|
NTV
Güncelleme: 15:34 TSI 24 Kasım 2005 Perşembe
BRÜKSEL
- Komisyonun Eşbaşkanı Joost Lagendijk, Matsakisin komisyondan
çıkarılması için Avrupa Parlamentosu Başkanına mektup
yazacak.
Brükselde
bugün sona eren Türkiye-Avrupa Birliği Karma Parlamento Komisyonu
toplantısının son oturumunda söz alan Matsakis, KKTCdeki Türk
askerleriyle ilgili olarak ağır eleştirilerde bulundu.
Matsakisin sözlerine, Türkiyenin AB Daimi Temsilcisi Büyükelçi Oğuz
Demiralp ve Türk milletvekilleri sert tepki gösterdi. Salonda gerilimin
artması üzerine Matsakisi saldırgan uslubü nedeniyle sert
şekilde uyaran Türkiye-AB Karma Parlamento Komisyonu
Eşbaşkanı Joost Lagendijk, Parlamento başkanına bir
mektup yazarak sizi buradan ihraç ettireceğim. Bundan sonra da size söz
vermeyeceğim dedi.
Tepkiler karşısında bir süre sonra salondan ayrılan
Matsakis, toplantının sonlarında tekrar içeri girse de, sadece
konuşmaları dinlemekle yetindi.
Lagendijk Matsakis için özür diledi
24 Kasım, 2005 17:10:00 (TSİ) CNN TURK
Türkiye - AB Karma Parlamento Komisyonu toplantısı sona
erdi. Eşbaşkan Joost Lagendijk, provokasyonlarda bulunan Rum üye
Marios Matsakis için özür diledi.
Türkiye
- AB Karma Parlamento Komisyonu'nun (KPK) Brüksel'de gerçekleşen 55'inci
toplantıları, yayımlanan ortak bildiriyle sona erdi.
Eşbaşkanlar Aydın Dumanoğlu ve Joost Lagendijk
düzenledikleri basın toplantısında, Türkiye'nin AB'ye
katılım müzakerelerinin resmen başladığı 3
ekimden sonra KPK'nın öneminin arttığını ifade
etti.
Toplantıda zorlu konuların ele alındığını
belirten Lagendijk, her alanda uzlaşma olmadığını,
ancak diyaloğun büyük önem taşıdığını
söyledi. Dumanoğlu ise Türkiye'de reformların dönüşü olmayan bir
şekilde süreceğini belirtti.
Matsakis için özür
Lagendijk, KPK toplantıları sırasında sürekli
kışkırtıcı tavır izleyen Rum üye Marios
Matsakis'in davranışlarından dolayı özür diledi ve bunun
tekrarını önlemek için önlem alacağını kaydetti.
Matsakis, toplantıların sabahki bölümünde, ''Kıbrıs'ta
terörist PKK kampları olduğunu iddia ediyorsunuz. Gelin size her
metrekaresini gezdireyim. Tek bir terörist bulursunuz. O da kuzeyi işgal
eden Türk ordusu'' diyerek gerginliği tırmandırmıştı.
Sert
tepki gösteren Türk tarafı, Abdullah Öcalan'ın Rum pasaportu ile
yakalandığını hatırlatırken, Eşbaşkan
Lagendijk, Rum parlamenteri kışkırtıcı tavırları
nedeniyle kınamış ve kendisinin KPK'dan ihracını
isteyeceğini belirtmişti.
Lagendijk 'Kıbrıslı Türkler konusunda siyaseten ve vicdanen
rahatsızlık hissetmiyor musunuz?' şeklindeki bir soruya,
parlamentonun Kıbrıslı Türklere yönelik izolasyonun kalkmasını
istediğini belirtti ve 'blokaj' durumunun AB Konseyi'nden
kaynaklandığını söyledi.
Eşbaşkan Joost Lagendijk, ''Türkiye'den yükümlülüklerini yerine
getirmesini istiyoruz, biz de yükümlülüklerimizi ve sözlerimizi yerine
getirmeliyiz'' ifadelerini kullandı.
'AB'de Roj TV tartışması başladı'
Basın toplantısında Başmüzakereci Ali Babacan'ın
'terörizme karşı mücadelede AB'den ciddi bir işbirliği
beklentisi' içeren ifadelerinin hatırlatılması üzerine
Lagendijik terör örgütü yandaşı Roj TV konusunu açtı.
Bu konuda farklı algılama, görüş ve düşünceler
olduğunu belirten Lagendijk, AB bünyesinde tartışmanın
ciddi bir şekilde başladığını, ancak kısa
vadede bir uzlaşma olacağını
sanmadığını söyledi.
Dumanoğlu da, terörizmle mücadelede 100 milyar dolar harcayan ve 30 binden
fazla can kaybı veren Türkiye'nin tavrının net olduğunu ve
AB'den de net bir tavır beklediğini hatırlattı.
Avrupa Parlamentosu'na Ek Protokol eleştirisi
Lagendijk, Türkiye tarafından imzalanan Ankara Antlaşması Ek
Protokolü'nün Avrupa Parlamentosu'nda onayının ertelenmesini de
eleştirdi ve ''zayıf bir tavır sergileyen Avrupa Parlamentosu
kendi tuzağına düştü. Protokol yürürlüğe sokulmadıkça
Türkiye'den uygulama beklenemez'' dedi.
KPK'nın bir sonraki toplantısı 2006 yılı mayıs
ayında Ankara'da yapılacak.
|
'MASTAKIS' KRİZİ |
|
Brüksel'de yapılan KPK toplantısının dünkü
bölümünde Avrupa Parlamentosu'nun Rum Üyesi Marios Matsakis,
Başmüzakereci Ali Babacan'a "askerleriniz ülkemden çıkmak
zorunda" demişti. Babacan da Matsakis'e "nihai çözüme kadar
askerlerimiz Ada'dan çıkmayacak"
yanıtını vermişti. Matsakis bugün de Türk ordusu
işgalcilikle suçlamış ve Kıbrıs'ta PKK kampları
olmadığını öne sürmüştü. Matsakis'e Türk
tarafının yanında Eşbaşkan Joost Lagendijk da
sert tepki göstermiş ve Rum üyeyi AP'den ihracını
isteyeceğini söylemişti. |
CNN TURK 24/11/05
Matsakis'e AP'den ihraç yolu göründü
24 Kasım, 2005 14:56:00 (TSİ) CNN TURK
Kıbrıs'ta Türk bayrağını indiren AP Rum
Milletvekili Marios Matsakis, şimdi de Türkiye - AB Karma Parlamento Komisyonu
toplantısında Brüksel'i gerdi.
Matsakis'e
Avrupa Parlamentosu'ndan ihraç yolu göründü.
Brüksel'de bugün sona eren Türkiye - AB KPK toplantısının son
oturumunda dün başlattığı provokasyonlarını
sürdüren Matsakis, 'AB'ye katılmaya hazırlanan Türkiye'de olup
bitenlerin makyajdan ibaret olduğunu' savundu.
Matsakis, ''Kıbrıs'ta terörist PKK kampları olduğunu iddia
ediyorsunuz. Gelin size her metrekaresini gezdireyim. Tek bir terörist
bulursunuz. O da kuzeyi işgal eden Türk ordusu'' diye konuştu.
Matsakis'in ifadelerine Türkiye'nin AB Daimi Temsilcisi Büyükelçi
Oğuz Demiralp, ''terörist başı Abdullah Öcalan
yakalandığında üzerinde Kıbrıs Rum kesimi pasaportu
olduğunu size hatırlatırım'' şeklinde yanıt
verdi.
Matsakis'in sözleri üzerine Türk milletvekilleri de sıralara vurarak
tepkilerini ortaya koydu ve 'provokasyon''
yapıldığını söyledi.
Bunun üzerine konuşmasını sürdüren Matsakis, ''Burası TBMM
değil, Avrupa Parlementosu. İfade özgürlüğü var'' diyerek
istediği şekilde konuşabileceğini söyledi.
Bu arada, KPK Eşbaşkan Yardımcısı Onur Öymen,
Matsakis'in 'Türk ordusuna ve Türk milletine hakaret içeren sözlerini geri
almaması durumunda salonu terk edeceğini' söyleyerek,
dışarı çıktı.
Lagendijk'tan sert uyarı
Salonda gerilimin artması üzerine Matsakis'i 'saldırgan uslubü'
nedeniyle sert şekilde uyaran Türkiye - AB KPK Eş Başkanı
Joost Lagendijk, ''provokasyon yapma rolünüzü iyi oynuyorsunuz. Bu şekilde
devam etmemenizi istiyorum. Parlamento başkanına bir mektup yazarak
sizi buradan ihraç ettireceğim. Bundan sonra da size söz
vermeyeceğim'' diye konuştu.
Lagendijk'in uyarısına rağmen ısrarcı
tavrını sürdüren Matsakis, 'belgelere dayalı
konuştuğunu' iddia ederek, ''dün AİHM bir karar aldı, bu
yalan mı? Burada Türk ordusunun masum insanları öldürdüğü belirtiliyor.
Türk işgali bitmeden bölgeye barış gelmez, bölgesel sorular
çözülmez'' dedi.
Tepkiler karşısında bir süre sonra salondan ayrılan
Matsakis, toplantının sonlarında tekrar içeri girse de sadece
konuşmaları dinlemekle yetindi.
Kıbrıs'ta Türk bayrağını indiren AP Rum Milletvekili
Marios Matsakis, dün de Türk askerlerinin Ada'dan gitmesini istemişti.
"Askerleriniz ülkemden çıkmak zorunda" diyen Matsakis'e,
Başmüzakereci Ali Babacan, "nihai çözüme kadar askerlerimiz Ada'dan
çıkmayacak" yanıtını vermişti.
Marios Matsakis, 9 kasımda Güney Kıbrıs'taki partisinden
kovulmuş, hakkında tarihi eser kaçakçılığından
soruşturma açılmış ve Avrupa Parlamentosu'nda
dokunulmazlığı kaldırılmıştı.
Matsakis, Kıbrıs'taki ara bölge Akıncılar'da 1 kasım
2005'te bir nöbet kulübesine tırmanmış ve Türk
bayrağını indirmişti. Matsakis, daha önce de KKTC
sınırını geçmeye çalışırken ve İngiliz
üslerinin tellerinde asılı kalarak gündeme gelmişti.
Matsakis, geçtiğimiz yıl iktidardaki Papadopulos'un partisi
DİKO'dan Avrupa Parlamentosu milletvekili seçilmişti.
Matsakis'e yanıt: ''Ada'yı
terketmiyoruz''
Türkiye-AB Karma Parlamento Komisyonunun (KPK)
bugünkü toplantısında gündemi büyük ölçüde, daha önce de
Kıbrıstaki ara bölgeyi ihlal ederek KKTC toprağına giren ve
boş bir kulübedeki Türk bayrağını çalan Avrupa Parlamentosu
(AP) üyesi Marios Matsakisin provokasyonları işgal etti. Matsakis'e
net yanıtı Başmüzakereci Ali Babacan verdi.
Brükselde bugün sona eren Türkiye-AB KPK
toplantısının son oturumunda söz alarak dün
başlattığı provokasyonlarını sürdüren Matsakis,
"ABye katılmaya hazırlanan Türkiyede olup bitenlerin makyajdan
ibaret olduğunu" savunarak, "Kıbrısta terörist PKK
kampları olduğunu iddia ediyorsunuz. Gelin size her metrekaresini
gezdireyim. Tek bir terörist bulursunuz. O da kuzeyi işgal eden Türk
ordusu" diye konuştu.
Bu sözlere, Türkiyenin AB Daimi Temsilcisi
Büyükelçi Oğuz Demiralp, "Terörist başı Abdullah Öcalan
yakalandığında üzerinde Kıbrıs Rum kesimi pasaportu
olduğunu size hatırlatırım" diye yanıt verdi.
Matsakisin sözleri üzerine Türk milletvekilleri
de sıralara vurarak tepkilerini ortaya koyarken, "provokasyon"
yapıldığını söylediler.
Bunun üzerine konuşmasını
sürdüren Matsakis, "Burası TBMM değil, Avupa Parlementosu.
İfade özgürlüğü var" diyerek istediği şekilde
konuşabileceğini söyledi.
Bu arada, KPK Eşbaşkan
Yardımcısı Onur Öymen, Matsakisin "Türk ordusuna ve Türk
milletine hakaret içeren sözlerini geri almaması durumunda salonu terk
edeceğini" söyleyerek, dışarı çıktı.
Salonda gerilimin artması üzerine
Matsakisi "saldırgan uslubü" nedeniyle sert şekilde uyaran
Türkiye-AB KPK Eş Başkanı Joost Lagendijk, "Provokasyon
yapma rolünüzü iyi oynuyorsunuz. Bu şekilde devam etmemenizi istiyorum.
Parlamento başkanına bir mektup yazarak sizi buradan ihraç
ettireceğim. Bundan sonra da size söz vermeyeceğim" diye
konuştu.
Lagendijkin uyarısına rağmen
ısrarcı tavrını sürdüren Matsakis, "belgelere
dayalı konuştuğunu" iddia ederek, "Dün AİHM bir
karar aldı, bu yalan mı? Burada Türk ordusunun masum insanları
öldürdüğü belirtiliyor. Türk işgali bitmeden bölgeye barış
gelmez, bölgesel sorular çözülmez" dedi.
Tepkiler karşısında bir süre
sonra salondan ayrılan Matsakis, toplantının sonlarında
tekrar içeri girse de sadece konuşmaları dinlemekle yetindi.
CEVABI BABACAN VERDİ
Matsakis ile Başmüzakereci Ali Babacan
arasında da şu dialog gerçekleşti:
Matsakis: Askerleriniz ülkemden çıkmak
zorunda.
Babacan: Nihai çözüme kadar askerlerimiz Ada'dan
çıkmayacak.
Bu diyaloğun ardından Rum Milletvekili
Matsakis sinirlenerek Babacan'ın yanından ayrıldı.
Marios Matsakis, Karma Parlamento Komisyonu
Üyesi ve AKP Milletvekili Necdet Budak'tan da tepki aldı. Budak,
Matsakis'e 'bir Avrupalı gibi davranmasını' tavsiye etti.
Marios Matsakis, 9 kasımda Güney
Kıbrıs'taki partisinden kovulmuş, hakkında tarihi eser
kaçakçılığından soruşturma açılmış ve
Avrupa Parlamentosu'nda dokunulmazlığı
kaldırılmıştı.
Matsakis, daha önce de KKTC sınırını
geçmeye çalışırken ve İngiliz üslerinin tellerinde
asılı kalarak gündeme gelmişti.
Matsakis, geçtiğimiz yıl iktidardaki
Papadopulos'un partisi DİKO'dan Avrupa Parlamentosu milletvekili
seçilmişti.
MILLIYET 24/11/05
Kakulli davası temyize gidiyor
|
Türkiye'nin,
tampon bölge davası kararını temyiz etmesi bekleniyor Kakulli
davası temyize gidiyor Türkiye'nin,
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM), Kıbrıs'ta
tampon bölgede 1996 yılında vurulan Rum vatandaşı Kriso
Kakulli'nin yakınlarının açtığı davayla ilgili
olarak önceki gün verdiği karara itiraz için temyize
başvurmasının beklendiği bildirildi. Türkiye'nin,
AİHM'nin, 7 yargıçtan oluşan ilgili dairesinin önceki gün
aldığı karara üç ay içinde itiraz etme hakkı bulunuyor. A.A
muhabirine bilgi veren diplomatik kaynaklar, Türkiye'nin, bu davanın
temyize sevk edilip edilmeyeceğine karar verecek 5 kişiden
oluşan panele büyük ihtimalle başvuracağını
bildirdiler. AİHM'nin
5 yargıçtan oluşan paneli, olumlu görüş vermesi halinde,
temyiz niteliği taşıyan ve 17 yargıçtan oluşan büyük
daire, davayı tekrar ele alacak ve gerek gördüğü takdirde
tarafları dinlemek için bir duruşma daha yapacak. AİHM'nin
ilgili dairesi, Kıbrıs'ta tampon bölgede 1996 yılında
vurulan Kakulli'nin yakınlarının açtığı davada,
Türkiye'nin tazminat ödemesine karar vermişti. "Türkiye'nin,
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (AİHS) yaşama
hakkı ve etkili soruşturma hakkıyla ilgili 2. maddesini ihlal
ettiğine" hükmeden AİHM, "AİHS'nin
ayrımcılığın yasaklanmasıyla ilgili 14.
maddesinin ise ihlal edilmediğine" karar vermişti. Strasbourg
Mahkemesi, ayrıca Türkiye'nin, karar gereği, Kakulli'nin dul
eşi ve 3 çocuğuna tazminat ile mahkeme masrafı olarak
yaklaşık 50 bin avro ödemesine karar vermişti. |
KIBRIS 24/11/05
Kıbrıs Türkü yasta
|
Kıbrıs
Türk siyasal yaşamının iki değerli insanını
aynı gün birkaç saat arayla yitiren Kıbrıs Türkü, Özker Özgür
ve Salih Miroğlu için gözyaşı döküyor. 65 yaşındaki
Özgür ve 52 yaşındaki Miroğlu'nun aramızdan
ayrıldığı 22 Kasım günü, tarih sayfalarına
"kara gün" olarak geçti Kıbrıs
Türkü yasta ÖZGÜR VE
MİROĞLU BUGÜN TOPRAĞA VERİLİYOR... Tutulduğu
amansız hastalığa yenik düşerek önceki gün evinde
hayatını kaybeden Özker Özgür ile ani bir kalp krizi sonucu genç
yaşta yaşamını yitiren Salih Miroğlu, bugün Lefkoşa'da
toprağa veriliyor MECLİSTE
AYNI ANDA İKİ TÖREN ... CTP'nin 20 yıllık eski genel
başkanı, eski başbakan yardımcısı ve BKP
Dış ilişkiler Sekreteri Özker Özgür ile UBP Genel Sekreteri,
Girne Milletvekili Salih Miroğlu için bugün mecliste aynı anda saat
10.30'da tören düzenlenecek ÖZGÜR
İÇİN İLK TÖREN AKM'DE... Özgür için bugün ilk tören saat
09.00'da AKM'de yapılacak. AKM'deki törenin ardından Özgür'ün
cenazesi Cumhuriyet Meclisi'ndeki törene getirilecek. Mecliste saat
10.30'daki törenin ardından Özker Özgür, Lefkoşa Selimiye Camii'nde
kılınacak öğle namazının ardından Lefkoşa
Kabristanlığı'nda toprağa verilecek MİROĞLU
İÇİN UBP GENEL MERKEZİNDE DE TÖREN DÜZENLENECEK... Salih
Miroğlu için ilk tören saat 09.30'da UBP Genel Merkezi'nde
yapılacak. Miroğlu'nun cenazesi daha sonra Cumhuriyet Meclisi'ne
getirilecek. Girne Nurettin Ersin Paşa Camii'nde saat 12.00'de
kılınacak cenaze namazının ardından ise
Miroğlu'nun cenazesi bir dönem yöneticilik yaptığı Türk Ocağı
Spor Kulübü'nün önünden geçirilerek Lefkoşa Kabristanlığı'nda
defnedilecek Kıbrıs
Türk siyasal yaşamının iki değerli insanını,
Özker Özgür ile Salih Miroğlu'nu aynı gün birkaç saat arayla
yitiren Kıbrıs Türk halkı yasta. Kıbrıs
Türkü, tutulduğu amansız hastalığa yenik düşerek
önceki gün evinde hayatını kaybeden Özker Özgür ile ani bir kalp
krizi sonucu genç yaşta yaşamını yitiren Salih
Miroğlu için ağlıyor. Özker Özgür ve Salih Miroğlu'nun
cenazeleri bugün toprağa veriliyor. Cumhuriyetçi
Türk Partisi'nin (CTP) 20 yıllık eski genel başkanı, eski
başbakan yardımcısı ve Birleşik Kıbrıs
Partisi (BKP) Dış ilişkiler Sekreteri 65 yaşındaki
Özker Özgür ile Ulusal Birlik Partisi (UBP) Genel Sekreteri, Girne
Milletvekili Salih Miroğlu'nun aramızdan
ayrıldığı 22 Kasım günü, tarih sayfalarına
"kara gün" olarak geçti. Özker Özgür,
tutulduğu amansız hastalığa karşı 9 ay boyunca
verdiği mücadeleden yenik çıkarak, önceki gün kendi evinde saat
16.20'de hayatını kaybetmiş, bu acı haber tüm yurdu yasa
boğmuştu. Hemen herkes,
Türk halkının siyasi yaşamında ayrı bir yeri olan ve
tüm ömrü eşitlik, özgürlük ve barış mücadelesi ile geçen Özker
Hocası'na ağlarken, ikinci kara haber fazla gecikmedi. Birkaç saat
sonra UBP Genel Sekreteri, Girne Milletvekili Salih Miroğlu'nun
hayatını kaybettiğine yönelik bu kara haber ise
Kıbrıs Türkü üzerinde ikinci bir şok oldu. 24
Aralık'ta yapılacak UBP kurultayında genel başkan
adaylarından biri olan Salih Miroğlu, önceki akşam
Gazimağusa UBP İlçe Merkezi'ndeki bir toplantıda
yaptığı konuşmanın hemen ardından
fenalaşmış ve kaldırıldığı
Gazimağusa Hastanesi'nde saat 21.00 sıralarında kalbine yenik
düşerek hayatını kaybetmişti. Miroğlu'nun kalp krizi
sonucu öldüğü açıklanmıştı. Her iki
değerli siyasi kişiliğin zamansız ölümü üzerine devlet ve
hükümet yetkilileri ile siyasi partiler, kurum ve kuruluşlar
başsağlığı mesajı yayımladılar. Özgür ve
Miroğlu için mecliste tören CTP'nin 20
yıllık eski genel başkanı, eski başbakan
yardımcısı ve BKP Dış ilişkiler Sekreteri Özker
Özgür ile UBP Genel Sekreteri, Girne Milletvekili Salih Miroğlu için
bugün mecliste aynı anda saat 10.30'da tören düzenlenecek. Yakalandığı
amansız hastalıktan kurtulamayıp önceki gün hayatını
kaybeden Özker Özgür için bugün ilk tören saat 09.00'da AKM'de
yapılacak. AKM'deki
törenin ardından Özgür'ün cenazesi Cumhuriyet Meclisi'ndeki törene
getirilecek. Özgür ile Miroğlu için birlikte düzenlenecek tören saat
10.30'da başlayacak. Özker Özgür,
Lefkoşa Selimiye Camii'nde kılınacak öğle
namazının ardından Lefkoşa
Kabristanlığı'nda toprağa verilecek. UBP
Gazimağusa İlçe Merkezi'ndeki bir toplantı sırasında
geçirdiği kalp krizi sonucunda önceki gece hayatını kaybeden
Salih Miroğlu için de bugün ilk tören saat 09.30'da UBP Genel
Merkezi'nde yapılacak. Miroğlu'nun cenazesi daha sonra Cumhuriyet
Meclisi'ne getirilecek ve burada saat 10.30'da tören düzenlenecek. Girne
Nurettin Ersin Paşa Camii'nde saat 12.00'de kılınacak cenaze
namazının ardından Miroğlu'nun cenazesi bir dönem
yöneticilik yaptığı Türk Ocağı Spor Kulübü'nün
önünden geçirilerek Lefkoşa Kabristanlığı'nda
defnedilecek. Mesajlar....
mesajlar.... mesajlar..... Abdullah Gül,
taziye mesajı gönderdi Türkiye
Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı ve Başbakan
Yardımcısı Abdullah Gül, UBP Genel Sekreteri ve Genel
Başkan Vekili Dr. Salih Miroğlu ile BKP Dış
İlişkiler Sekreteri Özker Özgür'ün vefatları dolayısıyla
eşlerine birer taziye mesajı gönderdi. Türkiye
Cumhuriyeti Lefkoşa Büyükelçiliği Basın
Müşavirliği'nden verilen bilgiye göre Türkiye
Dışişleri Bakanı Gül, Dr. Salih Miroğlu'nun eşi
Hayriye Miroğlu'na gönderdiği mesajda "Kıymetli
eşiniz, UBP Genel Sekreteri ve Genel Başkan Vekili Sayın Dr.
Salih Miroğlu'nun ani kaybından dolayı derin üzüntü
duydum" diyerek, merhuma Allah'tan rahmet, eşine ve
yakınlarına sabır ve metanet diledi. Gül, BKP
Dış İlişkiler Sekreteri Özker Özgür'ün vefatı
dolayısıyla eşi Zehra Özgür'e gönderdiği taziye
mesajında da, "Eşiniz BKP Dış İlişkiler
Sekreteri Sayın Özker Özgür'ün vefatını üzüntüyle
öğrendim. Acınızı paylaşıyorum" diyerek,
merhuma Allah'tan rahmet, eşine ve yakınlarına sabır ve
metanet diledi. Soyer:
Kıbrıs Türk halkı için büyük kayıp CTP Genel
Başkanı, Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Kıbrıs Türk
siyasi yaşamının önemli değerlerinden UBP Milletvekili
Genel Başkan Vekili Dr. Salih Miroğlu'nun genç yaşta ani
ölümünün Kıbrıs Türk halkı için büyük kayıp olduğunu
belirtti. Başbakan
Soyer dün yayımladığı mesajda, "Doktor ve aydın
bir insan olarak, milletvekilliği ve bakanlığın yanı
sıra Ulusal Birlik Partisi Genel Sekreteri ve Başkan Vekili olarak
halkımıza değerli hizmetler vermiş olan Dr. Salih
Miroğlu'nu her zaman saygı ve sevgi ile anacağız"
dedi. Başbakan
Soyer, Dr. Salih Miroğlu'nun ailesine, Ulusal Birlik Partisi
camiasına, Türk Ocağı Spor Kulübü'ne, tıp dünyasına,
tüm sevenlerine ve Kıbrıs Türk halkına
başsağlığı diledi. Serdar
Denktaş: Kıbrıs Türk demokrasisi
adına ciddi bir kayıp Demokrat
Parti (DP) Genel Başkanı Dışişleri Bakanı ve
Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş, Salih
Miroğlu'nun KKTC siyasi yaşamında yeni bir renk ve sayfa
açmasının beklendiği dönemde vuku bulan ani ölümünün
Kıbrıs Türk demokrasisi adına ciddi bir kayıp
olduğunu ifade etti. Denktaş
DP adına yayınladığı mesajda Salih Miroğlu'nun
ölümü karşısında derin üzüntü içerisinde olduklarını
söyledi ve "Miroğlu KKTC'nin ve demokrasisinin yılmaz bir
savunucusu olarak her zaman hatırlanacak ve saygıyla anılacaktır"
dedi. Miroğlu'nun
bakan ve milletvekilliği yaptığı dönemde Kıbrıs
Türk halkının esenliği ve KKTC'nin yaşatılması
davasında özveriyle çalıştığını da
kaydeden Serdar Denktaş, Miroğlu'nun işbirliğine
açık ve dayanışmacı kişiliğiyle UBP-DP
döneminde yapılan ortak çalışmalara büyük katkı
sağladığını ifade etti. Denktaş,
"Demokrat Parti olarak Sayın Salih Miroğlu'nu rahmetle anar
ailesine başsağlığı dileriz" dedi. Büyükelçi
Karahan'dan taziye mesajları Türkiye
Cumhuriyeti Lefkoşa Büyükelçisi Aydan Karahan, UBP Genel Sekreteri ve
Genel Başkan Vekili Dr. Salih Miroğlu ile BKP Dış
İlişkiler Sekreteri Özker Özgür'ün vefatları
dolayısıyla ailelerine ve parti yetkililerine birer taziye
mesajı gönderdi. Lefkoşa
Büyükelçiliği Basın Müşavirliği'nden yapılan
açıklamada, Büyükelçi Aydan Karahan, Salih Miroğlu'nun eşi
Hayriye Miroğlu'na gönderdiği mesajda, Dr. Salih Miroğlu'nun
ani vefatından duyduğu derin üzüntüyü dile getirerek
Kıbrıs Türk siyasetinin müstesna isimlerinden olan Miroğlu'nun
ani ölümünün, tüm Kıbrıs Türkleri için acı bir kayıp
olduğunu ifade etti. Karahan,
merhuma Tanrı'dan rahmet, tüm aile üyeleri ve yakınlarına da
başsağlığı ve sabırlar diledi. Büyükelçi
Karahan, UBP eski Genel Başkanı Dr. Derviş Eroğlu'na
gönderdiği mesajda da, "Çok değerli çalışma
arkadaşınız, UBP Genel Sekreteri ve Genel Başkan Vekili,
Girne milletvekili Dr. Salih Miroğlu'nun acı kaybını
derin üzüntü ile öğrendim" diyerek, en verimli çağında
hayata veda eden Dr. Miroğlu'nun vefatının şüphesiz
sadece UBP'liler için değil, tüm Kıbrıs Türkleri için büyük
bir kayıp olduğunu kaydetti. Karahan,
merhuma Tanrı'dan rahmet, Derviş Eroğlu, çalışma
arkadaşları, UBP'lilere ve tüm Kıbrıslı Türklere
sabır ve başsağlığı diledi. Lefkoşa
Büyükelçisi Aydan Karahan, BKP Dış İlişkiler Sekreteri Özker
Özgür'ün vefatı dolayısıyla eşi Zehra Özgür'e
gönderdiği taziye mesajında, "Kıbrıs Türk siyasal
yaşamının duayenlerinden, değerli eşiniz Özker
Özgür'ün vefatını büyük bir üzüntü ile öğrendim" diyerek,
merhuma Tanrı'dan rahmet, kederli ailesine sabır ve
başsağlığı diledi. Karahan, BKP
Genel Sekreteri İzzet İzcan'a gönderdiği taziye mesajında
ise, Kıbrıs Türk siyasal yaşamına uzun yıllar hizmet
eden, Kıbrıs Türk siyasetinin duayenlerinden BKP Dış
İlişkiler Sekreteri Özker Özgür'ün vefatını büyük bir üzüntüyle
öğrendiğini belirtti. Özker
Özgür'ün hastalığı sırasında dahi görüş ve
düşüncelerini halkı ile paylaşmak için çaba sarfettiğini
belirten Karahan, "CTP'nin 20 yıllık eski Genel
Başkanı ve eski Başbakan Yardımcısı Özker
Özgür'ün Kıbrıs Türk toplumsal ve siyasal yaşamında
bıraktığı derin izlerin yadsınamaz"
olduğunu vurguladı. Büyükelçi
Aydan Karahan, mesajının sonunda İzzet İzcan'a ve tüm
çalışma arkadaşlarına başsağlığı
ve sabır diledi. UBP:
Acımız derindir Ana muhalefet
UBP, Genel Başkan Vekili, Genel Sekreter ve Girne Milletvekili Salih
Miroğlu'nun ölümünün ülke açısından büyük bir kayıp
olduğunu bildirdi. UBP
Basın Bürosu, yayınladığı mesajda Kıbrıs
Türk halkının yetiştirdiği en önemli siyasi
değerlerden biri olan Miroğlu'nun ölümünden duyulan derin üzüntü
dile getirildi. Mesajda
şöyle denildi: "UBP ile
tüm KKTC yasta. Kıbrıs Türk halkının
yetiştirdiği en önemli siyasi değerlerden biri olan, dava
arkadaşımız; gönlü ile aklı vatan, halk, devlet sevgisi
ile dopdolu Genel Başkan Vekilimiz, Genel Sekreterimiz Salih
Miroğlu'nu dün akşam (önceki akşam) geçirdiği kalp krizi
sonucu kaybettik. Acımız
bitimsiz ve derindir. Ülke olarak kaybımız büyüktür. Merhuma
tanrıdan rahmet, kederli ailesine ve tüm UBP'lilere ve Kıbrıs
Türk halkına başsağlığı diliyoruz. O,
yüreği insan sevgisi ile taşar, beyninde ülkesi, halkı partisi
için güzel, birleştirici fikirler taşırken takdiri ilahi
sonucu yaşama veda etse de biz onu her zaman kalbimizde, beynimizde,
partimizde, ülkemizde yaşatacağız. Güzel
ideallerini özellikle gençlere anlatmak istiyor, onları UBP'li
yapmanın, KKTC devletine dört elle sarılı bir noktaya
ulaştırmanın heyecanı içinde planlar yapıyordu. Bunu
vasiyeti sayıyor, yerine gelmesi için canla, başla çalışacağımıza
söz veriyoruz". UBP; CTP eski
Genel Başkanı, eski Başbakan Yardımcısı, BKP
Dışilişkiler Sekreteri Özker Özgür'ün ölümü
dolayısıyla yayımladığı mesajda da
şunları kaydetti: "Kıbrıs
Türk Halkı'na yıllarca eğitimci olarak değerli hizmetler
veren, siyaset dünyamıza kendine özgün düşünceleri ve
liderliğiyle damgasını vuran CTP eski Genel Başkanı,
BKP Dış ilişkiler Sekreteri, eski Başbakan
Yardımcısı Özker Özgür'ün vefatını derin bir
üzüntüyle öğrenmiş bulunuyoruz. Daha yapacak
hizmetleri, ortaya koyacak düşünceleri vardı. Ölümü
Kıbrıs Türk demokrasisinin, siyasi yaşamının
zenginliği açısından büyük kayıptır. Merhuma
Tanrı'dan rahmet, kederli ailesine, CTP ile BKP'ye, Kıbrıs
Türk Halkı'na başsağlığı dileriz." Kalyoncu:
Acımız büyüktür CTP Genel
Sekreteri Ömer Kalyoncu, Miroğlu'nun ölümü üzerine dün yayımladığı
bildiride, Kıbrıs Türk halkının çok değerli bir
ferdinin kaybının yarattığı
sarsıntıyı henüz üzerinden atamadan, bir başka acı
kaybın şokunu yaşadığını söyledi. Kalyoncu,
"Ulusal Birlik Partisi Genel Sekreteri, Genel Başkan Vekili ve
Girne Milletvekili Sayın Salih Miroğlu'nun zamansız ölümü
bizleri derin bir üzüntüye itmiştir. En verimli
çağında beklenmedik bir şekilde aramızdan ayrılan,
Kıbrıs Türk siyaset yaşamının çok değerli bir
ferdi olan Miroğlu'na Tanrı'dan rahmet, ailesi, Ulusal Birlik
Partisi ve Kıbrıs Türk halkına
başsağlığı dilerim" dedi. Akıncı:
Kıbrıs Türk halkının başı sağolsun Barış
ve Demokrasi Hareketi (BDH) Genel Başkanı Mustafa Akıncı,
Özker Özgür ve Salih Miroğlu'nun ölümüyle, Kıbrıs Türk
halkının çok değerli iki insanını kaybettiğini
belirterek, tüm Kıbrıs Türk halkına
başsağlığı dileğinde bulundu. Mustafa
Akıncı yaptığı açıklamada, her iki
şahsiyetin de yalnız kendi camialarına değil tüm
Kıbrıs halkına mal olmuş kişiler olduğuna
dikkat çekerek, "Farklı siyasi kulvarlarda ama gerekli bilgi
birikimine sahip, donanımlı kişilerdi. İnsani, sosyal
ilişkileri her ikisinin de çok güçlüydü" dedi. Akıncı
şöyle devam etti: "Özker
Hoca mücadeleci kimliğiyle en zor anlarda bile dik durmasını
bilmiş ve Kıbrıs'ın yakın tarihinde çok önemli izler
bırakarak aramızdan ayrılmıştır. Salih
Miroğlu, Limasol'da lise yıllarından başlayarak liderlik
yeteneklerini kanıtlamış, ifade gücü olan, birikimli bir
kardeşimizdi. Siyasal alanda daha önemli sorumluluklar üstlenmeye
hazırlandığı sırada bu dünyadan göçmüştür. Özker
Hoca'yı 65 yaşında kanserden, Salih Miroğlu'nu da 52
yaşında kalp krizinden yitirdik. Aynı güne denk gelen bu iki
acı ölüm, aynı zamanda Kıbrıs Türklerinin
sağlık sorunlarının da bir aynası gibidir." YKP Yeni
Kıbrıs Partisi (YKP) PYK Sekreteri Rasıh Keskiner de Özker
Özgür'ün ve Salih Miroğlu'nun ölümüyle ilgili 2 ayrı mesaj
yayımladı. Keskiner,
Özgür'le ilgili mesajında şöyle dedi: "Kıbrıs
ve Kıbrıslılar, hayatı boyunca egemenlere karşı
mücadele sürdüren bir evladını daha kaybetmiştir. Özker Özgür
belli bir süredir yakalandığı rahatsızlık sonucu
vefat etmiştir. Yaşamı
boyunca, "bey düzeni"'nin baskı, tehdit ve
saldırıları onu yıldırmamış, emekten,
emekçiden yana mücadelesini her platformda sürdürmesini bilmiştir. Özker Özgür
sadece bedenen aramızdan ayrılmaktadır.
Kıbrıslılar onu her zaman "teslim olmayan"
sayılı mücadelecilerden birisi olarak hatırlayacaklardır.
Yeni Kıbrıs Partisi, Özker Özgür'ün vefatı nedeniyle tüm
ailesinin, tüm sevenlerinin acısını paylaşır, tüm
Kıbrıslılara başsağlığı diler". Rasıh
Keskiner, Salih Miroğlu için yayınladığı mesajda da
Ulusal Birlik Partisi Başkan Vekili ve Girne Milletvekili Dr. Salih
Miroğlu'nun, siyasal yaşamının en olgun çağında
geçirdiği bir kalp krizi sonucu hayatını kaybettiğini
belirterek, "Yeni Kıbrıs Partisi olarak, Miroğlu'nun
vefatı dolayısıyla ailesinin, sevenlerinin ve Ulusal Birlik
Partisi camiasının acısını paylaşır
başsağlığı dileriz" dedi. UBP
Lefkoşa Gençlik Kolları Ulusal Birlik
Partisi (UBP) Lefkoşa Gençlik Kolları UBP Genel Başkan Vekili,
Genel Sekreter, Girne Milletvekili Salih Miroğlu'nun vefatından
duyduğu üzüntüyü "Yolumuzu aydınlatan bir
yıldızımız kayarken öylece bakakaldık. Ne elimiz
iş tutabildi, ne de yüreğimiz bir duygu" şeklinde ifade
etti. UBP Gençlik
Kolları yayınladığı yazılı bildiride tüm
halkı ve gençleri yarın saat 9.00'da Sarayönü'nde olmaya ve
"etrafında hep gençleri görmek isteyen, hep gençlerle yürümenin
gerekli olduğunu söyleyen" Miroğlu'nun sesini son kez
dinlemeye çağırdı. Bildiride
"Gelin! Yemin etmeye, O'nun ideallerine, hedeflerine, çizdiği yolda
yürümeye, devletimize, egemenliğimize, geleceğimize sahip
çıkmaya...Gelin! Yeri göğü onun sesiyle inletmeye...Salih abimizi
kaybettik. Hepimizin başı sağolsun" dendi. TKP Gençlik
Kolları TKP Gençlik
Kolları, Kıbrıs Türk halkının 22 Kasım günü
siyasetin en acı gününü yaşadığını,
Kıbrıs Türk siyasal hayatının önde gelen iki ismi
aynı gün içerisinde hayatını kaybettiğini belitti. TKP Gençlik
Kolları adına açıklama yapan Eldem Şenkayalar,
yakalandığı amansız hastalıktan kurtulamayarak
hayatını kaybeden barış ve kardeşlik hocası
Özker Özgür ve geçirdiği kalp krizi sonucu siyasetin önemli isimlerinden
Salih Miroğlu'nun hayatını kaybetmesinin, gençler
arasında derin üzüntü yarattığını ifade etti. Şenkayalar,
Kıbrıs Türk halkının bütünlüklü olarak
yaşadığı bu kara günde, barış ve demokrasi
uğruna yıllarca mücadele ederek gençlere önderlik etmiş olan,
Kıbrıslı Türklerin hocası Özker Özgür'ün ve siyasi hayatında
halkımıza önemli hizmetler vermiş olan Dr. Salih
Miroğlu'nu kaybetmenin derin üzüntüsü içerisinde olduklarını
kaydetti. Şenkayalar,
merhum siyaset adamlarımıza Tanrı'dan rahmet, Kıbrıs
Türk halkına da başsağlığı ve sabırlar
diledi. Basın-Sen Basın-Sen
dün yayımladığı bildiride, Kıbrıs Türk siyasal
yaşamına uzun yıllar hizmet vermiş CTP'nin 20
yıllık eski genel başkanı, eski başbakan
yardımcısı, BKP Dışilişkiler Sekreteri Özker
Özgür'ün ve UBP Genel Sekreteri Salih Miroğlu'nun vefatını
büyük bir üzüntüyle öğrendiklerini belirterek
başsağlığı diledi. Basın-Sen,
Özker Özgür'le ilgili başsağlığı mesajında
şöyle dedi: "Basın
Emekçileri Sendikası, Kıbrıs Türk halkının
barış ve demokrasi mücadelesinin öncülerinden, düşünce ve
yazılarıyla Kıbrıs Türk basınına büyük
katkılar yapmış olan Özker Hoca'yı kaybetmenin derin
acısını hissetmektedir. Basın
emekçileri olarak Özker Özgür'e rahmet, yaslı ailesine ve
Kıbrıs Türk halkına başsağlığı
dileriz". Basın-Sen
Miroğlu için yayımladığı mesajda da
şunları kaydetti: "Ulusal
Birlik Partisi Genel Sekreteri ve Genel Başkan Vekili Salih
Miroğlu'nun zamansız ölümünü üzüntü ile karşıladık. Miroğlu'nun
en verimli çağında aniden vefat etmesinin Kıbrıs Türk
siyasal yaşamı için büyük bir kayıp olduğunu
düşünüyoruz. Basın-Sen olarak Kıbrıs Türk siyasi
yaşamına uzun yıllar hizmet eden Miroğlu'na rahmet, ailesine,
Kıbrıs Türk halkına başsağlığı
dileriz". Memur-Sen Kıbrıs
Türk Memur Sendikası (Memur-Sen) Genel Başkanı Şener
Özburak ise mesajında, Kıbrıs Türkü'nün siyasi
yaşamında çok önemli katkıları bulunan, demokrasi
savaşçısı ve barış gönüllüsü Özker Özgür ile UBP
Genel Başkan Vekili Salih Miroğlu'nun ölümünden derin üzüntü
duyduklarını belirtti. Özburak,
ailelerine ve Kıbrıs Türk halkına sabır, Özgür ve
Miroğlu'na Tanrı'dan rahmet diledi. DAÜ-SEN ve
DAÜ BİR-SEN DAÜ-SEN ve
DAÜ BİR-SEN'in Özker Özgür için yayınladıkları
başsağlığı mesajında, "Hayatını
Kıbrıslı Türklerin özgür yarınları uğruna
mücadeleye adayan, Kıbrıs'ın yetiştirdiği önemli kişiliklerden,
meslektaşımız Özker Özgür'ü kaybettik. Acımız
büyüktür. Hocamızın güzel anısı önünde saygıyla
eğiliyoruz. Özker Hoca! Rahat uyu! Adın ve anın
barış ve demokrasi mücadelemize meşale olacak! Seni
unutmayacağız" denildi. DİN-GÖR-SEN Din
Görevlileri Sendikası (DİN-GÖR-SEN) da mesajında gençlik
yıllarından başlayarak, hayatının tamamını
Kıbrıs Türk halkının verdiği hayata ve dünyaya
tutunma mücadelesine adayan Salih Miroğlu'nun yapılan
çalışmaların her safhasında büyük katkısı ve
emeği olduğunu belirtti. Mesaj,
şöyle devam etti: "Kur-an'ı
Kerim'deki "Her nefes mutlaka ölümü tadacaktır" ilahi emir
neticesinde aniden aramızdan ayrılan merhum Salih Miroğlu
kardeşimize rahmet ve ailesine bu büyük acıya dayanma gücü vermesi
için alemlerin Rabbi Allah'a dua ediyoruz". Tüketiciler
Derneği Tüketiciler
Derneği Genel Başkanı Hasan Y. Işık,
yaşamlarını beklenmedik bir zamanda ve şekilde yitiren
UBP Genel Sekreteri ve Genel Başkan Vekili Dr. Salih Miroğlu ile
BKP Dış İlişkiler Sekreteri Özker Özgür'ü kaybetmenin
büyük üzüntüsü içinde olduklarını bildirdi. Hasan Y.
Işık yaptığı yazılı açıklamada,
ülkenin çok değerli iki siyasi mensubunu kaybetmesi nedeniyle dernek
camiasının da büyük bir üzüntü içinde olduğunu ifade ederek,
Kıbrıs Türk halkına, merhumların ailelerine ve
yakınlarına başsağlığı diledi. |
KIBRIS 24/11/05
Aydan Karahan:Siyasi çözüm ve ardından birleşik bir
Kıbrıs'ta AB üyeliği
Türkiye'nin
Lefkoşa Büyükelçisi Aydan Karahan, "Avrupa Birliği
Mevzuatına
Uyum
Semineri"nde Kıbrıs Türk halkının iki hedefi
olduğunu söyledi:
Aydan
Karahan:Siyasi çözüm ve ardından birleşik bir Kıbrıs'ta AB
üyeliği
İKİ
ANA HEDEF... Türkiye'nin Lefkoşa Büyükelçisi Aydan Karahan, "Avrupa
Birliği Mevzuatı Uyum Çalışmaları" konulu
seminerde yaptığı konuşmada, Kıbrıs Türk
halkının önünde şu an için iki ana hedef bulunduğunu,
bunların siyasi çözüm ve ardından birleşik bir
Kıbrıs'ta Avrupa Birliği üyeliği olduğunu söyledi
Türkiye'nin
Lefkoşa Büyükelçisi Aydan Karahan, Kıbrıs Türk
halkının önünde şu an için iki ana hedef bulunduğunu,
bunların siyasi çözüm ve ardından birleşik bir
Kıbrıs'ta Avrupa Birliği üyeliği olduğunu söyledi.
Türkiye'nin
Lefkoşa Büyükelçiliği ile TC Başbakanlık Dış
Ticaret Müsteşarlığı tarafından organize edilen ve
Ekonomi ve Turizm Bakanlığı tarafından koordinasyonu
yapılan "Avrupa Birliği Mevzuatı Uyum
Çalışmaları" konulu seminerler dün sabah başladı.
"TC-KKTC
AB Mevzuatı Uyum Çalışmaları Seminer Programı"
adlı seminerler, KKTC Ekonomi ve Turizm Bakanlığı ile TC
Başbakanlık Dış Ticaret Müsteşarlığı
arasında yapılan "Ortak Komite IV. Dönem Toplantısı
Mutabakat Zaptı" uyarınca AB mevzuat uyum
çalışmalarının KKTC'de de uygulanmasına yönelik
düzenleniyor.
Seminerin
açılışına, Türkiye'nin Lefkoşa Büyükelçisi Aydan
Karahan, TC Başbakanlık Dış Ticaret
Müsteşarlığı Müsteşar Yardımcısı Ülker
Güzel ve heyeti, TC Büyükelçiliği yetkilileri ile KKTC Ekonomi ve Turizm
Bakanlığı bürokratları, Kıbrıs Türk Sanayi
Odası Başkanı Salih Tunar, ekonomistler, işadamları,
akademisyenler ve konuya ilgi duyan kişiler katıldı.
Üç gün sürecek
olan seminerler, Kıbrıs Türk Ticaret Odası'nda, Ekonomi ve
Turizm Bakanlığı koordinatörlüğünde
gerçekleştiriliyor.
Seminerler, bu
sabah saat 09.15'de Türkiye'nin Lefkoşa Büyükelçisi Aydan Karahan'ın
açılış konuşmasıyla başladı. Büyükelçi
Karahan'ın konuşmasının ardından TC
Başbakanlık Dış Ticaret Müsteşarlığı
Müsteşar Yardımcısı Ülker Güzel programla ilgili
kapsamlı bir sunum yaptı.
"AB
Mevzuatı ve Uyum Çalışmaları, AB Rekabet Politikası,
İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesi, Gözetim ve Korunma Önlemleri,
AB Mevzuatı Kapsamında Sınai ve Patent Hakları ile Türkiye
Patent Enstitüsü" alt başlıklarıyla düzenlenen seminerler
halka açık olarak yapılıyor.
KIBRIS 24/11/05
Başbakan Soyer :"Tapular iptal edilecek" diye bir
hadise yoktur
|
Başbakan
Soyer, Mülkiyet konusundaki yasal düzenlemeyle ilgili olarak ortaya
atılan "tapular iptal edilecek" şeklindeki iddiaları
spekülasyon olarak değerlendirerek tepki gösterdi: Başbakan
Soyer :"Tapular iptal edilecek" diye bir hadise yoktur Başbakan
Ferdi Sabit Soyer, Mülkiyet konusundaki yasal düzenlemeyle ilgili olarak
ortaya atılan "tapular iptal edilecek" şeklindeki
iddiaları spekülasyon olarak değerlendirerek tepki gösterdi. Hükümetin,
cumhurbaşkanlığı, yerel ve yabancı hukukçularla
yaptığı temaslar sonucunda hazırlayarak meclise sevk
ettiği çalışmayla ilgili yorumları, "siyaset için
kendi elimizle kendi gözümüzü çıkarmaya teşebbüs" sözleriyle
değerlendiren Soyer, "Böyle bir hadise yoktur. Bunu net olarak,
açık bir şekilde ifade ediyorum" dedi ve ekonomiyi böyle
dedikodularla sarsacak spekülasyonlardan vazgeçilmesini istedi. Bakanlar
Kurulu Başbakan Ferdi Sabit Soyer başkanlığında dün
yaklaşık 2.5 saatlik bir toplantı yaptı. Toplantının
ardından kurulun "rutin konuları" görüştüğü
belirtilerek, basına açıklama yapılmadı. Başbakan
Soyer, toplantıya girerken basına yaptığı
açıklamada, "Gerek Sayın Özker Özgür, gerekse Sayın Salih
Miroğlu'nun ölümü hepimizi sarsmıştır" diyerek uzun
boylu, detaylı politik değerlendirme yapmak istemediğini,
bakanlar kurulunda rutin gündemin görüşüleceğini belirterek
mülkiyet konusunda açıklamada bulundu. "Bildik
ve tanıdık spekülasyonlar" Hükümetin,
Cumhurbaşkanlığı, yerel ve yabacı hukukçularla
yaptığı temaslar sonucunda, mülkiyet rejimini
uluslararası hukuka benimsetebilecek ve geçmişte Louzidu
davalarıyla başlayan süreçte özellikle mülkiyet rejiminin iki
bölgelilik unsurlarını sıkıntıya sokacak problemleri
aşmak için bir çalışma yaparak meclise sevk ettiğini
anlatan Soyer, bu çalışmaya ilgili bazı çevrelerin spekülasyon
yapmakta olduğunu belirterek buna tepki gösterdi. "Tapuların
iptal edileceği" şeklindeki söylemlerin "bildik ve
tanıdık spekülasyonlar" olduğunu belirten Başbakan
Soyer, bunu "siyaset yapacak diye kendi elimizle kendi gözümüzü
çıkarmaya teşebbüs eden bir girişim" olarak
değerlendirdi. "Böyle
bir hadise yoktur" "Böyle
bir hadise yoktur. Bunu net olarak, açık bir şekilde ifade
ediyorum" diyen Soyer, bu çalışmanın, Kıbrıs
Türk halkının iki bölgeliliğini, siyasi eşitliğini
ve bu iki bölgelilikteki mülkiyet rejimini hiçbir zaman
sıkıntıya sokmayacak bir düzenleme olduğunu kaydetti. Başbakan
Soyer, Mal Tazmin Yasası'nın Meclise sevk edilmesi ve konunun
kamuoyunun bilgisine gelmesi üzerine Rum Yönetimi'nden gelen "bu yasa
değişikliğinin herhangi bir şekilde mülkiyet meselesiyle
ilgili pozisyonu sarsmayacağı, hiçbir anlam ifade etmeyeceği,
" yönündeki açıklamaları "telaşlı
açıklamalar" olarak değerlendirerek şunları
kaydetti: "Bu
tartışmaya artık son verilmeli" "İşin
özü, doğrudan doğruya Kıbrıs Rum tarafında bugün var
olan ve Kıbrıslı Türklerin Güney'deki mallarının
gaspıyla oluşan durumu, kendi mahkemelerinde, Kıbrıs
sorununun çözümüne havale edip çözümden sonrasını ele alan
mantığın yarattığı bir telaştır bu,
çünkü bunun uluslararası hukukla da bağı yoktur. Durum budur.
Yaratılmak istenen, kendi içimizde bir kaosa döndürülmek istenen bu
tartışmaya da, artık son vermek gerekiyor.
Bıraksınlar artık Kıbrıs Türk halkı, iki
bölgeliliğini, iki toplumluluğunu pekiştirecek siyasal
mücadele yolunda yürüyüşünü kararlılıkla sürdürsün ve
ekonomimizi böyle dedikodularla sarsacak spekülasyonlardan da
vazgeçsinler." |
KIBRIS 24/11/05
Kıbrıs Rum yönetimi Sözcüsü Kipros Hrisostomidis,
Kıbrıs Rum mallarıyla ilgili yasal düzenleme girişimlerini
sert bir dille eleştirdi: İtibar görmeyecek
Kıbrıs
Rum yönetimi Sözcüsü Kipros Hrisostomidis, Kıbrıs Rum mallarıyla
ilgili yasal düzenleme girişimlerini sert bir dille eleştirdi:
İtibar görmeyecek
Kıbrıs
Rum yönetimi Sözcüsü Kipros Hrisostomidis, "işgal idaresi' olarak
nitelediği KKTC'nin, "Kıbrıs Rum malları konusuyla
ilgili yeni çözümlerine herhangi bir itibar gösterilmeyeceği
inancında olduğunu" iddia etti.
Rum haber
ajansına göre "KKTC'nin, Anayasa'nın 159. maddesinde
değişiklik yapacağı ve bunun da, takas ve tazminatın
yanında mal iadesini de öngördüğü" yönündeki haberleri
yorumlayan Hrisostomidis, KKTC'nin bu konuda samimi olmadığını
savunarak, "Diğer tarafta samimi niyet olsa, o zaman hükümetin (Rum
yönetiminin), Maraş'ın ve Mağusa kentinin limanının
açılmasına ilişkin önerisi kabul edilirdi" dedi.
KKTC'nin
"Kıbrıs Rum mallarının istimlaki konusunda
getireceği yasanın hiçbir değeri ve itibarı
olmadığı görüşünde olduğunu" savunan
Hrisostomidis, şunları söyledi:
"Mal
tapuları etkilenmedi. Yerinden edilmiş Kıbrıslı
Rumların tapuları olmaya devam ediyor. İşgal rejiminin, bu
fenomeni yani, Kıbrıs Rum mallarının işgal ve gasp
edilmesini haklı göstermek için getirdiği hiçbir anayasal kural veya
yasanın, hiçbir yasal zemini olmadığı ortadadır.
İşgal idaresinin giriştiği bu yeni çözümlere itibar
edileceğini zannetmiyorum."
KIBRIS 24/11/05
Olli Rehn: Mali yardım bu yıl sonuna kadar onaylanmazsa
bir bölümü iptal edilecek
AB Komisyonu'nun
genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn, AB'nin Kıbrıslı
Türklere yapacağı varsayılan, ancak uzun süredir onaylanmayan
250 milyon avroluk mali yardımın bu yıl sonuna kadar
onaylanmaması halinde, 100 milyon avrodan fazla bir bölümünün iptal
edilmesi gerekeceğini bildirdi.
Türkiye Devlet
Bakanı ve Başmüzakereci Ali Babacan da, Kıbrıs'ta çözüm
için Annan planının Türkler tarafından desteklendiğini ve
kabul edildiğini, çözümsüzlüğün Rumlardan
kaynaklandığını hatırlatarak, Ankara'nın BM
bünyesinde kalıcı ve adil çözüm çalışmalarını her
zaman destekleyeceği mesajı verdi.
A.A'nın
haberine göre Avrupa Parlamentosu ile TBMM arasında tek diyalog
organı olan Türkiye-AB Karma Parlamento Komisyonu'nun (KPK) Brüksel'de
yapılan 55. toplantısında, Türkiye Devlet Bakanı ve Başmüzakereci
Ali Babacan ile AB Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn
birer konuşma yaparak, görüşlerini bildirdiler ve gazetecilerin
soruları yanıtladılar.
Olli Rehn,
yaptığı konuşmada, Türkiye'nin katılım
müzakerelerinin başlaması ile AB'nin yükümlülüklerini yerine
getirmiş olduğunu savundu ve yükümlülükleri yerine getirme
sırasının Türkiye'ye geldiğini söyledi.
AB'nin
Türkiye'den "öncelikli beklentilerini" sıralayan Rehn, Ankara
Antlaşması Ek Protokolü'nün onaylanması ve uygulanması,
Türk limanlarının Rum gemilerine açılması, Kıbrıs
Rum kesimi ile ilişkilerin normalleştirilmesi gibi unsurlar üzerinde
durdu.
Olli Rehn bir
soru üzerine, AB'nin Kıbrıslı Türklere yapacağı
varsayılan, ancak uzun süredir onaylanmayan 250 milyon avroluk mali yardımın
bu yıl sonuna kadar onaylanmaması halinde, 100 milyon avrodan fazla
bir bölümünün iptal edilmesi gerekeceğini bildirdi.
Rehn,
Türkiye'ye bu yıl 300 milyon, gelecek yıl 600 milyon avro yardım
öngörüldüğünü, bu rakamın 2007'de 1 milyar avroyu bulabileceğini
anlattı.
Babacan, bir
soru üzerine Kıbrıs'ta çözüm için Annan planının Türkler
tarafından desteklendiğini ve kabul edildiğini,
çözümsüzlüğün Rumlardan kaynaklandığını
hatırlatarak, Ankara'nın BM bünyesinde kalıcı ve adil çözüm
çalışmalarını her zaman destekleyeceği mesajı
verdi.
KIBRIS 24/11/05
Cumhurbaşkanlığı'ndan açıklama:
Lokmacı Kapısı'nı en erken zamanda açmak niyetindeyiz
Cumhurbaşkanlığı,
hem Kıbrıslı Türkler ve Rumlar, hem de tüm Lefkoşa için
yararlı olacağına inanılan Lokmacı
Kapısı'nın açılması çalışmalarının
hızla devam ettiğini, kapının en kısa zamanda
açılacağını belirtti.
Cumhurbaşkanlığı
Basın Bürosu'ndan yapılan açıklamada, Türk tarafındaki
altyapı çalışmaları yanında iki kapı
arasındaki yol ve binaların rehabilitasyonunun yapılmakta
olduğu kaydedildi.
Cumhurbaşkanlığı'nın
açıklaması şöyle:
"27 Eylül
tarihinde, Lokmacı Barikatı'nın en erken zamanda
açılması için Kıbrıs Türk tarafı olarak
çalışmalara başlayacağımızı kamuoyuna
duyurmuştuk. Hem Kıbrıslı Türkler ve Rumlar hem de tüm Lefkoşa
için yararlı olacağına inandığımız bu
kapının açılması çalışmalarımız
hızla devam etmektedir. Kendi tarafımızdaki altyapı
çalışmaları yanında, iki kapı arasındaki yol ve
binaların rehabilitasyonundan, Lefkoşa Masterplan çerçevesinde
sorumlu olacak olan UNDP ile işbirliği içindeyiz.
Lefkoşa
Türk Belediyesi de bu yöndeki çalışmaları çerçevesinde,
Lokmacı Barikatı'nın açılışı ile ilgili
altyapı ve üstyapı projelerinin uygulanmasına hız
vermiştir.
Bilindiği
gibi, geçtiğimiz aylarda Bostancı Kapısı'nı tek
taraflı olarak açarak, bu kapının açılması önünde
engel yaratan tarafın, Rum Yönetimi'nin iddialarının aksine,
Kıbrıs Türk tarafı olmadığını
ispatladık. Lokmacı Kapısı'nın açılması
yönünde attığımız olumlu adım
karşısında Rum yönetimi, ne yazık ki yine Kıbrıs
Türk tarafını engel ve sorun yaratan taraf olarak göstermekte ve
Lokmacı Kapısı'nın açılması konusundaki
isteksizliğini saklamaya çalışmaktadır. Tüm
suçlamaların ve iddiaların aksine,
çalışmalarımızı hızla sonlandırıp,
Lokmacı Kapısı'nı en kısa zamanda açmak
niyetindeyiz."
KIBRIS 24/11/05
Türkiye'den Lokmacı Kapısı'na 500 bin YTL
katkı
|
Türkiye
Cumhuriyeti Hükümeti Lefkoşa çarşısı içindeki
Lokmacı Kapısı'nın geçişlere açılması için
KKTC makamlarının çalışmalarına destek amacıyla
500 bin YTL hibe yapılmasını kararlaştırdı. Türkiye'nin
Lefkoşa Büyükelçiliği Basın Müşavirliği
tarafından yapılan konuyla ilgili yazılı açıklama
şöyle: "Lefkoşa
çarşı içindeki Lokmacı kapısının geçişlere
açılması ile ilgili olarak KKTC makamlarınca yapılmakta
olan çalışmalar tarafımızdan memnuniyetle izlenmektedir. Bu çerçevede,
Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti tarafından, ilgili KKTC makamlarınca
alınan söz konusu kararın uygulanmasını desteklemek
amacıyla, 500 bin YTL hibe edilmesi
kararlaştırılmıştır. Lokmacı
kapısının bir an önce açılmasının başta
bölge esnafı olmak üzere Kıbrıs Türk Halkı'nın
ekonomisinin gelişmesine ve reel sektörün güçlenmesine katkıda
bulunacağına inanmaktayız." |
KIBRIS 24/11/05
|
AA
Güncelleme: 18:00 TSI 25 Kasım 2005 Cuma
LEFKOŞA - Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos, Rum komünist AKEL partisinin dün akşam başlayan 20. kurultay çalışmalarında konuşma yaptı. Annan Planının masada olduğunu ifade eden Papadopulos, Ancak ne olduğu şekliyle, ne de göstermelik değişikliklerle yeniden önümüze gelir dedi.
Annan
Planının bazı maddeleri veya tüm maddelerinin sürekli olarak
masaya geleceğini ve yeni bir plan hazırlanmasında bunlardan
yararlanılacağını söyleyen Rum lider, bazı
noktaları ilave etme veya çıkarma hakkını ise kendine
sakladığını belirtti.
İki bölgeli, iki toplumlu federal bir çözüme sadık olduğunu
belirten Papadopulos, kurultaya katılan Kıbrıslı Türk
siyasilere hitaben, Sizleri aldatma diye bir düşüncem yoktur. Sizlerle
birlikte Adanın gerçek birleşmesini başarmak istiyorum diye
konuştu.
BM
GÖRÜŞLERİMİZİ ANLAYIŞLA KARŞILIYOR
AKEL Genel Sekreteri ve Rum Meclis Başkanı Dimitris Hristofyas da,
Aşırı milliyetçiliğe de soyunmadık. Gerek BM gerek
uluslararası camia Annan Planındaki değişiklikler
konusundaki görüşlerimizi artık anlayışla
karşılıyor. Bugün iyi yolda bulunuyoruz diye konuştu.
Konuşmasında, Cumhuriyetçi Türk Partisinin Kıbrıs
konusunda daha katı bir çizgiye geçmesinden dolayı hayal
kırıklığı duyduğunu söyleyen Hristofyas,
Kıbrıs sorununun iki bölgeli, iki toplumlu federasyon temelinde
çözümlenmesi için çalışacağını söyledi.
Louzidulara yeni formül
Ömer
BİLGE / LEFKOŞA
Rumların kuzeyde kalan mallarıyla
ilgili AİHMde Türkiye aleyhinde açtığı davaları KKTC
iç hukukuna yönlendirmek için yasa tasarısı hazırlandı.
KKTC iç hukukuna Rum mallarını iade yetkisi tanıyan yeni yasa
sayesinde Türkiye davalardan kurtulacak. Ancak KKTCde endişe hakim. Rauf
Denktaş, Çulsuz kalırız, tasarı askıya
alınmalı diye uyarıda bulundu.
KKTC hükümeti sürpriz bir şekilde, Türkiyeyi AİHMde Rum
davalarından kurtaracak, 1974 öncesinde Kuzey Kıbrısta
yaşayan Rumların mülklerinin iadesini de öngören yasa
tasarısı hazırladı. AİHMnin KKTC mahkemelerini iç
hukuk olarak tanıması amacıyla çıkarılacak yasa,
Türkiyeden tazminat alan Rum vatandaşı Titina Louzidunun evine
dönmesini de kapsıyor.
Rum mülkleriyle ilgili oluşturulan komisyona tazminat ve takasın
yanı sıra iade yetkisini de veren tasarı, KKTC halkında
endişeye neden oldu. Özellikle turistik Girne olmak üzere KKTC mülklerinin
yüzde 80inin 1974 öncesinde Rum tapulu olması endişenin en büyük
nedeni. Üzerinde inşaat yapılmış Rum mülkleriyle ilgili
kararı çözüm sonrasına bırakan tasarı hakkında
Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş,
Vatandaşımız korkmasın, devlet verdiği tapunun
arkasında durur dedi..
DENKTAŞ: ÇULSUZ KALIRIZ
KKTC Birinci Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ise,
tasarının Türkiyede de tartışılmasını
isteyerek Türkiyeyi AİHMden kurtarmak için yapılan bu tasarı,
Kıbrıslı Türkleri çulsuz bir halk yapar. Çözüm olmadan böyle bir
karar alınmamalı uyarısında bulundu.
Kıbrıs sorununun en önemli başlığı olarak kabul
eden mülkiyet konusundaki bu adımın ardından, Rum tarafına
başkent Lefkoşadan bir sınır kapısı daha
açılıyor. Kent merkezindeki tek geçiş noktası Ledra
Palastan sonra, Yeşil Hat üzerindeki Lokmacı barikatında da
çalışmalar başladı.
Türkiyeyi 1300 davadan kurtaran formül
KKTC, Rumlara mülk iadesi yasa tasarısını AİHMnin KKTC
mahkemelerini Kıbrısta iç hukuk olarak kabul etmesi için
hazırladı. AİHM kabul ederse, Rumlar artık dava açamayacak
ve mevcut 1300 dava da KKTCye havale edilecek.
AİHM 1996 yılında, Titina Louzidu adlı Rum kadına
Girnedeki evini kullandırmadığı gerekçesiyle Türkiyeyi
suçlu buldu. Türkiye 2003te 1.1 milyon Euro tazminat ödedi. AİHM, 2006ya
kadar evin iade edilmesini de istedi.
KKTC, Rumların mülk davalarına bakacak özel bir mahkeme gücünde komisyon
kurdu. Anayasanın Rum malları üzerindeki yasakları belirleyen
159uncu maddesinin e ve f bendi, komisyona takas ve tazminat yetkisi
tanıdı.
AİHM geçen yıl Ksenidi Aresti adlı Rumun mülk
davasını ele aldı. Türkiye bu ve bundan sonraki davaların KKTCdeki
komisyona havalesini istedi. Ancak AİHM, KKTC mahkemesinin mülk iade
yetkisi yok gerekçesiyle itirazı geri çevirdi.
KKTC hükümeti de, anayasanın 159uncu maddesine Rumlara mülkleri iade
edilebilir maddesini ekledi.
HURRIYET 25/11/05
Papadopulos: Annan Planı, yeniden
önümüze gelemez...
Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos
Papadopulos, ''Annan Planı'nın masada olduğunu'' ifade ederek,
''Ancak ne olduğu şekliyle, ne de göstermelik
değişikliklerle yeniden önümüze gelemez'' dedi.
Rum basınına göre, Papadopulos, Rum
komünist AKEL partisinin dün akşam başlayan 20. kurultay
çalışmalarında yaptığı konuşmada, ''Annan
Planı'nın bazı maddeleri veya tüm maddelerinin sürekli olarak
masaya geleceğini ve yeni bir plan hazırlanmasında bunlardan
yararlanılacağını'' söyledi.
BM'ye ilettikleri plana ilişkin
endişelerinin Ulusal Konsey'in büyük çoğunluğunun ortak
görüşü olduğunu kaydeden Papadopulos, ''bazı noktaları
ilave etme veya çıkarma hakkını ise kendine
sakladığını'' belirtti. Papadopulos, ''AB'nin kendisi, bir
çözümün BM kararları ve kendi ilkelerine dayanması gerektiğini
söylüyor. Bunu biz kendimiz mi terk edeceğiz?'' ifadesini kullandı.
İki bölgeli, iki toplumlu federal bir
çözüme sadık olduğunu belirten Papadopulos, kurultaya katılan
Kıbrıs Türk siyasilere hitaben, ''Sizleri aldatma diye bir
düşüncem yoktur. Sizlerle birlikte adanın gerçek birleşmesini
başarmak istiyorum'' diye konuştu.
AKEL Genel Sekreteri ve Rum Meclis
Başkanı Dimitris Hristofyas da, ''Partimizin ilkelere dayalı
görüşlerini aynen koruyoruz. Koltuk uğruna kalbimizi satmadık.
Aşırı milliyetçiliğe de soyunmadık. Tüm bunlar AKEL'e
hakaret teşkil eder. Gerek BM, gerek uluslararası camia Annan
Planı'ndaki değişiklikler konusundaki görüşlerimizi
artık anlayışla karşılıyor. Bugün iyi yolda
bulunuyoruz'' diye konuştu.
Konuşmasında, ''(KKTC'deki)
Cumhuriyetçi Türk Partisi'nin (CTP) Kıbrıs konusunda daha katı
bir çizgiye geçmesinden dolayı hayal kırıklığı
duyduğunu'' söyleyen Hristofyas, cenazesi dün toprağa verilen eski
CTP liderlerinden Özker Özgür'ü ziyaretine de değindi.
Hristofyas, geçen Pazartesi günü Özgür'e,
kendisinin ve partisinin sevgi ve saygısını iletmek için KKTC'ye
geçtiğini, Özgür'ün ise bu ziyaretten çok mutlu olduğunu ve ''AKEL'i
güçlü ve birlik içerisinde tutun. İşçi sınıfının
birliği için mücadeleyi sürdürün. Birleşik Kıbrıs için de
mücadeleyi sürdürün'' mesajını ilettiğini ve tüm kalbiyle
başarılar dilediğini söyledi. Hristofyas, kendisinin de Özgür'ün
elini öperek tavsiyelerini yerine getirme sözü verdiğini kaydetti.
''Kıbrıs konusunda izlenen
politikanın doğru olduğunu'' belirten Hristofyas,
Kıbrıs sorununun iki bölgeli, iki toplumlu federasyon temelinde
çözümlenmesi için çalışacağını söyledi. Hristofyas,
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın, referandum öncesinde
Annan Planı ile ilgili değişiklikleri içeren AKEL belgesini
reddettiğini de hatırlattı.
MILLIYET 25/11/05
Sevgiyle
uğurladık
|
Zamansız
ölümleri Kıbrıs Türk halkını yasa boğan Özker Özgür
ile Salih Miroğlu, dün mecliste
düzenlenen devlet töreniyle gözyaşları arasında, ama herkesin
yüreğinde bıraktıkları büyük sevgi, saygı ve
insanlık duygularıyla toprağa verildi... Sevgiyle
uğurladık ÖZGÜR SON
YOLCULUĞUNA ALKIŞLARLA UĞURLANDI Ömrünü Kıbrıs'ta
iki toplumun barışına adayan ve mücadele dolu
yılların ardından, yakalandığı kanser
hastalığının pençesinden kurtulamayarak, hayata veda eden
eski başbakan yardımcısı, Cumhuriyetçi Türk Partisi
(CTP)'nin 20 Yıllık eski genel başkanı, Birleşik
Kıbrıs Partisi (BKP) Dış İlişkiler Sekreteri
Özker Özgür dün son yolculuğuna alkışlarla
uğurlandı. Özgür için dün ilk tören saat 08.45'te, Lefkoşa'da
Atatürk Kültür Merkezi (AKM)'de yapıldı. Özgür'ü son
yolculuğuna uğurlamak için törene katılan
Kıbrıslı Türk ve Rum mücadele arkadaşları, göz
yaşlarına boğuldu MİROĞLU
İÇİN UBP MERKEZİ ÖNÜNDE TÖREN YAPILDI Ulusal Birlik Partisi
(UBP) Genel Başkan Vekili, Genel Sekreteri, Genel Başkan Adayı
ve Girne Milletvekili Salih Miroğlu için ise dün sabah Lefkoşa'da
UBP Genel Merkez Binası önünde tören düzenlendi. Miroğlu'nun TC,
KKTC ve UBP bayraklarına sarılı tabutu saat 09.10
sıralarında UBP Genel Merkezi önüne getirildi. Burada tabuta
çiçekler ve çelenkler konuldu. Saat 09.25 sıralarında başlayan
törene UBP eski genel başkanı Derviş Eroğlu, UBP
milletvekilleri, Salih Miroğlu'nun ailesi, partililer ve
Miroğlu'nun sevenlerinden oluşan büyük bir kalabalık
katıldı MECLİSTE
DEVLET TÖRENİ Kıbrıs Türkü'nü iki günden beri yasa boğan
eski CTP genel başkanı, BKP Dışilişkiler Sekreteri
Özker Özgür ile UBP Milletvekili Salih Miroğlu için Cumhuriyet
Meclisi'nde devlet töreni düzenlendi. Aynı gün ölen iki farklı
çizgiden iki siyasinin meclis önündeki törende yan yana katafalka
konmaları buruk bir görüntü yarattı. CTP'lisi, UBP'lisiyle herkesi
bir araya getiren, ortak duygular yaşatan törende
cumhurbaşkanından vatandaşlara kadar herkes
gözyaşlarına boğuldu, Meclisteki törenden sonra Özgür ve
Miroğlu, öğle namazının ardından Lefkoşa
Mezarlığı'nda toprağa verildiler |
KIBRIS 25/11/05
Talat:
Kaybımız büyük
Kıbrıs
siyasetine adını yazdıran CTP Genel Başkanı, BKP
Dışilişkiler Sekreteri Özker Özgür ile UBP Milletvekili Salih
Miroğlu, mecliste düzenlenen devlet töreniyle, gözyaşları
arasında uğurlandılar
Talat:
Kaybımız büyük
Kıbrıs
Türkü'nü iki günden beri yasa boğan eski CTP genel başkanı, BKP
Dışilişkiler Sekreteri Özker Özgür ile UBP Milletvekili Salih
Miroğlu, mecliste düzenlenen devlet töreniyle gözyaşları
arasında uğurlandılar.
Aynı gün
ölen iki farklı çizgiden iki siyasinin meclis önündeki törende yan yana
katafalka konmaları buruk bir görüntü yarattı, katılanların
acısını ikiye katladı. CTP'lisi, UBP'lisiyle herkesi bir
araya getiren, ortak duygular yaşatan törende cumhurbaşkanından
vatandaşlara kadar herkes gözyaşlarına boğuldu. Ama
kuşkusuz ateş düştüğü yeri yakar misali en büyük
acıyı yine aileler yaşadı. Özellikle ölüme aniden
yakalanan, genç ölümüyle şok yaratan UBP Milletvekili Salih
Miroğlu'nun ölümü genç eşini, kız kardeşini isyan ettirdi.
Uzun süre katafalkın başından ayrılamayan, ölüme isyan eden
Miroğlu'nun eşi ve ablası güçlükle
yatıştırılabildi.
Meclis önündeki
törene Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, eski cumhurbaşkanı
Rauf Denktaş, Meclis Başkanı Fatma Ekenoğlu, Başbakan
Ferdi Sabit Soyer, Türkiye'nin Lefkoşa Büyükelçisi Aydan Karahan, askeri
yetkililer, Yüksek Mahkeme Başkanı Taner Erginel, DP Genel
Başkanı Devlet Bakanı Başbakan Yardımcısı
Serdar Denktaş, ana muhalefet UBP eski başkanı Derviş
Eroğlu, BKP Genel Sekreteri İzzet İzcan ve parti
başkanları, bakanlar ve milletvekilleri, eski parlamenterler, çok
sayıda vatandaş ve aileler katıldı.
BRT'den
canlı yayınlanan törene Rum gazeteciler de ilgi gösterdi.
"Erken
gittiler"
Saygı
duruşunun ardından bir konuşma yapan CTP Genel Başkanı
Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Kıbrıs Türkü'nün iki değerli
insanı aynı gün kaybetmenin acısını
yaşadığını söyledi.
Aşık
Veysel'in "iki kapılı bir handa gidiyoruz gündüz gece"
sözüne atıf yaparak "Kapıdan erken çıktılar, erken
göçtüler" diyen Soyer, toplum için mücadele veren iki siyasetçinin
arkalarında güzel değerler bıraktıklarını anlattı.
Meclis
Başkanı Fatma Ekenoğlu da, "Kıbrıs Türk
siyasetine adını yazdırmış çok değerli iki
insanı kaybettik. Acımız büyük" dedi.
Ekenoğlu,
iki siyasinin özgeçmişleri hakkında da bilgi verdi.
"Kaybımız
büyük"
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat ise, iki önemli ismi aynı gün toprağa vermenin
acısını yaşadıklarını anlattı.
Özker Özgür
için, "Gerçekten hocamdı. Demokrasi ve barış mücadelesine
önemli katkıları oldu, Kıbrıs Türk halkı için büyük
uğraşlar verdi" diyen Cumhurbaşkanı Talat,
Miroğlu için de, "Salih'le aynı kuşağın
insanlarıyız. Bir süre birlikte, bir süre değişik
çizgilerde ama hep Kıbrıs Türk halkının mutluluğu için
mücadele verdik" diye konuştu.
Her ikisinin de
Kıbrıs Türk siyasi yaşamına önemli katkılar
yaptığını, UBP genel başkanlığına aday
olan Salih Miroğlu'nun daha çok hizmet vermeye
hazırlandığını kaydeden Talat, "Hayat bu.
Ölümlerle, doğumlarla, cesaret ve korkularla devam ediyor. Geride
kalanlara metanet diliyorum" dedi.
Konuşmaların
ardından tören saygı geçişiyle sona erdi.
Özgür...
Öğretmenlikten siyasete
Özker Özgür,
1940 yılında Baf'ın Dağaşan köyünde doğdu.
Lefkoşa İngiliz Okulu'ndan mezun olduktan sonra 1959'da
Kıbrıs Türk Öğretmen Koleji'ndeki öğrenimini tamamladı
ve burslu olarak Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü'ne girdi.
1961
yılında Kıbrıs'ta orta eğitimde göreve
başladı. Öğretmenliği yanı sıra makale
yazarlığı da yaptı. 1963'de British Council'dan burs
kazanarak Edinburgh'daki Murray House College of Education'da eğitim
gördü.
Erenköy
Harekatı'na katıldıktan sonra 1966'da tekrar öğretmenlik
görevine dönerek, 1976'ya kadar bu görevini sürdürdü. 1975'de Kıbrıs
Türk Federe Devleti Kurucu Meclisi'nde Orta Eğitim Öğretmenler
Sendikası'nı temsilen görev aldı.
1976, 1981 ve
1985 seçimlerinde CTP'den Lefkoşa milletvekili seçildi. 1983'de oluşturulan
Kurucu Meclis'te üyelik yaptı. 1990-93 yılları arasında
partisiyle birlikte Cumhuriyet Meclisi'ni boykot ederek, meclise girmedi.
1993-98 döneminde tekrar milletvekilliği, DP-CTP Koalisyon Hükümeti
döneminde de Başbakan Yardımcılığı ve Devlet
Bakanlığı yaptı.
1976-1996
yılları arasında CTP Genel Başkanlığı yapan
Özgür, siyasi yaşamını BKP'de Dışilişkiler
Sekreteri olarak sürdürdü. "Kıbrıs Kazanı",
"Yarın Geç Kalabiliriz", "Yanılmayı Çok
İsterdim" ve "Kıbrıs'ta Demokrasi
Bunalımları" adlı 4 kitabı yayınlandı.
Özgür, evli ve
3 çocuk babasıydı.
Miroğlu....
Hekimlikten milletvekilliğine
Salih
Miroğlu, 1953'de Limasol'da doğdu. 1978'de İstanbul Üniversitesi
Tıp Fakültesi'nden mezun oldu. 1983 yılında aynı fakültede
İç Hastalıkları ihtisası yaptı. Girne Akçiçek
Hastanesi'nde uzman olarak çalıştı. Kıbrıs Türk
Tabibler Birliği başkanlığı yaptı.
1990 Genel
Seçimleri'nde UBP'den Girne milletvekili seçildi. 24.3.1992-1.1.1994 tarihleri
arasında Gençlik ve Spor Bakanlığı yaptı. 1993 Erken
Genel Seçimleri'nde ve 6 Aralık 1998 Genel Seçimleri'nde UBP Girne
Milletvekili olarak seçildi. UBP-DP Koalisyon Hükümeti'nde
Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı olarak görev
yaptı.
14 Aralık
2003'de yapılan Genel Seçimler'de UBP Girne Milletvekili seçildi. 10
Haziran 2004'de UBP Genel Sekreterliği'ne getirildi. 20 Şubat 2005
Erken Genel Seçimleri'nde yeniden UBP Girne Milletvekili oldu.
Miroğlu,
evli ve biri 4 yaşında 2 çocuk babasıydı.
KIBRIS 25/11/05
UBP'de
zor karar
|
Miroğlu'nun
ölümü üzerine kurultay tarihi yeniden değerlendirilecek UBP'de zor
karar UBP'nin bir
ay sonra yapılması planlanan olağanüstü kurultayının
tarihi, Dr. Salih Miroğlu'nun ani ölümü nedeniyle yeniden
değerlendirilecek. UBP'nin eski genel başkanı Derviş
Eroğlu, 24 Aralık'ta yapılacak olağanüstü kurultayın
tarihinde değişiklik yapılıp
yapılmayacağına, muhtemelen önümüzdeki hafta toplanacak olan
parti meclisinin karar vereceğini belirtti Gizem ÖZGEÇ Ulusal Birlik
Partisi'nin (UBP) bir ay sonra yapılması planlanan olağanüstü
kurultayın tarihi, UBP Genel Sekreterliği ve Girne
Milletvekilliği'ni yürüten Dr. Salih Miroğlu'nun ani ölümü
nedeniyle yeniden değerlendirilecek. Gazimağusa
Milletvekili, eski UBP genel başkanı Derviş Eroğlu, 24
Aralık'ta yapılacak olağanüstü kurultayın tarihinde
değişiklik yapılıp yapılmayacağına, parti
meclisinin karar vereceğini belirtti. Eroğlu, meclisin muhtemelen
önümüzdeki hafta toplanarak durum değerlendirmesi
yapacağını kaydetti. Eroğlu,
"Büyük acı yaşıyoruz. Henüz adaylıklar veya
kurultayla ilgili değerlendirme fırsatımız olmadı.
Pazar gününden sonra toplanacak parti meclisi gerekli kararı
alacaktır" dedi. Eroğlu,
adaylık başvurusunun ise belirlenen kurultay tarihinden 48 saat
önce sona ereceğini belirtti. Dr. Salih
Miroğlu, 24 Aralık'ta yapılacak UBP Olağanüstü
Kurultayı'nda genel başkanlığa
adaylığını koymuştu. Miroğlu, UBP Lefkoşa
Milletvekili Tahsin Ertuğruloğlu ve İrsen Küçük'ün de genel
başkanlığa aday olduğu kurultayda en güçlü aday olarak
gösteriliyordu. UBP
Gazimağusa Milletvekili Dr. Derviş Eroğlu 24 Aralık'ta
yapılacak Olağanüstü Kurultay'da yeni bir genel başkan
seçilmesine olanak tanımak için tüzük gereği parti genel
başkanlığı görevinden istifa etmişti. |
KIBRIS 25/11/05
Talat'ın
barış atağı

1-
Kıbrıs'ın 'Berlin Duvarı' yıkılıyor

Kıbrıs'ın
Türklerle Rumlar arasındaki bölünmüşlüğünün en önemli
simgelerinden, Lefkoşa'daki Ledra Caddesi üzerinde yer alan barikatlar,
güneye geçiş noktası açmak için yıkılıyor
Sefa Karahasan
KKTC hükümeti, Kıbrıs'ın Türk ve Rumlar arasındaki
bölünmüşlüğünün en önemli sembollerinden olan Lefkoşa'daki Ledra
Caddesi üzerinde 40 yıldan bu yanan dikili bulunan bariyerleri
yıkmaya başladı. Yeşil Hat üzerinde Lokmacı mevkiinde
güneye yeni bir geçiş noktası daha açmayı planlayan KKTC,
ayrıca yayalar için Yeşil Hattı kuzeyden güneye kesen bir
köprünün temelini attı.
Kıbrıs Rum Yönetimi de BM'den bölgenin güvenli olduğuna dair
güvence alır almaz Ledra Caddesi'nde kendi taraflarında bulunan
barikatı kaldıracağını açıkladı.
Önceki gün bir zamanlar Kıbrıs'ın en önemli
alışveriş merkezi olan Ledra Caddesi'ne KKTC tarafından
aniden giren buldozerler 1958'de inşa edilen gözetleme kulübesini
yıktı. Türkiye, Ledra Caddesi'nin geçişlere açılması
için yapılacak çalışmalarda kullanılmak üzere KKTC'ye 500
bin YTL hibe etti.
Görgü tanıkları, metal ve beton parçalarının etrafa
saçılması ve kamyonlara yüklenerek götürülmesi
karşısında şaşırdıklarını
belirttiler. Bir Rum diplomat, "Politik cephede herhangi bir ışığın
olmadığı bir sırada yapılan bu iş ümitleri
yeşertti" dedi. Rum esnaf Marios Kritikos da, "Ledra
başkent Lefkoşa'nın kalbi. Bu yolun açılması demek,
iki tarafın birbirine ulaşması demek" sözleriyle KKTC'nin
attığı adımı destekledi.
Yılbaşına biter
Daha çok iki taraf arasındaki ticareti canlandırması beklenen
girişim hakkında açıklama yapan Kuzey Lefkoşa Belediye
Başkan Yardımcısı Simavi Aşık, Türk ve Rumlar
arasındaki çoğu görüşmenin yapıldığı Ledra
Palas'ın da bulunduğu Ledra Caddesi'nin Noel'den önce
açılacağını bildirdi.
Güney Lefkoşa Belediye Başkanı Miçalakis Zampelas, "Kendi
taraflarını açıyorlarsa bu iyi haber. Onlar açıyorsa biz de
açmaya hazırız" derken, Rum lider Tasos Papadopulos, kendi
taraflarındaki bariyeri 48 saat içinde kaldırabileceklerini söyledi.
KKTC Yönetimi'nin tek taraflı olarak aldığı kararla, Ledra
Caddesi üzerinde bulunan Lokmacı Barikatı'nın
açılmasıyla birlikte Türklerin kullandığı "Arasta
Halk Çarşısı" ve Rumların kullandığı
"Uzun Yol Halk Çarşısı" birleşerek ada
halkının ortak kullanımına sunulacak. KKTC'de halen, kuzey
ve güneyi
bağlayan 5 kapı bulunuyor.
2- Rumlara mülk iadesi
KKTC hükümeti, 1974 öncesinde adanın kuzeyinde yaşayan Rumlara
mülklerinin iadesi yolunu açan bir yasa tasarısı hazırladı
LEFKOŞA Milliyet
KKTC hükümeti, Kıbrıs sorununda çözülmesi en zor başlık
olarak görülen "mülklerin sahibine iadesi" konusunda sürpriz bir
adım atarak, 1974 öncesinde Kuzey Kıbrıs'ta yaşayan Rumlara
mülklerinin verilmesinin yolunu açan bir yasa tasarısı
hazırladı. Tasarıya göre, Rum mülkleriyle ilgili olarak Temmuz
2003'te oluşturulan Tazmin Komisyonu, 1974'ten sonra kuzeyde kalan Rum
mülkleriyle ilgili tazminat ödenmesi ve takasa ek olarak, mülkün sahibine
iadesine de karar verebilecek. Bu çerçevede, Tazmin Komisyonu, kuzeydeki
malını talep edecek Rumlara, KKTC tapusu bulunmayan ve kamu düzenini
tehlikeye düşürmeyecek mülklerini hemen iade edilebilecek. Üzerinde
değişiklik yapılmış bir mülkün iadesinin talep
edilmesi halinde ise iade Kıbrıs sorununun çözümü sonrasına
ertelenecek.
KKTC Bakanlar Kurulu'nda onaylanarak "bilgi amaçlı" olarak resmi
gazetede önceki gün yayımlanan tasarı, Cumhuriyet Meclisi'nde
onaylandıktan sonra yürürlüğe girecek. Tasarı, KKTC mülkiyet
rejimini uluslararası hukuk standartlarına yükseltme ve Avrupa
İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) tarafından iç hukuk yolu
olarak kabul edilme amacıyla hazırlandı. Böylelikle Rumlar
Kıbrıs'ta iç hukuk yollarını bitirmeden AİHM'ye
gidemeyecek. Tasarının yasalaşması durumunda Türkiye,
AİHM'deki birçok Rum davasından kurtulacak.
Rumlar: Geçersiz
Rum hükümet sözcüsü Kipros Hrisostomidis, KKTC makamları tarafından
Rum mallarıyla ilgili olarak yapılacak yeni düzenlemelere
"hiçbir geçerlilik ve itibar atfedilmeyeceğine
inandığını" söyledi.
Rumlar mallarını
nasıl geri alacak?
Mülk iadesi yasa tasarısına göre bir Kıbrıslı Rum'un
malını geri alması için aşağıdaki şartlara
uyması gerekiyor.
1. 1974'ten önce kuzeydeki malın kendisine ait olduğuna dair gerekli
belgeleri komisyona iletmiş olmak.
2. Mülkün halen başkalarınca kullanılmıyor olması.
3. Mülkün, KKTC'nin güvenliğini ihlal eden bir durumda olmaması.
4. Komisyon'un mülkün iade edilmesine karar vermesi.
MILLIYET 26/11/05
Rumlar
Bakü ile temasta
RADIKAL 26/11/05
AA - BAKÜ - Azerbaycan'ın KKTC
ile doğrudan temasından rahatsız olan Rum Yönetimi, Bakü'yü
yokluyor. Azeri basınına göre, Rum Dışişleri'nin
Kıbrıs sorunu ve AB ile ilişkilerden sorumlu dairesinin
başkanı Erato Kozako, Bakü'de Azerbaycan Dışişleri
Bakan Yardımcısı Araz Azimov ile KKTC ile ilişkilerin
ciddiyetini ve geleceğini konuştu. Gazeteler, Kozako'nun AB'nin 'yeni
komşuluk siyaseti' konusunda Bakü'ye ambargo uygulanabileceği
şantajıyla Azerbaycan'dan KKTC ile ilişkilerini kesmesini
istediğini yazdı.
Talat bomba
patlattı
RADİKAL - LEFKOŞA - Kıbrıs
Rum Yönetimi'nin 'Nikiforos' tatbikatına yeniden başlamasına,
KKTC Toros tatbikatı ile karşılık verdi. Türkiye'nin
katılmadığı tatbikatta özellikle komando gösterileri
yapıldı. Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat da, uzaktan
kumandalı bir bombayı cep telefonuyla arayarak infilak ettirdi.
26/11/05
Önce
çarşı birleşecek
26/11/05
RADİKAL - LEFKOŞA -
Kıbrıs'ta barış girişimlerinin durduğu
sırada, 1960'larda Lefkoşa'da Türk ve Rumların ortak
kullandığı tek çarşı 43 yıl aradan sonra
Lokmancı Barikatı yıkılarak tekrar ortak kullanıma
açılacak. Batı basını adanın
'bölünmüşlüğünün simgesi'nin, 'Berlin Duvarı'nın
kalkacağı yorumlarını yaparken, açılış
yılbaşına yetiştirilmeye çalışılıyor.
Türkiye de, yeni kapının açılışı için KKTC'ye 500
bin YTL hibe etmişti.
KKTC'nin tek taraflı kararı uyarınca Ledra Caddesi üzerindeki
barikatın açılmasıyla Türklerin kullandığı Arasta
ile Rumların kullandığı Uzun Yol çarşıları
birleşecek ve ada halkının ortak kullanımına
sunulacak. Rum Yönetimi bu çabayı 'imaj oyunu' olarak nitelendirse de, bir
AB yetkilisi "Umut verici işaret" dedi.
Duvar nihayet
yıkılıyor
|
Lefkoşa'nın kuzeyinde
Arasta bölgesi olarak bilinen surlar içi ile güneyinde Uzun Yol'u
birleştirecek Lokmacı Barikatı'nın açılması
için fiziki çalışmalara başlandı Duvar nihayet
yıkılıyor TÜRK TARAFI
ÇALIŞIYOR Başkent Lefkoşa'da üçüncü geçiş noktası
olacak Lokmacı Barikatı'nın KKTC ile Güney Kıbrıs
arasında karşılıklı geçişlere
açılması amacıyla bölgede fiziki çalışmalara
başlandı. Lefkoşa Türk Belediyesi tarafından sürdürülen
ve bir ay içinde tamamlanması planlanan çalışmalar
çerçevesinde bölgede bulunan bazı duvarlar yıkılırken,
zayıf olan bazı binalar da güçlendiriliyor BAŞBAKAN SOYER: RUM
AYAK SÜRÜYOR AMA KARARLIYIZ Başbakan Ferdi Sabit Soyer, KIBRIS'a
yaptığı açıklamada, Lokmacı
Kapısı'nın açılması için Türk tarafının
üzerine düşen görevleri kararlılıkla yerine getirdiğini
ve çalışmaların durmadan devam ettirileceğini söyledi.
Soyer, Lefkoşa Türk Belediyesi ve devletin ilgili birimlerinin
çalışmalara davam ettiğini, ancak Rum tarafının
kapıyı açmamak için ayak sürüdüğünü belirtti RUMDA FAALİYET YOK
LTB, Rum tarafında Lokmacı Kapısı'nın
açılmasına yönelik henüz hiçbir faaliyet
olmadığının gözlemlendiğini açıkladı. Rum
askeri makamları ile bazı sivil toplum örgütlerinin bu amaçla
adım atılmasına engel olduğu yönündeki duyumlara yer
verilen açıklamada, "Avrupa Birliği (AB) Komisyonu'nun da
öngörüleri arasında yer alan Lokmacı Kapısı'nın
açılması için Kıbrıs Türk tarafı bu çabaları
ortaya koyarken, Rum tarafındaki engellerin de ortadan
kalkmasını umuyoruz" denildi l ZAMBELLAS: ANLAŞMA
YOK Güney Kıbrıs'ta yayınlanan Cyprus Mail gazetesine demeç
veren Güney Lefkoşa Belediye Başkanı Mihalakis Zambellas ise
iki taraf arasında Ledra yolunun açılmasına ilişkin
hiçbir anlaşma olmadığına işaret etti.
Zambellas,"Duvarın yıkılmasının iyi bir
şey olduğunu düşünüyorum ancak gerçek şu ki
Kıbrıslı Türklerle Ledra Caddesi'nin ortaklaşa
açılmasıyla ilgili, ne bir anlaşma yaptık, ne de
görüşme. Bizim taraftan hiçbir resmi açıklama yapılmadı.
Bizim taraftaki duvarın da yıkılmasını
destekleyebiliriz, ancak bunun için BM'den duvarın yıkılmasının
güvenilir olduğuna dair kesin görüş istiyoruz" diye
konuştu Başkent
Lefkoşa'da üçüncü geçiş noktası olacak Lokmacı
Barikatı'nın KKTC ile Güney Kıbrıs arasında
karşılıklı geçişlere açılması
amacıyla bölgede fiziki çalışmalara başlandı. Lefkoşa Türk Belediyesi
(LTB) tarafından sürdürülen ve bir ay içinde tamamlanması planlanan
çalışmalar çerçevesinde bölgede bulunan bazı duvarlar
yıkılırken, zayıf olan bazı binalar da
güçlendiriliyor. Yayaların
kullanacağı 2,5 metre yüksekliğindeki üst geçidin
yapımına da başlandı. Bölgede bulunan varil bariyerler
ile askeri nöbet kulübesi de Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı
(GKK) ile işbirliği halinde kaldırıldı. LTB'den yapılan
açıklamaya göre, Kıbrıs Türk tarafı Lokmacı
Kapısı için 500 bin YTL harcayacak. LTB, kapının bir ay
içinde açılması için bütün olanakları seferber edeceğini
açıkladı. Kabin
alanlarının temizlenme işlerini de aynı anda sürdüren LTB
ekipleri, UNDP-PFF (Birleşmiş Milletler Kalkınma
Programı-Gelecek İçin Ortaklık) ekibiyle de ara bölgede
yapılacak ortak çalışmalarla ilgili hazırlıklara
devam ediyor. Elektrik, su, telefon
altyapısı ve asfaltlama çalışmalarının
ardından gümrük, polis, muhaceret ve turizm amaçlı kabinler de
yerleştirilecek. Soyer: Üzerimize
düşeni sürdürmede kararlıyız Başbakan Ferdi Sabit
Soyer, KIBRIS'a yaptığı açıklamada, Lokmacı
Kapısı'nın açılması için Türk tarafının
üzerine düşen görevleri kararlılıkla yerine getirdiğini
ve çalışmaların durmadan devan ettirileceğini kaydetti.
Soyer, Lefkoşa Türk Belediyesi ve devletin ilgili birimlerinin
çalışmalara davam ettiğini ancak Rum tarafının
kapıyı açmamak için ayak sürüdüğünü belirtti. Soyer, "Rum
tarafı, bölgede tapınma yerleri olduğu için kapıyı
açmak istemiyor ve dedikodularla sabote etmeye çalışıyor.
Bostancı sınır Kapısı'nda olduğu gibi
çalışmalarımız ısrarla devam edecektir" dedi. Kelly: "BM
yardım edecek" BM Barış Gücü
Sözcüsü Brian Kelly'nin Güney Kıbrıs'ta yayımlanan
haftalık "The Cyprus Weekly" gazetesine yaptığı
açıklamaya göre, BM askerleri de bölgeye giderek, geçiş
noktasının açılmasına yönelik hazırlıklara
yardım edecek. Kelly, "O bölgede hiçbir askeri mühimmatın
olmadığından emin olmamız gerekiyor" dedi.
Çalışmanın AB tarafından desteklenen BM Kalkınma
Programı'nı aktif hale getirerek 1974'den sonra ilk kez Ledra
yolunun tamamının kullanımını sağlamak
amacıyla yapıldığını belirten Kelly,
"Proje tüm kesimler tarafından destekleniyor ancak
çalışmaların tamamlanması için 6 ile 8 hafta gereklidir"
diye konuştu. Rum tarafında
faaliyet yok Bu arada LTB, Rum
tarafında Lokmacı Kapısı'nın açılmasına
yönelik henüz hiçbir faaliyet olmadığının
gözlemlendiğini açıkladı. Rum askeri makamları ile
bazı sivil toplum örgütlerinin bu amaçla adım atılmasına
engel olduğu yönündeki duyumlara yer verilen açıklamada,
"Avrupa Birliği (AB) Komisyonu'nun da öngörüleri arasında yer
alan Lokmacı Kapısı'nın açılması için
Kıbrıs Türk tarafı bu çabaları ortaya koyarken, Rum
tarafındaki bu engellerin de ortadan kalkmasını umuyoruz"
denildi. Zambellas:
"Açılış için anlaşma yok" Güney Kıbrıs'ta
yayınlanan Cyprus Mail gazetesine demeç veren Güney Lefkoşa
Belediye Başkanı Mihalakis Zambellas ise iki taraf arasında
Ledra yolunun açılmasına ilişki hiçbir anlaşma
olmadığına işaret etti. Zambellas, şunları
söyledi: "Duvarın
yıkılmasının iyi bir şey olduğunu
düşünüyorum, ancak gerçek şu ki Kıbrıslı Türklerle
Ledra Caddesi'nin ortaklaşa açılmasıyla ilgili, ne bir
anlaşma yaptık, ne de görüşme. Bizim taraftan hiçbir resmi
açıklama yapılmadı. Bizim taraftaki duvarın da
yıkılmasını destekleyebiliriz, ancak bunun için BM'den
duvarın yıkılmasının güvenilir olduğuna dair
kesin görüş istiyoruz" "Geçişler
Şubat 2006'da başlayabilecek" Mihalakis Zambellas,
ayrıca yürütülen çalışmaları takdir ettiklerini ve
paylarına düşen hazırlıkları bir kaç hafta
içerisinde tamamlamaya hazır olduklarını söyledi. Gazeteye göre, Zambellas
geçişlerin noelden önce açılmasını bekliyor ancak
bazı kesimler, altyapı eksikliklerinden dolay geçişlerin ancak
Şubat 2006'da başlayabileceği yönünde görüş belirtiyor. Türk tarafında
çalışmalar sürüyor Simerini gazetesi ve
diğer gazeteler, KKTC makamlarının Ledra (Uzun Yok)
Caddesi'nin açılması hedefiyle önceki gün "Yeşil Hat
Duvarı" bir diğer deyişle "bölünmüş
başkentin" simgesi olan duvarı
yıktığını belirttiler. Bu hareketin, Rum
yönetiminin Avrupa Komisyonu'na yolun açılmasına yönelik
isteğini bildirmesinden birkaç gün sonra gerçekleştirildiğine
dikkat çeken gazete, Türk bekçi kulübesi ile konferantasyon hattı
arasında bulunan duvarın, işçi ve Türk subaylar eşliğinde
yıkıldığını, çalışmaların,
projektörlerin yardımıyla geceleyin de sürdürüldüğünü
yazdı. Habere göre, Rum
yönetimi, Türklerin çalışmalarını bitirmesiyle birlikte
48 saat içerisinde Ledra (Uzun Yol) Caddesi Barikatı'nı
kaldırmaya hazır olduğunu belirtirken, bölgedeki eski
binaların geçiş güvenliği için restore edilmesini de ileriye
götürecek. Rum Hükümet
kaynağı, KKTC makamlarının
çalışmalarını imaj oyun olarak nitelendirdi ve Türk
tarafının Rum yönetiminin Ledra Caddesi'nin açılmasıyla
ilgili önerisini benimseyerek, imaj kazanmaya çalıştığını
savundu. Aynı kaynak Rum
yönetiminin yolun açılmasına yönelik talebini birkaç gün önce
Avrupa Komisyonu'na yeniden ilettiğini de söyledi. BM, KKTC
makamlarından elde ettiği bilgilendirme
ışığında çalışmaların 7 hafta
içerisinde tamamlanacağını hesaplıyor. Gazete, yine
aldığı bilgilere dayanarak ayrıca bölgede bulunan
olası mayınların tespiti için çalışmaların
sürdürüleceğini belirterek BM kaynaklarına
dayandırdığı haberinde ise UNFICYP'in dün bölgede
çalışmalara başladığını yazdı. Habere göre,
"Lefkoşa Belediye Başkanı" Mihalis Zambellas,
KKTC'de başlatılan çalışmalardan dolayı duyduğu
memnuniyeti dile getirerek bugünlerde Ledra Caddesi'nin açılması
dileğinde bulundu. Zambellas, Rum yönetimi
ile varılan uzlaşma çerçevesinde Ledra Caddesi'nin
açılması için neler yapılması gerektiğini çok iyi
bildiklerini, ayrıca yolun açılmasını heyecanla
beklediklerini söyledi. Haberi "Ledra
Caddesi'nin Açılması İçin Geri Sayım Dün
Başladı.." başlığıyla veren Fileleftheros
gazetesi, BM kaynaklarına dayanarak ara bölgedeki özlü çalışmaların
gözlem evinin kaldırılmasıyla çarşamba günü
başladığını, Türklerin önceki gün ise buldozer
yardımıyla varilleri ve metal parçaları
kaldırdığını yazdı. Çalışmalarda
yer alan Türk askerlerinin bir anda ara bölgeye girmesine, Rum yönetimi
makamlarının tepkisine yol açtığını ve BM'den
müdahale etmesini istediğini savunan gazete, bununla birlikte
Barış Gücü askerlerinin herhangi bir müdahalede
bulunmadığını belirtti. Habere göre, Rum
yönetiminin itirazını ve BM Barış Gücü askerlerinin
tutumunu gazeteye yorumlayan bir UNFICYP yetkilisi, konuya ilişkin
bilgisinin bulunmadığını söyledi. Gazete, Rum
makamlarının önceki akşam "işgal ordusunun" yol
açıldığı zaman geliş-gidişleri izlemek için
yeni bir gözlemevi kurduğunu tespit ettiğini ileri sürdü. Habere göre, UNFICYP
yetkilileri gazeteye yaptıkları açıklamada, dünkü
çalışmalar içerisinde bölgede mayın, bomba, tuzak olup
olmadığının incelendiğini belirttiler. Gazete, Lefkoşa
Belediye Başkan Yardımcısı Semavi Aşık'ın
Ledra Caddesi'yle ilgili "Reuters"e yapmış olduğu
açıklamaya da yer verdi. Aşık, yolun
yeni yıldan önce açılması temennisinde bulunarak yolun her iki
tarafa da ekonomik açıdan yarar sağlayacağını
söyledi. Alithia gazetesi ise, BM
kaynaklarına dayanarak Ledra Caddesi'nin ocak ayı sonunda veya
şubat ayı başında açılacağını
yazdı. Politis gazetesi, Ledra
(Uzun Yol) Caddesi'nin açılmasına yönelik çabanın sürprizlerle
ve olaylarla dolu olmasının beklendiğini savunarak, ilgili
tarafların bu konuda henüz bütünlüklü bir anlaşmaya varmadığını
da yazdı. Gazete, Kıbrıs
Türk tarafının önceki gün öğleden sonra ara bölge ve KKTC
dahilinde bulunan bölümde habersiz bir biçimde çalışmalara
başladığını, çalışmalara bazı
işçi ve üniformalı (kamuflaj değil) askerlerin de
katıldığını belirtti. "İlk
Duvarı Kıbrıs Türk Tarafı Yıktı.." ara
başlığıyla veren gazete, Türk tarafının ara
bölge içerisinde ve dışındaki bölgede bulunan çinko gibi
cisimleri kaldırdığını belirtti. Gazete,
aldığı bilgilere dayanarak Kıbrıs Türk tarafı
ile "işgal ordusunun" ivedi faaliyetlerle gerek Rum
tarafını gerekse BM'yi geçişin
açılışını benimsemeleri için
şartlandırmaya ve askeri düzeyde avantajlar elde etmeye
çalıştığını savundu. Cyprus Weekly gazetesi de
BM Sözcüsü Brian Kely'nin açıklamasına yer verdi. Kıbrıs'taki BM
Sözcüsü Brian Kely'nin Güney Kıbrıs'ta yayımlanan
haftalık "The Cyprus Weekly" gazetesine
yaptığı açıklamada "Türk ordusu yetkilileri
işbirliğinin olumlu bir göstergesi olarak, gözetleme
noktasını yıkmaya başladığını,
ağaç ve atıkları temizleyerek hazırlık
yaptıklarını söyledi. Dün ise bölgeye BM
askerlerinin de gidip geçiş noktasının açılmasına
yönelik hazırlıklara yardım ettiğini belirten Kelly,
"O bölgede hiçbir askeri mühimmatın olmadığından
emin olmamız gerekiyor" dedi. Çalışmanın
AB tarafından desteklenen BM kalkınma Programı'nı aktif
hale getirerek 1974'den sonra ilk kez Ledra yolunun tamamının
kullanımını sağlamak amacıyla
yapıldığını belirten BM sözcüsü Kelly, "Proje
tüm kesimler tarafından destekleniyor, ancak çalışmaların
tamamlanması için 6 ile 8 hafta gereklidir" dedi. Semavi: Tüm planlar
hazır Diğer taraftan
"The Cyprus Weekly' gazetesine açıklama yapan Lefkoşa
Belediyesi As Başkanı Aşık Semavi,
çalışmaların 25 Aralık'tan önce
tamamlanacağını ümit ettiğini belirterek gerekli tüm
planların hazır olduğunu ifade etti. Güney Lefkoşa
Belediye Başkanı Mihalakis Zambellas, çalışmaları
takdir ettiklerini ve belediye ile Rum Yönetiminin paylarına düşen
hazırlıkları bir kaç hafta içerisinde tamamlamaya hazır
olduklarını söyledi. Gazeteye göre, Zambellas
geçişlerin 25 Aralık Noel'den önce açılmasını
bekliyor ancak bazı kesimler, altyapı eksikliklerinden dolayı
geçişlerin ancak Şubat 2006 da başlayabileceğine
işaret etti. Bölgede engel olarak
görülen Türk ordusuna ait nöbetçi kulübesinin yanından geçilmesi için BM
ile Türk tarafı arasında görüşmelerin sürdüğünü yazan
gazeteye göre, İçişleri Bakanı Özkan Murat görüşmelerin
sürdüğünü onayladı. Murat nöbet yerini sorununu aşmak için,
yayalar için bir üst geçit yapılmasının
karalaştırıldığını ifade etti. Murat,
BM'nin yayalar için bir geçit yapılmasını kabul ettiğini
ifade etti. Semavi Aşık
güneyde yayımlanan Cyprus Mail'e verdiği demecinde ise, geçiş
noktasının açılışının iki topluma da fayda
getireceğini kaydetti. Gazeteye göre
Aşık şöyle devam etti: "Bölgedeki Türk
askerinin üzerinden geçecek bir köprü inşa edeceğiz. Muhtemel
provokasyonları engellemek ve güvenlik açısından köprünün iki
tarafında buzlu camlar konacak. Özürlü ve yaşlılar için
asansörler de yer alacak. Duvarın iki tarafında da ekonomiyi
kalkındıracağına inanıyoruz" |
KIBRIS 26/11/05
Yarınlarımızı
kurtarmaya çalışıyoruz
CTP/BG Genel
Başkanı ve Başbakan Ferdi Sabit Soyer, KIBRIS'a
yaptığı açıklamada, Rum mallarıyla ilgili
hazırlanan yeni yasa tasarısıyla "KKTC
tapularının iptal edileceği" yönünde koparılan
fırtınaları kesin bir dille yalanladı ve esas hedefi ortaya
koydu:
Yarınlarımızı
kurtarmaya çalışıyoruz
KARARLIYIZ, BU
MÜCADELEYİ VERECEĞİZ... Başbakan Soyer, Rum
tarafının Kıbrıslı Türklere yönelik hukuksal
taarruzuna karşı durmak için böyle bir tasarı
hazırladıklarına dikkat çekerek, "Burada ne tapu iptali, ne
koçan iptali, ne de benzeri bir endişeye mahal vardır" diyerek
bu yönde yapılan spekülasyonlara halkın itibar etmemesini istedi.
Soyer, ister elinde puanı olsun, ister mal alsın ya da almasın
tüm Kıbrıs Türk halkının geleceğini kurtarmak için bu
hukuk mücadelesinde kararlı olduklarını söyledi
ESKİ DEFTERLERİ
AÇMAYALIM... Başbakan Soyer, aksi yönde propaganda yapanlara,
"Bizler, eşdeğer malın kaymağından
yiyemeyenlerden, yemeyenlerden ve yemek istemeyenlerdeniz. Dikkat ediyorum bu
tantanayı koparanların bir kısmı eşdeğer
malın kaymağının katmerini de yiyerek bugünlere
gelenlerdir. Dolayısıyla bu konuda konuşurken herkesin çok
dikkatli olması lazımdır. Çünkü biz bu defterleri açmak
istemiyoruz" sözleriyle seslendi
Dilek ÇETEREİSİ
Cumhuriyetçi Türk Partisi
Birleşik Güçler (CTP/BG) Genel Başkanı ve Başbakan Ferdi
Sabit Soyer, Kıbrıs Türk halkının
yarınlarını ve geleceğini kurtarmak için Rum
mallarıyla ilgili mülkiyet yasasında değişiklik
yapılacağını açıkladı ve bu yönde KKTC
tapularının iptal edileceği" yönünde yapılan
spekülasyonların da asılsız olduğunu yineledi.
Başbakan Soyer,
Bakanlar Kurulu'ndan geçerek meclise sevk edilen yeni mülkiyet yasa
tasarısı hakkında KIBRIS'a konuştu.
Yeni tasarı, kuzeyde
kalan Rum malları için tazminat ile takasa ek olarak mal iadesini de
öngörüyor. Taşınır malları da kapsamına alan
tasarı, tapulu olmayan, kullanılmayan ve kamu düzenini tehlikeye
düşürmeyecek malların, hemen iade edilmesine de imkan
sağlıyor. Kurulacak komisyonla Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesi (AİHM) öncesi iç hukuk yolunun oluşturulması
amaçlanıyor. Mahkeme gibi çalışacak komisyonda
yabancıların da görev yapması hedefleniyor.
Tasarının
geçtiğimiz günlerde Resmi Gazete'de yayımlanarak halkın
bilgisine getirilmesiyle birlikte kamuoyunda yeni bir tartışma
başladı. Bazı çevreler bu yasa ile KKTC tapularının
iptal edileceği, malsız mülksüz kalınacağı,
eşdeğer puanlarının da sıfırlanacağı
yönünde iddialarda bulunuyor.
Başbakan Soyer, dün
KIBRIS gazetesine verdiği mülakatta, Rum tarafının
Kıbrıslı Türklere yönelik hukuksal taarruzuna karşı
durmak için böyle bir tasarı hazırladıklarına dikkat çekti.
Tapuların iptal
edileceği yönündeki iddiaları kesin bir dille yalanlayan
Başbakan Soyer, "Burada ne tapu iptali, ne koçan iptali, ne de benzeri
bir endişeye mahal vardır" dedi ve bu yönde yapılan
spekülasyonlara halkın itibar etmemesini istedi.
Soyer, ister elinde
puanı olsun, ister mal alsın ya da almasın tüm Kıbrıs
Türk halkının geleceğini kurtarmak için bu hukuk mücadelesinde
kararlı olduklarını söyledi ve aksi yönde propaganda yapanlara,
"Bizler, eşdeğer malın kaymağından
yiyemeyenlerden, yemeyenlerden ve yemek istemeyenlerdeniz. Dikkat ediyorum bu
tantanayı koparanların bir kısmı eşdeğer
malın kaymağının katmerini de yiyerek bugünlere gelenlerdir.
Dolayısıyla bu konuda konuşurken herkesin çok dikkatli
olması lazımdır. Çünkü biz bu defterleri açmak istemiyoruz"
sözleriyle seslendi.
Başbakan, "Halka,
cumhurbaşkanına, hükümete, Kıbrıs Türk hukukçularına,
aynı zamanda Türkiye'deki ve temasta olduğumuz yabancı
hukukçulara güvenmelerini söylüyorum" çağrısı yaptı.
İki bölgelilik ve
mülkiyet olgusu
Başbakan Ferdi Sabit
Soyer, konuyla ilgili olarak sözlerine şöyle başladı:
"Öncelikle şunu
söylemek isterim. Kıbrıs sorununun çözümü ve Kıbrıs sorununun
çözümü içerisinde siyasal haklarımız kadar önemli olan bir diğer
nokta, iki bölgelilik ve mülkiyet olgusudur.
Dolayısıyla iki
bölgeli bir federal çözüm içerisine girerken, Kuzey Kıbrıs'ta
çözümden sonra nüfus ve mülkiyet çoğunluğunun Kıbrıs Türk
halkına ait olması gerekir.
Bu yalnız Annan
planında değil, çünkü Kıbrıs Rum tarafı buna
dayalı bir demagoji yapmaktadır. Ama Perez de Cuellar belgelerinde
aynı zamanda Gali Fikirler Dizisi'nde de aynı mantık
vardır.
Kıbrıs Rum
tarafının ana hatlarıyla sağcı ve solcu partilerinin
üzerinde kendi halkına dönük olarak demagoji yaptıkları temel,
bütün göçmenlerin evine döneceği hikayesidir. Bundan ötürü
Kıbrıs Rum tarafını ve halkını bu konuda
yanıltmakta ve iç siyaset hesabı ile şöven temelde siyaset
yapmaktadırlar.
Kıbrıs Türk
toplumu içerisindeki barış güçleri ise yıllardır
Kıbrıs Rum toplumuna belli bir miktar toprak tavizi verileceği
ve aynı zamanda kuzeyde mülkiyet ve nüfus çoğunluğumuzu
sarsmayacak şekilde mülk iadesi kavramının gündemde
olacağını söylemiştir Kıbrıs Türk barış
güçleri.
Nitekim güneyde AKEL,
DİKO, EDEK gibi partiler tüm göçmenler evlerine derken, kuzeyde
Kıbrıs Türk halkının barış güçleri yüzde 29
toprağın kuzeyde kalacağı, belli bir mülk durumunun
yukarıda söylediğim ilkeler çerçevesinde Kıbrıslı
Rumlara geri iade edilme ilkesini hep toplumu ile
tartışmıştır.
Bu yüzden Annan planı
tartışmaları içerisinde bu en enine boyuna Kıbrıs Türk
halkı içerisinde tartışılmış ve sonuçta
Kıbrıs Türk halkı 24 Nisan 2004'te 55 bin insanın yer değiştirmesine
ve kuzeyde 1/3 nispetinde mülk iadesi konusuna evet demiştir.
İşin gerçeği budur.
Uluslar arası hukukla
çelişki
Ancak bu bir siyasal
gerçektir. Bu siyasal gerçeği bir anlamda gündeme getirdiğimiz zaman
bunun hukuki ve uluslar arası hukukla olan çelişkisi önümüzde
durmaktadır. Bu çelişki nedir? 30 yıldır Kıbrıs
Türk halkı içerisinde yönetenler maalesef yalnızca global mal
takası üzerinde siyasal söylem olarak durmuşlardır.
Bunu BM'ye, dünyaya
söylemiş olmalarına rağmen
inandıramamışlardır. Bunu siyasal söylem üzerinde tutarken,
Kıbrıs Türk halkının güneydeki mülkiyet haklarına
dönük olarak, güneydeki hakimiyetçi anlayışın
yaptığı tecavüzlere ise sessiz kalmışlardır ve
hukuk yoluna girmemişlerdir.
Tüm bu sürecin içerisinde
meşhur Loizidu davası gündeme gelmiştir ve Avrupa İnsan
Hakları Mahkemesi (AİHM) kullanım kaybından ötürü bayan
Loizidu'ya Türkiye'nin tazminat ödemesine, aynı zamanda mülkünün iade
edilmesine imkan sağlayacak bir karar üretmiştir/
Yeterince savunma
yapmadılar
İşin doğrusu
bu kararı o dönemin KKTC yönetimi ve Türkiye'deki idareler yeterince
savunma yapmadıkları için de kararın çıkmasına
sebebiyet teşkil etmişlerdir. Bu davanın arkasında yatan
esas neden iki bölgeliliği orta yerden kaldırmaktadır ve
Kıbrıs Türk halkı Annan planından sonra bütünlüklü iktidar
değişimini çözüme doğru gerçekleştirince ve çözüm için
adım atınca, Kıbrıs Rum tarafı bu kez bu bütünlüklü
iktidar değişimi, Cumhurbaşkanı Talat'ın seçilmesiyle
gündeme gelir gelmez, mülkiyet konusunda hukuki taarruzlara
başlamıştır.
Bunlardan bir tanesi Orams
davasıdır. Orams davası ile ulaşmak istediği sonuç,
Kıbrıs'ta yatırım yapan yabancıları ürkütüp
kaçırmaktır. Diğeri Hurma davasıdır. Hurma davası
ile de ulaşmak istediği sonuç, eşdeğer mal kapsamında
kuzeyde mülkiyet alan Kıbrıslı Türklerin
varlığını terörize etmek, korkutmak ve ekonomik
gelişmeyi durdurmaktır.
Arresti davası ile de
doğrudan doğruya iki bölgeliliği Loizidu davasına
bağlı olarak sarsacak sonuçlara ulaşmak için hukuk yolunu
kullanmaktır.
Orams davası devam
ediyor ve inanıyorum ki Orams davasında bu ciddi müdafaa olgusu ile
çok pozitif bir savunma yapılacaktır.
Hurma davasında duvara
vurdular
Hurma davasında ise
Kıbrıs Rum tarafı duvara vurmuştur.
Cumhurbaşkanının, hükümetin birlikte saptadığı
hukuk yollu mücadele ile bu resmen duvara vurulmasını
getirmiştir. Çünkü bizi siz bu mahkemede yargılayamazsınız
tezinden hareket edilmiş, şimdi Kıbrıs Rum tarafı
Hurma davasında karar vermeye zorlanmış, bu kararı vermiş
ve demiştir ki Türkçe bu mahkemenin esasıdır.
Dolayısıyla
buradan iki sonuç çıkmaktadır. Bizzat kendi mahkeme kararı ile
iki toplumlu Kıbrıs Cumhuriyeti'ni orta yerden
kaldırdığını kendisi ilan etmiş
bulunmaktadır.
Bunun arkasından
gündeme diğer başka konular gelecektir. Şu anda Arresti
davası ve diğer tüm davalarla ilgili olarak cumhurbaşkanı
ve hükümetimiz bir hazırlık içerisindedir.
Hukuksal taarruza
karşı duruş...
Başbakan Soyer,
"Yani Rumların Kıbrıs Türklerine yönelik hukuksal taarruza
bir karşı duruş için mi bu yasa?" sorusuna şu
karşılığı verdi:
"Evet, karşı
duruş, özü budur bunun. Şimdi bu noktada ben Arresti
davasını karşılamak için atılan diğer bütün
adımlara bağlı olarak toplumun içerisinde yaratılmak
istenen 'tapular iptal olacak, koçanlar iptal olacak' gibi argümanlara bir tek
cevabım olacak.
"Tapular iptal edilecek"
diyenlere yanıt
Cevabım da şu.
Hurma davasını açtığımız zaman da benzeri
çevreler bize bu davaya taraf olmakla Kıbrıs Rum tarafını
meşrulaştıracağımız ve onların hükümetimiz olduğu
iddiasını güçlendireceğimizi söyleyip bu
adımımıza karşı çıkmışlardı. Bunun
başarısı meydandadır.
Onun için şimdi
insanlarımıza tapu iptali ile ilgili yapılan bu demagoji
nedeniyle Hurma davasını hatırlatıyorum.
Cumhurbaşkanına, hükümete, Kıbrıs Türk hukukçularına
ve aynı zamanda Türkiye'deki ve temasta olduğumuz yabancı hukukçulara
güvenmelerini söylüyorum.
Şimdi biz bunu yüksek
sesle tartışmadık. Neden tartışmadık, biz bunu
gizlemedik. Herhangi bir şekilde gizleme yok, gerekli bütün
hazırlıklarımızı yaptık ve meclise sevk ettik
bunu. Meclise sevk ederek demokratik usullerde kamuoyunun bilgisine getirdik.
Resmi Gazete'de de yayımladık. Bunu biz gizlemedik. Ama yüksek sesle
övünerek tartışmadık. Çünkü vereceğimiz bir hukuk
mücadelesinde eğer yüksek sesle yapacaklarınızı, niyetlerinizi,
atmak istediğiniz adımları siz tartışırsanız
önceden, bununla ilgili başarı şansınız
sıfırlanır.
Dolayısıyla
şimdi geçmiş dönemde de olduğu gibi sırf
cumhurbaşkanı ve hükümetin çözüm siyasetine karşıdır
ve bu hükümeti yıpratacak diye tapular iptal olacak hengamesiyle bu
meseleye taraf olanlar bu yanlışın tekrarlanmasını
istiyorlar.
Yanlışa
düşmeyeceğiz
Onun için biz bu
yanlışa düşmeyeceğiz. Biz bilimsel
konuşacağız. Gerekli açıklamaları halkımıza
bilimsel esaslarla dile getirmeye çalışacağız.
Bu yasa
tasarısının mantığı şudur. Bu yasa
tasarısının mantığında
dayandığımız temel şuraya dayanmaktadır. Biz
bugün KKTC'de yaşayan tüm Kıbrıslı Türkler, 1960'ın
kurucu ortağı olan bir halkın temsilcileriyiz. Dolayısıyla
1962'de Kıbrıs Cumhuriyeti olarak Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesi'nin ek protokolünün 1. Maddesi de dahil olarak bu sözleşmeyi
Kıbrıs Cumhuriyeti imzalamıştır.
Dolayısıyla
Kıbrıs Türk halkı olarak da biz bu cumhuriyetin kurucu
ortağı olarak Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne de
bağlıyız ve bizim iç hukukumuz bakımından da bu
geçerlidir. Çünkü biz bunun ortağıyız.
İşte bu temele
indirgeyerek meseleyi buna uyum sağlayacak bizim mülkiyet sistemimizi
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin temel felsefesiyle çelişkiye
sokmayacak bir düzenlemeye götürmek için bu yasa tasarısını hazırladık,
gündeme getirdik.
Tapu, koçan iptali yok
Burada ne tapu iptali, ne
koçan iptali ne de benzeri bir endişeye mahal vardır.
Çünkü bu konunun özü,
Kıbrıs sorununun siyasal çözümüyle bütünlüklü bir çözümle
değerlendirilecek hadiselerle birlikte ele alınacaktır. Onun
için insanımız rahat etmelidir. Ama bu hukuk mücadelesini bizim
kazanmamız gerekmektedir.
Burada bir örneği
vermek istiyorum. Biraz evvel bahsettiğim gibi bayan Loizidu'ya Avrupa
İnsan Hakları Mahkemesi gelir kaybından doğan bir tazminat
ödenmesini, malına gitmemesinden ötürü bir tazminat ödenmesini ve mülk
iadesini isteyen içerikte bir karar almıştır.
Ama Güney
Kıbrıs'taki mahkeme ise bir Kıbrıslı Türkün mülkünün
kendisine iade istemiyle açtığı davaya bir cevap vermiştir,
bir karar vermiştir. Bu karar nedir? Haklısın mülk senindir ama
Kıbrıs sorunu çözüldükten sonra sana malını iade edecektir.
Eğer bu özel mülkün gaspı temasıysa bu özel mülkün
gaspını içeren bir noktadır. Ama siyasal anlamda çözümün gelmesiyle
bu bütünlüklü çözümün içerisinde mülk iadesini öngören bir doğruysa, o
zaman bu doğru Kıbrıs Türk halkı için de geçerlidir.
Dolayısıyla
şimdi önümüzde bir yandan bayan Loizidu'ya hemen şimdi mülkünün
iadesini öngören bir Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararı, ama
öbür taraftan hak sahibi olan bir Kıbrıslı Türk'ün mülkiyetini
ancak Kıbrıs sorunu çözüldükten sonra kendisine iade edeceğini
öngören Avrupa Birliği üyesi bir Kıbrıs Cumhuriyeti
namındaki idarenin bir mahkemesinin kararı. İşte şimdi
bu temel nokta bizim bu yolu nasıl yürüyeceğimizin bir anlamda ifadesidir.
Buna hazırlanmamız lazımdır. Her yönüyle
hazırlanmamız lazımdır. Bu hazırlıkların ana
ruhu, temeli buna dayanan bir içeriği taşımaktadır.
30 yıl bu konuda
adım atmayanların insanları paniğe sokma hakkı yoktur
Bundan ötürü
insanlarımızın endişeye, paniğe sırf
Kıbrıs sorunundaki çözüm sürecinde farklı düşünüyor diye
bir kısım kesimlerin insanları paniğe sokmaya hakkı
yoktur kanısındayım. Çünkü 30 yıldır bu konuda dava açılmadı.
30 yıldır bu konuda hiçbir adım atılmadı. Güneydeki
Kıbrıs Türk mallarının gasp edilmesine ve Kıbrıs
Cumhuriyeti'ni işgal eden bu zihniyetin güneyde Kıbrıs Türkü'nü
mülksüz bırakmasına ses çıkartılmadı.
Şimdi bu kuzeydeki iki
bölgeliliği, iki toplumluluğu, siyasal çözüm içerisinde
sağlayabilmek için bütün bu gecikme ve ihmallere rağmen vermemiz ve
yürümemiz gereken ciddi bir hukuk yolu vardır ve bu hukuk yolunu da
yürümek kararlılığındayız. Bu şekliyle özü bu
işin federal bir çözümde iki bölgeliliği, iki toplumluluğu
kesinlikle sağlayacak düzenlemelere hiçbir boşluk bırakmayacak
şimdiden ve önümüze mahkeme kararıyla çıkabilecek bütün muhtemel
tehlikeleri bertaraf etmektir. Mantığı budur bu işin.
Görüşü olan bize
bildirsin
Biz bu
çalışmayı meclise sevk ettik. Ben rica ediyorum bu konuda
görüşü olan, düşüncesi olan, biz yüzde 100 doğru yaptık da
demiyorum bununla ilgili fikri olan, görüşü olan ulu orta
tartışma yerine bize bildirmelidir. Böylece Kıbrıs Türk
halkı demokratik bir olgunluk içerisinde ve hukuki ama bütün
hukukçularımızın gerçekten hukuki çerçevede bunu
değerlendirecekleri ciddi bir çalışma içerisinde bunu
sonuçlandırmamız gerekmektedir.
Lütfen herkes bizim kendi
hukukçularımıza, bu toplumu seven çözümü isteyen, çözümü kendisine
endekslemiş olan ama bunun içinde Kıbrıs Türk halkının
siyasal eşitliğini, iki bölgeliliğini, gözünün bebeği gibi
koruyan cumhurbaşkanına, hükümete, bu aydın
hukukçularımıza ve toplumun ortak aklına güvensin. Bu noktada bu
yalnız güvenle de kalmasın, fikri olan, düşüncesi olan, herhangi
bir önermesi olan da bize bunu bildirsin, biraz hızlı hareket edelim.
Çünkü bu davalar önümüzdeki günlerde önümüze gelecek, çünkü bunu
hazırlamak için biz aylardır çalışıyoruz.
Aylardır çalışıyoruz, çeşitli iç, dış,
Avrupa, Türkiye, çeşitli hukukçulardan ve önde gelen hukukçulardan
mütalaalar, görüşler, değerlendirmeler alarak bunu
olgunlaştırdık. Bu noktada herkesin bu temel doğrultusunda
meseleye yaklaşmasında fayda var.
Aynaya baksınlar
"Bu tasarıyla
birlikte KKTC'nin mülksüz, topraksız ve çulsuz kalacağı
iddiaları öne çıkmaktadır. Bir yerde 'memleket
satılıyor' denmektedir. Oysa siz çözüm vizyonuyla
işbaşına geldiniz ve şimdi memleketi mi
satıyorsunuz?" sorusu üzerine de Başbakan şu
karşılığı verdi:
"Benim
söyleyeceğim şu. Annan planının özünde biraz evvel söyledim
ki evet diyen halkın kararıdır bu. İki bölgeli, iki toplumlu
bir yapı ve kuzeyde nüfus ve mülkiyet çoğunluğunun bu
Kıbrıs Türk halkına ait olmasını öngören bir iradesi
var bu halkın.
Biz bu iradeyi 'gurda
guşa' karşı koruyoruz ve temel amacımız bu iradenin
gereklerini yerine getirmektir. Ben bu konuda fazla polemik de yapmak
istemiyorum ama 'KKTC topraksız ya da çulsuz kalacak' diyenlere şunu
söyleyebilirim.
Loizidu davasını
göğüsleyemediler. Arkasından gelen davalar biraz evvel bahsettim. Bu
davaların en büyük tehlikesi şudur. Loizidu davası karar
verildikten sonra Aresti davasında Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesi, Loizidu davasının emsal olmasına karar
vermiştir.
Şimdi haliyle Aresti
davasında meydana gelebilecek bir problem bunun da arkadan gelen binlerce
davaya emsal olmasıdır. Çulsuzluktan söz edilecekse işte bunun
gerçekleşmemesi bizi büyük sıkıntıya sokacaktır. Bu
bakımdan bu çulsuzluk davasını orta yere atanlar, beş defa
düşünmek zorundadır. Ben kesinlikle dünkü tartışmaları
açmak istemiyorum. Dünü derinlemesine tartışmak istemiyorum.
Yarına bakalım diyorum, onun için herkes,
soğukkanlılıkla, bir de aynaya bakarak bu meseleyi kendi,
kendine, yani hiç olmazsa banyoda bulunduğu dönemde bir aynaya baksın
herkes, kendi kendine karnından konuşsun, kimseyle de bunu paylaşmasına
da gerek yoktur ve hep beraber bu yeni durumu nasıl
göğüsleyeceğimiz noktasında eteğinde taş olan,
beyninde bir düşünce olan bunu masaya koysun".
Eşdeğer
malın kaymağının katmerini yiyenler...
Başbakan Ferdi Sabit
Soyer, "Tapuların yanı sıra eşdeğer
puanlarının da sıfırlanacağı noktasında
iddialar var. Herkes de bunu merak ediyor, eşdeğer puanları ve
eşdeğerciler ne olacak?" sorusuna da şu
karşılığı verdi:
"Her şeyden evvel
şunu söylemek isterim. Bu iddiayı ortaya atanları okuduğum
zaman acı acı güldüm. Çünkü şu andaki gerçek şudur. Şu
anda dışarıda karşılığını
bulmamış olan 5 milyar puan değerinde eşdeğer mal var.
Bizim bu insanlara dağıtabileceğimiz kaynak miktarı ise
250-350 milyon dolayındadır. Düşünebiliyor musunuz?
Dışarıda kalan eşdeğer mal puanları ne olacak,
bunlara kaynak bulamayacağız diye haykıranlar, fiilen bunu
yaratanlardır aynı zamanda. Acı ama gerçek olan budur. Ben
açıklıkla şunu söylüyorum.
Hükümetimiz bu konuyu da
gündeminde tutuyor ve bu yasa tasarısıyla değil yalnızca
bizim boynumuzun borcudur, hakkı olan ve eşdeğer puanına
şu ana kadar karşılığı olmayan insanlara biz bir
olanak sunalım. Bu olanağın da ne olacağını bu
çalışmalarımız çerçevesinde orta yere
çıkaracağız ve bunları da insanlarımızla
paylaşacağız.
Ama bunun için zamana
ihtiyacımız vardır. Açık olan budur. Şimdi bizim için
önemli olan ister elinde puanı olsun, ister mal alsın, ister
alamasın bütün insanlarımızın geleceğini kurtarmaya
çalışıyoruz. Bu hukuk mücadelesini verirken gerçekten bunun
imkanlarını biz kullandırma değil, imkanları
geliştirebilmek için herkesi korumaya çalışıyoruz.
Yarınını herkesin korumaya çalışıyoruz. Esas
niyetimiz budur.
Bu bağlamda şunu
da söylemek isterim. Bizler eşdeğer malın kaymağından
yiyemeyenlerdeniz, yemeyenlerden ve yemek istemeyenlerden. Şimdi dikkat
ediyorum, bu tantanayı koparanların bir kısmı, küçük
toplumuz, biliyoruz, eşdeğer malın kaymağının
katmerini de yiyerek bugünlere gelenlerdir. Dolayısıyla bu konuda
konuşurken herkesin çok dikkatli olması lazımdır. Çünkü biz
bu defteri açmak istemiyoruz. Çünkü önümüzde iki bölgeliliğimizi, iki
toplumluluğumuzu ve siyasi eşitliğimizi geleceğe, tehlikeye
sokmayacak bir şekilde doğan tehlikeyi bertaraf etme çabamız
vardır. Biz şimdi buna konsantre olduk. Mesele budur".
Yasanın özü
"Mülkiyet
yasasıyla yapılmak istenen değişiklikleri özü
itibarıyla anlatır mısınız, bu
çalışmaların ana teması nedir?" sorusuna ise
Başbakan şu yanıtı verdi:
"Ana teması, bir
Kıbrıslı Rum müracaat edecek, bununla ilgili her şeyini
ibraz etmiş olacak. Bunu kanıtlama görevi kendisine aittir. Biz bunu
ele alacağız. Takas yoluyla, tazminat yoluyla ve gelecekte
kurallarını koyduğumuz çerçevede iade noktasını
düşünen özde, bu meseleyi uluslar arası hukukçuların da içinde
temsil edileceği bizim bir komisyonumuz marifetiyle yapmayı
hedefliyoruz bu yasayla".
İade çözümden önce mi
sonra mı?
Başbakan Soyer,
"Mülk iadesiyle ilgili merak edilen bir husus var. Komisyon mülk iadesine
karar verirse, iade hemen mi olacak, yoksa çözümden sonraya mı kalacak?
Prosedür nedir?" şeklindeki soru üzerine ise şöyle konuştu:
"Biraz önce
Kıbrıs Rum tarafındaki mahkemenin kararını söyledim.
Rum tarafındaki pozisyonu da söyledim. Bundan herkes kendine göre sonucunu
çıkarması gerekiyor. Bir şeyi daha söylemek isterim.
Kıbrıs Rum tarafı da Türk mallarına dayalı olarak tapu
vermiştir.
Bakın bu
incelemelerimizde çıkan sonuç şudur. Çok eskiden beri bunu
yapmaktadırlar. Örneğin çok değerli yazar, düşünür,
şair, çok yönlü insanımız Orbay Deliceırmak, çok mükemmel
bir çalışma yaptı ve bize iletti. İncelediğimizde
Kıbrıs Rum tarafında bu mülkiyetle ilgili tapu verme dahil, pek
çok konunun çok eskiden beri yasalarla düzenlendiğini gördük, bununla
ilgili pozisyonları da yaptık. Hatta Türk emlaklarını
kullananların ilgili komisyon karar verdikten sonra mahkemeye ipoteğe
koyma hakları da vardır. Mülk olarak devretme hakları, varis
hakları, veraset hakları da vardır. Hatta tapu da
verilmiştir. Bunların hepsinin belgelerini de derlemiş
toplamış durumdayız, bu yoğun bir çalışma oldu.
Gerçekten bu çalışmaya katkı koyan herkese teşekkür etmek
de boynumun borcudur".
KIBRIS 26/11/05
Mağusa'dan
"izolasyonları kaldırın" çağrısı
Gazimağusa'da,
bölgedeki 11 sivil toplum örgütü ve Gazimağusa Belediyesince düzenlenen
eylemde, hava ve deniz limanları üzerindeki tüm tahditlerin
kaldırılması istendi
Mağusa'dan
"izolasyonları kaldırın" çağrısı
TÜM
TAHDİTLER KALDIRILSIN... İngiltere Başbakanı Tony Blair'e
hitaben yazılan ve eylemde Gazimağusa Belediye Başkanı
Oktay Kayalp tarafından okunan mektupta, Gazimağusa Deniz Limanı
ve Ercan Hava Limanı üzerindeki tüm tahditlerin daha fazla gecikmeden
kaldırılması istendi
Sedef A.
BOŞNAK
Gazimağusa'da
faaliyet gösteren 11 sivil toplum örgütü ve Gazimağusa Belediyesi'nin,
Kıbrıs Türk halkının ekonomik, sosyal ve kültürel
gelişmesine ve uluslar arası toplum ile bütünleşmesine engel olan
izolasyonların bir an önce ortadan kaldırılması için
düzenlediği eylem dün yapıldı.
İngiltere
Başbakanı Tony Blair'e hitaben yazılan ve eylemde
Gazimağusa Belediye Başkanı Oktay Kayalp tarafından okunan
mektupta, Blair'den Gazimağusa Deniz Limanı ve Ercan Hava Limanı
üzerindeki tüm tahditlerin daha fazla gecikmeden kaldırılması
istendi.
Gazimağusa
Belediyesi binası önünde saat 11,00 sıralarında toplanan 500'ü
aşkın kişi, Fazıl Polatpaşa Caddesi'nden Zafer
Anıtı'na oradan da kale içine girerek Namık Kemal Meydanı'na
sessizce gelerek toplandılar.
Eyleme,
Gazimağusa'da faaliyet gösteren 11 sivil toplum örgütü üyeleri ile çok
sayıda vatandaşın yanı sıra, Kıbrıs Türk
Kamu Görevlileri Sendikası (KAMU-SEN) Başkanı Mehmet
Özkardeş, Kıbrıs Türk Amme Memurları Sendikası
Başkanı (KTAMS) Ali Seylani, Kıbrıs Türk Liman
İşçileri Şirketi Başkanı Altunay Fahri,
Kıbrıs Türk Ticaret Odası Başkanı Erdil Nami, DAÜ-SEN
yönetim Kurulu üyeleri, Gazimağusa Belediyesi Başkanı Oktay
Kayalp, bazı Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) milletvekilleri ve Girne
Belediye Başkanı Sümer Aygın, Doğu Akdeniz Üniversitesi
Rektörü Prof. Dr. Halil Güven ile bir kısım senato üyeleri de cübbe
giyerek katıldı.
Bu arada
Personel Dairesi, eyleme memurlarında katılmasını
sağlamak için, çalışanlarına 2 saatlik idari izin verdi.
"İzalosyonlar
Kaldırılsın, Limanlar Açılsın" ve "Çözüm
İçin Görüşmeler Hemen Başlasın" yazılı
pankartlar açılan Namık Kemal Meydanı'nda Gazimağusa
Belediye Başkanı Oktay Kayalp, İngiltere Başbakanı
Tony Blair'e izolasyonların kaldırılması için
yazmış oldukları mektubu okudu ve mektubu, dün öğleden
sonra, İngiliz Büyükelçiliği'nin talebi üzerine, İngiliz
Büyükelçiliği'nin Lefkoşa'daki Türk temsilciliğine teslim etti.
Konuşmasına
başlamadan önce sivil toplum örgütü temsilcilerine teşekkür eden
Oktay Kayalp, Kıbrıs Türkü'ne uzun yıllardır uygulanan
izolasyonların kaldırılması ve bu kabuğun
kırılması için çalıştıklarını
belirterek, "Umarım ki, bu etkinlik bir kıvılcım olur.
İki yıl önce yaşanan coşkulu mitingleri yeniden
yaşarız" dedi.
Kayalp,
Kıbrıs'ın tekrardan birleştirilmesine ve ülkede
barışın sağlanmasına katkı sağlaması
dileğinde de bulundu.
Namık
Kemal Meydanı'nda gelerek toplanan eylemciler, saat 12.00
sıralarında sessizce dağıldı.
Tony Blair'e
gönderilen mektup
Kıbrıs
Türk Kamu Görevlileri Sendikası (KAMU-SEN), Kıbrıs Türk Amme
Memurları Sendikası (KTAMS), Kıbrıs Türk Liman
İşçileri Sendikası (LİMAN-SEN), Kıbrıs Türk Orta
Eğitim Öğretmenler Sendikası (KTOEÖS), Kıbrıs Türk
Liman İşçileri Şirketi, Kıbrıs Türk Komisyoncular
Birliği, Kıbrıs Türk Acenteler Birliği, Mağusa Türk
Genel İş Sendikası, Kıbrıs Türk Esnaf ve Zanaatkarlar
Odası, Kıbrıs Türk Ticaret Odası, DAÜ-SEN ve
Gazimağusa Belediyesi'nin imzası olduğu mektupta, geçen
yıl, Kıbrıs Türk halkının, Annan planı
çerçevesinde, izolasyonların kaldırılması ve
Kıbrıs'ta barışın sağlanması için ezici bir
çoğunlukla oy kullandığı anımsatıldı.
İzolasyonların
en kısa zamanda kaldırılmasını isteyen
Gazimağusa'daki 11 sivil toplum örgütü, mektupta, Avrupa Birliği
Komisyonu'nda bekleyen Doğrudan Ticaret Tüzüğü ve Mali Yardım
Tüzüğü'nün acilen onaylanmasıyla Kıbrıs Türk halkı
üzerindeki izolasyonların kalkmasında önemli bir rol
oynadığına dikkat çekti.
Kıbrıs
Rum Liderliği'nin halkını, Birleşmiş Milletlerin çözüm
planına hayır demesi için teşvik ettiğini ve söz konusu
tüzüklerin onaylanmasını da önlediği iddia edilen mektupta,
şunlar yazıldı:
"Bu
izolasyonların kalkması, Kıbrıs Rum liderliğine göre
Kıbrıs'ta çözümün önündeki en büyük engellerden birisi olan iki
tarafın ekonomilerinin yakınlaştırılmasının
ön şartıdır. Kıbrıs Rum Liderliği'nin bu hasmane
ve uzlaşmaz tutumu Kıbrıs Türk halkı üzerinde Rum
tarafının samimi ve adada bir çözüme hazır olduğu yönünde
bir güven yaratmamaktadır. Bu şekilde yapıcı olmayan
tutumlardan derhal vazgeçilmesi gerekmektedir. İlk adım olarak
Kıbrıs Rum Liderliği her iki tüzük üzerindeki engellemeleri
kaldırmalı ve Kıbrısta çözümü sağlayacak pozitif bir
atmosfer yaratılmasına yardımcı olmalıdır. Ancak,
öyle görülüyor ki, uluslar arası topluluk Kıbrıs Rum
liderliğinin halen sürdürmekte olduğu politikasına göz yummaya
devam ettiği sürece, onların tutumlarında değişiklik
yapması mümkün değildir."
Ayrıca
mektupta, İngiltere Başbakanı Tony Blair'e, Kıbrıs
Türk tarafının dünya ile deniz ve hava limanlarının direk
ticaret ve seyahat amaçlı kullanabilmesi için göstermekte olduğu
gayrete yardımcı olması için talepte bulunuldu ve
izolasyonların kaldırılmasıyla iki tarafın ekonomisi
arasındaki farkın kapanacağını ve
Kıbrıs'ın problemsiz bir şekilde birleşmesinin
sağlanacağı belirtildi.
Mektupta, son
olarak, temel hedefin Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi
Annan'ın inisiyatifinde, Annan planı zemininde görüşmelerin bir
an evvel başlaması ve Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti'nin
gerçekleşip Avrupa Birliği üyeliğinin çözümle
taçlandırılması olduğu da kaydedildi.
KIBRIS 26/11/05
Denktaş:
Tapuların iptali söz konusu değil
|
Dışişleri
Bakanı ve Başbakan yardımcısı Serdar Denktaş,
son günlerin en çok tartışılan "tapuların iptal
edilip edilmeyeceği" konusunda açıklama yaptı, net konuştu: Denktaş:
Tapuların iptali söz konusu değil NET VE
KESİN SÖYLÜYORUM... Denktaş: Bugüne kadar hiç kimseye
verilmemiş olan Rum malı var ise iade kararını
verebilecek bir yetkiye haiz olunması lazım. İşte
şimdi yapılması öngörülen değişiklikle bu imkanlar
veriliyor. Hiç kimse koçan iptali, 159'uncu maddenin değişmesi,
elindeki malın Rum'a iade edilmesi endişesi içerisine girmesin;
çünkü böyle bir şey olmayacak. Bu kadar net ve kesin söylüyorum Başbakan
Yardımcısı Dışişleri Bakanı Serdar
Denktaş, mülkiyet konusunda yapılması öngörülen yasal
düzenlemeyle tapuların iptal edilmesinin kesinlikle söz konusu
olmadığını vurguladı. Serdar
Denktaş, bu değişikliğin bir gereklilik sonucu ortaya
çıktığını söyledi. Bakan
Denktaş, bugüne kadar herhangi birine verilmemiş olan bir malın
iade edilmesi kararı alınması halinde, bunun ancak çözümle
mümkün olabileceğinin altını çizdi. Denktaş,
mülkiyet konusunda, Annan Planı'nda olduğu gibi, ''iyi mi-kötü mü''
diye gereksiz bir tartışma içine girildiğini söyledi Başbakan
Yardımcısı Dışişleri Bakanı Serdar
Denktaş, önceki akşam BRT 1 televizyonunda yayımlanan Akis
programına katılarak Program Yapımcısı Gazeteci Mete
Tümerkan'ın son gelişmelerle ilgili soruları yanıtladı. KKTC'deki
eski Rum mallarıyla ilgili düzenlemenin yapıldığı ve
2 yıl önce yürürlüğe giren; takas ve tazminat içeren
Taşınmaz Malların Tazmini Yasası'nda değişiklik
öngören yasa tasarısının Bakanlar Kurulu'ndan geçerek meclise
gönderildiğini anımsatan Serdar Denktaş, insanların rahat
olmasını, tapuların iptalinin söz konusu
olmadığını vurguladı. Denktaş, mülkiyet
konusunda, Annan Planı'nda olduğu gibi, ''iyi mi-kötü mü'' diye
gereksiz bir tartışma içine girildiğini söyledi. Hükümetin
meclise gönderdiği Tazmin Komisyonu (Değişiklik) Yasa
Tasarısı'nın amacının komisyona işlerlik
kazandırmak olduğunun altını çizen Başbakan
Yardımcısı Dışişleri Bakanı Serdar
Denktaş şunları söyledi: "Gereksiz
bir tartışmanın içine giriliyor. Böyle bir şeye gerek
yok, endişe edecek bir durum yok. Kesin, net ve bilerek söylüyorum.
Tazmin Komisyonu kurulduğu andan itibaren sadece tazminat ödemekle
yetkilendirilmişti. Ancak bunun için bir bütçe, rakam öngörülmeden
çalışmaya başlamıştı. Türkiye'ye yönelik olarak
buradaki mülk konularında açılmış davalar var; Loizidu
örneği gibi... Bu davalar devam ederken tazmin komisyonunun meseleyi
halledebilecek bir noktaya geldiğini göstermemiz gerekirdi. Komisyonun
tazmin edebilmesi için bir bütçesi olması lazım. Takas yapabilmesi
için yetkisi olması lazım. Burada bugüne kadar hiç kimseye
verilmemiş olan Rum malı var ise iade kararını
verebilecek bir yetkiye haiz olması lazım. İşte
şimdi yapılması öngörülen değişiklikle bu imkanlar
veriliyor. Hiç kimse koçan iptali, 159'uncu maddenin değişmesi,
elindeki malın Rum'a iade edilmesi endişesi içerisine girmesin;
çünkü böyle bir şey olmayacak. Bu kadar net ve kesin söylüyorum. Kendi
içimizde birtakım siyasi oyunlar oynayacağız diye bizi
dış siyasette son derece olumlu etkileyecek bir adım
atmamız lütfen engellenmesin. Bakanlar Kurulu'ndan değişiklik
geçmiştir, meclistedir. Şimdi iade meselesine gelince bir kez daha
tekrar ediyorum, herhangi bir kimseye verilmemiş olan bir mal iade
edilecek bile olsa, komisyon böyle bir karar almış olsa bile bunun
iade edilmesi çözümle mümkün olacaktır. Bu malı gelip alması,
yerleşmesi mümkün değildir. KKTC koçanı ile teslim
alacaktır; ya satacaktır, kime? Bir yabancıya ya da Türke. Ya
da çözümü bekleyecektir." Bu
aşamada ufukta bir çözüm görmediğini de ifade eden Başbakan
Yardımcısı Serdar Denktaş, "Ancak bizim
dış siyasetteki birtakım sorunlarımızı
akılcı yollarla, çağdaş yöntemlerle,
yasalarımızla KKTC devleti olarak aşmak zorunluluğumuz da
vardır. İki kesimliliği ilerde tartışma konusu
haline getirmeyecek formüller üzerinde durmamız lazımdır.
Yapılmaya çalışılan budur" dedi. Yapılmak
istenen değişikliğin herhangi bir risk
taşımadığı mesajını ısrarla veren
Serdar Denktaş, "Serdar Denktaş olarak altına imzamı
atarak tekrar ediyorum; yapılmak istenen düzenleme benim insanıma
devletin verdiği koçanın iptal edilmesine yol açmayacaktır.
Zaten böyle bir girişimde hiçbir hükümet bulunamaz. Verilmiş olan
koçanların arkasında yine devlet durmaktadır. Boşuna iç
siyasi tasarruflarla bu işi sağa sola çekmek gerçekten
gereksizdir" şeklinde konuştu. Serdar
Denktaş, "Konu değişiklik, benim başbakan vekilliği
yaptığım günlerde bakanlar kurulundan geçmiştir. Meclise
benim imzamla gitmiştir. Onun için çok net bir şekilde söylüyorum;
halkımız rahat olsun, hiçbir kuşkuya gerek yoktur" dedi. Devlet
tarafından verilen koçanların arkasında devletin
durduğunu belirten Serdar Denktaş, iç siyasi tasarruflarla bu
işi sağa sola ve politik nedenlerle bunu başka yönlere
çekmenin gereksiz olduğunu kaydetti. Konunun
inşaat sektörünün hızlı büyümesini engelleyecek bir konuma ve
kuşku yaratabilecek bir ortama getirilmemesi gerektiğini de ifade
eden Denktaş "Yasa tasarısının bakanlar kurulundan
geçirilip meclise gitmesine gerek vardı, ihtiyaç vardı, bu ihtiyaç
giderilmiştir"dedi Serdar
Denktaş Kıbrıs konusunda gelinen aşamada artık net
bir karar verilmesi gerektiğini de vurguladı. Kıbrıs'ta
Rum tarafıyla bulunacak ortak bir çözüm hayalinin gerçekten hayal
olduğunu ifade eden Serdar Denktaş, ''Rum tarafının çözüm
için herhangi bir şekilde Kıbrıs Türküne ihtiyacı
kalmadı. Rum tarafının zaten Kıbrıs Türkü ile
herhangi bir şey paylaşmaya niyeti yoktu ve bunu artık çok
açık ifade ediyor'' dedi. Bakan
Denktaş, Türkiye ile birlikte, belirsizliği ortadan
kaldırıcı kararı vermek zorunda olduklarını da
belirtti. Başbakan
Yardımcısı Dışişleri Bakanı Denktaş
şöyle konuştu: "Gerçekçi
olalım. Rum tarafının bizimle bir çözüm bulmaya niyeti yok.
Yakın bir zamanda Rum tutumu nedeniyle çözüm yok. Biz çözüm irademizi
kaybetmeden Kıbrıs Türkünün geleceğinin ne olacağına
karar vermeliyiz. Belirsizlik içinde mi devam edeceğiz? Hayır.
Belirsizliği ortadan kaldırıcı kararı vermek
zorundayız Kıbrıs Türk halkı olarak Türkiye ile
birlikte... Nedir bu karar? Dünyayı da ikna edip dünyanın da
anlamasını sağlayıp, Kıbrıs'ta çözümün önünü
tıkayan kendi Siyasetlerinin de nedeniyle Rum Yönetimi'dir. Bu
anlayış devam ettiği sürece Kıbrıs'ta çözüm mümkün
değildir. Bunu dünyaya da anlatmayı başarmalıyız.
Eğer 2008'de Rum tarafında aynı anlayış iktidarda
ise Kıbrıs'ta kendimize yeni bir yol çizmek durumunda
kalacağız. O zaman ne kendi zamanımızı, ne de
uluslararası toplumun zamanını boşuna harcamanın
gereği olmadığı ortaya çıkacak. İşte böyle
bir durumda artık net olarak Kıbrıs'ta Rum idaresi ile bir
müşterek çatı altında bir araya gelme
olasılığı olmadığı görülecek ve biz kendi
geleceğimizin ne olacağına karar vereceğiz." Serdar
Denktaş, Cumhurbaşkanı Talat'ın ABD'den sonra
İngiltere tarafından da davet edilmesi beklentisi içinde
olduklarını da söyledi ve Kıbrıs gerçeklerinin
anlatılması için dış temaslarının her düzeyde
devam edeceğini söyledi. İş
Adamları Derneği'nin ortaya koyduğu önerileri yanlış
ve gerçeklerle bağdaşmayan yaklaşımlar şeklinde
değerlendiren Serdar Denktaş, işadamlarının bu
görüşleri ortaya koymadan kendileri ile tartışmalarının
yararlı olacağını ifade etti ve ortaya konulan
görüşlerin uygulanabilir, gerçekçi görüşler
olmadığını belirtti. Serdar
Denktaş, programda başkanlık sistemine geçilmesi konusunda
DP'nin görüşünü koruduğunu da anımsatarak, "Bu konu da
artık daha rahat bir şekilde tartışılabilmeli. Bizim
için en doğru ve etkin yönetim şekli başkanlık sistemi
olacak" dedi |
KIBRIS 26/11/05
İzzet
İzcan, AKEL Kurultayı'na katıldı
Birleşik
Kıbrıs Partisi (BKP) Genel Sekreteri İzzet izcan ve BKP Örgüt
Sekreteri Şefik Par, AKEL'in 20'nci Kurultayı'na
katıldı.BKP Genel Sekreteri İzzet İzcan, AKEL Kurultayı'nda
yaptığı konuşmada, "Bugün bu kongreyi
gerçekleştirirken ne yazık yurdumuzun bölünmüşlüğü devam
etmektedir. Onurlu hiçbir Kıbrıslı bölünmüşlüğü kabul
edemez. Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rum
yurtseverlerin yurdumuzu yeniden bütünleştirme savaşımı
sürmektedir. Hepimizin önünde duran öncelikli görev bu mücadeleye sahip
çıkmaktır. Çözümün adresi Lefkoşa'dır" dedi.
BKP Basın
Bürosu'ndan verilen bilgiye göre, çözümü Kıbrıslı Türkler ve
Kıbrıslı Rumların, iki toplumun ihtiyaçlarını
dikkate alıp üretmeleri gerektiğini ifade eden İzcan,
şunları kaydetti:
"Yurdumuzun
bağımsızlığı, egemenliği ve toprak
bütünlüğünün esas olduğunu birlikte dile getirelim. En iyi hakemin
biz olacağını hiç unutmayalım. Çözümün zemini BM
kararları, Doruk Antlaşmaları ve Annan planıdır.
Gereksiz tartışmalar yaratarak ortamı germeyelim. Annan
planında birtakım değişiklikler yapılması
gerektiğine artık hiç kimse itiraz etmiyor. Her iki toplumun
çıkarlarını dengeleyen ve yaşanabilir bir çözümün önünü
açacak bu değişiklikleri birlikte hayata geçirelim. Bu da ancak
masaya oturarak yaşama geçirilebilir. İyi bir hazırlık
yapılması gerektiğini kabul ediyorum. Bu
hazırlığın tamamlanması için BM Genel Sekreteri'ne
yardımcı olmalıyız. Her iki taraftaki birtakım siyasi
çevrelerin birbirlerine karşı kullandıkları saldırgan
siyasi üslup kabul edilemez."
Çözümün zamana
yayılmasını kalıcı bölünmeye zemin hazırlamaktan
başka bir işe yaramayacağına dikkat çeken İzcan,
şöyle dedi:
"Bütün bu
olumsuzluklara karşı mücadele etmek boynumuzun borcudur. Bizler bu borcu
iki toplumun kardeşliğini savundukları ve emperyalizmin böl-
yönet politikasına boyun eğmedikleri için katledilen Fazıl
Önder, Ayhan Hikmet, Muzaffer Gürkan, Derviş Ali Kavazoğlu, Kutlu
Adalı, Kostas Misaulis, Savas Manikos, Mihalis Mikrasiadis, Yannis Yuannus
ve birçok isimsiz yurtsever yoldaşımız için ödemeye
kararlıyız ve ödeyeceğiz.
Hiç kimse
Kıbrıs'ı ilelebet bölünmüş tutabileceğini zannetmesin,
bunu başaramayacaklardır.
Geçen gün
aramızdan ayrılan ve kendisini saygıyla
andığımız Özker Özgür'ün dediği gibi; işçi
sınıfının birliğine, yurdumuzun bütünlüğüne,
toplumlarımızın kardeşliğine, siyasi eşitlik
temelinde federal çözüme ve tüm Kıbrıslıların insan haklarına
inananlar, bu mücadeleden zaferle çıkacaktır."
KIBRIS 26/11/05
Arınç: KKTC
halkı oyunu bozdu
Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanı Bülent Arınç, Kuzey
Kıbrıs Türk halkının Annan planına evet diyerek pek
çok oyunu bozduğunu söyledi.
NTV
Güncelleme: 11:03 tsi 27 Kasım 2005 Pazar
Barselona
- Meclis Başkanı Bülent Arınç, 5. Avrupa-Akdeniz Parlemento
Başkanları Konferansı için bulunduğu Barselonada
yaptığı açıklamada, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti
halkının Annan planına evet dediğini kaydetti.
Bu
hareketle pek çok oyunun bozulduğunu belirten Arınç, Türkiyenin
Kıbrıs konusunda aktif bir tutum almasının Kıbrıs
konusunu konuşulur hale getirdiğini kaydetti. Kıbrıs Rum
Kesimi üzerinde baskı kurulması gerektiğini belirten Bülent
Arınç, Rumların Kıbrıs Cumhuriyeti adıyla Avrupa
Birliğine girmesinin bir yanlışlık olduğunu da
vurguladı.
Arınç, Avrupa Birliği, Kıbrıs konusu çözülsün diyor.
Kendi hatasını başkalarına havale ediyor dedi.
Medeniyetler ittifakı konusuna da değinen Bülent Arınç,
Türkiyenin bu ittifakı anlatmaya başladığını,
Avrupa Birliğinin de bunu desteklediğini söyledi.
|
NTV
Güncelleme: 11:18 TSI 27 Kasım 2005 Pazar
LEFKOŞA
- Serdar Denktaş, bu girişimlerin barışa katkı
sağlamadığını belirtti.
Denktaş,
2 Kasım tarihli mektubunda, Avrupa Parlamentosundaki Rum milletvekili
Marios Matsakisin, gözlem noktasından Türk bayrağını
almasının, ara bölgenin toprak bütünlüğünün ihlali olduğunu
söyledi.
Olayı KKTCye yönelik bir provokasyon olarak değerlendiren
Denktaş, Rumların 2005 yılını, EOKA özgürlük
mücadelesini hatırlama ve anma yılı ilan etmeleriyle, geçen ay
yaptıkları Nikiforos tatbikatının, düşmanca
hareketlerinin diğer iki örneği olduğunu belirtti.
Denktaş, BMnin bu konuda bir şeyler yapması ümidini yineledi.
ABD, adada
uygun atmosferin hazırlanması için harekete geçti
|
ABD
Dışişleri Bakanlığı Müsteşar
Yardımcısı Matthew Bryza, aralık ayı
başlarında adaya gelecek ABD, adada
uygun atmosferin hazırlanması için harekete geçti ABD
Dışişleri Bakanlığı Müsteşar
Yardımcısı Matthew Bryza'nın aralık ayı
başlarında adaya gelecek olmasının, ABD
Dışişleri Bakanlığı'nı gerek ziyaretin
hazırlanması, gerek uygun atmosfer hazırlanması konusunda
harekete geçirdiği bildirildi ABD
Dışişleri Bakanlığı Müsteşar
Yardımcısı Matthew Bryza'nın aralık ayı
başlarında adaya gelecek olmasının, ABD
Dışişleri Bakanlığı'nı gerek ziyaretin
hazırlanması, gerek uygun atmosfer hazırlanması konusunda
harekete geçirdiği bildirildi. Rum gazetesi
Fileleftheros, yukarıdaki başlık altında manşetten
verdiği haberinde, ABD Dışişleri Bakan
Yardımcısı Robert Zelic'in önceki gün Rum Yönetimi Washington
Büyükelçisi Evripidis Evriviadis'in makamına çağırarak kendisiyle
uzun bir görüşme yaptığını kaydetti. Gazete,
Zelic'in davetinin şok etkisi yarattığını çünkü
geçmişte kendisinin Kıbrıs konusuyla hiç ilgilenmediğini,
ABD Dışişleri Bakanlığı'nın güçlü
adamı Robert Zelic'in Kıbrıs konusunda devreye girmesinin
Washington'un ilgisini yansıttığını belirtti. Gazete, adaya
gelecek olan ABD Dışişleri Bakanlığı
Müsteşar Yardımcısı Bryza'nın amacının
tarafları dinlemek ve ABD'nin niyetleri hakkında tutum ortaya
koymak olduğunu, Bryza'nın ayrıca Amerikalıların
girişimlerini koordine ettiği BM Genel Sekreteri ve İngiltere
Dışişleri Bakanlığı'na bilgi vermesinin
beklendiğini de yazdı. Haberde,
İngiltere Avrupa Konularından sorumlu Dışişleri
Bakanlığı Müsteşarı Douglas Aleksander'in,
Muhafazakar Parti Milletvekili Teresa Wiliers'in KKTC'deki eski Rum
malları ve Kıbrıs sorununun mevcut safhasına ilişkin
mektubunu yanıtlarken, Kıbrıs konusundaki yeni bir
girişimin çerçevesine dikkat çektiği de belirtildi. Gazeyete göre
Aleksander, "Çözüm yönündeki gelecekteki tüm çabalarının
temelinin Annan planı olduğunu" vurguladı. Mülkiyet
konusunun karmaşık bir konu olduğunu söyleyen Aleksander,
"Kıbrıs Rumlarının endişeleri gelecekteki
müzakerelerde dikkate alınmalıdır. Çözüm planındaki
değişikliklerin ise her iki tarafça da kabul edilmesi gerektiğini
yeniden vurguluyoruz" dedi. Bu arada Rum
Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos, Commonwealth toplantısı
için Malta'ya gitmek üzere önceki gün Larnaka Havaalanı'ndan
ayrılışta yaptığı açıklamada, AKEL'in
CTP'ye verdiği Kıbrıs konusundaki yazılı
görüşlerini yorumladı ve bu yazılı görüşlerin
verilmiş olmasının iki toplumlu müzakereler
başladığında bunun paralel müzakereler
yapılacağı anlamı taşımadığını
söyledi. Fileleftheros'a
göre Papadopulos, "AKEL Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas 20. parti
kurultayında parti görüşlerini yazılı olarak CTP'ye
bildirdiğini açıkladı. Paralel müzakereleri doğru buluyor
musunuz" sorusuna, "Paralel müzakerelerden hiç kimse söz etmedi.
Partililer arası temaslar söz konusudur ve bunu
yorumlamıyorum" yanıtını verdi. Papadopulos,
iktidar ortakları AKEL ve EDEK arasında Annan planıyla ilgili
görüş farklılıkları bulunmasını da
yorumladı ve "konuyla ilgili çok şey söylendiğini kendi
yanıtını ise kurultayın dünkü (önceki günkü)
açılışında verdiğini" hatırlattı. Papadopulos
kurultayın açılışında yaptığı
konuşmada, Annan planının müzakerelere temel teşkil
ettiğini, ancak istedikleri değişiklikler
yapıldığı zaman temelin değişeceğini ve
çözüm temelinin iki bölgeli iki toplumlu federasyon olduğunu
söylemişti. |
KIBRIS 27/11/05
AP'den Türkiye'ye
"limanları aç" baskısı
AP'nin
genişleme sürecine ilişkin raporu açıklandı. Taslak raporda
yine limanlar konusu var
AP'den
Türkiye'ye "limanları aç" baskısı
Avrupa
Parlamentosu'nun (AP) genişleme sürecine ilişkin raporu
açıklandı. Taslak raporda, Türkiye'den en kısa sürede liman ve
havalimanlarını Kıbrıs Rum Kesimi gemi ve uçaklarına
açması talep ediliyor.
Raporda, Türk
hükümetinden Gümrük Birliği Ek Protokolü'nü imzalarken
yayımladığı tek taraflı beyanın, protokolün
meclisteki onay sürecinin bir parçası olmadığını
açık bir dille belirtmesi istendi.
Raporda,
AKP'nin bunu yapmaması durumunda ek protokolün Avrupa Parlamentosu'ndaki
onay sürecinin zora gireceği uyarısı yapıldı
Hazmetme
kapasitesi ve
siyasi
kriterlere vurgu
Türkiye'ye
karşı eleştirisel ifadelerin yer aldığı raporda,
AB'nin hazmetme kapasitesinin aday ülkeler için koşul olduğu
hatırlatılıyor ve AB Komisyonu'ndan müzakere sürecinde bu
parametreyi de göz önünde bulundurması isteniyor. PKK'nın terör
eylemelerine dikkat çekilen raporda, Güneydoğu'daki artan şiddetin
endişe verici olduğu vurgulanıyor.
AB'nin
genişleme sürecine ilişkin hazırlanan raporda, siyasi
kriterlerin en geç iki yıl içinde tamamlanması ve Türkiye'nin siyasi
kriterlere uyum konusunda birliğe kapsamlı bir takvim sunması
çağrısında bulunuluyor.
Raporda, ifade
ve inanç özgürlükleri, yargının
bağımsızlığı, işkence ve kötü muamelenin
sona erdirilmesi, kadın hakları ve aile içi şiddet
konularına öncelik verilmesi de isteniyor.
Türkiye'ye
karşı eleştirel ifadelerin kullanıldığı raporda,
Türkiye Başbakanı Recep Tayip Erdoğan'ın Kürt sorununa
ilişkin açıklamalarının memnuniyet verici olduğunun
altı çiziliyor.
Türkiye,
Hırvatistan, Makedonya, Bosna-Hersek, Kosova, Sırbistan Karadağ
ve Arnavutluk ile ilgili genel değerlendirmelerin yer
aldığı rapor, salı günü Dışişleri
Komisyonu'nda ele alınacak.
Rapor
komisyonda kabul edildikten sonra aralık ayında Strasbourg'da
yapılacak genel kurul toplantılarında oylanacak.
KIBRIS 27/11/05
Rum yönetimi
lideri Papadopulos:Ledra yolunun açılmasına hazırız
|
Rum yönetimi
lideri Papadopulos, Lokmacı Barikatı'nın açılması
çalışmalarıyla ilgili açıklama yaptı: Rum yönetimi
lideri Papadopulos:Ledra yolunun açılmasına hazırız ZORLUKLARI
KKTC MAKAMLARI ÇIKARIYOR... Zorlukların KKTC makamları
tarafından çıkarıldığını iddia eden
Papadopulos, Rum yönetiminin BM'nin onay vermesi halinde 48 saat içerisinde
barikatı açmaya hazır olacağını, ancak BM'nin
öngörülerine göre Kıbrıs Türk tarafındaki çalışmaların
tamamlanması için bir buçuk aya gereksinim olduğunu da öne sürdü Rum Yönetimi
Başkanı Tasos Papadopulos, Ledra (Uzun Yol) Caddesi'nin
(Lokmacı Barikatı) açılmasına yönelik
çalışmaları değerlendirirken yaptığı
açıklamada, KKTC makamlarının yolun açılmasıyla
ilgili başlattıkları çalışmaların imaj oyunu
olup olmadığını, gelişmelerin göstereceğini
söyledi. Fileleftheros
ve diğer gazetelere göre Papadopulos, yolun açılması için
hazır olduklarını savundu ve bunu en azından bir
aydır BM'ye bildirdiklerini kaydetti. Zorlukların
KKTC makamları tarafından
çıkarıldığını iddia eden Papadopulos, Rum
Yönetimi'nin BM'nin onay vermesi halinde 48 saat içerisinde barikatı
açmaya hazır olacağını, ancak BM'nin öngörülerine göre
Kıbrıs Türk tarafındaki çalışmaların
tamamlanması için bir buçuk aya gereksinim olduğunu da öne sürdü. "Ledra
(Uzun Yol) Caddesi"nin ve ek geçiş noktalarının
açılmasına yönelik teklifin geçen yıldan beridir Rum
tarafınca yapılmış olduğunu savunan Papadopulos
itirazların, her zaman hazır olduğunu belirten ancak
aslında hazır olmadığını iddia ettiği Türk
tarafından geldiğini ileri sürdü. Habere göre
Lefkoşa Rum Belediyesi Başkanı Mihalakis Zambelas, "Rum
tarafının yolun açılması için hazır olduğunu
bir kez daha vurguladı." Zambelas,
belediyenin yolun açılmasına yönelik yeşil ışık
alır almaz her şeye hazır olduğunu, planların
hazır olduğunu, ayrıca paranın da bulunduğunu
belirterek, tek kalan şeyin yeşil ışık olduğunu
belirtti. Gümrük
makamları ve polisin yerleşeceği alanların da
hazırlandığını söyleyen Zambelas, Türk
tarafınca başlatılan çalışmalardan duyduğu
memnuniyeti de dile getirdi. Gazete
ayrıca, Rum Yönetimi'nin "Ledra Caddesi" bölgesindeki
statükonun Türk askerleri tarafından ihlal edildiği gerekçesiyle BM
nezdinde protesto ettiğini de yazdı. Habere göre Rum
Dışişleri Bakanlığı Genel Müdürü Sotos Zakheos,
"BM'nin Kıbrıs temsilcisi" Zbigniew Wlosowicz'i
makamına çağırarak, Rum Yönetimi'nin protestosunu iletti.
Güney Kıbrıs BM Daimi Temsilciliği de ayrı girişimde
bulunacak. Gazete,
"Ledra Mağaza Sahiplerini İkiye Böldü"
başlığı altında ise, "Ledra (Uzun Yol) Caddesi"
sonunda bulunan RMMO'ya ait nöbetçi kulübesinin dün (önceki gün) ziyaretçi
akınına uğradığını belirtti.
Ziyaretçilerin ara bölgede yapılan çalışmaları
izlediğini yazan gazete, yolun açılmasından doğacak olan
sonuçlara ilişkin olarak dükkan sahiplerinin farklı görüşler
belirttiğini yazdı. Gazete,
dükkân sahiplerinden bazılarının olaya olumlu gözle
baktığını, bazılarının ise çekince
belirttiklerini, ancak bölgedeki geçişlerde artış
gözlemleneceği ortak görüşünün ifade edildiğini belirtti. Habere göre,
bölgede mağazası bulunan Eleni Dimitriu, ticari açıdan yolun
fayda getirmeyeceğini zira Türk tarafındaki fiyatların daha
ucuz olduğunu söyledi. Rula Pavlidis
isimli Rum, özellikle turistlerin şu anda bile Türk tarafına
nasıl geçebileceklerini sorduklarını, yolun
açılmasından sonra burada değil KKTC'de alış
veriş yapacaklarını savundu. Vaso
Hristodulu ise, olaya olumlu bakarak yolun açılmasının bölgeyi
vuracağı düşüncesine katılmadığını
ifade etti. Theodoru
bölgeyi ziyaret etti Fileleftheros,
Adalet ve Kamu Düzeni Bakanı Doros Theodoru'nun
çalışmaların yapıldığı bölgeyi ziyaret
ettiğini belirtti. Theodoru,
polisten çalışmalar hakkında bilgi aldıktan sonra
yaptığı açıklamada, Türk tarafının niyetlerine
ilişkin olarak bazı çekincelerinin bulunduğunu söyledi. Theodoru,
Türk tarafının duvarı yıkmak yerine duvar üzerinden
geçecek olan bir köprü inşa etmeyi hedeflediğini, bunun da
duvarın yerinde kalacağını gösterdiğini savundu. Theodoru,
BM'nin de duvarın yıkılmasını savunduğunu, zira
yaşlıların köprüye çıkma gibi sorunlarla
karşılaşacağını ifade etti. Derinya,
"Limnidi" (Yeşilırmak) ve diğer sınır
kapılarının açılmasına da değinen Thedoru,
şu ana kadar "diğer tarafın bunları kabul
etmediğini" öne sürdü. "Zodya"
(Bostancı) kapısıyla birlikte kısa zamanda
sınır kapısı açmaya hazır olduklarını
gösterdiklerini savunan Theodoru, Türklerin yolu açmakta kararlı
olmaları durumunda kendilerinin Türk tarafından önce hazır
olacaklarını iddia etti. Politis ise,
BM'nin Rum tarafının da çalışmaları
başlatması için bugünlerde yeşil ışık
yakacağını belirtti. Gazete, Türk
tarafının köprü inşa etme düşüncesinin yolun
geçişlere 12 saat, bir diğer deyişle 07.00-19.00 saatleri
arasında açık olması gibi özel koşulları gündeme
getirdiğini de yazdı. Simerini ise,
bölgedeki mağaza sahiplerinin konuya ilişkin olumlu ve olumsuz
görüşlerine yer verdi. |
KIBRIS 27/11/05
|
Edoğanın
Kıbrıs diplomasisi Başbakan
Recep Tayyip Erdoğan, Kıbrıs sorununun Birleşmiş
Milletler zemiminde çözümü konusunda İspanya Başbakanı Jose
Luis Rodriguez Zapaterodan destek istedi. |
|
|
|
|
|
|
NTV-MSNBC VE
AJANSLAR
Güncelleme: 00:59 28 Kasım 2005 Pazartesi
MALLORCA
- Medeniyetler İttifakı Toplantısı ve Euromed zirvesine
katılmak için İspanyada bulunan Başbakan Erdoğan, ilk
görüşmesini İspanya Başbakanı Zapateroyla
gerçekleştirdi. Erdoğan, görüşmede Kıbrıs sonurunun
çözümüne ilişkin süreç hakkında İspanya Başbakanına
bilgi Verdi
Çözüm
için Türk tarafının elinden gelen gayreti gösterdiğini dile
getiren Başbakan Erdoğan, Rum Kesiminin ise çözüme
yanaşmadığını belirtti. Başbakan Erdoğan,
Kıbrıs sorununa Birleşmiş Milletler zemininde çözüm
bulunması konusunda Zapaterodan destek istedi. İspanya
Başbakanı ise kendi Dışişleri Bakanının
çözüm için Rumlarla görüşebileceğini belirtti. Türkiyenin Avrupa
Birliği üyeliğine desteğini yineleyen İspanya başbakanının,
ilkbaharda Türkiyeyi ziyaret etmesi bekleniyor.
Başbakan
Erdoğan, Almanyanın yeni Başbakanı Angela Merkelle ilk
görşümesini Barselonada yaptı. Merkel Türkiyenin Avrupa
Birliği üyeliği konusunda Almayanın şimdiye kadarki
politikalarının AB kararları çerçevesinde süreceğini
söyledi.
Başbakan Erdoğan Euromed zirvesine katılmak üzere geldiği
Bersolenada Almanyanın yeni başbakanı Angela Merkel ile
yaklaşık yarım saat süren bir görüşme gerçekleştirdi.
Türkiyenin
AB üyeliğinin ele alandığı görüşmede Merkel,
Almanyanın şimdiye kadarki politikasının AB kararları
çerçevesinde devam edeceğini söyledi. Erdoğanın Türkiyeye
davetine olumlu yanıt veren Merkelin Türk kökenli Alman
vatandaşları ve işadamlarından oluşan kalabalık
bir heyetle Türkiyeyi ziyaret edeceği belirtildi. Görüşmenin
ardından açıklama yapan Erdoğan ise Merkelin ziyaretinin
ardında Almanyaya gideceğini söyleyerek, Türkiye ve Almanya bugüne
kadar olduğu gibi el ele yarınlara yürüyecektir dedi. Merkel ise
Türkiyenin AB üyeliği konusundaki siyasetimiz ABnin
kararlarını temel almaktır diye konuştu.
KRAL CARLOSUN AKŞAM YEMEĞİ
Erdoğan, İspanya Kralı Juan Carlosun, 10. AB-Akdeniz zirvesine
katılan devlet ve hükümet başkanlarına verdiği akşam
yemeğine katıldı. Erdoğan, Almanya Başbakanı
Angela Merkel ile görüşmesinin ardından, Katalunya Ulusal Sanat
Müzesinde düzenlenen kültürel etkinliğe katıldı.
Başbakan Erdoğan daha sonra, İspanya Kralı Juan Carlosun
Albeniz Sarayında, 10. AB-Akdeniz zirvesine katılan devlet ve
hükümet başkanlarına verilen akşam yemeğine
katıldı
|
Rumların
Annan Planı değişikliği |
||||
|
NTV-MSNBC VE
AJANSLAR
Güncelleme: 23:57 27 Kasım 2005 Pazar
LEFKOŞA
- Kıbrıs Rum yönetimi, Annan Planında
yapılmasını istediği değişiklikleri, ana
hatlarıyla Türk askerinin tamamen adadan çekilmesi, Türkiyeden adaya
yerleşen nüfusun 30.000le sınırlanması ve Karpazın
kendilerine verilmesi olarak sıraladı. Kıbrıs Rum kesiminde
yayımlanan Politis gazetesinin haberine göre Rum tarafı, güvenlik
alanında Birleşmiş Milletlere askeri müdahale etme hakkı
verecek geniş garantiler istiyor. Rumlar mülkiyet sorunuyla göçmenlerin
geriye dönüşünün topluca yeniden ele alınmasını da talep
ediyor.
Geçen
yaz Birleşmiş Milletlere sözlü olarak iletilen ve örgüt
tarafından çok ağır bulunan talepler arasında dikkatli bir
ön hazırlık yapılması, sıkı takvimlerin ve
hakemliğin olmaması, sadece üzerinde uzlaşılmış
bir çözümün referandumlara sunulması da yer alıyor. Rumlar, siyasi
eşitliği kabul etmekle birlikte, siyasi eşitliğin
Kıbrıslı Türklerin her karara katılmaları
anlamına gelmediğine inanıyor. Garanti
anlaşmalarının Türkiyenin Avrupa Birliğine üye olana
kadar geçerli olmasını öneren Rumlar, İngilterenin, çözümden
sonra, üsler bölgesinden toprak verme şartlarını da kabul
etmiyor.
Rumlardan çözüm şartları
Rumlar Annan Planı'ndaki değişiklik taleplerini
dile getirdi
28 Kasım, 2005 08:54:00 (TSİ) CNN TURK
Rum Politis Gazetesi, Rum yönetiminin Ada'daki Türk askerinin
tamamen çekilmesini ve Karpaz'ın kendilerine verilmesini istediğini
yazdı.
Kıbrıs
Rum yönetiminin, Annan Planında istediği değişikliklerin
ayrıntıları netleşiyor.
Güney Kıbrıs'ta yayımlanan Politis Gazetesi, Birleşmiş
Milletler belgesine dayandırdığı haberinde, Rum yönetiminin
Annan Planı'nda istediği değişiklikleri
ayrıntılı biçimde ele aldı.
Gazete 'İşte Kıbrıs sorununda talep ettiklerimiz'
başlığıyla verdiği haberde, Rum yönetiminin çözüm
takvimi, hakemlik, güvenlik, garantiler ve ekonomi konularındaki
taleplerini sıraladı.
Habere göre, Rum yönetiminin talepleri şöyle:
·
Sıkı takvim ve hakemlik olmasın, sadece üzerinde
uzlaşılmış bir çözüm referandumlara sunulsun
·
Siyasi eşitlik Kıbrıslı Türklerin her karara
katılmaları anlamına gelmesin
·
Kamu hizmetlerindeki memurların oranı yüzde 70 Rum, yüzde 30
Türk olsun
·
Federe devlet ile kurucu devletler arasında yetki
dağılımı yeniden ele alınsın
·
Garanti anlaşmaları Türkiye Avrupa Birliği'ne girene
kadar geçerli olsun
·
Güvenlik konularında BM'ye askeri müdahale etme hakkı
sağlayacak geniş garantiler verilsin
·
Türk askeri Ada'dan tamamen çekilsin
·
Karpaz Rumlara bırakılsın
·
Türkiye'den Ada'ya yerleşen nüfus 30 binle
sınırlansın
·
Federal yasalarda Türkiye'nin çıkarlarına hizmet eden tüm
maddeler çıkarılsın
·
Türkiye tazminatlar fonuna katkıda bulunsun
·
Mal-mülk konusu ile göçmenlerin geriye dönüşü topluca yeniden ele
alınsın
·
Kıbrıs'taki BM gücünün finanse edilmesi konusu gözden
geçirilsin
Rum yönetiminin değişiklik taleplerini yorumlayan Politis gazetesi,
geçtiğimiz yaz sözlü olarak iletilen bu listenin Birleşmiş
Milletler tarafından 'çok ağır' olarak nitelendiğini
yazdı.
Eski Rum bakandan acı itiraf
27 Kasım, 2005 16:35:00 (TSİ) CNN TURK
Güney
Kıbrıs eski Savunma Bakanı Sokratis Hasikos, Adadaki Türk
askerlerinin sayısı hakkında yalan söylediğini itiraf etti.
Alman bir
düşünce kuruluşunun, 9 kasımda Avrupa Parlamentosuna
sunduğu Kıbrıs'ta Güvenlik başlıklı raporda,
Glafkos Klerides yönetimi sırasında savunma bakanlığı
yapan Hasikos, Türkiye'yi uluslararası alanda suçlayabilmek
için, "Kıbrıstaki Türk askerlerinin
sayısını şişirdim" dedi.
Avrupa Parlamentosuna sunulan raporun bazı bölümleri Rum Simerini
gazetesinde yayımlandı.
Türkiye korkusunun çoğu Rumun kafasında hep var olduğunu
söyleyen Hasikos, bu korku da Türkiye gerçeği ile ilgisiz.
Kıbrıs'ın Avrupa Birliği üyeliği ve Recep Tayyip
Erdoğan'ın başbakan olmasından sonra Türkiye'nin bize
saldırması tehdidi ortadan kalkmıştır" dedi.
Annan Planı kabul edilseydi Adada 650 Türk askerinin kalmasının
öngörüldüğünü hatırlatan Güney Kıbrıs eski Savunma
Bakanı Sokratis Hasikos, bu sembolik sayıyı tehdit saymak
olsa olsa fıkradır" şeklinde konuştu.
Referandumda Rum tarafı 'hayır' dedi
BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Ada'daki taraflara sunduğu plan, 24
nisan 2004'te halkoyuna sunuldu. Kıbrıslı Türklerin yüzde 65'i
plana 'evet' derken, Rumların yüzde 76'sı 'hayır' dedi.
Referandumun ardından Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos, "Annan
Planı'nın halkımız tarafından reddedilmesi
Kıbrıslı Türkleri hayal kırıklığına
uğratmamalı. Rum kesimi olarak çözüm çabalarımızı
sürdüreceğiz" demişti.
Rumlar
Karpaz'ı istiyor
LEFKOŞA
AA
Kıbrıs Rum yönetimi, 24 Nisan 2004'te yapılan referandumda
reddettiği Annan planında yapılmasını istediği
değişiklikle Türk askerinin tamamen adadan çekilmesini, Türkiye'den
adaya yerleşen nüfusun 30 binle sınırlanmasını ve
Karpaz'ın kendilerine verilmesini talep ediyor.
Kıbrıs Rum kesiminde yayımlanan Politis gazetesi,
"İşte Kıbrıs sorununda talep ettiklerimiz"
başlığıyla verdiği haberde, Rum yönetimi lideri Tasos
Papadopulos'un, Annan planında ne değişiklik talep
ettiğini, "BM belgesi"ne dayanarak detaylı şekilde
aktardı.
Gazeteye göre, Rum tarafı, çözümün uygulanmasına ve güvenlik
konularına dair, BM'ye askeri müdahale etme hakkı verecek geniş
garantiler, askerlerin tamamen adadan ayrılması, Türkiye'den gelen
nüfusun 30 bininin adada kalması, geriye kalanların en kısa
zamanda Türkiye'ye gönderilmesi, Karpaz'ın Kıbrıslı Rumlara
verilmesi, mal-mülk konusu ile göçmenlerin geriye dönüşünün "topluca
yeniden ele alınması" gibi taleplerde bulunuyor.
'Çok ağır'
Gazete, Rum Başkanlığı Diplomatik Büro Şefi Tasos
Conis ile Rum BM Daimi Temsilcisi Andreas Mavroyannis'in geçen yaz, o zamanki
BM Genel Sekreter Yardımcısı Kieran Prendergast'a sunulan
değişiklik taleplerinin, BM tarafından, bilgilendirmek
amacıyla Kıbrıs sorununa taraf olanlara da iletildiğini
yazdı. Gazete, Rum tarafının önerilerine ilişkin BM'nin
"çok ağır" nitelemesi yaptığını
belirtti.
Hakemliğe 'hayır'
Gazeteye göre, Rum tarafının önerilerinde, "yeni bir
başarısızlıktan kaçınılması, dikkatli bir ön
hazırlık yapılması, sıkı takvimlerin ve
hakemliğin olmaması, sadece üzerinde uzlaşılmış
bir çözümün referandumlara sunulması" yer alıyor. Rumlar, siyasi
eşitliği kabul etmekle birlikte, siyasi eşitliğin
Kıbrıslı Türklerin her karara katılmaları
anlamına gelmediğine inanıyor.
Rum tarafı, kamu hizmetlerindeki memurların oranının yüzde
70 Rum, yüzde 30 Türk olmasını istiyor.
Rumlar, federe devlet ile kurucu devletler arasında yetki
dağılımının yeniden ele alınmasını ve
federe devlet ile kurucu devletler arasında bir hiyerarşi
bulunmasını talep ediyor.
MILLIYET 28/11/05
Papadopulos
çözümü istemiyordu
Yunanistan'ı
10 yıl yöneten eski başbakanlardan Kostas Simitis,
yayınladığı anı kitabında çarpıcı
tespitlerde bulundu:
Papadopulos
çözümü istemiyordu
SİMİTİS'TEN
PAPADOPULOS'A AĞIR SUÇLAMA...Yunanistan'ın eski
başbakanlarından Kostas Simitis, anılarını
yazdığı kitabında, referanduma sunulan Annan
Planı'nın Rumlar ve Yunanistan açısından birçok olumlu
unsurlar içermesine rağmen, Papadopulos tarafından
reddedildiğini ve böylece Kıbrıs Rumları ile
Yunanistan'ın suçlu pozisyonuna sokulduğunu kaydetti
1 Simitis:
Cumhurbaşkanı Sayın Papadopulos tüm süreci, Yunan Hükümeti ile
özlü görüşmeler gerçekleştirmeden devam ettirdi. Devamında,
Kıbrıs Rum tarafının sunduğu önerilerden birçoğu
Sayın Annan tarafından kabul gördü. Plan'ın her yeni versiyonu
bir öncekinden daha iyiydi ve Luzern'de biçimlenen Beşinci Annan
Planı, Kıbrıs Rum liderliğinin taleplerine cevap veren ek
ifadeler de içermekteydi. Ancak, Kıbrıs liderliği müzakerenin
sonucunu olumsuz varsaydı
1 Simitis : 24
Nisan 2004'te yapılan referandumda Kıbrıs Rum toplumu Annan
Planı'nı %75,83'lük bir oranla reddederken, Kıbrıs Türk
tarafı %65'lik bir oranla kabul etmişti. Bu oranlar,
uluslararası toplumun gözünde şimdiye kadar Kıbrıs
sorununun başrol oyuncuları hakkındaki görüntüyü tersine çevirmekteydi.
BM Genel Sekreteri'nin Güvenlik Konseyi'ne Kıbrıs Hükümeti
hakkında 2 Haziran'da sunduğu rapor olumsuzdu. Bunun
dışında, uluslararası toplum Yunan tarafını da
sorumlu olarak gördü, çünkü Yunan tarafı, Türk tarafının üçüncü
kişilere yaptığı gibi, Kıbrıs'ı razı
etmek için çaba göstermedi
Yunanistan'ın
eski başbakanlarından Kostas Simitis, anılarını
yazdığı kitabında referanduma sunulan Annan
planının Rumlar ve Yunanistan açısından birçok olumlu
unsurlar içermesine rağmen Papadopulos tarafından reddedildiğini
ve böylece Kıbrıs Rumları ile Yunanistan'ın suçlu
pozisyonuna sokulduğunu kaydetti.
Kitabında
Türk-Yunan ilişkilerine ve Kıbrıs sorununa geniş yer
ayıran Simitis, Annan lanı döneminde Rum Yönetimi Başkanı
Papadopulos'un Yunanistan'dan gizli işler çevirdiğini kaydetti.
Kitabında
"Cumhurbaşkanı Sayın Papadopulos tüm süreci, Yunan Hükümeti
ile özlü görüşmeler gerçekleştirmeden devam ettirdi. Devamında,
Kıbrıs Rum tarafının sunduğu önerilerden birçoğu
Sayın Annan tarafından kabul gördü. planın her yeni versiyonu
bir öncekinden daha iyiydi" şeklinde ifadeler kullanan Simitis Rum
liderliğinin hayır kampanyası düzenleyerek Yunanistan'ı ve
Rum tarafını suçlu sandalyesine oturttuğunu vurguladı.
Simitis'in
kitabında Kıbrıs sorunuyla ilgili bölüm şöyledir :
"Yunan-Türk
ilişkilerinde izlediğimiz strateji ile Kıbrıs'ın
Avrupa Birliği (AB) üyeliği ve Kıbrıs sorununun çözümünde
izlediğimiz strateji, birbirine bağlıydı. Her iki konuyu da
genel Avrupa çalışmalarıyla bir araya getirebilseydik, yani
Avrupa gücünü değerlendirebilseydik, gelişmeler olumlu olacaktı.
Bu nedenle, Kıbrıs'ın katılımının
Birliğin genel genişlemesinin bir bölümünü teşkil etmesi ve
Kıbrıs sorununun genişleme sürecinin sonucu olması
gerekmekteydi. Böylece, genişleme ve genişlemenin normal süreci
öncelik taşıyan iki hedefimizin başarı kaydetmesinde kilit
noktaydı.
Kıbrıs
sorunuyla uğraşmam kötü belirtilerle başladı,
tıpkı Yunan-Türk ilişkilerinde olduğu gibi. 11 ve 14
Ağustos 1996 tarihlerinde, Türkler, Türk işgalini protesto eden iki
Kıbrıslı'yı öldürdüler. Bu eylem gerekçesiz, kabul edilemez
ve tahrik ediciydi ve bazı merkezlerin, iki ülke arasındaki
ilişkilerin daha fazla kötüleşmesini arzu ettiklerini ortaya
koyuyordu. Böylece, Kıbrıs halkına, Yunanistan'ın
desteğini ifade etmek üzere hemen Kıbrıs'a gitmeye karar verdim.
Hükümet Sözcüsü Sayın Repas, kısa bir süre sonra
gerçekleştireceğim seyahat hakkında gazetecilere bilgi
verdiği sırada, pek çok kişi bu hareketimle ilgili
şüphelerini ifade etmişti. İlişkilerin daha da çok gerileceği
ve Türk tarafından yeni tepkilerin ortaya çıkacağı korkusu
vardı.
Sonuç olarak,
16 Ağustos tarihinde sözkonusu seyahat gerçekleştirildi. Paralimni'ye
gittim ve öldürülen Solomos Solomu'nun ailesini ziyaret ettim. Kıbrıs
sorununun bir bataklığa saplanmış olduğu ve Kıbrıs'ın
çok kritik bir durumda bulunduğu izlenimini edindim. Bu yüzden, yeni
yollar izlemem gerekiyordu.
Ancak,
Kıbrıs'ın üyeliğinin genel olarak AB genişleme
süreciyle bağlantısı, bugün apaçık görüldüğü
şekilde, hiç de kolay anlaşılır bir durum değildi.
Yıllardan beri askıda kalmış olan Kıbrıs'ın
katılım başvurusunun, 1994 yılının Haziran
ayında Korfu Adası'nda düzenlenen AB Konseyi toplantısında
yeniden gözden geçirilmesi kabul edildi. Alınan bu karar, Yunan
Hükümeti'nin girişimlerinin ve müteveffa Yannos Kranidiotis'in
önerilerinin sonucuydu. Yannos Kranidiotis, 1999'un Eylül ayındaki
beklenmedik ölümüne kadar, bu konuyu izlemiş ve stratejimizi
şekillendirmişti.
Başbakanlık
görevini üstlendiğim zaman, genişleme henüz tasarı
aşamasındaydı. AB, aday ülkelerin yerine getirmesi gereken
koşulları ve aşılması gereken sorunları
inceleyecekti. Hedef, her aday ülkeye söylendiği gibi, bir ilerleme
takviminin, bir süreç haritasının hazırlanmasıydı. Her
ülke ile ayrı görüşmeler yapılacak ve her ülke özel bir
bakış açısıyla değerlendirilecekti. AB'nin o dönemdeki
görüşüne göre, genişleme, Aralık 2002'de Kopenhag'daki ve Nisan
2003'de Atina'daki toplantılarda olduğu gibi, (başarıyla)
gerçekleştirilemeyecekti, yani AB Konseyi'nin tüm ülkeler için
alacağı ortak bir karar ve ortak bir katılım belgesinin
imzalanması yoluyla olmayacaktı. Her aday, kendi özel
avantajları ve dezavantajları doğrultusunda
değerlendirilecek ve toplu olarak değil, belki sadece kendisini,
belki de bazı ülke gruplarını ilgilendiren özel bir süreçle katılıma
doğru ilerleyecekti.
Bu
koşullar altında, Kıbrıs'ın katılımı
imkansız gibi görünüyordu. Kıbrıs, diğer aday ülkelere
göre, önemli mali ve sosyal sorunları olmayan, gelişmiş bir
ülkeydi. Ancak, bütün bunlara rağmen, AB, Kıbrıs'ın siyasi
sorununa, Ada'nın Türkiye tarafından işgal edilmiş bölümüne
ve bu işgalin yol açtığı gerginlik ve çekişmelere
karışmayı hiçbir şekilde istemiyordu. Bu konuda öncü rol
üstlenen bazı kişilere göre, Kıbrıs'ın
katılım koşulu, siyasi sorunun çözümü anlamına gelmekteydi.
Bu demek oluyor ki, eğer her aday ülke için özel bir katılım
süreci sözkonusu olursa, Kıbrıs'ın üyeliği
çözümlenmemiş, "Kıbrıs Sorunu"na takılıp
kalacaktı.
İşte
böylece, Kıbrıs liderliği ve biz, ortak bir genişleme
sürecinin yandaşları olduk. Tabii ki her ülke, kendi avantajları
temelinde değerlendirilecekti, fakat genişleme sürecinin ülkelerin
toplamıyla ilgili olması ve ayrı görüşme ve süreçlere gerek
duyulmaması gerekiyordu. Her ülkenin ilerleme değerlendirmesi, toplam
ülkelerin genel ilerleme değerlendirmesine dahil edilecekti. Bu
düşünce, zaman içinde, başka savunucular da buldu. Baltık
ülkelerinin katılımını arzu eden İsveç ve Finlandiya,
aralarında ayrımcılık yapılmasını
istemiyordu. Aynı uygulamayı Avusturya da komşu ülkeleri
Macaristan ve Çek Cumhuriyeti için istiyordu.
Sonuç olarak bu
anlayış galip geldi. Avrupa Konseyi'nin Aralık 1997 tarihindeki
Lüksemburg Zirvesi'nde, Orta ve Doğu Avrupa ülkeleri ve Kıbrıs
için genişleme sürecinin başlatılmasına karar verildi.
Süreç tüm ülkeler için aynı olacaktı. AB'nin genişleme konusunu
on ayrı konu olarak ele alması yerine, alt başlıklarla tek
bir konu olarak ele alması çok daha kolaydı. Ancak, bu yeni
yaklaşıma rağmen, Kıbrıs'ın katılacak
diğer ülkeler grubundan ayrı tutulması sorununun üstesinden
hemen gelinemedi. Lüksemburg kararı metninde, Kıbrıs
hakkında özel bir atıf yer almaktaydı. Ancak, bu atıf
sadece katılım hazırlığı dönemiyle ilgili
değil, aynı zamanda Birleşmiş Milletler'in (BM) gözetimi
altında yapılacak müzakereler aracılığıyla
Kıbrıs sorununun çözümlenmesi gereğiyle de ilgiliydi. Bunun
dışında, AB Konseyi Kıbrıs Hükümeti'ni, temsil
heyetine Kıbrıs Türk toplumunun temsilcilerini de dahil etmeye davet
ediyordu. Bu durumda, siyasi sorun bir engel oluşturmaya devam ediyordu.
Bu engel, Konsey'de yapılan bir görüşmede, Kıbrıs sorununun
çözümlenmesi sürecinin ilerlememiş olması gerekçesiyle
Fransa'nın Kıbrıs'ın istisna tutulmasını talep
etmesiyle de görülmüştü. Bütün bunlara rağmen,
Kıbrıs'ın tüm bu sürecin bir parçası olmasını
başardık.
Bu şartlar
altında, siyasi sorunun çözümlenmesine ilişkin önkoşulları
başlatmamız gerekiyordu. Böylece, diğer Başbakan
meslektaşlarımla yaptığım görüşmelerde ve
Dışişleri Bakanı'nın kendi meslektaşlarıyla
yaptığı temaslarda sürekli olarak genişleme konusunu
gündeme getirecek ve Kıbrıs konusunda eşit
davranılması ihtiyacı üzerinde ısrar edecektik.
Kıbrıs'ın katılımı Türkiye'ye bağlı
olduğu sürece, bunun eşit muamele olmayacağını
vurguluyorduk. Hatta, siyasi sorunun çözümünü katılım önkoşulu
olarak ileri sürerek, Türkiye'yi sonucu belirleyici ve Kıbrıs'ı
da Türkiye'nin tutsağı durumuna getirdiğimizi belirtiyorduk. Bu
şartlar altında, Türkiye sorunun çözümlenmesine asla razı
olmayacaktı. Ancak, katılım müzakerelerinin ilerlemesi ve
Türkiye'nin tek başına bırakıldığını ve
gelişmeleri etkileme gücünü kaybettiğini anlaması halinde, bir
anlaşmayı kabul etmesi çok büyük bir olasılıktı.
Bu tezin lehte
etkisi oldu. Ancak, tüm muhataplarım bana, katılımdan sonra
Kıbrıs Rumları ne yapacaklar sorusunu genellikle
soruyorlardı. Rahatlayacaklar ve sorunun çözümünü istemeye son mu
verecekler? Acaba AB'nin işlevini sarsarak, BM çerçevesinden sapan çözüm
yollarına mı başvuracaklar? Sayın Prodi, özel bir
görüşme yaptığım Başkan Chirac, İsveç
Başbakanı Sayın Persson, Schröder ve Fischer'in, Brüksel'de
yaptığımız görüşmelerde özellikle bu konuda çok
ısrar ettiklerini hatırlıyorum. Önkoşulları olmayan
bir katılımın işleri daha da yokuşa koşarak,
yanlış bir hareket olmasından hem şüpheleniyor, hem de
korkuyorlardı. Cevabım, her durum için çok açıktı. Zaten
Cumhurbaşkanı Kliridis ile konuşmuştum ve tüm siyasi
liderlikle aynı görüşü paylaşıyordu.
Kıbrıslılar, Güvenlik Konseyi'nin kararları ve BM'nin
önerileri temelinde, sorunun çözümlenmesini sabit ve sarsılmaz bir
şekilde talep etmekteydiler. Aksine, Türkiye ve Kıbrıs Türkleri
çözüme karşıydılar. Kıbrıs Liderliği'nin BM'nin
kararları uyarınca kalıcı bir çözüm arzusu çok samimiydi.
Gerçekten samimiydi. Sayın Kliridis, Annan Planı görüşmelerinde
de görüldüğü gibi, 1977 anlaşmalarına ve BM kararlarına
karşılık veren bir planın kabul edilmesini istiyordu. Bu
güvensizlik ortamında, en büyük yardımı, Kıbrıs
sorununu kavramış olan dönemin Lüksemburg Dışişleri
Bakanı Poos göstermişti. Poos, daha sonra Avrupa Parlamenteri olarak
da, Kıbrıs Rumları'nın görüşlerini savunmuştur.
Tarafsız üçüncü bir kişinin müdahalesi iddialarımızı
güçlendiriyordu.
Katılımın
siyasi sorunun çözümünden ayrılması Helsinki'deki Zirve
Toplantısı'nda sağlanmıştı. Bu konuya ve konuyla
ilgili düzenlemeye Yunan-Türk ilişkileri başlıklı bölümde
zaten değinmiştim. Son ana kadar, İngiltere tarafında
şüphecilik hüküm sürüyordu. Ancak, İngiltere sonunda, karar
vereceğimiz düzenlemede Kıbrıs'ın katılım
kararının geldiği an, "tüm ilgili unsurların"
dikkate alınması gerektiğini vurgulayarak, çözüme katkıda
bulundu. Böylece, bir yandan bu işin içinde bulunanların tutumunun AB
tarafından değerlendirilmesine, öte yandan Kıbrıs Rum
tarafının siyasi sorunun çözümlenmesini isteyip istemediğinin
gözden geçirilmesine izin veriliyordu.
Helsinki
kararı, katılımın engelsiz olarak başarı
sağlaması için, daha sonra ele almak zorunda
kalacağımız iki temel sorunu da belirledi. Birincisi,
katılım önkoşullarının güvence altına
alınmasıydı. İkincisi, Kıbrıs Rum
tarafının hiçbir şekilde bir çıkmazın
sorumluluğunu yüklenmemesi gerektiğiydi. Helsinki terminolojisine
göre, Kıbrıs'ın aleyhine kullanılacak
Ğunsurların" olmaması şarttı.
Cumhurbaşkanı
Kliridis ile işbirliğim özellikle iyi ve dostaneydi. Çözüm bulma,
hedeflerin elde edilmesi yöntemlerinde ve Lefkoşa ile Atina'nın
rollerinin paylaşımında uyuşuyorduk. Çıkmazların
ve herhangi bir gelişme kaydedilmemesinin sorumluluğunu Sayın
Denktaş'a ve Ankara'ya yüklemek için sorunları büyük bir dikkatle ele
almamız gerektiğinde hemfikirdik. Kıbrıs'ın Avrupa
konularına ilgisiz görünmemesi gerektiği ve Kıbrıs
temsilcilerinin sadece ve sadece Sayın Denktaş'ın aleyhine
ateşli sözlerle sınırlı kalmalarının
yanlış olduğu hususlarında da aynı görüşleri
paylaşıyorduk. Cumhurbaşkanı Kliridis'in çevresinden
şikayetler gelmesine rağmen, çabalarımız başarı
sağladı. AB ile yapılan müzakerelerin lideri olan
Cumhurbaşkanı Sayın Vasiliu'nun da katkısı
doğrusu belirleyici oldu.
Ancak,
Kıbrıs tarafındaki bazı şahısların
konuları ele alma tarzlarından her zaman endişe duyuyordum.
Şahsen yaşamış olduğum müdahaleleri garip görünüyordu.
Avrupa sorunlarını küçümseyerek, sadece Türkiye'yle olan
tartışmaların üzerinde duruyorlardı. Birlik ile
müzakerelerde bir gecikme veya bir şüphe havası uyandıracak
zamansız siyasi bir zıtlaşma olacağı için bir bahane
bulunarak katılımın ertelenmesini istemiyordum. Aynı zamanda,
katılım sürecinin ve Kıbrıs sorununun beklenen çözümü için
hazırlıkların desteklenmesi amacıyla, Atina'da
gelişmeleri izleyecek bir ekip oluşturdum. Bu ekipte öğretim
üyesi Sayın Papadimitriu ve Yunanistan'ın Kıbrıs
Büyükelçisi Sayın Panagopulos yer alıyorlardı. Sözkonusu ekip,
özellikle, Sayın Kliridis ve Sayın Denktaş arasında yeni
bir müzakere turu başladığında faaliyet gösteriyordu. Bu
arada, sadece siyasi sorunla ilgili olarak değil, Komisyon ya da
Konsey'den Kıbrıslılar'ın geciktiklerini öğrendiğim
zaman da hem Sayın Kliridis, hem de Dışişleri Bakanı
Sayın Kasulidis'le temaslarda bulunuyordum. Tıpkı
denizaşırı Kıbrıs firmalarının Topluluk
hukukunun düzenlemelerine ters düşmesi örneğinde olduğu gibi.
Özellikle bu konunun Helsinki kararlarının bozulması için bir
bahane teşkil edebileceğinden korkuyordum.
Katılım
sürecinin tamamlanmasından çok önce, hem AB, hem de ABD, Kıbrıs
sorununa çözüm bulunması amacıyla BM'yi harekete geçirdiler. 2000
yılının Aralık ayında yapılan AB Konseyi'nin Nice
Zirvesi kararında, Sayın Annan'ın 1999 yılının
Aralık ayından itibaren başlatmış olduğu
girişimlere atıfta bulunulmaktadır. Zamanın çok uygun
olduğu düşünülmüştü. O ana kadar esaslı bir müzakereyi
reddetmiş olan Türkiye ve Kıbrıs Türk tarafı,
Kıbrıs Cumhuriyeti'nin katılım tehlikesini görerek, büyük
bir ihtimalle daha uzlaşıcı olacaklardı. Öte yandan,
Yunanistan ve Kıbrıs Rum tarafı, katılımı
tehlikeye düşürmemek için gerekli ve yerinde uzlaşmayı belki
kabul edecekti. Bu şekilde AB, gelecekte belki de faaliyet zorlukları
yaratacak ve Türkiye'yle yakınlaşmaya engel olacak çetrefilli bir
sorunu üstlenmeden genişlemeyi hızlandıracaktı.
Bizim
stratejimiz bu düşünceye yardımcı olacaktı. Kıbrıs
sorunu, başarıya ulaşma ihtimaliyle yeni bir girişimin
başlatılması hususunda çok az umutlarla yıllardan beri bir
çıkmazda bulunuyordu. İlgi şimdi aniden ortaya
çıkmamıştı. Şartların değişmesi
imkanını ortaya çıkaran koşullardı. Tekrar çözüm
istememiz için tek bir fırsatımız vardı.
Zamanımız sınırlıydı, zira Nice kararına
göre hedef, 2002'nin sonunda genişleme kararının
alınmasıydı.
Sayın
Kliridis'in Sayın Denktaş ile temasları 2001
yılının Aralık ayında başladı. BM Genel
Sekreteri Sayın Annan, planını 11 Kasım 2002 tarihinde
sundu. Yunanistan ve Kıbrıs için Kıbrıs sorununun çözüm
temelini, 1977 yılında Makarios-Denktaş arasındaki zirve
anlaşmalarında olduğu gibi, iki bölgeli ve iki toplumlu
federasyon oluşturuyordu. Yani, Almanya veya Belçika'da olduğu gibi,
iki ayrı federe toplumdan oluşan bir devlet. Her federe toplum, bir
toprak bölgesi ve bir topluluktan oluşacaktı. Annan planı, Türk
tarafının arzu ettiği çözümü dikkate almayarak, tam olarak bu
görüş üzerine kuruldu. Türk tarafının arzusu, Türk işgali
ve istilasından sonra ortaya çıkan şekliyle her devletin kendine
ait toprak bölgesi bulunan, uluslararası düzeyde tanınmış
iki bağımsız devletten oluşan bir konfederasyonun
kurulmasıydı.
Annan
Planı, Kıbrıs sorununun çözümlenmesi için müzakerelerin temeli
olarak, Sayın Kliridis'in döneminde, 18 Kasım 2002 tarihinde,
Kıbrıs Meclisi tarafından hemen hemen oybirliğiyle kabul
edildi ve hatta Kıbrıs tarafının başarısı
olarak sunuldu. Annan planı hem BM'nin kararları ve oylamaları,
hem de Kıbrıs Meclisi'nin konuyla ilgili daha önce almış
olduğu kararlarla uyumluydu, özellikle de 1988 yılında belirlenen
ve çözüm için talep edilen yönelimlerinin ilk kez kayda geçmesiyle. Annan
planının temel parametreleri, Kıbrıs ve Yunan taleplerinin
çekirdeğini oluşturuyordu. Bu nedenle de plan hem ilk, hem de daha
sonraki şekilleriyle (Aralık 2002 Kopenhag, Mart 2003 Lahey) Türk ve
Kıbrıs Türk taraflarınca reddedildi.
12-13
Aralık 2002 tarihlerindeki Kopenhag Zirvesi, Kıbrıs'ın
katılımı ve Kıbrıs sorununun çözümlenmesi
konularının birbirine bağlanmasıyla duruma
açıklık kazandırılması açısından, bu her iki
sorunda gösterilen çabaların yer ve zaman olarak denk düştüğü
andı. O zamana kadarki tüm katılım müzakereleri süresince, her
Zirve Toplantısı'nda Helsinki kararlarını
onaylıyorduk. Tabii ki bu, on aday ülkenin toplu olarak ele
alınacağı gruptan Kıbrıs'ın istisna
edileceği söylentilerini engellemiyordu. Söylentiler, bazen Genel
İşler Konseyi'nin kararlarından Kıbrıs'ın
katılım sürecinin diğer ülkelerininkinden ayrılması
girişimlerine, bazen de üye ülkelerin Meclisleri'nde yaşanan
tepkilere dayanıyordu. Bu nedenle de, Kıbrıs Rum
tarafının, Kıbrıs sorunun çözümlenmesinde çok açık
olan tutumunun gerçek tepkiler için hiç kimseye imkan vermediği hususuna
her doğrultuda açıklık kazandırmaya çalışıyordum.
Genişleme Kıbrıs'sız olmayacaktı.
Kararlıydım. Londra'ya gerçekleştirdiğim son ziyarette,
bunu Sayın Blair'e İngiliz Dışişleri'nden gelen
çalışma arkadaşlarının çaresiz ve
şaşırmış gözleri önünde özellikle
vurgulamıştım.
12 Eylül
sabahı, saat 09:30'da Sayın Kliridis ve kendisine eşlik eden
Meclis üyeleriyle görüştüm. Biraz sonra, Annan planı üzerinde bir
uzlaşmaya varılması amacıyla, Genel Sekreter'in Özel
Temsilcisi'yle her iki Kıbrıs tarafı arasında bir
görüşme gerçekleşecekti. O zaman, Cumhurbaşkanı Kliridis'in
kendisine hakim olmasına rağmen, Kıbrıs Rum tarafında
bir sinirlilik olduğunu farkettim. Kıbrıs Türkleri'nin tutumu
hakkında bilgimiz yoktu ve içimizde Kıbrıs Türkleri'nin
müzakerede bir manevra yaparak, Annan Planı'nı kabul etmeleri korkusu
vardı. O takdirde, Kıbrıs Rum tarafı da, zor durumda
kalmamak için, sözkonusu planı artık kabul etmek zorunda
kalacaktı. Öğle olmuş ve Genel Sekreter Özel Temsilcisi ile
yapılan görüşmenin başlamasından, Sayın Markidis ve
Sayın Vasiliu'nun ısrarlı girişimlerinden sonra,
Kıbrıs Temsilciliği'nin gelmeye karar verdiği ana kadar epey
bir süre geçmişti. Kıbrıs Türkleri de ortaya
çıkmamışlardı. Geç bile olsa, Kıbrıs
Temsilciliği'nin itirazla ortaya çıkması, çözümde ilerleme
kaydedilmesinin sorumluluğunu tamamen Kıbrıs Türkleri'nin
uzlaşmaz tutumunun üzerine attı. Akşamüstü başlayan AB
Konseyi toplantısında, Kıbrıs'ın
katılımı hiçbir zorluk çıkmadan kabul edildi. Görüşme
anında, olası bazı tepkilerin olabileceği anı
heyecanla bekliyordum. Ancak, Perşembe sabahı gelişmelerden hiç
şüphe yoktu. Helsinki kararının terminolojisine göre "tüm ilgili
unsurlar", Kıbrıs'ın katılımını,
işgal bölgeleri de dahil olmak üzere, üstelik de dipnotla
işaretlemeden, bütün kara parçasıyla destekliyordu. Sonuç
Bildirgesi'nde mutabık kalınmış bir paragraf vardı. Bu
paragrafta, AB Konseyi, birleşik bir Kıbrıs'ın
katılımını tercih ettiğini açık olarak
doğruluyor ve bu yönde yardımcı olması için Ada'nın
her iki toplumuna da çağrıda bulunuyordu.
Kopenhag'dan
sonra, Kıbrıs Rumları ile Kıbrıs Türkleri'nin ilk
görüşmesi 2003 yılının Mart ayında Lahey'de
gerçekleşti, AB'ne tam üye olacak yeni ülkelerin Atina'da imzalanan
Katılım Antlaşması'ndan birkaç hafta önce. Annan
Planı'nın üçüncü versiyonu, genel olarak
değerlendirildiğinde, Kıbrıs Rum tarafının
taleplerinde bir iyileşme içeriyordu. Türk tarafının plan
hakkında her türlü tartışmayı reddetmesi, diğer
taraftan Kıbrıs Rumları'nın tartışmak için
diretmesi sonucunda görüşme yine bir çıkmaza girdi.
Lahey'de
müzakerelerin son gecesi uzun ve heyecan doluydu. Kıbrıs Rum
tarafının kısmi bile olsa, sorumlu tutulmasından kaçınmak
gerekiyordu. İmzalanması beklenen Katılım
Antlaşması ve sorumluluğun tamamen Türk tarafına
yüklenmesi, ileri sürülen önerilerimizin daha da güçlenmiş olmasıyla,
Kıbrıs'ın katılımından sonra çözüm için uygun
koşulları oluşturacaktı. Lahey'de, sorunların bu
beklentiyi tehlikeye düşürecek şekilde ele alınmaması
gerekiyordu. Ankara'nın tutumunda değiştirme gösterme
zaafı, sonuç olarak Denktaş'ın
uzlaşmazlığını destekledi. Bütün gece süren
müzakerelerin sonunda, görüşmelerin sonuç vermemesinde BM'nin Denktaş'ı
sorumlu kabul etmesi haberini büyük bir iç ferahlığıyla
aldım.
Genişleme
için Kopenhag Zirvesi'nin kararları ve Yunanistan'ın Dönem
Başkanlığı sırasında, 16 Nisan 2003 tarihinde
Atina'da Attalos Pasajı'nda AB'ye Katılım
Antlaşması'nın imzalanması milli stratejimizin en zirvede
olan anlarıydı. Yıllardan beri tüm AB'de başarılamaz
gibi görünen ve bunlar için şiddetli tepkiler ve şüpheler gösterilen
şeyler artık gerçek oluyordu. Kıbrıs'ta statüko değişmişti,
1974'ten sonra ilk defa, Türkiye'nin "sınır tanımayan
tepkilerle" tehdit ettiği konuda barışçı yoldan
başarı elde etmiştik. Beni en çok duygulandıran an
Lefkoşa'ya yaptığım ziyaret ve Kıbrıs
halkının sevinç gösterileriyle beni kucaklamasıydı.
Kıbrıs, haziran ayındaki Zirve toplantısının
hazırlığı için "başkentler elemesinde"
Birliğin ilk üyesiydi.
Kıbrıs
Cumhuriyeti'nin Temsilciler Meclisi'nde 19 Nisan tarihinde
yaptığım konuşmada şunları vurguladım:
"Kıbrıs'ın,
yeniden birleşmiş olarak, bugünkü durumun getirdiği engeller ve
kısıtlamalar olmadan, hak ettiği yeri mutlaka elde
edeceğine inanıyorum. Çünkü, birleşmiş bir Kıbrıs
-bunu vurgulamak istiyorum-, AB'de bugünkü bölünmüş durumundan çok daha
kolay bir yola sahip olacaktır. Çünkü, bugünkü bölünmüş Kıbrıs
haklı olmasına, tüm argümanlara sahip olmasına rağmen, her
zaman bir soru işaretiyle, bazı kuşkularla, çoğu zaman
maksatlı bazı kötü niyetli tepkilerle karşı
karşıya kalacaktır. Sonuç olarak, sorunu çözebilirsek, sadece
adanın birleşmesine değil, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin
AB'deki gücüne de yardımcı olacağız."
2. ANNAN
PLANI'NIN REDDEDİLMESİ
Annan
Planı'nın ideal çözüm olduğunu kesinlikle düşünmüyordum.
Ancak, Plan tarihin gerektirdiği bir dizi gerçeği dikkate
alıyordu. Uzun yıllar düşmanca yaşamış ve
artık rekabet duygusunu aşması gereken iki halkın
aşamalı olarak biraraya getirilmesine yönelik bir çözüm öneriyordu.
Yani, Kıbrıs Rum kesiminin kabul ettiği, Kıbrıs
müzakerelerinde kaydedilen gelişmelerin bir bileşenini teşkil
ediyordu. Gerçekten de, iki bölgeli ve iki toplumlu bir federasyon
yaratıyordu ve Türkler'in konfederasyon talebini reddediyordu. Yani,
uluslararası kimliğe sahip iki ayrı devlet oluşumunu ve
bunların arasında her an son bulabilecek gevşek bir
bağlantı sağlanmasını kabul etmiyordu. Tatminkar bir
uzlaşma olduğunu düşünüyordum; yeter ki, gerekli kararların
hızlı alınmasını teminat altına alabilen ve iki
toplumun sonsuz bir şiddetli rekabete girmelerini önleyen devlet
yapısı oluşturulsun. Eğer, Ada'nın geleceğine
dair bir güven duygusu mevcut olsaydı ve Kıbrıs ekonomisi büyük
bir hızla gelişmeye devam etseydi, İki halk arasındaki
anlaşmazlıklar normale dönerdi. Bu nedenle de, özellikle gelecekteki
ekonomi yönetimine ilişkin olarak, III. Annan Planı'nın (Lahey)
iyileştirilmesi için plandaki işlevsizliklerin ortadan
kaldırılmasında ısrar ettim.
Yunan
tarafı şu dört hususun gerekli olduğunu vurguluyordu;
a) Annan
Planı'nda talep edilen iyileştirmelerin, bir bütün olarak
kaydedilmesi,kanıtlanması ve değerlendirilmesi. Yunan
Hükümeti'nin oluşturduğu çalışma grubu, olanakları
ölçüsünde, bu konu üzerinde çalışmıştır. Ancak,
özellikle Kıbrıs Hükümeti gerekli sıralamayı yapmalı
ve ilgili kararları almalıydı.
b)
Kıbrıs Hükümeti'nin görüşünün, gerekli
hazırlıkları yapmaları ve tezlerimizi desteklemeleri için,
AB'ye, BM'ye ve gelişmeleri etkileyen diğer ülkelere (ABD,
İngiltere, vs.) zamanında bildirilmesi.
c) Artık
AB üyesi olan Kıbrıs Cumhuriyeti'nin uluslararası toplumu ve
özellikle de AB'ni bilgilendirmeye başlaması. Çözümün daha fazla
işlevsel olması için, taleplerin daha somut şekilde ve
zamanında belirtilmesi.
d) AB'nin
Kıbrıs sorununun çözüm sürecine etkin bir şekilde müdahil
olmasının teminat altına alınması. AB'nin
müzakerelerde yer alması, çözümün işlevselliğini ve Topluluk
müktesebatından sapmaların
sınırlandırılmasını destekleyecektir.
Bir hususun daha
dikkate alınması gerekiyordu: zamanın rolü çok kritikti. Bütün
bunların imkan dahilindeki en hızlı şekilde olması
gerektiğini düşünüyorduk. Bu yüzden, zaman lüksümüzün
olmadığını, durumu değerlendirmemiz gerektiğini
Kıbrıs tarafına bildirdik, zira Türk tarafı yoktu ve
dayanaklarımız hiçbir zaman olmadığı kadar güçlüydü.
Ayrıca, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin AB'nin resmi üyesi
olacağı 1 Mayıs 2004 tarihinden önce mutlaka yeni müzakereler
yapılacaktı. Türkiye, hem bir çözüm bulunması, hem de
çıkmaz yolun sorumluluğunun kendisine yüklenmemesi için müzakerelerin
yapılmasını isteyecekti. Sorumluluğun iki taraf
arasında paylaştırılması veya daha da iyisi, tüm
sorumluluğu Kıbrıs Rum tarafına yüklemek için elinde geleni
yapmaya çalışacaktı. Bunu başarırsa, Türkiye ile AB
arasındaki katılım müzakerelerinin başlatılması
için hiçbir sorun kalmayacaktı. Bizim için durum gayet açıktı:
Türkiye, katılım sürecini kaybetme tehlikesi
karşısında, Kıbrıs sorununda izlediği siyaseti
değiştirmek zorunda kalacaktı. "Kıbrıs sorunu 1974'te
çözümlendi" politikasını artık terketmekten ve o zaman
reddetmiş olduğu şeyi, yani sorunun BM kararları temelinde
çözümlenmesini kabul etmekten başka seçeneği yoktu. İşte bu
nedenle, Türkiye'nin kendisini içine sokmuş olduğumuz çıkmazdan
kurtulmaya vakit bulmasından önce ve imkanımız dahilindeki en
fazla iyileşmeleri elde ederek, çabuk ve kararlı bir şekilde
hareket etmemiz gerekiyordu. Ancak, Kıbrıs Rum liderliği,
görüşlerimizi Önceden değil, müzakereler esnasında, masada
sunmamız gerektiği görüşündeydi. Sayın Papadopulos, AB
ülkelerine bir ziyaret turuna çıkmayı uygun bulmadı. Ama,
Komiser Verheugen ile görüştü ve onunla daha iyi bir işbirliği
yapmak hususunda anlaştı, ancak, bu işbirliği gerçekleşmedi
gibime geliyor. Açık olan şu ki, bu konuda Yunan tarafının
hiçbir zaman kesin bir bilgisi olmadı. Böylece, Kıbrıs Rum
tarafının görüşleri belirsiz kaldı. Hem işlevsellik,
hem de mali yönetim konularına BM ve AB'de açıklık kazandırılmadı.
2003 yılı sonbaharının sonlarına doğru Sayın
Erdoğan, Türk Hükümeti'nin görüşlerini çeşitli ülkelere sunmak
ve kendisini Sayın Denktaş'ın tutumundan
farklılaştırmak için, bir dizi ziyaretler
gerçekleştirmiştir. Erdoğan'ın bu diplomatik çabası,
böylece, Türkiye için elverişli bir hava yaratmaya
başlamıştır. İşgal topraklarında 14
Aralık 2003 tarihinde gerçekleşen seçimler, Annan Planı
temelinde bir çözümü arzulayan Kıbrıslı Türk siyasi partilerinin
önemli ölçüde desteklenmesine yol açmıştır.
Cumhurbaşkanı Sayın Papadopulos, o zaman, BM Genel Sekreteri'ne
19 Aralık 2003 tarihinde bir mektup göndererek, Kıbrıs Rum
tarafının sözkonusu görüşmelere katılmaya hazır
olduğunu tekrarlamış, görüşmelerin yeniden
başlaması için yeni bir girişim yapılmasını
istemiştir. Yunan tarafı da bu tutumu desteklemiştir. Gerçekten
de, Kıbrıs Rum tarafının müzakerelere sürükleniyormuş
gibi gözükmesi yanlış olacaktı. Nitekim bir girişim, öyle
ya da böyle, ortaya atılacaktı. Ancak Yunan Hükümeti, sözkonusu
hareketin, o zamana kadar yapılmamışların hemen
yapılmasını öngördüğünün altını çizmiştir.
Yani, bir müzakere rehberinde toplanmış taleplerin
somutlaştırılıp öncelliklendirilmesi ve örneğin,
Avrupa Birliği gibi, bu talepleri desteklemek için tüm ilgililere
doğru yönde baskı yapılması gerekmekteydi.
Sayın
Papadopulos'un bu mektubu, BM Genel Sekreteri tarafından, yeni bir
müzakere turu için bir vaat olarak değerlendirilmiş ve New York
sürecine yol açmıştır.
12 - 14
Şubat 2004 tarihlerinde gerçekleşen New York bulumasının
tek bir konusu vardı. O da, soruna doğrudan müdahil olan
tarafların bağlayıcı bir çözüm sürecini kabul etmesiydi.
Sözkonusu buluşmanın ortak noktası, özellikle o zamana kadar
bağlayıcı bir vaatte bulunmaktan kaçınan Türkiye için,
herkes bakımından bağlayıcı olacak nihai bir planı
sentezlemek üzere Genel Sekreter'e bir vekâlet vermekti. Plan halkoyuna
sunulacaktı. Kıbrıs Rum liderliği, bir müddet direndikten
sonra, Genel Sekreter'e vekâlet vermeyi kabul etti. Kıbrıs Rum
liderliği, sözkonusu vekâletin keyfi kullanılmasından
korkmaktaydı. Ancak, o ana kadar, Kıbrıs sorununa bir çözüm
bulma arayışı, her iki taraf ile de ayrıntılı
görüşmeler yapan ve planı her iki tarafın tepkilerini
değerlendirerek biçimlendiren Genel Sekreter'in girişimlerine ve
kararlarına dayanmaktaydı. Genel Sekreter'in önermedeki ve
oluşturmaktaki kolaylığı, Kıbrıs Türk tarafının
müzmin ve ısrarcı direnişinin aşılmasına
yardımcı olmuştur. Çözüm planının bütünü de bu sürecin
bir ürünüdür. Başka bir yol mevcut değildi.
New York'ta,
bizim de beklediğimiz, Türk siyasetinin dönüşü gerçekleşti.
Ankara ilk kez açık bir şekilde Kıbrıs sorununun
çözülmesinde bir temel olarak Genel Sekreter'in planını kabul etti.
İki bağımsız devletin yaratılmasıyla adayı
ikiye bölme politikasını bir kenara bırakarak, federal bir çözümü
kabul etti. Son olarak, Kıbrıs Türk tarafı açısından
mutlaka olumlu sonuçlanacak olan, referandumun sonuçlarına saygı
göstereceğini de kabul etti.
Cumhurbaşkanı
Sayın Papadopulos, New York'ta, Sayın Denktaş'ın Genel
Sekreter'e sunduğu, Yunanistan ile Türkiye'nin de müzakerelere
doğrudan katılma önerisinin değişikliğe uğramasını
kabul etti. Bunu izleyerek Sayın Papadopulos Yunan Hükümeti'ne, kendisinin
ve New York'taki Milli Kurul üyelerinin sözkonusu faaliyeti kabul etme
nedenlerinin, sürecin batma/hüsrana uğrama sorumluluğunu tek
başlarına üstlenmek istemedikleri olduğunu
açıklamıştır. Yunan Hükümeti de, Yeni Demokrasi Partisi de,
bu kararı desteklemiştir. Genel Sekreter, hem Kıbrıs Rum
tarafının, hem de Yunan tarafının önerisinden sonra, bunu
takip eden süreçte Avrupa Komisyonu'nun bulunmasını kabul etti.
New York'tan sonra,
Türk tarafı kendini dönüşü olmayan bir yolda bulmuştur:
Kıbrıs sorununun çözümünden cayamayacak ve buna engel
olamayacaktı. Çünkü, böyle bir cayma kendi Avrupa perspektifi için
yıkıcı olacaktı. Türk tarafının artık tek
olanağı müzakerelere etkin bir şekilde katılmak ve her
sonucu olumlu olarak göstermekti.
Sürecin son
aşamasında (Lefkoşa'da 19 Şubat 2004, Luzern'de ise 24 Mart
2004 tarihinden itibaren) Kıbrıs Rum tarafının ortaya
koyduğu konular, her zaman açık bir şekilde
netleştirilmeden, geniş bir yapıya sahipti. Bunun
dışında Kıbrıs Rum tarafının ortaya
koyduğu konular, örneğin gelecekte Türkiye'nin
kararlaştırılmış olan hususlardan vazgeçme tehlikesi
gibi, Annan Planı ile ilgili hiçbir müzakerede esaslı bir unsur
olacak konular değildi. Bu gibi konular, bağdaştırmalar ve
olumsuz gelişmeleri dışarıda bırakan gerçek
koşulların yaratılmasıyla çözülmektedir. Annan
Planı'nın uygulanması ile Kıbrıs Cumhuriyeti'nin AB'ye
girmesi tam anlamıyla bu hedefe, yani Türkiye'nin vazgeçmesine izin
vermeyecek koşulların yaratılmasına yardımcı
olmaktaydı.
Yeni Demokrasi
Partisi Hükümeti, seyirci konumunda olmayı tercih ederek, Kıbrıs
Hükümeti'ne "destek çıkmakta" yalnızca Luzern ile
sınırlı kaldı. Ancak böyle bir tutum, bir müzakerede sonuç
getirmeyen bir tutumdur. Yukarıda bahsi geçen, Annan Planı'nın
arzu edilen istikamete doğru iyileştirilmesi, tam anlamıyla bir
müzakerenin gerçekleşmesi için aktif bir mevcudiyet ile
kararlılık önkoşuluna bağlıydı. Konuşmacıların,
sonuçların desteklenmesi için belli başlı iyileştirmelere
gereksinim olduğu mesajını almaları gerekmekteydi. Yunan
liderliğinden sonra güçlü bir konum edinmiş olan Yunanistan'dan
gelecek olan bu tür bir mesaj özel bir anlam taşımaktaydı. Yunan
tarafının, müzakere için tek sorumlunun Kıbrıs Rum
Cumhurbaşkanı olduğunu hatırlatması ise tam aksi yönde
bir mesaj vermekteydi. Yani bu mesaj, Yunan Hükümeti'nin gerçekte olaya
karışmayacağı yolundaydı. Bunun sonucunda
Cumhurbaşkanı Sayın Papadopulos tüm süreci, Yunan Hükümeti ile
özlü görüşmeler gerçekleştirmeden devam ettirdi.
Devamında,
Kıbrıs Rum tarafının sunduğu önerilerden birçoğu
Sayın Annan tarafından kabul gördü. Plan'ın her yeni versiyonu
bir öncekinden daha iyiydi ve Luzern'de biçimlenen Beşinci Annan
Planı, Kıbrıs Rum liderliğinin taleplerine cevap veren ek
ifadeler de içermekteydi. Ancak, Kıbrıs liderliği müzakerenin
sonucunu olumsuz varsaydı ve Türk tarafının, öyle ya da böyle,
yapmaya kararlı olduğu şeyi yapmasına, sözüm ona
başardığı şey hakkında muzaffer olmasına
izin verdi. Böylece, Kıbrıs Rum tarafı ile Yunanistan'ın
yenilgiye uğradığı izlenimi yaratıldı, sonuç
olarak da, referandumun olumsuz önkoşulları yeniden biçimlendirildi.
Öte yandan, Yunan Hükümeti'nin kaygıları, tereddütleri ve çekinceleri,
Annan Planı'na karşı tutumunun olumsuz olduğu izlenimi
uyandırdı. Uluslararası tecrit ihtimali ve Türkiye'nin
Kıbrıs üzerindeki sorumluluklarından vazgeçme korkusuyla
isteksiz bir "evet"i desteklemesi, sadece çabuk fikir
değiştirme özelliğinin bir göstergesiydi.
24 Nisan
2004'te yapılan referandumda Kıbrıs Rum toplumu Annan
Planı'nı %75,83'lük bir oranla reddederken, Kıbrıs Türk
tarafı %65'lik bir oranla kabul etmişti. Bu oranlar,
uluslararası toplumun gözünde şimdiye kadar Kıbrıs
sorununun başrol oyuncuları hakkındaki görüntüyü tersine
çevirmekteydi. BM Genel Sekreteri'nin Güvenlik Konseyi'ne Kıbrıs
Hükümeti hakkında 2 Haziran'da sunduğu rapor olumsuzdu. Türkiye,
Ada'nın ikiye bölünmesi için yinelediği suçlama hakkındaki
emelini gerçekleştirmişti. Bunun dışında,
uluslararası toplum Yunan tarafını da sorumlu olarak gördü,
çünkü Yunan tarafı, Türk tarafının üçüncü kişilere
yaptığı gibi, Kıbrıs'ı razı etmek için çaba
göstermedi.
PASOK
Hükümeti'nin uyguladığı stratejiden sonra Yunanistan,
Türkiye'nin 1974 yılındaki olayların
yıkılışını kabul etmesini sağladı. Öncelikle,
sınırsız karşı çıkışlarla tehdit
ettiği Kıbrıs'ın AB'ye katılmasını kabul
etti. Kıbrıs sorununun çözümüne, Ada'nın federasyon bazında
yeniden birleşmesine razı oldu. 2003 yılına kadar
Türkiye'nin Annan Planı'nı kabul etmediğini
unutmamalıyız. Türkiye 2003 yılına kadar Kıbrıs
sorununun 1974'te adayı işgal etmesi ve iki devletin
kurulmasıyla çözüldüğünü savunmaktaydı. PASOK Hükümeti'nin
uyguladığı politika, yıllarca aksi gerçekleşemeyecek
gibi gözüken bir olayı tersine çevirmeyi başarmıştır.
Bu tersine dönüşün değerlendirilmesi Kıbrıs
halkının elindeydi ve halen onun elinde bulunmaktadır."
KIBRIS 28/11/05
Türk
tarafının Lokmacı Barikatı'nın açılması için
başlattığı çalışmalara Rum yönetiminden akıl
almaz suçlama:Yeşil Hat'a tecavüz ediyorlar
Türk
tarafının Lokmacı Barikatı'nın açılması için
başlattığı çalışmalara Rum yönetiminden akıl
almaz suçlama:Yeşil Hat'a tecavüz ediyorlar
RUMLAR AYAK
SÜRÜYOR... Güney Kıbrıs'ta yayınlanan Sunday Mail gazetesinde
yer alan habere göre, "Türk tarafının Lokmacı-Ermu kavşağı
üzerine yayalar için köprü kurmak amacıyla başlattığı
çalışmaya şüpheyle yaklaşan" Rum tarafı,
"Türk tarafına siyasi ve askeri avantaj sağlaması durumunda
Ledra (Lokmacı) ve Ermu caddelerinin açılışına izin
vermeyecek"
Güney
Kıbrıs Rum Yönetimi, Lokmacı Kapısı konusunda ayak
sürümeye başladı. Lokmacı Kapısı'nın
açılması yönünde iki taraf arasında anlaşma
olmadığını ileri sürerek Türk tarafında başlatılan
hazırlıklara rağmen bu yönde hiçbir adım atmayan Rum
yönetimi, şimdi de Türk tarafının Yeşil Hat'a tecavüz
ettiği iddiasında bulundu.
Güney
Kıbrıs'ta yayınlanan Sunday Mail gazetesinde yer alan habere
göre, "Türk tarafının Lokmacı-Ermu kavşağı
üzerine yayalar için köprü kurmak amacıyla başlattığı
çalışmaya şüpheyle yaklaşan" Rum tarafı,
"Türk tarafına siyasi ve askeri avantaj sağlaması durumunda
Ledra (Lokmacı) ve Ermu caddelerinin açılışına izin
vermeyecek."
Hükümete
yakın kaynaklara dayandırılan haberde, Yeşil Hat'ta
tecavüzle suçlanan Türk tarafının, "söz konusu köprüyle iki
bölgeyi birleştirerek, Yeşil Hat'ta devriye gezmeyi
amaçladığı" iddia edildi.
"Herhangi
bir entrika ya da Yeşil Hat tecavüzü söz konusu değilse hükümetin
kapıyı açmaya hazır olduğu" ileri sürülen haberde,
"siyasi ya da askeri avantaj veya imaj yaratıp puan kazanmak
amacıyla çalışma başlatıldığına
inanılması halinde açılışa izin
verilmeyeceği" vurgulandı.
Kesin
tavrın, Türk tarafının geçişlerle ilgili düzenlemesi
sonrasında belirleneceğini ancak Rum tarafının
kapıyı açmayı kabul etmeme ihtimalinin de yüksek olduğu
vurgulanan haberde, geçişlerin açılışında iyi niyet ve
samimiyetin esas olacağı savunuldu.
Haberde
ayrıca bölgedeki çalışmaları yakından takip eden BM
Barış Gücü'nün de Yeşil Hat tecavüzünden şüphelendiği
iddia edildi.
Hristu'nun
değerlendirmesi
Öte yandan Rum
İçişleri Bakanı Andreas Hristu, hükümetin her zaman geçitlerin
açılmasından yana olduğunu, bunu sadece Lefkoşa için
değil Yeşil Hat'ın diğer noktaları için de geçerli
olduğunu söyledi.
Lokmacı
Kapısı'nın açılışı amacıyla yürütülen
çalışmalarla ilgili ayrıntı vermekten kaçınan Hristu,
konunun Dışişleri Bakanlığı'nca ele
alındığını belirtti.
Hristu
ayrıca, KKTC'ye yönelik ve KKTC'den geçişlerdeki kimlik kontrolü gibi
konularda yapılması gereken her şeyin
yapılacağını da söyledi. Bir soru üzerine ise Hristu, yolun
açılmasına yönelik siyasi bir engelin varlığından
haberdar olmadığını ifade etti.
Lokmacı'daki
çalışmalara geniş yer verildi
Bu arada Güney
Kıbrıs'ta yayınlanan bazı gazeteler de Lefkoşa Türk
Belediyesi'nin Lokmacı Kapısı'nın
açılışını sağlamak amacıyla başlattığı
çalışmalara geniş yer verdi.
Haberi,
"Karanlık Altında Duvar Yıkıldı.. Ledra'da Yeni
Oldu Bittiler Yaratarak Ara Bölgenin Statükosunu Çiğnediler.."
başlığıyla veren FİLELEFTHEROS, Ledra (Uzun Yol)
Caddesi'ndeki çalışmaların gece yarısından sonra
başlatıldığını ve sabaha karşı 02.30'a
kadar sürdüğünü belirtti. Bazı durumlarda ekibin Ledra'daki harabe
durumundaki evler ve Ermu Caddesi'yle birleşen karşı yola
girdikleri ileri sürüldü.
Politis
gazetesi ise haberinde, KKTC makamlarının cuma gece yarısı
başlattıkları çalışmalarla, Ermu Caddesi içerisinde
bulunan duvarı yıktıklarını belirtti.
KIBRIS 28/11/05
Çözümsüzlük
koşullarında KKTC, Kıbrıs Türkü'nün kendi kendini yönetme
hakkıdır
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, Kıbrıs'ta temel hedeflerinin çözüm olduğuna
vurgu yaptı ve ekledi:
Çözümsüzlük
koşullarında KKTC, Kıbrıs Türkü'nün kendi kendini yönetme
hakkıdır
KKTC'ye
'Türkiye'nin ikincil yerel otoritesi' denemeyecek mekanizmalar
yaratmalıyız... Rum tarafında büyüklük, Türk tarafında
küçüklük kompleksi var... Kendini benimseme, kendine güven önemli...
Fransız raportörle yanlış anlama oldu... Benim duvarları
savunmam mümkün mü?... Rum yöneticiler küfür ve hakaret ediyor... AKEL'in
farklı olduğuna hala inanmak istiyorum... Protokol benim konum
değil, rahatsızlığım da yok"
Nezire GÜRKAN
(TAK)
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, Kıbrıs'ta temel hedeflerinin çözüm olduğuna
vurgu yaptı, çözümsüzlük koşullarında ise Kuzey Kıbrıs
Türk Cumhuriyeti'nin Kıbrıs Türk halkının "kendi
kendini yönetme hakkı" olduğunu belirtti. KKTC'nin tüm
kurumlarıyla güçlendirilmesi ve etkinleştirilmesi gerektiğini,
bunun "ayrılıkçılık"
olmadığını söyleyen Talat, "Dünyanın KKTC'ye
'Türkiye'nin ikincil yerel otoritesi' diyemeyeceği mekanizmaları
yaratmalıyız" diye konuştu.
"Rum
tarafında büyüklük, Kıbrıs Türk tarafında küçüklük
kompleksi olduğunu" belirterek halkın kendi kendini
benimsemesinin ve güvenmesinin önemine dikkat çeken Talat, Fransız
raportörün kendisine atfen geçtiğimiz günlerde yayımladığı
raporun yanlış anlamadan kaynaklandığını da
açıkladı.
Bazı Rum
yetkililerin açıklamalarıyla kendilerine küfür ve hakaret
ettiğini söyleyen Talat, devlet protokolüyle ilgili olarak da, "Benim
konum değil, bir rahatsızlığım yok" ifadelerini
kullandı.
Bilinçli mesaj
verdim...
TAK muhabirinin
sorularını yanıtlayan Cumhurbaşkanı Talat, özellikle
22'inci kuruluş yıldönümünde KKTC'ye, KKTC'nin
yaşatılmasına vurgu yapan demeçlerine açıklık getirdi.
Yaklaşık 7 ay önce göreve başlayan ve KKTC'nin kuruluş
yıldönümünü ilk kez Cumhurbaşkanı olarak kutlayan Talat, "Her
zamankinden farklı bir söylem kullandım. Özellikle seçtim. Hamasetten
uzak durdum. Çünkü böyle günleri ben hamaset günleri olarak görmüyorum"
diyerek 15 Kasım'da bilinçli mesajlar verdiğini kaydetti.
KKTC kendi
kendini yönetme hakkı
Talat, özetle
şunları söyledi:
"KKTC'nin
ne olduğunu, ne anlama geldiğini çok iyi değerlendirmek
lazım. Çözümsüzlük koşullarında KKTC, Kıbrıs Türk
halkının kendi kendini yönetme hakkıdır.
Dolayısıyla bu yönetim mekanizması Avrupalı bir toplum olan
Kıbrıs Türk halkına layık olmalı ve demokratik,
sosyal, kültürel, siyasal bütün beklentilere yanıt vermek gerekir. Bunun
için de kurumları güçlendirilmeli, etkinleştirilmeli ve
fonksiyonlarını yerine getirebilecek hale getirilmelidir.
Bu
bağlamda, KKTC'nin kurumlarının fonksiyonlarını
yürütebileceği ve Kıbrıs Türk halkının seçtiği
yöneticiler tarafından yönetildiği hem içte, hem dışta
vurgulanmalı, kabul edilmelidir. Bir çözüm durumunda KKTC,
Kıbrıs Türk kanadını temsil edecek. Bu bağlamda
yukarda söylediğim fonksiyonlarını yerine getirebilir hale
gelmesi daha da büyük önem kazanmaktadır. Kıbrıs Rum devletinin
yanında yer alacak Kıbrıs Türk devleti, eşitliğini
kağıt üzerinde değil, fiiliyatta da sağlayacak potansiyel
ve güce sahiptir. Bu rekabet koşullarında Kıbrıs Türkü'nün
ihtiyacıdır ama aynı zamanda Kıbrıs sorununun
çözümüyle ortaya çıkacak birleşmenin sancısız
gerçekleşebilmesinin de teminatıdır. Rahat, eşit olarak
sorunları omuzlayacak bir mekanizmanın kurulabilmesi için de
gereklidir."
Kendimize
inanalım....
kendi kendimizi
yönetiyoruz
15
Kasım'da verdiği mesajların bu temele
dayandığını söyleyen Cumhurbaşkanı Talat,
Kıbrıs Türk halkının kendi kendine inanmasının ve
güvenmesinin önemine özellikle vurgu yaptı.
"Öncelikle
kendi kendimizi yönetebileceğimize ve yönettiğimize inanmalıyız.
Bu konudaki eksiklerimizi de tartışarak barış içinde
çözümlemeliyiz" diyen Talat, şunları kaydetti:
"Burada
öyle bir mekanizma yaratmalıyız ki, artık Avrupa İnsan
Hakları Mahkemesi Kıbrıs Türk devletine, yani KKTC'ye,
'Türkiye'nin ikincil yerel otoritesi' diyemesin. Bunun için seçilmiş
kurumlarımızı, organlarımızı, devleti
çağdaş ve Avrupalı bir anlayışla düzenlemeliyiz. Kamu
reformunu mutlaka gerçekleştirmeliyiz. Bunları yapabilmek için devlet
organları yanında sivil toplum da üzerine düşeni yapmalı......
Marazi ve
çoğu uydurma abartılarla kendi kendimizi küçük göstermek ve küçük
düşürmek kadar, herşeyi normal kabul etmek de
yanlıştır. Gerçek sorunları bileceğiz ve bunları
elbirliğiyle çözümleyeceğiz."
Mümkün mü...
Cumhurbaşkanı
Talat, "kamu reformu veya kendi içimizde yapılacak düzenlemelerle
'Türkiye'nin ikincil yerel otoritesi' görünümünden kurtulmak mümkün
mü...Bugünkü şartlarda böyle bir imkan var mı" sorusuna da,
"Ben olduğuna inanıyorum ve yapılabilir. Bu tabii iyi
çalışan mekanizmalar oluşturarak olur. Tek başına bir
kişiye, örneğin bana bütün yetkiler verilerek bu olmaz. İyi ve
doğru çalışan mekanizmalar kurmak lazım. Bunun için çok
somut adımlar atılabilir" karşılığını
verdi.
Ayrılıkçı
değiliz....
çözümün yolu
izolasyonların kalkması...
"Böyle bir
yaklaşım, ayrılmayı ve tanınmayı savunma
noktasına da getirmez mi" diye sorulunca da Talat, şunları
söyledi:
"Bizim
politikamız ayrılıkçı değil. Bunu ispatladık ve
ayrılıkçı olmadığımız için dünyadan itibar,
destek görüyoruz. En azından manevi destek alıyoruz. Biz çözüm
istiyoruz. Yani ne söylediklerimiz, ne yaptıklarımız birbiriyle
çelişir."
Devlet var...
Hannay
1997'lerde vurguladı
"Tanınma"
konusundaki görüşlerini açıklarken, "Devlet var, devletin
varlığını tanımayan yok ama tanınma
başka" diyen Talat, İngiltere'nin eski Kıbrıs özel
temsilcisi Lord David Hannay'in sözlerinden alıntı yaparak bu
konudaki mesajlarına vurgu yaptı.
Kendisinin
muhalefet lideri olduğu 1997 yılında İngiltere'de London
School of Economics'de bir konferans veren Hannay'in sorular üzerine,
"Kıbrıs Türkleri'nin meşru kurumları vardır. Bu
kurumlar meşrudur" şeklinde konuştuğunu anımsatan
Talat, "Taa o yıllarda, 1997'de söylüyor bunu....Tabi bunlar genelde
karışıklığa getiriliyor ve üstü örtülüyor. Gündeme
getirilmiyor. Ama bunlar gerçektir" ifadelerini kullandı.
Tanınma
talebi yok... zemini yok...
Talat,
Hannay'in sözlerinden de alıntı yapmasının ardından
tanınma konusunda özetle şunları söyledi:
"Tanınma
konusu başka bir şeydir. Varlık olarak bu devlet var zaten. Bu
devletin varlığını tanımayan ülke var mı...Niye
benimle gelip görüşüyor...Niye başbakanla, bakanlarla
görüşüyor...Var yani, bu devlet var. Ama uluslararası aktör olarak
tanınmak başka bir olaydır. Uluslararası aktör olarak
uluslararası sistemde yer almak tanınmadır. Tanınma da her
bir ülkenin kendi inisiyatifiyle vereceği kararla olur. Uluslararası
aktör olarak tanınma konusunda Birleşmiş Milletler Güvenlik
Konseyi'nin kararları var. 'Sakın ha bu devleti tanımayın'
gibi. Bizim de böyle bir talebimiz olmadı. Sadece benim değil, benden
öncekilerin de olmadı. Şimdi muğlaka (bulanıklık)
yapıyorlar. Hiçbirinin olmadı, ne Sayın Denktaş'ın, ne
Türkiye'nin tanınma talebi olmadı. Eğer zemini olsaydı,
olabilecek olsaydı yapacaklardı tabi ki. Zemin yoktu. O gün yoktu,
bugün de yok. Ben hayal peşinde koşamam. Ben gerçekçi politika yapmak
zorundayım. Ben elde edebileceğimi biliyorum ve elde
edebileceğimi dünyayla kavga etmeden, dünyayla aynı dili
konuşarak elde etmekle yükümlüyüm. Halkım beni bunun için
seçti...."
Tayvan
örneği.... tanınma konusu slogan
Tayvan'ı
örnek olarak anlatan Talat, şunları kaydetti:
"Benzerliğimiz
yok ama, Tayvan'ı düşünün. Tayvan genelde tanınmıyor, çünkü
Birleşmiş Milletler'de üye değil. Tanıyan ülkeler de var.
Biz de öyleyiz. Bizi de Türkiye tanıyor. 5 ülke daha tanısa, n'olur?
Tanınan mı oluruz, tanınmayan mı oluruz... O tanıyan
ülkeler sizinle uluslararası ilişki kurar, büyükelçi atar. Ama bu
çözüm mü, değil...O bakımdan bütün bu söylenenler, hani tanınma
istiyor, istemiyor, nasıl istemez sözleri hep slogandır...
İşin temeline geldiğimizde bütün o söylenenler ne olursa olsun,
sonuçta Kıbrıs sorununun çözümü için masa başına oturup bir
anlaşmaya imza atmak gerekir. Bunu yapacak olan da iki
taraftır."
Teslim olma
niyetim yok
Çözüm yolunda
elde edilebilecek temel hedefin ve en etkili yolun izolasyonların
kaldırılması olduğunu yineleyen Talat,
"Bazıları izolasyonların
kaldırılmasının Papadopulos'un elinde olduğunu, onun
da yapmayacağına göre boşuna
uğraştığımızı söylüyor. Bu
teslimiyetçiliktir. Ben teslim olmak niyetinde değilim" ifadelerini
kullandı.
Talat, özetle
şunları söyledi:
"Madem ki
bana Papadopulos izin vermiyor ve o güçtedir, hep de öyle kalacaktır, o
zaman onun isteklerine boyun eğmek lazım....! Nedir onun
istediği.... Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda
açıkladı. Osmosis yoluyla Kuzey'i soğurmak. Büyük hayret
yarattı. Esas niyetini en sonunda söyledi. Osmosiste iki bölgelilik olmaz.
Osmosis emme, yok etme demektir..."
Politika
değişikliği değil,
sorumluluk
üstlendik...
Devletin
yaşatılmasına vurgu yapan açıklamalarının
Cumhuriyetçi Türk Partisi'nin muhalefet dönemindeki söylem ve
politikalarından farklı olduğuna dikkat çekilerek,
"söylemleriniz politika değişikliğini mi ifade ediyor"
sorusuna da Talat, özetle şu karşılığı verdi:
"Eder de,
etmez de. Eder, çünkü halkımız bu devletin başına bizi
seçti. Geçmişte eleştirdiklerimizi düzeltme görevi verdi.
Geçmişte erişemediğimiz ve bu nedenle de sadece eleştiriyle
yetindiğimiz makamları ve konuları elleme fırsatı
bulduk. Dolayısıyla muhalefette olduğumuz gibi hareket etme
ortamı ortadan kalktı. Bu da kaçınılmaz bir politika
değişikliğidir.
Ama öte yandan
değişmedi de diyebilirim. Çünkü düşünce yapım, mentalitem,
olaylara genel bakışım aynen devam ediyor. Teşhislerim
geçerliliğini sürdürüyor. Bu bakımdan bir düşünce
değişikliği olduğunu söyleyemem. Ama genelde
baktığımızda, tabii ki büyük bir sorumluluk üstlendik, hem
Cumhurbaşkanı olarak ben, hem de lideri bulunduğum ve şu
anda hükümette bulunan CTP....Dolayısıyla bu artık bizim
görevimizdir. Bunları düzenlemek, yapmak....
Bugün
söylediklerim referandum döneminde yaptıklarımdan farklı
değildir. O zaman da Kıbrıs Türk devletini çağdaş bir
devlet, halkına hizmet eden bir devlet olarak öngörüp
anayasasını da ona göre hazırlamıştık. O
bakımdan o günkü tutumumla, bu günkü tutumum ve yarınki tutumum
arasında ciddi bir tutarlılık vardır diye görüyorum. Bu
yüzden herhangi bir benzetmeyi mantıklı bulmuyorum...."
Denktaş'la
benzetme abes...
Cumhurbaşkanı
Talat, Kıbrıs konusundaki söylemlerinin eski cumhurbaşkanı
Denktaş'la benzetildiğinin anımsatılması üzerine ise,
"Allah aşkına böyle bir soru nasıl sorabilirsin..."
diye tepki gösterdi ve özetle şunları söyledi:
"Ben her
konuda Denktaş'tan ayrı söylem yakalamak zorunda değilim. Benim
söylemimle eski söylem arasında benzerlik aramak bana göre abestir. Çünkü
benim söylemim her zaman için bir çözümü öngörür. Bunu samimiyetle öngörür.
Üstelik referandumla kanıtlanmıştır ki fiilen buna da
inanan bir görüştür benim ortaya koyduğum görüş. Yani bir imaj
yaratmaya yönelik bir görüş değil...."
CTP muhalefette
bunları söyleseydi...
"CTP bugün
iktidarda, devlet yönetiminde söylediklerini muhalefette olduğu dönemde
söyleseydi KKTC ile ilgili söylemler çok daha etkili olurdu"
şeklindeki görüşlere de Talat, "Yanlış. Çünkü CTP
bunları değişik biçimlerde hep söyledi" diyerek
karşı çıktı.
Talat, özetle
şunları kaydetti:
"CTP'nin
tüzüğünde, programında bu konu açıklanıyor. KKTC'nin
Kıbrıs Türk halkının iradesini temsil ettiğini
söylüyor. Program ve tüzük partiye, Kıbrıs Türk halkına hizmet
edebilecek çağdaş, demokratik bir devlet haline getirmek gibi
görevler yüklüyor. Dolayısıyla bunlar hep var. Fark şudur...
Şu anda iktidar CTP zaten. Hükümette CTP,
cumhurbaşkanlığında da CTP'nin eski lideri.
Dolayısıyla bunları yapmakla yükümlüdür. Bunları yapacağımızı
ve neler düşündüğümüzü anlatıyoruz. Eskiden bu söylediklerimizi
yine söylemiyor muyduk... Yani 'biz kendi kendimizi yönetelim', 'Türkiye'nin
alt yerel otoritesi gibi görünmeyelim' diye muhalefetteyken binlerce defa
konuşma yapmadık mı... Dolayısıyla CTP ve CTP'liler bu
politikayı geçmişte de güdüyorlardı.
CTP'lilerde
rahatsızlık... benimsemek gerek
Cumhurbaşkanı
Talat, "Bu söylemlerinize karşın CTP tabanında bir
rahatsızlık var gibi...Aynı şeyi gözlemliyor musunuz"
sorusuna da özetle şu yanıtı verdi:
"Özel
olarak CTP ile ayrı bir ilişkim olmadığı için
gözlemlediğimi söyleyemem. Ama zaman zaman gelen tepkiler, uyarılar
veya basında çıkanlar tabii ki bir fikir oluşturuyor bende.
CTP
tabanında değil de konuyu tam olarak hazmetmemiş, tam olarak
anlamamış olan bir kesimde ve özellikle Rum tarafının, daha
da önemlisi yerel muhalefetin farklılık yaratmaya çalışarak
öne çıkardığı bazı hususların etkisiyle
rahatsızlıklar olması doğaldır. Ancak ne demek
istediğimizin açık olması gerekir. Bunun da açık olabilmesi
için şöyle düşünülmezi lazım. Benim söylediğim tersine
çevrilsin. Tersine çevrildiğinde kabul ediliyorsa eğer, o zaman ben
yanlışım. Yani 'KKTC'nin kurumlarını
zayıflatmalıyız'... Bu doğruysa ben yanlış
söylüyorum. Ne demek istediğimizi sürekli anlatmamız
lazım...."
Kendine güven,
benimse...
bizde
aşağılık kompleksi
Kıbrıs
Türkü'nün kendine, devletine, Rum tarafına, dünyaya karşı güven
eksikliği olduğunu söyleyen Cumhurbaşkanı Talat,
"Güven önemli bir duygu. Hele kendi kendini benimseme, kendine güven duyma
son derece önemli. Aşağılık kompleksi ve büyüklük
kompleksi... Her ikisi de zararlı ve Kıbrıs'ta maalesef var. Rum
tarafında genelde büyüklük, Türk tarafında da küçüklük kompleksi var.
Bunları ortadan kaldırmak lazım" ifadelerini kullandı.
Cumhurbaşkanı
Talat, görüşlerini örneklendirirken de şöyle dedi:
"Bugün biz
kuzeyde Rumca ders veren bir okul açacak olsak, güneyde aldıkları
maaşın iki katını da versek Rumların hiçbiri gelmez.
Güneyde böyle bir münhal açılsa, fazla değil bizdeki maaşın
aynısını verse bizimkiler gider. Bunu eleştiri için
söylemiyorum, bir gerçektir. Nedenleri üzerinde durmak lazım...."
Rum tarafı
beni düşman ilan etti...
hakaret
ediyorlar
Rum
tarafının dünya tarafından kabul edilmez ve çözümden uzak
politikalarını sürdürme hedefiyle düşman
yarattıklarını da anlatan Talat, "Mutlaka bir düşman
yaratmak zorundadırlar. Aksi halde dünya tarafından kabul edilemez
politikalarını başka türlü sürdüremeyecekler. Rum halkını
o yolla kandırmak zorundadırlar. Yaratacakları düşman tabii
ki Kıbrıs Türk halkının seçtiği lider olmak
durumundadır. O da bugün için, bütün dünyanın takdir ettiği ve
destek olduğu, bundan dolayı da küçük düşürme
imkanlarının kısıtlı olduğu bir kişi olarak
bana en gariz hakaretleri yöneltiyorlar. İzah edilebilir bir politikaları
olmadığı için sadece bizi suçlayarak politika yapmaya
çalışıyorlar" dedi.
Benim üslubum
esnek ve
yumuşak...
"Ancak
gerek Türk, gerekse Rum tarafından gerilimi artırıcı
açıklamalar yaptığınıza dair size de eleştiriler
geliyor" yönündeki soruya karşılık Talat, şunları
söyledi:
"Benim
verdiğim öyle bir demeç yok. Rum Yönetimi'nin
açıkladığı bir politika varsa ve soruluyorsa bana, ben ona
cevap veriyorum. Ama kusura bakmasınlar benim verdiğim cevapla Rum
tarafının verdiği cevap aynı değil. Onlar hakaret
ediyorlar, adete küfür ediyorlar. Özellikle Papadopulos kendisi değil ama,
görevlendirdiği başka kişiler bunu bir meslek edindiler adeta.
Bir üslup haline getirdiler. Halbuki benim kullandığım uslup son
derece esnek, son derece yumuşak, uyarıcı nitelikte bir
usluptur. Lütfen alt alta koyalım. Kimin söylediği hakaret ve
küfürdür, kimin söylediği değildir...."
Muhatabı
Kıbrıslı Türkler
Rum
tarafının Avrupa Birliği'ne de girmenin avantajıyla
Kıbrıs sorununu Türkiye ile kendi arasında bir sorun gibi göstermeye
ve olayı bir işgal sorunu olarak takdim etmeye
çalıştığını söyleyen Talat, bu konuda da
şöyle konuştu:
"Türkiye
ile müzakere ederek Kıbrıs'ın kuzeyinden Türkiye'yi
uzaklaştırarak osmosis yoluyla kendi bünyesine katma politikası
güdüyor. Papadopulos, 'Türkiye görüşmeyi reddettiği için uzlaşma
olmuyor' diyor. Ne münasebet...Türkiye'ye kim sordu da Türkiye görüşmeyi
reddetti...Muhatabı Türkiye değil Kıbrıslı Türklerdir.
Ama o bunu Türkiye diye gösterip, Avrupa Birliği üyesi oluşunun
avantajını ve Türkiye'nin de AB süreci yaşamasının
zorluklarını kullanarak osmosise gitmeye çalışıyor.
Asimilasyona gitmeye çalışıyor. Ve bunu da bütün dünya görüyor.
Diplomatlar, ülkeler Papadopulos'un çözüm diye bir gailesi
olmadığını biliyorlar ve açıkça söylüyorlar. Çünkü iler
tutar hiçbir politikası yok. Bakın en son en yakın adamı
Tasos Conis'in Annan Planı'yla ilgili açıklaması..."
AKEL
rahatsız olmalı...
Papadopulos'un
yolunda
"AKEL'in
açıklamalarından da rahatsız mısınız"
sorusuna, "Rahatsız değilim, kendileri rahatsız olsun"
karşılığını veren Talat, "AKEL'in
Papadopulos'un yanında iktidarı kaybetmemek için durduğunu iddia
eden görüşler var. Yani esas düşüncelerinin bu
olmadığı, ama Papadopulos'un yanında durmak zorunda
olduğu için durduğunu iddia edenler var" dedi.
AKEL'in
referandumda yarattığı hayal
kırıklığını giderici hiç bir adım
atmadığını, tam tersine Papadopulos'a destek olarak
güvensizliği körüklediğini söyleyen Talat, "Rum halkının
yüzde 76'sı Papadopulos'un görüşlerine destek verdi. AKEL de yüzde
76'nın içinde olmak durumunda olduğunu hissediyor. Aksi halde oy
kaybedeceğini düşünüyor. Diğer yüzde 24'lük dilimin içinde
kalmayı deneyemiyor. Çünkü orada başka mal sahibi var" diye
konuştu.
Talat,
şunları söyledi:
"Annan
Planı herşeyiyle ayrıntılı, çözüm olduğunun ertesi
günü fonksiyonları çalışmaya başlayacak bir devlet
öngörüyordu. Yeni bir devlet yaratıyordu. Bunu reddederek ve iki kesimli
federasyon istediklerini söyleyerek gülünç duruma düşüyorlar. 1977'ye
gidiyorlar, 1979 bile değil. Bir süre sonra belki de iki kesimliliği
de kaldıracaklar. Papadopulos'un söylediği gibi osmosise
gidecekler."
Görüşme
çağrımız yanıt bulmuyor
Rum yönetimiyle
karşılıklı görüşme taleplerine bugüne kadar yanıt
alamadıklarını da tekrarlayan Talat, "Papadopulos kabul
etmiyor. Kabul etse çok yararlı olacağını düşünüyorum.
Çünkü öyle yanlış argümanları var ki, inanıyor mu
bilmiyorum. Yani örneğin 'eğer bir kurumda 3 Türk - 3 Rum olursa
tıkanır, olmaz' diyorlar.... Niçin... 3 Türk'le 3 Rum her zaman
karşı görüşlerde mi olacak.... Eğer her zaman
karşı görüşlerde ise bölünme kaçınılmazdır
zaten."
Kronikleşmeyi
göze aldılar
"Rumların
Kıbrıs'ta bölünmeyi göze aldığına inanıyor
musunuz" sorusuna ise Talat şöyle yanıt verdi:
"Ya
asimilisyon, ya bölünme Papadopulos'un politikası olabilir. Ama bu bölünme
de bizim rahat bırakılacağımız bir bölünme değil.
Bunu da hiç unutmamak lazım. 'Aman ne hali varsa görsün, Kuzey ister
tanınır, ister tanınmaz, beni hiç ilgilendirmez' noktasına
hiç gelmez. Yine uğraşmaya devam edecektir. Daha doğrusu bugünkü
durum kronikleşecek. Bugünkü durumun kronikleşmesini göze aldı
Papadopulos..Gerçekten göze aldı."
Fransız
raportör yanlış anladı...
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, Fransız raportör Lafensek'in kendisine atfen
yayımladığı sınır kapılarıyla ilgili
rapor ve bu rapor üzerine başta Sözcü Hrisostomidis olmak üzere Rum
yetkililerin konuya ilişkin açıklamalarını da
değerlendirdi.
"Sınırlara
duvar istediğine" ilişkin algılamanın Fransız
raportörün tercüman kullanmaktan kaynaklanan bir yanlış anlaması
olabileceğini söyleyen Talat, "Adanın birleşmesini isteyen,
destek veren, referandumda evet diyen bir kişi olarak duvar çekilmesine
nasıl onay verebilirim... Bu kadar gülünç birşey olabilir
mi...." diye konuştu.
"Sınırları
açarak Türkiye kökenli vatandaşların güneye geçmesiyle tehdit
ettiğine" ilişkin ifadenin de tamamen bir yanlış
anlama olduğunu söyleyen Talat, Fransız raportörle konuya
ilişkin görüşmesi hakkında özetle şu bilgileri verdi:
"Bizim
sınırımızda belediyeyle işbirliği halinde
yapılan temizlik amaçlı düzenlemeler hakkında bilgi verdim.
Parçalanmış teller yeniden düzenlendi. Birçok yerde duvarların
boyu kısaltıldı. 63'ten kalma bazı variller
kaldırıldı. Onun yerine tel çekildi. Ben bunları
anlattım. Bunun üzerine bana 'duvarın çok tepki
toplayabileceğini, imajımızı sarsabileceğini' söyledi.
Ben de 'bu duvar varolan duvardır, tamir ediliyor, boyanıyor,
sıvanıyor, yeni duvar çekmiyoruz' dedim. Espri olarak da 'isterseniz
tamamen kaldıralım ama o zaman bütün mültecileri Paris'te bulursunuz'
dedim. Suriye'den falan gelen mültecileri kastettim. Bir espri yaptım.
Karşılıklı da gülüştük. Lafensek bunu
anlamamış olabilir. Belki Fransızların espri
anlayışıyla benim aynı olmayabilir. Ama bunu çok büyük bir
olay gibi, olmamış bir şeyi oldu gibi göstermek, bu rapordan
hareketle bize hakaret edilmesi anlaşılır gibi
değil...Hayret ettim..."
Protokol benim
işim değil...
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, devlet protokolüne ilişkin soruları da
yanıtladı.
"Bayram
tebriğiyle başlattığınız protokol
değişikliğinin devam edeceğine, devletteki genel
uygulamanın da değişebileceğine dair görüşler var. Bu
konuda çalışmanız var mı" sorusuna Talat,
"Protokol sıralamasını yapan Dışişleri
Bakanlığı'dır, benim işim değil. Ben sadece
Cumhurbaşkanlığı olarak kendi protokolumu
düzenleyebilirim" karşılığını verdi.
Talat,
"Protokolde benim açımdan büyük bir sorun yok.
Cumhurbaşkanı, Meclis Başkanı, Başbakan, sonra
Büyükelçi gelir. Bu Türkiye ile olan özel ilişkilerimizden kaynaklanan bir
olaydır...." diye ekledi.
KIBRIS 28/11/05
Rum
talepleri BM'de
Politis, Rum
tarafının Annan Planı'nda yapılmasını
istediği değişiklikleri yayınladı. 8 başlık
altında toplanan değişiklik önerileri BM'ye iletildi. BM
şimdi Kıbrıs sorununa dahil ülkeleri bilgilendiriyor
Rum talepleri
BM'de
HERŞEYE
OHI DEDİLER... İşte Rum taleplerinin bazıları:
"Sıkı takvimlere hayır. Hakemliğe hayır. Sadece
üzerinde uzlaşılmış bir çözüm referandumlara sunulacak....
Tek taraflı askeri müdahale kesinlikle olanaksız bırakılmalı...Kıbrıslı
Rumlar 650 Türk askerinin kalmasını kabul etmiyorlar. Tamamen
çekilmelerini talep ediyorlar... Askerlerin çekilmesi için kısa
takvimler... 1/3 Yasasının kaldırılması.(Annan
Planı'nda malların verilmesine ilişkin öngörülen madde)"
Rum Yönetimi
Başkanı Tasos Papadopulos Annan Planı'nda
yapılmasını talep ettiği değişiklikleri BM'ye
iletti. Rum tarafından yayınlanan Politis gazetesinde yer alan
değişiklik önerilerinin Kıbrıs sorununa müdahil ülkelere
gönderilmeye başlandığı öğrenildi.
Politis
Gazetesi, "İşte Kıbrıs Sorununda Talep Ettiklerimiz -
BM Belgesini Açıklıyoruz - Tasos Annan Planı'nda Ne Talep
Ediyor" başlıkları altında manşetten verdiği
haberinde, Papadopulos'un vermiş olduğu yetkiyle geçtiğimiz yaz
New York'ta, o zamanki BM Genel Sekreteri Yardımcısı Kieran
Prendergast'a, Rum Başkanlığı Diplomatik Büro Şefi Tasos
Conis ile Rum BM Daimi Temsilcisi Andreas Mavroyannis tarafından sunulan
değişiklik taleplerine geniş yer verdi.
Gazete, Conis
ve Mavroyannis tarafından BM'ye ve arabuluculara sunulan bu taleplerin, BM
tarafından özet halinde bir belgede yer aldığını ve bu
belgeyi ele geçirdiğini vurgularken, BM'nin söz konusu bu belgeyi
bilgilendirmek amacıyla Kıbrıs sorununa müdahil
"oyunculara" iletmiş olduğunu yazdı.
Gazete, Conis
tarafından BM'ye sunulan taleplerin Kıbrıs sorununun 4 ana
boyutuna, ekonomik boyuta ve Türkiye'nin haklarına ilişkin geniş
bir "iyileştirme" önerileri içerdiğini belirtirken
özellikle "ortak devletin yönetimi sisteminde"
değişiklikler yapılmasına dair önerilerin mevcut olduğunu
yazdı.
Habere göre
Kıbrıs Rum tarafı, "görev sürelerinin en az 5 yıl olan
Başkanlık Konseyi'nin Başkan ve Başkan
yardımcılıkları kurumunu ve (Kıbrıs Rum
tarafının Bürgenstock'daki müzakerelerin son gününde sunmuş
olduğu bir öneri), ortak devlettin en üst düzey organında
alınacak kararların oy çokluğu ile alınması" gibi
önerilerin yanı sıra, "çıkmazların çözülebilmesi için,
Yüksek Mahkemenin elinden bu yetkiyi alan, yeni prosedürler" önerdi.
Gazete, bu
taleplerle, "devletin zirvesindeki karar alma mekanizmasındaki etkin
bir yeniden düzenleme ile, K Kıbrıslı Türklere en alt yönetim
düzeyinde bile kararları bloke etme imkanı veren maddelerin
kaldırılması girişiminde bulunulduğunu"
vurguladı.
Gazete,
yukarıda belirtilen taleplerin yanı sıra Rum
tarafının, çözümün uygulanmasına ve güvenlik konularına
dair, BM'ye (askeri) müdahale etme hakkı verecek geniş garantiler,
askerlerin tamamen adadan ayrılması, 30 bin yerleşiğin (TC
kökenli) adada kalması, Karpaz'ın Kıbrıslı Rumlara
iade edilmesi, mal-mülk konusu ile göçmenlerin geriye dönüşünün
"topluca yeniden ele alınması" gibi taleplerinin de
bulunduğunu belirtti.
Gazete,
Kıbrıs Rum tarafının önerilerinin aslında, yeni bir
çözüm planı oluşturulması için temel olabilecek ve
Kıbrıs sorununun çözümünü, çözümün uygulanması yada daha ileriki
safhalarda iki toplumun iyileştirmeler yapabilmesi imkanını en
aza indirerek, en küçük ayrıntısına kadar düzenleyen bir belgeyi
teşkil ettiğini vurguladı.
Gazete, BM
tarafından Rum yönetiminin bu önerilerine ilişkin görüşünün ise:
"BM tarafından, Kıbrıslı Rumların bu taleplerinin
çok "ağır" oldukları ve olası,
odaklanmış ve hiyerarşik düzende ifade edilmeleri
gerektiği" şeklinde belgede ifade edildiğini
vurguladı.
Gazete, Rum
tarafının taleplerine ilişkin BM belgesinin tam metnini şu
şekilde verdi.
"1. Süreç:
Üçüncü bir
başarısızlıktan kaçınılmalıdır.
Dikkatli bir ön
hazırlık gereklidir.
Sıkı
takvimlere Hayır.
Hakemliğe
Hayır.
Sadece üzerinde
uzlaşılmış bir çözüm referandumlara sunulacaktır.
2. Öz
(Kıbrıslı
Rumlar) Siyasi eşitliği kabul etmektedirler. Kıbrıslı
Türkler ortak olmalıdırlar. Ancak (Kıbrıs Rum tarafı)
siyasi eşitliğin (Kıbrıslı Türklerin) her karara
katılmaları anlamına gelmediğini inanmaktadırlar. Bu
şu anlama gelmektedir:
A. Kurucu
Devletlerin statüsünün eşitliği.
B. İki
toplumun zirvede eşit temsilciliği.
C.(kurucu
devletlerin) Siyaset belirleme organlarının federe devlette sonuç
getirici temsilciliği. Kararlar çoğunlukla alınmalıdır
ancak veto hakkı bulunmalıdır. Yüksek Mahkeme
uzlaşmazlıkları çözmemelidir.
1.
Başkanlık Konseyinde kararlar basit çoğunluk ile
alınmalıdır ancak herhangi 2 üye yada
herhangi 10
senato üyesi yada 2 başsavcıdan bir tanesi alınan bir
kararı Yüksek Mahkeme'ye havale eder ve Yüksek Mahkeme bu kararın:
A.Temel
Anlaşmaya uyumsuz olduğu,
B.
Ayrımcılık öğesini içerdiği,
C.Temel
Anlaşma çerçevesinde, kararın iki toplumdan birinin
çıkarının aleyhinde olduğuna karar
verebilir.
Yüksek Mahkeme,
yukarıda belirtilen üç durumdan herhangi birinin gerçekleşmesi
durumunda kararı iptal edebilir. Eğer bu 3 durumdan birinin
gerçekleşmesi söz konusu değilse, hem Başkan hem de Başkan
Yardımcısı kararı veto edebilirler. Karar, Gali Fikirler
Dizisi'nde veto uygulanabileceği öngörülen, dış ilişkiler,
savunma, güvenlik, bütçe, vergilendirme, göç ve vatandaşlık
konularında olması durumunda iptal edilebilir.
2. Karara
karşı çıkan Başkanlık Konseyi'nin iki üyesi,
kararı diğer bir organ olan "Birleşik Kıbrıs
Konseyi'ne" havale edebilir. Bu organ 7 üyeden oluşacaktır.
Başkan, Başkan Yardımcısı, Temsilciler Meclisi Başkanı,
Senato Başkanı, Yüksek Mahkeme Başkanı ve en
yaşlı 2 yargıç.
3. Hükümet
dairelerinin müdür ve müdür yardımcılarının birlikte karar
almamaları gerekir.
A.Kamu
hizmetlerindeki memurların oranı 70-30 olmalıdır.
B. Federe
devlet ile kurucu devletler arasında yetki dağılımı
yeniden ele alınmalı. "Merkez hükümetin ekonomik konularda
yeterli kontrol ve yetkisi mevcut değildir".
C. Federe
devlet ile kurucu devletler arasında bir hiyerarşi
bulunmalıdır. Bu yasalardan ötürü gereklidir.
D.
İşbirliği anlaşmaları yeniden gözden geçirilmelidir.
E. Federe
devletin onayı olmadan, kurucu devletler ile yabancı devletler
arasında güçlü anlaşmalar yapılmamalıdır.
F.
(Kıbrıslı Rumlar,) Kurucu devletçiğin iç
vatandaşlık rejiminin kaldırılarak yerine toplum temelinin
getirilmesini görüşmeye hazırdır.
Gazete, bu
bölümle ilgili yaptığı yorumda, "Kıbrıs Rum
tarafının 4-2 oranında olan Başkanlık Konseyi'nin
sayısında değişiklik talep etmediğini ancak
fonksiyonel yapısında etkin düzenlemeler yapılması
girişiminde bulunduğunu" belirtirken "Başkanlık
ve Başkan Yardımcılığı kurumlarını
önerdiğini, karar alınabilmesi için Başkanlık Konseyinde
Kıbrıslı Türklere ait olan 2 üyeden en az birinin
onayının gerektiğini belirleyen maddeyi kaldırarak,
kararların çoğunluk esasına göre alınmasını talep
ettiğini" yazdı.
Gazete,
Kıbrıs Rum tarafının ayrıca, "3 yabancı üyenin
de yer alacağı Yüksek Mahkeme'nin yetkisinin elinden
alınması girişiminde bulunarak, anlaşmazlıkların
çözülmesi için tamamen yeni bir organ oluşturulmasını
önerdiğine" dikkat çekerken "Gali Fikirler Dizisi temelinde,
veto uygulanabilecek bölümlerin tam olarak ifade edildiğini, daha iyi bir
işlevsellik talebine karşılık gelecek şekilde tüm
devlet yapısında iyileştirme yapılmasına
girişildiğini" yazdı.
3. Güvenlik ve
garantiler
Gazete, Conis
ve Mavroyannis'in, güvenlik ve garantiler konusunda Prendergast'a 8 Mart 2004
tarihinde BM'ye verilen ve 20 Nisan 2004 tarihinde de BM Güvenlik Konseyi'nde
BM belgesi olarak dolaşan belgelere atıfta bulunduklarını
yazdı.
Garanti
Anlaşması:
1. Tek
taraflı askeri müdahale kesinlikle olanaksız
bırakılmalı. Anlaşmanın BM anayasası ile tam bir
uyum içinde olacağının belirtilmesi.
2.
Kıbrıslı Rumlar, (kurucu devletleri kapsayan) garantilerin yetki
çerçevesi ile hemfikir değildirler.
3. Garanti
Anlaşmaları geçici statüde, yani Türkiye AB'ye üye olana kadar,
olmalıdır.
İttifak
Anlaşması:
1.
Kıbrıslı Rumlar 650 Türk askerinin kalmasını kabul
etmiyorlar. Tamamen çekilmelerini talep ediyorlar.
2. Askerlerin
çekilmesi için kısa takvimler.
Kuruluş
Anlaşması:
1.
Kıbrıslı Rumlar, Birleşik Krallığın
(çözümden sonra Egemen Üsler'e ait) toprak verme önersinin
şartlarını kabul etmemektedirler.
2. Her kurucu
devletin polis sayısının yeninden değerlendirilmesi.
3. BM'nin
harekatları, (BM anayasasının) 7'nci maddesiyle emre
bağlanmalı. (yani gerekli olması durumunda BM askerlerinin
müdahalede bulunması).
4. Güvenlik
Konseyi kurulu, çözümün hayata geçirilmesini gözlemlemeli ve her 3 ayda bir
rapor hazırlamalı.
5. BM, toprak
düzenlemesi altında olan bölgelerde hükümet yetkilerine sahip
olmalıdır. (yani BM, bu bölgelerde yaşayanların yeniden yerleştirilmesi
konularında gerekli olması halinde yürürlüğe koyma ve müdahale
etme yetkisine sahip olsun).
4. Türkiye'nin
hakları:
1. Federal
yasalarda Kıbrıs'ın değil Türkiye'nin çıkarlarına
hizmet eden tüm maddelerin çıkarılması. Ör: Kara suları,
kıta sahanlığı, hava sahanlığı, Montrö
Anlaşması.
2. Shengen
Anlaşmasına tam katılım.
Üç Özgürlükler
(Dolaşım, mülk ve yerleşim özgürlükleri):
1.
Malların iadesi istisna değil kanun teşkil etmelidir.
İstisnai durumlarda tazminat kabul edilecektir.
2. 1/3
Yasasının kaldırılması.(Annan Planı'nda
malların verilmesine ilişkin öngörülen madde).
3.
Kıbrıs Rum tarafı, yerlerinden edilen, şu anki mal
kullanıcılarının korunmasının gerekli
olduğunu kabul etmektedir.
4. Önemli
iyileştirmeye uğrayan malların sahipleri, plana göre çok
cömertçe karşılanılıyor (Aralık 1999 tarihinden önce
yapılmış iyileştirmeler kabul ediliyor) (Burada, işgal
bölgelerindeki inşaat patlamasının sonuçlarından
kaçınılmak isteniyor).
5. Moratoryum
konusu. (Burada Kıbrıs Rum tarafınca yapılan,
Kıbrıslı Türklerin iyi niyet göstergesi olarak göç ve
inşaat dalgasının sona erdirmesine ilişkin öneriye
değiniliyor).
6. Daha sonraki
dönemde mal satın alanlar, özellikle de yabancılar koruma altına
alınma hakkına sahip değillerdir.
7.
Malların uzun süre kiralanması maddesi yeniden gelmelidir.
8. Tazminatlar
fonunun yeniden ele alınması.
9. Özel
Sektörün büyük oranda katılımı.
10. Türkiye,
tazminatlar fonuna katkıda bulunmalıdır.
11. Üç
özgürlüklerin sağlanmasına yönelik önlemler yelpazesi yeniden ele
alınmalıdır.
5. Ekonomi:
1. Tüm üretim
bölümlerinin serbest dolaşımı.
2. Milli
ekonomi politikasının (maliye ve bütçeye ilişkin olanlar da
dahil) sağlanması mekanizmaları.
3. Merkez
Bankası: Yönetim Kurulu, ulus kriterlerine göre değil işin ehli
olma kriterlerine göre belirlenmelidir. Şubelerin olması durumunda
bunlar, Yönetim Kurulu'nun yetki alanının içerisinde yer
almalıdır.
4.
Kıbrıslı Türklerin bankacılık sisteminin sermaye
yeterliliğinin iyileştirilmesi.
5. Mevcut
olması gerekenler: Makro ekonomiye istikrar kazandıracak komite,
ortak kalkınma politikası, aşırı borçlanmadan
kaçınmak, dış borçlanmada federal garantilere ve siyasi rekabet
çerçevesine sınırlama getirilmesi.
6.
Kıbrıs'taki BM gücünün finanse edilmesi konusunun yeniden ele
alınması.
6. Uygulama
önerileri
Yeni durum,
sadece belirli taahhütlerin yerine getirilmesi durumunda kalıcı
olmalıdır. Aksi durumda, geçerli anlaşmanın (çözüm)
uygulanmaya başlanmasından önceki duruma geri dönülmelidir.
7. Geçiş
düzenlemeleri
1.
Devletçiklerin durumu, toprak düzenlemeleri, askerlerin geri çekilmesi,
göçmenlerin dönüşü, sınırlamaların
kaldırılması ve yerleşiklerin geri dönüşü
konularında en kısa takvimler.
2. Başkan
ve Başkan Yardımcısı arasındaki 5 yıllık
görev süresinin çok uzun olması.
8.
Yerleşikler
1. Referanduma
katılmasınlar.
2. En fazla 30
bini kalabilir. (Annan Planı'nda 75 bin öngörülüyordu.)
3. Geriye
kalanların kısa takvimler çerçevesinde adadan ayrılmaları
gerekmektedir.
4.
Kıbrıslı Rumlar, gelecekteki Türk göçüne karşın daha
sonuç getirici önlemler alma imkanına sahip olmalıdır.
Toprak (karpaz)
Ulusal Konsey,
Karpaz'ın iade edilmesinin talep edilmesi konusunda hemfikirdir ve Sn.
Papadopulos Karpaz'a, aşağıda belirtilen sebeplerden ötürü büyük
önem vermektedir:
1.
Kıbrıs Rum toplumu için önem taşımaktadır.
2. Deniz
egemenlik alanı.
3. Annan 5
planında Kıbrıs Rum tarafına karşılık olarak
verilmesi teklif edilen toprakların kalitesinin düşüklüğü.
KIBRIS
28/11/05
Ledra
Yolu güneyin gündeminde
|
Ledra (Uzun
Yol) Caddesi'ndeki çalışmaların işgal kuvvetlerince"
gece yarısından sonra başlatıldığı ve
sabaha karşı 02.30'a kadar sürdüğü belirtilerek yolun
kapalı kalmasına neden olan duvarın
yıkıldığı ve yerine yeşil bir panonun
asıldığı yazıldı. Fileleftheros
Gazetesi, haberi "Karanlık Altında Duvar
Yıkıldı.. Ledra'da Yeni Oldu Bittiler Yaratarak Ara Bölgenin
Statükosunu Çiğnediler.." başlığıyla verdi ve
ekibin çalışmaların "işgal ordusu"
subaylarının gözetimi altında gerçekleştirildiğini,
bazı durumlarda ekibin Ledra'daki harabe durumundaki evler ve Ermu
Caddesi'yle birleşen karşı yola girdiklerini de yazdı. Habere göre,
konuya ilişkin olarak önceki gün açıklamalarda bulunan Rum
İçişleri Bakanı Andreas Hristu, hükümetin her zaman geçitlerin
açılmasından yana olduğunu, bunu sadece Lefkoşa için
değil Yeşil Hat'ın diğer noktaları için de geçerli
olduğunu söyledi. Ledra Caddesi
konusunda ayrıntı vermekten kaçınan Hristu, konunun
Dışişleri Bakanlığı'nca ele
alındığını belirtti. Hristu
ayrıca, KKTC'ye yönelik ve KKTC'den geçişlerdeki kimlik kontrolü
gibi konularda yapılması gereken her şeyin
yapılacağını da söyledi. Bir soru üzerine ise Hristu,
yolun açılmasına yönelik siyasi bir engelin
varlığından haberdar olmadığını ifade
etti. Politis
Gazetesi ise, KKTC makamlarının Cuma gece yarısı
başlattıkları çalışmalarla, Ermu Caddesi içerisinde
bulunan duvarı yıktıklarını belirtti. Gazete
ayrıca, KKTC makamlarının çalışmaların
tamamlanmasından önce bir kimsenin askeri bölge veya konfrantasyon
hattına girişini engellemek amacıyla duvarın
bulunduğu bölgenin yakınına yeşil bir pano (kumaş)
yerleştirdiğini yazdı. Öte yandan
Sunday Mail, elde ettiği bilgilere dayanarak Ledra ve Ermu Caddesi'yle
ilgili çalışmaların Türk tarafına siyasi ve askeri
avantajlar sağlaması durumunda Rum tarafının Ledra ve
Ermu caddelerinin açılışına izin vermeyeceğini
yazdı. |
KIBRIS
28/11/05