Denktaş’ın sarayını hortumladılar

Ömer BİLGE / LEFKOŞA

KKTC Cumhurbaşkanlığı’nda çalışan 15 personelin çete kurup Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın muhtaç durumdaki vatandaşlara yaptığı yardımları zimmetine geçirdiği ortaya çıktı. KKTC Sayıştayı’nın raporuna göre, 2001 yılının ilk üç ayında hortumlanan miktar 300 bin doların üzerinde.

Bugüne kadar yapılan harcamaları incelemeye alan Sayıştay, soygunun çok büyük boyutlara varabileceğini belirtiyor. Cumhurbaşkanı Denktaş’ın sarayındaki skandal, Behiç Amcazade adlı fakir bir vatandaşın Denktaş’ın yaptığı 150 YTL’lik yardım çekini almadığını ihbar etmesiyle ortaya çıktı. Denktaş, yolsuzluğa adları karışan aralarında üst düzey saray bürokratların da bulunduğu 15 kişi hakkında soruşturma açılması emrini verdi ve görevlerinden el çektirdi. Denktaş ayrıca, muhtaçlara yapılan rutin yardımları da askıya aldı.  

HURRIYET 27/03/05

 

AB ile mutabakat

Zeynel LÜLE / BRÜKSEL - Uğur ERGAN / ANKARA

AB Komisyonu, Ankara’nın beklediği protokol mektubunu gönderdi. Rum Kesimi’ni de Gümrük Birliği’ne dahil eden protokolde mutabakat sağlandı.

Rum Kesimi’ni de Gümrük Birliği’ne dahil eden protokolde mutabakat sağlandı.

AB Komisyonu, Ankara’nın beklediği protokol mektubunu gönderdi. Mektupta, ‘metin üzerinde mutabıkız’ ifadesine yer verildi. Böylelikle Ankara anlaşmasının, aralarında Kıbrıs Rum Kesimi’nin de yer aldığı 25 ülkeyi kapsamasını sağlayacak olan beş sayfalık Gümrük Birliği protokolünde Ankara ve Brüksel arasında mutabakat sağlanmış oldu. Ankara’nın bu mektubu mutabakat sağlanmış haliyle önümüzdeki hafta içinde Brüksel’e göndermesi bekleniyor.

Bu aşamada Ankara, protokolle ilgili konuyu kendi açısından tamamlamış ve konuyu AB’nin sahasına bırakmış oluyor. Bu anlaşma, sadece Ankara ile AB Komisyonu’nun Genişlemeden Sorumlu Temsilciliği arasında mutabakat getirdi. Protokol metninin, AB Komisyonu’nun 25 Komiseri tarafından da onaylanması ve AB Konseyine iletilmesi gerekiyor.

ONAYDAN SONRA İMZA

Protokole 25 komiserin onayını vermesinden sonra metin, üye ülke temsilceleri AB Konseyi’ne gidecek. Protokol metni daha sonra AB ülkelerinin Brüksel’deki Daimi Temsilcilerinden oluşan Coreper toplantısında ele alınacak. Burada Kıbrıs Rum Kesimi ve Yunanistan’ın muhalefetiyle karşılaşılabileceği bildiriliyor. Onay verilmesi halinde ise, AB Dönem Başkanı Lüksemburg ile Türk Hükümeti arasında imza gerçekleşecek. Bu imza aşamasında Türk Hükümeti, bir deklarasyon yayınlayarak bunun Kıbrıs Rum Kesimi’ni tanıma anlamına gelmediğini belirtecek. Türk Hükümeti açısından bu deklarasyon, hukuki bir belge niteliği taşıyor.

17 Aralık’ta protokolün imzalanması taahhüdünde bulunan Türkiye, protokolün TBMM tarafından onaylanmasının 3 Ekim sonrasına sarkabileceği görüşünü taşıyor. Ayrıca Avrupa Parlamentosu da protokole ilişkin uygun olup olmadığı görüşünü bildirecek.

HURRIYET 27/03/05

 

Müzakerelerde öncelikli konular

 

AB ile müzakerelere hangi başlıktan başlanacağı konusu Türkiye gündeminde önemli yer tutarken, AB'nin son genişlemede 10 aday ülke için uyguladığı yöntem, konuya ışık tutacak görünüyor.

AB ile 3 Ekim 2005 tarihinde resmen başlaması beklenen müzakerelerin, son genişlemede 4 grupta gerçekleştiği görülüyor. 
 
İlk olarak başlanan müzakere başlıkları bilim ve araştırma, eğitim ve mesleki eğitim, KOBİ, kültür ve görsel-işitsel politika, telekomünikasyon, sanayi politikası ile ortak dış ve güvenlik politikası olarak sıralanıyor.

Şirketler hukuku, istatistik, tüketicinin ve sağlığının korunması, balıkçılık, rekabet politikası, malların serbest dolaşımı, gümrük birliği ve dış ilişkiler ise ikinci olarak gelen başlıklar olarak görülüyor. Bu grup için son genişlemedeki 10 aday ülke için 6 aylık süre tanınırken, Türkiye için bu sürenin biraz daha farklı olabileceği vurgulanıyor.
   
SERMAYE VE HİZMETLERİN SERBEST DOLAŞIMI
   
3. grupta yer alan başlıklar da 6 aylık sürede tamamlandı. Üçüncü grupta sosyal politika, ekonomik ve parasal birlik, sermayenin serbest dolaşımı, enerji, ulaştırma, vergilendirme, hizmetlerin serbest dolaşımı ve çevre başlıkları müzakere edildi.
   
TARIM VE KİŞİLERİN SERBEST DOLAŞIMI SON GRUPTA

   
Son bölümde ise tarım, bölgesel politika, kişilerin serbest dolaşımı, adalet ve içişleri, mali kontrol, mali ve bütçesel hükümler ile kurumlar başlıkları müzakere edildi.

Türkiye için bunlardan hangilerinin öne alınacağı veya sonraya bırakılacağı henüz netlik kazanmazken, bu örneklerin müzakerelere ışık tutacağı düşünülüyor.

Hatırlanacağı üzere AB'nin son genişlemesinde, Estonya, Letonya, Polonya, Litvanya, Çek Cumhuriyeti, Macaristan, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, Malta, Slovak Cumhuriyeti ve Slovenya tam üye olmuştu.

 

HURRIYET 27/03/05

 

İmza tanımaya ilk adım

Ömer BİLGE / LEFKOŞA

Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos, Türkiye’nin limanları ve havasahasını açma konusunda zaman kazanma taktiği güttüğünü belirterek, ‘Biz Türkiye’nin gümrük birliği anlaşmasını imzalamasının yanında uygulamasını da istiyoruz. İmzalamak, tanımaya doğru atılan ilk önemli adımdır’ dedi.

Rum lider, Türkiye’nin, erteleme taktikleri kullandığını ve AB ile Gümrük Birliği Anlaşması’nın Kıbrıs da dahil tüm on üye devlete genişletilmesi protokolünü uygulamayabileceğini söyledi ve Türkiye’nin, AB’ye ve Kıbrıs’a karşı yükümlülüklerine uyması ve yerine getirmesi için alınabilecek birçok önlemin olduğuna da vurguladı.

Brüksel dönüşünde açıklama yapan Papadopulos, ‘Protokolün imzalanması tanınmaya doğru atılan ilk önemli adımdır. AB, Türkiye ile katılım görüşmelerine başlamak için Ankara Anlaşması’nın genişletilen protokolün imzalanmasını talep ediyor. Bu, bir önkoşuldur. İmzalanmazsa, görüşmeler başlamayacaktır. Türkiye ile katılım müzakerelerinin başlaması için tarih verilmesini kabul ettiğimiz zaman şartımızı ortaya koyduk, biz protokolün imzalanmasını ve uygulanmasını bekliyoruz’ şeklinde konuştu.  

 

 

HURRIYET 27/03/05

 

Türk ve Rum takımları 50 yıl sonra maç yaptı

Oshan SABIRLI/LARNAKA, (DHA)

      KIBRIS Rum Kesimi'nin Larnaka Kenti'ndeki Magusa Stadı'nda 50 yıl sonra ilk kez bir Türk takımı ile Rum takımı maç yaptı. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nden Yenicamispor ile Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nden Neo Salamina takımları arasında oynanan karşılaşmayı, Neo Salamina takımı 6-0 kazandı.
      Magusa Stadı'nda oynanan karşılaşmayı KKTC Spor Bakanı Özkan Yorgancıoğlu, Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) Genel Sekreteri Ferdi Sabit Soyer, GKRY Meclis Başkanı ve Komünist AKEL Partisi Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas ve Larnaka Belediye Başkanı Andreas Monses ile birlikte 2000 kişi izledi. Basın mensuplarının yoğun ilgi gösterdiği karşılaşmadan önce konuşma yapan Ferdi Sabit Soyer ve Dimitris Hristofyas sporun barışa yaptığı katkıya değindi. Siyasilerin konuşmaları sırasında Neo Salamina takımı tarafından kaldırılan otobüslerle Larnaka'ya gelen Türk seyirciler `Kıbrıs'ta barış engellenemz' şeklinde slogan attı. Her iki takımın başkanları da maçtan önce dostluk mesajları verdi.
     
     'KIBRISLI TÜRK VATANDAŞLARIMIZ HOŞGELDİNİZ'

      Stadada asılan Rumca ve Türkçe `Kıbrıslı Türk vatandaşlarımız hoşgeldiniz' ve `Tek vatan, tek halk, ortak mücade' yazılı pankartlar dikkat çekti. Rum takımı Neo Salamina 6-0 galip geldiği maçtan sonra futbolcular formalarını birbirlerine hediye etti. Güney Kıbrıs Süper Ligi'nde 3'üncü sırada bulunan ve kırmız beyaz forma rengi yüzünden zaman zaman tepki gören NEO Salamina, ligi bu sırada tamamlamayı başarırsa UEFA Kupası'na katılma şansını elde edecek. Yenicamispor kulubü ise KKTC Süper Ligi'nde 7'nci sırada bulunuyor.
      Kıbrıs'ta Türk ve Rum takımları en son Kıbrıs Futbol Federasyonu çatısı altında 1954- 55 sezonunda lig maçında karşı karşıya gelmişti.

MILLIYET 27/03/05

 

Rumlar Kıbrıs raporuna kızdı


      AP

      BM İnsan Hakları Komisyonu'nun Cenevre toplantısına sunulan Kıbrıs raporu Rumların tepkisini çekti.
      Hafta başında sunulan raporda, Türkiye'nin adadaki askeri varlığına değinilmeden, mevcut insan hakları sorunları, mal ve hizmetlerin hareketinin engellenmesi, din ve ifade özgürlüğü gibi sorunların adanın siyasi bölünmüşlüğünden kaynaklandığı yer aldı.
      Rapora "Türk işgalini görmezden gelmiş" diyen Rum Dışişleri Bakanı Yorgos Yakovu ise, Avrupa hükümetlerini Türkiye'nin İnsan Hakları Mahkemesi hükümlerini uygulamamasını kınamadıkları için eleştirdi.

MILLIYET 27/03/05

 

Talat: Rum gemisine onay olmaz

27/03/2005 RADIKAL

AA - LEFKOŞA - Türkiye'nin Gümrük Birliği'ni düzenleyen Ankara Anlaşması Ek Protokolü'nü imzalamak üzere AB ile anlaştığı haberleri gelirken, KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat, Kuzey Kıbrıs'ın dünyayla doğrudan ticarete başlamasından önce, Rum bandıralı gemilerin Türk limanlarına girişini Türkiye'nin onaylamasının mümkün olmadığını söyledi.

'Önce direkt ticaret'
Türkiye'nin protokolü imzalamasının AB'nin 17 Aralık zirvesinde verdiği taahhüt olduğunu anımsatan KKTC lideri, "Bunun bize etkilerini ve uygulamada bize zarar vermeyecek şekilde düzenlenmesini de değerlendirmemiz gerekecek" dedi. KKTC'yle dünyanın doğrudan ticaret yapılamayınca Rumlarla böyle bir düzenlemenin kabul edilebilir olmadığının altını çizen Talat, şöyle konuştu: "Üstelik Türk limanlarına Rum bandıralı gemilerin yaklaşması, yani taşımacılık Gümrük Birliği kapsamında değil. Çünkü taşımacılık hizmet sektörüne ait bir etkinlik, hizmet sektörü Gümrük Birliği kapsamında değil. Kuzey'e doğrudan ticaret olmadığı sürece Rum bandıralı gemilerin Türk limanlarına yaklaşmasını Türkiye'nin onaylaması herhalde mümkün olmayacak."

Rumlar Kıbrıs raporuna kızdı

RADIKAL 27/03/05

AP - LEFKOŞA - BM İnsan Hakları Komisyonu'nun Cenevre toplantısına sunulan Kıbrıs raporu Rumların tepkisini çekti. Hafta başında sunulan raporda, Türkiye'nin adadaki askeri varlığına değinilmeden, mevcut insan hakları sorunları, mal ve hizmetlerin hareketinin engellenmesi, din ve ifade özgürlüğü gibi sorunların adanın siyasi bölünmüşlüğünden kaynaklandığı yer aldı. Rapora "Türk işgalini görmezden gelmiş" diyen Rum Dışişleri Bakanı Yorgos Yakovu ise, Avrupa hükümetlerini Türkiye'nin İnsan Hakları Mahkemesi hükümlerini uygulamamasını kınamadıkları için eleştirdi.

 

 Yakovu çok rahatsız

Türkiye'nin Uyum Protokolü'nün imzasına dair AB'yle anlaşması Rumları rahatsız etti. Yakovu: Türkiye'nin zaferi yok. Protokol uygulanmazsa müzakere üç ay sonra durur

RADIKAL 27/03/05

YORGO KIRBAKİ

ATİNA - Türkiye ile Avrupa Komisyonu arasında Gümrük Birliği'nin Kıbrıs Rum Yönetimi dahil yeni AB üyesi olan ülkelere uygulanmasını içeren Ankara Anlaşması'nın uyum protokolü için varılan uzlaşma, Rumları memnun etmedi. Rum Yönetimi yine veto tehditleri savurdu. Yunan başkentinde uzlaşma hakkında 'Karamanlis'ten Erdoğan'a küçük bir hediye' değerlendirmesi yapıldı.
Kıbrıs Rum Dışişleri Bakanı Yorgos Yakovu, dün yaptığı açıklamada, ortada Türkiye'nin herhangi bir zaferinin bulunmadığını söylerken, "Türkler parafe ya da imza için kendi kamuoylarını hazırlamak amacıyla büyük zaferden söz ediyor" dedi. Yakovu, "Türkiye'nin protokolü imzalamaktan başka seçeneği yok. Türkiye eğer protokolü 3 Ekim tarihine kadar imzalamaz ve uygulamazsa, üyelik müzakereleri başladıktan üç ay sonra durdurulacaktır. Kıbrıs, Türkiye'nin üyeliğe doğru gidişatını durdurmak için pek çok imkâna sahiptir" ifadelerini kullandı.

'İlişkiler için ilk adım'
Türkiye ile AB arasında varılan mutabakat hakkında henüz resmi bilgileri olmadığını kaydeden Yakovu, protokolün imzalanmasının Türkiye ile 'Kıbrıs Cumhuriyeti' arasında diplomatik ilişkilerin de tesisi anlamına gelmediğini kabullendi. Rum bakan, buna karşılık imzanın 'ilişkilerin düzelmesi için ilk adım olacağını' savundu. 'Bir şeye imza attığında uygulamak için iyi niyetle imzalarsın' ilkesini hatırlatan Yakovu, "Tanrı aşkına, uluslararası bir anlaşmayı hayata geçirmemek niyetiyle imzalamak mümkün mü?" diye sordu.
Uzlaşma Atina'da da memnuniyetsizlik yarattı. Yunan hükümeti açıklama yapmasa da Ta Nea, "Türkiye protokolü parafe ediyor.
Ama, bu AB zirvesinde üstlendiği yükümlülüğü yerine getirdiği anlamına gelmiyor. Atina ve Rum Yönetimi AB zirvesinde Türkiye'nin üyelik müzakerelerine başlamasına karşılık kopardıkları tek tavizi de kaybetmenin eşiğinde. Karamanlis, aslında bu şekilde Erdoğan'a bir hediye verdi" diye yazdı.

Talat: Rum gemilerinin Türk limanlarına girişini Türkiye'nin onaylaması mümkün değil

Başbakan Mehmet Ali Talat, Kuzey Kıbrıs'ın dünyayla doğrudan ticarete başlamasından önce, Kıbrıs (Rum) bandıralı gemilerin Türk limanlarına girişini Türkiye'nin onaylamasının mümkün olmadığını söyledi.

Talat, Türkiye'nin Ankara Protokolü'nü imzalamasının KKTC'ye etkilerinin ve uygulamada zarar vermeyecek şekilde düzenlenmesinin, görüşülüp değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.

Bakanlar Kurulu Başbakan Mehmet Ali Talat başkanlığında toplandı.

İstanbul'dan saat 11.00'de dönen Başbakan Talat, ayağının tozuyla saat 11.30 sıralarında Başbakanlık'a gelerek toplantıya başkanlık etti.

Toplantı, saat 13.15'te tamamlandı.

Toplantının ardından basına kısa bir açıklama yapan kurul sözcüsü, Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanı Hüseyin Celal, rutin konuları ele aldıklarını, bakanların gündeme getirdiği günlük konuları karara bağladıklarını söyledi.

Celal, seçim döneminde olunduğuna işaret ederek, rutin konular dışında bir konuyu görüşmediklerini bildirdi.

Talat soruları yanıtladı

Talat, toplantıya girerken gazetecilerin sorularını yanıtladı. Çarşamba günü yapamadıkları Bakanlar Kurulu toplantısını düne ertelediklerini ve normal gündemli bir toplantı olduğunu kaydeden Başbakan Talat, İstanbul Bahçeşehir Üniversitesi'ndeki konferansın Türk medyasıyla da buluşma imkanı verdiğini söyledi.

Birçok medya mensubuna üniversite mekanında demeç verdiğini kaydeden Talat, İstanbul'da başka özel bir temas yapmadığını bildirdi.

Ankara Protokolü'nün imzalanması

Başbakan Talat, Ankara protokolüyle ilgili soruyu yanıtlarken, Türkiye'nin müzakerelerinin sürdüğünü ancak ne aşamada olduğunu henüz öğrenmediğini belirterek şöyle konuştu:

"Zaten beklenen buydu. Türkiye'nin ek protokolü imzalaması 17 Aralık'taki taahhüdüydü, dolayısıyla bunu gerçekleştiriyor. Yani beklenen bir sonuçtu. Bunun bize olan etkilerini ve onların uygulamada bize zarar vermeyecek şekilde düzenlenmesini de tabi ki görüşmemiz değerlendirmemiz, gerekecek bundan sonra..."

Rum bandıralı gemilerin Türk limanlarına girişi

Başbakan Mehmet Ali Talat, Rum bandıralı gemilerin Türk limanlarına girişi konusundaki bir soru üzerine, bunun doğrudan ticaret imkanıyla birlikte değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. Kıbrıs bandıralı gemilerin Türkiye limanlarına yaklaşmasının, Türkiye ile serbest ticaretin sadece Güney Kıbrıs'la olması anlamına geleceğine işaret eden Talat, açıklamasını şöyle sürdürdü:

"Kuzey Kıbrıs'la ticaret, dünyanın ticareti, doğrudan ticaret mümkün olmayınca, böyle bir düzenleme yapılması tabii ki kabul edilebilir bir durum değil. Üstelik Türk limanlarına Kıbrıs bandıralı gemilerin yaklaşması yani taşımacılık gümrük birliği kapsamında değil. Çünkü taşımacılık hizmet sektörüne ait bir etkinliktir, hizmet sektörü gümrük birliği kapsamında değil. O bakımdan Kıbrıs'ın kuzeyine doğrudan ticaret gerçekleşmediği sürece sanıyorum ki, Kıbrıs bandıralı gemilerin Türk limanlarına yaklaşması konusunu Türkiye'nin onaylaması herhalde

KIBRIS 27/03/05

 

Gül: AB'nin mektubu Ankara'ya ulaşmadı

Türkiye Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah gül, AB'den Gümrük Birliği'ni Kıbrıs Rum kesimini kapsayacak şekilde genişletecek ek protokolün imza sürecini başlatacak mektubun Ankara'ya ulaşmadığını söyledi.

Türkiye'nin AB yoluna emin şekilde devam ettiğini belirten Gül, herhangi bir ihmal ya da aksamanın söz konusu olmadığını, müzakerelerin 3 Ekim'de planlandığı gibi başlayacağını kaydetti.

Gül, 2005 sona ermeden önce AB sürecinde resmi ve fiili olarak yol alınacağını belirtti.

Türkiye'nin AB Daimi Temsilciliği Oğuz Demiralp'in önceki gün AB'ye mektup teatisinin başlatılmasının beklendiğini ilettiğini kaydeden Gül, "Müzakere edip üzerinde mutabık kaldığımız kağıdı gönderin diyoruz" dedi. Gül, mektubun önümüzdeki hafta içinde gelmesinin beklendiğini ifade etti.

Gül, gelecek metnin uzlaşılan metinle örtüşmesi durumunda "evet" diyeceklerini ve süreci başlatacaklarını söyledi. Bu sürecin bir kaç ay, muhtemelen İngiltere'nin dönem başkanlığına kadar sürebileceğini belirten Gül, ondan sonra imza aşamasına gelineceğini ve 3 Ekim'den önce Türkiye'nin taahhütlerini yerine getirmiş olacağını kaydetti.

Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Gül, liman ve havaalanlarının Gümrük Birliği içine girmesine yönelik anlayışı metinde değiştirdiklerini sözlerine ekledi.

Ajansalar ve televizyonlar, "ek protokol mektubunun" geldiğini iddia etti

Abdullah Gül'ün yalanlamasına rağmen bazı ajanslar ve televizyon kanalları, Avrupa Birliği'nin, gümrük birliğini Rum kesimini de kapsayacak şekilde genişletecek ek protokolün, imza sürecini başlatacak mektubunu Ankara'ya gönderdiğini" iddia etti.

Ajanslar ve televizyonlar, "edinilen bilgilere göre" ifadesiyle verdikleri haberlerde, protokol metnini içeren mektubun önceki akşam Türkiye'nin AB daimi temsilciliği aracılığıyla Ankara'ya gönderildiğini duyurdu.

Verilen haberlerde şu ifadelere de yer verildi:

"Türkiye, içeriğinin daha önce mutabakata varılan metinden farklı olup olmadığına ilişkin incelemenin ardından bir mektup ile protokol metnine bir itirazı bulunmadığını ve imzaya hazır olduğunu teyit edecek.

Türkiye'nin mektubunda, protokolün imzasının Rum kesimini tanıma anlamına gelmeyeceğine ilişkin çekince de yer alacak.

Protokolün içeriğine ilişkin müzakerelerde Brüksel ile mutabakat sağlayan Ankara, geçtiğimiz hafta içinde mektup alışverişinin başlatılmasını istemişti."

KIBRIS 27/03/05

 

50 yıl önce, 50 yıl sonar

50 yıl önce : Çetinkaya kaptanı Erol Kazım Andaç-hakem Ö. Faik Müftüzade-Pezoporikos kaptanı Miltis - 50 yıl sonra : Nea Salamina kaptanı Ageli- hakem Panayoti Gerasimou - Yenicami kaptanı Derviş

50 yıl aradan sonra ilk kez bir Türk takımı ile bir Rum takımı dün karşı karşıya geldi. Maçı, Rum takımı Nea Salamina 6-0 kazandı

****************
Maçta çekilen resimleri Download(İndirmek) için lütfen linki aşağıdaki linki tıklayınız (6 büyük resim)

http://www.kibrisgazetesi.com/images/ALMANAK/50YILSONRA.zip

Toplam 6 büyük resim.. ZIP halinde sıkıştırılmış tek bir dosya halinde... 322 KB büyüklüğünde... Resimleri sıkıştırılmiş dosyadan çıkarıp görmek için Winzip veya Winrar programının sisteminize yüklü olması gerekmektedir

*****************

 

************

Tarihi buluşmadan notlar... Tarihi buluşmadan notlar... Tarihi buluşmadan notlar...

Hüseyin EKMEKÇİ

Kazanan, dostluk oldu...

*** 50 yıl aradan sonra Kıbrıs'ta Türk ve Rum takımlarını karşı karşıya getiren karşılaşmada Nea Salamina, Yenicami'yi bozguna uğrattı. Salamina, Yenicami'yi 6- 0 yendi. Karşılaşmayı baştan sona üstün götüren Salamina karşısına eksik kadroyla çıkan Yenicami tel tel döküldü. Buna rağmen karşılaşmada dostluk öne çıktı. Umulanın aksine, Salamina taraftarları Yenicami taraftarlarını bağrına bastı.

*** Yaklaşık 3 bin kişinin izlediği karşılaşmada dostluk ön planda oldu. CTP Genel Sekreteri Ferdi Sabit Soyer ile AKEL Genel sekreteri ve Rum Meclis Başkanı Dimitris Hristofyas karşılaşma öncesi dostluk ve barış mesajı verdi.

*** Soyer, "Bu gençlerin alnından, enerjisinden dökülen terler dostluğun ve kardeşliğin yeşermesine katkı sağlayacak. Faşizme ve dostluğa karşı çıkanlara kırmızı kart gösterelim" diyerek taraftarlardan büyük alkış aldı. Her iki kulüp yönetimine teşekkür eden Soyer, Kıbrıslı Türk ve Rum gençlerin bu adada bir daha kan dökülmemesi yönünde güçlü bir mesaj verdiğini ve iki kulüp yönetiminin de buna katkı sağladığını vurguladı. Soyer, karşılaşmanın barış sürecine de katkı sağladığının altını çizdi.

*** AKEL Genel Sekreteri ve Rum Meclis Başkanı Dimitris Hristofyas da karşılaşmayı izleyenler arasındaydı. Hristofyas iki takımın karşı karşıya gelmesinden büyük mutluluk duyduğunu ifade etti. AKEL'in 80 yıldır birlikte bir vatan için mücadele ettiğini söyleyen Hristofyas "Umarım Rumlarla Türkler tek milli takımda bir araya gelirler" temennisinde bulundu. Soyer ve Hristofyas barış dolu mesajları nedeniyle stadyuma gelen taraftarlardan büyük alkış aldı.

*** Soyer ve Hristofyas'ın yanı sıra kuzeyden ve güneyden çok sayıda politikacı maçı izledi. Politikacıların tümü de CTP- BG ve AKEL'e aitti. Karşılaşmayı Gençlik ve Spor Bakanı Özkan Yorgancıoğlu da izledi. Rum Sanayi ve Ticaret Bakanı Yorgos Lillikas da maçı izleyenler arasındaydı. Ayrıca, CTP Mağusa Milletvekilleri Teberrüken Uluçay, Ali Gulle ve Okan Dağlı da stadyumda hazır bulundu.

*** Mağusa Belediye Başkanları da maçı izleyenler arasında yer aldı. Mağusa Belediye Başkanı Oktay Kayalp protokoldeki yerini aldı. Rum Mağusa Belediye Başkanı Yannis Skordis, iki takım başkanına plaket sundu ve cesaretlerinden dolayı tebrik etti.

*** Karşılaşmayı kale arkasında izleyen Nea Salamina taraftarı bir grup genç karşılaşma öncersi ve sonrasında "Kıbrıs'ta barış engellemez" sloganı attı. Türkçe slogan atan Rum gençlere Yenicami taraftarları da ayak uydurdu.

*** Nea Salaminalı gençlerin bir pankartı da dikkat çekti. Rum tarafındaki solcuların büyük destek verdiği Salamina'da "Red Love, Red Life, Red Club" (kırmızı aşk, kırmızı yaşam, kırmızı kulüp) pankartı dikkatlerden kaçmadı. Taraftarların bunu komünizmin simgesi olarak algıladığı belirtildi.

*** Kıbrıs Futbol Federasyonu (KOP) Başkanı Kostagi Goccigummis ve Kıbrıs Türk Futbol Federasyonu Başkanı Ömer Adal da maçı izleyenler arasında yer aldı. Adal'a futbol federasyonu yönetim kurulu üyeleri de eşlik etti.

*** İki kulüp başkanı taraftarlara verdikleri mesajlarda dostluk ve barışı ön planda tuttu. Her iki başkan da "tarihi bir gün" yaşandığını belirterek bunun devamını diledi. Yenicami Başkanı Hasan Erdil, 50 yıl sonra Türk ve Rum takımlarının karşı karşıya geldiğini anlatarak, "Bugün burada tarih yazılıyor. Çok çaba harcadık. Amacımız Kıbrıslı Türklerin ve Rumların bir arada maç yapmasıdır" dedi. Erdil, Nea Salamina ile Yenicami'nin bir araya gelişinin siyasilere de örnek olmasını diledi.

*** Karşılaşmanın yapılması için temel oluşturan eski Yenicamili, yeni Nea Salamninalı Coşkun Ulusoy'du. Her iki takımın taraftarları da Coşkun'a büyük ilgi gösterdi. İkinci 45 dakikada sahaya çıkan Coşkun

*** Karşılaşmanın devre arasında seyircilere müzik ziyafeti vardı. Önce, Kıbrıslı Türk Yıltan Taşçı ve Rum sanatçı Adamos Kotsantanis'in birlikte seslendirdiği "Kıbrıs'ta barışı engelleyemezsiniz" isimli parça seyirciyi coşturdu. Ardından da Grup NET'in seslendirdiği "Leymosun Türküsü" ayakta oynattı.

**********

Larnaka'da oynanan ve 50 yıl aradan sonra Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rum takımlarının bir araya geldiği karşılaşmada Nea Salamina Yenicami'yi 6-0 mağlup etti

Nerede kalmıştık?

*Oyuna 46.dakikada dahil olan Yenicami eski futbolcusu Coşkun yeni takımı Nea Salamina'nın ikinci yarıdaki iki golüne de imzasını atarken diğer goller ilk yarıda Christodoulou (2), Nikolaou ve Dimitriades'den geldi

Yer: Larnaka Amohostos Stadı

Hakemler: Penayoti Gerasimou, Andreai Laoutaris, Andreai Gallis

Nea Salamina: Seman, Ioannides, Nikolaou, Zajac, Szamosi, Dimitriades, Christodoulou, Ioannou, Stere, Wobay, Aggeli

Yenicami: Mehmet, Serhan, Serkan, Şaban, Uğur, Tuğra, Kudret, Hüseyin, Hakan Altın, Hakan Tatlıyay, Derviş

Goller: Dk. 4 (pen.) ve Dk. 37 Christodoulou, Dk. 23 Nikolaou, Dk. 34 Dimitriades, Dk. 66 ve 87 Coşkun (Nea Salamina)

Hüseyin KÖPRÜLÜ

Larnaka'da oynanan ve 50 yıl aradan sonra Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rum takımlarının bir araya geldiği karşılaşmada Nea Salamina takımı Yenicami'yi 6-0 mağlup etti.

Tarihi maç öncesinde iki takım veteranları bir dostluk maçı yaptı. Sahadan 5-1'lik skorla galip ayrılan taraf Nea Salamina veteranları oldu.

Maçın henüz başında, 4.dakikada, Serhan'ın ceza sahası içinde Nea Salamina kaptanı Aggeli'ye yaptığı faulü hakem penaltı olarak değerlendirdi. Christodoulou'nun kullandığı penaltı atışında top ve kaleci ayrı köşelere gidince Nea Salamina takımı 1-0 öne geçmiş oldu.

23.dakikada siyahi oyuncu Wobay'ın soldan ortasında Mehmet topu elinden kaçırınca topu önünde bulan Nikolaou takımını 2-0 öne geçiren gölü kaydetti.

31.dakikada sağdan Uğur'un ortasında Hakan Tatlıyay ceza alanı içinde kafa vurdu, top yandan az farkla auta çıktı.

Maçın 34.dakikasındaceza sahası sağ çaprazında Dimitriades yerden sert ve düzgün vurarak topu direğin yanından filelere göndererek takımını 3-0 öne geçirdi.

37.dakikada Christodoulou'nun ceza sahası üzerinden sert şutunda top bir kez daha Yenicami filelere gidince skor 4-0 oldu.

İlk yarı 4-0 Nea Salamina üstünlüğü ile sona erdi.

Yenicami'den Nea Salamina'ya transfer olan Coşkun yeni takımında oyuna ikinci yarıda dahil oldu.

66.dakikada Aggeli'nin sağdan kullandığı kornerde Coşkun düzgün bir kafa vuruşu ile eski takımı Yenicami filelerinin havalandırarak takımı Nea Salamina'yı 5-0 öne geçirdi.

87.dakikada sağdan gelişen atakta son çizgiden ortalanan topa Coşkun altı pasta dokunarak fileleri havalandırdı ve kendisinin ikinci takımın altıncı golünü kaydetti: 6-0.

Karşılaşmanın ilerleyen dakikalarında başka gol olmayınca bu tarihi maçta Nea Salamina, Yenicami karşısında 6-0 üstünlükle sahadan ayrıldı.

 KIBRIS 27/03/05

Rumlar reklamımıza bile...

KKTC’nin turizm potansiyelini geliştirmek için Londra’da yapılan tanıtım kampanyasına çirkin saldırılar devam ediyor.

Kıbrıs’ın kuzeyine en çok yabancı turistin geldiği ülke olan İngiltere’nin başkenti Londra’da Turizm Bakanlığı’nın yürüttüğü tanıtım kampanyaları kimi kesimlere rahatsızlık veriyor.

KKTC’nin tanıtımıyla ilgili Londra’daki otobüs, durak ve tren istasyonlarına ilanlar verilmişti. Ancak Londra’da yaşayan Rum ve Yunanlıların belediyeye yaptıkları itişrazlar sonucu buralarda KKTC’nin reklamının yapılması yasaklanmıştı.

Yasaklama sonucu yılmayan KKTC makamları, bu kez belediyenin kontrolü altında bulunmayan şehrin bir çok yerindeki reklam panolarına KKTC’nin reklamlarını astırdı.

Söz konusu reklamları hazmedemeyen kimi kesimler, reklam ponalarına çirkince saldırdı.

Kuzey Kıbrıs’ın güzelliklerinin resimlerle süslendiği panoya keçeli kalemlerle “Turks out” yani “Türkler dışarı” yazan kendini bilmezler, böyle yapmakla kime ve neye hizmet ettiklerini sanıyorlar?

HALKIN SESI 27/03/2005

Ankara Protokolu KKTC’ye zarar vermemeli

Başbakan Mehmet Ali Talat, Kuzey Kıbrıs’ın dünyayla doğrudan ticarete başlamasından önce, Kıbrıs (Rum) bandıralı gemilerin Türk limanlarına girişini Türkiye’nin onaylamasının mümkün olmadığını söyledi.

Talat, Türkiye’nin Ankara Protokolü’nü imzalamasının KKTC’ye etkilerinin ve uygulamada zarar vermeyecek şekilde düzenlenmesinin, görüşülüp değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.

Talat, Bakanlar Kurulu toplantısına girerken gazetecilerin sorularını yanıtladı. Çarşamba günü yapamadıkları Bakanlar Kurulu toplantısını dune ertelediklerini ve normal gündemli bir toplantı olduğunu kaydeden Başbakan Talat, İstanbul Bahçeşehir Üniversitesi’ndeki konferansın Türk medyasıyla da buluşma imkanı verdiğini söyledi.

Birçok medya mensubuna üniversite mekanında demeç verdiğini kaydeden Talat, İstanbul’da başka özel bir temas yapmadığını bildirdi.

Bakanlar Kurulu toplantısının gündeminde önemli konular bulunup bulunmadığı sorusu üzerine, birçok konu bulunduğunu belirten Başbakan Talat, hangi konuların geçeceği veya erteleneceği belli olmadığı için bu konuda fikir söylemesinin mümkün olmadığını ifade etti.

ANKARA PROTOKOLܒNÜN İMZALANMASI

Başbakan Talat, Ankara protokolüyle ilgili soruyu yanıtlarken, Türkiye’nin müzakerelerinin sürdüğünü ancak ne aşamada olduğunu bugün (dün) öğreneceğini belirterek şöyle konuştu:

“Zaten beklenen buydu. Türkiye’nin ek protokolü imzalaması 17 Aralık’taki taahüdüydü, dolayısıyla bunu gerçekleştiriyor. Yani beklenen bir sonuçtu. Bunun bize olan etkilerini ve onların uygulamada bize zarar vermeyecek şekilde düzenlenmesini de tabi ki görüşmemiz değerlendirmemiz, gerekecek bundan sonra...”

RUM BANDIRALI GEMİLERİN TÜRK LİMANLARINA GİRİŞİ

Başbakan Mehmet Ali Talat, Rum bandıralı gemilerin Türk limanlarına girişi konusundaki bir soru üzerine, bunun doğrudan ticaret imkanıyla birlikte değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. Kıbrıs bandıralı gemilerin Türkiye limanlarına yaklaşmasının, Türkiye ile serbest ticaretin sadece Güney Kıbrıs’la olması anlamına geleceğine işaret eden Talat, açıklamasını şöyle sürdürdü:

“Kuzey Kıbrıs’la ticaret, dünyanın ticareti, doğrudan ticaret mümkün olmayınca, böyle bir düzenleme yapılmsı tabi ki kabul edilebilir bir durum  değil. Üstelik Türk limanlarına Kıbrıs bandıralı gemilerin yaklaşması yani taşımacılık gümrük birliği kapsamında değil. Çünkü taşımacılık hizmet sektörüne ait bir etkinliktir, hizmet sektörü gümrük birliği kapsamında değil. O bakımdan Kıbrıs’ın kuzeyine doğrudan ticaret gerçekleşmediği sürece sanıyorum ki, Kıbrıs bandıralı gemilerin Türk limanlarına yaklaşması konusunu Türkiye’nin onaylaması herhalde mümkün olmayacak.”

BAKANLAR KURULU RUTİN KONULARI GÖRÜŞTÜ

Bakanlar Kurulu’nun Başbakan Mehmet Ali Talat başkanlığında yaptığı toplantı saat 13.15’te tamamlandı.

Toplantının ardından basına kısa bir açıklama yapan Kurul Sözcüsü, Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanı Hüseyin Celal, rutin konuları ele aldıklarını, bakanların gündeme getirdiği günlük konuları karara bağladıklarını söyledi.

Celal, seçim döneminde olunduğuna işaret ederek, rutin konular dışında bir konuyu görüşmediklerini bildirdi.

 HALKIN SESI 27/03/2005

 

Denktaş ve Ülkücüler kükreyecekler !

 

Denktaş :’ Türkiye’yi bu davadan vazgeçirmek isteyenler karşısında kükreyeceğiz’

 

Ülkü Ocakları Genel Başkasnı Düzgün : ‘Biraz uykudaydık, dönüyoruz, tekrar çıkacağız meydanlara’

 

KKTC Ülkü Ocakları’nın düzenlediği “Bayrak Senden Utanmasın” yürüyüşü ile “Ergenekon Bahar Bayramı Şenliği” dün akşam yapıldı. Çeşitli üniversitelerden ve örgütlerden gelen ülkücü gençler, YDܒde buluşarak bayraklar ve meşaleler eşliğinde sloganlar atarak şenliğin yapılacağı Atatürk Spor Salonu’na kadar yürüdü.Ergenekon Bahar Bayramı Şenliği’ne Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş da katılarak konuşma yaptı. Denktaş, KKTC’nin Türklük dünyası için önemli olduğunu belirterek, Türkiye’yi en haklı olduğu Kıbrıs davasından vazgeçirmek isteyenler karşısında kükreyeceklerini söyledi.Denktaş, Kıbrıslı Türklerin bir gün yaşananları anımsayarak Annan Planı denilen “tatsız elbiseyi” yırtıp atacağını söyledi.“Bozkurt Denktaş” sloganları arasında coşkuyla karşılanan Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş protokoldeki yerini aldıktan sonra saygı duruşunda bulunularak İstiklal Marşı okundu. İstiklal Marşı’nın etkinliğe katılanların çoğunluğunca Bozkurt işaretiyle okunması dikkat çekti. Atatürk Spor Salonu’ndaki şenliğe Kamu Hizmeti Komisyonu Başkanı Ahmet Çağman, UBP Milletvekili Şerife Ünverdi, MAP Genel Başkanı Ata Tepe, Türkiye’den MHP Genel Başkan Yardımcısı Faruk Bal, Azerbaycan’dan temsilciler, bazı sivil toplum örgütü başkanları ve temsilcileri ile çoğunluğu erkek kalabalık bir ülkücü genç grup katıldı.Ülkücülerin başbuğu, MHP’nin eski Genel Başkanı Alparslan Türkeş’in çerçeveli fotoğrafı, protokolün önüne yerleştirilen bir koltuğa, çiçekler arasına yerleştirildi  Salon, dev KKTC ve Türkiye bayrakları yanında, Atatürk, Denktaş ve Türkeş posterleriyle süslendi. Ayrıca 7 Türk devletinin bayrakları da yerleştirildi.10. Yıl Marşı’yla başlayan etkinlik boyunca tekbir sesleri ve sloganlar durmadı.Çekiçle örs dövdükten sonra ilk konuşmayı yapan Ülkü Ocakları Genel Başkanı Selçuk Düzgün, Nevruz’un şimdiye dek ayrılıkçı bir bayrammış gibi kutlandığıın, aslında özbeöz Türk bayramı olduğunu söyledi.Düzgün, Nevruz’un Ergenekon demek olduğunu kaydederek, “Çektiğimiz sıkıntılar, tekrardan Ergenekon’u yaşatacağımızın göstergesidir” dedi. Kıbrıs’ın var olacağını, çünkü Bozkurt ve ülküclerin var olduğunu ifade eden Selçuk Düzgün, Arif Nihat Asya’nın şiirlerinden örnekler okuyarak, yorumlar yaptı.Gençliğin bir kısmını ağır ifadelerle eleştiren Selçuk Düzgün, ülkücü gençlerin ise ABD, AB ve tüm emperyalist güçlerin baskılarına rağmen dimdik ayakta olduğunu, iman tazelediğini ifade etti. Düzgün, kendilerini yok etmeye kimsenin gücünün yetmeyeceğini belirterek, “Biraz uykudaydık, dönüyoruz, tekrar çıkacağız meydanlara..” diye konuştu ve sözlerini “Tanrı Türk’ü korusun ve yüceltsin” dileğiyle tamamladı.

Daha sonra Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş kürsüye davet edildi. Önce çekiçle örs döven Denktaş, daha sonra konuşmasını yaptı. Konuşmasının sonunda ise Ülkü Ocakları Genel Başkanı Selçuk Düzgün, Denktaş’a “bayrak, Kur’an ve silah” armağan etti. Denktaş her üç hediyeyi de öperek aldı.Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, konuşmasına Türkeş’in topraklarında düzenlenen etkinliğe Türk dünyasının çeşitli yerlerinden katılan temsilcilere “hoşgeldiniz” diyerek başaldı ve “Bayrağın yere düşmemesi için can verenler, gece gündüz çalışanlar, ezilenler, kalbimiz, ruhumuz sizlerledir” dedi.

Kıbrıslı Türkleri Rumlara yamalamak isteyenlere seslenirken, Kıbrıslı Türklerin bir gün, 7’den 70’e bugüne dek yaşananları anımsayarak Annan Planı denilen “tatsız elbiseyi” yırtıp atacağını belirten Denktaş, etkinliği düzenleyenlere “Bayram şöleni var bu akşam, ruhumuz şenleniyor, Allah sizden razı olsun” sözleriyle teşekkür etti.Cumhurbaşkanı Denktaş, gençlere güvendiğini vurgulayarak, onlara baba nasihatinde de bulundu. Ülkücülerin adının kavgaya, kavgacıya, vurup kırdıcıya çıkarılmak istendiğini kaydeden Denktaş, şöyle konuştu: “Sakın ola bu oyuna gelmeyin. Sizler bayrağın namusu, vatanın bekçisi insanlarsınız. Sizden isteğim, Kıbırslı-Türkiyeli diye bizi küstürmeye çalışanlar karşısında kucaklarınızı birbirinize açmanız ve bizi Türkiye’den, Türkiye’yi bizden ayırmak isteyenlere ‘işte kardeşlik, et ve tırnak, ayrılmayız, ayıramazsınız’ demenizdir.”Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, geçmişteki kahramanlıkların ve şehitlerin Kıbrıslı Türkleri bir devlete kavuşturduğunu belirterek, devletin kıymetini bilmeyenlerin sürünmeye mahkum olduğunu; bağımsızlığı yaşamayan ve onu pazarlık masasına yatırıp ‘egemenlik de ne’ diyen kişilerin de muhakkak köle olacağını söyledi. Denktaş, “Türk köle olmayacaktır” dedi. “Öl de ölelim, vur de vuralım” sloganlarının ardından konuşmasını sürdüren Denktaş, “Gençler! Sizin borcunuz hür, bağımsız yaşamaktır. Bağımsızlığı koruyarak, başınız dik yaşayacaksınız. KKTC ve Türkiye arasında yıkılmaz köprüler olacaksınız. Heyecanınız, bu vatanı yaşatmak için olsun” diye konuştu.Denktaş, Türklük dünyasında KKTC’nin önemli bir noktada olduğunun unutulmamasını isteyerek, Türkiye’nin en güçlü ve haklı olduğu davanın, Kıbrıs olduğunu kaydetti. Türkiye’yi bu davadan vazgeçirmek isteyenlerin karşısında kükreyeceklerini, boyun eğmeyeceklerini belirten Denktaş, barış ve uzlaşma istediklerini, barışın temellerinin kanla, canla atıldığını ifade etti.Kıbırs’ta iki eşit taraf bulunduğunu ve Rumların Kıbrıslı Türkleri temsil edemeyeceğini vurgulayan Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Rumların kendilerini temsil etmesine boyun eğmeyeceklerini, sağlam temeller üzerine kalıcı bir anlaşma istediklerini, 400 yıldır bayrağı yere düşürmeyenlerin, 400 yıl daha bayrağı yere düşürmeyeceğini ve Türklüğüyle övünerek komşularıyla yaşayacağını söyledi.Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş konuşmasında Anadolu’ya da seslenerek, Anadolu halkının heyecan ve fedakarlıklarıyla kurtulduklarını belirterek, şimdi bağımsızlık ve devletin sırat köprüsünden geçtiğini, AB, ABD ve İngiltere’nin binbir oyun oynadığını, Anadolu’nun ilgisi ve bağlılığıyla bu felaketlerden kurtulacaklarını, buna inandığını dile getirdi.Gençlerden bayrağı yüksekte tutmalarını, soğukkanlı olmalarını ve kışkırtmalara gelmemelerini isteyen Denktaş, gençlerin barışçı, medeni Türk karakterini yansıtması gerektiğini de belirtti.

Cumhurbaşkanı’nın konuşmasının ardından “Kıbrıs gerçekleri” konulu slayt gösterisi sunuldu. Şenlikte daha sonra yurt dışından gelen bazı konuklar konuşmalar yaptı ve sanatçılar şarkılar söyledi.

Şölende daha sonra Türkiye’deki Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin şölene gönderdiği mesaj konundu.Bahçeli mesajında Kıbrıs’ın milli bir dava olduğunun unutulmamasını isteyerek, “Bu davayı namusunuz kadar azi, namusunuz kadar mukaddes bilmelisiniz” dedi.

Şölene katılan MHP Genel Başkanı Yardımcısı Faruk Bal da konuşmasında Ergenekon’un Türk tarihindeki yerini özetleyerek, Türkiye’nin ve Kıbrıs’ın bugün tehlikelerle karşı karşıya olduğu görüşünü savunarak, Türkiye Hükümetinin politikasını eleştirdi.“Vatanımızın anası da yavrusu da bugün sahipsizdir” diyen Bal, Ülkücü gençlere hitaben, “Vatanın sahibi siz ülkücülersiniz. Siz çağ açan, çağ kapatan bir neslin evlatlarısınız. Türk milletinin teminatısınız. Bu teminatın gereği için her türlü fedakarlıktan kaçınmayacaksıznız” ifadelerini kullandı.Faruk Bal ayrıca, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’a “Vatan ve Türklük Mücadelesine verdiği hizmetten ötürü” plaket verdi.Şölene konuk olarak katılan Azerbaycan temsicisi de yaptığı konuşmada, Türk Cumhuriyetlerine karşı uygulanan politikalara dikkat çekti. Bayramlarda hediye vermenin gelenekleri olduğunu belirten Azerbaycan temsilcisi, Cumhurbaşkanı Denktaş’a kep giydirdi.Güney Azerbaycan temsilcisi de konuşmasında karşı karşıya kaldıkları sorunları anlatarak, özgürlük istediklerini ifade etti. Şölen sırasında bazı medya organlarına ve katılımcı konuklara plaketler verildi.

 YENIDUZEN 27/03/2005

 

İkon’ ve ‘fresk’

 

SOYGUNLARI

 

 “O dönemde  Merkez Komutanı olan kişinin Türkiye’de müzeden çalınan ikonları satışa arz ettiği, bunun tespit edildiği, bu kişinin asker tarafından tutuklandığı, görevinden el çektirildiği, bulunan ikonların Kıbrıs’a gönderildiği ve Kıbrıs’a gönderilen bu ikonların Eski Eserler Dairesi’ne devredilmediğini öğrendik.”

 

 “Polis bunu tespit ettikten sonra detaylı bir araştırma yaptı ve GKK Komutanı’nın bu olaydan haberdar olmadığı ortaya çıktı. Ancak haberdar olduktan sonra da bütün bu ikonları Eski Eserler Dairesi’ne verilmesini sağladığını da gördük.

 

 “Dünya çapında kaçakçılığı ile ünlü bu A.Dikmen denen adamın KKTC Vatandaşlığı’nı alabilmesi için o dönemde devlet büyükleri, adeta birbiriyle yarıştı!... Devlet dairelerinde elde ettiğimiz dosyada bu da açıkça ortaya çıktı.”

 

 “Boltaşlı köyündeki Kanakaria Kilisesi’si olayında da bir ilginçlik yaşadık. Olaylar meydana geldikten çok sonra polis araştırmaya başladığı için sanıklardan bazıları da soruşturma başladığında hayatını kaybetmiş oluyordu.”

 

 

1974’te Türkiye’nin adaya müdahalesinin ardından Kuzey Kıbrıs’ta büyük bir otorite boşluğu oluştu. Yaşanan karmaşa ve keşmekeşi fırsat bilen “soyguncular” da bu ortamda birçok tarihi kilisesi soydu. O dönemde çok tarihi eser soygunu gerçekleşti. Bunlardan en önemlileri Kanakaria Kilisesi, Lisi Kilisesi ve St Barnabas Kilisesi’nde yaşanan olaylardı. Uluslararası tarihi eser kaçakçıları Kuzey Kıbrıs’ı kendisine hedef seçmişlerdi. Kiliseler soyuluyor, içerisindeki ikon ve freskler ada dışında satışa sunuluyordu. Yaşana kültürel tahribatın yanında olaylar Kıbrıslı Türklerin dünya çapında imaj kaybetmesine de neden oluyordu.  Ancak soygunlar polis tarafından yıllar sonra ele alınmıştı. Polis ciddiyetle soygunların üzerine gitmeye başlayınca, dönemin Güvenlik Kuvvetleri Komutanı ve Türkiye Cumhuriyeti Büyükelçisi de soygunların aydınlatılması konusunda  polise yardım etmeye başlamıştı. Soyguncular Kuzey Kıbrıs’ta, Türkiye’de dünyanın çeşitli yerlerinde yer alıyorlardı. “O yıllarda A.Dikmen isimli bir şahsın adından sıkça söz edildiği söyleniyor. A.Dikmen’in dünya çapında bir tarihi eser kaçakçısı ve bu organize soygunları düzenleyen kişi olduğu belirtiliyor...” diyor Tema Irkad...

O yıllarda Polis Genel Müdürlüğü’ne bağlı eski eser kaçakçılıklarının aydınlatılmasıyla ilgili bir de ekip kurulmuştu. O ekipte görev alan dönemin Polis Çavuşu Tema IRKAD yıllar sonra yaşadıklarını Görgü Tanıkları’na anlattı. Yapılan polis tahkikatlarında neler yaşanmıştı?.. A.Dikmen kimdi?.. Bütün kilise soygunları hakkında neler biliyordu?..

 

Dönemin Polis Çavuşu Tema IRKAD anlatıyor:

 

“Polis Genel Müdürlüğü’nün uhdesi altında doğrudan eski eser kaçakçılıklarının aydınlatılmasıyla ilgili kurulan ekipte görev aldım. Bu ekipte görev almakla o güne kadar hiç tanık olmadığım büyük oranda eski eser kaçakçılıklarının içerisine girmiş oldum, konuyu yakından takip etme şansı buldum.

1974 yılından sonra yaşanan fiili durum nedeniyle Kuzey Kıbrıs’ta büyük bir otorite boşluğu doğmuştu. O dönemde bu otorite boşluğunu fırsat bilen eski eser kaçakçıları da halen devletin kontrolüne bir türlü giremeyen ve atıl durumda bulunan kiliselerdeki duvar resimlerini, yani freskleri ve ikonları çalıp yurt dışına götürmeye başlamıştı.  O günlerde polise bilgiler ulaştıkça, polis elinden gelen araştırmayı yaptı ama maalesef herhangi bir neticeye ulaşamadı. Ta ki  konu 1989 yılında Cumhuriyet Gazetesi’nde Özgen Acar isimli yazar tarafından kaleme alınana kadar...

Bu olayın 2 boyutu var. Birincisi Kıbrıs’ın kültür mirasının talan edilmesi... İkincisi ise bu olayların Kıbrıslı Türkler üzerinde yarattığı olumsuz imaj...

Bir yandan hızsızlar astronomik miktarlarda paralar kazanırken diğer yandan da Kıbrıslı Türkler dünyada büyük bir imaj kaybına gidiyordu. Kıbrıslı Türkler yaşanan hırsızlıklar nedeniyle  dünya çapında adeta ‘rezil’ olmuşlardı.

İrili ufaklı bu kiliselerden çalınan ikon ve fresklerin çalınmasıyla başlayan ve dünyada özellikle Hıristiyan aleminde büyük yankı yaratan olaylar şu bölgelerde oldu:  Kanakaria Kilisesi, Lisi Kilisesi ve St Barnabas Kilisesi...”

 

“Dünya çapında eski eser kaçakçısı: A.Dikmen!”

 

“O dönemde A.Dikmen isimli bir şahıstan söz edildi. Dünya çapında eski eser kaçakçısı olan bu şahıs, Kıbrıs’a geliyor ve bu büyük boyutta oluşan otorite bozukluğundan faydalanarak bu hırsızlıkları bir ekiple birlikte gerçekleştiriyordu. Çalınan bu ikon ve freskler yurt dışına kaçırılıyor ve yurt dışında da astronomik rakamlara satılıyordu.

Önemli olan ve dikkat edilmesi gereken bu adamın ve ekibinin Kıbrıs’a geliş biçimi ile  Kıbrıs’ta ekipler kurdurup elini kolunu sallayarak gezmesidir.

1989 yılında dünya çapında patlak veren ve doğrudan Kıbrıslı Türklerin suçlu konuma düşüren bu olayların gazetelerde ifşa edilmesinden sonra, gerek Türkiye’de gerekse Kıbrıs’ta yaşananlar üzerinde ciddiyetle durulmaya başlandığını görüyoruz. O tarihten evvel elde ettiğimiz bulgular bize gösteriyor ki; Eski Eserler Dairesi’nde çalışan yetkili kişiler ve arkeologlar devlete bilgi vererek, olayların önüne geçilmesini yazılı olarak istediler. Bu istem üzerine bu arkeolog ve yetkili kişilerin tehdit edildiklerini duyduk. Ve hatta Devlet memurlarının mal ve canlarına da zarar vererek tehditlerin ileriye taşındığını yaşadık. Bu da demektir ki; ada dışından gelip de burada yerleşen bu çetelerin Kuzey Kıbrıs’ta bu olayları organize ederken arkalarında devlet içinde ve devlet dışında güçlü konumda bulunan kişiler tarafından da korunduğu ortaya çıkıyor.

Olaylara biz geniş anlamda bakacak olursak; bu olaylar sadece Kıbrıs’ta Kıbrıslı Türkerin dışa yönelik politik anlamda zor durumda kalmalarının yanında, bu hırsızlara da büyük maddi kazançlar sağlamalarına neden oluyordu.

1989 yılında polisin bu olaylarla direkt ilgilenmesinden sonra dünya çapında tarihi eser kaçakçısı A.Dikmen’in Türkiye’de, Konya’da ikamet ettiği tespit edildi. O dönemde Kuzey Kıbrıs ve Türkiye polisinin ortak kuracağı bir ekiple evinde bir araştırma yapılmasının istenmesine rağmen maalesef  olayı araştıran polisler devre dışı bırakıldı.

Kurulan ortak ekipte olayla ilgisi olmayan kişiler yer aldırılmıştır. Ve bu nedenle A.Dikmen’in evinde yapılan araştırmalardan da sonuca yönelik hiçbir bulgu çıkarılmamıştı.”

 

TC Elçisi ve GKK polise her türlü yardımı yaptı

 

“Olayın diğer bir boyutunda askerin de yer aldığını görüyoruz. Direkt asker değil. Yanlış anlaşılmasın!.. Bizzat, o devirde Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı (GKK) Komutanı ve  TC Elçisi bu soygunların ve kaçakçılıkların  bulunması için polise her türlü yardımı ve desteği sağladılar. Ancak yine 1989 yılında kapalı bölgedeki yüklü miktardaki ikonun çalındığı polise bildirilince, polis askeri yasak bölge içinde bulunan ve asker denetiminde olan bu kilisede detaylı bir araştırmada bulunamadı. Ancak daha sonra elde ettiğimiz bulgular neticesinde o dönemde  Merkez Komutanı olan kişinin Türkiye’de müzeden çalınan ikonları satışa arz ettiği, bunun tespit edildiği, bu kişinin asker tarafından tutuklandığı, görevinden el çektirildiği, bulunan ikonların Kıbrıs’a gönderildiği ve Kıbrıs’a gönderilen bu ikonların Eski Eserler Dairesi’ne devredilmediğini öğrendik. Bu ikonlar neredeydi?..”

 

İkonlar daha sonra devlete verildi

 

“Polis bunu tespit ettikten sonra detaylı bir araştırma yaptı ve GKK Komutanı’nın bu olaydan haberdar olmadığı ortaya çıktı. Ancak haberdar olduktan sonra da bütün bu ikonları Eski Eserler Dairesi’ne verilmesini sağladığını da gördük. Yani şöyle bir genelleme yaptığımızda; görüyoruz ki, 1974’ten sonra yaşanan eski eser kaçakçılığı üzerinde talanda bulunanların sadece sivillerden oluşmadığı, çeşitli türde çetelerin veya ekiplerin de olaylara karıştığı  ortaya çıkıyor.Yani bu eski eser kaçakçılığından herkesin ve her kesimden insanın zengin olmak istediği görülüyor.

Kuzey Kıbrıs’ta yapılan bu kaçakçılık olaydarından binlerce var diyebilirim. Ancak en önemlileri St Barnabas Kilisesi, Kanakaria Kilisesi, Lisi Kilisesi, Ermeni Kilisesi...”

 

Polisler tehdit edildi!..

 

“Maraş kapalı bölgedeki soygun olayının araştırması sırasında ilginç bir olay daha yaşadık. Olay mahkemeye intikal etmişti. Olayın mahkemeye intikal edilmesinden sonra polisler tehdit edildi!..  Polisler kendisini GKK Sivil İşler’de görevli olarak tanıtan bir kişi tarafından mahkeme kapısında “Bu işi fazla ileri götürmeyin, götürdüğünüz takdirde her biriniz bir tarafa savrulacaksınız, terfilerinin engellenecek” şeklinde tehdit edildi. 

Yani adamlar bu kadar cüretkar!.. Kapalı Maraş’taki soygun biraz önce anlattığım, Türkiye’de bulunan ikonların olayıdır.

Polis aniden günün birinde bir bilgiye ulaştı ve olay sonuçlandı. Ancak suçlularla direkt temas edilmedi. Polislerin olaya direkt temas edememesi nedeniyle durumun şekli şemali değişti. Yani durum polisin ulaşamayacağı bir şekle dönüştü. Bilgi doğrudan Polis Genel Müdürlüğü’ne verildi ve genel müdürlük de polisin olayla ilgilenmemesi hususunda emir verdi. Ancak Polis Genel Müdürlüğü olayın üzerine gitti ve gerekeni yaptı.”

 

A.Dikmen şu anda Almanya’da!..

 

“St Barnabas Kilisesi, Kanakaria Kilisesi, Lisi Kilisesi ve  Ermeni Kilisesi’nden çalınan ikonların ve fresklerin sanıkları tespit edilmişti.  Tek tespit edilemeyen sanık A.Dikmen’dir. A.Dikmen şu anda Almanya’da yaşıyor. A.Dikmen dışındaki sanıklar şu anda Kuzey Kıbrıs’tadır. Bu sanıklar o dönemde suçlarını kabul ederek cezalarını çektiler. Şimdi serbestdirler.

Dünya çapında kaçakçılığı ile ünlü bu A.Dikmen denen adamın KKTC Vatandaşlığı’nı alabilmesi için o dönemde devlet büyükleri, adeta birbiriyle yarıştı!... Devlet dairelerinde elde ettiğimiz dosyada bu da açıkça ortaya çıktı.”

 

Dosya’daki esrarengiz yazı

 

“Ermeni Kilisesi’nin araştırması sırasında dosya raftan alındı ve bakıldı. Devleti ilgilendiren suçlar affa uğramaz. Bu olaylar da doğrudan Devleti ilgilendirdiği için affa uğramaması gerekir.  Ancak maalesef kasıtlı mı, bilgisizlikten mi, o devirde birileri tarafından,dosya üzerine düşülen bir not yazıldı. Dosya üzerine şöyle yazılmıştı: “Affa uğramıştır, daha ileri götürülmesin”... Dosyayı biz raftan indirip baktığımızda dosyanın üzerinde bu yazıyı gördük. Bu yasal olmayan bir uygulamaydı. Daha donra mahkeme devam etti ve sanıklar da ceza yedi. Tanık olduğum ilginç olaylardan biri de buydu...”

 

Soygunun görgü tanığı yıllar sonra konuştu

 

“Boltaşlı köyündeki Kanakaria Kilisesi’si olayında da bir ilginçlik yaşadık. Olaylar meydana geldikten çok sonra polis araştırmaya başladığı için sanıklardan bazıları da soruşturma başladığında hayatını kaybetmiş oluyordu. Kanakaria Kilisesi’nde çalınan ikon ve fresklerin çalındığı anları gören bir tanık polise yıllar sonra bilgi verdi. Düşüne biliyor musunuz?.. Adam çünkü gördüklerini polise anlatmaktan korkuyordu. Olayı yıllar sonra anlattığı için bilgiler sağlıklı değildi. Yani hırsızlığın yapıldığı günlerde polise bu bilgileri verseydi daha etkili olacaktı. Özellikle soyguncuların tipleri konusunda tam olarak sağlık bilgiye ulaşamadık. Bu tanığa yıllar sonra A.Dikmen’in fotoğrafını gösterdiğimizde tanık A.Dikmen’in Kanakaria soygununun yapıldığı dönemde kilisenin etrafında olduğu söyledi. Yani yıllar sonra bile A.Dikmen’i tanıdı.

Polisin o dönemde Boltaşlı’da detaylı bir arştırma yapmaması beni çok düşündürmüştü. Neden bu araştırma yapılmadı?.. Boltaşlı köyü çok mu kalabalık?... Biz bu olayların tahkikatını devraldığımızda, olayların döneminde görevde olan polislerin hemen hemen hepsi emekliye ayrılmıştı.”

 

Günlerce süren Lisi Kilisesi soygunu

 

“Lisi Kilisesi’nin tavanı çok yüksektir.  Kubbenin içerisinde freskler vardı. Fresklerin bulunduğu yer yerden çok yüksekti. Bunları yerlerinde zarar vermeden çıkarman günler hatta aylar gerektiren bir iş... Günlerce kilise içerisinde demir parmaklıklar kuruldu ve freskler çalındı. Bu olaya 2 çoban çocuk tanıklık etti. Ancak bize bilgiyi senelerden sonra ‘güya rastgele oradan geçerken olaya tanık olduğunu’ söyleyen birisi verdi. Bu kişinin o yıllarda toplum içinde saygın bir yeri vardı, ve hatta bir dönemde milletvekilliği yapmıştı. Evinde yüklü miktarda eski eser ve tabanca bulunmasına rağmen Denktaş bu sahsı affetmişti. 

Bu olay Kanakaria Kilisesi soygununda olduğu gibi A.Dikmen’in yurt dışında olması sebebiyle herhengi bir netice elde edilemedi.”

 

İkon ve freskler şimdi nerede?..

 

“Lisi Kilisesi’nde ve Boltaşlı’daki Kanakaria Kilisesi’nde çalınan fraskler ve ikonlar o dönemde yaptığımız tepitlere göre ABD’de İndianapolis Eyaleti’nde bir müzede sergileniyordu. Şu anda nerede oluklarını bilmiyorum. Çünkü o dönemde Rum tarafı ABD’de Kıbrıs Türk tarafı aleyhine bir dava açmıştı. ABD’deki mahkeme Kıbrıs Türk tarafından mahkemede gelip savunma yapmasını istemesine rağmen  bizden mahkemeye kimse gitmedi. Ve dava aleyhimize sonuçlandı. Mahkeme daha sonra bu ikon ve fresklerin Rum tarafına iadesi konusunda da bir karar aldı ama sonucu ne oldu bilmiyorum.”

 

YENIDUZEN 27/03/2005

 

Ankara’ya AB'den Kıbrıs mektubu geldi

 

Türkiye'nin 3 Ekim'de müzakerelere başlayabilmesi için Avrupa Birliği'nce şart koşulan ve Gümrük Birliği'ni Kıbrıs Rum kesimini de kapsayan 10 yeni üyeye genişleten uyum protokolünün imzası açısından kilit öneme sahip 'mektup,' Ankara'ya iletildi. Türkiye onay verdiğinde AB, uyum protokolünün imzalanabilmesi için gerekli süreci başlatacak.

Türkiye'de paraf sürecinin bulunmaması nedeniyle 'mektup teatisi' yönteminin benimsenmesinin ardından gerçekleştirilen müzakereler sonucunda üzerinde anlaşılan metin, 17 Mart'ta Ankara'ya iletildi. Hükümet son değerlendirmelerini bu metin üzerinde gerçekleştirdi. Dışişleri Bakanlığı'nın ilgili birimleri metne ilişkin görüşlerini üst makamlara iletti. AB zirvesi için Brüksel'e gelen Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, dönüşte Türkiye'nin AB Daimi Temsilcisi Büyükelçi Oğuz Demiralp'i de yanında getirdi. Konu Ankara'da bir kez daha değerlendirilirken, Brüksel'le de temas halinde kalındı.


Brüksel işaret bekliyor


Bu sürecin sonunda kaleme alınan mektup AB Komisyonu tarafından önceki gün Ankara'ya iletildi. İmzayla sonuçlanacak sürecin başlayabilmesi için Brüksel, Ankara'nın 'işaretini' bekliyor.

Ankara'nın onayının ardından Türkiye 'imzaya hazır hale gelecek' ve AB'nin onay sürecini tamamlamasını bekleyecek. Komisyon öncelikle belgeyi üç çalışma diline çevirecek ve Konsey'e gönderecek. Konsey'e gelen belge bu kez resmi dillerin tümüne çevrilecek. Bunun ardından Konsey belgeyi Avrupa Parlamentosu'na (AP) gönderecek. AP, belge konusunda 'uzlaşı' içinde olduğunu bildirecek. Bunun ardından belge tekrar Konsey'e gidecek ve onaylanacak.
Bu onayın ardından ise Türkiye, AB Dönem Başkanı'yla uyum protokolüne imza atacak. İmza aşamasına gelinmesinin en az iki ay alacağı belirtiliyor.
     

Limanlar metinden çıktı


Türkiye ile AB Komisyonu arasındaki görüşmelerde, Gümrük Birliği'nin Güney Kıbrıs'a genişletilmesi durumunda Türk liman ve havaalanlarının Kıbrıs bayraklı uçak ve gemilere açılmasını öngören maddeler protokol metninden çıkartıldı. AB'nin bu yöndeki talebine karşın Ankara, "Bu protokolü imzalamamız Kıbrıs'ı tanıma anlamına gelmez. Kıbrıs bayraklı gemi ve uçakların Türk limanlarını kullanması tamamen egemenlikle bağlantılı" dedi.

YENIDUZEN 27/03/2005

 

Talat: ''Rum tarafını köşeye sıkıştırmalıyız''


Başbakan Mehmet Ali Talat, Rum yönetiminin büyük bir sıkıntı ve tecrit içinde olduğunu belirterek, ''Rum tarafını köşeye sıkıştırmak zorundayız. Bu da izolasyonların kalkmasıyla olur'' dedi.


Davetli olarak gittiği İstanbul Bahçeşehir Üniversitesi’nde Kıbrıs sorunu ile ilgili konferans veren CTP-BG Genel Başkanı, Başbakan ve Cumhurbaşkanı adayı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs sorunun çözümünün 3 Ekim’e kadar gerçekleşmemesi durumunda Türkiye’nin  AB üyelik sürecinin zorlaşacağını söyledi.

 

CTP-BG Genel Başkanı, Başbakan ve Cumhurbaşkanı adayı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs sorununun 3 Ekimden önce çözülmesinin, Türkiye’nin AB üyelik sürecini kolaylaştıracağına dikkat çekti.

Talat, dün (25 Mart 2005, Cuma)İstanbul  Bahçeşehir Üniversitesi’nde 'Avrupa Birliği Süreci ve Kıbrıs' konulu bir konferans verdi.  

Kıbrıs sorununun bugüne kadarki sürecini anlatarak, atılması gereken adımlar konusunda bilgi veren Talat, Annan planı temelinde çözüm için gerçekleştirilen referandumda ‘hayır’ demekle çözüm istemeyen tarafın Kıbrıs Türk tarafı değil, Rum tarafı olduğunun tüm dünya tarafından idrak edildiğinin altını çizerek, Kıbrıs Rum yönetiminin artık eskisi kadar rahat olmadığını vurguladı.

POLİTİKALARIMIZ ONAYLANIYOR

Talat konuşmasında, gelinen aşamada, Kıbrıslı Türkler ve Türkiye Cumhuriyeti'nin politikasının dünya tarafından onaylandığını, benimsendiğini ve alkışlandığı belirterek, ''geçmişte bizim başımıza gelen tecrit, Rum liderinin ve Rum tarafının başına gelme eğiliminde. Henüz adım atılmış, sonuç alınmış değil. Ama Rum yönetimi, artık dünyada eskiden olduğu gibi elini kolunu sallayarak gezemiyor; büyük bir sıkıntı ve tecrit içindeler" diye konuştu.
Rum yönetiminin, KKTC'nin geçmişte yaşadıklarına benzer davranışlarla karşılaştığının altını çizen Talat, "izolasyonların kaldırılmasını istiyoruz. Çünkü bu hem Kıbrıslı Türklerin hayat standardını yükseltecek, hem de Rum yönetimini tekrar masaya getirecektir" dedi.
''3 EKİME KADAR ÇÖZÜM"
Türkiye ve KKTC'nin çözüm öngören tezlerine bundan sonra da devam etmesi gerektiğine dikkat çeken Talat, ''Uzlaşmazlık, esnek olmama gibi faktörleri Rum tarafına yükleyerek, Rum yönetimini köşeye sıkıştırmak zorundayız. Bu da izolasyonların kalkmasıyla olur. Bunu yapabildiğimiz takdirde, Kıbrıs sorunun çözümünde hem önemli adımlar atabiliriz, hem de avantajlar elde edebiliriz.” dedi.
 CTP- BG Genel Başkanı, Başbakan ve Cumhurbaşkanı adayı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs sorununun çözümünün 3 ekimden sonra daha da güçleşeceğine dikkat çekerek,  ''eğer 3 ekimden sonra Kıbrıs sorunu çözümlenmemiş olursa, Türkiye için daha zor olacak. Çünkü Türkiye, 3 ekimde masaya oturduğunda karşında her kademede Kıbrıs'ı, Rumları bulacaktır" dedi.
 "Rum tarafı, uzun erimli bir mücadele yürütüp, sorumlulukları Türk tarafının üzerine yıkmak ve kendi uyumsuzluklarını gizlemek suretiyle bugünkü noktaya gelebilmiş, AB'ye üye olmuştur" diye konuşan Talat, "bunda hepimizin, eski hükümetlerin sorumlulukları vardır. Bundan sonra artık dünya gerçekleriyle uyumlu, yeni politikaları istikrarlı bir şekilde sürdürmek dışında seçeneğimiz yoktur'' görüşünü dile getirdi.
 ''KIBRISLI TÜRKLER ÇÖZÜM İSTİYORLAR"
 
Talat, Türkiye'nin ulusal politikasının AB'nin saygın üyeleri arasında yer almak olduğunu vurgulayarak, ''Kıbrıs sorunu kimsenin şahsi davası olamaz. Ama Kıbrıs sorununu bugünkü şekliyle sürdürebilir. Kıbrıs Türkü bir plana 'evet' diyor. İnanıyor ki bu duruş sürdürülemez" dedi.
 Bu davanın kaybedilmesi halinde, Kıbrıslı Türklerin gidebilecekleri başka bir yurdu olmayacağına dikkat çeken Talat, "Kıbrıslı Türkler, Kıbrıs'ta onurlu bir toplum olarak yaşamak istiyorlar. Ondan dolayı çözüm istiyorlar. Sürdürülemez bir sorun olduğu için Kıbrıs sorunu çözülmelidir. Türkiye AB'den vazgeçse bile, yine Kıbrıs bu şekil devam edemez" diye konuştu.
 ADAYLIK KONUSU
CTP- BG Genel Başkanı, Başbakan ve Cumhurbaşkanı adayı Talat, ''Cumhurbaşkanı seçilmem durumunda temel hedefim, cumhurbaşkanlığını dünya ile Kıbrıslı Türkleri bütünleştirecek bir mekanizma haline dönüştürmektir'' dedi.
Talat, 2006'da Rum tarafında seçimlerin yapılacağını hatırlatarak, "ben oy desteklerinin düştüğü izlenimi ediniyorum. Bu, AKEL için ciddi bir uyarı olacak. Bunlar olunca da Papadopulos'un masaya gelmesi mümkün olabilir. Bugünkü şartlar devam ettiği takdirde Papadopulos, bir eli yağda, bir eli balda, son derece rahat bir konumdadır. Bu şartlar değişmezse Papadopulos'un kolay kolay masaya geleceğini sanmıyorum'' dedi. 
 Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın seçimlerde aday olmayacağı, ancak davasına devam edeceği yönündeki sözlerinin hatırlatılması üzerine Mehmet Ali Talat, ''Denktaş'ın davasına devam edeceği bir hayaldir. Zemini olmayan bir dava olamaz. Uygun ortam olmazsa, orada bir şey üremez. Kıbrıs'ta Sayın Denktaş'ın davasının yürüyebileceği bir ortam yok" diye konuştu.

Talat, dün sabah konferans amacıyla gittiği İstanbul’dan bu sabah adaya döndü.

YENIDUZEN 27/03/2005

 

Brüksel'den genç staj yerler Kıbrıs'ta

Anıl IŞIK

Brüksel'de Avrupa Komisyonu'nda staj gören farklı ülkelerden 20 stajyer, Avrupa Komisyonu Stajyerler Ofisi tarafından düzenlenen gezi çerçevesinde önceki gün Kıbrıs'a geldi.

Avrupa Birliği'nin (AB) son yıllarda gündeminden bir türlü düşmeyen birliğin yeni üyesi Kıbrıs'la ilgili olarak AB Komisyonu'ndaki stajyerlerin bilgilendirilmesine yönelik, Norveçli bir şirketin sponsorluğuyla, düzenlenen gezi çerçevesinde genç stajyerler, 2 hafta boyunca adada hem kuzeyde hem de güneyde çeşitli temaslarda bulunacak.

Bu çerçevede 20 stajyer dün sabah Lefkoşa Türk Belediye Başkanı Kutlay Erk ile bir araya geldi.

Kutlay Erk tarafından stajyerlere yönelik olarak Arabahmet Kültürevi'nde dün sabah saat 11.00'de Kıbrıs sorunu hakkında bilgilendirme toplantısı düzenlendi.

Kutlay Erk, bilgilendirme toplantısında stajyerlere, Kıbrıs sorunun tarihi ve Annan Planı'nın gündeme gelmesinin ardından adada yaşanan son gelişmeler hakkında kısaca bilgi verdi.

Erk, ayrıca konuşmasında Lefkoşa Türk Belediyesi ile Lefkoşa Rum Belediyesi'nin yaptığı çeşitli ortak projelere de değindi.

Kutlay Erk, Kıbrıs Türk toplumunun BM çözüm Planı'na evet, Kıbrıs Rum toplumun ise hayır dediğine işaret ederek, Rum toplumunun şu an ikinci bir referanduma hazır olmadığını belirtti.

Erk, Annan Planı'nın varılacak hedef olmadığını, adanın yeniden birleşmesi ve adadaki toplumların yeniden bir arada birlikte yaşaması için atılacak bir ilk adım olduğuna dikkat çekerek, "Annan Planı'nın kabul edilmesi bir başlangıç olacaktır" dedi.

Erk'in konuşmasını tamamlamasının ardından stajyerler, Lefkoşa belediye başkanına Kıbrıs sorunuyla ilgili olarak çeşitli sorular yöneltti. Yaklaşık üç saat süren bilgilendirme toplantısının ardından resepsiyona geçildi.

Erk, stajyerlere ayrıca Arabahmet bölgesinin tarihi ve önemi hakkında kısaca bilgi vererek bölgenin tarihi mimari bir yapıya sahip olduğunu ve koruma altında bulunduğunu kaydetti. Erk, belediye olarak bölgede birçok restorasyon çalışmalar yaptıklarını da kaydetti.

Hafta sonu Girne ve Mağusa'yı gezecek olan stajyerler, Mağusa Belediye Başkanı Oktay Kayalp ile de bir araya gelecek.

Witkolosivi: Kıbrıs'la ilgili daha

fazla bilgi edinmeyi hedefliyoruz

Yarı Fransız yarı Amerikalı olan grubun lideri Venessa Witkolosivi, Avrupa Komisyonu'nun her altı ay dünyanın farklı ülkelerinden gelen stajyerler çalıştırdığını anlatarak, komisyonda çalışan bir grubun, stajyerler arasında sosyal yakınlaşmayı sağlamak ve farklı toplumlardan bütün stajyerleri bir araya getirmek için etkinlikler düzenlediğini ifade etti.

Witkolosivi, bu çerçevede genişlemekte olan AB içinde farklı kültürler arasında bir birlikteliğin oluşabilmesi amacıyla AB üyesi olan ülkelere, Avrupa'da bulunan kuruluşların sponsorluklarıyla ziyaretlerde bulunduklarını belirtti.

Daha önce Malta'yı ziyaret ettiklerini belirten Witkolosivi, ziyaret ettikleri ülkelerde siyasi alanda önemli kişilerle görüşmelerde bulunduklarını kaydetti.

Witkolosivi, Kıbrıs'ın uzlaşmazlığın bulunduğu bir yer olması açısından kendileri için daha meydan okuyucu bir üye ülke olduğuna işaret ederek, AB'nin kimliğini yeniden kurmakta olduğunu ve bu aşamada Kıbrıs'ta olan olaylarla ilgili genel bir bilgi almayı hedeflediklerini söyledi.

Kıbrıs'ın AB üyesi olduğuna işaret eden Witkolosivi,"Eğer AB'de başarılı olarak bölgesel bir birleşme sağlayabilmek istiyorsak, Kıbrıs sorunun ne olduğunu anlamak zorundayız" dedi.

Fransa, Moldavya, Mısır, Amerika, Avusturya ve Türkiye gibi farklı bölgelerden gelen stajyerlerin sadece kültürel olarak değil, aynı zamanda eğitimleri açısından da çeşitlilik gösterdiğine işaret ederek her stajyerin farklı bir Avrupa görüşüne sahip olduğunu belirtti.

"Adada olumlu bir atmosfer var"

Witkolosivi, her iki tarafta da Kıbrıs sorunun çözümlenmesine ilişkin olarak olumlu bir atmosfer bulunduğunu gözlemlediklerini belirterek, Kutlay Erk'in konuşmasında, çözüm, uyumsallaşma ve eşitlik gibi kavramları kullandığına dikkat çekerek, tüm bunların olumlu fikirler olduğunu kaydetti.

Her iki taraf için geçmişte büyük trajedileri yaşandığı ve Rumların hâlâ geçmişte yaşananlardan dolayı hâlâ acı çektikleri izlenimini aldığını belirten Witkolosivi, ziyareti düzenleyen organizatör olarak, daha önce bilmediği birtakım şeyleri anlayabilmeye duyarlılığını geliştirme ihtiyacı hissettiğini ve bunun kendisi için meydan okuyucu bir duygu olduğunu kaydetti.

Mohamed El Dahsan: (Mısır)

"Kıbrıs'ı ziyaret etmek benim için oldukça ilginç, çünkü Mısırlıyım ve Kıbrıs bize çok yakın ancak ülke ve halklar olarak bir birimizi çok iyi tanımıyoruz. Sadece adadaki siyasi durumu ve 1974'te tarihte yaşanan olayları biliyoruz. Bu açıdan burada olmak benim için önemli. Şu ana kadar tanıştığım insanlardan edindiğim izlenime göre, ada halkı çok dinamik, barış olmasını ve daha iyi bir geleceğe sahip olmayı arzuluyorlar. Kıbrıs'taki insanların tutumu örnek alınacak bir tutum."

Jılie Labin: (Amerika)

"Buraya gelmeden önce Kıbrıs'ta olanlar hakkında çok fazla bir bilgim yoktu. Medyada Kıbrıs hakkında çok fazla bahsedilmiyor. Stajyerler olarak Kıbrıs'ta olanlar hakkında daha fazla bilgi edinmek istiyoruz. Bu açıdan bugünkü toplantı çok yararlı oldu. Belediye başkanının ifade ettiği gibi söylenen her şeye inanmamak gerekiyor, söylenenleri sorgulamak gerekiyor. Bugün sınır noktasından geçerken, "sizin yardımınıza ihtiyacımız var, Türkler bize bunları yaptı" diyen bazı Kıbrıslı Rum kadınlar vardı."

İlknur Yenidede: (Türkiye)

"AB'nin gündeminde olan ancak stajyerler tarafından çok da iyi bilinmeyen Kıbrıs konusuyla ilgili daha fazla bilgi almak için burada bulunuyoruz. Burada yapacağımız temasların benim için ilginç olacağını düşünüyorum. Hem kuzeyi hem de güneyi ziyaret etmek benim için güzel bir fırsat.. Daha önce ulaşma şansınızın olmadığını düşündüğünüz bir yere gitmek garip bir duygu. Bugün sınır kapısından geçerken kayıp yakınları gösteri yapıyorlardı, bu özellikle diğer arkadaşlarım için farklı

bir tecrübe oldu."

Klaus Malacek: (Avusturya)

"Kıbrıs sorunuyla, Avrupa Parlamentosu'nun, planın Kıbrıslı Rumlar tarafından reddedilmesi ardından bir bildirgeyi onaylamasıyla ilgilenmeye başladım. Şu an herkes Kıbrıs'la ne yapacağını bilmez bir durumda, herkes sorunu en kısa sürede çözmek istiyor. AB liderliği ve Avrupa Komisyonu da Kıbrıs'la ne yapacağını bilemiyor. Belediye Başkanı'nın bugün aktardıklarını oldukça gerçekçi buldum. Adada sınır kapılarında çok ılımlı ve dostça bir atmosfer var, iki taraf arasındaki geçişler adada iki toplum arasındaki uzlaşımcı tutumun bir gösteresi..."

KIBRIS 27/03/05

 

ABD, Annan'a mektup gönderilmesinde ısrarlı

DEĞİŞİKLİKLERLE İLGİLİ MEKTUP GÖNDERİLMEZSE, HİÇBİR ŞEY BAŞLAMAZ... Müzakereler aracılığıyla ve Annan Planı temelinde Kıbrıs sorununa bir çözümün nasıl ileriye götürülebileceği yöntemlerinin tartışıldığı Molivyotis-Rice görüşmesinde, Rice'ın Molivyotis'e "Papadopulos, Annan'a talep ettiği mektubu göndermezse hiçbir şey başlayamaz ve hiçbir hareketlilik de olmaz" şeklinde konuştuğu bildirildi

 

Washington'da gerçekleştirilen Molivyotis-Rice görüşmesinde Amerikalıların Kıbrıs konusunun ileriye gitmesi için Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un BM Genel Sekreteri Kofi Annan'a, Annan Planı ile ilgili istediği değişiklikleri içeren bir mektup göndermesinde ısrarlı olduğu ortaya çıktı.

Alithia ve diğer gazeteler, Yunan Dışişleri Bakanı Petros Molivyotis'in ABD Dışişleri Bakanı Condoliza Rice'la görüşmesine yer verdiler.

Alithia'ya göre, perşembe günü Washington'da gerçekleştirilen Molivyotis-Rice görüşmesinde Amerikalıların Kıbrıs konusunun ileriye gitmesi için Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un BM Genel Sekreteri Kofi Annan'a, Annan Planı ile ilgili istediği değişiklikleri içeren bir mektup göndermesinde ısrarlı olduğu ortaya çıktı.

Gazeteye göre, Molivyotis-Rice görüşmede müzakereler aracılığıyla ve Annan Planı temelinde Kıbrıs sorununa bir çözümün nasıl ileriye götürülebileceği yöntemlerini tartıştılar. Her iki tarafın da (Yunanistan-ABD) hedefi KKTC cumhurbaşkanlığı seçimlerinden sonra BM tarafından görüşmelerin yeniden başlatılmasına yol açacak yeni çabanın başlatılmasıdır.

Gazeteye göre, Rice Molivyotis'e "Papadopulos Annan'a talep ettiği mektubu göndermezse hiçbir şey başlayamaz ve hiçbir hareketlilik de olmaz" şeklinde konuştu.

Molivyotis ise, Annan Planı'ndaki değişikliklerle ilgili endişe kaynaklarını içeren bu mektubun gönderilmesinde hemfikir oldu.

Molivyotis "mektup gönderilmesiyle ilgili katı koşullarını değiştirmesi için" Annan'ı ikna etmeye çalışacağını da söyledi.

Haberde, Molivyotis'in yarın sabah Annan'la, öğleden sonra da Başkan Bush'la görüşeceği de hatırlatıldı.

Gazeteye göre, Rum tarafı ise Annan'a istediği değişiklikleri içeren bir mektup göndermemekte ısrar ediyor. KKTC seçimlerinden sonra tek yapabileceği Kıbrıs Rum endişelerini içeren bir mektup göndermektir.

Gazete konunun nisan sonunda BM genel sekreteri özel görevlisinin müzakerelerin yeniden başlatılması çabasıyla adaya gelip bütün taraflarla Kıbrıs sorununu tartışmadan bir açıklığa kavuşmasının beklenmediğini de yazdı.

Gazeteye göre, Molivyotis-Rice görüşmesinde Kıbrıs'ın yanı sıra Balkanlar ve Türk-Yunan ilişkileri de tartışıldı.

Görüşmeden sonra Rice yaptığı açıklamada, "Balkanlar ve diğer sorunları göğüslemede Yunanistan'daki dostlarımızdan başka daha iyi dostlarımız yoktur" şeklinde konuştu.

Molivyotis ise söz konusu ziyaretle "iyi düzeydeki ilişkilerin stratejik işbirliğine dönüşmesinin temellerinin atıldığını" söyledi.

Molivyotis, Kıbrıs konusunda, Annan Planı temelinde yeni müzakerelerle adanın yeniden birleştirilmesine çalışılması gerektiğine işaret etti. Molivyotis yeni bir şanssızlığa neden olunmaması için çok dikkatli davranılması gerektiğini de söyledi.

Politis haberi "Dikkatli Hareketler - ABD-Yunanistan Kıbrıs Konusunda Yeni Çabalarda Anlaştılar - Molivyotis Rice Arasında Annan Planı Temelinde Adanın Yeniden Birleştirilmesi Hedefinin İleriye Görütülmesi Yöntemleri Tartışıldı - İki Ülkenin stratejik İşbirliğine Gidilmesi Kararı Teyit Edildi" başlık ve spotlarıyla yansıttı.

Haravgi haberi "Molivyotis-Rice Kıbrıs Konusunda Ayrılığa Düştü" başlığıyla yansıttı, görüşme sonrasında Rice'ın Kıbrıs konusuna değinmekten kaçınmasının bunun kanıtı olduğunu yazdı. Gazete, Molivyotis'in Kıbrıs konusunda ve diğer konularındaki açıklamasına da yer verdi.

Fileleftheros ise haberini şu başlıkla yansıttı:

"Molivyotis-Rice Stratejik Diyalog Başlatılmasında Anlaştı - Kıbrıs Konusu İşgal Bölgelerindeki Seçimlerden Sonra - Rice Balkanlarda Eşit Sorumluluklardan Söz Etti."

Mahi "Molivyotis Rice'le Görüştü - Yunanistan'ın Hedefi Kıbrıs'ın Yeniden Birleştirilmesidir" başlığını kullandı.

KIBRIS 27/03/05

 

Gül: İmza haziran sonrasına kalabilir

 

 

 

Dışişleri Bakanı Gül, Ankara Anlaşması’nı Kıbrıs Rum Kesimi’ni de kapsayacak şekilde genişleten ek protokolün imzasının yılın ikinci yarısına kalabileceğini söyledi.

 

 

Ankara
NTV-MSNBC

 

28 Mart 2005—  Ek protokolün ayrıntıları da ortaya çıkmaya başladı. Türkiye’nin talebi üzerine, 10 yerine 16 ülke Ankara Anlaşması kapsamına alınıyor.

Ek protokol konusunda, Avrupa Birliği ile üzerinde mutabık kalınan bir metnin bulunduğunu söyleyen Gül, Avrupa Birliği Komisyonu’nun söz konusu metni Türkiye’ye gönderdiğini kaydetti.
       Gül, metne, Türkiye’nin elindekiyle aynıysa “evet” denileceğini bildirdi. Kalıcı çözüm olmadan Rum Kesimi’nin tanınmayacağını vurgulayan Gül, bununla ilgili her türlü hukuki tedbirin alındığını belirtti.
       Hükümet sözcüsü Cemil Çiçek de, ek protokolün sadece malların serbest dolaşımı ile alakalı olduğuna dikkat çekti. Diplomatik kaynaklar da Türk limanlarının Rum gemilerine açılmasının söz konusu olmadığını belirtiyor.

Bu arada, Türkiye’nin isteği doğrultusunda, Avusturya, Finlandiya, İsveç, Yunanistan, İspanya ve Portekiz olmak üzere anlaşma kapsamına 6 ülke daha alındı.
       İlk taslakta yer alan “Türkiye’nin resmi dili” ifadesi de, Türkiye’nin talebi üzerine, son metinde “Türkçe” olarak değiştirildi.
       
“TANIMA ANLAMINA GELMEZ”
       Bu arada AB Komisyonu Hukuki İşler Dairesi danışmanlarından Dr. Frank Hoffmeister, de protokolün imzalanmasının Rum Kesimi’nin tanınması anlamına gelmediğini söyledi.

Ankara Anlaşması Ek Protokolü’nün, teknik bir anlaşma olduğunu ve AB’ye üye olacak ülkelerin bu imzalama sürecinden geçtiklerini belirten Dr. Frank Hoffmeister, Türkiye’nin bu ek protokolü imzalamasının, Kıbrıs Rum kesimi dahil AB’nin 10 yeni üyesini Gümrük Birliği Anlaşması’na dahil edecek olacak olan bir protokol olduğunu, yoksa Kıbrıs Rum Kesimi’nin tanınması anlamına gelmediğini ifade etti.
       
EK PROTOKOLÜN ANLAMI
       Kıbrıs Rum Kesimi’nin Türkiye tarafından kabul edilmesinin, uluslararası bir niyet beyanı ile gerçekleşebileceğinin altını çizen Hoffmeister, “Türkiye, Kıbrıs’ı tanıyıp tanımadığını, protokolüimzalarken deklare edebilir. Bu ek protokolden ayrı bir konu” diye konuştu. Hoffmeister bununla birlikte Türkiye’nin bir AB üyesi olarak Kıbrıs’ı tanımak zorunda olduğunu da ifade etti.

 

Rumlar son metinden haberdar

 

Güney Kıbrıs Rum yönetimi hükümet sözcüsü Kipros Hrisostomidis, “Avrupa Komisyonu’nun Türkiye’ye gümrük birliği protokolü konusunda sunduğu son metin hakkında Rum hükümetinin bilgisi olduğunu” söyledi.

 

Lefkoşa
NTV-MSNBC VE AJANSLAR

 

 

28 Mart 2005— Hrisostomidis, konu üzerinde Kıbrıs Rum ve Yunanistan hükümetlerinin sürekli temas halinde olduklarını dile getirdi.

Hrisostomidis, gümrük birliği protokolü metniyle ilgili bir soruya verdiği yanıtta, “Metinde Kıbrıs Rum hükümetinin tutumu açısından olumsuz bir şey bulunmadığını” belirtti.
       Kipros Hrisostomidis, “Kıbrıs Rum ve Yunanistan hükümetlerinin konu üzerinde devamlı temas halinde olduğunu ve konu üzerinde ortak görüşleri bulunduğunu” belirtti.
       Yunanistan Dışişleri Bakanı Petros Molivyatis’in ABD’de yaptığı görüşmelerle ilgili soruya karşılık olarak Hrisostomidis, Yunanlı Bakanın ABD temaslarında Kıbrıs sorununun da ele alındığını ve konu hakkında Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos’u bilgilendirdiğini söyledi.
       

 

Rum Yönetimi’nden veto tehdidi

 

Kıbrıs Rum Yönetimi, Ankara’nın gümrük birliği anlaşmasını imzalayıp bunu uygulamaması halinde, Avrupa Birliği sürecinde veto kartını kullanacağını açıkladı.

 

NTV

28 Mart 2005—  Rum Yönetimi Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu, “Türkiye, gümrük birliği protokolünü imzalıyorum, ancak uygulamayacağım diye gövde gösterisi yapmaya devam ederse, Güney Kıbrıs’ın veto kartıyla karşılaşacak” dedi.

Yakovu, müzakerelerin başlayacağı 3 Ekim’e kadar Avrupa Birliği’ne üye ülkelerin oy birliğini gerektirecek 3 farklı durak bulunduğunu ve bunlardan en önemlisinin 26 Nisan’daki Ortaklık Konseyi toplantısı olduğunu hatırlattı.
       Rum Bakan, bir tek ülkenin bile hemfikir olmadığını ifade etmesi halinde, oybirliği sağlanamayacağını ve Türkiye’nin katılım sürecinin kesileceğini söyledi. Yakovu, “Türkiye’nin ‘gümrük birliği protokolünü imzalıyorum, ancak Rumlara uygulamayacağım’ yönündeki tezi gülünç. Ankara bunu böbürlenerek ifade etmeye devam ederse, konunun Ortaklık Konseyi’ne ve Avrupa Birliği’ndeki ortaklarınızın değerlendirmesine sunulacağını anlaması gerekir” ifadesini kullandı.
       
KLERİDES: İMZANIN FAZLA ANLAMI YOK
       Öte yandan Rum yönetimi eski lideri Glafkos Klerides, “Gümrük Birliği’nin genişletilmesi protokolünün Türkiye tarafından imzalanmasının an meselesi olduğunu, ancak uygulanmasının ayrı bir konu teşkil ettiğini” söyledi. Alithia gazetesine göre, Klerides, “Türkiye’nin protokolü imzalayarak uygulamaya koyacağına şahsen inandığını, ancak bunun yine de çok fazla anlamı olmadığını” kaydetti.
       Bu arada Rum ana muhalefet partisi Demokratik Seferberlik Partisi’nin (DİSİ) Başkanı Nikos Anastasiadis, Rum hükümeti ve Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos’u eleştirdi ve “Kıbrıs sorunu konusunda vizyon eksikliğiyle” suçladı.

 

Rumlardan Türkiye’ye veto tehdidi

 

Oshan SABIRLI/LEFKOŞA, (DHA)

KIBRIS Rum Kesimi Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu, Türkiye’nin Gümrük Birliği ek protokolünü onaylamayacağını övünerek ifade etmeyi sürdürmesi halinde konuyu Ortaklık Konseyi’ne taşıyacaklarını söyledi. Yakovu, Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne katılım sürecinde Kıbrıs Rum Yönetimi’nin elinde ’veto hakkının bulunduğunu’ hatırlatarak, "Gerektiği taktirde bunu kullanabiliriz" dedi.

Rum kesiminde yayınlanan Simerini gazetesine konuşan Yorgo Yakovu,  AB Konseyi’nin 17 Aralık 2004’te aldığı karar uyarınca Türkiye-AB arasında katılım müzakerelerin başlayacağı 3 Ekim 2005 tarihinde kadar 3 farklı durağın olduğuna ifade etti. Rum Dışişleri Bakanı, AB’ye üye ülkelerin oy birliğini gerektiren 3 duraktan en önemlisinin 26 Nisan’daki AB Ortaklık Konseyi Toplantısı olduğunun altını çizdi.

Ortaklık Konseyi’nin ele alacağı konuların oybirliği gerektirdiğini, alınacak kararlar ışığında Türkiye’nin konumunun netleşeceğini savunan Yakovu, "Bir tek ülkenin bile belirli bir noktada hemfikir olmadığını ifade etmesi durumunda oybirliği mevcut olmayacak ve Türkiye’nin katılım süreci kesilecek" dedi.

‘TÜRKİYE’NİN TUTUMU GÜLÜNǒ

Türkiye’nin yaklaşımını da hatalı bulduğunu ifade eden Rum bakan,  Ankara’nın protokolü onaylamayacağını övünerek ifade ettiğini ve bu tutumun devam etmesi durumunda konunun Ortaklık Konseyi’ne ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin AB’li ortaklarının değerlendirmesine sunulacağını belirtti. Yakovu, "Türkiye’nin imzalıyorum, ama uygulamayacağım tutumu gülünçtür" dedi.

Güvenin önemine de değinen Yakovu, AB’ye üye ülkelerin ’güven’ kuralında hem fikir olduğunu, imzalanan kuralların hayata geçirilmesi gerektiğine dikkat çekti.

 

HURRIYET 28/03/05

 

Klerides: İmza tanıma değildir

Yorgo KIRBAKİ / ATİNA

Kıbrıs Rum Yönetimi eski lideri Glafkos Klerides, Türkiye’nin Ankara Anlaşması’nın ek protokolünü imzalamasının taşığıdı anlam ve protokolü uygulaması ile ilgili Rum iddialarını çürüttü.

Klerides, Antena televizyonuna yaptığı açıklamada ‘protokolün imzalanması başka uygulanması başka şeydir’ dedi.

Rum Kesimi’nin ‘bir bilen’i sayılan ve medya önünde ender konuşsa da her söylediği ile Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos için başağrısı haline gelen Klerides ‘Türkiye protokolü imzalayacak. Ancak, imzasala da, hatta uygulasa da bu çok önemli bir şey değil. Çünkü Uluslararası hukuka göre, eğer biri çıkıp ‘ben şunu tanımıyorum’ derse, çokuluslu bir anlaşmadaki imzası tanıma anlamına gelmez’ diye konuştu.

Klerides, Rum Yönetimi Dışişleri Bakanı Yorgos Yakovu’nun ‘Türkiye protokolü üyelik müzakerelerinin başlamasından üç ay içinde uygulamazsa müzakereler durur’ şeklindeki açıklamasını da Yunanistan örneği ile yalanladı. Klerides ‘Yunanistan imzaladıktan 2-3 yıl sonra protokolü uygulamaya başlamıştı’ dedi.  

 

 

HURRIYET 28/03/05

 

Rumların ilk golü Türk’ten

Yorgo KIRBAKİ/ ATİNA

Türk olsun, Rum olsun yaşı 60’ın üzerinde olan Kıbrıslılar, 1955 öncesi Çetinkaya ile APOEL takımları arasında kıran kırana geçen derby maçlarını hatırlarlar. Adada yaşanan onca trajik olay, futbolda da etkisini gösterdi ve Rum ile Türk takımları tam 50 yıldır karşılaşmadı.

Hafta sonunda KKTC’nin Yeni Cami ile Rum Kesimi’nin Nea Salamina takımları, Larnaka’daki ‘Ammohostos’ stadında oynadıkları dostluk maçıyla yarım asır sonra bir ilke imza attılar. Kıbrıs’ta iki toplumun yakınlaşması amacıyla dostluk maçını Rum parlamento başkanı ve iktidar partisi komünist AKEL’in lideri Dimitrios Hristofyas ile KKTC’de başbakanlık için adı geçen, CTP Genel Sekreteri Ferdi Sabit Soyer de izlediler.

Maçı Rum takımı 6-0 kazandı. Üstelik Nea Salamina’nın ilk golünü 2004 yılı sonunda Yeni Cami’den Rum takımına transfer olan Kıbrıslı Türk futbolcu Çoşkun Ulusoy attı. Ulusoy, maçta iki gol kaydetti. Maçtan önce iki takımın emektarları da karşı karşıya geldiler. Bu maçı da Rum takımı 6-1 kazandı. Yeni Cami ile APOEL rövanş maçını KKTC’de oynayacaklar.  

 

 

HURRIYET 28/03/05

 

AİHM’de kritik gün

 

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Türkiye aleyhine açılan 7 davayı bu hafta karara bağlayacak.

 AİHM, yarın eski DEP’li Mahmut Alınak’ın kitabının toplatılmasına ilişkin başvurusunun da aralarında bulunduğu 5 davayı sonuçlandıracak. AİHM, perşembe günü ise 1996’da KKTC’deki evinin önünde vurularak öldürülen yazar Kutlu Adalı’nın eşi İlkay Adalı’nin, ‘cinayette Türk ve KKTC’li yetkililerin rolü olduğu’ gerekçesiyle açtığı davayı görüşecek.  

HURRIYET 28/03/05

 

Rumlardan Türkiye'ye 'veto' korkutması

Kıbrıs Rum yönetimi Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu, ek protokol metninde Ankara'nın Kıbrıs Rum Kesimi konusundaki ifadeleriyle ilgili olarak 'Türkiye'nin protokolü onaylamayacağını böbürlenerek' ifade etmeyi sürdürmesi halinde, konunun Ortaklık Konseyi'ne sunulacağını söyledi.
      Simerini gazetesine açıklama yapan Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu, Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne (AB) katılım süreci boyunca veto haklarını ellerinde tuttuklarını söyledi.
      Yakovu, 3 ekime kadar AB'ye üye ülkelerin oy birliğini gerektirecek en önemli durağın 26 nisandaki Ortaklık Konseyi toplantısı olduğunu belirterek burada görüşelecek birçok konu için oybirliği gerekeceğini vurguladı.
      Toplantının Türkiye'nin nasıl bir durumda bulunacağının bir göstergesi olduğunu ifade eden Yakovu, tek ülkenin bile belirli bir noktada hemfikir olmadığını ifade etmesi halinde oybirliğinin mevcut olmayacağını ve Türkiye'nin katılım sürecinin kesileceğini savundu.
     
      Yakovu: "(Uygulamaya niyetim yok) tezi gülünç"

      Yakovu, ''Türkiye, aynı şekilde davranmaya devam edip protokolü onaylamayacağını böbürlenerek ifade etmeye devam ederse, konunun Ortaklık Konseyi'ne ve AB'li ortaklarınızın değerlendirmesine sunulacağını anlayın'' diye konuştu.
      'İmzalıyorum, ancak uygulamaya niyetim yok' tezini 'gülünç bulduğunu' beliren Yakovu, AB'nin tüm ülkelerinin hemfikir olduğu 'iyi güven' kuralının mevcut olduğunu ve aday bir ülkeden beklenenin, bir şey imzaladığı zaman bunu makul bir zamanda uygulaması olduğunu kaydetti.
     
      Protokolün imzalanması ve uygulanması farkı

      Rum yönetimi eski lideri Glafkos Klerides de, Gümrük Birliği'nin genişletilmesi protokolünün Türkiye tarafından imzalanmasının an meselesi olduğunu, ancak uygulanmasının ayrı bir konu teşkil ettiğini söyledi.
      Alithia gazetesine göre, Klerides, Yunanistan'ın da protokolü imzalamasının ardından hemen uygulamaya geçmediğini ve protokolü 2-3 yıl sonra uygulamaya koyduğunu belirterek, ''Türkiye'nin protokolü imzalayarak uygulamaya koyacağına şahsen inandığını, ancak bunun yine de çok fazla anlamı olmadığını kaydetti.
      Klerides, ''(Tanımıyorum) şeklinde bir açıklamada bulunduğun zaman, uluslararası hukuka göre çok taraflı bir anlaşmanın imzalanması, tanınma teşkil etmez'' diye konuştu.
      Açıklamasında, Kıbrıs sorununun çözümü ve müzakerelerin başlaması konularına da değinen Klerides, her şeyin Kıbrıs Rum tarafının mesajlarına ve bu mesajların inandırıcılığına bağlı olduğunu vurguladı.
      Klerides, uluslararası faktörleri ve BM Genel Sekreteri'ni Annan planını müzakere etmeye niyetli olduklarına dair ikna etmeleri gerektiğini kaydetti.
     
      Papadopulos'a 'vizyon eksikliği' suçlaması

      Bu arada Rum ana muhalefet partisi Demokratik Seferberlik Partisi'nin (DİSİ) Başkanı Nikos Anastasiadis, Rum hükümeti ve Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos'u eleştirdi ve 'Kıbrıs sorunu konusunda vizyon eksikliğiyle' suçladı.
      Anastasiadis, yaptığı yazılı açıklamada, başarılabilecek olanı ararken Türkiye'yi sorumluluklarından kurtaracak çıkmazlara düştüklerini ve farklı yorumlanabilecek belgeleri kabul ettiklerini ifade etti.
      Anastasiadis, iç cephedeki anlaşmazlıkları aşarak, tamamlanmış ve inandırıcı bir strateji önerisi ortaya koymamaları durumunda, politik çıkmazların artacağı görüşünü dile getirdi.

MILLIYET 28/03/05

 

Reuters: AB mektubuna bu hafta cevap verilir


      Reuters

      Bir dışişleri bakanlığı yetkilisi, Avrupa Birliği (AB) Komisyonu'nun Türkiye'nin Ankara Anlaşması'nı aralarında Kıbrıs Rum Yönetimi'nin de yer aldığı AB'nin yeni üyelerine genişletecek ek protokole ilişkin mektubunun cuma akşamı Ankara'ya ulaştığını ve protokol metninin incelenmesinin ardından Ankara'nın muvafakatını bu hafta içinde AB Komisyonu'na bildirmesinin planlandığını söyledi.
      Geçen hafta bir açıklama yapan Türk yetkili, AB ile üyelik müzakerelerine başlanacağı 3 Ekim tarihinden önce Türkiye'nin imzalamayı taahhüt ettiği ek protokol metni üzerinde AB Komisyonu ile mutabık kalındığını söylemiş ve Ankara'nın onay sürecinin başlaması için komisyonun üzerinde mutabık kalınan metni içeren mektubunun beklendiğini söylemişti.
      Reuters'a konuşan bir yetkili, "AB Komisyonu'ndan ek protokolün tam metnine ilişkin mektup cuma akşamı Ankara'ya ulaştı. Metne muvafakatımızı büyük bir ihtimalle bu hafta komisyon'a iletiriz" diye konuştu.
      Komisyon, Türkiye'nin Gümrük Birliği'ni resmen Güney Kıbrıs'a da genişletmesi anlamına gelen ek protokolde Ankara'nın onayını almasının ardından metni AB Konseyi'nin onayına sunacak. Avrupa Parlamentosu'nun da olurunun alınmasının ardından AB dönem başkanlığı ile Türk hükümeti ek protokole imza atacak. Bu adımın 3 Ekim'den önce gerçekleşmesi isteniyor. Türk hukuk sisteminin gereği ek protokolün yürürlüğe girebilmesi için TBMM onayından da geçmesi gerekiyor.
      Ankara, protokolün Kıbrıs Rum Yönetimi'nin tanınması anlamına gelmeyeceğinin altını çizerken, Rum Yönetimi bunun tanıma sonucu getirecek şekilde formüle edilmesini istiyor.
      Ek protokole imzanın Türkiye'nin Rum Yönetimi'ni tanıdığı anlamına gelmeyeceğini metne sokamayan Türk hükümeti, tanımanın gerçekleşmeyeceğini imza aşamasında tek taraflı bir deklarasyonla açıklayacak.
     

MILLIYET 28/03/05

 

 

Tartışma sürüyor, Rumlar, protokole imzayı yeterli bulmuyor


      Kıbrıs Rum yönetimi Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu, ''Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne (AB) katılım süreci boyunca veto haklarını ellerinde tuttuklarını'' söyledi.
      Yakovu, Simerini gazetesine yaptığı açıklamada, ''3 Ekim'e kadar AB'ye üye ülkelerin oy birliğini gerektirecek 3 farklı durak bulunduğunu ve bunlardan en önemlisinin 26 Nisan'daki Ortaklık Konseyi toplantısı olduğunu'' kaydetti.
      ''Ortaklık Konseyi'nde ele alınacak konulardan birçoğu için oybirliği gerekeceğini, bunun da yaklaşık bir ay sonra Türkiye'nin nasıl bir durumda bulunacağının bir göstergesi olduğunu'' ifade eden Yakovu, ''tek ülkenin bile belirli bir noktada hemfikir olmadığını ifade etmesi halinde oybirliğinin mevcut olmayacağını ve Türkiye'nin katılım sürecinin kesileceğini'' belirtti.
      Yakovu, ''Türkiye, aynı şekilde davranmaya devam edip protokolü onaylamayacağını böbürlenerek ifade etmeye devam ederse, konunun Ortaklık Konseyi'ne ve AB'li ortaklarınızın değerlendirmesine sunulacağını anlayın'' diye konuştu.
      ''İmzalıyorum, ancak uygulamaya niyetim yok'' tezini ''gülünç bulduğunu'' beliren Yakovu, ''AB'nin tüm ülkelerinin hemfikir olduğu 'iyi güven' kuralının mevcut olduğunu ve aday bir ülkeden beklenenin, bir şey imzaladığı zaman bunu makul bir zamanda uygulaması olduğunu'' kaydetti.
     
     KLERİDES

      Öte yandan Rum yönetimi eski lideri Glafkos Klerides, ''Gümrük Birliği'nin genişletilmesi protokolünün Türkiye tarafından imzalanmasının an meselesi olduğunu, ancak uygulanmasının ayrı bir konu teşkil ettiğini'' söyledi.
      Alithia gazetesine göre, Klerides, yaptığı açıklamada, ''Yunanistan'ın da protokolü imzalamasının ardından hemen uygulamaya geçmediğini ve protokolü 2-3 yıl sonra uygulamaya koyduğunu'' belirterek, ''Türkiye'nin protokolü imzalayarak uygulamaya koyacağına şahsen inandığını, ancak bunun yine de çok fazla anlamı olmadığını'' kaydetti.
      Klerides, ''(Tanımıyorum) şeklinde bir açıklamada bulunduğun zaman, uluslararası hukuka göre çok taraflı bir anlaşmanın imzalanması, tanınma teşkil etmez'' diye konuştu.
      Açıklamasında, Kıbrıs sorununun çözümü ve müzakerelerin başlaması konularına da değinen Klerides, her şeyin Kıbrıs Rum tarafının mesajlarına ve bu mesajların inandırıcılığına bağlı olduğunu vurguladı. Klerides, ''uluslararası faktörleri ve BM Genel Sekreteri'ni Annan planını müzakere etmeye niyetli olduklarına dair ikna etmeleri gerektiğini'' kaydetti.
     
     ANASTASİADİS'TEN PAPADOPULOS'A SUÇLAMA

      Bu arada Rum ana muhalefet partisi Demokratik Seferberlik Partisi'nin (DİSİ) Başkanı Nikos Anastasiadis, Rum hükümeti ve Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos'u eleştirdi ve ''Kıbrıs sorunu konusunda vizyon eksikliğiyle'' suçladı.
      Anastasiadis, yaptığı yazılı açıklamada, ''başarılabilecek olanı ararken Türkiye'yi sorumluluklarından kurtaracak çıkmazlara düştüklerini ve farklı yorumlanabilecek belgeleri kabul ettiklerini'' ifade etti.
      Anastasiadis, ''iç cephedeki anlaşmazlıkları aşarak, tamamlanmış ve inandırıcı bir strateji önerisi ortaya koymamaları durumunda, politik çıkmazların artacağı'' görüşünü dile getirdi.

MILLIYET 28/03/05

 

Kıbrıs'ı tartışana 10 yıl hapis yolu

Yeni TCK ile ne Kıbrıs'ı ne de Ermeni sorununu tartışamazsınız. Bu yasa siyasi intihar. Değişiklikler yapılamazsa AB süreci kesilir

RADIKAL 28/03/05

NEŞE DÜZEL

NEDEN? Ergin Cinmen
Cuma günü yeni Türk Ceza Yasası yürürlüğe giriyor. Bu kanunla ilgili ciddi tartışmalar var. Kanunun içinde öyle bazı maddeler var ki, bu maddelerin uygulanması Türkiye'yi yüzyıl geriye götürecek ve AB sürecinden Türkiye'yi tümüyle çıkarabilecek türde. Yeni Ceza Yasası, düşünce özgürlüğüne ve medyaya çok ciddi kısıtlamalar getirirken, bu kanunun yol açtığı bir başka büyük sorun da 'milli menfaatlere aykırı' davranışlara öngördüğü ceza. Kanun, 'milli menfaatlere' aykırı davrandığına inandığı insanların önüne üç yıldan 10 yıla kadar hapis cezası koyuyor. Milli menfaatlerin ne olduğu konusu ise esas büyük sorunu oluşturuyor. Çünkü yeni TCK, devleti yönetenlerin özellikle dış politikadaki kararlarını tartışmayı imkânsız kılıyor. Eğer siz devleti yönetenlerin politikalarına aykırı bir görüşü savunursanız, suçlu durumuna düşebiliyorsunuz. Bu, Türkiye'yi muhalefetsiz bir sisteme, diktatörlüğe çevirebilecek bir yaklaşım. Yeni Ceza Yasası'nı ve uygulamada karşılaşılacak sorunları, bu konuları çok iyi bilen, Susurluk sürecinde aydınlık için yurttaşlık girişimini başlatanların başında gelen avukat Ergin Cinmen'le konuştuk.

Yeni Türk Ceza Yasası'nı incelediniz mi?
İnceledim. Çünkü 1 Nisan'dan sonra mesleğimizi bu yasaya göre icra edeceğiz. Ceza yasası, toplumların yaşamında anayasadan da önemlidir. Sokağa adımınızı attığınız anda ceza yasasıyla bir şekilde karşılaşırsınız. Yeni Ceza Yasası'yla yargı kararları oluştukça nasıl bir girdabın içinde olduğumuz anlaşılacak zaten.
Hangi ihtiyaçları karşılamak üzere bu yasanın çıkarıldığını düşünüyorsunuz?
Yeni bir ceza yasasının çıkarılması için somut bir ihtiyaç yoktu. Çünkü halen yürürlükteki Türk Ceza Kanunu'nda zaman içinde birçok değişiklik yapıldı. Aydınları hapse attıran 141, 142'nci maddeler kaldırıldı. 163 kaldırıldı. 159 ve 312'ye eklemeler yapıldı. Kanundaki kavramlara, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin karar pratikleri eklenmeye başladı ve TCK'nın uygulaması herkesin anlayabileceği bir yere doğru gitti. Oysa şimdi, yeni kanunun eğitimini verecek bir kurum bile yok. Hep beraber çok kötü şeyler göreceğiz.
Neler göreceğiz?
Bilmeyen insanlar yeni kanunu uygulamaya başlayacak. Hadi metropollerde paneller yapılır, ama Türkiye'nin Şırnak'ı, Doğu Beyazıt'ı, Of'u da var. Oralardaki hâkimler yeni kanunla yalnız başına kalacak ve haksız kararlar verecek. Bu kararlar yine AİHM'ye gidecek. Türkiye yine ihlal kararlarıyla malul olacak ve bu Türkiye'nin AB sürecini engelleyecek. Yeni Ceza Yasası'nın bir yılda hazırlanıp apar topar çıkarılması anlaşılır şey değil. Yeni kanunun arkasında üniversiteler bile yok. Hükümet, İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü'ne, 'Bize üç hukuk doçenti gönderin' diye yazı yazmış. Bu kanunu üç doçent hazırladı işte.
1 Nisan'da, Yeni TCK ve Ceza Muhakemesi Kanunu yürürlüğe girecek. Ceza Muhakemesi Kanunu'na ilk karşı çıkanlar polisler oldu. Bu yasa gerçekten suçluların yakalanmasını zorlaştırıyor mu?
Ceza Kanunu'nda suçlar ve suçların cezaları yazar. Ceza Muhakemesi Kanunu'nda ise polis suçu nasıl önleyebilecek, eğer bir suç işlenmişse dava açılıncaya kadar savcılık ve polis bu suçu nasıl kovuşturabilecek, bunlar yazar.
Yeni Ceza Muhakemesi Kanunu, polislerin dediği gibi suçluların yakalanmasını zorlaştırıyor mu?
Asla. Polisler bir şekilde kazan kaldırıyor ama şikâyetlerinin iler tutar yanı yok. Sahte görüntü yaratılıyor. Polise sorarsanız sanki 1 Nisan'dan sonra yepyeni maddeler getiriliyor. Hayır böyle bir şey yok. Bugün Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu (CMUK) uygulanıyor. 1 Nisan'dan itibaren CMUK'taki esaslar yine uygulanacak. CMUK'a göre polis savcının emrinde, savcı adına soruşturma yapıyor. Yeni kanunda yine öyle olacak. Şu anda polis ev araması için savcının başvurusuyla hâkimden karar alıyor. 1 Nisan'dan sonra da böyle olacak. Aslında yeni kanunda tek bir şey değişti. O da, CMUK'un 166'ncı maddesi. Bu madde 'Cumhuriyet başsavcıları bir yılın sonunda, o yerdeki adli kolluk hakkında değerlendirme raporları düzenler, mülki amirlere gönderir' diyor.
Ne anlama geliyor bu?
Savcının emrinde çalışan polisin sicil amiri, yeni kanunla artık savcı olacak. Şu anda polisin çalışma biçimi, başarısı İçişleri Bakanlığı ve vali tarafından değerlendiriliyor. Savcı ise sadece suç kovuşturmalarıyla ilgileniyor. O da nasıl ilgileniyorsa... Bu durum polisi özerk kılıyor. Zaten polis, savcılığı hep kendi dışında gördü. Şimdi polisler yeni kanunla kendi dışlarındaki kamu ajanlarının polis hakkında değerlendirme yapmasına dayanamıyorlar. Bir yabancının, bir hukuk adamının teşkilatlarının içine girmesini kabul etmiyorlar. Yeni kanuna karşı çıkmalarının nedeni bu. Yetkileriyle ilgili bir sorun yok. Savcılık ve polis birlikte düşünüldüğünde, yeni kanun çok daha fazla yetki verdi onlara.
Savcının polisin sicil amiri olmadığı bir sistemde, polis savcıyı dinler mi?
İşte dinlemiyor zaten. Aslında, bizim savcılarımızın da polisin sicil amiri olmak gibi bir talepleri yok. Çok fazla işin içine girmek istemiyorlar.
Savcılık iddia makamı değil midir? Olayın içine çok girmeden zanlıyla ilgili nasıl iddiada bulunabiliyorlar?
Bizim savcılarımız kapısını kapatır, odasında oturur, polis istediği gibi soruşturma yapar. Soruşturma bittikten sonra soruşturma evrakını savcının önüne koyar. Savcı bu toplanan kanıtların özeti mahiyetinde bir iddianame yazar. Hukuk devletlerinde böyle şey olamaz tabii. Çünkü bir hukuk adamının, soruşturmanın başından itibaren olaya el koyması gerekir. El koymadığı zaman hukuka aykırılıklar yapılır çünkü. Polis hukukçu değildir. Hangi yöntemle olursa olsun o sadece suçluyu bulmaya çalışır. 2000'lere kadar neler yaşandığını gördük... Neyse bu tür hukuk dışı işler AB sürecinde duruldu ve CMUK hukuka daha uygun hale getirildi, polisin yöntemleri değişti. Ben bir hukukçu olarak bütünü itibarıyla bugün CMUK'tan memnunum. Gözaltına alınan kişinin bir avukatın yardımından yararlanması 10 yıl önce benim için bir rüyaydı. Şimdi yararlanıyor, yeni kanunda da yararlanacak.
Yeni Türk Ceza Yasası'na gelirsek... Bu yeni yasadan çok şikâyetçi olan bir grup da medya. Bu yasa fikir özgürlüğünü kısıtlıyor mu?
Evet, kısıtlıyor. Yeni yasanın medyaya getirdiği kısıtlamalar evrensel hukuk kriterlerine asla uymuyor. Hiçbir Batı ülkesinde yok bu kısıtlamalar. Üstelik, fikir özgürlüğünü kısıtlamanın ötesinde, medyaya müthiş bir otosansür de getiriyor. Yazdıklarımız suç teşkil eder mi etmez ki kaygısıyla pek çok gerçek yazılmayacak. Yeni Ceza Kanunu, düşünce özgürlüğüne işte böyle çok ciddi kısıtlamalar getiriyor. Hele düşünceler medya yoluyla açıklanırsa, suçlar daha da artıyor. Mesela, birinin intihar etmesi şart değil. Yeni kanun ötanazi tartışmasını bile intihara teşvik ve yardım olarak değerlendiriyor. Artık kişinin ötanazi hakkını kullanıp kullanmamasıyla ilgili fikrinizi açıklayamayacaksınız. Çünkü bu hapis cezasıyla sonuçlanan bir suç. Ayrıca yeni kanun ihbar mükellifiyeti de getiriyor.
Neyin ihbarı bu?
Yurttaşlar, işlenmekte olan bir suçu ilgili merciye ihbar etmezlerse, kendileri de hapisle karşılaşıyorlar. Diyelim ki, dört kişiyiz. Üçümüz ötanaziyi tartışıyoruz. Eğer bu konuşmayla suç işleniyorsa, bunun savcılığa bildirilmesi gerekiyor. Eski kanunda yok bütün bunlar. Yeni kanunla birlikte inanılmaz bir ihbar furyası yaşanacak. Yeni kanunda bir de iftira suçu getirildi.
O nedir?
Hakaret suçu kişinin şikâyetine bağlıdır. Şimdi aynı unsurlarla kaleme alınan ve adına iftira suçu denilen bu suç ise adliyeye karşı suç kabul ediliyor ve kamu davasına neden oluyor. Diyelim ki, gazeteci bilinen bir kişinin girdiği bir ihaleyle ilgili bir sorunu yazdı. Savcı gazetecinin yazdığı doğru mu yanlış mı diye bakmadan mecburen dava açacak. Bu, basını susturmaktır ve sonuçta da yolsuzlukların üzerini örtmektir.
Yasada ayrıca 'milli menfaatlere aykırı' olma gibi sınırları fevkalade belirsiz bir kriter var. Bu, hukuka uygun bir kriter mi peki?
Tabii ki hukuki değil. Yeni kanunun 305'inci maddesinde getirilen bu 'milli menfaat' nedir? Yasalarda milli menfaat diye bir şeyin tanımı yok ki. Neyin milli menfaatlere uygun, neyin aykırı olduğuna kim karar verecek? Genelkurmay başkanı mı, başbakan mı, içişleri bakanı mı? Hep yaparlar ya, diyelim ki genelkurmay başkanımız milli menfaat budur dedi. Ben kişi olarak onun milli menfaat tanımına katılmak zorunda değilim. Demokratik hukuk devleti bunu gerektirir. Ama yargıçlar beyanatlara bakacak ve sınırları belirsiz bir milli yarar tanımı yapacak. Üstelik yargıçlar 305'inci maddenin gerekçesine de bakacak. Bakın bu maddenin gerekçesinde ne deniyor?
Ne deniyor?
'Kıbrıs sorunu nasıl halledilir?' diye size bir soru sordular diyelim. Siz de, çözüm olarak 'Ada askersizleştirilmeli, Türk askeri adadan çıkmalı' dediniz. Yeni kanuna göre siz temel milli yarara aykırı hareket etmiş oluyorsunuz. Çünkü maddenin gerekçesi bunu söylüyor. Bu suçun üç yıldan 10 yıla kadar hapis cezası var. Mesela Ermeni meselesiyle ilgili olarak 'Soykırım olmuştur' diyorsunuz. 305'inci maddenin gerekçesinde Ermeni meselesi de var ve siz bunu deyince milli yararlara muhalefet etmiş oluyorsunuz. Kanun hapis cezasını yurtdışından mali yardım alma şartına bağlıyor. Diyelim ki siz aynı zamanda bir sivil toplum örgütünün üyesisiniz ve bu sivil toplum örgütü Avrupa Birliği'nden ya da yabancı bir dernekten, vakıftan insan hakları, demokrasi projesiyle ilgili fon alıyor. Bu durumda savcı ne yapacak biliyor musunuz? Hemen Terörle Mücadele Müdürlüğü'ne bir yazı yazacak. Filanca kişi Kıbrıs'la ilgili şunu söylüyor. Bakın bakalım kendisi ya da üyesi olduğu STK, yabancı bir kuruluştan fon aldı mı? Hakkınızda buna göre bir soruşturma başlayacak. Terörle Mücadele sizin için acaba ne yapıyor, bir yerlerden menfaat temin ediyor mu diye hakkınızda dinleme kararı isteyecek ve siz dinlenmeye başlayacaksınız. Oradan gelecek sonuca göre de savcı size dava açacak ya da takipsizlik kararı verecek.
İktidardaki gücün kimliğine göre her şey ve herkes milli menfaatlere aykırı olarak görülemez mi?
Görülebilir. Öyle olacak zaten. Son derece tehlikeli bir hüküm bu. Eski kanunda da milli menfaat kavramı vardı ama maddenin Kıbrıs ve Ermeni meselesi gibi gerekçeleri yoktu. Gerekçe çok önemlidir. Hâkim, önüne bir dava geldiğinde, yasama bu kanunu niye koymuş diye gerekçeye bakar. Uygulamada gerekçe hâkime ışık tutar. Türkiye'de memurlaştırılmış yargıç tipi ise zaten hemen gerekçeye bakar. Oysa yargıçların Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve diğer uluslarüstü belgeleri artık içselleştirmeleri gerekiyor. Anayasa'da, 'Usulüne göre onanmış uluslararası sözleşmeler anayasayla çeliştiği zaman uluslararası sözleşmeler esas alınır'' diye bir hüküm var ama hazmedilmesi zaman alacak. Yargıtay Ceza Genel Kurulu düşünce açıklamasıyla ilgili iki farklı karar verdi biliyorsunuz.
Evet, Yargıtay, neredeyse tıpatıp aynı olan iki ayrı davada birbirinin taban tabana zıddı iki karar aldı. Böyle bir durumda hukuka güvenmek mümkün mü?
Mümkün değil. Böyle bir durumda neyin suç olup olmadığını bilemezsiniz. İki kişi var. Biri 312'nci maddeden beraat ediyor, diğeri mahkûm oluyor. Birinci olayda, Yargıtay Ceza Genel Kurulu, AİHM'nin içtihadına bakıyor ve bir düşünce, toplumu rahatsız da etse, düşünce özgürlüğü çerçevesinde değerlendirilmelidir. Düşünce özgürlüğü olmadan toplumlar gelişemez' diyerek beraat kararı veriyor. Bunun üzerine laiklik elden gidiyor diye açıklamalar yapılıyor. Yargıtay Ceza Genel Kurulu'na benzer bir dava daha geliyor. Bu kez Kurul, AİHM'nin içtihadını atıp, mahkûmiyet kararı veriyor. Bunu herhangi bir yerdeki hâkim yapmıyor. Bunu, yargının en tepesi yapıyor. Önce Yargıtay'ın tepesinin demokrasiyi içselleştirmesi ve Anayasa'ya uygun davranması gerekir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu da Anayasa'ya uymazsa...
Ne olur?
Türkiye'nin hali iyi değildir. Yeni Ceza Kanunu'yla basına getirilen kısıtlamalar, bu kurul gözüyle yorumlandığında, Türkiye'yi hukuk uygulamasında büyük felaketler bekliyor. Eğer Yargıtay hukuk ve demokrasi ilkelerini bir tarafa iterse, Sinop'taki mahkeme ne yapacaktır. O da kurula bakacaktır. Söyledikleriniz suç teşkil edecektir. Çünkü yargının tepesi bunu söylüyor.
Bizim sorunumuz yasalarımız mı yoksa hukukçularımız mı?
Hukukçularımız...
Aynı konuda iki ayrı karar alan bir Yargıtay'la hukuk sistemimizi ayakta tutmak mümkün mü?
Mümkün değil. Bu ülkede yargıya bütçenin yüzde 1'inden azı ayrılıyor. ve hukuka değer verilmiyor. Yargıçlar da kendini hukukun yargıcı değil, devletin yargıcı, memuru görüyor. Bizde, düşünce özgürlüğünü ortadan kaldıran, insanların hâkim düşüncelere uygun düşünmesi gerektiğini söyleyen memurlaştırılmış bir yargıçlık sistemi var. 23 yaşındaki genç hukuk fakültesini bitirir, hâkimlik sınavına girer ve Türkiye'nin en doğusundaki ağır ceza mahkemesinin üyesi olur. O çocuk bir şey bilmiyordur. Orada sadece mahkeme başkanını, savcıyı, vali veya kaymakamı, jandarma komutanını tanır. Bu genç devlet fanusu içinde büyür. Büyüdükçe, tayinlerle Orta Anadolu'ya gelir. Karakteri oluşur ve artık devletin bir memuru olur. Sonunda da Yargıtay Ceza Kurulu'nun tepesine gelir.
Yeni Ceza Kanunu'na dönersek... Niye AKP ileride kendisi için de bir tehdit oluşturabilecek 'milli menfaat' gibi hukuk dışı bir kavram yerleştiriyor Ceza Yasası'na?
Türkiye gibi ideolojik devletlerde, eğer devletin bir yerine gelmişseniz, mutlaka onunla birlikte hareket etmek durumunda kalıyorsunuz. AKP de devletleşti. AKP'nin bir miktar sivil dokusu vardı ama bu doku şimdi bitti. AKP devletin bildiğimiz anlayışıyla özdeşleşti. Yeni Ceza Kanunu'nda kangrenleşmiş devlet görüşleri yer alıyor. Zaten bir ceza kanununda böyle bir- iki madde bulunması yeter de artar. 400 maddeden biri bile canımıza okur. Çünkü hayatın içinde çok yaygın çarparsınız bu maddeye. 1 Nisan'dan sonra bolca 305'e çarpacağız.
Bazı düzeltmelerle bu yasa çağdaş bir yasa haline getirilemez mi?
Getirilebilir tabii. AKP'nin önünde engel yok. Aklı varsa yapar. Yoksa bu siyasi intihardır. Kopenhag Kriterleri'ne uymuyor diye, Türkiye'nin AB'ye üyelik sürecinin kesilmesidir...

50 yıl sonra dostluk için maç

28/03/05

RADİKAL - LARNAKA - Kıbrıs'ta önceki gün sporun barış ve kardeşlik felsefesi, siyasete üstün geldi. Türk ve Rum futbol takımları arasında yarım yüzyıl aradan sonra ilk kez yapılan maçta skor tabelası 'Nea Salamina: 6 Yenicami: 0' diye gösterirken, asıl kazanan dostluk oldu. Larnaka'daki 'Ammohostos' stadında dün Rum Nea Salamina ile Türk Yenicami takımları arasında oynanan özel maçı 400'ü Türk, 3 bin kişi izledi. Rum hakemlerinin yönettiği maçı, Türk tarafından iktidardaki Cumhuriyetçi Türk Partisi'nin Genel Sekreteri Ferdi Sabit Soyer, Rum tarafından da Meclis Başkanı ve iktidar partisi AKEL'in lideri Dimitris Hristofyas gibi siyasetçiler izledi. Ev sahibi takımın ilk golünü, geçen yıl Yenicami'den alınan Türk futbolcu Coşkun Ulusoy atarken maç sonrası iki takımın eski-yeni oyuncuları birlikte yemek yedi. Dostluk maçının rövanşı KKTC'de oynanacak.

Anayasa sancısı

UBP DESTEĞİ ŞART... Anayasa'nın değişmesi için önce 3'te 2 milletvekili çoğunluğu, ardından da halkoylaması (referandum) öngören ve hukukçular tarafından "anayasanın değişmesini neredeyse imkansız hale getiren madde" olarak değerlendirilen 162'nci maddenin değiştirilmesine yönelik ilk adım atıldı. Ancak bu maddenin referanduma götürülmesi için gerekli 34 milletvekili çoğunluğuna ulaşılamadı

YÖNTEMDE VE TARİHTE GÖRÜŞ AYRILIĞI... Referandum tarihi konusunda da siyasi partiler arasında görüş ayrılığı var. CTP-BG, DP ve BDH, 17 Nisan Cumhurbaşkanlığı seçimleri ile birlikte referandumu önerirken, UBP, "aceleye gerek yok" gerekçesi ile konu üzerinde çalışma yapılması ve 2006 yılında yapılacak yerel veya ara seçimlerde referanduma gidilmesinden yana tavır belirledi

"SERT" DEĞİL "YUMUŞAK" ANAYASA... Önerinin altına imza koyan siyasi parti temsilcileri, dünyada anayasaların "sert" değil, "yumuşak anayasa" ana fikri ile şekillendiğini belirtti. KKTC Anayasası'nı "sert anayasa" kapsamına alan siyasi partiler, değişikliklerle "yumuşak anayasaya" geçiş yapmayı planlıyor

Hüseyin EKMEKÇİ

Cumhuriyetçi Türk Partisi- Birleşik Güçler (CTP-BG), Demokrat Parti (DP) ve Barış ve Demokrasi Hareketi (BDH) tarafından üzerinde anlaşılarak hazırlanan anayasanın 162'nci maddesine yönelik değişiklik önerisi, kamuoyunun bilgisine sunulmak üzere Resmi Gazete'de yayınlandı. Meclis içtüzüğünün 83'ncü maddesi gereği bilgiye sunulan değişiklik önerisi için özel ya da tüzel kişiler önerilerini meclis başkanlığına sunabilecek.

Buna rağmen, anayasanın 162'nci maddesinde değişikliğe gidilebilmesi için 34 milletvekiline ihtiyaç duyuluyor. Üç partinin toplam 31 milletvekili bulunuyor. Dolayısı ile 19 milletvekiline sahip Ulusal Birlik Partisi (UBP) meclis grubunun da anayasa değişiklik önerisine destek vermesi gerekiyor.

Partiler arasında "anayasanın değişmesi gerektiği" konusunda görüş birliği bulunmasına rağmen yönteme yönelik görüş ayrılıkları giderilemedi.

31 var, 34 gerekiyor

Anayasanın değişmesi için gerekli olan 34 milletvekili sayısına ulaşılamadı. UBP bu konuda sadece 162'nci maddenin değil, tüm değişikliklerin referanduma götürülmesini savunuyor.

Diğer partiler ise 162'nci maddenin değişmesini, parlamento içinde anayasa değişikliği için çalışma yapılmasından yana.

24 CTP- BG, 6 DP ve bir BDH milletvekili anayasanın değişikliği ve yöntemi konusunda uzlaşırken, 19 UBP milletvekili ise yöntem nedeniyle anayasa değişikliğine bu şamada sıcak bakmıyor.

Referandum tarihi konusunda da siyasi partiler arasında görüş ayrılığı var. CTP-BG, DP ve BDH 17 Nisan Cumhurbaşkanlığı seçimleri ile birlikte referandumu önerirken, UBP, "aceleye gerek yok" gerekçesi ile konu üzerinde çalışma yapılması ve 2006 yılında yapılacak yerel ve ara seçimlerde referanduma gidilmesinden yana tavır belirledi.

Öneriler için 25 Mart son tarihti

Cumhuriyet Meclisi'nde grubu bulunan CTP-BG ile DP milletvekilleri ve BDH Genel Başkanı Mustafa Akıncı'nın birlikte sunduğu anayasanın 162'nci maddesinin referandumda değiştirilmesine yönelik öneri Resmi Gazete'de yayınlandı.

Resmi Gazete'nin 18 Mart 2005 tarihli 38'inci sayısında yayınlanan değişiklik önerisi için 25 Mart 2005 Cuma gününe kadar meclis içtüzüğü gereği özel ve tüzel kişilerin de önerileri talep edildi.

"Yumuşak" anayasaya geçiş

Önerinin altına imza koyan siyasi parti temsilcileri, dünyada anayasaların "sert" değil, "yumuşak anayasa" ana fikri ile şekillendiğini belirtti.

KKTC Anayasası'nı "sert anayasa" kapsamına alan siyasi partiler, değişikliklerle "yumuşak anayasaya" geçiş yapmayı planlıyor.

Resmi Gazete'de yayınlanan genel gerekçede özetle şöyle denildi:

"1985 yılında yürürlüğe giren KKTC Anayasası, o tarihten bu yana gerek KKTC, gerekse dünyada meydana gelen değişim ve gelişmeler karşısında bazı gereksinimlere yanıt veremez hale gelmiştir.

Günümüzde çağdaş dünya devletleri zor değiştirilen, başka bir deyişle 'sert anayasa' modelinden uzaklaşmakta, toplumun ihtiyaçlarına ve dünyadaki hukuksal gelişmelere göre şekillendirilebilen 'yumuşak anayasa' modellerini tercih etmektedir. Yasa değişikliği bu gerekçe ile hazırlanmıştır ve anayasanın değiştirilmesini kolaylaştırmayı hedeflemektedir."

 

 

 

Yürürlükteki 162'nci madde

"Sekizinci kısım

Son kurallar

Anayasanın değiştirilmesi

Madde 162.

(1) Bu anayasa kuralları kısmen veya tamamen ancak Cumhuriyet Meclisi'nin en az on üyesinin önerisi ve üye tam sayısının üçte iki çoğunluğunun oyuyla değiştirilebilir. Bu anayasanın 9'uncu maddesi kurallarında saklıdır

(2) Anayasanın değiştirilmesi hakkında önerilerin görüşülmesi ve kabulü, (1). Fıkrada yer alan kayıtlar dışında yasaların görüşülmesi ve kabulü hakkında kurallara bağlıdır. Ancak değişiklik önerileri verildiği tarihten başlayarak otuz gün geçmedikçe görüşülmez.

(3) Anayasa değişiklikleri halkoylamasından sonra, kabul edildiği takdirde cumhurbaşkanınca on gün içinde Resmi Gazete'de yayınlanarak yürürlüğe girer.

Anayasanın 163'üncü maddesi, mevcut anayasanın dayandığı toplumsal mücadele, temel görüş ve ilkeleri belirten başlangıç kısmını yeni anayasanın da başlangıç kısmını da yeni anayasanın temel metni sayıyor. 164'üncü madde ise halk tarafından kabul edilen yeni anayasanın en geç on gün içinde Resmi Gazete'de yayınlanmasını öngörüyor."

Anayasa'nın 162'nci maddesine ilişkin değişik önerisi

Anayasanın değiştirilmesi madde 162:

1. Bu anayasa kurallarının kısmen veya tamamen değiştirilmesi, cumhuriyet meclisinin üye tam sayısının en az 3'te biri tarafından önerilebilir. Bu anayasanın 9'uncu maddesi kurallarında saklıdır

2. Anayasa değişikliği önerileri yasa önerilerinin görüşülmesi ve kabulü hakkındaki kurallara bağlıdır. Ancak, değişiklik önerileri önerilerin verildiği tarihten başlayarak 30 gün geçmedikçe görüşülemez.

3. Anayasa değişiklikleri cumhuriyet meclisi üye tam sayısının en az 5'te üç çoğunluğu ile kabul edilir.

4. (A) Cumhuriyet Meclisi tarafından kabul edilen anayasa değişikliğine ilişkin yasalar cumhurbaşkanına gönderilir.

(B) Cumhurbaşkanı yayınlanmasını uygun bulmadığı anayasa değişikliğine ilişkin yasaları yayınlanma süresi içinde yeniden görüşülmek üzere cumhuriyet meclisine yeniden iade edebilir.

(C) (a) Cumhuriyet Meclisi'nin üye tam sayısının üçte iki çoğunluğu ile kabul edilen anayasa değişikliğine ilişkin yasalar cumhurbaşkanı tarafından cumhuriyet meclisine iade edilmediği takdirde cumhurbaşkanınca 15 gün içinde Resmi Gazete'de yayınlanarak yürürlüğe girer.

(b) Cumhuriyet meclisi üye tam sayısının 5'te üçü ile veya 3'te ikisinden az oyla kabul edilen anayasa değişikliğine ilişkin yasalar cumhurbaşkanı tarafından cumhuriyet meclisine iade edilmediği takdirde cumhurbaşkanı tarafından halkoylamasına (referandum) sunulur

(ç) (a) Cumhuriyet meclisi cumhurbaşkanınca yeniden görüşülmek üzere iade edilen anayasa değişikliğine ilişkin yasaları aynen üye tam sayısının 3'te iki çoğunluğu ile kabul ederse anayasa değişikliğine ilişkin yasa 15 gün içinde cumhurbaşkanınca Resmi Gazete'de yayınlanarak yürürlüğe girer

(b) Cumhuriyet meclisi cumhurbaşkanınca yeninden görüşülmek üzere iade edilen anayasa değişikliğine ilişkin yasaları aynen üye tam sayısının beşte 3'ü ile veya 3'te ikisinden az oyla kabul ederse anayasa değişikliğine ilişkin yasa cumhurbaşkanınca halk oylamasına sunulur.

(c) Cumhuriyet meclisi cumhurbaşkanlığınca yeniden görüşülmek üzere iade edilen anayasa değişikliğine ilişkin yasayı değiştirerek kabul ederse cumhurbaşkanı anayasa değişikliğine ilişkin yasayı yeniden görüşülmek üzere cumhuriyet meclisine iade edebilir.

5. Halk oyuna sunulan anayasa değişikliğine ilişkin yasaların yürürlüğe girmesi için halkoylamasında kullanılan geçerli oyların yarısından çoğunun kabul oyu alması gerekir.

Yürürlüğe giriş:

3. Bu anayasa değişikliği halkoylamasına sunulur, kabul edildikten sonra en geç 10 gün içinde halkoylaması sonuçları ile birlikte Resmi Gazete'de yayınlanarak yürürlüğe girer.

KIBRIS 28/03/05

 

Ankara imzaya hazırlanıyor

METİN ANKARA'DA... Gümrük Birliği ek protokolünün içeriğine ilişkin Brüksel-Ankara arasında devam eden müzakerelerin mutabakatla sonuçlanmasının ardından Ankara, imza sürecinin başlatılması için harekete geçti. Edinilen bilgilere göre, protokol metnini içeren mektup, önceki akşam saatlerinde Türkiye'nin AB daimi temsilciliği aracılığıyla Ankara'ya gönderildi

SÜREÇ İŞLİYOR... Metnin Ankara'ya ulaşmasının ardından Türkiye de bir mektupla protokolün imzaya hazır olduğunu bildirecek. Mektup teatisinin ardından ise protokol, Avrupa Konseyi ve Avrupa Parlamentosu'nda onaylanacak. Son aşamada ise ek protokolün TBMM'den geçmesi gerekiyor

TÜRKİYE'NİN İSTEDİĞİ GİBİ... Nihai şekli verilen ek protokolde Türkiye'nin itirazları sonucunda limanların ve havaalanlarının kullanımına ilişkin düzenleme ile protokolün hemen uygulamaya girmesini öngören ifadeler yer almıyor

Avrupa Birliği, Gümrük Birliği'ni Rum kesimini de kapsayacak şekilde genişletecek ek protokolün, imza sürecini başlatacak mektubu Ankara'ya gönderdi. Türkiye, içeriğinin daha önce mutabakata varılan metinden farklı olup olmadığına ilişkin incelemenin ardından bir mektup ile protokol metnine bir itirazı bulunmadığını ve imzaya hazır olduğunu teyit edecek.

Türkiye'nin mektubunda, protokolün imzasının Rum kesimini tanıma anlamına gelmeyeceğine ilişkin çekince de yer alacak.

Protokolün içeriğine ilişkin müzakerelerde Brüksel ile mutabakat sağlayan Ankara, geçtiğimiz hafta içinde mektup alışverişinin başlatılmasını istemişti.

Ankara imza hazırlığında

Gümrük Birliği anlaşmasını Rum kesimini de kapsayacak şekilde genişletecek ek protokol için hazırlığını tamamlayan Ankara, AB Komisyonu'ndan onay sürecini başlatacak mektubu istemişti. Metin Brüksel'den geldikten sonra Türkiye de bir mektupla imza sürecinin başladığını teyit edecek.

Gümrük Birliği ek protokolünün içeriğine ilişkin Brüksel-Ankara arasında devam eden müzakerelerin mutabakatla sonuçlanmasının ardından Ankara, imza sürecinin başlatılması için harekete geçti.

Metnin Ankara'ya ulaşmasının ardından Türkiye de bir mektupla protokolün imzaya hazır olduğunu bildirecek. Mektup teatisinin ardından ise protokol, Avrupa Konseyi ve Avrupa Parlamentosu'nda onaylanacak. Son aşamada ise ek protokolün TBMM'den geçmesi gerekiyor.

Nihai şekli verilen ek protokolde Türkiye'nin itirazları sonucunda limanların ve havaalanlarının kullanımına ilişkin düzenleme ile protokolün hemen uygulamaya girmesini öngören ifadeler yer almıyor

KIBRIS 28/03/05

 

Protokol, güneyi karıştırmaya devam ediyor

Rum yönetiminin, Avrupa Komisyonu'ndan; Ankara Anlaşması'nın, Güney Kıbrıs'ın da aralarında bulunduğu 10 yeni AB üyesine de genişletilmesi protokolünün imzalanması konusunda Türkiye'yle anlaşmaya varıldığına ilişkin bilgilerle ilgili resmi bilgilendirme beklemekte olduğu bildirildi.

Simerini "Lefkoşa, Avrupa Komisyonu ve Türkiye Arasındaki Anlaşmayla İlgili İzahat İstiyor - Sahte Devlet; Ankara'nın Bizi Tanımayacağını İletiyor" başlıklı haberinde, Rum Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu'nun; "Bilinen; Türk hükümetinin, Türk kamuoyunu bir savaş verdiği ve kazandığına ikna etmek çabasıyla daha az önemli konularda sondajlar yaptığıdır" dediğini yazdı.

Gazeteye göre yayımlandığı kadarıyla, ilgili metinden, Türk limanları ve havaalanlarının Rum yönetimi tarafından kullanılması ifadelerinin çıkarılmış olduğu gözleminin dile getirilmesi üzerine Yakovu, Avrupa Komisyonu'nun görüştüğü metinde bu tür maddelerin hiçbir zaman olmadığını söyledi. Gazeteye göre Katoliklerin paskalyası olması dolayısıyla AB birimlerinin bugün da kapalı olacağından dolayı Brüksel'in konuya ilişkin tutumu salı günü belli olacak.

Gazete, Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un Özel Kalem Müdürü Marios Karoyan'ın, "Türkiye için tek yol var. Türkiye'nin, nihayetinde protokolü imzalayacağına ve hayata geçireceğine inanıyorum" dediğini yazdı ve şöyle devam etti:

"Anastasiadis'in; Türkiye'nin protokolü hayata geçirme taahhüdünde bulunmadığı şeklindeki eleştirilerini yorumlaması istenen Karoyan; DİSİ Başkanı'nın, başkan Papadopulos'un itibarını erozyona uğratmaya ve bizim tarafın niyet ve tezlerinde kuşku ortamı yaratmaya çalıştığını söyledi.

Yeni Ufuklar; ortaya çıkacak zorlukları göğüslemenin tek yolunun; Kıbrıs tarafından tavizsiz bir tavır gütmek olduğu görüşünü ortaya koydu. NEO geçtiğimiz gün başkan Papadopulos'u AB'ne ve Türkiye'ye; Kıbrıs Cumhuriyeti'nin fiili tanınması ile protokolün hem imzalanmasını, hem de hayata geçirilmesini istediğimizi, aksi halde Kıbrıs Cumhuriyeti'nin Ankara'nın üyelik diyalogunu bloke etmesi gerekeceği yolunda, hiçbir şüpheye yer bırakmayacak net bir mesaj vermeye çağırdı. Yeni Ufuklar, 'Bizim taraf için yaratılan sorunlar; aralık ayında veto kullanılmamasının bir sonucudur' görüşünü belirtti ve AKEL ve DİSİ'yi; Ankara'nın üyelik müzakerelerine başlama tarihi belirlenirken, başkan Papadopulos'a veto kullanmaması konusunda yalvardıkları için öz eleştiri yapmaya çağırdı.

Papadopulos ve Anastasiadis'ten farklı yorumlar

Türkiye'nin üyelik müzakerelerine başlama tarihi elde etmesi ve AB'ye karşı yükümlülükler üstlenmesinden 4 ay sonra Avrupa Komisyonu'nun 17 Aralık tarihli karar metninde kaydedilenler açıkça netleştirilmedi. Aksine; üzerinde pek çok yorumlar yapılıyor. Sonuç olarak da, Türkiye'nin üyelik müzakerelerinin başlayacağı 3 Ekim 2005 tarihi yaklaştıkça durum karmaşıklaşıyor.

AB Zirvesi nihai karar metnini nitelemekte olan durumun diplomatik ifadesi; iktidar ve muhalefet arasında çok yoğun ve sert tartışma malzemesi oldu. Aralarındaki tezler birbirinden çok uzaktır. Anastasiadis; başkan Tasos Papadopulos tarafından; Türkiye'ye kurtulma şansı veren ciddi hatalardan söz ediyor.

AB zirvesi karar metninin Kıbrıs Cumhuriyeti'ni ilgilendiren noktası; Türkiye'yi, gümrük birliği anlaşmasını, aralarında Kıbrıs Cumhuriyeti'nin de bulunduğu Mayıs 2004'te üye olan ülkelere genişleten protokolü 3 Ekim'e kadar imzalamaya çağıran 19. paragrafıdır. 19. paragrafta şunlar belirtiliyor:

'Avrupa Birliği Türkiye'nin; Ankara sözleşmesinin uyumlaştırılmasına ilişkin protokolü; 10 yeni ülkenin girişini de dikkate alarak imzalama kararını kutlar.' Türkiye'nin 'Türk hükümeti; Ankara Sözleşmesi'ni uyumlaştırma protokolünü; üyelik müzakerelerinin esaslı başlamasından önce imzalamaya hazır olduğunu teyit eder' ifadesi, bu ışık altında kutlandı.

Tasos'un yorumu

Başkan Tasos Papadopulos 19. paragrafı; karar metninin açıklanmasının hemen ardından yaptığı açıklamada da söylediği üzere şöyle yorumladı: '19. paragraftaki özel maddede, önce bu anlaşmayı imzalamaz ise Türkiye'nin üyelik müzakerelerinin başlamayacağını belirtiyor ve imza sözcüğü de imza atma ve hayata geçirme şeklinde izah ediliyor.'

Tasos Papadopulos protokolün; kişilerin, ticari malların dolaşımı, ticaret, taşımacılık konularını kapsadığını ve bunların Kıbrıs Cumhuriyeti için büyük öneme sahip olduğunu da söyledi. Hükümet tarafından; Türkiye'nin; yukarıdaki faaliyetler aracılığı ile Kıbrıs Cumhuriyeti'ni fiili olarak da tanımak zorunda kalacağı argümanı ortaya konuluyor.

Anastasiadis'in yorumu

DİSİ Başkanı Nikos Anastasiadis tamamen farklı bir görüş ortaya koyuyor. Savunduğu üzere; Kıbrıs Cumhuriyeti ortada kalmış durumdadır çünkü Türkiye'nin muhtemelen imzalayacağı Ankara anlaşmasını genişleten protokol; onaylanmasına ve hayata geçirilmesine atıfta bulunmuyor. 19. paragraftaki sonuçlar yalnızca imza atılmasından söz ediyor. Onanmasından veya hayata geçirilmesinden söz etmiyor.

Anastasiadis şunları söyledi: 'Başkan Papadopulos'un ne söylediği başka; kabul ettiğimiz metnin söylediği başkadır. Tasos Papadopulos; Brüksel'deki zirve sırasında; 19. paragrafın ne onaylamadan ne de uygulanmadan söz etmediğini savunarak; protokolün onanmasını ve hayata geçirilmesini talep etmeliydi. Papadopulos bunu yapmaktan kaçındı ve bunun sonucunda; bir talepte sınırlandık ve bir Avrupa-Türk sorununu Kıbrıs-Türk sorunu haline getirdik.'

Omiru: tanınma istiyoruz

EDEK Başkanı Yannakis Omiru geçtiğimiz gün; Kıbrıs Cumhuriyeti'nin; Türkiye'nin; gümrük birliği anlaşmasını yeni üye ülkelere genişleteceği taahhüdünü yerine getirmemesi durumunda, gerek başlangıcında gerek devam ederken üyelik müzakerelerini kesme olanağına sahip olduğunu söyledi.

Omiru; Ankara'nın, protokolü imzaladığı anda uygulamaya da geçirmesi ve Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanıması gerektiğini kaydetti."

Veto'yu tercih etmesi halinde Yunanistan'la bile çatışmak olası

Alithia "Kıbrıs: Vetoyu Tercih Etmesi Halinde Yunanistan'la Bile Çatışma Olası -Diplomatik Kaynaklara Göre Tasos, Müttefik Arıyor Görünüyor" başlıklı haberinde Güney Kıbrıs'ın; Türkiye'nin protokolü imzalaması konusunu gündeme getireceği AB'ın gelecek zirve toplantısı arifesinde ilk kez müttefiki Yunanistan'ı kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya kaldığını, çünkü Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis'in, protokolün imzalanmasının yeterli olduğunu, hayata geçirilmesinin de gerekmediğini aleni olarak söylediğini yazdı.

Gazete, Rum yönetiminin; Brüksel tarafından resmi olarak bilgilendirilmediğini iddia (çünkü; Katoliklerin paskalyası olması nedeniyle AB birimleri bugün da kapalı olacağı için resmi bilgi salı günü verilecek) ederek, Ankara ile Komisyon arasında protokole basit bir imza atılması konusunda anlaşmaya varılması şamarından geçici olarak geçtiğimiz gün de kaçmaya çalıştığını yazdı. Rum yönetiminin; 17 Aralık'ta elde ettiği tek karşılığı da kaybetme tehlikesinin eşiğinde bulunduğuna dikkat çeken gazete, haberini şöyle sürdürdü:

"Diplomatik kaynaklardan elde edilen bilgilere göre Tasos Papadopulos; karar vermesi halinde kullanacağı vetoda Yunanistan'ın kendisini takip etmemesi olasılığı karşısında, aralarında; Avusturya ve Fransa gibi Türkiye'ye iyi gözle bakmayan AB üyelerinin de bulunduğu başka müttefikler arıyor görünüyor. Ancak şu veya bu şekilde, böyle bir gelişme olması durumunda Kıbrıs kendini yeniden; tamamı olmasa bile AB üyesi ülkelerin ezici çoğunluğuyla çatışma sürecinde bulacak."

Kirveyi kurtaralım

Simerini "Haydi, Kirveyi Kurtaralım!" başlıklı yorum haberinde ise Türkiye'nin her zaman, en son ana kadar pazarlık yaptığını, Gümrük Birliği anlaşmasını; AB'ın yeni üyesi 10 ülkeye genişletecek protokolün parafe edilmesi, imzalanması ve uygulanması konusunda da aynı şekilde hareket ettiğini yazdı.

Gazete, "Tayyip Erdoğan; 17 Aralık kararı ile büyük bir bela satın aldığından emindir ve şimdi; Atina'dan yardım eli uzatmasını istiyor" ifadesini kullandığı haberinin devamında özetle şunları kaydetti:

"Erdoğan, geçen Pazartesi günü dengi ve kirvesi Kostas Karamanilis'le yemek yemişti ve diğer şeyler yanında; Kıbrıs sorununu ve gümrük birliği protokolünü de görüşmüşlerdi. Erdoğan'ın protokolle ilgili tezleri şu şekilde ortaya çıktı:

1-Bazı teknik sorunlar çözülür çözülmez protokolü parafe ve imza edecek. Geçen cuma günü Türkler; protokolün hazır olduğu ve derhal hayata geçirilmesinin kaydedilmediğini ve de Kıbrıs uçak ve gemilerine uyguladığı ambargoyla ilgili kesin bir ifade yer alacağı haberlerini sızdırdılar.

2-Avrupa Komisyonu'ndan; protokolün imzalanmasının Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanıma anlamına gelmeyeceği konusunda, hem de yazılı taahhüt talep ediyor. Böyle bir şeyin kabul edilmediği ve tek taraflı bir beyanın ileri götürüleceği görünüyor.

3-Protokolü, en azından 3 Ekim'e kadar Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin önüne koymayacak.

Erdoğan protokolü hayata geçirmenin Türkiye'nin yükümlülüğü olmadığı iddiasında bulunarak, protokolün hayata geçirilmesi konusunun belirsiz bir zamana kaldığı mesajını vermek istiyor. Çünkü böyle bir şey; 17 Aralık kararlarında kesin şekilde belirtilmiyor.

Yunanistan perde gerisinde; Türkiye kamuoyu konusunda Erdoğan'a yardım etmeye hazır görünüyor. Karamanlis kamuoyuna yönelik açıklamasında; kirvesine, protokolü imzalamasını söyledi. Ancak diplomatik kaynakların geçen pazartesi söylediklerine göre perde gerisinde; Erdoğan'ın protokolü Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin onayına sunması gerekli değil. Türkiye'nin yükümlülüklerini yerine getirmemesi durumunda veto kullanılması konusunda ise aynı kaynaklar "Hangi veto?" dediler.

Bunun hemen öncesinde Başkan Papadopulos; 17 Aralık kararları temelinde Türkiye'nin; sadece protokolü imzalamakla değil, onu hayata geçirmekle de yükümlü olduğunu söyledi. Çünkü başkan Papadopulos'a göre Avrupa Konseyi kararı bunu net şekilde ortaya koyuyor. İspanya Dışişleri Bakanı Moratinos'un tutumu da benzerdi.

Her halükarda, protokolün hayata geçirilmesi; Kıbrıs uçak ve gemilerine uygulanmakta olan Türk ambargosuna son verilmesiyle bağlantılıdır. Türkiye; 17 Aralık kararlarına tam olarak uymaz ise, Kıbrıs Cumhuriyeti çeşitli seçeneklere sahiptir. Şöyle ki: Ya kendisi ya da Türk ambargosu nedeniyle çıkarları zarar gören özel kişiler, Avrupa Adalet Divanı'na başvurur. Ancak bunun da ötesinde; protokolün hayata geçirilmesi, Türkiye'nin üyelik sürecinin bir parçası olacak ve her adımında; Kıbrıs Cumhuriyeti'nin görüş hakkı bulunacak. Ve elbette ki; peşinen rafa kaldırmaz ise, veto hakkı... Kirve Erdoğan, Atina'dan ve diğerlerinden, kendisini desteklemelerini, içine düşeceği zor durumdan çıkarmalarını ve protokolün, muhalefetin ve iktidarı birlikte paylaştığı askerlerin insafına bırakmamalarını istedi."

Klerides: Protokolün imzalanması zaman meselesi

Mahi "Protokolün İmzalanması Zaman Meselesi -Glafkos Klerides: 'Kıbrıs Sorununda Hareketlilik Bize Bağlı" başlığıyla yansıttığı haberinde, Rum yönetimi eski başkanı Glafkos Klerides'in ANTENNA TV'ye verdiği röportajda; Türkiye'nin gümrük birliği anlaşmasının AB'ın 10 yeni üyesine de genişletilmesi protokolünün imzalanması ve hayata geçirilmesinin zaman meselesi olduğu görüşünü dile getirdiğini yazdı.

Gazeteye göre Klerides; Yunanistan'ın da protokol imzaladığını, ancak bunu 2-3 yıl hayata geçirmediğini söyledi ve "Protokolü uygulama konusu zaman meselesidir" dedi, ancak Ankara'nın bu protokolü uygulamak zorunda olup olmadığı güncel sorusu hakkında açıklama yapmaktan kaçındı.

Glafkos Klerides şunları söyledi:

"Ben; Türkiye'nin imzalayacağına inanıyorum. Ancak; uluslararası hukuka göre, çok taraflı bir anlaşma imzalamak tanıma değildir ve 'tanımıyorum' dediğinizde, protokolün imzalanması ve hayata geçirilip geçirilmeyeceği çok bir şey ifade etmeyecek."

Disi Papadopulos ve Hristofyas'a karşı atakta

Aynı gazete "Hükümet ve Muhalefet Arasında Yeni Zıtlaşma -Nikos Anastasiadis'ten Şiddetli Saldırı" başlığıyla manşete çektiği haberinde; DİSİ Asbaşkanı Averof Neofitu'nun; KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat'ın, Kıbrıslı Rumların izolasyonlarından söz ettiği açıklamalarını "verimli olmayan" açıklamalar diye nitelediğini yazdı.

Gazeteye göre Neofitu, bu gazeteye yaptığı açıklamada; bu tür açıklamaların; uluslararası unsur ve BM'nin yeni bir inisiyatifi aracılığıyla Kıbrıs'ın yeniden birleşmesi için uygun ortam yaratılmasına yardımcı olmadığını söyledi.

Neofitu; Anastasiadis'in Ankara'nın protokolü uygulamak değil yalnızca imzalamakla yükümlü olduğu açıklamasını savundu ve "Nikos Anastasiadis, protokolün yalnızca imzalanmasını istemekle kalmayıp, bu yönde mücadele de edeceğimiz konusunda netti" dedi. Anastasiadis'in bu açıklaması Rum yönetimi başkanı Tasos Papadopulos ve iktidar ortağı partilerin başkanları tarafından tepkiyle karşılanmıştı. Averof Neofitu, Anastasiadis'e karşı kullanılan sert ifadeleri yanıtlarken; Papadopulos'u soğukkanlılığı yitirmekle suçladı ve "Hükümetin, yoğunlaşan siyasi çıkmaz karşısındaki çaresizliğini tamamen anlıyorum" dedi. Neofitu; vizyon ve stratejisi olmayan icraat nedeniyle çaresizlik ve trajik noksanlıklar bulunduğunu da söyledi.

Averof Neofitu; Yunanistan Başbakanı ve Kıbrıs Dışişleri Bakanı'nın da işaret etmiş olduğu hata ve yanılgılar, Türkiye'ye beraat sağlamak anlamına gelmez. Kıbrıs ve Kıbrıs Elenizmi için olguları gün be gün daha da arzu edilmez hale getiren bir süreç yaratılmasından duyulan infialin ifadesidir" dedi.

Neofitu; DİSİ'nin, güttüğü tavır ile Türkiye'yi beraat ettirmeye mi çalıştığı sorusunu soran Rum Meclis Başkanı AKEL Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas'a da sert yanıt verdi. Neofitu "17 Aralık zirve karar metni, Türkiye'yi protokolü 3 Ekim'e kadar imzalamaya ve hayata geçirmeye zorlamak yönünde, hükümetin söylediği kadar açık ise o zaman başkan Papadopulos neden; Türkiye'nin uymaması durumunda Kıbrıs'ın veto kullanacağını söylemek ihtiyacını duydu?" diye sordu.

Haravgi "Yeni İnisiyatif ve Protokol" başlıklı haberinde, Türkiye'nin protokolü imzalaması ve hayata geçirmesinin ayrı bir konu olması ve Kıbrıs sorunuyla herhangi direkt bir bağlantısı olmamasına karşın, Kıbrıs sorununa ve özellikle Türk tarafına dolaylı şekilde etkileri olacağını yazdı.

Gazete "Muhalefet Tehlikeli -DİSİ, Ankara'nın Avukatı Konumunda Değer Kaybediyor" başlıklı manşet haberinde DİSİ'nin; kötü-verimli olmayan, tehlikeli ve son zamanlarda sürekli olarak Rum hükümetinin kurumlarının itibarını erozyona uğratan muhalefetinden ve Rum Ulusal Konseyi tarafından belirlenmiş olan Kıbrıs stratejisinin altını oymasından dolayı değer kaybına uğradığı yorumunda bulundu.

Gazete Rum yönetimi başkanı Tasos Papadopulos'u, uluslararası dezenformasyoncu olmakla suçlayan Anastasiadis'in Rum Meclis Başkanı Dimitris Hristofyas'a yanıt verirken, Kıbrıs Rum tarafının çözüm istemediğini ima ettiğini, şimdi de Avrupa Konseyi kararını; Ankara'nın avukatı olarak yorumlamak suretiyle daha ileri gittiğini yazdı.

Hristofyas'tan Talat'a ve Ankara'ya "çağrı"

Gazeteye göre Hristofyas, bu durumdan rahatsız olduğunu belirterek, Anastasiadis hakkında yeni bir yorum yapmayı reddetti, ancak KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat'ı ve Ankara'yı; "Kıbrıs sorununun önünde engel olmak istemiyorlar ise, Annan Planı'nda gerekli değişiklikleri kabul etmeye" çağırdı.

Hristofyas, Başbakan Talat'ın; Kıbrıs sorununa 3 Ekim'e kadar çözüm bulunması gerektiği çünkü Türkiye'nin üyelik müzakereleri sürecinde Kıbrıs sorununu önünde engel olarak bulacağı açıklamasını yorumlarken; "Türkiye, karşısında Kıbrıs sorununu bulmak istemiyor ise Annan Planı oradadır. Umarım Talat ve Türkiye, Annan Planı'nın ve çözümün, iki toplumun çıkarlarına ve beklentilerine yanıt verecek hale gelmesi için gerekli değişiklikleri kabul ederler" dedi.

Kendi hatalarını başkalarına yüklüyorlar

Alithia "Nikos Anastasiadis, Hükümet Ortaklarının Kendisine Ateş Püskürmesini Yanıtlıyor - 'Kendi Hatalarını Başkalarına Yüklüyorlar" başlığıyla yansıttığı haberinde, 17 Aralık karar metninin 19. maddesiyle ilgili açılaması dolayısıyla Rum yönetimi başkanı Tasos Papadopulos ve hükümet ortağı partilerin başkanlarının kendisine yönelik sert eleştirileri, yazılı bir açıklamayla yanıtladığını bildirdi. Gazeteye göre Anastasiadis'in Papadopulos ve hükümet ortaklarını çaresiz kalmak ve soğukkanlılıklarını yitirmekle suçlayan yazılı açıklaması DİSİ Asbaşkanı Averof Neofitu tarafından kamuoyunun bilgisine getirildi.

Fileleftheros Yakovu'nun, Rum yönetiminin resmi olarak bilgilendirilmediği yolundaki açıklamasını ve Türk medyasından iktibas ettiği haberlerini "Protokolün İmzalanmasına ilişkin Gelişmeler Eşikte -Türk Basınında Israrlı İfadeler, Ancak Hükümetin Resmi Bilgisi Yok" başlığıyla okurlarına aktardı.

KIBRIS 28/03/05

 

Talat:Bu seçim birinci turdan büyük bir oyla bitmeli

Cumhuriyetçi Türk Partisi-Birleşik Güçler (CTP-BG) Genel Başkanı, Başbakan ve Cumhurbaşkanı adayı Mehmet Ali Talat, artık dünyayla barışık olma dönemine girildiğini, bunun asla haklarımızı teslim etme dönemi olarak görülmemesi gerektiğini belirtti.

Talat, 17 Nisan'daki seçimlerle ilgili olarak "Kimse doğulu ülkelerdeki lideri seçecek değil. Biz, demokratik bir seçimle sözcümüzü seçiyoruz" dedi ve bu işin birinci turdan yüksek bir oy oranı ile bitmesi gerektiğini söyledi.

Talat, seçim gezileri çerçevesinde Bafra, Balalan, Sazlıköy, Büyükkonuk, Çayırova, Kilitkaya, Kumyalı, Pamuklu, Tuzluca, Yedikonuk, Zeybekköy ve Mehmetçik'i ziyaret ederek vatandaşlarla görüştü, cumhurbaşkanlığı seçimlerinin önemini anlattı.

Cumhurbaşkanlığının bütünleştirici, birleştirici, herkese eşit yakınlıkta olması gereken bir makam olduğunu anlatan Talat, kendisinin de makama bu anlayışla talip olduğunu ifade etti.

CTP-BG Basın Bürosu'ndan verilen bilgiye göre, Kıbrıslı Türkler yanında gerek dünya, gerek Türkiye'nin 17 Nisan'dan sonra Birleşmiş Milletler'in ciddi girişim hazırlıklarını beklediğine işaret eden Mehmet Ali Talat, Cumhurbaşkanlığı seçimine bu gerçeğin bilincinde olarak gidildiğini belirtti.

Talat, gerek Türkiye gerek Kuzey Kıbrıs'taki geçmiş hükümetlerin hatalı politikaları nedeniyle Rum tarafının alkışlarla, adeta omuzlarda taşınarak Avrupa Birliği'ne (AB) sokulduğunu savunarak, eski yaklaşıma, eski anlayışa, politikaya dönmenin artık söz konusu olmadığını söyledi. Talat "Çünkü o politikanın sonuç getirmeyeceği ve bugünkü çağa uygun olmadığı açık ve net olarak ortaya çıkmıştır" şeklinde konuştu.

Dünyayla barışık olma dönemi başlıyor

Talat, şöyle devam etti:

"Bugün Cumhurbaşkanlığı seçimi ile o büyük dönüşümün, büyük değişimin sonuna geldik. Artık bütünlüklü iktidar değişimi gerçekleşiyor, yeni bir dönem başlıyor. Bu yeni dönem dünyayla barışık olma dönemidir.

Dünyayla kavga etmeme dönemidir. Ama hiç yanlış anlaşılmasın bu, haklarımızı teslim etme dönemi değil, haklarımızı doğru mantık, doğru ilkeler, Birleşmiş Milletlerin bugüne kadar ortaya koyduğu eşitlik haklarımız zemininde koruyacağımız, savunacağımız ve ileri götüreceğimiz bir dönem olacak. Bu dönemde teslimiyet yok, bu dönemde sözünü ettiğim birlik ve bütünlüğü sağlayarak parti ayrımı gözetmeden insanların hiçbir fark göstermeden kucaklanacağı bir cumhurbaşkanlığı yapısıyla, haklarımızı, çıkarlarımızı sonuna kadar koruyacağımız bir dönem yaşayacağız. Bizim hedefimiz budur."

Talat, Papadopulos'un, Kıbrıs Rum tarafının dünyanın uzlaşmaz olarak gördüğü bir politika sergilemekte olduğunu belirtti. Bu politikanın dünyada, batıda olumlu yanıt bulmasının mümkün olmadığını kaydeden Talat, "Çünkü bu politika, Batı değerleriyle bağdaşmayan bir politikadır" dedi.

Rum tarafının bu politikasına karşın Kıbrıs Türk tarafının politikasının adayı yeniden birleştirme, Kıbrıs sorununu çözme ve bir bütün olarak AB'ye girmek olduğunun altını çizen CTP-BG Genel Başkanı, Başbakan ve Cumhurbaşkanı adayı Talat, bunun, Batılı, AB ve dünyanın anlayıp desteklediği bir politika olduğunu vurguladı.

Talat, şimdi dünyadan tecrit olma dönemini yaşayan Rum lider Papadopulos'un bazen dünya liderlerini, yöneticilerini aldatabildiğini, bunun da bugüne kadar bütün dünyada yaratılmış olan "Kıbrıslı Türklerin çözüm istemediği, çözümü Kıbrıs Rum tarafının istediği" şeklindeki imajdan kaynaklandığını ifade ederek, bu imajın kolay değişemeyeceğini ama değişmeye başladığını anlattı.

Talat, Papadopulos için "Büyük bir düşüş içindedir. Papadopulos'un politikalarının inandırıcılığı gittikçe yok oluyor" ifadelerini kullandı.

Bu iş birinci turdan bitmeli

Talat, Kıbrıs Türkü'nün 2002 yılı sonundan itibaren büyük eylemler yaptığını ve bu eylemlerle bugünkü hükümeti kurduğuna da işaret ederek, bunun Kıbrıslı Türklerin avantajını oluşturduğunu da kaydetti, "Bu çok önemlidir. Dünya bunu, demokratik yollarla sağlanan bu değişimi, gözleriyle gördü. Şimdi bu değişiklik dünyada çok olumlu bir imaj yaratıyor" diye ekledi.

Talat, Cumhurbaşkanlığı seçiminin sonucunda Kıbrıslı Türklerin şu andaki prestijli avantajlı durumunun daha da pekişip güçleneceğini belirtti ve bunun sonucu olarak Kıbrıs Türk tarafının sözünün daha çok dinleneceğini vurguladı. Talat konuşmasına özetle şu sözlerle devam etti:.

"Tabii ki tüm bunların sağlanabilmesi için çok açık olan bir husus daha var. Bu seçimin birinci turdan bitmesi lazım, ikincisi ise, büyük bir oy ile bitmesi lazım. Güçlü bir destekle seçilecek bir cumhurbaşkanı dünyada konuştuğunda, daha güçlü bir şekilde çıkarlarımızı temsil edecek. Artık bu noktaya geldik."

Papadopulos'un Mağusa Limanı'nın ortak çalıştırılmasına karşılık Maraş'ın Rumlara verilmesi önerisinin ne dünyada ne AB'de destekleyici bulmadığını ifade eden Talat, bütünlüklü çözümün unsuru olan şeylerin Türk tarafından istenmemesi gerektiğini vurguladı, bu tezlerinin muhatapları tarafından kabul gördüğünü söyledi.

Lider toplumun temsilcisi

Talat, konuşmasında, son zamanlarda gündeme getirilen "liderlik" konusuna da değindi.

"Toplum Lideri" kavramının BM çatısı altındaki görüşmelerde eşitliğin sağlanabilmesi için BM tarafından getirildiğini belirten Talat, şöyle konuştu:

"Bunu zamanında biz istedik. Müzakerelerde iki tarafın eşit olmasını istedik. 'O devlet, biz ise tanınmamış bir devlet olarak oturmayalım, ikimiz aynı oturalım' dedik. O zaman BM- bu 1968'de oldu 74'ten sonra yerine oturdu- 'devlet yok, iki toplum görüşecek' dendi. İki toplumun temsilcisi, lideri görüşecek dendi. Lider toplumun temsilcisi, toplumun düşüncelerini aktaran kişi anlamında kullanıldı. O günden bu güne toplum lideri terimi yerleşti. Kimse doğulu ülkelerdeki lideri seçecek değil. Biz, demokratik bir seçimle sözcümüzü seçiyoruz. BM yapısı içinde buna 'Kıbrıs Türk toplumu lideri' deniyor. Dikparpaz'dan Yeşilırmak'a kadar her bir yurttaşın verdiği oyla seçilen cumhurbaşkanı elbette ki bu toplumun sözcüsüdür. Anayasada da öyle yazıyor zaten. Bizim seçeceğimiz odur. Onu seçip haklarımızı çıkarlarımızı sağlama bağlayıp geliştirsin diye görevlendireceğiz. Kıbrıs sorununu çözsün, bizi dünyayla bağlasın diye. Bunun için yola çıktık, bunun için güçlü destek yüksek oy oranına ihtiyacımız var ki, yüksek bir oy oranı ile Kıbrıs Türk halkını dünya ve Kıbrıs Rum liderliği önünde temsil edebilelim. Bu desteği vereceğinizi biliyorum ve layık olmaya sonuna kadar çalışacağım."

KIBRIS 28/03/05

 

Ünlü İngiliz emlakçı KKTC'de

Yılda 200 binin üzerinde emlak pazarlayan Andrew Reeves şirketi, ilgi alanına, İspanya'dan sonra Kuzey Kıbrıs'ı da dahil etti. Ünlü emlakçı, "Andrewreeves Cyprus" olarak genç işadamı Dimağ Çağıner'le KKTC'de emlak icar, satış ve pazarlaması yapacak

LHA- Kıbrıslı Rumların caydırma amaçlı girişimlerine karşın uluslararası hukukun gücüne inanan yabancıların emlak konusunda Kuzey Kıbrıs'a olan ilgileri devam ediyor.

İngiltere'nin başkenti Londra'nın 5 büyük semtinde şubeleri bulunan, National Association of Estate Agents (NAEA) ve Association of Residential Letting Agents (ARLA) üyesi Andrew Reeves, ilgi alanına Kuzey Kıbrıs'ı da dahil etti.

Yılda 200 binin üzerinde emlak pazarlayan, portfoliosuna geçen yıl İspanya'yı, bu yıl da Kıbrıs'ı ekleyen Andrew Reeves, genç işadamı Dimağ Çağıner ile birlikte Andrewreeves Cyprus olarak çalışmaya başladı.

Beraberinde profesyonel bir ekiple birlikte KKTC'ye gelerek çalışmalarına başlayan Reeves, yeni şirket için biri Acapulco Resort Hotel içinde, diğeri de Girne merkezinde iki çalışma ofisi oluşturdu.

Uluslar arası hukuka güven

Acapulco Resort Hotel'deki ilk çalışma ofisinin açılış etkinliğini ağırlıkla yabancılardan oluşan sınırlı sayıda bir davetli kitlesi önünde önceki akşam gerçekleştiren Andrew Reeves, burada yaptığı konuşmada, Kıbrıs'ı, süregelen çözümsüzlüğün nedenlerini yakından izlediklerini, BM çözüm planıyla yakalanan fırsata Kıbrıslı Rumların ilgisizliğine üzüldüklerini, çözüme böylesine istekli bir Kıbrıs Türk halkıyla çalışmaktan ayrıca mutlu olduklarını anlattı.

Uluslararası hukukun gücüne inandıklarını belirten Reeves, İngiltere'de emlak piyasasında yaşanan durgunluğun kendilerini önce İspanya, sonra da Kıbrıs'a yönelttiğini, toplam kalite anlayışıyla hizmet vereceklerini, hizmetlerini sıklıkla düzenleyecekleri "tanıtım seminerleriyle" zenginleştireceklerini kaydetti.

Emlak Sektöründe "al sat - yap sat" döneminin çok gerilerde kaldığını anlatan Reeves, satış sonrası işletme, kiralama, ödeme avantajları yaratma, takas, danışmanlık, yönlendirme gibi hizmetlerle çalışmalarını zenginleştirdiklerini vurguladı.

Akan Gürkan

Etkinlikte konuşan şirketin Kıbrıs'taki hukuk danışmanı Avukat Akan Gürkan, Kıbrıs Türk'ünün dünyaya açılma istekliliğinin somut projelerle hayata geçtiğine tanıklık etmenin gurur verici olduğunu söyledi.

Gürkan, "Ben çağdaşım, ben Avrupalıyım" demekle çağdaş ve Avrupalı olunamayacağını, bunun için öncelikle pozitif düşünce yapısına sahip olunması gerektiğini belirttikten sonra yeni hükümetin AB normlarını hayata geçirebilmekte yardımcı olacak yasal, düşünsel ve fiziki alt yapıları oluşturmakta aceleci davranmasını istedi.

Daha şimdiden Girne, Esentepe, Boğaz, Çatalköy, Yenierenköy ve Kumyalı'da emlak satışına başlayan şirkete, www.andrewreevescyprus.com adlı web sitesinden ulaşmak mümkün.

KIBRIS 28/03/05

 

İmza, temmuzdan sonra

"İNCELEYECEĞİZ VE 'EVET DİYECEĞİZ"... Türkiye Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, protokol metnine ilişkin müzakerelerin birkaç hafta önce Brüksel'de yapıldığını, üzerinde mutabakata varılan bir metin olduğunu ve bu metne ilişkin sürecin başlatıldığını söyledi. AB'den mutabakata varılan metnin kendilerine gönderilmesini istediklerini, metni inceleyeceklerini ve ellerindeki metinle aynı olup olmadığına bakacaklarını söyleyen Gül, "Buna evet diyeceğiz ve bununla ilgili süreç başlayacak" dedi

"RUMLAR, TÜRKİYE'YE GELEBİLİR"... Gül: "Uluslararası devletler hukuku ne söylüyorsa, bunun gerekleri yapılacaktır. Rum kesiminin tanınması söz konusu değildir, bu kalıcı çözüm ortaya çıkınca olacaktır. Şu anda Kıbrıs Rum yönetimi halkı havaalanlarından vize alıp Türkiye'ye gelebilirler. Dolayısıyla insan hareketi serbestse, mal hareketi de bir şekilde serbest olacaktır; ancak Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Türkiye tarafından tanınmıştır, bu devam edecektir. Oradaki büyükelçimiz devam edecektir, herhangi bir değişiklik söz konusu değildir"

TÜRKİYE, KIBRIS'I TANIMAK ZORUNDA"... AB Komisyonu Hukuki İşler Dairesi danışmanlarından Dr. Frank Hoffmeister, Kıbrıs Rum kesiminin Türkiye tarafından kabul edilmesinin, uluslararası bir niyet beyanı ile gerçekleşebileceğinin altını çizen Hoffmeister, "Türkiye, Kıbrıs'ı tanıyıp tanımadığını, protokolü imzalarken deklare edebilir. Bu ek protokolden ayrı bir konu" diye konuştu. Hoffmeister bununla birlikte Türkiye'nin bir AB üyesi olarak Kıbrıs'ı tanımak zorunda olduğunu da ifade etti

 

Türkiye Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Ankara Anlaşması'nı genişleten ek protokolün imzalanmasının temmuz ayından sonraya kalabileceğini söyledi.

Gül, ek protokolle ilgili sürecin biraz uzayabileceğini belirterek, "İmza aşaması İngiltere'nin dönem başkanlığına kalabilir" dedi.

Avrupa Birliği'nden beklenen protokol metninin hafta sonu Türkiye'ye ulaştığını belirten Dışişleri Bakanı Gül, "Bu metnin elimizdeki metinle aynı olup olmadığına bakıp 'evet' diyeceğiz" dedi.

Gül, gazetecilerin sorusu üzerine, AB ile imzalanacak Gümrük Birliği Ek Protokol metninin hafta sonu Ankara'ya ulaştığını söyledi. Gül, şunları kaydetti:

"AB'nin birçok üye olmayan ülkeyle yaptığı anlaşmalar, yeni üyeler tarafından üstlenilecektir. AB'nin Türkiye ile de Gümrük Birliği vardır, bunların yeni ülkelerle yürürlüğe girmesi gerekir. Aslında fiilen 1 Mayıs 2004 tarihinde bu yürürlüğe girmiştir ve uygulanmaktadır, yani bütün AB üyesi ülkelerle Türkiye arasında mal hareketleri serbesttir. Kıbrıs Rum yönetiminin kendi hakim olduğu alanlar, kendi kanunlarının geçtiği alanlarda da bu geçerlidir."

Protokol metnine ilişkin müzakerelerin birkaç hafta önce Brüksel'de yapıldığını belirten Gül, üzerinde mutabakata varılan bir metin olduğunu ve bu metne ilişkin süreç başlatıldığını kaydetti.

AB'den mutabakata varılan metnin kendilerine gönderilmesini istediklerini, metni inceleyeceklerini ve ellerindeki metinle aynı olup olmadığına bakacaklarını söyleyen Gül, "Buna evet diyeceğiz ve bununla ilgili süreç başlayacak" dedi.

Gül, imza aşamasının AB'nin İngiltere dönem başkanlığı dönemine de kalabileceğini, süreç tamamlanınca Türkiye'nin taahhütlerini yerine getirerek metni imzalayacağını kaydetti.

Gül, şöyle devam etti:

"Uluslararası devlet hukuku ne

söylüyorsa gerekleri yapılacaktır"

"Uluslararası devletler hukuku ne söylüyorsa, bunun gerekleri yapılacaktır. Rum kesiminin tanınması söz konusu değildir, bu kalıcı çözüm ortaya çıkınca olacaktır. Şu anda Kıbrıs Rum yönetimi halkı Türkiye'ye gelebilirler, havaalanlarından vize alıp Türkiye'ye gelebilirler. Dolayısıyla insan hareketi serbestse, mal hareketi de bir şekilde serbest olacaktır, ancak Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Türkiye tarafından tanınmıştır, bu devam edecektir. Oradaki büyükelçimiz devam edecektir, herhangi bir değişiklik söz konusu değildir. Türkiye olarak biz, kalıcı bir çözümün ortaya çıkması, bütün bu bölgenin bir işbirliği örneği haline gelmesi için BM'ye yaptığımız çağrıyı tekrarlıyoruz. Ümit ederiz ki BM önderliğinde kalıcı çözüm sağlanır, sağlanınca da zaten karşılıklı adımlar atılır, ama kalıcı bir çözüm ortaya çıkmadan tanıma zaten söz konusu değil. Bununla ilgili her türlü hukuki tedbirler alınmıştır."

"Protokolün imzalanması, Rum yönetiminin

tanınması anlamına gelmez"

Protokolün imzalanmasının Rum yönetiminin tanınması anlamına gelmeyeceğini de vurgulayan Gül, tanımanın kalıcı çözüm ortaya çıktığında olacağını belirtti.

Gül, kalıcı çözüm olduğunda karşılıklı adımların atılacağını ifade etti.

Bu arada AB Komisyonu Hukuki İşler Dairesi danışmanlarından Dr. Frank Hoffmeister, de protokolün imzalanmasının "Kıbrıs Cumhuriyeti"'nin tanınması anlamına gelmediğini söyledi.

Ankara Anlaşması Ek Protokolü'nün, teknik bir anlaşma olduğunu ve AB'ye üye olacak ülkelerin bu imzalama sürecinden geçtiklerini belirten Dr. Frank Hoffmeister, Türkiye'nin bu ek protokolü imzalamasının, Kıbrıs Rum kesimi dahil AB'nin 10 yeni üyesini Gümrük Birliği Anlaşması'na dahil edecek olacak olan bir protokol olduğunu, yoksa "Kıbrıs Cumhuriyeti"nin tanınması anlamına gelmediğini ifade etti.

Ek protokolün anlamı

Kıbrıs Rum kesiminin Türkiye tarafından kabul edilmesinin, uluslararası bir niyet beyanı ile gerçekleşebileceğinin altını çizen Hoffmeister, "Türkiye, Kıbrıs'ı tanıyıp tanımadığını, protokolü imzalarken deklare edebilir. Bu ek protokolden ayrı bir konu" diye konuştu.

Hoffmeister bununla birlikte Türkiye'nin bir AB üyesi olarak Kıbrıs'ı tanımak zorunda olduğunu da ifade etti.

KIBRIS 29/03/05

 

Rum basını:Bostancı kapısı mayısta açılacak

Zodya (Bostancı) kapısı Paskalya'dan (1 Mayıs) sonra hizmete gireceği bildirildi.

Simerini gazetesine göre, Rum Savunma Bakanı Kiriakos Mavronikolas dün Sigma TV'sine yaptığı açıklamada, Zodya kapısının Paskalya'dan sonra açılmaya hazır olacağını, bölgenin mayınlardan temizlenmesi çalışmalarının yoğun şekilde devam ettiğini söyledi.

Mavronikolas "tüm çalışmalar henüz tamamlanmış değil. Ancak kapının açılabilmesi için mayınların temizliğin en yakın zamanda tamamlanmasını umuyoruz" diye konuştu.

Haberde bu kapının açılması konusunda bölge Rum halkının ikiye bölünmüş olduğu da belirtildi.

Gazete bir başka haberinde Tillirga (Erenköy) yöresi Rumlarının yeni kapı açılmasını özel bir endişeyle izlediğini, çünkü kendi bölgelerinde de bir kapının (Yeşilırmak Kapısı) açılmasını istediklerini yazdı.

Gazeteye göre Rum Çevreci-Ekologlar Hareketi yaptığı açıklamada, "Tillirga bölgesinin sosyal ve ekonomik tecridinin devam etmemesi ve hükümetin bu bölgedeki barikatların da açılmasını talep etmesi gerektiğini" savundu.

KIBRIS 29/03/05

 

Kıbrıs görüşmeleri nisanda başlayabilir


30 Mart, 2005 18:36:00 (TSİ) CNN TURK

Güney Kıbrıs Rum Yönetimi Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu, çözüm çabalarını ilerletmek amacıyla nisan ayında dolaylı görüşme yapılmasının olası olduğunu söyledi.

Yakovu, Kıbrıs Radyosu'na verdiği demeçte, BM arabuluculuğundaki görüşmelerin yine 'dolaylı' olacağını vurguladı.
 
Yakovu, yeni bir girişimin başarılı olması için iyi bir hazırlık yapılması gerektiğini ifade ederek, BM merkezinde bu yönde bir dizi temas yaptıklarını da söyledi.
 
Yakovu, KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat'ın, 'seçimlerden sonra Kıbrıs konusunda inisiyatif başlatması için BM'den talepte bulunacağı' yönünde dün yaptığı açıklamayı ise 'hava atma niteliğinde'  diye değerlendirdi.

Görüşmeler Annan planı temelinde olacak
 
Kıbrıs'la ilgili görüşmeler yeniden başlarsa, Annan planı temelinde olacak. Rumlar bazı değişiklikler istediklerini söylerken, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'dan sonra, ABD yönetimi de Rumlara, "değişiklik listesini BM'ye gönderin" dedi.
 
Güney Kıbrıs'taki ABD Büyükelçisi Klosson, temel sorunun, referandumda hayır diyen Rumların bundan sonra "evet" demesi için nasıl cesaretlendirilmesi olduğunu söyledi.
 
Ada'da yaygın görüş, müzakerelerin, 17 nisandaki KKTC cumhurbaşkanlığı seçimlerinden sonra başlayacağı yönünde.
 
Türkiye'nin en önemli dış politika sorunu, Kıbrıs
 
Stratejik önemi ve Ada’da yaşayan Türk halkı nedeniyle Türkiye için ‘vazgeçilmez’ önemdeki Kıbrıs, bugün Türkiye’nin en önemli dış politika sorunlarından biri olmayı sürdürüyor.
 
Son olarak geçtiğimiz aralık ayında Brüksel’de yapılan AB zirvesinde gündeme gelen Kıbrıs sorunu, Rum kesiminin 1 mayıs 2004’te Avrupa Birliği’ne tam üye olmasının ardından ayrı bir kimliğe büründü.
 
Avrupa Birliği’nin bir parçası olmak için 41 yıldır bekleyen Türkiye, bugün birliğe girebilmek için o birliğin parçalarından biri olan Rum kesimini tanıma ‘engeli’yle karşı karşıya.
 
Geçtiğimiz nisan ayında yapılan referandumda Annan Planı’nın Rum tarafınca reddedilmesinden bu yana sessizliğe bürünen Ada’daki çözüm arayışları, 3 ekim 2005’te AB ile müzakerelere başlayacak Türkiye’nin tekrar gündemine yerleşti.

 

Şimdi de liman pürüzü


30 Mart, 2005 13:50:00 (TSİ) CNN TURK

Türkiye ile Avrupa Birliği arasında Gümrük Birliği Ek Protokolü mutabakatı konusunda pürüz çıktı.

Avrupa Birliği - Ankara hattındaki mektup teatisi sorunlu başladı. AB, Türkiye'nin limanlarını Kıbrıs Rum yönetimi gemilerine açmamasının Gümrük Birliği'nin ihlali olacağını duyurdu.
 
Türkiye, mutabakat mektubunda Kıbrıs Rum kesiminden 'Kıbrıs Cumhuriyeti' olarak söz etti, ancak Rum gemilerinin Türk limanlarına giremeyeceğini belirtti.
 
Avrupa Birliği'nin Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn'in sözcüsü ise, Rum gemi ve uçaklarına kısıtlama getirilmesinin Gümrük Birliği Anlaşması'nın ihlali olacağını söyledi.
 
Birlik Türkiye'nin Gümrük Birliği konusunda 'ayrımcılık' yapmamasını isterken, Türkiye Gümrük Birliği'nin malların serbest dolaşımını kapsadığını, ancak hizmetlerin serbest dolaşımını içermediğini belirtiyor.
 
Hangi tarafın haklı olup olmadığı ise hukuksal bir konu. Ancak Rum tarafının hizmetlerin serbest dolaşımı için de ısrarcı olacağı belirtiliyor.

 

Light tanınma' nitelemesi

Bu arada Türkiye-AB Karma Parlamento Komisyonu Eşbaşkanı Joost Lagendijk, "Türkiye’den müzakerelere başlaması için Kıbrıs Cumhuriyeti’ni tanıması istenmiyor, ancak Türkiye Gümrük Birliği Protokolü'nü Kıbrıs’ı da kapsayacak şekilde genişlettiği zaman bu, tabiri caizse bir ’light’ tanınma olacaktır" diye konuştu.
 
ABHaber’e açıklama yapan Lagendijk, Türkiye’nin mektup teatisiyle Uyum Protokolü’nü imzalayacak olmasını olumlu karşıladığını belirterek, "Bu Türkiye’nin verdiği sözleri tuttuğunun da kanıtıdır" dedi. 

AB mektup teatisinden memnun
 
Söz konusu pürüzlere rağmen Genişlemeden Sorumlu Üye Rehn, uyum protokolüyle ilgili mektubu müzakerelerin başlaması için olumlu bir adım olarak gördüğünü söyledi.
 
Gümrük Birliği anlaşmasını Avrupa Birliği'nin yeni üyelerini de kapsayacak şekilde genişleten ek protokolün imzasının önemli olduğunu vurgulayan Olli Rehn, imzanın Türkiye'nin Güney Kıbrıs'ı resmen tanıması olarak kabul görmediğini belirtti.
 
Mektup Brüksel'de

Türkiye, Avrupa Birliği ile bir süredir müzakerelerini sürdürdüğü Ankara Anlaşması ek protokol metnine mutabakatını bildiren mektubu Brüksel'e 28 mart tarihinde iletmişti.
 
Türkiye'nin AB Daimi Temsilciliği, Uyum Protokolü'nün imzalanmasına ilişkin 'ön mutabakat mektup değişimi'nin bu şekilde tamamlanmasının ardından, söz konusu metin, AB üyesi ülkelerin Brüksel'deki daimi temsilcilerinden oluşan Daimi Temsilciler Konseyi (COREPER) ve AB dışişleri bakanlarından oluşan AB Genel İşler Konseyi'nin onaylarına sunulacağını açıkladı. 
 
Metnin Avrupa Parlamentosu'nun bilgi ve görüşlerine de aktarılmasının ardından Ankara Anlaşması Uyum Protokolü, AB'nin yürütme organı olan AB Komisyonu ve Türkiye tarafından imzalanacak.

Anlaşmanın Türkiye açısından yürürlüğe girmesi için TBMM'nin onayıda gerekiyor.  Gerek uyum protokolünün gerek Türkiye'nin göndereceği mektubun müzakereleri daha önce iki taraf arasında yapılmıştı.
 
Uyum protokolünde Türkiye'nin itirazları sonucu havaalanları ve limanlar, Türkiye'nin resmi dilinin Türkçe olarak yazılması gibi konularda Ankara'nın istediği değişiklikler yapıldı.

Protokol metninde Türkiye'nin Kıbrıs Rum kesimini tanımadığına ilişkin bir ifade yer almayacak. Ancak AB'ye gönderilecek mektupta bu ifadeye yer verilecek.

 

İLGİLİ YORUMLAR

Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Namık Tan:

"Deniz ve hava limanlarının açılması protokolde yer almayacak. Bu AB'de biliyor. Bu nedenle müzakereler sonucunda ortaya çıkan metinde konuya yer verilmedi. KKTC'ye yönelik ambargonun kaldırılmasına yönelik AB'den geçmesi beklenen tüzüklerin orijinal haliyle ve bir an önce onaylanmasını bekliyoruz"

 

TÜSİAD Brüksel Temsilcisi Bahadır Kaleağası:

"Ankara'nın bu konuda sorun yaratıp bir süre idare etmek için siyasal marjı var. Ama gereksiz yere köşeye de sıkışabilir. Bunun önünü iyi görmek gerekiyor. Ancak Rum tarafı istediği değişiklikler için ısrar edecektir."

 

Anket... Talat, ilk turda seçimi kazanıyor...

KKTC'de yapılan bir ankete göre, 17 Nisan'daki cumhurbaşkanlığı seçimini, Başbakan ve Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) Genel Başkanı Mehmet Ali Talat ilk turda büyük farkla kazanacak.
      Kıbrıs Gazetesi adına Kıbrıs Toplumsal Araştırmalar ve Eğitim, Danışmanlık Merkezi'nin (KADEM), 23-27 Mart'ta 73 yerleşim biriminde 1472 kişiyle yüz yüze yaptığı anketin sonuçları bugün açıklandı.
      Anket sonuçlarına göre, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın katılmadığı ve 9 adayın yarıştığı seçimi, Mehmet Ali Talat yüzde 50'nin üzerinde oyla ilk turda kazanıyor. Ankete göre, Ulusal Birlik Partisi (UBP) Genel Başkanı Derviş Eroğlu ikinci, Demokrat Parti (DP) Genel Sekreteri Mustafa Arabacıoğlu de üçüncü durumda.
      Ankete göre, cumhurbaşkanlığı seçimine ''yüzde 60'ın üzerinde oy alma'' hedefiyle hazırlanan Talat, ilk turda oyların yüzde 54.9'unu alarak seçimi kazanacak. Oyların yüzde 26.8'ini Eroğlu'nun, yüzde 8.9'unu Arabacıoğlu'nun alacağını gösteren ankete göre, diğer adayların oy oranı şöyle:
      ''Yeni Parti (YP) Genel Başkanı Nuri Çevikel yüzde 1.2, Toplumcu Kurtuluş Partisi (TKP) Genel Başkanı Hüseyin Angolemli yüzde 2.5, bağımsız aday Zeki Beşiktepeli yüzde 1.5, Kıbrıs Sosyalist Partisi'nin (KSP) adayı Zehra Cengiz yüzde 0.2, bağımsız aday Arif Salih Kırdağ yüzde 0.4, bağımsız aday Ahmet Kaymak yüzde 0.6.'' Anket sonuçlarına göre, Eroğlu ile Arabacıoğlu'nun, partilerinin 20 Şubat genel seçiminde aldığı oydan yüzde 5 daha az oy aldığı, Mehmet Ali Talat'ın da CTP'nin 20 Şubat'ta aldığı oydan yüzde 11 daha fazla oy aldığı görülüyor.
      Ankete katılanların yüzde 54'ü, ''seçim ilk turda biter' derken, yüzde 41'i de ''seçim ikinci tura kalır'' şeklinde görüş belirtti.
      KKTC Anayasası'na göre, ''Bir adayın cumhurbaşkanı seçilebilmesi için, kullanılan geçerli oyların salt çoğunluğunu alması gerekir. Hiçbir aday salt çoğunluk sağlayamazsa seçim yedi gün sonra, en çok oy alan iki aday arasında yinelenir. Bu takdirde, en çok oy alan aday cumhurbaşkanı seçilir.''

MILLIYET 30/03/05

 

Rum gazetesi: Papadopulos çıkmazda

24 Nisan tarihindeki referandumun ardından, Annan Planı'nın iyileştirilmesi amacıyla müzakerelerin yeniden başlaması gündeme geldi. Papadopulos'un tezi, herhangi bir girişimin Türkiye'ye tarih verilmesiyle ilgili kararın alınacağı Aralık 2004 tarihinin sonrasına bırakılması yönündeydi.
      Lefkoşa'nın amacı, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin tanınması amacıyla şantaj yapılması için aralık konjonktürünün değerlendirilmesiydi. Bu gelişme, Rum tarafının müzakere konumunu güçlendirecekti. Muhalefetin görüşü, Cumhurbaşkanı'nın stratejisinin yanlış olduğu ve aralık konjonktürünün planın iyileştirilmesi ve sorunun çözülmesi için değerlendirilmesi gerektiği yönündeydi. AKEL'in başlangıçtaki tezi de buydu. Ancak partinin liderliği aşamalı olarak Papadopulos'un politikasına uyum sağladı ve aralık ayından sonrasına yoğunlaştı.
      Dışişleri Bakanı Yorgos Yakovu, Bakanlar Konseyi'nde, ülkemizin, Türkiye'ye tarih verilmesi konusuyla ilgili kararda veto kullanmaması için, Kıbrıs'ın taleplerini ortaya koydu: Askerlerin çekilmesi, yerleşiklerin adadan gitmesi, diplomatik tanınma, limanların, hava sahasının açılması vs. Bu talepler, AB'de hiç destek bulmadı. O zaman Papadopulos, beklentilerinin çıtasını en alt düzeye indirdi: Türkiye ile ilişkilerin normalleşmesi. Bu da destek görmedi. Sonuçta Kıbrıs, koyduğu yedi talepten yalnızca birini, o da yarım olarak elde etti.
      Papadopulos, 17 Aralık tarihindeki Konsey'de iki nedenden dolayı AB içinde tamamen yalnız olduğu mesajını aldı:
      1 - Güvenilirliğini kaybetti, çünkü AB gerçekten Annan Planı temelinde çözüm istediği konusunda Papadopulos'un, Brüksel'le dalga geçtiğini düşünüyor.
      2 - Türkiye'ye tarih verilmesi konusu, Kıbrıs'ın üyeliğinden daha çok önemliydi.
      Bunun üzerine Papadopulos protokolün imzalanmasıyla dolaylı da olsa tanınmanın sağlanacağı değerlendirmesiyle ortaya çıktı. Aralık ayından sonra ilk Ulusal Konsey toplantısında, Kıbrıs sorununa ilişkin yeni bir girişim meselesi ortaya konulduğu zaman, Papadopulos şu yanıtı verdi: "Türkiye'nin işini kolaylaştırmayacağım". Yani Papadopulos, 17 Aralık stratejisinin çökmesine rağmen, protokol vasıtasıyla önemli siyasi faydalar sağlayacağına inanıyordu. Son gelişmeler, Papadopulos'un beklentilerini yine boşa çıkardı. Komisyon, Kıbrıs AB'nin tam üyesi değilmiş gibi hareket ederek protokol metninde Türk hükümetiyle anlaştı.
     
     Tek seçenek Annan Planı

      Dolayısıyla Rum hükümeti dramatik bir çıkmazda. AB, Ankara'nın, Lefkoşa'dan daha etkili olduğunu yeniden teyit ederek, bir üye devletle, Kıbrıs'la dayanışma temel ilkesini görmezden gelerek, Türkiye'yi destekliyor. AB bu tutumuyla Lefkoşa'nın tek bir seçeneği olduğunu ortaya koyuyor: Annan Planı temelinde çözüm.
      Papadopulos'un gerçekte, ne kadar haklı olduğu ya da olmadığı bir yana, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin AB üyesi devlet olarak gücüne dayanan stratejisi boş çıktı. Çünkü; 1 - Ne AB'de ne Washington'da, ne de BM'de destekçisi yok.
      2 - Müttefiki de yok, çünkü Yunanistan bile 1974 yılından beri ilk kez Kıbrıs'a mesafeli davranıyor.
      3 - Türkiye'nin büyüklüğü ve coğrafyası, komşu ülkeye büyük bir avantaj sağlıyor.
      Uluslararası güçler referandumdan önce ifade ettikleri teze bağlılığını sürdürüyor: Ya mevcut plan temelinde çözüm ya da çözümsüzlük. Ancak çözümsüzlük, zamanın geçmesiyle işgal bölgelerinin tamamen özerkleşmesine neden olacak. Yani geriye kalan gerçek ikilem söz konusu plan ile bölünme arasında.
      Cumhurbaşkanı, Rum tarafının tümüne yüklenen sorumlulukla ikinci bir başarısızlığın, Kıbrıs'ın birleşik bir devlet olarak sonu olacağını biliyor. Ne istediğini açıklığa kavuşturmayı reddetmesinin nedeni de bu. Papadopulos planda değişiklik yapılmasını istemiyor, başka bir plan istiyor. Uluslararası güçler ise başka bir plan sunmaya istekli değil ve sadece değişiklikleri görüşmekten yana.
      Papadopulos'un planı reddetme yöntemi kendisine çark etme imkânı bırakmıyor.
      Diğer yandan verdiği sözleri ve kamuoyunda yarattığı beklentileri yerine getirmedi.
      Uzlaşma ve bölünme ikilemi günden güne ağırlığını daha fazla hissettirecek. Bölünmenin sorumluluğu, gittikçe daha çok, bizzat Papadopulos ve destekçisi Hristofyas'ın sırtında olacak. (Rum gazetesi Politis-MakarİOs Drusİotİs)

MILLIYET 30/03/05

 

AB'yle pürüzlü mutabakat

AB'yle protokol mutabakatında, Rum Kesimi'ni 'Kıbrıs Cumhuriyeti' diye anan Ankara, 'Rum malları Türkiye'ye girer, gemiler giremez' savında. Komisyon: Bu Gümrük Birliği'nin ihlali olur

RADIKAL 30/03/05

GÜVEN ÖZALP (Arşivi)

BRÜKSEL/ANKARA - Türkiye, Gümrük Birliği'ne ilişkin Ankara Anlaşması'nın Kıbrıs Rum Yönetimi dahil 10 yeni AB üyesine uyarlanmasına dair ek protokolün mutabakatını Avrupa Komisyonu'na iletti. Ankara'nın mutabakat metnini iletmesiyle, ek protokolün imza süreci resmen başladı. Artık AB'nin onay sürecini tamamlamasını bekleyecek olan Türkiye, Rum Yönetimi'ni tanımadığına dair deklarasyonu imza aşamasında yapacak. Ancak Yunanistan dahil altı eski üyeyi de kapsayan protokolün uygulanmasında pürüz çıkacağının işaretleri hemen geldi.

'Kıbrıs Cumhuriyeti'
'Müzakere eden taraflar ve uygulama alanı' bölümünde Rum Yönetimi'nin
'Kıbrıs Cumhuriyeti' olarak anıldığı metne göre, AB üyesi ülkelerle Türkiye arasındaki 'mal hareketleri serbestliği' Kıbrıs Cumhuriyeti'yle de geçerli olacak. Dışişleri, Türkiye'ye Rum mallarının girmesiyle Rum uçak ve gemilerinin girmesi arasında fark olduğunu savunuyor. Ancak komisyonun genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn'in sözcüsü Krisztina Nagy, Ankara'ya Rum gemi ve uçaklarına getirilen kısıtlamanın Gümrük Birliği'nin ihlali anlamına geleceği uyarısında bulundu.

Demiralp iletti
Brüksel'in imza sürecinin başlayabilmesi için gönderdiği oldukça kısa mektubu içerik olarak değiştirmeden birkaç teknik düzeltmeden geçiren Ankara, önceki akşam AB Daimi Temsilcisi Büyükelçi Oğuz Demiralp'in imzasıyla komisyona geri gönderdi. Türkiye'nin protokol metniyle mutabık olduğu vurgulanan mektuba, 'Türkiye'nin Rum Yönetimi'ne dair siyasetinde değişiklik olmadığı' ibaresi eklenmedi. Ancak Rum mallarına serbestlik getiren protokolün, malların Rum bandıralı gemi ve uçaklar tarafından Türkiye'ye getirilmesine imkân tanımadığı savındaki Ankara, "Havalimanları ve limanların kullanımı hizmet sektörüyle ilgili konulardır. Gümrük Birliği, malların dolaşımına dairdir, limanların kullanımına değil" mesajını iletti. AB KKTC'ye tecridi bitirmeye yönelik tüzükleri çıkarmadıkça ve Rumların KKTC'ye yönelik ambargosu kalkmadıkça Rum mallarının ancak dolaylı yollardan Türkiye'ye giriş yapabileceğinde ısrar eden Ankara, komisyona bir konuyu daha iletti: Protokol imzalandığında bunun Rum Yönetimi'ni tanıma anlamına gelmediğini ve böyle bir iradesiyle niyetinin olmadığını net şekilde ortaya koyacak bir deklarasyon yayımlayacağı...
Dün Avrupa Parlamentosu (AP) Dışişleri Komisyonu'nda konuşan Avrupa Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn, "Olumlu bir girişim. Bu, Türkiye'nin taahhütlerine bağlı kaldığının göstergesi" dedi.

'Tanıma anlamı taşımaz'
Rehn'in sözcüsü Nagy ise, imzanın Rum Yönetimi'nin 'resmen' tanıma anlamı taşımadığını söylese de pürüzlü konulara değindi. Türkiye'nin Rum tarafını tanımayacağına dair deklarasyonunun 'tek taraflı' olacağına dikkat çeken Nagy, Rum bandıralı gemiler ve uçakların Türkiye'ye girmesine sınırlama getirilmesinin de Gümrük Birliği kurallarını ihlal edeceğini söyledi. Nagy, "Komisyon, Türkiye'ye bu sınırlamaların kaldırılması gerektiğini 7 Mart'ta AB Troykası'nın Ankara ziyaretinde iletmiştir. Gümrük Birliği'nde bu tür kısıtlamalar bulunmamaktadır" dedi.
Protokolün Türkiye ile tam üyelik müzakerelerinin başlayacağı
3 Ekim 2005'ten önce yürürlüğe girip girmemesi konusunda, "17 Aralık zirvesinde Türkiye'den istenen sadece protokolün imzalanmasıydı" diyen sözcü, TBMM onayının 3 Ekim'den sonra gelmesinin sorun olmayacağını belirtti.

Süreç uzun ve karmaşık
Komisyon, belgeyi AB Daimi Temsilciler Komitesi'ne (COREPER) gönderecek. COREPER inceleyip belgeyi AB Konseyi'ne, Konsey de AP'ye gönderecek. AP 'uzlaşı' içinde olduğunu bildirirse belge tekrar Konsey'e gidecek ve onaylanacak. Bu onayın ardından Türkiye, AB Dönem Başkanı'yla protokole imza atacak. İki-üç aylık sürecin Britanya'nın dönem başkanlığına kalacağı belirtiliyor.

KKTC'de yolsuzluk

RADIKAL 30/03/05

RADİKAL - LEFKOŞA - Ocak-Mart 2001 arasındaki üç aylık dönemde KKTC Cumhurbaşkanlığı'na ait 311 milyar 965 milyon 500 bin TL'yi 'zimmetlerine geçirmekle' suçlanan 15 personel dün mahkemeye çıkarılarak, yurtdışı çıkışlarına yasak konuldu. Ancak davada adı geçen isimlerden Cumhurbaşkanlığı Dairesi Müdürü Tansel Çağış Rum Kesimi'ne kaçtı. KKTC Başsavcısı Akın Sait Çağış'ı her yerde aradıklarını, ancak kendisine ulaşamadıklarını söyledi.

Annan hâlâ Rumlardan yanıt bekliyor

RADIKAL  30/03/05

NEW YORK/LEFKOŞA - ABD'yi ziyaret eden Yunanistan Dışişleri Bakanı Petros
Moliviyatis, önceki akşam New York'ta buluştuğu BM Genel Sekreteri Kofi Annan'dan 'yeni girişim için hâlâ Rum tarafından planıma yönelik itirazlarını bekliyorum' mesajı aldı.
Moliviyatis, görüşme sonrası "Annan'ın planını esas alacak şekilde, Kıbrıs'ın yeniden birleştirilmesi için taraflar hazır" dese de "Ancak yine başarısızlıkla sonuçlanmamasından emin olmalıyız. Yeni başarısızlığı telafi edemeyiz" dedi. Annan'ın sözcüsü Fred Eckhard ise Genel Sekreter'in Moliviyatis'e yeni girişim başlatmak için Rum tarafından plana itirazlarını beklediğini ilettiğini aktardı. Eckhard, "Kendisi yanıt bekliyor. Müzakereleri başlatmadan önce tarafların çözüm iradesi bulunduğundan emin olmak istiyor" diye konuştu.

Talat'tan inisiyatif
Adada ise gelişmeler KKTC'de 17 Nisan'daki cumhurbaşkanlığı seçimlerine endekslenmiş durumda. Dün Kıbrıs Rum Kesimi'nin anamuhalefet partisi Demokratik Seferberlik'in (DİSİ) Başkanı Nikos Anastasiadis başkanlığındaki bir heyeti ağırlayan Başbakan Mehmet Ali Talat, seçimlerden sonra BM'nin Kıbrıs'ı birleştirmek için yeni inisiyatif ortaya koymasını isteyeceğini söyledi. Anastasiadis de, adanın birleşmesi için iki toplumun liderliklerini destekleyeceklerini söyledi. (afp, aa)

Talat, ilk turdan

TALAT YÜZDE 54.9, EROĞLU YÜZDE 26.8... KADEM anketi, cumhurbaşkanlığı seçim yarışına yüzde 60+ hedefiyle yola çıkan CTP/BG Genel Başkanı ve Başbakan Mehmet Ali Talat'ın, ilk turdan, rakiplerine büyük bir farkla seçimi kazanacağını gösteriyor. Anket sonuçlarına göre, seçmenin yüzde 54.9'u Talat'a oy vereceğini söylerken, UBP Genel Başkanı Derviş Eroğlu yüzde 26.8, DP Genel Sekreteri Mustafa Arabacıoğlu yüzde 8.9, TKP Genel Başkanı Hüseyin Angolemli yüzde 2.5, Zeki Beşiktepeli(bağımsız) yüzde 1.5, YP Genel Başkanı Nuri Çevikel yüzde 1.2, Ayhan Kaymak (bağımsız) yüzde 0.6, Arif Salih Kırdağ (bağımsız) yüzde 0.4 ve KSP adayı Zehra Cengiz de yüzde 0.2'lik oy oranına sahip. "Fikir/cevap yok" diyenler ise yüzde 3 gibi düşük bir oranda kaldı

EROĞLU VE ARABACIOĞLU PARTİ OYLARININ 5 PUAN ALTINDA... Kamuoyu araştırması, UBP Genel Başkanı Eroğlu ile DP Genel Sekreteri Arabacıoğlu'na olan halk desteğinin, 20 Şubat milletvekilliği seçimlerindeki parti oylarının altında kaldığını ortaya çıkarıyor. Buna göre, milletvekilliği seçimlerinde UBP'nin oyu yüzde 31.67 olmasına rağmen Eroğlu yüzde 26.8 ile parti oylarının 5 puan kadar gerisinde yarışı ikinci sırada götürüyor. Aynı şekilde DP adayı Arabacıoğlu da yüzde 8.9'luk halk desteği ile partisinin yüzde 13.47'lik oy oranının 5 puan altında üçüncü sırada bulunuyor. Öte yandan parti oylarının oldukça üzerinde yarışın lideri durumundaki CTP/BG adayı Talat, yüzde 54.9'luk oranı ile partisinin yüzde 44.51'lik oyunun yaklaşık 11 puan üzerinde. Böylece CTP tarihinde ilk kez, bir adayı, parti oylarının üzerinde oy alıyor

DP'DEN ARABACIOĞLU'NA DESTEK YÜZDE 61... "Görüşmeci değil, cumhurbaşkanı seçiyoruz" sloganı ile seçim kampanyasını yürüten DP Genel Sekreteri Mustafa Arabacıoğlu'na partisinden yüzde 61 oranında destek geliyor. DP'li seçmenin neredeyse dörtte biri, yani yüzde 22'si Talat'a oy vereceğini söylerken, aynı tabana hitap ettikleri UBP'nin adayı Eroğlu'na da DP'den yüzde 6'lık oy çıkıyor. UBP cephesinde ise partililerin yüzde 93.2'sinin Eroğlu'na destek çıktığı görülüyor. Ancak UBP'den CTP/BG adayı Talat'a da yüzde 4.9'luk bir destek var. UBP'den Arabacıoğlu'na ise çok küçük bir azınlığın, sadece binde 2'lik bir kitlenin oy vereceği dikkat çekiyor

BDH'LI SEÇMENİN TERCİHİ TALAT... KKTC'de 73 yerleşim biriminde 1472 kişi ile yüz yüze görüşülerek yapılan KADEM anketinde partilerin hangi adayı destekleyeceği de araştırıldı. Buna göre, 20 Şubat milletvekilliği seçimlerinde oylarının büyük çoğunluğunu CTP/BG'ye kaptıran BDH'nın, cumhurbaşkanlığı seçimlerinde de tercihinin Talat'tan yana olacağı görülüyor. BDH'lı seçmenin yüzde 55.6'sı Talat'a, yüzde 11.1'i de Arabacıoğlu'na oy vereceğini söyledi. Eroğlu'na ise BDH'lı seçmenden oy görülmüyor. Bu arada CTP/BG'lilerin neredeyse tamamı, yüzde 96.8'i "Talat" derken, UBP'lilerden Eroğlu'na da yüzde 93.2 oranında destek geliyor. DP'liler ise kendi parti adayları Arabacıoğlu için aynı kararlılığı sergilemiyor

KKTC'de 20 Şubat 2005'te yapılan milletvekilliği erken seçimlerinden yaklaşık 2 ay sonra 17 Nisan 2005'te yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde gazeteniz KIBRIS, yeniden kamuoyunun nabzını tuttu.

Yine çözüm ve Avrupa Birliği'ne (AB) endeksli bir seçim sürecinin yaşandığı ülkemizde gerek partilerin, gerekse kamuoyunun nabzını tutan KIBRIS'ın, Kıbrıs Toplumsal Araştırmalar ve Eğitim Danışmanlık Merkezi'ne (KADEM) cumhurbaşkanlığı seçimlerine yönelik yaptırdığı kamuoyu araştırması tamamlandı.

KIBRIS'ın, 9 adayın yarıştığı cumhurbaşkanlığı seçimlerine yaklaşık 20 gün kala, 23-27 Mart tarihleri arasında KADEM'e yaptırdığı kamuoyu araştırması, Cumhuriyetçi Türk Partisi-Birleşik Güçler (CTP-BG) adayı, Başbakan Mehmet Ali Talat'ın seçimi ilk turdan, yüzde 50'nin üzerinde bir oy oranı ile kazanacağını gösteriyor.

Ulusal Birlik Partisi (UBP) Genel Başkanı Derviş Eroğlu ikinci, Demokrat Parti Genel Sekreteri Mustafa Arabacıoğlu da yarışı üçüncü sırada götürüyor. Diğer adayların ise pek bir varlık gösteremediği anlaşılıyor.

KADEM'in 23-27 Mart tarihleri arasında, 73 yerleşim biriminde, 1472 kişi ile yüz yüze görüşerek yaptığı ankette, örneklem seçimi, seçmenlerin ilçelere ve ikamet yerinin büyüklüğüne göre dağılımı dikkate alınarak belirlendi.

"Seçim ilk turda biter"

KADEM, araştırmasında, adayların oy dağılımının yanı sıra seçimin ilk turdan mı biteceği yoksa ikinci tura mı kalacağı konusunda kamuoyunun nabzını da tuttu.

Buna göre "seçim ilk turda biter" diyenlerin oranı yüzde 59 olurken, "seçim ikinci tura kalır" diyenlerin oranı yüzde 41 oldu.

Zaten KADEM araştırmasında adaylara gidecek oy oranlarının belirlenmesiyle, seçimin ilk turdan biteceği sonucu ortaya çıkıyor.

Seçimin hangi turda biteceği sorusuna partililerin verdiği yanıtlar incelendiğinde, bu işin ilk turdan biteceğini söyleyenler yüzde 67 ile CTP/BG'lilerde en yüksek orana ulaşıyor. Seçimin ilk turda biteceğine inananlar UBP ve DP'lilerde ise yüzde 55'lik bir oran oluşturuyor.

BDH camiasında ise tam ters bir görüş hakim. BDH'lıların yüzde 65'i seçimin ikinci tura kalacağı görüşünde.

Vatandaş hangi adaya oy verecek?

KADEM anketi, cumhurbaşkanlığı seçim yarışında yüzde 60+ hedefiyle yola çıkan CTP/BG Genel Başkanı ve Başbakan Mehmet Ali Talat'ın, ilk turdan, rakiplerine büyük farkla seçimi kazanacağını gösteriyor.

Anket sonuçlarına göre, seçmenin yüzde 54.9'u Talat'a oy vereceğini söylerken, UBP Genel Başkanı Derviş Eroğlu yüzde 26.8, DP Genel Sekreteri Mustafa Arabacıoğlu yüzde 8.9, Toplumcu Kurtuluş Partisi (TKP) Genel Başkanı Hüseyin Angolemli yüzde 2.5, Zeki Beşiktepeli (bağımsız) yüzde 1.5, Yeni Parti (YP) Genel Başkanı Nuri Çevikel yüzde 1.2, Ayhan Kaymak (bağımsız) yüzde 0.6, Arif Salih Kırdağ (bağımsız) yüzde 0.4 ve Kıbrıs Sosyalist Parti (KSP) adayı Zehra Cengiz de yüzde 0.2'lik oy oranına sahip.

"Fikir/cevap yok" diyenlerin oranı ise yüzde 3. Bu sonuç, seçmenin çok büyük bir oranda kararını verdiği ve sandıkta kime oy vereceğini belirlediğini gösteriyor. Cumhurbaşkanlığı seçimleri için yüzde 3 olarak görülen kararsızların, seçim sonuçlarını etkileyecek oranda olmadığı ortaya çıkıyor.

 

Seçim sonuçları ve adayların oy potansiyeli

Yaklaşık 2 ay önce 20 Şubat'ta yapılan milletvekilliği erken genel seçim sonuçları ile cumhurbaşkanı adaylarının olası oy oranları karşılaştırıldığında, ilginç veriler karşımıza çıkıyor.

9 aday arasında sadece CTP/BG adayı ve Başbakan Mehmet Ali Talat'ın, 20 Şubat seçimlerinde partisinin aldığı oy oranının epeyce üzerinde bir oya sahip olduğu gözleniyor. Bu sonuç da CTP tarihinde bir ilki oluşturuyor. Çünkü CTP tarihinde ilk kez cumhurbaşkanlığı yarışında yer alan bir adayı, parti oylarının üzerinde oy alıyor.

Mehmet Ali Talat, yüzde 54.9'luk oranı ile partisinin yüzde 44.51'lik oyunun yaklaşık 11 puan üzerinde yarışı lider olarak sürdürüyor.

UBP Genel Başkanı Eroğlu ile DP Genel Sekreteri Arabacıoğlu'na olan halk desteğinin ise 20 Şubat milletvekilliği seçimlerindeki parti oylarının altında seyrettiği dikkat çekiyor.

20 Şubat milletvekilliği seçimlerinde UBP'nin oyu yüzde 31.67 olmasına rağmen Eroğlu yüzde 26.8 ile parti oylarının 5 puan kadar gerisinde yarışı ikinci sırada götürüyor.

Aynı şekilde DP adayı Arabacıoğlu da yüzde 8.9'luk halk desteği ile partisinin yüzde 13.47'lik oy oranının 5 puan altında üçüncü sırada bulunuyor.

Milletvekilliği seçimlerinde yüzde 2.41'lik oy oranı ile yüzde 5'lik ülke barajını geçemeyip meclis dışında kalan TKP'nin adayı genel başkan Hüseyin Angolemli'nin hanesine ise yüzde 2.5'lik oy düşüyor. Bu durumda parti oylarını koruyan Angolemli'ye diğer partilerden, özellikle de BDH'dan oy görünmüyor.

Yine milletvekilliği seçimlerinde yüzde 1.61 oranında oy alan YP'nin adayı genel başkan Nuri Çevikel'in de yüzde 1.2'lik oyla, bir başka deyişle partililerinin oylarıyla yetineceği anlaşılıyor.

Öte yandan KSP'nin adayı Zehra Cengiz'in, bağımsız adayların da gerisinde yarışı son sırada götürdüğü görülüyor.

Zeki Beşiktepeli'nin yüzde 1.5'luk oy oranı ile bağımsız adaylar arasında en yüksek oy oranına sahip olduğu görülürken, Ayhan Kaymak yüzde 0.6, Arif Salih Kırdağ da yüzde 0.4'lük desteğe sahip.

KSP adayı Zehra Cengiz'in ise yüzde 0.2'lik bir oy alacağı tahmin ediliyor.

Partililer kendi adaylarını yeterince destekliyor mu?

 

KADEM'in kamuoyu araştırmasında, adayların, parti tabanından ve diğer partilerden ne kadar ilgi ve destek gördüğü de verilerle saptandı.

Buna göre, partisinde en çok destek gören aday CTP/BG Genel Başkanı ve Başbakan Mehmet Ali Talat olurken, diğer adayların kendi partililerince aynı oranda desteklenmediği dikkat çekiyor. CTP/BG'lilerin neredeyse tamamı "Talat" derken, UBP'li ve DP'liler, kendi parti adayları için aynı kararlılığı sergilemiyor.

CTP/BG'nin tavrına bakıldığında, partililerin yüzde 96.8'i Talat'a tam destek çıkıyor. CTP/BG'de yüzde 1.9'luk küçük bir kitle DP adayı Arabacıoğlu'nu desteklediğini söylerken, partisinin görüşleriyle taban tabana zıt bir vizyonla yarışta yer alan UBP Genel Başkanı Eroğlu'na da CTP/BG'den yüzde 1'lik destek görülüyor.

"Görüşmeci değil, cumhurbaşkanı seçiyoruz" sloganı ile seçim kampanyasını yürüten DP Genel Sekreteri Mustafa Arabacıoğlu'nun ise kendi partisi tarafından en az desteklenen aday olması dikkat çekiyor.

CTP/BG adayı Talat'a partisinden yüzde 96.8, UBP adayı Eroğlu'na da yüzde 93.2 oranında destek gelirken, DP adayı Arabacıoğlu'na partisinden gelen oy oranı yüzde 61'de kalıyor.

DP'li seçmenin neredeyse dörtte biri, yani yüzde 22'si Talat'a oy vereceğini söylerken, aynı tabana hitap ettikleri UBP'nin adayı Eroğlu'na da DP'den yüzde 6'lık oy çıkıyor.

UBP'den de CTP/BG adayı Talat'a yüzde 4.9'luk bir destek var. UBP'den Arabacıoğlu'na ise çok küçük bir azınlığın, sadece binde 2'lik bir kitlenin oy vereceği ön plana çıkıyor.

BDH'lılar da "Talat" diyor

Çözüm ve AB vizyonu ile mücadelede yer alan ancak son seçimlerde umduğunu bulamayarak 1 milletvekili ile yetinen BDH'da da ibre Talat'tan yana.

20 Şubat milletvekilliği seçimlerinde oylarının büyük çoğunluğunu CTP/BG'ye kaptıran BDH'nın, cumhurbaşkanlığı seçimlerinde de tercihinin Talat'tan yana olacağı görülüyor.

BDH'lı seçmenin yüzde 55.6'sı Talat'a oy vereceğini söylerken, Arabacıoğlu'nu destekleyeceklerin oranı da yüzde 11.1.

Ancak BDH'lı seçmenden Eroğlu'na oy görülmüyor.

BDH'lı seçmenin yüzde 33.4'ü ise Angolemli başta olmak üzere Talat, Arabacıoğlu ve Eroğlu dışındaki adayları destekleyeceğini söylüyor.

 

İlçelere göre analiz

KADEM sonuçları, CTP/BG adayı Mehmet Ali Talat'ın, 5 ilçede de büyük farkla rakiplerinin önünde gittiğini gösteriyor.

Talat, en yüksek oy oranına yüzde 60 ile Lefkoşa'da ulaşırken, bunu yüzde 57.9 ile Gazimağusa, yüzde 51.3 ile Girne, yüzde 45.8 ile Güzelyurt ve yüzde 43.7 ile İskele izliyor. Talat'ın kendi bölgesi olan Girne'de yüzde 50'nin altında görülmesi dikkat çekiyor.

Talat'ın, sağ oyların ağırlıkta olduğu İskele ilçesinde ise rakipleri Eroğlu ve Arabacıoğlu'nun hayli önünde gittiği gözlemleniyor.

Yarışta ikinci sırada görülen UBP adayı genel başkan Derviş Eroğlu da en yüksek oy oranını yüzde 38.5 ile Güzelyurt'ta görüyor. Eroğlu'na İskele'de yüzde 35.9, Girne'de de yüzde 35.6'lık destek var. Eroğlu'nun oy grafiği Lefkoşa ve Gazimağusa'da büyük ölçüde düşüş kaydediyor.

Gazimağusa bölgesi milletvekili, yani kendi bölgesi olmasına rağmen Eroğlu'na bu ilçeden gelen oy oranı yüzde 22.5'e düşerken, başkent Lefkoşa'da bu destek yüzde 19.8'e kadar iniyor.

Bu durumda Lefkoşa, Eroğlu'nun en güçsüz olduğu bölge olarak karşımıza çıkarken, başkentlilerin tercihlerini Talat'tan yana kullanacağı dikkat çekiyor.

Üçüncü sıradaki DP Genel Sekreteri Mustafa Arabacıoğlu ise en çok taraftarı İskele'de buluyor. Arabacıoğlu'nun en zayıf olduğu bölgeler ise Girne ve Gazimağusa.

Milletvekilliği seçimlerinde parti genel başkanından daha fazla oy almakla dikkatleri üzerinde toplayan DP Lefkoşa milletvekili Arabacıoğlu'nun, bu yarışta Lefkoşalı seçmenin ancak üçüncü tercihi olacağı tahmin ediliyor.

Arabacıoğlu'na Lefkoşa'dan yüzde 9.1, Gazimağusa'dan yüzde 7.6, Girne'den yüzde 8, Güzelyurt'tan yüzde 9.5 ve İskele'den de yüzde 12 oranında oy görülüyor.

 

Talat "gençlerin", Eroğlu "yaşlıların" tercihi

KADEM araştırmasında, cumhurbaşkanlığı yarışında 9 aday arasında ilk iki sıraya yerleşen CTP/BG adayı Talat ile UBP adayı Eroğlu'nun hangi yaş grupları tarafından desteklendiği incelendiğinde, Talat'ın "gençler", Eroğlu'nun ise "yaşlılar" tarafından desteklendiği ortaya çıkıyor.

Talat için bu destek 18-24 yaş grubunda yüzde 71.5'e fırlarken, yaş ilerledikçe bu destek de azalıyor ve 55 yaş sonrası için yüzde 38.7'ye düşüyor.

Eroğlu için de bu tablonun tam tersi söz konusu.

Eroğlu'na destek 18-24 yaş grubundaki gençlerde 13.5 ile en düşük oranı teşkil ediyor. Yaş ilerledikçe Eroğlu'na olan destek artış göstererek 55 yaş sonrasında yüzde 45.3 ile en yüksek oranına ulaşıyor.

 

 

 

 

Yarın: Kıbrıs sorunuyla ilgili sürdürülecek görüşmelerde temsil yetkisi "cumhurbaşkanında, hükümette, yoksa mecliste mi olmalı" konusunda seçmenin görüşü ne?

 

Tablolar:

 

Hangi aday ne oranda oy alacak?

Aday oy oranı (%)

Mehmet Ali Talat 54.9

Derviş Eroğlu 26.8

Mustafa Arabacıoğlu 8.9

Hüseyin Angolemli 2.5

Zeki Beşiktepeli 1.5

Nuri Çevikel 1.2

Ayhan Kaymak 0.6

Arif Salih Kırdağ 0.4

Zehra Cengiz 0.2

Fikir/cevap yok 3

 

Cumhurbaşkanlığı seçimi hangi turda biter?

Düşünce oy oranı (%)

1. turda biter 59

2. turda biter 41

 

 

Partilere göre cumhurbaşkanlığı seçimi hangi turda biter?

Parti 1. turda biter 2. turda biter

BDH 35 65

DP 55 45

UBP 55 45

CTP/BG 67 33

 

Partilere göre oy verilecek adaylar

 

Aday CTP/BG UBP DP BDH

Mehmet Ali Talat 96.8 4.9 22 55.6

Derviş Eroğlu 1 93.2 6 -

Mustafa Arabacıoğlu 1.9 0.2 61 11.1

Diğer 0.2 0.7 11 33.4

 

İlçelere göre oy verilecek adaylar

Aday Lefkoşa Mağusa Girne Güzelyurt İskele

Mehmet Ali Talat 60 57.9 51.3 45.8 43.7

Derviş Eroğlu 19.8 22.5 35.6 38.5 35.9

Mustafa Arabacıoğlu 9.1 7.6 8 9.5 12

 Yaş dilimlerine göre oy verilecek adaylar

Adaylar 18-24 25-34 35-44 45-54 55+

Mehmet Ali Talat 71.5 63.9 53.2 39.8 38.7

Derviş Eroğlu 13.5 19.6 23.1 42.2 45.3

KIBRIS 30/03/05

Annan, Kıbrıs görüşmelerinin bir kez daha başarısız olmasını istemiyor

BM Genel Sekreteri'nin sözcüsü Eckhard:

Annan, Kıbrıs görüşmelerinin bir kez daha başarısız olmasını istemiyor

BM Genel Sekreteri'nin sözcüsü Fred Eckhard, Kofi Annan'ın, Kıbrıs sorununa çözüm bulma çabalarının bir kez daha başarısız olmaması için görüşmelerin yeniden başlamasından önce sağlam bir zeminin olduğunu temin etmek istediğini söyledi.

Eckhard, ayrıca Annan'ın Kıbrıslı Rumların, Annan Planı'nda yapılmasını istedikleri değişiklikleri yazılı olarak sunmasını beklediğini ifade etti.

Eckhard bu yöndeki açıklamayı, Yunan Dışişleri Bakanı Petros Moliviatis'in önceki gün Annan'la Kıbrıs sorununun da içinde bulunduğu diğer konuları ele aldıkları görüşmenin ardından yaptı.

KIBRIS 30/03/05

Abdullah Gül: Türkiye'nin çıkarlarını Rumların ipoteğine asla terk etmeyeceğiz

Türkiye Dışişleri Bakanı Abdullah Gül: Türkiye'nin çıkarlarını Rumların ipoteğine asla terk etmeyeceğiz

Türkiye Dışişleri Bakanı Gül, Türkiye'nin geleceği ve çıkarlarının 600 bin Kıbrıslı Rum'un ipoteğine asla terk edilemeyeceğini vurgulayarak, "Türkiye, ne yaptığını bilerek hareket edecektir. Türkiye, ne AB'nin içindeki radikal Türkiye karşıtı unsurların oyununa gelecektir ne de başkalarının"dedi

 

Türkiye Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Türkiye'nin ne AB içindeki radikal Türkiye karşıtı unsurların ne de başkalarının oyununa gelmeyeceğini, KKTC'yi tanımaya devam edeceğini vurguladı.

Gül, partisinin TBMM Grup toplantısında yaptığı konuşmada, Gümrük Birliği Protokolü ile ilgili bilgiler verdi. Gül, AB sürecinin kararlı bir şekilde devam ettiğini belirterek, hükümetin hedefi ve niyetinde bir sapma ve yavaşlamanın söz konusu olmadığını kaydetti.

Gül, "AB hedefi nihayetinde, kendi halkımızın hayat standardını yükseklere çıkarma hedefidir. Demokratik olarak da sosyoekonomik olarak da... Bu hedeften herhangi bir sapma söz konusu değildir. Günü geldiğinde müzakereler başlayacaktır ve 2005 bitmeden birçok konuda müzakere yapılacak ve bazı fasıllar belki de kapanacaktır" diye konuştu.

AB müktesebatı ile ilgili bazı gelişmeler olduğunu anlatan Gül, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Gümrük Birliği Protokolü bu çerçevededir. Geçen 1 Mayıs 2004 tarihide AB'ye 10 yeni ülke katıldı. Bu ülkelerden birisi de Kıbrıs Rum yönetimidir. AB'nin üye sayısı 15'den 25'e çıktı. AB hukukuna göre, tam üye olan bütün ülkeler AB müktesebatını otomatik olarak üstlenirler. Yani AB'nin hukukunu, genelgelerini, yönetmeliklerini, AB'nin diğer ülkelerle yaptığı bütün anlaşmaları üstlenirler.

1 Mayıs 2004 tarihinde 10 yeni ülke de bunları üstlendi. Bunların bir parçasında da AB'nin Türkiye ile yaptığı anlaşmalar vardır. Türkiye ile ilgili anlaşmayı da 10 yeni ülke üstleniyor. Protokol dediğimiz ve konuştuğumuz konu budur. Bu, Türkiye'nin AB'nin Gümrük Birliği anlaşmasıdır. AB'nin 15 eski üyesi ile Türkiye arasında mallar serbestçe dolaşıyor. Yeni 10 ülke daha girdiğine göre, 25 ülkeyle serbestçe Türk mallarının gidebilmesi, satılabilmesi, herhangi bir engellenmeyle karşılanmaması, Kıbrıs Rum kesimi de buna dahil olmak üzere oralardan da gelecek malların Türkiye'ye girmesidir.

Şimdi fiilen 1 Mayıs 2004'ten beri uygulanmakta olan bu durum... Şimdi önümüzde AB Komisyonu, yani 25 ülke adına AB Komisyonu ile Türkiye tarafından bir protokole bağlanacaktır. Tamamen teknik bir konudur. Bununla ilgili işlemler başlamıştır. Müzakereler yapılmıştır. Bu müzakerelerin neticesinde sadece malların dolaşımı Gümrük Birliği sınırına girdiği için kabul edilmiştir. Limanların ve havaalanlarının açılması söz konusu değildir. Sadece mal hareketleri serbest olacaktır. Bununla ilgili protokolün imzalanma sürecini başlattık.

Bu bir süreçtir. Şu anda imzalanan herhangi bir şey yoktur. AB'nin iç hukuku gereği bu aylar alacaktır. Sonra imza aşamasına gelince de imzalanacaktır. Orada AB'nin 25 ülkesinden biri Rum kesimi olduğu için ve Rumlarla Türkiye ve KKTC arasında bir tanıma söz konusu olmadığı için, kalıcı bir çözüm bulunmadığı için, Türkiye'nin bugünkü pozisyonu aynen devam edecektir.

Bununla ilgili uluslararası hukukun verdiği tüm imkanlar kullanılacaktır. Onu da zaten dünya alem bilmektedir."

Gül, bu çerçevede Kıbrıs'ta kalıcı bir çözüm istediklerini hatırlatarak, bu yönde BM'ye de devamlı telkinde bulunduklarını söyledi. Sorunun çözümünün BM'nin öncülüğünde gerçekleşebileceğine dikkati çeken Gül, Türkiye'nin KKTC'yi tanımaya devam edeceğini vurguladı.

TC Başbakan Vekili Gül, "Bu mal hareketi Rumların yetkilerinin, hukuklarının, otoritelerinin geçtiği bugünkü sınırları ile kapsamlıdır. Dolayısıyla bugün hangi sınırlarda hükümleri geçiyorsa o sınırlarda mal hareketi olacaktır" dedi.

"Türkiye'nin çıkarları"

Gül, Türkiye'nin geleceği ve çıkarlarının 600 bin kişinin ipoteğine asla terk edilemeyeceğini vurgulayarak, şöyle konuştu: "Türkiye, ne yaptığını bilerek hareket edecektir. Türkiye, ne AB'nin içindeki radikal Türkiye karşıtı unsurların oyununa gelecektir ne de başkalarının... Şüphesiz ki sıkıntılar söz konudur. Türkiye içinde muhalifler olabilir. AB içinde (Türkiye 70 milyonluk ülke, AB'ye girmesin) deyip Türkiye'den çekinenler olabilir. Biz, inandığımız yolda, kararlı bir şekilde devam etme azmindeyiz."

KIBRIS 30/03/05

ABD'nin Lefkoşa Büyükelçisi Michael Klosson: Ekonomik farklılığı en aza indirgemek çözümü kolaylaştırır

ABD'nin Lefkoşa Büyükelçisi Michael Klosson, Kıbrıs'ta iki toplum arasında uzlaşı ve hoşgörü kültürünü geliştirmek amacıyla, Yeşil Hat Tüzüğü çerçevesinde iki taraftaki işletmeler arasında işbirliği yapılması yönünde başlattıkları çalışmaları sürdürdüklerini

belirterek, "Kıbrıslı Türkler üzerindeki izolasyonları hafifletme çalışmalarımız bu çerçevede olmalıdır" dedi.

İki taraf arasındaki ekonomik farklılığı en aza indirgemenin çözümü kolaylaştıracağına

işaret eden Klosson, Kıbrıs sorununa çözüm bulunması durumunda ortaya çıkacak olan maliyetlerde Kıbrıs Türklerine düşen payın, ABD tarafından, KKTC ekonomisinin gelişmesi için yapılan yardımlar sayesinde daha kolay karşılanacağını belirtti.

Zamanın çözüm aleyhinde çalıştığını ifade eden Klosson, "Gelişmeler adada yeni karışıklıklara sebep oluyor. Örneğin, ada nüfusu yaşlandıkça, adaya mahsus çok yönlü kültür mirasını paylaşan halk gittikçe azalıyor" dedi.

Diğer yandan adadaki olumlu gelişmelere de dikkat çeken Klosson, Kıbrıslı Türk ve Rumların birbiriyle ilişki kurmaya başladığını, kapıların açılmasından itibaren 7 milyon geçiş yapıldığını ve hiçbir sorun yaşanmadığını kaydetti. Klosson, bunun yanında Kıbrıslı Türk ve Rum siyasi partileri arasında ziyaret ve diyalogun başladığına da işaret etti.

Amerikan Büyükelçisi Klosson, "Kıbrıs Fulbright Burslu Öğrenci Derneği, "Kıbrıs Amerikan Üniversiteleri Mezunları Derneği" ve "Kıbrıs-Türk Amerikan Kültürel Derneği" tarafından organize edilen ve dün akşam ara bölgedeki "J. W. Fulbright Center"de gerçekleştirilen etkinliğe konuşmacı olarak katıldı.

Klosson, "Özgürlük: Amerikan Diplomasisinin Misyonu" konulu konuşmasında, "Özgürlüğü Gözeten Güç Dengesi", "Avrupa İle Ortaklık: Bizim Ortak Gündemimiz", "Ortadoğu Barışı: En Büyük Fırsat ve Öncelik", "Afganistan-Irak", "İsrail-Filistin Barışı" ve "Kıbrıs'ta Kapsamlı Barış İhtiyacı" konularını irdeledi.

Kıbrıs'ta kapsamlı bir çözümün gerekliliğini vurgulayan Klosson, "1974'te Atina'nın Kıbrıs'ı kendisine bağlama girişiminin ve bunun üzerine Türkiye'nin adaya müdahale etmesinin adadaki iki toplumda büyük acılara neden olduğunu" söyledi.

1974'ün sonuçlarının doğurduğu ortamın ve sayıları gittikçe artmakta olan yabancı askeri güçlerin adada bulunmasının kabul edilebilir uzun vadeli bir çözüm olmadığını" belirten Klosson, "ABD, uzun zamandır adada asker konuşlandırılmasına karşı çıkmaktadır" diye konuştu.

Barışçıl ve kalıcı bileşik bir Kıbrıs'ın, BM Genel Sekreteri'nin gözetiminde iki taraf arasında yapılacak müzakerelerde varılacak kapsamlı bir anlaşma sayesinde mümkün olabileceğini vurgulayan Klosson, ABD'nin, adada güvenlik endişelerini ortadan kaldıracak ve yabancı askerlerin adadan ayrılmasını sağlayacak bir anlaşma için BM'ye tüm gücüyle destek vermeye devam edeceğini ifade etti.

Zamanın çözüm aleyhinde çalıştığını kaydeden Klosson, "Gelişmeler adada yeni karışıklıklara sebep oluyor. Örneğin, ada nüfusu yaşlandıkça, adaya mahsus çok yönlü kültür mirasını paylaşan halk gittikçe azalıyor" dedi.

Diğer yandan adadaki olumlu gelişmelere de dikkat çeken Klosson, Kıbrıslı Türk ve Rumların karışmaya başladığını, kapıların açılmasından itibaren 7 milyon geçiş yapıldığını ve hiçbir sorun yaşanmadığını kaydetti. Klosson, bunun yanında Kıbrıslı Türk ve Rum siyasi partileri arasında ziyaretlerin ve diyalogun başladığına da işaret etti.

"ABD'nin Kıbrıs politikası değişmedi"

Nisan 2004 referandumundan sonra, ABD'nin Kıbrıs politikasının değişmediğini belirten Klosson, "BM Genel Sekreteri'nin çözüm planı temelinde, iki tarafta da çoğunluğun kabul göreceği bir şekilde, Kıbrıs'ın tekrardan birleşmesini istiyoruz" dedi.

Klosson, Rum yönetiminin BM Genel Sekreteri'nin çağrılarına karşılık vereceği gerçekçi bir yanıtın, kapsamlı bir çözüm planı için sürecin tekrardan başlamasına önemli katkıda bulunacağını vurguladı.

Tekrarlanan soru...

Uluslararası toplumun pozisyonuna da değinen Klosson, "Uluslararası topluluğun tekrarladığı soru şu: "Kıbrıslı Türklerin desteğini kaybetmeden, referandumda 'hayır' diyen Kıbrıslı Rumlara, en az yarısı nasıl ikna edilerek, 'evet' dedirtilebilir?"

"ABD yardımları yükü hafifletecek"

Adadaki uzlaşma ve hoşgörüyü iyileştirmek amacıyla Yeşil Hat Tüzüğü çerçevesinde iki taraftaki işletmeler arasında işbirliği yapılması yönünde başlattıkları çalışmaları sürdürdüklerini anlatan Klosson, "Kıbrıslı Türkler üzerindeki izolasyonları hafifletme çalışmaları bu çerçevede olmalıdır" dedi.

İki taraf arasındaki ekonomik farklılığı en aza indirgemenin çözümü kolaylaştıracağını da söyleyen Büyükelçi Michael Klosson, Kıbrıs sorununa çözüm bulunması durumunda ortaya çıkacak olan maliyetlerde Kıbrıs Türklerine düşen payın, ABD tarafından KKTC ekonomisinin gelişmesi için yapılan yardımlar sayesinde daha kolay karşılanacağını da açıkladı.

Klosson, ABD tarafından yapılan yardımların, Kıbrıs Rumlarının "muhtemel bir anlaşmanın adaletsiz bir şekilde Kıbrıs Rumlarına daha fazla mali külfet getireceği" yönündeki endişelerine de cevap vereceğini belirtti.

"Arkasında duracağımız şeyler söylüyoruz"

ABD tarafından atılan adımlara karşı endişe duyan kesimlere de seslenen Klosson, bu konuda şöyle konuştu:

"Arkasında duracağımız şeyler söylüyoruz ve söylediklerimizde ciddiyiz. BM temelinde görüşülerek varılacak ve adayı birleştirecek kapsamlı bir çözümü destekliyoruz. Burada saklı bir gündem yok. "

"Yeni fırsatlar ve sorumluluklar"

Güney Kıbrıs'ın geçen yıl mayıs ayında Avrupa Birliği'ne üye olmakla, ABD ve Avrupa arasında transatlantik ortaklığa da katılmış olduğunu söyleyen Klosson, "Bu, yeni fırsatlar ve sorumluluklar yaratan daha geniş bir meseleler gündemi oluşturmuştur. Örneğin, Kıbrıs şimdi dünyada en geniş ekonomik ilişkilerin üyesidir. ABD ile AB, Atlantik'in her iki yakasında milyonlarca iş olanağı yaratan 2 trilyon dolarlık ticaret ve yatırımdan memnun" diye konuştu. Klosson, şöyle devam etti:

"Kıbrıs'ın Avrupa Birliği içinde,bölgede ve ABD ile ilişkilerde güçlü ve aktif bir üye olarak tam potansiyeline kavuşacağı günü dört gözle bekliyoruz. Bu fırsatlarla sorumlulukların, kapsamlı bir çözümle bütün Kıbrıslılar tarafından paylaşılabileceği günü görmeyi bekliyoruz.

Güney Kıbrıs'ın Avrupa Birliği'ne girişinin yıldönümünün yaklaşmakta olduğunu da söyleyen Büyükelçi Klosson, o güne kadar adanın yeniden birleşmesinin sağlanacağını umut ettiklerini sözlerine ekledi.

KIBRIS 30/03/05

Talat: Hiçbir güç doğrudan ticareti uzun süre engelleyemez

Cumhuriyetçi Türk Partisi Birleşik Güçler (CTP-BG) Genel Başkanı Başbakan ve Cumhurbaşkanı adayı Mehmet Ali Talat, AB'nin en temel ilkesi olan doğrudan ticaretin ne Rum yönetimi ne de başka güçler tarafından engellenemeyeceğini vurguladı.

Güney Kıbrıs Rum tarafının son günlerde doğrudan ticaret tüzüğünün seçimlerden sonra askıya alınacağına yönelik bir dedikoduyu basın yoluyla yayma girişimlerinde bulunduğuna dikkat çekerek, AB'nin doğrudan ticareti rafa kaldırma gibi bir niyet içinde olmadığını kaydetti. Talat, "Bizler de bu konuda ısrarcıyız" dedi.

CTP-BG Basın Bürosu'ndan yapılan açıklamaya göre, CTP-BG Genel Başkanı Başbakan ve Cumhurbaşkanı adayı Mehmet Ali Talat, önceki günkü köy gezileri çerçevesinde, Girne bölgesindeki Akdeniz, Tepebaşı, Kozanköy, Hisarköy ve Sadrazamköy'ü ziyaret etti ve Çamlıbel'de de miting düzenledi.

17 Nisan'daki cumhurbaşkanlığı seçimlerinin önemini vatandaşlara anlatan Talat, Mali yardım ve doğrudan ticaretin, Kıbrıslı Türklerin izolasyonunun kaldırma konusunda AB dışişleri bakanlarının aldığı kararın hayata geçirilmesinin bu seçimlerin arkasından başlayacağını, tüzüklerin seçimin ardından iyice tartışılıp sonuçlandırılmaya çalışılacağını belirtti.

Talat özetle şöyle devam etti:

"Hele Türkiye'nin Kıbrıs Rum tarafını da kapsayacak şekilde Ankara Anlaşması'nı genişletirken atacağı imzanın kapsamı içerisinde Kıbrıs bandıralı gemilerin Türkiye limanlarına yaklaşmasına doğrudan ticaret şartının getirilmesi son derece önemlidir ve bu konuda Türkiye'nin bu bağlamda bize yardım edip ısrarlı oldu da bir gerçektir. Yeni protokol imzalanırken bunun gereği olan limanlara Kıbrıs bandıralı gemilerin yaklaşmasını bizim doğrudan ticaretimizle pazarlık etme noktasındayız ve bu konuda zaten Avrupa Birliği de gerekli tutum değişikliğine gitmiş ve Kıbrıs bandıralı gemilerin Türkiye limanlarına yaklaşması konusundaki ısrarından geri çekilmiştir. Bu konuda önemli bir adım atılmış sayılabilir."

Kıbrıs Türk halkının ortaya koyduğu coşku ve heyecanın kendisine güç verdiğini kaydeden Talat, "Bu gücün, bu desteğin, mutlaka Kıbrıs Türk halkının çıkarlarını koruyan Kıbrıs Türk halkının geleceğini aydınlatan bir barış, çözüm için kullanılacağına emin oldum" dedi.

Cumhurbaşkanlığı seçimi Kıbrıs Türk halkının sözcüsünü temsilcisini seçeceği bir etkinlik olacağını ve herkesin oylarıyla seçilecek olan cumhurbaşkanının, Kıbrıs Türk halkının temsilcisi, sözcüsü olacağına işaret eden Talat, cumhurbaşkanının müzakerelerde de görüşmeci olacağını Kıbrıs Türk halkının da kendi çıkarlarını korurken onu dünyayla birleştiren, dünyaya götüren birisini seçmeyi mutlaka isteyeceğini kaydetti.

CTP-BG Genel Başkanı Talat, "Bizler gözlerimizi geleceğe diktik. Çocuklarımızın, gençlerimizin daha güzel günlerde yaşabilmesi için, onlara sağlam bir gelecek hazırlayabilmek için bizim ve bizden eski kuşağın çektiklerini gençlerimizin, çocuklarımızın çekmemesi için, onların daha güzel günlerde ve dünya ile bütünleşmiş barış içindeki bir Kıbrıs'ta, artık savaşın bir daha düşünülmeyeceği bir Kıbrıs'ta yaşayabilmeleri için yola çıktık. Bu anlayış bu inanış, bu vizyon, bu dünya görüşü bizim politikamızın bel kemiğidir" dedi.

3 Ekim'de Türkiye'nin AB ile başlayacak olan müzakerelerinin hemen öncesinde Kıbrıs sorununda ciddi adımlar atılmasını hatta mümkünse sorunun çözülmesini hedefleyeceğini belirten Mehmet Ali Talat, Kıbrıs Türklerinin kamu yönetimini, idari yapısını, teknik kapasitesini, AB'nin kaynaklarını kullanabilecek noktaya çıkaracak olan AB uyum çalışmalarının da hükümet nezdinde sürdürüleceğini söyledi.

KIBRIS 30/03/05

Annan Kıbrıs, Ankara ve Atina’ya temsilci gönderecek

 

Lefkoşa

BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın, 17 Nisan’da KKTC’de yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ardından Kıbrıs, Ankara ve Atina’ya bir temsilci göndereceği bildirildi.

Rum basını, diplomatik kaynaklara dayanarak verdiği haberde BM Genel Sekreteri Annan’ın 17 Nisan’daki seçimin ardından niyetlerini öğrenmek üzere Kıbrıs, Ankara ve Atina’ya bir temsilci göndereceğini belirtti.

   

Rum Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu’nun dolaylı görüşmelerin Nisan ayında başlayabileceğini söylemesi ardından Yunan diplomatik kaynakları, müzakerelerin 17 Nisan’dan sonra başlayabileceğini bildirdi.

   

Annan’ın sözcüsü Fred Eckhard ise, BM’nin Rumlardan planda istedikleri değişiklikleri yazılı olarak iletmelerini beklediğini tekrarladı. Eckhard, Annan’ın yeni bir başarısızlığı istemediği için müzakereleri başlatmadan önce sağlam bir zemin olmasını arzuladığını söyledi.

 (ANKA)

HURRIYET 31/03/2005

Tatar: Kayıplar bu yıl biter

Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi'nin Türk üyesi Rüstem Tatar, kayıplar konusunun 1963 yılına dayandığını belirterek bu konuyu bir yıl içinde sonuçlandırmayı hedeflediklerini söyledi. Kayıplar konusunu 1963'lerden, 1974'lerden 2005'lere taşıyan tarafın Türk tarafı olmadığını vurgulayan Rüstem Tatar, Türk tarafının iyi niyetle sorunun çözümü için elinden gelen çabayı göstermekte olduğunu ve göstereceğini belirtti

Pınar SELENGİN

Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi'nin Türk üyesi Rüstem Tatar, kayıplar konusunun 1963 yılına dayandığını belirterek, bu konuyu bir yıl içinde sonuçlandırmayı hedeflediklerini söyledi.

Özellikle Kıbrıslı Türklerin vicdanında yer eden kayıplar konusunun, Rum yönetiminin eski başkanı Glafkos Kliridis ile Cumhurbaşkanı Denktaş'ın 2002 yılı görüşmelerinde de ele alındığını hatırlatan Tatar, Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi'nin 1981 yılında her iki taraftan birer eşit temsilci ile BM genel sekreterinin üçüncü üye adı altında atadığı yansız bir diplomatın iki toplumlu olarak kurulduğunu, komitenin kurulmasından sonra bazı kayıpların ölü olduğunun kanıtlanmasına rağmen Rum tarafının bunu kabul etmediğini söyledi.

Kayıplar konusunun 1997'de Denktaş ile Kleridis arasında varılan mutabakatla yeni bir boyut kazandığını ifade eden Tatar, kayıpların bulunabilmesi için her iki tarafta bilinen mezarların açılmasına iki liderin de onay verdiğini belirtti.

1981 yılında kurulan komitenin görev talimatında kemik bulunmasının öngörülmediğine, bir kaybın akıbeti hakkında bilgi ve delil elde edilmesinin öngörüldüğüne değinen Tatar, kayıpların öldüğü ile ilgili göz şahidi olmasına rağmen, bunun da Rumlar tarafından kabul edilmediğini belirtti.

Rum tarafının AB mahkemelerine başvurmasıyla bu tür politikalar izlendiğini dile getiren Tatar, mahkeme kararı ile ölen Rumların, nasıl ve kimin tarafından öldürüldüğünün bulunmasının ardından da tazminat ödenmesi taleplerinin ortaya çıktığını ifade etti.

Rumların kayıplar konusunu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne taşır ve lehlerine karar alınırken, Kıbrıs'taki komitenin etkin olmadığını; çünkü komitenin suçlu aramadığını, cezalandıramadığını savunduğunu anlatan Tatar, Kayıp Şahıslar Komitesi'nin suçlu aramak için kurulmadığını hatırlattı.

Domuzcular Burnu bölgesinde kazılar sürecek

Hamitköy- Kızılbaş bölgesinde olduğuna inanılan mezar ortaya çıkarılması için International Forensic Center of Excellence for Investigation of Genocide (INFORCE) ekibinden yardım istendiğini söyleyen Tatar, başka bir yerde ihtiyaç duyulması halinde ilgili ekibin yine çağrılabileceğini kaydetti.

Domuzcular Burnu'nda yapılan, ancak herhangi bir sonuca ulaşılamayan kazılara aynı bölgede farklı alanlarda yapılacak kazılarla devam edileceğini ifade eden Tatar, kuzeyde araştırmaların sürdüğünü söyledi.

Ülke genelinde komitenin araştırmalarına devam ettiğini belirten Tatar, 4 Şubat 2005 tarihinde kuzeyde bulunan 11 mezar yerinin bildirildiğini ifade etti.

Tatar, karşılıklı olarak tespit edilmiş olan mezar yerlerinin açılması için kullanılacak DNA merkezinin iki tarafça mutabakat halinde belirlenmesinden sonra İNFORCE adli tıp kuruluşunun KSK tarafından davet edileceğini kaydetti.

"Kayıplar konusunu Türkler uzatmadı"

Rumların siyasi konularda olduğu gibi kayıplar konusunda olumsuz tavır sergilediklerini belirten Tatar, Kıbrıslı Türklerin de propagandaya zaman zaman tepkilerinin olduğuna değindi.

Kayıplar konusunu 1963'lerden, 1974'lerden 2005'lere taşıyan tarafın Türk tarafı olmadığını, da vurgulayan Rüstem Tatar, Türk tarafının iyi niyetle sorunun çözümü için elinden gelen çabayı göstermekte olduğunu ve göstereceğini belirtti.

Laboratuar için çalışma yapılması lazım

Tatar, mezarların açılarak kemiklerin çıkarılmasının uzman işi olduğunu ve bununla INFORCE ekibinin ilgilendiğini kaydederek, kemiklerin laboratuarda toplanarak antropolojik çalışma yanında, gen testinin yapılabilmesi için kayıp ailelerinden de örnekler alınacağını ve konu ile ilgili gerekli çalışmanın yapılacağını dile getirdi.

DNA testlerinin yapılması için Rum tarafındaki DNA laboratuarının ya iki toplumlu hale dönüştürülmesi ya da Türk tarafında bir laboratuarın kurulmasının gündeme gelmesi gerektiğini söyleyen Tatar, bu konunun da henüz çözülmediğin kaydetti.

TC'nin adım atması bekleniyor

Türkiye'nin bugüne kadar bu işe karışmadığını ve TC'li yetkililerin buna karışmayacağını söyleyen Tatar, çalışmaları başından beri sürdüren Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi'nin çalışmalara devam etmesi gerektiğini söyledi.

AB Delegeler Komitesi'nin, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarının uygulanmasını temin ettiğini belirten Tatar, mahkemenin Türkiye'den adım atmasını istediğini, ancak bu konu ile ilgilenen bir komitenin bulunması nedeniyle, Türk müracaatlarını reddeden bir üyesinin mahkemenin Rum yargıcı olduğunu, bunu doğru ve adil olmadığını, AİHM'nin tarafsızlığına gölge düştüğünü kaydetti.

Rumlar tarafından AİHM'ye götürülen ve mahkeme tarafından alınan kararların uygulanması yönünde beklentilere rağmen, Kıbrıslı Türklerin birkaç başvurusuna rağmen, mahkemede maalesef kabul görmediğini belirten Rüstem Tatar, bu dengesizlik ve adaletsizliğin giderilmesine gerektiğine dikkat çekti.

Tatar, Kıbrıslı Rumlara alınan mahkeme kararıyla ayrıcalık tanındığını, aynı tavrın Kıbrıslı Türklere karşı sergilenmediğini kaydederek bunun da, Rumlar için ölüm nedenini bulma, suçlu varsa cezalandırma ve tazminat ödenmesi gündeme gelirken, Kıbrıslı Türklerle ilgili suç işlemiş olanların cezalandırılması ve tazminatın söz konusu olmadığını, bunun bir dengesizlik teşkil ettiğini vurguladı.

Kayıplar konusu 1963'ten beri gündemde

Kıbrıs'ta 1963'te başlayan süreçte kaybolan ve akıbetleri resmen henüz belirlenmemiş olan kişiler, yıllardan beri "kayıplar" adıyla tarihe geçerken, kayıp kişilerin akıbeti gündemdeki yerini koruyor. 1963'ten bu yana devam eden kayıplar konusunun araştırılması amacıyla 1981 yılında kurulan iki toplumlu Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi çalışmalarını sürdürüyor.

Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi'ndeki resmi rakamlara göre, kayıp Türklerin sayısı 211'i 1963'te olmak üzere 500 iken, kayıp Rumların sayısı ise 1460 civarında.

Kayıplar konusu 1997'de Denktaş ile Kleridis arasında varılan mutabakatla yeni bir boyut kazanmış, kayıpların bulunabilmesi için bazı mezarların açılmasına iki lider de onay vermişti.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM) konuyla ilgili kararının da etkisiyle sorunun çözümü gündeme gelirken, Rum Yönetimi'nin 1996 yılında yaptığı başvuruyu 10 Mayıs 2001'de karara bağlayan AİHM, kayıplar konusunda Türkiye'yi mahkum etmiş ve ilgili ailelere bilgi verilmek, ayrıca varsa suçluların tespit edilip cezalandırılması ve tazminat ödenmesi ile sorunun çözüme kavuşturulmasını kararlaştırmıştı.

AİHM'in kayıplarla ilgili kararı konusundaki süreç içerisinde, mahkeme kararlarının uygulanmasını sağlamakla yükümlü Avrupa Konseyi Delegeler Komitesi'nin Stasbourg'taki 10 Şubat 2005 tarihli toplantısında Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi Türk üyesi Rüstem Tatar, yapılmakta olan araştırmalar ve mezar tespitleri ile ilgili bilgi verdi.

Tatar, Avrupa Konseyi Delegeler Komitesi toplantısında, komitenin, AİHM kararı çerçevesinde sadece kayıp Rumlar dosyasını görmekte ısrarını sürdürdüğünü ifade ederek Delegeler Komitesi'nin Kıbrıslı Türk kayıplar sorununun, Rumlarınki ile eşdeğer tutulmadığına dikkat çekti.

Kıbrıs'ta kayıplar konusunun sonuçlandırılması için Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi'nin çalışmaları hakkında Stasbourg'da delegeler komitesine geniş bilgi sunduğunu, ancak en büyük haksızlığın, konunun tek taraflı olarak Rumlar lehine ele alınmakta olduğunu vurguladı.

 KIBRIS 31/03/05

Talat: Karmaşık günler kapadıda

 

KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıslı Türklerin 1963'ten bu yana ilk kez iktidar değişikliği yaşadığını ve başka bir yapının ortaya çıktığını ifade ederek, “Karmaşık, ince ayarlı ve çok çalışmak gereken günler yaşanacağını” söyledi.

"TARİHİ GÜNLER"

İstanbul Beykoz'dan gelen yerel idarecilerden oluşan bir heyetle görüşen Talat, tarihi günler öncesinde olunduğunu, ülkede ilk kez büyük değişiklikler yaşandığını, Kıbrıslı Türklerin 1963'lerden KKTC'ye olan süreçte ilk kez bir iktidar değişikliği yaşadığını, güç paylaşımının ilk kez değiştiğini ve başka bir yapının ortaya çıktığını belirterek, "Eskiden olduğu gibi katı ve sert bir duruşla bu sürecin geçiştirilemeyeceğini” söyledi.

"AB SÜRECİNE ENGEL DEĞİL DESTEK OLMAK İSTİYORUZ"

Gelecek günlerde Kıbrıs sorununda ve Türkiye'nin AB sürecinde önemli gelişmeler beklendiğini belirten Talat, burada olumlu ve yararlı bir rol oynamak istediklerini, Kıbrıslı Türklerin Türkiye'nin AB sürecinde engel değil, yardımcı olması için çalışacaklarını söyledi.

"KARMAŞIK GÜNLER KAPIDA"

“Karmaşık, ince ayarlı ve çok çalışmak gereken günler yaşanacağını” kaydeden Talat, “çünkü eskiden olduğu gibi katı ve sert bir duruşla bu sürecin geçiştirilemeyeceğini, bu süreçte ilerlenemeyeceğini” belirtti.

Talat, “geçmişte tanımlanan hedef neyse o hedefe ulaşmanın kolay olduğunu, 'hayır' denildiğinde olayın bittiğini” ifade ederek, şimdi ise 'evet ama' diye başlanan, doğru açılımları ortaya koyabilen bir yaklaşım belirlemek ve benimsemek gerektiğini” kaydetti. Talat, “Bunun çok kolay olmadığını ve geçmiş geleneklerden farklı olduğunu” sözlerine ekledi.
   
“EN GÜÇLÜ MÜTTEFİKİMİZ TÜRKİYE”
   
Türkiye ile birlikte hareket etme durumunda olduklarını, en büyük ve en güçlü müttefiklerinin Türkiye olduğunu yineleyen Talat,  “Yakınlığı bir yana, kültürel, dini, soy bağlantıları bir yana, ki hepsi de önemli faktörlerdir, ayrıca bire bir örtüşen bir de hedef birliğimiz var. AB üyeliği, dünyada ses getiren bir rol üstlenilmesi, Türkiye açısından bölgesel bir gücün dünyasal bir güce dönüşmesi, Kıbrıs Türkleri açısından tecrit edilmişliğin ve bir anlamda Kıbrıs'taki haklarından yoksun bırakılmışlığın ortadan kaldırılması. Bu hedefler birbiriyle bire bir, tam örtüşüyor. Bu hedefleri ileriye götüreceğiz” dedi.

 (aa)

HURRIYET 01/04/05

 

Eurlings: Rum gemileri Türk limanlarına girebilmeli

 

Brüksel

Avrupa Parlamentosu Türkiye Raportörü Camiel Eurlings, Rum bandıralı gemilerin Türkiye'ye girebilmesi gerektiğini söyledi.

Hollandalı Hristiyan Demokrat Camiel Eurlings, Türkiye-AB ilişkileri konusunda Brüksel’den yayın yapan haber-bilgi portalı ABHaber.com’a açıklamalarda bulundu.

 

Eurlings, Türkiye'nin  ile AB Komisyonu arasındaki Uyum Protokolü’yle ilgili uzlaşının Türkiye’nin AB ilişkilerinin düzelmesi ve gelişmesi yönünde çok önemli bir adım olduğunu belirtti. Eurlings, müzakerelere başlarken karşılıklı güvene dayalı ilişkiler kurulması gerektiğinin önemini anımsattı. Rum bandıralı gemilerin kesinlikle Türkiye’ye girebilmesi gerektiğini kaydeden AP Türkiye Raportörü, Kıbrıs için çözümün acilen bulunmasının önemini vurgulayarak bu çözümün Kıbrıs’ın birleşmesi olduğunu açıkladı.

   

KIBRIS SORUN YARATACAK

 

Türkiye’nin AB’ye girdiğinde gerçek bir şans elde edeceğini belirten Eurlings, Kıbrıs konusunun Türkiye’nin AB üyeliğinde hep sorun yaratacağını sevgi, saygı ve kardeşliğin ancak birleşmeyle sağlanabileceğini belirtti. Müzakerelerin 3 Ekim’de başlaması gerektiğini bildiren Eurlings, Türkiye’nin üç yıl içinde çok büyük gelişmelere imza attığını ancak hala pürüzlerin olduğunu dile getirdi.

   

İşkencenin kaldırılmasının ertelenmemesi gerektiğine dikkat çeken Eurlings, kadın haklarının ihlali ve dinsel özgürlükler konularında da düzeltmelerin ve gelişmelerin devam etmesi gerektiğini kaydetti. Son olarak, tüm bu pürüzler ortadan kalkarsa Türkiye’nin Avrupa Birliği yolunun açık olduğunu vurguladı.

 (Hürriyetim)

HURRIYET 01/04/05

 

Denktaş: "Annan Planı yeniden gelecek diye korkuyorum"

 

KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Annan planının yeniden gündeme gelebileceğine ilişkin açıklamalardan ”ödünün koptuğunu” belirterek, “ancak Türk hükümetinden son zamanlarda gelen açıklamaların Annan planının Türkiye'nin gündeminden düştüğüne ilişkin işaretler verdiğini” söyledi.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, “Bizim asıl derdimiz KKTC'nin tüm dünyada tanınan bir devlet haline gelmesini sağlamaktır” şeklinde dün yaptığı açıklamayı buna örnek gösteren Denktaş, “Güzel bir açıklama, yüreğimize su serpti. Annan planından vazgeçildiğinin işaretini veren bir beyan. Çünkü hem Annan planı, hem KKTC olmaz, plan devleti ortadan kaldırır. Umarım yeni bir değerlendirmeyle karşı karşıyayız” diye konuştu.

Denktaş, Konya Selçuk Üniversitesi Atatürkçü Türk Gençlik Grubu'ndan kalabalık bir heyeti kabul etti. Araştırma görevlisi Haldun Soydal başkanlığında, kendilerini “TMT'nin neferi” ve Kıbrıs konusunda “militan” olarak niteleyen gençlerden oluşan grup, Denktaş'a destek verdi ve bağlılıklarını dile getirdi.

Cumhurbaşkanı Denktaş'a büyük boy tablo ve çok sayıda hediye getiren grup üyeleri, Denktaş'la toplu fotoğraf da çektirdiler. Denktaş da gençlere kitap hediye etti, Kıbrıs tarihi hakkında bilgi verdi ve sorularını yanıtladı.

Kıbrıs ortaklık cumhuriyetinin 1963'te Rumların Enosis hedefi nedeniyle yıkıldığını ve aradan 40 yılı aşkın süre geçmesine karşın Rumların hedefinde değişiklik olmadığını belirten Denktaş, 2005 yılının “EOKA Yılı” ilan edildiğine dikkat çekti.
   
“ANLAYAMADIĞIM ŞEYLER DÖNÜYOR”

   
Annan planı ile ilgili kaygılarını özetledikten sonra, iki ayrı referandumun Kıbrıs'taki iki ayrı halkın varlığını teyit ettiğini vurgulayan Denktaş, ancak Türk tarafının “uzlaşmaz” mesajı vermemek için referandumda ortaya çıkan bu sonucu ileriye taşımadığını belirtti.

“Bağımsızlığını masaya yatıran milletlerin azınlık olmaya mahkum olduğunu”ifade eden Denktaş, “dünyanın referandum sonuçlarını 'bağımsızlıktan vazgeçme' olarak nitelemesine de karşı çıkılmadığını” kaydetti. Denktaş, “Anlamadığım bir şeyler dönüyor. Bu sorumluluğu omuzlayamam ve bu nedenle ayrılıyorum” ifadesini kullandı.

Türkiye üzerindeki baskıların uzlaşmacı tutumundan dolayı yoğunlaştığını söyleyen Denktaş, Türk basınının da siyaset değişikliğine göre hareket ettiğini ve milli davaya destek vermediğini savundu.

“Kıbrıs Türkünün 'Sırat Köprüsü'nden geçtiğini” belirten Denktaş, “İnşallah gidişatı görürüz ve köprüden düşmeyiz” dedi.

 (aa)

HURRIYET 01/04/05

 

Türkiye Başbakanı Erdoğan: Türkiye, KKTC'nin menfaatleri neyi gerektiriyorsa onu yapacaktır

AMAÇ ÇÖZÜME ULAŞMAK... Erdoğan: Türkiye, KKTC'nin menfaatleri neyi gerektiriyorsa onu yapacaktır. Bizim asıl derdimiz, KKTC'yi artık yıllardır çözümsüzlüğe mahkum eden bir anlayıştan kurtarıp çözüme kavuşturmak ve KKTC'nin tüm dünyada tanınan bir devlet haline gelmesini sağlamaktır

HAMASETLE OLMAZ... KKTC'ye niye uçak inip kalkmıyor, ticari kültürel ilişkiler yapılamıyor... Şunu iyi değerlendirmemiz lazım: Ortada fiili bir durum var. Hamaset bu işi kurtarmıyor. Bugüne kadar bu işin hep hamaseti yapıldı. Bununla da bir yere varılamadığı görüldü

 

Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, "Türkiye, KKTC'nin menfaatleri neyi gerektiriyorsa onu yapacaktır" dedi.

Erdoğan, "Bizim asıl derdimiz, KKTC'yi artık yıllardır çözümsüzlüğe mahkum eden bir anlayıştan kurtarıp çözüme kavuşturmak ve KKTC'nin tüm dünyada tanınan bir devlet haline gelmesini sağlamaktır" görüşünü de vurguladı.

AA'nın haberine göre Türkiye Başbakanı Erdoğan, Fas'ın başkenti Rabat'ta düzenlediği basın toplantısında, gezisine ilişkin açıklamalarının ardından gazetecilerin sorularını yanıtladı.

Bir gazetecinin, "Gümrük Birliği anlaşmasının AB'ye yeni katılan üyeleri de kapsayacak şekilde genişletilmesine ilişkin protokolü Türkiye'nin kabul etmesi, Kıbrıs Rum yönetimini tanıyacağı anlamına gelir mi?" şeklinde bir sorusu üzerine Erdoğan, protokolün konuyla ilgili 19. paragrafına Türkiye'nin ilave ettiği maddeden sonra, konuyla ilgili AB'deki "havanın" değiştiğini söyledi.

"AB yetkililerin de dediği gibi Türkiye'nin bu protokolü imzalamasının genel bir tanıma anlamına gelmeyeceğini" vurgulayan Erdoğan, bu konuda bir mektup teatisi başlattığını, Türkiye'nin protokole koyacağı bir şerhin her şeyi engelleyeceğini kaydetti.

Türkiye'nin KKTC'nin menfaatleri neyi gerektiriyorsa onu yapacağını da belirten Erdoğan, şöyle konuştu:

"Bizim asıl derdimiz, KKTC'yi artık yıllardır çözümsüzlüğe mahkum eden bir anlayıştan kurtarıp çözüme kavuşturmak ve KKTC'nin tüm dünyada tanınan bir devlet haline gelmesini sağlamaktır. KKTC'ye niye uçak inip kalkmıyor, ticari kültürel ilişkiler yapılamıyor... Şunu iyi değerlendirmemiz lazım: Ortada fiili bir durum var. Hamaset bu işi kurtarmıyor. Bugüne kadar bu işin hep hamaseti yapıldı. Bununla da bir yere varılamadığı görüldü. Bizim iktidarımız bu konuda, çözümsüzlük çözüm değildir diyor. Bu çözümde KKTC halkının kararı da bizim için önem taşıyor. Biz de o karar çerçevesinde garantörlük haklarımızı kullanıyoruz."

Başbakan Erdoğan, başka bir gazetecinin "KKTC'deki referandum sürecinde hayal kırıklığına uğradığınız ve bunun da enerjinizi azalttığı yönünde yorumları yapılıyor" şeklindeki sorusu üzerine, enerjisinde herhangi bir kaybın söz konusu olmadığını kaydetti.

Erdoğan, KKTC'de ekonomik, kültürel, ticari alanlarda bugüne kadar pek bir şey kazandırılamadığını, ancak siyasi alanda bazı haklar kazanıldığına dikkati çekti.

Erdoğan, artık Türkiye'nin üzerine KKTC dayatmasıyla gelinemediğini, KKTC Başbakanı'nın (Başbakan Mehmet Ali Talat) bir çok ülkede toplantılara katıldığını ifade ederek, yabancı işadamlarının KKTC'ye gitmeye başladıklarını söyledi.

KIBRIS 01/04/05

Adalı cinayetinde, Türkiye'ye mahkumiyet

Yenidüzen gazetesi yazarlarından Kutlu Adalı'nın 6 Temmuz 1996'da evi önünde öldürülmesinin ardından konuyu Adalı ailesi adına Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne götüren İlkay Adalı, Türkiye'yi mahkum ettirdi

Mahkeme, Türkiye'nin gazeteci-yazar Kutlu Adalı cinayeti hakkında yeterli araştırma ve soruşturma yapmamaktan ötürü, İlkay Adalı'ya önümüzdeki üç ay içinde 20 bin euro manevi tazminat, dava masrafları olarak da Adalı davası avukatlarına 75 bin euro ödemesine karar verdi

6 Temmuz 1996 akşamı evinin önünde 9 milimetrelik bir Uzi silahla vurularak öldürülen Yenidüzen gazetesi yazarlarından gazeteci Kutlu Adalı cinayeti hakkında yeterli soruşturma yapmamaktan ötürü Türkiye, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde mahkum edildi.

Adalı ailesi adına cinayeti Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne götüren İlkay Adalı, 8 yıllık bir hukuk mücadelesinin ardından, Türkiye'yi mahkum ettirdi.

Mahkeme, Türkiye'nin, gazeteci-yazar Kutlu Adalı cinayeti hakkında yeterli araştırma ve soruşturma yapmamaktan ötürü, İlkay Adalı'ya, önümüzdeki üç ay içinde 20 bin euro manevi tazminat, dava masrafları olarak da Adalı davası avukatlarına 75 bin euro ödemesine karar verdi.

50 sayfalık kararda cinayetle ilgili ayrıntılı soruşturmanın sonuçlarına ve tarafların iddialarına yer verildi. Türkiye'yi mahkumiyet kararında "ulusal otoritelerin Kutlu Adalı cinayetiyle ilgili yeterli ve etkili soruşturma yapmadıkları" belirtildi.

Ayrıntılı karar, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin http://www.echr.coe.int adresindeki web sitesinde "List of Recent Judgements" başlığı altında okunabilir.

KIBRIS 01/04/05

Kıbrıs’a Tayvan modeli

 

Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Türkiye’nin Güney Kıbrıs ile kuracağı ilişkinin ekonomik olacağını belirtti.

 

Ankara
NTV

 

 

 

2 Nisan 2005—  “Tayvan modeli üzerinde çalışıyoruz” diyen Gül bu şekilde Kıbrıs Rum Kesimi’ni tanımadan siyasi muhatap olarak Yunanistan’ın alınacağını söyledi.

AKP’nin Kızılcıhamam’da devam eden 4. istişare toplantısında konuşan Gül, milletvekillerinin soruları üzerine Ankara Protokolü konusunda izlenecek yolu anlattı.
       Edinilen bilgilere göre Tayvan modelinin Türk hükümetinin üzerinde çalıştığı model olduğunu belirten Gül, bunun siyasi tanıma olmadan Kıbrıs Rum Kesimi ile ilişki kurmak için uygun bir model olacağını söyledi.
       Buna göre ABD ve pek çok diğer ülkenin Tayvan ile ekonomik ilişkisi olduğunu kaydeden Gül, “Ancak hiç kimse siyasi muhatap olarak onları görmüyor. Siyasi ilişkiyi Çin ile kuruyorlar.”
       
‘SİYASİ MUHATABIMIZ YUNANİSTAN’
       Türkiye’nin de Güney Kıbrıs ile ekonomik ilişki kuracağını ve geliştireceğini belirten Gül, “Ama siyasi muhatabımızı Yunanistan olacak. Kıbrıs Rum yönetimini siyaseten tanımak kesinlikle olmayacak” diye konuştu.
       
TAYVAN MODELİ
       Amerika Birleşik Devletleri, Tayvan’ı Çin’in bir parçası kabul etmekle beraber aynı zamanda da Tayvan ile bağımsız ticari ilişkiler geliştiriyor.
       
ABD’NİN İNCİRLİK TALEBİ
       Gül, milletvekillerinin soruları üzerine İncirlik’in kulanılması konusunda ABD’nin geniş kapsamlı talepleri olduğunu doğruladı.
       Dışişleri Bakanı, “Ama bu konuda ABD’ye özel düzenleme yapmak söz konusu değil. Alınacak tüm kararlar Birleşmiş Milletler ve NATO kararları çerçevesinde alınacaktır” diye konuştu.

 

Kıbrıs'a 'Tayvan modeli'


2 Nisan, 2005 21:22:00 (TSİ)CNN TURK

 

Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Türkiye'nin Güney Kıbrıs Rum Kesimi ile ilişkilerinde 'Tayvan modeli' önerisinde bulundu.

Gül, Kıbrıs Rum kesimi ile ticari ilişkilerin geliştirileceğini, siyasi ilişkililerin ise Yunanistan üzerinden yürütüleceğini söyledi.

AKP'nin Kızılcahamam kampında, dışpolitika konularında milletvekillerine bilgi veren Abdullah Gül, bir milletvekilinin sorusu üzerine Kıbrıs ilişkileri konusunda değerlendirmede bulundu. 

"Ekonomik ilişkileri geliştireceğiz"
 
Gül, Türkiye'nin Kıbrıs Rum Kesimi'ni siyasi olarak tanımayacağını, ancak ekonomik ilişkileri geliştireceğini söyledi.
 
Gül, "Kıbrıs Rum Kesimi ile ilişkilerimizde Tayvan modeli üzerinde duruyoruz. Bunu araştırıyoruz. ABD başta olmak üzere bütün ülkelerin Tayvan ile konomik ilişkileri var. Ancak ülkeler siyasi ilişkilerini Çin üzerinden yürütüyorlar" dedi.
 
Türkiye'nin Kıbrıs Rum Kesimi ile ilişkilerinde de aynı model üzerinde durulduğunu belirten Dışişleri Bakanı Gül, "siyasi muhatabımız Yunanistan olacak, siyasi ilişkilerimiz Yunanistan üzerinden yürütülecek" diye konuştu.
 
Abdullah Gül, bir başka soru üzerine de, İncirlik Üssü'nün kullanımı konusunda ABD'nin talebi olduğunu, bu talebin BM ve NATO kararları çerçevesinde ele alınacağını söyledi. Gül, "İncirlik Üssü'nün kullanımı nakliye amaçlı olacak" dedi.

 

Rum basınının iddiası:Mayın temizleme çalışmalarının yarıda kalma tehlikesi var

Ara bölgedeki mayınların temizlenmesiyle ilgili çalışmaların zaman darlığından dolayı yarıda kalma tehlikesinin bulunduğu öne sürüldü.

Güney Kıbrıs'ta yayınlanan Fileleftheros gazetesi, "Mayın Temizleme Çalışmalarının Yarıda Kalma Tehlikesi" başlıklı haberinde, tüm çalışmaların finanse edileceği 2.5 milyon Euro'luk AB ödeneğinin, 30 Eylül'e kadar kullanılması gerektiğine, ancak bu tarihin mayın temizleme çalışmaları için yeterli olmadığına işaret etti.

Gazete, iyi haber alan kaynaklardan aldığı bilgiye dayanarak, zamanın yetersiz kalacağı düşüncesiyle AB organlarının, paranın kullanımı için olan zamanı uzatmaları yönünde inandırılması çalışmalarının başlatıldığını yazdı.

Habere göre aynı kaynaklar, bunun sorumluluğunu zaman darlığına ve iki tarafa yüklüyor. Türk tarafının hiçbir şekilde ilerleme kaydetmediği, ayrıca 17 Nisan'dan önce de herhangi bir hareket beklenmediğini iddia eden kaynaklar, UNFICYP'in KKTC askeri makamları ve Başbakan Mehmet Ali Talat'la temas halinde olduğunu belirttiler.

Bu arada konuya taraf üçüncü şahısların, RMMO'yu, yakındaki bölgelerde mayın tarlalarının temizlenmesi gerektiğine inandıramadığını yazan gazete, mayınların temizlenmesi için çağrılan uzmanın, RMMO'nun gösterdiği yerlerde mayın bulunmadığı yönünde açıklama yaptığını bildirdi.

Politis gazetesi ise "Mayınların Temizlenmesi Yavaş" başlıklı haberinde, Bostancı bölgesindeki mayın temizleme çalışmalarında büyük gecikme yaşandığını belirtti.

Gazete, çalışmaların yarıda kalması tehlikesinin bulunduğunu da yazdı.

Aynı sürecin, Ledra Caddesi için de yaşandığını belirten gazete, Kıbrıslı Türklerin iki olaydaki çalışmaların 17 Nisan'dan sonra yapılacağı yönünde güvence verdiklerini kaydetti.

Uzun yolun açılması

Öte yandan 17 Nisan'da KKTC'de yapılacak olan cumhurbaşkanlığı seçiminin, Ledra (Uzun Yol) Caddesi noktasından geçit açılması planlarını olumsuz etkilediğini ve konunun durgunluk içerisinde bulunduğunu yazan Fileleftheros gazetesine göre, AB uzmanları, AB'ın Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn'in adayı ziyaret edeceği Mayıs ayına kadar gerek Astromerit bölgesinde gerekse Ledra Caddesi'nde çalışmaları sürdürmeyi umuyor.

Bu arada Güney Kıbrıs'ta İngilizce olarak yayınlanan Cyprus Mail gazetesi, AB yetkililerinin Ledra (Uzun Yol) caddesini Olli Rehn'in ziyaretinin gerçekleştirileceği 13 Mayıs'ta açmayı planladıklarını yazdı.

KIBRIS 02/04/05

 

Papadopulos tutumunu sürdürürse çok korktuğu sonuca neden olacak

Avrupa Birliği'nin yayın organı European Voice gazetesi, "Papadopulos Kuzey Kıbrıs'ı Ankara'nın Kucağına mı Gönderecek" başlıklı haberinde, "Papadopulos bugünkü tutumunu devam ettirirse, çok korktuğu sonuca, yani Kuzey Kıbrıs'ın Türkiye'yle bütünleşmesine neden olacak" dedi.

Güney Kıbrıs'ta yayımlanan Alithia gazetesi dünkü sayısında, European Voice gazetesinin söz konusu haberine yer verdi.

Alithia ilgili haberinde, Rum Hükümet Sözcüsü Kipros Hrisostomidis'in "Avrupa'da ve uluslararası alanda Kıbrısla ilgili atmosfer, referandumun hemen akabindekiyle kıyaslandığında, çok daha iyidir" sözlerinin Rum halkını kandırmayı öngördüğünü belirterek, "European Voice" gazetesinin söz konusu yayınına yer verdi.

Europen Voice'in son sayısında yer alan haberde, Kıbrıs Türklerine mali yardım ve doğrudan ticaret tüzüklerinde Rum tarafının tavrı eleştirildi.

AB 'Kıbrıs'ı dahil etmekle hata yaptı'

"Papadopulos bugünkü tutumunu devam ettirirse çok korktuğu sonuca, yani Kuzey Kıbrıs'ın Türkiye'yle bütünleşmesine neden olacak" denilen haberde, Yunan hükümetinin, AB uzlaşma ruhuna uygun, daha mantıklı davranması için Papadopulos üzerinde nüfuzunu kullanması gerektiği belirtildi.

Haberde ayrıca, AB'nin "Kıbrıs'ı" birliğe dahil etmekle hata yaptığı da vurgulandı.

KIBRIS 02/04/2005

 

Türkiye'ye 24 Nisan'da uyarı geliyor

AB Kıbrıs Büyükelçisi Meer: Türkiye Ankara protokolünden kaynaklanan yasal yükümlülüklerini yerine getirmedi

Türkiye'ye 24 Nisan'da uyarı geliyor

LİMANLAR KIBRIS BANDIRALI GEMİLERE AÇILMALI... AB'nin Kıbrıs Büyükelçisi Adrian Van Der Meer, 24 Nisan'da yapılacak olan Türkiye - AB Ortaklık Konseyi toplantısında, Türkiye'nin limanlarını Kıbrıs bandıralı gemilere açması yolunda, uyarı alma ihtimali bulunduğunu söyledi. "Bugün, Kıbrıs bandıralı gemiler Türkiye limanlarına giremezken, bu uygulamadan Limasol'a gelerek, Mersin'e gitmek isteyen AB bandıralı gemiler de nasibini alıyor" diyen Meer, diplomatik yollardan Türkiye'nin ikna edilmesine çalışılacağını belirtti

Emine DAVUT YİTMEN

Avrupa Birliği'nin (AB) Kıbrıs Büyükelçisi Adrian Van Der Meer, 24 Nisan tarihinde yapılacak olan Türkiye - AB Ortaklık Konseyi toplantısında, Türkiye'nin limanlarını Kıbrıs bandıralı gemilere açması yolunda, uyarı alma ihtimali bulunduğunu söyledi.

Kıbrıslı Türk gazetecilerle öğle yemeğinde bir araya gelen büyükelçi Meer, son günlerin en çok konuşulan konuları olan Türkiye - AB ilişkilerini, Türkiye'de limanların kullanımı ve Yeşil Hat Tüzüğü'nde son yaşanan gelişmeleri değerlendirdi.

Meer, Türkiye'nin Ankara protokolünden kaynaklanan yasal yükümlülüklerini yerine getirmediğine işaret ederek, " Türkiye, 1999 yılından bu yana, 1963 yılında imzalanan Ankara Protokolündeki yasal yükümlülüklerini yerine getirmesi için AB tarafından sürekli olarak uyarılıyor. Bugün, Kıbrıs bandıralı gemiler Türkiye limanlarına giremezken, bu uygulamadan Limasol'a gelerek, Mersin'e gitmek isteyen AB bandıralı gemiler de nasibini alıyor" dedi.

Meer, AB'nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri Oli Rehn'in, Türkiye'nin söz konusu yasağı kaldırdığını görmek istediğini hatırlatarak, diplomatik yollardan Türkiye'nin ikna edilmesine çalışılacağını belirtti.

Türkiye'nin konuyla ilgili olarak bir ilerleme kaydetmemesi halinde, bazı gelişmelerin ortaya çıkma ihtimaline değinen Meer, söz konusu olasılıkları, "diplomatik diyaloğun devamı veya Dünya Ticaret Organizasyonu'na, Türkiye'nin organizasyon kurallarını ihlal ettiği yolunda bir girişimde bulunulabileceği" şeklinde değerlendirdi.

Türkiye - AB ilişkilerinin, nadir bir özelliğe sahip olduğuna dikkat çeken Meer, buna örnek olarak, 1995 yılında imzalanan Gümrük Birliği anlaşmasını gösterdi.

Büyükelçi Meer, AB Komisyonu'nun 28 Mart tarihinde, Türkiye'den "protokol metni üzerinde anlaşabiliriz" ifadesini içeren mektup aldığını hatırlatarak, bunun mektup yoluyla protokolün parafe edildiği anlamı taşıdığını kaydetti.

"Şimdi, protokolün imzalanmasına giden süreci hazırlamalıyız" diyen Meer, AB Komisyonu'nun bu doğrultuda, 20 dilde bir öneri hazırladığını ve bunu en kısa zamanda Bakanlar Konseyi'ne sunacağını aktardı.

AB'de balık ve bal ticareti

için karar hazırlanıyor

AB Büyükelçisi Adrian Van Der Meer, Yeşil Hat Tüzüğü çerçevesinde yapılacak olan balık ve bal ticareti hakkında, AB Komisyonu'nda, ayrı ayrı kararlar hazırlandığını söyledi.

Meer, söz konusu kararların, 17 Şubat tarihinde, Yeşil Hat Tüzüğü'nde özellikle hayvansal ürünler konusunda yapılan değişiklikler sonucu ele alındığına işaret etti.

Kıbrıs'ın mayınlardan arındırılması yolunda yürütülen projenin oldukça başarılı gittiğini anlatan Meer, "Şu anda Bostancı bölgesinin mayınlardan arındırma işlemi devam ediyor. AB, Kıbrıs'ın mayınsızlaştırma projesine, 30 Eylül tarihine kadar 2.5 milyon Euro'luk bir bütçe ayırmıştı. Avrupa Parlamentosu'na bize çalışmalarımıza devam edebilmemiz için ek bütçe vermesini istedik" dedi.

KIBRIS 02/04/05