet Gazetesinde Özgen Acar isimli yazar tarafından kaleme
alınana kadar...
Bu olayın 2 boyutu var. Birincisi
Kıbrısın kültür mirasının talan edilmesi...
İkincisi ise bu olayların Kıbrıslı Türkler üzerinde
yarattığı olumsuz imaj...
Bir yandan hızsızlar astronomik miktarlarda
paralar kazanırken diğer yandan da Kıbrıslı Türkler
dünyada büyük bir imaj kaybına gidiyordu. Kıbrıslı Türkler
yaşanan hırsızlıklar nedeniyle dünya çapında adeta rezil olmuşlardı.
İrili ufaklı bu kiliselerden çalınan ikon
ve fresklerin çalınmasıyla başlayan ve dünyada özellikle
Hıristiyan aleminde büyük yankı yaratan olaylar şu bölgelerde
oldu: Kanakaria Kilisesi, Lisi Kilisesi
ve St Barnabas Kilisesi...
Dünya
çapında eski eser kaçakçısı: A.Dikmen!
O dönemde A.Dikmen isimli bir şahıstan söz
edildi. Dünya çapında eski eser kaçakçısı olan bu
şahıs, Kıbrısa geliyor ve bu büyük boyutta oluşan
otorite bozukluğundan faydalanarak bu hırsızlıkları
bir ekiple birlikte gerçekleştiriyordu. Çalınan bu ikon ve freskler
yurt dışına kaçırılıyor ve yurt dışında
da astronomik rakamlara satılıyordu.
Önemli olan ve dikkat edilmesi gereken bu adamın ve
ekibinin Kıbrısa geliş biçimi ile Kıbrısta ekipler kurdurup elini kolunu sallayarak
gezmesidir.
1989 yılında dünya çapında patlak veren ve
doğrudan Kıbrıslı Türklerin suçlu konuma düşüren bu
olayların gazetelerde ifşa edilmesinden sonra, gerek Türkiyede
gerekse Kıbrısta yaşananlar üzerinde ciddiyetle durulmaya
başlandığını görüyoruz. O tarihten evvel elde
ettiğimiz bulgular bize gösteriyor ki; Eski Eserler Dairesinde çalışan
yetkili kişiler ve arkeologlar devlete bilgi vererek, olayların önüne
geçilmesini yazılı olarak istediler. Bu istem üzerine bu arkeolog ve
yetkili kişilerin tehdit edildiklerini duyduk. Ve hatta Devlet
memurlarının mal ve canlarına da zarar vererek tehditlerin
ileriye taşındığını yaşadık. Bu da
demektir ki; ada dışından gelip de burada yerleşen bu
çetelerin Kuzey Kıbrısta bu olayları organize ederken
arkalarında devlet içinde ve devlet dışında güçlü konumda
bulunan kişiler tarafından da korunduğu ortaya
çıkıyor.
Olaylara biz geniş anlamda bakacak olursak; bu
olaylar sadece Kıbrısta Kıbrıslı Türkerin
dışa yönelik politik anlamda zor durumda kalmalarının
yanında, bu hırsızlara da büyük maddi kazançlar
sağlamalarına neden oluyordu.
1989 yılında polisin bu olaylarla direkt
ilgilenmesinden sonra dünya çapında tarihi eser kaçakçısı
A.Dikmenin Türkiyede, Konyada ikamet ettiği tespit edildi. O dönemde
Kuzey Kıbrıs ve Türkiye polisinin ortak kuracağı bir ekiple
evinde bir araştırma yapılmasının istenmesine
rağmen maalesef olayı
araştıran polisler devre dışı bırakıldı.
Kurulan ortak ekipte olayla ilgisi olmayan kişiler
yer aldırılmıştır. Ve bu nedenle A.Dikmenin evinde
yapılan araştırmalardan da sonuca yönelik hiçbir bulgu
çıkarılmamıştı.
TC Elçisi ve
GKK polise her türlü yardımı yaptı
Olayın diğer bir boyutunda askerin de yer
aldığını görüyoruz. Direkt asker değil.
Yanlış anlaşılmasın!.. Bizzat, o devirde Güvenlik
Kuvvetleri Komutanlığı (GKK) Komutanı ve TC Elçisi bu soygunların ve
kaçakçılıkların
bulunması için polise her türlü yardımı ve desteği
sağladılar. Ancak yine 1989 yılında kapalı bölgedeki
yüklü miktardaki ikonun çalındığı polise bildirilince,
polis askeri yasak bölge içinde bulunan ve asker denetiminde olan bu kilisede
detaylı bir araştırmada bulunamadı. Ancak daha sonra elde
ettiğimiz bulgular neticesinde o
dönemde Merkez Komutanı olan
kişinin Türkiyede müzeden çalınan ikonları satışa arz
ettiği, bunun tespit edildiği, bu kişinin asker tarafından
tutuklandığı, görevinden el çektirildiği, bulunan
ikonların Kıbrısa gönderildiği ve Kıbrısa gönderilen
bu ikonların Eski Eserler Dairesine devredilmediğini öğrendik.
Bu ikonlar neredeydi?..
İkonlar
daha sonra devlete verildi
Polis bunu
tespit ettikten sonra detaylı bir araştırma yaptı ve GKK
Komutanının bu olaydan haberdar olmadığı ortaya
çıktı. Ancak haberdar olduktan sonra da bütün bu ikonları Eski
Eserler Dairesine verilmesini sağladığını da gördük.
Yani şöyle bir genelleme yaptığımızda; görüyoruz ki,
1974ten sonra yaşanan eski eser kaçakçılığı üzerinde
talanda bulunanların sadece sivillerden oluşmadığı,
çeşitli türde çetelerin veya ekiplerin de olaylara
karıştığı
ortaya çıkıyor.Yani bu eski eser
kaçakçılığından herkesin ve her kesimden insanın
zengin olmak istediği görülüyor.
Kuzey Kıbrısta yapılan bu
kaçakçılık olaydarından binlerce var diyebilirim. Ancak en
önemlileri St Barnabas Kilisesi, Kanakaria Kilisesi, Lisi Kilisesi, Ermeni
Kilisesi...
Polisler
tehdit edildi!..
Maraş kapalı bölgedeki soygun olayının araştırması sırasında ilginç bir olay daha yaşadık. Olay mahkemeye intikal etmişti. Olayın mahkemeye intikal edilmesinden sonra polisler tehdit edildi!.. Polisler kendisini GKK Sivil İşlerde görevli olarak tanıtan bir kişi tarafından mahkeme kapısında Bu işi fazla ileri götürmeyin, götürdüğünüz takdirde her biriniz bir tarafa savrulacaksınız, terfilerinin engellenecek şeklinde tehdit edildi.
Yani adamlar bu kadar cüretkar!.. Kapalı
Maraştaki soygun biraz önce anlattığım, Türkiyede bulunan
ikonların olayıdır.
Polis aniden günün birinde bir bilgiye ulaştı
ve olay sonuçlandı. Ancak suçlularla direkt temas edilmedi. Polislerin
olaya direkt temas edememesi nedeniyle durumun şekli şemali
değişti. Yani durum polisin ulaşamayacağı bir
şekle dönüştü. Bilgi doğrudan Polis Genel Müdürlüğüne
verildi ve genel müdürlük de polisin olayla ilgilenmemesi hususunda emir verdi.
Ancak Polis Genel Müdürlüğü olayın üzerine gitti ve gerekeni
yaptı.
A.Dikmen
şu anda Almanyada!..
St Barnabas Kilisesi, Kanakaria Kilisesi, Lisi Kilisesi
ve Ermeni Kilisesinden çalınan
ikonların ve fresklerin sanıkları tespit edilmişti. Tek tespit edilemeyen sanık
A.Dikmendir. A.Dikmen şu anda Almanyada yaşıyor. A.Dikmen
dışındaki sanıklar şu anda Kuzey Kıbrıstadır.
Bu sanıklar o dönemde suçlarını kabul ederek
cezalarını çektiler. Şimdi serbestdirler.
Dünya
çapında kaçakçılığı ile ünlü bu A.Dikmen denen
adamın KKTC Vatandaşlığını alabilmesi için o
dönemde devlet büyükleri, adeta birbiriyle yarıştı!... Devlet
dairelerinde elde ettiğimiz dosyada bu da açıkça ortaya
çıktı.
Dosyadaki
esrarengiz yazı
Ermeni Kilisesinin araştırması
sırasında dosya raftan alındı ve bakıldı. Devleti
ilgilendiren suçlar affa uğramaz. Bu olaylar da doğrudan Devleti
ilgilendirdiği için affa uğramaması gerekir. Ancak maalesef kasıtlı mı,
bilgisizlikten mi, o devirde birileri tarafından,dosya üzerine
düşülen bir not yazıldı. Dosya üzerine şöyle
yazılmıştı: Affa uğramıştır, daha
ileri götürülmesin... Dosyayı biz raftan indirip baktığımızda
dosyanın üzerinde bu yazıyı gördük. Bu yasal olmayan bir
uygulamaydı. Daha donra mahkeme devam etti ve sanıklar da ceza yedi.
Tanık olduğum ilginç olaylardan biri de buydu...
Soygunun
görgü tanığı yıllar sonra konuştu
Boltaşlı
köyündeki Kanakaria Kilisesisi olayında da bir ilginçlik
yaşadık. Olaylar meydana geldikten çok sonra polis
araştırmaya başladığı için sanıklardan
bazıları da soruşturma başladığında
hayatını kaybetmiş oluyordu. Kanakaria
Kilisesinde çalınan ikon ve fresklerin çalındığı
anları gören bir tanık polise yıllar sonra bilgi verdi.
Düşüne biliyor musunuz?.. Adam çünkü gördüklerini polise anlatmaktan
korkuyordu. Olayı yıllar sonra anlattığı için bilgiler
sağlıklı değildi. Yani hırsızlığın
yapıldığı günlerde polise bu bilgileri verseydi daha etkili
olacaktı. Özellikle soyguncuların tipleri konusunda tam olarak
sağlık bilgiye ulaşamadık. Bu tanığa yıllar
sonra A.Dikmenin fotoğrafını gösterdiğimizde tanık
A.Dikmenin Kanakaria soygununun yapıldığı dönemde
kilisenin etrafında olduğu söyledi. Yani yıllar sonra bile
A.Dikmeni tanıdı.
Polisin o dönemde Boltaşlıda detaylı bir
arştırma yapmaması beni çok düşündürmüştü. Neden bu
araştırma yapılmadı?.. Boltaşlı köyü çok mu
kalabalık?... Biz bu olayların tahkikatını
devraldığımızda, olayların döneminde görevde olan
polislerin hemen hemen hepsi emekliye ayrılmıştı.
Günlerce süren
Lisi Kilisesi soygunu
Lisi Kilisesinin tavanı çok yüksektir. Kubbenin içerisinde freskler vardı.
Fresklerin bulunduğu yer yerden çok yüksekti. Bunları yerlerinde
zarar vermeden çıkarman günler hatta aylar gerektiren bir iş...
Günlerce kilise içerisinde demir parmaklıklar kuruldu ve freskler
çalındı. Bu olaya 2 çoban çocuk tanıklık etti. Ancak bize
bilgiyi senelerden sonra güya rastgele oradan geçerken olaya tanık
olduğunu söyleyen birisi verdi. Bu kişinin o yıllarda toplum
içinde saygın bir yeri vardı, ve hatta bir dönemde
milletvekilliği yapmıştı. Evinde yüklü miktarda eski eser
ve tabanca bulunmasına rağmen Denktaş bu sahsı
affetmişti.
Bu olay Kanakaria Kilisesi soygununda olduğu gibi
A.Dikmenin yurt dışında olması sebebiyle herhengi bir netice
elde edilemedi.
İkon ve
freskler şimdi nerede?..
Lisi Kilisesinde ve Boltaşlıdaki Kanakaria
Kilisesinde çalınan fraskler ve ikonlar o dönemde
yaptığımız tepitlere göre ABDde İndianapolis
Eyaletinde bir müzede sergileniyordu. Şu anda nerede oluklarını
bilmiyorum. Çünkü o dönemde Rum tarafı ABDde Kıbrıs Türk
tarafı aleyhine bir dava açmıştı. ABDdeki mahkeme
Kıbrıs Türk tarafından mahkemede gelip savunma
yapmasını istemesine rağmen
bizden mahkemeye kimse gitmedi. Ve dava aleyhimize sonuçlandı.
Mahkeme daha sonra bu ikon ve fresklerin Rum tarafına iadesi konusunda da
bir karar aldı ama sonucu ne oldu bilmiyorum.
YENIDUZEN 27/03/2005
Türkiye'nin
3 Ekim'de müzakerelere başlayabilmesi için Avrupa Birliği'nce
şart koşulan ve Gümrük Birliği'ni Kıbrıs Rum kesimini
de kapsayan 10 yeni üyeye genişleten uyum protokolünün imzası
açısından kilit öneme sahip 'mektup,' Ankara'ya iletildi. Türkiye
onay verdiğinde AB, uyum protokolünün imzalanabilmesi için gerekli süreci
başlatacak.
Türkiye'de
paraf sürecinin bulunmaması nedeniyle 'mektup teatisi' yönteminin
benimsenmesinin ardından gerçekleştirilen müzakereler sonucunda
üzerinde anlaşılan metin, 17 Mart'ta Ankara'ya iletildi. Hükümet son
değerlendirmelerini bu metin üzerinde gerçekleştirdi.
Dışişleri Bakanlığı'nın ilgili birimleri
metne ilişkin görüşlerini üst makamlara iletti. AB zirvesi için
Brüksel'e gelen Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, dönüşte
Türkiye'nin AB Daimi Temsilcisi Büyükelçi Oğuz Demiralp'i de yanında
getirdi. Konu Ankara'da bir kez daha değerlendirilirken, Brüksel'le de
temas halinde kalındı.
Brüksel
işaret bekliyor
Bu
sürecin sonunda kaleme alınan mektup AB Komisyonu tarafından önceki
gün Ankara'ya iletildi. İmzayla sonuçlanacak sürecin başlayabilmesi
için Brüksel, Ankara'nın 'işaretini' bekliyor.
Ankara'nın
onayının ardından Türkiye 'imzaya hazır hale gelecek' ve
AB'nin onay sürecini tamamlamasını bekleyecek. Komisyon öncelikle
belgeyi üç çalışma diline çevirecek ve Konsey'e gönderecek. Konsey'e
gelen belge bu kez resmi dillerin tümüne çevrilecek. Bunun ardından Konsey
belgeyi Avrupa Parlamentosu'na (AP) gönderecek. AP, belge konusunda
'uzlaşı' içinde olduğunu bildirecek. Bunun ardından belge
tekrar Konsey'e gidecek ve onaylanacak.
Bu onayın ardından ise Türkiye, AB Dönem Başkanı'yla uyum
protokolüne imza atacak. İmza aşamasına gelinmesinin en az iki
ay alacağı belirtiliyor.
Limanlar
metinden çıktı
Türkiye
ile AB Komisyonu arasındaki görüşmelerde, Gümrük Birliği'nin
Güney Kıbrıs'a genişletilmesi durumunda Türk liman ve
havaalanlarının Kıbrıs bayraklı uçak ve gemilere
açılmasını öngören maddeler protokol metninden
çıkartıldı. AB'nin bu yöndeki talebine karşın Ankara,
"Bu protokolü imzalamamız Kıbrıs'ı tanıma
anlamına gelmez. Kıbrıs bayraklı gemi ve uçakların
Türk limanlarını kullanması tamamen egemenlikle
bağlantılı" dedi.
YENIDUZEN 27/03/2005
Başbakan
Mehmet Ali Talat, Rum yönetiminin büyük bir sıkıntı ve tecrit
içinde olduğunu belirterek, ''Rum tarafını köşeye
sıkıştırmak zorundayız. Bu da izolasyonların
kalkmasıyla olur'' dedi.
Davetli
olarak gittiği İstanbul Bahçeşehir Üniversitesinde
Kıbrıs sorunu ile ilgili konferans veren CTP-BG Genel
Başkanı, Başbakan ve Cumhurbaşkanı adayı Mehmet
Ali Talat, Kıbrıs sorunun çözümünün 3 Ekime kadar
gerçekleşmemesi durumunda Türkiyenin
AB üyelik sürecinin zorlaşacağını söyledi.
CTP-BG Genel Başkanı, Başbakan ve
Cumhurbaşkanı adayı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs sorununun
3 Ekimden önce çözülmesinin, Türkiyenin AB üyelik sürecini
kolaylaştıracağına dikkat çekti.
Talat, dün (25 Mart 2005, Cuma)İstanbul Bahçeşehir Üniversitesinde 'Avrupa Birliği Süreci ve
Kıbrıs' konulu bir konferans verdi.
Kıbrıs sorununun bugüne kadarki sürecini
anlatarak, atılması gereken adımlar konusunda bilgi veren Talat,
Annan planı temelinde çözüm için gerçekleştirilen referandumda
hayır demekle çözüm istemeyen tarafın Kıbrıs Türk
tarafı değil, Rum tarafı olduğunun tüm dünya tarafından
idrak edildiğinin altını çizerek, Kıbrıs Rum yönetiminin
artık eskisi kadar rahat olmadığını vurguladı.
POLİTİKALARIMIZ
ONAYLANIYOR
Talat
konuşmasında, gelinen aşamada, Kıbrıslı Türkler
ve Türkiye Cumhuriyeti'nin politikasının dünya tarafından
onaylandığını, benimsendiğini ve
alkışlandığı belirterek, ''geçmişte bizim
başımıza gelen tecrit, Rum liderinin ve Rum tarafının
başına gelme eğiliminde. Henüz adım atılmış,
sonuç alınmış değil. Ama Rum yönetimi, artık dünyada
eskiden olduğu gibi elini kolunu sallayarak gezemiyor; büyük bir
sıkıntı ve tecrit içindeler" diye konuştu.
Rum yönetiminin, KKTC'nin geçmişte yaşadıklarına benzer
davranışlarla karşılaştığının
altını çizen Talat, "izolasyonların
kaldırılmasını istiyoruz. Çünkü bu hem
Kıbrıslı Türklerin hayat standardını yükseltecek, hem
de Rum yönetimini tekrar masaya getirecektir" dedi.
''3 EKİME KADAR ÇÖZÜM"
Türkiye ve KKTC'nin çözüm öngören tezlerine bundan sonra da devam etmesi
gerektiğine dikkat çeken Talat, ''Uzlaşmazlık, esnek olmama gibi
faktörleri Rum tarafına yükleyerek, Rum yönetimini köşeye
sıkıştırmak zorundayız. Bu da izolasyonların
kalkmasıyla olur. Bunu yapabildiğimiz takdirde, Kıbrıs
sorunun çözümünde hem önemli adımlar atabiliriz, hem de avantajlar elde
edebiliriz. dedi.
CTP- BG Genel Başkanı, Başbakan ve Cumhurbaşkanı
adayı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs sorununun çözümünün 3 ekimden
sonra daha da güçleşeceğine dikkat çekerek, ''eğer 3 ekimden sonra Kıbrıs sorunu
çözümlenmemiş olursa, Türkiye için daha zor olacak. Çünkü Türkiye, 3
ekimde masaya oturduğunda karşında her kademede
Kıbrıs'ı, Rumları bulacaktır" dedi.
"Rum tarafı, uzun erimli bir mücadele yürütüp,
sorumlulukları Türk tarafının üzerine yıkmak ve kendi
uyumsuzluklarını gizlemek suretiyle bugünkü noktaya gelebilmiş,
AB'ye üye olmuştur" diye konuşan Talat, "bunda hepimizin,
eski hükümetlerin sorumlulukları vardır. Bundan sonra artık
dünya gerçekleriyle uyumlu, yeni politikaları istikrarlı bir
şekilde sürdürmek dışında seçeneğimiz yoktur''
görüşünü dile getirdi.
''KIBRISLI TÜRKLER ÇÖZÜM İSTİYORLAR"
Talat, Türkiye'nin ulusal politikasının AB'nin saygın üyeleri
arasında yer almak olduğunu vurgulayarak, ''Kıbrıs sorunu
kimsenin şahsi davası olamaz. Ama Kıbrıs sorununu bugünkü
şekliyle sürdürebilir. Kıbrıs Türkü bir plana 'evet' diyor.
İnanıyor ki bu duruş sürdürülemez" dedi.
Bu davanın kaybedilmesi halinde, Kıbrıslı Türklerin
gidebilecekleri başka bir yurdu olmayacağına dikkat çeken Talat,
"Kıbrıslı Türkler, Kıbrıs'ta onurlu bir toplum
olarak yaşamak istiyorlar. Ondan dolayı çözüm istiyorlar.
Sürdürülemez bir sorun olduğu için Kıbrıs sorunu çözülmelidir.
Türkiye AB'den vazgeçse bile, yine Kıbrıs bu şekil devam
edemez" diye konuştu.
ADAYLIK KONUSU
CTP- BG Genel Başkanı, Başbakan ve Cumhurbaşkanı
adayı Talat, ''Cumhurbaşkanı seçilmem durumunda temel hedefim,
cumhurbaşkanlığını dünya ile Kıbrıslı
Türkleri bütünleştirecek bir mekanizma haline dönüştürmektir'' dedi.
Talat, 2006'da Rum tarafında seçimlerin yapılacağını
hatırlatarak, "ben oy desteklerinin düştüğü izlenimi
ediniyorum. Bu, AKEL için ciddi bir uyarı olacak. Bunlar olunca da
Papadopulos'un masaya gelmesi mümkün olabilir. Bugünkü şartlar devam
ettiği takdirde Papadopulos, bir eli yağda, bir eli balda, son derece
rahat bir konumdadır. Bu şartlar değişmezse Papadopulos'un
kolay kolay masaya geleceğini sanmıyorum'' dedi.
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın seçimlerde aday
olmayacağı, ancak davasına devam edeceği yönündeki
sözlerinin hatırlatılması üzerine Mehmet Ali Talat,
''Denktaş'ın davasına devam edeceği bir hayaldir. Zemini
olmayan bir dava olamaz. Uygun ortam olmazsa, orada bir şey üremez.
Kıbrıs'ta Sayın Denktaş'ın davasının
yürüyebileceği bir ortam yok" diye konuştu.
Talat,
dün sabah konferans amacıyla gittiği İstanbuldan bu sabah adaya
döndü.
YENIDUZEN 27/03/2005
Brüksel'den genç staj yerler Kıbrıs'ta
Anıl
IŞIK
Brüksel'de
Avrupa Komisyonu'nda staj gören farklı ülkelerden 20 stajyer, Avrupa
Komisyonu Stajyerler Ofisi tarafından düzenlenen gezi çerçevesinde önceki
gün Kıbrıs'a geldi.
Avrupa
Birliği'nin (AB) son yıllarda gündeminden bir türlü düşmeyen
birliğin yeni üyesi Kıbrıs'la ilgili olarak AB Komisyonu'ndaki
stajyerlerin bilgilendirilmesine yönelik, Norveçli bir şirketin
sponsorluğuyla, düzenlenen gezi çerçevesinde genç stajyerler, 2 hafta
boyunca adada hem kuzeyde hem de güneyde çeşitli temaslarda bulunacak.
Bu çerçevede 20
stajyer dün sabah Lefkoşa Türk Belediye Başkanı Kutlay Erk ile
bir araya geldi.
Kutlay Erk
tarafından stajyerlere yönelik olarak Arabahmet Kültürevi'nde dün sabah
saat 11.00'de Kıbrıs sorunu hakkında bilgilendirme
toplantısı düzenlendi.
Kutlay Erk,
bilgilendirme toplantısında stajyerlere, Kıbrıs sorunun
tarihi ve Annan Planı'nın gündeme gelmesinin ardından adada
yaşanan son gelişmeler hakkında kısaca bilgi verdi.
Erk,
ayrıca konuşmasında Lefkoşa Türk Belediyesi ile
Lefkoşa Rum Belediyesi'nin yaptığı çeşitli ortak
projelere de değindi.
Kutlay Erk,
Kıbrıs Türk toplumunun BM çözüm Planı'na evet, Kıbrıs
Rum toplumun ise hayır dediğine işaret ederek, Rum toplumunun
şu an ikinci bir referanduma hazır olmadığını
belirtti.
Erk, Annan
Planı'nın varılacak hedef olmadığını,
adanın yeniden birleşmesi ve adadaki toplumların yeniden bir
arada birlikte yaşaması için atılacak bir ilk adım
olduğuna dikkat çekerek, "Annan Planı'nın kabul edilmesi
bir başlangıç olacaktır" dedi.
Erk'in
konuşmasını tamamlamasının ardından stajyerler,
Lefkoşa belediye başkanına Kıbrıs sorunuyla ilgili
olarak çeşitli sorular yöneltti. Yaklaşık üç saat süren
bilgilendirme toplantısının ardından resepsiyona geçildi.
Erk,
stajyerlere ayrıca Arabahmet bölgesinin tarihi ve önemi hakkında
kısaca bilgi vererek bölgenin tarihi mimari bir yapıya sahip
olduğunu ve koruma altında bulunduğunu kaydetti. Erk, belediye
olarak bölgede birçok restorasyon çalışmalar
yaptıklarını da kaydetti.
Hafta sonu
Girne ve Mağusa'yı gezecek olan stajyerler, Mağusa Belediye
Başkanı Oktay Kayalp ile de bir araya gelecek.
Witkolosivi:
Kıbrıs'la ilgili daha
fazla bilgi
edinmeyi hedefliyoruz
Yarı
Fransız yarı Amerikalı olan grubun lideri Venessa Witkolosivi,
Avrupa Komisyonu'nun her altı ay dünyanın farklı ülkelerinden
gelen stajyerler çalıştırdığını anlatarak,
komisyonda çalışan bir grubun, stajyerler arasında sosyal
yakınlaşmayı sağlamak ve farklı toplumlardan bütün
stajyerleri bir araya getirmek için etkinlikler düzenlediğini ifade etti.
Witkolosivi, bu
çerçevede genişlemekte olan AB içinde farklı kültürler arasında
bir birlikteliğin oluşabilmesi amacıyla AB üyesi olan ülkelere,
Avrupa'da bulunan kuruluşların sponsorluklarıyla ziyaretlerde
bulunduklarını belirtti.
Daha önce
Malta'yı ziyaret ettiklerini belirten Witkolosivi, ziyaret ettikleri
ülkelerde siyasi alanda önemli kişilerle görüşmelerde
bulunduklarını kaydetti.
Witkolosivi,
Kıbrıs'ın uzlaşmazlığın bulunduğu bir
yer olması açısından kendileri için daha meydan okuyucu bir üye
ülke olduğuna işaret ederek, AB'nin kimliğini yeniden kurmakta
olduğunu ve bu aşamada Kıbrıs'ta olan olaylarla ilgili
genel bir bilgi almayı hedeflediklerini söyledi.
Kıbrıs'ın
AB üyesi olduğuna işaret eden Witkolosivi,"Eğer AB'de
başarılı olarak bölgesel bir birleşme sağlayabilmek
istiyorsak, Kıbrıs sorunun ne olduğunu anlamak
zorundayız" dedi.
Fransa,
Moldavya, Mısır, Amerika, Avusturya ve Türkiye gibi farklı
bölgelerden gelen stajyerlerin sadece kültürel olarak değil, aynı
zamanda eğitimleri açısından da çeşitlilik
gösterdiğine işaret ederek her stajyerin farklı bir Avrupa
görüşüne sahip olduğunu belirtti.
"Adada
olumlu bir atmosfer var"
Witkolosivi,
her iki tarafta da Kıbrıs sorunun çözümlenmesine ilişkin olarak
olumlu bir atmosfer bulunduğunu gözlemlediklerini belirterek, Kutlay
Erk'in konuşmasında, çözüm, uyumsallaşma ve eşitlik gibi
kavramları kullandığına dikkat çekerek, tüm bunların
olumlu fikirler olduğunu kaydetti.
Her iki taraf
için geçmişte büyük trajedileri yaşandığı ve
Rumların hâlâ geçmişte yaşananlardan dolayı hâlâ acı
çektikleri izlenimini aldığını belirten Witkolosivi,
ziyareti düzenleyen organizatör olarak, daha önce bilmediği birtakım
şeyleri anlayabilmeye duyarlılığını
geliştirme ihtiyacı hissettiğini ve bunun kendisi için meydan
okuyucu bir duygu olduğunu kaydetti.
Mohamed El
Dahsan: (Mısır)
"Kıbrıs'ı
ziyaret etmek benim için oldukça ilginç, çünkü Mısırlıyım
ve Kıbrıs bize çok yakın ancak ülke ve halklar olarak bir
birimizi çok iyi tanımıyoruz. Sadece adadaki siyasi durumu ve 1974'te
tarihte yaşanan olayları biliyoruz. Bu açıdan burada olmak benim
için önemli. Şu ana kadar tanıştığım insanlardan
edindiğim izlenime göre, ada halkı çok dinamik, barış
olmasını ve daha iyi bir geleceğe sahip olmayı
arzuluyorlar. Kıbrıs'taki insanların tutumu örnek alınacak
bir tutum."
Jılie
Labin: (Amerika)
"Buraya
gelmeden önce Kıbrıs'ta olanlar hakkında çok fazla bir bilgim
yoktu. Medyada Kıbrıs hakkında çok fazla bahsedilmiyor.
Stajyerler olarak Kıbrıs'ta olanlar hakkında daha fazla bilgi
edinmek istiyoruz. Bu açıdan bugünkü toplantı çok yararlı oldu.
Belediye başkanının ifade ettiği gibi söylenen her
şeye inanmamak gerekiyor, söylenenleri sorgulamak gerekiyor. Bugün
sınır noktasından geçerken, "sizin
yardımınıza ihtiyacımız var, Türkler bize bunları
yaptı" diyen bazı Kıbrıslı Rum kadınlar
vardı."
İlknur Yenidede:
(Türkiye)
"AB'nin
gündeminde olan ancak stajyerler tarafından çok da iyi bilinmeyen
Kıbrıs konusuyla ilgili daha fazla bilgi almak için burada
bulunuyoruz. Burada yapacağımız temasların benim için
ilginç olacağını düşünüyorum. Hem kuzeyi hem de güneyi
ziyaret etmek benim için güzel bir fırsat.. Daha önce ulaşma
şansınızın olmadığını
düşündüğünüz bir yere gitmek garip bir duygu. Bugün sınır
kapısından geçerken kayıp yakınları gösteri
yapıyorlardı, bu özellikle diğer arkadaşlarım için
farklı
bir tecrübe
oldu."
Klaus Malacek:
(Avusturya)
"Kıbrıs
sorunuyla, Avrupa Parlamentosu'nun, planın Kıbrıslı Rumlar
tarafından reddedilmesi ardından bir bildirgeyi onaylamasıyla
ilgilenmeye başladım. Şu an herkes Kıbrıs'la ne yapacağını
bilmez bir durumda, herkes sorunu en kısa sürede çözmek istiyor. AB
liderliği ve Avrupa Komisyonu da Kıbrıs'la ne
yapacağını bilemiyor. Belediye Başkanı'nın bugün
aktardıklarını oldukça gerçekçi buldum. Adada sınır
kapılarında çok ılımlı ve dostça bir atmosfer var, iki
taraf arasındaki geçişler adada iki toplum arasındaki
uzlaşımcı tutumun bir gösteresi..."
KIBRIS 27/03/05
ABD, Annan'a mektup gönderilmesinde ısrarlı
DEĞİŞİKLİKLERLE
İLGİLİ MEKTUP GÖNDERİLMEZSE, HİÇBİR ŞEY
BAŞLAMAZ... Müzakereler aracılığıyla ve Annan
Planı temelinde Kıbrıs sorununa bir çözümün nasıl ileriye
götürülebileceği yöntemlerinin tartışıldığı
Molivyotis-Rice görüşmesinde, Rice'ın Molivyotis'e "Papadopulos,
Annan'a talep ettiği mektubu göndermezse hiçbir şey başlayamaz
ve hiçbir hareketlilik de olmaz" şeklinde konuştuğu
bildirildi
Washington'da
gerçekleştirilen Molivyotis-Rice görüşmesinde
Amerikalıların Kıbrıs konusunun ileriye gitmesi için Rum
Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un BM Genel Sekreteri Kofi
Annan'a, Annan Planı ile ilgili istediği değişiklikleri
içeren bir mektup göndermesinde ısrarlı olduğu ortaya
çıktı.
Alithia ve
diğer gazeteler, Yunan Dışişleri Bakanı Petros
Molivyotis'in ABD Dışişleri Bakanı Condoliza Rice'la
görüşmesine yer verdiler.
Alithia'ya
göre, perşembe günü Washington'da gerçekleştirilen Molivyotis-Rice
görüşmesinde Amerikalıların Kıbrıs konusunun ileriye
gitmesi için Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un BM Genel
Sekreteri Kofi Annan'a, Annan Planı ile ilgili istediği değişiklikleri
içeren bir mektup göndermesinde ısrarlı olduğu ortaya
çıktı.
Gazeteye göre,
Molivyotis-Rice görüşmede müzakereler aracılığıyla ve
Annan Planı temelinde Kıbrıs sorununa bir çözümün nasıl
ileriye götürülebileceği yöntemlerini tartıştılar. Her iki
tarafın da (Yunanistan-ABD) hedefi KKTC
cumhurbaşkanlığı seçimlerinden sonra BM tarafından
görüşmelerin yeniden başlatılmasına yol açacak yeni
çabanın başlatılmasıdır.
Gazeteye göre,
Rice Molivyotis'e "Papadopulos Annan'a talep ettiği mektubu
göndermezse hiçbir şey başlayamaz ve hiçbir hareketlilik de
olmaz" şeklinde konuştu.
Molivyotis ise,
Annan Planı'ndaki değişikliklerle ilgili endişe
kaynaklarını içeren bu mektubun gönderilmesinde hemfikir oldu.
Molivyotis
"mektup gönderilmesiyle ilgili katı koşullarını
değiştirmesi için" Annan'ı ikna etmeye
çalışacağını da söyledi.
Haberde,
Molivyotis'in yarın sabah Annan'la, öğleden sonra da Başkan
Bush'la görüşeceği de hatırlatıldı.
Gazeteye göre,
Rum tarafı ise Annan'a istediği değişiklikleri içeren bir
mektup göndermemekte ısrar ediyor. KKTC seçimlerinden sonra tek yapabileceği
Kıbrıs Rum endişelerini içeren bir mektup göndermektir.
Gazete konunun
nisan sonunda BM genel sekreteri özel görevlisinin müzakerelerin yeniden
başlatılması çabasıyla adaya gelip bütün taraflarla
Kıbrıs sorununu tartışmadan bir açıklığa
kavuşmasının beklenmediğini de yazdı.
Gazeteye göre,
Molivyotis-Rice görüşmesinde Kıbrıs'ın yanı sıra
Balkanlar ve Türk-Yunan ilişkileri de tartışıldı.
Görüşmeden
sonra Rice yaptığı açıklamada, "Balkanlar ve
diğer sorunları göğüslemede Yunanistan'daki
dostlarımızdan başka daha iyi dostlarımız yoktur"
şeklinde konuştu.
Molivyotis ise
söz konusu ziyaretle "iyi düzeydeki ilişkilerin stratejik
işbirliğine dönüşmesinin temellerinin
atıldığını" söyledi.
Molivyotis,
Kıbrıs konusunda, Annan Planı temelinde yeni müzakerelerle
adanın yeniden birleştirilmesine çalışılması
gerektiğine işaret etti. Molivyotis yeni bir
şanssızlığa neden olunmaması için çok dikkatli
davranılması gerektiğini de söyledi.
Politis haberi
"Dikkatli Hareketler - ABD-Yunanistan Kıbrıs Konusunda Yeni
Çabalarda Anlaştılar - Molivyotis Rice Arasında Annan Planı
Temelinde Adanın Yeniden Birleştirilmesi Hedefinin İleriye
Görütülmesi Yöntemleri Tartışıldı - İki Ülkenin
stratejik İşbirliğine Gidilmesi Kararı Teyit Edildi"
başlık ve spotlarıyla yansıttı.
Haravgi haberi
"Molivyotis-Rice Kıbrıs Konusunda Ayrılığa
Düştü" başlığıyla yansıttı,
görüşme sonrasında Rice'ın Kıbrıs konusuna
değinmekten kaçınmasının bunun kanıtı
olduğunu yazdı. Gazete, Molivyotis'in Kıbrıs konusunda ve
diğer konularındaki açıklamasına da yer verdi.
Fileleftheros
ise haberini şu başlıkla yansıttı:
"Molivyotis-Rice
Stratejik Diyalog Başlatılmasında Anlaştı -
Kıbrıs Konusu İşgal Bölgelerindeki Seçimlerden Sonra - Rice
Balkanlarda Eşit Sorumluluklardan Söz Etti."
Mahi
"Molivyotis Rice'le Görüştü - Yunanistan'ın Hedefi
Kıbrıs'ın Yeniden Birleştirilmesidir"
başlığını kullandı.
KIBRIS 27/03/05
|
||||||||||
28 Mart 2005 Ek protokolün ayrıntıları da ortaya
çıkmaya başladı. Türkiyenin talebi üzerine, 10 yerine 16 ülke
Ankara Anlaşması kapsamına alınıyor.
Ek protokol konusunda, Avrupa Birliği ile üzerinde
mutabık kalınan bir metnin bulunduğunu söyleyen Gül, Avrupa
Birliği Komisyonunun söz konusu metni Türkiyeye gönderdiğini
kaydetti.
Gül, metne, Türkiyenin elindekiyle aynıysa
evet denileceğini bildirdi. Kalıcı çözüm olmadan Rum
Kesiminin tanınmayacağını vurgulayan Gül, bununla ilgili
her türlü hukuki tedbirin alındığını belirtti.
Hükümet sözcüsü Cemil Çiçek de, ek protokolün sadece
malların serbest dolaşımı ile alakalı olduğuna
dikkat çekti. Diplomatik kaynaklar da Türk limanlarının Rum
gemilerine açılmasının söz konusu olmadığını
belirtiyor.
Bu arada, Türkiyenin isteği doğrultusunda,
Avusturya, Finlandiya, İsveç, Yunanistan, İspanya ve Portekiz olmak
üzere anlaşma kapsamına 6 ülke daha alındı.
İlk taslakta yer alan Türkiyenin resmi dili
ifadesi de, Türkiyenin talebi üzerine, son metinde Türkçe olarak
değiştirildi.
TANIMA ANLAMINA GELMEZ
Bu arada AB Komisyonu Hukuki İşler Dairesi
danışmanlarından Dr. Frank Hoffmeister, de protokolün imzalanmasının
Rum Kesiminin tanınması anlamına gelmediğini söyledi.
Ankara Anlaşması Ek Protokolünün, teknik bir
anlaşma olduğunu ve ABye üye olacak ülkelerin bu imzalama sürecinden
geçtiklerini belirten Dr. Frank Hoffmeister, Türkiyenin bu ek protokolü imzalamasının,
Kıbrıs Rum kesimi dahil ABnin 10 yeni üyesini Gümrük Birliği
Anlaşmasına dahil edecek olacak olan bir protokol olduğunu,
yoksa Kıbrıs Rum Kesiminin tanınması anlamına gelmediğini
ifade etti.
EK PROTOKOLÜN ANLAMI
Kıbrıs Rum Kesiminin Türkiye
tarafından kabul edilmesinin, uluslararası bir niyet beyanı ile
gerçekleşebileceğinin altını çizen Hoffmeister, Türkiye,
Kıbrısı tanıyıp
tanımadığını, protokolüimzalarken deklare edebilir. Bu
ek protokolden ayrı bir konu diye konuştu. Hoffmeister bununla
birlikte Türkiyenin bir AB üyesi olarak Kıbrısı tanımak
zorunda olduğunu da ifade etti.
|
Rumlar son
metinden haberdar |
|
|
|
Güney Kıbrıs
Rum yönetimi hükümet sözcüsü Kipros Hrisostomidis, Avrupa Komisyonunun
Türkiyeye gümrük birliği protokolü konusunda sunduğu son metin
hakkında Rum hükümetinin bilgisi olduğunu söyledi. |
|
|
|
Lefkoşa |
|
|
|
28 Mart 2005 Hrisostomidis, konu üzerinde Kıbrıs Rum ve
Yunanistan hükümetlerinin sürekli temas halinde olduklarını dile
getirdi. |
Hrisostomidis, gümrük birliği protokolü metniyle ilgili
bir soruya verdiği yanıtta, Metinde Kıbrıs Rum hükümetinin
tutumu açısından olumsuz bir şey
bulunmadığını belirtti.
Kipros Hrisostomidis, Kıbrıs Rum ve
Yunanistan hükümetlerinin konu üzerinde devamlı temas halinde
olduğunu ve konu üzerinde ortak görüşleri bulunduğunu belirtti.
Yunanistan Dışişleri Bakanı
Petros Molivyatisin ABDde yaptığı görüşmelerle ilgili
soruya karşılık olarak Hrisostomidis, Yunanlı Bakanın
ABD temaslarında Kıbrıs sorununun da ele
alındığını ve konu hakkında Rum yönetimi lideri
Tasos Papadopulosu bilgilendirdiğini söyledi.
|
Rum
Yönetiminden veto tehdidi |
|
|
|
Kıbrıs Rum
Yönetimi, Ankaranın gümrük birliği anlaşmasını
imzalayıp bunu uygulamaması halinde, Avrupa Birliği sürecinde
veto kartını kullanacağını açıkladı. |
|
|
|
NTV |
28 Mart 2005 Rum Yönetimi Dışişleri Bakanı
Yorgo Yakovu, Türkiye, gümrük birliği protokolünü imzalıyorum, ancak
uygulamayacağım diye gövde gösterisi yapmaya devam ederse, Güney
Kıbrısın veto kartıyla karşılaşacak dedi.
Yakovu, müzakerelerin başlayacağı 3 Ekime
kadar Avrupa Birliğine üye ülkelerin oy birliğini gerektirecek 3
farklı durak bulunduğunu ve bunlardan en önemlisinin 26 Nisandaki
Ortaklık Konseyi toplantısı olduğunu hatırlattı.
Rum Bakan, bir tek ülkenin bile hemfikir
olmadığını ifade etmesi halinde, oybirliği
sağlanamayacağını ve Türkiyenin katılım
sürecinin kesileceğini söyledi. Yakovu, Türkiyenin gümrük birliği
protokolünü imzalıyorum, ancak Rumlara uygulamayacağım
yönündeki tezi gülünç. Ankara bunu böbürlenerek ifade etmeye devam ederse,
konunun Ortaklık Konseyine ve Avrupa Birliğindeki
ortaklarınızın değerlendirmesine
sunulacağını anlaması gerekir ifadesini kullandı.
KLERİDES: İMZANIN FAZLA ANLAMI YOK
Öte yandan Rum yönetimi eski lideri Glafkos
Klerides, Gümrük Birliğinin genişletilmesi protokolünün Türkiye
tarafından imzalanmasının an meselesi olduğunu, ancak
uygulanmasının ayrı bir konu teşkil ettiğini söyledi.
Alithia gazetesine göre, Klerides, Türkiyenin protokolü imzalayarak
uygulamaya koyacağına şahsen inandığını,
ancak bunun yine de çok fazla anlamı olmadığını
kaydetti.
Bu arada Rum ana muhalefet partisi Demokratik
Seferberlik Partisinin (DİSİ) Başkanı Nikos Anastasiadis,
Rum hükümeti ve Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulosu eleştirdi ve
Kıbrıs sorunu konusunda vizyon eksikliğiyle suçladı.
|
Rumlardan Türkiyeye veto tehdidi |
|
|
Oshan SABIRLI/LEFKOŞA, (DHA) KIBRIS Rum Kesimi Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu, Türkiyenin Gümrük Birliği ek protokolünü onaylamayacağını övünerek ifade etmeyi sürdürmesi halinde konuyu Ortaklık Konseyine taşıyacaklarını söyledi. Yakovu, Türkiyenin Avrupa Birliğine katılım sürecinde Kıbrıs Rum Yönetiminin elinde veto hakkının bulunduğunu hatırlatarak, "Gerektiği taktirde bunu kullanabiliriz" dedi. Rum kesiminde
yayınlanan Simerini gazetesine konuşan Yorgo Yakovu, AB
Konseyinin 17 Aralık 2004te aldığı karar uyarınca
Türkiye-AB arasında katılım müzakerelerin
başlayacağı 3 Ekim 2005 tarihinde kadar 3 farklı
durağın olduğuna ifade etti. Rum Dışişleri
Bakanı, ABye üye ülkelerin oy birliğini gerektiren 3 duraktan en
önemlisinin 26 Nisandaki AB Ortaklık Konseyi Toplantısı
olduğunun altını çizdi. Ortaklık
Konseyinin ele alacağı konuların oybirliği gerektirdiğini,
alınacak kararlar ışığında Türkiyenin
konumunun netleşeceğini savunan Yakovu, "Bir tek ülkenin bile
belirli bir noktada hemfikir olmadığını ifade etmesi
durumunda oybirliği mevcut olmayacak ve Türkiyenin katılım
süreci kesilecek" dedi. TÜRKİYENİN
TUTUMU GÜLÜNÇ Türkiyenin
yaklaşımını da hatalı bulduğunu ifade eden Rum
bakan, Ankaranın protokolü onaylamayacağını
övünerek ifade ettiğini ve bu tutumun devam etmesi durumunda konunun
Ortaklık Konseyine ve Güney Kıbrıs Rum Yönetiminin ABli
ortaklarının değerlendirmesine sunulacağını
belirtti. Yakovu, "Türkiyenin imzalıyorum, ama
uygulamayacağım tutumu gülünçtür" dedi. Güvenin
önemine de değinen Yakovu, ABye üye ülkelerin güven kuralında
hem fikir olduğunu, imzalanan kuralların hayata geçirilmesi
gerektiğine dikkat çekti.
|
|
HURRIYET 28/03/05
Klerides: İmza tanıma değildir
|
Yorgo KIRBAKİ / ATİNA Kıbrıs Rum Yönetimi eski lideri Glafkos Klerides, Türkiyenin Ankara Anlaşmasının ek protokolünü imzalamasının taşığıdı anlam ve protokolü uygulaması ile ilgili Rum iddialarını çürüttü. Klerides,
Antena televizyonuna yaptığı açıklamada protokolün
imzalanması başka uygulanması başka şeydir dedi. |
|
|
HURRIYET 28/03/05
Rumların ilk golü Türkten
|
Yorgo KIRBAKİ/ ATİNA Türk olsun, Rum olsun yaşı 60ın üzerinde olan Kıbrıslılar, 1955 öncesi Çetinkaya ile APOEL takımları arasında kıran kırana geçen derby maçlarını hatırlarlar. Adada yaşanan onca trajik olay, futbolda da etkisini gösterdi ve Rum ile Türk takımları tam 50 yıldır karşılaşmadı. Hafta sonunda
KKTCnin Yeni Cami ile Rum Kesiminin Nea Salamina takımları,
Larnakadaki Ammohostos stadında oynadıkları dostluk
maçıyla yarım asır sonra bir ilke imza attılar.
Kıbrısta iki toplumun yakınlaşması amacıyla
dostluk maçını Rum parlamento başkanı ve iktidar partisi
komünist AKELin lideri Dimitrios Hristofyas ile KKTCde
başbakanlık için adı geçen, CTP Genel Sekreteri Ferdi Sabit
Soyer de izlediler. |
|
|
HURRIYET 28/03/05
|
AİHMde kritik gün |
|
|
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Türkiye aleyhine açılan 7 davayı bu hafta karara bağlayacak. AİHM, yarın eski DEPli Mahmut Alınakın kitabının toplatılmasına ilişkin başvurusunun da aralarında bulunduğu 5 davayı sonuçlandıracak. AİHM, perşembe günü ise 1996da KKTCdeki evinin önünde vurularak öldürülen yazar Kutlu Adalının eşi İlkay Adalınin, cinayette Türk ve KKTCli yetkililerin rolü olduğu gerekçesiyle açtığı davayı görüşecek. |
|
HURRIYET 28/03/05
Rumlardan Türkiye'ye 'veto'
korkutması
Kıbrıs Rum yönetimi Dışişleri
Bakanı Yorgo Yakovu, ek protokol metninde Ankara'nın Kıbrıs
Rum Kesimi konusundaki ifadeleriyle ilgili olarak 'Türkiye'nin protokolü
onaylamayacağını böbürlenerek' ifade etmeyi sürdürmesi halinde,
konunun Ortaklık Konseyi'ne sunulacağını söyledi.
Simerini gazetesine açıklama yapan
Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu, Türkiye'nin Avrupa
Birliği'ne (AB) katılım süreci boyunca veto haklarını
ellerinde tuttuklarını söyledi.
Yakovu, 3 ekime kadar AB'ye üye ülkelerin oy
birliğini gerektirecek en önemli durağın 26 nisandaki
Ortaklık Konseyi toplantısı olduğunu belirterek burada
görüşelecek birçok konu için oybirliği gerekeceğini
vurguladı.
Toplantının Türkiye'nin nasıl bir
durumda bulunacağının bir göstergesi olduğunu ifade eden
Yakovu, tek ülkenin bile belirli bir noktada hemfikir
olmadığını ifade etmesi halinde oybirliğinin mevcut
olmayacağını ve Türkiye'nin katılım sürecinin
kesileceğini savundu.
Yakovu: "(Uygulamaya niyetim yok) tezi
gülünç"
Yakovu, ''Türkiye, aynı şekilde
davranmaya devam edip protokolü onaylamayacağını böbürlenerek
ifade etmeye devam ederse, konunun Ortaklık Konseyi'ne ve AB'li
ortaklarınızın değerlendirmesine sunulacağını
anlayın'' diye konuştu.
'İmzalıyorum, ancak uygulamaya niyetim
yok' tezini 'gülünç bulduğunu' beliren Yakovu, AB'nin tüm ülkelerinin
hemfikir olduğu 'iyi güven' kuralının mevcut olduğunu ve
aday bir ülkeden beklenenin, bir şey imzaladığı zaman bunu
makul bir zamanda uygulaması olduğunu kaydetti.
Protokolün imzalanması ve
uygulanması farkı
Rum yönetimi eski lideri Glafkos Klerides de,
Gümrük Birliği'nin genişletilmesi protokolünün Türkiye
tarafından imzalanmasının an meselesi olduğunu, ancak
uygulanmasının ayrı bir konu teşkil ettiğini söyledi.
Alithia gazetesine göre, Klerides,
Yunanistan'ın da protokolü imzalamasının ardından hemen
uygulamaya geçmediğini ve protokolü 2-3 yıl sonra uygulamaya
koyduğunu belirterek, ''Türkiye'nin protokolü imzalayarak uygulamaya
koyacağına şahsen inandığını, ancak bunun
yine de çok fazla anlamı olmadığını kaydetti.
Klerides, ''(Tanımıyorum)
şeklinde bir açıklamada bulunduğun zaman, uluslararası
hukuka göre çok taraflı bir anlaşmanın imzalanması,
tanınma teşkil etmez'' diye konuştu.
Açıklamasında, Kıbrıs
sorununun çözümü ve müzakerelerin başlaması konularına da
değinen Klerides, her şeyin Kıbrıs Rum tarafının
mesajlarına ve bu mesajların inandırıcılığına
bağlı olduğunu vurguladı.
Klerides, uluslararası faktörleri ve BM
Genel Sekreteri'ni Annan planını müzakere etmeye niyetli
olduklarına dair ikna etmeleri gerektiğini kaydetti.
Papadopulos'a 'vizyon eksikliği'
suçlaması
Bu arada Rum ana muhalefet partisi Demokratik
Seferberlik Partisi'nin (DİSİ) Başkanı Nikos Anastasiadis,
Rum hükümeti ve Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos'u eleştirdi ve
'Kıbrıs sorunu konusunda vizyon eksikliğiyle' suçladı.
Anastasiadis, yaptığı
yazılı açıklamada, başarılabilecek olanı ararken
Türkiye'yi sorumluluklarından kurtaracak çıkmazlara düştüklerini
ve farklı yorumlanabilecek belgeleri kabul ettiklerini ifade etti.
Anastasiadis, iç cephedeki
anlaşmazlıkları aşarak, tamamlanmış ve
inandırıcı bir strateji önerisi ortaya koymamaları
durumunda, politik çıkmazların artacağı görüşünü dile
getirdi.
MILLIYET 28/03/05
Reuters: AB mektubuna bu hafta cevap
verilir
Reuters
Bir dışişleri
bakanlığı yetkilisi, Avrupa Birliği (AB) Komisyonu'nun
Türkiye'nin Ankara Anlaşması'nı aralarında Kıbrıs
Rum Yönetimi'nin de yer aldığı AB'nin yeni üyelerine
genişletecek ek protokole ilişkin mektubunun cuma akşamı
Ankara'ya ulaştığını ve protokol metninin
incelenmesinin ardından Ankara'nın muvafakatını bu hafta
içinde AB Komisyonu'na bildirmesinin planlandığını söyledi.
Geçen hafta bir açıklama yapan Türk
yetkili, AB ile üyelik müzakerelerine başlanacağı 3 Ekim
tarihinden önce Türkiye'nin imzalamayı taahhüt ettiği ek protokol
metni üzerinde AB Komisyonu ile mutabık
kalındığını söylemiş ve Ankara'nın onay
sürecinin başlaması için komisyonun üzerinde mutabık
kalınan metni içeren mektubunun beklendiğini söylemişti.
Reuters'a konuşan bir yetkili, "AB
Komisyonu'ndan ek protokolün tam metnine ilişkin mektup cuma
akşamı Ankara'ya ulaştı. Metne
muvafakatımızı büyük bir ihtimalle bu hafta komisyon'a
iletiriz" diye konuştu.
Komisyon, Türkiye'nin Gümrük Birliği'ni
resmen Güney Kıbrıs'a da genişletmesi anlamına gelen ek
protokolde Ankara'nın onayını almasının ardından
metni AB Konseyi'nin onayına sunacak. Avrupa Parlamentosu'nun da olurunun
alınmasının ardından AB dönem
başkanlığı ile Türk hükümeti ek protokole imza atacak. Bu
adımın 3 Ekim'den önce gerçekleşmesi isteniyor. Türk hukuk
sisteminin gereği ek protokolün yürürlüğe girebilmesi için TBMM
onayından da geçmesi gerekiyor.
Ankara, protokolün Kıbrıs Rum
Yönetimi'nin tanınması anlamına gelmeyeceğinin
altını çizerken, Rum Yönetimi bunun tanıma sonucu getirecek
şekilde formüle edilmesini istiyor.
Ek protokole imzanın Türkiye'nin Rum
Yönetimi'ni tanıdığı anlamına gelmeyeceğini metne
sokamayan Türk hükümeti, tanımanın gerçekleşmeyeceğini imza
aşamasında tek taraflı bir deklarasyonla açıklayacak.
MILLIYET 28/03/05
Tartışma sürüyor, Rumlar,
protokole imzayı yeterli bulmuyor
Kıbrıs Rum yönetimi
Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu, ''Türkiye'nin Avrupa
Birliği'ne (AB) katılım süreci boyunca veto haklarını
ellerinde tuttuklarını'' söyledi.
Yakovu, Simerini gazetesine
yaptığı açıklamada, ''3 Ekim'e kadar AB'ye üye ülkelerin oy
birliğini gerektirecek 3 farklı durak bulunduğunu ve bunlardan
en önemlisinin 26 Nisan'daki Ortaklık Konseyi toplantısı
olduğunu'' kaydetti.
''Ortaklık Konseyi'nde ele alınacak
konulardan birçoğu için oybirliği gerekeceğini, bunun da
yaklaşık bir ay sonra Türkiye'nin nasıl bir durumda
bulunacağının bir göstergesi olduğunu'' ifade eden Yakovu,
''tek ülkenin bile belirli bir noktada hemfikir olmadığını
ifade etmesi halinde oybirliğinin mevcut olmayacağını ve
Türkiye'nin katılım sürecinin kesileceğini'' belirtti.
Yakovu, ''Türkiye, aynı şekilde davranmaya
devam edip protokolü onaylamayacağını böbürlenerek ifade etmeye
devam ederse, konunun Ortaklık Konseyi'ne ve AB'li
ortaklarınızın değerlendirmesine
sunulacağını anlayın'' diye konuştu.
''İmzalıyorum, ancak uygulamaya
niyetim yok'' tezini ''gülünç bulduğunu'' beliren Yakovu, ''AB'nin tüm
ülkelerinin hemfikir olduğu 'iyi güven' kuralının mevcut
olduğunu ve aday bir ülkeden beklenenin, bir şey
imzaladığı zaman bunu makul bir zamanda uygulaması
olduğunu'' kaydetti.
KLERİDES
Öte yandan Rum yönetimi eski lideri Glafkos
Klerides, ''Gümrük Birliği'nin genişletilmesi protokolünün Türkiye
tarafından imzalanmasının an meselesi olduğunu, ancak
uygulanmasının ayrı bir konu teşkil ettiğini''
söyledi.
Alithia gazetesine göre, Klerides,
yaptığı açıklamada, ''Yunanistan'ın da protokolü
imzalamasının ardından hemen uygulamaya geçmediğini ve
protokolü 2-3 yıl sonra uygulamaya koyduğunu'' belirterek,
''Türkiye'nin protokolü imzalayarak uygulamaya koyacağına şahsen
inandığını, ancak bunun yine de çok fazla anlamı
olmadığını'' kaydetti.
Klerides, ''(Tanımıyorum)
şeklinde bir açıklamada bulunduğun zaman, uluslararası
hukuka göre çok taraflı bir anlaşmanın imzalanması,
tanınma teşkil etmez'' diye konuştu.
Açıklamasında, Kıbrıs sorununun
çözümü ve müzakerelerin başlaması konularına da değinen
Klerides, her şeyin Kıbrıs Rum tarafının
mesajlarına ve bu mesajların
inandırıcılığına bağlı olduğunu
vurguladı. Klerides, ''uluslararası faktörleri ve BM Genel
Sekreteri'ni Annan planını müzakere etmeye niyetli olduklarına
dair ikna etmeleri gerektiğini'' kaydetti.
ANASTASİADİS'TEN PAPADOPULOS'A
SUÇLAMA
Bu arada Rum ana muhalefet partisi Demokratik
Seferberlik Partisi'nin (DİSİ) Başkanı Nikos Anastasiadis,
Rum hükümeti ve Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos'u eleştirdi ve
''Kıbrıs sorunu konusunda vizyon eksikliğiyle'' suçladı.
Anastasiadis, yaptığı
yazılı açıklamada, ''başarılabilecek olanı
ararken Türkiye'yi sorumluluklarından kurtaracak çıkmazlara
düştüklerini ve farklı yorumlanabilecek belgeleri kabul ettiklerini''
ifade etti.
Anastasiadis, ''iç cephedeki
anlaşmazlıkları aşarak, tamamlanmış ve
inandırıcı bir strateji önerisi ortaya koymamaları
durumunda, politik çıkmazların artacağı'' görüşünü
dile getirdi.
MILLIYET 28/03/05
Kıbrıs'ı
tartışana 10 yıl hapis yolu
Yeni TCK ile ne
Kıbrıs'ı ne de Ermeni sorununu
tartışamazsınız. Bu yasa siyasi intihar.
Değişiklikler yapılamazsa AB süreci kesilir
RADIKAL 28/03/05
NEŞE DÜZEL
NEDEN? Ergin Cinmen
Cuma günü yeni Türk Ceza Yasası yürürlüğe giriyor. Bu kanunla
ilgili ciddi tartışmalar var. Kanunun içinde öyle bazı maddeler
var ki, bu maddelerin uygulanması Türkiye'yi yüzyıl geriye götürecek
ve AB sürecinden Türkiye'yi tümüyle çıkarabilecek türde. Yeni Ceza
Yasası, düşünce özgürlüğüne ve medyaya çok ciddi
kısıtlamalar getirirken, bu kanunun yol açtığı bir
başka büyük sorun da 'milli menfaatlere aykırı'
davranışlara öngördüğü ceza. Kanun, 'milli menfaatlere' aykırı
davrandığına inandığı insanların önüne üç
yıldan 10 yıla kadar hapis cezası koyuyor. Milli menfaatlerin ne
olduğu konusu ise esas büyük sorunu oluşturuyor. Çünkü yeni TCK,
devleti yönetenlerin özellikle dış politikadaki kararlarını
tartışmayı imkânsız kılıyor. Eğer siz
devleti yönetenlerin politikalarına aykırı bir görüşü
savunursanız, suçlu durumuna düşebiliyorsunuz. Bu, Türkiye'yi
muhalefetsiz bir sisteme, diktatörlüğe çevirebilecek bir
yaklaşım. Yeni Ceza Yasası'nı ve uygulamada
karşılaşılacak sorunları, bu konuları çok iyi
bilen, Susurluk sürecinde aydınlık için yurttaşlık
girişimini başlatanların başında gelen avukat Ergin
Cinmen'le konuştuk.
Yeni Türk Ceza Yasası'nı incelediniz mi?
İnceledim. Çünkü 1 Nisan'dan sonra mesleğimizi bu yasaya göre icra
edeceğiz. Ceza yasası, toplumların yaşamında
anayasadan da önemlidir. Sokağa adımınızı
attığınız anda ceza yasasıyla bir şekilde
karşılaşırsınız. Yeni Ceza Yasası'yla
yargı kararları oluştukça nasıl bir girdabın içinde
olduğumuz anlaşılacak zaten.
Hangi ihtiyaçları karşılamak üzere bu yasanın
çıkarıldığını düşünüyorsunuz?
Yeni bir ceza yasasının çıkarılması için somut bir
ihtiyaç yoktu. Çünkü halen yürürlükteki Türk Ceza Kanunu'nda zaman içinde
birçok değişiklik yapıldı. Aydınları hapse
attıran 141, 142'nci maddeler kaldırıldı. 163
kaldırıldı. 159 ve 312'ye eklemeler yapıldı. Kanundaki
kavramlara, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin karar pratikleri
eklenmeye başladı ve TCK'nın uygulaması herkesin
anlayabileceği bir yere doğru gitti. Oysa şimdi, yeni kanunun eğitimini
verecek bir kurum bile yok. Hep beraber çok kötü şeyler göreceğiz.
Neler göreceğiz?
Bilmeyen insanlar yeni kanunu uygulamaya başlayacak. Hadi metropollerde
paneller yapılır, ama Türkiye'nin Şırnak'ı, Doğu
Beyazıt'ı, Of'u da var. Oralardaki hâkimler yeni kanunla yalnız
başına kalacak ve haksız kararlar verecek. Bu kararlar yine
AİHM'ye gidecek. Türkiye yine ihlal kararlarıyla malul olacak ve bu
Türkiye'nin AB sürecini engelleyecek. Yeni Ceza Yasası'nın bir
yılda hazırlanıp apar topar çıkarılması anlaşılır
şey değil. Yeni kanunun arkasında üniversiteler bile yok.
Hükümet, İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü'ne, 'Bize üç hukuk doçenti
gönderin' diye yazı yazmış. Bu kanunu üç doçent
hazırladı işte.
1 Nisan'da, Yeni TCK ve Ceza Muhakemesi Kanunu yürürlüğe girecek. Ceza
Muhakemesi Kanunu'na ilk karşı çıkanlar polisler oldu. Bu yasa
gerçekten suçluların yakalanmasını zorlaştırıyor
mu?
Ceza Kanunu'nda suçlar ve suçların cezaları yazar. Ceza Muhakemesi
Kanunu'nda ise polis suçu nasıl önleyebilecek, eğer bir suç
işlenmişse dava açılıncaya kadar savcılık ve
polis bu suçu nasıl kovuşturabilecek, bunlar yazar.
Yeni Ceza Muhakemesi Kanunu, polislerin dediği gibi suçluların
yakalanmasını zorlaştırıyor mu?
Asla. Polisler bir şekilde kazan kaldırıyor ama
şikâyetlerinin iler tutar yanı yok. Sahte görüntü
yaratılıyor. Polise sorarsanız sanki 1 Nisan'dan sonra yepyeni
maddeler getiriliyor. Hayır böyle bir şey yok. Bugün Ceza
Muhakemeleri Usulü Kanunu (CMUK) uygulanıyor. 1 Nisan'dan itibaren
CMUK'taki esaslar yine uygulanacak. CMUK'a göre polis savcının
emrinde, savcı adına soruşturma yapıyor. Yeni kanunda yine
öyle olacak. Şu anda polis ev araması için savcının
başvurusuyla hâkimden karar alıyor. 1 Nisan'dan sonra da böyle
olacak. Aslında yeni kanunda tek bir şey değişti. O da,
CMUK'un 166'ncı maddesi. Bu madde 'Cumhuriyet başsavcıları
bir yılın sonunda, o yerdeki adli kolluk hakkında
değerlendirme raporları düzenler, mülki amirlere gönderir' diyor.
Ne anlama geliyor bu?
Savcının emrinde çalışan polisin sicil amiri, yeni kanunla
artık savcı olacak. Şu anda polisin çalışma biçimi,
başarısı İçişleri Bakanlığı ve vali
tarafından değerlendiriliyor. Savcı ise sadece suç
kovuşturmalarıyla ilgileniyor. O da nasıl ilgileniyorsa... Bu
durum polisi özerk kılıyor. Zaten polis,
savcılığı hep kendi dışında gördü.
Şimdi polisler yeni kanunla kendi dışlarındaki kamu
ajanlarının polis hakkında değerlendirme yapmasına
dayanamıyorlar. Bir yabancının, bir hukuk adamının
teşkilatlarının içine girmesini kabul etmiyorlar. Yeni kanuna
karşı çıkmalarının nedeni bu. Yetkileriyle ilgili bir
sorun yok. Savcılık ve polis birlikte düşünüldüğünde, yeni
kanun çok daha fazla yetki verdi onlara.
Savcının polisin sicil amiri olmadığı bir sistemde,
polis savcıyı dinler mi?
İşte dinlemiyor zaten. Aslında, bizim
savcılarımızın da polisin sicil amiri olmak gibi bir
talepleri yok. Çok fazla işin içine girmek istemiyorlar.
Savcılık iddia makamı değil midir? Olayın içine çok
girmeden zanlıyla ilgili nasıl iddiada bulunabiliyorlar?
Bizim savcılarımız kapısını kapatır,
odasında oturur, polis istediği gibi soruşturma yapar.
Soruşturma bittikten sonra soruşturma evrakını
savcının önüne koyar. Savcı bu toplanan kanıtların
özeti mahiyetinde bir iddianame yazar. Hukuk devletlerinde böyle şey
olamaz tabii. Çünkü bir hukuk adamının, soruşturmanın
başından itibaren olaya el koyması gerekir. El
koymadığı zaman hukuka aykırılıklar
yapılır çünkü. Polis hukukçu değildir. Hangi yöntemle olursa
olsun o sadece suçluyu bulmaya çalışır. 2000'lere kadar neler
yaşandığını gördük... Neyse bu tür hukuk
dışı işler AB sürecinde duruldu ve CMUK hukuka daha uygun
hale getirildi, polisin yöntemleri değişti. Ben bir hukukçu olarak
bütünü itibarıyla bugün CMUK'tan memnunum. Gözaltına alınan
kişinin bir avukatın yardımından yararlanması 10
yıl önce benim için bir rüyaydı. Şimdi yararlanıyor, yeni kanunda
da yararlanacak.
Yeni Türk Ceza Yasası'na gelirsek... Bu yeni yasadan çok şikâyetçi
olan bir grup da medya. Bu yasa fikir özgürlüğünü
kısıtlıyor mu?
Evet, kısıtlıyor. Yeni yasanın medyaya getirdiği
kısıtlamalar evrensel hukuk kriterlerine asla uymuyor. Hiçbir
Batı ülkesinde yok bu kısıtlamalar. Üstelik, fikir
özgürlüğünü kısıtlamanın ötesinde, medyaya müthiş bir
otosansür de getiriyor. Yazdıklarımız suç teşkil eder mi
etmez ki kaygısıyla pek çok gerçek yazılmayacak. Yeni Ceza
Kanunu, düşünce özgürlüğüne işte böyle çok ciddi
kısıtlamalar getiriyor. Hele düşünceler medya yoluyla
açıklanırsa, suçlar daha da artıyor. Mesela, birinin intihar
etmesi şart değil. Yeni kanun ötanazi tartışmasını
bile intihara teşvik ve yardım olarak değerlendiriyor.
Artık kişinin ötanazi hakkını kullanıp
kullanmamasıyla ilgili fikrinizi açıklayamayacaksınız.
Çünkü bu hapis cezasıyla sonuçlanan bir suç. Ayrıca yeni kanun ihbar
mükellifiyeti de getiriyor.
Neyin ihbarı bu?
Yurttaşlar, işlenmekte olan bir suçu ilgili merciye ihbar etmezlerse,
kendileri de hapisle karşılaşıyorlar. Diyelim ki, dört
kişiyiz. Üçümüz ötanaziyi tartışıyoruz. Eğer bu
konuşmayla suç işleniyorsa, bunun savcılığa
bildirilmesi gerekiyor. Eski kanunda yok bütün bunlar. Yeni kanunla birlikte
inanılmaz bir ihbar furyası yaşanacak. Yeni kanunda bir de
iftira suçu getirildi.
O nedir?
Hakaret suçu kişinin şikâyetine bağlıdır. Şimdi
aynı unsurlarla kaleme alınan ve adına iftira suçu denilen bu
suç ise adliyeye karşı suç kabul ediliyor ve kamu davasına neden
oluyor. Diyelim ki, gazeteci bilinen bir kişinin girdiği bir ihaleyle
ilgili bir sorunu yazdı. Savcı gazetecinin yazdığı
doğru mu yanlış mı diye bakmadan mecburen dava açacak. Bu,
basını susturmaktır ve sonuçta da yolsuzlukların üzerini
örtmektir.
Yasada ayrıca 'milli menfaatlere aykırı' olma gibi
sınırları fevkalade belirsiz bir kriter var. Bu, hukuka uygun
bir kriter mi peki?
Tabii ki hukuki değil. Yeni kanunun 305'inci maddesinde getirilen bu
'milli menfaat' nedir? Yasalarda milli menfaat diye bir şeyin tanımı
yok ki. Neyin milli menfaatlere uygun, neyin aykırı olduğuna kim
karar verecek? Genelkurmay başkanı mı, başbakan mı,
içişleri bakanı mı? Hep yaparlar ya, diyelim ki genelkurmay başkanımız
milli menfaat budur dedi. Ben kişi olarak onun milli menfaat tanımına
katılmak zorunda değilim. Demokratik hukuk devleti bunu gerektirir.
Ama yargıçlar beyanatlara bakacak ve sınırları belirsiz bir
milli yarar tanımı yapacak. Üstelik yargıçlar 305'inci maddenin gerekçesine
de bakacak. Bakın bu maddenin gerekçesinde ne deniyor?
Ne deniyor?
'Kıbrıs sorunu nasıl halledilir?' diye size bir soru sordular
diyelim. Siz de, çözüm olarak 'Ada askersizleştirilmeli, Türk askeri
adadan çıkmalı' dediniz. Yeni kanuna göre siz temel milli yarara
aykırı hareket etmiş oluyorsunuz. Çünkü maddenin gerekçesi bunu
söylüyor. Bu suçun üç yıldan 10 yıla kadar hapis cezası var.
Mesela Ermeni meselesiyle ilgili olarak 'Soykırım olmuştur'
diyorsunuz. 305'inci maddenin gerekçesinde Ermeni meselesi de var ve siz bunu
deyince milli yararlara muhalefet etmiş oluyorsunuz. Kanun hapis
cezasını yurtdışından mali yardım alma
şartına bağlıyor. Diyelim ki siz aynı zamanda bir
sivil toplum örgütünün üyesisiniz ve bu sivil toplum örgütü Avrupa Birliği'nden
ya da yabancı bir dernekten, vakıftan insan hakları, demokrasi
projesiyle ilgili fon alıyor. Bu durumda savcı ne yapacak biliyor
musunuz? Hemen Terörle Mücadele Müdürlüğü'ne bir yazı yazacak.
Filanca kişi Kıbrıs'la ilgili şunu söylüyor. Bakın
bakalım kendisi ya da üyesi olduğu STK, yabancı bir
kuruluştan fon aldı mı? Hakkınızda buna göre bir
soruşturma başlayacak. Terörle Mücadele sizin için acaba ne
yapıyor, bir yerlerden menfaat temin ediyor mu diye hakkınızda
dinleme kararı isteyecek ve siz dinlenmeye başlayacaksınız.
Oradan gelecek sonuca göre de savcı size dava açacak ya da takipsizlik
kararı verecek.
İktidardaki gücün kimliğine göre her şey ve herkes milli
menfaatlere aykırı olarak görülemez mi?
Görülebilir. Öyle olacak zaten. Son derece tehlikeli bir hüküm bu. Eski kanunda
da milli menfaat kavramı vardı ama maddenin Kıbrıs ve
Ermeni meselesi gibi gerekçeleri yoktu. Gerekçe çok önemlidir. Hâkim, önüne bir
dava geldiğinde, yasama bu kanunu niye koymuş diye gerekçeye bakar.
Uygulamada gerekçe hâkime ışık tutar. Türkiye'de
memurlaştırılmış yargıç tipi ise zaten hemen
gerekçeye bakar. Oysa yargıçların Avrupa İnsan Hakları
Sözleşmesi ve diğer uluslarüstü belgeleri artık
içselleştirmeleri gerekiyor. Anayasa'da, 'Usulüne göre onanmış
uluslararası sözleşmeler anayasayla çeliştiği zaman
uluslararası sözleşmeler esas alınır'' diye bir hüküm var
ama hazmedilmesi zaman alacak. Yargıtay Ceza Genel Kurulu düşünce
açıklamasıyla ilgili iki farklı karar verdi biliyorsunuz.
Evet, Yargıtay, neredeyse tıpatıp aynı olan iki
ayrı davada birbirinin taban tabana zıddı iki karar aldı.
Böyle bir durumda hukuka güvenmek mümkün mü?
Mümkün değil. Böyle bir durumda neyin suç olup
olmadığını bilemezsiniz. İki kişi var. Biri
312'nci maddeden beraat ediyor, diğeri mahkûm oluyor. Birinci olayda,
Yargıtay Ceza Genel Kurulu, AİHM'nin içtihadına bakıyor ve
bir düşünce, toplumu rahatsız da etse, düşünce özgürlüğü
çerçevesinde değerlendirilmelidir. Düşünce özgürlüğü olmadan
toplumlar gelişemez' diyerek beraat kararı veriyor. Bunun üzerine
laiklik elden gidiyor diye açıklamalar yapılıyor. Yargıtay
Ceza Genel Kurulu'na benzer bir dava daha geliyor. Bu kez Kurul, AİHM'nin
içtihadını atıp, mahkûmiyet kararı veriyor. Bunu herhangi
bir yerdeki hâkim yapmıyor. Bunu, yargının en tepesi
yapıyor. Önce Yargıtay'ın tepesinin demokrasiyi
içselleştirmesi ve Anayasa'ya uygun davranması gerekir. Yargıtay
Ceza Genel Kurulu da Anayasa'ya uymazsa...
Ne olur?
Türkiye'nin hali iyi değildir. Yeni Ceza Kanunu'yla basına getirilen
kısıtlamalar, bu kurul gözüyle yorumlandığında,
Türkiye'yi hukuk uygulamasında büyük felaketler bekliyor. Eğer
Yargıtay hukuk ve demokrasi ilkelerini bir tarafa iterse, Sinop'taki
mahkeme ne yapacaktır. O da kurula bakacaktır. Söyledikleriniz suç
teşkil edecektir. Çünkü yargının tepesi bunu söylüyor.
Bizim sorunumuz yasalarımız mı yoksa hukukçularımız
mı?
Hukukçularımız...
Aynı konuda iki ayrı karar alan bir Yargıtay'la hukuk
sistemimizi ayakta tutmak mümkün mü?
Mümkün değil. Bu ülkede yargıya bütçenin yüzde 1'inden azı
ayrılıyor. ve hukuka değer verilmiyor. Yargıçlar da kendini
hukukun yargıcı değil, devletin yargıcı, memuru
görüyor. Bizde, düşünce özgürlüğünü ortadan kaldıran,
insanların hâkim düşüncelere uygun düşünmesi gerektiğini
söyleyen memurlaştırılmış bir yargıçlık
sistemi var. 23 yaşındaki genç hukuk fakültesini bitirir, hâkimlik
sınavına girer ve Türkiye'nin en doğusundaki ağır ceza
mahkemesinin üyesi olur. O çocuk bir şey bilmiyordur. Orada sadece mahkeme
başkanını, savcıyı, vali veya kaymakamı, jandarma
komutanını tanır. Bu genç devlet fanusu içinde büyür. Büyüdükçe,
tayinlerle Orta Anadolu'ya gelir. Karakteri oluşur ve artık devletin
bir memuru olur. Sonunda da Yargıtay Ceza Kurulu'nun tepesine gelir.
Yeni Ceza Kanunu'na dönersek... Niye AKP ileride kendisi için de bir tehdit
oluşturabilecek 'milli menfaat' gibi hukuk dışı bir kavram
yerleştiriyor Ceza Yasası'na?
Türkiye gibi ideolojik devletlerde, eğer devletin bir yerine
gelmişseniz, mutlaka onunla birlikte hareket etmek durumunda
kalıyorsunuz. AKP de devletleşti. AKP'nin bir miktar sivil dokusu
vardı ama bu doku şimdi bitti. AKP devletin bildiğimiz
anlayışıyla özdeşleşti. Yeni Ceza Kanunu'nda
kangrenleşmiş devlet görüşleri yer alıyor. Zaten bir ceza
kanununda böyle bir- iki madde bulunması yeter de artar. 400 maddeden biri
bile canımıza okur. Çünkü hayatın içinde çok yaygın
çarparsınız bu maddeye. 1 Nisan'dan sonra bolca 305'e
çarpacağız.
Bazı düzeltmelerle bu yasa çağdaş bir yasa haline getirilemez
mi?
Getirilebilir tabii. AKP'nin önünde engel yok. Aklı varsa yapar. Yoksa bu
siyasi intihardır. Kopenhag Kriterleri'ne uymuyor diye, Türkiye'nin AB'ye
üyelik sürecinin kesilmesidir...
50
yıl sonra dostluk için maç
28/03/05
RADİKAL - LARNAKA - Kıbrıs'ta
önceki gün sporun barış ve kardeşlik felsefesi, siyasete üstün
geldi. Türk ve Rum futbol takımları arasında yarım
yüzyıl aradan sonra ilk kez yapılan maçta skor tabelası 'Nea
Salamina: 6 Yenicami: 0' diye gösterirken, asıl kazanan dostluk oldu.
Larnaka'daki 'Ammohostos' stadında dün Rum Nea Salamina ile Türk Yenicami
takımları arasında oynanan özel maçı 400'ü Türk, 3 bin
kişi izledi. Rum hakemlerinin yönettiği maçı, Türk
tarafından iktidardaki Cumhuriyetçi Türk Partisi'nin Genel Sekreteri Ferdi
Sabit Soyer, Rum tarafından da Meclis Başkanı ve iktidar partisi
AKEL'in lideri Dimitris Hristofyas gibi siyasetçiler izledi. Ev sahibi takımın
ilk golünü, geçen yıl Yenicami'den alınan Türk futbolcu Coşkun
Ulusoy atarken maç sonrası iki takımın eski-yeni oyuncuları
birlikte yemek yedi. Dostluk maçının rövanşı KKTC'de oynanacak.
Anayasa sancısı
UBP
DESTEĞİ ŞART... Anayasa'nın değişmesi için önce
3'te 2 milletvekili çoğunluğu, ardından da halkoylaması
(referandum) öngören ve hukukçular tarafından "anayasanın
değişmesini neredeyse imkansız hale getiren madde" olarak
değerlendirilen 162'nci maddenin değiştirilmesine yönelik ilk
adım atıldı. Ancak bu maddenin referanduma götürülmesi için
gerekli 34 milletvekili çoğunluğuna ulaşılamadı
YÖNTEMDE VE
TARİHTE GÖRÜŞ AYRILIĞI... Referandum tarihi konusunda da siyasi
partiler arasında görüş ayrılığı var. CTP-BG, DP
ve BDH, 17 Nisan Cumhurbaşkanlığı seçimleri ile birlikte
referandumu önerirken, UBP, "aceleye gerek yok" gerekçesi ile konu
üzerinde çalışma yapılması ve 2006 yılında
yapılacak yerel veya ara seçimlerde referanduma gidilmesinden yana
tavır belirledi
"SERT"
DEĞİL "YUMUŞAK" ANAYASA... Önerinin altına imza
koyan siyasi parti temsilcileri, dünyada anayasaların "sert"
değil, "yumuşak anayasa" ana fikri ile
şekillendiğini belirtti. KKTC Anayasası'nı "sert
anayasa" kapsamına alan siyasi partiler, değişikliklerle
"yumuşak anayasaya" geçiş yapmayı planlıyor
Hüseyin
EKMEKÇİ
Cumhuriyetçi
Türk Partisi- Birleşik Güçler (CTP-BG), Demokrat Parti (DP) ve
Barış ve Demokrasi Hareketi (BDH) tarafından üzerinde
anlaşılarak hazırlanan anayasanın 162'nci maddesine yönelik
değişiklik önerisi, kamuoyunun bilgisine sunulmak üzere Resmi
Gazete'de yayınlandı. Meclis içtüzüğünün 83'ncü maddesi
gereği bilgiye sunulan değişiklik önerisi için özel ya da tüzel
kişiler önerilerini meclis başkanlığına sunabilecek.
Buna
rağmen, anayasanın 162'nci maddesinde değişikliğe
gidilebilmesi için 34 milletvekiline ihtiyaç duyuluyor. Üç partinin toplam 31
milletvekili bulunuyor. Dolayısı ile 19 milletvekiline sahip Ulusal
Birlik Partisi (UBP) meclis grubunun da anayasa değişiklik önerisine
destek vermesi gerekiyor.
Partiler
arasında "anayasanın değişmesi gerektiği"
konusunda görüş birliği bulunmasına rağmen yönteme yönelik
görüş ayrılıkları giderilemedi.
31 var, 34
gerekiyor
Anayasanın
değişmesi için gerekli olan 34 milletvekili sayısına
ulaşılamadı. UBP bu konuda sadece 162'nci maddenin değil,
tüm değişikliklerin referanduma götürülmesini savunuyor.
Diğer
partiler ise 162'nci maddenin değişmesini, parlamento içinde anayasa
değişikliği için çalışma yapılmasından yana.
24 CTP- BG, 6
DP ve bir BDH milletvekili anayasanın değişikliği ve yöntemi
konusunda uzlaşırken, 19 UBP milletvekili ise yöntem nedeniyle
anayasa değişikliğine bu şamada sıcak bakmıyor.
Referandum
tarihi konusunda da siyasi partiler arasında görüş
ayrılığı var. CTP-BG, DP ve BDH 17 Nisan
Cumhurbaşkanlığı seçimleri ile birlikte referandumu
önerirken, UBP, "aceleye gerek yok" gerekçesi ile konu üzerinde
çalışma yapılması ve 2006 yılında yapılacak
yerel ve ara seçimlerde referanduma gidilmesinden yana tavır belirledi.
Öneriler için
25 Mart son tarihti
Cumhuriyet
Meclisi'nde grubu bulunan CTP-BG ile DP milletvekilleri ve BDH Genel
Başkanı Mustafa Akıncı'nın birlikte sunduğu
anayasanın 162'nci maddesinin referandumda değiştirilmesine
yönelik öneri Resmi Gazete'de yayınlandı.
Resmi
Gazete'nin 18 Mart 2005 tarihli 38'inci sayısında yayınlanan
değişiklik önerisi için 25 Mart 2005 Cuma gününe kadar meclis
içtüzüğü gereği özel ve tüzel kişilerin de önerileri talep
edildi.
"Yumuşak"
anayasaya geçiş
Önerinin
altına imza koyan siyasi parti temsilcileri, dünyada anayasaların
"sert" değil, "yumuşak anayasa" ana fikri ile
şekillendiğini belirtti.
KKTC
Anayasası'nı "sert anayasa" kapsamına alan siyasi
partiler, değişikliklerle "yumuşak anayasaya"
geçiş yapmayı planlıyor.
Resmi Gazete'de
yayınlanan genel gerekçede özetle şöyle denildi:
"1985
yılında yürürlüğe giren KKTC Anayasası, o tarihten bu yana
gerek KKTC, gerekse dünyada meydana gelen değişim ve gelişmeler
karşısında bazı gereksinimlere yanıt veremez hale
gelmiştir.
Günümüzde
çağdaş dünya devletleri zor değiştirilen, başka bir
deyişle 'sert anayasa' modelinden uzaklaşmakta, toplumun
ihtiyaçlarına ve dünyadaki hukuksal gelişmelere göre
şekillendirilebilen 'yumuşak anayasa' modellerini tercih etmektedir.
Yasa değişikliği bu gerekçe ile hazırlanmıştır
ve anayasanın değiştirilmesini kolaylaştırmayı
hedeflemektedir."
Yürürlükteki
162'nci madde
"Sekizinci
kısım
Son kurallar
Anayasanın
değiştirilmesi
Madde 162.
(1) Bu anayasa
kuralları kısmen veya tamamen ancak Cumhuriyet Meclisi'nin en az on
üyesinin önerisi ve üye tam sayısının üçte iki çoğunluğunun
oyuyla değiştirilebilir. Bu anayasanın 9'uncu maddesi
kurallarında saklıdır
(2)
Anayasanın değiştirilmesi hakkında önerilerin
görüşülmesi ve kabulü, (1). Fıkrada yer alan kayıtlar
dışında yasaların görüşülmesi ve kabulü hakkında
kurallara bağlıdır. Ancak değişiklik önerileri
verildiği tarihten başlayarak otuz gün geçmedikçe görüşülmez.
(3) Anayasa
değişiklikleri halkoylamasından sonra, kabul edildiği
takdirde cumhurbaşkanınca on gün içinde Resmi Gazete'de
yayınlanarak yürürlüğe girer.
Anayasanın
163'üncü maddesi, mevcut anayasanın dayandığı toplumsal
mücadele, temel görüş ve ilkeleri belirten başlangıç
kısmını yeni anayasanın da başlangıç
kısmını da yeni anayasanın temel metni sayıyor.
164'üncü madde ise halk tarafından kabul edilen yeni anayasanın en
geç on gün içinde Resmi Gazete'de yayınlanmasını
öngörüyor."
Anayasa'nın
162'nci maddesine ilişkin değişik önerisi
Anayasanın
değiştirilmesi madde 162:
1. Bu anayasa
kurallarının kısmen veya tamamen değiştirilmesi,
cumhuriyet meclisinin üye tam sayısının en az 3'te biri
tarafından önerilebilir. Bu anayasanın 9'uncu maddesi
kurallarında saklıdır
2. Anayasa
değişikliği önerileri yasa önerilerinin görüşülmesi ve
kabulü hakkındaki kurallara bağlıdır. Ancak,
değişiklik önerileri önerilerin verildiği tarihten
başlayarak 30 gün geçmedikçe görüşülemez.
3. Anayasa
değişiklikleri cumhuriyet meclisi üye tam sayısının en
az 5'te üç çoğunluğu ile kabul edilir.
4. (A)
Cumhuriyet Meclisi tarafından kabul edilen anayasa
değişikliğine ilişkin yasalar cumhurbaşkanına gönderilir.
(B)
Cumhurbaşkanı yayınlanmasını uygun
bulmadığı anayasa değişikliğine ilişkin
yasaları yayınlanma süresi içinde yeniden görüşülmek üzere
cumhuriyet meclisine yeniden iade edebilir.
(C) (a)
Cumhuriyet Meclisi'nin üye tam sayısının üçte iki çoğunluğu
ile kabul edilen anayasa değişikliğine ilişkin yasalar
cumhurbaşkanı tarafından cumhuriyet meclisine iade
edilmediği takdirde cumhurbaşkanınca 15 gün içinde Resmi
Gazete'de yayınlanarak yürürlüğe girer.
(b) Cumhuriyet
meclisi üye tam sayısının 5'te üçü ile veya 3'te ikisinden az
oyla kabul edilen anayasa değişikliğine ilişkin yasalar
cumhurbaşkanı tarafından cumhuriyet meclisine iade
edilmediği takdirde cumhurbaşkanı tarafından halkoylamasına
(referandum) sunulur
(ç) (a)
Cumhuriyet meclisi cumhurbaşkanınca yeniden görüşülmek üzere
iade edilen anayasa değişikliğine ilişkin yasaları
aynen üye tam sayısının 3'te iki çoğunluğu ile kabul
ederse anayasa değişikliğine ilişkin yasa 15 gün içinde
cumhurbaşkanınca Resmi Gazete'de yayınlanarak yürürlüğe
girer
(b) Cumhuriyet
meclisi cumhurbaşkanınca yeninden görüşülmek üzere iade edilen
anayasa değişikliğine ilişkin yasaları aynen üye tam
sayısının beşte 3'ü ile veya 3'te ikisinden az oyla kabul
ederse anayasa değişikliğine ilişkin yasa
cumhurbaşkanınca halk oylamasına sunulur.
(c) Cumhuriyet
meclisi cumhurbaşkanlığınca yeniden görüşülmek üzere
iade edilen anayasa değişikliğine ilişkin yasayı
değiştirerek kabul ederse cumhurbaşkanı anayasa
değişikliğine ilişkin yasayı yeniden görüşülmek
üzere cumhuriyet meclisine iade edebilir.
5. Halk oyuna
sunulan anayasa değişikliğine ilişkin yasaların
yürürlüğe girmesi için halkoylamasında kullanılan geçerli
oyların yarısından çoğunun kabul oyu alması gerekir.
Yürürlüğe
giriş:
3. Bu anayasa
değişikliği halkoylamasına sunulur, kabul edildikten sonra
en geç 10 gün içinde halkoylaması sonuçları ile birlikte Resmi
Gazete'de yayınlanarak yürürlüğe girer.
KIBRIS 28/03/05
Ankara imzaya hazırlanıyor
|
METİN
ANKARA'DA... Gümrük Birliği ek protokolünün içeriğine ilişkin
Brüksel-Ankara arasında devam eden müzakerelerin mutabakatla
sonuçlanmasının ardından Ankara, imza sürecinin
başlatılması için harekete geçti. Edinilen bilgilere göre,
protokol metnini içeren mektup, önceki akşam saatlerinde Türkiye'nin AB
daimi temsilciliği aracılığıyla Ankara'ya gönderildi SÜREÇ
İŞLİYOR... Metnin Ankara'ya ulaşmasının
ardından Türkiye de bir mektupla protokolün imzaya hazır
olduğunu bildirecek. Mektup teatisinin ardından ise protokol,
Avrupa Konseyi ve Avrupa Parlamentosu'nda onaylanacak. Son aşamada ise
ek protokolün TBMM'den geçmesi gerekiyor TÜRKİYE'NİN
İSTEDİĞİ GİBİ... Nihai şekli verilen ek
protokolde Türkiye'nin itirazları sonucunda limanların ve
havaalanlarının kullanımına ilişkin düzenleme ile
protokolün hemen uygulamaya girmesini öngören ifadeler yer almıyor Avrupa
Birliği, Gümrük Birliği'ni Rum kesimini de kapsayacak şekilde
genişletecek ek protokolün, imza sürecini başlatacak mektubu
Ankara'ya gönderdi. Türkiye, içeriğinin daha önce mutabakata
varılan metinden farklı olup olmadığına ilişkin
incelemenin ardından bir mektup ile protokol metnine bir itirazı
bulunmadığını ve imzaya hazır olduğunu teyit
edecek. Türkiye'nin
mektubunda, protokolün imzasının Rum kesimini tanıma
anlamına gelmeyeceğine ilişkin çekince de yer alacak. Protokolün
içeriğine ilişkin müzakerelerde Brüksel ile mutabakat sağlayan
Ankara, geçtiğimiz hafta içinde mektup alışverişinin
başlatılmasını istemişti. Ankara imza
hazırlığında Gümrük
Birliği anlaşmasını Rum kesimini de kapsayacak
şekilde genişletecek ek protokol için hazırlığını
tamamlayan Ankara, AB Komisyonu'ndan onay sürecini başlatacak mektubu
istemişti. Metin Brüksel'den geldikten sonra Türkiye de bir mektupla
imza sürecinin başladığını teyit edecek. Gümrük
Birliği ek protokolünün içeriğine ilişkin Brüksel-Ankara
arasında devam eden müzakerelerin mutabakatla sonuçlanmasının
ardından Ankara, imza sürecinin başlatılması için
harekete geçti. Metnin
Ankara'ya ulaşmasının ardından Türkiye de bir mektupla
protokolün imzaya hazır olduğunu bildirecek. Mektup teatisinin
ardından ise protokol, Avrupa Konseyi ve Avrupa Parlamentosu'nda
onaylanacak. Son aşamada ise ek protokolün TBMM'den geçmesi gerekiyor. Nihai
şekli verilen ek protokolde Türkiye'nin itirazları sonucunda
limanların ve havaalanlarının kullanımına
ilişkin düzenleme ile protokolün hemen uygulamaya girmesini öngören
ifadeler yer almıyor |
KIBRIS 28/03/05
Protokol, güneyi karıştırmaya devam ediyor
Rum
yönetiminin, Avrupa Komisyonu'ndan; Ankara Anlaşması'nın, Güney
Kıbrıs'ın da aralarında bulunduğu 10 yeni AB üyesine
de genişletilmesi protokolünün imzalanması konusunda Türkiye'yle
anlaşmaya varıldığına ilişkin bilgilerle ilgili
resmi bilgilendirme beklemekte olduğu bildirildi.
Simerini
"Lefkoşa, Avrupa Komisyonu ve Türkiye Arasındaki Anlaşmayla
İlgili İzahat İstiyor - Sahte Devlet; Ankara'nın Bizi
Tanımayacağını İletiyor" başlıklı
haberinde, Rum Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu'nun;
"Bilinen; Türk hükümetinin, Türk kamuoyunu bir savaş verdiği ve
kazandığına ikna etmek çabasıyla daha az önemli konularda
sondajlar yaptığıdır" dediğini yazdı.
Gazeteye göre
yayımlandığı kadarıyla, ilgili metinden, Türk
limanları ve havaalanlarının Rum yönetimi tarafından
kullanılması ifadelerinin çıkarılmış olduğu
gözleminin dile getirilmesi üzerine Yakovu, Avrupa Komisyonu'nun
görüştüğü metinde bu tür maddelerin hiçbir zaman
olmadığını söyledi. Gazeteye göre Katoliklerin
paskalyası olması dolayısıyla AB birimlerinin bugün da
kapalı olacağından dolayı Brüksel'in konuya ilişkin
tutumu salı günü belli olacak.
Gazete, Rum
Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un Özel Kalem Müdürü Marios
Karoyan'ın, "Türkiye için tek yol var. Türkiye'nin, nihayetinde
protokolü imzalayacağına ve hayata geçireceğine
inanıyorum" dediğini yazdı ve şöyle devam etti:
"Anastasiadis'in;
Türkiye'nin protokolü hayata geçirme taahhüdünde bulunmadığı
şeklindeki eleştirilerini yorumlaması istenen Karoyan;
DİSİ Başkanı'nın, başkan Papadopulos'un
itibarını erozyona uğratmaya ve bizim tarafın niyet ve
tezlerinde kuşku ortamı yaratmaya
çalıştığını söyledi.
Yeni Ufuklar;
ortaya çıkacak zorlukları göğüslemenin tek yolunun;
Kıbrıs tarafından tavizsiz bir tavır gütmek olduğu
görüşünü ortaya koydu. NEO geçtiğimiz gün başkan Papadopulos'u
AB'ne ve Türkiye'ye; Kıbrıs Cumhuriyeti'nin fiili tanınması
ile protokolün hem imzalanmasını, hem de hayata geçirilmesini
istediğimizi, aksi halde Kıbrıs Cumhuriyeti'nin Ankara'nın
üyelik diyalogunu bloke etmesi gerekeceği yolunda, hiçbir şüpheye yer
bırakmayacak net bir mesaj vermeye çağırdı. Yeni Ufuklar,
'Bizim taraf için yaratılan sorunlar; aralık ayında veto
kullanılmamasının bir sonucudur' görüşünü belirtti ve AKEL
ve DİSİ'yi; Ankara'nın üyelik müzakerelerine başlama tarihi
belirlenirken, başkan Papadopulos'a veto kullanmaması konusunda
yalvardıkları için öz eleştiri yapmaya çağırdı.
Papadopulos ve
Anastasiadis'ten farklı yorumlar
Türkiye'nin
üyelik müzakerelerine başlama tarihi elde etmesi ve AB'ye karşı
yükümlülükler üstlenmesinden 4 ay sonra Avrupa Komisyonu'nun 17 Aralık
tarihli karar metninde kaydedilenler açıkça netleştirilmedi. Aksine;
üzerinde pek çok yorumlar yapılıyor. Sonuç olarak da, Türkiye'nin
üyelik müzakerelerinin başlayacağı 3 Ekim 2005 tarihi
yaklaştıkça durum karmaşıklaşıyor.
AB Zirvesi
nihai karar metnini nitelemekte olan durumun diplomatik ifadesi; iktidar ve
muhalefet arasında çok yoğun ve sert tartışma malzemesi
oldu. Aralarındaki tezler birbirinden çok uzaktır. Anastasiadis;
başkan Tasos Papadopulos tarafından; Türkiye'ye kurtulma
şansı veren ciddi hatalardan söz ediyor.
AB zirvesi
karar metninin Kıbrıs Cumhuriyeti'ni ilgilendiren noktası;
Türkiye'yi, gümrük birliği anlaşmasını, aralarında
Kıbrıs Cumhuriyeti'nin de bulunduğu Mayıs 2004'te üye olan
ülkelere genişleten protokolü 3 Ekim'e kadar imzalamaya çağıran
19. paragrafıdır. 19. paragrafta şunlar belirtiliyor:
'Avrupa
Birliği Türkiye'nin; Ankara sözleşmesinin
uyumlaştırılmasına ilişkin protokolü; 10 yeni ülkenin
girişini de dikkate alarak imzalama kararını kutlar.'
Türkiye'nin 'Türk hükümeti; Ankara Sözleşmesi'ni uyumlaştırma
protokolünü; üyelik müzakerelerinin esaslı başlamasından önce
imzalamaya hazır olduğunu teyit eder' ifadesi, bu ışık
altında kutlandı.
Tasos'un yorumu
Başkan
Tasos Papadopulos 19. paragrafı; karar metninin
açıklanmasının hemen ardından yaptığı
açıklamada da söylediği üzere şöyle yorumladı: '19.
paragraftaki özel maddede, önce bu anlaşmayı imzalamaz ise
Türkiye'nin üyelik müzakerelerinin başlamayacağını
belirtiyor ve imza sözcüğü de imza atma ve hayata geçirme şeklinde
izah ediliyor.'
Tasos
Papadopulos protokolün; kişilerin, ticari malların
dolaşımı, ticaret, taşımacılık
konularını kapsadığını ve bunların
Kıbrıs Cumhuriyeti için büyük öneme sahip olduğunu da söyledi.
Hükümet tarafından; Türkiye'nin; yukarıdaki faaliyetler
aracılığı ile Kıbrıs Cumhuriyeti'ni fiili olarak
da tanımak zorunda kalacağı argümanı ortaya konuluyor.
Anastasiadis'in
yorumu
DİSİ
Başkanı Nikos Anastasiadis tamamen farklı bir görüş ortaya
koyuyor. Savunduğu üzere; Kıbrıs Cumhuriyeti ortada
kalmış durumdadır çünkü Türkiye'nin muhtemelen
imzalayacağı Ankara anlaşmasını genişleten
protokol; onaylanmasına ve hayata geçirilmesine atıfta bulunmuyor.
19. paragraftaki sonuçlar yalnızca imza atılmasından söz ediyor.
Onanmasından veya hayata geçirilmesinden söz etmiyor.
Anastasiadis
şunları söyledi: 'Başkan Papadopulos'un ne söylediği
başka; kabul ettiğimiz metnin söylediği başkadır.
Tasos Papadopulos; Brüksel'deki zirve sırasında; 19. paragrafın
ne onaylamadan ne de uygulanmadan söz etmediğini savunarak; protokolün
onanmasını ve hayata geçirilmesini talep etmeliydi. Papadopulos bunu
yapmaktan kaçındı ve bunun sonucunda; bir talepte
sınırlandık ve bir Avrupa-Türk sorununu Kıbrıs-Türk
sorunu haline getirdik.'
Omiru:
tanınma istiyoruz
EDEK
Başkanı Yannakis Omiru geçtiğimiz gün; Kıbrıs
Cumhuriyeti'nin; Türkiye'nin; gümrük birliği anlaşmasını
yeni üye ülkelere genişleteceği taahhüdünü yerine getirmemesi
durumunda, gerek başlangıcında gerek devam ederken üyelik
müzakerelerini kesme olanağına sahip olduğunu söyledi.
Omiru;
Ankara'nın, protokolü imzaladığı anda uygulamaya da
geçirmesi ve Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanıması
gerektiğini kaydetti."
Veto'yu tercih
etmesi halinde Yunanistan'la bile çatışmak olası
Alithia
"Kıbrıs: Vetoyu Tercih Etmesi Halinde Yunanistan'la Bile
Çatışma Olası -Diplomatik Kaynaklara Göre Tasos, Müttefik
Arıyor Görünüyor" başlıklı haberinde Güney Kıbrıs'ın;
Türkiye'nin protokolü imzalaması konusunu gündeme getireceği
AB'ın gelecek zirve toplantısı arifesinde ilk kez müttefiki
Yunanistan'ı kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya kaldığını,
çünkü Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis'in, protokolün imzalanmasının
yeterli olduğunu, hayata geçirilmesinin de gerekmediğini aleni olarak
söylediğini yazdı.
Gazete, Rum
yönetiminin; Brüksel tarafından resmi olarak bilgilendirilmediğini
iddia (çünkü; Katoliklerin paskalyası olması nedeniyle AB birimleri
bugün da kapalı olacağı için resmi bilgi salı günü
verilecek) ederek, Ankara ile Komisyon arasında protokole basit bir imza
atılması konusunda anlaşmaya varılması
şamarından geçici olarak geçtiğimiz gün de kaçmaya
çalıştığını yazdı. Rum yönetiminin; 17
Aralık'ta elde ettiği tek karşılığı da
kaybetme tehlikesinin eşiğinde bulunduğuna dikkat çeken gazete,
haberini şöyle sürdürdü:
"Diplomatik
kaynaklardan elde edilen bilgilere göre Tasos Papadopulos; karar vermesi
halinde kullanacağı vetoda Yunanistan'ın kendisini takip
etmemesi olasılığı karşısında,
aralarında; Avusturya ve Fransa gibi Türkiye'ye iyi gözle bakmayan AB
üyelerinin de bulunduğu başka müttefikler arıyor görünüyor.
Ancak şu veya bu şekilde, böyle bir gelişme olması
durumunda Kıbrıs kendini yeniden; tamamı olmasa bile AB üyesi
ülkelerin ezici çoğunluğuyla çatışma sürecinde
bulacak."
Kirveyi
kurtaralım
Simerini
"Haydi, Kirveyi Kurtaralım!" başlıklı yorum
haberinde ise Türkiye'nin her zaman, en son ana kadar pazarlık
yaptığını, Gümrük Birliği anlaşmasını;
AB'ın yeni üyesi 10 ülkeye genişletecek protokolün parafe edilmesi,
imzalanması ve uygulanması konusunda da aynı şekilde
hareket ettiğini yazdı.
Gazete,
"Tayyip Erdoğan; 17 Aralık kararı ile büyük bir bela
satın aldığından emindir ve şimdi; Atina'dan
yardım eli uzatmasını istiyor" ifadesini
kullandığı haberinin devamında özetle şunları
kaydetti:
"Erdoğan,
geçen Pazartesi günü dengi ve kirvesi Kostas Karamanilis'le yemek yemişti
ve diğer şeyler yanında; Kıbrıs sorununu ve gümrük
birliği protokolünü de görüşmüşlerdi. Erdoğan'ın
protokolle ilgili tezleri şu şekilde ortaya çıktı:
1-Bazı
teknik sorunlar çözülür çözülmez protokolü parafe ve imza edecek. Geçen cuma
günü Türkler; protokolün hazır olduğu ve derhal hayata geçirilmesinin
kaydedilmediğini ve de Kıbrıs uçak ve gemilerine
uyguladığı ambargoyla ilgili kesin bir ifade yer
alacağı haberlerini sızdırdılar.
2-Avrupa
Komisyonu'ndan; protokolün imzalanmasının Kıbrıs
Cumhuriyeti'ni tanıma anlamına gelmeyeceği konusunda, hem de
yazılı taahhüt talep ediyor. Böyle bir şeyin kabul
edilmediği ve tek taraflı bir beyanın ileri götürüleceği
görünüyor.
3-Protokolü, en
azından 3 Ekim'e kadar Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin önüne koymayacak.
Erdoğan
protokolü hayata geçirmenin Türkiye'nin yükümlülüğü
olmadığı iddiasında bulunarak, protokolün hayata
geçirilmesi konusunun belirsiz bir zamana kaldığı
mesajını vermek istiyor. Çünkü böyle bir şey; 17 Aralık
kararlarında kesin şekilde belirtilmiyor.
Yunanistan
perde gerisinde; Türkiye kamuoyu konusunda Erdoğan'a yardım etmeye
hazır görünüyor. Karamanlis kamuoyuna yönelik açıklamasında;
kirvesine, protokolü imzalamasını söyledi. Ancak diplomatik
kaynakların geçen pazartesi söylediklerine göre perde gerisinde;
Erdoğan'ın protokolü Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin onayına
sunması gerekli değil. Türkiye'nin yükümlülüklerini yerine
getirmemesi durumunda veto kullanılması konusunda ise aynı
kaynaklar "Hangi veto?" dediler.
Bunun hemen
öncesinde Başkan Papadopulos; 17 Aralık kararları temelinde
Türkiye'nin; sadece protokolü imzalamakla değil, onu hayata geçirmekle de
yükümlü olduğunu söyledi. Çünkü başkan Papadopulos'a göre Avrupa
Konseyi kararı bunu net şekilde ortaya koyuyor. İspanya
Dışişleri Bakanı Moratinos'un tutumu da benzerdi.
Her halükarda,
protokolün hayata geçirilmesi; Kıbrıs uçak ve gemilerine uygulanmakta
olan Türk ambargosuna son verilmesiyle bağlantılıdır.
Türkiye; 17 Aralık kararlarına tam olarak uymaz ise, Kıbrıs
Cumhuriyeti çeşitli seçeneklere sahiptir. Şöyle ki: Ya kendisi ya da
Türk ambargosu nedeniyle çıkarları zarar gören özel kişiler,
Avrupa Adalet Divanı'na başvurur. Ancak bunun da ötesinde; protokolün
hayata geçirilmesi, Türkiye'nin üyelik sürecinin bir parçası olacak ve her
adımında; Kıbrıs Cumhuriyeti'nin görüş hakkı
bulunacak. Ve elbette ki; peşinen rafa kaldırmaz ise, veto
hakkı... Kirve Erdoğan, Atina'dan ve diğerlerinden, kendisini
desteklemelerini, içine düşeceği zor durumdan
çıkarmalarını ve protokolün, muhalefetin ve iktidarı
birlikte paylaştığı askerlerin insafına
bırakmamalarını istedi."
Klerides:
Protokolün imzalanması zaman meselesi
Mahi
"Protokolün İmzalanması Zaman Meselesi -Glafkos Klerides:
'Kıbrıs Sorununda Hareketlilik Bize Bağlı"
başlığıyla yansıttığı haberinde, Rum
yönetimi eski başkanı Glafkos Klerides'in ANTENNA TV'ye verdiği
röportajda; Türkiye'nin gümrük birliği anlaşmasının
AB'ın 10 yeni üyesine de genişletilmesi protokolünün imzalanması
ve hayata geçirilmesinin zaman meselesi olduğu görüşünü dile
getirdiğini yazdı.
Gazeteye göre
Klerides; Yunanistan'ın da protokol imzaladığını,
ancak bunu 2-3 yıl hayata geçirmediğini söyledi ve "Protokolü
uygulama konusu zaman meselesidir" dedi, ancak Ankara'nın bu
protokolü uygulamak zorunda olup olmadığı güncel sorusu
hakkında açıklama yapmaktan kaçındı.
Glafkos
Klerides şunları söyledi:
"Ben;
Türkiye'nin imzalayacağına inanıyorum. Ancak; uluslararası
hukuka göre, çok taraflı bir anlaşma imzalamak tanıma
değildir ve 'tanımıyorum' dediğinizde, protokolün
imzalanması ve hayata geçirilip geçirilmeyeceği çok bir şey
ifade etmeyecek."
Disi
Papadopulos ve Hristofyas'a karşı atakta
Aynı
gazete "Hükümet ve Muhalefet Arasında Yeni Zıtlaşma -Nikos
Anastasiadis'ten Şiddetli Saldırı"
başlığıyla manşete çektiği haberinde;
DİSİ Asbaşkanı Averof Neofitu'nun; KKTC Başbakanı
Mehmet Ali Talat'ın, Kıbrıslı Rumların
izolasyonlarından söz ettiği açıklamalarını
"verimli olmayan" açıklamalar diye nitelediğini yazdı.
Gazeteye göre
Neofitu, bu gazeteye yaptığı açıklamada; bu tür
açıklamaların; uluslararası unsur ve BM'nin yeni bir inisiyatifi
aracılığıyla Kıbrıs'ın yeniden
birleşmesi için uygun ortam yaratılmasına yardımcı
olmadığını söyledi.
Neofitu;
Anastasiadis'in Ankara'nın protokolü uygulamak değil yalnızca
imzalamakla yükümlü olduğu açıklamasını savundu ve
"Nikos Anastasiadis, protokolün yalnızca imzalanmasını
istemekle kalmayıp, bu yönde mücadele de edeceğimiz konusunda
netti" dedi. Anastasiadis'in bu açıklaması Rum yönetimi
başkanı Tasos Papadopulos ve iktidar ortağı partilerin
başkanları tarafından tepkiyle karşılanmıştı.
Averof Neofitu, Anastasiadis'e karşı kullanılan sert ifadeleri
yanıtlarken; Papadopulos'u soğukkanlılığı
yitirmekle suçladı ve "Hükümetin, yoğunlaşan siyasi
çıkmaz karşısındaki çaresizliğini tamamen
anlıyorum" dedi. Neofitu; vizyon ve stratejisi olmayan icraat
nedeniyle çaresizlik ve trajik noksanlıklar bulunduğunu da söyledi.
Averof Neofitu;
Yunanistan Başbakanı ve Kıbrıs Dışişleri
Bakanı'nın da işaret etmiş olduğu hata ve
yanılgılar, Türkiye'ye beraat sağlamak anlamına gelmez.
Kıbrıs ve Kıbrıs Elenizmi için olguları gün be gün
daha da arzu edilmez hale getiren bir süreç yaratılmasından duyulan
infialin ifadesidir" dedi.
Neofitu;
DİSİ'nin, güttüğü tavır ile Türkiye'yi beraat ettirmeye mi
çalıştığı sorusunu soran Rum Meclis Başkanı
AKEL Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas'a da sert yanıt verdi. Neofitu
"17 Aralık zirve karar metni, Türkiye'yi protokolü 3 Ekim'e kadar
imzalamaya ve hayata geçirmeye zorlamak yönünde, hükümetin söylediği kadar
açık ise o zaman başkan Papadopulos neden; Türkiye'nin uymaması
durumunda Kıbrıs'ın veto kullanacağını söylemek
ihtiyacını duydu?" diye sordu.
Haravgi
"Yeni İnisiyatif ve Protokol" başlıklı haberinde,
Türkiye'nin protokolü imzalaması ve hayata geçirmesinin ayrı bir konu
olması ve Kıbrıs sorunuyla herhangi direkt bir
bağlantısı olmamasına karşın, Kıbrıs
sorununa ve özellikle Türk tarafına dolaylı şekilde etkileri
olacağını yazdı.
Gazete
"Muhalefet Tehlikeli -DİSİ, Ankara'nın Avukatı
Konumunda Değer Kaybediyor" başlıklı manşet
haberinde DİSİ'nin; kötü-verimli olmayan, tehlikeli ve son zamanlarda
sürekli olarak Rum hükümetinin kurumlarının itibarını
erozyona uğratan muhalefetinden ve Rum Ulusal Konseyi tarafından
belirlenmiş olan Kıbrıs stratejisinin altını
oymasından dolayı değer kaybına
uğradığı yorumunda bulundu.
Gazete Rum
yönetimi başkanı Tasos Papadopulos'u, uluslararası dezenformasyoncu
olmakla suçlayan Anastasiadis'in Rum Meclis Başkanı Dimitris
Hristofyas'a yanıt verirken, Kıbrıs Rum tarafının
çözüm istemediğini ima ettiğini, şimdi de Avrupa Konseyi
kararını; Ankara'nın avukatı olarak yorumlamak suretiyle
daha ileri gittiğini yazdı.
Hristofyas'tan
Talat'a ve Ankara'ya "çağrı"
Gazeteye göre
Hristofyas, bu durumdan rahatsız olduğunu belirterek, Anastasiadis
hakkında yeni bir yorum yapmayı reddetti, ancak KKTC
Başbakanı Mehmet Ali Talat'ı ve Ankara'yı;
"Kıbrıs sorununun önünde engel olmak istemiyorlar ise, Annan
Planı'nda gerekli değişiklikleri kabul etmeye"
çağırdı.
Hristofyas,
Başbakan Talat'ın; Kıbrıs sorununa 3 Ekim'e kadar çözüm
bulunması gerektiği çünkü Türkiye'nin üyelik müzakereleri sürecinde
Kıbrıs sorununu önünde engel olarak bulacağı
açıklamasını yorumlarken; "Türkiye,
karşısında Kıbrıs sorununu bulmak istemiyor ise Annan
Planı oradadır. Umarım Talat ve Türkiye, Annan
Planı'nın ve çözümün, iki toplumun çıkarlarına ve
beklentilerine yanıt verecek hale gelmesi için gerekli değişiklikleri
kabul ederler" dedi.
Kendi
hatalarını başkalarına yüklüyorlar
Alithia
"Nikos Anastasiadis, Hükümet Ortaklarının Kendisine Ateş
Püskürmesini Yanıtlıyor - 'Kendi Hatalarını
Başkalarına Yüklüyorlar" başlığıyla
yansıttığı haberinde, 17 Aralık karar metninin 19.
maddesiyle ilgili açılaması dolayısıyla Rum yönetimi
başkanı Tasos Papadopulos ve hükümet ortağı partilerin
başkanlarının kendisine yönelik sert eleştirileri,
yazılı bir açıklamayla yanıtladığını
bildirdi. Gazeteye göre Anastasiadis'in Papadopulos ve hükümet
ortaklarını çaresiz kalmak ve
soğukkanlılıklarını yitirmekle suçlayan
yazılı açıklaması DİSİ Asbaşkanı Averof
Neofitu tarafından kamuoyunun bilgisine getirildi.
Fileleftheros
Yakovu'nun, Rum yönetiminin resmi olarak bilgilendirilmediği yolundaki
açıklamasını ve Türk medyasından iktibas ettiği
haberlerini "Protokolün İmzalanmasına ilişkin
Gelişmeler Eşikte -Türk Basınında Israrlı
İfadeler, Ancak Hükümetin Resmi Bilgisi Yok"
başlığıyla okurlarına aktardı.
KIBRIS 28/03/05
Talat:Bu seçim birinci turdan büyük bir oyla bitmeli
|
Cumhuriyetçi
Türk Partisi-Birleşik Güçler (CTP-BG) Genel Başkanı,
Başbakan ve Cumhurbaşkanı adayı Mehmet Ali Talat,
artık dünyayla barışık olma dönemine girildiğini,
bunun asla haklarımızı teslim etme dönemi olarak görülmemesi
gerektiğini belirtti. Talat, 17
Nisan'daki seçimlerle ilgili olarak "Kimse doğulu ülkelerdeki
lideri seçecek değil. Biz, demokratik bir seçimle sözcümüzü
seçiyoruz" dedi ve bu işin birinci turdan yüksek bir oy oranı
ile bitmesi gerektiğini söyledi. Talat, seçim
gezileri çerçevesinde Bafra, Balalan, Sazlıköy, Büyükkonuk,
Çayırova, Kilitkaya, Kumyalı, Pamuklu, Tuzluca, Yedikonuk,
Zeybekköy ve Mehmetçik'i ziyaret ederek vatandaşlarla görüştü,
cumhurbaşkanlığı seçimlerinin önemini anlattı. Cumhurbaşkanlığının
bütünleştirici, birleştirici, herkese eşit
yakınlıkta olması gereken bir makam olduğunu anlatan
Talat, kendisinin de makama bu anlayışla talip olduğunu ifade
etti. CTP-BG
Basın Bürosu'ndan verilen bilgiye göre, Kıbrıslı Türkler
yanında gerek dünya, gerek Türkiye'nin 17 Nisan'dan sonra
Birleşmiş Milletler'in ciddi girişim
hazırlıklarını beklediğine işaret eden Mehmet
Ali Talat, Cumhurbaşkanlığı seçimine bu gerçeğin
bilincinde olarak gidildiğini belirtti. Talat, gerek
Türkiye gerek Kuzey Kıbrıs'taki geçmiş hükümetlerin
hatalı politikaları nedeniyle Rum tarafının
alkışlarla, adeta omuzlarda taşınarak Avrupa
Birliği'ne (AB) sokulduğunu savunarak, eski yaklaşıma,
eski anlayışa, politikaya dönmenin artık söz konusu
olmadığını söyledi. Talat "Çünkü o politikanın
sonuç getirmeyeceği ve bugünkü çağa uygun olmadığı
açık ve net olarak ortaya çıkmıştır"
şeklinde konuştu. Dünyayla
barışık olma dönemi başlıyor Talat,
şöyle devam etti: "Bugün
Cumhurbaşkanlığı seçimi ile o büyük dönüşümün, büyük
değişimin sonuna geldik. Artık bütünlüklü iktidar
değişimi gerçekleşiyor, yeni bir dönem başlıyor. Bu
yeni dönem dünyayla barışık olma dönemidir. Dünyayla
kavga etmeme dönemidir. Ama hiç yanlış anlaşılmasın
bu, haklarımızı teslim etme dönemi değil,
haklarımızı doğru mantık, doğru ilkeler,
Birleşmiş Milletlerin bugüne kadar ortaya koyduğu eşitlik
haklarımız zemininde koruyacağımız,
savunacağımız ve ileri götüreceğimiz bir dönem olacak. Bu
dönemde teslimiyet yok, bu dönemde sözünü ettiğim birlik ve
bütünlüğü sağlayarak parti ayrımı gözetmeden
insanların hiçbir fark göstermeden kucaklanacağı bir
cumhurbaşkanlığı yapısıyla,
haklarımızı, çıkarlarımızı sonuna kadar
koruyacağımız bir dönem yaşayacağız. Bizim
hedefimiz budur." Talat,
Papadopulos'un, Kıbrıs Rum tarafının dünyanın uzlaşmaz
olarak gördüğü bir politika sergilemekte olduğunu belirtti. Bu
politikanın dünyada, batıda olumlu yanıt bulmasının
mümkün olmadığını kaydeden Talat, "Çünkü bu
politika, Batı değerleriyle bağdaşmayan bir
politikadır" dedi. Rum
tarafının bu politikasına karşın Kıbrıs
Türk tarafının politikasının adayı yeniden
birleştirme, Kıbrıs sorununu çözme ve bir bütün olarak AB'ye
girmek olduğunun altını çizen CTP-BG Genel Başkanı,
Başbakan ve Cumhurbaşkanı adayı Talat, bunun,
Batılı, AB ve dünyanın anlayıp desteklediği bir
politika olduğunu vurguladı. Talat,
şimdi dünyadan tecrit olma dönemini yaşayan Rum lider
Papadopulos'un bazen dünya liderlerini, yöneticilerini aldatabildiğini,
bunun da bugüne kadar bütün dünyada yaratılmış olan
"Kıbrıslı Türklerin çözüm istemediği, çözümü
Kıbrıs Rum tarafının istediği" şeklindeki
imajdan kaynaklandığını ifade ederek, bu imajın
kolay değişemeyeceğini ama değişmeye
başladığını anlattı. Talat,
Papadopulos için "Büyük bir düşüş içindedir. Papadopulos'un
politikalarının inandırıcılığı
gittikçe yok oluyor" ifadelerini kullandı. Bu iş
birinci turdan bitmeli Talat,
Kıbrıs Türkü'nün 2002 yılı sonundan itibaren büyük
eylemler yaptığını ve bu eylemlerle bugünkü hükümeti
kurduğuna da işaret ederek, bunun Kıbrıslı Türklerin
avantajını oluşturduğunu da kaydetti, "Bu çok
önemlidir. Dünya bunu, demokratik yollarla sağlanan bu
değişimi, gözleriyle gördü. Şimdi bu değişiklik
dünyada çok olumlu bir imaj yaratıyor" diye ekledi. Talat,
Cumhurbaşkanlığı seçiminin sonucunda
Kıbrıslı Türklerin şu andaki prestijli avantajlı
durumunun daha da pekişip güçleneceğini belirtti ve bunun sonucu
olarak Kıbrıs Türk tarafının sözünün daha çok
dinleneceğini vurguladı. Talat konuşmasına özetle şu
sözlerle devam etti:. "Tabii
ki tüm bunların sağlanabilmesi için çok açık olan bir husus
daha var. Bu seçimin birinci turdan bitmesi lazım, ikincisi ise, büyük
bir oy ile bitmesi lazım. Güçlü bir destekle seçilecek bir
cumhurbaşkanı dünyada konuştuğunda, daha güçlü bir
şekilde çıkarlarımızı temsil edecek. Artık bu
noktaya geldik." Papadopulos'un
Mağusa Limanı'nın ortak
çalıştırılmasına karşılık
Maraş'ın Rumlara verilmesi önerisinin ne dünyada ne AB'de
destekleyici bulmadığını ifade eden Talat, bütünlüklü
çözümün unsuru olan şeylerin Türk tarafından istenmemesi
gerektiğini vurguladı, bu tezlerinin muhatapları
tarafından kabul gördüğünü söyledi. Lider
toplumun temsilcisi Talat,
konuşmasında, son zamanlarda gündeme getirilen "liderlik"
konusuna da değindi. "Toplum
Lideri" kavramının BM çatısı altındaki
görüşmelerde eşitliğin sağlanabilmesi için BM
tarafından getirildiğini belirten Talat, şöyle konuştu: "Bunu
zamanında biz istedik. Müzakerelerde iki tarafın eşit
olmasını istedik. 'O devlet, biz ise tanınmamış bir
devlet olarak oturmayalım, ikimiz aynı oturalım' dedik. O
zaman BM- bu 1968'de oldu 74'ten sonra yerine oturdu- 'devlet yok, iki toplum
görüşecek' dendi. İki toplumun temsilcisi, lideri görüşecek
dendi. Lider toplumun temsilcisi, toplumun düşüncelerini aktaran
kişi anlamında kullanıldı. O günden bu güne toplum lideri
terimi yerleşti. Kimse doğulu ülkelerdeki lideri seçecek
değil. Biz, demokratik bir seçimle sözcümüzü seçiyoruz. BM
yapısı içinde buna 'Kıbrıs Türk toplumu lideri' deniyor.
Dikparpaz'dan Yeşilırmak'a kadar her bir yurttaşın
verdiği oyla seçilen cumhurbaşkanı elbette ki bu toplumun
sözcüsüdür. Anayasada da öyle yazıyor zaten. Bizim seçeceğimiz
odur. Onu seçip haklarımızı çıkarlarımızı
sağlama bağlayıp geliştirsin diye görevlendireceğiz.
Kıbrıs sorununu çözsün, bizi dünyayla bağlasın diye.
Bunun için yola çıktık, bunun için güçlü destek yüksek oy
oranına ihtiyacımız var ki, yüksek bir oy oranı ile
Kıbrıs Türk halkını dünya ve Kıbrıs Rum
liderliği önünde temsil edebilelim. Bu desteği vereceğinizi
biliyorum ve layık olmaya sonuna kadar
çalışacağım." |
KIBRIS 28/03/05
Ünlü İngiliz emlakçı KKTC'de
|
Yılda
200 binin üzerinde emlak pazarlayan Andrew Reeves şirketi, ilgi
alanına, İspanya'dan sonra Kuzey Kıbrıs'ı da dahil
etti. Ünlü emlakçı, "Andrewreeves Cyprus" olarak genç
işadamı Dimağ Çağıner'le KKTC'de emlak icar,
satış ve pazarlaması yapacak LHA-
Kıbrıslı Rumların caydırma amaçlı
girişimlerine karşın uluslararası hukukun gücüne inanan
yabancıların emlak konusunda Kuzey Kıbrıs'a olan ilgileri
devam ediyor. İngiltere'nin
başkenti Londra'nın 5 büyük semtinde şubeleri bulunan,
National Association of Estate Agents (NAEA) ve Association of Residential
Letting Agents (ARLA) üyesi Andrew Reeves, ilgi alanına Kuzey
Kıbrıs'ı da dahil etti. Yılda
200 binin üzerinde emlak pazarlayan, portfoliosuna geçen yıl
İspanya'yı, bu yıl da Kıbrıs'ı ekleyen Andrew
Reeves, genç işadamı Dimağ Çağıner ile birlikte
Andrewreeves Cyprus olarak çalışmaya başladı. Beraberinde
profesyonel bir ekiple birlikte KKTC'ye gelerek çalışmalarına
başlayan Reeves, yeni şirket için biri Acapulco Resort Hotel içinde,
diğeri de Girne merkezinde iki çalışma ofisi oluşturdu. Uluslar
arası hukuka güven Acapulco
Resort Hotel'deki ilk çalışma ofisinin açılış
etkinliğini ağırlıkla yabancılardan oluşan
sınırlı sayıda bir davetli kitlesi önünde önceki
akşam gerçekleştiren Andrew Reeves, burada yaptığı
konuşmada, Kıbrıs'ı, süregelen çözümsüzlüğün
nedenlerini yakından izlediklerini, BM çözüm planıyla yakalanan
fırsata Kıbrıslı Rumların ilgisizliğine
üzüldüklerini, çözüme böylesine istekli bir Kıbrıs Türk
halkıyla çalışmaktan ayrıca mutlu olduklarını
anlattı. Uluslararası
hukukun gücüne inandıklarını belirten Reeves,
İngiltere'de emlak piyasasında yaşanan durgunluğun
kendilerini önce İspanya, sonra da Kıbrıs'a yönelttiğini,
toplam kalite anlayışıyla hizmet vereceklerini, hizmetlerini
sıklıkla düzenleyecekleri "tanıtım
seminerleriyle" zenginleştireceklerini kaydetti. Emlak
Sektöründe "al sat - yap sat" döneminin çok gerilerde
kaldığını anlatan Reeves, satış sonrası
işletme, kiralama, ödeme avantajları yaratma, takas,
danışmanlık, yönlendirme gibi hizmetlerle
çalışmalarını zenginleştirdiklerini vurguladı. Akan Gürkan Etkinlikte
konuşan şirketin Kıbrıs'taki hukuk
danışmanı Avukat Akan Gürkan, Kıbrıs Türk'ünün
dünyaya açılma istekliliğinin somut projelerle hayata
geçtiğine tanıklık etmenin gurur verici olduğunu söyledi. Gürkan,
"Ben çağdaşım, ben Avrupalıyım" demekle
çağdaş ve Avrupalı olunamayacağını, bunun için
öncelikle pozitif düşünce yapısına sahip olunması
gerektiğini belirttikten sonra yeni hükümetin AB normlarını
hayata geçirebilmekte yardımcı olacak yasal, düşünsel ve
fiziki alt yapıları oluşturmakta aceleci
davranmasını istedi. Daha
şimdiden Girne, Esentepe, Boğaz, Çatalköy, Yenierenköy ve
Kumyalı'da emlak satışına başlayan şirkete,
www.andrewreevescyprus.com adlı web sitesinden ulaşmak mümkün. |
KIBRIS 28/03/05
İmza, temmuzdan sonra
|
"İNCELEYECEĞİZ
VE 'EVET DİYECEĞİZ"... Türkiye Dışişleri
Bakanı Abdullah Gül, protokol metnine ilişkin müzakerelerin birkaç
hafta önce Brüksel'de yapıldığını, üzerinde
mutabakata varılan bir metin olduğunu ve bu metne ilişkin
sürecin başlatıldığını söyledi. AB'den
mutabakata varılan metnin kendilerine gönderilmesini istediklerini,
metni inceleyeceklerini ve ellerindeki metinle aynı olup olmadığına
bakacaklarını söyleyen Gül, "Buna evet diyeceğiz ve bununla
ilgili süreç başlayacak" dedi "RUMLAR,
TÜRKİYE'YE GELEBİLİR"... Gül: "Uluslararası
devletler hukuku ne söylüyorsa, bunun gerekleri yapılacaktır. Rum
kesiminin tanınması söz konusu değildir, bu kalıcı
çözüm ortaya çıkınca olacaktır. Şu anda Kıbrıs
Rum yönetimi halkı havaalanlarından vize alıp Türkiye'ye
gelebilirler. Dolayısıyla insan hareketi serbestse, mal hareketi de
bir şekilde serbest olacaktır; ancak Kuzey Kıbrıs Türk
Cumhuriyeti Türkiye tarafından tanınmıştır, bu devam
edecektir. Oradaki büyükelçimiz devam edecektir, herhangi bir
değişiklik söz konusu değildir" TÜRKİYE,
KIBRIS'I TANIMAK ZORUNDA"... AB Komisyonu Hukuki İşler Dairesi
danışmanlarından Dr. Frank Hoffmeister, Kıbrıs Rum
kesiminin Türkiye tarafından kabul edilmesinin, uluslararası bir
niyet beyanı ile gerçekleşebileceğinin altını çizen
Hoffmeister, "Türkiye, Kıbrıs'ı tanıyıp
tanımadığını, protokolü imzalarken deklare edebilir.
Bu ek protokolden ayrı bir konu" diye konuştu. Hoffmeister
bununla birlikte Türkiye'nin bir AB üyesi olarak Kıbrıs'ı
tanımak zorunda olduğunu da ifade etti Türkiye
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Ankara
Anlaşması'nı genişleten ek protokolün
imzalanmasının temmuz ayından sonraya kalabileceğini
söyledi. Gül, ek
protokolle ilgili sürecin biraz uzayabileceğini belirterek,
"İmza aşaması İngiltere'nin dönem
başkanlığına kalabilir" dedi. Avrupa
Birliği'nden beklenen protokol metninin hafta sonu Türkiye'ye
ulaştığını belirten Dışişleri
Bakanı Gül, "Bu metnin elimizdeki metinle aynı olup
olmadığına bakıp 'evet' diyeceğiz" dedi. Gül,
gazetecilerin sorusu üzerine, AB ile imzalanacak Gümrük Birliği Ek
Protokol metninin hafta sonu Ankara'ya ulaştığını
söyledi. Gül, şunları kaydetti: "AB'nin
birçok üye olmayan ülkeyle yaptığı anlaşmalar, yeni
üyeler tarafından üstlenilecektir. AB'nin Türkiye ile de Gümrük
Birliği vardır, bunların yeni ülkelerle yürürlüğe girmesi
gerekir. Aslında fiilen 1 Mayıs 2004 tarihinde bu yürürlüğe
girmiştir ve uygulanmaktadır, yani bütün AB üyesi ülkelerle Türkiye
arasında mal hareketleri serbesttir. Kıbrıs Rum yönetiminin
kendi hakim olduğu alanlar, kendi kanunlarının geçtiği
alanlarda da bu geçerlidir." Protokol
metnine ilişkin müzakerelerin birkaç hafta önce Brüksel'de
yapıldığını belirten Gül, üzerinde mutabakata
varılan bir metin olduğunu ve bu metne ilişkin süreç
başlatıldığını kaydetti. AB'den
mutabakata varılan metnin kendilerine gönderilmesini istediklerini,
metni inceleyeceklerini ve ellerindeki metinle aynı olup
olmadığına bakacaklarını söyleyen Gül, "Buna
evet diyeceğiz ve bununla ilgili süreç başlayacak" dedi. Gül, imza
aşamasının AB'nin İngiltere dönem
başkanlığı dönemine de kalabileceğini, süreç
tamamlanınca Türkiye'nin taahhütlerini yerine getirerek metni
imzalayacağını kaydetti. Gül,
şöyle devam etti: "Uluslararası
devlet hukuku ne söylüyorsa
gerekleri yapılacaktır" "Uluslararası
devletler hukuku ne söylüyorsa, bunun gerekleri yapılacaktır. Rum
kesiminin tanınması söz konusu değildir, bu kalıcı
çözüm ortaya çıkınca olacaktır. Şu anda Kıbrıs
Rum yönetimi halkı Türkiye'ye gelebilirler, havaalanlarından vize
alıp Türkiye'ye gelebilirler. Dolayısıyla insan hareketi
serbestse, mal hareketi de bir şekilde serbest olacaktır, ancak
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Türkiye tarafından tanınmıştır,
bu devam edecektir. Oradaki büyükelçimiz devam edecektir, herhangi bir
değişiklik söz konusu değildir. Türkiye olarak biz,
kalıcı bir çözümün ortaya çıkması, bütün bu bölgenin bir
işbirliği örneği haline gelmesi için BM'ye
yaptığımız çağrıyı tekrarlıyoruz.
Ümit ederiz ki BM önderliğinde kalıcı çözüm sağlanır,
sağlanınca da zaten karşılıklı adımlar
atılır, ama kalıcı bir çözüm ortaya çıkmadan
tanıma zaten söz konusu değil. Bununla ilgili her türlü hukuki
tedbirler alınmıştır." "Protokolün
imzalanması, Rum yönetiminin tanınması
anlamına gelmez" Protokolün
imzalanmasının Rum yönetiminin tanınması anlamına
gelmeyeceğini de vurgulayan Gül, tanımanın kalıcı
çözüm ortaya çıktığında olacağını
belirtti. Gül,
kalıcı çözüm olduğunda karşılıklı
adımların atılacağını ifade etti. Bu arada AB
Komisyonu Hukuki İşler Dairesi danışmanlarından Dr.
Frank Hoffmeister, de protokolün imzalanmasının
"Kıbrıs Cumhuriyeti"'nin tanınması
anlamına gelmediğini söyledi. Ankara
Anlaşması Ek Protokolü'nün, teknik bir anlaşma olduğunu
ve AB'ye üye olacak ülkelerin bu imzalama sürecinden geçtiklerini belirten
Dr. Frank Hoffmeister, Türkiye'nin bu ek protokolü imzalamasının,
Kıbrıs Rum kesimi dahil AB'nin 10 yeni üyesini Gümrük Birliği
Anlaşması'na dahil edecek olacak olan bir protokol olduğunu,
yoksa "Kıbrıs Cumhuriyeti"nin tanınması anlamına
gelmediğini ifade etti. Ek protokolün
anlamı Kıbrıs
Rum kesiminin Türkiye tarafından kabul edilmesinin, uluslararası
bir niyet beyanı ile gerçekleşebileceğinin altını
çizen Hoffmeister, "Türkiye, Kıbrıs'ı tanıyıp
tanımadığını, protokolü imzalarken deklare edebilir.
Bu ek protokolden ayrı bir konu" diye konuştu. Hoffmeister
bununla birlikte Türkiye'nin bir AB üyesi olarak Kıbrıs'ı
tanımak zorunda olduğunu da ifade etti. |
KIBRIS 29/03/05
Zodya
(Bostancı) kapısı Paskalya'dan (1 Mayıs) sonra hizmete
gireceği bildirildi.
Simerini
gazetesine göre, Rum Savunma Bakanı Kiriakos Mavronikolas dün Sigma
TV'sine yaptığı açıklamada, Zodya kapısının
Paskalya'dan sonra açılmaya hazır olacağını, bölgenin
mayınlardan temizlenmesi çalışmalarının yoğun
şekilde devam ettiğini söyledi.
Mavronikolas
"tüm çalışmalar henüz tamamlanmış değil. Ancak
kapının açılabilmesi için mayınların temizliğin
en yakın zamanda tamamlanmasını umuyoruz" diye
konuştu.
Haberde bu
kapının açılması konusunda bölge Rum halkının
ikiye bölünmüş olduğu da belirtildi.
Gazete bir
başka haberinde Tillirga (Erenköy) yöresi Rumlarının yeni
kapı açılmasını özel bir endişeyle izlediğini,
çünkü kendi bölgelerinde de bir kapının (Yeşilırmak
Kapısı) açılmasını istediklerini yazdı.
Gazeteye göre
Rum Çevreci-Ekologlar Hareketi yaptığı açıklamada,
"Tillirga bölgesinin sosyal ve ekonomik tecridinin devam etmemesi ve
hükümetin bu bölgedeki barikatların da açılmasını talep
etmesi gerektiğini" savundu.
KIBRIS 29/03/05
Kıbrıs görüşmeleri nisanda başlayabilir
30 Mart, 2005 18:36:00 (TSİ) CNN TURK
Güney Kıbrıs Rum Yönetimi Dışişleri
Bakanı Yorgo Yakovu, çözüm çabalarını ilerletmek amacıyla
nisan ayında dolaylı görüşme yapılmasının
olası olduğunu söyledi.
Yakovu,
Kıbrıs Radyosu'na verdiği demeçte, BM arabuluculuğundaki
görüşmelerin yine 'dolaylı' olacağını vurguladı.
Yakovu, yeni bir girişimin başarılı olması için iyi
bir hazırlık yapılması gerektiğini ifade ederek, BM
merkezinde bu yönde bir dizi temas yaptıklarını da söyledi.
Yakovu, KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat'ın, 'seçimlerden sonra
Kıbrıs konusunda inisiyatif başlatması için BM'den talepte
bulunacağı' yönünde dün yaptığı açıklamayı
ise 'hava atma niteliğinde' diye değerlendirdi.
Görüşmeler
Annan planı temelinde olacak
Kıbrıs'la ilgili görüşmeler yeniden başlarsa, Annan
planı temelinde olacak. Rumlar bazı değişiklikler
istediklerini söylerken, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'dan sonra, ABD yönetimi
de Rumlara, "değişiklik listesini BM'ye gönderin" dedi.
Güney Kıbrıs'taki ABD Büyükelçisi Klosson, temel sorunun,
referandumda hayır diyen Rumların bundan sonra "evet"
demesi için nasıl cesaretlendirilmesi olduğunu söyledi.
Ada'da yaygın görüş, müzakerelerin, 17 nisandaki KKTC
cumhurbaşkanlığı seçimlerinden sonra başlayacağı
yönünde.
Türkiye'nin en
önemli dış politika sorunu, Kıbrıs
Stratejik önemi ve Adada yaşayan Türk halkı nedeniyle Türkiye için
vazgeçilmez önemdeki Kıbrıs, bugün Türkiyenin en önemli
dış politika sorunlarından biri olmayı sürdürüyor.
Son olarak geçtiğimiz aralık ayında Brükselde yapılan AB
zirvesinde gündeme gelen Kıbrıs sorunu, Rum kesiminin 1 mayıs
2004te Avrupa Birliğine tam üye olmasının ardından
ayrı bir kimliğe büründü.
Avrupa Birliğinin bir parçası olmak için 41 yıldır bekleyen
Türkiye, bugün birliğe girebilmek için o birliğin parçalarından
biri olan Rum kesimini tanıma engeliyle karşı
karşıya.
Geçtiğimiz nisan ayında yapılan referandumda Annan
Planının Rum tarafınca reddedilmesinden bu yana sessizliğe
bürünen Adadaki çözüm arayışları, 3 ekim 2005te AB ile
müzakerelere başlayacak Türkiyenin tekrar gündemine yerleşti.
Şimdi de liman pürüzü
30 Mart, 2005 13:50:00 (TSİ) CNN TURK
Türkiye ile Avrupa Birliği arasında Gümrük Birliği
Ek Protokolü mutabakatı konusunda pürüz çıktı.
Avrupa
Birliği - Ankara hattındaki mektup teatisi sorunlu başladı.
AB, Türkiye'nin limanlarını Kıbrıs Rum yönetimi gemilerine
açmamasının Gümrük Birliği'nin ihlali olacağını
duyurdu.
Türkiye, mutabakat mektubunda Kıbrıs Rum
kesiminden 'Kıbrıs Cumhuriyeti' olarak söz etti, ancak Rum
gemilerinin Türk limanlarına giremeyeceğini belirtti.
Avrupa Birliği'nin Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn'in sözcüsü
ise, Rum gemi ve uçaklarına kısıtlama getirilmesinin Gümrük
Birliği Anlaşması'nın ihlali olacağını
söyledi.
Birlik Türkiye'nin Gümrük Birliği konusunda 'ayrımcılık'
yapmamasını isterken, Türkiye Gümrük Birliği'nin malların
serbest dolaşımını kapsadığını, ancak
hizmetlerin serbest dolaşımını içermediğini
belirtiyor.
Hangi tarafın haklı olup olmadığı ise hukuksal bir
konu. Ancak Rum tarafının hizmetlerin serbest dolaşımı
için de ısrarcı olacağı belirtiliyor.
Light
tanınma' nitelemesi
Bu
arada Türkiye-AB Karma Parlamento Komisyonu Eşbaşkanı Joost
Lagendijk, "Türkiyeden müzakerelere başlaması için
Kıbrıs Cumhuriyetini tanıması istenmiyor, ancak Türkiye
Gümrük Birliği Protokolü'nü Kıbrısı da kapsayacak
şekilde genişlettiği zaman bu, tabiri caizse bir light
tanınma olacaktır" diye konuştu.
ABHabere açıklama yapan Lagendijk, Türkiyenin mektup teatisiyle Uyum
Protokolünü imzalayacak olmasını olumlu
karşıladığını belirterek, "Bu Türkiyenin
verdiği sözleri tuttuğunun da kanıtıdır"
dedi.
AB mektup
teatisinden memnun
Söz konusu pürüzlere rağmen Genişlemeden Sorumlu Üye Rehn, uyum
protokolüyle ilgili mektubu müzakerelerin başlaması için olumlu bir
adım olarak gördüğünü söyledi.
Gümrük Birliği anlaşmasını Avrupa Birliği'nin yeni
üyelerini de kapsayacak şekilde genişleten ek protokolün
imzasının önemli olduğunu vurgulayan Olli Rehn, imzanın Türkiye'nin
Güney Kıbrıs'ı resmen tanıması olarak kabul
görmediğini belirtti.
Mektup Brüksel'de
Türkiye, Avrupa Birliği ile bir süredir müzakerelerini sürdürdüğü
Ankara Anlaşması ek protokol metnine mutabakatını bildiren
mektubu Brüksel'e 28 mart tarihinde iletmişti.
Türkiye'nin AB Daimi Temsilciliği, Uyum Protokolü'nün imzalanmasına
ilişkin 'ön mutabakat mektup değişimi'nin bu şekilde
tamamlanmasının ardından, söz konusu metin, AB üyesi ülkelerin
Brüksel'deki daimi temsilcilerinden oluşan Daimi Temsilciler Konseyi
(COREPER) ve AB dışişleri bakanlarından oluşan AB
Genel İşler Konseyi'nin onaylarına sunulacağını
açıkladı.
Metnin Avrupa Parlamentosu'nun bilgi ve görüşlerine de
aktarılmasının ardından Ankara Anlaşması Uyum
Protokolü, AB'nin yürütme organı olan AB Komisyonu ve Türkiye
tarafından imzalanacak.
Anlaşmanın Türkiye açısından yürürlüğe girmesi için
TBMM'nin onayıda gerekiyor. Gerek uyum protokolünün gerek
Türkiye'nin göndereceği mektubun müzakereleri daha önce iki taraf
arasında yapılmıştı.
Uyum protokolünde Türkiye'nin itirazları sonucu havaalanları ve
limanlar, Türkiye'nin resmi dilinin Türkçe olarak yazılması gibi
konularda Ankara'nın istediği değişiklikler
yapıldı.
Protokol metninde Türkiye'nin Kıbrıs Rum kesimini
tanımadığına ilişkin bir ifade yer almayacak. Ancak
AB'ye gönderilecek mektupta bu ifadeye yer verilecek.
|
İLGİLİ YORUMLAR |
|
Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü
Namık Tan: "Deniz ve hava limanlarının açılması
protokolde yer almayacak. Bu AB'de biliyor. Bu nedenle müzakereler sonucunda
ortaya çıkan metinde konuya yer verilmedi. KKTC'ye yönelik ambargonun
kaldırılmasına yönelik AB'den geçmesi beklenen tüzüklerin
orijinal haliyle ve bir an önce onaylanmasını bekliyoruz" TÜSİAD Brüksel Temsilcisi Bahadır Kaleağası: "Ankara'nın bu konuda sorun yaratıp bir süre
idare etmek için siyasal marjı var. Ama gereksiz yere köşeye de
sıkışabilir. Bunun önünü iyi görmek gerekiyor. Ancak Rum
tarafı istediği değişiklikler için ısrar edecektir." |
Anket... Talat, ilk turda seçimi
kazanıyor...
KKTC'de yapılan bir ankete göre, 17 Nisan'daki
cumhurbaşkanlığı seçimini, Başbakan ve Cumhuriyetçi
Türk Partisi (CTP) Genel Başkanı Mehmet Ali Talat ilk turda büyük
farkla kazanacak.
Kıbrıs Gazetesi adına
Kıbrıs Toplumsal Araştırmalar ve Eğitim,
Danışmanlık Merkezi'nin (KADEM), 23-27 Mart'ta 73 yerleşim
biriminde 1472 kişiyle yüz yüze yaptığı anketin
sonuçları bugün açıklandı.
Anket sonuçlarına göre,
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın
katılmadığı ve 9 adayın
yarıştığı seçimi, Mehmet Ali Talat yüzde 50'nin üzerinde
oyla ilk turda kazanıyor. Ankete göre, Ulusal Birlik Partisi (UBP) Genel
Başkanı Derviş Eroğlu ikinci, Demokrat Parti (DP) Genel
Sekreteri Mustafa Arabacıoğlu de üçüncü durumda.
Ankete göre,
cumhurbaşkanlığı seçimine ''yüzde 60'ın üzerinde oy
alma'' hedefiyle hazırlanan Talat, ilk turda oyların yüzde 54.9'unu
alarak seçimi kazanacak. Oyların yüzde 26.8'ini Eroğlu'nun, yüzde
8.9'unu Arabacıoğlu'nun alacağını gösteren ankete
göre, diğer adayların oy oranı şöyle:
''Yeni Parti (YP) Genel Başkanı Nuri
Çevikel yüzde 1.2, Toplumcu Kurtuluş Partisi (TKP) Genel Başkanı
Hüseyin Angolemli yüzde 2.5, bağımsız aday Zeki Beşiktepeli
yüzde 1.5, Kıbrıs Sosyalist Partisi'nin (KSP) adayı Zehra Cengiz
yüzde 0.2, bağımsız aday Arif Salih Kırdağ yüzde 0.4,
bağımsız aday Ahmet Kaymak yüzde 0.6.'' Anket sonuçlarına
göre, Eroğlu ile Arabacıoğlu'nun, partilerinin 20 Şubat
genel seçiminde aldığı oydan yüzde 5 daha az oy
aldığı, Mehmet Ali Talat'ın da CTP'nin 20 Şubat'ta
aldığı oydan yüzde 11 daha fazla oy aldığı görülüyor.
Ankete katılanların yüzde 54'ü,
''seçim ilk turda biter' derken, yüzde 41'i de ''seçim ikinci tura kalır''
şeklinde görüş belirtti.
KKTC Anayasası'na göre, ''Bir adayın
cumhurbaşkanı seçilebilmesi için, kullanılan geçerli
oyların salt çoğunluğunu alması gerekir. Hiçbir aday salt
çoğunluk sağlayamazsa seçim yedi gün sonra, en çok oy alan iki aday
arasında yinelenir. Bu takdirde, en çok oy alan aday
cumhurbaşkanı seçilir.''
MILLIYET 30/03/05
Rum
gazetesi: Papadopulos çıkmazda
24 Nisan tarihindeki referandumun ardından, Annan
Planı'nın iyileştirilmesi amacıyla müzakerelerin yeniden
başlaması gündeme geldi. Papadopulos'un tezi, herhangi bir
girişimin Türkiye'ye tarih verilmesiyle ilgili kararın alınacağı
Aralık 2004 tarihinin sonrasına bırakılması
yönündeydi.
Lefkoşa'nın amacı,
Kıbrıs Cumhuriyeti'nin tanınması amacıyla şantaj
yapılması için aralık konjonktürünün değerlendirilmesiydi.
Bu gelişme, Rum tarafının müzakere konumunu güçlendirecekti.
Muhalefetin görüşü, Cumhurbaşkanı'nın stratejisinin
yanlış olduğu ve aralık konjonktürünün planın
iyileştirilmesi ve sorunun çözülmesi için değerlendirilmesi
gerektiği yönündeydi. AKEL'in başlangıçtaki tezi de buydu. Ancak
partinin liderliği aşamalı olarak Papadopulos'un
politikasına uyum sağladı ve aralık ayından
sonrasına yoğunlaştı.
Dışişleri Bakanı Yorgos
Yakovu, Bakanlar Konseyi'nde, ülkemizin, Türkiye'ye tarih verilmesi konusuyla
ilgili kararda veto kullanmaması için, Kıbrıs'ın
taleplerini ortaya koydu: Askerlerin çekilmesi, yerleşiklerin adadan
gitmesi, diplomatik tanınma, limanların, hava sahasının
açılması vs. Bu talepler, AB'de hiç destek bulmadı. O zaman
Papadopulos, beklentilerinin çıtasını en alt düzeye indirdi:
Türkiye ile ilişkilerin normalleşmesi. Bu da destek görmedi. Sonuçta
Kıbrıs, koyduğu yedi talepten yalnızca birini, o da
yarım olarak elde etti.
Papadopulos, 17 Aralık tarihindeki
Konsey'de iki nedenden dolayı AB içinde tamamen yalnız olduğu
mesajını aldı:
1 - Güvenilirliğini kaybetti, çünkü AB
gerçekten Annan Planı temelinde çözüm istediği konusunda
Papadopulos'un, Brüksel'le dalga geçtiğini düşünüyor.
2 - Türkiye'ye tarih verilmesi konusu,
Kıbrıs'ın üyeliğinden daha çok önemliydi.
Bunun üzerine Papadopulos protokolün
imzalanmasıyla dolaylı da olsa tanınmanın
sağlanacağı değerlendirmesiyle ortaya çıktı.
Aralık ayından sonra ilk Ulusal Konsey toplantısında,
Kıbrıs sorununa ilişkin yeni bir girişim meselesi ortaya
konulduğu zaman, Papadopulos şu yanıtı verdi:
"Türkiye'nin işini kolaylaştırmayacağım".
Yani Papadopulos, 17 Aralık stratejisinin çökmesine rağmen, protokol
vasıtasıyla önemli siyasi faydalar sağlayacağına
inanıyordu. Son gelişmeler, Papadopulos'un beklentilerini yine
boşa çıkardı. Komisyon, Kıbrıs AB'nin tam üyesi
değilmiş gibi hareket ederek protokol metninde Türk hükümetiyle
anlaştı.
Tek seçenek Annan Planı
Dolayısıyla Rum hükümeti dramatik bir
çıkmazda. AB, Ankara'nın, Lefkoşa'dan daha etkili olduğunu
yeniden teyit ederek, bir üye devletle, Kıbrıs'la dayanışma
temel ilkesini görmezden gelerek, Türkiye'yi destekliyor. AB bu tutumuyla
Lefkoşa'nın tek bir seçeneği olduğunu ortaya koyuyor: Annan
Planı temelinde çözüm.
Papadopulos'un gerçekte, ne kadar haklı
olduğu ya da olmadığı bir yana, Kıbrıs
Cumhuriyeti'nin AB üyesi devlet olarak gücüne dayanan stratejisi boş
çıktı. Çünkü; 1 - Ne AB'de ne Washington'da, ne de BM'de destekçisi
yok.
2 - Müttefiki de yok, çünkü Yunanistan bile 1974
yılından beri ilk kez Kıbrıs'a mesafeli davranıyor.
3 - Türkiye'nin büyüklüğü ve coğrafyası,
komşu ülkeye büyük bir avantaj sağlıyor.
Uluslararası güçler referandumdan önce
ifade ettikleri teze bağlılığını sürdürüyor: Ya
mevcut plan temelinde çözüm ya da çözümsüzlük. Ancak çözümsüzlük, zamanın
geçmesiyle işgal bölgelerinin tamamen özerkleşmesine neden olacak.
Yani geriye kalan gerçek ikilem söz konusu plan ile bölünme arasında.
Cumhurbaşkanı, Rum tarafının
tümüne yüklenen sorumlulukla ikinci bir
başarısızlığın, Kıbrıs'ın
birleşik bir devlet olarak sonu olacağını biliyor. Ne istediğini
açıklığa kavuşturmayı reddetmesinin nedeni de bu.
Papadopulos planda değişiklik yapılmasını istemiyor,
başka bir plan istiyor. Uluslararası güçler ise başka bir plan
sunmaya istekli değil ve sadece değişiklikleri görüşmekten
yana.
Papadopulos'un planı reddetme yöntemi
kendisine çark etme imkânı bırakmıyor.
Diğer yandan verdiği sözleri ve
kamuoyunda yarattığı beklentileri yerine getirmedi.
Uzlaşma ve bölünme ikilemi günden güne
ağırlığını daha fazla hissettirecek. Bölünmenin
sorumluluğu, gittikçe daha çok, bizzat Papadopulos ve destekçisi
Hristofyas'ın sırtında olacak. (Rum
gazetesi Politis-MakarİOs Drusİotİs)
MILLIYET 30/03/05
AB'yle
pürüzlü mutabakat
AB'yle protokol
mutabakatında, Rum Kesimi'ni 'Kıbrıs Cumhuriyeti' diye anan Ankara,
'Rum malları Türkiye'ye girer, gemiler giremez' savında. Komisyon: Bu
Gümrük Birliği'nin ihlali olur
RADIKAL 30/03/05
GÜVEN ÖZALP (Arşivi)
BRÜKSEL/ANKARA
- Türkiye, Gümrük Birliği'ne ilişkin Ankara
Anlaşması'nın Kıbrıs Rum Yönetimi dahil 10 yeni AB
üyesine uyarlanmasına dair ek protokolün mutabakatını Avrupa
Komisyonu'na iletti. Ankara'nın mutabakat metnini iletmesiyle, ek
protokolün imza süreci resmen başladı. Artık AB'nin onay
sürecini tamamlamasını bekleyecek olan Türkiye, Rum Yönetimi'ni
tanımadığına dair deklarasyonu imza aşamasında
yapacak. Ancak Yunanistan dahil altı eski üyeyi de kapsayan protokolün
uygulanmasında pürüz çıkacağının işaretleri hemen
geldi.
'Kıbrıs Cumhuriyeti'
'Müzakere eden taraflar ve uygulama alanı' bölümünde Rum Yönetimi'nin
'Kıbrıs Cumhuriyeti' olarak anıldığı metne göre,
AB üyesi ülkelerle Türkiye arasındaki 'mal hareketleri serbestliği'
Kıbrıs Cumhuriyeti'yle de geçerli olacak. Dışişleri,
Türkiye'ye Rum mallarının girmesiyle Rum uçak ve gemilerinin girmesi
arasında fark olduğunu savunuyor. Ancak komisyonun genişlemeden
sorumlu üyesi Olli Rehn'in sözcüsü Krisztina Nagy, Ankara'ya Rum gemi ve
uçaklarına getirilen kısıtlamanın Gümrük Birliği'nin ihlali
anlamına geleceği uyarısında bulundu.
Demiralp iletti
Brüksel'in imza sürecinin başlayabilmesi için gönderdiği oldukça
kısa mektubu içerik olarak değiştirmeden birkaç teknik
düzeltmeden geçiren Ankara, önceki akşam AB Daimi Temsilcisi Büyükelçi
Oğuz Demiralp'in imzasıyla komisyona geri gönderdi. Türkiye'nin
protokol metniyle mutabık olduğu vurgulanan mektuba, 'Türkiye'nin Rum
Yönetimi'ne dair siyasetinde değişiklik olmadığı'
ibaresi eklenmedi. Ancak Rum mallarına serbestlik getiren protokolün, malların
Rum bandıralı gemi ve uçaklar tarafından Türkiye'ye
getirilmesine imkân tanımadığı savındaki Ankara,
"Havalimanları ve limanların kullanımı hizmet
sektörüyle ilgili konulardır. Gümrük Birliği, malların
dolaşımına dairdir, limanların kullanımına
değil" mesajını iletti. AB KKTC'ye tecridi bitirmeye
yönelik tüzükleri çıkarmadıkça ve Rumların KKTC'ye yönelik
ambargosu kalkmadıkça Rum mallarının ancak dolaylı
yollardan Türkiye'ye giriş yapabileceğinde ısrar eden Ankara,
komisyona bir konuyu daha iletti: Protokol imzalandığında bunun
Rum Yönetimi'ni tanıma anlamına gelmediğini ve böyle bir
iradesiyle niyetinin olmadığını net şekilde ortaya
koyacak bir deklarasyon yayımlayacağı...
Dün Avrupa Parlamentosu (AP) Dışişleri Komisyonu'nda
konuşan Avrupa Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn,
"Olumlu bir girişim. Bu, Türkiye'nin taahhütlerine bağlı
kaldığının göstergesi" dedi.
'Tanıma
anlamı taşımaz'
Rehn'in sözcüsü Nagy ise, imzanın Rum Yönetimi'nin 'resmen' tanıma
anlamı taşımadığını söylese de pürüzlü
konulara değindi. Türkiye'nin Rum tarafını
tanımayacağına dair deklarasyonunun 'tek taraflı'
olacağına dikkat çeken Nagy, Rum bandıralı gemiler ve
uçakların Türkiye'ye girmesine sınırlama getirilmesinin de
Gümrük Birliği kurallarını ihlal edeceğini söyledi. Nagy,
"Komisyon, Türkiye'ye bu sınırlamaların
kaldırılması gerektiğini 7 Mart'ta AB
Troykası'nın Ankara ziyaretinde iletmiştir. Gümrük
Birliği'nde bu tür kısıtlamalar bulunmamaktadır" dedi.
Protokolün Türkiye ile tam üyelik müzakerelerinin başlayacağı
3 Ekim 2005'ten önce yürürlüğe girip girmemesi konusunda, "17
Aralık zirvesinde Türkiye'den istenen sadece protokolün
imzalanmasıydı" diyen sözcü, TBMM onayının 3 Ekim'den
sonra gelmesinin sorun olmayacağını belirtti.
Süreç uzun ve
karmaşık
Komisyon, belgeyi AB Daimi Temsilciler Komitesi'ne (COREPER) gönderecek.
COREPER inceleyip belgeyi AB Konseyi'ne, Konsey de AP'ye gönderecek. AP
'uzlaşı' içinde olduğunu bildirirse belge tekrar Konsey'e
gidecek ve onaylanacak. Bu onayın ardından Türkiye, AB Dönem Başkanı'yla
protokole imza atacak. İki-üç aylık sürecin Britanya'nın dönem
başkanlığına kalacağı belirtiliyor.
KKTC'de
yolsuzluk
RADIKAL 30/03/05
RADİKAL - LEFKOŞA - Ocak-Mart 2001
arasındaki üç aylık dönemde KKTC
Cumhurbaşkanlığı'na ait 311 milyar 965 milyon 500 bin TL'yi
'zimmetlerine geçirmekle' suçlanan 15 personel dün mahkemeye
çıkarılarak, yurtdışı çıkışlarına
yasak konuldu. Ancak davada adı geçen isimlerden
Cumhurbaşkanlığı Dairesi Müdürü Tansel Çağış
Rum Kesimi'ne kaçtı. KKTC Başsavcısı Akın Sait Çağış'ı
her yerde aradıklarını, ancak kendisine
ulaşamadıklarını söyledi.
Annan
hâlâ Rumlardan yanıt bekliyor
RADIKAL 30/03/05
NEW YORK/LEFKOŞA -
ABD'yi ziyaret eden Yunanistan Dışişleri Bakanı Petros
Moliviyatis, önceki akşam New York'ta buluştuğu BM Genel
Sekreteri Kofi Annan'dan 'yeni girişim için hâlâ Rum tarafından
planıma yönelik itirazlarını bekliyorum' mesajı aldı.
Moliviyatis, görüşme sonrası "Annan'ın planını
esas alacak şekilde, Kıbrıs'ın yeniden birleştirilmesi
için taraflar hazır" dese de "Ancak yine
başarısızlıkla sonuçlanmamasından emin
olmalıyız. Yeni başarısızlığı telafi
edemeyiz" dedi. Annan'ın sözcüsü Fred Eckhard ise Genel Sekreter'in
Moliviyatis'e yeni girişim başlatmak için Rum tarafından plana
itirazlarını beklediğini ilettiğini aktardı. Eckhard,
"Kendisi yanıt bekliyor. Müzakereleri başlatmadan önce
tarafların çözüm iradesi bulunduğundan emin olmak istiyor" diye
konuştu.
Talat'tan inisiyatif
Adada ise gelişmeler KKTC'de 17 Nisan'daki
cumhurbaşkanlığı seçimlerine endekslenmiş durumda. Dün
Kıbrıs Rum Kesimi'nin anamuhalefet partisi Demokratik Seferberlik'in
(DİSİ) Başkanı Nikos Anastasiadis
başkanlığındaki bir heyeti ağırlayan
Başbakan Mehmet Ali Talat, seçimlerden sonra BM'nin
Kıbrıs'ı birleştirmek için yeni inisiyatif ortaya koymasını
isteyeceğini söyledi. Anastasiadis de, adanın birleşmesi için
iki toplumun liderliklerini destekleyeceklerini söyledi. (afp, aa)
Talat, ilk
turdan
TALAT YÜZDE
54.9, EROĞLU YÜZDE 26.8... KADEM anketi,
cumhurbaşkanlığı seçim yarışına yüzde 60+
hedefiyle yola çıkan CTP/BG Genel Başkanı ve Başbakan
Mehmet Ali Talat'ın, ilk turdan, rakiplerine büyük bir farkla seçimi
kazanacağını gösteriyor. Anket sonuçlarına göre, seçmenin
yüzde 54.9'u Talat'a oy vereceğini söylerken, UBP Genel Başkanı
Derviş Eroğlu yüzde 26.8, DP Genel Sekreteri Mustafa
Arabacıoğlu yüzde 8.9, TKP Genel Başkanı Hüseyin Angolemli
yüzde 2.5, Zeki Beşiktepeli(bağımsız) yüzde 1.5, YP Genel
Başkanı Nuri Çevikel yüzde 1.2, Ayhan Kaymak (bağımsız)
yüzde 0.6, Arif Salih Kırdağ (bağımsız) yüzde 0.4 ve
KSP adayı Zehra Cengiz de yüzde 0.2'lik oy oranına sahip.
"Fikir/cevap yok" diyenler ise yüzde 3 gibi düşük bir oranda
kaldı
EROĞLU VE
ARABACIOĞLU PARTİ OYLARININ 5 PUAN ALTINDA... Kamuoyu
araştırması, UBP Genel Başkanı Eroğlu ile DP
Genel Sekreteri Arabacıoğlu'na olan halk desteğinin, 20
Şubat milletvekilliği seçimlerindeki parti oylarının
altında kaldığını ortaya çıkarıyor. Buna
göre, milletvekilliği seçimlerinde UBP'nin oyu yüzde 31.67 olmasına
rağmen Eroğlu yüzde 26.8 ile parti oylarının 5 puan kadar
gerisinde yarışı ikinci sırada götürüyor. Aynı
şekilde DP adayı Arabacıoğlu da yüzde 8.9'luk halk
desteği ile partisinin yüzde 13.47'lik oy oranının 5 puan
altında üçüncü sırada bulunuyor. Öte yandan parti oylarının
oldukça üzerinde yarışın lideri durumundaki CTP/BG adayı
Talat, yüzde 54.9'luk oranı ile partisinin yüzde 44.51'lik oyunun
yaklaşık 11 puan üzerinde. Böylece CTP tarihinde ilk kez, bir
adayı, parti oylarının üzerinde oy alıyor
DP'DEN
ARABACIOĞLU'NA DESTEK YÜZDE 61... "Görüşmeci değil,
cumhurbaşkanı seçiyoruz" sloganı ile seçim
kampanyasını yürüten DP Genel Sekreteri Mustafa
Arabacıoğlu'na partisinden yüzde 61 oranında destek geliyor.
DP'li seçmenin neredeyse dörtte biri, yani yüzde 22'si Talat'a oy
vereceğini söylerken, aynı tabana hitap ettikleri UBP'nin adayı
Eroğlu'na da DP'den yüzde 6'lık oy çıkıyor. UBP cephesinde
ise partililerin yüzde 93.2'sinin Eroğlu'na destek
çıktığı görülüyor. Ancak UBP'den CTP/BG adayı Talat'a
da yüzde 4.9'luk bir destek var. UBP'den Arabacıoğlu'na ise çok küçük
bir azınlığın, sadece binde 2'lik bir kitlenin oy
vereceği dikkat çekiyor
BDH'LI
SEÇMENİN TERCİHİ TALAT... KKTC'de 73 yerleşim biriminde
1472 kişi ile yüz yüze görüşülerek yapılan KADEM anketinde
partilerin hangi adayı destekleyeceği de
araştırıldı. Buna göre, 20 Şubat milletvekilliği
seçimlerinde oylarının büyük çoğunluğunu CTP/BG'ye
kaptıran BDH'nın, cumhurbaşkanlığı seçimlerinde
de tercihinin Talat'tan yana olacağı görülüyor. BDH'lı seçmenin
yüzde 55.6'sı Talat'a, yüzde 11.1'i de Arabacıoğlu'na oy
vereceğini söyledi. Eroğlu'na ise BDH'lı seçmenden oy
görülmüyor. Bu arada CTP/BG'lilerin neredeyse tamamı, yüzde 96.8'i
"Talat" derken, UBP'lilerden Eroğlu'na da yüzde 93.2
oranında destek geliyor. DP'liler ise kendi parti adayları
Arabacıoğlu için aynı kararlılığı
sergilemiyor
KKTC'de 20
Şubat 2005'te yapılan milletvekilliği erken seçimlerinden
yaklaşık 2 ay sonra 17 Nisan 2005'te yapılacak
cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde gazeteniz KIBRIS,
yeniden kamuoyunun nabzını tuttu.
Yine çözüm ve
Avrupa Birliği'ne (AB) endeksli bir seçim sürecinin
yaşandığı ülkemizde gerek partilerin, gerekse kamuoyunun
nabzını tutan KIBRIS'ın, Kıbrıs Toplumsal
Araştırmalar ve Eğitim Danışmanlık Merkezi'ne
(KADEM) cumhurbaşkanlığı seçimlerine yönelik
yaptırdığı kamuoyu araştırması tamamlandı.
KIBRIS'ın,
9 adayın yarıştığı
cumhurbaşkanlığı seçimlerine yaklaşık 20 gün
kala, 23-27 Mart tarihleri arasında KADEM'e yaptırdığı
kamuoyu araştırması, Cumhuriyetçi Türk Partisi-Birleşik
Güçler (CTP-BG) adayı, Başbakan Mehmet Ali Talat'ın seçimi ilk turdan,
yüzde 50'nin üzerinde bir oy oranı ile kazanacağını
gösteriyor.
Ulusal Birlik
Partisi (UBP) Genel Başkanı Derviş Eroğlu ikinci, Demokrat
Parti Genel Sekreteri Mustafa Arabacıoğlu da yarışı
üçüncü sırada götürüyor. Diğer adayların ise pek bir varlık
gösteremediği anlaşılıyor.
KADEM'in 23-27
Mart tarihleri arasında, 73 yerleşim biriminde, 1472 kişi ile
yüz yüze görüşerek yaptığı ankette, örneklem seçimi,
seçmenlerin ilçelere ve ikamet yerinin büyüklüğüne göre
dağılımı dikkate alınarak belirlendi.
"Seçim ilk
turda biter"
KADEM,
araştırmasında, adayların oy
dağılımının yanı sıra seçimin ilk turdan
mı biteceği yoksa ikinci tura mı kalacağı konusunda
kamuoyunun nabzını da tuttu.
Buna göre
"seçim ilk turda biter" diyenlerin oranı yüzde 59 olurken,
"seçim ikinci tura kalır" diyenlerin oranı yüzde 41 oldu.
Zaten KADEM
araştırmasında adaylara gidecek oy oranlarının
belirlenmesiyle, seçimin ilk turdan biteceği sonucu ortaya
çıkıyor.
Seçimin hangi
turda biteceği sorusuna partililerin verdiği yanıtlar
incelendiğinde, bu işin ilk turdan biteceğini söyleyenler yüzde
67 ile CTP/BG'lilerde en yüksek orana ulaşıyor. Seçimin ilk turda
biteceğine inananlar UBP ve DP'lilerde ise yüzde 55'lik bir oran
oluşturuyor.
BDH
camiasında ise tam ters bir görüş hakim. BDH'lıların yüzde
65'i seçimin ikinci tura kalacağı görüşünde.
Vatandaş
hangi adaya oy verecek?
KADEM anketi,
cumhurbaşkanlığı seçim yarışında yüzde 60+
hedefiyle yola çıkan CTP/BG Genel Başkanı ve Başbakan
Mehmet Ali Talat'ın, ilk turdan, rakiplerine büyük farkla seçimi
kazanacağını gösteriyor.
Anket
sonuçlarına göre, seçmenin yüzde 54.9'u Talat'a oy vereceğini
söylerken, UBP Genel Başkanı Derviş Eroğlu yüzde 26.8, DP
Genel Sekreteri Mustafa Arabacıoğlu yüzde 8.9, Toplumcu Kurtuluş
Partisi (TKP) Genel Başkanı Hüseyin Angolemli yüzde 2.5, Zeki
Beşiktepeli (bağımsız) yüzde 1.5, Yeni Parti (YP) Genel
Başkanı Nuri Çevikel yüzde 1.2, Ayhan Kaymak
(bağımsız) yüzde 0.6, Arif Salih Kırdağ
(bağımsız) yüzde 0.4 ve Kıbrıs Sosyalist Parti (KSP)
adayı Zehra Cengiz de yüzde 0.2'lik oy oranına sahip.
"Fikir/cevap
yok" diyenlerin oranı ise yüzde 3. Bu sonuç, seçmenin çok büyük bir
oranda kararını verdiği ve sandıkta kime oy vereceğini
belirlediğini gösteriyor. Cumhurbaşkanlığı seçimleri için
yüzde 3 olarak görülen kararsızların, seçim sonuçlarını
etkileyecek oranda olmadığı ortaya çıkıyor.
Seçim
sonuçları ve adayların oy potansiyeli
Yaklaşık
2 ay önce 20 Şubat'ta yapılan milletvekilliği erken genel seçim
sonuçları ile cumhurbaşkanı adaylarının olası oy
oranları karşılaştırıldığında, ilginç
veriler karşımıza çıkıyor.
9 aday
arasında sadece CTP/BG adayı ve Başbakan Mehmet Ali
Talat'ın, 20 Şubat seçimlerinde partisinin aldığı oy
oranının epeyce üzerinde bir oya sahip olduğu gözleniyor. Bu
sonuç da CTP tarihinde bir ilki oluşturuyor. Çünkü CTP tarihinde ilk kez
cumhurbaşkanlığı yarışında yer alan bir
adayı, parti oylarının üzerinde oy alıyor.
Mehmet Ali
Talat, yüzde 54.9'luk oranı ile partisinin yüzde 44.51'lik oyunun
yaklaşık 11 puan üzerinde yarışı lider olarak
sürdürüyor.
UBP Genel
Başkanı Eroğlu ile DP Genel Sekreteri Arabacıoğlu'na
olan halk desteğinin ise 20 Şubat milletvekilliği seçimlerindeki
parti oylarının altında seyrettiği dikkat çekiyor.
20 Şubat
milletvekilliği seçimlerinde UBP'nin oyu yüzde 31.67 olmasına
rağmen Eroğlu yüzde 26.8 ile parti oylarının 5 puan kadar
gerisinde yarışı ikinci sırada götürüyor.
Aynı
şekilde DP adayı Arabacıoğlu da yüzde 8.9'luk halk
desteği ile partisinin yüzde 13.47'lik oy oranının 5 puan
altında üçüncü sırada bulunuyor.
Milletvekilliği
seçimlerinde yüzde 2.41'lik oy oranı ile yüzde 5'lik ülke
barajını geçemeyip meclis dışında kalan TKP'nin
adayı genel başkan Hüseyin Angolemli'nin hanesine ise yüzde 2.5'lik
oy düşüyor. Bu durumda parti oylarını koruyan Angolemli'ye
diğer partilerden, özellikle de BDH'dan oy görünmüyor.
Yine
milletvekilliği seçimlerinde yüzde 1.61 oranında oy alan YP'nin
adayı genel başkan Nuri Çevikel'in de yüzde 1.2'lik oyla, bir
başka deyişle partililerinin oylarıyla yetineceği
anlaşılıyor.
Öte yandan
KSP'nin adayı Zehra Cengiz'in, bağımsız adayların da
gerisinde yarışı son sırada götürdüğü görülüyor.
Zeki
Beşiktepeli'nin yüzde 1.5'luk oy oranı ile bağımsız
adaylar arasında en yüksek oy oranına sahip olduğu görülürken,
Ayhan Kaymak yüzde 0.6, Arif Salih Kırdağ da yüzde 0.4'lük
desteğe sahip.
KSP adayı
Zehra Cengiz'in ise yüzde 0.2'lik bir oy alacağı tahmin ediliyor.
Partililer
kendi adaylarını yeterince destekliyor mu?
KADEM'in
kamuoyu araştırmasında, adayların, parti tabanından ve
diğer partilerden ne kadar ilgi ve destek gördüğü de verilerle
saptandı.
Buna göre,
partisinde en çok destek gören aday CTP/BG Genel Başkanı ve
Başbakan Mehmet Ali Talat olurken, diğer adayların kendi
partililerince aynı oranda desteklenmediği dikkat çekiyor.
CTP/BG'lilerin neredeyse tamamı "Talat" derken, UBP'li ve
DP'liler, kendi parti adayları için aynı
kararlılığı sergilemiyor.
CTP/BG'nin
tavrına bakıldığında, partililerin yüzde 96.8'i
Talat'a tam destek çıkıyor. CTP/BG'de yüzde 1.9'luk küçük bir kitle
DP adayı Arabacıoğlu'nu desteklediğini söylerken, partisinin
görüşleriyle taban tabana zıt bir vizyonla yarışta yer alan
UBP Genel Başkanı Eroğlu'na da CTP/BG'den yüzde 1'lik destek
görülüyor.
"Görüşmeci
değil, cumhurbaşkanı seçiyoruz" sloganı ile seçim
kampanyasını yürüten DP Genel Sekreteri Mustafa Arabacıoğlu'nun
ise kendi partisi tarafından en az desteklenen aday olması dikkat
çekiyor.
CTP/BG
adayı Talat'a partisinden yüzde 96.8, UBP adayı Eroğlu'na da
yüzde 93.2 oranında destek gelirken, DP adayı
Arabacıoğlu'na partisinden gelen oy oranı yüzde 61'de kalıyor.
DP'li seçmenin
neredeyse dörtte biri, yani yüzde 22'si Talat'a oy vereceğini söylerken,
aynı tabana hitap ettikleri UBP'nin adayı Eroğlu'na da DP'den
yüzde 6'lık oy çıkıyor.
UBP'den de
CTP/BG adayı Talat'a yüzde 4.9'luk bir destek var. UBP'den Arabacıoğlu'na
ise çok küçük bir azınlığın, sadece binde 2'lik bir
kitlenin oy vereceği ön plana çıkıyor.
BDH'lılar
da "Talat" diyor
Çözüm ve AB
vizyonu ile mücadelede yer alan ancak son seçimlerde umduğunu bulamayarak
1 milletvekili ile yetinen BDH'da da ibre Talat'tan yana.
20 Şubat
milletvekilliği seçimlerinde oylarının büyük
çoğunluğunu CTP/BG'ye kaptıran BDH'nın,
cumhurbaşkanlığı seçimlerinde de tercihinin Talat'tan yana
olacağı görülüyor.
BDH'lı
seçmenin yüzde 55.6'sı Talat'a oy vereceğini söylerken, Arabacıoğlu'nu
destekleyeceklerin oranı da yüzde 11.1.
Ancak
BDH'lı seçmenden Eroğlu'na oy görülmüyor.
BDH'lı
seçmenin yüzde 33.4'ü ise Angolemli başta olmak üzere Talat,
Arabacıoğlu ve Eroğlu dışındaki adayları
destekleyeceğini söylüyor.
İlçelere
göre analiz
KADEM
sonuçları, CTP/BG adayı Mehmet Ali Talat'ın, 5 ilçede de büyük
farkla rakiplerinin önünde gittiğini gösteriyor.
Talat, en
yüksek oy oranına yüzde 60 ile Lefkoşa'da ulaşırken, bunu
yüzde 57.9 ile Gazimağusa, yüzde 51.3 ile Girne, yüzde 45.8 ile Güzelyurt
ve yüzde 43.7 ile İskele izliyor. Talat'ın kendi bölgesi olan
Girne'de yüzde 50'nin altında görülmesi dikkat çekiyor.
Talat'ın,
sağ oyların ağırlıkta olduğu İskele
ilçesinde ise rakipleri Eroğlu ve Arabacıoğlu'nun hayli önünde
gittiği gözlemleniyor.
Yarışta
ikinci sırada görülen UBP adayı genel başkan Derviş
Eroğlu da en yüksek oy oranını yüzde 38.5 ile Güzelyurt'ta
görüyor. Eroğlu'na İskele'de yüzde 35.9, Girne'de de yüzde
35.6'lık destek var. Eroğlu'nun oy grafiği Lefkoşa ve
Gazimağusa'da büyük ölçüde düşüş kaydediyor.
Gazimağusa
bölgesi milletvekili, yani kendi bölgesi olmasına rağmen
Eroğlu'na bu ilçeden gelen oy oranı yüzde 22.5'e düşerken,
başkent Lefkoşa'da bu destek yüzde 19.8'e kadar iniyor.
Bu durumda
Lefkoşa, Eroğlu'nun en güçsüz olduğu bölge olarak
karşımıza çıkarken, başkentlilerin tercihlerini
Talat'tan yana kullanacağı dikkat çekiyor.
Üçüncü
sıradaki DP Genel Sekreteri Mustafa Arabacıoğlu ise en çok
taraftarı İskele'de buluyor. Arabacıoğlu'nun en zayıf
olduğu bölgeler ise Girne ve Gazimağusa.
Milletvekilliği
seçimlerinde parti genel başkanından daha fazla oy almakla dikkatleri
üzerinde toplayan DP Lefkoşa milletvekili Arabacıoğlu'nun, bu
yarışta Lefkoşalı seçmenin ancak üçüncü tercihi olacağı
tahmin ediliyor.
Arabacıoğlu'na
Lefkoşa'dan yüzde 9.1, Gazimağusa'dan yüzde 7.6, Girne'den yüzde 8,
Güzelyurt'tan yüzde 9.5 ve İskele'den de yüzde 12 oranında oy
görülüyor.
Talat
"gençlerin", Eroğlu "yaşlıların"
tercihi
KADEM
araştırmasında, cumhurbaşkanlığı
yarışında 9 aday arasında ilk iki sıraya yerleşen
CTP/BG adayı Talat ile UBP adayı Eroğlu'nun hangi yaş
grupları tarafından desteklendiği incelendiğinde,
Talat'ın "gençler", Eroğlu'nun ise
"yaşlılar" tarafından desteklendiği ortaya
çıkıyor.
Talat için bu
destek 18-24 yaş grubunda yüzde 71.5'e fırlarken, yaş
ilerledikçe bu destek de azalıyor ve 55 yaş sonrası için yüzde
38.7'ye düşüyor.
Eroğlu
için de bu tablonun tam tersi söz konusu.
Eroğlu'na
destek 18-24 yaş grubundaki gençlerde 13.5 ile en düşük oranı
teşkil ediyor. Yaş ilerledikçe Eroğlu'na olan destek
artış göstererek 55 yaş sonrasında yüzde 45.3 ile en yüksek
oranına ulaşıyor.
Yarın:
Kıbrıs sorunuyla ilgili sürdürülecek görüşmelerde temsil yetkisi
"cumhurbaşkanında, hükümette, yoksa mecliste mi
olmalı" konusunda seçmenin görüşü ne?
Tablolar:
Hangi aday ne
oranda oy alacak?
Aday oy
oranı (%)
Mehmet Ali
Talat 54.9
Derviş
Eroğlu 26.8
Mustafa
Arabacıoğlu 8.9
Hüseyin
Angolemli 2.5
Zeki
Beşiktepeli 1.5
Nuri Çevikel
1.2
Ayhan Kaymak
0.6
Arif Salih
Kırdağ 0.4
Zehra Cengiz
0.2
Fikir/cevap yok
3
Cumhurbaşkanlığı
seçimi hangi turda biter?
Düşünce oy
oranı (%)
1. turda biter
59
2. turda biter
41
Partilere göre
cumhurbaşkanlığı seçimi hangi turda biter?
Parti 1. turda
biter 2. turda biter
BDH 35 65
DP 55 45
UBP 55 45
CTP/BG 67 33
Partilere göre
oy verilecek adaylar
Aday CTP/BG UBP
DP BDH
Mehmet Ali
Talat 96.8 4.9 22 55.6
Derviş
Eroğlu 1 93.2 6 -
Mustafa
Arabacıoğlu 1.9 0.2 61 11.1
Diğer 0.2
0.7 11 33.4
İlçelere
göre oy verilecek adaylar
Aday
Lefkoşa Mağusa Girne Güzelyurt İskele
Mehmet Ali
Talat 60 57.9 51.3 45.8 43.7
Derviş
Eroğlu 19.8 22.5 35.6 38.5 35.9
Mustafa
Arabacıoğlu 9.1 7.6 8 9.5 12
Yaş
dilimlerine göre oy verilecek adaylar
Adaylar 18-24
25-34 35-44 45-54 55+
Mehmet Ali
Talat 71.5 63.9 53.2 39.8 38.7
Derviş
Eroğlu 13.5 19.6 23.1 42.2 45.3
KIBRIS 30/03/05
Annan,
Kıbrıs görüşmelerinin bir kez daha başarısız
olmasını istemiyor
BM Genel
Sekreteri'nin sözcüsü Eckhard:
Annan,
Kıbrıs görüşmelerinin bir kez daha başarısız
olmasını istemiyor
BM Genel
Sekreteri'nin sözcüsü Fred Eckhard, Kofi Annan'ın, Kıbrıs
sorununa çözüm bulma çabalarının bir kez daha
başarısız olmaması için görüşmelerin yeniden
başlamasından önce sağlam bir zeminin olduğunu temin etmek
istediğini söyledi.
Eckhard,
ayrıca Annan'ın Kıbrıslı Rumların, Annan
Planı'nda yapılmasını istedikleri değişiklikleri
yazılı olarak sunmasını beklediğini ifade etti.
Eckhard bu
yöndeki açıklamayı, Yunan Dışişleri Bakanı Petros
Moliviatis'in önceki gün Annan'la Kıbrıs sorununun da içinde
bulunduğu diğer konuları ele aldıkları görüşmenin
ardından yaptı.
KIBRIS 30/03/05
Abdullah
Gül: Türkiye'nin çıkarlarını Rumların ipoteğine asla
terk etmeyeceğiz
|
Türkiye
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül: Türkiye'nin
çıkarlarını Rumların ipoteğine asla terk
etmeyeceğiz Türkiye
Dışişleri Bakanı Gül, Türkiye'nin geleceği ve
çıkarlarının 600 bin Kıbrıslı Rum'un
ipoteğine asla terk edilemeyeceğini vurgulayarak, "Türkiye, ne
yaptığını bilerek hareket edecektir. Türkiye, ne AB'nin
içindeki radikal Türkiye karşıtı unsurların oyununa
gelecektir ne de başkalarının"dedi Türkiye
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Türkiye'nin ne AB içindeki
radikal Türkiye karşıtı unsurların ne de
başkalarının oyununa gelmeyeceğini, KKTC'yi tanımaya
devam edeceğini vurguladı. Gül,
partisinin TBMM Grup toplantısında yaptığı
konuşmada, Gümrük Birliği Protokolü ile ilgili bilgiler verdi. Gül,
AB sürecinin kararlı bir şekilde devam ettiğini belirterek,
hükümetin hedefi ve niyetinde bir sapma ve yavaşlamanın söz konusu
olmadığını kaydetti. Gül, "AB
hedefi nihayetinde, kendi halkımızın hayat standardını
yükseklere çıkarma hedefidir. Demokratik olarak da sosyoekonomik olarak
da... Bu hedeften herhangi bir sapma söz konusu değildir. Günü
geldiğinde müzakereler başlayacaktır ve 2005 bitmeden birçok
konuda müzakere yapılacak ve bazı fasıllar belki de
kapanacaktır" diye konuştu. AB
müktesebatı ile ilgili bazı gelişmeler olduğunu anlatan
Gül, sözlerini şöyle sürdürdü: "Gümrük
Birliği Protokolü bu çerçevededir. Geçen 1 Mayıs 2004 tarihide
AB'ye 10 yeni ülke katıldı. Bu ülkelerden birisi de
Kıbrıs Rum yönetimidir. AB'nin üye sayısı 15'den 25'e
çıktı. AB hukukuna göre, tam üye olan bütün ülkeler AB
müktesebatını otomatik olarak üstlenirler. Yani AB'nin hukukunu,
genelgelerini, yönetmeliklerini, AB'nin diğer ülkelerle yaptığı
bütün anlaşmaları üstlenirler. 1 Mayıs
2004 tarihinde 10 yeni ülke de bunları üstlendi. Bunların bir
parçasında da AB'nin Türkiye ile yaptığı anlaşmalar
vardır. Türkiye ile ilgili anlaşmayı da 10 yeni ülke
üstleniyor. Protokol dediğimiz ve konuştuğumuz konu budur. Bu,
Türkiye'nin AB'nin Gümrük Birliği anlaşmasıdır. AB'nin 15
eski üyesi ile Türkiye arasında mallar serbestçe dolaşıyor.
Yeni 10 ülke daha girdiğine göre, 25 ülkeyle serbestçe Türk
mallarının gidebilmesi, satılabilmesi, herhangi bir
engellenmeyle karşılanmaması, Kıbrıs Rum kesimi de
buna dahil olmak üzere oralardan da gelecek malların Türkiye'ye
girmesidir. Şimdi
fiilen 1 Mayıs 2004'ten beri uygulanmakta olan bu durum... Şimdi
önümüzde AB Komisyonu, yani 25 ülke adına AB Komisyonu ile Türkiye
tarafından bir protokole bağlanacaktır. Tamamen teknik bir
konudur. Bununla ilgili işlemler başlamıştır.
Müzakereler yapılmıştır. Bu müzakerelerin neticesinde
sadece malların dolaşımı Gümrük Birliği sınırına
girdiği için kabul edilmiştir. Limanların ve
havaalanlarının açılması söz konusu değildir. Sadece
mal hareketleri serbest olacaktır. Bununla ilgili protokolün imzalanma
sürecini başlattık. Bu bir
süreçtir. Şu anda imzalanan herhangi bir şey yoktur. AB'nin iç
hukuku gereği bu aylar alacaktır. Sonra imza aşamasına
gelince de imzalanacaktır. Orada AB'nin 25 ülkesinden biri Rum kesimi
olduğu için ve Rumlarla Türkiye ve KKTC arasında bir tanıma
söz konusu olmadığı için, kalıcı bir çözüm
bulunmadığı için, Türkiye'nin bugünkü pozisyonu aynen devam
edecektir. Bununla
ilgili uluslararası hukukun verdiği tüm imkanlar
kullanılacaktır. Onu da zaten dünya alem bilmektedir." Gül, bu
çerçevede Kıbrıs'ta kalıcı bir çözüm istediklerini
hatırlatarak, bu yönde BM'ye de devamlı telkinde
bulunduklarını söyledi. Sorunun çözümünün BM'nin öncülüğünde
gerçekleşebileceğine dikkati çeken Gül, Türkiye'nin KKTC'yi
tanımaya devam edeceğini vurguladı. TC
Başbakan Vekili Gül, "Bu mal hareketi Rumların yetkilerinin,
hukuklarının, otoritelerinin geçtiği bugünkü
sınırları ile kapsamlıdır. Dolayısıyla
bugün hangi sınırlarda hükümleri geçiyorsa o sınırlarda
mal hareketi olacaktır" dedi. "Türkiye'nin
çıkarları" Gül,
Türkiye'nin geleceği ve çıkarlarının 600 bin kişinin
ipoteğine asla terk edilemeyeceğini vurgulayarak, şöyle
konuştu: "Türkiye, ne yaptığını bilerek hareket
edecektir. Türkiye, ne AB'nin içindeki radikal Türkiye karşıtı
unsurların oyununa gelecektir ne de başkalarının...
Şüphesiz ki sıkıntılar söz konudur. Türkiye içinde
muhalifler olabilir. AB içinde (Türkiye 70 milyonluk ülke, AB'ye girmesin)
deyip Türkiye'den çekinenler olabilir. Biz, inandığımız
yolda, kararlı bir şekilde devam etme azmindeyiz." |
KIBRIS 30/03/05
ABD'nin
Lefkoşa Büyükelçisi Michael Klosson: Ekonomik
farklılığı en aza indirgemek çözümü
kolaylaştırır
ABD'nin
Lefkoşa Büyükelçisi Michael Klosson, Kıbrıs'ta iki toplum
arasında uzlaşı ve hoşgörü kültürünü geliştirmek
amacıyla, Yeşil Hat Tüzüğü çerçevesinde iki taraftaki
işletmeler arasında işbirliği yapılması yönünde başlattıkları
çalışmaları sürdürdüklerini
belirterek,
"Kıbrıslı Türkler üzerindeki izolasyonları hafifletme
çalışmalarımız bu çerçevede olmalıdır" dedi.
İki taraf
arasındaki ekonomik farklılığı en aza indirgemenin
çözümü kolaylaştıracağına
işaret
eden Klosson, Kıbrıs sorununa çözüm bulunması durumunda ortaya
çıkacak olan maliyetlerde Kıbrıs Türklerine düşen
payın, ABD tarafından, KKTC ekonomisinin gelişmesi için
yapılan yardımlar sayesinde daha kolay
karşılanacağını belirtti.
Zamanın
çözüm aleyhinde çalıştığını ifade eden Klosson,
"Gelişmeler adada yeni karışıklıklara sebep
oluyor. Örneğin, ada nüfusu yaşlandıkça, adaya mahsus çok yönlü
kültür mirasını paylaşan halk gittikçe azalıyor" dedi.
Diğer
yandan adadaki olumlu gelişmelere de dikkat çeken Klosson,
Kıbrıslı Türk ve Rumların birbiriyle ilişki kurmaya
başladığını, kapıların açılmasından
itibaren 7 milyon geçiş yapıldığını ve hiçbir
sorun yaşanmadığını kaydetti. Klosson, bunun
yanında Kıbrıslı Türk ve Rum siyasi partileri arasında
ziyaret ve diyalogun başladığına da işaret etti.
Amerikan
Büyükelçisi Klosson, "Kıbrıs Fulbright Burslu Öğrenci
Derneği, "Kıbrıs Amerikan Üniversiteleri Mezunları
Derneği" ve "Kıbrıs-Türk Amerikan Kültürel
Derneği" tarafından organize edilen ve dün akşam ara
bölgedeki "J. W. Fulbright Center"de gerçekleştirilen
etkinliğe konuşmacı olarak katıldı.
Klosson,
"Özgürlük: Amerikan Diplomasisinin Misyonu" konulu
konuşmasında, "Özgürlüğü Gözeten Güç Dengesi",
"Avrupa İle Ortaklık: Bizim Ortak Gündemimiz",
"Ortadoğu Barışı: En Büyük Fırsat ve
Öncelik", "Afganistan-Irak", "İsrail-Filistin
Barışı" ve "Kıbrıs'ta Kapsamlı Barış
İhtiyacı" konularını irdeledi.
Kıbrıs'ta
kapsamlı bir çözümün gerekliliğini vurgulayan Klosson, "1974'te
Atina'nın Kıbrıs'ı kendisine bağlama girişiminin
ve bunun üzerine Türkiye'nin adaya müdahale etmesinin adadaki iki toplumda büyük
acılara neden olduğunu" söyledi.
1974'ün
sonuçlarının doğurduğu ortamın ve sayıları
gittikçe artmakta olan yabancı askeri güçlerin adada
bulunmasının kabul edilebilir uzun vadeli bir çözüm
olmadığını" belirten Klosson, "ABD, uzun
zamandır adada asker konuşlandırılmasına karşı
çıkmaktadır" diye konuştu.
Barışçıl
ve kalıcı bileşik bir Kıbrıs'ın, BM Genel
Sekreteri'nin gözetiminde iki taraf arasında yapılacak müzakerelerde
varılacak kapsamlı bir anlaşma sayesinde mümkün olabileceğini
vurgulayan Klosson, ABD'nin, adada güvenlik endişelerini ortadan
kaldıracak ve yabancı askerlerin adadan ayrılmasını
sağlayacak bir anlaşma için BM'ye tüm gücüyle destek vermeye devam
edeceğini ifade etti.
Zamanın
çözüm aleyhinde çalıştığını kaydeden Klosson,
"Gelişmeler adada yeni karışıklıklara sebep
oluyor. Örneğin, ada nüfusu yaşlandıkça, adaya mahsus çok yönlü
kültür mirasını paylaşan halk gittikçe azalıyor" dedi.
Diğer
yandan adadaki olumlu gelişmelere de dikkat çeken Klosson,
Kıbrıslı Türk ve Rumların karışmaya
başladığını, kapıların açılmasından
itibaren 7 milyon geçiş yapıldığını ve hiçbir
sorun yaşanmadığını kaydetti. Klosson, bunun
yanında Kıbrıslı Türk ve Rum siyasi partileri arasında
ziyaretlerin ve diyalogun başladığına da işaret etti.
"ABD'nin
Kıbrıs politikası değişmedi"
Nisan 2004 referandumundan
sonra, ABD'nin Kıbrıs politikasının
değişmediğini belirten Klosson, "BM Genel Sekreteri'nin
çözüm planı temelinde, iki tarafta da çoğunluğun kabul
göreceği bir şekilde, Kıbrıs'ın tekrardan
birleşmesini istiyoruz" dedi.
Klosson, Rum
yönetiminin BM Genel Sekreteri'nin çağrılarına
karşılık vereceği gerçekçi bir yanıtın,
kapsamlı bir çözüm planı için sürecin tekrardan başlamasına
önemli katkıda bulunacağını vurguladı.
Tekrarlanan
soru...
Uluslararası
toplumun pozisyonuna da değinen Klosson, "Uluslararası
topluluğun tekrarladığı soru şu:
"Kıbrıslı Türklerin desteğini kaybetmeden,
referandumda 'hayır' diyen Kıbrıslı Rumlara, en az
yarısı nasıl ikna edilerek, 'evet' dedirtilebilir?"
"ABD
yardımları yükü hafifletecek"
Adadaki
uzlaşma ve hoşgörüyü iyileştirmek amacıyla Yeşil Hat
Tüzüğü çerçevesinde iki taraftaki işletmeler arasında
işbirliği yapılması yönünde başlattıkları
çalışmaları sürdürdüklerini anlatan Klosson, "Kıbrıslı
Türkler üzerindeki izolasyonları hafifletme çalışmaları bu
çerçevede olmalıdır" dedi.
İki taraf
arasındaki ekonomik farklılığı en aza indirgemenin
çözümü kolaylaştıracağını da söyleyen Büyükelçi
Michael Klosson, Kıbrıs sorununa çözüm bulunması durumunda
ortaya çıkacak olan maliyetlerde Kıbrıs Türklerine düşen
payın, ABD tarafından KKTC ekonomisinin gelişmesi için
yapılan yardımlar sayesinde daha kolay
karşılanacağını da açıkladı.
Klosson, ABD
tarafından yapılan yardımların, Kıbrıs
Rumlarının "muhtemel bir anlaşmanın adaletsiz bir
şekilde Kıbrıs Rumlarına daha fazla mali külfet getireceği"
yönündeki endişelerine de cevap vereceğini belirtti.
"Arkasında
duracağımız şeyler söylüyoruz"
ABD
tarafından atılan adımlara karşı endişe duyan
kesimlere de seslenen Klosson, bu konuda şöyle konuştu:
"Arkasında
duracağımız şeyler söylüyoruz ve söylediklerimizde
ciddiyiz. BM temelinde görüşülerek varılacak ve adayı
birleştirecek kapsamlı bir çözümü destekliyoruz. Burada saklı
bir gündem yok. "
"Yeni
fırsatlar ve sorumluluklar"
Güney
Kıbrıs'ın geçen yıl mayıs ayında Avrupa
Birliği'ne üye olmakla, ABD ve Avrupa arasında transatlantik
ortaklığa da katılmış olduğunu söyleyen Klosson,
"Bu, yeni fırsatlar ve sorumluluklar yaratan daha geniş bir
meseleler gündemi oluşturmuştur. Örneğin, Kıbrıs
şimdi dünyada en geniş ekonomik ilişkilerin üyesidir. ABD ile AB,
Atlantik'in her iki yakasında milyonlarca iş olanağı
yaratan 2 trilyon dolarlık ticaret ve yatırımdan memnun"
diye konuştu. Klosson, şöyle devam etti:
"Kıbrıs'ın
Avrupa Birliği içinde,bölgede ve ABD ile ilişkilerde güçlü ve aktif
bir üye olarak tam potansiyeline kavuşacağı günü dört gözle
bekliyoruz. Bu fırsatlarla sorumlulukların, kapsamlı bir çözümle
bütün Kıbrıslılar tarafından
paylaşılabileceği günü görmeyi bekliyoruz.
Güney
Kıbrıs'ın Avrupa Birliği'ne girişinin
yıldönümünün yaklaşmakta olduğunu da söyleyen Büyükelçi Klosson,
o güne kadar adanın yeniden birleşmesinin
sağlanacağını umut ettiklerini sözlerine ekledi.
KIBRIS 30/03/05
Talat:
Hiçbir güç doğrudan ticareti uzun süre engelleyemez
|
Cumhuriyetçi
Türk Partisi Birleşik Güçler (CTP-BG) Genel Başkanı
Başbakan ve Cumhurbaşkanı adayı Mehmet Ali Talat, AB'nin
en temel ilkesi olan doğrudan ticaretin ne Rum yönetimi ne de başka
güçler tarafından engellenemeyeceğini vurguladı. Güney
Kıbrıs Rum tarafının son günlerde doğrudan ticaret
tüzüğünün seçimlerden sonra askıya alınacağına
yönelik bir dedikoduyu basın yoluyla yayma girişimlerinde
bulunduğuna dikkat çekerek, AB'nin doğrudan ticareti rafa
kaldırma gibi bir niyet içinde olmadığını kaydetti.
Talat, "Bizler de bu konuda ısrarcıyız" dedi. CTP-BG
Basın Bürosu'ndan yapılan açıklamaya göre, CTP-BG Genel
Başkanı Başbakan ve Cumhurbaşkanı adayı Mehmet
Ali Talat, önceki günkü köy gezileri çerçevesinde, Girne bölgesindeki
Akdeniz, Tepebaşı, Kozanköy, Hisarköy ve Sadrazamköy'ü ziyaret etti
ve Çamlıbel'de de miting düzenledi. 17 Nisan'daki
cumhurbaşkanlığı seçimlerinin önemini vatandaşlara
anlatan Talat, Mali yardım ve doğrudan ticaretin,
Kıbrıslı Türklerin izolasyonunun kaldırma konusunda AB
dışişleri bakanlarının aldığı
kararın hayata geçirilmesinin bu seçimlerin arkasından
başlayacağını, tüzüklerin seçimin ardından iyice
tartışılıp sonuçlandırılmaya
çalışılacağını belirtti. Talat özetle
şöyle devam etti: "Hele
Türkiye'nin Kıbrıs Rum tarafını da kapsayacak
şekilde Ankara Anlaşması'nı genişletirken
atacağı imzanın kapsamı içerisinde Kıbrıs
bandıralı gemilerin Türkiye limanlarına yaklaşmasına
doğrudan ticaret şartının getirilmesi son derece
önemlidir ve bu konuda Türkiye'nin bu bağlamda bize yardım edip
ısrarlı oldu da bir gerçektir. Yeni protokol imzalanırken
bunun gereği olan limanlara Kıbrıs bandıralı
gemilerin yaklaşmasını bizim doğrudan ticaretimizle
pazarlık etme noktasındayız ve bu konuda zaten Avrupa
Birliği de gerekli tutum değişikliğine gitmiş ve
Kıbrıs bandıralı gemilerin Türkiye limanlarına
yaklaşması konusundaki ısrarından geri çekilmiştir.
Bu konuda önemli bir adım atılmış sayılabilir."
Kıbrıs
Türk halkının ortaya koyduğu coşku ve heyecanın
kendisine güç verdiğini kaydeden Talat, "Bu gücün, bu
desteğin, mutlaka Kıbrıs Türk halkının
çıkarlarını koruyan Kıbrıs Türk halkının
geleceğini aydınlatan bir barış, çözüm için
kullanılacağına emin oldum" dedi. Cumhurbaşkanlığı
seçimi Kıbrıs Türk halkının sözcüsünü temsilcisini
seçeceği bir etkinlik olacağını ve herkesin
oylarıyla seçilecek olan cumhurbaşkanının, Kıbrıs
Türk halkının temsilcisi, sözcüsü olacağına işaret
eden Talat, cumhurbaşkanının müzakerelerde de görüşmeci
olacağını Kıbrıs Türk halkının da kendi
çıkarlarını korurken onu dünyayla birleştiren, dünyaya
götüren birisini seçmeyi mutlaka isteyeceğini kaydetti. CTP-BG Genel
Başkanı Talat, "Bizler gözlerimizi geleceğe diktik.
Çocuklarımızın, gençlerimizin daha güzel günlerde
yaşabilmesi için, onlara sağlam bir gelecek hazırlayabilmek
için bizim ve bizden eski kuşağın çektiklerini gençlerimizin,
çocuklarımızın çekmemesi için, onların daha güzel
günlerde ve dünya ile bütünleşmiş barış içindeki bir
Kıbrıs'ta, artık savaşın bir daha
düşünülmeyeceği bir Kıbrıs'ta yaşayabilmeleri için
yola çıktık. Bu anlayış bu inanış, bu vizyon,
bu dünya görüşü bizim politikamızın bel kemiğidir"
dedi. 3 Ekim'de
Türkiye'nin AB ile başlayacak olan müzakerelerinin hemen öncesinde
Kıbrıs sorununda ciddi adımlar atılmasını hatta
mümkünse sorunun çözülmesini hedefleyeceğini belirten Mehmet Ali Talat,
Kıbrıs Türklerinin kamu yönetimini, idari yapısını,
teknik kapasitesini, AB'nin kaynaklarını kullanabilecek noktaya
çıkaracak olan AB uyum çalışmalarının da hükümet
nezdinde sürdürüleceğini söyledi. |
KIBRIS 30/03/05
|
Annan Kıbrıs, Ankara ve Atinaya temsilci gönderecek |
|
|
Lefkoşa BM Genel Sekreteri Kofi Annanın, 17 Nisanda KKTCde yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ardından Kıbrıs, Ankara ve Atinaya bir temsilci göndereceği bildirildi. Rum basını, diplomatik
kaynaklara dayanarak verdiği haberde BM Genel Sekreteri Annanın 17
Nisandaki seçimin ardından niyetlerini öğrenmek üzere
Kıbrıs, Ankara ve Atinaya bir temsilci göndereceğini
belirtti. Rum Dışişleri
Bakanı Yorgo Yakovunun dolaylı görüşmelerin Nisan ayında
başlayabileceğini söylemesi ardından Yunan diplomatik
kaynakları, müzakerelerin 17 Nisandan sonra başlayabileceğini
bildirdi. Annanın sözcüsü Fred
Eckhard ise, BMnin Rumlardan planda istedikleri değişiklikleri
yazılı olarak iletmelerini beklediğini tekrarladı.
Eckhard, Annanın yeni bir başarısızlığı
istemediği için müzakereleri başlatmadan önce sağlam bir zemin
olmasını arzuladığını söyledi. (ANKA) |
|
HURRIYET 31/03/2005
Tatar:
Kayıplar bu yıl biter
Otonom
Kayıp Şahıslar Komitesi'nin Türk üyesi Rüstem Tatar,
kayıplar konusunun 1963 yılına dayandığını
belirterek bu konuyu bir yıl içinde sonuçlandırmayı
hedeflediklerini söyledi. Kayıplar konusunu 1963'lerden, 1974'lerden
2005'lere taşıyan tarafın Türk tarafı
olmadığını vurgulayan Rüstem Tatar, Türk tarafının
iyi niyetle sorunun çözümü için elinden gelen çabayı göstermekte
olduğunu ve göstereceğini belirtti
Pınar
SELENGİN
Otonom
Kayıp Şahıslar Komitesi'nin Türk üyesi Rüstem Tatar,
kayıplar konusunun 1963 yılına dayandığını
belirterek, bu konuyu bir yıl içinde sonuçlandırmayı
hedeflediklerini söyledi.
Özellikle
Kıbrıslı Türklerin vicdanında yer eden kayıplar
konusunun, Rum yönetiminin eski başkanı Glafkos Kliridis ile
Cumhurbaşkanı Denktaş'ın 2002 yılı
görüşmelerinde de ele alındığını hatırlatan
Tatar, Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi'nin 1981 yılında
her iki taraftan birer eşit temsilci ile BM genel sekreterinin üçüncü üye
adı altında atadığı yansız bir diplomatın
iki toplumlu olarak kurulduğunu, komitenin kurulmasından sonra
bazı kayıpların ölü olduğunun kanıtlanmasına
rağmen Rum tarafının bunu kabul etmediğini söyledi.
Kayıplar
konusunun 1997'de Denktaş ile Kleridis arasında varılan
mutabakatla yeni bir boyut kazandığını ifade eden Tatar,
kayıpların bulunabilmesi için her iki tarafta bilinen mezarların
açılmasına iki liderin de onay verdiğini belirtti.
1981
yılında kurulan komitenin görev talimatında kemik
bulunmasının öngörülmediğine, bir kaybın akıbeti
hakkında bilgi ve delil elde edilmesinin öngörüldüğüne değinen
Tatar, kayıpların öldüğü ile ilgili göz şahidi
olmasına rağmen, bunun da Rumlar tarafından kabul edilmediğini
belirtti.
Rum
tarafının AB mahkemelerine başvurmasıyla bu tür politikalar
izlendiğini dile getiren Tatar, mahkeme kararı ile ölen
Rumların, nasıl ve kimin tarafından öldürüldüğünün
bulunmasının ardından da tazminat ödenmesi taleplerinin ortaya
çıktığını ifade etti.
Rumların
kayıplar konusunu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne
taşır ve lehlerine karar alınırken, Kıbrıs'taki
komitenin etkin olmadığını; çünkü komitenin suçlu
aramadığını, cezalandıramadığını
savunduğunu anlatan Tatar, Kayıp Şahıslar Komitesi'nin
suçlu aramak için kurulmadığını hatırlattı.
Domuzcular
Burnu bölgesinde kazılar sürecek
Hamitköy-
Kızılbaş bölgesinde olduğuna inanılan mezar ortaya
çıkarılması için International Forensic Center of Excellence for
Investigation of Genocide (INFORCE) ekibinden yardım istendiğini
söyleyen Tatar, başka bir yerde ihtiyaç duyulması halinde ilgili
ekibin yine çağrılabileceğini kaydetti.
Domuzcular
Burnu'nda yapılan, ancak herhangi bir sonuca ulaşılamayan
kazılara aynı bölgede farklı alanlarda yapılacak
kazılarla devam edileceğini ifade eden Tatar, kuzeyde
araştırmaların sürdüğünü söyledi.
Ülke genelinde
komitenin araştırmalarına devam ettiğini belirten Tatar, 4
Şubat 2005 tarihinde kuzeyde bulunan 11 mezar yerinin bildirildiğini
ifade etti.
Tatar, karşılıklı
olarak tespit edilmiş olan mezar yerlerinin açılması için
kullanılacak DNA merkezinin iki tarafça mutabakat halinde belirlenmesinden
sonra İNFORCE adli tıp kuruluşunun KSK tarafından davet
edileceğini kaydetti.
"Kayıplar
konusunu Türkler uzatmadı"
Rumların
siyasi konularda olduğu gibi kayıplar konusunda olumsuz tavır
sergilediklerini belirten Tatar, Kıbrıslı Türklerin de
propagandaya zaman zaman tepkilerinin olduğuna değindi.
Kayıplar
konusunu 1963'lerden, 1974'lerden 2005'lere taşıyan tarafın Türk
tarafı olmadığını, da vurgulayan Rüstem Tatar, Türk
tarafının iyi niyetle sorunun çözümü için elinden gelen çabayı
göstermekte olduğunu ve göstereceğini belirtti.
Laboratuar için
çalışma yapılması lazım
Tatar,
mezarların açılarak kemiklerin çıkarılmasının
uzman işi olduğunu ve bununla INFORCE ekibinin ilgilendiğini
kaydederek, kemiklerin laboratuarda toplanarak antropolojik çalışma
yanında, gen testinin yapılabilmesi için kayıp ailelerinden de
örnekler alınacağını ve konu ile ilgili gerekli
çalışmanın yapılacağını dile getirdi.
DNA testlerinin
yapılması için Rum tarafındaki DNA laboratuarının ya
iki toplumlu hale dönüştürülmesi ya da Türk tarafında bir
laboratuarın kurulmasının gündeme gelmesi gerektiğini
söyleyen Tatar, bu konunun da henüz çözülmediğin kaydetti.
TC'nin
adım atması bekleniyor
Türkiye'nin
bugüne kadar bu işe karışmadığını ve TC'li
yetkililerin buna karışmayacağını söyleyen Tatar,
çalışmaları başından beri sürdüren Otonom Kayıp
Şahıslar Komitesi'nin çalışmalara devam etmesi
gerektiğini söyledi.
AB Delegeler
Komitesi'nin, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM)
kararlarının uygulanmasını temin ettiğini belirten
Tatar, mahkemenin Türkiye'den adım atmasını istediğini,
ancak bu konu ile ilgilenen bir komitenin bulunması nedeniyle, Türk müracaatlarını
reddeden bir üyesinin mahkemenin Rum yargıcı olduğunu, bunu
doğru ve adil olmadığını, AİHM'nin
tarafsızlığına gölge düştüğünü kaydetti.
Rumlar
tarafından AİHM'ye götürülen ve mahkeme tarafından alınan
kararların uygulanması yönünde beklentilere rağmen,
Kıbrıslı Türklerin birkaç başvurusuna rağmen,
mahkemede maalesef kabul görmediğini belirten Rüstem Tatar, bu dengesizlik
ve adaletsizliğin giderilmesine gerektiğine dikkat çekti.
Tatar,
Kıbrıslı Rumlara alınan mahkeme kararıyla
ayrıcalık tanındığını, aynı tavrın
Kıbrıslı Türklere karşı sergilenmediğini
kaydederek bunun da, Rumlar için ölüm nedenini bulma, suçlu varsa
cezalandırma ve tazminat ödenmesi gündeme gelirken,
Kıbrıslı Türklerle ilgili suç işlemiş olanların
cezalandırılması ve tazminatın söz konusu
olmadığını, bunun bir dengesizlik teşkil ettiğini
vurguladı.
Kayıplar
konusu 1963'ten beri gündemde
Kıbrıs'ta
1963'te başlayan süreçte kaybolan ve akıbetleri resmen henüz
belirlenmemiş olan kişiler, yıllardan beri
"kayıplar" adıyla tarihe geçerken, kayıp
kişilerin akıbeti gündemdeki yerini koruyor. 1963'ten bu yana devam
eden kayıplar konusunun araştırılması amacıyla
1981 yılında kurulan iki toplumlu Otonom Kayıp
Şahıslar Komitesi çalışmalarını sürdürüyor.
Otonom
Kayıp Şahıslar Komitesi'ndeki resmi rakamlara göre, kayıp
Türklerin sayısı 211'i 1963'te olmak üzere 500 iken, kayıp
Rumların sayısı ise 1460 civarında.
Kayıplar
konusu 1997'de Denktaş ile Kleridis arasında varılan mutabakatla
yeni bir boyut kazanmış, kayıpların bulunabilmesi için
bazı mezarların açılmasına iki lider de onay vermişti.
Avrupa
İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM) konuyla ilgili
kararının da etkisiyle sorunun çözümü gündeme gelirken, Rum
Yönetimi'nin 1996 yılında yaptığı başvuruyu 10
Mayıs 2001'de karara bağlayan AİHM, kayıplar konusunda
Türkiye'yi mahkum etmiş ve ilgili ailelere bilgi verilmek, ayrıca
varsa suçluların tespit edilip cezalandırılması ve tazminat
ödenmesi ile sorunun çözüme kavuşturulmasını
kararlaştırmıştı.
AİHM'in
kayıplarla ilgili kararı konusundaki süreç içerisinde, mahkeme
kararlarının uygulanmasını sağlamakla yükümlü Avrupa
Konseyi Delegeler Komitesi'nin Stasbourg'taki 10 Şubat 2005 tarihli
toplantısında Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi Türk
üyesi Rüstem Tatar, yapılmakta olan araştırmalar ve mezar
tespitleri ile ilgili bilgi verdi.
Tatar, Avrupa
Konseyi Delegeler Komitesi toplantısında, komitenin, AİHM
kararı çerçevesinde sadece kayıp Rumlar dosyasını görmekte
ısrarını sürdürdüğünü ifade ederek Delegeler Komitesi'nin
Kıbrıslı Türk kayıplar sorununun, Rumlarınki ile
eşdeğer tutulmadığına dikkat çekti.
Kıbrıs'ta
kayıplar konusunun sonuçlandırılması için Otonom Kayıp
Şahıslar Komitesi'nin çalışmaları hakkında
Stasbourg'da delegeler komitesine geniş bilgi sunduğunu, ancak en
büyük haksızlığın, konunun tek taraflı olarak Rumlar
lehine ele alınmakta olduğunu vurguladı.
KIBRIS
31/03/05
|
Talat: Karmaşık günler kapadıda |
|
|||||||||||||||
|
KKTC
Başbakanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıslı Türklerin
1963'ten bu yana ilk kez iktidar değişikliği
yaşadığını ve başka bir yapının
ortaya çıktığını ifade ederek, Karmaşık,
ince ayarlı ve çok çalışmak gereken günler
yaşanacağını söyledi. Gelecek
günlerde Kıbrıs sorununda ve Türkiye'nin AB sürecinde önemli
gelişmeler beklendiğini belirten Talat, burada olumlu ve
yararlı bir rol oynamak istediklerini, Kıbrıslı Türklerin
Türkiye'nin AB sürecinde engel değil, yardımcı olması
için çalışacaklarını söyledi. "KARMAŞIK
GÜNLER KAPIDA" Karmaşık,
ince ayarlı ve çok çalışmak gereken günler
yaşanacağını kaydeden Talat, çünkü eskiden olduğu
gibi katı ve sert bir duruşla bu sürecin
geçiştirilemeyeceğini, bu süreçte ilerlenemeyeceğini
belirtti. Talat,
geçmişte tanımlanan hedef neyse o hedefe ulaşmanın kolay
olduğunu, 'hayır' denildiğinde olayın bittiğini
ifade ederek, şimdi ise 'evet ama' diye başlanan, doğru
açılımları ortaya koyabilen bir yaklaşım belirlemek
ve benimsemek gerektiğini kaydetti. Talat, Bunun çok kolay
olmadığını ve geçmiş geleneklerden farklı
olduğunu sözlerine ekledi. (aa) HURRIYET 01/04/05
HURRIYET
01/04/05
HURRIYET
01/04/05 Türkiye Başbakanı Erdoğan: Türkiye, KKTC'nin
menfaatleri neyi gerektiriyorsa onu yapacaktır AMAÇ ÇÖZÜME
ULAŞMAK... Erdoğan: Türkiye, KKTC'nin menfaatleri neyi
gerektiriyorsa onu yapacaktır. Bizim asıl derdimiz, KKTC'yi
artık yıllardır çözümsüzlüğe mahkum eden bir
anlayıştan kurtarıp çözüme kavuşturmak ve KKTC'nin tüm
dünyada tanınan bir devlet haline gelmesini sağlamaktır HAMASETLE
OLMAZ... KKTC'ye niye uçak inip kalkmıyor, ticari kültürel
ilişkiler yapılamıyor... Şunu iyi değerlendirmemiz
lazım: Ortada fiili bir durum var. Hamaset bu işi kurtarmıyor.
Bugüne kadar bu işin hep hamaseti yapıldı. Bununla da bir yere
varılamadığı görüldü Türkiye
Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, "Türkiye, KKTC'nin
menfaatleri neyi gerektiriyorsa onu yapacaktır" dedi. Erdoğan,
"Bizim asıl derdimiz, KKTC'yi artık yıllardır
çözümsüzlüğe mahkum eden bir anlayıştan kurtarıp çözüme
kavuşturmak ve KKTC'nin tüm dünyada tanınan bir devlet haline
gelmesini sağlamaktır" görüşünü de vurguladı. AA'nın
haberine göre Türkiye Başbakanı Erdoğan, Fas'ın
başkenti Rabat'ta düzenlediği basın toplantısında,
gezisine ilişkin açıklamalarının ardından gazetecilerin
sorularını yanıtladı. Bir
gazetecinin, "Gümrük Birliği anlaşmasının AB'ye yeni
katılan üyeleri de kapsayacak şekilde genişletilmesine
ilişkin protokolü Türkiye'nin kabul etmesi, Kıbrıs Rum
yönetimini tanıyacağı anlamına gelir mi?"
şeklinde bir sorusu üzerine Erdoğan, protokolün konuyla ilgili 19.
paragrafına Türkiye'nin ilave ettiği maddeden sonra, konuyla ilgili
AB'deki "havanın" değiştiğini söyledi. "AB
yetkililerin de dediği gibi Türkiye'nin bu protokolü
imzalamasının genel bir tanıma anlamına gelmeyeceğini"
vurgulayan Erdoğan, bu konuda bir mektup teatisi
başlattığını, Türkiye'nin protokole
koyacağı bir şerhin her şeyi engelleyeceğini
kaydetti. Türkiye'nin
KKTC'nin menfaatleri neyi gerektiriyorsa onu yapacağını da
belirten Erdoğan, şöyle konuştu: "Bizim
asıl derdimiz, KKTC'yi artık yıllardır çözümsüzlüğe
mahkum eden bir anlayıştan kurtarıp çözüme kavuşturmak ve
KKTC'nin tüm dünyada tanınan bir devlet haline gelmesini
sağlamaktır. KKTC'ye niye uçak inip kalkmıyor, ticari kültürel
ilişkiler yapılamıyor... Şunu iyi değerlendirmemiz
lazım: Ortada fiili bir durum var. Hamaset bu işi kurtarmıyor.
Bugüne kadar bu işin hep hamaseti yapıldı. Bununla da bir yere
varılamadığı görüldü. Bizim iktidarımız bu
konuda, çözümsüzlük çözüm değildir diyor. Bu çözümde KKTC
halkının kararı da bizim için önem taşıyor. Biz de o
karar çerçevesinde garantörlük haklarımızı
kullanıyoruz." Başbakan
Erdoğan, başka bir gazetecinin "KKTC'deki referandum sürecinde
hayal kırıklığına
uğradığınız ve bunun da enerjinizi
azalttığı yönünde yorumları yapılıyor"
şeklindeki sorusu üzerine, enerjisinde herhangi bir kaybın söz
konusu olmadığını kaydetti. Erdoğan,
KKTC'de ekonomik, kültürel, ticari alanlarda bugüne kadar pek bir şey
kazandırılamadığını, ancak siyasi alanda
bazı haklar kazanıldığına dikkati çekti. Erdoğan, artık Türkiye'nin üzerine KKTC dayatmasıyla gelinemediğini, KKTC Başbakanı'nın (Başbakan Mehmet Ali Talat) bir çok ülkede toplantılara katıldığını ifade ederek, yabancı işadamlarının KKTC'ye gitmeye başladıklarını söyledi. KIBRIS 01/04/05 Adalı
cinayetinde, Türkiye'ye mahkumiyet
KIBRIS 01/04/05
|
||||||||||||||||
|
|
2 Nisan 2005 Tayvan modeli üzerinde çalışıyoruz
diyen Gül bu şekilde Kıbrıs Rum Kesimini tanımadan siyasi
muhatap olarak Yunanistanın alınacağını söyledi.
AKPnin Kızılcıhamamda devam eden 4.
istişare toplantısında konuşan Gül, milletvekillerinin
soruları üzerine Ankara Protokolü konusunda izlenecek yolu anlattı.
Edinilen bilgilere göre Tayvan modelinin Türk
hükümetinin üzerinde çalıştığı model olduğunu
belirten Gül, bunun siyasi tanıma olmadan Kıbrıs Rum Kesimi ile
ilişki kurmak için uygun bir model olacağını söyledi.
Buna göre ABD ve pek çok diğer ülkenin Tayvan
ile ekonomik ilişkisi olduğunu kaydeden Gül, Ancak hiç kimse siyasi
muhatap olarak onları görmüyor. Siyasi ilişkiyi Çin ile kuruyorlar.
SİYASİ MUHATABIMIZ YUNANİSTAN
Türkiyenin de Güney Kıbrıs ile ekonomik
ilişki kuracağını ve geliştireceğini belirten
Gül, Ama siyasi muhatabımızı Yunanistan olacak.
Kıbrıs Rum yönetimini siyaseten tanımak kesinlikle olmayacak
diye konuştu.
TAYVAN MODELİ
Amerika Birleşik Devletleri, Tayvanı
Çinin bir parçası kabul etmekle beraber aynı zamanda da Tayvan ile
bağımsız ticari ilişkiler geliştiriyor.
ABDNİN İNCİRLİK TALEBİ
Gül, milletvekillerinin soruları üzerine
İncirlikin kulanılması konusunda ABDnin geniş
kapsamlı talepleri olduğunu doğruladı.
Dışişleri Bakanı, Ama bu konuda
ABDye özel düzenleme yapmak söz konusu değil. Alınacak tüm kararlar
Birleşmiş Milletler ve NATO kararları çerçevesinde
alınacaktır diye konuştu.
Kıbrıs'a 'Tayvan modeli'
2 Nisan, 2005 21:22:00 (TSİ)CNN TURK
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Türkiye'nin
Güney Kıbrıs Rum Kesimi ile ilişkilerinde 'Tayvan modeli'
önerisinde bulundu.
Gül,
Kıbrıs Rum kesimi ile ticari ilişkilerin
geliştirileceğini, siyasi ilişkililerin ise Yunanistan üzerinden
yürütüleceğini söyledi.
AKP'nin Kızılcahamam kampında, dışpolitika
konularında milletvekillerine bilgi veren Abdullah Gül, bir
milletvekilinin sorusu üzerine Kıbrıs ilişkileri konusunda
değerlendirmede bulundu.
"Ekonomik
ilişkileri geliştireceğiz"
Gül, Türkiye'nin Kıbrıs Rum Kesimi'ni siyasi olarak
tanımayacağını, ancak ekonomik ilişkileri
geliştireceğini söyledi.
Gül, "Kıbrıs Rum Kesimi ile ilişkilerimizde Tayvan modeli
üzerinde duruyoruz. Bunu araştırıyoruz. ABD başta olmak
üzere bütün ülkelerin Tayvan ile konomik ilişkileri var. Ancak ülkeler
siyasi ilişkilerini Çin üzerinden yürütüyorlar" dedi.
Türkiye'nin Kıbrıs Rum Kesimi ile ilişkilerinde de aynı
model üzerinde durulduğunu belirten Dışişleri Bakanı
Gül, "siyasi muhatabımız Yunanistan olacak, siyasi
ilişkilerimiz Yunanistan üzerinden yürütülecek" diye konuştu.
Abdullah Gül, bir başka soru üzerine de, İncirlik Üssü'nün
kullanımı konusunda ABD'nin talebi olduğunu, bu talebin BM ve
NATO kararları çerçevesinde ele alınacağını söyledi.
Gül, "İncirlik Üssü'nün kullanımı nakliye amaçlı
olacak" dedi.
Rum basınının iddiası:Mayın temizleme
çalışmalarının yarıda kalma tehlikesi var
Ara bölgedeki
mayınların temizlenmesiyle ilgili çalışmaların zaman
darlığından dolayı yarıda kalma tehlikesinin
bulunduğu öne sürüldü.
Güney
Kıbrıs'ta yayınlanan Fileleftheros gazetesi, "Mayın
Temizleme Çalışmalarının Yarıda Kalma Tehlikesi"
başlıklı haberinde, tüm çalışmaların finanse
edileceği 2.5 milyon Euro'luk AB ödeneğinin, 30 Eylül'e kadar kullanılması
gerektiğine, ancak bu tarihin mayın temizleme
çalışmaları için yeterli olmadığına işaret
etti.
Gazete, iyi
haber alan kaynaklardan aldığı bilgiye dayanarak, zamanın
yetersiz kalacağı düşüncesiyle AB organlarının,
paranın kullanımı için olan zamanı uzatmaları yönünde
inandırılması çalışmalarının
başlatıldığını yazdı.
Habere göre
aynı kaynaklar, bunun sorumluluğunu zaman darlığına ve
iki tarafa yüklüyor. Türk tarafının hiçbir şekilde ilerleme
kaydetmediği, ayrıca 17 Nisan'dan önce de herhangi bir hareket
beklenmediğini iddia eden kaynaklar, UNFICYP'in KKTC askeri makamları
ve Başbakan Mehmet Ali Talat'la temas halinde olduğunu belirttiler.
Bu arada konuya
taraf üçüncü şahısların, RMMO'yu, yakındaki bölgelerde
mayın tarlalarının temizlenmesi gerektiğine
inandıramadığını yazan gazete, mayınların
temizlenmesi için çağrılan uzmanın, RMMO'nun gösterdiği
yerlerde mayın bulunmadığı yönünde açıklama
yaptığını bildirdi.
Politis
gazetesi ise "Mayınların Temizlenmesi Yavaş"
başlıklı haberinde, Bostancı bölgesindeki mayın
temizleme çalışmalarında büyük gecikme
yaşandığını belirtti.
Gazete,
çalışmaların yarıda kalması tehlikesinin
bulunduğunu da yazdı.
Aynı
sürecin, Ledra Caddesi için de yaşandığını belirten
gazete, Kıbrıslı Türklerin iki olaydaki
çalışmaların 17 Nisan'dan sonra yapılacağı
yönünde güvence verdiklerini kaydetti.
Uzun yolun
açılması
Öte yandan 17
Nisan'da KKTC'de yapılacak olan cumhurbaşkanlığı
seçiminin, Ledra (Uzun Yol) Caddesi noktasından geçit açılması
planlarını olumsuz etkilediğini ve konunun durgunluk içerisinde
bulunduğunu yazan Fileleftheros gazetesine göre, AB uzmanları,
AB'ın Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn'in adayı ziyaret
edeceği Mayıs ayına kadar gerek Astromerit bölgesinde gerekse
Ledra Caddesi'nde çalışmaları sürdürmeyi umuyor.
Bu arada Güney
Kıbrıs'ta İngilizce olarak yayınlanan Cyprus Mail gazetesi,
AB yetkililerinin Ledra (Uzun Yol) caddesini Olli Rehn'in ziyaretinin
gerçekleştirileceği 13 Mayıs'ta açmayı
planladıklarını yazdı.
KIBRIS 02/04/05
Papadopulos tutumunu sürdürürse çok korktuğu sonuca neden
olacak
Avrupa
Birliği'nin yayın organı European Voice gazetesi,
"Papadopulos Kuzey Kıbrıs'ı Ankara'nın
Kucağına mı Gönderecek" başlıklı haberinde,
"Papadopulos bugünkü tutumunu devam ettirirse, çok korktuğu sonuca,
yani Kuzey Kıbrıs'ın Türkiye'yle bütünleşmesine neden
olacak" dedi.
Güney
Kıbrıs'ta yayımlanan Alithia gazetesi dünkü sayısında,
European Voice gazetesinin söz konusu haberine yer verdi.
Alithia ilgili
haberinde, Rum Hükümet Sözcüsü Kipros Hrisostomidis'in "Avrupa'da ve
uluslararası alanda Kıbrısla ilgili atmosfer, referandumun hemen
akabindekiyle kıyaslandığında, çok daha iyidir"
sözlerinin Rum halkını kandırmayı öngördüğünü
belirterek, "European Voice" gazetesinin söz konusu
yayınına yer verdi.
Europen
Voice'in son sayısında yer alan haberde, Kıbrıs Türklerine
mali yardım ve doğrudan ticaret tüzüklerinde Rum tarafının
tavrı eleştirildi.
AB
'Kıbrıs'ı dahil etmekle hata yaptı'
"Papadopulos
bugünkü tutumunu devam ettirirse çok korktuğu sonuca, yani Kuzey
Kıbrıs'ın Türkiye'yle bütünleşmesine neden olacak"
denilen haberde, Yunan hükümetinin, AB uzlaşma ruhuna uygun, daha
mantıklı davranması için Papadopulos üzerinde nüfuzunu
kullanması gerektiği belirtildi.
Haberde
ayrıca, AB'nin "Kıbrıs'ı" birliğe dahil
etmekle hata yaptığı da vurgulandı.
KIBRIS 02/04/2005
Türkiye'ye 24 Nisan'da uyarı geliyor
AB
Kıbrıs Büyükelçisi Meer: Türkiye Ankara protokolünden kaynaklanan
yasal yükümlülüklerini yerine getirmedi
Türkiye'ye 24
Nisan'da uyarı geliyor
LİMANLAR
KIBRIS BANDIRALI GEMİLERE AÇILMALI... AB'nin Kıbrıs Büyükelçisi
Adrian Van Der Meer, 24 Nisan'da yapılacak olan Türkiye - AB Ortaklık
Konseyi toplantısında, Türkiye'nin limanlarını
Kıbrıs bandıralı gemilere açması yolunda, uyarı
alma ihtimali bulunduğunu söyledi. "Bugün, Kıbrıs bandıralı
gemiler Türkiye limanlarına giremezken, bu uygulamadan Limasol'a gelerek,
Mersin'e gitmek isteyen AB bandıralı gemiler de nasibini
alıyor" diyen Meer, diplomatik yollardan Türkiye'nin ikna edilmesine
çalışılacağını belirtti
Emine DAVUT
YİTMEN
Avrupa
Birliği'nin (AB) Kıbrıs Büyükelçisi Adrian Van Der Meer, 24
Nisan tarihinde yapılacak olan Türkiye - AB Ortaklık Konseyi
toplantısında, Türkiye'nin limanlarını Kıbrıs
bandıralı gemilere açması yolunda, uyarı alma ihtimali
bulunduğunu söyledi.
Kıbrıslı
Türk gazetecilerle öğle yemeğinde bir araya gelen büyükelçi Meer, son
günlerin en çok konuşulan konuları olan Türkiye - AB
ilişkilerini, Türkiye'de limanların kullanımı ve Yeşil
Hat Tüzüğü'nde son yaşanan gelişmeleri değerlendirdi.
Meer,
Türkiye'nin Ankara protokolünden kaynaklanan yasal yükümlülüklerini yerine
getirmediğine işaret ederek, " Türkiye, 1999 yılından
bu yana, 1963 yılında imzalanan Ankara Protokolündeki yasal
yükümlülüklerini yerine getirmesi için AB tarafından sürekli olarak
uyarılıyor. Bugün, Kıbrıs bandıralı gemiler
Türkiye limanlarına giremezken, bu uygulamadan Limasol'a gelerek, Mersin'e
gitmek isteyen AB bandıralı gemiler de nasibini alıyor"
dedi.
Meer, AB'nin
Genişlemeden Sorumlu Komiseri Oli Rehn'in, Türkiye'nin söz konusu
yasağı kaldırdığını görmek istediğini
hatırlatarak, diplomatik yollardan Türkiye'nin ikna edilmesine
çalışılacağını belirtti.
Türkiye'nin
konuyla ilgili olarak bir ilerleme kaydetmemesi halinde, bazı
gelişmelerin ortaya çıkma ihtimaline değinen Meer, söz konusu
olasılıkları, "diplomatik diyaloğun devamı veya
Dünya Ticaret Organizasyonu'na, Türkiye'nin organizasyon kurallarını
ihlal ettiği yolunda bir girişimde bulunulabileceği"
şeklinde değerlendirdi.
Türkiye - AB
ilişkilerinin, nadir bir özelliğe sahip olduğuna dikkat çeken
Meer, buna örnek olarak, 1995 yılında imzalanan Gümrük Birliği
anlaşmasını gösterdi.
Büyükelçi Meer,
AB Komisyonu'nun 28 Mart tarihinde, Türkiye'den "protokol metni üzerinde
anlaşabiliriz" ifadesini içeren mektup aldığını
hatırlatarak, bunun mektup yoluyla protokolün parafe edildiği
anlamı taşıdığını kaydetti.
"Şimdi,
protokolün imzalanmasına giden süreci hazırlamalıyız"
diyen Meer, AB Komisyonu'nun bu doğrultuda, 20 dilde bir öneri
hazırladığını ve bunu en kısa zamanda Bakanlar
Konseyi'ne sunacağını aktardı.
AB'de
balık ve bal ticareti
için karar
hazırlanıyor
AB Büyükelçisi
Adrian Van Der Meer, Yeşil Hat Tüzüğü çerçevesinde yapılacak
olan balık ve bal ticareti hakkında, AB Komisyonu'nda, ayrı
ayrı kararlar hazırlandığını söyledi.
Meer, söz
konusu kararların, 17 Şubat tarihinde, Yeşil Hat Tüzüğü'nde
özellikle hayvansal ürünler konusunda yapılan değişiklikler
sonucu ele alındığına işaret etti.
Kıbrıs'ın
mayınlardan arındırılması yolunda yürütülen projenin
oldukça başarılı gittiğini anlatan Meer, "Şu anda
Bostancı bölgesinin mayınlardan arındırma işlemi devam
ediyor. AB, Kıbrıs'ın mayınsızlaştırma
projesine, 30 Eylül tarihine kadar 2.5 milyon Euro'luk bir bütçe
ayırmıştı. Avrupa Parlamentosu'na bize
çalışmalarımıza devam edebilmemiz için ek bütçe vermesini
istedik" dedi.
KIBRIS 02/04/05