"Kıbrıs'ın çözüm merkezi BM"
20 Eylül, 2005 21:21:00 (TSİ) CNN TURK
AB'nin Kıbrıs deklarasyonu konusundaki son
gelişmeleri değerlendiren Dışişleri Bakanı
Abdullah Gül, ''Kıbrıs sorununun çözüm merkezi Birleşmiş
Milletler'dir'' dedi.
New York'ta KKTC Dışişleri Bakanı Serdar
Denktaş ile görüşmesi öncesinde bir açıklama yapan Gül, ''bir
taraftan, 'BM'nin rolü artırılsın, BM dünya olaylarında,
problemlerde daha kuvvetli rol oynasın' diye çağrıda bulunurken,
bunun için burada konuşmalar yaparken, diğer taraftan BM'nin rolünü
Kıbrıs'ta zayıflatmaya çalışmak bir tezattır''
diye konuştu.
Dışişleri Bakanı Gül, Kıbrıs
sorununun çözüm merkezinin Birleşmiş Miller olduğunu bir kez
daha dile getirdi.
Bu konuyla ilgili BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın daha önce attığı
adımlar olduğunu ifade eden Bakan Gül, ''referandumun
neticeleri bütün dünyayı yanlış düşüncelerden
uyandırmıştır" diye konuştu.
Ada'da yapılan referandumla, çözüm istemeyenin Türk tarafı
değil Rum tarafı olduğunun ortaya
çıktığını söyleyen Gül, "çünkü daha önce bütün
dünya Kıbrıslı Rumları Ada'yı birleştirmek
isteyen, bundan şikayet eden taraf olarak bilirdi" dedi.
"Şimdi çözüm yine BM'de olacaktır. Genel Sekreter'in bu yönde
gayretleri vardır" diyen Dışişleri Bakanı Gül,
Annan'dan yeniden aktif olmasını talep ettiklerini söyledi.
Rumların BM'yi by-pass etmeye çalıştıklarını
belirten Abdullah Gül, AB'nin Rumların bu çabalarını
görmezlikten gelmesini eleştirdi.
Gül, "ama Türkiye olarak biz, KKTC olarak Kıbrıs Türkleri,
hepimiz çok sıkı bir şekilde BM'nin bu konunun çözümünde esas
anahtar rolü oynayacağına inanıyoruz ve bunu da destekliyoruz''
dedi.
Türkiye'nin, Kıbrıslı Türklere haklı davalarında
desteğinin süreceğini ifade eden Dışişleri Bakanı
Gül, "Türkiye onların yanında olduğu müddetçe ki
bu ilelebet böyle olacaktır, bu bile onlar için yeterlidir"
ifadelerini kullandı.
Bunlar yapılırken Türkiye'nin uzlaşmanın ne olduğunu
dünyaya gösterdiğini söyleyen Bakan Gül, garantörlük
haklarını sonuna kadar kullanacaklarını belirtti.
Rumlar deklarasyonu bloke etti
Dışişleri Bakanı Gül'ün bu açıklamalarından
saatler önce, Kıbrıs Rum yönetimi, AB'nin Türkiye'ye karşı
yayımlamaya hazırladığı deklarasyonu bloke etti.
Rum yönetiminin, karşı deklarasyonda yer alan 'Kıbrıs
sorununun BM nezdinde çözülmesine destek verilecek' ifadesinden duyduğu
rahatsızlık nedeniyle tasarıyı bloke ettiği
belirtiliyor.
Bu haberin gelmesinden önce, Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Tasos
Papadopulos, AB'nin bütün üyelerinin 3 ekimde Türkiye ile üyelik müzakerelerine
başlanmasını kabul ettiğini söylemişti.
Papadopulos gazetecilere yaptığı açıklamada, ''AB içinde
katılım müzakerelerinin 3 ekimde başlamaması
gerektiğini söyleyen bir ülke yok'' diye konuşmuştu.
Deklarasyonda uzlaşma yarına kaldı
Türkiye'nin Kıbrıs konusundaki deklarasyonuna karşı
yayımlanacak AB deklarasyonu taslak metni üzerinde dün sağlanan
uzlaşmanın ardından, söz konusu metnin bugün AB Konseyi'nde
onaylanmadığı ve görüşmelerin yarın yapılacak
haftalık olağan COREPER toplantısına
sarktığı açıklandı.
AB üyesi ülkelerin daimi temsilcilerinden oluşan COREPER, uzun süren
tartışma ve pazarlıklar sonunda, dün karşı deklarasyon
metni üzerinde uzlaşma sağlandığını
bildirmişti.
AB Dönem Başkanı İngiltere, 'Kıbrıs delegasyonunun
talebi üzerine' onay işleminin Konsey gündeminden geri çekildiğini
bildirdi.
AB Tarım ve Balıkçılık Konseyi sonunda düzenlenen
basın toplantısında, Dönem Başkanı İngiltere'nin
belgeyi ''tartışmasız onay'' gündemine soktuğu, ancak ''bir
delegasyonun talebi üzerine'' bugündem maddesinin geri çekildiği
belirtildi.
Diplomatik kaynaklar, AB Dönem Başkanı İngiltere ile gerginlik
yaşayan Kıbrıslı Rumların zaman kazanmak ve karar
sürecini son ana kadar uzatmak niyetinden söz ediyorlar.
Rumların, 'Kıbrıs Cumhuriyeti'nin Türkiye tarafından
tanınmasına ilişkin ifadeleri, hukuki geçerliliği olmayan
deklarasyon belgesinden, hukuki geçerliliği olan Müzakere Çerçeve
Belgesi'ne taşıma girişimlerinden de söz ediliyor.
Rumlar karşı deklarasyonu bloke etti
Deklarasyon yarınki COREPER toplantısında
görüşülecek
20 Eylül, 2005 16:39:00 (TSİ) CNN TURK
Zeynel Lüle/CNN
TÜRK/Brüksel
Kıbrıs Rum yönetimi, AB'nin Türkiye'ye karşı
yayımlamaya hazırladığı deklarasyonu bloke etti.
Rum yönetiminin, karşı deklarasyonda yer alan
'Kıbrıs sorununun BM nezdinde çözülmesine destek verilecek'
ifadesinden duyduğu rahatsızlık
nedeniyle tasarıyı bloke ettiği belirtiliyor.
Bu haberin gelmesinden önce, Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Tasos
Papadopulos, AB'nin bütün üyelerinin 3 ekimde Türkiye ile üyelik müzakerelerine
başlanmasını kabul ettiğini söylemişti.
Papadopulos gazetecilere yaptığı açıklamada, ''AB içinde
katılım müzakerelerinin 3 ekimde başlamaması
gerektiğini söyleyen bir ülke yok'' diye konuşmuştu.
Deklarasyonda uzlaşma yarına kaldı
Türkiye'nin Kıbrıs konusundaki deklarasyonuna karşı
yayımlanacak AB deklarasyonu taslak metni üzerinde dün sağlanan
uzlaşmanın ardından, söz konusu metnin bugün AB Konseyi'nde
onaylanmadığı ve görüşmelerin yarın yapılacak
haftalık olağan COREPER toplantısına
sarktığı açıklandı.
AB üyesi ülkelerin daimi temsilcilerinden oluşan COREPER, uzun süren
tartışma ve pazarlıklar sonunda, dün karşı deklarasyon
metni üzerinde uzlaşma sağlandığını
bildirmişti.
AB Dönem Başkanı İngiltere, 'Kıbrıs delegasyonunun
talebi üzerine' onay işleminin Konsey gündeminden geri çekildiğini
bildirdi.
AB Tarım ve Balıkçılık Konseyi sonunda düzenlenen
basın toplantısında, Dönem Başkanı İngiltere'nin
belgeyi ''tartışmasız onay'' gündemine soktuğu, ancak ''bir
delegasyonun talebi üzerine'' bugündem maddesinin geri çekildiği
belirtildi.
Diplomatik kaynaklar, AB Dönem Başkanı İngiltere ile gerginlik
yaşayan Kıbrıslı Rumların zaman kazanmak ve karar
sürecini son ana kadar uzatmak niyetinden söz ediyorlar.
Rumların, 'Kıbrıs Cumhuriyeti'nin Türkiye tarafından
tanınmasına ilişkin ifadeleri, hukuki geçerliliği olmayan
deklarasyon belgesinden,hukuki geçerliliği olan Müzakere Çerçeve
Belgesi'ne taşıma girişimlerinden de söz ediliyor.
Karşı deklarasyonda ne vardı?
AB Daimi Temsilciler Komitesi'nde (COREPER), Türkiye'nin Kıbrıs
konusundaki deklarasyonuna karşı yayımlanacak AB deklarasyonu
taslak metni konusunda dün uzlaşmaya
varılmıştı.
Karşı deklarasyon şunları öngörüyor:
· Türkiye'nin müzakere sürecinde Güney
Kıbrıs'ı tanıması (Daha önce Fransa ve
İngiltere'nin üzerinde anlaştığı metinde
tanımanın tam üyelikten önce şart olduğu belirtiliyordu)
· Müzakerelerin her aşamasında
Avrupa Birliği'nin Rum kesiminin tanınmasının
gerekliliğini dile getirebilmesi (Türkiye bu durumda 10 ya da 15 yıl
sürmesi beklenen müzakerelerin henüz sonuna gelinmediği tezini
işleyebilecek)
· Türkiye'nin Gümrük Birliği'ni eksik
uygulamasının müzakerelerin genelini etkilemesi
· Türkiye'nin liman ve
havaalanlarını Rum gemi ve uçaklarına açması
çağrısı yapılması ve konunun 2006'da gözden
geçirileceğine vurgu
· Kıbrıs sorununun
Birleşmiş Milletler nezdinde çözümüne destek verilmesi ve
Birleşmiş Milletler hukukunun AB ilkelerinin de temelini
oluşturduğuna vurgu
· Daha önceki taslakta Ek Protokolün
uygulanmamasının yaptırımı müzakereler sürecinde
ilgili konuların sonuçlanmayacağına yönelik ifadeyle
geçiştiriliyordu.
Türkiye'nin Kıbrıs deklarasyonu
Türkiye, 29 temmuzda AB dönem başkanı İngiltere'nin Türkiye'ye
gönderdiği Ek Protokol metnini imzalamıştı.
Türkiye, protokole imza atarken, Kıbrıs cumhuriyeti'ni
tanımadığını da yayımladığı bir deklarasyonla ilan etti. Deklarasyon, özellikle
Fransa ve Rum yönetiminin tepkisine yolaçmıştı.
Deklarasyonun içeriği:
· Türkiye siyasi çözüm için
kararlılığını sürdürmektedir
· Bu protokoldeki Kıbrıs Cumhuriyeti
1960'daki ortaklık devleti değildir
· Türkiye için Rum tarafı
Kıbrıs Türk tarafını temsil etmemektedir
· Türkiye KKTC ile ilişkilerini
değiştirmeyecektir
· Türkiye bu protokolle Kıbrıs
Cumhuriyeti'ni herhangi bir şekilde tanımış
olmayacaktır
· Kapsamlı çözümle birlikte Türkiye yeni
oluşacak devlet ile ilişkiler tesis etmeye hazırdır
Gül: "Rumlar AB sürecini baltalıyor"
20 Eylül, 2005 14:33:00 (TSİ) CNN TURK
Dışişleri
Bakanı Abdullah Gül, Kıbrıs Rum yönetiminin Türkiye'nin AB
sürecini baltaladığını ve kendi çıkarları
doğrultusunda birliği rehin aldığını söyledi.
New York'ta temaslarını sürdüren
Dışişleri Bakanı Gül, AB'nin dün üzerinde
uzlaştığı karşı deklarasyonu değerlendirdi.
AB'nin bu tür konularda stratejik düşünmesi gerektiğini belirten Gül,
"Rum yönetimi son kozlarını oynuyor" diye konuştu.
Talat: "Rumlar çözümden uzaklaşıyor"
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat da, bugün ülkesinde
yaptığı basın toplantısında, AB'nin üzerinde
anlaştığı Kıbrıs karşı deklarasyonunun
Rum tarafını çözüm arayışından uzaklaştırdığını
söyledi.
AB Daimi temsilcilerinin uzlaştığı karşı
deklarasyonu eleştiren Talat, 'AB'nin Kıbrıs sorununun çözümünü
engellemeye çalışan bir politika belirlediğini' vurguladı.
Deklarasyon metninin Kıbrıs Türkü açısından iyi bir metin
olmadığını belirten Talat, "AB sürecinde Türkiye'den
Kıbrıs Rum yönetiminin tanınması istenmektedir. Bu da
Kıbrıs'ın şimdiki bölünmüş haliyle
tanınmasının talep edilmesi demektir" dedi.
Deklarasyonda kısıtlamaların tek taraflı ve
Kıbrıs Rum yönetiminin çıkarına yönelik olarak
kaldırıldığını ifade eden KKTC
Cumhurbaşkanı, "AB bütün kısıtlamaları
kaldırmalıydı. Kıbrıs Türkünün izole edildiği bir
duruma devam etmesini istemek Avrupalı bir yaklaşım
değildir" diye konuştu.
AB'nin deklarasyonu
AB Daimi Temsilcileri, dün Brüksel'de yaptıkları toplantıda
Türkiye'nin Kıbrıs deklarasyonuna karşı kaleme
aldığı karşı deklarasyonda anlaşmaya vardı.
Karşı deklarasyonda, Türkiyeye müzakere sürecinde Kıbrıs
Rum kesimini tanıma çağrısı yapılıyor.
Deklarasyonda ayrıca Gümrük Birliği'nin eksik
uygulanmasının müzakerelerin genelini etkileyeceği
mesajı veriliyor.
Avrupa Birliği, Türk liman ve havaalanlarının Güney
Kıbrıs Rum kesimi gemi ve uçaklarına açılması
çağrısını yapıyor ve bu konunun 2006'da gözden
geçirileceğini belirtiyor.
Karşı deklarasyonda, Türkiye'den, tüm AB üyesi ülkeler ile
arasındaki ilişkileri en kısa sürede ve hukuki olarak
normalleştirmesi beklentisine yer veriliyor.
Türkiye'nin deklarasyonu
Türkiye, 29 temmuzda AB dönem başkanı İngiltere'nin Türkiye'ye
gönderdiği Ek Protokol metnini Brüksel'deki Türk daimi temsilcisi
Büyükelçi Oğuz Demiralp aracılığı ile imzaladı.
Türkiye, protokole imza atarken, Kıbrıs cumhuriyeti'ni
tanımadığını da yayımladığı bir deklarasyonla ilan etti.
Deklarasyonun içeriği:
· Türkiye siyasi çözüm için
kararlılığını sürdürmektedir
· Bu protokoldeki Kıbrıs Cumhuriyeti
1960'daki ortaklık devleti değildir
· Türkiye için Rum tarafı
Kıbrıs Türk tarafını temsil etmemektedir
· Türkiye KKTC ile ilişkilerini
değiştirmeyecektir
· Türkiye bu protokolle Kıbrıs
Cumhuriyeti'ni herhangi bir şekilde tanımış
olmayacaktır
· Kapsamlı çözümle birlikte Türkiye yeni
oluşacak devlet ile ilişkiler tesis etmeye hazırdır
Talat'tan karşı deklarasyona eleştiri
20 Eylül, 2005 10:27:00 (TSİ) CNN TURK
Çiğdem İşler / cnnturk.com
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, AB'nin üzerinde
anlaştığı Kıbrıs karşı deklarasyonunun
Rum tarafını çözüm arayışından
uzaklaştırdığını söyledi.
KKTC'de düzenlediği basın
toplantısında AB Daimi temsilcilerinin
uzlaştığı karşı deklarasyonu eleştiren
Talat, 'AB'nin Kıbrıs sorununun çözümünü engellemeye
çalışan bir politika belirlediğini' vurguladı.
Deklarasyon metninin Kıbrıs Türkü açısından iyi bir metin
olmadığını belirten Talat, "AB sürecinde Türkiye'den
Kıbrıs Rum yönetiminin tanınması istenmektedir. Bu da
Kıbrıs'ın şimdiki bölünmüş haliyle
tanınmasının talep edilmesi demektir" dedi.
Deklarasyonda kısıtlamaların tek taraflı ve
Kıbrıs Rum yönetiminin çıkarına yönelik olarak
kaldırıldığını ifade eden KKTC
Cumhurbaşkanı, "AB bütün kısıtlamaları
kaldırmalıydı. Kıbrıs Türkünün izole edildiği bir
duruma devam etmesini istemek Avrupalı bir yaklaşım
değildir" diye konuştu.
'Deklarasyon Rumları çözümden uzaklaştırıyor'
"Karşı deklarasyon, Kıbrıs Rum yönetimine AB
üyeliğinin avantajlarını kullanarak, sorunu istediği yöne
kanalize etme imkanı vermekte" diyen Talat, "deklarasyon Rum
tarafını çözüm arayışından
uzaklaştırmakta" dedi.
Türkiye'den Ada'daki durumu şimdiki haliyle kabul etmesinin
istendiğini de vurgulayan Talat, "bölünmüş Kıbrıs
birleşirken şu an egemen olan anlayış korunacak ve bu
Kıbrıs Türk halkının tüm haklarının tamamen
kaldırıldığı bir birleşme olacak" diye
konuştu.
Mehmet Ali Talat, "AB, bu yaklaşımıyla Kıbrıs
sorununun çözümünü engellemeye çalışan bir politika belirlemiştir"
ifadelerini de kullandı.
AB karşı deklarasyonda uzlaştı
AB Daimi Temsilcileri, dün Brüksel'de yaptıkları toplantıda
Türkiye'nin Kıbrıs deklarasyonuna karşı kaleme
aldığı karşı deklarasyonda anlaşmaya vardı.
Karşı deklarasyonda, Türkiyeye müzakere sürecinde Kıbrıs
Rum kesimini tanıma çağrısı yapılıyor.
Deklarasyonda ayrıca Gümrük Birliği'nin eksik
uygulanmasının müzakerelerin genelini etkileyeceği
mesajı veriliyor.
Avrupa Birliği, Türk liman ve havaalanlarının Güney
Kıbrıs Rum kesimi gemi ve uçaklarına açılması
çağrısını yapıyor ve bu konunun 2006'da gözden
geçirileceğini belirtiyor.
Karşı deklarasyonda, Türkiye'den, tüm AB üyesi ülkeler ile
arasındaki ilişkileri en kısa sürede ve hukuki olarak
normalleştirmesi beklentisine yer veriliyor.
|
NTV-MSNBC
Güncelleme: 10:39 ET 20 Eylül 2005 Salı
NEW YORK - Avrupa Birliğinin karşı deklarasyonu,
Dışişleri Bakanı Gülün New Yorktaki temasları
sırasında da gündemdeki yerini koruyor
Bakan Gül, İsveç ve Letonya Dışişleri
bakanlarına karşı deklarasyon konusunda Ankaranın
endişelerini ve hassasiyetlerini iletti.
Diplomatik
kaynaklardan edinilen bilgiye göre Gül, görüşmelerde Kıbrıs Rum
Kesiminin Türkiyenin Avrupa Birliği üyelik sürecini
baltaladığını ve birliği kendi çıkarları
doğrultusunda rehin aldığını kaydetti.
ABnin, bir ortakları olarak Rum kesimine karşı tek
sorumluluğunun Rumların her istediğini yapmak olmaması
gerektiğini belirten Bakan Gül, gerçek ortaklığın,
ortaklardan birinin yanlış yapması durumunda onu uyarmayı
da içerdiğini söyledi.
İki ülkenin Dışişleri Bakanına taviz veren
tarafın hep Türkiye olduğunu belirten Gül, birliğin stratejik
düşünmesi gerektiğini de ifade etti.
GÖRÜŞMELERİNİ
İPTAL ETTİ
Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı
Abdullah Gül, Endonezya Dışişleri Bakanı Hasan Virayuda ve
Jamaika Dışişleri Bakanı K. D. Knight ile planlanan
görüşmelerini iptal etti.
BM Genel Kurulu çalışmaları çerçevesinde New Yorkta bulunan
BakanGülün, bu görüşmeleri, Brükselde onaylanarak resmen
açıklanması beklenen, Türkiyenin Kıbrıs konusundaki
deklarasyonuna karşı yayımlanacak AB deklarasyonu taslak
metniyle ilgili çalışmaları nedeniyle iptal ettiği
öğrenildi.
Karşı
deklarasyonda uzlaşma
Avrupa Birliği Daimi Temsilcileri, Türkiyenin Kıbrıs
deklarasyonuna karşı yanıt niteliği taşıyan belge
üzerinde anlaşmaya vardı. Müzakereler esnasında Rum Kesimi dahil
tüm üye ülkelerle ilişkilerin normalleştirilmesi öngörülüyor.
NTV
Güncelleme: 05:31 ET 20 Eylül 2005 Salı
BRÜKSEL/LONDRA
- NTVnin ulaştığı metinde çözüm süreci ile tanıma
konusu ikiye ayrılıyor. Karşı deklarasyonda, Türkiyenin
müzakereler sırasında Güney Kıbrıs Rum Kesimini
tanıması gerektiği belirtiliyor. Kıbrıs sorununun
çözümü konusunda ise Annan Planına atıfta bulunulmadan Genel
Sekreterin çözüm çabalarına destek verilmesi isteniyor.
Türkiyenin Ankara Anlaşmasını ABye yeni üye olan 10
ülkeye uyarlamak amacıyla imzaladığı ek protokolle
birlikte, Güney Kıbrıs Rum Yönetimini
tanımadığına dair yayınladığı
deklarasyona tam 53 gün sonra ABden yanıt geldi.
Bakan ve büyükelçiler düzeyinde tam 7 toplantının ardından
Brüksel, Türkiyenin yayımladığı deklarasyona yanıt
niteliğinde bir açıklama yayınlamaya hazır duruma geldi.
İlk taslak metinde yer alan ifadeleri
yetersiz bulan Rum Kesimi, ısrarcı tutumu sonucunda istediğine
kısmen de olsa ulaşabildi.
Uzun müzakerelerin ardından kabul edilen metinde üç önemli
değişiklik yapıldı. Eski metinde Türkiyeden ABye üye
olmadan hemen önce Rum Kesimini tanıması isteniyordu. Üzerinde
uzlaşılan metinde Türkiyenin üyelik müzakereleri sırasında
Rum Kesimini tanıması gerekiyor.
Eski metinde tanıma süreciyle Kıbrıs sorununun çözümü birbirine
bağlıydı. Yeni metinde Kıbrıs sorununun BM
çatısı altında çözüleceğine vurgu yapılırken,
Annan Planına atıfta bulunulmuyor.
Eski metinde Türkiyenin ilgili müktesebat başlıklarını
müzakere etmeye hazır olduğu dönemde limanlarını Rum Kesimi
dahil herkese açması gerekiyordu. Yeni metinde bir ekleme yapılarak,
Türkiyenin limanları açmaması durumunda müzakerelerin olumsuz
etkileneceğine dikkat çekiliyor.
AB ülkelerinin büyükelçileri, müzakere çerçeve belgesini yarın ele alarak
3 Ekimden önce uzlaşmaya varmaya çalışacak.
|
NTV
Güncelleme: 18:12 20 Eylül 2005 Salı
BRÜKSEL
- Kıbrıs Rum Kesimi, dün daimi temsilcilerin üzerinde anlaşmaya
vardığı karşı deklarasyonun, balıkçılık
bakanları tarafından onaylanmasını geciktirdi. Rum
yönetiminin, karşı deklarasyonun, balıkçılık
bakanlarının bugünkü toplantısının gündeminden de
çıkarılmasını talep ettiği belirtiliyor.
Rum
yönetiminin, son anda, müzakere çerçeve belgesinde karşı deklarasyona
atıfta bulunulmaması konusuna itiraz ettiği kaydediliyor. Rum
yönetiminin, karşı deklarasyonda, Birleşmiş Milletler
çerçevesinde bir çözüme destek verildiği yönündeki ifadeden de
rahatsız olduğu belirtiliyor. Kıbrıs Rum Kesimi,
karşı deklarasyonun, balıkçılık bakanlarının
bugünkü toplantısının gündeminden çıkarılmasını
da talep etti.
ÜYELER 3
EKİM İÇİN HEMFİKİR
Bu arada daha önce Türkiye ile müzakerelerin başlamasını veto
edebileceği yönünde açıklamalar yapan Rum Yönetimi lideri Papadopulos
öğle saatlerinde, AB içinde 3 Ekimde müzakerelere başlanması
konusunda görüş birliğine varıldığını
açıkladı.
Papadopulos, Avrupa Birliği içinde üyelik müzakereleri 3 Ekimde
başlamamalı diyen hiçbir üye ülke yok dedi.
Kıbrıs Rum Yönetimi haftalardır, ABnin
yayımlayacağı karşı deklarasyonda tanınma ve Türk
limanlarının Rumlara açılması konusundaki taleplerinde
ısrar ediyordu.
Karşı deklarasyonla ilgili anlaşmazlık dünkü COREPER
toplantısında çözülmüş ve birliğin daimi temsilcileri
karşı deklarasyon metni üzerinde uzlaşma
sağlamıştı.
|
Rumlar deklarasyonu bloke etti |
|
|
|
|
Zeynel LÜLE
Kıbrıs Rum Kesimi AB'nin karşı deklarasyon metnini, "Kıbrıs sorununun çözüm zemini BM'dir" ifadesi nedeniyle bloke etti.
AB'nin
dün üzerinde uzlaşmaya varıldığı açıklanan
Kıbrıs konusundaki karşı deklarasyonda son dakika pürüzü
çıktı. Kıbrıs Rum Kesimi, metindeki
"Kıbrıs sorununun çözüm zemini BM'dir" ifadesi yerine
"Kıbrıs sorunu AB içinde çözülmelidir" ifadesinin yer
almasını istemesi nedeniyle, deklarasyonu bloke etti ve taslak metin
yayınlanamadı.
Son dakika
gelişmesinin hemen öncesinde Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Tasos
Papadopulos, AB'de hiçbir üyenin 3 Ekim'deki üyelik müzakerelerine
karşı olmadığını açıklamıştı
ancak son anda ortaya attıkları istek taslak metnin
yayınlanmasına engel oldu.
Papadopulos gazetecilere yaptığı açıklamada, ''AB içinde
katılım müzakerelerinin 3 ekimde başlamaması
gerektiğini söyleyen bir ülke yok'' diye konuşmuştu.
AB Daimi Temsilciler Komitesi'nde (COREPER), Türkiye'nin Kıbrıs
konusundaki deklarasyonuna karşı yayımlanacak AB deklarasyonu
taslak metni konusunda dün uzlaşmaya varılmıştı.
Karşı deklarasyonda, Türkiyeye müzakere sürecinde Kıbrıs
Rum kesimini tanıma çağrısı yapılıyor.
Deklarasyonda ayrıca Gümrük Birliği'nin eksik
uygulanmasının müzakerelerin genelini etkileyeceği
mesajı veriliyordu.
Avrupa
Birliği, Türk liman ve havaalanlarının Güney Kıbrıs
Rum kesimi gemi ve uçaklarına açılması
çağrısını yapıyor ve bu konunun 2006'da gözden
geçirileceğini belirtiyordu.
Karşı
deklarasyonda, Türkiye'den, tüm AB üyesi ülkeler ile arasındaki
ilişkileri en kısa sürede ve hukuki olarak normalleştirmesi
beklentisine yer veriliyordu.
GÜL GÖRÜŞMELERİNİ İPTAL ETTİ
Dışişleri
Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, Endonezya
Dışişleri Bakanı Hasan Virayuda ve Jamaika
Dışişleri Bakanı K. D. Knight ile planlanan
görüşmelerini iptal etti.
BM Genel Kurulu
çalışmaları çerçevesinde New York'ta bulunan Bakan Gül,
Brüksel'de onaylanarak resmen açıklanması beklenen, Türkiye'nin
Kıbrıs konusundaki deklarasyonuna karşı yayımlanacak
AB deklarasyonu taslak metniyle ilgili çalışmaları nedeniyle
iptal ettiği öğrenildi.
(Hürriyetim) HURRIYET 20/09/2005
|
AB basını: Müzakerenin önünde engel
kalmadı |
|
|
Avrupa Birliği (AB) daimi temsilcilerinin Kıbrıs karşı deklarasyonunda uzlaşması, Avrupa basınında geniş yer buldu. Avrupa
Birliği (AB) daimi temsilcilerinin Kıbrıs karşı
deklarasyonunda uzlaşması, Avrupa basınında geniş
yer buldu. İngiliz basını, 3 Ekimin önünün
açıldığı ve Avusturyanın yalnız
kaldığı konusunda birleşti. Fransız Le Monde ise
Türk limanlarının Rumlara açılmasının bir yükümlülük
olduğunu savundu. |
|
"AVUSTURYA
YALNIZ KALDI"
Uzlaşmanın AB
dönem başkanı İngiltere için oldukça büyük bir başarı
olduğu vurgulanan haberde, deklarasyon konusunda görüş birliğine
varan AB ülkelerinin Avusturyayı yalnız
bıraktığının altı çizildi.
İngiliz Guardian
gazetesi, karşı deklarasyon konusunda uzlaşmanın
sağlanması ile "Türkiyenin ABye bir adım daha
yaklaştığını" belirtti.
Gazete, Türkiyeye tam
üyelik yerine "imtiyazlı ortaklık" verilmesini isteyen
Avusturyanın da gerek üzerinde uzlaşılan deklarasyon gerekse
Almanya seçimlerinde Merkelin yeterince başarı sağlamamasının
ardından "izole olmasının beklendiğini" yazdı.
FINANCIAL
TIMES: "İNGİLTERE MÜZAKERELER YOLUNU TEMİZLEDİ"
Financial Times gazetesi, karşı deklarasyonda
anlaşma sağlanması ile "İngilterenin Türkiye ile
müzakerelere giden yolu temizlediği" yorumunu yaptı.
Haberde, İngiltere
adına konuşan bir sözcünün karşı deklarasyon ile ilgili
olarak, "Bizce dengeli bir metin oldu. Uzun bir sürecin ardından
temsilciler seviyesinde bir uzlaşı sağlanmasından memnunuz.
Umarız bakanlar seviyesinden de destek gelir" sözleri
aktarıldı.
BBC: KIBRISI
TANIMA MÜZAKERELERİN HERHANGİ AŞAMASINDA
İngiliz yayın
kurulu BBC de AB ülkelerinin üzerinde
uzlaştığı deklarasyon ile Türkiyenin Kıbrıs Rum
Kesimini, 10 yıl kadar sürmesi beklenen, müzakerelerin herhangi bir
aşamasında tanıyabileceğini belirtti.
BBC de diğer bütün
İngiliz basın kuruluşları gibi, karşı deklarasyon
konusunda varılan uzlaşının 3 Ekim yolunu
temizlediğini ifade etti.
LE MONDE:
"LİMANLARIN AÇILMASI BİR YÜKÜMLÜLÜK"
Fransız Le
Monde gazetesi de, ABnin karşı deklarasyon konusunda bir
uzlaşıya varması ile Türkiye ile üyelik müzakerelerinin
açılmasına başlıca engellerden birinin
kalktığını belirtti.
Türkiyenin liman ve
havaalanlarını Rumlara açmasının bir yükümlülük
olduğuna dikkat çeken gazete, Fransanın da İngilterenin
isteksizliğine karşın tüm üye devletlerinin
tanınmasının katılma sürecinin gerekli bir unsuru
olduğu yönündeki bir formülün benimsenmesini
sağladığını kaydetti.
|
İsviçre'den 'Hayır' kampanyası |
||
|
|
Talat , AB'ye sert çıktı |
|
|
ABnin, Türkiyenin Kıbrıs deklarasyonuna yanıtı olan karşı deklarasyon konusunda vardığı uzlaşıya KKTCye büyük tepki geldi. KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, "AB, Kıbrıslı Türkleri hiçe saydı" söyledi. ABnin kısıtlamaları sadece Rumlar için kaldırdığına dikkat çeken Talat, AByi Kıbrıs sorununun çözümünü engelleyeceğini vurguladı ve deklarasyon için "iyi bir metin değil", "üzücü bir durum" gibi ifadeler kullandı. Mehmet Ali
Talat, düzenlediği basın toplantısında ABnin uzun
pazarlıklar sonucuna üzerinde bir konsensus
sağladığı karşı deklarasyonu sert dille
eleştirdi. Talat, Rumların, Yunanistanın desteği ile
Kıbrıslı Türklerin haklarının hiçe
sayılmasını ve Türkiyenin AB sürecinin erosyona
uğraması yönündeki bir politika izlediğini kaydetti. Karşı
deklarayon metni için "iyi bir metin değil" diyen Talat, bunun
iki nedeni olduğunu belirterek, bu nedenlerden birinin Türkiyenin
Rumları tanımasının AB sürecine bağlanması
olduğunu söyledi. Talat, şöyle dedi: "İki unsur nedeniyle
iyi bir metin değil. Bunlardan bir tanesi, Kıbrısın (Rum
Kesimi) tanınmasını, Türkiyenin AB sürecine
bağlamasıdır. Yani, Türkiyenin AB sürecinde
Kıbrısın şimdiki yapısı ile, bu anormal
yapısı ile Türkiye tarafından tanınmasını talep
etmektedir. İkincisi ise, tek taraflı olarak
kısıtlamaların sadece Rum tarafına
kaldırılmasını öngörmektedir. Halbuki Avrupai
yaklaşım, bütün kısıtlamaların
kaldırılmasını söylemek olmalıydı." Mehmet Ali
Talat, bunun sonucunda Kıbrıs sorununun çözümünün
engelleneceğine dikkat çekerken Rumların AB üyeliğinin
avantajlarını kullandığını, çözümden uzaklaştığını
söyledi. Bölünmüş Kıbrısın Türkiye tarafından
tanınması istendiğini vurgulayan Talat,
Kıbrıslı Türklerin haklarının tamamen ortadan
kaldıracak bir yapının ortaya çıkacağı
uyarısını da yaptı. ABnin bu
yaklaşımıyla Kıbrıs sorununun çözümünü engellemeye
çalışan bir politikayı belirlediğini ve güttüğünü
belirten Talat, "Bu da üzücü bir durum" ifadesini kullandı.
|
|
HURRIYET 20/09/2005
|
AB, Kıbrıs deklarasyonunda uzlaşmaya
vardı; onay bugün |
|
|
Zeynel LÜLE / BRÜKSEL AVRUPA Birliğinin, Türkiyenin Kıbrıs Rum Kesimini tanımadığına yönelik deklarasyonuna karşı yayınlayacağı bildiride dün anlaşma sağlandı. Büyük ölçüde Rum taleplerini karşılayan bildiride Türkiyeye müzakere sürecinde tanı çağrısı yapılıyor. Türkiye ile AB
arasındaki müzakerelere yol haritası oluşturacak olan
Müzakere Çerçeve Belgesinde bu ifadelerin yer almaması
şartıyla, AB Dönem Başkanı İngiltere de deklarasyona
onay verdi. Kıbrıs ile ilgili deklarasyonun hukuki hiçbir ağırlığının
olmaması, Müzakere Çerçeve Belgesinin ise hem Türkiye, hem de AB için
resmi belge niteliği taşıması nedeniyle İngiltere bu
yola başvurdu. |
|
|
|
HURRIYET 20/09/2005
|
'Müzakerelerin başlamasına karşı
çıkan yok' |
|
|
|
||
Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos, AB'nin bütün üyelerinin 3 Ekim'de Türkiye ile üyelik müzakerelerine başlanmasını kabul ettiğini söyledi.
Papadopulos,
gazetecilere yaptığı açıklamada, AB içinde
katılım müzakerelerinin 3 Ekim'de başlamaması
gerektiğini söyleyen bir ülke yok diye konuştu.
AB Daimi
Temsilciler Komitesi'nde (COREPER), Türkiye'nin Kıbrıs konusundaki
deklarasyonuna karşı yayımlanacak AB deklarasyonu taslak metni
konusunda dün uzlaşmaya varılmıştı. Metnin bugün AB
Konseyi'nde onaylanarak resmen açıklanması bekleniyor.
HURRIYET 20/09/2005
Kıbrıs Rum yönetimi, AB'nin Türkiye'ye
karşı yayımlamaya hazırladığı deklarsyonu
bloke etti.
Bu haberin gelmesinden önce, Kıbrıs
Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos, AB'nin bütün üyelerinin 3 ekimde Türkiye
ile üyelik müzakerelerine başlanmasını kabul ettiğini
söylemişti.
Papadopulos gazetecilere yaptığı
açıklamada, ''AB içinde katılım müzakerelerinin 3 ekimde
başlamaması gerektiğini söyleyen bir ülke yok'' diye
konuşmuştu.
AB Daimi Temsilciler Komitesi'nde (COREPER),
Türkiye'nin Kıbrıs konusundaki deklarasyonuna karşı
yayımlanacak AB deklarasyonu taslak metni konusunda dün uzlaşmaya
varılmıştı.
Karşı deklarasyonda, Türkiyeye
müzakere sürecinde Kıbrıs Rum kesimini tanıma
çağrısı yapılıyor. Deklarasyonda ayrıca Gümrük
Birliği'nin eksik uygulanmasının müzakerelerin genelini
etkileyeceği mesajı veriliyordu.
Avrupa Birliği, Türk liman ve
havaalanlarının Güney Kıbrıs Rum kesimi gemi ve
uçaklarına açılması çağrısını yapıyor
ve bu konunun 2006'da gözden geçirileceğini belirtiyordu.
Karşı deklarasyonda, Türkiye'den, tüm
AB üyesi ülkeler ile arasındaki ilişkileri en kısa sürede ve
hukuki olarak normalleştirmesi beklentisine yer veriliyordu.
MILLIYET 20/09/05
AB karşı deklarasyonu Avrupa
basınında yankı buldu
AB Karşı deklarasyonu, Avrupa
basınında geniş yer buldu. İngiliz basını, 3
Ekimin önünün açıldığı ve Avusturyanın yalnız
kaldığı konusunda birleşti. Fransız Le Monde ise
limanların açılmasının bir yükümlülük olduğunu
savundu.
INDEPENDENT: "MÜZAKERELERİN SONUNA
KADAR TANIMA GEREKMİYOR"
Independent gazetesi, Kıbrıs Rum
Kesiminin de kabul ettiği karşı deklarasyon ile Türkiyenin
Kıbrıs Rum Kesimini müzakerelerin sonuna kadar tanımak zorunda
olmadığını belirtti. Uzlaşmanın AB dönem
başkanı İngiltere için oldukça büyük bir başarı
olduğu vurgulanan haberde, deklarasyon konusunda görüşbirliğine
varan AB ülkelerinin Avusturyayı yalnız
bıraktığının altı çizildi.
GUARDIAN: "3 EKİM YOLU
TEMİZLENDİ"
İngiliz Guardian gazetesi, karşı
deklarasyon konusunda uzlaşmanın sağlanması ile
"Türkiyenin ABye bir adım daha
yaklaştığını" belirtti. Gazete, Türkiyeye tam
üyelik yerine "imtiyazlı ortaklık" verilmesini isteyen
Avusturyanın da gerek üzerinde uzlaşılan deklarasyon gerekse
Almanya seçimlerinde Merkelin yeterince başarı
sağlamamasının ardından "izole olmasının
beklendiğini" yazdı.
FINANCIAL TIMES: "İNGİLTERE
MÜZAKERELER YOLUNU TEMİZLEDİ"
Financial Times gazetesi, karşı
deklarasyonda anlaşma sağlanması ile "İngilterenin
Türkiye ile müzakerelere giden yolu temizlediği" yorumunu yaptı.
Haberde, İngiltere adına konuşan bir sözcünün karşı
deklarasyon ile ilgili olarak, "Bizce dengeli bir metin oldu. Uzun bir
sürecin ardından temsilciler seviyesinde bir uzlaşı
sağlanmasından memnunuz.
Umarız bakanlar seviyesinden de destek
gelir" sözleri aktarıldı.
BBC: "KIBRISI TANIMA MÜZAKERELERİN
HERHANGİ AŞAMASINDA"
İngiliz Yayın Birliği BBC de AB
ülkelerinin üzerinde uzlaştığı deklarasyon ile Türkiyenin
Kıbrıs Rum Kesimini, 10 yıl kadar sürmesi beklenen,
müzakerelerin herhangi bir
aşamasında tanıyabileceğini
belirtti. BBC de diğer bütün İngiliz basın kuruluşları
gibi, karşı deklarasyon konusunda varılan
uzlaşının 3 Ekim yolunu temizlediğini ifade etti.
LE MONDE: "LİMANLARIN AÇILMASI
BİR YÜKÜMLÜLÜK"
Fransız Le Monde gazetesi de, ABnin
karşı deklarasyon konusunda bir uzlaşıya varması ile
Türkiye ile üyelik müzakerelerinin açılmasına başlıca
engellerden birinin kalktığını belirtti. Türkiyenin liman
ve havaalanlarını Rumlara açmasının bir yükümlülük
olduğuna dikkat çeken gazete, Fransanın da İngilterenin
isteksizliğine karşın tüm üye devletlerinin
tanınmasının katılma sürecinin gerekli bir unsuru
olduğu yönündeki bir formülün benimsenmesini
sağladığını kaydetti.
MILLIYET 20/09/05
Talat sert çıktı: AB
Kıbrıslı Türkleri hiçe saydı
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat,
AB Daimi Temsilciler Komitesi'nde (COREPER) Türkiye'nin Kıbrıs
deklarasyonuna karşı yayımlanmak üzere kabul edilen metnin,
"Kıbrıs Türkleri açısından kötü bir metin
olduğunu" söyledi.
Talat, makamında düzenlediği
aylık olağan basın toplantısında son gelişmeleri
değerlendirdi.
Talat, "COREPER'de oy hakkı olan ve ne
yazık ki her şartta kendisini destekleyen Yunanistan'ın
varlığını da bir avantaj olarak kullanan Kıbrıs
Rum tarafı, Kıbrıs Türkünü hiçe sayan bir yaklaşımla,
Kıbrıs Türklerinin haklarını doğrudan doğruya Türkiye'nin
Avrupa Birliği sürecinde erozyona uğratma politikası
gütmüştür ve COREPER'de son anlaşılan metin bu bakımdan
Kıbrıs Türkü açısından kötü bir metindir. İyi bir
metin değildir" diye konuştu. Rum yönetiminin uzun zamandan
beri, AB üyeliği avantajını kullanarak, Kıbrıs
sorununun zeminini değiştirmeye ve AB kuralları çerçevesinde
çözmeye çalıştığını ve çözüm
çabalarını, uzun yıllarda oluşan BM parametrelerinin
dışına çekmeye çalıştığını
kaydeden Talat, Rum yönetimin COREPER toplantısında ortaya
koyduğunu tutumun da bu yönde olduğunu belirtti.
Rum yönetiminin, "şu anda normal
olmayan Kıbrıs'ın yapısının Türkiye
tarafından tanımasını" talep ettiğini ifade eden
Talat, "Kıbrıs bölünmüştür. Bölünmüşlüğün
sorumlusu Kıbrıs Rum yönetimidir" dedi.
Rum yönetiminin, BM'nin, uzun yılların
birikimi olarak ortaya koyduğu çözüm önerisini reddettiğini ve Rum
halkının da reddetmesi için devlet kampanyası yürüttüğünü
kaydeden Talat şöyle konuştu:
"Adanın bölünmüş
kalmasının sorumlusu sadece Kıbrıs Rum yönetimidir. Bu
bakımdan adanın bölünmüşlüğünden hayıflanmak,
Kıbrıs Rum tarafının yapması gereken herhalde son
iştir. Ve AB'de COREPER toplantılarında Kıbrıs Rum
tarafı, bu gerçeği unutarak, adanın yeniden
birleştirilmesini şimdiki Rum idaresinin Türkiye tarafından
tanınmasına bağlamış ve Türkiye'nin bu normal olmayan
yapıyı tanıması için ısrarcı olmuştur.
Halbuki Türkiye'nin bu normal olmayan yapıyı tanıması
yerine, Kıbrıs'ın normal bir yapıya kavuşturularak
Türkiye tarafından tanınmasını talep etmek çok daha
doğru ve mantıklı olurdu. Bu zaten aynı şekilde BM'nin
bunca yıldır ortaya koyduğu Kıbrıs çözüm
çabalarının da bir gereğiydi."
OLUMSUZ 2 TEMEL UNSUR
Rum yönetiminin COREPER'de Kıbrıs
Türkünü hiçe sayan bir yaklaşım ortaya koyduğunu belirten,
Talat, COREPER'de üzerinde anlaşmaya varılan metnin "2 temel
unsur nedeniyle iyi bir metin olmadığını"
vurguladı. Talat, bunların, "(Kıbrıs)'ın
tanınmasının Türkiye'nin AB süresine bağlanması ve tek
taraflı olarak sadece Türkiye'nin Rum tarafına kısıtlamaları
kaldırılmasının öngörülmesi" olduğunu söyledi.
Talat, "Halbuki Avrupai yaklaşım,
bütün kısıtlamaların kaldırılmasını talep
etmek olmalıydı. Bu Avrupa anlayışının, AB'nin
mantığının gereğidir. Kıbrıs Türk
halkının izole edildiği koşullarda, küçücük
kısıtlamaların dahi Kıbrıs Rum tarafı için
ortadan kaldırılmasını talep etmek Avrupalı bir
yaklaşım değildir" dedi.
'AB'NİN TUTUMU ÜZÜCÜ'
AB'nin, Kıbrıs sorununun çözümünü
engellemeye çalışan bir politika güttüğünü ve bunun üzücü
olduğunu kaydeden Talat şöyle devam etti:
"Bütün bunların sonucu da ne
yazık ki, iki temel yolla, Kıbrıs sorununun çözümünü
engellemektedir. Birincisi, Kıbrıs Rum tarafına AB
üyeliğinin avantajlarını kullanarak sorunu istediği yöne
kanalize etme imkanı vermekte ve Rum tarafında bu duyguyu yaratmakta,
bundan dolayı da Rum tarafını çözüm arzusundan
uzaklaştırmaktadır.
İkincisi, Kıbrıs'ın anormal
yapısıyla, yani bölünmüş haliyle, bölünmeyi sağlayan ve
bölünmeyi sürdüren tarafın isteği doğrultusunda Türkiye
tarafından tanınmasını istemektedir, böylece Türkiye
tarafından tanınan bölünmüş bir Kıbrıs'ın,
birleşirken, şu anda egemen olan anlayış çerçevesinde
birleşmesi sağlanacak, yani Kıbrıs Türkünün hakların
tamamen ortadan kaldırılacağı bir yapı ortaya çıkacaktır.
Bu da tabii ki Kıbrıslı Türkler tarafından asla kabul
edilemez. Kabul edilemeyince de Kıbrıs sorunu çözülmez demektir. Yani
sonuçta AB, bu yaklaşımıyla Kıbrıs sorununun çözümünü
engellemeye çalışan bir politika belirlemektedir ve gütmektedir. Bu
da üzücü bir durum. Ne kadar sürecek bu tutum, bu duruş? Onu tabii ki
zaman belirleyecek. Gerçekten üzücü bir durum..." KKTC
Cumhurbaşkanı Talat, Türkiye'nin AB sürecinin dinamik
olacağını ve bu dinamik sürecin yeni fırsatları ve
yeni tehditleri ve yeni krizleri bir arada bulunduracağını,
Kıbrıs sorununda bu çerçevede yeni hareketlenmeler beklenebileceğini
kaydetti.
MILLIYET 20/09/05
Karamanlis: AB Türkiye'ye şans
tanımalı
SOFİA
ANGELİDİS Atina DHA
YUNANİSTAN Başbakanı Kostas
Karamanlis, ülkesinin Türkiyenin Avrupa Birliği üyeliğine olan
desteğini yineleyerek, "Avrupa da Türkiyeye bu şansı
tanımalı" dedi.
Birleşmiş Milletler zirvesi için
ABDde bulunduğu sırada Amerikan PBS televizyonuna konuşan
Kostas Karamanlis, AB üyeliğinin Türkiyenin
Avrupalılaşması ve reformlar için en iyi teşvik
olduğunu savundu. Karamanlis, "Türkiye demokrasi, insan hakları,
komşularıyla iyi ilişkiler gibi ABnin değerlerini
benimsemeli. Bunlar uyması gereken temel ilkeler. Biz siyasi nedenlerden
dolayı Türkiyenin üyeliğini destekliyoruz. Avrupa da Türkiyeye bu
şansı tanımalı. Türkiye de sonunda birliğe
katılmak isteyip, istemediğine karar vermeli" dedi.
'TÜRKİYEDE TAM DEMOKRASİ YOK'
Karamanlis, "Niye demokrasi dediniz?
Türkiyede demokrasi yok mu?" şeklindeki soruya ise şu
yanıtı verdi:
"Tam demokrasi yok. Seçimler yapılıyor,
bu açıdan demokrasi var, ama askerlerin ve ordunun konumu, insan
hakları gibi konularda çok yol katetmesi gerekiyor.
Yunan lider, Başbakan Recep Tayyip
Erdoğanın Kıbrıs konusunda ABDde yaptığı
açıklamalar için de, "İyi ilişkiler her konuda
anlaştığımız anlamına gelmiyor. Kıbrıs
(Rum Kesimi) AB üyesi bir ülke ve kendi kararlarını alma hakkına
sahip" dedi.
MILLIYET 20/09/05
Bu ayıbın
altından kalkamazsınız...
Şu sıralarda 25 ülke başkentleri arasında derin bir
pazarlık yaşanıyor.
Pazarlığın bir ucunda İngiltere, öbür ucunda Yunanistan,
Kıbrıs Rumları ve Çek'ler var.
Hadi bizim Rum ve Yunanlı takımı anlarız da, Çek'ler
nereden çıktı diye sormayın. AB pazarlıklarında hep
böyle olur. Son dakikaya kalındığı taktirde, başka
birileri de pazarlık kuyruğuna takılıp varsa eskiden
kalmış hesaplarını ödetirler. Çeklerin Kıbrısla
filan hiç ilgisi yok. Onların hesapları başka...
Pazarlık, Kıbrıs'ın Türkiye tarafından resmen
tanınması konusunda yapılıyor.
Dikkat edelim, Kıbrıs Rumlarının Türkiye tarafından
resmen tanınması demek, Kıbrıs sorununun bitmesi demektir.
Yani, KKTC'nin sonu ve Rumların adanın bütününe hakim olması
anlamına gelir.
Belki komik ancak, Rumların şu sıralarda dayattıkları
bu...Kıbrıs'a el koymak.
Bir anlamda imkansızı istiyorlar.
Türkiye'nin 3 ekim'de masaya oturmak için herşeyi kabul edeceğinden
hareket ettiklerinden dolayı olacak, tutumlarını
değiştirmiyorlar.
17 Aralık 2004 doruğunda kaçırdıkları
fırsatı yeniden yaratmaya çalışıyorlar. Rumlar 17
Aralık 2004'te Brüksel'e, resmen tanınma
karşılığında Türkiye'ye müzakere tarihi
verileceği hesabıyla gelmişlerdi. Erdoğan itiraz edince, AB
üyeleri Rumları satıvermişlerdi. Papadopulos şimdi
şansını tekrar deniyor.
İstedikleri şu:
- Türkiye, İngiltere ve Fransa'nın anlaştığı
gibi, Kıbrıs hükümetini müzakerelerin sonunda, yani tam üye olmadan
önce tanımak yerine, müzakereler süreci içinde tanımalı.
Bunun Türkçe meali, Rumlara müzakereler süresince Türkiye'ye baskı
yapacakları bir olanak sağlamak, demektir.
- BM devre dışı tutulmalı. Türkiye resmen
tanıdıktan sonra BM çerçevesinde çözüm aranmalı. Ancak iki unsur
(tanınma ile BM çerçevesinde çözüm) birbirine ayrı tutulmalı.
Bunun meali de, Kıbrıs'ın kendilerine teslim edilmesidir.
AB İÇİN BUNDAN DAHA BÜYÜK AYIP OLAMAZ...
Rumların ve kendilerini kerhen destekleyen Yunanistan'ın ellerindeki
kart, eğer bu Karşı Deklarasyonda tatmin edilmedikleri taktirde,
Müzakere Çerçeve Belgesinde aynı değişiklikleri
gerçekleştirmek için kullanılacak Karşı Deklarasyonun bir
bağlayıcılığı yok. AB'nin tek taraflı bir
açıklamasından öteye gitmiyor. Oysa Müzakere Çerçeve Belgesi, hem
AB'yi hem de Türkiye'yi bağlayacak bir mekanizma kuruyor. Rumlar
"manen tatmin olmak için" bu ısrarlarını
sürdürdüklerini belirtip destek arıyorlar.
AB'nin en büyük alışkanlığı, sıkışınca,
uzlaşı bulabilmek için, bastıranın ağzına bir
parmak bal çalmaktır. Rumların ağzına da bir bal
çalınacak gibi görünüyor da, bunun hangi noktaya kadar gideceği belli
değil. Eğer Türkiye tarafından kabul edilebilinecek
noktanın ötesine giderlerse, "yazıklar olsun size" size
diyeceğim.
Düşünebiliyor musunuz, kimin ağzına bal çalınıyor ?
Avrupayı aldatan Papadopulos bal yiyecek.
Annan planı referandumunda, AB ve BM'ye başka şeyler söyleyen,
sonra halkına HAYIR oyu verdirten bir lider tatmin edilecek.
Denktaş ile elele vererek Annan planını çökerten bir kişi
memnun edilecek.
Bir de Avrupalılara dönüp sormak istiyorum.
Papadoplos'u daha düne kadar kim yerden yere vuruyordu?
KKTC'nin izolasyondan kurtarılması gerektiğini kim söylüyordu ?
Peki şimdi ne oldu da, bu tutum değişti?
Lütfen bana "Uluslararası ilişkiler böyledir. Koşullar
değişince, tutumlar da değişir" demeyin. Koşullar
henüz o kadar da değişmedi.
TÜRKİYE'YE KABUL ETTİREMEYECEKLERİNİZ VAR
Karşı Deklarasyonu Türkiye kabul etmeyecektir. Sizin
yaptığınız gibi, "Bu bizi bağlamaz"
diyecektir. Ancak iş bu kadarıyla kalmayacaktır. Bu tip bir
yaklaşım, Türk kamu oyunda giderek yerleşen bazı kuşku
ve kaygıların yaygınlaşmasına yol açacaktır.
Bence daha kötüsü, Avrupa Birliğinin
inandırıcılığını da -hiç değilse
bazı toplumların gözünde- zedeleyecektir. İnsanlarda,
"Demek ki, AB'yi bir yerlerinden yakaladın mı, istediğini
yaptırabilirsin" hissi artacaktır.
Ben İngiliz diplomasisinin kısa vadeli düşünmeyeceğine ve
özellikle Kıbrıs konusunu en iyi bilen bir başkent olarak,
Türkiye'yi isyan ettirecek, masadan kaldırmaya zorlayacak adımlar
atacağına inanmıyorum.
Bu Çarşamba ve ardından -eğer anlaşma zemini bulunamazsa-
26 eylül günü, şu veya bu şekilde, bu sorun çözülecek.
Avrupa herşeye rağmen , Papadopulos'a ödün verebilir. Ancak
bilinmesinde çok yarar var ki, buna Türkiye uymayacaktır. Kamuoyu olarak
bizlerde hükümeti destekleyeceğiz.
MEHMET ALI BIRAND MILLIYET
20/09/05
Rumların istediği oldu
AB, Türkiye'nin
'Kıbrıs'ı tanımama' beyanına karşı
hazırlanan deklarasyonda, Rum tarafına, 'Bütün üye ülkelerin
tanınması katılım sürecinin gerekli bir unsurudur' tavizi
vererek uzlaştı
RADIKAL 20/09/05
GÜVEN ÖZALP
BRÜKSEL
- AB, 3 Ekim'de tam üyelik müzakerelerine başlaması için Gümrük
Birliği Ek Protokolü'nü 'Kıbrıs'ı tanımama'
beyanı eşliğinde imzalayan Türkiye'ye karşı
yayımlayacağı deklarasyonda uzlaştı. Dönem
Başkanı Britanya'nın dün olağanüstü toplantıya
çağırdığı Daimi Temsilciler Komitesi'nde (COREPER),
tanımaya ilişkin Rumların istediği 'müzakere süreci'
atfı metne sokulunca kriz aşıldı.
Önceki taslaklarda tanıma 'üyelik öncesi gereklilik' olarak konulurken,
son taslakta, 'Tüm üye ülkelerin tanınması katılım
sürecinin gerekli unsurudur' denildi. Bu atıf nedeniyle toplantıya
ara verildi ve büyükelçilerin başkentlerden onay alması beklendi. 25
ülkeden de onay gelince akşam uzlaşma çıktı. Böylece
Rumların en önemli taleplerinden biri karşılandı. Metnin
son halinde en dikkat çeken unsurlardan biri de ek protokolün tam olarak
uygulanması söylemi. Son metinde aksi halde 'ilgili müzakere
başlıklarının açılamayacağı'
vurgulanırken buna ek olarak 'Yükümlülüklerin tam uygulanmasının
başarısızlığa uğraması halinde üyelik
müzakerelerinin genelinin etkileneceği' belirtiliyor. Bu
yaklaşım Türk liman ve havaalanlarının Rum gemi ve uçaklarına
açılmasının müzakerelerin başlaması için olmasa da
sürecin sağlıklı yürümesi açısından şart
kılınabileceği sinyali içeriyor.
Çerçeve belge
etkilenmiyor
Karşı deklarasyon metnine Kıbrıs'ta çözüm sürecine
ilişkin Türkiye'yi rahatsız edecek unsurlar da eklendi.
Bu ifadeler 'BM Güvenlik Konseyi'nin Kıbrıs konusundaki
kararları'na ve 'AB'nin üzerine kurulu olduğu ilkeler'e yapılan
atıflar oldu.
AB'nin tüm bu unsurlara dair gelişmeleri 2006 yılında
değerlendireceği de metinde vurgulandı. Metin bugün toplanacak
Tarım ve Balıkçılık Konseyi'nde 'A' maddesi olarak
tartışılmaksızın onaylanıp öğlen
yayımlanacak.
25 ülkenin temsilcileri müzakere çerçeve belgesinin genel kapsamında
içeriğini etkileyecek değişikliğe gidilmemesi konusunda da
uzlaştı.
'Avrupa şans
vermeli'
RADIKAL
20/09/05
DHA - ATİNA - Yunan
Başbakanı Kostas Karamanlis, Türkiye'nin AB üyeliğine
desteğini yineleyip, "Avrupa da Türkiye'ye bu şansı
tanımalı" dedi. Karamanlis, PBS'e demecinde, AB üyeliğinin
Türkiye'nin 'Avrupalılaşması' ve reformlar için en iyi
teşvik olduğunu belirtip "Türkiye demokrasi, insan hakları,
komşularla iyi ilişkiler gibi değerleri benimsemeli. Biz siyasi
nedenlerle Türkiye'yi destekliyoruz. Avrupa da bu şansı tanımalı"
dedi. Karamanlis, 'Türkiye'de demokrasi yok mu' sorusuna "Seçimler
yapılıyor, ama ordunun konumu, insan hakları gibi konularda çok
yol kat etmeli" yanıtı verdi.
Brüksel'de
ÖNEMLİ ADIM
Kıbrıs
Türk Ticaret Odası'nın Brüksel temsilciliği
açılışta konuşan Başbakan Soyer Ticaret
Odası'nın attığı adımın çok önemli
olduğunu belirterek, Kıbrıs Türkü'nün gözü, kulağı
bugün buradadır" dedi.
Brüksel'de
ÖNEMLİ ADIM
"KIBRIS
TÜRKÜNÜN GÖZÜ KULAĞI BURADADIR"... AB Komisyonu, Konsey ve daimi
temsilcilikler gibi Avrupa Birliği'nin ana organlarının
bulunduğu bölgedeki ofis, Başbakan Ferdi Sabit Soyer ve Ticaret
Odası Başkanı Ali Erel'in konuşmalarıyla
açıldı. Başbakan Soyer, Ticaret Odası'nın
attığı adımın çok önemli olduğunu belirterek, Kıbrıs
Türkü'nün gözü, kulağı bugün buradadır" dedi.
"ÇÖZÜM
İSTİYORUZ, AB İSTİYORUZ"... Başbakan Soyer.
Kıbrıslı Türklerin çözüm istediğini, samimi olarak AB
istediğini belirterek, "Bu oldukça önemli bir adım.
Kıbrıslı Türkler samimi olarak AB istemektedir. Çünkü AB'yi
demokratikleşmenin, ekonomik kalkınmanın adresi olarak
görmektedir. Türklerin ve Rumların adada barış içinde, birlikte
yaşayabilmeleri için biz AB'yi dışarıdan değil içinde
yer almak istiyoruz." diye konuştu
Avrupa
Birliği ve çözüm sürecinde önemli inisiyatifler üstlenen Ticaret
Odası, Dün düzenlenen törenle AB'ın başkenti konumundaki
Brüksel'de temsilcilik açtı.
AB Komisyonu,
Konsey ve daimi temsilcilikler gibi Avrupa Birliği'nin ana
organlarının bulunduğu bölgedeki ofis, Başbakan Ferdi Sabit
Soyer ve Ticaret Odası Başkanı Ali Erel'in
konuşmalarıyla açıldı.
Açılış
törenine Başbakan ve heyeti yanında, Ticaret Odası
Başkanı Ali Erel başkanlığındaki oda yönetici ve
çalışanlarından oluşan 10 kişilik heyet, ayrıca
bu amaçla Brüksel'de bulunan sivil toplum örgütlerinin temsilcileri
katıldı. KKTC Brüksel Temsilcisi Yalçın Vehit ve temsilcilik
çalışanlarının da hazır bulunduğu törene KKTC'den
Lefkeoşa Belediye Başkanı Kutlay Erk, CTP Milletvekili Özdil
Nami, UBP Milletvekili Hasan Taçoy, AB Koordinasyon Merkezi Bakanı Erhan
Erçin ve Brüksel'de bulunan işadamları, hekim, eczacı ile
diğer meslek örgütlerinin temsilcileri katıldı.
Çok sayıda
yetkili katıldı
Açılış
töreninde ve açılış töreni dolayısıyla verilen
resepsiyonda, Türkiye Cumhuriyeti ve AB da üst düzeyde temsil edildi.
Törene, Türkiye
Brüksel Büyükelçisi Erkan Gezer, AB nezdindeki TC Daimi Temsilcisi Oğuz
Demiralp, AB Komisyonu Genişlemeden Sorumlu Genel Müdür Timo Sumo, AB
Komisyonu Türk İşlerinden Sorumlu Üyesi Lepord Maurer, TUSİAD
Brüksel Temsilisi Bahadır Kaleağası ve çok sayıda Türk ve
yabancı konuk katıldı.
Törende
Başbakan Ferdi Sabit Soyer ile Ticaret Odası Başkanı Ali
Erel birer konuşma yaptılar.
Soyer: Önemli
bir adım
Başbakan
Ferdi Sabit Soyer, Kıbrıs Türk Ticaret Odası'nın
attığı adımın çok önemli olduğunu belirterek,
Kıbrıs Türkü'nün özü, kulağı bugün buradadır"
dedi.
Kıbrıslı
Türklerin çözüm istediğini, AB istediğini anlatan Soyer şöyle
devam etti:
"Bu
oldukça önemli bişr adım. Kıbrıslı Türkler samimi
olarak AB istemektedir. Çünkü AB'yi demokratikleşmenin, ekonomik
kalkınmanın adresi olarak görmektedir.
Türklerin ve
Rumların adada barış içinde, birlikte yaşayabilmeleri için
biz AB'yi dışarıdan değil içinde yer almak istiyoruz. Bütün
adayı temsilen AB'ye giren Rumların bu durumu hukukidir ama
meşru değildir.
Türkiye'ye
Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanıma şartı öne sürmek
meşru değildir. Avrupa Birliği için. yola devam."
KIBRIS 20/09/2005
Soyer:
Kıbrıs Türküne haksızlık yapıyorsunuz (Hüseyin
EKMEKÇİ- Brüksel)
Başbakan
Ferdi Sabit Soyer, AB Genişleme Direktörü Timo Sumo ile bir araya geldi,
Türkiye'nin
AB
üyeliğinde Kıbrıs sorununun çıkmaz olarak
sunulmasının Kıbrıs Türkü'nü üzdüğünü gündeme getirdi:
Soyer:
Kıbrıs Türküne haksızlık yapıyorsunuz
l
CEZALANDIRMAYIN...Türkiye'nin AB üyeliği önüne Kıbrıs sorununun
engel olarak sürülmesinin
Kıbrıslı
Türkleri üzdüğü ve haksızlık yapıldığı, AB
Genişleme Direktörü Sumo'ya anlatıldı. Başbakan
Soyer, Sumo'ya,
"Kıbrıslı Türkleri cezalandırmak büyük
haksızlık" dedi
l OLUMLU
TAVRIMIZ TAKDİR GÖRÜYOR... Soyer: "Kıbrıs Türk halkına
dönük olarak, destek niyeti
ve
arayışı içinde olduklarını gördüm. Hükümetimizin
yaptığı çalışmaları takdirle
karşıladıklarını söylüyorlar.
Bu son derece
önemli. Kuzey Kıbrıs'ta halkın, cumhurbaşkanının
ve hükümetin çözümden yana olduğunu,
AB ile
ilişkilerin gelişmesinden yana tavrı olduğunun
bilindiğini gördüm"
Hüseyin
EKMEKÇİ (Brüksel)
Kıbrıs
Türk Ticaret Odası'nın Brüksel Temsilciliği
açılışını yapmak için Brüksel'de bulunan Başbakan
Ferdi Sabit
Soyer, AB Genişleme Direktörü Finlandiyalı Timo Sumo ile bir araya
geldi.
Toplantı
sonrası basın mensuplarının sorularını
yanıtlayan Başbakan Soyer, oldukça faydalı bir görüşme
yaptıklarını anlatarak, Kıbrıs Türkü'nün
haklılığını dile getirdik ve
attığımız barışçıl adımların
burada
takdirle
karşılandığını gözlemledik, işittik"
dedi.
Soyer'in
yanı sıra, CTP Lefkoşa ve Avrupa Parlamentosu Milletvekili Özdil
Nami, CTP Dışilişkiler
Sekreteri ve
Lefkoşa Belediye Başkanı Kutlay Erk, Başbakanlık Özel
Kalem Müdürü Erkut Şahali ile
Başbakanlık
AB Birim Başkanı Erhan Erçin de toplantıda hazır bulundu.
Soyer,
Kıbrıs'taki gelişmeler yanında, Türkiye'nin AB sürecinde
Kıbrıs sorununun "çıkmaz olarak
sunulmasının"
Kıbrıs Türk halkına dönük olarak yarattığı
sıkıntıları anlattıklarını belirtti.
Özellikle
Kıbrıs Türk halkına Türkiye'nin AB sürecinde güneydeki idareyi
tanıma koşulunun
getirilmesinin
Kıbrıs Türk halkına çok büyük haksızlık
oluşturduğunu anlattıklarını belirten Soyer, çözüm
isteyen, siyasi
eşitlik temelinde AB üyesi olmak isteyen Kıbrıs Türk
halkının cezalandırıldığının
altını
çizdiklerini
ifade etti.
AB
Genişleme Direktörü Sumo'dan da yakın ilgi gördüklerini vurgulayan
Soyer şunları söyledi:
"Cezalandırmanın
yanlışlığı üzerinde ısrarla durduk. Aynı
zamanda Kıbrıs Rum yönetiminin Yeşil Hat
Tüğüzü'nü
işletmediğini, Kıbrıs Türk halkını ekonomik ve
sosyal olarak sıkıntıya sokmak için AB üyeliği
avantajını
kullandığını değişik örneklerle anlattık.
Yeşil Hat
Tüzüğü'ne göre güneyden kuzeye geçişlerin serbest olmasına
rağmen, kuzeye turist taşıyan
dört otobüsün
molotof kokteyli ile yakıldığı örneğini vererek, halen
faillerinin ortaya çıkarılmadığını
vurguladık.
Bunun yanı
sıra, iki tarafın siyasi ilişkilerinin gelişmesi için
Kıbrıs Türk Sanayi Odası'nın Güney
Lefkoşa'daki
fuara katılmasına rağmen, kuzeyde yapılan fuara hiçbir
Kıbrıslı Rum firmanın
katılmadığını,
Bostancı
ve Lokmacı Barikatı, mayın temizliği gibi konularda iyi
niyetimizi anlattık.
Son derece
sevindirici bir diyalog oldu. Kuzey Kıbrıs'ta halkın,
cumhurbaşkanının ve hükümetin
çözümden yana
olduğunu, AB ile ilişkilerin gelişmesinden yana tavrı
olduğunun bilindiğini gördüm. Bu son
derece mutlu
edici bir olay.
Özellikle
Türkiye'nin limanlarını Gümrük Birliği çerçevesinde açması
gerektiğinin gündeme getirilmesi
ile birlikte,
aynı zamanda Mağusa Limanı ve Ercan Havaalanı üzerindeki
kısıtlamaların kaldırılmasının
birlikte ele
alınmasının iki tarafın ilişkilerine son derece olumlu
katkı sağlayacağının altını çizdik.
Kıbrıs
Türk halkına dönük olarak, destek niyeti ve arayışı içinde
olduklarını gördüm. Hükümetimizin
yaptığı
çalışmaları takdirle karşıladıklarını
söylüyorlar. Bu son derece önemli."
KIBRIS 20/09/05
İngiliz
Financial Times gazetesi:"Kıbrıs tavizi" ile Türkiye
vazgeçebilir
İngiliz
Financial Times gazetesi, "Kıbrıs'ta yeni tavizler istenmesi
halinde, Türkiye'nin AB planlarından vazgeçmesinden korkulduğunu"
yazdı.
Gazete,
İngiltere'nin Türkiye ile müzakerelere başlanması konusunda AB
üyesi diğer ülkelerle anlaşmaya varmak konusunda fazla zamanı
kalmadığına dikkat çekti.
Financial
Times, Türkiye'den istenecek son bir tavizin Ankara'nın hiç hoşuna
gitmeyebileceği uyarısında da bulundu.
Türkiye ile
müzakerelerin başlatılacağı 3 Ekime sadece iki hafta
kaldığına dikkat çeken İngiliz gazete, dönem
başkanı İngiltere'nin önünde çözülmesi gereken iki sorun daha
bulunduğunu yazdı.
Gazete, AB
dönem başkanlığının iki sorununu da şu
şekilde ifade etti:
"Türkiye'nin
29 Temmuz'da yayımladığı 'Kıbrıs Cumhuriyeti'nin
tanınmayacağı' deklarasyonuna karşı bir AB
açıklaması belirlemek,
10 yıl
sürebilecek müzakerelerin temel kurallarının belirlenip, bu
görüşmelerin sadece Türkiye'nin üyeliğine mi odaklanacağına
yoksa planlara AB ile bir tür ortaklık' mı dahil edileceğine
karar vermek."
"Ankara,
BM planı yüzünden AB'den vazgeçebilir"
Financial
Times, Kıbrıs'ın birleştirilmesi için hazırlanan BM
planının Türkiye'nin tepkisine neden olacağını
belirtti.
Gazeteye göre,
'Kıbrıs Rum yönetimi ile ilişkilerin düzeltilmesi amacıyla
Türkiye'ye tam üyelik yerine ortaklık için herhangi bir tarih verilmesi'
kararının Ankara'nın AB'den vazgeçmesine neden olmasından
korkuluyor.
İngiliz
gazete, bir AB yetkilisinin, "İngiltere haziran ayında
başkanlığı devraldığından bu yana,
önceliği hep Türkiye'nin vazgeçmeyeceğinden emin olmaya verdi. Ama
işler giderek zorlaşıyor" şeklindeki ifadelerine de
yer verdi.
KIBRIS 20/09/05
|
Annan Kıbrıs
konusunda önemli adımlar atacak |
|
|
|
ANNAN
YENİ YAPACAĞI İŞLERLE İLGİLİ AÇIKLAMALAR
YAPACAK...Görüştüğü BM Genel Sekreteri Annan'ın
Kıbrıs konusunda yeni bir girişim için istekli olup
olmadığının sorulması üzerine Bakan Gül,
"Annan, tabii kendisi çok emek sarf ettiği için bu süreci çok
yakından takip ediyor ve bu süreçte yeni yapacağı işler
ile ilgili de bazı açıklamalarda bulunacak" diye cevap verdi RUMLAR
BM'Yİ BY-PASS ETMEYE ÇALIŞIYOR... Gül'ün önceki gün Annan'la
yaptığı görüşme sırasında Kıbrıs Rum
kesiminin sorunu Avrupa Birliği (AB) içine çekerek, BM'yi by-pass etmeye
çalışacağı yönündeki endişelerin gündeme
geldiğini ifade eden diplomatik kaynaklar, Annan'ın ise bu durumun
farkında olduğunu kaydettiğini söyledi TASLAK ÇOK
AĞIR, KABUL EDİLEMEZ... TC Dışişleri Bakanı Gül'ün,
görüştüğü AB üyesi bütün ülkelerin dışişleri
bakanlarına mevcut haliyle bile belgenin tonunun çok ağır
olduğunu ve bunun kabul edilemez bulunduğunu belirttiğini
kaydeden kaynaklar, bu taslaktaki olumsuzlukların hiçbir şekilde
Müzakere Çerçeve Belgesi'ne yansımaması gerektiğini
ilettiğini ifade ettiler TC
Dışişleri Bakanı ve Başbakan
Yardımcısı Abdullah Gül, Birleşmiş Milletler (BM)
Genel Sekreteri Kofi Annan'ın, Kıbrıs konusunda bazı
önemli adımlar atacağını söyledi. Birleşmiş
Milletler'in (BM) 60'ıncı Dönem Genel Kurul
çalışmalarına katılan bakan Gül, devlet ve hükümet
başkanları toplantısından çıkan bildiri üzerinde
Türkiye'nin büyük gayretinin olduğunu belirterek, "şüphesiz ki
bunun bir takibi söz konusu olacaktır" dedi. Görüştüğü
BM Genel Sekreteri Annan'ın Kıbrıs konusunda yeni bir
girişim için istekli olup olmadığının sorulması
üzerine ise Bakan Gül, "Annan, tabii kendisi çok emek sarf ettiği
için bu süreci çok yakından takip ediyor ve bu süreçte yeni
yapacağı işler ile ilgili de bazı açıklamalarda
bulunacak" diye cevap verdi. Gül,
endişelerini bildirdi Bakan Gül'ün
bir araya geldiği Avrupa Birliği (AB) üyesi 12 ülkenin
dışişleri bakanından, AB Müzakere Çerçeve Belgesi'nde
Türkiye'nin görüş ve hassasiyetlerinin de dikkate
alınmasını istedi. Diplomatik
kaynaklar, Bakan Gül'ün genel kurul çalışmaları öncesi ve
sırasında şu ana kadar bir araya geldiği AB üyesi 12
ülkenin dışişleri bakanlarıyla görüşmelerine, 3
Ekim'de kabul edilmesi beklenen Müzakere Çerçeve Belgesi konusundaki
endişeler ve hassasiyetlerin damgasını vurduğunu
kaydettiler. Gül'ün,
görüştüğü AB üyesi bütün ülkelerin dışişleri
bakanlarına mevcut haliyle bile belgenin tonunun çok ağır
olduğunu ve bunun kabul edilemez bulunduğunu belirttiğini
kaydeden kaynaklar, bu taslaktaki olumsuzlukların hiçbir şekilde
Müzakere Çerçeve Belgesi'ne yansımaması gerektiğini
ilettiğini ifade ettiler. Avrupalı
muhataplarına söz konusu taslağın belgeye olduğu gibi
yansıması halinde, bunun TBMM'de onaylanmasının da
tehlikeye gireceği uyarısında bulunan Gül, müzakerelerin
sürdürülebilir olmasının sağlanmasının da Müzakere
Çerçeve Belgesi'nin niteliğine bağlı olduğuna işaret
etti. Gül'ün nihai
belge hazırlanırken, Türkiye'nin hassasiyetlerinin ve
görüşlerinin de dikkate alınmasını istediği
belirtildi. Edinilen
bilgiye göre, Bakan Gül, bütün görüşmelerinde taslakta yer alan olumsuz
unsurların çıkarılmasını isterken, yeni bazı
olumsuz unsurların nihai belgeye dahil edilmesinin de büyük komplikasyon
yaratacağını ifade etti. Gül
ayrıca, Türkiye'nin Kıbrıs konusunda
yayımladığı deklarasyonun son derece dikkatli
şekilde, AB üslubu ve terminolojisiyle
yazıldığını belirterek, AB'nin
yayınlayacağı deklarasyonun ise baştan sona menfi ve
dikte eder bir üslupta yazılmasına dair tepkilerini dile getirdi.
Gül, bu üslubun kabul edilmesinin mümkün olmadığını ve
AB'nin kendi zihniyeti ile bağdaşmadığını
kaydetti. AB üyesi ülke
bakanlarının ise şu an tartışmaya konu olan metnin
bir taslak olmakla birlikte, üzerinde konsensüsün sağlanmaya
çalışılacağı metin olduğuna dikkat çekerek,
"Ancak bundan sonraki süreçte bu söylediklerinizi, görüş ve
hassasiyetlerinizi dikkate alacağız" dedikleri belirtildi. Kıbrıs
sorunu Aynı
kaynaklar, BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs konusunda önümüzdeki hafta
içerisinde önemli bir açıklama yapmasının beklendiğini de
kaydetti. Gül'ün önceki gün Annan'la yaptığı görüşme
sırasında Kıbrıs Rum kesiminin sorunu Avrupa Birliği
(AB) içine çekerek, BM'yi by-pass etmeye çalışacağı
yönündeki endişelerin gündeme geldiğini ifade eden diplomatik
kaynaklar, Annan'ın ise bu durumun farkında olduğunu
kaydettiğini söyledi. Diplomatik
kaynaklar, Annan'ın ayrıca Genel Kurul çalışmaları
boyunca AB üyesi ülkelerin temsilcileri ile yapacağı
görüşmelerde kendi "iyi niyet misyonu"nun hâlâ masada
olduğunu kaydedeceğini ve Rumların girişimlerinin
yanlış olduğunu da onlara izah edeceğini ifade
ettiğini kaydettiler. Görüşmede
bir BM Genel Sekreteri tarafından hazırlanıp da Güvenlik
Konseyi'nde oylanmamış tek raporun kendi
hazırladığı Kıbrıs raporu olduğunun
Annan'a hatırlatıldığına dikkat çeken kaynaklar,
"gıda karşılığı petrol"
programındaki yolsuzluklar yüzünden zaten konumu zayıflayan
Annan'ın Kıbrıs'ta bir başarısızlık daha
yaşamak istemediği için yeni bir girişime cesaret
edemediğini söylediler. Freitas:
Kıbrıs'ta sorun çözülmeli Bakan Gül,
Birleşmiş Milletler (BM) 60'ıncı Dönem Genel Kurul
çalışmaları kapsamında Nijerya başbakanı ve
Macaristan, İtalya, Portekiz, Meksika dışişleri
bakanları ile bir araya geldi. Bakan Gül, BM
binasındaki ilk ikili görüşmesini, Macaristan
Dışişleri Bakanı Janos Martonyi ile gerçekleştirdi.
Daha sonra İtalya Dışişleri Bakanı Gianfranco Fini
ile bir araya gelen bakan Gül, daha sonra Portekiz Dışişleri
Bakanı Diogo Freitas ve Meksika Dışişleri Bakanı
Luis Ernesto Derbez ile görüştü. Portekiz
Dışişleri Bakanı Freitas, görüşme sonrasında
gazetecilere yaptığı açıklamada, "Portekiz,
Türkiye'nin dostu ve müttefikidir. Bizler hem NATO'da hem de ikili olarak iki
dost ülkeyiz. Biz daima Türkiye'nin Avrupa Birliği ile müzakerelerinin
başlamasına destek veriyoruz. Müzakerelerin 3 Ekim'de
başlaması için bütün şartların mevcut olduğunu
düşünüyoruz" dedi. Freitas şöyle devam etti: "Bakan
Gül'e de söylediğim ve hepimizin bildiği gibi, şüphesiz ki
Kıbrıs'taki sorun çözülmeli. Bu problem BM çerçevesi içerisinde
tartışılmalı. Biz Kıbrıs sorununa nihai çözüm
bulma konusunda BM Genel Sekreteri'nin yeni bir planla görüşmeleri
yeniden başlatması için destek veriyoruz." Bakan Gül
daha sonra Nijerya Başbakanı Sem Hama Amadou ile bir araya geldi.
Başbakan Amadou'nun, görüşmede Bakan Gül'e, ülkesindeki
kuraklık sırasında Türkiye'nin yaptığı
yardım dolayısıyla teşekkürlerini ilettiği
öğrenildi. |
||
KIBRIS 19/09/2005
|
3 Ekimde müzakereler başlar Hollanda Başbakanı Jan Peter Balkenende,
sıkıntılı da olsa 3 Ekim tarihinde müzakerelerin
başlayacağını söyledi. |
NTV
Güncelleme: 22:37 22 Eylül 2005 Perşembe
AMSTERDAM
- Türkiyenin Avrupa Birliğiyle 3 Ekimde müzakerelere
başlamasına Hollandadan destek geldi. Başbakan Jan Peter
Balkenende, Müzakereler sıkıntılı da olsa 3 Ekimde
başlayacak dedi.
Hollandada yeni yasama yılı
başladı ve bütçe görüşmelerinde Türkiyenin Avrupa Birliği
üyeliği de tartışıldı. Görüşmeler
sırasında gündem dışı söz alan Türkiye karşıtı
bağımsız bir milletvekili, Türkiyenin üyeliği için
referandum düzenlenmesi talebinde bulundu.
Bu öneriye karşı çıkan Hollanda Başbakanı Jan Peter
Balkenende, müzakeler konusunda gerekli sözü söylediklerini ve Türkiyenin 3
Ekimde müzakerelere başlayacağını söyledi. Balkenende,
müzakereler öncesinde bazı sıkıntılar olsa da bunların
süreç içerisinde üstesinden gelineceğini ifade etti.
Talat
karşı deklarasyona tepkili
KKTC Cumhurbaşkanı Talat, karşı deklarasyon metnine
yönelik eleştirilerini tekrarladı. Talat metin için, Son derece
olumsuz, Kıbrıs Türkünün adının bile geçmediği bir
belge dedi.
NTV
Güncelleme: 10:43 TSI 22 Eylül 2005 Perşembe
KKTC
Cumhurbaşkanı, AB içinde karşı deklarasyon konusunda
yaşanan çıkmazı ise Rumların her zamanki
manevralarından biri olarak yorumladı. Rumların taleplerine
karşı deklarasyonda yer verilmesi halinde, müzakere çerçeve belgesi
konusunda müşkülpesent davranmayacaklarına dair
açıklamalarını hatırlatan Talat, Şimdi de, biraz da
çerçeve belgesinde isteklerimize yer verin diyorlar dedi.
|
Abdullah Gül, Denktaşla görüştü New Yorkta KKTC Dışişleri Bakanı Serdar
Denktaş ile görüşen Dışişleri Bakanı Abdullah
Gül, Rum Kesiminin, Adada çözüm yolunda Birleşmiş Milletleri saf
dışı bırakmak istediğini söyledi. |
NTV
Güncelleme: 18:26 21 Eylül 2005 Çarşamba
NEW
YORK - Birleşmiş Milletler Genel Kurul çalışmaları
çalışmaları için New Yorkta bulunan Dışişleri
Bakanı Abdullah Gül, KKTC Dışişleri Bakanı Serdar
Denktaş ile Türkevinde bir araya geldi. Gül, Rumların Kıbrıs
konusunda Birleşmiş Milletleri etkisiz bırakmaya
çalıştığını belirterek Sorunun çözüm merkezi
Birleşmiş Milletlerdir dedi.
Dışişleri
Bakanı Abdullah Gül,Rumların Birleşmiş Milletleri etkisiz
hale getirmek için çabaladığını ancak Brükselin bunu
görmezlikten geldiğini veya tuzağa düştüğünü söyledi.
Birleşmiş Milletlerin Kıbrıs çözümünün merkezi
olduğunu bir kez daha vurgulayan Gül, Türkiyenin, bundan sonra da
Kıbrısı savunmaya devam edeceğini ifade etti.
ÇÖZÜMÜ
PAPADOPULOS ENGELLİYOR
KKTC Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş da, Adada çözümü
engelleyenin, Papadapoulos yönetimi olduğunu belirterek, bunu dünya
ülkelerine anlatabilmek için her türlü gayreti, gösterdiklerini belirtti.
Denktaş, Türkiyenin de desteğiyle, Kıbrıs Türklerine
uygulanan haksızlıkları uluslararası camiaya
hatırlatmak ve bu haksızlıklardan kurtulmak için çaba
göstermekyi amaçladıklarını söyledi.
|
NTV
Güncelleme: 14:53 TSI 22 Eylül 2005 Perşembe
BRÜKSEL
- Üzerinde anlaşılan karşı deklarasyon, başkentlerden
itiraz gelmemesi üzerine onlaylandı. Belgede, Rum Kesiminin müzakere
sürecinde tanınması gerektiği, aksi taktirde müzakerelerin
askıya alınabileceği vurgulanıyor. Avusturyanın
itirazları nedeniyle, AB temsilcileri müzakere çerçeve belgesi üzerinde
uzlaşma sağlayamadı. Görüşmeler haftaya ertelendi.
Türkiyenin Kıbrıs konusundaki
deklarasyonuna, ABnin yanıtı niteliğini taşıyan
karşı deklarasyon, haftalar süren görüşmelerin ardından
resmen onaylandı. Karşı deklarasyonda, Türkiyenin Rum Kesimini
tanımasının, müzakere sürecinin bir parçası olduğu
vurgulanıyor.
TÜRKİYENİN DEKLARASYONU TEK TARAFLI
Karşı deklarasyonda, Türkiyenin Rum Kesimini
tanımadığı yönündeki deklarasyonunun tek taraflı
olduğu ve Türkiyenin protokolden kaynaklanan yükümlülüklerini
etkilemediği belirtiliyor.
7 maddeden oluşan metinde, ek protokolün Türkiye tarafından tam
olarak uygulanması isteniyor ve limanların Rum Kesimine
açılması ima edilerek, malların serbest dolaşımı
üzerindeki tüm zorlukların ortadan kaldırılması talep
ediliyor.
Metinde ABnin, protokolün uygulanıp uygulanmadığını
2006da yakından izleyeceği ve durumu değerlendireceği
belirtiliyor. Türkiyenin yükümlülüklerini yerine getirmemesi halinde, 3
Ekimde resmen başlaması öngörülen tam üyelik müzakerelerinde, ilgili
başlıkların açılmayacağı vurgulanıyor.
Karşı deklarasyonda, Türkiyeden, tüm üye ülkelerle ilişkilerini
en kısa sürede normalleştirmesi beklentisine yer veriliyor ve tüm üye
ülkelerin tanınmasının, müzakere sürecinin bir parçası
olduğu kaydedildiyor. Karşı deklarasyonda ayrıca, BM Genel
Sekreterinin kıbrıs sorununun kapsamlı çözümü
doğrultusundaki çabalarını desteklemenin önemine de
değiniliyor.
REHN: DEKLARASYON DENGELİ
Avrupa Birliği Komisyonunun genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn de,
karşı deklarasyonun makul ve dengeli olduğunu
açıkladı. Rehn konuya ilişkin yazılı
açıklamasında, karşı deklarasyonun, müzakere çerçeve
belgesinin de onaylanmasına ve 3 Ekimde Türkiyeyle müzakerelere
başlanmasına zemin oluşturacağını kaydetti. Olli
Rehn, müzakere çerçeve belgesinin de üye ülkeler tarafından süratle
onaylanmasını beklediğini ifade etti.
Rum kesimi, müzakere çerçeve belgesi konusunda AB dönem başkanı
İngiltere ile anlaşmaya varıldığını ve
taslakta Rumların taleplerini içeren maddelere itiraz edilmedikçe yeni bir
koşul öne sürmeyeceklerini açıkladı. Rum tarafının
basına sızdırdığı haberlere göre, müzakere
çerçeve belgesine, Türkiyenin Kıbrıs Rum Cumhuriyetinin NATO gibi
uluslararası kuruluşlara katılmasını engelleyen vetolarını
kaldırmakla mükellef olduğu maddesi eklenmiş bulunuyor.
Ayrıca belgede Türkiyenin üyelik müzakerelerini hükümetler arası
düzeyde yürütüceğine vurgu yapılarak, katılım sürecinde
Rum Kesimini üye devlet olarak muhatap almak zorunda kalacağına
işaret ediliyor.
AVUSTURYA İMTİYAZLI ORTAKLIKTA ISRARCI
Avusturyanın itirazları nedeniyle ise, AB temsilcileri müzakere
çerçeve belgesi üzerinde uzlaşma sağlayamadı. Görüşmeler
haftaya ertelendi.
Avusturyanın, müzakere çerçeve belgesinde imtiyazlı ortaklık
ifadesinin yer alması için ısrar ettiği, ancak diğer
ülkelerden destek bulamadığı kaydedildiyor. Dönem
başkanı İngilterenin, Avusturya ile ikili görüşmelerde
bulunduğu belirtiliyor.
Yunanistandan
tanınma iddiası
Yunanistandan yapılan açıklamada, AB ülkeleri
büyükelçilerinin karşı deklarasyon üzerinde anlaşmaya
varmasının Rum Kesiminin fiilen
tanındığının bir göstergesi olduğu ifade edildi.
NTV
Güncelleme: 17:57 TSI 21 Eylül 2005 Çarşamba
ATİNA
- Yunanistan Dışişleri Bakanlığı, Avrupa
Birliği ülkelerinin büyükelçilerinin üzerinde anlaşmaya
vardığı karşı deklarasyonun, Ankaranın Rum
Kesimini fiilen tanıdığını gösterdiğini
savundu.
Yunan
Dışişleri sözcüsü Yorgo Kumuçakos, karşı deklarasyonla
Güney Kıbrıs Rum Kesiminin fiilen tanımış
olduğunu, hukuken tanıma için de sağlam temeller
atılmış olduğunu savundu.
Kumuçakos, karşı deklarasyonun Yunan ve Rumların beklentileri
doğrultusunda hazırlandığını açıkladı
ve Ankaranın Gümrük Birliği ek protokolünü, Rum Kesimini de
kapsayacak şekilde harfiyen uygulamakla yükümlü olduğunu ifade etti..
Dışişleri
sözcüsü Kumuçakos, karşı deklarasyonun büyük ihtimalle bugün üye
ülkeler tarafından benimseneceğini söyledi. Kumuçakos, çerçeve
belgesi ile ilgili müzakerelerin de Atinanın beklentileri
doğrultusunda geliştiğini ifade etti.
Yunan sözcü, yakın bir geçmişe kadar düşünülmesi bile mümkün
olmayan bu gelişmelerden sonra, Kıbrıs sorununun da yeni ve
olumlu bir çerçeveye oturtulduğunu dile getirdi.
|
NTV-MSNBC
Güncelleme: 18:25 21 Eylül 2005 Çarşamba
NEW
YORK - Avrupa Birliğinin karşı deklarasyonu,
Dışişleri Bakanı Gülün New Yorktaki temasları
sırasında da gündemdeki yerini koruyor.
Bakan Gül,
İsveç ve Letonya Dışişleri bakanlarına karşı
deklarasyon konusunda Ankaranın endişelerini ve hassasiyetlerini
iletti.
Diplomatik
kaynaklardan edinilen bilgiye göre Gül, görüşmelerde Kıbrıs Rum
Kesiminin Türkiyenin Avrupa Birliği üyelik sürecini
baltaladığını ve birliği kendi çıkarları
doğrultusunda rehin aldığını kaydetti.
ABnin, bir ortakları olarak Rum kesimine karşı tek
sorumluluğunun Rumların her istediğini yapmak olmaması
gerektiğini belirten Bakan Gül, gerçek ortaklığın,
ortaklardan birinin yanlış yapması durumunda onu uyarmayı
da içerdiğini söyledi.
İki ülkenin Dışişleri Bakanına taviz veren
tarafın hep Türkiye olduğunu belirten Gül, birliğin stratejik
düşünmesi gerektiğini de ifade etti.
GÖRÜŞMELERİNİ
İPTAL ETTİ
Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı
Abdullah Gül, Endonezya Dışişleri Bakanı Hasan Virayuda ve
Jamaika Dışişleri Bakanı K. D. Knight ile planlanan
görüşmelerini iptal etti.
BM Genel Kurulu çalışmaları çerçevesinde New Yorkta bulunan
BakanGülün, bu görüşmeleri, Brükselde onaylanarak resmen
açıklanması beklenen, Türkiyenin Kıbrıs konusundaki
deklarasyonuna karşı yayımlanacak AB deklarasyonu taslak
metniyle ilgili çalışmaları nedeniyle iptal ettiği
öğrenildi.
Türkiye'ye 'Kıbrıs' baskısı sürüyor
AB, Çerçeve Belgesi üzerinde anlaşma sağlayamadı
22 Eylül, 2005 21:08:00 (TSİ) CNN TURK
Avrupa
Parlamentosu Türkiye Raportörü Camiel Eurlings, Türkiye'nin Ankara
Anlaşması'nın ek protokolünü, müzakereler sürecinde çok geç bir
zamanda değil, en kısa sürede uygulaması gerektiğini
söyledi.
Türkiye'nin,
Gümrük Birliği protokolünü 10 yeni AB üyesini de kapsayacak şekilde
genişleten ek protokol hakkında rapor hazırlamak üzere
Kıbrıs'a gelen Eurlings, Rum yönetimi Dışişleri
Bakanı Yorgos Yakovu ile görüştü.
Rum haber ajansına göre, Eurlings, Yakovu ile görüşmesinden sonra
yaptığı açıklamada, ek protokolün uygulanmasının,
tüm üye devletler için 'başlıca önceliğe' sahip olduğunu,
bunun sadece Kıbrıs Rum kesimi ile Türkiye arasında bir konu
olmadığını, Avrupa Birliği'nin güvenilirliğiyle
ilgili olduğunu ifade etti.
Bir protokolün imzalandığı zaman uygulanmasının AB
için çok önemli olduğunu ifade eden Eurlings, bu nedenle, Türk
hükümetinin, Kıbrıs Rum bandıralı gemilerin Türk
limanlarına girmesine ve Kıbrıs Rum uçaklarının
uçuşlarına izin vermemesini kabul etmediklerini ifade ederek, bunun
AB Komisyonu ve Avrupa Parlamentosu tarafından kabul edilmediğini
söyledi.
AP'nin, Ankara Protokolü'ne onay vereceğini ve önümüzdeki hafta
yapılacak olan oylamadan önce Türkiye'nin yayımladığı
deklarasyonun protokolün onaylanmasının yasal bir süreci
olmadığını bilmek istediklerini kaydeden Eurlings, böyle
bir şeyin söz konusu olmasının yasal sorun
yaratacağını kaydetti.
'Avrupa Parlamentosu'nun, Türkiye'yi Gümrük Birliği'ni 'Kıbrıs
Cumhuriyeti'ne uygulaması için ikna edecek bir yönteme sahip olup
olmadığının' sorulması üzerine Eurlings, ''çok fazla
siyasi baskı uygulayabiliriz, çünkü Türkiye'nin katılım süreci sonunda
uzlaşmamız gerekiyor, aksi takdirde Türkiye girmez ve
sanırım Brüksel'de herkes bunu çok iyi biliyor'' dedi.
AP'nin ek protokolü onaylamamasının herhangi bir
olasılığı bulunup bulunmadığına ilişkin
olarak ise Eurlings, ''evet tabii, ayrıca protokolün
onaylanmasını da erteleyebiliriz'' ifadesini kullandı.
Eurlings, AB ve Birleşmiş Milletler'in Kıbrıs sorununun
çözümü için baskı uygulaması gerektiğini söyledi.
Fransa Avrupa İşleri Bakanı: "Yapılması
gereken bir kaç şey var"
Fransa'nın Avrupa İşleri Bakanı Catherine Colonna,
Türkiye'nin AB'ye katılım müzakerelerinin başlatılması
öngörülen 3 ekimden önce her iki tarafında yapması gereken birkaç
şey olduğunu söyledi.
Colonna, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ile
Birleşmiş Milletler binasındaki görüşmesinden sonra
basın mensuplarına yaptığı açıklamada, ''çok iyi
bir görüşme oldu. 3 ekimden önce her iki tarafın da yapması
gereken bir kaç şey var. Sanırım bu konuda ilerliyoruz ve
neredeyse tamamladık. Çok dostane bir görüşme oldu'' dedi.
AB'nin Kıbrıs deklarasyonuyla ilgili bir soru üzerine ise
Colonna,''bu deklarasyon gerekliydi ve onaylandı. Bu noktadan sonra
yeniden ilerleyeceğiz sanırım'' diye konuştu.
Fransa'nın, Türkiye'nin AB üyeliği konusundaki tavrında
değişiklik olup olmadığına ilişkin bir soruya
Colonna, ''AB'nin Kıbrıs konusundaki deklarasyonunun onaylanması
yolu açmıştır. Müzakere Çerçeve Belgesi'ni ise henüz
onaylamadık. Birkaç gün sonra o noktada olacağız''
yanıtını verdi.
Türkiye'ye yakın takip
AB Komisyonu da bugün yaptığı açıklamada, AB'ye
katılım müzakereleri sürecinde Türkiye'nin yükümlülüklerini yerine
getirip getirmediğinin dikkatle izleneceğini açıkladı.
AB Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn'in sözcüsü Christina
Nagy, günlük olağan basın toplantısında Müzakere Çerçeve
Belgesi ile ilgili değerlendirme yapmak için erken olduğunu söyledi.
Komisyonun sunduğu Müzakere Çerçeve Belgesi'nde, yeni üyelerin
hazmedilmesi yeteneği konusunda bazı endişelerin ve seçeneklerin
ifade edildiğini belirten Nagy, Türkiye ile müzakerelerin şüphesiz 10
yıl kadar süreceğini ve bu süreçte konunun sürekli gündemde
olacağını belirtti.
Komisyon sözcüsü Françoise Le Bail de, AB'nin yeni üyeleri bünyesine almaya
yönelik yeteneklerinin ekonomik ve siyasi ölçülerini devlet ve hükümet
başkanlarının belirleyeceğini, somut bir liste
bulunmadığını söyledi.
Brüksel'de toplanan Avrupa Birliği Daimi Temsilcileri, Kıbrıs
karşı deklarasyonunda anlaşırken müzakerelerle ilgili
Çerçeve Belge üzerinde uzlaşmaya varamadı. Çerçeve Belge üzerinde en
erken önümüzdeki hafta bir anlaşmaya varılabileceği
belirtiliyor.
Yunanistan deklarasyondan memnun
22 Eylül, 2005 21:13:00 (TSİ) CNN TURK
Yunanistan
Dışişleri Bakanı Petros Molivyatis, AB'nin Kıbrıs
konusunda yayımlayacağı karşı deklarasyonun kendileri
için tatmin edici olduğunu söyledi.
Bugün
Paris'te Fransa Dışişleri Bakanı Philippe Douste-Blazy ile
görüşen Molivyatis, Türkiye ile ilgili hazırlanan Müzakere Çerçeve
Belgesi'nde de genelde anlaşma sağlandığını
belirtti.
Yunanistan Dışişleri Bakanı Molivyatis, ''birkaç konu
dışında, Müzakere Çerçeve Belgesi'nde sorun kalmadı'' dedi.
Müzakere Çerçeve Belgesi'nin onaylanıp, Türkiye ile tam üyelik
müzakerelerinin başlamasıyla yeni bir dönemin
başlayacağını kaydeden Molivyatis, ''müzakerelerin
başlaması, Türk halkı için, bölge istikrarı için ve
Kıbrıs sorununun çözümü için olumlu olacak'' diye konuştu.
Karamanlis-Chirac görüşmesi yarın
Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis de yarın Fransa
Cumhurbaşkanı Jacques Chirac ile Elysee Sarayı'nda biraraya
gelecek.
Fransa Dışişleri Bakanlığı, sabah yapılacak
ikili görüşmenin ardından, iki liderin çalışma
yemeğinde tekrar bir araya geleceğini duyurdu. İki liderin
yarınki görüşmesinde de, Türkiye ve Kıbrıs konusunun
gündeme gelmesi bekleniyor.
Karşı deklarasyon dün onaylandı
AB Daimi Temsilcileri Komitesi, Kıbrıs karşı deklarasyonunu
dün onayladı. Deklarasyonda, Türkiye'nin Kıbrıs Rum Kesimi'ni
müzakere sürecinde tanıması gerektiğine vurgu
yapılıyor.
Metinde ayrıca, Türkiye'ye liman ve havaalanlarını müzakere
sürecinde Rumlara açması çağrısı da yapılıyor ve
1 mayıs 2004'ten itibaren AB üyesi olan 'Kıbrıs Cumhuriyeti'nin,
uluslararası hukuk çerçevesinde devlet olarak tanındığı
kaydediliyor.
Karşı deklarasyonda, Türkiye'nin tüm AB üyesi ülkeler ile
arasındaki ilişkileri en kısa sürede ve hukuki olarak
normalleştirmesi beklentisine yer veriliyor.
Metinde Türkiye'nin yükümlülüklerini yerine getirmemesi halinde, 3 ekimde
resmen başlaması öngörülen tam üyelik müzakerelerinde ilgili
başlıkların açılmayacağı mesajı veriliyor.
Türkiye deklarasyon için endişeli
22 Eylül, 2005 11:52:00 (TSİ) CNN TURK
Dışişleri
Bakanlığı sözcüsü Namık Tan, AB'nin dün
onayladığı Kıbrıs deklarasyonu konusunda,
''deklarasyon Kıbrıs'a ilişkin BM çözüm sürecinde zafiyete neden
olabilir'' dedi.
Tan, yazılı açıklamasında, "bu
deklarasyon, Türkiye ile AB arasında 40 yılı aşkın
süren geleneksel işbirliğinin ruhu ile bağdaşmayan bir
üslup içinde bazı haksız yaklaşımlar ve bazı yeni
unsurlar içermektedir" dedi.
"Tek taraflı ve siyasi nitelikte olan bu deklarasyon Kıbrıs
ile ilgili BM çözüm sürecinde zafiyete neden olabilecektir" diyen
Namık Tan, Türkiye olarak bu yaklaşımı
paylaşmalarının mümkün olmadığını
vurguladı.
Türkiye'nin Kıbrıs konusundaki politikasının belli
olduğunu ifade eden Tan, bu durumun Dışişleri Bakanı
Abdullah Gül'ün BM Genel Kurulu'nda yaptığı konuşmada da
bir kez daha ortaya konulduğunu hatırlattı.
"Türkiye üzerine düşeni yapacak"
Türkiye'nin, AB sürecinde üzerine düşen yükümlülükleri yerine
getireceğini ifade ettiğini de vurgulayan Tan, ''esasen, Ankara
Anlaşması ve ilgili Ortaklık Konseyi Kararları'nda
uygulamada çıkabilecek sorunların görüşülebilmesi için
çeşitli mekanizmalar öngörülmektedir. Bu nedenle protokolün
uygulanmasının takibi hususunda yeni unsurlar getirilmek istenmesinin
izahı zordur'' dedi.
Deklarasyonda Kıbrıs Türk halkının
varlığının, statüsünün ve haklarının gözardı
edilmiş olmasının 'vahim bir haksızlık' olduğunu
belirten Tan, AB'nin yükümlülüklerini ise şöyle sıraladı:
· BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs
konusundaki kapsamlı çözüm çabaları aktif bir şekilde
desteklenmesi ve çözüm sürecini kolaylaştıracak ortam ve
koşulların hazırlanmasına katkıda bulunmalı
· AB Konseyi'nin 26 nisan 2004 tarihinde
almış olduğu karar uyarınca, Kıbrıs
Türklerine verilen sözün yerine getirilmesi, tüm ambargo ve
kısıtlamalar kaldırılmalı. (Bu doğrultuda
AB Komisyonu'nca hazırlanmış olan doğrudan ticaret ve
mali yardım tüzükleri daha fazla gecikmeden ve tam olarak
uygulanmalı)
· AB
Konseyi'nin ve BM Genel Sekreteri'nin çağrılarına uygun olarak,
Türkiye'nin 30 mayıs 2005 tarihinde yapmış olduğu
Kıbrıs'ta kısıtlamaların eş zamanlı olarak,
tüm ilgili taraflarca kaldırılması yönündeki öneri paketinin
desteklenmeli.
Karşı deklarasyon dün onaylandı
AB Daimi Temsilcileri Komitesi, Kıbrıs karşı deklarasyonunu
dün onayladı. Deklarasyonda, Türkiye'nin Kıbrıs Rum Kesimi'ni
müzakere sürecinde tanıması gerektiğine vurgu
yapılıyor.
Metinde ayrıca, Türkiye'ye liman ve havaalanlarını müzakere
sürecinde Rumlara açması çağrısı da yapılıyor ve
1 mayıs 2004'ten itibaren AB üyesi olan 'Kıbrıs Cumhuriyeti'nin,
uluslararası hukuk çerçevesinde devlet olarak
tanındığı kaydediliyor.
Karşı deklarasyonda, Türkiye'nin tüm AB üyesi ülkeler ile
arasındaki ilişkileri en kısa sürede ve hukuki olarak
normalleştirmesi beklentisine yer veriliyor.
Metinde Türkiye'nin yükümlülüklerini yerine getirmemesi halinde, 3 ekimde
resmen başlaması öngörülen tam üyelik müzakerelerinde ilgili
başlıkların açılmayacağı mesajı veriliyor.
Karşı deklarasyonun tam metni (İngilizce)
22 Eylül, 2005 08:54:00 (TSİ)
|
|
|
Declaration by
the European Community and its Member States in response to the declaration by
Turkey made at the time of signature of the Additional Protocol to the Ankara Agreement
(21/09/05)
1-The European Community and its Member States acknowledge the
signature by Turkey of the Additional Protocol to the Agreement establishing an
Association between the European Community and its Member States on the one
part and Turkey on the other, in accordance with the conclusions of the
European Council of December 2004. They regret that Turkey felt it necessary to
make a declaration regarding the Republic of Cyprus at the time of signature.
2-The European Community and its Member States make clear that
this declaration by Turkey is unilateral, does not form part of the Protocol
and has no legal effect on Turkeys obligations under the Protocol.
3-The European Community and its Member States expect full,
non-discriminatory implementation of the Additional Protocol, and the removal
of all obstacles to the free movement of goods, including restrictions on means
of transport. Turkey must apply the Protocol fully to all EU Member States. The
EU will monitor this closely and evaluate full implementation in 2006. The
European Community and its Member States stress that the opening of
negotiations on the relevant chapters depends on Turkeys implementation of its
contractual obligations to all Member States. Failure to implement its obligations
in full will affect the overall progress in the negotiations.
4-The European Community and its Member States recall that the
Republic of Cyprus became a Member State of the European Union on 1st May 2004.
They underline that they recognise only the Republic of Cyprus as a subject of
international law.
5-Recognition of all Member States is a necessary component of
the accession process. Accordingly, the EU underlines the importance it
attaches to the normalisation of relations between Turkey and all EU Member
States, as soon as possible.
6-The Council will ensure a follow-up on the progress made on
all these issues in 2006.
7-In the context of this declaration, the European Community
and its Member States agree on the importance of supporting the efforts of the
UN Secretary General to bring about a comprehensive settlement of the Cyprus
problem in line with relevant UNSCRs and the principles on which the EU is
founded, and that a just and lasting settlement will contribute to peace,
stability and harmonious relations in the region.
CNN TURK
22/09/05
Financial Times: Engeller
aşıldı, 3 Ekim tarihi netleşti
BBC TÜRKÇE
Financial Times, Avrupa Birliği'nin
karşı deklarasyon konusunda dün Brüksel'de vardığı
anlaşmayı ''Türkiye'yle müzakarelerin vaktinde başlaması
bekleniyor'' başlığıyla duyurdu. Gazete, haftalardır 3
Ekim tarihinin sallantıda olmasına karşın, dün Brüksel'de
varılan uzlaşmayla tartışmanın netlik
kazandığını yazıyor.
Financial Times, Avusturya'nın Türkiye
çekincelerini halen dile getirdiğini; fakat 25 üye arasında nispeten
dışlanmış göründüğünü söylüyor.
Avrupa Birliği'nin dönem başkanı
İngiltere Türkiye'yle müzakarelere başlanmasını Financial
Times'ın deyişiyle ana hedeflerinden biri olarak belirlemişti.
Gazete, İngiliz bir diplomatın dün
Brüksel'deki memnuniyetini aktarıyor: ''Önemli bir engeli nihayet
aştık; artık 3 Ekim görüşmelerine iyice
yaklaşmış bulunuyoruz''
Avrupa'nın iki hasta adamı
The Guardian'ın yorum köşesinde ise
Avrupa'nın -bir değil- iki ''hasta adamından'' bahsediliyor:
Fransa ve Almanya.
Guardian yazarına göre, ekonomik durgunluk
ve yüksek işsizlik gibi ciddi sorunları göğüslemeyen,
küreselleşen dünyanın hızına ayak uydurmayı inatla
reddeden her iki ülke de, 100 yıl önce Türkiye'ye atfedilen hasta adam
tabirinin günümüz Avrupa'sındaki temsilcileri oldu.
Yorum köşesinde, Almanya seçimlerinden
çıkan belirsizlik tablosu yalnız bu ülke açısından
değil, bütün Avrupa Birliği için hiç hayırlı görülmüyor:
''Alman seçimlerini izleyen siyasi felç, Avrupa
Birliği'nin dünyanın önde gelen ekonomileri arasında yer alma
iddiasını komik duruma soktu''
MILLIYET 22/09/05
New York Times: AB, Türkiye ile
müzakerelere daha yakın
ABDnin saygın gazetelerinden New York
Times, Kıbrıslı Rumların son dakika itirazlarına
rağmen Avrupa Birliğinin (AB) Türkiye ile 3 Ekimde müzakerelere
başlamaya daha da yaklaştığı yorumunda bulundu.
Gazetede yer alan bir haberde, AB
dışişleri bakanlarının hazırladığı
Kıbrıs deklarasyonuna Rumların itiraz ettiğine
değinilerek, buna rağmen Rum lider Tasos Papadopulosun, Adada bir
çözüme kısa süre içerisinde varılabileceği beklentisini hariç
tutmak kaydıyla, deklarasyonun mahiyetinden büyük ölçüde tatmin
olduğunu ifade ettiği kaydedildi.
MILLIYET 22/09/05
Bağlayıcı
değil, ama...
İlk bakışta AB'nin dün nihayet kesinleşen
"karşı deklarasyon"u, hukuki değeri olmayan,
bağlayıcı niteliği bulunmayan tek yanlı bir beyan
olarak görülebilir. Dolayısı ile bu belgenin, Türkiye'yi rahatsız
eden unsurlar içerse de, fazla bir "kıymeti harbiyesi"nin
olmadığı düşünülebilir.
Gerçekten öyle mi?
"Karşı deklarasyon"un hukuki bir değer
taşımadığı doğru. Aynen Türkiye'nin de 29
Temmuz'da yayımladığı deklarasyon gibi...
Ama bu "karşı deklarasyon", AB'nin Kıbrıs'ın
(Rum kesiminin) tanınması, limanların ve havaalanlarının
açılması gibi tartışmalı konularda benimsediği
ortak tavrı açıkça ortaya koyuyor. Bu tavır da, Türkiye'nin
savunduğu görüşlerle çelişiyor.
"Karşı deklarasyon"un siyasal önem
taşıdığı kuşkusuz. Bu belgede Türkiye'nin
müzakere sürecinde, yerine getirmesi beklenen yükümlülükler belirtiliyor.
Kullanılan ifadeler muğlak da olsa, özellikle Kıbrıs Rum
yönetiminin -ve muhtemelen bazı AB üyelerinin- bu süreçte, fırsat
buldukça, bu beklentileri hatırlatacağını ve Türkiye'yi
baskı altında tutacağını tahmin etmek zor değil.
* * *
Son şekli ile "karşı deklarasyon", özellikle üç konuda
dönem başkanı İngiltere'nin haftalardır sürdürdüğü
çabalar sonunda bulduğu uzlaşıcı formüller içeriyor.
1. Tanıma meselesi: Türkiye kendi deklarasyonunda, Ek Protokol'ü
imzalamasının (ki bu zorunlu idi) Kıbrıs Rum kesimini
tanıma anlamına gelmediğini vurgulamış ve bunun ancak
çözümden sonra gerçekleşebileceğini belirtmişti. Başta AB
içinde Kıbrıs'ın tanınması şartının
"Türkiye-AB müzakerelerinin başlaması" ile
ilişkilendirilmesini isteyenler çıktı (Kıbrıs Rum
yönetimi ve Fransa gibi). Sonra İngiltere Fransa'yı bu konudaki
ısrarından vazgeçirdi ve taslak metne tanıma
şartının "üyelik aşamasında" yerine getirilmesini
öngören bir cümle soktu. Türkiye'nin görüşü doğrultusundaki bu
ifadeye Rum tarafı şiddetle karşı çıkınca, bu
paragraf "tanıma, katılım sürecinin gerekli bir
unsurudur" şeklinde değiştirildi.
Bu ifade şekli, Türkiye'nin savunageldiği görüşten farklı.
Belgede tanımanın "müzakere süreci içinde"
gerçekleşmesi öneriliyor ve "ilişkilerin en kısa zamanda
normalleştirilmesine verilen önem" belirtiliyor. Ancak, bu konudaki
"ilerlemeler"in de 2006'da izleneceği vurgulanıyor ki, bu
da Türkiye'yi sıkıştıracak olan bir husus...
2. Limanların açılması: Bu konuda deklarasyondaki ifadeler daha
açık. Bu yöndeki gelişmelerin 2006'da değerlendirileceği de
belirtiliyor. Aksi halde müzakerelerde ilgili başlıkların
açılamayacağı ve bunun müzakere sürecini etkileyeceği
uyarısı da yapılıyor.
Türkiye'nin müzakere sürecinde, bu soruna pragmatik bir çözüm getirmesi
gerekecek. Aksi halde süreçte ciddi bir tıkanma olabilir.
3. Çözüm şekli: Türkiye Kıbrıs sorununun BM çerçevesinde
çözümlenmesini istiyor. "Karşı deklarasyon"da her ne kadar
Genel Sekreter'in çabalarına destek ifade ediliyorsa da, çözümün
"Güvenlik Konseyi kararları ve AB'nin ilkeleri
doğrultusunda" olması tavsiye ediliyor ki, bu da Ankara'nın
tutumuna uymuyor.
* * *
Başta belirttiğimiz gibi, "karşı deklarasyon",
hukuken bağlayıcı bir nitelik taşımamakla beraber,
siyasi bakımdan, müzakere sürecinde birtakım ciddi zorluklar
yaratacak gibi görünüyor.
Ne var ki bu deklarasyonu bazılarının öne sürdüğü gibi, 3
Ekim'de masaya oturmamak ve müzakereleri askıya almak için bir sebep
saymak, hiç de akılcı bir tavır olmaz.
Şimdi asıl önemli ve bağlayıcı olan öbür
dokümanın, yani "müzakere çerçeve belgesi"nin son şekline
bakmak lazım. Bunu da kesinleştiği ve 25'lerin genel
onayını aldığı zaman inceleyeceğiz...
SAMI KOHEN MILLIYET 22/09/05
Türkiye müzakereyi
askıya alabilmeli
AB ile Kıbrıs sorununda yaşadığımız sorunlar
büyük ölçüde 2003 Kopenhag zirvesi öncesinde Türk tarafınca
kaçırılan tarihi fırsattan kaynaklanıyor.
Bu fırsatın kaçırılmasının mimarları ise
bugün, "Demedik mi?" diye, kendilerini hâlâ haklı çıkarmaya
çalışıyorlar.
Argümanlarına göre Türk tarafı o sırada "evet,"
demiş olsaydı bile hiçbir şey değişmeyecekti. Rumlar
Annan Planı'nı yine reddedecekler, buna rağmen AB üyesi
olacaklardı. Ancak bu o kadar net değil.
AB o sırada, "Kıbrıs Cumhuriyeti'ni her halükârda üye
yapacağız" demiyordu. Bu söylem, Sayın Denktaş'ın
Kopenhag öncesinde Annan Planı'nı tümüyle reddetmesine bir
"karşı meydan okuma" olarak ortaya çıktı.
Annan Planı'nın iş işten geçtikten sonra kabul edilmesi ise
bu taktiksel hatanın sonuçlarını dengeleyemedi. Tabii,
başta Denktaş olmak üzere, Türk tarafındaki "ret
cephesi" açısından ortada bir "hata" zaten yok.
"Büyük bir başarı" var.
İpler Rumlarda
Zira onlar Türkiye'nin AB üyeliğini başından beri istemiyorlar.
Türkiye, AB üyeliğinden gelen rüzgârla, siyasi ve ekonomik açıdan
ciddi bir bölgesel güç haline gelmiş, halkının refah ve mutluluk
düzeyini artırmış, pek umurlarında değil.
AB'de yaşanan "deklarasyon fiyaskosu," Rumların gerçekten
de koskoca Birliğin iplerini ellerine geçirdiklerini gösteriyor.
Bunun etkilerini - her şeye rağmen 3 Ekim'de
başlayacağı anlaşılan- üyelik müzakerelerinin her
aşamasında yaşayacağız.
Bu nedenle, Türkiye'nin şimdi takınacağı tutumun büyük
önemi var. Daha önce de dediğimiz gibi, AB Kıbrıs konusunda
Rumlardan taraf olmuştur. Papadopulos da bunun için sorunu BM'den
alıp AB'ye taşımaya çalışıyor. Bunu bir ölçüde de
başarmış bulunuyor.
Türkiye bu durumda, AB Konseyi'nden, Kıbrıs konusunun hangi
uluslararası platformda görüşülmesi ve hangi kurallara göre çözülmesi
gerektiğine ilişkin net görüşünü resmen sormalı.
İstediği yanıtı alamazsa, müzakere sürecini askıya
alma hakkını saklı tutacağını duyurmalı.
Konu BM'de kalmalı
Bu yapılmaz ve mevcut koşullarda müzakerelere girilirse, Rumlar,
ellerine geçirdikleri kozlara yeni kozlar katmış olacaklar. Konuyu
BM'den AB'ye çekme çabaları açısından da yeni ilerlemeler
sağlayacaklar.
Oysa Türkiye'nin, üyelik müzakerelerini tek taraflı olarak askıya
alabileceğini açıklaması, konunun BM platformunda
kalmasını sağlayacaktır. Nedeni ise malum: Rumlar, meseleyi
bugün AB çerçevesine çekebiliyorlarsa bunu Türkiye'nin AB üyeliği arzusu
nedeniyle yapabiliyorlar.
'Askıya aldık' denirse
Türkiye, müzakere sürecini askıya alabileceğini belirtirse, o zaman
AB'den gelen Kıbrıs baskıları da azalacaktır. Zira AB
diplomatları, Türkiye'nin müzakereleri gerçekten askıya alması
halinde, bu baskıların bir anlamının
kalmayacağını biliyorlar. O durumda Kıbrıs sorununun,
"çözümlenmesi daha da zorlaşmış bir sorun" olarak
Avrupa'nın kucağında kalacağının da
farkındalar.
AB üyeliğini destekleyen biri olarak yaptığımız bu
öneri elbette ki bazılarına fazla "maksimalist" gelecektir.
Bu kişiler, haklı olarak, müzakereleri askıya almanın
risklerine işaret ederek, bunun Türkiye'ye de zarar vereceğini
söyleyeceklerdir.
Bu elbette ki doğrudur. Ancak, zamanında doğru teşhisi
koyamayan doktor, hastasını, maalesef, kendi eliyle ağır
tedaviye mahkûm etmiş oluyor.
SEMI IDIZ MILLIYET 22/09/05
* * * * * * * * * * *
KIBRIS'TA ARTIK ÇÖZÜM
OLMAZ !
Avrupa Birliği
Kıbrıs konusunu tam anlamıyla yüzüne gözüne bulaştırdı.
Her şey 1995'te, Türkiye'ye Gümrük Birliğinin verilmesi ve buna
karşılık Rumları tam üye alma pazarlığı ile
başladı. Yunanistan ile o dönemdeki AB üyesi ülkeler arasında
yapılan bu sözsüz anlaşma, işleri buraya kadar getirdi.
AB'nin hedefi sopa-havuç politikasıydı.
Havuç, Kıbrıs'lı Rumları ve Türkleri, AB'ye tam üyelik
havucuyla heveslendirip, BM çerçevesinde bir anlaşmaya zorlamaktı.
Sopa ise "eğer çözümü kabul etmezseniz dışarıda
kalırsınız " cümlesinde saklıydı.
Ancak oyunun kurallarını ilk bozan taraf AB oldu. Daha ilk
aşamalardan itibaren Rumlara, "Siz hiç merak etmeyin, çözüm olmasa
dahi tam üye olursunuz" diyerek, Güney Kıbrıs'ı
rahatlattılar.
Papadopulos da bu olanağı iyi kullandı. Son dakikaya kadar, Anan
planını sanki kabul edecekmiş gibi davrandı ve
Denktaş'ın bağnazlığı sayesinde, ince bir
çalım ile işi halletti.
Avrupa Birliği, Türk tarafının Anan planını kabul
etmesi için verdiği tüm sözleri kolaylıkla unutuverdi. Bunu bilerek
ve planlı şekilde yaptığını ileri sürmüyorum,
ancak büyük bir beceriksizlik sonucu, referandumda çözümü reddeden taraf
kendini içerde buldu. Yani ödüllendi. Referandumu kabul eden taraf ise
dışarıda kaldı. Yani cezalandı.
İlk günlerde Rumlar çok eleştirildi, ancak zamanla tam üye
olmanın nimetlerinden yararlanmaya başladılar.
Oynadıkları oyun da unutuldu ve bugünlere geldik.
RUM OLSANIZ, SİZ NASIL HAREKET EDERSİNİZ ?
Şimdi dizimizi dövmenin zamanı değil.
Gerçekçi olalım ve bugüne bakalım.
Siz Papadopulos'un yerinde olsanız ne yaparsınız ?
Tam üyeliği cebe koymuşsunuz.
AB'ye istediklerinizin büyük bölümünü yaptıracak bir noktaya
gelmişsiniz. Özellikle, Türkiye'nin tam üyelik müzakereleri sürecinde
tanınma sözü elde etmişsiniz. Yani, yerinizden
kıpırdamasanız dahi, Türkiye tam üyeliğe
yaklaşırken bu yarışı kazanacaksınız.
Üstelik, kimseler sizi çözüm bulmanız için baskı altına da
alamaz.
Türkiye, müzakereler süresince ağzını açamaz.
Avrupa kıpırdayamaz.
Geriye bir tek Amerika kalıyor ki, onlarında işleri
başlarından aşmış durumda.
Özetle Rumlar, Türkiye'nin tam üyeliğini bekleyecekler ve ogün
geldiğinde istediklerine kavuşacaklarını, daha doğrusu
Kıbrıs'ın tümüne hakim olacaklarını düşünüyorlar.
Bu noktaya kadar (son ana kadar çözüm peşinde koşmamak)
değerlendirmeleri doğru, ancak bir yerde yanılıyorlar.
Türkiye'nin tam üyelik karşılığında
Kıbrıs'ın tamamını bırakacağını
sanıyorlar.
Bilmedikleri bir diğer şey daha var. O da, bu tutumlarıyla belki
bilerek, belki bilmeyerek Kıbrıs'ın kuzeyini elleriyle KKTC'ye
teslim ediyorlar.
MEHMET ALI BIRAND MILLIYET
22/09/05
Rumların
dediği oldu
Karşı
deklarasyon: Tanıma, müzakere gereği. Malların serbest
dolaşımı da şart
RADIKAL 22/09/05
GÜVEN ÖZALP
BRÜKSEL
- Türkiye'nin 3 Ekim' de üyelik müzakarelerine başlaması yolunda,
AB'nin karşı deklarasyon virajı dönülürken, geride müzakere
çerçeve belgesinin onayı kaldı. Türkiye'nin Gümrük Birliği'ni
Rum Yönetimi dahil 10 yeni üyeye genişleten protokolü imzalarken
yaptığı 'kapsamlı çözüme dek 'Kıbrıs
Cumhuriyeti'ni tanımıyorum' beyanına karşı AB'nin
karşı deklarasyonu, Rumların süreci yılan hikâyesine
çevirerek kopardığı bir dizi tavizin ardından dün nihayet
yayımlandı.
Müzakere çerçeve belgesine de Rumların 'Türkiye'nin üye ülkelerin
uluslararası örgütlere üyeliğine engel olamayacağı' ve
Fransa'nın 'AB'nin yeni üyeleri hazım kapasitesine dair ifadenin
güçlendirilmesi' talepleri girdi.
Dönem Başkanı Britanya, önceki gece aldığı sinyalle
onayı dün TSİ 16.00'da bitecek sessizlik sürecine
bırakmıştı. Belge, bu saate kadar Rumlar dahil hiçbir
üyeden itiraz gelmemesi üzerine 25 üyenin yazılı onayıyla
Britanya tarafından resmen yayımlandı.
İki sorunlu madde
Yedi maddeli belgede Ankara'nın olumsuz
karşıladığı unsurlar arasında iki tanesi öne
çıkıyor:
1- "Üyelerin tamamının tanınması, katılım
sürecinin gereğidir. AB, Türkiye ile tüm üyelerin ilişkilerinin en
kısa sürede normalleştirilmesine verdiği önemin altını
çizer." AB'de çok kısa vadede tanıma beklentisi olmasa da,
Türkiye'nin konuyu müzakerelerin son aşamalarına dek sürüncemede
bırakmasına izin verilmiyor.
2- "AB, protokolün tam ve ayrımsız uygulanmasını,
malların serbest dolaşımının önündeki engellerin,
ulaşım önündeki engeller de dahil, kaldırılmasını
umar. Türkiye protokolü tüm üyelere tam uygulamak zorundadır. AB, bunu
yakından takip edip uygulamayı 2006'da değerlendirecektir. AB,
müzakerelerde ilgili konu başlıklarının
açılmasının, Türkiye'nin tüm üyelere yükümlülüklerini yerine
getirmesine bağlı olduğunun altını çizer. Yükümlülük
uygulamasındaki başarısızlık, müzakere sürecinin
genelini etkileyecektir."
AB'nin 2006'daki değerlendirmesi ise 'denetim' olarak yorumlanıp
protokolün gelecek yıl Türkiye açısından ciddi baş
ağrısı yaratacağının işareti görülüyor.
Rehn: Makul ve dengeli
Diplomatik kaynakların 'sınırlarını aşan
boyutlara sahip' diye yorumladığı deklarasyonu, Avrupa
Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn ise, 'makul ve dengeli'
diye niteledi. Yazılı açıklamasında bunun çerçeve
belgesinin de onaylanması ve 3 Ekim'de müzakerelerin başlamasına
zemin oluşturacağını söyleyen Rehn, belgeyi üyelerin
süratle onaylanmasını istedi. Belgeye ilişkin görüşmelerde
ise, uzlaşıya yakın olunsa da Avusturya'nın 'imtiyazlı
ortaklık'ın sokulması ısrarı yüzünden onaya
geçilemedi.
Avusturya engel oldu
Dünkü AB Daimi Temsilciler Komitesi'nde de diğer ülkeler pek itirazda
bulunmazken Avusturya ısrar edince, Londra Viyana'yla ikili görüşme
yürütme kararı aldı. Belge bir sonraki COREPER
toplantısında ele alınacak. Rum Yönetimi ise çerçeve belge için
sorun çıkarmadı. Rum kaynaklar, Britanya'yla temaslarda, belgeye
'Türkiye'nin üye ülkelerin uluslararası örgütlere üye olmasına engel
olamayacağı' ifadesinin girmesinde
uzlaşıldığı için itiraz edilmediğini belirtti.
Türkiye, Rumların NATO imkânlarından yararlanmasını
vetosuyla bloke ediyor. Fransa'nın talebi ise, 'AB'nin yeni üye ülkeleri
bünyesine katma kapasitesi'ne yönelik atfın güçlendirilmesi. Britanya,
Avrupa Komisyonu'nun belgeyi sunduğu şeklini çok
değiştirmemesi kaydıyla bu talebe yeşil ışık
yaktı.
Gül: Çözüm yeri BM
AA - NEW YORK - BM Genel Kurulu'nun
60. oturumunda konuşan Dışişleri Bakanı Abdullah Gül,
Kıbrıs'a odaklandı. Rum Yönetimi'nin çözüm referandumunda
'Hayır' dediğini ve ondan beri BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın
görüşmeleri yeniden başlatma çabalarını engellediğini hatırlatan
Gül, "Yetmezmiş gibi, şimdi BM'yi kenara itmeye ve meseleyi
başka zemine taşımaya çalışıyorlar. Bütün
uluslararası aktörleri, Rumları bu yanlış çabadan
vazgeçirmeye çağırıyorum" dedi.
Annan'ın tecridin kaldırılmasını tavsiye ettiği
raporun hasıraltı edildiğine dikkat çekerek
"Kıbrıs Türklerinin hâlâ dış dünyayla
bağları kesik tecrit altında yaşadığına
inanmak insana zor geliyor" ifadesini kullanan Gül, mayıstaki önerisi
uyarınca "Adadaki iki toplumla Türkiye ve Yunanistan arasında
serbest dolaşım ve havaalanları-limanlara uygulanan
kısıtlamaların kaldırılmasını istedi.
AB'nin Kıbrıs deklarasyonuna tepkisini ABD Dışişleri
Bakanı Condoleezza Rice'ın NATO ve AB dışişleri
bakanları için verdiği resepsiyona katılmayarak gösteren Gül,
KKTC Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş'a
"Rumların BM'yi baypas çabasını görmeyen AB tuzağa
düşüyor" diye yakındı.
Rice'ın PKK sözü
Gül'ün resepsiyon öncesi görüştüğü Rice, PKK'nın Irak'taki
varlığına müdahalenin 'ilke değil zamanlama meselesi'
olduğu söyleyerek, KKTC'ye yönelik yeni adımlar düşündüklerini
belirtti. Gül'ün daha sonra görüştüğü Irak Dışişleri
Bakanı Hoşyar Zebari, PKK varlığı konusunda
"Mutlaka bir şey yapacağız" dedi.
RADIKAL 22/09/05
Rum-Yunan tarafı mutlu
RADIKAL 22/09/05
YORGO
KIRBAKİ
ATİNA
- AB'nin Kıbrıs deklarasyonu, Rum Yönetimi'ni de Yunanistan'ı da
memnun etti. Rum Sözcü Kipros Hrisostomidis,deklarasyonun küçümsenmeyecek önem
taşıdığını vurgularken, "AB'nin siyasi
kararı söz konusu. Kararı 25 üye vermiştir. AB'de oybirliği
gerektiren kararlar kadar önemlidir" dedi. Bu belge ile Türkiye'nin
'Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanıma zorunluğunun müzakerelerle
başladığını kaydeden sözcü, Türkiye'nin üyelerle
ilişkilerini normalleştirmesini sadece diplomatik ilişki
değil Türk askerlerinin adadaki varlığı ve Türkiyeli
göçmenler gibi 'anormalliklerin ortadan kalkması' olarak
algıladıklarını kaydetti.
'Belgede
Kıbrıs da var'
Hrisostomidis, onay verdikleri müzakere çerçeve belgesinin 4. paragrafında
da Kıbrıs'tan söz edildiğini söyledi.
Yunan Dışişleri sözcüsü Yorgos Kumuçakos da
"Karşı deklarasyonla Türkiye'nin 'Kıbrıs'ı 'de
facto' (fiilen) ve de jure (hukuken)' tanıması için sağlam
temeller atmıştır. Bu daha önce düşünülemezdi" dedi.
Dışişleri sözcüsü Namık Tan ise, "Kumuçakos vahim
hesap hatası yapıyor. BM'de kapsamlı çözüm olmadan tanıma
olmayacaktır" yanıtını verdi.
Talat: Türk adı anılmıyor
LEFKOŞA - AB'nin
Kıbrıs deklarasyonu Türkleri kaygılandırıyor. KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, AB'yi sorunun çözümüne engel olmakla
suçlamasının ardından, "Rumlar deklarasyonda istediğini
elde etti. Kıbrıs Türkünün adının bile geçmediği ve
tüm haklarını ortadan kaldıran bir metin
hazırlandı" dedi. Başbakan Ferdi Sabit Soyer de,
"Rumlar, AB üyeliği sayesinde Türkleri azınlık durumuna
düşürmek istiyor. Bunu asla kabul etmeyiz" diye konuştu.
(Radikal, aa)
RADIKAL 22/09/2005
Kıbrıs'a AB el atmalı
RADIKAL 22/09/05
Papadopulos, BM Genel
Kurulu'nda yaptığı konuşmada, AB'nin Kıbrıs
sorununa müdahil olması gerektiğinden bahsetti.
Cumhurbaş-kanı, Kıbrıs sorununun çözümü yönündeki çabalar
çerçevesinde, BM Genel Sekreteri'nin yakın
bir gelecekte harekete geçmesini beklediğini kaydederek, bazı
koşullarını sıraladı.
Hakemliğe hayır, baskıcı takvimlere hayır ve
referanduma havale edilecek bir çözüm...
BM Genel Sekreteri'nin müdahale zamanı henüz belirlenmedi. Yeni bir
girişimden bahsetmek için henüz çok erken, çünkü Kıbrıs sorununa
müdahil bütün taraflar, müzakere süreci başlamadan önce, özlü bir ön
hazırlığın yapılması gerektiğine
açıklık getirdi. Öte yandan, zeminin yeterli derecede
hazırlanması için uluslararası örgütün bazı faaliyetlerde
bulunacağı açık.
Lefkoşa, yeni bir çabada, AB'nin daha aktif bir role sahip olması
gerektiğini düşünüyor. Müzakerelerin uluslararası örgüt
çerçevesinde yürütülmesi kaçınılmaz. Ancak AB'nin de sürece müdahil
olması gerçekten gerekli.
Kıbrıs Cumhuriyeti, halihazırda AB'nin üyesi ve Kıbrıs
sorunundaki anlaşmaya eklenecek maddelerin, Avrupa mevzuatıyla uyumlu
olması gerekiyor. Kıbrıs çözüm durumunda, ikinci sınıf
üye ülke olamaz.
Aynı esnada Türkiye'nin de, AB üyeliği için aday ülke olarak,
kanunlara uyması gerekiyor.
Elbette ki Türkiye'nin iki ayrı devlet çözümünün kabul edilmesi
gerekliliğini önerdiği bir dönemde, üstlenilecek herhangi bir
girişimin zor olacağı ortada. Öte yandan bundan
bağımsız olarak, AB'nin çözüm çabalarına müdahil
olması, tek çıkar yol. Hem arabulucular, hem konuya müdahil taraflar,
hem de bizzat AB için...
(Rum gazetesi Filelefteros, başyazı, 20 Eylül 2005)
ABD izolasyonlar için
adım atacak
|
Türkiye
Dışişleri Bakanı ve Başbakan
Yardımcısı Abdullah Gül, ABD Dışişleri
Bakanı Condoleezza Rice ile Kıbrıs'ı konuştu: ABD
izolasyonlar için adım atacak ATILACAK
YENİ ADIMLAR İRDELENDİ... ABD Dışişleri
Bakanı Rice'ın, Türkiye Dışişleri Bakanı Gül
ile görüşmesinde KKTC üzerindeki ambargolar gündeme geldi ve ABD'nin
yeni adımlar atmayı düşündüğü bildirildi. Ambargo ve
izolasyonun kaldırılması konusunda ABD'nin atmaya gayret
ettiği adımlar gözden geçirilirken, bunlara ilaveten neler
yapılabileceği üzerinde duruldu ABD
Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice'ın, Türkiye
Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı
Abdullah Gül ile görüşmesi sırasında,
ağırlıklı olarak Irak, PKK ve Kıbrıs
konuları damgasını vurdu. Rice'ın,
Gül ile görüşmesinde KKTC üzerindeki ambargolar gündeme geldi. Ambargo
ve izolasyonun kaldırılması konusunda ABD'nin atmaya gayret
ettiği adımlar gözden geçirilirken, bunlara ilaveten neler
yapılabileceği üzerinde duruldu. ABD'nin izolasyonun
kaldırılması konusunda yeni adımlar atmayı
düşündüğü bildirildi. A.A
muhabirinin Türk diplomatik kaynaklarından edinilen bilgilere göre,
bakan Gül, görüşmenin başlangıcında
yaptığı kapsamlı sunumda Irak, Afganistan, Ortadoğu,
Kafkaslar, Ermeni-Azeri ihtilafı, terörizm, Kıbrıs sorunu,
Orta Asya, Balkanlar ve Avrupa Birliği konularında Türkiye'nin
görüşlerini dile getirdi. Diplomatik
kaynakların verdiği bilgiye göre Bakan Gül, AB bağlamında
Kıbrıs konusunun da gündeme geldiği görüşmede, daha çok
AB'de devam eden üyelik süreci ve son gelişmeler hakkında bilgi
verdi. ABD
tarafı ise AB konusunda baştan beri Türkiye'ye destek verdiklerini
ve bundan sonra da bu desteği devam ettireceklerini ifade ettiler. KKTC
üzerindeki ambargo ve izolasyonun kaldırılması konusunda
ABD'nin atmaya gayret ettiği adımlar gözden geçirilirken, bunlara
ilaveten neler yapılabileceği üzerinde duruldu. Aynı
kaynaklar, ABD tarafının izolasyonun kaldırılması
konusunda yeni adımlar atmayı düşündüğünü belirttiler. Görüşlerinin
bir çok alanda örtüştüğünü görmüş olmaktan dolayı iki
tarafın da görüşmeden büyük bir memnuniyetle
ayrıldığı belirtilirken, ABD tarafının
Türkiye'nin görüş ve endişelerini daha fazla
paylaştığının görüldüğü kaydedildi. Bakan Gül'den
AB Deklarasyonu
tepkisi Öte yandan,
AB'nin Kıbrıs deklarasyonu konusundaki gelişmelere tepki
gösteren Bakan Gül'ün, memnuniyetsizliğinin bir ifadesi olarak ABD
Başkanı Rice'ın NATO ve AB dışişleri
bakanları onuruna verdiği resepsiyona
katılmadığı öğrenildi. |
KIBRIS 22/09/2005
Rehn'den, BM zemininde
çözüme destek
Başbakan
Soyer, AB Komisyonu Genişlemeden Sorumlu üyesi Olli Rehn'le görüştü
Rehn'den, BM
zemininde çözüme destek
REHN'DEN ÖVGÜ...
Başbakan Ferdi Sabit Soyer ve beraberindeki heyet, Brüksel
temaslarının son gününde AB Komisyonu Genişlemeden Sorumlu üyesi
Oli Rehn ile bir araya geldi. Rehn'in özellikle Kıbrıs'ta BM
zemininde çözüm sürecine destek verdiklerinin altını çizmesi yanında,
Kıbrıs Türk hükümetinin attığı adımlardan
"olumlu" bahsetmesi heyette memnuniyet yarattı
ÇÖZÜM
İSTEĞİMİZİ KANITLADIK... Başbakan Soyer , Rehn'e
yönelik konuşmasında, Kıbrıs Türkü'nün adada çözüm
istediğini ve bunu cumhurbaşkanı ve hükümeti ile
attığı her adımda kanıtladığını
belirtti. Soyer, Kıbrıs Türkü'nün "limanların eş
zamanlı açılmasını" istediğini de Rehn'e
aktardı
Hüseyin
EKMEKÇİ (Brüksel)
Başbakan
Ferdi Sabit Soyer ve beraberindeki heyet, Brüksel temaslarının son
gününde AB Komisyonu Genişlemeden Sorumlu üyesi Oli Rehn ile bir araya
geldi.
Berlaemont
binasındaki çalışma ofisinde heyeti kabul eden Rehn'in özellikle
Kıbrıs'ta BM zemininde çözüm sürecine destek verdiklerinin
altını çizmesi yanında, Kıbrıs Türk hükümetinin
attığı adımlardan "olumlu" bahsetmesi heyette
memnuniyet yarattı.
Başbakan
Soyer , Rehn'e yönelik konuşmasında, Kıbrıs Türkü'nün adada
çözüm istediğini ve bunu cumhurbaşkanı ve hükümeti ile
attığı her adımda kanıtladığını
belirtti. Soyer, Kıbrıs Türkü'nün "limanların eş
zamanlı açılmasını" istediğini de Rehn'e
aktardı.
Werhaugen
karşıladı
AB Komisyonu
genişlemeden sorumlu eski üyesi Gunter Werhaugen, koridorda
karşılaştığı KKTC heyeti ile yakından
ilgilendi.
Heyeti görünce
yakın ilgi gösteren Werhaugen, Soyer ve beraberindeki heyeti Rehn'in
çalışma ofisine kadar götürdü.
Soyer ile
birlikte, Lefkoşa Belediye Başkanı Kutlay Erk, Lefkoşa
Milletvekili Özdil Nami, Özel Kalem Müdürü Erkut Şahali ve AB Koordinasyon
Kurulu Müdürü Erhan Erçin de toplantıda hazır bulundu.
AB de
baskı yapmalı
Toplantı
sırasında konuşan Başbakan Soyer, Kıbrıs Türk
halkının süreç içerisinde önemli inisiyatifler üstlendiğini
anlatarak, yeni koşullarla birlikte yeni sıkıntıların
ortaya çıktığını, bu noktada AB'nin de inisiyatifler
üstlenmesi gerektiğini vurguladı.
Kıbrıs
Rum kesiminin çözüm olmadan AB üyesi olduğunu ve bunun
avantajlarını kullandığını anlatan Soyer,
Kıbrıs Türkü'nün hiçbir koşulda Rum yönetimini meşru
hükümet olarak kabul etmeyeceğinin altını çizdi.
Genişlemeden
sorumlu üye Oli Rehn'e sürekli olarak BM çözüm planına atıfta
bulunulmasının pozitif bir davranış olduğunu da
aktaran Soyer, "Ancak AB çözüm için kendi üyesi olan Kıbrıs Rum
kesimine de baskı yapmalıdır" dedi.
Her zaman önce
çözüm dedik
Kıbrıs
Türk halkının, yönetimi ve kurumları ile her zaman çözüme vurgu
yaptığını belirten Soyer, şunları da
anlattı:
"Çözüm
için önemli inisiyatifler üstlendik. Yeni kapılar açıyoruz. Rumlar
kuzeyde rahatça ibadet ediyor. Okullar açtık, eğitim devam ediyor.
Ancak biz
aynı anlayışı göremiyoruz. Kıbrıs Türk halkı
haksızdır diyen de yok. Ancak, Türkiye'ye 'Üye ülkeler ile
ilişkilerini normalleştir' diyen AB, Kıbrıs'ın içinde
ilişkilerin normal olmadığını gözden
kaçırmamalı."
Yararlı
oldu
Başbakan
Soyer, Brüksel'de bulunduğu üç günlük süre içerisinde, Kıbrıs Türk
Ticaret Odası'nın Brüksel temsilciliğinin
açılışını yaptı, üst düzey AB yöneticileri ile
bir araya geldi.
İlk olarak
AB Genişleme Direktörü Timo Suma ile bir araya gelen Soyer, önceki gün de
Fransa'nın AB Daimi Temsilcisi Pierre Sellal ile buluştu. Soyer dün
sabah saatlerinde de Genişlemeden Sorumlu üye Oli Rehn ile toplantıda
buluştu.
Hilton Otel'de
de çok sayıda AB yetkilisi ile bir araya gelen Soyer, Kıbrıs
Türkü'nün ısrarla çözüm istediğini ve yönetiminin de bu yönde
adımlar attığını, sadece Türkiye'nin Rum kesimine
limanlarını açmasını değil, Mağusa ve Ercan
limanlarının da eş zamanda açılmasını,
Kıbrıs içindeki ilişkilerin de normalleşmesi
gerektiğini ısrarla vurguladı.
Soyer,
ziyaretler sonunda, bir araya geldikleri tüm yetkililerin Kıbrıs
Türkü'nü çok iyi anladığını vurgulayan Soyer, "Olumlu
adımlar atmaya, ısrarla çözüm isteyen taraf olduğumuzu
vurgulamaya devam edeceğiz" dedi.
KIBRIS 22/09/2005
Rumlar, Kıbrıs
sorununu BM dışına çekmeye çalışıyor
|
Türkiye
Dışişleri Bakanı Gül, BM Genel Kurulu'nda konuştu: Rumlar,
Kıbrıs sorununu BM dışına çekmeye
çalışıyor "RUMLARI
YANLIŞ ÇABALARINDAN VAZGEÇTİRİN" Türkiye
Dışişleri Bakanı ve Başbakan
Yardımcısı Abdullah Gül, BM genel sekreterinin, Annan
planı temelinde görüşmeleri yeniden başlatma çabaları ve
ifadelerinin Rum yönetiminin devam eden engellemeleri yüzünden somut bir
netice vermediğini belirterek, "Bu yetmezmiş gibi,
Kıbrıs Rum yönetimi şimdi BM'yi bir kenara itmeye ve meseleyi
başka bir zemine taşımaya çalışıyor. Bütün
uluslararası aktörleri, Rumları bu yanlış
çabalarından vazgeçirmeye çağırıyorum" dedi Türkiye
Dışişleri Bakanı ve Başbakan
Yardımcısı Abdullah Gül, BM Genel Sekreteri Kofi
Annan'ın, Annan planı temelinde görüşmeleri yeniden
başlatma çabaları ve ifadelerinin Rum yönetiminin devam eden
engellemeleri yüzünden somut bir netice vermediğini belirterek, ''Bu
yetmezmiş gibi, Kıbrıs Rum yönetimi şimdi BM'yi bir
kenara itmeye ve meseleyi başka bir zemine taşımaya
çalışıyor. Bütün uluslararası aktörleri, Rumları bu
yanlış çabalarından vazgeçirmeye çağırıyorum''
dedi. New York'ta
bulunan Gül, BM Genel Kurul'u 60. dönem oturumunda konuştu. Gül,
konuşmasında Kıbrıs sorununa geniş yer
ayırarak, şunları söyledi: ''Doğu
Akdeniz'le ilgili olarak bizim vizyonumuz, Türkiye, Yunanistan ve
Kıbrıs'taki iki halk arasında bir istikrar, refah ve
işbirliği temeli oluşturmaktır. Yine de, üzülerek
belirtmek istiyorum ki, BM'yi yeniden şekillendirmeyi ve rolünü
artırmayı tartıştığımız bir zamanda
Kıbrıs sorununu bu örgütten uzaklaştırma gayretlerine
şahit oluyoruz. Bu çabaları, BM rolünü aşındıracak
son derece rahatsız edici bir çelişki olarak görüyoruz. Annan
planı, bu sorunun çözümü için eşsiz bir temel sundu.
Kıbrıs Türkleri, beklentilerini tam anlamıyla
karşılamasa da, bir uzlaşıya varma umuduyla bu planı
ezici bir çoğunlukla kabul etti. Diğer taraftan, geçen yıl
yapılan referandum da Kıbrıs Rum liderliğinin etkili
rehberliğinde, Rum kesiminin Annan planını reddetmesi,
uluslararası toplum için bir darbe oldu. Böylece, adanın
bölünmüşlüğünü sona erdirme şansı bir kez daha
kaçırıldı.'' Genel sekreterin referandumdan sonra
yayınladığı raporun, uzun müzakere sürecinin bir gözden
geçirilmesi niteliğinde olduğunu belirten Gül, şunları
kaydetti: ''Bu rapor,
Kıbrıs Türklerinin üzerindeki bütün izolasyonların
kaldırılması tavsiyesinde bulunmaktaydı. Maalesef,
teamüllere aykırı bir şekilde, Genel sekreterin kapsamlı
Kıbrıs raporu hasır altı edildi. Bunun sonucunda,
Kıbrıs Türkleri üzerinde uygulanan haksız izolasyonlar hâlâ
kaldırılamadı. Kıbrıs Türklerinin hâlâ dış
dünyayla bağları
kesik bir şekilde izolasyonlar altında
yaşadığına inanmak insana zor geliyor. Takip eden
dönemde, Genel sekreterin plan temelinde görüşmeleri yeniden
başlatma yönündeki çabaları ve ifadeleri Kıbrıs Rum
yönetiminin devam eden engellemeleri yüzünden somut bir netice vermedi. Bu
yetmezmiş gibi, Kıbrıs Rum yönetimi şimdi BM'yi bir
kenara itmeye ve meseleyi başka bir zemine taşımaya
çalışıyor. Bütün uluslararası aktörleri bu
yanlış çabalardan Rumları vazgeçirmeye
çağırıyorum.'' Türkiye'nin,
BM'nin Annan planı temelinde Kıbrıs'ta adil, eşit ve
kalıcı bir çözüm bulma gayretlerine katkıda bulunmaya
hazır olmaya devam ettiğini belirten Gül, ''Bu vesileyle
Kıbrıs'a uygulanan tüm kısıtlamaların
kaldırılması konusunda 30 Mayıs 2005 tarihinde
yaptığım öneriyi tekrarlamak istiyorum. Bu öneride, esas
olarak Kıbrıs'taki iki toplumun
yanı sıra Türkiye ve Yunanistan arasında insanların, mal
ve hizmetlerin serbest dolaşımı, havaalanları ve
limanlara uygulanan bütün kısıtlamaların
kaldırılmasını dile getirmiştim. Bu önerinin
uluslararası toplumun meşru beklentilerine uygun olduğu
açıktır'' şeklinde konuştu. |
|
|
KIBRIS 22/09/2005
|
NTV
Güncelleme: 21:29 23 Eylül 2005 Cuma
PARİS
- Fransa ve Yunanistan, Türkiyenin 3 Ekimde tam üyelik hedefiyle müzakerelere
başlamasında hemfikir. Pariste bir araya gelen Fransa
Cumhurbaşkanı Jacques Chirac ve Yunanistan Başbakanı
Karamanlis, Avrupa Birliğinin yayınladığı
karşı deklarasyon metninin de tüm beklentilerini
karşıladığını duyurdu.
|
|
Görüşmeyle
ilgili Elize sarayından yapılan açıklamada iki liderin
müzakerelere tam üyelik hedefiyle başlanması gerektiği konusunda
hemfikir oldukları belirtildi.
Açıklamaya göre, hem Cumhurbaşkanı Chirac hem de Yunanistan
Başbakanı Karamanlis, Avrupa Birliğinin
yayınladığı karşı deklarasyon metninden memnun.
İki lider, Ankara Protokolünün uygulanması ve üyelik müzakereleri
sürecinde bütün üye ülkelerin tanınmasına ilişkin
endişelerinin bu deklarasyonla yanıt bulduğunu söyledi.
ATİNA
İMTİYAZLI ORTAKLIĞA KARŞI
Karamanlis, Türkiyeye imtiyazlı ortaklık verilmesine ilişkin
yaklaşımının sorulması üzerine, ABnin Türkiyeye tam
üyelik sözü verdiğini belirtti ve Ankaraya başka bir seçeneğin
sunulmasının, ABnin güvenirliğini zedeleyeceğini söyledi.
Karamanlis, ABnin yayınladığı karşı deklarasyona
atıfta bulunarak, Ankaranın, ek protokol gereği limanlarını
Rum Kesimine açması gerektiğini savundu.
EK
PROTOKOL UYGULANMALI
Yunanistan Başbakanı, Türkiyenin ek protokolü uygulamaması
halinde müzakerelerin olumsuz etkileneceğini de söyledi. Karamanlis,
Türkiyenin Kıbrıs Rum Kesiminin tanınması konusunda engel
çıkarmasının, müzakerelerin seyrini etkileyeceğini
vurguladı.
Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis ile Fransa
Cumhurbaşkanı Jacques Chiracın Elysee Sarayında
gerçekleştirilecekleri görüşmede, Türkiyenin AB süreci ve
Kıbrıs konusunun gündeme gelmesi bekleniyor.
PARİSTE
MOLİVYATİS-BLAZY GÖRÜŞMESİ
Yunanistan Dışişleri Bakanı Petros Molivyatis ve Fransa
Dışişleri Bakanı Philippe Douste-Blazy de önceki gün
Pariste bir araya gelmiş ve Türkiyenin üyeliği ile Kıbrıs
konuları masaya yatırılmıştı.
Fransa Dışişleri Bakanı Blazy müzakelerin nasıl
sonuçlanacağının bilinemeyceğini belirtirken, Yunanistan
Dışişleri Bakanı Molivyatis, Diğer aday ülkelerin
müzakere süreci nasıl sona erdiyse Türkiyeninki de öyle olacak
demişti. İki ülkenin dışişleri bakanı, müzakere
çerçeve belgesi konusunda mutabık olduklarını, ancak birlik
içinde biriki ülkenin belgeye ilişkin birtakım itirazları
olduğunu dile getirmişlerdi.
|
Karamanlis Türkiyeye imtiyazlı ortaklığa
karşı |
|
|
Panis Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis, "Türkiyeden Kıbrıs Cumhuriyetini (Rum Kesimi) tanımasını bekliyoruz" dedi. Karamanlis, AB'de Türkiye'ye imtiyazlı ortaklık öneriseni karşı çıktı. Fransaya resmi bir
ziyarette bulunan Karamanlis, Le Figaro gazetesi ile yaptığı
söyleşide, Türkiyenin Ek Protokolü imzalayarak bir angajmanı
yerine getirdiğini, ancak "kabul edilemez" bir
Kıbrıs deklarasyonunu yayınladığını
belirtti. Karamanlis,
"Türkiyeden angajmanlarını uygulamasını ve
Kıbrıs Cumhuriyetini tanımasını bekliyoruz. Bu
koşullarda, müzakereler 3 Ekimde başlayabilir" ifadesini
kullandı. Ek Protokol
imzalanmasının Türkiyenin limanlarını ve
havaalanlarını açması gerektirdiğini savunan Karamanlis,
"Yapmazsa müzakereler etkilenir mi?" sorusuna "Evet,
Türkiyenin Kıbrısı tanıma yolunda yarattığı
tüm engeller müzakere süreci için bir sorun yaratır" dedi. KARAMANLİS
İMTİYAZLI ORTAKLIK ÖNERİSENE KARŞI ÇIKTI Başbakan
Karamanlis, Fransanın Müzakere Çerçevesi belgesinde
"imtiyazlı ortaklık"a yer verilmesini
arzuladığına dikkat çekilmesi üzerine, "AB, 1999
yılında Türkiyeyi bu türdeki bir çekinceyi dile getirmeden aday
olarak tanıdı. AB kredibilitesini korumalı. Türkiyeye bugün
önerilenin 6 yıl sonra önerileceğinin aynısı
olmayacağını söylemek dürüstlük olur mu?" karşılığını verdi.
"İmtiyazlı
ortaklık" konusunun belgeye dahil edilmesinin Ankaranın
motivasyonunu azaltacağını belirten Karamanlis, başka bir
soru üzerine de "Avrupalaşmış olan bir Türkiye,
başta Yunanistan olmak üzere, tüm Avrupalıların
çıkarıdır" yanıtını verdi. (ANKA) |
|
HURRIYET 23/09/2005
|
Belge böyle şekillendi |
|
|
Türkiye ile AB
arasındaki müzakerelerin içeriğini belirleyen MÇBde sindirme
kapasitesiyle ilgili bölüm, sekizinci sayfadan birinci sayfaya
alınırken su görüşlere yer verildi: |
|
HURRIYET 23/09/2005
|
Deklarasyon çelişkilerle dolu |
|
|
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Kıbrıs konusunda ABnin yayınladığı karşı deklarasyon hakkında çelişkilerle dolu ifadesini kullandı. Erdoğan, Bizim için önemli olan Çerçeve Belgesidir. 3 Ekim müzakere sürecinde etkili olacak belge odur ve biz de bunun takibini yapıyoruz dedi. Avrupa
Parlamentosunun Türkiye raportörü Camiel Eurlings ise, gümrük birliği
protokolünü uygulamayı ve Kıbrıs Rum Yönetimi ile
ilişkilerini normalleştirmeyi reddeden Ankaraya hoşgörü
gösterilmeyeceğini söyledi. |
|
HURRIYET 23/09/2005
Başbakan Ferdi Sabit Soyer
başkanlığındaki KKTC heyeti, Kıbrıs Türk Ticaret
Odası ofisi açılışı için gittiği Brüksel'den
dönüşünde VIP krizine takıldı.
Türk heyeti önceki akşam adaya dönmek için
havaalanına gittiğinde Rum engeliyle karşılaştı.
Girişte VIP'ten geçen heyet, Rum diplomatların 'Sahte başbakan
VIP kullanamaz' itirazı üzerine normal yolcular gibi uçağa binmek
zorunda kaldı.
"Rumlar gibi ufak şeylerle
uğraşmayız" diyen Soyer, 'sahte başbakan'
yakıştırmasına "Bu makama halk iradesiyle geldik.
Papadopulos ne kadar meşruysa biz de o kadar meşruyuz"
yanıtını verdi.
MILLIYET 23/09/2005
Rum golü ama...
Bakın, Avrupa Birliği yolunda Türkiye'ye Papadopuloslar ne zaman taş
koyarlarsa, bunun hesabını Denktaşgiller'den sorun.
Asıl suçlu onlardır.
Bunu hiç unutmayın.
Denktaşgiller'dir, Güney Kıbrıs'ın tek başına
AB'ye girebilmesine kapıyı açanlar... Türkiye'ye Annan Planı
konusunda iki kez kaçırttıkları fırsattır, AB'de Papadopuloslar'ın
eline veto kozunu kazandıranlar...
Kırk dereden su getirebilirler.
Sakın kulak asmayın.
Denktaşgiller'in kabahatidir bu.
3 Ekim yaklaşırken, Türkiye'nin Papadopuloslar'dan yemiş
olduğu golü de Denktaşgiller'in hanesine yazın, hiç kuşku
duymayın.
Evet, bir gol yendi.
AB'nin yayımlamış olduğu karşı deklarasyon,
Rumların bakış açısını çok daha fazla
yansıtıyor. Gerek Türkiye'nin Güney Kıbrıs'ı
tanıması, gerek Kıbrıs'ta çözüm açısından AB'nin
devreye girmesi, gerekse limanlarımızın açılması
konularında AB, Rumları kolladı.
Hem de fazlasıyla...
Ankara, tepkisinde haklıdır.
Karşı deklarasyon öylesine kaleme alınmıştır ki:
(1) Deklarasyon biraz deklarasyon sınırını aşarak,
politika belirleyen, adeta yol haritası çizen bir siyasal belge
niteliği kazanmıştır.
(2) Kıbrıs'ta çözüm konusunu Birleşmiş Milletler
platformundan AB'ye taşıyan bir sapma yaratmıştır.
(3) Gerek Güney Kıbrıs'ın tanınması, gerekse Gümrük
Birliği çerçevesinde Güney Kıbrıs'a limanların
açılması konularında, 3 Ekim sonrası Türkiye'yi daha kolay
sıkıştırabilecek diplomatik bir anlayış
getirmiştir.
Bunlar bazı olgular.
Yok sayılamayacak olgular.
Ama dünyanın sonu mu?
Elbette değil.
Türkiye'nin Güney Kıbrıs'ı tanımasının bugünden
yarına olamayacağını cümle âlem biliyor. AB'si de, ABD'si
de, BM'si de bir gerçeğin farkında. Bugün artık
Kıbrıs'ta çözüm yoluna taş koyan Türk tarafı değil,
Papadopuloslar'dır.
Öte yandan, çözümde adres olarak AB'nin işaret edilmiş olması,
BM'yi ille de devreden çıkaracak bir sonuç yaratmaz. Her şeyden önce
AB'nin Kıbrıs gibi kritik dış politika konularında
ortak tutum saptayarak inisiyatif alamadığı gerçeği göz
önünde tutulursa, BM'nin Kıbrıs'ta devre dışı
kalması uzak ihtimaldir.
Limanların açılmasına gelince...
Bu konuda Türkiye'nin eli ne kadar güçlü?.. Güçlü olduğunu savunmak zor.
Ayrıca, bu bakımdan AB tam bir blok halinde Güney
Kıbrıs'ın yanında saf tutmuş durumda...
Görünen nedir?
Güney Kıbrıs hayatın gerçeği!
Eninde sonunda tanıyacaksın. Başka çare yok. Elbette bugünden
yarına tanımayacaksın. Ama AB'ye üye olacaksan, günün birinde
tanımak kaçınılmaz olarak gelip kapını çalacak.
Bunun gibi, limanlarını da bugün değilse yarın, fazla
uzatmadan açmak durumundasın. Tabii bu konuda hem bir zamanlama sorunu,
hem de bir al ver mekanizması önem taşıyor.
Ne yapmak lazım?
Ankara'nın sinirlerine hâkim olması gerekiyor.
Bugüne kadar olduğu gibi...
AB'nin 'karşı deklarasyonu'na karşı
Dışişleri haklı olarak tepki gösterdi. Aynı zaman da
kendi pozisyonlarını bir kez daha açıkladı. Bu çerçevede,
"Tanıma ancak çözümle mümkündür!" diyerek yola devam
edeceğini belli etti.
Soğukkanlı bir duruş...
AKP hükümeti bugüne kadar AB konusunda bu çizgiyi izledi. Pire için yorgan
yakabilecek tavırlardan kaçındı. Şimdiki tutumu da
farklı değil.
Doğru olan da bu...
Ama bir nokta var:
3 Ekim'e kadar 'müzakere çerçeve belgesi'nin içine imtiyazlı ortaklık
gibi olmadık bir şey konursa, o zaman 3 Ekim dondurulur. Bu gerçekten
Türkiye'nin kırmızı çizgisi niteliği taşıyor.
Ama Avusturya'nın bunu başarması yakın ihtimal değil.
3 Ekim'e böyle geliyoruz.
·
* * * * * *
HASAN CEMAL 23/09/2005
AB'nin
belalısı!
Önceki gün Brüksel'de bir AB'li diplomat, Kıbrıs Rum delegasyonunun
Türkiye ile ilgili "karşı deklarasyon"u kendi lehlerinde
çıkartmak için sürekli yaptığı çıkışlar
hakkında şöyle diyordu: "Bıktık artık.
Doğru, Kıbrıs'ın da diğer üyeler gibi itiraz etme,
öneri yapma hakkı var, ama Papadopulos adeta AB'yi rehin alma
çabasında. Her isteğini kabul ettirebileceğini sanıyor...
Gerçekten Kıbrıs (Rum yönetimi), AB'nin belalısı
('trouble-maker') oldu."
Durun hele! 3 Ekim'de müzakereler başlasın. Ondan sonra Papadopulos
yönetiminin her fırsatta ne numaralar çevireceğini göreceksiniz. Son
günlerde olanlar, sadece bunun "uvertür"ü veya bir "ön
provası"...
Brüksel'de şimdi AB çevrelerinde Rumların
mızmızlığından yakınanlar çok. Ama kabahat kimde?
Aynı çevreler geçen yıl Kıbrıs'ın (diğer 9 yeni
üye ile birlikte) AB'ye girmesi gerektiğini savunurken, böyle bir
"bela"yı da "ithal" etmekte olduklarını
neden görmek istemediler?
O zaman kendileri ısrarla "Kıbrıs'ı (sadece Rum
kesimini de olsa) üye olarak alırsak, Kıbrıs sorunu daha çabuk
çözülür ve Türkiye'nin üyelik yolu da açılır" diyorlardı.
Buyrun işte. Kıbrıs'ın AB'ye "yarım
porsiyon" olarak girmesi, çözümü kolaylaştırmak şöyle
dursun, daha da zorlaştırdı. Çözüme "hayır" diyen
Papadopulos'un Türkiye'ye karşı kendi politikasını
diğer 24 "ortağı"na kabul ettirme çabası da,
AB'nin başına bela oldu!
* * *
Papadopulos yönetiminin bu oyunu ustalıkla oynadığını,
hatta "zaaf"ını fazla zorlanmadan "güç"e
çevirmeyi başardığını kabul etmek lazım.
Kıbrıs'taki referandumdan sonra Papadopulos'un çok zor duruma
düşeceği, uluslararası baskılar altında
kalacağı sanılmıştı. Oysa Rum liderin "AB
kartı"nı oynamak suretiyle kısa zamanda
toparlandığı, hatta atağa da geçtiği görüldü.
Şimdi şunu sormalı: Eğer Kıbrıs Rum kesimi, tek
başına AB üyesi olmasaydı, bu avantaja sahip olabilir miydi?..
BM'nin çözüm planını reddeden taraf olarak, uluslararası
forumlarda başı dik dolaşıp sadece Kıbrıslı
Türkleri değil, Türkiye'yi de baskı altında tutmaya
kalkışabilir miydi?..
Şimdi Avrupalı diplomatların ve analistlerin bir kısmı
Kıbrıs sorunu çözümlenmeden Rum tarafını
"Kıbrıs Cumhuriyeti" adı altında üye olarak
almanın "hata" olduğunu kabul ediyorlar. Hele son günlerde
İngiliz diplomasisine bile kan kusturan Rum ayak oyunlarını
gördükten sonra!..
* * *
Bu noktaya gelinmesinde, Papadopulos'un AB'yi esas "mücadele
alanı" ("champs de bataille") olarak seçmesine AB'nin izin
vermesinin de büyük payı var. Tabii AB Kıbrıs sorunu
çözümlenmeden adanın sadece yarısını egemen bir devlet
olarak kendi içine almasaydı veya hiç olmazsa üye olduktan sonra onun
nazına karşı dik durabilseydi bu duruma düşmezdi.
Kabul etmeli ki Rum tarafı AB'yi kendi dümen suyundan götürebilmek için,
birçok üye ülkenin işine gelen veya "prensipleri savunma"
hevesini okşayan unsurları iyi kullanmasını bildi.
Örneğin 25'lerle müzakereye oturacak bir adayın mutlaka hepsini
(Kıbrıs dahil) resmen tanınması, limanlarını
onlara açması gerektiğini savundu. Bunlar mantıklı görünen
argümanlar. Oysa, bu pürüzler, hep çözümsüzlüğün (ki bunun
başlıca sorumlusu Papadopulos'tur) sonucudur.
Ama ne yazık ki AB bunu görmüyor. Değil mi ki "Kıbrıs
Cumhuriyeti" onun bir üyesi, onu desteklemek zorunluğunu duyuyor.
Bazılarının da kabul ettiği gibi, onun "AB'nin belalısı"
haline geldiğini bile bile...
SAMI KOHEN MILLIYET 23/09/2005
"AB'nin
verdiği sözlere inanmayın"
Kıbrıs Rum toplumuna -haddim olmayarak- bir önerim var
Sakın Avrupa Birliği'nin ünlü Karşı Deklarasyonunun içine
bakıp, bu işin bittiğine, AB'nin Kıbrıs konusunda
Türkiye'yi köşeye sıkıştırdığına,
önümüzdeki birkaç yıl içinde Türkiye tarafından da resmen
tanınacağınıza inanmayın.
Avrupa Birliği sizin ağzınıza bir parmak bal çaldı, o
kadar. Lideriniz Papadopulos sonuçtan çok memnun olduğunu söyleyebilir.
Ancak unutmayın ki, bütün bunlar sadece laf-ı-güzaf.
Karşı Deklarasyonda "Türkiye'nin Kıbrıs'ı
tanıması " konusunda çok laf ediliyor. Ancak ortada bir de
gerçek var. Dikkat edecek olursanız, ne kesin bir tarih, ne de kesin bir
yaptırımdan söz ediliyor.
Bu ne demektir ?
Eğer AB'nin diğer üyeleri isterlerse, işte o zaman bu
Deklarasyondaki cümleleri kullanıp ve sizin üzerinizden hareket edip
Türkiye'yi sıkıştıracaklar. Bunu sizin için değil,
kendileri için yapacaklar. İşlerine geldiğinde hareket
edecekler. Ayrıca unutmayın ki, sizin ve Yunanistan'ın
dışındaki üyelerin hiçbiri, çözüm olmadan Türkiye'nin
Kıbrıs'ı tanıması gerektiğine inanmıyor.
Yine tüm üye ülkelerin kesin inançları, Türkiye'yi bu yönde
zorlayamayacakları şeklindedir.
Hiç hayale kapılmayın.
Bundan dolayı, Papadopulos'u tatmin etmek için, Karşı
Deklarasyona eklenen cümleler aman gözünüzü kamaştırmasın.
Bunları, nasırınıza basmak için yazmıyorum.
Son derece samimiyim ve gerçekleri görüyorum.
Zira hemen hemen aynı durumlarla biz karşı karşıya
kaldık.
Türkiye'ye her türlü söz verildi. Papadopulos yerden yere vuruldu. KKTC 'nin
izolasyondan kurtarılacağı resmen bildirildi.
Ne oldu ?
Hiçbir şey olmadı
Zira AB istemedi.
Aynı durum, sizin için de geçerli olacak.
Özetleyelim, Kıbrıs'ın tanınması müzakerelerin sonuna
ve karşılıklı bir çözüm pazarlığının
sonucuna bırakıldı.
Gelelim, Türk limanlarının açılması konusuna.
Bu konuda eliniz biraz daha kuvvetli. Türkiye'ye destek yok. Eninde sonunda da
limanlarını açacak. Ancak bu 2006'da mı, yoksa daha ilerde mi
olacak, işin o yanı da belli değil.
ADA ARTIK İKİYE BÖLÜNDÜ, BUNU İÇİMİZE
SİNDİRELİM
Şimdi açık ve doğru konuşalım.
Sizler, Kıbrıs'ın yönetimini Türklerle paylaşmak
istemiyorsunuz. Hatta Kıbrıs Türkleriyle birlikte yaşamaktan da
hoşlanmıyorsunuz. Eğer böyle olsaydı, Anan planı
referandumundan çok farklı bir sonuç çıkardı.
Siz, Türklerin Kuzey'deki bir bölgede, ancak Rum hükümetinin yönetimi
altında ve azınlık haklarıyla yetinmelerini istiyorsunuz.
Bunun gerçekleşmesi imkansızdır.
Gerçekleri görün.
Hele son gelinilen noktada, AB dahi tutumunu değiştirmeye
başlamaktadır. Ada ikiye bölük kalacaktır. Türkiye'nin AB tam
üyeliği karşılığında en fazla verebileceği,
Annan planındaki "Asker çekilmesi- Garantörlük ve
gayrimenkuller" gibi birkaç noktada Rum talebini kabul etmenin ötesine
gidemez.
Bundan dolayı, kendinizi beklehtilere sokmayın. Sadece gerçekleri
kabul edin ve hesaplarınızı ona göre yapın. Zira
Kıbrıs konusunu bugünlere, Rauf Denktaş'ın da
yardımlarıyla (!) sizler getirdiniz...
* * *
MEHMET ALI BIRAND MILLIYET 23/09/2005
Ankara AB'ye kızgın
AB'nin, 'Rumları
müzakere sürecinde tanıyın, limanları 2006'da açın'
bildirisine Ankara tepkili: 40 yıllık işbirliğine
aykırı, yeni şartlar olamaz
RADIKAL 23/09/05
RADİKAL - ANKARA/BRÜKSEL - Türkiye'nin
üyelik müzakerelerine başlamasına 10 gün kala AB'yle arasına
deklarasyon rahatsızlığı giriyor. Türkiye'nin Gümrük
Birliği'ni 10 yeni üyeye genişleten protokolü imzalarken
yaptığı 'kapsamlı çözüme dek Kıbrıs'ı
tanımıyorum' beyanına karşı AB'nin
yayımladığı deklarasyona, Ankara tepki gösterdi.
Dışişleri, Türkiye'nin müzakereler sırasında Rum
Yönetimi'ni tanıması ve 2006'da liman ve havaalanlarını
Rumlara açmasını, aksi halde müzakerelerin olumsuz etkilenmesini öngören
deklarasyonu eleştirdi.
'Çözümü engeller'
Dışişleri sözcüsü Namık Tan, açıklamasında
Ankara'nın resmi tepkisini sunarken, "Üzüntüyle karşılanan
deklarasyon, 40 yıllık işbirliği ruhuyla
bağdaşmayan üslupta olup haksız yaklaşımlar ve yeni
unsurlar içeriyor" dedi. Bunun çözüm için zafiyete neden
olacağını belirten Tan, şunları söyledi:
"Türkiye, Ankara Anlaşması ve Ek Protokol'den kaynaklanan
yükümlülüklerin tüm üyelere ayrım yapmadan uygulanacağını
müteaddit vesilelerle açıklamıştır. Uygulamada
çıkabilecek sorunların görüşülebilmesi için çeşitli
mekanizmalar öngörülmüştür. Anlaşma ve Ortaklık Konseyi
kararlarında protokolün uygulanmasının takibi hususunda yeni
unsurlar getirilmek istenmesinin izahı zordur. Diğer taraftan,
Kıbrıs Türk halkının varlığı, statüsü,
hakları ve beklentilerinin göz ardı edilmiş olması vahim
bir haksızlıktır." Tan, AB'nin Kıbrıs'taki
yükümlülüklerini de şöyle sıraladı:
1. BM çabalarının aktif desteklenmesi ve çözüm sürecini
kolaylaştıracak ortama katkı yapılması.
2. AB Konseyi'nin 26 Nisan 2004 tarihli kararı uyarınca,
Kıbrıs Türklerine verilen sözün yerine getirilmesi, tüm
kısıtlamaların kaldırılması. Doğrudan
ticaret ve mali yardım tüzüklerinin uygulanması.
3. Türkiye'nin 30 Mayıs 2005'te yaptığı Kıbrıs'ta
kısıtlamaların tüm taraflarca eşzamanlı
kaldırılması öneri paketinin desteklenmesi.
Deklarasyonu inceleyen Dışişleri yetkilileri,
Kıbrıs'ın BM'den koparılmak istendiği ve limanlar
konusunun müzakerelerin önüne yeni koşul olarak getirilmeye
çalışıldığını belirtti.
Dışişleri, AB'nin Çerçeve Belge'yi de onayının
ardından, ilişkilerin geleceğine dair değerlendirmesini
hükümete sunacak.
'Çerçeve belge önemli'
Başbakan Tayyip Erdoğan da deklarasyonla ilgili olarak
şunları söyledi: "Karşı deklarasyon çelişkilerle
dolu. Bizim için önemli olan Müzakere Çerçeve Belgesi'dir.
Dolayısıyla bu belgeyi takip ediyoruz."
Eurlings'ten
uyarı
Ek protokolle ilgili rapor hazırlamak üzere Rum Kesimi'ne giden Avrupa
Parlamentosu Türkiye Raportörü Hollandalı Camiel Eurlings de, "Bir
protokol imzalandığında uygulanmalıdır. Bu nedenle,
Türk hükümetinin, Rum gemi ve uçaklarına izin vermemesini kabul
edemiyoruz" dedi.
KKTC Başbakanı VIP'ten
geçemedi
RADİKAL - LEFKOŞA - Başbakan
Ferdi Sabit Soyer başkanlığındaki KKTC heyeti,
Kıbrıs Türk Ticaret Odası ofisi açılışı için
gittiği Brüksel'den dönüşünde VIP krizine takıldı. Türk
heyeti önceki akşam adaya dönmek için havaalanına gittiğinde Rum
engeliyle karşılaştı. Girişte VIP'ten geçen heyet, Rum
diplomatların 'Sahte başbakan VIP kullanamaz' itirazı üzerine
normal yolcular gibi uçağa binmek zorunda kaldı. "Rumlar gibi
ufak şeylerle uğraşmayız" diyen Soyer, 'sahte
başbakan' yakıştırmasına "Bu makama halk
iradesiyle geldik. Papadopulos ne kadar meşruysa biz de o kadar
meşruyuz" yanıtını verdi.
23/09/2005
Başbakan Ferdi
Sabit Soyer:BM süreci derhal başlamalı
Başbakan
Ferdi Sabit Soyer, Brüksel dönüşü BM sürecinin birincil hukuk
olduğunu vurguladı
BM süreci
derhal başlamalı
l AB'NİN
DE BİRİNCİL HUKUKU... Başbakan Ferdi Sabit Soyer,
Kıbrıs sorununun ancak BM zemininde ve genel sekreterin
inisiyatifiyle çözümlenebileceğinin AB katılım
anlaşmasında da yer aldığına ve AB'nin birincil hukuku
olarak temel oluşturduğuna da işaret etti
l
GEÇMİŞİN YANLIŞLARI, BUGÜNÜN SIKINTISI... Geçmiş
yönetimlerin "çözümsüzlük çözümdür" siyasetinin,
Kıbrıslı Rumların tek başına AB'ye girmelerine
olanak sağladığını ve bugün gelinen noktada bir dizi
sıkıntılar yaşandığını vurgulayan
Soyer, Rumların tek yanlı AB üyeliğini avantaj olarak kullanarak
AB'ye dayatma yapmaya çalıştığını söyledi
Başbakan
Ferdi Sabit Soyer, Kıbrıs sorununun ancak BM zemininde ve genel
sekreterin inisiyatifiyle çözümlenebileceğinin AB katılım
anlaşmasında da yer aldığınI ve AB'nin birincil hukuku
olarak temel oluşturduğunu anımsattı.
Soyer,
Brüksel'de son derece yararlı temaslar yaptıklarını ve
Kıbrıs Türk tarafının politikasını anlatma
olanağı bulduklarını belirterek, Avrupa Birliği ile
ilişkilerin ve lobi faaliyetlerinin geliştirilmesinin önemini
vurguladı.
Kıbrıs
Türk sivil toplum örgütlerini Ticaret Odası gibi dışa yönelik
adımlar atmaya çağıran Soyer, Rum yönetiminin KKTC
yetkilileriyle ilgili "sahte" nitelemesini yorumlarken de,
"Cumhurbaşkanımız Talat, Papadopulos kadar meşrudur.
Hükümetimiz Rum hükümeti kadar vicdanidir, hatta daha demokratiktir" dedi.
Ticaret
Odası'nın temsilcilik ofisinin açılış töreni için pazartesi
sabahı bir heyetle birlikte Brüksel'e giden Başbakan Soyer,
temaslarını tamamlayarak önceki gece sat 22.30 sıralarında
İstanbul üzerinden KKTC'ye döndü.
Diğer
örgütlere çağrı
Havaalanında
gazetecilere ziyaretini değerlendiren Başbakan Soyer, Ticaret
Odası'nın Brüksel'de temsilcilik açmasının
yararını yerinde gözlemleme imkanı bulduklarını
anlattı ve diğer sivil toplum örgütlerine de benzer girişimler
için çağrıda bulundu.
Brüksel'de AB
Komisyonu Genişlemeden Sorumlu Komiseri Olli Rehn dahil birçok yetkili,
büyükelçi ve parlamenterle görüşme olanağı
bulduklarını anımsatan Soyer, Avrupa Birliği'nde sürekli
olarak lobi faaliyetleri yapan heyet üyeleri Lefkoşa Belediye
Başkanı Kutlay Erk ile CTP Milletvekili Özdil Nami'nin ayrıca
temaslarda bulunduklarını da anlattı.
Mesajlar
verildi,
olumlu mesajlar
alındı
Brüksel'deki
temasları sırasında çözüm politikasını ve
izolasyonların kaldırılmasına ilişkin beklentilerini
ayrıntılarıyla ifade etme imkanı bulduklarını
söyleyen Soyer, kayıp mezarlarının açılması, ayinlerin
düzenlenmesi, yeni kapıların açılması, ortak fuarlar
düzenlenmesi gibi Türk tarafının tek yanlı iyi niyetli
inisiyatiflerini AB yetkililerinin dikkatine getirdiklerini söyledi.
AB yetkilileri
ve Fransız büyükelçisi dahil AB nezdindeki yabancı misyon
temsilcilerinin Kıbrıs Türk tarafının çözüm
yanlısı tutumuna takdir ifade ettiklerini söyleyen Soyer, çözüm
olmadan Kıbrıs'ın AB üyeliğinin Rumları masadan
uzaklaştırdığına da vurgu yaptıklarını
kaydetti.
AB üyelik
sürecinde Türkiye'ye Rum yönetimini tanıma baskısından
duydukları rahatsızlığı ve böyle bir gelişmenin
yaratacağı sonuçları da ayrıntılı bir
şekilde ifade ettiklerini anlatan Soyer, "Tüm dünya tanısa bile
Papadopulos yönetimini tanımayacak tek gücün Kıbrıs Türkleri
olduğunu" her görüşmede ifade ettiklerini bildirdi.
BM süreci
birincil hukuk
Başbakan
Soyer, bir gazetecinin COREPER'in gündeminde bulunan AB deklarasyonuna
atıf yaparak, "Rum yönetiminin AB'yi rehin almasına"
ilişkin sorusu üzerine de, bu konuda sürekli mesajlar verdiklerini ve girişimlerde
bulunduklarını anlattı.
Geçmiş
yönetimlerin "çözümsüzlük çözümdür" siyasetinin,
Kıbrıslı Rumların tek başına AB'ye girmelerine
olanak sağladığını ve bugün gelinen noktada bir dizi
sıkıntılar yaşandığını vurgulayan
Soyer, Rumların tek yanlı AB üyeliğini avantaj olarak kullanarak
AB'ye dayatma yapmaya çalıştığını söyledi.
Soyer,
Kıbrıs sorununun ancak BM zemininde ve genel sekreterin
inisiyatifiyle çözümlenebileceğinin AB katılım
anlaşmasında da yer aldığına ve AB'nin birincil hukuku
olarak temel oluşturduğuna da işaret etti.
Talat,
Papadopulos kadar meşru
Başbakan
Soyer, başka bir soruya karşılık da, "Biz bu makamlara
Kıbrıs Türk halkının iradesiyle geldik. Onlar bize,
sayın cumhurbaşkanına 'sahte' diyebilirler. Bu niteleme her
şeyden önce Kıbrıs Türk halkının demokratik
kararına aykırıdır. Bu nedenle 'sahte' demeleri çok anlam
ifade etmez. Sayın Talat, Papadopulos kadar meşru ve vicdanidir.
Hükümetimiz de onlar kadar vicdanidir, hatta daha demokratiktir" diye
konuştu.
Başbakan
Soyer, Rum yönetiminin Kıbrıslı Türklerin attığı
her adımı önleme gayretinde olduğunu belirterek, Brüksel'e
girişte VİP uygulaması yapılmasının Rumları
hemen harekete geçirdiğini ve dönüşte bu uygulamanın
kaldırıldığını anlattı.
Başbakan
Soyer, Brüksel ziyaretinde büyük destek veren TC büyükelçiliği ve daimi
temsilciliğe de teşekkür etti.
KIBRIS 23/09/2005
Türkiye'nin
Kıbrıs İşlerinden de Sorumlu Devlet Bakanı ve
Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener bugün KKTC'ye
geliyor
Abdüllatif
Şener bugün KKTC'ye geliyor
Türkiye'nin
Kıbrıs İşlerinden de Sorumlu Devlet Bakanı ve
Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener bugün KKTC'ye
geliyor.
Orta Doğu
Teknik Üniversitesi'nin (ODTÜ) Kuzey Kıbrıs Kampusu
açılışına katılmak üzere gelecek Şener, cumartesi
adadan ayrılacak.
TC Lefkoşa
Büyükelçiliği'nden açıklanan ziyaret programına göre, Sivas
Milletvekili Osman Kılıç'ın eşlik edeceği Şener,
bugün saat 15.00'de, Ercan Havalimanı'na varacak. Saat 17.00'de ODTÜ Kuzey
Kıbrıs Kampusu'nun açılışına katılacak konuk
bakan, 24 Eylül Cumartesi saat 14.55'te KKTC'den ayrılacak.
Açılış
bugün
Türkiye'nin
uluslar arası saygınlık kazanmış üniversitelerinden
Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nin (ODTÜ) Kuzey Kıbrıs Kampusu,
bugün törenle hizmete giriyor.
Kampusun
açılışı nedeniyle düzenlenecek tören saat 17.00'de Kalkanlı'daki
ODTÜ Kuzey Kıbrıs Kampusu Kültür Kongre Merkezi'nde yer alacak.
Törene, Türkiye Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı
Abdüllatif Şener de katılarak konuşma yapacak.
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat'ın da konuşma yapması beklenen
açılışa, Türkiye ve KKTC'den birçok yetkili davet edildi.
ODTÜ Rektörü
Prof. Dr. Ural Akbulut ile ODTÜ Kuzey Kıbrıs Kampusu Yönetim Kurulu
Başkanı ve Rektörü Prof. Dr. Ahmet Acar, açılış
töreninin ardından saat 19.30'da ise resepsiyon verecek.
Eğitim
yılı 26 Eylül'de
ODTÜ Kuzey Kıbrıs
Kampusu Genel Sekreteri Erdal Onurhan'dan alınan bilgiye göre, kampusta
şu anda 8 programda eğitim veriliyor. Elektrik elektronik
mühendisliği, bilgisayar mühendisliği, makine mühendisliği,
inşaat mühendisliği, işletme, işletme (State University of New
York'la ortak program), iktisat (ekonomi), siyaset bilimi ve uluslar arası
ilişkiler programlarının bazıları geçen yıl
eğitime başlamış ve öğrenciler bir yıl Ankara'da
öğrenim görmüştü.
Yeni
eğitim yılının 26 Eylül'de başlayacağı ODTÜ
Kuzey Kıbrıs Kampusu'nda 500 öğrenci öğrenim görecek.
Yabancı Diller Yüksekokulu'nun da eğitim vereceği kampusta, bu
okul, hazırlık okulu görevini yapacak.
Burslu ve
burssuz programları olan ODTÜ Kuzey Kıbrıs kampusunda 500
öğrenci kapasiteli yurt ve öğretim üyeleri için lojmanlar bulunuyor.
OTDÜ Kuzey
Kıbrıs Kampusu'yla ilgili bilgilere internette www.kkk.odtu.edu.tr
adresinden de ulaşılabiliyor.
KIBRIS 23/09/2005
Kıbrıs Rum yönetimi
Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu, Türkiye'nin Rum yönetimini
yakın bir zamanda tanıyacağına
inanmadığını ifade ederek, Türkiye'nin şu anda
''Kıbrıs Cumhuriyeti''ni tanımasının söz konusu
olmadığını söyledi.
Güney Kıbrıs'ta yayımlanan
Politis gazetesine demeç veren Yakovu, şu görüşleri savundu:
''Tüm olanların ardından Türkiye'nin
'Kıbrıs Cumhuriyeti'ni de facto tanıması
sağlanmıştır. Bakanlar Konseyi'nin hukuk komisyonunun
yazılı raporundan bu sonuca varılmaktadır. Ayrıca bu,
AB karşı deklarasyonunda ve müzakere çerçevesinde yer alan,
Türkiye'nin, 'Kıbrıs Cumhuriyeti'ne isim olarak da
değinildiği tüm AB üyesi ülkelerle ilişkilerini
normalleştirmesi gerektiği ifadesinde de belirtilmektedir. Bu,
Türkiye'nin antipati duyduğu ve bunu da gizlemediği, ileriye
doğru büyük bir adımdır.''
'NORMALLEŞME 3 EKİM'DEN SONRA'
''Kıbrıs (Rum kesimi) için
ilişkilerin normalleşmesinin 3 Ekim'den itibaren
başlayacağını'' savunan Yakovu, ''Türkiye ile AB
katılım müzakeresi çerçevesinde gerçekleştirilecek hiçbir
temasın, Kıbrıs sorununun özüne ilişkin konuların
görüşülmesine varmayacağı görüşüyle de hemfikir
olduğunu'' ifade etti.
Yakovu, ''2006 yılında Türkiye'nin
ilişkilerini normalleştirmesine dair kontrol mekanizmasının
başlayacağını'' belirterek, ''bu noktada Türkiye ile Rum yönetimi
arasında farklı bir ölçütün yaratılacağı''
değerlendirmesinde bulundu.
Rum Bakan, herkesin umudunun, Kıbrıs
sorununa çözüm bulunması için paralel ilerleyecek bir sürecin, BM Genel
Sekreteri Kofi Annan'ın, 3 Ekim sonrasında ortaya çıkacak
koşulları değerlendirmesini sağlayacağı
şeklinde olduğunu ifade ederek, ''ne Genel Sekreter ne de
kendilerinin Kıbrıs sorununu 3 Ekim ile ilişkilendirdiklerini,
ancak bunun yeni bir çağ olduğunu'' söyledi.
Yakovu, Ekim ayında Annan'ın da
harekete geçeceğine ve Annan'ın tarafların görüşlerini
almak üzere bölgeye özel görevliler göndereceğine
inandığını kaydetti.
Kıbrıs sorununa çözüm bulunması
sürecinin tamamen BM Genel Sekreteri'nin yetkisinde bulunduğunu belirten
Yakovu, AB'nin Genel Sekretere katkıda bulunacağını, ancak
yerini almasının söz konusu olmadığını söyledi.
''Türkiye'nin artık AB Komisyonu'na
karşı çıkmayacağından emin olduğunu'' savunan
Yakovu, ''koşulların, Kıbrıs sorununun çözümünü belli
olmayan bir zamana değil, gözle görülür bir zamana getirecek şekilde
olduğuna inandığını'' belirtti.
MILLIYET 25/09/2005
İzolasyonları
kaldırın
New York'ta
yapılan İKÖ Dışişleri Bakanları Koordinasyon
toplantısı sona erdi. Toplantısının sonunda
yayımlanan sonuç bildirgesinde, İKÖ'nün Kıbrıs Türkü'nün
haklı davasına olan güçlü desteği vurgulanarak, uluslar
arası topluluğa çağrı yapıldı:
İzolasyonları
kaldırın
RUMLAR KIBRISLI
TÜRKLERİ TEMSİL EDEMEZ... Annan planının
Kıbrıs'ta iki bölgeli ortaklığa dayalı, iki eşit
kurucu devletten oluşan yeni bir devlet öngördüğü
anımsatılan bildirgede, plana göre taraflardan hiç birinin
diğeri üzerinde otorite ve yargı hakkı olamayacağı
ayrıca, Rumların Kıbrıslı Türkleri temsil
edemeyeceği vurgulandı
KIBRISLI
TÜRKLERLE İLİŞKİLERİNİZİ
GELİŞTİRİN... Sana'da yapılan İKÖ 32.
Dışişleri Bakanları Toplantısı'nda alınan
karara bir kez daha atıfta bulunulan bildirgede, üye ülkeler bir kez daha
Kıbrıs Türkleriyle yakın temas kurmaya ve tüm alanlarda
ilişkileri geliştirmeye davet edildi
SERDAR
DENKTAŞ: RUMLAR ÇÖZÜMÜ REDDETTİ... Dışişleri
Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş,
İKÖ Dışişleri Bakanları Koordinasyon
toplantısında yaptığı konuşmada, Rumların
Annan planına hayır demekle bir kağıt tomarını
değil, çözümün kendisini reddettiğini vurguladı. Denktaş,
İKÖ'deki gözlemci statülerinin tam üyeliğe yükseltilmesini de talep
ederek, böylece Kıbrıs Türkü'nün dünya ulusları arasında
hak ettiği yeri alabileceğini söyledi
Hasan Öksüz-
T.A.K.
New York'da
gerçekleştirilen İKÖ Dışişleri Bakanları
Koordinasyon Toplantısı sona erdi.
Toplantının
sonunda yayımlanan sonuç bildirgesinde, İKÖ'nün Kıbrıs
Türkü'nün haklı davasına olan güçlü desteği vurgulanarak, BM
Genel Sekreteri'nin 28 Mayıs 2004'te yayımladığı rapor
uyarınca ve daha önceki İKÖ kararları çerçevesinde
Kıbrıs Türkü'ne yönelik adaletsiz izolasyonların
kaldırılması için uluslar arası topluluğa
çağrıda bulunuldu.
Annan
planının Kıbrıs'ta iki bölgeli ortaklığa
dayalı, iki eşit kurucu devletten oluşan yeni bir devlet
öngördüğü anımsatılan bildirgede, plana göre taraflardan hiç birinin
diğeri üzerinde otorite ve yargı hakkı olamayacağı
ayrıca, Rumların Kıbrıslı Türkleri temsil
edemeyeceği vurgulandı.
Sana'da
yapılan İKÖ 32. Dışişleri Bakanları
Toplantısı'nda alınan karara bir kez daha atıfta bulunulan
bildirgede, üye ülkeler bir kez daha Kıbrıs Türkleriyle yakın
temas kurmaya ve tüm alanlarda ilişkileri geliştirmeye davet edildi.
Üye ülkelere
Kıbrıs Türklerini yüksek seviyeli heyetlerle ziyaret etme
çağrısında bulunulan bildirgede, üyelerin İKÖ
kararları uyarınca Kıbrıs Türkleriyle yaptıkları
temaslar hakkında genel sekreterliği de bilgilendirmeleri istenildi.
İKÖ Genel
Sekreteri,
Kıbrıs
konusunda rapor sundu
İKÖ Genel
Sekreteri Ekmeleddin İhsanoğlu, önceki gün BM Genel Merkezi'nde
gerçekleştirilen İKÖ Dışişleri Bakanları Koordinasyon
toplantısında Kıbrıs konusunda rapor sundu.
Raporda,
Kıbrıs'ta 1960'tan sonra meydana gelenler, Rumların Türkleri
ortaklık cumhuriyetinden dışlaması ve 1963-1974
arasındaki Rum terörü anlatılarak, Müslüman Kıbrıslı
Türklerin İslam dünyasının bir parçası olduğu
vurgulandı.
İKÖ'nün
Kıbrıs konusundaki çabalarının da
anlatıldığı raporda, Annan planı ve referandumla
ilgili bilgi aktarılarak, planın Türkler tarafından kabul
edilmesine rağmen Rumların "hayır"ıyla
reddedilmesinden duyulan üzüntü ifade edildi.
Azerbaycan'ın
Ercan'a yaptığı direkt uçuştan memnuniyetle söz edilen
raporda, diğer üye ülkelere de aynı girişimde bulunma
çağrısı yapıldı.
Sana (32.
İKÖ toplantısı) kararlarıyla ilgili hatırlatmada
bulunulan raporda, Kıbrıs konusunda İKÖ yetkililerinin Türkiye
Dışişleri Bakanı Adullah Gül ile yaptıkları
temaslara da yer verildi.
İslam
Kalkınma Bankası'nın, kalkınma projeleri için
Kıbrıs Türkü'ne destek olması amacıyla girişim
başlatıldığı kaydedilen raporda, tüm tavsiyelere
rağmen İslam dünyasının Kıbrıs Türkü'ne
verdiği desteğin beklentileri karşılamaktan uzak
olduğu kaydedildi.
Dışişleri
Bakanı Serdar Denktaş'ın, İKÖ üyeleriyle temasları
konusunda genel sekreteri bilgilendirdiği anlatılan raporda, üye
ülkelere Kıbrıs Türk heyetlerini kabul etmeleri ve İslami
dayanışma ruhunu göstermeleri çağrısında bulunuldu.
Serdar İKÖ
toplantısında konuştu
İKÖ
toplantısı için New York'ta olan Başbakan
Yardımcısı Dışişleri Bakanı Serdar
Denktaş, Rumların Annan planına hayır demekle bir
kağıt tomarını değil, çözümün kendisini
reddettiğini vurguladı.
Denktaş,
İKÖ'deki gözlemci statülerinin tam üyeliğe yükseltilmesini de talep
ederek, böylece Kıbrıs Türkü'nün dünya ulusları arasında
hak ettiği yeri alabileceğini söyledi.
Serdar
Denktaş, BM merkezinde yapılan İKÖ Dışişleri
Bakanları Koordinasyon Toplantısı'nın yerel saatle
15.00'deki (22.00) ikinci oturumunda konuşma yaptı.
İKÖ
toplantısına Dışişleri Dairesi Genel Müdürü Hilmi
Akil, KKTC New York Temsilcisi Reşat Çağlar ve Din İşleri
Dairesi Başkanı Ahmet Yönlüer de katıldı.
Dışişleri
Bakanı Denktaş, konuşmasında, İKÖ'de Annan
planında öngörüldüğü şekliyle "Kıbrıs Türk
Devleti" olarak gözlemci statüsünde temsil edilen KKTC'nin tam üye
statüsüne geçirilmesi çağrısını yineledi.
İKÖ Genel
Sekreteri'ne örgütü yeniden yapılandırma ve geliştirme yönünde
yaptığı dinamik çalışmalardan dolayı
teşekkür eden Denktaş, üye ülkelere de Kıbrıs Türk
halkının haklı davasına verdikleri değerli destekten dolayı
minnettar olduklarını kaydetti.
Denktaş,
İslam dünyasının yararı için çabaları koordine etmek
ve birleştirmek amacıyla toplanıldığını
anımsatarak, Ortadoğu, Jammu-Keşmir, Azeraycan'ın bir
kısım toprağında devam eden işgal, Trakya'daki
Müslüman azınlığa yapılanlar, Irak'taki savaşın
ardından devam eden şiddet, Nijer'deki açlık ve İslam ülkelerindeki
çözümlenmemiş sorunlardan duyduğu üzüntüyü dile getirerek, bu
sorunların herkes için büyük endişe kaynağı olduğunu
ifade etti.
Konuşmasında
Kıbrıs'ta son dönemde meydana gelen olayları da özetleyen
Denktaş, 24 Nisan 2004 referandumundan sonra Kıbrıs sorununda
yeni bir dönüm noktası olduğunu ve yeni bir durum ortaya
çıktığını kaydetti.
Tartışmasız
ortada bulunan Rum "hayır"ının, "bir
kağıt tomarının değil çözümün kendisinin
reddedilmesi" olduğunu belirten Denktaş, bunu BM Genel
Sekreteri'nin de gözlemlediğini vurguladı.
Geçtiğimiz
yıl İstanbul'da gerçekleştirilen 31. İKÖ
Dışişleri Bakanları toplantısında
Kıbrıs'la ilgili olarak alınan karardan duyduğu memnuniyeti
dile getiren Denktaş, kararın Kıbrıs'ın Türk ve
Müslüman halkının İKÖ'ye, Annan planında öngörüldüğü
gibi "Kıbrıs Türk Devleti" olarak
katılımını sağladığını belirtti.
Denktaş, "Kıbrıs Türk Devleti" sıfatıyla ilk
kez, Sana'da gerçekleştirilen 32. İKÖ Dışişleri
Bakanları toplantısına katıldıklarını
anımsattı.
Bu olayın
İKÖ'nün Kıbrıs'ta iki tarafın eşitliğini teyit
eden güçlü bir karar olduğunu ve üye devletleri Kıbrıs Türkleri
ile insanlık dışı ambargoların
kaldırılması konusunda daha etkili dayanışma için cesaretlendirdiğini
söyleyen Denktaş, İstanbul ve Sana'da uygulanan kararlar
ışığında tüm üye devletleri KKTC ile ikili
ilişkileri daha ileriye götürme çağrısı yaptı.
Bu çerçevede
Azerbaycan Devlet Başkanı İlham Aliyev'e ve hükümetine,
Kıbrıs Türk Halkı'nın üzerindeki izolasyonları
kaldırma yönünde adımlar atarak Bakü'den Ercan'a direkt uçuşlar
düzenledikleri için minnettarlığını belirten Denktaş,
bu inisiyatifin iki ülke arasında düzenli ve "charter"
uçuşlar düzenlenmesi için yolu açmasını ve diğer
kardeş ülkeler örnek olmasını diledi.
Denktaş,
bu tür karşılıklı uçuşların gerçekleştirilmesinin
İKÖ üyesi ülkeler ve KKTC arasındaki ilişkilerde
"patlamaya" yol açacağından emin olduğunu kaydetti.
İkili
ilişkiler ve işbirliğini geliştirmek için her İKÖ
üyesi ülkeyi ziyaret etmek istediğini söyleyen Denktaş, şu ana
kadar kardeş ülkeler Türkiye, Pakistan, Bangladeş, Suudi Arabistan,
Katar, Gambia ve son olarak da Azerbaycan'a ziyarette bulunduğunu,
önümüzdeki günlerde ziyaretlerini sürdüreceğini söyledi.
Bu arada KKTC
delegasyonlarının Senegal, Birleşik Arap Emirlikleri ve
Mısır'da, turizm ve seyahat fuarlarına
katıldıklarını anlatan Denktaş, İKÖ'de önümüzdeki
dönemde gerçekleştirilecek etkinliklere de katılmayı
beklediklerini kaydetti.
Denktaş,
tüm İKÖ üyesi ülke delegasyonlarına en yakın zamanda KKTC'yi
ziyaret ederek çeşitli alanlarda işbirliği imkanlarını
araştırmaları için davette bulundu.
Denktaş,
konuşmasının sonunda gözlemcilik statüsünün, tam üyelik
statüsüne yükseltilmesi çağrısını bir kez daha
tekrarlayarak, "Böylece dünya ulusları arasında hak
ettiğimiz yeri alabiliriz" dedi.
Denktaş:
Daha kat edecek çok yol var
New York'taki
temaslarını tamamlayan Başbakan Yardımcısı
Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş, İKÖ
Dışişleri Bakanları Koordinasyon Toplantısı
çerçevesinde gerçekleştirdiği temaslarını TAK'a
değerlendirdi.
Denktaş,
New York'ta bulundukları sürede ismini açıkladıkları ve
açıklayamadıkları birçok ülke temsilcisi ve yetkiliyle
görüşmeler yaptıklarını kaydederek, İKÖ içerisinde her
ne kadar diğer kuruluşlara nazaran daha rahat nefes alınabilir
bir ortam bulunsa da, daha kat edecek çok yol olduğunun açıkça
görüldüğünü belirtti.
Müşterek
bir çözümde anlaşma istençlerini hala canlı tuttukları Rum
Yönetimi'nin, kendileriyle el sıkışacak her ülke temsilcisini
taciz etmeye, Kıbrıs Türkü'nün nefes borusunu kesmeye azami gayret
gösterdiğini kaydeden Denktaş, bu Rum tacizine uğrayan ülkeler
ve bunu gözlemleyen BM üyesi ülkelerin, Kıbrıs'ta bu zihniyetin devam
etmesi halinde adil ve kalıcı çözümün iki taraf arasında
nasıl kurulabileceği değerlendirmesini kendi istemleriyle
yapmaları gerektiğini belirtti.
Serdar
Denktaş, taraflardan birinin düşmanca yaklaşımları
sürerken ve işgal ettikleri Kıbrıs Türk haklarını
Kıbrıs Türkü'ne karşı kullanırken, Kıbrıs
Türk Halkı'nın yapması gerekenin, kendi içinde çözüme
ulaşılamadı diye bir birini suçlamaktan vazgeçerek,
çözümsüzlüğün ana kaynağı olan
Rum mentalitesi
ve bu mentaliteye cesaret veren uluslararası camiaya tek bir
ağızdan, yapmakta oldukları yanlışı anlatmak ve
ada üzerinde Kıbrıs Türklerinin ve Türkiye'nin haklarının
Ruım işgali altında olduğunu izah edebilme becerisini
göstermek olduğunu söyledi.
Yıllarca
bu doğrultuda verilen mücadeleye tıkanan kulakların birlik
halinde mücadele verilmesi durumunda açılacağını ve hak
edilen saygınlığın bu metodla elde edilebileceğini
ifade eden Denktaş, içinde bulunulan sürecin, birbirlerini yererek,
suçlayarak, zaman ve zemin kaybedilecek bir süreç
olmadığını söyledi.
Önümüzdeki
günlerde çeşitli ülkelere yapacakları ziyaretler, bugüne kadarki tek
yanlı propagandayı ortadan kaldırmaya yönelik girişimler
olacağını kaydeden Dışişleri Bakanı
Denktaş, buradaki görüşmelerinden olumlu intibalarla
ayrıldıklarını belirterek, hiç bıkıp usanmadan
haklılıklarını anlatmak, temas kurulan ülkelerle ilişkileri
geliştirip takip etmenin, Rum propagandasının gücünü
azaltacağını vurguladı.
Denktaş,
"Kıbrıs Rum Yönetimi bilmelidir ki, Kıbrıs Türklerinin
haklarını ortadan kaldırmak Rum Yönetimi lideri Papadopulos'un
sıkılmadan açıkça söylediği "Osmosis" yani eritme
yöntemiyle Kıbrıs Türklerinden kurtulma düşüncelerini devam
ettirmek, bize, gücümüzün tükendiği yerde yeniden canlanarak mücadele etme
azmini vermektedir" diyerek, Kıbrıs'ta tükenmemeye, her geçen
gün daha da güçlenmeye ve seslerini daha çok duyurmaya kararlı
olduklarını ve hiç bir şekilde bu kararlarından
vazgeçmeyeceklerini söyledi.
İKÖ
Dışişleri Bakanları Koordinasyon Toplantısı
esnasında vuku bulan olayların bu yöndeki
kararlılıklarının bir göstergesi olduğunu kaydeden
Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı
Denktaş, Rumların akıl yoluna gelmelerinin ve
Kıbrıs'ta güç paylaşımının yapılması
halinde gelecek nesillere çok daha güzel bir Kıbrıs
bırakabilecekleri gerçeğini, örümcek ağı tutmuş Rum
mentalitesine bir kez daha hatırlatmak istediğini söyledi.
KIBRIS 25/09/2005
Limanlar Rum yönetimine
açılmayacak
Abdüllatif
Şener adadan ayrılırken önemli açıklamalarda bulundu:
Limanlar Rum
yönetimine açılmayacak
"Türkiye'nin
daha önce yaptığı deklarasyon ortadadır. Ek protokolü
imzalamış olması demek, limanların Kıbrıs Rum
yönetimine açılması anlamını taşımaz. Bunu
Türkiye açık ve net bir şekilde ifade etmiştir. Biz aynı
görüşü sürdürüyoruz"
Türkiye'nin
Kıbrıs İşlerinden de Sorumlu Devlet Bakanı ve
Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener, AB'nin
karşı deklarasyonuna rağmen Türkiye'nin limanlarını
Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'ne açmayacağını söyledi ve
bu konuda kararlı olduklarını kaydetti.
Orta Doğu
Teknik Üniversitesi'nin (ODTÜ) Kuzey Kıbrıs Kampusu'nun
açılışı için adaya gelen Bakan Abdüllatif Şener ve
kendisine ziyarette eşlik eden Sivas Milletvekili Osman Kılıç
dün öğleden sonra adadan ayrıldı. Şener ve
Kılıç'ı Ercan Havalimanı'nda TC Lefkoşa Büyükelçisi
Aydan Karahan ve Maliye Bakanı Ahmet Uzun uğurladı.
Abdüllatif
Şener havalimanında basına yaptığı
açıklamada, hizmete giren ODTÜ kampusunun KKTC'deki üniversite
eğitiminin kalitesinin daha da yükselmesi açısından önemli rol
oynayacağını belirtti.
ODTÜ kampusunun
açılmasıyla KKTC'deki üniversite sayısının
yükseldiğini, ODTÜ kampusu için Türkiye bütçesinden 74 milyon dolar
harcama yapıldığını belirten Şener, bazı
eksikliklerin giderilmesi için harcamaların devam ettiğini ve
çalışmaların tamamlanması için harcanan miktarın 90
milyon doları bulacağını kaydetti.
2005
yılında üniversite öğrenci sayısı 42 bine
ulaştı
KKTC'de
açılan ODTÜ'de birçok eğitim elemanı ve personelin
çalışacağını belirten Şener, öğrenci
sayısının da 6 bine ulaşacağını, böylece
2002 yılında 24 bin olan KKTC'deki üniversitelerde eğitim gören
öğrenci sayısının 2005 yılında ODTÜ de dahil 42
bine, açık öğretim hariç 38 bin 500'e
çıktığını kaydetti.
KKTC
ekonomisinde biri eğitim diğeri ise turizm olan iki önemli sektörün
bulunduğunu kaydeden Şener, eğitim alanında ODTÜ ile önemli
bir gelişme sağlandığını belirtti.
TC ile KKTC
hükümetleri arasında kurulan ekonomik ve mali işbirliği
programı çerçevesinde, turizm ve eğitim sektörün öncelikli alanlar
olarak belirlendiğini, kamu yatırımlarının bu iki
alana yönlendirildiğini ifade eden Şener, özel sektörde de
eğitim ve turizm sektörlerinin teşvik edildiğini söyledi.
İki
yıl içerisinde yatak kapasitesi 20 bin olacak
Turizm
sektöründe de önemli genişlemelerin yaşandığını
söyleyen Şener, adadaki yatak kapasitesinin arttığını,
2002 yılında 10 bin olan yatak kapasitesinin 2005 itibarıyla 12
bin 500'e çıktığını belirtti. İki yıl
içerisinde inşaat halindeki otellerin tamamlanmasıyla KKTC'deki yatak
kapasitesinin 20 bine çıkacağını kaydeden Şener, 1
milyon 200 bin olan geceleme sayısının 2005 yılında 1
milyon 600 bine çıktığını söyledi.
TC ve KKTC
hükümetleri arasındaki işbirliğinin meyvelerinin
alındığını söyleyen Şener, "Her türlü
haksız ambargoya rağmen, KKTC'de önemli bir ekonomik gelişme
vardır. Kıbrıs Türkünün refah düzeyinde belirgin bir
artış vardır. Bu, rakamlarda da açıkça görülmektedir"
dedi.
Milli gelir son
3 yılda 2'ye katlandı
KKTC ekonomisi
hakkında verilere değinen Şener, 2002 yılında 941
milyon dolar olan Gayri Safi Milli Hasıla'nın 2005 yılında
2 milyar doları aştığını, böylece son üç
yılda 2 kattan fazla artış gösterdiğini kaydetti.
Kişi
başına düşen milli gelirde de benzer bir artış
yaşandığını kaydeden Şener, 2002
yılında 4 bin 400 olan kişi başına milli gelirin 2005
yıl sonu itibarı ile 10 bin dolara
yaklaştığını söyledi.
Bu
rakamların, Kıbrıs Türkü'nün refah düzeyinin artmakta
olduğunu açıkça gösterdiğini ifade eden Şener, bin
kişiye düşen otomobil sayısının 500 olduğuna da
işaret etti.
Mevduatlar
açısından da değerlendirildiğinde, benzer oranların
göze çarptığını söyleyen Şener, 2002 yılında
1,1 milyar dolar olan toplam mevduatın, 2005'te 2,7 milyar dolara
ulaşıldığını kaydetti. Şener 2002
yılında 5 bin 400 dolar olan kişi başına mevduat
miktarının, 2005 yılında 12 bin 500 dolara
çıktığını da kaydetti.
"Dolayısıyla
hangi göstergeyi değerlendirmeye alırsak alalım, ortaya net bir
tablo çıkmaktadır. Bu da şudur: KKTC'ye yönelik haksız
ambargolar, Kıbrıs Türkü'nün refah düzeyinin gelişmesine engel
olamamıştır" diyen Şener, güçlü dayanışma ve
işbirliği sonucunda KKTC'nin ekonomik düzeyinin her geçen gün daha da
artacağını ifade etti.
Kıbrıs
konusu
Türkiye
Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı
Abdullah Gül'ün, "Limanlar kesinlikle Rum kesimine açılmayacak"
yönündeki açıklamasını anımsatan bir gazetecinin, AB
tarafından sunulan ve Türkiye'nin üyelik müzakereleri sürecinde
"Kıbrıs Cumhuriyeti"ni tanımasını talep eden
karşı deklarasyondan sonra Türkiye'nin tutumunda bir
değişiklik olup olmayacağını sorması üzerine
Abdüllatif Şener şöyle dedi:
Aynı
görüşü sürdürüyoruz
"Türkiye'nin
daha önce yaptığı deklarasyon ortadadır. Ek protokolü
imzalamış olması demek, limanların Kıbrıs Rum
yönetimine açılması anlamını taşımaz. Bunu
Türkiye açık ve net bir şekilde ifade etmiştir. Biz aynı
görüşü sürdürüyoruz" dedi.
AB'nin 21
Eylül'de yayımladığı karşı deklarasyonun hukuki
bir niteliği olmadığını belirten Şener,
deklarasyonun Türkiye ile AB arasında yarım asra yakın süren
ilişkilerin üslubu ile bağdaşmadığı kaydetti.
Karşı
deklarasyonu eleştiren Abdüllatif Şener şöyle devam etti:
"Kıbrıs
Türk halkının varlığını dikkate almayan bir
niteliğe sahiptir. Kıbrıs Türk halkının statüsünü
dikkate almayan bir niteliğe sahiptir Haklarını ve
beklentilerini dikkate almayan, göz ardı eden bir yaklaşıma
sahiptir. Yanlış ve haksız bir içeriğe sahiptir"
Bu arada, söz
alan Büyükelçi Aydan Karahan konuyla ilgili olarak, Abdullah Gül'ün
"kısıtlamaların karşılıklı olarak
kaldırılması" yönünde bir beyanat verdiğini
hatırlattı.
Gül'ün
beyanatını "fevkalade olumlu bir yaklaşım" olarak
niteleyen Karahan, "Buradaki kısıtlamalar kalkması halinde
elbette Türkiye de uyguladığı kısıtlamaları
kaldırmayı gözden geçirecektir" dedi.
Türkiye
Başbakanı Recep Tayip Erdoğan'ın konfederasyon içeren
beyanlarının duyulduğuna işaret eden bir gazeteci,
Türkiye'nin Kıbrıs politikasında bir değişimin söz
konusu olup olmadığını sorması üzerine Şener,
Kıbrıs'ın Türkiye için milli bir dava olduğunu ve bu
hassasiyetin devam edeceğini söyledi.
Annan Planı
için gerekli adımların Kıbrıs Türkleri tarafından
atıldığını ancak uzlaşmayı istemeyen kesimin
Kuzey Kıbrıs olduğunu söyleyen Şener, çözümden yana olan
tarafın Türk tarafı olduğunu, uzlaşma istemeyen
tarafın da Kıbrıs Rum tarafı olduğunu bütün dünyanın
gördüğünü kaydetti.
KIBRIS 25/09/2005
Erk'ten, Zampelas'a ara
bölgede ortak ofis önerisi
Lefkoşa
Türk Belediyesi (LTB) Başkanı Kutlay Erk, Kıbrıs'ta
yaşayan iki toplumun yakınlaşması için önemli bir adım
daha atarak Lefkoşa Rum Belediyesi Başkanı Michael Zampelas'a
"iki belediyenin ara bölgede ortak bir ofis açmasını"
önerdi.
LTB
Başkanı Erk, Lefkoşa Master Planı ekiplerinin
kullanımına yönelik olarak ara bölgede restore edilmesi
düşünülen binada Lefkoşa Türk Belediyesi Başkanı ile
Lefkoşa Rum Belediyesi Başkanı'nın kullanacağı
iki odanın iki belediyeye verilmesi önerisinde bulundu. Erk öneriyi
UNOPS'a da yazılı olarak sundu.
Lefkoşa
Rum Belediyesi Başkanı Zampelas'a öneriyi sözlü olarak ileten LTB
Başkanı Erk, Zampelas'ın bu öneriyi olumlu
karşıladığını da kendisine sözlü olarak
ilettiğini ifade etti.
Erk,
devletlerin, toplumların ve kültürlerin birbirleri ile
yakınlaşmasına sahne olan 21'inci yüzyılda hâlâ
Kıbrıs Rum tarafının Kıbrıs Türk
tarafını izolasyonlar altında ezme tavrından
vazgeçmediğini belirterek buna karşılık Kıbrıs
Türk tarafının her zaman iki toplumu
yakınlaştırıcı öneriler yaptığını
ifade etti. Erk, iki belediyeye Lefkoşa için ortak çalışma imkanı
sağlayacak bu binanın her iki topluma da iyi bir örnek
olacağını vurguladı. Erk, bu binada iki belediyenin ortak
toplantıları yapabileceğini, ortak konuları
değerlendirebileceğini ve ortak projeler üretebileceğini
kaydetti.
Lefkoşa
Rum Belediyesi ile Lefkoşa Kanalizasyon Sistemi ve Bilgi Merkezi (Info
Center) gibi önemli ortak projeler ürettiklerini ve hayata geçirdiklerini
belirten Erk, bu projenin de başarıya ulaşacağına
inanç belirtti.
LTB,
Birleşmiş Milletler Proje Hizmetleri Ofisi'ne (UNOPS) 2003
yılında sunduğu Danışma Merkezi Projesi'nde
Lokmacı Barikatı-Ledra Sokağı üzerinde bulunan bir
binanın danışma merkezi olarak restore edilmesini bir alternatif
olarak gündeme getirmişti. Daha sonra ise Lokmacı Barikatı Ledra
Sokağı Kapısı'nın (Lokmacı Barikatı)
açılmasının söz konusu olduğu bu günlerde aynı
binanın Kuzey ve Güney Lefkoşa Master Planı ekiplerinin
kullanımına yönelik olarak restore edilmesi teknik ekiplerce uygun
bulunmuştu.
KIBRIS 25/09/2005
|
Talat: Rumlar beni Denktaşlaştırdı |
|
|
Oshan SABIRLI/LEFKOŞA,(DHA) Kıbrıs sorunuyla ilgili son gelişmeleri
değerlendiren KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat,
Adada çözüm için Rum tarafının ABden tecrit edilmesine
bağlı gelişmeler olacağını ve çözümün de
bu yoldan geçtiğini söyledi. Kıbrıslı Rumların,
"Talat, Denktaşa benzemeye başladı"
yorumlarına atfen Talat, "Rumlar beni
Denktaşlaştırdı" ifadelerini kullandı. 'KAYBEDİLMİŞ BİR DAVA' Kıbrıs
davasının kaybedilmiş bir dava olduğunu ve şu anda
yeniden şekillendiğini yineleyen KKTC Cumhurbaşkanı
Talat, Kıbrıs Türkleri için ciddi tehlikelerin
azaldığını ve Türkiyenin AB sürecinin Kıbrıs
Türklerini ciddi anlamda mahvedecek bir süreç olmayacağını
açıkladı. Rumların yürüttüğü politikayı çok
başarılı bir Denktaş politikasına benzetti ve bu
politikayı, sinsi, entrikacı, kaba, son derece baskıcı,
egemenlik iddiasını üst düzeye çıkarmış, katı
uzlaşmaz bir politika olarak nitelendirdi. Son
gelişmeleri Doğan Haber Ajansı'na(DHA) değerlendiren KKTC
Cumhurbaşkanı Talat, sorulara şu yanıtları verdi: 'RUM TARAFI, OLUMSUZ TUTUMU NEDENİYLE ABDE TECRİT
EDİLECEKTİR' DHA: Kıbrıs Türkü, çözüm yolunda
istekliliğini referandumda Evetlerle belirtirken, Yeşil Hat
Tüzüğü, Kıbrıs Türklerinin ekonomisini yükseltmek için devreye
girdi, işlevsel olamadı. Referandum sonrasında BM Genel
Sekreterinin Konseye sunduğu raporda izolasyonların kalkması
gerektiğiyle ilgili açıklamalar var; buradan da gelişme
çıkmadı. Mali yardım tüzüğü ve direk ticaret tüzükleri de
rafta bekletilmekte. Tüm bunlara baktığımızda ne
yapmalı? Herşey Güney Kıbrısta mı bitmekte? Hep
Güney Kıbrısa mı takılıyoruz ? TALAT: Tabi ki. Güney Kıbrıs AB üyesi.
Doğruluğu kanıtlanan süreçte uyarımız buydu.
Kıbrıs Rum tarafının ABye gireceğiyle ilgili
uyarılarda bulunduk. Çok ciddi hatalar yapıldı. "Rum
tarafı, ABnin eşit üyesi olacak ve bu gücünü kullanarak bizi çok
zor şartlara itecek" demiştik, bugün o gerçekleşiyor. Bu
arada Güney Kıbrısta lider değişikliği oldu ve
fanatik bir lider iktidara geldi. Onun da etkisiyle, önümüze çıkan her
türlü olayda, gelişmede, elinden gelen her türlü engeli
çıkarıyor. Bundan sonra da böyle olacak. Unutmayın AB 25
üyelidir, Güney Kıbrıs bunlardan yalnızca bir tanesidir.
Yunanistanı da çıkarmamız durumunda, 23 üye, sonuçta 700 bin
nüfuslu, Kıbrıs Rum tarafının esiri olmayacaktır ve
süreç içerisinde Kıbrıs Rum tarafının olumsuz tutumu,
ABde tecrit edilmelerine yol açacaktır. O durumların geçerli
olduğu koşullar ortaya çıktıkça, Rum tarafına
bağımlılığımız ve Rum tarafından
engellemelerimiz de aşağıya gidecek ve minimuma
yaklaşacaktır. 'ÇÖZÜM İÇİN ZAMAN TAHMİNİ YAPMAK KOLAY
DEĞİL' DHA: Adada ciddi anlamda bir belirsizlik
yaşanıyor. Daha olumluya doğru, çözümle ilgili olarak
kafanızdan geçen zaman nedir? 'RUM TARAFIYLA TÜRKİYENİN KARŞILIKLI
ANLAYIŞ İÇİNDE OLMASI MÜMKÜN DEĞİL' DHA: Sürekli olarak Güney Kıbrısa
barış elinizi uzattığınızı
belirtiyorsunuz. Güney Kıbrıstan sizinle görüşme yönünde
hiçbir açılım sinyali verilmemekte. Rum Yönetimi lideri Tasos
Papadopulos Adada bir çözüm için sizin muhatabınız
olmadığını ve muhatap olarak Türkiyeyi kabul ettiklerini
belirtmekte. Mevcut durum içinde Rum tarafı neyi bekleyecek? Rum tarafı
bu süreçte hangi politikayı izliyor? Normalleştirme
karşılıklı anlayış gerektirir. Kıbrıs
Rum tarafıyla Türkiyenin karşılıklı
anlayış içinde olmaları mümkün değil. Kıbrıs
Rum tarafı Türkiyeye topraklarının yüzde 37sini işgal
eden ülke muamelesi yapıyor. Türkiye de Rum tarafına, garanti
anlaşmalarından kaynaklanan garantörlük pozisyonuyla,
Kıbrıs Türk toplumuna yönelik Rumların
saldırıları nedeniyle saldırgan bir toplum gözüyle
bakıyor ve Kıbrısa gasp eden bir toplum olarak bakıyor.
Bu ilişki nasıl normalleşir? Bu durum ortadan kalkınca
normalleşir. Çelişki uzlaşmaz olmaktan çıkarsa,
uzaklaşırsa bu ilişkiler normalleşebilir. Türkiye ve Kıbrıs
Cumhuriyetinin ilişkilerinin normalleşmesi ancak ve sadece çözüm ve
çözüm yolunda adım atılmasıyla mümkündür. O bakımdan bunu
talep etmek çok mantıklı değil. Fırsatları
değerlendirip, tehlikeleri savuşturacak bir anlayışla
bakmak lazım olaya. Çünkü Türkiyenin AB süreci dinamik bir süreç
olacak. Her gün yeni fırsatlar, yeni tehditler, yeni gelişmelerle
karşılaşacağız. '3 EKİME KADAR BİR TEHLİKE YOK' DHA: Peki 3 Ekime kadar olan süreç ne gibi
tehlikelerle dolu? KATILIKTA HİÇBİR TEREDDÜT GÖSTERMİYORLAR DHA: Yıllarca Rauf Denktaş
görüşmelerde bulundu. Uzlaşamaz dendi, Masadan kaçıyor
dendi. Siz bir politikacı olarak, dürüst olarak, Güney
Kıbrısın politikasını nasıl buluyorsunuz? RUM POLİTİKASI SİNSİ, ENTRİKACI, KABA,
ÇOK BASKICI, KATI VE UZLAŞMAZ Rumlar
sınır kapısı açılsın istiyor. İki toplumun
temas etmesini istiyor, bir yandan da temas etmek isteyen insanları
Temas etmeyin diye tehdit ediyor. İki toplumlu (Türk ve Rumların
ortak etkinliği) etkinlikleri desteklediğini söylüyor. Teker teker
insanlara iki toplumlu etkinliklere katılmamaları için tehditlerde
bulunuluyor. Katılacak olanları da kendi devlet politikasının
doğrultusunda etkiliyor veya zorluyor. Çok ince ve tabiri doğrudur,
kullanacağım sinsi, entrikacı bir politika güdüyor Güney
Kıbrıs. Tüm bunların dışında kaba, son derece
baskıcı, egemenlik iddiasını üst düzeye çıkarmış
bir katı, uzlaşmaz politika izliyor. Bu bakımdan bizim eski
politikanın bir versiyonudur. Çok daha sofistike çok daha
detaylandırılmış, çok daha süslenmiş, kalitesi
artırılmış bir versiyondur. KOLTUĞA OTURAN DENKTAŞLAŞIYOR DHA: Güney Kıbrıstaki siyasi partilerle
en iyi ilişkileri olan siyasi partinin, Cumhuriyetçi Türk Partisinin
tabanından geliyorsunuz. Şu anda Güney Kıbrısta, eski
KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaşa benzetiliyorsunuz.
Rumların siz cumhurbaşkanı olmadan önceki beklentileriyle,
cumhurbaşkanı olduktan sonraki beklentileri mi değişti,
siz mi değiştiniz? TALAT: Rumlar için en iyi Türk, Rumlar gibi
düşünen Türktür. Böyle Türk de yoktur. O yüzden, kim bu göreve gelirse,
onlar bir Talat, bir Denktaş yaratacaklar. Bundan önceki emsal
Denktaştı, Denktaş benzetmesi yapıyorlar. Bu koltuğa
kim oturursa ona saldıracaklar, onu dışlayacaklar, bundan
yüzde yüz emin olun. Kim olursa olsun, en aşırı uçtaki bile bu
koltuğa otursa, ona da aynı muameleyi yapacaklar. Benim söylemlerim
değişmedi. Rum Yönetiminin esas niyetinin Kıbrıslı
Türkleri egemenliği altına almak olduğunu ben Avrupadaki
birçok konuşmamda dünyanın değişik ülkelerinde ifade
ettim. Bunlar benim için yeni değil ama şu anda ben içinde
yaşıyorum. (DHA) |
|
|
|
HURRIYET 26/09/2005
Kıbrıs
sorununda hareketlilik beklentisi
BM
ÇERÇEVESİNDE ÇÖZÜM SÜRECİ GÜÇLENECEK... Kıbrıs sorununun
çözümü sürecinde yer alan ülkelerin diplomatlarının, Türkiye'nin AB
ile müzakerelere başlaması ile birlikte Kıbrıs sorununda
müzakerelerin de yeniden başlayacağı değerlendirmesinde
bulunuluyor
RUMLAR
MÜZAKERELERE HAZIR... Rum yönetiminin müzakerelere başlamaya hazır
olduğu, ancak bu diyaloğun "özlü ve Türkiye'ye, AB sürecinde
engelsiz ilerleme bahanesi sunmayacak şekilde olması
gerektiği" ifade edilerek, Kıbrıs sorunundaki diğer
oyuncuların müzakerelere "evet" demesi durumunda Rum yönetiminin
masaya oturmaktan kaçamayacağı bildirildi
Kıbrıs
sorununun çözümü sürecinde yer alan ülkelerin diplomatlarının,
Türkiye'nin AB ile müzakerelere başlaması ile birlikte
Kıbrıs sorununda müzakerelerin de yeniden başlayacağı
değerlendirmesinde bulunuluyor.
Politis,
"Kıbrıs Sorununda Bir Şeyler Pişiyor - Müzakereler
Pişiriliyor" başlıklarını kullanarak
manşetten verdiği haberinde, Rum yönetiminin Türkiye'nin 3 Ekim
tarihinde müzakerelere başlamasına yeşil ışık
yakmasıyla beraber, Türkiye'nin AB müzakere çerçevesinde Kıbrıs
sorununun temel parametrelerinin yer almamasının Kıbrıs
sorununun BM çerçevesindeki çözüm sürecini daha da güçlendirdiği
bildirildi.
Gazete, hiç
kimsenin çözümün temelinde Annan Planı'nın yer alacağından
şüphe duymadığını ve Rum yönetiminin,
"Kıbrıs Cumhuriyeti temel alınarak bir çözüm
bulunması" görüşünün benimsenmesinin imkansız
addedildiğini belirtti.
Gazete,
Kıbrıs sorununun çözümüne ilişkin bazı hazırlıkların
bulunduğunun ilk işaretinin New York'ta gerçekleşen BM Genel
Kurulu toplantısında alındığını ve
aralarında Rum yönetimi başkanı Tasos Papadopulos'un da
bulunduğu "Kıbrıs sorununun başrol
oyuncularının" BM Genel Sekreteri Kofi Annan ile görüşmeler
yaptıklarını belirtirken TC Dışişleri Abdullah
Gül'ün "3 Ekim'den sonra Annan'dan girişim beklediği"
şeklindeki açıklaması ile Rum lider Papadopulos'un
"Annan'dan, şu anda açıklayamayacağı bazı konular
hakkında bilgi aldığı" şeklindeki sözlerine
atıfta bulundu.
Gazete, Rum bir
diplomatik kaynağın gazeteye yaptığı açıklamada
Rum yönetiminin müzakerelere başlamaya hazır olduğunu ancak bu
diyaloğun "özlü ve Türkiye'ye, AB sürecinde engelsiz ilerleme
bahanesi sunmayacak şekilde olması gerektiğini"
söylediğini yazdı.
Habere göre söz
konusu kaynak ayrıca, Kıbrıs sorunundaki diğer
oyuncuların müzakerelere "evet" demesi durumunda Rum yönetiminin
masaya oturmaktan kaçamayacağının da altını çizdi.
Gazete
ayrıca, uluslar arası toplumda artık hiç kimsenin,
Kıbrıs Rum tarafından kabul görebilmesi için Annan planında
değişikliklere gidilmesi gerektiği tezinden şüphe
duymadıklarını iddia ederken başlangıç olarak üzerinde
önemle durulan bazı noktalar olduğunu yazdı.
Gazete
şöyle devam etti:
"Çözümün
Ekonomik Boyutu: Birleşik bir Kıbrıs'ın, mevcut Annan
Planı'nın yaratacağı iki ekonomi durumundan
kaçınması gerektiği biliniyor. Bu noktada Kıbrıs Rum
tarafının önerileri dikkate alınıyor.
Organların
İdaresi: Ortak devletin yönetim mekanizmalarındaki
işlevsizliğin ortadan kaldırılması. Annan
Planı'nın büyük bir güçsüzlüğünü oluşturan, alt yönetim
düzeylerinde kararlar alınmasına yönelik veto uygulamasının
kaldırılması için düzenlemeye gidilmesi.
Mallar:
Mülkiyet hakkının çiğnenemez olduğu görüşü anahtar
teşkil ediyor. Yeşil hattın iki tarafından da bulunan ve
bugün üzerlerinde kamu binaları, hastaneler, havaalanları vs. gibi
yapılar bulunan malların 'millileştirilmesi' gerekecek. Bu
konuda farklı senaryolar gündemde olmasına rağmen yeni devletin
bu sorunun çözümünden doğacak ekonomik yükü yüklenmesinden
kaçınılmasına çalışılıyor. Bu önerilerden
biri, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin işgal bölgelerinde sahip
olduğu devlet toprağının, Kıbrıs Rum
mallarını terk edecek Kıbrıslı Türklere verilmesidir.
Bu malların sahipleri ise (Kıbrıslı Rumlar) geri dönme ya
da mallarını satma hakkına sahip olacaklar.
Kıbrıslı
Türkler, özgür bölgelerdeki mallarını, bu malların
'millileştirilmemesi' koşulu ile talep edebilecekler. İşgal
bölgelerindeki Kıbrıslı Rum mallarının yabancılar
ve AB vatandaşları tarafından satın alınıyor
olmaları konusu ise büyük bir baş ağrısı
oluşturuyor.
Yukarıdaki
bu noktalar çok önemli addedilirken, Annan planına dair diğer
"endişe noktaları" konusunda ise "her şey
muhtemel".
KIBRIS 26/09/2005
AP'den, Kuzey
Kıbrıs'la doğrudan ilişki kurma girişimi
"TEMAS
GRUBU" YİNE GÜNDEMDE... Avrupa Parlamentosu'nun sekiz kişilik
"Yüksek Düzeyde Temas Grubu" oluşturup, KKTC'yle doğrudan
ilişki kurmayı ileriye götürmeyi hedeflediği bildirildi. Temas
Grubu'nun yetki planının yakında, Kıbrıslı
Türklere yönelik finansmanı ve doğrudan ticaret konularını
onaylanmasının gündeme geleceği düşünülerek, tüzüklerin
uygulanması izlenecek
TALAT'TAN AP
DÜZEYİNDE GİRİŞİM... AP'nin "Temas Grubu"
kurma hareketinin, Cumhurbaşkanı Talat'ın, Avrupa Parlamentosu
başkanına gönderdiği ve Kıbrıslı Türklere yönelik
izolasyonların kaldırılmasını istediği mektuba
dayandırdığı belirtilerek, "Temas Grubu"yla
ilgili kararın önümüzdeki 10 gün içerisinde alınacağı
kaydedildi
Avrupa
Parlamentosu'nun sekiz kişilik "Yüksek Düzeyde Temas Grubu"
oluşturup, KKTC'yle doğrudan ilişki kurmayı ileriye
götürmeyi hedeflediği bildirildi.
Fileleftheros,
"AB Meclisi/Temas Grubu'yla Tüm Alanlarda Açılım
Girişiminde Bulunuyor -Sahte Devletle İlişki İleriye
Götürülüyor-Kıbrıslı Türklerin Finansmanı ve Doğrudan
Ticaret Konusu Perde Gerisinde Tekrarlanıyor" başlıklı
haberinde, aldığı bilgilere dayanarak, Temas Grubu'nun yetki
planının yakında, yine perde gerisinde Kıbrıslı
Türklere yönelik finansmanı ve doğrudan ticaret konularının
onaylanmasının gündeme geleceğini düşünerek, tüzüklerin
uygulanmasının izlenmesi yönünde olduğunu yazdı.
Gazeteye göre,
haber şöyle devam ediyor:
"Yüksek
Düzeyde Temas Grubu'nun yetki koşulları beş ayağa
ayrılıyor: Parlamento üyeleriyle hükümetin kontrol etmediği
bölgedeki siyasi temsilcilerle temas sağlamak, daha geniş biçimde
iş çevreleri, akademisyenler, medya mensupları, dini grup
temsilcileri de dahil olmak üzere temas sağlamak, bu bölgedeki
sosyo-ekonomik, siyasetle ilgili bilgi toplamak, AB'nin amaçları,
değerleriyle ilgili bilgi için çeşitli toplantıları ileriye
götürmek, Avrupa Komisyonu tarafından 7 Temmuz 2004'te sunulan ticari
tedbirlerin ve mali konuların uygulanmasını takip etmek,
Başkanlar Konferansını bilgilendirmek ve bunun mümkün
olmaması durumunda durumun gelişmesini takip eden komiteleri
bilgilendirmek."
Gazete, bu
hareketin,Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın, Avrupa Parlamentosu
başkanına gönderdiği ve Kıbrıslı Türklere yönelik
izolasyonların kaldırılmasını istediği mektuba
dayandırdığını yazarak, Temas Grubu'yla ilgili
kararın önümüzdeki on gün içerisinde alınacağını
belirtti.
Gazete, Liberal
ve Yeşiller Grubu'nun kurulmasından yana iken, Avrupa Birleşik
Sol'un buna karşı olduğunu, Avrupa Halk Partisi'nin ise henüz
görüş belirtmediğini, sosyalistlerin ise iki yöne de
meyillendiğini yazdı.
KIBRIS 26/09/2005
|
NTV
Güncelleme: 04:07 ET 27 Eylül 2005 Salı
LİMASOL
- Jacques Barrot, Kıbrıs Rum Kesiminde katıldığı
bir konferansta yaptığı konuşmada, Türk hükümetinin
limanlar konusundaki tavrını değiştirmemesi halinde müzakerelerin
ulaştırma başlığının
açılacağına inanmadığını söyledi.
Barrot,
Türkiyenin birliğe katılmadan önce 31 müzakere
başlığıyla ilgili görüşmeleri
sonuçlandırması gerektiğini de hatırlattı. AB
Komisyonunun ulaştırmadan sorumlu üyesi, Türkiyenin Kıbrıs
dahil tüm üye ülkelere yönelik, birliğin genişlemesinden doğan
gereklerini sadece kağıt üzerinde yerine getirdiğini savundu.
Türkiyeyle üyelik müzakarelerinin en az 10 yıl süreceğini söyleyen
Barrot, Gümrük Birliği anlaşmasının tam olarak
uygulanması konusunda birliğin ısrarlı olduğunu
vurguladı.
'Karşı deklarasyon AB müktesebatına girecek'
27 Eylül, 2005 08:41:00 (TSİ) CNN TURK
AB Dönem
Başkanı İngiltere'nin Dışişleri Bakanı Jack
Straw, Türkiye ile tam üyelik müzakerelerine başlanacağı 3
ekimde yapacağı açılış konuşmasında AB'nin
karşı deklarasyonuna atıfta bulunacak.
3 ekime doğru geri sayım sürerken Dönem
Başkanı İngiltere'nin yapacağı konuşmanın
ayrıntıları netleşmeye başladı.
İngiltere Dışişleri Bakanı Straw'un yapacağı
açılış konuşmasında AB'nin karşı
deklarasyonuna atıfta bulunulacak. Bu durum deklarasyonda yer alan
unsurların AB müktesebatının parçası haline gelmesi
açısından önem taşıyor.
Konuşmanın taslak metninde "Ankara Anlaşması'nın
uyarlanmasına ilişkin protokolün uygulanmasına özel bir önem
atfedilecektir" ifadesi yer alıyor.
25 üye ülkenin onayıyla şekillenen konuşmanın
içeriği ve konuşmada atıfda bulunulan unsurlar Türkiye
açısından bağlayıcı olma özelliği
taşıyor.
Diplomatik kaynaklar Avusturya, Fransa ve Yunanistan'ın konuşmanın
sertleştirilmesi yönünde istekte bulunduğunu belirtiyor.
Taslak metinde müzakerelerin 25 üye ile Türkiye arasında
yürütüleceğine ve bu ülkeler arasında Güney Kıbrıs'ın
da yer aldığına dikkat çekiyor.
Konuşma metninde ayrıca ikili ilişkilerde süren sorunlara çözüm
bulunması ve ilişkilerin iyileştirilmesi gerektiğine vurgu
yapılıyor.
"Türkiye, Rumlara limanlarını açmalı"
Avrupa Komisyonu'nun Ulaştırmadan Sorumlu Üyesi Jacques Barrot,
Türkiye'yi Rum gemilerine uyguladığı kısıtlamalar
konusunda uyardı. Barrot, "Türkiye tavrını
değiştirmezse müzakereler sırasında
taşımacılık dosyası açılmaz" dedi.
Güney Kıbrıs'ta yapılan Denizcilik Konferansı'na
katılan Barrot, "GÜMRÜK Birliği'nden bahsettiğimiz zaman,
malların hiçbir engelle karşılaşmadan ulaştırılmasını
kastediyoruz" diye konuştu.
Barrot, bu kuralın Türkiye tarafından kabul edilmesi gerektiğini
de sözlerine ekledi.
Karşı deklarasyon 21 eylülde onaylanmıştı
AB Daimi Temsilcileri Komitesi, Kıbrıs karşı deklarasyonunu
21 eylülde onaylamıştı. Deklarasyonda, Türkiye'nin
Kıbrıs Rum Kesimi'ni müzakere sürecinde tanıması
gerektiğine vurgu yapılıyor.
Metinde ayrıca, Türkiye'ye liman ve havaalanlarını müzakere
sürecinde Rumlara açması çağrısı da yapılıyor ve
1 mayıs 2004'ten itibaren AB üyesi olan 'Kıbrıs Cumhuriyeti'nin,
uluslararası hukuk çerçevesinde devlet olarak
tanındığı kaydediliyor.
Karşı deklarasyonda, Türkiye'nin tüm AB üyesi ülkeler ile
arasındaki ilişkileri en kısa sürede ve hukuki olarak
normalleştirmesi beklentisine yer veriliyor.
Metinde Türkiye'nin yükümlülüklerini yerine getirmemesi halinde, 3 ekimde
resmen başlaması öngörülen tam üyelik müzakerelerinde ilgili
başlıkların açılmayacağı mesajı veriliyor.
Rumların NATO
kapısını aralama girişimi
Güney Kıbrıs'ın, 3 Ekim'de başlaması beklenen Avrupa
Birliği (AB) ile Türkiye müzakeresini "ipotek" altına alma
girişimi sürüyor. Bu çaba sonucudur ki, AB, müzakere çerçeve belgesine bir
türlü son şeklini veremedi.
Müzakerelerin başlayacağı 3 Ekim'e çok az bir süre
kalmışken, Rum yönetimi, çerçeve belgesine yeni koşullar
koydurmaya çaba gösteriyor. Amaçlarından biri Güney
Kıbrıs'ın NATO'ya üye olmak istemesi halinde Türkiye'nin
"veto" yetkisini şimdiden "ipotek" altına almak.
Rumların NATO'ya üye olmaları yönünde Türkiye engelini AB üzerinden
aşmak.
Çerçeve belgesine Rumların koydurmak istedikleri hüküm, Türkiye'nin, Güney
Kıbrıs'ın uluslararası örgütlere ve anlaşmalara dahil
olmasına engel olmaması, veto yetkisini kullanmaması...
Böyle bir hüküm açıktan telaffuz edilmese de Güney Kıbrıs'ın
NATO'ya girmesini hedefliyor. Her ne kadar, Türk yetkilileriyle yapılan
görüşmelerde hedefin OECD gibi organizasyonlar olduğu söyleniyorsa
da, tartışmalar NATO etrafında yoğunlaşıyor.
Dikkat çekici zorlama
Türkiye'nin veto yetkisini kullanmayarak Yunanistan'ın NATO'ya
dönüşünü sağlamasının ardından, şimdi de
Kıbrıs sorunu bir çözüme bağlanmadan, Güney
Kıbrıs'ın NATO'ya girmesi için kapının peşinen
aralanması isteniyor.
AB, müzakerelerin başlayacağı 3 Ekim öncesinde Türkiye'yi
zorlayabileceği kadar zorluyor. NATO için Rumlara kapının
aralanması, bu zorlamaların en dikkat çekicilerinden biri...
Türkiye ve Yunanistan'ın aynı anda üye olmadıkları
uluslararası kuruluşlara Kıbrıs'ın
alınamayacağı hükmünü çiğneyerek, Londra ve Zürich
anlaşmalarını hiçe sayan AB, benzeri bir girişime NATO için
kapı aralamaya çalışıyor.
AB'nin uluslararası anlaşmaları hiçe sayarak,
Kıbrıs'ta çözüme ulaşılmadan Güney Kıbrıs'ı
üye olarak almasının ardından, NATO'ya da girmesini
sağlamaya yönelmesi, Türkiye ve KKTC'ye karşı ağır bir
hamle niteliği taşıyor.
Annan Planı'na evet diyen Türk tarafı
cezalandırılırken, hayır diyen Rum tarafı ödül üzerine
ödül alıyor.
'Türk askeri çekilsin' denilir
Türkiye, NATO'da veto yetkisine sahip. O aşamaya gelinirse bu yetkisini
kullanarak Güney Kıbrıs'ın NATO'ya girmesini önleyebilir. Ancak,
müzakere süreci henüz başlamadan Ankara'nın ipotek altına
alınmaya çalışılması, kuşkusuz Ankara'yı çok
rahatsız ediyor. Kıbrıs'ta bir çözüm bulunmadan Rumların
AB'ye tam üye olması, ardından belirli bir süreç sonunda NATO'ya da
girmeleri sağlanırsa, "Kıbrıs sorunu" nasıl
bir şekil alır?
Bu sorunun yanıtı açık. Şimdiden KKTC'de Türk askeri, AB
üyesi bir ülkenin topraklarındaki "işgal gücü" olarak ilan
edildiğine göre, o aşamadan sonra, hem AB hem de üyesi olduğu
NATO ülkesindeki "işgal gücü" olarak ilan edilecektir.
Kuşkusuz, bu "işgal"e son verilmesi, Türk askerinin
Kıbrıs'tan çekilmesi talebi de arkadan gelecektir.
Müzakere üzerine ipotek
Kıbrıs sorunu çözülmeden Güney Kıbrıs'ın AB gibi
NATO'ya da üye olmasının anlamı bu olacaktır.
Tabii, Türkiye'nin veto yetkisi böyle bir gelişmeyi önlemeye yeterlidir.
Türkiye, NATO'da veto yetkisini kullanarak, bunu engelleyebilir. Ancak,
müzakere çerçeve belgesine şimdiden böyle bir hüküm konulması,
müzakere sürecinin üzerinde bir ipotek olacaktır.
Zamanı geldiğinde Rum yönetimi müzakereleri bu nedenle askıya
alabilecektir. NATO'ya giriş için Türkiye'nin veto yetkisini
kullanmayıp vize vermesini sağlamak amacıyla, müzakereleri
istediği aşamada bloke edebilecektir.
AB, bugüne kadarki süreçte Rum yönetiminden yana oldu. Annan Planı'na evet
diyen Türk tarafını cezalandırıp Rum tarafını
ödüllendirdi. Rumlar için NATO kapısını aralama girişimi bu
anlayışının sürdüğünü gösteriyor.
Çerçeve belgesine böyle bir hüküm konulması, müzakerelerin
başlamasına engel oluşturmasa da ileride Türkiye'yi her an
sıkıştıracak bir işlev görecek. Türkiye, çerçeve
belgesine böyle bir ifadenin girmemesi için direnmelidir
FIKRET BILA MILLIYET 27/09/2005
İşte Çerçeve Belgesi'nde
Türkiye aleyhine planlanan değişiklikler
AB Daimi Temsilciler Komitesi (COREPER), 3
Ekim'de başlaması öngörülen Türkiye'nin AB'ye katılım
müzakerelerinin temelini oluşturacak Müzakere Çerçeve Belgesi'ne
ilişkin tartışma ve pazarlıkları perşembe günkü
toplantısının gündemine aldı.
COREPER'in yarınki toplantısında,
AB'nin iç konuları ele alınacak.
AB'nin yürütme organı olan AB Komisyonu
tarafından hazırlanarak 29 Haziran'da onaya sunulan Müzakere Çerçeve
Belgesi'nin, 3 Ekim'de müzakerelerin resmen başlamasından önce, AB
karar organı olan AB Konseyi tarafından onaylanması gerekiyor.
AB üyesi ülkelerin daimi temsilcilerinden
oluşan COREPER bünyesinde sürdürülen pazarlıklar çerçevesinde, AB
Komisyonu'nun onaya sunduğu belgede bazı değişiklik ve
eklemeler yapıldığı biliniyor.
Müzakere Çerçeve Belgesi'nde, özellikle
Kıbrıs Rum kesimi, Yunanistan, Avusturya ve Fransa'nın
ısrarlı girişimleri sonunda, ''AB'nin hazım gücü'' konusuna
değinen ifadelere ağırlık kazandırılmak ve ''AB
hazır olmazsa Türkiye hazır olsa bile giremez'' mesajı
yansıtılmak isteniyor.
Belgeye, Rum kesiminin NATO üyeliğinin Türk
vetosuyla engellenmesine son vermek amaçlı bazı ifadelerin
sokulması da hedefleniyor ve ''Türkiye'nin, AB üyelerinin
uluslararası örgütlere katılımlarını engellememesi
gereğine'' değiniliyor.
Avusturya'nın, ''imtiyazlı
ortaklık'' öneri ve seçeneğini belgeye sokturmaya yönelik
ısrarlı tavrı da devam ediyor.
Belgede, müzakerelerin Türkiye ile ''25 AB üyesi
devlet'' arasında yapılacağına ilişkin vurgunun güçlendirilmesinin
de söz konusu olduğu gözlemleniyor.
Brüksel'de kaynaklar, COREPER'de
Avusturya'nın ikna edilmesinin ve bu ''son engel''in
aşılmasının önemine değinirken, üzerinde uzlaşma
sağlanacak Müzakere Çerçeve Belgesi'nin ''yazılı onay'' sürecine
sokularak 3 Ekim sabahına hazır olabileceğini veya 3 Ekim'de,
Lüksemburg'da toplanacak AB Genel İşler Konseyi'nin gündeminde,
''tartışmasız onaylanacak'' maddeler arasına
girebileceği ifade ediliyor.
COREPER'de uzlaşma sağlanamaması
halinde belgeye ilişkin tartışmaların 3 Ekim'de,
dışişleri bakanları düzeyindeki AB Konseyi'ne
taşınması olasılığı bulunuyor ancak bu, AB
Dönem Başkanı İngiltere tarafından şiddetle
reddediliyor.
MILLIYET 27/09/2005
Kıbrıs'la doldurulan bardak
Şunu siyasi bir
görevde olsam soramazdım, ama gazeteci olarak sorayım: Papadopulos
acaba düşünüyor mu, AB-Türkiye süreci Kıbrıs yüzünden kesintiye
uğrarsa, Kıbrıs'ın durumu ne olur?
RADIKAL 27/09/05
3 Ekim'e bir hafta kaldı.
AB deklarasyonundan sonra dün de 'çerçeve belgesi' üzerinde uzlaşma
arayışları sürüyordu. Bunda da bir sonuca varılırsa,
Avrupa Birliği'yle müzakereler başlayacak...
Başlarsa, hızla ilerleyecek mi?
Belli ki, hayır... Karşı tarafta, buna izin vermemek için
ellerinden geleni yapacak olanlar var...
Fransa'nın, Avusturya'nın, Almanya'nın sağ partilerini ve
muhafazakâr çevrelerini bir yana bırakalım. Hepsinden önce
Kıbrıs Rum kesimindeki Papadopulos yönetimi var. Elindeki veto
kartıyla, müzakerelerin bundan sonraki aşamalarını
bekliyor. Her seferinde önümüze bir fatura koymak üzere...
Bu hesabında önce doğal yandaşı Yunanistan'a güveniyor,
sonra da Fransa gibi, Avusturya gibi, taktik yandaşlarına...
Bunun son uygulaması, geçen haftalar içinde oldu. Türkiye'nin
Kıbrıs'ı tanımadığına dair
açıklaması karşısındaki AB deklarasyonu, Papadopulos
ve yandaşlarının isteklerine yaklaştırılmak için
üç-dört defa yeniden yazıldı. Sonunda, Türkiye'nin Güney
Kıbrıs'ı tanıması talebi -gelecek yıldan
itibaren- müzakerelerin her aşamasında öne sürülebilir hale
getirildi.
Deklarasyondaki talep karşılanmadığı sürece
Kıbrıs Rum yönetimi veya yandaşları, müzakereleri engelleme
imkânına sahip olacaktı. Müzakere süreci boyunca o olanağı
-bir hesaba göre- 71 defa kullanabileceklerdi.
Kıbrıs'ın yakın tarihini hatırlayıp,
hatırlatmak
Evet, Türkiye'nin Güney Kıbrıs'ı tanıması talebi...
Bunun temelinde, ne hukuki, ne mantıki, ne de ahlaki bir neden var.
Sadece, Türkiye'nin AB sürecindeki durumunu istismar etme
fırsatçılığı var.
Kısaca hatırlamak ve hatırlatmak gerekir. Çünkü bunu
yapmadığımız takdirde, Kıbrıs'ın yakın
tarihini biz bile unutuyoruz.
Başkaları ise zaten çoktandır unuttu ve unutturdu. İş
o hale geldi ki, sanki orası tamamen Rumlara ait bir ülkeymiş de, biz
1974'te durup dururken gidip bir kısmını işgal
etmişiz... Herkes bunu öyle sanmaya başladı.
Oysa, Kıbrıs'ın bugünkü halinin tek nedeni, 1960'larda iki
halkın
barış içinde yaşaması için kurulmuş ortak devletin,
Kıbrıslı Rum fanatiklerince yok edilmesi girişimleridir.
Evet, hatırlayalım:
Kıbrıs 1959-60 yıllarında İngiliz kolonisi olmaktan
çıkarken,
uluslararası anlaşmalarla, Rumlar ile Türklerin birlikte
yaşayacağı bir barış adası haline getirilmek
istenmişti.
Bunun için İngiltere, Türkiye ve Yunanistan ile adadaki Rum ve Türk
cemaatlerinin temsilcileri bir araya gelmişti.
İmzaladıkları belgelerle o ortak devletin statüsünü güvence
altına almışlardı.
Buna göre, Kıbrıs'ın Cumhurbaşkanı Rum,
Cumhurbaşkanı yardımcısı
Türk olacak, 50 sandalyeli parlamentonun üyelerinin 35'i Rum,
15'i Türk olacaktı.
Öteki alanlarda da, buna benzer paylaşım esasları
uygulanacaktı.
Bu düzen üç yıl sürdü. Ama 1963'ten itibaren Rum tarafındaki
birtakım çeteler, adayı tümüyle Yunan adası yapma amacıyla
Türklere karşı harekete geçtiler. 1963 yılının
Noel'inde de Lefkoşa'da, acımasız bir 'etnik temizlik' hareketi
başlattılar.
Yüzlerce Türk öldürüldü. Birleşmiş Milletler neden sonra devreye
girebildi. BM askerleri geldi. Fakat Rum çeteleri kısa bir süre sonra
'iş'lerine başladıkları şekilde devam ettiler.
1964'te ve 1967'de adanın çeşitli yerlerinde gene birçok Türk'ü
öldürdüler, birçok Türk'ü de yurtlarından edip Lefkoşa etrafında
BM kontrolü altındaki barınaklara sığınmak zorunda
bıraktılar...
Ve 1974'te, bu işin sonuna ulaştık diye, son hamlelerini
yapıp adanın bir Yunan adası olduğunu ilan ettiler.
Bu ancak, Türkiye'nin 1959-1960 anlaşmalarındaki hakkına dayanan
müdahalesiyle önlenebildi.
Ama işte, aradan onca zaman geçtiği halde, Rum tarafında
adanın tümünü Rum adası yapma hevesi bir türlü sona ermedi.
1974'ten bu yana yapılan tüm uzlaşma girişimleri sonuçsuz
kaldı.
Son olarak da Annan Planı'nın Rumlarca reddedilmesiyle, sorunun
çıkmazda kalması devam ediyor.
Birleşmiş Milletler'in şimdiye kadar gösterdiği tüm
çabalara rağmen...
Hakkı, hukuku, insafı bir tarafa itmek...
Hal böyleyken, Türkiye'den, Kıbrıs Rum Kesimi'ni
Kıbrıs'ın tümünün sahibiymiş gibi tanımasını
istemek, hakkı, hukuku, insafı bir kenara itip, zorbalığa
ve şantaja prim sağlamak değil midir?
Kıbrıs'taki Rum çetelerinin 1963'ten 1974'e kadar süren 'etnik
temizlik' politikasını onaylamak değil midir?
Konunun 1963'ten beri sorumlusu olan Birleşmiş Milletler Genel
Sekreteri'nin 40 küsur yıldan beri devamlı olarak sürdürdüğü
uzlaştırma çabalarını hiçe saymak değil midir?
Ve Avrupa'da aklı başında birçok düşünürün bir
'medeniyetler buluşması' saydığı Avrupa-Türkiye
ilişkisini, Kıbrıs'la ilgili bir 'medeniyetler çekişmesi'
haline getirmek değil midir?
Kıbrıs'ın, adadaki iki toplumun barış içinde birlikte
yaşamasını sağlayacak bir çözüme kavuşturulması
elbette gereklidir.
Ama o çözüme varılması, Papadopulos hükümetinin gerçekçi
davranmasına bağlıdır.
AB içindeki meslektaşları ona bunu hatırlatmaktan geri
kalmamalıdır.
Görünen köy kılavuz istemez
Yoksa ne olacağı bellidir.
Şu yazacağımı siyasi görevlerde bulunduğum zamanlarda
yazmazdım. 'Tehdit ediyor' diye yorumlayanlar çıkabilirdi. Ama
şimdi gazeteci olarak, gördüğümü yazıyorum:
Kıbrıs Rumları, Türkiye'den taleplerinin dozunu bu şekilde
artırırlar ve AB'deki bazı meslektaşlarından
teşvik görürlerse,
bir gün gelir bu 'bardak taşar'.
Türkiye'de zaten AB'ye çeşitli nedenlerle karşı olan kesimler
vardır. Ama AB yanlıları daha etkilidir. Kıbrıs'taki
Rum 'doymazlığı' ve onu
teşvik edenlerin 'aymazlığı' devam ettikçe, AB
yanlılarının da sabrı tükenmeye başlayacaktır.
Bu gidiş bir gün onları da 'AB kendi yoluna, biz kendi yolumuza'
diyecek hale getirir.
Sadece onları değil, Kıbrıs'taki Türklerin çözüm umudunu
muhafaza etmeye çalışan Kuzey Kıbrıs hükümetini de
bıktırır. Yeni politikalara yöneltir:
Ve böylece AB'yle müzakere sürecini kesip bitirmiş bir Türkiye'nin
Kıbrıs konusundaki tutumu eski haline döner.
Tabii, bunun sonuçlarından biri olarak, Türk-Yunan ilişkilerinin
durumu da...
Bu, elbette, özellikle Türkiye-AB ilişkilerine (o arada Türk-Yunan
ilişkilerine) büyük önem veren herkes için (ben dahil), çok üzücü olur.
Ama onların da artık karşı çıkamayacakları
kaçınılmaz bir sonuç olur.
Evet, ülkesini iyi tanıdığını sanan bir gazeteci
gözüyle, bugünlerde gördüğüm manzara budur.
Dilerim, bunu Kıbrıs'ta ve Yunanistan'da da görenler olur.
Portre: Tassos Papadopulos
RADIKAL 27/09/05
ALTAN ÖYMEN
Kıbrıs Rum Yönetimi'nin 2003
yılından itibaren başkanı Tassos Papadopulos, bugün 71
yaşında.
Mesleği hukukçuluk. Genç yaşından beri siyasetin içinde...
Adanın İngiliz kolonisi olduğu zamanlarda EOKA örgütü üyesi
oldu. EOKA, adayı Rum adası yapmak isteyen örgüttü.
Başında,
Yunan iç savaşında komünistlere karşı, kralcı
birliklerin başı olarak savaşan ünlü general Grivas vardı.
Tassos Papadopulos, örgütün gençlik örgütü olan PEKA'da çalıştı.
Sonra 1950'lerin ortalarında Londra'ya gitti. Orada hukuk okudu. Adaya
döndükten sonra da 1959'da Kıbrıs Rum cemaatinin lideri Başpapaz
Makarios'un kadrosunda görev aldı.
1959-1960 anlaşmalarıyla kurulan Kıbrıs Rum-Türk ortak
devletinin hükümetinde Makarios onu önce içişleri, sonra çalışma
bakanlığına getirdi.
1963 Noel'inde Türklere karşı düzenlenen Lefkoşe
katliamından
sonra, Papadopulos, Makarios'un artık sadece Rum üyelerden oluşan hükümetlerinde
yeniden çalışma ve tarım bakanlığı görevlerinde
bulundu.
Bu sıralarda o görevinin yanında başka gizli bir görevi de
üstlendiği,
daha sonra ortaya çıktı.
Bu, Kıbrıs'ın 'ortak devlet' statüsüne son verip adayı
Yunanistan'a bağlamayı hedefleyen bir örgütün-Akritas örgütünün-
başkan yardımcılığıydı.
Papadopulos'un oradaki faaliyeti, daha sonra öğrenildi ama,
öğrenildiği sırada artık, o gibi görevlerde bulunmak,
adadaki Rum halkın büyük bir kısmının gözünde,
yasadışı işler yapmak değil, kahramanlık
sayılıyordu.
Papadopulos bu gizli görevin bilinmesiyle artan ünü sayesinde, politikadaki
yerini pekiştirdi ve 1974 müdahalesinden sonraki
Rum Temsilciler Meclisi'nin başkanlığına seçildi. O
sıfatıyla, uzlaşmazlıklarla sonuçlanan 'toplumlar
arası' görüşmelere katıldı.
1980'de yeni bir parti kurdu.
Merkez Birliği adını koyduğu partinin ömrü uzun
olmadı. Ama
o sırada milletvekilliğini sürdürdü ve 1991'de Demokratik Birlik
Partisi'nin başkanı oldu.
Bütün bu siyasi faaliyeti sırasında, adanın tümünün bir 'Rum
adası' haline getirilmesi hedefinden ayrılmadı.
2003 yılında seçildiği başkanlık görevindeki tutumu da
aynı oldu.
Annan Planı'nı kabul ediyormuş gibi yaparken, reddi için
çalıştı. Ve referandumdan 'Hayır' oyu
çıkmasını sağlayan hareketin öncüsü oldu.
Şimdi, AB üyeliğinin Kıbrıs Rum yönetimine verdiği tüm
imkânları, aynı yönde kullanmaya devam ediyor.
Veto
kısıtlaması Türkiye'yi kızdırdı
Türkiye, netlik
kazanmaya başlayan Müzakere Çerçeve Belgesi'nin taslak metnini
beklediğinden daha sert buldu
Veto
kısıtlaması Türkiye'yi kızdırdı
RAHATSIZ
EDİCİ MADDELER VAR... AB-Türkiye ilişkilerinde yol haritası
ve müzakerelerin kurallarını belirleyen çerçeve belge netlik
kazandı. Basına sızan Müzakere Çerçeve Belgesi'nin taslak
metninde Ankara'yı rahatsız eden birçok ifadeye yer veriliyor, ancak
"üye ülkelerin uluslararası kurumlara katılımı
konusunda Türkiye'nin veto kullanmama şartı" Ankara
açısından en büyük rahatsızlık
SÜRPRİZ
KARAR... Ankara'da dışişleri kaynakları açısından
Müzakere Çerçeve Belgesi'nin taslak metninde yer alan; "müzakerelerin
ucunun açık olduğuna", "birliğin yeni üyeleri hazmetme
kapasitesine" ve "kalıcı kısıtlamalara
yapılan vurgular" sürpriz olmadı. Ancak, üye ülkelerin
uluslararası kurumlara üyeliği konusunda Türkiye'nin vetosunu kullanmama
şartının getirilmesi rahatsızlık yarattı. Bu
ifadenin Ankara'ya iletilen taslakta parantez içinde olduğunu belirten
dışişleri kaynakları, "Bu şart olmaz, ancak
tavsiye olabilir" görüşünü savunuyor
SANCILI
PAZARLIKLAR... AB ile Türkiye arasında 3 Ekim günü yapılacak
"opening statement" yani müzakere açılış
konuşması nedeniyle sancılı pazarlıklar
yaşanıyor. İngiltere Dışişleri Bakanı Jack
Straw'un AB Dönem Başkanlığı olarak Türkiye için
yapacağı açılış konuşmasında Türkiye
tarafından tepkiyle karşılanan karşı deklarasyondaki
unsurlara yer vereceğinin Türk tarafınca öğrenilmesi
Ankara'yı harekete geçirdi
STRAW
TÜRKİYE'Yİ ÜZECEK... Straw'un Türkiye'ye Uyum Protokolü'nü tam olarak
uygulamaya, liman ve havaalanlarını Rum kesimine açması
çağrısında bulunmaya hazırlanması ve Rum kesiminin
"tanınma" beklentilerinin de kayda geçirilmesinin öngörülmesi
Ankara tarafından diplomatik girişimlerle engellenmeye
çalışılıyor. Türkiye AB'ye deklarasyonun "tek taraflı"
ve "bağlayıcı olmayan" niteliğinin
korunmasında ısrar ederek bu unsurlara açılış
konuşmasında yer verilmemesini talep ediyor
l SERBEST
DOLAŞIMA KISITLAMA... Çerçeve belgesinin taslak metni, toplam 8 sayfadan
oluşuyor. Müzakerelerin ucunun açık olduğunu ifade eden belge,
bu sürecin sonunda, Türk vatandaşlarının serbest
dolaşımı, tarım ve yapısal politikalarda
kalıcı kısıtlamalar getirilebileceği ifade ediliyor.
Bir başka deyişle Türkiye, Avrupa Birliği'ne tam üye
olduğunda bile Türk vatandaşlarının turistik seyahatlerde
bile vize almadan Avrupa Birliği ülkelerini ziyaret edemeyecek
AB-Türkiye
ilişkilerinde yol haritası ve müzakerelerin kurallarını
belirleyen çerçeve belge netlik kazandı. Basına sızan Müzakere
Çerçeve Belgesi'nin taslak metninde Ankara'yı rahatsız eden birçok
ifadeye yer veriliyor, ancak "üye ülkelerin uluslararası kurumlara
katılımı konusunda Türkiye'nin veto kullanmama
şartı" Ankara açısından en büyük
rahatsızlık.
Ankara'da
dışişleri kaynakları açısından Müzakere Çerçeve
Belgesi'nin taslak metninde yer alan müzakerelerin ucunun açık olduğuna,
birliğin yeni üyeleri hazmetme kapasitesine ve kalıcı
kısıtlamalara yapılan vurgular sürpriz olmadı. Ancak, üye
ülkelerin uluslararası kurumlara üyeliği konusunda Türkiye'nin
vetosunu kullanmama şartının getirilmesi rahatsızlık
yarattı. Bu ifadenin Ankara'ya iletilen taslakta parantez içinde
olduğunu belirten Dışişleri kaynakları, "Bu
şart olmaz ancak tavsiye olabilir" görüşünü savunuyor.
Tartışmalı
ifade için uzlaşma yok
Müzakere
sürecinde Türkiye için yol haritası niteliği taşıyan
çerçeve belgenin taslak metninde, genel hatları ile Ankara için sürpriz
yok.
Dışişleri
kaynakları, müzakerelerin ucunun açık olduğuna, birliğin
yeni üyeleri hazmetme kapasitesine ve kalıcı kısıtlamalara
yapılan vurguların yeni unsurlar olmadığını
hatırlatıyor.
Ancak Ankara'da
rahatsızlığa neden olan, üye ülkelerin uluslararası
kurumlara üyeliği konusunda Türkiye'nin veto hakkını kullanmama
şartının getirilmesi.
Bu unsurun
Ankara'ya iletilen taslakta parantez içinde
bırakıldığını hatırlatan üst düzey bir
Dışişleri Yetkilisi, "Henüz bu ifadenin metne girmesi
konusunda uzlaşma yok. Bunun ancak bir tavsiye olabileceğini
söylüyoruz" dedi.
Başbakan
Erdoğan ise ihracatçılara seslenirken AB'ye tam üyelik yolunda son
dönemece girildiğini belirtti. Erdoğan "Tek hedef ve beklentimiz
var, o da üyelik müzakerelerinin 3 Ekim'de başlamasıdır. Bu
süreç inşallah bir an önce tamamlanacaktır" dedi.
Başmüzakereci
Ali Babacan da yarın tüm bakanlıkların müsteşar ve
yardımcıları ile bir toplantı yaparak müzakerelere yönelik
çalışmalara son şeklini verecek.
AB Dönem
Başkanlığı, 3 Ekim'de
"karşı
deklerasyona" atıf yapacak
AB ile Türkiye
arasında 3 Ekim günü yapılacak "opening statement" yani
müzakere açılış konuşması nedeniyle sancılı
pazarlıklar yaşanıyor.
İngiltere
Dışişleri Bakanı Jack Straw'un AB Dönem
Başkanlığı olarak Türkiye için yapacağı
açılış konuşmasında Türkiye tarafından tepkiyle
karşılanan karşı deklarasyondaki unsurlara yer
vereceğinin Türk tarafınca öğrenilmesi Ankara'yı harekete
geçirdi.
Straw'un
Türkiye'ye Uyum Protokolü'nü tam olarak uygulama, liman ve
havaalanlarını Rum kesimine açması çağrısında
bulunmaya hazırlanması ve Rum kesiminin "tanınma"
beklentilerinin de kayda geçirilmesinin öngörülmesi Ankara tarafından diplomatik
girişimlerle engellenmeye çalışılıyor.
Türkiye AB'ye
deklarasyonun "tek taraflı" ve "bağlayıcı
olmayan" niteliğinin korunmasında ısrar ederek bu unsurlara
açılış konuşmasında yer verilmemesini talep ediyor.
Türkiye'nin AB
üyeliğine bir adım daha yaklaşacağı 3 Ekim tarihine
günler kala Londra- Brüksel-Ankara üçgeninde bir yandan AB'nin karşı
deklarasyonu nedeniyle baş gösteren gerilim aşılmaya
çalışılırken, bunun Müzakere Çerçeve Belgesi'ne
yansıtılmaması için çetin görüşmeler sürüyor.
Edinilen
bilgilere göre, perde arkası yürütülen gizli görüşmeler asıl 3 Ekim
günü Lüksemburg'da Türkiye ile müzakerelerin
başlatıldığını duyuran "opening
statement" yani açılış konuşmasına
odaklandı.
25 üye ülkenin
mutabakatı ile kaleme alınacak olan açılış
konuşması AB Dönem Başkanı İngiltere
Dışişleri Bakanı Jack Straw tarafından yapılacak.
AB kayıtlarına geçecek olan konuşma böylelikle AB hukuku ile
belgelerinin bir parçası haline gelecek.
Deklarasyon
konuşmaya yansıtılacak
Edinilen
bilgilere göre, karşı deklarasyonda Türkiye'nin sert tepkisini çeken
ve Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Namık
Tan'ın "Bu yaklaşımı paylaşmamız mümkün
değil" ve "vahim bir haksızlık" olarak
tanımladığı unsurların bir bölümü
açılış konuşmasında yer alacak.
Straw,
Türkiye'ye Ankara Anlaşma Ek Protokolü'nü eksiksiz uygulaması, liman
ve havaalanlarını Rum kesimine açması çağrısında
bulunacak.
Kıbrıs
Rum Kesimi Lideri Papadopoulos'un da Straw'ın konuşmasında,
deklarasyonda "katılım sürecinde tanıma" beklentisinin
vurgulanmasında ısrar ettiği belirtiliyor.
Avusturya'nın
direnci sürüyor
Öte yandan
Ankara'ya Avusturya'nın koyduğu "imtiyazlı
ortaklık" rezervinin aşılamadığı iletildi.
AB yetkilileri, Avusturya'nın koyduğu çekinceyi şöyle
açıkladı:
"Sorulması
gereken soru 'Türkiye ile tam üyelik müzakerelerine başlayalım
mı' sorusu değil, 'Türkiye ile üyelik için mi yoksa imtiyazlı
ortaklık için mi müzakerelere başlayalım mı' sorusu
olmalıdır."
İngiliz
kaynaklar Avusturya'nın rezervinde ne kadar ciddi olduğunun 3 Ekim'de
anlaşılacağını açıkladı.
Ankara:
Görmeden gelmeyeceğiz
Ankara
olağanüstü bir diplomatik trafik ile açılış
konuşmasına bu unsurların girmesini engellenmeye
çalışıyor.
Türk yetkililer
AB'ye deklarasyonun "tek taraflı" ve
"bağlayıcı olmayan" niteliğinin korunması
gerektiğini ileterek bu unsurlara açılış
konuşmasında yer verilmemesini talep ediyor.
Yetkililer
Dönem Başkanı İngiltere'ye çerçeve belgesi ve
açılış konuşmasını önceden görmek istediklerini
aktardıklarını ve "Bunların görüp kabul edilebilir
olup olmadıklarını kendi açımızdan değerlendirmek
istiyoruz. 3 Ekim öncesi bunları görmeden Lüksemburg'a gelmeyeceğiz.
17 Aralık'ta Ek Protokol'e benzer bir emrivakiyi kabul
etmeyeceğiz" mesajını ilettiklerini açıkladı.
Çerçeve belgede
neler var?
AB-Türkiye
ilişkilerinde yol haritası ve müzakerelerin kurallarını
belirleyen çerçeve belge netlik kazandı. Basına sızan taslak
belgede Ankara'yı rahatsız eden birçok ifadeye yer veriliyor.
Türkiye'nin,
Avrupa Birliği'yle imzalamış olduğu tüm anlaşmalardaki
yükümlülükleri yerine getirmesi istenen belgede, Türk
vatandaşlarının serbest dolaşımının
engellenebileceği de hatırlatılıyor.
Avrupa
Birliği-Türkiye ilişkilerinde Ankara'nın izleyeceği yol
haritası ile müzakerelerin kurallarını belirleyen çerçeve
belgesinin taslak metni, toplam 8 sayfadan oluşuyor. Ankara'nın
kırmızı çizgi olarak tanımladığı bir çok
ifadeye yer verilen belgeye, beklenmedik koşullar da eklendi.
Buna göre
Brüksel, Ankara'nın Avrupa Birliği'ne üye ülkelerin OECD ve NATO gibi
uluslararası kurumlara üyeliğine engel olmamasını talep
ediyor.
Belgede
birliğin yeni üyeleri hazmetme kapasitesine de yer veriliyor ve
Türkiye'nin ancak Avrupa Birliği kurumları yeniden
yapılandıktan sonra üye olabileceği belirtiliyor.
Müzakere
çerçeve belgesinde Türkiye'nin ek protokolden doğan yükümlülüklerinin de
mutlaka hayata geçirilmesi gerektiği vurgulanıyor.
Özellikle üye
ülkelerin uluslararası kurumlara üyeliği konusunda Türkiye'nin
vetosunu kullanmama şartının getirilmesi Türk diplomatları
rahatsız ediyor.
Serbest
dolaşıma kısıtlama
Müzakerelerin
ucunun açık olduğunu ifade eden belge, bu sürecin sonunda, Türk vatandaşlarının
serbest dolaşımı, tarım ve yapısal politikalarda
kalıcı kısıtlamalar getirilebileceği ifade ediliyor.
Bir başka
deyişle Türkiye, Avrupa Birliği'ne tam üye olduğunda bile Türk
vatandaşlarının turistik seyahatlerde bile vize almadan Avrupa
Birliği ülkelerini ziyaret edemeyecek.
Müzakere
çerçeve belgesi yarın üye ülkelerin daimi temsilcilerini bir araya getiren
Coreper toplantısında bir kez daha ele alınacak.
Babacan: AB
sürecini
engellemek
isteyenler var
IMF ve Dünya
Bankası'nın yıllık güz toplantılarına
katılan Devlet Bakanı Ali Babacan, Türkiye'nin AB sürecini içeriden
ve dışarıdan engellemek isteyenler olduğunu söyledi.
IMF ve Dünya
Bankası'nın yıllık güz toplantılarına
katılan Devlet Bakanı Ali Babacan, Türkiye'nin Avrupa Birliği
sürecini hem Türkiye içinden, hem dışından bazı çevrelerin
engellemek istediğini, ancak hükümetin soğukkanlı
davrandığını belirtti.
Washington'daki
çalışmalarının ardından basın
toplantısı düzenleyen Devlet Bakanı Ali Babacan, Türkiye'nin
Avrupa Birliği sürecini engellemek isteyen söz konusu çevrelerin kim
olduğunu ise "konu hassas" diyerek açıklamadı.
Ali Babacan,
"Avrupa Birliği'nin ortaya çıkaracağı müzakere çerçeve
belgesi, umarım beklentilerimiz doğrultusunda olur" dedi.
Babacan ayrıca, cari açığın yüksek olmasında yüksek
petrol fiyatlarının etkisinin bulunduğunu kaydetti.
Babacan, yüksek
petrol fiyatları yüzünden Türkiye'nin bu yıl 7 milyar dolarlık
ek bir fatura ödemek zorunda kaldığını belirtti.
Babacan, IMF
tarafından yapılan birinci ve ikinci gözden geçirmelerinin
birleştirilmesinin muhtemel olduğunu da ifade etti.
KIBRIS 27/09/2005