|
NTV
Güncelleme: 17:33 TSI 19 Kasım 2005 Cumartesi
LEFKOŞA
- Papadopulos, Birleşmiş Milletler ve diğerlerinin
Kıbrıs konusunda ne gibi adımlar atmayı
düşündüklerini, ancak girişimin ne zaman olacağını
bilmediğini belirtti.
KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile görüşmenin zorunlu ilk
adım olduğuna inanmadığını söyleyen Papadopulos,
Görüşme için görüşme mi yapılacak dedi.
Papadopulos, Talat ile muhtemel görüşmesiyle ilgili olarak, Halkta güya
Kıbrıs sorununun özüne ilişkin diyalog yapılmakta
olduğu izlenimleri yaratacak ve Türkiyenin ABye karşı
yükümlülüklerini yerine getirmesini erteleme mazereti verebilecek
görüşmeler yapılamaz diye konuştu.
ABDnin, Adada tarafları bir araya getirmek için girişimde
bulunduğu iddiaları gündeme gelmişti.
KKTCde cami nikahına son
Ömer BİLGE/LEFKOŞA
KKTCde
yaklaşık 100 yıldır uygulanan camide resmi nikah dönemi,
AKP milletvekillerinin Camide sazlı sözlü düğün yapıyorlar
şikayetinin ardından, son sürat resmi nikah salonu
yapılmasıyla sona erdi. KKTC halkı bugünden itibaren camiler
yerine Lefkoşada yapılan yeni evlendirme dairesinde dünya evine
girecek.
Kıbrıslı Türkler resmi nikah salonu olarak Lefkoşadaki
Sarayönü Camisini kullanıyordu. AKP milletvekilleri geçen yıl
Dışişleri Bakanı Abdullah Güle, KKTCde camilerde
eğlenceli nikah kıyılıyor diye şikayette bulundu ve
Gül de geçen yıl, dönemin başbakanı KKTC Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talata şikayeti iletti. Talat ise, Bizde camide düğün
yapılmaz. KKTCde resmi nikah yasayla mecburi kılınınca
Lefkoşada resmi nikah dairesi için yer aranmış. Sarayönü Camii
diye bilinen yer tarihi bir mekan. Zaten cami olarak kullanılmıyordu.
Orası evlendirme dairesidir karşılığını
verdi.
Türkiye Yardım Heyeti KKTCye yeni bir evlendirme dairesi
yapılması için 600 bin YTL bütçeyle Şubat ayında ihale
açtı. İnşaat kısa sürede tamamlandı ve dün Türkiyenin
yaptırdığı yeni resmi evlendirme dairesi törenle
açıldı.
Evlendirme Dairesi, artık fuarda
|
Lefkoşa
Fuar Alanı'na inşa edilen Lefkoşa Evlendirme Dairesi, dün
sabah düzenlenen törenle hizmete açıldı Evlendirme
Dairesi, artık fuarda Dairenin
açılmasıyla yıllardır süren bina sorunu sona ererken
Evlendirme Dairesi'nin bundan böyle tam gün açık olacağı,
sadece Lefkoşa'ya değil tüm KKTC'ye hizmet vereceği ve
salonunun ücretsiz kullanılabileceği belirtildi Lefkoşa
Fuar Alanı'na inşa edilen Lefkoşa Evlendirme Dairesi, dün
sabah düzenlenen törenle hizmete açıldı. Dairenin
açılmasıyla yıllardır süren bina sorunu sona ererken
Evlendirme Dairesi'nin bundan böyle tam gün açık olacağı,
sadece Lefkoşa'ya değil tüm KKTC'ye hizmet vereceği ve
salonunun ücretsiz kullanılabileceği belirtildi. Yapımına
geçtiğimiz şubat ayında başlanan ve süratle tamamlanan
nikâh dairesinin açılış törenine Türkiye'nin Lefkoşa
Büyükelçisi Aydan Karahan, Yüksek Mahkeme Başkanı Taner Erginel,
Yüksek Mahkeme eski başkanı Salih Dayıoğlu,
yargıçlar, diğer üst düzey yetkililer katıldı. Sırasıyla,
Erginel ve Karahan'ın konuşmalarının ardından
binanın açılış kurdelesini Karahan, Erginel ve
Dayıoğlu birlikte kesti. Erginel Erginel
açılışta yaptığı konuşmada, çok önem
verdikleri bir binanın açılışının
yapıldığını dile getirerek, mahkemelerin
İngiliz döneminden beri evlendirme dairelerinin kontrolünü
yaptıklarına işaret etti. Erginel, bunun ülkeye özgü ilginç
bir özellik olduğunu ve yasama meclisinin bu özelliği bozmayarak bu
daireleri mahkemelerin kontrolünde bıraktığını
kaydetti. Bu görevi en
iyi şekilde yerine getirmeye çalıştıklarını ve
bunda da başarılı olduklarını düşündüğünü
ifade eden Erginel, Lefkoşa Evlendirme Dairesi'nin trafik,
nikâhların caminin içinde kıyılması ve şikâyetlere
neden olan başka sorunları bulunduğunu anımsattı,
1996 yılından beri yeni bir daire için çalışma
yapıldığını kaydetti. Erginel, o dönemde
hazırlanan projenin mali kaynak bulunamadığı için hayata
geçirilemediğini, bir yıl kadar önce, her zaman kendilerine destek
olan TC Yardım Heyeti'ne başvurduklarını, yardım
heyeti yetkililerinin ihtiyaçları olan 600 milyarı
karşıladıklarını ve şubat ayında temel
atılarak inşaata başlandığını,
binanın süratle tamamlandığını anlattı. Binanın
fevkalade güzel olduğunu kaydeden Erginel, projenin çok iyi
hazırlandığını belirtti. Evlenmenin
insan hayatının en önemli günlerinden biri olduğunu ve
insanın bu gününü mutlu geçirmek istediğini vurgulayan Erginel,
buna uygun huzurlu bir yer oluşturmak istediklerini ve bunda
başarılı olduklarını düşündüğünü söyledi. Binanın
sadece Lefkoşa'ya değil tüm Kuzey Kıbrıs'a hizmet
verebileceğini ifade eden Erginel, Evlendirme Dairesi'nin artık tam
gün açık kalacağını ve bu binayı kullanmanın
ücretinin olmayacağını söyledi. Ekonomik
durumu iyi olmayan insanların burada nikâhlarını
kıydıktan sonra tören de yapabileceklerini belirten Erginel, tüm bu
nedenlerle topluma hayırlı, yararlı bir yer
kazandırdıklarını söyledi. Erginel, başta TC
Büyükelçiliği Yardım Heyeti olmak üzere, Birinci
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'a, Maliye Bakanı'na, Sanayi
Dairesi, Planlama ve İnşaat Dairesi ile diğer dairelere,
katkı koyan herkese teşekkür etti. Erginel, binanın
hayırlı olmasını diledi. Karahan Türkiye'nin
Lefkoşa Büyükelçisi Aydan Karahan ise çok güzel bir eser
kazandırıldığı için esas kendilerinin teşekkür
ettiğini belirterek başladığı konuşmasında
bu olayın, Erginel'in uzun meslek yaşamının
taçlandırılması noktalarından birini
oluşturduğunu söyledi. Büyükelçi Karahan, tüm evlenenlerin Yüksek
Mahkeme Başkanı'nı hatırlayacaklarını söyledi. Temel
atmanın kendisine daha dün olmuş gibi geldiğini belirten
Karahan, müteahhide inşaatı süratle bitirdiği için
teşekkür etti ve tüm kamu binalarının bu süratle bitirilmesini
diledi, emeği geçen herkese teşekkür etti. Yüksek
Mahkeme Başkan ve üyelerinin hep birlikte Evlendirme Dairesi temeli
atmasını ilk başta yadırgadığını,
ardından KKTC'de evlendirme akdinin yargı kontrolünde olduğunu
öğrendiğini belirten Büyükelçi, Karahan şöyle devam etti: "Sonradan
düşündüm, aslında ne kadar doğru bir şey... İnsan
evlenirken belediye başkanı evlendiriyor, boşanırken
-maazallah- mahkeme tarafından olduğuna göre, her ikisini de
yargıya bağlamak doğru diye düşünüyorum. Ümit ederim
ileride yasama erki de bu konuda değişiklik getirmesin... Bu bina
inşallah nikâh sayısında artış yaratır. Bu da
bizi çok sevindiriyor. Kıbrıs Türkü'nün nüfusu ne kadar artarsa o
kadar mutlu oluruz. Bu binayı Türkiye Cumhuriyeti olarak her şeyden
önce Kıbrıs Türk gencine ve tabii ki genç kalanlara armağan
ediyoruz. Hayırlı olsun. Emeği geçen herkese
teşekkürler." |
KIBRIS 19/11/05
Dimitriu: Diyalog ortamından uzaklaşıldı
|
Kıbrıs
konusunda son dönemde yaşanan gelişmeleri değerlendiren AP'nin
Kıbrıslı Rum üyesi Panayotis Dimitriu, liderler arasında
karşılıklı artan suçlamaların Kıbrıs
sorununa bir faydası olmadığını belirtti Dimitriu:
Diyalog ortamından uzaklaşıldı ADADAKİ
ÇÖZÜME YARDIMCI OLMUYOR... Kıbrıslı Rum parlamenter Dimitriu,
toplum liderlerinin karşılıklı kişisel suçlama ve
saldırı içinde olmasının çok yanlış
olduğunu söyledi. Kıbrıslı Türk lider Mehmet Ali Talat
için kullanılan sözlere de çok üzüldüğünü belirten Dimitriu, bu
türde bir tutumun, adadaki sorunun çözümüne hiç de yardımcı
olmadığını kaydetti. Demitriu, bu tür
saldırılar yüzünden Kıbrıslıların dialog
ortamından uzaklaştığının da altını
çizdi AB
KATALİZÖR VE GARANTÖR OLABİLİR... AB'nin Kıbrıs
sorununun çözümünde katalizör olabileceğini, varılacak bir
anlaşmanın uygulanması için de garantörlük görevini
üstlenebileceğini belirten Dimitriu, "Konu AB'nin gündeminde
olduğuna göre, geçmişin korkuları bizim jenerasyonun kâbusu
olarak kalacak ve eskiden yaşananların bir daha tekrarlanması
mümkün olmayacak" dedi Anıl
IŞIK- Osman KALFAOĞLU (Strasbourg) Avrupa
Parlamentosu'nun Hıristiyan Demokrat grubu üyesi Kıbrıslı
Rum Panayotis Dimitiru, partisinin (DISI) Kıbrıs sorununu çözüme
götürecek diyaloğu sonuna kadar desteklediğini, ancak her iki
tarafın liderlerinin birbirlerine yönelttiği hakarete varan
suçlamaların yakın geçmişte artmasının kendisini
oldukça üzdüğünü ifade etti. Dimitriu, "Kıbrıs sorununda
ihtiyacımız olan uzlaşmayı yakalamak için adada
'Avrupalı' atmosferi yaratma yönünde çalışıyoruz. Ancak
toplum liderlerinin karşılıklı kişisel suçlama ve
saldırı içinde olması çok yanlış.
Kıbrıslı Türk lider Mehmet Ali Talat için kullanılan
sözlere de çok üzüldüm. Bu türde bir tutum adadaki sorunun çözümüne hiç de
yardımcı olmuyor" dedi. Dimitriu, bu tür saldırılar
yüzünden Kıbrıslıların diyalog ortamından
uzaklaştığının da altını çizdi. AB katalizör
olabilir AB'nin
Kıbrıs sorununun çözümünde katalizör olabileceğini,
varılacak bir anlaşmanın uygulanması için de garantörlük
görevini üstlenebileceğini belirten Dimitriu, "Konu AB'nin
gündeminde olduğuna göre, geçmişin korkuları bizim jenerasyonun
kâbusu olarak kalacak ve eskiden yaşananların bir daha
tekrarlanması mümkün olmayacak" dedi. Avrupa
Parlamentosu'nun Kıbrıslı Türkler ile Rumlar arasında
kaybolan diyalog ortamını yeniden kurmak için elinde yeterince güç
olmadığını belirten Dimitriu, "AB, bu konuda
düşüncelerini empoze eden bir yaklaşımdan ziyade
Kıbrıslılar için sürecin devam etmesi ve masanın
etrafında buluşup problemleri hakkında konuşmaya
başlamaları için baskı yapmalıdır." dedi.
Dimitriu, Birleşmiş Milletler'in Kıbrıs sorununun yeniden
gündeme getirmekte isteksiz olmasına rağmen görüşme zemininin
hazırlanması, bunun da iyi bir şekilde yapılması
gerektiğini, çünkü yeniden başarısız olma
hakkımızın olmadığını ifade etti. Kıbrıslı
Rumların AB üyesi olmasının ardından Kıbrıs'ta
çözüme pek sıcak bakmadığı yönündeki düşüncenin
yanlış olduğunu belirten Dimitriu, Kıbrıslı
Rumların çoğunun adanın yeniden birleştirilmesi
taraftarı olduğunu ve çoğunluğun sesinin de birleşme
istenmiyor şeklinde algılanmasının yanlış
olduğunu ifade etti. Türkiye'nin
üyeliğini destekliyoruz Kıbrıslı
Rum parlamento üyelerinin Türkiye'nin AB üyeliğini desteklediğini
söyleyen Dimitriu, önemli olanın, Türkiye'nin kuzey üzerideki
dominasyonunun kaldırılmasının ve Kıbrıslı
Türklerin, adadaki Kıbrıslı Rumların
yaptığı gibi, Kıbrıs'ın
çıkarlarının ön plana alınması olduğunu
sözlerine ekledi. Dimitriu,
geçmişte olduğu gibi Kıbrıs'ın Türkiye için
jeo-stratejik bakımdan öneminin kalmadığının
Türkiye'de görüştüğü bazı önemli şahsiyetler
tarafından da anlaşıldığını ifade ederek,
Türkiye için önemli olanın Kıbrıslı Türklerin güvenliklerinin
garanti altına alınması olduğunu ve bunun
gerçekleşmesi halinde Türkiye'nin Kıbrıs sorununun çözümünde
daha esnek olacağına inandığını belirtti. Kendisinin
karamsar olmadığını ancak mevcut durumda da iyimser
olunamayacağını söyleyen Dimitriu, "Her şeye
rağmen umut taşıyorum" dedi. Para
yardımını alın, ticaret tüzüğü için
mücadeleye devam edin Kıbrıslı
Rum parlamento üyelerinin, Kıbrıslı Türklere uygulanan
izolasyonun hafifletilmesi amacıyla AB tarafından hazırlanan
parasal yardım ve doğruda ticaret tüzüklerini desteklediklerini,
ancak bunların uygulanmasının bürokratların işi
olduğunu söyledi. Dimitriu, Kıbrıs Türk tarafının
her iki tüzüğün birlikte geçirilmesi ısrarını yanlış
bulduğunu, Kıbrıslı Türklerin parasal yardım
tüzüğünün tek başına geçirilmesine razı olup,
doğrudan ticaret tüzüğünün de kendi istekleri doğrultusunda
kabul edilmesi için mücadeleye devam edebileceğini söyledi. Dimitriu
"Sanırım olayın farkına varıldı. Benim
beklentim Kıbrıs Türk tarafının tutumunu
değiştirmesidir. Tüzükler konusunda gelecekte yapılacak olan
görüşmelerin nasıl sonuçlanacağı konusunda bir fikrim
yok, ancak sanırım bu sorunu ve Kıbrıs'ta
karşılaştığımız sorunları çözmenin zamanı
geldi". Kıbrıs
sorunu çözülmeden, Kıbrıslı Türkler AP'de
temsil edilemeyecek AP'de
Kıbrıslı Rumlar tarafından Kıbrıslı
Türklere ait sandalyelerin işgal edilmesini yorumlayan Dimitriu, bu
durumun 1963'de Kıbrıs Türk liderliğinin 'Kıbrıs
Cumhuriyeti'nden çekilmesinin ve yönetimin tamamen Kıbrıslı
Rumlara bırakılmasının bir sonucu olduğunun
altını çizdi. Dimitriu, "Bir Kıbrıslı Türk'ü,
benim yanımda aynı devletin temsilcisi olarak AP'de oturduğunu
gördüğüm gün hayatımın en güzel günü olacak. Bu sorunlar kolay
değil ve Kıbrıs sorunu çözülene kadar sürecek. Geçen yıl
yapılan seçimlerde, anlaşma olduğu taktirde AP'deki
koltuğumu bir Kıbrıslı Türk'e bırakmaya razı
olduğumu açıklamıştım ancak çözüm olmadan
Kıbrıs Rum yönetiminin böyle bir şeyi kabul etmesi çok zor"
dedi. |
KIBRIS 19/11/05
Serdar Denktaş :"Türk Devletleri Birliği"
kurulmalı
|
Serdar
Denktaş, Dünya Türk Gençler Birliği tarafından
İstanbul'da düzenlenen "Türk Dünyası Gençlik
Kurultayı"na katılarak bir konuşma yaptı Serdar
Denktaş :"Türk Devletleri Birliği" kurulmalı Dışişleri
Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş,
Türk devletleri birliği kurulması, bundan da kimsenin
rahatsızlık duymaması gerektiğini söyledi.Serdar
Denktaş, Dünya Türk Gençler Birliği (DTGB) tarafından
İstanbul'da düzenlenen "Türk Dünyası Gençlik Kurultayı"na
katılarak bir konuşma yaptı. 41 Türk
Devlet topluluğundan 250 delegenin hazır bulunduğu
kurultaydaki konuşmasında Denktaş, "Dili, dini,
ırkı ve kültürü farklı pek çok millet ve devlet bir araya
gelip ekonomik ve siyasal birlikler oluşturuyorken, Türk devlet ve
topluluklarının bir araya gelip güç birliği yapmaları
kimseyi rahatsız etmemeli ve tehlike olarak
adlandırılmamalıdır" dedi. DP ve Türk
Bir'den verilen bilgiye göre "böyle bir Birlik içinde yerini alan
KKTC'nin tanınma başta olmak üzere pek çok meselesini
halletmiş olacağını" söyleyen Serdar Denktaş,
Türkiye'nin AB sürecini de değerlendirdi. "Türkiye
için en iyimser tahminle 15 yıl sürecek bir müzakere sürecinden
bahsedildiğini" belirten Denktaş, "Bu müzakere süreci
içerisinde muhatapları tarafından Türkiye'nin sinirleri zorlanacak
ve belki de Türkiye, bir noktada kendi arzusuyla müzakere sürecini
askıya alacaktır. İşte Türkiye, her türlü gelişme
için kendi alternatifini de oluşturmalıdır. Türk Dünyası
ve Avrasya, Türkiye'nin en iyi alternatifidir" dedi. Kurultay'ın
öğleden sonraki bölümünde DTGB'ye üye teşkilat
başkanlarıyla ayrı bir oturumda bir araya gelen
Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş, kendisine
yöneltilen çeşitli soruları cevaplandırdı. Bir soru
üzerine KKTC'nin Türk devlet ve topluluklarıyla ilişkisini de
değerlendiren Denktaş, "KKTC, Türk Dünyası'nın
kapılarını zorluyor. Bize yardım elini uzatan Azerbaycan
ve Kırgızistan devlet yetkililerine teşekkür ediyor ve
diğer Türk devletlerinden de benzer adımları bekliyoruz"
dedi. Serdar
Denktaş, dün akşam Ada'ya dönüyor. Kurultay
çalışmaları ise bugün Kurultay raporlarının ve sonuç
bildirisinin hazırlanıp oylanmasıyla sona erecek. |
KIBRIS 19/11/05
Rum Hükümet Sözcü Vekili Karoyan: "Ledra caddesi'ni (uzun
yol) açmaya hazırız"
Rum Hükümet
Sözcü Vekili Marios Karoyan, BM ve KKTC makamları arasında askıda
bulunan sorunların aşılmasıyla birlikte Rum Yönetimi'nin
Ledra Caddesi'nin açılmasıyla ilgili çalışmaları
ileriye götürmeye hazır olduğunu belirtti.
Fileleftheros
ve diğer gazeteler, Rum Hükümet Sözcü Vekili Marios Karoyan'ın Ledra
Caddesi'nin (Uzun Yol) açılması konusundaki açıklamalarına
yer verdiler.
Karoyan,
hükümetin Ledra Caddesi'nin açılması konusunda hazır
olduğunu belirten mektupları haftalardır AB ve BM'ye
gönderdiğini belirterek, Kıbrıs'ta BM'yle birçok temaslarda
bulunulduğunu ve Türk askeri ile BM arasında var olan askıdaki
sorunları ele aldıklarını söyledi. Ara bölgedeki
çalışmaların başlaması için mevcut sorunların
aşılması gerektiğini yineleyen Karoyan, Türk askerinin BM
ile ortak paydada buluştuğu zaman Rum tarafının
çalışmalara derhal başlamaya hazır olduğunu savundu.
Gazete
aldığı bilgilere dayanarak Karoyan'ın bahsettiği
sorunların (KKTC ile BM arasındaki sorunlar) 3 tane olduğunu,
birincisinin "işgal makamlarının" Rum mimarların
ara bölgeye girişine ve binaların durumunu belirlemeye izin
vermemesi, ikincisinin yolun Rum Elektrik Kurumu (AİK) ve Kıbrıs
Türk Elektrik Kurumu tarafından ortaklaşa
ışıklandırılması, üçüncüsünün ise Türk askerinin
yolda bulunan nöbetçi kulübesini bırakmak niyetinde olmamasıyla
ilgili olduğunu yazdı.
Alithia gazetesi
ise, Ledra Caddesi'nin açılmasıyla ilgili sorumluluğun, BM
işbirliğiyle çalışmaların başlamasına
yardımcı olacak olan öneriyi sunmakta geciken Türk ordusunda
olduğunu savunarak Karoyan'ın açıklamasına yer verdi.
KIBRIS 20/11/05
Pirgoluların umudu Limnidi kapısında
Dağ ve
deniz arasında sıkışan Pirgo (Pyrgos) köylüleri,
"getto" yaşamından kurtulmak için Türk yönetiminin
Yeşilırmak (Limnidi) kapısını açmasını
bekliyor
Pirgoluların
umudu Limnidi kapısında
"HAPİSTEYİZ"...
Dört bir tarafı çevrili Pirgo köylüleri, Türk yönetiminin Bostancı
Sınır Kapısı'nın açılması için
ısrarlı davranmasını Limnidi kapısı için de
bekliyor. KIBRIS'a konuşan Pirgolular, "Tam anlamıyla hapisteyiz"
yorumunu yaptı. Köylüler, Türk ve Rum yönetimine "sağduyu"
çağrısında bulundu
DÖRT TARAFI
KAPALI... Pirgoluların tek umudu Limnidi kapısı. Doğusu
Yeşilırmak köyü ve asker, batısı kapalı Türk köyleri
ve Türk malları, güneyi Trodos dağları, kuzeyi de deniz ile
kapatılan Pirgo'da başkent Lefkoşa'ya ulaşımı
sağlayan 47 millik güzergahın açılması bekleniyor. Baf ve
Lefkoşa'ya gitmek için Trodos dağını aşmak zorunda
kalan Pirgolular "Hapis hayatımız artık bitsin" diyor
Hüseyin
EKMEKÇİ
Bir tarafı
dağ, üç tarafı da Kıbrıslı Türkler tarafından
çevrili bin 400 nüfuslu Rum Pirgo köylüleri "ambargodan"
bıktıklarını belirterek, Yeşilırmak(Limnidi)
kapısının açılması için Cumhurbaşkanı Mehmet
Ali Talat'a çağrı yaptı.
Trodos
dağları ile Akdeniz arasına sıkışan bir bölgede
kurulu Pirgo köyünün doğusunda Yeşilırmak (Limnidi),
batısında ise Mansura, Bozdağ gibi terk edilmiş Türk
köyleri ve Türk malları bulunuyor. Denizi, Erenköy'de bulunan Türk
bölüğü nedeniyle "istedikleri kadar"
kullanamadıklarını belirten Pirgo köylüleri en büyük
sıkıntıyı ulaşımda yaşıyor.
Yatırımlarını
turizme yönlendiren Pirgolular, ulaşımda yaşanan
sıkıntı nedeniyle sadece ağustos ayında turist
çekebiliyor.
Yeşilırmak
üzerinden Lefkoşa'ya 47 mil uzaklıkta olan Pirgo, 1974 sonrası
oluşan durum nedeniyle, Lefkoşa'ya varmak için Trodos
dağlarını aşarak 107 km. mesafe gitmek durumunda
kalıyor. Pirgo'nun Baf'a uzaklığı ise 52 km.
Baf'a ve
Lefkoşa'ya ulaşmak için Trodos dağları üzerinde açılan
güzergahı izlemek zorunda kalan Pirgolular, "Bu yola ne can, ne de
mal dayanır" ifadesini kullanıyor.
Pirgolular
Talat'a duacı
Bostancı
kapısının açılması ve yeni kapıların da
açılmasının gündemde olması Pirgo köyünde heyecan
yarattı. "Kapalı" yaşamaktan bıkan Pirgo
köylüleri, güney ve kuzeydeki yönetimin işbirliği yapmasını
istedi.
İşyerleri
çalışmayan, ziyaretçi gelmeyen ve diğer Rum köylerine oranla
daha geri kaldığını düşünen köylüler, tek
kurtuluş yolunu Yeşilırmak kapısının
açılışında görüyor.
Barış
mesajları verdiler
Yeşilırmak
kapısının açılmasını isteyen Pirgolular
"Kıbrıslı Türklerle Kıbrıslı Rumların
bir arada yaşabileceğine" de vurgu yaparak, çözüm
yollarının aranmasını istedi.
Pirgolular ne
dedi?.. Pirgolular ne dedi?.. Pirgolular ne dedi?.. Pirgolular ne dedi?...
Pirgolular ne dedi?...
Andrulla Sara
Hristu:
"Ben
adanın birleşmesini istiyorum. Herkesin kardeş olduğuna
inanıyorum. Hatta çarpışmalar devam ederken, biz elimizde
yaftalarla, "düşman değil kardeşiz" diye eylem
yapardık. Kapılar kapalı ve bizler de çok zorluk çekiyoruz.
Özellikle yetkililerden talebimiz, Limnidi (Yeşilırmak)
kapısının açılmasıdır. Bölgemiz ve bölge
halkımız mahrum ediliyor. Kıbrıslı Türkler de
bölgemize gelsin istiyorum. Bölgemiz canlansın. Tüm Dillirga hepimize
yeter, kardeşçe yaşarız. Geçmişte yapılan hatalardan
ders çıkaralım. Bu kimseye bir şey kazandırmadı.
Kapılar tamamen açılmalı ve serbest giriş çıkış
sağlanmalı".
Sofia Andreu:
"Denizi
bile dilediğimiz gibi kullanamıyoruz. Türk sandalları
kıyıdan dilediği gibi geçiyor ama bizim alanımız
şamandıra ile sınırlandırıldı. Restoran
işletiyoruz ama balık dahi tutamıyoruz. Kısacası
burada tam anlamıyla hapisteyiz. Kışın yolun
uzaklığı nedeniyle müşteri uğramıyor. Bu
koşullarda sadece ağustos ayında çalışabiliyoruz. Bu
yollar bir an önce açılmalı. Aksi takdirde yüz binlerce Kıbrıs
Lirası harcayarak kurduğumuz, yoktan var ettiğimiz turizm
tesislerimizin bir anlamı kalmayacak. Yollarımız bir an önce
açılmalı. Okullarımızda Türk düşmanlığı
öğretiliyor ve bu iyi değil. Kilise de öyle. Hz. İsa hep
insanların sevilmesini öğretti. Oysa papazlar "Türkleri denize
dökün" diyor. Dillirga bir barış bölgesi olabilir".
Andreas
Mavroyuannos:
"Akıl
işi değil. Yeşilırmak üzerinden 47 mil gitmek varken biz
dağ taş aşarak 107 kilometre gitmek durumunda kalıyoruz.
Çekilecek eziyet değil. Lefkoşa'ya gitmek dahi istemiyoruz. Biz
burada tam anlamıyla hapisteyiz. Yolların açılmasını
ve insanların bölgemize gelmesini bekliyoruz. 14 yıldır buradaki
(Mansura) restoranı çalıştırıyorum. Burası bir
Türk'e ait. Onun da gelmesini isterim ama öğrendiğim kadarıyla
İngiltere'de yaşıyor. İsmi Ekrem Faik'miş...
Müşterimiz yok. İnsanlar o kadar yolu neden tepip gelsin ki?
Gelmiyorlar".
Gulla
Mavroyuannos:
"Burada
mutlu bir şekilde yaşayabileceğimize inanıyorum. Biz
İngiltere'de Türklerle çok samimi bir şekilde yaşadık.
İngiltere'de yaşadık da Dillirga'da neden yaşamayalım.
Geçmişten ders alarak önümüze bakalım.
İki toplum
da Türkiye ve Yunanistan'ın etkisinden kurtulmalı. Akıllı
yöneticilerle bu ülkede bir barış sağlanabilir.
Çözümsüzlüğün faturası biz Pirgolulara ödetiliyor. Burada kapalı
kaldık ve resmen hapis hayatı yaşıyoruz. Yol çok uzun ve
zahmetli. Bu nedenle günübirlik kimse gelmek istemiyor. Yeşilırmak
kapısı açılmadığı takdirde bizim
sıkıntımız devam edecek. Aklı selim yöneticiler bu
sorunu el ele çözebilmeli.
Fotoğraf
altı haber 1. :
Pirgo, 107
yıllık meşenin gölgesinde
Pirgo köyü
meydanında 1898 yılında ekilen, 20 metre yüksekliğindeki
meşe ağacı büyük ilgi görüyor. Sırf meşe
ağacını görmek için Pirgo'ya gelenler olduğu belirtilirken,
köylüler de meşeye gözü gibi bakıyor.
Meşe
gölgesinde oturan bir yaşlı, KIBRIS ekibine, "Bu meşe dile
gelse de konuşsa. Gölgesinde kimleri ağırlamadı ki.
Şimdi de Rumlarla Türkler burada birlikte kahve içiyoruz"
benzetmesini aktardı.
4 metre 25 cm
çapı bulunan meşe ağacı bin 400 nüfuslu Pirgo köyünün
sembolü.
Fotoğraf
altı: Pirgo meydanındaki meşe ağacı köylüler
tarafından büyük bir özenle korunuyor. Ağaçla ilgili bilgiler de yine
gövdesine çakılan bir tabela ile sergileniyor
Fotoğraf
altı haber .2.:
Pirgo'dan
bakınca Yeşilırmak kayası görülüyor
Yeşilırmak
kayası, Yeşilırmak köyünün hemen bitişiğinde, deniz
içerisinde bir ada gibi duruyor. Kimine göre burası Kıbrıs
Türkü'nün varoluş mücadelesinde önemli bir tanık, kimine göre
sevgililerin gizlice buluştuğu izbe bir köşe. Bereketçilerin
silahlarını bu kayaya çıkardığı, buradan ülkenin
çeşitli yerlerine dağıtıldığı da söyleniyor.
Ve
Rumların yaşadığı Pirgo köyünden bakınca
Yeşilırmak kayası elle tutulacak kadar yakında duruyor.
Pirgo'dan Yeşilırmak kayasını seyretmek, ister istemez
insana, "Uzansak tutacakmışız gibi yakın ama binlerce
kilometre uzak" yorumunu yaptırıyor. Bu fotoğraf
Pirgo-Mansura yolu üzerinde bulunan Pyirgiana Hotel'den çekildi...
Fotoğraf
altı: Pirgo köyünden bakıldığı zaman,
Yeşilırmak köyünün ne kadar yakın olduğu da görülüyor
Pirgo yolunda
muflonlar
Kıbrıs'a
özgü tek hayvanın Karpaz eşekleri olduğu söylense de muflon da
aynı özellikleri taşıyor. Pirgo köyüne ulaşmak için
Lefkoşa üzerinden Trodos dağlarını aşmak gerekiyor.
100 kilometreyi aşan araç yolculuğunda "bıktıran
yokuş ve kıvrımlar", doğanın yardımı
sayesinde hissedilmiyor.
Pirgo'ya
ilerlerken, Dillirga bölgesine yaklaşmamız ile birlikte dağ
eteğindeki muflonlar da dikkatimizi çekiyor. Muflonları da sizler
için görüntüledik.
KIBRIS 20/11/05
Yakovu Türkiye ile NATO toplantısında
|
Rum Hükümet
Sözcü Vekili Marios Karoyan'ın açıklamalarına
dayanılarak, Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu'nun 7
Aralık'ta NATO'nun AB ülkeleriyle gerçekleştireceği
toplantıya katılacağı belirtildi. Haravgi
gazetesi haberine göre Karoyan, Türkiye'nin, "Kıbrıs" ve
Malta gibi AB üyesi ülkelere, katılmayı arzuladıkları
veya "katılmaya hakları bulunan" çeşitli örgütlerde
güvenliğin sağlanması konularında ambargo
uygulamasının kabul edilemez olduğunu savundu. Karoyan,
Türkiye'nin uzun zamandır bu tutumda ısrarlı olduğunu,
AB'ın müzakere çerçevesinde Türkiye'ye "Kıbrıs
Cumhuriyeti"nin uluslar arası örgütlere katılmasına
yönelik sınırlandırmaları veya vetoları
kaldırması yönünde çağrı yaptığını da
söyledi. Karoyan Türkiye'nin de toplantıya
katılacağını belirtti. Öte yandan
Simerini gazetesi, Rum Yönetimi'nin, Türkiye'nin, NATO Genel Sekreteri'nin
Rum Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu'nun da hazır
bulunacağı toplantıya katılması yönündeki davetini
kabul ettiği şeklindeki haberleri doğruladığını
yazdı. Gazete, Türkiye'nin ilk kez "Kıbrıs
Cumhuriyeti"nin temsil edildiği bir toplantıya
katılacağını, zira Türkiye'nin daha önceleri
"Kıbrıs Cumhuriyeti"nin de temsil edildiği
toplantılarda yer almadığını savundu. Habere göre
Türkiye'ye yönelik davet NATO Genel Sekreteri Safer tarafından yazda
yapılırken Türkiye, daveti toplantının gayrı resmi
olması ve gündeminin bulunmaması koşuluyla kabul etti. |
KIBRIS 20/11/05
Mahi'nin iddiası:CIA uçakları Kıbrıs üzerinden
terörist taşıyor
|
Amerikan
Merkezi Haber alma Dairesi'nin (CIA); El Kaide ve başka örgüt üyelerini
Amerikan cezaevlerine taşıyan uçaklarının
Kıbrıs'ta istasyon yaptıkları bildirildi.Mahi gazetesi
"CIA 'Teröristleri' Kıbrıs Üzerinden Taşıyor
-Bilgiler; Adanın Bütün Havaalanlarının Kullanıldığını
Söylüyor" başlığıyla yansıttığı
haberinde, bu haberlerin önceki gün İnsan Hakları Örgütü (Human
Rights Watch) tarafından doğrulandığını
yazdı. Gazeteye göre
Örgüt; CIA uçaklarının Yunanistan, İspanya, Portekiz, Üsküp,
Çek Cumhuriyeti, Almanya, İngiltere, Polonya ve Romanya
havaalanlarına da iniş yaptıklarını savunuyor. Örgüt
tarafından yapılan açıklamada; CIA'nın N313P kodunu
taşıyan ve genellikle terör örgütlerinin üst düzey yetkilileri
oldukları düşünülen şüphelileri taşıyan ünlü
uçağının Kıbrıs'a iniş yaptığı
da belirtiliyor. Gazete
Örgüt'ten bir yetkilinin; CIA'nın Kıbrıs'taki bütün havaalanlarını
kullandığını, ancak Ercan Havaalanı'nın da
bunlar arasında olup olmadığını
açıklamadığını yazdı, özetle şöyle devam
etti: "Amerikalıların
zaman zaman, 'teröre karşı mücadelelerinde' Kıbrıs
Cumhuriyeti'yle işbirliklerinin mükemmel olduğundan söz etmelerine
rağmen, hükümetin CIA uçaklarının faaliyetleri konusunda
bilgilendirilip bilgilendirilmediği ve buna rıza gösterip
göstermediği bilinmiyor." Fileleftheros
gazetesi de haberi "CIA Uçakları Kıbrıs'ta İstasyon
Yapıyor -El Kaide Teröristlerini ABD'ye Taşıyorlar"
başlığıyla yansıttı. Theodoru:
"Müslümanların sosyal entegrasyonu şarttır" Öte yandan
Haravgi gazetesi Uluslar Arası Polis Dernekleri (Güney Kıbrıs
Şubesi) tarafından önceki gün Lefkoşa'nın Rum kesimindeki
bir otelde düzenlenen "Uluslar Arası Terör ve Doğu Akdeniz'de
Güvenlik Meseleleri" konulu eğitim seminerinde konuşan Rum
Adalet ve Kamu Düzeni Bakanı Doros Hristodulidis'in "Avrupa'da
bulunan 30-40 milyon Müslüman'ın; potansiyel terörist haline gelmemeleri
için sosyal entegrasyonu şarttır" dediğini bildirdi. Gazete
Theodoru'nun; Güney Kıbrıs'ın bugüne kadar (teröre) hedef
olmadığını, ancak bunun olmayacağının
garantisini kimsenin veremeyeceğini söylediğini yazdı. Gazeteye göre
Rum Polis Genel Müdür Yardımcısı Haralambos Kulendis ise, çok
uluslu terörist saldırıların son yıllarda bütün
insanlığı sarstığının bir gerçek
olduğunu, bundan Güney Kıbrıs'ın da etkilendiğini,
AB'ne üyelikleri dolayısıyla da ortaya çıkan ihtiyaç ve
zorunlulukları nedeniyle Rum polisi bünyesinde Terörle Mücadele Birimi
kurduklarını açıkladı. |
KIBRIS 20/11/05
KKTCye
yardım GİK gündeminde
Avrupa
Birliğine üye ülkelerin dış işleri bakanlarını
biraraya getiren Genel İşler ve Dış ilişkiler konseyi
bugün toplanıyor. Toplantı gündeminde, izolasyonların
kaldırılması için KKTCye yapılacak ekonomik
yardımları içeren iki tüzük yer alıyor.
NTV-MSNBC
Güncelleme: 09:18 TSİ 21 Kasım 2005 Pazartesi
BRÜKSEL
- Avrupa Komisyonu Nisan 2004te KKTCnin Annan Planına evet oyu
vermesinin ardından, Adanın kuzeyine 259 milyonluk mali yardım
ile KKTCden ABye üye diğer ülkelere doğrudan ticareti öngören bir
tüzük hazırlamıştı. Ancak sözkonusu iki tüzük Rum kesiminin
veto engeli ile karşılaştığından henüz hayata
geçemedi.
Rum kesimi mali yardımlara yeşil ışık
yakarken, doğrudan ticareti öngören tüzüğe tamamen karşı
çıkıyor. KKTC ise doğrudan ticaret imkanını öngören
tüzüğün izolasyonu kısmen kaldıracak yegane yöntem olduğunu
savunarak, mali yardımlar konusunda fazla ısrarcı
davranmıyor.
Mali yardımlar konusunda 2005 yılının sonuna kadar bir
anlaşma sağlanamazsa, bütçe yönetmeliği gereği Brüksel,
Türk tarafına yapabileceği mali yardım 139 milyon Euro ile
sınırlı kalacak.
TARTIŞMALI BÜTÇE DE GÖRÜŞÜLECEK
Türkiye saatiyle 10.30da başlayacak olan Genel İşler Konseyinin
gündeminde ayrıca, 2007-2013 bütçesi taslağı ve AB dönem
başkanlığını noktalayacak olan Brüksel zirvesinin
hazırlıkları görüşülecek.
SAVUNMA BAKANLARI TOPLANIYOR
Türkiyeyi yakından ilgilendiren bir diğer konu ise AB savunma
bakanları toplantısı. AB dışişleri
bakanları, savunma bakanları ile biraraya gelerek Avrupa Savunma
Kabiliyetine ilişkin çalışmaların bir bilançosunu
gerçekleştirecekler.
Toplantılara NATO üyesi ve ABye aday ülke sıfatıyla Türkiye
adına Savunma Bakanı Vecdi Gönülün katılması bekleniyor.
Roj TV hakkında soruşturma
açılmasının ardından, Danimarkada ilk kez bir Türk
televizyon ekranlarına çıkarak, PKKnın vatandaşları
tehdit ederek ve şiddet uygulayarak nasıl haraç topladığını
anlattı.
TV Danmark kanalındaki polisiye Günlük
Rapor adlı programda Hacı Osman Pekerman adındaki taksi
şoförü, iki PKK üyesinin örgütten izin almadan İbrahim Tatlıses
konseri düzenlediği için kendisinden 5 bin euro istediklerini ve ölümle
tehdit ettiklerini söyledi.
Pekerman, PKKya haraç ödemediği için
saldırıya uğradığını, taksisi ve evinin
kapısının saldırı sırasında hasar
gördüğünü anlattı.
Polise şikayetçi olduğunu,
duruşmalara gelmeyen iki PKK üyesine 4 bin Danimarka kronu para
cezası verildiğini anlatan Osman Pekerman, polisin PKK derneklerine
baskın yapması ve haraçcıları cezalandırması
gerektiğini savundu.
Pekerman programda, "PKKlılar,
Danimarkada alanı boş buldu. Polisten korkuları yok. Çünkü
Danimarka makamları tüm şikayetlere rağmen PKKlılara
karşı bir girişimde bulunmuyor dedi.
Stüdyo konuğu olan Emniyet Genel
Müdürlüğü Asayiş Şube Müdürü Per Larsen ise, önce program
sunucusu Madds Nielsonun iddialarını kabul etmedi.
Sonra Osman Pekermanın olayı
belgeleriyle anlatması üzerine önümüzde ciddi bir olay var. Bugüne kadar
haraç konusunda duyumlar aldık ama ilk kez bir Türk ortaya çıkarak
korkusuzca haraç olayını belgeliyor. Hemen, gerekli girişimde
bulunup, Osman Pekermanın çevresinden edineceğimiz yeni bilgiler
ile, haraçcılar ve faaliyet gösterdikleri derneklerin üzerine
gideceğiz. Danimarkada dernekleşme özgürlüğü var ama dernekler
suç işliyorlarsa o zaman dernekleşme özgürlüğü geçerli olmaz
dedi.
MILLIYET 21/11/05
Kıbrıs sorunu, 3-4 yıl içinde çözümlenmeli
|
AP
Yeşiller Grubu üyesi Joost Lagendijk, KIBRIS'a Strasbourg'da
verdiği özel demeçte, Türkiye'nin AB ile katılım
müzakerelerine başlamasının, Türkiye üzerinde Kıbrıs
sorununun çözümlenmesi için zaman baskısı yarattığını
söyledi: Kıbrıs
sorunu, 3-4 yıl içinde çözümlenmeli TÜRKİYE,
KIBRIS YARASINI AÇIK BIRAKAMAZ... AP Yeşiller Grubu üyesi Joost
Lagendijk, Kıbrıs sorununun, Türkiye'nin AB üyeliğinden
dolayı en geç üç-dört yıl içinde çözümlenmesi gerektiğini
söyledi. Türkiye'nin, Kıbrıs sorunu çözümlenmeden AB'ye
katılımının mümkün olmayacağını ifade eden
Lagendijk, Türkiye'nin, AB ile katılım müzakerelerine
başlamasından dolayı zaman kısıtlamasıyla
karşı karşıya olduğunu belirtti. Lagendijk,
"Kıbrıs sorununu 3-4 yıl içinde çözmesi gereken Türkiye,
müzakerelerin sonuna kadar Kıbrıs yarasını açık
bırakmaya devam edemez" dedi RUMLARA
TÜZÜKLER İÇİN BASKI YAPILACAK... Lagendijk, Avrupa Komisyonu
tarafından Kıbrıslı Türklere uygulanan
izolasyonların hafifletilmesi amacıyla önerilen Mali Yardım ve
Doğrudan Ticaret Tüzüklerinin, son bir kez daha AB'de müzakereye
açılacağını söyledi. Lagendijk, İngiltere'nin dönem
başkanlığı sona ermeden tüzükleri son bir kez daha
müzakereye açmak istediği, kabul edilmelerini sağlamak için de Rum
hükümetine baskı yapılacağı yönünde söylentilerin
dolaştığını belirtti Osman
KALFAOĞLU- Anıl IŞIK Avrupa
Parlamentosu'nun (AP)Yeşiller Grubu üyesi Joost Lagendijk,
Kıbrıs sorununun, Türkiye'nin Avrupa Birliği (AB)
üyeliğinden dolayı en geç üç-dört yıl içinde çözümlenmesi
gerektiğini söyledi. Türkiye'nin,
Kıbrıs sorunu çözümlenmeden müzakere sürecindeki bölümleri
tamamlamasının ve dolayısıyla AB'ye
katılımının mümkün olmayacağını ifade eden
Hollandalı parlamenter, Türkiye'nin, AB ile katılım
müzakerelerine başlamasından dolayı zaman
kısıtlamasıyla karşı karşıya olduğunu
belirterek, "Türkiye, Kıbrıs sorununu 3-4 yıl içinde
çözmelidir. Türkiye, müzakerelerin sonuna kadar Kıbrıs
yarasını açık bırakmaya devam edemez" diye
konuştu. Joost
Lagendijk, Avrupa Komisyonu tarafından Kıbrıslı Türklere
uygulanan izolasyonların hafifletilmesi amacıyla önerilen Mali
Yardım ve Doğrudan Ticaret Tüzüklerinin, son bir kez daha AB'de
müzakereye açılacağını söyledi. Lagendijk,
İngiltere'nin dönem başkanlığı sona ermeden
tüzükleri son bir kez daha müzakereye açmak istediğini, kabul
edilmelerini sağlamak için de Rum hükümetine baskı
yapılacağı yönünde söylentilerin
dolaştığını belirtti. Hollandalı parlamenter,
bu girişimin başarısız olması halinde, tüzüklerin
büyük bir ihtimalle birbirinden ayrılacağını
vurguladı. Geçtiğimiz
yıl KIBRIS'a verdiği özel demeçte, Mali Yardım Tüzüğü'nün
2004'ün sonunda çözüleceğini söylerken, o günlerde çok iyimser
olduğunu ifade eden Lagendijk, siyasi sorun teşkil etmeyen Mali
Yardım Tüzüğü'nün kabul edileceğini, ancak Doğrudan
Ticaret Tüzüğü'nün şimdilik rafta kalacağını belirtti.
Tüzükler için kısmi bir çözüm bulunabileceğini anlatan Lagendijk,
buna rağmen konseyin ve üye devletlerin çoğunluğunun ne yönde
hareket edeceğinin belli olmadığını belirtti.
Lagendijk, "Bir araya gelindiği zaman tüzüklerin çok önemli
olduğu söyleniyor, ancak sonuçta, Kıbrıs hükümetine her
şeyin önünü tıkaması için izin veriliyor. Ben, parlamento ve
siyasi gruplar, tüzüklerin uygulanması yönünde düşüncelerimizi
ortaya koyduk, ancak konseyde takılıp kaldılar" dedi. Tüzüklerin bu
hale gelmesinin ve oylamaya sunulamamasının, AB'nin "büyük bir
siyasi hatası" olduğunu ifade eden Lagendijk, çözümün üye
devletlerin elinde olduğunu, ancak yeterince baskı
oluşturmanın onlar için pek de önemli olunmadığının
görüldüğünü belirtti. Lagendijk,
"Sonuçta baktığımız zaman, doğrudan ticaret
tüzüğü çok daha önemli. Sayın Talat, paketlerin birlikte
geçirilmesini, aksi taktirde parayı istemediğini defalarca ifade
etti. Şimdi ise bu görüşler yavaş yavaş değişiyor.
Bence, mali yardımı tek başına kabul etmek
Kıbrıslı Türklerin çıkarınadır. Eğer
alınmazsa, Avrupa yasaları uyarınca AB'nin genel bütçesine
dahil olacak. Bu durumda paranın bir bölümü, hatta tamamı
kaybedilebilir." Tüzüklerin
birlikte geçmesinden yana olduğunu belirten Lagendijk, bunun
imkansızlaşması halinde Kıbrıslı Türklerin
parayı alması ve doğrudan ticaret tüzüğüne yönelik
baskılarını artırması gerektiğini söyledi. "Sonuçta,
uzun vadede izolasyonların kaldırılacağı kesindir.
259 milyon euro sadaka değil. Adanın kuzeyinde paranın en iyi
şekilde nasıl kullanılabileceği konusunda fikirleri olan
pek çok insan var" diyen Lagendijk, doğrudan ticaretin kilit konu
olduğunun, Kıbrıslı Rumların da buna karşı
olmalarının tesadüf olmadığının
altını çizdi. Türkiye
taktik hatalar yapıyor Lagendijk,
"Türkiye'nin, oyunun kuralına göre, her halükarda yükümlü
olduğu protokolü onaylamakla, kuzeye uygulanan izolasyonları
ilişkilendirmesinin sorun yaratabileceğini" söyledi. Türkiye'nin
siyasi olarak haklı olabileceğini belirten Lagendijk, bunun da
AB'nin üstünde "Türkler ile sorunları halletme yönteminin tek
yöntemi" olduğu düşüncesiyle, pek de arzulanmayan
"doğrudan ticaretin oylanması" baskısını
doğuracağını ifade etti. Lagendijk,
"Şu anda her şey birbirine girdi. Kanımca, Türkiye'nin
izolasyonlar ile arasında bağ kurduğu doğrudan ticaret
tüzüğünün buna gerek kalmadan da oylanması gerekir.
Kıbrıslı Türkler ve Türkiye'nin bu tutumu, kendileri için pek
de verimli olduğunu düşünmüyorum" dedi. ABD,
Kıbrıs sorununun çözümüne katkı koymuyor ABD'nin
Kıbrıslı Türklerin izolasyonunun hafifletilmesine yönelik
attığı adımlarla ilgili olarak da değerlendirmede
bulunan Lagendijk, ABD'nin tutumunun Kıbrıs sorununun çözüme
katkı koymadığı görüşünü bildirdi. Lagendijk
konuşmasına şöyle devam etti: "Konsey
üyelerinin geçen yılki tutumunu eleştiriyorum, o zamandan tüzükleri
karara bağlamaları gerektiğini kanısındayım.
Ancak AB ve ABD arasındaki farklı görmemiz gerekiyor. ABD,
baskı yapma ve etkileme tutumundadır ve buna kendileri karar
verebilir, herhangi bir başka ortak ile başa çıkmak zorunda değiller.
AB tüm 25 üye devletle oybirliği ile karar almak zorundadır.
Geçmişte tek bir ülke bir şeye itiraz ettiğinde, diğer
üyeler bir yıl beklemek zorundaydı ve bundan sonra bu ülkeye
baskı yapılır ve hatta mali destek kesilirdi. Günün
sonunda, özellikle küçük bir ülke ise, birlik yoluna devam ederdi. Bu özel
durumda, Kıbrıslı Rumlar çok inatçı ve diğer üyeler
de yeterince baskı koymak için istekli değiller. Tüzüklerin bugüne
kadar kabul edilmemiş olmasının nedeni, diğer üye
devletlerin Kıbrıslı Rumlar üzerine baskı
koymamasıdır çünkü üye devletler yalnız
kaldıklarında genellikle geri adım atarlar." Rumlara
baskı yapılması konusunda üye
devletler isteksiz Hollandalı
parlamenter, 3 Ekim'e kadar Kıbrıs Rum hükümetine neden bu kadar
çok baskı yapıldığını anladığını
ifade ederek, "Türkiye'nin AB'ye katılımına
karşı olan bazı devletlerin varlığına
karşı, Kıbrıslı Rumlar üzerinde baskı
yapabilecek diğer ülkeler vardır, ancak yapmadılar, durumla
başa çıkmak için isteksizdiler. Şimdi, müzakereler
başladıktan sonra, AB'nin, Kıbrıslı Rumlara
baskı yaparak sözlerini tutma zamanıdır. Mevcut durum,
verdiği sözleri tutmaması AB'nin imajı için iyi değildir,
çünkü diğer aday üye devletler de birlik sözlerine uymuyor diye AB'ye
verdiği sözleri tutmayabilir" dedi. AB, daha
güçlü bir rol oynamalı Lagendijk,
AB'nin, yakında başlamasını ümit ettiği, yeni tur
görüşmelerde daha güçlü bir rol oynaması gerektiğini
vurguladı. Görüşmelerin,
BM şemsiyesi altında yapılması gerektiğine
işaret eden Hollandalı parlamenter, Kıbrıs sorununun, BM
sorunu olduğunu, birçok BM kararının bulunduğunu ve Çin
ve Rusya gibi diğer büyük ülkelerin de konuyla ilgili olduğunu
kaydetti. Lagendijk,
"2002'den itibaren, BM esas rolü üstlendi ve AB bir tarafta duruyordu.
Şimdi yeni roller yeniden düzenlenmeli, BM müzakereleri yürütmeli ve
günün sonunda BM, Güvenlik Konseyi'ne gitmeli. Bu arada AB, farklı
taraflar arasında arabuluculu olarak daha büyük bir rol oynayabilir,
tabii ki AB'nin taraflı bir arabulucu olduğunu bilerek... Bu kısmen
doğrudur, ancak geçmişte olduğu gibi AB'yi sahnenin
dışında bırakmak çok yardımcı
olmayacaktır" dedi. AB'nin, üye
devletler (Kıbrıs Cumhuriyeti) üzerine bazı durumlarda
baskı uygulayabileceğini ifade eden Lagendijk, AB'nin,
Kıbrıs sorununun çözüm sürecinde rol oynaması gerektiğini,
ancak günün sonunda karar verecek olanın Brüksel değil, New York
olacağını, bu nedenle sorunun, BM şemsiyesi altında
çözümlenmesi gerektiğini vurguladı. AB'nin,
müzakereler sırasında her türlü çözümün üretiminde daha pro-aktif
bir şekilde rol üstelenebileceğine işaret eden Lagendijk,
çözüm planının, AB kurallarına uygunluğunun ilk
baştan kontrol edilmesi gerektiğini belirterek, AB'nin bunu
yapabileceğine ifade etti. Çözüm
inisiyatifi ada dışından gelmeli Güvenlik
Konseyi'nde yer alan, Fransa ve İngiltere gibi, AB üye devletlerinin,
güvenlik konseyinde yönlendirici olabileceğini ve BM Genel Sekreteri
Kofi Annan ile müzakerelerin başlaması için
görüşebileceklerini ifade eden Lagendijk, "Çözüm inisiyatifi,
dışarıdan gelmeli, çünkü dış müdahaleler olmadan
sorunun çözümlenmesi imkansızdır" dedi. Çözüm
zemininin, Annan Planı olması gerektiğine dikkat çeken
Hollandalı parlamenter, "Annan Planı'nın şu anki
şekliyle devam edilmesini söylemiyorum. Kıbrıslı Rumlar
ve Kıbrıslı Türklerin kabul edeceği değişiklikler
olacaktır, ancak inisiyatif ve baskı dışarıdan
gelmelidir" dedi. Kıbrıslı
Rumların, çok güçlü bir durumda olduğunu, süreci
erteleyebileceğini, Türk hükümetinin ise, AB ile katılım
müzakerelerinden dolayı zaman baskısı altında
bulunduğunu kaydeden Lagendijk, "Herkes, müzakerelerin son
yıllarında değil, başlarında sorunun çözülmesi
gerektiğinin farkında" diyerek, şöyle devam etti: "Kıbrıslı
Rumlar, arkalarına yaslanıp bekleyebileceklerini biliyorlar. Bu
nedenle, AB, Kıbrıslı Rumlara, sadece tüzükler için
değil, kabul edilebileceğini düşündükleri arzu ettikleri
değişiklikler yapma fırsatı bulunan Annan Planı
zemininde müzakere masasına dönmeleri için baskı yapmalı"
dedi. Türkiye,
Kıbrıs sorununu çözmeden AB'ye asla giremez Türkiye'nin,
Kıbrıs'taki tutumunu anlayabildiğini ifade eden Lagendijk,
"Türkiye'nin üzerinde AB üyeliğinden dolayı zaman
baskısı var, çünkü Türk hükümeti, Kıbrıs sorunu
çözümlenmeden, müzakereleri sonuçlandıramayacağını biliyor"
diye konuştu. Lagendijk
konuşmasına şöyle devam etti: "10 yıl
içinde bir çözüm olmalı. Türkiye, çözüm olmadan, AB'ye giremeyecek ve
bu, sadece Kıbrıs Rum hükümetinden dolayı değil, üye
devletlerden birini tanımamsı halinde birliğe
giremeyeceğini söyleyen diğer üye devletlerden dolayı
olacaktır. Bu nedenle, Türkiye üzerinde zaman kısıtlaması
vardır ve Kıbrıslı Rumlar bunu biliyor.
Kıbrıslı Rumlar üzerinde dış baskı olmadan,
tüzükler ya da müzakerelerin başlaması olmayacaktır." Anahtarın,
AB olduğunu söyleyen Hollandalı parlamenter, sorunun çözümünün,
AB'nin, Türkiye ve AB arasındaki her yeni gelişmede
Kıbrıs'ın her zaman bir sorun olarak belirmesinden kaynaklanan
bu süregelen durumun sona ermesine karar vermesine bağlı
olduğunu anlattı. Lagendijk, AB'nin, bu konunun çözümlenmesinin
kendi çıkarına olduğunu kaydetti. Kıbrıs
sorununun çözümlenmesi için son takvim olarak neyi öngördüğünün
sorulması üzerine Lagendijk, Türkiye'nin, Kıbrıs sorununu
çözümsüz bırakmamasının akıllıca
olacağını ve Kıbrıs sorununun çözümsüz
kalmasının müzakereleri daha da
zorlaştıracağını belirterek, "Türkiye, asla
bölümleri kapatamayacaktır. Türkiye, 3-4 yıl içinde
Kıbrıs sorununu çözmelidir. Türkiye, müzakerelerin sonuna kadar
Kıbrıs yarasını açık bırakmaya devam
edemez" dedi. Türkiye,
limanlarını açacak,
başka yolu yok Türk
tarafının, Türk limanlarının, Rum gemi ve uçaklarına
açılmasının, Kıbrıslı Türklere uygulanan
izolasyonların kaldırılmasıyla mümkün olabileceğiyle
ilgili açıklamasını da değerlendiren Lagendijk şöyle
konuştu: "Türkiye'nin,
mali yardım ve doğrudan ticaret tüzükleri geçmese bile Türk
limanlarını, Kıbrıs gemilerine ve uçaklarına
açmalıdır. AB kurallarına göre ve ayrıca parlamento,
komisyon, konsey ve protokolün Avrupa yorumlaması, protokolün sadece
mallarla ilgili değil, hizmetlerle ilgili olduğunu söylüyor.
Dolayısıyla protokol, gemileri ve
uçakları da kapsıyor. Bundan hoşlansanız da
hoşlanmasanız da protokol budur. Türkiye, Kıbrıs Rum
gemilerine limanlarını açmalıdır, ancak
Kıbrıslı Rumlar, Türk limanlarına gemi göndererek, durumu
provoke etmemelidirler. Türkiye'nin bu yükümlülükten kaçmasının
hiçbir yolu yoktur." Protokol
yürürlüğe girmeden, Türkiye'den limanlarını
Rumlara açmasını bekleyemeyiz Avrupa
Parlamentosu'nun, Türk hükümetinin, Kıbrıs Cumhuriyeti'ni
tanımadığına dair yayınladığı
deklarasyon nedeniyle, ek protokolü onaylamayı reddetmesiyle ilgili
değerlendirmede bulunan Hollandalı parlamenter, söz konusu
deklarasyonun yayınlanmasının gerekli
olmadığını ve bunun, Türk hükümetinin, muhalefetin iç
baskıları nedeniyle yaptığı taktiksel bir hata
olduğunu kaydetti. AB'nin, protokolün
ayrıcalık yapılmadan tam uygulanması konusundaki
tutumunun kesin olduğunu ifade eden Hollandalı parlamenter, AB'nin
protokolü onaylamaması halinde ortada bir protokol
olmayacağını ve bu durumda Türkiye'nin de
limanlarını, Kıbrıs Rum gemilerine açmasına gerek
olmayacağını kaydetti. Lagendijk,
Türkiye'nin, Kıbrıs Rum gemilerine ve uçaklarına
limanlarını açmasının, protokolün uygulamaya girmesiyle
gerektiğine dikkat çekerek, "Biz
imzalamadığımız için Türk hükümetine de Kıbrıslı
Rum gemilerine imalarını açması için baskı
yapamayız" dedi. Lagendijk,
"Bazıları, AP'nin ilk önce Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin
protokolü onaylamasını beklediğini söylüyor, ancak bu ne kadar
sürecektir? Protokole dahil olan 9 ülke daha vardır" diye
konuştu.. Türkiye'de AB
karşıtlığı güçleniyor Türkiye'nin,
AB üyeliği için yapması gereken daha çok şey olduğuna
dikkat çeken Lagendijk, AB üyeliği için taviz verilmesine
karşı olanların giderek güçlendiğine işaret ederek,
şöyle konuştu: "Milliyetçi
partiler daha güçlü oluyor, sokaklara çıkıyorlar. Maalesef
bunları görüyoruz. Erdoğan, Diyarbakır'da Kürt sorununun
demokratik şekilde çözümlenmesi gerektiği yönünde açıklama
yaptıktan sonra, hem asker hem de PKK savaşmayı istedikleri ve
soruna bir çözüm istemedikleri için bundan hoşlanmadı Bu Kürt
sorununda ilerleme sağlanması mümkün olmayan bir ortam
yarattı. MHP güçlü eylemler gerçekleştirdi. En büyük sorun olan
yargı, yazarlara karşı açtığı tüm bu davalar...
Tüm bunlar, AB içindeki insanlar arasında Türkiye'nin reformlarda
ilerleme sağlamasıyla ilgili bazı şüphelerin
oluşmasına yol açtı" dedi. Lagendijk,
ayrıca, Türkiye'deki bu gerilemenin, Türkiye'deki AB
karşıtları ve AB'deki Türkiye karşıtları
tarafından iyi bir şekilde kullanıldığını
belirterek, Türkiye'deki bu güçlerin, AB reformlarıyla çatışan
durumlar yaratarak, AB'yi nasıl provoke edeceğini bildiğini ve
Türkiye'nin üyeliğine karşı olan AB'deki kişilerin
"Türkiye'nin reform gerçekleştirmediğini size söylemiştik"
söylemesine imkan verdiklerini söyledi. Tüm bu
konuların, Türkiye'nin üyeliğini engellemek isteyen AB
karışları tarafından kullanan hassas konular
olduğunu ifade eden Lagendijk, "Bu olanlar rastlantı sonucu
değildir, örneğin, Türk yazar Orhan Pamuk'a, 3 Ekim'den önce dava
açılması..." dedi. "Reformların
başındayız. Gerçek süreç şimdi başlıyor"
diyen Lagendijk, AB'nin, Türk hükümetinin, reformlar konusunda daha fazla
ilerleme göstermesini beklediğini vurguladı. |
KIBRIS 21/11/05
AP, AB tüzüklerini gündeme getiriyor
ORTAK
ÇALIŞMA... Avrupa Parlamentosu'nun (AP), İngiltere
Başkanlığı ve AB Komisyonu ile ortak çalışma
yaparak KKTC'ye uygulanan ambargonun kaldırılmasını öngören
AB tüzüğünün onaylanması konusunu yeniden gündeme getirmeyi
amaçladığı bildirildi
BUGÜN
GÖRÜŞÜLÜYOR... Doğrudan ticaret ve mali yardım tüzüklerinin
bugün yapılacak olan AB Dışişleri Bakanları Konseyi
toplantısında, İsveç'in de desteğini alan İngiltere
tarafından gündeme getirileceğini belirtirken,
AP-Kıbrıslı Türkler Yüksek Düzey Temas Grubu'nun da çok
yakında faaliyete geçirileceği ifade edildi
Avrupa
Parlamentosu'nun (AP), İngiltere Başkanlığı ve AB
Komisyonu ile ortak çalışma yaparak, KKTC'ye uygulanan ambargonun
kaldırılmasını öngören AB tüzüğünün onaylanması
konusunu yeniden gündeme getirmeyi amaçladığı bildirildi.
Rum gazetesi
Fileleftheros; "Lefkoşa'ya Yeni Çelme - Doğrudan Ticaret
İçin AB-Kıbrıslı Türk Temas Grubu Aktif Hale Getiriliyor -
İngiltere Başkanlığı Tüzükleri ve Mali
Yardımı Yeniden Gündeme Getiriyor" başlıkları ile
manşetten verdiği haberinde, Avrupa Parlamentosu'nun, İngiltere
Başkanlığı ve AB Komisyonu ile ortak çalışma
yaparak KKTC'ye uygulanan ambargonun kaldırılmasını öngören
AB tüzüğünün onaylanması konusunu yeniden gündeme getirmeyi
amaçladığını yazdı.
Gazete, Avrupa
Parlamentosu-Kıbrıslı Türkler "Yüksek Düzey Temas Grubu'nun"
çok yakında İngiltere ve AB Komisyonu'nun da desteğiyle
faaliyete geçeceğini ve grubun amacının doğrudan ticaret ve
mali yardım tüzüklerinin onaylanmasını sağlamak
olduğunu belirtti.
Gazete,
doğrudan ticaret ve mali yardım tüzüklerinin bugün yapılacak olan
AB Dışişleri Bakanları Konseyi toplantısında,
İsveç'in de desteğini alan İngiltere tarafından gündeme
getirileceğini belirtirken AP-Kıbrıslı Türk Yüksek Temas
Grubu'nda yer alacak isimlerin de belli olduğunu iddia etti.
Gazete, elde
ettiği bilgilere dayandırarak verdiği haberinde, temas gurubunda
şu isimlerin yer alacağını belirtti:
"Francoise
Grossetete (Avrupa Halk Partisi), Mechtild Rothe (Sosyalist Grup), Karin
Resetaritis (Avrupa İçin Liberaller ve Demokratlar İttifakı),
Cem Özdemir (Türk asıllı Alman milletvekili-Yeşiller), Yorgos
Karacaferi (Yunanlı milletvekili-Bağımsızlık ve
Demokrasi Grubu".
Gazete,
"Avrupa İçin Ulusların Birliği,
bağlantısızlar ve AB Birleşik Solu"
guruplarının temsilcilerinin ise henüz belli
olmadığını belirtirken AB Birleşik Solu'nun liderleri
Francis Wurtz tarafından temsil edilmesinin büyük bir olasılık
olduğunun altını çizdi.
Kiprianu'dan
AB'ye çağrı
Öte yandan
Haravgi, AKEL Basın Sözcüsü Andros Kiprianu'nun önceki gün
yapmış olduğu açıklamalarda, Kıbrıslı
Türklere uygulanan ambargonun kaldırılması ve mali yardım
tüzüklerinin yarınki COREPER toplantısında gündeme getirilecek
olması konusuna değindiğini yazdı.
Habere göre
Kiprianu açıklamasında, "AB üyesi ülkelerin eğer özlü bir
diyaloğun (Kıbrıs sorununa yönelik) başlamasını
sağlayacak koşulların oluşmasına gerçekten
katkıda bulunmayı istiyorlarsa, Türk tarafına KKTC'nin düzeyinin
yükseltilmesine hiçbir şekilde katkıda bulunmayacakları yönünde
net mesaj göndermeleri gerektiğini" iddia etti.
Kiprianu,
"bu sorunun uzun zaman önce çözülmüş olması gerektiğini ve
iki tüzüğün hiçbir şekilde birbirine
bağlanamayacağın" iddia ederken "doğrudan ticaret
tüzüğü konusunda ise AB hukuk danışmanlarının, böyle bir
şeyin kabulünün yasal olmayacağı yönünde görüş
belirttiklerini, kendilerine göre ise böyle bir olasılığın
görüşülmesinin bile gerçekleşmemesi gerektiğini" öne sürdü.
Kiprianu,
"İngiltere ve diğer AB ülkelerine, çabalarını, Türkiye
ve Kıbrıs Türk liderliğinin dikkatlerini, KKTC'nin düzeyinin
yükseltilmesine değil Kıbrıs sorununun çözümüne
odaklamalarını sağlamaya yoğunlaştırma"
çağırdı.
KIBRIS 21/11/05
Türkiye Başbakanı Erdoğan: Kıbrıs'ı
satmadık, yerinde duruyor
|
SÖZÜMÜZÜ
TUTACAĞIZ... Erdoğan: AB konusunda söz verdik, bunu
başaracağız. Kimse bizden bu ülkenin veremeyeceği
değerleri isteyemez. "Ülke elden gidiyor diyenler" oldu. Kimse
boşu boşuna konuşmasın, bunun hayalini kurmasın.
Bunlar bize "Kıbrıs'ı sattınız" dediler.
Ne oldu, Kıbrıs'ta ne satıldı? Kıbrıs yerinde
duruyor Türkiye
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, "Kimse bizden bu ülkenin
veremeyeceği değerleri isteyemez" dedi.Türkiye
Başbakanı Erdoğan, AK Parti teşkilatıyla, Ege Giyim
Sanayicileri Toplantı Salonu'nda bir araya geldi. Erdoğan,
toplantının basına açık bölümünde yaptığı
konuşmada, Avrupa Birliği (AB) konusunda sözleri bulunduğunu
ve bunu başaracaklarını ifade ettiklerini belirtti.
Erdoğan, şunları kaydetti: "Bu
konuda elele vererek, sizlere gönderdiğimiz ne varsa dağ taş
demeden her yerde anlatın. Kimse bizden bu ülkenin veremeyeceği
değerleri isteyemez. Ülke (elden gidiyor) diyenler oldu. Kimse boşu
boşuna konuşmasın, bunun hayalini kurmasın. Bunlar bize
(Kıbrıs'ı sattınız) dediler. Ne oldu,
Kıbrıs'ta ne satıldı? Kıbrıs yerinde duruyor." Erdoğan,
Türkiye'de demokrasinin, hukukun, insan hakları ve hürriyetlerinin tam
olarak tatbikini sağlamayı hedeflediklerini de sözlerine ekledi. |
KIBRIS 21/11/05
AB KKTCye yardımı yine erteledi
21 Kasım, 2005 20:44:00 (TSİ) CNN TURK
Brüksel'de bugün toplanan AB dışişleri
bakanları KKTCye uygulanan tecridin kaldırılması konusunu
aralık ayına erteledi.
AB Dönem
Başkanı İngiltere'nin Dışişleri Bakanı Jack
Straw, toplantının ardından yaptığı
açıklamada, KKTC'deki Türklere verilen maddi yardım sözlerine
ilişkin dosyaların kısaca
tartışıldığını söyledi.
Dönem Başkanlığı'nın bu konuda çalışmalarını
sürdürdüğünü belirten Straw, bu konunun aralık ayında
yapılacak Genel İşler Konseyi'nin gündemine geleceğini
açıkladı.
Tecridin kaldırılmasına yönelik mali yardım pakedi, KKTC'ye
259 milyon euroluk mali yardım yapılmasını ve Türk
tarafının Avrupa Birliği üyeleri ile doğrudan ticaret
yapabilmesini öngörüyor.
Kıbrıs Rum Kesimi, Adanın kuzeyine dönük mali yardımlarla,
doğrudan ticaret konularının birbirinden
ayrılmasını istiyor.
259 milyon euroluk yardımın AB üyelerince bu yıl sonuna kadar
onaylanmaması halinde, 2006'ya kadar geçerli bütçeye dahil olan 120
milyonluk bölümü kullanılamaz hale gelecek.
Tüzük şunları öngörüyor:
·
Ada'nın kuzeyi ile AB arasında doğrudan ticaret
yapılacak
·
Kıbrıs Rum Yönetimi'ne herhangi bir rol verilmeyecek. Bütün
yetkiler Kıbrıs
·
Türk Ticaret Odası ile AB Komisyonu'nda toplanacak
·
Doğrudan ticarette ABye sadece tamamı Ada'nın kuzeyinde
üretilmiş mallar ihraç edilebilecek. Bu mallara dolaylı vergiler
uygulanmayacak
Sağlık kontrolleri AB standartlarına çıkana kadar
canlı hayvan ve ürünleri birliğe satılamayacak
·
Meyve-sebze ihracında sağlık kontrolleri Kıbrıs
Türk Ticaret Odası ile işbirliği içinde AB Komisyonu yetkilileri
tarafından yapılacak
Kuzey Kıbrıs'a doğrudan kullandırılması taahhüt edilen
259 milyon euro kuzeyde açılacak AB ofisi aracılığıyla
projelere açılacak
·
Kıbrıs Türk Ticaret Odası ile işbirliğinde
sorunlar çıkarsa ticaret askıya alınabilir
Kıbrıs Rum kesimi, Adanın birliğe bir bütün olarak üye
olduğunu iddia ederek, AB Komisyonu'nun KKTC ile başka bir ülke
gibi ticaret yapamayacağını savunuyor.
Doğrudan ticaret ve mali yardımı düzenleyen bu iki tüzükten
ikincisi, geçtiğimiz yılın ekim ayında AB Daimi Temsilciler
Konseyi'nde, kasım ayında da Avrupa Parlamentosu'nda kabul edildi.
Son onayı verecek olan AB Konseyi ise henüz bir adım atmadı.
Rauf
Denktaş TMT'nin içyüzünü anlatıyor
RADIKAL 22/11/05
AA - LEFKOŞA - KKTC'nin ilk
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, gazeteci Nezire Gürkan'ın,
kendisiyle yapılan röportajlardan oluşan 'Zirvedeki
Yalnızlık Kulesi' adlı kitabında, 1950'lerde Rumlara
karşı kurulan Türk Mukavemet Teşkilatı'nı (TMT)
anlattı.
'Lakabım
Toros'tu'
TMT ilk bildirisinin yayımlandığı Kasım 1957'den sonra
yarbay Rıza Vuruşkan'ın Ağustos 1958'de, 'Ali Çonan'
adıyla ve 'İş Bankası müfettişi' göreviyle adaya
gelmesiyle faaliyete geçtiğini belirten KKTC lideri, Vuruşkan'ın
'Bozkurt', kendisinin 'Toros', Dr. Fazıl Küçük'ün ise 'Ağrı' kod
adlarını kullandığını kaydetti. Denktaş, Dr.
Küçük'ün bu isimle ilgili "Karın ağrısı mı?"
espirisi yaptığını, kendisinin de "Hayır, en
yüksek" yanıtı verdiğini belirtti. Daha önceki 'Volkan'
adlı teşkilatı Britanya'nın kurdurduğundan
şüphelenildiğini belirten Denktaş, TMT'nin kuruluşundan
habersiz Küçük'ün bilgilendirilmesinden yana tavır koyduğunu öne
sürdü.
Küçük'ün TMT'nin emir vermesini onaylamadığını da belirten
Denktaş, o dönemde, aracı olarak Baf'tan Lefkoşa'ya
getirttiği bazı kişilerin 'casusluk' şüphesiyle TMT
liderliğince öldürüldüğünü belirterek, 'Denktaş bizi mahsus
getirtti, ondan sonra vurdurttu' diyecekler diye 'deliye döndüğünü'
söyledi. 'Yani Denktaş da mı kullanıldı' sorusuna KKTC
lideri, "Yeraltı teşkilatına girdin mi,
kullanılmayı kabul edersin demektir. Hem sen kullanacaksın, hem
seni kullanacaklar. Başka yolu yok" yanıtını verdi.
"Hiçbir yeraltı teşkilatının hikâyesi temiz
değildir" diyen Denktaş, her olayın üzerine
yıkıldığını söylerken, "Ama yavaş
yavaş aklanıyoruz. Ben vicdanen rahatım" ifadelerini
kullandı. Denktaş, TMT yemininin geçerli olup
olmadığına dair "Söyleyemezsin... Yani öyle şeyler
yapıldı ki, anlatamazsın" yorumunu yaptı.
Hristofyas, Özker Özgür'ü evinde ziyaret etti
Rum
meclis başkanı ve AKEL Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas, dün
öğleden sonra, Kuzey Kıbrıs'ageçerek, CTP eski genel
başkanı Özker Özgür'e geçmiş olsun ziyaretinde bulundu.Özker
Özgür'ü Lefkoşa'daki evinde ziyaret eden Hristofyas'a Birleşik
Kıbrıs Partisi (BKP) Genel Sekreteri İzzet İzcan da
eşlik etti.Yaklaşık bir saat süren ziyaretin ardından
Hristofyas yeniden güney Kıbrıs'a döndü. Kanser
hastalığıyla mücadele eden Özker Özgür'e moral vermek için
kuzeye "insani bir ziyaret" gerçekleştiren Hristofyas'ın
tavrı yerinde bulundu
KIBRIS
22/11/05
AB Tüzükleri aralık ayına kaldı
Avrupa
Birliği (AB) üyesi ülkelerin dışişleri
bakanlarını bir araya getiren Genel İşler Konseyi,
Brüksel'deki aylık olağan toplantısında,
Kıbrıslı Türklere yönelik maddi yardım dosyaları
konusunun tartışılmasını aralık ayına erteledi.
AB Dönem
Başkanı İngiltere'nin Dışişleri Bakanı Jack
Straw, toplantının ardından basının
sorularını yanıtlarken, KKTC'deki Türklere verilen maddi
yardım sözlerine ilişkin dosyaların "kısaca"
tartışıldığını, Dönem
Başkanlığı'nın bu konuda
çalışmalarını sürdürdüğünü, bu konunun aralık
ayında yapılacak Genel İşler Konseyi'nin gündemine geleceğini
söyledi.
Almanya ve
İsveç
İngiltere'ye
tüzükleri sordu
ABHaber'e göre,
AB Dışişleri Bakanları Kıbrıs ile ilgili
Yeşil Hat, Ticaret ve Mali Yardım Tüzüklerini öğlen yemeği
sırasında görüştü
Tüzükler ile
ilgili başta İsveç olmak üzere, diğer İskandinav ülkeleri
de AB Dönem Başkanı İngiltere'ye destek verdiği
öğrenildi.
Toplantı
sırasında İsveç ve Almanya AB Dönem Başkanı
İngiltere'den Kıbrıs ile ilgili Yeşil Hat, Ticaret ve Mali
Yardım Tüzükleri ile ilgili gelişmeleri sordu.
İsveç
Dışişleri Bakanı Leila Freivalds, Jac Straw'a tüzüklerin bu
yıl sonuna kadar onaylanmasının gerekli olduğunu aksi
takdirde 259 milyon euroluk yardımın ilk diliminin
kullanılamayacağını bu yönde neler yapıldığını
sordu. Toplantıda Almanya'yı temsil eden Dışişlerinden
Sorumlu Devlet Bakanı Dr. Klaus Scharioth'de, İsveç
Dışişleri Bakanına destek çıkarak tüzüklerin bir an
önce hayata geçirilmesi gerektiği üzerinde durdu.
Rum
Dışişleri Bakanı Yorgos Yakovu ise tüzükleri kendilerinin
engellemediğini savunarak Yeşil Hat, Ticaret ve Mali Yardım
Tüzüklerinin birbirinden ayrılması gerekiyor görüşünü ileri
sürdü ve bu konuda AB Komisyonu Hukuk bürosunun hazırladığı
rapora atıfta bulundu.
AB Dönem
Başkanı İngiltere ise toplantıda tüzükler ile ilgili
detaylı tartışma yapılmasının önüne geçerek
konuyla ilgili görüşmeyi kısa kesti.
Rumlar,
tüzükleri
2006'ya
ertelemek istiyor
ABHaber'e
Konsey toplantısı ile ilgili bilgi veren AB'li diplomatik kaynaklar,
Rum tarafının tüzükler konusunu 1 Ocak 2006'da AB Dönem
Başkanlığını devralacak Avusturya'ya
bırakılması eğiliminde olduklarını ve bu yönde
nabız yokladıklarını kaydettiler.
Tüzükler
konusunun kapalı kapılar ardında tartışılmaya
devam edileceğine işaret eden AB'li Diplomatik kaynaklar
İngiltere'nin tüzükler ile ilgili Almanya'nın da desteği alarak
İskandinav ülkeleri ile ilgili yeni bir uzlaşı
hazırlığı içinde olduğunu ifade ediyorlar.
İsveç'in
önerisi
İsveç,
görüşme esnasında, yıl sonuna kadar bir formül bulunamaması
halinde Kıbrıslı Türklere yönelik 259 milyon euroluk
yardımın yarısı yitirilecek olmasından dolayı
konunun bir an önce çözümlenmesi için masaya yeni bir öneri getirdi.
İsveç'in
söz konusu önerisi ise şöyle:
-"Rumların
VETO haklarını by-pass edebilecek bir yöntemin uygulamaya
konması.
- Tüzüklerin
birbirinden ayrılması.
- 2005 yılı
sonuna kadar, Kıbrıslı Türklere yönelik 259 milyon euroluk Mali
Yardım tüzüğünün onaylanması,
- Doğrudan
Ticaret Tüzüğü'nün sonradan görüşüleceği garantisinin
verilmesi."
KIBRIS 22/11/05
Eroğlu, 22 yıllık UBP
başkanlığına veda etti
22
Yıldır UBP genel başkanlığı yapmakta olan
Derviş Eroğlu, 24 Aralık'taki olağanüstü kurultay nedeniyle
dün görevinden istifa etti.
UBP Basın
Bürosu'ndan yapılan açıklamada, UBP Gazimağusa Milletvekili
Derviş Eroğlu'nun, 24 Aralık'ta yapılacak olağanüstü
kurultayda yeni bir genel başkan seçilmesine olanak tanımak için
tüzük gereği parti genel başkanlığı görevinden istifa
ettiği duyuruldu.
UBP Genel
Başkanlığı görevini 22 yıldır aralıksız
sürdüren Eroğlu istifasını dün saat 15.00'te toplanan parti
meclisine sundu.
UBP Genel
Başkanlığı'na tüzük gereği Genel Sekreter Salih
Miroğlu vekalet edecek.
Eroğlu
parti meclisi toplantısında da okuduğu istifa
yazısında şöyle dedi:
"Sayın
üyeler, çok değerli dava arkadaşlarım hedefleri Kıbrıs
Türkü'nün yüz yılı aşan özgürlük ve egemenlik mücadelesine
dayanan, mazisi şanla, şerefle onurla dolu Ulusal Birlik Partisi dün
olduğu gibi bugün de ülkemizin en önemli siyasi kurumudur.
UBP,
Kıbrıs Türk halkının adanın Rum-Yunan
egemenliğine girmesinin önüne geçen direnişçi ruhun, 20 Temmuz
1974'te anavatan Türkiye'nin Barış Harekatı'nı
gerçekleştirerek bizleri özgürlüğe kavuşturan Barış
Harekatı'nın yapılmasına olanak sağlayan var oluş
mücadelesinin temsilcisi, Kıbrıs Türk halkının Rum'a yama
olmama kararlılığının ilanı olan Kuzey
Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ni kuran düşüncenin
yaratıcısı bir partidir.
Kıbrıs
Türkü'nü toplum olma noktasından halk olma, devlet olma noktasına
taşıyan, milli gelirini 8-10 bin dolarlara yükselten 6 Üniversiteyi
kuran, alt yapıyı tamamlanma noktasına getiren UBP'dir.
UBP'nin
kuruluşuna katkıda bulunan bilahare 1976 yılındaki ilk
seçimlerden bu yana kesintisiz olarak parlamentoda görev alan bir kişi
olarak sizlerle birlikte olmaktan, halkıma bu kutsal çatı
altında hizmet verebilmekten hep gurur duydum.
1983
yılından bu yana sizlerin teveccüh ve güvenleri ile şerefli
partimize genel başkanlık yapma bahtiyarlığını
yaşadım."
Partisinin
verdiği görev ve halkın desteğiyle 18 yıla yakın bir
süre Kıbrıs Türk Halkına başbakan olarak hizmet verme
mutluluğu yaşadığını belirten Eroğlu,
şunları kaydetti:
"Sizlerle
birlikte çok şeyler başardık. En önemlisi bir devlet kurduk.
Milli davadan zerre kadar şaşmadık. Belki bazı konularda
bilmeden hata yaptık ama milli davada, Kıbrıs Türk
halkının geleceğini ilgilendiren bu yaşamsal konuda hata
yapmadık.
Anavatan
Türkiye ile ilişkilerimizi hep en sıcak şekilde sürdürdük,
koruduk.
Her türlü
saldırıya , dış etkenlere rağmen partimiz son
yapılan seçimlerde de oldukça başarılı neticeler elde etti.
Geldiğimiz
noktada haklılığımız çok daha iyi
anlaşılıyor.
UBP'nin
özellikle Kıbrıs konusunda ortaya koyduğu görüşlerin ne
denli doğru olduğu her geçen gün biraz daha fazla kendini gösteriyor.
KKTC'yi
kurduğumuz zaman buna karşı çıkanlar , bizi dış
dünyaya şikayet eden partiler, siyasiler bile artık Kuzey
Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin yaşatılmasından,
yüceltilmesinden bahsetmeye başladı.
Yürekten
inanıyor ve görüyorum ki UBP her geçen gün daha da güçlenerek en kısa
sürede yeniden iktidarda halkımıza hizmet etme şansını
yine yakalayacaktır.
O güne kadar
ise muhalefette, sorumluluk bilinci ile devletimize, halkımıza hizmet
edecek, halkımızın sıkıntılarını dile
getireceğiz.
Bana bu partiye
genel başkanlık yapma şerefini yaşatan, beni her zaman
sevgi ve saygıyla kucaklayan değerli parti meclisi üyeleri, sevgili
dava arkadaşlarım bugün bir kararımı sizinle paylaşmak
istiyorum."
Eroğlu,
parti başkanlığından UBP'nin tarihi misyonunu
üstlenebilecek arkadaşlarının önünü açmak amacıyla, kendi
arzusuyla istifa ettiğini belirttiği konuşmasını
şöyle tamamladı:
"Artık
parti genel başkanlığı için değişim
zamanının geldiğine inanıyorum.
Bu
bağlamda UBP'de yetişen, bizden olan, partimizin tarihi misyonunu
üstlenebilecek arkadaşlarımızın önünü açmak için UBP Genel
Başkanlığı görevinden kendi arzumla istifa ediyorum.
Yaşamım
boyunca UBP'li olarak kalmaya ve partime hizmete devam edeceğim.
Bana bugüne
kadar gösterdiğiniz anlayış, sevgi, saygı ve güvene sonsuz
teşekkür eder hepinize en derin saygılarımı
sunarım."
KIBRIS 22/11/05
BM kaynakları: Annan, yeni bir girişim başlatma
konusunda isteksiz
"UYGUN
KOŞULLAR YARATILMALI"... BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın,
Kıbrıs konusunda yeni bir girişim başlatmakta isteksiz
olduğu bildirildi. BM kaynakları, Annan'ın yakın
çalışma arkadaşlarına, "uygun koşullar
oluşmadığı sürece Kıbrıs sorununun çözümüne
yönelik yeni bir girişim başlatmayacağını açıkça
söylediğini kaydetti
Birleşmiş
Milletler (BM)Genel Sekreteri Kofi Annan'ın, Kıbrıs konusunda
yeni bir girişim başlatmakta isteksiz olduğu bildirildi.
Rum basın
haberlerine göre, Birleşmiş Milletler kaynakları, Annan'ın
yakın çalışma arkadaşlarına, "uygun koşullar
oluşmadığı sürece Kıbrıs sorununun çözümüne
yönelik yeni bir girişim başlatmayacağını açıkça
söylediğini" belirttiler.
Güney
Kıbrıs'ta yayınlanan Fileleftheros gazetesi, "Annan
Girişim Başlatma Konusunda İsteksiz"
başlığı altında verdiği haberinde, BM Genel
Sekreteri Kofi Annan'ın, Kıbrıs'ta iki taraf arasındaki
görüş ayrılığının hala çok büyük olduğuna
inandığı için Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik yeni
bir girişim başlatmaya isteksiz olduğunu yazdı.
Gazete, BM'den
diplomatik kaynaklara dayandırarak verdiği haberinde, Annan'ın
yakın çalışma arkadaşlarına, "uygun koşullar
oluşmadığı sürece Kıbrıs sorununun çözümüne
yönelik yeni bir girişim başlatmayacağını açıkça
söylediğini" yazdı.
Gazete, bir yandan
Türkiye Hükümeti'nin AB'ye gönderdiği mesajlarda, "Annan
Planı'nı kabul etmekle verebileceği tavizlerin
tükendiğini" belirtmesine, diğer yandan ise Rum
Başkanlık Sarayı Diplomatik Büro Şefi Tasos Conis'in
geçtiğimiz hafta yaptığı ve "Annan Planı'nın
zemin olamayacağı" görüşünü savunduğu
açıklamasına değinerek, diplomatik kaynakların
Kıbrıs'taki taraflar arasındaki görüş
ayrılığı arttıkça durumun daha da kötüleşmekte
olduğuna inandıklarını belirtti.
Soruna
farklı çözüm şekli
Gazete, bu
durumun ise düşünceleri, "Kıbrıs sorununun çözümünün
farklı bir çözüm şekliyle gerçekleşmesi yönüne çevirmekte
olduğunu" yazdı.
Haberde
ayrıca, Annan'ın Kıbrıs'taki UNFICYP gücünün durumuna
ilişkin raporunu önümüzdeki günlerde BM Güvenlik Konseyi'ne
sunacağı belirtilirken, İngiliz ve Amerikalıların,
UNFICYP'in oluşumu ve görev misyonunda tamamen değişiklik
yapılmasına dair değinmelerin raporda yer alması için çaba
sarf edeceklerine dair bilgiler bulunduğu kaydedildi.
Matthew Bryza
bölgeyi ziyaret edecek
Gazete,
Annan'ın yeni bir girişim başlatma konusunda isteksiz
olmasına karşın, Amerikalıların teşvikiyle,
sondaj temaslarında bulunması amacıyla bölgeye bir temsilcisini
göndermesinin de olası olduğunu belirtirken, ABD
Dışişleri Bakanlığı Müsteşar
Yardımcısı Matthew Bryza'nın da, ABD'nin yeni
Kıbrıs Büyükelçisi'nin atanmasının resmen
onaylanmasının ardından bölgeye ziyarette
bulunacağının da altını çizdi.
Irak'ta petrolü paylaşma zamanı geldi
22 Kasım, 2005 22:50:00 (TSİ) CNN TURK
ABD ve İngiltere, Irak petrollerini paylaşmak için
düğmeye bastı. Irak halkına ait 200 milyar dolarlık petrol
geliri, İngiliz ve ABD şirketlerine aktarılacak.
Petrolün
sosyal, ekonomik ve çevresel etkilerini araştıran İngiltere
merkezli Platform adlı sivil toplum örgütünün çarpıcı raporu,
Irak savaşının gerçek nedeni petrol mü
tartışmasını yeniden alevlendireceğe benziyor.
Rapora göre, İngiltere ve ABD petrol gelirlerine adeta el koyan
anlaşmaları Irak hükümetine dayatma çabası içinde.
İddiaya göre birçok Iraklı siyasetçi ve bürokrat bu konuda çoktan
ayarlandı. ABD ve İngiltere petrol üretiminin
dağıtımı adı verilen anlaşmaları 2006'dan
itibaren yürürlüğe girmesini sağlamayı amaçlıyor.
30 yıl geçerli olacak bu anlaşmalarla petrol gelirinin büyük bölümü,
İngiliz ve ABD şirketlerine aktarılacak.
Irak'ın elinden alınıp, uluslararası şirketlere
gidecek para 30 yıl içinde 74 ile 200 milyar dolar arasında tahmin
ediliyor.
Oysa rapora göre, gelirin tümünün Irak'ta kalması halinde Irak'ta
kişi başına milli gelir 2 bin 100 dolardan 7 bin 400 dolara
çıkacaktı.
Irak halkını açıkça uyaran rapor, eski bir sömürgeci
tuzağına düşmeyin uyarısında bulunuyor.
Anlaşmalar, yabancı şirketlere petrol yataklarında sondaj
yapma, işletme ve üretimden pay edinme hakkı tanıyor.
Ancak rapora göre, buralarda yatırım yapan bir şirket, toplam
yatırım miktarının yüzde 42'si ile yüzde 162'sini
geri alabilecek. Uluslararası teamüllere göre bu oranın aslında
yüzde 12'yi geçmemesi gerekiyor.
Platform raporu, anlaşmaların halktan saklandığını,
yargı denetiminden uzak tutulduğunu, uluslararası denetimden de
kaçırıldığını savunuyor.
Irak petrolü:
·
Irak'ın kanıtlanmış 115 milyar varil rezervi var
·
Hükümet günlük 2 milyon varil üretimi 15 aralık seçimlerinden sonra
6 milyona çıkarmak istiyor.
·
Altyapı çalışmaları için 4 milyar dolara ihtiyaç var
·
Irak yönetimi, bu sebeple petrol endüstrisini yabancı
yatırıma açıyor
·
Ülkede, güvenlik durumundan ötürü henüz yabancı şirket yok
Sınırda
vurulan Ruma tazminat
|
NTV-MSNBC VE
AJANSLAR
Güncelleme: 21:14 22 Kasım 2005 Salı
STRABOURG
- AİHM, Türkiyenin, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin
(AİHS) yaşama hakkı ve etkili soruşturma hakkıyla
ilgili 2. maddesini ihlal ettiğine hükmetti. Mahkeme, AİHSnin
ayrımcılığın yasaklanmasıyla ilgili 14.
maddesinin ihlal edilmesine karar verdi. Türkiyenin, karar gereği,
Kakullinin dul eşi ve 3 çocuğuna tazminat ile mahkeme masrafı
olarak yaklaşık 50 bin avro ödemesine karar verildi.
Rum
mallarına çözüm arayışı
|
AA
Güncelleme: 02:20 23 Kasım 2005 Çarşamba
LEFKOŞA
- Talep halinde, tapulu olmayan ve kamu düzenini tehlikeye düşürmeyecek
malların hemen iadesini öngören tasarı, aksi halde iadeyi çözüm
sonrasına erteliyor. KKTC Bakanlar Kurulunda onaylanarak bilgi
amaçlı olarak resmi gazetede yayımlanan tasarı, ilk kez
taşınmaz mallara ek olarak taşınır mallara tazminat
ödenmesini de kapsamına alıyor. Tasarının yasalaşarak
yürürlüğe girmesiyle, 2 yıl önce hazırlanan ve sadece tazminatla
takasöngören Taşınmaz Malların Tazmini Yasası da
yürürlükten kalkacak.
|
|
KKTC mülkiyet rejiminde uluslararası
hukukun gereklerini yerine getirme ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi
(AİHM) tarafından iç hukuk olarak kabul edilme hedefiyle
hazırlanan tasarı, mahkeme gibi çalışacak bir komisyon
oluşturulmasını ve komisyonun en az 2 üyesinin
yabancılardan oluşmasını öngörüyor. Tasarı
uyarınca bu 2 yabancı üye, Kıbrıslı Türk ve Rumlar
yanında garantör ülke vatandaşlarından da olmayacak. Bakanlar
Kurulunda onaylanarak resmi gazetede yayımlanan tasarı, Cumhuriyet
Meclisinde onaylanmasının ardından yürürlüğe girecek.
HRİSOSTOMİDİS:
İTİBAR GÖSTERİLMEYECEĞİ İNANCINDAYIM
Kıbrıs Rum yönetimi Sözcüsü Kipros Hrisostomidis, işgal
idaresi olarak nitelediği KKTCnin, Kıbrıs Rum malları
konusuyla ilgili yeni çözümlerine herhangi bir itibar gösterilmeyeceği
inancında olduğunu iddia etti.
Denktaş: Dr. Küçük, TMTnin emirlerini..
1.
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Türk Mukavemet
Teşkilatının (TMT) lideri veya sorumlusu addedildiği için
her şeyden kendisinin sorumlu tutulduğunu belirterek, TMT ne
yapmışsa veya yapmamışsa Denktaştan bilindi uzun
süre dedi.
Rauf
Denktaş, gazeteci Nezire Gürkanın, kendisiyle yapılan
röportajlardan oluşan ve yeni çıkan Zirvedeki Yalnızlık
Kulesi isimli kitabında, Rum saldırılarına karşı
direniş örgütü olarak kurulan TMTyi anlattı.
Denktaş,
TMT ile ilgili anılarını anlatırken, Yeraltı
teşkilatına girdin mi, kullanılmayı kabul edersin
demektir. Hem sen kullanacaksın,
hem seni kullanacaklar. Başka yolu yok. Bir şey yapamazsın
dedi.
TMTnin,
ilk bildirisinin yayımlandığı Kasım 1957den
yaklaşık 8 aylık geçiş sürecinin ardından, Yarbay
Rıza Vuruşkanın Ağustos 1958de, Ali Çonan adıyla
ve İş Bankası müfettişi göreviyle adaya gelmesiyle
faaliyete geçtiğini anlatan Denktaş, Vuruşkanın
teşkilat içindeki kod adının Bozkurt, kendisinin kod
adının da Toros olduğunu söyledi.
Dr.
Fazıl Küçükün kod adının ise Ağrı olduğunu
belirten Denktaş, Dr. Küçükün kod ismiyle ilgili olarak bazen,
Karın ağrısı mı? diye espri
yaptığını, kendisinin de Hayır, en yüksek diye
karşılık verdiğini anlattı.
Denktaş
ile Cumhurbaşkanlığından ayrılmasının
ardından yapılan ve ilk kez kitapta yayımlanan bu röportajda,
Denktaş, TMTnin kuruluşundan Dr. Fazıl Küçükün haberi
olmadığını ve TMTden önce faaliyette olan Volkan
teşkilatının İngilizler tarafından
kurdurulduğundan şüphe ettiğini söyledi.
Denktaş,
Rum avukatların davayı kabul etmediği 2 EOKAcının
savunmasını üstlendiğini de anlattı.
Rauf
Denktaş, Emekli Albay İsmail Tansunun TMT ile ilgili kitabına
ilişkin görüşlerini de açıkladı. Denktaş, TMTnin
nasıl ve neden kurulduğunu Aslında Hiç Kimse Uyumuyordu isimli
kitapta anlatan Tansuyu, Kıbrıslı Türklerin direniş
mücadelesini Türkiyenin direnişi haline getirdi diyerek eleştirdi.
VOLKANDAN
TMTYE
Denktaş,
Volkan teşkilatı varken TMTnin neden kurulduğunu,
Saldırı altındayız, direniş gerekir, ama
siyasetimizde bağlantılı bir gidişat yok. Esaslı bir
şeyler yapılması gerekir, ama siyasi olarak belirlenmiş bir
tutum yok sözleriyle aktardı.
Volkanın
nümayişler yapıp, bağırıp çağırmadan öte bir
şey yapmadığını kaydeden Denktaş, TMT fikrinin
böyle bir ortamda doğduğunu belirtti. Denktaş, TMTnin ilk önce,
kendisi, Dr. Burhan Nalbantoğlu ve Kemal Tanrısevdi arasında
konuşulduğunu anlattı.
Örgütün
Türkiyeden yardım almadan ve Dr. Küçüke haber verilmeden
kurulmasına kendisinin karşı çıktığını
anlatan Denktaş, aracılık üstlenmesine karşın Dr.
Küçükün ancak ilk bildirinin ardından TMTnin kuruluşundan haberdar
olduğunu söyledi.
TMT
liderliğinin 1963ten sonra Dr. Fazıl Küçükü çok
yıprattığını, adada ve Türkiyede Dr. Küçükçüler ve
Denktaşçılar diye bazı hareketler
başlatıldığını, Birlik beraberlik isteriz diye
yazılar yazarak bunlara karşı çıktığını
anlatan Denktaş, Dr. Küçükün şimdi müze olan evinin o dönemde
işgal edilerek eve büyük zarar verildiğini söyledi.
Bu
olayların 1963 Aralık ayında yaşandığına
dikkati çeken Denktaş, TMT liderliğinin Dr. Küçüke karşı
bu tavırlarının nedenlerini, Doktor, TMTnin sert
çıkışlarını, emir vermesini kabul etmiyordu
sözleriyle anlattı.
Denktaş,
o dönemde, aracı olarak Baftan Lefkoşaya getirttiği 3-4
kişiden bazılarının, kendisi yurt
dışındayken casusluk yaptıkları şüphesiyle TMT
liderliğince öldürüldüğünü belirterek, Denktaş bizi mahsus
getirtti, ondan sonra vurdurttu diyecekler diye deliye döndüğünü
söyledi.
Yani
Denktaş da mı kullanıldı? sorusuna Denktaş, şu
karşılığı veriyor:
Yeraltı
teşkilatına girdin mi, kullanılmayı kabul edersin demektir.
Hem sen kullanacaksın, hem seni kullanacaklar. Başka yolu yok. Bir
şey yapamazsın. Oldubitti. Bunu o günlerde ne ifşa edebilirsin,
ne bir şey yapabilirsin. Zaten ne söylesen kim inanacak.
TMTnin
Türklere karşı kurulduğunu söyleyenlere, Ya bir şey
bilmiyorlar, ya istismar ediyorlar diyen Denktaş, özellikle Rum
tarafında son zamanlarda yazılan bazı yazıların ve
kitapların gerçekleri ortaya koyduğu görüşünü dile getirdi.
Rauf
Denktaş, Türkiyede 27 Mayıs 1960 ihtilalinin ardından TMT liderliğinin
değiştirildiğini, Rıza Vuruşkanın yerine gelen
Yarbay Mustafa Kaya Dağlının kısa süreli görevinde büyük
harabiyet verdiğini kaydetti. Denktaş, TMTnin yeni liderinin
kendisini Dr. Küçük aleyhine
konuşturmaya çalıştığını, Dr.
Nalbantoğlu için ölüm emri çıkarttığını
anlattı.
TMT
YEMİNİ HALA GEÇERLİ Mİ?
Denktaş,
TMT yeminin hala geçerli olup olmadığının kişiye
bağlı olduğunu ifade ederek Söyleyemezsin... Yani öyle
şeyler yapıldı ki, anlatamazsın. Bazı olaylar oldu,
her yeraltı örgütünde olduğu gibi olaylar oldu, ama sanki TMT bundan
başka iş yapmadı noktasına getirmek isteyenler var. Onun
için işin bu taraflarını söyleyemezsin dedi.
Hiçbir
yeraltı teşkilatının hikayesi tertemiz
yazılmış değildir, yazılamaz diyen Denktaş, O
günlere baktığınızda rahat mısınız, geceleri
rahat uyuyor musunuz? sorusuna da şu sözlerle yanıt verdi:
TMTnin
lideri veya sorumlusu addedildiğim için birçok olay benim
kapımın önüne yığıldı. TMT ne yapmışsa
veya yapmamışsa Denktaştan bilindi uzun süre. Her şey benim
kapıma yığıldı ve o günden bugüne temizleyemedim. Hala
yazılanlara, röportajlara bak, beni işaret ediyorlar. Ama yavaş
yavaş aklanıyoruz, Rumlar da yazıyor, Türkler de. Benim içim
rahattır, vicdanen çok rahatım.
İzcan: Ambargoların kaldırılması..
İzzet
İzcan başkanlığındaki BKP heyeti, dün TKP Genel
Başkanı Hüseyin Angolemliyi ziyaret ederek Rum Yönetimi Lideri Tasos
Papadapulosla yaptıkları görüşme hakkında bilgi verdi.
BKP
Genel Sekreteri İzzet İzcan ziyarette yaptığı
konuşmada, BKPnin geçen hafta KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat ve Rum Yönetimi Lideri Papadopulosu ziyaret ettiğini belirterek, bu görüşmelerde bir
takım girişimlerde bulunduklarını anlattı.
TKPyi
ziyaret amaçlarının, yaptıkları girişimler
hakkında bilgi ve görüş alışverişinde bulunmak
olduğunu ifade eden İzcan, önümüzdeki günlerde hem KKTCdeki hem de
Güney Kıbrıstaki çözüm yanlısı partilerle
görüşeceklerini söyledi.
Çözüm
için görüşmelerin bir an önce başlatılması gerektiğine
inanç belirten İzcan, ambargoların
kaldırılmasının Rum Yönetimi Lideri Papadopulosa
bağlı olduğunu kaydetti.
İki
toplum arasında kriz yaşanması değil ilişkilerin
normalleşmesini istediklerini de ifade eden İzcan, hem Rum Yönetimi
ile KKTC arasında, hem Türkiye ile AB arasında, hem de Türkiye ile
Güney Kıbrıs arasında olumlu yapıcı ilişkilerin
oluşmasını istediklerini vurguladı. İzcan, ambargo ve
izolasyonların kalkmasının tek yolunun çözüm sürecinin ilerletilmesi
olduğunu, bunun da kalıcı bir anlaşmayla olabileceğini
sözlerine ekledi.
Kendilerinin
çözüm hemen mümkündür diyenleri temsil ettiklerini de belirten İzcan,
konu hakkındaki görüşmeleri sürdüreceklerini belirtti.
İzcan,
hükümetin içte de yaşadığı sıkıntıları
olduğuna değinerek, hükümet edenlerin görevlerini en iyi şekilde
yerine getirilmesi gerektiğini söyledi ve hükümete sendikalarla diyalogu
geliştirmesi çağrısında bulundu. Hükümetin sendikaları
birbirine düşürdüğü iddiasında da bulunan İzcan, bundan da
vazgeçilmesini istedi.
ANGOLEMLİ:
HÜKÜMET, NE YAPMAK İSTEDİĞİNİ HALKA AÇIK AÇIK
SÖYLEMELİ
TKP Genel Başkanı Hüseyin Angolemli
de konuşmasında, geçmiş yıllarda Türkiyenin üyelik
müzakerelerine başlayabilmesi için Kıbrıs Türk toplumun
susturularak büyük bir oyuna getirildiği görüşünü öne sürdü ve
toplumun çok büyük kayıplara uğratıldığını
söyledi.
Angolemli,
Papadopulosun Türkiyenin çok yakında ABye olan yükümlülüklerini yerine
getirmek amacıyla tekrar büyük bir sıkıntıya
gireceğinin farkında olduğu görüşünü de belirterek, bu
sebeple görüşmelerden kaçmakta olduğunu kaydetti.
Çözüm
için halkın 24 Nisan Referandumunda gösterdiği
kararlılığı savunması gerektiğine de işaret
eden Angolemli, müzakerelerin başlatılması için
şartların oluşturulması gerektiğini sözlerine ekledi.
Hükümetin
içte de bazı sıkıntılar yaşadığına
dikkat çeken Angolemli, hükümetin halka ne yapmak istediğini açık
açık söylemesi gerektiği görüşünü dile getirdi.
AİHM'de Kıbrıs davası: Tampon bölgede vurulan
Rumların yakınlarına Türkiye'nin tazminat ödemesi istendi
Avrupa İnsan
Hakları Mahkemesi (AİHM), Kıbrıs'ta tampon bölgede 1996
yılında vurulan Rum vatandaşı Kriso Kakulli'nin
yakınlarının açtığı davada, Türkiye'nin tazminat
ödemesine karar verdi.AİHM, Türkiye'nin, Avrupa İnsan Hakları
Sözleşmesi'nin (AİHS) yaşama hakkı ve etkili
soruşturma hakkıyla ilgili 2. maddesini ihlal ettiğine hükmetti.
Mahkeme,
AİHS'nin ayrımcılığın yasaklanmasıyla ilgili
14. maddesinin ihlal edilmesine karar verdi.
Türkiye'nin,
karar gereği, Kakulli'nin dul eşi ve 3 çocuğuna tazminat ile
mahkeme masrafı olarak yaklaşık 50 bin euro ödemesine karar
verildi.
KIBRIS 23/11/05
Eski Rum mallarıyla ilgili yasa değişiyor
Tazminat ve
takas yanında mal iadesini de öngören yasa tasarısı Bakanlar
Kurulu'nda onaylanarak Resmi Gazete'de yayımlandı
Eski Rum mallarıyla
ilgili yasa değişiyor
MAL
İADESİ DE ÖNGÖRÜLÜYOR... Bakanlar Kurulu'nda onaylanan yasa
tasarısı tazminat ve takas yanında mal iadesini de öngörüyor...
Taşınır malları da kapsamına alan yeni tasarıya
göre, tapulu olmayan, kullanılmayan ve kamu düzenini tehlikeye
düşürmeyecek mallar hemen iade edilebilecek. Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, mülkiyet konusundaki yasal düzenleme için, "Anayasal
değişiklik için yeşil ışık yok. Yasa da yeterli
olacak" dedi
Kıbrıs
sorununun en temel ve kilit konularından birini oluşturan mülkiyet
sorununa çözüm yolunda KKTC bir adım daha attı ve kuzeyde kalan Rum
malları için tazminat ile takasa ek olarak, mal iadesini de öngören
düzenleme yaptı. Talep halinde, tapulu olmayan ve kamu düzenini tehlikeye
düşürmeyecek malların hemen iadesini öngören tasarı, aksi halde
iadeyi çözüm sonrasına erteliyor.
Bakanlar
Kurulu'nda onaylanarak resmi gazetede yayımlanan tasarı, ilk kez
taşınmaz mallara ek olarak taşınır mallara tazminat
ödenmesini de kapsamına alıyor. Tasarının yasalaşarak
yürürlüğe girmesiyle, 2 yıl önce hazırlanan ve sadece tazminat
ile takas öngören Taşınmaz Malların Tazmini Yasası da
yürürlükten kalkacak.
KKTC mülkiyet
rejiminde uluslararası hukukun gereklerini yerine getirme ve Avrupa
İnsan Hakları Mahkemesi tarafından iç hukuk olarak kabul edilme
hedefiyle hazırlanan tasarı, mahkeme gibi çalışacak bir
komisyon oluşturulmasını ve komisyonun en az 2 üyesinin
yabancılardan oluşmasını öngörüyor. Tasarı
uyarınca bu 2 yabancı üye, Kıbrıslı Türk ve Rumlar
yanında garantör ülke vatandaşlarından da oluşmayacak.
Bakanlar
Kurulu'nda onaylanarak resmi gazetede yayımlanan tasarı, Cumhuriyet
Meclisi'nde onaylanmasının ardından yürürlüğe girecek.
Anayasal
değişiklik için yeşil ışık yok
TAK muhabirinin
konuyla ilgili sorularını yanıtlayan Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, tasarının uzun süreli bir çalışma sonucu
ve uluslararası hukukçularla da istişare halinde
hazırlandığını söyledi.
Talat,
anayasanın ilgili maddesinde değişiklik yapmadan yasal
değişikliğin mümkün olup olmadığı sorusuna
karşılık, "Anayasada değişiklik olsa daha iyi
olurdu, daha rahat hareket edilirdi. Ancak anayasal değişiklik için
mecliste üçte iki çoğunluk gerekiyor. Bunun sağlanabileceği
konusunda yeşil ışık yok. Yasal değişiklik de bu
konuda düzenleme yapılması için yeterli olacak" diye
konuştu.
Yasanın
gerekçesi AİHS'ye uyum...
"Anayasa'nın
159'uncu Maddesi'nin 1'inci Fıkrası'nın (b) ve (c) bentleri
Kapsamına Giren Taşınmaz Malların ve 13 Şubat 1975
Tarihinden Önce Kıbrıs'ın Kuzeyinden Göç Etmek Zorunda Kalanlara
Ait Taşınır Malların İadesi, Takası ve Tazmini
Yasa Tasarısı" adıyla yayımlanan tasarının
genel gerekçesinde özetle şu ifadelere yer verildi:
"Avrupa
İnsan Hakları Mahkemesi, KKTC'de yürürlükte bulunan mevzuatta
Anayasa'nın 159'uncu maddesinin 1. fıkrasının b ve c bentlerinde
kapsamına giren taşınmaz mallarla ilgili olarak yer alan
düzenlemelerin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne Ek Protokol'ün
1. maddesiyle uyum içinde olmadığı yönündeki görüşünü,
konuyla ilgili olarak önüne gelen birçok davada dile getirmiştir. Son
olarak Xenides-Arestis davasıyla ilgili verilen kararda, 49/2003 tarihli
yasayla kurulan Mal Tazmin Komisyonu'nun etkili bir iç hukuk yolu olarak kabul
edilebilmesi için Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile uyumlu bir
Mal Tazmin Komisyonu'nun düzenlenmesine ilişkin saptamalar
yapmıştır....."
Avrupa
İnsan Hakları Sözleşmesi'nin Kıbrıs Cumhuriyeti'nin
1962'de taraf olduğu bir sözleşme olması nedeniyle KKTC iç
hukukunun da bir parçası olduğu vurgulanan yasa gerekçesinde,
sözleşmeyle ilgili gereklerin yerine getirilmesinin önemine vurgu
yapıldı.
Gerekçelerle
ilgili bölümde, yasa tasarısının, "Kıbrıs Türk
halkının iki bölgeli, iki toplumlu, iki toplumun siyasi
eşitliğine dayalı federal çözümdeki haklarını haleldar
etmeyecek nitelikte olduğu" da kaydedildi.
Anayasa'nın
ilgili maddeleri, Kıbrıs Türk Federe Devleti'nin ilan edildiği
13 Şubat 1975 tarihi itibarıyla "terkedilmiş ve
sahipsiz" mallar ile askeri tesis, rıhtım ve kamp gibi
alanlardaki tüm taşınmaz malların KKTC mülkiyetinde
olduğunu hükme bağlıyor.
Komisyon
mahkeme gibi...yabancılar da görev yapacak
Yürütme
yetkisini iskan işleriyle görevli bakanlığa (İçişleri
Bakanlığı) veren, davacı taraf olarak da
Başsavcılık'ı adres gösteren tasarı, talep üzerine
eski Rum malları için iade, takas, tazminat veya kullanım
kaybının tazminini öngörüyor. Taşınmaz mallar yanında
taşınır malları da kapsama alan tasarı, en az 7
kişilik bir komisyon oluşturulmasını hükme
bağlıyor.
Tasarı
uyarınca, komisyonda görev yapacak en az 2 üye yabancılardan
oluşacak. Yabancı tanımı yapılırken, bu
kişilerin Kıbrıslı Türk, Rum ve bunlara ek olarak garantör
ülkeler Türkiye, Yunanistan ve İngiltere vatandaşı
olamayacaklarına da vurgu yapılıyor.
Komisyon
üyeleri Cumhurbaşkanı tarafından önerilecek üyeler
arasından Yüksek Adliye Kurulu tarafından atanacak. Başkan ve
üyeler hukukçular veya kamu yönetimi ile mali konularda tecrübeli
kişilerden oluşacak. Üyeler, 1974 öncesinde Rumlara ait mallardan
doğrudan veya dolaylı olarak yararlanan kişilerden
oluşmayacak.
Komisyonun
alacağı kararlar bağlayıcı ve yargının
aldığı kararlar gibi icrai nitelikte olacak.
Gerçek veya
tüzel kişiler, taşınır veya taşınmaz malları
için 100 YTL harç ödeyerek komisyona başvurabilecekler. Başvuru
sahiplerinin ve tanıkların KKTC'ye giriş
çıkışı serbest olacak.
Taşınmaz
mallarıyla ilgili takas, tazminat veya iade talebinde bulunanlar
iddialarını kanıtlamakla yükümlü olacaklar.
Hemen iade
edilebilecek mallar
Tasarı
uyarınca "yürürlükteki yasalar uyarınca mülkiyet veya
kullanım hakkı bir gerçek veya tüzel kişiye ait olmayan, konumu
ve niteliği uyarınca ulusal güvenliği, kamu düzenini ve kamu
yararını tehlikeye düşürmeyecek" taşınmaz mallar
Komisyon tarafından hemen iade edilebilecek.
Üzerinde
inkişaf yapılmış bir malın iadesinin talep edilmesi
halinde ise, iade çözüm sonrasına ertelenecek. Bu durumda da, malı
kullanan kişi çözüm sonrasında alternatif taşınmaz veya
tazminat aldıktan sonra malı terk etmek zorunda olacak.
Tazminat ve
takas şartları
Kuzey'deki mala
karşı tazminat ödenmesi için 20 Temmuz 1974'teki rayiç bedel ile o
günden bugüne değer artışının dikkate
alınacağını düzenleyen tasarı, tazminat belirlenirken
başvuru sahibinin Güney'de Türklere ait mal tutup
tutmadığının da dikkate alınmasını
öngörüyor.
Komisyonun,
başvuru sahibinin talebine göre takas teklif etmesi halinde ise, 1974'teki
rayiç bedeller esas alınacak. Bu durumda malların değerleri
arasında fark olması halinde aradaki fark kimin lehine ise onun
tarafından ödenecek. Davacı taraf adına ödemeyi komisyon
yapacak.
Takas halinde,
kullanım kaybından doğan zarar ve konut hakkından
doğan manevi zarara ilişkin tazminat talebi saklı kalacak.
Taşınır
mallara tazminat
Tazminat ve
takas halinde mülkiyet hakkının ortadan
kalktığını hükme bağlayan tasarı, talep halinde
taşınır mallara da tazminat öngörüyor. Tazminat miktarı,
komisyonun karar verdiği tarihteki rayiç değer üzerinden ödenecek.
İtirazlar
YİM'e ve ardından AİHM'ye
Komisyonun
talebe göre takas, iade, tazminat veya kullanım kaybından doğan
zarar tazminine karar vermesi halinde taraflar Yüksek İdare Mahkemesi'ne başvurabilecekler.
Başvuru sahibi, Yüksek İdare Mahkemesi'nin kararından da tatmin
olmaması halinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne de
başvuru yapabilecek.
KIBRIS 23/11/05
BKP Genel Başkanı İzzet İzcan:Rum tarafı
BM'ye önerilerini sundu, bazı Türk önerileri de Papadopulos'un elinde
|
BKP Genel
Başkanı İzzet İzcan beraberindeki heyetle dün BDH Genel
Başkanı Mustafa Akıncı'yı ziyaret ederek, Rum
Yönetimi Başkanı Papadopulos'la bir süre önce
yaptığı görüşmenin ayrıntılarını
aktardı BKP Genel
Sekreteri İzzet İzcan, Rum tarafının BM'ye önerilerini
hem yazılı hem sözlü olarak sunduğunu, Türk
tarafının da bunu bildiğini, Türk tarafının
bazı önerilerinin de Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un
elinde bulunduğunu iddia etti. İzzet
İzcan başkanlığındaki Birleşik Kıbrıs
Partisi heyeti dün Barış ve Demokrasi Hareketi Genel
Başkanı Mustafa Akıncı'yı ziyaret ederek, Rum
Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'la bir süre önce
yaptığı görüşmenin ayrıntılarını
aktardı. Saat 11:30'da
gerçekleşen görüşmede BDH Genel Sekreteri Mehmet Çakıcı
da hazır bulundu. BKP Genel
Sekreteri İzzet İzcan görüşmede yaptığı
konuşmada, geçtiğimiz hafta yoğun bir görüşme
trafiği yaşadıklarını belirterek, önce
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, daha sonra Rum Yönetimi
Başkanı Tasos Papadopulos ve sonra yine Talat'la
görüştüklerini hatırlattı. Bu noktadan sonra neler
yapılabileceği konusunda görüş alışverişinde
bulunmak istediklerini ifade eden İzcan bu çerçevede önceki gün de TKP
Genel Başkanı Hüseyin Angolemli'yi ziyaret ettiklerini
anımsattı. "Bu politika
sonuç vermez" Kıbrıs
sorunuyla ilgili büyük bir belirsizlik yaşandığına
işaret eden İzcan, görüşme sürecinin henüz
başlamadığını, önerilerin sunulup
sunulmadığı konusunda tartışmanın devam
ettiğini, tüzükler konusunda sıkıntılar
yaşandığını belirtti ve bu durumda KKTC'deki
iktidarın "biz ambargoları kaldırtacağız,
Papadopulos'u masaya oturtacağız ve gerekirse çözüme bu yolla
ulaşacağız" siyasetini benimsediğini savundu. Bunun
mümkün olmadığını dile getiren İzcan, referandum
sonrasında uygulamaya konulan bu politikanın sonuç vermediğini
belirtti. "Kıbrıs
Türk toplumunun belirsizliği devam ediyor, Güney yönetimi, AB ve dünya
devletleri arasındaki etkinliğini artırıyor,
Kıbrıs'taki çözüm süreci Türkiye'nin AB üyelik sürecine
endeksleniyor" şeklinde konuşan İzzet İzcan, bunun
kabul edilemez olduğunu dile getirdi. Rum
tarafı önerilerini sundu. Türk
önerileri Papadopulos'un elinde İzcan,
bu durumda ne yapılabileceğinin ele alınması
gerektiğinin altını çizerek, yaptıkları temaslarda,
Kıbrıs Rum tarafının, önerilerini önce sözlü sonra da
yazılı olarak BM'ye 11 madde halinde sunduğunun ortaya
çıktığını savundu. İzcan, bunun KKTC
yöneticilerine bildirildiğinin de ortaya
çıktığını ileri sürdü ve Kıbrıs Türk
tarafının bazı önerilerinin de Papadopulos'un elinde olduğunu
belirtti. Her iki liderin de BM'nin inisiyatif alması halinde
görüşmeye hazır olduğunu da ifade eden İzcan,
görüşme sürecinin ne zaman başlayacağının ise
"muamma" olduğunu söyledi. İzcan, görüşmelerin
başlatılması konusunda siyasi partilerin girişim başlatması
ve gerekeni yapması gerektiğini belirtti. Akıncı BDH Genel
Başkanı Mustafa Akıncı da İzcan'ı
dinleyeceklerini ve değerlendirmeleri gereken bir şey varsa onu
değerlendireceklerini söyledi. Kıbrıslı Türklerin ve
Kıbrıs sorununun "buzdolabına" konulduğunu
ifade eden Akıncı, bunun reddedilmesi ve inisiyatifler üstlenmenin
başarılması gerektiğini vurguladı. 3 Ekim
sonrasında BDH'nın bu tür bir inisiyatifin ele alınması
gerektiği düşüncesiyle 10 maddelik öneriler paketini ortaya
koyduğunu da anımsatan Akıncı, İzcan ile
görüşmelerinde bu önerileri de ele alacaklarını belirtti. İŞAD'ın
dün basına yansıyan önerilerinin BDH'nın 10 maddelik
düşüncelerine çok yakın olduğunu da dile getiren
Akıncı, bu benzerliğin kendilerini sevindirdiğini ifade
etti ve "Akılcı, somut inisiyatifler üstlenilmesi gereken bir
dönemden geçiyoruz. Tek boyutlu 'izolasyonlar ortadan kalksın hemen
masaya gelecekler' anlayışının ötesinde, gerçekçi,
sağlam zemine basan, teslimiyetçi olmayan, ama yeni mücadele
platformları öneren tavırları değerlendirmemiz
gerekiyor" dedi. "Tozpembe
hayaller" Kıbrıs
Türklerinin ambargolar altında bir yaşama mahkûm edilmemesi için de
mücadele edilmesi gerektiğini belirten Akıncı, "gerçek
olmayacak bazı unsurları gerçek olacakmış gibi takdim
etmenin ve toplumu tozpembe hayaller içerisinde yaşatmanın
doğru olmadığını" söyledi. Akıncı,
1.5 yıldır yaşanan durgunluktan sonra sivil toplumun
hareketlenme içerisine girmesinin de sevindirici olduğunu ifade etti. |
KIBRIS 23/11/05