"Yasanın amacı iç hukuk yolu yaratmak"
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, yeni mülkiyet
yasasının amacının Kıbrıs'taki mülkiyet sorununu
çözmek olmadığını söyledi ve ''sorun siyasi çözümle
birlikte çözümlenecek'' dedi.
Talat,
KKTC Meclisi'nde 19 aralıkta kabul edilen ve Rumlara takas, tazminat ve
iade öngören yeni mülkiyet
yasasını değerlendirdi.
Yasanın 'Türkiye tarafından dayatıldığı'
söylentisinin tamamen gerçek dışı olduğunu belirten KKTC
Cumhurbaşkanı, ''bu yasa, Kıbrıs sorununun bugüne kadar
oluşmuş parametrelerini de yerli yerine oturtma sonucunu
doğuracaktır'' diye konuştu.
Talat, yasanın bütün amacının, Rumların yapacağı
mülkiyet başvuruları için 'iç hukuk yolu' yaratmak olduğunu
söyledi.
KKTC Cumhurbaşkanı, ''bu, Kıbrıs sorununun mülkiyet
rejimini çözmeyi hedeflemiyor. Yani Kıbrıs'ta mülkiyet sorununu
çözmeyi hedeflemiyor. Mülkiyet sorunu siyasi çözümle birlikte çözümlenmiş
olacak. Ancak bireysel olarak mülkiyetle ilgili hukuki çare arayan
kişilerin başvurabilecekleri bir iç hukuk yolu yaratmış
oluyoruz'' ifadesini kullandı.
"Tazminatlar için fon oluşturulacak"
Talat, KKTC'nin 2006 bütçesine, tazminatlarla ilgili bölümün etkileneceğini
ve tazminatlarla ilgili bir fon oluşturulacağını belirtti.
Fona, kendilerinin ve Türkiye'nin katkısı olacağını
ifade eden Talat, ''dünya da bunun bir çare olarak görürse çok
olasıdır ki, uluslararası katkı bile alabiliriz'' dedi.
"Yasaya hiç aklımızın ucundan geçmeyen anlamlar
yüklemeyeçalışmak gereksizdir'' diyen Talat, yasadan, 'Türkiye'nin
Kıbrıs'ta 'işgalci' olduğunu kabul ettiği' anlamı
çıkarmanın bir anlamı olmadığını kaydetti.
''Ekonomiyi olumlu etkileyecek''
Cumhurbaşkanı Talat, iddiaların aksine, yasanın ekonomiyi
çok olumlu yönde etkileyeceğine işaret ederek, ''hele bunun bir iç
hukuk yolu olarak görülmesi durumunda, bu daha da etkili olacak. Kuzey'e
yatırım yapmak isteyenlerin güveni artacak'' dedi.
Kıbrıs sorununun çözüm parametrelerini değiştirecek bir
yasa yapmadıklarını, tersine çözüm parametrelerine uyumlu bir
yasa yaptıklarını belirten Cumhurbaşkanı Talat,
''Kıbrıs sorununun çözümü parametrelerine uyumlu adım attığımızdan
dolayı ekonomi olumlu etkilenecek'' diye konuştu.
'Yasanın zaman kazanma ve Türkiye'yi kurtarma yasası' olduğu
yönünde garip iddialarla da karşılaştıklarını,
bunların hiçbirinin doğru olmadığını kaydeden
Talat, zaman kazanmanın dolaylı olarak doğru olduğunu
söyledi.
Rumların tepkisi
Cumhurbaşkanı Talat, Rumların, yeni mülkiyet yasasına
karşı, KKTC makamlarına başvuracak Rumlara dört yıl
hapis ve para cezası öngören bir yasa önerisini kendi meclislerine
sunmasını da değerlendirdi.
Talat, "AB üyesi bir ülkede öyle bir yasa. Buna benim söyleyecek bir
şeyim yok. Bunu, AB'nin geriye kalan ülkeleri değerlendirsin. Yani
Kopenhag siyasi kriterlerine ne kadar uyuyor böyle bir yasa, böyle bir
yasayı düşünmek benim işim değil, AB düşünsün. Çünkü
Kıbrıs Rum tarafını AB kendi üyesi yaptı, benim bütün
'yapmayın' çağrılarıma rağmen yaptı"
şeklinde konuştu.
Kıbrıslı Rumların başvuru yapmasını
beklediğini belirten Talat, ''Kıbrıslı Rumlar da çözümün
kendi liderlikleri tarafından uzun bir vadeye atılmasını,
bireysel haklarını elde etme bakımından haklı
bulamazlar. Bireysel haklarını elde etmek için başvuruda
bulunabilirler diye düşünüyorum'' dedi.
CNN
TURK 21/12/05
AİHMde kritik 'Kıbrıs' kararı
Yakovu, Rumların KKTC'nin çağrısına
uymayacağını savundu
21 Aralık, 2005 09:39:00 (TSİ) CNN TURK
Zeynel Lüle/CNN TÜRK/Brüksel
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, yarın ünlü Loizidou
davasının rövanşı niteliğindeki Ksenidesarestis
davası ile ilgili kararını açıklayacak.
AİHMin
vereceği karar, KKTC'de oluşturulan ve önceki gün Meclis'te kabul
edilen Tazmin Komisyonunun yetkisini tanıyıp tanımaması
açısından büyük önem taşıyor.
Magosa'nın Ayios Memnon bölgesinde bulunan evine 1974'ten beri
gidemediğini belirten Myra Ksenidesarestis ile ilgili davanın sonucu,
hala AİHM önünde bekleyen iki bine yakın dava için de kilit önem
taşıyor.
Dava sonucunda, AİHMin Türkiye'yi mahkum edeceği malın
korunması hakkının ihlal edildiğine karar vereceği
tahmin ediliyor.
Ancak AİHM'nin aynı kararda Türkiye'ye iç hukuk yolu
yaratılması tavsiyesinde bulunması ve tazminata hükmedilmemesi
bekleniyor.
Böylece, AİHM önünde bekleyen binlerce davanın önü kesilmiş ve
kurulan Tazmin Komisyonunun yetkisinin de tanınmasının yolu
açılmış oluyor.
KKTC Meclisi, Kıbrıslı Rumların 1975 öncesinde Kuzey
Kıbrıs'ta bıraktığı malların iadesini, takas
edilmesini ve tazminini öngören yasayı 19 aralıkta oy çokluğu
ile kabul etmişti.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin KKTC mahkemelerini 'iç hukuk'
olarak tanımasını sağlamaya yönelik yasa, Türkiye'yi de
Rumların açtığı tazminat davaları konusunda
rahatlatmayı hedefliyor.
Yakovu, KKTCye tepkili
Kıbrıs Rum yönetimi Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu
ise, KKTC'deki hiçbir kurumu tanımadıklarını, Rum
vatandaşlarının takas, tazminat ve mal iadesi için KKTC'nin
başvuru yapın çağrısını reddedeceğini
savundu.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM) geçmişte KKTC'de
kurulan Tazmin Komisyonu'nu reddettiğini ifade eden Yakovu,
Kıbrıslı Türklerin, AİHM'de bekleyen yüzlerce Rum'un
başvurusunu transfer etme çabası içinde son çare olarak yeni bir yasa
oluşturduğunu iddia etti.
Yakovu, ''Türk işgal rejimi tarafından oluşturulan
kurumları tanıyamayız. Bu tamamen yasadışı bir
durumdur ve Kıbrıs Cumhuriyeti vatandaşları bunun kendi
çıkarlarına hizmet etmeyeceğini anlarlar ve böylelikle sahte
devletin bu komiteye başvurma çağrılarını
reddederler'' dedi.
AİHMin ciddi bir mahkeme olduğun dile getiren Yakovu, AİHM,
Türkiye'nin tüm bu yasadışılıklarını dikkate
almayacaktır. Bu sadece bir ümit değildir, bunun takipçisi
olacağız. Avrupa mahkemelerinde bunun savaşını
vereceğiz'' diye konuştu.
Rum Dışişleri Bakanı Yakovu, BBC Türkçe
Servisi'ne özel demeç verdi: "Kuzey Kıbrıs'ın yüzde 88'i
bizim"
Rum
Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu, KKTC Meclisi'nin
onayladığı yasa kapsamında oluşturulacak mülkiyet
komisyonuna hiçbir Rum vatandaşının
başvuracağını sanmadığını söyledi.
Yakovu, BBC
Türkçe Servisi'ne verdiği mülakatta yasanın Avrupa İnsan
Hakları Mahkemesi'ni aldatmaya dönük olduğunu savundu.
"Avrupa
İnsan Hakları Mahkemesi, Türk tarafının bu
adımını kabul edecek mi? sorusuna
Yakovu
"hayır" yanıtını verdi ve şöyle devam etti:
''Çok ciddi
şüphelerim var. Sözde yasada yüzde 4'lük bir toprak iadesinden söz
ediliyor. Saygın bir Avrupa mahkemesinin böyle bir yöntemi kabul
edeceğini sanmıyorum."
Yakovu, Türk
tarafında oluşturulacak komisyona bir Rum vatandaşının
bile başvuruda bulunacağını sanmadığını
belirterek şunları söyledi:
''Bu
geçmişte de denendi. Birçok Kıbrıs vatandaşının
bu komisyona başvuracağı iddia edildi. Ama kimse
başvurmadı. Şimdi de kimsenin başvuracağını
sanmıyorum. Bu sözde yasa, yasal olmamasının
dışında birçok aldatmacayla dolu. Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesi kandırılmaya çalışılıyor.
''Kıbrıslı
Türklerin öncelikle 1974'ten önce Kuzey'deki Rum topraklarının
oranının yüzde 88 olduğunu kabul etmesi gerekiyor.''
Kuzey'deki
toprakların sadece yüzde 12'si Türklere aitti. Mülkiyet meselesinin
kapsamlı bir çözüm çerçevesinde çözülmesi gerektiğini
düşünüyoruz. Bu konuda müzakerelere de hazırız.''
KIBRIS 21/12/05
Tüzükler, Avusturya Dönem Başkanlığı'na havale
edildi
Avrupa
Birliği'nin Kıbrıslı Türklere yönelik mali yardım ve
doğrudan ticaret tüzükleri 1 Ocak 2006'da AB Dönem
Başkanlığını üstlenecek Avusturya'ya devredildi.AB
Haber'e göre, 21 Aralık'ta yapılması planlanan AB Daimi
Temsilciler Komitesi COREPER toplantısı Noel ve
Yılbaşı tatili dolayısıyla dünkü güne alındı
ve toplantı dün öğleden sonra yapıldı.
COREPER'de
İsveç tüzükler ile ilgili son gelişmeler hakkında AB Dönem
Başkanı İngiltere'den bilgi istedi. İngiltere ise
toplantı sırasında İsveç'in sorusuna cevap verilmesi
amacıyla sözü AB Komisyonu temsilcisine verdi.
COREPER'e
Komisyonu temsilen katılan yetkili mali yardım tüzüğü
konusundaki anlaşmazlıktan dolayı 120 milyon Euro'nun bu
yıl kullanılamayacağını belirtti.
Komisyon
yetkilisi tüzüklere işlerlik kazandırılması çerçevesinde
Komisyon olarak hazırladıkları deklarasyon üzerinde
Kıbrıs'ta taraflar arasında görüş
ayrılığı bulunduğunun altını çizdi.
COREPER'de
tüzükler ile ilgili derinlemesine bir tartışma olmadı.
Açıkçası konu geçiştirildi.
Dönem
Başkanı Komisyon yetkilisini dinledikten sonra tüzükler konusunu
kapattı. Böylece tüzükler dosyası 1 Ocak 2006'da AB Dönem
Başkanlığını üstlenecek olan Avusturya'ya havale
edilmiş oldu.
Şimdi tüm
dikkatler yıl sonundan önce AB Dönem Başkanı İngiltere'nin
tüzükler ile ilgili bir açıklama yapıp yapmayacağına
çevrildi. İngiltere'nin tüzükler ile ilgili bir açıklama
yapmasına ise Rumların sıcak bakmadığı ileri
sürüldü.
KIBRIS
21/12/05
Kıbrıs'taki
statükonun korunması bize zarar veriyor
Ekonomik
açıdan Kıbrıs sorununu değerlendiren işadamı
Mustafa Koç, Türkiye'nin Kıbrıs sorununda çözüm yönünde inisiyatif
üstlenmesi ve kontrolü eline alması gerektiğini belirtti:
Kıbrıs'taki
statükonun korunması bize zarar veriyor
ZARAR
GÖRÜYORUZ... Mustafa Koç: Öncelikle içinde yaşadığımız
hareketli coğrafyanın yansımalarının,
istikrarımızı tehlikeye sokmasına izin vermememiz gerekir.
Türkiye'nin inisiyatifi mutlaka eline alması ve Kıbrıs'ta çözüm
formülleri yaratması gerekir. Mevcut statükonun korunması
sandığımız gibi lehimize değildir
Türk
Sanayicileri ve İşadamları Derneği (TÜSİAD) Yüksek
İstişare Konseyi (YİK) Başkanı Mustafa Koç,
Kıbrıs sorununda Türkiye'nin inisiyatifi mutlaka eline alması ve
çözüm formülleri yaratması gerektiğini belirterek, "Mevcut
statükonun korunması sandığımız gibi lehimize
değildir" diye konuştu.
Mustafa Koç,
statükonun devamının, KKTC'nin tecrit olma durumunun sürmesi ve
Kıbrıs Rum Yönetimi'nin Kıbrıs'ın tek temsilcisi
olarak görülmesinin devam etmesi anlamına geldiğini kaydetti.
"Öncelikle
içinde yaşadığımız hareketli coğrafyanın
yansımalarının, istikrarımızı tehlikeye
sokmasına izin vermememiz gerekir" diyen Koç, bu yüzden ülke
dahilinde kapsayıcı ve birleştirici olmanın,
ayrımcılık izlenimi yaratacak politikalardan
kaçınmanın öneminin büyük olduğunu vurguladı. Koç, bunun
yanında, işsizlik, gelir dağılımındaki bozukluk
ve bölgeler arası eşitsizliği gidermeyi hedefleyen
politikaların kısa süre içinde hayata geçirilmesi gerektiğini
söyledi.
HiltonSA
Oteli'nde yapılan YİK toplantısının
açılışında konuşan Koç, önümüzdeki yıla
damgasını vuracak belli başlı meselelere
bakıldığında, bunlardan ilkinin, küreselleşmenin
gelişmekte olan ülkelere büyüme hızlarını artırabilmeleri
için sunduğu fırsat, ikincisinin de terör, savaş gibi
faktörlerin öne çıktığı uluslararası siyasi
belirsizliklerin yarattığı riskler olduğunu söyledi.
KIBRIS 21/12/05
Cherie
Blair'den eleştirilere yanıt: Biz hukukçuyuz, siyasetçi değiliz
İngiltere
Başbakanı Tony Blair'in eşi Cherie Blair, bir İngiliz
çiftin KKTC'deki mülkiyet hakkını savunma kararını
eleştirenlere yanıt verdi. Blair, "Biz hukukçuyuz, siyasetçi
değiliz" dedi.
Cherie Blair,
Türk-İngiliz Hukukçular Cemiyeti tarafından yılın hukukçusu
seçildi. Cherie Blair, yayımladığı mesajda Kuzey
Kıbrıs'ta bir Rum vatandaşına ait arazi üzerine villa
yaptıkları için haklarında dava açılan İngiliz çiftin
avukatlığını üstlenmesiyle ilgili yöneltilen
eleştirilere, "Biz hukukçuyuz, siyasetçi değiliz"
yanıtını verdi.
Cherie Blair'in
davayı üstlenme kararı İngiliz gazetelerinde de geniş
yankı uyandırdı. Guardian gazetesi, Kuzey Kıbrıs'ta
şimdiye kadar 10 bin Avrupalının gayrimenkul satın
aldığını, İngiliz çifte açılan davadan cesaret
alan çok sayıda Rum göçmenin aynı yolu izlemeye
başladığını yazdı.
Kıbrıs
Rum Yönetimi lideri Tasos Padapolus, Cherie Blair'in davayı almasına
tepki göstererek İngiliz hükümetine resmi şikayette
bulunacağını açıklamıştı.
KIBRIS 21/12/05
AİHMde
kritik Kıbrıs kararı bugün
Kıbrıslı
Rumların Ankaraya karşı Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesinde açtıkları mülkiyet davalarında yeni bir dönüm
noktasına giriliyor.
NTV-MSNBC
Güncelleme: 02:30 ET 22 Aralık 2005 Perşembe
STRASBOURG/LONDRA
- Strasbourg mahkemesi, Myra Arestis-Ksenides adlı Rum
vatandaşının Ankaraya karşı açtığı
davada kararını bugün açıklayacak.
Davacı Arestis-Ksenides, KKTC
sınırları içinde yerleşime kapalı olan Maraş
bölgesinde 1974 yılında terk ettiği taşınmaz
mallarını geri almak için 1999 yılında Strasbourg
mahkemesine başvurmuştu.
Mahkeme 1996 yılında bu durumla benzerlik taşıyan Loizidu
davasında, adanın kuzeyini Ankaranın denetiminde bir bölge
olarak nitelemiş ve davacı Rum vatandaşına hem
malının iade edilmesi hem de 1974 yılından bu yana
malını kullanamadığı için maddi tazminat ödenmesi
hükmünde bulunmuştu.
Mahkemenin Arestis-Ksenides kararında, Loizidu kararı temelinde
davacı lehine mülkiyet ihlali yönünde karar vermesi, kararın maddi
tazminatla ilgili bölümünü ise ileri bir tarihe bırakması bekleniyor.
Kararda, KKTCde Rumların mülkiyet başvuruları için
oluşturulan tazmin komisyonunun hangi şartlarda Strasbourg mahkemesi
tarafından kabul edilebileceğine dair yeni değerlendirmelere yer
verilmesi de bekleniyor.
Strasbourg mahkemesi, 2001 yılından bu yana Kıbrıslı
Rumların Ankaraya karşı açtıkları davalarla ilgili
kararlarında, KKTCde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi
çerçevesinde oluşturulacak iç hukuk yollarının Rumlar için de
geçerli olabileceğine dair değerlendirmelerde bulunuyor.
Mahkemenin bu konuda ne zaman net bir hükümde bulunacağı ise henüz
bilinmiyor.
İNGİLİZ ÇİFTTEN DAVAYA İTİRAZ
İngiliz Orams çifti de, Rum vatandaşı Apostolidi tarafından
Kuzey Kıbrıstaki arazisi üzerine ev yaptırdıkları
gerekçesiyle Rum kesiminde haklarında açılan davaya İngiltere
Yüksek Mahkemesi nezdinde itiraz etti.
İngiliz Elizabeth ve David Orams çiftinin Türk avukatı Hasan Vahib,
Başbakan Tony Blairin avukat eşi Cherie Blair dahil 4 avukattan
oluşan ekibin hazırladığı itiraz dilekçesini, yüksek
mahkemeye sundu. İngiliz çift, hukuka ve Kuzey Kıbrıs hükümetine
güvendiklerini vurguladı.
Elizabeth Orams, Cherie Blairin davayı üstlenmesinden büyük memnuniyet
duyduklarını belirtti. Orams davası, KKTCde eski Rum arazisi
üzerinde evi bulunan binlerce yabancı tarafından da yakından
izleniyor.
TALATTAN TEPKİ
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrısta mülkiyet sorununun
ancak siyasi çözümle birlikte çözümlenmiş olacağını
söyledi. Talat yeni mülkiyet yasasının bütün amacının,
Rumların yapacağı mülkiyet başvuruları için iç hukuk
yolu yaratmak olduğunu belirtti.
Yasanın Türkiye tarafından dayatıldığı
söylentisinin tamamen gerçek dışı olduğunu vurgulayan
Talat, böyle bir yasayla ilgili ilk görüşün, Temmuz 2004te Türkiyeye
kendisinin iletiğini de açıkladı.
Mehmet Ali Talat, yasanın, bugün kararı açıklanacak
İksenides Aretis davasına ancak dolaylı bir etkisinin olabileceğini
kaydetti. Talat, Bu, Kıbrısta mülkiyet sorununu çözmeyi
hedeflemiyor. Mülkiyet sorunu siyasi çözümle birlikte çözümlenmiş olacak
dedi.
Denktaş'tan
TBMM'ye: Ek protokolü yüzlerine çarpın
ANKARA (ANKA)
Meclis'te
Kıbrıs hakkında konuşan KKTC 1. Cumhurbaşkanı
Rauf Denktaş, kendisini dinleyenleri ağlattı. Denktaş,
TBMMden Güney Kıbrısın Kıbrısın meşru
hükümeti olarak tanınmasına yol açacak Ek Protokolü reddetmesini isterken,
"Kıbrıs milli davadır, vermeyeceğiz diyorsunuz.
Eğer vermeyecekseniz lütfen bu ek protokolü reddediniz" diye
konuştu.
CHP Genel Başkanı Deniz Baykalın davetlisi olarak
Türkiyeye gelen KKTC eski Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, TBMMdeki
eski senato salonunda "Kıbrıs gerçeği" ile ilgili bir
konuşma yaptı. Denktaşın konuşmasını 9.
Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, TBMM Başkanı Bülent
Arınç, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, SHP Genel
Başkanı Murat Karayalçının yanı sıra çok
sayıda milletvekili de izledi.
Denktaş, konuşmasına Başbakan Erdoğan ve
Dışişleri Bakanı Gülün bugün basına yansıyan
"Kıbrıs milli davadır, Kıbrısta asla taviz
vermeyeceğiz" şeklinrdeki açıklamalarını
anımsatarak başlarken, "Ancak biz Kıbrıs Türkü olarak
sadece beyanatların kafi gelmediğini görüyoruz ve
endişeliyiz" dedi.
Türk hükümetinin imzaladığı ek protokol ile Güney
Kıbrıs Rum Yönetimi'nin meşru Kıbrıs hükümeti
olarak tanındığına, bunun başka hiç bir tefsiri
olmadığına işaret eden Denktaş,
"Kıbrısı AB, Rumlar adına talep etmektedir. Megola
Ideade Kıbrıs son alınacak yerdir. Bunu inanarak, içim yanarak söylüyorum"
dedi.
"KIBRIS MİLLİ DAVA"
Türkiyenin ABye girme yolunda Kıbrısı çeke çeke
Türkiyenin elinden alacaklarını kaydeden Denktaş,
"Kıbrıs milli davadır, vermeyeceğiz diyorsunuz.
Eğer vermeyecekseniz lütfen bu ek protokolü reddediniz" dedi.
Denktaş, Annan Planına kadar müzakerelerde
görüşmeci olarak önlerindeki pusulanın "Herhangi bir konudra
anlaşma olursa ancak tümünde olmazsa parça anlaşmalar uygulamaya
konmaz" olduğunu anımsatırken, ancak şimdi KKTC
parlamentosundan geçen yasa ile Rumlara "Toprak da
hakkınızdır gelip alacaksınız diyoruz"
denildiğini ifade etti.
Denktaş, Türkiyenin Louzidou davası gibi haksız
davalardan ve tazminatlardan kurtulmak istiyorsa bu meselenin iki tarafın
meselesi olduğunu ortaya koyması gerektiğine işaret
ederken, 1974ten beri Türklerin de Güneyde alacağının
olduğunu dile getirdi.
Milli meselelerin milli kararlılık istediğini,
milli kararlılığın da bu Meclisten
çıkacağını vurgulayan Rauf Denktaş,
"Kıbrısta kalıcı bir barış istiyorsak. Bunun
çözümünü Cumhurbaşkanı Sezer, Talat ile görüşmesinde ortaya
koydu. Bu mesele milli bir meseledir ve Kıbrıs meselesi dini, dili
ayrı iki halktan oluşan iki devlet arasında bir meseledir dedi.
Bu formülü Sezer canlandırdı. Çözüm için bu formülün kabul edilmesi
gerek" diye konuştu.
GİRİT
MODELİNİN SON SAYFASI ANNAN PLANI
Denktaş, Makariosun Kıbrıs meselesini "Girit
modeli" ile çözeceğini söylediğini anımsatırken,
"Girit modelinin son sayfası Annan Planının son
sayfasıdır. Kıbrıs Yunandır, Türk Yunan davasına
engeldir diyen Rumla bizi baş başa bırakma planıydı
Annan Planı" dedi.
Denktaş, Rumların Kıbrısın meşru
hükümeti sıfatını ellerinde bulundurdukça asla
uzlaşmayacaklarını kaydederken, Rumların bugüne kadar
Adanın tümünü alıp götürememelerinin tek nedeninin Türkiyenin garantörlüğü
ve kurulmuş olan KKTC olduğunu vurguladı.
TÜRKİYE KAPILARINI AKDENİZE KAPATAMAZ
"Kıbrısta vadedilenler
yapılmamıştır" diyerek bir yere
varılamayacağını, vadedilenlerin Rumun da Annan
Planına "evet" diyecek hesabı üzerine
yapıldığını anlatan Denktaş, "Neden
vaatlerinizi yerine getirmiyorsunuz dediğimizde, Kıbrıs üyemiz
olmuştur. Yasal hakları vardır, bu hakları
çiğneyemeyiz diyorlar. Türkiyenin uluslararası yasal
haklarını yok sayan, terörist Rumu meşru hükümet sayan AB
şimdi Rumun yasal haklarını koruyormuş" diye
konuştu. Denktaş, TBMMnin ek protokolü reddetmesini ve bu ek
protokolü suratlarına atmasını istedi.
Denktaş, Rumların Kıbrısı alıp
kaçmalarının önündeki tek engelin KKTC olduğunu vurgularken,
bütün Dünyanın bu cumhuriyeti ortadan kaldırmak için çaba
gösterdiğini söyledi. Kıbrıs konusunda ABye kendisinin
Kleridese söylediğinin söylenmesi gerektiğine işaret eden
Denktaş, "Siz kalıcı anlaşmadan yanaysanız iki devlete
dayalı bir birleşim neyinize batıyor" dedi.
DENKTAŞ KENDİSİNİ
DİNLEYENLERİ AĞLATTI
Türk Milletinin yumruğunu vurup, "Bu milli
davadır, Kıbrısı 13. Ada olarak Yunana
bırakmayacağız" derse bu işin
hallolacağını dile getiren Denktaş, "3.5 kişi
böyle istedi diye Türkiye kapılarını Akdenize kapatamaz"
dedi. Denktaş, sözlerini bitirirken, Cumhurbaşkanı Sezerin
ortaya koyduğu forlümü anımsatarak, "Uzlaşmanın
adını Sezer Türk Ulusu adına koymuştur" dedi.
Denktaş'ın konuşması sırasında
aralarında CHP İstanbul Milletvekili Kemal Anadol'un da
bulunduğu bazı dinleyiciler gözyaşlarını
tutamadı.
HURRIYET 22/12/05
Orams çifti:
Kuzey Kıbrıs'ta yaşamaktan çok mutluyuz
|
Orams
davasında itiraz dilekçesi İngiliz Yüksek Mahkemesi'ne sunuldu. Orams çifti:
Kuzey Kıbrıs'ta yaşamaktan çok mutluyuz "DAVAYI
KAZANACAĞIZ"... Kuzey Kıbrıs'ta mülk alan İngiliz
çift Oramslar hakkında Güney Kıbrıs'ta açılan ve
İngiltere'ye taşınan davaya karşı Londra'da bulunan
Vahib Avukatlık Bürosu'nun hazırladığı itiraz
dosyası dün İngiltere Yüksek Mahkemesi'ne sunuldu. Orams çifti,
" Biz Kuzey Kıbrıs'ı çok seviyoruz ve orda
yaşamaktan çok mutluyuz. Hiç bir diplomasi bunu engelleyemez. Cherie
Blair'in bu konuda bizi savunması bizim için büyük bir şans.
İnanıyoruz ki biz bu davayı kazanacağız." diye
konuştu EYLEM ERAYDIN
/ LONDRA Kuzey
Kıbrıs'ta mülk alan İngiliz çift Oramslar hakkında Güney
Kıbrıs'ta açılan ve İngiltere'ye taşınan davaya
karşı Londra'da bulunan Vahib Avukatlık Bürosu'nun
hazırladığı itiraz dosyası dün İngiltere Yüksek
Mahkemesi'ne sunuldu. KKTC'de mülk
alan İngiliz vatandaşı emekli Orams ailesine Güney
Kıbrıs'ta açılan dava sonucunda, davacı taraf mahkeme
kararlarını uygulamadığı gerekçesiyle AB
yasalarını dayanak göstererek Orams'ların İngiltere'deki
mülklerinden tazmin edilmek üzere davayı İngiltere Yüksek
Mahkemesi'ne taşımıştı. İngiltere'deki davaya,
Orams çifti de Cherie Blair'in başkanlığındaki Vahib
Avukatlık Bürosu ile hazırladığı itiraz
dosyasını tanınan süreden 24 saat önce Yüksek Mahkeme'ye
iletti. Konuyla
ilgili olarak görüştüğümüz avukatlık bürosunun sahibi Hasan
Vahib, mahkemeye verilen itiraz dosyasıyla ilgili olarak şöyle
konuştu: "İtiraz
dilekçesinin hazırlanmasında Cherie Blair'in önemli
katkıları oldu. Bu dilekçenin verilmesinden sonra ocak ayı
sonunda ya da şubat ayında bir duruşma bekliyoruz. Rum
tarafı itirazı görüp ona göre davranacaktır. Avrupa
kurallarına uygun şekilde itirazımızı buraya
yaptık. Bu aşamadan sonra Yüksek Mahkeme itiraza
karşılık olarak davayı sonuçlanması için ya
Kıbrıs'a geri gönderir ya da Lahey'e Yüksek Adalet Divanı'na
gönderir. Bizim amacımız davanın Lahey'de görüşülmesidir.
Çünkü bu dava siyasal bir içerik taşımaktadır." Davanın
maliyeti hakkında bilgi vermeyen Hasan Vahib, bu davanın bu anlamda
bir ilk olduğunu belirterek amaçlarının Kuzey
Kıbrıs'a ve Orams çiftine yapılan
haksızlığı gidermek olduğunu söyledi. Vahib,
davanın gidiş hattına göre Cherie Blair ile birlikte
Kıbrıs' da gidebileceklerini kaydetti. İtiraz
dilekçesinin mahkemeye verilmesinin ardından gazetemize konuşan
David Charlef Orams ve eşi Linda Elizabeth Orams, davayı
kazanacaklarına inandıklarını belirterek şöyle
konuştular: "Kuzey
Kıbrıs'ı çok seviyoruz ve orada
yaşamaktan çok mutluyuz" "Biz
Kuzey Kıbrıs'ı çok seviyoruz ve orada yaşamaktan çok
mutluyuz. Hiç bir diplomasi bunu engelleyemez. Cherie Blair'in bu konuda bizi
savunması bizim için büyük bir şans. İnanıyoruz ki biz bu
davayı kazanacağız. Aksi takdirde bizim konumuzda olan
yüzlerce İngiliz de ayni zor duruma düşecektir. Bu da bir çok
probleme neden olacaktır. İngiliz mahkemesi ve Avrupa bunu göz
ardı edemez.' Rumları
eleştiren Linda Orams konuşmasını şöyle sürdürdü: "Rum
kesimi hâlâ geçmişe bakıp, geçmişte yaşıyor.
Onların da artık geleceğe bakmaları lazım. Bizim
Kuzey Kıbrıs hükümeti ile hiç bir sorunumuz yok, ayrıca
Kıbrıslı Türkleri de çok seviyoruz ve orada
dostlarımızla birlikte yaşamak istiyoruz." Orams çifti
dava sonuçlanıncaya kadar İngiltere'de kalacaklarını ve
nisan ayında tekrar Kuzey Kıbrıs'a gideceklerini soyledi. David Charlef
Orams ve eşi Linda Elizabeth Orams'ın Rum Meletiu Apostolidi'ye ait
arazi üzerine ev inşa ettikleri iddiasıyla dava
açılmış ve Kuzey'deki aileye de hukuk kurallarına
aykırı olarak dava tebliği edilmişti. Rum kesiminde
görülen dava sonucunda Orams çiftine üç seçenek sunulmuş ve yerine
getirilmediği gerekçesiyle de İngiltere'deki mallarına
faiziyle birlikte haciz konulması için İngiltere Yüksek
Mahkemesi'nde söz konusu dava açılmıştı. Orams çifti için
Güney'deki davayı temyiz etmelerine karşın sonucu
beklemeksizin yerine getirilmesi istenen seçenekler 'Kuzey'deki işgal
ettikleri binayı yıkmaları, eski sahibi Rum'a tazminat
ödemeleri ya da araziyi geri iade etmeleri' olarak
saptanmıştı. Orams'lar bu
seçeneklerden hiç birini yerine getirmeyince de İngiltere Yüksek
Mahkemesi'nde tazminat davası açılmıştı. |
KIBRIS 22/12/05
120 milyon euroyu kaybettik mi?
AB Komisyonu
tüzüklerle ilgili herhangi bir gelişme olmadığını,
böylelikle her
iki tüzüğün de yeni yıla kaldığını
açıkladı...
120 milyon
euroyu kaybettik mi?
TÜZÜKLER
AVUSTURYA'NIN BAŞKANLIĞINA KALDI... İngiltere'nin Avrupa
Birliği (AB) dönem başkanlığındaki son AB Daimi
Temsilciler Komitesi'nin (COREPER) toplantısında, Kıbrıs
Türklerine yönelik doğrudan ticaret ve mali yardım tüzüklerinin,
ocakta görevi devralacak Avusturya'nın AB dönem başkanlığına
kalması kesinleşirken, 259 milyon euroluk yardımın 120
milyonu kaybedilip kaybedilmediği merak konusu oldu
SOYER: KONU
TARTIŞMALI... Avrupa Birliği Komisyonu tüzüklerle ilgili herhangi bir
gelişme olmadığını, böylelikle her iki tüzüğün
yeni yıla kaldığını ve mali yardımın 1230
milyon eurosunun kaybedildiğini açıklarken Başbakan Ferdi Sabit
Soyer, 120 milyon euronun kaybedilip kaybedilmediği konusunun
"tartışmalı bir konu" olduğunu söyledi
İngiltere'nin
Avrupa Birliği (AB) dönem başkanlığındaki son AB Daimi
Temsilciler Komitesi'nin (COREPER) toplantısında, Kıbrıs
Türklerine yönelik Doğrudan Ticaret ve Mali Yardım tüzüklerinin,
ocakta görevi devralacak Avusturya'nın AB dönem
başkanlığına kalması kesinleşirken, 259 milyon
euroluk yardımın 120 milyonu kaybedilip kaybedilmediği merak
konusu.
COREPER'in önceki
günkü toplantısında İsveç'in tüzükler konusunda herhangi bir
gelişme olup olmadığını öğrenmek istemesi üzerine
AB Dönem Başkanı İngiltere, Komisyonu işaret etti ve bir
gelişme olup olmadığını komisyonun
açıklamasını istedi.
Bunun üzerine,
AB Komisyonu da tüzüklerle ilgili herhangi bir gelişme
olmadığını, böylelikle her iki tüzüğün yeni yıla
kaldığını açıkladı.
AB Komisyonu,
mali yardım tüzüğünde öngörülen 259 milyon euronun 120 milyon
eurosunun kaybedildiğini de açıkladı.
Ancak, KIBRIS'a
açıklamada bulunan Başbakan Ferdi Sabit Soyer, COREPER'in önceki
günkü toplantısında mali yardım konusunda bir anlaşmaya
varılmamasını doğrularken, 120 milyon euronun kaybedilip
kaybedilmediği konusunun "tartışmalı bir konu"
olduğunu söyledi.
Konuyla ilgili
olarak şu an daha fazla bilgi vermeyi istemediğini belirten
Başbakan Soyer, 120 milyon euronun 2006'ya aktarılabilmesinin söz
konusu olabileceğini söylemekle yetindi.
Rum Hükümeti
Sözcüsü Kipros Hrisostomidis ise, 259 milyon euroluk mali yardımın
120 milyonluk bölümünün kaybedilmesinden dolayı Türk tarafını
suçladı.
Hrisostomidis,
Türk tarafının, AB'nin Doğrudan Ticaret Tüzüğü ve Mali
Yardım Tüzüğü'nün, "siyasi kazançlar sağlamak için
ilişkilendirilmesinde ısrar ettiğini" ileri sürerek, bu
nedenle, 120 milyon euronun kaybedilmesindeki tüm sorumluluğun Türk
tarafına ait olduğunu savundu.
AB
Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Finlandiyalı Komiseri Olli Rehn,
geçen hafta konuyla ilgili yaptığı açıklamada, tüzüklerle
ilgili ortaya çıkan yeni çıkmazdan Türk tarafını sorumlu
tutmuştu.
Rehn, son
birkaç gündür iki tarafla da konuyu tartışarak, taslak deklarasyonu
hazırladığını belirtmişti.
Kıbrıs
Rum tarafının taslak deklarasyonu kabul ettiğini ve mali
yardımı tüzüğünü desteklemeye hazır olduğunu ifade
eden Rehn, Kıbrıs Türk tarafının deklarasyonu sadece
reddetmediğini, ayrıca deklarasyonun kabul edilmesi halinde AB
Komisyonu ile işbirliğinin kesilmesi tehdidinde de bulunduğunu
söylemişti.
Rum gazeteleri
"özellikle Türk tarafının uzlaşmazlığı
sonucu bir çözüm bulunmadığını" iddia etti. Rum
Politis gazetesi, haberi "İlk Bahar Gelsin Bakarız -Tüzükler
Önkoşullara Kaldı" başlığıyla
yansıttı.
Soyer: 120
milyon euronun
kaybedildiği
kesin değil
Başbakan
Ferdi Sabit Soyer, 259 milyon euroluk mali yardımın, 120 milyon
eurosunun kaybedildiğinin söylendiğini, ancak bunun kesin
olmadığını belirterek, konuyla ilgili şu an
detaylı bir açıklama yapmak istemediğini ifade etti.
Soyer,
"120 milyon euronun kaybedildiğine dair bir şey yok. 256 milyon
ya da 120 milyon euro, Kıbrıs Türk halkının siyasi
eşlik temelindeki çözüm istemini ve BM çözüm planını
desteklemesini terk etme talebinin ve Güney Kıbrıs hakimiyetçi
yönetimin, adayı bölme zaferinin bedeli olamaz" dedi.
Soyer, AB ve
demokratik kamuoyunun, 120 milyon euroyu şantaj olarak kullanan güneydeki
yönetimine sesiz kalmayacağı yönündeki ümidini de dile getirdi.
AB'nin,
Kıbrıs Türk ekonomisinin gelişiminin teşvik edilmesi ve
adanın yeniden birleşmesini sağlamak amacıyla
Kıbrıslı Türkler üzerindeki izolasyonların
kaldırılması yönünde aldığı kararlara işaret
eden Soyer, AB'nin, bu çerçevede Kıbrıslı Türklere yönelik
Direkt Ticaret ve Mali Yardım Tüzüğü'nü önerdiğini anlattı.
Ancak,
Kıbrıs sorunu çözümlenmeden Avrupa Birliği'ne katılan
Papadopulos hükümetinin, üyelik avantajını kullanarak, AB'nin bu
kararının hayata geçirilmesini engellemeye
çalıştığını belirten Soyer, Rum
tarafının, ilk adımının tüzüklerin ayrılması
yönünde olduğunu anımsattı.
Soyer,
Kıbrıs Türk tarafının, AB'ye, tüzüklerin
ayrılmasının doğru bir karar olmayacağını,
ancak Kıbrıs Türk tarafının mali yardımın
yalnız kabul edilmesini de reddetmeyeceğini ilettiğini kaydetti.
Soyer, Türk tarafının tüzüklerin onaylayıp onaylanması gibi
bir durumun söz konusu olmadığını da belirtti.
Bunun
ardından Rum tararının, "hakimiyetçi bir anlayış"
göstererek, Kıbrıs Türk tarafının hiç kabul
edilmeyeceği deklarasyonu önerdiğine dikkat çeken Soyer,
Kıbrıs sorunun özünü ilgilendiren konuların yer
aldığı bu öneriyi kabul etmediklerini belirtti.
"Rumların
hakimiyetçi zihniyeti, AB ilkelerine aykırıdır. Deklarasyon
kabul edilmedi ve Konsey, mali yardım tüzüğü ile doğrudan
ticaret tüzüğünü ayrılması yönünde bir karar üretemeyecek
noktaya geldi ve konuyu, AB dönem başkanlığını
üstlenecek Avusturya'ya sevk etme eğilimi doğdu" diyen
Başbakan, Kıbrıs Türk tarafının, AB kararına
bağlı olduğunu ve bunun yaşama geçmesini istediğini
söyledi. Soyer, "Kıbrıs Türk halkı üzerindeki haksız
izolasyonlara, AB kararları doğrultusunda son verilmesi için siyasi
çabamızı sürdüreceğiz" diye konuştu.
İsveç:
AB'nin itibarına darbe vuruldu
İngiliz
dönem başkanlığının son Daimi Temsilciler Komitesi'nde
Kıbrıs tüzüklerini gündeme getiren İsveç, AB'nin verdiği
sözleri tutmamasının büyük itibar kaybına yol
açtığını belirtti.
İsveç
Dışişleri Bakanlığı'nın Avrupa Dairesi
Başkanı Hakan Emsgard, Zaman gazetesine yaptığı
açıklamada, "AB, verdiği sözü 18 aydır tutamıyor.
Tüzüklerle ilgili kararlar çok önce alınmalıydı. AB'nin 18
aydır sözlerini tutmaması itibarımızı zedeliyor"
dedi.
KIBRIS 22/12/05
Bakanlar Kurulu, dün yine önemli kararlar aldı:
Kıyılardaki 210 km'lik askeri yasak bölge, 35 km'ye düşürüldü
|
ÜÇ
ÖNEMLİ KARAR... Bakanlar Kurulu, kıyılardaki 210 kilometrelik
askeri yasak bölgeyi 35 kilometreye düşürülmesine, motorlu araç ruhsat
harçlarına yapılacak zammın yüzde 3 olmasına ve Sosyal
Sigorta borçlarının 3 ay daha indirimli ödenmesine olanak
sağlanmasına karar verdi BALIKÇILAR VE
TURİZM İÇİN... Ekonomi ve Turizm Bakanı Kemal Derviş
Deniz, kıyılardaki askeri yasak bölgenin 35 kilometreye
düşürülmesi kararının, balıkçıların daha rahat
avlanmalarına imkân yaratmak ve turizmi geliştirmek adına
yapılan faaliyetlerin daha rahat gerçekleştirilmesini sağlamak
amacıyla alındığını kaydetti Bakanlar
Kurulu, kıyılardaki 210 kilometrelik askeri yasak bölgeyi 35
kilometreye düşürme, motorlu araç ruhsat harçlarına yapılacak
zammın yüzde 3 olmasına ve Sosyal Sigorta borçlarının 3
ay daha indirimli ödenmesine olanak sağlanmasına karar verdi. Bakanlar
Kurulu'nun Başbakan Ferdi Sabit Soyer başkanlığında
Cumhuriyet Meclisi'nde yaptığı yaklaşık 2 saatlik
toplantıda aldığı kararları Ekonomi ve Turizm
Bakanı Kemal Derviş Deniz açıkladı. Meclis'teki
bütçe görüşmelerinden dolayı Başbakan'ın Cumhuriyet
Meclisi'ndeki makam odasında gerçekleştirilen toplantı, saat
15.30'da başladı. Kıyı
askeri yasak bölgeleri Ekonomi ve
Turizm Bakanı Kemal Derviş Deniz, dünkü Bakanlar Kurulu
toplantısında rutin konuların dışında önemli
kararlar da alındığını belirtti. Bu konulardan
birinin askeri yasak bölgelerle ilgili olduğunu ifade eden Deniz,
KKTC'nin sahip olduğu deniz sahalarında denizden azami düzeyde
faydalanmak için geçmişte toplam 210 kilometre civarında olan
askeri yasak bölgenin Bakanlar Kurulu kararıyla 35 kilometreye
düşürülmesine karar verildiğini söyledi. Deniz bu
kararın alınmasındaki başlıca sebebin balıkçıların
daha rahat avlanmalarına imkân yaratmak ve turizmi geliştirmek
adına yapılan faaliyetlerin daha rahat gerçekleştirilmesini
sağlamak olduğunu kaydetti. Derviş Kemal Deniz, bu çerçevede
Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı'na bağlı Sahil
Güvenlik Komutanlığı'nın balıkçıları konu
hakkında detaylı şekilde bilgilendireceğini ve Tarım
Bakanlığı'nın da aynı amaçla balıkçılarla
toplantılar yaparak alınan kararın kendilerine
kazandıracağı faydalar hakkında bilgi vereceğini
belirtti. Kurul
Sözcüsü, bu durumda sadece Erenköy, Maraş, Yeşilırmak'ın
doğusunda küçük bir bölge, Yılan Adası, Teknecik'in askeri
yasak bölgelerde kaldığını ifade etti Araç
ruhsatlarına yapılan zam yüzde 3'e
indirildi Deniz, dünkü
toplantıda geçmiş haftalarda Bakanlar Kurulu'nda motorlu araçların
ruhsat harçlarının yüzde 20 ile 30 arasında
arttırılması konusunda alınan kararının dün
yeniden gözden geçirildiğini ve artışın yüzde 3
olmasına karar verildiğini belirtti. Sosyal
Sigortaya borçlar Deniz, Sosyal
Sigortalar'a geçmişte birikmiş prim ve gecikme zamlarıyla
birlikte borçlu olanlara 8 Aralık 2005'e kadar indirimli ödeme
imkânı sağlayan Bakanlar Kurulu kararının,
müracaatların yoğun olması nedeniyle 3 ay daha
uzatılmasına karar verdiğini söyledi. DAÜ'deki grev
ileriki günlerde
görüşülecek Bir basın
mensubunun Bakanlar Kurulu'nun Doğu Akdeniz Üniversitesi'ndeki grevle
ilgili değerlendirmesini sorması üzerine Deniz, bu konunun dünkü
gündeme alınmadığını, ancak ileriki günlerde
ayrı bir gündem oluşturularak Bakanlar Kurulu'nda
görüşüleceğini ifade etti. |
KIBRIS 22/12/05
|
NTV
Güncelleme: 09:50 TSİ 23 Aralık 2005 Cuma
LEFKOŞA/ANKARA
- KKTC Başbakanı Ferdi Sabit Soyer, Bütün bu çabaların
sonucunda ulaşabildiğimiz en iyi sonuç. Kıbrıs Türk
halkı ve Türkiye için gerçekten çok iyi dedi. KKTC
Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş da, bir tazmin
komisyonu kurulmasını öngören yasanın hedefine
ulaştığını vurguladı.
Denktaş, Bir adaptasyon dönemi yok. Artık uygulama dönemi
var. Dolayısıyla Türkiye açısından da
baktığımızda, Türkiye de bu kararla bir rahatlama sürecine
girecektir. Yeter ki biz, yasayı uygulamaya başlayalım ve sonuç
verelim dedi.
Ankaradaki diplomatik kaynaklar da, Arestis kararı ile
Kıbrısta mülkiyet sorunlarının çözümünde iki
kesimliliğin kabul edildiğini vurguladı.
AİHMin, Türkiyeye tazminat cezası vermemesini
eleştiren Rum yönetimi sözcüsü Kipros Hrisostomidis, AİHM, Ksenides
Arestis davasında daha net, Avrupai bir karar alması gerekirdi dedi.
AİHMin tazminat belirlemesi ve ailenin mülküyle ilgili hakların
yeniden tesis edilmesini talep etmesi gerekiyordu diyen Hrisostomidis, kararla
Türkiyeye yeni bir fırsat tanındığını ileri
sürdü.
İNSAN
HAKLARI İHLALLERİNDEN TÜRKİYE SORUMLU
Rum Sözcü, Mahkemenin kararıyla, Kıbrısın kuzeyindeki tüm
insan hakları ihlallerinden Türkiyenin sorumlu olduğunu ve Kuzey
Kıbrıstaki yönetimin Türkiyenin idaresinde olduğunu ortaya
koyduğunu iddia etti.
Hrisostomidis, Kıbrıs Rum hükümetinin her türlü
olasılığa karşı hazırlıklı
olduğunu belirterek, Yeni tertiplerin (KKTCdeki yeni mülkiyet
yasasının) etkili bir iç hukuk mekanizması olup
olmadığı konusunda tüm tezlerimiz, konu ele
alınacağı zaman, AİHMe sunulacak dedi.
AİHM karar verdi, Türkiye rahatladı
22 Aralık, 2005 15:39:00 (TSİ) CNN TURK
Zeynel Lüle/CNN TÜRK/Brüksel
1974 yılından bu yana Kuzey Kıbrıs'taki evine
gidemediği için dava açan bir Rum'un başvurusunu görüşen
AİHM, Türkiye'ye tazminat hükmü vermedi.
Avrupa
İnsan Hakları Mahkemesi, Türkiye'nin malın korunması
hakkını ise ihlal ettiğine karar verdi. AİHM
kararında tazminat bölümü boş bırakıldı.
AİHM, kararın gerekçeli bölümünde Rumların bundan sonraki
başvurularının KKTC'deki Tanzim Komisyonu'na yönlendirilmesine
işaret etti.
Kararda ayrıca, KKTC'de iç hukuk yollarının
kullanılması için oluşturulacak kurumun AİHM
standartlarına uygun olması ve bunun üç ay içinde
gerçekleştirilmesi tavsiyesinde bulunuldu.
İç hukuk
yolunun bitmediğine karar veren AİHM, Rumların
açtığı 2 bine yakın benzer davaya KKTC Meclisinin yasalaştırdığı
Tazmin Komisyonunun bakmasının önünü açmış oldu.
Ancak Kıbrıs Rum kesimi, Tazmin Komisyonu'na
başvurmanın KKTC'yi tanımak anlamına geleceğini
belirtiyor ve Rum vatandaşlarının komisyona
başvurmayacağını savunuyor.
Hatta
Rum yönetimi, Tazmin Komisyonu'na işlerlik
kazandırılmasını engellemek amacıyla, bu komisyona
başvuranların en az 4 yıl hapis ve 20 bin Kıbrıs Lirası
para cezasına çarptırılmalarını öngören bir kanun
geçirmeye hazırlanıyor.
Dolayısıyla AİHM'nin bugünkü kararı, Rumların
açtığı 2 bine yakın davanın önünün
kesilmesi anlamına geliyor.
Olası davaların Türkiye aleyhine sonuçlanması halinde Türkiye'nin
ödemesi gereken paranın 40 milyar dolar civarında olacağı
tahmin ediliyor.
AİHM, daha önce, Titina Loizidou'nun Girne'deki mülküne ilişkin
başvurusu hakkında verdiği kararda, Türkiye'yi sorumlu
tutmuş ve tazminat ödemesine karar vermişti.
'Loizidu' davasının rövanşı niteliğindeydi
AİHM'nin kararıyla, Rumların mahkemeye gelmeden önce KKTC
tarafından oluşturulan Tazmin Komisyonu'na
başvurmalarını şart koşma eğiliminin Türkiye'yi
önemli ölçüde rahatlattığı belirtiliyor.
Türk diplomatik kaynaklarına göre AİHM, Myra Ksenides Arestis'in
(bugün karara bağlanan dava) başvurusuna ilişkin kararı ile
Rum yönetiminin beklentilerini boşa çıkardı ve KKTC'nin etkin iç
hukuk oluşturma yeteneğine sahip olduğunu kabul ederek,
tanınmamış da olsa, KKTC'nin ve işlemlerinin
yasallığını teyit etti.
Arestis davası, Türkiye'nin Rum vatandaşı Titina Loizidu'ya
maddi tazminat ödemesi ve Annan Planı'nın Rumlar tarafından
reddedilmesinden sonra ele alınacak ilk başvuru olması
itibarıyla büyük önem taşıyordu.
AİHM'nin, KKTC'deki evine 1974'ten beri gidemediğini belirten Myra
Ksenides Arestis ile ilgili davaya ilişkin kararı, mahkemede bekleyen
diğer Rum başvurularına emsal teşkil edecek olması
açısından da önemli görülüyordu.
Başvuruyla ilgili ilk değerlendirmesinde AİHM, BM
planının reddedilmesi, KKTC'de mal ve mülk iddialarının
araştırılması için kurulan komisyonun yapısı ve
işleyişiyle ilgili olarak Rum yönetimi ve Türkiye'ye mayıs
2004'te yazılı sorular yöneltmişti.
Rum yönetimine ve Türkiye'ye yöneltilen sorular arasında, ''KKTC'de
mülkiyet şikayetleri için kurulan komisyonun halihazırdaki durumu
nedir? Bu komisyona yapılan başvurular engelleniyor mu?
Engelleniyorsa ne şekilde oluyor? AİHM'de bekleyen Rum davaları
açısından, BM planının
başarısızlığa uğramasının hukuki
sonuçları var mı, varsa nelerdir'' gibi sorular yer
almıştı.
Yanıtları teslim alan AİHM, daha sonra tarafların bu
yanıtlara ilişkin görüşlerini 21 ağustosa kadar
Strasbourg'a göndermelerini istemişti.
Yasa Türkiye'yi rahatlatmayı hedefliyor
KKTC Meclisi de, Kıbrıslı Rumların 1975 öncesinde Kuzey
Kıbrıs'ta bıraktığı malların iadesini, takas
edilmesini ve tazminini öngören yasayı 19 aralıkta oy çokluğuyla
kabul etmişti.
Yasa, Türkiye'yi Rumların açtığı tazminat davaları
konusunda rahatlatmayı hedefliyordu. Kıbrıs Rum yönetimi
Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu ise yaptığı
bir açıklamada, KKTC'deki hiçbir kurumu
tanımadıklarını, Rum vatandaşlarının takas,
tazminat ve mal iadesi için KKTC'nin ''başvuru yapın''
çağrısını reddedeceğini savunmuştu.
|
SERDAR DENKTAŞ |
|
KKTC Dışişleri Bakanı Serdar Dentaş,
AİHM'nin yeni mülkiyet yasasını Arestis davasında dikkate
aldığını ifade ederek, ''şimdi yeni bir süreç
başlıyor'' dedi. Denktaş, mülkiyet yasasının bu
kadar erken işe yarayacağını beklemediğini, fakat
yasayla ilk kazanımın elde edildiğini belirtti. Denktaş,
şimdi Mal Tazmin Komisyonu'nun süratle oluşturulması
gerektiğini söyledi. |
CNN TURK 23/12/05
AİHM'den Rum tezlerine darbe
22 Aralık, 2005 17:28:00 (TSİ) CNN TURK
Barçın Yinanç / CNN TÜRK
AİHM'nin bir Rum'un başvurusu üzerine aldığı kritik
Kıbrıs kararı ile ekonomik açıdan Türkiyenin üzerinden
milyonlarca dolarlık bir yükün kalkması ihtimali doğdu.
Avrupa
İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Türkiyeyi 1.1 milyon dolar
tazminata mahkum ettiği Loizidou benzeri binlerce başvuru için emsal
oluşturabilecek bir davada çok önemli bir sonuca vardı.
Mahkeme Myra Ksenides Arestis adlı Rumun mülkiyet hakkının
ihlal edildiği kararına vardı ancak tazminata hükmetmedi.
Strazburgdaki Mahkeme benzer başvuruda bulunan diğer Rumlar için üç
ay içinde iç hukuk yolu yaratılmasını istedi.
Tazmin Komisyonu'na şans
Uzmanlara göre kararın en kritik boyutunu işte bu hüküm
oluşturuyor. Mahkeme, 19 aralıkta KKTCnin
çıkardığı yasayla yeniden oluşturduğu Tazmin
Komisyonuna bir şans vermeye karar verdi.
Mahkemenin en temel ilkelerinin başında, yapılan
başvuruların görülebilmesi için başvuru sahibinin ülkesinde tüm
iç hukuk yollarını tüketmiş olması geliyor.
KKTCde kurulan Tazmin Komisyonu ile bir iç hukuk yolu yaratılmış
oldu. Mahkeme böylece, diğer başvuruları karara bağlamadan
önce, bu dosyaların KKTCdeki Komisyona havale edilmesinin yolunu
açtı.
Zafer ilan etmek için erken çünkü mahkeme, Tazmin Komisyonunun etkin bir
şekilde işlediğini görmek istiyor.
Ancak diplomatik kaynaklar bu ara kararı Türk tarafı
açısından çok önemli bir kazanım olarak görüyor. Zira ekonomik
açıdan Türkiyenin üzerinden milyonlarca dolarlık bir yükün
kalkması ihtimali doğdu.
Rum tezlerine darbe
Üstelik kararın siyasi yansımaları da en az ekonomik
sonuçları kadar önem taşıyor. Bir yandan Türk tarafını
siyaseten sıkıntıya sokacak bir sürece sekte vurulurken,
KKTCdeki bir kurumun uluslararası bir örgüt tarafından kabul görmesi
de Rum tezlerine büyük bir darbe vurulması anlamına geliyor.
AİHMnin Tazmin Komisyonunun etkin bir iç hukuk yolu olduğunu kabul
etmesi ve Strazburga yapılmış tüm başvuruları KKTCye
yönlendirmesi durumunda, mali ve siyasi yük Türkiyenin omuzlarından
kalkıp, Kıbrıs Türk tarafının omuzlarına mı
binecek?
Konuyu yakından takip eden Türkiye ve KKTCden yetkililer, bu konuda
ihtiyatlı bir iyimserlik içindeler. Herşeyden önce kaç kişinin
başvuruda bulunacağını kestirmek zor görünüyor.
Doğu Akdeniz Üniversitesinden Yard. Doç. Kudret Özersay, 'KKTCnin
yasallaşması' olarak algılanacağı gerekçesiyle
Kıbrıs Rum yönetiminin Tazmin Komisyonuna başvuruyu engellemek
için elinden geleni yapacağına dikkat çekti.
Rumlardan yasa hazırlığı
Rumlar, başvuruda bulunanların cezalandırılmasını
öngören bir yasa teklifini şimdiden hazırlamış durumdalar.
Bu arada Kıbrıslı Türklerin endişelendiği gibi her
başvurunun otomatik olarak mülkün iadesiyle sonuçlanması söz konusu
değil.
Tazmin Komisyonunun sadece mülkiyeti iade etmek değil, tazminat ödemek,
Güney Kıbrıs'ta kalan Türk mallarıyla takas gibi yöntemleri de
bulunuyor.
Özersay bir başka konuya daha dikkat çekiyor. Geçmiş uygulamalara
bakıldığında, ulusal Tazmin Komisyonları'nın
hükmettiği tazminatlar, her zaman için mahkemenin
kararlaştırdığından çok daha az oluyor.
Tazmin Komisyonu'nun hükmettiği oranlara itiraz edip her zaman için
Strazburga yeniden gitmek de mümkün. Ama bu süreç de yıllar alıyor.
Türk tarafının üzerine kabus gibi çöken mülkiyet davalarında ise
en çok ihtiyaç duyulan şey çözüme kadar zaman kazanmak.
Karar Papadopulos'u da 'vurdu'
Konunun siyasi boyutuna gelince... Rum yönetimi liderinin
yaptığı sert açıklamalardan da
anlaşılabileceği gibi bu karar Papadopulosun stratejisinin en
önemli iki ayağından birine darbe vuruyor.
Papadopulos, Annan Planı'nın reddedilmesi için yürüttüğü
kampanyada Loizidou kararını göstererek, Kuzeydeki mülklerini
1974te terk etmiş olan Rumlar açısından AİHMnin
alacağı benzer kararların, Annan planında öngörülen
düzenlemelerden çok daha çekici olacağını savundu.
Uzmanlara göre AİHMnin kararı Papadopulosun bu tezini
zayıflatacak. Mahkemenin KKTC Tazmin Komisyonunun etkin bir iç hukuk
yolu olduğunu kabul etmesi durumunda Strazburga yapılmış
tüm başvurular KKTCye yönlendirilecek.
Böylece Papadopulosun bir yandan, Rumların Kuzeydeki eski malları
için değerinin çok üzerinde tazminat almalarının
sağlanması diğer yandan da Rumların hala Kuzey
Kıbrıstaki eski mülklerine dönüş hakları olduğunun
hukuken kabul görmesine dayalı stratejisi darbe almış
olacak.
AİHMden Rumlara darbe
Zeynel LÜLE / BRÜKSEL - Uğur ERGAN / ANKARA
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi
(AİHM), Loizidu davasının rövanşı Ksenides-Arestis
davasında Türkiyeye tazminat cezası kesmedi. Özel hayat ve mülkiyet
hakkı alanında ihlal bulan AİHM, tazmin veya takas amacıyla
iç hukuk yolu yaratılması için üç ay süre tanıdı. Böylece,
1- Karar içtihat oluşturduğu için Türkiye, AİHMde bekleyen
Rumlara ait 2 bine yakın davada 40 milyar Euro tazminat ödemekten
kurtuldu.
2- AİHM, KKTCdeki Tazmin Komisyonunu hukuki merci olarak
tanımış oldu.
AVRUPA İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), ünlü Loizidu
davasının rövanşı niteliğindeki Ksenides-Arestis
davasını sonuçlandırdı ve verdiği kararda, KKTCde
oluşturulacak Tazmin Komisyonunun meşrulaşmasının
yolunu açtı. Mahkeme bunun için Türkiyeye üç aylık süre
tanıdı. Mahkeme ayrıca bu kararla, binlerce Rum
vatandaşının başvuruları sonucu Türkiyenin ödemek
zorunda kalabileceği 40 milyar Euronun da önünü kesti. Rum vatandaşları,
Tazmin Komisyonunun resmi olarak göreve başlaması ve üç ay sonunda
AİHM tarafından tanınması halinde, önce bu komisyona
başvurmak zorunda kalacak.
AİHM, davanın 65 bin Euroluk mahkeme masrafının ise
Türkiye tarafından ödenmesini talep etti.
BİNLERCE DAVA DONDURULDU
Magosanın Ayios Memnon bölgesinde bulunan evine 1974ten beri
gidemediğini belirten Myra Ksenides-Arestis ile ilgili davanın
sonucu, halen AİHM önünde bekleyen iki bine yakın dava için de
kilit önem taşıyordu. AİHM dünkü kararında, KKTC Tazmin
Komisyonunun, Rumların Kuzey Kıbrısta
bıraktığı taşınmaz ve taşınır
malların iadesini, takasını ve tazminatını
karşılayabilecek bir yapıya kavuşturması için üç
aylık süre verdi. Bu süre içinde diğer binlerce davanın
durdurulacağını açıkladı.
AİHM, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 8inci maddesi
uyarınca davacının özel hayatının, 1. maddesinin bir
numaralı ek protokolü uyarınca da mülkiyet hakkının ihlal
edildiğine hükmetti. Ancak herhangi bir tazminat belirlemedi. Bu konuda
yetki, içeriğinin uygun olduğunun belirlenmesi halinde Tazmin
Komisyonuna bırakıldı.
KKTCYE İLK RESMİ TANIMA
ANKARA, AİHMnin Ksenides-Arestis davasıyla ilgili
kararını önemli ve olumlu bir gelişme olarak
değerlendirdi. Ankaraya göre AİHMnin kararı şu anlamlara
geliyor:
KKTCnin AİHM ve uluslararası hukuka uygun bir iç hukuk
yarattığı tanındı.
Loizidu kararının iki aşaması vardı. İlk
aşamasında tazminat ödendi. Ancak Loizidunun KKTCdeki
gayrimenkulüne sahip olabilmesi için esasa ilişkin karar henüz
alınmamıştı. Ksenides-Arestis kararı uyarınca Loizidu
ile ilgili esas karara varabilmek için KKTCde iç hukukun tüketilmesi
gerekecek.
Rum Kesimi, Loizidu kararını istismar ederek Kıbrısta
çözümü engellemeye çalışıyordu. Ksenides-Arestis kararı ile
Rum Kesiminin bu oyunu bozuldu.
Kararla Kıbrısta mülkiyet sorununun çözümünde iki kesimlilik kabul
edildi.
RUMLAR MEMNUN DEĞİL
Ankaraya göre AİHM bu kararıyla, KKTCde iç hukukun
oluşturulmasına ve mahkemenin performansına bakacak. Bu karar,
benzer 46 dava için pilot dava niteliğindeydi. Ayrıca yaklaşık
2 bin Rumun yaptığı 600 başvuru dosyası da karardan
etkilenecek. Loizidu davası sırasında iç hukuk yolu yoktu.
AİHM, bu kararının devam eden davalar için geçerli olduğunu
ortaya koydu.
Kıbrıs Rum yönetimi sözcüsü Kipros Hrisostomidis, Ksenides Arestis
davasında AİHMnin daha net, Avrupai bir karar alması gerekirdi
dedi. AİHMnin tazminat belirlemesi ve ailenin mülküyle ilgili
hakların yeniden tesis edilmesini talep etmesi gerekiyordu diyen
Hrisostomidis, kararla Türkiyeye yeni bir fırsat tanındığını
ileri sürdü.
AİHMnin Türk yargıcı Rıza Türmen, dün Türkiyenin
Kıbrısta mülkiyet haklarını ihlal ettiğine dair
karara çekince koydu. Türmen bu tutumuyla mülkiyet sorunun
Kıbrıstaki gelişmeler de dikkate alındığında
siyasi bir boyutu olduğu mesajını vermiş oldu.
|
|
HURRIYET 23/12/05
Denktaş birleştirdi
Nur BATUR
CHPnin davetiyle TBMM kürsüsünde hayatını verdiği
Kıbrıs davasını anlatan Rauf Denktaş, sağ ve
solun liderlerini bir araya getirdi. Denktaş ağlatan
konuşmasında, İçim yanarak söylüyorum. Kıbrıs
meselesinde son satırlar yazılıyor dedi.
TBMMnin eski senato salonu tamamen dolu. Kürsüde, Kıbrıs
davasına hayatını veren Rauf Denktaş konuşuyor.
Ön sırada 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, CHP Lideri Deniz
Baykal ve AKPnin ağır toplarından TBMM Başkanı Bülent
Arınç var.
Yan sırada MHP Lideri Devlet Bahçeli ile Onur Öymen yan yana
oturuyorlar.
Diğer tarafta da SHP Lideri Murat Karayalçınla, Denktaş
gibi uzlaşmazlıkla suçlanıp oyun dışı kalan
Prof. Mümtaz Soysal...
Kıbrıs için sağ ve solun liderleri yeniden bir araya
geliyorlar.
Kürsüdeki Denktaş ise Başbakan Recep Tayyip Erdoğana
kızgın.
BU GİRİT MODELİDİR
İnanarak ve içim yanarak söylüyorum. Kıbrıs meselesinde son
satırlar yazılıyor diyerek konuşmaya başlayan Denktaş,
şöyle devam ediyor:
Girit modelinin son sayfası, Annan Planının son
sayfasıdır. Giritte de Askerinizi çekin. Türkleri koruruz dediler.
Sonrası Enosis. Önce Annan Planıyla Türk askerini çektirmek
istediler. Şimdi de 5 bin asker çekin diyorlar. Papadopulosu bilen, asker
çekince daha da güçleneceğini bilir. 15 bin çekin diyecek.
Kıbrısı alıp götürme siyasetinden zerre kadar taviz
vermedi.
Denktaş sonra Annan Planına Hayır dedim. Çünkü Evet
deyince Türkler artık egemenlik ve ayrı devlet isteyemezler dediler diyerek
karşı çıkış nedenini anlattı.
Sonra da üzüntülü bir ses tonuyla, Utanmayalım. Kabul edelim. Rumlar
hayır diyerek devlete sahip çıktılar diye konuştu.
SAHİP ÇIKTIM, ÖLDÜRÜLDÜM
Yıllardır dinlediğim Denktaşı ilk kez
böylesine isyan ederken gördüm.
Konuştukça kızgınlığı arttı, Türkiye
ağırlığını koymasaydı, bizde yüzde 65
hayır çıkacaktı. Hayır çıksaydı bugün 2 devlet
olacaktı. KKTCye sahip çıkalım dediğim için öldürüldüm
dedi 50 yıllık kurt siyasetçi.
Türk hükümeti, protokolü imzalayarak Rumu Kıbrısın
meşru hükümeti olarak kabul etmiştir. Lütfen ve merhameten, bu yüce
Meclisin çatısı altında aldığınız kararlara
bakın diyen Denktaş bir saat boyunca tam bir duygu
fırtınası yaşadı ve yaşattı. Bazen
kızdı bazen isyan etti. Meclis, ek protokolü suratlarına
atmazsa Kıbrıs elden gidiyor kardeşlerim deyince salondan
alkışlar yükseldi.
3.5 KİŞİ İSTEDİ DİYE
Denktaş bir ara 31 yıl önce Türk paraşütçülerin indiği
anı anlatırken iyice duygusallaştı. O anı
yaşarcasına şöyle anlattı:
Ateş altında cepheyi geziyorum. Bir köşede
sigarasını tüttüren bir paraşütçü subay. Korkmadın
mı? diye sordum. Güldü. Atladığım anda etrafımı
binlerce beyaz atlı sardı. 1571in şehitleriydi. Birlikte indik.
Hiç korkmadım deyince gözlerim doldu.
Denktaşın son sözleri de isyan doluydu. Milletvekillerine
şöyle çağrı yaptı:
Kıbrıs giderse Türkiye Akdenize çıkamayacak. 3.5 kişi
böyle istedi diye Türkiye Akdenize kapılarını kapatamaz. Beni
dünya gerçeklerini kabul etmemekle suçladılar. Uzlaşmaz dediler. Uzlaşmanın
adını koyalım kardeşlerim. Şehitleri toplayıp
Anadoluya mı getireceksiniz? Türk milleti buna razı mı?
Peki ya çözüm?
Denktaşın görüşlerinde değişiklik yok.
Ona göre, iki devlete dayalı konfederasyondan başka çözüm kabul
edilemez.
ARINÇIN GÖZLERİ DOLDU
Kürsüden indikten sonra Rauf Denktaşın yanına gidip
elini sıktığım zaman gözlerinin yaşlı
olduğunu gördüm.
Bir foto muhabiri, Erdoğanla dış politikada pek
anlaşamayan Arınçın da gözlerinin dolduğunu
söyledi. Bir an düşündüm.
Bu, Kıbrısta bir avuç toprak için hayatını feda eden
şehitlere dökülen gözyaşı mıydı?
Yoksa bir ömür boyu süren mücadelenin sonunda duyulan çaresizliğin
gözyaşları mı?
CHP Lideri Baykal, Kıbrıstaki Son Gelişmeler konulu
konferansına konuşmacı olarak katılan KKTC 1.
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş onuruna öğle yemeği verdi.
Yemekte tam bir milli koalisyon oluştu. (Soldan sağa) DYP Lideri
Mehmet Ağar, 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, TBMM
Başkanı AKPli Bülent Arınç, CHP Genel Başkan
Yardımcısı Onur Öymen, MHP Genel Sekreteri Cihan Paçacı,
MHP Lideri Devlet Bahçeli, CHP Lideri Deniz Baykal, BCP Lideri Prof. Dr. Mümtaz
Soysal katıldı. Yemekte fotoğrafta görünmeyen SHP Genel
Başkanı Murat Karayalçın ile SHP İzmir Milletvekili Hakkı
Akalın da yer aldı.
HURRIYET
23/12/05
Türkiyenin ABye girmesi için Kıbrısı çeke
çeke alacaklar
CHPnin Kıbrısa milli mesele olarak sahip
çıkıldığını göstermek amacıyla TBMMde
düzenlediği konferans, tam birlik görüntüsü verdi. KKTC eski
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaşın konuşma
yaptığı konferansa 9uncu Cumhurbaşkanı Süleyman
Demirel, TBMM Başkanı Bülent Arınç, siyasi parti liderleri Deniz
Baykal, Devlet Bahçeli, Murat Karayalçın, Mümtaz Soysal ve Yaşar
Okuyan katıldı.
Demirel ve Bahçeli yıllar sonra sonra ilk kez TBMMye geldiler. Demirel, Cumhurbaşkanlığı
görevinden ayrıldıktan sonra eski milletvekillerinin cenaze törenleri
için birkaç kez Meclise geldi. Bahçeli de 2002 seçimlerinde partisi Meclis
dışında kaldıktan sonra Meclisteki herhangi bir
toplantıya katılmadı.
ANAVATAN ve DYP de parti yönetimiyle konferansta hazır bulundu. AKPden
hiçbir yönetici konferansa katılmadı. Ama Dışişleri
Komisyonu Başkanı Mehmet Dülger, uluslararası komisyonların
başkanları ile parti içinde muhalefet olarak adlandırılan
bazı milletvekillerinin konferansa ilgi gösterdiği görüldü.
Başta CHPli Birgen Keleş olmak üzere pekçok izleyicinin
ağlayarak dinlediği konuşma sırasında Denktaş,
şunları söyledi:
Son satırlar yazılıyor. İçim yanarak söylüyorum.
Türkiyenin, ABye girmesi için Kıbrısı çeke çeke alacaklar.
Ama sizin vermeyeceğinize inanıyoruz. Meclis, ek protokolü
reddetmelidir ya da uzlaşma olana kadar Rum tarafını
tanımayacağı şartını koymalıdır.
Kıbrıs meselesi, iki dili ve dini ayrı halkın, var olan iki
devleti arasındaki meseledir. Bu formülü Cumhurbaşkanı Ahmet
Necdet Sezer canlandırdı. Bu Meclis de kabul etti. Kalıcı
barış için bundan başka formül yoktur. Bugün yaşanan
olaylar beni birçok konuda haklı çıkardı. Ama, Eğer Meclis
ek protokolü suratlarına çarpmazsa Kıbrıs elden gider
sözlerimde inşallah haklı çıkmam. Rumlarla yaşanabilse
Türkiyenin rahat etmesi için yaşarız. Ama yaşatmazlar.
Şehitler verdik bu yolda. Bu şehitleri, buradan alıp Anadoluya
mı taşıyacağız? AB, kalıcı anlaşmadan
yanaysa, iki devlete dayalı birleşim neyine batıyor? 3.5 kişi
istedi diye Türkiye kapılarını Akdenize kapatamaz. Türk
Milletinin yumruğu ağır vurulursa, Bu dava, benim milli davam,
13üncü ada olarak Yunanistana bırakmam denilirse, bu iş
halledilir.
HURRIYET
23/12/2005
RUM LOBİSİNE KARŞIN, ARESTİS DAVASINDA
TAZMİNATA GEREK GÖRÜLMEDİ
KKTC'ye iyi haber
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Kuzey Kıbrıs'taki mülkü
için dava açan Rum Xenides Arestis konusunda KKTC'deki yeni mülkiyet
yasasını iç hukuk yolu olarak görebileceği mesajı verdi
Güven Özalp - Brüksel

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Kıbrıslı
Rumlar tarafından açılan davaların yönünü
değiştirebilecek bir karara imza attı. AİHM, temelinde
mülkiyet şikayeti olan Myra Xenides - Arestis davasında, tazminat
ödenmesi yönünde bir karar almazken, Türkiye'den üç ay içinde benzer davalar
için örnek oluşturabilecek bir çözüm yolu bulmasını talep etti.
Mahkemenin bu kararı, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nde
(AİHS) belirlenen standartlara uygun olduğunun belirlenmesi halinde,
KKTC'de yapılan düzenlemelerin iç hukuk yolu olarak
değerlendirilebileceğinin işaretini vermesi açısından
önem taşıyor.
Davanın temelinde Xenides - Arestis'in bugün yerleşime kapalı
olan Maraş bölgesinde 1974'te terk ettiği taşınmaz
mallarını geri almak için 1999'da Türkiye'den davacı olması
yatıyor. Bu şikâyeti değerlendiren mahkeme, Türkiye'nin,
AİHS'nin aile hayatı ve konuta saygıyı düzenleyen 8.
maddesini ve mülkiyet hakkını garanti altına alan 1. Protokol'ün
1. maddesini ihlal ettiğine karar verdi.
Bu ihlallerin belirlenmesinde AİHM'nin KKTC'yi "Türkiye'nin askeri
kontrolü altında bir alan" olarak görmesi etkili oldu. Mahkeme,
davacının hâlâ mülkünün sahibi olarak görülmesi gerektiğinin de
altını çizdi. Xenides - Arestis davasında bu iki maddede ihlal
belirlenmesi, gerek Loizidu Davası gerek Kıbrıs Rum Kesimi
tarafından Türkiye'ye karşı açılan davalardaki içtihada
uygun bir karar olarak değerlendiriliyor ve Ankara açısından
sürpriz niteliğine sahip değil.
Mahkeme, 1996'da bu davaya paralel unsurlar içeren Loizidu Davası'nda,
adanın kuzeyini Ankara'nın denetiminde bir alan olarak nitelemiş
ve davacı Rum vatandaşına hem malının iade edilmesi,
hem de 1974'ten bu yana malını kullanamadığı için
maddi tazminat ödenmesi hükmünde bulunmuştu.
Mahkeme masrafları
Xenides - Arestis kararında ise Rumların yoğun lobi faaliyetine
karşın herhangi bir tazminat ödenmesine karar verilmedi. Buna ek
olarak, "mülkün iadesine" de atıf yapılmadı. Mahkeme,
Türkiye'den sadece davacının mahkeme masraflarını
karşılamak üzere 65 bin euro ödemesini talep etti.
TEPKİLER
Karar, Ankara'yı memnun etti
Dışişleri Bakanlığı, KKTC'de Taşınmaz
Malların Tazmini, Takası ve İadesi Yasası'nda yapılan
değişikliklerin, AİHM'nin beklentilerini karşılamaya
yönelik adımlar olduğunu ve bunların memnuniyetle
karşılandığını bildirdi. Diplomatik kaynaklar,
AİHM'nin dünkü kararıyla "KKTC'nin iç hukuki yol yaratma
kapasitesini dikkate aldığını" gösterdiğini
kaydetti.
Rumlar: Avrupai bir karar değil
Kıbrıs Rum yönetimi sözcüsü Kipros Hrisostomidis, AİHM'nin dünkü
kararına tepki göstererek, "Daha net, Avrupai bir karar
alınması gerekirdi" dedi. "AİHM'nin tazminat
belirlemesi ve ailenin mülküyle ilgili hakların yeniden tesis edilmesini
talep etmesi gerekiyordu" diyen Hrisostomidis, kararla "Türkiye'ye
yeni bir fırsat tanındığını" öne sürdü.
Soyer: KKTC'nin önü açıldı
KKTC Başbakanı Ferdi Sabit Soyer, AİHM'nin kararıyla
birlikte Türkiye'nin ve Kıbrıs Türklerinin önünün
açıldığını belirterek, "Rumların adada tek
hâkimiyet anlayışı engellenmiş oldu" dedi. KKTC
Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş ise, iç hukuk
yolununun bu kadar hızlı açılacağını
beklemediğini, kararın kendisi için sürpriz olduğunu söyledi.
Denktaş: Sorunu yargı çözmez
KKTC Birinci Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, AİHM'nin Arestis
davasıyla ilgili verdiği kararı, "KKTC'de
çıkarılan yasa ortalığı
karıştırdı. Siyasi bir sorun, yargı yoluyla
çözülemez" diye değerlendirdi. Denktaş, sorunu halletmenin
yolunun güneyde malı kalan Türklerin de tazminat talebiyle AİHM'ye
başvurması olduğunu açıkladı.
ANALİZ
KKTC, Rumlar için de iç hukuk yolu oluyor
Avrupa Konseyi kulislerinde, AİHM'nin aldığı
kararın Rumlar açısından ciddi bir "endişe
kaynağı" olduğu dile getiriliyor
Mahkeme, Türkiye'den bu dava ve benzer nitelikte olup da karar bekleyen 1400
mülkiyet davası için örnek oluşturabilecek bir "çözüm"
üretmesini talep ediyor. Bu talep, Mahkeme'nin KKTC'de oluşturulan Tazmin
Komisyonu'nun ve yeni çıkan Mülkiyet Yasası'nın iç hukuk yolu
olarak görülebileceği yönünde önemli bir mesaj içeriyor.
Ancak Türkiye'nin bu dava ve benzerleri için Mahkeme'ye sunacağı
çözüm yönteminin AİHS'ye uygun, AİHM'nin beklentilerini
karşılar ve belirlenen ihlalleri giderici nitelikte olması
gerekiyor. Türkiye, çözüm önerisini üç ay içinde AİHM'ye sunacak, bunun
ardından da üç ay içinde ihlalleri giderici fiili girişimde bulunacak.
Arestis kararı, mülkiyet sorunları açısından Loizidu
kararının "örnek karar" olma durumunu değiştirme
potansiyeline de sahip. AİHM, 2001'den bu yana Rumlar tarafından
yapılan başvurularla ilgili kararların satır
aralarında, adanın kuzeyinde Rumların mülkiyet
başvuruları için oluşturulacak bir iç hukuk yolunun Strasbourg
açısından kabul edilebilir olacağının sinyalini
veriyor. Arestis davasının kabul edilebilirlik kararında da
KKTC'deki Tazmin Komisyonu'nun Rumlar için iç hukuk yolu olabileceği ancak
bunun için KKTC'de uygulanacak tazmin esaslarının AİHM'ninkine
denk olması gerektiği ima edilmişti.
Ankara'ya uygun
Mahkemenin son dönemdeki eğiliminde, Kıbrıs'tan gelen mülkiyet
davalarının sayısının 1400'e ulaşması ve
konunun siyasi boyutu etkili oldu. AİHM, bu davaların altından
kalkmakta zorlanıyor. AİHM tarafından alınan karar,
Ankara'nın da beklentilerini karşılar nitelikte. Avrupa Konseyi
kulislerinde de AİHM tarafından alınan kararın Rumlar
açısından ciddi bir "endişe kaynağı"
olduğu dile getiriliyor.
MILLIYET 23/12/05
Rauf
Denktaş ağlattı
Denktaş'ın, "Ek protokolü suratlarına atın.
İçim yanarak söylüyorum, Kıbrıs'ı alacaklar" sözleri
vekilleri ağlattı
ANKARA Milliyet
Eski KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, CHP'nin davetlisi olarak
TBMM Senato Salonu'nda verdiği konferansta, duygusal
çıkışları ve şehit anısıyla siyasileri
ağlattı, TBMM Başkanı Bülent Arınç'ın gözleri
doldu. Denktaş, "Lütfen, merhameten ek protokolü suratlarına
atın. Dava sizindir, sahibi Türkiye. Kıbrıs Türkünden 3 - 5
kişi böyle istedi, böyle yaptı diye Türkiye,
kapılarını Akdeniz'e kapatamaz kardeşlerim" dedi.
Konferansta hükümetten temsilci bulunmaması dikkat çekti. Denktaş,
gittikçe ağırlaşan şartlarda Kıbrıs'ın AB
tarafından Rumlar adına talep edildiğini belirterek,
"İçim yanarak söylüyorum, Kıbrıs'ı çeke çeke
alacaklardır. 'Vermeyeceğiz' diyorsanız, bu ek protokolü lütfen
Meclis'te reddettiriniz" dedi.
Denktaş şöyle devam etti: "Sayın Başbakan, Sayın
Gül 'milli meseledir' diyor ama, milli mesele milli kararlılık ister.
Kıbrıs elden gidiyor kardeşlerim. Türkiye, 'bu benim milli
davamdır, onu 13. ada olarak Yunanistan'a bırakmayacağım'
derse bu iş halledilir kardeşlerim."
1974
anısı
Denktaş, şu anıyı anlattı: 1974. Uçaklar uçuyor,
paraşütçüler iniyor. Bir köşede bir paraşütçü subayı var.
Onunla kucaklaştık. 'Korkmadınız mı?' dedim.
'Hurafelere inanmam. Söyleyeceğime sen inanmayacaksın.
Atladığım an uçaktan bütün semada beyaz atlar üzerinde 1571'in
binlerce şehidiyle birlikteydim, korkmadım.
MILLIYET
23/12/05
Denktaş'tan TBMM'ye
çağrı
TBMM'nin eski Senato, şimdi ise AKP Grup Salonu...
Kürsüde KKTC'nin 1. Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş...
Salonun ön sıralarında TBMM Başkanı Bülent Arınç, 9.
Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, CHP Genel Başkanı Deniz
Baykal, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, SHP Genel Başkanı
Murat Karayalçın, BCP Genel Başkanı Mümtaz Soysal, Hür Parti
Genel Başkanı Yaşar Okuyan, Başkent Üniversitesi Rektörü
Prof. Dr. Mehmet Haberal...
Eski ve yeni milletvekilleri...
Rauf Denktaş, CHP'nin davetlisi olarak TBMM çatısı altında
Kıbrıs'taki son gelişmelerle ilgili konuşma yapıyor.
CHP lideri Deniz Baykal ve yardımcısı Onur Öymen'in
düzenlediği bu konferansa Başbakan Erdoğan,
Dışişleri Bakanı Gül, bakanlar ve muhalefet liderleri de
davetliydi.
Başbakan Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Gül'ün
katılmadığı toplantıda başka bakan da yoktu.
Eski başbakan Bülent Ecevit ile ANAP Genel Başkanı Erkan
Mumcu'nun yokluğu dikkat çekti. Toplantıya katılamayan DYP
lideri Mehmet Ağar ise, öğle yemeğinde hazır bulundu.
Denktaş'a saygı
Konferansın TBMM çatısı altında yapılmasının
"Denktaş'a saygı" anlamı
taşıdığı açıktı.
Son dönemlerde olanak bulduğu her yerde görüşlerini açıklayan
KKTC'nin kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'tan ilginin
esirgendiği biliniyor.
CHP'nin, konferansı özellikle TBMM çatısı altında
düzenlemesinin bu tespitten kaynaklandığını söyleyebiliriz.
TBMM Başkanı Bülent Arınç'ın Senato Salonu'nu tahsis
etmesini de yine bu saygının bir ifadesi olarak algılamak
gerekir.
Düzenleyici olarak Onur Öymen, yaptığı açış
konuşmasında TBMM Başkanı Bülent Arınç'a bu tutumu
nedeniyle teşekkür etmeyi ihmal etmedi.
Duygusal anlar
Denktaş'ın konuşması duygu yüklüydü.
Zaman zaman gözleri doldu. Denktaş, "Kıbrıs
şehitleri"nden söz ettikçe TBMM Başkanı Bülent
Arınç'ın da sık sık gözleri doldu...
9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel ise, Denktaş konuşurken
sık sık not aldı.
Salonu dolduran lider ve milletvekillerinin ortak yönü, Kıbrıs
konusunda taşıdıkları kaygıydı.
Denktaş'ı izlemeye, gelişmelerden memnun olmayan eski ve yeni
parlamenterler gelmişti.
'Suratlarına atın'
Denktaş, son gelişmeleri değerlendirirken, en sert tepkiyi
"ek protokol" konusunda verdi.
Ek protokolün imzalanmasının Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'ni
tanımak anlamına geldiğini vurgulayan Denktaş, TBMM'ye
seslenirken, "Kıbrıs elden gidiyor, eğer, ek protokolü
suratlarına atmazsanız" dedi. TBMM üyelerinden oybirliğiyle
karar almalarını ve ek protokolü reddetmelerini istedi.
Rumların bugüne kadar zerre kadar taviz vermeden geldiklerini, Avrupa
Birliği'nin Rumların arkasında durduğunu ve durmaya devam
edeceğini belirten Denktaş, bu gidişi ancak TBMM'nin
partilerüstü bir anlayışla göstereceği
kararlılığın önleyebileceği mesajını verdi.
Denktaş, sık sık Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in,
ifade ettiği gibi, çözümü ancak iki kesimli, iki halklı, iki
demokrasili, iki devletli bir formül içinde vurguladı. Bu temele
dayanmayan formüllerin, Kıbrıs Türklerini, mevcut Rum yönetimine
bağlayan ve azınlık konumuna getiren bir süreç olacağı
uyarısında bulundu.
Bu süreç durdurulmazsa, Kıbrıs'ın kaderinin de Girit gibi
olacağını, Kıbrıs sorununun son
satırlarının yazılmakta olduğunu belirtti.
Denktaş, Rumların, ENOSİS hedefinden vazgeçemediklerini ve
Kıbrıs'ta hedeflerine çok yaklaştıklarının da
unutulmaması gerektiğini kaydetti.
FIKRET BILA
MILLIYET 23/12/05
AİHM'den
iyi haber
Mülk davalarıyla
ilgili olarak KKTC'nin bulduğu çözüm kabul edilebilecek
RADIKAL 23/12/05
GÜVEN ÖZALP
SEFA KARAHASAN
BRÜKSEL /
LEFKOŞA - Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM),
Rumların Türkiye aleyhine açtığı mülkiyet
davalarının yönünü değiştirebilecek bir karara imza
attı. Myra Xenides-Arestis'in açtığı davada, AİHM, ne
tazminat kararı aldı ne de mülk iadesine atıf yaptı. Ancak
Türkiye'den üç ay içinde benzer davalara örnek oluşturacak çözüm yolu
bulmasını talep etti. Karar, Avrupa İnsan Hakları
Sözleşmesi (AİHS) standartlarına uyduğu belirlenirse
KKTC'de 'mülk tazmin ve iade komisyonu' gibi düzenlemelerin iç hukuk yolu kabul
edilebileceğinin işareti olması açısından önem taşıyor.
Xenides-Arestis'in Maraş'taki mülkü konusunda, AİHM, Türkiye'nin
AİHS'nin aile hayatı ve konuta saygıyı düzenleyen 8.
maddesi ile mülkiyet hakkını garanti altına alan 1. Protokol'ün
1. maddesini ihlal ettiğine karar verdi. KKTC'yi 'Türkiye'nin askeri
kontrolündeki alan' olarak gören AİHM, davacının hâlâ mülkünün
sahibi olduğunu belirtti. Bu iki ihlal, gerek Titiana Loizidu davası,
gerekse güneyden açılan davalardaki içtihada uygun bir karar.
Dolayısıyla Ankara açısından sürpriz niteliği
taşımıyor.
AİHM, Loizidu'ya mal iadesi ve 1974'ten beri malını kullanamadığı
için 1 milyon 120 bin avro tazminat ödenmesine hükmetmişti. Bu davada ise
Türkiye'den sadece mahkeme masrafına karşılık 65 bin avro
talep edildi. AİHM, Türkiye'den bu dava ve karar bekleyen benzer 1400 başvuru
için örnek oluşturacak 'çözüm' üretmesini talep ediyor. Ancak çözümün
AİHS'ye uygun, AİHM beklentisini karşılar ve ihlali
giderici nitelikte olması gerek. Türkiye, önerisini üç ay içinde sunup,
ardından üç ay içinde ihlal giderici eylemde bulunacak.
Rumlara soğuk
duş
KKTC, AİHM kararı uyarınca 'iç hukuk' olarak gündeme gelebilecek
'malların tazminat ve takasına ek olarak iadesi' yasasını
dün Resmi Gazete'de yayımlayıp yürürlüğe soktu.
Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş, AİHM kararında
bu yasanın dikkate alındığını belirtip "Yeni
süreç başlıyor" dedi.
Rum Yönetimi sözcüsü Kipros Hrisostomidis ise, "AİHM, net, Avrupai
bir karar almalıydı. Tazmin ve mülk hakkının tesisi
gerekirdi. Bu kararla Türkiye'ye yeni bir fırsat tanındı"
dedi. Sözcü, vakti geldiğinde kuzeyin hukuki düzenlemelerine
karşı tezlerini AİHM'ye sunacaklarını belirtti.
Denktaş'a
tam destek
Eski KKTC
Cumhurbaşkanı Denktaş, 'Ek protokolü onaylarsanız Rum bizi
yaşatmaz. Şehit mezarlarını alıp gidecek misiniz' dedi
23/12/05
RADİKAL - ANKARA - Eski KKTC
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, 2006'da Rum Kesimi'nin de
aralarında bulunduğu ülkelerle imzalanan Gümrük Birliği Ek
Protokolü'nü onaylaması gündeme gelecek TBMM'ye, TBMM'den seslendi:
"Planı kabul edersek Rum bizi yaşatmaz. Şehit
mezarlarını alıp gidecek misiniz?"
Denktaş, CHP'nin konuğu olarak dün TBMM'de 'Kıbrıs'ta son
gelişmeler' konulu konferans verdi. Konferansı, 9'uncu
Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel ile TBMM Başkanı Bülent
Arınç da izledi. Konferansa MHP'liler tam kadro katıldı. MHP
Genel Başkanı Devlet Bahçeli ile CHP Genel Başkanı Deniz
Baykal da aynı sırayı paylaştı.
CHP'li milletvekillerinin ağırlıkta olduğu salonda SHP
Genel Başkanı Murat Karayalçın, CDP Genel Başkanı
Mümtaz Soysal, AKP'den Mehmet Dülger, Vahit Erdem, Aydın Dumanoğlu,
Turan Çömez, Mahmut Koçak, Ertuğrul Yalçınbayır, Resul Tosun,
Zekeriya Akcan, DYP ve Anavatan milletvekilleri, Türk-İş Genel
Başkanı Salih Kılıç, Türkiye Barolar Birliği
Başkanı Özdemir Özok ile Başkent Üniversitesi Rektörü Mehmet
Haberal da izleyiciler arasında yer aldı.
Eski KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş konuşması
sırasında eski mücadele günlerini anlatırken ağlamaklı
bir ses tonuyla, "Tamam Türkiye rahat etsin diye bir uzlaşma olsun,
Rumlarla bir arada yaşamayı kabul edelim ama Rum bizi yaşatmaz.
O zaman siz şehit mezarlarını alıp gidecek misiniz?" dedi.
Bu sözler üzerine TBMM Başkanı Arınç'ın gözleri dolarken,
kadın milletvekilleri ve yaşlı izleyicilerin
ağladıkları görüldü.
'Çözüm Sezer'in
formülünde'
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile Dışişleri
Bakanı Abdullah Gül'ün "Taviz verilmeyecek" açıklamasının
kendilerini umutlandırdığını anlatan Denktaş,
"Milli kararlılık TBMM'den geçen karardır ve
Cumhurbaşkanı Sezer'in açıkladığı formüldedir.
Kıbrıs meselesi, iki dili ve dini ayrı halkın, var olan iki
devlet arasındaki meseledir" dedi.
İstediğini
alan Ankara memnun
RADIKAL 23/12/05
SERKAN
DEMİRTAŞ
ANKARA -
Hükümet, davanın beklediği gibi sonuçlanmasından memnun.
Dışişleri açıklamasında, KKTC'nin 'tazmin, takas ve
iade' yasasının AİHM'nin beklentisini
karşılayacağı' belirtildi. Ankara, en çok şu dört unsura
sevindi:
1. Rum iddiasının aksine KKTC'nin iç hukuk yolu
oluşturabileceği kanıtlandı. Loizidu kararında iç
hukuk yoluna referans yapılmamıştı. Arestis bir pilot dava
olarak seçildi.
AİHM, talep ettiği iç hukuk yolunun bu ve benzer davalarda geçerli
olacağını söylüyor.
2. Arestis kararı, Loizidu içtihadının yerine geçebilir. Rumlar,
Loizidu kararını iki kesimlilik ve kapsamlı çözüme
karşı kullanıyordu. Arestis kararı ise, iki kesimlilik ve
çözüme atıfta bulunuyor.
3. Diplomatik kaynaklara göre, Loizidu davası da bu karardan etkilenecek.
Türkiye'nin malı iade etmesi için Rumların yaptığı
itirazlara Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi'nin "Arestis
davasının sonucunu bekleyelim" yanıtını verdiğini
aktaran kaynaklar, Loizidu'nun da mülkünü almak için KKTC'deki komisyona
başvurabileceğini belirtti.
4. Annan Planı sürecinde Rumlar, mülkiyetle ilgili konuları Loizidu
kararına bağlamaya çalışıyordu. Kaynaklar, Arestis
kararının ardından Rumların bu tezlerinin de
geçirliliğini yitireceğini belirtti.
AB
yardımı buhar oluyor
23/12/05
RADİKAL - BRÜKSEL - KKTC'ye tecridi
kaldırmaya yönelik olarak AB'nin serbest ticaret tüzüğünün yanı
sıra hazırladığı 259 milyon avroluk mali yardım
tüzüğünün 120 milyon avroluk kısmı kullanılamaz hale geldi.
AB Daimi Temsilciler Komitesi yıl sonu toplantısında, Rum
itirazı sürünce, tüzükte yeni açılım sağlanamadı.
Böylece yardımın 2004-2006 için öngörülen kısmı
kaybedilirken, 139 milyon avro gelecek yıla devretti.
AİHM'den
Rum'a darbe
Avrupa
İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Arestis davasını
karara bağladı. Türk tarafı "malın
kullanılması hakkını ihlal etmekten" suçlu bulundu ama
tazminat ödemeyecek. Kararında tazminat bölümünü boş bırakan
AİHM, KKTC Meclisi'nin yasalaştırdığı Tazmin
Komisyonu'na başvurulmasının önünü açmış oldu
AİHM'den
Rum'a darbe
İHLAL VAR,
TAZMİNAT YOK... Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), 1974
yılından bu yana Kuzey Kıbrıs'taki evine gidemediği
için dava açan Rum vatandaşı Mira Ksenides-Arestis'in
başvurusunu karara bağlayarak "malın korunması
hakkının ihlal edildiğine" karar verdi. Kararında
tazminat bölümünü boş bırakan AİHM, Rumların
açtığı 2 bine yakın davanın KKTC Meclisi'nin
yasalaştırdığı Tazmin Komisyonu'na başvurmasının
önünü açmış oldu
TÜRK TARAFI
İÇİN POZİTİF... DAÜ Uluslararası İlişkiler
Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Kudret Özersay kararın Türk
tarafı açısından "pozitif" olduğunu belirterek,
AİHM'in önümüzdeki üç aylık dönemde Türk tarafının
atacağı adımları bekleyeceğini söyledi. Özersay,
komisyonun yabancı üyelerinin bir an önce atanması ve tüzüklerinin
yapılması için kolların sıvanması gerektiğini
vurguladı
İÇ HUKUK
YOLU AÇIK... Özersay: Burada çok önemli ilginç bir bağlantı var.
AİHM Arestis meselesinin yaratılacak iç hukukla
bağlantılı olarak çözümlenmesine kapı aralıyor. Çünkü
mahkeme, 'şu kadar tazminat ver' demiyor. 'Malı iade et' de demiyor.
'3 ay için iç hukuku çalıştır, ardından gelecek üç ayda da
Arestis'e zararının giderilmesini sağla' diyor
LOİZUDU'YA
ATIF... Özersay, Türk tarafına verilen 6 aylık sürenin "Loizudu
kararının uygulanması" sürecini de ertelediğini
söyledi. AİHM'in daha önce kurulan bir bağlantıda "Arestis
kararının nihai olarak sonuçlanmasına bağlı olarak
Loizudu'ya bakacağız" dediğini anımsatan Özersay,
"Verilen karar nihai değil. Önümüzde 6 aylık bir süreç
açıldı. Loizudu kararı da buna endeksli olarak geriye doğru
kaymış oldu" dedi
Hüseyin
EKMEKÇİ
Avrupa
İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), 1974 yılından bu yana
Kuzey Kıbrıs'taki evine gidemediği için dava açan Rum
vatandaşı Mira Ksenides-Arestis'in başvurusunu karara bağladı.
AİHM, Türkiye'ye tazminat hükmü vermedi. Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesi, 'malın korunması' hakkının ihlal edildiğine
karar verdi.
Kararında
tazminat bölümünü boş bırakan AİHM, Rumların
açtığı 2 bine yakın dava için KKTC Meclisi'nin
yasalaştırdığı Tazmin Komisyonu'na
başvurulmasının önünü açmış oldu.
AİHM
kararını inceleyen ve KIBRIS'a yorumlayan Doğu Akdeniz
Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim
Görevlisi Yrd. Doç. Dr. Kudret Özersay, iç hukuk yolunun
açıldığını söyledi.
AİHM
kararının Türk tarafı için pozitif olduğunu savunan
Özersay, vakit kaybedilmeden yabancı üyeler dahil atamaların
yapılması ve tüzüklerin yapılmasını önerdi.
AİHM;
Kıbrıslı Rum Myra Ksenides-Arestis'in Ankara'ya karşı
1999 yılında açtığı mülkiyet davasıyla ilgili kararında,
davacının mülkiyet ve özel yaşam haklarının ihlal
edildiğine hükmetmekle birlikte, Ankara'ya KKTC'de Rumlar için "etkin
iç hukuk yolu oluştur" çağrısında bulundu.
Kararda,
Ankara'nın Ksenides-Arestis ve mahkemeye başvurmuş
yaklaşık 1400 Rum için Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi
ve AİHM'nin geçmiş kararları çerçevesinde iç hukuk yolu
oluşturması "gerektiği" görüşü yer alıyor.
AİHM, söz
konusu iç hukuk yolunun gelecek üç ay içinde fiilen hazır
olmasını da istiyor. Bir diğer deyişle AİHM KKTC'deki
tazmin komisyonu hakkındaki nihai kararını 2006 Mart ayı
sonrasına bırakmış oldu.
AİHM
ayrıca, tazmin komisyonu konusu kendi gözünde henüz netliğe
kavuşmadığından bu konuda davacı Ksenides-Arestis'in
maddi tazminat taleplerini de şimdilik geri çevirdi. Mahkeme bu konuda
davacı ile Türk hükümetinden davanın maddi tazminat boyutu konusunda
Strasbourg'a üç ay içinde yazılı gözlem göndermelerini istedi.
AİHM son
olarak davacıya mahkeme masrafı olarak Ankara'nın 65 bin euro
ödemesine hükmetti. AİHM kararına davacı veya Türk hükümetinin 3
ay içinde itiraz hakkı bulunuyor. Böyle bir durumda AİHM'nin
davayı esatan yeniden görmesi gündeme gelebilecek.
"Kıbrıs'ta
bir durum var"
Avrupa
İnsan Hakları Mahkemesi'nin "Kıbrıs'ta bir durum"
olduğunu kabul ettiğini, 2003'te Annan Planı, şimdi de
yasanın ortaya çıktığını anlatan Özersay,
"Bu nedenle hemen tazminata hükmedilmedi ki bu Türkiye için pozitif bir
durumdur" dedi.
Türkiye 65 bin
Euro ödeyecek
Türkiye'yi
"konut hakkı ve mülkiyet hakkının ihlal edilmesi"
konularında suçlu bulan ancak tazminata hükmetmeyen AİHM, buna
karşın Arestis'e dava masraflarına karşılık 65
bin Euro ödenmesini karara bağladı.
Mahkeme
masraflarının Türkiye'den alınacağını söyleyen
Özersay, "Çünkü Türkiye adamı AİHM'e getirip, para sarf
ettirdiği için bu parayı ödeyecek" açıklamasını
yaptı.
Türk
tarafına üç ay
Mahkeme önünde
bulunan benzer başvurular ile Arestis başvuruları arasında
doğrudan bir bağlantı kurulduğuna dikkat çeken Özersay
kararda "Türkiye gerek 8'inci madde, gerekse 1'inci maddeyle ilgili olarak
hakların korunması için 3 ay içerisinde iç hukuk yolu
yaratmalıdır" denildiğini hatırlattı.
İç hukuk
yolunun da net olarak tanımlandığını söyleyen Özersay,
Türkiye'ye, "Verdiğim üç aylık süre zarfında
yaratacağın iç hukuk yolunun bütün detaylarını ve gerçekten
çalışabilir bir iç hukuk yolu olduğunu ispat edecek beni bu
konuda bilgilendireceksin" mesajının verildiğini belirtti.
Özersay,
"üç aylık süre" konusunu da şöyle değerlendirdi:
"Bu üç ay
içerisinde Türkiye'nin, dolayısıyla Kıbrıs Türk
tarafının komisyon üyelerini ataması, tüzüklerini yapması
ve oluşturması, hatta mümkünse bir kaç davayı hayata geçirmek
için adım atması gerekiyor."
Mahkeme iç
hukukun yolunu açıyor
Mahkemenin bu
kararla, Arestis davasının kuzeyde açılan iç hukuk yoluyla
çözümlenebilmesinin önünü açtığını söyleyen Özersay'ın
konuyla ilgili yorumu şöyle:
"Burada
çok önemli ilginç bir bağlantı var. AİHM Arestis meselesinin
yaratılacak iç hukukla bağlantılı olarak çözümlenmesine
kapı aralıyor.
Çünkü mahkeme,
'şu kadar tazminat ver' demiyor. 'Malı iade et' de demiyor.' 3 ay
için iç hukuku çalıştır, ardından gelecek üç ayda da
Arestis'e zararının giderilmesini sağlayacaksın' diyor.
Zararı karşılama çeşitli yollarla olabilir. Tazminat
olabilir, alternatif mal verme ya da malın iadesi olabilir."
Loizudu ve
Arestis bağlantısı
"İhlalin
giderilmesini iç hukukumuzla halletmemiz için" açıkça 6 aylık
bir zaman verilmesinin pozitif bir karar olduğunu söyleyen Özersay,
önümüzdeki zaman diliminin çok önemli olduğunu belirtti.
Özersay, Türk
tarafına verilen 6 aylık sürenin "Loizudu kararının
uygulanması" sürecini de ertelediğini söyledi. AİHM'in Daha
önce kurulan bir bağlantıda "Arestis kararının nihai
olarak sonuçlanmasına bağlı olarak Loizudu'ya
bakacağız" dediğini anımsatan Özersay, "Verilen
karar nihai değil. Önümüzde 6 aylık bir süreç açıldı.
Loizudu da buna endeksli olarak geriye doğru kaymış oldu"
dedi.
Altı ay
çok önemli
DAÜ
Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Görevlisi Kudret
Özersay, "Önümüzdeki süreçte neler yapılması gerekir?"
sorusuna ise şu yanıtı verdi:
"Kıbrıs
Türk tarafı geçtiğimiz günlerde kabul edilen yasa çerçevesinde, bir
önceki yasa ve komisyon ortadan kaldırıldığı için bir
an önce yabancı üyelerin de tespit edilip atanması ile yeni komisyonu
oluşturması gerekir. Yeni geçen yasanın altında bir veya
iki tüzüğü çıkararak detayları düzenlemeli. Yeni yasa
çerçevesinde nasıl çalıştırılacağı yönünde
çalışılması gerekir.
Bilindiği
gibi birkaç başvuru vardı. Geçtiğimiz dönemde ben bunu
söylemekten kaçındım. Başsavcı da şikayet
etmişti, 'Tazminat için geldiler ve biz iki tazminatı dahi
ödeyemedik' denilmişti. Oysa bunun nedeni açıktı.
O tarihlerde
AİHM açıkça komisyonu açıkça bir hukuk yolu olarak göstermedi.
Bu kararla gösteriyor. Bu kararla birlikte, 'hukuk yolunu
çalıştır' diyor. Artık hukuk yolunu
çalıştırmak çok daha kolay. Bu irade de ortaya konacaktır
çünkü tazminata razı olanların mülkiyet hakkı
koparılacaktır. Bu da iki kesimliliğe bir
katkıdır."
Davanın
geçmişi neydi?
Davacı
Arestis-Ksenides, KKTC sınırları içinde yerleşime
kapalı olan Maraş bölgesinde 1974 yılında terk ettiği
taşınmaz mallarını geri almak için 1999 yılında
Strasbourg mahkemesine başvurmuştu.
Mahkeme 1996
yılında bu durumla benzerlik taşıyan Loizidu
davasında, adanın kuzeyini Ankara'nın denetiminde bir bölge
olarak nitelemiş ve davacı Rum vatandaşına hem
malının iade edilmesi hem de 1974 yılından bu yana
malını kullanamadığı için maddi tazminat ödenmesi
hükmünde bulunmuştu.
Strasbourg
mahkemesi, 2001 yılından bu yana Kıbrıslı
Rumların Ankara'ya karşı açtıkları davalarla ilgili
kararlarında, KKTC'de Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi
çerçevesinde oluşturulacak iç hukuk yollarının Rumlar için de
geçerli olabileceğine dair değerlendirmelerde bulunuyor.
KIBRIS 23/12/05
Mülkiyet
Yasası yürürlükte
RESMİ
GAZETEDE YAYINLANDI... KKTC sınırları içinde kalan eski Rum
malları için tazminat, takas ve mal iadesi ile taşınır
mallara tazminat öngören yasa, Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe
girdi
YASANIN ADI...
Cumhuriyet Meclisi'nin pazartesi günü yaptığı birleşimde
oyçokluğuyla onaylanan ve önceki gün Cumhurbaşkanı Talat
tarafından imzalanan yasa, "Anayasa'nın 159'uncu Maddesinin
1'inci Fıkrasının (b) Bendi Kapsamına Giren
Taşınmaz Malların Tazmini, Takası ve İadesi"
adını taşıyor
KKTC
sınırları içinde kalan eski Rum malları için tazminat,
takas ve mal iadesi ile taşınır mallara tazminat öngören yasa,
Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girdi. Cumhuriyet Meclisi'nin
pazartesi günü yaptığı birleşimde oyçokluğuyla
onaylanan ve önceki gün Cumhurbaşkanı Talat tarafından imzalanan
yasa, "Anayasa'nın 159'uncu Maddesinin 1'inci
Fıkrasının (b) Bendi Kapsamına Giren Taşınmaz
Malların Tazmini, Takası ve İadesi" adını
taşıyor.
Bakanlar
Kurulu'nda onaylanarak 21 Kasım'da tasarı halinde Resmi Gazetede
yayımlanmasıyla kamuoyunda yoğun tartışmalara neden
olan yasa, çeşitli kesimlerin görüşleri çerçevesinde önce Meclis
Hukuk ve Siyasi İşler Komitesi'nde, ardından da Meclis Genel
Kurulu'nda bazı değişikliklerin ardından muhalefetin red
oyuna karşılık oyçokluğuyla kabul edilmişti.
Anayasa
Mahkemesi'ne 90 gün süre
Yasaya ret oyu
veren ana muhalefet Ulusal Birlik Partisi, yasanın onaylanması
halinde Anayasa Mahkemesi'ne başvuracaklarını
açıklamıştı.
KKTC
Anayasası'nın 147'inci maddesine göre, "Cumhurbaşkanı,
Cumhuriyet Meclisi'nde temsil edilen siyasal partiler, siyasal gruplar ve en az
dokuz milletvekili veya kendi varlık ve görevlerini ilgilendiren alanlarda
diğer kurum, kuruluş veya sendikalar" yasanın iptali için
90 gün içinde Anayasa Mahkemesi'ne iptal davası açabilecekler.
Komisyon
kısa sürede...
2 de
yabancı olacak
Rumların
KKTC sınırları içinde kalan eski mallarıyla ilgili olarak
AİHM gündemine gelen davalar için "iç hukuk" olarak gündeme
gelen yasa, mahkeme gibi çalışacak bir komisyon atanmasını
öngörüyor. Kısa sürede atanması planlanan komisyon 2'si yabancı
7 kişiden oluşacak.
Komisyon
üyeleri Cumhurbaşkanı tarafından önerilecek üyeler
arasından Yüksek Adliye Kurulu tarafından atanacak. Komisyon
başkan ve üyeleri, hukukçular veya kamu yönetimi ile mali konularda
tecrübeli kişilerden oluşacak. Üyeler, 1974 öncesinde Rumlara ait
mallardan doğrudan veya dolaylı olarak yararlanan kişilerden
oluşmayacak.
Komisyonda
görev yapacak 2 üye de yabancılardan oluşacak. Yabancı
tanımı yapılırken, bu kişilerin
Kıbrıslı Türk, Rum ve bunlara ek olarak garantör ülkeler
Türkiye, Yunanistan ve İngiltere vatandaşı olamayacaklarına
da vurgu yapılıyor.
Komisyonun
alacağı kararlar bağlayıcı ve yargının
aldığı kararlar gibi icrai nitelikte olacak.
Yürütme yetkisi
İçişleri'nde
Yürütme
yetkisini iskan işleriyle görevli bakanlığa (İçişleri
Bakanlığı) veren, davalı taraf olarak da ilgili
bakanlık veya Başsavcılık'ı adres gösteren yasa,
komisyona başvuracak Rumlar'a belli kurallar çerçevesinde eski taşınmaz
malları için tazminat, takas ve iade, taşınır malları
için de tazminat öngörüyor.
Yasada iki tür
iade var
KKTC mülkiyet
rejiminde uluslararası hukukun gereklerini yerine getirme ve Avrupa
İnsan Hakları Mahkemesi tarafından "iç hukuk" olarak
kabul edilme hedefi taşıyan yasa, eşdeğer
karşılığı malları iade dışında
tutarak mal iadesini, hemen iade ve çözümden sonra iade diye iki ayrı
şekilde düzenliyor
Buna göre
eşdeğer dışında tapulu olan, birilerinin
kullanımında olan, askeri tesis olarak kullanılan, üzerinde kamu
yararı bulunan eski Rum malları, ancak çözümden sonra iade edilebilecek.
Çözümden sonra ilgili mal KKTC devleti tarafından
kamulaştırılarak iade edilebilecek.
Bu kapsam
dışında kalan, yani kimsenin kullanımında olmayan,
kamu düzenini tehlikeye düşürmeyecek devlet kontrolündeki mallar ise hemen
iade edilebilecek.
Tazminat ve
takas şartları...
Ödemeyi devlet
yapacak
Yasa, tazminat
ve takasa ilişkin şartları da düzenliyor.
Başvuru
halinde ilgili Rum'a Kuzey'deki eski malına karşı tazminat
ödenmesi için bugünkü rayiç bedel ile o günden bugüne değer
artışı dikkate alınacak. Tazminat belirlenirken
başvuru sahibinin Güney'de Türklere ait mal tutup tutmadığı
da dikkate alınacak.
Başvuru
sahibinin talebine göre takas teklif edilmesi halinde ise, bugünkü rayiç
bedeller esas alınacak. Bu durumda malların değerleri
arasında fark olması halinde aradaki fark kimin lehine ise onun
tarafından ödenecek. Davalı taraf adına ödemeyi Komisyon, yani
KKTC devleti yapacak.
Tazminat ve
takas halinde mülkiyet hakkı ortadan kalkacak. Ancak takas halinde,
kullanım kaybından doğan zarar ve konut hakkından
doğan manevi zarara ilişkin tazminat talebi saklı kalacak.
Taşınır
mallara tazminat
Yasa, talep
edilmesi ve başvuru sahibinin ispatlaması halinde Rumlar'a
taşınır mallar için de tazminat öngörüyor. Tazminat
miktarı, komisyonun karar verdiği tarihteki rayiç değer
üzerinden ödenecek.
İtirazlar
YİM'e ve ardından AİHM'e
Mahkeme gibi
çalışacak komisyonun talebe göre takas, iade, tazminat veya
kullanım kaybından doğan zarar tazmini kararına
karşı taraflar Yüksek İdare Mahkemesi'ne başvurabilecekler.
Başvuru sahibi, Yüksek İdare Mahkemesi'nin kararından da tatmin
olmaması halinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne başvuru
yapabilecek.
Yasa
yürürlükten kalktı
"Anayasa'nın
159'uncu Maddesinin 1'inci Fıkrasının (b) bendi Kapsamına
Giren Taşınmaz Malların Tazmini, Takası ve İadesi
Yasası"nın yürürlüğe girmesiyle, 2 yıl önce
hazırlanan ve sadece tazminat ile takas öngören Taşınmaz
Malların Tazmini Yasası yürürlükten kalktı.
KIBRIS 23/12/05
Kıbrıs
görüşmeleri için zaman uygun değil
BM Genel
Sekreteri Kofi Annan, Kıbrıs konusunda umutsuz konuştu
Kıbrıs
görüşmeleri için zaman uygun değil
"ÖNERİM
AÇIK"... Annan 2005 yılını değerlendirmek için
düzenlediği basın toplantısında, Kıbrıs Türk ve
Rum tarafı arasında BM gözetimindeki görüşmelerin
yapılması önerisinin açık olduğunu da bildirdi
BM Genel
Sekreteri Kofi Annan, Kıbrıs konusunda BM gözetiminde
görüşmelerin yeniden başlaması için zamanın uygun
olmadığını söyledi.
BM
binasında düzenlediği basın toplantısında 2005
yılını değerlendiren Annan, KKTC ve Kıbrıs Rum
Yönetimi arasında BM gözetiminde bu tür görüşmeler
yapılması önerisinin açık olduğunu kaydetti.
Kofi Annan,
"Ancak tabii ki müzakerelerin yeniden başlaması için
zamanın uygun olup olmadığına, tarafların gerekli olan
ve bizi anlaşmaya götürecek ver-ala hazır olup
olmadığına karar vermek zorunda kalacağım. Bu noktada
olduğumuza henüz karar vermedim" dedi.
KIBRIS 23/12/05
Eski
cumhurbaşkanı Rauf Denktaş :TBMM ek protokolü reddetsin
Eski
cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, CHP'nin davetlisi olarak, TBMM
Senato Salonu'nda Kıbrıs konulu konferans verdi:
Eski
cumhurbaşkanı Rauf Denktaş :TBMM ek protokolü reddetsin
Eski
cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, "Ek Protokol korkusunun
uykularını kaçırdığını" belirterek,
protokolün mecliste reddedilmesini istedi.Denktaş, "Türk milletinin yumruğu
ağır vurulursa, 'bu dava, benim milli davam, 13. ada olarak
Yunanistan'a bırakmam' denilirse, bu iş halledilir" dedi.
Rauf
Denktaş, CHP'nin davetlisi olarak, TBMM Senato Salonu'nda
"Kıbrıs'taki Son Gelişmeler" konulu konferans verdi.
Konferansa, TBMM
Başkanı Bülent Arınç, 9. TC Cumhurbaşkanı Süleyman
Demirel, CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, MHP Genel Başkanı
Devlet Bahçeli, SHP Genel Başkanı Murat Karayalçın,
HÜRPARTİ Genel Başkanı Yaşar Okuyan, TBMM
Dışişleri Komisyonu Başkanı Mehmet Dülger, Türkiye
Barolar Birliği Başkanı Özdemir Özok ile eski ve yeni
milletvekilleri katıldı.
"Kıbrıs
milli davadır, asla taviz vermeyeceğiz"
açıklamalarını anımsatan Denktaş, Kıbrıs'ta
geçmişi bilen insanlar olarak, bu açıklamaların yeterli
olmadığını söyledi.
Denktaş,
"Kıbrıs, eğer AB elinde ise, Türkiye'nin AB'ye girme
yolunda, Kıbrıs'ı çeke çeke alacaktır. 'Vermeyeceğiz'
diyorsunuz, inanıyoruz. Vermeyecekseniz, EK Protokolü lütfen Meclis'te
reddediniz. Bu protokolün altına, Kıbrıs Rum'unu uzlaşma
oluncaya kadar tanımayacağınız şartı
koşunuz" diye konuştu.
KKTC
adının çok geçmediğini, "Kuzey Kıbrıs",
"Kuzey Kıbrıs'taki Türkler" denildiğini belirten
Denktaş, KKTC demekten vazgeçilmemesini istedi.
Denktaş,
Türkiye kalıcı bir anlaşma istiyorsa, bunun temelinin
yazılı anlaşma olamayacağını, Rumlar'ın
yazılı anlaşmaları kabul etmeyeceğini kaydetti.
"Ek
Protokol korkusu, uykularımızı kaçırmaktadır"
diyen Denktaş, "Türkiye bunu imzalamakla, Rum devleti ve hükümetini,
meşru Kıbrıs hükümeti olarak kabul etmiş durumdadır.
AB, bunu böyle okumaktadır" diye konuştu.
Denktaş,
Türkiye'nin, "Loizudu davası" gibi haksız davalardan,
tazminatlardan kurtulmak istiyorsa, bunu, iki tarafın meselesi olarak
ortaya koyması gerektiğini vurguladı.
KIBRIS 23/12/05
Rum yönetimi
sözcüsü Hrisostomidis: AİHM, Türkiye'ye Rum mallarıyla ilgili yeni
bir fırsat tanıdı
Rum yönetimi
sözcüsü Kipros Hrisostomidis Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin
(AİHM) Miras Ksenidi Aresti davasında aldığı
kararı yorumlarken, "Mahkemenin daha net, Avrupai bir karar
alması gerekirdi" dedi.
"Kıbrıs
Haber Ajansı"nın haberine göre, sözcü, "AİHM'nin
tazminat belirlemesi ve ailenin mülkü ile ilgili hakların yeniden tesis
edilmesini talep etmesi gerekiyordu" dedi.
Hrisostomidis,
mahkemenin kararıyla Türkiye'ye yeni bir fırsat tanındığını
söyledi.
Sözcü
mahkemenin, bu kararla kuzeydeki tüm insan hakları ihlallerinden
Türkiye'nin sorumlu olduğunu ve kuzeydeki yönetimin Türkiye'nin idaresinde
olduğunu ortaya koyduğunu belirtti.
Hrisostomidis,
"hükümetinin" her türlü olasılığa karşı hazırlıklı
olduğunu ifade ederek "Yeni tertiplerin etkili bir iç hukuk
mekanizması olup olmadığı konusunda tüm
argümanlarımız, konu ele alınacağı zaman, AİHM'ye
sunulacak" dedi.
KIBRIS 23/12/05
Cumhurbaşkanı
Talat, KIBRIS TV'ye Mülkiyet Yasası ve Kıbrıs konusundaki son
gelişmelere ilişkin açıklamalarda bulundu: Türkiye'den telkin
almıyoruz, aksine Türkiye'ye telkinde bulunuyoruz
|
Cumhurbaşkanı
Talat, KIBRIS TV'ye Mülkiyet Yasası ve Kıbrıs konusundaki son
gelişmelere ilişkin açıklamalarda bulundu: Türkiye'den telkin
almıyoruz, aksine Türkiye'ye telkinde bulunuyoruz "MÜLKİYET
YASASI YENİ DEĞİL" Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat, gerek Mülkiyet Yasası olsun gerekse Kıbrıs Konusunda
izlenen politikada olsun Türkiye'den telkin almadıklarını,
bunun aksine zaman zaman Türkiye'yi uyardıklarını ve telkinde
bulunduklarını söyledi. "Mülkiyet Yasası konusunda
fırtınalar koparılmaya
çalışıldığına" işaret eden Talat,
halbuki bu yasanın yeni bir yasa olmadığını; böyle
bir yasanın meclisten geçerek bir komisyonun kurulması gerektiğini
2004 yılının temmuz ayında Türkiye Hükümetine yazı
hazırlayarak bildirdiğini, bir mal tazmin komisyonun kurulması
gerektiğini defalarca söylediğini" anımsattı "ÇÖZÜMSÜZLÜĞÜN
SUÇU HRİSTOFYAS'TADIR"... Kıbrıs konusundaki son
gelişmelere ilişkin açıklamalarda bulunan
Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıs konusunda istenmeyen bir
noktaya gelindiğine ve gelişme açısından ciddi bir
duraklama döneminin yaşandığına işaret ederek, çözüm
yolunun tıkanmasında ve duraksamasında en önemli suçun AKEL
Partisi Genel Sekreteri ve Rum Meclis Başkanı Hristofyas'ta
olduğunu belirtti. Talat, kendisinin gerek Lokmacı Barikatı
konusunda gerekse mali yardım tüzüğü konusunda uzlaşmaz
davranmadığını ancak her zaman karşılarında
geri planda kalmayı ve ciddi bir şekilde konuşmayı, görüşmeyi
reddeden bir Rum zihniyeti bulduklarına dikkat çekti. Gökhan
ALTINER Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, gerek Mülkiyet Yasası olsun gerekse Kıbrıs
Konusunda izlenen politikada olsun Türkiye'den telkin
almadıklarını, bunun aksine zaman zaman Türkiye'yi uyardıklarını
ve telkinde bulunduklarını söyledi. KIBRIS TV'ye,
Kıbrıs konusundaki son gelişmelere ilişkin
açıklamalarda bulunan Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıs
konusunda istenmeyen bir noktaya gelindiğine ve gelişme
açısından ciddi bir duraklama döneminin yaşandığına
işaret ederek, çözüm yolunun tıkanmasında ve
duraksamasında en önemli suçun AKEL Partisi Genel Sekreteri ve Rum
Meclis Başkanı Hristofyas'ta olduğunu belirtti. Talat,
kendisinin gerek Lokmacı Barikatı konusunda gerekse mali
yardım tüzüğü konusunda uzlaşmaz
davranmadığını ancak her zaman
karşılarında geri planda kalmayı ve ciddi bir
şekilde konuşmayı, görüşmeyi reddeden bir Rum zihniyeti
bulduklarına dikkat çekti. Talat,
"Maalesef karşımızda uzlaşmadan ve anlaşmadan
uzak olan bir Rum yönetimi var. Karşımıza hiçbir
mantıklı öneri ile çıkmıyorlar ve her zaman ve her
şartta taviz vermemizi istiyorlar, ancak kimse kusura bakmasın ben
Kıbrıs Türklerinin hakkını Rumlara teslim edemem" dedi. Cumhurbaşkanı
Talat, Kıbrıs konusunda Rum tarafına yönelik söylemlerinin
sert olmasından dolayı eleştirildiği anımsatılarak
bundan rahatsızlık duyup duymadığı yönündeki bir
soruya karşılık olarak ise, "Bakınız
karşımızda usluba dikkat etmeden hakaret eden ve
konuşturulan bir Hrisostomidis var, Rum yönetimi var... Kullandıkları
ifadeler Kıbrıs Türkünü küçük görmektedir. Ya susacağım
bir şey söylemeyeceğim ki, bu ne kadar doğru olur ya da
devletimi ve halkımı savunacağım. Bunun ortası yok,
ben de devletimi savunmayı tercih ediyorum" diye konuştu. "Çözümsüzlüğün
suçu Hristofyas'tadır." Rum
tarafı ile gözle görülür bir soğuma olup olmadığı ve
ilişkilerin askıya alınıp alınmadığı
yönündeki bir soruya karşılık olarak da
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, yerinde bir tespit
yapıldığına işaret ederek, "Maalesef Rum
tarafı ile aramızda artık yaprak bile
kıpırdamıyor. Süreçte bu noktaya gelinmesini kesinlikle
arzulamıyorduk. Ancak önemle belirtmeliyim ki; bu hale gelinmesine sebep
biz değiliz. Referandum dönemini hatırlayalım. Güney Kıbrıs'ta
en yüksek oy oranı olan AKEL Partisi Genel Sekreteri Hristofyas ile bir
takım görüşmeler gerçekleştirdik. Hristofyas bize
endişelerini anlattı. "Rum tarafı olarak biz bu plan için
hazırlık yapmadık, sizin hayır diyeceğinizi
düşünüyorduk, zaman verin halkımızı bu plana
hazırlayalım ve evet çıkarabilelim" dedi. Onlar AB'ye
girme sürecini erteletmeyi kabul etmeyince biz de referandumun ertelenmesine
razı olmadık ve referandum gerçekleşti. Ben neredeyse
Hristofyas evet diyecek diye kefil giriyordum. Ancak beni hayal
kırıklığına uğrattı ve halkına
hayır dedirtti. Eğer AKEL bu plana evet çağrısı
yapsaydı; bugün Annan Planı çerçevesinde yeni bir Cumhuriyetin
çocukları doğacaktı. Kıbrıs Konusunda çözümün önünü
tıkayan AKEL'in "hayır"ı oldu. Bu nedenle bugünkü
çözümsüzlüğün en büyük sorumlusu Sn. Dimitris Hristofyastır"
diye konuştu. "Türkiye'den
telkin almıyoruz" Son günlerde
oldukça sert tartışmalara neden olan "Mülkiyet
Yasası'nın Türkiye'nin bir dayatması olduğu"
şeklindeki eleştiri ve söylemlere içerlediğini belirten
Cumhurbaşkanı Talat, kendisinin başbakan olduğu dönemde
de Cumhurbaşkanı olduktan sonra da kesinlikle Türkiye'nin herhangi
bir telkini ile karşılaşmadıklarını, bunun
aksine zaman zaman Türkiye'yi Kıbrıs konusunda izledikleri
politikalarda uyardıklarını ve gelecek tehlikeleri işaret
ederek çözümler sunduklarını söyledi. Cumhurbaşkanı Talat
, "Mal mülk yasası konusunda fırtınalar koparılmaya
çalışılıyor, bu yasa yeni bir yasa değil ki; ben
böyle bir yasanın meclisten geçerek bir komisyonun kurulması
gerektiğini 2004 yılının temmuz ayında Türkiye Hükümetine
yazı hazırlayarak bildirdim. Bir mal tazmin komisyonun
kurulması gerektiğini defalarca söyledim. Hatta muhalefetteki
partileri çağırarak onlarla görüştüm ve bu yasaya destek
vermelerini istedim. Ancak muhalefetin olayın ne olduğunu
bilmelerine karşın bu denli yanlış feveranları beni
üzmüştür. Buradaki yasanın ne olduğu gayet açıktı;
bu yasa kuzey ile güney arasında bulunan mülkiyet sorununu çözmek için
hazırlanmış bir yasa değil. Yasa tamamen Rumların
yapacağı mülkiyet başvurularını iç hukuk yolu ile
çözmeye çalışmaktır. Yani bir iç hukuk yolu
oluşturmaktır. Bugüne kadar bu yapılmadı ve Rumlar
başvuracakları bir "iç hukuk" olmadığı
için sürekli AİHM'ye gittiler. Benim vatandaşlarımdan
isteğim kesinlikle içi dolu olmayan ve olayı saptırmaya
çalışanların sözlerine kulak asmasınlar.
Kıbrıslı Türklerin haklarını hiçbir şekilde
Rum'a teslim etmeye niyetimiz yok" dedi. Kıbrıslı
Türkler de Rum yönetimini dava etmeli" Rumların
kuzeyde kalan malları için AİHM'ye giderek dava açtıkları
ve bunun ardı arkasının kesilmediği
anımsatılarak, bu davaların sonuçları
karşısında ne yapılabileceğinin sorulması
üzerine Cumhurbaşkanı Talat, "Mülk yasası
belirttiğim gibi bir iç hukuk yolu yaratacak, ancak ben Rumların
yine bu komisyonu yeterli bulmayarak AİHM'e gideceklerini
düşünüyorum. Mülk konusu kapsamlı olarak çözüm olmadan
çözülebilecek bir sorun değil. Ancak bize karşı yapılan
bir ataka karşı atakla cevap vermemiz gerekir. Bu nedenle
Kıbrıslı Türkler de Rum yönetimini dava etmekten
kaçınmamalı ve haklarını aramalıdırlar.
Kıbrıslı Türkler tarafından davalar
açıldığı takdirde bir devlet olarak bu davaları
destekleyecek ve bu davaların arkasında duracağız. Rumlar
nasıl hakkını aradığını iddia ediyorsa,
bizim vatandaşlarımız da doğal haklarını
kullanarak haklarını aramalı ve Rum yönetimini dava
etmelidir" dedi. "Ben
Denktaşlaşmadım" "Muhalefette
iken eski cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ı Rum tarafına
yönelik söylemlerinden dolayı eleştirdiği ancak şimdi
cumhurbaşkanı olarak kendisinin bu tür söylemler
geliştirdiği" yönünde eleştirildiği
hatırlatılan Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat; " Son
zamanlarda üslubumdan dolayı eleştiriliyorum, ancak ben kesinlikle
eski cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'la aynı söylemleri dile
getirmiyorum. Sn. Denktaş Rumlarla anlaşma olmaz diyordu,
barış mümkün değildir diyordu. Halbuki ben bu tarz
söylemlerden çok uzağım. Ben Rumlarla bir uzlaşı yolu
bulmamız gerektiğini ve her iki halkı barışa
götürecek ortak bir zemin arayışından bahsediyorum. Bu nedenle
Denktaşlaşmak kelimesini kabul etmem mümkün değil. Yeniden
hatırlatmak isterim karşımızda sürekli saldırgan
politikalar sergileyen bir Rum yönetimi var. Ben bu devleti temsil eden
biriyim ve ülkeme ve halkıma karşı yapılan sözlü
saldırıları göğüslemek durumundayım, bundan
dolayı da beni kimsenin kınamaması gerekir, sessiz
kalmamı kimse beklemesin" diye konuştu. |
KIBRIS 23/12/05
Cumhurbaşkanı
Talat, Arestis kararını değerlendirdi: AİHM, tazminat
kararı vermemekle dolaylı olarak konuyu iç hukuka havale ediyor
|
KONU İÇ
HUKUKA HAVALE EDİLDİ"... Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM),
Kıbrıslı Rum Mira Ksenides-Arestis davasında tazminat
kararı vermemekle, konuyu dolaylı olarak iç hukuka havale
ettiğini söyledi. Cumhurbaşkanı Talat, kararın mal iadesi
zorunluluğunu da getirmediğini, telafi edici çare üretilmesini
öngördüğüne de işaret etti "REHAVETE
KAPILMAYALIM"... "Önemli bir adım... Yasanın
gerekliliği ortaya çıktı. Yasa olmasaydı, Loizidou
kararının aynısı olacaktı" diyen Talat, daha
işin başında bulunulduğunu, devamının gelmesi gerektiğini
belirterek, "Rehavete kapılmaya gerek yok"
uyarısında bulundu. Cumhurbaşkanı, bunun mülkiyet
sorununun çözümü olmadığını, mülkiyet sorununun,
Kıbrıs sorununun çözümüyle mümkün olacağını kaydetti Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM),
Kıbrıslı Rum Mira Ksenides-Arestis davasında tazminat
kararı vermemekle, konuyu dolaylı olarak iç hukuka havale
ettiğini söyledi. Cumhurbaşkanı
Talat, kararın mal iadesi zorunluluğunu da getirmediğini,
telafi edici çare üretilmesini öngördüğüne de işaret etti. "Önemli
bir adım... Yasanın gerekliliği ortaya çıktı. Yasa
olmasaydı, Loizidou kararının aynısı
olacaktı" diyen Talat, "Daha başındayız.
Devamını getirmek zorundayız. Rehavete kapılmaya gerek
yok" uyarısında bulundu. Cumhurbaşkanı
Talat, bunun mülkiyet sorununun çözümü olmadığını,
mülkiyet sorununun, Kıbrıs sorununun çözümüyle mümkün
olacağı belirterek, yasanın bir iç hukuk olarak
algılanması gereğine dikkat çekti. Talat, "Bizim
insanımızın bundan etkilenmesinin getireceklerini ortadan
kaldırmak veya telafi etmek tabii ki devletin görevidir" dedi. "Tazmin
yasasında amaç iç hukuk yaratmak" Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, bir kabulü sırasında yaptığı
açıklamada AİHM'in Arestis davasında aldığı
kararı değerlendirdi. Talat, tazmin yasası
hazırlanırken, bütün çabanın bir iç hukuk yaratmak
olduğuna işaret ederek hedefin Kıbrıs sorununun en temel
unsurlarından biri olan mülkiyet sorununu çözmek değil,
insanların teker teker sorunlarını ileteceği ve bunlara
cevap verecek iç hukuk yaratmak olduğunu söyledi. Uzun süredir
bu konuyla ilgili çalışmalarda bulunduklarını ve Loizidou
kararından esinlenerek mülk iadesini öngören yasal düzenleme
yapmanın, AİHM bakımından kabul edilebilir bir iç hukuk
yolunun bir şartı olduğu düşüncesiyle hareket ettiklerini
kaydeden Talat, bunun sonucunda ortaya konan yasayla, mülk iadesini de
öngören bir iç hukuk oluşturduklarını ifade etti. "AİHM,
yasa tartışmasının rüzgarından etkilendi" Talat,
"Bu çalışmalardan haberdar olan AİHM'in Arestis
kararını verdiği gün, bizim yasamız Resmi Gazete'de
yayımlandı. Yani AİHM, yasa tartışması ve
hazırlıklarının rüzgarından etkilenerek böyle bir
karar aldı. Ne yasayı biliyordu, ne de yasanın uygulamasını
görmüştü" dedi. Mahkemenin 3
ay süre vererek bir iç hukuku yaratma yükümlülüğünü de ortaya
koyduğuna dikkat çeken Talat, bu sürenin yasanın tüzüklerinin
hazırlanması ve komisyonun atanması için
değerlendirileceğini söyledi. Komisyon
ataması Özellikle
komisyon atamasının üzerinde çalışılması
gereken bir konu olduğunu vurgulayan Talat, 14 aday belirleyerek, Yüksek
Adliye Kurulu'na bildirip ve atamaların yapılması
gerektiğini kaydetti. Yargıç
güvencesi ve tarafsız çalışabilecek bir komisyon yaratabilmek
için böyle bir mekanizma öngörüldüğüne işaret eden Talat, geriye
kalan 3 ayda da bu komisyonun etkin olarak
çalıştığının ispat edilmesi gerektiğini
belirtti. "Arestis'i
komisyona yönlendirmiş oluyor" Talat,
şöyle devam etti: "AİHM,
Arestis davasını bir anlamda komisyona yönlendirmiş oluyor. Bu
kararı almakla ve tazminat kararı belirlememekle dolaylı
olarak iç hukuka havale ediyor. Çok önemli. Loizidou'nun
çağrıştırdığından farklı olarak, bu
iç hukukun mülkiyet sorununu çözerken, sadece mal iadesi öngörme
zorunluluğunu da getirmiyor mahkeme kararı. Başvuranın
sorununu telafi edici çare üretmelidir iç hukuk diyor" "AİHM'in
tatmin olacağından emin değiliz" Talat,
AİHM'in yasadan ve uygulama sonuçlarından tatmin olup,
olmayacağından emin olmadığını ancak bunun
gerçekleşmesi için ciddi çalışmalarda
bulunacaklarını söyledi. Yapılacak
çok iş olduğunu ve büyük sevince kapılmaya gerek
olmadığını kaydeden Talat, "Ama gerçekten önemli bir
adım atılmıştır. Ne kadar gerekli olduğu bir
kere daha ortaya çıktı. Çünkü bu yasa olmasaydı, karar
Loizidou'nun aynısı olacaktı. Bu gayet açık, net ve
kesin" dedi. Talat,
şöyle devam etti: "İyi
bir adımdır, önemli bir adımdır ancak bir
başlangıçtır. Devamını getirmek zorundayız.
Rehavete kapılmamak zorundayız ve bir iç hukuk yaratmak
zorundayız" "Mülkiyet,
Kıbrıs sorununun çözümüyle mümkün" Cumhurbaşkanı
Talat, bunun mülkiyet sorununun çözümü olmadığını,
mülkiyet sorununun, Kıbrıs sorununun çözümüyle mümkün
olacağı bilinciyle hareket etmek zorunda olduklarını
söyledi. Talat,
gazetecilerin mülkiyet yasasıyla ilgili tepkileri hatırlatması
üzerine, yasanın bir iç hukuk olarak algılanması gereğine
işaret ederek "Bizim insanımızın bundan
etkilenmesinin getireceklerini ortadan kaldırmak veya telafi etmek tabi
ki devletin görevidir" dedi. İki
telafinin söz konusu olacağını söyleyen Talat, "Bir
tanesi, hak iddia eden Rum'un sorununun telafisi. İkincisi de bundan
kaynaklanan sorun ortaya çıkacaksa, bizim vatandaşlarımız
bakımından ki bu da Anayasa'da hüküm olarak vardır, bunun da
telafisi devletin görevidir" şeklinde konuştu. "Hemen
iadeden etkilenecek vatandaş yok" Halkın
bu konuda endişe etmesine gerek olmadığını
vurgulayan Talat, bir kısım mülkün hemen iade edilmesinden
etkilenecek herhangi bir vatandaş olmadığına da
işaret etti. Talat,
"Kıbrıs sorununun çözümüyle birlikte ve çözüm parametrelerine
bağlı olarak mülkün iade edilmesinden etkilenecek vatandaşlar
olacaksa, onların sorununun telafisi de devletin görevidir." dedi. Bu
adımın iki kesimliliği güvence altına alacak bir
adım olduğunu ve uluslararası topluluğun
saptadığı parametreler çerçevesinde bir hukuk oluşturulduğunu
vurgulayan Talat, ortaya çıkacak sıkıntıların da
devlet tarafından üstleneceğini kaydetti. |
KIBRIS
24/12/2005
İnsanlık
dışı muamele
Kıbrıs
Türk kökenli dört genç, "Ürdün uyruklu" oldukları için,
"Kıbrıs'a yasal yollardan girmediniz" denilerek Güney
Kıbrıs'ta tutuklandı. Dört genç 1 Aralık'tan bu yana Rum
hapishanelerinde tutuluyor. Cumhurbaşkanlığı ise olaya
tepkili
İnsanlık
dışı muamele
METEHANDAN
GEÇTİLER, LİMASOL'DA TUTUKLANDILAR... Rum polisinin
tutukladığı Ürdün asıllı dört KKTC vatandaşı
için cumhurbaşkanlığı devrede. "Yasa
dışı yollardan Kıbrıs'a girdikleri" gerekçesiyle
Limasol yakınlarında tutuklanan Mohammad Alawaqla, Ahmad Alkhazaleh,
Ayman Alkhazaleh ve Tarık Alamaoush'un Metehan Sınır
Kapısı'ndan sorunsuz geçmelerine izin verilmesi kafaları
karıştırdı
GÜVEN ORTAMI
ZEDELENİYOR... Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı
Raşit Pertev: Bu, Kıbrıslı Türklere karşı
yapılan bir harekettir. Dört KKTC vatandaşlarının kuzeye
yasa dışı yollardan girdiği suçlamasını yapmak,
tüm Kıbrıslı Türklerin yasa dışı yollardan
Kıbrıs'a girdiğini söylemekle eş anlamıdır.
Yaratılan güven ortamını sekteye uğratacak
davranışlardan kaçınmak gerekiyor
Hüseyin
EKMEKÇİ
Rum polisinin
Ürdün uyruklu dört Kıbrıslı Türkü tutuklaması üzerine
Cumhurbaşkanlığı devreye girdi. Ailelerinin Kıbrıs
Türk kökenli olması nedeniyle, KKTC vatandaşı olan ve yasal
yollardan vatandaşlığa kabul edilen 20 yaşındaki
Mohammad Alawaqla, 19 yaşındaki Ahmad Alkhazaleh, 24
yaşındaki Ayman Alkhazaleh ve 22 yaşındaki Tarık
Alamaoush, "Kıbrıs'a yasal yollardan girmedikleri
gerekçesiyle" 1 Aralık'tan bu yana tutuklu bulunuyor.
1 Aralık
akşamından bu yana güneyde tutuklu bulunan dört Ürdün uyruklu KKTC
vatandaşı, "Kıbrıs'a yasa dışı
yollardan girdikleri" gerekçesi ile Lefkoşa Merkez Hapishanesi'nde
tutuluyor.
Konuya tepki
gösteren Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit
Pertev, tarafların güven ortamını bozacak
davranışlardan uzak durmasını istedi. Pertev, bu
anlayışla, cebinde KKTC kimlik kartı taşıyan herkesin
Kıbrıs'ın kuzeyinde kaçak olması gerektiğini belirtti.
Neneleri
Kıbrıslı Türk Nehibe Mustafa
İki
kız kardeşin çocukları olan Mohammad Alawaqla, Ahmad Alkhazaleh,
Ayman Alkhazaleh ve Tarık Alamaoush'un neneleri Kıbrıslı
Türk Nehibe Mustafa.
1918 tarihinde
Minareliköy'de doğan Nehibe Mustafa'nın 1925 yılında o
dönem yaygın olarak Arap ülkelerine verilen kızlardan biri
olduğu ve Ürdün'e giderek orada evlendiği öğrenildi.
Nenelerinin
Kıbrıslı Türk olması nedeniyle ceplerinde KKTC kimlik
kartı taşıyan dört yeğen, şimdi Birleşmiş
Milletler tarafından kurtarılmayı bekliyor.
Metehan'dan
sorunsuz geçtiler
Ürdün'den
gelerek, "Kıbrıslı oldukları için" güneyde ikamet
eden yeğenlerini ziyaret için Metehan Sınır
Kapısı'nı kullanan Mohammad Alawaqla, Ahmad Alkhazaleh, Ayman
Alkhazaleh ve Tarık Alamaoush burada herhangi bir engelle
karşılaşmadı.
KKTC kimlik
kartları ile güneye geçen dört yeğen, öğleden sonra Baf'a gitmek
üzere Lefkoşa'dan ayrıldıkları sırada, Limasol yolu
üzerinde polis tarafından çevrilerek tutuklandı.
KKTC kimlik
kartları dikkate alınmadı
Polise Güney
Kıbrıs'a yasal yollardan geçtiklerini söyleyen ve hem KKTC kimlik
kartları ile Ürdün pasaportlarını veren Mohammad Alawaqla, Ahmad
Alkhazaleh, Ayman Alkhazaleh ve Tarık Alamaoush yine de tutuklandı.
Ürdün
pasaportlarına el konulan ve "Yasa dışı yollardan
Kıbrıs'a girmekle" suçlanan dört yeğenin KKTC kimlik
kartları ise dikkate alınmadı.
Mohammad
Alawaqla, Ahmad Alkhazaleh, Ayman Alkhazaleh ve Tarık Alamaoush'ın
Türkçe bilmemesi ve Arapça konuşmalarını dikkate alan Rum
polisi, "Türkçe bile bilmiyorlar. Bunlar nasıl Kuzey Kıbrıs
vatandaşı" diyerek, BM'nin iade talebini geri çevirdiği
öğrenildi.
Önce Limasol,
şimdi de Lefkoşa
Limasol
yakınlarında tutuklanan Ürdün uyruklu KKTC vatandaşları,
önce Limasol'a götürüldüler, ardından da Lefkoşa Merkezi Cezaevi'ne
konuldular.
BM
aracılığı ile yapılan girişimler de
cumhurbaşkanlığına yakın kaynakların verdiği
bilgilere göre, "Rum polisinin isteksiz tavrı nedeniyle"
sonuçsuz kaldı.
Olay nasıl
öğrenildi?
Mohammad
Alawaqla, Ahmad Alkhazaleh, Ayman Alkhazaleh ve Tarık Alamaoush'un
tutukluluk sürelerinin uzaması üzerine kuzeye geçen Güney
Kıbrıs'ta yaşayan yeğenleri, 15 Aralık'ta Lokmacı
barikatıyla ilgili Arasta'da gezen Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat'a başvurdu.
Talat'tan
yeğenleri için yardım isteyen iki kişiye anında randevu veren
Cumhurbaşkanı Talat, müsteşarı Raşit Pertev'i devreye
soktu.
BM'den
yardım istendi
Kısa
sürede BM ile temasa geçen cumhurbaşkanlığı,
tutukluların KKTC vatandaşı olduğunu öne sürerek
yargılanmalarının mümkün olmayacağını, bir an
önce iade edilmeleri gerektiğini bildirdi.
BM
yetkililerinin Rum polisi ile yaptığı temaslar ise şu ana
kadar herhangi bir sonuç doğurmadı.
Kan yoluyla
Kıbrıslı Türk
Bu arada, dört
yeğenin neneleri Nehibe Mustafa yoluyla Kıbrıslı Türk
oldukları ve bakanlar kurulu kararıyla KKTC vatandaşlığına
kabul edildikleri belirtildi.
KKTC
yasaları, üçüncü kuşaktan da olsa, kan yoluyla
Kıbrıslı Türklere akrabalığı bulunanların
vatandaşlığa kabul edilmesine olanak tanıyor.
Pertev: Güven
ortamını zedelememek gerek
Cumhurbaşkanlığı
Müsteşarı Raşit Pertev, Kıbrıs Türkü'ne
karşı Rum polisinin büyük bir yanlış içinde olduğunu
belirterek, oluşan güven ortamını bozacak
davranışlardan kaçınılması gerektiğini belirtti.
15 Aralık
tarihinde konunun bilgilerine geldiğini ve hemen BM ile temasa
geçtiklerini anlatan Pertev, "Vatandaşlarımızın
süratle kuzeye iade edilmelerini istiyoruz" dedi.
BM'nin
gereğini yapması için devreye sokulduğunu belirten Pertev
şunları söyledi:
"Bu
Kıbrıslı Türklere karşı yapılan bir harekettir.
Dört KKTC vatandaşlarının kuzeye yasa dışı
yollardan girdiği suçlaması yapmak, tüm Kıbrıslı
Türklerin yasa dışı yollardan Kıbrıs'a girdiğini
söylemekle eş anlamıdır.
Yaratılan
güven ortamını sekteye uğratacak davranışlardan
kaçınmak gerekiyor. Bu kabul edilemez bir davranıştır ve
BM'nin bir an önce vatandaşlarımızın kuzeye iadesi için
gerekeni yapmasını bekliyoruz.
Rumlar bu tür
adımları atmaktan kaçınmalıdırlar.
Arkadaşlarımız, 1 Aralık'tan bu yana güneyde tutuklu. Bunu
kabullenmemiz mümkün değil."
KIBRIS
24/12/2005
KKTCdeki yabancıların mülk endişesi
24 Aralık, 2005 21:19:00 (TSİ) CNN TURK
Ömer
Bilge/Lefkoşa/CNN TÜRK
Rumların KKTC'deki mülkleriyle ilgili davalar Ada'da yaşayan
yabancıları da yakından ilgilendiriyor. KKTC'deki
yabancılar, kararın Türkiye'yi rahatlattığını
düşünse de, kendileri için hala endişeliler.
KKTC'de
çoğu İngiliz yaklaşık 10 bin yabancı
yaşıyor. İngilizleri ise Almanlar takip ediyor. Yedi
yıldır Adada yaşayan Stefan Auerbach, Avrupa İnsan
Hakları Mahkemesinin kararından memnun.
Bu tür davaların sadece propaganda olduğunu savunan Auerbach, Rumlar
propaganda da çok başarılı diyor.
İngilizler, Rumların açtığı davalardan özellikle
çekiniyor. KKTCde yaşayan İngilizler ülkelerinde devam eden ve
avukatlığını Başbakan Tony Blair'ın eşi
Cherie Blair'ın yaptığı David ve Linda Orams çifti
davasının sonucunu bekliyor.
İngilizler, KKTC'nin Rumlara Mülkiyet İade Yasası ve
AİHMin son aldığı Rum davalarını KKTC'de
kurulacak mahkemelere yönlendiren kararına rağmen
endişeliler.
Adada yaşayan Deby Hollingdrake, davalardan çok endişeliyim.
Eğer beni burada bir AB vatandaşı olarak mülteci durumuna
düşürürlerse giderim. Giderken de evimi yakarım şeklinde
tepkisini dile getiriyor.
Emlak piyasası olumsuz etkilendi
Rumların açtığı davalar Adadaki emlak ve inşaat sektörünü
de olumsuz etkiledi. Emlakçılara göre AİHMin son kararı
işleri düzeltecek. KKTCde faaliyet gösteren Nokta İnşaatin
sahibi Alfa Kaynakkan, işlerin artmasını bekliyor.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, 1974 yılından beri Kuzey
Kıbrıs'taki evine gidemediği gerekçesiyle şikayetçi olan
Rum vatandaşı Myra Ksenides-Arestis'in açtığı davada
Türkiye aleyhine tazminat kararı vermedi.
Bu kararla, Kuzey Kıbrıs'ta oluşturulan Tazmin Komisyonu'nun
meşrulaşmasının da önü açılmış oldu.
Kıbrıslı
Türkler için daha fazla adım atın
Lefkoşa'da
KIBRIS'a konuşan vatandaşlar, AIHM'nin aldığı
kararı olumlu bulduklarını belirtirken, Avrupa Birliği'ne
de çağrıda bulundu
Kıbrıslı
Türkler için daha fazla adım atın
AİHM'NİN
KARARINI DESTEKLİYORUZ... Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin
(AİHM), 1974 yılından bu yana Kuzey Kıbrıs'taki evine
gidemediği için dava açan Rum vatandaşı Mira Ksenides-Arestis'in
başvurusu hakkında dün aldığı karar vatandaşlar
tarafından olumlu karşıladı
AİHM'NİN
ALDIĞI KARAR TAZMİN KOMİSYONUNUN ÖNÜNÜ AÇTI... Lefkoşa'da
KIBRIS'a konuşan vatandaşlar, AİHM'nin Türkiye'ye tazminat hükmü
vermemesi, sadece "malın korunması" hakkının
ihlal edildiğine karar vermesi ve kararında tazminat bölümünü boş
bırakarak Rumların açtığı 2 bine yakın dava için
KKTC Meclisi'nin yasalaştırdığı Tazmin Komisyonu'na
başvurulmasının önünü açmasının Türkiye
açısından sevindirici olduğunu söyledi
KIBRISLI
TÜRKLERE YÖNELİK ADIMLAR ARTMALI... AİHM'nin aldığı bu
kararın Avrupa Birliği'ne üye ülkelere bir örnek teşkil etmesini
isteyen vatandaşlar, AB'nin gelecek yıllarda Kıbrıslı
Türklere yönelik adımlarını artırmasını, daha
fazla olumlu adımlar atmasını beklediklerini kaydetti
Ali CANSU
Avrupa
İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM), 1974 yılından bu
yana Kuzey Kıbrıs'taki evine gidemediği için dava açan Rum
vatandaşı Mira Ksenides-Arestis'in başvurusu hakkında
önceki gün aldığı karar vatandaşlar tarafından olumlu
karşıladı.
Lefkoşa'da
KIBRIS'a konuşan vatandaşlar, AİHM'nin Türkiye'ye tazminat hükmü
vermemesi, sadece "malın korunması" hakkının
ihlal edildiğine karar vermesi ve kararında tazminat bölümünü
boş bırakarak Rumların açtığı 2 bine yakın
dava için KKTC Meclisi'nin yasalaştırdığı Tazmin
Komisyonu'na başvurulmasının önünü açmasının Türkiye
açısından sevindirici bir gelişme olduğunu söyledi.
Alınan
kararın Türkiye'nin aleyhine gelişecek ve yine Türkiye'nin Rumlara
milyonlarca euroluk para cezası ödemesinin önünü kapayarak davaların
KKTC'deki Tazmin Komisyonu'na yönlendirilmesini sağlayacağı
görüşünde bileşen vatandaşlar, AİHM'nin aldığı
bu kararın Avrupa Birliği'ne üye ülkelere bir örnek teşkil
etmesini isteyerek, AB'nin gelecek yıllarda Kıbrıslı
Türklere yönelik olumlu adımlarını atmasını
beklediklerini de kaydetti.
Cumhuriyetçi
Türk Partisi Birleşik Güçler (CTP-BG) Demokrat Parti (DP) hükümetinin
hazırladığı ve meclisten geçirerek yürürlüğe
koyduğu "Mülkiyet Yasası"nın tam zamanında
geçirildiğini de ifade eden vatandaşlar, Avrupa İnsan
Hakları Mahkemesi'nin (AİHM) Rumların Türkiye aleyhine
açtığı davaları KKTC'ye yönlendirilmesini açıcından
yasanın ne kadar önemli olduğunun bir kanıtı olduğunu
da belirtti.
Rum hükümetinin
vatandaşlarının KKTC mahkemelerinde dava açmasını
önlemek için para cezası ile hapislik kararı almasını da
eleştirerek çok yanlış bulan vatandaşlar Avrupa
Birliği'ne girmiş demokratik bir ülkenin vatandaşlarına
yönelik tutumunun bir göstergesi olduğunu kaydederek, Rum hükümetinin
adada barışı ne kadar istediğinin de ortaya
çıktığını söyledi.
AİHM'nin
aldığı kararı vatandaşlar nasıl
karşıladı:
Hilmi Süleyman
AİHM'nin
aldığı karar Türkiye için iyi oldu. AİHM'de Rumların
Türkiye aleyhine açtığı 2000'e yakın dava var. İlk
dava Türkiye'nin aleyhine sonuçlanmış ve Türkiye para ödemişti.
Bu kez AİHM'nin aldığı karar hem davaları KKTC'ye
yönlendiriyor hem de Türkiye'yi milyonlarca euro para cezası ödemekten
kurtarıyor. Avrupa Birliği'ni bundan sonraki yıllarda Türklerin
lehine olacak kararlar almaya davet ediyoruz. Evet dedik ama verilen sözlerin
karşılığını alamadık. İnşallah bu
bir başlangıç olur.
Erdal Kul
AİHM'nin
aldığı karar yerindedir. Sadece Rumları değil de
Kıbrıslı Türkleri de savunduklarını gösteriyor. Karar
Türkiye'yi de olumlu etkiliyor. Çünkü, Rumların açtığı
davalarda Türkiye'nin başı ağrıyacaktı. KKTC hükümeti
de Mülkiyet Yasası'nı meclisten tam zamanında geçirmiştir.
AİHM, Mülkiyet yasasına atıfta bulunarak Rumları KKTC
mahkemelerine göndererek iç hukuk yolunda çözüm bulmaya çağırdı.
Mehmetali
Kadıoğlu
Alınan
karar bence çok olumludur. Avrupa Birliği'nin ve mahkemesinin
Kıbrıs Türklerine yönelik daha fazla olumlu adım
atmasını bekliyoruz. Hükümetimizin yeni yürürlüğe koyduğu
Mülkiyet Yasası'nın AİHM'ne yardımcı olduğu
kanısındayım. Burada hükümetimiz olumlu bir adım
atmıştır.
Özhan
Güzeloğlu
Karar insan
hakları olarak bence olumludur. AİHM'nde verilen kararla
insanların haklarını korumak içindir. Kararın neticesi
bence normaldir.1974'den sona 30 yıldır geç kalınmış
şeyler yeni başladı. Kıbrıs'ta çıkan bütün
kararlar Türkiye'nin isteği doğrultusunda alınıyor. Her
şey Türkiye'nin AB'ye girmesine endekslenmiştir. Bana göre 1974
savaşı yanlış başladı ve yanlış yerde
bitti. 30 yıllık bir geçmişin cezasını
insanlarımız çekecek.
Kemal Ruso
Alınan
olumlu bir karardır. AİHM bu kararla KKTC'yi tanımış
oldu. Bence bu karar Avrupa'nın hukukumuza anayasamıza güvendiklerinin
bir göstergesidir. Karar, şimdiye kadar bizim üzerimizde
önyargılı davranan Avrupa'nın bundan sonra bizim için olumlu
adımlar atacağının da bir göstergesidir.
Tuna Macila
Avrupa
Mahkemesinin aldığı karar olumludur. Hatta geç
kalınmıştır. Rumların bizim mahkemelerimize gelip dava
açması gündeme gelecek ve mahkemelerimiz ve hukukumuz da tanınacak.
Bir yerde KKTC tanınacak. Rum hükümetinin Rumların KKTC
mahkemelerinde dava açmasını önlemek için para cezası ile
hapislik kararı alması bence haksızlıktır. Barışı
ne kadar istedikleri belli oluyor. Avrupa Birliği ve dünyanın bunu
artık görmesi gerekir.
Murat Güher
Alınan
karar olumludur. Bu Avrupa'nın artık bizi
tanıdığını gösteriyor. Rumları Türk mahkemelerine
göndermesi ve o sinyali vermesi Türkiye ve bizim açımızdan da
olumludur. Türkiye için açılan davalar ise KKTC mahkemelerine gönderiliyor
ve para ödemesi engelleniyor. Devletimizin aldığı Mülkiyet
Yasası'nı da çok olumlu ki AİHM bizim ve Türkiye'nin lehine karar
aldı. Avrupa Birliği'nden bizim için daha fazla adım
atmasını istiyoruz.
Serhan Gönelli
Karar
Türkiye'ye olumlu katkı yapacak. Çünkü, Türkiye aleyhine açılan
davaların hepsine KKTC'ye gidip dava açmaları kapalı da olsa
söylendi. Böylelikle KKTC'yi de yasallaştırdı. Avrupa
Birliği'nin bizim lehimize daha fazla kararlar almasını
bekliyoruz. Çünkü, biz gerekli adımları attık ama onlar halen
daha bizim istediğimiz adımları atamadı.
Şenel
Arık
Alınmış
olan bu kararı çok olumlu buldum. Fakat AİHM'nin yönlendirmiş
olduğu bu davaların KKTC de sonuçlanacağına
inanmıyorum. Avrupa Birliği bizim açımızdan daha iyi
adımlar atmalıdır. Avrupa Birliği'nin artık
Kıbrıslı Türkler lehine daha fazla kararlar ve adımlar
atmasını bekliyoruz.
Elif Yanar
AİHM'nin
kararı Türkiye ve KKTC açısından çok olumludur. Ancak, buna
karşılık Rum hükümetinin halkının KKTC mahkemelerinde
haklarını aramalarına yönelik aldığı karar ise
çok yanlış. Bu tamamen halkına baskı yaparak
karşı tarafı sindirmektir. Rumlar böyle
davrandığı sürece bizim olumlu bir sonuç
alacağımızı zannetmiyorum. AB, burada ikili oynuyor.
KIBRIS 25/12/05
Rum
hukukçularının iddiası: Aresti kararıyla,
Maraş'ın iadesi gündeme gelecek
ARESTİ
DAVASI, MARAŞ'IN İADESİ Nİ SU ÜZERİNE ÇIKARACAK Avrupa
İnsan Hakları Mahkemesi'nin Aresti davası ile ilgili
kararının; kapalı Maraş'ın Rum tarafına iadesini
gündeme getirmekte olduğu belirtildi. Rum hukuk çevrelerinin; Aresti
davasının pilot olma özelliğinin, kapalı Maraş
kentinin iade edilmesi konusunu su yüzüne çıkaracağına
işaret ettiklerine dikkat çekiliyor
RUMLARIN KABUSU
GERÇEK OLUYOR AİHMin Aresti davasındaki kararının Rum
tarafındaki siyaset dünyasını; KKTCde yeni oluşturulacak
Mal Tazmin Komisyonunun meşru ve sonuç getirici iç yargı imkanı
olarak kabul edilmesi ihtimali ve devamında; Kıbrıslı
Rumların ilgili bütün başvurularının buraya havale edilmesi
kabusuna uyandırdığı bildirildi
YAKOVU, KARARLA
İLGİLİ OLUMLU BİR TABLO ÇİZDİRum
Dışişleri Bakanı Yakovu; AİHM kararının
içeriğinden memnun gözükerek daha önce AİHM'i eleştiren hükümetten
farklı bir görüntü çizdi. Hükümet Sözcüsü'nün 'AİHM net bir Avrupai
karar almalı ve tazminat belirlemeliydi' şeklindeki
açıklamasını hatırlatan Yakovu, kararın olumsuz
değil daha çok olumlu unsurları üzerinde durdu. Meclis Başkanı Hristofyas
ise kararın arkasında siyasi maksatlar gördüğünü belirtti
Rum
gazeteleri Aresti davasının; kapalı Maraş'ın Rum
tarafına iadesini gündeme getirmekte olduğunu bildirdiler.
Rum hukuk
çevrelerinin; Aresti davasının pilot olma özelliğinin,
kapalı Maraş kentinin iade edilmesi konusunu su üzerine çıkaracağına
işaret ettiklerine dikkat çekiliyor.
Fileleftheros
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM) Aresti
davasındaki kararının Rum tarafındaki siyaset
dünyasını; KKTC'de yeni oluşturulacak Mal Tazmin Komisyonu'nun
meşru ve sonuç getirici iç yargı imkanı olarak kabul edilmesi
ihtimali ve devamında; Kıbrıslı Rumların ilgili bütün
başvurularının buraya havale edilmesi kabusuna
uyandırdığını yazdı.
Haberi
"Maraş Anahtar Olacak - Aresti Davarsı Kapalı Kentin İadesi
Konusunu Gündeme Getiriyor - Yeni 'Tazmin Komisyonu'nun Kabul Edilmesi
Nedeniyle Kaygı" başlık ve spotlarıyla manşete
çeken gazete Rum hukuk çevrelerinin Fileleftheros'a yaptıkları
açıklama Aresti davasının pilot olma (sonucu, bin 400 başvurunun
kaderini belirleyecek) özelliğinin, kapalı Maraş kentinin iade
edilmesi konusu üzerine çıkaracağına işaret ettiklerine
dikkat çekti.
Gazeteye göre
Rum hukuk çevreleri, KKTC'nin iç yargı imkanının sonuç getirici
tedavi sağlayıcılığını belirleyecek
olanın; kapalı Maraş'ta mülkü bulunan Aresti davası
olduğuna kesin gözüyle bakıyorlar. Aynı çevreler; yeni
komisyonun ancak; ilgili yasanın askeri bölgelerde bulunan mülklerin
iadesini öngörecek şekilde değiştirilmesi durumunda AİHM
tarafından kabul edilmesi ümidi bulunduğunu savunuyorlar.
Gazete Rum
yönetiminin ve siyasi partilerin görüşlerini; kararın olumlu ve olumsuz
unsurlarına vurgu yaparak ortaya koyduklarını yazdı,
şöyle devam etti:
Yakovu:
Komisyonun AİHM tarafından kabul edilmesi çok zordur
"Dışişleri
Bakanı Yorgos Yakovu; AİHM kararının içeriğinden
memnun gözükerek daha önce Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ni
eleştiren hükümetten farklı bir görüntü çizdi. Hükümet Sözcüsü'nün
'AİHM net bir Avrupai karar almalı ve tazminat belirlemeliydi'
şeklindeki açıklamasını hatırlatan Yakovu kararın
olumsuz değil daha çok şu olumlu unsurları üzerinde durdu.
1-AİHM
kararı ile Türkiye sahte devleti tanımaktan vazgeçmeye
zorlanıyor
2-Türkiye'nin
işgal altındaki bölgelerde denetim uygulamakta olduğu
vurgulanıyor.
3-Annan
planının referandumda Kıbrıs Rum tarafınca
reddedilmesinin hukuki hiçbir sonucu olmadığını
netleştiriyor
4-Bayan Aresti
mülkünün meşru sahibidir ve mülkünde ikamet etme hakkı
tanınıyor.
Yakovu; işgal
bölgelerinde kurulacak herhangi bir 'komisyonun' Avrupa Mahkemesi
tarafından kabul edilmesinin çok zor olduğu değerlendirmesinde
bulundu ancak göz ardı edilemeyeceğine işaret etti.
Hristofyas:
Yargıçların kafasında peşin hüküm
bulunamadığını ümit ederim
Meclis
Başkanı Dimitris Hristofyas ise AİHM'e karşı daha
eleştirel göründü. Bu kararın arkasında siyasi maksatlar gördüğünü
belirten Hristofyas kararda olumlu unsurlar olduğu gibi, başa dönme
anlamına gelen olumsuz unsurlar da bulunduğunu söyledi.
'Mahkeme'nin;
işgal, malların gasp edilmesi, mülkiyet hakkı ve konutu kullanma
hakkıyla ilgili temel görüşlerinin yinelenmesi olumludur. Ancak
AİHM'in; işgal kuvvetleri tarafından iç yargı
imkanları yaratılmasının görüşülmesi için zaman
tanıması ve kabul edilmesinin mümkün olması başa
dönüştür' diyen Dimitris Hristofyas 'yargıçların
kafalarında, uluslar arası hukuku ve Avrupa hukukunu çiğnemekte
olan yabancı bir gücün denetiminde bulunan işgal bölgesindeki
mahkemeleri resmileştirme ve kabul etmeye dönük bir peşin hüküm
bulunmadığını ümit ederim' diye konuştu.
Andros
Kiprianu: Mesele AİHM tarafından siyasileştiriliyor
AKEL Basın
Sözcüsü Andros Kiprianu meselenin; Mahkeme (AİHM) tarafından
siyasileştirilme eğiliminden duyduğu kaygıyı dile
getirdi ve 'diğer şeyler yanında, Türkiye'nin davacı Aresti
ve diğer bütün benzer başvurular için sonuç getirici bir tedavi
getirmesi gerektiği vurgulanıyor ki bu, işgal rejiminin iç
yargı imkanına havale edilmesi olasılığını
göz ardı etmiyor' dedi ve şöyle devam etti:
'Karşılaşacağımız zorlukların bilincinde
olarak, işgal kuvvetinin iç yargı imkanı olarak
tanınmaması için mücadele etmeliyiz. Çünkü böyle bir durumda yerinden
edilmiş olanlar esasen AİHM'e başvurma haklarından mahrum
kalacaklar.'
Kiprianu
kararın olumlu yönleri üzerinde de durdu ve bunları; Türkiye'nin
mülkiyet hakkına saygıyı ve mülkünü kullanma hakkını
ihlalden mahkum edilmesi; bu hakları 6 ay içinde tesis etmek zorunda
bırakılması ve AİHM'in; Annan planının
Kıbrıslı Rumlar tarafından reddedilmesinin yerinden
edilmişlerin haklarının süregelen ihlallerine son vermediği
şeklindeki kendi önceki kararını benimsemesi diye
sıraladı.
EDEK
Başkanı Yannakis Omiru; Avrupa Mahkemesi'nin işgal bölgelerinde
bağımsız yargı organları
bulunmadığını, Türkiye'nin boyunduruğunda bir idare
olduğunu açıklıkla teyit etmesini kutladı. Ancak Omiru;
Türkiye tarafından tedavi sağlanması ve uygulanması için 3
aylık zaman tanınmasının; Türkiye'ye bunu, sözde iç
yargı organları aracılığıyla, hileyle yerine
getirmeye çalışmasına fırsat vermek suretiyle sorun
yaratması muhtemel olduğuna işaret etti.
Markidis: Çok
nahoş bir gelişme
Eski
Başsavcı Alekos Markidis; AİHM'in Türkiye tarafından;
Kıbrıslı Rumların başvuracakları ve yalnız
tatmin edilmemeleri halinde AİHM'e başvuracakları, sonuç
getirici iç yargı imkanı oluşturulmasına atıfta bulunmasını
çok nahoş bir gelişme diye niteledi."
MAHİ de
"Herkes AİHM Kararından Memnuniyet Belirtiyor - Kıbrıs
Türk Basını Kıbrıslı Rumlara Darbe Olduğunu
Savunuyor" başlığıyla yansıttığı
haberinde kararı olumlu bulan Rum Dışişleri Bakanı
Yorgos Yakovu'nun söylediklerine yer verdikten sonra Rum eski
Başsavcı Alekos Markidis'in görüşlerini öne çıkardı.
Gazeteye göre
Markidis AİHM'nin; Türkiye tarafından; Kıbrıslı
Rumların başvurabileceği ve yalnızca tatmin olmamaları
durumunda AİHM'e gidebilecekleri, sonuç getirici bir iç yargı
imkanı yaratmasına atıfta bulunmasını çok nahoş
bir gelişme olarak niteledi. Markidis; Türkiye'nin yaratacağı iç
yargı imkanının AİHM tarafından tatmin edici kabul
edilmesi durumunda, beklemede bulunan bin 400 davanın ya olduğu gibi
kalacağını ya da başvuru sahiplerinin Ankara
tarafından oluşturulacak mekanizmaya başvurmaları
gerekeceğini söyledi.
Alekos Markidis
"Sonuç getirici demek; doğru kriterler ile tesis ve tazmin
olanağı olması demektir. Bu mekanizmanın sonuç getirici
bulunmaması durumunda dahi Türkiye AİHM'i ikna etmek ve Titina
Loizidou davası nedeniyle kendisine uygulanan baskılardan kurtulmak
için başka birşey ileri götürecek" dedi.
Gazete devamla;
AİHM'in Aresti davası kararıyla ilgili olarak Kıbrıs
Türk ve Türk basınlarında yer alan haberleri iktibas etti.
"Annan
planı arka kapıdan geri geliyor"
Politis de
manşete çıkardığı haberini "AİHM'le Diyaloğa
- Ankara Strazburg'ta Seferberlik Üstleniyor - Lefkoşa'da Kaygı
Büyük" başlık ve spotlarıyla okurlarına aktardı.
Gazete KKTC ile
Türkiye'nin, mallarla ilgili yasaya son fırça darbelerini atmakta
olduğunu; AİHM'in önceki günkü kararının; Türk
tarafının KKTC'deki iç yargı imkanlarının
yasallaştırılmasına dönük seferberliğini üzerine
kuracağı, memnuniyet verici bir zemin olarak görüldüğünü
yazdı, özetle şöyle devam etti:
"Kıbrıs'taki
siyasi liderliğin tamamı, AİHM'in kararının
arkasında Kıbrıs Rum mallarına siyasi bir
yaklaşım bulunduğunu biliyor. Bu unsura Ankara da son aylarda
özellikle önem verdi. Meşhur 'yasa'nın hazırlanmasında Türk
tarafı Annan planının mülkler başlığındaki
maddelerini ciddi şekilde dikkate aldı. 'yasa'nın mevcut haliyle
AİHM tarafından kabul edilebilirliği şüpheliyse de, Türk
tarafınca mülkler konusunda oldu-bitti yaratılması hedefi
ortadadır. Avrupa Mahkemesi'nin işgal bölgelerindeki 'komisyonu'
yeterli iç yargı imkanı olarak kabul etmesi durumunda Annan
planının, en azından mülkler konusunda arka kapıdan geri
gelişinden söz edilebilir.
Türk hükümeti
tarafından hazırlanan ve işgal bölgelerinin 'meclisinden'
geçirilen yasanın iki hedefi vardır. AİHM'in Aresti
davasındaki ilk kararında işaret ettiklerinin yerine getirilmesi
ve bütün meselenin siyasileştirilmesi. İkinci hedefle ilgili olarak
Ankara dikkatini; Annan planının maddelerine verdi, ki bu Avrupa
Mahkemesi'nin dikkatinden kaçmadı. Yeni 'yasanın' felsefesinin büyük
bölümü; Genel Sekreter'in Kıbrıs sorununun çözümüne ilişkin
reddedilmiş planından kaynaklanıyor. Mesela;
*Gerçek kişiye
verilmemiş mülk, derhal yasal sahibine iade edilebilir
*'Komisyon'
'devlet' tarafından istimlak edilmemişse ve yeni sahibi
tarafından üzerine yapılan inkışafın değeri,
taşınmazın önceki değerini aşmıyorsa mülkün
iadesine hükmedebilir.
*Yeni sahibi
tarafından üzerinde yapılan inkışaf,
taşınmazın 1974'teki değerini aşıyor ise o zaman
yasal sahibine tazminat verilebilir veya özgür bölgelerde bulunan ve
Kıbrıslı Türke ait olan eş değerde bir malla takas
yapılabilir.
Bütün bunlar
'yasanın'; büyük ölçüde Annan planının öngördükleriyle denk olan
maddeleridir. AİHM tarafından olası kabul edilmesinin;
Kıbrıs sorununun çözümüyle alakalı net siyasi mesajlar
vereceği ortadadır."
Malların
bölgelere ve toplumlara göre oranı ve miktarı
Gazete
KKTC'deki Rum malları ve Rum tarafındaki Kıbrıs Türk
mallarının miktar ve oranlarını yansıtan bir de
tabloya yer verdiği haberinde şunları kaydetti:
" Özgür
bölgeler:
Kıbrıslı
Rumlara ait mallar % 69 oranında ve 2 milyon 543 bin 21 dönüm
Kıbrıslı
Türklere ait mallar % 10 oranında ve 413 bin 177 dönüm
Devlet Arazisi
% 28 oranında ve 1 milyon 165 bin 29 dönüm
İşgal
bölgeleri:
Kıbrıslı
Rumlara ait mallar %60 oranında ve 1 milyon 463 bin 382 dönüm
Kıbrıslı
Türklere ait mallar % 16 oranında ve 393 bin 791 dönüm
Devlet Arazisi
% 22 oranında ve 551 bin 150 dönüm
Ara Bölge:
Kıbrıslı
Rumlara ait mallar % 62 oranında ve 112 bin 326 dönüm
Kıbrıslı
Türklere ait mallar %14 oranında ve 25 bin 362 dönüm
Devlet Arazisi
% 22 oranında ve 40 bin 384 dönüm
Tabloda da
görüleceği üzere özgür bölgelerdeki Türk malları 413 bin 177 dönüm,
işgal bölgelerindeki Rum malları ise 2 milyon 543 bin 21 dönümdür.
Ancak işgal bölgelerinde 1 milyon 165 bin 29 dönümlük devlet arazisi
var."
Simerini
"AİHM Kararı Kâhin Kehaneti - Biz Kaygılanıyoruz
Türkler Bayram Yapıyor - İşgal Bölgelerinde Halen Sahte Yasaya
Atıfta Bulunuluyor" başlığıyla manşete
çıkardığı haberinde AİHM'in Aresti davasındaki
kararını "kâhin kehanetine" benzetti ve dün itibarıyla
Rum tarafındaki siyaset ve hukuk camialarının, AİHM
kararını yorumlamaya çabalarken birbirinden farklı görüşler
ortaya koyduklarını kaydetti.
Gazete Rum
siyasilerin siyasi maksatlar gördüklerini ve Türkiye'nin AİHM
karşısındaki yükümlülüklerinden kurtarılmaya
çalışıldığından korku belirttiklerini;
hukukçuların ise, kararın net olduğunu ve bir iç yargı
imkanından söz etmediğini söylediklerini yazdı.
Gazete KKTC'de
ve Türkiye'de ise çok daha net bir görüş bulunduğunu, AİHM
kararının Mal Tazmin Yasası ile
bağdaştırıldığını, Komisyon'u kurmaya
hazır olunduğunun belirtildiğini, Türkiye Cumhuriyeti
Dışişleri Bakanı'nın ise memnuniyetini dile
getirdiğini okurlarına aktardı ve Fileleftheros gibi bu gazete
de Rum siyasilerin yorumlarını aktardı.
"Hükümet
Türkiye'yi veto etsin"
Simerini EUROKO
Milletvekili Hristos Kliridis'in söylediklerini okurlarına şöyle
aktardı:
"Bütün
Kıbrıslı Rumların haklarını almaları için
sahte komisyona havale edilmesi tehlikesi gerçektir ve küçümsenmemelidir. Karar
tamamen hukuki sınırlarla alınmamıştır, siyasi
maksatlar içermektedir. Bildiğim kadarıyla bir yargıcın
istisnası konusu gündeme getirildi ve Türk büyükelçi Avrupa Mahkemesi
Başkanı'yla temas etti."
EUROKO
Asbaşkanı Hristodulos Taramundas ise Türkiye'ye tanınan 6 aylık
sürenin gelecekte Bakanlar Konseyi tarafından sürekli
uzatılacağını ve esasen Trükiye'nin uyma
yükümlülüğünden kurtarılacağını söyledi. Taramundas
devamla "Hükümet; Türkiye'nin AB'ne üye olmasının yalnız
AİHM kararlarına uymasına değil, Kıbrıs'ta insan
haklarına saygı göstermesine de bağlı olduğunu net
şekilde ortaya koymalıdır. Hükümet; bu altı ay içerisinde
AİHM kararlarına uymaması durumunda Türkiye'yi veto
etmelidir" dedi.
Rum
hukukçuların görüşleri
Yine aynı
gazete "Karar Hukuki Açıdan Nettir - Tedavi Başka, İç
Yargı İmkanı Başka..." başlığıyla
yansıttığı haberinde AİHM'in Mira Ksenidi Aresti
davasındaki kararının hukuki açıdan tamamen net olarak
görüldüğünü çünkü AİHM kararında herhangi bir iç yargı
imkanından söz edilmediğini, Aresti'nin haklarına tedavi
sağlanmasından bahsedildiğini yazdı.
Gazeteye göre
Rum İnsan Hakları Derneği Başkanı Stelios Theodulu bu
gazeteye yaptığı açıklamada; "AİHM kararı
kesinlikle iç yargı imkanından söz etmiyor, ihlallerin terdavisi
mekanizmalarından bahsediyor, bunlar da halihazırda karar
tarafından tayin ediliyor. Gelecekte herhangi bir davanın iç
yargı imkanlarını tüketmemesi durumunda AİHM'in önüne
konulamayacağından söz edilmiyor. Kararın tayin ettiği
üzere, Türkiye tedavi dağıtma mekanizmalarını
yaratmalıdır" dedi.
Rum Avrupa
İnsan Hakları Birliği Başkanı Hristos Yosifidis de
RİK'e yaptığı açıklamada şunları söyledi:
"Kararın
hukuki analizi; Türkiye'nin hakların tesis edilmesi için tedavi
bulması gerektiğidir. Ve bir hakkı tesis etmeniz için;
şikayetçinin bu hakkı kullanmasına izin vermenizden başka
yol yoktur. Şimdi, Türklerin yaratmış olduğu zehirleyici
ortam, bu tedavinin iç yargı imkanları yaratılmasıyla
olabileceğini gündeme getirirse o zaman kararın lafzından ve
ruhundan tamamen sapmış oluruz."
Haravgi de
haberi "Yeniden AİHM'de Savaş - AKEL: İşgal
Kuvvetlerinin İç Yargı İmkanı Olarak Kabul Edilmemesi
İçin Yoğun Çabalar Üstlenelim" başlığıyla
manşete çıkardı.
Gazete Rum
Meclis Başkanı AKEL Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas'ın
"Yargıçların kafalarında; Uluslar Arası hukuku ve
Avrupa Hukukunu çiğnemek suretiyle tamamen yabancı bir kuvvet
tarafından denetlenmekte olan iç yargı imkanlarını kabul
etmek gibi bir peşin hüküm olmamasını umuyorum" şeklindeki
açıklamasını ve AKEL Basın Sözcüsü Andros Kiprianu'nun
söylediklerini okurlarına aktardı.
Alithia
"AİHM'in Kseni-Aresti Davasındaki Kararı Lefkoşa'da
Ürpertiye Neden Oluyor - Geçen Tarik Dobra Dobraydı - Hristofyas: Kararda
Siyasi Maksatlar Görüyorum - Mihalis Papapetru: Kıbrıs Sorunu
Mahkemelerle Çözülmez" başlık ve spotlarıyla
yansıttığı haberinde AİHM kararı
karşısında Rum yönetimini donakaldığını, Rum
yönetimi ve Hristofyas tarafından yapılan yorumların; karardan
dolaylı şekilde şüphe duyma noktasına kadar
ulaştığını ve hukuki değil siyasi bir karar alındığı
gerekçesiyle açıkça eleştiri şeklinde olduğunu yazdı,
özetle şöyle devam etti:
"Aynı
zamanda, işgal rejiminin kuracağı 'iç yargı
imkanının' Kıbrıslı Rumlar tarafından olası
kullanılmasından duyulan kaygı da gizlenmiyor. Herkeste;
işgal bölgelerindeki Kıbrıs Rum malları konusunda yeni
olgular yarattılması tehlikesinin artık gözle görünür
olduğu endişesi hakim. Yeni olgular yaratılması da
yalnız bugünkü durumu değil, daha çok gelecekte, mülkler konusunda
katalizör teşkil edecek.
Hükümet Sözcüsü
Kipros Hrisostomidis AİHM'in Titina Loizidu davasında olduğu
gibi 'dobra dobra' olmadığını söylüyor. Birleşik
Demokratlar Başkanı Mihalis Papapetru ise AİHM'in Aresti
davasına ilişkin önceki günkü kararının olumlu yönlerini
kutladı; ancak şunları söyledi:
"Kıbrıs
sorununun çözümünün yerine geçecek olan şey mahkeme salonlarında
değildir. Milli davamızın mahkeme kararlarıyla
çözüleceğine inanmak ütopyadır. Mahkeme kararları siyasi
çabamıza yardımcı olabilir ancak, çözüm yönünde yol açabilecek
siyasi sadakat uygulamamız şartıyla. Önceki kararlar sahte
devletin iç yargı oranları yönünde hareket etmemiz için
aralıklar bırakırken şimdi bu yönde bütün
kapıları tamamen açıyor."
Cherıe
Blair'e protesto yağıyor
Fileleftheros
"İngiliz Milletvekili'nden Ve Londra'daki Soydaşlardan Blair'e
Protesto - Başbakan'ın Eşine; Kıbrıs Rum Malları
Gaspçılarını Savunmama Çağrısı
Yapıyorlar" başlığıyla
yansıttığı haberinde İngiliz Milletvekili Tereza
Viliers'in İngiltere Dışişleri Bakanı Jacques Straw'a;
İngiltere Başbakanı Tony Blair'in eşi Cherie Blair'in;
Orams çiftini savunmak amacıyla Türkiye'yi veya Kıbrıs'ın
herhangi bir bölgesini ziyaret edip etmediği konusunda izahat
istediğini yazdı.
Gazete
Viliers'in; böyle bir ziyaret için gerek güvence ve koruma sağlanarak
gerek diplomatik personel tarafından desteklenmek suretiyle İngiltere
kamu maliyesine yüklenilip yüklenilmediği konusunda bilgi istediğini
belirtti, şunları yazdı:
"Viliers
'Başbakan'ın eşinin mesleki kariyeriyle ilgilenme hakkına sahip
olduğunu değerlendiriyor olmama rağmen, bunu yapmak için;
Kıbrıslı Rum sahipleri 1974'te zorla kovulan
Kıbrıs'ın Kuzey kesimindeki bir araziye ev inşa etmekle
suçlanan bir İngiliz çifti savunmayı seçmesine
şaşırdım ve hayal kırıklığına
uğradım' ifadelerini kullandı. Dışişleri
Bakanına; göçmen ailelerin 30 yıldır mülklerini geri kazanmak
için başarısız bir şekilde mücadele etmelerinin zor
olduğunu söyleyen ve AİHM'in Loizidu davasındaki
kararını okuması çağrısında bulunan Viliers
devamla 'Sayın Blair'in davaya müdahil olması hiç yardımcı
olmayacak. Bu ancak Kıbrıs'taki Elen ve Türk toplumları
arasındaki ilişkileri zedeler' dedi.
Birleşik
Krallık Kıbrıs Milli Federasyonu Başkanı Vasiliu Haris
Sofoklidis de İngiltere Başbakanı'nın eşine; Orams
çiftinin savunmasını üstlenmemesi çağrısında bulundu.
Sofoklidis; Blair'e gönderdiği 21 Aralık tarihli mektubunda;
'İngiltere Yüksek Mahkemesi'nde Orams çiftini savunma kararı insan
haklarının ve sosyal adaletin göz ardı edildiğini gösterir.
Davranışlarınızın Birleşik Krallıktaki
Kıbrıslı Rum toplumuna yaptığı ciddi hakareti
tasavvur edemezsiniz. Birleşik Krallık'taki Kıbrıslı
Rumların çoğu Kıbrıs'ın işgal bölgelerindeki
evlerinden göçmen durumundadır' ifadelerini kullandı.
İşgal
altındaki Omorfo (Güzelyurt) Belediyesi de İngiltere
Başbakanı Tony Blair'e; eşi Cherie Blair'in Orams çiftinin
savunmasını üstlenmesinden dolayı protesto muhtırası
gönderdi. Aynı muhtıra İngiltere'nin Kıbrıs'taki
Yüksek Komiserliği'ne, Haris Sofoklidis'e, POMAK ve Büyük Britanya Kıbrıs
Milli Federasyonu başkanına ve Omorfo Belediyesi'nin Kıbrıs
sorunuyla ilgili bilgilendirme teması kurduğu 30 İngiliz
milletvekilinden oluşan gruba da gönderildi."
Haravgi haberi
"Viliers Straw'dan İzahat İstiyor - Cherie Blair'in,
Kıbrıslı Rumların İşgal Altındaki
Mallarını 'Satın Alan' İngilizlerin Savunulmasına
Müdahil Olması Konusunda" başlığıyla
yansıttı.
KIBRIS
25/12/05
Rumlar: Maraşı geri
alacağız
Ömer BİLGE LEFKOŞA
Türkiye aleyhine mülkiyet davası açan Rum vatandaşı Mira
Ksenidi Aresti davasında AİHMnin aldığı karar, hem
Rum hem de Türk tarafını sevindirdi, ancak akılları da
karıştırdı. Rum medyası, Türke şamar
başlıklarını kullanırken, Rum hukukçular
Maraşı geri alacakları yorumunda bulunuyorlar.
AİHM, Arestinin kapalı Maraştaki evini kullanamaması
nedeniyle Türkiyeyi mülkiyet ihlalinde bulunmaktan suçlu bulmuş, ancak
tazminat belirlememiş ve adada 3 ay içinde davacıları tatmin
edecek bir mekanizma oluşturmasını istemişti.
Rum hukukçular, AİHMnin KKTCde kurulan Tazmin Komisyonunu iç hukuk
olarak kabul etmesinin, davacı Ksenidi Arestinin tatmin edilmesi, yani
kapalı Maraş kentindeki evinin iadesi ile mümkün
olacağını savunuyorlar. Bu durumda Maraşın AİHM
yoluyla Rum sahiplerine iade edileceğini belirtiliyorlar.
Türk hukukçular ise şu değerlendirmeyi yapıyor: Türkiye, 3 ay
içinde Rumlara mülk iadesini de öngören mülkiyet yasası ve Tazmin
Komisyonunun özelliklerini AİHMye bildirecek. Rum tarafı da bu
komisyonun iç hukuk olamayacağı yönündeki görüşünü iletecek.
AİHM, değerlendirecek ve Rum davacıları tatmin
edeceğini düşünürse davaları sevkedecek.
HURRIYET
26/12/05
Yeniden
birleşme Annan Planı ile olmaz
Papadopulos,
Rum halkının 24 Nisan 2004'te yapılan referandumda Annan
planını reddetmekle tarih yazdığını söyledi
Yeniden
birleşme Annan Planı ile olmaz
Rum Yönetimi
Başkanı Tasos Papadopulos, Rum halkının 24 Nisan 2004'te
yapılan referandumda Annan planını reddetmekle tarih
yazdığını söyledi ve yeniden birleşmenin Annan
Planı ile olamayacağını söyledi.
Haravgi, Rum
Yönetimi Başkanı Papadopulos'la yaptığı ve
"Tarihi Halk Yazar" başlığıyla manşete
çektiği röportajı okurlarına şöyle aktardı:
"Soru:
Sayın Başkan, Kıbrıs Rum tarafı BM Genel Sekreteri'ne
ve mesai arkadaşlarına; gerek prosedürel gerek esasa ilişkin
görüşlerini bildirdi. Ancak Genel Sekreter'in tereddütlü olduğu ve
ağır hareket ettiği görülüyor. Size göre ana neden nedir?
Yanıt: BM
Genel Sekreteri'yle görüşmelerimde, Genel Sekreter'in, Güvenlik
Konseyi'nin Kıbrıs sorununa çözüm bulunması amacıyla
kendisine verdiği 'iyi niyet misyonunun halen geçerli olduğunu
düşündüğünü ve gerek sayın De Soto'nun yerine yeni bir özel
temsilci atama, gerek Prendergast'ın Mayıs-Haziran 2005'teki
misyonuna uygun olarak bir BM üst düzey yetkilisi atama
olasılıklarını incelediğini teyit ettim.
Son
görüşmemizde BM Genel Sekreteri; 3 Ekim 2005'ten ve Türkiye'nin AB ile
üyelik müzakerelerine başlama tarihi almasından önce, Türkiye'nin ve
başka hiç kimsenin müzakerelerin yeniden başlamasını arzu
etmediği değerlendirmesini dile getirdi. Ancak Genel Sekreter,
Güvenlik Konseyi'nin kendisine verdiği 'iyi niyet misyonunun' devam
etmekte olduğunu düşündüğünü ve inisiyatifini ne zaman, ne
şekilde ve ne yoğunlukta ortaya koyacağına kendisinin karar
vereceğini vurguladı.
Bunları
halka bildirdim. Genel Sekreter'in bu tutumu, Güvenlik Konseyi'ne yönelik son raporuna
da yansıdı. Bu arada Birleşmiş Milletler yeni tur
müzakerelerde hakemlik ve Türkiye'nin üyelik müzakerelerinin
gidişatına göre belirlenecek dar takvimler olmayacağı,
ancak müzakerelerin ebedi de sürmeyeceği; yeni tur müzakerelerin ön
hazırlığının iyi yapılacağı ve ancak
üzerinde anlaşılmış bir çözümün karar için halkın
önüne konulacağı tezini kabul etti. Vurgulamak gerekir ki bu tezler
Ulusal Konsey'de oy birliğiyle kararlaştırıldı.
Birleşmiş Milletler'in bu tezleri kabul etmesinden 3 gün sonra BM'ye;
Annan planında yapılmasını istediğimiz
değişiklikleri somut ve detaylı olarak sunmaya hazır
olduğumuzu bildirdim ve temsilcimi New York'a göndermem konusunda
uzlaştık. Bir hafta süren görüşmelerde,
yapılmasını istediğimiz değişikliklerle ilgili
bazı somut, tam ve detaylı öneriler sunduk. Müzakerelerin
başlaması yalnızca bizim tarafın isteğine
bağlı değildir, BM Genel Sekreteri'nin kararına
bağlıdır.
Soru:
Diyaloğa hazır görünen ancak esas konusunda uzlaşmaz olmaya
devam eden Türk tarafının tavrını nasıl
değerlendiriyorsunuz? Acaba Ankara'nın hedefi müzakerelerin, müzakere
olsun diye yeniden başlaması mı?
"Türk
tarafı diyaloğa hazır olduğunu
sadece sözlü
olarak ifade ediyor"
Yanıt:
Türk tarafı (bu ifade Türkiye'yi ve Kıbrıs Türk
tarafını kapsıyor) 'yeniden birleşme' çözümü için
diyaloğa hazır olduğunu yalnız sözlü olarak dile getiriyor.
Ancak her zaman 'hazır' oluşlarının, şu iki
aşılamaz ön koşullara bağlı olduğunu söylüyorlar:
1-Türk
tarafı; Annan planını kabul ederek, Kıbrıs sorununa
çözüm bulunması için yapması gereken her şeyi yaptı ve
Annan planını; yalnız dekorasyon değişiklikleriyle
kabule karar vermek Kıbrıs Rum toplumuna bağlı;
2-Müzakereler
ya iki toplum arasında, ya Türkiye, Yunanistan, Kıbrıslı
Türkler ve Rumlar arasında dörtlü konferans ya da iki toplum lideri
arasında doğrudan olmalı.
Türk
tarafı için 'çözüm' Annan planıdır ve plan üzerinde
değişiklikler istiyorsak; Kıbrıs Türk tarafına
aynı değerde ödünler vermemiz gerekir. Annan planının
diğer maddeleri de olduğu gibi kalır. Türk tarafı için,
savunduğu 'yeniden birleşme' Annan planının öngördüğü
yeniden birleşmedir.
Soru: 'Yeniden
birleşme' ile siz ne kastediyorsunuz ve neden Sayın Talat'la
görüşmeyi reddediyorsunuz?
"Kastettiğimiz
Annan Planı'nın
öngördüğü
yeniden birleşme değil"
Yanıt: Bizim
taraf için yeniden birleşme, ülkenin, toplumun, ekonominin ve
kurumların gerçek yeniden birleşmesi anlamına gelir. Bu,
halkın iradesine saygı demek oluyor. Diğer her şey
kaçmaktır. Annan planı bu tür bir yeniden birleşmeyi öngörmüyor.
Aksine; Annan planının bölücü maddelerinin
sağlamlaşmasını öngörüyor.
Müzakerelerin,
BM tarafından ön hazırlığı iyi yapılmadan, ortak
zemin bulunmadan tekrarlanması, müzakereleri kısa zamanda
çıkmaza ve çöküşe sürükleyecek, o zaman da uluslar arası
camiaya; Kıbrıs sorununun 'çözümsüz' olduğu ve tek çözümün
'bölünme' olduğu mesajı verilecek.
Ancak bu arada
müzakerelerin içeriğine birlikte karar vermek amacıyla iki toplum
lideri arasında görüşmelerin başlaması; 'sosyal' temas olsa
dahi Türkiye'ye 'Kıbrıs'ta iki toplumlu müzakereler devam ettiği
sürece Türkiye aleyhine yaptırımlarla ortamı
ağırlaştırmayalım' şeklindeki ikna edici
argümanla, Avrupa Birliği'nin Kıbrıs Cumhuriyeti'yle ilgili
taleplerini erteleme veya kaçma fırsatı verecek.
"Kıbrıs
sorunu Talat'la
görüşmeye
indirgenmeyecek kadar ciddi"
Soruyorum;
'barış kahvesi' için dahi olsa Sayın Talat'la görüşmelerin
başlamasını isteyenlerin muradı bu mu? Kıbrıs
sorunu; Sayın Talat'la barış kahveleri veya (olmayan)
buzların kırılması veya' insani ilişkilerin
geliştirilmesine dönük 'sosyal' görüşmelere indirgenmeyecek kadar çok
ciddi bir meseledir. Bu tür görüşmelerin önemi 'iyi insani ilişkiler'
değil, uluslar arası camiaya verdiği mesajlardır.
Soru: Türk
uzlaşmazlığının aşılması, prosedürün
ileri götürülmesi, ön hazırlığın iyi yapılması ve
çözüme götürecek müzakerelerin yeniden başlaması için BM Genel
Sekreteri'nin ne yapmasını ve bizim tarafa ne önermesini
bekliyorsunuz?
Yanıt: BM
Genel Sekreteri'nden yeni tur müzakereleri; müzakereler başlamadan önce
ortak zemin yaratmaya çalışarak ön
hazırlığını iyi yapmasını bekliyorum. Aksi
halde, müzakere olsun diye 'müzakere' prosedüründen elde edilecek tek şey;
Türkiye'nin, AB'nin Kıbrıs'la ilgili taleplerine uymaktan 'Kıbrıs'ta
yürütülmekte olan müzakerelerin sonucunu görmeyi bekleyelim' bahanesiyle kaçma
fırsatı sağlanmasıdır.
BM Genel
Sekreteri; Türk tarafını, 'Annan planını kabul etmekle
Kıbrıs sorununun çözümü için yapması gereken her şeyi
yaptığı ve şimdi Kıbrıs Rum tarafı Annan
planını olduğu gibi, yalnız kısıtlı
değişikliklerle ve Türk tarafına daha çok
karşılıklar vermek suretiyle kabul etmelidir'
argümanının arkasına saklanamayacağına ikna etmelidir.
Bu argüman ve
özellikle Kıbrıs'tan 'Annan planını biz reddettik...
Müstahakkımızdır!' ve 'Annan planının reddedilmesinin
ciddi etkilerinden payımızı almamız gerek', güya
(planın reddedilmesine) saygı gösterildiği (yalnızca sözlü
olarak) ve 'bizleri tarih değerlendirecek' şeklinde sesler yükselmesi
Türk tarafına; verebileceği bütün avantajları verdi.
Tarihi halklar
yazar ve 'tarih' halkın 24 Nisan 2004 referandumundaki iradesiyle
yazıldı. Halk; Annan planını itibar etmeyerek reddetti.
DİSİ, kendisini gelecekte tarihçilerin haklı
çıkarmasını umsun.
Dolayısıyla,
AB'deki ülkelerin ve halkların çoğu şimdi Annan
planının 'yegâne dengeli' plan olmadığını, adil
de olmadığını, işleyebilir ve yaşayabilir çözüm
de olmadığını fark ediyor Ve artık çoğu;
Türkiye'nin; Annan planına verdiği onayın arkasına
saklanamayacağını, çünkü Annan planının Türk
tarafının bütün taleplerini tatmin ettiğini söylüyor. Türk
tarafı için Annan planını kabul etmek ne başarı ne de
fedakârlıktı. Talep ettiği her şeyi kendisine veren bu
planı kabul ettiği için 'karşılık' da istiyor.
Soru:
Sayın Başkan Kıbrıs'ın tezleriyle ilgili uluslar
arası camiadaki havayla ilgili değerlendirmenizi almak istiyoruz.
Hedeflerimizi ileri götürmek konusunda BM'de ve AB'de önemli desteğimiz
var mı?
Yanıt:
Annan planının 24 Nisan 2004'te reddedilmesinden sonra aleyhimize
oluşan 'hasmane ortamın' değiştiği görüşündeyim.
Annan planının Kıbrıslı Rumların %76'sı
tarafından reddedilmesinin, uzlaşmazlığın veya çözümü
reddetmenin göstergesi olmadığı gittikçe daha çok kabul
ediliyor. O; işleyebilir ve yaşayabilir bir çözümü öngörmeyen ve ülkenin,
toplumun, ekonominin ve kurumların gerçek yeniden birleşmesini
öngörmeyen bir planın reddedilmesiydi.
"Şahsıma
yönelik ağır küfür"
Bizim
tarafın ve özellikle kişisel olarak benim; çözümü istemediğimiz
ve bu hükümetin yegâne hedefinin 'sınırları Ledra Palace ve
Yeşil Hat'ta kadar uzanan' bir devletin hükümeti olmak olduğu
iddialarını göğüslemede halen sorunlarımız var.
Bunlar; Kıbrıslı Rumlar tarafından söyleniyor ve bu tür
iddiaları reddetmek ve tamamen seçimlere dönük bir intikamın söz
konusu olduğu konusunda ikna etme yükümlülüğü altındayım.
Beni ilgilendiren tek şeyin; sınırları Ledra Palace'a ve
Yeşil Hat'ta kadar uzanan bir devletin başkanı kalmam
olduğunu, bana yönelik çok büyük bir küfür görüyorum. Bunu
paylaşanlar çok mu diye soruyorum? Bu tür iftiraları tersine çevirmek
gereksiz ve zor bir iştir, ancak zannederim çabayla ve pek çok ülkeyle
kurduğumuz bağlantılarla bunu başarıyoruz.
Görevi
devraldığımız 'Kıbrıs'taki güvenilir ve
ılımlı siyasi güçlerden gelen' 'dostlarımız'
tarafından üretilen ve benimsenen bu küfürlü iddialar ortaya
atılırken işimizi yapmamız çok daha zor. Şükür ki
Güvenlik Konseyi'nin 5 daimi üyesinden 3'ü hükümetin ve kişisel olarak
benim Kıbrıs sorununa yakın zamanda işleyebilir ve
yaşayabilir bir çözüme ilişkin niyetlerinin samimiyetine ikna
olmuş görünüyor.
Soru: Uluslar
arası alandaki olumlu sonuçlara ve ortamın değişmesine
rağmen muhalefet yoğun eleştiri yapmaya, tezlerimizin
somutlaştırılmasından söz etmeye ve Kıbrıs Rum
tarafının ileri götürdüğü tezleri bilmediğini söylemeye
devam ediyor. Bunu nasıl yorumluyorsunuz?
Yanıt:
Tezlerimiz ve değişiklik taleplerimiz; New York'a gönderdiğim
temsilcim tarafından, bir hafta süren görüşmeler sırasında
BM Genel Sekreter Yardımcısı Prendergast'a ve
yardımcısına sunuldu. Görüşmelerin tamamlanmasından
sonra Birleşmiş Milletler, BM Genel Sekreteri, tezlerimizin tam,
detaylı ve net şekilde sunulduğunu söyledi Ve somuttu. Bu BM
tarafından gerek görüşmelerin bitiminde gerek resmi açıklamada
söylendi.
BM'ye sunulan
tezler; partilerin ya yazılı ya da sözlü olarak ilettikleri
tezlerinin özetiydi ve bana göre siyasi partilerin çoğunluğunun
desteğini toplamışlardı. Temsilcilerimin New York'tan
dönüşlerinden sonra, Ulusal Konsey'in hemen bir sonraki birleşiminde,
sunduğumuz görüşlerin özetten ortaya çıkanlar olduğunu
söyledim. Elimde, bunları doğrulayan, New York'taki görüşmelerin
tutanakları var.
Dolayısıyla;
Ulusal Konsey üyelerinin sunduğumuz tezleri bilmedikleri iddiası
doğru değildir. Görüşme tutanaklarını veya
argümanları açıklayıp kendi aramızda ve basında; az
mı çok mu istedik veya argümanlarımız doğru muydu
değil miydi gibi verimsiz ve maksatsız bir tartışma
başlamasını doğru bulmuyorum. Kendi aramızda ve
basın önünde müzakere etmemizin doğru veya mantıklı bir
prosedür olduğunu zannetmiyorum. Kıbrıs Rum toplumunun
seçilmiş temsilcisi olarak, müzakereler çerçevesinde bu tezlere yenilerini
eklemek veya bazılarını çıkarmak hakkını,
müzakere nedenleriyle saklı tutuyorum. Siyasi müzakerelerde yer
alanların, bunun kaçınılmaz olduğunu bilmeleri gerekir.
Soru: AB'nin
Kıbrıs sorununun çözümü çabalarında artırılmış
rolünden söz ederken tam olarak ne kastediyoruz? AB'den ne yapmasını
bekliyoruz?
Yanıt:
Değişmez ve doğru tezimiz; Kıbrıs sorununun BM
şemsiyesi altında kalması gerektiğidir. Biz önerilecek veya
bulunacak çözümün BM Güvenlik Konseyi'nin Kıbrıs'la ilgili
kararlarına dayanmasını istiyoruz.
Diğer
yandan; AB'de yaptığım ve yapmakta olduğum ilgili pek çok
temas temelinde; Avrupa Birliği'nin Kıbrıs sorununun çözümü
konusunda BM'nin rolünü üstlenmeyi ne kabul ettiği ne de yerine geçmek
istediği kanaatindeyim.
Ancak
diğer yandan; meselenin 3 başrol oyuncusu yani Kıbrıs
Cumhuriyeti, Yunanistan ve İngiltere halen AB üyesiyken ve dördüncü oyuncu
olan Türkiye de üye olmak isterken Avrupa Birliği Kıbrıs
sorununa kayıtsız kalamaz. Dahası; Kıbrıslı
Türkler Avrupa normlarını hayata geçirmek istediklerini söylüyorlar.
Halen, Kıbrıs'ın yasal sakini Kıbrıslı Türkler;
Kıbrıs Cumhuriyeti'nin üye olmasıyla birlikte Avrupa
vatandaşı oldular.
Dahası;
AB'ne üyeliğimizden sonra alınan Avrupa Birliği'nin ilgili bütün
karar ve belgelerine; Kıbrıs sorununa bulunacak çözümün yalnız
BM kararlarıyla değil, AB'nin üzerine bina edildiği
değerlerle de uyumlu olması gerektiği şeklindeki AB
kararını dâhil etmeyi başardık. Bunlar kesin ifadelerdir.
Dolayısıyla;
Avrupa Birliği'nin Kıbrıs sorununun çözüm müzakerelerinde rolü
olması gerekir. Gerek çözümün; AB'nin üzerine bina edildiği
değerlere uygun olmasını sağlamak gerek çözümün ana
maddelerinin Avrupa normlarıyla birlikte uygulanacağını, Kıbrıs'ın
AB'ne yönelik yükümlülüklerini yerine getirebileceğini ve AB
organlarında tek sesle konuşacağını garanti
altına almak için...
Soru:
Kıbrıs sorununun çözüm müzakereleri prosedüründe AB rol üstlenmeyi
kabul ediyor mu?
Yanıt:
Elimde, AB'nin bu rolü oynamayı öngördüğü yolunda teyitler var. AB bu
rolü, yeni prosedürde en kurumsal şekilde oynayabilmesi, bizim;
müzakerelerin başlamasından önce yapılmasını
istediğimiz ön hazırlık evresinde belirlenecek konulardan
biridir.
Daha önceki
müzakerelerde Türk tarafı AB'nin müdahil olmasını
reddetmişti. Benim ricalarımla Kıbrıs'a gönderilen AB
uzmanları; o zamanlar Lefkoşa Uluslar Arası Havaalanı'nda
gerçekleştirilen müzakerelerde danışman veya gözlemci rolü
oynayabilmek için BM uzmanı şapkasını giymek zorunda
kalmışlardı.
"Ön
hazırlığın iyi yapılması,
gerek derken
kastettiğimiz..."
Soru: AB
ilkeleri ve hukuk çerçevesi Kıbrıs sorununun çözüm içeriğine
nasıl etki edebilir?
Yanıt:
Yeni diyaloğun ön hazırlığının iyi
yapılmasını istediğimizde, diğer şeyler
yanında, AB ilkelerinin ve hukuki çerçevesinin müzakereler temeline dâhil
olması gerektiğini kastediyoruz. Nitekim Kıbrıslı
Türkler, en azından sözlü olarak, Avrupa normlarının işgal
altındaki bölgelerde de uygulanması gerektiğinde hemfikir
olduklarını söylüyorlar. Kıbrıs'ın iki toplumlu, iki
kesimli federasyon çerçevesinde gerçekten yeniden birleşmesi çözümünden
söz ediyorsak, Avrupa normları Kıbrıs'ın bütün
sathında uygulanmalıdır.
Nitekim
Kıbrıs Cumhuriyeti adına 16 Nisan 2003'te Atina'da
imzaladığım AB'ne Giriş Sözleşmesi'nin 10. Protokolü;
Kıbrıs'ın tamamının AB'ne girdiğini ancak Avrupa
normlarını Kıbrıs'ın tamamında uygulama
yükümlülüğümüzün; işgal bölgesiyle ilgili olarak 'ertelenmekte'
olduğunu öngörüyor. Bu 'erteleme' sona eriyor ve Avrupa normlarının
ve AB'nin üzerine bina edildiği değerlerin Kıbrıs
sathının tamamında hayata geçirilmesi; müzakerelerde ortaya
çıkacak Federal Kıbrıs hükümetinin yükümlülüğü
canlanıyor.
Dolayısıyla
çözümün öngöreceği Federal Kıbrıs Hükümeti'nin çözümleri ve
yetkileri; normların Kıbrıs'ın tamamında sonuç
getirici şekilde uygulanmasına olanak sağlayacak şekilde
olmalıdır. Bu; bazılarının 'Avrupai çözüm' olarak
belirledikleriyle aynı değildir.
Soru:
Kıbrıs'la ilgili olarak AB'nin Türkiye'ye getirdiği şartlar
ve ön koşullar ne kadar bağlayıcıdır ve
Ankara'nın bunları benimsemeyi reddetmesi nasıl
karşılanıyor?
Yanıt:
Avrupa Birliği'nin Türkiye'ye ve diğer üye olmak isteyen ülkelere
getirdiği 'şartların'
bağlayıcılığı konusunda bazı çevrelerde çok
kafa karışıklığı bulunduğu izlenimine
sahibim. AB'nin kararları ve emirleri; AB üye ülkeleri için
'bağlayıcıdır' Ve AB karar ve emirlerine uymayan üye
ülkelere yaptırım uygulamak için Avrupa Birliği'nin elinde;
ceza, yaptırım, yardımda kesinti yapmak, üye ülkeleri AB
ortamlarından dışlamak (Avusturya örneği) gibi pek çok
tedbir vardır.
Ancak Türkiye
gibi, üye olmak isteyen ülkeler için Avrupa Birliği bu tür
yaptırımlar uygulayamaz. Ancak elinde çok daha katalizör ve çok daha
sonuç getirici bir tedbir var. 'Müzakereleri kesmek üye olmak isteyen bir
ülkenin üyelik müzakerelerine son vermek. (Kısa süre önce
Hırvatistan'a yapılmıştı) özellikle Türkiye
örneğinde; Avrupa Konseyi tarafından 17 Aralık 2004'te 'el
freni' olarak bilinen özel bir koşul getirildi. Yani; Türkiye'nin
yükümlülüklerini yerine getirmeyi reddetmesi durumunda prosedürün kesilmesi.
Buna ek olarak bir şart daha var: 'Türkiye'nin yerine getirmesi gereken;
Avrupa normlarının 35 başlığından birinin
açılması veya kapanmasının 25 üye ülkenin oy birliğini
gerektirmesi.' Bu koşul başka hiçbir ülkeye ve Kıbrıs
Cumhuriyeti'ne getirilmedi.
Soru: Sizi '61
küçük veto' hakkında konuşmaya iten bu mu?
Yanıt: Ben
hiçbir zaman 10 veya 25 veya 61 'küçük vetodan' söz etmedim. Bu benim
değil (ben böyle bir şey söylemedim) Rehn'in sözüydü, ancak bazı
gazeteciler, olguları bilmeden, bunu hatalı olarak tekrarlamaktan
hoşlanıyor.
Genişleme
Komiseri Olli Rehn Avrupa Konseyi'nde 'her üye ülke 71 vetoya sahiptir' dedi ve
bunu söylerken de tam olarak Türkiye'ye getirilen bu koşuldan söz
ediyordu. Çünkü şimdi, ilerleme başlıkları 30 değil 35
tanedir ve elbette her ülkenin Türkiye'nin AB'ne üyeliğine onay verip
vermeme konusundaki nihai kararda son bir veto hakkı daha var.
Elbette
Türkiye'nin yükümlülüklerini yerine getirip getirmediği veya 'el freni'
maddesini uygulamanın veya başlıkları açmanın veya
kapamanın haklı olup olmadığı kararı hukuki
değil 'siyasi' bir meseledir. AB tarafından sadece Türkiye'ye
koşulan şartların sahip olduğu
bağlayıcılık da budur.
Soru: Muhalefet
sürekli olarak; 12 Aralık 2004'te ve 3 Ekim 2005'te; Türkiye'nin üyelik
sürecine bağlama fırsatını kaybettiğimizi, önemli iki
fırsat kaçırdığımızı söylüyor. Bunu
nasıl yorumluyorsunuz?
Yanıt: Bu
iddia sadece; bunu ortaya atanların, AB'nin ve politikasını
belirleyen çeşitli organlarının nasıl işlediğini
bilmediklerini ortaya koyuyor. Önceki sorunuza verdiğim; Komisyon'un
Türkiye'ye getirdiği istisnai koşullarla ilgili yanıtta bunun
cevabını verdim. 2004'te Türkiye'nin aday ülke ilan edilmesini 'veto'
etmedik, çünkü bu doğru bir karardı. Aralık 2004'ten önce Ulusal
Konsey'in, büyük bir çoğunlukla bana verdiği tavsiye; veto
kullanmamamız şeklindeydi.
DİSİ
veto kullanılmasına; diğer partilerden çok daha şiddetli ve
çok daha öne çıkar şekilde itiraz etmişti. Şimdi tutumunu
değiştirdi ve aday ülke kabul edilmesini onaylamadan önce Türkiye'ye
ek 'koşul' ve veto kullanmak için 'Aralık 2004 sınır
noktasını kaybettiğimizi' savunuyor. Soruyorum; 'ilave
koşul' hangisi olacaktı? Mesela; 'Türkiye Kıbrıs sorununu
çözmeden önce AB'ne üye olmayacak' koşulunu mu getirecektik? Türkiye'nin
yanıtı basit ve ikna edici olacaktı: 'Fakat Türkiye, Annan
planını kabul etmek suretiyle Kıbrıs sorununun çözümüne
yardımcı oldu. Şimdi bile Türkiye Kıbrıs sorununu
çözmeye hazırdır, binlerce Kıbrıslı Rum (?) EVET oyu
kullanarak Annan planının yegâne dengeli ve iyi plan olduğunu
desteklediği gibi; Kıbrıslı Rumlar da Annan
planını kabul ederlerse...' Dolayısıyla, Annan
planını 'olduğu gibi' kabul etmek anlamına gelen bir karar
elde etmek için böyle bir şartı koşmamız doğru bir
hareket mi? Kıbrıs meselesi için mahvedici olmaması için zarar
verici olacak bir şart getirmek amacıyla savaş vermemiz mümkün
müydü? Tabii Annan planının yeniden gündeme getirilmesini istiyorsak
o başka...
Soru:
DİSİ'nin; 3 Ekim 2005'te yitirildiğini söylediği
fırsat için ne söyleyeceksiniz?
Yanıt: 3
Ekim'deki Dışişleri Bakanları Konseyi'nin; 17
Aralık'taki Devlet ve Hükümet Başkanları kararını
tersine çevirmeye ne yetkisi ne de gücü vardı. Türkiye'nin müzakerelerinin
başlaması için Kıbrıs sorununun çözümü gibi yeni bir
şart koşmaya da yetkisi yoktu. AB'nin nasıl işlediğini
genel olarak dahi bilenler, böyle bir sürecin mümkün
olmadığını da bilirler. Yine soruyorum: ilave şart
koşmak mümkün olsaydı (ki yoktu) hangi şartı
koşacaktık? Annan planının olduğu şekliyle
yeniden gündeme getirilmesini mi?
Yitirilmiş
iki fırsattan söz edenler; Annan planını çözüm olarak yeniden
gündeme getirme fırsatını
kaçırdığımızı kastediyorlar. Kastettikleri buysa,
bunu müphem değil net ve açık şekilde dile getirsinler. Böyle
bir bağ; öncelikle mümkün değildi, ikinci olarak da halkın %76'sının
reddettiği Annan planının yeniden gündeme getirilmesi sonucunu
doğuracağı sürece, istenmeyen bir şeydi. Bu tür sloganlar
'halk iradesine saygı' ile bağdaşmıyor.
Doğru ve
sonuç getirici bağlantı; Türkiye'nin, BM Genel Sekreteri'nin
Kıbrıs sorununun çözümüne ilişkin çabalarına
yardımcı olmak zorunda olduğu (Annan planını kabul
ettiği için Türkiye'ye teşekkür ifadesi çıkarıldı) ve
Türkiye'nin Kıbrıs Cumhuriyeti'ne yönelik yükümlülükleriyle ilgili ek
maddelerin; bizim büyük çabalarımız sonucu hem Türkiye'nin müzakere
çerçevesine hem de Ortaklık İlişkisi Metni'ne dâhil edilmesiyle
kuruldu. Karşı deklarasyonda yer alan; Türkiye'nin bu
yükümlülüklerine ilişkin tavrının 2006 yılı içinde
gözden geçirileceği maddesini de hatırlatmak isterim."
KIBRIS 26/12/05
Kıbrıs
sabır ister, sabreden kazanır
TC
Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı
Abdullah Gül, TC hükümetinin de Kıbrıslı Türklerin de
Kıbrıs meselesini çok iyi götürdüğünü vurguladı:
Kıbrıs
sabır ister, sabreden kazanır
"BUZU
ÜFLEYE ÜFLEYE ERİTMEK"... Gül, Kıbrıs Türklerinin
geleceğinin parlak olduğunu, Türkiye'nin sonuna kadar
Kıbrıs Türklerinin arkasında olacağını bildirdi
ve "Bu, sabır isteyen bir iştir, bu, bir buzu üfleye üfleye
eritme meselesidir. Burada kim sabırlı olursa, kim dürüst hareket
ederse, o kazanacaktır" dedi
AİHM'DEKİ
DAVALAR KKTC'YE... Abdullah Gül, "İşte görüldüğü gibi en
son Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde milyarlarca dolarlık
Türkiye aleyhindeki davalar, dosyalar KKTC'ye gönderilmiştir. Bu süreç
içinde KKTC'nin ekonomisi kuvvetli bir şekilde gelişmektedir"
şeklinde konuştu
TC
Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı
Abdullah Gül, Kıbrıs konusunda kimsenin endişe
duymadığını belirterek, TC hükümetinin de
Kıbrıslı Türklerin de Kıbrıs meselesini çok iyi
götürdüğünü vurguladı.
Başka olumsuzlukların
ortaya çıkarılıp, insanların kafasının
karıştırılmaması gerektiğini dile getiren Gül,
Kıbrıs Türklerinin geleceğinin parlak olduğunu, Türkiye'nin
sonuna kadar Kıbrıs Türklerinin arkasında
olacağını bildirdi ve "Bu, sabır isteyen bir
iştir, bu, bir buzu üfleye üfleye eritme meselesidir. Burada kim
sabırlı olursa, kim dürüst hareket ederse, o kazanacaktır"
dedi.
Gül, 22
soydaş derneğinin temsilcilerinin katılımıyla Bursa
Almira Otel'de düzenlenen toplantıda yaptığı konuşmada
Türkiye dışında yaşayan soydaşların
sorunlarını yakından takip ettiklerini, sorunların çözümü
için çalıştıklarını söyledi. Gül, bir soru üzerine
Kıbrıs sorununa da değindi.
"Buzu
üfleye üfleye eritmek"
Kıbrıs'a
ilişkin bir soru üzerine, bu konuda hiç kimsenin endişe duymasına
gerek olmadığını belirten Gül, Türkiye Cumhuriyeti
hükümetinin de, Kıbrıs Türklerinin de Kıbrıs meselesini en
iyi şekilde götürdüğünü kaydetti.
Gül,
"İşte görüldüğü gibi en son Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesi'nde milyarlarca dolarlık Türkiye aleyhindeki davalar, dosyalar
KKTC'ye gönderilmiştir. Bu süreç içinde KKTC'nin ekonomisi kuvvetli bir
şekilde gelişmektedir" dedi.
Başka
olumsuzlukların ortaya çıkarılıp, insanların
kafasının karıştırılmaması gerektiğini
dile getiren Gül, Kıbrıs Türklerinin geleceğinin parlak
olduğunu, Türkiye'nin sonuna kadar Kıbrıs Türklerinin
arkasında olacağını bildirdi. KKTC'deki referandum
kararının çok doğru bir karar olduğuna dikkat çeken Gül,
şöyle konuştu:
"Bunlar
hep Kıbrıs davasını kuvvetlendirmiştir. Tabi ki
sorunlar vardır, tabi ki birçok problemler vardır. Burada sabır
ve kararlılık gerekmektedir. Biz Kıbrıs davasının
çok iyi şuurundayız. Hiç kimsenin
tereddüdü
olmasın. 3 sene içinde Kıbrıs uğruna
yaptıklarımızla, Kıbrıs giderek güçlenmiştir.
Kıbrıs'tan ne bir asker çekilmiştir, ne bir metrekare
verilmiştir ama Kıbrıs Türklerinin haklı davası
dünyada daha
da iyi duyulur
hale gelmiştir. Bu, sabır isteyen bir iştir, bu, bir buzu üfleye
üfleye eritme meselesidir. Burada kim sabırlı olursa, kim dürüst
hareket ederse, o kazanacaktır."
KIBRIS 26/12/05
Kıbrıs
Rum mülklerinin gasp iddiası
KKTC'den mal
satın alan İngilizlerin savunulmasının arkasında
çeşitli boyutları olan siyasi ekonomik oyunlar bulunduğu iddia
edildi. Fileleftheros Gazetesi, "Yeraltı Alışverişleri
Kıbrıs Rum Mülklerinin Gaspıyla İlgili Siyasi-Ekonomik
Kulis Ve Oyunlar İngiltere'de Hukukçu Ve Emlakçiler Kulis Faaliyetlerini
Yürütüyorlar" başlık ve spotlarıyla verdiği haberinde,
KKTC'de yaşayan İngiliz uyrukluların örgütlendiğini ve KKTC
devletinin de onlara destek vermekte olduğuna da dikkat çekti, Ayrıca
hedefin ise Rum başvurularının önünü alma çabasında
İngiltere hükümetiyle iletişim kanallarını canlı
tutmak olduğunu savundu.
Gazete
haberinde, İngiltere Başbakanı Tony Blair'in eşi avukat
Cherie Blair'i, Orams davasını savunmayı üstlenmesinin, konunun
siyasi ve ekonomik boyutunu teyit ettiğini de ileri sürdü.
Haberde,
İngiltere'de tanınmış hukukçu ve emlak
bürolarının bu "oyunun" arkasında olduğu ve
İngilizlere akıl hocalığı yaptığı da
iddia edildi.
Gazete elde
ettiği bilgilere dayanarak, KKTC'de 257 konutun yabancıların
kontrolünde bulunduğunu, çoğunluğunun ise İngilizlere ait
olduğunu da yazdı.
Gazete elindeki
bilgilere dayanarak 200'ün üzerinde konutunun İngilizlere, 9 konutun
Almanlara, 4 konutun Amerikalılara, 3 konutun Ruslara, 6 konutun
Fransızlara, 2 konutun İranlılara, 2 konutun
İrlandalılara, 1 konutun Avustralyalıya, 1 konutun
Pakistanlı ve İngiliz eşine, 1 konutun İtalyalı ve
İrlandalı eşine ve 1 konutun da Slovakyalıya ait
olduğunu da savundu.
Haberde
yukarıdaki tüm bu konutların "Rum mülkleri" üzerinde
inşa edildiği, konutların çoğunun ise Girne ilçesinde
bulunduğu da ileri sürüldü. Bu arada KKTC Bakanlar Kurulu'nun
kararıyla söz konusu yabancılara tapu verildiğine de dikkat
çekti.
Gazete haberine
POLİTİKİ ekinde daha geniş yer verdi ve Londra'nın,
KKTC'de sözde "Rum mallarını gasp eden" İngilizlerin
rehinesi olduğunu da iddia etti, Orams çifti davasıyla birlikte
KKTC'deki İngiliz ve diğer yabancıların örgütlenmeye
başlayarak kurdukları derneğe atıfta bulundu.
Haberde
KKTC'den ev satın alanların başında "Lord" ve
"Sir" unvanına sahip İngilizlerin bulunduğu
belirtilirken, bu bağlamda bazı isimlere de yer verildi.
Bu arada
ALİTHİA, Rum Yönetimi'nin Strazburg'taki
varlığını güçlendirme çabası içerisine girdiğini,
Noel ve yılbaşı yortularından sonra
Başsavcılıkla işbirliğinde Mira Ksenidi Arestis
davasına ilişkin AİHM kararına tepki gösterme yöntemleri
arayacağını yazdı. Gazeteye göre Strazburg'taki Rum
temsilciliğinin takviye edilmesi de Rum Yönetimi'nin düşüncesi
arasındadır.
Gazete Titina
Loizidu davasından sonra Türkiye'nin, gelmekte olan tehlikeleri görerek
Strazburg'taki varlığını güçlendirmek için
ağırlık koyduğunu, Arestis davasında AİHM'in
KKTC'de iç hukuk yolu oluşturulmasına atıfta
bulunmasının ise Türk çabalarının meyve verdiğini
gösterdiğini yazdı.
Gazete Rum
tarafının AİHM'in böyle bir karara varmasıyla ilgili nerede
hata yaptığını aramaya başladığını
da hatırlattı.
Haberde,
Maraş kökenli Rumların, Mira Ksenidi Arestis'le ilgili AİHM
kararından memnun olduğu da belirtildi. Gazeteye göre Maraş
kökenli Rumlar, "Maraş sakini ve göçmen" bir Rum'un ilk kez
AİHM tarafından haklı bulunmasının, kendileri de
Maraş göçmeni olduğu için AİHM kararının kendilerini
de bağladığını belirttiler.
Maraş
kökenli Rumlar, "Türkiye'nin Maraş şehrini iade etmeyi
reddetmesi duvarının yıkılması için, kararın
olumlu yönlerinin değerlendirilmesi gerektiğini" de kaydettiler.
Hristos
Yosifidis: AİHM
kararı
Noel hediyesi
Simerini
Gazetesi "Avrupa Birliği İnsan Hakları (Derneği)Başkanı"
Hristos Yosifidis'in AİHM kararına ilişkin görüşüne yer
verdi.
Yosifidis,
AİHM kararının tüm Rum göçmenlerinin evlerine dönmesine olanak
sağladığını ve kararın bir "Noel
hediyesi" teşkil ettiğini savundu. Yosifidis'in görüşleri
özetle şöyle:
"Tüm
göçmenler geri evlerine ve mülklerine gidecek. Bu hakları vardır.
Türkiye bunu güvence altına almakla yükümlüdür. Ksenidi Arestis'in Türkiye
aleyhindeki davada AİHM'in 22 Aralık 2005'teki kararının
özü budur. İlgililerin AİHM'e kişisel başvuruda
bulunmuş olması ise tek koşuldur. Bu, AİHM'in göçmenlere ve
diğer zarar görenlere Noel hediyesidir. AİHM bu kararıyla bir
ileri adım daha atıyor. Türkiye'nin, işgal altındaki
Kıbrıs'a insan haklarının çiğnenmesinden sorumlu
tutulduğu Titina Loizidu tarihi kararından sonra, AİHM
şimdi de Türkiye'den üç ay içerisinde yani 22 Mart 2006'ya kadar
kişisel başvuruda bulunan 1400 Kıbrıslı Rum'un insan
haklarının tesisi için çare üretmesini talep ediyor. Türkiye,
kesintisiz konut hakkı, özel yaşam ve mülkiyet hakkını
güvenceye alacak önlemler almak mecburiyetindedir."
Rum emlakçinin
görüşü
Politis,
"Antonis Loizu ve Diğerleri" adlı bir emlak bürosunun, KKTC
Taşınmaz Mal İade, Tazmin ve Takas Komisyonu'na ilişkin
görüşüne yer verdi.
Söz konusu
emlak bürosu sahibi, KKTC Taşınmaz Mal İade Tazmin ve Takas
Komisyonu'nun sonuçta iç yargı yolu olarak kabul edilmesi halinde
"mülkler/tazminatlar konusunun az çok çözümleneceğini, geriye
kalanın ise zaman içerisinde kendiliğinden çözümleneceğini sandığını"
söyledi.
Antonis Loizu
duyumlarına göre KKTC'de taşınmaz mal bırakan
Kıbrıs Rumlarının %20'sinin KKTC'deki Komisyona
başvurup, tazmin edilmelerini isteyeceğini de savundu.
Dimitriadis:
Mira Arestis'le
birlikte tüm
Maraşlılar kazandı
Fileleftheros,
Politiki eki Arestis'in avukatı Ahilleas Dimitriadis'le yapılan bir
söyleşiye yer verdi.
Gazeteye göre
Dimitriadis, AİHM'in Arestis davası konusunda aldığı
kararı yorumlarken, kararın "Mağusa'nın kapalı
bölgesinin iadesini tartışmak için altın bir fırsat
olduğunu" savundu.
Dimitriadis,
Arestis davasının, karşısında, KKTC'de kurulacak
Tazmin Komisyonu'nu bulacağını ve AİHM'in bu komitenin
etkinliği ve yasallığını incelemeye
alacağını kesin gördüğünü de söyledi.
Dimitriadis
ilgili sorulara verdiği yanıtlarda Arestis davasında
AİHM'in verdiği kararın çok önemli olduğunu, çünkü
Arestis'in evinin Mağusa'nın (Maraş) kapalı bölgesinde
olduğunu ve Türk ordusunun yapacağı bir hareketle Arestis veya o
bölgeden başka bir Rum'un hakkını tesis edilebileceğini
söyledi.
Dimitriadis
ilgili AİHM kararının "Mağusa'nın, yasal
sakinlerine iadesini tartışmak için kıvılcım
teşkil ettiği" görüşünü de savundu. Dimitriadis bunun
"kaybedilmemesi gereken bir fırsat olduğunu, önce Arestis'in
evine ve diğer mülküne gitmek için baskı yapacağını,
bu baskıyla ise diğer Maraşlıların da
kazanacağını" ileri sürdü.
Siyasi düzeyde
herkesin kendi yorumunu yapabileceğini, kendisinin yorumda
bulunmayacağını söyleyen Dimitriadis, Türkiye'nin
yaptığı savunmalardan birinin "kapalı Mağusa
bölgesinin Arestis'in malı dâhil, İngiliz döneminden beri Evkaf'a ait
olduğu" savunmasının reddedilmesinin çok büyük önem
taşıdığını, çünkü konunun artık yargı
açısından da ortadan kalktığını da ileri sürdü.
Dimitriadis,
Türkiye'nin Arestis davasında bir ihlalde bulunduğunun tespit
edildiğini ve AİHM'in kararına uyma yükümlülüğü
bulunduğunu, önce Arestis davasında istenenleri yerine getirmesi
gerektiğini, ardından da benzer konularda bunu yapması
gerektiğini savundu. Dimitriadis AİHM'in, iç yargı yolunun kullanılmasıyla
Türkiye'ye bir zaman tanımak istediğini, yapacağı
incelemeden sonra ise "Tazmin Komisyonu'nun" tüketilmesi gereken bir
iç yargı yolu olmadığına karar verirse,
Kıbrıslı Rumların açılmış tüm
davalarının yolunun yeniden açılacağını da
belirtti.
Dimitriadis,
KKTC'nin Tazmin, İade ve Takas Yasası'nı da yorumladı ve
yasayı görmemiş olmasına rağmen, Rumların tüketmesi
gereken bir iç yargı yolu olabileceğini
sanmadığını söyledi. Dimitriadis, KKTC
Anayasası'nın 159'uncu maddesinin değişmemesi halinde
ilgili yasanın AİHM tarafından iç yargı yolu kabul edilemeyeceğini
düşündüğünü, çünkü ilgili yasanın askeri bölgeleri kapsam
dışı tuttuğunu, Arestis'in malının ise askeri
bölgede olduğunu, dolayısıyla Arestis konusunda etkin bir yol
teşkil edemeyeceğini de savundu.
Dimitriadis,
KKTC'nin "var olmadığı" iddialarını da
tekrarladı şu görüşleri savundu:
"Türkiye'nin
KKTC'nin kendine bağlı bir yönetim olduğunu kabul etmesiyle
ilgili yeni tutumu çok önemlidir. Türkiye orada kurulacak yargı yolunun
KKTC'nin değil kendinin yargı yolu olduğunu kabul ediyor.
AİHM'in
söz ettiği iç hukuk yolu, Türkiye'nin iç yargı yolu olduğu
gözden kaçmamalıdır. 'KKTC' yoktur. 'Sahte devlet', 'Sahte Meclis'
derken bizler ona bir statü veriyoruz. Doğru hukuki adı 'boyunduruk
altında yerel yönetimdir'. Mahkemede bu isim kullanılıyor.
Kıbrıs'ın kuzeyindeki Türk varlığını da biz
bu isimle tanımlamalıyız."
Bu arada
ALİTHİA'a da Dimitriadis'le yaptığı bir söyleşiye
yer verdi.
Dimitriadis,
buradaki söyleşisinde de KKTC'de kurulan yeni "Tazmin
Komisyonu'nun" AİHM tarafından iç yargı yolu kabul edilemeyeceğini,
çünkü kuzeydeki Kıbrıs Rum mallarının KKTC
toprağı olduğunu vurgulayan Anayasası'nın 159'uncu
maddesinde değişiklik yapılmadığını
kaydetti.
Dimitriadis,
yeni yasanın sadece 50 bin dönümü kapsadığını, bunun
da KKTC toprağının %4'ünü teşkil ettiğini, hâlbuki
kuzeydeki toprağın %60'ından fazlasının Rumlara ait
olduğunu savundu ve bunlarla ne olacağını sordu.
Dimitriadis,
"Dolayısıyla işgal bölgelerinde yapmaya
çalışılan AİHM'in denetiminden geçecek etkin bir iç
yargı yolu değildir. Bu da daha önceki 'Tazmin Komisyonu'nun'
akıbetine uğrayacak. AİHM, Nisan 2005'te bu Komisyon'un etkin
bir iç yargı yolu olmadığına karar vermişti"
şeklinde konuştu.
Dimitriadis bir
soruyu yanıtlarken, AİHM'in son kararının sözde "Türk
istilasına, yasal bir mezar açtığını" iddia etti,
şunları savundu:
"Kararla
Türk işgali teyit edildi ve Türkiye ne yapacağına karar
vermelidir. Ya AİHM'e gidip kınayıcı kararlar alacak, ya da
çiğnediği insan haklarını tesis edecek ve tazminat
isteyecek. AİHM'in bu kararının Bayan Arestis'in ve
başkalarının da Mağusa'ya geri gitmesi yolunu
açtığına inanıyorum."
KIBRIS 26/12/05
|
NTV
Güncelleme: 13:40 TSİ 27 Aralık 2005 Salı
LEFKOŞA
- Yakovu, Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şenerin
hafta sonunda Reuters haber ajansına verdiği, Türkiye Rum gemilerine
limanlarını açmak için tek taraflı bir adım
atmayacaktır şeklindeki demecini değerlendirdi.
Yorgo
yakovu, Türkiyenin AB ile ciddi bir anlaşmazlığa
düşmesinin an meselesi olduğunu savundu. Rum
Dışişleri Bakanı, Türkiyenin müzakerelere başlamak
için onayımıza ihtiyacı vardı; Türkiyenin gerektiği
şekilde davranacağını düşünerek bu onayı
vermiştik dedi.
ABD
Kongre'sinden Rice'ın Talat'ın davetine eleştiri
WASHINGTON, (DHA)
ABDde 64 Kongre üyesi, ekim ayında KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet
Ali Talatı kabul eden ABD Dışişleri Bakanı
Condoleezza Ricea bir mektup yazarak bu ziyaretle ilgili endişelerini
dile getirdi.
ABDde 64 Kongre üyesi, ekim ayında KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talatı kabul eden ABD
Dışişleri Bakanı Condoleezza Ricea bir mektup yazarak bu
ziyaretle ilgili endişelerini dile getirdi.
ABD Kongresinde Hellenik Dostluk Grubu
eşbaşkanlarından Cumhuriyetçi Parti Florida Milletvekili Mike
Bilirakis ve Temsilciler Meclisi Üyesi Carolyn Maloney tarafından Ricea
yollanan mektup, Bilirakis haricinde 63 Kongre üyesinin daha imzasını
taşıyor. Mektupta, Talata resmi davette bulunulmasının
doğuracağı sonuçlar sorulurken, Ricetan da Kıbrısla
ilgili uzun vadeli planlarını açıklaması istendi.
WASHINGTONDAKİ GÖZLEMCİLERİN
ENDİŞELERİ SÜRÜYOR İDDİASI
Merkezi ABDde bulunan, Amerikalı Yunanlara ait haftalık
GreekNews gazetesinin haberine göre, ABD Dışişleri
Bakanına gönderilen mektupta Kongre üyeleri, Kıbrıs Rum
Yönetiminin, Kıbrıslı Türklerin ekonomik durumunu
iyileştirici yönde çaba harcadığını öne sürerek bu çabalardan
övgüyle bahsetti.
Gazetenin haberinde, "ABD aksini iddia etse de, bu görüşmenin
Kıbrıs Türk toplumu temsilcisinin statüsünü siyasi olarak
yükseltecek bir girişim şeklinde algılanabileceği yönünde
Washingtondaki gözlemciler arasındaki endişeler sürüyor"
ifadeleri kullanıldı.
KKTCYİ TANIMAMA POLİTİKAMIZI ANLAMSIZ
KILIYOR
Ricea hitaben yazılmış mektupta, "Bu
hareketiniz, KKTCye destek verilmemesi yönünde üyelere çağrıda
bulunulan BM Güvenlik Konseyi kararına uymuyor. Daha da tehlikelisi, (bu
davet) yasadışı Kıbrıslı Türk
varlığını, Kıbrısın birleşmesi yönünde
iyi niyetle müzakerelere yanaşmamaya teşvik ediyor. Talatla resmi
görüşmelerde bulunulması, tanımama politikamızı
anlamsız kılıyor" ifade ve iddialarına yer verildi.
Mektupta ayrıca Ricea, Kıbrısla ilgili uzun
vadeli planlarının ne olduğu sorulurken, ABDnin
Kıbrısla ilgili dış politikasını hangi noktaya
taşımayı amaçladığı sorusuna da yanıt
beklendiği belirtildi. ABDdeki Rum temsilciliği ise, mektuba imza
atan Kongre üyelerine teşekkürlerini iletti.
HURRIYET 27/12/05
Rumlardan Türkiye'ye 2006 tehditi
LEFKOŞA(ANKA)
Kıbrıs Rum Kesimi Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu,
Türkiyenin Avrupa Birliği ve Kıbrıs Rum Kesimine
karşı sorumlulukları olduğunu ve bu sorumlulukları yerine
getirmesi gerektiğini söyledi.
Kıbrıs Rum Kesimi
Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu, Türkiyenin gerek Avrupa
Birliği gerekse birliğin bir üyesi olan Kıbrıs Rum
Kesimine yönelik birtakım sorumlulukları bulunduğunu, ve
Türkiyenin bu sorumlulukların gerekliliklerini yerine getirmek zorunda
olduğunu belirtti.
Rum basınında çıkan haberlere
göre Yakovu, Türkiyenin bu sorumluluklarını yerine getirmemesi
halinde "sonuçlarıyla yüzleşmek zorunda
kalacağını" söyledi.
Üst düzey Türk hükümet yetkililerinin,
Kıbrıs Rum Kesimini birliğe kabul eden ABnin bir hata
yaptığı ve Türkiyenin limanlarını Rumlara
açmayacağı görüşünde olduğuna değinen Yakovu,
Türkiyenin Gümrük Birliği ek protokolünü uygulamak zorunda olduğunu
dile getirdi.
Yorgo Yakovu, Türkiyenin Avrupa Birliğine
girmek isteyen aday bir ülke olduğunu ve birliğin yükümlülüklerini
yerine getirmemesi halinde bunun 2006 yılında Brüksel tarafından
dikkate alınacağını söyledi.
MILLIYET 27/12/05
Talat:
Yasada mal iadesi şarttı
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, mal iadesi içermeyen bir yasanın Avrupa İnsan
Hakları Mahkemesi tarafından "iç hukuk yolu olarak kabul
edilmesinin" mümkün olamayacağını bildiklerini belirtti
Talat: Yasada
mal iadesi şarttı
BU KARARI
BEKLİYORDUM... Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, "mal iadesi
öngörmeyen bir yasanın iç hukuk yolu yaratamayacağını"
belirterek, yeni mülkiyet yasasının, "iç hukuk yolu
olabilmesi" için çalışmalar yapıldığını
söyledi. Talat, AİHM'nin Arestis kararını da beklediklerini
belirterek, "Daha önce bunun işaretleri verilmişti" dedi
BU YASAYI
BİZ HAZIRLADIK... Talat: Bu yasayı bizim hukukçularımız,
Avrupa'nın değişik yerlerinde, Türkiye'deki uluslararası
hukukçularla görüşerek bu şekle getirdi. Ben mecliste fazla
ellenmemesini istemiş, 'Bağrınıza taş basıp bu
yasaya onay verin' demiştim. Bu yasa iki bölgeliliği sonuçta
güvenceye alıyor. Sorunların iç hukukla burada çözülmesini
sağlayacak. Rum'un yıllardır sürdürdüğü hukuk
savaşında avantajını elinden alacak önemli bir
değişiklik
LOKMACI'DA RUM
İSTEKLERİ BİTMİYOR... Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat, Lokmacı Barikatı'nın mutlaka
açılacağını söyledi. Rum yönetiminin Lokmacı'nın
açılması ile ilgili tek isteğinin "köprünün kaldırılması
olmadığını" anlatan Talat, "Şimdi de
giriş çıkışları kontrol için kurulan kulübelerin
kaldırılmasını, köprünün kuzeyinde bulunan işyerlerine
doğru taşınmasını istiyorlar" dedi
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM)
Loizidu ve Arestis davaları sırasında "iç hukuk"
yolunu işaret ettiğini belirterek, "İadeyi içeren bir yasa
hazırladığımız zaman AİHM'nin burada iç hukukun
yolunu açan karar üreteceğini tahmin ediyorduk" dedi.
KIBRIS FM'de
yayınlanan "Başaran Düzgün ve Hüseyin Ekmekçi ile GÜNDEM"
programının konuğu olan Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat, gündeme ilişkin önemli sorulara yanıt verdi.
Talat,
AİHM'nin iade içermeyen, sadece tazminata olanak tanıyan bir
yasayı kabul etmeyeceğini, UBP- DP hükümeti döneminde
çıkarılan mülkiyet yasası ile ortaya koyduğunu da belirtti.
AİHM
ipuçlarını vermişti
AİHM'nin
Loizidu kararı ile birlikte mallarını kuzeyde bırakarak
güneye göç eden Kıbrıslı Rumların kuzeydeki
mallarının kendilerinin olduğunun ortaya
çıktığını ve bu kararla birlikte,
"Kıbrıs'ın kuzeyinden Türkiye sorumludur"
denildiğini hatırlatan Talat şunları söyledi:
"Türkiye
hem kullanım kaybını ödeyecek, tazminatını ödeyecek,
mülkiyetini de kullanması için gerekli tedbiri alacak. Loizidu kararı
böyle. Bu karar referandumdan önce alındı.
Loizidu
kararından sonra hükümet ne yaptı, UBP - DP hükümeti,
Kıbrıslı Rumların mallarında hakları
olduğunu ve malların gerçekten onların olduğunu kabul etti,
buna bağlı yasa yaptı.
Yasada
malı geri iade yoktu, sadece tazminat vardı. Bu Rumların
mallarının tescilidir. Buna itiraz edilmemesi lazım. Bunu eski
hükümet kararlaştırdı. Biz bu yasaya CTP olarak karşı
çıktık. Hükümet çözüm istemiyor, cumhurbaşkanı çözüm
isteyene hain diyordu. Bu ortamda bu yasanın anlamı yoktu. İade
söz konusu değildi. AİHM de bunu mümkün değil kabul etmezdi. Bu
nedenle yasayı reddettik.
Kapılar
açıldı, referandum oldu. Referandumdan sonra bizim kabul edip,
Rumların reddetmesi ortaya çıktı. Bundan moral avantaj elde
ettik. Arestis davası ile ortaya çıktı ki, zaten AİHM de
reddetmişti, mülkiyet yasamız yetersizdi. Türkiye'den başka
çareler bulması istendi."
Bu yasayı
yapan biziz
"Türkiye'den
çareler bulmasını istemenin" Kıbrıslı Türkleri
aşağıladığını kabul eden Talat, buna
karşın "KKTC kale alınmıyor" söyleminin de
doğru olmadığını söyledi.
AİHM'nin
dördüncü devlet başvurusu kararında Kıbrıs'ın kuzeyinde
bir sorumlu olması gerektiğini ve "vakum kabul
etmeyeceğini" açıkladığını belirten Talat
sözlerini şöyle sürdürdü:
"Bu
noktadan sonra Türkiye'ye atıfta bulunuldu. Ama kendimizi küçük
görmeyelim. Bu yasayı yapan biziz. Türkiye'nin kontrolü altındaki bir
bölge olarak görülse de insan hakları başkanı bizimle
görüşüyor. AİHM yetkilileri bizimle temas ediyor."
Bu kararı
bekliyordum
Talat,
AİHM ile gizli görüşme yapmamalarına rağmen, bu
kararın çıkacağını bildiğini söyledi.
Bunun
işaretlerinin önceden verildiğini anlatan Talat, yasanın süratle
geçmesi için çalıştığını belirtti.
Talat, yasayla
ilgili şunları söyledi:
"Gizli bir
görüşme yok. Açık açık Strasbourg'a gidildi. Yasayı süratle
geçirme hedefimiz vardı.
Serdar bey
(Denktaş) zaten yasanın geçmesini istiyordu. DP'liler Türkiye'ye
gittiler. Belki de içlerinden, 'Talat'ın söylediğinden farklı
şeyler var mı' demiş olabilirler.
Bence
tartışmaların genelinden etkilendiler.
Bu yasa bir
gecede Türkiye'den gelmedi. Bunun için kapalı oturumlar yaptık. Tek
sorumlunun ben olmadığımı anlattım. Türkiye bize çare
bulun diyor. Türkiye'nin başı da belada. Bunu da anlattım.
İkinci
toplantıdan sonra "koçanlar iptal oluyor" haberi basında
çıkınca meclise gidip bilgi vermeyeceğimi söyledim. Parti
başkanlarını çağırdım."
Bizim
hukukçularımız...
Yasanın
hazırlanmasında KKTC'li hukukçuların etkin rol
oynadığının altını çizen Talat, uluslararası
hukukçulardan da yardım alındığını söyledi.
Talat
şöyle devam etti:
"Sonuçta
bu yasayı bizim hukukçularımız, Avrupa'nın
değişik yerlerinde, Türkiye'deki uluslararası hukukçularla
görüşerek bu şekle getirdi.
Daha
değişiklikler de isteyen bir yasa bu. Ben ellenmemesini istemiş,
'Bağrınıza taş basıp bu yasaya onay verin'
demiştim. Bu yasa iki bölgeliliği sonuçta güvenceye alıyor.
Sorunların iç hukukla burada çözülmesini sağlayacak. Rum'un
yıllardır sürdürdüğü hukuk savaşında
avantajını elinden alacak önemli bir değişiklik.
Mahkeme nelerin
iç hukuk olacağını Arestis davasında işaret etti.
'İade' içermeyen bir yasanın kabul edilemeyeceğini işaret
etti.
"Bırakınız
bu davanın sonucunu, ben referandumdan sonra temas ettiğim yetkili
makamları, sayın Denktaş dahil olmak üzere, sayın
Erdoğan'ı, sayın Gül'ü uyardım. Mülk iadesi öngörmeyen bir
yasa kabul edilemez dedim. Bu uyarıları yapmaya devam ettik,
yazılar yazdık, açıklamalar yaptık.
Arestis
davasına gelince, mecliste konuştum, çünkü yeşil
ışık yanmaya başlamıştı. Yasayı
Cumhurbaşkanlığında defalarca tartıştık.
En sonunda her
şeyini tamamlayarak, milletvekillerine, 'Elinizi vicdanınıza
koyun, bağrınıza taş basarak bu yasaya evet deyin. Çünkü
gerekli' diyelim dedik ve öyle yaptık.
Herkese
anlattık. Mantığına bakın, bizi kurtarır mı
kurtarmaz mı?. Bu dönemde hep Strasbourg ile temas halinde olduk. Makul
yasanın AİHM'de kabul edileceği bilgisi de sızmıştı.
10 Aralık'ta bitmesini istemiştik. Gecikti ve 19 Aralık'ta
geçti."
Şimdi ne
olacak?
"Mülkiyet
sorununu çözecek bir yasa değil bu. İç hukuk yolu yaratacak. Türkiye
zaman kazanacak. Doğrudur, Rum tarafı çözümü reddettiği için
Türkiye'nin zamana ihtiyacı var. Bunun ne kötülüğü var?
Ne olsun peki?
Kimse bir şey önermiyor. Napalım hepsini verelim?
Kıbrıs
Türk toplumu mülksüz kalacak deyenler var. İnanılmaz şeyler
dinliyorum. Halbuki bu yasa bir iç hukuk yolu yaratıyor. Bunun Maraş
ile ilintisi siyasi bir konudur. Bunu tartışacağız."
Nasıl iç
hukuk yolu haline gelecek?
Talat,
"İç hukuk yolu haline geldiğini nasıl
anlayacağız" sorusuna ise şu yanıtı verdi:
"Bize üç
ay süre verildi. 14 üye önereceğim, 7 kişi adliye kurulu
tarafından seçilecek. İki de yabancı üye atanması gerekir,
çalışmaya başladık.
Dolayısı
ile yasayı 3 ayda etkin hale getirmek zorundayız. Etkin hale
getirdiğimiz zaman, karar vermeye başlarsak o zaman iç hukuk yolu
haline gelmiş olacak.
AİHM
efektif hale getirmemizi bekliyor. Bu hale getirdiğimiz zaman AİHM
yeterli iç hukuk oluşturulduğuna kanaat getirirse, önündeki
davaları buraya yönlendirecek. Durum budur.
Bizim
yasamıza göre Yüksek Mahkeme'ye başvuru yolu açık. Rumlar orada
da tatmin olmazsa AİHM'ye başvurabilir. Yüksek İdare Mahkemesi'nin
kararını beğenmeyen AİHM'e gidebilir."
Maraş
konusunda şimdiden
bir kanaat
belirtemem
Maraş
konusuna da değinen Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Arestis
kararı ile Maraş'ın parça parça verilmeye
başlanacağı görüşünün doğru
olmadığını söyledi.
Maraş konusunun
çok önemli olduğu üzerinde duran Talat, "Maraş Kıbrıs
sorununun çözüm sürecinde Kıbrıslı Türkler için büyük önem
taşıyor" dedi.
"Maraş
ile ilgili çeşitli önerileri tartıştık. Bu nedenle
fizibilite çalışmalarına evet dedik Maraş'ta. Daha sonra
verelim, izolasyonları kaldırın dedik. Maraş'ın askeri
bölge olduğu için verilmeyeceğini söyleyenler var. Bu yersiz. Askeri
bölge karar işi.
Maraş
konusunda şimdiden bir kanaat belirtemem. Maraş açılıyor
diyemem. Bu söylenecekse söylerim ama şimdi böyle bir şey yok.
Maraş
konusunda sakladığım bir şey yok. Henüz düşünce
aşamasında her şey. Genel sekreter bir raporunda
Maraş'ın sorumluluğunu Türkiye'ye verdi. Güvenlik Konseyi de
oranın yaşayanlarından başkasının
yerleştirilmemesi dışında bir karar üretmedi.
Genel sekreter
sorumluluğu Türkiye'ye veriyor, güvenlik konseyi yerleştirme
kararı devamında, mal sahiplerinin yerleşebilmesi için BM
kontrolüne verilmesini öneriyor. Bu güne kadar BM kontrolüne verilmedi, biz
şimdi neden verelim? Maraş bütünlüklü çözümün dışında
ele alınacaksa, elde edeceğimiz avantaj olmalı.
Ben ne
demiştim? Maraş'ı verelim, izolasyonların tümünü
kaldırın. Maraş bu kadar kıymetli bir yerdir. Neden? Çok
güzel olduğundan değil, çözümün bir parçasıdır.
Maraş'ı BM'ye verdik, sahipleri de gelecek. Çözümde neyi
pazarlık edeceğiz. Maraş bütünlüklü çözümün bir parçası.
Kazanmadan bir şey Maraş'ı vermek olmaz. Şu anda
yabancılarla bir temasım yok Maraş ile ilgili. "
--------------------------------------------------------------------------------------------------------
Talat: 2006'da
hedeflerimize ulaşalım
Yılbaşı
akşamı ailesi ile birlikte Dome Otel'de olacağını ve
sakin bir akşam yaşamayı tercih ettiklerini belirten
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, kızının da
yılbaşı akşamı için adaya geldiğini söyledi.
Talat, yeni
yıl için de şu temennide bulundu:
"En büyük
temennim Kıbrıs Türk halkının mutluluğu. Her
bakımdan öyle. Bunu elde edecek en önemli adım belirsizliğin
ortadan kalkmasıdır. Kıbrıs sorununun çözümünü istiyoruz.
Bir taklım sıkıntıları olsa da çözüm belirsizlikten
kurtulmak için son derece önemli. Bu bilinçle hareket ediyorum. En büyük
temennim bunun sağlanması.
Rum tarafı
olmadığı sürece çözüm zor. İç sorunlarımızı
da çözmek için çalışmak zorundayız. Halka güzel işler
yapacak kurumlar yaratmalıyız. Hedefimiz bunlar. Benim temennim
2006'da bu hedeflerimize ulaşalım. Başarırsak
Kıbrıs sorununu çözelim. Avrupalı Kıbrıslı
Türkler gerçekten Avrupalı olsun. Bu ayıp ortadan kalksın.
Lokmacı'da
Rum istekleri bitmiyor
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, Lokmacı Barikatı'nın mutlaka
açılacağını söyledi. Rum yönetiminin Lokmacı'nın
açılması ile ilgili tek isteğinin "köprünün
kaldırılması olmadığını" anlatan Talat,
"Şimdi de giriş çıkışları kontrol için
kurulan kulübelerin kaldırılmasını, köprünün kuzeyinde
bulunan işyerlerine doğru taşınmasını
istiyorlar" dedi.
Lokmacı'daki
çalışmaların yürütülmesi için Lefkoşa Belediyesi'nin
görevli kılındığını söyleyen Talat, aynı
dönemde köprü konusunun da iki belediye arasında konuşulduğunu
anlattı.
UNDP'ye bunun aktarıldığını
ve Rum Belediye başkanının "tahta köprüye" onay
verdiğini, bunu sonradan doğruladığını da
hatırlatan Talat, "Köprü zaten çözüm olunca ortadan kalkacak"
dedi.
Ara bölgenin
Türk tarafından önce UNDP tarafından temizlendiğini söyleyen
Talat, Türk tarafının duvarı yıkması ile birlikte Rum
tarafının sorunlar çıkarmaya
başladığını belirtti.
Rum
tarafının üst geçidin kaldırılması yanında
başka istekleri de bulunduğunu ifade eden talat şunları
söyledi:
"Bize bir
kare çizdiler ve orada asker olmamasını, geçmemesini istediler.
Yapılarımızı da yıkılan duvarın kuzeyine
taşımamızı istediler. Düşünün orayı. Olacak
şey değil. Bu ne cüret. Bana yapacağımı nasıl
söyleyebilir. Ben Rum'a telekomünikasyon binanı yık diyebilir miyim?
Yapılaşmayı
durdurmamızı istedi BM. Bir kez. Ama Rum istekleri bitmek bilmiyor.
Ne yapalım yani? BM de söyledi. Ermu Sokağı'nın
bulunduğu alan bizim kontrolümüzde. Sadece köprüyü
kaldırmamızı da istemiyorlar. Bir çok istekleri var.
Ya
işyerlerini oradan kaldıracağız, ya da derme çatma bir
şeyler yapacağız. Şu anda bir görüşmemiz yok. Biz
kendi işimizi bitirdik. Biz Rum tarafının ve BM'nin harekete
geçmesini bekliyoruz. Geçecek de mecburdur.
Biz açtık
bir kısım işte. Ne diyecekler bundan sonra?"
KIBRIS 27/12/05
|
NTV
Güncelleme: 15:58 TSİ 27 Aralık 2005 Salı
LEFKOŞA
- Tasos Papadopulos, Haravgi gazetesine verdiği demeçte,
Kıbrıslı Türklerin ayrı bir devlet olarak
tanınmaları durumunda, otomatikman Avrupa Birliği
vatandaşlığını kaybedeceklerini, bu yüzden de son
zamanlarda diplomatik tanınma talebinden vazgeçtiklerini öne sürdü.
Kıbrıs Cumhuriyetinin, Rumların harcamaları ve
fedakarlıklarıyla birliğe katıldığını
anlatan Papadopulos, Kıbrıslı Türklerin ise, hiçbir çaba veya
mali katkıda bulunmadığını kaydetti. Rum lider,
Kıbrıslı Türklerin AB vatandaşlığı elde
etmesi, onlara sağlanan en önemli fayda dedi.
YAKOVUDAN
ANKARAYA UYARI
Öte yandan Rum yönetimi Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu,
Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şenerin hafta sonunda
Reuters haber ajansına verdiği, Türkiye Rum gemilerine
limanlarını açmak için tek taraflı bir adım
atmayacaktır şeklindeki demecini değerlendirdi.
Yakovu, limanlarını ve havaalanlarını Rum gemi ve
uçaklarına açmaması durumunda, Türkiyenin 2006da AB ile ciddi
sorunlar yaşayabileceğini söyledi.
Yorgo Yakovu, Türkiyenin AB ile ciddi bir anlaşmazlığa
düşmesinin an meselesi olduğunu savundu. Rum
Dışişleri Bakanı, Türkiyenin müzakerelere başlamak
için onayımıza ihtiyacı vardı; Türkiyenin gerektiği
şekilde davranacağını düşünerek bu onayı vermiştik
dedi.
İngilizden soykırımı inkár dersi
The Guardian yazarı George Monbiot, İngilterenin geçmişte
20den fazla soykırım yaptığını, ancak
yazarlarını yargılamadığı için şimdi
kimsenin o soykırımları hatırlamadığını
ileri sürdü.
İNGİLİZ The Guardian gazetesi yazarı George Monbiot,
Türkler, İngilizlerin geçmişteki mezalimlerini inkar etme yöntemini
öğrenemedi başlıklı makalesinde, İngiliz
imparatorluğu döneminde milyonlarca insanın öldürüldüğünü ve bu
gerçeği tartışmanın yasak olmadığını
hatırlatırken, Peki ama o olayları niçin kimse
hatırlamıyor diye sordu.
Orhan Pamuk davasıyla ilgili haberlere bakıldığında,
Türkiyede yasaların çağdışı bir şekilde
acımasız ve şaşırtıcı derecede aptalca
olduğunu öne süren Monbiot, Ermeni soykırımıyla ilgili
tartışmaları daha da fazla gündeme getirecek tek şey,
herhalde ülkenin en ünlü yazarını bu mesele hakkında
konuştuğu için yargılamaktır. İngilterenin de
sömürgeci geçmişi hatalarla dolu, ancak çoğu İngiliz bu
geçmişten tamamen habersiz dedi.
Kimse hatırlamıyor
İmparatorluk döneminde 20den fazla soykırım ve katliam
yapıldığını belirten yazar, İngiltere,
yazarlarına karşı baskı ve kitlesel zorbalığa
başvurmadan katliamların unutulmasını sağladı.
Bugün çoğu İngiliz, ülkelerinin yaptığı canavarlıklardan
habersiz dedi. Monbiot, Mike Davisin Viktorya Döneminde
Soykırımlar adlı kitabından örnekler verdi.
Hindistan soykırımı
1876 yılında, acımasız İngiliz politikaları
sonucu başgösteren açlıkta, 12 ile 29 milyon Hintli öldü. Ölümlere
aldırmayan İngilterenin Hindistan Genel Valisi Lord Lytton,
İngiltereye tahıl sevkiyatını artırarak sürdürdü.
Afganistan savaşını finanse etmek için ise, açlık içindeki
fakir halktan zorla vergi topladı. Yardım
çalışmalarını engelleyen Lord Lytton, çalışma
kampları kurdurdu. İşçilere, Buchenwald Nazi toplama
kampındaki tutuklulardan daha az yiyecek veriliyordu.
Mau Mau isyanı
İngiliz kuvvetleri 1950li yıllarda Kenyada Mau Mau
ayaklanmasını bastırırken, 310 bin insanı toplama
kamplarına kapattı, 1 milyondan fazla insanı da çevrilen
köylerde tuttu. Olaylar sırasında 100 bin insan canavarca yöntemlerle
öldürüldü veya açlıktan öldü, binlerce insan da askerlerce idam edildi.
Tutuklulara, hadım etmekten göz ve kulak oymaya kadar vahşice
işkenceler yapıldı.
HURRIYET
28/12/05
Fransız ordusuna soykırım
soruşturması
FRANSIZ askeri mahkemesi, 1994 yılında Ruandada
yaklaşık 1 milyon Tutsinin öldürüldüğü soykırıma
doğrudan katıldıkları yolunda bazı askerlere
yöneltilen suçlamalar üzerine, Fransız ordusu hakkında resmi
soruşturma başlattı.
Askeri mahkeme, bazı yetkili mercilerin engelleme çabalarına
karşın, soykırımdan kurtulan altı
Ruandalının ifadesi üzerine soruşturma açmaya karar verdi.
İddiaya göre, o tarihte Ruandada Turkuaz operasyonu başlatan bir
Fransız birliği, katliamlarda bizzat rol aldı. Tecavüze
uğrayan tanık Aurea Mukakalisa, Fransız savcıya
yaşadıklarını şöyle anlattı: Hutu milisler,
Fransız askerlerinin kontrolündeki Murambi kampına geldi.
Gösterdikleri Tutsileri, Fransız askerleri zorla kamptan
çıkardılar. Ondan sonra tecavüz ve katliam başladı.
Fransızlar da onlara katıldı. Onlar da tecavüz ediyor, uzun
parlak bıçaklarıyla öldürüyorlardı
HURRIYET
28/12/2005
Rum
liderden tehdit
2006'da
uzlaşmazlıktan vazgeçmeyeceğinin işaretini veren
Papadopulos: Kıbrıslı Türkler tanınmaya
çalışmasın, sonra AB vatandaşlığını
kaybederler
RADIKAL 28/12/05
YORGO
KIRBAKİ
SEFA KARAHASAN
ATİNA/LEFKOŞA
- Rum Yönetimi, yeni yılda da Türkiye ve KKTC'ye karşı
uzlaşmaz tavrından taviz vermeyeceğinin işaretlerini
veriyor. Rum lideri Tasos Papadopulos, Kıbrıslı Türklere
KKTC'nin uluslararası alanda tanınması için çaba göstermeme
çağrısı yaparak, "Aksi halde AB
vatandaşlığı imtiyazını kaybedecekler"
tehdidi savururken, Dış-işleri Bakanı Yorgos Yakovu
Türkiye'nin 2006 yılında limanlarını kendilerine açmazsa AB
ile karşı karşıya kalacağını kaydetti.
Papadopulos, Haravgi gazetesine "AB üyeliği için tüm masrafları,
fedakârlıkları Rumlar yaptı. Türkler zahmete girmeden AB
vatandaşı oldu. KKTC tanınırsa, Türkler bu özelliği
kaybedecek. Zaten Türk tarafı bu yüzden tanınma için fazla
bastırmıyor" dedi. Rum lider KKTC yönetiminin gayrimenkuller ve
Ledra Caddesi'nin açılmasıyla ilgili demeçlerini 'tahrik edici' diye
niteledi. Rumların, Türkler için büyük maddi fedakârlık yapıp
'teşvik paketi' çıkardığını ama Türk tarafının
bunu tehlikeye soktuğunu savunarak tehditte bulundu.
'Türkiye AB ile
yüzleşir'
Papadopulos, 20-23 Ocak'ta Devlet Başkanı Vladimir Putin'in daveti
üzerine Rusya'ya gideceğini de açıkladı. "Türkiye'nin AB'ye
ve üyesi Rum Yönetimi'ne karşı sorumlulukları var" diyen
Yakovu ise limanların 2006'da açılması gerekliliğine dikkat
çekti. Yakovu, "Türkiye sorumluluklarını yerine getirmezse
sonuçlarıyla yüzleşmek zorunda kalacak" diye konuştu.
Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener'in
"Türkiye'nin tek taraflı adım atmayacağı" sözünü
değerlendiren Rum bakan, "Bunu söylediyse, AB ile çatışmaya
giden yola giriyorlar" dedi.
Talat'tan hediye
paketi
Bu arada Papadopulos, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın
yeni yıl için kendisine bir hediye sepeti gönderdiğini söyledi.
Sepette fındıklı lokum, rakı, şarap ve bir kravat olduğu
belirten Rum lider, Talat'ın jestine karşılık
vereceğini dile getirdi.
Üç üniversitemiz, Uluslararası Üniversiteler Birliği'ne
üye oldu
|
DAÜ, YDÜ VE
GAÜ'DEN BÜYÜK BAŞARI... Doğu Akdeniz Üniversitesi (DAÜ), Yakın
Doğu Üniversitesi (YDÜ) ve Girne Amerikan Üniversitesi (GAÜ),
Uluslararası Üniversiteler Birliği'ne (IAU) üye oldu. Üç
üniversitemiz, birliğin tüm akademik kriterlerini
sağladığı takdirde diplomalarına tam denklik
kazanmış olacak Üç
üniversitemiz, kariyerlerine uluslararası önemli bir başarı kattı.
Doğu Akdeniz Üniversitesi (DAÜ), Yakın Doğu Üniversitesi (YDÜ)
ve Girne Amerikan Üniversitesi (GAÜ), Uluslararası Üniversiteler
Birliği'ne (IAU) üye oldu. Üç
üniversitemiz, birliğin tüm akademik kriterlerini
sağladığı takdirde diplomalarına tam denklik
kazanmış olacak. DAÜ, YDÜ ve
GAÜ, dün ayrı ayrı yayınladıkları basın
bildirileriyle Uluslararası Üniversiteler Birliği'ne üye
olduklarını bildirdiler. DAÜ DAÜ Avrupa
Üniversiteler Birliği üyeliğinin ardından Uluslararası
Üniversiteler Birliği'ne de (IAU) tam üye olmanın gururunu
yaşıyor. DAÜ'den
yapılan açıklamada, "birliğin tüm akademik kriterlerini
sağlamak suretiyle tam üye olan DAÜ'nün, diplomalarına tam denklik
kazandırdığı ve Uluslararası Üniversiteler
Birliği üyesi olarak tüm Kıbrıs'ta akademik misyonunu devam
ettirdiği" kaydedildi. Açıklamaya
göre, Uluslararası Üniversiteler Birliği'nin 15 - 16 Kasım
tarihlerinde Mısır'ın İskenderiye kentinde
yaptığı toplantıdan sonra üyelik koşulları
gözden geçirildi ve yeni koşullar karara bağlandı. Buna göre,
Uluslararası Üniversiteler Birliği Yönetim Kurulu'nun
almış olduğu karar doğrultusunda, DAÜ'nün birlik
üyeliğine kabulüyle ilgili 1 Aralık 2005 tarihli resmi yazı
DAÜ Rektörlüğü'ne ulaştı. Kıbrıs'ın
en eski üniversitesi olarak DAÜ'nün yapması gerekenin bu tür
uluslararası başarılar olduğunun altı çizilen
yazılı açıklamada, "DAÜ'nün elde ettiği bu
uluslararası başarılar bundan böyle her konuda daha da
gelişerek devam edecektir" denildi. Açıklamada,
DAÜ'nün daha önce yapmış olduğu girişimler sonucunda,
Avrupa Üniversiteler Birliği'nin üye kabul koşullarının
değişmesine öncülük ettiği ve 1 Nisan 2005 tarihinden itibaren
Avrupa Üniversiteler Birliği'ne tam üye olma hakkını
kazandığı belirtilerek, bu açılımların
ardından KKTC'deki bir üniversitenin daha Avrupa Üniversiteler
Birliği'ne tam üyelik hakkını kazandığı
kaydedildi. Açıklamada,
Uluslararası Üniversiteler Birliği'nin, UNESCO ile çok yakın
resmi işbirliği içinde çalışan bir uluslararası
kurum olup, yüksek öğretim alanında gerçekleştirdiği tüm
çalışmaları Birleşmiş Milletler'in mevzuatına
uygun yürüttüğü, bu kuruma üyelikte Birleşmiş Milletler
kuralları uygulandığı, ayrıca müracaat eden
üniversiteden ülkesindeki devlet veya hükümet tarafından tanınmış
olma şartı arandığı bildirildi. YDÜ Yakın
Doğu Üniversitesi de dün yayınladığı bildiriyle,
Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü'nün
(UNESCO) Uluslararası Üniversiteler Birliği'ne, 20 Aralık 2005
tarihinden itibaren tam üye olarak kabul edildiğini duyurdu. Yakın
Doğu Üniversitesi Basın ve Halkla İlişkiler Dairesi
Müdürlüğü'nden yapılan açıklamaya göre, Yakın Doğu
Üniversitesi, 20 Ekim 2005 tarihinde de Avrupa Üniversiteler Birliği'ne
(EUA) tam üye oldu. YDÜ, 15 Ekim
2002'de IAU'ya üye olmak için müracaat etmişti. Yapılan ön
görüşme sonrası Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin
Birleşmiş Milletler tarafından tanınmaması nedeniyle
kesin yanıt verilmemişti. Ancak 2004
Nisan ayında yapılan referandum sonucu KKTC halkının
referandumda 'evet' demesi üzerine, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın da
uluslararası topluluğa izolasyonların
kaldırılması çağrısıyla, dosyalar yeniden ele
alınmış ve Yakın Doğu Üniversitesi'nin 20
Aralık 2005'te tam üyeliği karara bağlandı. Üniversite
yetkilileri, IAU'ya tam üyeliğin KKTC açısından büyük bir önem
taşıdığını ifade ederek, IAU'da 150
değişik ülkenin üniversiteleri ile de önümüzdeki günlerde YDÜ'nün
akademik ve kültürel ilişkiler kurabileceğini belirttiler. YDÜ
açıklamasında şu ifadelere de yer verildi: "Böylece,
YDÜ ile birliğe üye üniversiteler deneyimlerini paylaşarak, gelişmek
için yeni projeler üretebilecekler. IAU sayesinde, tüm üye üniversitelerle
birlikte eğitim, bilim ve kültür alanlarında globalleşme
yönünde çalışmalar da yapacağız ve birliğin
düzenleyeceği konferans, eğitim seminerleri ile bilişim
olanaklarından da yararlanacağız." GAÜ GAÜ'den
yapılan açıklamada da "Girne Amerikan Üniversitesi
Birleşmiş Milletler UNESCO Dünya Üniversiteler Birliğine
üyeliğinin kabul edilmesiyle dünya üniversitesi olduğunu
Birleşmiş Milletler nezdinde tescil ettirdi" denildi. Girne
Amerikan Üniversitesi Başkanlık Ofisi'nden konuyla ilgili verilen
bilgiye göre, Uluslararası Üniversiteler Birliği'ne yapılan
başvuru İskenderiye'de alınan karar sonrasında kabul
edildi. Birleşmiş
Milletler kararları çerçevesinde hareket eden Uluslararası
Üniversiteler Birliği, Uluslararası Üniversiteler Birliği
Başkanı ve Yönetim Kurulu adına yapılan açıklamada
üyeliği kabul edilen Girne Amerikan Üniversitesi'ne birlik içerisinde
hemen aktif görev alma çağrısında bulunuldu. Ulusal
düzeyde geçerliliği ve tanınırlılığı olan
üniversitelerin kabul edildiği UNESCO Uluslararası Üniversiteler
Birliği bugüne kadar Kıbrıs konusunda var olan
Birleşmiş Milletler kararları çerçevesinde üyelikle ilgili
olumlu yaklaşım gösterememişti. İskenderiye'de
alınan karar çerçevesinde Birleşmiş Milletler UNESCO
Üniversiteler Birliği Girne Amerikan Üniversitesi'nin
gelişmişliğinin ve yeterliliğinin ülke
sorunlarının dışında ve ötesinde ele
alınmasını kararlaştırarak Girne Amerikan
Üniversitesi'ne tam üyelik verdi. Birleşmiş
Milletler UNESCO Üniversiteler Birliği'nin almış olduğu
kararla Dünya Üniversiteler Kataloğu'na girmeye hak kazanan Girne
Amerikan Üniversitesi, üye diğer ülke üniversiteleri ile ortak proje
üretme, araştırma ve geliştirme alanlarında
eşdeğer muktesebatta olduğu kabul ediliyor. Ayrıca
14-16 Kasım tarihlerinde İskenderiye'deki toplantıya
katılamayan Girne Amerikan Üniversitesi 2006'da Beijing düzenlenecek
Uluslararası Konferansa davet edildi. |
KIBRIS 28/12/05
Soyer: Çözüme kadar ekonomik, sosyal, demokratik dönüŞümleri
gerçekleŞtirmeliyiz
|
Sosyal ve
Ekonomik Konsey'in 26'ncı toplantısı, Lefkoşa'da Atatürk
Kültür Merkezi'nde gerçekleştirildi Soyer: Çözüme
kadar ekonomik, sosyal, demokratik dönüŞümleri gerçekleşirmeliyiz 2006 YILI
PROGRAMI GÖRÜŞÜLDÜ... Sosyal ve Ekonomik Konsey'in 26.
toplantısı dün Lefkoşa'da Atatürk Kültür Merkezi'nde
yapıldı. 2006 yılı programının
görüşüldüğü toplantının başında Başbakan
Soyer, Maliye Bakanı Uzun, Ekonomi ve Turizm Bakanı Deniz ve DPÖ
Müsteşarı Işılay Yılmaz konuşma yaptı l EKONOMİK
AKIL ÖNDE TUTULMALI... Başbakan Soyer, ekonomik aklı önde tutan
yeni ilişki biçimlerinin oluşmasına katkı sağlamak
gerektiğini belirterek, dünya ekonomisiyle haklı bir temelde
ilişki geliştirmek yanında çözüme kadar ekonomik, demokratik
ve sosyal dönüşümleri gerçekleştirme görevleri de bulunduğunu
vurguladı Sosyal ve
Ekonomik Konsey'in 26. toplantısı dün sabah Lefkoşa'da Atatürk
Kültür Merkezi'nde gerçekleştirildi. 2006 yılı
programının görüşüldüğü toplantının
başında Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Maliye Bakanı Ahmet
Uzun, Ekonomi ve Turizm Bakanı Derviş Kemal Deniz ve Devlet
Planlama Örgütü Müsteşarı Işılay Yılmaz konuşma
yaptı. Toplantının
açılışına, İçişleri Bakanı Özkan Murat,
Milli Eğitim ve Kültür Bakanı Canan Öztoprak, Gençlik ve Spor
Bakanı Özkan Yorgancıoğlu, Sayıştay
Başkanı Soner Vehbi de katıldı. Açılış
konuşmalarının ardından DPÖ Müsteşarı
Yılmaz ve daire başkanları, 2005 yılı program
dönemini değerlendirdi ve 2006 yılı programı sunuş
konuşmaları yapıldı. Kuruluş
temsilcilerinin bildirilerini sunmasından sonra öğle arası
verildi. Toplantı, öğleden sonra bildirilerin sunulması, cevap
ve açıklamalarla tamamlandı. Soyer:
Kıbrıs sorunu temel belirleyici Başbakan
Ferdi Sabit Soyer, 21. yüzyılda ekonomi siyaseti belirlerken,
Kıbrıs'ta siyasi gelişmelerin ekonomik ilişkilerin
kaderinde etkili olduğunu söyledi. Ekonomik
aklı önde tutan yeni ilişki biçimlerinin oluşmasına
katkı sağlamak gerektiğini ifade eden Başbakan Soyer,
dünya ekonomisiyle haklı bir temelde ilişki geliştirmek
yanında çözüme kadar ekonomik, demokratik ve sosyal dönüşümleri
gerçekleştirme görevleri de bulunduğunu vurguladı. Başbakan
Ferdi Sabit Soyer, Sosyal ve Ekonomik Konsey toplantısının
açılışında yaptığı konuşmada, 21.
yüzyılda ekonominin siyaseti belirlemeye başladığına
işaret ederek, ekonomik ilişkilerin sosyal ve siyasal
ilişkileri şekillendiren dinamiğe girdiğini söyledi. Ülkelerin
kendi ulusal sınırları içinde ekonomi ve siyasetlerini
belirleyip şekillendirmelerinde önemli bir sarsılma olduğunu
kaydeden Başbakan Soyer, ulusal pazarların rekabet edebilme ve her
düzeyde ilişki kurabilme kabiliyetini geliştirmesi gerektiğini
belirtti. Başbakan
Soyer, şöyle dedi: "Kıbrıs
sorunu gibi temel bir sorunu olan Kıbrıs Türk halkının
21. yüzyılın dinamiğinde kendine dönük ihtiyaçlara cevap
verebilmesi için, bu dünya dinamiğini öncelikle iyice kavraması ve
bu bakış açısıyla kendisini şekillendirmesi
gerekiyor. Bunun yanı sıra kendi küçücük adamızda ve küçük
toplum yapımızda dünya konjonktüründen farklı bir konjonktürün
de etkisi altında olduğumuzu da hiç unutmamalıyız. Ekonomi,
siyaseti etkiliyor ama Kıbrıs'ta siyaset ve siyasi gelişmeler,
ekonomik ilişkilerin kaderinde ve gelişme biçiminde etkili
olmaktadır." Başbakan
Ferdi Sabit Soyer, ekonomik ve sosyal ilişkiler toplamında,
Kıbrıs sorununun temel belirleyici özelliğinin dikkate
alınması gerektiğini vurgulayarak, 2003 yılıyla
başlayan süreçte Kıbrıs sorununda önemli bir konjonktürel
değişme ve gelişme ivmesinin ortaya çıkmasının,
izolasyonların devam etmesine karşın ekonomide oldukça önemli
gelişmenin ilk belirleyici özelliğini gösterdiğini
anlattı. Dünyaya açık bir siyaset izlenmesinin ekonomide önemli bir
pozitif gelişmeye tetikleyici etki yarattığını
kaydeden Başbakan Soyer, Türkiye'yle birlikte yeni dinamikler içinde
dünyaya uyarlanma çabalarının ekonomide pozitif gelişmeler
sağladığını kaydetti. Bunların
her şeyin başarıldığı anlamına
gelmediğini, daha pek çok sorun bulunduğunu belirten Başbakan
Soyer, Kıbrıs sorununu kalıcı ve
karşılıklı bir çözüme götürmek için
çalışırken, Kıbrıs Türk halkı üzerindeki
izolasyonların kaldırılması çabalarının da
sürdürüldüğünü vurguladı. Soyer, "Çünkü bu, ekonominin pozitif
yönde gelişmesinin, sosyal ve ekonomik bütün ilişki biçimlerinin
önünün açılmasının en önemli dinamiği
olacaktır" diye konuştu. Çözüm ve
ekonomik, sosyal, demokratik
dönüşümler Başbakan
Soyer, dünya ekonomisiyle haklı bir temelde ilişki biçimi
geliştiremeyen bir ekonominin kendi dinamikleriyle ilerleyebilme
kabiliyetinin sınırlı olacağına işaret ederek,
o yüzden siyasal düzlemde bunu yapma görevleri bulunduğunu söyledi.
Soyer, "Ama bir diğer görev, kendi içimizde siyasal çözüme kadar,
ekonomik, sosyal, demokratik dönüşümleri gerçekleştirme hedefini
önümüze koymaktır" dedi. Ekonomik
akıl Ekonomik
aklı önde tutan yeni ilişki biçimlerinin oluşmasına
katkı sağlamak gerektiğini ifade eden Başbakan Soyer,
bunun için yatırımları teşvik etmek,
savurganlıkları engellemek, kamunun etkin olduğu ilişki
biçimlerini farklılaştırmak ve sosyal adalet, demokrasi ve
ortak toplumsal paydalarda buluşabilme yeteneğini göstermek
gerektiğini anlattı. Başbakan
Ferdi Sabit Soyer, Kıbrıs Türk halkının
Kıbrıs'ta var olabilmesi için bu zor görevi birlikte yüklenip
ileriye götürmeleri gerektiği inancı
taşıdıkları için farklılıklarına
rağmen iktidarın, muhalefet ve sivil toplum örgütleriyle birarada
bulunabildiğini söyledi. Konuşmasında
ekonomik göstergelerle ilgili bilgiler de veren Başbakan Soyer, 2004'te
288 milyon dolar olan turizm gelirlerinin bu yıl 395 milyon dolar tahmin
edildiğini, gelecek yılın hedefinin de 400 milyon doların
üzerinde olduğunu kaydetti. Turizmde önemli gelişmeler
olduğunu ifade eden Soyer, görünmeyen gelirlerin üniversitelerden gelen
katkılar olduğuna dikkat çekerek, Güney Kıbrıs'ta
çalışanların da buna etkisi bulunduğunu dile getirdi. Ucuz ülke...
Cazibe Başbakan
Soyer, turizmi ileriye götürmenin esas unsurunun altyapı
yatırımları olduğunu belirterek, ülkenin hem turistler
hem de burada yaşayanların cazibesi için ucuz bir ülke konumunda
tutulması gerektiğini anlattı. Soyer, "Bunun için
ağır vergilerinin kamunun açıklarını
karşılamak adına ekonominin üstüne bindirilen bütün vergilerin
gerçekçi noktaya çekilmesi hedefini gözetmemiz gerekmektedir" diye
konuştu. Soyer, ucuz ülke yaratılamazsa, turizmde cazibe
yaratılamayacağını vurguladı. Soyer, turizmde
önümüzdeki günlerde açılacak yeni turistik tesislerde istihdam edilmek
üzere gençlere dönük eğitim çalışmaları
düzenleneceğini kaydetti. Üniversitelerde
42 bin öğrenciye ulaşacak bir hedef öngördüklerini belirten
Başbakan Soyer, çağdaş, rekabeti ve verimliliği dikkate
alan ilişki biçimi geliştirilmesinin ve eğitimdeki
niteliği, kaliteyi ve verimliliği artıracak yapısal
gelişmeleri teşvik etmelerinin önemine dikkat çekti. Başbakan
Soyer, Güney Kıbrıs'ta 7 yeni üniversite
açılacağını belirterek, Kıbrıs Türk
halkının yarattığı dinamiğin etkisini görerek
bu alana ciddi yatırım yapmaya girişen Güney
Kıbrıs'ın, uluslararası ilişkiler toplamı
bakımından önemli bir zemini bulunduğunu ama
Kıbrıslı Türklerin bilgi birikiminin, emek, düşünce ve
tesislerinin çok önemli realite olduğunu vurguladı. Soyer
konuşmasını şöyle sürdürdü: "Bu
realiteye bakarak, bunun güçlü ve büyük olmasının övünç ve
rehavetiyle, dünkü alışkanlık biçimleriyle meseleye bakıp
yetinirsek, bu rekabet koşullarında kendimizi var edebilme noktasını
büyük ölçüde sarsacağız. Türkiye'de
vakıf üniversitelerinin de geliştiğini, Güney
Kıbrıs'ta 7 üniversite açılmasının gündeme
geldiği koşullarda, ödemeler dengemizde 488 milyon dolarlık
katkının ve 2005'te 652 milyon dolarlık getirinin çok önemli
bir bölümünü taşıyan ve getiren üniversite sektörümüze doğru
önemli bir bakış açısını ve yeni yapılanma
hedefini önümüzde tutmamız gerekir. Taş başımıza
düşmeden onu yerinden geri çekmek veya altından geçmemek gibi
insani bir yeteneği Kıbrıs Türk halkının göstereceği
inancındayım." YÖDAK'ın
uygulanması Tartışmalardan
sonra meclisten geçen YÖDAK yasasının, Anayasa Mahkemesi'nin
değerlendirmelerinden de geçerek uygulama aşamasına
geldiğini ifade eden Başbakan Soyer, YÖDAK yasasını
yaşama geçirmek temel hedefleri olması gerektiğini, böylece
üniversite sektörünün topyekün kalitesini geliştirebileceğini
anlattı. DAÜ'de
performans kriteriyle iş güvencesi var Başbakan
Soyer, DAÜ'deki iş uyuşmazlığını
aşmanın hükümetin görevi olmayı sürdürdüğünü,
"çalışanların alışık olmadıkları
demokratik ortamın yaratılmasından dolayı içine
girdikleri sarhoşluktan erken kurtulacaklarınını tahmin
ettiğini, inandığını" söyledi. Ortak sorumluluk
ve demokratik gelişmenin ilerleyeceği noktayı yaratmanın
temel argümanları olacağını kaydeden Soyer, hükümetten
istenen iş güvencesinin performans kriteri koşuluyla var
olduğunu, düzenlendiğini vurguladı. Soyer, akademik bir
yapıda performans kriteri ve iş güvencesinin birlikte
düşünüldüğünü, yalnız iş güvencesi talebiyle ortaya
çıkıp üniversite öğretimini bir memur ilişki biçimi
içinde düşünmenin anlam ve değeri olmadığını
dile getirdi. Pek çok
kesimin "hükümet versin" dediğini, bunun
alışkanlık haline geldiğini anlatan Başbakan Soyer,
kamu desteğinin üretimi geliştirme ve altyapı
yatırımlarını teşvik içeriğinde olması
gerektiğini vurguladı. Zafiyetler Soyer, 13.
maaşların ödenmesinin ve gelir desteği ödemelerinin
açıklanmasının, özünde zaafiyetleri olduğunu belirterek,
şöyle devam etti: "Bu,
gerçekte Kıbrıs Türk ekonomisinin içinde bulunduğu zaafiyetin
göstergesidir. Bir hükümet hiçbir zaman maaş ödedi veya üstüne
düşen kamu yükümlülüklerini yerine getirdi diye övünemez. Ama bizde
yapı bu noktaya gelmiştir. Bundan çıkmaktır işte
önümüzdeki hedef..Maaşını, ücretini, kamunun sahip olduğu
yükümlülük altında bulunduğu olguları tıkır
tıkır günü geldiğinde ödeyebilen ama övünme
noktasını da bir gencimize iş, aş sağlayabilecek bir
yatırımı yaptığında, bir insanımızın
ekonomik olarak kendini geliştirebilme başarısını
gözlemlediğinde, bunun haklı gururunu duyabilecek bir noktaya
ulaşmamız gerekmektedir. Bunun için kamu bütçesindeki
açığını kapatmak, ekonomi de kayıt altına
alınarak bu açığın israf ve savurganlığa
gitmeden kapatılması kendi geliriyle cari bütçesini büyük ölçüde
düzenleyen TC'den altığı detekle de altyapıya, üretken
sektörlere yatıurım desteği sağlayabilen bir toplum
ekonomisini hedeflemeliyiz. Bunu
gerçekleştirdiğimiz gün bu topraklarda çok daha güvenli, çok da
rahat, siyasal anlamdaki gücümüzü, ekonomik, sosyal ve toplumsal anlamdaki
gücümüzle bütünleyen bir yapıya kavuşturacağımız
açıktır." Başbakan
Ferdi Sabit Soyer, bu temelde her türlü eleştiri, öneri ve
işbirliğine açık olduklarını vurgulayarak,
doğrunun tekelinin kendilerinde olmadığını söyledi. Uzun: Kamu
reformu çalışmaları sürüyor Maliye
Bakanı Ahmet Uzun, hükümetin ana hedefleri çerçevesinde göreve
geldiği günden beri yoğun tempoda
çalıştığını, ekonomiyi kayda alma ve tüm
sektörlerin önünü açacak tedbirleri hayata geçirme çabasında
olduklarını söyledi. Uzun, ülke
gerçeklerini göz ardı etmeden dünya ekonomisiyle bütünleşme ve
AB'la uyumu esas alan bazı uygulamaların
başladığını kaydederek, kısa, orta ve uzun
vadeli politikalarla tümünün hayata geçeceğini belirtti. Kamunun daha
iyi hizmet veren, etkin, verimli yapıya kavuşmasında kamu
reformunun bir ihtiyaç olarak ortaya çıktığını ifade
eden Bakan Uzun, kamu personel reformu konusunda AB, Türkiye ve KKTC uzman ve
akademisyenlerince Başbakanlık tarafından organize edilen bir
çalışmanın sürdüğünü bildirdi. "Akşamdan
sabaha sonuç beklemeyin" Ahmet Uzun,
en önemli altyapı reformu olacak bu düzenlemelerin çok kapsamlı
olduğuna işaret ederek, "Hiç kimse akşamdan sabaha sonuç
beklemesin" diye konuştu. Maliye
Bakanı Uzun, kamu mali reformu çalışmalarının ise
göreve başladıkları günden beri sürdürüldüğünü
kaydederek, şunları dile getirdi: "Mali
reformda ana hedef, kişi odaklı, kayda alınmış,
şeffaf, hesap verebilir, mukayese edilebilir, ileriye dönük
programların yapılabildiği, dünyayla aynı dili
konuşan bir yapının getirilmesidir. Tüm çalışmalarda
AB, IMF; OECD, Dünya Bankası gibi ekonomik ve siyasi
kuruluşların standartları dikkate alınmaktadır. Bu
çerçevede, 2005'te analitik bütçe hayata geçirilmiş, fonlar ve döner
sermaye işletmeleri devlet bütçesine alınmıştır.
2006'da tahakkuk esaslı muhasebe sistemi hayata geçirilecektir.
2006-2007 yılları, Vergi ve Gümrük Dairelerinin
teşkilatları, teknoloji kullanımları ve mevzuatları
ile tümden elden geçirilecekleri yıllar olacaktır." 2006'da tüm
ödemeler bankalardan Maliye
Bakanı Ahmet Uzun, 2006'da devletin tüm işlemlerini, ödemelerini
bankalar üzerinden yapacağını vurguladı. Programla
uyumlu mali yıl bütçesi hazırlamaya
çalıştıklarını kaydeden Bakan Uzun, 2007-2009
yıllarını kapsayan 3 yıllık plan ve bütçe teknik
çalışmalarının DPÖ ve bakanlıkça yapılacağını,
ilgili kesimler ve konsey üyelerinin katkılarıyla hayata
geçirileceğini söyledi. Ahmet Uzun,
kamuda önemli baskı yaratan istihdam kapısı görülmesini
değiştirecek, özel sektör çalışanlarına
açılımlar sağlayacak, kamu-özel kesim geçişlerindeki
sıkıntıları ortadan kaldıracak tek sosyal güvenlik
sisteminin 2006'da hayata geçirileceğini kaydetti. Uzun, son iki
yılda önemli mali tedbirlerin hayata geçirildiğini belirterek,
değişimleri sürekli izleyen dinamik politikaların
sonuçlarını verdiğini ifade etti. Vergi ve fon
oranlarının düşürüldüğünü ancak gelirlerde
artış sağlanabildiğini, Türkiye'den daha düşük
enflasyon ve yüzde 15 ve yüzde 10 seviyelerini aşan büyüme
kaydedildiğini, kişi başına gelirin 10 bin doları
aştığını anlatan Uzun, yapılması gerekenler
konusunda konseyden çıkacak görüşleri dikkate
alacaklarını sözlerine ekledi. Deniz: Sadece
ekonomik gözle bakmamalı Ekonomi ve
Turizm Bakanı Derviş Kemal Deniz yaptığı
konuşmada, KKTC'deki ekonomik gelişmelere sadece bir ekonomik gözle
bakılmaması gerektiğini belirterek, KKTC içerisindeki ekonomik
gelişmelerle beraber ortaya çıkacak sosyal birçok sorunun da
anında çözülmesi gerektiğini söyledi. Deniz, sosyal
konularla ilgili olan ve yapılması gereken
çalışmaların hükümet tarafından yoğun bir
şekilde ele alındığını belirterek, bu çerçevede
gerek "Kamu Reformu ve Tek Tip Sosyal Güvenlik" ile ilgili
çalışmaların devam ettiğini ve bu
çalışmaların da en kısa zamanda tamamlanmasını
ümit ettiklerini kaydetti. Ekonomi
Bakanı Deniz, ilgili olduğu bakanlığın çalışmaları
hakkında da konseye katılan konuklara bilgiler verirken, 2003'te
başlayan ve 2004, 2005'te de devam eden ekonomik gelişme sürecinin,
KKTC'de gerek iş çevrelerine, gerekse KKTC vatandaşlarına ekonomik
bir moral yarattığını ifade etti. Önemli
adımlarla yürüyüş Ekonomik
gelişmenin henüz istenilen seviyede tabana
yayılmadığını da vurgulayan Deniz, KKTC'nin
gösterdiği ekonomik performansın KKTC'nin varması gereken
noktaya önemli adımlarla yürüdüğünü gösterdiğini kaydetti. Bunun
yapılmasında iç ve dış nedenlerin çok önemli
katkıları olduğunu da söyleyen Bakan Deniz, bu gelişmeyi
tamamen dış nedenlere yormanın, KKTC'de hükümet edenlere ve bu
konuda istikrarlı politikayı çok sıkı bir şekilde yürüten
hükümete karşı da bir haksızlık olacağını,
ancak yine de bu dış etkenlerin gözardı edilmemesi
gerektiğini söyledi. Derviş
Deniz, bu dış etkenlerin birincisi olan Türkiye'nin istikrarlı
bir para birimine kavuşmuş olmasının ve Türkiye
Cumhuriyeti ekonomisinin de istikrarlı bir duruma gelmesinin KKTC'ye
yansımasının çok olumlu olduğuna dikkat çekerek,
"Geçmişte plansız programsız büyüme yerine, daha
planlı, ekonomik ve yasal altyapıların düzenlendiği ve
mali sektörün alınan mali önlemlerle Merkez Bankası'nın mali
disiplini yaratması, Maliye Bakanlığı'nın maliye kontrollerini
daha dikkatli yapması ve Ekonomi Bakanlığı'nın da
gerekli yasal altyapı çalışmalarına hız vermesi
dolayısıyle ekonomide istenilen ivmeye doğru
gidilmektedir"dedi. KKTC'den çok
süratli ve devamlı bir ekonomik ilerlemeyi beklemenin çok büyük haksızlık
olacağını da ifade eden Ekonomi Bakanı Deniz, çünkü
hiçbir ekonominin aynı dinamizim içerisinde çok büyük ilerlemeler
gösteremeyeceğini, eğer bu ilerlemeleri gösterirse de bir yerde bir
çatlaklık var demek olduğunu kaydetti. Deniz, bundan
dolayı hükümet olarak beklentilerinin 2004 yılında yakalanan
ivmenin azalsa da yinede devam etmesini sağlamak olduğunu
vurguladı. Ekonomideki eksiklerden bir tanesinin de ekonomik
göstergelerin ve ekonomide planlanacak olan birçok girişimin
planlanması için etkili olan istatistiki bilgilere zamanında
ulaşamamak olduğunu gösteren Deniz, "bu da Avrupa Birliği
norumlarına ulaşmak isteyen KKTC'nin en büyük eksikliklerinden bir
tanesidir" dedi. KKTC'nin
istatistik konusunda çok süratli bir şekilde yapılanmaması
durumunda da yapılacak olan tüm ekonomik faaliyetlerin ve
planlamaların da çok büyük eksiklikleri olacağını da dile
getiren Deniz, bu bakımdan 2006 yılında istatistikle ilgili
bölümlerin güçlendirilmesi ve KKTC'nin istatistiki bilgiye dayalı olarak
büyümesini sağlamasının çok önemli bir rol
oynayacağını belirtti. Ekonomi ve
Turizm Bakanı Deniz, bazı zamanlarda bazı kişiler
tarafından "ekonomide lafla ve şovla" zaman
geçirildiği ve ekonomide "şov
yapıldığı" imajı verilmeye çalışıldığını
da söyleyerek, "Zannediyorum senelerdir ekonomi bu kadar global ve etkin
olarak ele alınmadı. İşte şimdi KKTC'de ilk defa
olarak ekonomi bir bütünlüklü olarak ele alınmıştır,
yavaş yavaş hedeflere doğru gidilmektedir" dedi. Derviş
Kemal Deniz, bu konuda hükümet olarak politikalarını aynı
istikrar içerisinde 2006 yılında da devam ettireceklerini
belirterek, ekonomideki iyi göstergeleri 2006 yılı sonunda da
göstermeye devam edeceklerini kaydetti. Yılmaz:
Ekonomik gelişmişliğin güç
vereceği unutulmamalı DPÖ
Müsteşarı Işılay Yılmaz da açılıştaki
konuşmasında, Kıbrıs sorununun ve buna
bağlantılı konuların siyasal yönlerinin ana gündemi
oluşturduğunu belirterek, "Ancak sosyal ve ekonomik
yapımızdaki gelişmişlik düzeyi ve istikrarın,
siyasal çözüm çabalarımızda bize güç vereceğini bize güç
vereceğini unutmayalım" dedi. Konseyin
temel amacının ülkenin ekonomik, sosyal ve kültürel
sorunlarını tartışmak, plan ve programların hedef ve
stratejilerinin saptanmasında gözönüne alınmak üzere Yüksek
Planlama Kurulu'na ve Bakanlar Kurulu'na önerilerde bulunmak olduğunu
hatırlatan Yılmaz, çeyrek asırlık deneyimlerinden sonra
rasyonel yapının neler gerektirdiğini ortaya koyma görevleri
bulunduğunu söyledi. Yılmaz,
çok yönlü bakış açısıyla optimum çözümler getirecek
politika önerileri sunma gayretinde olacaklarını ifade etti.
Ekonomik göstergelerle ilgili bilgiler de veren Yılmaz, 1977'de yüzde
4.5 olan reel büyümenin son dört yılın ortalamasında yüzde
11'e ulaştığını kaydetti. Sabit sermayedeki artışın
1977'de yüzde 5.6 iken son dört yılda yüzde 21.6'ya yükseldiğini;
kamu finansman geliri artışının 1977'deki 2.7
oranından son dört yılda 5.9'a çıktığını;
bütçe açıklarının gayri safi milli hasılaya
oranının da yüzde 8-32 arasında değişen rakamlardan
son 4 yılda yüzde 15'e düştüğünü ancak AB kriterlerine göre
yüzde 3'e inilmesi gerektiğini anlatan DPÖ Müsteşarı
Yılmaz, şöyle konuştu: "Kamu
kesimi dengeleri bakımından sürdürülebilir bir dengenin
sağlanması ve dış kaynak
bağımlılığının en aza indirilmesi
öncelikli bir hedef olarak gözetmek ve bunu realize edecek politikaların
uygulanmasında ısrarlı olmak durumundayız. Son
yıllardaki olumlu ekonomik gelişmelerden dolayı birtakım
günlük ekonomik sorunların aşıldığını
hissedebilirsiniz. Ancak bunun kalıcı ve sürdürülebilir bir
yapıya kavuşturulabilmesi yönünde hükümet programında da
hedeflenen sosyal güvenlik ve kamu reformu gibi yapısal
değişim ve dönüşüm projelerinin zaman geçirilmeden yaşama
geçirilmesi gerekliliğini hepinizin benimsemesinde yarar görüyorum. Bu
bakış açısıyla salt ekonomik büyümenin tek
başına doğru bir gösterge veya hedef
oluşturamayacağı, bunun kalıcı, istikrarlı,
sürdürülebilir ve toplum kesimlerine dengeli yansıyan bir
yapılanmayla anlam kazanacağı bilinciyle konsey
çalışmalarına katkı koymanızı diliyorum." Ekonomik
büyüme hedefi yüzde 7 Sosyal ve
Ekonomik Konsey'in 2006 programını görüştüğü ve dün
tamamlanan 26'ncı toplantısında Devlet Planlama Örgütü
Müsteşarı Işılay Yılmaz'dan alınan bilgiye
göre, toplantıya 4 yazılı, 3 de sözlü bildiri sunuldu. Yılmaz,
sivil toplum örgütlerinin toplantıya ilgisinin beklenenin altında
olduğunu ifade ederek, sadece Tabipler Birliği, Ticaret Odası,
Tüketiciler Derneği'nin sunuş yaptığını,
Dev-İş, Hür-İş ve Sanayi Odası'nın da yazılı
görüşler sunduğunu ifade etti. Tüketiciler
Derneği'nin Tüketiciler Yasası'nın uygulanamamasından
şikayet ettiğini kaydeden Işılay Yılmaz, 2006
programının genelde kabul gördüğünü söyledi. 2006'da yüzde
7'lik ekonomik büyüme ve yatırımlarda yüzde 25'e ulaşma
öngörüldüğünü belirten Yılmaz, siyasal gelişmelerin ekonomiye
nasıl yansıyacağını bilmediklerini, bu yüzden yüzde
7'lik hedefin küçümsenecek bir rakam olmadığını
anlattı. Işılay
Yılmaz, salt ekonomik büyümenin değil, büyümenin kalıcı
ve sürdürülebilir zemine oturmasının önemli olduğunu ifade
ederek, kamu reformu, sosyal güvenlik reformu ve yasaların AB'ye
uyumunun büyük önem taşıdığını vurguladı. DPÖ
Müsteşarı Yılmaz, 2006 programının hükümet
programının teknik dille yazılmış hali olduğunu
belirterek, programın Bakanlar Kurulu'na sunulacağını
kaydetti. |
KIBRIS 28/12/05
Papadopulos: Kıbrıslı Türkleri AB
vatandaşı yaptık
|
Rum Yönetimi
Başkanı Tasos Papadopulos, "Kıbrıslı Türkleri,
hiçbir çaba veya mali katkıları olmadan Avrupa Birliği (AB)
vatandaşı yaptıklarını" savundu. Papadopulos,
Haravgi gazetesine verdiği demeçte, KKTC'nin uluslararası alanda
tanınması durumunda Kıbrıslı Türklerin bu AB
vatandaşlığı niteliğini otomatik olarak
kaybedeceklerini belirterek, bu yüzden de Türk tarafının, son
zamanlarda KKTC'nin diplomatik olarak tanınmasını talep
etmediğini öne sürdü. Rum
yönetiminin Kıbrıslı Türklere yönelik uygulamaya koyduğu
"önlemlerin" Kıbrıslı Türklere önemli faydalar
sağladığını iddia eden Papadopulos, "Belki de
Kıbrıs'ın yerli ve yasal vatandaşları olan
Kıbrıslı Türklere ve evlatlarına sağlanan en önemli
fayda, 'Kıbrıs Cumhuriyeti'nin onları otomatik olarak Avrupa
Birliği vatandaşı yapması" dedi. "Kıbrıs
Cumhuriyeti"nin, Kıbrıslı Rumların harcamaları
ve fedakarlıklarıyla ve Kıbrıslı Türklerin hiçbir
çabası veya mali katkısı olmaksızın AB üyesi olduğunu
savunan Papadopulos, "bunun sonucu olarak da, Kıbrıs'ın
yerli ve yasal vatandaşları olan Kıbrıslı Türkler ve
evlatlarının AB'nin yasal vatandaşları haline
geldiklerini" kaydetti. Papadopulos,
Kıbrıs Rum tarafının, Maraş'ın
Kıbrıslı Rumlara iade edilmesi
karşılığında, Gazimağusa limanının AB
gözetiminde Kıbrıslı Rum ve Kıbrıslı Türklerin
ortak kullanımına açılmasını önerdiklerini, ancak
bunun Kıbrıs Türk tarafınca reddedildiğini belirterek, "bu
önerinin kabul edilmesinin iki toplum arasındaki işbirliği ve
yeniden yakınlaşmanın en önemli göstergesini teşkil
edeceğini" savundu. Papadopulos,
ocakta Moskova'ya gidecek Tasos
Papadopulos, 20-23 Ocak 2006 tarihleri arasında, Rusya Devlet
Başkanı Vladimir Putin'in daveti üzerine Rusya'yı ziyaret
edeceğini de açıkladı. Rusya'nın
Kıbrıs sorununda Rum yönetimine, ilkelere dayanan sürekli bir
destek verdiğini kaydeden Papadopulos, "Rusya'nın bu tutumunun
siyasi çıkarlar ya da baskılar yüzünden
değişmeyeceğine dair Rusya'dan birçok kez taahhütler aldıklarını"
söyledi. Papadopulos,
Rusya ziyareti çerçevesinde Putin ve diğer Rus yetkililerle
Kıbrıs sorunu ve ikili ilişkiler konusunda temaslarda
bulunacağını, Rum işadamlarına Rusya ziyaretinde
kendisine eşlik etmeleri için davette bulunduğunu kaydetti. |
KIBRIS 28/12/05
Rum Yönetimi Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu:
Limanlarını açmaması Türkiye'yi AB'yle çatışmaya
doğru götürecek
Rum Yönetimi
Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu, limanlarını Güney
Kıbrıs'a açmayı reddetmesinin, 2006 yılında Türkiye'yi
AB'yle çatışmaya doğru götüreceğini söyledi.Türkiye Başbakan
Yardımcısı Abdüllatif Şener'in geçtiğimiz hafta sonu
Reuters Haber Ajansı'na "Türkiye limanlarını
Kıbrıs bandıralı gemilere açmak için tek taraflı
girişimde bulunmayacak" demesi üzerine Reuters'e konuşan Yakovu,
"Bunu söyleyen Başbakan Yardımcısı ise, AB ile
çatışmaya doğru gittiklerini gösterir" diye konuştu.
Reuters konuyla
ilgili dünkü haberinde "Diplomatlar, Türkiye'nin AB müzakerelerinin,
Kıbrıs'tan dolayı krize girmesinden korkuyorlar"
ifadelerine yer verdi.
Haberde
Yakovu'nun, "Kıbrıs Cumhuriyeti bir AB üyesidir. Türkiye'nin
müzakerelere başlaması için 'oluru' gerekiyordu. İleride belirli
bir şekilde hareket edecek olmasını sağladıktan sonra
'oluru' verdik" dediği de kaydedildi.
Habere göre
Yakovu, "Türkiye'nin kaydettiği ilerlemeyle ilgili hesap
vereceği bir randevusu var... Bu çizgide yürümeye devam ederse ve
muhtemelen yaşayacağı münakaşaları hesaba katmazsa, AB
ile çatışmaya doğru ilerleyecek" dedi.
KIBRIS 28/12/05
Siyasiler 2006'ya karamsar bakıyor
|
Siyasi
liderler, yeni yılın Kıbrıs sorununa çözüm
getireceğinden ümitli değil... Siyasiler
2006'ya karamsar bakıyor EKENOĞLU:
SORUN 'YASAL BİR SAVAŞ'A DOĞRU GİDİYOR... 2004'te
Birleşmiş Milletler (BM) çözüm planı hakkındaki
referandumun ardından çözüme yönelik herhangi bir olumlu gelişmenin
yaşanmaması, siyasilerin 2006'daki çözüm ümitlerini azalttı.
Meclis Başkanı Fatma Ekenoğlu, 2005 yılının,
Kıbrıs sorunun çözümüne yönelik beklentileri
karşılamadığını belirterek, Kıbrıs
sorunun, adada iki taraf arasında "yasal bir savaşa"
doğru gitmekte olduğunu kaydetti SOYER,
2006'NIN İKİNCİ YARISINDAN UMUTLU... Başbakan Ferdi Sabit
Soyer, 2006'nın Kıbrıs sorununa barışçıl bir
çözüm getireceğini ümit ederek, 2006'yılının ikinci
yarısında, güneyde Mayıs 2006 parlamento seçimleri
sonrasında, çözüm müzakerelerinin başlaması için bazı
dinamiklerin olması yönündeki inancını dile getirdi. Soyer
çözümün sadece, Kıbrıslı Türklerin değil, aynı
zamanda AB, Türk-Yunan ve Türkiye-AB ilişkileri için de faydalı
olacağını belirtti SERDAR
DENKTAŞ: 2006 ÇOK ZOR BİR YIL OLACAK... Başbakan
Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Serdar
Denktaş, 2006'nın hem Kıbrıslı Türkler hem de
Türkiye için çok zor bir yıl olacağını söyledi. Serdar
Denktaş, Papadopulos yönetiminin, Türkiye'nin katılım
sürecinde, Kıbrıs Türk tarafını Kıbrıs Rum
tarafının çözüm koşulları zemininde köşeye
sıkıştırmaya çalışacağı yönündeki
görüşünü belirtti Anıl
IŞIK Siyasi
liderler, 2006 yılının Kıbrıs sorununa bir çözüm
getireceğinden ümitli değil... 2004'te
Birleşmiş Milletler (BM) çözüm planı hakkındaki
referandumun ardından çözüme yönelik herhangi bir olumlu gelişmenin
yaşanmaması, siyasilerin 2006'daki çözüm ümitlerini azalttı. 2006
yılının, 2005'e kıyasla, Kıbrıslı Türkler
için daha iyi bir yıl olacağını ümit eden siyasi
liderler, bunun, referandumdan sonra Kıbrıs Türk toplumunun
izolasyonun hafifletilmesine yönelik adımlar atacağı sözünü
vermiş, ancak bu yönde herhangi bir adım atmamış olan
Avrupa Birliği (AB) aracılığıyla olmasını
beklemiyor. KIBRIS'a yeni
yıl temennilerini ve beklentilerini aktaran siyasi liderler,
Kıbrıs sorunun çözümünü, ana hedefleri olarak işaret ederken,
çözüm gerçekleşebileceği konusunda herhangi bir ümit
taşımadıklarını ifade ettiler. Meclis
Başkanı Fatma Ekenoğlu, 2005 yılının,
Kıbrıs sorunun çözümüne yönelik beklentileri
karşılamadığını belirterek, Kıbrıs
sorunun, adada iki taraf arasında "yasal bir savaşa"
doğru gitmekte olduğunu kaydetti. Kıbrıs
Türk toplumuna uygulanan izolasyonların
kaldırılmasını ve turizm sektöründe gelişme
yaşandığını görmeyi ümit ettiğini dile getiren
Meclis Başkanı, bunun, toplumun refahını
yükselteceğini belirtti. Ekenoğlu,
bir kadın parlamenter olarak, gelecek yıl yapılacak olan genel
seçimlerde kadınların yüksek oranda katılım göstererek,
karar organlarında yer alabilmeleri yönündeki beklentisini dile getirdi. Meclis
Başkanı Ekenoğlu, mecliste, yasaları, her türlü cinsiyet
ayrımcılığına karşı BM prensiplerine göre
yeniden düzenlemeyi hedeflediklerini anlatarak, ayrıca bu yıl
mecliste bu konuyla ilgili bir parlamento komitesi
oluşturacaklarını söyledi. Başbakan
Soyer 2006'dan umutlu Başbakan
Ferdi Sabit Soyer, 2006'nın Kıbrıs sorununa
barışçıl bir çözüm getireceğini ümit ederek,
2006'yılının ikinci yarısında, güneydeki Mayıs
2006 parlamento seçimleri sonrasında, çözüm müzakerelerinin
başlaması için bazı dinamiklerin olması yönündeki
inancını dile getirdi. Çözümün
sadece, Kıbrıslı Türklerin değil, aynı zamanda AB,
Türk-Yunan ve Türkiye-AB ilişkileri için de faydalı
olacağını belirten Başbakan, çözümün sadece BM çözüm
planı, Annan planı, zemininde olabileceğini belirtti. Serdar
Denktaş: 2006 zor bir yıl olacak 2006'ya daha
karamsar bir bakış açısıyla yaklaşan
Dışişleri Bakanı ve Başbakan
yardımcısı Serdar Denktaş, 2006'nın hem
Kıbrıslı Türkler hem de Türkiye için çok zor bir yıl
olacağını söyledi. Serdar
Denktaş, Papadopulos yönetiminin, Türkiye'nin katılım
sürecinde, Kıbrıs Türk tarafını Kıbrıs Rum
tarafının çözüm koşulları zemininde köşeye
sıkıştırmaya çalışacağı yönündeki
görüşünü belirtti. Bu nedenle,
2006'nın Kıbrıslı Türklerin, birleşmesi ve
Kıbrıs Rum tarafını müzakere masasına geri getirmek
için her türlü yolu demesi gereken bir yıl olacağına
işaret eden Serdar Denktaş şöyle devam etti: "İki
bölgeli ve siyasi eşitliğe dayalı bir çözüm aramaya devam
edeceğiz. Bunun, için bir umut görmüyorum. Avrupa ve BM'nin,
Kıbrıs'taki politikalarını değiştirmezse,
Kıbrıs sorununun çözümüne ulaşılamayacaktır." AB'nin
Kıbrıslı Türklerin izolasyonunu sona erdirecek bir adım
atmasını beklemediğini ifade eden Serdar Denktaş,
"izolasyonların üstesinden gelmenin yolunu bulmalıyız.
Mücadele etmeliyiz. Bu nedenle, 2006 yılı zor bir yıl
olacaktır. Bu çözüm için ümitsiz çabalara rağmen, bu yıl,
ekonomik olarak 2005'e göre daha iyi olacaktır" dedi. Özgürgün:
Görüşmeler Papadopulos'un olumsuz
tutumunu değiştirmesiyle mümkün
olabilir Ana muhalefet
partisi UBP milletvekili Hüseyin Özgürgün, 2006'da iki tarafın
liderlerinin, Annan planı temelinde görüşmelere başlaması
ümit ettiğini, ancak, bunun sadece Kıbrıs Rum toplumu lideri
Tasos Papadopulos'un olumsuz tutumu değiştirmesiyle mümkün olabileceğini
kaydetti. BM ve AB'nin,
Kıbrıslı Türklerin izolasyonunun sona erdirilmesi için birçok
vaatte bulunulduğunu, ancak bunların gerçekleşmesi yönünde
hiçbir adım atmadığına işaret eden Özgürgün,
izolasyonların ve ambargoların 2006 yılında
kaldırılması gerektiğini söyledi. Akıncı:
Fırsatlar kaçırıldı, geçen zaman
Kıbrıslıların yararına olmadı Barış
ve Demokrasi Hareketi (BDH) Genel Başkanı Mustafa Akıncı,
adadaki iki toplumun federal bir çatı altında
barışçıl varoluşu için uygun koşulların
olduğu yönünde herhangi bir gösterge olmadığına söyledi. Fırsatların
kaçırıldığını yineleyen Akıncı, geçen
zamanın, Kıbrıslıların yararına
olmadığını vurguladı. 10-15
yıl içerisinde bir çözümün bulunmaması halinde özellikle gençler
arasındaki yabancılaşmanın artacağı
uyarısında bulunan Akıncı, adadaki iki tarafın bu
konuda bir şeyler yapması gerektiğini kaydetti. Fiziksel
engellerin kaldırılmasına çalışılırken,
zihinlerdeki engellerin yaratıldığı Lokmacı
Barikatı'nın uzlaşma sağlanarak ilerleme sağlanacak
bir örnek bir durum teşkil ettiğini belirten Akıncı,
Lokmacı Barikatı'nın 2006'da açılması yönündeki
umudunu dile getirdi. |
KIBRIS 29/12/05
Rum yönetimi: Lokmacı'daki köprü yıkılmadan
kesinlikle geçiş olmaz
|
Rum
yönetiminin; Lokmacı Barikatı'nı Ledra Caddesi'ne bağlamak
amacıyla KKTC tarafından inşa edilen köprünün
yıkılmaması halinde Ledra Caddesi'ni kesinlikle
açmayacağı açıklandı. Rum
yönetiminin; caddenin açılmasına yönelik yeni öneride
bulunduğu ve bu önerileri BM Barış Gücü
aracılığıyla KKTC'ye ilettiği de belirtildi. Simerini
gazetesi, Rum yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos ile Rum
Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu'nun, Türk
tarafının Ledra'daki ara bölgeye inşa ettiği köprüyü
yıkmaması halinde, çok kişinin uğrak yeri olan ticari
caddenin açılmasının söz konusu olmayacağını
açıklayarak, Rum tarafının kesin ve net tavrını
ortaya koyduklarını haber verdi. Gazete
"Ledra İçin Veto - Hükümetten Kesin ve Net 'OHİ'..."
başlığıyla aktardığı haberinde, KKTC'nin
Lokmacı'daki köprüyü yıkmamaktaki ısrarını
yorumlamaya davet edilen Papadopulos'un "Yanıtım kesin ve
nettir. Köprü yıkılmazsa barikatın işlemesi söz konusu
değildir" dediğini yazdı. Bu arada
Politis gazetesi de, "Ledra'yla İlgili Yeni Öneriler..."
başlığıyla verdiği haberinde, Rum yönetimi
Başkanı Tasos Papadopulos'la Rum Dışişleri
Bakanı Yorgo Yakovu'nun ilgili açıklamalarına yer verdi ve
şunları yazdı: "Dışişleri
Bakanı Yakovu Kıbrıs Rum tarafının Barış
Gücü'ne yeni önerilerde bulunduğunu açıkladı, ancak önerilerle
ilgili detay vermek istemedi. Yakovu, önerilerin; caddenin geçişe
açılmasıyla ilgili olduğunu belirterek 'Geçit düz olacak ve
herhangi bir askerî gözlem bulunmayacak' dedi. (Yakovu)
karşılıklı olarak ateşkes hattının her iki
tarafındaki askeri mevzilerin kaldırılması
olasılığının da 'kağıt üzerinde ve görüşmeye
açık' olduğunu dile getirdi." Avrupa
Komisyonu müdahil olmuyor Fileleftheros
bu arada "Komisyon'dan BM'ye Ledra'nın Açılması Konusunda
Açık Çek - Brüksel Meseleyi İzliyor Ancak İnisiyatif
Üstlenmiyor" başlıklı haberinde Ledra Caddesi'nin
açılması konusunda, durumu sürekli olarak izleyen, ancak herhangi
bir inisiyatif üstlenmeyi tercih etmeyen Brüksel'in BM'ye açık çek
verdiğini yazdı. |
KIBRIS 29/12/05
Yakovu: Tüzüğün oylanmasına Kıbrıslı
Türkler engel oluyor
|
Kıbrıs
Rum yönetimi Dışişleri Bakanı Yakovu, AB tarafından
Kıbrıslı Türklere 259 milyon euroluk mali yardım
verilmesini öngören Mali Tüzükle ilgili demeç verdi Yakovu:
Tüzüğün oylanmasına Kıbrıslı Türkler engel oluyor Kıbrıs
Rum yönetimi Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu, AB
tarafından Kıbrıslı Türklere 259 milyon euroluk mali
yardım verilmesini öngören Mali Tüzüğün yıl sonuna kadar
onaylanmaması yardımın ilk dilimi olan 120 milyon euronun,
kaybedileceğini belirtti. Kıbrıs
Rum Yönetimi Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu, güneyde
yayımlanan Cyprus Mail gazetesine verdiği demeçte tüzüğün
onaylanmasına Kıbrıslı Türklerin engel oldukları
iddiasında bulundu. 2004
referandumundan sonra, Kıbrıslı Türkler üzerindeki
ambargoları hafifletmek amacıyla AB, 259 milyon euroluk bir mali
tüzük ve bir de direk ticaret tüzüğü hazırlamıştı.
Ancak 259 milyon euroluk mali yardımdan yararlanmak için tüzüğün
2005 sonuna kadar AB tarafından onaylanması gerekiyordu. İki
tüzük Rum kesiminin baskıları sonucu da birbirinden
ayrılmıştı. Yorgo Yakovu,
Cyprus Mail gazetesinde yayımlanan açıklamasında, AB'nin
genişlemeden Sorumlu Komiseri Oli Rehin'in, 21 Aralıkta yer alan AB
daimi temsilcileri toplantısında (COREPER), konuyu beklendiği
şekilde masaya yatırmadığını, bunun da iki
tüzüğün birbirinden ayrılmasına karşılık
Kıbrıs Türleri'nin ortaya koyduğu tavırdan
kaynaklandığını kaydetti. Yakovu,
toplantıdan bir sonuç çıkmaması hakkında şu iddiada
bulundu: "Bir
sonuç çıkmadı çünkü, Talat, Oli Rehn'e telefon açarak, mali
tüzüğün Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nden ayrı
onaylanması durumunda, Kıbrıslı Türklerin mali
yardımı reddedeceğini ve Avrupa Komisyonu ile
alakasını keseceğini söyledi. Bu durumda da Oli Rehin (mali
yardım tüzüğünü) sunmadı" Yakovu'ya
göre, Oli Rehn, COREPER toplantısında mali yardım tüzüğü
hakkında bir soruyu yanıtlarken "(Tüzüğü) iki hafta önce
sunmaya hazırdım. Ancak Kıbrıslı Türklerin
itirazlarından dolayı, bunu ileriye götüremedim ve şimdi ise
çok geç kaldık" ifadelerini kullandı. 120 milyon
euroluk yardımın güvence altına alınmasın başka
bir yöntemi olup olmadığı konusunda pek emin
olmadığını belirten Yakovu, kendisine söylenenin
"tüzüğün yıl sonun kadar onaylanmadığı takdirde
paranın kaybedileceği" yönünde olduğunu belirtti. |
KIBRIS 29/12/05
Talat, Maraş önerisi tekrarladı
''İzolasyonların kaldırılmasına
karşılık Maraş'ı verebilirim''
30 Aralık, 2005 10:51:00 (TSİ) CNN TURK
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat,
izolasyonların kaldırılması koşuluyla
Maraş'ın Rumlara verilmesi önerisini yineledi.
Associated
Press haber ajansına konuşan Talat, Rum yönetiminden
Kıbrıslı Türklerin spor aktiviteleri de dahil olmak üzere
uluslararası etkinliklere onay vermesini istedi.
Talat, izolasyonların kaldırılması durumunda
Maraş'ı Rumlara vermeye hazır olduğu yönündeki sözlerini
de yineledi.
Talat, "izolasyonların kaldırılması durumunda
Maraş'ı vermeye hazırım. Tek istediğimiz bu. Bunu daha
önce de teklif etmiştik. Aldığımız cevap bunun Rumlar
için intiharla aynı anlama geleceği oldu" dedi.
AB, 'Maraş' şartını geri çekmişti
AB Komisyonu, Kuzey Kıbrıs'a doğrudan ticaretin başlaması
için Maraş'ın Rumlara verilmesi ve mal mülk
satışlarının durdurulması şartlarını
tepkiler üzerine 8 aralıkta geri çekmişti.
AB Komisyonu'nun daha önce kabul edilen kararında 'Kıbrıs
tüzüğü' ikiye ayrılmış, mali yardım onaylanırken,
doğrudan ticaret iki şarta bağlanmıştı. Buna
göre, Maraş'ın Rumlara verilmesi ve Rumlara ait mal mülkün
satışının yasaklanması istenmişti.
Tüzük şunları öngörüyordu:
·
Ada'nın kuzeyi ile AB arasında doğrudan ticaret
yapılacak
·
Kıbrıs Rum Yönetimi'ne herhangi bir rol verilmeyecek. Bütün
yetkiler Kıbrıs Türk Ticaret Odası ile AB Komisyonu'nda
toplanacak
·
Doğrudan ticarette ABye sadece tamamı Ada'nın kuzeyinde
üretilmiş mallar ihraç edilebilecek. Bu mallara dolaylı vergiler
uygulanmayacak
·
Sağlık kontrolleri AB standartlarına çıkana kadar
canlı hayvan ve ürünleri birliğe satılamayacak
·
Meyve-sebze ihracında sağlık kontrolleri Kıbrıs
Türk Ticaret Odası ile işbirliği içinde AB Komisyonu yetkilileri
tarafından yapılacak
·
Kuzey Kıbrıs'a doğrudan kullandırılması
taahhüt edilen 259 milyon euro kuzeyde açılacak AB ofisi
aracılığıyla projelere açılacak
·
Kıbrıs Türk Ticaret Odası ile işbirliğinde
sorunlar çıkarsa ticaret askıya alınabilir
Kıbrıs Rum kesimi, Adanın birliğe bir bütün olarak üye
olduğunu iddia ederek, AB Komisyonu'nun KKTC ile başka bir ülke
gibi ticaret yapamayacağını savunuyor.
Politikanı değiştir
Cumhurbaşkanı
Talat, 2006'da Kıbrıs'ta çözüm dileyerek, Rum lideri Papadopulos'a
çağrıda bulundu:
Politikanı
değiştir
PAPADOPULOS
POLİTİKA DEĞİŞTİRİRSE ÇÖZÜM OLUR...
Cumhurbaşkanı Talat, Papadopulos'un Kıbrıslı Türkleri
azınlık olarak değil, Kıbrıslı Rumlarla eşit
görmesi gerektiğini vcurguladı ve Papadopulos'un
Kıbrıslı Türklerin ve Kıbrıslı Rumların
eşit olduğunu sindirdiği taktirde Kıbrıs'ta sorunun
hemen çözüleceğini belirtti
ULUSLARARASI
CAMİA KIBRISLI TÜRKLERE DESTEK VERMELİ... Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, uluslararası camianın da politikalarını
değiştirmesi gerektiğini ifade ederek, uluslararası
camiadan, Kıbrıslı Türklerin bugüne kadar ortaya koyduğu
tutuma uygun bir destek vermesi talebinde bulundu
Yeliz K. SARICA
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, 2006 yılında Kıbrıs'ta çözüm
olmasını diledi ve Rum lideri Papadopulos'a
"politikasını değiştirmesi" yönünde
çağrıda bulundu.
Cumhurbaşkanı
Talat, Papadopulos'un Kıbrıslı Türkleri azınlık olarak
değil, Kıbrıslı Rumlarla eşit görmesi gerektiğini
vurguladı.
Papadopulos'un
Kıbrıslı Türklerin ve Kıbrıslı Rumların
eşit olduğunu ve güç paylaşımını içine sindirmesi
gerektiğini ifade eden Talat, Papadopulos'un Kıbrıslı
Türklerin ve Kıbrıslı Rumların eşit olduğunu
sindirdiği taktirde Kıbrıs'ta sorunun hemen çözüleceğini
belirtti.
Talat,
"Uluslararası platformda bugüne kadar Türk tarafının
hatalı politikaları ve Rum tarafının fırsatlardan
yararlanma politikası, bizim dışımızdaki ülkelerin
ulusal çıkarları gereği, nedeni ne olursa olsun
oluşmuş olan uluslararası ortam değişmeye mahkumdur.
Çünkü, hiç kimse Türk tarafının çözüm istemediğini iddia
edemez" dedi.
Uluslararası
camianın da politikalarını değiştirmesi gerektiğini
söyleyen Talat, uluslararası camiadan, Kıbrıslı Türklerin
bugüne kadar ortaya koyduğu tutuma uygun bir destek vermesi talebinde
bulundu.
"Kıbrıs
Türk halkı, kararlı tutumunu ortaya koydu"
Cumhurbaşkanı
Talat, Kıbrıs'ta çözüm isteğinin Kıbrıs Türk halkının
son yıllarda kararlı tutumunu ortaya koyduğunu söyledi.
Kıbrıs
Türk halkının eşitlik haklarını ve dünyayla
bütünleşmesini öngören bir plana dayalı çözüm isteğini
kanıtladığını belirten Talat, şöyle konuştu:
"Kıbrıslı
Türkler, Annan planına yüzde 65 oy vererek, bu planda yükümlülükleri,
sıkıntıları ve sorunlarıyla, Kıbrıs'ta
çözümü getirecek desteğiyle omuzlayabileceğine karar verdi. 2005
yılında fazla bir ilerleme sağlayamadık, ancak bir
tıkanıklığın olduğunu ve bu süreçte dünyada
herhangi bir etki yapmadığını, Kıbrıs Türk
halkının haklı duruşunu onaylattık. Bugün sadece
dünyadaki ülkeler değil, dünyadaki değişik ülkelerin
aydınları, basın mensupları, akademisyenler, halk ve
politikacılar Kıbrıs sorununda Kıbrıs Türk
tarafının duruşunu anladı. Bu çok önemli bir olaydır.
Çünkü Kıbrıs Türk tarafının anlaşılması ve
politikaların onaylanması bugün karşımıza çıkan
uluslararası hukuk engelini aşabilmemiz için en güçlü kartımızdır.
Kıbrıs
sorunu uluslararası bir sorundur. Avrupa Birliği üyesi olduktan ve
Türkiye, AB müzakerelerine başladıktan sonra Kıbrıs sorunu
daha da anlaşılmıştır. Kıbrıs,
Birleşmiş Milletlerin yıllardır gündemindedir. Avrupa
Birliğinin gündemine de girmiştir. Türkiye'nin ve Yunanistan'ın
zaten her zaman gündeminde olmuştu. Ama, şimdi ağırlığı
ve önemi daha çok artmıştır. Politikalarımızı
dünyaya aktarmamız gerekir. Esas olan Kıbrıs sorununu çözecek
her iki tarafın birbirini anlaması gerekir. Ancak, Güney
Kıbrıs'ta 2003 seçimlerinde ortaya çıkan yeni siyasi yapı
son derece olumsuzdur. Kıbrıs sorunun çözümüne ilgi duymayan bir
yapı olduğu için Rum yönetimin ikna ederek çözüme ulaşma
şansımız yok. Bunun için uluslararası bir sorun olan
Kıbrıs sorununun siyasal boyutunu lehimize çevirmeye çalışıyoruz.
Bu bağlamda 2005 yılı oldukça yararlı oldu. 2005
yılında kendimizi anlatabilmek için hem gerekli organizasyonları
yapmak hem de uzun politikalar belirlemek bir başarı olarak
gerçekleşmiştir. Kıbrıs sorunun çözümünde diğer
tarafın da harekete geçmesi gerektiği gerçeğinden hareket
ederek, 2006'da da bu politikayı istikrarlı şekilde sürdürmemiz
gerekecek."
"İzolasyonların
kaldırılması gerekir"
Rum
tarafının çözümden kaçtığını söyleyen Talat,
"Rum tarafını çözüme yöneltecek uluslararası adımlara
ihtiyaç var. Bunun için de etkili olan izolasyonların kaldırılması"
dedi.
Uluslararası
toplumun en zararsız şekilde hiç kimseye zarar vermeden
Kıbrıslı Türklere destek vermesi gerektiğini belirten
Talat, "Uluslararası toplumların ilk işi izolasyonları
kaldırmaktır çünkü kimseye zarar vermez. Sadece
Kıbrıslı Türklere yarar sağlayacak. Kıbrıslı
Türklere katkıda bulunacağı için de Kıbrıs'ın
bütününe yarar sağlayacak" diye konuştu.
Talat:
Azerbaycan'a baskı yapıldı
Cumhurbaşkanı
Talat, Azerbaycan'dan direkt uçuşların fiilen durduğunu, Rum
tarafının ve AB'nin bu konuda Azerbaycan'a baskı
yaptığını söyledi.
Talat, Kuzey
Kıbrıs'a uçuşların söz konusu
olmadığını, ancak Azerbaycan'ın baskı altına
alındığını yineledi. Talat, "Şu anda
belirgin bir ülkeden direkt uçuş beklentim yoktur. Ancak, direkt
uçuşların başlaması kaçınılmaz" dedi.
"Referandumdan
sonra Kuzey Kıbrıs'ın ekonomisi gelişti"
2005
yılında Kuzey Kıbrıs'ta trafik kazaları
dışında kötü bir olay yaşanmadığını
ifade eden Talat, referandumdan sonra Kuzey Kıbrıs'ta ekonominin
geliştiğini, insan hakları, demokrasi, toplumsal
barışın sağlanması konusunda önemli adımlar
atıldığını kaydetti.
Talat, devlet
kurumlarının etkin ve demokratik hale getirilmesi için
çalışmalar yaptığını, 2004'den itibaren kötü
şeyler olmadığını, aksine daha iyi, daha güzel
gelişmeler yaşandığını anımsattı.
2006'nın
her geçen yıldan daha iyi olacağını ifade eden Talat,
şöyle konuştu:
"Tek bizi
rahatlatan şey çözüm olacaktır anlayışıyla devam
edersek hayıflanmaya devam edeceğiz. Rum tarafından böyle bir
talep yok. Güney'de '2006'da tek ve mutlak hedef çözüm' diye bakan hiçbir
siyasi hareket yoktur. Bütün haklarımızı teslim
edemeyeceğimize göre ne yapacağız. Ülkemizi, yurdumuzu daha da
geliştireceğiz, toplumsal bütünlüğümüzü
sağlayacağız. Çözüm vizonumuz her zaman olacak. Çözüm ve iki
toplumun yakınlaşması için elimizden geleni yapmaya devam
edeceğiz. Bize diktatör sözlerle Kıbrıs Türk halkını
aşağılayan Rum yetkililere dahi cevap vermedik. Daha
yumuşak daha kavgasız bir şekilde Kıbrıs'ın önüne
engeller çıkarmamaya çalıştık. Çözümsüzlük bizden kaynaklanmadı.
Kopenhag'ı kaçırdık. Buna rağmen Rum tarafında
isteklilik yok. Güney'de öyle bir totaliter ortam yaratıldı ki
insanlar konuşmaktan da çekiniyor."
KIBRIS 30/12/05
Ürdün uyruklu oldukları gerekçesiyle Rum polisi
tarafından Aralık ayı başında tutuklanan dört
Kıbrıslı Türk'ten haber yok...Rum insafa gelmedi
|
Rum polisi
tarafından, "yasa dışı yollardan Kıbrıs'a
girdikleri gerekçesiyle tutuklanan, kan yoluyla KKTC vatandaşı
Mohammad Alawaqla, Ahmad Alkhazaleh, Ayman Alkhazaleh ve Tarık
Alamaoush'la bağlantı kurulamıyor. Cumhurbaşkanlığı
Müsteşarı Raşit Pertev tarafından takibe alınan
konuyla ilgili Birleşmiş Milletler Barış Gücü yetkilileri
de yetersiz kaldı. "Türkçe bilmeyen Kıbrıslı Türk
olur mu?" diyen Rum polisi, BM Barış Gücü ile de
işbirliği yapmaktan kaçınıyor. Cumhurbaşkanlından
alınan bilgiye göre, BM de Kıbrıslı Türk Mohammad
Alawaqla, Ahmad Alkhazaleh, Ayman Alkhazaleh ve Tarık Alamaoush'a
ulaşmakta zorlanıyor. "Kıbrıs'a
yasa dışı limanlardan girdikleri gerekçesiyle" tutuklanan
Ürdün doğumlu dört genç, KKTC yasaları gereği "kan
yoluyla" vatandaşlık hakkına sahip. Ürdün'de
yaşayan iki kız kardeşin çocukları Mohammad Alawaqla,
Ahmad Alkhazaleh, Ayman Alkhazaleh ve Tarık Alamaoush'un neneleri
Kıbrıslı Türk Nehibe Mustafa. 1918
tarihinde Minareliköy'de doğan Nehibe Mustafa'nın 1925
yılında o dönem yaygın olarak Arap ülkelerine verilen
kızlardan biri olduğu ve Ürdün'e giderek orada evlendiği
biliniyor. Nenelerinin
Kıbrıslı Türk olması nedeniyle ceplerinde KKTC kimlik
kartı taşıyan dört yeğen, şimdi Birleşmiş
Milletler tarafından kurtarılmayı bekliyor. |
KIBRIS 30/12/05
Cumhurbaşkanı Talat, Associated Press haber
ajansına özel demeç verdi:İzolasyonların
kaldırılması için Maraş'ı vermeye hazırım
TEK
İSTEDİĞİM İZOLASYONLARIN KALDIRILMASI
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, "tüm izolasyonların
kaldırılması karşılığında
Maraş'ı vermeye hazırım. Başka bir şey
istemiyorum'' diyerek, daha önce de Rum kesimine Maraş'la ilgili aynı
teklifi yaptıklarını, ancak Rum kesiminden gelen
yanıtın çok olumsuz olduğunu anlattı
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, izolasyonların kaldırılması
karşılığında Maraş bölgesini Rum kesimine
vermeye
hazır olduğunu söyledi.
Associated
Press haber ajansıyla mülakat yapan Talat, 1974 yılındaki
barış harekatından sonra boşaltılan Maraş'ı,
KKTC'ye karşı onyıllardır sürdürülen
yaptırımların kaldırılması halinde Rum kesimine
teslim edeceğini belirtti.
Talat,
Kıbrıs Rum kesiminden, spor karşılaşmaları dahil,
KKTC'nin uluslararası etkinlikleri katılmasını kabul
etmesini de istedi.
''Tüm
izolasyonların kaldırılması
karşılığında Maraş'ı vermeye
hazırım. Başka bir şey istemiyorum'' diyen Talat, daha önce
de Rum kesimine Maraş'la ilgili aynı teklifi yaptıklarını,
ancak Rum kesiminden gelen yanıtın çok olumsuz olduğunu
anlattı.
Gazimağusa
kentinin banliyölerinden biri olan Maraş, 1974'te
boşaltılmıştı.
KIBRIS 30/12/05
Cumhurbaşkanı Talat, Cyprus Mail'e gönderdiği
açıklamayla Yakovu'yu yanıtladı: Mali yardımı
reddettiğimiz tamamen gerçek dışı
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, 259 milyon Euro'luk AB Mali Yardım Tüzüğü'nü
reddettiği şeklinde, Kıbrıs Rum Yönetimi Yorgo Yakovu
tarafından ortaya atılan iddiaların tamamen gerçek
dışı olduğunu vurguladı.
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, Güney Kıbrıs'ta yayımlanan Cyprus Mail
gazetesine gönderdiği yazılı açıklamayla, önceki günkü
sayısında yer alan bir haberinde Yorgo Yakovu'nun "Talat, Olli
Rehn'e telefon açarak, Mali Yardım Tüzüğü'nün Doğrudan Ticaret
Tüzüğü'nden ayrı onaylanması durumunda Kıbrıslı
Türklerin mali yardımı reddedeceğini ve Avrupa Komisyonu ile
alakasını keseceğini söyledi" şeklindeki
iddiasına yanıt verdi.
Cumhurbaşkanı
Talat açıklamasında, söz konusu iddianın "tamamen gerçek
dışı" olduğunu vurgulayarak, Mali Yardım
Tüzüğü'nün Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nden
ayrılmasının değil, AB Daimi Temsilciler Toplantısı'na
Mali Yardım Tüzüğü'yle sunulan deklarasyonun kabul edilemez
olduğunu belirtti.
Talat,
Kıbrıslı Türklerin açıkça iki tüzüğün birbirinden
ayrılmasına tamamen karşı olmasına rağmen,
tüzüklerin ayrılması ve Mali Yardım Tüzüğü'nün tek
başına onaylanması durumunda reddedilmeyeceğini belirtti.
Talat, Mali Yardım Tüzüğü'nü reddetmediğini, Avrupa Komisyonu
tarafından hazırlanan ve tüzükle beraber sunulan deklarasyona
karşı çıktığını vurguladı.
Talat, 6
Aralık'ta AB'ın Genişlemeden Sorumlu Komiseri Olli Rehin'le
yaptığı telefon görüşmesine de açıklık getirdi ve
Rehn'e mali yardımla birlikte sunulmak üzere hazırlanan deklarasyonun
Kıbrıslı Türkler açısından kabul edilemez
olduğunu ilettiğini belirtti.
Habere göre,
"bir önkoşul olarak hazırlanan deklarasyonda",
"kapalı Maraş'ın statüsüne bağlı olarak
Gazimağusa limanının durumu ve Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesi'nin yargısı doğrultusunda özel ve tüzel kişilerin
mülkiyet haklarının korunması konusunda tüm tarafların
ortak anlayışı" talep ediliyordu.
KIBRIS 30/12/05
|
Kıbrısta
başarısızlık endişesi Kıbrıs
Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos, Kıbrıs sorununda yeni bir
başarısızlığın Kıbrıs Rum tarafı
için yıkıcı sonuçları olabileceğini söyledi. |
NTV-MSNBC VE
AJANSLAR
Güncelleme: 22:46 30 Aralık 2005 Cuma
LEFKOŞA
- Papadopulos, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Kofi
Annanın da Kıbrıs sorununun kapsamlı çözümü için yeni bir
girişimin önceden iyi hazırlanması gerektiği görüşünü
paylaştığını belirtti.
Rum haber ajansına göre, Papadopulos, yaptığı
açıklamada, BM Genel Sekreteri çabalarına devam ediyor ve bizim,
yeni bir girişimin iyi hazırlanması gerektiği tutumumuzu
kabul ediyor, çünkü iyi hazırlık
olmadan başlayan bir diyalogda yeni bir
başarısızlığın, en azından bizim
tarafımız için, çok kötü, hatta yıkıcı sonuçları
olacaktır dedi.
Tasos Papadopulos, 2006da iyi niyet ruhu içinde yapılacak
yapıcı yeni bir diyaloğun başlaması için uygun
koşulların oluşması ümidini dile getirdi.
Ledra Sokağında Lokmacı Kapısının KKTC ile
Güney Kıbrıs arasında karşılıklı
geçişlere açılması konusundaki bir soruya
karşılık Papadopulos, Rum hükümetinin, sadece Türk
tarafının yaptığı üst geçidi
değil, aynı zamanda askeri nöbet kulübelerini simgeleyen diğer
binaları da kabul etmesinin asla söz konusu olmayacağını
söyledi.
BM Genel Sekreterinin Kıbrıs Özel Temsilcisi ve Zbigneiew Wlosowicz
ile yaptığı görüşmeyle ilgili bir soruyu da yanıtlayan
Papadopulos, Wlosowicze uzun yıllardır Kıbrıstaki hizmeti
boyunca mükemmel işbirliğinden dolayı teşekkürlerini
ilettiğini belirtti.
Talat:
Liman karşılığı Maraş verilemez
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, bütünlüklü bir çözüm gündeme
gelmeden Maraşın Rumlara verilmesinin ya da askerin çekilmesinin söz
konusu olamayacağını söyledi.
Cumhurbaşkanı Talat, Bayrak Televizyonunda (BRT) yayımlanan
Akis programında, gazetecilerin gündeme ilişkin sorularını
yanıtladı. Bir soru üzerine, Maraşın ne para ne de bir
liman karşılığında Rumlara devrinin söz konusu olamayacağını
ifade eden Talat, Maraşın, ancak kapsamlı bir çözümün
parçası olarak gündeme gelebileceğini kaydetti.
Talat şunları söyledi:
1963te ortağı olduğumuz hükümetten dışlandık.
Bu konu bütünlüklü bir çözümün parçası olarak ortada durmaktadır.
Maraş konusu da, mülkiyet konusu da, askerin adadan çekilmesi konusu da
işte bu kapsam içerisinde ele alınabilir. Yani bunlar da bütünlüklü
bir çözümün parçasıdır. Müzakere masasında Annan Planı
sürecinde olduğu gibi bütünlüklü bir çözüm kapsamında bu konu gündeme
gelebilir.
HURRIYET
31/12/05
Papadopulos
hak etti
|
|
Makarios Drusiotis
Avrupa
İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) geçen hafta, Kıbrıs Rum
gayrimenkullerinin gasp edilmesinden dolayı Türkiye'yi mahkûm etti. Bu
dava, Arestis davasıdır ve AİHM'de askıda bulunan toplam
1400 Kıbrıs Rum başvurusuna örnek oluşturacak. AİHM,
sadece başvuruda bulunan Arestis'in değil, AİHM önünde bulunan
diğer davaların da gayrimenkul haklarının etkili biçimde
korunmasına ilişkin mekanizma oluşturması için Türkiye'ye
üç aylık süre verdi. Arestis davası gelecekte, Loizidu
davasının da taşıdığı simgeselliği
taşıyacak, ancak ters yönden. Bu karar; işgal bölgesinde
Kıbrıs Rum gayrimenkulleri sorunuyla ilgilenmek için oluşturulan
Tazminat Komisyonu'nun, matematik dakiklikle AİHM tarafından kabulüne
giden gelişmeler zincirinin yeni bir halkası. Bu süreç
tamamlandığında, Kıbrıs sorununun gayrimenkul boyutu,
Kıbrıs Rum mültecileri için mümkün olabilecek en kötü biçimde
kapanacak.
AİHM kararı Lefkoşa'da şok etkisi yaptı, çünkü
Kıbrıs hükümetinin Kıbrıs sorununu hukuki yoldan çözme
politikasını temelden çökertiyor. AİHM kararından sonra
Kıbrıs'ta mızmızlanmalar başlamış bulunuyor.
10 yıl önce Loizidu'nun gayrimenkulünü iade etmek zorunda kalan ve
ağır cezaya çarptırılan Türkiye de aynı biçimde tepki
göstermişti. Gerçekten, AİHM siyasi kriterlerle de karar veriyor.
Zaten, insan hakları konusu öncelikle siyasidir.
Çözüm yeri mahkeme
değil
Loizidu davasında AİHM, Türkiye'yi Kıbrıs konusundaki
tahrik edici uzlaşmazlığı ve kendini
beğenmişliğinden dolayı cezalandırdı. AİHM,
2004 yılı siyasi değerlendirmeri neticesinde (referandumun
sonucundan değil), Kıbrıs hükümetine, Kıbrıs sorununun
mahkeme salonlarında çözülmesinin mümkün olmadığı
mesajını gönderiyor.
Papadopulos'un Annan Planı'nı reddederken kullandığı
temel tezlerden biri, planın kabul edilmesiyle AİHM'deki bütün
başvuruların geri alınacağıydı. Papadopulos, daha
sonraki bir açıklamasında, "AİHM'ye başvuruların
geri çekilmesini destekleyemem" dedi. Papadopulos Kıbrıs
konusunun çözüleceğini, ancak Türkiye ile hukuki mücadelenin Avrupa
Komisyonu'nda devam edeceğini kastediyordu.
Rumlar mesajı
algılayamadı
Gelişmeleri izleyenler için konunun nereye yönlendiği apaçık.
Türkiye'nin Loizidu'ya tazminatını ödediği 2003
yılından beri, Arestis davasının görüşülecek son dava
olduğu belliydi. Avrupa Komisyonu'nun beklentisi, Kıbrıs
sorununun çözüleceği ve gayrimenkul konusunun tek yoldan
düzenleneceğiydi. Loizidu davası Avrupa Komisyonu'nun, Türkiye'nin
Kıbrıs sorunundaki uzlaşmazlığının
azaltılmasına ilişkin siyasi bir baskıydı.
Bu mesajı, Kıbrıs hükümeti zamanında anlayamadı. Bu
hukuki silahın sunduğu imkânların değerini yüksek tahmin
etti ve Türkiye'yi mahkeme salonlarında 'dize getireceğine'
inandı. Lefkoşa'nın yüksekten bakması o kadar büyüktü ki 2
Aralık 2003 tarihinde AB, Loizidu'nun gayrimenkulünü iade etmesi için
Türkiye'ye 2005 yılına kadar süre tanıdığında,
Kıbrıs temsilcisi N. Emiliu, Cumhurbaşkanı Papadopulos
menşeli bir konuşma yaptı ve erteleme yönünde oy kullanan üye
devletlere tam manasıyla küfretti. Emiliu konuşmasına şu
sözlerle son vermişti: "Bu, müktesep hakkınızdır,
ancak bu noktada yollarımız ayrılıyor." Gerçekten,
Kıbrıs'ın Avrupa Komisyonu ile yolları ayrıldı ve
neticede Loizidu davasındeki zafer, Arestis davasındaki hezimete
neden oldu.
Yolun sonu taksim
Bu menfi gelişmelerin sonuçları kuşkusuz dramatiktir.
Mültecilerin tek yapacağı şey, kuzeydeki bir komisyona
başvurmalarıdır. Bu komisyon ya tazminat verecek (bu tazminatlar
Kıbrıs sorununun çözümüne kadar vadeli olacak) veya 'KKTC' tapusu
vereceği bazı gayrimenkulleri iade edecek. Bu tür bir süreç, Rum
gayrimenkullerinin 'KKTC' makamları tarafından işletilme
hakkının tanınması manasına gelecek ve
yabancıların işgal bölgesindeki bütün alımlarını
yasallaştıracak.
Siyasi sahnede ise gelişmeler daha dramatik olacak; çünkü AİHM,
Türkiye'ye bağlı işgal makamlarının kararlarına
ve organlarına yasallık verecek. Bu da Kıbrıs'ın
taksimi demektir. (Yunan gazetesi Elefterotipia, 29 Aralık 2005)
RADIKAL 31/12/05
Talat
da bunu yaparsa
|
|
AKEL ve CTP,
Kıbrıs halkı nezdinde, -hatta hiçbir zaman bir sol partiye oy
vermemiş kişiler tarafından da- Kıbrıs sorununa bir
çözüm bulunabilmesi için yıllarca mücadele etmiş partiler olarak
bilinir. Bugün ise üzülerek, bir taraftan Hristofyas'ın diğer
taraftan Talat'ın; eski yoldaşını ilk kimin alt
edeceği, Kıbrıs sorununa ilişkin bölünmüşlüğün
sorumlusunun kim olduğunu ilk kimin kamuoyuna göstereceği yönündeki
uğraşlarını gözlemliyoruz.
AKEL'den bir ilk
AKEL, sol partide ilk kez rastlanan bir dönüş yaparak; kısa vadede
Tasos Papadopulos koalisyonu ile yaşayabilmek, uzun vadede ise
cumhurbaşkanlığını ipoteğine almak için
milliyetçi yönelişlere girse de yurtsever bir parti olduğunu
söylüyor. AKEL, bu çabasıyla, hem milliyetçi
vatandaşlarımızın büyük bir grubunun, hem de benzer
görüşe sahip AKEL tabanının büyük bir kesiminin korkuları
ve güvensizlikleriyle dalga geçiyor. Kısacası, AKEL son yıllarda
yeniden birleşme mücadelesindeki öncü rolünü kaybetti, risk almaktan
vazgeçti, Kıbrıs halkına öncülük yapmaktan vazgeçti (elbette
bunun bir bedeli var) ve iktidarın çıkarları ve nimetleriyle
yetiniyor.
Türkiye'nin memuru
Diğer yandan, binlerce Kıbrıslı Türkü yollara dökerek ve
Birleşik Kıbrıs'ı savunarak, Rauf Denktaş'ı
yerinden eden Talat, bugün Türkiye ve ordusunun maaşlı memuru haline
geldi. Bugün Talat tüm Kıbrıs'ın ikna olacağı bir
çözüm bularak değil, Kıbrıslı Türklerin verdiği 'evet'
yanıtının arkasına saklanarak, işgal bölgesindeki
Kıbrıs Rum topraklarını mülkiyetine geçirmeye çalışan
ve Kıbrıs Türk Devleti'ni tanıtmak için mücadele eden
düzenbazların ekmeğine yağ sürüyor.
Son aylarda diyalog için, yeniden yakınlaşma için her türlü
imkânın yok edilmesini acıyla izliyoruz. Yükseltilmekte olan
psikolojik duvar, maalesef işgal hattından çok daha güçlüdür. (Rum
gazetesi Politis, başyazı, 29 Aralık 2005)
RADIKAL 31/12/05
Kıbrıs'ta çözüm olmadan Türk askeri çekilmez
|
Cumhurbaşkanı
Talat, bütünlüklü çözüm olmadan Maraş'ın verilmesinin ve askerin
çekilmesinin söz konusu olamayacağını açıkladı: Kıbrıs'ta
çözüm olmadan Türk askeri çekilmez MARAŞ'I
VERMEK, ASKER ÇEKMEK GÜNDEMDE YOK... "1963'te ortağı
olduğumuz hükümetten dışlandık. Bu konu bütünlüklü bir
çözümün parçası olarak ortada durmaktadır. Maraş konusu da,
mülkiyet konusu da, askerin adadan çekilmesi konusu da işte bu kapsam
içerisinde ele alınabilir. Yani bunlar da bütünlüklü bir çözümün
parçasıdır. Müzakere masasında Annan planı sürecinde
olduğu gibi bütünlüklü bir çözüm kapsamında bu konu gündeme
gelebilir. Yoksa Maraş'ı vermek ya da asker çekmek şu ya da bu
nedenle gündemde yoktur. Bütünlüklü bir çözümün unsurlarını ben
şu anda teslim etmem" "MARAŞ,
MÜZAKERE SÜRECİNDE KOZDUR"... Talat, "Siz Maraş'ı
bir koz olarak bir görüyorsunuz" şeklindeki soruya
karşılık da, "Bütünlüklü bir çözüm içinde müzakere
sürecinde, evet, bir koz olarak görüyorum" yanıtını
verdi. Talat Maraş'ın bugün itibarıyla askeri ve kapalı
bir bölge olduğuna da işaret ederek, hükümetin sahillerle ilgili
askeri bölge uygulamasında karar aldığı gibi gerekmesi
halinde Maraş'la ilgili karar üretebileceği mesajını da
verdi Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, Kıbrıs Türk halkının 1963'te Rumlar
tarafından, ortağı olduğu hükümetten
atıldığını anımsatarak, bütünlüklü bir çözüm
gündeme gelmeden Maraş'ın verilmesinin ya da askerin çekilmesinin
söz konusu olamayacağını vurguladı. Cumhurbaşkanı
Talat, Mal Tazmin Komisyonu'nun üç ay içerisinde
oluşturulacağını ve Rumların mülkiyetle ilgili
başvurularına çare üretmeye başlamasıyla birlikte Arestis
davası konusunda da bir çare üretileceğini söyledi. Cumhurbaşkanı
Talat önceki akşam BRT 1 kanalında yayınlanan AKİS
programına konuk oldu. Mete Tümerkan'ın sunduğu programda
gazetecilerin sorularını yanıtlayan Talat, Kıbrıs
konusunda da çok önemli açıklamalarda bulundu. BRT'den
yapılan açıklamaya göre konuşmasında Kıbrıs
Türk halkına seslenen Talat, halkın izlenen politikalar konusunda
rahat olmasını istedi ve sürdürülen politikadan olumlu sonuçlar
alınacağına inanç belirtti. Talat, 2006'da Türkiye-AB
ilişkilerinde Kıbrıs'a bağlı olarak
yaşanması olası krizlerin Kıbrıs sorununun çözümü
yönünde yeni bir takım başlangıçları tetikleyebileceğini
söyledi. Cumhurbaşkanı Talat şöyle devam etti: "Biz her
koşulda çözüme hazır olmalıyız. Rekabetçi ve çözüm
sonrasına uyum sağlayacak bir yapı ortaya
çıkarmalıyız. Etkin iş yapabilen, demokratik,
şeffaf, hesap verebilen bir yapı Sorunun çözümü konusunda bu
aşamada herkes Rum lider Papadopulos'un isteksiz olduğunu, çözüm
gaylesi taşımadığını söylüyor. Yabancı
diplomatlar da bunu belirtiyor. 2006 yılında Türkiye ile AB
arasındaki ilişkilerde Kıbrıs konusunda çıkabilecek
krizler Kıbrıs sorunun çözümünde tetikleyici etki yapabilir. Rumlar
çözüm konusunda söylediklerinde hiç samimi değiller. Bunu BM Genel
Sekreteri Annan da bana 'Ben ciddiyete bakarım' diyerek ifade etti. Biz
çözüm yönünde referandum sürecinde 'evet' oyumuzla bu irademizi ve ciddiyetimizi
ortaya koyduk. Rumlar çözüm istemiyor. Biz ısrarla, iğne ile kuyu
kazarcasına buna karşı mücadele etmeye devam edeceğiz.
Dünya bizi her geçen gün daha çok anlıyor." Mal Tazmin
Yasası Cumhurbaşkanı
Talat bir soru üzerine, Cumhuriyet Meclisi'nde geçen hafta kabul edilen
Taşınmaz Malların Tazmini, Takası ve İadesi
Yasası'nın Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ni tatmin etmek
üzere yapıldığını söyledi. AİHM'ye
Rumlar tarafından taşınan mülkiyet konusundaki davaların
sadece Türkiye'yi mahkum etme sonucu doğurmadığına da
vurgu yapan Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıs Türkü için de
oradan çıkan sonuçların önem
taşıdığını, bu davalarla olası çözümün
temel parametrelerinden biri olan iki kesimliliğin ortadan
kaldırılmaya çalışıldığına dikkati
çekti. Talat,
"İşte bunun için bir taraftan AİHM'yi tatmin etmek
diğer taraftan da iki kesimliliği güvence altına almak için
yasal değişikliğe gidildi. Bunun için de
bağımsız bir komisyon oluşturulacak" dedi. Öncelikli
olarak ilk 3 ay içinde yasal mekanizmanın
oluşturulacağını, ikinci 3 ay içinde ise
oluşturulacak yasal mekanizmanın çare üretmeye
başlayacağını kaydeden Talat, hedefin şu an
tapularıyla değişik kurumlara giden Rumların mülkleriyle
ilgili başvurularda bulunabileceği bir iç hukuk yolu yaratmak
olduğunu belirtti. Cumhurbaşkanı
Talat, "Hedefimiz, Rumların, mülkleriyle ilgili başvuruda
bulunabilecekleri bir iç hukuk yolu yaratmaktır, bunu yapmaya
çalışıyoruz, mülkiyet konusunu çözme iddiasında
değiliz. Mülkiyet konusu bütünlüklü bir çözüme ulaşılması
ile birlikte çözümlenebilir. Biz bu aşamada sadece Rumların
müracaat edebilmesi için bir iç hukuk yolu yaratıyoruz" dedi. Yasanın
uygulanma aşamasında etkilenmesi halinde Kıbrıslı
Türklerin uğradığı zararın mutlaka tazmin
edileceğini kaydeden Talat, "Ancak herhangi birine, uygulama
aşamasında hiçbir şekilde etkilenmeyecek diye güvence
veremem" dedi. Arestis Yasada
öngörülen komisyonun çalışmaya başlamasıyla birlikte
Arestis konusuna da çare üreteceğini söyleyen Talat, "Otururuz,
konuşuruz. Sulh yoluyla çözebilir miyiz bakarız. Her türlü
olasılık mümkün. Parasını veririz ya da malını
veririz, tazminat öderiz, ya da başka yol, ya da
anlaşamayız" şeklinde konuştu. Talat,
Arestis davası konusunda AİHM'nin kararı ile ortaya çıkan
durumun değerlendirilmesine devam edildiğine de işaret ederek,
konunun büyük daireye götürülüp götürülmemesi konusunda bir karar
alınmadığını ifade etti . Cumhurbaşkanı
Talat, "Sanırım bu aşamada hem Arestis hem de biz konuyu
büyük daireye götürme noktasını değerlendiriyoruz. Çünkü
ortada iki ucu keskin bir bıçak durumu var. Büyük daire AİHM'nin
verdiği kararı yetersiz de bulabilir, gereksiz de bulup Kuzey
Kıbrıs'ta oluşturulan iç hukuk mekanizmasına da
yönlendirebilir. Değerlendiriyoruz. Tereddütler var" diye konuştu.
Talat bir
soru üzerine de AİHM'in bu aşamada yapılan yasal düzenleme ile
ilgili bir sonuca varmasının beklenmemesini yasa artı
komisyonunun uygulamaları ortaya çıktıktan sonra AİHM'in
bir yönlendirme yapacak duruma gelebileceğini anlattı. Cumhurbaşkanı
Talat, "Hukukta kesin bir şey söylemezsiniz. Bunun için daha önce
AİHM'in yapılan değişiklikle ilgili nasıl bir tutum
ortaya koyacağı konusunda emin olmadığımı
söylemiştim. Ancak gelen işaretler şu an itibarıyla
olumlu" dedi. Talat,
AİHM'nin Aristis davasındaki kararında Kuzey
Kıbrıs'a Türkiye'nin yerel otoritesi olarak atıf
yapıldığının doğru olduğunu ancak
Türkiye'nin işgalci diye gösterilmediğini, söylenmeyenlerin
söylenmiş gibi yansıtılmaya
çalışılmasının doğru
olmadığını belirtti. Maraş
konusu Cumhurbaşkanı
Talat, bunun üzerine gazetecilerin kendisine yönelttiği,
"Kapalı Maraş'taki malı iade mi edeceksiniz"
şeklindeki soruya verdiği yanıtta, ihtiyacın
doğması halinde Maraş'ın da açılabileceğini,
bütün olasılıklara açık olduğunu söyledi. Bir
başka soruya verdiği yanıtta ise Maraş'ın ne para,
ne de liman karşılığında Rumlara devrinin söz konusu
olamayacağını belirten Cumhurbaşkanı Talat,
Maraş'ın ancak kapsamlı bir çözümün parçası olarak
gündeme gelebileceğini kaydetti. Talat şunları söyledi: "1963'te
ortağı olduğumuz hükümetten dışlandık. Bu konu
bütünlüklü bir çözümün parçası olarak ortada durmaktadır.
Maraş konusu da, mülkiyet konusu da, askerin adadan çekilmesi konusu da
işte bu kapsam içerisinde ele alınabilir. Yani bunlar da bütünlüklü
bir çözümün parçasıdır. Müzakere masasında Annan planı sürecinde
olduğu gibi bütünlüklü bir çözüm kapsamında bu konu gündeme
gelebilir. Yoksa Maraş'ı vermek ya da asker çekmek şu ya da bu
nedenle gündemde yoktur. Bütünlüklü bir çözümün unsurlarını ben
şu anda teslim etmem." Talat,
"Siz Maraş'ı bir koz olarak bir görüyorsunuz"
şeklindeki soruya karşılık da, "Bütünlüklü bir çözüm
içinde müzakere sürecinde, evet, bir koz olarak görüyorum"
yanıtını verdi. Talat
Maraş'ın bugün itibarıyla askeri ve kapalı bir bölge
olduğuna da işaret ederek, hükümetin sahillerle ilgili askeri bölge
uygulamasında karar aldığı gibi gerekmesi halinde
Maraş'la ilgili karar üretebileceği mesajını da verdi. Lokmacı
Kapısı Cumhurbaşkanı
Talat, konuşmasında Lokmacı Kapısı'na da
değinerek, Türk tarafının kapının açılması
konusunda üzerine düşeni fazlasıyla yaptığını
ancak bulunduğu pozisyonu değiştirmek istemeyen Rum
tarafının hiçbir olumlu girişimde
bulunmadığını vurguladı. Talat,
kapının açılmasıyla ilgili yapılan her türlü
girişimin ve gerçekleştirilen çabaların, Rum
tarafının söylemlerinin aksine, varılan mutabakatlar
çerçevesinde BM'nin bilgisinde yapıldığını söyledi.
Talat şöyle dedi: "Biz
işimizi yaptık. Her şeyimizi hazırladık. Görev Rum
tarafındadır. Mazgal delikli utanılacak duvarlarını
yıksınlar. Papadopulos'un niyeti kapının
açılmasını önlemektir. BM'ye sunduğu son öneriyi
gayrı resmi bir şekilde gördük. O önerisinde geçişin
açılması için köprünün kaldırılmasını 1'inci
madde olarak yani ön koşul olarak ortaya koymuyor. Yeşilhat
üzerinde bir kare çizmiş, bu karenin yüzde 80'i Türk tarafında;
buranın askersizleştirilmesini 1'inci madde olarak göstermiş.
Bizi 1963'teki Yeşilhat'a çekmek istiyor. Bunun müzakeresi birkaç
yıl sürer. Niyeti kapının açılmasını
engellemektir. Yani mesele köprünün kaldırılması ise bitmiyor" Diğer
konular Cumhurbaşkanı
Talat bombalama olaylarıyla ilgili soruya karşılık, bu
tür olayların önlenmesinin mümkün olmadığını ifade
etti. Talat,
telefon dinleme konusunda ise bu yönde yaygın bir veri
bulunmadığını anlatarak, Güney Kıbrıs'ta bu
konunun ciddi bir sorun olduğunun altını çizdi ve
şunları kaydetti: "Telefonda
aradığım diplomatlar telefonlarının
dinlendiğini bildiklerinden bizimle telefonda konuşmaktan
çekiniyorlar. Her zaman telefonda konuşmayalım. Bize bir randevu
verin konuyu hemen görüşelim diyorlar." |
KIBRIS 31/12/05
"Lokmacı köprüsü" gündemden düşmüyor
Cumhurbaşkanı
M. Ali Talat'ın Lokmacı Barikatı konusundaki
açıklaması Rum basınında da geniş yer buldu.Simerini
gazetesinin, "Lidra Konusunda Talat Pervasız"
başlıklı haberine göre Talat, önceki gün Rum Yönetimi'nin
önerisini yorumlarken, "Yeni bir şey
bulunmadığını" söyledi. Rum tarafının
önerisinin zemininin 1974 değil, 1963 ateşkes hattı
olduğunu belirtti.
Talat,
duvarın yıktırıldığını noktaya geri
gidilmesinin talep edilmesinin, durumu zorlaştırdığına
da dikkat çekti.
Bu arada,
Avrupa Partisi Başkan Vekili Nikos Kutsu "Lidra Caddesine inşa
edilen köprünün somut bir stratejiyle göğüslenmesi gerektiğini"
savundu. Kutsu, bu bağlamda Kıbrıs Rum tarafının
Lefkoşa ve Mağusa Surlar içinin askerden
arındırılması önerisinde bulunmasını önerdi.
ADİK
Başkanı Dinos Mihailidis ise, "Köprü
yıktırılmadan geçidin açılmayacağı görüşünde
ısrar edilmesi gerektiğini" belirtti.
Alithia
gazetesine göre, EVROKO Başkan Vekili Kutsu, köprü
yıktırılıncaya kadar tüm Rum partilerinin Rumlara, KKTC'ye
gidip gelmekten vazgeçmeleri çağrısında bulunması
gerektiğini de savundu.
Kutsu, KKTC'nin
tavrının, tüm Avrupa parlamentoları ve Avrupa hükümetlerine
şikayet edilmesini de istedi.
Aşık'ın
demeci
Bu arada,
Cyprus Mail gazetesi, Lefkoşa Belediye Başkan
Yardımcısı Semavi Aşık'ın konuyla ilgili gazeteye
açıklamasına yer verdi.
Gazeteye göre,
Aşık, Lidra Caddesi nihayetindeki mevzide ayrıca Lidra Palace
barikatındaki Türk aleyhtarı yazıların
kaldırılması halinde köprünün kaldırılmasını
tartışabileceklerini söyledi.
Gazeteye göre
Aşık, "iki ay önce bir köprü inşası gerekli
görülüyordu. Ancak son iki ayda, hükümet ve asker dahil projeyle ilgilenen
herkesi tartışmalar sonrasında köprünün zorunlu
olmadığına karar verdi. Bu konuda herkesi ikna edebileceğimize
inanıyorum. Ancak köprünün kaldırılmasıyla Rum
tarafının Türk tarafına olumlu yaklaşacağı ve
başka sorun yaratmayacağı konusunda şüphem var" dedi.
Yakovu'nun
yorumu
Rum
Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu ise, Aşık'ın
demeciyle ilgili şunları söyledi :
"Bunları
BM Barış Gücü'ne söylemelidirler. BM'de ciddi olduklarına
inanırsa bunu bize aktaracak."
Yakovu, köprü
dışında geçidin açılmaması için yeni mazeretler
bulunacağını reddetti, tek yanlı değil de,
işbirliği içerisinde hareket edildiği takdirde, başka sorun
çıkacağını sanmadığını söyledi.
Lefkoşa
Rum Belediye Başkanı Mihalakis Zambelas ise, Aşık'ın
açıklamasını, "çok iyi haber" olarak niteledi,
meseleyi tartışmak için Aşık'la irtibata geçeceğini
söyledi.
"Bu
açıklamayı yakında resmen de duyacağımızı
ümit ediyorum" diyen Zambelas, Rum barikatlarındaki Türk
aleyhtarı sloganların kaldırılmasının ise kendine
düşen bir görev olmadığını söyledi.
KIBRIS 31/12/05
Dillirga'daki Türk malları AİHM yolunda
|
Pirgolu
muhtarın sahte belgelerle sattığı Türk malları için
Rum mahkemesi, "Türk sahiplerine iade" kararı veremiyor.
Gerekçe ise Rum yasalarına göre "iyi niyetli
alıcının" korunması. Aile ise malın iadesini
bekliyor, aksi halde AİHM'ye başvuracak. Karar, Orams
davasını da yakından ilgilendiriyor Dillirga'daki
Türk malları AİHM yolunda RUM TARAFINDA
ORAMS KORKUSU... Yunanlı White Knight şirketinin "iyi niyetli
davrandığı ve Tapu Dairesi'nden de söz konusu mülk için tapu
alması" nedeniyle Rum mahkemesi malı Türklere iade etmek
istemiyor. Bu arada Orams davası savunmasında İngiltere
Başbakanı'nın eşi Cherie Blair ilk demecinde Orams
çiftinin "iyi niyetle davranarak Kıbrıs Rum malını
satın aldığını" savunması Rumları endişeye
sevk etti HAZIRLIKLAR
BAŞLADI... Rum mahkemesinin Yunanlı alıcıyı
"iyi niyetli" ve "korunması gereken alıcı"
olarak görmesi, Türk makamlarını da harekete geçirdi. 10 Ocak'ta
görülecek mahkeme için aile adına Kıbrıslı Türk
hukukçular hazırlıklara başladı. Hükümetin de aileye
destek verdiği belirtiliyor. Malların Türk sahipleri,
"Mağdur edilirsek AİHM'ye gideceğiz. Burada
çalışmalara başladık. Hakkımızı
yedirmeyeceğiz" görüşünde "İYİ
NİYET" YUNANLI ŞİRKETİ KURTARACAK, TÜRK MALLARI
İSE GİDECEK.. Rum iddialarına göre gelinen aşamada
"mevcut şartlarda malın yasal sahipleri
Kıbrıslı Türklere tazminat ödenmesinden" başka bir
olanak yok. Rum Savcı Savas Matsas, "Şayet alıcı iyi
niyetle bu malı satın almış ve ödediği bedelde hile
yapıldığı şüphesi yoksa o zaman onu iade etmesi
emrinin verilmesi çok zordur" açıklamasını yaptı Pirgo köyü
muhtarı ve yandaşları tarafından sahte belgelerle
satılan Dillirga yöresindeki Türk mallarındaki mevcut hukuki durum
adadaki "mülkiyet rejimini" kökten dinamitleyecek bomba haline
geldi. Mahkeme Yunanlı alıcı şirket White Knight'ı
"iyi niyetli alıcı" olarak kabul etme eğilimine
girerken, Orams çiftinin de İngiliz mahkemelerinde aynı gerekçeyle
savunulması Rumları endişeye itti. Kıbrıslı
Türk sahipleri Celal Gilan, Sevdiye Dede ve Yasemin Mehmet,
mallarının kendilerine iadesi için Rum mahkemelerine başvurdu.
Mahkeme ise mülkü kendilerine iade etme kararı vermekte güçlük çekiyor. Pirgo
muhtarının da karıştığı olayda
Kıbrıs Türklerine ait bir mülk Rumlara aitmiş gibi
şahadet verilmiş ve Rumlar adına tapu
alınmıştı. Ardından bu Rumlar söz konusu malı
972 bin KL'ye White Knight adlı bir şirkete sattı. Bu konu o
dönemde Rum yönetimini, Başsavcılığı ve Rum güvenlik
makamlarını epey uğraştırmıştı. Başsavcılığa
göre gerçekleştirilen tapu devir işlemleri yasa
dışı. Ancak Rum adaleti, mülkün yasal sahiplerine iadesini
emretmekte zorluk çekiyor. Çünkü alıcı şirket (White Knight)
"iyi niyetle" davrandı ve Tapu Dairesi'nden de söz konusu mülk
için tapu aldı. Alıcı
"iyi niyetliyse" malını unut Konuyla
ilgilenen Savcı Savas Matsas yaptığı açıklamada
"şayet alıcı iyi niyetle bu malı satın almış
ve ödediği bedelde (fiyatta) hile yapıldığı
şüphesi yoksa o zaman onu iade etmesi emrinin verilmesi çok zordur"
diye konuştu. Rum
iddialarına göre gelinen aşamada "mevcut şartlarda
malın yasal sahipleri Kıbrıslı Türklere tazminat
ödenmesinden" başka bir olanak bulunmuyor. Türk
tarafı ne yapacak Rum
basınına da yansıyan haberde, bu noktadan itibaren büyük bir
siyasi sorunun ortaya çıkmakta olduğu ve Kıbrıs Türk
tarafının bunu "istismar etmeden geçemeyeceği"
vurgulandı. Malın
sahipleri tazminata karşı Mülkün
Kıbrıs Türk sahipleri tazminata şiddetle karşı.
Mülkün kendilerine iadesini isteyen malın gerçek sahipleri, "iç
hukuktan tatmin olmazsa" AİHM'e başvurabilir. Dillirgalı
Türkler haklarını sonuna kadar aramakta kararlı. Aileler
adına KIBRIS'a konuşan Dillirgalılar Derneği
Başkanı Erdoğan Özbalıkçı, eğer iç hukuk
kendilerini tatmin etmezse Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne
başvurulacağını söyledi. Ailenin
kesinlikle para istemediğini, mal iadesinin yapılmasını
beklediğini anlatan Özbalıkçı, "10 milyon KL
değerindeki arazinin yok pahasına Yunanlı şirkete
verilmesini kabullenmeyeceğiz" dedi. Özbalıkçı
KIBRIS'a şu açıklamayı yaptı: "Aile
malın para karşılığı Yunanlı şirkete
verilmesine kesinlikle karşı. Türk tarafı da mahkemeye müdahil
olmaya hazırlanıyor. Avukatları aracılığı
ile katılacak. "Kıbrıs
sorunu çözümlenmeden yoksul köylülerimizin mallarının
yağmalanmasına kesin karşıyız. Bu malın şu
anki Kıbrıs Cumhuriyeti hükümetinin açıklamasına göre
değeri 10 milyon KL'dır. Korkumuz şirketin verdiği 1
milyon KL'nı ileri sürerek bu malı kendi üzerine geçirtmesidir. Dernek olarak
da Dillirgalı Türklerin 1964'ten bu yana oluşan hukuksal
haklarını ve tazminat haklarını sonuna kadar takip
edeceğiz. Eğer Kıbrıs Cumhuriyeti bu
haksızlığı gidermez ve kanunsuzluğa göz yumarsa
Kıbrıs Türkleri karşısındaki bütün
inandırıcılığını da yitirecektir. Biz
Kıbrıs Türklerine bu malın derhal iadesini talep ederiz.
Hukuksal mücadelemiz burada bitmeyecek. Eğer hakkımızın
yendiğini görürsek, AİHM'ye başvurmaya da hazırız.
Gerekli hukuksal çalışmalarımızı da
başlattık. Orams
davası korkusu Bu arada Rum
basını, Dillirga'daki Türk mallarına yapılan
uygulamanın Rum yönetiminin başını
ağrıtacağını iddia etti. Rum
basınına göre, konu Orams davasıyla da doğrudan
ilişkili. Çünkü konuyu savunmayı üstlenen İngiltere
Başbakanı'nın eşi Cherie Blair ilk demecinde Orams
çiftinin "iyi niyetle davranarak Kıbrıs Rum malını
satın aldığını" söyledi. Cherie "müşterisinin
malın evveliyatını bilmediğini" de belirtmişti. Bu noktadan
hareket edilerek, Erenköy yöresindeki söz konusu Kıbrıs Türk
malları "iyi niyet" dikkate alınarak
sonlandırılırsa (Kıbrıs Türklerine sadece tazminat
ödenirse) bu Cherie'nin savını da güçlendirecek. Bu arada
Savcı Savvas Matsas farklı görüş ortaya koydu ve "iki
konunun kıyaslanamayacağını, çünkü Türk işgal
bölgelerinde istilanın empoze ettiği bir yasa dışı
yönetim bulunduğunu ve Bayan Blair'in müşterisinin de bunu bilmesi
gerektiğini" ileri sürdü. Matsas, Orams
davasında böyle bir tezin "su götürdüğünü" de söyledi. Dillirga yöresindeki
kanunsuzlukla ilgili davanın 10 Ocak 2006'da görüşülmesine devam
edilecek. |
KIBRIS 31/12/05
Presidents wish for quick solution
and unity
PRESIDENT Tassos
Papadopoulos said yesterday he had sent a basket with Cypriot produce to
Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat with good wishes for the New Year.