"Yasanın amacı iç hukuk yolu yaratmak"

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, yeni mülkiyet yasasının amacının Kıbrıs'taki mülkiyet sorununu çözmek olmadığını söyledi ve ''sorun siyasi çözümle birlikte çözümlenecek'' dedi.

Talat, KKTC Meclisi'nde 19 aralıkta kabul edilen ve Rumlara takas, tazminat ve iade öngören yeni mülkiyet yasasını değerlendirdi.
 
Yasanın 'Türkiye tarafından dayatıldığı' söylentisinin tamamen gerçek dışı olduğunu belirten KKTC Cumhurbaşkanı, ''bu yasa, Kıbrıs sorununun bugüne kadar oluşmuş parametrelerini de yerli yerine oturtma sonucunu doğuracaktır'' diye konuştu.
 
Talat, yasanın bütün amacının, Rumların yapacağı mülkiyet başvuruları için 'iç hukuk yolu' yaratmak olduğunu söyledi.
 
KKTC Cumhurbaşkanı, ''bu, Kıbrıs sorununun mülkiyet rejimini çözmeyi hedeflemiyor. Yani Kıbrıs'ta mülkiyet sorununu çözmeyi hedeflemiyor. Mülkiyet sorunu siyasi çözümle birlikte çözümlenmiş olacak. Ancak bireysel olarak mülkiyetle ilgili hukuki çare arayan kişilerin başvurabilecekleri bir iç hukuk yolu yaratmış oluyoruz'' ifadesini kullandı.
 
"Tazminatlar için fon oluşturulacak"
 
Talat, KKTC'nin 2006 bütçesine, tazminatlarla ilgili bölümün etkileneceğini ve tazminatlarla ilgili bir fon oluşturulacağını belirtti. Fona, kendilerinin ve Türkiye'nin katkısı olacağını ifade eden Talat, ''dünya da bunun bir çare olarak görürse çok olasıdır ki, uluslararası katkı bile alabiliriz'' dedi.
 
"Yasaya hiç aklımızın ucundan geçmeyen anlamlar yüklemeyeçalışmak gereksizdir'' diyen Talat, yasadan, 'Türkiye'nin Kıbrıs'ta 'işgalci' olduğunu kabul ettiği' anlamı çıkarmanın bir anlamı olmadığını kaydetti.
 
''Ekonomiyi olumlu etkileyecek''  
 
Cumhurbaşkanı Talat, iddiaların aksine, yasanın ekonomiyi çok olumlu yönde etkileyeceğine işaret ederek, ''hele bunun bir iç hukuk yolu olarak görülmesi durumunda, bu daha da etkili olacak. Kuzey'e yatırım yapmak isteyenlerin güveni artacak'' dedi.
 
Kıbrıs sorununun çözüm parametrelerini değiştirecek bir yasa yapmadıklarını, tersine çözüm parametrelerine uyumlu bir yasa yaptıklarını belirten Cumhurbaşkanı Talat, ''Kıbrıs sorununun çözümü parametrelerine uyumlu adım attığımızdan dolayı ekonomi olumlu etkilenecek'' diye konuştu.
 
'Yasanın zaman kazanma ve Türkiye'yi kurtarma yasası' olduğu yönünde garip iddialarla da karşılaştıklarını, bunların hiçbirinin doğru olmadığını kaydeden Talat, zaman kazanmanın dolaylı olarak doğru olduğunu söyledi. 
 
Rumların tepkisi  
 
Cumhurbaşkanı Talat, Rumların, yeni mülkiyet yasasına karşı, KKTC makamlarına başvuracak Rumlara dört yıl hapis ve para cezası öngören bir yasa önerisini kendi meclislerine sunmasını da değerlendirdi.
 
Talat, "AB üyesi bir ülkede öyle bir yasa. Buna benim söyleyecek bir şeyim yok. Bunu, AB'nin geriye kalan ülkeleri değerlendirsin. Yani Kopenhag siyasi kriterlerine ne kadar uyuyor böyle bir yasa, böyle bir yasayı düşünmek benim işim değil, AB düşünsün. Çünkü Kıbrıs Rum tarafını AB kendi üyesi yaptı, benim bütün 'yapmayın' çağrılarıma rağmen yaptı" şeklinde konuştu.
 
Kıbrıslı Rumların başvuru yapmasını beklediğini belirten Talat, ''Kıbrıslı Rumlar da çözümün kendi liderlikleri tarafından uzun bir vadeye atılmasını, bireysel haklarını elde etme bakımından haklı bulamazlar. Bireysel haklarını elde etmek için başvuruda bulunabilirler diye düşünüyorum'' dedi.

CNN TURK 21/12/05

 

AİHM’de kritik 'Kıbrıs' kararı

 

Yakovu, Rumların KKTC'nin çağrısına uymayacağını savundu



21 Aralık, 2005 09:39:00 (TSİ) CNN TURK

Zeynel Lüle/CNN TÜRK/Brüksel

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, yarın ünlü ‘Loizidou’ davasının ‘rövanşı’ niteliğindeki ‘Ksenidesarestis’ davası ile ilgili kararını açıklayacak.

AİHM’in vereceği karar, KKTC'de oluşturulan ve önceki gün Meclis'te kabul edilen ‘Tazmin Komisyonu’nun yetkisini tanıyıp tanımaması açısından büyük önem taşıyor.
 
Magosa'nın ‘Ayios Memnon’ bölgesinde bulunan evine 1974'ten beri gidemediğini belirten Myra Ksenidesarestis ile ilgili davanın sonucu, hala AİHM önünde bekleyen iki bine yakın dava için de kilit önem taşıyor. 
 
Dava sonucunda, AİHM’in Türkiye'yi mahkum edeceği ‘malın korunması’ hakkının ihlal edildiğine karar vereceği tahmin ediliyor.
 
Ancak AİHM'nin aynı kararda Türkiye'ye ‘iç hukuk yolu yaratılması’ tavsiyesinde bulunması ve tazminata hükmedilmemesi bekleniyor.
 
Böylece, AİHM önünde bekleyen binlerce davanın önü kesilmiş ve kurulan ‘Tazmin Komisyonu’nun yetkisinin de tanınmasının yolu açılmış oluyor.
 
KKTC Meclisi, Kıbrıslı Rumların 1975 öncesinde Kuzey Kıbrıs'ta bıraktığı malların iadesini, takas edilmesini ve tazminini öngören yasayı 19 aralıkta oy çokluğu ile kabul etmişti.
 
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin KKTC mahkemelerini 'iç hukuk' olarak tanımasını sağlamaya yönelik yasa, Türkiye'yi de Rumların açtığı tazminat davaları konusunda rahatlatmayı hedefliyor.
 
Yakovu, KKTC’ye tepkili
 
Kıbrıs Rum yönetimi Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu ise, KKTC'deki hiçbir kurumu tanımadıklarını, Rum vatandaşlarının takas, tazminat ve mal iadesi için KKTC'nin ‘başvuru yapın’ çağrısını reddedeceğini savundu. 
 
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM) geçmişte KKTC'de kurulan Tazmin Komisyonu'nu reddettiğini ifade eden Yakovu, Kıbrıslı Türklerin, AİHM'de bekleyen yüzlerce Rum'un başvurusunu transfer etme çabası içinde son çare olarak yeni bir yasa oluşturduğunu iddia etti.
 
Yakovu, ''Türk işgal rejimi tarafından oluşturulan kurumları tanıyamayız. Bu tamamen yasadışı bir durumdur ve Kıbrıs Cumhuriyeti vatandaşları bunun kendi çıkarlarına hizmet etmeyeceğini anlarlar ve böylelikle sahte devletin bu komiteye başvurma çağrılarını reddederler'' dedi. 
 
AİHM’in ciddi bir mahkeme olduğun dile getiren Yakovu, “AİHM, Türkiye'nin tüm bu yasadışılıklarını dikkate almayacaktır. Bu sadece bir ümit değildir, bunun takipçisi olacağız. Avrupa mahkemelerinde bunun savaşını vereceğiz'' diye konuştu.

 

 

Rum Dışişleri Bakanı Yakovu, BBC Türkçe Servisi'ne özel demeç verdi: "Kuzey Kıbrıs'ın yüzde 88'i bizim"

Rum Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu, KKTC Meclisi'nin onayladığı yasa kapsamında oluşturulacak mülkiyet komisyonuna hiçbir Rum vatandaşının başvuracağını sanmadığını söyledi.

Yakovu, BBC Türkçe Servisi'ne verdiği mülakatta yasanın Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ni aldatmaya dönük olduğunu savundu.

"Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Türk tarafının bu adımını kabul edecek mi? sorusuna

Yakovu "hayır" yanıtını verdi ve şöyle devam etti:

''Çok ciddi şüphelerim var. Sözde yasada yüzde 4'lük bir toprak iadesinden söz ediliyor. Saygın bir Avrupa mahkemesinin böyle bir yöntemi kabul edeceğini sanmıyorum."

Yakovu, Türk tarafında oluşturulacak komisyona bir Rum vatandaşının bile başvuruda bulunacağını sanmadığını belirterek şunları söyledi:

''Bu geçmişte de denendi. Birçok Kıbrıs vatandaşının bu komisyona başvuracağı iddia edildi. Ama kimse başvurmadı. Şimdi de kimsenin başvuracağını sanmıyorum. Bu sözde yasa, yasal olmamasının dışında birçok aldatmacayla dolu. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kandırılmaya çalışılıyor.

''Kıbrıslı Türklerin öncelikle 1974'ten önce Kuzey'deki Rum topraklarının oranının yüzde 88 olduğunu kabul etmesi gerekiyor.''

Kuzey'deki toprakların sadece yüzde 12'si Türklere aitti. Mülkiyet meselesinin kapsamlı bir çözüm çerçevesinde çözülmesi gerektiğini düşünüyoruz. Bu konuda müzakerelere de hazırız.''

KIBRIS 21/12/05

 

Tüzükler, Avusturya Dönem Başkanlığı'na havale edildi

Avrupa Birliği'nin Kıbrıslı Türklere yönelik mali yardım ve doğrudan ticaret tüzükleri 1 Ocak 2006'da AB Dönem Başkanlığını üstlenecek Avusturya'ya devredildi.AB Haber'e göre, 21 Aralık'ta yapılması planlanan AB Daimi Temsilciler Komitesi COREPER toplantısı Noel ve Yılbaşı tatili dolayısıyla dünkü güne alındı ve toplantı dün öğleden sonra yapıldı.

COREPER'de İsveç tüzükler ile ilgili son gelişmeler hakkında AB Dönem Başkanı İngiltere'den bilgi istedi. İngiltere ise toplantı sırasında İsveç'in sorusuna cevap verilmesi amacıyla sözü AB Komisyonu temsilcisine verdi.

COREPER'e Komisyonu temsilen katılan yetkili mali yardım tüzüğü konusundaki anlaşmazlıktan dolayı 120 milyon Euro'nun bu yıl kullanılamayacağını belirtti.

Komisyon yetkilisi tüzüklere işlerlik kazandırılması çerçevesinde Komisyon olarak hazırladıkları deklarasyon üzerinde Kıbrıs'ta taraflar arasında görüş ayrılığı bulunduğunun altını çizdi.

COREPER'de tüzükler ile ilgili derinlemesine bir tartışma olmadı. Açıkçası konu geçiştirildi.

Dönem Başkanı Komisyon yetkilisini dinledikten sonra tüzükler konusunu kapattı. Böylece tüzükler dosyası 1 Ocak 2006'da AB Dönem Başkanlığını üstlenecek olan Avusturya'ya havale edilmiş oldu.

Şimdi tüm dikkatler yıl sonundan önce AB Dönem Başkanı İngiltere'nin tüzükler ile ilgili bir açıklama yapıp yapmayacağına çevrildi. İngiltere'nin tüzükler ile ilgili bir açıklama yapmasına ise Rumların sıcak bakmadığı ileri sürüldü.

 KIBRIS 21/12/05

Kıbrıs'taki statükonun korunması bize zarar veriyor

Ekonomik açıdan Kıbrıs sorununu değerlendiren işadamı Mustafa Koç, Türkiye'nin Kıbrıs sorununda çözüm yönünde inisiyatif üstlenmesi ve kontrolü eline alması gerektiğini belirtti:

Kıbrıs'taki statükonun korunması bize zarar veriyor

ZARAR GÖRÜYORUZ... Mustafa Koç: Öncelikle içinde yaşadığımız hareketli coğrafyanın yansımalarının, istikrarımızı tehlikeye sokmasına izin vermememiz gerekir. Türkiye'nin inisiyatifi mutlaka eline alması ve Kıbrıs'ta çözüm formülleri yaratması gerekir. Mevcut statükonun korunması sandığımız gibi lehimize değildir

 

Türk Sanayicileri ve İşadamları Derneği (TÜSİAD) Yüksek İstişare Konseyi (YİK) Başkanı Mustafa Koç, Kıbrıs sorununda Türkiye'nin inisiyatifi mutlaka eline alması ve çözüm formülleri yaratması gerektiğini belirterek, "Mevcut statükonun korunması sandığımız gibi lehimize değildir" diye konuştu.

Mustafa Koç, statükonun devamının, KKTC'nin tecrit olma durumunun sürmesi ve Kıbrıs Rum Yönetimi'nin Kıbrıs'ın tek temsilcisi olarak görülmesinin devam etmesi anlamına geldiğini kaydetti.

"Öncelikle içinde yaşadığımız hareketli coğrafyanın yansımalarının, istikrarımızı tehlikeye sokmasına izin vermememiz gerekir" diyen Koç, bu yüzden ülke dahilinde kapsayıcı ve birleştirici olmanın, ayrımcılık izlenimi yaratacak politikalardan kaçınmanın öneminin büyük olduğunu vurguladı. Koç, bunun yanında, işsizlik, gelir dağılımındaki bozukluk ve bölgeler arası eşitsizliği gidermeyi hedefleyen politikaların kısa süre içinde hayata geçirilmesi gerektiğini söyledi.

HiltonSA Oteli'nde yapılan YİK toplantısının açılışında konuşan Koç, önümüzdeki yıla damgasını vuracak belli başlı meselelere bakıldığında, bunlardan ilkinin, küreselleşmenin gelişmekte olan ülkelere büyüme hızlarını artırabilmeleri için sunduğu fırsat, ikincisinin de terör, savaş gibi faktörlerin öne çıktığı uluslararası siyasi belirsizliklerin yarattığı riskler olduğunu söyledi.

KIBRIS 21/12/05

Cherie Blair'den eleştirilere yanıt: Biz hukukçuyuz, siyasetçi değiliz

İngiltere Başbakanı Tony Blair'in eşi Cherie Blair, bir İngiliz çiftin KKTC'deki mülkiyet hakkını savunma kararını eleştirenlere yanıt verdi. Blair, "Biz hukukçuyuz, siyasetçi değiliz" dedi.

Cherie Blair, Türk-İngiliz Hukukçular Cemiyeti tarafından yılın hukukçusu seçildi. Cherie Blair, yayımladığı mesajda Kuzey Kıbrıs'ta bir Rum vatandaşına ait arazi üzerine villa yaptıkları için haklarında dava açılan İngiliz çiftin avukatlığını üstlenmesiyle ilgili yöneltilen eleştirilere, "Biz hukukçuyuz, siyasetçi değiliz" yanıtını verdi.

Cherie Blair'in davayı üstlenme kararı İngiliz gazetelerinde de geniş yankı uyandırdı. Guardian gazetesi, Kuzey Kıbrıs'ta şimdiye kadar 10 bin Avrupalının gayrimenkul satın aldığını, İngiliz çifte açılan davadan cesaret alan çok sayıda Rum göçmenin aynı yolu izlemeye başladığını yazdı.

Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Tasos Padapolus, Cherie Blair'in davayı almasına tepki göstererek İngiliz hükümetine resmi şikayette bulunacağını açıklamıştı.

KIBRIS 21/12/05

 

AİHM’de kritik Kıbrıs kararı bugün

Kıbrıslı Rumların Ankara’ya karşı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde açtıkları mülkiyet davalarında yeni bir dönüm noktasına giriliyor.

 

NTV-MSNBC

Güncelleme: 02:30 ET 22 Aralık 2005 Perşembe

STRASBOURG/LONDRA - Strasbourg mahkemesi, Myra Arestis-Ksenides adlı Rum vatandaşının Ankara’ya karşı açtığı davada kararını bugün açıklayacak.

Davacı Arestis-Ksenides, KKTC sınırları içinde yerleşime kapalı olan Maraş bölgesinde 1974 yılında terk ettiği taşınmaz mallarını geri almak için 1999 yılında Strasbourg mahkemesine başvurmuştu.

Mahkeme 1996 yılında bu durumla benzerlik taşıyan Loizidu davasında, adanın kuzeyini Ankara’nın denetiminde bir bölge olarak nitelemiş ve davacı Rum vatandaşına hem malının iade edilmesi hem de 1974 yılından bu yana malını kullanamadığı için maddi tazminat ödenmesi hükmünde bulunmuştu.

Mahkemenin Arestis-Ksenides kararında, Loizidu kararı temelinde davacı lehine mülkiyet ihlali yönünde karar vermesi, kararın maddi tazminatla ilgili bölümünü ise ileri bir tarihe bırakması bekleniyor.

Kararda, KKTC’de Rumların mülkiyet başvuruları için oluşturulan tazmin komisyonunun hangi şartlarda Strasbourg mahkemesi tarafından kabul edilebileceğine dair yeni değerlendirmelere yer verilmesi de bekleniyor.

Strasbourg mahkemesi, 2001 yılından bu yana Kıbrıslı Rumların Ankara’ya karşı açtıkları davalarla ilgili kararlarında, KKTC’de Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi çerçevesinde oluşturulacak iç hukuk yollarının Rumlar için de geçerli olabileceğine dair değerlendirmelerde bulunuyor.

Mahkemenin bu konuda ne zaman net bir hükümde bulunacağı ise henüz bilinmiyor.

İNGİLİZ ÇİFTTEN DAVAYA İTİRAZ
İngiliz Orams çifti de, Rum vatandaşı Apostolidi tarafından Kuzey Kıbrıs’taki arazisi üzerine ev yaptırdıkları gerekçesiyle Rum kesiminde haklarında açılan davaya İngiltere Yüksek Mahkemesi nezdinde itiraz etti.

İngiliz Elizabeth ve David Orams çiftinin Türk avukatı Hasan Vahib, Başbakan Tony Blair’in avukat eşi Cherie Blair dahil 4 avukattan oluşan ekibin hazırladığı itiraz dilekçesini, yüksek mahkemeye sundu. İngiliz çift, hukuka ve Kuzey Kıbrıs hükümetine güvendiklerini vurguladı.

Elizabeth Orams, Cherie Blair’in davayı üstlenmesinden büyük memnuniyet duyduklarını belirtti. Orams davası, KKTC’de eski Rum arazisi üzerinde evi bulunan binlerce yabancı tarafından da yakından izleniyor.

TALAT’TAN TEPKİ
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs’ta mülkiyet sorununun ancak siyasi çözümle birlikte çözümlenmiş olacağını söyledi. Talat yeni mülkiyet yasasının bütün amacının, Rumların yapacağı mülkiyet başvuruları için iç hukuk yolu yaratmak olduğunu belirtti.

Yasanın Türkiye tarafından dayatıldığı söylentisinin tamamen gerçek dışı olduğunu vurgulayan Talat, böyle bir yasayla ilgili ilk görüşün, Temmuz 2004’te Türkiye’ye kendisinin iletiğini de açıkladı.

Mehmet Ali Talat, yasanın, bugün kararı açıklanacak İksenides Aretis davasına ancak dolaylı bir etkisinin olabileceğini kaydetti. Talat, “Bu, Kıbrıs’ta mülkiyet sorununu çözmeyi hedeflemiyor. Mülkiyet sorunu siyasi çözümle birlikte çözümlenmiş olacak” dedi.

Denktaş'tan TBMM'ye: Ek protokolü yüzlerine çarpın

ANKARA (ANKA)

Meclis'te Kıbrıs hakkında konuşan KKTC 1. Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, kendisini dinleyenleri ağlattı. Denktaş, TBMM’den Güney Kıbrıs’ın Kıbrıs’ın meşru hükümeti olarak tanınmasına yol açacak Ek Protokolü reddetmesini isterken, "Kıbrıs milli davadır, vermeyeceğiz diyorsunuz. Eğer vermeyecekseniz lütfen bu ek protokolü reddediniz" diye konuştu.

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’ın davetlisi olarak Türkiye’ye gelen KKTC eski Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, TBMM’deki eski senato salonunda "Kıbrıs gerçeği" ile ilgili bir konuşma yaptı. Denktaş’ın konuşmasını 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, TBMM Başkanı Bülent Arınç, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, SHP Genel Başkanı Murat Karayalçın’ın yanı sıra çok sayıda milletvekili de izledi.

Denktaş, konuşmasına Başbakan Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Gül’ün bugün basına yansıyan "Kıbrıs milli davadır, Kıbrıs’ta asla taviz vermeyeceğiz" şeklinrdeki açıklamalarını anımsatarak başlarken, "Ancak biz Kıbrıs Türkü olarak sadece beyanatların kafi gelmediğini görüyoruz ve endişeliyiz" dedi.

Türk hükümetinin imzaladığı ek protokol ile Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin meşru Kıbrıs hükümeti olarak tanındığına, bunun başka hiç bir tefsiri olmadığına işaret eden Denktaş, "Kıbrıs’ı AB, Rumlar adına talep etmektedir. Megola Idea’de Kıbrıs son alınacak yerdir. Bunu inanarak, içim yanarak söylüyorum" dedi.

"KIBRIS MİLLİ DAVA"

Türkiye’nin AB’ye girme yolunda Kıbrıs’ı çeke çeke Türkiye’nin elinden alacaklarını kaydeden Denktaş, "Kıbrıs milli davadır, vermeyeceğiz diyorsunuz. Eğer vermeyecekseniz lütfen bu ek protokolü reddediniz" dedi.

Denktaş, Annan Planı’na kadar müzakerelerde görüşmeci olarak önlerindeki pusulanın "Herhangi bir konudra anlaşma olursa ancak tümünde olmazsa parça anlaşmalar uygulamaya konmaz" olduğunu anımsatırken, ancak şimdi KKTC parlamentosundan geçen yasa ile Rumlara "Toprak da hakkınızdır gelip alacaksınız diyoruz" denildiğini ifade etti.

Denktaş, Türkiye’nin Louzidou davası gibi haksız davalardan ve tazminatlardan kurtulmak istiyorsa bu meselenin iki tarafın meselesi olduğunu ortaya koyması gerektiğine işaret ederken, 1974’ten beri Türklerin de Güney’de alacağının olduğunu dile getirdi.

Milli meselelerin milli kararlılık istediğini, milli kararlılığın da bu Meclis’ten çıkacağını vurgulayan Rauf Denktaş, "Kıbrıs’ta kalıcı bir barış istiyorsak. Bunun çözümünü Cumhurbaşkanı Sezer, Talat ile görüşmesinde ortaya koydu. ’Bu mesele milli bir meseledir ve Kıbrıs meselesi dini, dili ayrı iki halktan oluşan iki devlet arasında bir meseledir’ dedi. Bu formülü Sezer canlandırdı. Çözüm için bu formülün kabul edilmesi gerek" diye konuştu.

GİRİT MODELİNİN SON SAYFASI ANNAN PLANI

Denktaş, Makarios’un Kıbrıs meselesini "Girit modeli" ile çözeceğini söylediğini anımsatırken, "Girit modelinin son sayfası Annan Planı’nın son sayfasıdır. ’Kıbrıs Yunandır, Türk Yunan davasına engeldir’ diyen Rumla bizi baş başa bırakma planıydı Annan Planı" dedi.

Denktaş, Rumların Kıbrıs’ın meşru hükümeti sıfatını ellerinde bulundurdukça asla uzlaşmayacaklarını kaydederken, Rumların bugüne kadar Ada’nın tümünü alıp götürememelerinin tek nedeninin Türkiye’nin garantörlüğü ve kurulmuş olan KKTC olduğunu vurguladı.

TÜRKİYE KAPILARINI AKDENİZ’E KAPATAMAZ

"Kıbrıs’ta vadedilenler yapılmamıştır" diyerek bir yere varılamayacağını, vadedilenlerin Rum’un da Annan Planı’na "evet" diyecek hesabı üzerine yapıldığını anlatan Denktaş, "Neden vaatlerinizi yerine getirmiyorsunuz dediğimizde, ’Kıbrıs üyemiz olmuştur. Yasal hakları vardır, bu hakları çiğneyemeyiz’ diyorlar. Türkiye’nin uluslararası yasal haklarını yok sayan, terörist Rum’u meşru hükümet sayan AB şimdi Rum’un yasal haklarını koruyormuş" diye konuştu. Denktaş, TBMM’nin ek protokolü reddetmesini ve bu ek protokolü suratlarına atmasını istedi.

Denktaş, Rumların Kıbrıs’ı alıp kaçmalarının önündeki tek engelin KKTC olduğunu vurgularken, bütün Dünyanın bu cumhuriyeti ortadan kaldırmak için çaba gösterdiğini söyledi. Kıbrıs konusunda AB’ye kendisinin Klerides’e söylediğinin söylenmesi gerektiğine işaret eden Denktaş, "Siz kalıcı anlaşmadan yanaysanız iki devlete dayalı bir birleşim neyinize batıyor" dedi.

DENKTAŞ KENDİSİNİ DİNLEYENLERİ AĞLATTI

Türk Milleti’nin yumruğunu vurup, "Bu milli davadır, Kıbrıs’ı 13. Ada olarak Yunan’a bırakmayacağız" derse bu işin hallolacağını dile getiren Denktaş, "3.5 kişi böyle istedi diye Türkiye kapılarını Akdeniz’e kapatamaz" dedi. Denktaş, sözlerini bitirirken, Cumhurbaşkanı Sezer’in ortaya koyduğu forlümü anımsatarak, "Uzlaşmanın adını Sezer Türk Ulusu adına koymuştur" dedi.

Denktaş'ın konuşması sırasında aralarında CHP İstanbul Milletvekili Kemal Anadol'un da bulunduğu bazı dinleyiciler gözyaşlarını tutamadı.

HURRIYET 22/12/05

 

Orams çifti: Kuzey Kıbrıs'ta yaşamaktan çok mutluyuz

Orams davasında itiraz dilekçesi İngiliz Yüksek Mahkemesi'ne sunuldu.

Orams çifti: Kuzey Kıbrıs'ta yaşamaktan çok mutluyuz

"DAVAYI KAZANACAĞIZ"... Kuzey Kıbrıs'ta mülk alan İngiliz çift Oramslar hakkında Güney Kıbrıs'ta açılan ve İngiltere'ye taşınan davaya karşı Londra'da bulunan Vahib Avukatlık Bürosu'nun hazırladığı itiraz dosyası dün İngiltere Yüksek Mahkemesi'ne sunuldu. Orams çifti, " Biz Kuzey Kıbrıs'ı çok seviyoruz ve orda yaşamaktan çok mutluyuz. Hiç bir diplomasi bunu engelleyemez. Cherie Blair'in bu konuda bizi savunması bizim için büyük bir şans. İnanıyoruz ki biz bu davayı kazanacağız." diye konuştu

EYLEM ERAYDIN / LONDRA

Kuzey Kıbrıs'ta mülk alan İngiliz çift Oramslar hakkında Güney Kıbrıs'ta açılan ve İngiltere'ye taşınan davaya karşı Londra'da bulunan Vahib Avukatlık Bürosu'nun hazırladığı itiraz dosyası dün İngiltere Yüksek Mahkemesi'ne sunuldu.

KKTC'de mülk alan İngiliz vatandaşı emekli Orams ailesine Güney Kıbrıs'ta açılan dava sonucunda, davacı taraf mahkeme kararlarını uygulamadığı gerekçesiyle AB yasalarını dayanak göstererek Orams'ların İngiltere'deki mülklerinden tazmin edilmek üzere davayı İngiltere Yüksek Mahkemesi'ne taşımıştı. İngiltere'deki davaya, Orams çifti de Cherie Blair'in başkanlığındaki Vahib Avukatlık Bürosu ile hazırladığı itiraz dosyasını tanınan süreden 24 saat önce Yüksek Mahkeme'ye iletti.

Konuyla ilgili olarak görüştüğümüz avukatlık bürosunun sahibi Hasan Vahib, mahkemeye verilen itiraz dosyasıyla ilgili olarak şöyle konuştu:

"İtiraz dilekçesinin hazırlanmasında Cherie Blair'in önemli katkıları oldu. Bu dilekçenin verilmesinden sonra ocak ayı sonunda ya da şubat ayında bir duruşma bekliyoruz. Rum tarafı itirazı görüp ona göre davranacaktır. Avrupa kurallarına uygun şekilde itirazımızı buraya yaptık. Bu aşamadan sonra Yüksek Mahkeme itiraza karşılık olarak davayı sonuçlanması için ya Kıbrıs'a geri gönderir ya da Lahey'e Yüksek Adalet Divanı'na gönderir. Bizim amacımız davanın Lahey'de görüşülmesidir. Çünkü bu dava siyasal bir içerik taşımaktadır."

Davanın maliyeti hakkında bilgi vermeyen Hasan Vahib, bu davanın bu anlamda bir ilk olduğunu belirterek amaçlarının Kuzey Kıbrıs'a ve Orams çiftine yapılan haksızlığı gidermek olduğunu söyledi. Vahib, davanın gidiş hattına göre Cherie Blair ile birlikte Kıbrıs' da gidebileceklerini kaydetti.

İtiraz dilekçesinin mahkemeye verilmesinin ardından gazetemize konuşan David Charlef Orams ve eşi Linda Elizabeth Orams, davayı kazanacaklarına inandıklarını belirterek şöyle konuştular:

"Kuzey Kıbrıs'ı çok seviyoruz ve

orada yaşamaktan çok mutluyuz"

"Biz Kuzey Kıbrıs'ı çok seviyoruz ve orada yaşamaktan çok mutluyuz. Hiç bir diplomasi bunu engelleyemez. Cherie Blair'in bu konuda bizi savunması bizim için büyük bir şans. İnanıyoruz ki biz bu davayı kazanacağız. Aksi takdirde bizim konumuzda olan yüzlerce İngiliz de ayni zor duruma düşecektir. Bu da bir çok probleme neden olacaktır. İngiliz mahkemesi ve Avrupa bunu göz ardı edemez.'

Rumları eleştiren Linda Orams konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Rum kesimi hâlâ geçmişe bakıp, geçmişte yaşıyor. Onların da artık geleceğe bakmaları lazım. Bizim Kuzey Kıbrıs hükümeti ile hiç bir sorunumuz yok, ayrıca Kıbrıslı Türkleri de çok seviyoruz ve orada dostlarımızla birlikte yaşamak istiyoruz."

Orams çifti dava sonuçlanıncaya kadar İngiltere'de kalacaklarını ve nisan ayında tekrar Kuzey Kıbrıs'a gideceklerini soyledi.

David Charlef Orams ve eşi Linda Elizabeth Orams'ın Rum Meletiu Apostolidi'ye ait arazi üzerine ev inşa ettikleri iddiasıyla dava açılmış ve Kuzey'deki aileye de hukuk kurallarına aykırı olarak dava tebliği edilmişti. Rum kesiminde görülen dava sonucunda Orams çiftine üç seçenek sunulmuş ve yerine getirilmediği gerekçesiyle de İngiltere'deki mallarına faiziyle birlikte haciz konulması için İngiltere Yüksek Mahkemesi'nde söz konusu dava açılmıştı. Orams çifti için Güney'deki davayı temyiz etmelerine karşın sonucu beklemeksizin yerine getirilmesi istenen seçenekler 'Kuzey'deki işgal ettikleri binayı yıkmaları, eski sahibi Rum'a tazminat ödemeleri ya da araziyi geri iade etmeleri' olarak saptanmıştı.

Orams'lar bu seçeneklerden hiç birini yerine getirmeyince de İngiltere Yüksek Mahkemesi'nde tazminat davası açılmıştı.

KIBRIS 22/12/05

120 milyon euroyu kaybettik mi?

AB Komisyonu tüzüklerle ilgili herhangi bir gelişme olmadığını,

böylelikle her iki tüzüğün de yeni yıla kaldığını açıkladı...

120 milyon euroyu kaybettik mi?

TÜZÜKLER AVUSTURYA'NIN BAŞKANLIĞINA KALDI... İngiltere'nin Avrupa Birliği (AB) dönem başkanlığındaki son AB Daimi Temsilciler Komitesi'nin (COREPER) toplantısında, Kıbrıs Türklerine yönelik doğrudan ticaret ve mali yardım tüzüklerinin, ocakta görevi devralacak Avusturya'nın AB dönem başkanlığına kalması kesinleşirken, 259 milyon euroluk yardımın 120 milyonu kaybedilip kaybedilmediği merak konusu oldu

SOYER: KONU TARTIŞMALI... Avrupa Birliği Komisyonu tüzüklerle ilgili herhangi bir gelişme olmadığını, böylelikle her iki tüzüğün yeni yıla kaldığını ve mali yardımın 1230 milyon eurosunun kaybedildiğini açıklarken Başbakan Ferdi Sabit Soyer, 120 milyon euronun kaybedilip kaybedilmediği konusunun "tartışmalı bir konu" olduğunu söyledi

İngiltere'nin Avrupa Birliği (AB) dönem başkanlığındaki son AB Daimi Temsilciler Komitesi'nin (COREPER) toplantısında, Kıbrıs Türklerine yönelik Doğrudan Ticaret ve Mali Yardım tüzüklerinin, ocakta görevi devralacak Avusturya'nın AB dönem başkanlığına kalması kesinleşirken, 259 milyon euroluk yardımın 120 milyonu kaybedilip kaybedilmediği merak konusu.

COREPER'in önceki günkü toplantısında İsveç'in tüzükler konusunda herhangi bir gelişme olup olmadığını öğrenmek istemesi üzerine AB Dönem Başkanı İngiltere, Komisyonu işaret etti ve bir gelişme olup olmadığını komisyonun açıklamasını istedi.

Bunun üzerine, AB Komisyonu da tüzüklerle ilgili herhangi bir gelişme olmadığını, böylelikle her iki tüzüğün yeni yıla kaldığını açıkladı.

AB Komisyonu, mali yardım tüzüğünde öngörülen 259 milyon euronun 120 milyon eurosunun kaybedildiğini de açıkladı.

Ancak, KIBRIS'a açıklamada bulunan Başbakan Ferdi Sabit Soyer, COREPER'in önceki günkü toplantısında mali yardım konusunda bir anlaşmaya varılmamasını doğrularken, 120 milyon euronun kaybedilip kaybedilmediği konusunun "tartışmalı bir konu" olduğunu söyledi.

Konuyla ilgili olarak şu an daha fazla bilgi vermeyi istemediğini belirten Başbakan Soyer, 120 milyon euronun 2006'ya aktarılabilmesinin söz konusu olabileceğini söylemekle yetindi.

Rum Hükümeti Sözcüsü Kipros Hrisostomidis ise, 259 milyon euroluk mali yardımın 120 milyonluk bölümünün kaybedilmesinden dolayı Türk tarafını suçladı.

Hrisostomidis, Türk tarafının, AB'nin Doğrudan Ticaret Tüzüğü ve Mali Yardım Tüzüğü'nün, "siyasi kazançlar sağlamak için ilişkilendirilmesinde ısrar ettiğini" ileri sürerek, bu nedenle, 120 milyon euronun kaybedilmesindeki tüm sorumluluğun Türk tarafına ait olduğunu savundu.

AB Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Finlandiyalı Komiseri Olli Rehn, geçen hafta konuyla ilgili yaptığı açıklamada, tüzüklerle ilgili ortaya çıkan yeni çıkmazdan Türk tarafını sorumlu tutmuştu.

Rehn, son birkaç gündür iki tarafla da konuyu tartışarak, taslak deklarasyonu hazırladığını belirtmişti.

Kıbrıs Rum tarafının taslak deklarasyonu kabul ettiğini ve mali yardımı tüzüğünü desteklemeye hazır olduğunu ifade eden Rehn, Kıbrıs Türk tarafının deklarasyonu sadece reddetmediğini, ayrıca deklarasyonun kabul edilmesi halinde AB Komisyonu ile işbirliğinin kesilmesi tehdidinde de bulunduğunu söylemişti.

Rum gazeteleri "özellikle Türk tarafının uzlaşmazlığı sonucu bir çözüm bulunmadığını" iddia etti. Rum Politis gazetesi, haberi "İlk Bahar Gelsin Bakarız -Tüzükler Önkoşullara Kaldı" başlığıyla yansıttı.

Soyer: 120 milyon euronun

kaybedildiği kesin değil

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, 259 milyon euroluk mali yardımın, 120 milyon eurosunun kaybedildiğinin söylendiğini, ancak bunun kesin olmadığını belirterek, konuyla ilgili şu an detaylı bir açıklama yapmak istemediğini ifade etti.

Soyer, "120 milyon euronun kaybedildiğine dair bir şey yok. 256 milyon ya da 120 milyon euro, Kıbrıs Türk halkının siyasi eşlik temelindeki çözüm istemini ve BM çözüm planını desteklemesini terk etme talebinin ve Güney Kıbrıs hakimiyetçi yönetimin, adayı bölme zaferinin bedeli olamaz" dedi.

Soyer, AB ve demokratik kamuoyunun, 120 milyon euroyu şantaj olarak kullanan güneydeki yönetimine sesiz kalmayacağı yönündeki ümidini de dile getirdi.

AB'nin, Kıbrıs Türk ekonomisinin gelişiminin teşvik edilmesi ve adanın yeniden birleşmesini sağlamak amacıyla Kıbrıslı Türkler üzerindeki izolasyonların kaldırılması yönünde aldığı kararlara işaret eden Soyer, AB'nin, bu çerçevede Kıbrıslı Türklere yönelik Direkt Ticaret ve Mali Yardım Tüzüğü'nü önerdiğini anlattı.

Ancak, Kıbrıs sorunu çözümlenmeden Avrupa Birliği'ne katılan Papadopulos hükümetinin, üyelik avantajını kullanarak, AB'nin bu kararının hayata geçirilmesini engellemeye çalıştığını belirten Soyer, Rum tarafının, ilk adımının tüzüklerin ayrılması yönünde olduğunu anımsattı.

Soyer, Kıbrıs Türk tarafının, AB'ye, tüzüklerin ayrılmasının doğru bir karar olmayacağını, ancak Kıbrıs Türk tarafının mali yardımın yalnız kabul edilmesini de reddetmeyeceğini ilettiğini kaydetti. Soyer, Türk tarafının tüzüklerin onaylayıp onaylanması gibi bir durumun söz konusu olmadığını da belirtti.

Bunun ardından Rum tararının, "hakimiyetçi bir anlayış" göstererek, Kıbrıs Türk tarafının hiç kabul edilmeyeceği deklarasyonu önerdiğine dikkat çeken Soyer, Kıbrıs sorunun özünü ilgilendiren konuların yer aldığı bu öneriyi kabul etmediklerini belirtti.

"Rumların hakimiyetçi zihniyeti, AB ilkelerine aykırıdır. Deklarasyon kabul edilmedi ve Konsey, mali yardım tüzüğü ile doğrudan ticaret tüzüğünü ayrılması yönünde bir karar üretemeyecek noktaya geldi ve konuyu, AB dönem başkanlığını üstlenecek Avusturya'ya sevk etme eğilimi doğdu" diyen Başbakan, Kıbrıs Türk tarafının, AB kararına bağlı olduğunu ve bunun yaşama geçmesini istediğini söyledi. Soyer, "Kıbrıs Türk halkı üzerindeki haksız izolasyonlara, AB kararları doğrultusunda son verilmesi için siyasi çabamızı sürdüreceğiz" diye konuştu.

İsveç: AB'nin itibarına darbe vuruldu

İngiliz dönem başkanlığının son Daimi Temsilciler Komitesi'nde Kıbrıs tüzüklerini gündeme getiren İsveç, AB'nin verdiği sözleri tutmamasının büyük itibar kaybına yol açtığını belirtti.

İsveç Dışişleri Bakanlığı'nın Avrupa Dairesi Başkanı Hakan Emsgard, Zaman gazetesine yaptığı açıklamada, "AB, verdiği sözü 18 aydır tutamıyor. Tüzüklerle ilgili kararlar çok önce alınmalıydı. AB'nin 18 aydır sözlerini tutmaması itibarımızı zedeliyor" dedi.

KIBRIS 22/12/05

 

Bakanlar Kurulu, dün yine önemli kararlar aldı: Kıyılardaki 210 km'lik askeri yasak bölge, 35 km'ye düşürüldü

ÜÇ ÖNEMLİ KARAR... Bakanlar Kurulu, kıyılardaki 210 kilometrelik askeri yasak bölgeyi 35 kilometreye düşürülmesine, motorlu araç ruhsat harçlarına yapılacak zammın yüzde 3 olmasına ve Sosyal Sigorta borçlarının 3 ay daha indirimli ödenmesine olanak sağlanmasına karar verdi

BALIKÇILAR VE TURİZM İÇİN... Ekonomi ve Turizm Bakanı Kemal Derviş Deniz, kıyılardaki askeri yasak bölgenin 35 kilometreye düşürülmesi kararının, balıkçıların daha rahat avlanmalarına imkân yaratmak ve turizmi geliştirmek adına yapılan faaliyetlerin daha rahat gerçekleştirilmesini sağlamak amacıyla alındığını kaydetti

 

 

Bakanlar Kurulu, kıyılardaki 210 kilometrelik askeri yasak bölgeyi 35 kilometreye düşürme, motorlu araç ruhsat harçlarına yapılacak zammın yüzde 3 olmasına ve Sosyal Sigorta borçlarının 3 ay daha indirimli ödenmesine olanak sağlanmasına karar verdi.

Bakanlar Kurulu'nun Başbakan Ferdi Sabit Soyer başkanlığında Cumhuriyet Meclisi'nde yaptığı yaklaşık 2 saatlik toplantıda aldığı kararları Ekonomi ve Turizm Bakanı Kemal Derviş Deniz açıkladı.

Meclis'teki bütçe görüşmelerinden dolayı Başbakan'ın Cumhuriyet Meclisi'ndeki makam odasında gerçekleştirilen toplantı, saat 15.30'da başladı.

Kıyı askeri yasak bölgeleri

Ekonomi ve Turizm Bakanı Kemal Derviş Deniz, dünkü Bakanlar Kurulu toplantısında rutin konuların dışında önemli kararlar da alındığını belirtti.

Bu konulardan birinin askeri yasak bölgelerle ilgili olduğunu ifade eden Deniz, KKTC'nin sahip olduğu deniz sahalarında denizden azami düzeyde faydalanmak için geçmişte toplam 210 kilometre civarında olan askeri yasak bölgenin Bakanlar Kurulu kararıyla 35 kilometreye düşürülmesine karar verildiğini söyledi.

Deniz bu kararın alınmasındaki başlıca sebebin balıkçıların daha rahat avlanmalarına imkân yaratmak ve turizmi geliştirmek adına yapılan faaliyetlerin daha rahat gerçekleştirilmesini sağlamak olduğunu kaydetti. Derviş Kemal Deniz, bu çerçevede Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı'na bağlı Sahil Güvenlik Komutanlığı'nın balıkçıları konu hakkında detaylı şekilde bilgilendireceğini ve Tarım Bakanlığı'nın da aynı amaçla balıkçılarla toplantılar yaparak alınan kararın kendilerine kazandıracağı faydalar hakkında bilgi vereceğini belirtti.

Kurul Sözcüsü, bu durumda sadece Erenköy, Maraş, Yeşilırmak'ın doğusunda küçük bir bölge, Yılan Adası, Teknecik'in askeri yasak bölgelerde kaldığını ifade etti

Araç ruhsatlarına yapılan

zam yüzde 3'e indirildi

Deniz, dünkü toplantıda geçmiş haftalarda Bakanlar Kurulu'nda motorlu araçların ruhsat harçlarının yüzde 20 ile 30 arasında arttırılması konusunda alınan kararının dün yeniden gözden geçirildiğini ve artışın yüzde 3 olmasına karar verildiğini belirtti.

Sosyal Sigortaya borçlar

Deniz, Sosyal Sigortalar'a geçmişte birikmiş prim ve gecikme zamlarıyla birlikte borçlu olanlara 8 Aralık 2005'e kadar indirimli ödeme imkânı sağlayan Bakanlar Kurulu kararının, müracaatların yoğun olması nedeniyle 3 ay daha uzatılmasına karar verdiğini söyledi.

DAÜ'deki grev ileriki

günlerde görüşülecek

Bir basın mensubunun Bakanlar Kurulu'nun Doğu Akdeniz Üniversitesi'ndeki grevle ilgili değerlendirmesini sorması üzerine Deniz, bu konunun dünkü gündeme alınmadığını, ancak ileriki günlerde ayrı bir gündem oluşturularak Bakanlar Kurulu'nda görüşüleceğini ifade etti.

KIBRIS 22/12/05

 

Türkler memnun, Rumlar tepkili

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Ksenides-Arestis davasında, mülkiyet başvurularının KKTC’ye yönlendirilebileceğine işaret etmesi, Ankara ve KKTC’de memnuniyet yarattı. Kıbrıs Rum yönetimi ise karara tepkili.

 

NTV

Güncelleme: 09:50 TSİ 23 Aralık 2005 Cuma

LEFKOŞA/ANKARA - KKTC Başbakanı Ferdi Sabit Soyer, “Bütün bu çabaların sonucunda ulaşabildiğimiz en iyi sonuç. Kıbrıs Türk halkı ve Türkiye için gerçekten çok iyi” dedi. KKTC Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş da, bir tazmin komisyonu kurulmasını öngören yasanın hedefine ulaştığını vurguladı.

Denktaş, “Bir adaptasyon dönemi yok. Artık uygulama dönemi var. Dolayısıyla Türkiye açısından da baktığımızda, Türkiye de bu kararla bir rahatlama sürecine girecektir. Yeter ki biz, yasayı uygulamaya başlayalım ve sonuç verelim” dedi.

Ankara’daki diplomatik kaynaklar da, Arestis kararı ile Kıbrıs’ta mülkiyet sorunlarının çözümünde iki kesimliliğin kabul edildiğini vurguladı.

 

AİHM’in, Türkiye’ye tazminat cezası vermemesini eleştiren Rum yönetimi sözcüsü Kipros Hrisostomidis, “AİHM, Ksenides Arestis davasında daha net, Avrupai bir karar alması gerekirdi” dedi.

“AİHM’in tazminat belirlemesi ve ailenin mülküyle ilgili hakların yeniden tesis edilmesini talep etmesi gerekiyordu” diyen Hrisostomidis, kararla Türkiye’ye yeni bir fırsat tanındığını ileri sürdü.

‘İNSAN HAKLARI İHLALLERİNDEN TÜRKİYE SORUMLU’
Rum Sözcü, “Mahkemenin kararıyla, Kıbrıs’ın kuzeyindeki tüm insan hakları ihlallerinden Türkiye’nin sorumlu olduğunu ve Kuzey Kıbrıs’taki yönetimin Türkiye’nin idaresinde olduğunu ortaya koyduğunu” iddia etti.

Hrisostomidis, Kıbrıs Rum hükümetinin her türlü olasılığa karşı hazırlıklı olduğunu belirterek, “Yeni tertiplerin (KKTC’deki yeni mülkiyet yasasının) etkili bir iç hukuk mekanizması olup olmadığı konusunda tüm tezlerimiz, konu ele alınacağı zaman, AİHM’e sunulacak” dedi.

 

AİHM karar verdi, Türkiye rahatladı


22 Aralık, 2005 15:39:00 (TSİ) CNN TURK

Zeynel Lüle/CNN TÜRK/Brüksel

1974 yılından bu yana Kuzey Kıbrıs'taki evine gidemediği için dava açan bir Rum'un başvurusunu görüşen AİHM, Türkiye'ye tazminat hükmü vermedi.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Türkiye'nin ‘malın korunması’ hakkını ise ihlal ettiğine karar verdi. AİHM kararında tazminat bölümü boş bırakıldı. 
 
AİHM, kararın gerekçeli bölümünde Rumların bundan sonraki başvurularının KKTC'deki Tanzim Komisyonu'na yönlendirilmesine işaret etti.
 
Kararda ayrıca, KKTC'de iç hukuk yollarının kullanılması için oluşturulacak kurumun AİHM standartlarına uygun olması ve bunun üç ay içinde gerçekleştirilmesi tavsiyesinde bulunuldu.

İç hukuk yolunun bitmediğine karar veren AİHM, Rumların açtığı 2 bine yakın benzer davaya KKTC Meclisi’nin yasalaştırdığı Tazmin Komisyonu’nun bakmasının önünü açmış oldu.
 
Ancak Kıbrıs Rum kesimi, Tazmin Komisyonu'na başvurmanın KKTC'yi tanımak anlamına geleceğini belirtiyor ve Rum vatandaşlarının komisyona başvurmayacağını savunuyor. 

Hatta Rum yönetimi, Tazmin Komisyonu'na işlerlik kazandırılmasını engellemek amacıyla, bu komisyona başvuranların en az 4 yıl hapis ve 20 bin Kıbrıs Lirası para cezasına çarptırılmalarını öngören bir kanun geçirmeye hazırlanıyor.
 
Dolayısıyla AİHM'nin bugünkü kararı, Rumların açtığı 2 bine yakın davanın önünün kesilmesi anlamına geliyor.
 
Olası davaların Türkiye aleyhine sonuçlanması halinde Türkiye'nin ödemesi gereken paranın 40 milyar dolar civarında olacağı tahmin ediliyor.
 
AİHM, daha önce, Titina Loizidou'nun Girne'deki mülküne ilişkin başvurusu hakkında verdiği kararda, Türkiye'yi sorumlu tutmuş ve tazminat ödemesine karar vermişti.
 
'Loizidu' davasının rövanşı niteliğindeydi

AİHM'nin kararıyla, Rumların mahkemeye gelmeden önce KKTC tarafından oluşturulan Tazmin Komisyonu'na başvurmalarını şart koşma eğiliminin Türkiye'yi önemli ölçüde rahatlattığı belirtiliyor.
 
Türk diplomatik kaynaklarına göre AİHM, Myra Ksenides Arestis'in (bugün karara bağlanan dava) başvurusuna ilişkin kararı ile Rum yönetiminin beklentilerini boşa çıkardı ve KKTC'nin etkin iç hukuk oluşturma yeteneğine sahip olduğunu kabul ederek, tanınmamış da olsa, KKTC'nin ve işlemlerinin yasallığını teyit etti. 

Arestis davası, Türkiye'nin Rum vatandaşı Titina Loizidu'ya maddi tazminat ödemesi ve Annan Planı'nın Rumlar tarafından reddedilmesinden sonra ele alınacak ilk başvuru olması itibarıyla büyük önem taşıyordu.
 
AİHM'nin, KKTC'deki evine 1974'ten beri gidemediğini belirten Myra Ksenides Arestis ile ilgili davaya ilişkin kararı, mahkemede bekleyen diğer Rum başvurularına emsal teşkil edecek olması açısından da önemli görülüyordu.
 
Başvuruyla ilgili ilk değerlendirmesinde AİHM, BM planının reddedilmesi, KKTC'de mal ve mülk iddialarının araştırılması için kurulan komisyonun yapısı ve işleyişiyle ilgili olarak Rum yönetimi ve Türkiye'ye mayıs 2004'te yazılı sorular yöneltmişti.
 
Rum yönetimine ve Türkiye'ye yöneltilen sorular arasında, ''KKTC'de mülkiyet şikayetleri için kurulan komisyonun halihazırdaki durumu nedir? Bu komisyona yapılan başvurular engelleniyor mu? Engelleniyorsa ne şekilde oluyor? AİHM'de bekleyen Rum davaları açısından, BM planının başarısızlığa uğramasının hukuki sonuçları var mı, varsa nelerdir'' gibi sorular yer almıştı. 
 
Yanıtları teslim alan AİHM, daha sonra tarafların bu yanıtlara ilişkin görüşlerini 21 ağustosa kadar Strasbourg'a göndermelerini istemişti.
 
Yasa Türkiye'yi rahatlatmayı hedefliyor

KKTC Meclisi de, Kıbrıslı Rumların 1975 öncesinde Kuzey Kıbrıs'ta bıraktığı malların iadesini, takas edilmesini ve tazminini öngören yasayı 19 aralıkta oy çokluğuyla kabul etmişti.
 
Yasa, Türkiye'yi Rumların açtığı tazminat davaları konusunda rahatlatmayı hedefliyordu. Kıbrıs Rum yönetimi Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu ise yaptığı bir açıklamada, KKTC'deki hiçbir kurumu tanımadıklarını, Rum vatandaşlarının takas, tazminat ve mal iadesi için KKTC'nin ''başvuru yapın'' çağrısını reddedeceğini savunmuştu.

 

SERDAR DENKTAŞ

KKTC Dışişleri Bakanı Serdar Dentaş, AİHM'nin yeni mülkiyet yasasını Arestis davasında dikkate aldığını ifade ederek, ''şimdi yeni bir süreç başlıyor'' dedi. Denktaş, mülkiyet yasasının bu kadar erken işe yarayacağını beklemediğini, fakat yasayla ilk kazanımın elde edildiğini belirtti. Denktaş, şimdi Mal Tazmin Komisyonu'nun süratle oluşturulması gerektiğini söyledi.

CNN TURK 23/12/05

 

AİHM'den Rum tezlerine darbe


22 Aralık, 2005 17:28:00 (TSİ) CNN TURK

Barçın Yinanç / CNN TÜRK

AİHM'nin bir Rum'un başvurusu üzerine aldığı kritik Kıbrıs kararı ile ekonomik açıdan Türkiye’nin üzerinden milyonlarca dolarlık bir yükün kalkması ihtimali doğdu.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Türkiye’yi 1.1 milyon dolar tazminata mahkum ettiği Loizidou benzeri binlerce başvuru için emsal oluşturabilecek bir davada çok önemli bir sonuca vardı.
 
Mahkeme Myra Ksenides Arestis adlı Rum’un mülkiyet hakkının ihlal edildiği kararına vardı ancak tazminata hükmetmedi.
 
Strazburg’daki Mahkeme benzer başvuruda bulunan diğer Rumlar için üç ay içinde iç hukuk yolu yaratılmasını istedi.
 
Tazmin Komisyonu'na şans

Uzmanlara göre kararın en kritik boyutunu işte bu hüküm oluşturuyor. Mahkeme, 19 aralıkta KKTC’nin çıkardığı yasayla yeniden oluşturduğu Tazmin Komisyonu’na bir şans vermeye karar verdi.

Mahkemenin en temel ilkelerinin başında, yapılan başvuruların görülebilmesi için başvuru sahibinin ülkesinde tüm iç hukuk yollarını tüketmiş olması geliyor. 
 
KKTC’de kurulan Tazmin Komisyonu ile bir iç hukuk yolu yaratılmış oldu. Mahkeme böylece, diğer başvuruları karara bağlamadan önce, bu dosyaların KKTC’deki Komisyon’a havale edilmesinin yolunu açtı.

Zafer ilan etmek için erken çünkü mahkeme, Tazmin Komisyonu’nun etkin bir şekilde işlediğini görmek istiyor.
 
Ancak diplomatik kaynaklar bu ara kararı Türk tarafı açısından çok önemli bir kazanım olarak görüyor. Zira ekonomik açıdan Türkiye’nin üzerinden milyonlarca dolarlık bir yükün kalkması ihtimali doğdu.

Rum tezlerine darbe
 
Üstelik kararın siyasi yansımaları da en az ekonomik sonuçları kadar önem taşıyor. Bir yandan Türk tarafını siyaseten sıkıntıya sokacak bir sürece sekte vurulurken, KKTC’deki bir kurumun uluslararası bir örgüt tarafından kabul görmesi de Rum tezlerine büyük bir darbe vurulması anlamına geliyor. 

AİHM’nin Tazmin Komisyonu’nun etkin bir iç hukuk yolu olduğunu kabul etmesi ve Strazburg’a yapılmış tüm başvuruları KKTC’ye yönlendirmesi durumunda, mali ve siyasi yük Türkiye’nin omuzlarından kalkıp, Kıbrıs Türk tarafının omuzlarına mı binecek?
 
Konuyu yakından takip eden Türkiye ve KKTC’den yetkililer, bu konuda ihtiyatlı bir iyimserlik içindeler. Herşeyden önce kaç kişinin başvuruda bulunacağını kestirmek zor görünüyor. 
 
Doğu Akdeniz Üniversitesi’nden Yard. Doç. Kudret Özersay, 'KKTC’nin yasallaşması' olarak algılanacağı gerekçesiyle Kıbrıs Rum yönetiminin Tazmin Komisyonu’na başvuruyu engellemek için elinden geleni yapacağına dikkat çekti.
 
Rumlardan yasa hazırlığı
 
Rumlar, başvuruda bulunanların cezalandırılmasını öngören bir yasa teklifini şimdiden hazırlamış durumdalar. Bu arada Kıbrıslı Türklerin endişelendiği gibi her başvurunun otomatik olarak mülkün iadesiyle sonuçlanması söz konusu değil.
 
Tazmin Komisyonu’nun sadece mülkiyeti iade etmek değil, tazminat ödemek, Güney Kıbrıs'ta kalan Türk mallarıyla takas gibi yöntemleri de bulunuyor.
 
Özersay bir başka konuya daha dikkat çekiyor. Geçmiş uygulamalara bakıldığında, ulusal Tazmin Komisyonları'nın hükmettiği tazminatlar, her zaman için mahkemenin kararlaştırdığından çok daha az oluyor.
 
Tazmin Komisyonu'nun hükmettiği oranlara itiraz edip her zaman için Strazburg’a yeniden gitmek de mümkün. Ama bu süreç de yıllar alıyor. Türk tarafının üzerine kabus gibi çöken mülkiyet davalarında ise en çok ihtiyaç duyulan şey çözüme kadar zaman kazanmak.
 
Karar Papadopulos'u da 'vurdu'

Konunun siyasi boyutuna gelince... Rum yönetimi liderinin yaptığı sert açıklamalardan da anlaşılabileceği gibi bu karar Papadopulos’un stratejisinin en önemli iki ayağından birine darbe vuruyor.
 
Papadopulos, Annan Planı'nın reddedilmesi için yürüttüğü kampanyada Loizidou kararını göstererek, Kuzey’deki mülklerini 1974’te terk etmiş olan Rumlar açısından AİHM’nin alacağı benzer kararların, Annan planında öngörülen düzenlemelerden çok daha çekici olacağını savundu.

Uzmanlara göre AİHM’nin kararı Papadopulos’un bu tezini zayıflatacak. Mahkeme’nin KKTC Tazmin Komisyonu’nun etkin bir iç hukuk yolu olduğunu kabul etmesi durumunda Strazburg’a yapılmış tüm başvurular KKTC’ye yönlendirilecek.
 
Böylece Papadopulos’un bir yandan, Rumların Kuzey’deki eski malları için değerinin çok üzerinde tazminat almalarının sağlanması diğer yandan da Rumların hala Kuzey Kıbrıs’taki eski mülklerine dönüş hakları olduğunun hukuken kabul görmesine dayalı stratejisi darbe almış olacak. 

 

AİHM’den Rumlara darbe

Zeynel LÜLE / BRÜKSEL - Uğur ERGAN / ANKARA

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Loizidu davasının rövanşı Ksenides-Arestis davasında Türkiye’ye tazminat cezası kesmedi. Özel hayat ve mülkiyet hakkı alanında ihlal bulan AİHM, tazmin veya takas amacıyla iç hukuk yolu yaratılması için üç ay süre tanıdı. Böylece,
1- Karar içtihat oluşturduğu için Türkiye, AİHM’de bekleyen Rumlara ait 2 bine yakın davada 40 milyar Euro tazminat ödemekten kurtuldu.
2- AİHM, KKTC’deki Tazmin Komisyonu’nu hukuki merci olarak tanımış oldu.


AVRUPA İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), ünlü Loizidu davasının ‘rövanşı’ niteliğindeki Ksenides-Arestis davasını sonuçlandırdı ve verdiği kararda, KKTC’de oluşturulacak Tazmin Komisyonu’nun meşrulaşmasının yolunu açtı. Mahkeme bunun için Türkiye’ye üç aylık süre tanıdı. Mahkeme ayrıca bu kararla, binlerce Rum vatandaşının başvuruları sonucu Türkiye’nin ödemek zorunda kalabileceği 40 milyar Euro’nun da önünü kesti. Rum vatandaşları, Tazmin Komisyonu’nun resmi olarak göreve başlaması ve üç ay sonunda AİHM tarafından tanınması halinde, önce bu komisyona başvurmak zorunda kalacak.

AİHM, davanın 65 bin Euro’luk mahkeme masrafının ise Türkiye tarafından ödenmesini talep etti.

BİNLERCE DAVA DONDURULDU

Magosa’nın Ayios Memnon bölgesinde bulunan evine 1974’ten beri gidemediğini belirten Myra Ksenides-Arestis ile ilgili davanın sonucu, halen AİHM önünde bekleyen iki bine yakın dava için de ‘kilit’ önem taşıyordu. AİHM dünkü kararında, KKTC Tazmin Komisyonu’nun, Rumların Kuzey Kıbrıs’ta bıraktığı taşınmaz ve taşınır malların iadesini, takasını ve tazminatını ‘karşılayabilecek’ bir yapıya kavuşturması için üç aylık süre verdi. Bu süre içinde diğer binlerce davanın ‘durdurulacağını’ açıkladı.

AİHM, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 8’inci maddesi uyarınca davacının özel hayatının, 1. maddesinin bir numaralı ek protokolü uyarınca da ‘mülkiyet hakkının’ ihlal edildiğine hükmetti. Ancak herhangi bir tazminat belirlemedi. Bu konuda yetki, içeriğinin uygun olduğunun belirlenmesi halinde ‘Tazmin Komisyonu’na’ bırakıldı.

KKTC’YE İLK RESMİ TANIMA

ANKARA, AİHM’nin Ksenides-Arestis davasıyla ilgili kararını ‘önemli’ ve ‘olumlu’ bir gelişme olarak değerlendirdi. Ankara’ya göre AİHM’nin kararı şu anlamlara geliyor:

KKTC’nin AİHM ve uluslararası hukuka uygun bir iç hukuk yarattığı tanındı.

Loizidu kararının iki aşaması vardı. İlk aşamasında tazminat ödendi. Ancak Loizidu’nun KKTC’deki gayrimenkulüne sahip olabilmesi için esasa ilişkin karar henüz alınmamıştı. Ksenides-Arestis kararı uyarınca Loizidu ile ilgili esas karara varabilmek için KKTC’de iç hukukun tüketilmesi gerekecek.

Rum Kesimi, Loizidu kararını istismar ederek Kıbrıs’ta çözümü engellemeye çalışıyordu. Ksenides-Arestis kararı ile Rum Kesimi’nin bu oyunu bozuldu.

Kararla Kıbrıs’ta mülkiyet sorununun çözümünde iki kesimlilik kabul edildi.

RUMLAR MEMNUN DEĞİL

Ankara’ya göre AİHM bu kararıyla, KKTC’de iç hukukun oluşturulmasına ve mahkemenin performansına bakacak. Bu karar, benzer 46 dava için pilot dava niteliğindeydi. Ayrıca yaklaşık 2 bin Rum’un yaptığı 600 başvuru dosyası da karardan etkilenecek. Loizidu davası sırasında iç hukuk yolu yoktu. AİHM, bu kararının devam eden davalar için geçerli olduğunu ortaya koydu.

Kıbrıs Rum yönetimi sözcüsü Kipros Hrisostomidis, ‘Ksenides Arestis davasında AİHM’nin daha net, Avrupai bir karar alması gerekirdi’ dedi. ‘AİHM’nin tazminat belirlemesi ve ailenin mülküyle ilgili hakların yeniden tesis edilmesini talep etmesi gerekiyordu’ diyen Hrisostomidis, kararla ‘Türkiye’ye yeni bir fırsat tanındığını’ ileri sürdü.

AİHM’nin Türk yargıcı Rıza Türmen, dün Türkiye’nin Kıbrıs’ta mülkiyet haklarını ihlal ettiğine dair karara çekince koydu. Türmen bu tutumuyla mülkiyet sorunun Kıbrıs’taki gelişmeler de dikkate alındığında siyasi bir boyutu olduğu mesajını vermiş oldu.

 

HURRIYET 23/12/05

 

Denktaş birleştirdi

Nur BATUR

CHP’nin davetiyle TBMM kürsüsünde hayatını verdiği Kıbrıs davasını anlatan Rauf Denktaş, sağ ve solun liderlerini bir araya getirdi. Denktaş ağlatan konuşmasında, ‘İçim yanarak söylüyorum. Kıbrıs meselesinde son satırlar yazılıyor’ dedi.

TBMM’nin eski senato salonu tamamen dolu. Kürsüde, Kıbrıs davasına hayatını veren Rauf Denktaş konuşuyor.

Ön sırada 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, CHP Lideri Deniz Baykal ve AKP’nin ağır toplarından TBMM Başkanı Bülent Arınç var.

Yan sırada MHP Lideri Devlet Bahçeli ile Onur Öymen yan yana oturuyorlar.

Diğer tarafta da SHP Lideri Murat Karayalçın’la, Denktaş gibi uzlaşmazlıkla suçlanıp oyun dışı kalan Prof. Mümtaz Soysal...

Kıbrıs için sağ ve solun liderleri yeniden bir araya geliyorlar.

Kürsüdeki Denktaş ise Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a kızgın.

BU GİRİT MODELİDİR

‘İnanarak ve içim yanarak söylüyorum. Kıbrıs meselesinde son satırlar yazılıyor’
diyerek konuşmaya başlayan Denktaş, şöyle devam ediyor:

‘Girit modelinin son sayfası, Annan Planı’nın son sayfasıdır. Girit’te de ‘Askerinizi çekin. Türkleri koruruz’ dediler. Sonrası Enosis. Önce Annan Planı’yla Türk askerini çektirmek istediler. Şimdi de 5 bin asker çekin diyorlar. Papadopulos’u bilen, asker çekince daha da güçleneceğini bilir. 15 bin çekin diyecek. Kıbrıs’ı alıp götürme siyasetinden zerre kadar taviz vermedi.’

Denktaş
sonra ‘Annan Planı’na ‘Hayır’ dedim. Çünkü ‘Evet’ deyince Türkler artık egemenlik ve ayrı devlet isteyemezler dediler’ diyerek karşı çıkış nedenini anlattı.

Sonra da üzüntülü bir ses tonuyla, ‘Utanmayalım. Kabul edelim. Rumlar hayır diyerek devlete sahip çıktılar’ diye konuştu.

SAHİP ÇIKTIM, ÖLDÜRÜLDÜM

Yıllardır dinlediğim Denktaş’ı ilk kez böylesine isyan ederken gördüm.

Konuştukça kızgınlığı arttı, ‘Türkiye ağırlığını koymasaydı, bizde yüzde 65 hayır çıkacaktı. Hayır çıksaydı bugün 2 devlet olacaktı. KKTC’ye sahip çıkalım dediğim için öldürüldüm’ dedi 50 yıllık kurt siyasetçi.

‘Türk hükümeti, protokolü imzalayarak Rum’u Kıbrıs’ın meşru hükümeti olarak kabul etmiştir. Lütfen ve merhameten, bu yüce Meclis’in çatısı altında aldığınız kararlara bakın’ diyen Denktaş bir saat boyunca tam bir duygu fırtınası yaşadı ve yaşattı. Bazen kızdı bazen isyan etti. ‘Meclis, ek protokolü suratlarına atmazsa Kıbrıs elden gidiyor kardeşlerim’ deyince salondan alkışlar yükseldi.

3.5 KİŞİ İSTEDİ DİYE

Denktaş
bir ara 31 yıl önce Türk paraşütçülerin indiği anı anlatırken iyice duygusallaştı. O anı yaşarcasına şöyle anlattı:

‘Ateş altında cepheyi geziyorum. Bir köşede sigarasını tüttüren bir paraşütçü subay. ‘Korkmadın mı?’ diye sordum. Güldü. ‘Atladığım anda etrafımı binlerce beyaz atlı sardı. 1571’in şehitleriydi. Birlikte indik. Hiç korkmadım’ deyince gözlerim doldu.’

Denktaş’
ın son sözleri de isyan doluydu. Milletvekillerine şöyle çağrı yaptı:

‘Kıbrıs giderse Türkiye Akdeniz’e çıkamayacak. 3.5 kişi böyle istedi diye Türkiye Akdeniz’e kapılarını kapatamaz. Beni dünya gerçeklerini kabul etmemekle suçladılar. Uzlaşmaz dediler. Uzlaşmanın adını koyalım kardeşlerim. Şehitleri toplayıp Anadolu’ya mı getireceksiniz? Türk milleti buna razı mı?’

Peki ya çözüm?

Denktaş’ın görüşlerinde değişiklik yok.

Ona göre, iki devlete dayalı konfederasyondan başka çözüm kabul edilemez.

ARINǒIN GÖZLERİ DOLDU

Kürsüden indikten sonra Rauf Denktaş’ın yanına gidip elini sıktığım zaman gözlerinin yaşlı olduğunu gördüm.

Bir foto muhabiri, Erdoğan’la dış politikada pek anlaşamayan Arınç’ın da gözlerinin dolduğunu söyledi. Bir an düşündüm.

Bu, Kıbrıs’ta bir avuç toprak için hayatını feda eden şehitlere dökülen gözyaşı mıydı?

Yoksa bir ömür boyu süren mücadelenin sonunda duyulan çaresizliğin gözyaşları mı?


CHP Lideri Baykal, ‘Kıbrıs’taki Son Gelişmeler’ konulu konferansına konuşmacı olarak katılan KKTC 1. Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş onuruna öğle yemeği verdi. Yemekte tam bir milli koalisyon oluştu. (Soldan sağa) DYP Lideri Mehmet Ağar, 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, TBMM Başkanı AKP’li Bülent Arınç, CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen, MHP Genel Sekreteri Cihan Paçacı, MHP Lideri Devlet Bahçeli, CHP Lideri Deniz Baykal, BCP Lideri Prof. Dr. Mümtaz Soysal katıldı. Yemekte fotoğrafta görünmeyen SHP Genel Başkanı Murat Karayalçın ile SHP İzmir Milletvekili Hakkı Akalın da yer aldı.

HURRIYET 23/12/05

 

Türkiye’nin AB’ye girmesi için Kıbrıs’ı çeke çeke alacaklar

CHP’nin Kıbrıs’a milli mesele olarak sahip çıkıldığını göstermek amacıyla TBMM’de düzenlediği konferans, tam birlik görüntüsü verdi. KKTC eski Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın konuşma yaptığı konferansa 9’uncu Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, TBMM Başkanı Bülent Arınç, siyasi parti liderleri Deniz Baykal, Devlet Bahçeli, Murat Karayalçın, Mümtaz Soysal ve Yaşar Okuyan katıldı.

Demirel ve Bahçeli yıllar sonra sonra ilk kez TBMM’ye geldiler. Demirel, Cumhurbaşkanlığı görevinden ayrıldıktan sonra eski milletvekillerinin cenaze törenleri için birkaç kez Meclis’e geldi. Bahçeli de 2002 seçimlerinde partisi Meclis dışında kaldıktan sonra Meclis’teki herhangi bir toplantıya katılmadı.

ANAVATAN ve DYP de parti yönetimiyle konferansta hazır bulundu. AKP’den hiçbir yönetici konferansa katılmadı. Ama Dışişleri Komisyonu Başkanı Mehmet Dülger, uluslararası komisyonların başkanları ile parti içinde muhalefet olarak adlandırılan bazı milletvekillerinin konferansa ilgi gösterdiği görüldü. Başta CHP’li Birgen Keleş olmak üzere pekçok izleyicinin ağlayarak dinlediği konuşma sırasında Denktaş, şunları söyledi:

‘Son satırlar yazılıyor. İçim yanarak söylüyorum. Türkiye’nin, AB’ye girmesi için Kıbrıs’ı çeke çeke alacaklar. Ama sizin vermeyeceğinize inanıyoruz. Meclis, ek protokolü reddetmelidir ya da uzlaşma olana kadar Rum tarafını tanımayacağı şartını koymalıdır. Kıbrıs meselesi, iki dili ve dini ayrı halkın, var olan iki devleti arasındaki meseledir. Bu formülü Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer canlandırdı. Bu Meclis de kabul etti. Kalıcı barış için bundan başka formül yoktur. Bugün yaşanan olaylar beni birçok konuda haklı çıkardı. Ama, ‘Eğer Meclis ek protokolü suratlarına çarpmazsa Kıbrıs elden gider’ sözlerimde inşallah haklı çıkmam. Rumlarla yaşanabilse Türkiye’nin rahat etmesi için yaşarız. Ama yaşatmazlar. Şehitler verdik bu yolda. Bu şehitleri, buradan alıp Anadolu’ya mı taşıyacağız? AB, kalıcı anlaşmadan yanaysa, iki devlete dayalı birleşim neyine batıyor? 3.5 kişi istedi diye Türkiye kapılarını Akdeniz’e kapatamaz. Türk Milletinin yumruğu ağır vurulursa, ‘Bu dava, benim milli davam, 13’üncü ada olarak Yunanistan’a bırakmam’ denilirse, bu iş halledilir.’

HURRIYET 23/12/2005

 

 

RUM LOBİSİNE KARŞIN, ARESTİS DAVASINDA TAZMİNATA GEREK GÖRÜLMEDİ

KKTC'ye iyi haber

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Kuzey Kıbrıs'taki mülkü için dava açan Rum Xenides Arestis konusunda KKTC'deki yeni mülkiyet yasasını iç hukuk yolu olarak görebileceği mesajı verdi

Güven Özalp - Brüksel

 

 

 



Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Kıbrıslı Rumlar tarafından açılan davaların yönünü değiştirebilecek bir karara imza attı. AİHM, temelinde mülkiyet şikayeti olan Myra Xenides - Arestis davasında, tazminat ödenmesi yönünde bir karar almazken, Türkiye'den üç ay içinde benzer davalar için örnek oluşturabilecek bir çözüm yolu bulmasını talep etti.
Mahkemenin bu kararı, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nde (AİHS) belirlenen standartlara uygun olduğunun belirlenmesi halinde, KKTC'de yapılan düzenlemelerin iç hukuk yolu olarak değerlendirilebileceğinin işaretini vermesi açısından önem taşıyor.
Davanın temelinde Xenides - Arestis'in bugün yerleşime kapalı olan Maraş bölgesinde 1974'te terk ettiği taşınmaz mallarını geri almak için 1999'da Türkiye'den davacı olması yatıyor. Bu şikâyeti değerlendiren mahkeme, Türkiye'nin, AİHS'nin aile hayatı ve konuta saygıyı düzenleyen 8. maddesini ve mülkiyet hakkını garanti altına alan 1. Protokol'ün 1. maddesini ihlal ettiğine karar verdi.
Bu ihlallerin belirlenmesinde AİHM'nin KKTC'yi "Türkiye'nin askeri kontrolü altında bir alan" olarak görmesi etkili oldu. Mahkeme, davacının hâlâ mülkünün sahibi olarak görülmesi gerektiğinin de altını çizdi. Xenides - Arestis davasında bu iki maddede ihlal belirlenmesi, gerek Loizidu Davası gerek Kıbrıs Rum Kesimi tarafından Türkiye'ye karşı açılan davalardaki içtihada uygun bir karar olarak değerlendiriliyor ve Ankara açısından sürpriz niteliğine sahip değil.
Mahkeme, 1996'da bu davaya paralel unsurlar içeren Loizidu Davası'nda, adanın kuzeyini Ankara'nın denetiminde bir alan olarak nitelemiş ve davacı Rum vatandaşına hem malının iade edilmesi, hem de 1974'ten bu yana malını kullanamadığı için maddi tazminat ödenmesi hükmünde bulunmuştu.

Mahkeme masrafları
Xenides - Arestis kararında ise Rumların yoğun lobi faaliyetine karşın herhangi bir tazminat ödenmesine karar verilmedi. Buna ek olarak, "mülkün iadesine" de atıf yapılmadı. Mahkeme, Türkiye'den sadece davacının mahkeme masraflarını karşılamak üzere 65 bin euro ödemesini talep etti.

TEPKİLER

Karar, Ankara'yı memnun etti
Dışişleri Bakanlığı, KKTC'de Taşınmaz Malların Tazmini, Takası ve İadesi Yasası'nda yapılan değişikliklerin, AİHM'nin beklentilerini karşılamaya yönelik adımlar olduğunu ve bunların memnuniyetle karşılandığını bildirdi. Diplomatik kaynaklar, AİHM'nin dünkü kararıyla "KKTC'nin iç hukuki yol yaratma kapasitesini dikkate aldığını" gösterdiğini kaydetti.

Rumlar: Avrupai bir karar değil
Kıbrıs Rum yönetimi sözcüsü Kipros Hrisostomidis, AİHM'nin dünkü kararına tepki göstererek, "Daha net, Avrupai bir karar alınması gerekirdi" dedi. "AİHM'nin tazminat belirlemesi ve ailenin mülküyle ilgili hakların yeniden tesis edilmesini talep etmesi gerekiyordu" diyen Hrisostomidis, kararla "Türkiye'ye yeni bir fırsat tanındığını" öne sürdü.

Soyer: KKTC'nin önü açıldı
KKTC Başbakanı Ferdi Sabit Soyer, AİHM'nin kararıyla birlikte Türkiye'nin ve Kıbrıs Türklerinin önünün açıldığını belirterek, "Rumların adada tek hâkimiyet anlayışı engellenmiş oldu" dedi. KKTC Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş ise, iç hukuk yolununun bu kadar hızlı açılacağını beklemediğini, kararın kendisi için sürpriz olduğunu söyledi.

Denktaş: Sorunu yargı çözmez
KKTC Birinci Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, AİHM'nin Arestis davasıyla ilgili verdiği kararı, "KKTC'de çıkarılan yasa ortalığı karıştırdı. Siyasi bir sorun, yargı yoluyla çözülemez" diye değerlendirdi. Denktaş, sorunu halletmenin yolunun güneyde malı kalan Türklerin de tazminat talebiyle AİHM'ye başvurması olduğunu açıkladı.

ANALİZ

KKTC, Rumlar için de iç hukuk yolu oluyor

Avrupa Konseyi kulislerinde, AİHM'nin aldığı kararın Rumlar açısından ciddi bir "endişe kaynağı" olduğu dile getiriliyor

Mahkeme, Türkiye'den bu dava ve benzer nitelikte olup da karar bekleyen 1400 mülkiyet davası için örnek oluşturabilecek bir "çözüm" üretmesini talep ediyor. Bu talep, Mahkeme'nin KKTC'de oluşturulan Tazmin Komisyonu'nun ve yeni çıkan Mülkiyet Yasası'nın iç hukuk yolu olarak görülebileceği yönünde önemli bir mesaj içeriyor.
Ancak Türkiye'nin bu dava ve benzerleri için Mahkeme'ye sunacağı çözüm yönteminin AİHS'ye uygun, AİHM'nin beklentilerini karşılar ve belirlenen ihlalleri giderici nitelikte olması gerekiyor. Türkiye, çözüm önerisini üç ay içinde AİHM'ye sunacak, bunun ardından da üç ay içinde ihlalleri giderici fiili girişimde bulunacak.
Arestis kararı, mülkiyet sorunları açısından Loizidu kararının "örnek karar" olma durumunu değiştirme potansiyeline de sahip. AİHM, 2001'den bu yana Rumlar tarafından yapılan başvurularla ilgili kararların satır aralarında, adanın kuzeyinde Rumların mülkiyet başvuruları için oluşturulacak bir iç hukuk yolunun Strasbourg açısından kabul edilebilir olacağının sinyalini veriyor. Arestis davasının kabul edilebilirlik kararında da KKTC'deki Tazmin Komisyonu'nun Rumlar için iç hukuk yolu olabileceği ancak bunun için KKTC'de uygulanacak tazmin esaslarının AİHM'ninkine denk olması gerektiği ima edilmişti.

Ankara'ya uygun
Mahkemenin son dönemdeki eğiliminde, Kıbrıs'tan gelen mülkiyet davalarının sayısının 1400'e ulaşması ve konunun siyasi boyutu etkili oldu. AİHM, bu davaların altından kalkmakta zorlanıyor. AİHM tarafından alınan karar, Ankara'nın da beklentilerini karşılar nitelikte. Avrupa Konseyi kulislerinde de AİHM tarafından alınan kararın Rumlar açısından ciddi bir "endişe kaynağı" olduğu dile getiriliyor.

MILLIYET 23/12/05

 

Rauf Denktaş ağlattı

Denktaş'ın, "Ek protokolü suratlarına atın. İçim yanarak söylüyorum, Kıbrıs'ı alacaklar" sözleri vekilleri ağlattı

ANKARA Milliyet


Eski KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, CHP'nin davetlisi olarak TBMM Senato Salonu'nda verdiği konferansta, duygusal çıkışları ve şehit anısıyla siyasileri ağlattı, TBMM Başkanı Bülent Arınç'ın gözleri doldu. Denktaş, "Lütfen, merhameten ek protokolü suratlarına atın. Dava sizindir, sahibi Türkiye. Kıbrıs Türkünden 3 - 5 kişi böyle istedi, böyle yaptı diye Türkiye, kapılarını Akdeniz'e kapatamaz kardeşlerim" dedi.
Konferansta hükümetten temsilci bulunmaması dikkat çekti. Denktaş, gittikçe ağırlaşan şartlarda Kıbrıs'ın AB tarafından Rumlar adına talep edildiğini belirterek, "İçim yanarak söylüyorum, Kıbrıs'ı çeke çeke alacaklardır. 'Vermeyeceğiz' diyorsanız, bu ek protokolü lütfen Meclis'te reddettiriniz" dedi.
Denktaş şöyle devam etti: "Sayın Başbakan, Sayın Gül 'milli meseledir' diyor ama, milli mesele milli kararlılık ister. Kıbrıs elden gidiyor kardeşlerim. Türkiye, 'bu benim milli davamdır, onu 13. ada olarak Yunanistan'a bırakmayacağım' derse bu iş halledilir kardeşlerim."

1974 anısı

Denktaş, şu anıyı anlattı: 1974. Uçaklar uçuyor, paraşütçüler iniyor. Bir köşede bir paraşütçü subayı var. Onunla kucaklaştık. 'Korkmadınız mı?' dedim. 'Hurafelere inanmam. Söyleyeceğime sen inanmayacaksın. Atladığım an uçaktan bütün semada beyaz atlar üzerinde 1571'in binlerce şehidiyle birlikteydim, korkmadım.

MILLIYET 23/12/05

 

Denktaş'tan TBMM'ye çağrı



TBMM'nin eski Senato, şimdi ise AKP Grup Salonu...
Kürsüde KKTC'nin 1. Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş...
Salonun ön sıralarında TBMM Başkanı Bülent Arınç, 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, SHP Genel Başkanı Murat Karayalçın, BCP Genel Başkanı Mümtaz Soysal, Hür Parti Genel Başkanı Yaşar Okuyan, Başkent Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Haberal...
Eski ve yeni milletvekilleri...
Rauf Denktaş, CHP'nin davetlisi olarak TBMM çatısı altında Kıbrıs'taki son gelişmelerle ilgili konuşma yapıyor.
CHP lideri Deniz Baykal ve yardımcısı Onur Öymen'in düzenlediği bu konferansa Başbakan Erdoğan, Dışişleri Bakanı Gül, bakanlar ve muhalefet liderleri de davetliydi.
Başbakan Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Gül'ün katılmadığı toplantıda başka bakan da yoktu.
Eski başbakan Bülent Ecevit ile ANAP Genel Başkanı Erkan Mumcu'nun yokluğu dikkat çekti. Toplantıya katılamayan DYP lideri Mehmet Ağar ise, öğle yemeğinde hazır bulundu.

Denktaş'a saygı
Konferansın TBMM çatısı altında yapılmasının "Denktaş'a saygı" anlamı taşıdığı açıktı.
Son dönemlerde olanak bulduğu her yerde görüşlerini açıklayan KKTC'nin kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'tan ilginin esirgendiği biliniyor.
CHP'nin, konferansı özellikle TBMM çatısı altında düzenlemesinin bu tespitten kaynaklandığını söyleyebiliriz. TBMM Başkanı Bülent Arınç'ın Senato Salonu'nu tahsis etmesini de yine bu saygının bir ifadesi olarak algılamak gerekir.
Düzenleyici olarak Onur Öymen, yaptığı açış konuşmasında TBMM Başkanı Bülent Arınç'a bu tutumu nedeniyle teşekkür etmeyi ihmal etmedi.

Duygusal anlar
Denktaş'ın konuşması duygu yüklüydü.
Zaman zaman gözleri doldu. Denktaş, "Kıbrıs şehitleri"nden söz ettikçe TBMM Başkanı Bülent Arınç'ın da sık sık gözleri doldu...
9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel ise, Denktaş konuşurken sık sık not aldı.
Salonu dolduran lider ve milletvekillerinin ortak yönü, Kıbrıs konusunda taşıdıkları kaygıydı. Denktaş'ı izlemeye, gelişmelerden memnun olmayan eski ve yeni parlamenterler gelmişti.

'Suratlarına atın'
Denktaş, son gelişmeleri değerlendirirken, en sert tepkiyi "ek protokol" konusunda verdi.
Ek protokolün imzalanmasının Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'ni tanımak anlamına geldiğini vurgulayan Denktaş, TBMM'ye seslenirken, "Kıbrıs elden gidiyor, eğer, ek protokolü suratlarına atmazsanız" dedi. TBMM üyelerinden oybirliğiyle karar almalarını ve ek protokolü reddetmelerini istedi.
Rumların bugüne kadar zerre kadar taviz vermeden geldiklerini, Avrupa Birliği'nin Rumların arkasında durduğunu ve durmaya devam edeceğini belirten Denktaş, bu gidişi ancak TBMM'nin partilerüstü bir anlayışla göstereceği kararlılığın önleyebileceği mesajını verdi.
Denktaş, sık sık Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in, ifade ettiği gibi, çözümü ancak iki kesimli, iki halklı, iki demokrasili, iki devletli bir formül içinde vurguladı. Bu temele dayanmayan formüllerin, Kıbrıs Türklerini, mevcut Rum yönetimine bağlayan ve azınlık konumuna getiren bir süreç olacağı uyarısında bulundu.
Bu süreç durdurulmazsa, Kıbrıs'ın kaderinin de Girit gibi olacağını, Kıbrıs sorununun son satırlarının yazılmakta olduğunu belirtti.
Denktaş, Rumların, ENOSİS hedefinden vazgeçemediklerini ve Kıbrıs'ta hedeflerine çok yaklaştıklarının da unutulmaması gerektiğini kaydetti.

FIKRET BILA MILLIYET 23/12/05

 

 

AİHM'den iyi haber

Mülk davalarıyla ilgili olarak KKTC'nin bulduğu çözüm kabul edilebilecek

RADIKAL  23/12/05

GÜVEN ÖZALP

SEFA KARAHASAN

BRÜKSEL / LEFKOŞA - Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Rumların Türkiye aleyhine açtığı mülkiyet davalarının yönünü değiştirebilecek bir karara imza attı. Myra Xenides-Arestis'in açtığı davada, AİHM, ne tazminat kararı aldı ne de mülk iadesine atıf yaptı. Ancak Türkiye'den üç ay içinde benzer davalara örnek oluşturacak çözüm yolu bulmasını talep etti. Karar, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) standartlarına uyduğu belirlenirse KKTC'de 'mülk tazmin ve iade komisyonu' gibi düzenlemelerin iç hukuk yolu kabul edilebileceğinin işareti olması açısından önem taşıyor.
Xenides-Arestis'in Maraş'taki mülkü konusunda, AİHM, Türkiye'nin AİHS'nin aile hayatı ve konuta saygıyı düzenleyen 8. maddesi ile mülkiyet hakkını garanti altına alan 1. Protokol'ün 1. maddesini ihlal ettiğine karar verdi. KKTC'yi 'Türkiye'nin askeri kontrolündeki alan' olarak gören AİHM, davacının hâlâ mülkünün sahibi olduğunu belirtti. Bu iki ihlal, gerek Titiana Loizidu davası, gerekse güneyden açılan davalardaki içtihada uygun bir karar. Dolayısıyla Ankara açısından sürpriz niteliği taşımıyor.
AİHM, Loizidu'ya mal iadesi ve 1974'ten beri malını kullanamadığı için 1 milyon 120 bin avro tazminat ödenmesine hükmetmişti. Bu davada ise Türkiye'den sadece mahkeme masrafına karşılık 65 bin avro talep edildi. AİHM, Türkiye'den bu dava ve karar bekleyen benzer 1400 başvuru için örnek oluşturacak 'çözüm' üretmesini talep ediyor. Ancak çözümün AİHS'ye uygun, AİHM beklentisini karşılar ve ihlali giderici nitelikte olması gerek. Türkiye, önerisini üç ay içinde sunup, ardından üç ay içinde ihlal giderici eylemde bulunacak.

Rumlara soğuk duş
KKTC, AİHM kararı uyarınca 'iç hukuk' olarak gündeme gelebilecek 'malların tazminat ve takasına ek olarak iadesi' yasasını dün Resmi Gazete'de yayımlayıp yürürlüğe soktu. Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş, AİHM kararında bu yasanın dikkate alındığını belirtip "Yeni süreç başlıyor" dedi.
Rum Yönetimi sözcüsü Kipros Hrisostomidis ise, "AİHM, net, Avrupai bir karar almalıydı. Tazmin ve mülk hakkının tesisi gerekirdi. Bu kararla Türkiye'ye yeni bir fırsat tanındı" dedi. Sözcü, vakti geldiğinde kuzeyin hukuki düzenlemelerine karşı tezlerini AİHM'ye sunacaklarını belirtti.

Denktaş'a tam destek

Eski KKTC Cumhurbaşkanı Denktaş, 'Ek protokolü onaylarsanız Rum bizi yaşatmaz. Şehit mezarlarını alıp gidecek misiniz' dedi

23/12/05

RADİKAL - ANKARA - Eski KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, 2006'da Rum Kesimi'nin de aralarında bulunduğu ülkelerle imzalanan Gümrük Birliği Ek Protokolü'nü onaylaması gündeme gelecek TBMM'ye, TBMM'den seslendi: "Planı kabul edersek Rum bizi yaşatmaz. Şehit mezarlarını alıp gidecek misiniz?"
Denktaş, CHP'nin konuğu olarak dün TBMM'de 'Kıbrıs'ta son gelişmeler' konulu konferans verdi. Konferansı, 9'uncu Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel ile TBMM Başkanı Bülent Arınç da izledi. Konferansa MHP'liler tam kadro katıldı. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ile CHP Genel Başkanı Deniz Baykal da aynı sırayı paylaştı.
CHP'li milletvekillerinin ağırlıkta olduğu salonda SHP Genel Başkanı Murat Karayalçın, CDP Genel Başkanı Mümtaz Soysal, AKP'den Mehmet Dülger, Vahit Erdem, Aydın Dumanoğlu, Turan Çömez, Mahmut Koçak, Ertuğrul Yalçınbayır, Resul Tosun, Zekeriya Akcan, DYP ve Anavatan milletvekilleri, Türk-İş Genel Başkanı Salih Kılıç, Türkiye Barolar Birliği Başkanı Özdemir Özok ile Başkent Üniversitesi Rektörü Mehmet Haberal da izleyiciler arasında yer aldı.
Eski KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş konuşması sırasında eski mücadele günlerini anlatırken ağlamaklı bir ses tonuyla, "Tamam Türkiye rahat etsin diye bir uzlaşma olsun, Rumlarla bir arada yaşamayı kabul edelim ama Rum bizi yaşatmaz. O zaman siz şehit mezarlarını alıp gidecek misiniz?" dedi. Bu sözler üzerine TBMM Başkanı Arınç'ın gözleri dolarken, kadın milletvekilleri ve yaşlı izleyicilerin ağladıkları görüldü.

'Çözüm Sezer'in formülünde'
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün "Taviz verilmeyecek" açıklamasının kendilerini umutlandırdığını anlatan Denktaş, "Milli kararlılık TBMM'den geçen karardır ve Cumhurbaşkanı Sezer'in açıkladığı formüldedir. Kıbrıs meselesi, iki dili ve dini ayrı halkın, var olan iki devlet arasındaki meseledir" dedi.

İstediğini alan Ankara memnun

RADIKAL 23/12/05

SERKAN DEMİRTAŞ

ANKARA - Hükümet, davanın beklediği gibi sonuçlanmasından memnun. Dışişleri açıklamasında, KKTC'nin 'tazmin, takas ve iade' yasasının AİHM'nin beklentisini karşılayacağı' belirtildi. Ankara, en çok şu dört unsura sevindi:
1. Rum iddiasının aksine KKTC'nin iç hukuk yolu oluşturabileceği kanıtlandı. Loizidu kararında iç hukuk yoluna referans yapılmamıştı. Arestis bir pilot dava olarak seçildi.
AİHM, talep ettiği iç hukuk yolunun bu ve benzer davalarda geçerli olacağını söylüyor.
2. Arestis kararı, Loizidu içtihadının yerine geçebilir. Rumlar, Loizidu kararını iki kesimlilik ve kapsamlı çözüme karşı kullanıyordu. Arestis kararı ise, iki kesimlilik ve çözüme atıfta bulunuyor.
3. Diplomatik kaynaklara göre, Loizidu davası da bu karardan etkilenecek. Türkiye'nin malı iade etmesi için Rumların yaptığı itirazlara Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi'nin "Arestis davasının sonucunu bekleyelim" yanıtını verdiğini aktaran kaynaklar, Loizidu'nun da mülkünü almak için KKTC'deki komisyona başvurabileceğini belirtti.
4. Annan Planı sürecinde Rumlar, mülkiyetle ilgili konuları Loizidu kararına bağlamaya çalışıyordu. Kaynaklar, Arestis kararının ardından Rumların bu tezlerinin de geçirliliğini yitireceğini belirtti.

 

AB yardımı buhar oluyor

23/12/05

RADİKAL - BRÜKSEL - KKTC'ye tecridi kaldırmaya yönelik olarak AB'nin serbest ticaret tüzüğünün yanı sıra hazırladığı 259 milyon avroluk mali yardım tüzüğünün 120 milyon avroluk kısmı kullanılamaz hale geldi. AB Daimi Temsilciler Komitesi yıl sonu toplantısında, Rum itirazı sürünce, tüzükte yeni açılım sağlanamadı. Böylece yardımın 2004-2006 için öngörülen kısmı kaybedilirken, 139 milyon avro gelecek yıla devretti.

 

AİHM'den Rum'a darbe

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Arestis davasını karara bağladı. Türk tarafı "malın kullanılması hakkını ihlal etmekten" suçlu bulundu ama tazminat ödemeyecek. Kararında tazminat bölümünü boş bırakan AİHM, KKTC Meclisi'nin yasalaştırdığı Tazmin Komisyonu'na başvurulmasının önünü açmış oldu

AİHM'den Rum'a darbe

İHLAL VAR, TAZMİNAT YOK... Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), 1974 yılından bu yana Kuzey Kıbrıs'taki evine gidemediği için dava açan Rum vatandaşı Mira Ksenides-Arestis'in başvurusunu karara bağlayarak "malın korunması hakkının ihlal edildiğine" karar verdi. Kararında tazminat bölümünü boş bırakan AİHM, Rumların açtığı 2 bine yakın davanın KKTC Meclisi'nin yasalaştırdığı Tazmin Komisyonu'na başvurmasının önünü açmış oldu

TÜRK TARAFI İÇİN POZİTİF... DAÜ Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Kudret Özersay kararın Türk tarafı açısından "pozitif" olduğunu belirterek, AİHM'in önümüzdeki üç aylık dönemde Türk tarafının atacağı adımları bekleyeceğini söyledi. Özersay, komisyonun yabancı üyelerinin bir an önce atanması ve tüzüklerinin yapılması için kolların sıvanması gerektiğini vurguladı

İÇ HUKUK YOLU AÇIK... Özersay: Burada çok önemli ilginç bir bağlantı var. AİHM Arestis meselesinin yaratılacak iç hukukla bağlantılı olarak çözümlenmesine kapı aralıyor. Çünkü mahkeme, 'şu kadar tazminat ver' demiyor. 'Malı iade et' de demiyor. '3 ay için iç hukuku çalıştır, ardından gelecek üç ayda da Arestis'e zararının giderilmesini sağla' diyor

LOİZUDU'YA ATIF... Özersay, Türk tarafına verilen 6 aylık sürenin "Loizudu kararının uygulanması" sürecini de ertelediğini söyledi. AİHM'in daha önce kurulan bir bağlantıda "Arestis kararının nihai olarak sonuçlanmasına bağlı olarak Loizudu'ya bakacağız" dediğini anımsatan Özersay, "Verilen karar nihai değil. Önümüzde 6 aylık bir süreç açıldı. Loizudu kararı da buna endeksli olarak geriye doğru kaymış oldu" dedi

Hüseyin EKMEKÇİ

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), 1974 yılından bu yana Kuzey Kıbrıs'taki evine gidemediği için dava açan Rum vatandaşı Mira Ksenides-Arestis'in başvurusunu karara bağladı. AİHM, Türkiye'ye tazminat hükmü vermedi. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, 'malın korunması' hakkının ihlal edildiğine karar verdi.

Kararında tazminat bölümünü boş bırakan AİHM, Rumların açtığı 2 bine yakın dava için KKTC Meclisi'nin yasalaştırdığı Tazmin Komisyonu'na başvurulmasının önünü açmış oldu.

AİHM kararını inceleyen ve KIBRIS'a yorumlayan Doğu Akdeniz Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Görevlisi Yrd. Doç. Dr. Kudret Özersay, iç hukuk yolunun açıldığını söyledi.

AİHM kararının Türk tarafı için pozitif olduğunu savunan Özersay, vakit kaybedilmeden yabancı üyeler dahil atamaların yapılması ve tüzüklerin yapılmasını önerdi.

AİHM; Kıbrıslı Rum Myra Ksenides-Arestis'in Ankara'ya karşı 1999 yılında açtığı mülkiyet davasıyla ilgili kararında, davacının mülkiyet ve özel yaşam haklarının ihlal edildiğine hükmetmekle birlikte, Ankara'ya KKTC'de Rumlar için "etkin iç hukuk yolu oluştur" çağrısında bulundu.

Kararda, Ankara'nın Ksenides-Arestis ve mahkemeye başvurmuş yaklaşık 1400 Rum için Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve AİHM'nin geçmiş kararları çerçevesinde iç hukuk yolu oluşturması "gerektiği" görüşü yer alıyor.

AİHM, söz konusu iç hukuk yolunun gelecek üç ay içinde fiilen hazır olmasını da istiyor. Bir diğer deyişle AİHM KKTC'deki tazmin komisyonu hakkındaki nihai kararını 2006 Mart ayı sonrasına bırakmış oldu.

AİHM ayrıca, tazmin komisyonu konusu kendi gözünde henüz netliğe kavuşmadığından bu konuda davacı Ksenides-Arestis'in maddi tazminat taleplerini de şimdilik geri çevirdi. Mahkeme bu konuda davacı ile Türk hükümetinden davanın maddi tazminat boyutu konusunda Strasbourg'a üç ay içinde yazılı gözlem göndermelerini istedi.

AİHM son olarak davacıya mahkeme masrafı olarak Ankara'nın 65 bin euro ödemesine hükmetti. AİHM kararına davacı veya Türk hükümetinin 3 ay içinde itiraz hakkı bulunuyor. Böyle bir durumda AİHM'nin davayı esatan yeniden görmesi gündeme gelebilecek.

"Kıbrıs'ta bir durum var"

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin "Kıbrıs'ta bir durum" olduğunu kabul ettiğini, 2003'te Annan Planı, şimdi de yasanın ortaya çıktığını anlatan Özersay, "Bu nedenle hemen tazminata hükmedilmedi ki bu Türkiye için pozitif bir durumdur" dedi.

Türkiye 65 bin Euro ödeyecek

Türkiye'yi "konut hakkı ve mülkiyet hakkının ihlal edilmesi" konularında suçlu bulan ancak tazminata hükmetmeyen AİHM, buna karşın Arestis'e dava masraflarına karşılık 65 bin Euro ödenmesini karara bağladı.

Mahkeme masraflarının Türkiye'den alınacağını söyleyen Özersay, "Çünkü Türkiye adamı AİHM'e getirip, para sarf ettirdiği için bu parayı ödeyecek" açıklamasını yaptı.

Türk tarafına üç ay

Mahkeme önünde bulunan benzer başvurular ile Arestis başvuruları arasında doğrudan bir bağlantı kurulduğuna dikkat çeken Özersay kararda "Türkiye gerek 8'inci madde, gerekse 1'inci maddeyle ilgili olarak hakların korunması için 3 ay içerisinde iç hukuk yolu yaratmalıdır" denildiğini hatırlattı.

İç hukuk yolunun da net olarak tanımlandığını söyleyen Özersay, Türkiye'ye, "Verdiğim üç aylık süre zarfında yaratacağın iç hukuk yolunun bütün detaylarını ve gerçekten çalışabilir bir iç hukuk yolu olduğunu ispat edecek beni bu konuda bilgilendireceksin" mesajının verildiğini belirtti.

Özersay, "üç aylık süre" konusunu da şöyle değerlendirdi:

"Bu üç ay içerisinde Türkiye'nin, dolayısıyla Kıbrıs Türk tarafının komisyon üyelerini ataması, tüzüklerini yapması ve oluşturması, hatta mümkünse bir kaç davayı hayata geçirmek için adım atması gerekiyor."

Mahkeme iç hukukun yolunu açıyor

Mahkemenin bu kararla, Arestis davasının kuzeyde açılan iç hukuk yoluyla çözümlenebilmesinin önünü açtığını söyleyen Özersay'ın konuyla ilgili yorumu şöyle:

"Burada çok önemli ilginç bir bağlantı var. AİHM Arestis meselesinin yaratılacak iç hukukla bağlantılı olarak çözümlenmesine kapı aralıyor.

Çünkü mahkeme, 'şu kadar tazminat ver' demiyor. 'Malı iade et' de demiyor.' 3 ay için iç hukuku çalıştır, ardından gelecek üç ayda da Arestis'e zararının giderilmesini sağlayacaksın' diyor. Zararı karşılama çeşitli yollarla olabilir. Tazminat olabilir, alternatif mal verme ya da malın iadesi olabilir."

Loizudu ve Arestis bağlantısı

"İhlalin giderilmesini iç hukukumuzla halletmemiz için" açıkça 6 aylık bir zaman verilmesinin pozitif bir karar olduğunu söyleyen Özersay, önümüzdeki zaman diliminin çok önemli olduğunu belirtti.

Özersay, Türk tarafına verilen 6 aylık sürenin "Loizudu kararının uygulanması" sürecini de ertelediğini söyledi. AİHM'in Daha önce kurulan bir bağlantıda "Arestis kararının nihai olarak sonuçlanmasına bağlı olarak Loizudu'ya bakacağız" dediğini anımsatan Özersay, "Verilen karar nihai değil. Önümüzde 6 aylık bir süreç açıldı. Loizudu da buna endeksli olarak geriye doğru kaymış oldu" dedi.

Altı ay çok önemli

DAÜ Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Görevlisi Kudret Özersay, "Önümüzdeki süreçte neler yapılması gerekir?" sorusuna ise şu yanıtı verdi:

"Kıbrıs Türk tarafı geçtiğimiz günlerde kabul edilen yasa çerçevesinde, bir önceki yasa ve komisyon ortadan kaldırıldığı için bir an önce yabancı üyelerin de tespit edilip atanması ile yeni komisyonu oluşturması gerekir. Yeni geçen yasanın altında bir veya iki tüzüğü çıkararak detayları düzenlemeli. Yeni yasa çerçevesinde nasıl çalıştırılacağı yönünde çalışılması gerekir.

Bilindiği gibi birkaç başvuru vardı. Geçtiğimiz dönemde ben bunu söylemekten kaçındım. Başsavcı da şikayet etmişti, 'Tazminat için geldiler ve biz iki tazminatı dahi ödeyemedik' denilmişti. Oysa bunun nedeni açıktı.

O tarihlerde AİHM açıkça komisyonu açıkça bir hukuk yolu olarak göstermedi. Bu kararla gösteriyor. Bu kararla birlikte, 'hukuk yolunu çalıştır' diyor. Artık hukuk yolunu çalıştırmak çok daha kolay. Bu irade de ortaya konacaktır çünkü tazminata razı olanların mülkiyet hakkı koparılacaktır. Bu da iki kesimliliğe bir katkıdır."

Davanın geçmişi neydi?

Davacı Arestis-Ksenides, KKTC sınırları içinde yerleşime kapalı olan Maraş bölgesinde 1974 yılında terk ettiği taşınmaz mallarını geri almak için 1999 yılında Strasbourg mahkemesine başvurmuştu.

Mahkeme 1996 yılında bu durumla benzerlik taşıyan Loizidu davasında, adanın kuzeyini Ankara'nın denetiminde bir bölge olarak nitelemiş ve davacı Rum vatandaşına hem malının iade edilmesi hem de 1974 yılından bu yana malını kullanamadığı için maddi tazminat ödenmesi hükmünde bulunmuştu.

Strasbourg mahkemesi, 2001 yılından bu yana Kıbrıslı Rumların Ankara'ya karşı açtıkları davalarla ilgili kararlarında, KKTC'de Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi çerçevesinde oluşturulacak iç hukuk yollarının Rumlar için de geçerli olabileceğine dair değerlendirmelerde bulunuyor.

KIBRIS 23/12/05

Mülkiyet Yasası yürürlükte

RESMİ GAZETEDE YAYINLANDI... KKTC sınırları içinde kalan eski Rum malları için tazminat, takas ve mal iadesi ile taşınır mallara tazminat öngören yasa, Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi

YASANIN ADI... Cumhuriyet Meclisi'nin pazartesi günü yaptığı birleşimde oyçokluğuyla onaylanan ve önceki gün Cumhurbaşkanı Talat tarafından imzalanan yasa, "Anayasa'nın 159'uncu Maddesinin 1'inci Fıkrasının (b) Bendi Kapsamına Giren Taşınmaz Malların Tazmini, Takası ve İadesi" adını taşıyor

KKTC sınırları içinde kalan eski Rum malları için tazminat, takas ve mal iadesi ile taşınır mallara tazminat öngören yasa, Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girdi. Cumhuriyet Meclisi'nin pazartesi günü yaptığı birleşimde oyçokluğuyla onaylanan ve önceki gün Cumhurbaşkanı Talat tarafından imzalanan yasa, "Anayasa'nın 159'uncu Maddesinin 1'inci Fıkrasının (b) Bendi Kapsamına Giren Taşınmaz Malların Tazmini, Takası ve İadesi" adını taşıyor.

Bakanlar Kurulu'nda onaylanarak 21 Kasım'da tasarı halinde Resmi Gazetede yayımlanmasıyla kamuoyunda yoğun tartışmalara neden olan yasa, çeşitli kesimlerin görüşleri çerçevesinde önce Meclis Hukuk ve Siyasi İşler Komitesi'nde, ardından da Meclis Genel Kurulu'nda bazı değişikliklerin ardından muhalefetin red oyuna karşılık oyçokluğuyla kabul edilmişti.

Anayasa Mahkemesi'ne 90 gün süre

Yasaya ret oyu veren ana muhalefet Ulusal Birlik Partisi, yasanın onaylanması halinde Anayasa Mahkemesi'ne başvuracaklarını açıklamıştı.

KKTC Anayasası'nın 147'inci maddesine göre, "Cumhurbaşkanı, Cumhuriyet Meclisi'nde temsil edilen siyasal partiler, siyasal gruplar ve en az dokuz milletvekili veya kendi varlık ve görevlerini ilgilendiren alanlarda diğer kurum, kuruluş veya sendikalar" yasanın iptali için 90 gün içinde Anayasa Mahkemesi'ne iptal davası açabilecekler.

Komisyon kısa sürede...

2 de yabancı olacak

Rumların KKTC sınırları içinde kalan eski mallarıyla ilgili olarak AİHM gündemine gelen davalar için "iç hukuk" olarak gündeme gelen yasa, mahkeme gibi çalışacak bir komisyon atanmasını öngörüyor. Kısa sürede atanması planlanan komisyon 2'si yabancı 7 kişiden oluşacak.

Komisyon üyeleri Cumhurbaşkanı tarafından önerilecek üyeler arasından Yüksek Adliye Kurulu tarafından atanacak. Komisyon başkan ve üyeleri, hukukçular veya kamu yönetimi ile mali konularda tecrübeli kişilerden oluşacak. Üyeler, 1974 öncesinde Rumlara ait mallardan doğrudan veya dolaylı olarak yararlanan kişilerden oluşmayacak.

Komisyonda görev yapacak 2 üye de yabancılardan oluşacak. Yabancı tanımı yapılırken, bu kişilerin Kıbrıslı Türk, Rum ve bunlara ek olarak garantör ülkeler Türkiye, Yunanistan ve İngiltere vatandaşı olamayacaklarına da vurgu yapılıyor.

Komisyonun alacağı kararlar bağlayıcı ve yargının aldığı kararlar gibi icrai nitelikte olacak.

Yürütme yetkisi İçişleri'nde

Yürütme yetkisini iskan işleriyle görevli bakanlığa (İçişleri Bakanlığı) veren, davalı taraf olarak da ilgili bakanlık veya Başsavcılık'ı adres gösteren yasa, komisyona başvuracak Rumlar'a belli kurallar çerçevesinde eski taşınmaz malları için tazminat, takas ve iade, taşınır malları için de tazminat öngörüyor.

Yasada iki tür iade var

KKTC mülkiyet rejiminde uluslararası hukukun gereklerini yerine getirme ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından "iç hukuk" olarak kabul edilme hedefi taşıyan yasa, eşdeğer karşılığı malları iade dışında tutarak mal iadesini, hemen iade ve çözümden sonra iade diye iki ayrı şekilde düzenliyor

Buna göre eşdeğer dışında tapulu olan, birilerinin kullanımında olan, askeri tesis olarak kullanılan, üzerinde kamu yararı bulunan eski Rum malları, ancak çözümden sonra iade edilebilecek. Çözümden sonra ilgili mal KKTC devleti tarafından kamulaştırılarak iade edilebilecek.

Bu kapsam dışında kalan, yani kimsenin kullanımında olmayan, kamu düzenini tehlikeye düşürmeyecek devlet kontrolündeki mallar ise hemen iade edilebilecek.

Tazminat ve takas şartları...

Ödemeyi devlet yapacak

Yasa, tazminat ve takasa ilişkin şartları da düzenliyor.

Başvuru halinde ilgili Rum'a Kuzey'deki eski malına karşı tazminat ödenmesi için bugünkü rayiç bedel ile o günden bugüne değer artışı dikkate alınacak. Tazminat belirlenirken başvuru sahibinin Güney'de Türklere ait mal tutup tutmadığı da dikkate alınacak.

Başvuru sahibinin talebine göre takas teklif edilmesi halinde ise, bugünkü rayiç bedeller esas alınacak. Bu durumda malların değerleri arasında fark olması halinde aradaki fark kimin lehine ise onun tarafından ödenecek. Davalı taraf adına ödemeyi Komisyon, yani KKTC devleti yapacak.

Tazminat ve takas halinde mülkiyet hakkı ortadan kalkacak. Ancak takas halinde, kullanım kaybından doğan zarar ve konut hakkından doğan manevi zarara ilişkin tazminat talebi saklı kalacak.

Taşınır mallara tazminat

Yasa, talep edilmesi ve başvuru sahibinin ispatlaması halinde Rumlar'a taşınır mallar için de tazminat öngörüyor. Tazminat miktarı, komisyonun karar verdiği tarihteki rayiç değer üzerinden ödenecek.

İtirazlar YİM'e ve ardından AİHM'e

Mahkeme gibi çalışacak komisyonun talebe göre takas, iade, tazminat veya kullanım kaybından doğan zarar tazmini kararına karşı taraflar Yüksek İdare Mahkemesi'ne başvurabilecekler. Başvuru sahibi, Yüksek İdare Mahkemesi'nin kararından da tatmin olmaması halinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne başvuru yapabilecek.

Yasa yürürlükten kalktı

"Anayasa'nın 159'uncu Maddesinin 1'inci Fıkrasının (b) bendi Kapsamına Giren Taşınmaz Malların Tazmini, Takası ve İadesi Yasası"nın yürürlüğe girmesiyle, 2 yıl önce hazırlanan ve sadece tazminat ile takas öngören Taşınmaz Malların Tazmini Yasası yürürlükten kalktı.

KIBRIS 23/12/05

Kıbrıs görüşmeleri için zaman uygun değil

BM Genel Sekreteri Kofi Annan, Kıbrıs konusunda umutsuz konuştu

Kıbrıs görüşmeleri için zaman uygun değil

"ÖNERİM AÇIK"... Annan 2005 yılını değerlendirmek için düzenlediği basın toplantısında, Kıbrıs Türk ve Rum tarafı arasında BM gözetimindeki görüşmelerin yapılması önerisinin açık olduğunu da bildirdi

BM Genel Sekreteri Kofi Annan, Kıbrıs konusunda BM gözetiminde görüşmelerin yeniden başlaması için zamanın uygun olmadığını söyledi.

BM binasında düzenlediği basın toplantısında 2005 yılını değerlendiren Annan, KKTC ve Kıbrıs Rum Yönetimi arasında BM gözetiminde bu tür görüşmeler yapılması önerisinin açık olduğunu kaydetti.

Kofi Annan, "Ancak tabii ki müzakerelerin yeniden başlaması için zamanın uygun olup olmadığına, tarafların gerekli olan ve bizi anlaşmaya götürecek ver-ala hazır olup olmadığına karar vermek zorunda kalacağım. Bu noktada olduğumuza henüz karar vermedim" dedi.

KIBRIS 23/12/05

Eski cumhurbaşkanı Rauf Denktaş :TBMM ek protokolü reddetsin

Eski cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, CHP'nin davetlisi olarak, TBMM Senato Salonu'nda Kıbrıs konulu konferans verdi:

Eski cumhurbaşkanı Rauf Denktaş :TBMM ek protokolü reddetsin

Eski cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, "Ek Protokol korkusunun uykularını kaçırdığını" belirterek, protokolün mecliste reddedilmesini istedi.Denktaş, "Türk milletinin yumruğu ağır vurulursa, 'bu dava, benim milli davam, 13. ada olarak Yunanistan'a bırakmam' denilirse, bu iş halledilir" dedi.

Rauf Denktaş, CHP'nin davetlisi olarak, TBMM Senato Salonu'nda "Kıbrıs'taki Son Gelişmeler" konulu konferans verdi.

Konferansa, TBMM Başkanı Bülent Arınç, 9. TC Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, SHP Genel Başkanı Murat Karayalçın, HÜRPARTİ Genel Başkanı Yaşar Okuyan, TBMM Dışişleri Komisyonu Başkanı Mehmet Dülger, Türkiye Barolar Birliği Başkanı Özdemir Özok ile eski ve yeni milletvekilleri katıldı.

"Kıbrıs milli davadır, asla taviz vermeyeceğiz" açıklamalarını anımsatan Denktaş, Kıbrıs'ta geçmişi bilen insanlar olarak, bu açıklamaların yeterli olmadığını söyledi.

Denktaş, "Kıbrıs, eğer AB elinde ise, Türkiye'nin AB'ye girme yolunda, Kıbrıs'ı çeke çeke alacaktır. 'Vermeyeceğiz' diyorsunuz, inanıyoruz. Vermeyecekseniz, EK Protokolü lütfen Meclis'te reddediniz. Bu protokolün altına, Kıbrıs Rum'unu uzlaşma oluncaya kadar tanımayacağınız şartı koşunuz" diye konuştu.

KKTC adının çok geçmediğini, "Kuzey Kıbrıs", "Kuzey Kıbrıs'taki Türkler" denildiğini belirten Denktaş, KKTC demekten vazgeçilmemesini istedi.

Denktaş, Türkiye kalıcı bir anlaşma istiyorsa, bunun temelinin yazılı anlaşma olamayacağını, Rumlar'ın yazılı anlaşmaları kabul etmeyeceğini kaydetti.

"Ek Protokol korkusu, uykularımızı kaçırmaktadır" diyen Denktaş, "Türkiye bunu imzalamakla, Rum devleti ve hükümetini, meşru Kıbrıs hükümeti olarak kabul etmiş durumdadır. AB, bunu böyle okumaktadır" diye konuştu.

Denktaş, Türkiye'nin, "Loizudu davası" gibi haksız davalardan, tazminatlardan kurtulmak istiyorsa, bunu, iki tarafın meselesi olarak ortaya koyması gerektiğini vurguladı.

KIBRIS 23/12/05

Rum yönetimi sözcüsü Hrisostomidis: AİHM, Türkiye'ye Rum mallarıyla ilgili yeni bir fırsat tanıdı

Rum yönetimi sözcüsü Kipros Hrisostomidis Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM) Miras Ksenidi Aresti davasında aldığı kararı yorumlarken, "Mahkemenin daha net, Avrupai bir karar alması gerekirdi" dedi.

"Kıbrıs Haber Ajansı"nın haberine göre, sözcü, "AİHM'nin tazminat belirlemesi ve ailenin mülkü ile ilgili hakların yeniden tesis edilmesini talep etmesi gerekiyordu" dedi.

Hrisostomidis, mahkemenin kararıyla Türkiye'ye yeni bir fırsat tanındığını söyledi.

Sözcü mahkemenin, bu kararla kuzeydeki tüm insan hakları ihlallerinden Türkiye'nin sorumlu olduğunu ve kuzeydeki yönetimin Türkiye'nin idaresinde olduğunu ortaya koyduğunu belirtti.

Hrisostomidis, "hükümetinin" her türlü olasılığa karşı hazırlıklı olduğunu ifade ederek "Yeni tertiplerin etkili bir iç hukuk mekanizması olup olmadığı konusunda tüm argümanlarımız, konu ele alınacağı zaman, AİHM'ye sunulacak" dedi.

 KIBRIS 23/12/05

Cumhurbaşkanı Talat, KIBRIS TV'ye Mülkiyet Yasası ve Kıbrıs konusundaki son gelişmelere ilişkin açıklamalarda bulundu: Türkiye'den telkin almıyoruz, aksine Türkiye'ye telkinde bulunuyoruz

Cumhurbaşkanı Talat, KIBRIS TV'ye Mülkiyet Yasası ve Kıbrıs konusundaki son gelişmelere ilişkin açıklamalarda bulundu: Türkiye'den telkin almıyoruz, aksine Türkiye'ye telkinde bulunuyoruz

"MÜLKİYET YASASI YENİ DEĞİL" Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, gerek Mülkiyet Yasası olsun gerekse Kıbrıs Konusunda izlenen politikada olsun Türkiye'den telkin almadıklarını, bunun aksine zaman zaman Türkiye'yi uyardıklarını ve telkinde bulunduklarını söyledi. "Mülkiyet Yasası konusunda fırtınalar koparılmaya çalışıldığına" işaret eden Talat, halbuki bu yasanın yeni bir yasa olmadığını; böyle bir yasanın meclisten geçerek bir komisyonun kurulması gerektiğini 2004 yılının temmuz ayında Türkiye Hükümetine yazı hazırlayarak bildirdiğini, bir mal tazmin komisyonun kurulması gerektiğini defalarca söylediğini" anımsattı

"ÇÖZÜMSÜZLÜĞÜN SUÇU HRİSTOFYAS'TADIR"... Kıbrıs konusundaki son gelişmelere ilişkin açıklamalarda bulunan Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıs konusunda istenmeyen bir noktaya gelindiğine ve gelişme açısından ciddi bir duraklama döneminin yaşandığına işaret ederek, çözüm yolunun tıkanmasında ve duraksamasında en önemli suçun AKEL Partisi Genel Sekreteri ve Rum Meclis Başkanı Hristofyas'ta olduğunu belirtti. Talat, kendisinin gerek Lokmacı Barikatı konusunda gerekse mali yardım tüzüğü konusunda uzlaşmaz davranmadığını ancak her zaman karşılarında geri planda kalmayı ve ciddi bir şekilde konuşmayı, görüşmeyi reddeden bir Rum zihniyeti bulduklarına dikkat çekti.

Gökhan ALTINER

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, gerek Mülkiyet Yasası olsun gerekse Kıbrıs Konusunda izlenen politikada olsun Türkiye'den telkin almadıklarını, bunun aksine zaman zaman Türkiye'yi uyardıklarını ve telkinde bulunduklarını söyledi.

KIBRIS TV'ye, Kıbrıs konusundaki son gelişmelere ilişkin açıklamalarda bulunan Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıs konusunda istenmeyen bir noktaya gelindiğine ve gelişme açısından ciddi bir duraklama döneminin yaşandığına işaret ederek, çözüm yolunun tıkanmasında ve duraksamasında en önemli suçun AKEL Partisi Genel Sekreteri ve Rum Meclis Başkanı Hristofyas'ta olduğunu belirtti. Talat, kendisinin gerek Lokmacı Barikatı konusunda gerekse mali yardım tüzüğü konusunda uzlaşmaz davranmadığını ancak her zaman karşılarında geri planda kalmayı ve ciddi bir şekilde konuşmayı, görüşmeyi reddeden bir Rum zihniyeti bulduklarına dikkat çekti.

Talat, "Maalesef karşımızda uzlaşmadan ve anlaşmadan uzak olan bir Rum yönetimi var. Karşımıza hiçbir mantıklı öneri ile çıkmıyorlar ve her zaman ve her şartta taviz vermemizi istiyorlar, ancak kimse kusura bakmasın ben Kıbrıs Türklerinin hakkını Rumlara teslim edemem" dedi.

Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıs konusunda Rum tarafına yönelik söylemlerinin sert olmasından dolayı eleştirildiği

anımsatılarak bundan rahatsızlık duyup duymadığı yönündeki bir soruya karşılık olarak ise, "Bakınız karşımızda usluba dikkat etmeden hakaret eden ve konuşturulan bir Hrisostomidis var, Rum yönetimi var... Kullandıkları ifadeler Kıbrıs Türkünü küçük görmektedir. Ya susacağım bir şey söylemeyeceğim ki, bu ne kadar doğru olur ya da devletimi ve halkımı savunacağım. Bunun ortası yok, ben de devletimi savunmayı tercih ediyorum" diye konuştu.

"Çözümsüzlüğün suçu Hristofyas'tadır."

Rum tarafı ile gözle görülür bir soğuma olup olmadığı ve ilişkilerin askıya alınıp alınmadığı yönündeki bir soruya karşılık olarak da Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, yerinde bir tespit yapıldığına işaret ederek, "Maalesef Rum tarafı ile aramızda artık yaprak bile kıpırdamıyor. Süreçte bu noktaya gelinmesini kesinlikle arzulamıyorduk. Ancak önemle belirtmeliyim ki; bu hale gelinmesine sebep biz değiliz. Referandum dönemini hatırlayalım. Güney Kıbrıs'ta en yüksek oy oranı olan AKEL Partisi Genel Sekreteri Hristofyas ile bir takım görüşmeler gerçekleştirdik. Hristofyas bize endişelerini anlattı. "Rum tarafı olarak biz bu plan için hazırlık yapmadık, sizin hayır diyeceğinizi düşünüyorduk, zaman verin halkımızı bu plana hazırlayalım ve evet çıkarabilelim" dedi. Onlar AB'ye girme sürecini erteletmeyi kabul etmeyince biz de referandumun ertelenmesine razı olmadık ve referandum gerçekleşti. Ben neredeyse Hristofyas evet diyecek diye kefil giriyordum. Ancak beni hayal kırıklığına uğrattı ve halkına hayır dedirtti. Eğer AKEL bu plana evet çağrısı yapsaydı; bugün Annan Planı çerçevesinde yeni bir Cumhuriyetin çocukları doğacaktı. Kıbrıs Konusunda çözümün önünü tıkayan AKEL'in "hayır"ı oldu. Bu nedenle bugünkü çözümsüzlüğün en büyük sorumlusu Sn. Dimitris Hristofyastır" diye konuştu.

"Türkiye'den telkin almıyoruz"

Son günlerde oldukça sert tartışmalara neden olan "Mülkiyet Yasası'nın Türkiye'nin bir dayatması olduğu" şeklindeki eleştiri ve söylemlere içerlediğini belirten Cumhurbaşkanı Talat, kendisinin başbakan olduğu dönemde de Cumhurbaşkanı olduktan sonra da kesinlikle Türkiye'nin herhangi bir telkini ile karşılaşmadıklarını, bunun aksine zaman zaman Türkiye'yi Kıbrıs konusunda izledikleri politikalarda uyardıklarını ve gelecek tehlikeleri işaret ederek çözümler sunduklarını söyledi. Cumhurbaşkanı Talat , "Mal mülk yasası konusunda fırtınalar koparılmaya çalışılıyor, bu yasa yeni bir yasa değil ki; ben böyle bir yasanın meclisten geçerek bir komisyonun kurulması gerektiğini 2004 yılının temmuz ayında Türkiye Hükümetine yazı hazırlayarak bildirdim. Bir mal tazmin komisyonun kurulması gerektiğini defalarca söyledim. Hatta muhalefetteki partileri çağırarak onlarla görüştüm ve bu yasaya destek vermelerini istedim. Ancak muhalefetin olayın ne olduğunu bilmelerine karşın bu denli yanlış feveranları beni üzmüştür. Buradaki yasanın ne olduğu gayet açıktı; bu yasa kuzey ile güney arasında bulunan mülkiyet sorununu çözmek için hazırlanmış bir yasa değil. Yasa tamamen Rumların yapacağı mülkiyet başvurularını iç hukuk yolu ile çözmeye çalışmaktır. Yani bir iç hukuk yolu oluşturmaktır. Bugüne kadar bu yapılmadı ve Rumlar başvuracakları bir "iç hukuk" olmadığı için sürekli AİHM'ye gittiler. Benim vatandaşlarımdan isteğim kesinlikle içi dolu olmayan ve olayı saptırmaya çalışanların sözlerine kulak asmasınlar. Kıbrıslı Türklerin haklarını hiçbir şekilde Rum'a teslim etmeye niyetimiz yok" dedi.

Kıbrıslı Türkler de Rum yönetimini dava etmeli"

Rumların kuzeyde kalan malları için AİHM'ye giderek dava açtıkları ve bunun ardı arkasının kesilmediği anımsatılarak, bu davaların sonuçları karşısında ne yapılabileceğinin sorulması üzerine Cumhurbaşkanı Talat, "Mülk yasası belirttiğim gibi bir iç hukuk yolu yaratacak, ancak ben Rumların yine bu komisyonu yeterli bulmayarak AİHM'e gideceklerini düşünüyorum. Mülk konusu kapsamlı olarak çözüm olmadan çözülebilecek bir sorun değil. Ancak bize karşı yapılan bir ataka karşı atakla cevap vermemiz gerekir. Bu nedenle Kıbrıslı Türkler de Rum yönetimini dava etmekten kaçınmamalı ve haklarını aramalıdırlar. Kıbrıslı Türkler tarafından davalar açıldığı takdirde bir devlet olarak bu davaları destekleyecek ve bu davaların arkasında duracağız. Rumlar nasıl hakkını aradığını iddia ediyorsa, bizim vatandaşlarımız da doğal haklarını kullanarak haklarını aramalı ve Rum yönetimini dava etmelidir" dedi.

"Ben Denktaşlaşmadım"

"Muhalefette iken eski cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ı Rum tarafına yönelik söylemlerinden dolayı eleştirdiği ancak şimdi cumhurbaşkanı olarak kendisinin bu tür söylemler geliştirdiği" yönünde eleştirildiği hatırlatılan Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat; " Son zamanlarda üslubumdan dolayı eleştiriliyorum, ancak ben kesinlikle eski cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'la aynı söylemleri dile getirmiyorum. Sn. Denktaş Rumlarla anlaşma olmaz diyordu, barış mümkün değildir diyordu. Halbuki ben bu tarz söylemlerden çok uzağım. Ben Rumlarla bir uzlaşı yolu bulmamız gerektiğini ve her iki halkı barışa götürecek ortak bir zemin arayışından bahsediyorum. Bu nedenle Denktaşlaşmak kelimesini kabul etmem mümkün değil. Yeniden hatırlatmak isterim karşımızda sürekli saldırgan politikalar sergileyen bir Rum yönetimi var. Ben bu devleti temsil eden biriyim ve ülkeme ve halkıma karşı yapılan sözlü saldırıları göğüslemek durumundayım, bundan dolayı da beni kimsenin kınamaması gerekir, sessiz kalmamı kimse beklemesin" diye konuştu.

KIBRIS 23/12/05

Cumhurbaşkanı Talat, Arestis kararını değerlendirdi: AİHM, tazminat kararı vermemekle dolaylı olarak konuyu iç hukuka havale ediyor

KONU İÇ HUKUKA HAVALE EDİLDİ"... Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM), Kıbrıslı Rum Mira Ksenides-Arestis davasında tazminat kararı vermemekle, konuyu dolaylı olarak iç hukuka havale ettiğini söyledi. Cumhurbaşkanı Talat, kararın mal iadesi zorunluluğunu da getirmediğini, telafi edici çare üretilmesini öngördüğüne de işaret etti

"REHAVETE KAPILMAYALIM"... "Önemli bir adım... Yasanın gerekliliği ortaya çıktı. Yasa olmasaydı, Loizidou kararının aynısı olacaktı" diyen Talat, daha işin başında bulunulduğunu, devamının gelmesi gerektiğini belirterek, "Rehavete kapılmaya gerek yok" uyarısında bulundu. Cumhurbaşkanı, bunun mülkiyet sorununun çözümü olmadığını, mülkiyet sorununun, Kıbrıs sorununun çözümüyle mümkün olacağını kaydetti

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM), Kıbrıslı Rum Mira Ksenides-Arestis davasında tazminat kararı vermemekle, konuyu dolaylı olarak iç hukuka havale ettiğini söyledi.

Cumhurbaşkanı Talat, kararın mal iadesi zorunluluğunu da getirmediğini, telafi edici çare üretilmesini öngördüğüne de işaret etti.

"Önemli bir adım... Yasanın gerekliliği ortaya çıktı. Yasa olmasaydı, Loizidou kararının aynısı olacaktı" diyen Talat, "Daha başındayız. Devamını getirmek zorundayız. Rehavete kapılmaya gerek yok" uyarısında bulundu.

Cumhurbaşkanı Talat, bunun mülkiyet sorununun çözümü olmadığını, mülkiyet sorununun, Kıbrıs sorununun çözümüyle mümkün olacağı belirterek, yasanın bir iç hukuk olarak algılanması gereğine dikkat çekti. Talat, "Bizim insanımızın bundan etkilenmesinin getireceklerini ortadan kaldırmak veya telafi etmek tabii ki devletin görevidir" dedi.

"Tazmin yasasında amaç iç hukuk yaratmak"

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, bir kabulü sırasında yaptığı açıklamada AİHM'in Arestis davasında aldığı kararı değerlendirdi. Talat, tazmin yasası hazırlanırken, bütün çabanın bir iç hukuk yaratmak olduğuna işaret ederek hedefin Kıbrıs sorununun en temel unsurlarından biri olan mülkiyet sorununu çözmek değil, insanların teker teker sorunlarını ileteceği ve bunlara cevap verecek iç hukuk yaratmak olduğunu söyledi.

Uzun süredir bu konuyla ilgili çalışmalarda bulunduklarını ve Loizidou kararından esinlenerek mülk iadesini öngören yasal düzenleme yapmanın, AİHM bakımından kabul edilebilir bir iç hukuk yolunun bir şartı olduğu düşüncesiyle hareket ettiklerini kaydeden Talat, bunun sonucunda ortaya konan yasayla, mülk iadesini de öngören bir iç hukuk oluşturduklarını ifade etti.

"AİHM, yasa tartışmasının rüzgarından etkilendi"

Talat, "Bu çalışmalardan haberdar olan AİHM'in Arestis kararını verdiği gün, bizim yasamız Resmi Gazete'de yayımlandı. Yani AİHM, yasa tartışması ve hazırlıklarının rüzgarından etkilenerek böyle bir karar aldı. Ne yasayı biliyordu, ne de yasanın uygulamasını görmüştü" dedi.

Mahkemenin 3 ay süre vererek bir iç hukuku yaratma yükümlülüğünü de ortaya koyduğuna dikkat çeken Talat, bu sürenin yasanın tüzüklerinin hazırlanması ve komisyonun atanması için değerlendirileceğini söyledi.

Komisyon ataması

Özellikle komisyon atamasının üzerinde çalışılması gereken bir konu olduğunu vurgulayan Talat, 14 aday belirleyerek, Yüksek Adliye Kurulu'na bildirip ve atamaların yapılması gerektiğini kaydetti.

Yargıç güvencesi ve tarafsız çalışabilecek bir komisyon yaratabilmek için böyle bir mekanizma öngörüldüğüne işaret eden Talat, geriye kalan 3 ayda da bu komisyonun etkin olarak çalıştığının ispat edilmesi gerektiğini belirtti.

"Arestis'i komisyona yönlendirmiş oluyor"

Talat, şöyle devam etti:

"AİHM, Arestis davasını bir anlamda komisyona yönlendirmiş oluyor. Bu kararı almakla ve tazminat kararı belirlememekle dolaylı olarak iç hukuka havale ediyor. Çok önemli. Loizidou'nun çağrıştırdığından farklı olarak, bu iç hukukun mülkiyet sorununu çözerken, sadece mal iadesi öngörme zorunluluğunu da getirmiyor mahkeme kararı. Başvuranın sorununu telafi edici çare üretmelidir iç hukuk diyor"

"AİHM'in tatmin olacağından emin değiliz"

Talat, AİHM'in yasadan ve uygulama sonuçlarından tatmin olup, olmayacağından emin olmadığını ancak bunun gerçekleşmesi için ciddi çalışmalarda bulunacaklarını söyledi.

Yapılacak çok iş olduğunu ve büyük sevince kapılmaya gerek olmadığını kaydeden Talat, "Ama gerçekten önemli bir adım atılmıştır. Ne kadar gerekli olduğu bir kere daha ortaya çıktı. Çünkü bu yasa olmasaydı, karar Loizidou'nun aynısı olacaktı. Bu gayet açık, net ve kesin" dedi.

Talat, şöyle devam etti:

"İyi bir adımdır, önemli bir adımdır ancak bir başlangıçtır. Devamını getirmek zorundayız. Rehavete kapılmamak zorundayız ve bir iç hukuk yaratmak zorundayız"

"Mülkiyet, Kıbrıs sorununun çözümüyle mümkün"

Cumhurbaşkanı Talat, bunun mülkiyet sorununun çözümü olmadığını, mülkiyet sorununun, Kıbrıs sorununun çözümüyle mümkün olacağı bilinciyle hareket etmek zorunda olduklarını söyledi.

Talat, gazetecilerin mülkiyet yasasıyla ilgili tepkileri hatırlatması üzerine, yasanın bir iç hukuk olarak algılanması gereğine işaret ederek "Bizim insanımızın bundan etkilenmesinin getireceklerini ortadan kaldırmak veya telafi etmek tabi ki devletin görevidir" dedi.

İki telafinin söz konusu olacağını söyleyen Talat, "Bir tanesi, hak iddia eden Rum'un sorununun telafisi. İkincisi de bundan kaynaklanan sorun ortaya çıkacaksa, bizim vatandaşlarımız bakımından ki bu da Anayasa'da hüküm olarak vardır, bunun da telafisi devletin görevidir" şeklinde konuştu.

"Hemen iadeden etkilenecek vatandaş yok"

Halkın bu konuda endişe etmesine gerek olmadığını vurgulayan Talat, bir kısım mülkün hemen iade edilmesinden etkilenecek herhangi bir vatandaş olmadığına da işaret etti.

Talat, "Kıbrıs sorununun çözümüyle birlikte ve çözüm parametrelerine bağlı olarak mülkün iade edilmesinden etkilenecek vatandaşlar olacaksa, onların sorununun telafisi de devletin görevidir." dedi.

Bu adımın iki kesimliliği güvence altına alacak bir adım olduğunu ve uluslararası topluluğun saptadığı parametreler çerçevesinde bir hukuk oluşturulduğunu vurgulayan Talat, ortaya çıkacak sıkıntıların da devlet tarafından üstleneceğini kaydetti.

KIBRIS 24/12/2005

İnsanlık dışı muamele

Kıbrıs Türk kökenli dört genç, "Ürdün uyruklu" oldukları için, "Kıbrıs'a yasal yollardan girmediniz" denilerek Güney Kıbrıs'ta tutuklandı. Dört genç 1 Aralık'tan bu yana Rum hapishanelerinde tutuluyor. Cumhurbaşkanlığı ise olaya tepkili

İnsanlık dışı muamele

METEHANDAN GEÇTİLER, LİMASOL'DA TUTUKLANDILAR... Rum polisinin tutukladığı Ürdün asıllı dört KKTC vatandaşı için cumhurbaşkanlığı devrede. "Yasa dışı yollardan Kıbrıs'a girdikleri" gerekçesiyle Limasol yakınlarında tutuklanan Mohammad Alawaqla, Ahmad Alkhazaleh, Ayman Alkhazaleh ve Tarık Alamaoush'un Metehan Sınır Kapısı'ndan sorunsuz geçmelerine izin verilmesi kafaları karıştırdı

GÜVEN ORTAMI ZEDELENİYOR... Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit Pertev: Bu, Kıbrıslı Türklere karşı yapılan bir harekettir. Dört KKTC vatandaşlarının kuzeye yasa dışı yollardan girdiği suçlamasını yapmak, tüm Kıbrıslı Türklerin yasa dışı yollardan Kıbrıs'a girdiğini söylemekle eş anlamıdır. Yaratılan güven ortamını sekteye uğratacak davranışlardan kaçınmak gerekiyor

 

Hüseyin EKMEKÇİ

Rum polisinin Ürdün uyruklu dört Kıbrıslı Türkü tutuklaması üzerine Cumhurbaşkanlığı devreye girdi. Ailelerinin Kıbrıs Türk kökenli olması nedeniyle, KKTC vatandaşı olan ve yasal yollardan vatandaşlığa kabul edilen 20 yaşındaki Mohammad Alawaqla, 19 yaşındaki Ahmad Alkhazaleh, 24 yaşındaki Ayman Alkhazaleh ve 22 yaşındaki Tarık Alamaoush, "Kıbrıs'a yasal yollardan girmedikleri gerekçesiyle" 1 Aralık'tan bu yana tutuklu bulunuyor.

1 Aralık akşamından bu yana güneyde tutuklu bulunan dört Ürdün uyruklu KKTC vatandaşı, "Kıbrıs'a yasa dışı yollardan girdikleri" gerekçesi ile Lefkoşa Merkez Hapishanesi'nde tutuluyor.

Konuya tepki gösteren Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit Pertev, tarafların güven ortamını bozacak davranışlardan uzak durmasını istedi. Pertev, bu anlayışla, cebinde KKTC kimlik kartı taşıyan herkesin Kıbrıs'ın kuzeyinde kaçak olması gerektiğini belirtti.

Neneleri Kıbrıslı Türk Nehibe Mustafa

İki kız kardeşin çocukları olan Mohammad Alawaqla, Ahmad Alkhazaleh, Ayman Alkhazaleh ve Tarık Alamaoush'un neneleri Kıbrıslı Türk Nehibe Mustafa.

1918 tarihinde Minareliköy'de doğan Nehibe Mustafa'nın 1925 yılında o dönem yaygın olarak Arap ülkelerine verilen kızlardan biri olduğu ve Ürdün'e giderek orada evlendiği öğrenildi.

Nenelerinin Kıbrıslı Türk olması nedeniyle ceplerinde KKTC kimlik kartı taşıyan dört yeğen, şimdi Birleşmiş Milletler tarafından kurtarılmayı bekliyor.

Metehan'dan sorunsuz geçtiler

Ürdün'den gelerek, "Kıbrıslı oldukları için" güneyde ikamet eden yeğenlerini ziyaret için Metehan Sınır Kapısı'nı kullanan Mohammad Alawaqla, Ahmad Alkhazaleh, Ayman Alkhazaleh ve Tarık Alamaoush burada herhangi bir engelle karşılaşmadı.

KKTC kimlik kartları ile güneye geçen dört yeğen, öğleden sonra Baf'a gitmek üzere Lefkoşa'dan ayrıldıkları sırada, Limasol yolu üzerinde polis tarafından çevrilerek tutuklandı.

KKTC kimlik kartları dikkate alınmadı

Polise Güney Kıbrıs'a yasal yollardan geçtiklerini söyleyen ve hem KKTC kimlik kartları ile Ürdün pasaportlarını veren Mohammad Alawaqla, Ahmad Alkhazaleh, Ayman Alkhazaleh ve Tarık Alamaoush yine de tutuklandı.

Ürdün pasaportlarına el konulan ve "Yasa dışı yollardan Kıbrıs'a girmekle" suçlanan dört yeğenin KKTC kimlik kartları ise dikkate alınmadı.

Mohammad Alawaqla, Ahmad Alkhazaleh, Ayman Alkhazaleh ve Tarık Alamaoush'ın Türkçe bilmemesi ve Arapça konuşmalarını dikkate alan Rum polisi, "Türkçe bile bilmiyorlar. Bunlar nasıl Kuzey Kıbrıs vatandaşı" diyerek, BM'nin iade talebini geri çevirdiği öğrenildi.

Önce Limasol, şimdi de Lefkoşa

Limasol yakınlarında tutuklanan Ürdün uyruklu KKTC vatandaşları, önce Limasol'a götürüldüler, ardından da Lefkoşa Merkezi Cezaevi'ne konuldular.

BM aracılığı ile yapılan girişimler de cumhurbaşkanlığına yakın kaynakların verdiği bilgilere göre, "Rum polisinin isteksiz tavrı nedeniyle" sonuçsuz kaldı.

Olay nasıl öğrenildi?

Mohammad Alawaqla, Ahmad Alkhazaleh, Ayman Alkhazaleh ve Tarık Alamaoush'un tutukluluk sürelerinin uzaması üzerine kuzeye geçen Güney Kıbrıs'ta yaşayan yeğenleri, 15 Aralık'ta Lokmacı barikatıyla ilgili Arasta'da gezen Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'a başvurdu.

Talat'tan yeğenleri için yardım isteyen iki kişiye anında randevu veren Cumhurbaşkanı Talat, müsteşarı Raşit Pertev'i devreye soktu.

BM'den yardım istendi

Kısa sürede BM ile temasa geçen cumhurbaşkanlığı, tutukluların KKTC vatandaşı olduğunu öne sürerek yargılanmalarının mümkün olmayacağını, bir an önce iade edilmeleri gerektiğini bildirdi.

BM yetkililerinin Rum polisi ile yaptığı temaslar ise şu ana kadar herhangi bir sonuç doğurmadı.

Kan yoluyla Kıbrıslı Türk

Bu arada, dört yeğenin neneleri Nehibe Mustafa yoluyla Kıbrıslı Türk oldukları ve bakanlar kurulu kararıyla KKTC vatandaşlığına kabul edildikleri belirtildi.

KKTC yasaları, üçüncü kuşaktan da olsa, kan yoluyla Kıbrıslı Türklere akrabalığı bulunanların vatandaşlığa kabul edilmesine olanak tanıyor.

Pertev: Güven ortamını zedelememek gerek

Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit Pertev, Kıbrıs Türkü'ne karşı Rum polisinin büyük bir yanlış içinde olduğunu belirterek, oluşan güven ortamını bozacak davranışlardan kaçınılması gerektiğini belirtti.

15 Aralık tarihinde konunun bilgilerine geldiğini ve hemen BM ile temasa geçtiklerini anlatan Pertev, "Vatandaşlarımızın süratle kuzeye iade edilmelerini istiyoruz" dedi.

BM'nin gereğini yapması için devreye sokulduğunu belirten Pertev şunları söyledi:

"Bu Kıbrıslı Türklere karşı yapılan bir harekettir. Dört KKTC vatandaşlarının kuzeye yasa dışı yollardan girdiği suçlaması yapmak, tüm Kıbrıslı Türklerin yasa dışı yollardan Kıbrıs'a girdiğini söylemekle eş anlamıdır.

Yaratılan güven ortamını sekteye uğratacak davranışlardan kaçınmak gerekiyor. Bu kabul edilemez bir davranıştır ve BM'nin bir an önce vatandaşlarımızın kuzeye iadesi için gerekeni yapmasını bekliyoruz.

Rumlar bu tür adımları atmaktan kaçınmalıdırlar. Arkadaşlarımız, 1 Aralık'tan bu yana güneyde tutuklu. Bunu kabullenmemiz mümkün değil."

KIBRIS 24/12/2005

KKTC’deki yabancıların mülk endişesi


24 Aralık, 2005 21:19:00 (TSİ) CNN TURK

Ömer Bilge/Lefkoşa/CNN TÜRK

Rumların KKTC'deki mülkleriyle ilgili davalar Ada'da yaşayan yabancıları da yakından ilgilendiriyor. KKTC'deki yabancılar, kararın Türkiye'yi rahatlattığını düşünse de, kendileri için hala endişeliler.

KKTC'de çoğu İngiliz yaklaşık 10 bin yabancı yaşıyor. İngilizleri ise Almanlar takip ediyor. Yedi yıldır Ada’da yaşayan Stefan Auerbach, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararından memnun.
 
Bu tür davaların sadece propaganda olduğunu savunan Auerbach, “Rumlar propaganda da çok başarılı” diyor. 
 
İngilizler, Rumların açtığı davalardan özellikle çekiniyor. KKTC’de yaşayan İngilizler ülkelerinde devam eden ve avukatlığını Başbakan Tony Blair'ın eşi Cherie Blair'ın yaptığı David ve Linda Orams çifti davasının sonucunu bekliyor.
 
İngilizler, KKTC'nin Rumlara Mülkiyet İade Yasası ve AİHM’in son aldığı Rum davalarını KKTC'de kurulacak mahkemelere yönlendiren kararına rağmen endişeliler.  
 
Ada’da yaşayan Deby Hollingdrake, “davalardan çok endişeliyim. Eğer beni burada bir AB vatandaşı olarak mülteci durumuna düşürürlerse giderim. Giderken de evimi yakarım” şeklinde tepkisini dile getiriyor.
 
Emlak piyasası olumsuz etkilendi
 
Rumların açtığı davalar Ada’daki emlak ve inşaat sektörünü de olumsuz etkiledi. Emlakçılara göre AİHM’in son kararı işleri düzeltecek. KKTC’de faaliyet gösteren Nokta İnşaat’in sahibi Alfa Kaynakkan, işlerin artmasını bekliyor.
 
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, 1974 yılından beri Kuzey Kıbrıs'taki evine gidemediği gerekçesiyle şikayetçi olan Rum vatandaşı Myra Ksenides-Arestis'in açtığı davada Türkiye aleyhine tazminat kararı vermedi.
 
Bu kararla, Kuzey Kıbrıs'ta oluşturulan Tazmin Komisyonu'nun meşrulaşmasının da önü açılmış oldu.

Kıbrıslı Türkler için daha fazla adım atın

Lefkoşa'da KIBRIS'a konuşan vatandaşlar, AIHM'nin aldığı kararı olumlu bulduklarını belirtirken, Avrupa Birliği'ne de çağrıda bulundu

Kıbrıslı Türkler için daha fazla adım atın

AİHM'NİN KARARINI DESTEKLİYORUZ... Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM), 1974 yılından bu yana Kuzey Kıbrıs'taki evine gidemediği için dava açan Rum vatandaşı Mira Ksenides-Arestis'in başvurusu hakkında dün aldığı karar vatandaşlar tarafından olumlu karşıladı

AİHM'NİN ALDIĞI KARAR TAZMİN KOMİSYONUNUN ÖNÜNÜ AÇTI... Lefkoşa'da KIBRIS'a konuşan vatandaşlar, AİHM'nin Türkiye'ye tazminat hükmü vermemesi, sadece "malın korunması" hakkının ihlal edildiğine karar vermesi ve kararında tazminat bölümünü boş bırakarak Rumların açtığı 2 bine yakın dava için KKTC Meclisi'nin yasalaştırdığı Tazmin Komisyonu'na başvurulmasının önünü açmasının Türkiye açısından sevindirici olduğunu söyledi

KIBRISLI TÜRKLERE YÖNELİK ADIMLAR ARTMALI... AİHM'nin aldığı bu kararın Avrupa Birliği'ne üye ülkelere bir örnek teşkil etmesini isteyen vatandaşlar, AB'nin gelecek yıllarda Kıbrıslı Türklere yönelik adımlarını artırmasını, daha fazla olumlu adımlar atmasını beklediklerini kaydetti

 

 

Ali CANSU

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM), 1974 yılından bu yana Kuzey Kıbrıs'taki evine gidemediği için dava açan Rum vatandaşı Mira Ksenides-Arestis'in başvurusu hakkında önceki gün aldığı karar vatandaşlar tarafından olumlu karşıladı.

Lefkoşa'da KIBRIS'a konuşan vatandaşlar, AİHM'nin Türkiye'ye tazminat hükmü vermemesi, sadece "malın korunması" hakkının ihlal edildiğine karar vermesi ve kararında tazminat bölümünü boş bırakarak Rumların açtığı 2 bine yakın dava için KKTC Meclisi'nin yasalaştırdığı Tazmin Komisyonu'na başvurulmasının önünü açmasının Türkiye açısından sevindirici bir gelişme olduğunu söyledi.

Alınan kararın Türkiye'nin aleyhine gelişecek ve yine Türkiye'nin Rumlara milyonlarca euroluk para cezası ödemesinin önünü kapayarak davaların KKTC'deki Tazmin Komisyonu'na yönlendirilmesini sağlayacağı görüşünde bileşen vatandaşlar, AİHM'nin aldığı bu kararın Avrupa Birliği'ne üye ülkelere bir örnek teşkil etmesini isteyerek, AB'nin gelecek yıllarda Kıbrıslı Türklere yönelik olumlu adımlarını atmasını beklediklerini de kaydetti.

Cumhuriyetçi Türk Partisi Birleşik Güçler (CTP-BG) Demokrat Parti (DP) hükümetinin hazırladığı ve meclisten geçirerek yürürlüğe koyduğu "Mülkiyet Yasası"nın tam zamanında geçirildiğini de ifade eden vatandaşlar, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM) Rumların Türkiye aleyhine açtığı davaları KKTC'ye yönlendirilmesini açıcından yasanın ne kadar önemli olduğunun bir kanıtı olduğunu da belirtti.

Rum hükümetinin vatandaşlarının KKTC mahkemelerinde dava açmasını önlemek için para cezası ile hapislik kararı almasını da eleştirerek çok yanlış bulan vatandaşlar Avrupa Birliği'ne girmiş demokratik bir ülkenin vatandaşlarına yönelik tutumunun bir göstergesi olduğunu kaydederek, Rum hükümetinin adada barışı ne kadar istediğinin de ortaya çıktığını söyledi.

AİHM'nin aldığı kararı vatandaşlar nasıl karşıladı:

Hilmi Süleyman

AİHM'nin aldığı karar Türkiye için iyi oldu. AİHM'de Rumların Türkiye aleyhine açtığı 2000'e yakın dava var. İlk dava Türkiye'nin aleyhine sonuçlanmış ve Türkiye para ödemişti. Bu kez AİHM'nin aldığı karar hem davaları KKTC'ye yönlendiriyor hem de Türkiye'yi milyonlarca euro para cezası ödemekten kurtarıyor. Avrupa Birliği'ni bundan sonraki yıllarda Türklerin lehine olacak kararlar almaya davet ediyoruz. Evet dedik ama verilen sözlerin karşılığını alamadık. İnşallah bu bir başlangıç olur.

Erdal Kul

AİHM'nin aldığı karar yerindedir. Sadece Rumları değil de Kıbrıslı Türkleri de savunduklarını gösteriyor. Karar Türkiye'yi de olumlu etkiliyor. Çünkü, Rumların açtığı davalarda Türkiye'nin başı ağrıyacaktı. KKTC hükümeti de Mülkiyet Yasası'nı meclisten tam zamanında geçirmiştir. AİHM, Mülkiyet yasasına atıfta bulunarak Rumları KKTC mahkemelerine göndererek iç hukuk yolunda çözüm bulmaya çağırdı.

Mehmetali Kadıoğlu

Alınan karar bence çok olumludur. Avrupa Birliği'nin ve mahkemesinin Kıbrıs Türklerine yönelik daha fazla olumlu adım atmasını bekliyoruz. Hükümetimizin yeni yürürlüğe koyduğu Mülkiyet Yasası'nın AİHM'ne yardımcı olduğu kanısındayım. Burada hükümetimiz olumlu bir adım atmıştır.

Özhan Güzeloğlu

Karar insan hakları olarak bence olumludur. AİHM'nde verilen kararla insanların haklarını korumak içindir. Kararın neticesi bence normaldir.1974'den sona 30 yıldır geç kalınmış şeyler yeni başladı. Kıbrıs'ta çıkan bütün kararlar Türkiye'nin isteği doğrultusunda alınıyor. Her şey Türkiye'nin AB'ye girmesine endekslenmiştir. Bana göre 1974 savaşı yanlış başladı ve yanlış yerde bitti. 30 yıllık bir geçmişin cezasını insanlarımız çekecek.

Kemal Ruso

Alınan olumlu bir karardır. AİHM bu kararla KKTC'yi tanımış oldu. Bence bu karar Avrupa'nın hukukumuza anayasamıza güvendiklerinin bir göstergesidir. Karar, şimdiye kadar bizim üzerimizde önyargılı davranan Avrupa'nın bundan sonra bizim için olumlu adımlar atacağının da bir göstergesidir.

Tuna Macila

Avrupa Mahkemesinin aldığı karar olumludur. Hatta geç kalınmıştır. Rumların bizim mahkemelerimize gelip dava açması gündeme gelecek ve mahkemelerimiz ve hukukumuz da tanınacak. Bir yerde KKTC tanınacak. Rum hükümetinin Rumların KKTC mahkemelerinde dava açmasını önlemek için para cezası ile hapislik kararı alması bence haksızlıktır. Barışı ne kadar istedikleri belli oluyor. Avrupa Birliği ve dünyanın bunu artık görmesi gerekir.

Murat Güher

Alınan karar olumludur. Bu Avrupa'nın artık bizi tanıdığını gösteriyor. Rumları Türk mahkemelerine göndermesi ve o sinyali vermesi Türkiye ve bizim açımızdan da olumludur. Türkiye için açılan davalar ise KKTC mahkemelerine gönderiliyor ve para ödemesi engelleniyor. Devletimizin aldığı Mülkiyet Yasası'nı da çok olumlu ki AİHM bizim ve Türkiye'nin lehine karar aldı. Avrupa Birliği'nden bizim için daha fazla adım atmasını istiyoruz.

 

Serhan Gönelli

Karar Türkiye'ye olumlu katkı yapacak. Çünkü, Türkiye aleyhine açılan davaların hepsine KKTC'ye gidip dava açmaları kapalı da olsa söylendi. Böylelikle KKTC'yi de yasallaştırdı. Avrupa Birliği'nin bizim lehimize daha fazla kararlar almasını bekliyoruz. Çünkü, biz gerekli adımları attık ama onlar halen daha bizim istediğimiz adımları atamadı.

Şenel Arık

Alınmış olan bu kararı çok olumlu buldum. Fakat AİHM'nin yönlendirmiş olduğu bu davaların KKTC de sonuçlanacağına inanmıyorum. Avrupa Birliği bizim açımızdan daha iyi adımlar atmalıdır. Avrupa Birliği'nin artık Kıbrıslı Türkler lehine daha fazla kararlar ve adımlar atmasını bekliyoruz.

 

Elif Yanar

AİHM'nin kararı Türkiye ve KKTC açısından çok olumludur. Ancak, buna karşılık Rum hükümetinin halkının KKTC mahkemelerinde haklarını aramalarına yönelik aldığı karar ise çok yanlış. Bu tamamen halkına baskı yaparak karşı tarafı sindirmektir. Rumlar böyle davrandığı sürece bizim olumlu bir sonuç alacağımızı zannetmiyorum. AB, burada ikili oynuyor.

KIBRIS 25/12/05

Rum hukukçularının iddiası: Aresti kararıyla, Maraş'ın iadesi gündeme gelecek

ARESTİ DAVASI, MARAŞ'IN İADESİ Nİ SU ÜZERİNE ÇIKARACAK Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin Aresti davası ile ilgili kararının; kapalı Maraş'ın Rum tarafına iadesini gündeme getirmekte olduğu belirtildi. Rum hukuk çevrelerinin; Aresti davasının pilot olma özelliğinin, kapalı Maraş kentinin iade edilmesi konusunu su yüzüne çıkaracağına işaret ettiklerine dikkat çekiliyor

RUMLARIN KABUSU GERÇEK OLUYOR AİHM’in Aresti davasındaki kararının Rum tarafındaki siyaset dünyasını; KKTC’de yeni oluşturulacak Mal Tazmin Komisyonu’nun meşru ve sonuç getirici iç yargı imkanı olarak kabul edilmesi ihtimali ve devamında; Kıbrıslı Rumların ilgili bütün başvurularının buraya havale edilmesi kabusuna uyandırdığı bildirildi

YAKOVU, KARARLA İLGİLİ OLUMLU BİR TABLO ÇİZDİRum Dışişleri Bakanı Yakovu; AİHM kararının içeriğinden memnun gözükerek daha önce AİHM'i eleştiren hükümetten farklı bir görüntü çizdi. Hükümet Sözcüsü'nün 'AİHM net bir Avrupai karar almalı ve tazminat belirlemeliydi' şeklindeki açıklamasını hatırlatan Yakovu, kararın olumsuz değil daha çok olumlu unsurları üzerinde durdu. Meclis Başkanı Hristofyas ise kararın arkasında siyasi maksatlar gördüğünü belirtti

 Rum gazeteleri Aresti davasının; kapalı Maraş'ın Rum tarafına iadesini gündeme getirmekte olduğunu bildirdiler.

Rum hukuk çevrelerinin; Aresti davasının pilot olma özelliğinin, kapalı Maraş kentinin iade edilmesi konusunu su üzerine çıkaracağına işaret ettiklerine dikkat çekiliyor.

Fileleftheros Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM) Aresti davasındaki kararının Rum tarafındaki siyaset dünyasını; KKTC'de yeni oluşturulacak Mal Tazmin Komisyonu'nun meşru ve sonuç getirici iç yargı imkanı olarak kabul edilmesi ihtimali ve devamında; Kıbrıslı Rumların ilgili bütün başvurularının buraya havale edilmesi kabusuna uyandırdığını yazdı.

Haberi "Maraş Anahtar Olacak - Aresti Davarsı Kapalı Kentin İadesi Konusunu Gündeme Getiriyor - Yeni 'Tazmin Komisyonu'nun Kabul Edilmesi Nedeniyle Kaygı" başlık ve spotlarıyla manşete çeken gazete Rum hukuk çevrelerinin Fileleftheros'a yaptıkları açıklama Aresti davasının pilot olma (sonucu, bin 400 başvurunun kaderini belirleyecek) özelliğinin, kapalı Maraş kentinin iade edilmesi konusu üzerine çıkaracağına işaret ettiklerine dikkat çekti.

Gazeteye göre Rum hukuk çevreleri, KKTC'nin iç yargı imkanının sonuç getirici tedavi sağlayıcılığını belirleyecek olanın; kapalı Maraş'ta mülkü bulunan Aresti davası olduğuna kesin gözüyle bakıyorlar. Aynı çevreler; yeni komisyonun ancak; ilgili yasanın askeri bölgelerde bulunan mülklerin iadesini öngörecek şekilde değiştirilmesi durumunda AİHM tarafından kabul edilmesi ümidi bulunduğunu savunuyorlar.

Gazete Rum yönetiminin ve siyasi partilerin görüşlerini; kararın olumlu ve olumsuz unsurlarına vurgu yaparak ortaya koyduklarını yazdı, şöyle devam etti:

Yakovu: Komisyonun AİHM tarafından kabul edilmesi çok zordur

"Dışişleri Bakanı Yorgos Yakovu; AİHM kararının içeriğinden memnun gözükerek daha önce Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ni eleştiren hükümetten farklı bir görüntü çizdi. Hükümet Sözcüsü'nün 'AİHM net bir Avrupai karar almalı ve tazminat belirlemeliydi' şeklindeki açıklamasını hatırlatan Yakovu kararın olumsuz değil daha çok şu olumlu unsurları üzerinde durdu.

1-AİHM kararı ile Türkiye sahte devleti tanımaktan vazgeçmeye zorlanıyor

2-Türkiye'nin işgal altındaki bölgelerde denetim uygulamakta olduğu vurgulanıyor.

3-Annan planının referandumda Kıbrıs Rum tarafınca reddedilmesinin hukuki hiçbir sonucu olmadığını netleştiriyor

4-Bayan Aresti mülkünün meşru sahibidir ve mülkünde ikamet etme hakkı tanınıyor.

Yakovu; işgal bölgelerinde kurulacak herhangi bir 'komisyonun' Avrupa Mahkemesi tarafından kabul edilmesinin çok zor olduğu değerlendirmesinde bulundu ancak göz ardı edilemeyeceğine işaret etti.

Hristofyas: Yargıçların kafasında peşin hüküm bulunamadığını ümit ederim

Meclis Başkanı Dimitris Hristofyas ise AİHM'e karşı daha eleştirel göründü. Bu kararın arkasında siyasi maksatlar gördüğünü belirten Hristofyas kararda olumlu unsurlar olduğu gibi, başa dönme anlamına gelen olumsuz unsurlar da bulunduğunu söyledi.

'Mahkeme'nin; işgal, malların gasp edilmesi, mülkiyet hakkı ve konutu kullanma hakkıyla ilgili temel görüşlerinin yinelenmesi olumludur. Ancak AİHM'in; işgal kuvvetleri tarafından iç yargı imkanları yaratılmasının görüşülmesi için zaman tanıması ve kabul edilmesinin mümkün olması başa dönüştür' diyen Dimitris Hristofyas 'yargıçların kafalarında, uluslar arası hukuku ve Avrupa hukukunu çiğnemekte olan yabancı bir gücün denetiminde bulunan işgal bölgesindeki mahkemeleri resmileştirme ve kabul etmeye dönük bir peşin hüküm bulunmadığını ümit ederim' diye konuştu.

Andros Kiprianu: Mesele AİHM tarafından siyasileştiriliyor

AKEL Basın Sözcüsü Andros Kiprianu meselenin; Mahkeme (AİHM) tarafından siyasileştirilme eğiliminden duyduğu kaygıyı dile getirdi ve 'diğer şeyler yanında, Türkiye'nin davacı Aresti ve diğer bütün benzer başvurular için sonuç getirici bir tedavi getirmesi gerektiği vurgulanıyor ki bu, işgal rejiminin iç yargı imkanına havale edilmesi olasılığını göz ardı etmiyor' dedi ve şöyle devam etti: 'Karşılaşacağımız zorlukların bilincinde olarak, işgal kuvvetinin iç yargı imkanı olarak tanınmaması için mücadele etmeliyiz. Çünkü böyle bir durumda yerinden edilmiş olanlar esasen AİHM'e başvurma haklarından mahrum kalacaklar.'

Kiprianu kararın olumlu yönleri üzerinde de durdu ve bunları; Türkiye'nin mülkiyet hakkına saygıyı ve mülkünü kullanma hakkını ihlalden mahkum edilmesi; bu hakları 6 ay içinde tesis etmek zorunda bırakılması ve AİHM'in; Annan planının Kıbrıslı Rumlar tarafından reddedilmesinin yerinden edilmişlerin haklarının süregelen ihlallerine son vermediği şeklindeki kendi önceki kararını benimsemesi diye sıraladı.

EDEK Başkanı Yannakis Omiru; Avrupa Mahkemesi'nin işgal bölgelerinde bağımsız yargı organları bulunmadığını, Türkiye'nin boyunduruğunda bir idare olduğunu açıklıkla teyit etmesini kutladı. Ancak Omiru; Türkiye tarafından tedavi sağlanması ve uygulanması için 3 aylık zaman tanınmasının; Türkiye'ye bunu, sözde iç yargı organları aracılığıyla, hileyle yerine getirmeye çalışmasına fırsat vermek suretiyle sorun yaratması muhtemel olduğuna işaret etti.

Markidis: Çok nahoş bir gelişme

Eski Başsavcı Alekos Markidis; AİHM'in Türkiye tarafından; Kıbrıslı Rumların başvuracakları ve yalnız tatmin edilmemeleri halinde AİHM'e başvuracakları, sonuç getirici iç yargı imkanı oluşturulmasına atıfta bulunmasını çok nahoş bir gelişme diye niteledi."

MAHİ de "Herkes AİHM Kararından Memnuniyet Belirtiyor - Kıbrıs Türk Basını Kıbrıslı Rumlara Darbe Olduğunu Savunuyor" başlığıyla yansıttığı haberinde kararı olumlu bulan Rum Dışişleri Bakanı Yorgos Yakovu'nun söylediklerine yer verdikten sonra Rum eski Başsavcı Alekos Markidis'in görüşlerini öne çıkardı.

Gazeteye göre Markidis AİHM'nin; Türkiye tarafından; Kıbrıslı Rumların başvurabileceği ve yalnızca tatmin olmamaları durumunda AİHM'e gidebilecekleri, sonuç getirici bir iç yargı imkanı yaratmasına atıfta bulunmasını çok nahoş bir gelişme olarak niteledi. Markidis; Türkiye'nin yaratacağı iç yargı imkanının AİHM tarafından tatmin edici kabul edilmesi durumunda, beklemede bulunan bin 400 davanın ya olduğu gibi kalacağını ya da başvuru sahiplerinin Ankara tarafından oluşturulacak mekanizmaya başvurmaları gerekeceğini söyledi.

Alekos Markidis "Sonuç getirici demek; doğru kriterler ile tesis ve tazmin olanağı olması demektir. Bu mekanizmanın sonuç getirici bulunmaması durumunda dahi Türkiye AİHM'i ikna etmek ve Titina Loizidou davası nedeniyle kendisine uygulanan baskılardan kurtulmak için başka birşey ileri götürecek" dedi.

Gazete devamla; AİHM'in Aresti davası kararıyla ilgili olarak Kıbrıs Türk ve Türk basınlarında yer alan haberleri iktibas etti.

 "Annan planı arka kapıdan geri geliyor"

Politis de manşete çıkardığı haberini "AİHM'le Diyaloğa - Ankara Strazburg'ta Seferberlik Üstleniyor - Lefkoşa'da Kaygı Büyük" başlık ve spotlarıyla okurlarına aktardı.

Gazete KKTC ile Türkiye'nin, mallarla ilgili yasaya son fırça darbelerini atmakta olduğunu; AİHM'in önceki günkü kararının; Türk tarafının KKTC'deki iç yargı imkanlarının yasallaştırılmasına dönük seferberliğini üzerine kuracağı, memnuniyet verici bir zemin olarak görüldüğünü yazdı, özetle şöyle devam etti:

"Kıbrıs'taki siyasi liderliğin tamamı, AİHM'in kararının arkasında Kıbrıs Rum mallarına siyasi bir yaklaşım bulunduğunu biliyor. Bu unsura Ankara da son aylarda özellikle önem verdi. Meşhur 'yasa'nın hazırlanmasında Türk tarafı Annan planının mülkler başlığındaki maddelerini ciddi şekilde dikkate aldı. 'yasa'nın mevcut haliyle AİHM tarafından kabul edilebilirliği şüpheliyse de, Türk tarafınca mülkler konusunda oldu-bitti yaratılması hedefi ortadadır. Avrupa Mahkemesi'nin işgal bölgelerindeki 'komisyonu' yeterli iç yargı imkanı olarak kabul etmesi durumunda Annan planının, en azından mülkler konusunda arka kapıdan geri gelişinden söz edilebilir.

Türk hükümeti tarafından hazırlanan ve işgal bölgelerinin 'meclisinden' geçirilen yasanın iki hedefi vardır. AİHM'in Aresti davasındaki ilk kararında işaret ettiklerinin yerine getirilmesi ve bütün meselenin siyasileştirilmesi. İkinci hedefle ilgili olarak Ankara dikkatini; Annan planının maddelerine verdi, ki bu Avrupa Mahkemesi'nin dikkatinden kaçmadı. Yeni 'yasanın' felsefesinin büyük bölümü; Genel Sekreter'in Kıbrıs sorununun çözümüne ilişkin reddedilmiş planından kaynaklanıyor. Mesela;

*Gerçek kişiye verilmemiş mülk, derhal yasal sahibine iade edilebilir

*'Komisyon' 'devlet' tarafından istimlak edilmemişse ve yeni sahibi tarafından üzerine yapılan inkışafın değeri, taşınmazın önceki değerini aşmıyorsa mülkün iadesine hükmedebilir.

*Yeni sahibi tarafından üzerinde yapılan inkışaf, taşınmazın 1974'teki değerini aşıyor ise o zaman yasal sahibine tazminat verilebilir veya özgür bölgelerde bulunan ve Kıbrıslı Türke ait olan eş değerde bir malla takas yapılabilir.

Bütün bunlar 'yasanın'; büyük ölçüde Annan planının öngördükleriyle denk olan maddeleridir. AİHM tarafından olası kabul edilmesinin; Kıbrıs sorununun çözümüyle alakalı net siyasi mesajlar vereceği ortadadır."

Malların bölgelere ve toplumlara göre oranı ve miktarı

Gazete KKTC'deki Rum malları ve Rum tarafındaki Kıbrıs Türk mallarının miktar ve oranlarını yansıtan bir de tabloya yer verdiği haberinde şunları kaydetti:

" Özgür bölgeler:

Kıbrıslı Rumlara ait mallar % 69 oranında ve 2 milyon 543 bin 21 dönüm

Kıbrıslı Türklere ait mallar % 10 oranında ve 413 bin 177 dönüm

Devlet Arazisi % 28 oranında ve 1 milyon 165 bin 29 dönüm

İşgal bölgeleri:

Kıbrıslı Rumlara ait mallar %60 oranında ve 1 milyon 463 bin 382 dönüm

Kıbrıslı Türklere ait mallar % 16 oranında ve 393 bin 791 dönüm

Devlet Arazisi % 22 oranında ve 551 bin 150 dönüm

Ara Bölge:

Kıbrıslı Rumlara ait mallar % 62 oranında ve 112 bin 326 dönüm

Kıbrıslı Türklere ait mallar %14 oranında ve 25 bin 362 dönüm

Devlet Arazisi % 22 oranında ve 40 bin 384 dönüm

Tabloda da görüleceği üzere özgür bölgelerdeki Türk malları 413 bin 177 dönüm, işgal bölgelerindeki Rum malları ise 2 milyon 543 bin 21 dönümdür. Ancak işgal bölgelerinde 1 milyon 165 bin 29 dönümlük devlet arazisi var."

Simerini "AİHM Kararı Kâhin Kehaneti - Biz Kaygılanıyoruz Türkler Bayram Yapıyor - İşgal Bölgelerinde Halen Sahte Yasaya Atıfta Bulunuluyor" başlığıyla manşete çıkardığı haberinde AİHM'in Aresti davasındaki kararını "kâhin kehanetine" benzetti ve dün itibarıyla Rum tarafındaki siyaset ve hukuk camialarının, AİHM kararını yorumlamaya çabalarken birbirinden farklı görüşler ortaya koyduklarını kaydetti.

Gazete Rum siyasilerin siyasi maksatlar gördüklerini ve Türkiye'nin AİHM karşısındaki yükümlülüklerinden kurtarılmaya çalışıldığından korku belirttiklerini; hukukçuların ise, kararın net olduğunu ve bir iç yargı imkanından söz etmediğini söylediklerini yazdı.

Gazete KKTC'de ve Türkiye'de ise çok daha net bir görüş bulunduğunu, AİHM kararının Mal Tazmin Yasası ile bağdaştırıldığını, Komisyon'u kurmaya hazır olunduğunun belirtildiğini, Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı'nın ise memnuniyetini dile getirdiğini okurlarına aktardı ve Fileleftheros gibi bu gazete de Rum siyasilerin yorumlarını aktardı.

"Hükümet Türkiye'yi veto etsin"

Simerini EUROKO Milletvekili Hristos Kliridis'in söylediklerini okurlarına şöyle aktardı:

"Bütün Kıbrıslı Rumların haklarını almaları için sahte komisyona havale edilmesi tehlikesi gerçektir ve küçümsenmemelidir. Karar tamamen hukuki sınırlarla alınmamıştır, siyasi maksatlar içermektedir. Bildiğim kadarıyla bir yargıcın istisnası konusu gündeme getirildi ve Türk büyükelçi Avrupa Mahkemesi Başkanı'yla temas etti."

EUROKO Asbaşkanı Hristodulos Taramundas ise Türkiye'ye tanınan 6 aylık sürenin gelecekte Bakanlar Konseyi tarafından sürekli uzatılacağını ve esasen Trükiye'nin uyma yükümlülüğünden kurtarılacağını söyledi. Taramundas devamla "Hükümet; Türkiye'nin AB'ne üye olmasının yalnız AİHM kararlarına uymasına değil, Kıbrıs'ta insan haklarına saygı göstermesine de bağlı olduğunu net şekilde ortaya koymalıdır. Hükümet; bu altı ay içerisinde AİHM kararlarına uymaması durumunda Türkiye'yi veto etmelidir" dedi.

Rum hukukçuların görüşleri

Yine aynı gazete "Karar Hukuki Açıdan Nettir - Tedavi Başka, İç Yargı İmkanı Başka..." başlığıyla yansıttığı haberinde AİHM'in Mira Ksenidi Aresti davasındaki kararının hukuki açıdan tamamen net olarak görüldüğünü çünkü AİHM kararında herhangi bir iç yargı imkanından söz edilmediğini, Aresti'nin haklarına tedavi sağlanmasından bahsedildiğini yazdı.

Gazeteye göre Rum İnsan Hakları Derneği Başkanı Stelios Theodulu bu gazeteye yaptığı açıklamada; "AİHM kararı kesinlikle iç yargı imkanından söz etmiyor, ihlallerin terdavisi mekanizmalarından bahsediyor, bunlar da halihazırda karar tarafından tayin ediliyor. Gelecekte herhangi bir davanın iç yargı imkanlarını tüketmemesi durumunda AİHM'in önüne konulamayacağından söz edilmiyor. Kararın tayin ettiği üzere, Türkiye tedavi dağıtma mekanizmalarını yaratmalıdır" dedi.

Rum Avrupa İnsan Hakları Birliği Başkanı Hristos Yosifidis de RİK'e yaptığı açıklamada şunları söyledi:

"Kararın hukuki analizi; Türkiye'nin hakların tesis edilmesi için tedavi bulması gerektiğidir. Ve bir hakkı tesis etmeniz için; şikayetçinin bu hakkı kullanmasına izin vermenizden başka yol yoktur. Şimdi, Türklerin yaratmış olduğu zehirleyici ortam, bu tedavinin iç yargı imkanları yaratılmasıyla olabileceğini gündeme getirirse o zaman kararın lafzından ve ruhundan tamamen sapmış oluruz."

Haravgi de haberi "Yeniden AİHM'de Savaş - AKEL: İşgal Kuvvetlerinin İç Yargı İmkanı Olarak Kabul Edilmemesi İçin Yoğun Çabalar Üstlenelim" başlığıyla manşete çıkardı.

Gazete Rum Meclis Başkanı AKEL Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas'ın "Yargıçların kafalarında; Uluslar Arası hukuku ve Avrupa Hukukunu çiğnemek suretiyle tamamen yabancı bir kuvvet tarafından denetlenmekte olan iç yargı imkanlarını kabul etmek gibi bir peşin hüküm olmamasını umuyorum" şeklindeki açıklamasını ve AKEL Basın Sözcüsü Andros Kiprianu'nun söylediklerini okurlarına aktardı.

Alithia "AİHM'in Kseni-Aresti Davasındaki Kararı Lefkoşa'da Ürpertiye Neden Oluyor - Geçen Tarik Dobra Dobraydı - Hristofyas: Kararda Siyasi Maksatlar Görüyorum - Mihalis Papapetru: Kıbrıs Sorunu Mahkemelerle Çözülmez" başlık ve spotlarıyla yansıttığı haberinde AİHM kararı karşısında Rum yönetimini donakaldığını, Rum yönetimi ve Hristofyas tarafından yapılan yorumların; karardan dolaylı şekilde şüphe duyma noktasına kadar ulaştığını ve hukuki değil siyasi bir karar alındığı gerekçesiyle açıkça eleştiri şeklinde olduğunu yazdı, özetle şöyle devam etti:

"Aynı zamanda, işgal rejiminin kuracağı 'iç yargı imkanının' Kıbrıslı Rumlar tarafından olası kullanılmasından duyulan kaygı da gizlenmiyor. Herkeste; işgal bölgelerindeki Kıbrıs Rum malları konusunda yeni olgular yarattılması tehlikesinin artık gözle görünür olduğu endişesi hakim. Yeni olgular yaratılması da yalnız bugünkü durumu değil, daha çok gelecekte, mülkler konusunda katalizör teşkil edecek.

Hükümet Sözcüsü Kipros Hrisostomidis AİHM'in Titina Loizidu davasında olduğu gibi 'dobra dobra' olmadığını söylüyor. Birleşik Demokratlar Başkanı Mihalis Papapetru ise AİHM'in Aresti davasına ilişkin önceki günkü kararının olumlu yönlerini kutladı; ancak şunları söyledi:

"Kıbrıs sorununun çözümünün yerine geçecek olan şey mahkeme salonlarında değildir. Milli davamızın mahkeme kararlarıyla çözüleceğine inanmak ütopyadır. Mahkeme kararları siyasi çabamıza yardımcı olabilir ancak, çözüm yönünde yol açabilecek siyasi sadakat uygulamamız şartıyla. Önceki kararlar sahte devletin iç yargı oranları yönünde hareket etmemiz için aralıklar bırakırken şimdi bu yönde bütün kapıları tamamen açıyor."

Cherıe Blair'e protesto yağıyor

Fileleftheros "İngiliz Milletvekili'nden Ve Londra'daki Soydaşlardan Blair'e Protesto - Başbakan'ın Eşine; Kıbrıs Rum Malları Gaspçılarını Savunmama Çağrısı Yapıyorlar" başlığıyla yansıttığı haberinde İngiliz Milletvekili Tereza Viliers'in İngiltere Dışişleri Bakanı Jacques Straw'a; İngiltere Başbakanı Tony Blair'in eşi Cherie Blair'in; Orams çiftini savunmak amacıyla Türkiye'yi veya Kıbrıs'ın herhangi bir bölgesini ziyaret edip etmediği konusunda izahat istediğini yazdı.

Gazete Viliers'in; böyle bir ziyaret için gerek güvence ve koruma sağlanarak gerek diplomatik personel tarafından desteklenmek suretiyle İngiltere kamu maliyesine yüklenilip yüklenilmediği konusunda bilgi istediğini belirtti, şunları yazdı:

"Viliers 'Başbakan'ın eşinin mesleki kariyeriyle ilgilenme hakkına sahip olduğunu değerlendiriyor olmama rağmen, bunu yapmak için; Kıbrıslı Rum sahipleri 1974'te zorla kovulan Kıbrıs'ın Kuzey kesimindeki bir araziye ev inşa etmekle suçlanan bir İngiliz çifti savunmayı seçmesine şaşırdım ve hayal kırıklığına uğradım' ifadelerini kullandı. Dışişleri Bakanına; göçmen ailelerin 30 yıldır mülklerini geri kazanmak için başarısız bir şekilde mücadele etmelerinin zor olduğunu söyleyen ve AİHM'in Loizidu davasındaki kararını okuması çağrısında bulunan Viliers devamla 'Sayın Blair'in davaya müdahil olması hiç yardımcı olmayacak. Bu ancak Kıbrıs'taki Elen ve Türk toplumları arasındaki ilişkileri zedeler' dedi.

Birleşik Krallık Kıbrıs Milli Federasyonu Başkanı Vasiliu Haris Sofoklidis de İngiltere Başbakanı'nın eşine; Orams çiftinin savunmasını üstlenmemesi çağrısında bulundu. Sofoklidis; Blair'e gönderdiği 21 Aralık tarihli mektubunda; 'İngiltere Yüksek Mahkemesi'nde Orams çiftini savunma kararı insan haklarının ve sosyal adaletin göz ardı edildiğini gösterir. Davranışlarınızın Birleşik Krallıktaki Kıbrıslı Rum toplumuna yaptığı ciddi hakareti tasavvur edemezsiniz. Birleşik Krallık'taki Kıbrıslı Rumların çoğu Kıbrıs'ın işgal bölgelerindeki evlerinden göçmen durumundadır' ifadelerini kullandı.

İşgal altındaki Omorfo (Güzelyurt) Belediyesi de İngiltere Başbakanı Tony Blair'e; eşi Cherie Blair'in Orams çiftinin savunmasını üstlenmesinden dolayı protesto muhtırası gönderdi. Aynı muhtıra İngiltere'nin Kıbrıs'taki Yüksek Komiserliği'ne, Haris Sofoklidis'e, POMAK ve Büyük Britanya Kıbrıs Milli Federasyonu başkanına ve Omorfo Belediyesi'nin Kıbrıs sorunuyla ilgili bilgilendirme teması kurduğu 30 İngiliz milletvekilinden oluşan gruba da gönderildi."

Haravgi haberi "Viliers Straw'dan İzahat İstiyor - Cherie Blair'in, Kıbrıslı Rumların İşgal Altındaki Mallarını 'Satın Alan' İngilizlerin Savunulmasına Müdahil Olması Konusunda" başlığıyla yansıttı.

 KIBRIS 25/12/05

 

Rumlar: Maraş’ı geri alacağız

Ömer BİLGE LEFKOŞA

Türkiye aleyhine mülkiyet davası açan Rum vatandaşı Mira Ksenidi Aresti davasında AİHM’nin aldığı karar, hem Rum hem de Türk tarafını sevindirdi, ancak akılları da karıştırdı. Rum medyası, ‘Türk’e şamar’ başlıklarını kullanırken, Rum hukukçular Maraş’ı geri alacakları yorumunda bulunuyorlar.

AİHM, Aresti’nin kapalı Maraş’taki evini kullanamaması nedeniyle Türkiye’yi ‘mülkiyet ihlalinde’ bulunmaktan suçlu bulmuş, ancak tazminat belirlememiş ve adada 3 ay içinde davacıları tatmin edecek bir mekanizma oluşturmasını istemişti.

Rum hukukçular, AİHM’nin KKTC’de kurulan Tazmin Komisyonu’nu iç hukuk olarak kabul etmesinin, davacı Ksenidi Aresti’nin ‘tatmin edilmesi’, yani kapalı Maraş kentindeki evinin iadesi ile mümkün olacağını savunuyorlar. Bu durumda Maraş’ın AİHM yoluyla Rum sahiplerine iade edileceğini belirtiliyorlar.

Türk hukukçular ise şu değerlendirmeyi yapıyor: ‘Türkiye, 3 ay içinde Rumlara mülk iadesini de öngören mülkiyet yasası ve Tazmin Komisyonu’nun özelliklerini AİHM’ye bildirecek. Rum tarafı da bu komisyonun iç hukuk olamayacağı yönündeki görüşünü iletecek. AİHM, değerlendirecek ve Rum davacıları tatmin edeceğini düşünürse davaları sevkedecek.’

HURRIYET 26/12/05

Yeniden birleşme Annan Planı ile olmaz

Papadopulos, Rum halkının 24 Nisan 2004'te yapılan referandumda Annan planını reddetmekle tarih yazdığını söyledi

Yeniden birleşme Annan Planı ile olmaz

Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos, Rum halkının 24 Nisan 2004'te yapılan referandumda Annan planını reddetmekle tarih yazdığını söyledi ve yeniden birleşmenin Annan Planı ile olamayacağını söyledi.

Haravgi, Rum Yönetimi Başkanı Papadopulos'la yaptığı ve "Tarihi Halk Yazar" başlığıyla manşete çektiği röportajı okurlarına şöyle aktardı:

"Soru: Sayın Başkan, Kıbrıs Rum tarafı BM Genel Sekreteri'ne ve mesai arkadaşlarına; gerek prosedürel gerek esasa ilişkin görüşlerini bildirdi. Ancak Genel Sekreter'in tereddütlü olduğu ve ağır hareket ettiği görülüyor. Size göre ana neden nedir?

Yanıt: BM Genel Sekreteri'yle görüşmelerimde, Genel Sekreter'in, Güvenlik Konseyi'nin Kıbrıs sorununa çözüm bulunması amacıyla kendisine verdiği 'iyi niyet misyonunun halen geçerli olduğunu düşündüğünü ve gerek sayın De Soto'nun yerine yeni bir özel temsilci atama, gerek Prendergast'ın Mayıs-Haziran 2005'teki misyonuna uygun olarak bir BM üst düzey yetkilisi atama olasılıklarını incelediğini teyit ettim.

Son görüşmemizde BM Genel Sekreteri; 3 Ekim 2005'ten ve Türkiye'nin AB ile üyelik müzakerelerine başlama tarihi almasından önce, Türkiye'nin ve başka hiç kimsenin müzakerelerin yeniden başlamasını arzu etmediği değerlendirmesini dile getirdi. Ancak Genel Sekreter, Güvenlik Konseyi'nin kendisine verdiği 'iyi niyet misyonunun' devam etmekte olduğunu düşündüğünü ve inisiyatifini ne zaman, ne şekilde ve ne yoğunlukta ortaya koyacağına kendisinin karar vereceğini vurguladı.

Bunları halka bildirdim. Genel Sekreter'in bu tutumu, Güvenlik Konseyi'ne yönelik son raporuna da yansıdı. Bu arada Birleşmiş Milletler yeni tur müzakerelerde hakemlik ve Türkiye'nin üyelik müzakerelerinin gidişatına göre belirlenecek dar takvimler olmayacağı, ancak müzakerelerin ebedi de sürmeyeceği; yeni tur müzakerelerin ön hazırlığının iyi yapılacağı ve ancak üzerinde anlaşılmış bir çözümün karar için halkın önüne konulacağı tezini kabul etti. Vurgulamak gerekir ki bu tezler Ulusal Konsey'de oy birliğiyle kararlaştırıldı. Birleşmiş Milletler'in bu tezleri kabul etmesinden 3 gün sonra BM'ye; Annan planında yapılmasını istediğimiz değişiklikleri somut ve detaylı olarak sunmaya hazır olduğumuzu bildirdim ve temsilcimi New York'a göndermem konusunda uzlaştık. Bir hafta süren görüşmelerde, yapılmasını istediğimiz değişikliklerle ilgili bazı somut, tam ve detaylı öneriler sunduk. Müzakerelerin başlaması yalnızca bizim tarafın isteğine bağlı değildir, BM Genel Sekreteri'nin kararına bağlıdır.

Soru: Diyaloğa hazır görünen ancak esas konusunda uzlaşmaz olmaya devam eden Türk tarafının tavrını nasıl değerlendiriyorsunuz? Acaba Ankara'nın hedefi müzakerelerin, müzakere olsun diye yeniden başlaması mı?

"Türk tarafı diyaloğa hazır olduğunu

sadece sözlü olarak ifade ediyor"

Yanıt: Türk tarafı (bu ifade Türkiye'yi ve Kıbrıs Türk tarafını kapsıyor) 'yeniden birleşme' çözümü için diyaloğa hazır olduğunu yalnız sözlü olarak dile getiriyor. Ancak her zaman 'hazır' oluşlarının, şu iki aşılamaz ön koşullara bağlı olduğunu söylüyorlar:

1-Türk tarafı; Annan planını kabul ederek, Kıbrıs sorununa çözüm bulunması için yapması gereken her şeyi yaptı ve Annan planını; yalnız dekorasyon değişiklikleriyle kabule karar vermek Kıbrıs Rum toplumuna bağlı;

2-Müzakereler ya iki toplum arasında, ya Türkiye, Yunanistan, Kıbrıslı Türkler ve Rumlar arasında dörtlü konferans ya da iki toplum lideri arasında doğrudan olmalı.

Türk tarafı için 'çözüm' Annan planıdır ve plan üzerinde değişiklikler istiyorsak; Kıbrıs Türk tarafına aynı değerde ödünler vermemiz gerekir. Annan planının diğer maddeleri de olduğu gibi kalır. Türk tarafı için, savunduğu 'yeniden birleşme' Annan planının öngördüğü yeniden birleşmedir.

Soru: 'Yeniden birleşme' ile siz ne kastediyorsunuz ve neden Sayın Talat'la görüşmeyi reddediyorsunuz?

"Kastettiğimiz Annan Planı'nın

öngördüğü yeniden birleşme değil"

Yanıt: Bizim taraf için yeniden birleşme, ülkenin, toplumun, ekonominin ve kurumların gerçek yeniden birleşmesi anlamına gelir. Bu, halkın iradesine saygı demek oluyor. Diğer her şey kaçmaktır. Annan planı bu tür bir yeniden birleşmeyi öngörmüyor. Aksine; Annan planının bölücü maddelerinin sağlamlaşmasını öngörüyor.

Müzakerelerin, BM tarafından ön hazırlığı iyi yapılmadan, ortak zemin bulunmadan tekrarlanması, müzakereleri kısa zamanda çıkmaza ve çöküşe sürükleyecek, o zaman da uluslar arası camiaya; Kıbrıs sorununun 'çözümsüz' olduğu ve tek çözümün 'bölünme' olduğu mesajı verilecek.

Ancak bu arada müzakerelerin içeriğine birlikte karar vermek amacıyla iki toplum lideri arasında görüşmelerin başlaması; 'sosyal' temas olsa dahi Türkiye'ye 'Kıbrıs'ta iki toplumlu müzakereler devam ettiği sürece Türkiye aleyhine yaptırımlarla ortamı ağırlaştırmayalım' şeklindeki ikna edici argümanla, Avrupa Birliği'nin Kıbrıs Cumhuriyeti'yle ilgili taleplerini erteleme veya kaçma fırsatı verecek.

"Kıbrıs sorunu Talat'la

görüşmeye indirgenmeyecek kadar ciddi"

Soruyorum; 'barış kahvesi' için dahi olsa Sayın Talat'la görüşmelerin başlamasını isteyenlerin muradı bu mu? Kıbrıs sorunu; Sayın Talat'la barış kahveleri veya (olmayan) buzların kırılması veya' insani ilişkilerin geliştirilmesine dönük 'sosyal' görüşmelere indirgenmeyecek kadar çok ciddi bir meseledir. Bu tür görüşmelerin önemi 'iyi insani ilişkiler' değil, uluslar arası camiaya verdiği mesajlardır.

Soru: Türk uzlaşmazlığının aşılması, prosedürün ileri götürülmesi, ön hazırlığın iyi yapılması ve çözüme götürecek müzakerelerin yeniden başlaması için BM Genel Sekreteri'nin ne yapmasını ve bizim tarafa ne önermesini bekliyorsunuz?

Yanıt: BM Genel Sekreteri'nden yeni tur müzakereleri; müzakereler başlamadan önce ortak zemin yaratmaya çalışarak ön hazırlığını iyi yapmasını bekliyorum. Aksi halde, müzakere olsun diye 'müzakere' prosedüründen elde edilecek tek şey; Türkiye'nin, AB'nin Kıbrıs'la ilgili taleplerine uymaktan 'Kıbrıs'ta yürütülmekte olan müzakerelerin sonucunu görmeyi bekleyelim' bahanesiyle kaçma fırsatı sağlanmasıdır.

BM Genel Sekreteri; Türk tarafını, 'Annan planını kabul etmekle Kıbrıs sorununun çözümü için yapması gereken her şeyi yaptığı ve şimdi Kıbrıs Rum tarafı Annan planını olduğu gibi, yalnız kısıtlı değişikliklerle ve Türk tarafına daha çok karşılıklar vermek suretiyle kabul etmelidir' argümanının arkasına saklanamayacağına ikna etmelidir.

Bu argüman ve özellikle Kıbrıs'tan 'Annan planını biz reddettik... Müstahakkımızdır!' ve 'Annan planının reddedilmesinin ciddi etkilerinden payımızı almamız gerek', güya (planın reddedilmesine) saygı gösterildiği (yalnızca sözlü olarak) ve 'bizleri tarih değerlendirecek' şeklinde sesler yükselmesi Türk tarafına; verebileceği bütün avantajları verdi.

Tarihi halklar yazar ve 'tarih' halkın 24 Nisan 2004 referandumundaki iradesiyle yazıldı. Halk; Annan planını itibar etmeyerek reddetti. DİSİ, kendisini gelecekte tarihçilerin haklı çıkarmasını umsun.

Dolayısıyla, AB'deki ülkelerin ve halkların çoğu şimdi Annan planının 'yegâne dengeli' plan olmadığını, adil de olmadığını, işleyebilir ve yaşayabilir çözüm de olmadığını fark ediyor Ve artık çoğu; Türkiye'nin; Annan planına verdiği onayın arkasına saklanamayacağını, çünkü Annan planının Türk tarafının bütün taleplerini tatmin ettiğini söylüyor. Türk tarafı için Annan planını kabul etmek ne başarı ne de fedakârlıktı. Talep ettiği her şeyi kendisine veren bu planı kabul ettiği için 'karşılık' da istiyor.

Soru: Sayın Başkan Kıbrıs'ın tezleriyle ilgili uluslar arası camiadaki havayla ilgili değerlendirmenizi almak istiyoruz. Hedeflerimizi ileri götürmek konusunda BM'de ve AB'de önemli desteğimiz var mı?

Yanıt: Annan planının 24 Nisan 2004'te reddedilmesinden sonra aleyhimize oluşan 'hasmane ortamın' değiştiği görüşündeyim. Annan planının Kıbrıslı Rumların %76'sı tarafından reddedilmesinin, uzlaşmazlığın veya çözümü reddetmenin göstergesi olmadığı gittikçe daha çok kabul ediliyor. O; işleyebilir ve yaşayabilir bir çözümü öngörmeyen ve ülkenin, toplumun, ekonominin ve kurumların gerçek yeniden birleşmesini öngörmeyen bir planın reddedilmesiydi.

"Şahsıma yönelik ağır küfür"

Bizim tarafın ve özellikle kişisel olarak benim; çözümü istemediğimiz ve bu hükümetin yegâne hedefinin 'sınırları Ledra Palace ve Yeşil Hat'ta kadar uzanan' bir devletin hükümeti olmak olduğu iddialarını göğüslemede halen sorunlarımız var. Bunlar; Kıbrıslı Rumlar tarafından söyleniyor ve bu tür iddiaları reddetmek ve tamamen seçimlere dönük bir intikamın söz konusu olduğu konusunda ikna etme yükümlülüğü altındayım. Beni ilgilendiren tek şeyin; sınırları Ledra Palace'a ve Yeşil Hat'ta kadar uzanan bir devletin başkanı kalmam olduğunu, bana yönelik çok büyük bir küfür görüyorum. Bunu paylaşanlar çok mu diye soruyorum? Bu tür iftiraları tersine çevirmek gereksiz ve zor bir iştir, ancak zannederim çabayla ve pek çok ülkeyle kurduğumuz bağlantılarla bunu başarıyoruz.

Görevi devraldığımız 'Kıbrıs'taki güvenilir ve ılımlı siyasi güçlerden gelen' 'dostlarımız' tarafından üretilen ve benimsenen bu küfürlü iddialar ortaya atılırken işimizi yapmamız çok daha zor. Şükür ki Güvenlik Konseyi'nin 5 daimi üyesinden 3'ü hükümetin ve kişisel olarak benim Kıbrıs sorununa yakın zamanda işleyebilir ve yaşayabilir bir çözüme ilişkin niyetlerinin samimiyetine ikna olmuş görünüyor.

Soru: Uluslar arası alandaki olumlu sonuçlara ve ortamın değişmesine rağmen muhalefet yoğun eleştiri yapmaya, tezlerimizin somutlaştırılmasından söz etmeye ve Kıbrıs Rum tarafının ileri götürdüğü tezleri bilmediğini söylemeye devam ediyor. Bunu nasıl yorumluyorsunuz?

Yanıt: Tezlerimiz ve değişiklik taleplerimiz; New York'a gönderdiğim temsilcim tarafından, bir hafta süren görüşmeler sırasında BM Genel Sekreter Yardımcısı Prendergast'a ve yardımcısına sunuldu. Görüşmelerin tamamlanmasından sonra Birleşmiş Milletler, BM Genel Sekreteri, tezlerimizin tam, detaylı ve net şekilde sunulduğunu söyledi Ve somuttu. Bu BM tarafından gerek görüşmelerin bitiminde gerek resmi açıklamada söylendi.

BM'ye sunulan tezler; partilerin ya yazılı ya da sözlü olarak ilettikleri tezlerinin özetiydi ve bana göre siyasi partilerin çoğunluğunun desteğini toplamışlardı. Temsilcilerimin New York'tan dönüşlerinden sonra, Ulusal Konsey'in hemen bir sonraki birleşiminde, sunduğumuz görüşlerin özetten ortaya çıkanlar olduğunu söyledim. Elimde, bunları doğrulayan, New York'taki görüşmelerin tutanakları var.

Dolayısıyla; Ulusal Konsey üyelerinin sunduğumuz tezleri bilmedikleri iddiası doğru değildir. Görüşme tutanaklarını veya argümanları açıklayıp kendi aramızda ve basında; az mı çok mu istedik veya argümanlarımız doğru muydu değil miydi gibi verimsiz ve maksatsız bir tartışma başlamasını doğru bulmuyorum. Kendi aramızda ve basın önünde müzakere etmemizin doğru veya mantıklı bir prosedür olduğunu zannetmiyorum. Kıbrıs Rum toplumunun seçilmiş temsilcisi olarak, müzakereler çerçevesinde bu tezlere yenilerini eklemek veya bazılarını çıkarmak hakkını, müzakere nedenleriyle saklı tutuyorum. Siyasi müzakerelerde yer alanların, bunun kaçınılmaz olduğunu bilmeleri gerekir.

Soru: AB'nin Kıbrıs sorununun çözümü çabalarında artırılmış rolünden söz ederken tam olarak ne kastediyoruz? AB'den ne yapmasını bekliyoruz?

Yanıt: Değişmez ve doğru tezimiz; Kıbrıs sorununun BM şemsiyesi altında kalması gerektiğidir. Biz önerilecek veya bulunacak çözümün BM Güvenlik Konseyi'nin Kıbrıs'la ilgili kararlarına dayanmasını istiyoruz.

Diğer yandan; AB'de yaptığım ve yapmakta olduğum ilgili pek çok temas temelinde; Avrupa Birliği'nin Kıbrıs sorununun çözümü konusunda BM'nin rolünü üstlenmeyi ne kabul ettiği ne de yerine geçmek istediği kanaatindeyim.

Ancak diğer yandan; meselenin 3 başrol oyuncusu yani Kıbrıs Cumhuriyeti, Yunanistan ve İngiltere halen AB üyesiyken ve dördüncü oyuncu olan Türkiye de üye olmak isterken Avrupa Birliği Kıbrıs sorununa kayıtsız kalamaz. Dahası; Kıbrıslı Türkler Avrupa normlarını hayata geçirmek istediklerini söylüyorlar. Halen, Kıbrıs'ın yasal sakini Kıbrıslı Türkler; Kıbrıs Cumhuriyeti'nin üye olmasıyla birlikte Avrupa vatandaşı oldular.

Dahası; AB'ne üyeliğimizden sonra alınan Avrupa Birliği'nin ilgili bütün karar ve belgelerine; Kıbrıs sorununa bulunacak çözümün yalnız BM kararlarıyla değil, AB'nin üzerine bina edildiği değerlerle de uyumlu olması gerektiği şeklindeki AB kararını dâhil etmeyi başardık. Bunlar kesin ifadelerdir.

Dolayısıyla; Avrupa Birliği'nin Kıbrıs sorununun çözüm müzakerelerinde rolü olması gerekir. Gerek çözümün; AB'nin üzerine bina edildiği değerlere uygun olmasını sağlamak gerek çözümün ana maddelerinin Avrupa normlarıyla birlikte uygulanacağını, Kıbrıs'ın AB'ne yönelik yükümlülüklerini yerine getirebileceğini ve AB organlarında tek sesle konuşacağını garanti altına almak için...

Soru: Kıbrıs sorununun çözüm müzakereleri prosedüründe AB rol üstlenmeyi kabul ediyor mu?

Yanıt: Elimde, AB'nin bu rolü oynamayı öngördüğü yolunda teyitler var. AB bu rolü, yeni prosedürde en kurumsal şekilde oynayabilmesi, bizim; müzakerelerin başlamasından önce yapılmasını istediğimiz ön hazırlık evresinde belirlenecek konulardan biridir.

Daha önceki müzakerelerde Türk tarafı AB'nin müdahil olmasını reddetmişti. Benim ricalarımla Kıbrıs'a gönderilen AB uzmanları; o zamanlar Lefkoşa Uluslar Arası Havaalanı'nda gerçekleştirilen müzakerelerde danışman veya gözlemci rolü oynayabilmek için BM uzmanı şapkasını giymek zorunda kalmışlardı.

 

"Ön hazırlığın iyi yapılması,

gerek derken kastettiğimiz..."

Soru: AB ilkeleri ve hukuk çerçevesi Kıbrıs sorununun çözüm içeriğine nasıl etki edebilir?

Yanıt: Yeni diyaloğun ön hazırlığının iyi yapılmasını istediğimizde, diğer şeyler yanında, AB ilkelerinin ve hukuki çerçevesinin müzakereler temeline dâhil olması gerektiğini kastediyoruz. Nitekim Kıbrıslı Türkler, en azından sözlü olarak, Avrupa normlarının işgal altındaki bölgelerde de uygulanması gerektiğinde hemfikir olduklarını söylüyorlar. Kıbrıs'ın iki toplumlu, iki kesimli federasyon çerçevesinde gerçekten yeniden birleşmesi çözümünden söz ediyorsak, Avrupa normları Kıbrıs'ın bütün sathında uygulanmalıdır.

Nitekim Kıbrıs Cumhuriyeti adına 16 Nisan 2003'te Atina'da imzaladığım AB'ne Giriş Sözleşmesi'nin 10. Protokolü; Kıbrıs'ın tamamının AB'ne girdiğini ancak Avrupa normlarını Kıbrıs'ın tamamında uygulama yükümlülüğümüzün; işgal bölgesiyle ilgili olarak 'ertelenmekte' olduğunu öngörüyor. Bu 'erteleme' sona eriyor ve Avrupa normlarının ve AB'nin üzerine bina edildiği değerlerin Kıbrıs sathının tamamında hayata geçirilmesi; müzakerelerde ortaya çıkacak Federal Kıbrıs hükümetinin yükümlülüğü canlanıyor.

Dolayısıyla çözümün öngöreceği Federal Kıbrıs Hükümeti'nin çözümleri ve yetkileri; normların Kıbrıs'ın tamamında sonuç getirici şekilde uygulanmasına olanak sağlayacak şekilde olmalıdır. Bu; bazılarının 'Avrupai çözüm' olarak belirledikleriyle aynı değildir.

Soru: Kıbrıs'la ilgili olarak AB'nin Türkiye'ye getirdiği şartlar ve ön koşullar ne kadar bağlayıcıdır ve Ankara'nın bunları benimsemeyi reddetmesi nasıl karşılanıyor?

Yanıt: Avrupa Birliği'nin Türkiye'ye ve diğer üye olmak isteyen ülkelere getirdiği 'şartların' bağlayıcılığı konusunda bazı çevrelerde çok kafa karışıklığı bulunduğu izlenimine sahibim. AB'nin kararları ve emirleri; AB üye ülkeleri için 'bağlayıcıdır' Ve AB karar ve emirlerine uymayan üye ülkelere yaptırım uygulamak için Avrupa Birliği'nin elinde; ceza, yaptırım, yardımda kesinti yapmak, üye ülkeleri AB ortamlarından dışlamak (Avusturya örneği) gibi pek çok tedbir vardır.

Ancak Türkiye gibi, üye olmak isteyen ülkeler için Avrupa Birliği bu tür yaptırımlar uygulayamaz. Ancak elinde çok daha katalizör ve çok daha sonuç getirici bir tedbir var. 'Müzakereleri kesmek üye olmak isteyen bir ülkenin üyelik müzakerelerine son vermek. (Kısa süre önce Hırvatistan'a yapılmıştı) özellikle Türkiye örneğinde; Avrupa Konseyi tarafından 17 Aralık 2004'te 'el freni' olarak bilinen özel bir koşul getirildi. Yani; Türkiye'nin yükümlülüklerini yerine getirmeyi reddetmesi durumunda prosedürün kesilmesi. Buna ek olarak bir şart daha var: 'Türkiye'nin yerine getirmesi gereken; Avrupa normlarının 35 başlığından birinin açılması veya kapanmasının 25 üye ülkenin oy birliğini gerektirmesi.' Bu koşul başka hiçbir ülkeye ve Kıbrıs Cumhuriyeti'ne getirilmedi.

Soru: Sizi '61 küçük veto' hakkında konuşmaya iten bu mu?

Yanıt: Ben hiçbir zaman 10 veya 25 veya 61 'küçük vetodan' söz etmedim. Bu benim değil (ben böyle bir şey söylemedim) Rehn'in sözüydü, ancak bazı gazeteciler, olguları bilmeden, bunu hatalı olarak tekrarlamaktan hoşlanıyor.

Genişleme Komiseri Olli Rehn Avrupa Konseyi'nde 'her üye ülke 71 vetoya sahiptir' dedi ve bunu söylerken de tam olarak Türkiye'ye getirilen bu koşuldan söz ediyordu. Çünkü şimdi, ilerleme başlıkları 30 değil 35 tanedir ve elbette her ülkenin Türkiye'nin AB'ne üyeliğine onay verip vermeme konusundaki nihai kararda son bir veto hakkı daha var.

Elbette Türkiye'nin yükümlülüklerini yerine getirip getirmediği veya 'el freni' maddesini uygulamanın veya başlıkları açmanın veya kapamanın haklı olup olmadığı kararı hukuki değil 'siyasi' bir meseledir. AB tarafından sadece Türkiye'ye koşulan şartların sahip olduğu bağlayıcılık da budur.

Soru: Muhalefet sürekli olarak; 12 Aralık 2004'te ve 3 Ekim 2005'te; Türkiye'nin üyelik sürecine bağlama fırsatını kaybettiğimizi, önemli iki fırsat kaçırdığımızı söylüyor. Bunu nasıl yorumluyorsunuz?

Yanıt: Bu iddia sadece; bunu ortaya atanların, AB'nin ve politikasını belirleyen çeşitli organlarının nasıl işlediğini bilmediklerini ortaya koyuyor. Önceki sorunuza verdiğim; Komisyon'un Türkiye'ye getirdiği istisnai koşullarla ilgili yanıtta bunun cevabını verdim. 2004'te Türkiye'nin aday ülke ilan edilmesini 'veto' etmedik, çünkü bu doğru bir karardı. Aralık 2004'ten önce Ulusal Konsey'in, büyük bir çoğunlukla bana verdiği tavsiye; veto kullanmamamız şeklindeydi.

DİSİ veto kullanılmasına; diğer partilerden çok daha şiddetli ve çok daha öne çıkar şekilde itiraz etmişti. Şimdi tutumunu değiştirdi ve aday ülke kabul edilmesini onaylamadan önce Türkiye'ye ek 'koşul' ve veto kullanmak için 'Aralık 2004 sınır noktasını kaybettiğimizi' savunuyor. Soruyorum; 'ilave koşul' hangisi olacaktı? Mesela; 'Türkiye Kıbrıs sorununu çözmeden önce AB'ne üye olmayacak' koşulunu mu getirecektik? Türkiye'nin yanıtı basit ve ikna edici olacaktı: 'Fakat Türkiye, Annan planını kabul etmek suretiyle Kıbrıs sorununun çözümüne yardımcı oldu. Şimdi bile Türkiye Kıbrıs sorununu çözmeye hazırdır, binlerce Kıbrıslı Rum (?) EVET oyu kullanarak Annan planının yegâne dengeli ve iyi plan olduğunu desteklediği gibi; Kıbrıslı Rumlar da Annan planını kabul ederlerse...' Dolayısıyla, Annan planını 'olduğu gibi' kabul etmek anlamına gelen bir karar elde etmek için böyle bir şartı koşmamız doğru bir hareket mi? Kıbrıs meselesi için mahvedici olmaması için zarar verici olacak bir şart getirmek amacıyla savaş vermemiz mümkün müydü? Tabii Annan planının yeniden gündeme getirilmesini istiyorsak o başka...

Soru: DİSİ'nin; 3 Ekim 2005'te yitirildiğini söylediği fırsat için ne söyleyeceksiniz?

Yanıt: 3 Ekim'deki Dışişleri Bakanları Konseyi'nin; 17 Aralık'taki Devlet ve Hükümet Başkanları kararını tersine çevirmeye ne yetkisi ne de gücü vardı. Türkiye'nin müzakerelerinin başlaması için Kıbrıs sorununun çözümü gibi yeni bir şart koşmaya da yetkisi yoktu. AB'nin nasıl işlediğini genel olarak dahi bilenler, böyle bir sürecin mümkün olmadığını da bilirler. Yine soruyorum: ilave şart koşmak mümkün olsaydı (ki yoktu) hangi şartı koşacaktık? Annan planının olduğu şekliyle yeniden gündeme getirilmesini mi?

Yitirilmiş iki fırsattan söz edenler; Annan planını çözüm olarak yeniden gündeme getirme fırsatını kaçırdığımızı kastediyorlar. Kastettikleri buysa, bunu müphem değil net ve açık şekilde dile getirsinler. Böyle bir bağ; öncelikle mümkün değildi, ikinci olarak da halkın %76'sının reddettiği Annan planının yeniden gündeme getirilmesi sonucunu doğuracağı sürece, istenmeyen bir şeydi. Bu tür sloganlar 'halk iradesine saygı' ile bağdaşmıyor.

Doğru ve sonuç getirici bağlantı; Türkiye'nin, BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs sorununun çözümüne ilişkin çabalarına yardımcı olmak zorunda olduğu (Annan planını kabul ettiği için Türkiye'ye teşekkür ifadesi çıkarıldı) ve Türkiye'nin Kıbrıs Cumhuriyeti'ne yönelik yükümlülükleriyle ilgili ek maddelerin; bizim büyük çabalarımız sonucu hem Türkiye'nin müzakere çerçevesine hem de Ortaklık İlişkisi Metni'ne dâhil edilmesiyle kuruldu. Karşı deklarasyonda yer alan; Türkiye'nin bu yükümlülüklerine ilişkin tavrının 2006 yılı içinde gözden geçirileceği maddesini de hatırlatmak isterim."

KIBRIS 26/12/05

Kıbrıs sabır ister, sabreden kazanır

TC Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, TC hükümetinin de Kıbrıslı Türklerin de Kıbrıs meselesini çok iyi götürdüğünü vurguladı:

Kıbrıs sabır ister, sabreden kazanır

"BUZU ÜFLEYE ÜFLEYE ERİTMEK"... Gül, Kıbrıs Türklerinin geleceğinin parlak olduğunu, Türkiye'nin sonuna kadar Kıbrıs Türklerinin arkasında olacağını bildirdi ve "Bu, sabır isteyen bir iştir, bu, bir buzu üfleye üfleye eritme meselesidir. Burada kim sabırlı olursa, kim dürüst hareket ederse, o kazanacaktır" dedi

AİHM'DEKİ DAVALAR KKTC'YE... Abdullah Gül, "İşte görüldüğü gibi en son Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde milyarlarca dolarlık Türkiye aleyhindeki davalar, dosyalar KKTC'ye gönderilmiştir. Bu süreç içinde KKTC'nin ekonomisi kuvvetli bir şekilde gelişmektedir" şeklinde konuştu

 

TC Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, Kıbrıs konusunda kimsenin endişe duymadığını belirterek, TC hükümetinin de Kıbrıslı Türklerin de Kıbrıs meselesini çok iyi götürdüğünü vurguladı.

Başka olumsuzlukların ortaya çıkarılıp, insanların kafasının karıştırılmaması gerektiğini dile getiren Gül, Kıbrıs Türklerinin geleceğinin parlak olduğunu, Türkiye'nin sonuna kadar Kıbrıs Türklerinin arkasında olacağını bildirdi ve "Bu, sabır isteyen bir iştir, bu, bir buzu üfleye üfleye eritme meselesidir. Burada kim sabırlı olursa, kim dürüst hareket ederse, o kazanacaktır" dedi.

Gül, 22 soydaş derneğinin temsilcilerinin katılımıyla Bursa Almira Otel'de düzenlenen toplantıda yaptığı konuşmada Türkiye dışında yaşayan soydaşların sorunlarını yakından takip ettiklerini, sorunların çözümü için çalıştıklarını söyledi. Gül, bir soru üzerine Kıbrıs sorununa da değindi.

"Buzu üfleye üfleye eritmek"

Kıbrıs'a ilişkin bir soru üzerine, bu konuda hiç kimsenin endişe duymasına gerek olmadığını belirten Gül, Türkiye Cumhuriyeti hükümetinin de, Kıbrıs Türklerinin de Kıbrıs meselesini en iyi şekilde götürdüğünü kaydetti.

Gül, "İşte görüldüğü gibi en son Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde milyarlarca dolarlık Türkiye aleyhindeki davalar, dosyalar KKTC'ye gönderilmiştir. Bu süreç içinde KKTC'nin ekonomisi kuvvetli bir şekilde gelişmektedir" dedi.

Başka olumsuzlukların ortaya çıkarılıp, insanların kafasının karıştırılmaması gerektiğini dile getiren Gül, Kıbrıs Türklerinin geleceğinin parlak olduğunu, Türkiye'nin sonuna kadar Kıbrıs Türklerinin arkasında olacağını bildirdi. KKTC'deki referandum kararının çok doğru bir karar olduğuna dikkat çeken Gül, şöyle konuştu:

"Bunlar hep Kıbrıs davasını kuvvetlendirmiştir. Tabi ki sorunlar vardır, tabi ki birçok problemler vardır. Burada sabır ve kararlılık gerekmektedir. Biz Kıbrıs davasının çok iyi şuurundayız. Hiç kimsenin

tereddüdü olmasın. 3 sene içinde Kıbrıs uğruna yaptıklarımızla, Kıbrıs giderek güçlenmiştir. Kıbrıs'tan ne bir asker çekilmiştir, ne bir metrekare verilmiştir ama Kıbrıs Türklerinin haklı davası dünyada daha

da iyi duyulur hale gelmiştir. Bu, sabır isteyen bir iştir, bu, bir buzu üfleye üfleye eritme meselesidir. Burada kim sabırlı olursa, kim dürüst hareket ederse, o kazanacaktır."

KIBRIS 26/12/05

Kıbrıs Rum mülklerinin gasp iddiası

KKTC'den mal satın alan İngilizlerin savunulmasının arkasında çeşitli boyutları olan siyasi ekonomik oyunlar bulunduğu iddia edildi. Fileleftheros Gazetesi, "Yeraltı Alışverişleri Kıbrıs Rum Mülklerinin Gaspıyla İlgili Siyasi-Ekonomik Kulis Ve Oyunlar İngiltere'de Hukukçu Ve Emlakçiler Kulis Faaliyetlerini Yürütüyorlar" başlık ve spotlarıyla verdiği haberinde, KKTC'de yaşayan İngiliz uyrukluların örgütlendiğini ve KKTC devletinin de onlara destek vermekte olduğuna da dikkat çekti, Ayrıca hedefin ise Rum başvurularının önünü alma çabasında İngiltere hükümetiyle iletişim kanallarını canlı tutmak olduğunu savundu.

Gazete haberinde, İngiltere Başbakanı Tony Blair'in eşi avukat Cherie Blair'i, Orams davasını savunmayı üstlenmesinin, konunun siyasi ve ekonomik boyutunu teyit ettiğini de ileri sürdü.

Haberde, İngiltere'de tanınmış hukukçu ve emlak bürolarının bu "oyunun" arkasında olduğu ve İngilizlere akıl hocalığı yaptığı da iddia edildi.

Gazete elde ettiği bilgilere dayanarak, KKTC'de 257 konutun yabancıların kontrolünde bulunduğunu, çoğunluğunun ise İngilizlere ait olduğunu da yazdı.

Gazete elindeki bilgilere dayanarak 200'ün üzerinde konutunun İngilizlere, 9 konutun Almanlara, 4 konutun Amerikalılara, 3 konutun Ruslara, 6 konutun Fransızlara, 2 konutun İranlılara, 2 konutun İrlandalılara, 1 konutun Avustralyalıya, 1 konutun Pakistanlı ve İngiliz eşine, 1 konutun İtalyalı ve İrlandalı eşine ve 1 konutun da Slovakyalıya ait olduğunu da savundu.

Haberde yukarıdaki tüm bu konutların "Rum mülkleri" üzerinde inşa edildiği, konutların çoğunun ise Girne ilçesinde bulunduğu da ileri sürüldü. Bu arada KKTC Bakanlar Kurulu'nun kararıyla söz konusu yabancılara tapu verildiğine de dikkat çekti.

Gazete haberine POLİTİKİ ekinde daha geniş yer verdi ve Londra'nın, KKTC'de sözde "Rum mallarını gasp eden" İngilizlerin rehinesi olduğunu da iddia etti, Orams çifti davasıyla birlikte KKTC'deki İngiliz ve diğer yabancıların örgütlenmeye başlayarak kurdukları derneğe atıfta bulundu.

Haberde KKTC'den ev satın alanların başında "Lord" ve "Sir" unvanına sahip İngilizlerin bulunduğu belirtilirken, bu bağlamda bazı isimlere de yer verildi.

Bu arada ALİTHİA, Rum Yönetimi'nin Strazburg'taki varlığını güçlendirme çabası içerisine girdiğini, Noel ve yılbaşı yortularından sonra Başsavcılıkla işbirliğinde Mira Ksenidi Arestis davasına ilişkin AİHM kararına tepki gösterme yöntemleri arayacağını yazdı. Gazeteye göre Strazburg'taki Rum temsilciliğinin takviye edilmesi de Rum Yönetimi'nin düşüncesi arasındadır.

Gazete Titina Loizidu davasından sonra Türkiye'nin, gelmekte olan tehlikeleri görerek Strazburg'taki varlığını güçlendirmek için ağırlık koyduğunu, Arestis davasında AİHM'in KKTC'de iç hukuk yolu oluşturulmasına atıfta bulunmasının ise Türk çabalarının meyve verdiğini gösterdiğini yazdı.

Gazete Rum tarafının AİHM'in böyle bir karara varmasıyla ilgili nerede hata yaptığını aramaya başladığını da hatırlattı.

Haberde, Maraş kökenli Rumların, Mira Ksenidi Arestis'le ilgili AİHM kararından memnun olduğu da belirtildi. Gazeteye göre Maraş kökenli Rumlar, "Maraş sakini ve göçmen" bir Rum'un ilk kez AİHM tarafından haklı bulunmasının, kendileri de Maraş göçmeni olduğu için AİHM kararının kendilerini de bağladığını belirttiler.

Maraş kökenli Rumlar, "Türkiye'nin Maraş şehrini iade etmeyi reddetmesi duvarının yıkılması için, kararın olumlu yönlerinin değerlendirilmesi gerektiğini" de kaydettiler.

Hristos Yosifidis: AİHM

kararı Noel hediyesi

Simerini Gazetesi "Avrupa Birliği İnsan Hakları (Derneği)Başkanı" Hristos Yosifidis'in AİHM kararına ilişkin görüşüne yer verdi.

Yosifidis, AİHM kararının tüm Rum göçmenlerinin evlerine dönmesine olanak sağladığını ve kararın bir "Noel hediyesi" teşkil ettiğini savundu. Yosifidis'in görüşleri özetle şöyle:

"Tüm göçmenler geri evlerine ve mülklerine gidecek. Bu hakları vardır. Türkiye bunu güvence altına almakla yükümlüdür. Ksenidi Arestis'in Türkiye aleyhindeki davada AİHM'in 22 Aralık 2005'teki kararının özü budur. İlgililerin AİHM'e kişisel başvuruda bulunmuş olması ise tek koşuldur. Bu, AİHM'in göçmenlere ve diğer zarar görenlere Noel hediyesidir. AİHM bu kararıyla bir ileri adım daha atıyor. Türkiye'nin, işgal altındaki Kıbrıs'a insan haklarının çiğnenmesinden sorumlu tutulduğu Titina Loizidu tarihi kararından sonra, AİHM şimdi de Türkiye'den üç ay içerisinde yani 22 Mart 2006'ya kadar kişisel başvuruda bulunan 1400 Kıbrıslı Rum'un insan haklarının tesisi için çare üretmesini talep ediyor. Türkiye, kesintisiz konut hakkı, özel yaşam ve mülkiyet hakkını güvenceye alacak önlemler almak mecburiyetindedir."

Rum emlakçinin görüşü

Politis, "Antonis Loizu ve Diğerleri" adlı bir emlak bürosunun, KKTC Taşınmaz Mal İade, Tazmin ve Takas Komisyonu'na ilişkin görüşüne yer verdi.

Söz konusu emlak bürosu sahibi, KKTC Taşınmaz Mal İade Tazmin ve Takas Komisyonu'nun sonuçta iç yargı yolu olarak kabul edilmesi halinde "mülkler/tazminatlar konusunun az çok çözümleneceğini, geriye kalanın ise zaman içerisinde kendiliğinden çözümleneceğini sandığını" söyledi.

Antonis Loizu duyumlarına göre KKTC'de taşınmaz mal bırakan Kıbrıs Rumlarının %20'sinin KKTC'deki Komisyona başvurup, tazmin edilmelerini isteyeceğini de savundu.

Dimitriadis: Mira Arestis'le

birlikte tüm Maraşlılar kazandı

Fileleftheros, Politiki eki Arestis'in avukatı Ahilleas Dimitriadis'le yapılan bir söyleşiye yer verdi.

Gazeteye göre Dimitriadis, AİHM'in Arestis davası konusunda aldığı kararı yorumlarken, kararın "Mağusa'nın kapalı bölgesinin iadesini tartışmak için altın bir fırsat olduğunu" savundu.

Dimitriadis, Arestis davasının, karşısında, KKTC'de kurulacak Tazmin Komisyonu'nu bulacağını ve AİHM'in bu komitenin etkinliği ve yasallığını incelemeye alacağını kesin gördüğünü de söyledi.

Dimitriadis ilgili sorulara verdiği yanıtlarda Arestis davasında AİHM'in verdiği kararın çok önemli olduğunu, çünkü Arestis'in evinin Mağusa'nın (Maraş) kapalı bölgesinde olduğunu ve Türk ordusunun yapacağı bir hareketle Arestis veya o bölgeden başka bir Rum'un hakkını tesis edilebileceğini söyledi.

Dimitriadis ilgili AİHM kararının "Mağusa'nın, yasal sakinlerine iadesini tartışmak için kıvılcım teşkil ettiği" görüşünü de savundu. Dimitriadis bunun "kaybedilmemesi gereken bir fırsat olduğunu, önce Arestis'in evine ve diğer mülküne gitmek için baskı yapacağını, bu baskıyla ise diğer Maraşlıların da kazanacağını" ileri sürdü.

Siyasi düzeyde herkesin kendi yorumunu yapabileceğini, kendisinin yorumda bulunmayacağını söyleyen Dimitriadis, Türkiye'nin yaptığı savunmalardan birinin "kapalı Mağusa bölgesinin Arestis'in malı dâhil, İngiliz döneminden beri Evkaf'a ait olduğu" savunmasının reddedilmesinin çok büyük önem taşıdığını, çünkü konunun artık yargı açısından da ortadan kalktığını da ileri sürdü.

Dimitriadis, Türkiye'nin Arestis davasında bir ihlalde bulunduğunun tespit edildiğini ve AİHM'in kararına uyma yükümlülüğü bulunduğunu, önce Arestis davasında istenenleri yerine getirmesi gerektiğini, ardından da benzer konularda bunu yapması gerektiğini savundu. Dimitriadis AİHM'in, iç yargı yolunun kullanılmasıyla Türkiye'ye bir zaman tanımak istediğini, yapacağı incelemeden sonra ise "Tazmin Komisyonu'nun" tüketilmesi gereken bir iç yargı yolu olmadığına karar verirse, Kıbrıslı Rumların açılmış tüm davalarının yolunun yeniden açılacağını da belirtti.

Dimitriadis, KKTC'nin Tazmin, İade ve Takas Yasası'nı da yorumladı ve yasayı görmemiş olmasına rağmen, Rumların tüketmesi gereken bir iç yargı yolu olabileceğini sanmadığını söyledi. Dimitriadis, KKTC Anayasası'nın 159'uncu maddesinin değişmemesi halinde ilgili yasanın AİHM tarafından iç yargı yolu kabul edilemeyeceğini düşündüğünü, çünkü ilgili yasanın askeri bölgeleri kapsam dışı tuttuğunu, Arestis'in malının ise askeri bölgede olduğunu, dolayısıyla Arestis konusunda etkin bir yol teşkil edemeyeceğini de savundu.

Dimitriadis, KKTC'nin "var olmadığı" iddialarını da tekrarladı şu görüşleri savundu:

"Türkiye'nin KKTC'nin kendine bağlı bir yönetim olduğunu kabul etmesiyle ilgili yeni tutumu çok önemlidir. Türkiye orada kurulacak yargı yolunun KKTC'nin değil kendinin yargı yolu olduğunu kabul ediyor.

AİHM'in söz ettiği iç hukuk yolu, Türkiye'nin iç yargı yolu olduğu gözden kaçmamalıdır. 'KKTC' yoktur. 'Sahte devlet', 'Sahte Meclis' derken bizler ona bir statü veriyoruz. Doğru hukuki adı 'boyunduruk altında yerel yönetimdir'. Mahkemede bu isim kullanılıyor. Kıbrıs'ın kuzeyindeki Türk varlığını da biz bu isimle tanımlamalıyız."

Bu arada ALİTHİA'a da Dimitriadis'le yaptığı bir söyleşiye yer verdi.

Dimitriadis, buradaki söyleşisinde de KKTC'de kurulan yeni "Tazmin Komisyonu'nun" AİHM tarafından iç yargı yolu kabul edilemeyeceğini, çünkü kuzeydeki Kıbrıs Rum mallarının KKTC toprağı olduğunu vurgulayan Anayasası'nın 159'uncu maddesinde değişiklik yapılmadığını kaydetti.

Dimitriadis, yeni yasanın sadece 50 bin dönümü kapsadığını, bunun da KKTC toprağının %4'ünü teşkil ettiğini, hâlbuki kuzeydeki toprağın %60'ından fazlasının Rumlara ait olduğunu savundu ve bunlarla ne olacağını sordu.

Dimitriadis, "Dolayısıyla işgal bölgelerinde yapmaya çalışılan AİHM'in denetiminden geçecek etkin bir iç yargı yolu değildir. Bu da daha önceki 'Tazmin Komisyonu'nun' akıbetine uğrayacak. AİHM, Nisan 2005'te bu Komisyon'un etkin bir iç yargı yolu olmadığına karar vermişti" şeklinde konuştu.

Dimitriadis bir soruyu yanıtlarken, AİHM'in son kararının sözde "Türk istilasına, yasal bir mezar açtığını" iddia etti, şunları savundu:

"Kararla Türk işgali teyit edildi ve Türkiye ne yapacağına karar vermelidir. Ya AİHM'e gidip kınayıcı kararlar alacak, ya da çiğnediği insan haklarını tesis edecek ve tazminat isteyecek. AİHM'in bu kararının Bayan Arestis'in ve başkalarının da Mağusa'ya geri gitmesi yolunu açtığına inanıyorum."

KIBRIS 26/12/05

Rum bakandan Ankara’ya uyarı

Kıbrıs Rum yönetimi Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu, limanlarını ve havaalanlarını Rum gemi ve uçaklarına açmaması durumunda, Türkiye’nin 2006’da AB ile ciddi sorunlar yaşayabileceğini söyledi.

 

NTV

Güncelleme: 13:40 TSİ 27 Aralık 2005 Salı

LEFKOŞA - Yakovu, Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener’in hafta sonunda Reuters haber ajansına verdiği, “Türkiye Rum gemilerine limanlarını açmak için tek taraflı bir adım atmayacaktır” şeklindeki demecini değerlendirdi.

Yorgo yakovu, “Türkiye’nin AB ile ciddi bir anlaşmazlığa düşmesinin an meselesi olduğunu” savundu. Rum Dışişleri Bakanı, “Türkiye’nin müzakerelere başlamak için onayımıza ihtiyacı vardı; Türkiye’nin gerektiği şekilde davranacağını düşünerek bu onayı vermiştik” dedi.

ABD Kongre'sinden Rice'ın Talat'ın davetine eleştiri

WASHINGTON, (DHA)

ABD’de 64 Kongre üyesi, ekim ayında KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ı kabul eden ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice’a bir mektup yazarak bu ziyaretle ilgili ’endişelerini’ dile getirdi.

ABD’de 64 Kongre üyesi, ekim ayında KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ı kabul eden ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice’a bir mektup yazarak bu ziyaretle ilgili ’endişelerini’ dile getirdi.

ABD Kongresi’nde Hellenik Dostluk Grubu eşbaşkanlarından Cumhuriyetçi Parti Florida Milletvekili Mike Bilirakis ve Temsilciler Meclisi Üyesi Carolyn Maloney tarafından Rice’a yollanan mektup, Bilirakis haricinde 63 Kongre üyesinin daha imzasını taşıyor. Mektupta, ’Talat’a resmi davette bulunulmasının doğuracağı sonuçlar’ sorulurken, Rice’tan da Kıbrıs’la ilgili uzun vadeli planlarını açıklaması istendi.

‘WASHINGTON’DAKİ GÖZLEMCİLERİN ENDİŞELERİ SÜRÜYOR’ İDDİASI

Merkezi ABD’de bulunan, Amerikalı Yunanlara ait haftalık GreekNews gazetesinin haberine göre, ABD Dışişleri Bakanı’na gönderilen mektupta Kongre üyeleri, Kıbrıs Rum Yönetimi’nin, ’Kıbrıslı Türklerin ekonomik durumunu iyileştirici yönde çaba harcadığını’ öne sürerek bu çabalardan ’övgüyle’ bahsetti.
Gazetenin haberinde, "ABD aksini iddia etse de, bu görüşmenin Kıbrıs Türk toplumu ’temsilcisinin’ statüsünü siyasi olarak yükseltecek bir girişim şeklinde algılanabileceği yönünde Washington’daki gözlemciler arasındaki endişeler sürüyor" ifadeleri kullanıldı.

’KKTC’Yİ TANIMAMA POLİTİKAMIZI ANLAMSIZ KILIYOR’

Rice’a hitaben yazılmış mektupta, "Bu hareketiniz, KKTC’ye destek verilmemesi yönünde üyelere çağrıda bulunulan BM Güvenlik Konseyi kararına uymuyor. Daha da tehlikelisi, (bu davet) ’yasadışı’ Kıbrıslı Türk varlığını, Kıbrıs’ın birleşmesi yönünde iyi niyetle müzakerelere yanaşmamaya teşvik ediyor. Talat’la resmi görüşmelerde bulunulması, ’tanımama’ politikamızı anlamsız kılıyor" ifade ve iddialarına yer verildi.

Mektupta ayrıca Rice’a, ’Kıbrıs’la ilgili uzun vadeli planlarının’ ne olduğu sorulurken, ’ABD’nin Kıbrıs’la ilgili dış politikasını hangi noktaya taşımayı amaçladığı’ sorusuna da yanıt beklendiği belirtildi. ABD’deki Rum temsilciliği ise, mektuba imza atan Kongre üyelerine teşekkürlerini iletti.

HURRIYET 27/12/05

Rumlardan Türkiye'ye 2006 tehditi
      LEFKOŞA(ANKA)

Kıbrıs Rum Kesimi Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu, Türkiye’nin Avrupa Birliği ve Kıbrıs Rum Kesimi’ne karşı sorumlulukları olduğunu ve bu sorumlulukları yerine getirmesi gerektiğini söyledi.
      Kıbrıs Rum Kesimi Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu, Türkiye’nin gerek Avrupa Birliği gerekse birliğin bir üyesi olan Kıbrıs Rum Kesimi’ne yönelik birtakım sorumlulukları bulunduğunu, ve Türkiye’nin bu sorumlulukların gerekliliklerini yerine getirmek zorunda olduğunu belirtti.
      Rum basınında çıkan haberlere göre Yakovu, Türkiye’nin bu sorumluluklarını yerine getirmemesi halinde "sonuçlarıyla yüzleşmek zorunda kalacağını" söyledi.
      Üst düzey Türk hükümet yetkililerinin, Kıbrıs Rum Kesimi’ni birliğe kabul eden AB’nin bir hata yaptığı ve Türkiye’nin limanlarını Rumlara açmayacağı görüşünde olduğuna değinen Yakovu, Türkiye’nin Gümrük Birliği ek protokolünü uygulamak zorunda olduğunu dile getirdi.
      Yorgo Yakovu, Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne girmek isteyen aday bir ülke olduğunu ve birliğin yükümlülüklerini yerine getirmemesi halinde bunun 2006 yılında Brüksel tarafından dikkate alınacağını söyledi.

MILLIYET 27/12/05

Talat: Yasada mal iadesi şarttı

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, mal iadesi içermeyen bir yasanın Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından "iç hukuk yolu olarak kabul edilmesinin" mümkün olamayacağını bildiklerini belirtti

Talat: Yasada mal iadesi şarttı

BU KARARI BEKLİYORDUM... Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, "mal iadesi öngörmeyen bir yasanın iç hukuk yolu yaratamayacağını" belirterek, yeni mülkiyet yasasının, "iç hukuk yolu olabilmesi" için çalışmalar yapıldığını söyledi. Talat, AİHM'nin Arestis kararını da beklediklerini belirterek, "Daha önce bunun işaretleri verilmişti" dedi

BU YASAYI BİZ HAZIRLADIK... Talat: Bu yasayı bizim hukukçularımız, Avrupa'nın değişik yerlerinde, Türkiye'deki uluslararası hukukçularla görüşerek bu şekle getirdi. Ben mecliste fazla ellenmemesini istemiş, 'Bağrınıza taş basıp bu yasaya onay verin' demiştim. Bu yasa iki bölgeliliği sonuçta güvenceye alıyor. Sorunların iç hukukla burada çözülmesini sağlayacak. Rum'un yıllardır sürdürdüğü hukuk savaşında avantajını elinden alacak önemli bir değişiklik

LOKMACI'DA RUM İSTEKLERİ BİTMİYOR... Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Lokmacı Barikatı'nın mutlaka açılacağını söyledi. Rum yönetiminin Lokmacı'nın açılması ile ilgili tek isteğinin "köprünün kaldırılması olmadığını" anlatan Talat, "Şimdi de giriş çıkışları kontrol için kurulan kulübelerin kaldırılmasını, köprünün kuzeyinde bulunan işyerlerine doğru taşınmasını istiyorlar" dedi

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM) Loizidu ve Arestis davaları sırasında "iç hukuk" yolunu işaret ettiğini belirterek, "İadeyi içeren bir yasa hazırladığımız zaman AİHM'nin burada iç hukukun yolunu açan karar üreteceğini tahmin ediyorduk" dedi.

KIBRIS FM'de yayınlanan "Başaran Düzgün ve Hüseyin Ekmekçi ile GÜNDEM" programının konuğu olan Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, gündeme ilişkin önemli sorulara yanıt verdi.

Talat, AİHM'nin iade içermeyen, sadece tazminata olanak tanıyan bir yasayı kabul etmeyeceğini, UBP- DP hükümeti döneminde çıkarılan mülkiyet yasası ile ortaya koyduğunu da belirtti.

AİHM ipuçlarını vermişti

AİHM'nin Loizidu kararı ile birlikte mallarını kuzeyde bırakarak güneye göç eden Kıbrıslı Rumların kuzeydeki mallarının kendilerinin olduğunun ortaya çıktığını ve bu kararla birlikte, "Kıbrıs'ın kuzeyinden Türkiye sorumludur" denildiğini hatırlatan Talat şunları söyledi:

"Türkiye hem kullanım kaybını ödeyecek, tazminatını ödeyecek, mülkiyetini de kullanması için gerekli tedbiri alacak. Loizidu kararı böyle. Bu karar referandumdan önce alındı.

Loizidu kararından sonra hükümet ne yaptı, UBP - DP hükümeti, Kıbrıslı Rumların mallarında hakları olduğunu ve malların gerçekten onların olduğunu kabul etti, buna bağlı yasa yaptı.

Yasada malı geri iade yoktu, sadece tazminat vardı. Bu Rumların mallarının tescilidir. Buna itiraz edilmemesi lazım. Bunu eski hükümet kararlaştırdı. Biz bu yasaya CTP olarak karşı çıktık. Hükümet çözüm istemiyor, cumhurbaşkanı çözüm isteyene hain diyordu. Bu ortamda bu yasanın anlamı yoktu. İade söz konusu değildi. AİHM de bunu mümkün değil kabul etmezdi. Bu nedenle yasayı reddettik.

Kapılar açıldı, referandum oldu. Referandumdan sonra bizim kabul edip, Rumların reddetmesi ortaya çıktı. Bundan moral avantaj elde ettik. Arestis davası ile ortaya çıktı ki, zaten AİHM de reddetmişti, mülkiyet yasamız yetersizdi. Türkiye'den başka çareler bulması istendi."

Bu yasayı yapan biziz

"Türkiye'den çareler bulmasını istemenin" Kıbrıslı Türkleri aşağıladığını kabul eden Talat, buna karşın "KKTC kale alınmıyor" söyleminin de doğru olmadığını söyledi.

AİHM'nin dördüncü devlet başvurusu kararında Kıbrıs'ın kuzeyinde bir sorumlu olması gerektiğini ve "vakum kabul etmeyeceğini" açıkladığını belirten Talat sözlerini şöyle sürdürdü:

"Bu noktadan sonra Türkiye'ye atıfta bulunuldu. Ama kendimizi küçük görmeyelim. Bu yasayı yapan biziz. Türkiye'nin kontrolü altındaki bir bölge olarak görülse de insan hakları başkanı bizimle görüşüyor. AİHM yetkilileri bizimle temas ediyor."

Bu kararı bekliyordum

Talat, AİHM ile gizli görüşme yapmamalarına rağmen, bu kararın çıkacağını bildiğini söyledi.

Bunun işaretlerinin önceden verildiğini anlatan Talat, yasanın süratle geçmesi için çalıştığını belirtti.

Talat, yasayla ilgili şunları söyledi:

"Gizli bir görüşme yok. Açık açık Strasbourg'a gidildi. Yasayı süratle geçirme hedefimiz vardı.

Serdar bey (Denktaş) zaten yasanın geçmesini istiyordu. DP'liler Türkiye'ye gittiler. Belki de içlerinden, 'Talat'ın söylediğinden farklı şeyler var mı' demiş olabilirler.

Bence tartışmaların genelinden etkilendiler.

Bu yasa bir gecede Türkiye'den gelmedi. Bunun için kapalı oturumlar yaptık. Tek sorumlunun ben olmadığımı anlattım. Türkiye bize çare bulun diyor. Türkiye'nin başı da belada. Bunu da anlattım.

İkinci toplantıdan sonra "koçanlar iptal oluyor" haberi basında çıkınca meclise gidip bilgi vermeyeceğimi söyledim. Parti başkanlarını çağırdım."

Bizim hukukçularımız...

Yasanın hazırlanmasında KKTC'li hukukçuların etkin rol oynadığının altını çizen Talat, uluslararası hukukçulardan da yardım alındığını söyledi.

Talat şöyle devam etti:

"Sonuçta bu yasayı bizim hukukçularımız, Avrupa'nın değişik yerlerinde, Türkiye'deki uluslararası hukukçularla görüşerek bu şekle getirdi.

Daha değişiklikler de isteyen bir yasa bu. Ben ellenmemesini istemiş, 'Bağrınıza taş basıp bu yasaya onay verin' demiştim. Bu yasa iki bölgeliliği sonuçta güvenceye alıyor. Sorunların iç hukukla burada çözülmesini sağlayacak. Rum'un yıllardır sürdürdüğü hukuk savaşında avantajını elinden alacak önemli bir değişiklik.

Mahkeme nelerin iç hukuk olacağını Arestis davasında işaret etti. 'İade' içermeyen bir yasanın kabul edilemeyeceğini işaret etti.

"Bırakınız bu davanın sonucunu, ben referandumdan sonra temas ettiğim yetkili makamları, sayın Denktaş dahil olmak üzere, sayın Erdoğan'ı, sayın Gül'ü uyardım. Mülk iadesi öngörmeyen bir yasa kabul edilemez dedim. Bu uyarıları yapmaya devam ettik, yazılar yazdık, açıklamalar yaptık.

Arestis davasına gelince, mecliste konuştum, çünkü yeşil ışık yanmaya başlamıştı. Yasayı Cumhurbaşkanlığında defalarca tartıştık.

En sonunda her şeyini tamamlayarak, milletvekillerine, 'Elinizi vicdanınıza koyun, bağrınıza taş basarak bu yasaya evet deyin. Çünkü gerekli' diyelim dedik ve öyle yaptık.

Herkese anlattık. Mantığına bakın, bizi kurtarır mı kurtarmaz mı?. Bu dönemde hep Strasbourg ile temas halinde olduk. Makul yasanın AİHM'de kabul edileceği bilgisi de sızmıştı. 10 Aralık'ta bitmesini istemiştik. Gecikti ve 19 Aralık'ta geçti."

Şimdi ne olacak?

"Mülkiyet sorununu çözecek bir yasa değil bu. İç hukuk yolu yaratacak. Türkiye zaman kazanacak. Doğrudur, Rum tarafı çözümü reddettiği için Türkiye'nin zamana ihtiyacı var. Bunun ne kötülüğü var?

Ne olsun peki? Kimse bir şey önermiyor. Napalım hepsini verelim?

Kıbrıs Türk toplumu mülksüz kalacak deyenler var. İnanılmaz şeyler dinliyorum. Halbuki bu yasa bir iç hukuk yolu yaratıyor. Bunun Maraş ile ilintisi siyasi bir konudur. Bunu tartışacağız."

Nasıl iç hukuk yolu haline gelecek?

Talat, "İç hukuk yolu haline geldiğini nasıl anlayacağız" sorusuna ise şu yanıtı verdi:

"Bize üç ay süre verildi. 14 üye önereceğim, 7 kişi adliye kurulu tarafından seçilecek. İki de yabancı üye atanması gerekir, çalışmaya başladık.

Dolayısı ile yasayı 3 ayda etkin hale getirmek zorundayız. Etkin hale getirdiğimiz zaman, karar vermeye başlarsak o zaman iç hukuk yolu haline gelmiş olacak.

AİHM efektif hale getirmemizi bekliyor. Bu hale getirdiğimiz zaman AİHM yeterli iç hukuk oluşturulduğuna kanaat getirirse, önündeki davaları buraya yönlendirecek. Durum budur.

Bizim yasamıza göre Yüksek Mahkeme'ye başvuru yolu açık. Rumlar orada da tatmin olmazsa AİHM'ye başvurabilir. Yüksek İdare Mahkemesi'nin kararını beğenmeyen AİHM'e gidebilir."

Maraş konusunda şimdiden

bir kanaat belirtemem

Maraş konusuna da değinen Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Arestis kararı ile Maraş'ın parça parça verilmeye başlanacağı görüşünün doğru olmadığını söyledi.

Maraş konusunun çok önemli olduğu üzerinde duran Talat, "Maraş Kıbrıs sorununun çözüm sürecinde Kıbrıslı Türkler için büyük önem taşıyor" dedi.

"Maraş ile ilgili çeşitli önerileri tartıştık. Bu nedenle fizibilite çalışmalarına evet dedik Maraş'ta. Daha sonra verelim, izolasyonları kaldırın dedik. Maraş'ın askeri bölge olduğu için verilmeyeceğini söyleyenler var. Bu yersiz. Askeri bölge karar işi.

Maraş konusunda şimdiden bir kanaat belirtemem. Maraş açılıyor diyemem. Bu söylenecekse söylerim ama şimdi böyle bir şey yok.

Maraş konusunda sakladığım bir şey yok. Henüz düşünce aşamasında her şey. Genel sekreter bir raporunda Maraş'ın sorumluluğunu Türkiye'ye verdi. Güvenlik Konseyi de oranın yaşayanlarından başkasının yerleştirilmemesi dışında bir karar üretmedi.

Genel sekreter sorumluluğu Türkiye'ye veriyor, güvenlik konseyi yerleştirme kararı devamında, mal sahiplerinin yerleşebilmesi için BM kontrolüne verilmesini öneriyor. Bu güne kadar BM kontrolüne verilmedi, biz şimdi neden verelim? Maraş bütünlüklü çözümün dışında ele alınacaksa, elde edeceğimiz avantaj olmalı.

Ben ne demiştim? Maraş'ı verelim, izolasyonların tümünü kaldırın. Maraş bu kadar kıymetli bir yerdir. Neden? Çok güzel olduğundan değil, çözümün bir parçasıdır. Maraş'ı BM'ye verdik, sahipleri de gelecek. Çözümde neyi pazarlık edeceğiz. Maraş bütünlüklü çözümün bir parçası. Kazanmadan bir şey Maraş'ı vermek olmaz. Şu anda yabancılarla bir temasım yok Maraş ile ilgili. "

 

--------------------------------------------------------------------------------------------------------

 

Talat: 2006'da hedeflerimize ulaşalım

Yılbaşı akşamı ailesi ile birlikte Dome Otel'de olacağını ve sakin bir akşam yaşamayı tercih ettiklerini belirten Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, kızının da yılbaşı akşamı için adaya geldiğini söyledi.

Talat, yeni yıl için de şu temennide bulundu:

"En büyük temennim Kıbrıs Türk halkının mutluluğu. Her bakımdan öyle. Bunu elde edecek en önemli adım belirsizliğin ortadan kalkmasıdır. Kıbrıs sorununun çözümünü istiyoruz. Bir taklım sıkıntıları olsa da çözüm belirsizlikten kurtulmak için son derece önemli. Bu bilinçle hareket ediyorum. En büyük temennim bunun sağlanması.

Rum tarafı olmadığı sürece çözüm zor. İç sorunlarımızı da çözmek için çalışmak zorundayız. Halka güzel işler yapacak kurumlar yaratmalıyız. Hedefimiz bunlar. Benim temennim 2006'da bu hedeflerimize ulaşalım. Başarırsak Kıbrıs sorununu çözelim. Avrupalı Kıbrıslı Türkler gerçekten Avrupalı olsun. Bu ayıp ortadan kalksın.

 

Lokmacı'da Rum istekleri bitmiyor

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Lokmacı Barikatı'nın mutlaka açılacağını söyledi. Rum yönetiminin Lokmacı'nın açılması ile ilgili tek isteğinin "köprünün kaldırılması olmadığını" anlatan Talat, "Şimdi de giriş çıkışları kontrol için kurulan kulübelerin kaldırılmasını, köprünün kuzeyinde bulunan işyerlerine doğru taşınmasını istiyorlar" dedi.

Lokmacı'daki çalışmaların yürütülmesi için Lefkoşa Belediyesi'nin görevli kılındığını söyleyen Talat, aynı dönemde köprü konusunun da iki belediye arasında konuşulduğunu anlattı.

UNDP'ye bunun aktarıldığını ve Rum Belediye başkanının "tahta köprüye" onay verdiğini, bunu sonradan doğruladığını da hatırlatan Talat, "Köprü zaten çözüm olunca ortadan kalkacak" dedi.

Ara bölgenin Türk tarafından önce UNDP tarafından temizlendiğini söyleyen Talat, Türk tarafının duvarı yıkması ile birlikte Rum tarafının sorunlar çıkarmaya başladığını belirtti.

Rum tarafının üst geçidin kaldırılması yanında başka istekleri de bulunduğunu ifade eden talat şunları söyledi:

"Bize bir kare çizdiler ve orada asker olmamasını, geçmemesini istediler. Yapılarımızı da yıkılan duvarın kuzeyine taşımamızı istediler. Düşünün orayı. Olacak şey değil. Bu ne cüret. Bana yapacağımı nasıl söyleyebilir. Ben Rum'a telekomünikasyon binanı yık diyebilir miyim?

Yapılaşmayı durdurmamızı istedi BM. Bir kez. Ama Rum istekleri bitmek bilmiyor. Ne yapalım yani? BM de söyledi. Ermu Sokağı'nın bulunduğu alan bizim kontrolümüzde. Sadece köprüyü kaldırmamızı da istemiyorlar. Bir çok istekleri var.

Ya işyerlerini oradan kaldıracağız, ya da derme çatma bir şeyler yapacağız. Şu anda bir görüşmemiz yok. Biz kendi işimizi bitirdik. Biz Rum tarafının ve BM'nin harekete geçmesini bekliyoruz. Geçecek de mecburdur.

Biz açtık bir kısım işte. Ne diyecekler bundan sonra?"

KIBRIS 27/12/05

 

‘Kıbrıslı Türkler sayemizde AB vatandaşı’

Kıbrıs Rum yönetimi lideri Papadopulos, “Kıbrıslı Türklerin, Rumlar sayesinde hiç çaba harcamadan AB vatandaşı olduğunu” söyledi.

 

NTV

Güncelleme: 15:58 TSİ 27 Aralık 2005 Salı

LEFKOŞA - Tasos Papadopulos, Haravgi gazetesine verdiği demeçte, Kıbrıslı Türklerin ayrı bir devlet olarak tanınmaları durumunda, otomatikman Avrupa Birliği vatandaşlığını kaybedeceklerini, bu yüzden de son zamanlarda diplomatik tanınma talebinden vazgeçtiklerini öne sürdü.

“Kıbrıs Cumhuriyeti”nin, Rumların harcamaları ve fedakarlıklarıyla birliğe katıldığını anlatan Papadopulos, “Kıbrıslı Türklerin ise, hiçbir çaba veya mali katkıda bulunmadığını kaydetti. Rum lider, “Kıbrıslı Türklerin AB vatandaşlığı elde etmesi, onlara sağlanan en önemli fayda” dedi.

YAKOVU’DAN ANKARA’YA UYARI
Öte yandan Rum yönetimi Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu, Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener’in hafta sonunda Reuters haber ajansına verdiği, “Türkiye Rum gemilerine limanlarını açmak için tek taraflı bir adım atmayacaktır” şeklindeki demecini değerlendirdi.

Yakovu, limanlarını ve havaalanlarını Rum gemi ve uçaklarına açmaması durumunda, Türkiye’nin 2006’da AB ile ciddi sorunlar yaşayabileceğini söyledi.

Yorgo Yakovu, “Türkiye’nin AB ile ciddi bir anlaşmazlığa düşmesinin an meselesi olduğunu” savundu. Rum Dışişleri Bakanı, “Türkiye’nin müzakerelere başlamak için onayımıza ihtiyacı vardı; Türkiye’nin gerektiği şekilde davranacağını düşünerek bu onayı vermiştik” dedi.

 

İngiliz’den soykırımı inkár dersi



The Guardian yazarı George Monbiot, İngiltere’nin geçmişte 20’den fazla soykırım yaptığını, ancak yazarlarını yargılamadığı için şimdi kimsenin o soykırımları hatırlamadığını ileri sürdü.

İNGİLİZ The Guardian gazetesi yazarı George Monbiot, ‘Türkler, İngilizlerin geçmişteki mezalimlerini inkar etme yöntemini öğrenemedi’ başlıklı makalesinde, İngiliz imparatorluğu döneminde milyonlarca insanın öldürüldüğünü ve bu gerçeği tartışmanın yasak olmadığını hatırlatırken, ‘Peki ama o olayları niçin kimse hatırlamıyor’ diye sordu.

Orhan Pamuk davasıyla ilgili haberlere bakıldığında, Türkiye’de yasaların ‘çağdışı bir şekilde acımasız ve şaşırtıcı derecede aptalca olduğunu’ öne süren Monbiot, ‘Ermeni soykırımıyla ilgili tartışmaları daha da fazla gündeme getirecek tek şey, herhalde ülkenin en ünlü yazarını bu mesele hakkında konuştuğu için yargılamaktır. İngiltere’nin de sömürgeci geçmişi hatalarla dolu, ancak çoğu İngiliz bu geçmişten tamamen habersiz’ dedi.

Kimse hatırlamıyor

İmparatorluk döneminde 20’den fazla soykırım ve katliam yapıldığını belirten yazar, ‘İngiltere, yazarlarına karşı baskı ve kitlesel zorbalığa başvurmadan katliamların unutulmasını sağladı. Bugün çoğu İngiliz, ülkelerinin yaptığı canavarlıklardan habersiz’ dedi. Monbiot, Mike Davis’in ‘Viktorya Döneminde Soykırımlar’ adlı kitabından örnekler verdi.

Hindistan soykırımı

1876 yılında, acımasız İngiliz politikaları sonucu başgösteren açlıkta, 12 ile 29 milyon Hintli öldü. Ölümlere aldırmayan İngiltere’nin Hindistan Genel Valisi Lord Lytton, İngiltere’ye tahıl sevkiyatını artırarak sürdürdü. Afganistan savaşını finanse etmek için ise, açlık içindeki fakir halktan zorla vergi topladı. Yardım çalışmalarını engelleyen Lord Lytton, çalışma kampları kurdurdu. İşçilere, Buchenwald Nazi toplama kampındaki tutuklulardan daha az yiyecek veriliyordu.
Mau Mau isyanı

İngiliz kuvvetleri 1950’li yıllarda Kenya’da Mau Mau ayaklanmasını bastırırken, 310 bin insanı toplama kamplarına kapattı, 1 milyondan fazla insanı da çevrilen köylerde tuttu. Olaylar sırasında 100 bin insan canavarca yöntemlerle öldürüldü veya açlıktan öldü, binlerce insan da askerlerce idam edildi. Tutuklulara, hadım etmekten göz ve kulak oymaya kadar vahşice işkenceler yapıldı.

HURRIYET 28/12/05

 

Fransız ordusuna soykırım soruşturması



FRANSIZ askeri mahkemesi, 1994 yılında Ruanda’da yaklaşık 1 milyon Tutsi’nin öldürüldüğü soykırıma doğrudan katıldıkları yolunda bazı askerlere yöneltilen suçlamalar üzerine, Fransız ordusu hakkında resmi soruşturma başlattı.

Askeri mahkeme, bazı yetkili mercilerin engelleme çabalarına karşın, soykırımdan kurtulan altı Ruandalının ifadesi üzerine soruşturma açmaya karar verdi. İddiaya göre, o tarihte Ruanda’da ‘Turkuaz operasyonu’ başlatan bir Fransız birliği, katliamlarda bizzat rol aldı. Tecavüze uğrayan tanık Aurea Mukakalisa, Fransız savcıya yaşadıklarını şöyle anlattı: ‘Hutu milisler, Fransız askerlerinin kontrolündeki Murambi kampına geldi. Gösterdikleri Tutsileri, Fransız askerleri zorla kamptan çıkardılar. Ondan sonra tecavüz ve katliam başladı. Fransızlar da onlara katıldı. Onlar da tecavüz ediyor, uzun parlak bıçaklarıyla öldürüyorlardı

HURRIYET 28/12/2005

 

Rum liderden tehdit

2006'da uzlaşmazlıktan vazgeçmeyeceğinin işaretini veren Papadopulos: Kıbrıslı Türkler tanınmaya çalışmasın, sonra AB vatandaşlığını kaybederler

RADIKAL 28/12/05

YORGO KIRBAKİ

SEFA KARAHASAN

ATİNA/LEFKOŞA - Rum Yönetimi, yeni yılda da Türkiye ve KKTC'ye karşı uzlaşmaz tavrından taviz vermeyeceğinin işaretlerini veriyor. Rum lideri Tasos Papadopulos, Kıbrıslı Türklere KKTC'nin uluslararası alanda tanınması için çaba göstermeme çağrısı yaparak, "Aksi halde AB vatandaşlığı imtiyazını kaybedecekler" tehdidi savururken, Dış-işleri Bakanı Yorgos Yakovu Türkiye'nin 2006 yılında limanlarını kendilerine açmazsa AB ile karşı karşıya kalacağını kaydetti.
Papadopulos, Haravgi gazetesine "AB üyeliği için tüm masrafları, fedakârlıkları Rumlar yaptı. Türkler zahmete girmeden AB vatandaşı oldu. KKTC tanınırsa, Türkler bu özelliği kaybedecek. Zaten Türk tarafı bu yüzden tanınma için fazla bastırmıyor" dedi. Rum lider KKTC yönetiminin gayrimenkuller ve Ledra Caddesi'nin açılmasıyla ilgili demeçlerini 'tahrik edici' diye niteledi. Rumların, Türkler için büyük maddi fedakârlık yapıp 'teşvik paketi' çıkardığını ama Türk tarafının bunu tehlikeye soktuğunu savunarak tehditte bulundu.

'Türkiye AB ile yüzleşir'
Papadopulos, 20-23 Ocak'ta Devlet Başkanı Vladimir Putin'in daveti üzerine Rusya'ya gideceğini de açıkladı. "Türkiye'nin AB'ye ve üyesi Rum Yönetimi'ne karşı sorumlulukları var" diyen Yakovu ise limanların 2006'da açılması gerekliliğine dikkat çekti. Yakovu, "Türkiye sorumluluklarını yerine getirmezse sonuçlarıyla yüzleşmek zorunda kalacak" diye konuştu. Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener'in "Türkiye'nin tek taraflı adım atmayacağı" sözünü değerlendiren Rum bakan, "Bunu söylediyse, AB ile çatışmaya giden yola giriyorlar" dedi.

Talat'tan hediye paketi
Bu arada Papadopulos, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın yeni yıl için kendisine bir hediye sepeti gönderdiğini söyledi. Sepette fındıklı lokum, rakı, şarap ve bir kravat olduğu belirten Rum lider, Talat'ın jestine karşılık vereceğini dile getirdi.

Üç üniversitemiz, Uluslararası Üniversiteler Birliği'ne üye oldu

DAÜ, YDÜ VE GAÜ'DEN BÜYÜK BAŞARI... Doğu Akdeniz Üniversitesi (DAÜ), Yakın Doğu Üniversitesi (YDÜ) ve Girne Amerikan Üniversitesi (GAÜ), Uluslararası Üniversiteler Birliği'ne (IAU) üye oldu. Üç üniversitemiz, birliğin tüm akademik kriterlerini sağladığı takdirde diplomalarına tam denklik kazanmış olacak

Üç üniversitemiz, kariyerlerine uluslararası önemli bir başarı kattı. Doğu Akdeniz Üniversitesi (DAÜ), Yakın Doğu Üniversitesi (YDÜ) ve Girne Amerikan Üniversitesi (GAÜ), Uluslararası Üniversiteler Birliği'ne (IAU) üye oldu.

Üç üniversitemiz, birliğin tüm akademik kriterlerini sağladığı takdirde diplomalarına tam denklik kazanmış olacak.

DAÜ, YDÜ ve GAÜ, dün ayrı ayrı yayınladıkları basın bildirileriyle Uluslararası Üniversiteler Birliği'ne üye olduklarını bildirdiler.

DAÜ

DAÜ Avrupa Üniversiteler Birliği üyeliğinin ardından Uluslararası Üniversiteler Birliği'ne de (IAU) tam üye olmanın gururunu yaşıyor.

DAÜ'den yapılan açıklamada, "birliğin tüm akademik kriterlerini sağlamak suretiyle tam üye olan DAÜ'nün, diplomalarına tam denklik kazandırdığı ve Uluslararası Üniversiteler Birliği üyesi olarak tüm Kıbrıs'ta akademik misyonunu devam ettirdiği" kaydedildi.

Açıklamaya göre, Uluslararası Üniversiteler Birliği'nin 15 - 16 Kasım tarihlerinde Mısır'ın İskenderiye kentinde yaptığı toplantıdan sonra üyelik koşulları gözden geçirildi ve yeni koşullar karara bağlandı. Buna göre, Uluslararası Üniversiteler Birliği Yönetim Kurulu'nun almış olduğu karar doğrultusunda, DAÜ'nün birlik üyeliğine kabulüyle ilgili 1 Aralık 2005 tarihli resmi yazı DAÜ Rektörlüğü'ne ulaştı.

Kıbrıs'ın en eski üniversitesi olarak DAÜ'nün yapması gerekenin bu tür uluslararası başarılar olduğunun altı çizilen yazılı açıklamada, "DAÜ'nün elde ettiği bu uluslararası başarılar bundan böyle her konuda daha da gelişerek devam edecektir" denildi.

Açıklamada, DAÜ'nün daha önce yapmış olduğu girişimler sonucunda, Avrupa Üniversiteler Birliği'nin üye kabul koşullarının değişmesine öncülük ettiği ve 1 Nisan 2005 tarihinden itibaren Avrupa Üniversiteler Birliği'ne tam üye olma hakkını kazandığı belirtilerek, bu açılımların ardından KKTC'deki bir üniversitenin daha Avrupa Üniversiteler Birliği'ne tam üyelik hakkını kazandığı kaydedildi.

Açıklamada, Uluslararası Üniversiteler Birliği'nin, UNESCO ile çok yakın resmi işbirliği içinde çalışan bir uluslararası kurum olup, yüksek öğretim alanında gerçekleştirdiği tüm çalışmaları Birleşmiş Milletler'in mevzuatına uygun yürüttüğü, bu kuruma üyelikte Birleşmiş Milletler kuralları uygulandığı, ayrıca müracaat eden üniversiteden ülkesindeki devlet veya hükümet tarafından tanınmış olma şartı arandığı bildirildi.

YDÜ

Yakın Doğu Üniversitesi de dün yayınladığı bildiriyle, Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü'nün (UNESCO) Uluslararası Üniversiteler Birliği'ne, 20 Aralık 2005 tarihinden itibaren tam üye olarak kabul edildiğini duyurdu.

Yakın Doğu Üniversitesi Basın ve Halkla İlişkiler Dairesi Müdürlüğü'nden yapılan açıklamaya göre, Yakın Doğu Üniversitesi, 20 Ekim 2005 tarihinde de Avrupa Üniversiteler Birliği'ne (EUA) tam üye oldu.

YDÜ, 15 Ekim 2002'de IAU'ya üye olmak için müracaat etmişti. Yapılan ön görüşme sonrası Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin Birleşmiş Milletler tarafından tanınmaması nedeniyle kesin yanıt verilmemişti.

Ancak 2004 Nisan ayında yapılan referandum sonucu KKTC halkının referandumda 'evet' demesi üzerine, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın da uluslararası topluluğa izolasyonların kaldırılması çağrısıyla, dosyalar yeniden ele alınmış ve Yakın Doğu Üniversitesi'nin 20 Aralık 2005'te tam üyeliği karara bağlandı.

Üniversite yetkilileri, IAU'ya tam üyeliğin KKTC açısından büyük bir önem taşıdığını ifade ederek, IAU'da 150 değişik ülkenin üniversiteleri ile de önümüzdeki günlerde YDÜ'nün akademik ve kültürel ilişkiler kurabileceğini belirttiler.

YDÜ açıklamasında şu ifadelere de yer verildi:

"Böylece, YDÜ ile birliğe üye üniversiteler deneyimlerini paylaşarak, gelişmek için yeni projeler üretebilecekler. IAU sayesinde, tüm üye üniversitelerle birlikte eğitim, bilim ve kültür alanlarında globalleşme yönünde çalışmalar da yapacağız ve birliğin düzenleyeceği konferans, eğitim seminerleri ile bilişim olanaklarından da yararlanacağız."

GAÜ

GAÜ'den yapılan açıklamada da "Girne Amerikan Üniversitesi Birleşmiş Milletler UNESCO Dünya Üniversiteler Birliğine üyeliğinin kabul edilmesiyle dünya üniversitesi olduğunu Birleşmiş Milletler nezdinde tescil ettirdi" denildi.

Girne Amerikan Üniversitesi Başkanlık Ofisi'nden konuyla ilgili verilen bilgiye göre, Uluslararası Üniversiteler Birliği'ne yapılan başvuru İskenderiye'de alınan karar sonrasında kabul edildi.

Birleşmiş Milletler kararları çerçevesinde hareket eden Uluslararası Üniversiteler Birliği, Uluslararası Üniversiteler Birliği Başkanı ve Yönetim Kurulu adına yapılan açıklamada üyeliği kabul edilen Girne Amerikan Üniversitesi'ne birlik içerisinde hemen aktif görev alma çağrısında bulunuldu.

Ulusal düzeyde geçerliliği ve tanınırlılığı olan üniversitelerin kabul edildiği UNESCO Uluslararası Üniversiteler Birliği bugüne kadar Kıbrıs konusunda var olan Birleşmiş Milletler kararları çerçevesinde üyelikle ilgili olumlu yaklaşım gösterememişti.

İskenderiye'de alınan karar çerçevesinde Birleşmiş Milletler UNESCO Üniversiteler Birliği Girne Amerikan Üniversitesi'nin gelişmişliğinin ve yeterliliğinin ülke sorunlarının dışında ve ötesinde ele alınmasını kararlaştırarak Girne Amerikan Üniversitesi'ne tam üyelik verdi.

Birleşmiş Milletler UNESCO Üniversiteler Birliği'nin almış olduğu kararla Dünya Üniversiteler Kataloğu'na girmeye hak kazanan Girne Amerikan Üniversitesi, üye diğer ülke üniversiteleri ile ortak proje üretme, araştırma ve geliştirme alanlarında eşdeğer muktesebatta olduğu kabul ediliyor.

Ayrıca 14-16 Kasım tarihlerinde İskenderiye'deki toplantıya katılamayan Girne Amerikan Üniversitesi 2006'da Beijing düzenlenecek Uluslararası Konferansa davet edildi.

 

KIBRIS 28/12/05

 

Soyer: Çözüme kadar ekonomik, sosyal, demokratik dönüŞümleri gerçekleŞtirmeliyiz

Sosyal ve Ekonomik Konsey'in 26'ncı toplantısı, Lefkoşa'da Atatürk Kültür Merkezi'nde gerçekleştirildi

Soyer: Çözüme kadar ekonomik, sosyal, demokratik dönüŞümleri gerçekleşirmeliyiz

2006 YILI PROGRAMI GÖRÜŞÜLDÜ... Sosyal ve Ekonomik Konsey'in 26. toplantısı dün Lefkoşa'da Atatürk Kültür Merkezi'nde yapıldı. 2006 yılı programının görüşüldüğü toplantının başında Başbakan Soyer, Maliye Bakanı Uzun, Ekonomi ve Turizm Bakanı Deniz ve DPÖ Müsteşarı Işılay Yılmaz konuşma yaptı

l EKONOMİK AKIL ÖNDE TUTULMALI... Başbakan Soyer, ekonomik aklı önde tutan yeni ilişki biçimlerinin oluşmasına katkı sağlamak gerektiğini belirterek, dünya ekonomisiyle haklı bir temelde ilişki geliştirmek yanında çözüme kadar ekonomik, demokratik ve sosyal dönüşümleri gerçekleştirme görevleri de bulunduğunu vurguladı

Sosyal ve Ekonomik Konsey'in 26. toplantısı dün sabah Lefkoşa'da Atatürk Kültür Merkezi'nde gerçekleştirildi. 2006 yılı programının görüşüldüğü toplantının başında Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Maliye Bakanı Ahmet Uzun, Ekonomi ve Turizm Bakanı Derviş Kemal Deniz ve Devlet Planlama Örgütü Müsteşarı Işılay Yılmaz konuşma yaptı.

Toplantının açılışına, İçişleri Bakanı Özkan Murat, Milli Eğitim ve Kültür Bakanı Canan Öztoprak, Gençlik ve Spor Bakanı Özkan Yorgancıoğlu, Sayıştay Başkanı Soner Vehbi de katıldı.

Açılış konuşmalarının ardından DPÖ Müsteşarı Yılmaz ve daire başkanları, 2005 yılı program dönemini değerlendirdi ve 2006 yılı programı sunuş konuşmaları yapıldı.

Kuruluş temsilcilerinin bildirilerini sunmasından sonra öğle arası verildi. Toplantı, öğleden sonra bildirilerin sunulması, cevap ve açıklamalarla tamamlandı.

Soyer: Kıbrıs sorunu temel belirleyici

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, 21. yüzyılda ekonomi siyaseti belirlerken, Kıbrıs'ta siyasi gelişmelerin ekonomik ilişkilerin kaderinde etkili olduğunu söyledi.

Ekonomik aklı önde tutan yeni ilişki biçimlerinin oluşmasına katkı sağlamak gerektiğini ifade eden Başbakan Soyer, dünya ekonomisiyle haklı bir temelde ilişki geliştirmek yanında çözüme kadar ekonomik, demokratik ve sosyal dönüşümleri gerçekleştirme görevleri de bulunduğunu vurguladı.

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Sosyal ve Ekonomik Konsey toplantısının açılışında yaptığı konuşmada, 21. yüzyılda ekonominin siyaseti belirlemeye başladığına işaret ederek, ekonomik ilişkilerin sosyal ve siyasal ilişkileri şekillendiren dinamiğe girdiğini söyledi.

Ülkelerin kendi ulusal sınırları içinde ekonomi ve siyasetlerini belirleyip şekillendirmelerinde önemli bir sarsılma olduğunu kaydeden Başbakan Soyer, ulusal pazarların rekabet edebilme ve her düzeyde ilişki kurabilme kabiliyetini geliştirmesi gerektiğini belirtti.

Başbakan Soyer, şöyle dedi:

"Kıbrıs sorunu gibi temel bir sorunu olan Kıbrıs Türk halkının 21. yüzyılın dinamiğinde kendine dönük ihtiyaçlara cevap verebilmesi için, bu dünya dinamiğini öncelikle iyice kavraması ve bu bakış açısıyla kendisini şekillendirmesi gerekiyor. Bunun yanı sıra kendi küçücük adamızda ve küçük toplum yapımızda dünya konjonktüründen farklı bir konjonktürün de etkisi altında olduğumuzu da hiç unutmamalıyız.

Ekonomi, siyaseti etkiliyor ama Kıbrıs'ta siyaset ve siyasi gelişmeler, ekonomik ilişkilerin kaderinde ve gelişme biçiminde etkili olmaktadır."

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, ekonomik ve sosyal ilişkiler toplamında, Kıbrıs sorununun temel belirleyici özelliğinin dikkate alınması gerektiğini vurgulayarak, 2003 yılıyla başlayan süreçte Kıbrıs sorununda önemli bir konjonktürel değişme ve gelişme ivmesinin ortaya çıkmasının, izolasyonların devam etmesine karşın ekonomide oldukça önemli gelişmenin ilk belirleyici özelliğini gösterdiğini anlattı. Dünyaya açık bir siyaset izlenmesinin ekonomide önemli bir pozitif gelişmeye tetikleyici etki yarattığını kaydeden Başbakan Soyer, Türkiye'yle birlikte yeni dinamikler içinde dünyaya uyarlanma çabalarının ekonomide pozitif gelişmeler sağladığını kaydetti.

Bunların her şeyin başarıldığı anlamına gelmediğini, daha pek çok sorun bulunduğunu belirten Başbakan Soyer, Kıbrıs sorununu kalıcı ve karşılıklı bir çözüme götürmek için çalışırken, Kıbrıs Türk halkı üzerindeki izolasyonların kaldırılması çabalarının da sürdürüldüğünü vurguladı. Soyer, "Çünkü bu, ekonominin pozitif yönde gelişmesinin, sosyal ve ekonomik bütün ilişki biçimlerinin önünün açılmasının en önemli dinamiği olacaktır" diye konuştu.

Çözüm ve ekonomik, sosyal,

demokratik dönüşümler

Başbakan Soyer, dünya ekonomisiyle haklı bir temelde ilişki biçimi geliştiremeyen bir ekonominin kendi dinamikleriyle ilerleyebilme kabiliyetinin sınırlı olacağına işaret ederek, o yüzden siyasal düzlemde bunu yapma görevleri bulunduğunu söyledi. Soyer, "Ama bir diğer görev, kendi içimizde siyasal çözüme kadar, ekonomik, sosyal, demokratik dönüşümleri gerçekleştirme hedefini önümüze koymaktır" dedi.

Ekonomik akıl

Ekonomik aklı önde tutan yeni ilişki biçimlerinin oluşmasına katkı sağlamak gerektiğini ifade eden Başbakan Soyer, bunun için yatırımları teşvik etmek, savurganlıkları engellemek, kamunun etkin olduğu ilişki biçimlerini farklılaştırmak ve sosyal adalet, demokrasi ve ortak toplumsal paydalarda buluşabilme yeteneğini göstermek gerektiğini anlattı.

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Kıbrıs Türk halkının Kıbrıs'ta var olabilmesi için bu zor görevi birlikte yüklenip ileriye götürmeleri gerektiği inancı taşıdıkları için farklılıklarına rağmen iktidarın, muhalefet ve sivil toplum örgütleriyle birarada bulunabildiğini söyledi.

Konuşmasında ekonomik göstergelerle ilgili bilgiler de veren Başbakan Soyer, 2004'te 288 milyon dolar olan turizm gelirlerinin bu yıl 395 milyon dolar tahmin edildiğini, gelecek yılın hedefinin de 400 milyon doların üzerinde olduğunu kaydetti. Turizmde önemli gelişmeler olduğunu ifade eden Soyer, görünmeyen gelirlerin üniversitelerden gelen katkılar olduğuna dikkat çekerek, Güney Kıbrıs'ta çalışanların da buna etkisi bulunduğunu dile getirdi.

Ucuz ülke... Cazibe

Başbakan Soyer, turizmi ileriye götürmenin esas unsurunun altyapı yatırımları olduğunu belirterek, ülkenin hem turistler hem de burada yaşayanların cazibesi için ucuz bir ülke konumunda tutulması gerektiğini anlattı. Soyer, "Bunun için ağır vergilerinin kamunun açıklarını karşılamak adına ekonominin üstüne bindirilen bütün vergilerin gerçekçi noktaya çekilmesi hedefini gözetmemiz gerekmektedir" diye konuştu. Soyer, ucuz ülke yaratılamazsa, turizmde cazibe yaratılamayacağını vurguladı.

Soyer, turizmde önümüzdeki günlerde açılacak yeni turistik tesislerde istihdam edilmek üzere gençlere dönük eğitim çalışmaları düzenleneceğini kaydetti.

Üniversitelerde 42 bin öğrenciye ulaşacak bir hedef öngördüklerini belirten Başbakan Soyer, çağdaş, rekabeti ve verimliliği dikkate alan ilişki biçimi geliştirilmesinin ve eğitimdeki niteliği, kaliteyi ve verimliliği artıracak yapısal gelişmeleri teşvik etmelerinin önemine dikkat çekti.

Başbakan Soyer, Güney Kıbrıs'ta 7 yeni üniversite açılacağını belirterek, Kıbrıs Türk halkının yarattığı dinamiğin etkisini görerek bu alana ciddi yatırım yapmaya girişen Güney Kıbrıs'ın, uluslararası ilişkiler toplamı bakımından önemli bir zemini bulunduğunu ama Kıbrıslı Türklerin bilgi birikiminin, emek, düşünce ve tesislerinin çok önemli realite olduğunu vurguladı. Soyer konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Bu realiteye bakarak, bunun güçlü ve büyük olmasının övünç ve rehavetiyle, dünkü alışkanlık biçimleriyle meseleye bakıp yetinirsek, bu rekabet koşullarında kendimizi var edebilme noktasını büyük ölçüde sarsacağız.

Türkiye'de vakıf üniversitelerinin de geliştiğini, Güney Kıbrıs'ta 7 üniversite açılmasının gündeme geldiği koşullarda, ödemeler dengemizde 488 milyon dolarlık katkının ve 2005'te 652 milyon dolarlık getirinin çok önemli bir bölümünü taşıyan ve getiren üniversite sektörümüze doğru önemli bir bakış açısını ve yeni yapılanma hedefini önümüzde tutmamız gerekir. Taş başımıza düşmeden onu yerinden geri çekmek veya altından geçmemek gibi insani bir yeteneği Kıbrıs Türk halkının göstereceği inancındayım."

YÖDAK'ın uygulanması

Tartışmalardan sonra meclisten geçen YÖDAK yasasının, Anayasa Mahkemesi'nin değerlendirmelerinden de geçerek uygulama aşamasına geldiğini ifade eden Başbakan Soyer, YÖDAK yasasını yaşama geçirmek temel hedefleri olması gerektiğini, böylece üniversite sektörünün topyekün kalitesini geliştirebileceğini anlattı.

DAÜ'de performans kriteriyle iş güvencesi var

Başbakan Soyer, DAÜ'deki iş uyuşmazlığını aşmanın hükümetin görevi olmayı sürdürdüğünü, "çalışanların alışık olmadıkları demokratik ortamın yaratılmasından dolayı içine girdikleri sarhoşluktan erken kurtulacaklarınını tahmin ettiğini, inandığını" söyledi. Ortak sorumluluk ve demokratik gelişmenin ilerleyeceği noktayı yaratmanın temel argümanları olacağını kaydeden Soyer, hükümetten istenen iş güvencesinin performans kriteri koşuluyla var olduğunu, düzenlendiğini vurguladı. Soyer, akademik bir yapıda performans kriteri ve iş güvencesinin birlikte düşünüldüğünü, yalnız iş güvencesi talebiyle ortaya çıkıp üniversite öğretimini bir memur ilişki biçimi içinde düşünmenin anlam ve değeri olmadığını dile getirdi.

Pek çok kesimin "hükümet versin" dediğini, bunun alışkanlık haline geldiğini anlatan Başbakan Soyer, kamu desteğinin üretimi geliştirme ve altyapı yatırımlarını teşvik içeriğinde olması gerektiğini vurguladı.

Zafiyetler

Soyer, 13. maaşların ödenmesinin ve gelir desteği ödemelerinin açıklanmasının, özünde zaafiyetleri olduğunu belirterek, şöyle devam etti:

"Bu, gerçekte Kıbrıs Türk ekonomisinin içinde bulunduğu zaafiyetin göstergesidir. Bir hükümet hiçbir zaman maaş ödedi veya üstüne düşen kamu yükümlülüklerini yerine getirdi diye övünemez. Ama bizde yapı bu noktaya gelmiştir. Bundan çıkmaktır işte önümüzdeki hedef..Maaşını, ücretini, kamunun sahip olduğu yükümlülük altında bulunduğu olguları tıkır tıkır günü geldiğinde ödeyebilen ama övünme noktasını da bir gencimize iş, aş sağlayabilecek bir yatırımı yaptığında, bir insanımızın ekonomik olarak kendini geliştirebilme başarısını gözlemlediğinde, bunun haklı gururunu duyabilecek bir noktaya ulaşmamız gerekmektedir. Bunun için kamu bütçesindeki açığını kapatmak, ekonomi de kayıt altına alınarak bu açığın israf ve savurganlığa gitmeden kapatılması kendi geliriyle cari bütçesini büyük ölçüde düzenleyen TC'den altığı detekle de altyapıya, üretken sektörlere yatıurım desteği sağlayabilen bir toplum ekonomisini hedeflemeliyiz.

Bunu gerçekleştirdiğimiz gün bu topraklarda çok daha güvenli, çok da rahat, siyasal anlamdaki gücümüzü, ekonomik, sosyal ve toplumsal anlamdaki gücümüzle bütünleyen bir yapıya kavuşturacağımız açıktır."

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, bu temelde her türlü eleştiri, öneri ve işbirliğine açık olduklarını vurgulayarak, doğrunun tekelinin kendilerinde olmadığını söyledi.

Uzun: Kamu reformu çalışmaları sürüyor

Maliye Bakanı Ahmet Uzun, hükümetin ana hedefleri çerçevesinde göreve geldiği günden beri yoğun tempoda çalıştığını, ekonomiyi kayda alma ve tüm sektörlerin önünü açacak tedbirleri hayata geçirme çabasında olduklarını söyledi.

Uzun, ülke gerçeklerini göz ardı etmeden dünya ekonomisiyle bütünleşme ve AB'la uyumu esas alan bazı uygulamaların başladığını kaydederek, kısa, orta ve uzun vadeli politikalarla tümünün hayata geçeceğini belirtti.

Kamunun daha iyi hizmet veren, etkin, verimli yapıya kavuşmasında kamu reformunun bir ihtiyaç olarak ortaya çıktığını ifade eden Bakan Uzun, kamu personel reformu konusunda AB, Türkiye ve KKTC uzman ve akademisyenlerince Başbakanlık tarafından organize edilen bir çalışmanın sürdüğünü bildirdi.

"Akşamdan sabaha sonuç beklemeyin"

Ahmet Uzun, en önemli altyapı reformu olacak bu düzenlemelerin çok kapsamlı olduğuna işaret ederek, "Hiç kimse akşamdan sabaha sonuç beklemesin" diye konuştu.

Maliye Bakanı Uzun, kamu mali reformu çalışmalarının ise göreve başladıkları günden beri sürdürüldüğünü kaydederek, şunları dile getirdi:

"Mali reformda ana hedef, kişi odaklı, kayda alınmış, şeffaf, hesap verebilir, mukayese edilebilir, ileriye dönük programların yapılabildiği, dünyayla aynı dili konuşan bir yapının getirilmesidir. Tüm çalışmalarda AB, IMF; OECD, Dünya Bankası gibi ekonomik ve siyasi kuruluşların standartları dikkate alınmaktadır. Bu çerçevede, 2005'te analitik bütçe hayata geçirilmiş, fonlar ve döner sermaye işletmeleri devlet bütçesine alınmıştır. 2006'da tahakkuk esaslı muhasebe sistemi hayata geçirilecektir. 2006-2007 yılları, Vergi ve Gümrük Dairelerinin teşkilatları, teknoloji kullanımları ve mevzuatları ile tümden elden geçirilecekleri yıllar olacaktır."

2006'da tüm ödemeler bankalardan

Maliye Bakanı Ahmet Uzun, 2006'da devletin tüm işlemlerini, ödemelerini bankalar üzerinden yapacağını vurguladı.

Programla uyumlu mali yıl bütçesi hazırlamaya çalıştıklarını kaydeden Bakan Uzun, 2007-2009 yıllarını kapsayan 3 yıllık plan ve bütçe teknik çalışmalarının DPÖ ve bakanlıkça yapılacağını, ilgili kesimler ve konsey üyelerinin katkılarıyla hayata geçirileceğini söyledi.

Ahmet Uzun, kamuda önemli baskı yaratan istihdam kapısı görülmesini değiştirecek, özel sektör çalışanlarına açılımlar sağlayacak, kamu-özel kesim geçişlerindeki sıkıntıları ortadan kaldıracak tek sosyal güvenlik sisteminin 2006'da hayata geçirileceğini kaydetti.

Uzun, son iki yılda önemli mali tedbirlerin hayata geçirildiğini belirterek, değişimleri sürekli izleyen dinamik politikaların sonuçlarını verdiğini ifade etti. Vergi ve fon oranlarının düşürüldüğünü ancak

gelirlerde artış sağlanabildiğini, Türkiye'den daha düşük enflasyon ve yüzde 15 ve yüzde 10 seviyelerini aşan büyüme kaydedildiğini, kişi başına gelirin 10 bin doları aştığını anlatan Uzun, yapılması gerekenler konusunda konseyden çıkacak görüşleri dikkate alacaklarını sözlerine ekledi.

Deniz: Sadece ekonomik gözle bakmamalı

Ekonomi ve Turizm Bakanı Derviş Kemal Deniz yaptığı konuşmada, KKTC'deki ekonomik gelişmelere sadece bir ekonomik gözle bakılmaması gerektiğini belirterek, KKTC içerisindeki ekonomik gelişmelerle beraber ortaya çıkacak sosyal birçok sorunun da anında çözülmesi gerektiğini söyledi.

Deniz, sosyal konularla ilgili olan ve yapılması gereken çalışmaların hükümet tarafından yoğun bir şekilde ele alındığını belirterek, bu çerçevede gerek "Kamu Reformu ve Tek Tip Sosyal Güvenlik" ile ilgili çalışmaların devam ettiğini ve bu çalışmaların da en kısa zamanda tamamlanmasını ümit ettiklerini kaydetti.

Ekonomi Bakanı Deniz, ilgili olduğu bakanlığın çalışmaları hakkında da konseye katılan konuklara bilgiler verirken, 2003'te başlayan ve 2004, 2005'te de devam eden ekonomik gelişme sürecinin, KKTC'de gerek iş çevrelerine, gerekse KKTC vatandaşlarına ekonomik bir moral yarattığını ifade etti.

Önemli adımlarla yürüyüş

Ekonomik gelişmenin henüz istenilen seviyede tabana yayılmadığını da vurgulayan Deniz, KKTC'nin gösterdiği ekonomik performansın KKTC'nin varması gereken noktaya önemli adımlarla yürüdüğünü gösterdiğini kaydetti.

Bunun yapılmasında iç ve dış nedenlerin çok önemli katkıları olduğunu da söyleyen Bakan Deniz, bu gelişmeyi tamamen dış nedenlere yormanın, KKTC'de hükümet edenlere ve bu konuda istikrarlı politikayı çok sıkı bir şekilde yürüten hükümete karşı da bir haksızlık olacağını, ancak yine de bu dış etkenlerin gözardı edilmemesi gerektiğini söyledi.

Derviş Deniz, bu dış etkenlerin birincisi olan Türkiye'nin istikrarlı bir para birimine kavuşmuş olmasının ve Türkiye Cumhuriyeti ekonomisinin de istikrarlı bir duruma gelmesinin KKTC'ye yansımasının çok olumlu olduğuna dikkat çekerek, "Geçmişte plansız programsız büyüme yerine, daha planlı, ekonomik ve yasal altyapıların düzenlendiği ve mali sektörün alınan mali önlemlerle Merkez Bankası'nın mali disiplini yaratması, Maliye Bakanlığı'nın maliye kontrollerini daha dikkatli yapması ve Ekonomi Bakanlığı'nın da gerekli yasal altyapı çalışmalarına hız vermesi dolayısıyle ekonomide istenilen ivmeye doğru gidilmektedir"dedi.

KKTC'den çok süratli ve devamlı bir ekonomik ilerlemeyi beklemenin çok büyük haksızlık olacağını da ifade eden Ekonomi Bakanı Deniz, çünkü hiçbir ekonominin aynı dinamizim içerisinde çok büyük ilerlemeler gösteremeyeceğini, eğer bu ilerlemeleri gösterirse de bir yerde bir çatlaklık var demek olduğunu kaydetti.

Deniz, bundan dolayı hükümet olarak beklentilerinin 2004 yılında yakalanan ivmenin azalsa da yinede devam etmesini sağlamak olduğunu vurguladı. Ekonomideki eksiklerden bir tanesinin de ekonomik göstergelerin ve ekonomide planlanacak olan birçok girişimin planlanması için etkili olan istatistiki bilgilere zamanında ulaşamamak olduğunu gösteren Deniz, "bu da Avrupa Birliği norumlarına ulaşmak isteyen KKTC'nin en büyük eksikliklerinden bir tanesidir" dedi.

KKTC'nin istatistik konusunda çok süratli bir şekilde yapılanmaması durumunda da yapılacak olan tüm ekonomik faaliyetlerin ve planlamaların da çok büyük eksiklikleri olacağını da dile getiren Deniz, bu bakımdan 2006 yılında istatistikle ilgili bölümlerin güçlendirilmesi ve KKTC'nin istatistiki bilgiye dayalı olarak büyümesini sağlamasının çok önemli bir rol oynayacağını belirtti.

Ekonomi ve Turizm Bakanı Deniz, bazı zamanlarda bazı kişiler tarafından "ekonomide lafla ve şovla" zaman geçirildiği ve ekonomide "şov yapıldığı" imajı verilmeye çalışıldığını da söyleyerek, "Zannediyorum senelerdir ekonomi bu kadar global ve etkin olarak ele alınmadı. İşte şimdi KKTC'de ilk defa olarak ekonomi bir bütünlüklü olarak ele alınmıştır, yavaş yavaş hedeflere doğru gidilmektedir" dedi.

Derviş Kemal Deniz, bu konuda hükümet olarak politikalarını aynı istikrar içerisinde 2006 yılında da devam ettireceklerini belirterek, ekonomideki iyi göstergeleri 2006 yılı sonunda da göstermeye devam edeceklerini kaydetti.

Yılmaz: Ekonomik gelişmişliğin

güç vereceği unutulmamalı

DPÖ Müsteşarı Işılay Yılmaz da açılıştaki konuşmasında, Kıbrıs sorununun ve buna bağlantılı konuların siyasal yönlerinin ana gündemi oluşturduğunu belirterek, "Ancak sosyal ve ekonomik yapımızdaki gelişmişlik düzeyi ve istikrarın, siyasal çözüm çabalarımızda bize güç vereceğini bize güç vereceğini unutmayalım" dedi.

Konseyin temel amacının ülkenin ekonomik, sosyal ve kültürel sorunlarını tartışmak, plan ve programların hedef ve stratejilerinin saptanmasında gözönüne alınmak üzere Yüksek Planlama Kurulu'na ve Bakanlar Kurulu'na önerilerde bulunmak olduğunu hatırlatan Yılmaz, çeyrek asırlık deneyimlerinden sonra rasyonel yapının neler gerektirdiğini ortaya koyma görevleri bulunduğunu söyledi.

Yılmaz, çok yönlü bakış açısıyla optimum çözümler getirecek politika önerileri sunma gayretinde olacaklarını ifade etti. Ekonomik göstergelerle ilgili bilgiler de veren Yılmaz, 1977'de yüzde 4.5 olan reel büyümenin son dört yılın ortalamasında yüzde 11'e ulaştığını kaydetti. Sabit sermayedeki artışın 1977'de yüzde 5.6 iken son dört yılda yüzde 21.6'ya yükseldiğini; kamu finansman geliri artışının 1977'deki 2.7 oranından son dört yılda 5.9'a çıktığını; bütçe açıklarının gayri safi milli hasılaya oranının da yüzde 8-32 arasında değişen rakamlardan son 4 yılda yüzde 15'e düştüğünü ancak AB kriterlerine göre yüzde 3'e inilmesi gerektiğini anlatan DPÖ Müsteşarı Yılmaz, şöyle konuştu:

"Kamu kesimi dengeleri bakımından sürdürülebilir bir dengenin sağlanması ve dış kaynak bağımlılığının en aza indirilmesi öncelikli bir hedef olarak gözetmek ve bunu realize edecek politikaların uygulanmasında ısrarlı olmak durumundayız.

Son yıllardaki olumlu ekonomik gelişmelerden dolayı birtakım günlük ekonomik sorunların aşıldığını hissedebilirsiniz. Ancak bunun kalıcı ve sürdürülebilir bir yapıya kavuşturulabilmesi yönünde hükümet programında da hedeflenen sosyal güvenlik ve kamu reformu gibi yapısal değişim ve dönüşüm projelerinin zaman geçirilmeden yaşama geçirilmesi gerekliliğini hepinizin benimsemesinde yarar görüyorum.

Bu bakış açısıyla salt ekonomik büyümenin tek başına doğru bir gösterge veya hedef oluşturamayacağı, bunun kalıcı, istikrarlı, sürdürülebilir ve toplum kesimlerine dengeli yansıyan bir yapılanmayla anlam kazanacağı bilinciyle konsey çalışmalarına katkı koymanızı diliyorum."

Ekonomik büyüme hedefi yüzde 7

Sosyal ve Ekonomik Konsey'in 2006 programını görüştüğü ve dün tamamlanan 26'ncı toplantısında Devlet Planlama Örgütü Müsteşarı Işılay Yılmaz'dan alınan bilgiye göre, toplantıya 4 yazılı, 3 de sözlü bildiri sunuldu.

Yılmaz, sivil toplum örgütlerinin toplantıya ilgisinin beklenenin altında olduğunu ifade ederek, sadece Tabipler Birliği, Ticaret Odası, Tüketiciler Derneği'nin sunuş yaptığını, Dev-İş, Hür-İş ve Sanayi Odası'nın da yazılı görüşler sunduğunu ifade etti.

Tüketiciler Derneği'nin Tüketiciler Yasası'nın uygulanamamasından şikayet ettiğini kaydeden Işılay Yılmaz, 2006 programının genelde kabul gördüğünü söyledi.

2006'da yüzde 7'lik ekonomik büyüme ve yatırımlarda yüzde 25'e ulaşma öngörüldüğünü belirten Yılmaz, siyasal gelişmelerin ekonomiye nasıl yansıyacağını bilmediklerini, bu yüzden yüzde 7'lik hedefin küçümsenecek bir rakam olmadığını anlattı.

Işılay Yılmaz, salt ekonomik büyümenin değil, büyümenin kalıcı ve sürdürülebilir zemine oturmasının önemli olduğunu ifade ederek, kamu reformu, sosyal güvenlik reformu ve yasaların AB'ye uyumunun büyük önem taşıdığını vurguladı.

DPÖ Müsteşarı Yılmaz, 2006 programının hükümet programının teknik dille yazılmış hali olduğunu belirterek, programın Bakanlar Kurulu'na sunulacağını kaydetti.

KIBRIS 28/12/05

 

Papadopulos: Kıbrıslı Türkleri AB vatandaşı yaptık

Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos, "Kıbrıslı Türkleri, hiçbir çaba veya mali katkıları olmadan Avrupa Birliği (AB) vatandaşı yaptıklarını" savundu. Papadopulos, Haravgi gazetesine verdiği demeçte, KKTC'nin uluslararası alanda tanınması durumunda Kıbrıslı Türklerin bu AB vatandaşlığı niteliğini otomatik olarak kaybedeceklerini belirterek, bu yüzden de Türk tarafının, son zamanlarda KKTC'nin diplomatik olarak tanınmasını talep etmediğini öne sürdü.

Rum yönetiminin Kıbrıslı Türklere yönelik uygulamaya koyduğu "önlemlerin" Kıbrıslı Türklere önemli faydalar sağladığını iddia eden Papadopulos, "Belki de Kıbrıs'ın yerli ve yasal vatandaşları olan Kıbrıslı Türklere ve evlatlarına sağlanan en önemli fayda, 'Kıbrıs Cumhuriyeti'nin onları otomatik olarak Avrupa Birliği vatandaşı yapması" dedi.

"Kıbrıs Cumhuriyeti"nin, Kıbrıslı Rumların harcamaları ve fedakarlıklarıyla ve Kıbrıslı Türklerin hiçbir çabası veya mali katkısı olmaksızın AB üyesi olduğunu savunan Papadopulos, "bunun sonucu olarak da, Kıbrıs'ın yerli ve yasal vatandaşları olan Kıbrıslı Türkler ve evlatlarının AB'nin yasal vatandaşları haline geldiklerini" kaydetti.

Papadopulos, Kıbrıs Rum tarafının, Maraş'ın Kıbrıslı Rumlara iade edilmesi karşılığında, Gazimağusa limanının AB gözetiminde Kıbrıslı Rum ve Kıbrıslı Türklerin ortak kullanımına açılmasını önerdiklerini, ancak bunun Kıbrıs Türk tarafınca reddedildiğini belirterek, "bu önerinin kabul edilmesinin iki toplum arasındaki işbirliği ve yeniden yakınlaşmanın en önemli göstergesini teşkil edeceğini" savundu.

Papadopulos, ocakta Moskova'ya gidecek

Tasos Papadopulos, 20-23 Ocak 2006 tarihleri arasında, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in daveti üzerine Rusya'yı ziyaret edeceğini de açıkladı.

Rusya'nın Kıbrıs sorununda Rum yönetimine, ilkelere dayanan sürekli bir destek verdiğini kaydeden Papadopulos, "Rusya'nın bu tutumunun siyasi çıkarlar ya da baskılar yüzünden değişmeyeceğine dair Rusya'dan birçok kez taahhütler aldıklarını" söyledi.

Papadopulos, Rusya ziyareti çerçevesinde Putin ve diğer Rus yetkililerle Kıbrıs sorunu ve ikili ilişkiler konusunda temaslarda bulunacağını, Rum işadamlarına Rusya ziyaretinde kendisine eşlik etmeleri için davette bulunduğunu kaydetti.

KIBRIS 28/12/05

 

Rum Yönetimi Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu: Limanlarını açmaması Türkiye'yi AB'yle çatışmaya doğru götürecek

Rum Yönetimi Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu, limanlarını Güney Kıbrıs'a açmayı reddetmesinin, 2006 yılında Türkiye'yi AB'yle çatışmaya doğru götüreceğini söyledi.Türkiye Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener'in geçtiğimiz hafta sonu Reuters Haber Ajansı'na "Türkiye limanlarını Kıbrıs bandıralı gemilere açmak için tek taraflı girişimde bulunmayacak" demesi üzerine Reuters'e konuşan Yakovu, "Bunu söyleyen Başbakan Yardımcısı ise, AB ile çatışmaya doğru gittiklerini gösterir" diye konuştu.

Reuters konuyla ilgili dünkü haberinde "Diplomatlar, Türkiye'nin AB müzakerelerinin, Kıbrıs'tan dolayı krize girmesinden korkuyorlar" ifadelerine yer verdi.

Haberde Yakovu'nun, "Kıbrıs Cumhuriyeti bir AB üyesidir. Türkiye'nin müzakerelere başlaması için 'oluru' gerekiyordu. İleride belirli bir şekilde hareket edecek olmasını sağladıktan sonra 'oluru' verdik" dediği de kaydedildi.

Habere göre Yakovu, "Türkiye'nin kaydettiği ilerlemeyle ilgili hesap vereceği bir randevusu var... Bu çizgide yürümeye devam ederse ve muhtemelen yaşayacağı münakaşaları hesaba katmazsa, AB ile çatışmaya doğru ilerleyecek" dedi.

KIBRIS 28/12/05

 

Siyasiler 2006'ya karamsar bakıyor

Siyasi liderler, yeni yılın Kıbrıs sorununa çözüm getireceğinden ümitli değil...

Siyasiler 2006'ya karamsar bakıyor

EKENOĞLU: SORUN 'YASAL BİR SAVAŞ'A DOĞRU GİDİYOR... 2004'te Birleşmiş Milletler (BM) çözüm planı hakkındaki referandumun ardından çözüme yönelik herhangi bir olumlu gelişmenin yaşanmaması, siyasilerin 2006'daki çözüm ümitlerini azalttı. Meclis Başkanı Fatma Ekenoğlu, 2005 yılının, Kıbrıs sorunun çözümüne yönelik beklentileri karşılamadığını belirterek, Kıbrıs sorunun, adada iki taraf arasında "yasal bir savaşa" doğru gitmekte olduğunu kaydetti

SOYER, 2006'NIN İKİNCİ YARISINDAN UMUTLU... Başbakan Ferdi Sabit Soyer, 2006'nın Kıbrıs sorununa barışçıl bir çözüm getireceğini ümit ederek, 2006'yılının ikinci yarısında, güneyde Mayıs 2006 parlamento seçimleri sonrasında, çözüm müzakerelerinin başlaması için bazı dinamiklerin olması yönündeki inancını dile getirdi. Soyer çözümün sadece, Kıbrıslı Türklerin değil, aynı zamanda AB, Türk-Yunan ve Türkiye-AB ilişkileri için de faydalı olacağını belirtti

SERDAR DENKTAŞ: 2006 ÇOK ZOR BİR YIL OLACAK... Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş, 2006'nın hem Kıbrıslı Türkler hem de Türkiye için çok zor bir yıl olacağını söyledi. Serdar Denktaş, Papadopulos yönetiminin, Türkiye'nin katılım sürecinde, Kıbrıs Türk tarafını Kıbrıs Rum tarafının çözüm koşulları zemininde köşeye sıkıştırmaya çalışacağı yönündeki görüşünü belirtti

 

 

Anıl IŞIK

Siyasi liderler, 2006 yılının Kıbrıs sorununa bir çözüm getireceğinden ümitli değil...

2004'te Birleşmiş Milletler (BM) çözüm planı hakkındaki referandumun ardından çözüme yönelik herhangi bir olumlu gelişmenin yaşanmaması, siyasilerin 2006'daki çözüm ümitlerini azalttı.

2006 yılının, 2005'e kıyasla, Kıbrıslı Türkler için daha iyi bir yıl olacağını ümit eden siyasi liderler, bunun, referandumdan sonra Kıbrıs Türk toplumunun izolasyonun hafifletilmesine yönelik adımlar atacağı sözünü vermiş, ancak bu yönde herhangi bir adım atmamış olan Avrupa Birliği (AB) aracılığıyla olmasını beklemiyor.

KIBRIS'a yeni yıl temennilerini ve beklentilerini aktaran siyasi liderler, Kıbrıs sorunun çözümünü, ana hedefleri olarak işaret ederken, çözüm gerçekleşebileceği konusunda herhangi bir ümit taşımadıklarını ifade ettiler.

Meclis Başkanı Fatma Ekenoğlu, 2005 yılının, Kıbrıs sorunun çözümüne yönelik beklentileri karşılamadığını belirterek, Kıbrıs sorunun, adada iki taraf arasında "yasal bir savaşa" doğru gitmekte olduğunu kaydetti.

Kıbrıs Türk toplumuna uygulanan izolasyonların kaldırılmasını ve turizm sektöründe gelişme yaşandığını görmeyi ümit ettiğini dile getiren Meclis Başkanı, bunun, toplumun refahını yükselteceğini belirtti.

Ekenoğlu, bir kadın parlamenter olarak, gelecek yıl yapılacak olan genel seçimlerde kadınların yüksek oranda katılım göstererek, karar organlarında yer alabilmeleri yönündeki beklentisini dile getirdi.

Meclis Başkanı Ekenoğlu, mecliste, yasaları, her türlü cinsiyet ayrımcılığına karşı BM prensiplerine göre yeniden düzenlemeyi hedeflediklerini anlatarak, ayrıca bu yıl mecliste bu konuyla ilgili bir parlamento komitesi oluşturacaklarını söyledi.

Başbakan Soyer 2006'dan umutlu

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, 2006'nın Kıbrıs sorununa barışçıl bir çözüm getireceğini ümit ederek, 2006'yılının ikinci yarısında, güneydeki Mayıs 2006 parlamento seçimleri sonrasında, çözüm müzakerelerinin başlaması için bazı dinamiklerin olması yönündeki inancını dile getirdi.

Çözümün sadece, Kıbrıslı Türklerin değil, aynı zamanda AB, Türk-Yunan ve Türkiye-AB ilişkileri için de faydalı olacağını belirten Başbakan, çözümün sadece BM çözüm planı, Annan planı, zemininde olabileceğini belirtti.

Serdar Denktaş: 2006 zor bir yıl olacak

2006'ya daha karamsar bir bakış açısıyla yaklaşan Dışişleri Bakanı ve Başbakan yardımcısı Serdar Denktaş, 2006'nın hem Kıbrıslı Türkler hem de Türkiye için çok zor bir yıl olacağını söyledi.

Serdar Denktaş, Papadopulos yönetiminin, Türkiye'nin katılım sürecinde, Kıbrıs Türk tarafını Kıbrıs Rum tarafının çözüm koşulları zemininde köşeye sıkıştırmaya çalışacağı yönündeki görüşünü belirtti.

Bu nedenle, 2006'nın Kıbrıslı Türklerin, birleşmesi ve Kıbrıs Rum tarafını müzakere masasına geri getirmek için her türlü yolu demesi gereken bir yıl olacağına işaret eden Serdar Denktaş şöyle devam etti:

"İki bölgeli ve siyasi eşitliğe dayalı bir çözüm aramaya devam edeceğiz. Bunun, için bir umut görmüyorum. Avrupa ve BM'nin, Kıbrıs'taki politikalarını değiştirmezse, Kıbrıs sorununun çözümüne ulaşılamayacaktır."

AB'nin Kıbrıslı Türklerin izolasyonunu sona erdirecek bir adım atmasını beklemediğini ifade eden Serdar Denktaş, "izolasyonların üstesinden gelmenin yolunu bulmalıyız. Mücadele etmeliyiz. Bu nedenle, 2006 yılı zor bir yıl olacaktır. Bu çözüm için ümitsiz çabalara rağmen, bu yıl, ekonomik olarak 2005'e göre daha iyi olacaktır" dedi.

Özgürgün: Görüşmeler Papadopulos'un

olumsuz tutumunu değiştirmesiyle

mümkün olabilir

Ana muhalefet partisi UBP milletvekili Hüseyin Özgürgün, 2006'da iki tarafın liderlerinin, Annan planı temelinde görüşmelere başlaması ümit ettiğini, ancak, bunun sadece Kıbrıs Rum toplumu lideri Tasos Papadopulos'un olumsuz tutumu değiştirmesiyle mümkün olabileceğini kaydetti.

BM ve AB'nin, Kıbrıslı Türklerin izolasyonunun sona erdirilmesi için birçok vaatte bulunulduğunu, ancak bunların gerçekleşmesi yönünde hiçbir adım atmadığına işaret eden Özgürgün, izolasyonların ve ambargoların 2006 yılında kaldırılması gerektiğini söyledi.

Akıncı: Fırsatlar kaçırıldı, geçen

zaman Kıbrıslıların yararına olmadı

Barış ve Demokrasi Hareketi (BDH) Genel Başkanı Mustafa Akıncı, adadaki iki toplumun federal bir çatı altında barışçıl varoluşu için uygun koşulların olduğu yönünde herhangi bir gösterge olmadığına söyledi.

Fırsatların kaçırıldığını yineleyen Akıncı, geçen zamanın, Kıbrıslıların yararına olmadığını vurguladı.

10-15 yıl içerisinde bir çözümün bulunmaması halinde özellikle gençler arasındaki yabancılaşmanın artacağı uyarısında bulunan Akıncı, adadaki iki tarafın bu konuda bir şeyler yapması gerektiğini kaydetti.

Fiziksel engellerin kaldırılmasına çalışılırken, zihinlerdeki engellerin yaratıldığı Lokmacı Barikatı'nın uzlaşma sağlanarak ilerleme sağlanacak bir örnek bir durum teşkil ettiğini belirten Akıncı, Lokmacı Barikatı'nın 2006'da açılması yönündeki umudunu dile getirdi.

KIBRIS 29/12/05

 

Rum yönetimi: Lokmacı'daki köprü yıkılmadan kesinlikle geçiş olmaz

Rum yönetiminin; Lokmacı Barikatı'nı Ledra Caddesi'ne bağlamak amacıyla KKTC tarafından inşa edilen köprünün yıkılmaması halinde Ledra Caddesi'ni kesinlikle açmayacağı açıklandı.

Rum yönetiminin; caddenin açılmasına yönelik yeni öneride bulunduğu ve bu önerileri BM Barış Gücü aracılığıyla KKTC'ye ilettiği de belirtildi.

Simerini gazetesi, Rum yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos ile Rum Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu'nun, Türk tarafının Ledra'daki ara bölgeye inşa ettiği köprüyü yıkmaması halinde, çok kişinin uğrak yeri olan ticari caddenin açılmasının söz konusu olmayacağını açıklayarak, Rum tarafının kesin ve net tavrını ortaya koyduklarını haber verdi.

Gazete "Ledra İçin Veto - Hükümetten Kesin ve Net 'OHİ'..." başlığıyla aktardığı haberinde, KKTC'nin Lokmacı'daki köprüyü yıkmamaktaki ısrarını yorumlamaya davet edilen Papadopulos'un "Yanıtım kesin ve nettir. Köprü yıkılmazsa barikatın işlemesi söz konusu değildir" dediğini yazdı.

Bu arada Politis gazetesi de, "Ledra'yla İlgili Yeni Öneriler..." başlığıyla verdiği haberinde, Rum yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'la Rum Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu'nun ilgili açıklamalarına yer verdi ve şunları yazdı:

"Dışişleri Bakanı Yakovu Kıbrıs Rum tarafının Barış Gücü'ne yeni önerilerde bulunduğunu açıkladı, ancak önerilerle ilgili detay vermek istemedi. Yakovu, önerilerin; caddenin geçişe açılmasıyla ilgili olduğunu belirterek 'Geçit düz olacak ve herhangi bir askerî gözlem bulunmayacak' dedi. (Yakovu) karşılıklı olarak ateşkes hattının her iki tarafındaki askeri mevzilerin kaldırılması olasılığının da 'kağıt üzerinde ve görüşmeye açık' olduğunu dile getirdi."

Avrupa Komisyonu müdahil olmuyor

Fileleftheros bu arada "Komisyon'dan BM'ye Ledra'nın Açılması Konusunda Açık Çek - Brüksel Meseleyi İzliyor Ancak İnisiyatif Üstlenmiyor" başlıklı haberinde Ledra Caddesi'nin açılması konusunda, durumu sürekli olarak izleyen, ancak herhangi bir inisiyatif üstlenmeyi tercih etmeyen Brüksel'in BM'ye açık çek verdiğini yazdı.

KIBRIS 29/12/05

 

Yakovu: Tüzüğün oylanmasına Kıbrıslı Türkler engel oluyor

Kıbrıs Rum yönetimi Dışişleri Bakanı Yakovu, AB tarafından Kıbrıslı Türklere 259 milyon euroluk mali yardım verilmesini öngören Mali Tüzükle ilgili demeç verdi

Yakovu: Tüzüğün oylanmasına Kıbrıslı Türkler engel oluyor

Kıbrıs Rum yönetimi Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu, AB tarafından Kıbrıslı Türklere 259 milyon euroluk mali yardım verilmesini öngören Mali Tüzüğün yıl sonuna kadar onaylanmaması yardımın ilk dilimi olan 120 milyon euronun, kaybedileceğini belirtti.

Kıbrıs Rum Yönetimi Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu, güneyde yayımlanan Cyprus Mail gazetesine verdiği demeçte tüzüğün onaylanmasına Kıbrıslı Türklerin engel oldukları iddiasında bulundu.

2004 referandumundan sonra, Kıbrıslı Türkler üzerindeki ambargoları hafifletmek amacıyla AB, 259 milyon euroluk bir mali tüzük ve bir de direk ticaret tüzüğü hazırlamıştı. Ancak 259 milyon euroluk mali yardımdan yararlanmak için tüzüğün 2005 sonuna kadar AB tarafından onaylanması gerekiyordu. İki tüzük Rum kesiminin baskıları sonucu da birbirinden ayrılmıştı.

Yorgo Yakovu, Cyprus Mail gazetesinde yayımlanan açıklamasında, AB'nin genişlemeden Sorumlu Komiseri Oli Rehin'in, 21 Aralıkta yer alan AB daimi temsilcileri toplantısında (COREPER), konuyu beklendiği şekilde masaya yatırmadığını, bunun da iki tüzüğün birbirinden ayrılmasına karşılık Kıbrıs Türleri'nin ortaya koyduğu tavırdan kaynaklandığını kaydetti.

Yakovu, toplantıdan bir sonuç çıkmaması hakkında şu iddiada bulundu:

"Bir sonuç çıkmadı çünkü, Talat, Oli Rehn'e telefon açarak, mali tüzüğün Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nden ayrı onaylanması durumunda, Kıbrıslı Türklerin mali yardımı reddedeceğini ve Avrupa Komisyonu ile alakasını keseceğini söyledi. Bu durumda da Oli Rehin (mali yardım tüzüğünü) sunmadı"

Yakovu'ya göre, Oli Rehn, COREPER toplantısında mali yardım tüzüğü hakkında bir soruyu yanıtlarken "(Tüzüğü) iki hafta önce sunmaya hazırdım. Ancak Kıbrıslı Türklerin itirazlarından dolayı, bunu ileriye götüremedim ve şimdi ise çok geç kaldık" ifadelerini kullandı.

120 milyon euroluk yardımın güvence altına alınmasın başka bir yöntemi olup olmadığı konusunda pek emin olmadığını belirten Yakovu, kendisine söylenenin "tüzüğün yıl sonun kadar onaylanmadığı takdirde paranın kaybedileceği" yönünde olduğunu belirtti.

KIBRIS 29/12/05

 

Talat, Maraş önerisi tekrarladı

 

''İzolasyonların kaldırılmasına karşılık Maraş'ı verebilirim''



30 Aralık, 2005 10:51:00 (TSİ) CNN TURK

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, izolasyonların kaldırılması koşuluyla Maraş'ın Rumlara verilmesi önerisini yineledi.

Associated Press haber ajansına konuşan Talat, Rum yönetiminden Kıbrıslı Türklerin spor aktiviteleri de dahil olmak üzere uluslararası etkinliklere onay vermesini istedi.
 
Talat, izolasyonların kaldırılması durumunda Maraş'ı Rumlara vermeye hazır olduğu yönündeki sözlerini de  yineledi.
 
Talat, "izolasyonların kaldırılması durumunda Maraş'ı vermeye hazırım. Tek istediğimiz bu. Bunu daha önce de teklif etmiştik. Aldığımız cevap bunun Rumlar için intiharla aynı anlama geleceği oldu" dedi.
 
AB, 'Maraş' şartını geri çekmişti
 
AB Komisyonu, Kuzey Kıbrıs'a doğrudan ticaretin başlaması için Maraş'ın Rumlara verilmesi ve mal mülk satışlarının durdurulması şartlarını tepkiler üzerine 8 aralıkta geri çekmişti.
 
AB Komisyonu'nun daha önce kabul edilen kararında 'Kıbrıs tüzüğü' ikiye ayrılmış, mali yardım onaylanırken, doğrudan ticaret iki şarta bağlanmıştı. Buna göre, Maraş'ın Rumlara verilmesi ve Rumlara ait mal mülkün satışının yasaklanması istenmişti.
 
Tüzük şunları öngörüyordu:

·  Ada'nın kuzeyi ile AB arasında doğrudan ticaret yapılacak

·  Kıbrıs Rum Yönetimi'ne herhangi bir rol verilmeyecek. Bütün yetkiler Kıbrıs Türk Ticaret Odası ile AB Komisyonu'nda toplanacak

·  Doğrudan ticarette AB’ye sadece tamamı Ada'nın kuzeyinde üretilmiş mallar ihraç edilebilecek. Bu mallara dolaylı vergiler uygulanmayacak

·  Sağlık kontrolleri AB standartlarına çıkana kadar canlı hayvan ve ürünleri birliğe satılamayacak

·  Meyve-sebze ihracında sağlık kontrolleri Kıbrıs Türk Ticaret Odası ile işbirliği içinde AB Komisyonu yetkilileri tarafından yapılacak

·  Kuzey Kıbrıs'a doğrudan kullandırılması taahhüt edilen 259 milyon euro kuzeyde açılacak AB ofisi aracılığıyla projelere açılacak

·  Kıbrıs Türk Ticaret Odası ile işbirliğinde sorunlar çıkarsa ticaret askıya alınabilir
 
Kıbrıs Rum kesimi, Ada’nın birliğe bir bütün olarak üye olduğunu iddia ederek, AB Komisyonu'nun KKTC ile ‘başka bir ülke’ gibi ticaret yapamayacağını savunuyor.

 

Politikanı değiştir

Cumhurbaşkanı Talat, 2006'da Kıbrıs'ta çözüm dileyerek, Rum lideri Papadopulos'a çağrıda bulundu:

Politikanı değiştir

PAPADOPULOS POLİTİKA DEĞİŞTİRİRSE ÇÖZÜM OLUR... Cumhurbaşkanı Talat, Papadopulos'un Kıbrıslı Türkleri azınlık olarak değil, Kıbrıslı Rumlarla eşit görmesi gerektiğini vcurguladı ve Papadopulos'un Kıbrıslı Türklerin ve Kıbrıslı Rumların eşit olduğunu sindirdiği taktirde Kıbrıs'ta sorunun hemen çözüleceğini belirtti

ULUSLARARASI CAMİA KIBRISLI TÜRKLERE DESTEK VERMELİ... Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, uluslararası camianın da politikalarını değiştirmesi gerektiğini ifade ederek, uluslararası camiadan, Kıbrıslı Türklerin bugüne kadar ortaya koyduğu tutuma uygun bir destek vermesi talebinde bulundu

Yeliz K. SARICA

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, 2006 yılında Kıbrıs'ta çözüm olmasını diledi ve Rum lideri Papadopulos'a "politikasını değiştirmesi" yönünde çağrıda bulundu.

Cumhurbaşkanı Talat, Papadopulos'un Kıbrıslı Türkleri azınlık olarak değil, Kıbrıslı Rumlarla eşit görmesi gerektiğini vurguladı.

Papadopulos'un Kıbrıslı Türklerin ve Kıbrıslı Rumların eşit olduğunu ve güç paylaşımını içine sindirmesi gerektiğini ifade eden Talat, Papadopulos'un Kıbrıslı Türklerin ve Kıbrıslı Rumların eşit olduğunu sindirdiği taktirde Kıbrıs'ta sorunun hemen çözüleceğini belirtti.

Talat, "Uluslararası platformda bugüne kadar Türk tarafının hatalı politikaları ve Rum tarafının fırsatlardan yararlanma politikası, bizim dışımızdaki ülkelerin ulusal çıkarları gereği, nedeni ne olursa olsun oluşmuş olan uluslararası ortam değişmeye mahkumdur. Çünkü, hiç kimse Türk tarafının çözüm istemediğini iddia edemez" dedi.

Uluslararası camianın da politikalarını değiştirmesi gerektiğini söyleyen Talat, uluslararası camiadan, Kıbrıslı Türklerin bugüne kadar ortaya koyduğu tutuma uygun bir destek vermesi talebinde bulundu.

"Kıbrıs Türk halkı, kararlı tutumunu ortaya koydu"

Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıs'ta çözüm isteğinin Kıbrıs Türk halkının son yıllarda kararlı tutumunu ortaya koyduğunu söyledi.

Kıbrıs Türk halkının eşitlik haklarını ve dünyayla bütünleşmesini öngören bir plana dayalı çözüm isteğini kanıtladığını belirten Talat, şöyle konuştu:

"Kıbrıslı Türkler, Annan planına yüzde 65 oy vererek, bu planda yükümlülükleri, sıkıntıları ve sorunlarıyla, Kıbrıs'ta çözümü getirecek desteğiyle omuzlayabileceğine karar verdi. 2005 yılında fazla bir ilerleme sağlayamadık, ancak bir tıkanıklığın olduğunu ve bu süreçte dünyada herhangi bir etki yapmadığını, Kıbrıs Türk halkının haklı duruşunu onaylattık. Bugün sadece dünyadaki ülkeler değil, dünyadaki değişik ülkelerin aydınları, basın mensupları, akademisyenler, halk ve politikacılar Kıbrıs sorununda Kıbrıs Türk tarafının duruşunu anladı. Bu çok önemli bir olaydır. Çünkü Kıbrıs Türk tarafının anlaşılması ve politikaların onaylanması bugün karşımıza çıkan uluslararası hukuk engelini aşabilmemiz için en güçlü kartımızdır.

Kıbrıs sorunu uluslararası bir sorundur. Avrupa Birliği üyesi olduktan ve Türkiye, AB müzakerelerine başladıktan sonra Kıbrıs sorunu daha da anlaşılmıştır. Kıbrıs, Birleşmiş Milletlerin yıllardır gündemindedir. Avrupa Birliğinin gündemine de girmiştir. Türkiye'nin ve Yunanistan'ın zaten her zaman gündeminde olmuştu. Ama, şimdi ağırlığı ve önemi daha çok artmıştır. Politikalarımızı dünyaya aktarmamız gerekir. Esas olan Kıbrıs sorununu çözecek her iki tarafın birbirini anlaması gerekir. Ancak, Güney Kıbrıs'ta 2003 seçimlerinde ortaya çıkan yeni siyasi yapı son derece olumsuzdur. Kıbrıs sorunun çözümüne ilgi duymayan bir yapı olduğu için Rum yönetimin ikna ederek çözüme ulaşma şansımız yok. Bunun için uluslararası bir sorun olan Kıbrıs sorununun siyasal boyutunu lehimize çevirmeye çalışıyoruz. Bu bağlamda 2005 yılı oldukça yararlı oldu. 2005 yılında kendimizi anlatabilmek için hem gerekli organizasyonları yapmak hem de uzun politikalar belirlemek bir başarı olarak gerçekleşmiştir. Kıbrıs sorunun çözümünde diğer tarafın da harekete geçmesi gerektiği gerçeğinden hareket ederek, 2006'da da bu politikayı istikrarlı şekilde sürdürmemiz gerekecek."

"İzolasyonların kaldırılması gerekir"

Rum tarafının çözümden kaçtığını söyleyen Talat, "Rum tarafını çözüme yöneltecek uluslararası adımlara ihtiyaç var. Bunun için de etkili olan izolasyonların kaldırılması" dedi.

Uluslararası toplumun en zararsız şekilde hiç kimseye zarar vermeden Kıbrıslı Türklere destek vermesi gerektiğini belirten Talat, "Uluslararası toplumların ilk işi izolasyonları kaldırmaktır çünkü kimseye zarar vermez. Sadece Kıbrıslı Türklere yarar sağlayacak. Kıbrıslı Türklere katkıda bulunacağı için de Kıbrıs'ın bütününe yarar sağlayacak" diye konuştu.

Talat: Azerbaycan'a baskı yapıldı

Cumhurbaşkanı Talat, Azerbaycan'dan direkt uçuşların fiilen durduğunu, Rum tarafının ve AB'nin bu konuda Azerbaycan'a baskı yaptığını söyledi.

Talat, Kuzey Kıbrıs'a uçuşların söz konusu olmadığını, ancak Azerbaycan'ın baskı altına alındığını yineledi. Talat, "Şu anda belirgin bir ülkeden direkt uçuş beklentim yoktur. Ancak, direkt uçuşların başlaması kaçınılmaz" dedi.

"Referandumdan sonra Kuzey Kıbrıs'ın ekonomisi gelişti"

2005 yılında Kuzey Kıbrıs'ta trafik kazaları dışında kötü bir olay yaşanmadığını ifade eden Talat, referandumdan sonra Kuzey Kıbrıs'ta ekonominin geliştiğini, insan hakları, demokrasi, toplumsal barışın sağlanması konusunda önemli adımlar atıldığını kaydetti.

Talat, devlet kurumlarının etkin ve demokratik hale getirilmesi için çalışmalar yaptığını, 2004'den itibaren kötü şeyler olmadığını, aksine daha iyi, daha güzel gelişmeler yaşandığını anımsattı.

2006'nın her geçen yıldan daha iyi olacağını ifade eden Talat, şöyle konuştu:

"Tek bizi rahatlatan şey çözüm olacaktır anlayışıyla devam edersek hayıflanmaya devam edeceğiz. Rum tarafından böyle bir talep yok. Güney'de '2006'da tek ve mutlak hedef çözüm' diye bakan hiçbir siyasi hareket yoktur. Bütün haklarımızı teslim edemeyeceğimize göre ne yapacağız. Ülkemizi, yurdumuzu daha da geliştireceğiz, toplumsal bütünlüğümüzü sağlayacağız. Çözüm vizonumuz her zaman olacak. Çözüm ve iki toplumun yakınlaşması için elimizden geleni yapmaya devam edeceğiz. Bize diktatör sözlerle Kıbrıs Türk halkını aşağılayan Rum yetkililere dahi cevap vermedik. Daha yumuşak daha kavgasız bir şekilde Kıbrıs'ın önüne engeller çıkarmamaya çalıştık. Çözümsüzlük bizden kaynaklanmadı. Kopenhag'ı kaçırdık. Buna rağmen Rum tarafında isteklilik yok. Güney'de öyle bir totaliter ortam yaratıldı ki insanlar konuşmaktan da çekiniyor."

KIBRIS 30/12/05

 

Ürdün uyruklu oldukları gerekçesiyle Rum polisi tarafından Aralık ayı başında tutuklanan dört Kıbrıslı Türk'ten haber yok...Rum insafa gelmedi

Rum polisi tarafından, "yasa dışı yollardan Kıbrıs'a girdikleri gerekçesiyle tutuklanan, kan yoluyla KKTC vatandaşı Mohammad Alawaqla, Ahmad Alkhazaleh, Ayman Alkhazaleh ve Tarık Alamaoush'la bağlantı kurulamıyor.

Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit Pertev tarafından takibe alınan konuyla ilgili Birleşmiş Milletler Barış Gücü yetkilileri de yetersiz kaldı. "Türkçe bilmeyen Kıbrıslı Türk olur mu?" diyen Rum polisi, BM Barış Gücü ile de işbirliği yapmaktan kaçınıyor.

Cumhurbaşkanlından alınan bilgiye göre, BM de Kıbrıslı Türk Mohammad Alawaqla, Ahmad Alkhazaleh, Ayman Alkhazaleh ve Tarık Alamaoush'a ulaşmakta zorlanıyor.

"Kıbrıs'a yasa dışı limanlardan girdikleri gerekçesiyle" tutuklanan Ürdün doğumlu dört genç, KKTC yasaları gereği "kan yoluyla" vatandaşlık hakkına sahip.

Ürdün'de yaşayan iki kız kardeşin çocukları Mohammad Alawaqla, Ahmad Alkhazaleh, Ayman Alkhazaleh ve Tarık Alamaoush'un neneleri Kıbrıslı Türk Nehibe Mustafa.

1918 tarihinde Minareliköy'de doğan Nehibe Mustafa'nın 1925 yılında o dönem yaygın olarak Arap ülkelerine verilen kızlardan biri olduğu ve Ürdün'e giderek orada evlendiği biliniyor.

Nenelerinin Kıbrıslı Türk olması nedeniyle ceplerinde KKTC kimlik kartı taşıyan dört yeğen, şimdi Birleşmiş Milletler tarafından kurtarılmayı bekliyor.

KIBRIS 30/12/05

 

Cumhurbaşkanı Talat, Associated Press haber ajansına özel demeç verdi:İzolasyonların kaldırılması için Maraş'ı vermeye hazırım

TEK İSTEDİĞİM İZOLASYONLARIN KALDIRILMASI Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, "tüm izolasyonların kaldırılması karşılığında Maraş'ı vermeye hazırım. Başka bir şey istemiyorum'' diyerek, daha önce de Rum kesimine Maraş'la ilgili aynı teklifi yaptıklarını, ancak Rum kesiminden gelen yanıtın çok olumsuz olduğunu anlattı

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, izolasyonların kaldırılması karşılığında Maraş bölgesini Rum kesimine

vermeye hazır olduğunu söyledi.

Associated Press haber ajansıyla mülakat yapan Talat, 1974 yılındaki barış harekatından sonra boşaltılan Maraş'ı, KKTC'ye karşı onyıllardır sürdürülen yaptırımların kaldırılması halinde Rum kesimine teslim edeceğini belirtti.

Talat, Kıbrıs Rum kesiminden, spor karşılaşmaları dahil, KKTC'nin uluslararası etkinlikleri katılmasını kabul etmesini de istedi.

''Tüm izolasyonların kaldırılması karşılığında Maraş'ı vermeye hazırım. Başka bir şey istemiyorum'' diyen Talat, daha önce de Rum kesimine Maraş'la ilgili aynı teklifi yaptıklarını, ancak Rum kesiminden gelen yanıtın çok olumsuz olduğunu anlattı.

Gazimağusa kentinin banliyölerinden biri olan Maraş, 1974'te boşaltılmıştı.

KIBRIS 30/12/05

 

Cumhurbaşkanı Talat, Cyprus Mail'e gönderdiği açıklamayla Yakovu'yu yanıtladı: Mali yardımı reddettiğimiz tamamen gerçek dışı

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, 259 milyon Euro'luk AB Mali Yardım Tüzüğü'nü reddettiği şeklinde, Kıbrıs Rum Yönetimi Yorgo Yakovu tarafından ortaya atılan iddiaların tamamen gerçek dışı olduğunu vurguladı.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Güney Kıbrıs'ta yayımlanan Cyprus Mail gazetesine gönderdiği yazılı açıklamayla, önceki günkü sayısında yer alan bir haberinde Yorgo Yakovu'nun "Talat, Olli Rehn'e telefon açarak, Mali Yardım Tüzüğü'nün Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nden ayrı onaylanması durumunda Kıbrıslı Türklerin mali yardımı reddedeceğini ve Avrupa Komisyonu ile alakasını keseceğini söyledi" şeklindeki iddiasına yanıt verdi.

Cumhurbaşkanı Talat açıklamasında, söz konusu iddianın "tamamen gerçek dışı" olduğunu vurgulayarak, Mali Yardım Tüzüğü'nün Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nden ayrılmasının değil, AB Daimi Temsilciler Toplantısı'na Mali Yardım Tüzüğü'yle sunulan deklarasyonun kabul edilemez olduğunu belirtti.

Talat, Kıbrıslı Türklerin açıkça iki tüzüğün birbirinden ayrılmasına tamamen karşı olmasına rağmen, tüzüklerin ayrılması ve Mali Yardım Tüzüğü'nün tek başına onaylanması durumunda reddedilmeyeceğini belirtti. Talat, Mali Yardım Tüzüğü'nü reddetmediğini, Avrupa Komisyonu tarafından hazırlanan ve tüzükle beraber sunulan deklarasyona karşı çıktığını vurguladı.

Talat, 6 Aralık'ta AB'ın Genişlemeden Sorumlu Komiseri Olli Rehin'le yaptığı telefon görüşmesine de açıklık getirdi ve Rehn'e mali yardımla birlikte sunulmak üzere hazırlanan deklarasyonun Kıbrıslı Türkler açısından kabul edilemez olduğunu ilettiğini belirtti.

Habere göre, "bir önkoşul olarak hazırlanan deklarasyonda", "kapalı Maraş'ın statüsüne bağlı olarak Gazimağusa limanının durumu ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin yargısı doğrultusunda özel ve tüzel kişilerin mülkiyet haklarının korunması konusunda tüm tarafların ortak anlayışı" talep ediliyordu.

KIBRIS 30/12/05

 

Kıbrıs’ta başarısızlık endişesi

Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos, Kıbrıs sorununda yeni bir başarısızlığın Kıbrıs Rum tarafı için yıkıcı sonuçları olabileceğini söyledi.

 

NTV-MSNBC VE AJANSLAR

Güncelleme: 22:46 30 Aralık 2005 Cuma

LEFKOŞA - Papadopulos, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Kofi Annan’ın da Kıbrıs sorununun kapsamlı çözümü için yeni bir girişimin önceden iyi hazırlanması gerektiği görüşünü paylaştığını belirtti.

Rum haber ajansına göre, Papadopulos, yaptığı açıklamada, “BM Genel Sekreteri çabalarına devam ediyor ve bizim, yeni bir girişimin iyi hazırlanması gerektiği tutumumuzu kabul ediyor, çünkü iyi hazırlık
olmadan başlayan bir diyalogda yeni bir başarısızlığın, en azından bizim tarafımız için, çok kötü, hatta yıkıcı sonuçları olacaktır” dedi.

Tasos Papadopulos, “2006’da iyi niyet ruhu içinde yapılacak yapıcı yeni bir diyaloğun başlaması için uygun koşulların oluşması” ümidini dile getirdi.

Ledra Sokağı’nda Lokmacı Kapısı’nın KKTC ile Güney Kıbrıs arasında karşılıklı geçişlere açılması konusundaki bir soruya karşılık Papadopulos, Rum hükümetinin, sadece Türk tarafının yaptığı üst geçidi
değil, aynı zamanda askeri nöbet kulübelerini simgeleyen diğer binaları da kabul etmesinin asla söz konusu olmayacağını söyledi.

BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Temsilcisi ve Zbigneiew Wlosowicz ile yaptığı görüşmeyle ilgili bir soruyu da yanıtlayan Papadopulos, Wlosowicz’e uzun yıllardır Kıbrıs’taki hizmeti boyunca mükemmel işbirliğinden dolayı teşekkürlerini ilettiğini belirtti.

 

Talat: Liman karşılığı Maraş verilemez

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, bütünlüklü bir çözüm gündeme gelmeden Maraş’ın Rumlara verilmesinin ya da askerin çekilmesinin söz konusu olamayacağını söyledi.

Cumhurbaşkanı Talat, Bayrak Televizyonu’nda (BRT) yayımlanan Akis programında, gazetecilerin gündeme ilişkin sorularını yanıtladı. Bir soru üzerine, ‘Maraş’ın ne para ne de bir liman karşılığında Rumlara devrinin söz konusu olamayacağını’ ifade eden Talat, Maraş’ın, ancak kapsamlı bir çözümün parçası olarak gündeme gelebileceğini kaydetti.

Talat şunları söyledi:

‘1963’te ortağı olduğumuz hükümetten dışlandık. Bu konu bütünlüklü bir çözümün parçası olarak ortada durmaktadır. Maraş konusu da, mülkiyet konusu da, askerin adadan çekilmesi konusu da işte bu kapsam içerisinde ele alınabilir. Yani bunlar da bütünlüklü bir çözümün parçasıdır. Müzakere masasında Annan Planı sürecinde olduğu gibi bütünlüklü bir çözüm kapsamında bu konu gündeme gelebilir.’

HURRIYET 31/12/05

 

Papadopulos hak etti

Papadopulos hak etti

 

Makarios Drusiotis

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) geçen hafta, Kıbrıs Rum gayrimenkullerinin gasp edilmesinden dolayı Türkiye'yi mahkûm etti. Bu dava, Arestis davasıdır ve AİHM'de askıda bulunan toplam 1400 Kıbrıs Rum başvurusuna örnek oluşturacak. AİHM, sadece başvuruda bulunan Arestis'in değil, AİHM önünde bulunan diğer davaların da gayrimenkul haklarının etkili biçimde korunmasına ilişkin mekanizma oluşturması için Türkiye'ye üç aylık süre verdi. Arestis davası gelecekte, Loizidu davasının da taşıdığı simgeselliği taşıyacak, ancak ters yönden. Bu karar; işgal bölgesinde Kıbrıs Rum gayrimenkulleri sorunuyla ilgilenmek için oluşturulan Tazminat Komisyonu'nun, matematik dakiklikle AİHM tarafından kabulüne giden gelişmeler zincirinin yeni bir halkası. Bu süreç tamamlandığında, Kıbrıs sorununun gayrimenkul boyutu, Kıbrıs Rum mültecileri için mümkün olabilecek en kötü biçimde kapanacak.
AİHM kararı Lefkoşa'da şok etkisi yaptı, çünkü Kıbrıs hükümetinin Kıbrıs sorununu hukuki yoldan çözme politikasını temelden çökertiyor. AİHM kararından sonra Kıbrıs'ta mızmızlanmalar başlamış bulunuyor. 10 yıl önce Loizidu'nun gayrimenkulünü iade etmek zorunda kalan ve ağır cezaya çarptırılan Türkiye de aynı biçimde tepki göstermişti. Gerçekten, AİHM siyasi kriterlerle de karar veriyor. Zaten, insan hakları konusu öncelikle siyasidir.

Çözüm yeri mahkeme değil
Loizidu davasında AİHM, Türkiye'yi Kıbrıs konusundaki tahrik edici uzlaşmazlığı ve kendini beğenmişliğinden dolayı cezalandırdı. AİHM, 2004 yılı siyasi değerlendirmeri neticesinde (referandumun sonucundan değil), Kıbrıs hükümetine, Kıbrıs sorununun mahkeme salonlarında çözülmesinin mümkün olmadığı mesajını gönderiyor.
Papadopulos'un Annan Planı'nı reddederken kullandığı temel tezlerden biri, planın kabul edilmesiyle AİHM'deki bütün başvuruların geri alınacağıydı. Papadopulos, daha sonraki bir açıklamasında, "AİHM'ye başvuruların geri çekilmesini destekleyemem" dedi. Papadopulos Kıbrıs konusunun çözüleceğini, ancak Türkiye ile hukuki mücadelenin Avrupa Komisyonu'nda devam edeceğini kastediyordu.

Rumlar mesajı algılayamadı
Gelişmeleri izleyenler için konunun nereye yönlendiği apaçık. Türkiye'nin Loizidu'ya tazminatını ödediği 2003 yılından beri, Arestis davasının görüşülecek son dava olduğu belliydi. Avrupa Komisyonu'nun beklentisi, Kıbrıs sorununun çözüleceği ve gayrimenkul konusunun tek yoldan düzenleneceğiydi. Loizidu davası Avrupa Komisyonu'nun, Türkiye'nin Kıbrıs sorunundaki uzlaşmazlığının azaltılmasına ilişkin siyasi bir baskıydı.
Bu mesajı, Kıbrıs hükümeti zamanında anlayamadı. Bu hukuki silahın sunduğu imkânların değerini yüksek tahmin etti ve Türkiye'yi mahkeme salonlarında 'dize getireceğine' inandı. Lefkoşa'nın yüksekten bakması o kadar büyüktü ki 2 Aralık 2003 tarihinde AB, Loizidu'nun gayrimenkulünü iade etmesi için Türkiye'ye 2005 yılına kadar süre tanıdığında, Kıbrıs temsilcisi N. Emiliu, Cumhurbaşkanı Papadopulos menşeli bir konuşma yaptı ve erteleme yönünde oy kullanan üye devletlere tam manasıyla küfretti. Emiliu konuşmasına şu sözlerle son vermişti: "Bu, müktesep hakkınızdır, ancak bu noktada yollarımız ayrılıyor." Gerçekten, Kıbrıs'ın Avrupa Komisyonu ile yolları ayrıldı ve neticede Loizidu davasındeki zafer, Arestis davasındaki hezimete neden oldu.

Yolun sonu taksim
Bu menfi gelişmelerin sonuçları kuşkusuz dramatiktir. Mültecilerin tek yapacağı şey, kuzeydeki bir komisyona başvurmalarıdır. Bu komisyon ya tazminat verecek (bu tazminatlar Kıbrıs sorununun çözümüne kadar vadeli olacak) veya 'KKTC' tapusu vereceği bazı gayrimenkulleri iade edecek. Bu tür bir süreç, Rum gayrimenkullerinin 'KKTC' makamları tarafından işletilme hakkının tanınması manasına gelecek ve yabancıların işgal bölgesindeki bütün alımlarını yasallaştıracak.
Siyasi sahnede ise gelişmeler daha dramatik olacak; çünkü AİHM, Türkiye'ye bağlı işgal makamlarının kararlarına ve organlarına yasallık verecek. Bu da Kıbrıs'ın taksimi demektir. (Yunan gazetesi Elefterotipia, 29 Aralık 2005)

RADIKAL 31/12/05

 

Talat da bunu yaparsa

Talat da bunu yaparsa

 

AKEL ve CTP, Kıbrıs halkı nezdinde, -hatta hiçbir zaman bir sol partiye oy vermemiş kişiler tarafından da- Kıbrıs sorununa bir çözüm bulunabilmesi için yıllarca mücadele etmiş partiler olarak bilinir. Bugün ise üzülerek, bir taraftan Hristofyas'ın diğer taraftan Talat'ın; eski yoldaşını ilk kimin alt edeceği, Kıbrıs sorununa ilişkin bölünmüşlüğün sorumlusunun kim olduğunu ilk kimin kamuoyuna göstereceği yönündeki uğraşlarını gözlemliyoruz.

AKEL'den bir ilk
AKEL, sol partide ilk kez rastlanan bir dönüş yaparak; kısa vadede Tasos Papadopulos koalisyonu ile yaşayabilmek, uzun vadede ise cumhurbaşkanlığını ipoteğine almak için milliyetçi yönelişlere girse de yurtsever bir parti olduğunu söylüyor. AKEL, bu çabasıyla, hem milliyetçi vatandaşlarımızın büyük bir grubunun, hem de benzer görüşe sahip AKEL tabanının büyük bir kesiminin korkuları ve güvensizlikleriyle dalga geçiyor. Kısacası, AKEL son yıllarda yeniden birleşme mücadelesindeki öncü rolünü kaybetti, risk almaktan vazgeçti, Kıbrıs halkına öncülük yapmaktan vazgeçti (elbette bunun bir bedeli var) ve iktidarın çıkarları ve nimetleriyle yetiniyor.

Türkiye'nin memuru
Diğer yandan, binlerce Kıbrıslı Türkü yollara dökerek ve Birleşik Kıbrıs'ı savunarak, Rauf Denktaş'ı yerinden eden Talat, bugün Türkiye ve ordusunun maaşlı memuru haline geldi. Bugün Talat tüm Kıbrıs'ın ikna olacağı bir çözüm bularak değil, Kıbrıslı Türklerin verdiği 'evet' yanıtının arkasına saklanarak, işgal bölgesindeki Kıbrıs Rum topraklarını mülkiyetine geçirmeye çalışan ve Kıbrıs Türk Devleti'ni tanıtmak için mücadele eden düzenbazların ekmeğine yağ sürüyor.
Son aylarda diyalog için, yeniden yakınlaşma için her türlü imkânın yok edilmesini acıyla izliyoruz. Yükseltilmekte olan psikolojik duvar, maalesef işgal hattından çok daha güçlüdür. (Rum gazetesi Politis, başyazı, 29 Aralık 2005)

RADIKAL 31/12/05

 

Kıbrıs'ta çözüm olmadan Türk askeri çekilmez

Cumhurbaşkanı Talat, bütünlüklü çözüm olmadan Maraş'ın verilmesinin ve askerin çekilmesinin söz konusu olamayacağını açıkladı:

Kıbrıs'ta çözüm olmadan Türk askeri çekilmez

MARAŞ'I VERMEK, ASKER ÇEKMEK GÜNDEMDE YOK... "1963'te ortağı olduğumuz hükümetten dışlandık. Bu konu bütünlüklü bir çözümün parçası olarak ortada durmaktadır. Maraş konusu da, mülkiyet konusu da, askerin adadan çekilmesi konusu da işte bu kapsam içerisinde ele alınabilir. Yani bunlar da bütünlüklü bir çözümün parçasıdır. Müzakere masasında Annan planı sürecinde olduğu gibi bütünlüklü bir çözüm kapsamında bu konu gündeme gelebilir. Yoksa Maraş'ı vermek ya da asker çekmek şu ya da bu nedenle gündemde yoktur. Bütünlüklü bir çözümün unsurlarını ben şu anda teslim etmem"

"MARAŞ, MÜZAKERE SÜRECİNDE KOZDUR"... Talat, "Siz Maraş'ı bir koz olarak bir görüyorsunuz" şeklindeki soruya karşılık da, "Bütünlüklü bir çözüm içinde müzakere sürecinde, evet, bir koz olarak görüyorum" yanıtını verdi. Talat Maraş'ın bugün itibarıyla askeri ve kapalı bir bölge olduğuna da işaret ederek, hükümetin sahillerle ilgili askeri bölge uygulamasında karar aldığı gibi gerekmesi halinde Maraş'la ilgili karar üretebileceği mesajını da verdi

 

 

 

 

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs Türk halkının 1963'te Rumlar tarafından, ortağı olduğu hükümetten atıldığını anımsatarak, bütünlüklü bir çözüm gündeme gelmeden Maraş'ın verilmesinin ya da askerin çekilmesinin söz konusu olamayacağını vurguladı.

Cumhurbaşkanı Talat, Mal Tazmin Komisyonu'nun üç ay içerisinde oluşturulacağını ve Rumların mülkiyetle ilgili başvurularına çare üretmeye başlamasıyla birlikte Arestis davası konusunda da bir çare üretileceğini söyledi.

Cumhurbaşkanı Talat önceki akşam BRT 1 kanalında yayınlanan AKİS programına konuk oldu. Mete Tümerkan'ın sunduğu programda gazetecilerin sorularını yanıtlayan Talat, Kıbrıs konusunda da çok önemli açıklamalarda bulundu.

BRT'den yapılan açıklamaya göre konuşmasında Kıbrıs Türk halkına seslenen Talat, halkın izlenen politikalar konusunda rahat olmasını istedi ve sürdürülen politikadan olumlu sonuçlar alınacağına inanç belirtti. Talat, 2006'da Türkiye-AB ilişkilerinde Kıbrıs'a bağlı olarak yaşanması olası krizlerin Kıbrıs sorununun çözümü yönünde yeni bir takım başlangıçları tetikleyebileceğini söyledi. Cumhurbaşkanı Talat şöyle devam etti:

"Biz her koşulda çözüme hazır olmalıyız. Rekabetçi ve çözüm sonrasına uyum sağlayacak bir yapı ortaya çıkarmalıyız. Etkin iş yapabilen, demokratik, şeffaf, hesap verebilen bir yapı Sorunun çözümü konusunda bu aşamada herkes Rum lider Papadopulos'un isteksiz olduğunu, çözüm gaylesi taşımadığını söylüyor. Yabancı diplomatlar da bunu belirtiyor. 2006 yılında Türkiye ile AB arasındaki ilişkilerde Kıbrıs konusunda çıkabilecek krizler Kıbrıs sorunun çözümünde tetikleyici etki yapabilir. Rumlar çözüm konusunda söylediklerinde hiç samimi değiller. Bunu BM Genel Sekreteri Annan da bana 'Ben ciddiyete bakarım' diyerek ifade etti. Biz çözüm yönünde referandum sürecinde 'evet' oyumuzla bu irademizi ve ciddiyetimizi ortaya koyduk. Rumlar çözüm istemiyor. Biz ısrarla, iğne ile kuyu kazarcasına buna karşı mücadele etmeye devam edeceğiz. Dünya bizi her geçen gün daha çok anlıyor."

Mal Tazmin Yasası

Cumhurbaşkanı Talat bir soru üzerine, Cumhuriyet Meclisi'nde geçen hafta kabul edilen Taşınmaz Malların Tazmini, Takası ve İadesi Yasası'nın Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ni tatmin etmek üzere yapıldığını söyledi.

AİHM'ye Rumlar tarafından taşınan mülkiyet konusundaki davaların sadece Türkiye'yi mahkum etme sonucu doğurmadığına da vurgu yapan Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıs Türkü için de oradan çıkan sonuçların önem taşıdığını, bu davalarla olası çözümün temel parametrelerinden biri olan iki kesimliliğin ortadan kaldırılmaya çalışıldığına dikkati çekti.

Talat, "İşte bunun için bir taraftan AİHM'yi tatmin etmek diğer taraftan da iki kesimliliği güvence altına almak için yasal değişikliğe gidildi. Bunun için de bağımsız bir komisyon oluşturulacak" dedi.

Öncelikli olarak ilk 3 ay içinde yasal mekanizmanın oluşturulacağını, ikinci 3 ay içinde ise oluşturulacak yasal mekanizmanın çare üretmeye başlayacağını kaydeden Talat, hedefin şu an tapularıyla değişik kurumlara giden Rumların mülkleriyle ilgili başvurularda bulunabileceği bir iç hukuk yolu yaratmak olduğunu belirtti.

Cumhurbaşkanı Talat, "Hedefimiz, Rumların, mülkleriyle ilgili başvuruda bulunabilecekleri bir iç hukuk yolu yaratmaktır, bunu yapmaya çalışıyoruz, mülkiyet konusunu çözme iddiasında değiliz. Mülkiyet konusu bütünlüklü bir çözüme ulaşılması ile birlikte çözümlenebilir. Biz bu aşamada sadece Rumların müracaat edebilmesi için bir iç hukuk yolu yaratıyoruz" dedi.

Yasanın uygulanma aşamasında etkilenmesi halinde Kıbrıslı Türklerin uğradığı zararın mutlaka tazmin edileceğini kaydeden Talat, "Ancak herhangi birine, uygulama aşamasında hiçbir şekilde etkilenmeyecek diye güvence veremem" dedi.

Arestis

Yasada öngörülen komisyonun çalışmaya başlamasıyla birlikte Arestis konusuna da çare üreteceğini söyleyen Talat, "Otururuz, konuşuruz. Sulh yoluyla çözebilir miyiz bakarız. Her türlü olasılık mümkün. Parasını veririz ya da malını veririz, tazminat öderiz, ya da başka yol, ya da anlaşamayız" şeklinde konuştu.

Talat, Arestis davası konusunda AİHM'nin kararı ile ortaya çıkan durumun değerlendirilmesine devam edildiğine de işaret ederek, konunun büyük daireye götürülüp götürülmemesi konusunda bir karar alınmadığını ifade etti .

Cumhurbaşkanı Talat, "Sanırım bu aşamada hem Arestis hem de biz konuyu büyük daireye götürme noktasını değerlendiriyoruz. Çünkü ortada iki ucu keskin bir bıçak durumu var. Büyük daire AİHM'nin verdiği kararı yetersiz de bulabilir, gereksiz de bulup Kuzey Kıbrıs'ta oluşturulan iç hukuk mekanizmasına da yönlendirebilir. Değerlendiriyoruz. Tereddütler var" diye konuştu.

Talat bir soru üzerine de AİHM'in bu aşamada yapılan yasal düzenleme ile ilgili bir sonuca varmasının beklenmemesini yasa artı komisyonunun uygulamaları ortaya çıktıktan sonra AİHM'in bir yönlendirme yapacak duruma gelebileceğini anlattı.

Cumhurbaşkanı Talat, "Hukukta kesin bir şey söylemezsiniz. Bunun için daha önce AİHM'in yapılan değişiklikle ilgili nasıl bir tutum ortaya koyacağı konusunda emin olmadığımı söylemiştim. Ancak gelen işaretler şu an itibarıyla olumlu" dedi.

Talat, AİHM'nin Aristis davasındaki kararında Kuzey Kıbrıs'a Türkiye'nin yerel otoritesi olarak atıf yapıldığının doğru olduğunu ancak Türkiye'nin işgalci diye gösterilmediğini, söylenmeyenlerin söylenmiş gibi yansıtılmaya çalışılmasının doğru olmadığını belirtti.

Maraş konusu

Cumhurbaşkanı Talat, bunun üzerine gazetecilerin kendisine yönelttiği, "Kapalı Maraş'taki malı iade mi edeceksiniz" şeklindeki soruya verdiği yanıtta, ihtiyacın doğması halinde Maraş'ın da açılabileceğini, bütün olasılıklara açık olduğunu söyledi.

Bir başka soruya verdiği yanıtta ise Maraş'ın ne para, ne de liman karşılığında Rumlara devrinin söz konusu olamayacağını belirten Cumhurbaşkanı Talat, Maraş'ın ancak kapsamlı bir çözümün parçası olarak gündeme gelebileceğini kaydetti. Talat şunları söyledi:

"1963'te ortağı olduğumuz hükümetten dışlandık. Bu konu bütünlüklü bir çözümün parçası olarak ortada durmaktadır. Maraş konusu da, mülkiyet konusu da, askerin adadan çekilmesi konusu da işte bu kapsam içerisinde ele alınabilir. Yani bunlar da bütünlüklü bir çözümün parçasıdır. Müzakere masasında Annan planı sürecinde olduğu gibi bütünlüklü bir çözüm kapsamında bu konu gündeme gelebilir. Yoksa Maraş'ı vermek ya da asker çekmek şu ya da bu nedenle gündemde yoktur. Bütünlüklü bir çözümün unsurlarını ben şu anda teslim etmem."

Talat, "Siz Maraş'ı bir koz olarak bir görüyorsunuz" şeklindeki soruya karşılık da, "Bütünlüklü bir çözüm içinde müzakere sürecinde, evet, bir koz olarak görüyorum" yanıtını verdi.

Talat Maraş'ın bugün itibarıyla askeri ve kapalı bir bölge olduğuna da işaret ederek, hükümetin sahillerle ilgili askeri bölge uygulamasında karar aldığı gibi gerekmesi halinde Maraş'la ilgili karar üretebileceği mesajını da verdi.

Lokmacı Kapısı

Cumhurbaşkanı Talat, konuşmasında Lokmacı Kapısı'na da değinerek, Türk tarafının kapının açılması konusunda üzerine düşeni fazlasıyla yaptığını ancak bulunduğu pozisyonu değiştirmek istemeyen Rum tarafının hiçbir olumlu girişimde bulunmadığını vurguladı.

Talat, kapının açılmasıyla ilgili yapılan her türlü girişimin ve gerçekleştirilen çabaların, Rum tarafının söylemlerinin aksine, varılan mutabakatlar çerçevesinde BM'nin bilgisinde yapıldığını söyledi. Talat şöyle dedi:

"Biz işimizi yaptık. Her şeyimizi hazırladık. Görev Rum tarafındadır. Mazgal delikli utanılacak duvarlarını yıksınlar. Papadopulos'un niyeti kapının açılmasını önlemektir. BM'ye sunduğu son öneriyi gayrı resmi bir şekilde gördük. O önerisinde geçişin açılması için köprünün kaldırılmasını 1'inci madde olarak yani ön koşul olarak ortaya koymuyor. Yeşilhat üzerinde bir kare çizmiş, bu karenin yüzde 80'i Türk tarafında; buranın askersizleştirilmesini 1'inci madde olarak göstermiş. Bizi 1963'teki Yeşilhat'a çekmek istiyor. Bunun müzakeresi birkaç yıl sürer. Niyeti kapının açılmasını engellemektir. Yani mesele köprünün kaldırılması ise bitmiyor"

Diğer konular

Cumhurbaşkanı Talat bombalama olaylarıyla ilgili soruya karşılık, bu tür olayların önlenmesinin mümkün olmadığını ifade etti.

Talat, telefon dinleme konusunda ise bu yönde yaygın bir veri bulunmadığını anlatarak, Güney Kıbrıs'ta bu konunun ciddi bir sorun olduğunun altını çizdi ve şunları kaydetti:

"Telefonda aradığım diplomatlar telefonlarının dinlendiğini bildiklerinden bizimle telefonda konuşmaktan çekiniyorlar. Her zaman telefonda konuşmayalım. Bize bir randevu verin konuyu hemen görüşelim diyorlar."

KIBRIS 31/12/05

 

"Lokmacı köprüsü" gündemden düşmüyor

Cumhurbaşkanı M. Ali Talat'ın Lokmacı Barikatı konusundaki açıklaması Rum basınında da geniş yer buldu.Simerini gazetesinin, "Lidra Konusunda Talat Pervasız" başlıklı haberine göre Talat, önceki gün Rum Yönetimi'nin önerisini yorumlarken, "Yeni bir şey bulunmadığını" söyledi. Rum tarafının önerisinin zemininin 1974 değil, 1963 ateşkes hattı olduğunu belirtti.

Talat, duvarın yıktırıldığını noktaya geri gidilmesinin talep edilmesinin, durumu zorlaştırdığına da dikkat çekti.

Bu arada, Avrupa Partisi Başkan Vekili Nikos Kutsu "Lidra Caddesine inşa edilen köprünün somut bir stratejiyle göğüslenmesi gerektiğini" savundu. Kutsu, bu bağlamda Kıbrıs Rum tarafının Lefkoşa ve Mağusa Surlar içinin askerden arındırılması önerisinde bulunmasını önerdi.

ADİK Başkanı Dinos Mihailidis ise, "Köprü yıktırılmadan geçidin açılmayacağı görüşünde ısrar edilmesi gerektiğini" belirtti.

Alithia gazetesine göre, EVROKO Başkan Vekili Kutsu, köprü yıktırılıncaya kadar tüm Rum partilerinin Rumlara, KKTC'ye gidip gelmekten vazgeçmeleri çağrısında bulunması gerektiğini de savundu.

Kutsu, KKTC'nin tavrının, tüm Avrupa parlamentoları ve Avrupa hükümetlerine şikayet edilmesini de istedi.

Aşık'ın demeci

Bu arada, Cyprus Mail gazetesi, Lefkoşa Belediye Başkan Yardımcısı Semavi Aşık'ın konuyla ilgili gazeteye açıklamasına yer verdi.

Gazeteye göre, Aşık, Lidra Caddesi nihayetindeki mevzide ayrıca Lidra Palace barikatındaki Türk aleyhtarı yazıların kaldırılması halinde köprünün kaldırılmasını tartışabileceklerini söyledi.

Gazeteye göre Aşık, "iki ay önce bir köprü inşası gerekli görülüyordu. Ancak son iki ayda, hükümet ve asker dahil projeyle ilgilenen herkesi tartışmalar sonrasında köprünün zorunlu olmadığına karar verdi. Bu konuda herkesi ikna edebileceğimize inanıyorum. Ancak köprünün kaldırılmasıyla Rum tarafının Türk tarafına olumlu yaklaşacağı ve başka sorun yaratmayacağı konusunda şüphem var" dedi.

Yakovu'nun yorumu

Rum Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu ise, Aşık'ın demeciyle ilgili şunları söyledi :

"Bunları BM Barış Gücü'ne söylemelidirler. BM'de ciddi olduklarına inanırsa bunu bize aktaracak."

Yakovu, köprü dışında geçidin açılmaması için yeni mazeretler bulunacağını reddetti, tek yanlı değil de, işbirliği içerisinde hareket edildiği takdirde, başka sorun çıkacağını sanmadığını söyledi.

Lefkoşa Rum Belediye Başkanı Mihalakis Zambelas ise, Aşık'ın açıklamasını, "çok iyi haber" olarak niteledi, meseleyi tartışmak için Aşık'la irtibata geçeceğini söyledi.

"Bu açıklamayı yakında resmen de duyacağımızı ümit ediyorum" diyen Zambelas, Rum barikatlarındaki Türk aleyhtarı sloganların kaldırılmasının ise kendine düşen bir görev olmadığını söyledi.

KIBRIS 31/12/05

 

Dillirga'daki Türk malları AİHM yolunda

Pirgolu muhtarın sahte belgelerle sattığı Türk malları için Rum mahkemesi, "Türk sahiplerine iade" kararı veremiyor. Gerekçe ise Rum yasalarına göre "iyi niyetli alıcının" korunması. Aile ise malın iadesini bekliyor, aksi halde AİHM'ye başvuracak. Karar, Orams davasını da yakından ilgilendiriyor

Dillirga'daki Türk malları AİHM yolunda

RUM TARAFINDA ORAMS KORKUSU... Yunanlı White Knight şirketinin "iyi niyetli davrandığı ve Tapu Dairesi'nden de söz konusu mülk için tapu alması" nedeniyle Rum mahkemesi malı Türklere iade etmek istemiyor. Bu arada Orams davası savunmasında İngiltere Başbakanı'nın eşi Cherie Blair ilk demecinde Orams çiftinin "iyi niyetle davranarak Kıbrıs Rum malını satın aldığını" savunması Rumları endişeye sevk etti

HAZIRLIKLAR BAŞLADI... Rum mahkemesinin Yunanlı alıcıyı "iyi niyetli" ve "korunması gereken alıcı" olarak görmesi, Türk makamlarını da harekete geçirdi. 10 Ocak'ta görülecek mahkeme için aile adına Kıbrıslı Türk hukukçular hazırlıklara başladı. Hükümetin de aileye destek verdiği belirtiliyor. Malların Türk sahipleri, "Mağdur edilirsek AİHM'ye gideceğiz. Burada çalışmalara başladık. Hakkımızı yedirmeyeceğiz" görüşünde

"İYİ NİYET" YUNANLI ŞİRKETİ KURTARACAK, TÜRK MALLARI İSE GİDECEK.. Rum iddialarına göre gelinen aşamada "mevcut şartlarda malın yasal sahipleri Kıbrıslı Türklere tazminat ödenmesinden" başka bir olanak yok. Rum Savcı Savas Matsas, "Şayet alıcı iyi niyetle bu malı satın almış ve ödediği bedelde hile yapıldığı şüphesi yoksa o zaman onu iade etmesi emrinin verilmesi çok zordur" açıklamasını yaptı

Pirgo köyü muhtarı ve yandaşları tarafından sahte belgelerle satılan Dillirga yöresindeki Türk mallarındaki mevcut hukuki durum adadaki "mülkiyet rejimini" kökten dinamitleyecek bomba haline geldi. Mahkeme Yunanlı alıcı şirket White Knight'ı "iyi niyetli alıcı" olarak kabul etme eğilimine girerken, Orams çiftinin de İngiliz mahkemelerinde aynı gerekçeyle savunulması Rumları endişeye itti.

Kıbrıslı Türk sahipleri Celal Gilan, Sevdiye Dede ve Yasemin Mehmet, mallarının kendilerine iadesi için Rum mahkemelerine başvurdu. Mahkeme ise mülkü kendilerine iade etme kararı vermekte güçlük çekiyor.

Pirgo muhtarının da karıştığı olayda Kıbrıs Türklerine ait bir mülk Rumlara aitmiş gibi şahadet verilmiş ve Rumlar adına tapu alınmıştı. Ardından bu Rumlar söz konusu malı 972 bin KL'ye White Knight adlı bir şirkete sattı. Bu konu o dönemde Rum yönetimini, Başsavcılığı ve Rum güvenlik makamlarını epey uğraştırmıştı.

Başsavcılığa göre gerçekleştirilen tapu devir işlemleri yasa dışı. Ancak Rum adaleti, mülkün yasal sahiplerine iadesini emretmekte zorluk çekiyor. Çünkü alıcı şirket (White Knight) "iyi niyetle" davrandı ve Tapu Dairesi'nden de söz konusu mülk için tapu aldı.

Alıcı "iyi niyetliyse" malını unut

Konuyla ilgilenen Savcı Savas Matsas yaptığı açıklamada "şayet alıcı iyi niyetle bu malı satın almış ve ödediği bedelde (fiyatta) hile yapıldığı şüphesi yoksa o zaman onu iade etmesi emrinin verilmesi çok zordur" diye konuştu.

Rum iddialarına göre gelinen aşamada "mevcut şartlarda malın yasal sahipleri Kıbrıslı Türklere tazminat ödenmesinden" başka bir olanak bulunmuyor.

Türk tarafı ne yapacak

Rum basınına da yansıyan haberde, bu noktadan itibaren büyük bir siyasi sorunun ortaya çıkmakta olduğu ve Kıbrıs Türk tarafının bunu "istismar etmeden geçemeyeceği" vurgulandı.

Malın sahipleri tazminata karşı

Mülkün Kıbrıs Türk sahipleri tazminata şiddetle karşı. Mülkün kendilerine iadesini isteyen malın gerçek sahipleri, "iç hukuktan tatmin olmazsa" AİHM'e başvurabilir.

Dillirgalı Türkler haklarını sonuna kadar aramakta kararlı. Aileler adına KIBRIS'a konuşan Dillirgalılar Derneği Başkanı Erdoğan Özbalıkçı, eğer iç hukuk kendilerini tatmin etmezse Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne başvurulacağını söyledi.

Ailenin kesinlikle para istemediğini, mal iadesinin yapılmasını beklediğini anlatan Özbalıkçı, "10 milyon KL değerindeki arazinin yok pahasına Yunanlı şirkete verilmesini kabullenmeyeceğiz" dedi.

Özbalıkçı KIBRIS'a şu açıklamayı yaptı:

"Aile malın para karşılığı Yunanlı şirkete verilmesine kesinlikle karşı. Türk tarafı da mahkemeye müdahil olmaya hazırlanıyor. Avukatları aracılığı ile katılacak.

"Kıbrıs sorunu çözümlenmeden yoksul köylülerimizin mallarının yağmalanmasına kesin karşıyız. Bu malın şu anki Kıbrıs Cumhuriyeti hükümetinin açıklamasına göre değeri 10 milyon KL'dır. Korkumuz şirketin verdiği 1 milyon KL'nı ileri sürerek bu malı kendi üzerine geçirtmesidir.

Dernek olarak da Dillirgalı Türklerin 1964'ten bu yana oluşan hukuksal haklarını ve tazminat haklarını sonuna kadar takip edeceğiz. Eğer Kıbrıs Cumhuriyeti bu haksızlığı gidermez ve kanunsuzluğa göz yumarsa Kıbrıs Türkleri karşısındaki bütün inandırıcılığını da yitirecektir.

Biz Kıbrıs Türklerine bu malın derhal iadesini talep ederiz. Hukuksal mücadelemiz burada bitmeyecek. Eğer hakkımızın yendiğini görürsek, AİHM'ye başvurmaya da hazırız. Gerekli hukuksal çalışmalarımızı da başlattık.

Orams davası korkusu

Bu arada Rum basını, Dillirga'daki Türk mallarına yapılan uygulamanın Rum yönetiminin başını ağrıtacağını iddia etti.

Rum basınına göre, konu Orams davasıyla da doğrudan ilişkili. Çünkü konuyu savunmayı üstlenen İngiltere Başbakanı'nın eşi Cherie Blair ilk demecinde Orams çiftinin "iyi niyetle davranarak Kıbrıs Rum malını satın aldığını" söyledi. Cherie "müşterisinin malın evveliyatını bilmediğini" de belirtmişti.

Bu noktadan hareket edilerek, Erenköy yöresindeki söz konusu Kıbrıs Türk malları "iyi niyet" dikkate alınarak sonlandırılırsa (Kıbrıs Türklerine sadece tazminat ödenirse) bu Cherie'nin savını da güçlendirecek.

Bu arada Savcı Savvas Matsas farklı görüş ortaya koydu ve "iki konunun kıyaslanamayacağını, çünkü Türk işgal bölgelerinde istilanın empoze ettiği bir yasa dışı yönetim bulunduğunu ve Bayan Blair'in müşterisinin de bunu bilmesi gerektiğini" ileri sürdü.

Matsas, Orams davasında böyle bir tezin "su götürdüğünü" de söyledi.

Dillirga yöresindeki kanunsuzlukla ilgili davanın 10 Ocak 2006'da görüşülmesine devam edilecek.

KIBRIS 31/12/05

 

President’s wish for quick solution and unity

PRESIDENT Tassos Papadopoulos said yesterday he had sent a basket with Cypriot produce to Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat with good wishes for the New Year.