Rum lider: Çözüm girişimi belirsiz

Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos, Kıbrıs sorununun çözümü yönünde bir girişimin ne zaman olacağını bilmediğini söyledi.

 

NTV

Güncelleme: 17:33 TSI 19 Kasım 2005 Cumartesi

LEFKOŞA - Papadopulos, Birleşmiş Milletler ve diğerlerinin Kıbrıs konusunda ne gibi adımlar atmayı düşündüklerini, ancak girişimin ne zaman olacağını bilmediğini belirtti.

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile görüşmenin zorunlu ilk adım olduğuna inanmadığını söyleyen Papadopulos, “Görüşme için görüşme mi yapılacak” dedi.

Papadopulos, Talat ile muhtemel görüşmesiyle ilgili olarak, “Halkta güya Kıbrıs sorununun özüne ilişkin diyalog yapılmakta olduğu izlenimleri yaratacak ve Türkiye’nin AB’ye karşı yükümlülüklerini yerine getirmesini erteleme mazereti verebilecek görüşmeler yapılamaz” diye konuştu.

ABD’nin, Ada’da tarafları bir araya getirmek için girişimde bulunduğu iddiaları gündeme gelmişti.

KKTC’de cami nikahına son

Ömer BİLGE/LEFKOŞA

KKTC’de yaklaşık 100 yıldır uygulanan camide resmi nikah dönemi, AKP milletvekillerinin ‘Camide sazlı sözlü düğün yapıyorlar’ şikayetinin ardından, son sürat resmi nikah salonu yapılmasıyla sona erdi. KKTC halkı bugünden itibaren camiler yerine Lefkoşa’da yapılan yeni evlendirme dairesinde dünya evine girecek.

Kıbrıslı Türkler resmi nikah salonu olarak Lefkoşa’daki Sarayönü Camisi’ni kullanıyordu. AKP milletvekilleri geçen yıl Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’e, ‘KKTC’de camilerde eğlenceli nikah kıyılıyor’ diye şikayette bulundu ve Gül de geçen yıl, dönemin başbakanı KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’a şikayeti iletti. Talat ise, ‘Bizde camide düğün yapılmaz. KKTC’de resmi nikah yasayla mecburi kılınınca Lefkoşa’da resmi nikah dairesi için yer aranmış. Sarayönü Camii diye bilinen yer tarihi bir mekan. Zaten cami olarak kullanılmıyordu. Orası evlendirme dairesidir’ karşılığını verdi.

Türkiye Yardım Heyeti KKTC’ye yeni bir evlendirme dairesi yapılması için 600 bin YTL bütçeyle Şubat ayında ihale açtı. İnşaat kısa sürede tamamlandı ve dün Türkiye’nin yaptırdığı yeni resmi evlendirme dairesi törenle açıldı.

 

Evlendirme Dairesi, artık fuarda

Lefkoşa Fuar Alanı'na inşa edilen Lefkoşa Evlendirme Dairesi, dün sabah düzenlenen törenle hizmete açıldı

Evlendirme Dairesi, artık fuarda

Dairenin açılmasıyla yıllardır süren bina sorunu sona ererken Evlendirme Dairesi'nin bundan böyle tam gün açık olacağı, sadece Lefkoşa'ya değil tüm KKTC'ye hizmet vereceği ve salonunun ücretsiz kullanılabileceği belirtildi

Lefkoşa Fuar Alanı'na inşa edilen Lefkoşa Evlendirme Dairesi, dün sabah düzenlenen törenle hizmete açıldı. Dairenin açılmasıyla yıllardır süren bina sorunu sona ererken Evlendirme Dairesi'nin bundan böyle tam gün açık olacağı, sadece Lefkoşa'ya değil tüm KKTC'ye hizmet vereceği ve salonunun ücretsiz kullanılabileceği belirtildi.

Yapımına geçtiğimiz şubat ayında başlanan ve süratle tamamlanan nikâh dairesinin açılış törenine Türkiye'nin Lefkoşa Büyükelçisi Aydan Karahan, Yüksek Mahkeme Başkanı Taner Erginel, Yüksek Mahkeme eski başkanı Salih Dayıoğlu, yargıçlar, diğer üst düzey yetkililer katıldı.

Sırasıyla, Erginel ve Karahan'ın konuşmalarının ardından binanın açılış kurdelesini Karahan, Erginel ve Dayıoğlu birlikte kesti.

Erginel

Erginel açılışta yaptığı konuşmada, çok önem verdikleri bir binanın açılışının yapıldığını dile getirerek, mahkemelerin İngiliz döneminden beri evlendirme dairelerinin kontrolünü yaptıklarına işaret etti. Erginel, bunun ülkeye özgü ilginç bir özellik olduğunu ve yasama meclisinin bu özelliği bozmayarak bu daireleri mahkemelerin kontrolünde bıraktığını kaydetti.

Bu görevi en iyi şekilde yerine getirmeye çalıştıklarını ve bunda da başarılı olduklarını düşündüğünü ifade eden Erginel, Lefkoşa Evlendirme Dairesi'nin trafik, nikâhların caminin içinde kıyılması ve şikâyetlere neden olan başka sorunları bulunduğunu anımsattı, 1996 yılından beri yeni bir daire için çalışma yapıldığını kaydetti. Erginel, o dönemde hazırlanan projenin mali kaynak bulunamadığı için hayata geçirilemediğini, bir yıl kadar önce, her zaman kendilerine destek olan TC Yardım Heyeti'ne başvurduklarını, yardım heyeti yetkililerinin ihtiyaçları olan 600 milyarı karşıladıklarını ve şubat ayında temel atılarak inşaata başlandığını, binanın süratle tamamlandığını anlattı.

Binanın fevkalade güzel olduğunu kaydeden Erginel, projenin çok iyi hazırlandığını belirtti.

Evlenmenin insan hayatının en önemli günlerinden biri olduğunu ve insanın bu gününü mutlu geçirmek istediğini vurgulayan Erginel, buna uygun huzurlu bir yer oluşturmak istediklerini ve bunda başarılı olduklarını düşündüğünü söyledi.

Binanın sadece Lefkoşa'ya değil tüm Kuzey Kıbrıs'a hizmet verebileceğini ifade eden Erginel, Evlendirme Dairesi'nin artık tam gün açık kalacağını ve bu binayı kullanmanın ücretinin olmayacağını söyledi.

Ekonomik durumu iyi olmayan insanların burada nikâhlarını kıydıktan sonra tören de yapabileceklerini belirten Erginel, tüm bu nedenlerle topluma hayırlı, yararlı bir yer kazandırdıklarını söyledi. Erginel, başta TC Büyükelçiliği Yardım Heyeti olmak üzere, Birinci Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'a, Maliye Bakanı'na, Sanayi Dairesi, Planlama ve İnşaat Dairesi ile diğer dairelere, katkı koyan herkese teşekkür etti. Erginel, binanın hayırlı olmasını diledi.

Karahan

Türkiye'nin Lefkoşa Büyükelçisi Aydan Karahan ise çok güzel bir eser kazandırıldığı için esas kendilerinin teşekkür ettiğini belirterek başladığı konuşmasında bu olayın, Erginel'in uzun meslek yaşamının taçlandırılması noktalarından birini oluşturduğunu söyledi. Büyükelçi Karahan, tüm evlenenlerin Yüksek Mahkeme Başkanı'nı hatırlayacaklarını söyledi.

Temel atmanın kendisine daha dün olmuş gibi geldiğini belirten Karahan, müteahhide inşaatı süratle bitirdiği için teşekkür etti ve tüm kamu binalarının bu süratle bitirilmesini diledi, emeği geçen herkese teşekkür etti.

Yüksek Mahkeme Başkan ve üyelerinin hep birlikte Evlendirme Dairesi temeli atmasını ilk başta yadırgadığını, ardından KKTC'de evlendirme akdinin yargı kontrolünde olduğunu öğrendiğini belirten Büyükelçi, Karahan şöyle devam etti:

"Sonradan düşündüm, aslında ne kadar doğru bir şey... İnsan evlenirken belediye başkanı evlendiriyor, boşanırken -maazallah- mahkeme tarafından olduğuna göre, her ikisini de yargıya bağlamak doğru diye düşünüyorum. Ümit ederim ileride yasama erki de bu konuda değişiklik getirmesin...

Bu bina inşallah nikâh sayısında artış yaratır. Bu da bizi çok sevindiriyor. Kıbrıs Türkü'nün nüfusu ne kadar artarsa o kadar mutlu oluruz. Bu binayı Türkiye Cumhuriyeti olarak her şeyden önce Kıbrıs Türk gencine ve tabii ki genç kalanlara armağan ediyoruz. Hayırlı olsun. Emeği geçen herkese teşekkürler."

KIBRIS 19/11/05

 

Dimitriu: Diyalog ortamından uzaklaşıldı

Kıbrıs konusunda son dönemde yaşanan gelişmeleri değerlendiren AP'nin Kıbrıslı Rum üyesi Panayotis Dimitriu, liderler arasında karşılıklı artan suçlamaların Kıbrıs sorununa bir faydası olmadığını belirtti

Dimitriu: Diyalog ortamından uzaklaşıldı

ADADAKİ ÇÖZÜME YARDIMCI OLMUYOR... Kıbrıslı Rum parlamenter Dimitriu, toplum liderlerinin karşılıklı kişisel suçlama ve saldırı içinde olmasının çok yanlış olduğunu söyledi. Kıbrıslı Türk lider Mehmet Ali Talat için kullanılan sözlere de çok üzüldüğünü belirten Dimitriu, bu türde bir tutumun, adadaki sorunun çözümüne hiç de yardımcı olmadığını kaydetti. Demitriu, bu tür saldırılar yüzünden Kıbrıslıların dialog ortamından uzaklaştığının da altını çizdi

AB KATALİZÖR VE GARANTÖR OLABİLİR... AB'nin Kıbrıs sorununun çözümünde katalizör olabileceğini, varılacak bir anlaşmanın uygulanması için de garantörlük görevini üstlenebileceğini belirten Dimitriu, "Konu AB'nin gündeminde olduğuna göre, geçmişin korkuları bizim jenerasyonun kâbusu olarak kalacak ve eskiden yaşananların bir daha tekrarlanması mümkün olmayacak" dedi

 

Anıl IŞIK- Osman KALFAOĞLU (Strasbourg)

Avrupa Parlamentosu'nun Hıristiyan Demokrat grubu üyesi Kıbrıslı Rum Panayotis Dimitiru, partisinin (DISI) Kıbrıs sorununu çözüme götürecek diyaloğu sonuna kadar desteklediğini, ancak her iki tarafın liderlerinin birbirlerine yönelttiği hakarete varan suçlamaların yakın geçmişte artmasının kendisini oldukça üzdüğünü ifade etti. Dimitriu, "Kıbrıs sorununda ihtiyacımız olan uzlaşmayı yakalamak için adada 'Avrupalı' atmosferi yaratma yönünde çalışıyoruz. Ancak toplum liderlerinin karşılıklı kişisel suçlama ve saldırı içinde olması çok yanlış. Kıbrıslı Türk lider Mehmet Ali Talat için kullanılan sözlere de çok üzüldüm. Bu türde bir tutum adadaki sorunun çözümüne hiç de yardımcı olmuyor" dedi. Dimitriu, bu tür saldırılar yüzünden Kıbrıslıların diyalog ortamından uzaklaştığının da altını çizdi.

AB katalizör olabilir

AB'nin Kıbrıs sorununun çözümünde katalizör olabileceğini, varılacak bir anlaşmanın uygulanması için de garantörlük görevini üstlenebileceğini belirten Dimitriu, "Konu AB'nin gündeminde olduğuna göre, geçmişin korkuları bizim jenerasyonun kâbusu olarak kalacak ve eskiden yaşananların bir daha tekrarlanması mümkün olmayacak" dedi.

Avrupa Parlamentosu'nun Kıbrıslı Türkler ile Rumlar arasında kaybolan diyalog ortamını yeniden kurmak için elinde yeterince güç olmadığını belirten Dimitriu, "AB, bu konuda düşüncelerini empoze eden bir yaklaşımdan ziyade Kıbrıslılar için sürecin devam etmesi ve masanın etrafında buluşup problemleri hakkında konuşmaya başlamaları için baskı yapmalıdır." dedi. Dimitriu, Birleşmiş Milletler'in Kıbrıs sorununun yeniden gündeme getirmekte isteksiz olmasına rağmen görüşme zemininin hazırlanması, bunun da iyi bir şekilde yapılması gerektiğini, çünkü yeniden başarısız olma hakkımızın olmadığını ifade etti.

Kıbrıslı Rumların AB üyesi olmasının ardından Kıbrıs'ta çözüme pek sıcak bakmadığı yönündeki düşüncenin yanlış olduğunu belirten Dimitriu, Kıbrıslı Rumların çoğunun adanın yeniden birleştirilmesi taraftarı olduğunu ve çoğunluğun sesinin de birleşme istenmiyor şeklinde algılanmasının yanlış olduğunu ifade etti.

Türkiye'nin üyeliğini

destekliyoruz

Kıbrıslı Rum parlamento üyelerinin Türkiye'nin AB üyeliğini desteklediğini söyleyen Dimitriu, önemli olanın, Türkiye'nin kuzey üzerideki dominasyonunun kaldırılmasının ve Kıbrıslı Türklerin, adadaki Kıbrıslı Rumların yaptığı gibi, Kıbrıs'ın çıkarlarının ön plana alınması olduğunu sözlerine ekledi.

Dimitriu, geçmişte olduğu gibi Kıbrıs'ın Türkiye için jeo-stratejik bakımdan öneminin kalmadığının Türkiye'de görüştüğü bazı önemli şahsiyetler tarafından da anlaşıldığını ifade ederek, Türkiye için önemli olanın Kıbrıslı Türklerin güvenliklerinin garanti altına alınması olduğunu ve bunun gerçekleşmesi halinde Türkiye'nin Kıbrıs sorununun çözümünde daha esnek olacağına inandığını belirtti.

Kendisinin karamsar olmadığını ancak mevcut durumda da iyimser olunamayacağını söyleyen Dimitriu, "Her şeye rağmen umut taşıyorum" dedi.

Para yardımını alın, ticaret tüzüğü

için mücadeleye devam edin

Kıbrıslı Rum parlamento üyelerinin, Kıbrıslı Türklere uygulanan izolasyonun hafifletilmesi amacıyla AB tarafından hazırlanan parasal yardım ve doğruda ticaret tüzüklerini desteklediklerini, ancak bunların uygulanmasının bürokratların işi olduğunu söyledi. Dimitriu, Kıbrıs Türk tarafının her iki tüzüğün birlikte geçirilmesi ısrarını yanlış bulduğunu, Kıbrıslı Türklerin parasal yardım tüzüğünün tek başına geçirilmesine razı olup, doğrudan ticaret tüzüğünün de kendi istekleri doğrultusunda kabul edilmesi için mücadeleye devam edebileceğini söyledi.

Dimitriu "Sanırım olayın farkına varıldı. Benim beklentim Kıbrıs Türk tarafının tutumunu değiştirmesidir. Tüzükler konusunda gelecekte yapılacak olan görüşmelerin nasıl sonuçlanacağı konusunda bir fikrim yok, ancak sanırım bu sorunu ve Kıbrıs'ta karşılaştığımız sorunları çözmenin zamanı geldi".

Kıbrıs sorunu çözülmeden, Kıbrıslı

Türkler AP'de temsil edilemeyecek

AP'de Kıbrıslı Rumlar tarafından Kıbrıslı Türklere ait sandalyelerin işgal edilmesini yorumlayan Dimitriu, bu durumun 1963'de Kıbrıs Türk liderliğinin 'Kıbrıs Cumhuriyeti'nden çekilmesinin ve yönetimin tamamen Kıbrıslı Rumlara bırakılmasının bir sonucu olduğunun altını çizdi. Dimitriu, "Bir Kıbrıslı Türk'ü, benim yanımda aynı devletin temsilcisi olarak AP'de oturduğunu gördüğüm gün hayatımın en güzel günü olacak. Bu sorunlar kolay değil ve Kıbrıs sorunu çözülene kadar sürecek. Geçen yıl yapılan seçimlerde, anlaşma olduğu taktirde AP'deki koltuğumu bir Kıbrıslı Türk'e bırakmaya razı olduğumu açıklamıştım ancak çözüm olmadan Kıbrıs Rum yönetiminin böyle bir şeyi kabul etmesi çok zor" dedi.

KIBRIS 19/11/05

 

Serdar Denktaş :"Türk Devletleri Birliği" kurulmalı

Serdar Denktaş, Dünya Türk Gençler Birliği tarafından İstanbul'da düzenlenen "Türk Dünyası Gençlik Kurultayı"na katılarak bir konuşma yaptı

Serdar Denktaş :"Türk Devletleri Birliği" kurulmalı

Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş, Türk devletleri birliği kurulması, bundan da kimsenin rahatsızlık duymaması gerektiğini söyledi.Serdar Denktaş, Dünya Türk Gençler Birliği (DTGB) tarafından İstanbul'da düzenlenen "Türk Dünyası Gençlik Kurultayı"na katılarak bir konuşma yaptı.

41 Türk Devlet topluluğundan 250 delegenin hazır bulunduğu kurultaydaki konuşmasında Denktaş, "Dili, dini, ırkı ve kültürü farklı pek çok millet ve devlet bir araya gelip ekonomik ve siyasal birlikler oluşturuyorken, Türk devlet ve topluluklarının bir araya gelip güç birliği yapmaları kimseyi rahatsız etmemeli ve tehlike olarak adlandırılmamalıdır" dedi.

DP ve Türk Bir'den verilen bilgiye göre "böyle bir Birlik içinde yerini alan KKTC'nin tanınma başta olmak üzere pek çok meselesini halletmiş olacağını" söyleyen Serdar Denktaş, Türkiye'nin AB sürecini de değerlendirdi.

"Türkiye için en iyimser tahminle 15 yıl sürecek bir müzakere sürecinden bahsedildiğini" belirten Denktaş, "Bu müzakere süreci içerisinde muhatapları tarafından Türkiye'nin sinirleri zorlanacak ve belki de Türkiye, bir noktada kendi arzusuyla müzakere sürecini askıya alacaktır. İşte Türkiye, her türlü gelişme için kendi alternatifini de oluşturmalıdır. Türk Dünyası ve Avrasya, Türkiye'nin en iyi alternatifidir" dedi.

Kurultay'ın öğleden sonraki bölümünde DTGB'ye üye teşkilat başkanlarıyla ayrı bir oturumda bir araya gelen Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş, kendisine yöneltilen çeşitli soruları cevaplandırdı.

Bir soru üzerine KKTC'nin Türk devlet ve topluluklarıyla ilişkisini de değerlendiren Denktaş, "KKTC, Türk Dünyası'nın kapılarını zorluyor. Bize yardım elini uzatan Azerbaycan ve Kırgızistan devlet yetkililerine teşekkür ediyor ve diğer Türk devletlerinden de benzer adımları bekliyoruz" dedi.

Serdar Denktaş, dün akşam Ada'ya dönüyor.

Kurultay çalışmaları ise bugün Kurultay raporlarının ve sonuç bildirisinin hazırlanıp oylanmasıyla sona erecek.

KIBRIS 19/11/05

 

Rum Hükümet Sözcü Vekili Karoyan: "Ledra caddesi'ni (uzun yol) açmaya hazırız"

Rum Hükümet Sözcü Vekili Marios Karoyan, BM ve KKTC makamları arasında askıda bulunan sorunların aşılmasıyla birlikte Rum Yönetimi'nin Ledra Caddesi'nin açılmasıyla ilgili çalışmaları ileriye götürmeye hazır olduğunu belirtti.

Fileleftheros ve diğer gazeteler, Rum Hükümet Sözcü Vekili Marios Karoyan'ın Ledra Caddesi'nin (Uzun Yol) açılması konusundaki açıklamalarına yer verdiler.

Karoyan, hükümetin Ledra Caddesi'nin açılması konusunda hazır olduğunu belirten mektupları haftalardır AB ve BM'ye gönderdiğini belirterek, Kıbrıs'ta BM'yle birçok temaslarda bulunulduğunu ve Türk askeri ile BM arasında var olan askıdaki sorunları ele aldıklarını söyledi. Ara bölgedeki çalışmaların başlaması için mevcut sorunların aşılması gerektiğini yineleyen Karoyan, Türk askerinin BM ile ortak paydada buluştuğu zaman Rum tarafının çalışmalara derhal başlamaya hazır olduğunu savundu.

Gazete aldığı bilgilere dayanarak Karoyan'ın bahsettiği sorunların (KKTC ile BM arasındaki sorunlar) 3 tane olduğunu, birincisinin "işgal makamlarının" Rum mimarların ara bölgeye girişine ve binaların durumunu belirlemeye izin vermemesi, ikincisinin yolun Rum Elektrik Kurumu (AİK) ve Kıbrıs Türk Elektrik Kurumu tarafından ortaklaşa ışıklandırılması, üçüncüsünün ise Türk askerinin yolda bulunan nöbetçi kulübesini bırakmak niyetinde olmamasıyla ilgili olduğunu yazdı.

Alithia gazetesi ise, Ledra Caddesi'nin açılmasıyla ilgili sorumluluğun, BM işbirliğiyle çalışmaların başlamasına yardımcı olacak olan öneriyi sunmakta geciken Türk ordusunda olduğunu savunarak Karoyan'ın açıklamasına yer verdi.

KIBRIS 20/11/05

 

Pirgoluların umudu Limnidi kapısında

Dağ ve deniz arasında sıkışan Pirgo (Pyrgos) köylüleri, "getto" yaşamından kurtulmak için Türk yönetiminin Yeşilırmak (Limnidi) kapısını açmasını bekliyor

Pirgoluların umudu Limnidi kapısında

"HAPİSTEYİZ"... Dört bir tarafı çevrili Pirgo köylüleri, Türk yönetiminin Bostancı Sınır Kapısı'nın açılması için ısrarlı davranmasını Limnidi kapısı için de bekliyor. KIBRIS'a konuşan Pirgolular, "Tam anlamıyla hapisteyiz" yorumunu yaptı. Köylüler, Türk ve Rum yönetimine "sağduyu" çağrısında bulundu

DÖRT TARAFI KAPALI... Pirgoluların tek umudu Limnidi kapısı. Doğusu Yeşilırmak köyü ve asker, batısı kapalı Türk köyleri ve Türk malları, güneyi Trodos dağları, kuzeyi de deniz ile kapatılan Pirgo'da başkent Lefkoşa'ya ulaşımı sağlayan 47 millik güzergahın açılması bekleniyor. Baf ve Lefkoşa'ya gitmek için Trodos dağını aşmak zorunda kalan Pirgolular "Hapis hayatımız artık bitsin" diyor

 

Hüseyin EKMEKÇİ

Bir tarafı dağ, üç tarafı da Kıbrıslı Türkler tarafından çevrili bin 400 nüfuslu Rum Pirgo köylüleri "ambargodan" bıktıklarını belirterek, Yeşilırmak(Limnidi) kapısının açılması için Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'a çağrı yaptı.

Trodos dağları ile Akdeniz arasına sıkışan bir bölgede kurulu Pirgo köyünün doğusunda Yeşilırmak (Limnidi), batısında ise Mansura, Bozdağ gibi terk edilmiş Türk köyleri ve Türk malları bulunuyor. Denizi, Erenköy'de bulunan Türk bölüğü nedeniyle "istedikleri kadar" kullanamadıklarını belirten Pirgo köylüleri en büyük sıkıntıyı ulaşımda yaşıyor.

Yatırımlarını turizme yönlendiren Pirgolular, ulaşımda yaşanan sıkıntı nedeniyle sadece ağustos ayında turist çekebiliyor.

Yeşilırmak üzerinden Lefkoşa'ya 47 mil uzaklıkta olan Pirgo, 1974 sonrası oluşan durum nedeniyle, Lefkoşa'ya varmak için Trodos dağlarını aşarak 107 km. mesafe gitmek durumunda kalıyor. Pirgo'nun Baf'a uzaklığı ise 52 km.

Baf'a ve Lefkoşa'ya ulaşmak için Trodos dağları üzerinde açılan güzergahı izlemek zorunda kalan Pirgolular, "Bu yola ne can, ne de mal dayanır" ifadesini kullanıyor.

Pirgolular Talat'a duacı

Bostancı kapısının açılması ve yeni kapıların da açılmasının gündemde olması Pirgo köyünde heyecan yarattı. "Kapalı" yaşamaktan bıkan Pirgo köylüleri, güney ve kuzeydeki yönetimin işbirliği yapmasını istedi.

İşyerleri çalışmayan, ziyaretçi gelmeyen ve diğer Rum köylerine oranla daha geri kaldığını düşünen köylüler, tek kurtuluş yolunu Yeşilırmak kapısının açılışında görüyor.

Barış mesajları verdiler

Yeşilırmak kapısının açılmasını isteyen Pirgolular "Kıbrıslı Türklerle Kıbrıslı Rumların bir arada yaşabileceğine" de vurgu yaparak, çözüm yollarının aranmasını istedi.

Pirgolular ne dedi?.. Pirgolular ne dedi?.. Pirgolular ne dedi?.. Pirgolular ne dedi?... Pirgolular ne dedi?...

Andrulla Sara Hristu:

"Ben adanın birleşmesini istiyorum. Herkesin kardeş olduğuna inanıyorum. Hatta çarpışmalar devam ederken, biz elimizde yaftalarla, "düşman değil kardeşiz" diye eylem yapardık. Kapılar kapalı ve bizler de çok zorluk çekiyoruz. Özellikle yetkililerden talebimiz, Limnidi (Yeşilırmak) kapısının açılmasıdır. Bölgemiz ve bölge halkımız mahrum ediliyor. Kıbrıslı Türkler de bölgemize gelsin istiyorum. Bölgemiz canlansın. Tüm Dillirga hepimize yeter, kardeşçe yaşarız. Geçmişte yapılan hatalardan ders çıkaralım. Bu kimseye bir şey kazandırmadı. Kapılar tamamen açılmalı ve serbest giriş çıkış sağlanmalı".

 

Sofia Andreu:

"Denizi bile dilediğimiz gibi kullanamıyoruz. Türk sandalları kıyıdan dilediği gibi geçiyor ama bizim alanımız şamandıra ile sınırlandırıldı. Restoran işletiyoruz ama balık dahi tutamıyoruz. Kısacası burada tam anlamıyla hapisteyiz. Kışın yolun uzaklığı nedeniyle müşteri uğramıyor. Bu koşullarda sadece ağustos ayında çalışabiliyoruz. Bu yollar bir an önce açılmalı. Aksi takdirde yüz binlerce Kıbrıs Lirası harcayarak kurduğumuz, yoktan var ettiğimiz turizm tesislerimizin bir anlamı kalmayacak. Yollarımız bir an önce açılmalı. Okullarımızda Türk düşmanlığı öğretiliyor ve bu iyi değil. Kilise de öyle. Hz. İsa hep insanların sevilmesini öğretti. Oysa papazlar "Türkleri denize dökün" diyor. Dillirga bir barış bölgesi olabilir".

Andreas Mavroyuannos:

"Akıl işi değil. Yeşilırmak üzerinden 47 mil gitmek varken biz dağ taş aşarak 107 kilometre gitmek durumunda kalıyoruz. Çekilecek eziyet değil. Lefkoşa'ya gitmek dahi istemiyoruz. Biz burada tam anlamıyla hapisteyiz. Yolların açılmasını ve insanların bölgemize gelmesini bekliyoruz. 14 yıldır buradaki (Mansura) restoranı çalıştırıyorum. Burası bir Türk'e ait. Onun da gelmesini isterim ama öğrendiğim kadarıyla İngiltere'de yaşıyor. İsmi Ekrem Faik'miş... Müşterimiz yok. İnsanlar o kadar yolu neden tepip gelsin ki? Gelmiyorlar".

Gulla Mavroyuannos:

"Burada mutlu bir şekilde yaşayabileceğimize inanıyorum. Biz İngiltere'de Türklerle çok samimi bir şekilde yaşadık. İngiltere'de yaşadık da Dillirga'da neden yaşamayalım. Geçmişten ders alarak önümüze bakalım.

İki toplum da Türkiye ve Yunanistan'ın etkisinden kurtulmalı. Akıllı yöneticilerle bu ülkede bir barış sağlanabilir. Çözümsüzlüğün faturası biz Pirgolulara ödetiliyor. Burada kapalı kaldık ve resmen hapis hayatı yaşıyoruz. Yol çok uzun ve zahmetli. Bu nedenle günübirlik kimse gelmek istemiyor. Yeşilırmak kapısı açılmadığı takdirde bizim sıkıntımız devam edecek. Aklı selim yöneticiler bu sorunu el ele çözebilmeli.

 

Fotoğraf altı haber 1. :

Pirgo, 107 yıllık meşenin gölgesinde

Pirgo köyü meydanında 1898 yılında ekilen, 20 metre yüksekliğindeki meşe ağacı büyük ilgi görüyor. Sırf meşe ağacını görmek için Pirgo'ya gelenler olduğu belirtilirken, köylüler de meşeye gözü gibi bakıyor.

Meşe gölgesinde oturan bir yaşlı, KIBRIS ekibine, "Bu meşe dile gelse de konuşsa. Gölgesinde kimleri ağırlamadı ki. Şimdi de Rumlarla Türkler burada birlikte kahve içiyoruz" benzetmesini aktardı.

4 metre 25 cm çapı bulunan meşe ağacı bin 400 nüfuslu Pirgo köyünün sembolü.

Fotoğraf altı: Pirgo meydanındaki meşe ağacı köylüler tarafından büyük bir özenle korunuyor. Ağaçla ilgili bilgiler de yine gövdesine çakılan bir tabela ile sergileniyor

Fotoğraf altı haber .2.:

Pirgo'dan bakınca Yeşilırmak kayası görülüyor

Yeşilırmak kayası, Yeşilırmak köyünün hemen bitişiğinde, deniz içerisinde bir ada gibi duruyor. Kimine göre burası Kıbrıs Türkü'nün varoluş mücadelesinde önemli bir tanık, kimine göre sevgililerin gizlice buluştuğu izbe bir köşe. Bereketçilerin silahlarını bu kayaya çıkardığı, buradan ülkenin çeşitli yerlerine dağıtıldığı da söyleniyor.

Ve Rumların yaşadığı Pirgo köyünden bakınca Yeşilırmak kayası elle tutulacak kadar yakında duruyor. Pirgo'dan Yeşilırmak kayasını seyretmek, ister istemez insana, "Uzansak tutacakmışız gibi yakın ama binlerce kilometre uzak" yorumunu yaptırıyor. Bu fotoğraf Pirgo-Mansura yolu üzerinde bulunan Pyirgiana Hotel'den çekildi...

Fotoğraf altı: Pirgo köyünden bakıldığı zaman, Yeşilırmak köyünün ne kadar yakın olduğu da görülüyor

Pirgo yolunda muflonlar

Kıbrıs'a özgü tek hayvanın Karpaz eşekleri olduğu söylense de muflon da aynı özellikleri taşıyor. Pirgo köyüne ulaşmak için Lefkoşa üzerinden Trodos dağlarını aşmak gerekiyor. 100 kilometreyi aşan araç yolculuğunda "bıktıran yokuş ve kıvrımlar", doğanın yardımı sayesinde hissedilmiyor.

Pirgo'ya ilerlerken, Dillirga bölgesine yaklaşmamız ile birlikte dağ eteğindeki muflonlar da dikkatimizi çekiyor. Muflonları da sizler için görüntüledik.

KIBRIS 20/11/05

 

Yakovu Türkiye ile NATO toplantısında

Rum Hükümet Sözcü Vekili Marios Karoyan'ın açıklamalarına dayanılarak, Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu'nun 7 Aralık'ta NATO'nun AB ülkeleriyle gerçekleştireceği toplantıya katılacağı belirtildi.

Haravgi gazetesi haberine göre Karoyan, Türkiye'nin, "Kıbrıs" ve Malta gibi AB üyesi ülkelere, katılmayı arzuladıkları veya "katılmaya hakları bulunan" çeşitli örgütlerde güvenliğin sağlanması konularında ambargo uygulamasının kabul edilemez olduğunu savundu. Karoyan, Türkiye'nin uzun zamandır bu tutumda ısrarlı olduğunu, AB'ın müzakere çerçevesinde Türkiye'ye "Kıbrıs Cumhuriyeti"nin uluslar arası örgütlere katılmasına yönelik sınırlandırmaları veya vetoları kaldırması yönünde çağrı yaptığını da söyledi. Karoyan Türkiye'nin de toplantıya katılacağını belirtti.

Öte yandan Simerini gazetesi, Rum Yönetimi'nin, Türkiye'nin, NATO Genel Sekreteri'nin Rum Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu'nun da hazır bulunacağı toplantıya katılması yönündeki davetini kabul ettiği şeklindeki haberleri doğruladığını yazdı. Gazete, Türkiye'nin ilk kez "Kıbrıs Cumhuriyeti"nin temsil edildiği bir toplantıya katılacağını, zira Türkiye'nin daha önceleri "Kıbrıs Cumhuriyeti"nin de temsil edildiği toplantılarda yer almadığını savundu.

Habere göre Türkiye'ye yönelik davet NATO Genel Sekreteri Safer tarafından yazda yapılırken Türkiye, daveti toplantının gayrı resmi olması ve gündeminin bulunmaması koşuluyla kabul etti.

KIBRIS 20/11/05

 

Mahi'nin iddiası:CIA uçakları Kıbrıs üzerinden terörist taşıyor

Amerikan Merkezi Haber alma Dairesi'nin (CIA); El Kaide ve başka örgüt üyelerini Amerikan cezaevlerine taşıyan uçaklarının Kıbrıs'ta istasyon yaptıkları bildirildi.Mahi gazetesi "CIA 'Teröristleri' Kıbrıs Üzerinden Taşıyor -Bilgiler; Adanın Bütün Havaalanlarının Kullanıldığını Söylüyor" başlığıyla yansıttığı haberinde, bu haberlerin önceki gün İnsan Hakları Örgütü (Human Rights Watch) tarafından doğrulandığını yazdı.

Gazeteye göre Örgüt; CIA uçaklarının Yunanistan, İspanya, Portekiz, Üsküp, Çek Cumhuriyeti, Almanya, İngiltere, Polonya ve Romanya havaalanlarına da iniş yaptıklarını savunuyor. Örgüt tarafından yapılan açıklamada; CIA'nın N313P kodunu taşıyan ve genellikle terör örgütlerinin üst düzey yetkilileri oldukları düşünülen şüphelileri taşıyan ünlü uçağının Kıbrıs'a iniş yaptığı da belirtiliyor.

Gazete Örgüt'ten bir yetkilinin; CIA'nın Kıbrıs'taki bütün havaalanlarını kullandığını, ancak Ercan Havaalanı'nın da bunlar arasında olup olmadığını açıklamadığını yazdı, özetle şöyle devam etti:

"Amerikalıların zaman zaman, 'teröre karşı mücadelelerinde' Kıbrıs Cumhuriyeti'yle işbirliklerinin mükemmel olduğundan söz etmelerine rağmen, hükümetin CIA uçaklarının faaliyetleri konusunda bilgilendirilip bilgilendirilmediği ve buna rıza gösterip göstermediği bilinmiyor."

Fileleftheros gazetesi de haberi "CIA Uçakları Kıbrıs'ta İstasyon Yapıyor -El Kaide Teröristlerini ABD'ye Taşıyorlar" başlığıyla yansıttı.

Theodoru: "Müslümanların sosyal entegrasyonu şarttır"

Öte yandan Haravgi gazetesi Uluslar Arası Polis Dernekleri (Güney Kıbrıs Şubesi) tarafından önceki gün Lefkoşa'nın Rum kesimindeki bir otelde düzenlenen "Uluslar Arası Terör ve Doğu Akdeniz'de Güvenlik Meseleleri" konulu eğitim seminerinde konuşan Rum Adalet ve Kamu Düzeni Bakanı Doros Hristodulidis'in "Avrupa'da bulunan 30-40 milyon Müslüman'ın; potansiyel terörist haline gelmemeleri için sosyal entegrasyonu şarttır" dediğini bildirdi.

Gazete Theodoru'nun; Güney Kıbrıs'ın bugüne kadar (teröre) hedef olmadığını, ancak bunun olmayacağının garantisini kimsenin veremeyeceğini söylediğini yazdı.

Gazeteye göre Rum Polis Genel Müdür Yardımcısı Haralambos Kulendis ise, çok uluslu terörist saldırıların son yıllarda bütün insanlığı sarstığının bir gerçek olduğunu, bundan Güney Kıbrıs'ın da etkilendiğini, AB'ne üyelikleri dolayısıyla da ortaya çıkan ihtiyaç ve zorunlulukları nedeniyle Rum polisi bünyesinde Terörle Mücadele Birimi kurduklarını açıkladı.

KIBRIS 20/11/05

 

KKTC’ye yardım GİK gündeminde

Avrupa Birliği’ne üye ülkelerin dış işleri bakanlarını biraraya getiren Genel İşler ve Dış ilişkiler konseyi bugün toplanıyor. Toplantı gündeminde, izolasyonların kaldırılması için KKTC’ye yapılacak ekonomik yardımları içeren iki tüzük yer alıyor.

 

NTV-MSNBC

Güncelleme: 09:18 TSİ 21 Kasım 2005 Pazartesi

 

BRÜKSEL - Avrupa Komisyonu Nisan 2004’te KKTC’nin Annan Planı’na evet oyu vermesinin ardından, Ada’nın kuzeyine 259 milyonluk mali yardım ile KKTC’den AB’ye üye diğer ülkelere doğrudan ticareti öngören bir tüzük hazırlamıştı. Ancak sözkonusu iki tüzük Rum kesiminin veto engeli ile karşılaştığından henüz hayata geçemedi.

Rum kesimi mali yardımlara yeşil ışık yakarken, doğrudan ticareti öngören tüzüğe tamamen karşı çıkıyor. KKTC ise doğrudan ticaret imkanını öngören tüzüğün izolasyonu kısmen kaldıracak yegane yöntem olduğunu savunarak, mali yardımlar konusunda fazla ısrarcı davranmıyor.

Mali yardımlar konusunda 2005 yılının sonuna kadar bir anlaşma sağlanamazsa, bütçe yönetmeliği gereği Brüksel, Türk tarafına yapabileceği mali yardım 139 milyon Euro ile sınırlı kalacak.

TARTIŞMALI BÜTÇE DE GÖRÜŞÜLECEK
Türkiye saatiyle 10.30’da başlayacak olan Genel İşler Konseyinin gündeminde ayrıca, 2007-2013 bütçesi taslağı ve AB dönem başkanlığını noktalayacak olan Brüksel zirvesinin hazırlıkları görüşülecek.

SAVUNMA BAKANLARI TOPLANIYOR
Türkiye’yi yakından ilgilendiren bir diğer konu ise AB savunma bakanları toplantısı. AB dışişleri bakanları, savunma bakanları ile biraraya gelerek Avrupa Savunma Kabiliyeti’ne ilişkin çalışmaların bir bilançosunu gerçekleştirecekler.

Toplantılara NATO üyesi ve AB’ye aday ülke sıfatıyla Türkiye adına Savunma Bakanı Vecdi Gönül’ün katılması bekleniyor.

 

Danimarkalıları şaşırtan Türk şoför

Roj TV hakkında soruşturma açılmasının ardından, Danimarka’da ilk kez bir Türk televizyon ekranlarına çıkarak, PKK’nın vatandaşları tehdit ederek ve şiddet uygulayarak nasıl haraç topladığını anlattı.
      TV Danmark kanalındaki polisiye ‘Günlük Rapor’ adlı programda Hacı Osman Pekerman adındaki taksi şoförü, iki PKK üyesinin örgütten izin almadan İbrahim Tatlıses konseri düzenlediği için kendisinden 5 bin euro istediklerini ve ölümle tehdit ettiklerini söyledi.
      Pekerman, PKK’ya haraç ödemediği için saldırıya uğradığını, taksisi ve evinin kapısının saldırı sırasında hasar gördüğünü anlattı.
      Polise şikayetçi olduğunu, duruşmalara gelmeyen iki PKK üyesine 4 bin Danimarka kronu para cezası verildiğini anlatan Osman Pekerman, polisin PKK derneklerine baskın yapması ve haraçcıları cezalandırması gerektiğini savundu.
      Pekerman programda, "PKK’lılar, Danimarka’da alanı boş buldu. Polisten korkuları yok. Çünkü Danimarka makamları tüm şikayetlere rağmen PKK’lılara karşı bir girişimde bulunmuyor“ dedi.
      Stüdyo konuğu olan Emniyet Genel Müdürlüğü Asayiş Şube Müdürü Per Larsen ise, önce program sunucusu Madds Nielson’un iddialarını kabul etmedi.
      Sonra Osman Pekerman’ın olayı belgeleriyle anlatması üzerine “önümüzde ciddi bir olay var. Bugüne kadar haraç konusunda duyumlar aldık ama ilk kez bir Türk ortaya çıkarak korkusuzca haraç olayını belgeliyor. Hemen, gerekli girişimde bulunup, Osman Pekerman’ın çevresinden edineceğimiz yeni bilgiler ile, haraçcılar ve faaliyet gösterdikleri derneklerin üzerine gideceğiz. Danimarka’da dernekleşme özgürlüğü var ama dernekler suç işliyorlarsa o zaman dernekleşme özgürlüğü geçerli olmaz“ dedi.

MILLIYET 21/11/05

 

Kıbrıs sorunu, 3-4 yıl içinde çözümlenmeli

AP Yeşiller Grubu üyesi Joost Lagendijk, KIBRIS'a Strasbourg'da verdiği özel demeçte, Türkiye'nin AB ile katılım müzakerelerine başlamasının, Türkiye üzerinde Kıbrıs sorununun çözümlenmesi için zaman baskısı yarattığını söyledi:

Kıbrıs sorunu, 3-4 yıl içinde çözümlenmeli

TÜRKİYE, KIBRIS YARASINI AÇIK BIRAKAMAZ... AP Yeşiller Grubu üyesi Joost Lagendijk, Kıbrıs sorununun, Türkiye'nin AB üyeliğinden dolayı en geç üç-dört yıl içinde çözümlenmesi gerektiğini söyledi. Türkiye'nin, Kıbrıs sorunu çözümlenmeden AB'ye katılımının mümkün olmayacağını ifade eden Lagendijk, Türkiye'nin, AB ile katılım müzakerelerine başlamasından dolayı zaman kısıtlamasıyla karşı karşıya olduğunu belirtti. Lagendijk, "Kıbrıs sorununu 3-4 yıl içinde çözmesi gereken Türkiye, müzakerelerin sonuna kadar Kıbrıs yarasını açık bırakmaya devam edemez" dedi

RUMLARA TÜZÜKLER İÇİN BASKI YAPILACAK... Lagendijk, Avrupa Komisyonu tarafından Kıbrıslı Türklere uygulanan izolasyonların hafifletilmesi amacıyla önerilen Mali Yardım ve Doğrudan Ticaret Tüzüklerinin, son bir kez daha AB'de müzakereye açılacağını söyledi. Lagendijk, İngiltere'nin dönem başkanlığı sona ermeden tüzükleri son bir kez daha müzakereye açmak istediği, kabul edilmelerini sağlamak için de Rum hükümetine baskı yapılacağı yönünde söylentilerin dolaştığını belirtti

 

Osman KALFAOĞLU- Anıl IŞIK

Avrupa Parlamentosu'nun (AP)Yeşiller Grubu üyesi Joost Lagendijk, Kıbrıs sorununun, Türkiye'nin Avrupa Birliği (AB) üyeliğinden dolayı en geç üç-dört yıl içinde çözümlenmesi gerektiğini söyledi.

Türkiye'nin, Kıbrıs sorunu çözümlenmeden müzakere sürecindeki bölümleri tamamlamasının ve dolayısıyla AB'ye katılımının mümkün olmayacağını ifade eden Hollandalı parlamenter, Türkiye'nin, AB ile katılım müzakerelerine başlamasından dolayı zaman kısıtlamasıyla karşı karşıya olduğunu belirterek, "Türkiye, Kıbrıs sorununu 3-4 yıl içinde çözmelidir. Türkiye, müzakerelerin sonuna kadar Kıbrıs yarasını açık bırakmaya devam edemez" diye konuştu.

Joost Lagendijk, Avrupa Komisyonu tarafından Kıbrıslı Türklere uygulanan izolasyonların hafifletilmesi amacıyla önerilen Mali Yardım ve Doğrudan Ticaret Tüzüklerinin, son bir kez daha AB'de müzakereye açılacağını söyledi.

Lagendijk, İngiltere'nin dönem başkanlığı sona ermeden tüzükleri son bir kez daha müzakereye açmak istediğini, kabul edilmelerini sağlamak için de Rum hükümetine baskı yapılacağı yönünde söylentilerin dolaştığını belirtti. Hollandalı parlamenter, bu girişimin başarısız olması halinde, tüzüklerin büyük bir ihtimalle birbirinden ayrılacağını vurguladı.

Geçtiğimiz yıl KIBRIS'a verdiği özel demeçte, Mali Yardım Tüzüğü'nün 2004'ün sonunda çözüleceğini söylerken, o günlerde çok iyimser olduğunu ifade eden Lagendijk, siyasi sorun teşkil etmeyen Mali Yardım Tüzüğü'nün kabul edileceğini, ancak Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün şimdilik rafta kalacağını belirtti. Tüzükler için kısmi bir çözüm bulunabileceğini anlatan Lagendijk, buna rağmen konseyin ve üye devletlerin çoğunluğunun ne yönde hareket edeceğinin belli olmadığını belirtti. Lagendijk, "Bir araya gelindiği zaman tüzüklerin çok önemli olduğu söyleniyor, ancak sonuçta, Kıbrıs hükümetine her şeyin önünü tıkaması için izin veriliyor. Ben, parlamento ve siyasi gruplar, tüzüklerin uygulanması yönünde düşüncelerimizi ortaya koyduk, ancak konseyde takılıp kaldılar" dedi.

Tüzüklerin bu hale gelmesinin ve oylamaya sunulamamasının, AB'nin "büyük bir siyasi hatası" olduğunu ifade eden Lagendijk, çözümün üye devletlerin elinde olduğunu, ancak yeterince baskı oluşturmanın onlar için pek de önemli olunmadığının görüldüğünü belirtti.

Lagendijk, "Sonuçta baktığımız zaman, doğrudan ticaret tüzüğü çok daha önemli. Sayın Talat, paketlerin birlikte geçirilmesini, aksi taktirde parayı istemediğini defalarca ifade etti. Şimdi ise bu görüşler yavaş yavaş değişiyor. Bence, mali yardımı tek başına kabul etmek Kıbrıslı Türklerin çıkarınadır. Eğer alınmazsa, Avrupa yasaları uyarınca AB'nin genel bütçesine dahil olacak. Bu durumda paranın bir bölümü, hatta tamamı kaybedilebilir."

Tüzüklerin birlikte geçmesinden yana olduğunu belirten Lagendijk, bunun imkansızlaşması halinde Kıbrıslı Türklerin parayı alması ve doğrudan ticaret tüzüğüne yönelik baskılarını artırması gerektiğini söyledi.

"Sonuçta, uzun vadede izolasyonların kaldırılacağı kesindir. 259 milyon euro sadaka değil. Adanın kuzeyinde paranın en iyi şekilde nasıl kullanılabileceği konusunda fikirleri olan pek çok insan var" diyen Lagendijk, doğrudan ticaretin kilit konu olduğunun, Kıbrıslı Rumların da buna karşı olmalarının tesadüf olmadığının altını çizdi.

Türkiye taktik hatalar yapıyor

Lagendijk, "Türkiye'nin, oyunun kuralına göre, her halükarda yükümlü olduğu protokolü onaylamakla, kuzeye uygulanan izolasyonları ilişkilendirmesinin sorun yaratabileceğini" söyledi.

Türkiye'nin siyasi olarak haklı olabileceğini belirten Lagendijk, bunun da AB'nin üstünde "Türkler ile sorunları halletme yönteminin tek yöntemi" olduğu düşüncesiyle, pek de arzulanmayan "doğrudan ticaretin oylanması" baskısını doğuracağını ifade etti.

Lagendijk, "Şu anda her şey birbirine girdi. Kanımca, Türkiye'nin izolasyonlar ile arasında bağ kurduğu doğrudan ticaret tüzüğünün buna gerek kalmadan da oylanması gerekir. Kıbrıslı Türkler ve Türkiye'nin bu tutumu, kendileri için pek de verimli olduğunu düşünmüyorum" dedi.

ABD, Kıbrıs sorununun çözümüne katkı koymuyor

ABD'nin Kıbrıslı Türklerin izolasyonunun hafifletilmesine yönelik attığı adımlarla ilgili olarak da

değerlendirmede bulunan Lagendijk, ABD'nin tutumunun Kıbrıs sorununun çözüme katkı koymadığı görüşünü bildirdi.

Lagendijk konuşmasına şöyle devam etti:

"Konsey üyelerinin geçen yılki tutumunu eleştiriyorum, o zamandan tüzükleri karara bağlamaları gerektiğini kanısındayım. Ancak AB ve ABD arasındaki farklı görmemiz gerekiyor. ABD, baskı yapma ve etkileme tutumundadır ve buna kendileri karar verebilir, herhangi bir başka ortak ile başa çıkmak zorunda değiller. AB tüm 25 üye devletle oybirliği ile karar almak zorundadır. Geçmişte tek bir ülke bir şeye itiraz ettiğinde, diğer üyeler bir yıl beklemek zorundaydı ve bundan sonra bu ülkeye baskı yapılır ve hatta mali destek kesilirdi.

Günün sonunda, özellikle küçük bir ülke ise, birlik yoluna devam ederdi. Bu özel durumda, Kıbrıslı Rumlar çok inatçı ve diğer üyeler de yeterince baskı koymak için istekli değiller. Tüzüklerin bugüne kadar kabul edilmemiş olmasının nedeni, diğer üye devletlerin Kıbrıslı Rumlar üzerine baskı koymamasıdır çünkü üye devletler yalnız kaldıklarında genellikle geri adım atarlar."

Rumlara baskı yapılması

konusunda üye devletler isteksiz

Hollandalı parlamenter, 3 Ekim'e kadar Kıbrıs Rum hükümetine neden bu kadar çok baskı yapıldığını anladığını ifade ederek, "Türkiye'nin AB'ye katılımına karşı olan bazı devletlerin varlığına karşı, Kıbrıslı Rumlar üzerinde baskı yapabilecek diğer ülkeler vardır, ancak yapmadılar, durumla başa çıkmak için isteksizdiler. Şimdi, müzakereler başladıktan sonra, AB'nin, Kıbrıslı Rumlara baskı yaparak sözlerini tutma zamanıdır. Mevcut durum, verdiği sözleri tutmaması AB'nin imajı için iyi değildir, çünkü diğer aday üye devletler de birlik sözlerine uymuyor diye AB'ye verdiği sözleri tutmayabilir" dedi.

AB, daha güçlü bir rol oynamalı

Lagendijk, AB'nin, yakında başlamasını ümit ettiği, yeni tur görüşmelerde daha güçlü bir rol oynaması gerektiğini vurguladı.

Görüşmelerin, BM şemsiyesi altında yapılması gerektiğine işaret eden Hollandalı parlamenter, Kıbrıs sorununun, BM sorunu olduğunu, birçok BM kararının bulunduğunu ve Çin ve Rusya gibi diğer büyük ülkelerin de konuyla ilgili olduğunu kaydetti.

Lagendijk, "2002'den itibaren, BM esas rolü üstlendi ve AB bir tarafta duruyordu. Şimdi yeni roller yeniden düzenlenmeli, BM müzakereleri yürütmeli ve günün sonunda BM, Güvenlik Konseyi'ne gitmeli. Bu arada AB, farklı taraflar arasında arabuluculu olarak daha büyük bir rol oynayabilir, tabii ki AB'nin taraflı bir arabulucu olduğunu bilerek... Bu kısmen doğrudur, ancak geçmişte olduğu gibi AB'yi sahnenin dışında bırakmak çok yardımcı olmayacaktır" dedi.

AB'nin, üye devletler (Kıbrıs Cumhuriyeti) üzerine bazı durumlarda baskı uygulayabileceğini ifade eden Lagendijk, AB'nin, Kıbrıs sorununun çözüm sürecinde rol oynaması gerektiğini, ancak günün sonunda karar verecek olanın Brüksel değil, New York olacağını, bu nedenle sorunun, BM şemsiyesi altında çözümlenmesi gerektiğini vurguladı.

AB'nin, müzakereler sırasında her türlü çözümün üretiminde daha pro-aktif bir şekilde rol üstelenebileceğine işaret eden Lagendijk, çözüm planının, AB kurallarına uygunluğunun ilk baştan kontrol edilmesi gerektiğini belirterek, AB'nin bunu yapabileceğine ifade etti.

Çözüm inisiyatifi ada dışından gelmeli

Güvenlik Konseyi'nde yer alan, Fransa ve İngiltere gibi, AB üye devletlerinin, güvenlik konseyinde yönlendirici olabileceğini ve BM Genel Sekreteri Kofi Annan ile müzakerelerin başlaması için görüşebileceklerini ifade eden Lagendijk, "Çözüm inisiyatifi, dışarıdan gelmeli, çünkü dış müdahaleler olmadan sorunun çözümlenmesi imkansızdır" dedi.

Çözüm zemininin, Annan Planı olması gerektiğine dikkat çeken Hollandalı parlamenter, "Annan Planı'nın şu anki şekliyle devam edilmesini söylemiyorum. Kıbrıslı Rumlar ve Kıbrıslı Türklerin kabul edeceği değişiklikler olacaktır, ancak inisiyatif ve baskı dışarıdan gelmelidir" dedi.

Kıbrıslı Rumların, çok güçlü bir durumda olduğunu, süreci erteleyebileceğini, Türk hükümetinin ise, AB ile katılım müzakerelerinden dolayı zaman baskısı altında bulunduğunu kaydeden Lagendijk, "Herkes, müzakerelerin son yıllarında değil, başlarında sorunun çözülmesi gerektiğinin farkında" diyerek, şöyle devam etti:

"Kıbrıslı Rumlar, arkalarına yaslanıp bekleyebileceklerini biliyorlar. Bu nedenle, AB, Kıbrıslı Rumlara, sadece tüzükler için değil, kabul edilebileceğini düşündükleri arzu ettikleri değişiklikler yapma fırsatı bulunan Annan Planı zemininde müzakere masasına dönmeleri için baskı yapmalı" dedi.

Türkiye, Kıbrıs sorununu çözmeden AB'ye asla giremez

Türkiye'nin, Kıbrıs'taki tutumunu anlayabildiğini ifade eden Lagendijk, "Türkiye'nin üzerinde AB üyeliğinden dolayı zaman baskısı var, çünkü Türk hükümeti, Kıbrıs sorunu çözümlenmeden, müzakereleri sonuçlandıramayacağını biliyor" diye konuştu.

Lagendijk konuşmasına şöyle devam etti:

"10 yıl içinde bir çözüm olmalı. Türkiye, çözüm olmadan, AB'ye giremeyecek ve bu, sadece Kıbrıs Rum hükümetinden dolayı değil, üye devletlerden birini tanımamsı halinde birliğe giremeyeceğini söyleyen diğer üye devletlerden dolayı olacaktır. Bu nedenle, Türkiye üzerinde zaman kısıtlaması vardır ve Kıbrıslı Rumlar bunu biliyor. Kıbrıslı Rumlar üzerinde dış baskı olmadan, tüzükler ya da müzakerelerin başlaması olmayacaktır."

Anahtarın, AB olduğunu söyleyen Hollandalı parlamenter, sorunun çözümünün, AB'nin, Türkiye ve AB arasındaki her yeni gelişmede Kıbrıs'ın her zaman bir sorun olarak belirmesinden kaynaklanan bu süregelen durumun sona ermesine karar vermesine bağlı olduğunu anlattı. Lagendijk, AB'nin, bu konunun çözümlenmesinin kendi çıkarına olduğunu kaydetti.

Kıbrıs sorununun çözümlenmesi için son takvim olarak neyi öngördüğünün sorulması üzerine Lagendijk, Türkiye'nin, Kıbrıs sorununu çözümsüz bırakmamasının akıllıca olacağını ve Kıbrıs sorununun çözümsüz kalmasının müzakereleri daha da zorlaştıracağını belirterek, "Türkiye, asla bölümleri kapatamayacaktır. Türkiye, 3-4 yıl içinde Kıbrıs sorununu çözmelidir. Türkiye, müzakerelerin sonuna kadar Kıbrıs yarasını açık bırakmaya devam edemez" dedi.

Türkiye, limanlarını

açacak, başka yolu yok

Türk tarafının, Türk limanlarının, Rum gemi ve uçaklarına açılmasının, Kıbrıslı Türklere uygulanan izolasyonların kaldırılmasıyla mümkün olabileceğiyle ilgili açıklamasını da değerlendiren Lagendijk şöyle konuştu:

"Türkiye'nin, mali yardım ve doğrudan ticaret tüzükleri geçmese bile Türk limanlarını, Kıbrıs gemilerine ve uçaklarına açmalıdır. AB kurallarına göre ve ayrıca parlamento, komisyon, konsey ve protokolün Avrupa yorumlaması, protokolün sadece mallarla ilgili değil, hizmetlerle ilgili olduğunu söylüyor. Dolayısıyla protokol,

gemileri ve uçakları da kapsıyor. Bundan hoşlansanız da hoşlanmasanız da protokol budur. Türkiye, Kıbrıs Rum gemilerine limanlarını açmalıdır, ancak Kıbrıslı Rumlar, Türk limanlarına gemi göndererek, durumu provoke etmemelidirler. Türkiye'nin bu yükümlülükten kaçmasının hiçbir yolu yoktur."

Protokol yürürlüğe girmeden, Türkiye'den

limanlarını Rumlara açmasını bekleyemeyiz

Avrupa Parlamentosu'nun, Türk hükümetinin, Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanımadığına dair yayınladığı deklarasyon nedeniyle, ek protokolü onaylamayı reddetmesiyle ilgili değerlendirmede bulunan Hollandalı parlamenter, söz konusu deklarasyonun yayınlanmasının gerekli olmadığını ve bunun, Türk hükümetinin, muhalefetin iç baskıları nedeniyle yaptığı taktiksel bir hata olduğunu kaydetti.

AB'nin, protokolün ayrıcalık yapılmadan tam uygulanması konusundaki tutumunun kesin olduğunu ifade eden Hollandalı parlamenter, AB'nin protokolü onaylamaması halinde ortada bir protokol olmayacağını ve bu durumda Türkiye'nin de limanlarını, Kıbrıs Rum gemilerine açmasına gerek olmayacağını kaydetti.

Lagendijk, Türkiye'nin, Kıbrıs Rum gemilerine ve uçaklarına limanlarını açmasının, protokolün uygulamaya girmesiyle gerektiğine dikkat çekerek, "Biz imzalamadığımız için Türk hükümetine de Kıbrıslı Rum gemilerine imalarını açması için baskı yapamayız" dedi.

Lagendijk, "Bazıları, AP'nin ilk önce Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin protokolü onaylamasını beklediğini söylüyor, ancak bu ne kadar sürecektir? Protokole dahil olan 9 ülke daha vardır" diye konuştu..

Türkiye'de AB karşıtlığı güçleniyor

Türkiye'nin, AB üyeliği için yapması gereken daha çok şey olduğuna dikkat çeken Lagendijk, AB üyeliği için taviz verilmesine karşı olanların giderek güçlendiğine işaret ederek, şöyle konuştu:

"Milliyetçi partiler daha güçlü oluyor, sokaklara çıkıyorlar. Maalesef bunları görüyoruz. Erdoğan, Diyarbakır'da Kürt sorununun demokratik şekilde çözümlenmesi gerektiği yönünde açıklama yaptıktan sonra, hem asker hem de PKK savaşmayı istedikleri ve soruna bir çözüm istemedikleri için bundan hoşlanmadı Bu Kürt sorununda ilerleme sağlanması mümkün olmayan bir ortam yarattı. MHP güçlü eylemler gerçekleştirdi. En büyük sorun olan yargı, yazarlara karşı açtığı tüm bu davalar... Tüm bunlar, AB içindeki insanlar arasında Türkiye'nin reformlarda ilerleme sağlamasıyla ilgili bazı şüphelerin oluşmasına yol açtı" dedi.

Lagendijk, ayrıca, Türkiye'deki bu gerilemenin, Türkiye'deki AB karşıtları ve AB'deki Türkiye karşıtları tarafından iyi bir şekilde kullanıldığını belirterek, Türkiye'deki bu güçlerin, AB reformlarıyla çatışan durumlar yaratarak, AB'yi nasıl provoke edeceğini bildiğini ve Türkiye'nin üyeliğine karşı olan AB'deki kişilerin "Türkiye'nin reform gerçekleştirmediğini size söylemiştik" söylemesine imkan verdiklerini söyledi.

Tüm bu konuların, Türkiye'nin üyeliğini engellemek isteyen AB karışları tarafından kullanan hassas konular olduğunu ifade eden Lagendijk, "Bu olanlar rastlantı sonucu değildir, örneğin, Türk yazar Orhan Pamuk'a, 3 Ekim'den önce dava açılması..." dedi.

"Reformların başındayız. Gerçek süreç şimdi başlıyor" diyen Lagendijk, AB'nin, Türk hükümetinin, reformlar konusunda daha fazla ilerleme göstermesini beklediğini vurguladı.

KIBRIS 21/11/05

 

AP, AB tüzüklerini gündeme getiriyor

ORTAK ÇALIŞMA... Avrupa Parlamentosu'nun (AP), İngiltere Başkanlığı ve AB Komisyonu ile ortak çalışma yaparak KKTC'ye uygulanan ambargonun kaldırılmasını öngören AB tüzüğünün onaylanması konusunu yeniden gündeme getirmeyi amaçladığı bildirildi

BUGÜN GÖRÜŞÜLÜYOR... Doğrudan ticaret ve mali yardım tüzüklerinin bugün yapılacak olan AB Dışişleri Bakanları Konseyi toplantısında, İsveç'in de desteğini alan İngiltere tarafından gündeme getirileceğini belirtirken, AP-Kıbrıslı Türkler Yüksek Düzey Temas Grubu'nun da çok yakında faaliyete geçirileceği ifade edildi

 

Avrupa Parlamentosu'nun (AP), İngiltere Başkanlığı ve AB Komisyonu ile ortak çalışma yaparak, KKTC'ye uygulanan ambargonun kaldırılmasını öngören AB tüzüğünün onaylanması konusunu yeniden gündeme getirmeyi amaçladığı bildirildi.

Rum gazetesi Fileleftheros; "Lefkoşa'ya Yeni Çelme - Doğrudan Ticaret İçin AB-Kıbrıslı Türk Temas Grubu Aktif Hale Getiriliyor - İngiltere Başkanlığı Tüzükleri ve Mali Yardımı Yeniden Gündeme Getiriyor" başlıkları ile manşetten verdiği haberinde, Avrupa Parlamentosu'nun, İngiltere Başkanlığı ve AB Komisyonu ile ortak çalışma yaparak KKTC'ye uygulanan ambargonun kaldırılmasını öngören AB tüzüğünün onaylanması konusunu yeniden gündeme getirmeyi amaçladığını yazdı.

Gazete, Avrupa Parlamentosu-Kıbrıslı Türkler "Yüksek Düzey Temas Grubu'nun" çok yakında İngiltere ve AB Komisyonu'nun da desteğiyle faaliyete geçeceğini ve grubun amacının doğrudan ticaret ve mali yardım tüzüklerinin onaylanmasını sağlamak olduğunu belirtti.

Gazete, doğrudan ticaret ve mali yardım tüzüklerinin bugün yapılacak olan AB Dışişleri Bakanları Konseyi toplantısında, İsveç'in de desteğini alan İngiltere tarafından gündeme getirileceğini belirtirken AP-Kıbrıslı Türk Yüksek Temas Grubu'nda yer alacak isimlerin de belli olduğunu iddia etti.

Gazete, elde ettiği bilgilere dayandırarak verdiği haberinde, temas gurubunda şu isimlerin yer alacağını belirtti:

"Francoise Grossetete (Avrupa Halk Partisi), Mechtild Rothe (Sosyalist Grup), Karin Resetaritis (Avrupa İçin Liberaller ve Demokratlar İttifakı), Cem Özdemir (Türk asıllı Alman milletvekili-Yeşiller), Yorgos Karacaferi (Yunanlı milletvekili-Bağımsızlık ve Demokrasi Grubu".

Gazete, "Avrupa İçin Ulusların Birliği, bağlantısızlar ve AB Birleşik Solu" guruplarının temsilcilerinin ise henüz belli olmadığını belirtirken AB Birleşik Solu'nun liderleri Francis Wurtz tarafından temsil edilmesinin büyük bir olasılık olduğunun altını çizdi.

Kiprianu'dan AB'ye çağrı

Öte yandan Haravgi, AKEL Basın Sözcüsü Andros Kiprianu'nun önceki gün yapmış olduğu açıklamalarda, Kıbrıslı Türklere uygulanan ambargonun kaldırılması ve mali yardım tüzüklerinin yarınki COREPER toplantısında gündeme getirilecek olması konusuna değindiğini yazdı.

Habere göre Kiprianu açıklamasında, "AB üyesi ülkelerin eğer özlü bir diyaloğun (Kıbrıs sorununa yönelik) başlamasını sağlayacak koşulların oluşmasına gerçekten katkıda bulunmayı istiyorlarsa, Türk tarafına KKTC'nin düzeyinin yükseltilmesine hiçbir şekilde katkıda bulunmayacakları yönünde net mesaj göndermeleri gerektiğini" iddia etti.

Kiprianu, "bu sorunun uzun zaman önce çözülmüş olması gerektiğini ve iki tüzüğün hiçbir şekilde birbirine bağlanamayacağın" iddia ederken "doğrudan ticaret tüzüğü konusunda ise AB hukuk danışmanlarının, böyle bir şeyin kabulünün yasal olmayacağı yönünde görüş belirttiklerini, kendilerine göre ise böyle bir olasılığın görüşülmesinin bile gerçekleşmemesi gerektiğini" öne sürdü.

Kiprianu, "İngiltere ve diğer AB ülkelerine, çabalarını, Türkiye ve Kıbrıs Türk liderliğinin dikkatlerini, KKTC'nin düzeyinin yükseltilmesine değil Kıbrıs sorununun çözümüne odaklamalarını sağlamaya yoğunlaştırma" çağırdı.

KIBRIS 21/11/05

 

Türkiye Başbakanı Erdoğan: Kıbrıs'ı satmadık, yerinde duruyor

SÖZÜMÜZÜ TUTACAĞIZ... Erdoğan: AB konusunda söz verdik, bunu başaracağız. Kimse bizden bu ülkenin veremeyeceği değerleri isteyemez. "Ülke elden gidiyor diyenler" oldu. Kimse boşu boşuna konuşmasın, bunun hayalini kurmasın. Bunlar bize "Kıbrıs'ı sattınız" dediler. Ne oldu, Kıbrıs'ta ne satıldı? Kıbrıs yerinde duruyor

Türkiye Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, "Kimse bizden bu ülkenin veremeyeceği değerleri isteyemez" dedi.Türkiye Başbakanı Erdoğan, AK Parti teşkilatıyla, Ege Giyim Sanayicileri Toplantı Salonu'nda bir araya geldi.

Erdoğan, toplantının basına açık bölümünde yaptığı konuşmada, Avrupa Birliği (AB) konusunda sözleri bulunduğunu ve bunu başaracaklarını ifade ettiklerini belirtti. Erdoğan, şunları kaydetti:

"Bu konuda elele vererek, sizlere gönderdiğimiz ne varsa dağ taş demeden her yerde anlatın. Kimse bizden bu ülkenin veremeyeceği değerleri isteyemez. Ülke (elden gidiyor) diyenler oldu. Kimse boşu boşuna konuşmasın, bunun hayalini kurmasın. Bunlar bize (Kıbrıs'ı sattınız) dediler. Ne oldu, Kıbrıs'ta ne satıldı? Kıbrıs yerinde duruyor."

Erdoğan, Türkiye'de demokrasinin, hukukun, insan hakları ve hürriyetlerinin tam olarak tatbikini sağlamayı hedeflediklerini de sözlerine ekledi.

KIBRIS 21/11/05

 

AB KKTC’ye yardımı yine erteledi


21 Kasım, 2005 20:44:00 (TSİ) CNN TURK

Brüksel'de bugün toplanan AB dışişleri bakanları KKTC’ye uygulanan tecridin kaldırılması konusunu aralık ayına erteledi.

AB Dönem Başkanı İngiltere'nin Dışişleri Bakanı Jack Straw, toplantının ardından yaptığı açıklamada, KKTC'deki Türklere verilen maddi yardım sözlerine ilişkin dosyaların ‘kısaca’ tartışıldığını söyledi.
 
Dönem Başkanlığı'nın bu konuda çalışmalarını sürdürdüğünü belirten Straw, bu konunun aralık ayında yapılacak Genel İşler Konseyi'nin gündemine geleceğini açıkladı.
 
Tecridin kaldırılmasına yönelik mali yardım pakedi, KKTC'ye 259 milyon euroluk mali yardım yapılmasını ve Türk tarafının Avrupa Birliği üyeleri ile doğrudan ticaret yapabilmesini öngörüyor.
 
Kıbrıs Rum Kesimi, Ada’nın kuzeyine dönük mali yardımlarla, doğrudan ticaret konularının birbirinden ayrılmasını istiyor.
 
259 milyon euroluk yardımın AB üyelerince bu yıl sonuna kadar onaylanmaması halinde, 2006'ya kadar geçerli bütçeye dahil olan 120 milyonluk bölümü kullanılamaz hale gelecek.
 
Tüzük şunları öngörüyor:
 

·  Ada'nın kuzeyi ile AB arasında doğrudan ticaret yapılacak

·  Kıbrıs Rum Yönetimi'ne herhangi bir rol verilmeyecek. Bütün yetkiler Kıbrıs

·  Türk Ticaret Odası ile AB Komisyonu'nda toplanacak

·  Doğrudan ticarette AB’ye sadece tamamı Ada'nın kuzeyinde üretilmiş mallar ihraç edilebilecek. Bu mallara dolaylı vergiler uygulanmayacak
Sağlık kontrolleri AB standartlarına çıkana kadar canlı hayvan ve ürünleri birliğe satılamayacak

·  Meyve-sebze ihracında sağlık kontrolleri Kıbrıs Türk Ticaret Odası ile işbirliği içinde AB Komisyonu yetkilileri tarafından yapılacak
Kuzey Kıbrıs'a doğrudan kullandırılması taahhüt edilen 259 milyon euro kuzeyde açılacak AB ofisi aracılığıyla projelere açılacak

·  Kıbrıs Türk Ticaret Odası ile işbirliğinde sorunlar çıkarsa ticaret askıya alınabilir
 
Kıbrıs Rum kesimi, Ada’nın birliğe bir bütün olarak üye olduğunu iddia ederek, AB Komisyonu'nun KKTC ile ‘başka bir ülke’ gibi ticaret yapamayacağını savunuyor.
 
Doğrudan ticaret ve mali yardımı düzenleyen bu iki tüzükten ikincisi, geçtiğimiz yılın ekim ayında AB Daimi Temsilciler Konseyi'nde, kasım ayında da Avrupa Parlamentosu'nda kabul edildi. Son onayı verecek olan AB Konseyi ise henüz bir adım atmadı.

 

Rauf Denktaş TMT'nin içyüzünü anlatıyor

RADIKAL 22/11/05

AA - LEFKOŞA - KKTC'nin ilk Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, gazeteci Nezire Gürkan'ın, kendisiyle yapılan röportajlardan oluşan 'Zirvedeki Yalnızlık Kulesi' adlı kitabında, 1950'lerde Rumlara karşı kurulan Türk Mukavemet Teşkilatı'nı (TMT) anlattı.

'Lakabım Toros'tu'
TMT ilk bildirisinin yayımlandığı Kasım 1957'den sonra yarbay Rıza Vuruşkan'ın Ağustos 1958'de, 'Ali Çonan' adıyla ve 'İş Bankası müfettişi' göreviyle adaya gelmesiyle faaliyete geçtiğini belirten KKTC lideri, Vuruşkan'ın 'Bozkurt', kendisinin 'Toros', Dr. Fazıl Küçük'ün ise 'Ağrı' kod adlarını kullandığını kaydetti. Denktaş, Dr. Küçük'ün bu isimle ilgili "Karın ağrısı mı?" espirisi yaptığını, kendisinin de "Hayır, en yüksek" yanıtı verdiğini belirtti. Daha önceki 'Volkan' adlı teşkilatı Britanya'nın kurdurduğundan şüphelenildiğini belirten Denktaş, TMT'nin kuruluşundan habersiz Küçük'ün bilgilendirilmesinden yana tavır koyduğunu öne sürdü.
Küçük'ün TMT'nin emir vermesini onaylamadığını da belirten Denktaş, o dönemde, aracı olarak Baf'tan Lefkoşa'ya getirttiği bazı kişilerin 'casusluk' şüphesiyle TMT liderliğince öldürüldüğünü belirterek, 'Denktaş bizi mahsus getirtti, ondan sonra vurdurttu' diyecekler diye 'deliye döndüğünü' söyledi. 'Yani Denktaş da mı kullanıldı' sorusuna KKTC lideri, "Yeraltı teşkilatına girdin mi, kullanılmayı kabul edersin demektir. Hem sen kullanacaksın, hem seni kullanacaklar. Başka yolu yok" yanıtını verdi. "Hiçbir yeraltı teşkilatının hikâyesi temiz değildir" diyen Denktaş, her olayın üzerine yıkıldığını söylerken, "Ama yavaş yavaş aklanıyoruz. Ben vicdanen rahatım" ifadelerini kullandı. Denktaş, TMT yemininin geçerli olup olmadığına dair "Söyleyemezsin... Yani öyle şeyler yapıldı ki, anlatamazsın" yorumunu yaptı.

Hristofyas, Özker Özgür'ü evinde ziyaret etti

Rum meclis başkanı ve AKEL Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas, dün öğleden sonra, Kuzey Kıbrıs'ageçerek, CTP eski genel başkanı Özker Özgür'e geçmiş olsun ziyaretinde bulundu.Özker Özgür'ü Lefkoşa'daki evinde ziyaret eden Hristofyas'a Birleşik Kıbrıs Partisi (BKP) Genel Sekreteri İzzet İzcan da eşlik etti.Yaklaşık bir saat süren ziyaretin ardından Hristofyas yeniden güney Kıbrıs'a döndü. Kanser hastalığıyla mücadele eden Özker Özgür'e moral vermek için kuzeye "insani bir ziyaret" gerçekleştiren Hristofyas'ın tavrı yerinde bulundu

KIBRIS 22/11/05

 

AB Tüzükleri aralık ayına kaldı

Avrupa Birliği (AB) üyesi ülkelerin dışişleri bakanlarını bir araya getiren Genel İşler Konseyi, Brüksel'deki aylık olağan toplantısında, Kıbrıslı Türklere yönelik maddi yardım dosyaları konusunun tartışılmasını aralık ayına erteledi.

AB Dönem Başkanı İngiltere'nin Dışişleri Bakanı Jack Straw, toplantının ardından basının sorularını yanıtlarken, KKTC'deki Türklere verilen maddi yardım sözlerine ilişkin dosyaların "kısaca" tartışıldığını, Dönem Başkanlığı'nın bu konuda çalışmalarını sürdürdüğünü, bu konunun aralık ayında yapılacak Genel İşler Konseyi'nin gündemine geleceğini söyledi.

Almanya ve İsveç

İngiltere'ye tüzükleri sordu

ABHaber'e göre, AB Dışişleri Bakanları Kıbrıs ile ilgili Yeşil Hat, Ticaret ve Mali Yardım Tüzüklerini öğlen yemeği sırasında görüştü

Tüzükler ile ilgili başta İsveç olmak üzere, diğer İskandinav ülkeleri de AB Dönem Başkanı İngiltere'ye destek verdiği öğrenildi.

Toplantı sırasında İsveç ve Almanya AB Dönem Başkanı İngiltere'den Kıbrıs ile ilgili Yeşil Hat, Ticaret ve Mali Yardım Tüzükleri ile ilgili gelişmeleri sordu.

İsveç Dışişleri Bakanı Leila Freivalds, Jac Straw'a tüzüklerin bu yıl sonuna kadar onaylanmasının gerekli olduğunu aksi takdirde 259 milyon euroluk yardımın ilk diliminin kullanılamayacağını bu yönde neler yapıldığını sordu. Toplantıda Almanya'yı temsil eden Dışişlerinden Sorumlu Devlet Bakanı Dr. Klaus Scharioth'de, İsveç Dışişleri Bakanına destek çıkarak tüzüklerin bir an önce hayata geçirilmesi gerektiği üzerinde durdu.

Rum Dışişleri Bakanı Yorgos Yakovu ise tüzükleri kendilerinin engellemediğini savunarak Yeşil Hat, Ticaret ve Mali Yardım Tüzüklerinin birbirinden ayrılması gerekiyor görüşünü ileri sürdü ve bu konuda AB Komisyonu Hukuk bürosunun hazırladığı rapora atıfta bulundu.

AB Dönem Başkanı İngiltere ise toplantıda tüzükler ile ilgili detaylı tartışma yapılmasının önüne geçerek konuyla ilgili görüşmeyi kısa kesti.

Rumlar, tüzükleri

2006'ya ertelemek istiyor

ABHaber'e Konsey toplantısı ile ilgili bilgi veren AB'li diplomatik kaynaklar, Rum tarafının tüzükler konusunu 1 Ocak 2006'da AB Dönem Başkanlığını devralacak Avusturya'ya bırakılması eğiliminde olduklarını ve bu yönde nabız yokladıklarını kaydettiler.

Tüzükler konusunun kapalı kapılar ardında tartışılmaya devam edileceğine işaret eden AB'li Diplomatik kaynaklar İngiltere'nin tüzükler ile ilgili Almanya'nın da desteği alarak İskandinav ülkeleri ile ilgili yeni bir uzlaşı hazırlığı içinde olduğunu ifade ediyorlar.

İsveç'in önerisi

İsveç, görüşme esnasında, yıl sonuna kadar bir formül bulunamaması halinde Kıbrıslı Türklere yönelik 259 milyon euroluk yardımın yarısı yitirilecek olmasından dolayı konunun bir an önce çözümlenmesi için masaya yeni bir öneri getirdi.

İsveç'in söz konusu önerisi ise şöyle:

-"Rumların VETO haklarını by-pass edebilecek bir yöntemin uygulamaya konması.

- Tüzüklerin birbirinden ayrılması.

- 2005 yılı sonuna kadar, Kıbrıslı Türklere yönelik 259 milyon euroluk Mali Yardım tüzüğünün onaylanması,

- Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün sonradan görüşüleceği garantisinin verilmesi."

KIBRIS 22/11/05

 

Eroğlu, 22 yıllık UBP başkanlığına veda etti

22 Yıldır UBP genel başkanlığı yapmakta olan Derviş Eroğlu, 24 Aralık'taki olağanüstü kurultay nedeniyle dün görevinden istifa etti.

UBP Basın Bürosu'ndan yapılan açıklamada, UBP Gazimağusa Milletvekili Derviş Eroğlu'nun, 24 Aralık'ta yapılacak olağanüstü kurultayda yeni bir genel başkan seçilmesine olanak tanımak için tüzük gereği parti genel başkanlığı görevinden istifa ettiği duyuruldu.

UBP Genel Başkanlığı görevini 22 yıldır aralıksız sürdüren Eroğlu istifasını dün saat 15.00'te toplanan parti meclisine sundu.

UBP Genel Başkanlığı'na tüzük gereği Genel Sekreter Salih Miroğlu vekalet edecek.

Eroğlu parti meclisi toplantısında da okuduğu istifa yazısında şöyle dedi:

"Sayın üyeler, çok değerli dava arkadaşlarım hedefleri Kıbrıs Türkü'nün yüz yılı aşan özgürlük ve egemenlik mücadelesine dayanan, mazisi şanla, şerefle onurla dolu Ulusal Birlik Partisi dün olduğu gibi bugün de ülkemizin en önemli siyasi kurumudur.

UBP, Kıbrıs Türk halkının adanın Rum-Yunan egemenliğine girmesinin önüne geçen direnişçi ruhun, 20 Temmuz 1974'te anavatan Türkiye'nin Barış Harekatı'nı gerçekleştirerek bizleri özgürlüğe kavuşturan Barış Harekatı'nın yapılmasına olanak sağlayan var oluş mücadelesinin temsilcisi, Kıbrıs Türk halkının Rum'a yama olmama kararlılığının ilanı olan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ni kuran düşüncenin yaratıcısı bir partidir.

Kıbrıs Türkü'nü toplum olma noktasından halk olma, devlet olma noktasına taşıyan, milli gelirini 8-10 bin dolarlara yükselten 6 Üniversiteyi kuran, alt yapıyı tamamlanma noktasına getiren UBP'dir.

UBP'nin kuruluşuna katkıda bulunan bilahare 1976 yılındaki ilk seçimlerden bu yana kesintisiz olarak parlamentoda görev alan bir kişi olarak sizlerle birlikte olmaktan, halkıma bu kutsal çatı altında hizmet verebilmekten hep gurur duydum.

1983 yılından bu yana sizlerin teveccüh ve güvenleri ile şerefli partimize genel başkanlık yapma bahtiyarlığını yaşadım."

Partisinin verdiği görev ve halkın desteğiyle 18 yıla yakın bir süre Kıbrıs Türk Halkına başbakan olarak hizmet verme mutluluğu yaşadığını belirten Eroğlu, şunları kaydetti:

"Sizlerle birlikte çok şeyler başardık. En önemlisi bir devlet kurduk. Milli davadan zerre kadar şaşmadık. Belki bazı konularda bilmeden hata yaptık ama milli davada, Kıbrıs Türk halkının geleceğini ilgilendiren bu yaşamsal konuda hata yapmadık.

Anavatan Türkiye ile ilişkilerimizi hep en sıcak şekilde sürdürdük, koruduk.

Her türlü saldırıya , dış etkenlere rağmen partimiz son yapılan seçimlerde de oldukça başarılı neticeler elde etti.

Geldiğimiz noktada haklılığımız çok daha iyi anlaşılıyor.

UBP'nin özellikle Kıbrıs konusunda ortaya koyduğu görüşlerin ne denli doğru olduğu her geçen gün biraz daha fazla kendini gösteriyor.

KKTC'yi kurduğumuz zaman buna karşı çıkanlar , bizi dış dünyaya şikayet eden partiler, siyasiler bile artık Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin yaşatılmasından, yüceltilmesinden bahsetmeye başladı.

Yürekten inanıyor ve görüyorum ki UBP her geçen gün daha da güçlenerek en kısa sürede yeniden iktidarda halkımıza hizmet etme şansını yine yakalayacaktır.

O güne kadar ise muhalefette, sorumluluk bilinci ile devletimize, halkımıza hizmet edecek, halkımızın sıkıntılarını dile getireceğiz.

Bana bu partiye genel başkanlık yapma şerefini yaşatan, beni her zaman sevgi ve saygıyla kucaklayan değerli parti meclisi üyeleri, sevgili dava arkadaşlarım bugün bir kararımı sizinle paylaşmak istiyorum."

Eroğlu, parti başkanlığından UBP'nin tarihi misyonunu üstlenebilecek arkadaşlarının önünü açmak amacıyla, kendi arzusuyla istifa ettiğini belirttiği konuşmasını şöyle tamamladı:

"Artık parti genel başkanlığı için değişim zamanının geldiğine inanıyorum.

Bu bağlamda UBP'de yetişen, bizden olan, partimizin tarihi misyonunu üstlenebilecek arkadaşlarımızın önünü açmak için UBP Genel Başkanlığı görevinden kendi arzumla istifa ediyorum.

Yaşamım boyunca UBP'li olarak kalmaya ve partime hizmete devam edeceğim.

Bana bugüne kadar gösterdiğiniz anlayış, sevgi, saygı ve güvene sonsuz teşekkür eder hepinize en derin saygılarımı sunarım."

KIBRIS 22/11/05

 

BM kaynakları: Annan, yeni bir girişim başlatma konusunda isteksiz

"UYGUN KOŞULLAR YARATILMALI"... BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın, Kıbrıs konusunda yeni bir girişim başlatmakta isteksiz olduğu bildirildi. BM kaynakları, Annan'ın yakın çalışma arkadaşlarına, "uygun koşullar oluşmadığı sürece Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik yeni bir girişim başlatmayacağını açıkça söylediğini kaydetti

Birleşmiş Milletler (BM)Genel Sekreteri Kofi Annan'ın, Kıbrıs konusunda yeni bir girişim başlatmakta isteksiz olduğu bildirildi.

Rum basın haberlerine göre, Birleşmiş Milletler kaynakları, Annan'ın yakın çalışma arkadaşlarına, "uygun koşullar oluşmadığı sürece Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik yeni bir girişim başlatmayacağını açıkça söylediğini" belirttiler.

Güney Kıbrıs'ta yayınlanan Fileleftheros gazetesi, "Annan Girişim Başlatma Konusunda İsteksiz" başlığı altında verdiği haberinde, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın, Kıbrıs'ta iki taraf arasındaki görüş ayrılığının hala çok büyük olduğuna inandığı için Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik yeni bir girişim başlatmaya isteksiz olduğunu yazdı.

Gazete, BM'den diplomatik kaynaklara dayandırarak verdiği haberinde, Annan'ın yakın çalışma arkadaşlarına, "uygun koşullar oluşmadığı sürece Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik yeni bir girişim başlatmayacağını açıkça söylediğini" yazdı.

Gazete, bir yandan Türkiye Hükümeti'nin AB'ye gönderdiği mesajlarda, "Annan Planı'nı kabul etmekle verebileceği tavizlerin tükendiğini" belirtmesine, diğer yandan ise Rum Başkanlık Sarayı Diplomatik Büro Şefi Tasos Conis'in geçtiğimiz hafta yaptığı ve "Annan Planı'nın zemin olamayacağı" görüşünü savunduğu açıklamasına değinerek, diplomatik kaynakların Kıbrıs'taki taraflar arasındaki görüş ayrılığı arttıkça durumun daha da kötüleşmekte olduğuna inandıklarını belirtti.

Soruna farklı çözüm şekli

Gazete, bu durumun ise düşünceleri, "Kıbrıs sorununun çözümünün farklı bir çözüm şekliyle gerçekleşmesi yönüne çevirmekte olduğunu" yazdı.

Haberde ayrıca, Annan'ın Kıbrıs'taki UNFICYP gücünün durumuna ilişkin raporunu önümüzdeki günlerde BM Güvenlik Konseyi'ne sunacağı belirtilirken, İngiliz ve Amerikalıların, UNFICYP'in oluşumu ve görev misyonunda tamamen değişiklik yapılmasına dair değinmelerin raporda yer alması için çaba sarf edeceklerine dair bilgiler bulunduğu kaydedildi.

Matthew Bryza bölgeyi ziyaret edecek

Gazete, Annan'ın yeni bir girişim başlatma konusunda isteksiz olmasına karşın, Amerikalıların teşvikiyle, sondaj temaslarında bulunması amacıyla bölgeye bir temsilcisini göndermesinin de olası olduğunu belirtirken, ABD Dışişleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Matthew Bryza'nın da, ABD'nin yeni Kıbrıs Büyükelçisi'nin atanmasının resmen onaylanmasının ardından bölgeye ziyarette bulunacağının da altını çizdi.

KIBRIS 22/11/05

 

Irak'ta petrolü paylaşma zamanı geldi


22 Kasım, 2005 22:50:00 (TSİ) CNN TURK

ABD ve İngiltere, Irak petrollerini paylaşmak için düğmeye bastı. Irak halkına ait 200 milyar dolarlık petrol geliri, İngiliz ve ABD şirketlerine aktarılacak.

Petrolün sosyal, ekonomik ve çevresel etkilerini araştıran İngiltere merkezli ‘Platform’ adlı sivil toplum örgütünün çarpıcı raporu, ‘Irak savaşının gerçek nedeni petrol mü’ tartışmasını yeniden alevlendireceğe benziyor.
 
Rapora göre, İngiltere ve ABD petrol gelirlerine adeta el koyan anlaşmaları Irak hükümetine dayatma çabası içinde.
 
İddiaya göre birçok Iraklı siyasetçi ve bürokrat bu konuda çoktan ayarlandı. ABD ve İngiltere ‘petrol üretiminin dağıtımı’ adı verilen anlaşmaları 2006'dan itibaren yürürlüğe girmesini sağlamayı amaçlıyor.
 
30 yıl geçerli olacak bu anlaşmalarla petrol gelirinin büyük bölümü, İngiliz ve ABD şirketlerine aktarılacak.
 
Irak'ın elinden alınıp, uluslararası şirketlere gidecek para 30 yıl içinde 74 ile 200 milyar dolar arasında tahmin ediliyor.
 
Oysa rapora göre, gelirin tümünün Irak'ta kalması halinde Irak'ta kişi başına milli gelir 2 bin 100 dolardan 7 bin 400 dolara çıkacaktı.
 
Irak halkını açıkça uyaran rapor, ‘eski bir sömürgeci tuzağına düşmeyin’ uyarısında bulunuyor. 
 
Anlaşmalar, yabancı şirketlere petrol yataklarında sondaj yapma, işletme ve üretimden pay edinme hakkı tanıyor.
 
Ancak rapora göre, buralarda yatırım yapan bir şirket, toplam yatırım miktarının  yüzde 42'si ile yüzde 162'sini geri alabilecek. Uluslararası teamüllere göre bu oranın aslında yüzde 12'yi geçmemesi gerekiyor.

‘Platform’ raporu, anlaşmaların halktan saklandığını, yargı denetiminden uzak tutulduğunu, uluslararası denetimden de kaçırıldığını savunuyor.
 
Irak petrolü:
 

·  Irak'ın kanıtlanmış 115 milyar varil rezervi var

·  Hükümet günlük 2 milyon varil üretimi 15 aralık seçimlerinden sonra 6 milyona çıkarmak istiyor.

·  Altyapı çalışmaları için 4 milyar dolara ihtiyaç var

·  Irak yönetimi, bu sebeple petrol endüstrisini yabancı yatırıma açıyor

·  Ülkede, güvenlik durumundan ötürü henüz yabancı şirket yok

 

 

Sınırda vurulan Rum’a tazminat

AİHM, Kıbrıs’ta tampon bölgede 1996 yılında vurulan Rum vatandaşı Kriso Kakulli’nin yakınlarının açtığı davada, Türkiye’nin tazminat ödemesine karar verdi.

 

 

NTV-MSNBC VE AJANSLAR

Güncelleme: 21:14 22 Kasım 2005 Salı

STRABOURG - AİHM, Türkiye’nin, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) yaşama hakkı ve etkili soruşturma hakkıyla ilgili 2. maddesini ihlal ettiğine hükmetti. Mahkeme, AİHS’nin ayrımcılığın yasaklanmasıyla ilgili 14. maddesinin ihlal edilmesine karar verdi. Türkiye’nin, karar gereği, Kakulli’nin dul eşi ve 3 çocuğuna tazminat ile mahkeme masrafı olarak yaklaşık 50 bin avro ödemesine karar verildi.

Rum mallarına çözüm arayışı

Kıbrıs’ta mülkiyet sorununa çözüm yolunda KKTC bir adım daha attı ve kuzeyde kalan Rum malları için tazminatla takasa ek olarak, mal iadesini de öngören düzenleme yaptı.

 

 

AA

Güncelleme: 02:20 23 Kasım 2005 Çarşamba

LEFKOŞA - Talep halinde, tapulu olmayan ve kamu düzenini tehlikeye düşürmeyecek malların hemen iadesini öngören tasarı, aksi halde iadeyi çözüm sonrasına erteliyor. KKTC Bakanlar Kurulu’nda onaylanarak bilgi amaçlı olarak resmi gazetede yayımlanan tasarı, ilk kez taşınmaz mallara ek olarak taşınır mallara tazminat ödenmesini de kapsamına alıyor. Tasarının yasalaşarak yürürlüğe girmesiyle, 2 yıl önce hazırlanan ve sadece tazminatla takasöngören Taşınmaz Malların Tazmini Yasası da yürürlükten kalkacak.

 

KKTC mülkiyet rejiminde uluslararası hukukun gereklerini yerine getirme ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) tarafından iç hukuk olarak kabul edilme hedefiyle hazırlanan tasarı, mahkeme gibi çalışacak bir komisyon oluşturulmasını ve komisyonun en az 2 üyesinin yabancılardan oluşmasını öngörüyor. Tasarı uyarınca bu 2 yabancı üye, Kıbrıslı Türk ve Rumlar yanında garantör ülke vatandaşlarından da olmayacak. Bakanlar Kurulu’nda onaylanarak resmi gazetede yayımlanan tasarı, Cumhuriyet Meclisi’nde onaylanmasının ardından yürürlüğe girecek.


HRİSOSTOMİDİS: İTİBAR GÖSTERİLMEYECEĞİ İNANCINDAYIM
Kıbrıs Rum yönetimi Sözcüsü Kipros Hrisostomidis, “işgal idaresi’ olarak nitelediği KKTC’nin, “Kıbrıs Rum malları konusuyla ilgili yeni çözümlerine herhangi bir itibar gösterilmeyeceği inancında olduğunu” iddia etti.

 

Denktaş: Dr. Küçük, TMT’nin emirlerini..

1. Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Türk Mukavemet Teşkilatı’nın (TMT) lideri veya sorumlusu addedildiği için her şeyden kendisinin sorumlu tutulduğunu belirterek, “TMT ne yapmışsa veya yapmamışsa Denktaş’tan bilindi uzun süre” dedi.

Rauf Denktaş, gazeteci Nezire Gürkan’ın, kendisiyle yapılan röportajlardan oluşan ve yeni çıkan “Zirvedeki Yalnızlık Kulesi” isimli kitabında, Rum saldırılarına karşı direniş örgütü olarak kurulan TMT’yi anlattı.

Denktaş, TMT ile ilgili anılarını anlatırken, “Yeraltı teşkilatına girdin mi, kullanılmayı kabul edersin demektir.  Hem sen kullanacaksın, hem seni kullanacaklar. Başka yolu yok. Bir şey yapamazsın” dedi.

TMT’nin, ilk bildirisinin yayımlandığı Kasım 1957’den yaklaşık 8 aylık geçiş sürecinin ardından, Yarbay Rıza Vuruşkan’ın Ağustos 1958’de, ‘Ali Çonan” adıyla ve “İş Bankası müfettişi” göreviyle adaya gelmesiyle faaliyete geçtiğini anlatan Denktaş, Vuruşkan’ın teşkilat içindeki kod adının “Bozkurt”, kendisinin kod adının da “Toros” olduğunu söyledi.

Dr. Fazıl Küçük’ün kod adının ise “Ağrı” olduğunu belirten Denktaş, Dr. Küçük’ün kod ismiyle ilgili olarak bazen, “Karın ağrısı mı?” diye espri yaptığını, kendisinin de “Hayır, en yüksek” diye karşılık verdiğini anlattı.

Denktaş ile Cumhurbaşkanlığı’ndan ayrılmasının ardından yapılan ve ilk kez kitapta yayımlanan bu röportajda, Denktaş, TMT’nin kuruluşundan Dr. Fazıl Küçük’ün haberi olmadığını ve TMT’den önce faaliyette olan “Volkan” teşkilatının İngilizler tarafından kurdurulduğundan şüphe ettiğini söyledi.

Denktaş, Rum avukatların davayı kabul etmediği 2 EOKA’cının savunmasını üstlendiğini de anlattı.

Rauf Denktaş, Emekli Albay İsmail Tansu’nun TMT ile ilgili kitabına ilişkin görüşlerini de açıkladı. Denktaş, TMT’nin nasıl ve neden kurulduğunu “Aslında Hiç Kimse Uyumuyordu” isimli kitapta anlatan Tansu’yu, “Kıbrıslı Türklerin direniş mücadelesini Türkiye’nin direnişi haline getirdi” diyerek eleştirdi.

VOLKAN’DAN TMT’YE

Denktaş, Volkan teşkilatı varken TMT’nin neden kurulduğunu, “Saldırı altındayız, direniş gerekir, ama siyasetimizde bağlantılı bir gidişat yok. Esaslı bir şeyler yapılması gerekir, ama siyasi olarak belirlenmiş bir tutum yok” sözleriyle aktardı. 

“Volkan’ın nümayişler yapıp, bağırıp çağırmadan öte bir şey yapmadığını” kaydeden Denktaş, TMT fikrinin böyle bir ortamda doğduğunu belirtti. Denktaş, TMT’nin ilk önce, kendisi, Dr. Burhan Nalbantoğlu ve Kemal Tanrısevdi arasında konuşulduğunu anlattı.

Örgütün Türkiye’den yardım almadan ve Dr. Küçük’e haber verilmeden kurulmasına kendisinin karşı çıktığını anlatan Denktaş, aracılık üstlenmesine karşın Dr. Küçük’ün ancak ilk bildirinin ardından TMT’nin kuruluşundan haberdar olduğunu söyledi.

TMT liderliğinin 1963’ten sonra Dr. Fazıl Küçük’ü çok yıprattığını, adada ve Türkiye’de “Dr. Küçükçüler” ve “Denktaşçılar” diye bazı hareketler başlatıldığını, “Birlik beraberlik isteriz” diye yazılar yazarak bunlara karşı çıktığını anlatan Denktaş, Dr. Küçük’ün şimdi müze olan evinin o dönemde işgal edilerek eve büyük zarar verildiğini söyledi.

Bu olayların 1963 Aralık ayında yaşandığına dikkati çeken Denktaş, TMT liderliğinin Dr. Küçük’e karşı bu tavırlarının nedenlerini, “Doktor, TMT’nin sert çıkışlarını, emir vermesini kabul etmiyordu” sözleriyle anlattı.

Denktaş, o dönemde, aracı olarak Baf’tan Lefkoşa’ya getirttiği 3-4 kişiden bazılarının, kendisi yurt dışındayken “casusluk yaptıkları” şüphesiyle TMT liderliğince öldürüldüğünü belirterek, “Denktaş bizi mahsus getirtti, ondan sonra vurdurttu” diyecekler diye “deliye döndüğünü” söyledi.

“Yani Denktaş da mı kullanıldı?” sorusuna Denktaş, şu karşılığı veriyor:

“Yeraltı teşkilatına girdin mi, kullanılmayı kabul edersin demektir. Hem sen kullanacaksın, hem seni kullanacaklar. Başka yolu yok. Bir şey yapamazsın. Oldubitti. Bunu o günlerde ne ifşa edebilirsin, ne bir şey yapabilirsin. Zaten ne söylesen kim inanacak.”

“TMT’nin Türklere karşı kurulduğunu” söyleyenlere, “Ya bir şey bilmiyorlar, ya istismar ediyorlar” diyen Denktaş, özellikle Rum tarafında son zamanlarda yazılan bazı yazıların ve kitapların gerçekleri ortaya koyduğu görüşünü dile getirdi.

Rauf Denktaş, Türkiye’de 27 Mayıs 1960 ihtilalinin ardından TMT liderliğinin değiştirildiğini, Rıza Vuruşkan’ın yerine gelen Yarbay Mustafa Kaya Dağlı’nın kısa süreli görevinde “büyük harabiyet verdiğini” kaydetti. Denktaş, TMT’nin yeni liderinin kendisini Dr.  Küçük aleyhine konuşturmaya çalıştığını, Dr. Nalbantoğlu için ölüm emri çıkarttığını anlattı.

TMT YEMİNİ HALA GEÇERLİ Mİ?

Denktaş, TMT yeminin hala geçerli olup olmadığının kişiye bağlı olduğunu ifade ederek “Söyleyemezsin... Yani öyle şeyler yapıldı ki, anlatamazsın. Bazı olaylar oldu, her yeraltı örgütünde olduğu gibi olaylar oldu, ama sanki TMT bundan başka iş yapmadı noktasına getirmek isteyenler var. Onun için işin bu taraflarını söyleyemezsin” dedi.

“Hiçbir yeraltı teşkilatının hikayesi tertemiz yazılmış değildir, yazılamaz” diyen Denktaş, “O günlere baktığınızda rahat mısınız, geceleri rahat uyuyor musunuz?” sorusuna da şu sözlerle yanıt verdi:

“TMT’nin lideri veya sorumlusu addedildiğim için birçok olay benim kapımın önüne yığıldı. TMT ne yapmışsa veya yapmamışsa Denktaş’tan bilindi uzun süre. Her şey benim kapıma yığıldı ve o günden bugüne temizleyemedim. Hala yazılanlara, röportajlara bak, beni işaret ediyorlar. Ama yavaş yavaş aklanıyoruz, Rumlar da yazıyor, Türkler de. Benim içim rahattır, vicdanen çok rahatım.”

 

HALKIN SESI 22/11/2005

 

İzcan: Ambargoların kaldırılması..

İzzet İzcan başkanlığındaki BKP heyeti, dün TKP Genel Başkanı Hüseyin Angolemli’yi ziyaret ederek Rum Yönetimi Lideri Tasos Papadapulos’la yaptıkları görüşme hakkında bilgi verdi.

BKP Genel Sekreteri İzzet İzcan ziyarette yaptığı konuşmada, BKP’nin geçen hafta KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Rum Yönetimi Lideri Papadopulos’u ziyaret ettiğini  belirterek, bu görüşmelerde bir takım girişimlerde bulunduklarını anlattı.

TKP’yi ziyaret amaçlarının, yaptıkları girişimler hakkında bilgi ve görüş alışverişinde bulunmak olduğunu ifade eden İzcan, önümüzdeki günlerde hem KKTC’deki hem de Güney Kıbrıs’taki çözüm yanlısı partilerle görüşeceklerini söyledi.

Çözüm için görüşmelerin bir an önce başlatılması gerektiğine inanç belirten İzcan, ambargoların kaldırılmasının Rum Yönetimi Lideri Papadopulos’a bağlı olduğunu kaydetti.

İki toplum arasında kriz yaşanması değil ilişkilerin normalleşmesini istediklerini de ifade eden İzcan, hem Rum Yönetimi ile KKTC arasında, hem Türkiye ile AB arasında, hem de Türkiye ile Güney Kıbrıs arasında olumlu yapıcı ilişkilerin oluşmasını istediklerini vurguladı. İzcan, ambargo ve izolasyonların kalkmasının tek yolunun çözüm sürecinin ilerletilmesi olduğunu, bunun da kalıcı bir anlaşmayla olabileceğini sözlerine ekledi.

Kendilerinin “çözüm hemen mümkündür” diyenleri temsil ettiklerini de belirten İzcan, konu hakkındaki görüşmeleri sürdüreceklerini belirtti.

İzcan, hükümetin içte de yaşadığı sıkıntıları olduğuna değinerek, hükümet edenlerin görevlerini en iyi şekilde yerine getirilmesi gerektiğini söyledi ve hükümete sendikalarla diyalogu geliştirmesi çağrısında bulundu. Hükümetin sendikaları birbirine düşürdüğü iddiasında da bulunan İzcan, bundan da vazgeçilmesini istedi.  

ANGOLEMLİ: HÜKÜMET, NE YAPMAK İSTEDİĞİNİ HALKA AÇIK AÇIK SÖYLEMELİ

 TKP Genel Başkanı Hüseyin Angolemli de konuşmasında, geçmiş yıllarda Türkiye’nin üyelik müzakerelerine başlayabilmesi için Kıbrıs Türk toplumun susturularak büyük bir oyuna getirildiği görüşünü öne sürdü ve toplumun çok büyük kayıplara uğratıldığını söyledi.

Angolemli, Papadopulos’un Türkiye’nin çok yakında AB’ye olan yükümlülüklerini yerine getirmek amacıyla tekrar büyük bir sıkıntıya gireceğinin farkında olduğu görüşünü de belirterek, bu sebeple görüşmelerden kaçmakta olduğunu kaydetti.

Çözüm için halkın 24 Nisan Referandumu’nda gösterdiği kararlılığı savunması gerektiğine de işaret eden Angolemli, müzakerelerin başlatılması için şartların oluşturulması gerektiğini sözlerine ekledi.

Hükümetin içte de bazı sıkıntılar yaşadığına dikkat çeken Angolemli, hükümetin halka ne yapmak istediğini açık açık söylemesi gerektiği görüşünü dile getirdi.

HALKIN SESI 22/11/2005

 

AİHM'de Kıbrıs davası: Tampon bölgede vurulan Rumların yakınlarına Türkiye'nin tazminat ödemesi istendi

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Kıbrıs'ta tampon bölgede 1996 yılında vurulan Rum vatandaşı Kriso Kakulli'nin yakınlarının açtığı davada, Türkiye'nin tazminat ödemesine karar verdi.AİHM, Türkiye'nin, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (AİHS) yaşama hakkı ve etkili soruşturma hakkıyla ilgili 2. maddesini ihlal ettiğine hükmetti.

Mahkeme, AİHS'nin ayrımcılığın yasaklanmasıyla ilgili 14. maddesinin ihlal edilmesine karar verdi.

Türkiye'nin, karar gereği, Kakulli'nin dul eşi ve 3 çocuğuna tazminat ile mahkeme masrafı olarak yaklaşık 50 bin euro ödemesine karar verildi.

KIBRIS 23/11/05

 

Eski Rum mallarıyla ilgili yasa değişiyor

Tazminat ve takas yanında mal iadesini de öngören yasa tasarısı Bakanlar Kurulu'nda onaylanarak Resmi Gazete'de yayımlandı

Eski Rum mallarıyla ilgili yasa değişiyor

MAL İADESİ DE ÖNGÖRÜLÜYOR... Bakanlar Kurulu'nda onaylanan yasa tasarısı tazminat ve takas yanında mal iadesini de öngörüyor... Taşınır malları da kapsamına alan yeni tasarıya göre, tapulu olmayan, kullanılmayan ve kamu düzenini tehlikeye düşürmeyecek mallar hemen iade edilebilecek. Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, mülkiyet konusundaki yasal düzenleme için, "Anayasal değişiklik için yeşil ışık yok. Yasa da yeterli olacak" dedi

Kıbrıs sorununun en temel ve kilit konularından birini oluşturan mülkiyet sorununa çözüm yolunda KKTC bir adım daha attı ve kuzeyde kalan Rum malları için tazminat ile takasa ek olarak, mal iadesini de öngören düzenleme yaptı. Talep halinde, tapulu olmayan ve kamu düzenini tehlikeye düşürmeyecek malların hemen iadesini öngören tasarı, aksi halde iadeyi çözüm sonrasına erteliyor.

Bakanlar Kurulu'nda onaylanarak resmi gazetede yayımlanan tasarı, ilk kez taşınmaz mallara ek olarak taşınır mallara tazminat ödenmesini de kapsamına alıyor. Tasarının yasalaşarak yürürlüğe girmesiyle, 2 yıl önce hazırlanan ve sadece tazminat ile takas öngören Taşınmaz Malların Tazmini Yasası da yürürlükten kalkacak.

KKTC mülkiyet rejiminde uluslararası hukukun gereklerini yerine getirme ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından iç hukuk olarak kabul edilme hedefiyle hazırlanan tasarı, mahkeme gibi çalışacak bir komisyon oluşturulmasını ve komisyonun en az 2 üyesinin yabancılardan oluşmasını öngörüyor. Tasarı uyarınca bu 2 yabancı üye, Kıbrıslı Türk ve Rumlar yanında garantör ülke vatandaşlarından da oluşmayacak.

Bakanlar Kurulu'nda onaylanarak resmi gazetede yayımlanan tasarı, Cumhuriyet Meclisi'nde onaylanmasının ardından yürürlüğe girecek.

Anayasal değişiklik için yeşil ışık yok

TAK muhabirinin konuyla ilgili sorularını yanıtlayan Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, tasarının uzun süreli bir çalışma sonucu ve uluslararası hukukçularla da istişare halinde hazırlandığını söyledi.

Talat, anayasanın ilgili maddesinde değişiklik yapmadan yasal değişikliğin mümkün olup olmadığı sorusuna karşılık, "Anayasada değişiklik olsa daha iyi olurdu, daha rahat hareket edilirdi. Ancak anayasal değişiklik için mecliste üçte iki çoğunluk gerekiyor. Bunun sağlanabileceği konusunda yeşil ışık yok. Yasal değişiklik de bu konuda düzenleme yapılması için yeterli olacak" diye konuştu.

Yasanın gerekçesi AİHS'ye uyum...

"Anayasa'nın 159'uncu Maddesi'nin 1'inci Fıkrası'nın (b) ve (c) bentleri Kapsamına Giren Taşınmaz Malların ve 13 Şubat 1975 Tarihinden Önce Kıbrıs'ın Kuzeyinden Göç Etmek Zorunda Kalanlara Ait Taşınır Malların İadesi, Takası ve Tazmini Yasa Tasarısı" adıyla yayımlanan tasarının genel gerekçesinde özetle şu ifadelere yer verildi:

"Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, KKTC'de yürürlükte bulunan mevzuatta Anayasa'nın 159'uncu maddesinin 1. fıkrasının b ve c bentlerinde kapsamına giren taşınmaz mallarla ilgili olarak yer alan düzenlemelerin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne Ek Protokol'ün 1. maddesiyle uyum içinde olmadığı yönündeki görüşünü, konuyla ilgili olarak önüne gelen birçok davada dile getirmiştir. Son olarak Xenides-Arestis davasıyla ilgili verilen kararda, 49/2003 tarihli yasayla kurulan Mal Tazmin Komisyonu'nun etkili bir iç hukuk yolu olarak kabul edilebilmesi için Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile uyumlu bir Mal Tazmin Komisyonu'nun düzenlenmesine ilişkin saptamalar yapmıştır....."

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin Kıbrıs Cumhuriyeti'nin 1962'de taraf olduğu bir sözleşme olması nedeniyle KKTC iç hukukunun da bir parçası olduğu vurgulanan yasa gerekçesinde, sözleşmeyle ilgili gereklerin yerine getirilmesinin önemine vurgu yapıldı.

Gerekçelerle ilgili bölümde, yasa tasarısının, "Kıbrıs Türk halkının iki bölgeli, iki toplumlu, iki toplumun siyasi eşitliğine dayalı federal çözümdeki haklarını haleldar etmeyecek nitelikte olduğu" da kaydedildi.

Anayasa'nın ilgili maddeleri, Kıbrıs Türk Federe Devleti'nin ilan edildiği 13 Şubat 1975 tarihi itibarıyla "terkedilmiş ve sahipsiz" mallar ile askeri tesis, rıhtım ve kamp gibi alanlardaki tüm taşınmaz malların KKTC mülkiyetinde olduğunu hükme bağlıyor.

Komisyon mahkeme gibi...yabancılar da görev yapacak

Yürütme yetkisini iskan işleriyle görevli bakanlığa (İçişleri Bakanlığı) veren, davacı taraf olarak da Başsavcılık'ı adres gösteren tasarı, talep üzerine eski Rum malları için iade, takas, tazminat veya kullanım kaybının tazminini öngörüyor. Taşınmaz mallar yanında taşınır malları da kapsama alan tasarı, en az 7 kişilik bir komisyon oluşturulmasını hükme bağlıyor.

Tasarı uyarınca, komisyonda görev yapacak en az 2 üye yabancılardan oluşacak. Yabancı tanımı yapılırken, bu kişilerin Kıbrıslı Türk, Rum ve bunlara ek olarak garantör ülkeler Türkiye, Yunanistan ve İngiltere vatandaşı olamayacaklarına da vurgu yapılıyor.

Komisyon üyeleri Cumhurbaşkanı tarafından önerilecek üyeler arasından Yüksek Adliye Kurulu tarafından atanacak. Başkan ve üyeler hukukçular veya kamu yönetimi ile mali konularda tecrübeli kişilerden oluşacak. Üyeler, 1974 öncesinde Rumlara ait mallardan doğrudan veya dolaylı olarak yararlanan kişilerden oluşmayacak.

Komisyonun alacağı kararlar bağlayıcı ve yargının aldığı kararlar gibi icrai nitelikte olacak.

Gerçek veya tüzel kişiler, taşınır veya taşınmaz malları için 100 YTL harç ödeyerek komisyona başvurabilecekler. Başvuru sahiplerinin ve tanıkların KKTC'ye giriş çıkışı serbest olacak.

Taşınmaz mallarıyla ilgili takas, tazminat veya iade talebinde bulunanlar iddialarını kanıtlamakla yükümlü olacaklar.

Hemen iade edilebilecek mallar

Tasarı uyarınca "yürürlükteki yasalar uyarınca mülkiyet veya kullanım hakkı bir gerçek veya tüzel kişiye ait olmayan, konumu ve niteliği uyarınca ulusal güvenliği, kamu düzenini ve kamu yararını tehlikeye düşürmeyecek" taşınmaz mallar Komisyon tarafından hemen iade edilebilecek.

Üzerinde inkişaf yapılmış bir malın iadesinin talep edilmesi halinde ise, iade çözüm sonrasına ertelenecek. Bu durumda da, malı kullanan kişi çözüm sonrasında alternatif taşınmaz veya tazminat aldıktan sonra malı terk etmek zorunda olacak.

Tazminat ve takas şartları

Kuzey'deki mala karşı tazminat ödenmesi için 20 Temmuz 1974'teki rayiç bedel ile o günden bugüne değer artışının dikkate alınacağını düzenleyen tasarı, tazminat belirlenirken başvuru sahibinin Güney'de Türklere ait mal tutup tutmadığının da dikkate alınmasını öngörüyor.

Komisyonun, başvuru sahibinin talebine göre takas teklif etmesi halinde ise, 1974'teki rayiç bedeller esas alınacak. Bu durumda malların değerleri arasında fark olması halinde aradaki fark kimin lehine ise onun tarafından ödenecek. Davacı taraf adına ödemeyi komisyon yapacak.

Takas halinde, kullanım kaybından doğan zarar ve konut hakkından doğan manevi zarara ilişkin tazminat talebi saklı kalacak.

Taşınır mallara tazminat

Tazminat ve takas halinde mülkiyet hakkının ortadan kalktığını hükme bağlayan tasarı, talep halinde taşınır mallara da tazminat öngörüyor. Tazminat miktarı, komisyonun karar verdiği tarihteki rayiç değer üzerinden ödenecek.

İtirazlar YİM'e ve ardından AİHM'ye

Komisyonun talebe göre takas, iade, tazminat veya kullanım kaybından doğan zarar tazminine karar vermesi halinde taraflar Yüksek İdare Mahkemesi'ne başvurabilecekler. Başvuru sahibi, Yüksek İdare Mahkemesi'nin kararından da tatmin olmaması halinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne de başvuru yapabilecek.

KIBRIS 23/11/05

 

BKP Genel Başkanı İzzet İzcan:Rum tarafı BM'ye önerilerini sundu, bazı Türk önerileri de Papadopulos'un elinde

BKP Genel Başkanı İzzet İzcan beraberindeki heyetle dün BDH Genel Başkanı Mustafa Akıncı'yı ziyaret ederek, Rum Yönetimi Başkanı Papadopulos'la bir süre önce yaptığı görüşmenin ayrıntılarını aktardı

BKP Genel Sekreteri İzzet İzcan, Rum tarafının BM'ye önerilerini hem yazılı hem sözlü olarak sunduğunu, Türk tarafının da bunu bildiğini, Türk tarafının bazı önerilerinin de Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un elinde bulunduğunu iddia etti.

İzzet İzcan başkanlığındaki Birleşik Kıbrıs Partisi heyeti dün Barış ve Demokrasi Hareketi Genel Başkanı Mustafa Akıncı'yı ziyaret ederek, Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'la bir süre önce yaptığı görüşmenin ayrıntılarını aktardı.

Saat 11:30'da gerçekleşen görüşmede BDH Genel Sekreteri Mehmet Çakıcı da hazır bulundu.

BKP Genel Sekreteri İzzet İzcan görüşmede yaptığı konuşmada, geçtiğimiz hafta yoğun bir görüşme trafiği yaşadıklarını belirterek, önce Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, daha sonra Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos ve sonra yine Talat'la görüştüklerini hatırlattı. Bu noktadan sonra neler yapılabileceği konusunda görüş alışverişinde bulunmak istediklerini ifade eden İzcan bu çerçevede önceki gün de TKP Genel Başkanı Hüseyin Angolemli'yi ziyaret ettiklerini anımsattı.

"Bu politika sonuç vermez"

Kıbrıs sorunuyla ilgili büyük bir belirsizlik yaşandığına işaret eden İzcan, görüşme sürecinin henüz başlamadığını, önerilerin sunulup sunulmadığı konusunda tartışmanın devam ettiğini, tüzükler konusunda sıkıntılar yaşandığını belirtti ve bu durumda KKTC'deki iktidarın "biz ambargoları kaldırtacağız, Papadopulos'u masaya oturtacağız ve gerekirse çözüme bu yolla ulaşacağız" siyasetini benimsediğini savundu. Bunun mümkün olmadığını dile getiren İzcan, referandum sonrasında uygulamaya konulan bu politikanın sonuç vermediğini belirtti.

"Kıbrıs Türk toplumunun belirsizliği devam ediyor, Güney yönetimi, AB ve dünya devletleri arasındaki etkinliğini artırıyor, Kıbrıs'taki çözüm süreci Türkiye'nin AB üyelik sürecine endeksleniyor" şeklinde konuşan İzzet İzcan, bunun kabul edilemez olduğunu dile getirdi.

Rum tarafı önerilerini sundu.

Türk önerileri Papadopulos'un elinde

İzcan, bu durumda ne yapılabileceğinin ele alınması gerektiğinin altını çizerek, yaptıkları temaslarda, Kıbrıs Rum tarafının, önerilerini önce sözlü sonra da yazılı olarak BM'ye 11 madde halinde sunduğunun ortaya çıktığını savundu. İzcan, bunun KKTC yöneticilerine bildirildiğinin de ortaya çıktığını ileri sürdü ve Kıbrıs Türk tarafının bazı önerilerinin de Papadopulos'un elinde olduğunu belirtti. Her iki liderin de BM'nin inisiyatif alması halinde görüşmeye hazır olduğunu da ifade eden İzcan, görüşme sürecinin ne zaman başlayacağının ise "muamma" olduğunu söyledi. İzcan, görüşmelerin başlatılması konusunda siyasi partilerin girişim başlatması ve gerekeni yapması gerektiğini belirtti.

Akıncı

BDH Genel Başkanı Mustafa Akıncı da İzcan'ı dinleyeceklerini ve değerlendirmeleri gereken bir şey varsa onu değerlendireceklerini söyledi. Kıbrıslı Türklerin ve Kıbrıs sorununun "buzdolabına" konulduğunu ifade eden Akıncı, bunun reddedilmesi ve inisiyatifler üstlenmenin başarılması gerektiğini vurguladı.

3 Ekim sonrasında BDH'nın bu tür bir inisiyatifin ele alınması gerektiği düşüncesiyle 10 maddelik öneriler paketini ortaya koyduğunu da anımsatan Akıncı, İzcan ile görüşmelerinde bu önerileri de ele alacaklarını belirtti.

İŞAD'ın dün basına yansıyan önerilerinin BDH'nın 10 maddelik düşüncelerine çok yakın olduğunu da dile getiren Akıncı, bu benzerliğin kendilerini sevindirdiğini ifade etti ve "Akılcı, somut inisiyatifler üstlenilmesi gereken bir dönemden geçiyoruz. Tek boyutlu 'izolasyonlar ortadan kalksın hemen masaya gelecekler' anlayışının ötesinde, gerçekçi, sağlam zemine basan, teslimiyetçi olmayan, ama yeni mücadele platformları öneren tavırları değerlendirmemiz gerekiyor" dedi.

"Tozpembe hayaller"

Kıbrıs Türklerinin ambargolar altında bir yaşama mahkûm edilmemesi için de mücadele edilmesi gerektiğini belirten Akıncı, "gerçek olmayacak bazı unsurları gerçek olacakmış gibi takdim etmenin ve toplumu tozpembe hayaller içerisinde yaşatmanın doğru olmadığını" söyledi.

Akıncı, 1.5 yıldır yaşanan durgunluktan sonra sivil toplumun hareketlenme içerisine girmesinin de sevindirici olduğunu ifade etti.

KIBRIS 23/11/05