|
24 Ocak 2005 Papadopulos, KKTCyle doğrudan ticaretin
engellenmesi, Ankaranın Rum Yönetimini tanıması ve ülkesine
yapılacak uluslararası baskılara karşı, Karamanlisten
destek isteyecek.
Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos, kritik Atina ziyareti
için, Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlise iletmek üzere
Kıbrısta izlenmesi gereken taktiklerle ilgili
ayrıntılı bir belge hazırladı.
Rum kaynaklara göre, Atinadan tam destek ve her
koşulda ortak hareket etme güvencesi isteyecek olan Papadopulosun
gündeminde ilk sırada, KKTCyle Avrupa Birliği arasında
doğrudan ticareti öngören düzenlemeler bulunuyor. Papadopulos Atinadan,
Türk tarafıyla doğrudan ticareti öngören düzenlemelerin ne
pahasına olursa olsun engellenmesi konusunda destek isteyecek.
Rum liderin gündemindeki ikinci önemli konuyu da,
Türkiyenin aralarında Kıbrıs Cumhuriyetinin de yer
aldığı yeni üyelerle gümrük birliği protokolünü 3 Ekime
kadar imzalaması oluşturuyor. Papadopulos, protokolün
imzalanmasını Kıbrıs Cumhuriyetinin tanınması
olarak yorumluyor, ama bunun Kıbrıs sorunuyla ilgili çözüm
girişimleriyle ilişkilendirilmesinden endişe ediyor.
3 EKİME ENDEKSLİ TAKVİME HAYIR
Kıbrıs sorununda Mayıstan sonra
başlayacağı sanılan yeni çözüm çabaları, Rum liderin
Atina gündeminin en alt sırasında yer alıyor. Papadopulos
muhtemel bir görüşme sürecindeki şartlarını da Karamanlise
iletecek. Buna göre, Genel Sekreterin hakemliğini kabul
etmeyeceğini, Türkiyenin 3 Ekimde başlayacak Avrupa Birliği
müzakerelerine bağlanmış bir takvimi reddedeceğini, tüm
konularda uzlaşmaya varılmamış bir anlaşma metnini
referanduma götürmeyeceğini açıklayacak. Özellikle ABDden gelecek
baskıların göğüslenmesi konsunda da Karamanlisten destek
isteyecek.
|
|
|
|
|
||
|
|
|
|
|
|
|
|
||
|
|
|
24 Ocak 2005 KKTCli iki parlamenter, Avrupa Konseyi
Parlamenterler Meclisi (AKPM) toplantılarına ilk defa resmi
temsilci sıfatıyla katılacak. |
AKPM kaynaklarından alınan bilgiye göre
toplantılara KKTCden biri asil diğeri yedek olmak üzere 2
parlamenter katılıyor. KKTCyi bu toplantılarda asil üye olarak
CTPden Özdil Nami, yedek üye olarak ise UBPden Hüseyin Özgürgün temsil
edecekler.
KKTCli parlamenterler, Kıbrıs Türk
Toplumu Temsilcileri sıfatıyla AKPMdeki tüm genel kurul ve komisyon
oturumlarına katılabilecekleri gibi, bu oturumlarda söz alıp
görüş de belirtebilecekler, ancak oy hakkına sahip olmayacaklar.
TANINMA DEĞİL, POLİTİK KAZANIM
Kıbrıslı Türk parlamenterlerin
temsiliyeti, KKTCnin tanınması anlamına gelmiyor ancak, gerek
Ankara gerekse Kıbrıs Türk diplomatik çevreleri, bu yeni durumu
politik bir kazanım olarak yorumluyor.
Strasbourgdaki Rum diplomatik kaynakları ise,
KKTC parlamenterlerin temsilini, Bu KKTCnin tanınmasi değil, onlar
Kıbrıs Cumhuriyeti etiketi altında katılıyor
şeklinde sunuyor.
Ankara'da 'Kıbrıs' trafiği
24 Ocak, 2005 13:19:00 (TSİ) CNN TURK
KKTC, 20 şubatta
yapılacak seçimlere hazırlanırken, Kıbrıslı
liderler tek tek Türkiye' ye geliyor ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan
ile görüşüyor.
Başbakan Erdoğan'ın bu görüşmelerde liderlere çözüm
sürecini etkileyecek propagandalardan kaçınmaları telkininde
bulunduğu belirtiliyor. Ankara, Adadaki bölünmüşlük görüntüsünün
önüne geçmeye çalışıyor.
Seçim trafiği hızlandı
Kurban Bayramı'ndan önce Ankara'da Serdar Denktaş, İstanbul'da
Mehmet Ali Talat ile görüşen Erdoğan, Kıbrıslı
diğer parti temsilcileri ile de İstanbul'da biraraya gelecek.
Erdoğan'ın görüşmelerde, liderlere özellikle propaganda
döneminde dikkat olmaları yönünde uyarılarda bulunması
bekleniyor.
Ankara'dan 'tarafsızız' mesajı
Seçimlerden önce Ankara, KKTC seçimlerine katılacak partilere, "biz
tarafsızız. Karar Kuzey Kıbrıs halkının. Ancak
sizin dikkat etmeniz gereken nokta seçim sonrasında geri dönülemeyecek
bölünmelerden, çözüm sürecini zora sokacak kaçınmak"
mesajını veriyor.
Ada'da 'bölünmüşlük' görüntüsüne son
Bir önceki seçimde Annan Planı'na taraftar olanlarla, plana
karşı çıkanlar ikiye bölünmüştü. Ankara, bu tablonun önüne
geçebilmek için önlem alıyor. Ada'da seçim için propaganda süreci
başlamadan, siyasi parti liderlerine gelecek dönemdeki planlarına
ilişkin bilgi veriyor. Yeni başlayacak süreçte Ada'da
bölünmüşlük görüntüsü istenmiyor.
Başbakan Erdoğan, bu gerekçelerle görüştüğü
Kıbrıslı Türk siyasi parti liderlerine seçim
kampanyalarını seçim sonrasını da düşünerek
yürütmeleri telkininde bulunuyor. Çözüm sürecinin önüne geçecek
açıklamalardan kaçınmalarını tavsiye ediyor. Bir anlamda
seçim sonrası başlayacak kritik dönemde hareket alanını
geniş tutmak istiyor.
|
KKTCye AKPMde ilk temsil hakkı |
|
|
Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisinin (AKPM) bugün Strasbourgda başlayacak genel kurul toplantılarında bir ilk yaşanacak. Annan Planı referandumunda evet oyu kullanan Kıbrıslı Türkler ilk kez AKPM toplantılarında temsil edilecek. Bundan böyle AKPMde, KKTCdeki en büyük parti olan Cumhuriyetçi Türk Partisinden Özdil Nami asil üye, UBPden Hüseyin Özgürgün ise yedek üye olarak görev yapacak. İki milletvekili, genel kurul ve komisyon toplantılarına katılacak ancak oy kullanamayacak. Kıbrıslı Türklerin ilk defa AKPAda temsil edilecek olması, Kıbrıs Türk halkının Annan Planına ilişkin referandumda takındığı olumlu tumunun bir yansıması olarak değerlendiriliyor. İki milletvekilin üyelikleri, AKPMnin yarın öğleden sonraki oturumu sırasında onaylanacak. |
|
HURRIYET 24/01/2005
Cenazedeydiler, tabutu taşıdılar
|
Elmas
Güzelyurtlu, Zerrin Güzelyurtlu ve Eylül Güzelyurtlu'nun katledilmesiyle
ilgili tutuklanan ve sorgulanmasına devam edilen Mustafa Çavga ve Emin
Beyitoğlu'nun Selimiye Camii'nde düzenlenen cenaze törenine katıldıkları,
objektiflere takıldı Elmas
Güzelyurtlu, Zerrin Güzelyurtlu ve Eylül Güzelyurtlu cinayeti ile ilgili
gözaltına alınan ve sorgusu devam eden Emin Beyitoğlu ve
Mustafa Çavga'nın, Lefkoşa Selimiye Camii'nde yapılan cenaze
törenine katıldıkları, cenaze namazı
kıldıkları ve tabutu taşıdıkları tespit
edildi. KIBRIS
gazetesi foto muhabirlerinin çektiği fotoğraflarda yapılan
tespite göre, Mustafa Çavga Elmas Güzelyurtlu'nun, Emin Beyitoğlu ise
Zerrin Güzelyurtlu'nun tabutunu taşıdı. Cinayetle
ilgili zanlı olarak sorgulanan Çavga ve Beyitoğlu'nun cenaze
namazında ön sırada saf tuttuğu, Lefkoşa
Kabristanlığı'ndaki defin törenine iştirak ettikleri
görüldü. |
KIBRIS 24/01/05
Esrarengiz olay sınırı
karıştırdı
HABER
DOĞRULANDI... Rum gazeteleri, KKTC ile Güney Kıbrıs
arasındaki ateşkes hattının Kaymaklı bölgesinde nöbet
bekleyen bir Türk askerinin, cuma gecesi "Floper" tipi hava
tüfeğinden çıkan mermiyle yaralandığı yolunda haberler
yayınladı. KKTC'de güvenilir bir kaynak, KIBRIS'a
yaptığı açıklamada, söz konusu sınır bölgesinde
bir ateş açma olayı olduğunu ve bir askerin
yaralandığını doğruladı ancak daha fazla bilgi
vermedi
RMMO:
MERMİ RUM TARAFINDAN ATILMADI... Birleşmiş Milletler
Barış Gücü ve Rum Milli Muhafız Ordusu (RMMO)
Komutanlığı'nın nöbet yerlerinde araştırmalarda
bulunduğu ancak nereden ateş açıldığını
belirleyemediği bildirildi. Rum Savunma Bakanı Mavronikolas ile RMMO
Komutanı Korgeneral Nikolodimos, merminin Rum tarafından atıldığını
gösteren hiçbir bulguya rastlanmadığını açıkladı
"BÖLGEDE
KARIŞIKLIK VE ALARM"... Rum gazeteleri, hava tüfeğinden
çıkan mermiyle Türk askerinin kaşının hemen üzerinden ciddi
şekilde yaralandığını bildirirken, KKTC'deki güvenilir
kaynak "olayda ölüm ya da hasar yoktur, yaralanma vardır" dedi.
BM Barış Gücü ise olayla ilgili herhangi bir açıklama
yapmadı. Olayın bölgede kısa süreli bir
karışıklık yarattığı, bölgede alarma
geçildiği bildirildi
Rum gazeteleri,
KKTC ile Güney Kıbrıs arasındaki ateşkes hattının
Kaymaklı bölgesinde nöbet bekleyen bir Türk askerinin, cuma gecesi
"Floper" tipi hava tüfeğinden çıkan mermiyle
yaralandığı yolunda haberler yayınladı. KKTC'de
güvenilir bir kaynak, KIBRIS'a yaptığı açıklamada, söz
konusu sınır bölgesinde bir ateş açma olayı olduğunu
ve bir askerin yaralandığını doğruladı ancak daha
fazla bilgi vermedi.
Birleşmiş
Milletler Barış Gücü ve Rum Milli Muhafız Ordusu (RMMO)
Komutanlığı'nın nöbet yerlerinde araştırmalarda
bulunduğu ancak nereden ateş açıldığını
belirleyemediği bildirildi. Rum Savunma Bakanı Mavronikolas ile RMMO
Komutanı Korgeneral Nikolodimos, merminin Rum tarafından
atıldığını gösteren hiçbir bulguya
rastlanmadığını açıkladı.
Rum gazeteleri,
hava tüfeğinden çıkan mermiyle Türk askerinin kaşının
hemen üzerinden ciddi şekilde yaralandığını
bildirirken, KKTC'deki güvenilir kaynak "olayda ölüm ya da hasar yoktur,
yaralanma vardır" dedi. BM Barış Gücü ise olayla ilgili
herhangi bir açıklama yapmadı. Olayın bölgede kısa süreli
bir karışıklık yarattığı, bölgede alarma
geçildiği bildirildi.
Rum savunma
bakanı ile RMMO
komutanı
ortak açıklama yaptı
Alithia
Gazetesi, "Yeşil Hat'ta Karışıklık -Türk Askeri
Mermiyle Ciddi Şekilde Yaralandı -Savunma Bakanlığı ve
RMMO; Merminin Özgür Bölgelerden Atılmadığı Konusunda
Yatıştırıyor" başlığıyla
verdiği haberinde, Rum Savunma Bakanı Kiriakos Mavronikolas ve RMMO
Komutanı Korgeneral Athanasios Nikolodimos'un, askerin yaralanması
konusunda yaptıkları araştırmanın sonucu hakkında
önceki gün ortak basın toplantısı düzenlediklerini kaydetti.
Gazete
Mavronikolas ve Nikolodimos'un; yaptıkları araştırmada, söz
konusu merminin Rum tarafından atıldığını
gösteren hiçbir bulguya rastlanmadığını söylediklerini
belirtti ve önceki günkü basın toplantısında
açıklananları şöyle yansıttı:
"Saptandığı
üzere işgal kuvvetleri askeri, yüzünden ve tam olarak;
kaşının hemen üzerinden yaralandı, durumunun çok ciddi
olduğu düşünülmüyor. Bakan Mavronikolas, Kıbrıs'taki
Barış Gücü'nün; Türk kuvvetlerinin iddiasını dikkate alarak
hükümete ve Milli Muhafız Ordusu'na; bölgedeki mevzide bulunan
Kıbrıslı Rum asker tarafından hava tüfeği
kullanılmış olması ihtimalini
araştırmalarını tavsiye ettiğini söyledi ve
şunları kaydetti:
'O andan
itibaren, bizim taraftaki bütün mevzi ve nöbet yerlerinde araştırma
yapıldı ve araştırmalara devam ediliyor. Ancak bizim Milli
Muhafızımızın herhangi bir şeyi vurmak için hava
tüfeği kullandığına ilişkin herhangi bir veri yoktur.'
"UNFICYP
birliği yaralı askeri gördü"
UNFICYP
birliği tarafından ikinci bir kontrol yapılmasını
istedik. O da Türk askerini gördü ve askerin hava tüfeğinden çıkan
mermiyle yaralandığı görünüyor. Bu, işgal ordusu ve/veya
bizim tarafımızdan bir vatandaş veya asker olmayan birisi
tarafından yapılmış da olabilir. Bununla ilgili bazı
başka mesajlar da verilebilir. Basın toplantısı olayla
ilgili olarak bizim tutumumuzu netleştirmemiz amacıyla
gerçekleştirildi. Bizim tarafımızca gerekli bütün tedbirler
alınıyor ve endişeye hiç gerek olmaması lazım.
Buna paralel
olarak; bu olayın bizim taraftan gerçekleştirilmiş olması
ihtimali bulunup bulunmadığını görmek için
ayrıntılı bir kontrol de yapılmaktadır."
"Kuşkulu
mermi nedeniyle alarm"
Fileleftheros
haberi "Hava Tüfeği Mermisi Karışıklık
Yarattı -İşgal Ordusunun Askeri Yaralandı"
başlığıyla yansıtırken diğer gazeteler
şu başlıkları kullandı:
Simerini
"Türk, Hava Tüfeğiyle Yaralandı -Ateş Özgür Bölgelerden
Açılmadı"
Politis
"Kuşkulu Mermi Nedeniyle Alarm -Milli Muhafız Ordusu Kesinlikle
Karışmadı -Merminin Özgür Bölgelerden
Atıldığını Gösteren Bulgu Ortaya
Çıkmadı"
Mahi "Türk
Askerine Yeşil Hat'ta Hava Tüfeğiyle Ateş Edildi"
Haravgi
"Ateşkes Hattında Olay -İşgal Ordusunun Askeri
Yaralandı"
KIBRIS 24/01/05
|
25 Ocak 2005 Lefkoşada bulunan Orgeneral Büyükanıt,
Kıbrısta kesin ve kalıcı bir anlaşma olmadan buradan
bir tek asker bile gitmeyecektir dedi
Kara Kuvvetleri Komutanı Ogeneral Yaşar
Büyükanıt, Kıbrısta kalıcı bir barışın
sağlanmasını temenni ettiklerini, ancak barışın
kalıcılığının nasıl
olacağının da önem taşıdığını
ifade ederek, Kesin ve kalıcı bir anlaşma olmadan buradan bir
tek asker dahi gitmeyecektir dedi.
Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri
Komutanlığı birliklerini denetlemek üzere KKTCye gelen
Orgeneral Büyükanıt, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaşı
ziyaret etti.
Orgeneral Büyükanıt, yaptığı
açıklamada, Kalıcı bir barışın
sağlanabilmesini temenni ediyoruz, en azından. Ancak bunun kalıcılığının
nasıl olacağı da çok önem taşır. Bugün
kalıcı gibi görünen ertesi günü değişebiliyor. Biz asker
olarak, tabii ki Kıbrıs Türkünün güvenliği için, anlaşmalardan
gücünü alan bir biçimde Kıbrıs adasında silahlı
kuvvetlerimizi bulunduruyoruz. Kesin ve kalıcı bir anlaşma
olmadan da buradan bir tek asker dahi gitmeyecektir.
Büyükanıt'tan Kıbrıs resti
''Kalıcı çözüm olmadan, Kıbrıs'tan tek bir
asker bile gitmeyecek''
25 Ocak, 2005 14:40:00 (TSİ) CNN TURK
Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt,
kesin ve kalıcı bir anlaşma olmadan Kıbrıs'tan tek bir
askerin dahi gitmeyeceğini söyledi.
Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri Komutanlığı
birliklerini denetlemek üzere KKTC'ye giden Orgeneral Büyükanıt,
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ı ziyaret etti. Orgeneral
Büyükanıt, ziyaret sırasında, Kıbrıs'ta çözümle ilgili
görüşlerini de dile getirdi.
Büyükanıt, ''en azından kalıcı bir barışın
sağlanabilmesini temenni ediyoruz. Ancak bunun
kalıcılığının nasıl olacağı da çok
önem taşır. Bugün kalıcı gibi görünen, ertesi günü
değişebiliyor" diyerek endişesini dile getirdi.
"Kıbrıs
Türk'ünün güvenliği için adadayız"
"Biz asker olarak, tabii ki Kıbrıs Türk'ünün güvenliği
için, anlaşmalardan gücünü alan bir biçimde Kıbrıs
Adası'nda silahlı kuvvetlerimizi bulunduruyoruz" diyen
Büyükanıt, "kesin ve kalıcı bir anlaşma olmadan da
buradan bir tek asker dahi gitmeyecektir" dedi.
"Kıbrıs
Türkleri, izolasyonlar altında yaşayamaz"
Orgeneral Büyükanıt, Kıbrıs Türk halkının izolasyonlar
altında yaşamayı hak eden bir halk olmadığını
vurgulayarak, ''izolasyonlar sadece haksız değil hukuksuz da'' dedi.
İzolasyonların kalktığını görmenin kendilerini
mutlu edeceğini kaydeden Orgeneral Büyükanıt, referandumdan sonra
verilen sözlerin tutulmadığına da dikkat çekti ve
izolasyonların en kısa zamanda kalkmasını dilediğini
belirtti.
Büyükanıt,
Talat ile de görüştü
Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt,
Başbakan Mehmet Ali Talat'ı ziyaret etti. Başbakan Talat,
''Kıbrıs sorununun Türk Silahlı Kuvvetleri'nin adada
bulunuşuyla ortaya çıkmış bir sorun
olmadığını, Kıbrıs sorunu nedeniyle TSK'nın
adada bulunduğunu vurguladı.
Talat, ''Kıbrıs sorununun çözümü, ancak TSK'nın adadaki
varlığı konusunu yeniden gündeme getirir. Bunun
dışında, bu konuyu tartışma konusu yapmak son derece
sakıncalıdır'' dedi.
"Rumların
Annan Planı'na uyması gerekirdi"
Büyükanıt, Türk askerinin adadaki varlığının önemli
bir konu olduğunu belirterek, ''eğer Annan Planı Rum
tarafından da korunsaydı, adadaki asker sayısını
azaltan hükümler vardı, bunu reddettiklerine göre demek ki Türk askerinin
adadaki varlığını sorgulayanların hukuki
dayanağı da ortadan kalkmıştır'' diye konuştu.
|
BM'nin Kıbrıs girişimi anlaşma
şansına bağlı |
|
|
Brüksel AB Ortak Dış ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Javier Solana, BM Genel Sekreteri Kofi Annan ile görüştüğünü belirterek Annanın Kıbrıstaki iki taraf arasında anlaşma şansı olduğu zaman yeni bir girişimde bulunacağını söyledi. Avrupa
Parlamentosu Dış İşler Komitesinde iki Rum
milletvekilinin sorularını yanıtlayan Solana, BM Genel
Sekreteri Annan ile görüştüğünü, görüşme sırasında
Annanın Kıbrıs konusunda yeni bir girişime ilişkin
niyetlerini anlattığını belirtti. Solana,
Annanın, iki taraf arasında anlaşma şansı
olduğu zaman yeni bir girişimde bulunacağını söylediğini
aktardı. (ANKA) |
|
HURRIYET 25/01/05
|
Büyükanıt: Kalıcı barış olmadan asker
gitmez |
|
|
Kara Kuvvetleri Komutanı Org. Yaşar Büyükanıt, Kıbrıs'ta kalıcı barışın sağlanmasını temenni ettiklerini söyledi ve aksi halde "KKTC'den tek bir asker dahi gitmeyecektir" dedi. Kıbrıs
Türk Barış Kuvvetleri Komutanlığı birliklerini
denetlemek üzere KKTC'ye giden Orgeneral Yaşar Büyükanıt,
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ı ziyaret
etti. Büyükanıt, burada yaptığı
açıklamada, birlikleri denetlemek amacıyla geldiği KKTC'de
Cumhurbaşkanı'nı ziyaret etmekten mutluluk duyduğunu
belirterek, şunları söyledi: Denktaş,
Orgeneral Büyükanıt'ı kabulünde yaptığı
konuşmada, uzun süredir bekledikleri bir ziyaret olduğunu
belirterek, Şehitler Haftasının başlangıcında
buradasınız. Bu da şehitlerimizin ruhunu şad edecek bir
ziyaret olacaktır dedi. Kalıcı
bir barış için uğraştıklarını kaydeden
Denktaş, Bizim bütün uğraşımız, şehitler
pahasına kazanılmış olan bu
bağımsızlığı ortadan kaldırmak için
başlatılmış olan kesin bir mücadelede,
anavatanımıza dayanarak, sizlerden güç alarak bu
bağımsızlığı ebediyen korumaktır ve bunu
kalıcı bir barışın temeli yapmaktır. Bunun için
uğraşıyoruz. İnşallah maksadımız ve
niyetimiz anlaşılır. Devlete ve
egemenliği sahip çıkmalarının, barışın
kalıcı olması için olduğunu vurgulayan Denktaş,
Rumlarla daha önce kağıt üzerinde anlaşma yaptıklarını
ve Rumların sahtekarlıkla tüm Kıbrıs'ı almaya
çalıştığını, bunu artık herkesin
bildiğini kaydetti. Rumlarla yeni
bir ortaklık yapmak durumunda veya zaruretinde olduklarını
ifade eden Denktaş, bu kez yırtılıp atılmayacak bir
ortaklık olması ve şehitlerin kemiklerini sızlatmamak
için uğraştıklarını vurguladı. Türkiye'nin
stratejik açıdan önemli bir köşesi olan bu Yavrutanı
başkalarına peşkeş çekmemek için
bağımsızlığımıza sahip çıkmanın
ötesinde bir formül görmüyorum diyen Denktaş, bunun barışçı
bir formül olduğunu belirtti. Bağımsızlığı
yok farz ederek bir anlaşmaya varmanın, kağıt üzerinde
geleceği, geçmişi yaratmış olanlara teslim etmek
olduğunu vurgulayan Denktaş, şöyle konuştu: Anavatan'dan
bunun yapılamayacağı taahhüdünü almış bulunuyoruz.
Başbakanımız (Recep Tayyip Erdoğan) açıkça söylüyor:
'Biz şimdiki haliyle Kıbrıs Rum cumhuriyetini ve bunun
idaresini tanımayacağız. KKTC'yi tanımaya devam
edeceğiz, desteğimize devam edeceğiz'. Biz bunu milli senet
olarak kabul ettik. Bunun verdiği huzur içerisinde olmaya
çalışıyoruz. Ama endişemiz vardır. Çünkü
baskıların nasıl olduğunu, Avrupa Birliği yolunda
daha nasıl baskıların aratacağını bilen
insanlarız. Ama ümidimiz milli birlik ve beraberlik içerisinde bu
baskıları da bertaraf edip kalıcı bir barışa
ulaşmaktır. Sabır ister, soğukkanlılık ister.
Bizde sabır var, Allah'a çok şükür, 40 yılı buldu.
Soğukkanlılık, belki arada sırada bozuyoruz, ama
soğukkanlılığımız da var. Çünkü, kendimize,
halkımıza, Türk milletine güveniyoruz (aa) |
|
HURRIYET 25/01/05
Org. Büyükanıt: Anlaşma
olmadan Kıbrıs'tan bir tek asker gitmeyecek
Orgeneral Yaşar Büyükanıt, uluslararası
çevrelerdeki Türkiye'nin iyi niyetini göstermesi için Kıbrıs'tan
asker çekmesi yönündeki beklentiye açık yanıt verdi. Kara Kuvvetleri
Komutanı Ogeneral Büyükanıt, Kıbrıs'ta kalıcı bir
barışın sağlanmasını temenni ettiklerini, ancak
barışın kalıcılığının nasıl
olacağının da önem taşıdığını
ifade ederek, ''Kesin ve kalıcı bir anlaşma olmadan buradan bir
tek asker dahi gitmeyecektir'' dedi.
Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri
Komutanlığı birliklerini denetlemek üzere KKTC'ye gelen
Orgeneral Büyükanıt, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ı
ziyaret etti.
Orgeneral Büyükanıt, ziyarette
yaptığı açıklamada, birlikleri denetlemek amacıyla
geldiği KKTC'de Cumhurbaşkanı'nı ziyaret etmekten mutluluk
duyduğunu belirterek, şunları söyledi:
''Kalıcı bir barışın
sağlanabilmesini temenni ediyoruz, en azından. Ancak bunun
kalıcılığının nasıl olacağı da çok
önem taşır. Bugün kalıcı gibi görünen ertesi günü değişebiliyor.
Biz asker olarak, tabii ki Kıbrıs Türkünün güvenliği için,
anlaşmalardan gücünü alan bir biçimde Kıbrıs adasında
silahlı kuvvetlerimizi bulunduruyoruz. Kesin ve kalıcı bir anlaşma
olmadan da buradan bir tek asker dahi gitmeyecektir.'' Orgeneral
Büyükanıt, Şehitler Haftası'nda KKTC'de olmaktan da ayrıca
mutluluk duyduğunu dile getirdi.
SÖZLER TUTULMADI
Orgeneral Yaşar Büyükanıt, KKTC
Cumhuriyet Meclisi Başkanı Fatma Ekenoğlu ile görüşmesinde
de ''Kıbrıs Türk halkının izolasyonlar altında
yaşamayı hak eden bir halk olmadığını''
vurgulayarak, ''İzolasyonlar sadece haksız değil hukuksuz da''
dedi.
İzolasyonların
kalktığını görmenin kendilerini mutlu edeceğini
kaydeden Orgeneral Büyükanıt, referandumdan sonra verilen sözlerin
tutulmadığına da dikkat çekti.
Orgeneral Büyükanıt,
''İzolasyonların en kısa zamanda kalkmasını
diliyorum'' dedi.
DENKTAŞ: BÖYLE BİR
ZİYARETİ BEKLİYORDUM
KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş,
barışın kalıcı olması için devlete ve egemenliği
sahip çıktıklarını ifade ederek, ''Türkiye'nin stratejik
açıdan önemli bir köşesi olan bu Yavruvatanı
başkalarına peşkeş çekmemek için
bağımsızlığımıza sahip çıkmanın
ötesinde bir formül görmüyorum'' dedi.
Denktaş, Orgeneral Büyükanıt'ı
kabulünde yaptığı konuşmada, uzun süredir bekledikleri bir
ziyaret olduğunu belirterek, ''Şehitler Haftasının
başlangıcında buradasınız. Bu da şehitlerimizin
ruhunu şad edecek bir ziyaret olacaktır'' dedi.
Kalıcı bir barış için
uğraştıklarını kaydeden Denktaş, ''Bizim bütün
uğraşımız, şehitler pahasına
kazanılmış olan bu bağımsızlığı
ortadan kaldırmak için başlatılmış olan kesin bir
mücadelede, anavatanımıza dayanarak, sizlerden güç alarak bu
bağımsızlığı ebediyen korumaktır ve bunu
kalıcı bir barışın temeli yapmaktır. Bunun için
uğraşıyoruz. İnşallah maksadımız ve
niyetimiz anlaşılır.'' Devlete ve egemenliği sahip
çıkmalarının, barışın kalıcı
olması için olduğunu vurgulayan Denktaş, Rumlarla daha önce
kağıt üzerinde anlaşma yaptıklarını ve
Rumların sahtekarlıkla tüm Kıbrıs'ı almaya
çalıştığını, bunu artık herkesin
bildiğini kaydetti.
Rumlarla yeni bir ortaklık yapmak durumunda
veya zaruretinde olduklarını ifade eden Denktaş, bu kez
yırtılıp atılmayacak bir ortaklık olması ve
şehitlerin kemiklerini sızlatmamak için
uğraştıklarını vurguladı.
''Türkiye'nin stratejik açıdan önemli bir
köşesi olan bu Yavrutanı başkalarına peşkeş
çekmemek için bağımsızlığımıza sahip
çıkmanın ötesinde bir formül görmüyorum'' diyen Denktaş, bunun
barışçı bir formül olduğunu belirtti.
''Bağımsızlığı yok
farz ederek bir anlaşmaya varmanın, kağıt üzerinde
geleceği, geçmişi yaratmış olanlara teslim etmek
olduğunu'' vurgulayan Denktaş, şöyle konuştu:
''Anavatan'dan bunun
yapılamayacağı taahhüdünü almış bulunuyoruz.
Başbakanımız (Recep Tayyip Erdoğan) açıkça söylüyor:
'Biz şimdiki haliyle Kıbrıs Rum cumhuriyetini ve bunun idaresini
tanımayacağız. KKTC'yi tanımaya devam edeceğiz,
desteğimize devam edeceğiz'. Biz bunu milli senet olarak kabul ettik.
Bunun verdiği huzur içerisinde olmaya çalışıyoruz. Ama
endişemiz vardır. Çünkü baskıların nasıl
olduğunu, Avrupa Birliği yolunda daha nasıl baskıların
aratacağını bilen insanlarız. Ama ümidimiz milli birlik ve
beraberlik içerisinde bu baskıları da bertaraf edip kalıcı
bir barışa ulaşmaktır. Sabır ister,
soğukkanlılık ister. Bizde sabır var, Allah'a çok
şükür, 40 yılı buldu. Soğukkanlılık, belki arada
sırada bozuyoruz, ama soğukkanlılığımız da
var. Çünkü, kendimize, halkımıza, Türk milletine güveniyoruz''
MILLIYET 25/01/05
KKTC'de
yarış başlıyor
25/01/2005
RADIKAL
RADİKAL - LEFKOŞA - KKTC'de 20
Şubat'taki erken seçim için kampanya bugün başlıyor. 50
sandalyeli meclise girmek için 346 aday yarışacak. 147 bine
yakın seçmen oy kullanacak. Seçime yedi parti ve iki
bağımsız aday katılıyor. Ulusal Birlik Partisi (UBP),
Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP), Demokrat Parti (DP), Barış ve
Demokrasi Hareketi (BDH), Toplumcu Kurtuluş Partisi (TKP) ile Yeni Parti
(YP) beşi Girne ilçesinden 50'şer adayla yarışacak.
Milliyetçi Adalet Partisi (MAP) altı adayının 'onama belgesi'
seçim kurullarına verilmediği için listeden
çıkarılması yüzünden 44 adayla seçime gidecek.
AKPMde
siyasi izolasyonun...
Kuzey Kibrıs
Türk Cumhuriyeti milletvekilleri, yıllar sonra ilk kez Avrupa Konseyi
Parlamenterler Meclisi (AKPM) genel kurul toplantılarına
katıldı.
AKPM'nin bir hafta
sürecek toplantılarında KKTC'yi Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP)
milletvekili Özdil Nami asil üye ve Ulusal Birlik Partisi (UBP) milletvekili
Hüseyin Özgürgün yedek üye olarak temsil edecek.
Nami, genel kurula
girmeden önce A.A muhabirine yaptığı açıklamada, ''AKPM
toplantılarına katılmalarının, BM referandumdan sonra
KKTC'ye yönelik siyasi izolasyonun kaldırılması konusunda ilk
somut adım olduğunu'' söyledi.
''AKPM'nin
attığı bu adımı BM, AB ve Avrupa Konseyi ülkelerinin
izlemeleri'' çağrısında bulunan Nami, ''KKTC'ye yönelik siyasi
ve ekonomik izolasyonun kaldırılması, Kıbrıs sorununun
çözümünü de getirecektir'' dedi.
UBP milletvekili
Özgürgün ise ''Rumların, Kıbrıs'ın tamamını
temsil edemeyeceklerini'' belirterek, ''AB, ABD ve BM, referandumda
Kıbrıslı Türklerin 'Evet' demesini gözardı etmeyeceklerini
söylediler. Şimdi verilen bu sözlerin artık tutulmasını
bekliyoruz'' dedi.
Milletvekillerimiz,
genel kurul dışında, siyasi grup ve uzmanlık komisyonu
toplantılarına katılıp konuşma yapma imkanına
sahip olacaklar.
AKPM, Rum kesiminin
BM planına referandumda ''Hayır'' demesinin ardından, geçen
yıl KKTC'ye yönelik izolasyonun kaldırılmasına karar
vermişti.
AKPM
Başkanlık Divanı, bu karar doğrultusunda KKTC'den bir asil
ve bir yedek parlamenterin, oylamalara iştirak etmeden, Kıbrıs
Türk toplumunun temsilcileri sıfatıyla genel kurul, siyasi grup ve
uzmanlık komisyonu toplantılarına katılıp söz alması
görüşünü benimsemişti.
Avrupa Konseyi Yerel
ve Bölgesel Kongresi de, AKPM'nin bu kararını emsal alarak, daha
sonra aynı yönde bir uygulama yoluna gitmişti.
HALKIN SESI 25/01/05
Erdoğan, Eroğlu ve Akıncı ile görüştü
Başbakan Recep
Tayyip Erdoğan'ın kabul ederek Kıbrıs konusunda
görüştüğü anamuhalefet Ulusal Birlik Partisi (UBP) Genel
Başkanı Derviş Eroğlu, ''Aynı görüşleri
taşıdığımızı, Kıbrıs
politikamızda gerek bizim, gerek Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti'nin
politikalarında terslik olmadığını, uyumlu
olduğumuzu görmekten son derece memnunum'' dedi.
Başbakan
Erdoğan, UBP Genel Başkanı Derviş Eroğlu ile
Barış ve Demokrasi Hareketi (BDH) Genel Başkanı Mustafa
Akıncı'yı Üsküdar Emniyet Mahallesi'ndeki evinde kabul ederek
ayrı ayrı görüştü.
Derviş
Eroğlu, bir saati aşkın süren görüşmesinin ardından,
basın mensuplarına yaptığı açıklamada,
Başbakan Erdoğan ile Kıbrıs konusundaki gelişmeleri ve
ileride başlaması muhtemel Kıbrıs'taki görüşmelerle
ilgili politikaları ele aldıklarını bildirdi.
Eroğlu, 20
Şubat'ta KKTC'de seçim yapılacağını hatırlatarak,
Başbakan Erdoğan'ın bu süreç ve Kıbrıs konusundaki
görüşlerini dinlediğini söyledi.
UBP'nin
Kıbrıs politikalarını Türkiye Cumhuriyeti hükümetleriyle
istişareyle yürüte geldiğini ifade eden Eroğlu, seçimlere
giderken ve Kıbrıs'ta muhtemel müzakere öncesinde, politikaları
masaya koyarak değerlendirme gereği duyduklarını
anlattı.
Dünkü
görüşmeden son derece memnun ayrıldığını
vurgulayan Derviş Eroğlu, ''Aynı görüşleri
taşıdığımızı, Kıbrıs
politikamızda gerek bizim, gerek Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti'nin politikalarında terslik
olmadığını, uyumlu olduğumuzu görmekten son derece
memnunum '' dedi.
ANNAN PLANI
Eroğlu, daha
sonra basın mensuplarının sorularını da
yanıtladı.
''Sayın
Başbakan Davos'ta, Kıbrıs'ta müzakerelerin başlaması
için bir girişim başlatacağını size söyledi mi?''
şeklindeki bir soru üzerine Eroğlu, ''Davos'ta görüşeceği
kişiler olduğunu söyledi.
Konuyla ilgili de
kısa bir görüşmemiz oldu'' yanıtını verdi.
Eroğlu, ''Annan
Planı konusundaki düşüncelerinde değişme olup
olmadığı'' şeklindeki soru üzerine de, şöyle devam
etti:
''Şu anda Annan
Planı'nı tartışma zamanı değil. Müzakereler
başlayacak. Taraflar mutlaka öneriler getirecektir. Ortaya bir içerik
çıkacaktır. Planın isminden önce içeriği önemli.
Kıbrıs Türk halkının haklarını zedelemeyecek bir
anlaşma, KKTC'nin haklarını içerecek bir anlaşma
arayışı içinde olacağız. İsimden ziyade
anlaşmanın özü, içeriği önemli. Haklarımızı
zedelemeyecek bir anlaşma metni ortaya çıkması için Türkiye
Cumhuriyeti ile birlikte çalışmalarımızı gerek
iktidarda, gerek muhalefette sürdüreceğiz.''
''Seçim süreciyle
ilgili Kıbrıs'ta verilecek mesajlar konusunda Sayın
Başbakan'ın size bir telkini oldu mu?'' sorusu üzerine de,
Eroğlu, ''Hayır, böyle bir telkinde bulunmadı. Zaten
politikamız belli. Türkiye Cumhuriyeti'nin politikası da belli. Biz,
kurultayımızda aldığımız kararı
Başbakan'a aktardık. Başbakan da bize, düşüncelerini
aktardı'' yanıtını verdi.
Eroğlu,
''Referandum sürecinde hükümetle ters düştüğünüz görüşleriniz
oldu. Şu anda, benzer politikaları mı güdüyorsunuz?''
şeklindeki soru üzerine şöyle dedi: ''Referandumda, Annan
Planı'nın içeriğine karşı
çıkmıştık. Bir çözüme, anlaşmaya karşı
değildik. UBP, Kıbrıs politikalarını Türkiye
Cumhuriyeti hükümetleriyle yürütmüştür. Referandum sürecinde Annan
Planı'nın 5-6 maddesinin değiştirilmesi konusunda
ısrarcı olduk. Değişmediği için o zaman 'hayır'
demiştik. Şimdi yeni bir dönem. Biz, Kıbrıs'ta bir
anlaşma, çözüme varma arayışı içindeyiz. Planın
içeriğini aktarmak bizim halkımıza karşı görevimizdir.
Biz de o zaman içeriği aktardık. Türk askerinin Ada'dan
çıkması, göçmenler sorunu, Türkiye'den gelen vatandaşların
durumu konusunda plana karşı çıktık. Ancak, yüzde 65 'evet'
çıktı. Biz, halkın kararına saygılıyız. Bu
karar doğrultusunda politikamızı yürüteceğiz.''
CUMHURBAŞKANI
DENKTAŞ'IN AÇIKLAMASI
Cumhurbaşkanı
Rauf Denktaş'ın yeniden aday olmayacağını
açıklaması konusundaki düşüncesinin sorulması üzerine de,
Eroğlu, ''Sayın Denktaş aday olmayacağını kendisi
açıkladı. Ancak, politikadan kopacak şekilde bir görüşü
olmayacağını da biliyorum. Cumhurbaşkanı olarak
değil, Kıbrıs davasında yıllarca mücadele etmiş
bir kişi olarak, inandığı yolda mücadele edeceğini
kendileri ifade ediyor. Bu, onun kararıdır'' şeklinde
konuştu.
Derviş
Eroğlu, bir başka soru üzerine de, görüşme talebinin
kendilerinden geldiğini ve Başbakan Erdoğan ile ayrı
ayrı görüştüklerini söyledi.
AKINCI'NIN
ZİYARETİ
Öte yandan,
Başbakan Erdoğan ile yaklaşık bir saat görüşen
Barış ve Demokrasi Hareketi (BDH) Genel Başkanı Mustafa
Akıncı da, görüşmenin ardından yaptığı
açıklamada, Başbakan Erdoğan ile Kıbrıs sorunu ve
bundan sonrası için neler düşündüğünü görüşme
fırsatı bulduklarını söyledi.
3 Ekim 2005
tarihinin Türkiye için önemine dikkat çeken Akıncı, 3 Ekim'e kadar
geçecek sürede, Türkiye'nin Ankara protokolünün yeniden uyarlamasının
söz konusu olacağını belirtti. O güne kadar Kıbrıs'ta
iki seçimin yapılacağını, sınırlı bir zaman
dilimi de olsa, yeni bir sürecin başlayacağını belirten
Mustafa Akıncı, kendilerinin BDH olarak aktif bir siyaset izlenmesi
gerektiğine inandıklarını söyledi.
Uluslararası ve
toplumlararası boyutta aktif siyasette büyük yararlar bulunduğuna
işaret eden Akıncı, şöyle devam etti:
''Türkiye'nin AB
yolculuğu önünde Kıbrıs'ı bundan sonra bir engel olarak
bulmamasını istiyoruz. Bu süreçte Kıbrıs sorununun sürekli
baş ağrıtan bir konumda olmamasının büyük önemi
olduğuna inanıyoruz.
Başbakan
Erdoğan'ın da aktif bir siyaset izlemekten yana olduğunu ve
görüşmelerden çekilen taraf olunmaması gerektiği
düşüncesinde olduklarını biliyoruz. ''
''ANNAN PLANI
ZEMİNİ ALTIMIZDAN ÇEKİLMESİN''
Akıncı,
basın mensuplarının ''Müzakerelerin başlaması
konusunda Sayın Başbakan bir tarih söyledi mi?'' şeklindeki
sorusu üzerine, ''Şu anda zaten bu söz konusu değil. Müzakereleri
başlatacak olan Birleşmiş Milletler. BM Genel Sekreteri Kofi
Annan'ın raporu Güvenlik Konseyi'nden henüz geçmedi. Bunun geçmesi için
Rusya Federasyonu'nun sorumlulukları var. Ancak, Annan Planı
zemininin altımızdan çekilip götürülmemesi lazımdır. Öyle bir
şey olursa, bu bizi 1960'ın da gerisine götürebilir'' diye
konuştu.
Mustafa
Akıncı, Kıbrıs'ta izlenecek aktif politika konusunda da
örnekler vererek, mayınların temizlenmesi, Maraş bölgesinin
aşamalı olarak yerleşime açılması, bunun
karşılığında da Ercan Havaalanı'nın
uluslararası trafiğe açılmasının istenebileceğini
ifade etti.
Akıncı,
yeni dönemde KKTC'de sivil otoritenin etkisinin artırılması
gerektiğini, Kopenhag Kriterleri'nin de Lefkoşa'da yaşam
bulmasının zorunluluğuna işaret ederek, bunun
Kıbrıs'ta çözümü kolaylaştıracağını sözlerine
ekledi.
HALKIN SESI 25/01/05
Güzelyurtlu cinayetinde 5. tutuklama
Güney
Kıbrısta Elmas Güzelyurtlu, Zerrin Güzelyurtlu ve kızları
Eylül Güzelyurtlunun öldürülmesiyle ilgili olarak tutuklanan 4 zanlı
hakkında 3er gün daha tutukluk emri alındı.
Dün öğleden
sonra Lefkoşa Kaza Mahkemesi huzuruna çıkarılan Mustafa
Akmandor, Fikret Akmandor, Mustafa Çavkan ve Emin Özvehit hakkında
İddia Makamı, tahkikatın devam ettiği gerekçesiyle 8er gün
tutukluluk emri talep etti
Kaza Mahkemesi
Yargıcı Tanju Öncül, mahkemeye sunulan şahadetin yeterli
olmadığını, buna karşın suçun ciddiyeti ve kamu
yararını dikkate alarak polise ve siyasilere bir fırsat daha
tanımak için zanlılar hakkında 3er gün daha tutukluluk emri
verdi.
Öte yandan aynı
olayla ilgili zanlı olarak aranan Hikmet Oruç da dün Türkiyeden
KKTCye döndükten sonra
tutuklandı.
Mahkeme huzuruna
çıkarılan Hikmet Oruç hakkında da 3 gün tutukluluk emri
alındı.
21 Ocak tarihinden
itibaren cinayet zanlısı olarak tutuklu bulunan Mustafa Akmandor,
Fikret Akmandor, Mustafa Çavkan ve Emin Özvehit geniş güvenlik tedbirleri
altında saat 14.30da Lefkoşa Kaza Mahkemesi Yargıcı Tanju
Öncülün huzuruna çıkarıldı.
Mahkemede İddia
Makamını Savcı Sarper Altıncık, 4 zanlı
adına ise Savunma Avukatı Mustafa Asena hazır bulundu.
Duruşmaya çok sayıda bazın mensubu yanında hukukçu ve
vatandaşların da yoğun ilgi göstermesinden dolayı mahkeme
salonu doldu taştı.
HASAN ESENBOĞA
Mahkemede ilk olarak
tahkikat memuru Polis Başmüfettişi Hasan Esenboğa şahadet
verdi.
Esenboğa tutuklu
bulunan 4 zanlının 15 Ocakta Lefkoşa-Larnaka anayolu üzerinde
meydana gelen Elmas, Zerrin ve Eylül Güzelyurtlu cinayetiyle ilgili olarak
tutuklandıklarını ve haklarında taammüden adam öldürme
suçundan soruşturma başlatıldığını söyledi.
Olayla
bağlantısı olduğuna inanılan ve aranmakta olan Hikmet
Oruç isimli kişinin önceki gün saat 16.00da Türkiyeden KKTCye
giriş yaptıktan sonra tutuklandığını ve ifadesine
başvurulduğunu belirten Esenboğa, tahkikatın devam
ettiğini, ifadesi alınacak birçok kişi bulunduğunu, KKTCde
bulunması muhtemel emarelerle ilgili araştırmaların devam
ettiğini söyledi.
Güney
Kıbrısla temasların devam ettiğini belirten Esenboğa,
soruşturmanın salimen yürütülmesi açısından zanlılar
hakkında 8er gün daha tutukluluk emri talep etti. Esenboğa,
zanlıların serbest kalmaları durumunda emarelere müdahale
edebilecekleri gibi, ifadesi alınabilecek kişileri de
etkileyebileceklerine dikkat çekti.
Daha sonra
Savcı Sarper Altıncıkın sorularını
yanıtlayan Hasan Esenboğa, 5-6 kişinin daha ifadelerinin
alınması gerektiğini, olayla ilgisi olduğuna inanılan
ZZ plakalı Alfa Romeo marka bir araç ile bir ateşli silahı
aradıklarını da açıkladı.
ELİMİZDE
EMARE YOK BİLGİ VAR
Daha sonra Avukat
Mustafa Asenanın sorularını yanıtlayan Esenboğa,
ifade alınacak kişi sayısını 8 olarak
açıkladı.
Zanlılardan
alınmış ifade olmadığını, cinayetin
işlendiği olay yerinde gidip inceleme
yapmadığını; emareleri tasarrufuna
almadığını; öldürülen kişileri olay yerinde
görmediğini; otopsilerinde ve evlerinin incelenmesinde hazır
bulunmadığını, görgü tanıklarının Türk veya
Rum olduklarına ilişkin araştırma
yapmadığını belirtti.
Aradığını
ifade ettiği tabancanın kovanını ve çekirdeğini
görmediğini ancak bilgisinde olduğunu ifade eden, bir başka
soruya karşılık tabanca bulunsa dahi Rum tarafı delilleri
vermeden balistik inceleme yapma şansları
bulunmadığını kaydeden Hasan Esenboğa, ancak üst
düzeyde Rum tarafıyla temasların devam ettiğini söyledi.
Esenboğa,
Avukat Asenanın Tahkikat yaptın da ne buldun? Ne mermi var, ne ceset
var, ne araba var, ne emare var. Elinde ne var? şeklindeki sorusuna
karşılık, Elimizde şu anda bir emare yok, bilgi var.
Temaslar devam ediyor, bunların ne kadar gideceğini ben bilemem
şeklinde yanıt verdi.
Esenboğa, bir
başka soruya karşılık Rum polisinin emareleri verme
olasılığının şimdilik görünmediğini de
ekledi.
Asenanın Rum
Adalet Bakanı Tutuklananlar benim vatandaşımdır. Türklerin
tahkikat yapma yetkisi yok dedi Bundan haberin var mı? şeklindeki
bir başka soruya karşılık ise Olabilir, temaslar devam
ediyor demekle yetindi.
Asena bunun üzerine
polisin elinde tahkikat yapabilecek hiçbir bulgu ve emare
olmadığını, ortaya atılan iddiaların farazi
olduğunu ve bu farazi iddialar üzerine tutukluluk sürelerinin
uzatılmak istendiği görüşünü ortaya koydu.
SARPER ALTINCIK
Savcı Sarper
Altıncık ise yaptığı konuşmada, polis
tarafından ortaya konulan şahadetin mahkeme tarafından en iyi
şekilde değerlendirileceğine inandığını
söyledi.
Zanlıların
en ciddi suçlardan birini işlediklerine
inanıldığını, ortada neticelenmemiş bir tahkikat
bulunduğunu ifade ederek, bu nedenle tutukluluğun
uzatılması gerektiği inancını ortaya koyan
Altıncık, bu konuyla ilgili hukuki prensiplere dikkat çekti.
Yeniden söz alan
Avukat Mustafa Asena, polis tarafından ortaya atılan iddiaların
dayanağının bulunmadığını ve
tutukluluğu gerektirecek neden ve ciddi bir soruşturmanın
olmadığını belirtti.
Ne tahkikatın
seyrini engelleyecek bir durum ne de ortada emare
bulunmadığını yineleyen Asena, Adaletin tecellisi
isteniyorsa Rum tarafına gönderilmelidirler. Basının önünde bunu
açıklıyorum. Biz buna hazırız dedi.
Bunun üzerine
Yargıç Tanju Öncül, basına söyleyeceği bir şey varsa
duruşma tamamlandıktan sonra dışarıda
söyleyebileceğine işaret ederek, davayla ilgili olarak mahkemeye söyleyeceği
bir şey varsa onu söylemesi yönünde Asenayı uyardı.
Sözlerine devam eden
Asena ortada bir komedi trajedinin yaşanmakta olduğu görüşünü
ortaya koyarak Elinde hiçbir şey olmayan polisin yaptığı
komedidir. Bu kişilerin de, aleyhlerinde ciddi hiçbir şey
getirilemediği halde 6 günden beri tutuklu kalmaları trajedidir
dedi.
Birleştirilmiş
Yargıtay ceza kararlarına atıflarda bulunan Asena, 4
zanlının da serbest kalması gerektiği inancını
dile getirdi.
TANJU ÖNCÜL
Tarafların
sunumları bittikten sonra kararını açıklayan Yargıç
Tanju Öncül, tutuklama talepleri değerlendirilirken, suçun
işlenmiş olması ihtimaline, zanlıların olayla
ilişkisi bulunup bulunmadığı ihtimaline ve tahkikatın
tamamlanıp tamamlanmadığına
bakıldığını söyledi.
Bu 3 kriter
dışında kamu yararı ve kişi özgürlüğü
arasında da denge kurmak gerektiğini belirten Tanju Öncül, bu
çerçevede düşünüldüğünde gidilebilecek çözümün zanlıların
serbest kalması doğrultusunda olduğunu söyledi.
Mahkemelerin
görevlerinden birinin de her somut olayı ciddi bir şekilde incelemek
olduğunu, buna karşın olayın politik boyutuna müdahil olmak
durumunda olmadığını, onları çözecek olanın
siyasiler olduğunu kaydeden Öncül, mahkemelerin siyasilere zemin
yaratmasının söz konusu olamayacağını kaydetti.
Bu gibi durumlarda
göz önünde tutulması gereken en önemli şeyin kamu yararı
olduğuna işaret eden Yargıç Öncül, kararı verirken suçun
ciddiyetini dikkate alarak kamu yararı boyutunu ön planda tutmayı
uygun gördüğünü söyledi.
Zanlılar
aleyhinde cinayet soruşturması yapıldığını,
suçla zanlıların ilişkisi olabileceği hususunun ortaya
konulduğunu belirten Öncül, kendisinin de bu hususta bir kanaate
vardığını ifade etti.
Bu
soruşturmanın Güney Kıbrıstan emareler gelmeden
başarılı şekilde sonuçlanabileceğinin çok şüpheli
olduğuna dikkati çeken Öncül, polise ve bir anlamda da siyasilere bir
fırsat daha tanımak için 4 zanlı hakkında da 3er gün daha
tutukluluk emri vermeyi uygun gördüğünü açıkladı.
HİKMET ORUÇ
4 zanlının
ardından bu kez cinayetle ilgili olarak aranan ve önceki gün adaya
giriş yaptıktan sonra tutuklanan Hikmet Oruç, Yargıç Tanju
Öncülün huzuruna çıkarıldı.
Avukatsız
olarak mahkeme huzuruna çıkan Hikmet Oruç, kendisinin olayı
yurtdışındayken gazetelerden öğrendiğini, önceki gün
ise KKTCye döndükten sonra tutuklandığını söyledi.
Hakkındaki
iddiaları kabul etmeyen Oruç, 3 gün tutukluluk istemine itiraz etmedi.
Yargıç Öncül de
polisin istemi doğrultusunda Hikmet Oruç hakkında da 3 gün tutukluluk
emri verdi.
HALKIN SESI 25/01/05
Akıncı: Aktif bir siyaset izlenmeli - Eroğlu:
Politikalarımızda terslik yok
UBP Genel
Başkanı Eroğlu görüşmeden sonra yaptığı
açıklamada, UBP'nin ve Türkiye Cumhuriyeti hükümetinin
politikalarında terslik olmadığını belirterek,
"Uyumlu olduğumuzu görmekten son derece memnunum" dedi
BDH Genel
Başkanı Akıncı, Erdoğan'la Kıbrıs sorunu ve
bundan sonrası için neler düşündüğü konusunda görüşme
fırsatı bulduklarını belirterek, BDH olarak aktif bir
siyaset izlenmesi gerektiğine inandıklarını söyledi
Türkiye
Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'ın kabul ederek
Kıbrıs konusunda görüştüğü ana muhalefet Ulusal Birlik
Partisi Genel Başkanı Derviş Eroğlu, "Aynı
görüşleri taşıdığımızı,
Kıbrıs politikamızda gerek bizim gerek Türkiye Cumhuriyeti
hükümetinin politikalarında terslik olmadığını, uyumlu
olduğumuzu görmekten son derece memnunum" dedi.
Başbakan
Erdoğan, Eroğlu ile Barış ve Demokrasi Hareketi Genel
Başkanı Mustafa Akıncı'yı Üsküdar Emniyet
Mahallesi'ndeki evinde kabul ederek ayrı ayrı görüştü.
Derviş
Eroğlu, bir saati aşkın süren görüşmesinin ardından
basın mensuplarına yaptığı açıklamada,
Başbakan Erdoğan ile Kıbrıs konusundaki gelişmeleri ve
ileride başlaması muhtemel Kıbrıs'taki görüşmelerle
ilgili politikaları ele aldıklarını bildirdi.
Eroğlu:
Türkiye ile uyumlu olduğumuzu
görmekten son
derece memnunum
Eroğlu, 20
Şubat'ta KKTC'de seçim yapılacağını hatırlatarak,
Başbakan Erdoğan'ın bu süreç ve Kıbrıs konusundaki
görüşlerini dinlediğini söyledi.
UBP'nin
Kıbrıs politikalarını Türkiye Cumhuriyeti hükümetleriyle
istişareyle yürüte geldiğini ifade eden Eroğlu, seçimlere
giderken ve Kıbrıs'ta muhtemel müzakere öncesinde, politikaları
masaya koyarak değerlendirme gereği duyduklarını
anlattı.
Dünkü
görüşmeden son derece memnun ayrıldığını
vurgulayan Derviş Eroğlu, "Aynı görüşleri
taşıdığımızı, Kıbrıs politikamızda
gerek bizim, gerek Türkiye Cumhuriyeti hükümetinin politikalarında terslik
olmadığını, uyumlu olduğumuzu görmekten son derece
memnunum" dedi.
Annan
Planı
Eroğlu,
daha sonra basın mensuplarının sorularını da
yanıtladı.
"Sayın
Başbakan Davos'ta, Kıbrıs'ta müzakerelerin başlaması
için bir girişim başlatacağını size söyledi mi"
şeklindeki bir soru üzerine Eroğlu, "Davos'ta
görüşeceği kişiler olduğunu söyledi. Konuyla ilgili de
kısa bir görüşmemiz oldu" yanıtını verdi
Eroğlu,
"Annan Planı konusundaki düşüncelerinde değişme olup
olmadığı" şeklindeki soru üzerine de, şöyle devam
etti:
"Şu
anda Annan Planı'nı tartışma zamanı değil.
Müzakereler başlayacak. Taraflar mutlaka öneriler getirecektir. Ortaya bir
içerik çıkacaktır. Planın isminden önce içeriği önemli.
Kıbrıs Türk halkının
haklarını
zedelemeyecek bir anlaşma, KKTC'nin haklarını içerecek bir
anlaşma arayışı içinde olacağız. İsimden
ziyade anlaşmanın özü, içeriği önemli.
Haklarımızı zedelemeyecek bir anlaşma metni ortaya
çıkması
için Türkiye Cumhuriyeti ile birlikte çalışmalarımızı
gerek iktidarda gerek muhalefette sürdüreceğiz."
"Seçim
süreciyle ilgili Kıbrıs'ta verilecek mesajlar konusunda Sayın
Başbakan'ın size bir telkini oldu mu" sorusu üzerine de
Eroğlu, "Hayır, böyle bir telkinde bulunmadı. Zaten
politikamız belli. Türkiye Cumhuriyeti'nin politikası da belli. Biz,
kurultayımızda aldığımız kararı
Başbakan'a aktardık. Başbakan da bize, düşüncelerini
aktardı" yanıtını verdi.
Eroğlu,
"Referandum sürecinde hükümetle ters düştüğünüz görüşleriniz
oldu. Şu anda, benzer politikaları mı güdüyorsunuz"
şeklindeki soru üzerine şöyle dedi:
"Referandumda,
Annan Planı'nın içeriğine karşı
çıkmıştık. Bir çözüme, anlaşmaya karşı
değildik. UBP, Kıbrıs politikalarını Türkiye
Cumhuriyeti hükümetleriyle yürütmüştür. Referandum sürecinde Annan
Planı'nın 5-6 maddesinin değiştirilmesi konusunda
ısrarcı olduk. Değişmediği için o zaman 'hayır'
demiştik. Şimdi yeni bir dönem. Biz, Kıbrıs'ta bir
anlaşma, çözüme varma arayışı içindeyiz. Planın
içeriğini aktarmak bizim halkımıza karşı görevimizdir.
Biz de o zaman içeriği aktardık. Türk askerinin adadan
çıkması, göçmenler sorunu, Türkiye'den gelen vatandaşların
durumu konusunda plana karşı çıktık. Ancak, yüzde 65 'evet'
çıktı. Biz, halkın kararına saygılıyız. Bu
karar doğrultusunda politikamızı yürüteceğiz."
Cumhurbaşkanı
Denktaş'ın açıklaması
Cumhurbaşkanı
Rauf Denktaş'ın yeniden aday olmayacağını
açıklaması konusundaki düşüncesinin sorulması üzerine de
Eroğlu, "Sayın Denktaş aday olmayacağını
kendisi açıkladı. Ancak politikadan kopacak şekilde bir
görüşü olmayacağını da biliyorum. Cumhurbaşkanı
olarak değil, Kıbrıs davasında yıllarca mücadele
etmiş bir kişi olarak, inandığı yolda mücadele
edeceğini kendileri ifade ediyor. Bu, onun kararıdır"
şeklinde konuştu.
Derviş Eroğlu,
bir başka soru üzerine de, görüşme talebinin kendilerinden
geldiğini ve Başbakan Erdoğan ile ayrı ayrı
görüştüklerini söyledi.
Akıncı'nın
ziyareti
Öte yandan,
Başbakan Erdoğan ile yaklaşık bir saat görüşen BDH
Genel Başkanı Mustafa Akıncı da, görüşmenin
ardından yaptığı açıklamada, Başbakan
Erdoğan ile Kıbrıs sorunu ve bundan sonrası için neler
düşündüğünü görüşme fırsatı bulduklarını
söyledi.
3 Ekim 2005
tarihinin Türkiye için önemine dikkat çeken Akıncı, 3 Ekim'e kadar
geçecek sürede, Türkiye'nin Ankara protokolünün yeniden uyarlamasının
söz konusu olacağını belirtti. O güne kadar Kıbrıs'ta
iki seçimin yapılacağını, sınırlı bir zaman
dilimi de olsa yeni bir sürecin başlayacağını belirten
Mustafa Akıncı, kendilerinin BDH olarak aktif bir siyaset izlenmesi
gerektiğine inandıklarını söyledi.
Uluslararası
ve toplumlararası boyutta aktif siyasette büyük yararlar bulunduğuna
işaret eden Akıncı, şöyle devam etti:
"Türkiye'nin
AB yolculuğu önünde Kıbrıs'ı bundan sonra bir engel olarak
bulmamasını istiyoruz. Bu süreçte Kıbrıs sorununun sürekli
baş ağrıtan bir konumda olmamasının büyük önemi
olduğuna inanıyoruz. Başbakan Erdoğan'ın da aktif bir
siyaset izlemekten yana olduğunu ve görüşmelerden çekilen taraf
olunmaması gerektiği düşüncesinde olduklarını biliyoruz.
"
Annan
Planı zemini altımızdan çekilmesin
Akıncı,
basın mensuplarının "Müzakerelerin başlaması
konusunda Sayın Başbakan bir tarih söyledi mi" şeklindeki
sorusu üzerine, "Şu anda zaten bu söz konusu değil. Müzakereleri
başlatacak olan Birleşmiş Milletler. BM Genel Sekreteri Kofi
Annan'ın raporu Güvenlik Konseyi'nden henüz geçmedi. Bunun geçmesi için
Rusya Federasyonu'nun sorumlulukları var. Ancak, Annan Planı
zemininin altımızdan çekilip götürülmemesi lazımdır. Öyle
bir şey olursa, bu, bizi 1960'ın da gerisine götürebilir" diye
konuştu.
Mustafa
Akıncı, Kıbrıs'ta izlenecek aktif politika konusunda da
örnekler vererek, mayınların temizlenmesi, Maraş bölgesinin
aşamalı olarak yerleşime açılması, bunun
karşılığında da Ercan Havaalanı'nın
uluslararası trafiğe açılmasının istenebileceğini
ifade etti.
Akıncı,
yeni dönemde KKTC'de sivil otoritenin etkisinin artırılması
gerektiğini, Kopenhag Kriterleri'nin de Lefkoşa'da yaşam
bulmasının zorunluluğuna işaret ederek, bunun
Kıbrıs'ta çözümü kolaylaştıracağını sözlerine
ekledi.
KIBRIS 25/01/05
Başbakan Talat, Brüksel'e gidiyor
TALAT'A PERTEV
EŞLİK EDECEK... Başbakan Mehmet Ali Talat, Avrupa Birliği
yetkilileriyle bir dizi görüşmede bulunmak amacıyla yarın
Brüksel'e gidecek. İstanbul üzerinden Brüksel'e gidecek Başbakan
Talat'a, Tarım ve Orman Bakanı Raşit Pertev de eşlik etti
ÖNEMLİ
GÖRÜŞMELER... Başbakan Talat Brüksel'de, Avrupa Komisyonu'nun
Genişlemeden Sorumlu Üyesi Oli Rehn, Avrupa Birliği
Dışilişkiler Yüksek Temsilcisi Javier Solana ve dönem
başkanı Lüksemburg'un Avrupa İşlerinden Sorumlu Bakanı
Nicolas Schmit'le görüşecek
Başbakan
Mehmet Ali Talat, Avrupa Birliği yetkilileriyle bir dizi görüşmede
bulunmak amacıyla yarın Brüksel'e gidecek.
Başbakanlık'tan
yapılan açıklamaya göre İstanbul üzerinden Brüksel'e gidecek
Başbakan Talat, yarın sabah saat 05.05'te tarifeli uçakla KKTC'den
ayrılacak.
Başbakan
Talat Brüksel'de, Avrupa Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Oli
Rehn, Avrupa Birliği Dışilişkiler Yüksek Temsilcisi Javier
Solana ve dönem başkanı Lüksemburg'un Avrupa İşlerinden
Sorumlu Bakanı Nicolas Schmit'le görüşecek.
Başbakan
Talat, perşembe gecesi saat 21.55'te KKTC'ye dönecek.
Başbakan
Talat'a Brüksel ziyaretinde Tarım ve Orman Bakanı Raşit Pertev,
Başbakanlık Özel Kalem Müdürü Yonca Şenyiğit ile Başbakanlık
Basın ve Halkla İlişkiler Müdürü Hüseyin Arca eşlik edecek.
Rum
basınındaki tepkiler
Başbakan
Mehmet Ali Talat'ın yarın Brüksel'e yapacağı belirtilen
ziyaret, Rum basınında geniş yer buldu.
Rum gazeteleri,
Milliyet gazetesinden alıntı yaparak Başbakan Talat'ın, AB
Dönem Başkanı Lüksembourg Başbakanı Jan Claude Younger ve
AB Ortak Savunma ve Dış Politika yetkilisi Javier Solana'yla
görüşeceğini bildiren gazeteler haberi şu başlıklarla
yansıttı:
Fileleftheros
gazetesi: "AB Lüksemborg Başkanlığı ve Solana
Talat'ı Güneye Çağırdı... İşgal Bölgeleriyle
Doğrudan Ticaret,Görüşmelerin Odak Noktasında..."
Politis
gazetesi: "Talat AB Dönem Başkanlığıyla
Görüşecek..."
Haravgi
gazetesi: "Talat Brüksel'e..."
Simerini
gazetesi: "İşgal Bölgelerinde Seçim Oyunları... Talat Etki
Yaratmak İçin Brüksel'e Gidiyor..."
Alithia
gazetesi: "Talat Temaslar İçin Brüksel'e Gidiyor..."
KIBRIS 25/01/05
|
|
|
|
|
||
|
|
|
|
|
|
|
|
||
|
|
|
25 Ocak 2005 AB uzmanları, söz konusu düzenlemelerle ilgili
hukuki ve teknik konularda araştırmalar yapıyor. |
AB uzmanları, Kıbrıslı Türklere verilmek
üzere onaylanmış mali yardımların yerine
ulaştırılmasıyla ilgili düzenlemeler için gerek hukuki
gerekse teknik konularda araştırma yapıyor. Uzmanlar, bu
çerçevede Rum yönetimi yetkilileriyle de bir araya gelecek.
Rum Yönetimi, KKTCyle doğrudan ticareti
öngören düzenlemeleri kabul etmeyeceğini belirterek, bunu engellemek için
her türlü girişimi yapacağını söylüyor.
Kıbrıslı Türklere yönelik mali yardımlara ise kendi
üzerlerinden olması kaydıyla karşı çıkmıyor.
Avrupalı uzmanlarla Rumlar arasındaki temaslarda doğrudan
ticaret konusu öncelikli olarak ele alınacak.
KKTC'de seçim propagandası dönemi başladı
25 Ocak, 2005 1:35:00 (TSİ) CNN TURK
Barçın Yinanç - CNN TÜRK
KKTC'de 20 şubatta düzenlenecek erken genel seçim için propaganda dönemi
başladı. Meclisteki 50 sandalye için yarışacak milletvekili
adayları da kesinleşti.
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde 20 şubatta yapılacak erken
genel seçimlere yedi parti ve iki de bağımsız aday
katılıyor. Milletvekili olmak için 346 aday yarışacak.
Seçimde 147 bine yakın seçmen oy kullanacak.
Bugün başlayan propaganda dönemiyle birlikte partilerin
hazırlıkları da hızlandı. Partiler dünden itibaren
afiş asma, miting düzenleme çalışmalarını
başlattı.
Solana
ile Annan görüştü
KKTC'de seçim çalışmaları başlarken, AB Ortak Dış
ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Javier Solana, BM Genel Sekreteri
Annan ile görüştüğünü belirtti.
Solana, Annan'ın Kıbrıs'taki iki taraf arasında
anlaşma şansı olduğu zaman yeni bir girişimde
bulunacağını söyledi.
Tek asker çekmeyiz
Ömer BİLGE/LEFKOŞA
KKTCyi ziyaret eden Kara Kuvvetleri Komutanı Org. Büyükanıt, Denktaşa güvence vererek, Kalıcı bir anlaşma olmadan adadan bir tek asker çekilmeyecek dedi.
Kara Kuvvetleri
Komutanı Orgeneral Büyükanıt, KKTCde görüştüğü
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaşa, Kalıcı bir anlaşma
olmadan Adadan tek bir asker çekmeyiz güvencesi verdi. Bu sözlere sevinen
Denktaş, Yüreğimizi ferahlattınız dedi.
KKTCdeki Türk askerinin savaş kabiliyetini denetlemek
üzere dün Adaya gelen Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Yaşar
Büyükanıt, dün Cumhurbaşkanı Rauf Denktaşı
ziyaret etti. Yarım saat süren görüşmenin ardından bir
açıklama yapan Orgeneral Büyükanıt, Kıbrısta
kalıcı barış sağlanmasını istediklerini
söyledi. Büyükanıt, şöyle konuştu:
GÜVENLİK İÇİN
Bunun nasıl olacağı önemli çünkü bugün kalıcı gibi
görünen şeyler, ertesi günü değişebiliyor. Biz asker olarak,
Kıbrıs Türkünün güvenliği için, anlaşmalardan gücünü alan
bir şekilde Kıbrıs Adasında silahlı kuvvetlerimizi
bulunduruyoruz. Kesin ve kalıcı bir anlaşma olmadan da, buradan
bir tek asker dahi gitmeyecektir.
TEŞEKKÜRLER
Cumhurbaşkanı Denktaş ise bu sözlere
karşılık İçimizi rahatlattınız. Size
teşekkür ediyorum. Şehitler pahasına kazanılan
bağımsızlığı ortadan kaldırmak için
başlatılan mücadele karşısında, Anavatana dayanarak
ve güç alarak bağımsızlığı koruma
uğraşındayız dedi. Başbakan Tayyip
Erdoğanın Şimdiki haliyle Kıbrıs Rum
Cumhuriyetini ve Rum idaresini tanımayacağız sözlerini anımsatan
Denktaş, Bunu milli senet olarak kabul ediyoruz diye konuştu.
Paşadan şilt jesti
Orgeneral Yaşar Büyükanıt, kendisini makamında kabul eden
Cumhurbaşkanı Denktaşa Kara Kuvvetleri Şildi hediye
etti.
HURRIYET 26/01/05
Org. Büyükanıt: Anlaşma olmadan KKTC'den asker
çekilmez
Komutan'dan
rest
Kara Kuvvetleri Komutanı, "Kıbrıs'tan asker
çekilecek" iddialarına KKTC'den sert yanıt verdi: Türk askerinin
adadaki varlığını sorgulayanların hukuki
dayanağı ortadan kalktı
Sefa Karahasan - Lefkoşa
Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt, Türkiye'nin
iyi niyetini göstermesi için Kıbrıs'tan asker çekmesi gerektiği
iddialarının doğurduğu beklentilere,
"Kıbrıs'ta kesin ve kalıcı bir anlaşma olmadan
tek bir Türk askeri bile gitmeyecek" yanıtını verdi.
Büyükanıt, "Eğer Rumlar Annan Planı'nı kabul etseydi
asker sayısı azalacaktı" dedi.
Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri Komutanlığı
birliklerini denetlemek için dün KKTC'ye giden Büyükanıt, KKTC
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Meclis Başkanı Fatma
Ekenoğlu ve Başbakan Mehmet Ali Talat'ı ziyaret etti.
Denktaş: İçimiz ferahladı
"Kıbrıs'ta kalıcı barış istediklerini, ancak
barışın nasıl olacağının da önem
taşıdığını" vurgulayan Büyükanıt,
"Çünkü bugün kalıcı gibi görünen şey ertesi gün
değişebiliyor" diye konuştu. Büyükanıt, "Biz
asker olarak, Kıbrıs Türkünün güvenliği için anlaşmalara
dayanarak Kıbrıs'ta silahlı kuvvetlerimizi bulunduruyoruz. Kesin
ve kalıcı bir anlaşma olmadan da buradan bir tek asker dahi
gitmeyecektir" dedi.
Büyükanıt'a "İçimizi ferahlattınız" diyen
Denktaş, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın
"Şimdiki haliyle Rum Cumhuriyeti'ni tanımayacağız.
KKTC'yi tanımaya devam edeceğiz" sözünü "milli senet"
olarak kabul ettiklerini, ancak endişelerinin de olduğunu kaydetti.
'Bu tartışma sakıncalı'
Org. Büyükanıt'ı kabulünde konuşan Başbakan Talat
da,"Ancak Kıbrıs sorununun çözümü, TSK'nın
varlığı konusunu yeniden gündeme getirir. Bunun
dışında, bunu tartışma konusu yapmak son derece
sakıncalıdır" dedi.
Org. Büyükanıt da, Türk askerinin adadaki varlığının
önemli bir konu olduğunu belirterek, şunları söyledi: "Türk
askeri, Türk asıllı vatandaşlarımızın
güvenliği nedeniyle buraya gelmiştir. Annan Planı, Rum
tarafından da korunsaydı, adada asker sayısını azaltan
hükümler vardı. Reddettiklerine göre, Türk askerinin adadaki
varlığını sorgulayanların hukuki dayanağı da
ortadan kalkmıştır."
MILLIYET
26/01/05
Org. Büyükanıt ve
Kıbrıs
Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt'ın KKTC'de
yaptığı açıklamalar, AB'ye ve Güney Kıbrıs
yönetimine dönük önemli mesajlar taşıyor.
Org. Büyükanıt, Kıbrıs'ta kesin ve kalıcı bir
anlaşma olmadan bir tek askerin bile çekilmeyeceğini söyledi.
Kara Kuvvetleri Komutanı, bu mesajı verirken, Türk tarafının
çözümden yana tutumunu da vurgulamayı ihmal etmedi. Türk askerinin
Kıbrıs'ta uluslararası anlaşmalara dayanarak
bulunduğunu, Kıbrıs Türk'ünün güvenliğini
sağladığını anımsattı. Org. Büyükanıt,
Kıbrıs Türk'üne uygulanan izolasyonun sadece haksız değil
aynı zamanda hukuksuz da olduğunu vurguladı.
Ne kadar kabul etmiyor görünsek de Kıbrıs, AB tarafından Türkiye
ile müzakerelerin başlatılması için bir ön koşul olarak
koşulmuştur. AB, bunu müzakere tarihi vermek için de
yapmıştı. Kopenhag kriterleri dışında Türkiye'ye
dönük özel bir koşul Kıbrıs...
AB'nin haksız tutumu
Bu koşulu kabul eden Türk tarafı, Annan Planı'na 'evet' demesine
karşın, bu engeli aşamadı. AB, bu haksız ve hukuksuz
tutumu ısrarla sürdürdü, sürdürüyor.
AB'nin soruna Yunanistan ve Güney Kıbrıs gözüyle
baktığı açıktır. Türk tarafına koşul
sürerken, Güney Kıbrıs'a kayıtsız koşulsuz üyelik
garantisi vermiş ve Annan Planı'na 'hayır' demelerine karşın
tam üye olarak almıştır.
Bu açık haksızlık dururken, sorunun çözümü sorumluluğunu
yine Türk tarafına yüklemiş durumdadır. Koşulun özü, Rum
yönetiminin Kıbrıs'ın tümünü temsil edecek biçimde
tanınmasıdır. Ödün beklediği ve aldığı
taraf, sürekli Türk tarafı olmuştur.
Bu yetmiyormuş gibi önümüzdeki süreç için de yine Türkiye'den KKTC'den
ödün bekleniyor, jest bekleniyor. Bu beklentilerden biri de Türkiye'nin bugüne
kadar gösterdiği yeterli gelmemiş gibi bir jest daha yapıp
adadan asker çekmesidir. Bu öneri dillendiriliyor ve ayrıca Türkiye'de
bazı kesimlerce de "kraldan fazla kralcı" bir
yaklaşımla destekleniyor. Müzakereye oturmanın garanti
altına alınması için hem istenen protokolün imzalanması hem
de bir miktar asker çekilmesinin yararları üzerinde duruluyor.
Oysa, ödün vermesi, adım atması gereken taraf, Rum
tarafıdır. AB'nin baskı yapması gereken de taraf da Rum
tarafıdır. Rumlar böyle bir yoğun baskı görmedikçe, 3 Ekim
2005'e kadar bekleme lüksüne sahiptir. Bu lüks, onlara AB tarafından
verilmiştir.
İstismar ettiler
AB, Türkiye'nin birliğe üye olma isteğini ve ısrarını
istismar etmiştir. Müzakere tarihine kilitlenen Türkiye'ye istedikleri her
şeyi yaptırmışlardır. Bugünkü
yaklaşımları da 3 Ekim 2005'e kadar istediklerini kabul
ettirmektir.
Yunanistan ve Rum yönetiminin asıl sorunu, adadaki Türk askeridir.
Öncelikli hedefleri, Türk askerini Kıbrıs'tan çıkarmaktır.
AB toprağı işgal altında propagandası da bunu
gösteriyor. Yunanistan ve Rum yönetiminin bu yönde baskı kuracakları,
AB'yi arkalarına alarak bu sonuca ulaşmaya çalışacakları
açık.
Kara Kuvvetleri Komutanı Org. Büyükanıt'ın sözleri işte bu
nedenle önem taşıyor. Yunanistan ve Rum yönetiminin amacı, bir
çözüme varmadan Türk askerinin adadan gönderilmesi ve Kıbrıs
Türk'ünün, Rum egemenliğini kabul etmesidir.
Kara Kuvvetleri Komutanı'nın kesin ve kalıcı bir çözüm
olmadan adadan çekilmeyeceğini açıklaması, bu oyunun
görüldüğünün işaretidir.
AB ve Rum yönetimi, "hem suçlu hem güçlü" durumundadır...
Bunun sık sık anımsatılmasında fayda vardır.
MILLIYET
26/01/05 FIKRET BILA
Kıbrıs için
ufak adımlar
Kıbrıs meselesinde "ufak - tefek" bazı gelişmeler
var. Bunların bir kısmı da Türk tarafının lehinde.
Ancak genel çerçevesi içinde, tabloda gözle görülür bir değişiklik
yok. Yani çözüm perspektifi şimdilik oldukça uzakta...
Ufak - tefek olayları alt alta şöyle dizebiliriz:
Avrupa Konseyi'nin Parlamenterler Meclisi, iki Kıbrıslı Türk
temsilcisine kapılarını açtı. Biri asil, diğeri yedek
olan bu iki temsilci, KKTC değil, "Kıbrıs Türk
toplumu" adına - ve oy hakkı olmadan - Meclis çalışmalarına
katılabilecek.
Bu kısıtlamalarla böyle bir temsil olanağının verilmesi
önemli mi? Çok değil, ama bir ölçüde öyle... Kıbrıslı
Türkler - şimdi en azından ayrı bir toplum olarak ve
Kıbrıs heyetinin içinde - bu Mecliste temsil hakkını elde
etmiş bulunuyor.
AB Komisyonu Kıbrıs Türk kesimine ekonomik destek sağlamak
amacı ile, bir öneri paketi hazırladı. Bu aslında adadaki
iki kesim arasında ticareti belirli oranda kolaylaştıracak bir
önlem. Ancak Rum gazetelerine göre, bu, AB'nin Türk kesimine bir "üçüncü
ülke" statüsü vermek niyetinin bir göstergesi...
Bu, KKTC'nin beklediği tarzda "izolasyona son" verecek bir
politikanın ilk adımı mı? Bu aşamada değil. Ama
(gene Rum basınının bildirdiği gibi) bir AB yetkilisinin
deyişi ile, "bu önlemler, Annan Planı'nın öngördüğü
iki devlet koşullarını yaratmaya yönelik"
sayılıyor...
Rum kesiminde referandumda "evet" diyen muhalefetteki DİSİ
partisi, AKP'nin Ankara'ya davetini kabul etti. Parti lideri Nikos
Anastasiadis'in bir heyetle 6 - 8 Şubat'ta bir ziyareti
gerçekleştirmesi bekleniyor.
Bunun önemi, Başbakan Erdoğan'ın partisinin çözümden yana bir
tavır sergileyen Rum kesimindeki bir partinin liderini ilk kez Ankara'ya
çağırma jestini yapmasıdır. Bu ziyaret herhalde iki parti
arasındaki temasın kurulmasının ötesinde,
karşılıklı görüş ve mesaj alışverişinin
gerçekleşmesini de sağlayacak ve - öyle umulur ki - Rum kesiminde ses
verecektir...
Bu arada Ankara, Kıbrıs Türk liderlerine ev sahipliği
yapmıştır. Amaç, dün KKTC'de resmen başlayan seçim
kampanyası öncesinde, Ankara ile Kıbrıs Türk siyasi liderleri
arasında ortak bir anlayış sağlamaktır. Tabii ki
partilerin ve liderlerin kendi siyasi çizgileri ve çözümle ilgili farklı
eğilimleri var. Ama önemli olan şubattaki Meclis, nisandaki
Başkanlık seçimlerinin sukûnet ve uyum içinde gerçekleşmesi ve
bundan sonra Türk hükümetinin yapmayı tasarladığı
girişimlerin yolunu açmasıdır...
* * *
Başbakan Erdoğan, 17 Aralık zirvesinden sonra verdiği
demeçlerde, Türkiye'nin AB ile müzakere sürecine başlayacağı
tarihe kadar çözüm için adımların atılması gerektiğini
ve Ankara'nın bu yönde girişimlerde bulunacağını
belirtmişti.
Bu girişimlerin olgunlaşması için, herhalde KKTC'deki seçimlerin
sonuçlanmasını beklemek gerekecek. Ancak Türk diplomasisi bu arada
zemin yoklama ve ikna etme çabalarını sürdürecek.
Türkiye'nin görüşü, çözüm yolunun Annan Planı zemininde yeni bir
görüşme sürecinden geçtiğidir. Eğer çözüme
ulaşılırsa, bu, "Kıbrıs'ın
tanınması" meselesinin hallini de sağlayacaktır.
Ne var ki, Rum lideri Papadopulos öncelikle tanıma konusunda Türkiye'yi AB
baskısı altında tutmaya çalışıyor. Ayrıca
Annan Planı'nı kabul etmiyor, yerine kendi önerilerini
hazırlıyor. Papadopulos Yunan hükümetine bu önerilerini ve Türklere
karşı ticari kısıtlamalar üzerindeki görüşlerini
iletmek için dün Atina'ya gitti. O da bu alanda Karamanlis'in aktif
desteğini bekliyor...
Hasılı Kıbrıs'la ilgili son günlerde görülen hareketlilik,
henüz çözüm yönünde bir ilerlemenin müjdecisi olmaktan uzak. Esas
girişimler herhalde nisan ayından sonra yoğunlaşacak.
Taraflar o zaman kozlarını daha net biçimde paylaşmaya
çalışacak. Şimdilik ufak - tefek adımlarla ne
kazanılsa kârdır.
SAMI KOHEN
MILLIYET 26/01/05
|
|
||
|
|
ANALİZ Ankara'da
Kıbrıs çatlağı |
|
MILLIYET
26/01/05
'Asker
çekilemez'
'Kıbrıs'ta
kesin ve kalıcı anlaşma olmadan Türk askeri çekilmeyecek' diyen
Büyükanıt, buna Annan Planı'nı reddederek Rumların yol
açtığını belirtti
26/01/2005
RADIKAL
SEFA KARAHASAN
LEFKOŞA - Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Yaşar
Büyükanıt, uluslararası çevrelerde Türkiye'nin Kıbrıs'ta
iyi niyet göstergesi olarak asker çekmesi yönündeki beklentilere set çekerek,
"Kıbrıs'ta kesin ve kalıcı bir anlaşma olmadan
tek bir Türk askeri bile geri gitmeyecek" dedi.
Dün KKTC'deki askeri birliklerde denetlemelerde bulunmak üzere adaya gelen
Büyükanıt, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Başbakan Mehmet
Ali Talat'ın yanı sıra bir dizi temasta bulundu.
Kıbrıs'ta kalıcı barış
sağlanmasını temenni ettiklerini belirten Büyükanıt, bunun
nasıl olacağının da önemli olduğunu vurguladı.
Büyükanıt, "Bugün kalıcı gibi görünen şeyler ertesi
günü değişebilir. Biz asker olarak, Kıbrıs Türkü'nün
güvenliği için, anlaşmalardan gücünü alan bir şekilde
Kıbrıs Adası'nda silahlı kuvvetlerimizi bulunduruyoruz.
Kesin ve kalıcı bir anlaşma olmadan da, buradan bir tek asker
dahi gitmeyecektir. Bunu Türkiye'deki hükümet yetkilileri de, Genelkurmay
Başkanı da çeşitli kereler ifade etmiştik" diye
konuştu.
Rauf Denktaş'la görüşmesinde KKTC liderinin 'hayatını
Kıbrıs'a adadığını' vurgulayan Kara Kuvvetleri
Komutanı, bu sebeple kendisine şükran duygularını iletti.
Denktaş ise Büyükanıt'a hitaben "İçimizi
ferahlattınız. Size teşekkür ediyorum" diye seslendi.
Denktaş, şehitler pahasına kazanılan
bağımsızlığı ortadan kaldırmak için
başlatılan mücadele karşısında, anavatan Türkiye'ye
dayanarak bağımsızlığı koruma
uğraşında olduklarını vurguladı.
'Sakıncalı
tartışma'
Büyükanıt, Talat tarafından kabulü sırasındaki
konuşmasında ise Kıbrıs sorununun Türk Silahlı
Kuvvetleri'nin adada bulunuşuyla ortaya çıkmadığına
vurgu yapması dikkat çekti. TSK'nın Kıbrıs'ta sorun
olduğu için adada bulunduğunu söyleyen komutan Büyükanıt,
"Kıbrıs sorununun çözümü ancak TSK'nın adadaki
varlığı konusunu yeniden gündeme getirir. Bunun
dışında, bu konuyu tartışma konusu yapmak son derece
sakıncalıdır" ifadelerini kullandı. Büyükanıt
ayrıca Türk askerinin adada uluslararası anlaşmalardan
kaynaklanan hakları çerçevesinde olduğunu savunarak, "Buraya
Türk askerinin gelmesine sebep de, KKTC halkı değildir. Kuzey
Kıbrıs'ta yaşayan Türk asıllı
vatandaşlarımızın güvenliği nedeniyle
gelmiştir" dedi. Büyükanıt, Annan Planı'nı
eleştirerek şöyle dedi: "Eğer Annan Planı Rum
tarafından da kabul edilseydi adadaki asker sayısını
azaltan hükümler vardı. Bunu reddettiklerine göre, demek ki Türk askerinin
adadaki varlığını sorgulayanların hukuki
dayanağı da ortadan kalkmıştır."
Atina'dan
Rum lidere tam destek
26/01/2005
RADIKAL
YORGO KIRBAKİ
ATİNA - Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos, Atina'da
görüştüğü Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis'den
istediği tam desteği aldı. Papadopulos'un dünkü Atina
ziyaretinde iki saatlik görüşmeden sonra Karamanlis, Kıbrıs
sorununun çözümünün Annan Planı'nın yanı sıra Rum
tarafının görüşlerinin de temelinde olması gerektiğini
söyledi. Karamanlis, "Bunlar mantık istikametinde olan şeylerdir"
diyerek Papadopulos'un 'çözüm şekli hakemliği içermemeli,
kısıtlayıcı biçbir süreç bulunmamalı ve iki
tarafın anlaşmasıyla sağlanması' şartlarına
da onay verdi. Rum lideriyle Rum tarafının Annan Planı'nda
istediği değişiklikleri de görüştüklerini belirten
Karamanlıs, Türkiye'nin Gümrük Birliği Katılım Protokolü'nü
imzalayıp imzalamayacağı sorusuna "Benim neye
inandığım önemli değil.
Önemli olan ülkelerin sorumluluklarıdır" yanıtını
verdi.
Görüşmede, AB'nin Kıbrıslı Türklere yönelik tecritini
hafifletmek için hazırladığı Yeşil Hat
yönetmeliği ile ilgili Rum-Yunan tarafını zor durumda
bırakacak gelişmelerin önlenmesi için mutabık kalındı.
Rum - Yunan tarafının amacı AB ile KKTC arasında
doğrudan ticaretin önüne geçmek.
Papadopulos ise görüşmenin içeriğine dair konuşmamayı
tercih etti. Rum lideri buna karşın Atina'ya hareketi öncesinde AB
muktesebatına aykırı olduğu için KKTA'yle serbest ticareti
öngören hiçbir şeyi kabul etmeyeceklerini belirtti. Papadouplos, ocak
sonuna dek AB sınırlamalarını göz önünde tutarak Rum Kesimi
ile KKTC arasında ticareti artıracak yeni önerilerde
bulunacağını da kaydetti.
Kuzey Kıbrıs'ın AB'ye uyum
çalışmaları sürüyor
Kuzey
Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin kamu sektörünü, yerel yönetimlerini ve
sivil toplum örgütlerini Avrupa Birliği müktesebatına
uyumlaştırma çalışmaları sürüyor.
Bu çerçevede dün
Başkent Lefkoşa'da geniş kapsamlı bir seminer düzenlendi.
Başbakanlık
Avrupa Birliği Koordinasyon Merkezi ile kısa adı TAIEX olan
Avrupa Komisyonu Teknik Yardım Bilgi Alışverişi Birimi
tarafından düzenlenen ve 28 Ocak Cuma günü sona erecek olan seminere, kamu
sektörü, yerel yönetimler ve sivil toplum örgütlerinden birçok uzman
katıldı.
Erçin
Ortaköy
bölgesindeki Major Konferans Merkezi'nde gerçekleştirilen seminerin
açılış konuşmasını yapan Başbakanlık
Avrupa Birliği Koordinasyon Merkezi Başkanı Erhan Erçin, AB
Komisyonu'nun TAIEX birimiyle referandum sonrası süreçte
başlattıkları ve Kıbrıs Türk halkının Avrupa
Birliği'yle yakınlaşmasını amaçlayan
çalışmaların bir yenisini yapmakta olduklarını
söyledi.
Pertev: Siyasi
arena belirleyecek
Erçin'in
konuşmasının ardından kürsüye gelerek
katılımcılara hitap eden Tarım ve Orman Bakanı
Raşit Pertev, Türkiye'nin 17 Aralık'ta tarih alarak Avrupa
Birliği yolunda emin adımlarla ilerlediğini, Güney Kıbrıs'ın
ise Avrupa Birliği'ne girdiğini söyleyerek, "Bizim de yolumuz
Kuzey Kıbrıs olarak bir şekilde Avrupa Birliği'nde
olacak" dedi.
Kuzey
Kıbrıs'ın Avrupa Birliği'nde hangi şartlar
altında yer alacağını siyasi arenanın
belirleyeceğini ifade eden bakan Pertev, "Bu konu siyasi arenada
tartışılırken, bizlere düşen görev teknik
çalışmaları ilerletmektir" diyerek, Kuzey
Kıbrıs'ta bir yıldan beridir Avrupa Komisyonu'nun TAIEX
birimiyle işbirliği içerisinde yürütülen AB uyum
çalışmalarının önemini vurguladı.
AB ezbere bir
süreç değildir
Avrupa
Birliği sürecinin ezbere bir süreç olmadığının
altını çizen bakan Pertev, önemli olanın AB
müktesebatının özünün özümsenmesi olduğunu belirtti. Bakan, bu
konuda şunları söyledi:
"AB
süreci, ezbere bir süreç değildir. Avrupa Birliği müktesebatı,
tercüme edilerek anında devreye sokulacak bir müktesebat değildir.
Bizlerin, bir yerde bu müktesebatın bir şekilde özünü derin
şekilde alabilmemiz, idrakine varabilmemiz, algılayabilmemiz ve kendi
konumumuza uygulayabilmemiz gerekiyor. Bunun için de bürokratlar olarak yerel
yönetim temsilcileri olarak sivil toplum örgütleri yetkilileri olarak bizlere
çok büyük görev düşüyor."
Kuzey
Kıbrıs'ta AB müktesebatına ilişkin olarak teknik yönde
detaylı çalışmalar yürütmesinden dolayı AB Komisyonu'na da
teşekkür eden bakan Pertev, bu çalışmaların,
süreceğini ve her geçen gün Kuzey Kıbrıs'ı Avrupa
Birliği'ne yakınlaştıracağını kaydetti.
Darling
TAIEX
Birimi'nden Steve Darling de yaptığı konuşmada,
amaçlarının Kuzey Kıbrıs'ın ekonomi, turizm, sanayi,
finans, ticaret, çevre, ormancılık, tarım gibi çeşitli
sektörlerini Avrupa Birliği'ne hazırlamak olduğunu belirtti.
KKTC'deki
çalışmalarına geçen yıl Haziran ayında
başladıklarını ve bugüne kadar uzun yol kat ettiklerini
söyleyen Darling, ancak daha yapılacak çok iş bulunduğunu, bunun
da sabırlı olmayı gerektirdiğini ifade etti.
24 Nisan
2004'te yapılan referandum sonrasında Avrupa Birliği Konseyi'nin
Kıbrıslı Türkleri Avrupa Birliği'ne
yakınlaştırma sürecine bağlı olarak destekleyici
kararlar aldığını belirten Darling, Kuzey
Kıbrıs'ta geçen haziran ayından bu yana yürüttükleri söz konusu
teknik çalışmaların bu kararların bir göstergesi
olduğunu kaydetti.
Konuşmasında
Yeşil Hat Tüzüğü'ne de değinen Darling, bu tüzüğün hayata
geçirilmesini güçlü şekilde desteklediklerini, bu bağlamda geçen
yıl eylül ayında AB'den Kuzey Kıbrıs'a uzmanların
gelerek Kıbrıs Türk Ticaret Odası yetkilileriyle birlikte
başta tarım olmak üzere çeşitli sektörlerde yoğun
çalışmalar yaptıklarını anlattı.
KIBRIS 26/01/05
Çözüm olmadan tek asker gitmez
BÜYÜKANIT:
KESİN VE KALICI BİR ANLAŞMA İSTİYORUZ... Orgeneral
Büyükanıt, Kıbrıs'ta kalıcı barış
sağlanmasını temenni ettiklerini, bunun nasıl
olacağının önemli olduğunu, çünkü bugün kalıcı
gibi görünen şeylerin, ertesi günü değişebileceğini
söyledi. Büyükanıt, "Biz asker olarak Kıbrıs Türkü'nün
güvenliği için, anlaşmalardan gücünü alan bir şekilde
Kıbrıs adasında silahlı kuvvetlerimizi bulunduruyoruz.
Kesin ve kalıcı bir anlaşma olmadan da, buradan bir tek asker
dahi gitmeyecektir" dedi.
DENKTAŞ:
İÇİMİZİ FERAHLATTINIZ... Cumhurbaşkanı
Denktaş, Büyükanıt'la yaptıkları görüşmede,
problemlerin konuşulduğunu belirtti ve Büyükanıt'a hitaben
"İçimizi ferahlattınız. Size teşekkür ediyorum"
dedi. Şehitler pahasına kazanılan bağımsızlığı
ortadan kaldırmak için başlatılan mücadele
karşısında, anavatana dayanarak ve güç alarak
bağımsızlığı koruma uğraşında
olduklarını kaydeden Denktaş,
bağımsızlığı, kalıcı
barışın temeli yapma amacında olduklarını
vurguladı
TALAT: TSK,
KIBRIS SORUNU NEDENİYLE BURADADIR... Başbakan Mehmet Ali Talat,
Kıbrıs sorununun Türk Silahlı Kuvvetleri'nin (TSK) adada
bulunuşuyla ortaya çıkmış bir sorun
olmadığını; Kıbrıs sorunu nedeniyle TSK'nın
adada bulunduğunu vurgulayan Talat, "Kıbrıs sorununun
çözümü ancak TSK'nın adadaki varlığı konusunu yeniden
gündeme getirir. Bunun dışında, bu konuyu tartışma
konusu yapmak son derece sakıncalıdır. Siyasi olarak da
sakıncalıdır" dedi
Türkiye
Cumhuriyeti Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt,
Kıbrıs'ta kesin ve kalıcı bir anlaşma olmadan buradan
tek bir askerin dahi gitmeyeceğini vurguladı.
Devlet ve
hükümet yetkilileriyle görüşmeler yapmak, denetleme ve incelemelerde
bulunmak amacıyla Türk Hava Kuvvetleri'ne ait bir uçakla dün Kuzey
Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ne gelen Orgeneral Yaşar Büyükanıt,
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'la görüşmesi sırasında
Türk askerinin çözüm olmadan Kıbrıs'tan
ayrılmayacağını söyledi.
Orgeneral
Büyükanıt, "Biz asker olarak Kıbrıs Türkü'nün
güvenliği için, anlaşmalardan gücünü alan bir şekilde
Kıbrıs adasında silahlı 011 kuvvetlerimizi bulunduruyoruz.
Kesin ve kalıcı bir anlaşma olmadan da, buradan bir tek asker
dahi gitmeyecektir" dedi. Büyükanıt, bunu Türkiye'deki hükümet
yetkililerinin de, genelkurmay başkanının da, çeşitli
kereler ifade ettiğini kaydetti.
Kuzey
Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ne dün saat 09.55'te gelen Orgeneral Büyükanıt'ı
Ercan Havaalanı'nda Cumhuriyet Meclisi Başkanı Fatma
Ekenoğlu, Başbakan Mehmet Ali Talat, Türkiye'nin Lefkoşa
Büyükelçisi Aydan Karahan, Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri
Komutanı Korgeneral Hasan Memişoğlu, 28. Tümen Komutanı
Tümgeneral Aydemir Cülcüloğlu, 39. Tümen Komutanı Tümgeneral
Yalçın Pehlivanoğlu, Güvenlik Kuvvetleri Komutanı Tümgeneral
Tevfik Özkılıç, 14. Zırhlı Tugay Komutanı
Tuğgeneral Yaşar Bal, Başbakan Yardımcısı
Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş,
Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Ergün Olgun, KAP Genel
Başkanı Oğuz Kalelioğlu ve diğer yetkililer
karşıladı.
Kara Kuvvetleri
Komutanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt Ercan Havaalanı'nda
basına bir açıklama yapmazken sadece görüntü alınmasına
izin verildi.
Temasları
çerçevesinde öğleden önce devlet ve hükümet yetkililerini ziyaret eden
Orgeneral Büyükanıt, öğleden sonra saat 16.40'ta da Boğaz
Şehitliği'ni ziyaret etti.
KTBK'yi
denetleyecek
KKTC'de
kalacağı 28 Ocak tarihine kadar Kıbrıs Türk Barış
Kuvvetleri Komutanlığı birliklerini de denetleyecek olan TC Kara
Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Büyükanıt, 28 Ocak Cuma günü saat
15.40'ta Ercan Havaalanı'nda yapacağı basın
açıklamasının ardından KKTC'den ayrılacak.
Cumhurbaşkanı
Denktaş, orgeneral Büyükanıt'la görüştü
Cumhurbaşkanı
Rauf Denktaş, Türkiye Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Yaşar
Büyükanıt'la görüştü.
Denktaş,
şehitlerin kemiklerini sızlatmamak ve Türkiye'nin stratejik
açıdan önemli bir köşesi olan bu yavru vatanı
başkalarına peşkeş çekmemek için
bağımsızlığa sahip çıkmanın ötesinde bir
formül görmediğini belirterek, bu formülün barışçı bir
formül olduğunu, barışı engelleyen bir formül
olmadığını söyledi.
Orgeneral
Büyükanıt ise, "Biz asker olarak Kıbrıs Türkü'nün
güvenliği için, anlaşmalardan gücünü alan bir şekilde
Kıbrıs adasında silahlı kuvvetlerimizi bulunduruyoruz.
Kesin ve kalıcı bir anlaşma olmadan da, buradan bir tek asker
dahi gitmeyecektir" dedi. Büyükanıt, bunu Türkiye'deki hükümet
yetkililerinin de, genelkurmay başkanının da, çeşitli
kereler ifade ettiğini kaydetti.
Büyükanıt,
saat 10.30'da Cumhurbaşkanı Denktaş tarafından kabul
edildi.
KTBK
Komutanı Korgeneral Hasan Memişoğlu ile
Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Ergün Olgun'un da
hazır bulunduğu Denktaş-Büyükanıt görüşmesi,
yaklaşık yarım saat sürdü.
Görüşmenin
ardından basına açıklamalarda bulunan Denktaş ve
Büyükanıt, bir birlerine şilt de verdiler.
Denktaş:
İçimizi ferahlattınız
Cumhurbaşkanı
Denktaş, Büyükanıt'la görüşmesinin ardından
yaptığı açıklamada, Büyükanıt'la yaptıkları
görüşmede, problemlerin konuşulduğunu belirtti ve Büyükanıt'a
hitaben "içimizi ferahlattınız. Size teşekkür
ediyorum" dedi.
Şehitler
pahasına kazanılan bağımsızlığı ortadan
kaldırmak için başlatılan mücadele karşısında,
anavatana dayanarak ve güç alarak bağımsızlığı
koruma uğraşında olduklarını kaydeden Denktaş, bağımsızlığı,
kalıcı barışın temeli yapma amacında
olduklarını vurguladı ve özetle şöyle devam etti:
"İnşallah
maksadımız ve niyetimiz anlaşılır. Bizim, devletimize
sahip çıkmamız, bağımsızlığımıza
sahip çıkmamız, barışın kalıcı olması
içindir. Çünkü bundan evvel, Rumlarla yapmış olduğumuz
kağıt üzerindeki bir anlaşmayı ne hale getirdiklerini ve 40
yıldır neler yapıklarını, sahtekarlıkla
Kıbrıs'ın tamamını alıp kaçmak niyetiyle hareket
ettiklerini, zannedersem görmemiş, anlamamış kimse
kalmamıştır bu dünyada.
Ama bu
insanlarla biz yeni bir ortaklık kurma peşindeyiz veya
zaruriyetindeyiz. Bu ortaklığın, bu kez yırtılıp
atılmayacak bir ortaklık olması için uğraşıyoruz.
Şehitlerimizin kemiklerini sızlatmamak için ve Türkiye'nin stratejik
açıdan önemli bir köşesi olan bu yavru vatanı
başkalarına peşkeş çekmemek için,
bağımsızlığımıza sahip çıkmanın
ötesinde bir formül görmüyorum. Bu formül barışçı bir formüldür,
barışı engelleyen bir formül değildir."
"Anavatandan
taahhüdünü aldık"
Cumhurbaşkanı
Denktaş, bağımsızlığı yok farz ederek bir
anlaşmaya varmanın, "geleceği geçmişi
yaratmış olanlara teslim etmek" anlamı
taşıyacağına işaret ederek anavatandan bunun
yapılmayacağı taahhüdünü aldıklarını söyledi.
Türkiye
Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'ın "Şimdiki
haliyle Kıbrıs Rum Cumhuriyetini ve Rum idaresini
tanımayacağız. KKTC'yi tanımaya devam edeceğiz"
dediğini, kendilerinin de bunu "milli senet" olarak kabul
ettiklerini yineleyen Denktaş, bunun verdiği huzur içinde olmaya
çalıştıklarını, fakat endişeleri de
bulunduğunu kaydetti. Denktaş, çünkü AB yolunda baskıların
nasıl artacağını bildiklerini ifade etti.
"Milli
birlik ve beraberlikle..."
Denktaş,
milli birlik ve beraberlik içinde baskıların bertaraf edileceği
ümidinde olduklarını belirtti.
Baskıların
bertaraf edilmesinin ve kalıcı barışa ulaşmanın
sabır ve soğukkanlılık istediğini dile getiren
Cumhurbaşkanı Denktaş, "Bizde sabır var. Allah'a çok
şükür kırk yılı bulduk. Soğukkanlılığı
belki arada sırada bozuyoruz, ama
soğukkanlılığımız da var. Kendimize,
halkımıza güveniyoruz. Türk ulusuna güveniyoruz" dedi.
Büyükanıt:
Kalıcı barış temenni ediyoruz
Türkiye Kara
Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt ise,
Denktaş'ın "hayatını Kıbrıs'a
adadığını" dile getirdi ve kendisine şükran
duygularını ve iyi dileklerini aktardı.
Kendilerinin
Kıbrıs'ta kalıcı barış
sağlanmasını temenni ettiklerini belirten Büyükanıt, bunun
nasıl olacağının önemli olduğunu, çünkü bugün
kalıcı gibi görünen şeylerin, ertesi günü
değişebileceğini kaydetti.
Büyükanıt,
"Biz asker olarak Kıbrıs Türkü'nün güvenliği için,
anlaşmalardan gücünü alan bir şekilde Kıbrıs adasında
silahlı kuvvetlerimizi bulunduruyoruz. Kesin ve kalıcı bir
anlaşma olmadan da, buradan bir tek asker dahi gitmeyecektir" dedi.
Büyükanıt, bunu Türkiye'deki hükümet yetkililerinin de, Genelkurmay
Başkanı'nın da, çeşitli kereler ifade ettiğini
söyledi.
Ekenoğlu,
Orgeneral Büyükanıt'ı kabul etti
Cumhuriyet
Meclisi Başkanı Fatma Ekenoğlu da, Türkiye Cumhuriyeti Kara
Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt'ı kabul etti.
Kıbrıs
Türk Barış Kuvvetleri Komutanı Korgeneral Hasan
Memişoğlu'nun eşlik ettiği Orgeneral Yaşar
Büyükanıt kabulde Fatma Ekenoğlu'na şilt verdi. Ekenoğlu da
Orgeneral Büyükanıt'a meclisin tabağını hediye etti.
Ekenoğlu:
Kıbrıs Türkü referandumda
barış
istediğini ortaya koydu
Cumhuriyet
Meclisi Başkanı Fatma Ekenoğlu kabulde yaptığı
konuşmada, Orgeneral Büyükanıt'ı KKTC'de görmekten mutlu
olduğunu belirtti.
Kıbrıs
Türkü'nün 2000'li yıllara farklı koşullarda girdiğini
kaydeden Ekenoğlu, 2 yıl önce sınır
kapılarının açılmasıyla serbest
dolaşımın başladığını ve iki
halkın birbirini daha iyi tanıma fırsatı bulduğunu
söyledi.
Annan
Planı'yla gerçekleşen referandumda Kıbrıs Türkü'nün
barışı gerçekte isteyen tarafın kim olduğunu ortaya
koyduğunu belirten Ekenoğlu, şimdi Türkiye hükümetiyle
izolasyonların kaldırılması için çaba
harcadıklarını kaydetti.
Org.
Büyükanıt: İsolasyonların en kısa
zamanda
kalkmasını diliyorum
TC Kara
Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt da
Kıbrıs Türk halkının izolasyonlar altında
yaşamayı hak eden bir halk olmadığını belirterek,
"İzolasyonlar sadece haksız değil hukuksuz da" dedi.
İzolasyonların
kalktığını görmenin kendilerini mutlu edeceğini
kaydeden Büyükanıt, referandum sonrasında verilen sözlerin
tutulmadığına da dikkat çekti. Büyükanıt,
"İzolasyonların en kısa zamanda kalkmasını
diliyorum" dedi.
Orgeneral
Büyükanıt'ın,
Başbakan
Talat'ı ziyareti
Türkiye
Cumhuriyeti Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt,
KKTC'deki temasları çerçevesinde Başbakan Mehmet Ali Talat'ı da
ziyaret etti.
Orgeneral
Büyükanıt'ı kabulünde konuşan Başbakan Talat,
Kıbrıs sorununun Türk Silahlı Kuvvetleri'nin (TSK) adada
bulunuşuyla ortaya çıkmış bir sorun
olmadığını; Kıbrıs sorunu nedeniyle TSK'nın
adada bulunduğunu vurgulayarak "Kıbrıs sorununun çözümü
ancak TSK'nın adadaki varlığı konusunu yeniden gündeme
getirir. Bunun dışında, bu konuyu tartışma konusu
yapmak son derece sakıncalıdır" dedi.
Kara Kuvvetleri
Komutanı Orgeneral Büyükanıt da, Türk askerinin adada
uluslararası anlaşmalar nedeniyle bulunduğuna işaret
ederek, adada kalıcı ve adil bir anlaşma tam olarak
sağlanmadıkça Türk askerinin bu varlığını
Kıbrıs'ta korumaya devam edeceğini vurguladı.
Serdar
Denktaş sonradan katıldı
Büyükanıt'ı
Başbakanlık Şeref Salonu'nda kabul eden Başbakan Talat,
Orgeneral Büyükanıt'ın, gerek TSK'ya önemli hizmetlerde
bulunmuş; gerek Türkiye'nin Atatürk'ün gösterdiği uygarlaşma
yolunda attığı adımlarda ortaya koyduğu büyük
katkıyla bilinen bir kişilik olduğuna işaret ederek
"Sizi aramızda görmek bizi mutlu ediyor" dedi.
Orgeneral
Büyükanıt'a KTBK Komutanı Korgeneral Hasan Memişoğlu'nun
eşlik ettiği ve Başbakanlık Müsteşar'ı Eşref
Vaiz'in de hazır bulunduğu görüşmeye, Başbakan
Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Serdar
Denktaş sonradan katıldı.
"Kıbrıs
sorunu TSK'nın bulunuşuyla çıkmadı"
Kabulde
konuşan Talat, Kıbrıs sorununun içinde bulunduğu durum ile
bunun güvenlik boyutunun önemine işaret ederek bunları birlikte
değerlendireceklerini kaydetti.
Talat,
Kıbrıs sorununun bu aşamasında, uluslararası
platformlarda en fazla gündeme getirilen konulardan birinin, Türkiye'nin
Kıbrıs'ta bulundurduğu barış kuvvetleri olduğuna
ve özellikle Rum yönetiminin ısrarlı bir şekilde,
Kıbrıs konusunu sadece bu konuymuş gibi gösterme çabası
içinde olduğuna dikkat çekerek, "Kıbrıs Türk tarafı, hükümet
olarak bu çabaları dikkatli bir şekilde izliyoruz ve bu
yaklaşımın dünyada prim bulmaması için de elimizden gelen
tüm çabayı ortaya koyuyoruz" dedi.
Kıbrıs
sorununun TSK'nın adada bulunuşuyla ortaya çıkmış bir
sorun olmadığını; Kıbrıs sorunu nedeniyle
TSK'nın adada bulunduğunu vurgulayan Talat, "Kıbrıs
sorununun çözümü ancak TSK'nın adadaki varlığı konusunu
yeniden gündeme getirir. Bunun dışında, bu konuyu
tartışma konusu yapmak son derece sakıncalıdır. Siyasi
olarak da sakıncalıdır" şeklinde konuştu.
Büyükanıt:
Türk askeri, Türk asıllı
vatandaşların
güvenliği için geldi
TC Kara
Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt da ziyarette, Türk
askerinin adadaki varlığının önemli bir konu olduğunu
belirterek Türk askerinin adada uluslararası anlaşmalar nedeniyle
bulunduğuna işaret etti.
Orgeneral
Büyükanıt, "Buraya Türk askerinin gelmesine sebep de, Kuzey
Kıbrıs Türk Cumhuriyeti halkı değildir. Kuzey
Kıbrıs'ta yaşayan Türk vatandaşlarımızın,
Türk asıllı vatandaşlarımızın güvenliği
nedeniyle buraya gelmiştir" dedi.
Orgeneral
Büyükanıt, adada kalıcı ve adil bir anlaşma tam olarak
sağlanmadıkça Türk askerinin bu varlığını
Kıbrıs'ta korumaya devam edeceğini vurguladığı
konuşmasında, "Eğer Annan Planı Rum tarafından da
korunsaydı -adadaki asker sayısını azaltan hükümler
vardı- bunu reddettiklerine göre demek ki Türk askerinin adadaki
varlığını sorgulayanların hukuki dayanağı da
ortadan kalkmıştır" şeklinde konuştu.
Adada
bulunduğu sürede, ağırlıkla, birlikleri denetleyip
eğitimlerine bakacağını ifade eden Kara Kuvvetleri
Komutanı, "İnanıyoruz ki adil ve kalıcı bir çözüm
olmadığı sürece, Kuzey Kıbrıs halkının
güvencesi yine Türk Silahlı Kuvvetleri olarak orada yerlerinde
duracaktır. O güvenceye yine sahip olacaklardır. Kalıcı bir
barış sağlanması halinde ondan sonra o kapsamda nasıl
hükümler gelecekse o da yürürlüğe girer" şeklinde konuştu.
Orgeneral
Büyükanıt, adada bulunmaktan son derece mutlu olduğunu belirterek
Başbakan Talat'a bir de anı tabağı takdim etti.
Büyükelçilik
ziyareti
Orgeneral
Büyükanıt daha sonra TC Lefkoşa Büyükelçiliği'ne giderek
büyükelçi Aydan Karahan'la bir araya geldi. Orgeneral Büyükanıt, ziyaret
anısına büyükelçiye anı tabağı sundu.
KIBRIS 26/01/05
Birleşik Kıbrıs vizyonunu taşımaya devam
ediyoruz
ÇÖZÜMDE
KARARLIYIZ... Bir hafta sürecek AKPM toplantılarına KKTC'yi temsilen
katılan CTP Milletvekili Özdil Nami, genel kurulda yaptığı
konuşmada, Kıbrıslı Türklerin birleşik bir
Kıbrıs vizyonu taşımaya devam ettiklerini ve bu hedefe
ulaşmak için BM Genel Sekreteri'yle çalışmaları sürdürmekte
kararlı olduklarını vurguladı
ÇIĞIR
AÇTIK... Özdil Nami: Kıbrıslı Türklerin sesinin AKPM Genel
Kurulu'nda duyulması yepyeni bir çığır açtı. Burada
"Kıbrıs Cumhuriyeti"nden bağımsız olarak,
"Kıbrıs Türk Toplumunun seçilmiş temsilcileri"
sıfatıyla bulunuyoruz. Bu artık uluslararası alanda kabul
gören bir sıfat oldu
Kıbrıslı
Türkler adına önceki gün bir ilk yaşandı ve Avrupa Konseyi
Parlamenterler Meclisi (AKPM) Genel Kurulu'nda halkın seçilmiş
temsilcisi konuştu.
Bir hafta
sürecek toplantılara KKTC'yi temsilen katılan CTP Milletvekili Özdil
Nami, Genel Kurul'da yaptığı konuşmada,
Kıbrıslı Türklerin birleşik bir Kıbrıs vizyonu
taşımaya devam ettiklerini ve bu hedefe ulaşmak için BM Genel
Sekreteri'yle çalışmaları sürdürmekte kararlı
olduklarını vurguladı.
Genel Kurul'a
hitaben 5 dakikalık bir konuşma yapan Nami, Annan Planı
temelinde görüşmelere hem Kıbrıslı Türkler hem de
Rumların endişelerini dikkate alacak ve her iki taraftan güçlü evet
oyu çıkmasını sağlayacak şekilde tekrar
başlanması gerektiğini kaydederek, Kıbrıslı
Türklere uygulanan yaptırımlara temel oluşturan kararları
gözden geçirme çağrısı yaptı.
CTP-BG
Basın Bürosu'ndan verilen bilgiye göre, Özdil Nami AKPM Genel Kurulu'na
hitaben yaptığı konuşmada, Avrupa ailesinde hak ettiği
yeri almak için elinden gelen çabayı gösteren Kıbrıs Türk
toplumunun seçilmiş temsilcisi olarak hitap etmekten duyduğu onuru
dile getirdi.
Nami, Annan
Planı temelinde bir çözüme evet diyen Kıbrıslı Türklerin
üzerindeki uluslararası izolasyonların kaldırılması
yönünde öncülük yapmış olmasından dolayı AKPM'ye
teşekkür ederek şöyle dedi:
"Kıbrıslı
Türklerin Avrupa'nın politik ve ekonomik hayatına dahil edilmelerinin
toplumumuzun sosyal ve demokratik yapısının gelişmesine
yapacağı katkı yanında Kıbrıslı Rumlar ve
Kıbrıslı Türkler arasında artan bilgi
alışverişi, işbirliği ve
karşılıklı bağımlılığa yol
açacağına, bu sayede barış içinde ortak bir gelecek
yaratmak için gerekli olan karşılıklı korkuların
güvene dönüşmesini sağlayarak kapsamlı bir çözüme
ulaşılmasını kolaylaştıracağına
kuvvetle inanmaktayız.
Kıbrıslı
Türklerin birleşik bir Kıbrıs vizyonunu taşımaya devam
ettiklerinin ve bu hedefe ulaşmak için Birleşmiş Milletler Genel
Sekreteri ile çalışmaya devam edeceğimizin açık şekilde
bilinmesini isterim.
Değerli
zamanı boşa harcamamalı ve Annan Planı temelinde
görüşmelere hem Kıbrıslı Türkler hem de Rumların
endişelerini dikkate alacak ve her iki taraftan güçlü evet oyu
çıkmasını sağlayacak şekilde tekrar başlamalıyız.
Bu zaman zarfında, Birleşmiş Milletleri ve tüm ülkeleri, Avrupa
Konseyi'nin Birleşmiş Milletlere Kıbrıslı Türklere
uygulanan yaptırımlara temel oluşturan kararlarını
gözden geçirmesi çağrısında bulunan 1376 sayılı
kararının gereğini yerine getirmelerini beklemekteyiz."
AKPM'yi
Kıbrıslı Rum meslektaşlarıyla dostluk ve
işbirliği köprüleri oluşturma yönünde kullanmak arzusunda
olduklarını ifade eden Özdil Nami, "Bu meclisteki
çalışmalarımız yoluyla, çok ihtiyaç duyulan bir zamanda
birlikte kendi toplumlarımıza son derece olumlu bir mesaj
verebileceğimize kuvvetle inanmaktayım" diye konuştu.
Özdil Nami,
bunun dünyanın diğer bölgelerindeki uzun süreli çatışmalar
içindekilere örnek olacağı ümidini dile getirerek, demokrasinin,
farklılıkları barışçı yollarla çözümleme
imkanı sağladığını ve korunması
gerektiğini vurguladı.
Nami: Yeni bir
çığır
Öte yandan
Özdil Nami, CTP Basın Bürosu aracılığıyla
yaptığı açıklamada, Kıbrıslı Türklerin
sesinin AKPM Genel Kurulu'nda duyulmasının yepyeni bir
çığır açtığını kaydederek, şunları
söyledi:
"Burada
'Kıbrıs Cumhuriyeti'nden bağımsız olarak,
'Kıbrıs Türk Toplumunun seçilmiş temsilcileri'
sıfatıyla bulunuyoruz. Bu artık uluslararası alanda kabul
gören bir sıfat oldu. Daha önceleri bizler randevu kopartmak için
Avrupalı parlamenterlerin ardından koşuyorduk. Oysa bugün
resepsiyon davetleri yağmaya başladı. Artık, dünya ve
Avrupa ile aynı dili konuştuğumuz yadsınamaz bir gerçek ve
onlar da bu gerçeği kabul etmiş durumdalar.
Kıbrıs
Türkü'nün söyleyecek sözü var ve bizler bu sözünü her platforma
taşıyacağız."
KIBRIS 26/01/05
AB uzmanları, KKTC'de inceleme yapıyor
AB
Komisyonu'nun KKTC'ye mali yardımlarıyla ilgili
araştırmalarda bulunmak üzere AB uzmanlarının bugünlerde
Kıbrıs'ta bulunduğu bildirildi.
Fileleftheros
gazetesinin haberine göre, halen onaylanmış bulunan mali
yardımların nasıl verileceğini Rum yönetimiyle
tartışan AB uzmanları, Rum yönetimiyle bir dizi benzer konuda da
görüş alış-verişinde bulunacak.
Gazete bu arada
İngilizlerin Yeşil Hat Tüzüğü'nde AB'nin üçüncü ülkelerle
ilişkilerine atıfta bulunan değişiklikler getirmeye
çalıştığını, Rum yönetiminin ise bu
gelişmeleri yakından takip ettiğini yazdı. Gazeteye göre
Rum yönetimi, kendisini atlamayı, aynı zamanda KKTC'nin düzeyinin
yükseltilmesini öngören her türlü çabayı ise etkisiz hale getirmede kararlı
görünüyor.
Ticaret ve
Sanayi Bakanı Yorgos Lillikas önceki gün AB'nin KKTC'yle ticareti
konusunda incelediği yeni tedbirlerle ilgili bir soruyu yanıtlarken
şunları savundu:
"Hükümetin
bu konudaki tavrı nettir. Biz işgal bölgelerini 'üçüncü ülke' olarak
görmüyoruz. Bununla ilgili konseyin Hukuk Dairesi'nin görüşü var. Bu
görüşe göre de sözü edilen konu AB müktesebatına, aynı zamanda
da Kıbrıs Cumhuriyeti'nin üyelik sözleşmesine
aykırıdır. Bu sebeple üçüncü ülkelere atıfta bulunan 133'üncü
paragraf uygulanamaz.
Bizler,
doğrudan ticaret ile mali yardım konularının birbirinden
ayrılmasını ve mali yardımların işgal
bölgelerinin kalkındırılması için, üzerinde
anlaşılan formülle yapılmasını önerdik. Kıbrıs
Türk vatandaşlarımızın yaşam seviyesinin
iyileştirilmesini biz de istiyoruz. Ancak doğrudan ticareti veya
uluslararası hukuka göre yasa dışı olan hava ve deniz
limanlarının kullanılmasını kabul edemeyiz. Bir ülkeye
giriş-çıkışları sadece yasal devletin belirleme
hakkı var."
Lillikas,
doğrudan ticareti mali yardımlarla bağlantılı
kılmak isteyen bazı AB ülkeleriyle ilgili bir soruya verdiği
yanıtta ise, "Tek başardıkları, bizim üzerinde
mutabakat sağladığımız ekonomik yardımın
Kıbrıs Türklerine verilememesidir. Bizler bu yardımın
nasıl verileceği üzerinde de anlaşmıştık"
diye konuştu.
Bu arada Politis
gazetesi, Fransa gibi AB'nin güçlü ülkelerinin, Yeşil Hat Tüzüğü'ne
ve Rum bölgelerine daha fazla Kıbrıs Türk ürünü sokulmasına
ağırlık vermeye başladığını ve bu
şekilde AB'nin KKTC'yle doğrudan ticaretini bir tarafa bırakma
eğilimi gösterdiğini yazdı.
Gazete bu
ülkelerin, doğrudan ticaret ile ekonomik yardım paketinin birlikte
komisyondan geçirilemeyeceğini, çünkü Rum tarafının bypass
edilmeyi kabul etmediğini ve onay vermeyeceğini
anladıklarını da savundu.
Gazeteye göre
bu ülkeler, Rum yönetiminin doğrudan ticaretin dondurulmasına
karşılık Yeşil Hat Tüzüğü'nün herhangi bir
kısıtlama olmadan uygulamayı kabul etmeye
çağırdı.
Haberde
Almanya, İngiltere ve İtalya gibi ülkelerin mali yardım ve
doğrudan ticaretin bir biriyle yakından bağlantılı iki
konu olduğu yönünde Komisyon görüşüyle uyuştuğu da
hatırlatıldı.
Öte yandan
Alithia gazetesi, Rum yönetiminin Yeşil Hat Tüzüğü'nün
değiştirilmesine karşı olduğunu ve ham maddesi
KKTC'den olmayan hiç bir sanayi ürününü kabul etmeyeceğini yazdı.
KIBRIS 26/01/05
|
|
|
|||
|
|
|
27 Ocak 2005 Rum hükümet sözcüsü Kipros Hrisostomides, Bu
açıklamalar Türkiyenin uzlaşmaz tavrının
değişmediğini, ortaya koyuyor dedi. |
|
Rum sözcü Kipros Hrisostomides, Orgeneral Büyükanıtın, Kıbrıstan asker çekerek Türkiyeye iyi niyet jesti yapmayı öneren tüm taraflara kışkırtıcı bir cevap verdiğini söyledi.
Hrisostomidis, Türk generalin Denktaşı tatmin
eden bu açıklaması, Türkiyenin Kıbrıs
politikasının değiştiği yönündeki tezleri de çürüttü
dedi.
Rum sözcü, Büyükanıtın
açıklamalarının Ankaranın Avrupa Birliği
toprağı olan Kıbrıstaki yasadışı
işgali sürdürme kararlılığını ortaya koyduğunu
savundu.
Hrisostomides, Rum Yönetiminin iyi niyetini kanıtlamak
için Türkiyenin AB sürecini veto etmediğini, Kıbrıslı
Türklere yönelik birçok açılımda da bulunduğunu öne sürdü.
Sözcü, bu olumlu girişimlerine cevap alamadıklarını
söyledi.
|
|
|
|||
|
|
|
26 Ocak 2005 Rum Savunma Bakanı Kiriakos Mavronikolas,
Adada görev yapan Kıbrıs Türk Barış Kuvvetlerini,
işgal ordusu olarak niteledi. |
|
Rum Savunma Bakanı Kiriakos Mavronikolas, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Yaşar Büyükanıtın Adada kalıcı çözüm olmadan bir tek asker bile çekmeyeceğiz sözlerine, Türk generalin sözleri, Türkiyenin Kıbrıstaki esas niyetini ortaya koyuyor yanıtını verdi.
Rum haber ajansına demeç veren Mavronikolas, uluslararası anlaşmalarla Adada görev yapan Kıbrıs Türk Barış Kuvvetlerini, işgal ordusu olarak niteledi. Rum Bakan, Bu açıklamalar, işgal ordusunun ve Ankaranın buradaki militanlarının gerçekte neye inandıklarını ve ne istediklerini açıkça ortaya koyuyor dedi.
Türkiyede yönetimde askerin etkili olduğunu savunan
Rum Bakan, Ankarayı sorunları üçüncü dünya ülkeleri gibi ele almakla
ve iyi komşuluk ilişkileri yerine gerginlik yaratmakla suçladı.
Kıbrıs Türk Barış Kuvvetlerinde
denetlemeler yapmak için önceki gün Adaya giden Kara Kuvvetleri Komutanı
Orgeneral Yaşar Büyükanıt, Annan Planını reddeden
Rumların, Türk askerinin adadaki varlığını
sorgulayamayacağını da söylemişti.
|
|||||
|
|
|
|
|
27 Ocak 2005 Önce imza, sonra çözüm girişimi
politikasının Atina ve Lefkoşayı bu muhtemel
baskıdan kurtarmayı hedeflediği kaydedildi. |
|
||
|
Rum ve Yunan kaynaklara göre, Papadopulos ile Karamanlis,
Türkiyenin, Lüksemburgun dönem başkanlığı
sırasında Gümrük Birliği anlaşmasının
katılım protokolünü imzalaması için ortak faaliyet göstermeyi
kararlaştırdı. |
|
|
||
Kıbrıs için üç aşamalı Rum-Yunan planı
Nur BATUR/ATİNA
Kıbrısta izlenecek politikayı saptamak için önceki gün Atinaya gelen Kıbrıs Rum Cumhurbaşkanı Tasos Papadopulos, Başbakanı Kostas Karamanlis ve muhalefet lideri Yorgo Papandreudan tam destek aldı.
Papadopulosla
Karamanlis üç aşamalı bir plan üzerinde de anlaşmaya vardı.
Plan şöyle:
1- Türkiye, Kıbrısı tanıyacak: İlk aşama,
Türkiyenin AB çerçevesinde Kıbrıs Cumhuriyeti ile Gümrük
Birliği anlaşmasını şubat sonuna kadar
imzalaması. Türkiye, hiçbir çekince koymadan anlaşmayı
imzalarsa, bunun Kıbrıs Cumhuriyetini resmen tanıması
anlamına geleceğini hesaplıyorlar.
2- Annan Planı masada ama: BM Genel Sekreterinin KKTCdeki 20
Şubat seçimlerinin ardından Mayısta yeniden girişimlerine
başlamasını bekliyorlar. Kıbrıs Rum yönetimi Annan
planını zemin alarak müzakereye hazır olduğu mesajı
verecek, ancak masaya oturmayı bazı ön koşullara
bağlayacak.
3- Kıbrıs müzakereleri için ön koşullar: Anlaşmaya
varılacak çözümün Kıbrıs Cumhuriyetinin devamı olması
ilk ön koşul. Kıbrıs Türk toplumunun federasyon
çatısı altında bu cumhuriyetle birleşmesi istenecek.
İkinci koşul ise müzakerelerde herhangi bir takvim
uygulanmaması. Tarafların anlaşmaya varamaması halinde,
Genel Sekreterin son noktayı koymasını kabul etmeyeceklerini
bildirecekler. Ayrıca Kıbrıs müzakerelerini Türkiyenin AB
sürecinden ayıracaklar ve plan üzerinde anlaşmaya varılması
halinde ikinci kez referanduma sunulmasını isteyecekler.
HURRIYET 27/01/05
|
Ermeni Patriği'nden ABD'li Ermenilere dava |
|
|
Lefkoşa İstanbuldaki Ermeni Patriği Mesrob Mutafyan, Kıbrıs Rum kesimindeki Melkonian Eğitim Enstitüsü (MEI) adlı Ermeni okulunun ABDdeki Ermeni kuruluşu AGBU tarafından kapatılmasını önlemek için Los Angeleste dava açtı. Rum basınına göre,
dünya çapında 22 Ermeni okulunun idaresini yürüten AGBU, zararda
olduğu gerekçesiyle Lefkoşanın Rum kesimindeki MEI okulunu
kapatma kararını verdi. Bunun üzerine MEI mezunları ve okulu
sevenler hareket geçerken Mutafyan, Los Angelesdeki Kaliforniya Eyaleti
Yüksek Mahkemesinde dava açtı. MEI okulunun, Ermeni Garabed
Melkonianın yaptığı bağış ile 1923
yılında dönemin İstanbuldaki Ermeni Patriği
tarafından kurulduğu belirtilirken gerçekte, 40 milyon sterlin
değeri biçilen arsası nedeniyle okulun satılmak istendiği
öne sürülüyor. (ANKA) |
|
HURRIYET 27/01/05
'Önce
imza sonra Kıbrıs'
27/01/2005
RADIKAL
YORGO KIRBAKİ
ATİNA - Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis, önceki gün
Kıbrıs'la ilgili izlenecek ortak politikalarını belirlemek
üzere Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos'u Atina'da
ağırlarken, iki liderin altı aylık bir süre içinde
Türkiye'nin Kıbrıs'ı da kapsayan 10 yeni ülkeyle Gümrük
Birliği Protokolü'nü imzalaması için çalışmak ve bu sürede
adada hiçbir çözüm girişimine izin vermemek konusunda anlaşmaya vardığı
kaydedildi.
Yunanistan Dışişleri Sözcüsü Yorgo Kumuçakos dün
düzenlediği basın toplantısında, "Türkiye, Gümrük
Birliği Anlaşması'nın 10 yeni AB üyesini
kapsamasını sağlayacak protokolü ne kadar erken imzalarsa o
kadar iyi olur" dedi. Yunan Hükümet sözcü yardımcısı
Evangelos Andonaros'un da "Türkiye'nin bu konudaki tavrı
yalnızca Atina ve Lefkoşa değil, tüm AB üyeleri tarafından
yakından izleniyor" ifadelerini kullanması dikkat çekti.
Amaçları zaman
baskısını önlemek
İki liderin, Lüksemburg'un haziranda sona erecek olan AB dönem
başkanlığı sırasında Türkiye'nin Gümrük
Birliği Anlaşması Protokolü'nü imzalaması için ortak
çalışmayı kararlaştırdığı
öğrenildi. Rum ve Yunan kaynaklarına göre, Papadopulos ve Karamanlis,
'önce imza, sonra Kıbrıs için yeni çözüm girişimi' esasında
mutabık kaldı. İki liderin bu şekilde zaman
baskısından kurtulmak için Kıbrıs sorununun çözümüyle
Türkiye'nin AB perspektifini ayrı tutmaya
çalıştığı aktarıldı.
Büyükanıt'a
Rum tepkisi
RADIKAL 27/01/05
RADİKAL - ATİNA/ANKARA - KKTC'ye
önceki gün yaptığı ziyarette Kıbrıs'ta kesin ve
kalıcı bir anlaşmaya varılmadan tek bir Türk askerinin bile
geri çekilmeyeceğini duyuran Kara Kuvvetleri Komutanı orgeneral
Yaşar Büyükanıt'a Kıbrıs Rum Yönetimi sert tepki gösterdi.
Rum Yönetimi Savunma Bakanı Kiriakos Mavronikolas, "Bu
açıklamalar Ankara'daki generallerin ve işgal ordusunun niyetlerini
açıkça ortaya koyuyor. Türk generaller Türkiye'nin AB üyeliği ile
ilgili perspektifini idrak edemiyor" diye konuştu. Mavronikolas,
"Türk generaller komşu ülkeleri (Kıbrıs kastediliyor)
ilgilendiren konulara paradoksal olarak dünya ülkelerini yönetme şeklinde
yaklaşıyor. Bu da iyi komşuluk ilişkilerin tesis edilmesine
yardımcı olmuyor" diye konuştu.
Dışişleri
de Büyükanıt'la aynı fikirde
Türk Dışişleri Bakanlığı ise dün
Büyükanıt'ın sözlerini destekler nitelikte bir açıklamada
bulundu. Dışişleri Sözcüsü Namık Tan, hükümetin
Büyükanıt'ın sözlerine katılıp katılmadığı
sorusuna Türkiye'nin Kıbrıs konusunda barış vizyonunu
muhafaza ettiğini, bu tutumunu Annan Planı sürecinde ortaya
koyduğunu söyledi. Tan, "Şayet Rum tarafı Annan
Planı'na olumlu yaklaşmış olsaydı, bugün güvenlik
meseleleri çözüme kavuşmuş olacaktı" diyerek
Büyükanıt'ın sözlerine atıfta bulundu.
'Yunanistan boşa
kürek çekiyor'
Öte yandan Genelkurmay 2. Başkanı Orgeneral İlker
Başbuğ, dün 2005 yılı değerlendirme
toplantısında Türkiye'nin Yunan uçaklarının tacizi
altında olduğunu söyleyerek, "Eğer Yunanistan Ege'de sorun
yaratma kısırdöngüsüne devam ederse, gücünü ve enerjisini boşuna
harcayacaktır" dedi. Türkiye'nin uluslararası yasalar
çerçevesinde Yunanistan'ın 10 deniz mili hava sahasını
tanımadığını anımsatan Başbuğ,
"Atina bu hattı adeta Türk-Yunanistan sınırı gibi
görüp her uçağımızı teşhis maksadıyla önlemekte
ve taciz etmektedir. Ege'deki uçuşlarımızda NATO'yu
bilgilendirerek ve silahsız olarak uçuş yapmaktayız" dedi.
Başbuğ, Yunan basınında Kardak kayalıklarına dair
iddiaları da yalanladı.
Avrupa'dan söz
|
AB, SÖZÜNÜ
YERİNE GETİRMELİ... Başbakan Mehmet Ali Talat, Brüksel'de
görüştüğü Avrupa Birliği (AB) yetkililerinin, Kıbrıs
Türklerine verilen sözlerin tamamen farkında olduklarını,
unutmadıklarını belirterek, "Sözümüzün
arkasındayız" dediklerini bildirdi. Başbakan Talat,
Brüksel'deki temaslarının ardından yaptığı
açıklamada, Kıbrıs Türk halkının beklentilerini
AB'ye iletmek amacıyla Brüksel'e gittiğini belirterek, AB'nin 26
Nisan 2004'te verdiği, izolasyonun kaldırılmasıyla ilgili
sözünü yerine getirmesi gerektiğini söyledi. MALİ
YARDIM TÜZÜĞÜ YAKINDA ELE ALINACAK... Avrupa Komisyonu'nun Genişlemeden
Sorumlu Üyesi Olli Rehn, Avrupa Birliği Konsey Genel Sekreteri,
Dış Politika ve Savunma Yüksek Temsilcisi Javier Solana ve Avrupa
Birliği Dönem Başkanı Lüksembourg'un Avrupa
İşlerinden Sorumlu Bakanı Nicolas Schmit ile görüşen
Başbakan Talat, AB yetkililerinden Serbest Ticaret Tüzüğü ve Mali
Yardım Tüzüğü'nün yakında ele alınacağını
öğrendiğini belirtti RUMLARIN
KIBRIS'IN TÜMÜNÜ TEMSİL ETMESİ MÜMKÜN DEĞİL...
Başbakan Mehmet Ali Talat, ARI Hareketi ve Avrupa Politikaları
Merkezi (EPC) tarafından Brüksel'de düzenlenen Kıbrıs konulu
panelde yaptığı konuşmada, referandum sonrası
artık Rumların tek başlarına Kıbrıs'ı
temsil etmelerinin mümkün olmadığını söyledi.
"Kıbrıslı Rumların çözüm istemeyen
yaklaşımını uluslararası camia da anladı"
diyen Talat, Kıbrıslı Türklerin izolasyondan kurtulması
ve ekonomik yardım alması gerektiğini vurguladı Başbakan
Mehmet Ali Talat, Brüksel'de görüştüğü Avrupa Birliği (AB)
yetkililerinin, Kıbrıs Türklerine verilen sözlerin tamamen
farkında olduklarını, unutmadıklarını belirterek,
"Sözümüzün arkasındayız" dediklerini bildirdi. Başbakan
Talat, Brüksel'deki temaslarının ardından
yaptığı açıklamada, Kıbrıs Türk
halkının beklentilerini AB'ye iletmek amacıyla bu ziyareti
gerçekleştirdiğini belirterek, geçmişte Kıbrıs Türk
halkı aleyhine uluslararası platformda alınan tüm
kararların gerekçelerinin ortadan kalktığını, bunu
BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın da raporunda
vurguladığını kaydetti. Avrupa
Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn, Avrupa Birliği
Konsey Genel Sekreteri, Dış Politika ve Savunma Yüksek Temsilcisi
Javier Solana ve Avrupa Birliği Dönem Başkanı Lüksembourg'un
Avrupa İşlerinden Sorumlu Bakanı Nicolas Schmit ile
görüşen Başbakan Talat, AB yetkililerinden Serbest Ticaret
Tüzüğü ve Mali Yardım Tüzüğü'nün yakında ele
alınacağını öğrendiğini belirtti. AB,
izolasyonun kaldırılmasıyla ilgili sözünü
yerine getirmeli Başbakan
Mehmet Ali Talat, AB'nin 26 Nisan 2004'te verdiği, izolasyonun
kaldırılmasıyla ilgili sözünü yerine getirmesi
gerektiğini söyledi. Lüksembourg'un
AB işlerinden Sorumlu Bakanı Nicolas Schmit ile görüşmesinden
sonra gazetecilere açıklama yapan Talat, "Biz adada çözüm
istiyoruz. Birleşik bir Kıbrıs istiyoruz. Bu konuda
müzakerelere başlayabiliriz. Ancak bunun için BM genel sekreterinin ikna
olması gerekli" dedi. BM'nin
yeniden müdahil olması için Kıbrıs Rum kesiminin harekete
geçirilmesi gerektiğini belirten Talat, "AB de bunu istiyor. 20
Şubat 2005'te KKTC'de seçimler var. Seçimlerden önce bile
barış görüşmelerine başlayabiliriz, çünkü adada çözüme
ulaşmak seçimlerden daha önemli, fakat bu noktada KKTC'ye yönelik
izolasyon kaldırılmalı. Bu da çok önemli. AB yolunda
Türkiye'ye engel çıkartmak istemiyoruz. Çözüm istiyoruz.
Uluslararası toplum Rumları bu konuda cesaretlendirmeli" diye
konuştu. Sözler
unutulmadı Çözüm ve
barış arzusunu ortaya koyan Kıbrıs Türk
halkının bu yöndeki tutumundaki istikrarının AB
yetkililerince saptandığını gözlemlediğini belirten
Başbakan Talat, AB yetkililerinin "Verilen sözlerin tamamen
farkındayız, unutmuş değiliz ve sözümüzün
arkasındayız" dediklerine işaret etti. Kıbrıslı
Rumlar "Kıbrıs Cumhuriyeti"ni tek
başlarına temsil edemezler Başbakan
Mehmet Ali Talat, ARI Hareketi ve Avrupa Politikaları Merkezi (EPC)
tarafından Brüksel'de düzenlenen Kıbrıs konulu panelde yaptığı
konuşmada, referandum sonrası artık Rumların tek
başlarına Kıbrıs'ı temsil etmelerinin mümkün
olmadığını söyledi. AB
tarafından hazırlanan doğrudan ticaret ve mali yardım
tüzüğünün bir an önce hayata geçirilmesinin önemli olduğunun
altını çizen Talat şunları kaydetti: "Eskiden
Kıbrıs'ta bir argüman vardı: 'Kıbrıslı Türkler
çözüm istemiyor.' Bu argüman referandumdan sonra değişti.
Referandum sonrası artık Kıbrıslı Rumlar
'Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tek başlarına temsil edemezler. Kıbrıslı
Rumların çözüm istemeyen yaklaşımını
uluslararası camia da anladı. Kıbrıslı Türkler için
uygulanan izolasyon doğru değil. Bundan sonra yeniden bir çözüm
elde edilene kadar, Kıbrıslı Türklerin izolasyondan
kurtulması ve ekonomik yardım yapılması gerekiyor. 20
Şubat'ta seçimler olmasına rağmen eğer Rumlar
hazırsa biz müzakere masasına oturmaya hazırız. Annan
Planı konusunda Rum halkı, Papadopulos yönetimi tarafından
kandırılarak yanlış bilgilendirildi. Bizler bu konuda Rum
halkını doğru bilgilendirmeliyiz. Rumların
anlaşma masasına oturması için Kıbrıslı
Türklerin izolasyondan kurtulması lazım. Çünkü Papadopulos, Annan
Planı ile ilgili kaybedecek hiç bir şeyimiz olamayacak. AB'ye
girdik. Türk tarafı hep böyle kalacak dedi. Papadopulos'un burada
haklı çıkmaması önemli. Bizim amacımız
ada da politik eşitliktir. Tüzükler, doğrudan ticaret
konuları; bunlar bir ara çözümdür. Bizler bu konuda her türlü
uluslararası desteği alsak da, Kıbrıs'ı
uluslararası alanda temsil edememeyi kabul edemeyiz." Kıbrıs'tan
Türk ordusunun neden çekilmediği şeklindeki bir soruya ise Talat
şu yanıtı verdi: "Niçin
bu konuya takılıyorsunuz,neden bir çözümden bahsetmiyorsunuz.
Kıbrıs ile ilgili sanki tek işimiz ordunun çekilme konusu.
Annan Planına 'evet' deseydiniz,ordu gitmeyecek miydi?" Panel
sonrası Başbakan Mehmet Ali Talat, Brüksel'de bulunan Amerika
Birleşik Devletleri Müsteşar Yardımcısı ve
Kıbrıs Koordinatörü Loura Kenedy ile de özel bir görüşme
yaptı. Başbakan
Talat, bu akşam yurda dönecek. |
KIBRIS 27/01/05
Yunanistan Başbakanı Karamanlis: Kıbrıs'ta,
Annan Planı temelinde çözüm istiyoruz
Yunanistan
Başbakanı Kostas Karamanlis, "Atina ile Lefkoşa'nın
(Rum) Kıbrıs'ta Annan Planı temelinde, AB kural ve
değerleriyle uyumlu adil, kalıcı ve işler bir çözüm
istediklerini" söyledi.
Karamanlis,
önceki gün çalışma ziyareti için Atina'ya giden Rum yönetimi lideri
Tasos Papadopulos ile yaptığı görüşmenin ardından
gazetecilere bir açıklama yaptı.
Papadopulos ile
AB zirvesinden sonraki Kıbrıs'a ilişkin gelişmeleri ele
aldıklarını söyleyen Karamanlis, ayrıca Türkiye'nin zirve
kararları çerçevesindeki yükümlülükleri konusunu değerlendirdiklerini
kaydetti.
Karamanlis,
gazetecilerin Rum yönetiminin Annan Planı üzerinde esaslı
değişiklikler yapılması gerektiği yolundaki tezini
paylaşıp paylaşmadığı sorusuna, " Şüphesiz,
hangi maddeler üzerinde ne gibi değişiklikler yapılması
gerektiğini de görüştük. Bu konuda sıkı işbirliği
içindeyiz" yanıtını verdi.
Rum yönetiminin
hakemlik ve belli bir takvime bağlı görüşmelere karşı
tutumunu da sorular üzerine değerlendiren Karamanlis, "bu tezlerin
mantıklı olduğunu" belirtti.
Karamanlis,
"Türkiye'nin Gümrük Birliği anlaşmasını
imzalayacağına inanıyor musunuz?" sorusuna ise "Benim
neye inandığım önemli değil, önemli olan her ülkenin
üstlenmiş olduğu yükümlülüklerdir" cevabını verdi.
Papadopulos ise
Karamanlis ile yaptıkları görüşmede, geniş çaplı
görüş alışverişi yaptıklarını ve
gelişmeleri değerlendiklerini söyledi.
Rum lider,
Yunanistan ile Rum kesiminin sürekli sıkı işbirliği halinde
olduklarını da kaydetti.
Papadopulos, Atina'daki
temasları çerçevesinde dün Yunanistan Cumhurbaşkanı Kostis
Stefanopulos, ardından da siyasi parti liderleri ile bir araya gelecek.
KIBRIS 27/01/05
Gönderin yargılayalım
ÜÇ ZANLI
HAKKINDA GENETİK BULGU VAR... Kıbrıs Türk basınına ilk
kez konuşan Rum Polis Genel Müdürü Tasos Panaiyodu, kuzeyde tutuklu
bulunan zanlıların üçünün tutuklanmasını ve
yargılanmasını sağlayacak bilimsel bulgular ve
şahadetin bulunduğunu belirterek, "Gönderin, adil bir
şekilde yargılayalım" dedi. Panaiyodu ayrıca cinayetin
aydınlatılması için ellerinde yeterli bulguların
bulunduğunu da vurguladı
İLK KEZ
KIBRIS'A KONUŞTU... KIBRIS'tan Hüseyin Ekmekçi ve Erdoğan Mani'nin
sorularını yanıtlayan Rum müdür, zanlıların güneye
iadesinin "uluslararası bir gereklilik" olduğunu belirterek,
Türk polisinin "delilleri" talep etmesini "gülünç" olarak
niteledi. Zanlıların güneyde yargılanması için BM
yanında, İnterpol ve Europol ile de temasa geçildi; tutuklama
kararı alındı
YENİ
TUTUKLAMALAR OLABİLİR... Rum polisi tarafından yürütülen tahkikatta
"başka isimler" üzerinde de duruluyor. Beş tutuklunun
yanında, yeni kişilerin de tutuklanabileceğini belirten Rum
Polis Müdürü Panaiyodu, "Şu ana kadar yürütülen tahkikatta Rum
birinin suçu olabileceği ihtimaline rastlanmadı. Ama inanıyoruz
ki, suçlu başka isimler de var. Tahkikat devam ediyor" dedi
Rum polisi,
Elmas- Zerrin- Eylül Güzelyurtlu cinayeti ile ilgili yürüttüğü
soruşturmada, kuzeyde tutuklu bulunan beş zanlıdan üçünün
tutuklanmasını ve yargılanmasını sağlayacak
"genetik bulgulara" rastladı.
Rum Polis Genel
Müdürü Tasos Panaiyodu, Elmas Güzelyurtlu, Zerrin Güzelyurtlu ve Eylül
Güzelyurtlu cinayetinde zanlı olarak tutuklu bulunan beş kişinin
güneye iade edilmesini istedi.
Panaiyodu,
ellerinde güçlü deliller ve "şahadetler" olduğunu belirterek
zanlıların güneydeki "cumhuriyet mahkemelerinde" adil bir
şekilde yargılanacağını söyledi.
Kıbrıs
Türk basınında ilk kez KIBRIS'a konuşan Rum Polis Genel Müdürü,
zanlıların güneye iade edilmemesi gerekçesiyle büyük
"rahatsızlık" duyduğunu ve adaletin tecelli etmesi
için Kıbrıs Türkü ile Güzelyurtlu ailesinin
yakınlarını bu yönde yardım etmeye çağırdı.
Adaletin
tecelli etmemesi rahatsızlığı olduğunu söyleyen
Panaiyodu, dünyada geçerli olan sisteme göre zanlıların olayın
gerçekleştirildiği bölgeye iade edilmesi gerektiğini söyledi.
BM'den sonra
İnterpol ve Europol'den de tutuklama emri talebinde
bulunduklarını anımsatan Rum Polis Genel Müdürü, "Ancak
dünyada geçerli sistem dururken, bizden emare istenmesi son derece gülünç ve
dünya gerçeklerinden uzak bir taleptir" dedi.
Panaiyodu,
cinayetin aydınlatılması için çok güçlü delillere sahip
olduklarını ve zanlıların adil bir şekilde
yargılanması için teslim edilmesini istediklerini vurguladı.
Soru: Rum Kamu
Düzeni Bakanı Doros Theoduru, "Elimizde zanlıları yargılayacak
deliller var. Bize iade edilmeleri gerekiyor. Yargılanacakları güçlü
kanıt ve malzeme elimizde vardır" dedi. Güçlü kanıt ve
malzeme konusunu biraz açar mısınız?
Panaiyodu:
Bakanın söyledikleri çok doğru. Üçlü cinayetin olduğu andan
itibaren polisimiz yaptığı tahkikat sonucu, bilimsel bulgular
yanında olayla ilgili şahadet de temin etmiştir.
Soru:
Canlı tanık derken, cinayeti görenler mi var?
Panaiyodu:
Görgü tanığı demek, olayın olduğu anda olayı
baştan aşağıya gören kişinin yapacağı
tanıklık demektir. Ben böyle bir şey söylemedim. Ben, olayla
ilgili şahadet temin ettik dedim. Cinayetin aydınlanması için
elimizde şahadet var demek istedim. Bu, elimizdeki bilimsel şahadeti
destekleyen şahadettir.
Ve bu
şahadet beş zanlıyı mahkeme huzuruna çıkarmaya
yeterlidir. Bu şahadetle beş kişi aleyhine tutukluluk emri
çıkardık. Kamu düzeni bakanı da bunlar üzerine
konuşmuştur.
Soru: Türk
polisi ile dolaylı ya da dolaysız, resmi ya da gayrı resmi bir
işbirliği söz konusu mu? Ya da BM kanalı ile...
Panaiyodu:
Hayır. Hiçbir zaman olmadı. İşgal altındaki bölgede
herhangi birisi ile temasımız olmadı. Bizim
yaptığımız diğer meselelerde de BM'den yardım
istediğimizde, BM'yi bilgilendiriyoruz. Elimizdeki delillerle ilgili BM'ye
bilgi veriyoruz.
Çünkü
aradığımız beş kişi, işgal altındaki
bölgede bulunuyor. Bunları mahkeme huzuruna çıkarabilmek için BM'nin
yardımını istedik.
Soru: BM
dışında uluslararası bir kuruluştan yardım talep
edildi mi? Örneğin İnterpol gibi...
Panaiyodu:
Beş şahıs aleyhine, uluslararası tutuklama kararı
çıkardık. Bugün inanıyorum ki, Avrupa'da da aynı karar
çıkacak. Bir başka deyişle İnterpol ve Eorupol ile
işbirliği yapıyoruz.
Soru: Kuzeyde
tutuklu bulunan beş şahıs dışında aranan
başka şahıslar var mı?
Panaiyodu:
Şu ana kadar yürüttüğümüz çalışmalar henüz
tamamlanmadı. Zanlıların elimizde olması bizim için çok
önemli. Soruşturmanın aydınlanması için
zanlıların bize iadesi çok önemlidir. Sorunuza net bir cevap vereyim.
Biz inanıyoruz ki cinayette bu beş kişiden daha fazla
şahıs var. Tahkikat bunu gösteriyor. Tahkikat bu aşamada devam
ediyor ve diğer şahısların bulunması için
soruşturma yapıyoruz.
Soru: Bu
olayda, herhangi bir Rum'un da cinayete ortak olduğu yönünde bir bulguya
rastlandı mı?
Panaiyodu:
Şu ana kadar yürütülen tahkikatta böyle bir teşhis yok.
Soru: Kuzeydeki
bilgilere göre tutuklu bulunan beş zanlıyla ilgili, DNA testleri
sonucunda ve bilimsel araştırmalarda bazı bilgiler tespit
edildi... Bu doğru mu?
Panaiyodu: Evet
bu yönde bulgular vardır. Beş zanlıdan üçü ile ilgili genetik
bulgu elimizde mevcuttur.
Soru: Ama
burada esas merak edilen konu şu. Beş zanlı zaten Elmas
Güzelyurtlu ile iç içeydi, birlikte iş yapıyordu. O zaman bu
zanlıların genetik bulgu bırakması gayet normal değil
mi? Esas olan boğuşma anına ait genetik bulgularınız
olup olmadığıdır...
Panaiyodu:
Polis olarak bu soruya çok açık bir cevap veremem. Yalnız elimizde bu
emareler vardır, bunu söyleyebilirim.
Soru: Tutuklu
beş zanlının olay gecesinde yaptıkları giriş-
çıkışlarla ilgili bir netlik yok. Çünkü sadece bir kişinin
giriş- çıkış kaydı var, diğerlerinin ise yok.
Güneye resmi olarak geçiş kaydı olmayan biri, nasıl cinayette
aktif rol oynar? Sizde kayıtları mevcut mu? Ya da başka bulgularınız
var mı?
Panaiyodu:
Muhakkak araştırmamız çok yönlü sürüyor, bu konu da
araştırma kapsamındadır. Daha fazla bilgi vermem olanak
dışıdır, çünkü bunları mahkeme huzuruna
getireceğiz.
Fakat size
hatırlatmak isterim ki, işgal altındaki bölgelerden hür
bölgelere yalnız resmi kapılardan gelmiyorlar. Başka yollardan
gelenler de var. Bunu söyleme gereği hissediyorum. Yapılan çok
sayıda tutuklama var, bu da gösteriyor ki, birçok insan kaçak yollardan
özgür bölgeye geçiyor.
Soru: Bu
cinayet işlendiği zaman ilk etapta çok profesyonel bir hava
vardı ve Rum basını da Türkiye Milli İstihbarat
Teşkilatı üzerinde duruyordu, hatta suçluyordu.
Teşkilatınız hiç bu ihtimal üzerinde durdu mu, yoksa
basının uydurması olarak mı algılamamız
gerekiyor?
Panaiyodu:
Gazetelerin ne yazdığını konuşmak istemiyorum. Bizim
yaptığımız araştırmaları teşkilatımızın
basın bürosu aracılığı ile kamuoyuna aktardık.
Açıklamalarımızı yakından takip etmişseniz, bu
yönde bir açıklama yapmadığımızı da görürsünüz.
Elimizde delil
olmadan açıklama yapmayız ve böyle bir açıklama yapacak delile
de ulaşmadık. Şunu da eklemek isterim ki, beş kişi
aleyhine şahadet temin etmeden önce, o ana kadar her ihtimal
araştırıldı.
Ciddi cinayet
olaylarında her polisin yaptığı gibi biz de her ihtimal
üzerinde durduk. Bizim açıklamalarımızı dinleyenler, böyle
bir açıklama yapmadığımızı gördüler.
Soru: Öyle
görünüyor ki, siyasi nedenlerle kuzeydeki tutuklular güneyde
yargılanamayacak, üstelik delil yetersizliği nedeniyle de kuzeyde
serbest bırakılacak. Kamu düzenini sağlayan yetkili biri olarak
bunun rahatsızlığını hissetmiyor musunuz? Beklentiniz
nedir?
Panaiyodu:
Tabii ki rahatsızım. Bir ciddi olay meydana geldiğinde katiller
adaletten kaçabiliyorsa tabi rahatsız olurum.
Fakat bu
olaydaki politik istismardan çok rahatsız oluyorum. Eğer
Kıbrıslı Türkler adaletin tecelli etmesini istiyorsa haklı
hiçbir sebep görmüyorum. Adaletin tecellisi için yardım etmeli ve
katilleri bize iade etmelidirler. Cinayetin, üstelik aralarında bir
kız çocuğu bulunan cinayetin, Türkler tarafından
aydınlatılması engelleniyor. Türkler adaletin tecellisini
istiyorsa bunu düşünmeleri lazım. Zanlıların adalet önüne
çıkarılması gerekmektedir.
Dünyada böyle
bir cinayet olması halinde, zanlılar başka yerde bulunsa dahi
iade edilirler. Uluslararası geçerli olan zanlıların cinayetin
işlendiği yere teslim edilmesi ve adalet huzuruna
çıkarılmasıdır.
Emarelerin
zanlıların tutuklandığı yerde istenmesi gülünçtür.
Doğru olan zanlıların cinayetin işlendiği yere
iadesidir. Bütün dünyada geçerli olan da zanlıların cinayetin
işlendiği yerde adalete teslim edilmesidir. Türklerin bu talebi
doğru değildir.
Soru: 1960
Anayasası ortak çalışmaya olanak tanıyor ve bu noktada olay
Türkler arasında gerçekleştiği için tahkikatı da Türk
polisi yapmalı, Rum polisi de yardımcı olmalı. Bunun size
göre geçerliliği yok mu?
Panaiyodu: Bu
sorudaki amaç olayın oluş şekliyle farklıdır. Siz 1960
Anayasası'ndan bahsediyorsunuz. O zaman Kıbrıs'ta bir polis
teşkilatı vardı. O zaman "Kıbrıs
Cumhuriyeti" vardı, kuzeyde bulunan bölgeye de "Kıbrıs
Cumhuriyeti" polisi müdahale edebiliyordu. Şimdi öyle mi?
Soru: Bu
cinayeti işlediği iddia edilen kişiler Elmas Güzelyurtlu ile
işbirliği içindeydi. Bulgularınıza göre cinayetin nedeni
nedir?
Panaiyodu: Bu
zanlılar mahkeme huzuruna çıkarılacak. Yapacağım
açıklamalar şahadeti etkilememeli. Adaletin tecellisini etkilememeli.
Bu nedenle daha fazla açıklama yapamayacağım. Nedenini tahkikat
memuru da ben de biliyorum ama açıklayamam.
Soru:
Çalıntı paradan bahsediliyor...
Panaiyodu:
Tahkikatın selameti açısından açıklama yapamam.
Sabırlı olun...
Soru: Adaletin
tecelli etmesini isteyen Kıbrıslı Türklere ve Elmas
Güzelyurtlu'nun yakınlarına hangi mesajı ileteceksiniz?
Panaiyodu:
Adaletin tecelli etmesi için bir istek varsa zanlıların mahkeme
huzuruna çıkarılmaları için, canice işlenen cinayetin
meydana çıkması için politik menfaatler yolunda istismar
yapılmamalı. Birçok farklı düşünceler öne sürerek bu
iş engellenmesin. Politikayı bir kenara bırakıp
zanlıların elimize geçmesi için, iade edilmesi için yardım
etsinler.
Bu üçlü
cinayetin aydınlanması için ve cumhuriyetin mahkemesine
çıkmaları için gerekli katkıyı yapsınlar.
Soru:
Zanlıların avukatı "İade edin, güneyde bizi
yargılasınlar" dedi. Bu noktada siz zanlılara güneyde adil
yargılanacakları garantisini veriyor musunuz?
Panaiyodu:
Buraya Türk avukatlar gelecek. Onları Türk avukatlar savunacak. Cumhuriyet
mahkemelerinin adaleti bir çok kez ispat edildi. Adaletin tam anlamı ile
tecelli edileceğini söyleyebilirim. Ancak tekrar vurgulayayım, Türk
polisi iler herhangi bir şekilde işbirliği yapmamız söz
konusu değildir.
KIBRIS 27/01/05
"Zanlıları gönderemeyiz"
|
BAŞKA
ÇARE YOK Başsavcı Akın Sait, Rum yönetiminin suçlular
konusunda KKTC ile işbirliği yapmak zorunda olduğunu
söyleyerek, Güzelyurtlu cinayeti ile ilgili işbirliği
çağrısını yineledi. Güzelyurtlu cinayetinin aydınlatılması
için Rum yönetimine işbirliği çağrısında
bulunduklarını ancak bugüne kadar olumlu bir yanıt
alamadıklarını kaydeden Başsavcı,
"Kapıların açılması nedeniyle bizim tarafta da o
tarafta da çok olay olacak. İşbirliğinden başka çare
yok" dedi İADELERİ
SÖZ KONUSU DEĞİL Başsavcı Akın Sait "Hiç bir
devletin kendi vatandaşını yargılanması için
başka devlete veremeyeceğini", uluslararası hukukun kabul
ettiği gerçeğin bu olduğunu belirterek, Güzelyurtlu ailesi
cinayeti ile ilgili yakalanan zanlıların Güney Kıbrıs'a
iadelerinin söz konusu olmadığını açıkladı.
Sait, "Biz elimizdeki delilleri değerlendirdikten sonra dava
gerektirecek bir durum varsa zanlılar aleyhine dava getireceğiz.
Yoksa serbest kalacaklar. Ondan sonra nereye isterlerse gidebilirler"
diye konuştu BİLGİ
VE DELİLLER VAR 3 kişinin ölümüyle neticelenen bir katilliğin
söz konusu olduğunu ve 5 zanlının tutuklu olduğunu
belirten Başsavcı Akın Sait, polisin elinde bazı bilgi ve
deliller bulunduğunu, bu safhada tahkikatın yürütülmesini
etkileyebilecek olması açısından bu delillerin
açıklanmasının uygun olmadığı görüşünde
olduklarını vurguladı YARGILAMA
YETKİSİ KARMAŞASI Rum yönetiminin, zanlıları, kendi
vatandaşı olduğu gerekçesi ile iade edilmeleri talebi içinde
olduğunu basından takip ettiklerini belirten Başsavcı
Akın Sait, 5 zanlıdan 4'ünün KKTC vatandaşı olduğunu
vurgulayarak, Rum yönetiminin "Kıbrıs Cumhuriyeti"
Anayasası altında böyle bir talepte bulunmuş
olabileceğini ancak "Kıbrıs Cumhuriyeti"
Anayasası'nın 159'uncu maddesinin buna engel olduğunu
hatırlattı İNGİLTERE
İŞBİRLİĞİ YAPTI İngiltere'de Michael
Menson'un öldürülmesi olayına karışan Özgay Cevat Yorgun'un
yakalanarak yargılanması için İngiliz hükümetinin KKTC'yi
tanımamasına rağmen KKTC ile işbirliği
yaptığını, delil ve tanıklarını KKTC mahkemelerine
göndererek Yorgun'un yakalanıp yargılanmasını
sağladığını belirten Başsavcı, aynı
şekilde başka hırsızlık meselelerinde Rumların
da KKTC polis ve mahkemelerinden yardım istediğini
anımsattı İSTİYORLARSA
GİDİP YARGILANSINLAR Zanlıların "Biz iadeye
hazırız" şeklindeki açıklamalarını da
değerlendiren Başsavcı Akın Sait, polisin elindeki
deliller ve şahadetlerin değerlendirileceğini, şayet
yargılama mümkün değilse serbest
bırakılacaklarını belirterek, "Serbest
kaldığı zaman istediği gibi Rum tarafına da gider,
Amerika'ya da gider, İngiltere'ye de gider. Yargılanmak
istiyorlarsa o zaman gidebilirler" diye konuştu Başsavcı
Akın Sait "Hiç bir devletin kendi vatandaşını
yargılanması için başka devlete veremeyeceğini",
uluslararası hukukun kabul ettiği gerçeğin bu olduğunu
belirterek, Güzelyurtlu ailesi cinayeti ile ilgili yakalanan
zanlıların Güney Kıbrıs'a iadelerinin söz konu
olmadığını açıkladı. Başsavcı
Akın Sait, Güzelyurtlu ailesi cinayetiyle ilgili olarak makamında
düzenlediği basın toplantısında, ellerindeki bütün delil
ve bulguları değerlendirerek bugünkü mahkemeye kadar
tutumlarını belirleyeceklerini söyledi. Basının
yoğun ilgi gösterdiği toplantıda, Başsavcı
Yardımcısı Osman Talat Naim Enginsoy da hazır bulundu. Cinayetin
ortaya çıkarılması için BM aracılığıyla
girişimlerde bulunduklarını, ancak şu ana kadar Rum
tarafından olumlu yanıt alamadıklarını belirten
Akın Sait, hiç bir devletin suçluları koruyamayacağına
işaret ederek, Rum yönetimine işbirliği girişimlerine
olumlu yanıt verme çağrısında bulundu. Sait,
"Biz elimizdeki delilleri değerlendirdikten sonra dava gerektirecek
bir durum varsa zanlılar aleyhine dava getireceğiz. Yoksa serbest
kalacaklar. Ondan sonra nereye isterlerse gidebilirler" diye
konuştu. Kapıların
açılmasıyla birlikte güneyde de kuzeyde de çok olay
olacağına da işaret eden Akın Sait "Bu nedenle
işbirliğinden başka çare yoktur" dedi. Bilgi ve
deliller var Rum
tarafında işlenen Güzelyurtlu ailesi cinayetiyle ilgili
soruşturmasının Rum polisi ve Türk polisi tarafından
sürdürülmekte olduğunu, basında bugüne kadar konuyla ilgili olarak
pek çok yazı yazıldığını, suçun
işlenmesiyle ilgili olarak Rum hükümet sözcüsü ve Rum polis müdürünün
açıklamaları olduğunu anımsatan Başsavcı
Akın Sait, Hukuk Dairesi olarak bugüne kadar açıklama yapma
gereği görmediklerini belirterek bunun gerekçelerini açıkladı.
3
kişinin ölümüyle neticelenen bir katilliğin söz konusu
olduğunu, bu olayda tahkikatın salimen yürütülmesi
açısından bazı hususların gizli kalması ve
soruşturmanın gizli yürütülmesinin gerekli olduğuna
inandıkları için bugüne kadar açıklama
yapmadıklarını belirten Akın Sait, gelinen bu
aşamada tutuklu bulunan 5 zanlıyla ilgili olarak polis
teşkilatının elinde bilgiler ve deliller bulunduğunu, bu
safhada tahkikatın yürütülmesini etkileyebilecek olması
açısından bu delillerin açıklanmasının uygun
olmadığı görüşünde olduklarını vurguladı. "Hiçbir
devlet, suç işleyen ve özellikle kişilerin şahsına
yönelik, hayatını sona erdiren bir suçlunun yargılanması
için elindeki delilleri gizlememelidir. Gizlediği anda o devlet, suçun
ve suçluların ortaya çıkarılmasına yardımcı
olmamaktadır ve suçluların yakalanması için o devletin gizli
bazı niyetlerinin olduğunu da ortaya çıkarmaktadır"
diyen Akın Sait, Annan Planı'nın görüşüldüğü
dönemlerde iki tarafın temsilcilerinin BM'nin gözetim ve denetiminde
birçok çalışma yaptığını anımsattı. Sait, Anan
Planı'nda yapılan bu çalışmaların iki toplumun
geleceği düşünülerek yapıldığını
vurguladı. BM
aracılığıyla işbirliği çağrısı Güzelyurtlu
olayında cinayetin Rum tarafında işlendiğini, bunun
üzerine Türk polisinin elde ettiği bazı bilgilere dayanarak bu
zanlı kişileri tutukladığını, beşinci
zanlının ise 3-4 gün önce tutuklandığını
anlatan Sait şöyle konuştu: "Çalışmalarımız
esnasında Birleşmiş Milletler aracılığıyla
Rum tarafına yardım çağrısında bulunduk. Ortada
işlenmiş bir suç vardır ve bu suçun neticesinde de 3 kişi
hayatını kaybetmiştir. Yapılan çağrı 'Bu
cinayetin faillerinin yakalanmasında ya birlikte hareket edelim veya
sorunun çözülmesi için nasıl hareket etmemiz gerektiği hususunda
görüş alışverişinde bulunalım. Bir anlaşma
sağlandığı taktirde o mutabakata uygun olarak da
işlenen cinayetin failleri ortaya çıkarılmış
olsundu.' Üzülerek belirtmek isterim ki Birleşmiş Milletler
aracılığıyla yapılan temaslardan Rum yönetiminin bu
konuda Türk polisi ile herhangi bir işbirliği yaparak bu sorunu
çözme niyetinde olmadığını gözlemlemiş
bulunmaktayız. En son Birleşmiş Milletler
vasıtasıyla kendilerine şöyle bir öneride bulunduk: 'Ortada
işlenen 3 cinayet vardır. Bu cinayetlerin zanlıları
yakalanmıştır. (Zanlılarla ilgili deliller kendi
iddialarına göre ellerinde mevcuttur). İki tarafın polisinden,
başsavcılık dairelerinden veya kendilerinin arzu edeceği
soruşturma yapma yeteneğine ve görevine haiz olan kişiler bir
araya gelerek ellerindeki delillerin değerlendirmesini yapsın. Bu
değerlendirme yapıldıktan sonra suçun kimler tarafından
işlendiği veya halen zanlı olarak tutuklu bulunan
şahısların aleyhindeki bizim elimizdeki delillerle, Rum
polisinin elindeki deliller değerlendirilsin. Sonuçta bu suçun kimler
tarafından işlendiği ilk nazarda ortaya çıkacak
şahadetle belirlendikten sonra yargılamanın nasıl
yapılacağı veya ne şekilde olması gerektiği iki
taraf arasında görüşülerek bu konu çözülebilir." Sait, bu
önerilerine de şu ana kadar olumlu bir yanıt
alamadıklarını kaydetti. Zanlıların
4'ü KKTC vatandaşı Rum
yönetiminin basından takip ettikleri kadarıyla "Bu
kişileri yargılama yetkisi bizdedir. Bize bunları verin. Biz
bunları yargılayalım" demekte olduğuna işaret
eden Sait, halen zanlı durumunda bulunan 5 kişiden 4'ünün KKTC
vatandaşı olduğu gerçeğinin ortada durduğunu
belirtti. Rum
yönetiminin "Kıbrıs Cumhuriyeti" Anayasası
altında bu kişileri yargılayabileceği görüşünden
hareket ederek bu talepte bulunduğunu anlatan Başsavcı
Akın Sait sözlerini şöyle sürdürdü: "Basından
takip ettiğim kadarıyla zanlıların avukatı da
mahkeme safhasında 'Biz Rum tarafında yargılanmaya
hazırız' diye bir iddia ortaya atmıştır. Ne derecede
doğrudur, yanlıştır onu bilmiyorum.
"Kıbrıs Cumhuriyeti" Anayasası'nı halen Rum
yönetimi uygulamaktadır. Bu anayasanın 159'uncu maddesinin 2.
Fıkrası, 'Suçlusu ile zarar gören şahıs aynı cemaata
mensup olan, veya zarar gören şahsı bulunmayan bir ceza
davasına aynı cemaata mensup hakim veya hakimlerden mürekkep bir
ceza mahkemesi bakar. Aynı durum Ağır Ceza Mahkemeleri için de
geçerlidir' demektedir. Yani suçlusu ve zarar göreni aynı cemaata mensup
ise Türk yargıçlardan oluşan bir mahkemeden başka bir
mahkemenin zanlıları yargılama yetkisi yoktur. Şimdi Rum
yönetimi 'Valla zorunluluk vardır. Çünkü Türk hakimler burada görev
yapmamaktadır. O nedenle ben yargılamak istiyorum' diyebilir.
Zorunluluk ilkesine dayanarak bu sorunun çözümü mümkün değildir. Bu
nedenle bizim düşüncemiz, Rum yönetiminin veya Rum polisinin
Birleşmiş Milletler aracılığıyla
başlatılan girişimlere iyi niyetle yaklaşması ve
ortada işlenmiş ve 3 kişinin hayatına mal olmuş bu
cinayetlerin suçlularının yargılanması için Türk
polisiyle işbirliği içine girmesi gerektiğidir." Suçlular,
devlet tarafından korunamaz Suçluların
hiçbir devlet tarafından korunmasının kabul
edilemeyeceğini, böyle bir güvencenin hiçbir devlet tarafından
verilmemesi gerektiğini kaydeden Sait, "Devletler, işlenen
suçlarda o kadar iyi niyetli hareket etmektedirler ki uluslararası ve
İnterpol aracılığıyla yapılan müracaatlarla suç
işleyip de başka ülkelere kaçan kişilerin cezasız
kalmaması için mahkeme emri çıkararak kaçan suçluyu yakalayıp
o devlete yargılanmak amacıyla iade etmektedirler" dedi. Uluslararası
hukukun kabul ettiği bir başka gerçeğin de "Hiçbir devlet
kendi vatandaşını yargılanması için başka bir
ülkeye veremeyeceği" olduğuna dikkati çeken Sait, ancak yine
yapılan uluslararası anlaşmalarla devletlerin, başka
ülkelerde suç işleyen kendi vatandaşlarını, kendi
ülkelerinde o devletin yaptığı soruşturmaya tabii olarak
yargılamayı taahhüt etmekte olduklarını
anımsattı. Menson
cinayeti 1997
yılında İngiltere'de öldürülen İngiliz müzisyen Michael
Menson cinayeti ile ilgili olarak İngiliz polisinin cinayetten sonra
KKTC'ye kaçan Özgay Cevat Yorgun'un yakalanarak yargılanması için
KKTC'den yardım talep ettiğini anımsatan Başsavcı
Akın Sait devamla şöyle konuştu: "Hatırlayacaksınız
bundan bir süre önce İngiltere'de cinayet işleyen Özgay Yorgun diye
bir İngiliz ve aynı zamanda KKTC yurttaşı olan bir
kişi, daha sonra Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ne
gelmişti. İnterpol vasıtasıyla bize yapılan bir
müracaata uygun olarak bu kişi aleyhine emniyet teşkilatı
tarafından soruşturma yapılmış, polisten ve
savcılıktan İngiltere'ye giden görevliler İngiliz
hükümeti ve polisinin bilgisi dahilinde soruşturma yapıp delilleri
toplamış ve daha sonra bu kişi tutuklanarak aleyhinde dava
açılmıştı. Yargılama sonucunda bu kişi
İngiltere'de işlediği cinayet suçundan Lefkoşa
Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 14 yıl hapis cezasına
çaptırılmıştı. O zaman İngiliz polisi, ilgili
memurlar ve uzmanlar gelip bizim mahkememizde şahadet vermişti.
Buna karşın İngiliz hükümeti Kuzey Kıbrıs Türk
Cumhuriyeti'ni tanımıyor. Tanıma başka iştir.
Suçluların yargılanması için devletlerin birbirine yardım
etmesi başka bir husustur. Bu ve buna benzer meseleleri örneklerle
çoğaltmak mümkündür." Daha önce
Rumlar, KKTC polis ve
mahkemelerinden yardım aldı Güneyde
yapılan hırsızlık olayları ile ilgili olarak
Rumların gelip mahkemeye ve polise şikayette
bulunduklarını, sonuçta yakalanan bu kişilerin yargı
önüne çıkarılarak mahkum edildiğini, çalınan altın
ve hayvanların da sahiplerine iade edildiğini anlatan Sait, 'Yani şimdiye
kadar işbirliği yapılmadı. Bu meselede ilk defa
yapılacak da aman Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti
tanınacak' eğilimi içine girilmemelidir. Bu ne ilktir, ne de son
olacaktır. Kapıların açılmasıyla bundan sonra Rum
tarafında da çok olaylar olacak, bizim tarafta da olaylar
olacaktır. Onun için iki taraf polisinin, eninde sonunda
işbirliği yaparak bu sorunları çözmesinden başka bir
seçenek yoktur. Bu nedenledir ki biz Birleşmiş Milletler
kanalıyla yapılan çağrımızı yeniliyoruz. Son
yaptığımız önerimizin her iki tarafın haklarına
halel gelmeden sorunun çözümlenmesi için büyük bir adım teşkil
edeceği görüşündeyiz" diye konuştu. Yakalanan
zanlıların KKTC yurttaşı olduğunu,
avukatlarının "Güneyde yargılanmaya
hazırız" şeklindeki açıklamasına dayanarak
hukuki ve anayasal duruma da değinmek istediğini kaydeden
Başsavcı Akın Sait konuya şöyle açıklık
getirdi: "Anayasamızın
22. maddesinin 4. fıkrasının kuralları gayet
açıktır. 'Hiçbir yurttaş isteği dışında
devlet sınırları dışına çıkarılamaz
ve aynı şekilde girmekten alı konulamaz.' Yani şu anda
zanlı durumda bulunan 5 kişi için Rum yönetiminin 'Verin bize
yargılayalım' şeklindeki talebi, bizim anayasamız
kuralları ile bağdaşmadığı gibi,
"Kıbrıs Cumhuriyeti" Anayasası ile de
bağdaşmamaktadır. Burada yargılamada yetkili makam Kuzey
Kıbrıs Türk Cumhuriyeti mahkemeleridir. Yargılama nasıl
olacak? Eldeki delillere göre olacak. Eğer Rum polisi ,Türk polisi veya
Hukuk Dairemizle bu sorunu çözme aşamasına girmek istemezse biz
daire olarak polisin elindeki delilleri değerlendirip ona göre ne
yapılacağına karar vereceğiz." İstiyorlarsa,
gidip yargılansınlar Daha sonra
basın mensuplarının sorularını yanıtlayan
Başsavcı Akın Sait, Rum yönetiminin şu ana kadar
kendilerine herhangi bir belge, hatta otopsi raporunu dahi
göndermediğini açıkladı. "Anayasaya
dayanarak 'Hiç kimse isteği dışında ülke
sınırları dışına çıkarılamaz'
dediniz. Bu insanlar 'Biz buna hazırız derlerse onları güneye
iade edecek misiniz?" şeklindeki bir soruya karşılık
şu yanıtı verdi: "O zaman
biz kendi elimizdeki delilleri değerlendireceğiz. Bizim elimizdeki
deliller ve şahadetle bizim bunları yargılamamız mümkün
ise zaten biz bunları yargılayacağız. Ha
yargılamamız mümkün değil ise zaten bu kişiler belli bir
süre sonra serbest kalacak. Serbest kaldığı zaman
istediği gibi Rum tarafına da gider, Amerika'ya da gider
İngiltere'ye de gider. Yargılanmak istiyorlarsa o zaman
gidebilirler." Tutuklama
aşamasında her şeyi mahkeme önüne
koymam gerekmez Başsavcı
Akın Sait, ellerindeki delilleri mahkeme huzuruna getirip
getirmeyeceklerine ilişkin bir başka soruya ise "Tutuklama
safhasında elinizde ilk nazarda olan delilleri mahkemenin bilgisine
getirirsiniz. Yargılanma esnasında mahkemenin önüne getireceği
delilleri mahkemenin bilgisine tutukluk safhasında getirmek zorunda
değiliz. Bunu getirdiğiniz anda tahkikatın selametinin o anda
ortadan kaldırmış olursunuz. Benim elimde bir şey var,
ben o ifadeye dayanarak soruşturmayı yürütüyorum. Nitekim 5.
zanlı Türkiye'deydi geldi ve yakalandı. Onun ortaya
attığı iddialar var. Onun söylediklerine dayanarak polisin
ifade alması lazım. İfade aldı, daha da ifadeler
alıyor. O ifadelerin sonunda güneydeki cinayet olayının ortaya
çıkarılmasında bize ne kadar yardımcı olacak onun
değerlendirmesini biz yapacağız. Tutuklama
aşamasında her şeyi benim mahkeme önüne koymam gerekmez"
diye yanıt verdi. Akın Sait,
"Zanlılar şu ana kadar suçu kabul etmedi ve gönüllü ifade de
yok, Rum tarafı işbirliğine yanaşmadığı
sürece bu iş çözülmeyecek görülüyor. Hakimin görüşü de öyle. Siz,
bu işbirliği olmazsa bu cinayeti çözebileceğinize
inanıyor musunuz" şeklindeki soruyu ise şöyle
yanıtladı: Tavrımızı
belirleyeceğiz "Cinayet
veya herhangi bir suç olsun. Bir konuyu mahkemeye götürebilmeniz için ilk
nazarda elinizde bir şeyin olması lazım. Konu mahkemeye
intikal ettikten sonra da makul şüpheden ari olarak
sanığın suçlu olduğunu mahkemeye
sunacağınız şahadetle kanıtlamanız gerekir. Bu
iddia makamının görevidir. Bunu yapamadığınız
sürece herhangi bir sanığın mahkum edilmesi mümkün
değildir. Biz, şimdi elimizdeki delillere bakacağız.
İlk nazarda zanlıların aleyhlerine dava getirilmesi için
yeterli midir, değil midir onun değerlendirmesini
yapacağız. Öyle bir kanaata varırsak bu kişilerin
aleyhine tabii ki dava getireceğiz. Biz mahkemenin yerine geçemeyiz. Biz
ilk nazarda böyle bir şahadet var mı, yok mu ona bakarız.
İlk nazarda varsa bunu mahkemenin önüne sunarız, kararı
verecek olan mahkemedir. Bu safhada öyle bir şahadet var mı? Kim ne
derse desin bilemez. Biz soruşturmayla ilgili bütün bilgileri ve
belgeleri değerlendireceğiz ve ona göre tutumumuzu
belirleyeceğiz." |
KIBRIS 27/01/05
Talat, doğrudan ticarette ısrar ediyor!..
Başbakan Mehmet Ali Talatın Brükseldeki
temasları Rum basınında geniş yer buluyor.
Güney Kıbrısta yayımlanan
FİLELEFTHEROS Ticaret İçin Euorları Kurban Etti Talat Siyasi
Kazanç Talep Ederek 259 Milyon Euroyu Reddetti Komisyon Zodyada Geçit
Açılmasını Talep Etti başlıkları ile
manşetten verdiği haberinde, Başbakan Mehmet Ali Talatın
Brükseldeki temasları çerçevesinde AB tarafından yardım olarak
sunulan 259 milyon Euroluk tutarı reddettiğini ve bunun yerine KKTC
limanlarının açılmasını, yani doğrudan ticaretin
gerçekleştirilmesini talep ettiğini iddia etti.
Gazete, Başbakan Talatın ABnin mali
yardımını gerçek anlamıyla tekmelediğini ve Kuzey
Kıbrıs limanlarının açılmasını koşul
olarak sunduğunu belirtirken Başbakan Talat ile AB Genişlemeden
Sorumlu Üyesi Olli Rehnin gerçekleştirdikleri görüşmede Rehnin de
doğrudan ticaret tüzüğünün mümkün olan en kısa zamanda
onaylanmasını desteklediğini ancak mevcut imkanların da göz
önüne alınmasının gerekeceğini ifade ettiğini
yazdı.
Gazete, Rehnin görüşmede, şu anda talep
edilebilecek şeyin, gümrüksüz ve fason (hammaddesi dışardan
gelen ancak KKTCde üretilen yada işlenen mallar) malların ticareti
düzeyinde yapılacak düzenlemeler çerçevesinde, Yeşil Hat
tüzüğüne ilişkin bir uzlaşma olduğunu ifade ettiğini
ve ayrıca Başbakan Talattan, Güzelyurttaki narenciye ürününün Güney
Kıbrısa ticaretinin daha hızlı olabilmesi için Zodya
(Bostancı) sınır kapısının açılmasına
ilişkin Rum Yönetiminin önerisini kabul etmesi talebinde
bulunduğunu iddia etti.
Gazete, Başbakan Talatın doğrudan
ticaret mantığında ısrar ettiğini ve bu konuları
Lüksembourg Başkanlığı Avrupa Konuları Bakanı
Nicolas Smith ile AB Yüksek Temsilcisi Javier Solanaya da ilettiğini, Solananın
hiçbir şey söylemeyerek notlar almayı tercih ettiğini iddia
etti.
Gazete ayrıca, Başbakan Talatın
Brükselde yapmış olduğu çeşitli açıklamalarına
da yer verdi.
Diğer gazeteler de konuya ilişkin haberleri
şu başlıklarla duyurdular:
ALİTHİA: Olli Rehn: Yeşil Hatta Bir Tane
Daha Açın.
HARAVGİ: Olli Rehn: Yeni Girişimlerin
İlerletilmesi Şansı.
MAHİ: Talat Israr Ediyor.(Rum basını)
YENIDUZEN 27/01/2005
|
|||||||||||
|
|
|||
|
|
|
28 Ocak 2005 Orgenernal Büyükanıt, Kıbrıs
Türklerine uygulananan haksız tecridin kaldırılacağı
yönündeki sözlerin tutulmadığını, bu durumun
Kıbrıs Türk halkında ciddi bir hayal
kırıklığı ve güvensizlik yarattığını
söyledi. |
|
Orgeneral Büyükanıt dört gün süren ziyaretinin
ardından Ercan havaalanında düzenlediği basın toplantısında,
adada kalıcı ve istikrarlı bir barışın, güvenlik
konusuyla doğrudan ilişkili olduğuna işaret etti.
Büyükanıt adil ve kalıcı olmayan bir
barışın, adada sürekli güvenlik sorunları
yaratacağını belirtti. Kalıcı barışın
ancak iki eşit taraf arasında sağlanacabileceğine dikkat
çeken Büyükanıt, Rum yönetiminin şantajlarına, daha fazla boyun
eğmeyerek, çözüm yönünde gerçekçi ve adil açılımlar yapan bir
iradeye gereksinim var dedi. Orgeneral Büyükanıt ayrıca,
Kıbrıs Türk halkına birlik ve beraberlik
çağrısında bulundu.
|
Türkiyeyle
Gümrük Birliği Şubatta |
|
|
|
Rum Yönetimi,
Türkiyenin, Gümrük Birliği anlaşmasını, aralarında
Kıbrıs Cumhuriyetinin de bulunduğu 10 yeni Avrupa
Birliği üyesiyle Şubat ayı içinde imzalayacağı
iddiasını ortaya attı. |
|
|
|
NTV |
|
|
|
|
28 Ocak 2005 Rum bakan Yorgos Liliakas anlaşmanın
Şubatta imzalanacağını, bunun da Kıbrıs
Cumhuriyetinin tanınması anlamına geleceğini söyledi. |
|
Rum Sanayi, Ticaret ve Turizm Bakanı Yorgos Liliakas, Ankaranın Gümrük Birliği anlaşmasını beklenenden çok daha önce, Şubat ayı içinde imzalayacağını söyledi.
Gümrük Birliği anlaşmasının
imzalanmasının Kıbrıs Cumhuriyetinin tanınması
anlamına geleceğini savunan Rum Bakan, Gümrük Birliği
anlaşmasını imzalamak, Kıbrıs Cumhuriyetinin
varlığını onaylamak anlamına geliyor çünkü; Türkiye
bize hava ve deniz limanlarını açacak dedi.
TÜRKİYEYE BASKI YAPILIYOR
Rum basını da Gümrük Birliği
protokolünün Türkiyenin üyelik müzakerelerinin başlama tarihi olan 3
Ekimden önce imzalanacağını, Avrupa Birliğinin Ankaraya
bu yönde baskı yaptığını yazdı.
Fileleftheros gazetesi haberinde, Protokol
Şubat sonunda imzalanacak ifadesini kullandı. Gazete, Avrupa
Birliği Komisyonunun Ankaraya Anlaşmayı imzalayın çünkü
üyelik müzakerelerinin başlaması gecikecek mesajını
göndererek, protokolün Şubat ayı sonuna kadar imzalaması için
baskı yaptığını aktardı.
|
|
|
|||
|
|
|
28 Ocak 2005 Talat AB izolasyonları kaldırmak
istiyorsa, Avrupalı gibi davranmayan bu küçük agresif topluluğu bir
kenara itmelidir, onları dışlamalıdır dedi. |
|
Brüksel temaslarını tamamlayarak Adaya dönen KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat, ABnin Kıbrıslı Türklere yönelik tecridi kaldırmayı amaçladığını ancak her adımda Rumların muhalefetiyle karşılaştığını söyledi. KKTC Başbakanı, birliğin izolasyounun kaldırılması konusunda Kıbrıslı Türklere verdiği sözleri unutmadığını da belirtti.
Talat Brükselde elde ettiğimiz en önemli izlenim bu
oldu. Hem doğrudan ticaret ve yardım tüzüğü, hem de Yeşil
Hat Tüzüğünde yapılacak değişikliklerin tümü ABnin
gündeminde kalmaya devam ediyor dedi.
RUM YÖNETİMİ: SİYASİ ÇIKAR
GİRİŞİMİ
Bu arada Rum Yönetimi, Başbakan Talatın
Brüksel temaslarını 20 Şubatta yapılacak seçimlere yönelik
siyasi çıkar girişimi olarak niteledi. Rum Hükümet sözcüsü Kipros
Hrisostomidis, Talat, çözüme yönelik işbirliği yerine seçim
öncesinde siyasi avantaj sağlamaya çalışıyor. AB bunun
farkına varmalıdır dedi.
Rum gazeteden 'protokol' iddiası
28 Ocak, 2005 17:42:00 (TSİ) CNN TURK
Güney Kıbrıs'ta yayımlanan Fileleftheros gazetesi,
Avrupa Birliği (AB) Komisyonu'nun Ankara'ya, Gümrük Birliği
Protokolü'nü şubat ayı sonuna kadar imzalaması için baskı
yaptığını savundu.
Gazete, haberini 'Komisyon: imzalayın çünkü üyelik müzakerelerinin
başlatılması gecikecek' başlığıyla
manşetten verdi.
Gazete, haberde 'AB Komisyonu'nun gümrük birliğinin 10 yeni üyeyi de
kapsayacak şekilde genişletilmesi protokolünü şubat ayı
sonuna kadar imzalaması için Ankara'dan baskıcı bir şekilde
talepte bulunduğunu'' iddia etti.
"3
ekim tarihinde değişiklik yapılabilir"
Gazete, edindiği bilgilere dayanarak, 'Brüksel'in son zamanlarda, muhtemel
gecikmenin, 3 ekim olarak belirlenen üyelik görüşmelerinin
başlatılması takviminde muhtemel değişikliklere
gidilebileceği konusunda Türkiye hükümetini uyardığını
da' ileri sürdü.
Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı
Abdullah Gül'ün, ''Protokolün şubat veya mart ayında imzalanması
önemli değil. Protokol bizim bilgimiz dahilindeki bir sürede imzalanacak''
sözlerine yer veren gazete, 'Gül'ün bu açıklamasıyla hükümetinin,
AB'nin ortaya koyduğu takvime uyacağını dolaylı ancak
net bir şekilde teyit ettiğini' savundu.
|
Rum basını: AB Türkiye'ye Kıbrıs
baskısı yaptı |
|
|
Lefkoşa Güney Kıbrıs'ta yayımlanan Fileleftheros gazetesi, Avrupa Birliği (AB) Komisyonu'nun Ankara'ya, Gümrük Birliği Protokolü'nü şubat ayı sonuna kadar imzalaması için baskı yaptığını savundu. Gazete, Komisyon:
imzalayın çünkü üyelik müzakerelerinin başlatılması
gecikecek başlığıyla manşetten verdiği
haberinde, AB Komisyonu'nun gümrük birliğinin 10 yeni üyeyi de kapsayacak
şekilde genişletilmesi protokolünü şubat ayı sonuna kadar
imzalaması için Ankara'dan baskıcı bir şekilde talepte
bulunduğunu iddia etti. Gazete, edindiği bilgilere
dayanarak, Brüksel'in son zamanlarda, muhtemel gecikmenin, 3 Ekim olarak
belirlenen üyelik görüşmelerinin başlatılması takviminde
muhtemel değişikliklere gidilebileceği konusunda Türkiye
hükümetini uyardığını da ileri sürdü. Dışişleri
Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül'ün,
Protokolün şubat veya mart ayında imzalanması önemli
değil. Protokol bizim bilgimiz dahilindeki bir sürede imzalanacak
sözlerine yer veren gazete, Gül'ün bu açıklamasıyla hükümetinin,
AB'nin ortaya koyduğu takvime uyacağını dolaylı
ancak net bir şekilde teyit ettiğini savundu. (aa) |
|
HURRIYET 28/01/05
Rum basını: Türkiye'ye
'protokolü imzalayın' baskısı yapılıyor
Güney Kıbrıs'ta yayımlanan
Fileleftheros gazetesi, Avrupa Birliği (AB) Komisyonu'nun Ankara'ya,
Gümrük Birliği Protokolü'nü şubat ayı sonuna kadar
imzalaması için baskı yaptığını savundu.
Gazete, ''Komisyon: imzalayın çünkü üyelik
müzakerelerinin başlatılması gecikecek''
başlığıyla manşetten verdiği haberinde, ''AB
Komisyonu'nun gümrük birliğinin 10 yeni üyeyi de kapsayacak şekilde
genişletilmesi protokolünü şubat ayı sonuna kadar
imzalaması için Ankara'dan baskıcı bir şekilde talepte
bulunduğunu'' iddia etti.
Gazete, edindiği bilgilere dayanarak,
''Brüksel'in son zamanlarda, muhtemel gecikmenin, 3 Ekim olarak belirlenen
üyelik görüşmelerinin başlatılması takviminde muhtemel
değişikliklere gidilebileceği konusunda Türkiye hükümetini
uyardığını da'' ileri sürdü.
Dışişleri Bakanı ve
Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül'ün, ''Protokolün
şubat veya mart ayında imzalanması önemli değil. Protokol
bizim bilgimiz dahilindeki bir sürede imzalanacak'' sözlerine yer veren gazete,
''Gül'ün bu açıklamasıyla hükümetinin, AB'nin ortaya koyduğu
takvime uyacağını dolaylı ancak net bir şekilde teyit
ettiğini'' savundu.
MILLIYET 28/01/05
Erdoğan,
Kıbrıs sihirbazı olacak
DAVOS
Bu yazının hemen başında anlaşalım ki, sonradan
aramızda kavga çıkmasın:
"Türk tarafı geçen yıl Annan planını kabul ederek
herkesi şaşırttı. Ancak
karşılığını alamadı. Rumlar, şark
kurnazlığı ile referandumu reddettiler. Şu ana kadar da,
kısa vadede beklendiği kadar zarar görmediler."
Bu sonuç hiçbirimizi tatmin etmedi. Büyük bir özveride bulunmuştuk ancak
karşılığında Uluslararası kamuoyundan beklenen
desteği alamadık. Verilen vaatlerden hiçbiri tutulmadı.
Kızdık, hatta tepki gösterdi.
Haklıydık.
Ancak hayat devam ediyor.
Haklı olduğumuzu söyleyip küsmek, hatta eskiye oranla daha
sertleşip, "bu adamlara esneklikte yaramıyor" demek hiçbir
işe yaramıyor.
Dış Politikada, oyunu iyi oynayan kazanıyor.
Türkiye, Kıbrıs konusunda oyunu iyi oynadı, ancak geç
kaldı. Denktaş'ı zamanında ikna edemedi. Ülkelerin
hayatlarında hep böyle olaylarla
karşılaşılmıştır.
Belki Türkiye istediğini elde edemedi de, sanki Papadopulos mu
kazandı?
Hayır. Rum lider, kısa vadeli akılcı bir taktik
uyguladı. Köşeye sıkışmıştı, son dakika
manevrasıyla Türk tarafına ilginç bir çalım attı.
Denktaş'ın sayesinde Avrupa Birliğine kapağı attı
ve kendini büyük oranda kurtardı. Eğer AKP, bir yıl önce iktidar
olabilse ve bu politikalarını uygulamaya başlasaydı, durum
bambaşka olurdu. Bugün ya KKTC Avrupa Birliği üyesiydi veya Rumlar
Avrupa Birliğine üye değildi.
BÜTÜN BUNLAR DÜNÜN HİKAYELERİ
Vah vah
Ne yapalım?
Ne olduysa oldu ve bugünkü durumla karşı karşıya
kaldık.
Süleyman Demirel'in sözü hep kulaklarımdadır, "Dün dündür, bugün
bugündür". Bunu söylediğinde dar dünyamızın içinde
Demirel'i çok eleştirmiştik. O zamanlar, solculuk bunu gerektirirdi
(!). Oysa Süleyman Bey, belki de fazla önem vermeden veya özellikle, son derece
önemli bir politik gerçeğe parmak basmıştı: "Dün
dündür, bugün bugündür"
Kıbrıs konusunda durum aynen böyledir.
Dün Türkiye'nin Annan planını kabul etmesi çok doğruydu.
Yerindeydi ve mutlaka yapılması gereken bir şeydi. Maalesef
sonuç alınamadı.
Ancak, bugünün koşulları bambaşka.
Artık dünü düşünmeyelim.
Yeni koşullarda, yeni çözümler bulmaya çalışalım.
AB İÇİN KIBRIS'TA ÇÖZÜM ŞART
Kıbrıs konusunda durumumuz hiç kötü değil. Bundan sonra da
önemli olan, çok akılcı adımlar atmak ve sonuca varabilmektir.
Ben, Tayyip Erdoğan'ın iç cebinden yepyeni bir Kıbrıs oyunu
çıkaracağına inanmak istiyorum. Zira bunu Erdoğan
yapamazsa, kimse yapamaz. Ne dışişlerinin artık
kemikleşmiş (birkaçı dışındaki) kafaları, ne
de hükümetin diğer üyeleri.
Aslında bunu üzülerek söylüyorum.
Tayyip Erdoğan- Abdullah Gül ikilisi dışında bugünkü
hükümette parlak, alışılmış
yaklaşımların dışında çözümler
oluşturabilecek kafada kimse yok.
OYSA, ARTIK YENİ YAKLAŞIMLAR GEREKİYOR
Oysa artık yepyeni yaklaşımlar gerekiyor.
Eskilerin tamamen bırakıldığı ve yeni kartların
açıldı, yeni oyunların oynanacağı bir döneme
giriyoruz.
Bir noktayı unutmamamızda yarar var:
Hem Türk tarafı, hem de Rum tarafı, Türkiye'nin tam üyeliği
öncesinde Kıbrıs sorununu şu veya bu şekilde çözmek
zorundalar.
Oyunu iyi oynayan daha karlı çıkacak. Kötü oynayan kaybedecek.
Son derece basit bir durumla karşı karşıyayız.
Milliyetçilik hisleri ağır basan kaybedecek. Uzun vadeli
düşünen, ülkesinin çıkarlarını düşünen kazanacak.
İşte böylesine farklı bir döneme giriyoruz.
MEHMET ALI
BIRAND MILLIYET 28/01/05
Türk askerini milli muhafızımız vurdu
KABUL
ETTİLER... Rum Savunma Bakanlığı, 21 Ocak gecesi KKTC ile
Güney Kıbrıs arasındaki ateşkes hattının
Kaymaklı bölgesinde bir Türk askerini nöbet tuttuğu sırada hava
tüfeğiyle yüzünden vuranın, Rum Milli Muhafız Ordusu (RMMO)
askeri olduğunu kabul etti ve Türk tarafından özür diledi. Öte
yandan, Kıbrıs'taki BM Barış Gücü sözcüsü Brian Kelly, Türk
askerinin vurularak yaralanması olayını "ihlal" olarak
nitelendirdiklerini açıkladı
Rum Savunma
Bakanlığı, 21 Ocak gecesi KKTC ile Güney Kıbrıs
arasındaki ateşkes hattının Kaymaklı bölgesinde bir
Türk askerini nöbet tuttuğu sırada hava tüfeğiyle yüzünden
vuranın, Rum Milli Muhafız Ordusu (RMMO) askeri olduğunu kabul
etti ve Türk tarafından özür diledi.
Türk askerini
Floper tipi hava tüfeğiyle vurulduğunu ve ateş edenin,
karşı mevzideki RMMO askeri olduğunu açıklayan
bakanlık, ancak RMMO askerinin kimliğine ilişkin bilgi vermedi.
Bakanlık, söz konusu RMMO askerine disiplin cezası verildiğini
ve görevden uzaklaştırıldığını da bildirdi.
Güney
Kıbrıs'ta yayımlanan Alithia gazetesi, Rum Savunma
Bakanlığı'nın olayla ilgili olarak yaptığı
araştırmanın sonucuna ilişkin dün bir açıklama yaparak
"olaydan, kendisine verilen emre itaat etmeyen RMMO askerinin sorumlu olduğunu
açıkladığını" yazdı.
Gazeteye göre,
Rum Savunma Bakanlığı tarafından konuya ilişkin
yapılan açıklamada, "Milli Muhafız Ordusu olaya
ilişkin olarak ilgili askere karşı öngörülen disiplin
önlemlerini almış ve söz konusu asker görevinden
uzaklaştırılmıştır" denildi. Gazete, Rum
Savunma Bakanlığı'nın olayla ilgili olarak Türk
tarafından özür dilediğini de kaydetti.
Gazete, Rum
Savunma Bakanlığı'ndan önceki gün yapılan
açıklamayı okurlarına şöyle aktardı:
Hava
tüfeğini mevziye
evinden getirdi
"Açıklamada,
'Milli Muhafız Ordusu olayla ilgili olarak, ilgili askere karşı
öngörülen disiplin önlemlerini almış ve söz konusu asker görevinden
uzaklaştırılmıştır' deniliyor. Buna paralel
olarak, Savunma Bakanlığı münferit diye nitelediği bu
talihsiz olaydan duyduğu üzüntüyü de dile getirdi.
Bilindiği
üzere milli muhafız, hava tüfeğini mevziye evinden götürmüştü.
Milli muhafız, kendisini çeşitli şekillerde tahrik ettiği
için Türk askerine ateş ettiğini iddia etti. İşgal ordusu
askeri, Kaymaklı bölgesindeki ateşkes hattı karşısında
cuma gecesi Floper tipi hava tüfeğinden çıkan mermiyle yaralandı.
Olayla ilgili
olarak önceki gün yapılan itiraf ve Türklerden özür dilenmesi, gerek
savunma bakanlığı gerek Milli Muhafız Ordusu
Komutanlığı tarafından geçen cumartesi günü düzenlenen
basın toplantısı sırasında 'yapılan
araştırmada' Milli Muhafız Ordusu'nun konuyla herhangi bir
ilgisi olduğunu yalanlamalarının sonrasında
gerçekleşti.
Cumartesi günkü
basın toplantısında, yapılan araştırmada merminin
özgür bölgelerden atıldığını gösteren herhangi bir
emareye rastlanmadığı söylenmişti. Savunma bakanı,
Kıbrıs'taki Barış Gücü'nün, Türk işgal kuvvetlerinin
ilgili iddialarını dikkate alarak, hükümete ve Milli Muhafız
Ordusu'na, hava tüfeğinin bölgedeki mevzide görev yapan Rum asker
tarafından kullanılmış olması
olasılığını araştırmasını
istediğini anlatmıştı.
Mavronikolas;
"O andan itibaren bizim bölgemizdeki bütün mevzi ve nöbet yerlerinde
derhal araştırma yaptık, ancak bizim milli
muhafızımızın herhangi bir şeyi vurmak için hava
tüfeği kullandığına dair herhangi bir unsur bulunmadı.
Barış Gücü'nden ikinci bir denetleme istedik. O da gidip Türk askeri
gördü. Türk askeri, hava tüfeğiyle yüzünden yaralanmış
görünüyor. Bu olasılık, işgal ordusu tarafından, bizim
tarafımızdan, bir vatandaş veya asker olmayan birisi
tarafından da yapılmış olabilir. Bazı farklı
mesajlar verilebilir, bu basın toplantısının
yapılmasının nedeni de olayla ilgili bizim tutumumuzu
açıklıkla ortaya koymaktır. Bizim taraf gerekli bütün önlemleri
almaktadır ve endişe edilmesine neden yoktur" demişti.
Kıbrıs
hükümetinin aldığı risk büyüktü ve yapılan yalanlama (büyük
olasılıkla yanlış bilgilendirmeden kaynaklanıyordu)
gerginliğe neden olma tehlikesi taşıyordu. Neyse ki Türkler, en
azından kamuoyu önünde, (perde gerisinde yoğun protestolar
olduğunu biliyoruz) olaya özellikle önem vermediler ve Kıbrıs
Türk basını konudan asgari düzeyde bahsetti."
Simerini Rum
Savunma Bakanlığı'nın açıklamasını kısa
bir paragraf halinde ve "Türk'e Milli Muhafız Ateş Etti
-Hakkında Disiplin Kovuşturması Yapılıyor"
başlığıyla okurlarına aktardı.
Haravgi de
kısaca yer verdiği habere "Kaymaklı'daki Olayla İlgili
Olarak Asker Cezalandırıldı"
başlığını attı.
BM
Barış Gücü, olayı
"ihlal"
olarak nitelendirdi
Bu arada
Kıbrıs'taki BM Barış Gücü (UNFICYP) sözcüsü Brian Kelly,
Türk askerinin, bir RMMO askeri tarafından vurularak yaralanması
olayını "ihlal" olarak nitelendirdiklerini
açıkladı.
Kelly olayla
ilgili olarak TAK muhabirine yaptığı açıklamada,
"Sınırda olan her olay bizi ilgilendirir. BM olarak olayla
ilgili gerekli soruşturmayı yaptık. UNFİCYP'e göre bu olay
bir ihlaldir ve BM kayıtlarına da böyle geçmiştir" dedi.
Brian Kelly, olaydan duyduğu üzüntüyü de dile getirdi.
KIBRIS 28/01/05
Kıbrıs'ta çözüm için Rum tarafının da
adım atması gerekir
|
SADECE TÜRK
TARAFININ ÇABASI YETMEZ... AB Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi
Olli Rehn, Kıbrıs sorunun çözümünde sadece Türk tarafının
değil, Rum tarafının da gerekli adımları atması
gerektiğini belirtti. Rehn, Türkiye ile üyelik müzakerelerinin 3 Ekim'de
başlayacağına emin olduğunu da söyledi AB
Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn, Kıbrıs
sorunun çözümünde sadece Türk tarafının değil, Rum
tarafının da gerekli adımları atması
gerektiğini belirtti. Rehn bu
açıklamayı, Dünya Ekonomik Forumu çerçevesinde geldiği
Davos'ta, Anadolu Ajansı muhabirinin sorularını
yanıtlarken yaptı. Bu arada
Rehn, Türkiye ile üyelik müzakerelerinin 3 Ekim'de
başlayacağına emin olduğunu ve tarama sürecini
müzakerelere paralel başlatabileceklerini vurguladı. Türkiye'nin
son 2-3 yıl içinde, AB'ye uyum açısından çok
başarılı reformlar gerçekleştirdiğinin
altını çizen Rehn, özellikle siyasal ve sosyal alanda, insan
hakları başta olmak üzere hukuk alanında önemli reformlar
yaptığını vurguladı. Halen yasal
ve siyasal alanda uygulama açısından atılması gereken
bazı adımların bulunmasına rağmen, bu konuda
Türkiye'nin gayretli göründüğünü belirten Rehn, yasal ve siyasal
kriterlerin yerine getirilmesinin ardından, müzakere sürecinin önündeki
önemli bir engelin de kalkmış olacağını ifade etti. Müzakerelerin
gerek tarihinde başlaması gerekse hızlı şekilde
sürdürülmesinin Türkiye'ye bağlı olduğunu anlatan Rehn,
"Türkiye reformları ne kadar hızlı şekilde kabul
eder ve uygulamaya geçirirse, müzakereler de aynı hızla başlar
ve devam eder" şeklinde görüş bildirdi. Tarama süreci Rehn,
Türkiye'ye dönük tarama sürecine ilişkin soru üzerine, "tarama
süreci mutlaka müzakereler öncesi yapılacak" diye bir
şartın olmadığını ifade ederken, "tarama
sürecini müzakerelere paralel başlatabiliriz" dedi. Tarama
sürecinde kolay ve zor kısımlar bulunduğunu hatırlatan
Rehn, Türkiye'nin, tarama süreciyle ilgili önemli bir konu olan Gümrük
Birliği'ni zaten gerçekleştirmiş olduğunu kaydetti. |
KIBRIS 28/01/05
Talat: AB'ye sözlerini hatırlattık ve kabul gördük
TALAT: BÜYÜK
KABUL GÖRDÜK... Brüksel'de Avrupa Birliği yetkilileriyle önceki gün
yoğun temaslarda bulunan Başbakan Mehmet Ali Talat, Avrupa
Birliği yetkililerine Kıbrıs Türklerine verdikleri sözleri
hatırlattıklarını söyledi ve "Büyük kabul gördük"
dedi
SİYASİ
DURUŞUMUZ DEĞİŞMEYECEK... Talat: Kıbrıs sorununun
çözümündeki siyasi duruşumuz, verdiğimiz sözü tutuşumuz ve
tutmaya devam edeceğimizi iletip Avrupa Birliği'nden doğrudan
ticaret ve mali yardım tüzüklerinin uygulanması yönündeki sözlerinin
tutulmasını istedik
Brüksel'de
Avrupa Birliği yetkilileriyle önceki gün yoğun temaslarda bulunan
Başbakan Mehmet Ali Talat, Avrupa Birliği yetkililerine
Kıbrıs Türklerine verdikleri sözleri
hatırlattıklarını söyledi ve "Büyük kabul gördük"
dedi.
Temaslarını
tamamlayarak dün Brüksel'den ayrılan Başbakan Mehmet Ali Talat,
İstanbul Atatürk Havaalanı'nda düzenlediği basın
toplantısında, "Kıbrıs sorununun çözümündeki siyasi
duruşumuz, verdiğimiz sözü tutuşumuz ve tutmaya devam
edeceğimizi iletip, Avrupa Birliği'nden doğrudan ticaret ve mali
yardım tüzüklerinin uygulanması yönündeki sözlerinin
tutulmasını istedik" dedi
Avrupa bize hak
veriyor
Brüksel'e
gidişinde Türk Hava Yolları'nın 2.5 saatlik rötarına
rağmen Avrupa Birliği yetkililerinin randevularını
ayarlamalarıyla tüm görüşmeleri eksiksiz
tamamladığını anlatan Talat, bir günlük kısa ziyarette
Avrupa Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn, Avrupa
Birliği Konsey Genel Sekreteri ve Dış Politika-Savunma Yüksek
Temsilcisi Javier Solana, Avrupa Birliği Dönem Başkanı
Lüksemburg'un Avrupa İşlerinden Sorumlu Bakanı Nicolas Schmit ve
Brüksel'de bulunan Amerika Birleşik Devletleri Müsteşar
Yardımcısı, Kıbrıs Koordinatörü Loura Kenedy'yle
görüştüğünü bildirdi.
Brüksel'de
ayrıca bir de panele katıldığını belirten
Başbakan Talat, "Bugün artık Kıbrıs Türk
halkının haklılığını anlatma gibi bir
derdimiz, çabamız yok. Avrupa bunu biliyor ve bize hak veriyor" dedi.
Başbakanlık
Basın Merkezi'nden yapılan açıklamaya göre ziyaret ettiği
AB yetkililerine Kıbrıs Türk halkının siyasi duruşu
ile verdiği sözleri tutuğunu, sözlerini tutmaya da devam
edeceğini bir kez daha iletmek amacıyla Brüksel'e gittiğini
söyleyen Başbakan Talat, "Kıbrıs sorununun çözümündeki
siyasi duruşumuz, verdiğimiz sözü tutuşumuz ve tutmaya devam
edeceğimizi iletip Avrupa Birliği'nden Doğrudan Ticaret ve Mali
Yardım tüzükleri uygulanması yönündeki sözlerinin
tutulmasını istedik" şeklinde konuştu.
AB
yetkililerinin, verdikleri sözleri ve bu sözlerin henüz yerine
getirilmediğinin farkında olduklarını söyleyen
Başbakan, "AB, bugün bazı yasal zorluklarla
karşılaşmıştır. Buna karşın bizlere,
verdikleri sözleri unutmadıklarını, mutlaka yerine
getireceklerini ısrarla vurguladılar" ifadelerini kullandı.
AB'nin
Kıbrıs Türk halkına verdiği sözlerin Doğrudan Ticaret
Tüzüğü ile Mali Yardım Tüzüğü olduğunu hatırlatan
Başbakan Talat, "Hiçbir yasal gerekçesi kalmayan izolasyonların
kaldırılması, ancak izolasyonların
kaldırılmasının yine de Kıbrıs sorununun
çözümüyle birlikte olacağının anlayışı içerisindeyiz.
Hükümet olarak yürüttüğümüz çalışmalar dünya tarafından
olsun, AB tarafından olsun algılanıyor. İstikrarlı
olarak bu çalışmaların çözüm ve AB vizyonuna sahip politikalarla
devamı gerekir" dedi.
AB'nin
arabuluculuk yapması söz konusu değil
Başbakan
Talat, Kıbrıs sorununun çözümünde AB'nin arabuluculuk
yapmasının söz konusu olmadığını, çözümün ancak
Birleşmiş Milletler şemsiyesi altında olabileceğine de
işaret etti ve ziyaretlerinde bunun da
doğrulandığını belirtti.
Tüm sektörler
gözden geçirildi
KKTC'ye
yapılacak mali yardımların koordinatörlüğünü üstlenen
Tarım ve Orman Bakanı Raşit Pertev de yaptığı
kısa konuşmada, Avrupa Konseyi'yle temaslarının
sürdüğünü, bu temasların son 6 ayda yoğun bir şekilde devam
ettiğini belirtti.
Mali
Yardım Tüzüğü içeriğinde KKTC'deki tüm sektörlerin gözden
geçirildiğini belirten Pertev, projelerin elektrik, kırsal
kalkınma, su ve atık sular olmak üzere dört ana başlıkta
toplandığını söyledi.
Pertev, AB ile
ticaret konusunda başta patates ve narenciye üzerinde belirli bir süre
alacak çalışmaların
başlatıldığını, buna süt ürünlerindeki
çalışmaların da ekleneceğini kaydetti.
Başbakan
Mehmet Ali Talat ile Tarım ve Orman Bakanı Raşit Pertev bu gece
saat 22.00'de KKTC'ye dönecek.
KIBRIS 28/01/05
Rus Büyükelçisi Nesterenko, Sanayi Odası'nı ziyaret etti
Rusya'nın
Lefkoşa Büyükelçisi Andrey Nesterenko, Sanayi Odası'nı ziyaret
ederek başkan Salih Tunar ve bazı yöneticilerle görüştü.
Ziyaret
sırasında büyükelçi Nesterenko'ya müsteşarı Valeri
Mışkin eşlik etti.
Nesterenko
ziyaret sırasında yaptığı konuşmada, Sanayi
Odası'nın davetinden duyduğu memnuniyeti dile getirerek
Tunar'ın Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'la birlikte
Moskova'ya yaptığı ziyareti değerlendirmek istediğini
ifade etti
Nesterenko,
Moskova'da yapılan görüşmede birçok yeni fikir ve projenin ortaya
konularak Rusya ile Türk Cumhuriyeti arasındaki ticareti artırma
amaçlı kararlar alındığını ve kendisinin de
konuşulanları ayrıntılı olarak öğrenmek
istediğini belirtti.
Kıbrıs
sorunu ve Rusya'nın bu konudaki tavrını
değerlendireceklerini vurgulayan Nesterenko, Kıbrıs Türk
toplumunun siyasi çözüm çerçevesinde sosyal ve ekonomik
sıkıntılarının nasıl giderilebileceği
konusunda da fikir alışverişi yapacaklarını ifade
etti.
Sanayi
Odası Başkanı Salih Tunar ise Rus büyükelçinin ziyaretinden
mutluluk duyduklarını ifade etti
Tunar, bir süre
önce TC Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ve bazı
işadamlarıyla Moskova'ya ziyaret gerçekleştirdiklerini
hatırlatarak dünkü görüşmede bu ziyarette yapılan temasları
değerlendireceklerini belirtti.
KIBRIS 28/01/05
Denktaş 81 yaşında
Kıbrıs
Türk halkının varoluş mücadelesinin simgelerinden, ömrünün son
50 yılını dernek başkanlığından
başlayarak meclis başkanı ve cumhurbaşkanı olarak
geçiren Cumhurbaşkanı Rauf Raif Denktaş, 81 yaşında.
Baf'ta 27 Ocak
1924'te doğan Cumhurbaşkanı Denktaş,
Cumhurbaşkanlığı'ndaki son yaş gününü dün çalışma
arkadaşlarıyla birlikte pasta keserek kutladı, veda etti,
espriler yaptı.
Cumhurbaşkanlığı
çalışanlarının hazırlattığı biri KKTC,
biri Türk bayrağıyla süslenmiş "ne sevdanızdan
vazgeçtiniz, ne davanızdan...iyi ki doğdunuz" yazılı
pastaları keserek mesai arkadaşlarına tek tek teşekkür eden
cumhurbaşkanı, hem uyarılarla dolu konuşmasıyla veda
etti hem de esprilerle renklendirilmiş konuşmasıyla
çalışanları kahkahalara boğdu.
İlk
kutlama Demirel'den...
"Hangi
tarafını istersen..."
Türkiye'nin
eski cumhurbaşkanlarından Süleyman Demirel ile telefonda yaş
muhabbetini anlatan Denktaş, "Sayın Demirel benden iki üç ay
büyük. Arayıp doğum gününü kutlamıştım" diyerek
aralarındaki yaş muhabbetini anlattı.
Doğum günü
dolayısıyla üç ay önce Demirel'i arayan Denktaş, "80
yaş çok güzel yaş. Herkes 'baba', 'dede', 'ağabey' der, her
istediğinizi yaparsınız, kimse sizden şüphelenmez"
demiş. Bu sözlere karşılık "Damdan düşenin halini
damdan düşen anlar" diyen Demirel, dün gerçekleşen telefon
görüşmesinde de, "İki 40 yaştayız. Hangi
tarafını istersen o tarafını al..." diyerek
kutlamış cumhurbaşkanının doğum gününü.
Uzun
yaşamanın felsefesi...
Uzun
yaşamın felsefesini "Akıl yaşta değil
baştadır. Kendinizi iyi hissetmek, sağlıklı olmak,
özlemlerinizin gerçekleşmesi için gerekli enerji ve cesareti kendinizde
bulmanız, dostlarınızın çok olması ve kendinizi
boşlukta hissetmemeniz..." diye özetleyen Denktaş, insanın
evlatlarını, sevdiklerini kaybetmesinin uzun yaşamın kötü
yanı olduğunu anlattı.
Ağlayınca
teselli için büroma gelin...
Cumhurbaşkanlığı'ndaki
son ayları nedeniyle çalışanlara veda niteliğinde bir
konuşma da yapan Denktaş, "Sizlerle çalışmak güzel bir
tecrübeydi. Heyecanla çalıştınız, çalışıyorsunuz.
Buraya kim gelecekse gelsin, belki bazı değişiklikler olacak ama
onunla da aynı heyecanla çalışacaksınız" dedi.
Cumhurbaşkanlığı
personeliyle birlikte halka mesajlar ileten Denktaş, "Telkinlerimizi,
uyarılarımızı dinleyen dinler... Dinlemeyenler
ağladıklarında gelsin beni yeni büromda bulsun, teselli
edeyim..." ifadelerini kullanarak nisan sonrası için mesajlar
vermekten de kaçınmadı.
Bağımsızlıktan
vazgeçmeyin
Cumhurbaşkanı
Denktaş, Kıbrıs konusundaki uyarılarını ise
şu ifadelerle tekrarladı:
"Koloni
idaresinden kurtulma, Yunan kolonisine girmeme, hürriyet ve
bağımsızlık hedefiyle bu özlemle yaşadık. Toplum
işlerine karıştık, 1957'de filli siyasete
başladım ve bu mücadele o günden beri devam etti. Hür ve
bağımsız mı yaşayacağız, yoksa Rum'a mı
yamalanacağız... Her şeyin bir alternatifi vardır,
bağımsızlığın yoktur.
Bağımsızlıktan vazgeçip 'bundan daha iyisini bulalım'
diye düşünen varsa, akıl hastasıdır.
Bağımsızlık elden giderse azınlıksınız.
Anlaşmayla verdikleri hakları istedikleri an alırlar ve
haksızlık yapan taraf dünyanın işine öyle geldiği için
başa taç yapılır. Bu baskı altındasınız.
Gençler bunları bilmez. Bu dairede çalışanların da bir
kısmı bütün uyarılarıma rağmen gidip referandumda
'evet' dediler. Çünkü cenneti bulacaklarını sandılar... Hiçbir
şey bulamadığınızı ve size vaat edilenlerin
kırıntısını vermeleri için bağımsızlıktan
vazgeçmenizi beklediklerini artık anlayın. Bizden sonra gelenler
akıllarını başlarında tutarlarsa göreceksiniz ki
bağımsızlık esas alınarak bir anlaşma yapılacak.
Rum'u buna mecbur etmek için
bağımsızlığımızı pazarlık
masasına koymayacağımızı göstermemiz lazım.
Bağımsız değilseniz hiçbir şey
bulamazsınız..."
KIBRIS 28/01/05
Erdoğandan
Büyükanıta destek
Başbakan
Erdoğan, Davosta Kıbrıs konusuna da değindi. Erdoğan,
Kara Kuvvetleri Komutanı Yaşar Büyükanıtın
Kıbrısta anlaşma olmadan asker çekmeyiz sözlerine destek
verdi.
|
|
|
|
|
|
|
|
|||
|
|
|
28 Ocak 2005 Erdoğan, ABD askerlerinin Iraktan çekilmesi
için de erken olduğunu söylerken, Iraktaki seçimlerin demokrasiye
geçişte ilk adım olarak nitelendirilebileceğini kaydetti. |
Kara Kuvvetleri Komutanı Yaşar
Büyükanıtın sözlerinin yeni bir durum tesbiti
olmadığını belirten Başbakan Erdoğan, Şu
anda asker çekmek gibi bir durum söz konusu değil dedi. Erdoğan, Kıbrısta
bugüne dek, pek çok adım atan Türkiyenin, muhatabları için ise
aynı şeyin söylenemeyeceğini belirtti.
Erdoğan, Birleşmiş Milletler Genel
Sekreteri Annanla Güneydoğu Asyaya yapacağı ziyaretin
ardından bir görüşme yapacaklarını da belirterek, Bizim
tavrımız zaten belli. Annan, bu süre içinde Güney
Kıbrısı test etmeli. Biz hiçbir dayatmaya evet demeyiz dedi.
|
Erdoğan, Avrupa Birliği Komisyonunun
Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehnin müzakerelerin 3 Ekimde
başlayacağına ilişkin sözlerinin de beklentiler
doğrultusunda olduğunu söyleyerek, Ankara Anlaşmasıyla
ilgili kararı o güne kadar verirsek hiçbir sıkıntı olmaz
diye konuştu. |
|
|
|
|
||
Güzelyurtlu cinayetinde tutuklamalar
28 Ocak, 2005 23:15:00 (TSİ) CNN TURK
KKTC'li işadamı Elmas Güzelyurtlu, eşi Zerrin ve
kızı Eylül'ün Güney Kıbrıs'ta öldürülmesiyle ilgili olarak
KKTC'de üç kişi daha tutuklandı.
Böylece Güzelyurtlu ailesi cinayetiyle ilgili olarak tutuklu sayısı
sekize yükseldi. Polisin olayla ilgili olarak yakaladığı Ali
Falyalı, Sabri Yıldırım ve Zafer Eriz hakkında bugün
çıkarıldıkları Lefkoşa Kaza Mahkemesi'nde üçer gün
tutukluluk emri alındı.
Olayla ilgili olarak tutuklu bulunan diğer beş zanlı, Mustafa
Akmandor, Fikret Akmandor, Mustafa Çavga, Emin Özbeyit ve Hikmet Oruç'un
tutukluluk süreleri çıkarıldıkları Lefkoşa Kaza
Mahkemesi'nde beşer gün daha uzatılmıştı.
Denktaş,
"bağnazlık" olarak değerlendirdi
Bu arada, KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Güzelyurtlu ailesinin
cinayet delillerini ''tanınma olur'' diye KKTC'ye vermeyen ve
işbirliğine yanaşmayan Rum yönetiminin tavrını
eleştirdi. Denktaş, bir kabulü sırasında, ''BM araya
girmeli. Polisler arası işbirliği yapılabilir. Daha önce
yapıldı'' dedi.
Denktaş, Rum tarafının tavrını ''bağnazlık''
olarak değerlendirdi. BM'nin araya girmesiyle bu gibi hallerde nelerin
yapılabileceğininsüratle karara bağlanması gerektiğini
ifade eden Denktaş, Türk sanıklarının Türk mahkemelerinde
yargılanma hakkı bulunduğunu belirtti.
Talat: Rum yönetimi bizimle diyalog kurmaktan kaçınıyor
( Güzelyurtlu cinayeti)
|
Başbakan
Mehmet Ali Talat, geçtiğimiz gün tamamlanan Brüksel ziyaretinde Güzelyurtlu
ailesi cinayetine ilişkin gelişmelerin de AB yetkilileriyle ele
alındığını söyledi. Bakanlar
Kurulu'na girerken gazetecilerin konuya ilişkin sorularını
yanıtlayan Başbakan Mehmet Ali Talat, Güzelyurtlu ailesi
cinayetiyle ilgili her düzeyde çalışma
yapıldığını ve Brüksel ziyaretinde de konuya
ilişkin temaslarda bulunduğunu bildirdi. Talat, özetle
şunları söyledi: "'AB'
demek işbirliği, uzlaşma ve diyalog demektir. Oysa Rum
yönetimi en basit insani konularda bile bizimle diyalog kurmaktan
kaçınıyor. Bunun Avrupalılıkla ne kadar
bağdaştığını dikkatlerine getirdim. Rumlar
bizimle en basit suç olaylarında bile diyalogdan kaçınıyor.
Kapılar açık, Rum yönetiminin bu politikası devam ederse her
iki taraf da diğer tarafta işlenen suçların
sığınak yeri haline gelecek. Bu büyük tehlikedir. Bunu
Avrupalıların dikkatine getirdik ve girişim
yapmalarını istedik." |
KIBRIS
29/01/05
3 kişi daha tutuklandı
|
TUTUKLU
SAYISI 8'E ÇIKTI Elmas, Zerrin ve Eylül Güzelyurtlu'nun Güney
Kıbrıs'taki evlerinden kaçırılarak öldürülmeleriyle
ilgili tutuklananların sayısı dün 8'e yükseldi. 5
zanlının tutukluluk süresi önceki gün uzatılırken, polis
"aranan 2 kişi daha var" açıklamasının
ardından 3 kişiyi daha tutukladı GÜZELYURTLU'NUN
OĞLUNU ÖLÜMLE TEHDİT ETMİŞLER KKTC polisi, dün cinayet
zanlısı olarak tutukladığı Ali Falyalı, Sabri
Yıldırım ve Zafer Eriz isimli zanlıların, Mustafa
Akmandor, Fikret Akmandor, Mustafa Çavga, Emin Özbeyit ve Hikmet Oruç ile
birlikte, 6 Ocak'ta Elmas Güzelyurtlu'nun oğlu Mehmet Güzelyurtlu'nun
döviz bürosuna giderek ölümle tehdit ettiklerinin tespit edildiğini
açıkladı CİNAYET
GECESİ DE BİRLİKTEYMİŞLER Güzelyurtlu cinayetlerinin
soruşturmasını yürüten Başmüfettiş Hasan
Esenboğa, Elmaz, Zerrin ve Eylül Güzelyurtlu'yu taammüden öldürmek
suçundan KKTC polisi tarafından daha önce tutuklanan 5 zanlı ile,
dün tutuklanan 3 zanlının üçlü cinayetin işlendiği gece
de birlikte olduklarına dair tespitlerinin olduğunu belirtti 3 ZANLIYA 3
GÜN TUTUKLULUK Elmas Güzelyurtlu, Zerrin Güzelyurtlu ve Eylül Güzelyurtlu'nun
öldürülmesi olayı ile ilgili gözaltına alınan Ali
Falyalı, Sabri Yıldırım ve Zafer Eriz isimli
zanlılar, dün öğleden sonra Lefkoşa Kaza Mahkemesi'ne
çıkarıldılar ve aleyhlerine soruşturma maksatlı 3'er
gün tutukluluk emri alındı Üçlü
cinayetle ilgili geniş çaplı soruşturmasını sürdüren
KKTC polisi, yeni tutuklamalar yapmaya devam ediyor. Elmas
Güzelyurtlu, Zerrin Güzelyurtlu ve Eylül Güzelyurtlu'nun 15 Ocak'ta Güney
Kıbrıs'taki evlerinden kaçırılarak öldürülmeleriyle
ilgili KKTC polisinin tutukladığı zanlı sayısı
dün 8'e yükseldi. Polisin, önceki gün "aranan 2 zanlı daha
var" açıklamasının ardından dün Ali Falyalı,
Sabri Yıldırım ve Zafer Eriz isimli kişi daha cinayet
zanlısı olarak tutuklandı. Güzelyurtlu
cinayetleriyle ilgili tutuklanan zanlılarla ilgili dün mahkemede
şahadet veren Başmüfettiş Hasan Esenboğa, çok ciddi
iddialar ortaya koydu. Başmüfettiş Esenboğa, dün yakalanan 3
zanlı ile daha önceden tutuklanan 5 zanlının 6 Ocak tarihinde,
öldürülen Elmas Güzelyurtlu'nun oğlu Mehmet Güzelyurtlu'nun Lefkoşa'daki
döviz bürosuna giderek, Mehmet Güzelyurtlu ve ailesini ölümle tehdit
ettiklerinin tespit edildiğini, ayrıca 8 zanlının cinayet
gecesi de birlikte olduklarına dair tespitlerinin olduğunu söyledi. 3 zanlı
mahkemeye çıkarıldı Hem KKTC, hem
de Güney Kıbrıs'ta büyük yankı bulan Elmas Güzelyurtlu, Zerrin
Güzelyurtlu ve Eylül Güzelyurtlu'nun öldürülmesi olayı ile ilgili KKTC
polisinin yürüttüğü soruşturma kapsamında dün yakalanan 3
zanlı mahkeme kararıyla tutuklandı. Elmas, Zerrin
ve Eylül Güzelyurtlu'nun Güney Kıbrıs'taki evlerinden
kaçırılarak öldürülmeleriyle ilgili, daha önceden tutuklanan
Mustafa Akmandor, Fikret Akmandor, Mustafa Çavga, Emin Özbeyit ve Hikmet
Oruç'un önceki günkü rimant duruşmasında, "mesele ile ilgili
isim ve adresi belirlenen 2 kişi daha var. Henüz tespit edilemeyen bu
zanlılar aranıyor" diyen KKTC polisi, dün aranan Ali
Falyalı ve Sabri Yıldırım'ın yanı sıra
Zafer Eriz isimli bir kişiyi daha cinayetlerin zanlısı olarak
gözaltına aldı. Gözaltına
alınan zanlıları dün öğleden sonra Lefkoşa Kaza
Mahkemesi'ne çıkaran polis, mahkemeden zanlılar aleyhine
soruşturma amacıyla üçer gün tutukluluk emri aldı. İddia
Makamı Başsavcılık adına davayı yürüten
savcı Sarper Altıncık, Yargıç Peri Hakkı huzuruna
çıkarılan Ali Falyalı, Sabri Yıldırım ve Zafer
Eriz'in tutuklanması talebiyle, meselenin tahkikat memurluğunu
yürüten PGM Adli Polis Bölüm Müdürlüğü'nde görevli Başmüfettiş
Hasan Esenboğa'yı tanık olarak dinletti. Zanlıların,
15 Ocak 2005 tarihinde Güney Kıbrıs Rum kesimindeki evlerinden
kaçırılarak Lefkoşa-Larnaka arasındaki 3 Şehitler
Anayolu'nda Elmas, Zerrin ve Eylül Güzelyurtlu'nun öldürülmesi olayı ile
ilgili olduklarını belirten Başmüfettiş Hasan
Esenboğa, yapılan tahkikatta her 3 zanlının da, Mustafa
Akmandor, Fikret Akmandor, Mustafa Çavga, Emin Özbeyit ve Hikmet Oruç ile
birlikte 6 Ocak 2005 tarihinde Elmas Güzelyurtlu'nun oğlu Mehmet
Güzelyurtlu'nun Lefkoşa'daki döviz bürosuna giderek, Mehmet Güzelyurtlu
ve ailesini ölümle tehdit ettiklerinin tespit edildiğini söyledi. Ayrıca,
mahkeme huzurundaki zanlıların cinayetin işlendiği 15
Ocak gecesi de, daha önce tutuklanan 5 zanlı ile birlikte
bulunduklarına dair tespitlerinin olduğunu vurgulayan
Başmüfettiş Esenboğa, Ali Falyalı ve Sabri Yıldırım'ın
dün sabah saat 01.30'da, Zafer Eriz'in ise dün öğle saatlerinde tespit
edilerek yakalandığını söyledi. Ali Falyalı ve Sabri
Yıldırım'ı sorgulama fırsatı
bulduklarını ve bu zanlıların bazı iddialarda
bulunduklarını kaydeden Başmüfettiş Esenboğa, bu
iddiaların araştırılacağını, alınacak
bir çok ifade bulunduğunu, aranan tabanca ve bir arabanın
olduğunu sözlerine ekledi. Çok yönlü
sürdürülen tahkikatın henüz tamamlanmadığına dikkat çeken
Hasan Esenboğa, zanlıların serbest kalmaları halinde
ifadelerine başvurulacak tanıklara müdahale edip, aranan emareleri
yok edebileceklerini belirterek, her 3 zanlı aleyhine de 3'er gün
tutukluluk emri talep etti. Zanlıların
avukatı Jülide Coşkun'un istenen tutukluluk talebine
itirazlarının olmadığını, ancak Ali
Falyalı'nın belinden rahatsız olduğunu ve doktor
kontrolünden geçirilmesini istediklerini belirtmesi üzerine Yargıç Peri
Hakkı, tahkikatın salimen yürütülebilmesi için talep edilen 3 gün
tutukluluk emrini verdi ve Falyalı'nın Dr. Burhan Nalbantoğlu
Devlet Hastanesi'nde doktor kontrolünden geçirilmesini
kararlaştırdı |
KIBRIS
29/01/05
Demirbağ: İşbirliği yapmazsak suçlular
kazanır
Elmas- Zerrin
ve Elmas Güzelyurtlu'nun öldürülmesi ve cinayetle ilgili tutukluların
mahkeme huzuruna çıkarılmasının ardından zorunlu hale
gelen Kıbrıs Türk ve Rum polisinin işbirliği yapması
konusunu değerlendiren KKTC Polis Genel Müdürü Erdem Demirbağ,
"Her türlü işbirliğine hazırız" dedi
KIBRIS'a
konuşan Demirbağ, işbirliği yapılmaması halinde
kazananın suçlular olacağını söyledi. Kamu
vicdanının rahatlaması için işbirliğine hazır
olduklarını söyleyen Demirbağ, "Adada görevli BM
yetkilileri ve İngiliz Üsler Polis Müdürlüğü ile Rum
meslektaşıma işbirliği için iyi niyetimizi
aktardım" ifadesini kullandı
Hüseyin
EKMEKÇİ
KKTC Polis
Genel Müdürü Erdem Demirbağ, Birleşmiş Milletler'in de
katkısı ile Kıbrıs Türk ve Rum polisinin ortak
çalışma yapmaması halinde iki tarafın "suçlu
barınağı" haline geleceğini söyledi.
Elmas- Zerrin
ve Eylül Güzelyurtlu cinayetinin ardından BM aracılığı
ile Rum Polis Genel Müdürlüğü'ne "işbirliği"
çağrısını ile ilettiklerini anlatan Demirbağ,
"Biz, politik amaç gütmüyoruz. Ancak, suçluların cezasız
kalması ve kamu vicdanının yara alması endişemiz var.
Bu benim gibi, Rum tarafındaki meslektaşımı da rahatsız
edecektir" dedi.
Suçun
ispatı için işbirliğine hazırız
Demirbağ,
suçun ortaya çıkması ve kamu vicdanının rahatlaması
için Rum Polis Müdürlüğü ile işbirliğine hazır
olduklarını adada görev yapan BM ve İngiliz Üsler Polis Genel
Müdürlüğü aracılığı ile ilettiklerini
hatırlatarak, "Ancak, bu konuda olumlu bir yaklaşım görmedik"
dedi.
Kapıların
açıldığı 23 Nisan 2003 tarihinde de işbirliği
konusunda aynı görüşü savunduklarını anımsatan
Demirbağ, "İyi niyetimiz ortada duruyor. Bu tür olaylarda
işbirliği yapmamız kamu vicdanını rahatlaması
açısından oldukça önemlidir" ifadesini kullandı.
Güney ve kuzeyi
bekleyen tehlike!...
Demirbağ,
işbirliği yapılmaması ve suçluların cezasız
kalmasının bundan sonraki günler için büyük tehlike
oluşturacağını söyledi.
Demirbağ
şöyle devam etti:
"Endişemiz,
işbirliği yapmamamız ve güneyde ya da kuzeyde suç
işleyenlerin cezasız kalması, suçluları artıracak ve
bölgelerimiz de suçluların barındığı alanlar haline
gelecek.
Bu benim için
de Rum meslektaşım için de endişe verici bir durumdur. Biz suçun
ispat edilmesi için BM aracılığı ile her türlü
işbirliğine hazırız ve iyi niyetle
yaptığımız bu teklifin, kamu vicdanının da
rahatlatılması ve bölgelerimizin suçlu yuvası haline gelmemesi
için halen geçerli olduğunu belirtmek istiyorum."
KIBRIS
29/01/05
Kıbrısta asker bulundurma hakkımızdır
Türkiye Başbakanı Recep Tayyip
Erdoğan, Türkiyenin Kıbrısta şu an bulunduğu konuma
göre adım atmaya devam ettiğini belirterek, Şu anda asker çekme
gibi birşey söz konusu değil. Bunlar, bizim geçmişteki
anlaşmalardan doğan haklarımızdır dedi.
Erdoğan, Davostaki Rinaldi Otelde
yabancı gazetecilerin ardından Türk gazetecilerin
sorularını yanıtladı.
Türkiyenin AB üyeliği konusunda
tarama süreciyle müzakerelerin eşzamanlı başlayıp
başlamayacağı sorusu üzerine Erdoğan, şunları
söyledi:
Bizim daha önceki görüşmelerimiz de
tarama sürecinin hemen arkasından müzakere süreci başlar
şeklindeydi. Fevkalade bir durum olmadıktan sonra, o da bizimle
alakalı, eğer bir Ankara Anlaşması ile
ilgili kararı o zamana kadar
verirsek, bu demektir ki 3 Ekimde müzakereler başlar. Tarama, siyasiler
arasında değil, uzmanlar arasında yürütülen bir süreçtir. 3
Ekimde büyük ihtimalle başlarız
diye
hazırlıklarımızı yapıyoruz.
Almanyada yaşayan Türk
vatandaşlarından 2000 yılından sonra Almanya
vatandaşlığına geçenlerin, Alman vatandaşlığından
çıkarıldıklarını ifade ederek, bu konuyu yarın
görüşeceği Almanya Başbakanı Gerhard Schröder ile ele
alıp almayacakları sorusu üzerine Erdoğan, bu konuyu her
görüşmede gündeme getirdiklerini söyledi.
Erdoğan, bu konuda olumlu yaklaşımlar olduğunu
kaydetti.
KIBRIS
Genelkurmay İkinci Başkanı
Orgeneral İlker Başbuğun Kıbrıstan asker
çekilmemesi kararını hükümetle birlikte aldık şeklindeki
açıklamasının anımsatılması ve bu kararın
nasıl alındığının sorulması üzerine
Erdoğan, şunları söyledi:
Kıbrıs konusunda geçen yıl
burada başlattığımız süreci 24 Nisan referandumuyla
belli bir noktaya getirmiştik. Tabii buna karşı
muhataplarımız üzerine düşeni yerine getirmedi. Şu ana
kadar da yerine
getirmiş değil. Eğer
Bürgenstockda vardığımız neticenin gereği
yapılmış olsaydı, gerek Türkiye gerekse Yunanistanın
kuzeyde, güneyde atacakları birçok adımlar vardı. Bu
anlaşmaların gerekleri yerine
getirilmediği sürece biz de şu
anda hangi konumdaysak, bu konumda adımlarımızı atmaya
devam ediyoruz. Şu anda asker çekme gibi birşey söz konusu
değil. Bunlar, bizim geçmişteki anlaşmalardan doğan
haklarımızdır. Sayın
Başbuğ da geçmişte bu anlaşmalardan doğan hakkı
dile getirmiştir. Bu bilinen birşeydir, yeni birşey
değildir. Eğer karşılıklı anlaşmalara
uyulursa Türkiye de üzerine düşeni her zaman
yapmaya hazırdır.
Erdoğan, yakın bir zamanda BM
Genel Sekreteri Kofi Annan ile görüşüp görüşmeyeceği ve
Kıbrıs ile ilgili açılım konusunda bir tarih belirlenip
belirlenmediğinin sorulması üzerine, Tarih belirlemedik ama
olabilir dedi.
Başbakan Erdoğan, Güney Asyaya
yapacağı ziyaretten sonra Annan ile görüşme yeri ve tarihinin
karararlaştırılacağını bildirdi.
Erdoğan, Kıbrısta adil ve
kalıcı çözüme Türkiye olarak evet deriz. Ne dayatılırsa
evet demek gibi bir anlayışımız söz konusu değildir
diye konuştu.
AB SÜRECİNDE TARAMA,VE MÜZAKEREYLE
İLGİLİ HAZIRLIKLARI DEVAM ETTİRİYORUZ
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan,
AB süreci konusunda gerek tarama, gerek müzakere ile ilgili
hazırlıkların devam ettiğini belirterek, Ankara
Antlaşmasına yönelik olarak hukuki altyapı
çalışmaları devam ediyor.
Bu çalışmaları yapıp
adımlarımızı atacağız. Gecikmeyi arzu etmiyoruz.
Anlayışımız çözümdür diye konuştu.
3 Kasımda üyelik müzakerelerinin
başlayacağından emin misiniz? O zamana kadar
Kıbrısın tanınması çözümlenebilecek mi? sorusuna ise
Erdoğan, şu karşılığı verdi:
AB süreci konusunda Türkiye olarak
şu anda gerek tarama, gerek müzakere ile ilgili
hazırlıkları devam ettiriyoruz. Ankara Antlaşmasına
yönelik olarak hukuki altyapı çalışmaları devam
ediyor. Bu çalışmaları
yapıp adımlarımızı atacağız. Gecikmeyi arzu
etmiyoruz. Anlayışımız
çözümdür. Buna yönelik olarak arkadaşlarımız
çalışmalarını devam ettiriyor.
HALKIN SESI 29/01/05
Rusya Kıbrıs'ta çözümden yana
|
ANNAN PLANI ESAS
ALINMALI... Rusya'nın Lefkoşa büyükelçisi Andrey Nesterenko,
Kıbrıs sorunun çözümü yolunda önümüzdeki dönemlerde
başlatılması muhtemel müzakerelerde, Annan Planı'nın
temel olarak alınması gerektiğini söyledi. Nesterenko,
"Her iki tarafHK Her görüşmelerin yeniden başlaması
yolundaki kararlarını, dışarıdan herhangi bir
baskı olmadan ve suni zaman sıkıntısını
yaratılmadan, net ve açık şekilde beyan etmelidir"dedi SABIR VE
SAĞDUYU GÖSTERİLMELİ... Nesterenko, Kıbrıs sorununda
yaşanan tıkanıklığın, gerekli siyasi sabır
ve sağduyunun gösterilmesiyle aşılabileceğine dikkat
çekti. BM Genel Sekreteri Annan'ın, Güvenlik Konseyi'ne sunduğu 28
Mayıs 2004 tarihli Kıbrıs raporunda, özellikle beş daimi
üye ülke arasında tartışmalar yer aldığını
hatırlatan Nesterenko, o tarihten bu yana uzun bir zaman geçtiğini
ve yeniden değerlendirilmesi gereken gerçeklerin ortaya
çıktığını kaydetti ANNAN'IN
MİSYONU BİTMEDİ... Rus büyükelçi, BM Genel Sekreteri Kofi
Annan'ın iyi niyet misyonunun henüz bitmemiş olduğunu
vurgulayarak Kıbrıs sorununda en geniş istişarelerde
bulunmaya hazır olduklarını ve Rusya Dışişleri
Bakanı Kıbrıs Özel Temsilcisi Leonid Abramov'un gerekli
yetkilerle donatıldığını dile getirdi KIBRISLI
TÜRKLERLE DİYALOG GELİŞTİRECEĞİZ...
Kıbrıs Türk toplumuna uygulanan izolasyon neticesinde ortaya
çıkan ekonomik ve sosyal sorunların giderilmesinin, BM
şemsiyesi altında Kıbrıs sorununun bütünlüklü çözümü ile
mümkün olabileceğini anlatan büyükelçi Nesterenko, Rusya'nın son
zamanlarda Kıbrıslı Türklerle diyalog geliştirmek amacıyla
somut adımlar attığını söyledi Rusya'nın
Lefkoşa büyükelçisi Andrey Nesterenko, Kıbrıs sorunun çözümü
yolunda önümüzdeki dönemlerde başlatılması muhtemel
müzakerelerde, Annan Planı'nın temel olarak alınması
gerektiğini söyledi. KIBRIS'a
konuşan büyükelçi Nesterenko, Annan Planı'nda gerekli
değişikliklerin yapılabilmesine de imkan
tanıdıklarını belirterek, "her iki tarafHK Her
görüşmelerin yeniden başlaması yolundaki kararlarını,
dışarıdan herhangi bir baskı olmadan ve suni zaman
sıkıntısını yaratılmadan, net ve açık
şekilde beyan etmelidir"dedi. Nesterenko,
Kıbrıs sorununda yaşanan
tıkanıklığın, gerekli siyasi sabır ve
sağduyunun gösterilmesiyle aşılabileceğine dikkat çekti. BM Genel
Sekreteri Kofi Annan'ın, Güvenlik Konseyi'ne sunduğu 28 Mayıs
2004 tarihli Kıbrıs raporunda, özellikle beş daimi üye ülke
arasında tartışmalar yer aldığını
hatırlatan Nesterenko, o tarihten bu yana uzun bir zaman geçtiğini
ve yeniden değerlendirilmesi gereken gerçeklerin ortaya
çıktığını kaydetti. Rus
büyükelçi, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın iyi niyet misyonunun henüz
bitmemiş olduğunu vurgulayarak, Kıbrıs sorununda en
geniş istişarelerde bulunmaya hazır olduklarını ve
Rusya Dışişleri Bakanı Kıbrıs Özel Temsilcisi
Leonid Abramov'un gerekli yetkilerle donatıldığını
dile getirdi. Rusya'nın,
Kıbrıs'ta iki toplumun siyasi eşitliğini temin eden,
birleşik, iki bölgeli, iki toplumlu federatif bir devlet
kurulmasını öngören formülü bugüne kadar desteklediğini
hatırlatan büyükelçi Nesterenko, söz konusu tutumun halen güncelliğini
koruduğunun altını çizdi. Demokratik
gösterge Rusya'nın
Lefkoşa büyükelçisi Andrey Nesterenko, Kıbrıslı Türklerin
büyük çoğunluğunun Annan Planı'na "evet" demesini,
"demokratik iradenin bir göstergesi" olarak tanımladı. Kıbrıs
Türk toplumuna uygulanan izolasyon neticesinde ortaya çıkan ekonomik ve
sosyal sorunların giderilmesinin, BM şemsiyesi altında
Kıbrıs sorununun bütünlüklü çözümü ile mümkün olabileceğini
anlatan büyükelçi Nesterenko, Rusya'nın son zamanlarda
Kıbrıslı Türklerle diyalog geliştirmek amacıyla
somut adımlar attığını söyledi. Büyükelçi,
atılan adımlara örnek olarak Rusya Federasyonu
Dışişleri Bakanı Sergei Lavrov'un Mehmet Ali Talat'la
2004 Haziran ayında, İstanbul'da ve Rusya Federasyonu
Dışişleri Bakan Yardımcısı Yuri Fedotof'un Kutlay
Erk'le 2004 Eylül ayında Moskova'da yapmış olduğu
görüşmeleri gösterdi. Türkiye-Rusya
ilişkilerinde gelişme Rusya'nın
Lefkoşa büyükelçisi Andrey Nesterenko, Türkiye-Rusya arasındaki
ilişkilerin beş asırdan bu yana süregelmekte olduğunu
ifade ederek, günümüzde söz konusu işbirliğinin yoğun bir
dinamizm kazandığı belirtti. "Türkiye'yi,
bizim öncelikli ortaklarımızdan biri olarak
değerlendiriyoruz" diyen büyükelçi Nesterenko, terorizm, bölücülük,
milli ve dini aşırılık ve organize cinayet
konularındaki savaşımda, Türkiye ile işbirliği
geliştirme isteklerinden söz etti. Rusya'nın
Lefkoşa büyükelçisi Andrey Nesterenko, müsteşarı Valery Maslin
ile dün KIBRIS Medya Grubu tesislerini ziyaret etti. Büyükelçi
Nesterenko, KIBRIS Gazetesi Genel Müdürü Bilge Nevzat ve direktör Fehim
Nevzat ile bir araya gelerek, KIBRIS Medya Grubu hakkında bilgi
aldı. Ziyaretin
ardından Rus büyükelçi, yayın koordinatörü Omaç Başat
eşliğinde, KIBRIS Medya Grubu tesislerinde incelemelerde bulundu. İncelemelerden
sonra, Rusya'nın Lefkoşa büyükelçisi Andrey Nesterenko, KIBRIS
Gazetesi Yazı İşleri Müdürü Başaran Düzgün, köşe
yazarı Hasan Hastürer ve muhabir Emine Davut Yitmen'in sorularına
yanıt verdi. KIBRIS: Rusya
Federasyonu'nun Kıbrıs sorunuyla ilgili politikasında bir
değişiklik var mı? CEVAP: Bence,
herhangi bir devletin önemli uluslararası sorunlar hakkındaki
tutumu durgun olamaz. Değişik olaylar meydana geliyor, yeni
faktörler ortaya çıkıyor ve bütün bunlar herhangi bir yabancı
diplomatik temsilcilik tarafından mutlaka incelenmelidir. Bu incelemenin
neticeleri, objektif olarak herhangi bir ulusal tutumunun hazırlanma
safhasında mutlaka dikkate alınır. Tekrar ediyorum, böyle bir
durum, bütün ülkelerin büyükelçiliklerinin faaliyetlerine özgüdür ve Rusya,
bu konuda istisna değildir. Bununla birlikte, şunu vurgulamak
isterim ki, Rusya Federasyonu'nun dış politikasının
özelliği sadık, şeffaf olması, prensiplere,
Birleşmiş Milletler Teşkilatı Anayasası'na ve
uluslararası hukuk normlarına ve prensiplerine
bağlılıktır. Bu durum, Rusya Federasyonu'nun,
Kıbrıs sorunu ile ilgili yaklaşımlarında da
mevcuttur. KIBRIS: Rusya
Federasyonu, Kıbrıs sorununa nasıl bir çözüm öngörüyor? CEVAP: Biz,
Kıbrıs sorununda iki tarafın gönüllü olarak
uzlaşması yoluyla ve Birleşmiş Milletler Güvenlik
Konseyi'nin gerekli kararları esasında, yaşayabilir, adil ve
kapsamlı bir çözüme varılmasını destekliyoruz. Özetle
şunu vurgulamak istiyorum, Rusya Federasyonu aşağıdaki
görüş üzerinden hareket eder: Kıbrıs'ın geleceğinin
tespit edilmesinde başlıca rol Kıbrıslılara aittir.
Bu arada, her iki toplumun çıkarları mümkün olduğu kadar
dikkate alınmalıdır. Hatırlatmak isterim ki, bizim
tarafımız her zaman iki toplumun siyasi eşitliğini temin
eden, birleşik, iki bölgeli, iki toplumlu federatif bir devlet
kurulmasını öngören formülü bugüne kadar desteklemiştir. Bu
tutum, BM Güvenlik Konseyi'nin pek çok kararında da kaydedilmiştir.
Bu tutum, halen güncelliğini korumaktadır ve Kıbrıs
sorunu ile ilgili başka taraflarca da paylaşılmaktadır. KIBRIS:
Kıbrıslı Türklerin, Annan Planı'na "evet"
demesini nasıl değerlendiriyorsunuz? CEVAP:
Sanıyorum ki, bu Kıbrıslı Türklerin demokratik iradesinin
bir göstergesiydi. KIBRIS : 24
Nisan referandumunda, Kıbrıslı Türklerin "evet",
Kıbrıslı Rumların "hayır" demesini
nasıl değerlendiriyorsunuz? CEVAP: Rusya
Federasyonu, adadaki her iki kesiminde yaşayan insanların hür
iradesini yansıtan referandum sonuçlarını saygıyla
karşılar. Tekrar ediyorum, referandum neticelerini, her
Kıbrıslının Annan Planı'na karşı
şahsi tavrının bir göstergesi olarak görüyoruz. Bu da dünyada
tanınmış olan tüm demokratik normlara uygundur. Bilindiği
gibi söz konusu referandumlar, BM Genel Sekreteri Kofi Annan tarafından,
Şubat 2004 yılında teklif edilmiş ve
Kıbrıs'taki iki toplumun liderlerince yani Sayın Tasos
Papadopulos ve Sayın Rauf Denktaş tarafından kabul
edilmiş olan malum formülün son dönemini teşkil etmiştir.
Dikkate alınması gereken diğer bir nokta da şudur ki, BM
genel sekreterinin çevresinde bulunan yetkililerin hiçbiri ve hiçbir devlet,
referandumların sonuçlarını şüpheli
bulmamıştır. Bu durum, ayrıca 29 Nisan 2004 tarihli BM
Güvenlik Konseyi başkanının beyanatında da teyit edildi.
Bu beyanatla da BM Güvenlik Konseyi, Kıbrıs meselesinin
kapsamlı siyasi çözümüne destek vermiştir. KIBRIS:
Kıbrıs sorununda yaşanan tıkanıklık sizce
nasıl aşılabilir? CEVAP: Çok
basit olarak. Yani, gerekli siyasi sabır ve sağduyuyu göstermek
gerekiyor. Her iki taraf hazır olunca, onların menfaatleri koruyan
uzlaşmaya varmak için toplumlararası temaslara ve yapıcı
görüşmelere devam edilmesi gerekiyor. Bu vesileyle ilerideki
müzakerelerde, Annan Planı'nın temel olarak
alınmasını destekliyoruz. Ancak bu arada, Annan Planı'na
değişikliklerin yapılabilmesine de imkan veriyoruz. Her iki
tarafHK Her görüşmelerin yeniden başlaması yolundaki kararlarını,
dışarıdan hiçbir baskı olmadan ve suni zaman
sıkıntısını yaratılmadan, net ve açık
şekilde beyan etmelidir. Bize göre, Kıbrıs sorunundaki mevcut
tıkanıklığın aşılmasına, iki toplumun
hem siyasi partiler hem de toplumsal örgütler arasında yer alan temaslarına
devam etmesi yardımcı olacaktır. KIBRIS :
Kıbrıs sorunu ağırlıkla BM konusu mu yoksa Avrupa
Birliği'nin (AB) konusu mu? CEVAP: Son
yıllarda meydana gelen olaylara baktığımızda,
Kıbrıs sorununa adil çözüm arayışı için en uygun
çerçevenin BM teşkilatı olduğunu görüyoruz. Bu konuda, BM'nin
başlıca rolü muhafaza edilirken, aynı zamanda AB'nin rolü de
objektif olarak artmıştır. Bunun nedeni ise 1 Mayıs 2004
tarihinden sonra, Kıbrıs Cumhuriyeti bu birliğin üyesi
olmuştur. Aynı zamanda, Türkiye Cumhuriyeti bu birliğe aday
olmuştur. Ancak, Kıbrıs'ta herhangi bir barış
çabasının sonuca ulaşması için bunların
müştereken yapılması sağlanmalıdır. Rusya dahil
tüm ilgili tarafların ve devletlerin konuyla ilgili gerekli
koordinasyonu, BM çerçevesinde sürekli olarak sağlanmalıdır. KIBRIS: BM
Genel Sekreteri Kofi Annan sizce yeniden devreye girmeli midir? CEVAP: BM'in
kurallarına göre, bununla ilgili teklifleri bu teşkilatın
Genel Sekreteri olan Kofi Annan'ın kendisi yapar. Güvenlik Konseyi bu
teklifi inceledikten sonra, gerekli kararı alır. Bizce, genel
sekreterin iyi niyet misyonu henüz bitmemiştir. Üstelik,
Kıbrıs konusu üzerinde hem dış ortaklarla hem de BM'de
bulunan meslektaşlarla en geniş istişarelerde bulunmaya
yarından itibaren hazırız. Örneğin, bununla ilgili olarak
Rusya Dışişleri Bakanı Kıbrıs Özel Temsilcisi
Leonid Abramov, gerekli yetkilere sahiptir. KIBRIS: Rusya
Federasyonu, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın
hazırladığı Kıbrıs raporunun Güvenlik
Konseyi'nde kabul edilmesi için bir girişim yapacak mı? CEVAP: BM
Genel Sekreteri Kofi Annan'ın 28 Mayıs 2004 tarihli raporunu
kastediyorsanız, Güvenlik Konseyi'nde, özellikle beş daimi üye ülke
arasında yer alan tartışmalar, bu rapor üzerindeki farklı
görüşlerin mevcudiyetini göstermiştir. Bu durum, söz konusu raporun
metni hakkında ve en önemlisi raporda mevcut olan sonuçlar ve teklifler
hakkında gerekli konsensusun oluşmadığını
ortaya koymuştur. BM'de yer alan bazı ülkelerin görüşlerine
göre, söz konusu raporun bazı hükümleri hakkında raporun
açıklandığı zaman görüşme yapılabilirdi. Ancak,
o tarihten bu yana uzun bir zaman geçti ve bize göre Kıbrıs ile
ilgili durumun geliştirilmesi bakımından önemli
gelişmeler yer almıştır. Başka bir deyimle yeniden
değerlendirilmesi gereken yeni gerçekler mevcuttur. Söz konusu olan,
Türkiye ile AB arasında üyelik görüşmelerinin, 3 Ekim tarihinden
itibaren başlaması kararıdır. Ayrıca, AB'de
Kıbrıs'la ilgili üç tüzük, yani Yeşil Hat Tüzüğü, mali
yardım ve serbest ticaret tüzükleri görüşülmektedir. Ben, AB'nin
BM'nin yerini aldığını söylemek istemiyorum. Ancak, bu
gelişmeleri görmezlikten gelmek mümkün değildir. 1 Mayıs 2004
yılından itibaren, bütün Kıbrıs'ın AB bünyesine
girdiği gerçeği hesaba katılmalıdır. AB'de bütün bu
konular üzerinde yapılan tartışmalar, objektif olarak herkes
ve BM tarafından dikkate alınmalıdır. KIBRIS :
Kıbrıslı Türklere uygulanan izolasyonların
kaldırılması için Rusya Federasyonu ne yapmayı
düşünüyor? CEVAP: Bizim
düşüncemize göre, Kıbrıs Türk toplumuna uygulanan izolasyonun
ekonomik ve sosyal sorunlarının giderilmesi, BM şemsiyesi
altında Kıbrıs sorununa bütünlüklü çözüm bulunmasına
bağlıdır. Öte yandan, adanın kuzey kesiminin ekonomik
yönden kalkınması, iki toplum arasında ekonomik ve sosyal
açıdan varolan mesafenin daraltılmasına yardımcı
olabilir. Bizim açımızdan, ortak projelerin gerçekleştirilmesi
yoluyla Kıbrıs'taki taraflar arasında ekonomik
ilişkilerin güçlendirilmesi ve sonuçta adada ortak ekonomik alanın
oluşturulması son derecede önem taşımaktadır. Rusya
tarafı olarak, son zamanlarda Kıbrıslı Türklerle diyalog
geliştirmek amacıyla somut adımlar attık. İki
tarafın tutumunu daha iyi anlamak için attığımız
adımlar arasında, Rusya Federasyonu Dışişleri
Bakanı Sergei Lavrov'un Mehmet Ali Talat'la 2004 Haziran ayında,
İstanbul'da ve Rusya Federasyonu Dışişleri Bakan
Yardımcısı Yuri Fedotof'un Kutlay Erk'le 2004 Eylül
ayında Moskova'da yapmış olduğu görüşmeler
sayılabilir. Bunun dışında, geçtiğimiz yıl
içinde Rusya Büyükelçiliği, ilk kez birtakım toplumlararası
aktivitelere destek vermiştir. Büyük bir memnuniyetle vurgulamak isterim
ki bu aktivitelerle ilgili yankılar, Kıbrıs Türk
basınında, özellikle KIBRIS gazetesinde geniş yer
bulmuştur. KIBRIS:
Kıbrıs'ta bulunduğunuz süre içinde, Kıbrıslı
Türkler ile Kıbrıslı Rumların kültürel ve politik
duruşlarıyla ilgili neler gözlemlediniz? CEVAP: Rusya
büyükelçisi olarak adaya gelmeden önce tabii ki okumuş olduğum
kitaplardan, Kıbrıs'ın son derece zengin tarihini,
değişik dünya medeniyetlerine ait halkların buradaki
geçmişini ve adanın varlıklı kültür mirasını
öğrendim. Bir de şunu vurgulamak istiyorum ki Rusya ile
Kıbrıs arasındaki ilişkilere ait ilk
yazışmalar, Kıbrıs'ın Bizans
İmparatorluğu'na dahil olduğu döneme, yani 12'nci asrın başına
aittir. Ancak, hem güneyde hem kuzeyde yaşayan sıradan
Kıbrıslıların hayat tarzını yerinde
tanımaya, adadaki görülecek yerleri gezmeye ve değişik tarih
kitaplarını okumaya başladığım zaman, önceden
düşüncelerimde tasvir ettiğim Kıbrıs dışında
, daha güzel bir Kıbrıs'la karşılaştım. Her
şeyden önce, adada yaşayanların samimiliği ve
misafirperverliği beni çok etkiledi. Sanırım, bu duygular
tarihin derinliklerine dayanıyor ve eski ortak geleneklerini,
yaşamı, tabiatı, iklimi, denizi ve güneşi
yansıtıyor. İkinci
olarak, adadaki tarihi zenginlik hem Kıbrıslı Türkler hem de
Kıbrıslı Rumlar için onun çok çeşitliliğinde ve
ortaklığında gözle görülmektedir. Her iki toplumun, kültür ve
tarihi yerleri organik olarak birbirine uyar. Herkes, Ortodoks kilisesinin ve
Müslüman camisinin aynı yerde bulunmasını rahatça
benimsemektedir. Bütün bunlar apaçık olarak gösterir ki
Kıbrıslı Türkler ve Kıbrıslı Rumları
bütünleştiren, onları ayırandan daha çoktur. Ne yazık ki,
geçmişte yer alan bu bütünlük üzerinde, bugün adayı bir yara gibi
ikiye ayıran Yeşil Hat bulunmaktadır. Ümit ederim ki
yakın zamanda bu yara izi ortadan kaldırılabilir. KIBRIS :
Rusya Federasyonu'nun, eski Sovyetler Birliği'nin dünya üzerindeki
etkinliğini yakalama amacı var mıdır? CEVAP:
Tamamıyla hayır. Bence, daha doğru sorulacak bir soru
şudur: Rusya'nın uluslararası arenadaki etkinliği hangi
kriterlerle ölçüyoruz? Bu soruya bizim dışişleri
bakanımızın sözleri ile cevap vermek istiyorum: "Bugünkü
Rusya'nın dış politikadaki etkinliği, her şeyden
önce bu politikanın bizim ülkemizin ekonomik gelişmesi için
elverişli dış şartların yaratılmasına ve
Rus vatandaşlarının hayatının
iyileştirilmesine, onların hak ve çıkarlarının
korunmasına ne kadar yardımcı olduğunu ölçüyor." Bizim
dış politikamızın başlıca prensipleri, Rusya
Federasyonu'nun dış politikası ile ilgili konseptinde
belirtildi ve bunlar değişmez kalıyor. Rusya Federasyonu
Cumhurbaşkanı Vladimir Putin'in göreve başlama töreninde
vurguladığı gibi bunlardan en önemlisi, Rusya'nın milli
çıkarlarını barışçı yöntemlerle korunması
arzumuzdur ve bu arzumuz, güçlü ama barışsever ülkemizin
politikasına layıktır. Rus dış
politikasının diğer bir önemli prensibi, onun çok yönlü olma
özelliğidir. Yani, bize yakın komşu ülkeler yanında
Avrupa, Asya ve diğer bölgelerde bulunan devletlerle hak
eşitliği esasında işbirliği geliştirme
gayesidir. Tabii ki Kıbrıs adası, bu amaca dahildir. KIBRIS:
Önümüzdeki dönemde Rusya Federasyonu-Türkiye Cumhuriyeti ilişkileri
nasıl bir seyir izleyecek? CEVAP: Önce,
basit bir tespit yapmak istiyorum. İki ülke arasındaki
ilişkilerin tarihi, Çar Ivan III ile Sultan II Beyazıt döneminde
başlamıştır ve beş asırdan bu yana
süregelmektedir. Günümüzde, Rusya - Türk işbirliğinin karakteristik
yanı, yoğun dinamizm ve verimliliğidir. Buna, 1992
yılında Rusya Federasyonu ile Türkiye Cumhuriyeti arasında
ilişkilerin esasları hakkında imzalanan anlaşma
yardımcı olmuştur. Türkiye'yi, bizim öncelikli
ortaklarımızdan biri olarak değerlendiriyoruz. Çok önemli
uluslararası ve bölgesel sorunlar hakkında, iki ülke
tutumlarının yakınlığına değer veriyoruz.
Şunu vurgulamak isterim ki, böyle bir eğilim, BM'nin merkezi rolünü
ve uluslararası hukukun üstünlüğünü koruyarak, günümüzdeki
tehlikelere ortak mukavemet göstermek için kurulmuş, çok taraflı
mekanizmaların kuvvetlendirilmesi yönünde ortak yaklaşımlarımızda
mevcuttur. Terorizm, bölücülük, milli ve dini aşırılık ve
organize cinayet konularındaki savaşında Türkiye ile
işbirliğimizi geliştirmeyi istiyoruz. Her çeşit seviyede
yapılan Rus-Türk diyalogunda ortak noktaların tespit edilmesi,
yapıcı ve saygılı ortamda görüş teatisinin
yapılması son zamanlarda karakteristik bir hal
almıştır. Öte yandan
diğer önemli bir husus, ülkelerimizi yakınlaştıran
noktanın Avrasya olması özelliğidir. Rusya ve Türkiye, Avrupa
güvenliği ve işbirliği sorunlarının
görüşülmesinde aktif rol oynamaktadır. Her iki ülke, Karadeniz ve
Doğu Akdeniz bölgelerinin, barış ve istikrar bölgesine
dönüştürülmesi hakkında birlikte çalışıyorlar. Türk
tarafı ile Kıbrıs işleri hakkında etraflıca
görüş teatisine devam edilmesi hakkında mutabakat vardır. Rus-Türk
ilişkilerinin en önemli tarafı, milyarlarca dolar ile ölçülen
ticaret ve ekonomik işbirliğidir. Bu alanda ön plana çıkan
sektör, enerji sektörüdür. Rusya, büyük miktarda Türk pazarına, petrol
ve doğal gaz teslim etmektedir. Bu teslimat, Mavi Akım gaz borusu
yoluyla gelecekte daha da genişleyecektir. Ayrıca, iki ülke
arasında inşaat sektöründe büyük gelişmeler
bulunmaktadır. Diğer bir işbirliği alanımız ise
turizm sektörüdür. Örneğin, geçen yıl 2 milyona yakın Rus
turist Türkiye'ye gitmiştir. Rus tarafı, Türk
işadamlarının girişimciliğine büyük değer
vermektedir. Türk işadamları, geçmiş dönemlerde, geçici
güçlerden korkmadan, ülkemizin geniş imkanlar sağlayan
pazarına gelmişlerdi. Her iki tarafa yararı olan, büyük
çaplı projelerin sayısı devamlı olarak artmaktadır.
İki ülke arasındaki kültür ilişkileri de genişlemektedir. Özetle
vurgulamak isterim ki, Aralık 2004 yılında ve bu
yılın ocak ayında yer alan üst düzeydeki Rus - Türk
görüşmelerinde söylendiği gibi Rusya, gelecekte de Türkiye ile
ilişkileri karşılıklı saygı, anlayış
ve pragmatizm ilkeleri esasında geliştirmeyi arzulamaktadır.
Bu tarz bir yaklaşım, hem Rusya Federasyonu hem de Türkiye
Cumhuriyeti'nin uzun vadeli çıkarlarına hizmet etmektedir; hassas
bölgemizde ve genellikle dünyada istikrarın ve güvenliğin
pekiştirilmesine yardımcı olmaktadır. |
KIBRIS 30/01/05
Rumlar Mutsuz
Kıbrıslı
Rum sosyolog Nicos Peristianis: 'Kıbrıs Rum toplumu ortaya çıkan
son durumdan dolayı bir hayli mutsuz' diyor
'Çünkü
uzlaşı demokrasisi sadece azınlıklara saygı
göstermiyor aynı zamanda farklı gruplara birer grup olarak saygı
gösteriyor. Sosyal bilimlerde son zamanlardaki trend bu yönde:
Farklılığı kabul eden ve temel önermesi
farklılığın varlığını kabul etmek
üzerine kurulu bu sistemin daha demokratik olduğu üzerinde önemle duruyor
bir çok soysal bilimci. Yapmaya çalıştıkları şey
farklı kimlikleri olan küçük grupların hakkının
korunmasını sağlamak.'
'Hiç unutmam
PhD tezini hazırlayan bir Amerikalı bayan alan
çalışması için Kıbrıs Türk toplumunu incelemiş ve
kuzeyden gelmişti. Tezinin adı: 'Şair Millet, Korsan devletti.
Genel olarak Kıbrıslı Türklerin ülkesinde Denktaş Bey dahil
neredeyse herkes şair, esasen bir devlet olmayan ve Türkiye
dışında hiç bir devlet tarafından meşru bir devlet
olarak kabul edilmeyen bir devlette yaşamanın dayanılmaz gerçeğinden
kaçmanın bir yolu olabilir bu diyordu, o Amerikalı bayan.'
1'Dolayısıyla
sivil toplum kuruluşlarımızın olmadığı
doğru değil. Sivil toplum kuruluşları partilerle
özdeşleşmiş durumdalar. Sonuç olarak farklı sesleri yok,
sesleri ana partilerin sesi.'
Can SARVAN
cansarvan@kibrisgazetesi.com
Akademisyenler
genellikle mesafeli insanlardır. Kimisi bildiklerini diğer insanlarla
paylaşmaktan çok, bildikleri üzerinden güç kazanmaya ve böylelikle kendini
diğerlerinden üstün tutmaya eğilimlidir. Bazıları da
vardır ki yüksek algı kapasiteleri ile çözümlediklerini samimi bir
kaygıyla, etrafındakilere sahip oldukları bilgi
iktidarının keskin kılıcını göstermeyi
reddederek, kişisel güç kazanma savaşımına girmeksizin
aktarmayı sever. Olduğu gibi görünen, anlayışlı, ince
ve kavradıklarını daha yaşanılır bir dünya için
her şartta savunmaya ve öğretmeye hazır akademisyenlerdir onlar.
Kıbrıs Sosyoloji Birliği Başkanı, sosyolog Nicos
Peristianis'i sadece Rum kesiminde değil Türk kesiminde de, dünyanın
her yerinde de saygın bir toplumbilimci yapan, parlak çözümlemeleri kadar
sağduyusu ile çoğumuzun kişisel tatmin adına içine
düştüğü tuzaklara düşmeyecek kadar aydınlanmış
bir hoca olması...
En parlak
Kıbrıslı Rum toplumbilimcilerden biri olarak İngiltere, ABD
ve ana vatanların Kıbrıs Türk ve Kıbrıs Rum
toplumları üzerindeki etkileri açsından nasıl bir rol
üstlendiklerini düşünüyorsunuz?
Anavatanlar her
zaman üstelik benzeri diğer ana vatanlardan da farklılaşarak,
diğer güç ve süper güçlerden çok daha etkili olmuşlardır. Ana
vatanlar başta Yunanistan olmak üzere boyları ile orantılı
bir öneme sahiptir. Yunanistan'la başlamak isterim, çünkü
başlangıçta 1820'lerden itibaren heyecanlı bir
milliyetçiliğe sahip olan Yunanistan'dı ve Yunanistan'da
yaratılan, kurulan bu milliyetçilik Kıbrıs'a ihraç
edilmişti. Çünkü o zamanlar Kıbrıs ve Yunanistan'ın çok
yakın bağları vardı. Türkiye de çok önemliydi çünkü
Kıbrıs o dönemde Osmanlı işgali altındaydı. Türkiye
devleti o zaman yoktu tabii, bir kaç on yıl sonra kurulacaktı. Ama
Kıbrıs'ın Osmanlı İmparatorluğu tarafından
işgal edilmesi nedeniyle biz zaten bu işgalden bir çok yönden
etkileniyorduk. Örneğin yerel yönetimin Osmanlı
İmparatorluğu ile ve sonradan Türkiye'ye dönüşen bölgeyle
dolaylı olarak yakın ilişkileri vardı. Doğal olarak bunlar
Kıbrıs'ta ki farklılaşmaları yaratan
başlangıçlardı. Yunanistan'dan gelen milliyetçi hareketle
milliyetçiliğe ve öncesinde de ulusal kimliğin
yaratılmasına adım attık çünkü. 'Millet' kimliği, bir
dini kimlik olarak etnik ve ulusal kimliğe aktarıldı. Müslüman
kimselere has bir farklılık duygusu vardır, çünkü Osmanlı
İmparatorluğu'nun bir parçasıdırlar. Daha sonra da Türkiye
devletinin yaratım süreci var ve gene dini bir kimliğin daha laik bir
kimlik olarak Türk vatandaşı olarak etnik bir kimliğe
dönüştürülmesi süreci var. Tüm bu tarih boyunca, derece derece ulusal
farklılık duygusunun artması 1950'lerdeki bildiğimiz
çatışmaya neden olmuş, önce Kıbrıslı
Rumların İngilizlere karşı çıkışını,
beraberinde Kıbrıslı Türklerin kendini tehdit edilmiş
hissetmelerine ve Rumların Yunanistan'la bütünleşme çabaları
karşılığında kendilerini savunmaya kalkmaları ile
sonuçlanmıştır. Bütün bunların sonunda ana vatanlar
Kıbrıs sorunun oluşumunda büyük rol oynadılar. En sonunda
hepimizin bildiği üzere 1960 anlaşması ile ana vatanlarla
birlikte hep beraber bir ortaklığa girdiler ve iki ülke de
Kıbrıslıların iç işlerine doğrudan müdahale
etmeye başladı. Tabii bu müdahaleler
Kıbrıslıların oluru ile gerçekleşti.
Kıbrıslılar olarak ana vatanlarla kurulan ilişkiler
aracılığıyla bunda bizim de sorumluluğumuz vardı.
Dolayısıyla bunlar son derece karmaşık bir ilişkiler
kümesidir. İngiltere de uzun bir süre bu suçla ilişkili
olmuştur. İngiltere Kıbrıs'ı işgal etmeden önce,
son derece önemli bir sömürge gücü olarak Akdeniz bölgesini etkilemeye
başlamıştır. Sonra Osmanlı
İmparatorluğu'ndan Kıbrıs'ı almış ve
Kıbrıslı Rumlar Enosis'e doğru süreci itmeye
başladıklarında İngiltere farklı bir tepki vermeye
başlayarak Türklerle olan farklılığa vurgu
yapmıştır ki Türkleri Rumlara karşı kullanabilsin.
60'larda ve 60 Anlaşması ile birlikte İngiltere, Türkiye'yi de
bu işe karıştırarak yine kendi çıkarlarını
korumaya çabalayarak ve diğer tarafların hayatını çok
zorlaştırarak varlığını arabulucu
sıfatıyla kesinlikle gerekli kılmıştır. Amerika
ise bildiğiniz gibi 1960'larda çok daha önem kazanmaya
başlamıştır. Ana vatanlarla ve Batı güçleri ile olan
ilişkileri kısaca tanımlamak çok zor. Bu durum bence hâlâ
insanları etkilemeye devam ediyor ama başka şekillerde
artık.
Yeni sömürgeci
yollarla belki
Yeni sömürgeci
yollarla, evet. Bu sayede de ortaya Kıbrıs Rum devleti ve sizin
kuzeydeki kendi yönetiminiz ortaya çıktı. Bu güçler aracı olarak
sanki dışarıdan sorunu çözmeye çalışan diğer
güçlermiş gibi görünmekle birlikte, gerçekte sorunun birer
parçalarıdır.
Reuters'e
verdiğiniz bir demeçte: 'Kıbrıs milleti diye bir şey
yoktur. Kıbrıs, iki farklı ülkeden ayrılmış
olduğu kanısında olan iki toplumdan oluşur ve bu da
geçmişteki gerilimin kaynağıdır' diyorsunuz. Ama
Kıbrıslı Rum politikacılar arasında Kıbrıs
Türk toplumunu hâlâ etnik azınlık olarak görmek isteyen bir çok
siyasetçi var. Bu konudaki yorumlarınızı alabilir miyim?
Tarih bu
duyguların niye ortaya çıktığını gene
açıklıyor daha önce söylediğim gibi. Farklı olma hissi ta
Osmanlı İmparatorluğu zamanından başlar. 'Millet'
sisteminde ki siz benden daha iyi bilirisiniz bunu, farklı etnik kökenlere
Osmanlı İmparatorluğu bir tür otonomi olarak bakardı.
Çoğunluk ve azınlık kavramı, Osmanlı
bağlamında geçerli bir kavram değildi.
Çoğunluk-azınlık kavramları daha çok batı
kavramlarıdır. Bununla birlikte İngilizler geldiği zaman bu
problem başladı. Bizim kendi tarihimize
baktığımız zaman görüyoruz ki Kıbrıslı
Rumlarla Kıbrıslı Türkler arasındaki ilk
farklılıklar önce bu alanda ortaya çıktı.
Kıbrıslı Türklerle bağlantılı olarak Müslüman
nüfus eşitlik istedi. Çünkü hâlâ topluluklar olarak bakıyorlardı
meseleye. Biz daha az sayıdayız ama biz bir toplumuz diyorlardı.
Nasıl Osmanlı döneminde siz Hıristiyanlar ayrı bir toplumdunuz
biz buna devam etmek istiyoruz, diyorlardı. Kıbrıslı Rum'a
dönüşmüş olan Hıristiyanlar ise daha farklı
düşünüyorlardı: Madem biz batı geleneğinden etkileniyoruz,
demokrasi fikri batıda ortaya çıkmıştır ve demokrasi
çoğulculuk fikri üstüne oturur diyorlardı. Gerçekten de biz
çoğunluğuz siz azınlıksınız düşüncesini
kuvvetlendiren bir kanıydı bu. Böylelikle de yeni yönetim, yeni
demokrasinin nasıl olması gerektiğine dair bu
anlayışı bastırıyordu. Bunlar sorunun kökenleri. Siz
ise bugünkü kanıyı sordunuz: Niye Kıbrıslı Rum
politikacılar Kıbrıslı Türkleri etnik bir azınlık
olarak görmekte ısrar ediyorlar diye soruyorsunuz. Çünkü, bana göre bu
düşünce Kıbrıs'ta iyice yaygınlaştı. Ama sadece
Kıbrıs'ta değil dünyadaki bir çok ülkede de genel kanı
çoğulcu demokrasi yönündedir. İnsanlar demokrasi deyince bir
kişi eşittir bir oy diye bakıyorlar. Bu kesin bir doğru
değildir tabii ki. Biliyoruz ki demokrasinin başka formları da
vardır. 'Konsensüs demokrasisi' denilen ya da uzlaşıya dayanan
yönetim dediğimiz demokrasi biçiminde ise demokrasi sadece bu ilkelerden
oluşmaz. Kişilerin yanı sıra grupların
varlığını onaylayan, kişilerin yanı sıra
dini, etnik veya coğrafi vb. gibi temellere sahip belirgin farklı
kimlikteki grupların kişilerle eşit öneme sahip olduğunu
kabul eden bir demokrasidir bu. Bu tür yönetimlerde mesela bir federasyonu,
Kanada veya Belçika örneğini ele alalım: Orada iki ilke bir arada var
olur: Bazı noktalarda, evet her insanın bir oyu vardır. Ama
bazı noktalarda ise topluluklar ilkesini kabul ederler. İşte bu
anlamda Kıbrıslı Rumlar bunu zor bulsalar da farz edelim ki
kabul ettiler, çünkü demin söylediği gibi dominant olan, yaygın olan
demokrasi biçimi çoğulcu demokrasi, Kıbrıslı Rumların
diğer demokrasi modellerinin kabul etmeleri çok zordu çünkü dünyada da bu
demokrasi biçiminin çok örneği yok. Yunanistan'da çoğulcu demokrasi
vardır. Türkiye'de çoğulcu demokrasi işler.
Dolayısıyla etrafta ders çıkartılacak bütün demokrasi
örnekleri çoğulcu nitelikte. Keza İngiltere de en temel çoğulcu
demokrasi örneğidir. Bu nedenle diğer demokrasi biçimleri
hakkında hiç bir öğrenme deneyimine sahip değil
Kıbrıslı Rumlar. Ama farklı demokrasi biçimlerini, büyük
bir uzlaşma olarak kabullenmeye zorlanıyorlar. Bazı ülkelerde
ise bu demokrasi biçimini kötü bir uzlaşma olarak değil de daha iyi
işleyen bir demokrasi sistemi olarak kabul ediyorlar. Çünkü
uzlaşı demokrasisi sadece azınlıklara saygı
göstermiyor aynı zamanda farklı gruplara birer grup olarak saygı
gösteriyor. Sosyal bilimlerde son zamanlardaki trend bu yönde: Farklılığı
kabul eden ve temel önermesi farklılığın varlığını
kabul etmek üzerine kurulu bu sistemin daha demokratik olduğu üzerinde
önemle duruyor bir çok soysal bilimci. Yapmaya çalıştıkları
şey farklı kimlikleri olan küçük grupların hakkının
korunmasını sağlamak. Şu anda bu demokrasi biçimini
onaylayan Kıbrıslı Rumların yanı sıra daha önceki
çoğulcu demokrasi fikrine bağlı olanların da mevcut
bulunduğu, bu ikisinin çatıştığı ve hangisinin
kazanacağı başka şartlara bağlı olan bir dönemden
geçiyoruz.
Size göre bir
diğer toplum üzerinde şovenizm ve milliyetçiliğin klasik
düsturunu kullanarak daha fazla iktidar sahibi olma isteğini yok
edebilmenin yolları nelerdir? Ya da sizce bunun bir yolu var mı?
Kolay yollardan
geçmiyor bu. Öncelikli olarak çağdaş dünyamızda bile ulusal
kimliklerin hâlâ çok güçlü olduğunu itiraf etmemiz gerekir. Dünyada ulusal
ve etnik kimlikleri katılaşmasını ve keskinleşmesini
cesaretlendiren bir çok çeşit faktör var. Bu bir yere kadar modern
dünyanın yaygın olarak kabul edilebilir bulduğu bir özelliktir.
O modern dünya ki sınırları ulus devletlerden oluşan bir
topluluktur. Dünyamızda etrafımızdaki ulusal kimlikler
gerçeğin o kadar kabul edilir bir parçasına dönüşmüştür ki
farkına bile varamıyoruz diyor bir çok sosyal bilimci. Etrafımızda
sürekli bayraklar var, ulusal şükran duaları, ulusal geçit törenleri,
milliyetçi semboller hep etrafımızda ve gerçekliğimizin bir
parçasına dönüşmüş durumdalar. Onlar hep oradalar. Bu durum bir
dereceye kadar benim gibi milliyetçi olmayan bir kişi açısından
bile, bir çok insanının bunları çok önemli bulması gerçeğinden
hareketle kabul edilebilir. Biri bunlarla yaşamayı isteyebilir.
Bununla birlikte, bu ulusal farklılıklar düşmanlık, nefret,
savaşa girmek ve birbirini öldürme istencinin temeli olmaya
başladığı zaman, işte bunu kabul etmemek gerekir. Bir
kişi, bir şeyi kendi kimliğinin parçası olarak görmeye
başladığı zaman yapabileceğiniz çok şey yok,
uzunca süren bir eğitim süreci üzerinde çalışmaktan, kimlik
farklılıklarının her zaman bir çatışmaya neden
olmayacağı gerçeğini kabul etmekten ve kimlik
farklılıklarına eşit saygı göstererek, bir zenginlik
olarak görülmesini sağlamaktan başka yapabileceğiniz bir
şey yok. Evet siz ve ben farklıyız. Peki farklı
olmamızda ne sorun var? Birbirimize ne sunacağımıza
bakabiliriz. Bu kimliklerin daha fazla sertleşmesine karşı
savaşmamız gerekir. Bunların esasen değişemez bir
katılıkta olmadıklarını kabul ederek bunlar üzerine
birbirimize karşı olumsuz duygular ve kin inşa edilmesi ile
mücadele etmeliyiz. Budur, durdurmamız gereken. Yine bunu başarmak
için de basit çözümler yok. İnsanların aydınlanması ve
dünyada daha iyi bir toplum olabilmek için buna karşı sürekli bir
mücadele verilmesi lazım. Bu da toplumsallaşmaya,
okullarımızdaki toplumsallaşmaya, medya ile, ailelerimizle,
çocuklarımızı nasıl eğittiğimizle, siyasetçilerin
vatandaşlara neyi nasıl ifade ettiğine bağlıdır.
Dolayısıyla bu her cephede bir mücadele gerektirir. Bunun da ne
yazık ki sihirli bir formülü yok. Birbirimizle barış içinde
yaşamamız gerektiğini farkına varmamız,
farklılıkları saygı duyulacak ve illa ki bir
çatışmaya neden olmayacak şeyler olarak kabul etmemiz lazım
galiba. Almanya'da ne olduğuna bakın, mesela: 2. Dünya
Savaşı deneyimini yaşadıktan sonra ülkeyi tekrar
eğitmek için büyük bir çaba harcadılar ki yaşanan bir daha
olmasın. Korkunç bir deneyim yaşadılar ve hep beraber başka
bir toplum yaratmak için çok çalıştılar. Bizim kendi tarihimizde
de ne olduğuna bakmamız, geçmişin acı tecrübelerini gelecek
için yararlı derslere dönüştürmemiz gerekir.
Kıbrıs
Rum sivil toplum kuruluşlarının ne Kıbrıs Rum politikacılar
ne de toplum içinde yeterli güç ve etkiye sahip olmadığı yönünde
yoğun bir eleştiri var biliyorsunuz. Bir sosyolog olarak
Kıbrıs Rum sivil toplum kuruluşlarının zayıf
olmasının kökenlerini nasıl açıklıyorsunuz?
Size çok uzun
cevaplar veriyorum, çünkü sorularınız bunu gerekli kılıyor.
Yine biri bu soruyu hakkıyla cevaplamak isterse Kıbrıs Rum
toplumunun tarihine bakması icap eder: Çok gerilere gitmek gerekmiyor.
1960'lara kadar döneceğim sadece: Bağımsız cumhuriyetin
yeni dönemine girdiğimizde Başpiskopos Makarios bizim liderimizdi.
Kilisenin de lideriydi. Niye böyle olmuştu. İşte yine 'millet'
sistemine geri dönmek gerekir. Başpiskopos Kıbrıslı
Rumların lideriydi o zaman. İngiliz dönemimde de liderlikte
bulunmuş ve ilk başkan olmuştu. Bütün bu tecrübeler
sırasında, bir başka grup vatandaşın iyi
örgütlendiği bir yapıya dair deneyim yoktu.
Bağımsızlıktan önce Kıbrıslı Rumlar
arasında doğru dürüst örgütlenen tek parti AKEL'di. Komünist parti
yani. 1960'tan 1974'e kadar süren, cumhuriyetin ilk döneminde diğer
partiler son derece güçsüzdü. Sadece seçim dönemi ortaya çıkar ve seçim
sonarsı ortadan kaybolurlardı. 1974'e kadar tek parti, komünist
partiydi. Ancak 1974'ten ve özellikle 1977'den sonra, yani Makarios öldükten
sonra ilk defa partilerin girmesi için bir alan açıldı. Bu da sorunun
nereden kaynaklandığını gösterir. Çok çeşitli sivil
toplum kuruluşlarının olduğu bir toplum
yaratılması isteniyorsa önce yeni siyasi partiler yaratılmalıydı.
Böylelikle isimleriyle vereceksek sağdaki DİSİ, ortada DİKO
ve DİKO'dan bir kaç yıl önce kurulan sosyalist parti. Bundan
yıllar sonra geldiğimiz noktada elde ettiğimiz ise
Kıbrıs'ın her yerine partiler hakim olmasıdır. Bir
adamın her şeyi kontrol ettiği bir sahneden, ana partilerin her
yeri kontrol ettiği bir sahneye geldik. Sivil toplum
kuruluşlarının, aslında Kıbrıs'ta bizim tarafta
varolduğunu anlatmaya çalışıyorum, ama onları idare
eden siyasi partiler. Örneğin sendikalar ana partilerin hakimiyetinde. Kadın
dernekleri siyasi partilerin hakimiyetinde. Barış örgütlerinin
çoğu siyasi partilerin hakimiyetinde. Dolayısıyla sivil toplum
kuruluşlarımızın olmadığı doğru
değil. Sivil toplum kuruluşları partilerle
özdeşleşmiş durumdalar. Sonuç olarak farklı sesleri yok,
sesleri ana partilerin sesi. Aslına çok benzeyen değişik kopyada
sivil toplum kuruluşları bunlar. İşte sorun bu. Sivil
toplum kuruluşlarımızın olmaması değil, onlara
partilerin egemen olmasıdır sorun. Sizin tarafta işler çok
farklı şekillerde gelişiyor. Belki siyasi partileriniz o kadar
baskın olmadığı için, belki yönetim başlangıçta
tek biçimli değildi...
Belki de
insanlar bir hayli devrimcileştiler. Bir tür devrimdi yaşanan...
Evet bunun da
bir parçası olabilir, söylediğinizle uyuşmaz değilim. O
zaman Kıbrıslı Türklerin neden Kıbrıslı Rumlardan
daha devrimci olduğunu anlamamız gerekir. Çünkü sizin kesimde daha
devrimci şartlar var. Kıbrıslı Türklerin bir
yığın halinde sokağa çıktıklarını ne
zaman gördük: Kıbrıslı Türkler ekonomilerinden, çok düşük
standarttaki hayat koşullarından, yönetimin tanınmamasından
ve bu nedenle kendi pasaportlarıyla dünyayı gezememekten
bıktıkları zaman, 'Lanet olsun size!' demek için yürüdüler.
'1974'te kazandığımız askeri zaferin ne faydasını
gördük ki' dediler. 'Hayatlarımız perişan, durumumuzu düzeltmek
istiyoruz hadi o zaman Kıbrıslı Rumların elini
sıkalım ve daha iyi bir çözüm bulalım' dediler. Ancak, buna
karşılık Kıbrıslı Rumlarınsa ekonomileri çok
daha iyi, siyasi özgürlükleri elinde, askeri savaşı kaybetmişler
ama siyasi anlamda mücadeleyi kazanmışlar ve siyasi olarak
tanınıyorlar. Bunlar bir çok yönden askeri karttan çok daha güçlü
kartlara sahip olduğunuzu kanıtlar. Kıbrıslı
Rumların uluslararası anlamda tanınır bir devletleri
vardır ve bu devleti bırakmak istemiyorlar. Çünkü bu devlet onlara
güvenlik sağlıyor. Bir çok yönden, doğaları öyle
olduğu için değil bu gerçekler nedeniyle tutucu oldular.
Elbette öyle...
Kıbrıslı
Rumlar çok devrimci olmadıkları için değil, onların içinde
bulunduğu genel durum Kıbrıslı Türklerin içinde
bulunduğu bağlamdan çok farklı olduğu için. Eğer çözüm
için gelecekte beraber çabalayacaksak birbirimizi anlamamız gerektiği
için bunu söylüyorum. İki tarafta bir diğerini bunu yapmadın
diye suçlayacaksa sonra bir daha iletişim kuramayız. Niye böyle
farklı davrandığımızı anlamak çok daha önemlidir.
Bu, Kıbrıslı Rumlar, Kıbrıslı Türkler tepki
göstermediğinden ötürü onlardan nefret ettikleri için değil, Annan
Planı'nda önerilen devletin şu anda varolan devlet kadar onlara güven
sağlamayacağı korkusuna kapıldıkları içindir.
Bence Kıbrıslı Rumlar bir çözüm istiyorlar. Ama çözümün kötü bir
şeye ulaşmayacağından da emin olmak istiyorlar. Demek
istediğim şu: Kıbrıslı Türkler için çözüm olsun da
herhangi bir çözüm olsun, bundan çok daha iyidir. Çünkü siz kötü bir durumdasınız.
O kadar da
değil.
Yani tabii
abartarak söylüyorum, tamam o kadar da değil. Kıbrıslı
Rumlarsa görece iyi bir konumdalar. Yeni bir durumu kabul etmeleri için
öncekinden daha iyisine sahip olacaklarının kanıtlanması
gerekir. Bu aramızdaki farklılık işte.
Kıbrıs'ın
Avrupa Birliği'ne girmesinden sonra sizce Kıbrıslı Türkler
Avrupa Birliği'ne ve Birleşmiş Milletler'e Anan Planı ile
ilgili görüşmelerin tekrar başlatılması için yeterince
baskı kurdular mı?
Bence,
Kıbrıslı Rumlar hayır dedikten sonra geçen zamanı daha
çok kendileri için kullandılar. Kıbrıslı Türkler fark
ettiler ki bu durum kendi lehlerine. Sanıyorum bir süre için daha,
Kıbrıslı Rumların içine düştükleri durumdan
kurtulmalarına yardımcı olmamak için görüşmelere tekrar
başlamak istemiyorlar. Son zamanlarda sanki bu değişiyor gibi
geliyor bana ve daha çok istekli olmaya başladılar, belki de Avrupa
Birliği ve Amerika'nın yardımlarını talep edebilmek
için daha istekli gibiler. Bununla birlikte bu konuda iki tarafta da sorun var.
Arabulucular yerine birbirleri ile doğrudan konuşmaları
lazım. Orada 1000 sayfalık çok detaylı bir plan var. Bana göre
yapmaları gereken birbirleri ile konuşmaya başlamaları ve
birbirlerine çözümde nerede ne yanlış var anlatmalılar, tabii
daha iyi bir çözüme ulaşmak istiyorlarsa. Hatta bu önerilen çözümün daha
da ilerisine de gitmek istiyorlarsa başka bir şey önermeliler. Ama
böyle babalar, analar ve üçüncü taraf arabulucular aramaya devam etmemeleri
lazım. Bu bir zaman işidir. İki toplumun tekrar görüşmeye
başlaması zaman işidir bana göre.
O zaman bu
günlerde Kıbrıs Rum toplumunun çözüme yönelik eğilimlerini
nasıl değerlendiriyorsunuz diye sorayım. Sizce
Kıbrıslı Rumlar değişiyor mu?
Bence
Kıbrıs Rum toplumu ortaya çıkan son durumdan dolayı bir
hayli mutsuz. Verdikleri hayır cevabının uluslararası
toplumda kendileri için bir problem yarattığını fark
edince, daha önce uluslararası toplum kuzeyi ve genel olarak Türkleri
suçlarken şimdi anlıyorlar ki kabahatin bir kısmı onlara da
yüklenmeye başladı. Hem girdiğimiz Avrupa hem de diğer
batılı güçler onlara yüklenmeye başladı ve bundan
dolayı da memnun değiller. Öte yandan aynı zamanda, bence
çoğunluk hâlâ yaptığının doğru olduğunu
düşünüyor. Fikirlerini değiştirdiklerini zannetmiyorum. Çözümün
hangi çözüm olursa olsun 1 hafta, 1 ay ya da 1 yıl sonra çökmeyecek bir
çözüm olacağına ikna olmak istiyorlar ve bence bunda haklılar.
Kendi adıma açık olmam gerekirse ben 'evet' oyu verdim. Ama
başkalarının neden hayır dediğini anlıyorum.
Çözümde bir kaç sorun gördüğüm için ben de 'hayır'a oy verebilirdim.
Kıbrıslı Rumların çoğunluğunu yargılamak
adil olmaz sanırım, çok aşırı milliyetçiler
dışında ki bence çok azlar. Hakim milliyetçi düşünceye
sahip olmaksa sadece Kıbrıslı Rumlara özgü bir özellik
değildir. Bugün dünyada bir çok ulusun da bir özelliğidir bu. Sorun
orada değil bence. Her iki toplumun da kendini rahat hissedebileceği,
işlevsel, az çok adil ve yaşanabilir bir çözüme sahip olmakta sorun.
Birbirini çözümü kabul etmesi için zorlamanın da bir anlamı yok.
Bence çoğunluk olarak ana vatanlar ve süper güçler onları buna
zorladığı için değil samimi olarak ve bir anlaşmaya
dayanarak birlikte yaşayabileceklerini gördükleri için gelecektir çözüm.
Peki son
zamanlarda sizce karşılıklı iletişim ve diyaloglar
gelişiyor mu yoksa sabit bir hareketlilik mi var sadece?
Evet bu üzücü.
Şu anda öylece duruyoruz. Bir durgunluk var. Bence bizim tarafın bir
hayli kafası karıştı. Uluslararası toplum bizi niye
suçluyor onu anlamaya çalışıyorlar. Çok tehlikeli
olacağı için bunu çok itiraf da edemiyorlar. Sizin taraf,
Kıbrıs Türk tarafı ise uluslararası toplum Anan
Planı'nı sevdi, biz de sevdik o zaman ben niye değişeyim ki
diye bakıyor. Şu anda değişimi isteyen Kıbrıs Rum
kesimi. Bence iki tarafta birbirine gerekli dikkati göstermiyor. Bunun için
daha önce söylediğim gibi partiler düzeyinde, liderlikler düzeyinde ve
vatandaşlar düzeyinde karşılıklı konuşmadan hiç
bir ilerleme sağlayamayız. Topluluklar arası diyaloglar her
düzeyde başlamalı ve her tür olası çözüm
tartışılmalıdır. Annan Planı, diğer fikirler
vs. Bence artık birlikte ortak geleceği konuşma zamanı
gelmiştir. Şu ana kadar dışarıdakileri bekliyorduk ama
artık kendimizi keşfetmeye başlama sorumluluğu bizde.
Biraz geriye
dönersek sizce Kıbrıslı Türkler pasaportlarının
geçerli olmaması, ülkelerinin tanınmaması gibi nedenlerle ulusal
kimlik sorunu yaşıyorlar mı?
Evet bence
orada bir sorun var. Belki bunu ikiye ayırabiliriz: Birincisi etnik
sorunu, ikincisi milliyet sorunu. İki toplumda da
Kıbrıslılık üzerine güçlü bir paradoks var.
Kıbrıs'a ait olma, Kıbrıs bizim ülkemizdir duygusuna sahip
olmak ama daha önce de söylediğim gibi aynı zamanda bir ulusun bir
parçası olarak da kendini hissediyorsun ve bu ikisini birbirine uydurmaya
çalışıyorsun. Geçmişte bu bir sorun kaynağı idi.
1960 anayasası bu yönde bir düzenlemeye sahip olabilirdi ama buna
değip değmediğini kanıtlayacak zaman verilmedi.
Kıbrıslı Türkler 1974'teki savaşı kazanmış
oldukları halde, kendi devletlerinin tanınmaması gerçeği
onları köksüzlüğe ve evsizliğe maruz bıraktı bence.
Hiç unutmam PhD tezini hazırlayan bir Amerikalı bayan alan
çalışması için Kıbrıs Türk toplumunu incelemiş ve
kuzeyden gelmişti. Tezinin adı: Şair Millet, Korsan devletti.
Genel olarak Kıbrıslı Türklerin ülkesinde Denktaş Bey dahil
neredeyse herkes şair, esasen bir devlet olmayan ve Türkiye
dışında hiç bir devlet tarafından meşru bir devlet
olarak kabul edilmeyen bir devlette yaşamanın dayanılmaz
gerçeğinden kaçmanın bir yolu olabilir bu diyordu, o Amerikalı
bayan. Bence bu açık olarak bir sorun yaratıyor. Devlet bugün
gerçekten de insanların evidir. Modern devletler kimliklere meşruluk
kazandıran en önemli kuruluşlardır. Bir millet olmayı
hissetmek kadar bir devlete ait olma hissi de aynı oranda önemlidir.
Kıbrıslı Rumlarsa, daha önce söylediğimiz gibi kendi
devletlerinin meşru ve uluslararası topluluk tarafından kabul
edilmiş olması itibarıyla çok daha şanslıydılar.
En azından onların bu problemi yoktu. Onların Rum olmak ve
Kıbrıslı olmayı birbirine bağdaştırmakla
ilgili sorunları oldu. Rumlukla Kıbrıslılığı
nasıl evlendirecekleri sorun oldu, onlar için. Teoride yapabilirlerdi. Ama
pratikte her zaman çok kolay bir iş değildi. Özellikle de geleneksel
tırnak içinde 'düşman'ınla birlikte yeni bir rejim yaratmaya
çalıştığın zaman hiç de kolay değildi.
Son olarak
Kıbrıs Türk toplumuna mesajınız ya da söylemek
istediğiniz bir şey var mı?
Benim
Kıbrıs Türk toplumuna vereceğim mesaj, Kıbrıs Rum
toplumuna vereceğim mesajla aynı: Birbirinize karşı
sabırlı olmalı, birbirinizin nasıl düşündüğünü
anlamaya çalışmalısınız. Ne yazık ki genel olarak
mesajlar önyargılı medya tarafından filtreden geçiriliyor.
Genellikle diğerlerinin söylediklerinin sadece bir kısmını
öğreniyoruz. Bir çok şekilde, söyleneler toplumlarımızdaki
hakim güçlerin fikirleri ile karşı karşıya gelmemek için neşterleniyor.
Gerçekten de diğer toplumun söylediklerine çok dikkat etmiyoruz.
Birbirimizle uluslararası toplumu ve Avrupa'yı yok saymadan daha
dürüst,daha geniş ölçüde ve daha derin konuşmamız gerekir bana
göre. Onların yardımlarını daha kapsamlı diyaloglara
girmekte kullanmalıyız. Çözüm, ilerlemenin tek yoludur. Kolay
olmayacak. Zor bir sorundur. Öyle yanlış şeyler söyleyerek,
'Bizi kendi halimize bıraksalar biz 1 günde bütün problemleri çözeriz'
diyerek, çok basite indirgeyen formüllerle çözülecek bir sorun değildir
bu. Önemli bir sorundur. Tarih ve akan kan nedeniyle belki oransal olarak daha
da büyük boyutlar kazanmış bir sorundur. Çözümü kolay olan bir sorun
değil. Sorunu yaratmamız yıllar aldı ve ne yazık ki
çözmemiz de zaman alacak.
Bizi kabul
ettiğiniz ve verdiğiniz çok değerli cevaplar için size çok
teşekkür ederim.
Geldiğiniz
için ben çok teşekkür ederim.
KIBRIS 30/01/05