Rum parlamentere ihraç uyarısı

Türkiye-Avrupa Birliği Karma Parlamento Komisyonu’nun bugünkü toplantısında, gündemi büyük ölçüde daha önce de Kıbrıs’taki ara bölgeyi ihlal ederek KKTC topraklarındaki Türk bayrağını çalan AP üyesi Marios Matsakis’in tahrikleri işgal etti.

 

NTV

Güncelleme: 15:34 TSI 24 Kasım 2005 Perşembe

BRÜKSEL - Komisyonun Eşbaşkanı Joost Lagendijk, Matsakis’in komisyondan çıkarılması için Avrupa Parlamentosu Başkanı’na mektup yazacak.

Brüksel’de bugün sona eren Türkiye-Avrupa Birliği Karma Parlamento Komisyonu toplantısının son oturumunda söz alan Matsakis, KKTC’deki Türk askerleriyle ilgili olarak ağır eleştirilerde bulundu.

Matsakis’in sözlerine, Türkiye’nin AB Daimi Temsilcisi Büyükelçi Oğuz Demiralp ve Türk milletvekilleri sert tepki gösterdi. Salonda gerilimin artması üzerine Matsakis’i saldırgan uslubü nedeniyle sert şekilde uyaran Türkiye-AB Karma Parlamento Komisyonu Eşbaşkanı Joost Lagendijk, “Parlamento başkanına bir mektup yazarak sizi buradan ihraç ettireceğim. Bundan sonra da size söz vermeyeceğim” dedi.

Tepkiler karşısında bir süre sonra salondan ayrılan Matsakis, toplantının sonlarında tekrar içeri girse de, sadece konuşmaları dinlemekle yetindi.

Lagendijk Matsakis için özür diledi


24 Kasım, 2005 17:10:00 (TSİ) CNN TURK

Türkiye - AB Karma Parlamento Komisyonu toplantısı sona erdi. Eşbaşkan Joost Lagendijk, provokasyonlarda bulunan Rum üye Marios Matsakis için özür diledi.

Türkiye - AB Karma Parlamento Komisyonu'nun (KPK) Brüksel'de gerçekleşen 55'inci toplantıları, yayımlanan ortak bildiriyle sona erdi.

Eşbaşkanlar Aydın Dumanoğlu ve Joost Lagendijk düzenledikleri basın toplantısında, Türkiye'nin AB'ye katılım müzakerelerinin resmen başladığı 3 ekimden sonra KPK'nın öneminin arttığını ifade etti.

Toplantıda zorlu konuların ele alındığını belirten Lagendijk, her alanda uzlaşma olmadığını, ancak diyaloğun büyük önem taşıdığını söyledi. Dumanoğlu ise Türkiye'de reformların dönüşü olmayan bir şekilde süreceğini belirtti.
 
Matsakis için özür

Lagendijk, KPK toplantıları sırasında sürekli kışkırtıcı tavır izleyen Rum üye Marios Matsakis'in davranışlarından dolayı özür diledi ve bunun tekrarını önlemek için önlem alacağını kaydetti.

Matsakis, toplantıların sabahki bölümünde, ''Kıbrıs'ta terörist PKK kampları olduğunu iddia ediyorsunuz. Gelin size her metrekaresini gezdireyim. Tek bir terörist bulursunuz. O da kuzeyi işgal eden Türk ordusu'' diyerek gerginliği tırmandırmıştı

Sert tepki gösteren Türk tarafı, Abdullah Öcalan'ın Rum pasaportu ile yakalandığını hatırlatırken, Eşbaşkan Lagendijk, Rum parlamenteri kışkırtıcı tavırları nedeniyle kınamış ve kendisinin KPK'dan ihracını isteyeceğini belirtmişti.

Lagendijk 'Kıbrıslı Türkler konusunda siyaseten ve vicdanen rahatsızlık hissetmiyor musunuz?' şeklindeki bir soruya, parlamentonun Kıbrıslı Türklere yönelik izolasyonun kalkmasını istediğini belirtti ve 'blokaj' durumunun AB Konseyi'nden kaynaklandığını söyledi. 
 
Eşbaşkan Joost Lagendijk, ''Türkiye'den yükümlülüklerini yerine getirmesini istiyoruz, biz de yükümlülüklerimizi ve sözlerimizi yerine getirmeliyiz'' ifadelerini kullandı.

'AB'de Roj TV tartışması başladı'

Basın toplantısında Başmüzakereci Ali Babacan'ın 'terörizme karşı mücadelede AB'den ciddi bir işbirliği beklentisi' içeren ifadelerinin hatırlatılması üzerine Lagendijik terör örgütü yandaşı Roj TV konusunu açtı.
 
Bu konuda farklı algılama, görüş ve düşünceler olduğunu belirten Lagendijk, AB bünyesinde tartışmanın ciddi bir şekilde başladığını, ancak kısa vadede bir uzlaşma olacağını sanmadığını söyledi.

Dumanoğlu da, terörizmle mücadelede 100 milyar dolar harcayan ve 30 binden fazla can kaybı veren Türkiye'nin tavrının net olduğunu ve AB'den de net bir tavır beklediğini hatırlattı.
 
Avrupa Parlamentosu'na Ek Protokol eleştirisi

Lagendijk, Türkiye tarafından imzalanan Ankara Antlaşması Ek Protokolü'nün Avrupa Parlamentosu'nda onayının ertelenmesini de eleştirdi ve ''zayıf bir tavır sergileyen Avrupa Parlamentosu kendi tuzağına düştü. Protokol yürürlüğe sokulmadıkça Türkiye'den uygulama beklenemez'' dedi.

KPK'nın bir sonraki toplantısı 2006 yılı mayıs ayında Ankara'da yapılacak.
 

'MASTAKIS' KRİZİ

Brüksel'de yapılan KPK toplantısının dünkü bölümünde Avrupa Parlamentosu'nun Rum Üyesi Marios Matsakis, Başmüzakereci Ali Babacan'a "askerleriniz ülkemden çıkmak zorunda" demişti. Babacan da Matsakis'e "nihai çözüme kadar askerlerimiz Ada'dan çıkmayacak" yanıtını vermişti. Matsakis bugün de Türk ordusu işgalcilikle suçlamış ve Kıbrıs'ta PKK kampları olmadığını öne sürmüştü. Matsakis'e Türk tarafının yanında Eşbaşkan Joost Lagendijk da sert tepki göstermiş ve Rum üyeyi AP'den ihracını isteyeceğini söylemişti.

CNN TURK 24/11/05

 

Matsakis'e AP'den ihraç yolu göründü


24 Kasım, 2005 14:56:00 (TSİ)  CNN TURK

Kıbrıs'ta Türk bayrağını indiren AP Rum Milletvekili Marios Matsakis, şimdi de Türkiye - AB Karma Parlamento Komisyonu toplantısında Brüksel'i gerdi.

Matsakis'e Avrupa Parlamentosu'ndan ihraç yolu göründü.
 
Brüksel'de bugün sona eren Türkiye - AB KPK toplantısının son oturumunda dün başlattığı provokasyonlarını sürdüren Matsakis, 'AB'ye katılmaya hazırlanan Türkiye'de olup bitenlerin makyajdan ibaret olduğunu' savundu.
 
Matsakis, ''Kıbrıs'ta terörist PKK kampları olduğunu iddia ediyorsunuz. Gelin size her metrekaresini gezdireyim. Tek bir terörist bulursunuz. O da kuzeyi işgal eden Türk ordusu'' diye konuştu.

Matsakis'in ifadelerine Türkiye'nin AB Daimi Temsilcisi Büyükelçi Oğuz Demiralp, ''terörist başı Abdullah Öcalan yakalandığında üzerinde Kıbrıs Rum kesimi pasaportu olduğunu size hatırlatırım'' şeklinde yanıt verdi.

Matsakis'in sözleri üzerine Türk milletvekilleri de sıralara vurarak tepkilerini ortaya koydu ve 'provokasyon'' yapıldığını söyledi.

Bunun üzerine konuşmasını sürdüren Matsakis, ''Burası TBMM değil, Avrupa Parlementosu. İfade özgürlüğü var'' diyerek istediği şekilde konuşabileceğini söyledi.

Bu arada, KPK Eşbaşkan Yardımcısı Onur Öymen, Matsakis'in 'Türk ordusuna ve Türk milletine hakaret içeren sözlerini geri almaması durumunda salonu terk edeceğini' söyleyerek, dışarı çıktı.
 
Lagendijk'tan sert uyarı

Salonda gerilimin artması üzerine Matsakis'i 'saldırgan uslubü' nedeniyle sert şekilde uyaran Türkiye - AB KPK Eş Başkanı Joost Lagendijk, ''provokasyon yapma rolünüzü iyi oynuyorsunuz. Bu şekilde devam etmemenizi istiyorum. Parlamento başkanına bir mektup yazarak sizi buradan ihraç ettireceğim. Bundan sonra da size söz vermeyeceğim'' diye konuştu.

Lagendijk'in uyarısına rağmen ısrarcı tavrını sürdüren Matsakis, 'belgelere dayalı konuştuğunu' iddia ederek, ''dün AİHM bir karar aldı, bu yalan mı? Burada Türk ordusunun masum insanları öldürdüğü belirtiliyor. Türk işgali bitmeden bölgeye barış gelmez, bölgesel sorular çözülmez'' dedi.

Tepkiler karşısında bir süre sonra salondan ayrılan Matsakis, toplantının sonlarında tekrar içeri girse de sadece konuşmaları dinlemekle yetindi.
 
Kıbrıs'ta Türk bayrağını indiren AP Rum Milletvekili Marios Matsakis, dün de Türk askerlerinin Ada'dan gitmesini istemişti. "Askerleriniz ülkemden çıkmak zorunda" diyen Matsakis'e, Başmüzakereci Ali Babacan, "nihai çözüme kadar askerlerimiz Ada'dan çıkmayacak" yanıtını vermişti.
 
Marios Matsakis, 9 kasımda Güney Kıbrıs'taki partisinden kovulmuş, hakkında tarihi eser kaçakçılığından soruşturma açılmış ve Avrupa Parlamentosu'nda dokunulmazlığı kaldırılmıştı. 
 
Matsakis, Kıbrıs'taki ara bölge Akıncılar'da 1 kasım 2005'te bir nöbet kulübesine tırmanmış ve Türk bayrağını indirmişti. Matsakis, daha önce de KKTC sınırını geçmeye çalışırken ve İngiliz üslerinin tellerinde asılı kalarak gündeme gelmişti.
 
Matsakis, geçtiğimiz yıl iktidardaki Papadopulos'un partisi DİKO'dan Avrupa Parlamentosu milletvekili seçilmişti. 

 

Matsakis'e yanıt: ''Ada'yı terketmiyoruz''


      Türkiye-AB Karma Parlamento Komisyonu’nun (KPK) bugünkü toplantısında gündemi büyük ölçüde, daha önce de Kıbrıs’taki ara bölgeyi ihlal ederek KKTC toprağına giren ve boş bir kulübedeki Türk bayrağını çalan Avrupa Parlamentosu (AP) üyesi Marios Matsakis’in provokasyonları işgal etti. Matsakis'e net yanıtı Başmüzakereci Ali Babacan verdi.
      Brüksel’de bugün sona eren Türkiye-AB KPK toplantısının son oturumunda söz alarak dün başlattığı provokasyonlarını sürdüren Matsakis, "AB’ye katılmaya hazırlanan Türkiye’de olup bitenlerin makyajdan ibaret olduğunu" savunarak, "Kıbrıs’ta terörist PKK kampları olduğunu iddia ediyorsunuz. Gelin size her metrekaresini gezdireyim. Tek bir terörist bulursunuz. O da kuzeyi işgal eden Türk ordusu" diye konuştu.
      Bu sözlere, Türkiye’nin AB Daimi Temsilcisi Büyükelçi Oğuz Demiralp, "Terörist başı Abdullah Öcalan yakalandığında üzerinde Kıbrıs Rum kesimi pasaportu olduğunu size hatırlatırım" diye yanıt verdi.
      Matsakis’in sözleri üzerine Türk milletvekilleri de sıralara vurarak tepkilerini ortaya koyarken, "provokasyon" yapıldığını söylediler.
      Bunun üzerine konuşmasını sürdüren Matsakis, "Burası TBMM değil, Avupa Parlementosu. İfade özgürlüğü var" diyerek istediği şekilde konuşabileceğini söyledi.
      Bu arada, KPK Eşbaşkan Yardımcısı Onur Öymen, Matsakis’in "Türk ordusuna ve Türk milletine hakaret içeren sözlerini geri almaması durumunda salonu terk edeceğini" söyleyerek, dışarı çıktı.
      Salonda gerilimin artması üzerine Matsakis’i "saldırgan uslubü" nedeniyle sert şekilde uyaran Türkiye-AB KPK Eş Başkanı Joost Lagendijk, "Provokasyon yapma rolünüzü iyi oynuyorsunuz. Bu şekilde devam etmemenizi istiyorum. Parlamento başkanına bir mektup yazarak sizi buradan ihraç ettireceğim. Bundan sonra da size söz vermeyeceğim" diye konuştu.
      Lagendijk’in uyarısına rağmen ısrarcı tavrını sürdüren Matsakis, "belgelere dayalı konuştuğunu" iddia ederek, "Dün AİHM bir karar aldı, bu yalan mı? Burada Türk ordusunun masum insanları öldürdüğü belirtiliyor. Türk işgali bitmeden bölgeye barış gelmez, bölgesel sorular çözülmez" dedi.
      Tepkiler karşısında bir süre sonra salondan ayrılan Matsakis, toplantının sonlarında tekrar içeri girse de sadece konuşmaları dinlemekle yetindi.
     
     CEVABI BABACAN VERDİ

      Matsakis ile Başmüzakereci Ali Babacan arasında da şu dialog gerçekleşti:
      Matsakis: Askerleriniz ülkemden çıkmak zorunda.
      Babacan: Nihai çözüme kadar askerlerimiz Ada'dan çıkmayacak.
      Bu diyaloğun ardından Rum Milletvekili Matsakis sinirlenerek Babacan'ın yanından ayrıldı.
      Marios Matsakis, Karma Parlamento Komisyonu Üyesi ve AKP Milletvekili Necdet Budak'tan da tepki aldı. Budak, Matsakis'e 'bir Avrupalı gibi davranmasını' tavsiye etti.
      Marios Matsakis, 9 kasımda Güney Kıbrıs'taki partisinden kovulmuş, hakkında tarihi eser kaçakçılığından soruşturma açılmış ve Avrupa Parlamentosu'nda dokunulmazlığı kaldırılmıştı.
      Matsakis, daha önce de KKTC sınırını geçmeye çalışırken ve İngiliz üslerinin tellerinde asılı kalarak gündeme gelmişti.
      Matsakis, geçtiğimiz yıl iktidardaki Papadopulos'un partisi DİKO'dan Avrupa Parlamentosu milletvekili seçilmişti.

MILLIYET 24/11/05

 

Kakulli davası temyize gidiyor

Türkiye'nin, tampon bölge davası kararını temyiz etmesi bekleniyor

Kakulli davası temyize gidiyor

Türkiye'nin, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM), Kıbrıs'ta tampon bölgede 1996 yılında vurulan Rum vatandaşı Kriso Kakulli'nin yakınlarının açtığı davayla ilgili olarak önceki gün verdiği karara itiraz için temyize başvurmasının beklendiği bildirildi.

Türkiye'nin, AİHM'nin, 7 yargıçtan oluşan ilgili dairesinin önceki gün aldığı karara üç ay içinde itiraz etme hakkı bulunuyor.

A.A muhabirine bilgi veren diplomatik kaynaklar, Türkiye'nin, bu davanın temyize sevk edilip edilmeyeceğine karar verecek 5 kişiden oluşan panele büyük ihtimalle başvuracağını bildirdiler.

AİHM'nin 5 yargıçtan oluşan paneli, olumlu görüş vermesi halinde, temyiz niteliği taşıyan ve 17 yargıçtan oluşan büyük daire, davayı tekrar ele alacak ve gerek gördüğü takdirde tarafları dinlemek için bir duruşma daha yapacak.

AİHM'nin ilgili dairesi, Kıbrıs'ta tampon bölgede 1996 yılında vurulan Kakulli'nin yakınlarının açtığı davada, Türkiye'nin tazminat ödemesine karar vermişti.

"Türkiye'nin, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (AİHS) yaşama hakkı ve etkili soruşturma hakkıyla ilgili 2. maddesini ihlal ettiğine" hükmeden AİHM, "AİHS'nin ayrımcılığın yasaklanmasıyla ilgili 14. maddesinin ise ihlal edilmediğine" karar vermişti.

Strasbourg Mahkemesi, ayrıca Türkiye'nin, karar gereği, Kakulli'nin dul eşi ve 3 çocuğuna tazminat ile mahkeme masrafı olarak yaklaşık 50 bin avro ödemesine karar vermişti.

 KIBRIS 24/11/05

 

Kıbrıs Türkü yasta

Kıbrıs Türk siyasal yaşamının iki değerli insanını aynı gün birkaç saat arayla yitiren Kıbrıs Türkü, Özker Özgür ve Salih Miroğlu için gözyaşı döküyor. 65 yaşındaki Özgür ve 52 yaşındaki Miroğlu'nun aramızdan ayrıldığı 22 Kasım günü, tarih sayfalarına "kara gün" olarak geçti

Kıbrıs Türkü yasta

ÖZGÜR VE MİROĞLU BUGÜN TOPRAĞA VERİLİYOR... Tutulduğu amansız hastalığa yenik düşerek önceki gün evinde hayatını kaybeden Özker Özgür ile ani bir kalp krizi sonucu genç yaşta yaşamını yitiren Salih Miroğlu, bugün Lefkoşa'da toprağa veriliyor

MECLİSTE AYNI ANDA İKİ TÖREN ... CTP'nin 20 yıllık eski genel başkanı, eski başbakan yardımcısı ve BKP Dış ilişkiler Sekreteri Özker Özgür ile UBP Genel Sekreteri, Girne Milletvekili Salih Miroğlu için bugün mecliste aynı anda saat 10.30'da tören düzenlenecek

ÖZGÜR İÇİN İLK TÖREN AKM'DE... Özgür için bugün ilk tören saat 09.00'da AKM'de yapılacak. AKM'deki törenin ardından Özgür'ün cenazesi Cumhuriyet Meclisi'ndeki törene getirilecek. Mecliste saat 10.30'daki törenin ardından Özker Özgür, Lefkoşa Selimiye Camii'nde kılınacak öğle namazının ardından Lefkoşa Kabristanlığı'nda toprağa verilecek

MİROĞLU İÇİN UBP GENEL MERKEZİNDE DE TÖREN DÜZENLENECEK... Salih Miroğlu için ilk tören saat 09.30'da UBP Genel Merkezi'nde yapılacak. Miroğlu'nun cenazesi daha sonra Cumhuriyet Meclisi'ne getirilecek. Girne Nurettin Ersin Paşa Camii'nde saat 12.00'de kılınacak cenaze namazının ardından ise Miroğlu'nun cenazesi bir dönem yöneticilik yaptığı Türk Ocağı Spor Kulübü'nün önünden geçirilerek Lefkoşa Kabristanlığı'nda defnedilecek

Kıbrıs Türk siyasal yaşamının iki değerli insanını, Özker Özgür ile Salih Miroğlu'nu aynı gün birkaç saat arayla yitiren Kıbrıs Türk halkı yasta.

Kıbrıs Türkü, tutulduğu amansız hastalığa yenik düşerek önceki gün evinde hayatını kaybeden Özker Özgür ile ani bir kalp krizi sonucu genç yaşta yaşamını yitiren Salih Miroğlu için ağlıyor. Özker Özgür ve Salih Miroğlu'nun cenazeleri bugün toprağa veriliyor.

Cumhuriyetçi Türk Partisi'nin (CTP) 20 yıllık eski genel başkanı, eski başbakan yardımcısı ve Birleşik Kıbrıs Partisi (BKP) Dış ilişkiler Sekreteri 65 yaşındaki Özker Özgür ile Ulusal Birlik Partisi (UBP) Genel Sekreteri, Girne Milletvekili Salih Miroğlu'nun aramızdan ayrıldığı 22 Kasım günü, tarih sayfalarına "kara gün" olarak geçti.

Özker Özgür, tutulduğu amansız hastalığa karşı 9 ay boyunca verdiği mücadeleden yenik çıkarak, önceki gün kendi evinde saat 16.20'de hayatını kaybetmiş, bu acı haber tüm yurdu yasa boğmuştu.

Hemen herkes, Türk halkının siyasi yaşamında ayrı bir yeri olan ve tüm ömrü eşitlik, özgürlük ve barış mücadelesi ile geçen Özker Hocası'na ağlarken, ikinci kara haber fazla gecikmedi.

Birkaç saat sonra UBP Genel Sekreteri, Girne Milletvekili Salih Miroğlu'nun hayatını kaybettiğine yönelik bu kara haber ise Kıbrıs Türkü üzerinde ikinci bir şok oldu.

24 Aralık'ta yapılacak UBP kurultayında genel başkan adaylarından biri olan Salih Miroğlu, önceki akşam Gazimağusa UBP İlçe Merkezi'ndeki bir toplantıda yaptığı konuşmanın hemen ardından fenalaşmış ve kaldırıldığı Gazimağusa Hastanesi'nde saat 21.00 sıralarında kalbine yenik düşerek hayatını kaybetmişti. Miroğlu'nun kalp krizi sonucu öldüğü açıklanmıştı.

Her iki değerli siyasi kişiliğin zamansız ölümü üzerine devlet ve hükümet yetkilileri ile siyasi partiler, kurum ve kuruluşlar başsağlığı mesajı yayımladılar.

Özgür ve Miroğlu için mecliste tören

CTP'nin 20 yıllık eski genel başkanı, eski başbakan yardımcısı ve BKP Dış ilişkiler Sekreteri Özker Özgür ile UBP Genel Sekreteri, Girne Milletvekili Salih Miroğlu için bugün mecliste aynı anda saat 10.30'da tören düzenlenecek.

Yakalandığı amansız hastalıktan kurtulamayıp önceki gün hayatını kaybeden Özker Özgür için bugün ilk tören saat 09.00'da AKM'de yapılacak.

AKM'deki törenin ardından Özgür'ün cenazesi Cumhuriyet Meclisi'ndeki törene getirilecek. Özgür ile Miroğlu için birlikte düzenlenecek tören saat 10.30'da başlayacak.

Özker Özgür, Lefkoşa Selimiye Camii'nde kılınacak öğle namazının ardından Lefkoşa Kabristanlığı'nda toprağa verilecek.

UBP Gazimağusa İlçe Merkezi'ndeki bir toplantı sırasında geçirdiği kalp krizi sonucunda önceki gece hayatını kaybeden Salih Miroğlu için de bugün ilk tören saat 09.30'da UBP Genel Merkezi'nde yapılacak. Miroğlu'nun cenazesi daha sonra Cumhuriyet Meclisi'ne getirilecek ve burada saat 10.30'da tören düzenlenecek.

Girne Nurettin Ersin Paşa Camii'nde saat 12.00'de kılınacak cenaze namazının ardından Miroğlu'nun cenazesi bir dönem yöneticilik yaptığı Türk Ocağı Spor Kulübü'nün önünden geçirilerek Lefkoşa Kabristanlığı'nda defnedilecek.

Mesajlar.... mesajlar.... mesajlar.....

Abdullah Gül, taziye mesajı gönderdi

Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, UBP Genel Sekreteri ve Genel Başkan Vekili Dr. Salih Miroğlu ile BKP Dış İlişkiler Sekreteri Özker Özgür'ün vefatları dolayısıyla eşlerine birer taziye mesajı gönderdi.

Türkiye Cumhuriyeti Lefkoşa Büyükelçiliği Basın Müşavirliği'nden verilen bilgiye göre Türkiye Dışişleri Bakanı Gül, Dr. Salih Miroğlu'nun eşi Hayriye Miroğlu'na gönderdiği mesajda "Kıymetli eşiniz, UBP Genel Sekreteri ve Genel Başkan Vekili Sayın Dr. Salih Miroğlu'nun ani kaybından dolayı derin üzüntü duydum" diyerek, merhuma Allah'tan rahmet, eşine ve yakınlarına sabır ve metanet diledi.

Gül, BKP Dış İlişkiler Sekreteri Özker Özgür'ün vefatı dolayısıyla eşi Zehra Özgür'e gönderdiği taziye mesajında da, "Eşiniz BKP Dış İlişkiler Sekreteri Sayın Özker Özgür'ün vefatını üzüntüyle öğrendim. Acınızı paylaşıyorum" diyerek, merhuma Allah'tan rahmet, eşine ve yakınlarına sabır ve metanet diledi.

Soyer: Kıbrıs Türk halkı için büyük kayıp

CTP Genel Başkanı, Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Kıbrıs Türk siyasi yaşamının önemli değerlerinden UBP Milletvekili Genel Başkan Vekili Dr. Salih Miroğlu'nun genç yaşta ani ölümünün Kıbrıs Türk halkı için büyük kayıp olduğunu belirtti.

Başbakan Soyer dün yayımladığı mesajda, "Doktor ve aydın bir insan olarak, milletvekilliği ve bakanlığın yanı sıra Ulusal Birlik Partisi Genel Sekreteri ve Başkan Vekili olarak halkımıza değerli hizmetler vermiş olan Dr. Salih Miroğlu'nu her zaman saygı ve sevgi ile anacağız" dedi.

Başbakan Soyer, Dr. Salih Miroğlu'nun ailesine, Ulusal Birlik Partisi camiasına, Türk Ocağı Spor Kulübü'ne, tıp dünyasına, tüm sevenlerine ve Kıbrıs Türk halkına başsağlığı diledi.

Serdar Denktaş: Kıbrıs Türk

demokrasisi adına ciddi bir kayıp

Demokrat Parti (DP) Genel Başkanı Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş, Salih Miroğlu'nun KKTC siyasi yaşamında yeni bir renk ve sayfa açmasının beklendiği dönemde vuku bulan ani ölümünün Kıbrıs Türk demokrasisi adına ciddi bir kayıp olduğunu ifade etti.

Denktaş DP adına yayınladığı mesajda Salih Miroğlu'nun ölümü karşısında derin üzüntü içerisinde olduklarını söyledi ve "Miroğlu KKTC'nin ve demokrasisinin yılmaz bir savunucusu olarak her zaman hatırlanacak ve saygıyla anılacaktır" dedi.

Miroğlu'nun bakan ve milletvekilliği yaptığı dönemde Kıbrıs Türk halkının esenliği ve KKTC'nin yaşatılması davasında özveriyle çalıştığını da kaydeden Serdar Denktaş, Miroğlu'nun işbirliğine açık ve dayanışmacı kişiliğiyle UBP-DP döneminde yapılan ortak çalışmalara büyük katkı sağladığını ifade etti.

Denktaş, "Demokrat Parti olarak Sayın Salih Miroğlu'nu rahmetle anar ailesine başsağlığı dileriz" dedi.

Büyükelçi Karahan'dan taziye mesajları

Türkiye Cumhuriyeti Lefkoşa Büyükelçisi Aydan Karahan, UBP Genel Sekreteri ve Genel Başkan Vekili Dr. Salih Miroğlu ile BKP Dış İlişkiler Sekreteri Özker Özgür'ün vefatları dolayısıyla ailelerine ve parti yetkililerine birer taziye mesajı gönderdi.

Lefkoşa Büyükelçiliği Basın Müşavirliği'nden yapılan açıklamada, Büyükelçi Aydan Karahan, Salih Miroğlu'nun eşi Hayriye Miroğlu'na gönderdiği mesajda, Dr. Salih Miroğlu'nun ani vefatından duyduğu derin üzüntüyü dile getirerek Kıbrıs Türk siyasetinin müstesna isimlerinden olan Miroğlu'nun ani ölümünün, tüm Kıbrıs Türkleri için acı bir kayıp olduğunu ifade etti.

Karahan, merhuma Tanrı'dan rahmet, tüm aile üyeleri ve yakınlarına da başsağlığı ve sabırlar diledi.

Büyükelçi Karahan, UBP eski Genel Başkanı Dr. Derviş Eroğlu'na gönderdiği mesajda da, "Çok değerli çalışma arkadaşınız, UBP Genel Sekreteri ve Genel Başkan Vekili, Girne milletvekili Dr. Salih Miroğlu'nun acı kaybını derin üzüntü ile öğrendim" diyerek, en verimli çağında hayata veda eden Dr. Miroğlu'nun vefatının şüphesiz sadece UBP'liler için değil, tüm Kıbrıs Türkleri için büyük bir kayıp olduğunu kaydetti.

Karahan, merhuma Tanrı'dan rahmet, Derviş Eroğlu, çalışma arkadaşları, UBP'lilere ve tüm Kıbrıslı Türklere sabır ve başsağlığı diledi.

Lefkoşa Büyükelçisi Aydan Karahan, BKP Dış İlişkiler Sekreteri Özker Özgür'ün vefatı dolayısıyla eşi Zehra Özgür'e gönderdiği taziye mesajında, "Kıbrıs Türk siyasal yaşamının duayenlerinden, değerli eşiniz Özker Özgür'ün vefatını büyük bir üzüntü ile öğrendim" diyerek, merhuma Tanrı'dan rahmet, kederli ailesine sabır ve başsağlığı diledi.

Karahan, BKP Genel Sekreteri İzzet İzcan'a gönderdiği taziye mesajında ise, Kıbrıs Türk siyasal yaşamına uzun yıllar hizmet eden, Kıbrıs Türk siyasetinin duayenlerinden BKP Dış İlişkiler Sekreteri Özker Özgür'ün vefatını büyük bir üzüntüyle öğrendiğini belirtti.

Özker Özgür'ün hastalığı sırasında dahi görüş ve düşüncelerini halkı ile paylaşmak için çaba sarfettiğini belirten Karahan, "CTP'nin 20 yıllık eski Genel Başkanı ve eski Başbakan Yardımcısı Özker Özgür'ün Kıbrıs Türk toplumsal ve siyasal yaşamında bıraktığı derin izlerin yadsınamaz" olduğunu vurguladı.

Büyükelçi Aydan Karahan, mesajının sonunda İzzet İzcan'a ve tüm çalışma arkadaşlarına başsağlığı ve sabır diledi.

UBP: Acımız derindir

Ana muhalefet UBP, Genel Başkan Vekili, Genel Sekreter ve Girne Milletvekili Salih Miroğlu'nun ölümünün ülke açısından büyük bir kayıp olduğunu bildirdi.

UBP Basın Bürosu, yayınladığı mesajda Kıbrıs Türk halkının yetiştirdiği en önemli siyasi değerlerden biri olan Miroğlu'nun ölümünden duyulan derin üzüntü dile getirildi.

Mesajda şöyle denildi:

"UBP ile tüm KKTC yasta. Kıbrıs Türk halkının yetiştirdiği en önemli siyasi değerlerden biri olan, dava arkadaşımız; gönlü ile aklı vatan, halk, devlet sevgisi ile dopdolu Genel Başkan Vekilimiz, Genel Sekreterimiz Salih Miroğlu'nu dün akşam (önceki akşam) geçirdiği kalp krizi sonucu kaybettik.

Acımız bitimsiz ve derindir. Ülke olarak kaybımız büyüktür. Merhuma tanrıdan rahmet, kederli ailesine ve tüm UBP'lilere ve Kıbrıs Türk halkına başsağlığı diliyoruz.

O, yüreği insan sevgisi ile taşar, beyninde ülkesi, halkı partisi için güzel, birleştirici fikirler taşırken takdiri ilahi sonucu yaşama veda etse de biz onu her zaman kalbimizde, beynimizde, partimizde, ülkemizde yaşatacağız.

Güzel ideallerini özellikle gençlere anlatmak istiyor, onları UBP'li yapmanın, KKTC devletine dört elle sarılı bir noktaya ulaştırmanın heyecanı içinde planlar yapıyordu. Bunu vasiyeti sayıyor, yerine gelmesi için canla, başla çalışacağımıza söz veriyoruz".

UBP; CTP eski Genel Başkanı, eski Başbakan Yardımcısı, BKP Dışilişkiler Sekreteri Özker Özgür'ün ölümü dolayısıyla yayımladığı mesajda da şunları kaydetti:

"Kıbrıs Türk Halkı'na yıllarca eğitimci olarak değerli hizmetler veren, siyaset dünyamıza kendine özgün düşünceleri ve liderliğiyle damgasını vuran CTP eski Genel Başkanı, BKP Dış ilişkiler Sekreteri, eski Başbakan Yardımcısı Özker Özgür'ün vefatını derin bir üzüntüyle öğrenmiş bulunuyoruz.

Daha yapacak hizmetleri, ortaya koyacak düşünceleri vardı.

Ölümü Kıbrıs Türk demokrasisinin, siyasi yaşamının zenginliği açısından büyük kayıptır.

Merhuma Tanrı'dan rahmet, kederli ailesine, CTP ile BKP'ye, Kıbrıs Türk Halkı'na başsağlığı dileriz."

Kalyoncu: Acımız büyüktür

CTP Genel Sekreteri Ömer Kalyoncu, Miroğlu'nun ölümü üzerine dün yayımladığı bildiride, Kıbrıs Türk halkının çok değerli bir ferdinin kaybının yarattığı sarsıntıyı henüz üzerinden atamadan, bir başka acı kaybın şokunu yaşadığını söyledi.

Kalyoncu, "Ulusal Birlik Partisi Genel Sekreteri, Genel Başkan Vekili ve Girne Milletvekili Sayın Salih Miroğlu'nun zamansız ölümü bizleri derin bir üzüntüye itmiştir.

En verimli çağında beklenmedik bir şekilde aramızdan ayrılan, Kıbrıs Türk siyaset yaşamının çok değerli bir ferdi olan Miroğlu'na Tanrı'dan rahmet, ailesi, Ulusal Birlik Partisi ve Kıbrıs Türk halkına başsağlığı dilerim" dedi.

Akıncı: Kıbrıs Türk halkının başı sağolsun

Barış ve Demokrasi Hareketi (BDH) Genel Başkanı Mustafa Akıncı, Özker Özgür ve Salih Miroğlu'nun ölümüyle, Kıbrıs Türk halkının çok değerli iki insanını kaybettiğini belirterek, tüm Kıbrıs Türk halkına başsağlığı dileğinde bulundu.

Mustafa Akıncı yaptığı açıklamada, her iki şahsiyetin de yalnız kendi camialarına değil tüm Kıbrıs halkına mal olmuş kişiler olduğuna dikkat çekerek, "Farklı siyasi kulvarlarda ama gerekli bilgi birikimine sahip, donanımlı kişilerdi. İnsani, sosyal ilişkileri her ikisinin de çok güçlüydü" dedi.

Akıncı şöyle devam etti:

"Özker Hoca mücadeleci kimliğiyle en zor anlarda bile dik durmasını bilmiş ve Kıbrıs'ın yakın tarihinde çok önemli izler bırakarak aramızdan ayrılmıştır.

Salih Miroğlu, Limasol'da lise yıllarından başlayarak liderlik yeteneklerini kanıtlamış, ifade gücü olan, birikimli bir kardeşimizdi. Siyasal alanda daha önemli sorumluluklar üstlenmeye hazırlandığı sırada bu dünyadan göçmüştür.

Özker Hoca'yı 65 yaşında kanserden, Salih Miroğlu'nu da 52 yaşında kalp krizinden yitirdik. Aynı güne denk gelen bu iki acı ölüm, aynı zamanda Kıbrıs Türklerinin sağlık sorunlarının da bir aynası gibidir."

YKP

Yeni Kıbrıs Partisi (YKP) PYK Sekreteri Rasıh Keskiner de Özker Özgür'ün ve Salih Miroğlu'nun ölümüyle ilgili 2 ayrı mesaj yayımladı.

Keskiner, Özgür'le ilgili mesajında şöyle dedi:

"Kıbrıs ve Kıbrıslılar, hayatı boyunca egemenlere karşı mücadele sürdüren bir evladını daha kaybetmiştir. Özker Özgür belli bir süredir yakalandığı rahatsızlık sonucu vefat etmiştir.

Yaşamı boyunca, "bey düzeni"'nin baskı, tehdit ve saldırıları onu yıldırmamış, emekten, emekçiden yana mücadelesini her platformda sürdürmesini bilmiştir.

Özker Özgür sadece bedenen aramızdan ayrılmaktadır. Kıbrıslılar onu her zaman "teslim olmayan" sayılı mücadelecilerden birisi olarak hatırlayacaklardır. Yeni Kıbrıs Partisi, Özker Özgür'ün vefatı nedeniyle tüm ailesinin, tüm sevenlerinin acısını paylaşır, tüm Kıbrıslılara başsağlığı diler".

Rasıh Keskiner, Salih Miroğlu için yayınladığı mesajda da Ulusal Birlik Partisi Başkan Vekili ve Girne Milletvekili Dr. Salih Miroğlu'nun, siyasal yaşamının en olgun çağında geçirdiği bir kalp krizi sonucu hayatını kaybettiğini belirterek, "Yeni Kıbrıs Partisi olarak, Miroğlu'nun vefatı dolayısıyla ailesinin, sevenlerinin ve Ulusal Birlik Partisi camiasının acısını paylaşır başsağlığı dileriz" dedi.

UBP Lefkoşa Gençlik Kolları

Ulusal Birlik Partisi (UBP) Lefkoşa Gençlik Kolları UBP Genel Başkan Vekili, Genel Sekreter, Girne Milletvekili Salih Miroğlu'nun vefatından duyduğu üzüntüyü "Yolumuzu aydınlatan bir yıldızımız kayarken öylece bakakaldık. Ne elimiz iş tutabildi, ne de yüreğimiz bir duygu" şeklinde ifade etti.

UBP Gençlik Kolları yayınladığı yazılı bildiride tüm halkı ve gençleri yarın saat 9.00'da Sarayönü'nde olmaya ve "etrafında hep gençleri görmek isteyen, hep gençlerle yürümenin gerekli olduğunu söyleyen" Miroğlu'nun sesini son kez dinlemeye çağırdı.

Bildiride "Gelin! Yemin etmeye, O'nun ideallerine, hedeflerine, çizdiği yolda yürümeye, devletimize, egemenliğimize, geleceğimize sahip çıkmaya...Gelin! Yeri göğü onun sesiyle inletmeye...Salih abimizi kaybettik. Hepimizin başı sağolsun" dendi.

 

TKP Gençlik Kolları

TKP Gençlik Kolları, Kıbrıs Türk halkının 22 Kasım günü siyasetin en acı gününü yaşadığını, Kıbrıs Türk siyasal hayatının önde gelen iki ismi aynı gün içerisinde hayatını kaybettiğini belitti.

TKP Gençlik Kolları adına açıklama yapan Eldem Şenkayalar, yakalandığı amansız hastalıktan kurtulamayarak hayatını kaybeden barış ve kardeşlik hocası Özker Özgür ve geçirdiği kalp krizi sonucu siyasetin önemli isimlerinden Salih Miroğlu'nun hayatını kaybetmesinin, gençler arasında derin üzüntü yarattığını ifade etti.

Şenkayalar, Kıbrıs Türk halkının bütünlüklü olarak yaşadığı bu kara günde, barış ve demokrasi uğruna yıllarca mücadele ederek gençlere önderlik etmiş olan, Kıbrıslı Türklerin hocası Özker Özgür'ün ve siyasi hayatında halkımıza önemli hizmetler vermiş olan Dr. Salih Miroğlu'nu kaybetmenin derin üzüntüsü içerisinde olduklarını kaydetti.

Şenkayalar, merhum siyaset adamlarımıza Tanrı'dan rahmet, Kıbrıs Türk halkına da başsağlığı ve sabırlar diledi.

Basın-Sen

Basın-Sen dün yayımladığı bildiride, Kıbrıs Türk siyasal yaşamına uzun yıllar hizmet vermiş CTP'nin 20 yıllık eski genel başkanı, eski başbakan yardımcısı, BKP Dışilişkiler Sekreteri Özker Özgür'ün ve UBP Genel Sekreteri Salih Miroğlu'nun vefatını büyük bir üzüntüyle öğrendiklerini belirterek başsağlığı diledi.

Basın-Sen, Özker Özgür'le ilgili başsağlığı mesajında şöyle dedi:

"Basın Emekçileri Sendikası, Kıbrıs Türk halkının barış ve demokrasi mücadelesinin öncülerinden, düşünce ve yazılarıyla Kıbrıs Türk basınına büyük katkılar yapmış olan Özker Hoca'yı kaybetmenin derin acısını hissetmektedir.

Basın emekçileri olarak Özker Özgür'e rahmet, yaslı ailesine ve Kıbrıs Türk halkına başsağlığı dileriz".

Basın-Sen Miroğlu için yayımladığı mesajda da şunları kaydetti:

"Ulusal Birlik Partisi Genel Sekreteri ve Genel Başkan Vekili Salih Miroğlu'nun zamansız ölümünü üzüntü ile karşıladık.

Miroğlu'nun en verimli çağında aniden vefat etmesinin Kıbrıs Türk siyasal yaşamı için büyük bir kayıp olduğunu düşünüyoruz. Basın-Sen olarak Kıbrıs Türk siyasi yaşamına uzun yıllar hizmet eden Miroğlu'na rahmet, ailesine, Kıbrıs Türk halkına başsağlığı dileriz".

Memur-Sen

Kıbrıs Türk Memur Sendikası (Memur-Sen) Genel Başkanı Şener Özburak ise mesajında, Kıbrıs Türkü'nün siyasi yaşamında çok önemli katkıları bulunan, demokrasi savaşçısı ve barış gönüllüsü Özker Özgür ile UBP Genel Başkan Vekili Salih Miroğlu'nun ölümünden derin üzüntü duyduklarını belirtti.

Özburak, ailelerine ve Kıbrıs Türk halkına sabır, Özgür ve Miroğlu'na Tanrı'dan rahmet diledi.

DAÜ-SEN ve DAÜ BİR-SEN

DAÜ-SEN ve DAÜ BİR-SEN'in Özker Özgür için yayınladıkları başsağlığı mesajında, "Hayatını Kıbrıslı Türklerin özgür yarınları uğruna mücadeleye adayan, Kıbrıs'ın yetiştirdiği önemli kişiliklerden, meslektaşımız Özker Özgür'ü kaybettik. Acımız büyüktür. Hocamızın güzel anısı önünde saygıyla eğiliyoruz. Özker Hoca! Rahat uyu! Adın ve anın barış ve demokrasi mücadelemize meşale olacak! Seni unutmayacağız" denildi.

DİN-GÖR-SEN

Din Görevlileri Sendikası (DİN-GÖR-SEN) da mesajında gençlik yıllarından başlayarak, hayatının tamamını Kıbrıs Türk halkının verdiği hayata ve dünyaya tutunma mücadelesine adayan Salih Miroğlu'nun yapılan çalışmaların her safhasında büyük katkısı ve emeği olduğunu belirtti.

Mesaj, şöyle devam etti:

"Kur-an'ı Kerim'deki "Her nefes mutlaka ölümü tadacaktır" ilahi emir neticesinde aniden aramızdan ayrılan merhum Salih Miroğlu kardeşimize rahmet ve ailesine bu büyük acıya dayanma gücü vermesi için alemlerin Rabbi Allah'a dua ediyoruz".

Tüketiciler Derneği

Tüketiciler Derneği Genel Başkanı Hasan Y. Işık, yaşamlarını beklenmedik bir zamanda ve şekilde yitiren UBP Genel Sekreteri ve Genel Başkan Vekili Dr. Salih Miroğlu ile BKP Dış İlişkiler Sekreteri Özker Özgür'ü kaybetmenin büyük üzüntüsü içinde olduklarını bildirdi.

Hasan Y. Işık yaptığı yazılı açıklamada, ülkenin çok değerli iki siyasi mensubunu kaybetmesi nedeniyle dernek camiasının da büyük bir üzüntü içinde olduğunu ifade ederek, Kıbrıs Türk halkına, merhumların ailelerine ve yakınlarına başsağlığı diledi.

KIBRIS 24/11/05

 

Aydan Karahan:Siyasi çözüm ve ardından birleşik bir Kıbrıs'ta AB üyeliği

Türkiye'nin Lefkoşa Büyükelçisi Aydan Karahan, "Avrupa Birliği Mevzuatına

Uyum Semineri"nde Kıbrıs Türk halkının iki hedefi olduğunu söyledi:

Aydan Karahan:Siyasi çözüm ve ardından birleşik bir Kıbrıs'ta AB üyeliği

İKİ ANA HEDEF... Türkiye'nin Lefkoşa Büyükelçisi Aydan Karahan, "Avrupa Birliği Mevzuatı Uyum Çalışmaları" konulu seminerde yaptığı konuşmada, Kıbrıs Türk halkının önünde şu an için iki ana hedef bulunduğunu, bunların siyasi çözüm ve ardından birleşik bir Kıbrıs'ta Avrupa Birliği üyeliği olduğunu söyledi

 

Türkiye'nin Lefkoşa Büyükelçisi Aydan Karahan, Kıbrıs Türk halkının önünde şu an için iki ana hedef bulunduğunu, bunların siyasi çözüm ve ardından birleşik bir Kıbrıs'ta Avrupa Birliği üyeliği olduğunu söyledi.

Türkiye'nin Lefkoşa Büyükelçiliği ile TC Başbakanlık Dış Ticaret Müsteşarlığı tarafından organize edilen ve Ekonomi ve Turizm Bakanlığı tarafından koordinasyonu yapılan "Avrupa Birliği Mevzuatı Uyum Çalışmaları" konulu seminerler dün sabah başladı.

"TC-KKTC AB Mevzuatı Uyum Çalışmaları Seminer Programı" adlı seminerler, KKTC Ekonomi ve Turizm Bakanlığı ile TC Başbakanlık Dış Ticaret Müsteşarlığı arasında yapılan "Ortak Komite IV. Dönem Toplantısı Mutabakat Zaptı" uyarınca AB mevzuat uyum çalışmalarının KKTC'de de uygulanmasına yönelik düzenleniyor.

Seminerin açılışına, Türkiye'nin Lefkoşa Büyükelçisi Aydan Karahan, TC Başbakanlık Dış Ticaret Müsteşarlığı Müsteşar Yardımcısı Ülker Güzel ve heyeti, TC Büyükelçiliği yetkilileri ile KKTC Ekonomi ve Turizm Bakanlığı bürokratları, Kıbrıs Türk Sanayi Odası Başkanı Salih Tunar, ekonomistler, işadamları, akademisyenler ve konuya ilgi duyan kişiler katıldı.

Üç gün sürecek olan seminerler, Kıbrıs Türk Ticaret Odası'nda, Ekonomi ve Turizm Bakanlığı koordinatörlüğünde gerçekleştiriliyor.

Seminerler, bu sabah saat 09.15'de Türkiye'nin Lefkoşa Büyükelçisi Aydan Karahan'ın açılış konuşmasıyla başladı. Büyükelçi Karahan'ın konuşmasının ardından TC Başbakanlık Dış Ticaret Müsteşarlığı Müsteşar Yardımcısı Ülker Güzel programla ilgili kapsamlı bir sunum yaptı.

"AB Mevzuatı ve Uyum Çalışmaları, AB Rekabet Politikası, İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesi, Gözetim ve Korunma Önlemleri, AB Mevzuatı Kapsamında Sınai ve Patent Hakları ile Türkiye Patent Enstitüsü" alt başlıklarıyla düzenlenen seminerler halka açık olarak yapılıyor.

KIBRIS 24/11/05

 

Başbakan Soyer :"Tapular iptal edilecek" diye bir hadise yoktur

Başbakan Soyer, Mülkiyet konusundaki yasal düzenlemeyle ilgili olarak ortaya atılan "tapular iptal edilecek" şeklindeki iddiaları spekülasyon olarak değerlendirerek tepki gösterdi:

Başbakan Soyer :"Tapular iptal edilecek" diye bir hadise yoktur

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Mülkiyet konusundaki yasal düzenlemeyle ilgili olarak ortaya atılan "tapular iptal edilecek" şeklindeki iddiaları spekülasyon olarak değerlendirerek tepki gösterdi.

Hükümetin, cumhurbaşkanlığı, yerel ve yabancı hukukçularla yaptığı temaslar sonucunda hazırlayarak meclise sevk ettiği çalışmayla ilgili yorumları, "siyaset için kendi elimizle kendi gözümüzü çıkarmaya teşebbüs" sözleriyle değerlendiren Soyer, "Böyle bir hadise yoktur. Bunu net olarak, açık bir şekilde ifade ediyorum" dedi ve ekonomiyi böyle dedikodularla sarsacak spekülasyonlardan vazgeçilmesini istedi.

Bakanlar Kurulu Başbakan Ferdi Sabit Soyer başkanlığında dün yaklaşık 2.5 saatlik bir toplantı yaptı.

Toplantının ardından kurulun "rutin konuları" görüştüğü belirtilerek, basına açıklama yapılmadı.

Başbakan Soyer, toplantıya girerken basına yaptığı açıklamada, "Gerek Sayın Özker Özgür, gerekse Sayın Salih Miroğlu'nun ölümü hepimizi sarsmıştır" diyerek uzun boylu, detaylı politik değerlendirme yapmak istemediğini, bakanlar kurulunda rutin gündemin görüşüleceğini belirterek mülkiyet konusunda açıklamada bulundu.

"Bildik ve tanıdık spekülasyonlar"

Hükümetin, Cumhurbaşkanlığı, yerel ve yabacı hukukçularla yaptığı temaslar sonucunda, mülkiyet rejimini uluslararası hukuka benimsetebilecek ve geçmişte Louzidu davalarıyla başlayan süreçte özellikle mülkiyet rejiminin iki bölgelilik unsurlarını sıkıntıya sokacak problemleri aşmak için bir çalışma yaparak meclise sevk ettiğini anlatan Soyer, bu çalışmaya ilgili bazı çevrelerin spekülasyon yapmakta olduğunu belirterek buna tepki gösterdi.

"Tapuların iptal edileceği" şeklindeki söylemlerin "bildik ve tanıdık spekülasyonlar" olduğunu belirten Başbakan Soyer, bunu "siyaset yapacak diye kendi elimizle kendi gözümüzü çıkarmaya teşebbüs eden bir girişim" olarak değerlendirdi.

"Böyle bir hadise yoktur"

"Böyle bir hadise yoktur. Bunu net olarak, açık bir şekilde ifade ediyorum" diyen Soyer, bu çalışmanın, Kıbrıs Türk halkının iki bölgeliliğini, siyasi eşitliğini ve bu iki bölgelilikteki mülkiyet rejimini hiçbir zaman sıkıntıya sokmayacak bir düzenleme olduğunu kaydetti.

Başbakan Soyer, Mal Tazmin Yasası'nın Meclise sevk edilmesi ve konunun kamuoyunun bilgisine gelmesi üzerine Rum Yönetimi'nden gelen "bu yasa değişikliğinin herhangi bir şekilde mülkiyet meselesiyle ilgili pozisyonu sarsmayacağı, hiçbir anlam ifade etmeyeceği, " yönündeki açıklamaları "telaşlı açıklamalar" olarak değerlendirerek şunları kaydetti:

"Bu tartışmaya artık son verilmeli"

"İşin özü, doğrudan doğruya Kıbrıs Rum tarafında bugün var olan ve Kıbrıslı Türklerin Güney'deki mallarının gaspıyla oluşan durumu, kendi mahkemelerinde, Kıbrıs sorununun çözümüne havale edip çözümden sonrasını ele alan mantığın yarattığı bir telaştır bu, çünkü bunun uluslararası hukukla da bağı yoktur. Durum budur. Yaratılmak istenen, kendi içimizde bir kaosa döndürülmek istenen bu tartışmaya da, artık son vermek gerekiyor. Bıraksınlar artık Kıbrıs Türk halkı, iki bölgeliliğini, iki toplumluluğunu pekiştirecek siyasal mücadele yolunda yürüyüşünü kararlılıkla sürdürsün ve ekonomimizi böyle dedikodularla sarsacak spekülasyonlardan da vazgeçsinler."

KIBRIS 24/11/05

 

Kıbrıs Rum yönetimi Sözcüsü Kipros Hrisostomidis, Kıbrıs Rum mallarıyla ilgili yasal düzenleme girişimlerini sert bir dille eleştirdi: İtibar görmeyecek

Kıbrıs Rum yönetimi Sözcüsü Kipros Hrisostomidis, Kıbrıs Rum mallarıyla ilgili yasal düzenleme girişimlerini sert bir dille eleştirdi: İtibar görmeyecek

Kıbrıs Rum yönetimi Sözcüsü Kipros Hrisostomidis, "işgal idaresi' olarak nitelediği KKTC'nin, "Kıbrıs Rum malları konusuyla ilgili yeni çözümlerine herhangi bir itibar gösterilmeyeceği inancında olduğunu" iddia etti.

Rum haber ajansına göre "KKTC'nin, Anayasa'nın 159. maddesinde değişiklik yapacağı ve bunun da, takas ve tazminatın yanında mal iadesini de öngördüğü" yönündeki haberleri yorumlayan Hrisostomidis, KKTC'nin bu konuda samimi olmadığını savunarak, "Diğer tarafta samimi niyet olsa, o zaman hükümetin (Rum yönetiminin), Maraş'ın ve Mağusa kentinin limanının açılmasına ilişkin önerisi kabul edilirdi" dedi.

KKTC'nin "Kıbrıs Rum mallarının istimlaki konusunda getireceği yasanın hiçbir değeri ve itibarı olmadığı görüşünde olduğunu" savunan Hrisostomidis, şunları söyledi:

"Mal tapuları etkilenmedi. Yerinden edilmiş Kıbrıslı Rumların tapuları olmaya devam ediyor. İşgal rejiminin, bu fenomeni yani, Kıbrıs Rum mallarının işgal ve gasp edilmesini haklı göstermek için getirdiği hiçbir anayasal kural veya yasanın, hiçbir yasal zemini olmadığı ortadadır. İşgal idaresinin giriştiği bu yeni çözümlere itibar edileceğini zannetmiyorum."

KIBRIS 24/11/05

 

Olli Rehn: Mali yardım bu yıl sonuna kadar onaylanmazsa bir bölümü iptal edilecek

AB Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn, AB'nin Kıbrıslı Türklere yapacağı varsayılan, ancak uzun süredir onaylanmayan 250 milyon avroluk mali yardımın bu yıl sonuna kadar onaylanmaması halinde, 100 milyon avrodan fazla bir bölümünün iptal edilmesi gerekeceğini bildirdi.

Türkiye Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Ali Babacan da, Kıbrıs'ta çözüm için Annan planının Türkler tarafından desteklendiğini ve kabul edildiğini, çözümsüzlüğün Rumlardan kaynaklandığını hatırlatarak, Ankara'nın BM bünyesinde kalıcı ve adil çözüm çalışmalarını her zaman destekleyeceği mesajı verdi.

A.A'nın haberine göre Avrupa Parlamentosu ile TBMM arasında tek diyalog organı olan Türkiye-AB Karma Parlamento Komisyonu'nun (KPK) Brüksel'de yapılan 55. toplantısında, Türkiye Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Ali Babacan ile AB Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn birer konuşma yaparak, görüşlerini bildirdiler ve gazetecilerin soruları yanıtladılar.

Olli Rehn, yaptığı konuşmada, Türkiye'nin katılım müzakerelerinin başlaması ile AB'nin yükümlülüklerini yerine getirmiş olduğunu savundu ve yükümlülükleri yerine getirme sırasının Türkiye'ye geldiğini söyledi.

AB'nin Türkiye'den "öncelikli beklentilerini" sıralayan Rehn, Ankara Antlaşması Ek Protokolü'nün onaylanması ve uygulanması, Türk limanlarının Rum gemilerine açılması, Kıbrıs Rum kesimi ile ilişkilerin normalleştirilmesi gibi unsurlar üzerinde durdu.

Olli Rehn bir soru üzerine, AB'nin Kıbrıslı Türklere yapacağı varsayılan, ancak uzun süredir onaylanmayan 250 milyon avroluk mali yardımın bu yıl sonuna kadar onaylanmaması halinde, 100 milyon avrodan fazla bir bölümünün iptal edilmesi gerekeceğini bildirdi.

Rehn, Türkiye'ye bu yıl 300 milyon, gelecek yıl 600 milyon avro yardım öngörüldüğünü, bu rakamın 2007'de 1 milyar avroyu bulabileceğini anlattı.

Babacan, bir soru üzerine Kıbrıs'ta çözüm için Annan planının Türkler tarafından desteklendiğini ve kabul edildiğini, çözümsüzlüğün Rumlardan kaynaklandığını hatırlatarak, Ankara'nın BM bünyesinde kalıcı ve adil çözüm çalışmalarını her zaman destekleyeceği mesajı verdi.

KIBRIS 24/11/05

 

Cumhurbaşkanlığı'ndan açıklama: Lokmacı Kapısı'nı en erken zamanda açmak niyetindeyiz

Cumhurbaşkanlığı, hem Kıbrıslı Türkler ve Rumlar, hem de tüm Lefkoşa için yararlı olacağına inanılan Lokmacı Kapısı'nın açılması çalışmalarının hızla devam ettiğini, kapının en kısa zamanda açılacağını belirtti.

Cumhurbaşkanlığı Basın Bürosu'ndan yapılan açıklamada, Türk tarafındaki altyapı çalışmaları yanında iki kapı arasındaki yol ve binaların rehabilitasyonunun yapılmakta olduğu kaydedildi.

Cumhurbaşkanlığı'nın açıklaması şöyle:

"27 Eylül tarihinde, Lokmacı Barikatı'nın en erken zamanda açılması için Kıbrıs Türk tarafı olarak çalışmalara başlayacağımızı kamuoyuna duyurmuştuk. Hem Kıbrıslı Türkler ve Rumlar hem de tüm Lefkoşa için yararlı olacağına inandığımız bu kapının açılması çalışmalarımız hızla devam etmektedir. Kendi tarafımızdaki altyapı çalışmaları yanında, iki kapı arasındaki yol ve binaların rehabilitasyonundan, Lefkoşa Masterplan çerçevesinde sorumlu olacak olan UNDP ile işbirliği içindeyiz.

Lefkoşa Türk Belediyesi de bu yöndeki çalışmaları çerçevesinde, Lokmacı Barikatı'nın açılışı ile ilgili altyapı ve üstyapı projelerinin uygulanmasına hız vermiştir.

Bilindiği gibi, geçtiğimiz aylarda Bostancı Kapısı'nı tek taraflı olarak açarak, bu kapının açılması önünde engel yaratan tarafın, Rum Yönetimi'nin iddialarının aksine, Kıbrıs Türk tarafı olmadığını ispatladık. Lokmacı Kapısı'nın açılması yönünde attığımız olumlu adım karşısında Rum yönetimi, ne yazık ki yine Kıbrıs Türk tarafını engel ve sorun yaratan taraf olarak göstermekte ve Lokmacı Kapısı'nın açılması konusundaki isteksizliğini saklamaya çalışmaktadır. Tüm suçlamaların ve iddiaların aksine, çalışmalarımızı hızla sonlandırıp, Lokmacı Kapısı'nı en kısa zamanda açmak niyetindeyiz."

KIBRIS 24/11/05

 

Türkiye'den Lokmacı Kapısı'na 500 bin YTL katkı

Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti Lefkoşa çarşısı içindeki Lokmacı Kapısı'nın geçişlere açılması için KKTC makamlarının çalışmalarına destek amacıyla 500 bin YTL hibe yapılmasını kararlaştırdı.

Türkiye'nin Lefkoşa Büyükelçiliği Basın Müşavirliği tarafından yapılan konuyla ilgili yazılı açıklama şöyle:

"Lefkoşa çarşı içindeki Lokmacı kapısının geçişlere açılması ile ilgili olarak KKTC makamlarınca yapılmakta olan çalışmalar tarafımızdan memnuniyetle izlenmektedir.

Bu çerçevede, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti tarafından, ilgili KKTC makamlarınca alınan söz konusu kararın uygulanmasını desteklemek amacıyla, 500 bin YTL hibe edilmesi kararlaştırılmıştır.

Lokmacı kapısının bir an önce açılmasının başta bölge esnafı olmak üzere Kıbrıs Türk Halkı'nın ekonomisinin gelişmesine ve reel sektörün güçlenmesine katkıda bulunacağına inanmaktayız."

KIBRIS 24/11/05

 

Papadopulos’tan Annan Planı şartı

Rum lider Papadopulos, Annan Planı’nın ne olduğu şekliyle ne de göstermelik değişikliklerle önlerine gelebileceğini söyledi.

 

AA

Güncelleme: 18:00 TSI 25 Kasım 2005 Cuma

LEFKOŞA - Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos, Rum komünist AKEL partisinin dün akşam başlayan 20. kurultay çalışmalarında konuşma yaptı. Annan Planı’nın masada olduğunu ifade eden Papadopulos, “Ancak ne olduğu şekliyle, ne de göstermelik değişikliklerle yeniden önümüze gelir” dedi.

Annan Planı’nın bazı maddeleri veya tüm maddelerinin sürekli olarak masaya geleceğini ve yeni bir plan hazırlanmasında bunlardan yararlanılacağını söyleyen Rum lider, bazı noktaları ilave etme veya çıkarma hakkını ise kendine sakladığını belirtti.

İki bölgeli, iki toplumlu federal bir çözüme sadık olduğunu belirten Papadopulos, kurultaya katılan Kıbrıslı Türk siyasilere hitaben, “Sizleri aldatma diye bir düşüncem yoktur. Sizlerle birlikte Ada’nın gerçek birleşmesini başarmak istiyorum” diye konuştu.

‘BM GÖRÜŞLERİMİZİ ANLAYIŞLA KARŞILIYOR’
AKEL Genel Sekreteri ve Rum Meclis Başkanı Dimitris Hristofyas da, “Aşırı milliyetçiliğe de soyunmadık. Gerek BM gerek uluslararası camia Annan Planı’ndaki değişiklikler konusundaki görüşlerimizi artık anlayışla karşılıyor. Bugün iyi yolda bulunuyoruz” diye konuştu.

Konuşmasında, Cumhuriyetçi Türk Partisi’nin Kıbrıs konusunda daha katı bir çizgiye geçmesinden dolayı hayal kırıklığı duyduğunu söyleyen Hristofyas, Kıbrıs sorununun iki bölgeli, iki toplumlu federasyon temelinde çözümlenmesi için çalışacağını söyledi.

Louzidu’lara yeni formül

Ömer BİLGE / LEFKOŞA

Rumların kuzeyde kalan mallarıyla ilgili AİHM’de Türkiye aleyhinde açtığı davaları KKTC iç hukukuna yönlendirmek için yasa tasarısı hazırlandı. KKTC iç hukukuna Rum mallarını iade yetkisi tanıyan yeni yasa sayesinde Türkiye davalardan kurtulacak. Ancak KKTC’de endişe hakim. Rauf Denktaş, ‘Çulsuz kalırız, tasarı askıya alınmalı’ diye uyarıda bulundu.

KKTC hükümeti sürpriz bir şekilde, Türkiye’yi AİHM’de Rum davalarından kurtaracak, 1974 öncesinde Kuzey Kıbrıs’ta yaşayan Rumların mülklerinin iadesini de öngören yasa tasarısı hazırladı. AİHM’nin KKTC mahkemelerini iç hukuk olarak tanıması amacıyla çıkarılacak yasa, Türkiye’den tazminat alan Rum vatandaşı Titina Louzidu’nun evine dönmesini de kapsıyor.

Rum mülkleriyle ilgili oluşturulan komisyona tazminat ve takasın yanı sıra iade yetkisini de veren tasarı, KKTC halkında endişeye neden oldu. Özellikle turistik Girne olmak üzere KKTC mülklerinin yüzde 80’inin 1974 öncesinde Rum tapulu olması endişenin en büyük nedeni. Üzerinde inşaat yapılmış Rum mülkleriyle ilgili kararı çözüm sonrasına bırakan tasarı hakkında Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş, ‘Vatandaşımız korkmasın, devlet verdiği tapunun arkasında durur’ dedi..

DENKTAŞ: ÇULSUZ KALIRIZ

KKTC Birinci Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ise, tasarının Türkiye’de de tartışılmasını isteyerek ‘Türkiye’yi AİHM’den kurtarmak için yapılan bu tasarı, Kıbrıslı Türkleri çulsuz bir halk yapar. Çözüm olmadan böyle bir karar alınmamalı’ uyarısında bulundu.

Kıbrıs sorununun en önemli başlığı olarak kabul eden mülkiyet konusundaki bu adımın ardından, Rum tarafına başkent Lefkoşa’dan bir sınır kapısı daha açılıyor. Kent merkezindeki tek geçiş noktası Ledra Palas’tan sonra, Yeşil Hat üzerindeki Lokmacı barikatında da çalışmalar başladı.

Türkiye’yi 1300 davadan kurtaran formül

KKTC, ‘Rumlara mülk iadesi’ yasa tasarısını AİHM’nin KKTC mahkemelerini Kıbrıs’ta ‘iç hukuk’ olarak kabul etmesi için hazırladı. AİHM kabul ederse, Rumlar artık dava açamayacak ve mevcut 1300 dava da KKTC’ye havale edilecek.

AİHM 1996 yılında, Titina Louzidu adlı Rum kadına Girne’deki evini kullandırmadığı gerekçesiyle Türkiye’yi suçlu buldu. Türkiye 2003’te 1.1 milyon Euro tazminat ödedi. AİHM, 2006’ya kadar evin iade edilmesini de istedi.

KKTC, Rumların mülk davalarına bakacak özel bir mahkeme gücünde komisyon kurdu. Anayasanın Rum malları üzerindeki yasakları belirleyen 159’uncu maddesinin ‘e’ ve ‘f’ bendi, komisyona takas ve tazminat yetkisi tanıdı.

AİHM geçen yıl Ksenidi Aresti adlı Rumun mülk davasını ele aldı. Türkiye bu ve bundan sonraki davaların KKTC’deki komisyona havalesini istedi. Ancak AİHM, ‘KKTC mahkemesinin mülk iade yetkisi yok’ gerekçesiyle itirazı geri çevirdi.

KKTC hükümeti de, anayasanın 159’uncu maddesine ‘Rumlara mülkleri iade edilebilir’ maddesini ekledi.

HURRIYET 25/11/05

Papadopulos: Annan Planı, yeniden önümüze gelemez...


      Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos, ''Annan Planı'nın masada olduğunu'' ifade ederek, ''Ancak ne olduğu şekliyle, ne de göstermelik değişikliklerle yeniden önümüze gelemez'' dedi.
      Rum basınına göre, Papadopulos, Rum komünist AKEL partisinin dün akşam başlayan 20. kurultay çalışmalarında yaptığı konuşmada, ''Annan Planı'nın bazı maddeleri veya tüm maddelerinin sürekli olarak masaya geleceğini ve yeni bir plan hazırlanmasında bunlardan yararlanılacağını'' söyledi.
      BM'ye ilettikleri plana ilişkin endişelerinin Ulusal Konsey'in büyük çoğunluğunun ortak görüşü olduğunu kaydeden Papadopulos, ''bazı noktaları ilave etme veya çıkarma hakkını ise kendine sakladığını'' belirtti. Papadopulos, ''AB'nin kendisi, bir çözümün BM kararları ve kendi ilkelerine dayanması gerektiğini söylüyor. Bunu biz kendimiz mi terk edeceğiz?'' ifadesini kullandı.
      İki bölgeli, iki toplumlu federal bir çözüme sadık olduğunu belirten Papadopulos, kurultaya katılan Kıbrıs Türk siyasilere hitaben, ''Sizleri aldatma diye bir düşüncem yoktur. Sizlerle birlikte adanın gerçek birleşmesini başarmak istiyorum'' diye konuştu.
      AKEL Genel Sekreteri ve Rum Meclis Başkanı Dimitris Hristofyas da, ''Partimizin ilkelere dayalı görüşlerini aynen koruyoruz. Koltuk uğruna kalbimizi satmadık. Aşırı milliyetçiliğe de soyunmadık. Tüm bunlar AKEL'e hakaret teşkil eder. Gerek BM, gerek uluslararası camia Annan Planı'ndaki değişiklikler konusundaki görüşlerimizi artık anlayışla karşılıyor. Bugün iyi yolda bulunuyoruz'' diye konuştu.
      Konuşmasında, ''(KKTC'deki) Cumhuriyetçi Türk Partisi'nin (CTP) Kıbrıs konusunda daha katı bir çizgiye geçmesinden dolayı hayal kırıklığı duyduğunu'' söyleyen Hristofyas, cenazesi dün toprağa verilen eski CTP liderlerinden Özker Özgür'ü ziyaretine de değindi.
      Hristofyas, geçen Pazartesi günü Özgür'e, kendisinin ve partisinin sevgi ve saygısını iletmek için KKTC'ye geçtiğini, Özgür'ün ise bu ziyaretten çok mutlu olduğunu ve ''AKEL'i güçlü ve birlik içerisinde tutun. İşçi sınıfının birliği için mücadeleyi sürdürün. Birleşik Kıbrıs için de mücadeleyi sürdürün'' mesajını ilettiğini ve tüm kalbiyle başarılar dilediğini söyledi. Hristofyas, kendisinin de Özgür'ün elini öperek tavsiyelerini yerine getirme sözü verdiğini kaydetti.
      ''Kıbrıs konusunda izlenen politikanın doğru olduğunu'' belirten Hristofyas, Kıbrıs sorununun iki bölgeli, iki toplumlu federasyon temelinde çözümlenmesi için çalışacağını söyledi. Hristofyas, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın, referandum öncesinde Annan Planı ile ilgili değişiklikleri içeren AKEL belgesini reddettiğini de hatırlattı.
     MILLIYET 25/11/05

Sevgiyle uğurladık

Zamansız ölümleri Kıbrıs Türk halkını yasa boğan Özker Özgür ile Salih Miroğlu,

dün mecliste düzenlenen devlet töreniyle gözyaşları arasında, ama herkesin yüreğinde bıraktıkları büyük sevgi, saygı ve insanlık duygularıyla toprağa verildi...

Sevgiyle uğurladık

ÖZGÜR SON YOLCULUĞUNA ALKIŞLARLA UĞURLANDI Ömrünü Kıbrıs'ta iki toplumun barışına adayan ve mücadele dolu yılların ardından, yakalandığı kanser hastalığının pençesinden kurtulamayarak, hayata veda eden eski başbakan yardımcısı, Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP)'nin 20 Yıllık eski genel başkanı, Birleşik Kıbrıs Partisi (BKP) Dış İlişkiler Sekreteri Özker Özgür dün son yolculuğuna alkışlarla uğurlandı. Özgür için dün ilk tören saat 08.45'te, Lefkoşa'da Atatürk Kültür Merkezi (AKM)'de yapıldı. Özgür'ü son yolculuğuna uğurlamak için törene katılan Kıbrıslı Türk ve Rum mücadele arkadaşları, göz yaşlarına boğuldu

MİROĞLU İÇİN UBP MERKEZİ ÖNÜNDE TÖREN YAPILDI Ulusal Birlik Partisi (UBP) Genel Başkan Vekili, Genel Sekreteri, Genel Başkan Adayı ve Girne Milletvekili Salih Miroğlu için ise dün sabah Lefkoşa'da UBP Genel Merkez Binası önünde tören düzenlendi. Miroğlu'nun TC, KKTC ve UBP bayraklarına sarılı tabutu saat 09.10 sıralarında UBP Genel Merkezi önüne getirildi. Burada tabuta çiçekler ve çelenkler konuldu. Saat 09.25 sıralarında başlayan törene UBP eski genel başkanı Derviş Eroğlu, UBP milletvekilleri, Salih Miroğlu'nun ailesi, partililer ve Miroğlu'nun sevenlerinden oluşan büyük bir kalabalık katıldı

MECLİSTE DEVLET TÖRENİ Kıbrıs Türkü'nü iki günden beri yasa boğan eski CTP genel başkanı, BKP Dışilişkiler Sekreteri Özker Özgür ile UBP Milletvekili Salih Miroğlu için Cumhuriyet Meclisi'nde devlet töreni düzenlendi. Aynı gün ölen iki farklı çizgiden iki siyasinin meclis önündeki törende yan yana katafalka konmaları buruk bir görüntü yarattı. CTP'lisi, UBP'lisiyle herkesi bir araya getiren, ortak duygular yaşatan törende cumhurbaşkanından vatandaşlara kadar herkes gözyaşlarına boğuldu, Meclisteki törenden sonra Özgür ve Miroğlu, öğle namazının ardından Lefkoşa Mezarlığı'nda toprağa verildiler

KIBRIS 25/11/05

Talat: Kaybımız büyük

Kıbrıs siyasetine adını yazdıran CTP Genel Başkanı, BKP Dışilişkiler Sekreteri Özker Özgür ile UBP Milletvekili Salih Miroğlu, mecliste düzenlenen devlet töreniyle, gözyaşları arasında uğurlandılar

Talat: Kaybımız büyük

Kıbrıs Türkü'nü iki günden beri yasa boğan eski CTP genel başkanı, BKP Dışilişkiler Sekreteri Özker Özgür ile UBP Milletvekili Salih Miroğlu, mecliste düzenlenen devlet töreniyle gözyaşları arasında uğurlandılar.

Aynı gün ölen iki farklı çizgiden iki siyasinin meclis önündeki törende yan yana katafalka konmaları buruk bir görüntü yarattı, katılanların acısını ikiye katladı. CTP'lisi, UBP'lisiyle herkesi bir araya getiren, ortak duygular yaşatan törende cumhurbaşkanından vatandaşlara kadar herkes gözyaşlarına boğuldu. Ama kuşkusuz ateş düştüğü yeri yakar misali en büyük acıyı yine aileler yaşadı. Özellikle ölüme aniden yakalanan, genç ölümüyle şok yaratan UBP Milletvekili Salih Miroğlu'nun ölümü genç eşini, kız kardeşini isyan ettirdi. Uzun süre katafalkın başından ayrılamayan, ölüme isyan eden Miroğlu'nun eşi ve ablası güçlükle yatıştırılabildi.

Meclis önündeki törene Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, eski cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Meclis Başkanı Fatma Ekenoğlu, Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Türkiye'nin Lefkoşa Büyükelçisi Aydan Karahan, askeri yetkililer, Yüksek Mahkeme Başkanı Taner Erginel, DP Genel Başkanı Devlet Bakanı Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş, ana muhalefet UBP eski başkanı Derviş Eroğlu, BKP Genel Sekreteri İzzet İzcan ve parti başkanları, bakanlar ve milletvekilleri, eski parlamenterler, çok sayıda vatandaş ve aileler katıldı.

BRT'den canlı yayınlanan törene Rum gazeteciler de ilgi gösterdi.

"Erken gittiler"

Saygı duruşunun ardından bir konuşma yapan CTP Genel Başkanı Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Kıbrıs Türkü'nün iki değerli insanı aynı gün kaybetmenin acısını yaşadığını söyledi.

Aşık Veysel'in "iki kapılı bir handa gidiyoruz gündüz gece" sözüne atıf yaparak "Kapıdan erken çıktılar, erken göçtüler" diyen Soyer, toplum için mücadele veren iki siyasetçinin arkalarında güzel değerler bıraktıklarını anlattı.

Meclis Başkanı Fatma Ekenoğlu da, "Kıbrıs Türk siyasetine adını yazdırmış çok değerli iki insanı kaybettik. Acımız büyük" dedi.

Ekenoğlu, iki siyasinin özgeçmişleri hakkında da bilgi verdi.

"Kaybımız büyük"

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ise, iki önemli ismi aynı gün toprağa vermenin acısını yaşadıklarını anlattı.

Özker Özgür için, "Gerçekten hocamdı. Demokrasi ve barış mücadelesine önemli katkıları oldu, Kıbrıs Türk halkı için büyük uğraşlar verdi" diyen Cumhurbaşkanı Talat, Miroğlu için de, "Salih'le aynı kuşağın insanlarıyız. Bir süre birlikte, bir süre değişik çizgilerde ama hep Kıbrıs Türk halkının mutluluğu için mücadele verdik" diye konuştu.

Her ikisinin de Kıbrıs Türk siyasi yaşamına önemli katkılar yaptığını, UBP genel başkanlığına aday olan Salih Miroğlu'nun daha çok hizmet vermeye hazırlandığını kaydeden Talat, "Hayat bu. Ölümlerle, doğumlarla, cesaret ve korkularla devam ediyor. Geride kalanlara metanet diliyorum" dedi.

Konuşmaların ardından tören saygı geçişiyle sona erdi.

Özgür... Öğretmenlikten siyasete

Özker Özgür, 1940 yılında Baf'ın Dağaşan köyünde doğdu. Lefkoşa İngiliz Okulu'ndan mezun olduktan sonra 1959'da Kıbrıs Türk Öğretmen Koleji'ndeki öğrenimini tamamladı ve burslu olarak Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü'ne girdi.

1961 yılında Kıbrıs'ta orta eğitimde göreve başladı. Öğretmenliği yanı sıra makale yazarlığı da yaptı. 1963'de British Council'dan burs kazanarak Edinburgh'daki Murray House College of Education'da eğitim gördü.

Erenköy Harekatı'na katıldıktan sonra 1966'da tekrar öğretmenlik görevine dönerek, 1976'ya kadar bu görevini sürdürdü. 1975'de Kıbrıs Türk Federe Devleti Kurucu Meclisi'nde Orta Eğitim Öğretmenler Sendikası'nı temsilen görev aldı.

1976, 1981 ve 1985 seçimlerinde CTP'den Lefkoşa milletvekili seçildi. 1983'de oluşturulan Kurucu Meclis'te üyelik yaptı. 1990-93 yılları arasında partisiyle birlikte Cumhuriyet Meclisi'ni boykot ederek, meclise girmedi. 1993-98 döneminde tekrar milletvekilliği, DP-CTP Koalisyon Hükümeti döneminde de Başbakan Yardımcılığı ve Devlet Bakanlığı yaptı.

1976-1996 yılları arasında CTP Genel Başkanlığı yapan Özgür, siyasi yaşamını BKP'de Dışilişkiler Sekreteri olarak sürdürdü. "Kıbrıs Kazanı", "Yarın Geç Kalabiliriz", "Yanılmayı Çok İsterdim" ve "Kıbrıs'ta Demokrasi Bunalımları" adlı 4 kitabı yayınlandı.

Özgür, evli ve 3 çocuk babasıydı.

Miroğlu.... Hekimlikten milletvekilliğine

Salih Miroğlu, 1953'de Limasol'da doğdu. 1978'de İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi'nden mezun oldu. 1983 yılında aynı fakültede İç Hastalıkları ihtisası yaptı. Girne Akçiçek Hastanesi'nde uzman olarak çalıştı. Kıbrıs Türk Tabibler Birliği başkanlığı yaptı.

1990 Genel Seçimleri'nde UBP'den Girne milletvekili seçildi. 24.3.1992-1.1.1994 tarihleri arasında Gençlik ve Spor Bakanlığı yaptı. 1993 Erken Genel Seçimleri'nde ve 6 Aralık 1998 Genel Seçimleri'nde UBP Girne Milletvekili olarak seçildi. UBP-DP Koalisyon Hükümeti'nde Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı olarak görev yaptı.

14 Aralık 2003'de yapılan Genel Seçimler'de UBP Girne Milletvekili seçildi. 10 Haziran 2004'de UBP Genel Sekreterliği'ne getirildi. 20 Şubat 2005 Erken Genel Seçimleri'nde yeniden UBP Girne Milletvekili oldu.

Miroğlu, evli ve biri 4 yaşında 2 çocuk babasıydı.

KIBRIS 25/11/05

UBP'de zor karar

Miroğlu'nun ölümü üzerine kurultay tarihi yeniden değerlendirilecek

UBP'de zor karar

UBP'nin bir ay sonra yapılması planlanan olağanüstü kurultayının tarihi, Dr. Salih Miroğlu'nun ani ölümü nedeniyle yeniden değerlendirilecek. UBP'nin eski genel başkanı Derviş Eroğlu, 24 Aralık'ta yapılacak olağanüstü kurultayın tarihinde değişiklik yapılıp yapılmayacağına, muhtemelen önümüzdeki hafta toplanacak olan parti meclisinin karar vereceğini belirtti

Gizem ÖZGEÇ

Ulusal Birlik Partisi'nin (UBP) bir ay sonra yapılması planlanan olağanüstü kurultayın tarihi, UBP Genel Sekreterliği ve Girne Milletvekilliği'ni yürüten Dr. Salih Miroğlu'nun ani ölümü nedeniyle yeniden değerlendirilecek.

Gazimağusa Milletvekili, eski UBP genel başkanı Derviş Eroğlu, 24 Aralık'ta yapılacak olağanüstü kurultayın tarihinde değişiklik yapılıp yapılmayacağına, parti meclisinin karar vereceğini belirtti. Eroğlu, meclisin muhtemelen önümüzdeki hafta toplanarak durum değerlendirmesi yapacağını kaydetti.

Eroğlu, "Büyük acı yaşıyoruz. Henüz adaylıklar veya kurultayla ilgili değerlendirme fırsatımız olmadı. Pazar gününden sonra toplanacak parti meclisi gerekli kararı alacaktır" dedi.

Eroğlu, adaylık başvurusunun ise belirlenen kurultay tarihinden 48 saat önce sona ereceğini belirtti.

Dr. Salih Miroğlu, 24 Aralık'ta yapılacak UBP Olağanüstü Kurultayı'nda genel başkanlığa adaylığını koymuştu. Miroğlu, UBP Lefkoşa Milletvekili Tahsin Ertuğruloğlu ve İrsen Küçük'ün de genel başkanlığa aday olduğu kurultayda en güçlü aday olarak gösteriliyordu.

UBP Gazimağusa Milletvekili Dr. Derviş Eroğlu 24 Aralık'ta yapılacak Olağanüstü Kurultay'da yeni bir genel başkan seçilmesine olanak tanımak için tüzük gereği parti genel başkanlığı görevinden istifa etmişti.

KIBRIS 25/11/05

 

Talat'ın barış atağı

 

 

 

 

 

 



 


1- Kıbrıs'ın 'Berlin Duvarı' yıkılıyor

 

 

 

 

 

 

 




 

 

 

Kıbrıs'ın Türklerle Rumlar arasındaki bölünmüşlüğünün en önemli simgelerinden, Lefkoşa'daki Ledra Caddesi üzerinde yer alan barikatlar, güneye geçiş noktası açmak için yıkılıyor

Sefa Karahasan

KKTC hükümeti, Kıbrıs'ın Türk ve Rumlar arasındaki bölünmüşlüğünün en önemli sembollerinden olan Lefkoşa'daki Ledra Caddesi üzerinde 40 yıldan bu yanan dikili bulunan bariyerleri yıkmaya başladı. Yeşil Hat üzerinde Lokmacı mevkiinde güneye yeni bir geçiş noktası daha açmayı planlayan KKTC, ayrıca yayalar için Yeşil Hattı kuzeyden güneye kesen bir köprünün temelini attı.
Kıbrıs Rum Yönetimi de BM'den bölgenin güvenli olduğuna dair güvence alır almaz Ledra Caddesi'nde kendi taraflarında bulunan barikatı kaldıracağını açıkladı.
Önceki gün bir zamanlar Kıbrıs'ın en önemli alışveriş merkezi olan Ledra Caddesi'ne KKTC tarafından aniden giren buldozerler 1958'de inşa edilen gözetleme kulübesini yıktı. Türkiye, Ledra Caddesi'nin geçişlere açılması için yapılacak çalışmalarda kullanılmak üzere KKTC'ye 500 bin YTL hibe etti.
Görgü tanıkları, metal ve beton parçalarının etrafa saçılması ve kamyonlara yüklenerek götürülmesi karşısında şaşırdıklarını belirttiler. Bir Rum diplomat, "Politik cephede herhangi bir ışığın olmadığı bir sırada yapılan bu iş ümitleri yeşertti" dedi. Rum esnaf Marios Kritikos da, "Ledra başkent Lefkoşa'nın kalbi. Bu yolun açılması demek, iki tarafın birbirine ulaşması demek" sözleriyle KKTC'nin attığı adımı destekledi.

Yılbaşına biter
Daha çok iki taraf arasındaki ticareti canlandırması beklenen girişim hakkında açıklama yapan Kuzey Lefkoşa Belediye Başkan Yardımcısı Simavi Aşık, Türk ve Rumlar arasındaki çoğu görüşmenin yapıldığı Ledra Palas'ın da bulunduğu Ledra Caddesi'nin Noel'den önce açılacağını bildirdi.
Güney Lefkoşa Belediye Başkanı Miçalakis Zampelas, "Kendi taraflarını açıyorlarsa bu iyi haber. Onlar açıyorsa biz de açmaya hazırız" derken, Rum lider Tasos Papadopulos, kendi taraflarındaki bariyeri 48 saat içinde kaldırabileceklerini söyledi. KKTC Yönetimi'nin tek taraflı olarak aldığı kararla, Ledra Caddesi üzerinde bulunan Lokmacı Barikatı'nın açılmasıyla birlikte Türklerin kullandığı "Arasta Halk Çarşısı" ve Rumların kullandığı "Uzun Yol Halk Çarşısı" birleşerek ada halkının ortak kullanımına sunulacak. KKTC'de halen, kuzey ve güneyi
bağlayan 5 kapı bulunuyor.

 

 



 

 

 

 

 

 

 

2- Rumlara mülk iadesi

KKTC hükümeti, 1974 öncesinde adanın kuzeyinde yaşayan Rumlara mülklerinin iadesi yolunu açan bir yasa tasarısı hazırladı

LEFKOŞA Milliyet


KKTC hükümeti, Kıbrıs sorununda çözülmesi en zor başlık olarak görülen "mülklerin sahibine iadesi" konusunda sürpriz bir adım atarak, 1974 öncesinde Kuzey Kıbrıs'ta yaşayan Rumlara mülklerinin verilmesinin yolunu açan bir yasa tasarısı hazırladı. Tasarıya göre, Rum mülkleriyle ilgili olarak Temmuz 2003'te oluşturulan Tazmin Komisyonu, 1974'ten sonra kuzeyde kalan Rum mülkleriyle ilgili tazminat ödenmesi ve takasa ek olarak, mülkün sahibine iadesine de karar verebilecek. Bu çerçevede, Tazmin Komisyonu, kuzeydeki malını talep edecek Rumlara, KKTC tapusu bulunmayan ve kamu düzenini tehlikeye düşürmeyecek mülklerini hemen iade edilebilecek. Üzerinde değişiklik yapılmış bir mülkün iadesinin talep edilmesi halinde ise iade Kıbrıs sorununun çözümü sonrasına ertelenecek.
KKTC Bakanlar Kurulu'nda onaylanarak "bilgi amaçlı" olarak resmi gazetede önceki gün yayımlanan tasarı, Cumhuriyet Meclisi'nde onaylandıktan sonra yürürlüğe girecek. Tasarı, KKTC mülkiyet rejimini uluslararası hukuk standartlarına yükseltme ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) tarafından iç hukuk yolu olarak kabul edilme amacıyla hazırlandı. Böylelikle Rumlar Kıbrıs'ta iç hukuk yollarını bitirmeden AİHM'ye gidemeyecek. Tasarının yasalaşması durumunda Türkiye, AİHM'deki birçok Rum davasından kurtulacak.

Rumlar: Geçersiz
Rum hükümet sözcüsü Kipros Hrisostomidis, KKTC makamları tarafından Rum mallarıyla ilgili olarak yapılacak yeni düzenlemelere "hiçbir geçerlilik ve itibar atfedilmeyeceğine inandığını" söyledi.

Rumlar mallarını nasıl geri alacak?
Mülk iadesi yasa tasarısına göre bir Kıbrıslı Rum'un malını geri alması için aşağıdaki şartlara uyması gerekiyor.
1. 1974'ten önce kuzeydeki malın kendisine ait olduğuna dair gerekli belgeleri komisyona iletmiş olmak.
2. Mülkün halen başkalarınca kullanılmıyor olması.
3. Mülkün, KKTC'nin güvenliğini ihlal eden bir durumda olmaması.
4. Komisyon'un mülkün iade edilmesine karar vermesi.

MILLIYET 26/11/05

 

Rumlar Bakü ile temasta

RADIKAL 26/11/05

AA - BAKÜ - Azerbaycan'ın KKTC ile doğrudan temasından rahatsız olan Rum Yönetimi, Bakü'yü yokluyor. Azeri basınına göre, Rum Dışişleri'nin Kıbrıs sorunu ve AB ile ilişkilerden sorumlu dairesinin başkanı Erato Kozako, Bakü'de Azerbaycan Dışişleri Bakan Yardımcısı Araz Azimov ile KKTC ile ilişkilerin ciddiyetini ve geleceğini konuştu. Gazeteler, Kozako'nun AB'nin 'yeni komşuluk siyaseti' konusunda Bakü'ye ambargo uygulanabileceği şantajıyla Azerbaycan'dan KKTC ile ilişkilerini kesmesini istediğini yazdı.

Talat bomba patlattı

RADİKAL - LEFKOŞA - Kıbrıs Rum Yönetimi'nin 'Nikiforos' tatbikatına yeniden başlamasına, KKTC Toros tatbikatı ile karşılık verdi. Türkiye'nin katılmadığı tatbikatta özellikle komando gösterileri yapıldı. Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat da, uzaktan kumandalı bir bombayı cep telefonuyla arayarak infilak ettirdi.

26/11/05

Önce çarşı birleşecek

26/11/05

RADİKAL - LEFKOŞA - Kıbrıs'ta barış girişimlerinin durduğu sırada, 1960'larda Lefkoşa'da Türk ve Rumların ortak kullandığı tek çarşı 43 yıl aradan sonra Lokmancı Barikatı yıkılarak tekrar ortak kullanıma açılacak. Batı basını adanın 'bölünmüşlüğünün simgesi'nin, 'Berlin Duvarı'nın kalkacağı yorumlarını yaparken, açılış yılbaşına yetiştirilmeye çalışılıyor. Türkiye de, yeni kapının açılışı için KKTC'ye 500 bin YTL hibe etmişti.
KKTC'nin tek taraflı kararı uyarınca Ledra Caddesi üzerindeki barikatın açılmasıyla Türklerin kullandığı Arasta ile Rumların kullandığı Uzun Yol çarşıları birleşecek ve ada halkının ortak kullanımına sunulacak. Rum Yönetimi bu çabayı 'imaj oyunu' olarak nitelendirse de, bir AB yetkilisi "Umut verici işaret" dedi.

Duvar nihayet yıkılıyor

Lefkoşa'nın kuzeyinde Arasta bölgesi olarak bilinen surlar içi ile güneyinde Uzun Yol'u birleştirecek Lokmacı Barikatı'nın açılması için fiziki çalışmalara başlandı

Duvar nihayet yıkılıyor

TÜRK TARAFI ÇALIŞIYOR Başkent Lefkoşa'da üçüncü geçiş noktası olacak Lokmacı Barikatı'nın KKTC ile Güney Kıbrıs arasında karşılıklı geçişlere açılması amacıyla bölgede fiziki çalışmalara başlandı. Lefkoşa Türk Belediyesi tarafından sürdürülen ve bir ay içinde tamamlanması planlanan çalışmalar çerçevesinde bölgede bulunan bazı duvarlar yıkılırken, zayıf olan bazı binalar da güçlendiriliyor

BAŞBAKAN SOYER: RUM AYAK SÜRÜYOR AMA KARARLIYIZ Başbakan Ferdi Sabit Soyer, KIBRIS'a yaptığı açıklamada, Lokmacı Kapısı'nın açılması için Türk tarafının üzerine düşen görevleri kararlılıkla yerine getirdiğini ve çalışmaların durmadan devam ettirileceğini söyledi. Soyer, Lefkoşa Türk Belediyesi ve devletin ilgili birimlerinin çalışmalara davam ettiğini, ancak Rum tarafının kapıyı açmamak için ayak sürüdüğünü belirtti

RUMDA FAALİYET YOK LTB, Rum tarafında Lokmacı Kapısı'nın açılmasına yönelik henüz hiçbir faaliyet olmadığının gözlemlendiğini açıkladı. Rum askeri makamları ile bazı sivil toplum örgütlerinin bu amaçla adım atılmasına engel olduğu yönündeki duyumlara yer verilen açıklamada, "Avrupa Birliği (AB) Komisyonu'nun da öngörüleri arasında yer alan Lokmacı Kapısı'nın açılması için Kıbrıs Türk tarafı bu çabaları ortaya koyarken, Rum tarafındaki engellerin de ortadan kalkmasını umuyoruz" denildi

l ZAMBELLAS: ANLAŞMA YOK Güney Kıbrıs'ta yayınlanan Cyprus Mail gazetesine demeç veren Güney Lefkoşa Belediye Başkanı Mihalakis Zambellas ise iki taraf arasında Ledra yolunun açılmasına ilişkin hiçbir anlaşma olmadığına işaret etti. Zambellas,"Duvarın yıkılmasının iyi bir şey olduğunu düşünüyorum ancak gerçek şu ki Kıbrıslı Türklerle Ledra Caddesi'nin ortaklaşa açılmasıyla ilgili, ne bir anlaşma yaptık, ne de görüşme. Bizim taraftan hiçbir resmi açıklama yapılmadı. Bizim taraftaki duvarın da yıkılmasını destekleyebiliriz, ancak bunun için BM'den duvarın yıkılmasının güvenilir olduğuna dair kesin görüş istiyoruz" diye konuştu

 

Başkent Lefkoşa'da üçüncü geçiş noktası olacak Lokmacı Barikatı'nın KKTC ile Güney Kıbrıs arasında karşılıklı geçişlere açılması amacıyla bölgede fiziki çalışmalara başlandı.

Lefkoşa Türk Belediyesi (LTB) tarafından sürdürülen ve bir ay içinde tamamlanması planlanan çalışmalar çerçevesinde bölgede bulunan bazı duvarlar yıkılırken, zayıf olan bazı binalar da güçlendiriliyor.

Yayaların kullanacağı 2,5 metre yüksekliğindeki üst geçidin yapımına da başlandı. Bölgede bulunan varil bariyerler ile askeri nöbet kulübesi de Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı (GKK) ile işbirliği halinde kaldırıldı.

LTB'den yapılan açıklamaya göre, Kıbrıs Türk tarafı Lokmacı Kapısı için 500 bin YTL harcayacak. LTB, kapının bir ay içinde açılması için bütün olanakları seferber edeceğini açıkladı.

Kabin alanlarının temizlenme işlerini de aynı anda sürdüren LTB ekipleri, UNDP-PFF (Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı-Gelecek İçin Ortaklık) ekibiyle de ara bölgede yapılacak ortak çalışmalarla ilgili hazırlıklara devam ediyor.

Elektrik, su, telefon altyapısı ve asfaltlama çalışmalarının ardından gümrük, polis, muhaceret ve turizm amaçlı kabinler de yerleştirilecek.

 

Soyer: Üzerimize düşeni sürdürmede kararlıyız

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, KIBRIS'a yaptığı açıklamada, Lokmacı Kapısı'nın açılması için Türk tarafının üzerine düşen görevleri kararlılıkla yerine getirdiğini ve çalışmaların durmadan devan ettirileceğini kaydetti. Soyer, Lefkoşa Türk Belediyesi ve devletin ilgili birimlerinin çalışmalara davam ettiğini ancak Rum tarafının kapıyı açmamak için ayak sürüdüğünü belirtti.

Soyer, "Rum tarafı, bölgede tapınma yerleri olduğu için kapıyı açmak istemiyor ve dedikodularla sabote etmeye çalışıyor. Bostancı sınır Kapısı'nda olduğu gibi çalışmalarımız ısrarla devam edecektir" dedi.

 

Kelly: "BM yardım edecek"

BM Barış Gücü Sözcüsü Brian Kelly'nin Güney Kıbrıs'ta yayımlanan haftalık "The Cyprus Weekly" gazetesine yaptığı açıklamaya göre, BM askerleri de bölgeye giderek, geçiş noktasının açılmasına yönelik hazırlıklara yardım edecek. Kelly, "O bölgede hiçbir askeri mühimmatın olmadığından emin olmamız gerekiyor" dedi. Çalışmanın AB tarafından desteklenen BM Kalkınma Programı'nı aktif hale getirerek 1974'den sonra ilk kez Ledra yolunun tamamının kullanımını sağlamak amacıyla yapıldığını belirten Kelly, "Proje tüm kesimler tarafından destekleniyor ancak çalışmaların tamamlanması için 6 ile 8 hafta gereklidir" diye konuştu.

Rum tarafında faaliyet yok

Bu arada LTB, Rum tarafında Lokmacı Kapısı'nın açılmasına yönelik henüz hiçbir faaliyet olmadığının gözlemlendiğini açıkladı. Rum askeri makamları ile bazı sivil toplum örgütlerinin bu amaçla adım atılmasına engel olduğu yönündeki duyumlara yer verilen açıklamada, "Avrupa Birliği (AB) Komisyonu'nun da öngörüleri arasında yer alan Lokmacı Kapısı'nın açılması için Kıbrıs Türk tarafı bu çabaları ortaya koyarken, Rum tarafındaki bu engellerin de ortadan kalkmasını umuyoruz" denildi.

Zambellas: "Açılış için anlaşma yok"

Güney Kıbrıs'ta yayınlanan Cyprus Mail gazetesine demeç veren Güney Lefkoşa Belediye Başkanı Mihalakis Zambellas ise iki taraf arasında Ledra yolunun açılmasına ilişki hiçbir anlaşma olmadığına işaret etti. Zambellas, şunları söyledi:

"Duvarın yıkılmasının iyi bir şey olduğunu düşünüyorum, ancak gerçek şu ki Kıbrıslı Türklerle Ledra Caddesi'nin ortaklaşa açılmasıyla ilgili, ne bir anlaşma yaptık, ne de görüşme. Bizim taraftan hiçbir resmi açıklama yapılmadı. Bizim taraftaki duvarın da yıkılmasını destekleyebiliriz, ancak bunun için BM'den duvarın yıkılmasının güvenilir olduğuna dair kesin görüş istiyoruz"

"Geçişler Şubat 2006'da başlayabilecek"

Mihalakis Zambellas, ayrıca yürütülen çalışmaları takdir ettiklerini ve paylarına düşen hazırlıkları bir kaç hafta içerisinde tamamlamaya hazır olduklarını söyledi.

Gazeteye göre, Zambellas geçişlerin noelden önce açılmasını bekliyor ancak bazı kesimler, altyapı eksikliklerinden dolay geçişlerin ancak Şubat 2006'da başlayabileceği yönünde görüş belirtiyor.

 

Türk tarafında çalışmalar sürüyor

 

Simerini gazetesi ve diğer gazeteler, KKTC makamlarının Ledra (Uzun Yok) Caddesi'nin açılması hedefiyle önceki gün "Yeşil Hat Duvarı" bir diğer deyişle "bölünmüş başkentin" simgesi olan duvarı yıktığını belirttiler.

Bu hareketin, Rum yönetiminin Avrupa Komisyonu'na yolun açılmasına yönelik isteğini bildirmesinden birkaç gün sonra gerçekleştirildiğine dikkat çeken gazete, Türk bekçi kulübesi ile konferantasyon hattı arasında bulunan duvarın, işçi ve Türk subaylar eşliğinde yıkıldığını, çalışmaların, projektörlerin yardımıyla geceleyin de sürdürüldüğünü yazdı.

Habere göre, Rum yönetimi, Türklerin çalışmalarını bitirmesiyle birlikte 48 saat içerisinde Ledra (Uzun Yol) Caddesi Barikatı'nı kaldırmaya hazır olduğunu belirtirken, bölgedeki eski binaların geçiş güvenliği için restore edilmesini de ileriye götürecek.

Rum Hükümet kaynağı, KKTC makamlarının çalışmalarını imaj oyun olarak nitelendirdi ve Türk tarafının Rum yönetiminin Ledra Caddesi'nin açılmasıyla ilgili önerisini benimseyerek, imaj kazanmaya çalıştığını savundu.

Aynı kaynak Rum yönetiminin yolun açılmasına yönelik talebini birkaç gün önce Avrupa Komisyonu'na yeniden ilettiğini de söyledi.

BM, KKTC makamlarından elde ettiği bilgilendirme ışığında çalışmaların 7 hafta içerisinde tamamlanacağını hesaplıyor.

Gazete, yine aldığı bilgilere dayanarak ayrıca bölgede bulunan olası mayınların tespiti için çalışmaların sürdürüleceğini belirterek BM kaynaklarına dayandırdığı haberinde ise UNFICYP'in dün bölgede çalışmalara başladığını yazdı.

Habere göre, "Lefkoşa Belediye Başkanı" Mihalis Zambellas, KKTC'de başlatılan çalışmalardan dolayı duyduğu memnuniyeti dile getirerek bugünlerde Ledra Caddesi'nin açılması dileğinde bulundu.

Zambellas, Rum yönetimi ile varılan uzlaşma çerçevesinde Ledra Caddesi'nin açılması için neler yapılması gerektiğini çok iyi bildiklerini, ayrıca yolun açılmasını heyecanla beklediklerini söyledi.

Haberi "Ledra Caddesi'nin Açılması İçin Geri Sayım Dün Başladı.." başlığıyla veren Fileleftheros gazetesi, BM kaynaklarına dayanarak ara bölgedeki özlü çalışmaların gözlem evinin kaldırılmasıyla çarşamba günü başladığını, Türklerin önceki gün ise buldozer yardımıyla varilleri ve metal parçaları kaldırdığını yazdı.

Çalışmalarda yer alan Türk askerlerinin bir anda ara bölgeye girmesine, Rum yönetimi makamlarının tepkisine yol açtığını ve BM'den müdahale etmesini istediğini savunan gazete, bununla birlikte Barış Gücü askerlerinin herhangi bir müdahalede bulunmadığını belirtti.

Habere göre, Rum yönetiminin itirazını ve BM Barış Gücü askerlerinin tutumunu gazeteye yorumlayan bir UNFICYP yetkilisi, konuya ilişkin bilgisinin bulunmadığını söyledi.

Gazete, Rum makamlarının önceki akşam "işgal ordusunun" yol açıldığı zaman geliş-gidişleri izlemek için yeni bir gözlemevi kurduğunu tespit ettiğini ileri sürdü.

Habere göre, UNFICYP yetkilileri gazeteye yaptıkları açıklamada, dünkü çalışmalar içerisinde bölgede mayın, bomba, tuzak olup olmadığının incelendiğini belirttiler.

Gazete, Lefkoşa Belediye Başkan Yardımcısı Semavi Aşık'ın Ledra Caddesi'yle ilgili "Reuters"e yapmış olduğu açıklamaya da yer verdi.

Aşık, yolun yeni yıldan önce açılması temennisinde bulunarak yolun her iki tarafa da ekonomik açıdan yarar sağlayacağını söyledi.

Alithia gazetesi ise, BM kaynaklarına dayanarak Ledra Caddesi'nin ocak ayı sonunda veya şubat ayı başında açılacağını yazdı.

Politis gazetesi, Ledra (Uzun Yol) Caddesi'nin açılmasına yönelik çabanın sürprizlerle ve olaylarla dolu olmasının beklendiğini savunarak, ilgili tarafların bu konuda henüz bütünlüklü bir anlaşmaya varmadığını da yazdı.

Gazete, Kıbrıs Türk tarafının önceki gün öğleden sonra ara bölge ve KKTC dahilinde bulunan bölümde habersiz bir biçimde çalışmalara başladığını, çalışmalara bazı işçi ve üniformalı (kamuflaj değil) askerlerin de katıldığını belirtti.

"İlk Duvarı Kıbrıs Türk Tarafı Yıktı.." ara başlığıyla veren gazete, Türk tarafının ara bölge içerisinde ve dışındaki bölgede bulunan çinko gibi cisimleri kaldırdığını belirtti.

Gazete, aldığı bilgilere dayanarak Kıbrıs Türk tarafı ile "işgal ordusunun" ivedi faaliyetlerle gerek Rum tarafını gerekse BM'yi geçişin açılışını benimsemeleri için şartlandırmaya ve askeri düzeyde avantajlar elde etmeye çalıştığını savundu.

Cyprus Weekly gazetesi de BM Sözcüsü Brian Kely'nin açıklamasına yer verdi.

Kıbrıs'taki BM Sözcüsü Brian Kely'nin Güney Kıbrıs'ta yayımlanan haftalık "The Cyprus Weekly"

gazetesine yaptığı açıklamada "Türk ordusu yetkilileri işbirliğinin olumlu bir göstergesi olarak, gözetleme noktasını yıkmaya başladığını, ağaç ve atıkları temizleyerek hazırlık yaptıklarını söyledi.

Dün ise bölgeye BM askerlerinin de gidip geçiş noktasının açılmasına yönelik hazırlıklara yardım ettiğini belirten Kelly, "O bölgede hiçbir askeri mühimmatın olmadığından emin olmamız gerekiyor" dedi.

Çalışmanın AB tarafından desteklenen BM kalkınma Programı'nı aktif hale getirerek 1974'den sonra ilk kez Ledra yolunun tamamının kullanımını sağlamak amacıyla yapıldığını belirten BM sözcüsü Kelly, "Proje tüm kesimler tarafından destekleniyor, ancak çalışmaların tamamlanması için 6 ile 8 hafta gereklidir" dedi.

Semavi: Tüm planlar hazır

Diğer taraftan "The Cyprus Weekly' gazetesine açıklama yapan Lefkoşa Belediyesi As Başkanı Aşık Semavi, çalışmaların 25 Aralık'tan önce tamamlanacağını ümit ettiğini belirterek gerekli tüm planların hazır olduğunu ifade etti.

Güney Lefkoşa Belediye Başkanı Mihalakis Zambellas, çalışmaları takdir ettiklerini ve belediye ile Rum Yönetiminin paylarına düşen hazırlıkları bir kaç hafta içerisinde tamamlamaya hazır olduklarını söyledi.

Gazeteye göre, Zambellas geçişlerin 25 Aralık Noel'den önce açılmasını bekliyor ancak bazı kesimler, altyapı eksikliklerinden dolayı geçişlerin ancak Şubat 2006 da başlayabileceğine işaret etti.

Bölgede engel olarak görülen Türk ordusuna ait nöbetçi kulübesinin yanından geçilmesi için BM ile Türk tarafı arasında görüşmelerin sürdüğünü yazan gazeteye göre, İçişleri Bakanı Özkan Murat görüşmelerin sürdüğünü onayladı. Murat nöbet yerini sorununu aşmak için, yayalar için bir üst geçit yapılmasının karalaştırıldığını ifade etti. Murat, BM'nin yayalar için bir geçit yapılmasını kabul ettiğini ifade etti.

Semavi Aşık güneyde yayımlanan Cyprus Mail'e verdiği demecinde ise, geçiş noktasının açılışının iki topluma da fayda getireceğini kaydetti.

Gazeteye göre Aşık şöyle devam etti:

"Bölgedeki Türk askerinin üzerinden geçecek bir köprü inşa edeceğiz. Muhtemel provokasyonları engellemek ve güvenlik açısından köprünün iki tarafında buzlu camlar konacak. Özürlü ve yaşlılar için asansörler de yer alacak. Duvarın iki tarafında da ekonomiyi kalkındıracağına inanıyoruz"

KIBRIS 26/11/05

Yarınlarımızı kurtarmaya çalışıyoruz

CTP/BG Genel Başkanı ve Başbakan Ferdi Sabit Soyer, KIBRIS'a yaptığı açıklamada, Rum mallarıyla ilgili hazırlanan yeni yasa tasarısıyla "KKTC tapularının iptal edileceği" yönünde koparılan fırtınaları kesin bir dille yalanladı ve esas hedefi ortaya koydu:

Yarınlarımızı kurtarmaya çalışıyoruz

KARARLIYIZ, BU MÜCADELEYİ VERECEĞİZ... Başbakan Soyer, Rum tarafının Kıbrıslı Türklere yönelik hukuksal taarruzuna karşı durmak için böyle bir tasarı hazırladıklarına dikkat çekerek, "Burada ne tapu iptali, ne koçan iptali, ne de benzeri bir endişeye mahal vardır" diyerek bu yönde yapılan spekülasyonlara halkın itibar etmemesini istedi. Soyer, ister elinde puanı olsun, ister mal alsın ya da almasın tüm Kıbrıs Türk halkının geleceğini kurtarmak için bu hukuk mücadelesinde kararlı olduklarını söyledi

ESKİ DEFTERLERİ AÇMAYALIM... Başbakan Soyer, aksi yönde propaganda yapanlara, "Bizler, eşdeğer malın kaymağından yiyemeyenlerden, yemeyenlerden ve yemek istemeyenlerdeniz. Dikkat ediyorum bu tantanayı koparanların bir kısmı eşdeğer malın kaymağının katmerini de yiyerek bugünlere gelenlerdir. Dolayısıyla bu konuda konuşurken herkesin çok dikkatli olması lazımdır. Çünkü biz bu defterleri açmak istemiyoruz" sözleriyle seslendi

Dilek ÇETEREİSİ

Cumhuriyetçi Türk Partisi Birleşik Güçler (CTP/BG) Genel Başkanı ve Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Kıbrıs Türk halkının yarınlarını ve geleceğini kurtarmak için Rum mallarıyla ilgili mülkiyet yasasında değişiklik yapılacağını açıkladı ve bu yönde KKTC tapularının iptal edileceği" yönünde yapılan spekülasyonların da asılsız olduğunu yineledi.

Başbakan Soyer, Bakanlar Kurulu'ndan geçerek meclise sevk edilen yeni mülkiyet yasa tasarısı hakkında KIBRIS'a konuştu.

Yeni tasarı, kuzeyde kalan Rum malları için tazminat ile takasa ek olarak mal iadesini de öngörüyor. Taşınır malları da kapsamına alan tasarı, tapulu olmayan, kullanılmayan ve kamu düzenini tehlikeye düşürmeyecek malların, hemen iade edilmesine de imkan sağlıyor. Kurulacak komisyonla Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) öncesi iç hukuk yolunun oluşturulması amaçlanıyor. Mahkeme gibi çalışacak komisyonda yabancıların da görev yapması hedefleniyor.

Tasarının geçtiğimiz günlerde Resmi Gazete'de yayımlanarak halkın bilgisine getirilmesiyle birlikte kamuoyunda yeni bir tartışma başladı. Bazı çevreler bu yasa ile KKTC tapularının iptal edileceği, malsız mülksüz kalınacağı, eşdeğer puanlarının da sıfırlanacağı yönünde iddialarda bulunuyor.

Başbakan Soyer, dün KIBRIS gazetesine verdiği mülakatta, Rum tarafının Kıbrıslı Türklere yönelik hukuksal taarruzuna karşı durmak için böyle bir tasarı hazırladıklarına dikkat çekti.

Tapuların iptal edileceği yönündeki iddiaları kesin bir dille yalanlayan Başbakan Soyer, "Burada ne tapu iptali, ne koçan iptali, ne de benzeri bir endişeye mahal vardır" dedi ve bu yönde yapılan spekülasyonlara halkın itibar etmemesini istedi.

Soyer, ister elinde puanı olsun, ister mal alsın ya da almasın tüm Kıbrıs Türk halkının geleceğini kurtarmak için bu hukuk mücadelesinde kararlı olduklarını söyledi ve aksi yönde propaganda yapanlara, "Bizler, eşdeğer malın kaymağından yiyemeyenlerden, yemeyenlerden ve yemek istemeyenlerdeniz. Dikkat ediyorum bu tantanayı koparanların bir kısmı eşdeğer malın kaymağının katmerini de yiyerek bugünlere gelenlerdir. Dolayısıyla bu konuda konuşurken herkesin çok dikkatli olması lazımdır. Çünkü biz bu defterleri açmak istemiyoruz" sözleriyle seslendi.

Başbakan, "Halka, cumhurbaşkanına, hükümete, Kıbrıs Türk hukukçularına, aynı zamanda Türkiye'deki ve temasta olduğumuz yabancı hukukçulara güvenmelerini söylüyorum" çağrısı yaptı.

İki bölgelilik ve mülkiyet olgusu

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, konuyla ilgili olarak sözlerine şöyle başladı:

"Öncelikle şunu söylemek isterim. Kıbrıs sorununun çözümü ve Kıbrıs sorununun çözümü içerisinde siyasal haklarımız kadar önemli olan bir diğer nokta, iki bölgelilik ve mülkiyet olgusudur.

Dolayısıyla iki bölgeli bir federal çözüm içerisine girerken, Kuzey Kıbrıs'ta çözümden sonra nüfus ve mülkiyet çoğunluğunun Kıbrıs Türk halkına ait olması gerekir.

Bu yalnız Annan planında değil, çünkü Kıbrıs Rum tarafı buna dayalı bir demagoji yapmaktadır. Ama Perez de Cuellar belgelerinde aynı zamanda Gali Fikirler Dizisi'nde de aynı mantık vardır.

Kıbrıs Rum tarafının ana hatlarıyla sağcı ve solcu partilerinin üzerinde kendi halkına dönük olarak demagoji yaptıkları temel, bütün göçmenlerin evine döneceği hikayesidir. Bundan ötürü Kıbrıs Rum tarafını ve halkını bu konuda yanıltmakta ve iç siyaset hesabı ile şöven temelde siyaset yapmaktadırlar.

Kıbrıs Türk toplumu içerisindeki barış güçleri ise yıllardır Kıbrıs Rum toplumuna belli bir miktar toprak tavizi verileceği ve aynı zamanda kuzeyde mülkiyet ve nüfus çoğunluğumuzu sarsmayacak şekilde mülk iadesi kavramının gündemde olacağını söylemiştir Kıbrıs Türk barış güçleri.

Nitekim güneyde AKEL, DİKO, EDEK gibi partiler tüm göçmenler evlerine derken, kuzeyde Kıbrıs Türk halkının barış güçleri yüzde 29 toprağın kuzeyde kalacağı, belli bir mülk durumunun yukarıda söylediğim ilkeler çerçevesinde Kıbrıslı Rumlara geri iade edilme ilkesini hep toplumu ile tartışmıştır.

Bu yüzden Annan planı tartışmaları içerisinde bu en enine boyuna Kıbrıs Türk halkı içerisinde tartışılmış ve sonuçta Kıbrıs Türk halkı 24 Nisan 2004'te 55 bin insanın yer değiştirmesine ve kuzeyde 1/3 nispetinde mülk iadesi konusuna evet demiştir. İşin gerçeği budur.

Uluslar arası hukukla çelişki

Ancak bu bir siyasal gerçektir. Bu siyasal gerçeği bir anlamda gündeme getirdiğimiz zaman bunun hukuki ve uluslar arası hukukla olan çelişkisi önümüzde durmaktadır. Bu çelişki nedir? 30 yıldır Kıbrıs Türk halkı içerisinde yönetenler maalesef yalnızca global mal takası üzerinde siyasal söylem olarak durmuşlardır.

Bunu BM'ye, dünyaya söylemiş olmalarına rağmen inandıramamışlardır. Bunu siyasal söylem üzerinde tutarken, Kıbrıs Türk halkının güneydeki mülkiyet haklarına dönük olarak, güneydeki hakimiyetçi anlayışın yaptığı tecavüzlere ise sessiz kalmışlardır ve hukuk yoluna girmemişlerdir.

Tüm bu sürecin içerisinde meşhur Loizidu davası gündeme gelmiştir ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kullanım kaybından ötürü bayan Loizidu'ya Türkiye'nin tazminat ödemesine, aynı zamanda mülkünün iade edilmesine imkan sağlayacak bir karar üretmiştir/

 

Yeterince savunma yapmadılar

İşin doğrusu bu kararı o dönemin KKTC yönetimi ve Türkiye'deki idareler yeterince savunma yapmadıkları için de kararın çıkmasına sebebiyet teşkil etmişlerdir. Bu davanın arkasında yatan esas neden iki bölgeliliği orta yerden kaldırmaktadır ve Kıbrıs Türk halkı Annan planından sonra bütünlüklü iktidar değişimini çözüme doğru gerçekleştirince ve çözüm için adım atınca, Kıbrıs Rum tarafı bu kez bu bütünlüklü iktidar değişimi, Cumhurbaşkanı Talat'ın seçilmesiyle gündeme gelir gelmez, mülkiyet konusunda hukuki taarruzlara başlamıştır.

Bunlardan bir tanesi Orams davasıdır. Orams davası ile ulaşmak istediği sonuç, Kıbrıs'ta yatırım yapan yabancıları ürkütüp kaçırmaktır. Diğeri Hurma davasıdır. Hurma davası ile de ulaşmak istediği sonuç, eşdeğer mal kapsamında kuzeyde mülkiyet alan Kıbrıslı Türklerin varlığını terörize etmek, korkutmak ve ekonomik gelişmeyi durdurmaktır.

Arresti davası ile de doğrudan doğruya iki bölgeliliği Loizidu davasına bağlı olarak sarsacak sonuçlara ulaşmak için hukuk yolunu kullanmaktır.

Orams davası devam ediyor ve inanıyorum ki Orams davasında bu ciddi müdafaa olgusu ile çok pozitif bir savunma yapılacaktır.

Hurma davasında duvara vurdular

Hurma davasında ise Kıbrıs Rum tarafı duvara vurmuştur. Cumhurbaşkanının, hükümetin birlikte saptadığı hukuk yollu mücadele ile bu resmen duvara vurulmasını getirmiştir. Çünkü bizi siz bu mahkemede yargılayamazsınız tezinden hareket edilmiş, şimdi Kıbrıs Rum tarafı Hurma davasında karar vermeye zorlanmış, bu kararı vermiş ve demiştir ki Türkçe bu mahkemenin esasıdır.

Dolayısıyla buradan iki sonuç çıkmaktadır. Bizzat kendi mahkeme kararı ile iki toplumlu Kıbrıs Cumhuriyeti'ni orta yerden kaldırdığını kendisi ilan etmiş bulunmaktadır.

Bunun arkasından gündeme diğer başka konular gelecektir. Şu anda Arresti davası ve diğer tüm davalarla ilgili olarak cumhurbaşkanı ve hükümetimiz bir hazırlık içerisindedir.

Hukuksal taarruza karşı duruş...

 

Başbakan Soyer, "Yani Rumların Kıbrıs Türklerine yönelik hukuksal taarruza bir karşı duruş için mi bu yasa?" sorusuna şu karşılığı verdi:

"Evet, karşı duruş, özü budur bunun. Şimdi bu noktada ben Arresti davasını karşılamak için atılan diğer bütün adımlara bağlı olarak toplumun içerisinde yaratılmak istenen 'tapular iptal olacak, koçanlar iptal olacak' gibi argümanlara bir tek cevabım olacak.

"Tapular iptal edilecek" diyenlere yanıt

Cevabım da şu. Hurma davasını açtığımız zaman da benzeri çevreler bize bu davaya taraf olmakla Kıbrıs Rum tarafını meşrulaştıracağımız ve onların hükümetimiz olduğu iddiasını güçlendireceğimizi söyleyip bu adımımıza karşı çıkmışlardı. Bunun başarısı meydandadır.

Onun için şimdi insanlarımıza tapu iptali ile ilgili yapılan bu demagoji nedeniyle Hurma davasını hatırlatıyorum. Cumhurbaşkanına, hükümete, Kıbrıs Türk hukukçularına ve aynı zamanda Türkiye'deki ve temasta olduğumuz yabancı hukukçulara güvenmelerini söylüyorum.

Şimdi biz bunu yüksek sesle tartışmadık. Neden tartışmadık, biz bunu gizlemedik. Herhangi bir şekilde gizleme yok, gerekli bütün hazırlıklarımızı yaptık ve meclise sevk ettik bunu. Meclise sevk ederek demokratik usullerde kamuoyunun bilgisine getirdik. Resmi Gazete'de de yayımladık. Bunu biz gizlemedik. Ama yüksek sesle övünerek tartışmadık. Çünkü vereceğimiz bir hukuk mücadelesinde eğer yüksek sesle yapacaklarınızı, niyetlerinizi, atmak istediğiniz adımları siz tartışırsanız önceden, bununla ilgili başarı şansınız sıfırlanır.

Dolayısıyla şimdi geçmiş dönemde de olduğu gibi sırf cumhurbaşkanı ve hükümetin çözüm siyasetine karşıdır ve bu hükümeti yıpratacak diye tapular iptal olacak hengamesiyle bu meseleye taraf olanlar bu yanlışın tekrarlanmasını istiyorlar.

Yanlışa düşmeyeceğiz

Onun için biz bu yanlışa düşmeyeceğiz. Biz bilimsel konuşacağız. Gerekli açıklamaları halkımıza bilimsel esaslarla dile getirmeye çalışacağız.

Bu yasa tasarısının mantığı şudur. Bu yasa tasarısının mantığında dayandığımız temel şuraya dayanmaktadır. Biz bugün KKTC'de yaşayan tüm Kıbrıslı Türkler, 1960'ın kurucu ortağı olan bir halkın temsilcileriyiz. Dolayısıyla 1962'de Kıbrıs Cumhuriyeti olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin ek protokolünün 1. Maddesi de dahil olarak bu sözleşmeyi Kıbrıs Cumhuriyeti imzalamıştır.

Dolayısıyla Kıbrıs Türk halkı olarak da biz bu cumhuriyetin kurucu ortağı olarak Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne de bağlıyız ve bizim iç hukukumuz bakımından da bu geçerlidir. Çünkü biz bunun ortağıyız.

İşte bu temele indirgeyerek meseleyi buna uyum sağlayacak bizim mülkiyet sistemimizi Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin temel felsefesiyle çelişkiye sokmayacak bir düzenlemeye götürmek için bu yasa tasarısını hazırladık, gündeme getirdik.

Tapu, koçan iptali yok

Burada ne tapu iptali, ne koçan iptali ne de benzeri bir endişeye mahal vardır.

Çünkü bu konunun özü, Kıbrıs sorununun siyasal çözümüyle bütünlüklü bir çözümle değerlendirilecek hadiselerle birlikte ele alınacaktır. Onun için insanımız rahat etmelidir. Ama bu hukuk mücadelesini bizim kazanmamız gerekmektedir.

Burada bir örneği vermek istiyorum. Biraz evvel bahsettiğim gibi bayan Loizidu'ya Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi gelir kaybından doğan bir tazminat ödenmesini, malına gitmemesinden ötürü bir tazminat ödenmesini ve mülk iadesini isteyen içerikte bir karar almıştır.

Ama Güney Kıbrıs'taki mahkeme ise bir Kıbrıslı Türkün mülkünün kendisine iade istemiyle açtığı davaya bir cevap vermiştir, bir karar vermiştir. Bu karar nedir? Haklısın mülk senindir ama Kıbrıs sorunu çözüldükten sonra sana malını iade edecektir. Eğer bu özel mülkün gaspı temasıysa bu özel mülkün gaspını içeren bir noktadır. Ama siyasal anlamda çözümün gelmesiyle bu bütünlüklü çözümün içerisinde mülk iadesini öngören bir doğruysa, o zaman bu doğru Kıbrıs Türk halkı için de geçerlidir.

Dolayısıyla şimdi önümüzde bir yandan bayan Loizidu'ya hemen şimdi mülkünün iadesini öngören bir Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararı, ama öbür taraftan hak sahibi olan bir Kıbrıslı Türk'ün mülkiyetini ancak Kıbrıs sorunu çözüldükten sonra kendisine iade edeceğini öngören Avrupa Birliği üyesi bir Kıbrıs Cumhuriyeti namındaki idarenin bir mahkemesinin kararı. İşte şimdi bu temel nokta bizim bu yolu nasıl yürüyeceğimizin bir anlamda ifadesidir. Buna hazırlanmamız lazımdır. Her yönüyle hazırlanmamız lazımdır. Bu hazırlıkların ana ruhu, temeli buna dayanan bir içeriği taşımaktadır.

30 yıl bu konuda adım atmayanların insanları paniğe sokma hakkı yoktur

Bundan ötürü insanlarımızın endişeye, paniğe sırf Kıbrıs sorunundaki çözüm sürecinde farklı düşünüyor diye bir kısım kesimlerin insanları paniğe sokmaya hakkı yoktur kanısındayım. Çünkü 30 yıldır bu konuda dava açılmadı. 30 yıldır bu konuda hiçbir adım atılmadı. Güneydeki Kıbrıs Türk mallarının gasp edilmesine ve Kıbrıs Cumhuriyeti'ni işgal eden bu zihniyetin güneyde Kıbrıs Türkü'nü mülksüz bırakmasına ses çıkartılmadı.

Şimdi bu kuzeydeki iki bölgeliliği, iki toplumluluğu, siyasal çözüm içerisinde sağlayabilmek için bütün bu gecikme ve ihmallere rağmen vermemiz ve yürümemiz gereken ciddi bir hukuk yolu vardır ve bu hukuk yolunu da yürümek kararlılığındayız. Bu şekliyle özü bu işin federal bir çözümde iki bölgeliliği, iki toplumluluğu kesinlikle sağlayacak düzenlemelere hiçbir boşluk bırakmayacak şimdiden ve önümüze mahkeme kararıyla çıkabilecek bütün muhtemel tehlikeleri bertaraf etmektir. Mantığı budur bu işin.

Görüşü olan bize bildirsin

Biz bu çalışmayı meclise sevk ettik. Ben rica ediyorum bu konuda görüşü olan, düşüncesi olan, biz yüzde 100 doğru yaptık da demiyorum bununla ilgili fikri olan, görüşü olan ulu orta tartışma yerine bize bildirmelidir. Böylece Kıbrıs Türk halkı demokratik bir olgunluk içerisinde ve hukuki ama bütün hukukçularımızın gerçekten hukuki çerçevede bunu değerlendirecekleri ciddi bir çalışma içerisinde bunu sonuçlandırmamız gerekmektedir.

Lütfen herkes bizim kendi hukukçularımıza, bu toplumu seven çözümü isteyen, çözümü kendisine endekslemiş olan ama bunun içinde Kıbrıs Türk halkının siyasal eşitliğini, iki bölgeliliğini, gözünün bebeği gibi koruyan cumhurbaşkanına, hükümete, bu aydın hukukçularımıza ve toplumun ortak aklına güvensin. Bu noktada bu yalnız güvenle de kalmasın, fikri olan, düşüncesi olan, herhangi bir önermesi olan da bize bunu bildirsin, biraz hızlı hareket edelim. Çünkü bu davalar önümüzdeki günlerde önümüze gelecek, çünkü bunu hazırlamak için biz aylardır çalışıyoruz. Aylardır çalışıyoruz, çeşitli iç, dış, Avrupa, Türkiye, çeşitli hukukçulardan ve önde gelen hukukçulardan mütalaalar, görüşler, değerlendirmeler alarak bunu olgunlaştırdık. Bu noktada herkesin bu temel doğrultusunda meseleye yaklaşmasında fayda var.

Aynaya baksınlar

"Bu tasarıyla birlikte KKTC'nin mülksüz, topraksız ve çulsuz kalacağı iddiaları öne çıkmaktadır. Bir yerde 'memleket satılıyor' denmektedir. Oysa siz çözüm vizyonuyla işbaşına geldiniz ve şimdi memleketi mi satıyorsunuz?" sorusu üzerine de Başbakan şu karşılığı verdi:

"Benim söyleyeceğim şu. Annan planının özünde biraz evvel söyledim ki evet diyen halkın kararıdır bu. İki bölgeli, iki toplumlu bir yapı ve kuzeyde nüfus ve mülkiyet çoğunluğunun bu Kıbrıs Türk halkına ait olmasını öngören bir iradesi var bu halkın.

Biz bu iradeyi 'gurda guşa' karşı koruyoruz ve temel amacımız bu iradenin gereklerini yerine getirmektir. Ben bu konuda fazla polemik de yapmak istemiyorum ama 'KKTC topraksız ya da çulsuz kalacak' diyenlere şunu söyleyebilirim.

Loizidu davasını göğüsleyemediler. Arkasından gelen davalar biraz evvel bahsettim. Bu davaların en büyük tehlikesi şudur. Loizidu davası karar verildikten sonra Aresti davasında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Loizidu davasının emsal olmasına karar vermiştir.

Şimdi haliyle Aresti davasında meydana gelebilecek bir problem bunun da arkadan gelen binlerce davaya emsal olmasıdır. Çulsuzluktan söz edilecekse işte bunun gerçekleşmemesi bizi büyük sıkıntıya sokacaktır. Bu bakımdan bu çulsuzluk davasını orta yere atanlar, beş defa düşünmek zorundadır. Ben kesinlikle dünkü tartışmaları açmak istemiyorum. Dünü derinlemesine tartışmak istemiyorum. Yarına bakalım diyorum, onun için herkes, soğukkanlılıkla, bir de aynaya bakarak bu meseleyi kendi, kendine, yani hiç olmazsa banyoda bulunduğu dönemde bir aynaya baksın herkes, kendi kendine karnından konuşsun, kimseyle de bunu paylaşmasına da gerek yoktur ve hep beraber bu yeni durumu nasıl göğüsleyeceğimiz noktasında eteğinde taş olan, beyninde bir düşünce olan bunu masaya koysun".

Eşdeğer malın kaymağının katmerini yiyenler...

 

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, "Tapuların yanı sıra eşdeğer puanlarının da sıfırlanacağı noktasında iddialar var. Herkes de bunu merak ediyor, eşdeğer puanları ve eşdeğerciler ne olacak?" sorusuna da şu karşılığı verdi:

"Her şeyden evvel şunu söylemek isterim. Bu iddiayı ortaya atanları okuduğum zaman acı acı güldüm. Çünkü şu andaki gerçek şudur. Şu anda dışarıda karşılığını bulmamış olan 5 milyar puan değerinde eşdeğer mal var. Bizim bu insanlara dağıtabileceğimiz kaynak miktarı ise 250-350 milyon dolayındadır. Düşünebiliyor musunuz? Dışarıda kalan eşdeğer mal puanları ne olacak, bunlara kaynak bulamayacağız diye haykıranlar, fiilen bunu yaratanlardır aynı zamanda. Acı ama gerçek olan budur. Ben açıklıkla şunu söylüyorum.

Hükümetimiz bu konuyu da gündeminde tutuyor ve bu yasa tasarısıyla değil yalnızca bizim boynumuzun borcudur, hakkı olan ve eşdeğer puanına şu ana kadar karşılığı olmayan insanlara biz bir olanak sunalım. Bu olanağın da ne olacağını bu çalışmalarımız çerçevesinde orta yere çıkaracağız ve bunları da insanlarımızla paylaşacağız.

Ama bunun için zamana ihtiyacımız vardır. Açık olan budur. Şimdi bizim için önemli olan ister elinde puanı olsun, ister mal alsın, ister alamasın bütün insanlarımızın geleceğini kurtarmaya çalışıyoruz. Bu hukuk mücadelesini verirken gerçekten bunun imkanlarını biz kullandırma değil, imkanları geliştirebilmek için herkesi korumaya çalışıyoruz. Yarınını herkesin korumaya çalışıyoruz. Esas niyetimiz budur.

Bu bağlamda şunu da söylemek isterim. Bizler eşdeğer malın kaymağından yiyemeyenlerdeniz, yemeyenlerden ve yemek istemeyenlerden. Şimdi dikkat ediyorum, bu tantanayı koparanların bir kısmı, küçük toplumuz, biliyoruz, eşdeğer malın kaymağının katmerini de yiyerek bugünlere gelenlerdir. Dolayısıyla bu konuda konuşurken herkesin çok dikkatli olması lazımdır. Çünkü biz bu defteri açmak istemiyoruz. Çünkü önümüzde iki bölgeliliğimizi, iki toplumluluğumuzu ve siyasi eşitliğimizi geleceğe, tehlikeye sokmayacak bir şekilde doğan tehlikeyi bertaraf etme çabamız vardır. Biz şimdi buna konsantre olduk. Mesele budur".

Yasanın özü

"Mülkiyet yasasıyla yapılmak istenen değişiklikleri özü itibarıyla anlatır mısınız, bu çalışmaların ana teması nedir?" sorusuna ise Başbakan şu yanıtı verdi:

"Ana teması, bir Kıbrıslı Rum müracaat edecek, bununla ilgili her şeyini ibraz etmiş olacak. Bunu kanıtlama görevi kendisine aittir. Biz bunu ele alacağız. Takas yoluyla, tazminat yoluyla ve gelecekte kurallarını koyduğumuz çerçevede iade noktasını düşünen özde, bu meseleyi uluslar arası hukukçuların da içinde temsil edileceği bizim bir komisyonumuz marifetiyle yapmayı hedefliyoruz bu yasayla".

İade çözümden önce mi sonra mı?

Başbakan Soyer, "Mülk iadesiyle ilgili merak edilen bir husus var. Komisyon mülk iadesine karar verirse, iade hemen mi olacak, yoksa çözümden sonraya mı kalacak? Prosedür nedir?" şeklindeki soru üzerine ise şöyle konuştu:

"Biraz önce Kıbrıs Rum tarafındaki mahkemenin kararını söyledim. Rum tarafındaki pozisyonu da söyledim. Bundan herkes kendine göre sonucunu çıkarması gerekiyor. Bir şeyi daha söylemek isterim. Kıbrıs Rum tarafı da Türk mallarına dayalı olarak tapu vermiştir.

Bakın bu incelemelerimizde çıkan sonuç şudur. Çok eskiden beri bunu yapmaktadırlar. Örneğin çok değerli yazar, düşünür, şair, çok yönlü insanımız Orbay Deliceırmak, çok mükemmel bir çalışma yaptı ve bize iletti. İncelediğimizde Kıbrıs Rum tarafında bu mülkiyetle ilgili tapu verme dahil, pek çok konunun çok eskiden beri yasalarla düzenlendiğini gördük, bununla ilgili pozisyonları da yaptık. Hatta Türk emlaklarını kullananların ilgili komisyon karar verdikten sonra mahkemeye ipoteğe koyma hakları da vardır. Mülk olarak devretme hakları, varis hakları, veraset hakları da vardır. Hatta tapu da verilmiştir. Bunların hepsinin belgelerini de derlemiş toplamış durumdayız, bu yoğun bir çalışma oldu. Gerçekten bu çalışmaya katkı koyan herkese teşekkür etmek de boynumun borcudur".

KIBRIS 26/11/05

Mağusa'dan "izolasyonları kaldırın" çağrısı

Gazimağusa'da, bölgedeki 11 sivil toplum örgütü ve Gazimağusa Belediyesince düzenlenen eylemde, hava ve deniz limanları üzerindeki tüm tahditlerin kaldırılması istendi

Mağusa'dan "izolasyonları kaldırın" çağrısı

TÜM TAHDİTLER KALDIRILSIN... İngiltere Başbakanı Tony Blair'e hitaben yazılan ve eylemde Gazimağusa Belediye Başkanı Oktay Kayalp tarafından okunan mektupta, Gazimağusa Deniz Limanı ve Ercan Hava Limanı üzerindeki tüm tahditlerin daha fazla gecikmeden kaldırılması istendi

Sedef A. BOŞNAK

Gazimağusa'da faaliyet gösteren 11 sivil toplum örgütü ve Gazimağusa Belediyesi'nin, Kıbrıs Türk halkının ekonomik, sosyal ve kültürel gelişmesine ve uluslar arası toplum ile bütünleşmesine engel olan izolasyonların bir an önce ortadan kaldırılması için düzenlediği eylem dün yapıldı.

İngiltere Başbakanı Tony Blair'e hitaben yazılan ve eylemde Gazimağusa Belediye Başkanı Oktay Kayalp tarafından okunan mektupta, Blair'den Gazimağusa Deniz Limanı ve Ercan Hava Limanı üzerindeki tüm tahditlerin daha fazla gecikmeden kaldırılması istendi.

Gazimağusa Belediyesi binası önünde saat 11,00 sıralarında toplanan 500'ü aşkın kişi, Fazıl Polatpaşa Caddesi'nden Zafer Anıtı'na oradan da kale içine girerek Namık Kemal Meydanı'na sessizce gelerek toplandılar.

Eyleme, Gazimağusa'da faaliyet gösteren 11 sivil toplum örgütü üyeleri ile çok sayıda vatandaşın yanı sıra, Kıbrıs Türk Kamu Görevlileri Sendikası (KAMU-SEN) Başkanı Mehmet Özkardeş, Kıbrıs Türk Amme Memurları Sendikası Başkanı (KTAMS) Ali Seylani, Kıbrıs Türk Liman İşçileri Şirketi Başkanı Altunay Fahri, Kıbrıs Türk Ticaret Odası Başkanı Erdil Nami, DAÜ-SEN yönetim Kurulu üyeleri, Gazimağusa Belediyesi Başkanı Oktay Kayalp, bazı Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) milletvekilleri ve Girne Belediye Başkanı Sümer Aygın, Doğu Akdeniz Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Halil Güven ile bir kısım senato üyeleri de cübbe giyerek katıldı.

Bu arada Personel Dairesi, eyleme memurlarında katılmasını sağlamak için, çalışanlarına 2 saatlik idari izin verdi.

"İzalosyonlar Kaldırılsın, Limanlar Açılsın" ve "Çözüm İçin Görüşmeler Hemen Başlasın" yazılı pankartlar açılan Namık Kemal Meydanı'nda Gazimağusa Belediye Başkanı Oktay Kayalp, İngiltere Başbakanı Tony Blair'e izolasyonların kaldırılması için yazmış oldukları mektubu okudu ve mektubu, dün öğleden sonra, İngiliz Büyükelçiliği'nin talebi üzerine, İngiliz Büyükelçiliği'nin Lefkoşa'daki Türk temsilciliğine teslim etti.

Konuşmasına başlamadan önce sivil toplum örgütü temsilcilerine teşekkür eden Oktay Kayalp, Kıbrıs Türkü'ne uzun yıllardır uygulanan izolasyonların kaldırılması ve bu kabuğun kırılması için çalıştıklarını belirterek, "Umarım ki, bu etkinlik bir kıvılcım olur. İki yıl önce yaşanan coşkulu mitingleri yeniden yaşarız" dedi.

Kayalp, Kıbrıs'ın tekrardan birleştirilmesine ve ülkede barışın sağlanmasına katkı sağlaması dileğinde de bulundu.

Namık Kemal Meydanı'nda gelerek toplanan eylemciler, saat 12.00 sıralarında sessizce dağıldı.

Tony Blair'e gönderilen mektup

Kıbrıs Türk Kamu Görevlileri Sendikası (KAMU-SEN), Kıbrıs Türk Amme Memurları Sendikası (KTAMS), Kıbrıs Türk Liman İşçileri Sendikası (LİMAN-SEN), Kıbrıs Türk Orta Eğitim Öğretmenler Sendikası (KTOEÖS), Kıbrıs Türk Liman İşçileri Şirketi, Kıbrıs Türk Komisyoncular Birliği, Kıbrıs Türk Acenteler Birliği, Mağusa Türk Genel İş Sendikası, Kıbrıs Türk Esnaf ve Zanaatkarlar Odası, Kıbrıs Türk Ticaret Odası, DAÜ-SEN ve Gazimağusa Belediyesi'nin imzası olduğu mektupta, geçen yıl, Kıbrıs Türk halkının, Annan planı çerçevesinde, izolasyonların kaldırılması ve Kıbrıs'ta barışın sağlanması için ezici bir çoğunlukla oy kullandığı anımsatıldı.

İzolasyonların en kısa zamanda kaldırılmasını isteyen Gazimağusa'daki 11 sivil toplum örgütü, mektupta, Avrupa Birliği Komisyonu'nda bekleyen Doğrudan Ticaret Tüzüğü ve Mali Yardım Tüzüğü'nün acilen onaylanmasıyla Kıbrıs Türk halkı üzerindeki izolasyonların kalkmasında önemli bir rol oynadığına dikkat çekti.

Kıbrıs Rum Liderliği'nin halkını, Birleşmiş Milletlerin çözüm planına hayır demesi için teşvik ettiğini ve söz konusu tüzüklerin onaylanmasını da önlediği iddia edilen mektupta, şunlar yazıldı:

"Bu izolasyonların kalkması, Kıbrıs Rum liderliğine göre Kıbrıs'ta çözümün önündeki en büyük engellerden birisi olan iki tarafın ekonomilerinin yakınlaştırılmasının ön şartıdır. Kıbrıs Rum Liderliği'nin bu hasmane ve uzlaşmaz tutumu Kıbrıs Türk halkı üzerinde Rum tarafının samimi ve adada bir çözüme hazır olduğu yönünde bir güven yaratmamaktadır. Bu şekilde yapıcı olmayan tutumlardan derhal vazgeçilmesi gerekmektedir. İlk adım olarak Kıbrıs Rum Liderliği her iki tüzük üzerindeki engellemeleri kaldırmalı ve Kıbrısta çözümü sağlayacak pozitif bir atmosfer yaratılmasına yardımcı olmalıdır. Ancak, öyle görülüyor ki, uluslar arası topluluk Kıbrıs Rum liderliğinin halen sürdürmekte olduğu politikasına göz yummaya devam ettiği sürece, onların tutumlarında değişiklik yapması mümkün değildir."

Ayrıca mektupta, İngiltere Başbakanı Tony Blair'e, Kıbrıs Türk tarafının dünya ile deniz ve hava limanlarının direk ticaret ve seyahat amaçlı kullanabilmesi için göstermekte olduğu gayrete yardımcı olması için talepte bulunuldu ve izolasyonların kaldırılmasıyla iki tarafın ekonomisi arasındaki farkın kapanacağını ve Kıbrıs'ın problemsiz bir şekilde birleşmesinin sağlanacağı belirtildi.

Mektupta, son olarak, temel hedefin Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan'ın inisiyatifinde, Annan planı zemininde görüşmelerin bir an evvel başlaması ve Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti'nin gerçekleşip Avrupa Birliği üyeliğinin çözümle taçlandırılması olduğu da kaydedildi.

KIBRIS 26/11/05

Denktaş: Tapuların iptali söz konusu değil

 

Dışişleri Bakanı ve Başbakan yardımcısı Serdar Denktaş, son günlerin en çok tartışılan "tapuların iptal edilip edilmeyeceği" konusunda açıklama yaptı, net konuştu:

Denktaş: Tapuların iptali söz konusu değil

NET VE KESİN SÖYLÜYORUM... Denktaş: Bugüne kadar hiç kimseye verilmemiş olan Rum malı var ise iade kararını verebilecek bir yetkiye haiz olunması lazım. İşte şimdi yapılması öngörülen değişiklikle bu imkanlar veriliyor. Hiç kimse koçan iptali, 159'uncu maddenin değişmesi, elindeki malın Rum'a iade edilmesi endişesi içerisine girmesin; çünkü böyle bir şey olmayacak. Bu kadar net ve kesin söylüyorum

Başbakan Yardımcısı Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş, mülkiyet konusunda yapılması öngörülen yasal düzenlemeyle tapuların iptal edilmesinin kesinlikle söz konusu olmadığını vurguladı.

Serdar Denktaş, bu değişikliğin bir gereklilik sonucu ortaya çıktığını söyledi.

Bakan Denktaş, bugüne kadar herhangi birine verilmemiş olan bir malın iade edilmesi kararı alınması halinde, bunun ancak çözümle mümkün olabileceğinin altını çizdi.

Denktaş, mülkiyet konusunda, Annan Planı'nda olduğu gibi, ''iyi mi-kötü mü'' diye gereksiz bir tartışma içine girildiğini söyledi

Başbakan Yardımcısı Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş, önceki akşam BRT 1 televizyonunda yayımlanan Akis programına katılarak Program Yapımcısı Gazeteci Mete Tümerkan'ın son gelişmelerle ilgili soruları yanıtladı.

KKTC'deki eski Rum mallarıyla ilgili düzenlemenin yapıldığı ve 2 yıl önce yürürlüğe giren; takas ve tazminat içeren Taşınmaz Malların Tazmini Yasası'nda değişiklik öngören yasa tasarısının Bakanlar Kurulu'ndan geçerek meclise gönderildiğini anımsatan Serdar Denktaş, insanların rahat olmasını, tapuların iptalinin söz konusu olmadığını vurguladı. Denktaş, mülkiyet konusunda, Annan Planı'nda olduğu gibi, ''iyi mi-kötü mü'' diye gereksiz bir tartışma içine girildiğini söyledi.

Hükümetin meclise gönderdiği Tazmin Komisyonu (Değişiklik) Yasa Tasarısı'nın amacının komisyona işlerlik kazandırmak olduğunun altını çizen Başbakan Yardımcısı Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş şunları söyledi:

"Gereksiz bir tartışmanın içine giriliyor. Böyle bir şeye gerek yok, endişe edecek bir durum yok. Kesin, net ve bilerek söylüyorum. Tazmin Komisyonu kurulduğu andan itibaren sadece tazminat ödemekle yetkilendirilmişti. Ancak bunun için bir bütçe, rakam öngörülmeden çalışmaya başlamıştı. Türkiye'ye yönelik olarak buradaki mülk konularında açılmış davalar var; Loizidu örneği gibi... Bu davalar devam ederken tazmin komisyonunun meseleyi halledebilecek bir noktaya geldiğini göstermemiz gerekirdi. Komisyonun tazmin edebilmesi için bir bütçesi olması lazım. Takas yapabilmesi için yetkisi olması lazım. Burada bugüne kadar hiç kimseye verilmemiş olan Rum malı var ise iade kararını verebilecek bir yetkiye haiz olması lazım. İşte şimdi yapılması öngörülen değişiklikle bu imkanlar veriliyor. Hiç kimse koçan iptali, 159'uncu maddenin değişmesi, elindeki malın Rum'a iade edilmesi endişesi içerisine girmesin; çünkü böyle bir şey olmayacak. Bu kadar net ve kesin söylüyorum.

Kendi içimizde birtakım siyasi oyunlar oynayacağız diye bizi dış siyasette son derece olumlu etkileyecek bir adım atmamız lütfen engellenmesin. Bakanlar Kurulu'ndan değişiklik geçmiştir, meclistedir. Şimdi iade meselesine gelince bir kez daha tekrar ediyorum, herhangi bir kimseye verilmemiş olan bir mal iade edilecek bile olsa, komisyon böyle bir karar almış olsa bile bunun iade edilmesi çözümle mümkün olacaktır. Bu malı gelip alması, yerleşmesi mümkün değildir. KKTC koçanı ile teslim alacaktır; ya satacaktır, kime? Bir yabancıya ya da Türke. Ya da çözümü bekleyecektir."

Bu aşamada ufukta bir çözüm görmediğini de ifade eden Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş, "Ancak bizim dış siyasetteki birtakım sorunlarımızı akılcı yollarla, çağdaş yöntemlerle, yasalarımızla KKTC devleti olarak aşmak zorunluluğumuz da vardır. İki kesimliliği ilerde tartışma konusu haline getirmeyecek formüller üzerinde durmamız lazımdır. Yapılmaya çalışılan budur" dedi.

Yapılmak istenen değişikliğin herhangi bir risk taşımadığı mesajını ısrarla veren Serdar Denktaş, "Serdar Denktaş olarak altına imzamı atarak tekrar ediyorum; yapılmak istenen düzenleme benim insanıma devletin verdiği koçanın iptal edilmesine yol açmayacaktır. Zaten böyle bir girişimde hiçbir hükümet bulunamaz. Verilmiş olan koçanların arkasında yine devlet durmaktadır. Boşuna iç siyasi tasarruflarla bu işi sağa sola çekmek gerçekten gereksizdir" şeklinde konuştu.

Serdar Denktaş, "Konu değişiklik, benim başbakan vekilliği yaptığım günlerde bakanlar kurulundan geçmiştir. Meclise benim imzamla gitmiştir. Onun için çok net bir şekilde söylüyorum; halkımız rahat olsun, hiçbir kuşkuya gerek yoktur" dedi.

Devlet tarafından verilen koçanların arkasında devletin durduğunu belirten Serdar Denktaş, iç siyasi tasarruflarla bu işi sağa sola ve politik nedenlerle bunu başka yönlere çekmenin gereksiz olduğunu kaydetti.

Konunun inşaat sektörünün hızlı büyümesini engelleyecek bir konuma ve kuşku yaratabilecek bir ortama getirilmemesi gerektiğini de ifade eden Denktaş "Yasa tasarısının bakanlar kurulundan geçirilip meclise gitmesine gerek vardı, ihtiyaç vardı, bu ihtiyaç giderilmiştir"dedi

Serdar Denktaş Kıbrıs konusunda gelinen aşamada artık net bir karar verilmesi gerektiğini de vurguladı.

Kıbrıs'ta Rum tarafıyla bulunacak ortak bir çözüm hayalinin gerçekten hayal olduğunu ifade eden Serdar Denktaş, ''Rum tarafının çözüm için herhangi bir şekilde Kıbrıs Türküne ihtiyacı kalmadı. Rum tarafının zaten Kıbrıs Türkü ile herhangi bir şey paylaşmaya niyeti yoktu ve bunu artık çok açık ifade ediyor'' dedi.

Bakan Denktaş, Türkiye ile birlikte, belirsizliği ortadan kaldırıcı kararı vermek zorunda olduklarını da belirtti.

Başbakan Yardımcısı Dışişleri Bakanı Denktaş şöyle konuştu:

"Gerçekçi olalım. Rum tarafının bizimle bir çözüm bulmaya niyeti yok. Yakın bir zamanda Rum tutumu nedeniyle çözüm yok. Biz çözüm irademizi kaybetmeden Kıbrıs Türkünün geleceğinin ne olacağına karar vermeliyiz. Belirsizlik içinde mi devam edeceğiz? Hayır. Belirsizliği ortadan kaldırıcı kararı vermek zorundayız Kıbrıs Türk halkı olarak Türkiye ile birlikte... Nedir bu karar? Dünyayı da ikna edip dünyanın da anlamasını sağlayıp, Kıbrıs'ta çözümün önünü tıkayan kendi Siyasetlerinin de nedeniyle Rum Yönetimi'dir. Bu anlayış devam ettiği sürece Kıbrıs'ta çözüm mümkün değildir. Bunu dünyaya da anlatmayı başarmalıyız. Eğer 2008'de Rum tarafında aynı anlayış iktidarda ise Kıbrıs'ta kendimize yeni bir yol çizmek durumunda kalacağız. O zaman ne kendi zamanımızı, ne de uluslararası toplumun zamanını boşuna harcamanın gereği olmadığı ortaya çıkacak. İşte böyle bir durumda artık net olarak Kıbrıs'ta Rum idaresi ile bir müşterek çatı altında bir araya gelme olasılığı olmadığı görülecek ve biz kendi geleceğimizin ne olacağına karar vereceğiz."

Serdar Denktaş, Cumhurbaşkanı Talat'ın ABD'den sonra İngiltere tarafından da davet edilmesi beklentisi içinde olduklarını da söyledi ve Kıbrıs gerçeklerinin anlatılması için dış temaslarının her düzeyde devam edeceğini söyledi.

İş Adamları Derneği'nin ortaya koyduğu önerileri yanlış ve gerçeklerle bağdaşmayan yaklaşımlar şeklinde değerlendiren Serdar Denktaş, işadamlarının bu görüşleri ortaya koymadan kendileri ile tartışmalarının yararlı olacağını ifade etti ve ortaya konulan görüşlerin uygulanabilir, gerçekçi görüşler olmadığını belirtti.

Serdar Denktaş, programda başkanlık sistemine geçilmesi konusunda DP'nin görüşünü koruduğunu da anımsatarak, "Bu konu da artık daha rahat bir şekilde tartışılabilmeli. Bizim için en doğru ve etkin yönetim şekli başkanlık sistemi olacak" dedi

KIBRIS 26/11/05

İzzet İzcan, AKEL Kurultayı'na katıldı

Birleşik Kıbrıs Partisi (BKP) Genel Sekreteri İzzet izcan ve BKP Örgüt Sekreteri Şefik Par, AKEL'in 20'nci Kurultayı'na katıldı.BKP Genel Sekreteri İzzet İzcan, AKEL Kurultayı'nda yaptığı konuşmada, "Bugün bu kongreyi gerçekleştirirken ne yazık yurdumuzun bölünmüşlüğü devam etmektedir. Onurlu hiçbir Kıbrıslı bölünmüşlüğü kabul edemez. Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rum yurtseverlerin yurdumuzu yeniden bütünleştirme savaşımı sürmektedir. Hepimizin önünde duran öncelikli görev bu mücadeleye sahip çıkmaktır. Çözümün adresi Lefkoşa'dır" dedi.

BKP Basın Bürosu'ndan verilen bilgiye göre, çözümü Kıbrıslı Türkler ve Kıbrıslı Rumların, iki toplumun ihtiyaçlarını dikkate alıp üretmeleri gerektiğini ifade eden İzcan, şunları kaydetti:

"Yurdumuzun bağımsızlığı, egemenliği ve toprak bütünlüğünün esas olduğunu birlikte dile getirelim. En iyi hakemin biz olacağını hiç unutmayalım. Çözümün zemini BM kararları, Doruk Antlaşmaları ve Annan planıdır. Gereksiz tartışmalar yaratarak ortamı germeyelim. Annan planında birtakım değişiklikler yapılması gerektiğine artık hiç kimse itiraz etmiyor. Her iki toplumun çıkarlarını dengeleyen ve yaşanabilir bir çözümün önünü açacak bu değişiklikleri birlikte hayata geçirelim. Bu da ancak masaya oturarak yaşama geçirilebilir. İyi bir hazırlık yapılması gerektiğini kabul ediyorum. Bu hazırlığın tamamlanması için BM Genel Sekreteri'ne yardımcı olmalıyız. Her iki taraftaki birtakım siyasi çevrelerin birbirlerine karşı kullandıkları saldırgan siyasi üslup kabul edilemez."

Çözümün zamana yayılmasını kalıcı bölünmeye zemin hazırlamaktan başka bir işe yaramayacağına dikkat çeken İzcan, şöyle dedi:

"Bütün bu olumsuzluklara karşı mücadele etmek boynumuzun borcudur. Bizler bu borcu iki toplumun kardeşliğini savundukları ve emperyalizmin böl- yönet politikasına boyun eğmedikleri için katledilen Fazıl Önder, Ayhan Hikmet, Muzaffer Gürkan, Derviş Ali Kavazoğlu, Kutlu Adalı, Kostas Misaulis, Savas Manikos, Mihalis Mikrasiadis, Yannis Yuannus ve birçok isimsiz yurtsever yoldaşımız için ödemeye kararlıyız ve ödeyeceğiz.

Hiç kimse Kıbrıs'ı ilelebet bölünmüş tutabileceğini zannetmesin, bunu başaramayacaklardır.

Geçen gün aramızdan ayrılan ve kendisini saygıyla andığımız Özker Özgür'ün dediği gibi; işçi sınıfının birliğine, yurdumuzun bütünlüğüne, toplumlarımızın kardeşliğine, siyasi eşitlik temelinde federal çözüme ve tüm Kıbrıslıların insan haklarına inananlar, bu mücadeleden zaferle çıkacaktır."

KIBRIS 26/11/05

Arınç: KKTC halkı oyunu bozdu

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Bülent Arınç, Kuzey Kıbrıs Türk halkının Annan planına ‘evet’ diyerek pek çok oyunu bozduğunu söyledi.

 

NTV

Güncelleme: 11:03 tsi 27 Kasım 2005 Pazar

Barselona - Meclis Başkanı Bülent Arınç, 5. Avrupa-Akdeniz Parlemento Başkanları Konferansı için bulunduğu Barselona’da yaptığı açıklamada, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti halkının Annan planına ‘evet’ dediğini kaydetti.

Bu hareketle pek çok oyunun bozulduğunu belirten Arınç, Türkiye’nin Kıbrıs konusunda aktif bir tutum almasının Kıbrıs konusunu “konuşulur” hale getirdiğini kaydetti. Kıbrıs Rum Kesimi üzerinde baskı kurulması gerektiğini belirten Bülent Arınç, Rumların Kıbrıs Cumhuriyeti adıyla Avrupa Birliği’ne girmesinin bir yanlışlık olduğunu da vurguladı.

Arınç, “Avrupa Birliği, ‘Kıbrıs konusu çözülsün’ diyor. Kendi hatasını başkalarına havale ediyor” dedi. Medeniyetler ittifakı konusuna da değinen Bülent Arınç, Türkiye’nin bu ittifakı anlatmaya başladığını, Avrupa Birliği’nin de bunu desteklediğini söyledi.

Denktaş’tan Annan’a şikayet mektubu

KKTC Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan’a gönderdiği mektupta, Rum tarafının provokasyonları ve ara bölge ihlallerini eleştirdi.

 

NTV

Güncelleme: 11:18 TSI 27 Kasım 2005 Pazar

LEFKOŞA - Serdar Denktaş, bu girişimlerin barışa katkı sağlamadığını belirtti.

Denktaş, 2 Kasım tarihli mektubunda, Avrupa Parlamentosu’ndaki Rum milletvekili Marios Matsakis’in, gözlem noktasından Türk bayrağını almasının, ara bölgenin toprak bütünlüğünün ihlali olduğunu söyledi.

Olayı KKTC’ye yönelik bir provokasyon olarak değerlendiren Denktaş, Rumların 2005 yılını, “EOKA özgürlük mücadelesini hatırlama ve anma yılı” ilan etmeleriyle, geçen ay yaptıkları Nikiforos tatbikatının, düşmanca hareketlerinin diğer iki örneği olduğunu belirtti.

Denktaş, BM’nin bu konuda bir şeyler yapması ümidini yineledi.

ABD, adada uygun atmosferin hazırlanması için harekete geçti

ABD Dışişleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Matthew Bryza, aralık ayı başlarında adaya gelecek

ABD, adada uygun atmosferin hazırlanması için harekete geçti

ABD Dışişleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Matthew Bryza'nın aralık ayı başlarında adaya gelecek olmasının, ABD Dışişleri Bakanlığı'nı gerek ziyaretin hazırlanması, gerek uygun atmosfer hazırlanması konusunda harekete geçirdiği bildirildi

 

ABD Dışişleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Matthew Bryza'nın aralık ayı başlarında adaya gelecek olmasının, ABD Dışişleri Bakanlığı'nı gerek ziyaretin hazırlanması, gerek uygun atmosfer hazırlanması konusunda harekete geçirdiği bildirildi.

Rum gazetesi Fileleftheros, yukarıdaki başlık altında manşetten verdiği haberinde, ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Robert Zelic'in önceki gün Rum Yönetimi Washington Büyükelçisi Evripidis Evriviadis'in makamına çağırarak kendisiyle uzun bir görüşme yaptığını kaydetti.

Gazete, Zelic'in davetinin şok etkisi yarattığını çünkü geçmişte kendisinin Kıbrıs konusuyla hiç ilgilenmediğini, ABD Dışişleri Bakanlığı'nın güçlü adamı Robert Zelic'in Kıbrıs konusunda devreye girmesinin Washington'un ilgisini yansıttığını belirtti.

Gazete, adaya gelecek olan ABD Dışişleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Bryza'nın amacının tarafları dinlemek ve ABD'nin niyetleri hakkında tutum ortaya koymak olduğunu, Bryza'nın ayrıca Amerikalıların girişimlerini koordine ettiği BM Genel Sekreteri ve İngiltere Dışişleri Bakanlığı'na bilgi vermesinin beklendiğini de yazdı.

Haberde, İngiltere Avrupa Konularından sorumlu Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Douglas Aleksander'in, Muhafazakar Parti Milletvekili Teresa Wiliers'in KKTC'deki eski Rum malları ve Kıbrıs sorununun mevcut safhasına ilişkin mektubunu yanıtlarken, Kıbrıs konusundaki yeni bir girişimin çerçevesine dikkat çektiği de belirtildi. Gazeyete göre Aleksander, "Çözüm yönündeki gelecekteki tüm çabalarının temelinin Annan planı olduğunu" vurguladı.

Mülkiyet konusunun karmaşık bir konu olduğunu söyleyen Aleksander, "Kıbrıs Rumlarının endişeleri gelecekteki müzakerelerde dikkate alınmalıdır. Çözüm planındaki değişikliklerin ise her iki tarafça da kabul edilmesi gerektiğini yeniden vurguluyoruz" dedi.

Bu arada Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos, Commonwealth toplantısı için Malta'ya gitmek üzere önceki gün Larnaka Havaalanı'ndan ayrılışta yaptığı açıklamada, AKEL'in CTP'ye verdiği Kıbrıs konusundaki yazılı görüşlerini yorumladı ve bu yazılı görüşlerin verilmiş olmasının iki toplumlu müzakereler başladığında bunun paralel müzakereler yapılacağı anlamı taşımadığını söyledi.

Fileleftheros'a göre Papadopulos, "AKEL Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas 20. parti kurultayında parti görüşlerini yazılı olarak CTP'ye bildirdiğini açıkladı. Paralel müzakereleri doğru buluyor musunuz" sorusuna, "Paralel müzakerelerden hiç kimse söz etmedi. Partililer arası temaslar söz konusudur ve bunu yorumlamıyorum" yanıtını verdi.

Papadopulos, iktidar ortakları AKEL ve EDEK arasında Annan planıyla ilgili görüş farklılıkları bulunmasını da yorumladı ve "konuyla ilgili çok şey söylendiğini kendi yanıtını ise kurultayın dünkü (önceki günkü) açılışında verdiğini" hatırlattı.

Papadopulos kurultayın açılışında yaptığı konuşmada, Annan planının müzakerelere temel teşkil ettiğini, ancak istedikleri değişiklikler yapıldığı zaman temelin değişeceğini ve çözüm temelinin iki bölgeli iki toplumlu federasyon olduğunu söylemişti.

KIBRIS 27/11/05

AP'den Türkiye'ye "limanları aç" baskısı

AP'nin genişleme sürecine ilişkin raporu açıklandı. Taslak raporda yine limanlar konusu var

AP'den Türkiye'ye "limanları aç" baskısı

Avrupa Parlamentosu'nun (AP) genişleme sürecine ilişkin raporu açıklandı. Taslak raporda, Türkiye'den en kısa sürede liman ve havalimanlarını Kıbrıs Rum Kesimi gemi ve uçaklarına açması talep ediliyor.

Raporda, Türk hükümetinden Gümrük Birliği Ek Protokolü'nü imzalarken yayımladığı tek taraflı beyanın, protokolün meclisteki onay sürecinin bir parçası olmadığını açık bir dille belirtmesi istendi.

Raporda, AKP'nin bunu yapmaması durumunda ek protokolün Avrupa Parlamentosu'ndaki onay sürecinin zora gireceği uyarısı yapıldı

Hazmetme kapasitesi ve

siyasi kriterlere vurgu

Türkiye'ye karşı eleştirisel ifadelerin yer aldığı raporda, AB'nin hazmetme kapasitesinin aday ülkeler için koşul olduğu hatırlatılıyor ve AB Komisyonu'ndan müzakere sürecinde bu parametreyi de göz önünde bulundurması isteniyor. PKK'nın terör eylemelerine dikkat çekilen raporda, Güneydoğu'daki artan şiddetin endişe verici olduğu vurgulanıyor.

AB'nin genişleme sürecine ilişkin hazırlanan raporda, siyasi kriterlerin en geç iki yıl içinde tamamlanması ve Türkiye'nin siyasi kriterlere uyum konusunda birliğe kapsamlı bir takvim sunması çağrısında bulunuluyor.

Raporda, ifade ve inanç özgürlükleri, yargının bağımsızlığı, işkence ve kötü muamelenin sona erdirilmesi, kadın hakları ve aile içi şiddet konularına öncelik verilmesi de isteniyor.

Türkiye'ye karşı eleştirel ifadelerin kullanıldığı raporda, Türkiye Başbakanı Recep Tayip Erdoğan'ın Kürt sorununa ilişkin açıklamalarının memnuniyet verici olduğunun altı çiziliyor.

Türkiye, Hırvatistan, Makedonya, Bosna-Hersek, Kosova, Sırbistan Karadağ ve Arnavutluk ile ilgili genel değerlendirmelerin yer aldığı rapor, salı günü Dışişleri Komisyonu'nda ele alınacak.

Rapor komisyonda kabul edildikten sonra aralık ayında Strasbourg'da yapılacak genel kurul toplantılarında oylanacak.

KIBRIS 27/11/05

Rum yönetimi lideri Papadopulos:Ledra yolunun açılmasına hazırız

Rum yönetimi lideri Papadopulos, Lokmacı Barikatı'nın açılması çalışmalarıyla ilgili açıklama yaptı:

Rum yönetimi lideri Papadopulos:Ledra yolunun açılmasına hazırız

ZORLUKLARI KKTC MAKAMLARI ÇIKARIYOR... Zorlukların KKTC makamları tarafından çıkarıldığını iddia eden Papadopulos, Rum yönetiminin BM'nin onay vermesi halinde 48 saat içerisinde barikatı açmaya hazır olacağını, ancak BM'nin öngörülerine göre Kıbrıs Türk tarafındaki çalışmaların tamamlanması için bir buçuk aya gereksinim olduğunu da öne sürdü

 

Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos, Ledra (Uzun Yol) Caddesi'nin (Lokmacı Barikatı) açılmasına yönelik çalışmaları değerlendirirken yaptığı açıklamada, KKTC makamlarının yolun açılmasıyla ilgili başlattıkları çalışmaların imaj oyunu olup olmadığını, gelişmelerin göstereceğini söyledi.

Fileleftheros ve diğer gazetelere göre Papadopulos, yolun açılması için hazır olduklarını savundu ve bunu en azından bir aydır BM'ye bildirdiklerini kaydetti.

Zorlukların KKTC makamları tarafından çıkarıldığını iddia eden Papadopulos, Rum Yönetimi'nin BM'nin onay vermesi halinde 48 saat içerisinde barikatı açmaya hazır olacağını, ancak BM'nin öngörülerine göre Kıbrıs Türk tarafındaki çalışmaların tamamlanması için bir buçuk aya gereksinim olduğunu da öne sürdü.

"Ledra (Uzun Yol) Caddesi"nin ve ek geçiş noktalarının açılmasına yönelik teklifin geçen yıldan beridir Rum tarafınca yapılmış olduğunu savunan Papadopulos itirazların, her zaman hazır olduğunu belirten ancak aslında hazır olmadığını iddia ettiği Türk tarafından geldiğini ileri sürdü.

Habere göre Lefkoşa Rum Belediyesi Başkanı Mihalakis Zambelas, "Rum tarafının yolun açılması için hazır olduğunu bir kez daha vurguladı."

Zambelas, belediyenin yolun açılmasına yönelik yeşil ışık alır almaz her şeye hazır olduğunu, planların hazır olduğunu, ayrıca paranın da bulunduğunu belirterek, tek kalan şeyin yeşil ışık olduğunu belirtti.

Gümrük makamları ve polisin yerleşeceği alanların da hazırlandığını söyleyen Zambelas, Türk tarafınca başlatılan çalışmalardan duyduğu memnuniyeti de dile getirdi.

Gazete ayrıca, Rum Yönetimi'nin "Ledra Caddesi" bölgesindeki statükonun Türk askerleri tarafından ihlal edildiği gerekçesiyle BM nezdinde protesto ettiğini de yazdı. Habere göre Rum Dışişleri Bakanlığı Genel Müdürü Sotos Zakheos, "BM'nin Kıbrıs temsilcisi" Zbigniew Wlosowicz'i makamına çağırarak, Rum Yönetimi'nin protestosunu iletti. Güney Kıbrıs BM Daimi Temsilciliği de ayrı girişimde bulunacak.

Gazete, "Ledra Mağaza Sahiplerini İkiye Böldü" başlığı altında ise, "Ledra (Uzun Yol) Caddesi" sonunda bulunan RMMO'ya ait nöbetçi kulübesinin dün (önceki gün) ziyaretçi akınına uğradığını belirtti. Ziyaretçilerin ara bölgede yapılan çalışmaları izlediğini yazan gazete, yolun açılmasından doğacak olan sonuçlara ilişkin olarak dükkan sahiplerinin farklı görüşler belirttiğini yazdı.

Gazete, dükkân sahiplerinden bazılarının olaya olumlu gözle baktığını, bazılarının ise çekince belirttiklerini, ancak bölgedeki geçişlerde artış gözlemleneceği ortak görüşünün ifade edildiğini belirtti.

Habere göre, bölgede mağazası bulunan Eleni Dimitriu, ticari açıdan yolun fayda getirmeyeceğini zira Türk tarafındaki fiyatların daha ucuz olduğunu söyledi.

Rula Pavlidis isimli Rum, özellikle turistlerin şu anda bile Türk tarafına nasıl geçebileceklerini sorduklarını, yolun açılmasından sonra burada değil KKTC'de alış veriş yapacaklarını savundu.

Vaso Hristodulu ise, olaya olumlu bakarak yolun açılmasının bölgeyi vuracağı düşüncesine katılmadığını ifade etti.

Theodoru bölgeyi ziyaret etti

Fileleftheros, Adalet ve Kamu Düzeni Bakanı Doros Theodoru'nun çalışmaların yapıldığı bölgeyi ziyaret ettiğini belirtti.

Theodoru, polisten çalışmalar hakkında bilgi aldıktan sonra yaptığı açıklamada, Türk tarafının niyetlerine ilişkin olarak bazı çekincelerinin bulunduğunu söyledi.

Theodoru, Türk tarafının duvarı yıkmak yerine duvar üzerinden geçecek olan bir köprü inşa etmeyi hedeflediğini, bunun da duvarın yerinde kalacağını gösterdiğini savundu.

Theodoru, BM'nin de duvarın yıkılmasını savunduğunu, zira yaşlıların köprüye çıkma gibi sorunlarla karşılaşacağını ifade etti.

Derinya, "Limnidi" (Yeşilırmak) ve diğer sınır kapılarının açılmasına da değinen Thedoru, şu ana kadar "diğer tarafın bunları kabul etmediğini" öne sürdü.

"Zodya" (Bostancı) kapısıyla birlikte kısa zamanda sınır kapısı açmaya hazır olduklarını gösterdiklerini savunan Theodoru, Türklerin yolu açmakta kararlı olmaları durumunda kendilerinin Türk tarafından önce hazır olacaklarını iddia etti.

Politis ise, BM'nin Rum tarafının da çalışmaları başlatması için bugünlerde yeşil ışık yakacağını belirtti.

Gazete, Türk tarafının köprü inşa etme düşüncesinin yolun geçişlere 12 saat, bir diğer deyişle 07.00-19.00 saatleri arasında açık olması gibi özel koşulları gündeme getirdiğini de yazdı.

Simerini ise, bölgedeki mağaza sahiplerinin konuya ilişkin olumlu ve olumsuz görüşlerine yer verdi.

KIBRIS 27/11/05

 

Edoğan’ın Kıbrıs diplomasisi

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Kıbrıs sorununun Birleşmiş Milletler zemiminde çözümü konusunda İspanya Başbakanı Jose Luis Rodriguez Zapatero’dan destek istedi.

 

 

NTV-MSNBC VE AJANSLAR

Güncelleme: 00:59 28 Kasım 2005 Pazartesi

MALLORCA - Medeniyetler İttifakı Toplantısı ve Euromed zirvesine katılmak için İspanya’da bulunan Başbakan Erdoğan, ilk görüşmesini İspanya Başbakanı Zapatero’yla gerçekleştirdi. Erdoğan, görüşmede Kıbrıs sonurunun çözümüne ilişkin süreç hakkında İspanya Başbakanı’na bilgi Verdi

Çözüm için Türk tarafının elinden gelen gayreti gösterdiğini dile getiren Başbakan Erdoğan, Rum Kesimi’nin ise çözüme yanaşmadığını belirtti. Başbakan Erdoğan, Kıbrıs sorununa Birleşmiş Milletler zemininde çözüm bulunması konusunda Zapatero’dan destek istedi. İspanya Başbakanı ise kendi Dışişleri Bakanı’nın çözüm için Rumlarla görüşebileceğini belirtti. Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliğine desteğini yineleyen İspanya başbakanının, ilkbaharda Türkiyeyi ziyaret etmesi bekleniyor.

Başbakan Erdoğan, Almanya’nın yeni Başbakanı Angela Merkel’le ilk görşümesini Barselona’da yaptı. Merkel Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliği konusunda Almaya’nın şimdiye kadarki politikalarının AB kararları çerçevesinde süreceğini söyledi.
Başbakan Erdoğan Euromed zirvesine katılmak üzere geldiği Bersolena’da Almanya’nın yeni başbakanı Angela Merkel ile yaklaşık yarım saat süren bir görüşme gerçekleştirdi.

Türkiye’nin AB üyeliğinin ele alandığı görüşmede Merkel, Almanya’nın şimdiye kadarki politikasının AB kararları çerçevesinde devam edeceğini söyledi. Erdoğan’ın Türkiye’ye davetine olumlu yanıt veren Merkel’in Türk kökenli Alman vatandaşları ve işadamlarından oluşan kalabalık bir heyetle Türkiye’yi ziyaret edeceği belirtildi. Görüşmenin ardından açıklama yapan Erdoğan ise Merkel’in ziyaretinin ardında Almanya’ya gideceğini söyleyerek, “Türkiye ve Almanya bugüne kadar olduğu gibi el ele yarınlara yürüyecektir” dedi. Merkel ise “Türkiye’nin AB üyeliği konusundaki siyasetimiz AB’nin kararlarını temel almaktır” diye konuştu.

KRAL CARLOS’UN AKŞAM YEMEĞİ
Erdoğan, İspanya Kralı Juan Carlos’un, 10. AB-Akdeniz zirvesine katılan devlet ve hükümet başkanlarına verdiği akşam yemeğine katıldı. Erdoğan, Almanya Başbakanı Angela Merkel ile görüşmesinin ardından, Katalunya Ulusal Sanat Müzesi’nde düzenlenen kültürel etkinliğe katıldı.
Başbakan Erdoğan daha sonra, İspanya Kralı Juan Carlos’un Albeniz Sarayı’nda, 10. AB-Akdeniz zirvesine katılan devlet ve hükümet başkanlarına verilen akşam yemeğine katıldı

Rumların Annan Planı değişikliği

 

Kıbrıs Rum yönetimi, Annan Planı’nda yapılmasını istediği değişiklikleri, ana hatlarıyla açıkladı.

 

 

NTV-MSNBC VE AJANSLAR

Güncelleme: 23:57 27 Kasım 2005 Pazar

LEFKOŞA - Kıbrıs Rum yönetimi, Annan Planı’nda yapılmasını istediği değişiklikleri, ana hatlarıyla Türk askerinin tamamen adadan çekilmesi, Türkiye’den adaya yerleşen nüfusun 30.000’le sınırlanması ve Karpaz’ın kendilerine verilmesi olarak sıraladı. Kıbrıs Rum kesiminde yayımlanan Politis gazetesinin haberine göre Rum tarafı, güvenlik alanında Birleşmiş Milletler’e askeri müdahale etme hakkı verecek geniş garantiler istiyor. Rumlar mülkiyet sorunuyla göçmenlerin geriye dönüşünün topluca yeniden ele alınmasını da talep ediyor.

Geçen yaz Birleşmiş Milletler’e sözlü olarak iletilen ve örgüt tarafından çok ağır bulunan talepler arasında dikkatli bir ön hazırlık yapılması, sıkı takvimlerin ve hakemliğin olmaması, sadece üzerinde uzlaşılmış bir çözümün referandumlara sunulması da yer alıyor. Rumlar, siyasi eşitliği kabul etmekle birlikte, siyasi eşitliğin Kıbrıslı Türklerin her karara katılmaları anlamına gelmediğine inanıyor. Garanti anlaşmalarının Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne üye olana kadar geçerli olmasını öneren Rumlar, İngiltere’nin, çözümden sonra, üsler bölgesinden toprak verme şartlarını da kabul etmiyor.

Rumlardan çözüm şartları

 

Rumlar Annan Planı'ndaki değişiklik taleplerini dile getirdi



28 Kasım, 2005 08:54:00 (TSİ) CNN TURK

Rum Politis Gazetesi, Rum yönetiminin Ada'daki Türk askerinin tamamen çekilmesini ve Karpaz'ın kendilerine verilmesini istediğini yazdı.

Kıbrıs Rum yönetiminin, Annan Planı’nda istediği değişikliklerin ayrıntıları netleşiyor.
 
Güney Kıbrıs'ta yayımlanan Politis Gazetesi, Birleşmiş Milletler belgesine dayandırdığı haberinde, Rum yönetiminin Annan Planı'nda istediği değişiklikleri ayrıntılı biçimde ele aldı.
 
Gazete 'İşte Kıbrıs sorununda talep ettiklerimiz' başlığıyla verdiği haberde, Rum yönetiminin çözüm takvimi, hakemlik, güvenlik, garantiler ve ekonomi konularındaki taleplerini sıraladı.
 
Habere göre, Rum yönetiminin talepleri şöyle:
 

·  Sıkı takvim ve hakemlik olmasın, sadece üzerinde uzlaşılmış bir çözüm referandumlara sunulsun

·  Siyasi eşitlik Kıbrıslı Türklerin her karara katılmaları anlamına gelmesin

·  Kamu hizmetlerindeki memurların oranı yüzde 70 Rum, yüzde 30 Türk olsun

·  Federe devlet ile kurucu devletler arasında yetki dağılımı yeniden ele alınsın

·  Garanti anlaşmaları Türkiye Avrupa Birliği'ne girene kadar geçerli olsun

·  Güvenlik konularında BM'ye askeri müdahale etme hakkı sağlayacak geniş garantiler verilsin

·  Türk askeri Ada'dan tamamen çekilsin

·  Karpaz Rumlara bırakılsın

·  Türkiye'den Ada'ya yerleşen nüfus 30 binle sınırlansın

·  Federal yasalarda Türkiye'nin çıkarlarına hizmet eden tüm maddeler çıkarılsın

·  Türkiye tazminatlar fonuna katkıda bulunsun

·  Mal-mülk konusu ile göçmenlerin geriye dönüşü topluca yeniden ele alınsın

·  Kıbrıs'taki BM gücünün finanse edilmesi konusu gözden geçirilsin
 
Rum yönetiminin değişiklik taleplerini yorumlayan Politis gazetesi, geçtiğimiz yaz sözlü olarak iletilen bu listenin Birleşmiş Milletler tarafından 'çok ağır' olarak nitelendiğini yazdı.

 

Eski Rum bakandan acı itiraf


27 Kasım, 2005 16:35:00 (TSİ) CNN TURK

Güney Kıbrıs eski Savunma Bakanı Sokratis Hasikos, Ada’daki Türk askerlerinin sayısı hakkında yalan söylediğini itiraf etti.

Alman bir düşünce kuruluşunun, 9 kasımda Avrupa Parlamentosu’na sunduğu ‘Kıbrıs'ta Güvenlik’ başlıklı raporda, Glafkos Klerides yönetimi sırasında savunma bakanlığı yapan Hasikos, Türkiye'yi uluslararası alanda suçlayabilmek için, "Kıbrıs’taki Türk askerlerinin sayısını şişirdim" dedi. 

Avrupa Parlamentosu’na sunulan raporun bazı bölümleri Rum Simerini gazetesinde yayımlandı.
 
Türkiye korkusunun çoğu Rumun kafasında hep var olduğunu söyleyen Hasikos, “bu korku da Türkiye gerçeği ile ilgisiz. Kıbrıs'ın Avrupa Birliği üyeliği ve Recep Tayyip Erdoğan'ın  başbakan olmasından sonra Türkiye'nin bize saldırması tehdidi ortadan kalkmıştır" dedi.
 
Annan Planı kabul edilseydi Ada’da 650 Türk askerinin kalmasının öngörüldüğünü hatırlatan Güney Kıbrıs eski Savunma Bakanı Sokratis Hasikos, ”bu sembolik sayıyı  tehdit saymak olsa olsa fıkradır" şeklinde konuştu.
 
Referandumda Rum tarafı 'hayır' dedi
 
BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Ada'daki taraflara sunduğu plan, 24 nisan 2004'te halkoyuna sunuldu. Kıbrıslı Türklerin yüzde 65'i plana 'evet' derken, Rumların yüzde 76'sı 'hayır' dedi.
 
Referandumun ardından Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos, "Annan Planı'nın halkımız tarafından reddedilmesi Kıbrıslı Türkleri hayal kırıklığına uğratmamalı. Rum kesimi olarak çözüm çabalarımızı sürdüreceğiz" demişti.

Rumlar Karpaz'ı istiyor

LEFKOŞA AA


Kıbrıs Rum yönetimi, 24 Nisan 2004'te yapılan referandumda reddettiği Annan planında yapılmasını istediği değişiklikle Türk askerinin tamamen adadan çekilmesini, Türkiye'den adaya yerleşen nüfusun 30 binle sınırlanmasını ve Karpaz'ın kendilerine verilmesini talep ediyor.
Kıbrıs Rum kesiminde yayımlanan Politis gazetesi, "İşte Kıbrıs sorununda talep ettiklerimiz" başlığıyla verdiği haberde, Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos'un, Annan planında ne değişiklik talep ettiğini, "BM belgesi"ne dayanarak detaylı şekilde aktardı.
Gazeteye göre, Rum tarafı, çözümün uygulanmasına ve güvenlik konularına dair, BM'ye askeri müdahale etme hakkı verecek geniş garantiler, askerlerin tamamen adadan ayrılması, Türkiye'den gelen nüfusun 30 bininin adada kalması, geriye kalanların en kısa zamanda Türkiye'ye gönderilmesi, Karpaz'ın Kıbrıslı Rumlara verilmesi, mal-mülk konusu ile göçmenlerin geriye dönüşünün "topluca yeniden ele alınması" gibi taleplerde bulunuyor.

'Çok ağır'
Gazete, Rum Başkanlığı Diplomatik Büro Şefi Tasos Conis ile Rum BM Daimi Temsilcisi Andreas Mavroyannis'in geçen yaz, o zamanki BM Genel Sekreter Yardımcısı Kieran Prendergast'a sunulan değişiklik taleplerinin, BM tarafından, bilgilendirmek amacıyla Kıbrıs sorununa taraf olanlara da iletildiğini yazdı. Gazete, Rum tarafının önerilerine ilişkin BM'nin "çok ağır" nitelemesi yaptığını belirtti.

Hakemliğe 'hayır'
Gazeteye göre, Rum tarafının önerilerinde, "yeni bir başarısızlıktan kaçınılması, dikkatli bir ön hazırlık yapılması, sıkı takvimlerin ve hakemliğin olmaması, sadece üzerinde uzlaşılmış bir çözümün referandumlara sunulması" yer alıyor. Rumlar, siyasi eşitliği kabul etmekle birlikte, siyasi eşitliğin Kıbrıslı Türklerin her karara katılmaları anlamına gelmediğine inanıyor.
Rum tarafı, kamu hizmetlerindeki memurların oranının yüzde 70 Rum, yüzde 30 Türk olmasını istiyor.
Rumlar, federe devlet ile kurucu devletler arasında yetki dağılımının yeniden ele alınmasını ve federe devlet ile kurucu devletler arasında bir hiyerarşi bulunmasını talep ediyor.

MILLIYET 28/11/05

Papadopulos çözümü istemiyordu

Yunanistan'ı 10 yıl yöneten eski başbakanlardan Kostas Simitis, yayınladığı anı kitabında çarpıcı tespitlerde bulundu:

Papadopulos çözümü istemiyordu

SİMİTİS'TEN PAPADOPULOS'A AĞIR SUÇLAMA...Yunanistan'ın eski başbakanlarından Kostas Simitis, anılarını yazdığı kitabında, referanduma sunulan Annan Planı'nın Rumlar ve Yunanistan açısından birçok olumlu unsurlar içermesine rağmen, Papadopulos tarafından reddedildiğini ve böylece Kıbrıs Rumları ile Yunanistan'ın suçlu pozisyonuna sokulduğunu kaydetti

 

1 Simitis: Cumhurbaşkanı Sayın Papadopulos tüm süreci, Yunan Hükümeti ile özlü görüşmeler gerçekleştirmeden devam ettirdi. Devamında, Kıbrıs Rum tarafının sunduğu önerilerden birçoğu Sayın Annan tarafından kabul gördü. Plan'ın her yeni versiyonu bir öncekinden daha iyiydi ve Luzern'de biçimlenen Beşinci Annan Planı, Kıbrıs Rum liderliğinin taleplerine cevap veren ek ifadeler de içermekteydi. Ancak, Kıbrıs liderliği müzakerenin sonucunu olumsuz varsaydı

 

1 Simitis : 24 Nisan 2004'te yapılan referandumda Kıbrıs Rum toplumu Annan Planı'nı %75,83'lük bir oranla reddederken, Kıbrıs Türk tarafı %65'lik bir oranla kabul etmişti. Bu oranlar, uluslararası toplumun gözünde şimdiye kadar Kıbrıs sorununun başrol oyuncuları hakkındaki görüntüyü tersine çevirmekteydi. BM Genel Sekreteri'nin Güvenlik Konseyi'ne Kıbrıs Hükümeti hakkında 2 Haziran'da sunduğu rapor olumsuzdu. Bunun dışında, uluslararası toplum Yunan tarafını da sorumlu olarak gördü, çünkü Yunan tarafı, Türk tarafının üçüncü kişilere yaptığı gibi, Kıbrıs'ı razı etmek için çaba göstermedi

 

 

Yunanistan'ın eski başbakanlarından Kostas Simitis, anılarını yazdığı kitabında referanduma sunulan Annan planının Rumlar ve Yunanistan açısından birçok olumlu unsurlar içermesine rağmen Papadopulos tarafından reddedildiğini ve böylece Kıbrıs Rumları ile Yunanistan'ın suçlu pozisyonuna sokulduğunu kaydetti.

Kitabında Türk-Yunan ilişkilerine ve Kıbrıs sorununa geniş yer ayıran Simitis, Annan lanı döneminde Rum Yönetimi Başkanı Papadopulos'un Yunanistan'dan gizli işler çevirdiğini kaydetti.

Kitabında "Cumhurbaşkanı Sayın Papadopulos tüm süreci, Yunan Hükümeti ile özlü görüşmeler gerçekleştirmeden devam ettirdi. Devamında, Kıbrıs Rum tarafının sunduğu önerilerden birçoğu Sayın Annan tarafından kabul gördü. planın her yeni versiyonu bir öncekinden daha iyiydi" şeklinde ifadeler kullanan Simitis Rum liderliğinin hayır kampanyası düzenleyerek Yunanistan'ı ve Rum tarafını suçlu sandalyesine oturttuğunu vurguladı.

Simitis'in kitabında Kıbrıs sorunuyla ilgili bölüm şöyledir :

"Yunan-Türk ilişkilerinde izlediğimiz strateji ile Kıbrıs'ın Avrupa Birliği (AB) üyeliği ve Kıbrıs sorununun çözümünde izlediğimiz strateji, birbirine bağlıydı. Her iki konuyu da genel Avrupa çalışmalarıyla bir araya getirebilseydik, yani Avrupa gücünü değerlendirebilseydik, gelişmeler olumlu olacaktı. Bu nedenle, Kıbrıs'ın katılımının Birliğin genel genişlemesinin bir bölümünü teşkil etmesi ve Kıbrıs sorununun genişleme sürecinin sonucu olması gerekmekteydi. Böylece, genişleme ve genişlemenin normal süreci öncelik taşıyan iki hedefimizin başarı kaydetmesinde kilit noktaydı.

Kıbrıs sorunuyla uğraşmam kötü belirtilerle başladı, tıpkı Yunan-Türk ilişkilerinde olduğu gibi. 11 ve 14 Ağustos 1996 tarihlerinde, Türkler, Türk işgalini protesto eden iki Kıbrıslı'yı öldürdüler. Bu eylem gerekçesiz, kabul edilemez ve tahrik ediciydi ve bazı merkezlerin, iki ülke arasındaki ilişkilerin daha fazla kötüleşmesini arzu ettiklerini ortaya koyuyordu. Böylece, Kıbrıs halkına, Yunanistan'ın desteğini ifade etmek üzere hemen Kıbrıs'a gitmeye karar verdim. Hükümet Sözcüsü Sayın Repas, kısa bir süre sonra gerçekleştireceğim seyahat hakkında gazetecilere bilgi verdiği sırada, pek çok kişi bu hareketimle ilgili şüphelerini ifade etmişti. İlişkilerin daha da çok gerileceği ve Türk tarafından yeni tepkilerin ortaya çıkacağı korkusu vardı.

Sonuç olarak, 16 Ağustos tarihinde sözkonusu seyahat gerçekleştirildi. Paralimni'ye gittim ve öldürülen Solomos Solomu'nun ailesini ziyaret ettim. Kıbrıs sorununun bir bataklığa saplanmış olduğu ve Kıbrıs'ın çok kritik bir durumda bulunduğu izlenimini edindim. Bu yüzden, yeni yollar izlemem gerekiyordu.

Ancak, Kıbrıs'ın üyeliğinin genel olarak AB genişleme süreciyle bağlantısı, bugün apaçık görüldüğü şekilde, hiç de kolay anlaşılır bir durum değildi. Yıllardan beri askıda kalmış olan Kıbrıs'ın katılım başvurusunun, 1994 yılının Haziran ayında Korfu Adası'nda düzenlenen AB Konseyi toplantısında yeniden gözden geçirilmesi kabul edildi. Alınan bu karar, Yunan Hükümeti'nin girişimlerinin ve müteveffa Yannos Kranidiotis'in önerilerinin sonucuydu. Yannos Kranidiotis, 1999'un Eylül ayındaki beklenmedik ölümüne kadar, bu konuyu izlemiş ve stratejimizi şekillendirmişti.

Başbakanlık görevini üstlendiğim zaman, genişleme henüz tasarı aşamasındaydı. AB, aday ülkelerin yerine getirmesi gereken koşulları ve aşılması gereken sorunları inceleyecekti. Hedef, her aday ülkeye söylendiği gibi, bir ilerleme takviminin, bir süreç haritasının hazırlanmasıydı. Her ülke ile ayrı görüşmeler yapılacak ve her ülke özel bir bakış açısıyla değerlendirilecekti. AB'nin o dönemdeki görüşüne göre, genişleme, Aralık 2002'de Kopenhag'daki ve Nisan 2003'de Atina'daki toplantılarda olduğu gibi, (başarıyla) gerçekleştirilemeyecekti, yani AB Konseyi'nin tüm ülkeler için alacağı ortak bir karar ve ortak bir katılım belgesinin imzalanması yoluyla olmayacaktı. Her aday, kendi özel avantajları ve dezavantajları doğrultusunda değerlendirilecek ve toplu olarak değil, belki sadece kendisini, belki de bazı ülke gruplarını ilgilendiren özel bir süreçle katılıma doğru ilerleyecekti.

Bu koşullar altında, Kıbrıs'ın katılımı imkansız gibi görünüyordu. Kıbrıs, diğer aday ülkelere göre, önemli mali ve sosyal sorunları olmayan, gelişmiş bir ülkeydi. Ancak, bütün bunlara rağmen, AB, Kıbrıs'ın siyasi sorununa, Ada'nın Türkiye tarafından işgal edilmiş bölümüne ve bu işgalin yol açtığı gerginlik ve çekişmelere karışmayı hiçbir şekilde istemiyordu. Bu konuda öncü rol üstlenen bazı kişilere göre, Kıbrıs'ın katılım koşulu, siyasi sorunun çözümü anlamına gelmekteydi. Bu demek oluyor ki, eğer her aday ülke için özel bir katılım süreci sözkonusu olursa, Kıbrıs'ın üyeliği çözümlenmemiş, "Kıbrıs Sorunu"na takılıp kalacaktı.

İşte böylece, Kıbrıs liderliği ve biz, ortak bir genişleme sürecinin yandaşları olduk. Tabii ki her ülke, kendi avantajları temelinde değerlendirilecekti, fakat genişleme sürecinin ülkelerin toplamıyla ilgili olması ve ayrı görüşme ve süreçlere gerek duyulmaması gerekiyordu. Her ülkenin ilerleme değerlendirmesi, toplam ülkelerin genel ilerleme değerlendirmesine dahil edilecekti. Bu düşünce, zaman içinde, başka savunucular da buldu. Baltık ülkelerinin katılımını arzu eden İsveç ve Finlandiya, aralarında ayrımcılık yapılmasını istemiyordu. Aynı uygulamayı Avusturya da komşu ülkeleri Macaristan ve Çek Cumhuriyeti için istiyordu.

Sonuç olarak bu anlayış galip geldi. Avrupa Konseyi'nin Aralık 1997 tarihindeki Lüksemburg Zirvesi'nde, Orta ve Doğu Avrupa ülkeleri ve Kıbrıs için genişleme sürecinin başlatılmasına karar verildi. Süreç tüm ülkeler için aynı olacaktı. AB'nin genişleme konusunu on ayrı konu olarak ele alması yerine, alt başlıklarla tek bir konu olarak ele alması çok daha kolaydı. Ancak, bu yeni yaklaşıma rağmen, Kıbrıs'ın katılacak diğer ülkeler grubundan ayrı tutulması sorununun üstesinden hemen gelinemedi. Lüksemburg kararı metninde, Kıbrıs hakkında özel bir atıf yer almaktaydı. Ancak, bu atıf sadece katılım hazırlığı dönemiyle ilgili değil, aynı zamanda Birleşmiş Milletler'in (BM) gözetimi altında yapılacak müzakereler aracılığıyla Kıbrıs sorununun çözümlenmesi gereğiyle de ilgiliydi. Bunun dışında, AB Konseyi Kıbrıs Hükümeti'ni, temsil heyetine Kıbrıs Türk toplumunun temsilcilerini de dahil etmeye davet ediyordu. Bu durumda, siyasi sorun bir engel oluşturmaya devam ediyordu. Bu engel, Konsey'de yapılan bir görüşmede, Kıbrıs sorununun çözümlenmesi sürecinin ilerlememiş olması gerekçesiyle Fransa'nın Kıbrıs'ın istisna tutulmasını talep etmesiyle de görülmüştü. Bütün bunlara rağmen, Kıbrıs'ın tüm bu sürecin bir parçası olmasını başardık.

Bu şartlar altında, siyasi sorunun çözümlenmesine ilişkin önkoşulları başlatmamız gerekiyordu. Böylece, diğer Başbakan meslektaşlarımla yaptığım görüşmelerde ve Dışişleri Bakanı'nın kendi meslektaşlarıyla yaptığı temaslarda sürekli olarak genişleme konusunu gündeme getirecek ve Kıbrıs konusunda eşit davranılması ihtiyacı üzerinde ısrar edecektik. Kıbrıs'ın katılımı Türkiye'ye bağlı olduğu sürece, bunun eşit muamele olmayacağını vurguluyorduk. Hatta, siyasi sorunun çözümünü katılım önkoşulu olarak ileri sürerek, Türkiye'yi sonucu belirleyici ve Kıbrıs'ı da Türkiye'nin tutsağı durumuna getirdiğimizi belirtiyorduk. Bu şartlar altında, Türkiye sorunun çözümlenmesine asla razı olmayacaktı. Ancak, katılım müzakerelerinin ilerlemesi ve Türkiye'nin tek başına bırakıldığını ve gelişmeleri etkileme gücünü kaybettiğini anlaması halinde, bir anlaşmayı kabul etmesi çok büyük bir olasılıktı.

Bu tezin lehte etkisi oldu. Ancak, tüm muhataplarım bana, katılımdan sonra Kıbrıs Rumları ne yapacaklar sorusunu genellikle soruyorlardı. Rahatlayacaklar ve sorunun çözümünü istemeye son mu verecekler? Acaba AB'nin işlevini sarsarak, BM çerçevesinden sapan çözüm yollarına mı başvuracaklar? Sayın Prodi, özel bir görüşme yaptığım Başkan Chirac, İsveç Başbakanı Sayın Persson, Schröder ve Fischer'in, Brüksel'de yaptığımız görüşmelerde özellikle bu konuda çok ısrar ettiklerini hatırlıyorum. Önkoşulları olmayan bir katılımın işleri daha da yokuşa koşarak, yanlış bir hareket olmasından hem şüpheleniyor, hem de korkuyorlardı. Cevabım, her durum için çok açıktı. Zaten Cumhurbaşkanı Kliridis ile konuşmuştum ve tüm siyasi liderlikle aynı görüşü paylaşıyordu. Kıbrıslılar, Güvenlik Konseyi'nin kararları ve BM'nin önerileri temelinde, sorunun çözümlenmesini sabit ve sarsılmaz bir şekilde talep etmekteydiler. Aksine, Türkiye ve Kıbrıs Türkleri çözüme karşıydılar. Kıbrıs Liderliği'nin BM'nin kararları uyarınca kalıcı bir çözüm arzusu çok samimiydi. Gerçekten samimiydi. Sayın Kliridis, Annan Planı görüşmelerinde de görüldüğü gibi, 1977 anlaşmalarına ve BM kararlarına karşılık veren bir planın kabul edilmesini istiyordu. Bu güvensizlik ortamında, en büyük yardımı, Kıbrıs sorununu kavramış olan dönemin Lüksemburg Dışişleri Bakanı Poos göstermişti. Poos, daha sonra Avrupa Parlamenteri olarak da, Kıbrıs Rumları'nın görüşlerini savunmuştur. Tarafsız üçüncü bir kişinin müdahalesi iddialarımızı güçlendiriyordu.

Katılımın siyasi sorunun çözümünden ayrılması Helsinki'deki Zirve Toplantısı'nda sağlanmıştı. Bu konuya ve konuyla ilgili düzenlemeye Yunan-Türk ilişkileri başlıklı bölümde zaten değinmiştim. Son ana kadar, İngiltere tarafında şüphecilik hüküm sürüyordu. Ancak, İngiltere sonunda, karar vereceğimiz düzenlemede Kıbrıs'ın katılım kararının geldiği an, "tüm ilgili unsurların" dikkate alınması gerektiğini vurgulayarak, çözüme katkıda bulundu. Böylece, bir yandan bu işin içinde bulunanların tutumunun AB tarafından değerlendirilmesine, öte yandan Kıbrıs Rum tarafının siyasi sorunun çözümlenmesini isteyip istemediğinin gözden geçirilmesine izin veriliyordu.

Helsinki kararı, katılımın engelsiz olarak başarı sağlaması için, daha sonra ele almak zorunda kalacağımız iki temel sorunu da belirledi. Birincisi, katılım önkoşullarının güvence altına alınmasıydı. İkincisi, Kıbrıs Rum tarafının hiçbir şekilde bir çıkmazın sorumluluğunu yüklenmemesi gerektiğiydi. Helsinki terminolojisine göre, Kıbrıs'ın aleyhine kullanılacak Ğunsurların" olmaması şarttı.

Cumhurbaşkanı Kliridis ile işbirliğim özellikle iyi ve dostaneydi. Çözüm bulma, hedeflerin elde edilmesi yöntemlerinde ve Lefkoşa ile Atina'nın rollerinin paylaşımında uyuşuyorduk. Çıkmazların ve herhangi bir gelişme kaydedilmemesinin sorumluluğunu Sayın Denktaş'a ve Ankara'ya yüklemek için sorunları büyük bir dikkatle ele almamız gerektiğinde hemfikirdik. Kıbrıs'ın Avrupa konularına ilgisiz görünmemesi gerektiği ve Kıbrıs temsilcilerinin sadece ve sadece Sayın Denktaş'ın aleyhine ateşli sözlerle sınırlı kalmalarının yanlış olduğu hususlarında da aynı görüşleri paylaşıyorduk. Cumhurbaşkanı Kliridis'in çevresinden şikayetler gelmesine rağmen, çabalarımız başarı sağladı. AB ile yapılan müzakerelerin lideri olan Cumhurbaşkanı Sayın Vasiliu'nun da katkısı doğrusu belirleyici oldu.

Ancak, Kıbrıs tarafındaki bazı şahısların konuları ele alma tarzlarından her zaman endişe duyuyordum. Şahsen yaşamış olduğum müdahaleleri garip görünüyordu. Avrupa sorunlarını küçümseyerek, sadece Türkiye'yle olan tartışmaların üzerinde duruyorlardı. Birlik ile müzakerelerde bir gecikme veya bir şüphe havası uyandıracak zamansız siyasi bir zıtlaşma olacağı için bir bahane bulunarak katılımın ertelenmesini istemiyordum. Aynı zamanda, katılım sürecinin ve Kıbrıs sorununun beklenen çözümü için hazırlıkların desteklenmesi amacıyla, Atina'da gelişmeleri izleyecek bir ekip oluşturdum. Bu ekipte öğretim üyesi Sayın Papadimitriu ve Yunanistan'ın Kıbrıs Büyükelçisi Sayın Panagopulos yer alıyorlardı. Sözkonusu ekip, özellikle, Sayın Kliridis ve Sayın Denktaş arasında yeni bir müzakere turu başladığında faaliyet gösteriyordu. Bu arada, sadece siyasi sorunla ilgili olarak değil, Komisyon ya da Konsey'den Kıbrıslılar'ın geciktiklerini öğrendiğim zaman da hem Sayın Kliridis, hem de Dışişleri Bakanı Sayın Kasulidis'le temaslarda bulunuyordum. Tıpkı denizaşırı Kıbrıs firmalarının Topluluk hukukunun düzenlemelerine ters düşmesi örneğinde olduğu gibi. Özellikle bu konunun Helsinki kararlarının bozulması için bir bahane teşkil edebileceğinden korkuyordum.

Katılım sürecinin tamamlanmasından çok önce, hem AB, hem de ABD, Kıbrıs sorununa çözüm bulunması amacıyla BM'yi harekete geçirdiler. 2000 yılının Aralık ayında yapılan AB Konseyi'nin Nice Zirvesi kararında, Sayın Annan'ın 1999 yılının Aralık ayından itibaren başlatmış olduğu girişimlere atıfta bulunulmaktadır. Zamanın çok uygun olduğu düşünülmüştü. O ana kadar esaslı bir müzakereyi reddetmiş olan Türkiye ve Kıbrıs Türk tarafı, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin katılım tehlikesini görerek, büyük bir ihtimalle daha uzlaşıcı olacaklardı. Öte yandan, Yunanistan ve Kıbrıs Rum tarafı, katılımı tehlikeye düşürmemek için gerekli ve yerinde uzlaşmayı belki kabul edecekti. Bu şekilde AB, gelecekte belki de faaliyet zorlukları yaratacak ve Türkiye'yle yakınlaşmaya engel olacak çetrefilli bir sorunu üstlenmeden genişlemeyi hızlandıracaktı.

Bizim stratejimiz bu düşünceye yardımcı olacaktı. Kıbrıs sorunu, başarıya ulaşma ihtimaliyle yeni bir girişimin başlatılması hususunda çok az umutlarla yıllardan beri bir çıkmazda bulunuyordu. İlgi şimdi aniden ortaya çıkmamıştı. Şartların değişmesi imkanını ortaya çıkaran koşullardı. Tekrar çözüm istememiz için tek bir fırsatımız vardı. Zamanımız sınırlıydı, zira Nice kararına göre hedef, 2002'nin sonunda genişleme kararının alınmasıydı.

Sayın Kliridis'in Sayın Denktaş ile temasları 2001 yılının Aralık ayında başladı. BM Genel Sekreteri Sayın Annan, planını 11 Kasım 2002 tarihinde sundu. Yunanistan ve Kıbrıs için Kıbrıs sorununun çözüm temelini, 1977 yılında Makarios-Denktaş arasındaki zirve anlaşmalarında olduğu gibi, iki bölgeli ve iki toplumlu federasyon oluşturuyordu. Yani, Almanya veya Belçika'da olduğu gibi, iki ayrı federe toplumdan oluşan bir devlet. Her federe toplum, bir toprak bölgesi ve bir topluluktan oluşacaktı. Annan planı, Türk tarafının arzu ettiği çözümü dikkate almayarak, tam olarak bu görüş üzerine kuruldu. Türk tarafının arzusu, Türk işgali ve istilasından sonra ortaya çıkan şekliyle her devletin kendine ait toprak bölgesi bulunan, uluslararası düzeyde tanınmış iki bağımsız devletten oluşan bir konfederasyonun kurulmasıydı.

Annan Planı, Kıbrıs sorununun çözümlenmesi için müzakerelerin temeli olarak, Sayın Kliridis'in döneminde, 18 Kasım 2002 tarihinde, Kıbrıs Meclisi tarafından hemen hemen oybirliğiyle kabul edildi ve hatta Kıbrıs tarafının başarısı olarak sunuldu. Annan planı hem BM'nin kararları ve oylamaları, hem de Kıbrıs Meclisi'nin konuyla ilgili daha önce almış olduğu kararlarla uyumluydu, özellikle de 1988 yılında belirlenen ve çözüm için talep edilen yönelimlerinin ilk kez kayda geçmesiyle. Annan planının temel parametreleri, Kıbrıs ve Yunan taleplerinin çekirdeğini oluşturuyordu. Bu nedenle de plan hem ilk, hem de daha sonraki şekilleriyle (Aralık 2002 Kopenhag, Mart 2003 Lahey) Türk ve Kıbrıs Türk taraflarınca reddedildi.

12-13 Aralık 2002 tarihlerindeki Kopenhag Zirvesi, Kıbrıs'ın katılımı ve Kıbrıs sorununun çözümlenmesi konularının birbirine bağlanmasıyla duruma açıklık kazandırılması açısından, bu her iki sorunda gösterilen çabaların yer ve zaman olarak denk düştüğü andı. O zamana kadarki tüm katılım müzakereleri süresince, her Zirve Toplantısı'nda Helsinki kararlarını onaylıyorduk. Tabii ki bu, on aday ülkenin toplu olarak ele alınacağı gruptan Kıbrıs'ın istisna edileceği söylentilerini engellemiyordu. Söylentiler, bazen Genel İşler Konseyi'nin kararlarından Kıbrıs'ın katılım sürecinin diğer ülkelerininkinden ayrılması girişimlerine, bazen de üye ülkelerin Meclisleri'nde yaşanan tepkilere dayanıyordu. Bu nedenle de, Kıbrıs Rum tarafının, Kıbrıs sorunun çözümlenmesinde çok açık olan tutumunun gerçek tepkiler için hiç kimseye imkan vermediği hususuna her doğrultuda açıklık kazandırmaya çalışıyordum. Genişleme Kıbrıs'sız olmayacaktı. Kararlıydım. Londra'ya gerçekleştirdiğim son ziyarette, bunu Sayın Blair'e İngiliz Dışişleri'nden gelen çalışma arkadaşlarının çaresiz ve şaşırmış gözleri önünde özellikle vurgulamıştım.

12 Eylül sabahı, saat 09:30'da Sayın Kliridis ve kendisine eşlik eden Meclis üyeleriyle görüştüm. Biraz sonra, Annan planı üzerinde bir uzlaşmaya varılması amacıyla, Genel Sekreter'in Özel Temsilcisi'yle her iki Kıbrıs tarafı arasında bir görüşme gerçekleşecekti. O zaman, Cumhurbaşkanı Kliridis'in kendisine hakim olmasına rağmen, Kıbrıs Rum tarafında bir sinirlilik olduğunu farkettim. Kıbrıs Türkleri'nin tutumu hakkında bilgimiz yoktu ve içimizde Kıbrıs Türkleri'nin müzakerede bir manevra yaparak, Annan Planı'nı kabul etmeleri korkusu vardı. O takdirde, Kıbrıs Rum tarafı da, zor durumda kalmamak için, sözkonusu planı artık kabul etmek zorunda kalacaktı. Öğle olmuş ve Genel Sekreter Özel Temsilcisi ile yapılan görüşmenin başlamasından, Sayın Markidis ve Sayın Vasiliu'nun ısrarlı girişimlerinden sonra, Kıbrıs Temsilciliği'nin gelmeye karar verdiği ana kadar epey bir süre geçmişti. Kıbrıs Türkleri de ortaya çıkmamışlardı. Geç bile olsa, Kıbrıs Temsilciliği'nin itirazla ortaya çıkması, çözümde ilerleme kaydedilmesinin sorumluluğunu tamamen Kıbrıs Türkleri'nin uzlaşmaz tutumunun üzerine attı. Akşamüstü başlayan AB Konseyi toplantısında, Kıbrıs'ın katılımı hiçbir zorluk çıkmadan kabul edildi. Görüşme anında, olası bazı tepkilerin olabileceği anı heyecanla bekliyordum. Ancak, Perşembe sabahı gelişmelerden hiç şüphe yoktu. Helsinki kararının terminolojisine göre "tüm ilgili unsurlar", Kıbrıs'ın katılımını, işgal bölgeleri de dahil olmak üzere, üstelik de dipnotla işaretlemeden, bütün kara parçasıyla destekliyordu. Sonuç Bildirgesi'nde mutabık kalınmış bir paragraf vardı. Bu paragrafta, AB Konseyi, birleşik bir Kıbrıs'ın katılımını tercih ettiğini açık olarak doğruluyor ve bu yönde yardımcı olması için Ada'nın her iki toplumuna da çağrıda bulunuyordu.

Kopenhag'dan sonra, Kıbrıs Rumları ile Kıbrıs Türkleri'nin ilk görüşmesi 2003 yılının Mart ayında Lahey'de gerçekleşti, AB'ne tam üye olacak yeni ülkelerin Atina'da imzalanan Katılım Antlaşması'ndan birkaç hafta önce. Annan Planı'nın üçüncü versiyonu, genel olarak değerlendirildiğinde, Kıbrıs Rum tarafının taleplerinde bir iyileşme içeriyordu. Türk tarafının plan hakkında her türlü tartışmayı reddetmesi, diğer taraftan Kıbrıs Rumları'nın tartışmak için diretmesi sonucunda görüşme yine bir çıkmaza girdi.

Lahey'de müzakerelerin son gecesi uzun ve heyecan doluydu. Kıbrıs Rum tarafının kısmi bile olsa, sorumlu tutulmasından kaçınmak gerekiyordu. İmzalanması beklenen Katılım Antlaşması ve sorumluluğun tamamen Türk tarafına yüklenmesi, ileri sürülen önerilerimizin daha da güçlenmiş olmasıyla, Kıbrıs'ın katılımından sonra çözüm için uygun koşulları oluşturacaktı. Lahey'de, sorunların bu beklentiyi tehlikeye düşürecek şekilde ele alınmaması gerekiyordu. Ankara'nın tutumunda değiştirme gösterme zaafı, sonuç olarak Denktaş'ın uzlaşmazlığını destekledi. Bütün gece süren müzakerelerin sonunda, görüşmelerin sonuç vermemesinde BM'nin Denktaş'ı sorumlu kabul etmesi haberini büyük bir iç ferahlığıyla aldım.

Genişleme için Kopenhag Zirvesi'nin kararları ve Yunanistan'ın Dönem Başkanlığı sırasında, 16 Nisan 2003 tarihinde Atina'da Attalos Pasajı'nda AB'ye Katılım Antlaşması'nın imzalanması milli stratejimizin en zirvede olan anlarıydı. Yıllardan beri tüm AB'de başarılamaz gibi görünen ve bunlar için şiddetli tepkiler ve şüpheler gösterilen şeyler artık gerçek oluyordu. Kıbrıs'ta statüko değişmişti, 1974'ten sonra ilk defa, Türkiye'nin "sınır tanımayan tepkilerle" tehdit ettiği konuda barışçı yoldan başarı elde etmiştik. Beni en çok duygulandıran an Lefkoşa'ya yaptığım ziyaret ve Kıbrıs halkının sevinç gösterileriyle beni kucaklamasıydı. Kıbrıs, haziran ayındaki Zirve toplantısının hazırlığı için "başkentler elemesinde" Birliğin ilk üyesiydi.

Kıbrıs Cumhuriyeti'nin Temsilciler Meclisi'nde 19 Nisan tarihinde yaptığım konuşmada şunları vurguladım:

"Kıbrıs'ın, yeniden birleşmiş olarak, bugünkü durumun getirdiği engeller ve kısıtlamalar olmadan, hak ettiği yeri mutlaka elde edeceğine inanıyorum. Çünkü, birleşmiş bir Kıbrıs -bunu vurgulamak istiyorum-, AB'de bugünkü bölünmüş durumundan çok daha kolay bir yola sahip olacaktır. Çünkü, bugünkü bölünmüş Kıbrıs haklı olmasına, tüm argümanlara sahip olmasına rağmen, her zaman bir soru işaretiyle, bazı kuşkularla, çoğu zaman maksatlı bazı kötü niyetli tepkilerle karşı karşıya kalacaktır. Sonuç olarak, sorunu çözebilirsek, sadece adanın birleşmesine değil, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin AB'deki gücüne de yardımcı olacağız."

2. ANNAN PLANI'NIN REDDEDİLMESİ

Annan Planı'nın ideal çözüm olduğunu kesinlikle düşünmüyordum. Ancak, Plan tarihin gerektirdiği bir dizi gerçeği dikkate alıyordu. Uzun yıllar düşmanca yaşamış ve artık rekabet duygusunu aşması gereken iki halkın aşamalı olarak biraraya getirilmesine yönelik bir çözüm öneriyordu. Yani, Kıbrıs Rum kesiminin kabul ettiği, Kıbrıs müzakerelerinde kaydedilen gelişmelerin bir bileşenini teşkil ediyordu. Gerçekten de, iki bölgeli ve iki toplumlu bir federasyon yaratıyordu ve Türkler'in konfederasyon talebini reddediyordu. Yani, uluslararası kimliğe sahip iki ayrı devlet oluşumunu ve bunların arasında her an son bulabilecek gevşek bir bağlantı sağlanmasını kabul etmiyordu. Tatminkar bir uzlaşma olduğunu düşünüyordum; yeter ki, gerekli kararların hızlı alınmasını teminat altına alabilen ve iki toplumun sonsuz bir şiddetli rekabete girmelerini önleyen devlet yapısı oluşturulsun. Eğer, Ada'nın geleceğine dair bir güven duygusu mevcut olsaydı ve Kıbrıs ekonomisi büyük bir hızla gelişmeye devam etseydi, İki halk arasındaki anlaşmazlıklar normale dönerdi. Bu nedenle de, özellikle gelecekteki ekonomi yönetimine ilişkin olarak, III. Annan Planı'nın (Lahey) iyileştirilmesi için plandaki işlevsizliklerin ortadan kaldırılmasında ısrar ettim.

Yunan tarafı şu dört hususun gerekli olduğunu vurguluyordu;

a) Annan Planı'nda talep edilen iyileştirmelerin, bir bütün olarak kaydedilmesi,kanıtlanması ve değerlendirilmesi. Yunan Hükümeti'nin oluşturduğu çalışma grubu, olanakları ölçüsünde, bu konu üzerinde çalışmıştır. Ancak, özellikle Kıbrıs Hükümeti gerekli sıralamayı yapmalı ve ilgili kararları almalıydı.

b) Kıbrıs Hükümeti'nin görüşünün, gerekli hazırlıkları yapmaları ve tezlerimizi desteklemeleri için, AB'ye, BM'ye ve gelişmeleri etkileyen diğer ülkelere (ABD, İngiltere, vs.) zamanında bildirilmesi.

c) Artık AB üyesi olan Kıbrıs Cumhuriyeti'nin uluslararası toplumu ve özellikle de AB'ni bilgilendirmeye başlaması. Çözümün daha fazla işlevsel olması için, taleplerin daha somut şekilde ve zamanında belirtilmesi.

d) AB'nin Kıbrıs sorununun çözüm sürecine etkin bir şekilde müdahil olmasının teminat altına alınması. AB'nin müzakerelerde yer alması, çözümün işlevselliğini ve Topluluk müktesebatından sapmaların sınırlandırılmasını destekleyecektir.

Bir hususun daha dikkate alınması gerekiyordu: zamanın rolü çok kritikti. Bütün bunların imkan dahilindeki en hızlı şekilde olması gerektiğini düşünüyorduk. Bu yüzden, zaman lüksümüzün olmadığını, durumu değerlendirmemiz gerektiğini Kıbrıs tarafına bildirdik, zira Türk tarafı yoktu ve dayanaklarımız hiçbir zaman olmadığı kadar güçlüydü. Ayrıca, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin AB'nin resmi üyesi olacağı 1 Mayıs 2004 tarihinden önce mutlaka yeni müzakereler yapılacaktı. Türkiye, hem bir çözüm bulunması, hem de çıkmaz yolun sorumluluğunun kendisine yüklenmemesi için müzakerelerin yapılmasını isteyecekti. Sorumluluğun iki taraf arasında paylaştırılması veya daha da iyisi, tüm sorumluluğu Kıbrıs Rum tarafına yüklemek için elinde geleni yapmaya çalışacaktı. Bunu başarırsa, Türkiye ile AB arasındaki katılım müzakerelerinin başlatılması için hiçbir sorun kalmayacaktı. Bizim için durum gayet açıktı: Türkiye, katılım sürecini kaybetme tehlikesi karşısında, Kıbrıs sorununda izlediği siyaseti değiştirmek zorunda kalacaktı. "Kıbrıs sorunu 1974'te çözümlendi" politikasını artık terketmekten ve o zaman reddetmiş olduğu şeyi, yani sorunun BM kararları temelinde çözümlenmesini kabul etmekten başka seçeneği yoktu. İşte bu nedenle, Türkiye'nin kendisini içine sokmuş olduğumuz çıkmazdan kurtulmaya vakit bulmasından önce ve imkanımız dahilindeki en fazla iyileşmeleri elde ederek, çabuk ve kararlı bir şekilde hareket etmemiz gerekiyordu. Ancak, Kıbrıs Rum liderliği, görüşlerimizi Önceden değil, müzakereler esnasında, masada sunmamız gerektiği görüşündeydi. Sayın Papadopulos, AB ülkelerine bir ziyaret turuna çıkmayı uygun bulmadı. Ama, Komiser Verheugen ile görüştü ve onunla daha iyi bir işbirliği yapmak hususunda anlaştı, ancak, bu işbirliği gerçekleşmedi gibime geliyor. Açık olan şu ki, bu konuda Yunan tarafının hiçbir zaman kesin bir bilgisi olmadı. Böylece, Kıbrıs Rum tarafının görüşleri belirsiz kaldı. Hem işlevsellik, hem de mali yönetim konularına BM ve AB'de açıklık kazandırılmadı. 2003 yılı sonbaharının sonlarına doğru Sayın Erdoğan, Türk Hükümeti'nin görüşlerini çeşitli ülkelere sunmak ve kendisini Sayın Denktaş'ın tutumundan farklılaştırmak için, bir dizi ziyaretler gerçekleştirmiştir. Erdoğan'ın bu diplomatik çabası, böylece, Türkiye için elverişli bir hava yaratmaya başlamıştır. İşgal topraklarında 14 Aralık 2003 tarihinde gerçekleşen seçimler, Annan Planı temelinde bir çözümü arzulayan Kıbrıslı Türk siyasi partilerinin önemli ölçüde desteklenmesine yol açmıştır. Cumhurbaşkanı Sayın Papadopulos, o zaman, BM Genel Sekreteri'ne 19 Aralık 2003 tarihinde bir mektup göndererek, Kıbrıs Rum tarafının sözkonusu görüşmelere katılmaya hazır olduğunu tekrarlamış, görüşmelerin yeniden başlaması için yeni bir girişim yapılmasını istemiştir. Yunan tarafı da bu tutumu desteklemiştir. Gerçekten de, Kıbrıs Rum tarafının müzakerelere sürükleniyormuş gibi gözükmesi yanlış olacaktı. Nitekim bir girişim, öyle ya da böyle, ortaya atılacaktı. Ancak Yunan Hükümeti, sözkonusu hareketin, o zamana kadar yapılmamışların hemen yapılmasını öngördüğünün altını çizmiştir. Yani, bir müzakere rehberinde toplanmış taleplerin somutlaştırılıp öncelliklendirilmesi ve örneğin, Avrupa Birliği gibi, bu talepleri desteklemek için tüm ilgililere doğru yönde baskı yapılması gerekmekteydi.

Sayın Papadopulos'un bu mektubu, BM Genel Sekreteri tarafından, yeni bir müzakere turu için bir vaat olarak değerlendirilmiş ve New York sürecine yol açmıştır.

12 - 14 Şubat 2004 tarihlerinde gerçekleşen New York bulumasının tek bir konusu vardı. O da, soruna doğrudan müdahil olan tarafların bağlayıcı bir çözüm sürecini kabul etmesiydi. Sözkonusu buluşmanın ortak noktası, özellikle o zamana kadar bağlayıcı bir vaatte bulunmaktan kaçınan Türkiye için, herkes bakımından bağlayıcı olacak nihai bir planı sentezlemek üzere Genel Sekreter'e bir vekâlet vermekti. Plan halkoyuna sunulacaktı. Kıbrıs Rum liderliği, bir müddet direndikten sonra, Genel Sekreter'e vekâlet vermeyi kabul etti. Kıbrıs Rum liderliği, sözkonusu vekâletin keyfi kullanılmasından korkmaktaydı. Ancak, o ana kadar, Kıbrıs sorununa bir çözüm bulma arayışı, her iki taraf ile de ayrıntılı görüşmeler yapan ve planı her iki tarafın tepkilerini değerlendirerek biçimlendiren Genel Sekreter'in girişimlerine ve kararlarına dayanmaktaydı. Genel Sekreter'in önermedeki ve oluşturmaktaki kolaylığı, Kıbrıs Türk tarafının müzmin ve ısrarcı direnişinin aşılmasına yardımcı olmuştur. Çözüm planının bütünü de bu sürecin bir ürünüdür. Başka bir yol mevcut değildi.

New York'ta, bizim de beklediğimiz, Türk siyasetinin dönüşü gerçekleşti. Ankara ilk kez açık bir şekilde Kıbrıs sorununun çözülmesinde bir temel olarak Genel Sekreter'in planını kabul etti. İki bağımsız devletin yaratılmasıyla adayı ikiye bölme politikasını bir kenara bırakarak, federal bir çözümü kabul etti. Son olarak, Kıbrıs Türk tarafı açısından mutlaka olumlu sonuçlanacak olan, referandumun sonuçlarına saygı göstereceğini de kabul etti.

Cumhurbaşkanı Sayın Papadopulos, New York'ta, Sayın Denktaş'ın Genel Sekreter'e sunduğu, Yunanistan ile Türkiye'nin de müzakerelere doğrudan katılma önerisinin değişikliğe uğramasını kabul etti. Bunu izleyerek Sayın Papadopulos Yunan Hükümeti'ne, kendisinin ve New York'taki Milli Kurul üyelerinin sözkonusu faaliyeti kabul etme nedenlerinin, sürecin batma/hüsrana uğrama sorumluluğunu tek başlarına üstlenmek istemedikleri olduğunu açıklamıştır. Yunan Hükümeti de, Yeni Demokrasi Partisi de, bu kararı desteklemiştir. Genel Sekreter, hem Kıbrıs Rum tarafının, hem de Yunan tarafının önerisinden sonra, bunu takip eden süreçte Avrupa Komisyonu'nun bulunmasını kabul etti.

New York'tan sonra, Türk tarafı kendini dönüşü olmayan bir yolda bulmuştur: Kıbrıs sorununun çözümünden cayamayacak ve buna engel olamayacaktı. Çünkü, böyle bir cayma kendi Avrupa perspektifi için yıkıcı olacaktı. Türk tarafının artık tek olanağı müzakerelere etkin bir şekilde katılmak ve her sonucu olumlu olarak göstermekti.

Sürecin son aşamasında (Lefkoşa'da 19 Şubat 2004, Luzern'de ise 24 Mart 2004 tarihinden itibaren) Kıbrıs Rum tarafının ortaya koyduğu konular, her zaman açık bir şekilde netleştirilmeden, geniş bir yapıya sahipti. Bunun dışında Kıbrıs Rum tarafının ortaya koyduğu konular, örneğin gelecekte Türkiye'nin kararlaştırılmış olan hususlardan vazgeçme tehlikesi gibi, Annan Planı ile ilgili hiçbir müzakerede esaslı bir unsur olacak konular değildi. Bu gibi konular, bağdaştırmalar ve olumsuz gelişmeleri dışarıda bırakan gerçek koşulların yaratılmasıyla çözülmektedir. Annan Planı'nın uygulanması ile Kıbrıs Cumhuriyeti'nin AB'ye girmesi tam anlamıyla bu hedefe, yani Türkiye'nin vazgeçmesine izin vermeyecek koşulların yaratılmasına yardımcı olmaktaydı.

Yeni Demokrasi Partisi Hükümeti, seyirci konumunda olmayı tercih ederek, Kıbrıs Hükümeti'ne "destek çıkmakta" yalnızca Luzern ile sınırlı kaldı. Ancak böyle bir tutum, bir müzakerede sonuç getirmeyen bir tutumdur. Yukarıda bahsi geçen, Annan Planı'nın arzu edilen istikamete doğru iyileştirilmesi, tam anlamıyla bir müzakerenin gerçekleşmesi için aktif bir mevcudiyet ile kararlılık önkoşuluna bağlıydı. Konuşmacıların, sonuçların desteklenmesi için belli başlı iyileştirmelere gereksinim olduğu mesajını almaları gerekmekteydi. Yunan liderliğinden sonra güçlü bir konum edinmiş olan Yunanistan'dan gelecek olan bu tür bir mesaj özel bir anlam taşımaktaydı. Yunan tarafının, müzakere için tek sorumlunun Kıbrıs Rum Cumhurbaşkanı olduğunu hatırlatması ise tam aksi yönde bir mesaj vermekteydi. Yani bu mesaj, Yunan Hükümeti'nin gerçekte olaya karışmayacağı yolundaydı. Bunun sonucunda Cumhurbaşkanı Sayın Papadopulos tüm süreci, Yunan Hükümeti ile özlü görüşmeler gerçekleştirmeden devam ettirdi.

Devamında, Kıbrıs Rum tarafının sunduğu önerilerden birçoğu Sayın Annan tarafından kabul gördü. Plan'ın her yeni versiyonu bir öncekinden daha iyiydi ve Luzern'de biçimlenen Beşinci Annan Planı, Kıbrıs Rum liderliğinin taleplerine cevap veren ek ifadeler de içermekteydi. Ancak, Kıbrıs liderliği müzakerenin sonucunu olumsuz varsaydı ve Türk tarafının, öyle ya da böyle, yapmaya kararlı olduğu şeyi yapmasına, sözüm ona başardığı şey hakkında muzaffer olmasına izin verdi. Böylece, Kıbrıs Rum tarafı ile Yunanistan'ın yenilgiye uğradığı izlenimi yaratıldı, sonuç olarak da, referandumun olumsuz önkoşulları yeniden biçimlendirildi. Öte yandan, Yunan Hükümeti'nin kaygıları, tereddütleri ve çekinceleri, Annan Planı'na karşı tutumunun olumsuz olduğu izlenimi uyandırdı. Uluslararası tecrit ihtimali ve Türkiye'nin Kıbrıs üzerindeki sorumluluklarından vazgeçme korkusuyla isteksiz bir "evet"i desteklemesi, sadece çabuk fikir değiştirme özelliğinin bir göstergesiydi.

24 Nisan 2004'te yapılan referandumda Kıbrıs Rum toplumu Annan Planı'nı %75,83'lük bir oranla reddederken, Kıbrıs Türk tarafı %65'lik bir oranla kabul etmişti. Bu oranlar, uluslararası toplumun gözünde şimdiye kadar Kıbrıs sorununun başrol oyuncuları hakkındaki görüntüyü tersine çevirmekteydi. BM Genel Sekreteri'nin Güvenlik Konseyi'ne Kıbrıs Hükümeti hakkında 2 Haziran'da sunduğu rapor olumsuzdu. Türkiye, Ada'nın ikiye bölünmesi için yinelediği suçlama hakkındaki emelini gerçekleştirmişti. Bunun dışında, uluslararası toplum Yunan tarafını da sorumlu olarak gördü, çünkü Yunan tarafı, Türk tarafının üçüncü kişilere yaptığı gibi, Kıbrıs'ı razı etmek için çaba göstermedi.

PASOK Hükümeti'nin uyguladığı stratejiden sonra Yunanistan, Türkiye'nin 1974 yılındaki olayların yıkılışını kabul etmesini sağladı. Öncelikle, sınırsız karşı çıkışlarla tehdit ettiği Kıbrıs'ın AB'ye katılmasını kabul etti. Kıbrıs sorununun çözümüne, Ada'nın federasyon bazında yeniden birleşmesine razı oldu. 2003 yılına kadar Türkiye'nin Annan Planı'nı kabul etmediğini unutmamalıyız. Türkiye 2003 yılına kadar Kıbrıs sorununun 1974'te adayı işgal etmesi ve iki devletin kurulmasıyla çözüldüğünü savunmaktaydı. PASOK Hükümeti'nin uyguladığı politika, yıllarca aksi gerçekleşemeyecek gibi gözüken bir olayı tersine çevirmeyi başarmıştır. Bu tersine dönüşün değerlendirilmesi Kıbrıs halkının elindeydi ve halen onun elinde bulunmaktadır."

KIBRIS 28/11/05

Türk tarafının Lokmacı Barikatı'nın açılması için başlattığı çalışmalara Rum yönetiminden akıl almaz suçlama:Yeşil Hat'a tecavüz ediyorlar

Türk tarafının Lokmacı Barikatı'nın açılması için başlattığı çalışmalara Rum yönetiminden akıl almaz suçlama:Yeşil Hat'a tecavüz ediyorlar

RUMLAR AYAK SÜRÜYOR... Güney Kıbrıs'ta yayınlanan Sunday Mail gazetesinde yer alan habere göre, "Türk tarafının Lokmacı-Ermu kavşağı üzerine yayalar için köprü kurmak amacıyla başlattığı çalışmaya şüpheyle yaklaşan" Rum tarafı, "Türk tarafına siyasi ve askeri avantaj sağlaması durumunda Ledra (Lokmacı) ve Ermu caddelerinin açılışına izin vermeyecek"

 

 

Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, Lokmacı Kapısı konusunda ayak sürümeye başladı. Lokmacı Kapısı'nın açılması yönünde iki taraf arasında anlaşma olmadığını ileri sürerek Türk tarafında başlatılan hazırlıklara rağmen bu yönde hiçbir adım atmayan Rum yönetimi, şimdi de Türk tarafının Yeşil Hat'a tecavüz ettiği iddiasında bulundu.

Güney Kıbrıs'ta yayınlanan Sunday Mail gazetesinde yer alan habere göre, "Türk tarafının Lokmacı-Ermu kavşağı üzerine yayalar için köprü kurmak amacıyla başlattığı çalışmaya şüpheyle yaklaşan" Rum tarafı, "Türk tarafına siyasi ve askeri avantaj sağlaması durumunda Ledra (Lokmacı) ve Ermu caddelerinin açılışına izin vermeyecek."

Hükümete yakın kaynaklara dayandırılan haberde, Yeşil Hat'ta tecavüzle suçlanan Türk tarafının, "söz konusu köprüyle iki bölgeyi birleştirerek, Yeşil Hat'ta devriye gezmeyi amaçladığı" iddia edildi.

"Herhangi bir entrika ya da Yeşil Hat tecavüzü söz konusu değilse hükümetin kapıyı açmaya hazır olduğu" ileri sürülen haberde, "siyasi ya da askeri avantaj veya imaj yaratıp puan kazanmak amacıyla çalışma başlatıldığına inanılması halinde açılışa izin verilmeyeceği" vurgulandı.

Kesin tavrın, Türk tarafının geçişlerle ilgili düzenlemesi sonrasında belirleneceğini ancak Rum tarafının kapıyı açmayı kabul etmeme ihtimalinin de yüksek olduğu vurgulanan haberde, geçişlerin açılışında iyi niyet ve samimiyetin esas olacağı savunuldu.

Haberde ayrıca bölgedeki çalışmaları yakından takip eden BM Barış Gücü'nün de Yeşil Hat tecavüzünden şüphelendiği iddia edildi.

Hristu'nun değerlendirmesi

Öte yandan Rum İçişleri Bakanı Andreas Hristu, hükümetin her zaman geçitlerin açılmasından yana olduğunu, bunu sadece Lefkoşa için değil Yeşil Hat'ın diğer noktaları için de geçerli olduğunu söyledi.

Lokmacı Kapısı'nın açılışı amacıyla yürütülen çalışmalarla ilgili ayrıntı vermekten kaçınan Hristu, konunun Dışişleri Bakanlığı'nca ele alındığını belirtti.

Hristu ayrıca, KKTC'ye yönelik ve KKTC'den geçişlerdeki kimlik kontrolü gibi konularda yapılması gereken her şeyin yapılacağını da söyledi. Bir soru üzerine ise Hristu, yolun açılmasına yönelik siyasi bir engelin varlığından haberdar olmadığını ifade etti.

Lokmacı'daki çalışmalara geniş yer verildi

Bu arada Güney Kıbrıs'ta yayınlanan bazı gazeteler de Lefkoşa Türk Belediyesi'nin Lokmacı Kapısı'nın açılışını sağlamak amacıyla başlattığı çalışmalara geniş yer verdi.

Haberi, "Karanlık Altında Duvar Yıkıldı.. Ledra'da Yeni Oldu Bittiler Yaratarak Ara Bölgenin Statükosunu Çiğnediler.." başlığıyla veren FİLELEFTHEROS, Ledra (Uzun Yol) Caddesi'ndeki çalışmaların gece yarısından sonra başlatıldığını ve sabaha karşı 02.30'a kadar sürdüğünü belirtti. Bazı durumlarda ekibin Ledra'daki harabe durumundaki evler ve Ermu Caddesi'yle birleşen karşı yola girdikleri ileri sürüldü.

Politis gazetesi ise haberinde, KKTC makamlarının cuma gece yarısı başlattıkları çalışmalarla, Ermu Caddesi içerisinde bulunan duvarı yıktıklarını belirtti.

KIBRIS 28/11/05

Çözümsüzlük koşullarında KKTC, Kıbrıs Türkü'nün kendi kendini yönetme hakkıdır

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs'ta temel hedeflerinin çözüm olduğuna vurgu yaptı ve ekledi:

Çözümsüzlük koşullarında KKTC, Kıbrıs Türkü'nün kendi kendini yönetme hakkıdır

KKTC'ye 'Türkiye'nin ikincil yerel otoritesi' denemeyecek mekanizmalar yaratmalıyız... Rum tarafında büyüklük, Türk tarafında küçüklük kompleksi var... Kendini benimseme, kendine güven önemli... Fransız raportörle yanlış anlama oldu... Benim duvarları savunmam mümkün mü?... Rum yöneticiler küfür ve hakaret ediyor... AKEL'in farklı olduğuna hala inanmak istiyorum... Protokol benim konum değil, rahatsızlığım da yok"

Nezire GÜRKAN (TAK)

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs'ta temel hedeflerinin çözüm olduğuna vurgu yaptı, çözümsüzlük koşullarında ise Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin Kıbrıs Türk halkının "kendi kendini yönetme hakkı" olduğunu belirtti. KKTC'nin tüm kurumlarıyla güçlendirilmesi ve etkinleştirilmesi gerektiğini, bunun "ayrılıkçılık" olmadığını söyleyen Talat, "Dünyanın KKTC'ye 'Türkiye'nin ikincil yerel otoritesi' diyemeyeceği mekanizmaları yaratmalıyız" diye konuştu.

"Rum tarafında büyüklük, Kıbrıs Türk tarafında küçüklük kompleksi olduğunu" belirterek halkın kendi kendini benimsemesinin ve güvenmesinin önemine dikkat çeken Talat, Fransız raportörün kendisine atfen geçtiğimiz günlerde yayımladığı raporun yanlış anlamadan kaynaklandığını da açıkladı.

Bazı Rum yetkililerin açıklamalarıyla kendilerine küfür ve hakaret ettiğini söyleyen Talat, devlet protokolüyle ilgili olarak da, "Benim konum değil, bir rahatsızlığım yok" ifadelerini kullandı.

Bilinçli mesaj verdim...

TAK muhabirinin sorularını yanıtlayan Cumhurbaşkanı Talat, özellikle 22'inci kuruluş yıldönümünde KKTC'ye, KKTC'nin yaşatılmasına vurgu yapan demeçlerine açıklık getirdi. Yaklaşık 7 ay önce göreve başlayan ve KKTC'nin kuruluş yıldönümünü ilk kez Cumhurbaşkanı olarak kutlayan Talat, "Her zamankinden farklı bir söylem kullandım. Özellikle seçtim. Hamasetten uzak durdum. Çünkü böyle günleri ben hamaset günleri olarak görmüyorum" diyerek 15 Kasım'da bilinçli mesajlar verdiğini kaydetti.

KKTC kendi kendini yönetme hakkı

Talat, özetle şunları söyledi:

"KKTC'nin ne olduğunu, ne anlama geldiğini çok iyi değerlendirmek lazım. Çözümsüzlük koşullarında KKTC, Kıbrıs Türk halkının kendi kendini yönetme hakkıdır. Dolayısıyla bu yönetim mekanizması Avrupalı bir toplum olan Kıbrıs Türk halkına layık olmalı ve demokratik, sosyal, kültürel, siyasal bütün beklentilere yanıt vermek gerekir. Bunun için de kurumları güçlendirilmeli, etkinleştirilmeli ve fonksiyonlarını yerine getirebilecek hale getirilmelidir.

Bu bağlamda, KKTC'nin kurumlarının fonksiyonlarını yürütebileceği ve Kıbrıs Türk halkının seçtiği yöneticiler tarafından yönetildiği hem içte, hem dışta vurgulanmalı, kabul edilmelidir. Bir çözüm durumunda KKTC, Kıbrıs Türk kanadını temsil edecek. Bu bağlamda yukarda söylediğim fonksiyonlarını yerine getirebilir hale gelmesi daha da büyük önem kazanmaktadır. Kıbrıs Rum devletinin yanında yer alacak Kıbrıs Türk devleti, eşitliğini kağıt üzerinde değil, fiiliyatta da sağlayacak potansiyel ve güce sahiptir. Bu rekabet koşullarında Kıbrıs Türkü'nün ihtiyacıdır ama aynı zamanda Kıbrıs sorununun çözümüyle ortaya çıkacak birleşmenin sancısız gerçekleşebilmesinin de teminatıdır. Rahat, eşit olarak sorunları omuzlayacak bir mekanizmanın kurulabilmesi için de gereklidir."

Kendimize inanalım....

kendi kendimizi yönetiyoruz

15 Kasım'da verdiği mesajların bu temele dayandığını söyleyen Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıs Türk halkının kendi kendine inanmasının ve güvenmesinin önemine özellikle vurgu yaptı.

"Öncelikle kendi kendimizi yönetebileceğimize ve yönettiğimize inanmalıyız. Bu konudaki eksiklerimizi de tartışarak barış içinde çözümlemeliyiz" diyen Talat, şunları kaydetti:

"Burada öyle bir mekanizma yaratmalıyız ki, artık Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kıbrıs Türk devletine, yani KKTC'ye, 'Türkiye'nin ikincil yerel otoritesi' diyemesin. Bunun için seçilmiş kurumlarımızı, organlarımızı, devleti çağdaş ve Avrupalı bir anlayışla düzenlemeliyiz. Kamu reformunu mutlaka gerçekleştirmeliyiz. Bunları yapabilmek için devlet organları yanında sivil toplum da üzerine düşeni yapmalı......

Marazi ve çoğu uydurma abartılarla kendi kendimizi küçük göstermek ve küçük düşürmek kadar, herşeyi normal kabul etmek de yanlıştır. Gerçek sorunları bileceğiz ve bunları elbirliğiyle çözümleyeceğiz."

Mümkün mü...

Cumhurbaşkanı Talat, "kamu reformu veya kendi içimizde yapılacak düzenlemelerle 'Türkiye'nin ikincil yerel otoritesi' görünümünden kurtulmak mümkün mü...Bugünkü şartlarda böyle bir imkan var mı" sorusuna da, "Ben olduğuna inanıyorum ve yapılabilir. Bu tabii iyi çalışan mekanizmalar oluşturarak olur. Tek başına bir kişiye, örneğin bana bütün yetkiler verilerek bu olmaz. İyi ve doğru çalışan mekanizmalar kurmak lazım. Bunun için çok somut adımlar atılabilir" karşılığını verdi.

Ayrılıkçı değiliz....

çözümün yolu izolasyonların kalkması...

"Böyle bir yaklaşım, ayrılmayı ve tanınmayı savunma noktasına da getirmez mi" diye sorulunca da Talat, şunları söyledi:

"Bizim politikamız ayrılıkçı değil. Bunu ispatladık ve ayrılıkçı olmadığımız için dünyadan itibar, destek görüyoruz. En azından manevi destek alıyoruz. Biz çözüm istiyoruz. Yani ne söylediklerimiz, ne yaptıklarımız birbiriyle çelişir."

Devlet var...

Hannay 1997'lerde vurguladı

"Tanınma" konusundaki görüşlerini açıklarken, "Devlet var, devletin varlığını tanımayan yok ama tanınma başka" diyen Talat, İngiltere'nin eski Kıbrıs özel temsilcisi Lord David Hannay'in sözlerinden alıntı yaparak bu konudaki mesajlarına vurgu yaptı.

Kendisinin muhalefet lideri olduğu 1997 yılında İngiltere'de London School of Economics'de bir konferans veren Hannay'in sorular üzerine, "Kıbrıs Türkleri'nin meşru kurumları vardır. Bu kurumlar meşrudur" şeklinde konuştuğunu anımsatan Talat, "Taa o yıllarda, 1997'de söylüyor bunu....Tabi bunlar genelde karışıklığa getiriliyor ve üstü örtülüyor. Gündeme getirilmiyor. Ama bunlar gerçektir" ifadelerini kullandı.

Tanınma talebi yok... zemini yok...

Talat, Hannay'in sözlerinden de alıntı yapmasının ardından tanınma konusunda özetle şunları söyledi:

"Tanınma konusu başka bir şeydir. Varlık olarak bu devlet var zaten. Bu devletin varlığını tanımayan ülke var mı...Niye benimle gelip görüşüyor...Niye başbakanla, bakanlarla görüşüyor...Var yani, bu devlet var. Ama uluslararası aktör olarak tanınmak başka bir olaydır. Uluslararası aktör olarak uluslararası sistemde yer almak tanınmadır. Tanınma da her bir ülkenin kendi inisiyatifiyle vereceği kararla olur. Uluslararası aktör olarak tanınma konusunda Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin kararları var. 'Sakın ha bu devleti tanımayın' gibi. Bizim de böyle bir talebimiz olmadı. Sadece benim değil, benden öncekilerin de olmadı. Şimdi muğlaka (bulanıklık) yapıyorlar. Hiçbirinin olmadı, ne Sayın Denktaş'ın, ne Türkiye'nin tanınma talebi olmadı. Eğer zemini olsaydı, olabilecek olsaydı yapacaklardı tabi ki. Zemin yoktu. O gün yoktu, bugün de yok. Ben hayal peşinde koşamam. Ben gerçekçi politika yapmak zorundayım. Ben elde edebileceğimi biliyorum ve elde edebileceğimi dünyayla kavga etmeden, dünyayla aynı dili konuşarak elde etmekle yükümlüyüm. Halkım beni bunun için seçti...."

Tayvan örneği.... tanınma konusu slogan

Tayvan'ı örnek olarak anlatan Talat, şunları kaydetti:

"Benzerliğimiz yok ama, Tayvan'ı düşünün. Tayvan genelde tanınmıyor, çünkü Birleşmiş Milletler'de üye değil. Tanıyan ülkeler de var. Biz de öyleyiz. Bizi de Türkiye tanıyor. 5 ülke daha tanısa, n'olur? Tanınan mı oluruz, tanınmayan mı oluruz... O tanıyan ülkeler sizinle uluslararası ilişki kurar, büyükelçi atar. Ama bu çözüm mü, değil...O bakımdan bütün bu söylenenler, hani tanınma istiyor, istemiyor, nasıl istemez sözleri hep slogandır... İşin temeline geldiğimizde bütün o söylenenler ne olursa olsun, sonuçta Kıbrıs sorununun çözümü için masa başına oturup bir anlaşmaya imza atmak gerekir. Bunu yapacak olan da iki taraftır."

Teslim olma niyetim yok

Çözüm yolunda elde edilebilecek temel hedefin ve en etkili yolun izolasyonların kaldırılması olduğunu yineleyen Talat, "Bazıları izolasyonların kaldırılmasının Papadopulos'un elinde olduğunu, onun da yapmayacağına göre boşuna uğraştığımızı söylüyor. Bu teslimiyetçiliktir. Ben teslim olmak niyetinde değilim" ifadelerini kullandı.

Talat, özetle şunları söyledi:

"Madem ki bana Papadopulos izin vermiyor ve o güçtedir, hep de öyle kalacaktır, o zaman onun isteklerine boyun eğmek lazım....! Nedir onun istediği.... Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda açıkladı. Osmosis yoluyla Kuzey'i soğurmak. Büyük hayret yarattı. Esas niyetini en sonunda söyledi. Osmosiste iki bölgelilik olmaz. Osmosis emme, yok etme demektir..."

Politika değişikliği değil,

sorumluluk üstlendik...

Devletin yaşatılmasına vurgu yapan açıklamalarının Cumhuriyetçi Türk Partisi'nin muhalefet dönemindeki söylem ve politikalarından farklı olduğuna dikkat çekilerek, "söylemleriniz politika değişikliğini mi ifade ediyor" sorusuna da Talat, özetle şu karşılığı verdi:

"Eder de, etmez de. Eder, çünkü halkımız bu devletin başına bizi seçti. Geçmişte eleştirdiklerimizi düzeltme görevi verdi. Geçmişte erişemediğimiz ve bu nedenle de sadece eleştiriyle yetindiğimiz makamları ve konuları elleme fırsatı bulduk. Dolayısıyla muhalefette olduğumuz gibi hareket etme ortamı ortadan kalktı. Bu da kaçınılmaz bir politika değişikliğidir.

Ama öte yandan değişmedi de diyebilirim. Çünkü düşünce yapım, mentalitem, olaylara genel bakışım aynen devam ediyor. Teşhislerim geçerliliğini sürdürüyor. Bu bakımdan bir düşünce değişikliği olduğunu söyleyemem. Ama genelde baktığımızda, tabii ki büyük bir sorumluluk üstlendik, hem Cumhurbaşkanı olarak ben, hem de lideri bulunduğum ve şu anda hükümette bulunan CTP....Dolayısıyla bu artık bizim görevimizdir. Bunları düzenlemek, yapmak....

Bugün söylediklerim referandum döneminde yaptıklarımdan farklı değildir. O zaman da Kıbrıs Türk devletini çağdaş bir devlet, halkına hizmet eden bir devlet olarak öngörüp anayasasını da ona göre hazırlamıştık. O bakımdan o günkü tutumumla, bu günkü tutumum ve yarınki tutumum arasında ciddi bir tutarlılık vardır diye görüyorum. Bu yüzden herhangi bir benzetmeyi mantıklı bulmuyorum...."

Denktaş'la benzetme abes...

Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıs konusundaki söylemlerinin eski cumhurbaşkanı Denktaş'la benzetildiğinin anımsatılması üzerine ise, "Allah aşkına böyle bir soru nasıl sorabilirsin..." diye tepki gösterdi ve özetle şunları söyledi:

"Ben her konuda Denktaş'tan ayrı söylem yakalamak zorunda değilim. Benim söylemimle eski söylem arasında benzerlik aramak bana göre abestir. Çünkü benim söylemim her zaman için bir çözümü öngörür. Bunu samimiyetle öngörür. Üstelik referandumla kanıtlanmıştır ki fiilen buna da inanan bir görüştür benim ortaya koyduğum görüş. Yani bir imaj yaratmaya yönelik bir görüş değil...."

CTP muhalefette bunları söyleseydi...

"CTP bugün iktidarda, devlet yönetiminde söylediklerini muhalefette olduğu dönemde söyleseydi KKTC ile ilgili söylemler çok daha etkili olurdu" şeklindeki görüşlere de Talat, "Yanlış. Çünkü CTP bunları değişik biçimlerde hep söyledi" diyerek karşı çıktı.

Talat, özetle şunları kaydetti:

"CTP'nin tüzüğünde, programında bu konu açıklanıyor. KKTC'nin Kıbrıs Türk halkının iradesini temsil ettiğini söylüyor. Program ve tüzük partiye, Kıbrıs Türk halkına hizmet edebilecek çağdaş, demokratik bir devlet haline getirmek gibi görevler yüklüyor. Dolayısıyla bunlar hep var. Fark şudur... Şu anda iktidar CTP zaten. Hükümette CTP, cumhurbaşkanlığında da CTP'nin eski lideri. Dolayısıyla bunları yapmakla yükümlüdür. Bunları yapacağımızı ve neler düşündüğümüzü anlatıyoruz. Eskiden bu söylediklerimizi yine söylemiyor muyduk... Yani 'biz kendi kendimizi yönetelim', 'Türkiye'nin alt yerel otoritesi gibi görünmeyelim' diye muhalefetteyken binlerce defa konuşma yapmadık mı... Dolayısıyla CTP ve CTP'liler bu politikayı geçmişte de güdüyorlardı.

CTP'lilerde rahatsızlık... benimsemek gerek

Cumhurbaşkanı Talat, "Bu söylemlerinize karşın CTP tabanında bir rahatsızlık var gibi...Aynı şeyi gözlemliyor musunuz" sorusuna da özetle şu yanıtı verdi:

"Özel olarak CTP ile ayrı bir ilişkim olmadığı için gözlemlediğimi söyleyemem. Ama zaman zaman gelen tepkiler, uyarılar veya basında çıkanlar tabii ki bir fikir oluşturuyor bende.

CTP tabanında değil de konuyu tam olarak hazmetmemiş, tam olarak anlamamış olan bir kesimde ve özellikle Rum tarafının, daha da önemlisi yerel muhalefetin farklılık yaratmaya çalışarak öne çıkardığı bazı hususların etkisiyle rahatsızlıklar olması doğaldır. Ancak ne demek istediğimizin açık olması gerekir. Bunun da açık olabilmesi için şöyle düşünülmezi lazım. Benim söylediğim tersine çevrilsin. Tersine çevrildiğinde kabul ediliyorsa eğer, o zaman ben yanlışım. Yani 'KKTC'nin kurumlarını zayıflatmalıyız'... Bu doğruysa ben yanlış söylüyorum. Ne demek istediğimizi sürekli anlatmamız lazım...."

Kendine güven, benimse...

bizde aşağılık kompleksi

Kıbrıs Türkü'nün kendine, devletine, Rum tarafına, dünyaya karşı güven eksikliği olduğunu söyleyen Cumhurbaşkanı Talat, "Güven önemli bir duygu. Hele kendi kendini benimseme, kendine güven duyma son derece önemli. Aşağılık kompleksi ve büyüklük kompleksi... Her ikisi de zararlı ve Kıbrıs'ta maalesef var. Rum tarafında genelde büyüklük, Türk tarafında da küçüklük kompleksi var. Bunları ortadan kaldırmak lazım" ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanı Talat, görüşlerini örneklendirirken de şöyle dedi:

"Bugün biz kuzeyde Rumca ders veren bir okul açacak olsak, güneyde aldıkları maaşın iki katını da versek Rumların hiçbiri gelmez. Güneyde böyle bir münhal açılsa, fazla değil bizdeki maaşın aynısını verse bizimkiler gider. Bunu eleştiri için söylemiyorum, bir gerçektir. Nedenleri üzerinde durmak lazım...."

Rum tarafı beni düşman ilan etti...

hakaret ediyorlar

Rum tarafının dünya tarafından kabul edilmez ve çözümden uzak politikalarını sürdürme hedefiyle düşman yarattıklarını da anlatan Talat, "Mutlaka bir düşman yaratmak zorundadırlar. Aksi halde dünya tarafından kabul edilemez politikalarını başka türlü sürdüremeyecekler. Rum halkını o yolla kandırmak zorundadırlar. Yaratacakları düşman tabii ki Kıbrıs Türk halkının seçtiği lider olmak durumundadır. O da bugün için, bütün dünyanın takdir ettiği ve destek olduğu, bundan dolayı da küçük düşürme imkanlarının kısıtlı olduğu bir kişi olarak bana en gariz hakaretleri yöneltiyorlar. İzah edilebilir bir politikaları olmadığı için sadece bizi suçlayarak politika yapmaya çalışıyorlar" dedi.

Benim üslubum

esnek ve yumuşak...

"Ancak gerek Türk, gerekse Rum tarafından gerilimi artırıcı açıklamalar yaptığınıza dair size de eleştiriler geliyor" yönündeki soruya karşılık Talat, şunları söyledi:

"Benim verdiğim öyle bir demeç yok. Rum Yönetimi'nin açıkladığı bir politika varsa ve soruluyorsa bana, ben ona cevap veriyorum. Ama kusura bakmasınlar benim verdiğim cevapla Rum tarafının verdiği cevap aynı değil. Onlar hakaret ediyorlar, adete küfür ediyorlar. Özellikle Papadopulos kendisi değil ama, görevlendirdiği başka kişiler bunu bir meslek edindiler adeta. Bir üslup haline getirdiler. Halbuki benim kullandığım uslup son derece esnek, son derece yumuşak, uyarıcı nitelikte bir usluptur. Lütfen alt alta koyalım. Kimin söylediği hakaret ve küfürdür, kimin söylediği değildir...."

Muhatabı Kıbrıslı Türkler

Rum tarafının Avrupa Birliği'ne de girmenin avantajıyla Kıbrıs sorununu Türkiye ile kendi arasında bir sorun gibi göstermeye ve olayı bir işgal sorunu olarak takdim etmeye çalıştığını söyleyen Talat, bu konuda da şöyle konuştu:

"Türkiye ile müzakere ederek Kıbrıs'ın kuzeyinden Türkiye'yi uzaklaştırarak osmosis yoluyla kendi bünyesine katma politikası güdüyor. Papadopulos, 'Türkiye görüşmeyi reddettiği için uzlaşma olmuyor' diyor. Ne münasebet...Türkiye'ye kim sordu da Türkiye görüşmeyi reddetti...Muhatabı Türkiye değil Kıbrıslı Türklerdir. Ama o bunu Türkiye diye gösterip, Avrupa Birliği üyesi oluşunun avantajını ve Türkiye'nin de AB süreci yaşamasının zorluklarını kullanarak osmosise gitmeye çalışıyor. Asimilasyona gitmeye çalışıyor. Ve bunu da bütün dünya görüyor. Diplomatlar, ülkeler Papadopulos'un çözüm diye bir gailesi olmadığını biliyorlar ve açıkça söylüyorlar. Çünkü iler tutar hiçbir politikası yok. Bakın en son en yakın adamı Tasos Conis'in Annan Planı'yla ilgili açıklaması..."

AKEL rahatsız olmalı...

Papadopulos'un yolunda

"AKEL'in açıklamalarından da rahatsız mısınız" sorusuna, "Rahatsız değilim, kendileri rahatsız olsun" karşılığını veren Talat, "AKEL'in Papadopulos'un yanında iktidarı kaybetmemek için durduğunu iddia eden görüşler var. Yani esas düşüncelerinin bu olmadığı, ama Papadopulos'un yanında durmak zorunda olduğu için durduğunu iddia edenler var" dedi.

AKEL'in referandumda yarattığı hayal kırıklığını giderici hiç bir adım atmadığını, tam tersine Papadopulos'a destek olarak güvensizliği körüklediğini söyleyen Talat, "Rum halkının yüzde 76'sı Papadopulos'un görüşlerine destek verdi. AKEL de yüzde 76'nın içinde olmak durumunda olduğunu hissediyor. Aksi halde oy kaybedeceğini düşünüyor. Diğer yüzde 24'lük dilimin içinde kalmayı deneyemiyor. Çünkü orada başka mal sahibi var" diye konuştu.

Talat, şunları söyledi:

"Annan Planı herşeyiyle ayrıntılı, çözüm olduğunun ertesi günü fonksiyonları çalışmaya başlayacak bir devlet öngörüyordu. Yeni bir devlet yaratıyordu. Bunu reddederek ve iki kesimli federasyon istediklerini söyleyerek gülünç duruma düşüyorlar. 1977'ye gidiyorlar, 1979 bile değil. Bir süre sonra belki de iki kesimliliği de kaldıracaklar. Papadopulos'un söylediği gibi osmosise gidecekler."

Görüşme çağrımız yanıt bulmuyor

Rum yönetimiyle karşılıklı görüşme taleplerine bugüne kadar yanıt alamadıklarını da tekrarlayan Talat, "Papadopulos kabul etmiyor. Kabul etse çok yararlı olacağını düşünüyorum. Çünkü öyle yanlış argümanları var ki, inanıyor mu bilmiyorum. Yani örneğin 'eğer bir kurumda 3 Türk - 3 Rum olursa tıkanır, olmaz' diyorlar.... Niçin... 3 Türk'le 3 Rum her zaman karşı görüşlerde mi olacak.... Eğer her zaman karşı görüşlerde ise bölünme kaçınılmazdır zaten."

Kronikleşmeyi göze aldılar

"Rumların Kıbrıs'ta bölünmeyi göze aldığına inanıyor musunuz" sorusuna ise Talat şöyle yanıt verdi:

"Ya asimilisyon, ya bölünme Papadopulos'un politikası olabilir. Ama bu bölünme de bizim rahat bırakılacağımız bir bölünme değil. Bunu da hiç unutmamak lazım. 'Aman ne hali varsa görsün, Kuzey ister tanınır, ister tanınmaz, beni hiç ilgilendirmez' noktasına hiç gelmez. Yine uğraşmaya devam edecektir. Daha doğrusu bugünkü durum kronikleşecek. Bugünkü durumun kronikleşmesini göze aldı Papadopulos..Gerçekten göze aldı."

Fransız raportör yanlış anladı...

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Fransız raportör Lafensek'in kendisine atfen yayımladığı sınır kapılarıyla ilgili rapor ve bu rapor üzerine başta Sözcü Hrisostomidis olmak üzere Rum yetkililerin konuya ilişkin açıklamalarını da değerlendirdi.

"Sınırlara duvar istediğine" ilişkin algılamanın Fransız raportörün tercüman kullanmaktan kaynaklanan bir yanlış anlaması olabileceğini söyleyen Talat, "Adanın birleşmesini isteyen, destek veren, referandumda evet diyen bir kişi olarak duvar çekilmesine nasıl onay verebilirim... Bu kadar gülünç birşey olabilir mi...." diye konuştu.

"Sınırları açarak Türkiye kökenli vatandaşların güneye geçmesiyle tehdit ettiğine" ilişkin ifadenin de tamamen bir yanlış anlama olduğunu söyleyen Talat, Fransız raportörle konuya ilişkin görüşmesi hakkında özetle şu bilgileri verdi:

"Bizim sınırımızda belediyeyle işbirliği halinde yapılan temizlik amaçlı düzenlemeler hakkında bilgi verdim. Parçalanmış teller yeniden düzenlendi. Birçok yerde duvarların boyu kısaltıldı. 63'ten kalma bazı variller kaldırıldı. Onun yerine tel çekildi. Ben bunları anlattım. Bunun üzerine bana 'duvarın çok tepki toplayabileceğini, imajımızı sarsabileceğini' söyledi. Ben de 'bu duvar varolan duvardır, tamir ediliyor, boyanıyor, sıvanıyor, yeni duvar çekmiyoruz' dedim. Espri olarak da 'isterseniz tamamen kaldıralım ama o zaman bütün mültecileri Paris'te bulursunuz' dedim. Suriye'den falan gelen mültecileri kastettim. Bir espri yaptım. Karşılıklı da gülüştük. Lafensek bunu anlamamış olabilir. Belki Fransızların espri anlayışıyla benim aynı olmayabilir. Ama bunu çok büyük bir olay gibi, olmamış bir şeyi oldu gibi göstermek, bu rapordan hareketle bize hakaret edilmesi anlaşılır gibi değil...Hayret ettim..."

Protokol benim işim değil...

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, devlet protokolüne ilişkin soruları da yanıtladı.

"Bayram tebriğiyle başlattığınız protokol değişikliğinin devam edeceğine, devletteki genel uygulamanın da değişebileceğine dair görüşler var. Bu konuda çalışmanız var mı" sorusuna Talat, "Protokol sıralamasını yapan Dışişleri Bakanlığı'dır, benim işim değil. Ben sadece Cumhurbaşkanlığı olarak kendi protokolumu düzenleyebilirim" karşılığını verdi.

Talat, "Protokolde benim açımdan büyük bir sorun yok. Cumhurbaşkanı, Meclis Başkanı, Başbakan, sonra Büyükelçi gelir. Bu Türkiye ile olan özel ilişkilerimizden kaynaklanan bir olaydır...." diye ekledi.

KIBRIS 28/11/05

Rum talepleri BM'de

Politis, Rum tarafının Annan Planı'nda yapılmasını istediği değişiklikleri yayınladı. 8 başlık altında toplanan değişiklik önerileri BM'ye iletildi. BM şimdi Kıbrıs sorununa dahil ülkeleri bilgilendiriyor

Rum talepleri BM'de

HERŞEYE OHI DEDİLER... İşte Rum taleplerinin bazıları: "Sıkı takvimlere hayır. Hakemliğe hayır. Sadece üzerinde uzlaşılmış bir çözüm referandumlara sunulacak.... Tek taraflı askeri müdahale kesinlikle olanaksız bırakılmalı...Kıbrıslı Rumlar 650 Türk askerinin kalmasını kabul etmiyorlar. Tamamen çekilmelerini talep ediyorlar... Askerlerin çekilmesi için kısa takvimler... 1/3 Yasasının kaldırılması.(Annan Planı'nda malların verilmesine ilişkin öngörülen madde)"

Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos Annan Planı'nda yapılmasını talep ettiği değişiklikleri BM'ye iletti. Rum tarafından yayınlanan Politis gazetesinde yer alan değişiklik önerilerinin Kıbrıs sorununa müdahil ülkelere gönderilmeye başlandığı öğrenildi.

Politis Gazetesi, "İşte Kıbrıs Sorununda Talep Ettiklerimiz - BM Belgesini Açıklıyoruz - Tasos Annan Planı'nda Ne Talep Ediyor" başlıkları altında manşetten verdiği haberinde, Papadopulos'un vermiş olduğu yetkiyle geçtiğimiz yaz New York'ta, o zamanki BM Genel Sekreteri Yardımcısı Kieran Prendergast'a, Rum Başkanlığı Diplomatik Büro Şefi Tasos Conis ile Rum BM Daimi Temsilcisi Andreas Mavroyannis tarafından sunulan değişiklik taleplerine geniş yer verdi.

Gazete, Conis ve Mavroyannis tarafından BM'ye ve arabuluculara sunulan bu taleplerin, BM tarafından özet halinde bir belgede yer aldığını ve bu belgeyi ele geçirdiğini vurgularken, BM'nin söz konusu bu belgeyi bilgilendirmek amacıyla Kıbrıs sorununa müdahil "oyunculara" iletmiş olduğunu yazdı.

Gazete, Conis tarafından BM'ye sunulan taleplerin Kıbrıs sorununun 4 ana boyutuna, ekonomik boyuta ve Türkiye'nin haklarına ilişkin geniş bir "iyileştirme" önerileri içerdiğini belirtirken özellikle "ortak devletin yönetimi sisteminde" değişiklikler yapılmasına dair önerilerin mevcut olduğunu yazdı.

Habere göre Kıbrıs Rum tarafı, "görev sürelerinin en az 5 yıl olan Başkanlık Konseyi'nin Başkan ve Başkan yardımcılıkları kurumunu ve (Kıbrıs Rum tarafının Bürgenstock'daki müzakerelerin son gününde sunmuş olduğu bir öneri), ortak devlettin en üst düzey organında alınacak kararların oy çokluğu ile alınması" gibi önerilerin yanı sıra, "çıkmazların çözülebilmesi için, Yüksek Mahkemenin elinden bu yetkiyi alan, yeni prosedürler" önerdi.

Gazete, bu taleplerle, "devletin zirvesindeki karar alma mekanizmasındaki etkin bir yeniden düzenleme ile, K Kıbrıslı Türklere en alt yönetim düzeyinde bile kararları bloke etme imkanı veren maddelerin kaldırılması girişiminde bulunulduğunu" vurguladı.

Gazete, yukarıda belirtilen taleplerin yanı sıra Rum tarafının, çözümün uygulanmasına ve güvenlik konularına dair, BM'ye (askeri) müdahale etme hakkı verecek geniş garantiler, askerlerin tamamen adadan ayrılması, 30 bin yerleşiğin (TC kökenli) adada kalması, Karpaz'ın Kıbrıslı Rumlara iade edilmesi, mal-mülk konusu ile göçmenlerin geriye dönüşünün "topluca yeniden ele alınması" gibi taleplerinin de bulunduğunu belirtti.

Gazete, Kıbrıs Rum tarafının önerilerinin aslında, yeni bir çözüm planı oluşturulması için temel olabilecek ve Kıbrıs sorununun çözümünü, çözümün uygulanması yada daha ileriki safhalarda iki toplumun iyileştirmeler yapabilmesi imkanını en aza indirerek, en küçük ayrıntısına kadar düzenleyen bir belgeyi teşkil ettiğini vurguladı.

Gazete, BM tarafından Rum yönetiminin bu önerilerine ilişkin görüşünün ise: "BM tarafından, Kıbrıslı Rumların bu taleplerinin çok "ağır" oldukları ve olası, odaklanmış ve hiyerarşik düzende ifade edilmeleri gerektiği" şeklinde belgede ifade edildiğini vurguladı.

Gazete, Rum tarafının taleplerine ilişkin BM belgesinin tam metnini şu şekilde verdi.

"1. Süreç:

Üçüncü bir başarısızlıktan kaçınılmalıdır.

Dikkatli bir ön hazırlık gereklidir.

Sıkı takvimlere Hayır.

Hakemliğe Hayır.

Sadece üzerinde uzlaşılmış bir çözüm referandumlara sunulacaktır.

2. Öz

(Kıbrıslı Rumlar) Siyasi eşitliği kabul etmektedirler. Kıbrıslı Türkler ortak olmalıdırlar. Ancak (Kıbrıs Rum tarafı) siyasi eşitliğin (Kıbrıslı Türklerin) her karara katılmaları anlamına gelmediğini inanmaktadırlar. Bu şu anlama gelmektedir:

A. Kurucu Devletlerin statüsünün eşitliği.

B. İki toplumun zirvede eşit temsilciliği.

C.(kurucu devletlerin) Siyaset belirleme organlarının federe devlette sonuç getirici temsilciliği. Kararlar çoğunlukla alınmalıdır ancak veto hakkı bulunmalıdır. Yüksek Mahkeme uzlaşmazlıkları çözmemelidir.

1. Başkanlık Konseyinde kararlar basit çoğunluk ile alınmalıdır ancak herhangi 2 üye yada

herhangi 10 senato üyesi yada 2 başsavcıdan bir tanesi alınan bir kararı Yüksek Mahkeme'ye havale eder ve Yüksek Mahkeme bu kararın:

A.Temel Anlaşmaya uyumsuz olduğu,

B. Ayrımcılık öğesini içerdiği,

C.Temel Anlaşma çerçevesinde, kararın iki toplumdan birinin çıkarının aleyhinde olduğuna karar

verebilir.

Yüksek Mahkeme, yukarıda belirtilen üç durumdan herhangi birinin gerçekleşmesi durumunda kararı iptal edebilir. Eğer bu 3 durumdan birinin gerçekleşmesi söz konusu değilse, hem Başkan hem de Başkan Yardımcısı kararı veto edebilirler. Karar, Gali Fikirler Dizisi'nde veto uygulanabileceği öngörülen, dış ilişkiler, savunma, güvenlik, bütçe, vergilendirme, göç ve vatandaşlık konularında olması durumunda iptal edilebilir.

2. Karara karşı çıkan Başkanlık Konseyi'nin iki üyesi, kararı diğer bir organ olan "Birleşik Kıbrıs Konseyi'ne" havale edebilir. Bu organ 7 üyeden oluşacaktır. Başkan, Başkan Yardımcısı, Temsilciler Meclisi Başkanı, Senato Başkanı, Yüksek Mahkeme Başkanı ve en yaşlı 2 yargıç.

3. Hükümet dairelerinin müdür ve müdür yardımcılarının birlikte karar almamaları gerekir.

A.Kamu hizmetlerindeki memurların oranı 70-30 olmalıdır.

B. Federe devlet ile kurucu devletler arasında yetki dağılımı yeniden ele alınmalı. "Merkez hükümetin ekonomik konularda yeterli kontrol ve yetkisi mevcut değildir".

C. Federe devlet ile kurucu devletler arasında bir hiyerarşi bulunmalıdır. Bu yasalardan ötürü gereklidir.

D. İşbirliği anlaşmaları yeniden gözden geçirilmelidir.

E. Federe devletin onayı olmadan, kurucu devletler ile yabancı devletler arasında güçlü anlaşmalar yapılmamalıdır.

F. (Kıbrıslı Rumlar,) Kurucu devletçiğin iç vatandaşlık rejiminin kaldırılarak yerine toplum temelinin getirilmesini görüşmeye hazırdır.

Gazete, bu bölümle ilgili yaptığı yorumda, "Kıbrıs Rum tarafının 4-2 oranında olan Başkanlık Konseyi'nin sayısında değişiklik talep etmediğini ancak fonksiyonel yapısında etkin düzenlemeler yapılması girişiminde bulunduğunu" belirtirken "Başkanlık ve Başkan Yardımcılığı kurumlarını önerdiğini, karar alınabilmesi için Başkanlık Konseyinde Kıbrıslı Türklere ait olan 2 üyeden en az birinin onayının gerektiğini belirleyen maddeyi kaldırarak, kararların çoğunluk esasına göre alınmasını talep ettiğini" yazdı.

Gazete, Kıbrıs Rum tarafının ayrıca, "3 yabancı üyenin de yer alacağı Yüksek Mahkeme'nin yetkisinin elinden alınması girişiminde bulunarak, anlaşmazlıkların çözülmesi için tamamen yeni bir organ oluşturulmasını önerdiğine" dikkat çekerken "Gali Fikirler Dizisi temelinde, veto uygulanabilecek bölümlerin tam olarak ifade edildiğini, daha iyi bir işlevsellik talebine karşılık gelecek şekilde tüm devlet yapısında iyileştirme yapılmasına girişildiğini" yazdı.

3. Güvenlik ve garantiler

Gazete, Conis ve Mavroyannis'in, güvenlik ve garantiler konusunda Prendergast'a 8 Mart 2004 tarihinde BM'ye verilen ve 20 Nisan 2004 tarihinde de BM Güvenlik Konseyi'nde BM belgesi olarak dolaşan belgelere atıfta bulunduklarını yazdı.

Garanti Anlaşması:

1. Tek taraflı askeri müdahale kesinlikle olanaksız bırakılmalı. Anlaşmanın BM anayasası ile tam bir uyum içinde olacağının belirtilmesi.

2. Kıbrıslı Rumlar, (kurucu devletleri kapsayan) garantilerin yetki çerçevesi ile hemfikir değildirler.

3. Garanti Anlaşmaları geçici statüde, yani Türkiye AB'ye üye olana kadar, olmalıdır.

İttifak Anlaşması:

1. Kıbrıslı Rumlar 650 Türk askerinin kalmasını kabul etmiyorlar. Tamamen çekilmelerini talep ediyorlar.

2. Askerlerin çekilmesi için kısa takvimler.

Kuruluş Anlaşması:

1. Kıbrıslı Rumlar, Birleşik Krallığın (çözümden sonra Egemen Üsler'e ait) toprak verme önersinin şartlarını kabul etmemektedirler.

2. Her kurucu devletin polis sayısının yeninden değerlendirilmesi.

3. BM'nin harekatları, (BM anayasasının) 7'nci maddesiyle emre bağlanmalı. (yani gerekli olması durumunda BM askerlerinin müdahalede bulunması).

4. Güvenlik Konseyi kurulu, çözümün hayata geçirilmesini gözlemlemeli ve her 3 ayda bir rapor hazırlamalı.

5. BM, toprak düzenlemesi altında olan bölgelerde hükümet yetkilerine sahip olmalıdır. (yani BM, bu bölgelerde yaşayanların yeniden yerleştirilmesi konularında gerekli olması halinde yürürlüğe koyma ve müdahale etme yetkisine sahip olsun).

4. Türkiye'nin hakları:

1. Federal yasalarda Kıbrıs'ın değil Türkiye'nin çıkarlarına hizmet eden tüm maddelerin çıkarılması. Ör: Kara suları, kıta sahanlığı, hava sahanlığı, Montrö Anlaşması.

2. Shengen Anlaşmasına tam katılım.

Üç Özgürlükler (Dolaşım, mülk ve yerleşim özgürlükleri):

1. Malların iadesi istisna değil kanun teşkil etmelidir. İstisnai durumlarda tazminat kabul edilecektir.

2. 1/3 Yasasının kaldırılması.(Annan Planı'nda malların verilmesine ilişkin öngörülen madde).

3. Kıbrıs Rum tarafı, yerlerinden edilen, şu anki mal kullanıcılarının korunmasının gerekli olduğunu kabul etmektedir.

4. Önemli iyileştirmeye uğrayan malların sahipleri, plana göre çok cömertçe karşılanılıyor (Aralık 1999 tarihinden önce yapılmış iyileştirmeler kabul ediliyor) (Burada, işgal bölgelerindeki inşaat patlamasının sonuçlarından kaçınılmak isteniyor).

5. Moratoryum konusu. (Burada Kıbrıs Rum tarafınca yapılan, Kıbrıslı Türklerin iyi niyet göstergesi olarak göç ve inşaat dalgasının sona erdirmesine ilişkin öneriye değiniliyor).

6. Daha sonraki dönemde mal satın alanlar, özellikle de yabancılar koruma altına alınma hakkına sahip değillerdir.

7. Malların uzun süre kiralanması maddesi yeniden gelmelidir.

8. Tazminatlar fonunun yeniden ele alınması.

9. Özel Sektörün büyük oranda katılımı.

10. Türkiye, tazminatlar fonuna katkıda bulunmalıdır.

11. Üç özgürlüklerin sağlanmasına yönelik önlemler yelpazesi yeniden ele alınmalıdır.

5. Ekonomi:

1. Tüm üretim bölümlerinin serbest dolaşımı.

2. Milli ekonomi politikasının (maliye ve bütçeye ilişkin olanlar da dahil) sağlanması mekanizmaları.

3. Merkez Bankası: Yönetim Kurulu, ulus kriterlerine göre değil işin ehli olma kriterlerine göre belirlenmelidir. Şubelerin olması durumunda bunlar, Yönetim Kurulu'nun yetki alanının içerisinde yer almalıdır.

4. Kıbrıslı Türklerin bankacılık sisteminin sermaye yeterliliğinin iyileştirilmesi.

5. Mevcut olması gerekenler: Makro ekonomiye istikrar kazandıracak komite, ortak kalkınma politikası, aşırı borçlanmadan kaçınmak, dış borçlanmada federal garantilere ve siyasi rekabet çerçevesine sınırlama getirilmesi.

6. Kıbrıs'taki BM gücünün finanse edilmesi konusunun yeniden ele alınması.

6. Uygulama önerileri

Yeni durum, sadece belirli taahhütlerin yerine getirilmesi durumunda kalıcı olmalıdır. Aksi durumda, geçerli anlaşmanın (çözüm) uygulanmaya başlanmasından önceki duruma geri dönülmelidir.

7. Geçiş düzenlemeleri

1. Devletçiklerin durumu, toprak düzenlemeleri, askerlerin geri çekilmesi, göçmenlerin dönüşü, sınırlamaların kaldırılması ve yerleşiklerin geri dönüşü konularında en kısa takvimler.

2. Başkan ve Başkan Yardımcısı arasındaki 5 yıllık görev süresinin çok uzun olması.

8. Yerleşikler

1. Referanduma katılmasınlar.

2. En fazla 30 bini kalabilir. (Annan Planı'nda 75 bin öngörülüyordu.)

3. Geriye kalanların kısa takvimler çerçevesinde adadan ayrılmaları gerekmektedir.

4. Kıbrıslı Rumlar, gelecekteki Türk göçüne karşın daha sonuç getirici önlemler alma imkanına sahip olmalıdır.

Toprak (karpaz)

 

Ulusal Konsey, Karpaz'ın iade edilmesinin talep edilmesi konusunda hemfikirdir ve Sn. Papadopulos Karpaz'a, aşağıda belirtilen sebeplerden ötürü büyük önem vermektedir:

1. Kıbrıs Rum toplumu için önem taşımaktadır.

2. Deniz egemenlik alanı.

3. Annan 5 planında Kıbrıs Rum tarafına karşılık olarak verilmesi teklif edilen toprakların kalitesinin düşüklüğü.

KIBRIS 28/11/05

 

Ledra Yolu güneyin gündeminde

Ledra (Uzun Yol) Caddesi'ndeki çalışmaların işgal kuvvetlerince" gece yarısından sonra başlatıldığı ve sabaha karşı 02.30'a kadar sürdüğü belirtilerek yolun kapalı kalmasına neden olan duvarın yıkıldığı ve yerine yeşil bir panonun asıldığı yazıldı.

Fileleftheros Gazetesi, haberi "Karanlık Altında Duvar Yıkıldı.. Ledra'da Yeni Oldu Bittiler Yaratarak Ara Bölgenin Statükosunu Çiğnediler.." başlığıyla verdi ve ekibin çalışmaların "işgal ordusu" subaylarının gözetimi altında gerçekleştirildiğini, bazı durumlarda ekibin Ledra'daki harabe durumundaki evler ve Ermu Caddesi'yle birleşen karşı yola girdiklerini de yazdı.

Habere göre, konuya ilişkin olarak önceki gün açıklamalarda bulunan Rum İçişleri Bakanı Andreas Hristu, hükümetin her zaman geçitlerin açılmasından yana olduğunu, bunu sadece Lefkoşa için değil Yeşil Hat'ın diğer noktaları için de geçerli olduğunu söyledi.

Ledra Caddesi konusunda ayrıntı vermekten kaçınan Hristu, konunun Dışişleri Bakanlığı'nca ele alındığını belirtti.

Hristu ayrıca, KKTC'ye yönelik ve KKTC'den geçişlerdeki kimlik kontrolü gibi konularda yapılması gereken her şeyin yapılacağını da söyledi. Bir soru üzerine ise Hristu, yolun açılmasına yönelik siyasi bir engelin varlığından haberdar olmadığını ifade etti.

Politis Gazetesi ise, KKTC makamlarının Cuma gece yarısı başlattıkları çalışmalarla, Ermu Caddesi içerisinde bulunan duvarı yıktıklarını belirtti.

Gazete ayrıca, KKTC makamlarının çalışmaların tamamlanmasından önce bir kimsenin askeri bölge veya konfrantasyon hattına girişini engellemek amacıyla duvarın bulunduğu bölgenin yakınına yeşil bir pano (kumaş) yerleştirdiğini yazdı.

Öte yandan Sunday Mail, elde ettiği bilgilere dayanarak Ledra ve Ermu Caddesi'yle ilgili çalışmaların Türk tarafına siyasi ve askeri avantajlar sağlaması durumunda Rum tarafının Ledra ve Ermu caddelerinin açılışına izin vermeyeceğini yazdı.

KIBRIS 28/11/05