"Kıbrıs'ın çözüm merkezi BM"


20 Eylül, 2005 21:21:00 (TSİ) CNN TURK

AB'nin Kıbrıs deklarasyonu konusundaki son gelişmeleri değerlendiren Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, ''Kıbrıs sorununun çözüm merkezi Birleşmiş Milletler'dir'' dedi.

New York'ta KKTC Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş ile görüşmesi öncesinde bir açıklama yapan Gül, ''bir taraftan, 'BM'nin rolü artırılsın, BM dünya olaylarında, problemlerde daha kuvvetli rol oynasın' diye çağrıda bulunurken, bunun için burada konuşmalar yaparken, diğer taraftan BM'nin rolünü Kıbrıs'ta zayıflatmaya çalışmak bir tezattır'' diye konuştu.
 
Dışişleri Bakanı Gül,  Kıbrıs sorununun çözüm merkezinin Birleşmiş Miller olduğunu bir kez daha dile getirdi.
 
Bu konuyla ilgili BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın daha önce attığı adımlar olduğunu ifade eden Bakan Gül,  ''referandumun neticeleri bütün dünyayı yanlış düşüncelerden uyandırmıştır" diye konuştu. 
 
Ada'da yapılan referandumla, çözüm istemeyenin Türk tarafı değil Rum tarafı olduğunun ortaya çıktığını söyleyen Gül, "çünkü daha önce bütün dünya Kıbrıslı Rumları Ada'yı birleştirmek isteyen, bundan şikayet eden taraf olarak bilirdi"  dedi.
 
"Şimdi çözüm yine BM'de olacaktır. Genel Sekreter'in bu yönde gayretleri vardır" diyen Dışişleri Bakanı Gül, Annan'dan yeniden aktif olmasını talep ettiklerini söyledi.
 
Rumların BM'yi by-pass etmeye çalıştıklarını belirten Abdullah Gül, AB'nin Rumların bu çabalarını görmezlikten gelmesini eleştirdi.
 
Gül, "ama Türkiye olarak biz, KKTC olarak Kıbrıs Türkleri, hepimiz çok sıkı bir şekilde BM'nin bu konunun çözümünde esas anahtar rolü oynayacağına inanıyoruz ve bunu da destekliyoruz'' dedi.
 
Türkiye'nin, Kıbrıslı Türklere haklı davalarında desteğinin süreceğini ifade eden Dışişleri Bakanı Gül,  "Türkiye onların yanında olduğu müddetçe ki bu ilelebet böyle olacaktır, bu bile onlar için yeterlidir" ifadelerini kullandı.
 
Bunlar yapılırken Türkiye'nin uzlaşmanın ne olduğunu dünyaya gösterdiğini söyleyen Bakan Gül, garantörlük haklarını sonuna kadar kullanacaklarını belirtti.
 
Rumlar deklarasyonu bloke etti
 
Dışişleri Bakanı Gül'ün bu açıklamalarından saatler önce, Kıbrıs Rum yönetimi, AB'nin Türkiye'ye karşı yayımlamaya hazırladığı deklarasyonu bloke etti.
 
Rum yönetiminin, karşı deklarasyonda yer alan 'Kıbrıs sorununun BM nezdinde çözülmesine destek verilecek' ifadesinden duyduğu rahatsızlık nedeniyle tasarıyı bloke ettiği belirtiliyor.
 
Bu haberin gelmesinden önce, Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos, AB'nin bütün üyelerinin 3 ekimde Türkiye ile üyelik müzakerelerine başlanmasını kabul ettiğini söylemişti.
 
Papadopulos gazetecilere yaptığı açıklamada, ''AB içinde katılım müzakerelerinin 3 ekimde başlamaması gerektiğini söyleyen bir ülke yok'' diye konuşmuştu. 
 
Deklarasyonda uzlaşma yarına kaldı
 
Türkiye'nin Kıbrıs konusundaki deklarasyonuna karşı yayımlanacak AB deklarasyonu taslak metni üzerinde dün sağlanan uzlaşmanın ardından, söz konusu metnin bugün AB Konseyi'nde onaylanmadığı ve görüşmelerin yarın yapılacak haftalık olağan COREPER toplantısına sarktığı açıklandı.
 
AB üyesi ülkelerin daimi temsilcilerinden oluşan COREPER, uzun süren tartışma ve pazarlıklar sonunda, dün karşı deklarasyon metni üzerinde uzlaşma sağlandığını bildirmişti.
 
AB Dönem Başkanı İngiltere, 'Kıbrıs delegasyonunun talebi üzerine' onay işleminin Konsey gündeminden geri çekildiğini bildirdi.
 
AB Tarım ve Balıkçılık Konseyi sonunda düzenlenen basın toplantısında, Dönem Başkanı İngiltere'nin belgeyi ''tartışmasız onay'' gündemine soktuğu, ancak ''bir delegasyonun talebi üzerine'' bugündem maddesinin geri çekildiği belirtildi.
 
Diplomatik kaynaklar, AB Dönem Başkanı İngiltere ile gerginlik yaşayan Kıbrıslı Rumların zaman kazanmak ve karar sürecini son ana kadar uzatmak niyetinden söz ediyorlar. 
 
Rumların, 'Kıbrıs Cumhuriyeti'nin Türkiye tarafından tanınmasına ilişkin ifadeleri, hukuki geçerliliği olmayan deklarasyon belgesinden, hukuki geçerliliği olan Müzakere Çerçeve Belgesi'ne taşıma girişimlerinden de söz ediliyor.

 

Rumlar karşı deklarasyonu bloke etti

 

Deklarasyon yarınki COREPER toplantısında görüşülecek



20 Eylül, 2005 16:39:00 (TSİ) CNN TURK

 

Zeynel Lüle/CNN TÜRK/Brüksel

Kıbrıs Rum yönetimi, AB'nin Türkiye'ye karşı yayımlamaya hazırladığı deklarasyonu bloke etti.

Rum yönetiminin, karşı deklarasyonda yer alan 'Kıbrıs sorununun BM nezdinde çözülmesine destek verilecek' ifadesinden duyduğu rahatsızlık nedeniyle tasarıyı bloke ettiği belirtiliyor.
 
Bu haberin gelmesinden önce, Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos, AB'nin bütün üyelerinin 3 ekimde Türkiye ile üyelik müzakerelerine başlanmasını kabul ettiğini söylemişti.
 
Papadopulos gazetecilere yaptığı açıklamada, ''AB içinde katılım müzakerelerinin 3 ekimde başlamaması gerektiğini söyleyen bir ülke yok'' diye konuşmuştu. 

Deklarasyonda uzlaşma yarına kaldı
 
Türkiye'nin Kıbrıs konusundaki deklarasyonuna karşı yayımlanacak AB deklarasyonu taslak metni üzerinde dün sağlanan uzlaşmanın ardından, söz konusu metnin bugün AB Konseyi'nde onaylanmadığı ve görüşmelerin yarın yapılacak haftalık olağan COREPER toplantısına sarktığı açıklandı.
 
AB üyesi ülkelerin daimi temsilcilerinden oluşan COREPER, uzun süren tartışma ve pazarlıklar sonunda, dün karşı deklarasyon metni üzerinde uzlaşma sağlandığını bildirmişti.
 
AB Dönem Başkanı İngiltere, 'Kıbrıs delegasyonunun talebi üzerine' onay işleminin Konsey gündeminden geri çekildiğini bildirdi.
 
AB Tarım ve Balıkçılık Konseyi sonunda düzenlenen basın toplantısında, Dönem Başkanı İngiltere'nin belgeyi ''tartışmasız onay'' gündemine soktuğu, ancak ''bir delegasyonun talebi üzerine'' bugündem maddesinin geri çekildiği belirtildi.
 
Diplomatik kaynaklar, AB Dönem Başkanı İngiltere ile gerginlik yaşayan Kıbrıslı Rumların zaman kazanmak ve karar sürecini son ana kadar uzatmak niyetinden söz ediyorlar. 
 
Rumların, 'Kıbrıs Cumhuriyeti'nin Türkiye tarafından tanınmasına ilişkin ifadeleri, hukuki geçerliliği olmayan deklarasyon belgesinden,hukuki geçerliliği olan Müzakere Çerçeve Belgesi'ne taşıma girişimlerinden de söz ediliyor. 

Karşı deklarasyonda ne vardı?
 
AB Daimi Temsilciler Komitesi'nde (COREPER), Türkiye'nin Kıbrıs konusundaki deklarasyonuna karşı yayımlanacak AB deklarasyonu taslak metni konusunda dün uzlaşmaya varılmıştı.  

Karşı deklarasyon şunları öngörüyor:

·  Türkiye'nin müzakere sürecinde Güney Kıbrıs'ı tanıması (Daha önce Fransa ve İngiltere'nin üzerinde anlaştığı metinde tanımanın tam üyelikten önce şart olduğu belirtiliyordu)

·  Müzakerelerin her aşamasında Avrupa Birliği'nin Rum kesiminin tanınmasının gerekliliğini dile getirebilmesi (Türkiye bu durumda 10 ya da 15 yıl sürmesi beklenen müzakerelerin henüz sonuna gelinmediği tezini işleyebilecek) 

·  Türkiye'nin Gümrük Birliği'ni eksik uygulamasının müzakerelerin genelini etkilemesi

·  Türkiye'nin liman ve havaalanlarını Rum gemi ve uçaklarına açması çağrısı yapılması ve konunun 2006'da gözden geçirileceğine vurgu

·  Kıbrıs sorununun Birleşmiş Milletler nezdinde çözümüne destek verilmesi ve Birleşmiş Milletler hukukunun AB ilkelerinin de temelini oluşturduğuna vurgu

·  Daha önceki taslakta Ek Protokolün uygulanmamasının yaptırımı müzakereler sürecinde ilgili konuların sonuçlanmayacağına yönelik ifadeyle geçiştiriliyordu.  
 
Türkiye'nin Kıbrıs deklarasyonu
 
Türkiye, 29 temmuzda AB dönem başkanı İngiltere'nin Türkiye'ye gönderdiği Ek Protokol metnini imzalamıştı.
 
Türkiye, protokole imza atarken, Kıbrıs cumhuriyeti'ni tanımadığını da yayımladığı bir deklarasyon
la ilan etti. Deklarasyon, özellikle Fransa ve Rum yönetiminin tepkisine yolaçmıştı.

Deklarasyonun içeriği:

·  Türkiye siyasi çözüm için kararlılığını sürdürmektedir

·  Bu protokoldeki Kıbrıs Cumhuriyeti 1960'daki ortaklık devleti değildir

·  Türkiye için Rum tarafı Kıbrıs Türk tarafını temsil etmemektedir

·  Türkiye KKTC ile ilişkilerini değiştirmeyecektir

·  Türkiye bu protokolle Kıbrıs Cumhuriyeti'ni herhangi bir şekilde tanımış olmayacaktır  

·  Kapsamlı çözümle birlikte Türkiye yeni oluşacak devlet ile ilişkiler tesis etmeye hazırdır 

 

Gül: "Rumlar AB sürecini baltalıyor"


20 Eylül, 2005 14:33:00 (TSİ) CNN TURK

Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Kıbrıs Rum yönetiminin Türkiye'nin AB sürecini baltaladığını ve kendi çıkarları doğrultusunda birliği rehin aldığını söyledi.

New York'ta temaslarını sürdüren Dışişleri Bakanı Gül, AB'nin dün üzerinde uzlaştığı karşı deklarasyonu değerlendirdi.
 
AB'nin bu tür konularda stratejik düşünmesi gerektiğini belirten Gül, "Rum yönetimi son kozlarını oynuyor" diye konuştu.
 
Talat: "Rumlar çözümden uzaklaşıyor"

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat da, bugün ülkesinde yaptığı basın toplantısında, AB'nin üzerinde anlaştığı Kıbrıs karşı deklarasyonunun Rum tarafını çözüm arayışından uzaklaştırdığını söyledi.
 
AB Daimi temsilcilerinin uzlaştığı karşı deklarasyonu eleştiren Talat, 'AB'nin Kıbrıs sorununun çözümünü engellemeye çalışan bir politika belirlediğini' vurguladı.
 
Deklarasyon metninin Kıbrıs Türkü açısından iyi bir metin olmadığını belirten Talat, "AB sürecinde Türkiye'den Kıbrıs Rum yönetiminin tanınması istenmektedir. Bu da Kıbrıs'ın şimdiki bölünmüş haliyle tanınmasının talep edilmesi demektir" dedi.
 
Deklarasyonda kısıtlamaların tek taraflı ve Kıbrıs Rum yönetiminin çıkarına yönelik olarak kaldırıldığını ifade eden KKTC Cumhurbaşkanı, "AB bütün kısıtlamaları kaldırmalıydı. Kıbrıs Türkünün izole edildiği bir duruma devam etmesini istemek Avrupalı bir yaklaşım değildir" diye konuştu. 

AB'nin deklarasyonu
 
AB Daimi Temsilcileri, dün Brüksel'de yaptıkları toplantıda Türkiye'nin Kıbrıs deklarasyonuna karşı kaleme aldığı karşı deklarasyonda anlaşmaya vardı.
 
Karşı deklarasyonda, Türkiye’ye müzakere sürecinde Kıbrıs Rum kesimini tanıma çağrısı yapılıyor. Deklarasyonda ayrıca Gümrük Birliği'nin eksik uygulanmasının  müzakerelerin genelini etkileyeceği mesajı veriliyor.
 
Avrupa Birliği, Türk liman ve havaalanlarının Güney Kıbrıs Rum kesimi gemi ve uçaklarına açılması çağrısını yapıyor ve bu konunun 2006'da gözden geçirileceğini belirtiyor.
 
Karşı deklarasyonda, Türkiye'den, tüm AB üyesi ülkeler ile arasındaki ilişkileri en kısa sürede ve hukuki olarak normalleştirmesi beklentisine yer veriliyor. 

Türkiye'nin deklarasyonu 

Türkiye, 29 temmuzda AB dönem başkanı İngiltere'nin Türkiye'ye gönderdiği Ek Protokol metnini Brüksel'deki Türk daimi temsilcisi Büyükelçi Oğuz Demiralp aracılığı ile imzaladı.
 
Türkiye, protokole imza atarken, Kıbrıs cumhuriyeti'ni tanımadığını da yayımladığı bir deklarasyon
la ilan etti.

Deklarasyonun içeriği:
  

·  Türkiye siyasi çözüm için kararlılığını sürdürmektedir

·  Bu protokoldeki Kıbrıs Cumhuriyeti 1960'daki ortaklık devleti değildir

·  Türkiye için Rum tarafı Kıbrıs Türk tarafını temsil etmemektedir

·  Türkiye KKTC ile ilişkilerini değiştirmeyecektir

·  Türkiye bu protokolle Kıbrıs Cumhuriyeti'ni herhangi bir şekilde tanımış olmayacaktır

·  Kapsamlı çözümle birlikte Türkiye yeni oluşacak devlet ile ilişkiler tesis etmeye hazırdır

 

Talat'tan karşı deklarasyona eleştiri


20 Eylül, 2005 10:27:00 (TSİ) CNN TURK

 

Çiğdem İşler / cnnturk.com

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, AB'nin üzerinde anlaştığı Kıbrıs karşı deklarasyonunun Rum tarafını çözüm arayışından uzaklaştırdığını söyledi.

KKTC'de düzenlediği basın toplantısında AB Daimi temsilcilerinin uzlaştığı karşı deklarasyonu eleştiren Talat, 'AB'nin Kıbrıs sorununun çözümünü engellemeye çalışan bir politika belirlediğini' vurguladı.
 
Deklarasyon metninin Kıbrıs Türkü açısından iyi bir metin olmadığını belirten Talat, "AB sürecinde Türkiye'den Kıbrıs Rum yönetiminin tanınması istenmektedir. Bu da Kıbrıs'ın şimdiki bölünmüş haliyle tanınmasının talep edilmesi demektir" dedi.
 
Deklarasyonda kısıtlamaların tek taraflı ve Kıbrıs Rum yönetiminin çıkarına yönelik olarak kaldırıldığını ifade eden KKTC Cumhurbaşkanı, "AB bütün kısıtlamaları kaldırmalıydı. Kıbrıs Türkünün izole edildiği bir duruma devam etmesini istemek Avrupalı bir yaklaşım değildir" diye konuştu.
 
'Deklarasyon Rumları çözümden uzaklaştırıyor'

"Karşı deklarasyon, Kıbrıs Rum yönetimine AB üyeliğinin avantajlarını kullanarak, sorunu istediği yöne kanalize etme imkanı vermekte" diyen Talat, "deklarasyon Rum tarafını çözüm arayışından uzaklaştırmakta" dedi.
 
Türkiye'den Ada'daki durumu şimdiki haliyle kabul etmesinin istendiğini de vurgulayan Talat, "bölünmüş Kıbrıs birleşirken şu an egemen olan anlayış korunacak ve bu Kıbrıs Türk halkının tüm haklarının tamamen kaldırıldığı bir birleşme olacak" diye konuştu. 

Mehmet Ali Talat, "AB, bu yaklaşımıyla Kıbrıs sorununun çözümünü engellemeye çalışan bir politika belirlemiştir" ifadelerini de kullandı.
 
AB karşı deklarasyonda uzlaştı
 
AB Daimi Temsilcileri, dün Brüksel'de yaptıkları toplantıda Türkiye'nin Kıbrıs deklarasyonuna karşı kaleme aldığı karşı deklarasyonda anlaşmaya vardı.
 
Karşı deklarasyonda, Türkiye’ye müzakere sürecinde Kıbrıs Rum kesimini tanıma çağrısı yapılıyor. Deklarasyonda ayrıca Gümrük Birliği'nin eksik uygulanmasının  müzakerelerin genelini etkileyeceği mesajı veriliyor.
 
Avrupa Birliği, Türk liman ve havaalanlarının Güney Kıbrıs Rum kesimi gemi ve uçaklarına açılması çağrısını yapıyor ve bu konunun 2006'da gözden geçirileceğini belirtiyor.
 
Karşı deklarasyonda, Türkiye'den, tüm AB üyesi ülkeler ile arasındaki ilişkileri en kısa sürede ve hukuki olarak normalleştirmesi beklentisine yer veriliyor.

 

Gül: Rumlar AB’yi rehin aldı

Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Kıbrıs Rum Kesiminin Türkiye’nin Avrupa Birliği üyelik sürecini baltaladığını ve birliği kendi çıkarları doğrultusunda rehin aldığını söyledi.

 

NTV-MSNBC

Güncelleme: 10:39 ET 20 Eylül 2005 Salı

NEW YORK - Avrupa Birliği’nin karşı deklarasyonu, Dışişleri Bakanı Gül’ün New York’taki temasları sırasında da gündemdeki yerini koruyor

Bakan Gül, İsveç ve Letonya Dışişleri bakanlarına karşı deklarasyon konusunda Ankara’nın endişelerini ve hassasiyetlerini iletti.

Diplomatik kaynaklardan edinilen bilgiye göre Gül, görüşmelerde Kıbrıs Rum Kesiminin Türkiye’nin Avrupa Birliği üyelik sürecini baltaladığını ve birliği kendi çıkarları doğrultusunda rehin aldığını kaydetti.

AB’nin, bir ortakları olarak Rum kesimine karşı tek sorumluluğunun Rumların her istediğini yapmak olmaması gerektiğini belirten Bakan Gül, gerçek ortaklığın, ortaklardan birinin yanlış yapması durumunda onu uyarmayı da içerdiğini söyledi.

İki ülkenin Dışişleri Bakanı’na taviz veren tarafın hep Türkiye olduğunu belirten Gül, birliğin stratejik düşünmesi gerektiğini de ifade etti.

GÖRÜŞMELERİNİ İPTAL ETTİ
Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, Endonezya Dışişleri Bakanı Hasan Virayuda ve Jamaika Dışişleri Bakanı K. D. Knight ile planlanan görüşmelerini iptal etti.

BM Genel Kurulu çalışmaları çerçevesinde New York’ta bulunan BakanGül’ün, bu görüşmeleri, Brüksel’de onaylanarak resmen açıklanması beklenen, Türkiye’nin Kıbrıs konusundaki deklarasyonuna karşı yayımlanacak AB deklarasyonu taslak metniyle ilgili çalışmaları nedeniyle iptal ettiği öğrenildi.

Karşı deklarasyonda uzlaşma

Avrupa Birliği Daimi Temsilcileri, Türkiye’nin Kıbrıs deklarasyonuna karşı yanıt niteliği taşıyan belge üzerinde anlaşmaya vardı. Müzakereler esnasında Rum Kesimi dahil tüm üye ülkelerle ilişkilerin normalleştirilmesi öngörülüyor.

 

NTV

Güncelleme: 05:31 ET 20 Eylül 2005 Salı

BRÜKSEL/LONDRA - NTV’nin ulaştığı metinde çözüm süreci ile tanıma konusu ikiye ayrılıyor. Karşı deklarasyonda, Türkiye’nin müzakereler sırasında Güney Kıbrıs Rum Kesimi’ni tanıması gerektiği belirtiliyor. Kıbrıs sorununun çözümü konusunda ise Annan Planı’na atıfta bulunulmadan Genel Sekreter’in çözüm çabalarına destek verilmesi isteniyor.

Türkiye’nin Ankara Anlaşması’nı AB’ye yeni üye olan 10 ülkeye uyarlamak amacıyla imzaladığı ek protokolle birlikte, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’ni tanımadığına dair yayınladığı deklarasyona tam 53 gün sonra AB’den yanıt geldi.

Bakan ve büyükelçiler düzeyinde tam 7 toplantının ardından Brüksel, Türkiye’nin yayımladığı deklarasyona yanıt niteliğinde bir açıklama yayınlamaya hazır duruma geldi.

İlk taslak metinde yer alan ifadeleri yetersiz bulan Rum Kesimi, ısrarcı tutumu sonucunda istediğine kısmen de olsa ulaşabildi.

Uzun müzakerelerin ardından kabul edilen metinde üç önemli değişiklik yapıldı. Eski metinde Türkiye’den AB’ye üye olmadan hemen önce Rum Kesimi’ni tanıması isteniyordu. Üzerinde uzlaşılan metinde Türkiye’nin üyelik müzakereleri sırasında Rum Kesimi’ni tanıması gerekiyor.

Eski metinde tanıma süreciyle Kıbrıs sorununun çözümü birbirine bağlıydı. Yeni metinde Kıbrıs sorununun BM çatısı altında çözüleceğine vurgu yapılırken, Annan Planı’na atıfta bulunulmuyor.

Eski metinde Türkiye’nin ilgili müktesebat başlıklarını müzakere etmeye hazır olduğu dönemde limanlarını Rum Kesimi dahil herkese açması gerekiyordu. Yeni metinde bir ekleme yapılarak, Türkiye’nin limanları açmaması durumunda müzakerelerin olumsuz etkileneceğine dikkat çekiliyor.

AB ülkelerinin büyükelçileri, müzakere çerçeve belgesini yarın ele alarak 3 Ekim’den önce uzlaşmaya varmaya çalışacak.

Rumlar’ın karşı deklarasyon direnişi

Rum yönetimi, son anda, müzakere çerçeve belgesinde karşı deklarasyona atıfta bulunulmamasına itiraz etti.

 

NTV

Güncelleme: 18:12 20 Eylül 2005 Salı

BRÜKSEL - Kıbrıs Rum Kesimi, dün daimi temsilcilerin üzerinde anlaşmaya vardığı karşı deklarasyonun, balıkçılık bakanları tarafından onaylanmasını geciktirdi. Rum yönetiminin, karşı deklarasyonun, balıkçılık bakanlarının bugünkü toplantısının gündeminden de çıkarılmasını talep ettiği belirtiliyor.

Rum yönetiminin, son anda, müzakere çerçeve belgesinde karşı deklarasyona atıfta bulunulmaması konusuna itiraz ettiği kaydediliyor. Rum yönetiminin, karşı deklarasyonda, “Birleşmiş Milletler çerçevesinde bir çözüme destek verildiği” yönündeki ifadeden de rahatsız olduğu belirtiliyor. Kıbrıs Rum Kesimi, karşı deklarasyonun, balıkçılık bakanlarının bugünkü toplantısının gündeminden çıkarılmasını da talep etti.

“ÜYELER 3 EKİM İÇİN HEMFİKİR”
Bu arada daha önce Türkiye ile müzakerelerin başlamasını veto edebileceği yönünde açıklamalar yapan Rum Yönetimi lideri Papadopulos öğle saatlerinde, AB içinde 3 Ekim’de müzakerelere başlanması konusunda görüş birliğine varıldığını açıkladı.

Papadopulos, “Avrupa Birliği içinde üyelik müzakereleri 3 Ekim’de başlamamalı diyen hiçbir üye ülke yok” dedi.

Kıbrıs Rum Yönetimi haftalardır, AB’nin yayımlayacağı karşı deklarasyonda tanınma ve Türk limanlarının Rumlara açılması konusundaki taleplerinde ısrar ediyordu.

Karşı deklarasyonla ilgili anlaşmazlık dünkü COREPER toplantısında çözülmüş ve birliğin daimi temsilcileri karşı deklarasyon metni üzerinde uzlaşma sağlamıştı.

Rumlar deklarasyonu bloke etti

 

 

Zeynel LÜLE

Kıbrıs Rum Kesimi AB'nin karşı deklarasyon metnini, "Kıbrıs sorununun çözüm zemini BM'dir" ifadesi nedeniyle bloke etti.

AB'nin dün üzerinde uzlaşmaya varıldığı açıklanan Kıbrıs konusundaki karşı deklarasyonda son dakika pürüzü çıktı.  Kıbrıs Rum Kesimi, metindeki "Kıbrıs sorununun çözüm zemini BM'dir" ifadesi yerine  "Kıbrıs sorunu AB içinde çözülmelidir" ifadesinin yer almasını istemesi nedeniyle, deklarasyonu bloke etti ve taslak metin yayınlanamadı.

Son dakika gelişmesinin hemen öncesinde Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos, AB'de hiçbir üyenin 3 Ekim'deki üyelik müzakerelerine karşı olmadığını açıklamıştı ancak son anda ortaya attıkları istek taslak metnin yayınlanmasına engel oldu.

Papadopulos gazetecilere yaptığı açıklamada, ''AB içinde katılım müzakerelerinin 3 ekimde başlamaması gerektiğini söyleyen bir ülke yok'' diye konuşmuştu.  

 AB Daimi Temsilciler Komitesi'nde (COREPER), Türkiye'nin Kıbrıs konusundaki deklarasyonuna karşı yayımlanacak AB deklarasyonu taslak metni konusunda dün uzlaşmaya varılmıştı.
 
Karşı deklarasyonda, Türkiye’ye müzakere sürecinde Kıbrıs Rum kesimini tanıma çağrısı yapılıyor. Deklarasyonda ayrıca Gümrük Birliği'nin eksik uygulanmasının  müzakerelerin genelini etkileyeceği mesajı veriliyordu.

Avrupa Birliği, Türk liman ve havaalanlarının Güney Kıbrıs Rum kesimi gemi ve uçaklarına açılması çağrısını yapıyor ve bu konunun 2006'da gözden geçirileceğini belirtiyordu.

Karşı deklarasyonda, Türkiye'den, tüm AB üyesi ülkeler ile arasındaki ilişkileri en kısa sürede ve hukuki olarak normalleştirmesi beklentisine yer veriliyordu.

GÜL GÖRÜŞMELERİNİ İPTAL ETTİ

Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, Endonezya Dışişleri Bakanı Hasan Virayuda ve Jamaika Dışişleri Bakanı K. D. Knight ile planlanan görüşmelerini iptal etti.

BM Genel Kurulu çalışmaları çerçevesinde New York'ta bulunan Bakan Gül, Brüksel'de onaylanarak resmen açıklanması beklenen, Türkiye'nin Kıbrıs konusundaki deklarasyonuna karşı yayımlanacak AB deklarasyonu taslak metniyle ilgili çalışmaları nedeniyle iptal ettiği öğrenildi.

 (Hürriyetim) HURRIYET 20/09/2005

 

AB basını: Müzakerenin önünde engel kalmadı

 

Avrupa Birliği (AB) daimi temsilcilerinin Kıbrıs karşı deklarasyonunda uzlaşması, Avrupa basınında geniş yer buldu.

Avrupa Birliği (AB) daimi temsilcilerinin Kıbrıs karşı deklarasyonunda uzlaşması, Avrupa basınında geniş yer buldu. İngiliz basını, 3 Ekim’in önünün açıldığı ve Avusturya’nın yalnız kaldığı konusunda birleşti. Fransız Le Monde ise Türk limanlarının Rumlara açılmasının bir yükümlülük olduğunu savundu.

 
İngiliz Independent gazetesi, Kıbrıs Rum Kesimi’nin de kabul ettiği karşı deklarasyon ile Türkiye’nin Kıbrıs Rum Kesimi’ni müzakerelerin sonuna kadar tanımak zorunda olmadığını belirtti

"AVUSTURYA YALNIZ KALDI"

 

Uzlaşmanın AB dönem başkanı İngiltere için oldukça büyük bir başarı olduğu vurgulanan haberde, deklarasyon konusunda görüş birliğine varan AB ülkelerinin Avusturya’yı yalnız bıraktığının altı çizildi.

 

İngiliz Guardian gazetesi, karşı deklarasyon konusunda uzlaşmanın sağlanması ile "Türkiye’nin AB’ye bir adım daha yaklaştığını" belirtti.

 

Gazete, Türkiye’ye tam üyelik yerine "imtiyazlı ortaklık" verilmesini isteyen Avusturya’nın da gerek üzerinde uzlaşılan deklarasyon gerekse Almanya seçimlerinde Merkel’in yeterince başarı sağlamamasının ardından "izole olmasının beklendiğini" yazdı.

 

FINANCIAL TIMES: "İNGİLTERE MÜZAKERELER YOLUNU TEMİZLEDİ"

 

Financial Times gazetesi, karşı deklarasyonda anlaşma sağlanması ile "İngiltere’nin Türkiye ile müzakerelere giden yolu temizlediği" yorumunu yaptı.

 

Haberde, İngiltere adına konuşan bir sözcünün karşı deklarasyon ile ilgili olarak, "Bizce dengeli bir metin oldu. Uzun bir sürecin ardından temsilciler seviyesinde bir uzlaşı sağlanmasından memnunuz. Umarız bakanlar seviyesinden de destek gelir" sözleri aktarıldı.

 

BBC: KIBRIS’I TANIMA MÜZAKERELERİN HERHANGİ AŞAMASINDA

 

İngiliz yayın kurulu BBC de AB ülkelerinin üzerinde uzlaştığı deklarasyon ile Türkiye’nin Kıbrıs Rum Kesimi’ni, 10 yıl kadar sürmesi beklenen, müzakerelerin herhangi bir aşamasında tanıyabileceğini belirtti.

 

BBC de diğer bütün İngiliz basın kuruluşları gibi, karşı deklarasyon konusunda varılan uzlaşının 3 Ekim yolunu temizlediğini ifade etti.

 

LE MONDE: "LİMANLARIN AÇILMASI BİR YÜKÜMLÜLÜK"

 

Fransız Le Monde gazetesi de, AB’nin karşı deklarasyon konusunda bir uzlaşıya varması ile Türkiye ile üyelik müzakerelerinin açılmasına başlıca engellerden birinin kalktığını belirtti.

 

Türkiye’nin liman ve havaalanlarını Rumlara açmasının bir yükümlülük olduğuna dikkat çeken gazete, Fransa’nın da İngiltere’nin isteksizliğine karşın tüm üye devletlerinin tanınmasının katılma sürecinin gerekli bir unsuru olduğu yönündeki bir formülün benimsenmesini sağladığını kaydetti.

 

İsviçre'den 'Hayır' kampanyası

İsviçre AB’ye sonradan giren 10 yeni üye için bu konuda bir referandum yapacak. Serbest dolaşım konusunun 25 Eylül’de halka sorulacağı ülkendeki bazı gazeteler bu refarandumda ’Hayır’ oyu verilmesi gerektiğini savunarak, bazı kuruluşların ilanlarına da geniş yer veriyor. Bu ilanlarda öncelikli olarak Türkler hedef alınarak, "Şayet ’Evet’ derseniz 70 milyon Türk yarın kapınızda" deniyor. İsviçre Sosyal Hizmetler Komitesi, verdiği ilanda "Bugün Doğu Avrupa, Yarın Türkiye. Onun için Hayır" başlığını kullanıyor. Serbest dolaşım karşıtı ilanda şu iddialara da yer veriliyor:
- Kuzeydoğu Avrupalıların İsviçre’ye gelme ve iş arama hakkı olacak. Daha sonra da 70 milyon Türk, 3 Ekim görüşmelerinden sonra bu haktan istifade edecek.
- Her Doğu Avrupalı İsviçre’de iş arayabilir. Bunlardan birisi iş bulduğu takdirde, en az 5 yıl İsviçre’de oturma izni alacak, iş bulamasa bile burada kalabilecek.
- Bu oturma izni, ailenin bütün fertleri için geçerli. (Büyükbaba, büyükanne de dahil) (Zafer ATAMER/CENEVRE/DHA)

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

                                                           

Talat , AB'ye sert çıktı

 

AB’nin, Türkiye’nin Kıbrıs deklarasyonuna yanıtı olan karşı deklarasyon konusunda vardığı uzlaşıya KKTC’ye büyük tepki geldi. KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, "AB, Kıbrıslı Türkleri hiçe saydı" söyledi. AB’nin kısıtlamaları sadece Rumlar için kaldırdığına dikkat çeken Talat, AB’yi Kıbrıs sorununun çözümünü engelleyeceğini vurguladı ve deklarasyon için "iyi bir metin değil", "üzücü bir durum" gibi ifadeler kullandı.

Mehmet Ali Talat, düzenlediği basın toplantısında AB’nin uzun pazarlıklar sonucuna üzerinde bir konsensus sağladığı karşı deklarasyonu sert dille eleştirdi. Talat, Rumların, Yunanistan’ın desteği ile Kıbrıslı Türklerin haklarının hiçe sayılmasını ve Türkiye’nin AB sürecinin erosyona uğraması yönündeki bir politika izlediğini kaydetti.

Karşı deklarayon metni için "iyi bir metin değil" diyen Talat, bunun iki nedeni olduğunu belirterek, bu nedenlerden birinin Türkiye’nin Rumları tanımasının AB sürecine bağlanması olduğunu söyledi. Talat, şöyle dedi: "İki unsur nedeniyle iyi bir metin değil. Bunlardan bir tanesi, Kıbrıs’ın (Rum Kesimi) tanınmasını, Türkiye’nin AB sürecine bağlamasıdır. Yani, Türkiye’nin AB sürecinde Kıbrıs’ın şimdiki yapısı ile, bu anormal yapısı ile Türkiye tarafından tanınmasını talep etmektedir. İkincisi ise, tek taraflı olarak kısıtlamaların sadece Rum tarafına kaldırılmasını öngörmektedir. Halbuki Avrupai yaklaşım, bütün kısıtlamaların kaldırılmasını söylemek olmalıydı."

Mehmet Ali Talat, bunun sonucunda Kıbrıs sorununun çözümünün engelleneceğine dikkat çekerken Rumların AB üyeliğinin avantajlarını kullandığını, çözümden uzaklaştığını söyledi. Bölünmüş Kıbrıs’ın Türkiye tarafından tanınması istendiğini vurgulayan Talat, Kıbrıslı Türklerin haklarının tamamen ortadan kaldıracak bir yapının ortaya çıkacağı uyarısını da yaptı.

AB’nin bu yaklaşımıyla Kıbrıs sorununun çözümünü engellemeye çalışan bir politikayı belirlediğini ve güttüğünü belirten Talat, "Bu da üzücü bir durum" ifadesini kullandı.

 

HURRIYET 20/09/2005

 

AB, Kıbrıs deklarasyonunda uzlaşmaya vardı; onay bugün

 

Zeynel LÜLE / BRÜKSEL

AVRUPA Birliği’nin, Türkiye’nin Kıbrıs Rum Kesimi’ni tanımadığına yönelik deklarasyonuna karşı yayınlayacağı bildiride dün anlaşma sağlandı. Büyük ölçüde Rum taleplerini karşılayan bildiride Türkiye’ye ‘müzakere sürecinde tanı’ çağrısı yapılıyor.

Türkiye ile AB arasındaki müzakerelere ‘yol haritası’ oluşturacak olan Müzakere Çerçeve Belgesi’nde bu ifadelerin yer almaması şartıyla, AB Dönem Başkanı İngiltere de deklarasyona onay verdi. Kıbrıs ile ilgili deklarasyonun hukuki hiçbir ağırlığının olmaması, Müzakere Çerçeve Belgesi’nin ise hem Türkiye, hem de AB için resmi belge niteliği taşıması nedeniyle İngiltere bu yola başvurdu.

AB tarafından bugün onaylanması beklenen belge özetle şöyle:

TÜRKİYE’nin Ek Protokol onayı sırasında ‘Kıbrıs Rum Kesimi’ni tanımadığına’ yönelik yayınladığı deklarasyon ‘üzüntü vericidir.’

‘KIBRIS Cumhuriyeti’nin AB’nin bir üyesidir. Türkiye, bu devletle ilişkilerini normalleştirmeli, liman ve havaalanlarını Rumlar’a açmalıdır.

Uygulamada çıkan sorunlar, müzakerelerin bütününü etkiler.

ÇÖZÜM konusunda BM inisiyatifi desteklenmektedir.

BÜTÜN bu konular 2006’da gözden geçirilecektir.

Avusturya yalnız

AB Daimi Temsilcileri, dün hem öğleden sonra, hem de akşam saatlerinde iki kez bir araya gelerek görüş alışverişinde bulundular. Bu bağlamda, 3 Ekim’e kadar onaylamaları gereken Müzakere Çerçeve Belgesi’ni de tartıştılar. Dönem Başkanı İngiltere, 29 Haziran’da AB Komisyonu’nun yayınladığı belgeye yönelik tek çekincenin, ‘İmtiyazlı Ortaklık’ seçeneği isteyen ve yalnız kalan Avusturya’dan geldiğini tespit etti. 

 

 

HURRIYET 20/09/2005

 

'Müzakerelerin başlamasına karşı çıkan yok'

 

Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos, AB'nin bütün üyelerinin 3 Ekim'de Türkiye ile üyelik müzakerelerine başlanmasını kabul ettiğini söyledi.

Papadopulos, gazetecilere yaptığı açıklamada, “AB içinde katılım müzakerelerinin 3 Ekim'de başlamaması gerektiğini söyleyen bir ülke yok” diye konuştu.

AB Daimi Temsilciler Komitesi'nde (COREPER), Türkiye'nin Kıbrıs konusundaki deklarasyonuna karşı yayımlanacak AB deklarasyonu taslak metni konusunda dün uzlaşmaya varılmıştı. Metnin bugün AB Konseyi'nde onaylanarak resmen açıklanması bekleniyor.

HURRIYET 20/09/2005

Rumlar karşı deklarasyonu bloke etti


      Kıbrıs Rum yönetimi, AB'nin Türkiye'ye karşı yayımlamaya hazırladığı deklarsyonu bloke etti.
      Bu haberin gelmesinden önce, Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos, AB'nin bütün üyelerinin 3 ekimde Türkiye ile üyelik müzakerelerine başlanmasını kabul ettiğini söylemişti.
      Papadopulos gazetecilere yaptığı açıklamada, ''AB içinde katılım müzakerelerinin 3 ekimde başlamaması gerektiğini söyleyen bir ülke yok'' diye konuşmuştu.
      AB Daimi Temsilciler Komitesi'nde (COREPER), Türkiye'nin Kıbrıs konusundaki deklarasyonuna karşı yayımlanacak AB deklarasyonu taslak metni konusunda dün uzlaşmaya varılmıştı.
      Karşı deklarasyonda, Türkiye’ye müzakere sürecinde Kıbrıs Rum kesimini tanıma çağrısı yapılıyor. Deklarasyonda ayrıca Gümrük Birliği'nin eksik uygulanmasının müzakerelerin genelini etkileyeceği mesajı veriliyordu.
      Avrupa Birliği, Türk liman ve havaalanlarının Güney Kıbrıs Rum kesimi gemi ve uçaklarına açılması çağrısını yapıyor ve bu konunun 2006'da gözden geçirileceğini belirtiyordu.
      Karşı deklarasyonda, Türkiye'den, tüm AB üyesi ülkeler ile arasındaki ilişkileri en kısa sürede ve hukuki olarak normalleştirmesi beklentisine yer veriliyordu.
     MILLIYET 20/09/05

AB karşı deklarasyonu Avrupa basınında yankı buldu


      AB Karşı deklarasyonu, Avrupa basınında geniş yer buldu. İngiliz basını, 3 Ekim’in önünün açıldığı ve Avusturya’nın yalnız kaldığı konusunda birleşti. Fransız Le Monde ise limanların açılmasının bir yükümlülük olduğunu savundu.
     
     INDEPENDENT: "MÜZAKERELERİN SONUNA KADAR TANIMA GEREKMİYOR"
      Independent gazetesi, Kıbrıs Rum Kesimi’nin de kabul ettiği karşı deklarasyon ile Türkiye’nin Kıbrıs Rum Kesimi’ni müzakerelerin sonuna kadar tanımak zorunda olmadığını belirtti. Uzlaşmanın AB dönem başkanı İngiltere için oldukça büyük bir başarı olduğu vurgulanan haberde, deklarasyon konusunda görüşbirliğine varan AB ülkelerinin Avusturya’yı yalnız bıraktığının altı çizildi.
     
     GUARDIAN: "3 EKİM YOLU TEMİZLENDİ"
      İngiliz Guardian gazetesi, karşı deklarasyon konusunda uzlaşmanın sağlanması ile "Türkiye’nin AB’ye bir adım daha yaklaştığını" belirtti. Gazete, Türkiye’ye tam üyelik yerine "imtiyazlı ortaklık" verilmesini isteyen Avusturya’nın da gerek üzerinde uzlaşılan deklarasyon gerekse Almanya seçimlerinde Merkel’in yeterince başarı sağlamamasının ardından "izole olmasının beklendiğini" yazdı.
     
     FINANCIAL TIMES: "İNGİLTERE MÜZAKERELER YOLUNU TEMİZLEDİ"
      Financial Times gazetesi, karşı deklarasyonda anlaşma sağlanması ile "İngiltere’nin Türkiye ile müzakerelere giden yolu temizlediği" yorumunu yaptı. Haberde, İngiltere adına konuşan bir sözcünün karşı deklarasyon ile ilgili olarak, "Bizce dengeli bir metin oldu. Uzun bir sürecin ardından temsilciler seviyesinde bir uzlaşı sağlanmasından memnunuz.
      Umarız bakanlar seviyesinden de destek gelir" sözleri aktarıldı.
     
     BBC: "KIBRIS’I TANIMA MÜZAKERELERİN HERHANGİ AŞAMASINDA"
      İngiliz Yayın Birliği BBC de AB ülkelerinin üzerinde uzlaştığı deklarasyon ile Türkiye’nin Kıbrıs Rum Kesimi’ni, 10 yıl kadar sürmesi beklenen, müzakerelerin herhangi bir
      aşamasında tanıyabileceğini belirtti. BBC de diğer bütün İngiliz basın kuruluşları gibi, karşı deklarasyon konusunda varılan uzlaşının 3 Ekim yolunu temizlediğini ifade etti.
     
     LE MONDE: "LİMANLARIN AÇILMASI BİR YÜKÜMLÜLÜK"
      Fransız Le Monde gazetesi de, AB’nin karşı deklarasyon konusunda bir uzlaşıya varması ile Türkiye ile üyelik müzakerelerinin açılmasına başlıca engellerden birinin kalktığını belirtti. Türkiye’nin liman ve havaalanlarını Rumlara açmasının bir yükümlülük olduğuna dikkat çeken gazete, Fransa’nın da İngiltere’nin isteksizliğine karşın tüm üye devletlerinin tanınmasının katılma sürecinin gerekli bir unsuru olduğu yönündeki bir formülün benimsenmesini sağladığını kaydetti.
     MILLIYET 20/09/05

Talat sert çıktı: AB Kıbrıslı Türkleri hiçe saydı


      KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, AB Daimi Temsilciler Komitesi'nde (COREPER) Türkiye'nin Kıbrıs deklarasyonuna karşı yayımlanmak üzere kabul edilen metnin, "Kıbrıs Türkleri açısından kötü bir metin olduğunu" söyledi.
      Talat, makamında düzenlediği aylık olağan basın toplantısında son gelişmeleri değerlendirdi.
      Talat, "COREPER'de oy hakkı olan ve ne yazık ki her şartta kendisini destekleyen Yunanistan'ın varlığını da bir avantaj olarak kullanan Kıbrıs Rum tarafı, Kıbrıs Türkünü hiçe sayan bir yaklaşımla, Kıbrıs Türklerinin haklarını doğrudan doğruya Türkiye'nin Avrupa Birliği sürecinde erozyona uğratma politikası gütmüştür ve COREPER'de son anlaşılan metin bu bakımdan Kıbrıs Türkü açısından kötü bir metindir. İyi bir metin değildir" diye konuştu. Rum yönetiminin uzun zamandan beri, AB üyeliği avantajını kullanarak, Kıbrıs sorununun zeminini değiştirmeye ve AB kuralları çerçevesinde çözmeye çalıştığını ve çözüm çabalarını, uzun yıllarda oluşan BM parametrelerinin dışına çekmeye çalıştığını kaydeden Talat, Rum yönetimin COREPER toplantısında ortaya koyduğunu tutumun da bu yönde olduğunu belirtti.
      Rum yönetiminin, "şu anda normal olmayan Kıbrıs'ın yapısının Türkiye tarafından tanımasını" talep ettiğini ifade eden Talat, "Kıbrıs bölünmüştür. Bölünmüşlüğün sorumlusu Kıbrıs Rum yönetimidir" dedi.
      Rum yönetiminin, BM'nin, uzun yılların birikimi olarak ortaya koyduğu çözüm önerisini reddettiğini ve Rum halkının da reddetmesi için devlet kampanyası yürüttüğünü kaydeden Talat şöyle konuştu:
      "Adanın bölünmüş kalmasının sorumlusu sadece Kıbrıs Rum yönetimidir. Bu bakımdan adanın bölünmüşlüğünden hayıflanmak, Kıbrıs Rum tarafının yapması gereken herhalde son iştir. Ve AB'de COREPER toplantılarında Kıbrıs Rum tarafı, bu gerçeği unutarak, adanın yeniden birleştirilmesini şimdiki Rum idaresinin Türkiye tarafından tanınmasına bağlamış ve Türkiye'nin bu normal olmayan yapıyı tanıması için ısrarcı olmuştur. Halbuki Türkiye'nin bu normal olmayan yapıyı tanıması yerine, Kıbrıs'ın normal bir yapıya kavuşturularak Türkiye tarafından tanınmasını talep etmek çok daha doğru ve mantıklı olurdu. Bu zaten aynı şekilde BM'nin bunca yıldır ortaya koyduğu Kıbrıs çözüm çabalarının da bir gereğiydi."
     
     OLUMSUZ 2 TEMEL UNSUR

      Rum yönetiminin COREPER'de Kıbrıs Türkünü hiçe sayan bir yaklaşım ortaya koyduğunu belirten, Talat, COREPER'de üzerinde anlaşmaya varılan metnin "2 temel unsur nedeniyle iyi bir metin olmadığını" vurguladı. Talat, bunların, "(Kıbrıs)'ın tanınmasının Türkiye'nin AB süresine bağlanması ve tek taraflı olarak sadece Türkiye'nin Rum tarafına kısıtlamaları kaldırılmasının öngörülmesi" olduğunu söyledi.
      Talat, "Halbuki Avrupai yaklaşım, bütün kısıtlamaların kaldırılmasını talep etmek olmalıydı. Bu Avrupa anlayışının, AB'nin mantığının gereğidir. Kıbrıs Türk halkının izole edildiği koşullarda, küçücük kısıtlamaların dahi Kıbrıs Rum tarafı için ortadan kaldırılmasını talep etmek Avrupalı bir yaklaşım değildir" dedi.
     
     'AB'NİN TUTUMU ÜZÜCÜ'

      AB'nin, Kıbrıs sorununun çözümünü engellemeye çalışan bir politika güttüğünü ve bunun üzücü olduğunu kaydeden Talat şöyle devam etti:
      "Bütün bunların sonucu da ne yazık ki, iki temel yolla, Kıbrıs sorununun çözümünü engellemektedir. Birincisi, Kıbrıs Rum tarafına AB üyeliğinin avantajlarını kullanarak sorunu istediği yöne kanalize etme imkanı vermekte ve Rum tarafında bu duyguyu yaratmakta, bundan dolayı da Rum tarafını çözüm arzusundan uzaklaştırmaktadır.
      İkincisi, Kıbrıs'ın anormal yapısıyla, yani bölünmüş haliyle, bölünmeyi sağlayan ve bölünmeyi sürdüren tarafın isteği doğrultusunda Türkiye tarafından tanınmasını istemektedir, böylece Türkiye tarafından tanınan bölünmüş bir Kıbrıs'ın, birleşirken, şu anda egemen olan anlayış çerçevesinde birleşmesi sağlanacak, yani Kıbrıs Türkünün hakların tamamen ortadan kaldırılacağı bir yapı ortaya çıkacaktır. Bu da tabii ki Kıbrıslı Türkler tarafından asla kabul edilemez. Kabul edilemeyince de Kıbrıs sorunu çözülmez demektir. Yani sonuçta AB, bu yaklaşımıyla Kıbrıs sorununun çözümünü engellemeye çalışan bir politika belirlemektedir ve gütmektedir. Bu da üzücü bir durum. Ne kadar sürecek bu tutum, bu duruş? Onu tabii ki zaman belirleyecek. Gerçekten üzücü bir durum..." KKTC Cumhurbaşkanı Talat, Türkiye'nin AB sürecinin dinamik olacağını ve bu dinamik sürecin yeni fırsatları ve yeni tehditleri ve yeni krizleri bir arada bulunduracağını, Kıbrıs sorununda bu çerçevede yeni hareketlenmeler beklenebileceğini kaydetti.

MILLIYET 20/09/05

Karamanlis: AB Türkiye'ye şans tanımalı


      SOFİA ANGELİDİS Atina DHA

      YUNANİSTAN Başbakanı Kostas Karamanlis, ülkesinin Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliğine olan desteğini yineleyerek, "Avrupa da Türkiye’ye bu şansı tanımalı" dedi.
      Birleşmiş Milletler zirvesi için ABD’de bulunduğu sırada Amerikan PBS televizyonuna konuşan Kostas Karamanlis, AB üyeliğinin Türkiye’nin ’Avrupalılaşması’ ve reformlar için en iyi teşvik olduğunu savundu. Karamanlis, "Türkiye demokrasi, insan hakları, komşularıyla iyi ilişkiler gibi AB’nin değerlerini benimsemeli. Bunlar uyması gereken temel ilkeler. Biz siyasi nedenlerden dolayı Türkiye’nin üyeliğini destekliyoruz. Avrupa da Türkiye’ye bu şansı tanımalı. Türkiye de sonunda birliğe katılmak isteyip, istemediğine karar vermeli" dedi.
     
     'TÜRKİYE’DE TAM DEMOKRASİ YOK'
      Karamanlis, "Niye demokrasi dediniz? Türkiye’de demokrasi yok mu?" şeklindeki soruya ise şu yanıtı verdi:
      "Tam demokrasi yok. Seçimler yapılıyor, bu açıdan demokrasi var, ama askerlerin ve ordunun konumu, insan hakları gibi konularda çok yol katetmesi gerekiyor.
      Yunan lider, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Kıbrıs konusunda ABD’de yaptığı açıklamalar için de, "İyi ilişkiler her konuda anlaştığımız anlamına gelmiyor. Kıbrıs (Rum Kesimi) AB üyesi bir ülke ve kendi kararlarını alma hakkına sahip" dedi.
     MILLIYET 20/09/05

Bu ayıbın altından kalkamazsınız...



Şu sıralarda 25 ülke başkentleri arasında derin bir pazarlık yaşanıyor.
Pazarlığın bir ucunda İngiltere, öbür ucunda Yunanistan, Kıbrıs Rumları ve Çek'ler var.
Hadi bizim Rum ve Yunanlı takımı anlarız da, Çek'ler nereden çıktı diye sormayın. AB pazarlıklarında hep böyle olur. Son dakikaya kalındığı taktirde, başka birileri de pazarlık kuyruğuna takılıp varsa eskiden kalmış hesaplarını ödetirler. Çeklerin Kıbrısla filan hiç ilgisi yok. Onların hesapları başka...
Pazarlık, Kıbrıs'ın Türkiye tarafından resmen tanınması konusunda yapılıyor.
Dikkat edelim, Kıbrıs Rumlarının Türkiye tarafından resmen tanınması demek, Kıbrıs sorununun bitmesi demektir. Yani, KKTC'nin sonu ve Rumların adanın bütününe hakim olması anlamına gelir.
Belki komik ancak, Rumların şu sıralarda dayattıkları bu...Kıbrıs'a el koymak.
Bir anlamda imkansızı istiyorlar.
Türkiye'nin 3 ekim'de masaya oturmak için herşeyi kabul edeceğinden hareket ettiklerinden dolayı olacak, tutumlarını değiştirmiyorlar.
17 Aralık 2004 doruğunda kaçırdıkları fırsatı yeniden yaratmaya çalışıyorlar. Rumlar 17 Aralık 2004'te Brüksel'e, resmen tanınma karşılığında Türkiye'ye müzakere tarihi verileceği hesabıyla gelmişlerdi. Erdoğan itiraz edince, AB üyeleri Rumları satıvermişlerdi. Papadopulos şimdi şansını tekrar deniyor.
İstedikleri şu:
- Türkiye, İngiltere ve Fransa'nın anlaştığı gibi, Kıbrıs hükümetini müzakerelerin sonunda, yani tam üye olmadan önce tanımak yerine, müzakereler süreci içinde tanımalı.
Bunun Türkçe meali, Rumlara müzakereler süresince Türkiye'ye baskı yapacakları bir olanak sağlamak, demektir.
- BM devre dışı tutulmalı. Türkiye resmen tanıdıktan sonra BM çerçevesinde çözüm aranmalı. Ancak iki unsur (tanınma ile BM çerçevesinde çözüm) birbirine ayrı tutulmalı.
Bunun meali de, Kıbrıs'ın kendilerine teslim edilmesidir.

AB İÇİN BUNDAN DAHA BÜYÜK AYIP OLAMAZ...
Rumların ve kendilerini kerhen destekleyen Yunanistan'ın ellerindeki kart, eğer bu Karşı Deklarasyonda tatmin edilmedikleri taktirde, Müzakere Çerçeve Belgesinde aynı değişiklikleri gerçekleştirmek için kullanılacak Karşı Deklarasyonun bir bağlayıcılığı yok. AB'nin tek taraflı bir açıklamasından öteye gitmiyor. Oysa Müzakere Çerçeve Belgesi, hem AB'yi hem de Türkiye'yi bağlayacak bir mekanizma kuruyor. Rumlar "manen tatmin olmak için" bu ısrarlarını sürdürdüklerini belirtip destek arıyorlar.
AB'nin en büyük alışkanlığı, sıkışınca, uzlaşı bulabilmek için, bastıranın ağzına bir parmak bal çalmaktır. Rumların ağzına da bir bal çalınacak gibi görünüyor da, bunun hangi noktaya kadar gideceği belli değil. Eğer Türkiye tarafından kabul edilebilinecek noktanın ötesine giderlerse, "yazıklar olsun size" size diyeceğim.
Düşünebiliyor musunuz, kimin ağzına bal çalınıyor ?
Avrupayı aldatan Papadopulos bal yiyecek.
Annan planı referandumunda, AB ve BM'ye başka şeyler söyleyen, sonra halkına HAYIR oyu verdirten bir lider tatmin edilecek.
Denktaş ile elele vererek Annan planını çökerten bir kişi memnun edilecek.
Bir de Avrupalılara dönüp sormak istiyorum.
Papadoplos'u daha düne kadar kim yerden yere vuruyordu?
KKTC'nin izolasyondan kurtarılması gerektiğini kim söylüyordu ?
Peki şimdi ne oldu da, bu tutum değişti?
Lütfen bana "Uluslararası ilişkiler böyledir. Koşullar değişince, tutumlar da değişir" demeyin. Koşullar henüz o kadar da değişmedi.

TÜRKİYE'YE KABUL ETTİREMEYECEKLERİNİZ VAR
Karşı Deklarasyonu Türkiye kabul etmeyecektir. Sizin yaptığınız gibi, "Bu bizi bağlamaz" diyecektir. Ancak iş bu kadarıyla kalmayacaktır. Bu tip bir yaklaşım, Türk kamu oyunda giderek yerleşen bazı kuşku ve kaygıların yaygınlaşmasına yol açacaktır.
Bence daha kötüsü, Avrupa Birliğinin inandırıcılığını da -hiç değilse bazı toplumların gözünde- zedeleyecektir. İnsanlarda, "Demek ki, AB'yi bir yerlerinden yakaladın mı, istediğini yaptırabilirsin" hissi artacaktır.
Ben İngiliz diplomasisinin kısa vadeli düşünmeyeceğine ve özellikle Kıbrıs konusunu en iyi bilen bir başkent olarak, Türkiye'yi isyan ettirecek, masadan kaldırmaya zorlayacak adımlar atacağına inanmıyorum.
Bu Çarşamba ve ardından -eğer anlaşma zemini bulunamazsa- 26 eylül günü, şu veya bu şekilde, bu sorun çözülecek.
Avrupa herşeye rağmen , Papadopulos'a ödün verebilir. Ancak bilinmesinde çok yarar var ki, buna Türkiye uymayacaktır. Kamuoyu olarak bizlerde hükümeti destekleyeceğiz.

MEHMET ALI BIRAND MILLIYET 20/09/05

Rumların istediği oldu

AB, Türkiye'nin 'Kıbrıs'ı tanımama' beyanına karşı hazırlanan deklarasyonda, Rum tarafına, 'Bütün üye ülkelerin tanınması katılım sürecinin gerekli bir unsurudur' tavizi vererek uzlaştı

RADIKAL 20/09/05

GÜVEN ÖZALP

BRÜKSEL - AB, 3 Ekim'de tam üyelik müzakerelerine başlaması için Gümrük Birliği Ek Protokolü'nü 'Kıbrıs'ı tanımama' beyanı eşliğinde imzalayan Türkiye'ye karşı yayımlayacağı deklarasyonda uzlaştı. Dönem Başkanı Britanya'nın dün olağanüstü toplantıya çağırdığı Daimi Temsilciler Komitesi'nde (COREPER), tanımaya ilişkin Rumların istediği 'müzakere süreci' atfı metne sokulunca kriz aşıldı.
Önceki taslaklarda tanıma 'üyelik öncesi gereklilik' olarak konulurken, son taslakta, 'Tüm üye ülkelerin tanınması katılım sürecinin gerekli unsurudur' denildi. Bu atıf nedeniyle toplantıya ara verildi ve büyükelçilerin başkentlerden onay alması beklendi. 25 ülkeden de onay gelince akşam uzlaşma çıktı. Böylece Rumların en önemli taleplerinden biri karşılandı. Metnin son halinde en dikkat çeken unsurlardan biri de ek protokolün tam olarak uygulanması söylemi. Son metinde aksi halde 'ilgili müzakere başlıklarının açılamayacağı' vurgulanırken buna ek olarak 'Yükümlülüklerin tam uygulanmasının başarısızlığa uğraması halinde üyelik müzakerelerinin genelinin etkileneceği' belirtiliyor. Bu yaklaşım Türk liman ve havaalanlarının Rum gemi ve uçaklarına açılmasının müzakerelerin başlaması için olmasa da sürecin sağlıklı yürümesi açısından şart kılınabileceği sinyali içeriyor.

Çerçeve belge etkilenmiyor
Karşı deklarasyon metnine Kıbrıs'ta çözüm sürecine ilişkin Türkiye'yi rahatsız edecek unsurlar da eklendi.
Bu ifadeler 'BM Güvenlik Konseyi'nin Kıbrıs konusundaki kararları'na ve 'AB'nin üzerine kurulu olduğu ilkeler'e yapılan atıflar oldu.
AB'nin tüm bu unsurlara dair gelişmeleri 2006 yılında değerlendireceği de metinde vurgulandı. Metin bugün toplanacak Tarım ve Balıkçılık Konseyi'nde 'A' maddesi olarak tartışılmaksızın onaylanıp öğlen yayımlanacak.
25 ülkenin temsilcileri müzakere çerçeve belgesinin genel kapsamında
içeriğini etkileyecek değişikliğe gidilmemesi konusunda da uzlaştı.

'Avrupa şans vermeli'

RADIKAL 20/09/05

DHA - ATİNA - Yunan Başbakanı Kostas Karamanlis, Türkiye'nin AB üyeliğine desteğini yineleyip, "Avrupa da Türkiye'ye bu şansı tanımalı" dedi. Karamanlis, PBS'e demecinde, AB üyeliğinin Türkiye'nin 'Avrupalılaşması' ve reformlar için en iyi teşvik olduğunu belirtip "Türkiye demokrasi, insan hakları, komşularla iyi ilişkiler gibi değerleri benimsemeli. Biz siyasi nedenlerle Türkiye'yi destekliyoruz. Avrupa da bu şansı tanımalı" dedi. Karamanlis, 'Türkiye'de demokrasi yok mu' sorusuna "Seçimler yapılıyor, ama ordunun konumu, insan hakları gibi konularda çok yol kat etmeli" yanıtı verdi.

Brüksel'de ÖNEMLİ ADIM

Kıbrıs Türk Ticaret Odası'nın Brüksel temsilciliği açılışta konuşan Başbakan Soyer Ticaret Odası'nın attığı adımın çok önemli olduğunu belirterek, Kıbrıs Türkü'nün gözü, kulağı bugün buradadır" dedi.

Brüksel'de ÖNEMLİ ADIM

"KIBRIS TÜRKÜNÜN GÖZÜ KULAĞI BURADADIR"... AB Komisyonu, Konsey ve daimi temsilcilikler gibi Avrupa Birliği'nin ana organlarının bulunduğu bölgedeki ofis, Başbakan Ferdi Sabit Soyer ve Ticaret Odası Başkanı Ali Erel'in konuşmalarıyla açıldı. Başbakan Soyer, Ticaret Odası'nın attığı adımın çok önemli olduğunu belirterek, Kıbrıs Türkü'nün gözü, kulağı bugün buradadır" dedi.

"ÇÖZÜM İSTİYORUZ, AB İSTİYORUZ"... Başbakan Soyer. Kıbrıslı Türklerin çözüm istediğini, samimi olarak AB istediğini belirterek, "Bu oldukça önemli bir adım. Kıbrıslı Türkler samimi olarak AB istemektedir. Çünkü AB'yi demokratikleşmenin, ekonomik kalkınmanın adresi olarak görmektedir. Türklerin ve Rumların adada barış içinde, birlikte yaşayabilmeleri için biz AB'yi dışarıdan değil içinde yer almak istiyoruz." diye konuştu

Avrupa Birliği ve çözüm sürecinde önemli inisiyatifler üstlenen Ticaret Odası, Dün düzenlenen törenle AB'ın başkenti konumundaki Brüksel'de temsilcilik açtı.

AB Komisyonu, Konsey ve daimi temsilcilikler gibi Avrupa Birliği'nin ana organlarının bulunduğu bölgedeki ofis, Başbakan Ferdi Sabit Soyer ve Ticaret Odası Başkanı Ali Erel'in konuşmalarıyla açıldı.

Açılış törenine Başbakan ve heyeti yanında, Ticaret Odası Başkanı Ali Erel başkanlığındaki oda yönetici ve çalışanlarından oluşan 10 kişilik heyet, ayrıca bu amaçla Brüksel'de bulunan sivil toplum örgütlerinin temsilcileri katıldı. KKTC Brüksel Temsilcisi Yalçın Vehit ve temsilcilik çalışanlarının da hazır bulunduğu törene KKTC'den Lefkeoşa Belediye Başkanı Kutlay Erk, CTP Milletvekili Özdil Nami, UBP Milletvekili Hasan Taçoy, AB Koordinasyon Merkezi Bakanı Erhan Erçin ve Brüksel'de bulunan işadamları, hekim, eczacı ile diğer meslek örgütlerinin temsilcileri katıldı.

Çok sayıda yetkili katıldı

Açılış töreninde ve açılış töreni dolayısıyla verilen resepsiyonda, Türkiye Cumhuriyeti ve AB da üst düzeyde temsil edildi.

Törene, Türkiye Brüksel Büyükelçisi Erkan Gezer, AB nezdindeki TC Daimi Temsilcisi Oğuz Demiralp, AB Komisyonu Genişlemeden Sorumlu Genel Müdür Timo Sumo, AB Komisyonu Türk İşlerinden Sorumlu Üyesi Lepord Maurer, TUSİAD Brüksel Temsilisi Bahadır Kaleağası ve çok sayıda Türk ve yabancı konuk katıldı.

Törende Başbakan Ferdi Sabit Soyer ile Ticaret Odası Başkanı Ali Erel birer konuşma yaptılar.

Soyer: Önemli bir adım

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Kıbrıs Türk Ticaret Odası'nın attığı adımın çok önemli olduğunu belirterek, Kıbrıs Türkü'nün özü, kulağı bugün buradadır" dedi.

Kıbrıslı Türklerin çözüm istediğini, AB istediğini anlatan Soyer şöyle devam etti:

"Bu oldukça önemli bişr adım. Kıbrıslı Türkler samimi olarak AB istemektedir. Çünkü AB'yi demokratikleşmenin, ekonomik kalkınmanın adresi olarak görmektedir.

Türklerin ve Rumların adada barış içinde, birlikte yaşayabilmeleri için biz AB'yi dışarıdan değil içinde yer almak istiyoruz. Bütün adayı temsilen AB'ye giren Rumların bu durumu hukukidir ama meşru değildir.

Türkiye'ye Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanıma şartı öne sürmek meşru değildir. Avrupa Birliği için. yola devam."

KIBRIS 20/09/2005

Soyer: Kıbrıs Türküne haksızlık yapıyorsunuz (Hüseyin EKMEKÇİ- Brüksel)

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, AB Genişleme Direktörü Timo Sumo ile bir araya geldi, Türkiye'nin

AB üyeliğinde Kıbrıs sorununun çıkmaz olarak sunulmasının Kıbrıs Türkü'nü üzdüğünü gündeme getirdi:

Soyer: Kıbrıs Türküne haksızlık yapıyorsunuz

l CEZALANDIRMAYIN...Türkiye'nin AB üyeliği önüne Kıbrıs sorununun engel olarak sürülmesinin

Kıbrıslı Türkleri üzdüğü ve haksızlık yapıldığı, AB Genişleme Direktörü Sumo'ya anlatıldı. Başbakan

Soyer, Sumo'ya, "Kıbrıslı Türkleri cezalandırmak büyük haksızlık" dedi

l OLUMLU TAVRIMIZ TAKDİR GÖRÜYOR... Soyer: "Kıbrıs Türk halkına dönük olarak, destek niyeti

ve arayışı içinde olduklarını gördüm. Hükümetimizin yaptığı çalışmaları takdirle karşıladıklarını söylüyorlar.

Bu son derece önemli. Kuzey Kıbrıs'ta halkın, cumhurbaşkanının ve hükümetin çözümden yana olduğunu,

AB ile ilişkilerin gelişmesinden yana tavrı olduğunun bilindiğini gördüm"

 

Hüseyin EKMEKÇİ (Brüksel)

Kıbrıs Türk Ticaret Odası'nın Brüksel Temsilciliği açılışını yapmak için Brüksel'de bulunan Başbakan

Ferdi Sabit Soyer, AB Genişleme Direktörü Finlandiyalı Timo Sumo ile bir araya geldi.

Toplantı sonrası basın mensuplarının sorularını yanıtlayan Başbakan Soyer, oldukça faydalı bir görüşme yaptıklarını anlatarak, Kıbrıs Türkü'nün haklılığını dile getirdik ve attığımız barışçıl adımların burada

takdirle karşılandığını gözlemledik, işittik" dedi.

Soyer'in yanı sıra, CTP Lefkoşa ve Avrupa Parlamentosu Milletvekili Özdil Nami, CTP Dışilişkiler

Sekreteri ve Lefkoşa Belediye Başkanı Kutlay Erk, Başbakanlık Özel Kalem Müdürü Erkut Şahali ile

Başbakanlık AB Birim Başkanı Erhan Erçin de toplantıda hazır bulundu.

Soyer, Kıbrıs'taki gelişmeler yanında, Türkiye'nin AB sürecinde Kıbrıs sorununun "çıkmaz olarak

sunulmasının" Kıbrıs Türk halkına dönük olarak yarattığı sıkıntıları anlattıklarını belirtti.

Özellikle Kıbrıs Türk halkına Türkiye'nin AB sürecinde güneydeki idareyi tanıma koşulunun

getirilmesinin Kıbrıs Türk halkına çok büyük haksızlık oluşturduğunu anlattıklarını belirten Soyer, çözüm

isteyen, siyasi eşitlik temelinde AB üyesi olmak isteyen Kıbrıs Türk halkının cezalandırıldığının altını

çizdiklerini ifade etti.

AB Genişleme Direktörü Sumo'dan da yakın ilgi gördüklerini vurgulayan Soyer şunları söyledi:

"Cezalandırmanın yanlışlığı üzerinde ısrarla durduk. Aynı zamanda Kıbrıs Rum yönetiminin Yeşil Hat

Tüğüzü'nü işletmediğini, Kıbrıs Türk halkını ekonomik ve sosyal olarak sıkıntıya sokmak için AB üyeliği

avantajını kullandığını değişik örneklerle anlattık.

Yeşil Hat Tüzüğü'ne göre güneyden kuzeye geçişlerin serbest olmasına rağmen, kuzeye turist taşıyan

dört otobüsün molotof kokteyli ile yakıldığı örneğini vererek, halen faillerinin ortaya çıkarılmadığını

vurguladık.

Bunun yanı sıra, iki tarafın siyasi ilişkilerinin gelişmesi için Kıbrıs Türk Sanayi Odası'nın Güney

Lefkoşa'daki fuara katılmasına rağmen, kuzeyde yapılan fuara hiçbir Kıbrıslı Rum firmanın katılmadığını,

Bostancı ve Lokmacı Barikatı, mayın temizliği gibi konularda iyi niyetimizi anlattık.

Son derece sevindirici bir diyalog oldu. Kuzey Kıbrıs'ta halkın, cumhurbaşkanının ve hükümetin

çözümden yana olduğunu, AB ile ilişkilerin gelişmesinden yana tavrı olduğunun bilindiğini gördüm. Bu son

derece mutlu edici bir olay.

Özellikle Türkiye'nin limanlarını Gümrük Birliği çerçevesinde açması gerektiğinin gündeme getirilmesi

ile birlikte, aynı zamanda Mağusa Limanı ve Ercan Havaalanı üzerindeki kısıtlamaların kaldırılmasının

birlikte ele alınmasının iki tarafın ilişkilerine son derece olumlu katkı sağlayacağının altını çizdik.

Kıbrıs Türk halkına dönük olarak, destek niyeti ve arayışı içinde olduklarını gördüm. Hükümetimizin

yaptığı çalışmaları takdirle karşıladıklarını söylüyorlar. Bu son derece önemli."

KIBRIS 20/09/05

İngiliz Financial Times gazetesi:"Kıbrıs tavizi" ile Türkiye vazgeçebilir

İngiliz Financial Times gazetesi, "Kıbrıs'ta yeni tavizler istenmesi halinde, Türkiye'nin AB planlarından vazgeçmesinden korkulduğunu" yazdı.

Gazete, İngiltere'nin Türkiye ile müzakerelere başlanması konusunda AB üyesi diğer ülkelerle anlaşmaya varmak konusunda fazla zamanı kalmadığına dikkat çekti.

Financial Times, Türkiye'den istenecek son bir tavizin Ankara'nın hiç hoşuna gitmeyebileceği uyarısında da bulundu.

Türkiye ile müzakerelerin başlatılacağı 3 Ekime sadece iki hafta kaldığına dikkat çeken İngiliz gazete, dönem başkanı İngiltere'nin önünde çözülmesi gereken iki sorun daha bulunduğunu yazdı.

Gazete, AB dönem başkanlığının iki sorununu da şu şekilde ifade etti:

"Türkiye'nin 29 Temmuz'da yayımladığı 'Kıbrıs Cumhuriyeti'nin tanınmayacağı' deklarasyonuna karşı bir AB açıklaması belirlemek,

10 yıl sürebilecek müzakerelerin temel kurallarının belirlenip, bu görüşmelerin sadece Türkiye'nin üyeliğine mi odaklanacağına yoksa planlara AB ile bir tür ortaklık' mı dahil edileceğine karar vermek."

"Ankara, BM planı yüzünden AB'den vazgeçebilir"

Financial Times, Kıbrıs'ın birleştirilmesi için hazırlanan BM planının Türkiye'nin tepkisine neden olacağını belirtti.

Gazeteye göre, 'Kıbrıs Rum yönetimi ile ilişkilerin düzeltilmesi amacıyla Türkiye'ye tam üyelik yerine ortaklık için herhangi bir tarih verilmesi' kararının Ankara'nın AB'den vazgeçmesine neden olmasından korkuluyor.

İngiliz gazete, bir AB yetkilisinin, "İngiltere haziran ayında başkanlığı devraldığından bu yana, önceliği hep Türkiye'nin vazgeçmeyeceğinden emin olmaya verdi. Ama işler giderek zorlaşıyor" şeklindeki ifadelerine de yer verdi.

KIBRIS 20/09/05

Annan Kıbrıs konusunda önemli adımlar atacak

 

ANNAN YENİ YAPACAĞI İŞLERLE İLGİLİ AÇIKLAMALAR YAPACAK...Görüştüğü BM Genel Sekreteri Annan'ın Kıbrıs konusunda yeni bir girişim için istekli olup olmadığının sorulması üzerine Bakan Gül, "Annan, tabii kendisi çok emek sarf ettiği için bu süreci çok yakından takip ediyor ve bu süreçte yeni yapacağı işler ile ilgili de bazı açıklamalarda bulunacak" diye cevap verdi

RUMLAR BM'Yİ BY-PASS ETMEYE ÇALIŞIYOR... Gül'ün önceki gün Annan'la yaptığı görüşme sırasında Kıbrıs Rum kesiminin sorunu Avrupa Birliği (AB) içine çekerek, BM'yi by-pass etmeye çalışacağı yönündeki endişelerin gündeme geldiğini ifade eden diplomatik kaynaklar, Annan'ın ise bu durumun farkında olduğunu kaydettiğini söyledi

TASLAK ÇOK AĞIR, KABUL EDİLEMEZ... TC Dışişleri Bakanı Gül'ün, görüştüğü AB üyesi bütün ülkelerin dışişleri bakanlarına mevcut haliyle bile belgenin tonunun çok ağır olduğunu ve bunun kabul edilemez bulunduğunu belirttiğini kaydeden kaynaklar, bu taslaktaki olumsuzlukların hiçbir şekilde Müzakere Çerçeve Belgesi'ne yansımaması gerektiğini ilettiğini ifade ettiler

TC Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Kofi Annan'ın, Kıbrıs konusunda bazı önemli adımlar atacağını söyledi.

Birleşmiş Milletler'in (BM) 60'ıncı Dönem Genel Kurul çalışmalarına katılan bakan Gül, devlet ve hükümet başkanları toplantısından çıkan bildiri üzerinde Türkiye'nin büyük gayretinin olduğunu belirterek, "şüphesiz ki bunun bir takibi söz konusu olacaktır" dedi.

Görüştüğü BM Genel Sekreteri Annan'ın Kıbrıs konusunda yeni bir girişim için istekli olup olmadığının sorulması üzerine ise Bakan Gül, "Annan, tabii kendisi çok emek sarf ettiği için bu süreci çok yakından takip ediyor ve bu süreçte yeni yapacağı işler ile ilgili de bazı açıklamalarda bulunacak" diye cevap verdi.

Gül, endişelerini bildirdi

Bakan Gül'ün bir araya geldiği Avrupa Birliği (AB) üyesi 12 ülkenin dışişleri bakanından, AB Müzakere Çerçeve Belgesi'nde Türkiye'nin görüş ve hassasiyetlerinin de dikkate alınmasını istedi.

Diplomatik kaynaklar, Bakan Gül'ün genel kurul çalışmaları öncesi ve sırasında şu ana kadar bir araya geldiği AB üyesi 12 ülkenin dışişleri bakanlarıyla görüşmelerine, 3 Ekim'de kabul edilmesi beklenen Müzakere Çerçeve Belgesi konusundaki endişeler ve hassasiyetlerin damgasını vurduğunu kaydettiler.

Gül'ün, görüştüğü AB üyesi bütün ülkelerin dışişleri bakanlarına mevcut haliyle bile belgenin tonunun çok ağır olduğunu ve bunun kabul edilemez bulunduğunu belirttiğini kaydeden kaynaklar, bu taslaktaki olumsuzlukların hiçbir şekilde Müzakere Çerçeve Belgesi'ne yansımaması gerektiğini ilettiğini ifade ettiler.

Avrupalı muhataplarına söz konusu taslağın belgeye olduğu gibi yansıması halinde, bunun TBMM'de onaylanmasının da tehlikeye gireceği uyarısında bulunan Gül, müzakerelerin sürdürülebilir olmasının sağlanmasının da Müzakere Çerçeve Belgesi'nin niteliğine bağlı olduğuna işaret etti.

Gül'ün nihai belge hazırlanırken, Türkiye'nin hassasiyetlerinin ve görüşlerinin de dikkate alınmasını istediği belirtildi.

Edinilen bilgiye göre, Bakan Gül, bütün görüşmelerinde taslakta yer alan olumsuz unsurların çıkarılmasını isterken, yeni bazı olumsuz unsurların nihai belgeye dahil edilmesinin de büyük komplikasyon yaratacağını ifade etti.

Gül ayrıca, Türkiye'nin Kıbrıs konusunda yayımladığı deklarasyonun son derece dikkatli şekilde, AB üslubu ve terminolojisiyle yazıldığını belirterek, AB'nin yayınlayacağı deklarasyonun ise baştan sona menfi ve dikte eder bir üslupta yazılmasına dair tepkilerini dile getirdi. Gül, bu üslubun kabul edilmesinin mümkün olmadığını ve AB'nin kendi zihniyeti ile bağdaşmadığını kaydetti.

AB üyesi ülke bakanlarının ise şu an tartışmaya konu olan metnin bir taslak olmakla birlikte, üzerinde konsensüsün sağlanmaya çalışılacağı metin olduğuna dikkat çekerek, "Ancak bundan sonraki süreçte bu söylediklerinizi, görüş ve hassasiyetlerinizi dikkate alacağız" dedikleri belirtildi.

Kıbrıs sorunu

Aynı kaynaklar, BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs konusunda önümüzdeki hafta içerisinde önemli bir açıklama yapmasının beklendiğini de kaydetti. Gül'ün önceki gün Annan'la yaptığı görüşme sırasında Kıbrıs Rum kesiminin sorunu Avrupa Birliği (AB) içine çekerek, BM'yi by-pass etmeye çalışacağı yönündeki endişelerin gündeme geldiğini ifade eden diplomatik kaynaklar, Annan'ın ise bu durumun farkında olduğunu kaydettiğini söyledi.

Diplomatik kaynaklar, Annan'ın ayrıca Genel Kurul çalışmaları boyunca AB üyesi ülkelerin temsilcileri ile yapacağı görüşmelerde kendi "iyi niyet misyonu"nun hâlâ masada olduğunu kaydedeceğini ve Rumların girişimlerinin yanlış olduğunu da onlara izah edeceğini ifade ettiğini kaydettiler.

Görüşmede bir BM Genel Sekreteri tarafından hazırlanıp da Güvenlik Konseyi'nde oylanmamış tek raporun kendi hazırladığı Kıbrıs raporu olduğunun Annan'a hatırlatıldığına dikkat çeken kaynaklar, "gıda karşılığı petrol" programındaki yolsuzluklar yüzünden zaten konumu zayıflayan Annan'ın Kıbrıs'ta bir başarısızlık daha yaşamak istemediği için yeni bir girişime cesaret edemediğini söylediler.

Freitas: Kıbrıs'ta sorun çözülmeli

Bakan Gül, Birleşmiş Milletler (BM) 60'ıncı Dönem Genel Kurul çalışmaları kapsamında Nijerya başbakanı ve Macaristan, İtalya, Portekiz, Meksika dışişleri bakanları ile bir araya geldi.

Bakan Gül, BM binasındaki ilk ikili görüşmesini, Macaristan Dışişleri Bakanı Janos Martonyi ile gerçekleştirdi. Daha sonra İtalya Dışişleri Bakanı Gianfranco Fini ile bir araya gelen bakan Gül, daha sonra Portekiz Dışişleri Bakanı Diogo Freitas ve Meksika Dışişleri Bakanı Luis Ernesto Derbez ile görüştü.

Portekiz Dışişleri Bakanı Freitas, görüşme sonrasında gazetecilere yaptığı açıklamada, "Portekiz, Türkiye'nin dostu ve müttefikidir. Bizler hem NATO'da hem de ikili olarak iki dost ülkeyiz. Biz daima Türkiye'nin Avrupa Birliği ile müzakerelerinin başlamasına destek veriyoruz. Müzakerelerin 3 Ekim'de başlaması için bütün şartların mevcut olduğunu düşünüyoruz" dedi. Freitas şöyle devam etti:

"Bakan Gül'e de söylediğim ve hepimizin bildiği gibi, şüphesiz ki Kıbrıs'taki sorun çözülmeli. Bu problem BM çerçevesi içerisinde tartışılmalı. Biz Kıbrıs sorununa nihai çözüm bulma konusunda BM Genel Sekreteri'nin yeni bir planla görüşmeleri yeniden başlatması için destek veriyoruz."

Bakan Gül daha sonra Nijerya Başbakanı Sem Hama Amadou ile bir araya geldi. Başbakan Amadou'nun, görüşmede Bakan Gül'e, ülkesindeki kuraklık sırasında Türkiye'nin yaptığı yardım dolayısıyla teşekkürlerini ilettiği öğrenildi.

KIBRIS 19/09/2005

’3 Ekim’de müzakereler başlar’

Hollanda Başbakanı Jan Peter Balkenende, sıkıntılı da olsa 3 Ekim tarihinde müzakerelerin başlayacağını söyledi.

 

NTV

Güncelleme: 22:37 22 Eylül 2005 Perşembe

AMSTERDAM - Türkiye’nin Avrupa Birliği’yle 3 Ekim’de müzakerelere başlamasına Hollanda’dan destek geldi. Başbakan Jan Peter Balkenende, “Müzakereler sıkıntılı da olsa 3 Ekim’de başlayacak” dedi.

Hollanda’da yeni yasama yılı başladı ve bütçe görüşmelerinde Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliği de tartışıldı. Görüşmeler sırasında gündem dışı söz alan Türkiye karşıtı bağımsız bir milletvekili, Türkiye’nin üyeliği için referandum düzenlenmesi talebinde bulundu.

Bu öneriye karşı çıkan Hollanda Başbakanı Jan Peter Balkenende, müzakeler konusunda gerekli sözü söylediklerini ve Türkiye’nin 3 Ekim’de müzakerelere başlayacağını söyledi. Balkenende, müzakereler öncesinde bazı sıkıntılar olsa da bunların süreç içerisinde üstesinden gelineceğini ifade etti.

Talat karşı deklarasyona tepkili

KKTC Cumhurbaşkanı Talat, karşı deklarasyon metnine yönelik eleştirilerini tekrarladı. Talat metin için, “Son derece olumsuz, Kıbrıs Türkü’nün adının bile geçmediği bir belge” dedi.

 

NTV

Güncelleme: 10:43 TSI 22 Eylül 2005 Perşembe

KKTC Cumhurbaşkanı, AB içinde karşı deklarasyon konusunda yaşanan çıkmazı ise “Rumların her zamanki manevralarından biri” olarak yorumladı. Rumların taleplerine karşı deklarasyonda yer verilmesi halinde, müzakere çerçeve belgesi konusunda müşkülpesent davranmayacaklarına dair açıklamalarını hatırlatan Talat, “Şimdi de, biraz da çerçeve belgesinde isteklerimize yer verin diyorlar” dedi.

Abdullah Gül, Denktaş’la görüştü

New York’ta KKTC Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş ile görüşen Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Rum Kesimi’nin, Ada’da çözüm yolunda Birleşmiş Milletler’i saf dışı bırakmak istediğini söyledi.

 

NTV

Güncelleme: 18:26 21 Eylül 2005 Çarşamba

NEW YORK - Birleşmiş Milletler Genel Kurul çalışmaları çalışmaları için New York’ta bulunan Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, KKTC Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş ile Türkevi’nde bir araya geldi. Gül, Rumların Kıbrıs konusunda Birleşmiş Milletler’i etkisiz bırakmaya çalıştığını belirterek “Sorunun çözüm merkezi Birleşmiş Milletler’dir” dedi.

Dışişleri Bakanı Abdullah Gül,”Rumların Birleşmiş Milletler’i etkisiz hale getirmek için çabaladığını ancak Brüksel’in bunu görmezlikten geldiğini veya tuzağa düştüğünü söyledi.

Birleşmiş Milletler’in Kıbrıs çözümünün merkezi olduğunu bir kez daha vurgulayan Gül, Türkiye’nin, bundan sonra da Kıbrıs’ı savunmaya devam edeceğini ifade etti.

‘ÇÖZÜMÜ PAPADOPULOS ENGELLİYOR’
KKTC Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş da, Ada’da çözümü engelleyenin, Papadapoulos yönetimi olduğunu belirterek, bunu dünya ülkelerine anlatabilmek için her türlü gayreti, gösterdiklerini belirtti.

Denktaş, Türkiye’nin de desteğiyle, Kıbrıs Türkleri’ne uygulanan haksızlıkları uluslararası camiaya hatırlatmak ve bu haksızlıklardan kurtulmak için çaba göstermekyi amaçladıklarını söyledi.

Karşı deklarasyona onay

Avrupa Birliği’ne üye ülkelerin daimi temsilcilerinin (COREPER) ele aldığı karşı deklarasyon onaylandı.

 

NTV

Güncelleme: 14:53 TSI 22 Eylül 2005 Perşembe

BRÜKSEL - Üzerinde anlaşılan karşı deklarasyon, başkentlerden itiraz gelmemesi üzerine onlaylandı. Belgede, Rum Kesimi’nin müzakere sürecinde tanınması gerektiği, aksi taktirde müzakerelerin askıya alınabileceği vurgulanıyor. Avusturya’nın itirazları nedeniyle, AB temsilcileri müzakere çerçeve belgesi üzerinde uzlaşma sağlayamadı. Görüşmeler haftaya ertelendi.

Türkiye’nin Kıbrıs konusundaki deklarasyonuna, AB’nin yanıtı niteliğini taşıyan “karşı deklarasyon”, haftalar süren görüşmelerin ardından resmen onaylandı. Karşı deklarasyonda, Türkiye’nin Rum Kesimi’ni tanımasının, müzakere sürecinin bir parçası olduğu vurgulanıyor.

TÜRKİYE’NİN DEKLARASYONU TEK TARAFLI
Karşı deklarasyonda, Türkiye’nin Rum Kesimi’ni tanımadığı yönündeki deklarasyonunun ‘tek taraflı’ olduğu ve Türkiye’nin protokolden kaynaklanan yükümlülüklerini etkilemediği belirtiliyor.

7 maddeden oluşan metinde, ek protokolün Türkiye tarafından tam olarak uygulanması isteniyor ve limanların Rum Kesimi’ne açılması ima edilerek, malların serbest dolaşımı üzerindeki tüm zorlukların ortadan kaldırılması talep ediliyor.

Metinde AB’nin, protokolün uygulanıp uygulanmadığını 2006’da yakından izleyeceği ve durumu değerlendireceği belirtiliyor. Türkiye’nin yükümlülüklerini yerine getirmemesi halinde, 3 Ekim’de resmen başlaması öngörülen tam üyelik müzakerelerinde, ilgili başlıkların açılmayacağı vurgulanıyor.

Karşı deklarasyonda, Türkiye’den, tüm üye ülkelerle ilişkilerini en kısa sürede normalleştirmesi beklentisine yer veriliyor ve tüm üye ülkelerin tanınmasının, müzakere sürecinin bir parçası olduğu kaydedildiyor. Karşı deklarasyonda ayrıca, BM Genel Sekreteri’nin kıbrıs sorununun kapsamlı çözümü doğrultusundaki çabalarını desteklemenin önemine de değiniliyor.

REHN: DEKLARASYON DENGELİ
Avrupa Birliği Komisyonu’nun genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn de, karşı deklarasyonun “makul ve dengeli” olduğunu açıkladı. Rehn konuya ilişkin yazılı açıklamasında, karşı deklarasyonun, müzakere çerçeve belgesinin de onaylanmasına ve 3 Ekim’de Türkiye’yle müzakerelere başlanmasına zemin oluşturacağını kaydetti. Olli Rehn, müzakere çerçeve belgesinin de üye ülkeler tarafından süratle onaylanmasını beklediğini ifade etti.

Rum kesimi, müzakere çerçeve belgesi konusunda AB dönem başkanı İngiltere ile anlaşmaya varıldığını ve taslakta Rumların taleplerini içeren maddelere itiraz edilmedikçe yeni bir koşul öne sürmeyeceklerini açıkladı. Rum tarafının basına sızdırdığı haberlere göre, müzakere çerçeve belgesine, “Türkiye’nin Kıbrıs Rum Cumhuriyeti’nin NATO gibi uluslararası kuruluşlara katılmasını engelleyen vetolarını kaldırmakla mükellef olduğu” maddesi eklenmiş bulunuyor.

Ayrıca belgede Türkiye’nin üyelik müzakerelerini “hükümetler arası düzeyde” yürütüceğine vurgu yapılarak, katılım sürecinde Rum Kesimi’ni üye devlet olarak muhatap almak zorunda kalacağına işaret ediliyor.

AVUSTURYA ‘İMTİYAZLI ORTAKLIKTA’ ISRARCI
Avusturya’nın itirazları nedeniyle ise, AB temsilcileri müzakere çerçeve belgesi üzerinde uzlaşma sağlayamadı. Görüşmeler haftaya ertelendi.

Avusturya’nın, müzakere çerçeve belgesinde “imtiyazlı ortaklık” ifadesinin yer alması için ısrar ettiği, ancak diğer ülkelerden destek bulamadığı kaydedildiyor. Dönem başkanı İngiltere’nin, Avusturya ile ikili görüşmelerde bulunduğu belirtiliyor.

Yunanistan’dan tanınma iddiası

Yunanistan’dan yapılan açıklamada, AB ülkeleri büyükelçilerinin karşı deklarasyon üzerinde anlaşmaya varmasının Rum Kesimi’nin “fiilen” tanındığının bir göstergesi olduğu ifade edildi.

 

NTV

Güncelleme: 17:57 TSI 21 Eylül 2005 Çarşamba

ATİNA - Yunanistan Dışişleri Bakanlığı, Avrupa Birliği ülkelerinin büyükelçilerinin üzerinde anlaşmaya vardığı karşı deklarasyonun, Ankara’nın Rum Kesimini “fiilen” tanıdığını gösterdiğini savundu.

Yunan Dışişleri sözcüsü Yorgo Kumuçakos, karşı deklarasyonla Güney Kıbrıs Rum Kesimi’nin fiilen tanımış olduğunu, hukuken tanıma için de sağlam temeller atılmış olduğunu savundu.

Kumuçakos, karşı deklarasyonun Yunan ve Rumların beklentileri doğrultusunda hazırlandığını açıkladı ve Ankara’nın Gümrük Birliği ek protokolünü, Rum Kesimi’ni de kapsayacak şekilde harfiyen uygulamakla yükümlü olduğunu ifade etti..

Dışişleri sözcüsü Kumuçakos, karşı deklarasyonun büyük ihtimalle bugün üye ülkeler tarafından benimseneceğini söyledi. Kumuçakos, çerçeve belgesi ile ilgili müzakerelerin de Atina’nın beklentileri doğrultusunda geliştiğini ifade etti.

Yunan sözcü, yakın bir geçmişe kadar düşünülmesi bile mümkün olmayan bu gelişmelerden sonra, Kıbrıs sorununun da yeni ve olumlu bir çerçeveye oturtulduğunu dile getirdi.

Gül: Rumlar AB’yi rehin aldı

Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Kıbrıs Rum Kesiminin Türkiye’nin Avrupa Birliği üyelik sürecini baltaladığını ve birliği kendi çıkarları doğrultusunda rehin aldığını söyledi.

 

NTV-MSNBC

Güncelleme: 18:25 21 Eylül 2005 Çarşamba

NEW YORK - Avrupa Birliği’nin karşı deklarasyonu, Dışişleri Bakanı Gül’ün New York’taki temasları sırasında da gündemdeki yerini koruyor.

Bakan Gül, İsveç ve Letonya Dışişleri bakanlarına karşı deklarasyon konusunda Ankara’nın endişelerini ve hassasiyetlerini iletti.

Diplomatik kaynaklardan edinilen bilgiye göre Gül, görüşmelerde Kıbrıs Rum Kesiminin Türkiye’nin Avrupa Birliği üyelik sürecini baltaladığını ve birliği kendi çıkarları doğrultusunda rehin aldığını kaydetti.

AB’nin, bir ortakları olarak Rum kesimine karşı tek sorumluluğunun Rumların her istediğini yapmak olmaması gerektiğini belirten Bakan Gül, gerçek ortaklığın, ortaklardan birinin yanlış yapması durumunda onu uyarmayı da içerdiğini söyledi.

İki ülkenin Dışişleri Bakanı’na taviz veren tarafın hep Türkiye olduğunu belirten Gül, birliğin stratejik düşünmesi gerektiğini de ifade etti.

GÖRÜŞMELERİNİ İPTAL ETTİ
Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, Endonezya Dışişleri Bakanı Hasan Virayuda ve Jamaika Dışişleri Bakanı K. D. Knight ile planlanan görüşmelerini iptal etti.

BM Genel Kurulu çalışmaları çerçevesinde New York’ta bulunan BakanGül’ün, bu görüşmeleri, Brüksel’de onaylanarak resmen açıklanması beklenen, Türkiye’nin Kıbrıs konusundaki deklarasyonuna karşı yayımlanacak AB deklarasyonu taslak metniyle ilgili çalışmaları nedeniyle iptal ettiği öğrenildi.

Türkiye'ye 'Kıbrıs' baskısı sürüyor

 

AB, Çerçeve Belgesi üzerinde anlaşma sağlayamadı



22 Eylül, 2005 21:08:00 (TSİ) CNN TURK

Avrupa Parlamentosu Türkiye Raportörü Camiel Eurlings, Türkiye'nin Ankara Anlaşması'nın ek protokolünü, müzakereler sürecinde çok geç bir zamanda değil, en kısa sürede uygulaması gerektiğini söyledi.

Türkiye'nin, Gümrük Birliği protokolünü 10 yeni AB üyesini de kapsayacak şekilde genişleten ek protokol hakkında rapor hazırlamak üzere Kıbrıs'a gelen Eurlings, Rum yönetimi Dışişleri Bakanı Yorgos Yakovu ile görüştü. 
 
Rum haber ajansına göre, Eurlings, Yakovu ile görüşmesinden sonra yaptığı açıklamada, ek protokolün uygulanmasının, tüm üye devletler için 'başlıca önceliğe' sahip olduğunu, bunun sadece Kıbrıs Rum kesimi ile Türkiye arasında bir konu olmadığını, Avrupa Birliği'nin güvenilirliğiyle ilgili olduğunu ifade etti. 
 
Bir protokolün imzalandığı zaman uygulanmasının AB için çok önemli olduğunu ifade eden Eurlings, bu nedenle, Türk hükümetinin, Kıbrıs Rum bandıralı gemilerin Türk limanlarına girmesine ve Kıbrıs Rum uçaklarının uçuşlarına izin vermemesini kabul etmediklerini ifade ederek, bunun AB Komisyonu ve Avrupa Parlamentosu tarafından kabul edilmediğini söyledi. 
 
AP'nin, Ankara Protokolü'ne onay vereceğini ve önümüzdeki hafta yapılacak olan oylamadan önce Türkiye'nin yayımladığı deklarasyonun protokolün onaylanmasının yasal bir süreci olmadığını bilmek istediklerini kaydeden Eurlings, böyle bir şeyin söz konusu olmasının yasal sorun yaratacağını kaydetti.  
 
'Avrupa Parlamentosu'nun, Türkiye'yi Gümrük Birliği'ni 'Kıbrıs Cumhuriyeti'ne uygulaması için ikna edecek bir yönteme sahip olup olmadığının' sorulması üzerine Eurlings, ''çok fazla siyasi baskı uygulayabiliriz, çünkü Türkiye'nin katılım süreci sonunda uzlaşmamız gerekiyor, aksi takdirde Türkiye girmez ve sanırım Brüksel'de herkes bunu çok iyi biliyor'' dedi. 

AP'nin ek protokolü onaylamamasının herhangi bir olasılığı bulunup bulunmadığına ilişkin olarak ise Eurlings, ''evet tabii, ayrıca protokolün onaylanmasını da erteleyebiliriz'' ifadesini kullandı. 
 
Eurlings, AB ve Birleşmiş Milletler'in Kıbrıs sorununun çözümü için baskı uygulaması gerektiğini söyledi. 
 
Fransa Avrupa İşleri Bakanı: "Yapılması gereken bir kaç şey var"
 
Fransa'nın Avrupa İşleri Bakanı Catherine Colonna, Türkiye'nin AB'ye katılım müzakerelerinin başlatılması öngörülen 3 ekimden önce her iki tarafında yapması gereken birkaç şey olduğunu söyledi.
 
Colonna, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ile Birleşmiş Milletler binasındaki görüşmesinden sonra basın mensuplarına yaptığı açıklamada, ''çok iyi bir görüşme oldu. 3 ekimden önce her iki tarafın da yapması gereken bir kaç şey var. Sanırım bu konuda ilerliyoruz ve neredeyse tamamladık. Çok dostane bir görüşme oldu'' dedi. 
 
AB'nin Kıbrıs deklarasyonuyla ilgili bir soru üzerine ise Colonna,''bu deklarasyon gerekliydi ve onaylandı. Bu noktadan sonra yeniden ilerleyeceğiz sanırım'' diye konuştu.
 
Fransa'nın, Türkiye'nin AB üyeliği konusundaki tavrında değişiklik olup olmadığına ilişkin bir soruya Colonna, ''AB'nin Kıbrıs konusundaki deklarasyonunun onaylanması yolu açmıştır. Müzakere Çerçeve Belgesi'ni ise henüz onaylamadık. Birkaç gün sonra o noktada olacağız'' yanıtını verdi. 
 
Türkiye'ye yakın takip
 
AB Komisyonu da bugün yaptığı açıklamada, AB'ye katılım müzakereleri sürecinde Türkiye'nin yükümlülüklerini yerine getirip getirmediğinin dikkatle izleneceğini açıkladı.

AB Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn'in sözcüsü Christina Nagy, günlük olağan basın toplantısında Müzakere Çerçeve Belgesi ile ilgili değerlendirme yapmak için erken olduğunu söyledi.
 
Komisyonun sunduğu Müzakere Çerçeve Belgesi'nde, yeni üyelerin hazmedilmesi yeteneği konusunda bazı endişelerin ve seçeneklerin ifade edildiğini belirten Nagy, Türkiye ile müzakerelerin şüphesiz 10 yıl kadar süreceğini ve bu süreçte konunun sürekli gündemde olacağını belirtti.
 
Komisyon sözcüsü Françoise Le Bail de, AB'nin yeni üyeleri bünyesine almaya yönelik yeteneklerinin ekonomik ve siyasi ölçülerini devlet ve hükümet başkanlarının belirleyeceğini, somut bir liste bulunmadığını söyledi.
 
Brüksel'de toplanan Avrupa Birliği Daimi Temsilcileri, Kıbrıs karşı deklarasyonunda anlaşırken müzakerelerle ilgili Çerçeve Belge üzerinde uzlaşmaya varamadı. Çerçeve Belge üzerinde en erken önümüzdeki hafta bir anlaşmaya varılabileceği belirtiliyor.

Yunanistan deklarasyondan memnun


22 Eylül, 2005 21:13:00 (TSİ) CNN TURK

Yunanistan Dışişleri Bakanı Petros Molivyatis, AB'nin Kıbrıs konusunda yayımlayacağı karşı deklarasyonun kendileri için tatmin edici olduğunu söyledi.

Bugün Paris'te Fransa Dışişleri Bakanı Philippe Douste-Blazy ile görüşen Molivyatis, Türkiye ile ilgili hazırlanan Müzakere Çerçeve Belgesi'nde de genelde anlaşma sağlandığını belirtti.
 
Yunanistan Dışişleri Bakanı Molivyatis, ''birkaç konu dışında, Müzakere Çerçeve Belgesi'nde sorun kalmadı'' dedi.
 
Müzakere Çerçeve Belgesi'nin onaylanıp, Türkiye ile tam üyelik müzakerelerinin başlamasıyla yeni bir dönemin başlayacağını kaydeden Molivyatis, ''müzakerelerin başlaması, Türk halkı için, bölge istikrarı için ve Kıbrıs sorununun çözümü için olumlu olacak'' diye konuştu. 

Karamanlis-Chirac görüşmesi yarın
 
Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis de yarın Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac ile Elysee Sarayı'nda biraraya gelecek.
 
Fransa Dışişleri Bakanlığı, sabah yapılacak ikili görüşmenin ardından, iki liderin çalışma yemeğinde tekrar bir araya geleceğini duyurdu.  İki liderin yarınki görüşmesinde de, Türkiye ve Kıbrıs konusunun gündeme gelmesi bekleniyor.
 
Karşı deklarasyon dün onaylandı
 
AB Daimi Temsilcileri Komitesi, Kıbrıs karşı deklarasyonunu dün onayladı. Deklarasyonda, Türkiye'nin Kıbrıs Rum Kesimi'ni müzakere sürecinde tanıması gerektiğine vurgu yapılıyor.
 
Metinde ayrıca, Türkiye'ye liman ve havaalanlarını müzakere sürecinde Rumlara açması çağrısı da yapılıyor ve 1 mayıs 2004'ten itibaren AB üyesi olan 'Kıbrıs Cumhuriyeti'nin, uluslararası hukuk çerçevesinde devlet olarak tanındığı kaydediliyor.
 
Karşı deklarasyonda, Türkiye'nin tüm AB üyesi ülkeler ile arasındaki ilişkileri en kısa sürede ve hukuki olarak normalleştirmesi beklentisine yer veriliyor.
 
Metinde Türkiye'nin yükümlülüklerini yerine getirmemesi halinde, 3 ekimde resmen başlaması öngörülen tam üyelik müzakerelerinde ilgili başlıkların açılmayacağı mesajı veriliyor.

Türkiye deklarasyon için endişeli


22 Eylül, 2005 11:52:00 (TSİ) CNN TURK

Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Namık Tan, AB'nin dün onayladığı Kıbrıs deklarasyonu konusunda, ''deklarasyon Kıbrıs'a ilişkin BM çözüm sürecinde zafiyete neden olabilir'' dedi.

Tan, yazılı açıklamasında, "bu deklarasyon, Türkiye ile AB arasında 40 yılı aşkın süren geleneksel işbirliğinin ruhu ile bağdaşmayan bir üslup içinde bazı haksız yaklaşımlar ve bazı yeni unsurlar içermektedir" dedi.
 
"Tek taraflı ve siyasi nitelikte olan bu deklarasyon Kıbrıs ile ilgili BM çözüm sürecinde zafiyete neden olabilecektir" diyen Namık Tan, Türkiye olarak bu yaklaşımı paylaşmalarının mümkün olmadığını vurguladı. 

Türkiye'nin Kıbrıs konusundaki politikasının belli olduğunu ifade eden Tan, bu durumun Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün BM Genel Kurulu'nda yaptığı konuşmada da bir kez daha ortaya konulduğunu hatırlattı.

"Türkiye üzerine düşeni yapacak"

Türkiye'nin, AB sürecinde üzerine düşen yükümlülükleri yerine getireceğini ifade ettiğini de vurgulayan Tan, ''esasen, Ankara Anlaşması ve ilgili Ortaklık Konseyi Kararları'nda uygulamada çıkabilecek sorunların görüşülebilmesi için çeşitli mekanizmalar öngörülmektedir. Bu nedenle protokolün uygulanmasının takibi hususunda yeni unsurlar getirilmek istenmesinin izahı zordur'' dedi. 
    
Deklarasyonda Kıbrıs Türk halkının varlığının, statüsünün ve haklarının gözardı edilmiş olmasının 'vahim bir haksızlık' olduğunu belirten Tan, AB'nin yükümlülüklerini ise şöyle sıraladı: 

·  BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs konusundaki kapsamlı çözüm çabaları aktif bir şekilde desteklenmesi ve çözüm sürecini kolaylaştıracak ortam ve koşulların hazırlanmasına katkıda bulunmalı     
 

·  AB Konseyi'nin 26 nisan 2004 tarihinde almış olduğu karar uyarınca, Kıbrıs Türklerine verilen sözün yerine getirilmesi,  tüm ambargo ve kısıtlamalar kaldırılmalı. (Bu doğrultuda AB Komisyonu'nca hazırlanmış olan doğrudan ticaret ve mali yardım tüzükleri daha fazla gecikmeden ve tam olarak uygulanmalı)   
 

·  AB Konseyi'nin ve BM Genel Sekreteri'nin çağrılarına uygun olarak, Türkiye'nin 30 mayıs 2005 tarihinde yapmış olduğu Kıbrıs'ta kısıtlamaların eş zamanlı olarak, tüm ilgili taraflarca kaldırılması yönündeki öneri paketinin desteklenmeli.    

Karşı deklarasyon dün onaylandı
 
AB Daimi Temsilcileri Komitesi, Kıbrıs karşı deklarasyonunu dün onayladı. Deklarasyonda, Türkiye'nin Kıbrıs Rum Kesimi'ni müzakere sürecinde tanıması gerektiğine vurgu yapılıyor.
 
Metinde ayrıca, Türkiye'ye liman ve havaalanlarını müzakere sürecinde Rumlara açması çağrısı da yapılıyor ve 1 mayıs 2004'ten itibaren AB üyesi olan 'Kıbrıs Cumhuriyeti'nin, uluslararası hukuk çerçevesinde devlet olarak tanındığı kaydediliyor.
 
Karşı deklarasyonda, Türkiye'nin tüm AB üyesi ülkeler ile arasındaki ilişkileri en kısa sürede ve hukuki olarak normalleştirmesi beklentisine yer veriliyor.
 
Metinde Türkiye'nin yükümlülüklerini yerine getirmemesi halinde, 3 ekimde resmen başlaması öngörülen tam üyelik müzakerelerinde ilgili başlıkların açılmayacağı mesajı veriliyor.
 

Karşı deklarasyonun tam metni (İngilizce)


22 Eylül, 2005 08:54:00 (TSİ)

 

 

Declaration by the European Community and its Member States in response to the declaration by Turkey made at the time of signature of the Additional Protocol to the Ankara Agreement (21/09/05)


1-The European Community and its Member States acknowledge the signature by Turkey of the Additional Protocol to the Agreement establishing an Association between the European Community and its Member States on the one part and Turkey on the other, in accordance with the conclusions of the European Council of December 2004. They regret that Turkey felt it necessary to make a declaration regarding the Republic of Cyprus at the time of signature.

2-The European Community and its Member States make clear that this declaration by Turkey is unilateral, does not form part of the Protocol and has no legal effect on Turkey’s obligations under the Protocol.

3-The European Community and its Member States expect full, non-discriminatory implementation of the Additional Protocol, and the removal of all obstacles to the free movement of goods, including restrictions on means of transport. Turkey must apply the Protocol fully to all EU Member States. The EU will monitor this closely and evaluate full implementation in 2006. The European Community and its Member States stress that the opening of negotiations on the relevant chapters depends on Turkey’s implementation of its contractual obligations to all Member States. Failure to implement its obligations in full will affect the overall progress in the negotiations.

4-The European Community and its Member States recall that the Republic of Cyprus became a Member State of the European Union on 1st May 2004. They underline that they recognise only the Republic of Cyprus as a subject of international law.

5-Recognition of all Member States is a necessary component of the accession process. Accordingly, the EU underlines the importance it attaches to the normalisation of relations between Turkey and all EU Member States, as soon as possible.

6-The Council will ensure a follow-up on the progress made on all these issues in 2006.

7-In the context of this declaration, the European Community and its Member States agree on the importance of supporting the efforts of the UN Secretary General to bring about a comprehensive settlement of the Cyprus problem in line with relevant UNSCRs and the principles on which the EU is founded, and that a just and lasting settlement will contribute to peace, stability and harmonious relations in the region.

CNN TURK 22/09/05

Financial Times: Engeller aşıldı, 3 Ekim tarihi netleşti


      BBC TÜRKÇE

      Financial Times, Avrupa Birliği'nin karşı deklarasyon konusunda dün Brüksel'de vardığı anlaşmayı ''Türkiye'yle müzakarelerin vaktinde başlaması bekleniyor'' başlığıyla duyurdu. Gazete, haftalardır 3 Ekim tarihinin sallantıda olmasına karşın, dün Brüksel'de varılan uzlaşmayla tartışmanın netlik kazandığını yazıyor.
      Financial Times, Avusturya'nın Türkiye çekincelerini halen dile getirdiğini; fakat 25 üye arasında nispeten dışlanmış göründüğünü söylüyor.
      Avrupa Birliği'nin dönem başkanı İngiltere Türkiye'yle müzakarelere başlanmasını Financial Times'ın deyişiyle ana hedeflerinden biri olarak belirlemişti.
      Gazete, İngiliz bir diplomatın dün Brüksel'deki memnuniyetini aktarıyor: ''Önemli bir engeli nihayet aştık; artık 3 Ekim görüşmelerine iyice yaklaşmış bulunuyoruz''
     
     Avrupa'nın iki hasta adamı
      The Guardian'ın yorum köşesinde ise Avrupa'nın -bir değil- iki ''hasta adamından'' bahsediliyor: Fransa ve Almanya.
      Guardian yazarına göre, ekonomik durgunluk ve yüksek işsizlik gibi ciddi sorunları göğüslemeyen, küreselleşen dünyanın hızına ayak uydurmayı inatla reddeden her iki ülke de, 100 yıl önce Türkiye'ye atfedilen hasta adam tabirinin günümüz Avrupa'sındaki temsilcileri oldu.
      Yorum köşesinde, Almanya seçimlerinden çıkan belirsizlik tablosu yalnız bu ülke açısından değil, bütün Avrupa Birliği için hiç hayırlı görülmüyor:
      ''Alman seçimlerini izleyen siyasi felç, Avrupa Birliği'nin dünyanın önde gelen ekonomileri arasında yer alma iddiasını komik duruma soktu''

MILLIYET 22/09/05

New York Times: AB, Türkiye ile müzakerelere daha yakın


      ABD’nin saygın gazetelerinden New York Times, Kıbrıslı Rumların son dakika itirazlarına rağmen Avrupa Birliği’nin (AB) Türkiye ile 3 Ekim’de müzakerelere başlamaya daha da yaklaştığı yorumunda bulundu.
      Gazetede yer alan bir haberde, AB dışişleri bakanlarının hazırladığı Kıbrıs deklarasyonuna Rumların itiraz ettiğine değinilerek, buna rağmen Rum lider Tasos Papadopulos’un, Ada’da bir çözüme kısa süre içerisinde varılabileceği beklentisini hariç tutmak kaydıyla, deklarasyonun mahiyetinden büyük ölçüde tatmin olduğunu ifade ettiği kaydedildi.

MILLIYET 22/09/05

Bağlayıcı değil, ama...



İlk bakışta AB'nin dün nihayet kesinleşen "karşı deklarasyon"u, hukuki değeri olmayan, bağlayıcı niteliği bulunmayan tek yanlı bir beyan olarak görülebilir. Dolayısı ile bu belgenin, Türkiye'yi rahatsız eden unsurlar içerse de, fazla bir "kıymeti harbiyesi"nin olmadığı düşünülebilir.
Gerçekten öyle mi?
"Karşı deklarasyon"un hukuki bir değer taşımadığı doğru. Aynen Türkiye'nin de 29 Temmuz'da yayımladığı deklarasyon gibi...
Ama bu "karşı deklarasyon", AB'nin Kıbrıs'ın (Rum kesiminin) tanınması, limanların ve havaalanlarının açılması gibi tartışmalı konularda benimsediği ortak tavrı açıkça ortaya koyuyor. Bu tavır da, Türkiye'nin savunduğu görüşlerle çelişiyor.
"Karşı deklarasyon"un siyasal önem taşıdığı kuşkusuz. Bu belgede Türkiye'nin müzakere sürecinde, yerine getirmesi beklenen yükümlülükler belirtiliyor. Kullanılan ifadeler muğlak da olsa, özellikle Kıbrıs Rum yönetiminin -ve muhtemelen bazı AB üyelerinin- bu süreçte, fırsat buldukça, bu beklentileri hatırlatacağını ve Türkiye'yi baskı altında tutacağını tahmin etmek zor değil.
* * *
Son şekli ile "karşı deklarasyon", özellikle üç konuda dönem başkanı İngiltere'nin haftalardır sürdürdüğü çabalar sonunda bulduğu uzlaşıcı formüller içeriyor.
1. Tanıma meselesi: Türkiye kendi deklarasyonunda, Ek Protokol'ü imzalamasının (ki bu zorunlu idi) Kıbrıs Rum kesimini tanıma anlamına gelmediğini vurgulamış ve bunun ancak çözümden sonra gerçekleşebileceğini belirtmişti. Başta AB içinde Kıbrıs'ın tanınması şartının "Türkiye-AB müzakerelerinin başlaması" ile ilişkilendirilmesini isteyenler çıktı (Kıbrıs Rum yönetimi ve Fransa gibi). Sonra İngiltere Fransa'yı bu konudaki ısrarından vazgeçirdi ve taslak metne tanıma şartının "üyelik aşamasında" yerine getirilmesini öngören bir cümle soktu. Türkiye'nin görüşü doğrultusundaki bu ifadeye Rum tarafı şiddetle karşı çıkınca, bu paragraf "tanıma, katılım sürecinin gerekli bir unsurudur" şeklinde değiştirildi.
Bu ifade şekli, Türkiye'nin savunageldiği görüşten farklı. Belgede tanımanın "müzakere süreci içinde" gerçekleşmesi öneriliyor ve "ilişkilerin en kısa zamanda normalleştirilmesine verilen önem" belirtiliyor. Ancak, bu konudaki "ilerlemeler"in de 2006'da izleneceği vurgulanıyor ki, bu da Türkiye'yi sıkıştıracak olan bir husus...
2. Limanların açılması: Bu konuda deklarasyondaki ifadeler daha açık. Bu yöndeki gelişmelerin 2006'da değerlendirileceği de belirtiliyor. Aksi halde müzakerelerde ilgili başlıkların açılamayacağı ve bunun müzakere sürecini etkileyeceği uyarısı da yapılıyor.
Türkiye'nin müzakere sürecinde, bu soruna pragmatik bir çözüm getirmesi gerekecek. Aksi halde süreçte ciddi bir tıkanma olabilir.
3. Çözüm şekli: Türkiye Kıbrıs sorununun BM çerçevesinde çözümlenmesini istiyor. "Karşı deklarasyon"da her ne kadar Genel Sekreter'in çabalarına destek ifade ediliyorsa da, çözümün "Güvenlik Konseyi kararları ve AB'nin ilkeleri doğrultusunda" olması tavsiye ediliyor ki, bu da Ankara'nın tutumuna uymuyor.
* * *
Başta belirttiğimiz gibi, "karşı deklarasyon", hukuken bağlayıcı bir nitelik taşımamakla beraber, siyasi bakımdan, müzakere sürecinde birtakım ciddi zorluklar yaratacak gibi görünüyor.
Ne var ki bu deklarasyonu bazılarının öne sürdüğü gibi, 3 Ekim'de masaya oturmamak ve müzakereleri askıya almak için bir sebep saymak, hiç de akılcı bir tavır olmaz.
Şimdi asıl önemli ve bağlayıcı olan öbür dokümanın, yani "müzakere çerçeve belgesi"nin son şekline bakmak lazım. Bunu da kesinleştiği ve 25'lerin genel onayını aldığı zaman inceleyeceğiz...

SAMI KOHEN MILLIYET 22/09/05

Türkiye müzakereyi askıya alabilmeli



AB ile Kıbrıs sorununda yaşadığımız sorunlar büyük ölçüde 2003 Kopenhag zirvesi öncesinde Türk tarafınca kaçırılan tarihi fırsattan kaynaklanıyor.
Bu fırsatın kaçırılmasının mimarları ise bugün, "Demedik mi?" diye, kendilerini hâlâ haklı çıkarmaya çalışıyorlar.
Argümanlarına göre Türk tarafı o sırada "evet," demiş olsaydı bile hiçbir şey değişmeyecekti. Rumlar Annan Planı'nı yine reddedecekler, buna rağmen AB üyesi olacaklardı. Ancak bu o kadar net değil.
AB o sırada, "Kıbrıs Cumhuriyeti'ni her halükârda üye yapacağız" demiyordu. Bu söylem, Sayın Denktaş'ın Kopenhag öncesinde Annan Planı'nı tümüyle reddetmesine bir "karşı meydan okuma" olarak ortaya çıktı.
Annan Planı'nın iş işten geçtikten sonra kabul edilmesi ise bu taktiksel hatanın sonuçlarını dengeleyemedi. Tabii, başta Denktaş olmak üzere, Türk tarafındaki "ret cephesi" açısından ortada bir "hata" zaten yok. "Büyük bir başarı" var.

İpler Rumlarda
Zira onlar Türkiye'nin AB üyeliğini başından beri istemiyorlar. Türkiye, AB üyeliğinden gelen rüzgârla, siyasi ve ekonomik açıdan ciddi bir bölgesel güç haline gelmiş, halkının refah ve mutluluk düzeyini artırmış, pek umurlarında değil.
AB'de yaşanan "deklarasyon fiyaskosu," Rumların gerçekten de koskoca Birliğin iplerini ellerine geçirdiklerini gösteriyor.
Bunun etkilerini - her şeye rağmen 3 Ekim'de başlayacağı anlaşılan- üyelik müzakerelerinin her aşamasında yaşayacağız.
Bu nedenle, Türkiye'nin şimdi takınacağı tutumun büyük önemi var. Daha önce de dediğimiz gibi, AB Kıbrıs konusunda Rumlardan taraf olmuştur. Papadopulos da bunun için sorunu BM'den alıp AB'ye taşımaya çalışıyor. Bunu bir ölçüde de başarmış bulunuyor.
Türkiye bu durumda, AB Konseyi'nden, Kıbrıs konusunun hangi uluslararası platformda görüşülmesi ve hangi kurallara göre çözülmesi gerektiğine ilişkin net görüşünü resmen sormalı. İstediği yanıtı alamazsa, müzakere sürecini askıya alma hakkını saklı tutacağını duyurmalı.

Konu BM'de kalmalı
Bu yapılmaz ve mevcut koşullarda müzakerelere girilirse, Rumlar, ellerine geçirdikleri kozlara yeni kozlar katmış olacaklar. Konuyu BM'den AB'ye çekme çabaları açısından da yeni ilerlemeler sağlayacaklar.
Oysa Türkiye'nin, üyelik müzakerelerini tek taraflı olarak askıya alabileceğini açıklaması, konunun BM platformunda kalmasını sağlayacaktır. Nedeni ise malum: Rumlar, meseleyi bugün AB çerçevesine çekebiliyorlarsa bunu Türkiye'nin AB üyeliği arzusu nedeniyle yapabiliyorlar.

'Askıya aldık' denirse
Türkiye, müzakere sürecini askıya alabileceğini belirtirse, o zaman AB'den gelen Kıbrıs baskıları da azalacaktır. Zira AB diplomatları, Türkiye'nin müzakereleri gerçekten askıya alması halinde, bu baskıların bir anlamının kalmayacağını biliyorlar. O durumda Kıbrıs sorununun, "çözümlenmesi daha da zorlaşmış bir sorun" olarak Avrupa'nın kucağında kalacağının da farkındalar.
AB üyeliğini destekleyen biri olarak yaptığımız bu öneri elbette ki bazılarına fazla "maksimalist" gelecektir. Bu kişiler, haklı olarak, müzakereleri askıya almanın risklerine işaret ederek, bunun Türkiye'ye de zarar vereceğini söyleyeceklerdir.
Bu elbette ki doğrudur. Ancak, zamanında doğru teşhisi koyamayan doktor, hastasını, maalesef, kendi eliyle ağır tedaviye mahkûm etmiş oluyor.

SEMI IDIZ MILLIYET 22/09/05

* * * * * * * * * * *

KIBRIS'TA ARTIK ÇÖZÜM OLMAZ !

Avrupa Birliği Kıbrıs konusunu tam anlamıyla yüzüne gözüne bulaştırdı.
Her şey 1995'te, Türkiye'ye Gümrük Birliğinin verilmesi ve buna karşılık Rumları tam üye alma pazarlığı ile başladı. Yunanistan ile o dönemdeki AB üyesi ülkeler arasında yapılan bu sözsüz anlaşma, işleri buraya kadar getirdi.
AB'nin hedefi sopa-havuç politikasıydı.
Havuç, Kıbrıs'lı Rumları ve Türkleri, AB'ye tam üyelik havucuyla heveslendirip, BM çerçevesinde bir anlaşmaya zorlamaktı.
Sopa ise "eğer çözümü kabul etmezseniz dışarıda kalırsınız " cümlesinde saklıydı.
Ancak oyunun kurallarını ilk bozan taraf AB oldu. Daha ilk aşamalardan itibaren Rumlara, "Siz hiç merak etmeyin, çözüm olmasa dahi tam üye olursunuz" diyerek, Güney Kıbrıs'ı rahatlattılar.
Papadopulos da bu olanağı iyi kullandı. Son dakikaya kadar, Anan planını sanki kabul edecekmiş gibi davrandı ve Denktaş'ın bağnazlığı sayesinde, ince bir çalım ile işi halletti.
Avrupa Birliği, Türk tarafının Anan planını kabul etmesi için verdiği tüm sözleri kolaylıkla unutuverdi. Bunu bilerek ve planlı şekilde yaptığını ileri sürmüyorum, ancak büyük bir beceriksizlik sonucu, referandumda çözümü reddeden taraf kendini içerde buldu. Yani ödüllendi. Referandumu kabul eden taraf ise dışarıda kaldı. Yani cezalandı.
İlk günlerde Rumlar çok eleştirildi, ancak zamanla tam üye olmanın nimetlerinden yararlanmaya başladılar. Oynadıkları oyun da unutuldu ve bugünlere geldik.

RUM OLSANIZ, SİZ NASIL HAREKET EDERSİNİZ ?
Şimdi dizimizi dövmenin zamanı değil.
Gerçekçi olalım ve bugüne bakalım.
Siz Papadopulos'un yerinde olsanız ne yaparsınız ?
Tam üyeliği cebe koymuşsunuz.
AB'ye istediklerinizin büyük bölümünü yaptıracak bir noktaya gelmişsiniz. Özellikle, Türkiye'nin tam üyelik müzakereleri sürecinde tanınma sözü elde etmişsiniz. Yani, yerinizden kıpırdamasanız dahi, Türkiye tam üyeliğe yaklaşırken bu yarışı kazanacaksınız. Üstelik, kimseler sizi çözüm bulmanız için baskı altına da alamaz.
Türkiye, müzakereler süresince ağzını açamaz.
Avrupa kıpırdayamaz.
Geriye bir tek Amerika kalıyor ki, onlarında işleri başlarından aşmış durumda.
Özetle Rumlar, Türkiye'nin tam üyeliğini bekleyecekler ve ogün geldiğinde istediklerine kavuşacaklarını, daha doğrusu Kıbrıs'ın tümüne hakim olacaklarını düşünüyorlar.
Bu noktaya kadar (son ana kadar çözüm peşinde koşmamak) değerlendirmeleri doğru, ancak bir yerde yanılıyorlar. Türkiye'nin tam üyelik karşılığında Kıbrıs'ın tamamını bırakacağını sanıyorlar.
Bilmedikleri bir diğer şey daha var. O da, bu tutumlarıyla belki bilerek, belki bilmeyerek Kıbrıs'ın kuzeyini elleriyle KKTC'ye teslim ediyorlar.

MEHMET ALI BIRAND MILLIYET 22/09/05

Rumların dediği oldu

Karşı deklarasyon: Tanıma, müzakere gereği. Malların serbest dolaşımı da şart

RADIKAL 22/09/05

GÜVEN ÖZALP

BRÜKSEL - Türkiye'nin 3 Ekim' de üyelik müzakarelerine başlaması yolunda, AB'nin karşı deklarasyon virajı dönülürken, geride müzakere çerçeve belgesinin onayı kaldı. Türkiye'nin Gümrük Birliği'ni Rum Yönetimi dahil 10 yeni üyeye genişleten protokolü imzalarken yaptığı 'kapsamlı çözüme dek 'Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanımıyorum' beyanına karşı AB'nin karşı deklarasyonu, Rumların süreci yılan hikâyesine çevirerek kopardığı bir dizi tavizin ardından dün nihayet yayımlandı.
Müzakere çerçeve belgesine de Rumların 'Türkiye'nin üye ülkelerin uluslararası örgütlere üyeliğine engel olamayacağı' ve Fransa'nın 'AB'nin yeni üyeleri hazım kapasitesine dair ifadenin güçlendirilmesi' talepleri girdi.
Dönem Başkanı Britanya, önceki gece aldığı sinyalle onayı dün TSİ 16.00'da bitecek sessizlik sürecine bırakmıştı. Belge, bu saate kadar Rumlar dahil hiçbir üyeden itiraz gelmemesi üzerine 25 üyenin yazılı onayıyla Britanya tarafından resmen yayımlandı.

İki sorunlu madde
Yedi maddeli belgede Ankara'nın olumsuz karşıladığı unsurlar arasında iki tanesi öne çıkıyor:
1- "Üyelerin tamamının tanınması, katılım sürecinin gereğidir. AB, Türkiye ile tüm üyelerin ilişkilerinin en kısa sürede normalleştirilmesine verdiği önemin altını çizer." AB'de çok kısa vadede tanıma beklentisi olmasa da, Türkiye'nin konuyu müzakerelerin son aşamalarına dek sürüncemede bırakmasına izin verilmiyor.
2- "AB, protokolün tam ve ayrımsız uygulanmasını, malların serbest dolaşımının önündeki engellerin, ulaşım önündeki engeller de dahil, kaldırılmasını umar. Türkiye protokolü tüm üyelere tam uygulamak zorundadır. AB, bunu yakından takip edip uygulamayı 2006'da değerlendirecektir. AB, müzakerelerde ilgili konu başlıklarının açılmasının, Türkiye'nin tüm üyelere yükümlülüklerini yerine getirmesine bağlı olduğunun altını çizer. Yükümlülük uygulamasındaki başarısızlık, müzakere sürecinin genelini etkileyecektir."
AB'nin 2006'daki değerlendirmesi ise 'denetim' olarak yorumlanıp protokolün gelecek yıl Türkiye açısından ciddi baş ağrısı yaratacağının işareti görülüyor.

Rehn: Makul ve dengeli
Diplomatik kaynakların 'sınırlarını aşan boyutlara sahip' diye yorumladığı deklarasyonu, Avrupa Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn ise, 'makul ve dengeli' diye niteledi. Yazılı açıklamasında bunun çerçeve belgesinin de onaylanması ve 3 Ekim'de müzakerelerin başlamasına zemin oluşturacağını söyleyen Rehn, belgeyi üyelerin süratle onaylanmasını istedi. Belgeye ilişkin görüşmelerde ise, uzlaşıya yakın olunsa da Avusturya'nın 'imtiyazlı ortaklık'ın sokulması ısrarı yüzünden onaya geçilemedi.

Avusturya engel oldu
Dünkü AB Daimi Temsilciler Komitesi'nde de diğer ülkeler pek itirazda bulunmazken Avusturya ısrar edince, Londra Viyana'yla ikili görüşme yürütme kararı aldı. Belge bir sonraki COREPER toplantısında ele alınacak. Rum Yönetimi ise çerçeve belge için sorun çıkarmadı. Rum kaynaklar, Britanya'yla temaslarda, belgeye 'Türkiye'nin üye ülkelerin uluslararası örgütlere üye olmasına engel olamayacağı' ifadesinin girmesinde uzlaşıldığı için itiraz edilmediğini belirtti. Türkiye, Rumların NATO imkânlarından yararlanmasını vetosuyla bloke ediyor. Fransa'nın talebi ise, 'AB'nin yeni üye ülkeleri bünyesine katma kapasitesi'ne yönelik atfın güçlendirilmesi. Britanya, Avrupa Komisyonu'nun belgeyi sunduğu şeklini çok değiştirmemesi kaydıyla bu talebe yeşil ışık yaktı.

 

Gül: Çözüm yeri BM

AA - NEW YORK - BM Genel Kurulu'nun 60. oturumunda konuşan Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Kıbrıs'a odaklandı. Rum Yönetimi'nin çözüm referandumunda 'Hayır' dediğini ve ondan beri BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın görüşmeleri yeniden başlatma çabalarını engellediğini hatırlatan Gül, "Yetmezmiş gibi, şimdi BM'yi kenara itmeye ve meseleyi başka zemine taşımaya çalışıyorlar. Bütün uluslararası aktörleri, Rumları bu yanlış çabadan vazgeçirmeye çağırıyorum" dedi.
Annan'ın tecridin kaldırılmasını tavsiye ettiği raporun hasıraltı edildiğine dikkat çekerek "Kıbrıs Türklerinin hâlâ dış dünyayla bağları kesik tecrit altında yaşadığına inanmak insana zor geliyor" ifadesini kullanan Gül, mayıstaki önerisi uyarınca "Adadaki iki toplumla Türkiye ve Yunanistan arasında serbest dolaşım ve havaalanları-limanlara uygulanan kısıtlamaların kaldırılmasını istedi.
AB'nin Kıbrıs deklarasyonuna tepkisini ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice'ın NATO ve AB dışişleri bakanları için verdiği resepsiyona katılmayarak gösteren Gül, KKTC Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş'a "Rumların BM'yi baypas çabasını görmeyen AB tuzağa düşüyor" diye yakındı.

Rice'ın PKK sözü
Gül'ün resepsiyon öncesi görüştüğü Rice, PKK'nın Irak'taki varlığına müdahalenin 'ilke değil zamanlama meselesi' olduğu söyleyerek, KKTC'ye yönelik yeni adımlar düşündüklerini belirtti. Gül'ün daha sonra görüştüğü Irak Dışişleri Bakanı Hoşyar Zebari, PKK varlığı konusunda "Mutlaka bir şey yapacağız" dedi.

RADIKAL 22/09/05

Rum-Yunan tarafı mutlu

RADIKAL 22/09/05

YORGO KIRBAKİ

ATİNA - AB'nin Kıbrıs deklarasyonu, Rum Yönetimi'ni de Yunanistan'ı da memnun etti. Rum Sözcü Kipros Hrisostomidis,deklarasyonun küçümsenmeyecek önem taşıdığını vurgularken, "AB'nin siyasi kararı söz konusu. Kararı 25 üye vermiştir. AB'de oybirliği gerektiren kararlar kadar önemlidir" dedi. Bu belge ile Türkiye'nin 'Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanıma zorunluğunun müzakerelerle başladığını kaydeden sözcü, Türkiye'nin üyelerle ilişkilerini normalleştirmesini sadece diplomatik ilişki değil Türk askerlerinin adadaki varlığı ve Türkiyeli göçmenler gibi 'anormalliklerin ortadan kalkması' olarak algıladıklarını kaydetti.

'Belgede Kıbrıs da var'
Hrisostomidis, onay verdikleri müzakere çerçeve belgesinin 4. paragrafında da Kıbrıs'tan söz edildiğini söyledi.
Yunan Dışişleri sözcüsü Yorgos Kumuçakos da "Karşı deklarasyonla Türkiye'nin 'Kıbrıs'ı 'de facto' (fiilen) ve de jure (hukuken)' tanıması için sağlam temeller atmıştır. Bu daha önce düşünülemezdi" dedi. Dışişleri sözcüsü Namık Tan ise, "Kumuçakos vahim hesap hatası yapıyor. BM'de kapsamlı çözüm olmadan tanıma olmayacaktır" yanıtını verdi.

Talat: Türk adı anılmıyor

LEFKOŞA - AB'nin Kıbrıs deklarasyonu Türkleri kaygılandırıyor. KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, AB'yi sorunun çözümüne engel olmakla suçlamasının ardından, "Rumlar deklarasyonda istediğini elde etti. Kıbrıs Türkünün adının bile geçmediği ve tüm haklarını ortadan kaldıran bir metin hazırlandı" dedi. Başbakan Ferdi Sabit Soyer de, "Rumlar, AB üyeliği sayesinde Türkleri azınlık durumuna düşürmek istiyor. Bunu asla kabul etmeyiz" diye konuştu. (Radikal, aa)

RADIKAL 22/09/2005

 

Kıbrıs'a AB el atmalı

RADIKAL 22/09/05

Papadopulos, BM Genel Kurulu'nda yaptığı konuşmada, AB'nin Kıbrıs sorununa müdahil olması gerektiğinden bahsetti. Cumhurbaş-kanı, Kıbrıs sorununun çözümü yönündeki çabalar çerçevesinde, BM Genel Sekreteri'nin yakın
bir gelecekte harekete geçmesini beklediğini kaydederek, bazı koşullarını sıraladı.
Hakemliğe hayır, baskıcı takvimlere hayır ve referanduma havale edilecek bir çözüm...
BM Genel Sekreteri'nin müdahale zamanı henüz belirlenmedi. Yeni bir girişimden bahsetmek için henüz çok erken, çünkü Kıbrıs sorununa müdahil bütün taraflar, müzakere süreci başlamadan önce, özlü bir ön hazırlığın yapılması gerektiğine açıklık getirdi. Öte yandan, zeminin yeterli derecede hazırlanması için uluslararası örgütün bazı faaliyetlerde bulunacağı açık.
Lefkoşa, yeni bir çabada, AB'nin daha aktif bir role sahip olması gerektiğini düşünüyor. Müzakerelerin uluslararası örgüt çerçevesinde yürütülmesi kaçınılmaz. Ancak AB'nin de sürece müdahil olması gerçekten gerekli.
Kıbrıs Cumhuriyeti, halihazırda AB'nin üyesi ve Kıbrıs sorunundaki anlaşmaya eklenecek maddelerin, Avrupa mevzuatıyla uyumlu olması gerekiyor. Kıbrıs çözüm durumunda, ikinci sınıf üye ülke olamaz.
Aynı esnada Türkiye'nin de, AB üyeliği için aday ülke olarak, kanunlara uyması gerekiyor.
Elbette ki Türkiye'nin iki ayrı devlet çözümünün kabul edilmesi gerekliliğini önerdiği bir dönemde, üstlenilecek herhangi bir girişimin zor olacağı ortada. Öte yandan bundan bağımsız olarak, AB'nin çözüm çabalarına müdahil olması, tek çıkar yol. Hem arabulucular, hem konuya müdahil taraflar, hem de bizzat AB için...
(Rum gazetesi Filelefteros, başyazı, 20 Eylül 2005)

ABD izolasyonlar için adım atacak

Türkiye Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice ile Kıbrıs'ı konuştu:

ABD izolasyonlar için adım atacak

ATILACAK YENİ ADIMLAR İRDELENDİ... ABD Dışişleri Bakanı Rice'ın, Türkiye Dışişleri Bakanı Gül ile görüşmesinde KKTC üzerindeki ambargolar gündeme geldi ve ABD'nin yeni adımlar atmayı düşündüğü bildirildi. Ambargo ve izolasyonun kaldırılması konusunda ABD'nin atmaya gayret ettiği adımlar gözden geçirilirken, bunlara ilaveten neler yapılabileceği üzerinde duruldu

ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice'ın, Türkiye Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül ile görüşmesi sırasında, ağırlıklı olarak Irak, PKK ve Kıbrıs konuları damgasını vurdu.

Rice'ın, Gül ile görüşmesinde KKTC üzerindeki ambargolar gündeme geldi. Ambargo ve izolasyonun kaldırılması konusunda ABD'nin atmaya gayret ettiği adımlar gözden geçirilirken, bunlara ilaveten neler yapılabileceği üzerinde duruldu. ABD'nin izolasyonun kaldırılması konusunda yeni adımlar atmayı düşündüğü bildirildi.

A.A muhabirinin Türk diplomatik kaynaklarından edinilen bilgilere göre, bakan Gül, görüşmenin başlangıcında yaptığı kapsamlı sunumda Irak, Afganistan, Ortadoğu, Kafkaslar, Ermeni-Azeri ihtilafı, terörizm, Kıbrıs sorunu, Orta Asya, Balkanlar ve Avrupa Birliği konularında Türkiye'nin görüşlerini dile getirdi.

Diplomatik kaynakların verdiği bilgiye göre Bakan Gül, AB bağlamında Kıbrıs konusunun da gündeme geldiği görüşmede, daha çok AB'de devam eden üyelik süreci ve son gelişmeler hakkında bilgi verdi.

ABD tarafı ise AB konusunda baştan beri Türkiye'ye destek verdiklerini ve bundan sonra da bu desteği devam ettireceklerini ifade ettiler.

KKTC üzerindeki ambargo ve izolasyonun kaldırılması konusunda ABD'nin atmaya gayret ettiği adımlar gözden geçirilirken, bunlara ilaveten neler yapılabileceği üzerinde duruldu.

Aynı kaynaklar, ABD tarafının izolasyonun kaldırılması konusunda yeni adımlar atmayı düşündüğünü belirttiler.

Görüşlerinin bir çok alanda örtüştüğünü görmüş olmaktan dolayı iki tarafın da görüşmeden büyük bir memnuniyetle ayrıldığı belirtilirken, ABD tarafının Türkiye'nin görüş ve endişelerini daha fazla paylaştığının görüldüğü kaydedildi.

Bakan Gül'den AB

Deklarasyonu tepkisi

Öte yandan, AB'nin Kıbrıs deklarasyonu konusundaki gelişmelere tepki gösteren Bakan Gül'ün, memnuniyetsizliğinin bir ifadesi olarak ABD Başkanı Rice'ın NATO ve AB dışişleri bakanları onuruna verdiği resepsiyona katılmadığı öğrenildi.

KIBRIS 22/09/2005

 

Rehn'den, BM zemininde çözüme destek

Başbakan Soyer, AB Komisyonu Genişlemeden Sorumlu üyesi Olli Rehn'le görüştü

Rehn'den, BM zemininde çözüme destek

REHN'DEN ÖVGÜ... Başbakan Ferdi Sabit Soyer ve beraberindeki heyet, Brüksel temaslarının son gününde AB Komisyonu Genişlemeden Sorumlu üyesi Oli Rehn ile bir araya geldi. Rehn'in özellikle Kıbrıs'ta BM zemininde çözüm sürecine destek verdiklerinin altını çizmesi yanında, Kıbrıs Türk hükümetinin attığı adımlardan "olumlu" bahsetmesi heyette memnuniyet yarattı

ÇÖZÜM İSTEĞİMİZİ KANITLADIK... Başbakan Soyer , Rehn'e yönelik konuşmasında, Kıbrıs Türkü'nün adada çözüm istediğini ve bunu cumhurbaşkanı ve hükümeti ile attığı her adımda kanıtladığını belirtti. Soyer, Kıbrıs Türkü'nün "limanların eş zamanlı açılmasını" istediğini de Rehn'e aktardı

Hüseyin EKMEKÇİ (Brüksel)

Başbakan Ferdi Sabit Soyer ve beraberindeki heyet, Brüksel temaslarının son gününde AB Komisyonu Genişlemeden Sorumlu üyesi Oli Rehn ile bir araya geldi.

Berlaemont binasındaki çalışma ofisinde heyeti kabul eden Rehn'in özellikle Kıbrıs'ta BM zemininde çözüm sürecine destek verdiklerinin altını çizmesi yanında, Kıbrıs Türk hükümetinin attığı adımlardan "olumlu" bahsetmesi heyette memnuniyet yarattı.

Başbakan Soyer , Rehn'e yönelik konuşmasında, Kıbrıs Türkü'nün adada çözüm istediğini ve bunu cumhurbaşkanı ve hükümeti ile attığı her adımda kanıtladığını belirtti. Soyer, Kıbrıs Türkü'nün "limanların eş zamanlı açılmasını" istediğini de Rehn'e aktardı.

Werhaugen karşıladı

AB Komisyonu genişlemeden sorumlu eski üyesi Gunter Werhaugen, koridorda karşılaştığı KKTC heyeti ile yakından ilgilendi.

Heyeti görünce yakın ilgi gösteren Werhaugen, Soyer ve beraberindeki heyeti Rehn'in çalışma ofisine kadar götürdü.

Soyer ile birlikte, Lefkoşa Belediye Başkanı Kutlay Erk, Lefkoşa Milletvekili Özdil Nami, Özel Kalem Müdürü Erkut Şahali ve AB Koordinasyon Kurulu Müdürü Erhan Erçin de toplantıda hazır bulundu.

AB de baskı yapmalı

Toplantı sırasında konuşan Başbakan Soyer, Kıbrıs Türk halkının süreç içerisinde önemli inisiyatifler üstlendiğini anlatarak, yeni koşullarla birlikte yeni sıkıntıların ortaya çıktığını, bu noktada AB'nin de inisiyatifler üstlenmesi gerektiğini vurguladı.

Kıbrıs Rum kesiminin çözüm olmadan AB üyesi olduğunu ve bunun avantajlarını kullandığını anlatan Soyer, Kıbrıs Türkü'nün hiçbir koşulda Rum yönetimini meşru hükümet olarak kabul etmeyeceğinin altını çizdi.

Genişlemeden sorumlu üye Oli Rehn'e sürekli olarak BM çözüm planına atıfta bulunulmasının pozitif bir davranış olduğunu da aktaran Soyer, "Ancak AB çözüm için kendi üyesi olan Kıbrıs Rum kesimine de baskı yapmalıdır" dedi.

Her zaman önce çözüm dedik

Kıbrıs Türk halkının, yönetimi ve kurumları ile her zaman çözüme vurgu yaptığını belirten Soyer, şunları da anlattı:

"Çözüm için önemli inisiyatifler üstlendik. Yeni kapılar açıyoruz. Rumlar kuzeyde rahatça ibadet ediyor. Okullar açtık, eğitim devam ediyor.

Ancak biz aynı anlayışı göremiyoruz. Kıbrıs Türk halkı haksızdır diyen de yok. Ancak, Türkiye'ye 'Üye ülkeler ile ilişkilerini normalleştir' diyen AB, Kıbrıs'ın içinde ilişkilerin normal olmadığını gözden kaçırmamalı."

 

Yararlı oldu

Başbakan Soyer, Brüksel'de bulunduğu üç günlük süre içerisinde, Kıbrıs Türk Ticaret Odası'nın Brüksel temsilciliğinin açılışını yaptı, üst düzey AB yöneticileri ile bir araya geldi.

İlk olarak AB Genişleme Direktörü Timo Suma ile bir araya gelen Soyer, önceki gün de Fransa'nın AB Daimi Temsilcisi Pierre Sellal ile buluştu. Soyer dün sabah saatlerinde de Genişlemeden Sorumlu üye Oli Rehn ile toplantıda buluştu.

Hilton Otel'de de çok sayıda AB yetkilisi ile bir araya gelen Soyer, Kıbrıs Türkü'nün ısrarla çözüm istediğini ve yönetiminin de bu yönde adımlar attığını, sadece Türkiye'nin Rum kesimine limanlarını açmasını değil, Mağusa ve Ercan limanlarının da eş zamanda açılmasını, Kıbrıs içindeki ilişkilerin de normalleşmesi gerektiğini ısrarla vurguladı.

Soyer, ziyaretler sonunda, bir araya geldikleri tüm yetkililerin Kıbrıs Türkü'nü çok iyi anladığını vurgulayan Soyer, "Olumlu adımlar atmaya, ısrarla çözüm isteyen taraf olduğumuzu vurgulamaya devam edeceğiz" dedi.

KIBRIS 22/09/2005

 

Rumlar, Kıbrıs sorununu BM dışına çekmeye çalışıyor

Türkiye Dışişleri Bakanı Gül, BM Genel Kurulu'nda konuştu:

Rumlar, Kıbrıs sorununu BM dışına çekmeye çalışıyor

"RUMLARI YANLIŞ ÇABALARINDAN VAZGEÇTİRİN" Türkiye Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, BM genel sekreterinin, Annan planı temelinde görüşmeleri yeniden başlatma çabaları ve ifadelerinin Rum yönetiminin devam eden engellemeleri yüzünden somut bir netice vermediğini belirterek, "Bu yetmezmiş gibi, Kıbrıs Rum yönetimi şimdi BM'yi bir kenara itmeye ve meseleyi başka bir zemine taşımaya çalışıyor. Bütün uluslararası aktörleri, Rumları bu yanlış çabalarından vazgeçirmeye çağırıyorum" dedi

 

Türkiye Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın, Annan planı temelinde görüşmeleri yeniden başlatma çabaları ve ifadelerinin Rum yönetiminin devam eden engellemeleri yüzünden somut bir netice vermediğini belirterek, ''Bu yetmezmiş gibi, Kıbrıs Rum yönetimi şimdi BM'yi bir kenara itmeye ve meseleyi başka bir zemine taşımaya çalışıyor. Bütün uluslararası aktörleri, Rumları bu yanlış çabalarından vazgeçirmeye çağırıyorum'' dedi.

New York'ta bulunan Gül, BM Genel Kurul'u 60. dönem oturumunda konuştu. Gül, konuşmasında Kıbrıs sorununa geniş yer ayırarak, şunları söyledi:

''Doğu Akdeniz'le ilgili olarak bizim vizyonumuz, Türkiye, Yunanistan ve Kıbrıs'taki iki halk arasında bir istikrar, refah ve işbirliği temeli oluşturmaktır. Yine de, üzülerek belirtmek istiyorum ki, BM'yi yeniden şekillendirmeyi ve rolünü artırmayı tartıştığımız bir zamanda Kıbrıs sorununu bu örgütten uzaklaştırma gayretlerine şahit oluyoruz. Bu çabaları, BM rolünü aşındıracak son derece rahatsız edici bir çelişki olarak görüyoruz.

Annan planı, bu sorunun çözümü için eşsiz bir temel sundu. Kıbrıs Türkleri, beklentilerini tam anlamıyla karşılamasa da, bir uzlaşıya varma umuduyla bu planı ezici bir çoğunlukla kabul etti. Diğer taraftan, geçen yıl yapılan referandum da Kıbrıs Rum liderliğinin etkili rehberliğinde, Rum kesiminin Annan planını reddetmesi, uluslararası toplum için bir darbe oldu. Böylece, adanın bölünmüşlüğünü sona erdirme şansı bir kez daha kaçırıldı.'' Genel sekreterin referandumdan sonra yayınladığı raporun, uzun müzakere sürecinin bir gözden geçirilmesi niteliğinde olduğunu belirten Gül, şunları kaydetti:

''Bu rapor, Kıbrıs Türklerinin üzerindeki bütün izolasyonların kaldırılması tavsiyesinde bulunmaktaydı. Maalesef, teamüllere aykırı bir şekilde, Genel sekreterin kapsamlı Kıbrıs raporu hasır altı edildi. Bunun sonucunda, Kıbrıs Türkleri üzerinde uygulanan haksız izolasyonlar hâlâ kaldırılamadı. Kıbrıs Türklerinin hâlâ dış dünyayla

bağları kesik bir şekilde izolasyonlar altında yaşadığına inanmak insana zor geliyor.

Takip eden dönemde, Genel sekreterin plan temelinde görüşmeleri yeniden başlatma yönündeki çabaları ve ifadeleri Kıbrıs Rum yönetiminin devam eden engellemeleri yüzünden somut bir netice vermedi. Bu yetmezmiş gibi, Kıbrıs Rum yönetimi şimdi BM'yi bir kenara itmeye ve meseleyi başka bir zemine taşımaya çalışıyor. Bütün uluslararası aktörleri bu yanlış çabalardan Rumları vazgeçirmeye çağırıyorum.''

Türkiye'nin, BM'nin Annan planı temelinde Kıbrıs'ta adil, eşit ve kalıcı bir çözüm bulma gayretlerine katkıda bulunmaya hazır olmaya devam ettiğini belirten Gül, ''Bu vesileyle Kıbrıs'a uygulanan tüm kısıtlamaların kaldırılması konusunda 30 Mayıs 2005 tarihinde yaptığım öneriyi tekrarlamak istiyorum. Bu öneride, esas olarak Kıbrıs'taki iki

toplumun yanı sıra Türkiye ve Yunanistan arasında insanların, mal ve hizmetlerin serbest dolaşımı, havaalanları ve limanlara uygulanan bütün kısıtlamaların kaldırılmasını dile getirmiştim. Bu önerinin uluslararası toplumun meşru beklentilerine uygun olduğu açıktır'' şeklinde konuştu.

 

 

KIBRIS 22/09/2005

 

Fransa ve Yunanistan’dan destek

Fransa Cumhurbaşkanı Chirac ve Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis, Türkiye’ye ile tam üyelik müzakerelerinin 3 Ekim’de başlaması gerektiği konusunda hemfikir.

 

NTV

Güncelleme: 21:29 23 Eylül 2005 Cuma

PARİS - Fransa ve Yunanistan, Türkiye’nin 3 Ekim’de tam üyelik hedefiyle müzakerelere başlamasında hemfikir. Paris’te bir araya gelen Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac ve Yunanistan Başbakanı Karamanlis, Avrupa Birliği’nin yayınladığı karşı deklarasyon metninin de tüm beklentilerini karşıladığını duyurdu.

 

Görüşmeyle ilgili Elize sarayından yapılan açıklamada iki liderin müzakerelere tam üyelik hedefiyle başlanması gerektiği konusunda hemfikir oldukları belirtildi.

Açıklamaya göre, hem Cumhurbaşkanı Chirac hem de Yunanistan Başbakanı Karamanlis, Avrupa Birliği’nin yayınladığı karşı deklarasyon metninden memnun. İki lider, Ankara Protokolü’nün uygulanması ve üyelik müzakereleri sürecinde bütün üye ülkelerin tanınmasına ilişkin endişelerinin bu deklarasyonla yanıt bulduğunu söyledi.

ATİNA İMTİYAZLI ORTAKLIĞA KARŞI
Karamanlis, Türkiye’ye imtiyazlı ortaklık verilmesine ilişkin yaklaşımının sorulması üzerine, AB’nin Türkiye’ye tam üyelik sözü verdiğini belirtti ve Ankara’ya başka bir seçeneğin sunulmasının, AB’nin güvenirliğini zedeleyeceğini söyledi. Karamanlis, AB’nin yayınladığı karşı deklarasyona atıfta bulunarak, Ankara’nın, ek protokol gereği limanlarını Rum Kesimi’ne açması gerektiğini savundu.

‘EK PROTOKOL UYGULANMALI’
Yunanistan Başbakanı, Türkiye’nin ek protokolü uygulamaması halinde müzakerelerin olumsuz etkileneceğini de söyledi. Karamanlis, Türkiye’nin Kıbrıs Rum Kesimi’nin tanınması konusunda engel çıkarmasının, müzakerelerin seyrini etkileyeceğini vurguladı.

Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis ile Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac’ın Elysee Sarayı’nda gerçekleştirilecekleri görüşmede, Türkiye’nin AB süreci ve Kıbrıs konusunun gündeme gelmesi bekleniyor.

PARİS’TE MOLİVYATİS-BLAZY GÖRÜŞMESİ
Yunanistan Dışişleri Bakanı Petros Molivyatis ve Fransa Dışişleri Bakanı Philippe Douste-Blazy de önceki gün Paris’te bir araya gelmiş ve Türkiye’nin üyeliği ile Kıbrıs konuları masaya yatırılmıştı.

Fransa Dışişleri Bakanı Blazy müzakelerin nasıl sonuçlanacağının bilinemeyceğini belirtirken, Yunanistan Dışişleri Bakanı Molivyatis, “Diğer aday ülkelerin müzakere süreci nasıl sona erdiyse Türkiye’ninki de öyle olacak” demişti. İki ülkenin dışişleri bakanı, müzakere çerçeve belgesi konusunda mutabık olduklarını, ancak birlik içinde biriki ülkenin belgeye ilişkin birtakım itirazları olduğunu dile getirmişlerdi.

Karamanlis Türkiye’ye imtiyazlı ortaklığa karşı

 

Panis

Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis, "Türkiye’den Kıbrıs Cumhuriyeti’ni (Rum Kesimi) tanımasını bekliyoruz" dedi. Karamanlis, AB'de Türkiye'ye imtiyazlı ortaklık öneriseni karşı çıktı.

Fransa’ya resmi bir ziyarette bulunan Karamanlis, Le Figaro gazetesi ile yaptığı söyleşide, Türkiye’nin Ek Protokolü imzalayarak bir angajmanı yerine getirdiğini, ancak "kabul edilemez" bir Kıbrıs deklarasyonunu yayınladığını belirtti.

 

Karamanlis, "Türkiye’den angajmanlarını uygulamasını ve Kıbrıs Cumhuriyeti’ni tanımasını bekliyoruz. Bu koşullarda, müzakereler 3 Ekim’de başlayabilir" ifadesini kullandı.

   

Ek Protokol imzalanmasının Türkiye’nin limanlarını ve havaalanlarını açması gerektirdiğini savunan Karamanlis, "Yapmazsa müzakereler etkilenir mi?" sorusuna "Evet, Türkiye’nin Kıbrıs’ı tanıma yolunda yarattığı tüm engeller müzakere süreci için bir sorun yaratır" dedi.

   

KARAMANLİS İMTİYAZLI ORTAKLIK ÖNERİSENE KARŞI ÇIKTI

 

Başbakan Karamanlis, Fransa’nın Müzakere Çerçevesi belgesinde "imtiyazlı ortaklık"a yer verilmesini arzuladığına dikkat çekilmesi üzerine, "AB, 1999 yılında Türkiye’yi bu türdeki bir çekinceyi dile getirmeden aday olarak tanıdı. AB kredibilitesini korumalı. Türkiye’ye bugün önerilenin 6 yıl sonra önerileceğinin aynısı olmayacağını söylemek dürüstlük  olur mu?" karşılığını verdi.

   

"İmtiyazlı ortaklık" konusunun belgeye dahil edilmesinin Ankara’nın motivasyonunu azaltacağını belirten Karamanlis, başka bir soru üzerine de "Avrupalaşmış olan bir Türkiye, başta Yunanistan olmak üzere, tüm Avrupalıların çıkarıdır" yanıtını verdi.

 (ANKA)

HURRIYET 23/09/2005

 

Belge böyle şekillendi

 

Türkiye ile AB arasındaki müzakerelerin ‘içeriğini’ belirleyen MÇB’de ‘sindirme kapasitesiyle’ ilgili bölüm, sekizinci sayfadan birinci sayfaya alınırken su görüşlere yer verildi:

Hedef tam üyelik, ancak doğası gereği müzakerelerin ucu açık.

Temel özgürlükler ve insan haklarına ilişkin reformların tam ve kapsamlı bir biçimde uygulanmalıdır.

Gerektiğinde serbest dolaşım hakkı, yapısal ve tarım politikalarıyla ilgili uygulamada istisnalara gidilebilir.

AB ülkeleriyle önemli sınır sorunları barışçıl bir biçimde çözülmelidir. Çözülmemiş sorunların katılım sürecine etkileri olacağının göz önüne alınarak, bu sorunlar gerektiğinde Adalet Divanı’na götürülmelidir. (Yunanistan kastediliyor.)

Üyelik, AB’nin 2014 sonrası dönem oluşturacağı mali çerçeveden sonra gerçekleşebilir.

İnsan haklarına veya hukuk devleti ilkelerine yönelik ciddi ihlaller yaşanması halinde üye ülkelerin üçte birinin talebiyle ve de nitelikli oy çoğunluğu ile müzakereler askıya alınabilir.

Türkiye’nin tam üyeliğin sorumluluklarını almaya hazır olmaması halinde, en güçlü yollarla Avrupa yapısına kenetlenmesi sağlanmalıdır.

HURRIYET 23/09/2005

 

Deklarasyon çelişkilerle dolu

 

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Kıbrıs konusunda AB’nin yayınladığı karşı deklarasyon hakkında ‘çelişkilerle dolu’ ifadesini kullandı. Erdoğan, ‘Bizim için önemli olan Çerçeve Belgesi’dir. 3 Ekim müzakere sürecinde etkili olacak belge odur ve biz de bunun takibini yapıyoruz’ dedi.

Avrupa Parlamentosu’nun Türkiye raportörü Camiel Eurlings ise, gümrük birliği protokolünü uygulamayı ve Kıbrıs Rum Yönetimi ile ilişkilerini normalleştirmeyi reddeden Ankara’ya hoşgörü gösterilmeyeceğini söyledi.

Hollandalı milletvekili, Kıbrıs Rum Kesimi’ndeki Lefkoşa’ya yaptığı ziyaret sırasında, ‘Bizim için bir protokolü imzaladığınızda onu uygulamanız da önemlidir. Bu nedenle Kıbrıs bayrağı taşıyan araçlara limanlarını açmayan, uçaklara izin vermeyen Türkiye’nin pozisyonunu onaylamıyoruz. Avrupa Komisyonu ve Avrupa Parlamentosu da onaylamaz’ dedi. 

HURRIYET 23/09/2005

 

KKTC Başbakanı VIP'ten geçemedi


      Başbakan Ferdi Sabit Soyer başkanlığındaki KKTC heyeti, Kıbrıs Türk Ticaret Odası ofisi açılışı için gittiği Brüksel'den dönüşünde VIP krizine takıldı.
      Türk heyeti önceki akşam adaya dönmek için havaalanına gittiğinde Rum engeliyle karşılaştı. Girişte VIP'ten geçen heyet, Rum diplomatların 'Sahte başbakan VIP kullanamaz' itirazı üzerine normal yolcular gibi uçağa binmek zorunda kaldı.
      "Rumlar gibi ufak şeylerle uğraşmayız" diyen Soyer, 'sahte başbakan' yakıştırmasına "Bu makama halk iradesiyle geldik. Papadopulos ne kadar meşruysa biz de o kadar meşruyuz" yanıtını verdi.

MILLIYET 23/09/2005

 

Rum golü ama...



Bakın, Avrupa Birliği yolunda Türkiye'ye Papadopuloslar ne zaman taş koyarlarsa, bunun hesabını Denktaşgiller'den sorun.
Asıl suçlu onlardır.
Bunu hiç unutmayın.
Denktaşgiller'dir, Güney Kıbrıs'ın tek başına AB'ye girebilmesine kapıyı açanlar... Türkiye'ye Annan Planı konusunda iki kez kaçırttıkları fırsattır, AB'de Papadopuloslar'ın eline veto kozunu kazandıranlar...
Kırk dereden su getirebilirler.
Sakın kulak asmayın.
Denktaşgiller'in kabahatidir bu.
3 Ekim yaklaşırken, Türkiye'nin Papadopuloslar'dan yemiş olduğu golü de Denktaşgiller'in hanesine yazın, hiç kuşku duymayın.
Evet, bir gol yendi.
AB'nin yayımlamış olduğu karşı deklarasyon, Rumların bakış açısını çok daha fazla yansıtıyor. Gerek Türkiye'nin Güney Kıbrıs'ı tanıması, gerek Kıbrıs'ta çözüm açısından AB'nin devreye girmesi, gerekse limanlarımızın açılması konularında AB, Rumları kolladı.
Hem de fazlasıyla...
Ankara, tepkisinde haklıdır.
Karşı deklarasyon öylesine kaleme alınmıştır ki:
(1) Deklarasyon biraz deklarasyon sınırını aşarak, politika belirleyen, adeta yol haritası çizen bir siyasal belge niteliği kazanmıştır.
(2) Kıbrıs'ta çözüm konusunu Birleşmiş Milletler platformundan AB'ye taşıyan bir sapma yaratmıştır.
(3) Gerek Güney Kıbrıs'ın tanınması, gerekse Gümrük Birliği çerçevesinde Güney Kıbrıs'a limanların açılması konularında, 3 Ekim sonrası Türkiye'yi daha kolay sıkıştırabilecek diplomatik bir anlayış getirmiştir.
Bunlar bazı olgular.
Yok sayılamayacak olgular.
Ama dünyanın sonu mu?
Elbette değil.
Türkiye'nin Güney Kıbrıs'ı tanımasının bugünden yarına olamayacağını cümle âlem biliyor. AB'si de, ABD'si de, BM'si de bir gerçeğin farkında. Bugün artık Kıbrıs'ta çözüm yoluna taş koyan Türk tarafı değil, Papadopuloslar'dır.
Öte yandan, çözümde adres olarak AB'nin işaret edilmiş olması, BM'yi ille de devreden çıkaracak bir sonuç yaratmaz. Her şeyden önce AB'nin Kıbrıs gibi kritik dış politika konularında ortak tutum saptayarak inisiyatif alamadığı gerçeği göz önünde tutulursa, BM'nin Kıbrıs'ta devre dışı kalması uzak ihtimaldir.
Limanların açılmasına gelince...
Bu konuda Türkiye'nin eli ne kadar güçlü?.. Güçlü olduğunu savunmak zor. Ayrıca, bu bakımdan AB tam bir blok halinde Güney Kıbrıs'ın yanında saf tutmuş durumda...
Görünen nedir?
Güney Kıbrıs hayatın gerçeği!
Eninde sonunda tanıyacaksın. Başka çare yok. Elbette bugünden yarına tanımayacaksın. Ama AB'ye üye olacaksan, günün birinde tanımak kaçınılmaz olarak gelip kapını çalacak.
Bunun gibi, limanlarını da bugün değilse yarın, fazla uzatmadan açmak durumundasın. Tabii bu konuda hem bir zamanlama sorunu, hem de bir al ver mekanizması önem taşıyor.
Ne yapmak lazım?
Ankara'nın sinirlerine hâkim olması gerekiyor.
Bugüne kadar olduğu gibi...
AB'nin 'karşı deklarasyonu'na karşı Dışişleri haklı olarak tepki gösterdi. Aynı zaman da kendi pozisyonlarını bir kez daha açıkladı. Bu çerçevede, "Tanıma ancak çözümle mümkündür!" diyerek yola devam edeceğini belli etti.
Soğukkanlı bir duruş...
AKP hükümeti bugüne kadar AB konusunda bu çizgiyi izledi. Pire için yorgan yakabilecek tavırlardan kaçındı. Şimdiki tutumu da farklı değil.
Doğru olan da bu...
Ama bir nokta var:
3 Ekim'e kadar 'müzakere çerçeve belgesi'nin içine imtiyazlı ortaklık gibi olmadık bir şey konursa, o zaman 3 Ekim dondurulur. Bu gerçekten Türkiye'nin kırmızı çizgisi niteliği taşıyor.
Ama Avusturya'nın bunu başarması yakın ihtimal değil.
3 Ekim'e böyle geliyoruz.

·        * * * * * *

HASAN CEMAL 23/09/2005

 

AB'nin belalısı!



Önceki gün Brüksel'de bir AB'li diplomat, Kıbrıs Rum delegasyonunun Türkiye ile ilgili "karşı deklarasyon"u kendi lehlerinde çıkartmak için sürekli yaptığı çıkışlar hakkında şöyle diyordu: "Bıktık artık. Doğru, Kıbrıs'ın da diğer üyeler gibi itiraz etme, öneri yapma hakkı var, ama Papadopulos adeta AB'yi rehin alma çabasında. Her isteğini kabul ettirebileceğini sanıyor... Gerçekten Kıbrıs (Rum yönetimi), AB'nin belalısı ('trouble-maker') oldu."
Durun hele! 3 Ekim'de müzakereler başlasın. Ondan sonra Papadopulos yönetiminin her fırsatta ne numaralar çevireceğini göreceksiniz. Son günlerde olanlar, sadece bunun "uvertür"ü veya bir "ön provası"...
Brüksel'de şimdi AB çevrelerinde Rumların mızmızlığından yakınanlar çok. Ama kabahat kimde? Aynı çevreler geçen yıl Kıbrıs'ın (diğer 9 yeni üye ile birlikte) AB'ye girmesi gerektiğini savunurken, böyle bir "bela"yı da "ithal" etmekte olduklarını neden görmek istemediler?
O zaman kendileri ısrarla "Kıbrıs'ı (sadece Rum kesimini de olsa) üye olarak alırsak, Kıbrıs sorunu daha çabuk çözülür ve Türkiye'nin üyelik yolu da açılır" diyorlardı.
Buyrun işte. Kıbrıs'ın AB'ye "yarım porsiyon" olarak girmesi, çözümü kolaylaştırmak şöyle dursun, daha da zorlaştırdı. Çözüme "hayır" diyen Papadopulos'un Türkiye'ye karşı kendi politikasını diğer 24 "ortağı"na kabul ettirme çabası da, AB'nin başına bela oldu!
* * *
Papadopulos yönetiminin bu oyunu ustalıkla oynadığını, hatta "zaaf"ını fazla zorlanmadan "güç"e çevirmeyi başardığını kabul etmek lazım.
Kıbrıs'taki referandumdan sonra Papadopulos'un çok zor duruma düşeceği, uluslararası baskılar altında kalacağı sanılmıştı. Oysa Rum liderin "AB kartı"nı oynamak suretiyle kısa zamanda toparlandığı, hatta atağa da geçtiği görüldü.
Şimdi şunu sormalı: Eğer Kıbrıs Rum kesimi, tek başına AB üyesi olmasaydı, bu avantaja sahip olabilir miydi?.. BM'nin çözüm planını reddeden taraf olarak, uluslararası forumlarda başı dik dolaşıp sadece Kıbrıslı Türkleri değil, Türkiye'yi de baskı altında tutmaya kalkışabilir miydi?..
Şimdi Avrupalı diplomatların ve analistlerin bir kısmı Kıbrıs sorunu çözümlenmeden Rum tarafını "Kıbrıs Cumhuriyeti" adı altında üye olarak almanın "hata" olduğunu kabul ediyorlar. Hele son günlerde İngiliz diplomasisine bile kan kusturan Rum ayak oyunlarını gördükten sonra!..
* * *
Bu noktaya gelinmesinde, Papadopulos'un AB'yi esas "mücadele alanı" ("champs de bataille") olarak seçmesine AB'nin izin vermesinin de büyük payı var. Tabii AB Kıbrıs sorunu çözümlenmeden adanın sadece yarısını egemen bir devlet olarak kendi içine almasaydı veya hiç olmazsa üye olduktan sonra onun nazına karşı dik durabilseydi bu duruma düşmezdi.
Kabul etmeli ki Rum tarafı AB'yi kendi dümen suyundan götürebilmek için, birçok üye ülkenin işine gelen veya "prensipleri savunma" hevesini okşayan unsurları iyi kullanmasını bildi. Örneğin 25'lerle müzakereye oturacak bir adayın mutlaka hepsini (Kıbrıs dahil) resmen tanınması, limanlarını onlara açması gerektiğini savundu. Bunlar mantıklı görünen argümanlar. Oysa, bu pürüzler, hep çözümsüzlüğün (ki bunun başlıca sorumlusu Papadopulos'tur) sonucudur.
Ama ne yazık ki AB bunu görmüyor. Değil mi ki "Kıbrıs Cumhuriyeti" onun bir üyesi, onu desteklemek zorunluğunu duyuyor. Bazılarının da kabul ettiği gibi, onun "AB'nin belalısı" haline geldiğini bile bile...

SAMI KOHEN MILLIYET 23/09/2005

 

"AB'nin verdiği sözlere inanmayın"



Kıbrıs Rum toplumuna -haddim olmayarak- bir önerim var…
Sakın Avrupa Birliği'nin ünlü Karşı Deklarasyonunun içine bakıp, bu işin bittiğine, AB'nin Kıbrıs konusunda Türkiye'yi köşeye sıkıştırdığına, önümüzdeki birkaç yıl içinde Türkiye tarafından da resmen tanınacağınıza inanmayın.
Avrupa Birliği sizin ağzınıza bir parmak bal çaldı, o kadar. Lideriniz Papadopulos sonuçtan çok memnun olduğunu söyleyebilir. Ancak unutmayın ki, bütün bunlar sadece laf-ı-güzaf.
Karşı Deklarasyonda "Türkiye'nin Kıbrıs'ı tanıması " konusunda çok laf ediliyor. Ancak ortada bir de gerçek var. Dikkat edecek olursanız, ne kesin bir tarih, ne de kesin bir yaptırımdan söz ediliyor.
Bu ne demektir ?
Eğer AB'nin diğer üyeleri isterlerse, işte o zaman bu Deklarasyondaki cümleleri kullanıp ve sizin üzerinizden hareket edip Türkiye'yi sıkıştıracaklar. Bunu sizin için değil, kendileri için yapacaklar. İşlerine geldiğinde hareket edecekler. Ayrıca unutmayın ki, sizin ve Yunanistan'ın dışındaki üyelerin hiçbiri, çözüm olmadan Türkiye'nin Kıbrıs'ı tanıması gerektiğine inanmıyor. Yine tüm üye ülkelerin kesin inançları, Türkiye'yi bu yönde zorlayamayacakları şeklindedir.
Hiç hayale kapılmayın.
Bundan dolayı, Papadopulos'u tatmin etmek için, Karşı Deklarasyona eklenen cümleler aman gözünüzü kamaştırmasın.
Bunları, nasırınıza basmak için yazmıyorum.
Son derece samimiyim ve gerçekleri görüyorum.
Zira hemen hemen aynı durumlarla biz karşı karşıya kaldık.
Türkiye'ye her türlü söz verildi. Papadopulos yerden yere vuruldu. KKTC 'nin izolasyondan kurtarılacağı resmen bildirildi.
Ne oldu ?
Hiçbir şey olmadı…Zira AB istemedi.
Aynı durum, sizin için de geçerli olacak.
Özetleyelim, Kıbrıs'ın tanınması müzakerelerin sonuna ve karşılıklı bir çözüm pazarlığının sonucuna bırakıldı.
Gelelim, Türk limanlarının açılması konusuna.
Bu konuda eliniz biraz daha kuvvetli. Türkiye'ye destek yok. Eninde sonunda da limanlarını açacak. Ancak bu 2006'da mı, yoksa daha ilerde mi olacak, işin o yanı da belli değil.

ADA ARTIK İKİYE BÖLÜNDÜ, BUNU İÇİMİZE SİNDİRELİM
Şimdi açık ve doğru konuşalım.
Sizler, Kıbrıs'ın yönetimini Türklerle paylaşmak istemiyorsunuz. Hatta Kıbrıs Türkleriyle birlikte yaşamaktan da hoşlanmıyorsunuz. Eğer böyle olsaydı, Anan planı referandumundan çok farklı bir sonuç çıkardı.
Siz, Türklerin Kuzey'deki bir bölgede, ancak Rum hükümetinin yönetimi altında ve azınlık haklarıyla yetinmelerini istiyorsunuz.
Bunun gerçekleşmesi imkansızdır.
Gerçekleri görün.
Hele son gelinilen noktada, AB dahi tutumunu değiştirmeye başlamaktadır. Ada ikiye bölük kalacaktır. Türkiye'nin AB tam üyeliği karşılığında en fazla verebileceği, Annan planındaki "Asker çekilmesi- Garantörlük ve gayrimenkuller" gibi birkaç noktada Rum talebini kabul etmenin ötesine gidemez.
Bundan dolayı, kendinizi beklehtilere sokmayın. Sadece gerçekleri kabul edin ve hesaplarınızı ona göre yapın. Zira Kıbrıs konusunu bugünlere, Rauf Denktaş'ın da yardımlarıyla (!) sizler getirdiniz...

* * *

MEHMET ALI BIRAND MILLIYET 23/09/2005

 

Ankara AB'ye kızgın

AB'nin, 'Rumları müzakere sürecinde tanıyın, limanları 2006'da açın' bildirisine Ankara tepkili: 40 yıllık işbirliğine aykırı, yeni şartlar olamaz

RADIKAL 23/09/05

RADİKAL - ANKARA/BRÜKSEL - Türkiye'nin üyelik müzakerelerine başlamasına 10 gün kala AB'yle arasına deklarasyon rahatsızlığı giriyor. Türkiye'nin Gümrük Birliği'ni 10 yeni üyeye genişleten protokolü imzalarken yaptığı 'kapsamlı çözüme dek Kıbrıs'ı tanımıyorum' beyanına karşı AB'nin yayımladığı deklarasyona, Ankara tepki gösterdi. Dışişleri, Türkiye'nin müzakereler sırasında Rum Yönetimi'ni tanıması ve 2006'da liman ve havaalanlarını Rumlara açmasını, aksi halde müzakerelerin olumsuz etkilenmesini öngören deklarasyonu eleştirdi.

'Çözümü engeller'
Dışişleri sözcüsü Namık Tan, açıklamasında Ankara'nın resmi tepkisini sunarken, "Üzüntüyle karşılanan deklarasyon, 40 yıllık işbirliği ruhuyla bağdaşmayan üslupta olup haksız yaklaşımlar ve yeni unsurlar içeriyor" dedi. Bunun çözüm için zafiyete neden olacağını belirten Tan, şunları söyledi: "Türkiye, Ankara Anlaşması ve Ek Protokol'den kaynaklanan yükümlülüklerin tüm üyelere ayrım yapmadan uygulanacağını müteaddit vesilelerle açıklamıştır. Uygulamada çıkabilecek sorunların görüşülebilmesi için çeşitli mekanizmalar öngörülmüştür. Anlaşma ve Ortaklık Konseyi kararlarında protokolün uygulanmasının takibi hususunda yeni unsurlar getirilmek istenmesinin izahı zordur. Diğer taraftan, Kıbrıs Türk halkının varlığı, statüsü, hakları ve beklentilerinin göz ardı edilmiş olması vahim bir haksızlıktır." Tan, AB'nin Kıbrıs'taki yükümlülüklerini de şöyle sıraladı:
1. BM çabalarının aktif desteklenmesi ve çözüm sürecini kolaylaştıracak ortama katkı yapılması.
2. AB Konseyi'nin 26 Nisan 2004 tarihli kararı uyarınca, Kıbrıs Türklerine verilen sözün yerine getirilmesi, tüm kısıtlamaların kaldırılması. Doğrudan ticaret ve mali yardım tüzüklerinin uygulanması.
3. Türkiye'nin 30 Mayıs 2005'te yaptığı Kıbrıs'ta kısıtlamaların tüm taraflarca eşzamanlı kaldırılması öneri paketinin desteklenmesi.
Deklarasyonu inceleyen Dışişleri yetkilileri, Kıbrıs'ın BM'den koparılmak istendiği ve limanlar konusunun müzakerelerin önüne yeni koşul olarak getirilmeye çalışıldığını belirtti. Dışişleri, AB'nin Çerçeve Belge'yi de onayının ardından, ilişkilerin geleceğine dair değerlendirmesini hükümete sunacak.

'Çerçeve belge önemli'
Başbakan Tayyip Erdoğan da deklarasyonla ilgili olarak şunları söyledi: "Karşı deklarasyon çelişkilerle dolu. Bizim için önemli olan Müzakere Çerçeve Belgesi'dir. Dolayısıyla bu belgeyi takip ediyoruz."

Eurlings'ten uyarı
Ek protokolle ilgili rapor hazırlamak üzere Rum Kesimi'ne giden Avrupa Parlamentosu Türkiye Raportörü Hollandalı Camiel Eurlings de, "Bir protokol imzalandığında uygulanmalıdır. Bu nedenle, Türk hükümetinin, Rum gemi ve uçaklarına izin vermemesini kabul edemiyoruz" dedi.

KKTC Başbakanı VIP'ten geçemedi

RADİKAL - LEFKOŞA - Başbakan Ferdi Sabit Soyer başkanlığındaki KKTC heyeti, Kıbrıs Türk Ticaret Odası ofisi açılışı için gittiği Brüksel'den dönüşünde VIP krizine takıldı. Türk heyeti önceki akşam adaya dönmek için havaalanına gittiğinde Rum engeliyle karşılaştı. Girişte VIP'ten geçen heyet, Rum diplomatların 'Sahte başbakan VIP kullanamaz' itirazı üzerine normal yolcular gibi uçağa binmek zorunda kaldı. "Rumlar gibi ufak şeylerle uğraşmayız" diyen Soyer, 'sahte başbakan' yakıştırmasına "Bu makama halk iradesiyle geldik. Papadopulos ne kadar meşruysa biz de o kadar meşruyuz" yanıtını verdi.

23/09/2005

 

Başbakan Ferdi Sabit Soyer:BM süreci derhal başlamalı

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Brüksel dönüşü BM sürecinin birincil hukuk olduğunu vurguladı

BM süreci derhal başlamalı

l AB'NİN DE BİRİNCİL HUKUKU... Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Kıbrıs sorununun ancak BM zemininde ve genel sekreterin inisiyatifiyle çözümlenebileceğinin AB katılım anlaşmasında da yer aldığına ve AB'nin birincil hukuku olarak temel oluşturduğuna da işaret etti

l GEÇMİŞİN YANLIŞLARI, BUGÜNÜN SIKINTISI... Geçmiş yönetimlerin "çözümsüzlük çözümdür" siyasetinin, Kıbrıslı Rumların tek başına AB'ye girmelerine olanak sağladığını ve bugün gelinen noktada bir dizi sıkıntılar yaşandığını vurgulayan Soyer, Rumların tek yanlı AB üyeliğini avantaj olarak kullanarak AB'ye dayatma yapmaya çalıştığını söyledi

 

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Kıbrıs sorununun ancak BM zemininde ve genel sekreterin inisiyatifiyle çözümlenebileceğinin AB katılım anlaşmasında da yer aldığınI ve AB'nin birincil hukuku olarak temel oluşturduğunu anımsattı.

Soyer, Brüksel'de son derece yararlı temaslar yaptıklarını ve Kıbrıs Türk tarafının politikasını anlatma olanağı bulduklarını belirterek, Avrupa Birliği ile ilişkilerin ve lobi faaliyetlerinin geliştirilmesinin önemini vurguladı.

Kıbrıs Türk sivil toplum örgütlerini Ticaret Odası gibi dışa yönelik adımlar atmaya çağıran Soyer, Rum yönetiminin KKTC yetkilileriyle ilgili "sahte" nitelemesini yorumlarken de, "Cumhurbaşkanımız Talat, Papadopulos kadar meşrudur. Hükümetimiz Rum hükümeti kadar vicdanidir, hatta daha demokratiktir" dedi.

Ticaret Odası'nın temsilcilik ofisinin açılış töreni için pazartesi sabahı bir heyetle birlikte Brüksel'e giden Başbakan Soyer, temaslarını tamamlayarak önceki gece sat 22.30 sıralarında İstanbul üzerinden KKTC'ye döndü.

Diğer örgütlere çağrı

Havaalanında gazetecilere ziyaretini değerlendiren Başbakan Soyer, Ticaret Odası'nın Brüksel'de temsilcilik açmasının yararını yerinde gözlemleme imkanı bulduklarını anlattı ve diğer sivil toplum örgütlerine de benzer girişimler için çağrıda bulundu.

Brüksel'de AB Komisyonu Genişlemeden Sorumlu Komiseri Olli Rehn dahil birçok yetkili, büyükelçi ve parlamenterle görüşme olanağı bulduklarını anımsatan Soyer, Avrupa Birliği'nde sürekli olarak lobi faaliyetleri yapan heyet üyeleri Lefkoşa Belediye Başkanı Kutlay Erk ile CTP Milletvekili Özdil Nami'nin ayrıca temaslarda bulunduklarını da anlattı.

Mesajlar verildi,

olumlu mesajlar alındı

Brüksel'deki temasları sırasında çözüm politikasını ve izolasyonların kaldırılmasına ilişkin beklentilerini ayrıntılarıyla ifade etme imkanı bulduklarını söyleyen Soyer, kayıp mezarlarının açılması, ayinlerin düzenlenmesi, yeni kapıların açılması, ortak fuarlar düzenlenmesi gibi Türk tarafının tek yanlı iyi niyetli inisiyatiflerini AB yetkililerinin dikkatine getirdiklerini söyledi.

AB yetkilileri ve Fransız büyükelçisi dahil AB nezdindeki yabancı misyon temsilcilerinin Kıbrıs Türk tarafının çözüm yanlısı tutumuna takdir ifade ettiklerini söyleyen Soyer, çözüm olmadan Kıbrıs'ın AB üyeliğinin Rumları masadan uzaklaştırdığına da vurgu yaptıklarını kaydetti.

AB üyelik sürecinde Türkiye'ye Rum yönetimini tanıma baskısından duydukları rahatsızlığı ve böyle bir gelişmenin yaratacağı sonuçları da ayrıntılı bir şekilde ifade ettiklerini anlatan Soyer, "Tüm dünya tanısa bile Papadopulos yönetimini tanımayacak tek gücün Kıbrıs Türkleri olduğunu" her görüşmede ifade ettiklerini bildirdi.

BM süreci birincil hukuk

Başbakan Soyer, bir gazetecinin COREPER'in gündeminde bulunan AB deklarasyonuna atıf yaparak, "Rum yönetiminin AB'yi rehin almasına" ilişkin sorusu üzerine de, bu konuda sürekli mesajlar verdiklerini ve girişimlerde bulunduklarını anlattı.

Geçmiş yönetimlerin "çözümsüzlük çözümdür" siyasetinin, Kıbrıslı Rumların tek başına AB'ye girmelerine olanak sağladığını ve bugün gelinen noktada bir dizi sıkıntılar yaşandığını vurgulayan Soyer, Rumların tek yanlı AB üyeliğini avantaj olarak kullanarak AB'ye dayatma yapmaya çalıştığını söyledi.

Soyer, Kıbrıs sorununun ancak BM zemininde ve genel sekreterin inisiyatifiyle çözümlenebileceğinin AB katılım anlaşmasında da yer aldığına ve AB'nin birincil hukuku olarak temel oluşturduğuna da işaret etti.

Talat, Papadopulos kadar meşru

Başbakan Soyer, başka bir soruya karşılık da, "Biz bu makamlara Kıbrıs Türk halkının iradesiyle geldik. Onlar bize, sayın cumhurbaşkanına 'sahte' diyebilirler. Bu niteleme her şeyden önce Kıbrıs Türk halkının demokratik kararına aykırıdır. Bu nedenle 'sahte' demeleri çok anlam ifade etmez. Sayın Talat, Papadopulos kadar meşru ve vicdanidir. Hükümetimiz de onlar kadar vicdanidir, hatta daha demokratiktir" diye konuştu.

Başbakan Soyer, Rum yönetiminin Kıbrıslı Türklerin attığı her adımı önleme gayretinde olduğunu belirterek, Brüksel'e girişte VİP uygulaması yapılmasının Rumları hemen harekete geçirdiğini ve dönüşte bu uygulamanın kaldırıldığını anlattı.

Başbakan Soyer, Brüksel ziyaretinde büyük destek veren TC büyükelçiliği ve daimi temsilciliğe de teşekkür etti.

KIBRIS 23/09/2005

 

Türkiye'nin Kıbrıs İşlerinden de Sorumlu Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener bugün KKTC'ye geliyor

Abdüllatif Şener bugün KKTC'ye geliyor

Türkiye'nin Kıbrıs İşlerinden de Sorumlu Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener bugün KKTC'ye geliyor.

Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nin (ODTÜ) Kuzey Kıbrıs Kampusu açılışına katılmak üzere gelecek Şener, cumartesi adadan ayrılacak.

TC Lefkoşa Büyükelçiliği'nden açıklanan ziyaret programına göre, Sivas Milletvekili Osman Kılıç'ın eşlik edeceği Şener, bugün saat 15.00'de, Ercan Havalimanı'na varacak. Saat 17.00'de ODTÜ Kuzey Kıbrıs Kampusu'nun açılışına katılacak konuk bakan, 24 Eylül Cumartesi saat 14.55'te KKTC'den ayrılacak.

Açılış bugün

Türkiye'nin uluslar arası saygınlık kazanmış üniversitelerinden Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nin (ODTÜ) Kuzey Kıbrıs Kampusu, bugün törenle hizmete giriyor.

Kampusun açılışı nedeniyle düzenlenecek tören saat 17.00'de Kalkanlı'daki ODTÜ Kuzey Kıbrıs Kampusu Kültür Kongre Merkezi'nde yer alacak. Törene, Türkiye Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener de katılarak konuşma yapacak.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın da konuşma yapması beklenen açılışa, Türkiye ve KKTC'den birçok yetkili davet edildi.

ODTÜ Rektörü Prof. Dr. Ural Akbulut ile ODTÜ Kuzey Kıbrıs Kampusu Yönetim Kurulu Başkanı ve Rektörü Prof. Dr. Ahmet Acar, açılış töreninin ardından saat 19.30'da ise resepsiyon verecek.

Eğitim yılı 26 Eylül'de

ODTÜ Kuzey Kıbrıs Kampusu Genel Sekreteri Erdal Onurhan'dan alınan bilgiye göre, kampusta şu anda 8 programda eğitim veriliyor. Elektrik elektronik mühendisliği, bilgisayar mühendisliği, makine mühendisliği, inşaat mühendisliği, işletme, işletme (State University of New York'la ortak program), iktisat (ekonomi), siyaset bilimi ve uluslar arası ilişkiler programlarının bazıları geçen yıl eğitime başlamış ve öğrenciler bir yıl Ankara'da öğrenim görmüştü.

Yeni eğitim yılının 26 Eylül'de başlayacağı ODTÜ Kuzey Kıbrıs Kampusu'nda 500 öğrenci öğrenim görecek. Yabancı Diller Yüksekokulu'nun da eğitim vereceği kampusta, bu okul, hazırlık okulu görevini yapacak.

Burslu ve burssuz programları olan ODTÜ Kuzey Kıbrıs kampusunda 500 öğrenci kapasiteli yurt ve öğretim üyeleri için lojmanlar bulunuyor.

OTDÜ Kuzey Kıbrıs Kampusu'yla ilgili bilgilere internette www.kkk.odtu.edu.tr adresinden de ulaşılabiliyor.

KIBRIS 23/09/2005

 

Rum Yönetimi: Türkiye bizi şimdi tanımayacak


      Kıbrıs Rum yönetimi Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu, Türkiye'nin Rum yönetimini yakın bir zamanda tanıyacağına inanmadığını ifade ederek, Türkiye'nin şu anda ''Kıbrıs Cumhuriyeti''ni tanımasının söz konusu olmadığını söyledi.
      Güney Kıbrıs'ta yayımlanan Politis gazetesine demeç veren Yakovu, şu görüşleri savundu:
      ''Tüm olanların ardından Türkiye'nin 'Kıbrıs Cumhuriyeti'ni de facto tanıması sağlanmıştır. Bakanlar Konseyi'nin hukuk komisyonunun yazılı raporundan bu sonuca varılmaktadır. Ayrıca bu, AB karşı deklarasyonunda ve müzakere çerçevesinde yer alan, Türkiye'nin, 'Kıbrıs Cumhuriyeti'ne isim olarak da değinildiği tüm AB üyesi ülkelerle ilişkilerini normalleştirmesi gerektiği ifadesinde de belirtilmektedir. Bu, Türkiye'nin antipati duyduğu ve bunu da gizlemediği, ileriye doğru büyük bir adımdır.''
     
     'NORMALLEŞME 3 EKİM'DEN SONRA'

      ''Kıbrıs (Rum kesimi) için ilişkilerin normalleşmesinin 3 Ekim'den itibaren başlayacağını'' savunan Yakovu, ''Türkiye ile AB katılım müzakeresi çerçevesinde gerçekleştirilecek hiçbir temasın, Kıbrıs sorununun özüne ilişkin konuların görüşülmesine varmayacağı görüşüyle de hemfikir olduğunu'' ifade etti.
      Yakovu, ''2006 yılında Türkiye'nin ilişkilerini normalleştirmesine dair kontrol mekanizmasının başlayacağını'' belirterek, ''bu noktada Türkiye ile Rum yönetimi arasında farklı bir ölçütün yaratılacağı'' değerlendirmesinde bulundu.
      Rum Bakan, herkesin umudunun, Kıbrıs sorununa çözüm bulunması için paralel ilerleyecek bir sürecin, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın, 3 Ekim sonrasında ortaya çıkacak koşulları değerlendirmesini sağlayacağı şeklinde olduğunu ifade ederek, ''ne Genel Sekreter ne de kendilerinin Kıbrıs sorununu 3 Ekim ile ilişkilendirdiklerini, ancak bunun yeni bir çağ olduğunu'' söyledi.
      Yakovu, Ekim ayında Annan'ın da harekete geçeceğine ve Annan'ın tarafların görüşlerini almak üzere bölgeye özel görevliler göndereceğine inandığını kaydetti.
      Kıbrıs sorununa çözüm bulunması sürecinin tamamen BM Genel Sekreteri'nin yetkisinde bulunduğunu belirten Yakovu, AB'nin Genel Sekretere katkıda bulunacağını, ancak yerini almasının söz konusu olmadığını söyledi.
      ''Türkiye'nin artık AB Komisyonu'na karşı çıkmayacağından emin olduğunu'' savunan Yakovu, ''koşulların, Kıbrıs sorununun çözümünü belli olmayan bir zamana değil, gözle görülür bir zamana getirecek şekilde olduğuna inandığını'' belirtti.
 MILLIYET 25/09/2005

 

İzolasyonları kaldırın

New York'ta yapılan İKÖ Dışişleri Bakanları Koordinasyon toplantısı sona erdi. Toplantısının sonunda yayımlanan sonuç bildirgesinde, İKÖ'nün Kıbrıs Türkü'nün haklı davasına olan güçlü desteği vurgulanarak, uluslar arası topluluğa çağrı yapıldı:

İzolasyonları kaldırın

RUMLAR KIBRISLI TÜRKLERİ TEMSİL EDEMEZ... Annan planının Kıbrıs'ta iki bölgeli ortaklığa dayalı, iki eşit kurucu devletten oluşan yeni bir devlet öngördüğü anımsatılan bildirgede, plana göre taraflardan hiç birinin diğeri üzerinde otorite ve yargı hakkı olamayacağı ayrıca, Rumların Kıbrıslı Türkleri temsil edemeyeceği vurgulandı

KIBRISLI TÜRKLERLE İLİŞKİLERİNİZİ GELİŞTİRİN... Sana'da yapılan İKÖ 32. Dışişleri Bakanları Toplantısı'nda alınan karara bir kez daha atıfta bulunulan bildirgede, üye ülkeler bir kez daha Kıbrıs Türkleriyle yakın temas kurmaya ve tüm alanlarda ilişkileri geliştirmeye davet edildi

SERDAR DENKTAŞ: RUMLAR ÇÖZÜMÜ REDDETTİ... Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş, İKÖ Dışişleri Bakanları Koordinasyon toplantısında yaptığı konuşmada, Rumların Annan planına hayır demekle bir kağıt tomarını değil, çözümün kendisini reddettiğini vurguladı. Denktaş, İKÖ'deki gözlemci statülerinin tam üyeliğe yükseltilmesini de talep ederek, böylece Kıbrıs Türkü'nün dünya ulusları arasında hak ettiği yeri alabileceğini söyledi

 

Hasan Öksüz- T.A.K.

New York'da gerçekleştirilen İKÖ Dışişleri Bakanları Koordinasyon Toplantısı sona erdi.

Toplantının sonunda yayımlanan sonuç bildirgesinde, İKÖ'nün Kıbrıs Türkü'nün haklı davasına olan güçlü desteği vurgulanarak, BM Genel Sekreteri'nin 28 Mayıs 2004'te yayımladığı rapor uyarınca ve daha önceki İKÖ kararları çerçevesinde Kıbrıs Türkü'ne yönelik adaletsiz izolasyonların kaldırılması için uluslar arası topluluğa çağrıda bulunuldu.

Annan planının Kıbrıs'ta iki bölgeli ortaklığa dayalı, iki eşit kurucu devletten oluşan yeni bir devlet öngördüğü anımsatılan bildirgede, plana göre taraflardan hiç birinin diğeri üzerinde otorite ve yargı hakkı olamayacağı ayrıca, Rumların Kıbrıslı Türkleri temsil edemeyeceği vurgulandı.

Sana'da yapılan İKÖ 32. Dışişleri Bakanları Toplantısı'nda alınan karara bir kez daha atıfta bulunulan bildirgede, üye ülkeler bir kez daha Kıbrıs Türkleriyle yakın temas kurmaya ve tüm alanlarda ilişkileri geliştirmeye davet edildi.

Üye ülkelere Kıbrıs Türklerini yüksek seviyeli heyetlerle ziyaret etme çağrısında bulunulan bildirgede, üyelerin İKÖ kararları uyarınca Kıbrıs Türkleriyle yaptıkları temaslar hakkında genel sekreterliği de bilgilendirmeleri istenildi.

İKÖ Genel Sekreteri,

Kıbrıs konusunda rapor sundu

İKÖ Genel Sekreteri Ekmeleddin İhsanoğlu, önceki gün BM Genel Merkezi'nde gerçekleştirilen İKÖ Dışişleri Bakanları Koordinasyon toplantısında Kıbrıs konusunda rapor sundu.

Raporda, Kıbrıs'ta 1960'tan sonra meydana gelenler, Rumların Türkleri ortaklık cumhuriyetinden dışlaması ve 1963-1974 arasındaki Rum terörü anlatılarak, Müslüman Kıbrıslı Türklerin İslam dünyasının bir parçası olduğu vurgulandı.

İKÖ'nün Kıbrıs konusundaki çabalarının da anlatıldığı raporda, Annan planı ve referandumla ilgili bilgi aktarılarak, planın Türkler tarafından kabul edilmesine rağmen Rumların "hayır"ıyla reddedilmesinden duyulan üzüntü ifade edildi.

Azerbaycan'ın Ercan'a yaptığı direkt uçuştan memnuniyetle söz edilen raporda, diğer üye ülkelere de aynı girişimde bulunma çağrısı yapıldı.

Sana (32. İKÖ toplantısı) kararlarıyla ilgili hatırlatmada bulunulan raporda, Kıbrıs konusunda İKÖ yetkililerinin Türkiye Dışişleri Bakanı Adullah Gül ile yaptıkları temaslara da yer verildi.

İslam Kalkınma Bankası'nın, kalkınma projeleri için Kıbrıs Türkü'ne destek olması amacıyla girişim başlatıldığı kaydedilen raporda, tüm tavsiyelere rağmen İslam dünyasının Kıbrıs Türkü'ne verdiği desteğin beklentileri karşılamaktan uzak olduğu kaydedildi.

Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş'ın, İKÖ üyeleriyle temasları konusunda genel sekreteri bilgilendirdiği anlatılan raporda, üye ülkelere Kıbrıs Türk heyetlerini kabul etmeleri ve İslami dayanışma ruhunu göstermeleri çağrısında bulunuldu.

 

Serdar İKÖ toplantısında konuştu

İKÖ toplantısı için New York'ta olan Başbakan Yardımcısı Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş, Rumların Annan planına hayır demekle bir kağıt tomarını değil, çözümün kendisini reddettiğini vurguladı.

Denktaş, İKÖ'deki gözlemci statülerinin tam üyeliğe yükseltilmesini de talep ederek, böylece Kıbrıs Türkü'nün dünya ulusları arasında hak ettiği yeri alabileceğini söyledi.

Serdar Denktaş, BM merkezinde yapılan İKÖ Dışişleri Bakanları Koordinasyon Toplantısı'nın yerel saatle 15.00'deki (22.00) ikinci oturumunda konuşma yaptı.

İKÖ toplantısına Dışişleri Dairesi Genel Müdürü Hilmi Akil, KKTC New York Temsilcisi Reşat Çağlar ve Din İşleri Dairesi Başkanı Ahmet Yönlüer de katıldı.

Dışişleri Bakanı Denktaş, konuşmasında, İKÖ'de Annan planında öngörüldüğü şekliyle "Kıbrıs Türk Devleti" olarak gözlemci statüsünde temsil edilen KKTC'nin tam üye statüsüne geçirilmesi çağrısını yineledi.

İKÖ Genel Sekreteri'ne örgütü yeniden yapılandırma ve geliştirme yönünde yaptığı dinamik çalışmalardan dolayı teşekkür eden Denktaş, üye ülkelere de Kıbrıs Türk halkının haklı davasına verdikleri değerli destekten dolayı minnettar olduklarını kaydetti.

Denktaş, İslam dünyasının yararı için çabaları koordine etmek ve birleştirmek amacıyla toplanıldığını anımsatarak, Ortadoğu, Jammu-Keşmir, Azeraycan'ın bir kısım toprağında devam eden işgal, Trakya'daki Müslüman azınlığa yapılanlar, Irak'taki savaşın ardından devam eden şiddet, Nijer'deki açlık ve İslam ülkelerindeki çözümlenmemiş sorunlardan duyduğu üzüntüyü dile getirerek, bu sorunların herkes için büyük endişe kaynağı olduğunu ifade etti.

Konuşmasında Kıbrıs'ta son dönemde meydana gelen olayları da özetleyen Denktaş, 24 Nisan 2004 referandumundan sonra Kıbrıs sorununda yeni bir dönüm noktası olduğunu ve yeni bir durum ortaya çıktığını kaydetti.

Tartışmasız ortada bulunan Rum "hayır"ının, "bir kağıt tomarının değil çözümün kendisinin reddedilmesi" olduğunu belirten Denktaş, bunu BM Genel Sekreteri'nin de gözlemlediğini vurguladı.

Geçtiğimiz yıl İstanbul'da gerçekleştirilen 31. İKÖ Dışişleri Bakanları toplantısında Kıbrıs'la ilgili olarak alınan karardan duyduğu memnuniyeti dile getiren Denktaş, kararın Kıbrıs'ın Türk ve Müslüman halkının İKÖ'ye, Annan planında öngörüldüğü gibi "Kıbrıs Türk Devleti" olarak katılımını sağladığını belirtti. Denktaş, "Kıbrıs Türk Devleti" sıfatıyla ilk kez, Sana'da gerçekleştirilen 32. İKÖ Dışişleri Bakanları toplantısına katıldıklarını anımsattı.

Bu olayın İKÖ'nün Kıbrıs'ta iki tarafın eşitliğini teyit eden güçlü bir karar olduğunu ve üye devletleri Kıbrıs Türkleri ile insanlık dışı ambargoların kaldırılması konusunda daha etkili dayanışma için cesaretlendirdiğini söyleyen Denktaş, İstanbul ve Sana'da uygulanan kararlar ışığında tüm üye devletleri KKTC ile ikili ilişkileri daha ileriye götürme çağrısı yaptı.

Bu çerçevede Azerbaycan Devlet Başkanı İlham Aliyev'e ve hükümetine, Kıbrıs Türk Halkı'nın üzerindeki izolasyonları kaldırma yönünde adımlar atarak Bakü'den Ercan'a direkt uçuşlar düzenledikleri için minnettarlığını belirten Denktaş, bu inisiyatifin iki ülke arasında düzenli ve "charter" uçuşlar düzenlenmesi için yolu açmasını ve diğer kardeş ülkeler örnek olmasını diledi.

Denktaş, bu tür karşılıklı uçuşların gerçekleştirilmesinin İKÖ üyesi ülkeler ve KKTC arasındaki ilişkilerde "patlamaya" yol açacağından emin olduğunu kaydetti.

İkili ilişkiler ve işbirliğini geliştirmek için her İKÖ üyesi ülkeyi ziyaret etmek istediğini söyleyen Denktaş, şu ana kadar kardeş ülkeler Türkiye, Pakistan, Bangladeş, Suudi Arabistan, Katar, Gambia ve son olarak da Azerbaycan'a ziyarette bulunduğunu, önümüzdeki günlerde ziyaretlerini sürdüreceğini söyledi.

Bu arada KKTC delegasyonlarının Senegal, Birleşik Arap Emirlikleri ve Mısır'da, turizm ve seyahat fuarlarına katıldıklarını anlatan Denktaş, İKÖ'de önümüzdeki dönemde gerçekleştirilecek etkinliklere de katılmayı beklediklerini kaydetti.

Denktaş, tüm İKÖ üyesi ülke delegasyonlarına en yakın zamanda KKTC'yi ziyaret ederek çeşitli alanlarda işbirliği imkanlarını araştırmaları için davette bulundu.

Denktaş, konuşmasının sonunda gözlemcilik statüsünün, tam üyelik statüsüne yükseltilmesi çağrısını bir kez daha tekrarlayarak, "Böylece dünya ulusları arasında hak ettiğimiz yeri alabiliriz" dedi.

Denktaş: Daha kat edecek çok yol var

 

New York'taki temaslarını tamamlayan Başbakan Yardımcısı Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş, İKÖ Dışişleri Bakanları Koordinasyon Toplantısı çerçevesinde gerçekleştirdiği temaslarını TAK'a değerlendirdi.

Denktaş, New York'ta bulundukları sürede ismini açıkladıkları ve açıklayamadıkları birçok ülke temsilcisi ve yetkiliyle görüşmeler yaptıklarını kaydederek, İKÖ içerisinde her ne kadar diğer kuruluşlara nazaran daha rahat nefes alınabilir bir ortam bulunsa da, daha kat edecek çok yol olduğunun açıkça görüldüğünü belirtti.

Müşterek bir çözümde anlaşma istençlerini hala canlı tuttukları Rum Yönetimi'nin, kendileriyle el sıkışacak her ülke temsilcisini taciz etmeye, Kıbrıs Türkü'nün nefes borusunu kesmeye azami gayret gösterdiğini kaydeden Denktaş, bu Rum tacizine uğrayan ülkeler ve bunu gözlemleyen BM üyesi ülkelerin, Kıbrıs'ta bu zihniyetin devam etmesi halinde adil ve kalıcı çözümün iki taraf arasında nasıl kurulabileceği değerlendirmesini kendi istemleriyle yapmaları gerektiğini belirtti.

Serdar Denktaş, taraflardan birinin düşmanca yaklaşımları sürerken ve işgal ettikleri Kıbrıs Türk haklarını Kıbrıs Türkü'ne karşı kullanırken, Kıbrıs Türk Halkı'nın yapması gerekenin, kendi içinde çözüme ulaşılamadı diye bir birini suçlamaktan vazgeçerek, çözümsüzlüğün ana kaynağı olan

Rum mentalitesi ve bu mentaliteye cesaret veren uluslararası camiaya tek bir ağızdan, yapmakta oldukları yanlışı anlatmak ve ada üzerinde Kıbrıs Türklerinin ve Türkiye'nin haklarının Ruım işgali altında olduğunu izah edebilme becerisini göstermek olduğunu söyledi.

Yıllarca bu doğrultuda verilen mücadeleye tıkanan kulakların birlik halinde mücadele verilmesi durumunda açılacağını ve hak edilen saygınlığın bu metodla elde edilebileceğini ifade eden Denktaş, içinde bulunulan sürecin, birbirlerini yererek, suçlayarak, zaman ve zemin kaybedilecek bir süreç olmadığını söyledi.

Önümüzdeki günlerde çeşitli ülkelere yapacakları ziyaretler, bugüne kadarki tek yanlı propagandayı ortadan kaldırmaya yönelik girişimler olacağını kaydeden Dışişleri Bakanı Denktaş, buradaki görüşmelerinden olumlu intibalarla ayrıldıklarını belirterek, hiç bıkıp usanmadan haklılıklarını anlatmak, temas kurulan ülkelerle ilişkileri geliştirip takip etmenin, Rum propagandasının gücünü azaltacağını vurguladı.

Denktaş, "Kıbrıs Rum Yönetimi bilmelidir ki, Kıbrıs Türklerinin haklarını ortadan kaldırmak Rum Yönetimi lideri Papadopulos'un sıkılmadan açıkça söylediği "Osmosis" yani eritme yöntemiyle Kıbrıs Türklerinden kurtulma düşüncelerini devam ettirmek, bize, gücümüzün tükendiği yerde yeniden canlanarak mücadele etme azmini vermektedir" diyerek, Kıbrıs'ta tükenmemeye, her geçen gün daha da güçlenmeye ve seslerini daha çok duyurmaya kararlı olduklarını ve hiç bir şekilde bu kararlarından vazgeçmeyeceklerini söyledi.

İKÖ Dışişleri Bakanları Koordinasyon Toplantısı esnasında vuku bulan olayların bu yöndeki kararlılıklarının bir göstergesi olduğunu kaydeden Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Denktaş, Rumların akıl yoluna gelmelerinin ve Kıbrıs'ta güç paylaşımının yapılması halinde gelecek nesillere çok daha güzel bir Kıbrıs bırakabilecekleri gerçeğini, örümcek ağı tutmuş Rum mentalitesine bir kez daha hatırlatmak istediğini söyledi.

KIBRIS 25/09/2005

 

Limanlar Rum yönetimine açılmayacak

Abdüllatif Şener adadan ayrılırken önemli açıklamalarda bulundu:

Limanlar Rum yönetimine açılmayacak

"Türkiye'nin daha önce yaptığı deklarasyon ortadadır. Ek protokolü imzalamış olması demek, limanların Kıbrıs Rum yönetimine açılması anlamını taşımaz. Bunu Türkiye açık ve net bir şekilde ifade etmiştir. Biz aynı görüşü sürdürüyoruz"

Türkiye'nin Kıbrıs İşlerinden de Sorumlu Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener, AB'nin karşı deklarasyonuna rağmen Türkiye'nin limanlarını Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'ne açmayacağını söyledi ve bu konuda kararlı olduklarını kaydetti.

Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nin (ODTÜ) Kuzey Kıbrıs Kampusu'nun açılışı için adaya gelen Bakan Abdüllatif Şener ve kendisine ziyarette eşlik eden Sivas Milletvekili Osman Kılıç dün öğleden sonra adadan ayrıldı. Şener ve Kılıç'ı Ercan Havalimanı'nda TC Lefkoşa Büyükelçisi Aydan Karahan ve Maliye Bakanı Ahmet Uzun uğurladı.

Abdüllatif Şener havalimanında basına yaptığı açıklamada, hizmete giren ODTÜ kampusunun KKTC'deki üniversite eğitiminin kalitesinin daha da yükselmesi açısından önemli rol oynayacağını belirtti.

ODTÜ kampusunun açılmasıyla KKTC'deki üniversite sayısının yükseldiğini, ODTÜ kampusu için Türkiye bütçesinden 74 milyon dolar harcama yapıldığını belirten Şener, bazı eksikliklerin giderilmesi için harcamaların devam ettiğini ve çalışmaların tamamlanması için harcanan miktarın 90 milyon doları bulacağını kaydetti.

2005 yılında üniversite öğrenci sayısı 42 bine ulaştı

KKTC'de açılan ODTÜ'de birçok eğitim elemanı ve personelin çalışacağını belirten Şener, öğrenci sayısının da 6 bine ulaşacağını, böylece 2002 yılında 24 bin olan KKTC'deki üniversitelerde eğitim gören öğrenci sayısının 2005 yılında ODTÜ de dahil 42 bine, açık öğretim hariç 38 bin 500'e çıktığını kaydetti.

KKTC ekonomisinde biri eğitim diğeri ise turizm olan iki önemli sektörün bulunduğunu kaydeden Şener, eğitim alanında ODTÜ ile önemli bir gelişme sağlandığını belirtti.

TC ile KKTC hükümetleri arasında kurulan ekonomik ve mali işbirliği programı çerçevesinde, turizm ve eğitim sektörün öncelikli alanlar olarak belirlendiğini, kamu yatırımlarının bu iki alana yönlendirildiğini ifade eden Şener, özel sektörde de eğitim ve turizm sektörlerinin teşvik edildiğini söyledi.

İki yıl içerisinde yatak kapasitesi 20 bin olacak

Turizm sektöründe de önemli genişlemelerin yaşandığını söyleyen Şener, adadaki yatak kapasitesinin arttığını, 2002 yılında 10 bin olan yatak kapasitesinin 2005 itibarıyla 12 bin 500'e çıktığını belirtti. İki yıl içerisinde inşaat halindeki otellerin tamamlanmasıyla KKTC'deki yatak kapasitesinin 20 bine çıkacağını kaydeden Şener, 1 milyon 200 bin olan geceleme sayısının 2005 yılında 1 milyon 600 bine çıktığını söyledi.

TC ve KKTC hükümetleri arasındaki işbirliğinin meyvelerinin alındığını söyleyen Şener, "Her türlü haksız ambargoya rağmen, KKTC'de önemli bir ekonomik gelişme vardır. Kıbrıs Türkünün refah düzeyinde belirgin bir artış vardır. Bu, rakamlarda da açıkça görülmektedir" dedi.

Milli gelir son 3 yılda 2'ye katlandı

KKTC ekonomisi hakkında verilere değinen Şener, 2002 yılında 941 milyon dolar olan Gayri Safi Milli Hasıla'nın 2005 yılında 2 milyar doları aştığını, böylece son üç yılda 2 kattan fazla artış gösterdiğini kaydetti.

Kişi başına düşen milli gelirde de benzer bir artış yaşandığını kaydeden Şener, 2002 yılında 4 bin 400 olan kişi başına milli gelirin 2005 yıl sonu itibarı ile 10 bin dolara yaklaştığını söyledi.

Bu rakamların, Kıbrıs Türkü'nün refah düzeyinin artmakta olduğunu açıkça gösterdiğini ifade eden Şener, bin kişiye düşen otomobil sayısının 500 olduğuna da işaret etti.

Mevduatlar açısından da değerlendirildiğinde, benzer oranların göze çarptığını söyleyen Şener, 2002 yılında 1,1 milyar dolar olan toplam mevduatın, 2005'te 2,7 milyar dolara ulaşıldığını kaydetti. Şener 2002 yılında 5 bin 400 dolar olan kişi başına mevduat miktarının, 2005 yılında 12 bin 500 dolara çıktığını da kaydetti.

"Dolayısıyla hangi göstergeyi değerlendirmeye alırsak alalım, ortaya net bir tablo çıkmaktadır. Bu da şudur: KKTC'ye yönelik haksız ambargolar, Kıbrıs Türkü'nün refah düzeyinin gelişmesine engel olamamıştır" diyen Şener, güçlü dayanışma ve işbirliği sonucunda KKTC'nin ekonomik düzeyinin her geçen gün daha da artacağını ifade etti.

Kıbrıs konusu

Türkiye Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün, "Limanlar kesinlikle Rum kesimine açılmayacak" yönündeki açıklamasını anımsatan bir gazetecinin, AB tarafından sunulan ve Türkiye'nin üyelik müzakereleri sürecinde "Kıbrıs Cumhuriyeti"ni tanımasını talep eden karşı deklarasyondan sonra Türkiye'nin tutumunda bir değişiklik olup olmayacağını sorması üzerine Abdüllatif Şener şöyle dedi:

Aynı görüşü sürdürüyoruz

"Türkiye'nin daha önce yaptığı deklarasyon ortadadır. Ek protokolü imzalamış olması demek, limanların Kıbrıs Rum yönetimine açılması anlamını taşımaz. Bunu Türkiye açık ve net bir şekilde ifade etmiştir. Biz aynı görüşü sürdürüyoruz" dedi.

AB'nin 21 Eylül'de yayımladığı karşı deklarasyonun hukuki bir niteliği olmadığını belirten Şener, deklarasyonun Türkiye ile AB arasında yarım asra yakın süren ilişkilerin üslubu ile bağdaşmadığı kaydetti.

Karşı deklarasyonu eleştiren Abdüllatif Şener şöyle devam etti:

"Kıbrıs Türk halkının varlığını dikkate almayan bir niteliğe sahiptir. Kıbrıs Türk halkının statüsünü dikkate almayan bir niteliğe sahiptir Haklarını ve beklentilerini dikkate almayan, göz ardı eden bir yaklaşıma sahiptir. Yanlış ve haksız bir içeriğe sahiptir"

Bu arada, söz alan Büyükelçi Aydan Karahan konuyla ilgili olarak, Abdullah Gül'ün "kısıtlamaların karşılıklı olarak kaldırılması" yönünde bir beyanat verdiğini hatırlattı.

Gül'ün beyanatını "fevkalade olumlu bir yaklaşım" olarak niteleyen Karahan, "Buradaki kısıtlamalar kalkması halinde elbette Türkiye de uyguladığı kısıtlamaları kaldırmayı gözden geçirecektir" dedi.

Türkiye Başbakanı Recep Tayip Erdoğan'ın konfederasyon içeren beyanlarının duyulduğuna işaret eden bir gazeteci, Türkiye'nin Kıbrıs politikasında bir değişimin söz konusu olup olmadığını sorması üzerine Şener, Kıbrıs'ın Türkiye için milli bir dava olduğunu ve bu hassasiyetin devam edeceğini söyledi.

Annan Planı için gerekli adımların Kıbrıs Türkleri tarafından atıldığını ancak uzlaşmayı istemeyen kesimin Kuzey Kıbrıs olduğunu söyleyen Şener, çözümden yana olan tarafın Türk tarafı olduğunu, uzlaşma istemeyen tarafın da Kıbrıs Rum tarafı olduğunu bütün dünyanın gördüğünü kaydetti.

KIBRIS 25/09/2005

 

Erk'ten, Zampelas'a ara bölgede ortak ofis önerisi

Lefkoşa Türk Belediyesi (LTB) Başkanı Kutlay Erk, Kıbrıs'ta yaşayan iki toplumun yakınlaşması için önemli bir adım daha atarak Lefkoşa Rum Belediyesi Başkanı Michael Zampelas'a "iki belediyenin ara bölgede ortak bir ofis açmasını" önerdi.

LTB Başkanı Erk, Lefkoşa Master Planı ekiplerinin kullanımına yönelik olarak ara bölgede restore edilmesi düşünülen binada Lefkoşa Türk Belediyesi Başkanı ile Lefkoşa Rum Belediyesi Başkanı'nın kullanacağı iki odanın iki belediyeye verilmesi önerisinde bulundu. Erk öneriyi UNOPS'a da yazılı olarak sundu.

Lefkoşa Rum Belediyesi Başkanı Zampelas'a öneriyi sözlü olarak ileten LTB Başkanı Erk, Zampelas'ın bu öneriyi olumlu karşıladığını da kendisine sözlü olarak ilettiğini ifade etti.

Erk, devletlerin, toplumların ve kültürlerin birbirleri ile yakınlaşmasına sahne olan 21'inci yüzyılda hâlâ Kıbrıs Rum tarafının Kıbrıs Türk tarafını izolasyonlar altında ezme tavrından vazgeçmediğini belirterek buna karşılık Kıbrıs Türk tarafının her zaman iki toplumu yakınlaştırıcı öneriler yaptığını ifade etti. Erk, iki belediyeye Lefkoşa için ortak çalışma imkanı sağlayacak bu binanın her iki topluma da iyi bir örnek olacağını vurguladı. Erk, bu binada iki belediyenin ortak toplantıları yapabileceğini, ortak konuları değerlendirebileceğini ve ortak projeler üretebileceğini kaydetti.

Lefkoşa Rum Belediyesi ile Lefkoşa Kanalizasyon Sistemi ve Bilgi Merkezi (Info Center) gibi önemli ortak projeler ürettiklerini ve hayata geçirdiklerini belirten Erk, bu projenin de başarıya ulaşacağına inanç belirtti.

LTB, Birleşmiş Milletler Proje Hizmetleri Ofisi'ne (UNOPS) 2003 yılında sunduğu Danışma Merkezi Projesi'nde Lokmacı Barikatı-Ledra Sokağı üzerinde bulunan bir binanın danışma merkezi olarak restore edilmesini bir alternatif olarak gündeme getirmişti. Daha sonra ise Lokmacı Barikatı Ledra Sokağı Kapısı'nın (Lokmacı Barikatı) açılmasının söz konusu olduğu bu günlerde aynı binanın Kuzey ve Güney Lefkoşa Master Planı ekiplerinin kullanımına yönelik olarak restore edilmesi teknik ekiplerce uygun bulunmuştu.

KIBRIS 25/09/2005

 

Talat: Rumlar beni Denktaşlaştırdı

 

Oshan SABIRLI/LEFKOŞA,(DHA)

Kıbrıs sorunuyla ilgili son gelişmeleri değerlendiren KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat,  Ada’da çözüm için Rum tarafının AB’den tecrit edilmesine bağlı gelişmeler olacağını ve çözümün de bu yoldan geçtiğini söyledi. Kıbrıslı Rumların, "Talat, Denktaş’a benzemeye başladı" yorumlarına atfen Talat, "Rumlar beni Denktaşlaştırdı" ifadelerini kullandı.

'KAYBEDİLMİŞ BİR DAVA'

’Kıbrıs davasının kaybedilmiş bir dava olduğunu ve şu anda yeniden şekillendiğini’ yineleyen KKTC Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıs Türkleri için ciddi tehlikelerin azaldığını ve Türkiye’nin AB sürecinin Kıbrıs Türklerini ciddi anlamda mahvedecek bir süreç olmayacağını açıkladı. Rumların yürüttüğü politikayı çok başarılı bir Denktaş politikasına benzetti ve bu politikayı, sinsi, entrikacı, kaba, son derece baskıcı, egemenlik iddiasını üst düzeye çıkarmış, katı uzlaşmaz bir politika olarak nitelendirdi.

Son gelişmeleri Doğan Haber Ajansı'na(DHA) değerlendiren KKTC Cumhurbaşkanı Talat, sorulara şu yanıtları verdi:

'RUM TARAFI, OLUMSUZ TUTUMU NEDENİYLE AB’DE TECRİT EDİLECEKTİR'

DHA: Kıbrıs Türkü, çözüm yolunda istekliliğini referandumda ’Evet’lerle belirtirken, Yeşil Hat Tüzüğü, Kıbrıs Türklerinin ekonomisini yükseltmek için devreye girdi, işlevsel olamadı. Referandum sonrasında BM Genel Sekreteri’nin Konsey’e sunduğu raporda izolasyonların kalkması gerektiğiyle ilgili açıklamalar var; buradan da gelişme çıkmadı. Mali yardım tüzüğü ve direk ticaret tüzükleri de rafta bekletilmekte. Tüm bunlara baktığımızda ne yapmalı? Herşey Güney Kıbrıs’ta mı bitmekte? Hep Güney Kıbrıs’a mı takılıyoruz ?

TALAT: Tabi ki. Güney Kıbrıs AB üyesi. Doğruluğu kanıtlanan süreçte uyarımız buydu. Kıbrıs Rum tarafının AB’ye gireceğiyle ilgili uyarılarda bulunduk. Çok ciddi hatalar yapıldı. "Rum tarafı, AB’nin eşit üyesi olacak ve bu gücünü kullanarak bizi çok zor şartlara itecek" demiştik, bugün o gerçekleşiyor. Bu arada Güney Kıbrıs’ta lider değişikliği oldu ve fanatik bir lider iktidara geldi. Onun da etkisiyle, önümüze çıkan her türlü olayda, gelişmede, elinden gelen her türlü engeli çıkarıyor. Bundan sonra da böyle olacak. Unutmayın AB 25 üyelidir, Güney Kıbrıs bunlardan yalnızca bir tanesidir. Yunanistan’ı da çıkarmamız durumunda, 23 üye, sonuçta 700 bin nüfuslu, Kıbrıs Rum tarafının esiri olmayacaktır ve süreç içerisinde Kıbrıs Rum tarafının olumsuz tutumu, AB’de tecrit edilmelerine yol açacaktır. O durumların geçerli olduğu koşullar ortaya çıktıkça, Rum tarafına bağımlılığımız ve Rum tarafından engellemelerimiz de aşağıya gidecek ve minimuma yaklaşacaktır.
Belli bir zamana ihtiyaç var. AB üyeliğini lehine kullanan Rum tarafının tecrit edilmesine bağlı olarak gelişmeler olacaktır. Geçmişte oluşturulmuş ve kaybettiğimiz politika, çöken politika, kaybettiğimiz Kıbrıs davası şimdi yeniden oluşuyor. Yeni şartlarda yeni anlayışla yeniden oluşuyor. Bu yeniden oluşum sürecini yaşıyoruz şu anda. Bundan dolayı zaman zaman umutsuzluk, gelecek belirsizliği, öfke, sevinç hepsini bir arada yaşıyoruz.

'ÇÖZÜM İÇİN ZAMAN TAHMİNİ YAPMAK KOLAY DEĞİL'

DHA: Ada’da ciddi anlamda bir belirsizlik yaşanıyor. Daha olumluya doğru, çözümle ilgili olarak kafanızdan geçen zaman nedir?
TALAT: Bizim için ciddi tehlikeler azalmıştır. Bunların bir tanesi ve en önemlisi AİHM’de açılan mülkiyet davalarıdır. Türkiye’nin AB sürecindeki tehlike ve fırsatları da vardır. Türkiye’nin AB süreci bizi ciddi anlamda mahvedecek bir süreç olmayacaktır, o bakımdan bir endişem yok. Mülkiyet davalarının yasal yanı önemlidir. Sorunlarımızın siyasi yanı çok da büyük ve çok riskli değildir. Kıbrıslı Türkler olarak çok ciddi sorunlarla karşı karşıya değiliz. Önümüzdeki süreç içinde tehlikeler olacak, fırsatlar da olacak, imkanlar da olacak. Zaman tahmini yapmak kolay değil. 

'RUM TARAFIYLA TÜRKİYE’NİN KARŞILIKLI ANLAYIŞ İÇİNDE OLMASI MÜMKÜN DEĞİL'

DHA: Sürekli olarak Güney Kıbrıs’a barış elinizi uzattığınızı belirtiyorsunuz. Güney Kıbrıs’tan sizinle görüşme yönünde hiçbir açılım sinyali verilmemekte. Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos Ada’da bir çözüm için sizin muhatabınız olmadığını ve muhatap olarak Türkiye’yi kabul ettiklerini belirtmekte. Mevcut durum içinde Rum tarafı neyi bekleyecek? Rum tarafı bu süreçte hangi politikayı izliyor?
TALAT: Rum tarafı, Türkiye’nin AB süreci içinde Türkiye’yi bir aşamada muhatap alabileceğini düşünüyor. Üstelik AB’nin 24 üyesini de arkasına alarak Türkiye’yi köşeye sıkıştıracağını hesaplıyor. Olay böyle değil ama. Teorik olarak, AB deneyimi, AB hukuku olarak olay böyle görünse bile, fiilen uygulamada böyle olmayacak; çünkü AB sürecinde Rum tarafının yarattığı rahatsızlık ve usanç belli bir limiti zorladığı zaman artık Rum tarafıyla birlikte hareket etmek yerine Rum tarafına yönelik tepkiler gelecek. O yüzden Rum tarafının hesabı doğru bir hesap değil. İlişkileri normalleştirmek diye de ifade ediyorlar. Bazen Rum Yönetimi ve bazı ülke diplomatları ve hatta bazen bazı Türk muhalifleri de ’Kıbrıs Cumhuriyeti’ ve Türkiye’nin ilişkilerini normalleştirmesinden bahsediyor. Böyle bir şey mümkün değil.

Normalleştirme karşılıklı anlayış gerektirir. Kıbrıs Rum tarafıyla Türkiye’nin karşılıklı anlayış içinde olmaları mümkün değil. Kıbrıs Rum tarafı Türkiye’ye ’topraklarının yüzde 37’sini işgal eden ülke’ muamelesi yapıyor. Türkiye de Rum tarafına, garanti anlaşmalarından kaynaklanan garantörlük pozisyonuyla, Kıbrıs Türk toplumuna yönelik Rumların saldırıları nedeniyle saldırgan bir toplum gözüyle bakıyor ve Kıbrıs’a gasp eden bir toplum olarak bakıyor. Bu ilişki nasıl normalleşir? Bu durum ortadan kalkınca normalleşir. Çelişki uzlaşmaz olmaktan çıkarsa, uzaklaşırsa bu ilişkiler normalleşebilir. Türkiye ve ’Kıbrıs Cumhuriyeti’nin ilişkilerinin normalleşmesi ancak ve sadece çözüm ve çözüm yolunda adım atılmasıyla mümkündür. O bakımdan bunu talep etmek çok mantıklı değil. Fırsatları değerlendirip, tehlikeleri savuşturacak bir anlayışla bakmak lazım olaya. Çünkü Türkiye’nin AB süreci dinamik bir süreç olacak. Her gün yeni fırsatlar, yeni tehditler, yeni gelişmelerle karşılaşacağız.

'3 EKİM’E KADAR BİR TEHLİKE YOK'

DHA: Peki 3 Ekim’e kadar olan süreç ne gibi tehlikelerle dolu?
TALAT: 3 Ekim’e kadar bir tehlike yok. Esas olan 3 Ekim sonrasıdır. O dönem dinamik bir süreç olacağı için, Türkiye’nin ’Kıbrıs Cumhuriyeti’ ile karşılaşacağı, takışacağı, Avrupa’yla karşılaşacağı, takışacağı birçok konu olacak. Makul ve doğru hareketlerle AB içinde Rum tarafını izole etmek, bir kenara itmek gibi bir fırsat da rahatlıkla ortaya çıkabilecek. Bazılarının iddia ettiği gibi bu süreç bizim sessizliğimiz veya aktif olmamamızla tanımlanamaz. Çünkü tam tersine çok aktifiz.

KATILIKTA HİÇBİR TEREDDÜT GÖSTERMİYORLAR

DHA: Yıllarca Rauf Denktaş görüşmelerde bulundu. ’Uzlaşamaz’ dendi, ’Masadan kaçıyor’ dendi. Siz bir politikacı olarak, dürüst olarak, Güney Kıbrıs’ın politikasını nasıl buluyorsunuz?
TALAT: Dürüst olarak şöyle: Çok usta, detayları çok iyi kullanan, iyi bilen; bundan dolayı da Kuzey Kıbrıs’ta Denktaş dönemi anlayışından farklılaşan, ama dünyaya bakış olarak Kıbrıs sorununa bakış olarak Denktaş Bey’in görüşleriyle özdeşleşen bir politika görüyorum. Yani samimi olarak, çok usta, çok manevra yapabilen, çok ayrıntıyı değerlendirip kullanabilen bir Denktaş olarak görüyorum. Katılıkta kesinlikle hiçbir tereddüt göstermiyor Rum tarafı. Rum, Kıbrıslı Türkleri domine etmeye çalışıyor, Kıbrıslı Türkleri egemenliği altına almaya çalışıyor, bunu birçok manevrayla süslüyor. Çok usta manevralarla süslüyor. Bazen şaşarsınız, bazen ben de şaşarım ama sonrasında gelişmenin ne olduğunu kavrarım. Çünkü onu öyle yapacaklarını, yapmaları gerektiğini beklerim. Çok uzmandırlar, bu konuda bu uzmanlıkları, bazı zorlukları, güttükleri katı politikayı törpüler veya örter. Bu nedenle dünya bunları görüp tepki göstermez, daha yumuşak tepkiler gösterir.

RUM POLİTİKASI SİNSİ, ENTRİKACI, KABA, ÇOK BASKICI, KATI VE UZLAŞMAZ

Rumlar sınır kapısı açılsın istiyor. İki toplumun temas etmesini istiyor, bir yandan da temas etmek isteyen insanları ’Temas etmeyin’ diye tehdit ediyor. İki toplumlu (Türk ve Rumların ortak etkinliği) etkinlikleri desteklediğini söylüyor. Teker teker insanlara iki toplumlu etkinliklere katılmamaları için tehditlerde bulunuluyor. Katılacak olanları da kendi devlet politikasının doğrultusunda etkiliyor veya zorluyor. Çok ince ve tabiri doğrudur, kullanacağım ’sinsi’, entrikacı bir politika güdüyor Güney Kıbrıs. Tüm bunların dışında kaba, son derece baskıcı, egemenlik iddiasını üst düzeye çıkarmış bir katı, uzlaşmaz politika izliyor. Bu bakımdan bizim eski politikanın bir versiyonudur. Çok daha sofistike çok daha detaylandırılmış, çok daha süslenmiş, kalitesi artırılmış bir versiyondur.

KOLTUĞA OTURAN DENKTAŞLAŞIYOR

DHA: Güney Kıbrıs’taki siyasi partilerle en iyi ilişkileri olan siyasi partinin, Cumhuriyetçi Türk Partisi’nin tabanından geliyorsunuz. Şu anda Güney Kıbrıs’ta, eski KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’a benzetiliyorsunuz. Rumların siz cumhurbaşkanı olmadan önceki beklentileriyle, cumhurbaşkanı olduktan sonraki beklentileri mi değişti, siz mi değiştiniz?

TALAT: Rumlar için en iyi Türk, ’Rumlar gibi düşünen Türk’tür. Böyle Türk de yoktur. O yüzden, kim bu göreve gelirse, onlar bir Talat, bir Denktaş yaratacaklar. Bundan önceki emsal Denktaş’tı, Denktaş benzetmesi yapıyorlar. Bu koltuğa kim oturursa ona saldıracaklar, onu dışlayacaklar, bundan yüzde yüz emin olun. Kim olursa olsun, en aşırı uçtaki bile bu koltuğa otursa, ona da aynı muameleyi yapacaklar. Benim söylemlerim değişmedi. Rum Yönetimi’nin esas niyetinin Kıbrıslı Türkleri egemenliği altına almak olduğunu ben Avrupa’daki birçok konuşmamda dünyanın değişik ülkelerinde ifade ettim. Bunlar benim için yeni değil ama şu anda ben içinde yaşıyorum.
Ben çözüm yanlısı olduğum için Rum tarafının çözümsüzlük politikasını açığa çıkardım. Tüm dünya bunları görür hale geldi. Bu aslında büyük bir başarıdır. Ben değişmedim. Onlar maskelerinden çıktılar. Fark oradadır. Kendi politikacıları maskeliydi. Rum halkına da kendilerini o maskeleriyle tanıtmışlardı. Rum halkı Güney’de bulunduğu için onların gerçek durumunu da biliyordu dolayısıyla maskelerini sıyırdık ve gerçek yüzleri ortaya çıktı. Bir gerçek daha var: Şu anki Kıbrıs Rum Yönetimi, Kıbrıs Rum liderliği, Denktaş Bey yönetiminden çok daha fanatik, çok daha fazla egemen anlayışa sahip.

 (DHA)

 

 

HURRIYET 26/09/2005

 

Kıbrıs sorununda hareketlilik beklentisi

BM ÇERÇEVESİNDE ÇÖZÜM SÜRECİ GÜÇLENECEK... Kıbrıs sorununun çözümü sürecinde yer alan ülkelerin diplomatlarının, Türkiye'nin AB ile müzakerelere başlaması ile birlikte Kıbrıs sorununda müzakerelerin de yeniden başlayacağı değerlendirmesinde bulunuluyor

RUMLAR MÜZAKERELERE HAZIR... Rum yönetiminin müzakerelere başlamaya hazır olduğu, ancak bu diyaloğun "özlü ve Türkiye'ye, AB sürecinde engelsiz ilerleme bahanesi sunmayacak şekilde olması gerektiği" ifade edilerek, Kıbrıs sorunundaki diğer oyuncuların müzakerelere "evet" demesi durumunda Rum yönetiminin masaya oturmaktan kaçamayacağı bildirildi

Kıbrıs sorununun çözümü sürecinde yer alan ülkelerin diplomatlarının, Türkiye'nin AB ile müzakerelere başlaması ile birlikte Kıbrıs sorununda müzakerelerin de yeniden başlayacağı değerlendirmesinde bulunuluyor.

Politis, "Kıbrıs Sorununda Bir Şeyler Pişiyor - Müzakereler Pişiriliyor" başlıklarını kullanarak manşetten verdiği haberinde, Rum yönetiminin Türkiye'nin 3 Ekim tarihinde müzakerelere başlamasına yeşil ışık yakmasıyla beraber, Türkiye'nin AB müzakere çerçevesinde Kıbrıs sorununun temel parametrelerinin yer almamasının Kıbrıs sorununun BM çerçevesindeki çözüm sürecini daha da güçlendirdiği bildirildi.

Gazete, hiç kimsenin çözümün temelinde Annan Planı'nın yer alacağından şüphe duymadığını ve Rum yönetiminin, "Kıbrıs Cumhuriyeti temel alınarak bir çözüm bulunması" görüşünün benimsenmesinin imkansız addedildiğini belirtti.

Gazete, Kıbrıs sorununun çözümüne ilişkin bazı hazırlıkların bulunduğunun ilk işaretinin New York'ta gerçekleşen BM Genel Kurulu toplantısında alındığını ve aralarında Rum yönetimi başkanı Tasos Papadopulos'un da bulunduğu "Kıbrıs sorununun başrol oyuncularının" BM Genel Sekreteri Kofi Annan ile görüşmeler yaptıklarını belirtirken TC Dışişleri Abdullah Gül'ün "3 Ekim'den sonra Annan'dan girişim beklediği" şeklindeki açıklaması ile Rum lider Papadopulos'un "Annan'dan, şu anda açıklayamayacağı bazı konular hakkında bilgi aldığı" şeklindeki sözlerine atıfta bulundu.

Gazete, Rum bir diplomatik kaynağın gazeteye yaptığı açıklamada Rum yönetiminin müzakerelere başlamaya hazır olduğunu ancak bu diyaloğun "özlü ve Türkiye'ye, AB sürecinde engelsiz ilerleme bahanesi sunmayacak şekilde olması gerektiğini" söylediğini yazdı.

Habere göre söz konusu kaynak ayrıca, Kıbrıs sorunundaki diğer oyuncuların müzakerelere "evet" demesi durumunda Rum yönetiminin masaya oturmaktan kaçamayacağının da altını çizdi.

Gazete ayrıca, uluslar arası toplumda artık hiç kimsenin, Kıbrıs Rum tarafından kabul görebilmesi için Annan planında değişikliklere gidilmesi gerektiği tezinden şüphe duymadıklarını iddia ederken başlangıç olarak üzerinde önemle durulan bazı noktalar olduğunu yazdı.

Gazete şöyle devam etti:

"Çözümün Ekonomik Boyutu: Birleşik bir Kıbrıs'ın, mevcut Annan Planı'nın yaratacağı iki ekonomi durumundan kaçınması gerektiği biliniyor. Bu noktada Kıbrıs Rum tarafının önerileri dikkate alınıyor.

Organların İdaresi: Ortak devletin yönetim mekanizmalarındaki işlevsizliğin ortadan kaldırılması. Annan Planı'nın büyük bir güçsüzlüğünü oluşturan, alt yönetim düzeylerinde kararlar alınmasına yönelik veto uygulamasının kaldırılması için düzenlemeye gidilmesi.

Mallar: Mülkiyet hakkının çiğnenemez olduğu görüşü anahtar teşkil ediyor. Yeşil hattın iki tarafından da bulunan ve bugün üzerlerinde kamu binaları, hastaneler, havaalanları vs. gibi yapılar bulunan malların 'millileştirilmesi' gerekecek. Bu konuda farklı senaryolar gündemde olmasına rağmen yeni devletin bu sorunun çözümünden doğacak ekonomik yükü yüklenmesinden kaçınılmasına çalışılıyor. Bu önerilerden biri, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin işgal bölgelerinde sahip olduğu devlet toprağının, Kıbrıs Rum mallarını terk edecek Kıbrıslı Türklere verilmesidir. Bu malların sahipleri ise (Kıbrıslı Rumlar) geri dönme ya da mallarını satma hakkına sahip olacaklar.

Kıbrıslı Türkler, özgür bölgelerdeki mallarını, bu malların 'millileştirilmemesi' koşulu ile talep edebilecekler. İşgal bölgelerindeki Kıbrıslı Rum mallarının yabancılar ve AB vatandaşları tarafından satın alınıyor olmaları konusu ise büyük bir baş ağrısı oluşturuyor.

Yukarıdaki bu noktalar çok önemli addedilirken, Annan planına dair diğer "endişe noktaları" konusunda ise "her şey muhtemel".

KIBRIS 26/09/2005

 

AP'den, Kuzey Kıbrıs'la doğrudan ilişki kurma girişimi

"TEMAS GRUBU" YİNE GÜNDEMDE... Avrupa Parlamentosu'nun sekiz kişilik "Yüksek Düzeyde Temas Grubu" oluşturup, KKTC'yle doğrudan ilişki kurmayı ileriye götürmeyi hedeflediği bildirildi. Temas Grubu'nun yetki planının yakında, Kıbrıslı Türklere yönelik finansmanı ve doğrudan ticaret konularını onaylanmasının gündeme geleceği düşünülerek, tüzüklerin uygulanması izlenecek

TALAT'TAN AP DÜZEYİNDE GİRİŞİM... AP'nin "Temas Grubu" kurma hareketinin, Cumhurbaşkanı Talat'ın, Avrupa Parlamentosu başkanına gönderdiği ve Kıbrıslı Türklere yönelik izolasyonların kaldırılmasını istediği mektuba dayandırdığı belirtilerek, "Temas Grubu"yla ilgili kararın önümüzdeki 10 gün içerisinde alınacağı kaydedildi

Avrupa Parlamentosu'nun sekiz kişilik "Yüksek Düzeyde Temas Grubu" oluşturup, KKTC'yle doğrudan ilişki kurmayı ileriye götürmeyi hedeflediği bildirildi.

Fileleftheros, "AB Meclisi/Temas Grubu'yla Tüm Alanlarda Açılım Girişiminde Bulunuyor -Sahte Devletle İlişki İleriye Götürülüyor-Kıbrıslı Türklerin Finansmanı ve Doğrudan Ticaret Konusu Perde Gerisinde Tekrarlanıyor" başlıklı haberinde, aldığı bilgilere dayanarak, Temas Grubu'nun yetki planının yakında, yine perde gerisinde Kıbrıslı Türklere yönelik finansmanı ve doğrudan ticaret konularının onaylanmasının gündeme geleceğini düşünerek, tüzüklerin uygulanmasının izlenmesi yönünde olduğunu yazdı.

Gazeteye göre, haber şöyle devam ediyor:

"Yüksek Düzeyde Temas Grubu'nun yetki koşulları beş ayağa ayrılıyor: Parlamento üyeleriyle hükümetin kontrol etmediği bölgedeki siyasi temsilcilerle temas sağlamak, daha geniş biçimde iş çevreleri, akademisyenler, medya mensupları, dini grup temsilcileri de dahil olmak üzere temas sağlamak, bu bölgedeki sosyo-ekonomik, siyasetle ilgili bilgi toplamak, AB'nin amaçları, değerleriyle ilgili bilgi için çeşitli toplantıları ileriye götürmek, Avrupa Komisyonu tarafından 7 Temmuz 2004'te sunulan ticari tedbirlerin ve mali konuların uygulanmasını takip etmek, Başkanlar Konferansını bilgilendirmek ve bunun mümkün olmaması durumunda durumun gelişmesini takip eden komiteleri bilgilendirmek."

Gazete, bu hareketin,Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın, Avrupa Parlamentosu başkanına gönderdiği ve Kıbrıslı Türklere yönelik izolasyonların kaldırılmasını istediği mektuba dayandırdığını yazarak, Temas Grubu'yla ilgili kararın önümüzdeki on gün içerisinde alınacağını belirtti.

Gazete, Liberal ve Yeşiller Grubu'nun kurulmasından yana iken, Avrupa Birleşik Sol'un buna karşı olduğunu, Avrupa Halk Partisi'nin ise henüz görüş belirtmediğini, sosyalistlerin ise iki yöne de meyillendiğini yazdı.

KIBRIS 26/09/2005

 

‘Rumlara liman kısıtlamaları gevşetilmeli’

AB Komisyonu’nun ulaştırmadan sorumlu üyesi Barrot, Türkiye, limanlarında Rum gemilerine yönelik kısıtlamaları gevşetmezse, konunun 3 Ekim’de başlayacak AB müzakerelerine engel teşkil edebileceğini söyledi.

 

NTV

Güncelleme: 04:07 ET 27 Eylül 2005 Salı

LİMASOL - Jacques Barrot, Kıbrıs Rum Kesimi’nde katıldığı bir konferansta yaptığı konuşmada, Türk hükümetinin limanlar konusundaki tavrını değiştirmemesi halinde müzakerelerin “ulaştırma başlığının” açılacağına inanmadığını söyledi.

Barrot, Türkiye’nin birliğe katılmadan önce 31 müzakere başlığıyla ilgili görüşmeleri sonuçlandırması gerektiğini de hatırlattı. AB Komisyonu’nun ulaştırmadan sorumlu üyesi, Türkiye’nin Kıbrıs dahil tüm üye ülkelere yönelik, birliğin genişlemesinden doğan gereklerini sadece kağıt üzerinde yerine getirdiğini savundu.

Türkiye’yle üyelik müzakarelerinin en az 10 yıl süreceğini söyleyen Barrot, Gümrük Birliği anlaşmasının tam olarak uygulanması konusunda birliğin ısrarlı olduğunu vurguladı.

'Karşı deklarasyon AB müktesebatına girecek'


27 Eylül, 2005 08:41:00 (TSİ) CNN TURK

AB Dönem Başkanı İngiltere'nin Dışişleri Bakanı Jack Straw, Türkiye ile tam üyelik müzakerelerine başlanacağı 3 ekimde yapacağı açılış konuşmasında AB'nin karşı deklarasyonuna atıfta bulunacak.

3 ekime doğru geri sayım sürerken Dönem Başkanı İngiltere'nin yapacağı konuşmanın ayrıntıları netleşmeye başladı.
 
İngiltere Dışişleri Bakanı Straw'un yapacağı açılış konuşmasında AB'nin karşı deklarasyonuna atıfta bulunulacak. Bu durum deklarasyonda yer alan unsurların AB müktesebatının parçası haline gelmesi açısından önem taşıyor.
 
Konuşmanın taslak metninde "Ankara Anlaşması'nın uyarlanmasına ilişkin protokolün uygulanmasına özel bir önem atfedilecektir" ifadesi yer alıyor.
 
25 üye ülkenin onayıyla şekillenen konuşmanın içeriği  ve konuşmada atıfda bulunulan unsurlar Türkiye açısından bağlayıcı olma özelliği taşıyor. 

Diplomatik kaynaklar Avusturya, Fransa ve Yunanistan'ın konuşmanın sertleştirilmesi yönünde istekte bulunduğunu belirtiyor.
 
Taslak metinde müzakerelerin 25 üye ile Türkiye arasında yürütüleceğine ve bu ülkeler arasında Güney Kıbrıs'ın da yer aldığına dikkat çekiyor.
 
Konuşma metninde ayrıca ikili ilişkilerde süren sorunlara çözüm bulunması ve ilişkilerin iyileştirilmesi gerektiğine vurgu yapılıyor.

"Türkiye, Rumlara limanlarını açmalı"
 
Avrupa Komisyonu'nun Ulaştırmadan Sorumlu Üyesi Jacques Barrot, Türkiye'yi Rum gemilerine uyguladığı kısıtlamalar konusunda uyardı. Barrot, "Türkiye tavrını değiştirmezse müzakereler sırasında taşımacılık dosyası açılmaz" dedi.
 
Güney Kıbrıs'ta yapılan Denizcilik Konferansı'na katılan Barrot, "GÜMRÜK Birliği'nden bahsettiğimiz zaman, malların hiçbir engelle karşılaşmadan ulaştırılmasını kastediyoruz" diye konuştu.
 
Barrot, bu kuralın Türkiye tarafından kabul edilmesi gerektiğini de sözlerine ekledi.
 
Karşı deklarasyon 21 eylülde onaylanmıştı
 
AB Daimi Temsilcileri Komitesi, Kıbrıs karşı deklarasyonunu 21 eylülde onaylamıştı. Deklarasyonda, Türkiye'nin Kıbrıs Rum Kesimi'ni müzakere sürecinde tanıması gerektiğine vurgu yapılıyor.
 
Metinde ayrıca, Türkiye'ye liman ve havaalanlarını müzakere sürecinde Rumlara açması çağrısı da yapılıyor ve 1 mayıs 2004'ten itibaren AB üyesi olan 'Kıbrıs Cumhuriyeti'nin, uluslararası hukuk çerçevesinde devlet olarak tanındığı kaydediliyor.
 
Karşı deklarasyonda, Türkiye'nin tüm AB üyesi ülkeler ile arasındaki ilişkileri en kısa sürede ve hukuki olarak normalleştirmesi beklentisine yer veriliyor.
 
Metinde Türkiye'nin yükümlülüklerini yerine getirmemesi halinde, 3 ekimde resmen başlaması öngörülen tam üyelik müzakerelerinde ilgili başlıkların açılmayacağı mesajı veriliyor.

 

Rumların NATO kapısını aralama girişimi



Güney Kıbrıs'ın, 3 Ekim'de başlaması beklenen Avrupa Birliği (AB) ile Türkiye müzakeresini "ipotek" altına alma girişimi sürüyor. Bu çaba sonucudur ki, AB, müzakere çerçeve belgesine bir türlü son şeklini veremedi.
Müzakerelerin başlayacağı 3 Ekim'e çok az bir süre kalmışken, Rum yönetimi, çerçeve belgesine yeni koşullar koydurmaya çaba gösteriyor. Amaçlarından biri Güney Kıbrıs'ın NATO'ya üye olmak istemesi halinde Türkiye'nin "veto" yetkisini şimdiden "ipotek" altına almak. Rumların NATO'ya üye olmaları yönünde Türkiye engelini AB üzerinden aşmak.
Çerçeve belgesine Rumların koydurmak istedikleri hüküm, Türkiye'nin, Güney Kıbrıs'ın uluslararası örgütlere ve anlaşmalara dahil olmasına engel olmaması, veto yetkisini kullanmaması...
Böyle bir hüküm açıktan telaffuz edilmese de Güney Kıbrıs'ın NATO'ya girmesini hedefliyor. Her ne kadar, Türk yetkilileriyle yapılan görüşmelerde hedefin OECD gibi organizasyonlar olduğu söyleniyorsa da, tartışmalar NATO etrafında yoğunlaşıyor.

Dikkat çekici zorlama
Türkiye'nin veto yetkisini kullanmayarak Yunanistan'ın NATO'ya dönüşünü sağlamasının ardından, şimdi de Kıbrıs sorunu bir çözüme bağlanmadan, Güney Kıbrıs'ın NATO'ya girmesi için kapının peşinen aralanması isteniyor.
AB, müzakerelerin başlayacağı 3 Ekim öncesinde Türkiye'yi zorlayabileceği kadar zorluyor. NATO için Rumlara kapının aralanması, bu zorlamaların en dikkat çekicilerinden biri...
Türkiye ve Yunanistan'ın aynı anda üye olmadıkları uluslararası kuruluşlara Kıbrıs'ın alınamayacağı hükmünü çiğneyerek, Londra ve Zürich anlaşmalarını hiçe sayan AB, benzeri bir girişime NATO için kapı aralamaya çalışıyor.
AB'nin uluslararası anlaşmaları hiçe sayarak, Kıbrıs'ta çözüme ulaşılmadan Güney Kıbrıs'ı üye olarak almasının ardından, NATO'ya da girmesini sağlamaya yönelmesi, Türkiye ve KKTC'ye karşı ağır bir hamle niteliği taşıyor.
Annan Planı'na evet diyen Türk tarafı cezalandırılırken, hayır diyen Rum tarafı ödül üzerine ödül alıyor.

'Türk askeri çekilsin' denilir
Türkiye, NATO'da veto yetkisine sahip. O aşamaya gelinirse bu yetkisini kullanarak Güney Kıbrıs'ın NATO'ya girmesini önleyebilir. Ancak, müzakere süreci henüz başlamadan Ankara'nın ipotek altına alınmaya çalışılması, kuşkusuz Ankara'yı çok rahatsız ediyor. Kıbrıs'ta bir çözüm bulunmadan Rumların AB'ye tam üye olması, ardından belirli bir süreç sonunda NATO'ya da girmeleri sağlanırsa, "Kıbrıs sorunu" nasıl bir şekil alır?
Bu sorunun yanıtı açık. Şimdiden KKTC'de Türk askeri, AB üyesi bir ülkenin topraklarındaki "işgal gücü" olarak ilan edildiğine göre, o aşamadan sonra, hem AB hem de üyesi olduğu NATO ülkesindeki "işgal gücü" olarak ilan edilecektir. Kuşkusuz, bu "işgal"e son verilmesi, Türk askerinin Kıbrıs'tan çekilmesi talebi de arkadan gelecektir.

Müzakere üzerine ipotek
Kıbrıs sorunu çözülmeden Güney Kıbrıs'ın AB gibi NATO'ya da üye olmasının anlamı bu olacaktır.
Tabii, Türkiye'nin veto yetkisi böyle bir gelişmeyi önlemeye yeterlidir. Türkiye, NATO'da veto yetkisini kullanarak, bunu engelleyebilir. Ancak, müzakere çerçeve belgesine şimdiden böyle bir hüküm konulması, müzakere sürecinin üzerinde bir ipotek olacaktır.
Zamanı geldiğinde Rum yönetimi müzakereleri bu nedenle askıya alabilecektir. NATO'ya giriş için Türkiye'nin veto yetkisini kullanmayıp vize vermesini sağlamak amacıyla, müzakereleri istediği aşamada bloke edebilecektir.
AB, bugüne kadarki süreçte Rum yönetiminden yana oldu. Annan Planı'na evet diyen Türk tarafını cezalandırıp Rum tarafını ödüllendirdi. Rumlar için NATO kapısını aralama girişimi bu anlayışının sürdüğünü gösteriyor.
Çerçeve belgesine böyle bir hüküm konulması, müzakerelerin başlamasına engel oluşturmasa da ileride Türkiye'yi her an sıkıştıracak bir işlev görecek. Türkiye, çerçeve belgesine böyle bir ifadenin girmemesi için direnmelidir

FIKRET BILA MILLIYET 27/09/2005

 

İşte Çerçeve Belgesi'nde Türkiye aleyhine planlanan değişiklikler


      AB Daimi Temsilciler Komitesi (COREPER), 3 Ekim'de başlaması öngörülen Türkiye'nin AB'ye katılım müzakerelerinin temelini oluşturacak Müzakere Çerçeve Belgesi'ne ilişkin tartışma ve pazarlıkları perşembe günkü toplantısının gündemine aldı.
      COREPER'in yarınki toplantısında, AB'nin iç konuları ele alınacak.
      AB'nin yürütme organı olan AB Komisyonu tarafından hazırlanarak 29 Haziran'da onaya sunulan Müzakere Çerçeve Belgesi'nin, 3 Ekim'de müzakerelerin resmen başlamasından önce, AB karar organı olan AB Konseyi tarafından onaylanması gerekiyor.
      AB üyesi ülkelerin daimi temsilcilerinden oluşan COREPER bünyesinde sürdürülen pazarlıklar çerçevesinde, AB Komisyonu'nun onaya sunduğu belgede bazı değişiklik ve eklemeler yapıldığı biliniyor.
      Müzakere Çerçeve Belgesi'nde, özellikle Kıbrıs Rum kesimi, Yunanistan, Avusturya ve Fransa'nın ısrarlı girişimleri sonunda, ''AB'nin hazım gücü'' konusuna değinen ifadelere ağırlık kazandırılmak ve ''AB hazır olmazsa Türkiye hazır olsa bile giremez'' mesajı yansıtılmak isteniyor.
      Belgeye, Rum kesiminin NATO üyeliğinin Türk vetosuyla engellenmesine son vermek amaçlı bazı ifadelerin sokulması da hedefleniyor ve ''Türkiye'nin, AB üyelerinin uluslararası örgütlere katılımlarını engellememesi gereğine'' değiniliyor.
      Avusturya'nın, ''imtiyazlı ortaklık'' öneri ve seçeneğini belgeye sokturmaya yönelik ısrarlı tavrı da devam ediyor.
      Belgede, müzakerelerin Türkiye ile ''25 AB üyesi devlet'' arasında yapılacağına ilişkin vurgunun güçlendirilmesinin de söz konusu olduğu gözlemleniyor.
      Brüksel'de kaynaklar, COREPER'de Avusturya'nın ikna edilmesinin ve bu ''son engel''in aşılmasının önemine değinirken, üzerinde uzlaşma sağlanacak Müzakere Çerçeve Belgesi'nin ''yazılı onay'' sürecine sokularak 3 Ekim sabahına hazır olabileceğini veya 3 Ekim'de, Lüksemburg'da toplanacak AB Genel İşler Konseyi'nin gündeminde, ''tartışmasız onaylanacak'' maddeler arasına girebileceği ifade ediliyor.
      COREPER'de uzlaşma sağlanamaması halinde belgeye ilişkin tartışmaların 3 Ekim'de, dışişleri bakanları düzeyindeki AB Konseyi'ne taşınması olasılığı bulunuyor ancak bu, AB Dönem Başkanı İngiltere tarafından şiddetle reddediliyor.
     MILLIYET 27/09/2005

 

Kıbrıs'la doldurulan bardak

Altan Öymen

Şunu siyasi bir görevde olsam soramazdım, ama gazeteci olarak sorayım: Papadopulos acaba düşünüyor mu, AB-Türkiye süreci Kıbrıs yüzünden kesintiye uğrarsa, Kıbrıs'ın durumu ne olur?

RADIKAL 27/09/05

3 Ekim'e bir hafta kaldı. AB deklarasyonundan sonra dün de 'çerçeve belgesi' üzerinde uzlaşma arayışları sürüyordu. Bunda da bir sonuca varılırsa, Avrupa Birliği'yle müzakereler başlayacak...
Başlarsa, hızla ilerleyecek mi?
Belli ki, hayır... Karşı tarafta, buna izin vermemek için ellerinden geleni yapacak olanlar var...
Fransa'nın, Avusturya'nın, Almanya'nın sağ partilerini ve muhafazakâr çevrelerini bir yana bırakalım. Hepsinden önce Kıbrıs Rum kesimindeki Papadopulos yönetimi var. Elindeki veto kartıyla, müzakerelerin bundan sonraki aşamalarını bekliyor. Her seferinde önümüze bir fatura koymak üzere...
Bu hesabında önce doğal yandaşı Yunanistan'a güveniyor, sonra da Fransa gibi, Avusturya gibi, taktik yandaşlarına...
Bunun son uygulaması, geçen haftalar içinde oldu. Türkiye'nin Kıbrıs'ı tanımadığına dair açıklaması karşısındaki AB deklarasyonu, Papadopulos ve yandaşlarının isteklerine yaklaştırılmak için üç-dört defa yeniden yazıldı. Sonunda, Türkiye'nin Güney Kıbrıs'ı tanıması talebi -gelecek yıldan itibaren- müzakerelerin her aşamasında öne sürülebilir hale getirildi.
Deklarasyondaki talep karşılanmadığı sürece Kıbrıs Rum yönetimi veya yandaşları, müzakereleri engelleme imkânına sahip olacaktı. Müzakere süreci boyunca o olanağı -bir hesaba göre- 71 defa kullanabileceklerdi.
Kıbrıs'ın yakın tarihini hatırlayıp, hatırlatmak
Evet, Türkiye'nin Güney Kıbrıs'ı tanıması talebi... Bunun temelinde, ne hukuki, ne mantıki, ne de ahlaki bir neden var. Sadece, Türkiye'nin AB sürecindeki durumunu istismar etme fırsatçılığı var.
Kısaca hatırlamak ve hatırlatmak gerekir. Çünkü bunu yapmadığımız takdirde, Kıbrıs'ın yakın tarihini biz bile unutuyoruz.
Başkaları ise zaten çoktandır unuttu ve unutturdu. İş o hale geldi ki, sanki orası tamamen Rumlara ait bir ülkeymiş de, biz 1974'te durup dururken gidip bir kısmını işgal etmişiz... Herkes bunu öyle sanmaya başladı.
Oysa, Kıbrıs'ın bugünkü halinin tek nedeni, 1960'larda iki halkın
barış içinde yaşaması için kurulmuş ortak devletin, Kıbrıslı Rum fanatiklerince yok edilmesi girişimleridir.
Evet, hatırlayalım:
Kıbrıs 1959-60 yıllarında İngiliz kolonisi olmaktan çıkarken,
uluslararası anlaşmalarla, Rumlar ile Türklerin birlikte yaşayacağı bir barış adası haline getirilmek istenmişti.
Bunun için İngiltere, Türkiye ve Yunanistan ile adadaki Rum ve Türk cemaatlerinin temsilcileri bir araya gelmişti. İmzaladıkları belgelerle o ortak devletin statüsünü güvence altına almışlardı.
Buna göre, Kıbrıs'ın Cumhurbaşkanı Rum, Cumhurbaşkanı yardımcısı
Türk olacak, 50 sandalyeli parlamentonun üyelerinin 35'i Rum,
15'i Türk olacaktı.
Öteki alanlarda da, buna benzer paylaşım esasları uygulanacaktı.
Bu düzen üç yıl sürdü. Ama 1963'ten itibaren Rum tarafındaki birtakım çeteler, adayı tümüyle Yunan adası yapma amacıyla Türklere karşı harekete geçtiler. 1963 yılının Noel'inde de Lefkoşa'da, acımasız bir 'etnik temizlik' hareketi başlattılar.
Yüzlerce Türk öldürüldü. Birleşmiş Milletler neden sonra devreye
girebildi. BM askerleri geldi. Fakat Rum çeteleri kısa bir süre sonra 'iş'lerine başladıkları şekilde devam ettiler.
1964'te ve 1967'de adanın çeşitli yerlerinde gene birçok Türk'ü
öldürdüler, birçok Türk'ü de yurtlarından edip Lefkoşa etrafında
BM kontrolü altındaki barınaklara sığınmak zorunda bıraktılar...
Ve 1974'te, bu işin sonuna ulaştık diye, son hamlelerini yapıp adanın bir Yunan adası olduğunu ilan ettiler.
Bu ancak, Türkiye'nin 1959-1960 anlaşmalarındaki hakkına dayanan müdahalesiyle önlenebildi.
Ama işte, aradan onca zaman geçtiği halde, Rum tarafında adanın tümünü Rum adası yapma hevesi bir türlü sona ermedi.
1974'ten bu yana yapılan tüm uzlaşma girişimleri sonuçsuz kaldı.
Son olarak da Annan Planı'nın Rumlarca reddedilmesiyle, sorunun çıkmazda kalması devam ediyor.
Birleşmiş Milletler'in şimdiye kadar gösterdiği tüm çabalara rağmen...
Hakkı, hukuku, insafı bir tarafa itmek...
Hal böyleyken, Türkiye'den, Kıbrıs Rum Kesimi'ni Kıbrıs'ın tümünün sahibiymiş gibi tanımasını istemek, hakkı, hukuku, insafı bir kenara itip, zorbalığa ve şantaja prim sağlamak değil midir?
Kıbrıs'taki Rum çetelerinin 1963'ten 1974'e kadar süren 'etnik temizlik' politikasını onaylamak değil midir?
Konunun 1963'ten beri sorumlusu olan Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri'nin 40 küsur yıldan beri devamlı olarak sürdürdüğü uzlaştırma çabalarını hiçe saymak değil midir?
Ve Avrupa'da aklı başında birçok düşünürün bir 'medeniyetler buluşması' saydığı Avrupa-Türkiye ilişkisini, Kıbrıs'la ilgili bir 'medeniyetler çekişmesi' haline getirmek değil midir?
Kıbrıs'ın, adadaki iki toplumun barış içinde birlikte yaşamasını sağlayacak bir çözüme kavuşturulması elbette gereklidir.
Ama o çözüme varılması, Papadopulos hükümetinin gerçekçi davranmasına bağlıdır.
AB içindeki meslektaşları ona bunu hatırlatmaktan geri kalmamalıdır.
Görünen köy kılavuz istemez
Yoksa ne olacağı bellidir.
Şu yazacağımı siyasi görevlerde bulunduğum zamanlarda yazmazdım. 'Tehdit ediyor' diye yorumlayanlar çıkabilirdi. Ama şimdi gazeteci olarak, gördüğümü yazıyorum:
Kıbrıs Rumları, Türkiye'den taleplerinin dozunu bu şekilde
artırırlar ve AB'deki bazı meslektaşlarından teşvik görürlerse,
bir gün gelir bu 'bardak taşar'.
Türkiye'de zaten AB'ye çeşitli nedenlerle karşı olan kesimler vardır. Ama AB yanlıları daha etkilidir. Kıbrıs'taki Rum 'doymazlığı' ve onu
teşvik edenlerin 'aymazlığı' devam ettikçe, AB yanlılarının da sabrı tükenmeye başlayacaktır.
Bu gidiş bir gün onları da 'AB kendi yoluna, biz kendi yolumuza' diyecek hale getirir.
Sadece onları değil, Kıbrıs'taki Türklerin çözüm umudunu muhafaza etmeye çalışan Kuzey Kıbrıs hükümetini de bıktırır. Yeni politikalara yöneltir:
Ve böylece AB'yle müzakere sürecini kesip bitirmiş bir Türkiye'nin Kıbrıs konusundaki tutumu eski haline döner.
Tabii, bunun sonuçlarından biri olarak, Türk-Yunan ilişkilerinin
durumu da...
Bu, elbette, özellikle Türkiye-AB ilişkilerine (o arada Türk-Yunan ilişkilerine) büyük önem veren herkes için (ben dahil), çok üzücü olur. Ama onların da artık karşı çıkamayacakları kaçınılmaz bir sonuç olur.
Evet, ülkesini iyi tanıdığını sanan bir gazeteci gözüyle, bugünlerde gördüğüm manzara budur.
Dilerim, bunu Kıbrıs'ta ve Yunanistan'da da görenler olur.

Portre: Tassos Papadopulos

RADIKAL 27/09/05

ALTAN ÖYMEN

Kıbrıs Rum Yönetimi'nin 2003 yılından itibaren başkanı Tassos Papadopulos, bugün 71 yaşında.
Mesleği hukukçuluk. Genç yaşından beri siyasetin içinde...
Adanın İngiliz kolonisi olduğu zamanlarda EOKA örgütü üyesi
oldu. EOKA, adayı Rum adası yapmak isteyen örgüttü. Başında,
Yunan iç savaşında komünistlere karşı, kralcı birliklerin başı olarak savaşan ünlü general Grivas vardı.
Tassos Papadopulos, örgütün gençlik örgütü olan PEKA'da çalıştı.
Sonra 1950'lerin ortalarında Londra'ya gitti. Orada hukuk okudu. Adaya döndükten sonra da 1959'da Kıbrıs Rum cemaatinin lideri Başpapaz Makarios'un kadrosunda görev aldı.
1959-1960 anlaşmalarıyla kurulan Kıbrıs Rum-Türk ortak devletinin hükümetinde Makarios onu önce içişleri, sonra çalışma bakanlığına getirdi.
1963 Noel'inde Türklere karşı düzenlenen Lefkoşe katliamından
sonra, Papadopulos, Makarios'un artık sadece Rum üyelerden oluşan hükümetlerinde yeniden çalışma ve tarım bakanlığı görevlerinde bulundu.
Bu sıralarda o görevinin yanında başka gizli bir görevi de üstlendiği,
daha sonra ortaya çıktı.
Bu, Kıbrıs'ın 'ortak devlet' statüsüne son verip adayı Yunanistan'a bağlamayı hedefleyen bir örgütün-Akritas örgütünün- başkan yardımcılığıydı.
Papadopulos'un oradaki faaliyeti, daha sonra öğrenildi ama, öğrenildiği sırada artık, o gibi görevlerde bulunmak, adadaki Rum halkın büyük bir kısmının gözünde, yasadışı işler yapmak değil, kahramanlık sayılıyordu.
Papadopulos bu gizli görevin bilinmesiyle artan ünü sayesinde, politikadaki yerini pekiştirdi ve 1974 müdahalesinden sonraki
Rum Temsilciler Meclisi'nin başkanlığına seçildi. O sıfatıyla, uzlaşmazlıklarla sonuçlanan 'toplumlar arası' görüşmelere katıldı.
1980'de yeni bir parti kurdu.
Merkez Birliği adını koyduğu partinin ömrü uzun olmadı. Ama
o sırada milletvekilliğini sürdürdü ve 1991'de Demokratik Birlik
Partisi'nin başkanı oldu.
Bütün bu siyasi faaliyeti sırasında, adanın tümünün bir 'Rum adası' haline getirilmesi hedefinden ayrılmadı.
2003 yılında seçildiği başkanlık görevindeki tutumu da aynı oldu.
Annan Planı'nı kabul ediyormuş gibi yaparken, reddi için çalıştı. Ve referandumdan 'Hayır' oyu çıkmasını sağlayan hareketin öncüsü oldu.
Şimdi, AB üyeliğinin Kıbrıs Rum yönetimine verdiği tüm imkânları, aynı yönde kullanmaya devam ediyor.

 

Veto kısıtlaması Türkiye'yi kızdırdı

Türkiye, netlik kazanmaya başlayan Müzakere Çerçeve Belgesi'nin taslak metnini beklediğinden daha sert buldu

Veto kısıtlaması Türkiye'yi kızdırdı

RAHATSIZ EDİCİ MADDELER VAR... AB-Türkiye ilişkilerinde yol haritası ve müzakerelerin kurallarını belirleyen çerçeve belge netlik kazandı. Basına sızan Müzakere Çerçeve Belgesi'nin taslak metninde Ankara'yı rahatsız eden birçok ifadeye yer veriliyor, ancak "üye ülkelerin uluslararası kurumlara katılımı konusunda Türkiye'nin veto kullanmama şartı" Ankara açısından en büyük rahatsızlık

SÜRPRİZ KARAR... Ankara'da dışişleri kaynakları açısından Müzakere Çerçeve Belgesi'nin taslak metninde yer alan; "müzakerelerin ucunun açık olduğuna", "birliğin yeni üyeleri hazmetme kapasitesine" ve "kalıcı kısıtlamalara yapılan vurgular" sürpriz olmadı. Ancak, üye ülkelerin uluslararası kurumlara üyeliği konusunda Türkiye'nin vetosunu kullanmama şartının getirilmesi rahatsızlık yarattı. Bu ifadenin Ankara'ya iletilen taslakta parantez içinde olduğunu belirten dışişleri kaynakları, "Bu şart olmaz, ancak tavsiye olabilir" görüşünü savunuyor

SANCILI PAZARLIKLAR... AB ile Türkiye arasında 3 Ekim günü yapılacak "opening statement" yani müzakere açılış konuşması nedeniyle sancılı pazarlıklar yaşanıyor. İngiltere Dışişleri Bakanı Jack Straw'un AB Dönem Başkanlığı olarak Türkiye için yapacağı açılış konuşmasında Türkiye tarafından tepkiyle karşılanan karşı deklarasyondaki unsurlara yer vereceğinin Türk tarafınca öğrenilmesi Ankara'yı harekete geçirdi

STRAW TÜRKİYE'Yİ ÜZECEK... Straw'un Türkiye'ye Uyum Protokolü'nü tam olarak uygulamaya, liman ve havaalanlarını Rum kesimine açması çağrısında bulunmaya hazırlanması ve Rum kesiminin "tanınma" beklentilerinin de kayda geçirilmesinin öngörülmesi Ankara tarafından diplomatik girişimlerle engellenmeye çalışılıyor. Türkiye AB'ye deklarasyonun "tek taraflı" ve "bağlayıcı olmayan" niteliğinin korunmasında ısrar ederek bu unsurlara açılış konuşmasında yer verilmemesini talep ediyor

l SERBEST DOLAŞIMA KISITLAMA... Çerçeve belgesinin taslak metni, toplam 8 sayfadan oluşuyor. Müzakerelerin ucunun açık olduğunu ifade eden belge, bu sürecin sonunda, Türk vatandaşlarının serbest dolaşımı, tarım ve yapısal politikalarda kalıcı kısıtlamalar getirilebileceği ifade ediliyor. Bir başka deyişle Türkiye, Avrupa Birliği'ne tam üye olduğunda bile Türk vatandaşlarının turistik seyahatlerde bile vize almadan Avrupa Birliği ülkelerini ziyaret edemeyecek

 

 

 

AB-Türkiye ilişkilerinde yol haritası ve müzakerelerin kurallarını belirleyen çerçeve belge netlik kazandı. Basına sızan Müzakere Çerçeve Belgesi'nin taslak metninde Ankara'yı rahatsız eden birçok ifadeye yer veriliyor, ancak "üye ülkelerin uluslararası kurumlara katılımı konusunda Türkiye'nin veto kullanmama şartı" Ankara açısından en büyük rahatsızlık.

Ankara'da dışişleri kaynakları açısından Müzakere Çerçeve Belgesi'nin taslak metninde yer alan müzakerelerin ucunun açık olduğuna, birliğin yeni üyeleri hazmetme kapasitesine ve kalıcı kısıtlamalara yapılan vurgular sürpriz olmadı. Ancak, üye ülkelerin uluslararası kurumlara üyeliği konusunda Türkiye'nin vetosunu kullanmama şartının getirilmesi rahatsızlık yarattı. Bu ifadenin Ankara'ya iletilen taslakta parantez içinde olduğunu belirten Dışişleri kaynakları, "Bu şart olmaz ancak tavsiye olabilir" görüşünü savunuyor.

Tartışmalı ifade için uzlaşma yok

Müzakere sürecinde Türkiye için yol haritası niteliği taşıyan çerçeve belgenin taslak metninde, genel hatları ile Ankara için sürpriz yok.

Dışişleri kaynakları, müzakerelerin ucunun açık olduğuna, birliğin yeni üyeleri hazmetme kapasitesine ve kalıcı kısıtlamalara yapılan vurguların yeni unsurlar olmadığını hatırlatıyor.

Ancak Ankara'da rahatsızlığa neden olan, üye ülkelerin uluslararası kurumlara üyeliği konusunda Türkiye'nin veto hakkını kullanmama şartının getirilmesi.

Bu unsurun Ankara'ya iletilen taslakta parantez içinde bırakıldığını hatırlatan üst düzey bir Dışişleri Yetkilisi, "Henüz bu ifadenin metne girmesi konusunda uzlaşma yok. Bunun ancak bir tavsiye olabileceğini söylüyoruz" dedi.

Başbakan Erdoğan ise ihracatçılara seslenirken AB'ye tam üyelik yolunda son dönemece girildiğini belirtti. Erdoğan "Tek hedef ve beklentimiz var, o da üyelik müzakerelerinin 3 Ekim'de başlamasıdır. Bu süreç inşallah bir an önce tamamlanacaktır" dedi.

Başmüzakereci Ali Babacan da yarın tüm bakanlıkların müsteşar ve yardımcıları ile bir toplantı yaparak müzakerelere yönelik çalışmalara son şeklini verecek.

AB Dönem Başkanlığı, 3 Ekim'de

"karşı deklerasyona" atıf yapacak

AB ile Türkiye arasında 3 Ekim günü yapılacak "opening statement" yani müzakere açılış konuşması nedeniyle sancılı pazarlıklar yaşanıyor.

İngiltere Dışişleri Bakanı Jack Straw'un AB Dönem Başkanlığı olarak Türkiye için yapacağı açılış konuşmasında Türkiye tarafından tepkiyle karşılanan karşı deklarasyondaki unsurlara yer vereceğinin Türk tarafınca öğrenilmesi Ankara'yı harekete geçirdi.

Straw'un Türkiye'ye Uyum Protokolü'nü tam olarak uygulama, liman ve havaalanlarını Rum kesimine açması çağrısında bulunmaya hazırlanması ve Rum kesiminin "tanınma" beklentilerinin de kayda geçirilmesinin öngörülmesi Ankara tarafından diplomatik girişimlerle engellenmeye çalışılıyor.

Türkiye AB'ye deklarasyonun "tek taraflı" ve "bağlayıcı olmayan" niteliğinin korunmasında ısrar ederek bu unsurlara açılış konuşmasında yer verilmemesini talep ediyor.

Türkiye'nin AB üyeliğine bir adım daha yaklaşacağı 3 Ekim tarihine günler kala Londra- Brüksel-Ankara üçgeninde bir yandan AB'nin karşı deklarasyonu nedeniyle baş gösteren gerilim aşılmaya çalışılırken, bunun Müzakere Çerçeve Belgesi'ne yansıtılmaması için çetin görüşmeler sürüyor.

Edinilen bilgilere göre, perde arkası yürütülen gizli görüşmeler asıl 3 Ekim günü Lüksemburg'da Türkiye ile müzakerelerin başlatıldığını duyuran "opening statement" yani açılış konuşmasına odaklandı.

25 üye ülkenin mutabakatı ile kaleme alınacak olan açılış konuşması AB Dönem Başkanı İngiltere Dışişleri Bakanı Jack Straw tarafından yapılacak. AB kayıtlarına geçecek olan konuşma böylelikle AB hukuku ile belgelerinin bir parçası haline gelecek.

Deklarasyon konuşmaya yansıtılacak

Edinilen bilgilere göre, karşı deklarasyonda Türkiye'nin sert tepkisini çeken ve Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Namık Tan'ın "Bu yaklaşımı paylaşmamız mümkün değil" ve "vahim bir haksızlık" olarak tanımladığı unsurların bir bölümü açılış konuşmasında yer alacak.

Straw, Türkiye'ye Ankara Anlaşma Ek Protokolü'nü eksiksiz uygulaması, liman ve havaalanlarını Rum kesimine açması çağrısında bulunacak.

Kıbrıs Rum Kesimi Lideri Papadopoulos'un da Straw'ın konuşmasında, deklarasyonda "katılım sürecinde tanıma" beklentisinin vurgulanmasında ısrar ettiği belirtiliyor.

Avusturya'nın direnci sürüyor

Öte yandan Ankara'ya Avusturya'nın koyduğu "imtiyazlı ortaklık" rezervinin aşılamadığı iletildi. AB yetkilileri, Avusturya'nın koyduğu çekinceyi şöyle açıkladı:

"Sorulması gereken soru 'Türkiye ile tam üyelik müzakerelerine başlayalım mı' sorusu değil, 'Türkiye ile üyelik için mi yoksa imtiyazlı ortaklık için mi müzakerelere başlayalım mı' sorusu olmalıdır."

İngiliz kaynaklar Avusturya'nın rezervinde ne kadar ciddi olduğunun 3 Ekim'de anlaşılacağını açıkladı.

Ankara: Görmeden gelmeyeceğiz

Ankara olağanüstü bir diplomatik trafik ile açılış konuşmasına bu unsurların girmesini engellenmeye çalışıyor.

Türk yetkililer AB'ye deklarasyonun "tek taraflı" ve "bağlayıcı olmayan" niteliğinin korunması gerektiğini ileterek bu unsurlara açılış konuşmasında yer verilmemesini talep ediyor.

Yetkililer Dönem Başkanı İngiltere'ye çerçeve belgesi ve açılış konuşmasını önceden görmek istediklerini aktardıklarını ve "Bunların görüp kabul edilebilir olup olmadıklarını kendi açımızdan değerlendirmek istiyoruz. 3 Ekim öncesi bunları görmeden Lüksemburg'a gelmeyeceğiz. 17 Aralık'ta Ek Protokol'e benzer bir emrivakiyi kabul etmeyeceğiz" mesajını ilettiklerini açıkladı.

Çerçeve belgede neler var?

AB-Türkiye ilişkilerinde yol haritası ve müzakerelerin kurallarını belirleyen çerçeve belge netlik kazandı. Basına sızan taslak belgede Ankara'yı rahatsız eden birçok ifadeye yer veriliyor.

Türkiye'nin, Avrupa Birliği'yle imzalamış olduğu tüm anlaşmalardaki yükümlülükleri yerine getirmesi istenen belgede, Türk vatandaşlarının serbest dolaşımının engellenebileceği de hatırlatılıyor.

Avrupa Birliği-Türkiye ilişkilerinde Ankara'nın izleyeceği yol haritası ile müzakerelerin kurallarını belirleyen çerçeve belgesinin taslak metni, toplam 8 sayfadan oluşuyor. Ankara'nın kırmızı çizgi olarak tanımladığı bir çok ifadeye yer verilen belgeye, beklenmedik koşullar da eklendi.

Buna göre Brüksel, Ankara'nın Avrupa Birliği'ne üye ülkelerin OECD ve NATO gibi uluslararası kurumlara üyeliğine engel olmamasını talep ediyor.

Belgede birliğin yeni üyeleri hazmetme kapasitesine de yer veriliyor ve Türkiye'nin ancak Avrupa Birliği kurumları yeniden yapılandıktan sonra üye olabileceği belirtiliyor.

Müzakere çerçeve belgesinde Türkiye'nin ek protokolden doğan yükümlülüklerinin de mutlaka hayata geçirilmesi gerektiği vurgulanıyor.

Özellikle üye ülkelerin uluslararası kurumlara üyeliği konusunda Türkiye'nin vetosunu kullanmama şartının getirilmesi Türk diplomatları rahatsız ediyor.

Serbest dolaşıma kısıtlama

Müzakerelerin ucunun açık olduğunu ifade eden belge, bu sürecin sonunda, Türk vatandaşlarının serbest dolaşımı, tarım ve yapısal politikalarda kalıcı kısıtlamalar getirilebileceği ifade ediliyor.

Bir başka deyişle Türkiye, Avrupa Birliği'ne tam üye olduğunda bile Türk vatandaşlarının turistik seyahatlerde bile vize almadan Avrupa Birliği ülkelerini ziyaret edemeyecek.

Müzakere çerçeve belgesi yarın üye ülkelerin daimi temsilcilerini bir araya getiren Coreper toplantısında bir kez daha ele alınacak.

Babacan: AB sürecini

engellemek isteyenler var

IMF ve Dünya Bankası'nın yıllık güz toplantılarına katılan Devlet Bakanı Ali Babacan, Türkiye'nin AB sürecini içeriden ve dışarıdan engellemek isteyenler olduğunu söyledi.

IMF ve Dünya Bankası'nın yıllık güz toplantılarına katılan Devlet Bakanı Ali Babacan, Türkiye'nin Avrupa Birliği sürecini hem Türkiye içinden, hem dışından bazı çevrelerin engellemek istediğini, ancak hükümetin soğukkanlı davrandığını belirtti.

Washington'daki çalışmalarının ardından basın toplantısı düzenleyen Devlet Bakanı Ali Babacan, Türkiye'nin Avrupa Birliği sürecini engellemek isteyen söz konusu çevrelerin kim olduğunu ise "konu hassas" diyerek açıklamadı.

Ali Babacan, "Avrupa Birliği'nin ortaya çıkaracağı müzakere çerçeve belgesi, umarım beklentilerimiz doğrultusunda olur" dedi. Babacan ayrıca, cari açığın yüksek olmasında yüksek petrol fiyatlarının etkisinin bulunduğunu kaydetti.

Babacan, yüksek petrol fiyatları yüzünden Türkiye'nin bu yıl 7 milyar dolarlık ek bir fatura ödemek zorunda kaldığını belirtti.

Babacan, IMF tarafından yapılan birinci ve ikinci gözden geçirmelerinin birleştirilmesinin muhtemel olduğunu da ifade etti.

KIBRIS 27/09/2005