Çözüm BM şemsiyesi altında olacak

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, kaybedilmiş bir davayı yeniden oluşturup kazanmaya çalıştıklarını söyledi.

Yeni mücadelenin uzun soluklu olacağını, adım adım ve küçücük küçücük başarılar elde edile edile gidileceğini ifade eden Mehmet Ali Talat, “Birden bire büyük bir zafer bekeleyemeyiz. Büyük bir zafer ancak bütünlüklü bir çözüm ile olur. Bütünlüklü çözümü Kıbrıs Türk halkının çıkarlarını koruyacak şekilde gündeme getirebilmek için atılan küçük ama önemli adımları planlıyoruz” dedi.

Yeni Kıbrıs politikasının atak olacağını da kaydeden Cumhurbaşkanı Talat, “Biz her zaman müzakereye hazırız. Müzakare ederken de bir tek şartımız var. Otururken ve kalkarken bir anlaşmaya varılmazsa hiçbirşey kaybetmeyeceğiz; otururken de eşit olacağız” şeklinde konuştu.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat yeni Kıbrıs politikası ve Brüksel’de gerçekleşen görüşmeler hakkında açıklamalarda bulundu.

Türk tarafının Brüksel’de gerekli esnekliği gösterdiğini artık tutum takınıp adım atması gerekenin AB olduğunu belirten Cumhurbaşkanı Talat, “Şu ana kadar izolasyonların tümünün kaldırılması mücadelemize cevap olacak bir adım atılmış değil” dedi.

Müzakerelerde Kıbrıs Türk halkının kendilerine emanet ettiği hakları koruma görevini hakkıyla yerine getirmeye kararlı olduklarına  dikkat çeken Cumhurbaşkanı Talat, herhangi bir şekilde oyuna gelerek veya kazaya uğrayarak Kıbrıs Türk halkının haklarını ve çıkarlarını masada bırakmayacaklarını da vurguladı.

GÖRÜŞMELERİN ORGANİZASYONU

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Brüksel’de basının önünde olmamakla birlikte kesin bir gizlilik içermeyen bir dizi görüşme yapıldığını belirtti.

Bu görüşmelerin AB dönem başkanlığı tarafından organize edildiğini kaydeden Cumhurbaşkanı Talat, toplantının amacının ise, iki tarafın üzerinde ısrarla durduğu AB’a yönelik taleplerinin harmanlamak olduğunu ifade etti.

AB Komisyonu’nun Genişlemeden Sorumlu Komiseri Olli Rehn ve Dönem Başkanı Lüksemburg’un Avrupa Bakanı Nicolas Schimith’in toplantıların organizasyonu için ağırlık koyduğunu, başlangıç hazırlıklarını ise Lüksemburg’un Kıbrıs’a da akredite Atina Büyükelçisi’nin gerçekleştirdiğini anlatan Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, şöyle devam etti:

“Bu benim başbakanlığım döneminden beri devam eden bir süreç. Ancak Olli Rehn ile Nicolas Schimith son Kıbrıs ziyaretlerinin hemen arkasından devreye girdiler. Bu görüşmelerin çeşitli safhaları oldu. Bu safhalarda değişik görüşler ortaya konuldu ve bu görüşlerden kendilerine göre bir paket hazırladılar. Bu paket 26 Nisan 2004’de AB’ın bize söz verdiği mali yardım ve izolasyonların kaldırılması düzenlemeleri, sonradan komisyon tarafından Mali Yardım ve Doğrudan Ticaret Tüzüğü adı altında iki ayrı tüzük hazırlandı. Bu konu gündemde duruyordu. Bunun dışında Rum tarafının ben bu pazarlıktan ne elde edebilirim uğraşıyla ortaya koyduğu diğer öneriler tartışıldı.”

TARAFLARIN TALEPLERİ

Rumların,  Kuzey’deki Rum mallarına moratoryum konulması ve Maraş’ın belli bir takvim içinde iade edilmesinden başlayarak, fizibilite çalışması yapılmasına kadar değişen öneriler sunduğunu vurgulayan Mehmet Ali Talat, “Biz Türk tarafı olarak Mali Yardım ve Doğrudan Ticaret tüzüklerinin birlikte olması gerektiğini ve bunlara karşılık da Rumlara birşey vermemizin sözkonusu olmadığını ortaya koyduk” dedi.

Kıbrıs Türk tarafı olarak izolasyonların kalkmasından kastının her türlü izolasyon olduğunu belirten Talat, ekonomik izolasyona da razı olunduğunu ancak tüzüğün bunu da içermediğini ve Türk tarafı olarak kapsamının dar olduğunun düşünüldüğünü söyledi.

YENİ POLİTİKA

“İlk kez bir AB platformunda Kıbrıslı Türkler ve Rumlar karşı karşıya oturdu. Bu tarihte ilktir” diyen Cumhurbaşkanı Talat, bunun son derece önemli ve yeni politikayı bir anlamda tanımlayan bir gelişme olduğunu belirtti.

Cumhurbaşkanı Talat, “Yeni politikamız; Biz her zaman müzakereye hazırız. Müzakare ederken de bir tek şartımız var: otururken ve kalkarken bir anlaşmaya varılmazsa hiçbirşey kaybetmeyeceğiz, otururken de eşit olacağız. Bunun dışında şartımız yok. Her zaman için masaya oturmaya hazırız” dedi.

Toplantının Lüksemburg’un Brüksel’deki daimi temsilciliğinde yapıldığını ve toplantıya kişilerin davet edildiğini, eşitlik olduğunu kaydeden Cumhurbaşkanı Talat, toplantıdan kalkınca tarafların birşey kaybetmediğini ancak aslında Kıbrıs Türk tarafının birşey kazandığını ifade etti.

TOPLANTIDA KAZANILAN

“Eski; görüşmeme, masaya oturmama ve masadan kaçma politikasının değiştiğini kanıtladık. Artık masadan kaçan taraf biz değiliz” diyen  Talat, toplantıda esnek olunabileceğini de kanıtladıklarını ve çok iyi çalışıldığını kaydetti.

Toplantıya Kıbrıs Türk tarafının Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit Pertev başkanlığındaki heyetle  katıldığını ve müzakere sürecinin çok güzel götürüldüğünü vurgulayan Cumhurbaşkanı Talat, “Kıbrıs Türk tarafı olarak esneyebileceğimizi AB’a kanıtladık. Masadan kalkarken de suçlanmadık. Anlaşmaya uzlaşmaya hazır olduğumuzu tescil ettirdik. Bu önemli bir adımdı”dedi.

“MÜZAKERELERDE KAZAYA UĞRAMAYIZ”

“Toplantıda güçlüydük. Çünkü elde etmeye çalıştıklarımız halkımızın haklarıydı” diyen Mehmet Ali Talat, “Birşey iyi bilinmeli; müzakerelerde Kıbrıs Türk halkının bize emanet ettiği haklarını koruma görevini hakkıyla yerine getirmeye kararlıyız. Herhangi bir şekilde oyuna gelerek veya kazaya uğrayarak Kıbrıs Türk halkının haklarını ve çıkarlarını masada bırakmayız...Mücadele adım adım yürütülecek” şeklinde konuştu.

KAYBEDİLMİŞ DAVA

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat şöyle devam etti:

“Maalesef bizden önceki yönetimler Kıbrıs Türk halkının haklarını bozuk para gibi harcadılar. Maalesef diyorum çünkü bugün onların yarattığı kötü ortamın zorluklarını yaşıyoruz. Eğer bugün Kıbrıs Cumhuriyeti adına Kıbrıs Rum tarafı AB’deyse ve onun kurumlarını bize karşı kullanabiliyorsa bunun sorumlusu sanıyorum ki eski yönetimdir. Kopenhag zirvesi öncesinde anlaşmanın mutlaka yapılması gerektiğini kavrayamayan eski yöneticiler ne yazık ki Kıbrıslı Türkleri silahsız bıraktılar. Bugün kaybedilmiş bir davayı yeniden oluşturup kazanmaya çalışıyoruz. Kolay bir iş değil yaptığımız çünkü kaybedilmiştir. Kıbrıs artık AB üyesi ve onu Kıbrıs Rum hükümeti temsil ediyor. Buna karşı mücadele uzun soluklu mücadele olacak. Adım adım anlata anlata gideceğiz. Değişik siyasi çevre ve aydınlardan değişik yorumlar çıkacaktır; bu demokrasinin bir gereğidir. Ancak bize halkımızın verdiği görev haklarını en iyi şekilde koruyacak bir anlaşmaya Kıbrıs Türkü’nü taşımaktır. Bunun için de bir günde başarı elde etmek mümkün değildir. Çünkü bizden öncekiler mücadeleyi kaybetti… ”

AB’IN KARAR VERMESİ

AB’ın bundan sonraki tutumu konusundaki bir soru üzerine, Kıbrıs Türkü’nün bu aşamada üzerine düşeni yaptığını, gerekli esnekliği gösterdiğini ve ikna edici olduklarını da zannettiğini belirten Mehmet Ali Talat, bundan sonra AB’ın, Kıbrıs Türkü’ne verdiği sözleri tutacak mı yoksa bunları Rum tarafının insafına mı terk edeceğine karar vermek durumunda olduğunu söyledi.

Tutum takınıp adım atması gerekenin bu aşamada AB olduğunu vurgulayan

Talat, Avrupalı anlayışına sahip bir Kıbrıs Türk yönetimi ile AB’a girmesine rağmen Avrupalı olamayan Rum yönetimine karşı davranışını AB’ın yeniden değerlendireceğini, ancak bunun zaman içinde olacağını belirtti.

AB’ın tutumu konusunda kendisine bir duyum ulaşmadığını, Mali Yardım ve Doğrudan Ticaret tüzüklerinin birlikte geçirilmesi konusundaki ısrarı da sürdürdüklerini kaydeden Talat, “Şu ana kadar bizim esas olarak izolasyonların tümünün kaldırılması mücadelemize cevap olacak bir adım atılmış değil” şeklinde konuştu.

Talat, esas Kıbrıs sorununun çözümünün BM şemsiyesi altında olacağını da ifade etti.

ESNEKLİK GÖSTERİLEN KONULAR

Brüksel’de hangi konularda esneklik gösterildiği konusundaki bir soru üzerine de Cumhurbaşkanı Talat, görüşmede Rum tarafının endişelerinin yersiz olduğunu vurguladıklarını söyledi.

“Maraş’ın verilmesi konusu bizim gündemimizde yok” diyen Cumhurbaşkanı Talat, Maraş’ın verilmesinin bütünlüklü çözümün parçası olduğunu kaydetti.

Maraş’ın konu olacağı bir al-verin BM çatısı altında  ve bütünlüklü çözüm çerçevesinde olacağını vurgulayan Talat, çözüm olmadan Maraş konusunda birşey olabileceğini ancak onun karşılığının da Maraş kadar olması gerektiğini, bunun ne olduğunun sorulması halinde ise bunun değerlendirilebileceğini ifade etti.Talat, bunların AB çatısı ile ilgili olmadığını ancak BM çatısında olabilecek şeyler olduğunu  da belirtti.

RUM ORİJİNLİ MALLAR VE MORATORYUM

Rum tarafının ısrarla üzerinde durduğu bir başka konunun da kuzeydeki Rum orijinli mallara moratoryum olduğunu kaydeden Talat, şöyle konuştu:

“Kıbrıs’ın kuzeyinde nüfus oranıyla mal sahipliği olduğunu düşünürsek, Kuzey’deki mallar yüzde 70-80 Rum malıysa, yüzde 20-25 ile kalkınma olmaz. O yüzden moratoryum bizim için sözkonusu olmaz. Üstelik çok büyük bir abartı var. Rum malları üzerinde sanki çok çok büyük geri dönülmez, gün gele çözüm olduğunda Rum sahiplerine verecek hiç mal kalmayacakmış gibi havalar yaratmak doğru değil. Hızlanmış bir inşaat sektörü olduğu doğru ama hiç Rum malı kalmıyor gibi bir mantık dışı iddiada bulunulmamalı. Biz Rum tarafına böyle bir moratoryumun olamayacağını ancak bunu masa başına oturup görüşerek değişik alternatifli değerlendirmeler yapabileceğimizi, çevre planlamaları yapabileceğimizi, bunu tek taraflı yapma niyetinde olduğumuzu, bunun çevremize, doğamıza ve ülkemize saygımızın gereği olduğunu anlattık. Sonuçta gerekli esnekliği de gösterdik.”

Yeni bir görüşme olup olmayacağı konusundaki soru üzerine de Cumhurbaşkanı Talat, bunun söz konusu olmadığını, Lüksemburg’un dönem başkanlığının da sona ermekte olduğunu ve dönem başkanlığını İngiltere’nin alacağını söyledi.

GERÇEK ANLAMDA DOĞRUDAN TİCARET

Türk tarafı olarak gerçek anlamda doğrudan ticaret istendiğini de vurgulayan Cumhurbaşkanı Talat, Gazimağusa Limanı’nda sadece AB’a ticaret yapılabilecek küçük bir ünite kurarak bu işi çözmenin kendilerini tatmin etmeyeceğini belirtti.

Cumhurbaşkanı Talat, “Bizim hedefimiz, limanlarımızın ithalat ve ihracat olarak doğrudan ticarette kullanılabilmesi. Bugün kullanılıyor ama Rum tarafı bu limanları kapalı liman ilan ettiği için çeşitli zorluklarla buralara ulaşım yapılabiliyor. Örnek olarak Ercan’a direk uçuş yapılamıyor . Bizim öngörümüz doğrudan ticaretle limanlarımızın yasaklı olmaktan çıkarılmasıydı. Bu konudaki ısrarımızı da sürdürüyoruz”dedi.

HALKIN SESI 19/06/05

 

Gül: “Türkiye, Annan’ın çözüm çabalarını destekleyecek”

 

TC Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, Türkiye Cumhuriyeti’nin BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın Kıbrıs’ta çözüm çabalarını destekleyeceğini açıkladı.

Gül, Uluslararası camianın Kıbrıs Türklerine verilen sözlerin tutulmasında yetersiz kalındığını belirtti.

Gül, Belçika’da yayımlanan “Anadolu” dergisinin, İngilizce ve Fransızca özel sayısındaki demecinde Türk dış politikasının temel çizgilerini anlattı.

Dışişleri Bakanı Gül, Kıbrıs sorununa ilişkin soruları yanıtlarken şunları söyledi:

 “Türkiye, tüm uluslararası camiaya, Kıbrıs sorununun BM çerçevesinde çözümü için her türlü çabayı göstereceğini taahhüt etmişti. Bugün, Türkiye ve Kıbrıs Türk tarafı bu taahhüdün gereğini fazlasıyla yapmış durumdadır. Rum tarafının ise çözümü reddetmesi, başta AB olmak üzere herkesi hayal kırıklığına uğratmıştır.

Referandumların ardından AB’nin de dahil olduğu uluslararası camia, Kıbrıslı Türklere uygulanan haksız ambargo ve kısıtlamaların kaldırılması yönünde verdikleri sözleri tutmakta yetersiz kalmıştır.  AB, Kıbrıs Türklerine doğrudan ticaret imkanı verecek ve aynı zamanda mali yardımda bulunacak tüzükleri, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin karşı çıkması nedeniyle yürürlüğe koyamamıştır. Biz AB’li muhataplarımızla yaptığımız görüşmelerde bu durumun Kıbrıs Türklerinde ve Türkiye’de hayal kırıklığına neden olduğuna ve halkı çözüm çabalarından uzaklaştırdığına dikkat çekmekteyiz.

Muhataplarımıza her fırsatta dile getirdiğimiz bir husus, Rum tarafını makul bir çözüme yönlendirecek tek hususun Kıbrıs Türklerine uygulanan izolasyon ve ambargolara son verilmesi ve Kıbrıslı Türklerin ekonomik olarak gelişmesine izin verilmesi olduğudur.

Türkiye, Kıbrıs sorununa çözüm getirilmesi için olumlu yaklaşımını sürdürecektir. Bu konuda BM Genel Sekreteri’nin çabalarını destekliyoruz ve kendisiyle işbirliğini sürdüreceğiz. Tabiatıyla Türk tarafının çıkarlarından vazgeçmemiz de beklenmemelidir.” (AA)

 

YENIDUZEN 17/06/2005

 

‘AB karar vermeli!’
       

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Brüksel’de Kıbrıs Türk ve Rum heyetleri arasında yapılan çalışmanın, Rum tarafının olumsuz tavrı nedeniyle önceki gün sonuç alınamadan tamamlandığını belirtti.

 

Türk tarafının tüm esnekliğine rağmen Rumların, Doğrudan Ticareti, KKTC’nin tanınmasına yol açacağı  gerekçesiyle izin vermemesi nedeniyle görüşmenin sonuçsuz kaldığını ifade eden Cumhurbaşkanı Talat, bu noktadan sonra AB’ın Kıbrıs Türkleri’ne verdiği sözü tutup tutmayacağı konusunda tekrar değerlendirme yapması gerektiğini söyledi.

 

Talat, “Biz Kıbrıs Türk toplumu ile Rum toplumunun çıkarlarının çatıştığına inanmıyoruz. Çıkarlarımız ortak ve bu ortak çıkarları elde etmenin yolu da çözümdür” dedi.

 

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat dün sabah Restorantçılar Birliği’ni kabulü sırasında Brüksel temaslarıyla ilgili olarak basın mensuplarının sorularını yanıtladı.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Brükseldeki çalışmanın önceki gün sonuç alınmadan sona erdiğini, bunun nedeninin de Rum tarafının ısrarla doğrudan ticareti Kıbrıs Türkü’ne vermemesi olduğunu vurguladı.

Doğrudan ticaretin KKTC’nin tanınması yolunu açacağı inancıyla Rum tarafının anlamsız ısrarını devam ettirdiğini kaydeden Talat, “Brükselde geçtiğimiz hafta ve bu hafta yapılan toplantılar Kıbrıs Türklerinin ilk defa bulundukları bir Avrupa Birliği platformudur. İlk kez biz Kıbrıslı Türkler bir AB platformunda Rum tarafıyla karşı karşıya oturup sorunları tartıştık” dedi.

Toplantının konusunun mali yardım ve Doğrudan Ticaret Tüzükleri’nin hayata geçirilmesi olduğunu ifade eden Mehmet Ali Talat, Kıbrıs Türkü’nün gösterdiği tüm esnekliğe ve uzlaşma çabasına rağmen Rum tarafının tavrı nedeniyle görüşmede sonuca ulaşılmadığını belirtti.

 

“AB’nin değerelendirme yapması lazım”

 

“Artık AB’ın yeni bir değerlendirme yapması lazım” diyen Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, “AB, bizi Avrupalı gibi davranmayan ve limanlarımızı kullanaraka ticaret yapmaktan yoksun bırakmakta ısrar eden Rum Yönetimi’nin tamamen kararına bırakacak mı? Kuzey Kıbrısla ilgili tüm adımlarını Güney Kıbrıs’ın onayına tabi tutacak mı, tutmayacak mı? Buna karar vermesi gerekiyor” dedi.

AB’ın 26 Nisan 2004’de karar verip ilan ettiği izolasyonlardan Kıbrıslı Türkleri kurtarıp kurtarmayacağını değerlendirmesi gerektiğini kaydeden Talat, “Verdiği sözü tutacak mı tutmayacak mı karar vermeli” şeklinde konuştu.

 

Rum tarafına birşey vermek...

 

Kıbrıs Türk tarafı olarak beklenenin ötesinde esneklik gösterildiğini vurgulayan Mehmet Ali Talat, Kıbrıs Türk tarafının izolasyonlardan kurtulmayı, Rum tarafının bir takım taleplerini yerine getirmeye bağlı olarak düşünmediğini ve verilen sözün de bu olmadığını belirtti.

 “Biz birşey vereceğiz Rum tarafına da onlar da Mali Yardım ve Doğrudan Ticarete izin verecek böyle bir pazarlık hiç yapılmadı” diyen Talat, doğrudan AB’ın Kıbrıs Türkü’ne Mali Yardım ve doğrudan ticaret için söz verdiğini söyledi.

Mehmet Ali Talat, “Bunun için Rum tarafına birşey verin diye bir yaklaşım hiç ortaya konmadı. Ancak ne yazık ki şu anda bu konular tartışılıyor. Gösterdiğimiz bütün esnekliğe rağmen de doğrudan ticareti bize vermemek için bu görüşmeleri tıkanmaya mahkum edebildi Rum tarafı...Görüşme süreci sonuç alınmadan bitti. Çökmüştür demek istemiyorum. Ama bitti. En azından Lüksemburg Dönem başkanlığı bakımından bitmiştir” dedi.

 

Mülkiyet konusu...

 

Rum tarafının Rum mallarının turistlere satılmaması isteminin hatırlatılması üzerine de Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs Türk tarafı olarak Mülkiyet sorununun ancak Kıbrıs sorununun çözümü ile tamamlanacağını söylediklerini ve bunu BM Genel Sekreteri’nin de ifade ettiğini kaydetti.

Rum tarafının, kendi isteğinin çözüm olmadan yapılması için doğrudan ticarete engel koymaması gerektiğini belirten Talat, Rum tarafının mülkiyet sorununu çözmek istemesi halinde BM Genel sekreteri’nin taleplerini karşılaması gerektiğini böylece müzakerelerin başlayabileceğini vurguladı.

 “Bu hepimizin çıkarınadır” diyen Talat, “Biz Kıbrıs Türk toplumu ile Rum toplumunun çıkarlarının çatıştığına inanmıyoruz. Çıkarlarımız ortak ve bu ortak çıkarları elde etmenin yolu da çözümdür” dedi.

Papadopulos yönetiminin ise çözümle pek ilgilenmediğini ifade eden Mehmet Ali Talat, Papadopulos’un kendi hedeflerine ulaşmaya çalıştığını söyledi.

 

TC’ye Büyükelçilik

 

Kıbrıs Rum Yönetimi’nin Ankara’ya büyükelçilik açma istemiyle ilgili bir soru üzerine de Mehmet ali Talat, buna Türkiye Cumhuriyeti’nin gerekli cevabı verdiğini kaydetti.

Bunun muhatabının TC olduğunu ve onun da cevabını verdiğini anlatan Talat, Kıbrıs sorunu çözülmeden Rum tarafının Türkiye’de büyükelçilik açmasının sözkonusu olamayacağını söyledi.

Talat, Türkiye’nin Rum tarafını yasal ve meşru hükümet olarak kabul etmediğine de dikkat çekti.

 

“Talepler orantısız”

 

Maraş konusundaki bir soru üzerine de Mahmet Ali Talat şöyle konuştu:

 “Rumların önerilerini tartışmayalım. Biz Brüksel’de gerekli esnekliği gösterdik somut oneriler de yaptık. Somut önerilerimiz değerlendirilme ve detaylandırılma süreçleri yaşayacaktır. Bu önerilerin gelecekte değerlendirilmesi ve tartışılması söz konusudur. Bu yüzden ayrıntıya girmek istemiyorum. Sonuç şudur; Brüksel temasları, görüşmeleri, -adına nederseniz deyin- gizli veya açık, bu görüşmeler sonuç almadan bitti. Bunun nedeni de Rum tarafının bizim doğrudan ticaretimiz ve limanlarımızı kullanmamıza karşı çıkmasıdır..Rum tarafının birçok önerisi var. Doğrudan ticaret için bize maraşı

verin diyorlar. Bunlar orantılı talepler değil..Müzakere konusu olmuş da değil.” (TAK)

 

YENIDUZEN 17/06/2005

 

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat: Kaybedilmiş bir davayı yeniden oluşturup kazanmaya çalışıyoruz

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, yeni Kıbrıs politikası ve Brüksel'de yapılan görüşmeler hakkında açıklamalarda bulundu:

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat: Kaybedilmiş bir davayı yeniden oluşturup kazanmaya çalışıyoruz

MÜZADELEMİZ UZUN SOLUKLU OLACAK...Yeni mücadelenin uzun soluklu olacağını, adım adım ve küçücük küçücük başarılar elde edile edile gidileceğini ifade eden Mehmet Ali Talat, "Birden bire büyük bir zafer bekleyemeyiz. Büyük bir zafer ancak bütünlüklü bir çözüm ile olur. Bütünlüklü çözümü Kıbrıs Türk halkının çıkarlarını koruyacak şekilde gündeme getirebilmek için atılan küçük ama önemli adımları planlıyoruz" dedi

YENİ POLİTİKAMIZ..."İlk kez bir AB platformunda Kıbrıslı Türkler ve Rumlar karşı karşıya oturdu. Bu tarihte ilktir" diyen Cumhurbaşkanı Talat, "Yeni politikamız; Biz her zaman müzakereye hazırız. Müzakere ederken de bir tek şartımız var: Otururken ve kalkarken bir anlaşmaya varılmazsa hiçbir şey kaybetmeyeceğiz, otururken de eşit olacağız. Bunun dışında şartımız yok. Her zaman için masaya oturmaya hazırız" diye konuştu

 

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, kaybedilmiş bir davayı yeniden oluşturup kazanmaya çalıştıklarını söyledi.

Yeni mücadelenin uzun soluklu olacağını, adım adım ve küçücük küçücük başarılar elde edile edile gidileceğini ifade eden Mehmet Ali Talat, "Birden bire büyük bir zafer bekleyemeyiz. Büyük bir zafer ancak bütünlüklü bir çözüm ile olur. Bütünlüklü çözümü Kıbrıs Türk halkının çıkarlarını koruyacak şekilde gündeme getirebilmek için atılan küçük ama önemli adımları planlıyoruz" dedi.

Yeni Kıbrıs politikasının atak olacağını da kaydeden Cumhurbaşkanı Talat, "Biz her zaman müzakereye hazırız. Müzakere ederken de bir tek şartımız var. Otururken ve kalkarken bir anlaşmaya varılmazsa hiçbir şey kaybetmeyeceğiz; otururken de eşit olacağız" şeklinde konuştu.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat dün sabah TAK muhabirine yeni Kıbrıs politikası ve Brüksel'de gerçekleşen görüşmeler hakkında açıklamalarda bulundu.

Türk tarafının Brüksel'de gerekli esnekliği gösterdiğini, artık tutum takınıp adım atması gerekenin AB olduğunu belirten Cumhurbaşkanı Talat, "Şu ana kadar izolasyonların tümünün kaldırılması mücadelemize cevap olacak bir adım atılmış değil" dedi.

Müzakerelerde Kıbrıs Türk halkının kendilerine emanet ettiği hakları koruma görevini hakkıyla yerine getirmeye kararlı olduklarına dikkat çeken Cumhurbaşkanı Talat, herhangi bir şekilde oyuna gelerek veya kazaya uğrayarak Kıbrıs Türk halkının haklarını ve çıkarlarını masada bırakmayacaklarını da vurguladı.

Görüşmelerin organizasyonu

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Brüksel'de basının önünde olmamakla birlikte kesin bir gizlilik içermeyen bir dizi görüşme yapıldığını belirtti.

Bu görüşmelerin AB dönem başkanlığı tarafından organize edildiğini kaydeden Cumhurbaşkanı Talat, toplantının amacının ise iki tarafın üzerinde ısrarla durduğu AB'ye yönelik taleplerinin harmanlamak olduğunu ifade etti.

AB Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Komiseri Olli Rehn ve Dönem Başkanı Lüksemburg'un Avrupa Bakanı Nicolas Schimith'in toplantıların organizasyonu için ağırlık koyduğunu, başlangıç hazırlıklarını ise Lüksemburg'un Kıbrıs'a da akredite Atina Büyükelçisi'nin gerçekleştirdiğini anlatan Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, şöyle devam etti:

"Bu benim başbakanlığım döneminden beri devam eden bir süreç. Ancak Olli Rehn ile Nicolas Schimith son Kıbrıs ziyaretlerinin hemen arkasından devreye girdiler. Bu görüşmelerin çeşitli safhaları oldu. Bu safhalarda değişik görüşler ortaya konuldu ve bu görüşlerden kendilerine göre bir paket hazırladılar. Bu paket 26 Nisan 2004'de AB'ın bize söz verdiği mali yardım ve izolasyonların kaldırılması düzenlemeleri, sonradan komisyon tarafından Mali Yardım ve Doğrudan Ticaret Tüzüğü adı altında iki ayrı tüzük hazırlandı. Bu konu gündemde duruyordu. Bunun dışında Rum tarafının ben bu pazarlıktan ne elde edebilirim uğraşıyla ortaya koyduğu diğer öneriler tartışıldı."

Tarafların talepleri

Rumların, kuzeydeki Rum mallarına moratoryum konulması ve Maraş'ın belli bir takvim içinde iade edilmesinden başlayarak, fizibilite çalışması yapılmasına kadar değişen öneriler sunduğunu vurgulayan Mehmet Ali Talat, "Biz Türk tarafı olarak Mali Yardım ve Doğrudan Ticaret tüzüklerinin birlikte olması gerektiğini ve bunlara karşılık da Rumlara birşey vermemizin söz konusu olmadığını ortaya koyduk" dedi.

AB'nin 26 Nisan'da Kıbrıs Türk tarafına söz verirken karşılığında Rum tarafına birşey verileceğini belirtmediğini ifade eden Talat, sadece Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün de izolasyonları kaldırmadığını kaydetti.

Kıbrıs Türk tarafı olarak izolasyonların kalkmasından kastının her türlü izolasyon olduğunu belirten Talat, ekonomik izolasyona da razı olunduğunu ancak tüzüğün bunu da içermediğini ve Türk tarafı olarak kapsamının dar olduğunun düşünüldüğünü söyledi.

Talat, Rum tarafının taleplerinin kabul edilmediğini ancak AB'nin bunların değerlendirilmesini istediğini vurguladı.

Yeni politika

"İlk kez bir AB platformunda Kıbrıslı Türkler ve Rumlar karşı karşıya oturdu. Bu tarihte ilktir" diyen Cumhurbaşkanı Talat, bunun son derece önemli ve yeni politikayı bir anlamda tanımlayan bir gelişme olduğunu belirtti.

Cumhurbaşkanı Talat, "Yeni politikamız; Biz her zaman müzakereye hazırız. Müzakere ederken de bir tek şartımız var: Otururken ve kalkarken bir anlaşmaya varılmazsa hiçbir şey kaybetmeyeceğiz, otururken de eşit olacağız. Bunun dışında şartımız yok. Her zaman için masaya oturmaya hazırız" dedi.

Toplantının Lüksemburg'un Brüksel'deki daimi temsilciliğinde yapıldığını ve toplantıya kişilerin davet edildiğini, eşitlik olduğunu kaydeden Cumhurbaşkanı Talat, toplantıdan kalkınca tarafların birşey kaybetmediğini ancak aslında Kıbrıs Türk tarafının birşey kazandığını ifade etti.

Toplantıda kazanılan

"Eski; görüşmeme, masaya oturmama ve masadan kaçma politikasının değiştiğini kanıtladık. Artık masadan kaçan taraf biz değiliz" diyen Talat, toplantıda esnek olunabileceğini de kanıtladıklarını ve çok iyi çalışıldığını kaydetti.

Toplantıya Kıbrıs Türk tarafının Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit Pertev başkanlığındaki heyetle katıldığını ve müzakere sürecinin çok güzel götürüldüğünü vurgulayan Cumhurbaşkanı Talat, "Kıbrıs Türk tarafı olarak esneyebileceğimizi AB'ye kanıtladık. Masadan kalkarken de suçlanmadık. Anlaşmaya uzlaşmaya hazır olduğumuzu tescil ettirdik. Bu önemli bir adımdı" dedi.

"Müzakerelerde kazaya uğramayız"

"Toplantıda güçlüydük. Çünkü elde etmeye çalıştıklarımız halkımızın haklarıydı" diyen Mehmet Ali Talat, "Bir şey iyi bilinmeli; müzakerelerde Kıbrıs Türk halkının bize emanet ettiği haklarını koruma görevini hakkıyla yerine getirmeye kararlıyız. Herhangi bir şekilde oyuna gelerek veya kazaya uğrayarak Kıbrıs Türk halkının haklarını ve çıkarlarını masada bırakmayız...Mücadele adım adım yürütülecek" şeklinde konuştu.

Kaybedilmiş dava

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat şöyle devam etti:

"Maalesef bizden önceki yönetimler Kıbrıs Türk halkının haklarını bozuk para gibi harcadılar. Maalesef diyorum çünkü bugün onların yarattığı kötü ortamın zorluklarını yaşıyoruz. Eğer bugün Kıbrıs Cumhuriyeti adına Kıbrıs Rum tarafı AB'deyse ve onun kurumlarını bize karşı kullanabiliyorsa bunun sorumlusu sanıyorum ki eski yönetimdir. Kopenhag zirvesi öncesinde anlaşmanın mutlaka yapılması gerektiğini kavrayamayan eski yöneticiler ne yazık ki Kıbrıslı Türkleri silahsız bıraktılar. Bugün kaybedilmiş bir davayı yeniden oluşturup kazanmaya çalışıyoruz. Kolay bir iş değil yaptığımız çünkü kaybedilmiştir. Kıbrıs artık AB üyesi ve onu Kıbrıs Rum hükümeti temsil ediyor. Buna karşı mücadele uzun soluklu mücadele olacak. Adım adım anlata anlata gideceğiz. Küçücük küçücük başarılar elde ede ede gideceğiz. Birden bire büyük bir zafer bekleyemeyiz. Büyük bir zafer ancak bütünlüklü bir çözüm ile olur. Bütünlüklü çözümü Kıbrıs Türk halkının çıkarlarını koruyacak şekilde gündeme getirebilmek için atılan küçük ama önemli adımları planlıyoruz...Hiç kimse Kıbrıs Türk tarafının dünyaya küserek, dünyayla kavga ederek, meydan okuyarak içine kapanmasını beklemesin. Biz içimize kapanmayacağız. Biz sürekli atak olacağız. Hem AB hem de dünya platformunda sesimizi duyuracağız. Bu bir politika değişikliğidir. Bunu herkes anlamalı ve kavramalı. Değişik siyasi çevre ve aydınlardan değişik yorumlar çıkacaktır; bu demokrasinin bir gereğidir. Ancak bize halkımızın verdiği görev haklarını en iyi şekilde koruyacak bir anlaşmaya Kıbrıs Türkü'nü taşımaktır. Bunun için de bir günde başarı elde etmek mümkün değildir. Çünkü bizden öncekiler mücadeleyi kaybetti "

AB'nin karar vermesi

AB'nin bundan sonraki tutumu konusundaki bir soru üzerine, Kıbrıs Türkü'nün bu aşamada üzerine düşeni yaptığını, gerekli esnekliği gösterdiğini ve ikna edici olduklarını da zannettiğini belirten Mehmet Ali Talat, bundan sonra AB'nin, Kıbrıs Türkü'ne verdiği sözleri tutacak mı yoksa bunları Rum tarafının insafına mı terk edeceğine karar vermek durumunda olduğunu söyledi.

Tutum takınıp adım atması gerekenin bu aşamada AB olduğunu vurgulayan Cumhurbaşkanı Talat, Avrupalı olan ve olmayan toplumlara nasıl davranacağına AB'nin karar vereceğini ifade etti.

Talat, Avrupalı anlayışına sahip bir Kıbrıs Türk yönetimi ile AB'ye girmesine rağmen Avrupalı olamayan Rum yönetimine karşı davranışını AB'nin yeniden değerlendireceğini, ancak bunun zaman içinde olacağını belirtti.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, "AB'nin bizden beklediği bir şey olduğunu sanmıyorum. Biz AB'dan bir şeyler bekliyoruz" dedi.

AB'nin tutumu konusunda kendisine bir duyum ulaşmadığını, Mali Yardım ve Doğrudan Ticaret tüzüklerinin birlikte geçirilmesi konusundaki ısrarı da sürdürdüklerini kaydeden Talat, "Şu ana kadar bizim esas olarak izolasyonların tümünün kaldırılması mücadelemize cevap olacak bir adım atılmış değil" şeklinde konuştu.

Talat, esas Kıbrıs sorununun çözümünün BM şemsiyesi altında olacağını da ifade etti.

Esneklik gösterilen konular

Brüksel'de hangi konularda esneklik gösterildiği konusundaki bir soru üzerine de Cumhurbaşkanı Talat, görüşmede Rum tarafının endişelerinin yersiz olduğunu vurguladıklarını söyledi.

"Maraş'ın verilmesi konusu bizim gündemimizde yok" diyen Cumhurbaşkanı Talat, Maraş'ın verilmesinin bütünlüklü çözümün parçası olduğunu kaydetti.

Maraş'ın konu olacağı bir al-verin BM çatısı altında ve bütünlüklü çözüm çerçevesinde olacağını vurgulayan Talat, çözüm olmadan Maraş konusunda bir şey olabileceğini ancak onun karşılığının da Maraş kadar olması gerektiğini, bunun ne olduğunun sorulması halinde ise bunun değerlendirilebileceğini ifade etti.

Talat, bunların AB çatısı ile ilgili olmadığını ancak BM çatısında olabilecek şeyler olduğunu da belirtti.

Rum orijinli mallar ve moratoryum

Rum tarafının ısrarla üzerinde durduğu bir başka konunun da kuzeydeki Rum orijinli mallara moratoryum olduğunu kaydeden Talat, şöyle konuştu:

"Kıbrıs'ın kuzeyinde nüfus oranıyla mal sahipliği olduğunu düşünürsek, kuzeydeki mallar yüzde 70-80 Rum malıysa, yüzde 20-25 ile kalkınma olmaz. O yüzden moratoryum bizim için söz konusu olmaz. Üstelik çok büyük bir abartı var. Rum malları üzerinde sanki çok çok büyük geri dönülmez, gün gele çözüm olduğunda Rum sahiplerine verecek hiç mal kalmayacakmış gibi havalar yaratmak doğru değil. Hızlanmış bir inşaat sektörü olduğu doğru ama hiç Rum malı kalmıyor gibi bir mantık dışı iddiada bulunulmamalı. Biz Rum tarafına böyle bir moratoryumun olamayacağını ancak bunu masa başına oturup görüşerek değişik alternatifli değerlendirmeler yapabileceğimizi, çevre planlamaları yapabileceğimizi, bunu tek taraflı yapma niyetinde olduğumuzu, bunun çevremize, doğamıza ve ülkemize saygımızın gereği olduğunu anlattık. Bunları masa başında görüştük. Bunların bin bir yolu, bileşeni ve unsuru var. Kestirip atmak, 'hayır' diyerek atmak yerine bunu nasıl ele alınabileceği ile ilgili değişik önerilerde bulunmak daha iyi diye düşündük ve öyle yaptık. Sonuçta gerekli esnekliği de gösterdik."

Yeni bir görüşme olup olmayacağı konusundaki soru üzerine de Cumhurbaşkanı Talat, bunun söz konusu olmadığını, Lüksemburg'un dönem başkanlığının da sona ermekte olduğunu ve dönem başkanlığını İngiltere'nin alacağını söyledi.

Gerçek anlamda doğrudan ticaret

Türk tarafı olarak gerçek anlamda doğrudan ticaret istendiğini de vurgulayan Cumhurbaşkanı Talat, Gazimağusa Limanı'nda sadece AB'ye ticaret yapılabilecek küçük bir ünite kurarak bu işi çözmenin kendilerini tatmin etmeyeceğini belirtti.

Cumhurbaşkanı Talat, "Bizim hedefimiz, limanlarımızın ithalat ve ihracat olarak doğrudan ticarette kullanılabilmesi. Bugün kullanılıyor ama Rum tarafı bu limanları kapalı liman ilan ettiği için çeşitli zorluklarla buralara ulaşım yapılabiliyor. Örnek olarak Ercan'a direk uçuş yapılamıyor . Bizim öngörümüz doğrudan ticaretle limanlarımızın yasaklı olmaktan çıkarılmasıydı. Bu konudaki ısrarımızı da sürdürüyoruz"dedi.

ABAD kararı

Bir soru üzerine ABAD kararırın farklı olduğunu belirten Mehmet Ali Talat, ABAD'ın gıda ürünlerinden sağlık sertifikası ve diğer ürünlerde de üçüncü ülkelerden geliyor gibi gümrük alınmasını öngördüğünü ve bunun bir mahkeme kararı olduğunu söyledi.

"Bu mahkeme kararı o günün koşullarına göre alındı" diyen Talat, bugün Kıbrıs AB'ye girdiğini ve Yeşil Hat Tüzüğü olduğunu ve ABAD'ın özüne bunların da aykırı olduğunu kaydetti.

Talat, "Bu demektir ki, ABAD'ın o günkü kararının koşulları ortadan kalktı. Dolayısıyla yeni bir yasal düzenleme yapılacaktı. Bu Doğrudan Ticaret Tüzüğü oydu. Yeşil Hat Tüzüğü de odur. Bunlarla ABAD kararı değişmiş olacak. Yeni yasal bir zemin" dedi.

KIBRIS 19/06/05

 

Brüksel görüşmeleri güneyi karıştırdı

Rum basını, Brüksel'de Türk ve Rum heyetleri arasında yapılan "gizli" görüşmelerin güneyi karıştırdığına yönelik haberler yayımladı.

Rum ana muhalefet partisi DİSİ'nin, Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un; KKTC'ye direkt ticaret konusunu; Maraş'ın açılması, KKTC'deki eski Rum mallarının kullanılmasına son verilmesi veya Türkiye-AB Gümrük Birliği protokolünün uygulamaya sokulması gibi diğer konularla birleştirecek şekilde Brüksel'deki gizli görüşme masasına oturmayı kabul etmesini "ciddi bir sapma" olarak nitelediği yazıldı. Dünkü Rum gazeteleri, Brüksel'deki "gizli" görüşmelerin Rum iktidar ve muhalefet kanatları arasında kavga nedeni olduğuna ilişkin haberler yayınladı.

Alithia Gazetesi, "DİSİ 'Direkt Ticaretin Diğer Konularla Bağlı Olarak Görüşülmesinin' Hükümetin Ciddi Sapması Olduğu Uyarısında Bulundu - Ancak İktidardakiler, DİSİ'nin Söylediklerini Anlamazlıktan Geliyorlar" başlık ve spotlarıyla aktardığı haberinde, DİSİ Basın Sözcüsü Tasos Mitsopulos'un önceki gün basın toplantısı düzenleyerek Rum yönetimini muhalefete bilgi vermemekle suçlayarak DİSİ'nin; Kıbrıs sorunuyla ilgili haberleri Rum, Yunan ve yabancı basından öğrendiğini söylediğini yazdı.

Gazeteye göre Mitsopulos; KKTC'yle direkt ticaret konusu üzerinde durarak; şunları söyledi:

"Direkt ticaret, tartışma kaldırmaz bir meseledir. Müzakere masasına konulamaz ve Kıbrıs Rum malı gasplarının dondurulmasını sağlayabilmek için direkt ticareti bağlantılı olarak görüşemeyiz. Burada bir faul olduğunu, soru işaretleri yaratan bir sapma olduğunu düşünüyoruz. DİSİ; Kıbrıs Türk tarafı ve Türkiye tarafından dayatılan ve arkasında tanınma maksatları bulunan, esasen sahte devletin de jure tanınmasıyla aynı anlama gelen bu talebi görüşmeyi kabul etmiyor.

Kıbrıs Rum tarafının Kıbrıs Rum mallarının kullanılmasının dondurulması, kapalı Maraş'ın açılması ve Mağusa limanının müştereken işletilmesi gibi zorunlu ve gerekli talepleri; Kıbrıs Cumhuriyeti'nin elinde çok güçlü silahı bulunduğu 17 Aralık AB zirvesi sırasında ortaya konulmalıydı. Zaman kaydırmasıyla, direkt ticaret tüzüğüyle birlikte masaya koymamalıydık. "

Habere göre Mitsopulos AKEL Basın Sözcüsü Andros Kiprianu'nun; DİSİ'nin, 17 Aralık zirvesi sırasında talep ettikleri ve şu andaki taleplerinin birbiriyle tutarsız olduğundan söz ettiği önceki günkü açıklamasını da yorumladı. Mitsopulos DİSİ'nin tezlerinin net olduğunu, değişmez tezinin; Rum Ulusal Konseyi'nin, Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis'in de katıldığı toplantısında sunduğu ve "Rum tarafının yalnız 17 Aralık zirvesine değil, Türkiye'ye beraat sağlanmasına rıza gösterdiği Avrupa Konseyi'nin önceki toplantılarına da somut bir talep gündemiyle gitmesi gerektiği" şeklinde olduğunu söyledi.

Kiprianu'nun; "Her ne olursa olsun DİSİ, hükümeti suçlayacak bir şey bulur" şeklindeki sözlerini de yorumlayan Tasos Mitsopulos; "Her ne olursa olsun AKEL, DİSİ'nin muhalefet, eleştiride bulunma ve iktidarı denetleme rolünü reddedecek. AKEL kendini kralların kralı hissediyor" dedi.

Papadopulos'un

direkt ticaret yorumu

Gazete Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadulos'un da DİSİ'nin tepkisini yorumlamaya davet edildiğini ve şunları söylediğini yazdı:

"Açıklamasında ne bütünlük, ne mantık ne de tutarlılık görüyorum. Hükümet; direkt ticarete daha başından itiraz etti ancak bu, konunun tartışılmaması gerektiği anlamına gelmez. Lüksemburg dönem başkanlığı, direkt ticaretin; Maraş, Kıbrıs Rum mallarının işgal rejimince gasp edilmesi ve Türkiye-AB Gümrük Birliği Protokolünün uygulanmasına ilişkin diğer konulara ilişkin bir paketle bağlantılı olarak; özde Yeşil Hat üzerinden ihraç edilen ürünler olmak kaydıyla, yalnızca Mağusa Limanı'ndan ihracat yapılması anlamına geldiğini söyledi. Hükümet bunu, mevzu bahis konuyla ilgisiz görüyor."

Habere göre Rum Sözcü Kipros Hrisostomidis de DİSİ'nin, muhalefet uygulamak için sudan bahaneler aradığını söyledi ve "Sorunların çözüm olanaklarının araştırılmasına istek gösterdiğimizde protesto ediyor. Görüşmediğimizde; hükümeti uzlaşmazlıkla suçluyor. Ne istediğine karar versin" dedi.

Gazete AKEL'in de; DİSİ'nin direkt ticarete ilişkin açıklamasını yorumlarken aynı frekansta hareket ettiğini ve DİSİ'nin, muhalefet yapma şeklinin; çelişkili, tutarsız ve maksatlı olduğunu çok defalar gösterdiğini" söylediğini yazdı.

Gazeteye göre AKEL Basın Sözcüsü Andros Kiprianu Rum yönetiminin; direkt ticaret herhangi bir şekilde işleyecek ise bunun; Kıbrıs Türk toplumunun statüsünü yükseltecek şekilde olmaması gerektiğini daha başından ortaya koyduğunu; bu nokta itibarıyla; Kıbrıslı Türkler'in ortaya koydukları taleplerinden bazılarını elde edebilmeleri için karşılık olarak bazı ön şartlar ortaya koyduğunu söyledi.

Rum yönetiminin; şu anda talep ettiklerini, Türkiye'ye AB'a üyelik müzakerelerine başlama tarihi verilmesi konusunun görüşülmekte olduğu 17 Aralık zirvesinden önce talep etmesi gerektiği eleştirisinde de bulunulduğunu söyleyen Kiprianu "Hükümet her ne yaparsa yapsın, yaylım ateşine tutulacak. Bu da gösteriyor ki; her ne icraat yapılırsa yapılsın muhalefet edilmek isteniyor."

Simerini Gazetesi, Alithia'nın yansıttığı Rum hükümet ve muhalefet kanatlarının, Brüksel'de gerçekleştirilen "gizli" görüşmelere ilişkin karşılıklı eleştiri açıklamalarını; "Direkt ... Çatışma - Direkt Ticaret ve Kıbrıslı Türklerin Finansmanı Konusunda" başlığıyla okurlarına aktardı.

Fileleftheros Gazetesi ise "Gizli Görüşmeler DİSİ ile Hükümeti Yine Ayırıyor - DİSİ, Ticarette, Soru İşaretleri Yaratan Ciddi Sapma Görüyor" başlığını kullandı.

Haravi Gazetesi de haberi manşetten ve "Tezlerin Erozyonu - DİSİ'nin Muhalefet Etme Yöntemi Çelişkili, Tutarsız ve Maksatlı Diye Nitelendiriliyor - DİSİ'nin Politikası Çelişkili - AKEL Muhalefeti; Hükümeti Destekleyeceği Konusunda Yaptığı Açıklamaya Uygun Hareket Etmeye Çağırdı - Başkan Papadopulos: Tüzüklerle İlgili Bütün Müzakereler, Bizim İyi Niyetimizi, Kıbrıs Türk Tarafı'nın Tezlerinin Aşırılığını Gösterdi" başlık ve spotlarıyla okurlarına aktardı.

KIBRIS 19/06/05

 

Theodoru: "Aziz Kent hakkında tutuklama emri yok”

Rum Adalet ve Kamu Düzeni Bakanı Doros Theodoru'nun, Otelciler Birliği Fahri Başkanı Celebrity Oteli Sahibi Aziz Kent'in İngiltere'ye gitmesi ve burada tutuklanmamasına ilişkin haberleri değerlendirerek, Aziz Kent'e ait iki otelin, Kıbrıs Türk toprağına inşa edildiğini ve bu nedenler hakkında tutuklama emri çıkarılmadığını söylediği yazıldı.

Rum basınında Aziz Kent'in ismi, "Rum mallarını gasp eden ve hakkında Avrupai tutuklama emri bulunan" kişilerin arasında geçiyordu.

Politis Gazetesi'ne göre Adalet ve Kamu Düzeni Bakanı Doros Theodoru, gazeteye yaptığı açıklamada, basındaki bilgilerin kontrol edildiğini ancak henüz bu bilgileri doğrulayamayacağını da söyledi.

"Rum mallarını gasp ettikleri" gerekçesiyle haklarında Avrupai tutuklama emri çıkarılanlarla ilgili olarak ise Theodoru, İngiltere ve Hollanda'nın söz konusu tutuklama emirlerini yerine getirmeyeceği yönündeki bilgilerin gerçeği yansıtmadığını, söz konusu bilgilerin CNN Türk tarafından yayımlandığını ve Kıbrıs Türk gazeteleri tarafından da kullanıldığını söyledi.

Rum Yönetimi'nin konu hakkında izahat istediğini ifade eden Theodoru, ayrıca Hollanda'daki Rum büyükelçisinden, Hollanda Dışişleri Bakanı'nın "tutuklama emirlerinin yerine getirilmeyeceği yönünde açıklama yapmadığı" şeklinde bilgi aldıklarını söyledi.

Hollanda ve İngiltere'nin Avrupai tutuklama emirleri kurumunun yaratılmasında başı çektiğini dile getiren Theodoru, bunları uygulamamalarının çok garip olacağını belirtti.

Theodoru, "İngiltere'den de benzeri teminatlar aldınız mı" sorusuna karşılık, İngiltere'nin tavrının Hollanda'yla aynı olacağına dair herhangi bir şüphe bulunmadığını söyledi.

Aziz Kent, olayını yorumlayan Rum Hükümet Sözcüsü Kipros Hrisostomidis ise, tutuklama emrinin uygulanmaması gibi bir durumun söz konusu olmadığını, Kent hakkında tutuklama emri çıkarılmadığını söyledi.

Gazete bir başka haberinde, "The Economist" dergisinin, Annan planı ve referandum sonrasında KKTC'de yaşanan siyasi, ekonomik ve sosyal gelişmeleri içeren rapor yayımladığını belirtti.

Gazete, derginin özellikle Rum davaları ile Avrupai tutuklama emirlerinin, iki toplum arasındaki ilişkileri muhtemelen zora sokacağı şeklindeki öngörüsüne yer verdi.

Habere göre, dergi, davaların Avrupalı vatandaşların taşınmaz mal alma ilgisini azalttığını; Rumların topluca harekete geçmesinin arkasında Rum Yönetimi'nin bulunduğunu belirterek, bu durumun KKTC'deki siyasilerde öfke yarattığını kaydetti. Taşınmaz mal satışlarının geçen yıla oranla %75 azaldığını da belirten dergi, KKTC Turizm Bakanı Derviş Deniz'in açıklamalarına atıfta bulunarak, KKTC turizmine de yer verdi. Siyasi gelişmelere değinen dergi, Mehmet Ali Talat'ın cumhurbaşkanı seçilmesinin uluslar arası toplumda olumlu hava yarattığını ifade etti.

KIBRIS 19/06/05

 

Simge Uygur:"Denktaş'la aynı ödülü paylaşmaktan rahatsız oldum"

Simge Uygur, Türk Bankası Ödül Kurulu'nun, bu yılki kütür ve sanat ödülünü Rauf Raif Denktaş'a vermesi nedeniyle, 2001 yılında aldığı Türk Bankası Kültür-Sanat Ödülü'nü iade ediyor:

Simge Uygur:"Denktaş'la aynı ödülü paylaşmaktan rahatsız oldum"

Sanatçı Simge Uygur, Türk Bankası Ödül Kurulu'nun bu yılki kütür ve sanat ödülünü Rauf Raif Denktaş'a vermesi nedeniyle, 2001 yılında aldığı Türk Bankası Kültür-Sanat Ödülü'nü iade ediyor.

Uygur, konuyla ilgili tepkisini dile getirdiği açıklamasında, kültür ve sanata katkısı olduğuna inanmadığı eski cumhurbaşkanı Rauf Raif Denktaş'la aynı ödülü paylaşmanın, kendisini vicdanen ve mantıken rahatsız ettiğini söyledi. Uygur, bu durumun sanatsal etik anlayışına ters düştüğünü de belirterek şunları kaydetti:

"Kendimle yapmış olduğum iç hesaplaşma sonucu bu ödülün anlamını, değerini ve önemini yitirmiş olduğu kanısına vardığımdan ödülü Türk Bankası'na iade etmeyi uygun bulduğumu kamuoyu ile paylaşmak isterim."

KIBRIS 19/06/2005

 

Emine, Rum iliği gelmeden öldü

 

 

İbrahim ÖZÇEKİÇ/DHA

Lösemi hastası Emine Özan (20), Kıbrıs Rum Kesimi’ndeki bir donörden bulunan ilik nakledilemeden akciğer enfeksiyonundan hayatını kaybetti.

Lösemi hastalığının yanısıra 3 aydır Akciğer enfeksiyonuyla mücadele eden Emine, ani gelişen sol akciğer kanaması nedeniyle kaldırıldığı Erciyes Üniversitesi Onkoloji Hastanesi’nde dün sabaha karşı hayatını yitirdi. Emine için, Kıbrıs Rum kesiminden bulunan ilik, eski bir borca takılmış, ancak kısa sürede çözülmüştü.

 

Talat: Dava kaybedilmişti

19/06/2005 RADIKAL

RADİKAL - LEFKOŞA - KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs davasının kaybedilmiş bir dava olduğunu, bu davayı yeniden oluşturup kazanmaya çalıştıklarını söyledi. İsim vermeden eski Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ı suçlayan Talat, "Maalesef önceki yönetimler Kıbrıs Türklerinin haklarını bozuk para gibi harcadı" tepkisinde bulundu. KKTC lideri, "Küçücük başarılar elde ederek gideceğiz. Birden büyük bir zafer bekleyemeyiz. Kopenhag zirvesi öncesi mutlaka anlaşma yapılması gerektiğini kavrayamayan eski yöneticiler ne yazık ki Kıbrıslı Türkleri silahsız bıraktı" diye konuştu.

 

KKTC araçları güneyde

19/06/05

RADİKAL - LEFKOŞA - Kıbrıs'ta dün ilk kez KKTC plakalı otobüsler güneye geçti. Yedi otobüsle güneye geçen 300 kişi Larnaka'da Hala Sultan Tekkesi'ni ziyaret etti. Ancak Rumların geçişe izin verileceğini açıklamasına karşın, sigorta işlemini yapacak şirket ofisinin kapalı olması nedeniyle otobüsler durduruldu. İki saat bekletilen yolcular tepki olarak KKTC'ye giren araçları engelleyince, otobüslerin Rum polisi eşliğinde geçişine izin verildi. Rum sözcü Kipros Hrisostomidis, KKTC plakası taşıyan otobüslerin dolaşımıyla ilgili politikalarının değişmediğini söyledi.

 

Otobüslerimizle Hala Sultan'da

Güney ile kuzey arasındaki sınır kapılarının açılmasının ardından dün ilk kez KKTC plakalı otobüslerin Güney Kıbrıs'a geçişine izin verildi. KKTC plakalı 7 otobüs dün yolcularıyla birlikte, Rum polisinin eskortu eşliğinde Hala Sultan Tekkesi'ne gitti

Otobüslerimizle Hala Sultan'da

KKTC PLAKALI OTOBÜSLERLE İLK KEZ... Kıbrıslı Türkler dün ilk kez KKTC plakalı otobüslerle Güney Kıbrıs'ta bulunan Hala Sultan Tekkesi'ne gitti. Metehan Sınır kapısından Güney Kıbrıs'a geçen 7 otobüsümüze sigorta çıkarılamadığı için Rum polisi otobüslere eskortluk etti ve Kıbrıslı Türkler Hala Sultan Tekkesi'ne ulaştı

lSİGORTA SORUNU, 3 SAAT BEKLETTİ... KAR-İŞ'in aylar süren mücadelesinin ardından dün ilk kez Güney Kıbrıs'a geçişine izin verilen KKTC plakalı otobüsler bu kez de sigorta engeline takıldı. Rum polisinin "sigortanız yok, geçemezsiniz" demesinin ardından 7 otobüs dolusu yolcu 3 saat kapıda bekletildi. Otobüslerden inen Kıbrıslı Türkler, KKTC'ye geçmeye çalışan bir Rum otobüsünün önünü keserek, yaşananlara tepki gösterdi

 

Yeliz K. SARICA

Güney ile Kuzey Kıbrıs arasındaki sınır kapılarının açılmasının ardından dün ilk kez KKTC plakalı otobüslerin Güney Kıbrıs'a geçişine izin verildi. KAR-İŞ'in aylardır süren mücadelesinin ardından Güney Kıbrıs'a geçişine izin verilen 7 otobüs bu kez de sigorta engeline takıldı. Yolcularıyla birlikte 3 saat kapıda bekletilen otobüsler, daha sonra Rum polisinin eskortu eşliğinde Larnaka'da bulunan Hala Sultan Tekkesi'ne ulaştı.

Kıbrıslı Türkler, KKTC'de taşımacılık yapan 7 otobüsle, dua ve ibadet etmek amacıyla Hala Sultan Tekkesi'ni ziyaret etti ve burada buhurlar yakıp adaklar adadı, dualar okudu. Bazı ziyaretçiler ise tekkenin bahçesindeki adak ağacına kumaş parçaları bağlayıp dilek diledi.

İbadetin ardından piknik yapan Kıbrıslı Türkler, daha sonra Larnaka sahilinde gezdi.

Kapıda gerginlik

Kuzey Kıbrıs plakalı otobüslerle güneye geçmek isteyen Kıbrıslı Türkler, Rum sınır kapısında otobüslere sigorta çıkarılmaması nedeniyle gergin saatler yaşadı.

Güney Kıbrıs'ta otobüslere sigorta çıkaran tek sigorta şirketi olan Cyprus Higher Risk Pool Şirketi yetkililerinin Rum sınır kapısında olmaması nedeniyle KKTC plakalı otobüslere sigorta çıkarılamaması Kıbrıslı Türklerin tepkisine neden oldu.

Rum polisinin "sigortanız yok, geçemezsiniz" yanıtının ardından otobüslerden inen Kıbrıslı Türkler, güneyden kuzeye turist kafilesini geçirmeye çalışan Rum otobüsünün önünü keserek tepkilerini ortaya koydu.

Yaşanan gerginliğin ardından Rum polisi, otobüslerin Rum polisi eşliğinde Hala Sultan Tekkesi'ne gitmesine izin verdi.

Rum polisler, Kıbrıslı Türklerin Hala Sultan Tekkesi ve Larnaka ziyaretleri süresince KKTC plakalı otobüslere eskort araçlarıyla eşlik etti.

BM'den yardım

Birleşmiş Milletler Barış Gücü yetkilileri dün otobüslere "sigorta çıkarılmaması" nedeniyle saatlerce Rum barikatında bekleyen Kıbrıslı Türklere yardımcı oldu.

Barış Gücü, kızgın güneş altında 3 saat Rum barikatında bekletilen otobüslerin içindeki yolculara su dağıttı. Sıcaktan bunalan özellikle kadın ve çocuklara soğuk su dağıtan Barış Gücü'nün bu davranışı Kıbrıslı Türkler tarafından takdirle karşılandı.

Gece: İyi niyetle çalışmalara devam edeceğiz

Kamu Araçları İşletmecileri Birliği (Kar-İş) Başkanı Aziz Gece, Rum otobüslerinin kuzeye geçtiği gibi Türk otobüslerin de güneye geçmesini istediklerini söyledi.

Rum Ulaştırma Bakanlığı'yla temasa girdiklerini ifade eden Gece, iyi niyet göstergesi olarak 10 otobüslerine Hala Sultan Tekkesi'ne gitmesi için izin verilmesini istediklerini kaydetti.

Rum yetkililerinin kendilerine izin verdiğine dikkat çeken Gece, bu kez de Rum barikatında sigorta sorunuyla karşılaştıklarını ancak bu sorunun konunun bilinmemesinden kaynaklandığını ifade etti. Gece, "Bu sorunun ortadan kalkacağına ve otobüslerle güneye geçeceğimize inanıyoruz. Kapılar açıldığı günden itibaren Rum otobüslerinin geçmesine izin verilmeseydi, durum bugün böyle olmayacaktı" dedi.

Tulga: Kıbrıslı Türklerin

tepkisi nedeniyle izin verildi

Esnaf ve Zanaatkarlar Odası Başkanı Hürrem Tulga da kamu araçlarının güneye geçişiyle ilgili düzenleme olmadığını, bu yönde girişim başlattıklarını söyledi.

Tulga, otobüslerin plakalarının ve şoförlerin kimliklerinin Rum makamlarına iletildiğini ve geçiş izni alındığını belirtti.

Rum barikatında sigorta sorunuyla karşılaşıldığını kaydeden Tulga, Kıbrıslı Türklerin ortaya koyduğu tepkinin ardından KKTC plakalı otobüslerin güneye geçmesine izin verildiğine dikkat çekti.

KIBRIS 19/06/05

 

 

 

 

 

Papadopulos: İmza tanımada önemli adım

Güney Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos, “Türkiye’nin Gümrük Birliği ek protokolünü imzalamasının, tanıma anlamında önemli bir adım teşkil edeceğini” savundu.

 

NTV

Güncelleme: 18:11 TSE 20 Haziran 2005 Pazartesi

LEFKOŞA - Brüksel’den dönüşünde Larnaka Havaalanı’nda açıklama yapan Papadopulos, “Protokolün imzalanması tek başına Kıbrıs Cumhuriyeti’nin tanınması anlamına gelmez. ancak bu yönde önemli bir adım teşkil etmektedir” dedi.

Tasos Papadopulos, Türkiye’nin protokolün imzalanmasına dair tüm belgeleri, yeterince uzun süredir elinde bulundurduğunu ve protokolü imzalamaması için artık hiçbir sebep bulunmadığını söyledi.

Rum lider, “Tanınma anlamına gelen eylemler, diplomatik ilişkilerin normalleşmesini teşkil etmektedir” dedi.

Papadopulos, bazı ülkelerde Avrupa Birliği Anayasası hakkında tereddütlere yol açan sebeplerden birinin de, Türkiye konusu olduğunu savundu.

 

"Ek Protokol 'tanınma' ifade etmez"


20 Haziran, 2005 15:22:00 (TSİ)

Güney Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos, AB'nin Türkiye'ye imzalaması için gönderdiği Ek Protokol'e ilişkin ''Ek Protokol'ün imzalanması tek başına 'Kıbrıs Cumhuriyeti'nin tanınması anlamına gelmez. Ancak bu yönde önemli bir adım teşkil etmektedir'' dedi.

Rum basınına göre, Brüksel'den dönüşünde Larnaka Havaalanı'nda açıklama yapan Tasos Papadopulos, Türkiye'nin, 'yeterince uzun süredir protokolün imzalanmasına dair tüm belgeleri elinde bulundurduğunu ve protokolü imzalamaması için artık hiçbir sebebinin bulunmadığını' söyledi. 
 
"Günümüzde tanınmalar sadece bir eylemle değil, bir dizi açıklama ve eylemle gerçekleşmektedir ve bu eylemlerin tamamı diplomatik ilişkilerin normalleşmesini teşkil etmektedir'' diyen Papadopulos, AB zirvesi görüşmelerinin hiçbirinde Türkiye konusunun ele alınmadığını söyledi.
 
Papadopulos, zirvede birçoklarının Türkiye konusuna, malum nedenlerle değinmekten kaçındıklarını ve yayımlanan sonuç bildirgesinde Türkiye'ye özel olarak değinilmediğini belirtti. 
 
Papadopulos, 'bazı ülkelerde AB Anayasası hakkında tereddütlere yol açan sebeplerden birinin de Türkiye konusu olduğunu' iddia etti. 

Rehn'den Türkiye'ye 'Ek Protokol' vurgusu
 AB Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn ise, "Türkiye, Ek Protokol'ü Kıbrıs'ı da içine alacak şekilde imzalamalı" dedi.
 
Belçika'nın başkenti Brüksel'de Avrupa Politika Merkezi adlı düşünce kuruluşu'nda konuşan Rehn, Türkiye'nin 3 ekimde müzakerelere başlamadan önce insan hakları konusunda daha fazla ilerleme kaydetmesi gerektiğini söyledi.
 
Brüksel'de Avrupa Politika Merkezi adlı düşünce kuruluşunda konuşan Rehn, Türkiye'ye bu konuda yeni şartlar öne sürülmediğini, insan hakları konusunda devamlı ilerleme sağlamanın tüm aday ülkeler için geçerli bir kriter olduğunu belirtti.
 
Rehn, Fransa ve Hollanda'daki seçmenlerin Avrupa Birliği Anayasası'na 'hayır' diyerek, genişlemeye açıkça tepki gösterdiklerini de söyledi.
 
AB'nin taahhüt teminatı
 
Olli Rehn, Türkiye ve Balkan ülkelerine AB'deki iç krizin yeni üyeliklerle ilgili taahhütleri geciktirmeyeceği konusunda da teminat verdi.
 
Rehn, bir konferansta yaptığı konuşmada, ''AB, verilen söze bağlı kalmanın temel değer olduğu bir ilke üzerine kurulmuştur'' dedi.
 
Bunun, Bulgaristan ve Romanya'nın, şartları yerine getirdikleri takdirde planlandığı gibi 2007'de AB'ye katılmaları gerektiği anlamına geldiğini belirten Rehn, AB'nin genişleme planlarının, Türkiye ile ekimde, Hırvatistan ile ise eski Yugoslavya için kurulan BM savaş suçları mahkemesi ile işbirliğini geliştirdiği takdirde üyelik görüşmelerine başlanacağını öngördüğünü söyledi.
 
Üyelik görüşmelerinin başlamasından önce Türkiye'nin insan hakları konusunda daha da gelişme sağlaması gerektiğini belirten Rehn, görüşmeler için yeni şartlar getirmediklerini, insan haklarında gelişme sağlanmasının AB'nin tüm aday ülkeler için koyduğu temel kriterin bir parçası olduğunu vurguladı.
 
Türkiye'nin, ceza yasası dahil bazı kanunları çıkararak AB liderlerinin koşullarından birini yerine getirdiğini belirten Rehn, gelecek günlerde ek protokolü imzalayarak Türkiye'nin diğer bir koşulu daha yerine getireceğini söyledi.
 
KKTC ile doğrudan ticaret yapılması ve AB yardımının serbest bırakılması için Kıbrıslı Türkler ve Rumlarla yoğun temaslar yürütüldüğünü belirten Rehn, bu ay sonunda önce bir sonuca ulaşmayı beklediklerini söyledi.

Frattini: "Üyeler daha fazla incelenmeli"
 
Avrupa Birliği Komisyonu'nun Adalet ve Güvenlikten sorumlu üyesi Franco Frattini de İtalya basınına verdiği demeçte, "Türkiye, Bulgaristan ve Romanya üyeliğe kabul edilmeden önce daha fazla incelenmeli" dedi.
 
Genişleme sürecinin devam edeceğini belirten Frattini, "Türkiye'nin daha fazla sabretmesi ve istenilen reformları hayata geçirdiğini somut biçimde göstermesi gerekecek'' diye konuştu. 
 
Frattini, AB'nin, aday ülkeleri özellikle insan hakları konusunda daha sıkı biçimde incelemesi gerekeceğine dikkati çekerek, ''örneğin temel haklar meselesi. Cezaevi koşulları, yargının bağımsızlığı, ceza yasası reformu, ifade özgürlüğü. Bu meseleler, özellikle de Türkiye konusunda bundan böyle çok daha titiz bir şekilde incelenecektir'' dedi.
 
Frattini, "Türkiye'ye istenilen reformların hayata geçirildiğini somut biçimde gösterebilmek için uzun yıllar gerekeceğini söylememiz lazım" ifadelerini kulllandı.


İLGİLİ YORUM

CHP Ankara Anlaşması'nın AB'ye yeni üye olan ülkeleri kapsayacak şekilde genişletilmesine yönelik uyum protokolünün imzalanmasının, Türkiye'nin ulusal çıkarlarına aykırı olduğunu ileri sürerek, konunun Meclis'te genel görüşmeyle ele alınmasını istedi.

 

CHP grup başkanvekillerinin imzalarıyla Meclis Başkanlığı'na verilen genel görüşme önergesinde, Avrupa Anayasası'nın Fransa ve Hollanda'da düzenlenen referandumlarda reddedilmesinin, AB'nin gelecekte alacağı yapı konusunda ciddi kuşkular uyandırdığı belirtildi.

 

Ortaya çıkan belirsizliğin AB'nin genişleme sürecini de etkileyeceği görüşüne yer verilen önergede, insan haklarıyla ilgili reformlara devam edilmesi, ancak Kıbrıs politikasının da gözden geçirilmesi istendi.

CNN TURK 20/06/05

 

Papadopulos: Ek Protokolü imzalamak tanıma ifade etmez...


      Güney Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos, Türkiye'nin Gümrük Birliği Ek Protokolü'nü imzalamasının tek başına ''Kıbrıs Cumhuriyeti''ni tanıma anlamına gelmeyeceğini belirterek, ancak bu yönde önemli bir adım teşkil edeceğini savundu.
      Rum basınına göre, Brüksel'den dönüşünde Larnaka Havaalanı'nda açıklama yapan Papadopulos, ''Türkiye'nin Gümrük Birliği'nin genişletilmesini öngören protokolü imzalamaması için artık hiçbir bahanesinin bulunmadığını, protokolün imzalanmasının ise tek başına 'Kıbrıs Cumhuriyeti'nin Türkiye tarafından tanınması anlamına gelmediğini'' kaydetti.
      Papadopulos, Türkiye'nin, ''yeterince uzun süredir protokolün imzalanmasına dair tüm belgeleri elinde bulundurduğunu ve protokolü imzalamaması için artık hiçbir sebebinin bulunmadığını'' söyledi.
      Tasos Papadopulos, ''Sonunda Türkiye, 'Kıbrıs Cumhuriyeti'yle ilişkilerini normalleştirecek. Protokolün imzalanması tek başına 'Kıbrıs Cumhuriyeti'nin tanınması anlamına gelmez. Ancak bu yönde önemli bir adım teşkil etmektedir. Günümüzde tanınmalar sadece bir eylemle değil, bir dizi açıklama ve eylemle gerçekleşmektedir ve bu eylemlerin tamamı diplomatik ilişkilerin normalleşmesini teşkil etmektedir'' diye konuştu.
      AB zirvesine de değinen Papadopulos, görüşmelerin hiçbirinde Türkiye konusunun ele alınmadığını ifade ederek, ''birçoklarının Türkiye konusuna, malum nedenlerle değinmekten kaçındıklarını ve yayımlanan sonuç bildirgesinde Türkiye'ye özel olarak değinilmediğini'' belirtti.
      Papadopulos, ''bazı ülkelerde AB Anayasası hakkında tereddütlere yol açan sebeplerden birinin de Türkiye konusu olduğunu'' iddia etti.

MILLIYET 20/06/05

 

Schmit'i çıldırttılar

MASADAN KALKTI  Brüksel'de AB Dönem Başkanı Lüksemburg'un daveti üzerine Türk ve Rum heyetleri arasında yapılan ikinci tur görüşmelerde, Rum tarafının olumsuz tavrının, AB Dönem Başkanı Lüksemburg'un AB İşlerinden Sorumlu Bakanı Nicolas Schmit'i de çıldırttığı bildirildi.

AB Komisyonu kaynaklarının sızdırdığı bilgiye göre, Nicolas Schmit "Siz çözüm istemiyorsunuz" deyip masadan kalktı

l "NİYETİNİZ YOK"... Toplantılara katılan Nicolas Schmit, Rumların sürekli çözüm istemeyen ve işi yokuşa süren davranışları sonrası önündeki evrakları toparlayarak ayağa kalktığı ve Rum heyetine dönerek, "Demek ki sizin hiçbir şeyi tartışmaya niyetiniz yok. Bu toplantının daha fazla devamı gereksiz" diyerek toplantıyı bitirdiği bildirildi

l RAPOR MERAKLA BEKLENİYOR... Dönem başkanı sıfatıyla Lüksemburg'un bu toplantılar ile ilgili vereceği rapor ise merakla bekleniyor. AB haber sitesine bilgi veren AB Komisyonu kaynakları, Rumların daha görüşmelerin başında "Doğrudan Ticareti" tartışmayız deyip işi kestirip atmaya çalışmalarının birlik içinde şaşkınlık yarattığını belirttiler

 

 

Brüksel'de AB Dönem Başkanı Lüksemburg'un daveti üzerine Türk ve Rum heyetleri arasında yapılan ve başarısızlıkla sonuçlanan görüşmelerin yankıları sürüyor.

Brüksel'de AB Dönem Başkanı Lüksemburg'un daveti üzerine Türk ve Rum heyetleri arasında yapılan ikinci tur görüşmelerde, Rum tarafının çözümsüzlük için her yolu denediği, sonunda da Nicolas Schmit'in "Siz çözüm istemiyorsunuz" deyip masadan kalktığı öğrenildi.

Toplantılara katılan, AB Dönem Başkanı Lüksemburg'un AB İşlerinden Sorumlu Bakanı Nicolas Schmit, Rumların sürekli çözüm istemeyen ve işi yokuşa süren davranışları sonrası önündeki evrakları toparlayıp ayağa kalktı ve Rum heyetine dönerek "Demek ki sizin hiçbir şeyi tartışmaya niyetiniz yok. Bu toplantının daha fazla devamı gereksiz" diyerek toplantıyı bitirdiği bildirildi. Dönem başkanı sıfatıyla Lüksemburg'un bu toplantılar ile ilgili vereceği rapor ise merakla bekleniyor.

AB habere bilgi veren AB Komisyonu kaynakları, Rumların daha görüşmelerin başında 'Doğrudan Ticareti' tartışmayız deyip işi kestirip atmaya çalışmalarının birlik içinde şaşkınlık yarattığını belirttiler.

AB Dönem Başkanı Lüksemburg'un daveti üzerine iki defa Brüksel'e gelen Türk ve Rum heyetlerinin başkanlıklarını Talat'ın Müsteşarı Raşit Pertev diğerine de Papadopulos'un Müsteşarı Tasos Conis, başkanlık etti.

Heyetler arası görüşmelere bir ara Nicolas Schmit başkanlık yaptı. Tüm görüşmelerde hazır bulunan bir diğer isimse, AB'nin Kıbrıslı Türkler Masası Sorumlusu Leopold Maurer oldu.

KIBRIS 20/06/05

Barışa uzanan eller tutulmalı

YOĞUN İLGİ VARDI... "Yeniden Birleşme ve Barış Mücadelesi sürüyor" sloganı ile gerçekleşen Kataklizmos kutlaması bu yıl, geçen yıla göre daha yoğun katılımla gerçekleşti. Panayırda, Gazimağusa Belediye Başkanı Oktay Kayalp ile Rum yönetimi hükümet eski sözcüsü ve EDİ Başkan Yardımcısı Milletvekili Michalis Papapetrou barış mesajlarıyla dolu birer konuşma yaptılar

"EVET"LE UZANAN ELİ TUTUN... Papapetrou: Çözüm yanlıları, çözümü yakalama yönünde uğraş vermelidir. Aksi halde hepimiz mahvolacağız. Kıbrıslı Türk vatandaşlara, büyük mitingler yapma çağrısı yapıyoruz. Aynı zamanda Kıbrıslı Rumlar da uyanmalı ve Kıbrıslı Türklerin referandumdaki "evet"leri ile bize uzattıkları eli tutmalıdır

Sevgi YALMAN

Gazimağusa Belediyesi'nin ev sahipliğinde, Kıbrıslı Türk ve Rum sivil toplum örgütlerinin organize ettiği Deniz Panayırı (Kataklizmos) 30 yıl aradan sonra dün Gazimağusa Palm Beach sahilinde ikinci kez kutlandı.

Kataklizmos kutlaması bu yıl, geçen yıla göre daha çok katılımla gerçekleşti. "Yeniden Birleşme ve Barış Mücadelesi sürüyor" sloganı ile gerçekleşen etkinlikte bu yılki organizasyon da daha profesyoneldi.

Binlerce Kıbrıslı Rum ve çok sayıda Kıbrıslı Türk'ün katıldığı Kataklizmos kutlamasına ABD'nin Kıbrıs Büyükelçisi Michael Klasson, İsveç'in Kıbrıs Büyükelçisi Ingemar Lindahl ve Fransa'nın Kıbrıs Büyükelçisi Hadelin de La Tour Du Pain de katıldı.

Başbakan Ferdi Sabit Soyer'in yapılan konuşmalardan sonra etkinliğe katıldığı gözlenirken, kutlamalara Kıbrıslı Rum ve Türklerden çok sayıda siyasi ve sivil toplum örgütü temsilcisi de katıldı.

Kataklizmos kutlamasına DİSİ Başkanı Nikos Anastasiadis, Rum yönetimi hükümet eski sözcüsü ve EDİ Başkan Yardımcısı Milletvekili Michalis Papapetrou, EDİ Başkanı ve Tarım eski bakanı Kostas Temeklious, Haberleşme eski bakanı Kikis Kazambias, AKEL Milletvekili Eleni Mavrou, DİSİ'den Kathy Keleridis, Türk-Yunan Kardeş Şehirler Başkanı Venos Zaharıyadis, Mağusa Göçmenler Hareketi Başkanı Kikis Christofidis katıldı.

Kutlamalarda, KKTC'den Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Gazimağusa Belediye Başkanı Oktay Kayalp, CTP- BG Gazimağusa milletvekilleri, Kıbrıs Türk Ticaret Odası Başkanı Ali Erel ve yönetim Kurulu üyeleri de vardı.

Osman Alkaş ve Popi Avram'ın sunuculuk yaptığı etkinlikte ilk olarak Kiprogenya müzik grubu sahne aldı. Daha sonra sırası ile Gazimağusa Belediye Başkanı Oktay Kayalp ve Michalis Papapetrou birer konuşma yaptılar.

Michalis Papapetrou, konuşmasında Kıbrıs Rum halkına, uyanmaları ve Kıbrıslı Türklerin "evet" ile uzattığı barış elini tutma çağrısında bulundu.

Etkinlik, Larkos Larku ve Ersen Sururi'nin mini konserinin ardından Gazimağusa Belediyesi Halk Dansları t-Topluluğunun folklor ve iki toplumlu dans grubunun gösterisi ile son buldu.

Kayalp: Barışın öncülüğünü Mağusalılar yapmalı

Deniz Panayırı'nda konuşan Gazimağusa Belediye Başkanı Oktay Kayalp, uzun bir aradan sonra ilk kez geçtiğimiz yıl kutlanan ve bu yıl daha büyük katılımla gerçekleşen Kataklizmos kutlamasına katılanlara teşekkür etti ve bu geleneğin önümüzdeki yıllarda daha da büyüyerek ve barışa hizmet ederek devam edeceğini söyledi.

Ülkemizde 2 yıl önce yapılan referandumu hatırlatan Kayalp,Rumların 'hayır' demesi ile barışı yakalama şansının yitirildiğini, her iki tarafın da evet demesi halinde bugün Maraş'ın cıvıl cıvıl, yaşayan ve çalışan bir kent olacağını kaydetti. Maraş'ın bugün, 30 yıldır beklediği gibi beklediğini ifade eden Kayalp şöyle dedi:

"Bu durgunluk bizi yıldırmamalı, Kıbrıs'ta barışın öncülüğünü Mağusalılar hep beraber ele almalı ve sürdürmeliyiz. Biz barışı, kararlı bir şekilde istediğimiz takdirde buna ulaşmanın yolu mutlaka bulunacak ve bu kent eski günler gibi Akdeniz'in incisi olmaya devam edecektir. Ben, bu kentte doğmuş ve büyümüş bir vatandaş olarak Mağusalıların kararlılığına inanıyorum. Barışı bulma mücadelesine yılmadan birlikte devam etmeyi diliyorum."

Papapetrou: Çözüm olmazsa hepimiz mahvoluruz

Büyük alkış alan Kayalp'ın konuşmasından sonra söz alan Rum yönetimi hükümet eski sözcüsü Michalis Papapetrou, çözüm yanlısı Kıbrıslı Türk ve Rumların çözümü yakalama yönünde uğraş vermeleri gerektiğini, aksi halde tüm Kıbrıslıların mahvolacağını söyledi.

Bazılarının kendilerini "işgali desteklemekle" suçlayacaklarını bildiğini de ifade eden Papapetrou, "Bunlar bölünmeyi kökleştiren, bölünmeye beton döken adamların iğrenç laflarıdır" dedi.

Papapetrou şöyle devam etti:

"Biz, bu yıl buradaki varlığımızı daha farklı düşünmüştük. Maraşlılar, kentlerini yeniden inşa eder ve yaralarını yeniden sararken bulacağımızı umut ediyorduk. Ama olmadı. Burada bizi işgali desteklemekle suçlayacak olanlara cevabımız; 'buradaki varlığımız, biz taksime alışmadık' şeklindeki güçlü mesajımızdır. Kıbrıs'ın geleceği adanın yeniden birleştirilmesindedir.

Kıbrıslılar, 2 bölgeli 2 toplumlu bir çözümde Avrupa kriterleri içinde refahı paylaşsınlar. Halkımız yarım asırdır yaşadığı bu kadere layık değildir. Bölünme gözyaşı ve ayrılık unsurları olmamalı. Hatalarımızla tel örgülerin her iki yanında oldukça ağır bedeller ödedik. 21'inci asrın Kıbrıs'ında Avrupalı Kıbrıs'ta bunları aşmak gerekir."

1960'a yapışıp kalmış zihniyetleri ve görüşleri aşmak gerektiğini de ifade eden Papapetrou, referandumda halkın çözüme yaklaştığını ancak kurtuluşa dokunamadığını belirtti. Papapetrou, referandumda Kıbrıslı Rumların "hayır" demesi ve uzlaşmazlığı destekler bir zihniyetin gelmesi sonucu gerileme dönemine girildiğini, bugün çözümle uğraşmak yerine ufak tefek sorunlarla zaman geçirildiğini belirtti.

Papapetrou şöyle dedi:

"İki toplum lideri Brüksel'de çözüm için değil bazı kurallar için görüşüyor. Biz serbest ticareti engellemek için uğraşıyoruz. Bu kesin dönemeçte çözüm yanlıları, çözümü yakalama yönünde uğraş vermeli. Aksi halde hepimizin mahvolacağını herkese iletmeliyiz. Bu durumdan hiç kimse kazançlı çıkmaz. Hükümet dışındaki örgütler, iki toplum arasındaki iletişimi canlı tutmalıdır. El birliği ile çalışmalıyız. Kıbrıslı Türk vatandaşlara, büyük mitingler yapma çağrısı yapıyoruz. Halk hareketlerinin hedef ve bayraklarını yüksekte tutsunlar. Aynı zamanda Kıbrıslı Rumlara da uyanma ve Kıbrıslı Türklerin referandumdaki evetleri ile bize uzattıkları eli tutma çağrısı yapıyorum."

Papapetrou konuşmasının sonunda Maraş'ın kaderinin tel örgü, viranelik ve yıkım olmaması gerektiğini, Kıbrıs'ın geleceğinin de taksim olmaması gerektiğini ifade ederek, "Bu sevgili vatanı ve bu sevgili kenti birleştirene kadar mücadelemiz devam edecektir" dedi.

KIBRIS 20/06/05

İngiltere, Annan Planı'nda ısrar ediyor

GÖRÜŞME TALEBİ... İngiliz Yüksek Komiserliği görevini 27 Haziran'da resmen devralacak olan Peter Joseph Millet, 1 Temmuz'da AB Dönem Başkanlığı'nı devralacak İngiltere'nin Annan planı ve BM prosedürüyle daha ileri gidilebilmesinde nasıl bir rol oynayabileceğine ilişkin taraflardan bir görüşme istediğini söyledi. Joseph Millet, referandum prosedürünün tekrarlanmasının, iki toplum liderinin siyasi iradesine bağlı olduğunu kaydetti

İngiliz Yüksek Komiserliği görevini ayın 27'sinde resmen devralacak olan Peter Joseph Millet, 1 Temmuz'da AB Dönem Başkanlığı'nı devralacak ülkesi İngiltere'nin, Annan planı ve BM prosedürüyle daha ileri gidilebilmesinde nasıl bir rol oynayabileceğine ilişkin bir görüşme istediğini, referandum prosedürünün tekrarlanmasının, iki toplum liderinin siyasi iradesine bağlı olduğunu söyledi.

Fileleftheros İngiltere'nin yeni Yüksek Komiseri Peter Joseph Millett'in, Lefkoşa'daki yeni görevini; İngiltere'nin AB Dönem Başkanlığı'nı yürütecek olmasının sağlayacağı imkânları da değerlendirmek suretiyle, Kıbrıs sorununun çözümüne katkı sağlamak isteğiyle devralacağını; İngiltere Başbakanı Tony Blair'in, Rum yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'la Londra'da gerçekleştireceği görüşmenin gündeminde de; İngiltere'nin Kıbrıs sorununun çözümü çabalarında oynayabileceği rolün bulunduğunu bildirdi.

Gazete İngiliz Yüksek Komiserliği görevini ayın 27'sinde resmen devralacak olan Peter Joseph Millet'in, Rum Haber Ajansı'nın Londra'daki muhabirine yaptığı açıklamada; İngiltere olarak ve AB dönem başkanı olarak ülkesinin, Annan planı ve BM prosedürüyle daha ileri gidilebilmesinde nasıl bir rol oynayabileceğine ilişkin bir görüşme istediğini, referandum prosedürünün tekrarlanmasının, iki toplum liderinin siyasi iradesine bağlı olduğunu söylediğini yazdı.

Habere göre Millett; iki toplum arasındaki ilişkilerin iyileşmesine de değinerek bunun; çözüm önşartlarının yaratılmasına yardımcı olabileceğini, güven ve siyasi irade yaratılması için canlı temasların şart olduğunu söyledi.

Kıbrıslı Türklerin desteklenmesine yönelik tüzüklere ve somut olarak, direkt ticaret tüzüğüne yönelik soruya karşılık Millett, duruma ilişkin kapsamlı bir görüntü bulunmadığını söyledi. Gümrük Birliği anlaşmasının AB'nin 10 yeni üyesini de kapsayacak şekilde genişletilmesini öngören protokolün Türkiye tarafından imzalanması halinde bunun "Kıbrıs Cumhuriyeti"nin tanınması anlamına mı geleceği sorusuna karşılık ise; bunun halen; uzun vadede bir talep olmaya devam ettiği yanıtını verdi. Peter Joseph Millett "Kıbrıs'ın tanınması, Türkiye'nin AB üyeliğine önşart teşkil edecek. Ancak bu; üyelik müzakerelerinin teknik prosedürünü durdurmaz. Protokolü imzalamasının tanıma mı teşkil ettiği hukuki bir konudur" dedi.

Annan planıyla ilgili bir soruya karşılık ise Millett şunları söyledi:

"Bu kadar iş yapılmışken, yeniden en başından başlanmasına neden görmüyorum. Kuzeydeki toplumun da planı halen onaylamış olması da bir gerçeklikken; gelecek için bir temel teşkil etmesi gerekir. Sanırım bu; yeni bir şeye başlanmasından daha iyi bir seçenektir."

4 önemli diplomat ayrılıyor

Alithia "Diplomatik Değişiklikler Yazı -4 Önemli Diplomat Kıbrıs'tan Ayrılıyor -Kıbrıs Hükümeti Bu Değişikliklerden Ne Bekliyor ve Ne Umuyor" başlık ve spotlarıyla aktardığı haberinde, Kıbrıs sorununda gelişme olmamasının ve görev sürelerinin de sona erecek olmasının, bu yaz adadaki bazı yabancı diplomatik birimlerde değişiklikleri gündeme getirdiğini bildirdi.

Çok yakında ayrılacak olan Yunanistan'ın Güney Kıbrıs'taki Büyükelçisi Hristos Panagopulos'un haricinde; İngiltere, Almanya ve ABD büyükelçiliklerinde de önemli değişiklikler olacağını belirten gazete; bu gelişmenin Rum yönetimi tarafından özellikle önemli bulunduğunu, çünkü yeni gelecek olan diplomatların Rum yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'a itimatname verecek olmaları nedeniyle; bu ülkeler tarafından, Kıbrıs sorunuyla ilgili bazı mesajlar verilmesi fırsatı doğacağını, özellikle İngiltere ve ABD'den gelecek mesajların önemli addedilmekte olduğunu yazdı.

Gazeteye göre diplomat değişiklikleri, İngiliz Yüksek Komiserliği görevini, Lynn Parker'den devralacak olan Peter Joseph Millett'le başlayacak. 50 yaşında, evli ve 3 kız çocuğu bulunan Millett; daha önce Kıbrıs sorunuyla ilgili birimlerde çalıştı. 1987-89'da BM'yle ilgili bakanlık dairesinde; 1989-1993'te İngiltere'nin Brüksel'deki temsilciliğinde; 1997-2001'de ise İngiltere'nin Atina Büyükelçiliği'nde bulundu.

Rum yönetimiyle ilişkileri son bir yıldır zor bir aşamadan geçen ABD'nin Güney Kıbrıs'taki Büyükelçisi Michael Klosson da gelecek ay içinde adadan ayrılacak. Klosson dönemi; Güney Kıbrıs-ABD Büyükelçiliği ilişkilerinde son 20 yılın en kötü dönemiydi.

Gazete Kıbrıslı Türklerin güçlendirilmesi konusunda uluslar arasındaki hareketleri nedeniyle Klosson'un Rum hükümet kanadına mensup çoğu kişi tarafından "kötü diken" olarak görülmekte olduğunu, bazılarının da Klosson'u; KKTC'yle direkt ticaret ve direkt uçuşlar konusunda ipleri oynatan kişi olarak gördüğünü yazdı.

Mahi "Çöküşten Hayal Kırıklığı -Hükümetin Ciddi Sapması" başlığıyla manşete çıkardığı haberinde, DİSİ Başkanı Nikos Anastasiadis'in; Brüksel'de gerçekleştirilen "gizli görüşmelerin" çöküşünden Rum yönetimini de sorumlu tuttuğunu ve Rum yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'u; Rum halkına bilgi vermeye çağırdığını bildirdi.

Gazeteye göre; elde ettiği bilgileri kaynak gösteren Anastasiadis; Brüksel'deki görüşmelerde limanların dışında, havaalanlarının da gündeme getirildiğini, görüşmelerin başarısızlığa uğramasından üzüntü duyduğunu ve bundan her iki tarafın da sorumlu olduğunu söyledi.

KIBRIS 20/06/05

Rumlar ve Yunanlılar yeni strateji belirliyor

Avrupa Anayasası'nın Fransa ve Hollanda'da düzenlenen referandumlarda reddedilmesiyle AB'nin krize girmesinin, Rum yönetiminin planlarını da etkilediği ve Yunanistan ile işbirliği içinde yeni bir strateji üzerinde uğraşılmakta olduğu bildirildi.

Rum basını; "Fransa ve Hollanda'da düzenlenen referandumlarda reddedilmesinin Avrupa Anayasası'nı komaya soktuğu ve AB'nin yeni genişleme prosedürünün derin dondurucuya girdiği" yorumunu yaptığı; AB'de yaşanmakta olan krizin; Rum yönetiminin planlarını da etkilediği, bu nedenle Yunanistan'la işbirliği içinde yeni bir sahne üzerinde çalışmakta olduğu haberini verdi.

Fileleftheros "Strateji Yeniden Belirleniyor -Lefkoşa ve Atina; AB'deki Sapmalardan Sonra, Hareketlerini Yeniden Planlıyor -Hükümet; Avrupa Kuşkuculuğuna Gerilemekten Kaçınmak İstiyor" başlık ve spotlarıyla manşete çıkardığı haberinde şunları yazdı:

"Lefkoşa ile Atina'nın stratejilerini yeniden belirlemeleri gerekli görülüyor. Çünkü zirve kararlarında Türkiye'ye atıfların 'ortadan kaybolması' Ankara'nın çizgisinin daha da sertleşmesini ve Ege'ye tahrikler 'ithal ediyor'.

Kıbrıs hükümeti; gerginliklerden ve bir Avrupa kuşkuculu ortamına gerilemekten kaçınmak istiyor. Kıbrıs'ın artık; Avrupa Anayasası'nı onaylayacak ilk ülke olmasıyla Başkan Papadopulos görüntüyü netleştirmeyi başardı. Başkan Papadopulos; Avrupa Anayasası'nın meclis tarafından onanmasının muhtemel ertelenmesinin Kıbrıs Cumhuriyeti'nin itibarına ciddi bir darbe olacağını söyledi.

AB Dönem Başkanlığı'nın 20 gün içinde İngiltere tarafından üstlenilecek olması, Lefkoşa'nın gerek Kıbrıslı Türklere yönelik tüzükler gerek Kıbrıs sorununa çözüm bulunmasına ilişkin çabaları konusundaki icraatlarını kolaylaştırmıyor. Lefkoşa'daki siyasi güçler; AB'ye üyeliği nedeniyle çok daha uzlaşıcı bir Türkiye'yle ilgili biriktirilen ümitlerin saçılıp savrulması nedeniyle, gelişmelerin; milli sorunumuza olumsuz etki yapmasından endişe belirtiyorlar."

Aynı gazete "Atina ve Lefkoşa Eşgüdüme Gidiyor" başlığıyla yansıttığı haberinde, Rum ve Yunan hükümetlerinin; "milli davalarda" ve Avrupa konularındaki adımlarını birbirine uygun hale getirmekte ve hareketlerini eş güdümlemekte olduklarını yazdı.

Gazeteye göre Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos, AB zirvesi nedeniyle bulunduğu Brüksel'de yaptığı açıklamada; Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis'le Atina'da yeniden görüşeceğini açıkladı. Papadopulos-Karamanlis yeni görüşmesinin tam tarihi henüz belirlenmedi. Yunanistan Başbakanlığı'nda gerçekleştirilecek yeni görüşme; Rum Yönetimi Başkanı'nın Yunanistan Başbakanı'yla AB zirvesi çerçevesinde Cuma sabahı Brüksel'de yaptığı görüşmenin devamı niteliğinde olacak.

Habere göre Papadopulos; "Yunanistan Başbakanı'yla fırsat buldukça; olanlar ve olması muhtemel olanlar; taktik, stratejik ve hedef konular ile hareketlerimizin eşgüdümüyle ilgili görüş alış verişinde bulunuyoruz" dedi.

Fileleftheros "Kıbrıs, Anayasa Sözleşmesi'ni Onaylayacak -Brüksel'deki Zirve Sonrasında Partiler Tutumlarını Netleştiriyorlar" başlığıyla aktardığı haberinde, Rum siyasi partilerinin; programlandığı şekilde Avrupa anayasasının 29-30 Haziran'da Rum meclisinde görüşülüp onaylanması ortak arzularını dile getirmekte olduklarını bildirdi.

Gazete Rum partilerin büyük bölümünün, Anayasa'nın Rum yönetimi tarafından onaylanmasının -ki Brüksel'deki çöküşün ardından bunu ilk yapacak olan Güney Kıbrıs olacak- Avrupa alanına olumlu katkı yapacağı kanaatinde olduğunu yazdı.

Gazeteye göre DİSİ Avrupa Milletvekili Panayotis Dimitriu "Avrupa Anayasası'nın Güney Kıbrıs tarafından onaylanmasının, Fransa ve Hollanda tarafından reddedilmesinden sonra gerçekleşecek ilk onaylama olacağını ve bunun Rum yönetiminin itibarını tahmin edilemeyecek ölçüde güçlendireceğini" söyledi ve "AB ne kadar güçlü, sonuç getirici ve işlevsel olursa, Kıbrıs'ın çıkarı da o kadar büyük olur" dedi.

DİKO Başkan Vekili Nikos Kleanthus, Avrupa Anayasası'nın görüşülüp onaylanmasının, parti başkanları toplantısında gerçekleştirilmesi olasılığını göz ardı etmedi ve "Avrupa vatandaşlarıyla ve Anayasa'yı reddeden ülkelerle, endişelerini gidermeye yönelik bir diyalog geliştirilmesi gerekir" dedi.

KS EDEK ve Rum Meclisi Savunma Komitesi Başkanı Yannakis Omiru; anayasanın, Rum meclisinde onaylanması prosedürünün planlandığı şekilde ileri götürülmesinin Rum yönetiminin çıkarına olduğunu söyledi. Ancak EDEK'in; anayasanın onaylanmasının ertelenmesi konusunu Rum yönetimi ve diğer siyasi partilerle görüşmeye hazır olduğunu da söyledi. Kıbrıs sorununa da değinen Omiru; AB'nin, Türkiye'nin üyelik perspektifini kabul etmeme fenomeninin, Kıbrıs sorunundaki gelişmeleri belirleyici şekilde etkilemesinin mümkün olduğunu söyledi ve şöyle devam etti:

"Avrupa'ya üyeliğinin söz konusu olmadığı yönünde kesin bir mesaj alırsa, daha uzlaşıcı olması ümidimizi bağladığımız Türkiye'nin AB üyeliği artık olmayacağı için; Kıbrıs ve Yunanistan'ın mevcut milli stratejisi büyük ölçüde çöker."

NEO Başkanı Nikos Kutsu da; "Avrupa'daki gelişmeler, vatandaşlara inanma, anlama, paylaşma ve hizmet etme hakkı veren bir vizyona ihtiyacımız olduğunu gösteriyor. Sonucu her ne olursa olsun, referandumların sonuçlarına saygı göstermemiz gerekir" dedi.

Bağımsız Milletvekili Dimitris Şilluris ise zirvenin başarısız olmasının AB'yi krize ve derin bir düşünceye sürüklediği değerlendirmesinde bulundu.

Politis "Kıbrıs Stratejisi Tam Çöküşün Eşiğinde" başlıklı haberinde, Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un kabul etmemesine rağmen, hükümet ortağı AKEL'in infialinin ve Yannakis Omiru'nun aleni itirafının; Rum yönetiminin Kıbrıs sorunundaki stratejisinin tamamen çöküşün eşiğinde bulunduğunu gösterdiğini yazdı.

Gazete Papadopulos'un; anketlerde en üst sıralara çıkmasını sağlayan ancak Kıbrıs sorununun gerektirdiği siyasi gerçeklikle hiçbir alakası olmayan politikasına kendi kendini hapsettiği yorumunda bulundu, özetle şunları yazdı:

"Papadopulos, 24 Nisan referandumlarından sonra bir veto stratejisi inşa etti. Kibirli bir şekilde ve uluslar arası sahneyi doğru değerlendiremeyerek; Kıbrıslı Türkleri aşamalı olarak Kıbrıs Cumhuriyeti'ne entegre etme perspektifiyle bir strateji belirledi. Hedefleri şunlardı:

1-Türkiye'nin üyelik müzakerelerinin başlamasının görüşüldüğü 17 Aralık 2004, büyük veto için bir istasyondu. Bu silahla Papadopulos; elinden geldiğince, Kıbrıs sorununun esasına ilişkin şeyler elde etmek istedi. Hazırlık görüşmelerinde; Türkiye'nin Kıbrıs Cumhuriyeti'ni diplomatik olarak tanımasını, askerlerin ve yerleşiklerin çekilmesi, mülkler v.b. konuları bu nedenle gündeme getirmişti. Ancak sonunda, Türkiye'ye; sadece protokolü imzalaması kaydıyla üyelik müzakerelerine başlama tarihi verilmesi sonucuna varıldı.

2-Bu başarısızlıktan sonra Papadopulos, stratejisini yeniden düzenlemedi. O zamanlar, 63 ayrı veto şansı bulunduğunu ve bunlarla Kıbrıs'ın; Kıbrıs sorununda kazanımlar elde ederek, Türkiye'nin üyeliğini daimi olarak engelleyebileceğini söylemişti.

3-Fransız ve Hollandalılardan hayır yanıtının gelmesiyle her şey sahnenin tamamen değiştiğini gösteriyorken bile Papadopulos, politikasına bağlı kaldı. Bu nedenle Conis'i uzun bir değişiklik listesiyle BM'ye gönderdi ve Prendergast'ın kendisinden istediği değişiklik taleplerini hiyerarşik sıraya sokmayı bu nedenle reddetti.

Türkiye'nin üyelik süreci kesin olarak dondu. AB de; şimdilik ne kadar süreceği belli olmayan bir içine kapanıklık durumuna girdi. Büyük veto, zamanından erken gitti ve Türkiye'nin üyelik müzakereleri sürecinin mevcut olmamasından dolayı 63 küçük veto hükümsüz kaldı."

Haravgi, Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un, Brüksel zirvesinin tamamlanmasının ardından, zirveyi takip eden Rum gazetecilere yönelik basın toplantısında; "zirvenin başarısız olmadığını" söylediğini bildirdi.

Habere göre Papadopulos; Güney Kıbrıs'ın mali taleplerinin; Lüksemburg dönem başkanlığında önerilen ve İngiltere'nin dönem başkanlığında yönetilecek olan AB'nin bütçe metnine kaydedilmiş olduğunu belirterek, zirvenin "başarısız olmadığını" savundu, ancak AB'nin 2007-2013 dönemine ilişkin ekonomik perspektifi konusunda bir anlaşmaya varılmasının mümkün olmadığını ekledi.

Papadopulos; Hedef 1'e girilememesinin, Güney Kıbrıs'a olumsuz etki yaptığının Lüksemburg dönem başkanlığı tarafından kabul edildiğini kaydetti.

KIBRIS 20/06/05

Lillikas: Yeşil Hat Tüzüğü'nün gelişmesine en büyük engel Talat

Rum Sanayi ve Ticaret Bakanı Yorgos Lillikas, Yeşil Hat Tüzüğü'yle ticaretin gelişmemesine "en büyük engelin" Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın olduğunu söyledi.

Gümrük protokolünün Türkiye tarafından kesinlikle imzalanacağını ifade eden Lilikas, Türkiye'nin imzalamaması durumunda AB ile müzakerelere başlayamayacağını savunarak, "her zaman söylediğimiz gibi, Türkiye'nin AB'ye üyeliği Lefkoşa'dan geçer" dedi.

Haravgi, Rum Sanayi ve Ticaret Bakanı Yorgos Lillikas'la gerçekleştirilen bir söyleşiye yer verdi ve Lillikas'ın söyleşisinde Türkiye'nin Gümrük Birliği Protokolü'nü imzalaması ile Kıbrıslı Türklere yönelik yardımlar konusuna değindiğini, Yeşil Hat Tüzüğü'yle ticaretin gelişmemesine "en büyük engel" olarak ise Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ı gösterdiğini yazdı.

Lillikas söyleşisinde "Gümrük protokolünün Türkiye tarafından kesinlikle imzalanacağını, bunun Türkiye'nin mevcut olan tek yolu olduğunu, imzalamaması durumunda ne 3 Ekim tarihinde ne de daha sonraki bir tarihte AB ile müzakerelere başlayamayacağını" savunurken "Her zaman söylediğimiz gibi, Türkiye'nin AB'ye üyeliği Lefkoşa'dan geçer" şeklinde konuştuğunu yazdı.

Protokolün imzalanmasının, "Kıbrıs Cumhuriyeti'nin Türkiye tarafından tanınması yönünde esas bir adım teşkil ettiğini ve Kıbrıs Cumhuriyeti'nin tanınmasının da, bugüne kadar uluslar arası alanda düzeyini yükseltmeye çalıştığı sahte devletin görmezlikten gelinmesi demek olduğunu" iddia eden Lillikas ayrıca protokolün imzalanmasıyla "Türkiye ile Kıbrıs Cumhuriyeti arasında fiilen ticaretin başlayacağını, Kıbrıs bandıralı gemilerin Türk limanlarına girişinin olacağını, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin resmi belgelerinin kabul edileceğini ve bunun da tanınmanın fiili adımlarını teşkil edeceğini" söyledi.

Lillikas, Rum Yönetimi'nin politik olarak "güçlendiğini" ve bunun da "Kıbrıs sorununa daha kaliteli bir çözüm bulunması için müzakere edilmesi ihtimalini arttırdığını" ileri sürerken Yeşil Hat Tüzüğü ve Güney Kıbrıs ile KKTC arasındaki ticari ilişkilere de değindi. Lillikas, Yeşil Hat Tüzüğü'yle başlayan ticaret sonrasında Aralık ayında 110 bin KL'nin üzerinde bir ticaret hacmine ulaşıldığını ve bunun daha da artabileceğini belirtirken, ticaretin gelişmesini engelleyen iki sebep bulunduğuna inandığını söyledi.

Lillikas, "Şu anda ticaretin tek taraflı olduğunu, Kıbrıslı Türk vatandaş ve iş adamlarının Türkiye üzerinden ithal ettikleri Avrupa veya ABD ürünlerini daha ucuza ithal edebilecekken ve bu yönde büyük bir talepleri olmasına rağmen Talat'ın karşılıklı (iki taraflı) ticareti reddetmesinin, ticaretteki gelişmenin önündeki engellerden ilki olduğunu" iddia etti.

Güney Kıbrıs ile KKTC arasındaki karşılıklı ticaretin gelişmesinde ikinci engel olarak ise yine Cumhurbaşkanı Talat'ı gösteren Lillikas, "Talat'ın; açıklamaları ve siyasi hedefleriyle şu anda sadece KKTC'den Güney Kıbrıs'a yönelik olan ticaret konusunda da Kıbrıslı Türkler arasında cesaret kırıcı bir hava yaratmakta olduğunu" ileri sürdü. Lillikas "siyasi düzeyin yükseltilmesi ve doğrudan ticareti hedef olarak belirleyen Talat ve Türkiye'nin; büyük bir ticaret hacmi bulunmadığını, Kıbrıslı Türklerin izole edilmiş olduklarını ve tek yolun doğrudan ticaret olduğunu göstermek için iç ticaret konusunda cesareti kırdıklarını" iddialarına eklerken "doğrudan ticaretin tamamen siyasi bir amaç güttüğünü" savundu. Lillikas, "doğrudan ticaret ile iki toplumun ayrı ayrı çıkarlar ve problemler geliştirecek olmalarından ötürü doğrudan ticareti kabul etmelerinin söz konusu olmadığını" kaydetti.

Son olarak Brüksel'de tüzükler konusunda gerçekleştirilen ve başarısızlığa uğrayan görüşmelerin sorulması üzerine ise Lillikas, "İngiltere'nin doğrudan ticaret tüzüğünü canlı tutmak için dişini tırnağına katarak mücadele etmekte olduğunu, kendilerinin ise 259 milyon Avro'luk mali yardımın doğrudan ticaret tüzüğü ile ayrılması için birçok öneri yaptıklarını" belirtti. Lillikas, "İngiltere ve Kıbrıslı Türklerin dostları olarak görünenlerin, Kıbrıslı Türkleri bu önemli yardımdan mahrum ettiklerini" iddia etti.

Lillikas, ABD tarafından KKTC'ye yapılması öngörülen 50 milyon dolarlık yardım konusunda ise, ABD'lilerin bu yardımının, Kıbrıslı Rumlar ve Rum Yönetimi tarafından Kıbrıslı Türklere yapılan ekonomik yardımın yanında "bir damla kadar" kaldığını ileri sürdü. Lillikas, sadece Güney Kıbrıs'ta çalışan Kıbrıslı Türklerin 2004 yılında Kıbrıslı Rumlardan "360 milyon dolar almış olduklarını" ABD'li yetkilere söylemiş olduğunu" ifade etti. Lillikas, "bunlara; Kıbrıslı Türklere sundukları kimlik kartı, pasaport verilmesi, sosyal sigorta, tıbbi hizmetler gibi hizmetlerin eklenmesiyle de "Kıbrıslı Türklerin refahının Kıbrıslı Rumlarla işbirliği yapmalarına ve Rum hükümetinin programlarına bağlı olduğunun kolayca anlaşılabileceğini" iddia etti.

Lillikas, Türkiye'nin Kıbrıslı Türklerin hayat standartlarının yükseltilmesine yardımcı olmadığını, ne de ABD'nin vermeye söz verdiği 50 milyon doların yardımcı olacağını da ileri sürdü.

Lillikas ayrıca BM Genel Sekreteri'ne diyalogun yeniden başlaması için gösterilen çabaları devam ettirmesi ve "yollar açmak yerine gölgeler yaratan diğer türde çabaları terk etmesi" çağrısında da bulundu.

KIBRIS 20/06/05

Rum basınının iddiası: Bearn Stearn Bank, Kuzey Kıbrıs'a yatırım yapacak

Amerikan hükümetinin Amerika'nın ekonomisinin belirleyici unsurlarına yönelik teşvikiyle büyük şirketlerinden Bear Stearns'e bağlı Bearn Stearn Bank'tan bir heyetin yatırım araştırması yapması yapması için Kuzey Kıbrıs'a gönderildiğini iddia edildi.

Alithia "Büyük Bir Amerikan Şirketi Kıbrıslı Türkleri Desteklemeye Hazır -Bear Stearns İşgal Altındaki Topraklarda - Bear Stearns Şirketinin Toplam Sermayesi 255.9 Milyar Dolar" başlıklı haberinde (kendi ifadesiyle) "işgal altındaki toprakların Tayvanlaştırılmasına yönelik büyük adımın beklendiği gibi Amerikalılardan geleceğini" ifade ederek, Amerikan hükümetinin Amerika'nın ekonomisinin belirleyici unsurlarına yönelik teşvikiyle Bear Stearns şirketine bağlı Bearn Stearn Bank'tan bir heyetin yatırım araştırması yapması için "işgal altındaki topraklara" gönderildiğini savundu.

Habere göre "Bear Stearns Companies Inc", "Bear, Stearns @ Co. Inc."in esas şirketidir ve bu şirket finansman şirketi ve yatırım bankasıdır. Esas merkezi New York olmasına karşılık, Londra'daki büroları aracılığıyla Avrupa'ya da yayılmıştır. Bünyesinde toplam 11 bin kişi çalışıyor.

Gazete, şirketin önemli yetkililerinden biri olan Timothy Ash; başkanlığındaki bir heyetin geçen hafta KKTC'de bulunduğunu ve bu ziyaretin duyurulmasının alçak tonlarda tutulduğunu savundu.

Habere göre Ash, KKTC'nin gerek ekonomi gerek siyasi unsurlarıyla bir araya geldi.

KIBRIS 20/06/05

İki koşul yerine getirilirse 3 Ekim kararı değişmez

AB Komisyonunun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn'den Türkiye'ye hem uyarı hem moral:

İki koşul yerine getirilirse 3 Ekim kararı değişmez

KOPENHAK KRİTERLERİ VE KIBRIS PROTOKOLÜ... AB Komisyonunun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn, "Türkiye'nin Kopenhag kriterlerine yönelik uygulamada başarılı olması" ve "Kıbrıs ile ilgili protokolü onaylayıp, hayata geçirmesi" durumunda, müzakerelerin başlayacağı 3 Ekim kararının değişmeyeceğini söyledi

TÜRKİYE DİKKATLİ OLMALI... Olli Rehn, özellikle son aylardaki Türkiye'de demokrasi ve düşünce özgürlüğü ile hukuk devleti açısından yeterli ilerleme kat edilemiyor havasının oluştuğuna dikkati çekerek, bu gelişmelerin 3 Ekim hedefine zarar verebileceği uyarısında bulundu

 

AB Komisyonunun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn, Türkiye'yi hem uyardı hem de moral verdi.

Rehn, Türkiye'nin Kopenhag kriterlerine yönelik uygulamada başarılı olması ve Kıbrıs ile ilgili protokolü onaylayıp, hayata geçirmesi durumunda, müzakerelerin başlayacağı 3 Ekim kararının değişmeyeceğini söyledi.

Olli Rehn, Brüksel'de Avrupa'nın önde gelen düşünce kuruluşlarından biri olan Avrupa Politikalar Merkezi EPC'de genişlemenin geleceği üzerinde konuştu ve sorulara cevap verdi.

AB liderler zirvesi sonrası genişleme ile ilgili ilk defa görüşünü açıklayan Rehn, "AB'deki krize rağmen genişleme sürmeli" diye konuştu.

Türkiye ile müzakerelerin 3 Ekim'de başlayacağını bu kararın değişmez olduğunu vurgulayan Rehn, fakat bu kararın 2 önemli koşulu olduğunu bunu da Türkiye'nin unutmaması gerektiğini kaydetti.

Rehn, bunları, Kopenhag kriterlerine yönelik uygulama başarısı, diğerini ise Kıbrıs ile ilgili protokolü onaylayıp, hayata geçirilmesi olarak açıkladı.

Özellikle son aylardaki Türkiye'de demokrasi ve düşünce özgürlüğü ile hukuk devleti açısından yeterli ilerleme kat edilemiyor havasının oluştuğuna dikkati çeken Olli Rehn, bu gelişmelerin 3 Ekim hedefine zarar verebileceği uyarısında bulundu.

KIBRIS 21/06/2005

 

‘Papadopulos’un talepleri uzlaşmaz’

Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos’un BM’ye ilettiği talepler, diplomatik çevrelerce “Papadopulos sorunun çözümüne yönelik müzakerelerin başlaması konusunda tüm umutları yıktı” şeklinde yorumlanıyor.

 

NTV

Güncelleme: 17:01 TSE 22 Haziran 2005 Çarşamba

LEFKOŞA - Lefkoşa’daki yabancı diplomatlar, Papadopulos’un BM arabulucusu Prendergast’a Ada’daki temasları sırasında sunduğu özellikle 8 maddeyi “kabul edilmesi mümkün olmayan talepler” olarak niteledi.

Edinilen bilgilere göre, Ada’daki temasları sırasında Papadopulos’un önerilerini “uzlaşma niyeti olmayan talepler” olarak niteleyen Prendergast da, bu görüşünü Türk tarafına da açıkça iletti.

‘ÖNERİLER ALAY KONUSU OLDU’
Rum basını, Papadopulos’un Annan Planı’yla ilgili BM’ye ilettiği bazı taleplerin, Batılı diplomatlar arasında alay konusu olduğunu yazdı. Rum basınına göre, Papadopulos’un “diplomatlara alay konusu olan” talepleri şöyle sıralanıyor:

*1999’dan bugüne kadar, Kuzey’de kalan Rum kökenli araziler üzerine inşa edilen bütün binalar yıkılsın.
*Rum göçmenlerin tümü Kuzey’deki evlerine dönsün.
*Türkiye kökenli KKTC vatandaşlarının tümü Ada’dan gitsin.
*Kıbrıs’taki Türk alayı da dahil olmak üzere, bütün Türk askerleri çekilsin.
*Garantör ülkelerin her türlü müdahale hakkı kaldırılsın ve 1960 Garanti Anlaşmaları revize edilsin.
*İngiliz üsleri, çözüm planından çıkarılsın.
*Cumhurbaşkanı ve Cumhurbaşkan Yardımcısı doğrudan halk tarafından seçilsin.
*Yeni yapıda veto hakkı gibi konuları ele almak üzere, Kıbrıslı Türkler ve Rumlar’dan oluşan bir komite kurulsun.

 

KKTC Papadopulos’un önerilerini bekliyor

Güney Kıbrıs’taki anamuhalefet Demokratik Seferberlik Partisi’nin Başkanı Nikos Anastasiadis, KKTC’ye geçerek Başbakan Ferdi Sabit Soyer ile görüştü.

 

AA

Güncelleme: 13:03 TSI 22 Haziran 2005 Çarşamba

LEFKOŞA - KKTC Başbakanı Ferdi Sabit Soyer, “Kıbrıslı Türklerin çözüm yönündeki tavrını referandumda ortaya koyduğunu ve şu anda Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos’un Annan planı üzerinde yapılmasını istediği değişiklik önerilerini beklediklerini” söyledi.

Başbakan Soyer, görüşmeden sonra yaptığı açıklamada, her iki partinin de Kıbrıs sorununa kalıcı bir çözüm bulunabilmesi için gereken girişimleri yapma kararı aldığını kaydetti.

‘AKP HEYETİ GÜNEY KIBRIS’A GELECEK’
DİSİ Başkanı Nikos Anastasiadis de, AB’deki son gelişmeleri göz önünde bulundurarak, daha sistematik çalışmaları gerektiğini belirtti. Anastasiadis, ayrıca AKP yetkililerini Güney Kıbrıs’a davet ettiğini ve davetin reddedilmediğini söyledi. DİSİ Başkanı, ziyaretin gerçekleşeceğine inandıklarını, ancak ziyaret tarihinin henüz netleşmediğini belirtti.

‘ÇÖZÜM ANNAN PLANINDA’
Anastasiadis,”Çözüm için gerekli zeminin bulunduğunu, zeminin Annan planı olduğunun herkes tarafından kabul edildiğini” ifade ederek, “Kıbrıslı Rumları olumsuz yönde etkileyen ve bazı endişeler uyandıran belirli noktaları, Kıbrıslı Türkleri olumsuz yönde etkilemeyecek şekilde değiştirmek üzerinde çalıştıklarını” belirtti.

Anastasiadis, Kıbrıs Türk ve Rum liderlerinin çözümün yolları üzerinde görüşmesi gerektiğini belirterek, bu görüşmelerin başta BM çatısı altında resmi görüşmeler olmayabileceğini kaydetti.

Rum DİKO partisi, bayraklar nedeniyle toplantıyı iptal etti


     
Oshan SABIRLI/LEFKOŞA, (DHA)

RUM Demokrat Parti (DİKO) bugün bir son dakika kararıyla, KKTC’de hükümetin büyük ortağı Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) ile yapacağı toplantıyı iptal etti. DİKO yetkilileri toplantının iptal edilmesine gerekçe olarak, CTP Genel Merkezi’ndeki toplantı odasının bayraklarını gösterdi. Burada Türk, KKTC, CTP ve Avrupa Birliği bayrakları yan yana duruyor.
      Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos’un genel başkanı olduğu DİKO partisinin yetkililerinden oluşan heyet, geçen hafta da KKTC’de temaslarda bulunmuştu. KKTC’ye geçiş prosedüründe kimlik veya pasaport gösterilmesini eleştiren ve bu geçiş prosedürüyle Ada’nın kuzeyine gelmeyeceklerini açıklayan DİKO, bu kez toplantı odasındaki bayraklar nedeniyle CTP ile görüşemeyeceğini açıkladı.
     
     SADECE DİKO KARŞI ÇIKTI
      CTP Genel Merkezi’ndeki aynı toplantı odasında daha önce DİSİ Başkanı Nikos Anastasiadis ve beraberindeki heyet, Rum Yönetimi eski liderlerinden Yorgo Vasiliu ve beraberindeki EDİ heyeti, AKEL Genel Sekreteri, Rum Meclis Başkanı Dimitris Hristofyas ve beraberindeki heyetler çeşitli temaslarda bulunmuştu.
      CTP Genel Sekreteri Ömer Kalyoncu yaptığı açıklamada, DİKO ile bir görüşme yapma arzusunda olunduğunu, fakat toplantı salonundaki bayrakların DİKO tarafından ’problem’ haline getirilmesi nedeniyle toplantının gerçekleşemeyeceğini söyledi.
      Kalyoncu, toplantı odasındaki bayraklarla ilgili olarak telefon diplomasisi yürüttüğü DİKO temsilcisinin, toplantı salonunu değiştirmeyi önerdiğini veya bayrakların toplantı esnasında kaldırılması gerektiğini söylediğini açıkladı.
     
     KRİZE, BAYRAKLI FOTOĞRAFLAR NEDEN OLDU
      CTP Genel Sekreteri, bu öneriye sıcak bakmadığını ve toplantı salonunu değiştirmenin hem diğer partilere hem de CTP’ye haksızlık olacağı gerekçesiyle toplantının başka bir tarihte yapılmasını beklediklerini açıkladı.
      Kalyoncu daha önce CTP’yi birçok Rum siyasi partisinin de ziyaret ettiğini açıklarken, daha önce benzer bir sorun yaşanmadığının altını çizdi. CTP Genel Sekreteri, önemli olanın partilerarası görüşmeler ve bunların içerikleri olduğunu söyledi.
      Kıbrıs Rum Kesimi ana muhalefet partisi DİSİ Başkanı Nikos Anastasiadis ve beraberindeki heyetin, CTP Genel Merkezi’nde Başbakan ve CTP Genel Başkanı Ferdi Sabit Soyer ile yaptığı toplantıda çekilen bayraklı fotoğrafların gazetelerda yayımlanmasının, DİKO’nun iptal kararı üzerinde etkili olduğu belirtildi.

MILLIYET 22/06/05

CTP ve DİSİ'den Papadopulos'a uyarı

Nikos Anastasiades başkanlığındaki DİSİ heyeti KKTC'ye geçerek CTP Genel Başkanı ve Başbakan Ferdi Sabit Soyer'le görüştü. Soyer ve Anastasiades, her iki toplum liderine gerekli adımları atması konusunda çağrı yaptı

CTP ve DİSİ'den Papadopulos'a uyarı

SOYER: PAPADOPULOS TALEPLERİNİ AÇIKLASIN... Başbakan Soyer, Kıbrıslı Türklerin çözüm yönündeki tavrını referandumda ortaya koyduğunu ve şu anda hem kendilerinin hem de BM Genel Sekreteri'nin, Rum Yönetimi Başkanı Papadopulos'un Annan Planı üzerinde yapılmasını istediği değişiklikleri kendilerine bildirmesini beklediklerini söyledi

ANASTASIADES: ZEMİN ANNAN PLANI... DİSİ Başkanı Anastasiades, Kıbrıs sorununun çözümü için gerekli zeminin var olduğunu, bu zeminin Annan Planı olduğunun herkes tarafından kabul edildiğini belirtti. Anastasiades, ancak çözüme yönelik güçlü bir istek ve görüşmelerin başlaması yönündeki inisiyatifin eksik olduğunu kaydetti

Nikos Anastasiades başkanlığındaki Demokratik Seferberlik Partisi'nden (DİSİ) bir heyet dün KKTC'ye geçerek CTP Genel Başkanı Başbakan Ferdi Sabit Soyer ve diğer CTP'li yetkililerle görüştü. CTP Genel Merkezi'nde gerçekleşen görüşme sonrasında Soyer ve Anastasiadis, her iki toplum liderine de halka umut mesajları verebilecek gerekli adımları atma çağrısında bulundu.

Başbakan Soyer, Kıbrıslı Türklerin çözüm yönündeki tavrını referandumda ortaya koyduğunu ve şu anda hem kendilerinin hem de BM Genel Sekreteri'nin, Rum Yönetimi Başkanı Papadopulos'un Annan Planı üzerinde yapılmasını istediği değişiklikleri kendilerine bildirmesini beklediklerini söyledi.

Anastasiades ise Kıbrıs sorununun çözümü için gerekli zeminin var olduğunu, bu zeminin Annan Planı olduğunun herkes tarafından kabul edildiğini belirtti. Anastasiades, ancak çözüme yönelik güçlü bir istek ve görüşmelerin başlaması yönündeki inisiyatifin eksik olduğunu kaydetti.

Saat 10:30'da başlayan ve yaklaşık bir saat süren görüşmede DİSİ heyetinde Nikos Anastasiades, Keti Klerides, Averof Neofidu, Haralambos Haralambus, Socratis Hasikos ve Manolis Christofidis yer alırken; CTP'den ise Genel Başkan Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Genel Sekreter Ömer Kalyoncu, Dış İlişkiler Sekreteri Kutlay Erk, Örgütlenme Sekreteri Alpay Afşaroğlu ile Eğitim ve Yerel Yönetimler Sekreteri Ünal Fındık hazır bulundu.

Soyer

Toplantı sonrasında basına açıklamalarda bulunan Başbakan Soyer, DİSİ heyetiyle çok yararlı bir görüşme gerçekleştirdiklerini ve her iki partinin de Kıbrıs sorununa kalıcı bir çözüm bulunabilmesi için gereken girişimleri yapma kararı aldığını kaydetti.

İlerleyen günlerde karşılıklı temaslarını artıracaklarını söyleyen Başbakan Soyer, BM Genel Sekreteri'nin ve BM inisiyatifinin geliştirdiği plan doğrultusunda Kıbrıs sorununun çözüme kavuşturulması gerektiğini vurguladı.

Anastasiades

Nikos Anastasiades de yararlı bir görüşme yaptıklarını belirtti. Anastasiades, Kıbrıs sorununun çözümü ve endişeleriyle ilgili konuşarak görüş alışverişinde bulunduklarını söyledi. Anastasiades, AB'deki son gelişmeleri göz önünde bulundurarak daha sistematik bir şekilde çalışmaları gerektiğinin de altını çizdi.

Anastasiades, kendileri gibi taksimi değil, yeniden birleşmeyi isteyen güçlerin Kıbrıs Türk toplumunda hâlâ var olduğunu görmekten mutluluk duyduklarını da dile getirdi.

Sorular

Bir basın mensubunun AK Parti yetkililerinin Temmuz ya da Ağustos'ta Güney Kıbrıs'a giderek temaslarda bulunacağının önceden söylendiğini anımsatarak, ziyaret tarihinin netleşip netleşmediğini sorması üzerine Anastasiades, AK Parti yetkililerine yaptıkları davetin reddedilmediğini, ziyaretin gerçekleşeceğine inandıklarını ancak ziyaret tarihinin henüz netleşmediğini söyledi.

Başbakan Soyer ise AK Parti yetkilileriyle ziyarete ilişkin bir görüşme gerçekleştirmediklerini, bunun AK Parti ve DİSİ arasında yapılan bir görüşme olduğunu, Ankara'dan kendilerine bu yönde bir haber gelmediğini, iki partinin kendi aralarında yaptıkları görüşme konusunda diğer bir partiyle ilişki içerisinde olmasının düşünülemeyeceğini kaydetti.

Soyer, DİSİ heyetinin Ankara'ya yaptığı ziyareti ve oradaki temaslarını son derece faydalı bulduğunu da ifade ederek, bu ziyaretin Kıbrıslı Türkler, Kıbrıslı Rumlar, Türkiye ve Yunanistan arasındaki ilişkiye katkı sağladığını dile getirdi.

Ziyaretin gerçekleşmesi halinde adaya girişin nereden yapılacağı ile ilgili tavrının sorulması üzerine ise Soyer, "Bunu konuşacağız" yanıtını verdi.

"Çözüm zemini Annan Planı"

Başka bir soru üzerine Anastasiades, çözüm için gerekli zeminin bulunduğunu, zeminin Annan Planı olduğunun herkes tarafından kabul edildiğini, Kıbrıslı Rumları olumsuz yönde etkileyen ve bazı endişeler uyandıran belirli noktaları Kıbrıslı Türkleri olumsuz yönde etkilemeyecek şekilde değiştirmek üzerinde çalıştıklarını belirtti. Bu konuda Rum Ulusal Konseyi'nin de kendileriyle hemen hemen aynı fikirde olduğunu dile getiren Anastasiades, çözüm için gerekli zeminin var olduğunu, eksik olanın çözüme yönelik güçlü bir istek ve inisiyatif olduğunu vurguladı. Anastasiades, Kıbrıs Türk ve Rum liderlerinin çözümün yolları üzerinde görüşmesi gerektiğini belirterek, bu görüşmelerin başta BM çatısı altında resmi görüşmeler olmayabileceğini kaydetti. Anastasiades, onlara görüşme ayarlama konusunda cesaretli olma çağrısında bulundu.

Başbakan Soyer de Kıbrıslı Türklerin çözüm konusundaki tavrını referandumda ortaya koyduğunu ve şu anda hem kendilerinin hem de BM Genel Sekreteri'nin Papadopulos'un Annan Planı üzerinde istediği değişiklikleri bildirmesini beklediklerini söyledi.

KIBRIS 22/06/05

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal: Protokol, Güney Kıbrıs'ı tanıma anlamına gelecek biçimde Türkiye'nin önüne konulacak

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, 3 Ekim'de imzalanacak Ankara Protokolünün, AB tarafından Güney Kıbrıs Rum yönetimini tanıma anlamına gelecek biçimde Türkiye'nin önüne konacağını söyledi.

Deniz Baykal, partisinin TBMM grup toplantısında yaptığı konuşmada, hükümetin TBMM'yi Temmuz'da tatile sokarak 3 Ekim'de Ankara Protokolü'nü sessiz sedasız imzalamaya çalıştığını savundu.

CHP Genel Başkanı Baykal, 3 Ekim'de imzalanacak Ankara Protokolünün, AB tarafından Güney Kıbrıs Rum yönetimini tanıma anlamına gelecek biçimde Türkiye'nin önüne konacağını söyledi. Türkiye'nin protokolü imzalamadan önce "imzanın bu anlama gelmediğini" açık bir biçimde metne yazması gerektiğini belirten Baykal, şunları kaydetti: "Biz burada Güney Kıbrıs'ın tuzağına düşmek istemiyoruz. O tuzağa 3 Ekim'de mutlaka çekmek isteyecekler. Bize dayatılan bu imza konusu daha önce hiçbir ülkeye karşı kullanıldı mı? Tabii ki hayır. Kopenhag kriterlerinde Güney Kıbrıs'ı tanımak diye bir madde mi vardı? Bu imzayı atarsak bunu başka imzalar başka tavizler izler. 3 Ekim yaklaşıyor, bize 'hadi imzala' diyecekler. Biz diyoruz ki bu imza Güney Kıbrıs'ı tanıma anlamına gelmez de. Oraya yaz ve öyle imzala, bunu şart koş. Ama 'illa da imzalayacaksın' derlerse sana tavsiyem hiç imzalama... İmzalamayacağını göster. Biz hala hiçbir teklife hayır diyemeyecek bir konumda müzakere sürdürüyoruz. Böyle bir şey olur mu?Başbakan, 'Muhalefet liderinin dediklerini kimse kabul etmez, biz olmayacak duaya amin demeyiz' diyerek müzakere sürecini değerlendiriyor. Bir kere de sen kimsenin kabul etmeyeceği şeyleri onlara kabul ettir. Bunu sen yap. Niye hemen teslim oluyorsun. Yahu senin inandığın bir davan yok mu? Türkiye'nin bir doğrusu yok mu? Bu gidişle sen Erdemir'i de Seydişehir'i de çiftçiyi de bu milleti de satarsın."

"O hayal çöktü"

Baykal, Ekim'de Ankara Protokolünün bu haliyle imzalanması durumunda Kıbrıs davasının büyük darbe yiyeceğini ve KKTC'nin hukuki durumunun sarsılacağını söyledi. Bu ödünlerin AB'ye üye olmak için verildiğine inanmanın da zor olduğunu belirten Baykal, "Bunları yapıp AB'den ne bekliyoruz? AB artık tam üyeliği söyleyemiyor. Bize en büyük desteği verenler bile söyleyemiyor. O balon söndü, o hayal çöktü" dedi.

KIBRIS 22/06/05

Bayrak krizi

CTP ve DIKO'nun dün CTP Genel Merkezi'nde yapılması planlanan görüşmesi , DİKO yetkililerinin "toplantı odasındaki Türk ve KKTC bayraklarından" rahatsız olması nedeniyle gerçekleşmedi

Bayrak krizi

"KALDIR" DEDİLER, KABUL GÖRMEDİ... CTP ile Rum yönetimi başkanı Papadopulos'un partisi olan iktidar ortaklarından DIKO'nun dün CTP Genel Merkezi'nde yapılması planlanan görüşmesi Rum siyasi partisinin "toplantı odasındaki Türk ve KKTC bayraklarının kaldırılması" talebi nedeniyle gerçekleşmedi

KALYONCU: DEĞİŞTİREMEZDİK... CTP Genel Sekreteri Kalyoncu: Geçenlerde DP ile bir görüşme yaptılar. Orada tertibat nasıldı bilmiyoruz ama araştırıp bakacağız. Biz salonumuzu bu görüşme için değiştiremezdik çünkü kendi kendimize ve ondan önceki partilere haksızlık etmiş olurduk. Bu salon herkesçe bilinen, herkesin aşina olduğu ve bu görüntüleri kabullendiği bir salondu. Değiştiremeyeceğimiz için DİKO bugün burayı ziyaret etmiyor

TAKINTILAR YARAR GETİRMEZ... Buluşmanın başka koşullarda gerçekleşebileceğini, buna ileriki günlerde bakacaklarını belirten Kalyoncu, "Bizim için önemli olan partiler arası görüşmeler ve bunun içeriğidir. Bu tür takıntıları yaşarsak, birbirimize bu haksızlıkları yaparsak hiçbir yerde hiçbir biçimde görüşme yapamayacağız demektir" dedi

Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) ve Güney Kıbrıs'ta Başkan Tasos Papadopulos'un partisi olan iktidar ortaklarından DIKO'nun dün CTP Genel Merkezi'nde yapılması planlanan görüşmesi Rum siyasi partisinin "toplantı odasındaki Türk ve KKTC bayraklarının kaldırılması" talebi nedeniyle gerçekleşmedi.

Gazeteciler söz konusu oda önünde görüşmenin başlamasını beklerken toplantının açıklanan saatte başlamaması dikkat çekti. Bir süre sonra, CTP Dış İlişkiler Sekreteri Kutlay Erk ve Eğitim ve Yerel Yönetimlerden Sorumlu Sekreter Ünal Fındık ile basının bulunduğu yere gelen CTP Genel Sekreteri Ömer Kalyoncu, DIKO'nun görüşmeye gelmeyeceğini nedenleriyle birlikte açıkladı.

Kalyoncu açıklamasını önce Türkçe yaptı ardından, görüşmeye büyük ilgi gösteren Rum gazetecilerin sorularını İngilizce olarak yanıtladı.

Geçtiğimiz günlerde DP Genel Başkanı Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş ile görüşen DIKO heyetinde, Asbaşkan Nicos Kleantheus ve birçok üst düzey yetkilinin yer alması bekleniyordu.

Kalyoncu

Kalyoncu, DİKO ile bir görüşme planladıklarını ancak dün DİSİ ile yapılan görüşmede her zaman kullandıkları toplantı salonunun fotoğraflarının basında yer aldığını, orada bulunan bayrakların DİKO tarafından problem haline getirildiğini ve böyle bir salonda toplantı yapmak istemediklerini duyurduklarını kaydetti.

Rumlarla bu tartışmanın bir süre devam ettiği için basının bekletildiğini ifade eden Kalyoncu, söz konusu salonun herkesin aşina olduğu bir yer olduğunu, geçmişteki toplantıların tümünün aynı tertibatta aynı salonda yapıldığını, bu partilerin hiçbir sorun çıkarmadan kendileriyle görüştüklerini, kendilerinin de onların salonlarında problem yaratmadan toplantılara katıldıklarını kaydetti.

Kalyoncu şöyle dedi:

"Geçenlerde DP ile bir görüşme yaptılar. Orada tertibat nasıldı bilmiyoruz ama araştırıp bakacağız. Biz salonumuzu bu görüşme için değiştiremezdik çünkü kendi kendimize ve ondan önceki partilere haksızlık etmiş olurduk. Bu salon herkesçe bilinen, herkesin aşina olduğu ve bu görüntüleri kabullendiği bir salondu Değiştiremeyeceğimiz için DİKO bugün burayı ziyaret etmiyor. Bu buluşma belki başka koşullarda gerçekleşir, buna bakacağız ama şimdiden hangi koşullarda gerçekleşeceğiyle ilgili bir taahhütte bulunamayız. Bizim için önemli olan partiler arası görüşmeler ve bunun içeriğidir. Bu tür takıntıları yaşarsak, birbirimize bu haksızlıkları yaparsak hiçbir yerde hiçbir biçimde görüşme yapamayacağız demektir."

KIBRIS 23/06/05

Annan:Kıbrıs'ta şartlar olgunlaşmadan yeni süreç başlatmak tavsiye edilemez

BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Siyasi İşlerden Sorumlu Müsteşarı Prendergast:

Kıbrıs'ta şartlar olgunlaşmadan yeni süreç başlatmak tavsiye edilemez

KONSEYE BİLGİ VERDİ... 30 Mayıs-7 Haziran arasında bölgede yaptığı temaslar ve Kıbrıs'taki son durum hakkında BM Güvenlik Konseyi'ne brifing veren Prendergast, "Kıbrıs'ta şartlar olgunlaşmadan yeni bir yoğun süreç başlatmak tavsiye edilemez" dedi

UÇURUM GENİŞ... Prendergast: Kıbrıs'ta tarafların ifade ettikleri pozisyonlar arasındaki uçurum geniş, birbirleri arasındaki güvenden ziyade güvensizlik ise yüksek görünüyor. Bu iki faktör, özellikle de ikisinin birleşimi, ortak bir zemin oluşturma gayretlerimizi aşırı derecede güçleştiriyor

BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Siyasi İşlerden Sorumlu Müsteşarı Kieran Prendergast, "Kıbrıs'ta şartlar olgunlaşmadan yeni bir yoğun süreç başlatmak tavsiye edilemez" dedi.

30 Mayıs-7 Haziran arasında bölgede yaptığı temaslar ve Kıbrıs'taki son durum hakkında BM Güvenlik Konseyi'ne brifing veren Prendergast, bütün tarafların bir şekilde BM iyi niyet misyonunun yeniden başlatılmasını istediğini ve görüşmeler için BM planının esas belge olarak alınmasını kabul ettiğini söyledi.

Kıbrıs'ta her iki taraftaki siyasilerin karşılıklı anlayışı geliştirme gayreti içinde temaslarını sürdürdüğüne dikkat çeken Prendergast, iki toplum arasında diğer seviyelerde de devam eden temaslardan bahsetti. Yapılan bir kamuoyu yoklamasının ortaya koyduğu, BM planında yapılacak değişikliğin her iki tarafta da çoğunluk desteğini alacağına dair sonucun cesaret verici olduğunu belirten Prendergast, mevcut durumun olumsuz tarafını ise şöyle anlattı:

"Tarafların ifade ettikleri pozisyonlar arasındaki uçurum geniş, birbirleri arasındaki güvenden ziyade güvensizlik ise yüksek görünüyor. Bu iki faktör, özellikle de ikisinin birleşimi, ortak bir zemin oluşturma gayretlerimizi aşırı derecede güçleştiriyor."

Bu aşamada ne tür bir adım atması gerektiği konusunda BM Genel Sekreteri'nin dikkate alması gereken başka faktörlerin de bulunduğunu ifade eden Prendergast, Annan'ın çıkış noktası olarak, 24 Nisan 2004 tarihinde her iki tarafta da yapılan referandum sonuçlarına tam saygıyı aldığını kaydetti.

BM Genel Sekreteri ve ekibinin gösterdiği olağandışı gayretler neticesinde, Kıbrıs sorunu tarihinde görülmedik şekilde, 4,5 yıl süren görüşmeler sürecinden sonra Güvenlik Konseyi kararları doğrultusunda sonuçlandırılan planın referanduma sunulduğunu hatırlatan Prendergast, bu planın Rum tarafınca 3'te 2'lik çoğunlukla ret edildiğini ifade etti.

Bunun görmezden gelinmeyecek bir gerçek olduğunu söyleyen Prendergast, Rum tarafını böyle davranmaya iten endişelerin gelecekte BM planına dayalı olacak herhangi bir süreçte dile getirilmesi gerekeceğini ifade etti. Prendergast, bu bağlamda Rum tarafınca somut önerilerin öncelik sıralamasına göre nihai bir liste olarak hazırlanmasının önemli bir gelişme olacağını da kaydetti.

Rum tarafının endişelerinin giderileceği ancak Türk tarafının BM planına olan çoğunluk desteğinin kaybedilmesine yol açacak bir durumun çözüme yardımcı olmayacağını da belirten Prendergast, referandumdan bu yana kendi durumlarında ciddi bir gelişme görmeyen ve çözüm yönündeki gayretleri çok az kabul gören Türk tarafının sürece olan güveninin azaldığına dikkat çekti.

Hem süreç hem de içerik bakımından tarafların kendi çıkarları doğrultusunda hareket etmesinin doğal olduğunu ifade eden Prendergast, her iki tarafın da ortak çıkarları konusunda cesaretlendirilmelerinin önemine işaret etti. BM Genel Sekreteri'nin de bu yüzden tarafların kendi yükümlülüklerine vurgu yapmaya istekli olduğunu ifade eden Prendergast, dışarıdan yardım edilebileceğini, ancak bir uzlaşı sonucu çözüme ulaşmak için vizyon, cesaret ve siyasi irade göstermesi gerekenin taraflar olduğunu söyledi.

Prendergast, "Liderler liderlik yapmalı, sadece destekçilerini takip etmemeli. Bir çözüm ancak tarafların birbirine saygı, birbirlerinin endişelerine yönelik anlayış ve erken bir çözüm isteği içerisinde birbirlerine doğru adım atmalarıyla mümkün olacaktır" dedi.

Bu konuda Türkiye ve Yunanistan hükümetlerine de sorumluluklar düştüğünü ifade eden Prendergast, Yunanistan ve Türkiye'nin BM iyi niyet misyonuna vereceği güçlü destek sayesinde revize edilmiş bir BM planı temelinde çözümün başarılabileceğini ifade etti.

BM Genel Sekreteri'nin kendi sorumluluklarının bilincinde olduğunu ve bir çözüm için taraflara yardımcı olma taahhüdüne sadık kaldığını ifade eden Prendergast, genel bir öneri olarak, Genel Sekreter'in iyi niyet misyonunun taraflar için masada olması gerektiğini kaydetti. Prendergast, Güvenlik Konseyi'nin pek çok vesileyle açıklık getirdiği gibi, "adadaki statükonun devam etmesinin ise kabul edilemez olduğunu" söyledi.

Öte yandan, şartlar olgunlaşmadan yeni bir yoğun süreç başlatmanın tavsiye edilemez olduğunu ifade eden Prendergast, "Konseyin de daha önceki iki çaba gibi yüksek profilli bir başarısızlıkla sonuçlanacak bir sürecin hayal kırıklığı yaratan bir krize olumlu hizmet etmeyeceğinde hemfikir olacağını umarım" dedi.

Sorunlar devam ettiği için Genel Sekreter'in çok dikkatli hareket edilmesi gerektiğine inandığını belirten Prendergast, Annan'ın iyi niyet misyonunun geleceği konusunda biraz daha düşünmeyi amaçladığını kaydetti. Annan'ın bunu yaparken Güvenlik Konseyi'nin kendisi tarafından sunulan bu rapora olan tepkisini de hesaba katacağını kaydeden Prendergast, bölgedeki gelişmelerin de Annan tarafından yakından takip edileceğini ifade etti.

Adadaki olaylar ve tavırların gelişimine bağlı olarak bir özel temsilcinin atanmasının düşünülmesinin uygun olacağını kaydeden Prendergast, bu temsilcinin taraflarla temaslarda bulunarak, görüşmelerin başlatılmasına uygun zeminin bulunup bulunmadığı ya da bu zeminin inşa edilebilir olup olmadığını araştırabileceğini söyledi.

Prendergast, bir çözümün ancak BM Planı çerçevesinde taraflar arasındaki müzakereler aracılığıyla başarılacağına da işaret etti.

KIBRIS 23/06/05

Koruçam halkı, demokrasi talebiyle Papadopulos'un kapısına dayandı

Geçtiğimiz nisan ayında Koruçam köyünde yapılan muhtarlık seçimlerinin Güney Kıbrıs'taki yönetim tarafından tanınmaması, köy halkının tepkisine neden oldu

Koruçam halkı, demokrasi talebiyle Papadopulos'un kapısına dayandı

Osman Kalfaoğlu

MUHTAR OLARAK SEÇTİĞİMİZ KİŞİYİ İSTİYORUZ... Koruçamlılar, dün sabah güney Lefkoşa'daki başkanlık sarayınnın önünde bir protesto gösterisi düzenleyerek, "Kıbrıs Cumhuriyeti" lideri Papadopulos'tan yaptıkları tercihi kabul etmesini istedi. 17 Şubat 2005 tarihinde Koruçam muhtarı olarak seçilen Yoannis Papas ile birlikte 50 kadar Koruçamlı, Rum hükümetine kendileri için atanan muhtar yerine, kendi seçtikleri muhtarın yerel yöneticileri olmasını istedikleri mesajını verdi

Yaz sıcaklarının iyice hissedildiği bir zamanda Güney Lefkoşa'daki başkanlık sarayı önünde toplanan 50 kadar Koruçamlı Maranit, yaptıkları seçimi kabul etmediği ve kendilerine bu durum nedeniyle zorluk yaşattığı için Güney Kıbrıs lideri Tasos Papadopulos'u protesto etti. Papadopulos'un yaptıkları seçme saygı göstermesini talep eden Koruçamlılar, Rum hükümeti tarafından atanan Yoannis Cucukis'in ve güneydeki hükümetin kendilerine zorluk çıkarmaktan vazgeçmesini, seçilen Muhtar Yoannis papas'ın tanınmasını istediler. Protestoya katılan Maronitler, bu sorunun çözülmesi adına seçimlerin güneyde tekrarlanmasına razı olduklarını, nasıl olsa yeniden Papas'ı muhtar seçeceklerini belirtirken, sorunun çözülmesi adına KKTC'nin de devreye girmesini istediler.

Tepki büyük

Başkanlık sarayı önüne Cucukis'i istemediklerini göstermek için geldiklerini söyleyen yaşlı Koruçamlılar, seçtikleri muhtarı istediklerini, Cucukis'in muhtar olduğunu iddia etmesinden dolayı köyde bazı sorunlar yaşandığını ve güneydeki resmi işlemleri yaptıramadıklarını ifade ettiler. Rum hükümetinin Papas'ı muhtar olarak tanımadığından yakınan Koruçamlılar, buna rağmen muhtar olarak Papas'ı istediklerini söylediler.

Olay yerine gelerek Koruçamlıların şikayetlerini dinleyen AKEL milletvekili Thoma Yannakis konu hakkında herhangi bir açıklama yapmaktan kaçınırken, Yeşiller Partisi üyesi Yorgos Perdigis, güneydeki hükümetin Koruçam halkının isteğine kulak vermesini ve onların bu istekleri doğrultusunda hareket etmesi gerektiğini söyledi. Perdigis, meselenin çözümünün bulunduğunu, bunun da seçimlerin güneyde tekrarlanarak sağlanabileceğini ifade etti.

Koruçamlılarla birlikte protestoya katılan ancak güneyde yaşayan bir Maronit olan Josef Kasapis, Rum hükümetinden, demokrasinin prensiplerine saygı göstermesini istemek ve ister halk tarafından seçilen veya seçilecek olan muhtara sahip olmak için toplandıklarını belirtti. Yaşanan problemin oldukça gereksiz olduğunu belirten Kasapis, Koruçam'da çok zor şartlarda yaşayan yaklaşık yüz tane yaşlı insanın istedikleri yerel yöneticinin başta olması gerektiğini ifade etti. Kormacit halkının, seçimlerin güneyde tekrarlanması yönündeki talebine ise, "Bizim isteğimiz yüz kişilik bir topluluğun içinden kim, nerede seçilmiş olursa olsun, o yüz kişinin lideri olmasıdır. Konuyu politize etmek istemiyoruz. Bu doğal ve basit bir demokrasi geleneğidir. Neden demokrasi sadece üst düzeylerde olsun. Eğer yüz kişilik bir topluluğun içinde demokrasiye sahip olmak mümkün olmazsa, nerede demokrasiye sahip olacağız ve eğer iki taraf bir araya gelerek bu konu üzerinde anlaşamazlarsa, büyük sorunu nasıl çözecekler" dedi.

Konu hakkında bir açıklama yapan Yonnis Papas, insanların isteklerinin ortada olduğunu ve Cucukis'in kendisine oldukça zorluk çıkardığını. Kuzey tarafı söz konusu olduğunda, Cucukis'in durumu kabullenmekten başka yapabileceği bir şey olmadığın ı belirten Papas, "Ancak güney tarafı söz konusu olduğunda istifa etmeyeceğini ve Kormacit'in asıl muhtarı kendisinin olduğunu iddia ediyor. Bu işin bir maaşı var ve Cucukis de Rum hükümetinden para alıyor ancak daha fazla yapabileceği bir şey yok. Papadopulos'tan isteğimize saygı göstermesini ve insanların kendi liderlerini seçmelerine izin vermesidir" dedi.

Seçimlerin güneyde

tekrarlanması söz konusu değil

Konu ile ilgili görüşlerine başvurduğumuz Başbakan Ferdi Sabit Soyer, insanların oturduğu yerde, yaşadıkları yerde yaptıkları seçimi, sırf bağnaz bir düşünce ile oturduğu yere bağlı olarak reddetmenin hikmetini sorarak, insanların muhtarlık seçimi gibi bir seçimde, oturdukları yere en yakın olan sandıkta oy kullandıklarını vurguladı. Soyer, "Yaşanan yerin dışında seçim yapılmasının hiçbir alemi yoktur. Bu Papadopulos'un Kuzey Kıbrıs'ı 'tanınma' paranoyasının demokrasiye ne kadar darbe vurduğunun bir göstergesidir. Böyle bağnaz bir düşünceye taviz vermek faşizme çanak tutar" dedi. Soyer, Koruçam'da yaşayan insanlara seçimleriyle ilgili hiçbir telkin veya baskının yapılmadığını vurgulayarak, Papadopulos mekan ve yer konusunda kendi bağnaz düşüncesi ile retçi bir tutuma girmesi ve bu bağlamda bir anlaşmaya varılmasının, demokrasi dışı bir davranışa onay teşkil edeceğini belirtti.

Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş'ın Siyasi Danışmanı Kudret Akay, Türk tarafının Rumların hiç beklemediği bir şeyi gerçekleştirerek Kormacit köyünde seçim yaptığını ve Kormacitlilerin kendi muhtarlarını seçtiklerini söyleyerek Güney'de seçim yapılmasının mümkün olamayacağını ifade etti. Akay, "Bu insanlar kuzeyde yaşıyorlar. Bu gayet doğaldır, AB ülkelerinde vatandaş olmayanlar bile kendi yerel yöneticilerini seçebiliyor, bizim de yaptığımız odur" dedi.

Koruçamlıların uzun bir aradan sonra kendi yöneticilerini seçtiklerini belirten Akay, Koruçamlıların bu seçimlerle ilgili daha ileri bir istekleri olursa, KKTC hükümetinin bu konuda adım atmaya hazır olduğunu, ancak köyün yüzde 80'ine yakınının oy verdiğini ve şikayetlerinin de Papadopulos'un bu seçimleri tanımaması olduğunu ifade etti. Akay iki taraf arasında gayrı resmi bir mekanizma kurulup bu gibi sorunların aşılması gerektiğini ancak kuzeyin girişimlerine rağmen güneyden herhangi bir cevap gelmediğini kaydetti.

KIBRIS 23/06/05

Batılı diplomatlar: Papadopulos, mantıksız taleplerde bulunuyor

ÜMİT OLASILIĞI BIRAKMADI... Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un, BM Genel Sekreter Yardımcısı Sir Kieran Prendergast'la görüşmesi sırasında ortaya koyduğu tezlerin; Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik bir prosedürün başlamasına hiçbir ümit olasılığı bırakmadığı bildirildi

"1999'DAN BUGÜNE İNŞA EDİLEN BİNALAR YIKILSIN" Papadopulos'un tezleri arasında; "1999'dan bugüne, Kuzey'deki Rum malları üzerine inşa edilen bütün binaların yıkılması, bütün göçmenlerin evlerine dönmesi ve bütün Türkiyeli göçmenlerin ayrılması" da yer alıyor

"TÜM ASKER ÇEKİLSİN"... Papadopulos: Türk Alayı da dahil olmak üzere, bütün Türk askerleri çekilsin, her türlü müdahale hakkı kaldırılsın ve Garanti Anlaşmaları revize edilsin, İngiliz üsleri, çözüm planından çıkarılsın, Cumhurbaşkanı ve Cumhurbaşkanı Yardımcısı doğrudan halk tarafından seçilsin ve veto hakkı ve bunun gibi konuları ele almak üzere, Kıbrıslı Türkler ve Rumlardan müteşekkil bir komite kurulsun

Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un, BM Genel Sekreter Yardımcısı Sir Kieran Prendergast'la görüşmesi sırasında ortaya koyduğu tezlerin; Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik bir prosedürün başlamasına hiçbir ümit olasılığı bırakmadığı bildirildi.

Papadopulos'un tezleri arasında; "1999'dan bugüne, Kuzey'deki Rum malları üzerine inşa edilen bütün binaların yıkılması, 650 kişiden oluşan Türk Alayı'nın adaya gelişini sağlayan Zürih Anlaşması 3 yıl süreyle geçiçi olarak uygulanırken, Türk Alayı da dahil olmak üzere, bütün Türk askerlerinin çekilmesi, her türlü müdahale hakkının kaldırılması ve Garanti Anlaşmaları'nın revize edilmesi ile İngiliz üslerinin çözüm planından çıkarılması" gibi talepler var.

Güney Kıbrıs'ta yayınlanan Alithia gazetesi, "Prendergast'ın Önüne 8 Madde Koyduk - Bütün Binalar Yıkılsın" başlıklı haberinde şunları yazdı:

"Batılı diplomatlar; Başkan Papadopulos'un, BM Genel Sekreter Yardımcısı Kieran Prendergast'ın Kıbrıs'ı ziyareti sırasında önüne koyduğu tezlerin Kıbrıs sorununa yönelik bir prosedürün başlamasına hiçbir ümit olasılığı bırakmadığını, Papadopulos'un taleplerinin; mitinglerde atılan sloganlardan farklı olmadığını söyledi.

Papadopulos talepleriyle alay konusu oldu

Açıklanan bazı tezleri, yersiz ve zamansız görülüyor. Çünkü Papadopulos gerçekte bir uzlaşı çözümü istemiyor, 1960 Zürih Anlaşması'nın iyileştirilmesini talep ediyor. Güvenilir bilgilerimize göre Papadopulos'un, Prendergast'ın önüne koyduklarının çoğu (ki bunlar halihazırda biliniyor) 1999'dan bugüne kadar Kıbrıs Rum malları üzerine inşa edilen bütün binaların yıkılması örneğinde olduğu gibi; mantıksızdı. Papadopulos'un tutumu, Lefkoşa'daki yabancı diplomatlar arasında alay konusu oldu. Papadopulos'un tezleri şu şekilde özetleniyor:

1-1999'dan bugüne, Kıbrıs Rum malları üzerine inşa edilen bütün binalar yıkılsın,

2-Bütün göçmenler, evlerine dönsün,

3-Bütün yerleşikler ayrılsın,

4-Türk Alayı da dahil olmak üzere, bütün Türk askerleri çekilsin,

5-Her türlü müdahale hakkı kaldırılsın ve Garanti Anlaşmaları revize edilsin

6-İngiliz üsleri, çözüm planından çıkarılsın

7-Cumhurbaşkanı ve Cumhurbaşkan Yardımcısı doğrudan halk tarafından seçilsin (belki, başkanlık konseyinin kaldırılması) ve,

8-Veto hakkı v.b. gibi konuları ele almak üzere, Kıbrıslı Türkler ve Rumlar'dan müteşekkil bir komite kurulsun.

Papadopulos'un tezleri şu veya bu şekilde Kıbrıs Türk tarafına ve Atina'ya da aktarıldı. Bu tezlerin iyimserlik olasılığı bırakmadığı değerlendiriliyor. (Bu, Prendergast'ın raporunda da görülecek)

Lefkoşa'daki Batılı diplomatlar arasında, Papadopulos'un mantıksız addedilen talebine ilişkin bir bilgi dolaşıyor. Ancak bu bilgiyi teyit ettirmemiz mümkün olmadı. Sunday Mail'in de yayımladığı bilgiye göre Papadopulos, Kofi Annan'ın temsilcisi Prendergast'a; 1960 Zürih Anlaşması'nın, geçici bir süre için (3 yıllığına) uygulanmasını önerdi. Papadopulos bunu; Zürih Anlaşması'nın 3 yıllığına uygulanmasının, iki toplumu daha da yakınlaştıracağı şeklinde izah etti."

Uçurumu saptayan rapor

Öte yandan gazete, "Prendergast; Uçurumu Saptadığı Raporunu Güvenlik Konseyi'ne Sunuyor "Rusya'dan Lefkoşa'yı Güçlendiren Beyan" başlığıyla yer verdiği bir diğer haberinde, Sir Kieran'ın; BM Güvenlik Konseyi'ne bugün sunacağı raporunda; Kıbrıs'taki iki taraf arasında çok büyük görüş ayrılıkları bulunduğu saptamasını kaydettiği yolunda güvenilir bilgiler bulunduğunu yazdı.

Gazete, söz konusu bilgilere dayanarak; Prendergast'ın raporunun daha çok; kısa süre önce gerçekleştirdiği ziyaret sırasında Kıbrıs'taki iki taraftan, Yunanistan'dan ve Türkiye'den işittiklerinin sunumu olacağını ve muhtemelen Prendergast'ın kişisel yorum ve değerlendirmelerinden kaçınacağını belirtti.

Gazeteye göre, bu nokta itibarıyla Güvenlik Konseyi, bundan sonrasına karar verecek. En olası gelişme; Güvenlik Konseyi Başkanı'nın; Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik genel bir cesaretlendirme içerecek açıklama yapmasıdır.

Türkiye'nin ise Annan Planı'nın yeniden görüşülmesini isteyeceğini, ancak bu hedefini başarmasının hiçbir umudu bulunmadığını savunan gazete, haberini şöyle sürdürdü:

"Güvenlik Konseyi üyelerinin çoğunun, şu anda böyle bir görüşmeye karşı olduğu biliniyor. Rusya'nın; Güvenlik Konseyi'nin bugünkü toplantısından 24 saat önce Kıbrıs sorununa ilişkin bir açıklama yapması da bugünkü görüşmede Kıbrıs tezleri için güçlendirici addediliyor.

Rusya Dışişleri Bakanlığı; BM Güvenlik Konseyi'nin; UNFICYP'in görev süresinin uzatılmasını ele aldığı bir önceki toplantısı vesilesiyle yaptığı açıklamada, Moskova'nın 'Kıbrıs'ta adil, yaşayabilir ve kapsamlı bir çözümü istikrarla desteklediğini, bunun, BM'nin ilgili kararlarına dayanması ve adadaki Rum ve Türk toplumlarının gönüllü anlaşmaları ile olması gerektiğini' kaydetti.

Rusya söz konusu açıklamasında, gerek BM'de gerek ikili düzeyde; bu hedefin başarılmasına yönelik çaba üstlenmeyi sürdüreceği de kaydetti.

KIBRIS 23/06/05

Başbakan Ferdi Sabit Soyer: Rumlar, Türkiye iş dünyasıyla, Kıbrıs Türkleri olmadan bir ilişki kurmak istiyor

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Rumların, büyük bir bencillikle, Türkiye iş çevresiyle Kıbrıs Türkleri olmadan ilişki kurmak istediğini söyledi.

Başbakan Soyer, Bayrak Televizyonu'nda yayınlanan Akis programında yaptığı konuşmada, Kıbrıs sorununun ekonomiyle iç içe girdiğini ifade ederek, Bakü-Tiflis-Ceyhan Boru Hattı'nın devreye girmesiyle, büyük bir ekonomik potansiyel oluşacağını, Rum bandıralı gemilerin, yaklaşık 5 milyar dolar olan bu pastadan tek başlarına pay almak istediğini ve bu nedenle Rumların, Türk limanlarının Rumlara açılmasında ısrar ettiğini kaydetti.

Başbakan Soyer, "Kendi dar, bencil sermaye çıkarları için, Türkiye iş dünyasıyla, Kıbrıs Türkleri olmadan bir ilişki, bir paylaşım, bizim halk deyimimizle mamayı yemek istiyor. Bunun üstüne de bir Yunan bayrağı dikiyor, bir milliyetçilik bayrağı dikiyor" dedi.

Rum bandıralı gemilerin dünyada 6. sırada yer aldığına işaret eden Soyer, Türkiye'nin limanlarını açmaması halinde, Rum bandıralı gemilerin 5 milyar dolarlık pastadan pay alamayacağını, Güney Kıbrıs'ın büyük bir bencillikle bu payı yalnızca kendisinin alacağı bir hareket içinde olduğunu belirtti.

Rum tarafının bir taraftan Türkiye'nin limanlarını Rumlara açmasını isterken, diğer taraftan Gazimağusa Limanı'nın uluslararası ticarete kapalı kalmasını istediğini dile getiren Başbakan Soyer, "Böylece bu noktadaki ekonomik hareketlenmeden, 'Kıbrıs Türk halkı bir şey almasın, bundan yalnızca ben alayım' diyen büyük bir sermaye bencilliği ve milliyetçilik kisvesiyle beraber bütünleştirilerek gündeme getirilmiş oluyor" dedi.

KIBRIS 23/06/05

İlk kez bir Rum KKTC'ye iltica etti


      Kıbrıs Rum yönetimini protesto eden Temistoklis Yorgiu adlı bir Rum, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ne geçerek siyasi sığınma hakkı istedi.
      Kuzey Kıbrıslı yetkililer, ilk kez bir Rum'dan siyasi sığınma talebi aldıklarını açıkladı.
      52 yaşındaki Yorgiu, sağlık sorunları sebebiyle yürüyemediğini ve bu yüzden otomobilinde yaşamak zorunda kaldığını anlattı.
      Yorgiu, hükümetin ailesiyle birlikte kendisine yaşaması için küçücük bir baraka verdiğini söyledi.
     
     Bakanlar Kurulu karar verecek

      "1974'te de Türklere karşı savaşmadım" diyen Yorgiu, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'a seslenerek, kendisine bir ev verilmesini ve sığınma hakkı tanınmasını istedi.
      Rum vatandaşına siyasi sığınma hakkı verilip verilmeyeceğine, KKTC Bakanlar Kurulu karar verecek.

MILLIYET 24/06/05

BM kötümser

Kıbrıs'taki son durum hakkında Güvenlik Konseyi'ne verdiği bilgiyle ilgili gazetecilerin sorularını cevaplayan Prendergast, yine karamsar bit tablo çizdi

BM kötümser

KIBRIS'TA ÇÖZÜM ZOR... BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın siyasi işlerden sorumlu müsteşarı Kieran Prendergast, BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs konusunda nasıl hareket edeceği konusunda çok dikkatli davranacağını belirtti ve seçeneklere bakıldığında, Kıbrıs'ta çözümün zor olduğunun ortaya çıktığını söyledi

YENİ BİR BAŞARISIZLIK İSTEMİYORUZ... Prendergast, çözüm yolunun bir ucunda hiçbir şey yapmamanın, diğer ucunda ise Kıbrıs'a yüksek seviyeli bir temsilcinin atanması ve yoğun görüşmeler sürecinin başlaması olduğunu söyledi. Kıbrıs'ta üçüncü bir yüksek profilli başarısızlığın hiç kimsenin yararına olmayacağını belirten Prendergast, bu yüzden de yeni bir görüşmeler süreci başlatmanın çok zor olduğunu kaydetti

PERİYODİK TEMSİLCİLER GÖNDERİLENİLİR... Hem süreç, hem de esas açısından taraflar arasında büyük bir uçurumun ve karşılıklı güvensizliğin bulunduğunu ifade eden Prendergast, Annan'ın, bu aşırı uçlardaki iki tercihten birini seçeceğini söyledi. Prendergast, kendi beklentisinin, Annan'ın Kıbrıs'a periyodik olarak temsilciler yollayarak, iyi niyet misyonunu nasıl gittiği konusunda Güvenlik Konseyi'ne raporlar sunması olduğunu belirtti

 

BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın siyasi işlerden sorumlu müsteşarı Kieran Prendergast, BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs konusunda nasıl hareket edeceği konusunda çok dikkatli davranacağını belirtti ve seçeneklere bakıldığında, Kıbrıs'ta çözümün zor olduğunun ortaya çıktığını söyledi.

Kıbrıs'taki son durum hakkında Güvenlik Konseyi'ne bilgi veren ve daha sonra gazetecilerin sorularını cevaplayan Prendergast, çözüm yolunun bir ucunda hiçbir şey yapmamanın, diğer ucunda ise Kıbrıs'a yüksek seviyeli bir temsilcinin atanması ve yoğun görüşmeler sürecinin başlaması olduğunu söyledi.

Kıbrıs'ta üçüncü bir yüksek profilli başarısızlığın hiç kimsenin yararına olmayacağını belirten Prendergast, bu yüzden de yeni bir görüşmeler süreci başlatmanın çok zor olduğunu kaydetti.

Hem süreç, hem de esas açısından taraflar arasında büyük bir uçurumun ve karşılıklı güvensizliğin bulunduğunu ifade eden Prendergast, Annan'ın, bu aşırı uçlardaki iki tercihten birini seçeceğini söyledi. Prendergast, kendi beklentisinin, Annan'ın Kıbrıs'a periyodik olarak temsilciler yollayarak, iyi niyet misyonunu nasıl gittiği konusunda Güvenlik Konseyi'ne raporlar sunması olduğunu belirtti.

Bir soru üzerine, Güvenlik Konseyi'ne verdiği bilgiler konusunda nasıl hareket edileceğinin tamamen Konseyin bileceği bir iş olduğunu anlatan Prendergast, Konsey üyelerinin toplu halde ya da tek tek ülkeler olarak bir tavır belirleyebileceğini söyledi.

Basına kapalı istişareler sırasında iyi niyet misyonu konusunda Konsey üyelerinin destek ifade ettiklerini ve özellikle Kıbrıs Türk tarafına uygulanan izolasyon politikaları konusunda bazı ilginç yorumlarda bulunduklarını belirten Prendergast, bu yorumlar hakkında ayrıntı vermedi.

"Umut içinde seyahat..."

Rum kesiminin üçte ikisinin geçen yıl yapılan referandumda BM planına "hayır" dediğinin dikkate alınması gerektiğini belirten Prendergast, bu konuda atılacak adımların Türk tarafındaki desteği kaybetme pahasına olmaması gerektiğini söyledi.

Sadece bir adım atmış olmak için Kıbrıs'ta yeni bir süreç başlatılmayacağına dikkati çeken Prendergast, Genel Sekreter'in "bazen umut içinde seyahat etmek, menzile ulaşmadan daha iyidir" görüşünde olduğunu söyledi.

BM'nin Kıbrıs sorunu konusunda hakemlik yapmasının istisnai bir durum olduğunu, anlaşamayan tarafların son çare olarak BM Genel Sekreteri'ne bu rolü verdiğini ifade eden Prendergast, bu dönemin sona erdiğini de kaydetti.

Konseye ayrıntılı bilgi verdi

Bu arada, 30 Mayıs-7 haziran tarihleri arasında taraflarla yaptığı görüşmeler konusunda Güvenlik Konseyi'ne ayrıntılı bilgiler veren Prendergast, bu kapsamda üç kez görüştüğü Rum kesimi lideri Tasos Papadopulos'un BM Genel Sekreteri'nin himayesinde görüşmelerin yeniden başlamasına istekli olduğunu aktardığını kaydetti.

Papadopulos'un kendisine "işgal ve belirsizlikten" dolayı mağduriyet yaşadıklarını bu yüzden çözüm istediklerini aktardığını ifade eden Prendergast, "Papadopulos'un görüşmeler için tarih kısıtlaması olmamasını, BM ya da herhangi bir üçüncü tarafın esasa dair konularda hakemliğini istemediklerini, sadece taraflarca kabul edilen bir çözüm planının referanduma gidebileceğini ve görüşmelerin açık uçlu olmaması gerektiğini söylediğini" ifade etti.

Papadopulos'un Annan Planı'nın Kıbrıslı Türklere istediklerinden ve ihtiyaçlarından fazla verdiğini ve bunun adil olmadığını ileri sürdüğünü belirten Prendergast, Rumların referanduma 'hayır' demelerinin de bundan kaynaklandığını söylediğini belirtti.

Yeniden başlayacak herhangi bir görüşmede Rum tarafının, Annan Planı'nda yer alan yönetim, güvenlik, vatandaşlık, yerleşim, mülk, toprak, ekonomik ve mali meseleler, geçiş dönemi ve uygulama garantisi gibi konuların takipçisi olacağını bildirdiğini anlatan Prendergast, Papadopulos'un endişe ve isteklerine dair bir liste sunmak istemediğini, ancak Türk tarafının isteklerine bağlı olarak bu hakkını görüşmeler süreci için saklı tuttuğunu bildirdiğini ifade etti.

Talat'ın çözüm arzusu

Prendergast, iki kez görüştüğü KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın ise BM Planı'na dayalı olarak bir an önce Ada'da bir çözüm istediğini ve bu amaçla Genel Sekreter'in himayelerinde yoğun görüşmeler başlatılmasını arzu ettiğini belirtti. Prendergast, halkının acil çözüm arzusunu dile getiren Talat'ın bu çözümün makul bir kısa süre içerisinde başarılmasını arzuladığını kaydetti.

Başka türlü bir ortamda görüşmelerin çok uzun süreceği endişesi taşıyan Talat'ın BM hakemliği ve açık bir tarih kısıtlamasından yana olduğunu söyleyen Prendergast, Talat'ın BM Genel Sekreteri'nin 28 Mayıs 2004 tarihinde sunduğu iyi niyet raporu konusunda Güvenlik Konseyi'nin harekete geçmemesinden dolayı Türk toplumunun duyduğu hayal kırıklığını dile getirdiğini aktardı.

Prendergast, Türk tarafının çoğunluğunun Annan Planı'na 'evet' oyu vermesinin uluslararası toplum tarafından takdir edilmediğini söyleyen Talat'ın, Güvenlik Konseyi'nin Kıbrıs Türkleri üzerindeki gereksiz kısıtlamaların kaldırılması konusunda harekete geçmemesini eleştirdiğini ve bunun adil olmayan bir şekilde Türk tarafını cezalandırdığını söylediğini ifade etti.

Prendergast, bu duruma bir çözüm bulunması gerektiğini söyleyen Talat'ın başlayacak yeni müzakereler sürecinin, diğer tarafın hareketleri sonucu başarısızlığa uğraması durumunda, tarafların kaderinin ne olacağını belirleyecek bir mekanizmanın bulunması gerektiğini ifade ettiğini aktardı.

Talat'ın, halkının BM Planı'nı ideal bir çözüm olduğu için değil, bir uzlaşı olarak gördüğü için kabul etmeye hazır olduğunu söylediğini belirten Prendergast, siyasal eşitlik, ortaklık, iki bölgelilik,

iki toplumluluk, garanti ve ittifak anlaşmaları gibi konuların Türk tarafının kilit konuları olduğunu söyledi.

Talat'ın, Rum tarafının BM Planı'nda yapılacak değişiklikler konusundaki öneri ve endişelerini listelemesini de talep ettiğini belirten Prendergast, kendisinin Papadopulos'un endişelerini sözlü olarak iletmesi üzerine bunların BM Planı parametrelerinin dışında olduğunu ve Türk tarafı için kabul edilmesi olduğunu söylediğini aktardı.

Türk hükümetinin, Kıbrıs'ta BM Planı'na dayalı bir çözüm istediğinin altını çizen Prendergast, Güvenlik Konseyi'nin Annan'ın iyi niyet raporu konusundaki sessizliğinin Türkiye'de hayal kırıklığı yarattığını söyledi.

Prendergast, bu konudaki görüşlerin Başbakan Recep Tayyip Erdoğan tarafından 9 Haziran'da görüştüğü Genel Sekreter Annan'a da iletildiğini kaydetti.

KIBRIS 24/06/05

Kıbrıslı Rum Themistoklis Georgiu, KKTC'ye iltica talebinde bulundu

Kıbrıslı Rum Themistoklis Georgiu, dün KKTC'ye geçerek iltica talebinde bulundu.Georgiu, Dış Basın Birliği'nde bir basın toplantısı düzenleyerek güneyde yaşadığı sorunları anlattı. Georgiu 1974'ten beri Rum hükümetine yardım için başvurduğunu ve her seferinde hayır yanıtını aldığını belirterek, 74'ten beri işsiz olduğunu sağlık sorunlarıyla ilgilenilmediğini ve kendisine herhangi bir maaş da bağlanmadığını söyledi.

Georgiou, kendisine 1.5 yıl boyunca bağlanan maaşın da sonradan Rum Hükümeti tarafından geri istendiğini, kız kardeşinin kanser olduğunu ve kız kardeşinin eşi olmadığı için kendisi ile beraber yaşadığını ve Rum Hükümetinin istediği paranın 43 bin Kıbrıs Lirasını bulduğunu kaydetti.

Hükümetin kendisine verdiği eve rahat yürüyemediği için giremediğini bunun yerine evin yanındaki pis ve küflü barakada farelerle birlikte yaşadığını dile getiren Georgiu, "Şu anda arabamın içinde yaşıyorum, Talat'tan temiz bir baraka veya kalacak bir yer istiyorum, bir harup ağacının altı bile bana yeter. Bu ne biçim Hıristiyanlıktır, bu tarafta kalmak için gerekirse sünnet olurum" dedi.

19 yıl önce inşaat işçisiyken başına demir boru düştüğünü, şimdi geceleri sadece 1 saat uyuyabildiğini ve bazen hiç uyumadığını dile getiren Georgiu, astımı olduğunu, karısının gözleri görmediği için 250 KL tutarındaki nefes almak için kullandığı cihazı kendisine takamadığını, ayda 130 KL ilaç gideri olduğunu da sözlerine ekledi.

Kaldığı barakanın bir oda haline getirilmesi için hükümetin kendisinden mimarların hazırladığı bir plan istediğini, yılbaşından beri planın "Neden gelip yapmıyorsunuz?" diye sorduğunda, kendisine "Barakalar yasal değil" dendiğini, fakat Rum tarafındaki kebapçıların birçok barakaya sahip olduklarını ve bunların fotoğraflarının da kendisinde bulunduğunu söyledi.

Georgiu, bir kızı evli olmak üzere üç çocuğu olduğunu, çocuklarının bilgisayar alanında eğitim görmek istediklerini fakat hükümetin kendisine yardımcı olmadığını, eşinin gözlerinin görmediğini, kuruldan geçmediği için de yapılan yardımın kesildiğini belirterek, Rum tarafındaki doktorların "Fakirler ölsün" düşüncesi içerisinde hareket ettiklerini ve rüşvetsiz hiçbir iş yapmadıklarını savundu.

Limasol'da göçmen mahallesinde yaşayan Georgiu, göçmen olmadığı için buradan da dışlandığını ve arabasına sık sık saldırılar yapıldığını da dile getirdi.

KKTC'ye sığınma kararı karşısında tüm akrabalarının kendisini reddettiğini, karsının da "Sonunda senden ayrılırım" dediğini ifade eden Georgiu, tek isteğinin KKTC'de sorunsuz bir şekilde yaşamak olduğunu bu konuda da sınır kapısındaki bir polis komutanından garanti aldığını söyledi.

Geçirdiği rahatsızlıklar nedeniyle Türklere karşı hiçbir zaman savaşmadığını da vurgulayan Georgiu, o yıllarda doktorların kendisine "savaş şoku" teşhisi koyduğunu elinde savaşamaz belgesi bulunduğunu, savaş sırasında kendine silah dahi verilmediğini, verilmiş olsa bile savaşacak durumda olmadığını anlattı.

Georgiu sözlerinin sonunda "Haksızlık haksızlık üstüne yaşamaktan bıktım ve umutsuzluğa kapıldım, tek istediğim kalmama ve ilaçlarıma ulaşmada bana yardımcı olsunlar. Şimdi beni iltica talebi için nereye götürmeniz gerekiyorsa oraya götürün" dedi.

Themistoklis Georgiu daha sonra, arabasının ön camına KKTC, arka camına da Türkiye bayraklarını astırarak Dışişleri Bakanlığı'na gitti, ve burada Başbakan Yardımcılığı ve Dışişleri Bakanlığı Siyasi Danışmanı Kudrat Akay'la görüştü.

Akay

Kudret Akay yaklaşık yarım saat süren görüşmeden sonra basına yaptığı açıklamada, Güney Kıbrıs'ta yaşadığı sıkıntılardan dolayı Georgiu'nun kuzeye geçerek burada yaşamak istediğini kendilerine ilettiğini, kendilerinin de başvuruyu vakit kaybetmeden bakana ileteceklerini söyledi.

Sağlık Bakanlığı'nın da konudan haberdar edilerek, Georgiu'nun hastanede tetkiklerinin yapılacağını söyleyen Akay, herhangi bir sağlık problemi bulunduğu anda tedavisine başlanacağını ve müşahede altına alınacağını, başvurusunun da Bakanlar Kurulunda değerlendirileceğini söyledi.

Akay, "Kendisi belli ki güneyde sıkıntılar yaşadı, gerek sağlık sorunları, gerek sosyal sıkıntıları nedeniyle buraya gelerek burada yaşamak istediğini belirtmiştir" dedi.

Georgiu daha sonra sağlık kontrollerinin yapılabilmesi için bakanlık yetkileri eşliğinde resmi bir araçla Lefkoşa Burhan Nalbantoğlu Devlet Hastanesi'ne götürüldü.

Georgiu'nun Güney Kıbrıs plakalı içindeki malzemelerle küçük bir evi andıran ve Türk bayraklı Subaru Impreza marka aracı basın, bakanlık çalışanları ve sivil halk tarafından ilgiyle karşılandı.

KIBRIS 24/06/05

Ankara, "imza" konusunda hukukçulardan görüş aldı

TC Dışişleri Sözcüsü Tan, Gümrük Birliği Ek Protokolü'nün imzalanmasının, Rumları tanımak anlamına gelmeyeceği açıklamasının "sağlam hukuki zeminde" yapılacağını söyledi

Ankara, "imza" konusunda hukukçulardan görüş aldı

Gümrük Birliği Ek Protokolü'nün imzalanması ve bu imzanın Kıbrıs Rum kesimini tanımak anlamına gelmeyeceği yönünde yapılması planlanan açıklamanın sağlam hukuki zeminde yapılacağını söyledi.

TC Dışişleri Sözcüsü Namık Tan ,haftalık basın toplantısında Gümrük Birliği Ek Protokolü'nün imzalanması ve bu imzanın Kıbrıs Rum kesimini tanımak anlamına gelmeyeceği yönünde yapılması planlanan açıklamaya ilişkin soruyu yanıtladı.

Tan, Türkiye'nin daha önce verdiği taahhüt doğrultusunda bu protokolü 3 Ekimden önce imzalayacağını bildirdi.

Tan, imza aşamasında, bunun "Kıbrıs Rum kesimini tanımak anlamına gelmeyeceği yönünde bir açıklama yapılacağının" dile getirildiğini belirterek, bu açıklamanın "sağlam hukuki temellerde ve zamanı geldiğinde" yapılacağını kaydetti.

Bu arada edinilen bilgiye göre, çeşitli Türk ve yabancı hukukçulara danışarak görüş alan Ankara, söz konusu açıklamayı yazılı olarak yapmayı planlıyor.

17 Aralık kararları

yoruma açık değil

Türkiye Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Namık Tan, Türkiye ile ilgili AB içinde çeşitli yorum ve tartışmalar yapılabileceğini, ancak yoruma açık olmayan konunun 17 Aralık zirvesinde Türkiye'ye ilişkin alınan kararlar olduğunu kaydetti.

Sözcü Tan, haftalık basın toplantısında sorular üzerine, Fransa ve Hollanda referandumlarından sonra AB içinde Türkiye hakkında başlayan tartışmaları değerlendirdi.

AB'nin gerçekten de zorlu bir dönemden geçtiğine ve bazı sıkıntıları olduğuna işaret eden Tan, bununla birlikte AB'nin büyük bir teşkilat olduğunu, daha önce de bazı sıkıntılarla karşılaştığını ama bunların hepsini aştığını ve bu son sıkıntının da aşılacağına inandıklarını belirtti.

Tan, AB'nin içindeki bu tartışmaların "Türkiye ile veya Türkiye'nin AB üyelik süreci ile ilgisi olmadığını" söyleyerek, bu tartışmaları takip ettiklerini ve Avrupa'nın çoğulcu bir yapıya sahip olduğunu kaydetti.

Türkiye ile ilgili bazı görüşlerin ortaya atılmasının doğal olduğunu ifade eden Tan, "Ama Türkiye, AB'ye olan taahhüt ve sorumluluklarını yerine getirmeye kararlılıkla devam edecektir" diye konuştu.

Sözcü Tan, AB Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso ve diğer AB yetkililerinin 3 Ekimde müzakerelere başlanacağını açık bir şekilde teyit ettiklerini hatırlatarak, bu süreçte bazı yorum ve tartışmaların yapılabileceğini ama yoruma açık olmayan konunun 17 Aralıkta Türkiye'ye ilişkin alınan kararlar olduğunu vurguladı.

AB tarafından hazırlanmakta olan müzakere çerçeve belgesinin içeriği hakkındaki soru üzerine de Tan, Komisyon'un 29 Haziranda belgeyi kabul ederek, AB Konseyi'ne sunmasının beklendiğini söyledi. Tan, bu nedenle belgenin daha kendilerine ulaşmadığını, dolayısıyla içeriği hakkında yorum yapmasının mümkün olmadığını kaydetti.

KIBRIS 24/06/05

Prendergast’a göre Kıbrıs’ta çözüm zor!

 

Prendergast: “Kıbrıs’ta yüksek düzeyli üçüncü bir başarısızlık kimsenin yararına olmaz”

   

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Kofi Annan’ın siyasi işlerden sorumlu müsteşarı Kieran Prendergast, BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs konusunda nasıl hareket edeceği konusunda çok dikkatli davranacağını belirtti ve seçeneklere bakıldığında, Kıbrıs’ta çözümün zor olduğunun ortaya çıktığını söyledi.

Kıbrıs’taki son durum hakkında Güvenlik Konseyi’ne bilgi veren ve daha sonra gazetecilerin sorularını cevaplayan Prendergast, çözüm yolunun bir ucunda hiçbir şey yapmamanın, diğer ucunda ise Kıbrıs’a yüksek seviyeli bir temsilcinin atanması ve yoğun görüşmeler sürecinin başlaması olduğunu söyledi.      

Kıbrıs’ta üçüncü bir yüksek profilli başarısızlığın hiç kimsenin yararına olmayacağını belirten Prendergast, bu yüzden de yeni bir görüşmeler süreci başlatmanın çok zor olduğunu kaydetti.

Hem süreç, hem de esas açısından taraflar arasında büyük bir uçurumun ve karşılıklı güvensizliğin bulunduğunu ifade eden Prendergast, Annan’ın, bu aşırı uçlardaki iki tercihten birini seçeceğini söyledi. Prendergast, kendi beklentisinin, Annan’ın Kıbrıs’a periyodik olarak temsilciler yollayarak, iyi niyet misyonunu nasıl gittiği konusunda Güvenlik Konseyi’ne raporlar sunması olduğunu belirtti. 

Bir soru üzerine, Güvenlik Konseyi’ne verdiği bilgiler konusunda nasıl hareket edileceğinin tamamen Konseyin bileceği bir iş olduğunu anlatan Prendergast, Konsey üyelerinin toplu halde ya da tek tek ülkeler olarak bir tavır belirleyebileceğini söyledi.

Basına kapalı istişareler sırasında iyi niyet misyonu konusunda Konsey üyelerinin destek ifade ettiklerini ve özellikle Kıbrıs Türk tarafına uygulanan izolasyon politikaları konusunda bazı ilginç yorumlarda bulunduklarını belirten Prendergast, bu yorumlar hakkında ayrıntı vermedi.

 

“Umut içinde seyahat...”

Rum kesiminin üçte ikisinin geçen yıl yapılan referandumda BM planına “hayır” dediğinin dikkate alınması gerektiğini belirten Prendergast, bu konuda atılacak adımların Türk tarafındaki desteği kaybetme pahasına olmaması gerektiğini söyledi.

Sadece bir adım atmış olmak için Kıbrıs’ta yeni bir süreç başlatılmayacağına dikkati çeken Prendergast, Genel Sekreter’in “bazen umut içinde seyahat etmek, menzile ulaşmadan daha iyidir” görüşünde olduğunu söyledi.

BM’nin Kıbrıs sorunu konusunda hakemlik yapmasının istisnai bir durum olduğunu, anlaşamayan tarafların son çare olarak BM Genel Sekreteri’ne bu rolü verdiğini ifade eden Prendergast, bu dönemin sona erdiğini de kaydetti.


Konseye ayrıntılı bilgi verdi...

Bu arada, 30 Mayıs-7 haziran tarihleri arasında taraflarla yaptığı görüşmeler konusunda Güvenlik Konseyi’ne ayrıntılı bilgiler veren Prendergast, bu kapsamda üç kez görüştüğü Rum kesimi lideri Tasos Papadopulos’un BM Genel Sekreteri’nin himayesinde görüşmelerin yeniden başlamasına istekli olduğunu aktardığını kaydetti.

Papadopulos’un kendisine “işgal ve belirsizlikten” dolayı mağduriyet yaşadıklarını bu yüzden çözüm istediklerini aktardığını ifade eden Prendergast, “Papadopulos’un görüşmeler için tarih kısıtlaması olmamasını, BM ya da herhangi bir üçüncü tarafın esasa dair konularda hakemliğini istemediklerini, sadece taraflarca kabul edilen bir çözüm planının referanduma gidebileceğini ve görüşmelerin açık uçlu olmaması gerektiğini söylediğini” ifade etti.

Papadopulos’un Annan Planı’nın Kıbrıslı Türklere istediklerinden ve ihtiyaçlarından fazla verdiğini ve bunun adil olmadığını ileri sürdüğünü belirten Prendergast, Rumların referanduma ‘hayır’ demelerinin de bundan kaynaklandığını söylediğini belirtti.

Yeniden başlayacak herhangi bir görüşmede Rum tarafının, Annan Planı’nda yer alan yönetim, güvenlik, vatandaşlık, yerleşim, mülk, toprak, ekonomik ve mali meseleler, geçiş dönemi ve uygulama garantisi gibi konuların takipçisi olacağını bildirdiğini anlatan Prendergast, Papadopulos’un endişe ve isteklerine dair bir liste sunmak istemediğini, ancak Türk tarafının isteklerine bağlı olarak bu hakkını görüşmeler süreci için saklı tuttuğunu bildirdiğini ifade etti.


Talat’ın çözüm arzusu...

Prendergast, iki kez görüştüğü KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın ise BM Planı’na dayalı olarak bir an önce Ada’da bir çözüm istediğini ve bu amaçla Genel Sekreter’in himayelerinde yoğun görüşmeler başlatılmasını arzu ettiğini belirtti. Prendergast, halkının acil çözüm arzusunu dile getiren Talat’ın bu çözümün makul bir kısa süre içerisinde başarılmasını arzuladığını kaydetti.

Başka türlü bir ortamda görüşmelerin çok uzun süreceği endişesi taşıyan Talat’ın BM hakemliği ve açık bir tarih kısıtlamasından yana olduğunu söyleyen Prendergast, Talat’ın BM Genel Sekreteri’nin 28 Mayıs 2004 tarihinde sunduğu iyi niyet raporu konusunda Güvenlik Konseyi’nin harekete geçmemesinden dolayı Türk toplumunun duyduğu hayal kırıklığını dile getirdiğini aktardı.

Prendergast, Türk tarafının çoğunluğunun Annan Planı’na ‘evet’ oyu vermesinin uluslararası toplum tarafından takdir edilmediğini söyleyen Talat’ın, Güvenlik Konseyi’nin Kıbrıs Türkleri üzerindeki gereksiz kısıtlamaların kaldırılması konusunda harekete geçmemesini eleştirdiğini ve bunun adil olmayan bir şekilde Türk tarafını cezalandırdığını söylediğini ifade etti.

Prendergast, bu duruma bir çözüm bulunması gerektiğini söyleyen Talat’ın başlayacak yeni müzakereler sürecinin, diğer tarafın hareketleri sonucu başarısızlığa uğraması durumunda, tarafların kaderinin ne olacağını belirleyecek bir mekanizmanın bulunması gerektiğini ifade ettiğini aktardı.

Talat’ın, halkının BM Planı’nı ideal bir çözüm olduğu için değil, bir uzlaşı olarak gördüğü için kabul etmeye hazır olduğunu söylediğini belirten Prendergast, siyasal eşitlik, ortaklık, iki bölgelilik,

iki toplumluluk, garanti ve ittifak anlaşmaları gibi konuların Türk tarafının kilit konuları olduğunu söyledi.

Talat’ın, Rum tarafının BM Planı’nda yapılacak değişiklikler konusundaki öneri ve endişelerini listelemesini de talep ettiğini belirten Prendergast, kendisinin Papadopulos’un endişelerini sözlü olarak iletmesi üzerine bunların BM Planı parametrelerinin dışında olduğunu ve Türk tarafı için kabul edilmesi olduğunu söylediğini aktardı. 

Türk hükümetinin, Kıbrıs’ta BM Planı’na dayalı bir çözüm istediğinin altını çizen Prendergast, Güvenlik Konseyi’nin Annan’ın iyi niyet raporu konusundaki sessizliğinin Türkiye’de hayal kırıklığı yarattığını söyledi.

Prendergast, bu konudaki görüşlerin Başbakan Recep Tayyip Erdoğan tarafından 9 Haziran’da görüştüğü Genel Sekreter Annan’a da iletildiğini kaydetti.(TAK)

 

YENIDUZEN 24/06/05

“Gerekirse sünnet olurum”

“Haksızlık haksızlık üstüne yaşamaktan bıktım”... “Talat’tan kalabileceğim bir yer istiyorum, harup ağacının altı bile olur”...


Georgıu’nun başvurusu bakanlar kurulunda değerlendirilecek!

 

Kıbrıslı Rum Themistoklis Georgiu dün kuzey Kıbrıs’a geçerek iltica talebinde bulundu. Georgiu, Dış Basın Birliği’nde bir basın toplantısı düzenleyerek Güney’de yaşadığı sorunları anlattı. Georgiu 1974’ten beri Rum hükümetine yardım için başvurduğunu ve her seferinde hayır yanıtını aldığını belirterek, 74’ten beri işsiz olduğunu sağlık sorunlarıyla ilgilenilmediğini ve kendisine herhangi bir maaş da bağlanmadığını söyledi.

Georgiou, kendisine 1.5 yıl boyunca bağlanan maaşın da sonradan Rum Hükümeti tarafından geri istendiğini, kız kardeşinin kanser olduğunu ve kız kardeşinin eşi olmadığı için kendisi ile beraber yaşadığını ve Rum Hükümetinin istediği paranın 43 bin Kıbrıs Lirasını bulduğunu kaydetti.

Hükümetin kendisine verdiği eve rahat yürüyemediği için giremediğini bunun yerine evin yanındaki pis ve küflü barakada farelerle birlikte yaşadığını dile getiren Georgiu, “Şu anda arabamın içinde yaşıyorum, Talat’tan temiz bir baraka veya kalacak bir yer istiyorum, bir harup ağacının altı bile bana yeter. Bu ne biçim Hristiyanlıktır, bu tarafta kalmak için gerekirse sünnet olurum” dedi.

19 yıl önce inşaat işçisiyken başına demir boru düştüğünü, şimdi geceleri sadece 1 saat uyuyabildiğini ve bazen hiç uyumadığını dile getiren Georgiu, astımı olduğunu, karısının gözleri görmediği için 250 KL tutarındaki nefes almak için kullandığı cihazı kendisine takamadığını, ayda 130 KL ilaç gideri olduğunu da sözlerine ekledi.

Kaldığı barakanın bir oda haline getirilmesi için hükümetin kendisinden mimarların hazırladığı bir plan istediğini, yılbaşından beri planın “Neden gelip yapmıyorsunuz?” diye sorduğunda, kendisine “Barakalar yasal değil” dendiğini, fakat Rum tarafındaki kebapçıların birçok barakaya sahip olduklarını ve bunların fotoğraflarının da kendisinde bulunduğunu söyledi.

Georgiu, bir kızı evli olmak üzere üç çocuğu olduğunu, çocuklarının bilgisayar alanında eğitim görmek istediklerini fakat hükümetin kendisine yardımcı olmadığını, eşinin gözlerinin görmediğini, kuruldan geçmediği için de yapılan yardımın kesildiğini belirterek, Rum tarafındaki doktorların “Fakirler ölsün” düşüncesi içerisinde hareket ettiklerini ve rüşvetsiz hiçbir iş yapmadıklarını savundu.

Limasol’da göçmen mahallesinde yaşayan Georgiu, göçmen olmadığı için buradan da dışlandığını ve arabasına sık sık saldırılar yapıldığını da dile getirdi.

Kuzey Kıbrıs’a sığınma kararı karşısında tüm akrabalarının kendisini reddettiğini, karsının da “Sonunda senden ayrılırım” dediğini ifade eden Georgiu, tek isteğinin kuzeyde sorunsuz bir şekilde yaşamak olduğunu bu konuda da sınır kapısındaki bir polis komutanından garanti aldığını söyledi.

Geçirdiği rahatsızlıklar nedeniyle Türklere karşı hiçbir zaman savaşmadığını da vurgulayan Georgiu, o yıllarda doktorların kendisine “savaş şoku” teşhisi koyduğunu elinde savaşamaz belgesi bulunduğunu, savaş sırasında kendine silah dahi verilmediğini, verilmiş olsa bile savaşacak durumda olmadığını anlattı.

Georgiu sözlerinin sonunda “Haksızlık haksızlık üstüne yaşamaktan bıktım ve umutsuzluğa kapıldım, tek istediğim kalmama ve ilaçlarıma ulaşmada bana yardımcı olsunlar. Şimdi beni iltica talebi için nereye götürmeniz gerekiyorsa oraya götürün” dedi.

Themistoklis Georgiu daha sonra, arabasının ön camına KKTC, arka camına da Türkiye bayraklarını astırarak Dışişleri Bakanlığı’na gitti, ve burada Başbakan Yardımcılığı ve Dışişleri Bakanlığı Siyasi Danışmanı Kudrat Akay’la görüştü.


Bakanlar Kurulu’nda görüşülecek

Kudret Akay yaklaşık yarım saat süren görüşmeden sonra basına yaptığı açıklamada, Güney Kıbrıs’ta yaşadığı sıkıntılardan dolayı Georgiu’nun Kuzeye geçerek burada yaşamak istediğini kendilerine ilettiğini, kendilerinin de başvuruyu vakit kaybetmeden bakana ileteceklerini söyledi.

Sağlık Bakanlığı’nın da konudan haberdar edilerek, Georgiu’nun hastanede tetkiklerinin yapılacağını söyleyen Akay, herhangi bir sağlık problemi bulunduğu anda tedavisine başlanacağını ve müşahede altına alınacağını, başvurusunun da Bakanlar Kurulunda değerlendirileceğini söyledi.

Akay, “Kendisi belli ki Güney’de sıkıntılar yaşadı, gerek sağlık sorunları, gerek sosyal sıkıntıları nedeniyle buraya gelerek burada yaşamak istediğini belirtmiştir” dedi.

Georgiu daha sonra sağlık kontrollerinin yapılabilmesi için bakanlık yetkileri eşliğinde resmi bir araçla Lefkoşa Burhan Nalbantoğlu Devlet Hastanesi’ne götürüldü.

Georgiu’nun Güney Kıbrıs plakalı içindeki malzemelerle küçük bir evi andıran ve Türk bayraklı Subaru Impreza marka aracı basın, bakanlık çalışanları ve sivil halk tarafından ilgiyle karşılandı. (tak/YD/fotoğraflar: Birol Bebek)

 

YENIDUZEN 24/06/05

Rum Georgiu, KKTC’ye sığındı

Kıbrıslı Rum Themistoklis Georgiu dün KKTC’ye geçerek iltica talebinde bulundu.

Georgiu, Dış Basın Birliği’nde bir basın toplantısı düzenleyerek Güney’de yaşadığı sorunları anlattı. Georgiu 1974’ten beri Rum hükümetine yardım için başvurduğunu ve her seferinde hayır yanıtını aldığını belirterek, 74’ten beri işsiz olduğunu sağlık sorunlarıyla ilgilenilmediğini ve kendisine herhangi bir maaş da bağlanmadığını söyledi.

Georgiou, kendisine 1.5 yıl boyunca bağlanan maaşın da sonradan Rum Hükümeti tarafından geri istendiğini, kız kardeşinin kanser olduğunu ve kız kardeşinin eşi olmadığı için kendisi ile beraber yaşadığını ve Rum Hükümetinin istediği paranın 43 bin Kıbrıs Lirasını bulduğunu kaydetti.

Hükümetin kendisine verdiği eve rahat yürüyemediği için giremediğini bunun yerine evin yanındaki pis ve küflü barakada farelerle birlikte yaşadığını dile getiren Georgiu, “Şu anda arabamın içinde yaşıyorum, Talat’tan temiz bir baraka veya kalacak bir yer istiyorum, bir harup ağacının altı bile bana yeter. Bu ne biçim Hristiyanlıktır, bu tarafta kalmak için gerekirse sünnet olurum” dedi.

19 yıl önce inşaat işçisiyken başına demir boru düştüğünü, şimdi geceleri sadece 1 saat uyuyabildiğini ve bazen hiç uyumadığını dile getiren Georgiu, astımı olduğunu, karısının gözleri görmediği için 250 KL tutarındaki nefes almak için kullandığı cihazı kendisine takamadığını, ayda 130 KL ilaç gideri olduğunu da sözlerine ekledi.

Kaldığı barakanın bir oda haline getirilmesi için hükümetin kendisinden mimarların hazırladığı bir plan istediğini, yılbaşından beri planın “Neden gelip yapmıyorsunuz?” diye sorduğunda, kendisine “Barakalar yasal değil” dendiğini, fakat Rum tarafındaki kebapçıların birçok barakaya sahip olduklarını ve bunların fotoğraflarının da kendisinde bulunduğunu söyledi.

“RUM DOKTORLAR RÜŞVET ALIYOR”

Georgiu, bir kızı evli olmak üzere üç çocuğu olduğunu, çocuklarının bilgisayar alanında eğitim görmek istediklerini fakat hükümetin kendisine yardımcı olmadığını, eşinin gözlerinin görmediğini, kuruldan geçmediği için de yapılan yardımın kesildiğini belirterek, Rum tarafındaki doktorların “Fakirler ölsün” düşüncesi içerisinde hareket ettiklerini ve rüşvetsiz hiçbir iş yapmadıklarını savundu.

KARISINDAN AYRILMAYI GÖZE ALDI

Limasol’da göçmen mahallesinde yaşayan Georgiu, göçmen olmadığı için buradan da dışlandığını ve arabasına sık sık saldırılar yapıldığını da dile getirdi.

KKTC’ye sığınma kararı karşısında tüm akrabalarının kendisini reddettiğini, karsının da “Sonunda senden ayrılırım” dediğini ifade eden Georgiu, tek isteğinin KKTC’de sorunsuz bir şekilde yaşamak olduğunu bu konuda da sınır kapısındaki bir polis komutanından garanti aldığını söyledi.

Geçirdiği rahatsızlıklar nedeniyle Türklere karşı hiçbir zaman savaşmadığını da vurgulayan Georgiu, o yıllarda doktorların kendisine “savaş şoku” teşhisi koyduğunu elinde savaşamaz belgesi bulunduğunu, savaş sırasında kendine silah dahi verilmediğini, verilmiş olsa bile savaşacak durumda olmadığını anlattı.

Georgiu sözlerinin sonunda “Haksızlık haksızlık üstüne yaşamaktan bıktım ve umutsuzluğa kapıldım, tek istediğim kalmama ve ilaçlarıma ulaşmada bana yardımcı olsunlar. Şimdi beni iltica talebi için nereye götürmeniz gerekiyorsa oraya götürün” dedi.

Themistoklis Georgiu daha sonra, arabasının ön camına KKTC, arka camına da Türkiye bayraklarını astırarak Dışişleri Bakanlığı’na gitti, ve burada Başbakan Yardımcılığı ve Dışişleri Bakanlığı Siyasi Danışmanı Kudrat Akay’la görüştü.

AKAY: DEĞERLENDİRECEĞİZ

Kudret Akay yaklaşık yarım saat süren görüşmeden sonra basına yaptığı açıklamada, Güney Kıbrıs’ta yaşadığı sıkıntılardan dolayı Georgiu’nun Kuzeye geçerek burada yaşamak istediğini kendilerine ilettiğini, kendilerinin de başvuruyu vakit kaybetmeden bakana ileteceklerini söyledi.

Sağlık bakanlığı’nın da konudan haberdar edilerek, Georgiu’nun hastanede tetkiklerinin yapılacağını söyleyen Akay, herhangi bir sağlık problemi bulunduğu anda tedavisine başlanacağını ve müşahede altına alınacağını, başvurusunun da Bakanlar Kurulunda değerlendirileceğini söyledi.

Georgiu daha sonra sağlık kontrollerinin yapılabilmesi için bakanlık yetkileri eşliğinde resmi bir araçla Lefkoşa Burhan Nalbantoğlu Devlet Hastanesi’ne götürüldü.

Georgiu’nun Güney Kıbrıs plakalı içindeki malzemelerle küçük bir evi andıran ve Türk bayraklı Subaru Impreza marka aracı basın, bakanlık çalışanları ve sivil halk tarafından ilgiyle karşılandı.

HALKIN SESI 24/06/05

Kıbrıs’ta üçüncü bir başarısızlık...

BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın siyasi işlerden sorumlu müsteşarı Kieran Prendergast, BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs konusunda nasıl hareket edeceği konusunda çok dikkatli davranacağını belirtti ve seçeneklere bakıldığında, Kıbrıs’ta çözümün zor olduğunun ortaya çıktığını söyledi.

Kıbrıs’taki son durum hakkında Güvenlik Konseyi’ne bilgi veren ve daha sonra gazetecilerin sorularını cevaplayan Prendergast, çözüm yolunun bir ucunda hiçbir şey yapmamanın, diğer ucunda ise Kıbrıs’a yüksek seviyeli bir temsilcinin atanması ve yoğun görüşmeler sürecinin başlaması olduğunu söyledi.     

Kıbrıs’ta üçüncü bir yüksek profilli başarısızlığın hiç kimsenin yararına olmayacağını belirten Prendergast, bu yüzden de yeni bir görüşmeler süreci başlatmanın çok zor olduğunu kaydetti.

Hem süreç, hem de esas açısından taraflar arasında büyük bir uçurumun ve karşılıklı güvensizliğin bulunduğunu ifade eden Prendergast, Annan’ın, bu aşırı uçlardaki iki tercihten birini seçeceğini söyledi. Prendergast, kendi beklentisinin, Annan’ın Kıbrıs’a periyodik olarak temsilciler yollayarak, iyi niyet misyonunu nasıl gittiği konusunda Güvenlik Konseyi’ne raporlar sunması olduğunu belirtti. 

Bir soru üzerine, Güvenlik Konseyi’ne verdiği bilgiler konusunda nasıl hareket edileceğinin tamamen Konseyin bileceği bir iş olduğunu anlatan Prendergast, Konsey üyelerinin toplu halde ya da tek tek ülkeler olarak bir tavır belirleyebileceğini söyledi.

Basına kapalı istişareler sırasında iyi niyet misyonu konusunda Konsey üyelerinin destek ifade ettiklerini ve özellikle Kıbrıs Türk tarafına uygulanan izolasyon politikaları konusunda bazı ilginç yorumlarda bulunduklarını belirten Prendergast, bu yorumlar hakkında ayrıntı vermedi.

“UMUT İÇİNDE SEYAHAT...”

Rum kesiminin üçte ikisinin geçen yıl yapılan referandumda BM planına “hayır” dediğinin dikkate alınması gerektiğini belirten Prendergast, bu konuda atılacak adımların Türk tarafındaki desteği kaybetme pahasına olmaması gerektiğini söyledi.

Sadece bir adım atmış olmak için Kıbrıs’ta yeni bir süreç başlatılmayacağına dikkati çeken Prendergast, Genel Sekreter’in “bazen umut içinde seyahat etmek, menzile ulaşmadan daha iyidir” görüşünde olduğunu söyledi.

BM’nin Kıbrıs sorunu konusunda hakemlik yapmasının istisnai bir durum olduğunu, anlaşamayan tarafların son çare olarak BM Genel Sekreteri’ne bu rolü verdiğini ifade eden Prendergast, bu dönemin sona erdiğini de kaydetti.

TALAT’IN ÇÖZÜM ARZUSU

Prendergast, iki kez görüştüğü KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın BM Planı’na dayalı olarak bir an önce Ada’da bir çözüm istediğini ve bu amaçla Genel Sekreter’in himayelerinde yoğun görüşmeler başlatılmasını arzu ettiğini belirtti. Prendergast, halkının acil çözüm arzusunu dile getiren Talat’ın bu çözümün makul bir kısa süre içerisinde başarılmasını arzuladığını kaydetti.

Başka türlü bir ortamda görüşmelerin çok uzun süreceği endişesi taşıyan Talat’ın BM hakemliği ve açık bir tarih kısıtlamasından yana olduğunu söyleyen Prendergast, Talat’ın BM Genel Sekreteri’nin 28 Mayıs 2004 tarihinde sunduğu iyi niyet raporu konusunda Güvenlik Konseyi’nin harekete geçmemesinden dolayı Türk toplumunun duyduğu hayal kırıklığını dile getirdiğini aktardı.

Talat’ın, halkının BM Planı’nı ideal bir çözüm olduğu için değil, bir uzlaşı olarak gördüğü için kabul etmeye hazır olduğunu söylediğini belirten Prendergast, siyasal eşitlik, ortaklık, iki bölgelilik, iki toplumluluk, garanti ve ittifak anlaşmaları gibi konuların Türk tarafının kilit konuları olduğunu söyledi.

HALKIN SESI 24/06/05

Mülkiyet, hukukla değil, müzakereyle çözülebilir

Rum yönetiminin içişleri bakanı Andreas Hristu, KIBRIS'a, adanın her iki tarafında açılan mülkiyet davalarıyla ilgili önemli açıklamalarda bulundu:

Mülkiyet, hukukla değil, müzakereyle çözülebilir

"MÜZAKERE SÜRECİ ER GEÇ YENİDEN BAŞLAYACAK" Rum yönetiminin içişleri bakanı Andreas Hristu, adada her iki tarafın mülkiyetle ilgili birtakım çıkarlar sağlamaya çalışmasının, Kıbrıs sorununun çözümüne yardımcı olmayacağına ve müzakere sürecine olumlu bir şekilde katkı koymayacağına işaret ederek, müzakere sürecinin er geç yeniden başlayacağını, bunun başka yolu bulunmadığını söyledi

"ADANIN BÖLÜNMÜŞLÜĞÜNDEN HERKES KAYBEDİYOR" Mülkiyet sorununun çözümünün sadece Kıbrıs sorunun çözümüyle mümkün olabileceğini vurgulayan Rum bakan, adada iki toplumun bölünmüşlüğünden dolayı herkesin kaybettiğini ifade etti. Hristu, ayrıca mülkiyet sorununa hukuk ya da mahkemeler yoluyla nihai sonuç bulunamayacağına olan inancını dile getirdi

Anıl IŞIK

Rum yönetiminin içişleri bakanı Andreas Hristu, adada her iki tarafın mülkiyetle ilgili bir takım çıkarlar sağlamaya çalışmasının, Kıbrıs sorununun çözümüne yardımcı olmayacağına ve müzakere sürecine olumlu bir şekilde katkı koymayacağına işaret ederek, müzakere sürecinin er geç yeniden başlayacağını, bunun başka yolu bulunmadığını söyledi.

Mülkiyet sorununun çözümünün sadece Kıbrıs sorununun çözümüyle mümkün olabileceğini vurgulayan Rum bakan, adada iki toplumun bölünmüşlüğünden dolayı herkesin kaybettiğini ifade etti. Hristu, ayrıca mülkiyet sorununa hukuk ya da mahkemeler yoluyla nihai sonuç bulunamayacağına olan inancını dile getirdi.

Rum içişleri bakanı Andreas Hristu, KIBRIS'a, adanın her iki tarafında açılan mülkiyet davalarıyla ilgili önemli açıklamalarda bulundu.

Andreas Hristu, adada iki toplum arasındaki durumunun daha iyi olması ve her iki tarafın sorunlarının daha iyi anlaşılmasıyla, Kıbrıs sorununun çözüm sürecinin daha kolay bir şekilde ilerleyebileceğini belirtti.

Rum hükümeti tarafından hiçbir Kıbrıslı Türk aleyhine mülkiyet konusuyla ilgili olarak yasal işlem başlatılmadığını ifade eden Hristu, şu ana kadar sadece bir Kıbrıslı Rum tarafından bir Kıbrıslı Türk aleyhine mülkiyet davası açıldığını belirterek, "Bu kişisel bir dava, kimse bireysel vatandaşları böyle yapmamaları için engelleyemez Arif Mustafa'yı engellemediğimiz gibi. Arif Mustafa'yı engellemedik ve 'Vasilik' aleyhine dava açtı" diye konuştu.

Kıbrıslı Rumlar gibi, 1974 sonrasında adada oluşan durum nedeniyle, Kıbrıslı Türklerin de güneydeki mülklerini kullanamamalarından dolayı "Kıbrıs Cumhuriyeti hükümeti" aleyhine yasal işlem başlattıklarını anlatan Hristu, Rum mahkemelerinde şu anda Kıbrıslı Türklerin güneydeki malların iadesini talep ettiği 15 davanın söz konusu olduğunu söyledi. Hristu, söz konusu davaların, Kıbrıslı Rumların şahsına değil, "İçişleri Bakanlığı" altında güneydeki Kıbrıs Türklerin mülklerinin idaresinden sorumlu olan "Vasilik" aleyhine açıldığını kaydetti.

Rum hükümetinin, Kıbrıslı Türklerin mülkiyet hakkını reddetmediğini ifade eden Hristu, Kıbrıs sorununa bir çözüm bulunmasıyla Kıbrıslı Türklerin mallarının iade edilebileceğini kaydetti.

Kıbrıslı Türklerin, Rum hükümeti aleyhine Rum mahkemelerinde alınacak kararlardan tatmin olmaması halinde davaları Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne (AİHM'ye) taşımasıyla ilgili olarak ise Hristu, Rum hükümetinin Titina Loizidu ya da Arif Mustafa gibi dava kararlarına saygı duyduğunu, ancak hiç kimsenin de bu kararların mülkiyet sorununa nihai bir çözüm getireceğine inanmadığını kaydetti.

"Rum hükümeti, Kıbrıslı Türkler

aleyhine mülkiyet davası açmadı"

Rum içişleri bakanı Andreas Hristu, Rum hükümeti tarafından, Kıbrıslı Türkler aleyhine açılan herhangi bir mülkiyet davasının söz konusu olmadığını, şu ana kadar sadece bir Kıbrıslı Rum tarafından kişisel olarak bir Kıbrıslı Türk aleyhine açılan bir dava bulunduğunu kaydetti.

Hristu, "Bildiğim kadarıyla şu ana kadar, sadece bir Kıbrıslı Türk aleyhine açılan dava var. Bu da Mağusa'daki restoranla (Hurma Davası) ilgili davadır. Yeni bir dava açılmışsa bilmiyorum" dedi.

"Rum hükümeti aleyhine

açılan 15 mülkiyet davası var"

Kıbrıslı Rumlar gibi, 1974'ten kaynaklanan olağanüstü durum nedeniyle, Kıbrıslı Türklerin de güneydeki mülklerini kullanamamalarından dolayı "Kıbrıs Cumhuriyeti hükümeti" aleyhine yasal işlem başlattıklarını anlatan Hristu, Rum mahkemelerinde şu anda Kıbrıslı Türklerin güneydeki mallarının iadesini talep ettiği 15 davanın söz konusu olduğunu söyledi.

Bu davalarda Kıbrıslı Türklerin, direkt olarak Kıbrıslı Rumların aleyhine dava açmadığını ifade eden Hristu, söz konusu davaların Rum İçişleri Bakanlığı altında Kıbrıs Türk mallarının idaresini sağlayan "Kıbrıs Türk Malları Vasiliği" aleyhine açıldığını kaydetti.

Kıbrıslı Türklerin kendi mallarını almak, satmak ya da geliştirmek amacıyla dava açtığını anlatan Hristu, Kıbrıslı Türklerin 1974'te güneyde kalan mallarının İçişleri Bakanlığı altındaki "Vasiliğin" idaresi altında olduğunu ve kuzeyde evlerini ve mülklerini bırakan Kıbrıslı Rum göçmenlerin kullanımına verildiğini belirtti.

Andreas Hristu, "Kıbrıslı Türkler, doğrudan Kıbrıslı Rumların aleyhine dava açmıyor, ancak sonuçta Kıbrıslı Türkler de 'Benim mülkümü geri verin' talebinde bulunuyor" dedi.

Hristu, Kıbrıslı Türklerin, vasilik aleyhine açtığı davalar konusunda Rum hükümetinin tutumuyla ilgili olarak da şöyle konuştu:

"Vasilik, 'mülk sizindir' diyor. Kimse Kıbrıslı Türklerin mülk hakkını reddetmiyor. 'Bu sizindir ve sizin olacaktır' diyor ancak, Kıbrıs sorununa bir çözüm bulunamadı, Kıbrıslı Rumlar güneyde Kıbrıslı Türkler ise kuzeyde ayrı şekilde yaşıyor ve bu nedenle mülkiyet haklarından faydalanamıyorlar. Hükümet ise, Kıbrıslı Rum göçmenlere yaşayacak, kalacak ve sürecek mal sağlamak için önlem almak zorunda Böylelikle Kıbrıslı Türklerin mülkleri Kıbrıs sorununun çözümünden önce sahiplerine iade edilemiyor. Ancak (güneyde) kimse malları yabancılara ya da üçüncü kişiye satmıyor."

"Mülkiyet davaları mülkiyet

sorununa çözüm getirmiyor"

Kıbrıslı Türklerin, Rum hükümeti aleyhine Rum mahkemelerinde alınacak kararlardan tatmin olmaması halinde davaları Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne (AİHM'ye) taşımasıyla ilgili olarak ise, Hristu şöyle konuştu:

"Biz, kimseyi dava açması için cesaretlendirmiyoruz, ancak bireysel hukuk alanında hiç kimseyi durduramayız. İnanıyorum ki, tüm Kıbrıslı Türkler, 'Vasilik' aleyhine açılan davaların doğru olduğuna inanmıyor, ancak bunu durduramazsınız. Ayrıca Kıbrıslı Türkleri 'Vasilik' aleyhine dava açmalarından dolayı suçlayamıyorum, ancak hukukun ya da mahkemelerin mülkiyet sorununa nihai sonuç sağlayacağına inanmıyorum."

Kıbrıslı Türklerin, Rum mahkemelerine ve yüksek mahkemeye başvurarak iç hukuk tüketmelerinin ardından AİHM'ye başvurabileceğini ifade eden Hristu, 15 Kıbrıslı Türkün davasıyla ilgili yasal sürecin başlatılmış olduğunu, ancak bir dava haricinde diğer davalarla ilgili olarak henüz kesin bir kararın alınmadığını kaydetti.

Söz konusu davalar içerisinden sadece Limasol'da yaşayan Arif Mustafa'nın Limasol'daki mülkiyetinin iadesiyle ilgili dava hakkında bir karar alındığını anlatan Hrsitu, davanın şu anda "Yüksek Mahkeme"de olduğunu belirtti.

Kıbrıslı Türklerin iç hukuktaki kararlarla tatmin olmamaları durumunda AİHM'ye başvurabileceklerini yineleyen Hristu, "Titina Loizidu ya da Arif Mustafa gibi dava kararlarına hükümet saygı duyuyor, ancak hiç kimse bu kararların mülkiyet sorununa nihai bir çözüm getireceğine inanmıyor" dedi.

"Mülkiyet sorununun, siyasi

sorunun çözümüyle mümkün"

Mülkiyet sorununun çözümünün sadece Kıbrıs sorunun çözümüyle mümkün olabileceğini vurgulayan Rum İçişleri Bakanı Hristu, Kıbrıslı Türklerin ve Kıbrıslı Rumların güneyde ve kuzeyde evleri ve mülkleri bulunduğuna, ancak bunları kullanamadıklarına dikkat çekerek, kaybedilen bir durumun söz konusu olduğunu belirtti.

"Kıbrıslı Türklerin ve Kıbrıslı Rumların bölünmüşlüğünden dolayı herkes kaybediyor" diyen Hristu, Kıbrıs Rum toplumundan hiç kimsenin bir Kıbrıslı Türk'e ait olan bir malı yabancı bir kişiye satmayı düşünmediğini ya da buna cesaret etmediğini kaydederek, "Ancak maalesef bu kuzeyde oluyor. Yabancılar Kıbrıslı Rum mülklerini satın alıyorlar. Sorun, Kıbrıslıların olan mülklerin Kıbrıslıların olarak kalmamasıdır" diye konuştu.

"Kuzeydeki inşaat faaliyetleri

iki toplumun arasını açıyor"

Kuzeydeki inşaat patlamasına ilişkin olarak ise Hristu, Kıbrıs Türk toplumunda bazı kişilerin mevcut durumdan faydalanmak istediğini ancak bu durumun, ne çözümün ne de iki toplumun faydasına olduğunu kaydetti.

Kuzeydeki inşaat sektöründen kolay gelir sağlandığını ve bazı kişilerin bundan fayda sağlamaya çalıştığını ifade eden Hristu, Kıbrıslı Türk ve yabancılar arasında Kıbrıslı Rumların mallarını etkileyen bu tür muamelelerin Kıbrıslı Rumlar arasında olumsuz duygulara yol açtığı ve bunun da iki toplumun arasındaki iyi niyete ve anlayışa karşı bir durum olduğunu vurguladı.

KIBRIS 25/06/05

Slovakya Dışişleri Bakanı:Rutin toplantıların sürece katkısı büyük

Slovakya Dışişleri Bakanı, Türk ve Rum siyasi parti temsilcileriyle bir araya geldi:

Slovakya Dışişleri Bakanı:Rutin toplantıların sürece katkısı büyük

Kıbrıs Rum ve Kıbrıs Türk siyasi partileri arasında ara bölgede yapılan rutin toplantıların devam etmesi ihtiyacı vurgulandı.

Kıbrıslı Rum ve Kıbrıslı Türk siyasiler, dün 16 yıldan beri ara bölgede partiler arası toplantıları düzenleyen Slovakya'nın Dışişleri Bakanı Eduard Kukan'ın hazır bulunduğu Ledra Palace'daki özel bir toplantıda bir araya geldi.

Toplantıda "iki toplumun birbirine yaklaşmasını sağlama sürecini ve rutin toplantıların sürece katkılarını" ele aldı.

Toplantı sonrasında Lefkoşa'daki Slovak Büyükelçisi Jan Varso tarafından yapılan ortak basın açıklamasında, rutin toplantıların, partiler arası ve ayrıca iki toplum arasındaki anlayışın geliştirilmesi olasılığı sunduğunu belirtildi.

Siyasiler ayrıca Kukan'a Slovakya'nın toplantıların yapılmasında oynadığı olumlu rolden dolayı teşekkür etti.

Varso, bir sonraki toplantının 28 Eylül günü Çarşamba saat 10:30'da yapılmasını kararlaştırdıklarını kaydetti.

Toplantıda Slovakya Büyükelçiliği tarafından ayda bir düzenlenen rutin ortak toplantılara katılan Türk ve Rum siyasi parti yetkilileri hazır bulundu. Türk tarafından TKP'den Genel Başkan Hüseyin Angolemli, Güngör Günkan; DP'den Kudret Akay; YKP'den Rasıh Keskiner, Alpay Durduran, BDH'dan Genel Başkan Mustafa Akıncı, Munir Altuner, CTP'den Kutlay Erk; KSP'den Kazım Öngen; BKP'den İzzet İzcan, Hediye Kurucu'nun katıldığı toplantıya Rum tarafından ise, ADİK; AKEL; Kıbrıs Yeşiller Partisi, DİKO; DISI; EDEK ve Birleşik Demokratlar'dan temsilciler katıldı.

Slovak Büyükelçisi Jan Varso toplantının basına açık bölümünde Slovakya Dışişleri Bakanı Kukan'ın yanında, Slovakya Dışişleri Bakanlığı Kabine Şefi ve Dışişleri Bakanlığı'nın Kıbrıs'ı da kapsayan bölgesel ilişkiler departmanı direktörünün de Kıbrıs'ta bulunduğunu ve toplantıya katıldığını kaydetti.

Dışişleri bakanının "çok zengin diplomatik deneyimlerle" dolu olduğunu söylediği özgeçmişini okuyan Varso, daha sonra sözü Dışişleri Bakanı Kukan'a bıraktı.

Kukan: Ortak toplantılar

düzenlemeye devam edeceğiz

Basına açıklamada bulunan Slovakya Dışişleri Bakanı Eduard Kukan, yapılan toplantıdan duyduğu memnuniyeti dile getirdi. Ortak toplantıları, iki toplumun bir çözüme ulaşılmasında yardımcı olmak amacıyla düzenlediklerini belirten Kukan, toplantıda iki toplumun siyasi partilerinin fikirlerinin dinlediklerini belirtti. Toplantının çok faydalı geçtiğini ifade eden Kukan, genel konuları konuştuklarını ve ortak toplantı düzenlemeye devam edeceklerini belirtti.

"Farklılıklar var

ancak aşılabilir"

Rum Haber Ajansı'nın haberine göre, Kukan, Slovakya'nın Ocak 2006'da BM Güvenlik Konseyi üyesi olduğunda Kıbrıs sorununun çözümüne yeniden katkıda bulunulması yönünde çalışılması gerektiğini söyledi.

Kukan "çok sıcak bir atmosfer vardı. İfade edilen görüşler farklıydı, ancak medeni bir şekilde, herhangi bir kötü duygu ya da his beslenmeden ifade edildi ve bu diyalogun olumlu olduğunu gösteriyor. Ancak aralarında hala büyük bir fark var" diye konuştu.

Bakan Kukan, "büyük bir farklılık olmasına rağmen bir çözüm bulmak için herzaman bir umut ve olasılık vardır. Herkesin devam etmek istediği bir farklılık olmasına rağmen. Bu diyaloğa ve bir anlaşmaya ulaşılmasına yönelik yolların araştırılması için siyasi iyi niyetin olduğunun göstergesi ya da ifadesidir" dedi.

Kukan, "farklılıkların büyük olması, çözümün imkansız olduğu anlamına gelmez. Bu toplantından aldığım en önemli mesajdı. Her iki toplum devam etmek ve ileriye gitmenin tüm olasılıklarını araştırmak istiyor" şeklinde konuşmasını tamamladı.

Akay: Bakan tarihsel

tecrübelerini anlattı

Toplantının bitiminde basına açıklama yapan DP Temsilcisi Kudret Akay, herzamanki rutin toplantıların dışında bir toplantı yapıldığına değinerek, toplantı sonunda Slovakya Dışişleri Bakanı'na Çekoslovakya tecrübelerinin sorulması üzerine bakanın yaşadığı tarihsel tecrübeleri anlattığını söyledi.

Tarihsel olarak Çek ve Slovak halklarının bir arada bulunmasını gerektirecek hiçbir neden yokken bir şekilde kendilerini bir devlet altında bulmuş olduklarını söyleyen Akay, daha sonra 1993'de de ayrılmaya karar verdiklerini anlattı. Akay, Slovak Dışişleri Bakanı'nın 1930 doğumlu olduğunu ve Çekoslovakya bilinci içerisinde büyüdüğünü, kendisini Çekoslovakyalı olarak gördüğünü anlattığını söyledi.

Akay, bakanın edindiği tecrübeleri şöyle aktardı:

"Ayrılık iyi oldu çünkü biz devlet olarak ayrıldık birbirimizi devlet olarak yönetmekten vazgeçtik. Ayrı ayrı yönetilmeyi tercih ettik ve sonunda da gördük ki AB içerisinde birleşmenin iki ülke arasındaki ilişkilerin Çekoslovakya'da olduğundan çok daha iyi durumda olduğu ortaya çıktı."

Toplantıda çeşitli partilerin yorumlarının farklı olduğunu, bunun üzerine Bakan Kukan'ın, "Biz iki farklı bir halktık, ayrı dilleri konuşuyorduk ve ayrı uluslara mensubuz" dediğini belirten Akay, Kıbrıs açısından iki ayrı entitenin barış içerisinde birarada var olacağını gösteren mesajlar verildiğini söyledi. Akay, yapılan toplantıda tarihsel tecrübelerin aktarıldığını ve bu tecrübeden öğrenilmesi gereken çok şey olduğunu kaydetti.

KIBRIS 25/06/05