Papadopulos’tan Atina’ya ‘taktik’ belge

 

Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos, yarın başlayacak Atina ziyaretinde, Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis’e “izlenmesi gereken politikları” içeren bir belge verecek.

 

NTV

24 Ocak 2005—  Papadopulos, KKTC’yle doğrudan ticaretin engellenmesi, Ankara’nın Rum Yönetimi’ni tanıması ve ülkesine yapılacak uluslararası baskılara karşı, Karamanlis’ten destek isteyecek.

Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos, kritik Atina ziyareti için, Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis’e iletmek üzere “Kıbrıs’ta izlenmesi gereken taktiklerle” ilgili ayrıntılı bir belge hazırladı.
       Rum kaynaklara göre, Atina’dan tam destek ve her koşulda ortak hareket etme güvencesi isteyecek olan Papadopulos’un gündeminde ilk sırada, KKTC’yle Avrupa Birliği arasında doğrudan ticareti öngören düzenlemeler bulunuyor. Papadopulos Atina’dan, Türk tarafıyla doğrudan ticareti öngören düzenlemelerin ne pahasına olursa olsun engellenmesi konusunda destek isteyecek.
       Rum liderin gündemindeki ikinci önemli konuyu da, Türkiye’nin aralarında Kıbrıs Cumhuriyeti’nin de yer aldığı yeni üyelerle gümrük birliği protokolünü 3 Ekim’e kadar imzalaması oluşturuyor. Papadopulos, protokolün imzalanmasını “Kıbrıs Cumhuriyeti’nin tanınması” olarak yorumluyor, ama bunun Kıbrıs sorunuyla ilgili çözüm girişimleriyle ilişkilendirilmesinden endişe ediyor.
       
3 EKİM’E ENDEKSLİ TAKVİME ‘HAYIR’
       Kıbrıs sorununda Mayıs’tan sonra başlayacağı sanılan yeni çözüm çabaları, Rum liderin Atina gündeminin en alt sırasında yer alıyor. Papadopulos muhtemel bir görüşme sürecindeki şartlarını da Karamanlis’e iletecek. Buna göre, Genel Sekreter’in hakemliğini kabul etmeyeceğini, Türkiye’nin 3 Ekim’de başlayacak Avrupa Birliği müzakerelerine bağlanmış bir takvimi reddedeceğini, tüm konularda uzlaşmaya varılmamış bir anlaşma metnini referanduma götürmeyeceğini açıklayacak. Özellikle ABD’den gelecek baskıların göğüslenmesi konsunda da Karamanlis’ten destek isteyecek.
       

KKTC’li parlamenterler Strasbourg’da

 

 

Kıbrıslı Türklerin bir Avrupa platformunda ilk resmi temsiliyeti bugün Strasbourg’da gerçekleşiyor.

 

NTV-MSNBC

 

 

 

 

24 Ocak 2005 —  KKTC’li iki parlamenter, Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi (AKPM) toplantılarına ilk defa resmi temsilci sıfatıyla katılacak.

AKPM kaynaklarından alınan bilgiye göre toplantılara KKTC’den biri asil diğeri yedek olmak üzere 2 parlamenter katılıyor. KKTC’yi bu toplantılarda asil üye olarak CTP’den Özdil Nami, yedek üye olarak ise UBP’den Hüseyin Özgürgün temsil edecekler.
       KKTC’li parlamenterler, “Kıbrıs Türk Toplumu Temsilcileri” sıfatıyla AKPM’deki tüm genel kurul ve komisyon oturumlarına katılabilecekleri gibi, bu oturumlarda söz alıp görüş de belirtebilecekler, ancak oy hakkına sahip olmayacaklar.
       
TANINMA DEĞİL, POLİTİK KAZANIM
       Kıbrıslı Türk parlamenterlerin temsiliyeti, KKTC’nin tanınması anlamına gelmiyor ancak, gerek Ankara gerekse Kıbrıs Türk diplomatik çevreleri, bu yeni durumu “politik bir kazanım” olarak yorumluyor.
       Strasbourg’daki Rum diplomatik kaynakları ise, KKTC parlamenterlerin temsilini, “Bu KKTC’nin tanınmasi değil, onlar Kıbrıs Cumhuriyeti etiketi altında katılıyor” şeklinde sunuyor.

 

Ankara'da 'Kıbrıs' trafiği


24 Ocak, 2005 13:19:00 (TSİ) CNN TURK

 

KKTC, 20 şubatta yapılacak seçimlere hazırlanırken, Kıbrıslı liderler tek tek Türkiye' ye geliyor ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile görüşüyor.

Başbakan Erdoğan'ın bu görüşmelerde liderlere çözüm sürecini etkileyecek propagandalardan kaçınmaları telkininde bulunduğu belirtiliyor. Ankara, Adadaki bölünmüşlük görüntüsünün önüne geçmeye çalışıyor.

Seçim trafiği hızlandı

Kurban Bayramı'ndan önce Ankara'da Serdar Denktaş, İstanbul'da Mehmet Ali Talat ile görüşen Erdoğan, Kıbrıslı diğer parti temsilcileri ile de İstanbul'da biraraya gelecek. Erdoğan'ın görüşmelerde, liderlere özellikle propaganda döneminde dikkat olmaları yönünde uyarılarda bulunması bekleniyor.

Ankara'dan 'tarafsızız' mesajı

Seçimlerden önce Ankara, KKTC seçimlerine katılacak partilere, "biz tarafsızız. Karar Kuzey Kıbrıs halkının. Ancak sizin dikkat etmeniz gereken nokta seçim sonrasında geri dönülemeyecek bölünmelerden, çözüm sürecini zora sokacak kaçınmak" mesajını veriyor.

Ada'da 'bölünmüşlük' görüntüsüne son

Bir önceki seçimde Annan Planı'na taraftar olanlarla, plana karşı çıkanlar ikiye bölünmüştü. Ankara, bu tablonun önüne geçebilmek için önlem alıyor. Ada'da seçim için propaganda süreci başlamadan, siyasi parti liderlerine gelecek dönemdeki planlarına ilişkin bilgi veriyor. Yeni başlayacak süreçte Ada'da bölünmüşlük görüntüsü istenmiyor.

Başbakan Erdoğan, bu gerekçelerle görüştüğü Kıbrıslı Türk siyasi parti liderlerine seçim kampanyalarını seçim sonrasını da düşünerek yürütmeleri telkininde bulunuyor. Çözüm sürecinin önüne geçecek açıklamalardan kaçınmalarını tavsiye ediyor. Bir anlamda seçim sonrası başlayacak kritik dönemde hareket alanını geniş tutmak istiyor.


KKTC’ye AKPM’de ilk temsil hakkı

 

Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi’nin (AKPM) bugün Strasbourg’da başlayacak genel kurul toplantılarında bir ilk yaşanacak. Annan Planı referandumunda ‘evet’ oyu kullanan Kıbrıslı Türkler ilk kez AKPM toplantılarında temsil edilecek.

Bundan böyle AKPM’de, KKTC’deki en büyük parti olan Cumhuriyetçi Türk Partisi’nden Özdil Nami asil üye, UBP’den Hüseyin Özgürgün ise yedek üye olarak görev yapacak. İki milletvekili, genel kurul ve komisyon toplantılarına katılacak ancak oy kullanamayacak. Kıbrıslı Türkler’in ilk defa AKPA’da temsil edilecek olması, Kıbrıs Türk halkının Annan Planı’na ilişkin referandumda takındığı olumlu tumunun bir yansıması olarak değerlendiriliyor. İki milletvekilin üyelikleri, AKPM’nin yarın öğleden sonraki oturumu sırasında onaylanacak.

 HURRIYET 24/01/2005

 

Cenazedeydiler, tabutu taşıdılar

Elmas Güzelyurtlu, Zerrin Güzelyurtlu ve Eylül Güzelyurtlu'nun katledilmesiyle ilgili tutuklanan ve sorgulanmasına devam edilen Mustafa Çavga ve Emin Beyitoğlu'nun Selimiye Camii'nde düzenlenen cenaze törenine katıldıkları, objektiflere takıldı

Elmas Güzelyurtlu, Zerrin Güzelyurtlu ve Eylül Güzelyurtlu cinayeti ile ilgili gözaltına alınan ve sorgusu devam eden Emin Beyitoğlu ve Mustafa Çavga'nın, Lefkoşa Selimiye Camii'nde yapılan cenaze törenine katıldıkları, cenaze namazı kıldıkları ve tabutu taşıdıkları tespit edildi.

KIBRIS gazetesi foto muhabirlerinin çektiği fotoğraflarda yapılan tespite göre, Mustafa Çavga Elmas Güzelyurtlu'nun, Emin Beyitoğlu ise Zerrin Güzelyurtlu'nun tabutunu taşıdı.

Cinayetle ilgili zanlı olarak sorgulanan Çavga ve Beyitoğlu'nun cenaze namazında ön sırada saf tuttuğu, Lefkoşa Kabristanlığı'ndaki defin törenine iştirak ettikleri görüldü.

KIBRIS 24/01/05

 

Esrarengiz olay sınırı karıştırdı

HABER DOĞRULANDI... Rum gazeteleri, KKTC ile Güney Kıbrıs arasındaki ateşkes hattının Kaymaklı bölgesinde nöbet bekleyen bir Türk askerinin, cuma gecesi "Floper" tipi hava tüfeğinden çıkan mermiyle yaralandığı yolunda haberler yayınladı. KKTC'de güvenilir bir kaynak, KIBRIS'a yaptığı açıklamada, söz konusu sınır bölgesinde bir ateş açma olayı olduğunu ve bir askerin yaralandığını doğruladı ancak daha fazla bilgi vermedi

RMMO: MERMİ RUM TARAFINDAN ATILMADI... Birleşmiş Milletler Barış Gücü ve Rum Milli Muhafız Ordusu (RMMO) Komutanlığı'nın nöbet yerlerinde araştırmalarda bulunduğu ancak nereden ateş açıldığını belirleyemediği bildirildi. Rum Savunma Bakanı Mavronikolas ile RMMO Komutanı Korgeneral Nikolodimos, merminin Rum tarafından atıldığını gösteren hiçbir bulguya rastlanmadığını açıkladı

"BÖLGEDE KARIŞIKLIK VE ALARM"... Rum gazeteleri, hava tüfeğinden çıkan mermiyle Türk askerinin kaşının hemen üzerinden ciddi şekilde yaralandığını bildirirken, KKTC'deki güvenilir kaynak "olayda ölüm ya da hasar yoktur, yaralanma vardır" dedi. BM Barış Gücü ise olayla ilgili herhangi bir açıklama yapmadı. Olayın bölgede kısa süreli bir karışıklık yarattığı, bölgede alarma geçildiği bildirildi

 

Rum gazeteleri, KKTC ile Güney Kıbrıs arasındaki ateşkes hattının Kaymaklı bölgesinde nöbet bekleyen bir Türk askerinin, cuma gecesi "Floper" tipi hava tüfeğinden çıkan mermiyle yaralandığı yolunda haberler yayınladı. KKTC'de güvenilir bir kaynak, KIBRIS'a yaptığı açıklamada, söz konusu sınır bölgesinde bir ateş açma olayı olduğunu ve bir askerin yaralandığını doğruladı ancak daha fazla bilgi vermedi.

Birleşmiş Milletler Barış Gücü ve Rum Milli Muhafız Ordusu (RMMO) Komutanlığı'nın nöbet yerlerinde araştırmalarda bulunduğu ancak nereden ateş açıldığını belirleyemediği bildirildi. Rum Savunma Bakanı Mavronikolas ile RMMO Komutanı Korgeneral Nikolodimos, merminin Rum tarafından atıldığını gösteren hiçbir bulguya rastlanmadığını açıkladı.

Rum gazeteleri, hava tüfeğinden çıkan mermiyle Türk askerinin kaşının hemen üzerinden ciddi şekilde yaralandığını bildirirken, KKTC'deki güvenilir kaynak "olayda ölüm ya da hasar yoktur, yaralanma vardır" dedi. BM Barış Gücü ise olayla ilgili herhangi bir açıklama yapmadı. Olayın bölgede kısa süreli bir karışıklık yarattığı, bölgede alarma geçildiği bildirildi.

Rum savunma bakanı ile RMMO

komutanı ortak açıklama yaptı

Alithia Gazetesi, "Yeşil Hat'ta Karışıklık -Türk Askeri Mermiyle Ciddi Şekilde Yaralandı -Savunma Bakanlığı ve RMMO; Merminin Özgür Bölgelerden Atılmadığı Konusunda Yatıştırıyor" başlığıyla verdiği haberinde, Rum Savunma Bakanı Kiriakos Mavronikolas ve RMMO Komutanı Korgeneral Athanasios Nikolodimos'un, askerin yaralanması konusunda yaptıkları araştırmanın sonucu hakkında önceki gün ortak basın toplantısı düzenlediklerini kaydetti.

Gazete Mavronikolas ve Nikolodimos'un; yaptıkları araştırmada, söz konusu merminin Rum tarafından atıldığını gösteren hiçbir bulguya rastlanmadığını söylediklerini belirtti ve önceki günkü basın toplantısında açıklananları şöyle yansıttı:

"Saptandığı üzere işgal kuvvetleri askeri, yüzünden ve tam olarak; kaşının hemen üzerinden yaralandı, durumunun çok ciddi olduğu düşünülmüyor. Bakan Mavronikolas, Kıbrıs'taki Barış Gücü'nün; Türk kuvvetlerinin iddiasını dikkate alarak hükümete ve Milli Muhafız Ordusu'na; bölgedeki mevzide bulunan Kıbrıslı Rum asker tarafından hava tüfeği kullanılmış olması ihtimalini araştırmalarını tavsiye ettiğini söyledi ve şunları kaydetti:

'O andan itibaren, bizim taraftaki bütün mevzi ve nöbet yerlerinde araştırma yapıldı ve araştırmalara devam ediliyor. Ancak bizim Milli Muhafızımızın herhangi bir şeyi vurmak için hava tüfeği kullandığına ilişkin herhangi bir veri yoktur.'

"UNFICYP birliği yaralı askeri gördü"

UNFICYP birliği tarafından ikinci bir kontrol yapılmasını istedik. O da Türk askerini gördü ve askerin hava tüfeğinden çıkan mermiyle yaralandığı görünüyor. Bu, işgal ordusu ve/veya bizim tarafımızdan bir vatandaş veya asker olmayan birisi tarafından yapılmış da olabilir. Bununla ilgili bazı başka mesajlar da verilebilir. Basın toplantısı olayla ilgili olarak bizim tutumumuzu netleştirmemiz amacıyla gerçekleştirildi. Bizim tarafımızca gerekli bütün tedbirler alınıyor ve endişeye hiç gerek olmaması lazım.

Buna paralel olarak; bu olayın bizim taraftan gerçekleştirilmiş olması ihtimali bulunup bulunmadığını görmek için ayrıntılı bir kontrol de yapılmaktadır."

"Kuşkulu mermi nedeniyle alarm"

 

Fileleftheros haberi "Hava Tüfeği Mermisi Karışıklık Yarattı -İşgal Ordusunun Askeri Yaralandı" başlığıyla yansıtırken diğer gazeteler şu başlıkları kullandı:

Simerini "Türk, Hava Tüfeğiyle Yaralandı -Ateş Özgür Bölgelerden Açılmadı"

Politis "Kuşkulu Mermi Nedeniyle Alarm -Milli Muhafız Ordusu Kesinlikle Karışmadı -Merminin Özgür Bölgelerden Atıldığını Gösteren Bulgu Ortaya Çıkmadı"

Mahi "Türk Askerine Yeşil Hat'ta Hava Tüfeğiyle Ateş Edildi"

Haravgi "Ateşkes Hattında Olay -İşgal Ordusunun Askeri Yaralandı"

KIBRIS 24/01/05

 

‘Kalıcı barışa kadar tek asker çekilmez’

 

Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt, Kıbrıs’ta Türk tarafının ortaya koyduğu çözüm inisiyatifini, Ada’dan asker çekerek kanıtlaması gerektiğini düşünenlere yanıt verdi.

 

AA

 

25 Ocak 2005 —  Lefkoşa’da bulunan Orgeneral Büyükanıt, “Kıbrıs’ta kesin ve kalıcı bir anlaşma olmadan buradan bir tek asker bile gitmeyecektir” dedi

Kara Kuvvetleri Komutanı Ogeneral Yaşar Büyükanıt, Kıbrıs’ta kalıcı bir barışın sağlanmasını temenni ettiklerini, ancak barışın kalıcılığının nasıl olacağının da önem taşıdığını ifade ederek, “Kesin ve kalıcı bir anlaşma olmadan buradan bir tek asker dahi gitmeyecektir” dedi.
       Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri Komutanlığı birliklerini denetlemek üzere KKTC’ye gelen Orgeneral Büyükanıt, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ı ziyaret etti.
       Orgeneral Büyükanıt, yaptığı açıklamada, “Kalıcı bir barışın sağlanabilmesini temenni ediyoruz, en azından. Ancak bunun kalıcılığının nasıl olacağı da çok önem taşır. Bugün kalıcı gibi görünen ertesi günü değişebiliyor. Biz asker olarak, tabii ki Kıbrıs Türkünün güvenliği için, anlaşmalardan gücünü alan bir biçimde Kıbrıs adasında silahlı kuvvetlerimizi bulunduruyoruz. Kesin ve kalıcı bir anlaşma olmadan da buradan bir tek asker dahi gitmeyecektir.”

 

Büyükanıt'tan Kıbrıs resti

 

''Kalıcı çözüm olmadan, Kıbrıs'tan tek bir asker bile gitmeyecek''



25 Ocak, 2005 14:40:00 (TSİ) CNN TURK

Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt, kesin ve kalıcı bir anlaşma olmadan Kıbrıs'tan tek bir askerin dahi gitmeyeceğini söyledi.

Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri Komutanlığı birliklerini denetlemek üzere KKTC'ye giden Orgeneral Büyükanıt, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ı ziyaret etti. Orgeneral Büyükanıt, ziyaret sırasında, Kıbrıs'ta çözümle ilgili görüşlerini de dile getirdi.

Büyükanıt, ''en azından kalıcı bir barışın sağlanabilmesini temenni ediyoruz. Ancak bunun kalıcılığının nasıl olacağı da çok önem taşır. Bugün kalıcı gibi görünen, ertesi günü değişebiliyor" diyerek endişesini dile getirdi.

"Kıbrıs Türk'ünün güvenliği için adadayız"

"Biz asker olarak, tabii ki Kıbrıs Türk'ünün güvenliği için, anlaşmalardan gücünü alan bir biçimde Kıbrıs Adası'nda silahlı kuvvetlerimizi bulunduruyoruz" diyen Büyükanıt, "kesin ve kalıcı bir anlaşma olmadan da buradan bir tek asker dahi gitmeyecektir" dedi.

"Kıbrıs Türkleri, izolasyonlar altında yaşayamaz"

Orgeneral Büyükanıt, Kıbrıs Türk halkının izolasyonlar altında yaşamayı hak eden bir halk olmadığını vurgulayarak, ''izolasyonlar sadece haksız değil hukuksuz da'' dedi.

İzolasyonların kalktığını görmenin kendilerini mutlu edeceğini kaydeden Orgeneral Büyükanıt, referandumdan sonra verilen sözlerin tutulmadığına da dikkat çekti ve izolasyonların en kısa zamanda kalkmasını dilediğini belirtti.

Büyükanıt, Talat ile de görüştü

Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt, Başbakan Mehmet Ali Talat'ı ziyaret etti. Başbakan Talat, ''Kıbrıs sorununun Türk Silahlı Kuvvetleri'nin adada bulunuşuyla ortaya çıkmış bir sorun olmadığını, Kıbrıs sorunu nedeniyle TSK'nın adada bulunduğunu vurguladı.

Talat, ''Kıbrıs sorununun çözümü, ancak TSK'nın adadaki varlığı konusunu yeniden gündeme getirir. Bunun dışında, bu konuyu tartışma konusu yapmak son derece sakıncalıdır'' dedi.

"Rumların Annan Planı'na uyması gerekirdi"

Büyükanıt, Türk askerinin adadaki varlığının önemli bir konu olduğunu belirterek, ''eğer Annan Planı Rum tarafından da korunsaydı, adadaki asker sayısını azaltan hükümler vardı, bunu reddettiklerine göre demek ki Türk askerinin adadaki varlığını sorgulayanların hukuki dayanağı da ortadan kalkmıştır'' diye konuştu.

 

BM'nin Kıbrıs girişimi anlaşma şansına bağlı

 

Brüksel

AB Ortak Dış ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Javier Solana, BM Genel Sekreteri Kofi Annan ile görüştüğünü belirterek Annan’ın Kıbrıs’taki iki taraf arasında anlaşma şansı olduğu zaman yeni bir girişimde bulunacağını söyledi.

Avrupa Parlamentosu Dış İşler Komitesi’nde iki Rum milletvekilinin sorularını yanıtlayan Solana, BM Genel Sekreteri Annan ile görüştüğünü, görüşme sırasında Annan’ın Kıbrıs konusunda yeni bir girişime ilişkin niyetlerini anlattığını belirtti.

Solana, Annan’ın, iki taraf arasında anlaşma şansı olduğu zaman yeni bir girişimde bulunacağını söylediğini aktardı.
   
Bu arada, Solana, Annan’ın yeni bir girişim yapması halinde AB’nin BM’ye aktif bir destek vereceğini belirterek AB’nin şimdiye kadar Annan’ın çabalarını desteklemek için elinden geleni yaptığını da vurguladı.

 (ANKA)

HURRIYET 25/01/05

 

Büyükanıt: Kalıcı barış olmadan asker gitmez

 

Kara Kuvvetleri Komutanı Org. Yaşar Büyükanıt, Kıbrıs'ta kalıcı barışın sağlanmasını temenni ettiklerini söyledi ve aksi halde "KKTC'den tek bir asker dahi gitmeyecektir" dedi.

Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri Komutanlığı birliklerini denetlemek üzere KKTC'ye giden Orgeneral Yaşar Büyükanıt, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ı ziyaret etti. Büyükanıt, burada  yaptığı açıklamada, birlikleri denetlemek amacıyla geldiği KKTC'de Cumhurbaşkanı'nı ziyaret etmekten mutluluk duyduğunu belirterek, şunları söyledi:

“Kalıcı bir barışın sağlanabilmesini temenni ediyoruz, en azından. Ancak bunun kalıcılığının nasıl olacağı da çok önem taşır. Bugün kalıcı gibi görünen ertesi günü değişebiliyor. Biz asker olarak, tabii ki Kıbrıs Türkü'nün güvenliği için, anlaşmalardan gücünü alan bir biçimde Kıbrıs adasında silahlı kuvvetlerimizi bulunduruyoruz. Kesin ve kalıcı bir anlaşma olmadan da buradan bir tek asker dahi gitmeyecektir.”

DENKTAŞ: RUMLAR SAHTEKAR

KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, barışın kalıcı olması için devlete ve egemenliği sahip çıktıklarını ifade ederek, “Türkiye'nin stratejik açıdan önemli bir köşesi olan bu Yavruvatanı başkalarına peşkeş çekmemek için bağımsızlığımıza sahip çıkmanın ötesinde bir formül görmüyorum” dedi.

Denktaş, Orgeneral Büyükanıt'ı kabulünde yaptığı konuşmada, uzun süredir bekledikleri bir ziyaret olduğunu belirterek, “Şehitler Haftasının başlangıcında buradasınız. Bu da şehitlerimizin ruhunu şad edecek bir ziyaret olacaktır” dedi.

Kalıcı bir barış için uğraştıklarını kaydeden Denktaş, “Bizim bütün uğraşımız, şehitler pahasına kazanılmış olan bu bağımsızlığı ortadan kaldırmak için başlatılmış olan kesin bir mücadelede, anavatanımıza dayanarak, sizlerden güç alarak bu bağımsızlığı ebediyen korumaktır ve bunu kalıcı bir barışın temeli yapmaktır. Bunun için uğraşıyoruz. İnşallah maksadımız ve niyetimiz anlaşılır.”

Devlete ve egemenliği sahip çıkmalarının, barışın kalıcı olması için olduğunu vurgulayan Denktaş, Rumlarla daha önce kağıt üzerinde anlaşma yaptıklarını ve Rumların sahtekarlıkla tüm Kıbrıs'ı almaya çalıştığını, bunu artık herkesin bildiğini kaydetti.

Rumlarla yeni bir ortaklık yapmak durumunda veya zaruretinde olduklarını ifade eden Denktaş, bu kez yırtılıp atılmayacak bir ortaklık olması ve şehitlerin kemiklerini sızlatmamak için uğraştıklarını vurguladı.

“Türkiye'nin stratejik açıdan önemli bir köşesi olan bu Yavrutanı başkalarına peşkeş çekmemek için bağımsızlığımıza sahip çıkmanın ötesinde bir formül görmüyorum” diyen Denktaş, bunun barışçı bir formül olduğunu belirtti.

“Bağımsızlığı yok farz ederek bir anlaşmaya varmanın, kağıt üzerinde geleceği, geçmişi yaratmış olanlara teslim etmek olduğunu” vurgulayan Denktaş, şöyle konuştu:

“Anavatan'dan bunun yapılamayacağı taahhüdünü almış bulunuyoruz. Başbakanımız (Recep Tayyip Erdoğan) açıkça söylüyor: 'Biz şimdiki haliyle Kıbrıs Rum cumhuriyetini ve bunun idaresini tanımayacağız. KKTC'yi tanımaya devam edeceğiz, desteğimize devam edeceğiz'. Biz bunu milli senet olarak kabul ettik. Bunun verdiği huzur içerisinde olmaya çalışıyoruz. Ama endişemiz vardır. Çünkü baskıların nasıl olduğunu, Avrupa Birliği yolunda daha nasıl baskıların aratacağını bilen insanlarız. Ama ümidimiz milli birlik ve beraberlik içerisinde bu baskıları da bertaraf edip kalıcı bir barışa ulaşmaktır. Sabır ister, soğukkanlılık ister. Bizde sabır var, Allah'a çok şükür, 40 yılı buldu. Soğukkanlılık, belki arada sırada bozuyoruz, ama soğukkanlılığımız da var. Çünkü, kendimize, halkımıza, Türk milletine güveniyoruz”

 (aa)

 

HURRIYET 25/01/05

 

Org. Büyükanıt: Anlaşma olmadan Kıbrıs'tan bir tek asker gitmeyecek

Orgeneral Yaşar Büyükanıt, uluslararası çevrelerdeki Türkiye'nin iyi niyetini göstermesi için Kıbrıs'tan asker çekmesi yönündeki beklentiye açık yanıt verdi. Kara Kuvvetleri Komutanı Ogeneral Büyükanıt, Kıbrıs'ta kalıcı bir barışın sağlanmasını temenni ettiklerini, ancak barışın kalıcılığının nasıl olacağının da önem taşıdığını ifade ederek, ''Kesin ve kalıcı bir anlaşma olmadan buradan bir tek asker dahi gitmeyecektir'' dedi.
      Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri Komutanlığı birliklerini denetlemek üzere KKTC'ye gelen Orgeneral Büyükanıt, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ı ziyaret etti.
      Orgeneral Büyükanıt, ziyarette yaptığı açıklamada, birlikleri denetlemek amacıyla geldiği KKTC'de Cumhurbaşkanı'nı ziyaret etmekten mutluluk duyduğunu belirterek, şunları söyledi:
      ''Kalıcı bir barışın sağlanabilmesini temenni ediyoruz, en azından. Ancak bunun kalıcılığının nasıl olacağı da çok önem taşır. Bugün kalıcı gibi görünen ertesi günü değişebiliyor. Biz asker olarak, tabii ki Kıbrıs Türkünün güvenliği için, anlaşmalardan gücünü alan bir biçimde Kıbrıs adasında silahlı kuvvetlerimizi bulunduruyoruz. Kesin ve kalıcı bir anlaşma olmadan da buradan bir tek asker dahi gitmeyecektir.'' Orgeneral Büyükanıt, Şehitler Haftası'nda KKTC'de olmaktan da ayrıca mutluluk duyduğunu dile getirdi.
     
     SÖZLER TUTULMADI

      Orgeneral Yaşar Büyükanıt, KKTC Cumhuriyet Meclisi Başkanı Fatma Ekenoğlu ile görüşmesinde de ''Kıbrıs Türk halkının izolasyonlar altında yaşamayı hak eden bir halk olmadığını'' vurgulayarak, ''İzolasyonlar sadece haksız değil hukuksuz da'' dedi.
      İzolasyonların kalktığını görmenin kendilerini mutlu edeceğini kaydeden Orgeneral Büyükanıt, referandumdan sonra verilen sözlerin tutulmadığına da dikkat çekti.
      Orgeneral Büyükanıt, ''İzolasyonların en kısa zamanda kalkmasını diliyorum'' dedi.
     
     DENKTAŞ: BÖYLE BİR ZİYARETİ BEKLİYORDUM

      KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, barışın kalıcı olması için devlete ve egemenliği sahip çıktıklarını ifade ederek, ''Türkiye'nin stratejik açıdan önemli bir köşesi olan bu Yavruvatanı başkalarına peşkeş çekmemek için bağımsızlığımıza sahip çıkmanın ötesinde bir formül görmüyorum'' dedi.
      Denktaş, Orgeneral Büyükanıt'ı kabulünde yaptığı konuşmada, uzun süredir bekledikleri bir ziyaret olduğunu belirterek, ''Şehitler Haftasının başlangıcında buradasınız. Bu da şehitlerimizin ruhunu şad edecek bir ziyaret olacaktır'' dedi.
      Kalıcı bir barış için uğraştıklarını kaydeden Denktaş, ''Bizim bütün uğraşımız, şehitler pahasına kazanılmış olan bu bağımsızlığı ortadan kaldırmak için başlatılmış olan kesin bir mücadelede, anavatanımıza dayanarak, sizlerden güç alarak bu bağımsızlığı ebediyen korumaktır ve bunu kalıcı bir barışın temeli yapmaktır. Bunun için uğraşıyoruz. İnşallah maksadımız ve niyetimiz anlaşılır.'' Devlete ve egemenliği sahip çıkmalarının, barışın kalıcı olması için olduğunu vurgulayan Denktaş, Rumlarla daha önce kağıt üzerinde anlaşma yaptıklarını ve Rumların sahtekarlıkla tüm Kıbrıs'ı almaya çalıştığını, bunu artık herkesin bildiğini kaydetti.
      Rumlarla yeni bir ortaklık yapmak durumunda veya zaruretinde olduklarını ifade eden Denktaş, bu kez yırtılıp atılmayacak bir ortaklık olması ve şehitlerin kemiklerini sızlatmamak için uğraştıklarını vurguladı.
      ''Türkiye'nin stratejik açıdan önemli bir köşesi olan bu Yavrutanı başkalarına peşkeş çekmemek için bağımsızlığımıza sahip çıkmanın ötesinde bir formül görmüyorum'' diyen Denktaş, bunun barışçı bir formül olduğunu belirtti.
      ''Bağımsızlığı yok farz ederek bir anlaşmaya varmanın, kağıt üzerinde geleceği, geçmişi yaratmış olanlara teslim etmek olduğunu'' vurgulayan Denktaş, şöyle konuştu:
      ''Anavatan'dan bunun yapılamayacağı taahhüdünü almış bulunuyoruz. Başbakanımız (Recep Tayyip Erdoğan) açıkça söylüyor: 'Biz şimdiki haliyle Kıbrıs Rum cumhuriyetini ve bunun idaresini tanımayacağız. KKTC'yi tanımaya devam edeceğiz, desteğimize devam edeceğiz'. Biz bunu milli senet olarak kabul ettik. Bunun verdiği huzur içerisinde olmaya çalışıyoruz. Ama endişemiz vardır. Çünkü baskıların nasıl olduğunu, Avrupa Birliği yolunda daha nasıl baskıların aratacağını bilen insanlarız. Ama ümidimiz milli birlik ve beraberlik içerisinde bu baskıları da bertaraf edip kalıcı bir barışa ulaşmaktır. Sabır ister, soğukkanlılık ister. Bizde sabır var, Allah'a çok şükür, 40 yılı buldu. Soğukkanlılık, belki arada sırada bozuyoruz, ama soğukkanlılığımız da var. Çünkü, kendimize, halkımıza, Türk milletine güveniyoruz''

MILLIYET 25/01/05

 

KKTC'de yarış başlıyor

25/01/2005 RADIKAL

RADİKAL - LEFKOŞA - KKTC'de 20 Şubat'taki erken seçim için kampanya bugün başlıyor. 50 sandalyeli meclise girmek için 346 aday yarışacak. 147 bine yakın seçmen oy kullanacak. Seçime yedi parti ve iki bağımsız aday katılıyor. Ulusal Birlik Partisi (UBP), Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP), Demokrat Parti (DP), Barış ve Demokrasi Hareketi (BDH), Toplumcu Kurtuluş Partisi (TKP) ile Yeni Parti (YP) beşi Girne ilçesinden 50'şer adayla yarışacak.
Milliyetçi Adalet Partisi (MAP) altı adayının 'onama belgesi' seçim kurullarına verilmediği için listeden çıkarılması yüzünden 44 adayla seçime gidecek.

AKPM’de siyasi izolasyonun...

Kuzey Kibrıs Türk Cumhuriyeti milletvekilleri, yıllar sonra ilk kez Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi (AKPM) genel kurul toplantılarına katıldı.

AKPM'nin bir hafta sürecek toplantılarında KKTC'yi Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) milletvekili Özdil Nami asil üye ve Ulusal Birlik Partisi (UBP) milletvekili Hüseyin Özgürgün yedek üye olarak temsil edecek.

Nami, genel kurula girmeden önce A.A muhabirine yaptığı açıklamada, ''AKPM toplantılarına katılmalarının, BM referandumdan sonra KKTC'ye yönelik siyasi izolasyonun kaldırılması konusunda ilk somut adım olduğunu'' söyledi.

''AKPM'nin attığı bu adımı BM, AB ve Avrupa Konseyi ülkelerinin izlemeleri'' çağrısında bulunan Nami, ''KKTC'ye yönelik siyasi ve ekonomik izolasyonun kaldırılması, Kıbrıs sorununun çözümünü de getirecektir'' dedi.

UBP milletvekili Özgürgün ise ''Rumların, Kıbrıs'ın tamamını temsil edemeyeceklerini'' belirterek, ''AB, ABD ve BM, referandumda Kıbrıslı Türklerin 'Evet' demesini gözardı etmeyeceklerini söylediler. Şimdi verilen bu sözlerin artık tutulmasını bekliyoruz'' dedi.

Milletvekillerimiz, genel kurul dışında, siyasi grup ve uzmanlık komisyonu toplantılarına katılıp konuşma yapma imkanına sahip olacaklar.

AKPM, Rum kesiminin BM planına referandumda ''Hayır'' demesinin ardından, geçen yıl KKTC'ye yönelik izolasyonun kaldırılmasına karar vermişti.

AKPM Başkanlık Divanı, bu karar doğrultusunda KKTC'den bir asil ve bir yedek parlamenterin, oylamalara iştirak etmeden, Kıbrıs Türk toplumunun temsilcileri sıfatıyla genel kurul, siyasi grup ve uzmanlık komisyonu toplantılarına katılıp söz alması görüşünü benimsemişti.

Avrupa Konseyi Yerel ve Bölgesel Kongresi de, AKPM'nin bu kararını emsal alarak, daha sonra aynı yönde bir uygulama yoluna gitmişti.

HALKIN SESI 25/01/05

 

Erdoğan, Eroğlu ve Akıncı ile görüştü

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın kabul ederek Kıbrıs konusunda görüştüğü anamuhalefet Ulusal Birlik Partisi (UBP) Genel Başkanı Derviş Eroğlu, ''Aynı görüşleri taşıdığımızı, Kıbrıs politikamızda gerek bizim, gerek Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti'nin politikalarında terslik olmadığını, uyumlu olduğumuzu görmekten son derece memnunum'' dedi.

Başbakan Erdoğan, UBP Genel Başkanı Derviş Eroğlu ile Barış ve Demokrasi Hareketi (BDH) Genel Başkanı Mustafa Akıncı'yı Üsküdar Emniyet Mahallesi'ndeki evinde kabul ederek ayrı ayrı görüştü.

Derviş Eroğlu, bir saati aşkın süren görüşmesinin ardından, basın mensuplarına yaptığı açıklamada, Başbakan Erdoğan ile Kıbrıs konusundaki gelişmeleri ve ileride başlaması muhtemel Kıbrıs'taki görüşmelerle ilgili politikaları ele aldıklarını bildirdi.

Eroğlu, 20 Şubat'ta KKTC'de seçim yapılacağını hatırlatarak, Başbakan Erdoğan'ın bu süreç ve Kıbrıs konusundaki görüşlerini dinlediğini söyledi.

UBP'nin Kıbrıs politikalarını Türkiye Cumhuriyeti hükümetleriyle istişareyle yürüte geldiğini ifade eden Eroğlu, seçimlere giderken ve Kıbrıs'ta muhtemel müzakere öncesinde, politikaları masaya koyarak değerlendirme gereği duyduklarını anlattı.

Dünkü görüşmeden son derece memnun ayrıldığını vurgulayan Derviş Eroğlu, ''Aynı görüşleri taşıdığımızı, Kıbrıs politikamızda gerek bizim, gerek Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti'nin  politikalarında terslik olmadığını, uyumlu olduğumuzu görmekten son derece memnunum '' dedi.

ANNAN PLANI

Eroğlu, daha sonra basın mensuplarının sorularını da yanıtladı.

''Sayın Başbakan Davos'ta, Kıbrıs'ta müzakerelerin başlaması için bir girişim başlatacağını size söyledi mi?'' şeklindeki bir soru üzerine Eroğlu, ''Davos'ta görüşeceği kişiler olduğunu söyledi.

Konuyla ilgili de kısa bir görüşmemiz oldu'' yanıtını verdi.

Eroğlu, ''Annan Planı konusundaki düşüncelerinde değişme olup olmadığı'' şeklindeki soru üzerine de, şöyle devam etti:

''Şu anda Annan Planı'nı tartışma zamanı değil. Müzakereler başlayacak. Taraflar mutlaka öneriler getirecektir. Ortaya bir içerik çıkacaktır. Planın isminden önce içeriği önemli. Kıbrıs Türk halkının haklarını zedelemeyecek bir anlaşma, KKTC'nin haklarını içerecek bir anlaşma arayışı içinde olacağız. İsimden ziyade anlaşmanın özü, içeriği önemli. Haklarımızı zedelemeyecek bir anlaşma metni ortaya çıkması için Türkiye Cumhuriyeti ile birlikte çalışmalarımızı gerek iktidarda, gerek muhalefette sürdüreceğiz.''

''Seçim süreciyle ilgili Kıbrıs'ta verilecek mesajlar konusunda Sayın Başbakan'ın size bir telkini oldu mu?'' sorusu üzerine de, Eroğlu, ''Hayır, böyle bir telkinde bulunmadı. Zaten politikamız belli. Türkiye Cumhuriyeti'nin politikası da belli. Biz, kurultayımızda aldığımız kararı Başbakan'a aktardık. Başbakan da bize, düşüncelerini aktardı'' yanıtını verdi.

Eroğlu, ''Referandum sürecinde hükümetle ters düştüğünüz görüşleriniz oldu. Şu anda, benzer politikaları mı güdüyorsunuz?'' şeklindeki soru üzerine şöyle dedi: ''Referandumda, Annan Planı'nın içeriğine karşı çıkmıştık. Bir çözüme, anlaşmaya karşı değildik. UBP, Kıbrıs politikalarını Türkiye Cumhuriyeti hükümetleriyle yürütmüştür. Referandum sürecinde Annan Planı'nın 5-6 maddesinin değiştirilmesi konusunda ısrarcı olduk. Değişmediği için o zaman 'hayır' demiştik. Şimdi yeni bir dönem. Biz, Kıbrıs'ta bir anlaşma, çözüme varma arayışı içindeyiz. Planın içeriğini aktarmak bizim halkımıza karşı görevimizdir. Biz de o zaman içeriği aktardık. Türk askerinin Ada'dan çıkması, göçmenler sorunu, Türkiye'den gelen vatandaşların durumu konusunda plana karşı çıktık. Ancak, yüzde 65 'evet' çıktı. Biz, halkın kararına saygılıyız. Bu karar doğrultusunda politikamızı yürüteceğiz.''

CUMHURBAŞKANI DENKTAŞ'IN AÇIKLAMASI

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın yeniden aday olmayacağını açıklaması konusundaki düşüncesinin sorulması üzerine de, Eroğlu, ''Sayın Denktaş aday olmayacağını kendisi açıkladı. Ancak, politikadan kopacak şekilde bir görüşü olmayacağını da biliyorum. Cumhurbaşkanı olarak değil, Kıbrıs davasında yıllarca mücadele etmiş bir kişi olarak, inandığı yolda mücadele edeceğini kendileri ifade ediyor. Bu, onun kararıdır'' şeklinde konuştu.

Derviş Eroğlu, bir başka soru üzerine de, görüşme talebinin kendilerinden geldiğini ve Başbakan Erdoğan ile ayrı ayrı görüştüklerini söyledi.

AKINCI'NIN ZİYARETİ

Öte yandan, Başbakan Erdoğan ile yaklaşık bir saat görüşen Barış ve Demokrasi Hareketi (BDH) Genel Başkanı Mustafa Akıncı da, görüşmenin ardından yaptığı açıklamada, Başbakan Erdoğan ile Kıbrıs sorunu ve bundan sonrası için neler düşündüğünü görüşme fırsatı bulduklarını söyledi.

3 Ekim 2005 tarihinin Türkiye için önemine dikkat çeken Akıncı, 3 Ekim'e kadar geçecek sürede, Türkiye'nin Ankara protokolünün yeniden uyarlamasının söz konusu olacağını belirtti. O güne kadar Kıbrıs'ta iki seçimin yapılacağını, sınırlı bir zaman dilimi de olsa, yeni bir sürecin başlayacağını belirten Mustafa Akıncı, kendilerinin BDH olarak aktif bir siyaset izlenmesi gerektiğine inandıklarını söyledi.

Uluslararası ve toplumlararası boyutta aktif siyasette büyük yararlar bulunduğuna işaret eden Akıncı, şöyle devam etti:

''Türkiye'nin AB yolculuğu önünde Kıbrıs'ı bundan sonra bir engel olarak bulmamasını istiyoruz. Bu süreçte Kıbrıs sorununun sürekli baş ağrıtan bir konumda olmamasının büyük önemi olduğuna inanıyoruz.

Başbakan Erdoğan'ın da aktif bir siyaset izlemekten yana olduğunu ve görüşmelerden çekilen taraf olunmaması gerektiği düşüncesinde olduklarını biliyoruz. ''

''ANNAN PLANI ZEMİNİ ALTIMIZDAN ÇEKİLMESİN''

Akıncı, basın mensuplarının ''Müzakerelerin başlaması konusunda Sayın Başbakan bir tarih söyledi mi?'' şeklindeki sorusu üzerine, ''Şu anda zaten bu söz konusu değil. Müzakereleri başlatacak olan Birleşmiş Milletler. BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın raporu Güvenlik Konseyi'nden henüz geçmedi. Bunun geçmesi için Rusya Federasyonu'nun sorumlulukları var. Ancak, Annan Planı zemininin altımızdan çekilip götürülmemesi lazımdır. Öyle bir şey olursa, bu bizi 1960'ın da gerisine götürebilir'' diye konuştu.

Mustafa Akıncı, Kıbrıs'ta izlenecek aktif politika konusunda da örnekler vererek, mayınların temizlenmesi, Maraş bölgesinin aşamalı olarak yerleşime açılması, bunun karşılığında da Ercan Havaalanı'nın uluslararası trafiğe açılmasının istenebileceğini ifade etti.

Akıncı, yeni dönemde KKTC'de sivil otoritenin etkisinin artırılması gerektiğini, Kopenhag Kriterleri'nin de Lefkoşa'da yaşam bulmasının zorunluluğuna işaret ederek, bunun Kıbrıs'ta çözümü kolaylaştıracağını sözlerine ekledi.

HALKIN SESI 25/01/05

 

Güzelyurtlu cinayetinde 5. tutuklama

Güney Kıbrıs’ta Elmas Güzelyurtlu, Zerrin Güzelyurtlu ve kızları Eylül Güzelyurtlu’nun öldürülmesiyle ilgili olarak tutuklanan 4 zanlı hakkında 3’er gün daha tutukluk emri alındı.          

Dün öğleden sonra Lefkoşa Kaza Mahkemesi huzuruna çıkarılan Mustafa Akmandor, Fikret Akmandor, Mustafa Çavkan ve Emin Özvehit hakkında İddia Makamı, tahkikatın devam ettiği gerekçesiyle 8’er gün tutukluluk emri talep etti

Kaza Mahkemesi Yargıcı Tanju Öncül, mahkemeye sunulan şahadetin yeterli olmadığını, buna karşın suçun ciddiyeti ve kamu yararını dikkate alarak “polise ve siyasilere bir fırsat daha tanımak için” zanlılar hakkında 3’er gün daha tutukluluk emri verdi.

Öte yandan aynı olayla ilgili zanlı olarak aranan Hikmet Oruç da dün Türkiye’den KKTC’ye  döndükten sonra tutuklandı.

Mahkeme huzuruna çıkarılan Hikmet Oruç hakkında da 3 gün tutukluluk emri alındı.

21 Ocak tarihinden itibaren cinayet zanlısı olarak tutuklu bulunan Mustafa Akmandor, Fikret Akmandor, Mustafa Çavkan ve Emin Özvehit geniş güvenlik tedbirleri altında saat 14.30’da Lefkoşa Kaza Mahkemesi Yargıcı Tanju Öncül’ün huzuruna çıkarıldı.

Mahkemede İddia Makamı’nı Savcı Sarper Altıncık, 4 zanlı adına ise Savunma Avukatı Mustafa Asena hazır bulundu. Duruşmaya çok sayıda bazın mensubu yanında hukukçu ve vatandaşların da yoğun ilgi göstermesinden dolayı mahkeme salonu doldu taştı.

HASAN ESENBOĞA

Mahkemede ilk olarak tahkikat memuru Polis Başmüfettişi Hasan Esenboğa şahadet verdi.

Esenboğa tutuklu bulunan 4 zanlının 15 Ocak’ta Lefkoşa-Larnaka anayolu üzerinde meydana gelen Elmas, Zerrin ve Eylül Güzelyurtlu cinayetiyle ilgili olarak tutuklandıklarını ve haklarında taammüden adam öldürme suçundan soruşturma başlatıldığını söyledi.

Olayla bağlantısı olduğuna inanılan ve aranmakta olan Hikmet Oruç isimli kişinin önceki gün saat 16.00’da Türkiye’den KKTC’ye giriş yaptıktan sonra tutuklandığını ve ifadesine başvurulduğunu belirten Esenboğa, tahkikatın devam ettiğini, ifadesi alınacak birçok kişi bulunduğunu, KKTC’de bulunması muhtemel emarelerle ilgili araştırmaların devam ettiğini söyledi.

Güney Kıbrıs’la temasların devam ettiğini belirten Esenboğa, soruşturmanın salimen yürütülmesi açısından zanlılar hakkında 8’er gün daha tutukluluk emri talep etti. Esenboğa, zanlıların serbest kalmaları durumunda emarelere müdahale edebilecekleri gibi, ifadesi alınabilecek kişileri de etkileyebileceklerine dikkat çekti.

Daha sonra Savcı Sarper Altıncık’ın sorularını yanıtlayan Hasan Esenboğa, 5-6 kişinin daha ifadelerinin alınması gerektiğini, olayla ilgisi olduğuna inanılan ZZ plakalı Alfa Romeo marka bir araç ile bir ateşli silahı aradıklarını da açıkladı.

“ELİMİZDE EMARE YOK BİLGİ VAR”

Daha sonra Avukat Mustafa Asena’nın sorularını yanıtlayan Esenboğa, ifade alınacak kişi sayısını 8 olarak açıkladı.

Zanlılardan alınmış ifade olmadığını, cinayetin işlendiği olay yerinde gidip inceleme yapmadığını; emareleri tasarrufuna almadığını; öldürülen kişileri olay yerinde görmediğini; otopsilerinde ve evlerinin incelenmesinde hazır bulunmadığını, görgü tanıklarının Türk veya Rum olduklarına ilişkin araştırma yapmadığını belirtti.

Aradığını ifade ettiği tabancanın kovanını ve çekirdeğini görmediğini ancak bilgisinde olduğunu ifade eden, bir başka soruya karşılık tabanca bulunsa dahi Rum tarafı delilleri vermeden balistik inceleme yapma şansları bulunmadığını kaydeden Hasan Esenboğa, ancak üst düzeyde Rum tarafıyla temasların devam ettiğini söyledi.

Esenboğa, Avukat Asena’nın “Tahkikat yaptın da ne buldun? Ne mermi var, ne ceset var, ne araba var, ne emare var. Elinde ne var?” şeklindeki sorusuna karşılık, “Elimizde şu anda bir emare yok, bilgi var. Temaslar devam ediyor, bunların ne kadar gideceğini ben bilemem” şeklinde yanıt verdi.        

Esenboğa, bir başka soruya karşılık Rum polisinin emareleri verme olasılığının şimdilik görünmediğini de ekledi.

Asena’nın “Rum Adalet Bakanı ‘Tutuklananlar benim vatandaşımdır. Türklerin tahkikat yapma yetkisi yok’ dedi Bundan haberin var mı?” şeklindeki bir başka soruya karşılık ise “Olabilir, temaslar devam ediyor” demekle yetindi.

Asena bunun üzerine polisin elinde tahkikat yapabilecek hiçbir bulgu ve emare olmadığını, ortaya atılan iddiaların farazi olduğunu ve bu farazi iddialar üzerine tutukluluk sürelerinin uzatılmak istendiği görüşünü ortaya koydu.

SARPER ALTINCIK

Savcı Sarper Altıncık ise yaptığı konuşmada, polis tarafından ortaya konulan şahadetin mahkeme tarafından en iyi şekilde değerlendirileceğine inandığını söyledi.

Zanlıların en ciddi suçlardan birini işlediklerine inanıldığını, ortada neticelenmemiş bir tahkikat bulunduğunu ifade ederek, bu nedenle tutukluluğun uzatılması gerektiği inancını ortaya koyan Altıncık, bu konuyla ilgili hukuki prensiplere dikkat çekti.

Yeniden söz alan Avukat Mustafa Asena, polis tarafından ortaya atılan iddiaların dayanağının bulunmadığını ve tutukluluğu gerektirecek neden ve ciddi bir soruşturmanın olmadığını belirtti.

Ne tahkikatın seyrini engelleyecek bir durum ne de ortada emare bulunmadığını yineleyen Asena, “Adaletin tecellisi isteniyorsa Rum tarafına gönderilmelidirler. Basının önünde bunu açıklıyorum. Biz buna hazırız” dedi.

Bunun üzerine Yargıç Tanju Öncül, basına söyleyeceği bir şey varsa duruşma tamamlandıktan sonra dışarıda söyleyebileceğine işaret ederek, davayla ilgili olarak mahkemeye söyleyeceği bir şey varsa onu söylemesi yönünde Asena’yı uyardı.

Sözlerine devam eden Asena ortada bir “komedi trajedinin” yaşanmakta olduğu görüşünü ortaya koyarak “Elinde hiçbir şey olmayan polisin yaptığı komedidir. Bu kişilerin de, aleyhlerinde ciddi hiçbir şey getirilemediği halde 6 günden beri tutuklu kalmaları trajedidir” dedi.

Birleştirilmiş Yargıtay ceza kararlarına atıflarda bulunan Asena, 4 zanlının da serbest kalması gerektiği inancını dile getirdi.

TANJU ÖNCÜL

Tarafların sunumları bittikten sonra kararını açıklayan Yargıç Tanju Öncül, tutuklama talepleri değerlendirilirken, suçun işlenmiş olması ihtimaline, zanlıların olayla ilişkisi bulunup bulunmadığı ihtimaline ve tahkikatın tamamlanıp tamamlanmadığına bakıldığını söyledi.

Bu 3 kriter dışında kamu yararı ve kişi özgürlüğü arasında da denge kurmak gerektiğini belirten Tanju Öncül, bu çerçevede düşünüldüğünde gidilebilecek çözümün zanlıların serbest kalması doğrultusunda olduğunu söyledi.

Mahkemelerin görevlerinden birinin de her somut olayı ciddi bir şekilde incelemek olduğunu, buna karşın olayın politik boyutuna müdahil olmak durumunda olmadığını, onları çözecek olanın siyasiler olduğunu kaydeden Öncül, mahkemelerin siyasilere zemin yaratmasının söz konusu olamayacağını kaydetti.

Bu gibi durumlarda göz önünde tutulması gereken en önemli şeyin kamu yararı olduğuna işaret eden Yargıç Öncül, kararı verirken suçun ciddiyetini dikkate alarak kamu yararı boyutunu ön planda tutmayı uygun gördüğünü söyledi.

Zanlılar aleyhinde cinayet soruşturması yapıldığını, suçla zanlıların ilişkisi olabileceği hususunun ortaya konulduğunu belirten Öncül, kendisinin de bu hususta bir kanaate vardığını ifade etti.

Bu soruşturmanın Güney Kıbrıs’tan emareler gelmeden başarılı şekilde sonuçlanabileceğinin çok şüpheli olduğuna dikkati çeken Öncül, polise ve bir anlamda da siyasilere bir fırsat daha tanımak için 4 zanlı hakkında da 3’er gün daha tutukluluk emri vermeyi uygun gördüğünü açıkladı.

HİKMET ORUÇ

4 zanlının ardından bu kez cinayetle ilgili olarak aranan ve önceki gün adaya giriş yaptıktan sonra tutuklanan Hikmet Oruç, Yargıç Tanju Öncül’ün huzuruna çıkarıldı.

Avukatsız olarak mahkeme huzuruna çıkan Hikmet Oruç, kendisinin olayı yurtdışındayken gazetelerden öğrendiğini, önceki gün ise KKTC’ye döndükten sonra tutuklandığını söyledi.

Hakkındaki iddiaları kabul etmeyen Oruç, 3 gün tutukluluk istemine itiraz etmedi.

Yargıç Öncül de polisin istemi doğrultusunda Hikmet Oruç hakkında da 3 gün tutukluluk emri verdi.

HALKIN SESI 25/01/05

 

Akıncı: Aktif bir siyaset izlenmeli - Eroğlu: Politikalarımızda terslik yok

UBP Genel Başkanı Eroğlu görüşmeden sonra yaptığı açıklamada, UBP'nin ve Türkiye Cumhuriyeti hükümetinin politikalarında terslik olmadığını belirterek, "Uyumlu olduğumuzu görmekten son derece memnunum" dedi

BDH Genel Başkanı Akıncı, Erdoğan'la Kıbrıs sorunu ve bundan sonrası için neler düşündüğü konusunda görüşme fırsatı bulduklarını belirterek, BDH olarak aktif bir siyaset izlenmesi gerektiğine inandıklarını söyledi

Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'ın kabul ederek Kıbrıs konusunda görüştüğü ana muhalefet Ulusal Birlik Partisi Genel Başkanı Derviş Eroğlu, "Aynı görüşleri taşıdığımızı, Kıbrıs politikamızda gerek bizim gerek Türkiye Cumhuriyeti hükümetinin politikalarında terslik olmadığını, uyumlu olduğumuzu görmekten son derece memnunum" dedi.

Başbakan Erdoğan, Eroğlu ile Barış ve Demokrasi Hareketi Genel Başkanı Mustafa Akıncı'yı Üsküdar Emniyet Mahallesi'ndeki evinde kabul ederek ayrı ayrı görüştü.

Derviş Eroğlu, bir saati aşkın süren görüşmesinin ardından basın mensuplarına yaptığı açıklamada, Başbakan Erdoğan ile Kıbrıs konusundaki gelişmeleri ve ileride başlaması muhtemel Kıbrıs'taki görüşmelerle ilgili politikaları ele aldıklarını bildirdi.

Eroğlu: Türkiye ile uyumlu olduğumuzu

görmekten son derece memnunum

Eroğlu, 20 Şubat'ta KKTC'de seçim yapılacağını hatırlatarak, Başbakan Erdoğan'ın bu süreç ve Kıbrıs konusundaki görüşlerini dinlediğini söyledi.

UBP'nin Kıbrıs politikalarını Türkiye Cumhuriyeti hükümetleriyle istişareyle yürüte geldiğini ifade eden Eroğlu, seçimlere giderken ve Kıbrıs'ta muhtemel müzakere öncesinde, politikaları masaya koyarak değerlendirme gereği duyduklarını anlattı.

Dünkü görüşmeden son derece memnun ayrıldığını vurgulayan Derviş Eroğlu, "Aynı görüşleri taşıdığımızı, Kıbrıs politikamızda gerek bizim, gerek Türkiye Cumhuriyeti hükümetinin politikalarında terslik olmadığını, uyumlu olduğumuzu görmekten son derece memnunum" dedi.

Annan Planı

Eroğlu, daha sonra basın mensuplarının sorularını da yanıtladı.

"Sayın Başbakan Davos'ta, Kıbrıs'ta müzakerelerin başlaması için bir girişim başlatacağını size söyledi mi" şeklindeki bir soru üzerine Eroğlu, "Davos'ta görüşeceği kişiler olduğunu söyledi. Konuyla ilgili de kısa bir görüşmemiz oldu" yanıtını verdi

Eroğlu, "Annan Planı konusundaki düşüncelerinde değişme olup olmadığı" şeklindeki soru üzerine de, şöyle devam etti:

"Şu anda Annan Planı'nı tartışma zamanı değil. Müzakereler başlayacak. Taraflar mutlaka öneriler getirecektir. Ortaya bir içerik çıkacaktır. Planın isminden önce içeriği önemli. Kıbrıs Türk halkının

haklarını zedelemeyecek bir anlaşma, KKTC'nin haklarını içerecek bir anlaşma arayışı içinde olacağız. İsimden ziyade anlaşmanın özü, içeriği önemli. Haklarımızı zedelemeyecek bir anlaşma metni ortaya

çıkması için Türkiye Cumhuriyeti ile birlikte çalışmalarımızı gerek iktidarda gerek muhalefette sürdüreceğiz."

"Seçim süreciyle ilgili Kıbrıs'ta verilecek mesajlar konusunda Sayın Başbakan'ın size bir telkini oldu mu" sorusu üzerine de Eroğlu, "Hayır, böyle bir telkinde bulunmadı. Zaten politikamız belli. Türkiye Cumhuriyeti'nin politikası da belli. Biz, kurultayımızda aldığımız kararı Başbakan'a aktardık. Başbakan da bize, düşüncelerini aktardı" yanıtını verdi.

Eroğlu, "Referandum sürecinde hükümetle ters düştüğünüz görüşleriniz oldu. Şu anda, benzer politikaları mı güdüyorsunuz" şeklindeki soru üzerine şöyle dedi:

"Referandumda, Annan Planı'nın içeriğine karşı çıkmıştık. Bir çözüme, anlaşmaya karşı değildik. UBP, Kıbrıs politikalarını Türkiye Cumhuriyeti hükümetleriyle yürütmüştür. Referandum sürecinde Annan Planı'nın 5-6 maddesinin değiştirilmesi konusunda ısrarcı olduk. Değişmediği için o zaman 'hayır' demiştik. Şimdi yeni bir dönem. Biz, Kıbrıs'ta bir anlaşma, çözüme varma arayışı içindeyiz. Planın içeriğini aktarmak bizim halkımıza karşı görevimizdir. Biz de o zaman içeriği aktardık. Türk askerinin adadan çıkması, göçmenler sorunu, Türkiye'den gelen vatandaşların durumu konusunda plana karşı çıktık. Ancak, yüzde 65 'evet' çıktı. Biz, halkın kararına saygılıyız. Bu karar doğrultusunda politikamızı yürüteceğiz."

Cumhurbaşkanı Denktaş'ın açıklaması

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın yeniden aday olmayacağını açıklaması konusundaki düşüncesinin sorulması üzerine de Eroğlu, "Sayın Denktaş aday olmayacağını kendisi açıkladı. Ancak politikadan kopacak şekilde bir görüşü olmayacağını da biliyorum. Cumhurbaşkanı olarak değil, Kıbrıs davasında yıllarca mücadele etmiş bir kişi olarak, inandığı yolda mücadele edeceğini kendileri ifade ediyor. Bu, onun kararıdır" şeklinde konuştu.

Derviş Eroğlu, bir başka soru üzerine de, görüşme talebinin kendilerinden geldiğini ve Başbakan Erdoğan ile ayrı ayrı görüştüklerini söyledi.

Akıncı'nın ziyareti

Öte yandan, Başbakan Erdoğan ile yaklaşık bir saat görüşen BDH Genel Başkanı Mustafa Akıncı da, görüşmenin ardından yaptığı açıklamada, Başbakan Erdoğan ile Kıbrıs sorunu ve bundan sonrası için neler düşündüğünü görüşme fırsatı bulduklarını söyledi.

3 Ekim 2005 tarihinin Türkiye için önemine dikkat çeken Akıncı, 3 Ekim'e kadar geçecek sürede, Türkiye'nin Ankara protokolünün yeniden uyarlamasının söz konusu olacağını belirtti. O güne kadar Kıbrıs'ta iki seçimin yapılacağını, sınırlı bir zaman dilimi de olsa yeni bir sürecin başlayacağını belirten Mustafa Akıncı, kendilerinin BDH olarak aktif bir siyaset izlenmesi gerektiğine inandıklarını söyledi.

Uluslararası ve toplumlararası boyutta aktif siyasette büyük yararlar bulunduğuna işaret eden Akıncı, şöyle devam etti:

"Türkiye'nin AB yolculuğu önünde Kıbrıs'ı bundan sonra bir engel olarak bulmamasını istiyoruz. Bu süreçte Kıbrıs sorununun sürekli baş ağrıtan bir konumda olmamasının büyük önemi olduğuna inanıyoruz. Başbakan Erdoğan'ın da aktif bir siyaset izlemekten yana olduğunu ve görüşmelerden çekilen taraf olunmaması gerektiği düşüncesinde olduklarını biliyoruz. "

Annan Planı zemini altımızdan çekilmesin

Akıncı, basın mensuplarının "Müzakerelerin başlaması konusunda Sayın Başbakan bir tarih söyledi mi" şeklindeki sorusu üzerine, "Şu anda zaten bu söz konusu değil. Müzakereleri başlatacak olan Birleşmiş Milletler. BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın raporu Güvenlik Konseyi'nden henüz geçmedi. Bunun geçmesi için Rusya Federasyonu'nun sorumlulukları var. Ancak, Annan Planı zemininin altımızdan çekilip götürülmemesi lazımdır. Öyle bir şey olursa, bu, bizi 1960'ın da gerisine götürebilir" diye konuştu.

Mustafa Akıncı, Kıbrıs'ta izlenecek aktif politika konusunda da örnekler vererek, mayınların temizlenmesi, Maraş bölgesinin aşamalı olarak yerleşime açılması, bunun karşılığında da Ercan Havaalanı'nın uluslararası trafiğe açılmasının istenebileceğini ifade etti.

Akıncı, yeni dönemde KKTC'de sivil otoritenin etkisinin artırılması gerektiğini, Kopenhag Kriterleri'nin de Lefkoşa'da yaşam bulmasının zorunluluğuna işaret ederek, bunun Kıbrıs'ta çözümü kolaylaştıracağını sözlerine ekledi.

KIBRIS 25/01/05

 

Başbakan Talat, Brüksel'e gidiyor

TALAT'A PERTEV EŞLİK EDECEK... Başbakan Mehmet Ali Talat, Avrupa Birliği yetkilileriyle bir dizi görüşmede bulunmak amacıyla yarın Brüksel'e gidecek. İstanbul üzerinden Brüksel'e gidecek Başbakan Talat'a, Tarım ve Orman Bakanı Raşit Pertev de eşlik etti

ÖNEMLİ GÖRÜŞMELER... Başbakan Talat Brüksel'de, Avrupa Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Oli Rehn, Avrupa Birliği Dışilişkiler Yüksek Temsilcisi Javier Solana ve dönem başkanı Lüksemburg'un Avrupa İşlerinden Sorumlu Bakanı Nicolas Schmit'le görüşecek

Başbakan Mehmet Ali Talat, Avrupa Birliği yetkilileriyle bir dizi görüşmede bulunmak amacıyla yarın Brüksel'e gidecek.

Başbakanlık'tan yapılan açıklamaya göre İstanbul üzerinden Brüksel'e gidecek Başbakan Talat, yarın sabah saat 05.05'te tarifeli uçakla KKTC'den ayrılacak.

Başbakan Talat Brüksel'de, Avrupa Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Oli Rehn, Avrupa Birliği Dışilişkiler Yüksek Temsilcisi Javier Solana ve dönem başkanı Lüksemburg'un Avrupa İşlerinden Sorumlu Bakanı Nicolas Schmit'le görüşecek.

Başbakan Talat, perşembe gecesi saat 21.55'te KKTC'ye dönecek.

Başbakan Talat'a Brüksel ziyaretinde Tarım ve Orman Bakanı Raşit Pertev, Başbakanlık Özel Kalem Müdürü Yonca Şenyiğit ile Başbakanlık Basın ve Halkla İlişkiler Müdürü Hüseyin Arca eşlik edecek.

Rum basınındaki tepkiler

Başbakan Mehmet Ali Talat'ın yarın Brüksel'e yapacağı belirtilen ziyaret, Rum basınında geniş yer buldu.

Rum gazeteleri, Milliyet gazetesinden alıntı yaparak Başbakan Talat'ın, AB Dönem Başkanı Lüksembourg Başbakanı Jan Claude Younger ve AB Ortak Savunma ve Dış Politika yetkilisi Javier Solana'yla görüşeceğini bildiren gazeteler haberi şu başlıklarla yansıttı:

Fileleftheros gazetesi: "AB Lüksemborg Başkanlığı ve Solana Talat'ı Güneye Çağırdı... İşgal Bölgeleriyle Doğrudan Ticaret,Görüşmelerin Odak Noktasında..."

Politis gazetesi: "Talat AB Dönem Başkanlığıyla Görüşecek..."

Haravgi gazetesi: "Talat Brüksel'e..."

Simerini gazetesi: "İşgal Bölgelerinde Seçim Oyunları... Talat Etki Yaratmak İçin Brüksel'e Gidiyor..."

Alithia gazetesi: "Talat Temaslar İçin Brüksel'e Gidiyor..."

KIBRIS 25/01/05

 

AB uzmanları KKTC’de inceleme yapıyor

 

 

Avrupa Birliği Komisyonu’nun görevlendirdiği uzmanlar, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne yapılacak mali yardımlar ve doğrudan ticaret düzenlemeleriyle ilgili incelemelerde bulunmak üzere Ada’ya gitti.

 

NTV

 

 

 

 

25 Ocak 2005—  AB uzmanları, söz konusu düzenlemelerle ilgili hukuki ve teknik konularda araştırmalar yapıyor.

AB uzmanları, Kıbrıslı Türklere verilmek üzere onaylanmış mali yardımların yerine ulaştırılmasıyla ilgili düzenlemeler için gerek hukuki gerekse teknik konularda araştırma yapıyor. Uzmanlar, bu çerçevede Rum yönetimi yetkilileriyle de bir araya gelecek.
       Rum Yönetimi, KKTC’yle doğrudan ticareti öngören düzenlemeleri kabul etmeyeceğini belirterek, bunu engellemek için her türlü girişimi yapacağını söylüyor. Kıbrıslı Türklere yönelik mali yardımlara ise kendi üzerlerinden olması kaydıyla karşı çıkmıyor. Avrupalı uzmanlarla Rumlar arasındaki temaslarda doğrudan ticaret konusu öncelikli olarak ele alınacak.

 

KKTC'de seçim propagandası dönemi başladı


25 Ocak, 2005 1:35:00 (TSİ) CNN TURK

Barçın Yinanç - CNN TÜRK

KKTC'de 20 şubatta düzenlenecek erken genel seçim için propaganda dönemi başladı. Meclisteki 50 sandalye için yarışacak milletvekili adayları da kesinleşti.


Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde 20 şubatta yapılacak erken genel seçimlere yedi parti ve iki de bağımsız aday katılıyor. Milletvekili olmak için 346 aday yarışacak. Seçimde 147 bine yakın seçmen oy kullanacak.

Bugün başlayan propaganda dönemiyle birlikte partilerin hazırlıkları da hızlandı. Partiler dünden itibaren afiş asma, miting düzenleme çalışmalarını başlattı.

Solana ile Annan görüştü

KKTC'de seçim çalışmaları başlarken, AB Ortak Dış ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Javier Solana, BM Genel Sekreteri Annan ile görüştüğünü belirtti.

Solana, Annan'ın Kıbrıs'taki iki taraf arasında anlaşma şansı olduğu zaman yeni bir girişimde bulunacağını söyledi.

 

Tek asker çekmeyiz

Ömer BİLGE/LEFKOŞA

KKTC’yi ziyaret eden Kara Kuvvetleri Komutanı Org. Büyükanıt, Denktaş’a güvence vererek, ‘Kalıcı bir anlaşma olmadan adadan bir tek asker çekilmeyecek’ dedi.

Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Büyükanıt, KKTC’de görüştüğü Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’a, ‘Kalıcı bir anlaşma olmadan Ada’dan tek bir asker çekmeyiz’ güvencesi verdi. Bu sözlere sevinen Denktaş, ‘Yüreğimizi ferahlattınız’ dedi.

KKTC’deki Türk askerinin savaş kabiliyetini denetlemek üzere dün Ada’ya gelen Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt, dün Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ı ziyaret etti. Yarım saat süren görüşmenin ardından bir açıklama yapan Orgeneral Büyükanıt, Kıbrıs’ta kalıcı barış sağlanmasını istediklerini söyledi. Büyükanıt, şöyle konuştu:

GÜVENLİK İÇİN

‘Bunun nasıl olacağı önemli çünkü bugün kalıcı gibi görünen şeyler, ertesi günü değişebiliyor. Biz asker olarak, Kıbrıs Türkü’nün güvenliği için, anlaşmalardan gücünü alan bir şekilde Kıbrıs Adası’nda silahlı kuvvetlerimizi bulunduruyoruz. Kesin ve kalıcı bir anlaşma olmadan da, buradan bir tek asker dahi gitmeyecektir.’

TEŞEKKÜRLER

Cumhurbaşkanı Denktaş ise bu sözlere karşılık ‘İçimizi rahatlattınız. Size teşekkür ediyorum. Şehitler pahasına kazanılan bağımsızlığı ortadan kaldırmak için başlatılan mücadele karşısında, Anavatan’a dayanarak ve güç alarak bağımsızlığı koruma uğraşındayız’ dedi. Başbakan Tayyip Erdoğan’ın ‘Şimdiki haliyle Kıbrıs Rum Cumhuriyeti’ni ve Rum idaresini tanımayacağız’ sözlerini anımsatan Denktaş, ‘Bunu milli senet olarak kabul ediyoruz’ diye konuştu.

Paşa’dan şilt jesti

Orgeneral Yaşar Büyükanıt, kendisini makamında kabul eden Cumhurbaşkanı Denktaş’a ‘Kara Kuvvetleri Şildi’ hediye etti. 

HURRIYET 26/01/05

 

Org. Büyükanıt: Anlaşma olmadan KKTC'den asker çekilmez

Komutan'dan rest

Kara Kuvvetleri Komutanı, "Kıbrıs'tan asker çekilecek" iddialarına KKTC'den sert yanıt verdi: Türk askerinin adadaki varlığını sorgulayanların hukuki dayanağı ortadan kalktı

Sefa Karahasan - Lefkoşa


Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt, Türkiye'nin iyi niyetini göstermesi için Kıbrıs'tan asker çekmesi gerektiği iddialarının doğurduğu beklentilere, "Kıbrıs'ta kesin ve kalıcı bir anlaşma olmadan tek bir Türk askeri bile gitmeyecek" yanıtını verdi. Büyükanıt, "Eğer Rumlar Annan Planı'nı kabul etseydi asker sayısı azalacaktı" dedi.
Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri Komutanlığı birliklerini denetlemek için dün KKTC'ye giden Büyükanıt, KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Meclis Başkanı Fatma Ekenoğlu ve Başbakan Mehmet Ali Talat'ı ziyaret etti.

Denktaş: İçimiz ferahladı
"Kıbrıs'ta kalıcı barış istediklerini, ancak barışın nasıl olacağının da önem taşıdığını" vurgulayan Büyükanıt, "Çünkü bugün kalıcı gibi görünen şey ertesi gün değişebiliyor" diye konuştu. Büyükanıt, "Biz asker olarak, Kıbrıs Türkünün güvenliği için anlaşmalara dayanarak Kıbrıs'ta silahlı kuvvetlerimizi bulunduruyoruz. Kesin ve kalıcı bir anlaşma olmadan da buradan bir tek asker dahi gitmeyecektir" dedi.
Büyükanıt'a "İçimizi ferahlattınız" diyen Denktaş, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın "Şimdiki haliyle Rum Cumhuriyeti'ni tanımayacağız. KKTC'yi tanımaya devam edeceğiz" sözünü "milli senet" olarak kabul ettiklerini, ancak endişelerinin de olduğunu kaydetti.

'Bu tartışma sakıncalı'
Org. Büyükanıt'ı kabulünde konuşan Başbakan Talat da,"Ancak Kıbrıs sorununun çözümü, TSK'nın varlığı konusunu yeniden gündeme getirir. Bunun dışında, bunu tartışma konusu yapmak son derece sakıncalıdır" dedi.
Org. Büyükanıt da, Türk askerinin adadaki varlığının önemli bir konu olduğunu belirterek, şunları söyledi: "Türk askeri, Türk asıllı vatandaşlarımızın güvenliği nedeniyle buraya gelmiştir. Annan Planı, Rum tarafından da korunsaydı, adada asker sayısını azaltan hükümler vardı. Reddettiklerine göre, Türk askerinin adadaki varlığını sorgulayanların hukuki dayanağı da ortadan kalkmıştır."

MILLIYET 26/01/05

 

Org. Büyükanıt ve Kıbrıs



Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt'ın KKTC'de yaptığı açıklamalar, AB'ye ve Güney Kıbrıs yönetimine dönük önemli mesajlar taşıyor.
Org. Büyükanıt, Kıbrıs'ta kesin ve kalıcı bir anlaşma olmadan bir tek askerin bile çekilmeyeceğini söyledi.
Kara Kuvvetleri Komutanı, bu mesajı verirken, Türk tarafının çözümden yana tutumunu da vurgulamayı ihmal etmedi. Türk askerinin Kıbrıs'ta uluslararası anlaşmalara dayanarak bulunduğunu, Kıbrıs Türk'ünün güvenliğini sağladığını anımsattı. Org. Büyükanıt, Kıbrıs Türk'üne uygulanan izolasyonun sadece haksız değil aynı zamanda hukuksuz da olduğunu vurguladı.
Ne kadar kabul etmiyor görünsek de Kıbrıs, AB tarafından Türkiye ile müzakerelerin başlatılması için bir ön koşul olarak koşulmuştur. AB, bunu müzakere tarihi vermek için de yapmıştı. Kopenhag kriterleri dışında Türkiye'ye dönük özel bir koşul Kıbrıs...

AB'nin haksız tutumu
Bu koşulu kabul eden Türk tarafı, Annan Planı'na 'evet' demesine karşın, bu engeli aşamadı. AB, bu haksız ve hukuksuz tutumu ısrarla sürdürdü, sürdürüyor.
AB'nin soruna Yunanistan ve Güney Kıbrıs gözüyle baktığı açıktır. Türk tarafına koşul sürerken, Güney Kıbrıs'a kayıtsız koşulsuz üyelik garantisi vermiş ve Annan Planı'na 'hayır' demelerine karşın tam üye olarak almıştır.
Bu açık haksızlık dururken, sorunun çözümü sorumluluğunu yine Türk tarafına yüklemiş durumdadır. Koşulun özü, Rum yönetiminin Kıbrıs'ın tümünü temsil edecek biçimde tanınmasıdır. Ödün beklediği ve aldığı taraf, sürekli Türk tarafı olmuştur.
Bu yetmiyormuş gibi önümüzdeki süreç için de yine Türkiye'den KKTC'den ödün bekleniyor, jest bekleniyor. Bu beklentilerden biri de Türkiye'nin bugüne kadar gösterdiği yeterli gelmemiş gibi bir jest daha yapıp adadan asker çekmesidir. Bu öneri dillendiriliyor ve ayrıca Türkiye'de bazı kesimlerce de "kraldan fazla kralcı" bir yaklaşımla destekleniyor. Müzakereye oturmanın garanti altına alınması için hem istenen protokolün imzalanması hem de bir miktar asker çekilmesinin yararları üzerinde duruluyor.
Oysa, ödün vermesi, adım atması gereken taraf, Rum tarafıdır. AB'nin baskı yapması gereken de taraf da Rum tarafıdır. Rumlar böyle bir yoğun baskı görmedikçe, 3 Ekim 2005'e kadar bekleme lüksüne sahiptir. Bu lüks, onlara AB tarafından verilmiştir.

İstismar ettiler
AB, Türkiye'nin birliğe üye olma isteğini ve ısrarını istismar etmiştir. Müzakere tarihine kilitlenen Türkiye'ye istedikleri her şeyi yaptırmışlardır. Bugünkü yaklaşımları da 3 Ekim 2005'e kadar istediklerini kabul ettirmektir.
Yunanistan ve Rum yönetiminin asıl sorunu, adadaki Türk askeridir. Öncelikli hedefleri, Türk askerini Kıbrıs'tan çıkarmaktır. AB toprağı işgal altında propagandası da bunu gösteriyor. Yunanistan ve Rum yönetiminin bu yönde baskı kuracakları, AB'yi arkalarına alarak bu sonuca ulaşmaya çalışacakları açık.
Kara Kuvvetleri Komutanı Org. Büyükanıt'ın sözleri işte bu nedenle önem taşıyor. Yunanistan ve Rum yönetiminin amacı, bir çözüme varmadan Türk askerinin adadan gönderilmesi ve Kıbrıs Türk'ünün, Rum egemenliğini kabul etmesidir.
Kara Kuvvetleri Komutanı'nın kesin ve kalıcı bir çözüm olmadan adadan çekilmeyeceğini açıklaması, bu oyunun görüldüğünün işaretidir.
AB ve Rum yönetimi, "hem suçlu hem güçlü" durumundadır...
Bunun sık sık anımsatılmasında fayda vardır.

MILLIYET 26/01/05 FIKRET BILA

 

Kıbrıs için ufak adımlar



Kıbrıs meselesinde "ufak - tefek" bazı gelişmeler var. Bunların bir kısmı da Türk tarafının lehinde. Ancak genel çerçevesi içinde, tabloda gözle görülür bir değişiklik yok. Yani çözüm perspektifi şimdilik oldukça uzakta...
Ufak - tefek olayları alt alta şöyle dizebiliriz:

Avrupa Konseyi'nin Parlamenterler Meclisi, iki Kıbrıslı Türk temsilcisine kapılarını açtı. Biri asil, diğeri yedek olan bu iki temsilci, KKTC değil, "Kıbrıs Türk toplumu" adına - ve oy hakkı olmadan - Meclis çalışmalarına katılabilecek.
Bu kısıtlamalarla böyle bir temsil olanağının verilmesi önemli mi? Çok değil, ama bir ölçüde öyle... Kıbrıslı Türkler - şimdi en azından ayrı bir toplum olarak ve Kıbrıs heyetinin içinde - bu Mecliste temsil hakkını elde etmiş bulunuyor.

AB Komisyonu Kıbrıs Türk kesimine ekonomik destek sağlamak amacı ile, bir öneri paketi hazırladı. Bu aslında adadaki iki kesim arasında ticareti belirli oranda kolaylaştıracak bir önlem. Ancak Rum gazetelerine göre, bu, AB'nin Türk kesimine bir "üçüncü ülke" statüsü vermek niyetinin bir göstergesi...
Bu, KKTC'nin beklediği tarzda "izolasyona son" verecek bir politikanın ilk adımı mı? Bu aşamada değil. Ama (gene Rum basınının bildirdiği gibi) bir AB yetkilisinin deyişi ile, "bu önlemler, Annan Planı'nın öngördüğü iki devlet koşullarını yaratmaya yönelik" sayılıyor...

Rum kesiminde referandumda "evet" diyen muhalefetteki DİSİ partisi, AKP'nin Ankara'ya davetini kabul etti. Parti lideri Nikos Anastasiadis'in bir heyetle 6 - 8 Şubat'ta bir ziyareti gerçekleştirmesi bekleniyor.
Bunun önemi, Başbakan Erdoğan'ın partisinin çözümden yana bir tavır sergileyen Rum kesimindeki bir partinin liderini ilk kez Ankara'ya çağırma jestini yapmasıdır. Bu ziyaret herhalde iki parti arasındaki temasın kurulmasının ötesinde, karşılıklı görüş ve mesaj alışverişinin gerçekleşmesini de sağlayacak ve - öyle umulur ki - Rum kesiminde ses verecektir...

Bu arada Ankara, Kıbrıs Türk liderlerine ev sahipliği yapmıştır. Amaç, dün KKTC'de resmen başlayan seçim kampanyası öncesinde, Ankara ile Kıbrıs Türk siyasi liderleri arasında ortak bir anlayış sağlamaktır. Tabii ki partilerin ve liderlerin kendi siyasi çizgileri ve çözümle ilgili farklı eğilimleri var. Ama önemli olan şubattaki Meclis, nisandaki Başkanlık seçimlerinin sukûnet ve uyum içinde gerçekleşmesi ve bundan sonra Türk hükümetinin yapmayı tasarladığı girişimlerin yolunu açmasıdır...
* * *
Başbakan Erdoğan, 17 Aralık zirvesinden sonra verdiği demeçlerde, Türkiye'nin AB ile müzakere sürecine başlayacağı tarihe kadar çözüm için adımların atılması gerektiğini ve Ankara'nın bu yönde girişimlerde bulunacağını belirtmişti.
Bu girişimlerin olgunlaşması için, herhalde KKTC'deki seçimlerin sonuçlanmasını beklemek gerekecek. Ancak Türk diplomasisi bu arada zemin yoklama ve ikna etme çabalarını sürdürecek.
Türkiye'nin görüşü, çözüm yolunun Annan Planı zemininde yeni bir görüşme sürecinden geçtiğidir. Eğer çözüme ulaşılırsa, bu, "Kıbrıs'ın tanınması" meselesinin hallini de sağlayacaktır.
Ne var ki, Rum lideri Papadopulos öncelikle tanıma konusunda Türkiye'yi AB baskısı altında tutmaya çalışıyor. Ayrıca Annan Planı'nı kabul etmiyor, yerine kendi önerilerini hazırlıyor. Papadopulos Yunan hükümetine bu önerilerini ve Türklere karşı ticari kısıtlamalar üzerindeki görüşlerini iletmek için dün Atina'ya gitti. O da bu alanda Karamanlis'in aktif desteğini bekliyor...
Hasılı Kıbrıs'la ilgili son günlerde görülen hareketlilik, henüz çözüm yönünde bir ilerlemenin müjdecisi olmaktan uzak. Esas girişimler herhalde nisan ayından sonra yoğunlaşacak. Taraflar o zaman kozlarını daha net biçimde paylaşmaya çalışacak. Şimdilik ufak - tefek adımlarla ne kazanılsa kârdır.

SAMI KOHEN MILLIYET 26/01/05

 

 

 

ANALİZ

Ankara'da Kıbrıs çatlağı

Erdoğan ve Dışişleri ekibi, asker çekme konusunda görüş ayrılığı yaşıyor. Org. Büyükanıt'ın konuşması, bu açıdan önem taşıyor

UTKU ÇAKIRÖZER Ankara


Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt'ın "kalıcı çözüme kadar adadan tek asker çekilmeyecek" açıklaması, Ankara'da Kıbrıs konusunda yaşanan görüş ayrılığının bir yansıması. Başbakan Tayyip Erdoğan ve yakın çalışma ekibiyle, Dışişleri üst yönetimi ve emekli büyükelçilerin taraflarını oluşturduğu tartışmada şu görüşler çarpışıyor:
Erdoğan ekibi: Rum Kesimi'nin Türkiye - AB müzakerelerini veto edeceğine inanıyor ve 3 Ekim'e kadar Kıbrıs sorununun çözümü için yeni bir girişimin zorlanmasını istiyorlar. BM Genel Sekreteri Kofi Annan'la bir an önce görüşülmesini hedefleyen Erdoğan ekibine göre, Rum tarafı yeni plana da "hayır" derse, uluslararası tepkiyle Rum vetosu olanaksız hale gelecek.
Dışişleri ekibi: Bürokratlar, Rum tarafında hareketlenme yokken yeni bir plan için istekli görünmenin Türkiye'yi taviz noktasına getireceği uyarısında bulunuyor. Bu görüşe göre, Rumların masaya oturmak için isteyeceği tavizlerin başında, "adadan asker çekilmesi" talebi gelecek. Dışişleri kanadı, yöncelikle KKTC'ye ambargonun kaldırılması için diplomatik mücadele gerektiğine inanıyor. "Kalıcı çözüm olmadan adadan asker çekilmesine karşıyız" açıklamalarına rağmen, özellikle Erdoğan'ın inisiyatifiyle bir tavizin gündeme gelmesi endişesi kulislerde dile getiriliyor. Büyükanıt'ın açıklamasının, Rumlar tarafından gündeme getirilebilecek taviz beklentisinin önünü kesmeyi amaçladığı kaydediliyor.



 

MILLIYET 26/01/05

 

'Asker çekilemez'

'Kıbrıs'ta kesin ve kalıcı anlaşma olmadan Türk askeri çekilmeyecek' diyen Büyükanıt, buna Annan Planı'nı reddederek Rumların yol açtığını belirtti

26/01/2005 RADIKAL

SEFA KARAHASAN
LEFKOŞA - Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt, uluslararası çevrelerde Türkiye'nin Kıbrıs'ta iyi niyet göstergesi olarak asker çekmesi yönündeki beklentilere set çekerek, "Kıbrıs'ta kesin ve kalıcı bir anlaşma olmadan tek bir Türk askeri bile geri gitmeyecek" dedi.
Dün KKTC'deki askeri birliklerde denetlemelerde bulunmak üzere adaya gelen Büyükanıt, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Başbakan Mehmet Ali Talat'ın yanı sıra bir dizi temasta bulundu. Kıbrıs'ta kalıcı barış sağlanmasını temenni ettiklerini belirten Büyükanıt, bunun nasıl olacağının da önemli olduğunu vurguladı. Büyükanıt, "Bugün kalıcı gibi görünen şeyler ertesi günü değişebilir. Biz asker olarak, Kıbrıs Türkü'nün güvenliği için, anlaşmalardan gücünü alan bir şekilde Kıbrıs Adası'nda silahlı kuvvetlerimizi bulunduruyoruz. Kesin ve kalıcı bir anlaşma olmadan da, buradan bir tek asker dahi gitmeyecektir. Bunu Türkiye'deki hükümet yetkilileri de, Genelkurmay Başkanı da çeşitli kereler ifade etmiştik" diye konuştu.
Rauf Denktaş'la görüşmesinde KKTC liderinin 'hayatını Kıbrıs'a adadığını' vurgulayan Kara Kuvvetleri Komutanı, bu sebeple kendisine şükran duygularını iletti. Denktaş ise Büyükanıt'a hitaben "İçimizi ferahlattınız. Size teşekkür ediyorum" diye seslendi. Denktaş, şehitler pahasına kazanılan bağımsızlığı ortadan kaldırmak için başlatılan mücadele karşısında, anavatan Türkiye'ye dayanarak bağımsızlığı koruma uğraşında olduklarını vurguladı.

'Sakıncalı tartışma'
Büyükanıt, Talat tarafından kabulü sırasındaki konuşmasında ise Kıbrıs sorununun Türk Silahlı Kuvvetleri'nin adada bulunuşuyla ortaya çıkmadığına vurgu yapması dikkat çekti. TSK'nın Kıbrıs'ta sorun olduğu için adada bulunduğunu söyleyen komutan Büyükanıt, "Kıbrıs sorununun çözümü ancak TSK'nın adadaki varlığı konusunu yeniden gündeme getirir. Bunun dışında, bu konuyu tartışma konusu yapmak son derece sakıncalıdır" ifadelerini kullandı. Büyükanıt ayrıca Türk askerinin adada uluslararası anlaşmalardan kaynaklanan hakları çerçevesinde olduğunu savunarak, "Buraya Türk askerinin gelmesine sebep de, KKTC halkı değildir. Kuzey Kıbrıs'ta yaşayan Türk asıllı vatandaşlarımızın güvenliği nedeniyle gelmiştir" dedi. Büyükanıt, Annan Planı'nı eleştirerek şöyle dedi: "Eğer Annan Planı Rum tarafından da kabul edilseydi adadaki asker sayısını azaltan hükümler vardı. Bunu reddettiklerine göre, demek ki Türk askerinin adadaki varlığını sorgulayanların hukuki dayanağı da ortadan kalkmıştır."

Atina'dan Rum lidere tam destek

26/01/2005 RADIKAL

YORGO KIRBAKİ
ATİNA - Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos, Atina'da görüştüğü Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis'den istediği tam desteği aldı. Papadopulos'un dünkü Atina ziyaretinde iki saatlik görüşmeden sonra Karamanlis, Kıbrıs sorununun çözümünün Annan Planı'nın yanı sıra Rum tarafının görüşlerinin de temelinde olması gerektiğini söyledi. Karamanlis, "Bunlar mantık istikametinde olan şeylerdir" diyerek Papadopulos'un 'çözüm şekli hakemliği içermemeli, kısıtlayıcı biçbir süreç bulunmamalı ve iki tarafın anlaşmasıyla sağlanması' şartlarına da onay verdi. Rum lideriyle Rum tarafının Annan Planı'nda istediği değişiklikleri de görüştüklerini belirten Karamanlıs, Türkiye'nin Gümrük Birliği Katılım Protokolü'nü imzalayıp imzalamayacağı sorusuna "Benim neye
inandığım önemli değil.
Önemli olan ülkelerin sorumluluklarıdır" yanıtını verdi.
Görüşmede, AB'nin Kıbrıslı Türklere yönelik tecritini hafifletmek için hazırladığı Yeşil Hat yönetmeliği ile ilgili Rum-Yunan tarafını zor durumda bırakacak gelişmelerin önlenmesi için mutabık kalındı. Rum - Yunan tarafının amacı AB ile KKTC arasında doğrudan ticaretin önüne geçmek.
Papadopulos ise görüşmenin içeriğine dair konuşmamayı tercih etti. Rum lideri buna karşın Atina'ya hareketi öncesinde AB muktesebatına aykırı olduğu için KKTA'yle serbest ticareti öngören hiçbir şeyi kabul etmeyeceklerini belirtti. Papadouplos, ocak sonuna dek AB sınırlamalarını göz önünde tutarak Rum Kesimi ile KKTC arasında ticareti artıracak yeni önerilerde bulunacağını da kaydetti.

Kuzey Kıbrıs'ın AB'ye uyum çalışmaları sürüyor

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin kamu sektörünü, yerel yönetimlerini ve sivil toplum örgütlerini Avrupa Birliği müktesebatına uyumlaştırma çalışmaları sürüyor.

Bu çerçevede dün Başkent Lefkoşa'da geniş kapsamlı bir seminer düzenlendi.

Başbakanlık Avrupa Birliği Koordinasyon Merkezi ile kısa adı TAIEX olan Avrupa Komisyonu Teknik Yardım Bilgi Alışverişi Birimi tarafından düzenlenen ve 28 Ocak Cuma günü sona erecek olan seminere, kamu sektörü, yerel yönetimler ve sivil toplum örgütlerinden birçok uzman katıldı.

Erçin

Ortaköy bölgesindeki Major Konferans Merkezi'nde gerçekleştirilen seminerin açılış konuşmasını yapan Başbakanlık Avrupa Birliği Koordinasyon Merkezi Başkanı Erhan Erçin, AB Komisyonu'nun TAIEX birimiyle referandum sonrası süreçte başlattıkları ve Kıbrıs Türk halkının Avrupa Birliği'yle yakınlaşmasını amaçlayan çalışmaların bir yenisini yapmakta olduklarını söyledi.

Pertev: Siyasi arena belirleyecek

Erçin'in konuşmasının ardından kürsüye gelerek katılımcılara hitap eden Tarım ve Orman Bakanı Raşit Pertev, Türkiye'nin 17 Aralık'ta tarih alarak Avrupa Birliği yolunda emin adımlarla ilerlediğini, Güney Kıbrıs'ın ise Avrupa Birliği'ne girdiğini söyleyerek, "Bizim de yolumuz Kuzey Kıbrıs olarak bir şekilde Avrupa Birliği'nde olacak" dedi.

Kuzey Kıbrıs'ın Avrupa Birliği'nde hangi şartlar altında yer alacağını siyasi arenanın belirleyeceğini ifade eden bakan Pertev, "Bu konu siyasi arenada tartışılırken, bizlere düşen görev teknik çalışmaları ilerletmektir" diyerek, Kuzey Kıbrıs'ta bir yıldan beridir Avrupa Komisyonu'nun TAIEX birimiyle işbirliği içerisinde yürütülen AB uyum çalışmalarının önemini vurguladı.

AB ezbere bir süreç değildir

Avrupa Birliği sürecinin ezbere bir süreç olmadığının altını çizen bakan Pertev, önemli olanın AB müktesebatının özünün özümsenmesi olduğunu belirtti. Bakan, bu konuda şunları söyledi:

"AB süreci, ezbere bir süreç değildir. Avrupa Birliği müktesebatı, tercüme edilerek anında devreye sokulacak bir müktesebat değildir. Bizlerin, bir yerde bu müktesebatın bir şekilde özünü derin şekilde alabilmemiz, idrakine varabilmemiz, algılayabilmemiz ve kendi konumumuza uygulayabilmemiz gerekiyor. Bunun için de bürokratlar olarak yerel yönetim temsilcileri olarak sivil toplum örgütleri yetkilileri olarak bizlere çok büyük görev düşüyor."

Kuzey Kıbrıs'ta AB müktesebatına ilişkin olarak teknik yönde detaylı çalışmalar yürütmesinden dolayı AB Komisyonu'na da teşekkür eden bakan Pertev, bu çalışmaların, süreceğini ve her geçen gün Kuzey Kıbrıs'ı Avrupa Birliği'ne yakınlaştıracağını kaydetti.

Darling

TAIEX Birimi'nden Steve Darling de yaptığı konuşmada, amaçlarının Kuzey Kıbrıs'ın ekonomi, turizm, sanayi, finans, ticaret, çevre, ormancılık, tarım gibi çeşitli sektörlerini Avrupa Birliği'ne hazırlamak olduğunu belirtti.

KKTC'deki çalışmalarına geçen yıl Haziran ayında başladıklarını ve bugüne kadar uzun yol kat ettiklerini söyleyen Darling, ancak daha yapılacak çok iş bulunduğunu, bunun da sabırlı olmayı gerektirdiğini ifade etti.

24 Nisan 2004'te yapılan referandum sonrasında Avrupa Birliği Konseyi'nin Kıbrıslı Türkleri Avrupa Birliği'ne yakınlaştırma sürecine bağlı olarak destekleyici kararlar aldığını belirten Darling, Kuzey Kıbrıs'ta geçen haziran ayından bu yana yürüttükleri söz konusu teknik çalışmaların bu kararların bir göstergesi olduğunu kaydetti.

Konuşmasında Yeşil Hat Tüzüğü'ne de değinen Darling, bu tüzüğün hayata geçirilmesini güçlü şekilde desteklediklerini, bu bağlamda geçen yıl eylül ayında AB'den Kuzey Kıbrıs'a uzmanların gelerek Kıbrıs Türk Ticaret Odası yetkilileriyle birlikte başta tarım olmak üzere çeşitli sektörlerde yoğun çalışmalar yaptıklarını anlattı.

KIBRIS 26/01/05

Çözüm olmadan tek asker gitmez

BÜYÜKANIT: KESİN VE KALICI BİR ANLAŞMA İSTİYORUZ... Orgeneral Büyükanıt, Kıbrıs'ta kalıcı barış sağlanmasını temenni ettiklerini, bunun nasıl olacağının önemli olduğunu, çünkü bugün kalıcı gibi görünen şeylerin, ertesi günü değişebileceğini söyledi. Büyükanıt, "Biz asker olarak Kıbrıs Türkü'nün güvenliği için, anlaşmalardan gücünü alan bir şekilde Kıbrıs adasında silahlı kuvvetlerimizi bulunduruyoruz. Kesin ve kalıcı bir anlaşma olmadan da, buradan bir tek asker dahi gitmeyecektir" dedi.

DENKTAŞ: İÇİMİZİ FERAHLATTINIZ... Cumhurbaşkanı Denktaş, Büyükanıt'la yaptıkları görüşmede, problemlerin konuşulduğunu belirtti ve Büyükanıt'a hitaben "İçimizi ferahlattınız. Size teşekkür ediyorum" dedi. Şehitler pahasına kazanılan bağımsızlığı ortadan kaldırmak için başlatılan mücadele karşısında, anavatana dayanarak ve güç alarak bağımsızlığı koruma uğraşında olduklarını kaydeden Denktaş, bağımsızlığı, kalıcı barışın temeli yapma amacında olduklarını vurguladı

TALAT: TSK, KIBRIS SORUNU NEDENİYLE BURADADIR... Başbakan Mehmet Ali Talat, Kıbrıs sorununun Türk Silahlı Kuvvetleri'nin (TSK) adada bulunuşuyla ortaya çıkmış bir sorun olmadığını; Kıbrıs sorunu nedeniyle TSK'nın adada bulunduğunu vurgulayan Talat, "Kıbrıs sorununun çözümü ancak TSK'nın adadaki varlığı konusunu yeniden gündeme getirir. Bunun dışında, bu konuyu tartışma konusu yapmak son derece sakıncalıdır. Siyasi olarak da sakıncalıdır" dedi

Türkiye Cumhuriyeti Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt, Kıbrıs'ta kesin ve kalıcı bir anlaşma olmadan buradan tek bir askerin dahi gitmeyeceğini vurguladı.

Devlet ve hükümet yetkilileriyle görüşmeler yapmak, denetleme ve incelemelerde bulunmak amacıyla Türk Hava Kuvvetleri'ne ait bir uçakla dün Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ne gelen Orgeneral Yaşar Büyükanıt, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'la görüşmesi sırasında Türk askerinin çözüm olmadan Kıbrıs'tan ayrılmayacağını söyledi.

Orgeneral Büyükanıt, "Biz asker olarak Kıbrıs Türkü'nün güvenliği için, anlaşmalardan gücünü alan bir şekilde Kıbrıs adasında silahlı 011 kuvvetlerimizi bulunduruyoruz. Kesin ve kalıcı bir anlaşma olmadan da, buradan bir tek asker dahi gitmeyecektir" dedi. Büyükanıt, bunu Türkiye'deki hükümet yetkililerinin de, genelkurmay başkanının da, çeşitli kereler ifade ettiğini kaydetti.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ne dün saat 09.55'te gelen Orgeneral Büyükanıt'ı Ercan Havaalanı'nda Cumhuriyet Meclisi Başkanı Fatma Ekenoğlu, Başbakan Mehmet Ali Talat, Türkiye'nin Lefkoşa Büyükelçisi Aydan Karahan, Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri Komutanı Korgeneral Hasan Memişoğlu, 28. Tümen Komutanı Tümgeneral Aydemir Cülcüloğlu, 39. Tümen Komutanı Tümgeneral Yalçın Pehlivanoğlu, Güvenlik Kuvvetleri Komutanı Tümgeneral Tevfik Özkılıç, 14. Zırhlı Tugay Komutanı Tuğgeneral Yaşar Bal, Başbakan Yardımcısı Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş, Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Ergün Olgun, KAP Genel Başkanı Oğuz Kalelioğlu ve diğer yetkililer karşıladı.

Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt Ercan Havaalanı'nda basına bir açıklama yapmazken sadece görüntü alınmasına izin verildi.

Temasları çerçevesinde öğleden önce devlet ve hükümet yetkililerini ziyaret eden Orgeneral Büyükanıt, öğleden sonra saat 16.40'ta da Boğaz Şehitliği'ni ziyaret etti.

KTBK'yi denetleyecek

KKTC'de kalacağı 28 Ocak tarihine kadar Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri Komutanlığı birliklerini de denetleyecek olan TC Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Büyükanıt, 28 Ocak Cuma günü saat 15.40'ta Ercan Havaalanı'nda yapacağı basın açıklamasının ardından KKTC'den ayrılacak.

Cumhurbaşkanı Denktaş, orgeneral Büyükanıt'la görüştü

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Türkiye Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt'la görüştü.

Denktaş, şehitlerin kemiklerini sızlatmamak ve Türkiye'nin stratejik açıdan önemli bir köşesi olan bu yavru vatanı başkalarına peşkeş çekmemek için bağımsızlığa sahip çıkmanın ötesinde bir formül görmediğini belirterek, bu formülün barışçı bir formül olduğunu, barışı engelleyen bir formül olmadığını söyledi.

Orgeneral Büyükanıt ise, "Biz asker olarak Kıbrıs Türkü'nün güvenliği için, anlaşmalardan gücünü alan bir şekilde Kıbrıs adasında silahlı kuvvetlerimizi bulunduruyoruz. Kesin ve kalıcı bir anlaşma olmadan da, buradan bir tek asker dahi gitmeyecektir" dedi. Büyükanıt, bunu Türkiye'deki hükümet yetkililerinin de, genelkurmay başkanının da, çeşitli kereler ifade ettiğini kaydetti.

Büyükanıt, saat 10.30'da Cumhurbaşkanı Denktaş tarafından kabul edildi.

KTBK Komutanı Korgeneral Hasan Memişoğlu ile Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Ergün Olgun'un da hazır bulunduğu Denktaş-Büyükanıt görüşmesi, yaklaşık yarım saat sürdü.

Görüşmenin ardından basına açıklamalarda bulunan Denktaş ve Büyükanıt, bir birlerine şilt de verdiler.

Denktaş: İçimizi ferahlattınız

Cumhurbaşkanı Denktaş, Büyükanıt'la görüşmesinin ardından yaptığı açıklamada, Büyükanıt'la yaptıkları görüşmede, problemlerin konuşulduğunu belirtti ve Büyükanıt'a hitaben "içimizi ferahlattınız. Size teşekkür ediyorum" dedi.

Şehitler pahasına kazanılan bağımsızlığı ortadan kaldırmak için başlatılan mücadele karşısında, anavatana dayanarak ve güç alarak bağımsızlığı koruma uğraşında olduklarını kaydeden Denktaş, bağımsızlığı, kalıcı barışın temeli yapma amacında olduklarını vurguladı ve özetle şöyle devam etti:

"İnşallah maksadımız ve niyetimiz anlaşılır. Bizim, devletimize sahip çıkmamız, bağımsızlığımıza sahip çıkmamız, barışın kalıcı olması içindir. Çünkü bundan evvel, Rumlarla yapmış olduğumuz kağıt üzerindeki bir anlaşmayı ne hale getirdiklerini ve 40 yıldır neler yapıklarını, sahtekarlıkla Kıbrıs'ın tamamını alıp kaçmak niyetiyle hareket ettiklerini, zannedersem görmemiş, anlamamış kimse kalmamıştır bu dünyada.

Ama bu insanlarla biz yeni bir ortaklık kurma peşindeyiz veya zaruriyetindeyiz. Bu ortaklığın, bu kez yırtılıp atılmayacak bir ortaklık olması için uğraşıyoruz. Şehitlerimizin kemiklerini sızlatmamak için ve Türkiye'nin stratejik açıdan önemli bir köşesi olan bu yavru vatanı başkalarına peşkeş çekmemek için, bağımsızlığımıza sahip çıkmanın ötesinde bir formül görmüyorum. Bu formül barışçı bir formüldür, barışı engelleyen bir formül değildir."

"Anavatandan taahhüdünü aldık"

Cumhurbaşkanı Denktaş, bağımsızlığı yok farz ederek bir anlaşmaya varmanın, "geleceği geçmişi yaratmış olanlara teslim etmek" anlamı taşıyacağına işaret ederek anavatandan bunun yapılmayacağı taahhüdünü aldıklarını söyledi.

Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'ın "Şimdiki haliyle Kıbrıs Rum Cumhuriyetini ve Rum idaresini tanımayacağız. KKTC'yi tanımaya devam edeceğiz" dediğini, kendilerinin de bunu "milli senet" olarak kabul ettiklerini yineleyen Denktaş, bunun verdiği huzur içinde olmaya çalıştıklarını, fakat endişeleri de bulunduğunu kaydetti. Denktaş, çünkü AB yolunda baskıların nasıl artacağını bildiklerini ifade etti.

"Milli birlik ve beraberlikle..."

Denktaş, milli birlik ve beraberlik içinde baskıların bertaraf edileceği ümidinde olduklarını belirtti.

Baskıların bertaraf edilmesinin ve kalıcı barışa ulaşmanın sabır ve soğukkanlılık istediğini dile getiren Cumhurbaşkanı Denktaş, "Bizde sabır var. Allah'a çok şükür kırk yılı bulduk. Soğukkanlılığı belki arada sırada bozuyoruz, ama soğukkanlılığımız da var. Kendimize, halkımıza güveniyoruz. Türk ulusuna güveniyoruz" dedi.

Büyükanıt: Kalıcı barış temenni ediyoruz

Türkiye Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt ise, Denktaş'ın "hayatını Kıbrıs'a adadığını" dile getirdi ve kendisine şükran duygularını ve iyi dileklerini aktardı.

Kendilerinin Kıbrıs'ta kalıcı barış sağlanmasını temenni ettiklerini belirten Büyükanıt, bunun nasıl olacağının önemli olduğunu, çünkü bugün kalıcı gibi görünen şeylerin, ertesi günü değişebileceğini kaydetti.

Büyükanıt, "Biz asker olarak Kıbrıs Türkü'nün güvenliği için, anlaşmalardan gücünü alan bir şekilde Kıbrıs adasında silahlı kuvvetlerimizi bulunduruyoruz. Kesin ve kalıcı bir anlaşma olmadan da, buradan bir tek asker dahi gitmeyecektir" dedi. Büyükanıt, bunu Türkiye'deki hükümet yetkililerinin de, Genelkurmay Başkanı'nın da, çeşitli kereler ifade ettiğini söyledi.

 

Ekenoğlu, Orgeneral Büyükanıt'ı kabul etti

Cumhuriyet Meclisi Başkanı Fatma Ekenoğlu da, Türkiye Cumhuriyeti Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt'ı kabul etti.

Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri Komutanı Korgeneral Hasan Memişoğlu'nun eşlik ettiği Orgeneral Yaşar Büyükanıt kabulde Fatma Ekenoğlu'na şilt verdi. Ekenoğlu da Orgeneral Büyükanıt'a meclisin tabağını hediye etti.

Ekenoğlu: Kıbrıs Türkü referandumda

barış istediğini ortaya koydu

Cumhuriyet Meclisi Başkanı Fatma Ekenoğlu kabulde yaptığı konuşmada, Orgeneral Büyükanıt'ı KKTC'de görmekten mutlu olduğunu belirtti.

Kıbrıs Türkü'nün 2000'li yıllara farklı koşullarda girdiğini kaydeden Ekenoğlu, 2 yıl önce sınır kapılarının açılmasıyla serbest dolaşımın başladığını ve iki halkın birbirini daha iyi tanıma fırsatı bulduğunu söyledi.

Annan Planı'yla gerçekleşen referandumda Kıbrıs Türkü'nün barışı gerçekte isteyen tarafın kim olduğunu ortaya koyduğunu belirten Ekenoğlu, şimdi Türkiye hükümetiyle izolasyonların kaldırılması için çaba harcadıklarını kaydetti.

Org. Büyükanıt: İsolasyonların en kısa

zamanda kalkmasını diliyorum

TC Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt da Kıbrıs Türk halkının izolasyonlar altında yaşamayı hak eden bir halk olmadığını belirterek, "İzolasyonlar sadece haksız değil hukuksuz da" dedi.

İzolasyonların kalktığını görmenin kendilerini mutlu edeceğini kaydeden Büyükanıt, referandum sonrasında verilen sözlerin tutulmadığına da dikkat çekti. Büyükanıt, "İzolasyonların en kısa zamanda kalkmasını diliyorum" dedi.

Orgeneral Büyükanıt'ın,

Başbakan Talat'ı ziyareti

Türkiye Cumhuriyeti Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt, KKTC'deki temasları çerçevesinde Başbakan Mehmet Ali Talat'ı da ziyaret etti.

Orgeneral Büyükanıt'ı kabulünde konuşan Başbakan Talat, Kıbrıs sorununun Türk Silahlı Kuvvetleri'nin (TSK) adada bulunuşuyla ortaya çıkmış bir sorun olmadığını; Kıbrıs sorunu nedeniyle TSK'nın adada bulunduğunu vurgulayarak "Kıbrıs sorununun çözümü ancak TSK'nın adadaki varlığı konusunu yeniden gündeme getirir. Bunun dışında, bu konuyu tartışma konusu yapmak son derece sakıncalıdır" dedi.

Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Büyükanıt da, Türk askerinin adada uluslararası anlaşmalar nedeniyle bulunduğuna işaret ederek, adada kalıcı ve adil bir anlaşma tam olarak sağlanmadıkça Türk askerinin bu varlığını Kıbrıs'ta korumaya devam edeceğini vurguladı.

Serdar Denktaş sonradan katıldı

Büyükanıt'ı Başbakanlık Şeref Salonu'nda kabul eden Başbakan Talat, Orgeneral Büyükanıt'ın, gerek TSK'ya önemli hizmetlerde bulunmuş; gerek Türkiye'nin Atatürk'ün gösterdiği uygarlaşma yolunda attığı adımlarda ortaya koyduğu büyük katkıyla bilinen bir kişilik olduğuna işaret ederek "Sizi aramızda görmek bizi mutlu ediyor" dedi.

Orgeneral Büyükanıt'a KTBK Komutanı Korgeneral Hasan Memişoğlu'nun eşlik ettiği ve Başbakanlık Müsteşar'ı Eşref Vaiz'in de hazır bulunduğu görüşmeye, Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş sonradan katıldı.

"Kıbrıs sorunu TSK'nın bulunuşuyla çıkmadı"

Kabulde konuşan Talat, Kıbrıs sorununun içinde bulunduğu durum ile bunun güvenlik boyutunun önemine işaret ederek bunları birlikte değerlendireceklerini kaydetti.

Talat, Kıbrıs sorununun bu aşamasında, uluslararası platformlarda en fazla gündeme getirilen konulardan birinin, Türkiye'nin Kıbrıs'ta bulundurduğu barış kuvvetleri olduğuna ve özellikle Rum yönetiminin ısrarlı bir şekilde, Kıbrıs konusunu sadece bu konuymuş gibi gösterme çabası içinde olduğuna dikkat çekerek, "Kıbrıs Türk tarafı, hükümet olarak bu çabaları dikkatli bir şekilde izliyoruz ve bu yaklaşımın dünyada prim bulmaması için de elimizden gelen tüm çabayı ortaya koyuyoruz" dedi.

Kıbrıs sorununun TSK'nın adada bulunuşuyla ortaya çıkmış bir sorun olmadığını; Kıbrıs sorunu nedeniyle TSK'nın adada bulunduğunu vurgulayan Talat, "Kıbrıs sorununun çözümü ancak TSK'nın adadaki varlığı konusunu yeniden gündeme getirir. Bunun dışında, bu konuyu tartışma konusu yapmak son derece sakıncalıdır. Siyasi olarak da sakıncalıdır" şeklinde konuştu.

Büyükanıt: Türk askeri, Türk asıllı

vatandaşların güvenliği için geldi

TC Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt da ziyarette, Türk askerinin adadaki varlığının önemli bir konu olduğunu belirterek Türk askerinin adada uluslararası anlaşmalar nedeniyle bulunduğuna işaret etti.

Orgeneral Büyükanıt, "Buraya Türk askerinin gelmesine sebep de, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti halkı değildir. Kuzey Kıbrıs'ta yaşayan Türk vatandaşlarımızın, Türk asıllı vatandaşlarımızın güvenliği nedeniyle buraya gelmiştir" dedi.

Orgeneral Büyükanıt, adada kalıcı ve adil bir anlaşma tam olarak sağlanmadıkça Türk askerinin bu varlığını Kıbrıs'ta korumaya devam edeceğini vurguladığı konuşmasında, "Eğer Annan Planı Rum tarafından da korunsaydı -adadaki asker sayısını azaltan hükümler vardı- bunu reddettiklerine göre demek ki Türk askerinin adadaki varlığını sorgulayanların hukuki dayanağı da ortadan kalkmıştır" şeklinde konuştu.

Adada bulunduğu sürede, ağırlıkla, birlikleri denetleyip eğitimlerine bakacağını ifade eden Kara Kuvvetleri Komutanı, "İnanıyoruz ki adil ve kalıcı bir çözüm olmadığı sürece, Kuzey Kıbrıs halkının güvencesi yine Türk Silahlı Kuvvetleri olarak orada yerlerinde duracaktır. O güvenceye yine sahip olacaklardır. Kalıcı bir barış sağlanması halinde ondan sonra o kapsamda nasıl hükümler gelecekse o da yürürlüğe girer" şeklinde konuştu.

Orgeneral Büyükanıt, adada bulunmaktan son derece mutlu olduğunu belirterek Başbakan Talat'a bir de anı tabağı takdim etti.

Büyükelçilik ziyareti

Orgeneral Büyükanıt daha sonra TC Lefkoşa Büyükelçiliği'ne giderek büyükelçi Aydan Karahan'la bir araya geldi. Orgeneral Büyükanıt, ziyaret anısına büyükelçiye anı tabağı sundu.

KIBRIS 26/01/05

 

Birleşik Kıbrıs vizyonunu taşımaya devam ediyoruz

ÇÖZÜMDE KARARLIYIZ... Bir hafta sürecek AKPM toplantılarına KKTC'yi temsilen katılan CTP Milletvekili Özdil Nami, genel kurulda yaptığı konuşmada, Kıbrıslı Türklerin birleşik bir Kıbrıs vizyonu taşımaya devam ettiklerini ve bu hedefe ulaşmak için BM Genel Sekreteri'yle çalışmaları sürdürmekte kararlı olduklarını vurguladı

ÇIĞIR AÇTIK... Özdil Nami: Kıbrıslı Türklerin sesinin AKPM Genel Kurulu'nda duyulması yepyeni bir çığır açtı. Burada "Kıbrıs Cumhuriyeti"nden bağımsız olarak, "Kıbrıs Türk Toplumunun seçilmiş temsilcileri" sıfatıyla bulunuyoruz. Bu artık uluslararası alanda kabul gören bir sıfat oldu

Kıbrıslı Türkler adına önceki gün bir ilk yaşandı ve Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi (AKPM) Genel Kurulu'nda halkın seçilmiş temsilcisi konuştu.

Bir hafta sürecek toplantılara KKTC'yi temsilen katılan CTP Milletvekili Özdil Nami, Genel Kurul'da yaptığı konuşmada, Kıbrıslı Türklerin birleşik bir Kıbrıs vizyonu taşımaya devam ettiklerini ve bu hedefe ulaşmak için BM Genel Sekreteri'yle çalışmaları sürdürmekte kararlı olduklarını vurguladı.

Genel Kurul'a hitaben 5 dakikalık bir konuşma yapan Nami, Annan Planı temelinde görüşmelere hem Kıbrıslı Türkler hem de Rumların endişelerini dikkate alacak ve her iki taraftan güçlü evet oyu çıkmasını sağlayacak şekilde tekrar başlanması gerektiğini kaydederek, Kıbrıslı Türklere uygulanan yaptırımlara temel oluşturan kararları gözden geçirme çağrısı yaptı.

CTP-BG Basın Bürosu'ndan verilen bilgiye göre, Özdil Nami AKPM Genel Kurulu'na hitaben yaptığı konuşmada, Avrupa ailesinde hak ettiği yeri almak için elinden gelen çabayı gösteren Kıbrıs Türk toplumunun seçilmiş temsilcisi olarak hitap etmekten duyduğu onuru dile getirdi.

Nami, Annan Planı temelinde bir çözüme evet diyen Kıbrıslı Türklerin üzerindeki uluslararası izolasyonların kaldırılması yönünde öncülük yapmış olmasından dolayı AKPM'ye teşekkür ederek şöyle dedi:

"Kıbrıslı Türklerin Avrupa'nın politik ve ekonomik hayatına dahil edilmelerinin toplumumuzun sosyal ve demokratik yapısının gelişmesine yapacağı katkı yanında Kıbrıslı Rumlar ve Kıbrıslı Türkler arasında artan bilgi alışverişi, işbirliği ve karşılıklı bağımlılığa yol açacağına, bu sayede barış içinde ortak bir gelecek yaratmak için gerekli olan karşılıklı korkuların güvene dönüşmesini sağlayarak kapsamlı bir çözüme ulaşılmasını kolaylaştıracağına kuvvetle inanmaktayız.

Kıbrıslı Türklerin birleşik bir Kıbrıs vizyonunu taşımaya devam ettiklerinin ve bu hedefe ulaşmak için Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri ile çalışmaya devam edeceğimizin açık şekilde bilinmesini isterim.

Değerli zamanı boşa harcamamalı ve Annan Planı temelinde görüşmelere hem Kıbrıslı Türkler hem de Rumların endişelerini dikkate alacak ve her iki taraftan güçlü evet oyu çıkmasını sağlayacak şekilde tekrar başlamalıyız. Bu zaman zarfında, Birleşmiş Milletleri ve tüm ülkeleri, Avrupa Konseyi'nin Birleşmiş Milletlere Kıbrıslı Türklere uygulanan yaptırımlara temel oluşturan kararlarını gözden geçirmesi çağrısında bulunan 1376 sayılı kararının gereğini yerine getirmelerini beklemekteyiz."

AKPM'yi Kıbrıslı Rum meslektaşlarıyla dostluk ve işbirliği köprüleri oluşturma yönünde kullanmak arzusunda olduklarını ifade eden Özdil Nami, "Bu meclisteki çalışmalarımız yoluyla, çok ihtiyaç duyulan bir zamanda birlikte kendi toplumlarımıza son derece olumlu bir mesaj verebileceğimize kuvvetle inanmaktayım" diye konuştu.

Özdil Nami, bunun dünyanın diğer bölgelerindeki uzun süreli çatışmalar içindekilere örnek olacağı ümidini dile getirerek, demokrasinin, farklılıkları barışçı yollarla çözümleme imkanı sağladığını ve korunması gerektiğini vurguladı.

Nami: Yeni bir çığır

Öte yandan Özdil Nami, CTP Basın Bürosu aracılığıyla yaptığı açıklamada, Kıbrıslı Türklerin sesinin AKPM Genel Kurulu'nda duyulmasının yepyeni bir çığır açtığını kaydederek, şunları söyledi:

"Burada 'Kıbrıs Cumhuriyeti'nden bağımsız olarak, 'Kıbrıs Türk Toplumunun seçilmiş temsilcileri' sıfatıyla bulunuyoruz. Bu artık uluslararası alanda kabul gören bir sıfat oldu. Daha önceleri bizler randevu kopartmak için Avrupalı parlamenterlerin ardından koşuyorduk. Oysa bugün resepsiyon davetleri yağmaya başladı. Artık, dünya ve Avrupa ile aynı dili konuştuğumuz yadsınamaz bir gerçek ve onlar da bu gerçeği kabul etmiş durumdalar.

Kıbrıs Türkü'nün söyleyecek sözü var ve bizler bu sözünü her platforma taşıyacağız."

KIBRIS 26/01/05

 

AB uzmanları, KKTC'de inceleme yapıyor

AB Komisyonu'nun KKTC'ye mali yardımlarıyla ilgili araştırmalarda bulunmak üzere AB uzmanlarının bugünlerde Kıbrıs'ta bulunduğu bildirildi.

Fileleftheros gazetesinin haberine göre, halen onaylanmış bulunan mali yardımların nasıl verileceğini Rum yönetimiyle tartışan AB uzmanları, Rum yönetimiyle bir dizi benzer konuda da görüş alış-verişinde bulunacak.

Gazete bu arada İngilizlerin Yeşil Hat Tüzüğü'nde AB'nin üçüncü ülkelerle ilişkilerine atıfta bulunan değişiklikler getirmeye çalıştığını, Rum yönetiminin ise bu gelişmeleri yakından takip ettiğini yazdı. Gazeteye göre Rum yönetimi, kendisini atlamayı, aynı zamanda KKTC'nin düzeyinin yükseltilmesini öngören her türlü çabayı ise etkisiz hale getirmede kararlı görünüyor.

Ticaret ve Sanayi Bakanı Yorgos Lillikas önceki gün AB'nin KKTC'yle ticareti konusunda incelediği yeni tedbirlerle ilgili bir soruyu yanıtlarken şunları savundu:

"Hükümetin bu konudaki tavrı nettir. Biz işgal bölgelerini 'üçüncü ülke' olarak görmüyoruz. Bununla ilgili konseyin Hukuk Dairesi'nin görüşü var. Bu görüşe göre de sözü edilen konu AB müktesebatına, aynı zamanda da Kıbrıs Cumhuriyeti'nin üyelik sözleşmesine aykırıdır. Bu sebeple üçüncü ülkelere atıfta bulunan 133'üncü paragraf uygulanamaz.

Bizler, doğrudan ticaret ile mali yardım konularının birbirinden ayrılmasını ve mali yardımların işgal bölgelerinin kalkındırılması için, üzerinde anlaşılan formülle yapılmasını önerdik. Kıbrıs Türk vatandaşlarımızın yaşam seviyesinin iyileştirilmesini biz de istiyoruz. Ancak doğrudan ticareti veya uluslararası hukuka göre yasa dışı olan hava ve deniz limanlarının kullanılmasını kabul edemeyiz. Bir ülkeye giriş-çıkışları sadece yasal devletin belirleme hakkı var."

Lillikas, doğrudan ticareti mali yardımlarla bağlantılı kılmak isteyen bazı AB ülkeleriyle ilgili bir soruya verdiği yanıtta ise, "Tek başardıkları, bizim üzerinde mutabakat sağladığımız ekonomik yardımın Kıbrıs Türklerine verilememesidir. Bizler bu yardımın nasıl verileceği üzerinde de anlaşmıştık" diye konuştu.

Bu arada Politis gazetesi, Fransa gibi AB'nin güçlü ülkelerinin, Yeşil Hat Tüzüğü'ne ve Rum bölgelerine daha fazla Kıbrıs Türk ürünü sokulmasına ağırlık vermeye başladığını ve bu şekilde AB'nin KKTC'yle doğrudan ticaretini bir tarafa bırakma eğilimi gösterdiğini yazdı.

Gazete bu ülkelerin, doğrudan ticaret ile ekonomik yardım paketinin birlikte komisyondan geçirilemeyeceğini, çünkü Rum tarafının bypass edilmeyi kabul etmediğini ve onay vermeyeceğini anladıklarını da savundu.

Gazeteye göre bu ülkeler, Rum yönetiminin doğrudan ticaretin dondurulmasına karşılık Yeşil Hat Tüzüğü'nün herhangi bir kısıtlama olmadan uygulamayı kabul etmeye çağırdı.

Haberde Almanya, İngiltere ve İtalya gibi ülkelerin mali yardım ve doğrudan ticaretin bir biriyle yakından bağlantılı iki konu olduğu yönünde Komisyon görüşüyle uyuştuğu da hatırlatıldı.

Öte yandan Alithia gazetesi, Rum yönetiminin Yeşil Hat Tüzüğü'nün değiştirilmesine karşı olduğunu ve ham maddesi KKTC'den olmayan hiç bir sanayi ürününü kabul etmeyeceğini yazdı.

KIBRIS 26/01/05

 

Rum Sözcü: Türkiye işgali sürdürmeye kararlı

 

Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt’ın “Ada’da kalıcı anlaşma olmadan bir tek asker dahi çekmeyiz” açıklamasına dün Genelkurmay Başkanlığı’nın da tam destek vermesi, Kıbrıs Rum Yönetimi’nde ikinci bir şok yarattı.

 

NTV

 

 

 

 

27 Ocak 2005—  Rum hükümet sözcüsü Kipros Hrisostomides, “Bu açıklamalar Türkiye’nin uzlaşmaz tavrının değişmediğini, ortaya koyuyor” dedi.

 

Rum sözcü Kipros Hrisostomides, Orgeneral Büyükanıt’ın, Kıbrıs’tan asker çekerek Türkiye’ye iyi niyet jesti yapmayı öneren tüm taraflara kışkırtıcı bir cevap verdiğini söyledi.

Hrisostomidis, “Türk generalin Denktaş’ı tatmin eden bu açıklaması, Türkiye’nin Kıbrıs politikasının değiştiği yönündeki tezleri de çürüttü” dedi.
       Rum sözcü, Büyükanıt’ın açıklamalarının Ankara’nın Avrupa Birliği toprağı olan Kıbrıs’taki yasadışı işgali sürdürme kararlılığını ortaya koyduğunu savundu.

Hrisostomides, Rum Yönetimi’nin iyi niyetini kanıtlamak için Türkiye’nin AB sürecini veto etmediğini, Kıbrıslı Türklere yönelik birçok açılımda da bulunduğunu öne sürdü. Sözcü, bu olumlu girişimlerine cevap alamadıklarını söyledi.
       

Rumlardan Büyükanıt’a sert yanıt

 

Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt’ın ‘Ada’da kalıcı çözüm olmadan bir tek asker bile çekmeyeceğiz’ açıklamasına, Rum Yönetimi’nden sert yanıt geldi.

 

NTV

 

 

 

 

26 Ocak 2005—  Rum Savunma Bakanı Kiriakos Mavronikolas, Ada’da görev yapan Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri’ni, ‘işgal ordusu’ olarak niteledi.

 

Rum Savunma Bakanı Kiriakos Mavronikolas, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt’ın ‘Ada’da kalıcı çözüm olmadan bir tek asker bile çekmeyeceğiz’ sözlerine, “Türk generalin sözleri, Türkiye’nin Kıbrıs’taki esas niyetini ortaya koyuyor” yanıtını verdi.

Rum haber ajansına demeç veren Mavronikolas, uluslararası anlaşmalarla Ada’da görev yapan Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri’ni, ‘işgal ordusu’ olarak niteledi. Rum Bakan, “Bu açıklamalar, işgal ordusunun ve Ankara’nın buradaki militanlarının gerçekte neye inandıklarını ve ne istediklerini açıkça ortaya koyuyor” dedi.

Türkiye’de yönetimde askerin etkili olduğunu savunan Rum Bakan, Ankara’yı sorunları üçüncü dünya ülkeleri gibi ele almakla ve iyi komşuluk ilişkileri yerine gerginlik yaratmakla suçladı.
       Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri’nde denetlemeler yapmak için önceki gün Ada’ya giden Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt, Annan Planı’nı reddeden Rumların, Türk askerinin adadaki varlığını sorgulayamayacağını da söylemişti.

 

Önce imza, sonra çözüm girişimi’

Atina’da görüşen Yunanistan Başbakanı Karamanlis ve Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos’un, çözüm girişiminin, Türkiye’nin Gümrük Birliği anlaşmasını genişletmesinin ardından başlaması konusunda anlaştığı bildirildi.

NTV

 

 

 

 

 

27 Ocak 2005—  Önce imza, sonra çözüm girişimi politikasının Atina ve Lefkoşa’yı bu muhtemel baskıdan kurtarmayı hedeflediği kaydedildi.

 

 

Rum ve Yunan kaynaklara göre, Papadopulos ile Karamanlis, Türkiye’nin, Lüksemburg’un dönem başkanlığı sırasında Gümrük Birliği anlaşmasının katılım protokolünü imzalaması için ortak faaliyet göstermeyi kararlaştırdı.
       Söz konusu kaynaklar, “Türkiye’nin katılım protokülünü imzalamadan, çözüm girişiminde bulunulması, Rum ve Yunan tarafına zaman açısından baskı geleceği anlamı taşıyor” dedi. Önce imza, sonra çözüm girişimi politikasının Atina ve Lefkoşa’yı bu muhtemel baskıdan kurtarmayı hedeflediği kaydedildi. İki liderin böylece, Kıbrıs sorununun çözümünü, Türkiye’nin Avrupa Birliği perspektifinden ayrı tutmaya çalıştığı belirtildi..
       
AB İLE DOĞRUDAN TİCARET ÖNLENECEK
       Görüşmede Atina ve Rum tarafının AB ile KKTC arasında doğrudan ticarete geçilmesini önlemek için ortak çalışması için de mutabakata varıldı. Papadopulos, Atina’ya gelmeden önce, Avrupa muktesebatına aykırı olduğundan, AB ile Kuzey Kıbrıs arasında serbest ticareti öngören hiçbir şeyi kabul etmeyeceklerini belirtmişti. Papadouplos, KKTC ile Rum Kesimi arasında ticareti arttıracak bir dizi yeni öneride bulunacağını da açıkladı.
       
DİSİ-AKP GÖRÜŞMESİ
       Papadopulos ayrıca, 7-8 Şubat tarihlerinde AKP ile temaslarda bulunacak ana muhalefet partisi DİSİ’nin başkanı Nikos Ansatasiadis’in, Türk hükümetine Kıbrıs Rum Kesimi’nin resmi görüşlerini iletmeyeceğini belirtti.
       

 

 

 

Kıbrıs için üç aşamalı Rum-Yunan planı

Nur BATUR/ATİNA

Kıbrıs’ta izlenecek politikayı saptamak için önceki gün Atina’ya gelen Kıbrıs Rum Cumhurbaşkanı Tasos Papadopulos, Başbakanı Kostas Karamanlis ve muhalefet lideri Yorgo Papandreu’dan tam destek aldı.

Papadopulos’la Karamanlis üç aşamalı bir plan üzerinde de anlaşmaya vardı. Plan şöyle:

1- Türkiye, Kıbrıs’ı tanıyacak: İlk aşama, Türkiye’nin AB çerçevesinde Kıbrıs Cumhuriyeti ile Gümrük Birliği anlaşmasını şubat sonuna kadar imzalaması. Türkiye, hiçbir çekince koymadan anlaşmayı imzalarsa, bunun Kıbrıs Cumhuriyeti’ni resmen tanıması anlamına geleceğini hesaplıyorlar.

2- Annan Planı masada ama: BM Genel Sekreteri’nin KKTC’deki 20 Şubat seçimlerinin ardından Mayıs’ta yeniden girişimlerine başlamasını bekliyorlar. Kıbrıs Rum yönetimi Annan planını zemin alarak müzakereye hazır olduğu mesajı verecek, ancak masaya oturmayı bazı ön koşullara bağlayacak.

3- Kıbrıs müzakereleri için ön koşullar: Anlaşmaya varılacak çözümün Kıbrıs Cumhuriyeti’nin devamı olması ilk ön koşul. Kıbrıs Türk toplumunun ‘federasyon çatısı altında’ bu cumhuriyetle birleşmesi istenecek. İkinci koşul ise müzakerelerde herhangi bir takvim uygulanmaması. Tarafların anlaşmaya varamaması halinde, Genel Sekreter’in son noktayı koymasını kabul etmeyeceklerini bildirecekler. Ayrıca Kıbrıs müzakerelerini Türkiye’nin AB sürecinden ayıracaklar ve plan üzerinde anlaşmaya varılması halinde ikinci kez referanduma sunulmasını isteyecekler.  

HURRIYET 27/01/05

 

Ermeni Patriği'nden ABD'li Ermenilere dava

 

Lefkoşa

İstanbul’daki Ermeni Patriği Mesrob Mutafyan, Kıbrıs Rum kesimindeki Melkonian Eğitim Enstitüsü (MEI) adlı Ermeni okulunun ABD’deki Ermeni kuruluşu AGBU tarafından kapatılmasını önlemek için Los Angeles’te dava açtı.

Rum basınına göre, dünya çapında 22 Ermeni okulunun idaresini yürüten AGBU, zararda olduğu gerekçesiyle Lefkoşa’nın Rum kesimindeki MEI okulunu kapatma kararını verdi. Bunun üzerine MEI mezunları ve okulu sevenler hareket geçerken Mutafyan, Los Angeles’deki Kaliforniya Eyaleti Yüksek Mahkemesi’nde dava açtı.

   

MEI okulunun, Ermeni Garabed Melkonian’ın yaptığı bağış ile 1923 yılında dönemin İstanbul’daki Ermeni Patriği tarafından kurulduğu belirtilirken gerçekte, 40 milyon sterlin değeri biçilen arsası nedeniyle okulun satılmak istendiği öne sürülüyor.

 (ANKA)

HURRIYET 27/01/05

 

'Önce imza sonra Kıbrıs'

27/01/2005 RADIKAL

YORGO KIRBAKİ
ATİNA - Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis, önceki gün Kıbrıs'la ilgili izlenecek ortak politikalarını belirlemek üzere Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos'u Atina'da ağırlarken, iki liderin altı aylık bir süre içinde Türkiye'nin Kıbrıs'ı da kapsayan 10 yeni ülkeyle Gümrük Birliği Protokolü'nü imzalaması için çalışmak ve bu sürede adada hiçbir çözüm girişimine izin vermemek konusunda anlaşmaya vardığı kaydedildi.
Yunanistan Dışişleri Sözcüsü Yorgo Kumuçakos dün düzenlediği basın toplantısında, "Türkiye, Gümrük Birliği Anlaşması'nın 10 yeni AB üyesini kapsamasını sağlayacak protokolü ne kadar erken imzalarsa o kadar iyi olur" dedi. Yunan Hükümet sözcü yardımcısı Evangelos Andonaros'un da "Türkiye'nin bu konudaki tavrı yalnızca Atina ve Lefkoşa değil, tüm AB üyeleri tarafından yakından izleniyor" ifadelerini kullanması dikkat çekti.

Amaçları zaman baskısını önlemek
İki liderin, Lüksemburg'un haziranda sona erecek olan AB dönem başkanlığı sırasında Türkiye'nin Gümrük Birliği Anlaşması Protokolü'nü imzalaması için ortak çalışmayı kararlaştırdığı öğrenildi. Rum ve Yunan kaynaklarına göre, Papadopulos ve Karamanlis, 'önce imza, sonra Kıbrıs için yeni çözüm girişimi' esasında mutabık kaldı. İki liderin bu şekilde zaman baskısından kurtulmak için Kıbrıs sorununun çözümüyle Türkiye'nin AB perspektifini ayrı tutmaya çalıştığı aktarıldı.

Büyükanıt'a Rum tepkisi

RADIKAL 27/01/05

RADİKAL - ATİNA/ANKARA - KKTC'ye önceki gün yaptığı ziyarette Kıbrıs'ta kesin ve kalıcı bir anlaşmaya varılmadan tek bir Türk askerinin bile geri çekilmeyeceğini duyuran Kara Kuvvetleri Komutanı orgeneral Yaşar Büyükanıt'a Kıbrıs Rum Yönetimi sert tepki gösterdi.
Rum Yönetimi Savunma Bakanı Kiriakos Mavronikolas, "Bu açıklamalar Ankara'daki generallerin ve işgal ordusunun niyetlerini açıkça ortaya koyuyor. Türk generaller Türkiye'nin AB üyeliği ile ilgili perspektifini idrak edemiyor" diye konuştu. Mavronikolas, "Türk generaller komşu ülkeleri (Kıbrıs kastediliyor) ilgilendiren konulara paradoksal olarak dünya ülkelerini yönetme şeklinde yaklaşıyor. Bu da iyi komşuluk ilişkilerin tesis edilmesine yardımcı olmuyor" diye konuştu.

Dışişleri de Büyükanıt'la aynı fikirde
Türk Dışişleri Bakanlığı ise dün Büyükanıt'ın sözlerini destekler nitelikte bir açıklamada bulundu. Dışişleri Sözcüsü Namık Tan, hükümetin Büyükanıt'ın sözlerine katılıp katılmadığı sorusuna Türkiye'nin Kıbrıs konusunda barış vizyonunu muhafaza ettiğini, bu tutumunu Annan Planı sürecinde ortaya koyduğunu söyledi. Tan, "Şayet Rum tarafı Annan Planı'na olumlu yaklaşmış olsaydı, bugün güvenlik meseleleri çözüme kavuşmuş olacaktı" diyerek Büyükanıt'ın sözlerine atıfta bulundu.

'Yunanistan boşa kürek çekiyor'
Öte yandan Genelkurmay 2. Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ, dün 2005 yılı değerlendirme toplantısında Türkiye'nin Yunan uçaklarının tacizi altında olduğunu söyleyerek, "Eğer Yunanistan Ege'de sorun yaratma kısırdöngüsüne devam ederse, gücünü ve enerjisini boşuna harcayacaktır" dedi. Türkiye'nin uluslararası yasalar çerçevesinde Yunanistan'ın 10 deniz mili hava sahasını tanımadığını anımsatan Başbuğ, "Atina bu hattı adeta Türk-Yunanistan sınırı gibi görüp her uçağımızı teşhis maksadıyla önlemekte ve taciz etmektedir. Ege'deki uçuşlarımızda NATO'yu bilgilendirerek ve silahsız olarak uçuş yapmaktayız" dedi. Başbuğ, Yunan basınında Kardak kayalıklarına dair iddiaları da yalanladı.

Avrupa'dan söz

AB, SÖZÜNÜ YERİNE GETİRMELİ... Başbakan Mehmet Ali Talat, Brüksel'de görüştüğü Avrupa Birliği (AB) yetkililerinin, Kıbrıs Türklerine verilen sözlerin tamamen farkında olduklarını, unutmadıklarını belirterek, "Sözümüzün arkasındayız" dediklerini bildirdi. Başbakan Talat, Brüksel'deki temaslarının ardından yaptığı açıklamada, Kıbrıs Türk halkının beklentilerini AB'ye iletmek amacıyla Brüksel'e gittiğini belirterek, AB'nin 26 Nisan 2004'te verdiği, izolasyonun kaldırılmasıyla ilgili sözünü yerine getirmesi gerektiğini söyledi.

MALİ YARDIM TÜZÜĞÜ YAKINDA ELE ALINACAK... Avrupa Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn, Avrupa Birliği Konsey Genel Sekreteri, Dış Politika ve Savunma Yüksek Temsilcisi Javier Solana ve Avrupa Birliği Dönem Başkanı Lüksembourg'un Avrupa İşlerinden Sorumlu Bakanı Nicolas Schmit ile görüşen Başbakan Talat, AB yetkililerinden Serbest Ticaret Tüzüğü ve Mali Yardım Tüzüğü'nün yakında ele alınacağını öğrendiğini belirtti

RUMLARIN KIBRIS'IN TÜMÜNÜ TEMSİL ETMESİ MÜMKÜN DEĞİL... Başbakan Mehmet Ali Talat, ARI Hareketi ve Avrupa Politikaları Merkezi (EPC) tarafından Brüksel'de düzenlenen Kıbrıs konulu panelde yaptığı konuşmada, referandum sonrası artık Rumların tek başlarına Kıbrıs'ı temsil etmelerinin mümkün olmadığını söyledi. "Kıbrıslı Rumların çözüm istemeyen yaklaşımını uluslararası camia da anladı" diyen Talat, Kıbrıslı Türklerin izolasyondan kurtulması ve ekonomik yardım alması gerektiğini vurguladı

Başbakan Mehmet Ali Talat, Brüksel'de görüştüğü Avrupa Birliği (AB) yetkililerinin, Kıbrıs Türklerine verilen sözlerin tamamen farkında olduklarını, unutmadıklarını belirterek, "Sözümüzün arkasındayız" dediklerini bildirdi.

Başbakan Talat, Brüksel'deki temaslarının ardından yaptığı açıklamada, Kıbrıs Türk halkının beklentilerini AB'ye iletmek amacıyla bu ziyareti gerçekleştirdiğini belirterek, geçmişte Kıbrıs Türk halkı aleyhine uluslararası platformda alınan tüm kararların gerekçelerinin ortadan kalktığını, bunu BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın da raporunda vurguladığını kaydetti.

Avrupa Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn, Avrupa Birliği Konsey Genel Sekreteri, Dış Politika ve Savunma Yüksek Temsilcisi Javier Solana ve Avrupa Birliği Dönem Başkanı Lüksembourg'un Avrupa İşlerinden Sorumlu Bakanı Nicolas Schmit ile görüşen Başbakan Talat, AB yetkililerinden Serbest Ticaret Tüzüğü ve Mali Yardım Tüzüğü'nün yakında ele alınacağını öğrendiğini belirtti.

AB, izolasyonun kaldırılmasıyla

ilgili sözünü yerine getirmeli

Başbakan Mehmet Ali Talat, AB'nin 26 Nisan 2004'te verdiği, izolasyonun kaldırılmasıyla ilgili sözünü yerine getirmesi gerektiğini söyledi.

Lüksembourg'un AB işlerinden Sorumlu Bakanı Nicolas Schmit ile görüşmesinden sonra gazetecilere açıklama yapan Talat, "Biz adada çözüm istiyoruz. Birleşik bir Kıbrıs istiyoruz. Bu konuda müzakerelere başlayabiliriz. Ancak bunun için BM genel sekreterinin ikna olması gerekli" dedi.

BM'nin yeniden müdahil olması için Kıbrıs Rum kesiminin harekete geçirilmesi gerektiğini belirten Talat, "AB de bunu istiyor. 20 Şubat 2005'te KKTC'de seçimler var. Seçimlerden önce bile barış görüşmelerine başlayabiliriz, çünkü adada çözüme ulaşmak seçimlerden daha önemli, fakat bu noktada KKTC'ye yönelik izolasyon kaldırılmalı. Bu da çok önemli. AB yolunda Türkiye'ye engel çıkartmak istemiyoruz. Çözüm istiyoruz. Uluslararası toplum Rumları bu konuda cesaretlendirmeli" diye konuştu.

Sözler unutulmadı

Çözüm ve barış arzusunu ortaya koyan Kıbrıs Türk halkının bu yöndeki tutumundaki istikrarının AB yetkililerince saptandığını gözlemlediğini belirten Başbakan Talat, AB yetkililerinin "Verilen sözlerin tamamen farkındayız, unutmuş değiliz ve sözümüzün arkasındayız" dediklerine işaret etti.

Kıbrıslı Rumlar "Kıbrıs Cumhuriyeti"ni

tek başlarına temsil edemezler

Başbakan Mehmet Ali Talat, ARI Hareketi ve Avrupa Politikaları Merkezi (EPC) tarafından Brüksel'de düzenlenen Kıbrıs konulu panelde yaptığı konuşmada, referandum sonrası artık Rumların tek başlarına Kıbrıs'ı temsil etmelerinin mümkün olmadığını söyledi.

AB tarafından hazırlanan doğrudan ticaret ve mali yardım tüzüğünün bir an önce hayata geçirilmesinin önemli olduğunun altını çizen Talat şunları kaydetti:

"Eskiden Kıbrıs'ta bir argüman vardı: 'Kıbrıslı Türkler çözüm istemiyor.' Bu argüman referandumdan sonra değişti. Referandum sonrası artık Kıbrıslı Rumlar 'Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tek başlarına temsil edemezler.

Kıbrıslı Rumların çözüm istemeyen yaklaşımını uluslararası camia da anladı. Kıbrıslı Türkler için uygulanan izolasyon doğru değil. Bundan sonra yeniden bir çözüm elde edilene kadar, Kıbrıslı Türklerin izolasyondan kurtulması ve ekonomik yardım yapılması gerekiyor.

20 Şubat'ta seçimler olmasına rağmen eğer Rumlar hazırsa biz müzakere masasına oturmaya hazırız. Annan Planı konusunda Rum halkı, Papadopulos yönetimi tarafından kandırılarak yanlış bilgilendirildi. Bizler bu konuda Rum halkını doğru bilgilendirmeliyiz.

Rumların anlaşma masasına oturması için Kıbrıslı Türklerin izolasyondan kurtulması lazım. Çünkü Papadopulos, Annan Planı ile ilgili kaybedecek hiç bir şeyimiz olamayacak. AB'ye girdik. Türk tarafı hep böyle kalacak dedi. Papadopulos'un burada haklı çıkmaması önemli.

Bizim amacımız ada da politik eşitliktir. Tüzükler, doğrudan ticaret konuları; bunlar bir ara çözümdür. Bizler bu konuda her türlü uluslararası desteği alsak da, Kıbrıs'ı uluslararası alanda temsil edememeyi kabul edemeyiz."

Kıbrıs'tan Türk ordusunun neden çekilmediği şeklindeki bir soruya ise Talat şu yanıtı verdi:

"Niçin bu konuya takılıyorsunuz,neden bir çözümden bahsetmiyorsunuz. Kıbrıs ile ilgili sanki tek işimiz ordunun çekilme konusu. Annan Planına 'evet' deseydiniz,ordu gitmeyecek miydi?"

Panel sonrası Başbakan Mehmet Ali Talat, Brüksel'de bulunan Amerika Birleşik Devletleri Müsteşar Yardımcısı ve Kıbrıs Koordinatörü Loura Kenedy ile de özel bir görüşme yaptı.

Başbakan Talat, bu akşam yurda dönecek.

KIBRIS  27/01/05

 

Yunanistan Başbakanı Karamanlis: Kıbrıs'ta, Annan Planı temelinde çözüm istiyoruz

Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis, "Atina ile Lefkoşa'nın (Rum) Kıbrıs'ta Annan Planı temelinde, AB kural ve değerleriyle uyumlu adil, kalıcı ve işler bir çözüm istediklerini" söyledi.

Karamanlis, önceki gün çalışma ziyareti için Atina'ya giden Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos ile yaptığı görüşmenin ardından gazetecilere bir açıklama yaptı.

Papadopulos ile AB zirvesinden sonraki Kıbrıs'a ilişkin gelişmeleri ele aldıklarını söyleyen Karamanlis, ayrıca Türkiye'nin zirve kararları çerçevesindeki yükümlülükleri konusunu değerlendirdiklerini kaydetti.

Karamanlis, gazetecilerin Rum yönetiminin Annan Planı üzerinde esaslı değişiklikler yapılması gerektiği yolundaki tezini paylaşıp paylaşmadığı sorusuna, " Şüphesiz, hangi maddeler üzerinde ne gibi değişiklikler yapılması gerektiğini de görüştük. Bu konuda sıkı işbirliği içindeyiz" yanıtını verdi.

Rum yönetiminin hakemlik ve belli bir takvime bağlı görüşmelere karşı tutumunu da sorular üzerine değerlendiren Karamanlis, "bu tezlerin mantıklı olduğunu" belirtti.

Karamanlis, "Türkiye'nin Gümrük Birliği anlaşmasını imzalayacağına inanıyor musunuz?" sorusuna ise "Benim neye inandığım önemli değil, önemli olan her ülkenin üstlenmiş olduğu yükümlülüklerdir" cevabını verdi.

Papadopulos ise Karamanlis ile yaptıkları görüşmede, geniş çaplı görüş alışverişi yaptıklarını ve gelişmeleri değerlendiklerini söyledi.

Rum lider, Yunanistan ile Rum kesiminin sürekli sıkı işbirliği halinde olduklarını da kaydetti.

Papadopulos, Atina'daki temasları çerçevesinde dün Yunanistan Cumhurbaşkanı Kostis Stefanopulos, ardından da siyasi parti liderleri ile bir araya gelecek.

KIBRIS  27/01/05

 

Gönderin yargılayalım

ÜÇ ZANLI HAKKINDA GENETİK BULGU VAR... Kıbrıs Türk basınına ilk kez konuşan Rum Polis Genel Müdürü Tasos Panaiyodu, kuzeyde tutuklu bulunan zanlıların üçünün tutuklanmasını ve yargılanmasını sağlayacak bilimsel bulgular ve şahadetin bulunduğunu belirterek, "Gönderin, adil bir şekilde yargılayalım" dedi. Panaiyodu ayrıca cinayetin aydınlatılması için ellerinde yeterli bulguların bulunduğunu da vurguladı

İLK KEZ KIBRIS'A KONUŞTU... KIBRIS'tan Hüseyin Ekmekçi ve Erdoğan Mani'nin sorularını yanıtlayan Rum müdür, zanlıların güneye iadesinin "uluslararası bir gereklilik" olduğunu belirterek, Türk polisinin "delilleri" talep etmesini "gülünç" olarak niteledi. Zanlıların güneyde yargılanması için BM yanında, İnterpol ve Europol ile de temasa geçildi; tutuklama kararı alındı

YENİ TUTUKLAMALAR OLABİLİR... Rum polisi tarafından yürütülen tahkikatta "başka isimler" üzerinde de duruluyor. Beş tutuklunun yanında, yeni kişilerin de tutuklanabileceğini belirten Rum Polis Müdürü Panaiyodu, "Şu ana kadar yürütülen tahkikatta Rum birinin suçu olabileceği ihtimaline rastlanmadı. Ama inanıyoruz ki, suçlu başka isimler de var. Tahkikat devam ediyor" dedi

Rum polisi, Elmas- Zerrin- Eylül Güzelyurtlu cinayeti ile ilgili yürüttüğü soruşturmada, kuzeyde tutuklu bulunan beş zanlıdan üçünün tutuklanmasını ve yargılanmasını sağlayacak "genetik bulgulara" rastladı.

Rum Polis Genel Müdürü Tasos Panaiyodu, Elmas Güzelyurtlu, Zerrin Güzelyurtlu ve Eylül Güzelyurtlu cinayetinde zanlı olarak tutuklu bulunan beş kişinin güneye iade edilmesini istedi.

Panaiyodu, ellerinde güçlü deliller ve "şahadetler" olduğunu belirterek zanlıların güneydeki "cumhuriyet mahkemelerinde" adil bir şekilde yargılanacağını söyledi.

Kıbrıs Türk basınında ilk kez KIBRIS'a konuşan Rum Polis Genel Müdürü, zanlıların güneye iade edilmemesi gerekçesiyle büyük "rahatsızlık" duyduğunu ve adaletin tecelli etmesi için Kıbrıs Türkü ile Güzelyurtlu ailesinin yakınlarını bu yönde yardım etmeye çağırdı.

Adaletin tecelli etmemesi rahatsızlığı olduğunu söyleyen Panaiyodu, dünyada geçerli olan sisteme göre zanlıların olayın gerçekleştirildiği bölgeye iade edilmesi gerektiğini söyledi.

BM'den sonra İnterpol ve Europol'den de tutuklama emri talebinde bulunduklarını anımsatan Rum Polis Genel Müdürü, "Ancak dünyada geçerli sistem dururken, bizden emare istenmesi son derece gülünç ve dünya gerçeklerinden uzak bir taleptir" dedi.

Panaiyodu, cinayetin aydınlatılması için çok güçlü delillere sahip olduklarını ve zanlıların adil bir şekilde yargılanması için teslim edilmesini istediklerini vurguladı.

Soru: Rum Kamu Düzeni Bakanı Doros Theoduru, "Elimizde zanlıları yargılayacak deliller var. Bize iade edilmeleri gerekiyor. Yargılanacakları güçlü kanıt ve malzeme elimizde vardır" dedi. Güçlü kanıt ve malzeme konusunu biraz açar mısınız?

Panaiyodu: Bakanın söyledikleri çok doğru. Üçlü cinayetin olduğu andan itibaren polisimiz yaptığı tahkikat sonucu, bilimsel bulgular yanında olayla ilgili şahadet de temin etmiştir.

Soru: Canlı tanık derken, cinayeti görenler mi var?

Panaiyodu: Görgü tanığı demek, olayın olduğu anda olayı baştan aşağıya gören kişinin yapacağı tanıklık demektir. Ben böyle bir şey söylemedim. Ben, olayla ilgili şahadet temin ettik dedim. Cinayetin aydınlanması için elimizde şahadet var demek istedim. Bu, elimizdeki bilimsel şahadeti destekleyen şahadettir.

Ve bu şahadet beş zanlıyı mahkeme huzuruna çıkarmaya yeterlidir. Bu şahadetle beş kişi aleyhine tutukluluk emri çıkardık. Kamu düzeni bakanı da bunlar üzerine konuşmuştur.

Soru: Türk polisi ile dolaylı ya da dolaysız, resmi ya da gayrı resmi bir işbirliği söz konusu mu? Ya da BM kanalı ile...

Panaiyodu: Hayır. Hiçbir zaman olmadı. İşgal altındaki bölgede herhangi birisi ile temasımız olmadı. Bizim yaptığımız diğer meselelerde de BM'den yardım istediğimizde, BM'yi bilgilendiriyoruz. Elimizdeki delillerle ilgili BM'ye bilgi veriyoruz.

Çünkü aradığımız beş kişi, işgal altındaki bölgede bulunuyor. Bunları mahkeme huzuruna çıkarabilmek için BM'nin yardımını istedik.

Soru: BM dışında uluslararası bir kuruluştan yardım talep edildi mi? Örneğin İnterpol gibi...

Panaiyodu: Beş şahıs aleyhine, uluslararası tutuklama kararı çıkardık. Bugün inanıyorum ki, Avrupa'da da aynı karar çıkacak. Bir başka deyişle İnterpol ve Eorupol ile işbirliği yapıyoruz.

Soru: Kuzeyde tutuklu bulunan beş şahıs dışında aranan başka şahıslar var mı?

Panaiyodu: Şu ana kadar yürüttüğümüz çalışmalar henüz tamamlanmadı. Zanlıların elimizde olması bizim için çok önemli. Soruşturmanın aydınlanması için zanlıların bize iadesi çok önemlidir. Sorunuza net bir cevap vereyim. Biz inanıyoruz ki cinayette bu beş kişiden daha fazla şahıs var. Tahkikat bunu gösteriyor. Tahkikat bu aşamada devam ediyor ve diğer şahısların bulunması için soruşturma yapıyoruz.

Soru: Bu olayda, herhangi bir Rum'un da cinayete ortak olduğu yönünde bir bulguya rastlandı mı?

Panaiyodu: Şu ana kadar yürütülen tahkikatta böyle bir teşhis yok.

Soru: Kuzeydeki bilgilere göre tutuklu bulunan beş zanlıyla ilgili, DNA testleri sonucunda ve bilimsel araştırmalarda bazı bilgiler tespit edildi... Bu doğru mu?

Panaiyodu: Evet bu yönde bulgular vardır. Beş zanlıdan üçü ile ilgili genetik bulgu elimizde mevcuttur.

Soru: Ama burada esas merak edilen konu şu. Beş zanlı zaten Elmas Güzelyurtlu ile iç içeydi, birlikte iş yapıyordu. O zaman bu zanlıların genetik bulgu bırakması gayet normal değil mi? Esas olan boğuşma anına ait genetik bulgularınız olup olmadığıdır...

Panaiyodu: Polis olarak bu soruya çok açık bir cevap veremem. Yalnız elimizde bu emareler vardır, bunu söyleyebilirim.

Soru: Tutuklu beş zanlının olay gecesinde yaptıkları giriş- çıkışlarla ilgili bir netlik yok. Çünkü sadece bir kişinin giriş- çıkış kaydı var, diğerlerinin ise yok. Güneye resmi olarak geçiş kaydı olmayan biri, nasıl cinayette aktif rol oynar? Sizde kayıtları mevcut mu? Ya da başka bulgularınız var mı?

Panaiyodu: Muhakkak araştırmamız çok yönlü sürüyor, bu konu da araştırma kapsamındadır. Daha fazla bilgi vermem olanak dışıdır, çünkü bunları mahkeme huzuruna getireceğiz.

Fakat size hatırlatmak isterim ki, işgal altındaki bölgelerden hür bölgelere yalnız resmi kapılardan gelmiyorlar. Başka yollardan gelenler de var. Bunu söyleme gereği hissediyorum. Yapılan çok sayıda tutuklama var, bu da gösteriyor ki, birçok insan kaçak yollardan özgür bölgeye geçiyor.

Soru: Bu cinayet işlendiği zaman ilk etapta çok profesyonel bir hava vardı ve Rum basını da Türkiye Milli İstihbarat Teşkilatı üzerinde duruyordu, hatta suçluyordu. Teşkilatınız hiç bu ihtimal üzerinde durdu mu, yoksa basının uydurması olarak mı algılamamız gerekiyor?

Panaiyodu: Gazetelerin ne yazdığını konuşmak istemiyorum. Bizim yaptığımız araştırmaları teşkilatımızın basın bürosu aracılığı ile kamuoyuna aktardık. Açıklamalarımızı yakından takip etmişseniz, bu yönde bir açıklama yapmadığımızı da görürsünüz.

Elimizde delil olmadan açıklama yapmayız ve böyle bir açıklama yapacak delile de ulaşmadık. Şunu da eklemek isterim ki, beş kişi aleyhine şahadet temin etmeden önce, o ana kadar her ihtimal araştırıldı.

Ciddi cinayet olaylarında her polisin yaptığı gibi biz de her ihtimal üzerinde durduk. Bizim açıklamalarımızı dinleyenler, böyle bir açıklama yapmadığımızı gördüler.

Soru: Öyle görünüyor ki, siyasi nedenlerle kuzeydeki tutuklular güneyde yargılanamayacak, üstelik delil yetersizliği nedeniyle de kuzeyde serbest bırakılacak. Kamu düzenini sağlayan yetkili biri olarak bunun rahatsızlığını hissetmiyor musunuz? Beklentiniz nedir?

Panaiyodu: Tabii ki rahatsızım. Bir ciddi olay meydana geldiğinde katiller adaletten kaçabiliyorsa tabi rahatsız olurum.

Fakat bu olaydaki politik istismardan çok rahatsız oluyorum. Eğer Kıbrıslı Türkler adaletin tecelli etmesini istiyorsa haklı hiçbir sebep görmüyorum. Adaletin tecellisi için yardım etmeli ve katilleri bize iade etmelidirler. Cinayetin, üstelik aralarında bir kız çocuğu bulunan cinayetin, Türkler tarafından aydınlatılması engelleniyor. Türkler adaletin tecellisini istiyorsa bunu düşünmeleri lazım. Zanlıların adalet önüne çıkarılması gerekmektedir.

Dünyada böyle bir cinayet olması halinde, zanlılar başka yerde bulunsa dahi iade edilirler. Uluslararası geçerli olan zanlıların cinayetin işlendiği yere teslim edilmesi ve adalet huzuruna çıkarılmasıdır.

Emarelerin zanlıların tutuklandığı yerde istenmesi gülünçtür. Doğru olan zanlıların cinayetin işlendiği yere iadesidir. Bütün dünyada geçerli olan da zanlıların cinayetin işlendiği yerde adalete teslim edilmesidir. Türklerin bu talebi doğru değildir.

Soru: 1960 Anayasası ortak çalışmaya olanak tanıyor ve bu noktada olay Türkler arasında gerçekleştiği için tahkikatı da Türk polisi yapmalı, Rum polisi de yardımcı olmalı. Bunun size göre geçerliliği yok mu?

Panaiyodu: Bu sorudaki amaç olayın oluş şekliyle farklıdır. Siz 1960 Anayasası'ndan bahsediyorsunuz. O zaman Kıbrıs'ta bir polis teşkilatı vardı. O zaman "Kıbrıs Cumhuriyeti" vardı, kuzeyde bulunan bölgeye de "Kıbrıs Cumhuriyeti" polisi müdahale edebiliyordu. Şimdi öyle mi?

Soru: Bu cinayeti işlediği iddia edilen kişiler Elmas Güzelyurtlu ile işbirliği içindeydi. Bulgularınıza göre cinayetin nedeni nedir?

Panaiyodu: Bu zanlılar mahkeme huzuruna çıkarılacak. Yapacağım açıklamalar şahadeti etkilememeli. Adaletin tecellisini etkilememeli. Bu nedenle daha fazla açıklama yapamayacağım. Nedenini tahkikat memuru da ben de biliyorum ama açıklayamam.

Soru: Çalıntı paradan bahsediliyor...

Panaiyodu: Tahkikatın selameti açısından açıklama yapamam. Sabırlı olun...

Soru: Adaletin tecelli etmesini isteyen Kıbrıslı Türklere ve Elmas Güzelyurtlu'nun yakınlarına hangi mesajı ileteceksiniz?

Panaiyodu: Adaletin tecelli etmesi için bir istek varsa zanlıların mahkeme huzuruna çıkarılmaları için, canice işlenen cinayetin meydana çıkması için politik menfaatler yolunda istismar yapılmamalı. Birçok farklı düşünceler öne sürerek bu iş engellenmesin. Politikayı bir kenara bırakıp zanlıların elimize geçmesi için, iade edilmesi için yardım etsinler.

Bu üçlü cinayetin aydınlanması için ve cumhuriyetin mahkemesine çıkmaları için gerekli katkıyı yapsınlar.

Soru: Zanlıların avukatı "İade edin, güneyde bizi yargılasınlar" dedi. Bu noktada siz zanlılara güneyde adil yargılanacakları garantisini veriyor musunuz?

Panaiyodu: Buraya Türk avukatlar gelecek. Onları Türk avukatlar savunacak. Cumhuriyet mahkemelerinin adaleti bir çok kez ispat edildi. Adaletin tam anlamı ile tecelli edileceğini söyleyebilirim. Ancak tekrar vurgulayayım, Türk polisi iler herhangi bir şekilde işbirliği yapmamız söz konusu değildir.

KIBRIS  27/01/05

 

"Zanlıları gönderemeyiz"

BAŞKA ÇARE YOK Başsavcı Akın Sait, Rum yönetiminin suçlular konusunda KKTC ile işbirliği yapmak zorunda olduğunu söyleyerek, Güzelyurtlu cinayeti ile ilgili işbirliği çağrısını yineledi. Güzelyurtlu cinayetinin aydınlatılması için Rum yönetimine işbirliği çağrısında bulunduklarını ancak bugüne kadar olumlu bir yanıt alamadıklarını kaydeden Başsavcı, "Kapıların açılması nedeniyle bizim tarafta da o tarafta da çok olay olacak. İşbirliğinden başka çare yok" dedi

İADELERİ SÖZ KONUSU DEĞİL Başsavcı Akın Sait "Hiç bir devletin kendi vatandaşını yargılanması için başka devlete veremeyeceğini", uluslararası hukukun kabul ettiği gerçeğin bu olduğunu belirterek, Güzelyurtlu ailesi cinayeti ile ilgili yakalanan zanlıların Güney Kıbrıs'a iadelerinin söz konusu olmadığını açıkladı. Sait, "Biz elimizdeki delilleri değerlendirdikten sonra dava gerektirecek bir durum varsa zanlılar aleyhine dava getireceğiz. Yoksa serbest kalacaklar. Ondan sonra nereye isterlerse gidebilirler" diye konuştu

BİLGİ VE DELİLLER VAR 3 kişinin ölümüyle neticelenen bir katilliğin söz konusu olduğunu ve 5 zanlının tutuklu olduğunu belirten Başsavcı Akın Sait, polisin elinde bazı bilgi ve deliller bulunduğunu, bu safhada tahkikatın yürütülmesini etkileyebilecek olması açısından bu delillerin açıklanmasının uygun olmadığı görüşünde olduklarını vurguladı

YARGILAMA YETKİSİ KARMAŞASI Rum yönetiminin, zanlıları, kendi vatandaşı olduğu gerekçesi ile iade edilmeleri talebi içinde olduğunu basından takip ettiklerini belirten Başsavcı Akın Sait, 5 zanlıdan 4'ünün KKTC vatandaşı olduğunu vurgulayarak, Rum yönetiminin "Kıbrıs Cumhuriyeti" Anayasası altında böyle bir talepte bulunmuş olabileceğini ancak "Kıbrıs Cumhuriyeti" Anayasası'nın 159'uncu maddesinin buna engel olduğunu hatırlattı

İNGİLTERE İŞBİRLİĞİ YAPTI İngiltere'de Michael Menson'un öldürülmesi olayına karışan Özgay Cevat Yorgun'un yakalanarak yargılanması için İngiliz hükümetinin KKTC'yi tanımamasına rağmen KKTC ile işbirliği yaptığını, delil ve tanıklarını KKTC mahkemelerine göndererek Yorgun'un yakalanıp yargılanmasını sağladığını belirten Başsavcı, aynı şekilde başka hırsızlık meselelerinde Rumların da KKTC polis ve mahkemelerinden yardım istediğini anımsattı

İSTİYORLARSA GİDİP YARGILANSINLAR Zanlıların "Biz iadeye hazırız" şeklindeki açıklamalarını da değerlendiren Başsavcı Akın Sait, polisin elindeki deliller ve şahadetlerin değerlendirileceğini, şayet yargılama mümkün değilse serbest bırakılacaklarını belirterek, "Serbest kaldığı zaman istediği gibi Rum tarafına da gider, Amerika'ya da gider, İngiltere'ye de gider. Yargılanmak istiyorlarsa o zaman gidebilirler" diye konuştu

Başsavcı Akın Sait "Hiç bir devletin kendi vatandaşını yargılanması için başka devlete veremeyeceğini", uluslararası hukukun kabul ettiği gerçeğin bu olduğunu belirterek, Güzelyurtlu ailesi cinayeti ile ilgili yakalanan zanlıların Güney Kıbrıs'a iadelerinin söz konu olmadığını açıkladı.

Başsavcı Akın Sait, Güzelyurtlu ailesi cinayetiyle ilgili olarak makamında düzenlediği basın toplantısında, ellerindeki bütün delil ve bulguları değerlendirerek bugünkü mahkemeye kadar tutumlarını belirleyeceklerini söyledi. Basının yoğun ilgi gösterdiği toplantıda, Başsavcı Yardımcısı Osman Talat Naim Enginsoy da hazır bulundu.

Cinayetin ortaya çıkarılması için BM aracılığıyla girişimlerde bulunduklarını, ancak şu ana kadar Rum tarafından olumlu yanıt alamadıklarını belirten Akın Sait, hiç bir devletin suçluları koruyamayacağına işaret ederek, Rum yönetimine işbirliği girişimlerine olumlu yanıt verme çağrısında bulundu.

Sait, "Biz elimizdeki delilleri değerlendirdikten sonra dava gerektirecek bir durum varsa zanlılar aleyhine dava getireceğiz. Yoksa serbest kalacaklar. Ondan sonra nereye isterlerse gidebilirler" diye konuştu.

Kapıların açılmasıyla birlikte güneyde de kuzeyde de çok olay olacağına da işaret eden Akın Sait "Bu nedenle işbirliğinden başka çare yoktur" dedi.

Bilgi ve deliller var

Rum tarafında işlenen Güzelyurtlu ailesi cinayetiyle ilgili soruşturmasının Rum polisi ve Türk polisi tarafından sürdürülmekte olduğunu, basında bugüne kadar konuyla ilgili olarak pek çok yazı yazıldığını, suçun işlenmesiyle ilgili olarak Rum hükümet sözcüsü ve Rum polis müdürünün açıklamaları olduğunu anımsatan Başsavcı Akın Sait, Hukuk Dairesi olarak bugüne kadar açıklama yapma gereği görmediklerini belirterek bunun gerekçelerini açıkladı.

3 kişinin ölümüyle neticelenen bir katilliğin söz konusu olduğunu, bu olayda tahkikatın salimen yürütülmesi açısından bazı hususların gizli kalması ve soruşturmanın gizli yürütülmesinin gerekli olduğuna inandıkları için bugüne kadar açıklama yapmadıklarını belirten Akın Sait, gelinen bu aşamada tutuklu bulunan 5 zanlıyla ilgili olarak polis teşkilatının elinde bilgiler ve deliller bulunduğunu, bu safhada tahkikatın yürütülmesini etkileyebilecek olması açısından bu delillerin açıklanmasının uygun olmadığı görüşünde olduklarını vurguladı.

"Hiçbir devlet, suç işleyen ve özellikle kişilerin şahsına yönelik, hayatını sona erdiren bir suçlunun yargılanması için elindeki delilleri gizlememelidir. Gizlediği anda o devlet, suçun ve suçluların ortaya çıkarılmasına yardımcı olmamaktadır ve suçluların yakalanması için o devletin gizli bazı niyetlerinin olduğunu da ortaya çıkarmaktadır" diyen Akın Sait, Annan Planı'nın görüşüldüğü dönemlerde iki tarafın temsilcilerinin BM'nin gözetim ve denetiminde birçok çalışma yaptığını anımsattı.

Sait, Anan Planı'nda yapılan bu çalışmaların iki toplumun geleceği düşünülerek yapıldığını vurguladı.

BM aracılığıyla işbirliği çağrısı

Güzelyurtlu olayında cinayetin Rum tarafında işlendiğini, bunun üzerine Türk polisinin elde ettiği bazı bilgilere dayanarak bu zanlı kişileri tutukladığını, beşinci zanlının ise 3-4 gün önce tutuklandığını anlatan Sait şöyle konuştu:

"Çalışmalarımız esnasında Birleşmiş Milletler aracılığıyla Rum tarafına yardım çağrısında bulunduk. Ortada işlenmiş bir suç vardır ve bu suçun neticesinde de 3 kişi hayatını kaybetmiştir. Yapılan çağrı 'Bu cinayetin faillerinin yakalanmasında ya birlikte hareket edelim veya sorunun çözülmesi için nasıl hareket etmemiz gerektiği hususunda görüş alışverişinde bulunalım. Bir anlaşma sağlandığı taktirde o mutabakata uygun olarak da işlenen cinayetin failleri ortaya çıkarılmış olsundu.' Üzülerek belirtmek isterim ki Birleşmiş Milletler aracılığıyla yapılan temaslardan Rum yönetiminin bu konuda Türk polisi ile herhangi bir işbirliği yaparak bu sorunu çözme niyetinde olmadığını gözlemlemiş bulunmaktayız. En son Birleşmiş Milletler vasıtasıyla kendilerine şöyle bir öneride bulunduk:

'Ortada işlenen 3 cinayet vardır. Bu cinayetlerin zanlıları yakalanmıştır. (Zanlılarla ilgili deliller kendi iddialarına göre ellerinde mevcuttur). İki tarafın polisinden, başsavcılık dairelerinden veya kendilerinin arzu edeceği soruşturma yapma yeteneğine ve görevine haiz olan kişiler bir araya gelerek ellerindeki delillerin değerlendirmesini yapsın. Bu değerlendirme yapıldıktan sonra suçun kimler tarafından işlendiği veya halen zanlı olarak tutuklu bulunan şahısların aleyhindeki bizim elimizdeki delillerle, Rum polisinin elindeki deliller değerlendirilsin. Sonuçta bu suçun kimler tarafından işlendiği ilk nazarda ortaya çıkacak şahadetle belirlendikten sonra yargılamanın nasıl yapılacağı veya ne şekilde olması gerektiği iki taraf arasında görüşülerek bu konu çözülebilir."

Sait, bu önerilerine de şu ana kadar olumlu bir yanıt alamadıklarını kaydetti.

Zanlıların 4'ü KKTC vatandaşı

Rum yönetiminin basından takip ettikleri kadarıyla "Bu kişileri yargılama yetkisi bizdedir. Bize bunları verin. Biz bunları yargılayalım" demekte olduğuna işaret eden Sait, halen zanlı durumunda bulunan 5 kişiden 4'ünün KKTC vatandaşı olduğu gerçeğinin ortada durduğunu belirtti.

Rum yönetiminin "Kıbrıs Cumhuriyeti" Anayasası altında bu kişileri yargılayabileceği görüşünden hareket ederek bu talepte bulunduğunu anlatan Başsavcı Akın Sait sözlerini şöyle sürdürdü:

"Basından takip ettiğim kadarıyla zanlıların avukatı da mahkeme safhasında 'Biz Rum tarafında yargılanmaya hazırız' diye bir iddia ortaya atmıştır. Ne derecede doğrudur, yanlıştır onu bilmiyorum. "Kıbrıs Cumhuriyeti" Anayasası'nı halen Rum yönetimi uygulamaktadır. Bu anayasanın 159'uncu maddesinin 2. Fıkrası, 'Suçlusu ile zarar gören şahıs aynı cemaata mensup olan, veya zarar gören şahsı bulunmayan bir ceza davasına aynı cemaata mensup hakim veya hakimlerden mürekkep bir ceza mahkemesi bakar. Aynı durum Ağır Ceza Mahkemeleri için de geçerlidir' demektedir. Yani suçlusu ve zarar göreni aynı cemaata mensup ise Türk yargıçlardan oluşan bir mahkemeden başka bir mahkemenin zanlıları yargılama yetkisi yoktur. Şimdi Rum yönetimi 'Valla zorunluluk vardır. Çünkü Türk hakimler burada görev yapmamaktadır. O nedenle ben yargılamak istiyorum' diyebilir. Zorunluluk ilkesine dayanarak bu sorunun çözümü mümkün değildir. Bu nedenle bizim düşüncemiz, Rum yönetiminin veya Rum polisinin Birleşmiş Milletler aracılığıyla başlatılan girişimlere iyi niyetle yaklaşması ve ortada işlenmiş ve 3 kişinin hayatına mal olmuş bu cinayetlerin suçlularının yargılanması için Türk polisiyle işbirliği içine girmesi gerektiğidir."

Suçlular, devlet tarafından korunamaz

Suçluların hiçbir devlet tarafından korunmasının kabul edilemeyeceğini, böyle bir güvencenin hiçbir devlet tarafından verilmemesi gerektiğini kaydeden Sait, "Devletler, işlenen suçlarda o kadar iyi niyetli hareket etmektedirler ki uluslararası ve İnterpol aracılığıyla yapılan müracaatlarla suç işleyip de başka ülkelere kaçan kişilerin cezasız kalmaması için mahkeme emri çıkararak kaçan suçluyu yakalayıp o devlete yargılanmak amacıyla iade etmektedirler" dedi.

Uluslararası hukukun kabul ettiği bir başka gerçeğin de "Hiçbir devlet kendi vatandaşını yargılanması için başka bir ülkeye veremeyeceği" olduğuna dikkati çeken Sait, ancak yine yapılan uluslararası anlaşmalarla devletlerin, başka ülkelerde suç işleyen kendi vatandaşlarını, kendi ülkelerinde o devletin yaptığı soruşturmaya tabii olarak yargılamayı taahhüt etmekte olduklarını anımsattı.

Menson cinayeti

1997 yılında İngiltere'de öldürülen İngiliz müzisyen Michael Menson cinayeti ile ilgili olarak İngiliz polisinin cinayetten sonra KKTC'ye kaçan Özgay Cevat Yorgun'un yakalanarak yargılanması için KKTC'den yardım talep ettiğini anımsatan Başsavcı Akın Sait devamla şöyle konuştu:

"Hatırlayacaksınız bundan bir süre önce İngiltere'de cinayet işleyen Özgay Yorgun diye bir İngiliz ve aynı zamanda KKTC yurttaşı olan bir kişi, daha sonra Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ne gelmişti. İnterpol vasıtasıyla bize yapılan bir müracaata uygun olarak bu kişi aleyhine emniyet teşkilatı tarafından soruşturma yapılmış, polisten ve savcılıktan İngiltere'ye giden görevliler İngiliz hükümeti ve polisinin bilgisi dahilinde soruşturma yapıp delilleri toplamış ve daha sonra bu kişi tutuklanarak aleyhinde dava açılmıştı. Yargılama sonucunda bu kişi İngiltere'de işlediği cinayet suçundan Lefkoşa Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 14 yıl hapis cezasına çaptırılmıştı. O zaman İngiliz polisi, ilgili memurlar ve uzmanlar gelip bizim mahkememizde şahadet vermişti. Buna karşın İngiliz hükümeti Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ni tanımıyor. Tanıma başka iştir. Suçluların yargılanması için devletlerin birbirine yardım etmesi başka bir husustur. Bu ve buna benzer meseleleri örneklerle çoğaltmak mümkündür."

Daha önce Rumlar, KKTC polis

ve mahkemelerinden yardım aldı

Güneyde yapılan hırsızlık olayları ile ilgili olarak Rumların gelip mahkemeye ve polise şikayette bulunduklarını, sonuçta yakalanan bu kişilerin yargı önüne çıkarılarak mahkum edildiğini, çalınan altın ve hayvanların da sahiplerine iade edildiğini anlatan Sait, 'Yani şimdiye kadar işbirliği yapılmadı. Bu meselede ilk defa yapılacak da aman Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti tanınacak' eğilimi içine girilmemelidir. Bu ne ilktir, ne de son olacaktır. Kapıların açılmasıyla bundan sonra Rum tarafında da çok olaylar olacak, bizim tarafta da olaylar olacaktır. Onun için iki taraf polisinin, eninde sonunda işbirliği yaparak bu sorunları çözmesinden başka bir seçenek yoktur. Bu nedenledir ki biz Birleşmiş Milletler kanalıyla yapılan çağrımızı yeniliyoruz. Son yaptığımız önerimizin her iki tarafın haklarına halel gelmeden sorunun çözümlenmesi için büyük bir adım teşkil edeceği görüşündeyiz" diye konuştu.

Yakalanan zanlıların KKTC yurttaşı olduğunu, avukatlarının "Güneyde yargılanmaya hazırız" şeklindeki açıklamasına dayanarak hukuki ve anayasal duruma da değinmek istediğini kaydeden Başsavcı Akın Sait konuya şöyle açıklık getirdi:

"Anayasamızın 22. maddesinin 4. fıkrasının kuralları gayet açıktır. 'Hiçbir yurttaş isteği dışında devlet sınırları dışına çıkarılamaz ve aynı şekilde girmekten alı konulamaz.' Yani şu anda zanlı durumda bulunan 5 kişi için Rum yönetiminin 'Verin bize yargılayalım' şeklindeki talebi, bizim anayasamız kuralları ile bağdaşmadığı gibi, "Kıbrıs Cumhuriyeti" Anayasası ile de bağdaşmamaktadır. Burada yargılamada yetkili makam Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti mahkemeleridir. Yargılama nasıl olacak? Eldeki delillere göre olacak. Eğer Rum polisi ,Türk polisi veya Hukuk Dairemizle bu sorunu çözme aşamasına girmek istemezse biz daire olarak polisin elindeki delilleri değerlendirip ona göre ne yapılacağına karar vereceğiz."

İstiyorlarsa, gidip yargılansınlar

Daha sonra basın mensuplarının sorularını yanıtlayan Başsavcı Akın Sait, Rum yönetiminin şu ana kadar kendilerine herhangi bir belge, hatta otopsi raporunu dahi göndermediğini açıkladı.

"Anayasaya dayanarak 'Hiç kimse isteği dışında ülke sınırları dışına çıkarılamaz' dediniz. Bu insanlar 'Biz buna hazırız derlerse onları güneye iade edecek misiniz?" şeklindeki bir soruya karşılık şu yanıtı verdi:

"O zaman biz kendi elimizdeki delilleri değerlendireceğiz. Bizim elimizdeki deliller ve şahadetle bizim bunları yargılamamız mümkün ise zaten biz bunları yargılayacağız. Ha yargılamamız mümkün değil ise zaten bu kişiler belli bir süre sonra serbest kalacak. Serbest kaldığı zaman istediği gibi Rum tarafına da gider, Amerika'ya da gider İngiltere'ye de gider. Yargılanmak istiyorlarsa o zaman gidebilirler."

Tutuklama aşamasında her şeyi

mahkeme önüne koymam gerekmez

Başsavcı Akın Sait, ellerindeki delilleri mahkeme huzuruna getirip getirmeyeceklerine ilişkin bir başka soruya ise "Tutuklama safhasında elinizde ilk nazarda olan delilleri mahkemenin bilgisine getirirsiniz. Yargılanma esnasında mahkemenin önüne getireceği delilleri mahkemenin bilgisine tutukluk safhasında getirmek zorunda değiliz. Bunu getirdiğiniz anda tahkikatın selametinin o anda ortadan kaldırmış olursunuz. Benim elimde bir şey var, ben o ifadeye dayanarak soruşturmayı yürütüyorum. Nitekim 5. zanlı Türkiye'deydi geldi ve yakalandı. Onun ortaya attığı iddialar var. Onun söylediklerine dayanarak polisin ifade alması lazım. İfade aldı, daha da ifadeler alıyor. O ifadelerin sonunda güneydeki cinayet olayının ortaya çıkarılmasında bize ne kadar yardımcı olacak onun değerlendirmesini biz yapacağız. Tutuklama aşamasında her şeyi benim mahkeme önüne koymam gerekmez" diye yanıt verdi.

Akın Sait, "Zanlılar şu ana kadar suçu kabul etmedi ve gönüllü ifade de yok, Rum tarafı işbirliğine yanaşmadığı sürece bu iş çözülmeyecek görülüyor. Hakimin görüşü de öyle. Siz, bu işbirliği olmazsa bu cinayeti çözebileceğinize inanıyor musunuz" şeklindeki soruyu ise şöyle yanıtladı:

Tavrımızı belirleyeceğiz

"Cinayet veya herhangi bir suç olsun. Bir konuyu mahkemeye götürebilmeniz için ilk nazarda elinizde bir şeyin olması lazım. Konu mahkemeye intikal ettikten sonra da makul şüpheden ari olarak sanığın suçlu olduğunu mahkemeye sunacağınız şahadetle kanıtlamanız gerekir. Bu iddia makamının görevidir. Bunu yapamadığınız sürece herhangi bir sanığın mahkum edilmesi mümkün değildir. Biz, şimdi elimizdeki delillere bakacağız. İlk nazarda zanlıların aleyhlerine dava getirilmesi için yeterli midir, değil midir onun değerlendirmesini yapacağız. Öyle bir kanaata varırsak bu kişilerin aleyhine tabii ki dava getireceğiz. Biz mahkemenin yerine geçemeyiz. Biz ilk nazarda böyle bir şahadet var mı, yok mu ona bakarız. İlk nazarda varsa bunu mahkemenin önüne sunarız, kararı verecek olan mahkemedir. Bu safhada öyle bir şahadet var mı? Kim ne derse desin bilemez. Biz soruşturmayla ilgili bütün bilgileri ve belgeleri değerlendireceğiz ve ona göre tutumumuzu belirleyeceğiz."

KIBRIS  27/01/05

 

“Talat, doğrudan ticarette ısrar ediyor!..”

 

Başbakan Mehmet Ali Talat’ın Brüksel’deki temasları Rum basınında geniş yer buluyor.

Güney Kıbrıs’ta yayımlanan FİLELEFTHEROS “Ticaret İçin Euorları Kurban Etti – Talat Siyasi Kazanç Talep Ederek 259 Milyon Euro’yu Reddetti – Komisyon Zodya’da Geçit Açılmasını Talep Etti” başlıkları ile manşetten verdiği haberinde, Başbakan Mehmet Ali Talat’ın Brüksel’deki temasları çerçevesinde AB tarafından yardım olarak sunulan 259 milyon Euroluk tutarı reddettiğini ve bunun yerine KKTC limanlarının açılmasını, yani doğrudan ticaretin gerçekleştirilmesini talep ettiğini iddia etti.

Gazete, Başbakan Talat’ın AB’nin mali yardımını “gerçek anlamıyla tekmelediğini” ve Kuzey Kıbrıs limanlarının açılmasını koşul olarak sunduğunu belirtirken Başbakan Talat ile AB Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn’in gerçekleştirdikleri görüşmede Rehn’in de “doğrudan ticaret tüzüğünün mümkün olan en kısa zamanda onaylanmasını desteklediğini ancak mevcut imkanların da göz önüne alınmasının gerekeceğini” ifade ettiğini yazdı.

Gazete, Rehn’in görüşmede, “şu anda talep edilebilecek şeyin, gümrüksüz ve fason (hammaddesi dışardan gelen ancak KKTC’de üretilen yada işlenen mallar) malların ticareti düzeyinde yapılacak düzenlemeler çerçevesinde, Yeşil Hat tüzüğüne ilişkin bir uzlaşma olduğunu” ifade ettiğini ve ayrıca Başbakan Talat’tan, Güzelyurt’taki narenciye ürününün Güney Kıbrıs’a ticaretinin daha hızlı olabilmesi için Zodya (Bostancı) sınır kapısının açılmasına ilişkin “Rum Yönetimi’nin önerisini” kabul etmesi talebinde bulunduğunu iddia etti.

Gazete, Başbakan Talat’ın “doğrudan ticaret mantığında ısrar ettiğini” ve bu konuları Lüksembourg Başkanlığı Avrupa Konuları Bakanı Nicolas Smith ile AB Yüksek Temsilcisi Javier Solana’ya da ilettiğini, Solana’nın “hiçbir şey söylemeyerek notlar almayı tercih ettiğini” iddia etti.

Gazete ayrıca, Başbakan Talat’ın Brüksel’de yapmış olduğu çeşitli açıklamalarına da yer verdi.

Diğer gazeteler de konuya ilişkin haberleri şu başlıklarla duyurdular: 

ALİTHİA: “Olli Rehn: Yeşil Hatta Bir Tane Daha Açın”.

HARAVGİ: “Olli Rehn: Yeni Girişimlerin İlerletilmesi Şansı”.

MAHİ: “Talat Israr Ediyor”.(Rum basını)

YENIDUZEN 27/01/2005

 

‘Rumların şantajına boyun eğilmemeli’

 

 

Kara Kuvvetleri Komutanı Yaşar Büyükanıt, uluslararası anlaşmalara aykırı olarak Avrupa Birliği’ne alınan ve bu çerçevede Kıbrıs’ta çözüme engel olan Rumların şantajlarına, daha fazla boyun eğilmemesi uyarısında bulundu.

 

NTV

 

 

 

 

28 Ocak 2005—  Orgenernal Büyükanıt, Kıbrıs Türklerine uygulananan haksız tecridin kaldırılacağı yönündeki sözlerin tutulmadığını, bu durumun Kıbrıs Türk halkında ciddi bir hayal kırıklığı ve güvensizlik yarattığını söyledi.

 

Orgeneral Büyükanıt dört gün süren ziyaretinin ardından Ercan havaalanında düzenlediği basın toplantısında, adada kalıcı ve istikrarlı bir barışın, güvenlik konusuyla doğrudan ilişkili olduğuna işaret etti.
       Büyükanıt adil ve kalıcı olmayan bir barışın, adada sürekli güvenlik sorunları yaratacağını belirtti. Kalıcı barışın ancak iki eşit taraf arasında sağlanacabileceğine dikkat çeken Büyükanıt, “Rum yönetiminin şantajlarına, daha fazla boyun eğmeyerek, çözüm yönünde gerçekçi ve adil açılımlar yapan bir iradeye gereksinim var” dedi. Orgeneral Büyükanıt ayrıca, Kıbrıs Türk halkına birlik ve beraberlik çağrısında bulundu.

 

Türkiye’yle Gümrük Birliği Şubat’ta’

 

Rum Yönetimi, Türkiye’nin, Gümrük Birliği anlaşmasını, aralarında Kıbrıs Cumhuriyeti’nin de bulunduğu 10 yeni Avrupa Birliği üyesiyle Şubat ayı içinde imzalayacağı iddiasını ortaya attı.

 

NTV

 

 

 

28 Ocak 2005— Rum bakan Yorgos Liliakas anlaşmanın Şubat’ta imzalanacağını, bunun da Kıbrıs Cumhuriyeti’nin tanınması anlamına geleceğini söyledi.

Rum Sanayi, Ticaret ve Turizm Bakanı Yorgos Liliakas, Ankara’nın Gümrük Birliği anlaşmasını beklenenden çok daha önce, Şubat ayı içinde imzalayacağını söyledi.

Gümrük Birliği anlaşmasının imzalanmasının Kıbrıs Cumhuriyeti’nin tanınması anlamına geleceğini savunan Rum Bakan, “Gümrük Birliği anlaşmasını imzalamak, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin varlığını onaylamak anlamına geliyor çünkü; Türkiye bize hava ve deniz limanlarını açacak” dedi.
       
‘TÜRKİYE’YE BASKI YAPILIYOR’
       Rum basını da Gümrük Birliği protokolünün Türkiye’nin üyelik müzakerelerinin başlama tarihi olan 3 Ekim’den önce imzalanacağını, Avrupa Birliği’nin Ankara’ya bu yönde baskı yaptığını yazdı.
       Fileleftheros gazetesi haberinde, “Protokol Şubat sonunda imzalanacak” ifadesini kullandı. Gazete, Avrupa Birliği Komisyonu’nun Ankara’ya “Anlaşmayı imzalayın çünkü üyelik müzakerelerinin başlaması gecikecek” mesajını göndererek, protokolün Şubat ayı sonuna kadar imzalaması için baskı yaptığını aktardı.

 

Talat: İzolasyonların kalkmasına Rumlar engel

 

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Başbakanı Mehmet Ali Talat, Rumların Türklere yönelik izolasyonun sürmesi için yoğun çaba sarfettiğini söyledi.

 

NTV

 

 

 

 

28 Ocak 2005—  Talat “AB izolasyonları kaldırmak istiyorsa, Avrupalı gibi davranmayan bu küçük agresif topluluğu bir kenara itmelidir, onları dışlamalıdır” dedi.

 

Brüksel temaslarını tamamlayarak Ada’ya dönen KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat, AB’nin Kıbrıslı Türklere yönelik tecridi kaldırmayı amaçladığını ancak her adımda Rumların muhalefetiyle karşılaştığını söyledi. KKTC Başbakanı, birliğin izolasyounun kaldırılması konusunda Kıbrıslı Türklere verdiği sözleri unutmadığını da belirtti.

Talat “Brüksel’de elde ettiğimiz en önemli izlenim bu oldu. Hem doğrudan ticaret ve yardım tüzüğü, hem de Yeşil Hat Tüzüğü’nde yapılacak değişikliklerin tümü AB’nin gündeminde kalmaya devam ediyor” dedi.
       
RUM YÖNETİMİ: SİYASİ ÇIKAR GİRİŞİMİ
       Bu arada Rum Yönetimi, Başbakan Talat’ın Brüksel temaslarını 20 Şubat’ta yapılacak seçimlere yönelik siyasi çıkar girişimi olarak niteledi. Rum Hükümet sözcüsü Kipros Hrisostomidis, “Talat, çözüme yönelik işbirliği yerine seçim öncesinde siyasi avantaj sağlamaya çalışıyor. AB bunun farkına varmalıdır” dedi.
       

Rum gazeteden 'protokol' iddiası


28 Ocak, 2005 17:42:00 (TSİ) CNN TURK

Güney Kıbrıs'ta yayımlanan Fileleftheros gazetesi, Avrupa Birliği (AB) Komisyonu'nun Ankara'ya, Gümrük Birliği Protokolü'nü şubat ayı sonuna kadar imzalaması için baskı yaptığını savundu.

Gazete, haberini 'Komisyon: imzalayın çünkü üyelik müzakerelerinin başlatılması gecikecek' başlığıyla manşetten verdi.

Gazete, haberde 'AB Komisyonu'nun gümrük birliğinin 10 yeni üyeyi de kapsayacak şekilde genişletilmesi protokolünü şubat ayı sonuna kadar imzalaması için Ankara'dan baskıcı bir şekilde talepte bulunduğunu'' iddia etti.

"3 ekim tarihinde değişiklik yapılabilir"

Gazete, edindiği bilgilere dayanarak, 'Brüksel'in son zamanlarda, muhtemel gecikmenin, 3 ekim olarak belirlenen üyelik görüşmelerinin başlatılması takviminde muhtemel değişikliklere gidilebileceği konusunda Türkiye hükümetini uyardığını da' ileri sürdü.

Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül'ün, ''Protokolün şubat veya mart ayında imzalanması önemli değil. Protokol bizim bilgimiz dahilindeki bir sürede imzalanacak'' sözlerine yer veren gazete, 'Gül'ün bu açıklamasıyla hükümetinin, AB'nin ortaya koyduğu takvime uyacağını dolaylı ancak net bir şekilde teyit ettiğini' savundu.

 

Rum basını: AB Türkiye'ye Kıbrıs baskısı yaptı

 

Lefkoşa

Güney Kıbrıs'ta yayımlanan Fileleftheros gazetesi, Avrupa Birliği (AB) Komisyonu'nun Ankara'ya, Gümrük Birliği Protokolü'nü şubat ayı sonuna kadar imzalaması için baskı yaptığını savundu.

Gazete, “Komisyon: imzalayın çünkü üyelik müzakerelerinin başlatılması gecikecek” başlığıyla manşetten verdiği haberinde, “AB Komisyonu'nun gümrük birliğinin 10 yeni üyeyi de kapsayacak şekilde genişletilmesi protokolünü şubat ayı sonuna kadar imzalaması için Ankara'dan baskıcı bir şekilde talepte bulunduğunu” iddia etti.

   

Gazete, edindiği bilgilere dayanarak, “Brüksel'in son zamanlarda, muhtemel gecikmenin, 3 Ekim olarak belirlenen üyelik görüşmelerinin başlatılması takviminde muhtemel değişikliklere gidilebileceği konusunda Türkiye hükümetini uyardığını da” ileri sürdü.

   

Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül'ün, ”Protokolün şubat veya mart ayında imzalanması önemli değil. Protokol bizim bilgimiz dahilindeki bir sürede imzalanacak” sözlerine yer veren gazete, “Gül'ün bu açıklamasıyla hükümetinin, AB'nin ortaya koyduğu takvime uyacağını dolaylı ancak net bir şekilde teyit ettiğini” savundu.

 (aa)

HURRIYET 28/01/05

 

Rum basını: Türkiye'ye 'protokolü imzalayın' baskısı yapılıyor


      Güney Kıbrıs'ta yayımlanan Fileleftheros gazetesi, Avrupa Birliği (AB) Komisyonu'nun Ankara'ya, Gümrük Birliği Protokolü'nü şubat ayı sonuna kadar imzalaması için baskı yaptığını savundu.
      Gazete, ''Komisyon: imzalayın çünkü üyelik müzakerelerinin başlatılması gecikecek'' başlığıyla manşetten verdiği haberinde, ''AB Komisyonu'nun gümrük birliğinin 10 yeni üyeyi de kapsayacak şekilde genişletilmesi protokolünü şubat ayı sonuna kadar imzalaması için Ankara'dan baskıcı bir şekilde talepte bulunduğunu'' iddia etti.
      Gazete, edindiği bilgilere dayanarak, ''Brüksel'in son zamanlarda, muhtemel gecikmenin, 3 Ekim olarak belirlenen üyelik görüşmelerinin başlatılması takviminde muhtemel değişikliklere gidilebileceği konusunda Türkiye hükümetini uyardığını da'' ileri sürdü.
      Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül'ün, ''Protokolün şubat veya mart ayında imzalanması önemli değil. Protokol bizim bilgimiz dahilindeki bir sürede imzalanacak'' sözlerine yer veren gazete, ''Gül'ün bu açıklamasıyla hükümetinin, AB'nin ortaya koyduğu takvime uyacağını dolaylı ancak net bir şekilde teyit ettiğini'' savundu.

MILLIYET 28/01/05

 

Erdoğan, Kıbrıs sihirbazı olacak



DAVOS

Bu yazının hemen başında anlaşalım ki, sonradan aramızda kavga çıkmasın:
"Türk tarafı geçen yıl Annan planını kabul ederek herkesi şaşırttı. Ancak karşılığını alamadı. Rumlar, şark kurnazlığı ile referandumu reddettiler. Şu ana kadar da, kısa vadede beklendiği kadar zarar görmediler."
Bu sonuç hiçbirimizi tatmin etmedi. Büyük bir özveride bulunmuştuk ancak karşılığında Uluslararası kamuoyundan beklenen desteği alamadık. Verilen vaatlerden hiçbiri tutulmadı.
Kızdık, hatta tepki gösterdi.
Haklıydık.
Ancak hayat devam ediyor.
Haklı olduğumuzu söyleyip küsmek, hatta eskiye oranla daha sertleşip, "bu adamlara esneklikte yaramıyor" demek hiçbir işe yaramıyor.
Dış Politikada, oyunu iyi oynayan kazanıyor.
Türkiye, Kıbrıs konusunda oyunu iyi oynadı, ancak geç kaldı. Denktaş'ı zamanında ikna edemedi. Ülkelerin hayatlarında hep böyle olaylarla karşılaşılmıştır.
Belki Türkiye istediğini elde edemedi de, sanki Papadopulos mu kazandı?
Hayır. Rum lider, kısa vadeli akılcı bir taktik uyguladı. Köşeye sıkışmıştı, son dakika manevrasıyla Türk tarafına ilginç bir çalım attı.
Denktaş'ın sayesinde Avrupa Birliğine kapağı attı ve kendini büyük oranda kurtardı. Eğer AKP, bir yıl önce iktidar olabilse ve bu politikalarını uygulamaya başlasaydı, durum bambaşka olurdu. Bugün ya KKTC Avrupa Birliği üyesiydi veya Rumlar Avrupa Birliğine üye değildi.

BÜTÜN BUNLAR DÜNÜN HİKAYELERİ
Vah vah…
Ne yapalım?
Ne olduysa oldu ve bugünkü durumla karşı karşıya kaldık.
Süleyman Demirel'in sözü hep kulaklarımdadır, "Dün dündür, bugün bugündür". Bunu söylediğinde dar dünyamızın içinde Demirel'i çok eleştirmiştik. O zamanlar, solculuk bunu gerektirirdi (!). Oysa Süleyman Bey, belki de fazla önem vermeden veya özellikle, son derece önemli bir politik gerçeğe parmak basmıştı: "Dün dündür, bugün bugündür"
Kıbrıs konusunda durum aynen böyledir.
Dün Türkiye'nin Annan planını kabul etmesi çok doğruydu. Yerindeydi ve mutlaka yapılması gereken bir şeydi. Maalesef sonuç alınamadı.
Ancak, bugünün koşulları bambaşka.
Artık dünü düşünmeyelim.
Yeni koşullarda, yeni çözümler bulmaya çalışalım.

AB İÇİN KIBRIS'TA ÇÖZÜM ŞART
Kıbrıs konusunda durumumuz hiç kötü değil. Bundan sonra da önemli olan, çok akılcı adımlar atmak ve sonuca varabilmektir.
Ben, Tayyip Erdoğan'ın iç cebinden yepyeni bir Kıbrıs oyunu çıkaracağına inanmak istiyorum. Zira bunu Erdoğan yapamazsa, kimse yapamaz. Ne dışişlerinin artık kemikleşmiş (birkaçı dışındaki) kafaları, ne de hükümetin diğer üyeleri.
Aslında bunu üzülerek söylüyorum.
Tayyip Erdoğan- Abdullah Gül ikilisi dışında bugünkü hükümette parlak, alışılmış yaklaşımların dışında çözümler oluşturabilecek kafada kimse yok.

OYSA, ARTIK YENİ YAKLAŞIMLAR GEREKİYOR
Oysa artık yepyeni yaklaşımlar gerekiyor.
Eskilerin tamamen bırakıldığı ve yeni kartların açıldı, yeni oyunların oynanacağı bir döneme giriyoruz.
Bir noktayı unutmamamızda yarar var:
Hem Türk tarafı, hem de Rum tarafı, Türkiye'nin tam üyeliği öncesinde Kıbrıs sorununu şu veya bu şekilde çözmek zorundalar.
Oyunu iyi oynayan daha karlı çıkacak. Kötü oynayan kaybedecek.
Son derece basit bir durumla karşı karşıyayız.
Milliyetçilik hisleri ağır basan kaybedecek. Uzun vadeli düşünen, ülkesinin çıkarlarını düşünen kazanacak.
İşte böylesine farklı bir döneme giriyoruz.

MEHMET ALI BIRAND MILLIYET 28/01/05

 

Türk askerini milli muhafızımız vurdu

KABUL ETTİLER... Rum Savunma Bakanlığı, 21 Ocak gecesi KKTC ile Güney Kıbrıs arasındaki ateşkes hattının Kaymaklı bölgesinde bir Türk askerini nöbet tuttuğu sırada hava tüfeğiyle yüzünden vuranın, Rum Milli Muhafız Ordusu (RMMO) askeri olduğunu kabul etti ve Türk tarafından özür diledi. Öte yandan, Kıbrıs'taki BM Barış Gücü sözcüsü Brian Kelly, Türk askerinin vurularak yaralanması olayını "ihlal" olarak nitelendirdiklerini açıkladı

Rum Savunma Bakanlığı, 21 Ocak gecesi KKTC ile Güney Kıbrıs arasındaki ateşkes hattının Kaymaklı bölgesinde bir Türk askerini nöbet tuttuğu sırada hava tüfeğiyle yüzünden vuranın, Rum Milli Muhafız Ordusu (RMMO) askeri olduğunu kabul etti ve Türk tarafından özür diledi.

Türk askerini Floper tipi hava tüfeğiyle vurulduğunu ve ateş edenin, karşı mevzideki RMMO askeri olduğunu açıklayan bakanlık, ancak RMMO askerinin kimliğine ilişkin bilgi vermedi. Bakanlık, söz konusu RMMO askerine disiplin cezası verildiğini ve görevden uzaklaştırıldığını da bildirdi.

Güney Kıbrıs'ta yayımlanan Alithia gazetesi, Rum Savunma Bakanlığı'nın olayla ilgili olarak yaptığı araştırmanın sonucuna ilişkin dün bir açıklama yaparak "olaydan, kendisine verilen emre itaat etmeyen RMMO askerinin sorumlu olduğunu açıkladığını" yazdı.

Gazeteye göre, Rum Savunma Bakanlığı tarafından konuya ilişkin yapılan açıklamada, "Milli Muhafız Ordusu olaya ilişkin olarak ilgili askere karşı öngörülen disiplin önlemlerini almış ve söz konusu asker görevinden uzaklaştırılmıştır" denildi. Gazete, Rum Savunma Bakanlığı'nın olayla ilgili olarak Türk tarafından özür dilediğini de kaydetti.

Gazete, Rum Savunma Bakanlığı'ndan önceki gün yapılan açıklamayı okurlarına şöyle aktardı:

Hava tüfeğini mevziye

evinden getirdi

"Açıklamada, 'Milli Muhafız Ordusu olayla ilgili olarak, ilgili askere karşı öngörülen disiplin önlemlerini almış ve söz konusu asker görevinden uzaklaştırılmıştır' deniliyor. Buna paralel olarak, Savunma Bakanlığı münferit diye nitelediği bu talihsiz olaydan duyduğu üzüntüyü de dile getirdi.

Bilindiği üzere milli muhafız, hava tüfeğini mevziye evinden götürmüştü. Milli muhafız, kendisini çeşitli şekillerde tahrik ettiği için Türk askerine ateş ettiğini iddia etti. İşgal ordusu askeri, Kaymaklı bölgesindeki ateşkes hattı karşısında cuma gecesi Floper tipi hava tüfeğinden çıkan mermiyle yaralandı.

Olayla ilgili olarak önceki gün yapılan itiraf ve Türklerden özür dilenmesi, gerek savunma bakanlığı gerek Milli Muhafız Ordusu Komutanlığı tarafından geçen cumartesi günü düzenlenen basın toplantısı sırasında 'yapılan araştırmada' Milli Muhafız Ordusu'nun konuyla herhangi bir ilgisi olduğunu yalanlamalarının sonrasında gerçekleşti.

Cumartesi günkü basın toplantısında, yapılan araştırmada merminin özgür bölgelerden atıldığını gösteren herhangi bir emareye rastlanmadığı söylenmişti. Savunma bakanı, Kıbrıs'taki Barış Gücü'nün, Türk işgal kuvvetlerinin ilgili iddialarını dikkate alarak, hükümete ve Milli Muhafız Ordusu'na, hava tüfeğinin bölgedeki mevzide görev yapan Rum asker tarafından kullanılmış olması olasılığını araştırmasını istediğini anlatmıştı.

Mavronikolas; "O andan itibaren bizim bölgemizdeki bütün mevzi ve nöbet yerlerinde derhal araştırma yaptık, ancak bizim milli muhafızımızın herhangi bir şeyi vurmak için hava tüfeği kullandığına dair herhangi bir unsur bulunmadı. Barış Gücü'nden ikinci bir denetleme istedik. O da gidip Türk askeri gördü. Türk askeri, hava tüfeğiyle yüzünden yaralanmış görünüyor. Bu olasılık, işgal ordusu tarafından, bizim tarafımızdan, bir vatandaş veya asker olmayan birisi tarafından da yapılmış olabilir. Bazı farklı mesajlar verilebilir, bu basın toplantısının yapılmasının nedeni de olayla ilgili bizim tutumumuzu açıklıkla ortaya koymaktır. Bizim taraf gerekli bütün önlemleri almaktadır ve endişe edilmesine neden yoktur" demişti.

Kıbrıs hükümetinin aldığı risk büyüktü ve yapılan yalanlama (büyük olasılıkla yanlış bilgilendirmeden kaynaklanıyordu) gerginliğe neden olma tehlikesi taşıyordu. Neyse ki Türkler, en azından kamuoyu önünde, (perde gerisinde yoğun protestolar olduğunu biliyoruz) olaya özellikle önem vermediler ve Kıbrıs Türk basını konudan asgari düzeyde bahsetti."

Simerini Rum Savunma Bakanlığı'nın açıklamasını kısa bir paragraf halinde ve "Türk'e Milli Muhafız Ateş Etti -Hakkında Disiplin Kovuşturması Yapılıyor" başlığıyla okurlarına aktardı.

Haravgi de kısaca yer verdiği habere "Kaymaklı'daki Olayla İlgili Olarak Asker Cezalandırıldı" başlığını attı.

BM Barış Gücü, olayı

"ihlal" olarak nitelendirdi

Bu arada Kıbrıs'taki BM Barış Gücü (UNFICYP) sözcüsü Brian Kelly, Türk askerinin, bir RMMO askeri tarafından vurularak yaralanması olayını "ihlal" olarak nitelendirdiklerini açıkladı.

Kelly olayla ilgili olarak TAK muhabirine yaptığı açıklamada, "Sınırda olan her olay bizi ilgilendirir. BM olarak olayla ilgili gerekli soruşturmayı yaptık. UNFİCYP'e göre bu olay bir ihlaldir ve BM kayıtlarına da böyle geçmiştir" dedi. Brian Kelly, olaydan duyduğu üzüntüyü de dile getirdi.

KIBRIS 28/01/05

 

Kıbrıs'ta çözüm için Rum tarafının da adım atması gerekir

SADECE TÜRK TARAFININ ÇABASI YETMEZ... AB Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn, Kıbrıs sorunun çözümünde sadece Türk tarafının değil, Rum tarafının da gerekli adımları atması gerektiğini belirtti. Rehn, Türkiye ile üyelik müzakerelerinin 3 Ekim'de başlayacağına emin olduğunu da söyledi

AB Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn, Kıbrıs sorunun çözümünde sadece Türk tarafının değil, Rum tarafının da gerekli adımları atması gerektiğini belirtti.

Rehn bu açıklamayı, Dünya Ekonomik Forumu çerçevesinde geldiği Davos'ta, Anadolu Ajansı muhabirinin sorularını yanıtlarken yaptı.

Bu arada Rehn, Türkiye ile üyelik müzakerelerinin 3 Ekim'de başlayacağına emin olduğunu ve tarama sürecini müzakerelere paralel başlatabileceklerini vurguladı.

Türkiye'nin son 2-3 yıl içinde, AB'ye uyum açısından çok başarılı reformlar gerçekleştirdiğinin altını çizen Rehn, özellikle siyasal ve sosyal alanda, insan hakları başta olmak üzere hukuk alanında önemli reformlar yaptığını vurguladı.

Halen yasal ve siyasal alanda uygulama açısından atılması gereken bazı adımların bulunmasına rağmen, bu konuda Türkiye'nin gayretli göründüğünü belirten Rehn, yasal ve siyasal kriterlerin yerine getirilmesinin ardından, müzakere sürecinin önündeki önemli bir engelin de kalkmış olacağını ifade etti.

Müzakerelerin gerek tarihinde başlaması gerekse hızlı şekilde sürdürülmesinin Türkiye'ye bağlı olduğunu anlatan Rehn, "Türkiye reformları ne kadar hızlı şekilde kabul eder ve uygulamaya geçirirse, müzakereler de aynı hızla başlar ve devam eder" şeklinde görüş bildirdi.

Tarama süreci

Rehn, Türkiye'ye dönük tarama sürecine ilişkin soru üzerine, "tarama süreci mutlaka müzakereler öncesi yapılacak" diye bir şartın olmadığını ifade ederken, "tarama sürecini müzakerelere paralel başlatabiliriz" dedi.

Tarama sürecinde kolay ve zor kısımlar bulunduğunu hatırlatan Rehn, Türkiye'nin, tarama süreciyle ilgili önemli bir konu olan Gümrük Birliği'ni zaten gerçekleştirmiş olduğunu kaydetti.

 

KIBRIS 28/01/05

 

Talat: AB'ye sözlerini hatırlattık ve kabul gördük

TALAT: BÜYÜK KABUL GÖRDÜK... Brüksel'de Avrupa Birliği yetkilileriyle önceki gün yoğun temaslarda bulunan Başbakan Mehmet Ali Talat, Avrupa Birliği yetkililerine Kıbrıs Türklerine verdikleri sözleri hatırlattıklarını söyledi ve "Büyük kabul gördük" dedi

SİYASİ DURUŞUMUZ DEĞİŞMEYECEK... Talat: Kıbrıs sorununun çözümündeki siyasi duruşumuz, verdiğimiz sözü tutuşumuz ve tutmaya devam edeceğimizi iletip Avrupa Birliği'nden doğrudan ticaret ve mali yardım tüzüklerinin uygulanması yönündeki sözlerinin tutulmasını istedik

Brüksel'de Avrupa Birliği yetkilileriyle önceki gün yoğun temaslarda bulunan Başbakan Mehmet Ali Talat, Avrupa Birliği yetkililerine Kıbrıs Türklerine verdikleri sözleri hatırlattıklarını söyledi ve "Büyük kabul gördük" dedi.

Temaslarını tamamlayarak dün Brüksel'den ayrılan Başbakan Mehmet Ali Talat, İstanbul Atatürk Havaalanı'nda düzenlediği basın toplantısında, "Kıbrıs sorununun çözümündeki siyasi duruşumuz, verdiğimiz sözü tutuşumuz ve tutmaya devam edeceğimizi iletip, Avrupa Birliği'nden doğrudan ticaret ve mali yardım tüzüklerinin uygulanması yönündeki sözlerinin tutulmasını istedik" dedi

Avrupa bize hak veriyor

Brüksel'e gidişinde Türk Hava Yolları'nın 2.5 saatlik rötarına rağmen Avrupa Birliği yetkililerinin randevularını ayarlamalarıyla tüm görüşmeleri eksiksiz tamamladığını anlatan Talat, bir günlük kısa ziyarette Avrupa Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn, Avrupa Birliği Konsey Genel Sekreteri ve Dış Politika-Savunma Yüksek Temsilcisi Javier Solana, Avrupa Birliği Dönem Başkanı Lüksemburg'un Avrupa İşlerinden Sorumlu Bakanı Nicolas Schmit ve Brüksel'de bulunan Amerika Birleşik Devletleri Müsteşar Yardımcısı, Kıbrıs Koordinatörü Loura Kenedy'yle görüştüğünü bildirdi.

Brüksel'de ayrıca bir de panele katıldığını belirten Başbakan Talat, "Bugün artık Kıbrıs Türk halkının haklılığını anlatma gibi bir derdimiz, çabamız yok. Avrupa bunu biliyor ve bize hak veriyor" dedi.

Başbakanlık Basın Merkezi'nden yapılan açıklamaya göre ziyaret ettiği AB yetkililerine Kıbrıs Türk halkının siyasi duruşu ile verdiği sözleri tutuğunu, sözlerini tutmaya da devam edeceğini bir kez daha iletmek amacıyla Brüksel'e gittiğini söyleyen Başbakan Talat, "Kıbrıs sorununun çözümündeki siyasi duruşumuz, verdiğimiz sözü tutuşumuz ve tutmaya devam edeceğimizi iletip Avrupa Birliği'nden Doğrudan Ticaret ve Mali Yardım tüzükleri uygulanması yönündeki sözlerinin tutulmasını istedik" şeklinde konuştu.

AB yetkililerinin, verdikleri sözleri ve bu sözlerin henüz yerine getirilmediğinin farkında olduklarını söyleyen Başbakan, "AB, bugün bazı yasal zorluklarla karşılaşmıştır. Buna karşın bizlere, verdikleri sözleri unutmadıklarını, mutlaka yerine getireceklerini ısrarla vurguladılar" ifadelerini kullandı.

AB'nin Kıbrıs Türk halkına verdiği sözlerin Doğrudan Ticaret Tüzüğü ile Mali Yardım Tüzüğü olduğunu hatırlatan Başbakan Talat, "Hiçbir yasal gerekçesi kalmayan izolasyonların kaldırılması, ancak izolasyonların kaldırılmasının yine de Kıbrıs sorununun çözümüyle birlikte olacağının anlayışı içerisindeyiz. Hükümet olarak yürüttüğümüz çalışmalar dünya tarafından olsun, AB tarafından olsun algılanıyor. İstikrarlı olarak bu çalışmaların çözüm ve AB vizyonuna sahip politikalarla devamı gerekir" dedi.

AB'nin arabuluculuk yapması söz konusu değil

Başbakan Talat, Kıbrıs sorununun çözümünde AB'nin arabuluculuk yapmasının söz konusu olmadığını, çözümün ancak Birleşmiş Milletler şemsiyesi altında olabileceğine de işaret etti ve ziyaretlerinde bunun da doğrulandığını belirtti.

Tüm sektörler gözden geçirildi

KKTC'ye yapılacak mali yardımların koordinatörlüğünü üstlenen Tarım ve Orman Bakanı Raşit Pertev de yaptığı kısa konuşmada, Avrupa Konseyi'yle temaslarının sürdüğünü, bu temasların son 6 ayda yoğun bir şekilde devam ettiğini belirtti.

Mali Yardım Tüzüğü içeriğinde KKTC'deki tüm sektörlerin gözden geçirildiğini belirten Pertev, projelerin elektrik, kırsal kalkınma, su ve atık sular olmak üzere dört ana başlıkta toplandığını söyledi.

Pertev, AB ile ticaret konusunda başta patates ve narenciye üzerinde belirli bir süre alacak çalışmaların başlatıldığını, buna süt ürünlerindeki çalışmaların da ekleneceğini kaydetti.

Başbakan Mehmet Ali Talat ile Tarım ve Orman Bakanı Raşit Pertev bu gece saat 22.00'de KKTC'ye dönecek.

KIBRIS 28/01/05

 

Rus Büyükelçisi Nesterenko, Sanayi Odası'nı ziyaret etti

Rusya'nın Lefkoşa Büyükelçisi Andrey Nesterenko, Sanayi Odası'nı ziyaret ederek başkan Salih Tunar ve bazı yöneticilerle görüştü.

Ziyaret sırasında büyükelçi Nesterenko'ya müsteşarı Valeri Mışkin eşlik etti.

Nesterenko ziyaret sırasında yaptığı konuşmada, Sanayi Odası'nın davetinden duyduğu memnuniyeti dile getirerek Tunar'ın Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'la birlikte Moskova'ya yaptığı ziyareti değerlendirmek istediğini ifade etti

Nesterenko, Moskova'da yapılan görüşmede birçok yeni fikir ve projenin ortaya konularak Rusya ile Türk Cumhuriyeti arasındaki ticareti artırma amaçlı kararlar alındığını ve kendisinin de konuşulanları ayrıntılı olarak öğrenmek istediğini belirtti.

Kıbrıs sorunu ve Rusya'nın bu konudaki tavrını değerlendireceklerini vurgulayan Nesterenko, Kıbrıs Türk toplumunun siyasi çözüm çerçevesinde sosyal ve ekonomik sıkıntılarının nasıl giderilebileceği konusunda da fikir alışverişi yapacaklarını ifade etti.

Sanayi Odası Başkanı Salih Tunar ise Rus büyükelçinin ziyaretinden mutluluk duyduklarını ifade etti

Tunar, bir süre önce TC Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ve bazı işadamlarıyla Moskova'ya ziyaret gerçekleştirdiklerini hatırlatarak dünkü görüşmede bu ziyarette yapılan temasları değerlendireceklerini belirtti.

KIBRIS 28/01/05

 

Denktaş 81 yaşında

Kıbrıs Türk halkının varoluş mücadelesinin simgelerinden, ömrünün son 50 yılını dernek başkanlığından başlayarak meclis başkanı ve cumhurbaşkanı olarak geçiren Cumhurbaşkanı Rauf Raif Denktaş, 81 yaşında.

Baf'ta 27 Ocak 1924'te doğan Cumhurbaşkanı Denktaş, Cumhurbaşkanlığı'ndaki son yaş gününü dün çalışma arkadaşlarıyla birlikte pasta keserek kutladı, veda etti, espriler yaptı.

Cumhurbaşkanlığı çalışanlarının hazırlattığı biri KKTC, biri Türk bayrağıyla süslenmiş "ne sevdanızdan vazgeçtiniz, ne davanızdan...iyi ki doğdunuz" yazılı pastaları keserek mesai arkadaşlarına tek tek teşekkür eden cumhurbaşkanı, hem uyarılarla dolu konuşmasıyla veda etti hem de esprilerle renklendirilmiş konuşmasıyla çalışanları kahkahalara boğdu.

İlk kutlama Demirel'den...

"Hangi tarafını istersen..."

Türkiye'nin eski cumhurbaşkanlarından Süleyman Demirel ile telefonda yaş muhabbetini anlatan Denktaş, "Sayın Demirel benden iki üç ay büyük. Arayıp doğum gününü kutlamıştım" diyerek aralarındaki yaş muhabbetini anlattı.

Doğum günü dolayısıyla üç ay önce Demirel'i arayan Denktaş, "80 yaş çok güzel yaş. Herkes 'baba', 'dede', 'ağabey' der, her istediğinizi yaparsınız, kimse sizden şüphelenmez" demiş. Bu sözlere karşılık "Damdan düşenin halini damdan düşen anlar" diyen Demirel, dün gerçekleşen telefon görüşmesinde de, "İki 40 yaştayız. Hangi tarafını istersen o tarafını al..." diyerek kutlamış cumhurbaşkanının doğum gününü.

Uzun yaşamanın felsefesi...

Uzun yaşamın felsefesini "Akıl yaşta değil baştadır. Kendinizi iyi hissetmek, sağlıklı olmak, özlemlerinizin gerçekleşmesi için gerekli enerji ve cesareti kendinizde bulmanız, dostlarınızın çok olması ve kendinizi boşlukta hissetmemeniz..." diye özetleyen Denktaş, insanın evlatlarını, sevdiklerini kaybetmesinin uzun yaşamın kötü yanı olduğunu anlattı.

Ağlayınca teselli için büroma gelin...

Cumhurbaşkanlığı'ndaki son ayları nedeniyle çalışanlara veda niteliğinde bir konuşma da yapan Denktaş, "Sizlerle çalışmak güzel bir tecrübeydi. Heyecanla çalıştınız, çalışıyorsunuz. Buraya kim gelecekse gelsin, belki bazı değişiklikler olacak ama onunla da aynı heyecanla çalışacaksınız" dedi.

Cumhurbaşkanlığı personeliyle birlikte halka mesajlar ileten Denktaş, "Telkinlerimizi, uyarılarımızı dinleyen dinler... Dinlemeyenler ağladıklarında gelsin beni yeni büromda bulsun, teselli edeyim..." ifadelerini kullanarak nisan sonrası için mesajlar vermekten de kaçınmadı.

Bağımsızlıktan vazgeçmeyin

Cumhurbaşkanı Denktaş, Kıbrıs konusundaki uyarılarını ise şu ifadelerle tekrarladı:

"Koloni idaresinden kurtulma, Yunan kolonisine girmeme, hürriyet ve bağımsızlık hedefiyle bu özlemle yaşadık. Toplum işlerine karıştık, 1957'de filli siyasete başladım ve bu mücadele o günden beri devam etti. Hür ve bağımsız mı yaşayacağız, yoksa Rum'a mı yamalanacağız... Her şeyin bir alternatifi vardır, bağımsızlığın yoktur. Bağımsızlıktan vazgeçip 'bundan daha iyisini bulalım' diye düşünen varsa, akıl hastasıdır. Bağımsızlık elden giderse azınlıksınız. Anlaşmayla verdikleri hakları istedikleri an alırlar ve haksızlık yapan taraf dünyanın işine öyle geldiği için başa taç yapılır. Bu baskı altındasınız. Gençler bunları bilmez. Bu dairede çalışanların da bir kısmı bütün uyarılarıma rağmen gidip referandumda 'evet' dediler. Çünkü cenneti bulacaklarını sandılar... Hiçbir şey bulamadığınızı ve size vaat edilenlerin kırıntısını vermeleri için bağımsızlıktan vazgeçmenizi beklediklerini artık anlayın. Bizden sonra gelenler akıllarını başlarında tutarlarsa göreceksiniz ki bağımsızlık esas alınarak bir anlaşma yapılacak. Rum'u buna mecbur etmek için bağımsızlığımızı pazarlık masasına koymayacağımızı göstermemiz lazım. Bağımsız değilseniz hiçbir şey bulamazsınız..."

KIBRIS 28/01/05

 

Erdoğan’dan Büyükanıt’a destek

Başbakan Erdoğan, Davos’ta Kıbrıs konusuna da değindi. Erdoğan, Kara Kuvvetleri Komutanı Yaşar Büyükanıt’ın “Kıbrıs’ta anlaşma olmadan asker çekmeyiz” sözlerine destek verdi.

Davos
NTV-MSNBC

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

28 Ocak 2005—  Erdoğan, ABD askerlerinin Irak’tan çekilmesi için de erken olduğunu söylerken, Irak’taki seçimlerin demokrasiye geçişte ilk adım olarak nitelendirilebileceğini kaydetti.

Kara Kuvvetleri Komutanı Yaşar Büyükanıt’ın sözlerinin yeni bir durum tesbiti olmadığını belirten Başbakan Erdoğan, “Şu anda asker çekmek gibi bir durum söz konusu değil” dedi. Erdoğan, Kıbrıs’ta bugüne dek, pek çok adım atan Türkiye’nin, muhatabları için ise aynı şeyin söylenemeyeceğini belirtti.
       Erdoğan, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Annan’la Güneydoğu Asya’ya yapacağı ziyaretin ardından bir görüşme yapacaklarını da belirterek, “Bizim tavrımız zaten belli. Annan, bu süre içinde Güney Kıbrıs’ı test etmeli. Biz hiçbir dayatmaya evet demeyiz” dedi.

Erdoğan, Avrupa Birliği Komisyonu’nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn’in müzakerelerin 3 Ekim’de başlayacağına ilişkin sözlerinin de beklentiler doğrultusunda olduğunu söyleyerek, “Ankara Anlaşması’yla ilgili kararı o güne kadar verirsek hiçbir sıkıntı olmaz” diye konuştu.
       
SCHRÖDER İLE GÖRÜŞME
       Başbakan Erdoğan, Davos’taki Dünya Ekonomik Forumu’ndaki temasları çerçevesinde Almanya Başbakanı Gerhard Schröder’le yaklaşık bir saatlik görüşme yaptı. Görüşmede, Irak, İran, Kıbrıs ve Türkiye’nin AB üyeliği konuları gündeme geldi. Erdoğan, görüşme sonrası, Schröder’in 3-4 Mayıs’ta Türkiye’yi ziyaret edeceğini söyledi.
       Başbakan Erdoğan, “Almanya ile bugüne kadar olan münasebetlerin sıcaklığı, karşılıklı olumlu yaklaşımlarımız, örtüşerek devam ediyor” dedi. Schröder ise, siyasi ekonomik ve ticari alanlarda ilişkileri daha da geliştirmek konusunda, Erdoğan ile mutabık kaldıklarını söyledi.
       Erdoğan, Schröder’le görüşmek için kaldığı otelden ayrılırken gazetecilerin soruları üzerine ABD askerlerinin Irak’tan çekilmesi için henüz erken olduğunu belirtti.
       Erdoğan ile Alman Başbakanı Schröder görüşmesinde ise öne Irak konusu çıktı. Bu konuda iki ülke arasındatam bir mutabakat olduğu gözlendi.
       Schröder’in İran konusunda da Erdoğan ile ortak görüşü paylaştığı, silahlı güç kullanımını tasvip etmediği ifade edildi.
       
IRAK SEÇİMLERİNE KATILIM SINIRLI
       Erdoğan, Irak seçimleriyle ilgili olarak ise, seçimlerin gıda kartlarıyla yapılacak olmasının, katılımı sınırladığına dikkati çekti. Erdoğan, seçimlerin tam demokrasi değil, ancak demokrasiye geçişte ilk adım olarak değerlendirilebileceğini belirtti.
       Erdoğan, Irak’ta, etnik grupların birbirlerine karşı üstünlük sağlaması sorununun, giderilmesi gerektiğini kaydetti.
       Erdoğan, Irak’ta işbaşına gelecek hükümetin görevinin yeni anayasayı hazırlamak olacağına da dikkat çekti. Başbakan Erdoğan, bu anayasanın etnik unsurların birbirine egemenlik sağlamasına olanak verecek bir anayasa olmaması gerektiğini kaydetti.
       Türkiye’nin Avrupa Birliği süreci konusunda hazırlıklarının sürdüğünü belirten Erdoğan, Ankara anlaşmasına yönelik hukuki altyapı çalışmalarına da devam ettiklerini söyledi. Erdoğan, “Gecikmeyi arzu etmiyoruz. anlayışımız çözümdür” dedi.
       Ortadoğu’da bağımsız bir Filistin ve İsrail devleti görmek istediklerini ifade eden Erdoğan, Ermeni soykırımı iddialarıyla ilgili soruları da yanıtladı. Başbakan “Biz tarihte olan bitenleri tarihçilere bırakmış bir siyaset anlayışı güdüyoruz” dedi.
       
GÖRÜŞMELERİN PERDE ARKASI
       Başbakan’ın Davos’da yaptığı ikili temasların ayrıntıları netleşmeye başladı. Erdoğan, İsrail Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Şalom’a Filistin’de Mahmud Abbas’ın göreve gelmesinin bir fırsat olarak değerlendirilebileceğini söyledi.
       Erdoğan, AB Komisyonu’nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn ile de Türkiye’nin konumunu bir kez daha ele aldı. Rehn toplantıda, 20 Şubat’ta yapılacak seçimlerin ardından Kısrıs’a gidip her iki kesimle de görüşeceğini söyledi.
       

 

 

 

Güzelyurtlu cinayetinde tutuklamalar


28 Ocak, 2005 23:15:00 (TSİ) CNN TURK

 

KKTC'li işadamı Elmas Güzelyurtlu, eşi Zerrin ve kızı Eylül'ün Güney Kıbrıs'ta öldürülmesiyle ilgili olarak KKTC'de üç kişi daha tutuklandı.

Böylece Güzelyurtlu ailesi cinayetiyle ilgili olarak tutuklu sayısı sekize yükseldi. Polisin olayla ilgili olarak yakaladığı Ali Falyalı, Sabri Yıldırım ve Zafer Eriz hakkında bugün çıkarıldıkları Lefkoşa Kaza Mahkemesi'nde üçer gün tutukluluk emri alındı.

Olayla ilgili olarak tutuklu bulunan diğer beş zanlı, Mustafa Akmandor, Fikret Akmandor, Mustafa Çavga, Emin Özbeyit ve Hikmet Oruç'un tutukluluk süreleri çıkarıldıkları Lefkoşa Kaza Mahkemesi'nde beşer gün daha uzatılmıştı.

Denktaş, "bağnazlık" olarak değerlendirdi

Bu arada, KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Güzelyurtlu ailesinin cinayet delillerini ''tanınma olur'' diye KKTC'ye vermeyen ve işbirliğine yanaşmayan Rum yönetiminin tavrını eleştirdi. Denktaş, bir kabulü sırasında, ''BM araya girmeli. Polisler arası işbirliği yapılabilir. Daha önce yapıldı'' dedi.

Denktaş, Rum tarafının tavrını ''bağnazlık'' olarak değerlendirdi. BM'nin araya girmesiyle bu gibi hallerde nelerin yapılabileceğininsüratle karara bağlanması gerektiğini ifade eden Denktaş, Türk sanıklarının Türk mahkemelerinde yargılanma hakkı bulunduğunu belirtti.

 

Talat: Rum yönetimi bizimle diyalog kurmaktan kaçınıyor ( Güzelyurtlu cinayeti)

Başbakan Mehmet Ali Talat, geçtiğimiz gün tamamlanan Brüksel ziyaretinde Güzelyurtlu ailesi cinayetine ilişkin gelişmelerin de AB yetkilileriyle ele alındığını söyledi.

Bakanlar Kurulu'na girerken gazetecilerin konuya ilişkin sorularını yanıtlayan Başbakan Mehmet Ali Talat, Güzelyurtlu ailesi cinayetiyle ilgili her düzeyde çalışma yapıldığını ve Brüksel ziyaretinde de konuya ilişkin temaslarda bulunduğunu bildirdi.

Talat, özetle şunları söyledi:

"'AB' demek işbirliği, uzlaşma ve diyalog demektir. Oysa Rum yönetimi en basit insani konularda bile bizimle diyalog kurmaktan kaçınıyor. Bunun Avrupalılıkla ne kadar bağdaştığını dikkatlerine getirdim. Rumlar bizimle en basit suç olaylarında bile diyalogdan kaçınıyor. Kapılar açık, Rum yönetiminin bu politikası devam ederse her iki taraf da diğer tarafta işlenen suçların sığınak yeri haline gelecek. Bu büyük tehlikedir. Bunu Avrupalıların dikkatine getirdik ve girişim yapmalarını istedik."

KIBRIS 29/01/05

 

 

3 kişi daha tutuklandı

TUTUKLU SAYISI 8'E ÇIKTI Elmas, Zerrin ve Eylül Güzelyurtlu'nun Güney Kıbrıs'taki evlerinden kaçırılarak öldürülmeleriyle ilgili tutuklananların sayısı dün 8'e yükseldi. 5 zanlının tutukluluk süresi önceki gün uzatılırken, polis "aranan 2 kişi daha var" açıklamasının ardından 3 kişiyi daha tutukladı

GÜZELYURTLU'NUN OĞLUNU ÖLÜMLE TEHDİT ETMİŞLER KKTC polisi, dün cinayet zanlısı olarak tutukladığı Ali Falyalı, Sabri Yıldırım ve Zafer Eriz isimli zanlıların, Mustafa Akmandor, Fikret Akmandor, Mustafa Çavga, Emin Özbeyit ve Hikmet Oruç ile birlikte, 6 Ocak'ta Elmas Güzelyurtlu'nun oğlu Mehmet Güzelyurtlu'nun döviz bürosuna giderek ölümle tehdit ettiklerinin tespit edildiğini açıkladı

CİNAYET GECESİ DE BİRLİKTEYMİŞLER Güzelyurtlu cinayetlerinin soruşturmasını yürüten Başmüfettiş Hasan Esenboğa, Elmaz, Zerrin ve Eylül Güzelyurtlu'yu taammüden öldürmek suçundan KKTC polisi tarafından daha önce tutuklanan 5 zanlı ile, dün tutuklanan 3 zanlının üçlü cinayetin işlendiği gece de birlikte olduklarına dair tespitlerinin olduğunu belirtti

3 ZANLIYA 3 GÜN TUTUKLULUK Elmas Güzelyurtlu, Zerrin Güzelyurtlu ve Eylül Güzelyurtlu'nun öldürülmesi olayı ile ilgili gözaltına alınan Ali Falyalı, Sabri Yıldırım ve Zafer Eriz isimli zanlılar, dün öğleden sonra Lefkoşa Kaza Mahkemesi'ne çıkarıldılar ve aleyhlerine soruşturma maksatlı 3'er gün tutukluluk emri alındı

Üçlü cinayetle ilgili geniş çaplı soruşturmasını sürdüren KKTC polisi, yeni tutuklamalar yapmaya devam ediyor.

Elmas Güzelyurtlu, Zerrin Güzelyurtlu ve Eylül Güzelyurtlu'nun 15 Ocak'ta Güney Kıbrıs'taki evlerinden kaçırılarak öldürülmeleriyle ilgili KKTC polisinin tutukladığı zanlı sayısı dün 8'e yükseldi. Polisin, önceki gün "aranan 2 zanlı daha var" açıklamasının ardından dün Ali Falyalı, Sabri Yıldırım ve Zafer Eriz isimli kişi daha cinayet zanlısı olarak tutuklandı.

Güzelyurtlu cinayetleriyle ilgili tutuklanan zanlılarla ilgili dün mahkemede şahadet veren Başmüfettiş Hasan Esenboğa, çok ciddi iddialar ortaya koydu. Başmüfettiş Esenboğa, dün yakalanan 3 zanlı ile daha önceden tutuklanan 5 zanlının 6 Ocak tarihinde, öldürülen Elmas Güzelyurtlu'nun oğlu Mehmet Güzelyurtlu'nun Lefkoşa'daki döviz bürosuna giderek, Mehmet Güzelyurtlu ve ailesini ölümle tehdit ettiklerinin tespit edildiğini, ayrıca 8 zanlının cinayet gecesi de birlikte olduklarına dair tespitlerinin olduğunu söyledi.

3 zanlı mahkemeye çıkarıldı

Hem KKTC, hem de Güney Kıbrıs'ta büyük yankı bulan Elmas Güzelyurtlu, Zerrin Güzelyurtlu ve Eylül Güzelyurtlu'nun öldürülmesi olayı ile ilgili KKTC polisinin yürüttüğü soruşturma kapsamında dün yakalanan 3 zanlı mahkeme kararıyla tutuklandı.

Elmas, Zerrin ve Eylül Güzelyurtlu'nun Güney Kıbrıs'taki evlerinden kaçırılarak öldürülmeleriyle ilgili, daha önceden tutuklanan Mustafa Akmandor, Fikret Akmandor, Mustafa Çavga, Emin Özbeyit ve Hikmet Oruç'un önceki günkü rimant duruşmasında, "mesele ile ilgili isim ve adresi belirlenen 2 kişi daha var. Henüz tespit edilemeyen bu zanlılar aranıyor" diyen KKTC polisi, dün aranan Ali Falyalı ve Sabri Yıldırım'ın yanı sıra Zafer Eriz isimli bir kişiyi daha cinayetlerin zanlısı olarak gözaltına aldı.

Gözaltına alınan zanlıları dün öğleden sonra Lefkoşa Kaza Mahkemesi'ne çıkaran polis, mahkemeden zanlılar aleyhine soruşturma amacıyla üçer gün tutukluluk emri aldı.

İddia Makamı Başsavcılık adına davayı yürüten savcı Sarper Altıncık, Yargıç Peri Hakkı huzuruna çıkarılan Ali Falyalı, Sabri Yıldırım ve Zafer Eriz'in tutuklanması talebiyle, meselenin tahkikat memurluğunu yürüten PGM Adli Polis Bölüm Müdürlüğü'nde görevli Başmüfettiş Hasan Esenboğa'yı tanık olarak dinletti.

Zanlıların, 15 Ocak 2005 tarihinde Güney Kıbrıs Rum kesimindeki evlerinden kaçırılarak Lefkoşa-Larnaka arasındaki 3 Şehitler Anayolu'nda Elmas, Zerrin ve Eylül Güzelyurtlu'nun öldürülmesi olayı ile ilgili olduklarını belirten Başmüfettiş Hasan Esenboğa, yapılan tahkikatta her 3 zanlının da, Mustafa Akmandor, Fikret Akmandor, Mustafa Çavga, Emin Özbeyit ve Hikmet Oruç ile birlikte 6 Ocak 2005 tarihinde Elmas Güzelyurtlu'nun oğlu Mehmet Güzelyurtlu'nun Lefkoşa'daki döviz bürosuna giderek, Mehmet Güzelyurtlu ve ailesini ölümle tehdit ettiklerinin tespit edildiğini söyledi.

Ayrıca, mahkeme huzurundaki zanlıların cinayetin işlendiği 15 Ocak gecesi de, daha önce tutuklanan 5 zanlı ile birlikte bulunduklarına dair tespitlerinin olduğunu vurgulayan Başmüfettiş Esenboğa, Ali Falyalı ve Sabri Yıldırım'ın dün sabah saat 01.30'da, Zafer Eriz'in ise dün öğle saatlerinde tespit edilerek yakalandığını söyledi. Ali Falyalı ve Sabri Yıldırım'ı sorgulama fırsatı bulduklarını ve bu zanlıların bazı iddialarda bulunduklarını kaydeden Başmüfettiş Esenboğa, bu iddiaların araştırılacağını, alınacak bir çok ifade bulunduğunu, aranan tabanca ve bir arabanın olduğunu sözlerine ekledi.

Çok yönlü sürdürülen tahkikatın henüz tamamlanmadığına dikkat çeken Hasan Esenboğa, zanlıların serbest kalmaları halinde ifadelerine başvurulacak tanıklara müdahale edip, aranan emareleri yok edebileceklerini belirterek, her 3 zanlı aleyhine de 3'er gün tutukluluk emri talep etti.

Zanlıların avukatı Jülide Coşkun'un istenen tutukluluk talebine itirazlarının olmadığını, ancak Ali Falyalı'nın belinden rahatsız olduğunu ve doktor kontrolünden geçirilmesini istediklerini belirtmesi üzerine Yargıç Peri Hakkı, tahkikatın salimen yürütülebilmesi için talep edilen 3 gün tutukluluk emrini verdi ve Falyalı'nın Dr. Burhan Nalbantoğlu Devlet Hastanesi'nde doktor kontrolünden geçirilmesini kararlaştırdı

KIBRIS 29/01/05

 

Demirbağ: İşbirliği yapmazsak suçlular kazanır

Elmas- Zerrin ve Elmas Güzelyurtlu'nun öldürülmesi ve cinayetle ilgili tutukluların mahkeme huzuruna çıkarılmasının ardından zorunlu hale gelen Kıbrıs Türk ve Rum polisinin işbirliği yapması konusunu değerlendiren KKTC Polis Genel Müdürü Erdem Demirbağ, "Her türlü işbirliğine hazırız" dedi

KIBRIS'a konuşan Demirbağ, işbirliği yapılmaması halinde kazananın suçlular olacağını söyledi. Kamu vicdanının rahatlaması için işbirliğine hazır olduklarını söyleyen Demirbağ, "Adada görevli BM yetkilileri ve İngiliz Üsler Polis Müdürlüğü ile Rum meslektaşıma işbirliği için iyi niyetimizi aktardım" ifadesini kullandı

Hüseyin EKMEKÇİ

KKTC Polis Genel Müdürü Erdem Demirbağ, Birleşmiş Milletler'in de katkısı ile Kıbrıs Türk ve Rum polisinin ortak çalışma yapmaması halinde iki tarafın "suçlu barınağı" haline geleceğini söyledi.

Elmas- Zerrin ve Eylül Güzelyurtlu cinayetinin ardından BM aracılığı ile Rum Polis Genel Müdürlüğü'ne "işbirliği" çağrısını ile ilettiklerini anlatan Demirbağ, "Biz, politik amaç gütmüyoruz. Ancak, suçluların cezasız kalması ve kamu vicdanının yara alması endişemiz var. Bu benim gibi, Rum tarafındaki meslektaşımı da rahatsız edecektir" dedi.

Suçun ispatı için işbirliğine hazırız

Demirbağ, suçun ortaya çıkması ve kamu vicdanının rahatlaması için Rum Polis Müdürlüğü ile işbirliğine hazır olduklarını adada görev yapan BM ve İngiliz Üsler Polis Genel Müdürlüğü aracılığı ile ilettiklerini hatırlatarak, "Ancak, bu konuda olumlu bir yaklaşım görmedik" dedi.

Kapıların açıldığı 23 Nisan 2003 tarihinde de işbirliği konusunda aynı görüşü savunduklarını anımsatan Demirbağ, "İyi niyetimiz ortada duruyor. Bu tür olaylarda işbirliği yapmamız kamu vicdanını rahatlaması açısından oldukça önemlidir" ifadesini kullandı.

Güney ve kuzeyi bekleyen tehlike!...

Demirbağ, işbirliği yapılmaması ve suçluların cezasız kalmasının bundan sonraki günler için büyük tehlike oluşturacağını söyledi.

Demirbağ şöyle devam etti:

"Endişemiz, işbirliği yapmamamız ve güneyde ya da kuzeyde suç işleyenlerin cezasız kalması, suçluları artıracak ve bölgelerimiz de suçluların barındığı alanlar haline gelecek.

Bu benim için de Rum meslektaşım için de endişe verici bir durumdur. Biz suçun ispat edilmesi için BM aracılığı ile her türlü işbirliğine hazırız ve iyi niyetle yaptığımız bu teklifin, kamu vicdanının da rahatlatılması ve bölgelerimizin suçlu yuvası haline gelmemesi için halen geçerli olduğunu belirtmek istiyorum."

KIBRIS 29/01/05

 

Kıbrıs’ta asker bulundurma hakkımızdır

Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye’nin Kıbrıs’ta şu an bulunduğu konuma göre adım atmaya devam ettiğini belirterek, “Şu anda asker çekme gibi birşey söz konusu değil. Bunlar, bizim geçmişteki anlaşmalardan doğan haklarımızdır” dedi.

Erdoğan, Davos’taki Rinaldi Otel’de yabancı gazetecilerin ardından Türk gazetecilerin sorularını yanıtladı.

Türkiye’nin AB üyeliği konusunda tarama süreciyle müzakerelerin eşzamanlı başlayıp başlamayacağı sorusu üzerine Erdoğan, şunları söyledi:

“Bizim daha önceki görüşmelerimiz de ‘tarama sürecinin hemen arkasından müzakere süreci başlar’ şeklindeydi. Fevkalade bir durum olmadıktan sonra, o da bizimle alakalı, eğer bir Ankara Anlaşması ile

ilgili kararı o zamana kadar verirsek, bu demektir ki 3 Ekim’de müzakereler başlar. Tarama, siyasiler arasında değil, uzmanlar arasında yürütülen bir süreçtir. 3 Ekim’de büyük ihtimalle başlarız

diye hazırlıklarımızı yapıyoruz.”

Almanya’da yaşayan Türk vatandaşlarından 2000 yılından sonra Almanya vatandaşlığına geçenlerin, Alman vatandaşlığından çıkarıldıklarını ifade ederek, bu konuyu yarın görüşeceği Almanya Başbakanı Gerhard Schröder ile ele alıp almayacakları sorusu üzerine Erdoğan, bu konuyu her görüşmede gündeme getirdiklerini söyledi.  Erdoğan, bu konuda olumlu yaklaşımlar olduğunu kaydetti.

KIBRIS

Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ’un “Kıbrıs’tan asker çekilmemesi kararını hükümetle birlikte aldık” şeklindeki açıklamasının anımsatılması ve bu kararın nasıl alındığının sorulması üzerine Erdoğan, şunları söyledi:

“Kıbrıs konusunda geçen yıl burada başlattığımız süreci 24 Nisan referandumuyla belli bir noktaya getirmiştik. Tabii buna karşı muhataplarımız üzerine düşeni yerine getirmedi. Şu ana kadar da yerine

getirmiş değil. Eğer Bürgenstock’da vardığımız neticenin gereği yapılmış olsaydı, gerek Türkiye gerekse Yunanistan’ın kuzeyde, güneyde atacakları birçok adımlar vardı. Bu anlaşmaların gerekleri yerine

getirilmediği sürece biz de şu anda hangi konumdaysak, bu konumda adımlarımızı atmaya devam ediyoruz. Şu anda asker çekme gibi birşey söz konusu değil. Bunlar, bizim geçmişteki anlaşmalardan doğan

haklarımızdır. Sayın Başbuğ da geçmişte bu anlaşmalardan doğan hakkı dile getirmiştir. Bu bilinen birşeydir, yeni birşey değildir. Eğer karşılıklı anlaşmalara uyulursa Türkiye de üzerine düşeni her zaman

yapmaya hazırdır.”

Erdoğan, yakın bir zamanda BM Genel Sekreteri Kofi Annan ile görüşüp görüşmeyeceği ve Kıbrıs ile ilgili açılım konusunda bir tarih belirlenip belirlenmediğinin sorulması üzerine, “Tarih belirlemedik ama olabilir” dedi.

Başbakan Erdoğan, Güney Asya’ya yapacağı ziyaretten sonra Annan ile görüşme yeri ve tarihinin karararlaştırılacağını bildirdi.

Erdoğan, “Kıbrıs’ta adil ve kalıcı çözüme Türkiye olarak ‘evet’ deriz. Ne dayatılırsa ‘evet’ demek gibi bir anlayışımız söz konusu değildir” diye konuştu.

“AB SÜRECİNDE TARAMA,VE MÜZAKEREYLE İLGİLİ HAZIRLIKLARI DEVAM ETTİRİYORUZ

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, AB süreci konusunda gerek tarama, gerek müzakere ile ilgili hazırlıkların devam ettiğini belirterek, “Ankara Antlaşması’na yönelik olarak hukuki altyapı çalışmaları devam ediyor.  Bu çalışmaları yapıp adımlarımızı atacağız. Gecikmeyi arzu etmiyoruz. Anlayışımız çözümdür” diye konuştu.

“3 Kasım’da üyelik müzakerelerinin başlayacağından emin misiniz? O zamana kadar Kıbrıs’ın tanınması çözümlenebilecek mi?” sorusuna ise Erdoğan, şu karşılığı verdi:

“AB süreci konusunda Türkiye olarak şu anda gerek tarama, gerek müzakere ile ilgili hazırlıkları devam ettiriyoruz. Ankara Antlaşması’na yönelik olarak hukuki altyapı çalışmaları devam ediyor.  Bu çalışmaları yapıp adımlarımızı atacağız. Gecikmeyi arzu etmiyoruz.  Anlayışımız çözümdür. Buna yönelik olarak arkadaşlarımız çalışmalarını devam ettiriyor.”

 

HALKIN SESI 29/01/05

 

Rusya Kıbrıs'ta çözümden yana

ANNAN PLANI ESAS ALINMALI... Rusya'nın Lefkoşa büyükelçisi Andrey Nesterenko, Kıbrıs sorunun çözümü yolunda önümüzdeki dönemlerde başlatılması muhtemel müzakerelerde, Annan Planı'nın temel olarak alınması gerektiğini söyledi. Nesterenko, "Her iki tarafHK Her görüşmelerin yeniden başlaması yolundaki kararlarını, dışarıdan herhangi bir baskı olmadan ve suni zaman sıkıntısını yaratılmadan, net ve açık şekilde beyan etmelidir"dedi

SABIR VE SAĞDUYU GÖSTERİLMELİ... Nesterenko, Kıbrıs sorununda yaşanan tıkanıklığın, gerekli siyasi sabır ve sağduyunun gösterilmesiyle aşılabileceğine dikkat çekti. BM Genel Sekreteri Annan'ın, Güvenlik Konseyi'ne sunduğu 28 Mayıs 2004 tarihli Kıbrıs raporunda, özellikle beş daimi üye ülke arasında tartışmalar yer aldığını hatırlatan Nesterenko, o tarihten bu yana uzun bir zaman geçtiğini ve yeniden değerlendirilmesi gereken gerçeklerin ortaya çıktığını kaydetti

ANNAN'IN MİSYONU BİTMEDİ... Rus büyükelçi, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın iyi niyet misyonunun henüz bitmemiş olduğunu vurgulayarak Kıbrıs sorununda en geniş istişarelerde bulunmaya hazır olduklarını ve Rusya Dışişleri Bakanı Kıbrıs Özel Temsilcisi Leonid Abramov'un gerekli yetkilerle donatıldığını dile getirdi

KIBRISLI TÜRKLERLE DİYALOG GELİŞTİRECEĞİZ... Kıbrıs Türk toplumuna uygulanan izolasyon neticesinde ortaya çıkan ekonomik ve sosyal sorunların giderilmesinin, BM şemsiyesi altında Kıbrıs sorununun bütünlüklü çözümü ile mümkün olabileceğini anlatan büyükelçi Nesterenko, Rusya'nın son zamanlarda Kıbrıslı Türklerle diyalog geliştirmek amacıyla somut adımlar attığını söyledi

Rusya'nın Lefkoşa büyükelçisi Andrey Nesterenko, Kıbrıs sorunun çözümü yolunda önümüzdeki dönemlerde başlatılması muhtemel müzakerelerde, Annan Planı'nın temel olarak alınması gerektiğini söyledi.

KIBRIS'a konuşan büyükelçi Nesterenko, Annan Planı'nda gerekli değişikliklerin yapılabilmesine de imkan tanıdıklarını belirterek, "her iki tarafHK Her görüşmelerin yeniden başlaması yolundaki kararlarını, dışarıdan herhangi bir baskı olmadan ve suni zaman sıkıntısını yaratılmadan, net ve açık şekilde beyan etmelidir"dedi.

Nesterenko, Kıbrıs sorununda yaşanan tıkanıklığın, gerekli siyasi sabır ve sağduyunun gösterilmesiyle aşılabileceğine dikkat çekti.

BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın, Güvenlik Konseyi'ne sunduğu 28 Mayıs 2004 tarihli Kıbrıs raporunda, özellikle beş daimi üye ülke arasında tartışmalar yer aldığını hatırlatan Nesterenko, o tarihten bu yana uzun bir zaman geçtiğini ve yeniden değerlendirilmesi gereken gerçeklerin ortaya çıktığını kaydetti.

Rus büyükelçi, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın iyi niyet misyonunun henüz bitmemiş olduğunu vurgulayarak, Kıbrıs sorununda en geniş istişarelerde bulunmaya hazır olduklarını ve Rusya Dışişleri Bakanı Kıbrıs Özel Temsilcisi Leonid Abramov'un gerekli yetkilerle donatıldığını dile getirdi.

Rusya'nın, Kıbrıs'ta iki toplumun siyasi eşitliğini temin eden, birleşik, iki bölgeli, iki toplumlu federatif bir devlet kurulmasını öngören formülü bugüne kadar desteklediğini hatırlatan büyükelçi Nesterenko, söz konusu tutumun halen güncelliğini koruduğunun altını çizdi.

Demokratik gösterge

Rusya'nın Lefkoşa büyükelçisi Andrey Nesterenko, Kıbrıslı Türklerin büyük çoğunluğunun Annan Planı'na "evet" demesini, "demokratik iradenin bir göstergesi" olarak tanımladı.

Kıbrıs Türk toplumuna uygulanan izolasyon neticesinde ortaya çıkan ekonomik ve sosyal sorunların giderilmesinin, BM şemsiyesi altında Kıbrıs sorununun bütünlüklü çözümü ile mümkün olabileceğini anlatan büyükelçi Nesterenko, Rusya'nın son zamanlarda Kıbrıslı Türklerle diyalog geliştirmek amacıyla somut adımlar attığını söyledi.

Büyükelçi, atılan adımlara örnek olarak Rusya Federasyonu Dışişleri Bakanı Sergei Lavrov'un Mehmet Ali Talat'la 2004 Haziran ayında, İstanbul'da ve Rusya Federasyonu Dışişleri Bakan Yardımcısı Yuri Fedotof'un Kutlay Erk'le 2004 Eylül ayında Moskova'da yapmış olduğu görüşmeleri gösterdi.

Türkiye-Rusya ilişkilerinde gelişme

Rusya'nın Lefkoşa büyükelçisi Andrey Nesterenko, Türkiye-Rusya arasındaki ilişkilerin beş asırdan bu yana süregelmekte olduğunu ifade ederek, günümüzde söz konusu işbirliğinin yoğun bir dinamizm kazandığı belirtti.

"Türkiye'yi, bizim öncelikli ortaklarımızdan biri olarak değerlendiriyoruz" diyen büyükelçi Nesterenko, terorizm, bölücülük, milli ve dini aşırılık ve organize cinayet konularındaki savaşımda, Türkiye ile işbirliği geliştirme isteklerinden söz etti.

Rusya'nın Lefkoşa büyükelçisi Andrey Nesterenko, müsteşarı Valery Maslin ile dün KIBRIS Medya Grubu tesislerini ziyaret etti.

Büyükelçi Nesterenko, KIBRIS Gazetesi Genel Müdürü Bilge Nevzat ve direktör Fehim Nevzat ile bir araya gelerek, KIBRIS Medya Grubu hakkında bilgi aldı.

Ziyaretin ardından Rus büyükelçi, yayın koordinatörü Omaç Başat eşliğinde, KIBRIS Medya Grubu tesislerinde incelemelerde bulundu.

İncelemelerden sonra, Rusya'nın Lefkoşa büyükelçisi Andrey Nesterenko, KIBRIS Gazetesi Yazı İşleri Müdürü Başaran Düzgün, köşe yazarı Hasan Hastürer ve muhabir Emine Davut Yitmen'in sorularına yanıt verdi.

 

KIBRIS: Rusya Federasyonu'nun Kıbrıs sorunuyla ilgili politikasında bir değişiklik var mı?

CEVAP: Bence, herhangi bir devletin önemli uluslararası sorunlar hakkındaki tutumu durgun olamaz. Değişik olaylar meydana geliyor, yeni faktörler ortaya çıkıyor ve bütün bunlar herhangi bir yabancı diplomatik temsilcilik tarafından mutlaka incelenmelidir. Bu incelemenin neticeleri, objektif olarak herhangi bir ulusal tutumunun hazırlanma safhasında mutlaka dikkate alınır. Tekrar ediyorum, böyle bir durum, bütün ülkelerin büyükelçiliklerinin faaliyetlerine özgüdür ve Rusya, bu konuda istisna değildir. Bununla birlikte, şunu vurgulamak isterim ki, Rusya Federasyonu'nun dış politikasının özelliği sadık, şeffaf olması, prensiplere, Birleşmiş Milletler Teşkilatı Anayasası'na ve uluslararası hukuk normlarına ve prensiplerine bağlılıktır. Bu durum, Rusya Federasyonu'nun, Kıbrıs sorunu ile ilgili yaklaşımlarında da mevcuttur.

KIBRIS: Rusya Federasyonu, Kıbrıs sorununa nasıl bir çözüm öngörüyor?

CEVAP: Biz, Kıbrıs sorununda iki tarafın gönüllü olarak uzlaşması yoluyla ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin gerekli kararları esasında, yaşayabilir, adil ve kapsamlı bir çözüme varılmasını destekliyoruz. Özetle şunu vurgulamak istiyorum, Rusya Federasyonu aşağıdaki görüş üzerinden hareket eder: Kıbrıs'ın geleceğinin tespit edilmesinde başlıca rol Kıbrıslılara aittir. Bu arada, her iki toplumun çıkarları mümkün olduğu kadar dikkate alınmalıdır. Hatırlatmak isterim ki, bizim tarafımız her zaman iki toplumun siyasi eşitliğini temin eden, birleşik, iki bölgeli, iki toplumlu federatif bir devlet kurulmasını öngören formülü bugüne kadar desteklemiştir. Bu tutum, BM Güvenlik Konseyi'nin pek çok kararında da kaydedilmiştir. Bu tutum, halen güncelliğini korumaktadır ve Kıbrıs sorunu ile ilgili başka taraflarca da paylaşılmaktadır.

KIBRIS: Kıbrıslı Türklerin, Annan Planı'na "evet" demesini nasıl değerlendiriyorsunuz?

CEVAP: Sanıyorum ki, bu Kıbrıslı Türklerin demokratik iradesinin bir göstergesiydi.

 

KIBRIS : 24 Nisan referandumunda, Kıbrıslı Türklerin "evet", Kıbrıslı Rumların "hayır" demesini nasıl değerlendiriyorsunuz?

CEVAP: Rusya Federasyonu, adadaki her iki kesiminde yaşayan insanların hür iradesini yansıtan referandum sonuçlarını saygıyla karşılar. Tekrar ediyorum, referandum neticelerini, her Kıbrıslının Annan Planı'na karşı şahsi tavrının bir göstergesi olarak görüyoruz. Bu da dünyada tanınmış olan tüm demokratik normlara uygundur. Bilindiği gibi söz konusu referandumlar, BM Genel Sekreteri Kofi Annan tarafından, Şubat 2004 yılında teklif edilmiş ve Kıbrıs'taki iki toplumun liderlerince yani Sayın Tasos Papadopulos ve Sayın Rauf Denktaş tarafından kabul edilmiş olan malum formülün son dönemini teşkil etmiştir. Dikkate alınması gereken diğer bir nokta da şudur ki, BM genel sekreterinin çevresinde bulunan yetkililerin hiçbiri ve hiçbir devlet, referandumların sonuçlarını şüpheli bulmamıştır. Bu durum, ayrıca 29 Nisan 2004 tarihli BM Güvenlik Konseyi başkanının beyanatında da teyit edildi. Bu beyanatla da BM Güvenlik Konseyi, Kıbrıs meselesinin kapsamlı siyasi çözümüne destek vermiştir.

KIBRIS: Kıbrıs sorununda yaşanan tıkanıklık sizce nasıl aşılabilir?

CEVAP: Çok basit olarak. Yani, gerekli siyasi sabır ve sağduyuyu göstermek gerekiyor. Her iki taraf hazır olunca, onların menfaatleri koruyan uzlaşmaya varmak için toplumlararası temaslara ve yapıcı görüşmelere devam edilmesi gerekiyor. Bu vesileyle ilerideki müzakerelerde, Annan Planı'nın temel olarak alınmasını destekliyoruz. Ancak bu arada, Annan Planı'na değişikliklerin yapılabilmesine de imkan veriyoruz. Her iki tarafHK Her görüşmelerin yeniden başlaması yolundaki kararlarını, dışarıdan hiçbir baskı olmadan ve suni zaman sıkıntısını yaratılmadan, net ve açık şekilde beyan etmelidir. Bize göre, Kıbrıs sorunundaki mevcut tıkanıklığın aşılmasına, iki toplumun hem siyasi partiler hem de toplumsal örgütler arasında yer alan temaslarına devam etmesi yardımcı olacaktır.

KIBRIS : Kıbrıs sorunu ağırlıkla BM konusu mu yoksa Avrupa Birliği'nin (AB) konusu mu?

CEVAP: Son yıllarda meydana gelen olaylara baktığımızda, Kıbrıs sorununa adil çözüm arayışı için en uygun çerçevenin BM teşkilatı olduğunu görüyoruz. Bu konuda, BM'nin başlıca rolü muhafaza edilirken, aynı zamanda AB'nin rolü de objektif olarak artmıştır. Bunun nedeni ise 1 Mayıs 2004 tarihinden sonra, Kıbrıs Cumhuriyeti bu birliğin üyesi olmuştur. Aynı zamanda, Türkiye Cumhuriyeti bu birliğe aday olmuştur. Ancak, Kıbrıs'ta herhangi bir barış çabasının sonuca ulaşması için bunların müştereken yapılması sağlanmalıdır. Rusya dahil tüm ilgili tarafların ve devletlerin konuyla ilgili gerekli koordinasyonu, BM çerçevesinde sürekli olarak sağlanmalıdır.

KIBRIS: BM Genel Sekreteri Kofi Annan sizce yeniden devreye girmeli midir?

CEVAP: BM'in kurallarına göre, bununla ilgili teklifleri bu teşkilatın Genel Sekreteri olan Kofi Annan'ın kendisi yapar. Güvenlik Konseyi bu teklifi inceledikten sonra, gerekli kararı alır. Bizce, genel sekreterin iyi niyet misyonu henüz bitmemiştir. Üstelik, Kıbrıs konusu üzerinde hem dış ortaklarla hem de BM'de bulunan meslektaşlarla en geniş istişarelerde bulunmaya yarından itibaren hazırız. Örneğin, bununla ilgili olarak Rusya Dışişleri Bakanı Kıbrıs Özel Temsilcisi Leonid Abramov, gerekli yetkilere sahiptir.

 

KIBRIS: Rusya Federasyonu, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın hazırladığı Kıbrıs raporunun Güvenlik Konseyi'nde kabul edilmesi için bir girişim yapacak mı?

CEVAP: BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın 28 Mayıs 2004 tarihli raporunu kastediyorsanız, Güvenlik Konseyi'nde, özellikle beş daimi üye ülke arasında yer alan tartışmalar, bu rapor üzerindeki farklı görüşlerin mevcudiyetini göstermiştir. Bu durum, söz konusu raporun metni hakkında ve en önemlisi raporda mevcut olan sonuçlar ve teklifler hakkında gerekli konsensusun oluşmadığını ortaya koymuştur. BM'de yer alan bazı ülkelerin görüşlerine göre, söz konusu raporun bazı hükümleri hakkında raporun açıklandığı zaman görüşme yapılabilirdi. Ancak, o tarihten bu yana uzun bir zaman geçti ve bize göre Kıbrıs ile ilgili durumun geliştirilmesi bakımından önemli gelişmeler yer almıştır. Başka bir deyimle yeniden değerlendirilmesi gereken yeni gerçekler mevcuttur. Söz konusu olan, Türkiye ile AB arasında üyelik görüşmelerinin, 3 Ekim tarihinden itibaren başlaması kararıdır. Ayrıca, AB'de Kıbrıs'la ilgili üç tüzük, yani Yeşil Hat Tüzüğü, mali yardım ve serbest ticaret tüzükleri görüşülmektedir. Ben, AB'nin BM'nin yerini aldığını söylemek istemiyorum. Ancak, bu gelişmeleri görmezlikten gelmek mümkün değildir. 1 Mayıs 2004 yılından itibaren, bütün Kıbrıs'ın AB bünyesine girdiği gerçeği hesaba katılmalıdır. AB'de bütün bu konular üzerinde yapılan tartışmalar, objektif olarak herkes ve BM tarafından dikkate alınmalıdır.

KIBRIS : Kıbrıslı Türklere uygulanan izolasyonların kaldırılması için Rusya Federasyonu ne yapmayı düşünüyor?

CEVAP: Bizim düşüncemize göre, Kıbrıs Türk toplumuna uygulanan izolasyonun ekonomik ve sosyal sorunlarının giderilmesi, BM şemsiyesi altında Kıbrıs sorununa bütünlüklü çözüm bulunmasına bağlıdır. Öte yandan, adanın kuzey kesiminin ekonomik yönden kalkınması, iki toplum arasında ekonomik ve sosyal açıdan varolan mesafenin daraltılmasına yardımcı olabilir. Bizim açımızdan, ortak projelerin gerçekleştirilmesi yoluyla Kıbrıs'taki taraflar arasında ekonomik ilişkilerin güçlendirilmesi ve sonuçta adada ortak ekonomik alanın oluşturulması son derecede önem taşımaktadır.

Rusya tarafı olarak, son zamanlarda Kıbrıslı Türklerle diyalog geliştirmek amacıyla somut adımlar attık. İki tarafın tutumunu daha iyi anlamak için attığımız adımlar arasında, Rusya Federasyonu Dışişleri Bakanı Sergei Lavrov'un Mehmet Ali Talat'la 2004 Haziran ayında, İstanbul'da ve Rusya Federasyonu Dışişleri Bakan Yardımcısı Yuri Fedotof'un Kutlay Erk'le 2004 Eylül ayında Moskova'da yapmış olduğu görüşmeler sayılabilir. Bunun dışında, geçtiğimiz yıl içinde Rusya Büyükelçiliği, ilk kez birtakım toplumlararası aktivitelere destek vermiştir. Büyük bir memnuniyetle vurgulamak isterim ki bu aktivitelerle ilgili yankılar, Kıbrıs Türk basınında, özellikle KIBRIS gazetesinde geniş yer bulmuştur.

KIBRIS: Kıbrıs'ta bulunduğunuz süre içinde, Kıbrıslı Türkler ile Kıbrıslı Rumların kültürel ve politik duruşlarıyla ilgili neler gözlemlediniz?

CEVAP: Rusya büyükelçisi olarak adaya gelmeden önce tabii ki okumuş olduğum kitaplardan, Kıbrıs'ın son derece zengin tarihini, değişik dünya medeniyetlerine ait halkların buradaki geçmişini ve adanın varlıklı kültür mirasını öğrendim. Bir de şunu vurgulamak istiyorum ki Rusya ile Kıbrıs arasındaki ilişkilere ait ilk yazışmalar, Kıbrıs'ın Bizans İmparatorluğu'na dahil olduğu döneme, yani 12'nci asrın başına aittir. Ancak, hem güneyde hem kuzeyde yaşayan sıradan Kıbrıslıların hayat tarzını yerinde tanımaya, adadaki görülecek yerleri gezmeye ve değişik tarih kitaplarını okumaya başladığım zaman, önceden düşüncelerimde tasvir ettiğim Kıbrıs dışında , daha güzel bir Kıbrıs'la karşılaştım. Her şeyden önce, adada yaşayanların samimiliği ve misafirperverliği beni çok etkiledi. Sanırım, bu duygular tarihin derinliklerine dayanıyor ve eski ortak geleneklerini, yaşamı, tabiatı, iklimi, denizi ve güneşi yansıtıyor.

İkinci olarak, adadaki tarihi zenginlik hem Kıbrıslı Türkler hem de Kıbrıslı Rumlar için onun çok çeşitliliğinde ve ortaklığında gözle görülmektedir. Her iki toplumun, kültür ve tarihi yerleri organik olarak birbirine uyar. Herkes, Ortodoks kilisesinin ve Müslüman camisinin aynı yerde bulunmasını rahatça benimsemektedir. Bütün bunlar apaçık olarak gösterir ki Kıbrıslı Türkler ve Kıbrıslı Rumları bütünleştiren, onları ayırandan daha çoktur. Ne yazık ki, geçmişte yer alan bu bütünlük üzerinde, bugün adayı bir yara gibi ikiye ayıran Yeşil Hat bulunmaktadır. Ümit ederim ki yakın zamanda bu yara izi ortadan kaldırılabilir.

KIBRIS : Rusya Federasyonu'nun, eski Sovyetler Birliği'nin dünya üzerindeki etkinliğini yakalama amacı var mıdır?

CEVAP: Tamamıyla hayır. Bence, daha doğru sorulacak bir soru şudur: Rusya'nın uluslararası arenadaki etkinliği hangi kriterlerle ölçüyoruz? Bu soruya bizim dışişleri bakanımızın sözleri ile cevap vermek istiyorum: "Bugünkü Rusya'nın dış politikadaki etkinliği, her şeyden önce bu politikanın bizim ülkemizin ekonomik gelişmesi için elverişli dış şartların yaratılmasına ve Rus vatandaşlarının hayatının iyileştirilmesine, onların hak ve çıkarlarının korunmasına ne kadar yardımcı olduğunu ölçüyor."

Bizim dış politikamızın başlıca prensipleri, Rusya Federasyonu'nun dış politikası ile ilgili konseptinde belirtildi ve bunlar değişmez kalıyor. Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanı Vladimir Putin'in göreve başlama töreninde vurguladığı gibi bunlardan en önemlisi, Rusya'nın milli çıkarlarını barışçı yöntemlerle korunması arzumuzdur ve bu arzumuz, güçlü ama barışsever ülkemizin politikasına layıktır. Rus dış politikasının diğer bir önemli prensibi, onun çok yönlü olma özelliğidir. Yani, bize yakın komşu ülkeler yanında Avrupa, Asya ve diğer bölgelerde bulunan devletlerle hak eşitliği esasında işbirliği geliştirme gayesidir. Tabii ki Kıbrıs adası, bu amaca dahildir.

KIBRIS: Önümüzdeki dönemde Rusya Federasyonu-Türkiye Cumhuriyeti ilişkileri nasıl bir seyir izleyecek?

CEVAP: Önce, basit bir tespit yapmak istiyorum. İki ülke arasındaki ilişkilerin tarihi, Çar Ivan III ile Sultan II Beyazıt döneminde başlamıştır ve beş asırdan bu yana süregelmektedir. Günümüzde, Rusya - Türk işbirliğinin karakteristik yanı, yoğun dinamizm ve verimliliğidir. Buna, 1992 yılında Rusya Federasyonu ile Türkiye Cumhuriyeti arasında ilişkilerin esasları hakkında imzalanan anlaşma yardımcı olmuştur. Türkiye'yi, bizim öncelikli ortaklarımızdan biri olarak değerlendiriyoruz. Çok önemli uluslararası ve bölgesel sorunlar hakkında, iki ülke tutumlarının yakınlığına değer veriyoruz. Şunu vurgulamak isterim ki, böyle bir eğilim, BM'nin merkezi rolünü ve uluslararası hukukun üstünlüğünü koruyarak, günümüzdeki tehlikelere ortak mukavemet göstermek için kurulmuş, çok taraflı mekanizmaların kuvvetlendirilmesi yönünde ortak yaklaşımlarımızda mevcuttur. Terorizm, bölücülük, milli ve dini aşırılık ve organize cinayet konularındaki savaşında Türkiye ile işbirliğimizi geliştirmeyi istiyoruz. Her çeşit seviyede yapılan Rus-Türk diyalogunda ortak noktaların tespit edilmesi, yapıcı ve saygılı ortamda görüş teatisinin yapılması son zamanlarda karakteristik bir hal almıştır.

Öte yandan diğer önemli bir husus, ülkelerimizi yakınlaştıran noktanın Avrasya olması özelliğidir. Rusya ve Türkiye, Avrupa güvenliği ve işbirliği sorunlarının görüşülmesinde aktif rol oynamaktadır. Her iki ülke, Karadeniz ve Doğu Akdeniz bölgelerinin, barış ve istikrar bölgesine dönüştürülmesi hakkında birlikte çalışıyorlar. Türk tarafı ile Kıbrıs işleri hakkında etraflıca görüş teatisine devam edilmesi hakkında mutabakat vardır.

Rus-Türk ilişkilerinin en önemli tarafı, milyarlarca dolar ile ölçülen ticaret ve ekonomik işbirliğidir. Bu alanda ön plana çıkan sektör, enerji sektörüdür. Rusya, büyük miktarda Türk pazarına, petrol ve doğal gaz teslim etmektedir. Bu teslimat, Mavi Akım gaz borusu yoluyla gelecekte daha da genişleyecektir. Ayrıca, iki ülke arasında inşaat sektöründe büyük gelişmeler bulunmaktadır. Diğer bir işbirliği alanımız ise turizm sektörüdür. Örneğin, geçen yıl 2 milyona yakın Rus turist Türkiye'ye gitmiştir. Rus tarafı, Türk işadamlarının girişimciliğine büyük değer vermektedir. Türk işadamları, geçmiş dönemlerde, geçici güçlerden korkmadan, ülkemizin geniş imkanlar sağlayan pazarına gelmişlerdi. Her iki tarafa yararı olan, büyük çaplı projelerin sayısı devamlı olarak artmaktadır. İki ülke arasındaki kültür ilişkileri de genişlemektedir.

Özetle vurgulamak isterim ki, Aralık 2004 yılında ve bu yılın ocak ayında yer alan üst düzeydeki Rus - Türk görüşmelerinde söylendiği gibi Rusya, gelecekte de Türkiye ile ilişkileri karşılıklı saygı, anlayış ve pragmatizm ilkeleri esasında geliştirmeyi arzulamaktadır. Bu tarz bir yaklaşım, hem Rusya Federasyonu hem de Türkiye Cumhuriyeti'nin uzun vadeli çıkarlarına hizmet etmektedir; hassas bölgemizde ve genellikle dünyada istikrarın ve güvenliğin pekiştirilmesine yardımcı olmaktadır.

KIBRIS 30/01/05

 

Rumlar Mutsuz

Kıbrıslı Rum sosyolog Nicos Peristianis: 'Kıbrıs Rum toplumu ortaya çıkan son durumdan dolayı bir hayli mutsuz' diyor

'Çünkü uzlaşı demokrasisi sadece azınlıklara saygı göstermiyor aynı zamanda farklı gruplara birer grup olarak saygı gösteriyor. Sosyal bilimlerde son zamanlardaki trend bu yönde: Farklılığı kabul eden ve temel önermesi farklılığın varlığını kabul etmek üzerine kurulu bu sistemin daha demokratik olduğu üzerinde önemle duruyor bir çok soysal bilimci. Yapmaya çalıştıkları şey farklı kimlikleri olan küçük grupların hakkının korunmasını sağlamak.'

'Hiç unutmam PhD tezini hazırlayan bir Amerikalı bayan alan çalışması için Kıbrıs Türk toplumunu incelemiş ve kuzeyden gelmişti. Tezinin adı: 'Şair Millet, Korsan devletti. Genel olarak Kıbrıslı Türklerin ülkesinde Denktaş Bey dahil neredeyse herkes şair, esasen bir devlet olmayan ve Türkiye dışında hiç bir devlet tarafından meşru bir devlet olarak kabul edilmeyen bir devlette yaşamanın dayanılmaz gerçeğinden kaçmanın bir yolu olabilir bu diyordu, o Amerikalı bayan.'

1'Dolayısıyla sivil toplum kuruluşlarımızın olmadığı doğru değil. Sivil toplum kuruluşları partilerle özdeşleşmiş durumdalar. Sonuç olarak farklı sesleri yok, sesleri ana partilerin sesi.'

 

Can SARVAN

cansarvan@kibrisgazetesi.com

 

Akademisyenler genellikle mesafeli insanlardır. Kimisi bildiklerini diğer insanlarla paylaşmaktan çok, bildikleri üzerinden güç kazanmaya ve böylelikle kendini diğerlerinden üstün tutmaya eğilimlidir. Bazıları da vardır ki yüksek algı kapasiteleri ile çözümlediklerini samimi bir kaygıyla, etrafındakilere sahip oldukları bilgi iktidarının keskin kılıcını göstermeyi reddederek, kişisel güç kazanma savaşımına girmeksizin aktarmayı sever. Olduğu gibi görünen, anlayışlı, ince ve kavradıklarını daha yaşanılır bir dünya için her şartta savunmaya ve öğretmeye hazır akademisyenlerdir onlar. Kıbrıs Sosyoloji Birliği Başkanı, sosyolog Nicos Peristianis'i sadece Rum kesiminde değil Türk kesiminde de, dünyanın her yerinde de saygın bir toplumbilimci yapan, parlak çözümlemeleri kadar sağduyusu ile çoğumuzun kişisel tatmin adına içine düştüğü tuzaklara düşmeyecek kadar aydınlanmış bir hoca olması...

En parlak Kıbrıslı Rum toplumbilimcilerden biri olarak İngiltere, ABD ve ana vatanların Kıbrıs Türk ve Kıbrıs Rum toplumları üzerindeki etkileri açsından nasıl bir rol üstlendiklerini düşünüyorsunuz?

Anavatanlar her zaman üstelik benzeri diğer ana vatanlardan da farklılaşarak, diğer güç ve süper güçlerden çok daha etkili olmuşlardır. Ana vatanlar başta Yunanistan olmak üzere boyları ile orantılı bir öneme sahiptir. Yunanistan'la başlamak isterim, çünkü başlangıçta 1820'lerden itibaren heyecanlı bir milliyetçiliğe sahip olan Yunanistan'dı ve Yunanistan'da yaratılan, kurulan bu milliyetçilik Kıbrıs'a ihraç edilmişti. Çünkü o zamanlar Kıbrıs ve Yunanistan'ın çok yakın bağları vardı. Türkiye de çok önemliydi çünkü Kıbrıs o dönemde Osmanlı işgali altındaydı. Türkiye devleti o zaman yoktu tabii, bir kaç on yıl sonra kurulacaktı. Ama Kıbrıs'ın Osmanlı İmparatorluğu tarafından işgal edilmesi nedeniyle biz zaten bu işgalden bir çok yönden etkileniyorduk. Örneğin yerel yönetimin Osmanlı İmparatorluğu ile ve sonradan Türkiye'ye dönüşen bölgeyle dolaylı olarak yakın ilişkileri vardı. Doğal olarak bunlar Kıbrıs'ta ki farklılaşmaları yaratan başlangıçlardı. Yunanistan'dan gelen milliyetçi hareketle milliyetçiliğe ve öncesinde de ulusal kimliğin yaratılmasına adım attık çünkü. 'Millet' kimliği, bir dini kimlik olarak etnik ve ulusal kimliğe aktarıldı. Müslüman kimselere has bir farklılık duygusu vardır, çünkü Osmanlı İmparatorluğu'nun bir parçasıdırlar. Daha sonra da Türkiye devletinin yaratım süreci var ve gene dini bir kimliğin daha laik bir kimlik olarak Türk vatandaşı olarak etnik bir kimliğe dönüştürülmesi süreci var. Tüm bu tarih boyunca, derece derece ulusal farklılık duygusunun artması 1950'lerdeki bildiğimiz çatışmaya neden olmuş, önce Kıbrıslı Rumların İngilizlere karşı çıkışını, beraberinde Kıbrıslı Türklerin kendini tehdit edilmiş hissetmelerine ve Rumların Yunanistan'la bütünleşme çabaları karşılığında kendilerini savunmaya kalkmaları ile sonuçlanmıştır. Bütün bunların sonunda ana vatanlar Kıbrıs sorunun oluşumunda büyük rol oynadılar. En sonunda hepimizin bildiği üzere 1960 anlaşması ile ana vatanlarla birlikte hep beraber bir ortaklığa girdiler ve iki ülke de Kıbrıslıların iç işlerine doğrudan müdahale etmeye başladı. Tabii bu müdahaleler Kıbrıslıların oluru ile gerçekleşti. Kıbrıslılar olarak ana vatanlarla kurulan ilişkiler aracılığıyla bunda bizim de sorumluluğumuz vardı. Dolayısıyla bunlar son derece karmaşık bir ilişkiler kümesidir. İngiltere de uzun bir süre bu suçla ilişkili olmuştur. İngiltere Kıbrıs'ı işgal etmeden önce, son derece önemli bir sömürge gücü olarak Akdeniz bölgesini etkilemeye başlamıştır. Sonra Osmanlı İmparatorluğu'ndan Kıbrıs'ı almış ve Kıbrıslı Rumlar Enosis'e doğru süreci itmeye başladıklarında İngiltere farklı bir tepki vermeye başlayarak Türklerle olan farklılığa vurgu yapmıştır ki Türkleri Rumlara karşı kullanabilsin. 60'larda ve 60 Anlaşması ile birlikte İngiltere, Türkiye'yi de bu işe karıştırarak yine kendi çıkarlarını korumaya çabalayarak ve diğer tarafların hayatını çok zorlaştırarak varlığını arabulucu sıfatıyla kesinlikle gerekli kılmıştır. Amerika ise bildiğiniz gibi 1960'larda çok daha önem kazanmaya başlamıştır. Ana vatanlarla ve Batı güçleri ile olan ilişkileri kısaca tanımlamak çok zor. Bu durum bence hâlâ insanları etkilemeye devam ediyor ama başka şekillerde artık.

Yeni sömürgeci yollarla belki

Yeni sömürgeci yollarla, evet. Bu sayede de ortaya Kıbrıs Rum devleti ve sizin kuzeydeki kendi yönetiminiz ortaya çıktı. Bu güçler aracı olarak sanki dışarıdan sorunu çözmeye çalışan diğer güçlermiş gibi görünmekle birlikte, gerçekte sorunun birer parçalarıdır.

Reuters'e verdiğiniz bir demeçte: 'Kıbrıs milleti diye bir şey yoktur. Kıbrıs, iki farklı ülkeden ayrılmış olduğu kanısında olan iki toplumdan oluşur ve bu da geçmişteki gerilimin kaynağıdır' diyorsunuz. Ama Kıbrıslı Rum politikacılar arasında Kıbrıs Türk toplumunu hâlâ etnik azınlık olarak görmek isteyen bir çok siyasetçi var. Bu konudaki yorumlarınızı alabilir miyim?

Tarih bu duyguların niye ortaya çıktığını gene açıklıyor daha önce söylediğim gibi. Farklı olma hissi ta Osmanlı İmparatorluğu zamanından başlar. 'Millet' sisteminde ki siz benden daha iyi bilirisiniz bunu, farklı etnik kökenlere Osmanlı İmparatorluğu bir tür otonomi olarak bakardı. Çoğunluk ve azınlık kavramı, Osmanlı bağlamında geçerli bir kavram değildi. Çoğunluk-azınlık kavramları daha çok batı kavramlarıdır. Bununla birlikte İngilizler geldiği zaman bu problem başladı. Bizim kendi tarihimize baktığımız zaman görüyoruz ki Kıbrıslı Rumlarla Kıbrıslı Türkler arasındaki ilk farklılıklar önce bu alanda ortaya çıktı. Kıbrıslı Türklerle bağlantılı olarak Müslüman nüfus eşitlik istedi. Çünkü hâlâ topluluklar olarak bakıyorlardı meseleye. Biz daha az sayıdayız ama biz bir toplumuz diyorlardı. Nasıl Osmanlı döneminde siz Hıristiyanlar ayrı bir toplumdunuz biz buna devam etmek istiyoruz, diyorlardı. Kıbrıslı Rum'a dönüşmüş olan Hıristiyanlar ise daha farklı düşünüyorlardı: Madem biz batı geleneğinden etkileniyoruz, demokrasi fikri batıda ortaya çıkmıştır ve demokrasi çoğulculuk fikri üstüne oturur diyorlardı. Gerçekten de biz çoğunluğuz siz azınlıksınız düşüncesini kuvvetlendiren bir kanıydı bu. Böylelikle de yeni yönetim, yeni demokrasinin nasıl olması gerektiğine dair bu anlayışı bastırıyordu. Bunlar sorunun kökenleri. Siz ise bugünkü kanıyı sordunuz: Niye Kıbrıslı Rum politikacılar Kıbrıslı Türkleri etnik bir azınlık olarak görmekte ısrar ediyorlar diye soruyorsunuz. Çünkü, bana göre bu düşünce Kıbrıs'ta iyice yaygınlaştı. Ama sadece Kıbrıs'ta değil dünyadaki bir çok ülkede de genel kanı çoğulcu demokrasi yönündedir. İnsanlar demokrasi deyince bir kişi eşittir bir oy diye bakıyorlar. Bu kesin bir doğru değildir tabii ki. Biliyoruz ki demokrasinin başka formları da vardır. 'Konsensüs demokrasisi' denilen ya da uzlaşıya dayanan yönetim dediğimiz demokrasi biçiminde ise demokrasi sadece bu ilkelerden oluşmaz. Kişilerin yanı sıra grupların varlığını onaylayan, kişilerin yanı sıra dini, etnik veya coğrafi vb. gibi temellere sahip belirgin farklı kimlikteki grupların kişilerle eşit öneme sahip olduğunu kabul eden bir demokrasidir bu. Bu tür yönetimlerde mesela bir federasyonu, Kanada veya Belçika örneğini ele alalım: Orada iki ilke bir arada var olur: Bazı noktalarda, evet her insanın bir oyu vardır. Ama bazı noktalarda ise topluluklar ilkesini kabul ederler. İşte bu anlamda Kıbrıslı Rumlar bunu zor bulsalar da farz edelim ki kabul ettiler, çünkü demin söylediği gibi dominant olan, yaygın olan demokrasi biçimi çoğulcu demokrasi, Kıbrıslı Rumların diğer demokrasi modellerinin kabul etmeleri çok zordu çünkü dünyada da bu demokrasi biçiminin çok örneği yok. Yunanistan'da çoğulcu demokrasi vardır. Türkiye'de çoğulcu demokrasi işler. Dolayısıyla etrafta ders çıkartılacak bütün demokrasi örnekleri çoğulcu nitelikte. Keza İngiltere de en temel çoğulcu demokrasi örneğidir. Bu nedenle diğer demokrasi biçimleri hakkında hiç bir öğrenme deneyimine sahip değil Kıbrıslı Rumlar. Ama farklı demokrasi biçimlerini, büyük bir uzlaşma olarak kabullenmeye zorlanıyorlar. Bazı ülkelerde ise bu demokrasi biçimini kötü bir uzlaşma olarak değil de daha iyi işleyen bir demokrasi sistemi olarak kabul ediyorlar. Çünkü uzlaşı demokrasisi sadece azınlıklara saygı göstermiyor aynı zamanda farklı gruplara birer grup olarak saygı gösteriyor. Sosyal bilimlerde son zamanlardaki trend bu yönde: Farklılığı kabul eden ve temel önermesi farklılığın varlığını kabul etmek üzerine kurulu bu sistemin daha demokratik olduğu üzerinde önemle duruyor bir çok soysal bilimci. Yapmaya çalıştıkları şey farklı kimlikleri olan küçük grupların hakkının korunmasını sağlamak. Şu anda bu demokrasi biçimini onaylayan Kıbrıslı Rumların yanı sıra daha önceki çoğulcu demokrasi fikrine bağlı olanların da mevcut bulunduğu, bu ikisinin çatıştığı ve hangisinin kazanacağı başka şartlara bağlı olan bir dönemden geçiyoruz.

Size göre bir diğer toplum üzerinde şovenizm ve milliyetçiliğin klasik düsturunu kullanarak daha fazla iktidar sahibi olma isteğini yok edebilmenin yolları nelerdir? Ya da sizce bunun bir yolu var mı?

Kolay yollardan geçmiyor bu. Öncelikli olarak çağdaş dünyamızda bile ulusal kimliklerin hâlâ çok güçlü olduğunu itiraf etmemiz gerekir. Dünyada ulusal ve etnik kimlikleri katılaşmasını ve keskinleşmesini cesaretlendiren bir çok çeşit faktör var. Bu bir yere kadar modern dünyanın yaygın olarak kabul edilebilir bulduğu bir özelliktir. O modern dünya ki sınırları ulus devletlerden oluşan bir topluluktur. Dünyamızda etrafımızdaki ulusal kimlikler gerçeğin o kadar kabul edilir bir parçasına dönüşmüştür ki farkına bile varamıyoruz diyor bir çok sosyal bilimci. Etrafımızda sürekli bayraklar var, ulusal şükran duaları, ulusal geçit törenleri, milliyetçi semboller hep etrafımızda ve gerçekliğimizin bir parçasına dönüşmüş durumdalar. Onlar hep oradalar. Bu durum bir dereceye kadar benim gibi milliyetçi olmayan bir kişi açısından bile, bir çok insanının bunları çok önemli bulması gerçeğinden hareketle kabul edilebilir. Biri bunlarla yaşamayı isteyebilir. Bununla birlikte, bu ulusal farklılıklar düşmanlık, nefret, savaşa girmek ve birbirini öldürme istencinin temeli olmaya başladığı zaman, işte bunu kabul etmemek gerekir. Bir kişi, bir şeyi kendi kimliğinin parçası olarak görmeye başladığı zaman yapabileceğiniz çok şey yok, uzunca süren bir eğitim süreci üzerinde çalışmaktan, kimlik farklılıklarının her zaman bir çatışmaya neden olmayacağı gerçeğini kabul etmekten ve kimlik farklılıklarına eşit saygı göstererek, bir zenginlik olarak görülmesini sağlamaktan başka yapabileceğiniz bir şey yok. Evet siz ve ben farklıyız. Peki farklı olmamızda ne sorun var? Birbirimize ne sunacağımıza bakabiliriz. Bu kimliklerin daha fazla sertleşmesine karşı savaşmamız gerekir. Bunların esasen değişemez bir katılıkta olmadıklarını kabul ederek bunlar üzerine birbirimize karşı olumsuz duygular ve kin inşa edilmesi ile mücadele etmeliyiz. Budur, durdurmamız gereken. Yine bunu başarmak için de basit çözümler yok. İnsanların aydınlanması ve dünyada daha iyi bir toplum olabilmek için buna karşı sürekli bir mücadele verilmesi lazım. Bu da toplumsallaşmaya, okullarımızdaki toplumsallaşmaya, medya ile, ailelerimizle, çocuklarımızı nasıl eğittiğimizle, siyasetçilerin vatandaşlara neyi nasıl ifade ettiğine bağlıdır. Dolayısıyla bu her cephede bir mücadele gerektirir. Bunun da ne yazık ki sihirli bir formülü yok. Birbirimizle barış içinde yaşamamız gerektiğini farkına varmamız, farklılıkları saygı duyulacak ve illa ki bir çatışmaya neden olmayacak şeyler olarak kabul etmemiz lazım galiba. Almanya'da ne olduğuna bakın, mesela: 2. Dünya Savaşı deneyimini yaşadıktan sonra ülkeyi tekrar eğitmek için büyük bir çaba harcadılar ki yaşanan bir daha olmasın. Korkunç bir deneyim yaşadılar ve hep beraber başka bir toplum yaratmak için çok çalıştılar. Bizim kendi tarihimizde de ne olduğuna bakmamız, geçmişin acı tecrübelerini gelecek için yararlı derslere dönüştürmemiz gerekir.

Kıbrıs Rum sivil toplum kuruluşlarının ne Kıbrıs Rum politikacılar ne de toplum içinde yeterli güç ve etkiye sahip olmadığı yönünde yoğun bir eleştiri var biliyorsunuz. Bir sosyolog olarak Kıbrıs Rum sivil toplum kuruluşlarının zayıf olmasının kökenlerini nasıl açıklıyorsunuz?

Size çok uzun cevaplar veriyorum, çünkü sorularınız bunu gerekli kılıyor. Yine biri bu soruyu hakkıyla cevaplamak isterse Kıbrıs Rum toplumunun tarihine bakması icap eder: Çok gerilere gitmek gerekmiyor. 1960'lara kadar döneceğim sadece: Bağımsız cumhuriyetin yeni dönemine girdiğimizde Başpiskopos Makarios bizim liderimizdi. Kilisenin de lideriydi. Niye böyle olmuştu. İşte yine 'millet' sistemine geri dönmek gerekir. Başpiskopos Kıbrıslı Rumların lideriydi o zaman. İngiliz dönemimde de liderlikte bulunmuş ve ilk başkan olmuştu. Bütün bu tecrübeler sırasında, bir başka grup vatandaşın iyi örgütlendiği bir yapıya dair deneyim yoktu. Bağımsızlıktan önce Kıbrıslı Rumlar arasında doğru dürüst örgütlenen tek parti AKEL'di. Komünist parti yani. 1960'tan 1974'e kadar süren, cumhuriyetin ilk döneminde diğer partiler son derece güçsüzdü. Sadece seçim dönemi ortaya çıkar ve seçim sonarsı ortadan kaybolurlardı. 1974'e kadar tek parti, komünist partiydi. Ancak 1974'ten ve özellikle 1977'den sonra, yani Makarios öldükten sonra ilk defa partilerin girmesi için bir alan açıldı. Bu da sorunun nereden kaynaklandığını gösterir. Çok çeşitli sivil toplum kuruluşlarının olduğu bir toplum yaratılması isteniyorsa önce yeni siyasi partiler yaratılmalıydı. Böylelikle isimleriyle vereceksek sağdaki DİSİ, ortada DİKO ve DİKO'dan bir kaç yıl önce kurulan sosyalist parti. Bundan yıllar sonra geldiğimiz noktada elde ettiğimiz ise Kıbrıs'ın her yerine partiler hakim olmasıdır. Bir adamın her şeyi kontrol ettiği bir sahneden, ana partilerin her yeri kontrol ettiği bir sahneye geldik. Sivil toplum kuruluşlarının, aslında Kıbrıs'ta bizim tarafta varolduğunu anlatmaya çalışıyorum, ama onları idare eden siyasi partiler. Örneğin sendikalar ana partilerin hakimiyetinde. Kadın dernekleri siyasi partilerin hakimiyetinde. Barış örgütlerinin çoğu siyasi partilerin hakimiyetinde. Dolayısıyla sivil toplum kuruluşlarımızın olmadığı doğru değil. Sivil toplum kuruluşları partilerle özdeşleşmiş durumdalar. Sonuç olarak farklı sesleri yok, sesleri ana partilerin sesi. Aslına çok benzeyen değişik kopyada sivil toplum kuruluşları bunlar. İşte sorun bu. Sivil toplum kuruluşlarımızın olmaması değil, onlara partilerin egemen olmasıdır sorun. Sizin tarafta işler çok farklı şekillerde gelişiyor. Belki siyasi partileriniz o kadar baskın olmadığı için, belki yönetim başlangıçta tek biçimli değildi...

Belki de insanlar bir hayli devrimcileştiler. Bir tür devrimdi yaşanan...

Evet bunun da bir parçası olabilir, söylediğinizle uyuşmaz değilim. O zaman Kıbrıslı Türklerin neden Kıbrıslı Rumlardan daha devrimci olduğunu anlamamız gerekir. Çünkü sizin kesimde daha devrimci şartlar var. Kıbrıslı Türklerin bir yığın halinde sokağa çıktıklarını ne zaman gördük: Kıbrıslı Türkler ekonomilerinden, çok düşük standarttaki hayat koşullarından, yönetimin tanınmamasından ve bu nedenle kendi pasaportlarıyla dünyayı gezememekten bıktıkları zaman, 'Lanet olsun size!' demek için yürüdüler. '1974'te kazandığımız askeri zaferin ne faydasını gördük ki' dediler. 'Hayatlarımız perişan, durumumuzu düzeltmek istiyoruz hadi o zaman Kıbrıslı Rumların elini sıkalım ve daha iyi bir çözüm bulalım' dediler. Ancak, buna karşılık Kıbrıslı Rumlarınsa ekonomileri çok daha iyi, siyasi özgürlükleri elinde, askeri savaşı kaybetmişler ama siyasi anlamda mücadeleyi kazanmışlar ve siyasi olarak tanınıyorlar. Bunlar bir çok yönden askeri karttan çok daha güçlü kartlara sahip olduğunuzu kanıtlar. Kıbrıslı Rumların uluslararası anlamda tanınır bir devletleri vardır ve bu devleti bırakmak istemiyorlar. Çünkü bu devlet onlara güvenlik sağlıyor. Bir çok yönden, doğaları öyle olduğu için değil bu gerçekler nedeniyle tutucu oldular.

Elbette öyle...

Kıbrıslı Rumlar çok devrimci olmadıkları için değil, onların içinde bulunduğu genel durum Kıbrıslı Türklerin içinde bulunduğu bağlamdan çok farklı olduğu için. Eğer çözüm için gelecekte beraber çabalayacaksak birbirimizi anlamamız gerektiği için bunu söylüyorum. İki tarafta bir diğerini bunu yapmadın diye suçlayacaksa sonra bir daha iletişim kuramayız. Niye böyle farklı davrandığımızı anlamak çok daha önemlidir. Bu, Kıbrıslı Rumlar, Kıbrıslı Türkler tepki göstermediğinden ötürü onlardan nefret ettikleri için değil, Annan Planı'nda önerilen devletin şu anda varolan devlet kadar onlara güven sağlamayacağı korkusuna kapıldıkları içindir. Bence Kıbrıslı Rumlar bir çözüm istiyorlar. Ama çözümün kötü bir şeye ulaşmayacağından da emin olmak istiyorlar. Demek istediğim şu: Kıbrıslı Türkler için çözüm olsun da herhangi bir çözüm olsun, bundan çok daha iyidir. Çünkü siz kötü bir durumdasınız.

O kadar da değil.

Yani tabii abartarak söylüyorum, tamam o kadar da değil. Kıbrıslı Rumlarsa görece iyi bir konumdalar. Yeni bir durumu kabul etmeleri için öncekinden daha iyisine sahip olacaklarının kanıtlanması gerekir. Bu aramızdaki farklılık işte.

Kıbrıs'ın Avrupa Birliği'ne girmesinden sonra sizce Kıbrıslı Türkler Avrupa Birliği'ne ve Birleşmiş Milletler'e Anan Planı ile ilgili görüşmelerin tekrar başlatılması için yeterince baskı kurdular mı?

Bence, Kıbrıslı Rumlar hayır dedikten sonra geçen zamanı daha çok kendileri için kullandılar. Kıbrıslı Türkler fark ettiler ki bu durum kendi lehlerine. Sanıyorum bir süre için daha, Kıbrıslı Rumların içine düştükleri durumdan kurtulmalarına yardımcı olmamak için görüşmelere tekrar başlamak istemiyorlar. Son zamanlarda sanki bu değişiyor gibi geliyor bana ve daha çok istekli olmaya başladılar, belki de Avrupa Birliği ve Amerika'nın yardımlarını talep edebilmek için daha istekli gibiler. Bununla birlikte bu konuda iki tarafta da sorun var. Arabulucular yerine birbirleri ile doğrudan konuşmaları lazım. Orada 1000 sayfalık çok detaylı bir plan var. Bana göre yapmaları gereken birbirleri ile konuşmaya başlamaları ve birbirlerine çözümde nerede ne yanlış var anlatmalılar, tabii daha iyi bir çözüme ulaşmak istiyorlarsa. Hatta bu önerilen çözümün daha da ilerisine de gitmek istiyorlarsa başka bir şey önermeliler. Ama böyle babalar, analar ve üçüncü taraf arabulucular aramaya devam etmemeleri lazım. Bu bir zaman işidir. İki toplumun tekrar görüşmeye başlaması zaman işidir bana göre.

O zaman bu günlerde Kıbrıs Rum toplumunun çözüme yönelik eğilimlerini nasıl değerlendiriyorsunuz diye sorayım. Sizce Kıbrıslı Rumlar değişiyor mu?

Bence Kıbrıs Rum toplumu ortaya çıkan son durumdan dolayı bir hayli mutsuz. Verdikleri hayır cevabının uluslararası toplumda kendileri için bir problem yarattığını fark edince, daha önce uluslararası toplum kuzeyi ve genel olarak Türkleri suçlarken şimdi anlıyorlar ki kabahatin bir kısmı onlara da yüklenmeye başladı. Hem girdiğimiz Avrupa hem de diğer batılı güçler onlara yüklenmeye başladı ve bundan dolayı da memnun değiller. Öte yandan aynı zamanda, bence çoğunluk hâlâ yaptığının doğru olduğunu düşünüyor. Fikirlerini değiştirdiklerini zannetmiyorum. Çözümün hangi çözüm olursa olsun 1 hafta, 1 ay ya da 1 yıl sonra çökmeyecek bir çözüm olacağına ikna olmak istiyorlar ve bence bunda haklılar. Kendi adıma açık olmam gerekirse ben 'evet' oyu verdim. Ama başkalarının neden hayır dediğini anlıyorum. Çözümde bir kaç sorun gördüğüm için ben de 'hayır'a oy verebilirdim. Kıbrıslı Rumların çoğunluğunu yargılamak adil olmaz sanırım, çok aşırı milliyetçiler dışında ki bence çok azlar. Hakim milliyetçi düşünceye sahip olmaksa sadece Kıbrıslı Rumlara özgü bir özellik değildir. Bugün dünyada bir çok ulusun da bir özelliğidir bu. Sorun orada değil bence. Her iki toplumun da kendini rahat hissedebileceği, işlevsel, az çok adil ve yaşanabilir bir çözüme sahip olmakta sorun. Birbirini çözümü kabul etmesi için zorlamanın da bir anlamı yok. Bence çoğunluk olarak ana vatanlar ve süper güçler onları buna zorladığı için değil samimi olarak ve bir anlaşmaya dayanarak birlikte yaşayabileceklerini gördükleri için gelecektir çözüm.

Peki son zamanlarda sizce karşılıklı iletişim ve diyaloglar gelişiyor mu yoksa sabit bir hareketlilik mi var sadece?

Evet bu üzücü. Şu anda öylece duruyoruz. Bir durgunluk var. Bence bizim tarafın bir hayli kafası karıştı. Uluslararası toplum bizi niye suçluyor onu anlamaya çalışıyorlar. Çok tehlikeli olacağı için bunu çok itiraf da edemiyorlar. Sizin taraf, Kıbrıs Türk tarafı ise uluslararası toplum Anan Planı'nı sevdi, biz de sevdik o zaman ben niye değişeyim ki diye bakıyor. Şu anda değişimi isteyen Kıbrıs Rum kesimi. Bence iki tarafta birbirine gerekli dikkati göstermiyor. Bunun için daha önce söylediğim gibi partiler düzeyinde, liderlikler düzeyinde ve vatandaşlar düzeyinde karşılıklı konuşmadan hiç bir ilerleme sağlayamayız. Topluluklar arası diyaloglar her düzeyde başlamalı ve her tür olası çözüm tartışılmalıdır. Annan Planı, diğer fikirler vs. Bence artık birlikte ortak geleceği konuşma zamanı gelmiştir. Şu ana kadar dışarıdakileri bekliyorduk ama artık kendimizi keşfetmeye başlama sorumluluğu bizde.

Biraz geriye dönersek sizce Kıbrıslı Türkler pasaportlarının geçerli olmaması, ülkelerinin tanınmaması gibi nedenlerle ulusal kimlik sorunu yaşıyorlar mı?

Evet bence orada bir sorun var. Belki bunu ikiye ayırabiliriz: Birincisi etnik sorunu, ikincisi milliyet sorunu. İki toplumda da Kıbrıslılık üzerine güçlü bir paradoks var. Kıbrıs'a ait olma, Kıbrıs bizim ülkemizdir duygusuna sahip olmak ama daha önce de söylediğim gibi aynı zamanda bir ulusun bir parçası olarak da kendini hissediyorsun ve bu ikisini birbirine uydurmaya çalışıyorsun. Geçmişte bu bir sorun kaynağı idi. 1960 anayasası bu yönde bir düzenlemeye sahip olabilirdi ama buna değip değmediğini kanıtlayacak zaman verilmedi. Kıbrıslı Türkler 1974'teki savaşı kazanmış oldukları halde, kendi devletlerinin tanınmaması gerçeği onları köksüzlüğe ve evsizliğe maruz bıraktı bence. Hiç unutmam PhD tezini hazırlayan bir Amerikalı bayan alan çalışması için Kıbrıs Türk toplumunu incelemiş ve kuzeyden gelmişti. Tezinin adı: Şair Millet, Korsan devletti. Genel olarak Kıbrıslı Türklerin ülkesinde Denktaş Bey dahil neredeyse herkes şair, esasen bir devlet olmayan ve Türkiye dışında hiç bir devlet tarafından meşru bir devlet olarak kabul edilmeyen bir devlette yaşamanın dayanılmaz gerçeğinden kaçmanın bir yolu olabilir bu diyordu, o Amerikalı bayan. Bence bu açık olarak bir sorun yaratıyor. Devlet bugün gerçekten de insanların evidir. Modern devletler kimliklere meşruluk kazandıran en önemli kuruluşlardır. Bir millet olmayı hissetmek kadar bir devlete ait olma hissi de aynı oranda önemlidir. Kıbrıslı Rumlarsa, daha önce söylediğimiz gibi kendi devletlerinin meşru ve uluslararası topluluk tarafından kabul edilmiş olması itibarıyla çok daha şanslıydılar. En azından onların bu problemi yoktu. Onların Rum olmak ve Kıbrıslı olmayı birbirine bağdaştırmakla ilgili sorunları oldu. Rumlukla Kıbrıslılığı nasıl evlendirecekleri sorun oldu, onlar için. Teoride yapabilirlerdi. Ama pratikte her zaman çok kolay bir iş değildi. Özellikle de geleneksel tırnak içinde 'düşman'ınla birlikte yeni bir rejim yaratmaya çalıştığın zaman hiç de kolay değildi.

Son olarak Kıbrıs Türk toplumuna mesajınız ya da söylemek istediğiniz bir şey var mı?

Benim Kıbrıs Türk toplumuna vereceğim mesaj, Kıbrıs Rum toplumuna vereceğim mesajla aynı: Birbirinize karşı sabırlı olmalı, birbirinizin nasıl düşündüğünü anlamaya çalışmalısınız. Ne yazık ki genel olarak mesajlar önyargılı medya tarafından filtreden geçiriliyor. Genellikle diğerlerinin söylediklerinin sadece bir kısmını öğreniyoruz. Bir çok şekilde, söyleneler toplumlarımızdaki hakim güçlerin fikirleri ile karşı karşıya gelmemek için neşterleniyor. Gerçekten de diğer toplumun söylediklerine çok dikkat etmiyoruz. Birbirimizle uluslararası toplumu ve Avrupa'yı yok saymadan daha dürüst,daha geniş ölçüde ve daha derin konuşmamız gerekir bana göre. Onların yardımlarını daha kapsamlı diyaloglara girmekte kullanmalıyız. Çözüm, ilerlemenin tek yoludur. Kolay olmayacak. Zor bir sorundur. Öyle yanlış şeyler söyleyerek, 'Bizi kendi halimize bıraksalar biz 1 günde bütün problemleri çözeriz' diyerek, çok basite indirgeyen formüllerle çözülecek bir sorun değildir bu. Önemli bir sorundur. Tarih ve akan kan nedeniyle belki oransal olarak daha da büyük boyutlar kazanmış bir sorundur. Çözümü kolay olan bir sorun değil. Sorunu yaratmamız yıllar aldı ve ne yazık ki çözmemiz de zaman alacak.

Bizi kabul ettiğiniz ve verdiğiniz çok değerli cevaplar için size çok teşekkür ederim.

Geldiğiniz için ben çok teşekkür ederim.

KIBRIS 30/01/05