Çözüm BM şemsiyesi altında olacak
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, kaybedilmiş bir davayı yeniden oluşturup
kazanmaya çalıştıklarını söyledi.
Yeni
mücadelenin uzun soluklu olacağını, adım adım ve
küçücük küçücük başarılar elde edile edile gidileceğini ifade
eden Mehmet Ali Talat, Birden bire büyük bir zafer bekeleyemeyiz. Büyük bir
zafer ancak bütünlüklü bir çözüm ile olur. Bütünlüklü çözümü Kıbrıs
Türk halkının çıkarlarını koruyacak şekilde
gündeme getirebilmek için atılan küçük ama önemli adımları planlıyoruz
dedi.
Yeni
Kıbrıs politikasının atak olacağını da
kaydeden Cumhurbaşkanı Talat, Biz her zaman müzakereye
hazırız. Müzakare ederken de bir tek şartımız var.
Otururken ve kalkarken bir anlaşmaya varılmazsa hiçbirşey
kaybetmeyeceğiz; otururken de eşit olacağız şeklinde
konuştu.
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat yeni Kıbrıs politikası ve Brükselde
gerçekleşen görüşmeler hakkında açıklamalarda bulundu.
Türk
tarafının Brükselde gerekli esnekliği gösterdiğini
artık tutum takınıp adım atması gerekenin AB olduğunu
belirten Cumhurbaşkanı Talat, Şu ana kadar izolasyonların
tümünün kaldırılması mücadelemize cevap olacak bir adım
atılmış değil dedi.
Müzakerelerde
Kıbrıs Türk halkının kendilerine emanet ettiği
hakları koruma görevini hakkıyla yerine getirmeye kararlı
olduklarına dikkat çeken
Cumhurbaşkanı Talat, herhangi bir şekilde oyuna gelerek veya
kazaya uğrayarak Kıbrıs Türk halkının
haklarını ve çıkarlarını masada
bırakmayacaklarını da vurguladı.
GÖRÜŞMELERİN
ORGANİZASYONU
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, Brükselde basının önünde olmamakla birlikte kesin
bir gizlilik içermeyen bir dizi görüşme
yapıldığını belirtti.
Bu
görüşmelerin AB dönem başkanlığı tarafından
organize edildiğini kaydeden Cumhurbaşkanı Talat,
toplantının amacının ise, iki tarafın üzerinde
ısrarla durduğu ABa yönelik taleplerinin harmanlamak olduğunu
ifade etti.
AB
Komisyonunun Genişlemeden Sorumlu Komiseri Olli Rehn ve Dönem
Başkanı Lüksemburgun Avrupa Bakanı Nicolas Schimithin
toplantıların organizasyonu için ağırlık
koyduğunu, başlangıç hazırlıklarını ise
Lüksemburgun Kıbrısa da akredite Atina Büyükelçisinin
gerçekleştirdiğini anlatan Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat,
şöyle devam etti:
Bu
benim başbakanlığım döneminden beri devam eden bir süreç.
Ancak Olli Rehn ile Nicolas Schimith son Kıbrıs ziyaretlerinin hemen
arkasından devreye girdiler. Bu görüşmelerin çeşitli
safhaları oldu. Bu safhalarda değişik görüşler ortaya
konuldu ve bu görüşlerden kendilerine göre bir paket hazırladılar.
Bu paket 26 Nisan 2004de ABın bize söz verdiği mali yardım ve
izolasyonların kaldırılması düzenlemeleri, sonradan
komisyon tarafından Mali Yardım ve Doğrudan Ticaret Tüzüğü
adı altında iki ayrı tüzük hazırlandı. Bu konu
gündemde duruyordu. Bunun dışında Rum tarafının ben bu
pazarlıktan ne elde edebilirim uğraşıyla ortaya
koyduğu diğer öneriler tartışıldı.
TARAFLARIN
TALEPLERİ
Rumların, Kuzeydeki Rum mallarına moratoryum
konulması ve Maraşın belli bir takvim içinde iade edilmesinden
başlayarak, fizibilite çalışması yapılmasına kadar
değişen öneriler sunduğunu vurgulayan Mehmet Ali Talat, Biz
Türk tarafı olarak Mali Yardım ve Doğrudan Ticaret tüzüklerinin
birlikte olması gerektiğini ve bunlara karşılık da
Rumlara birşey vermemizin sözkonusu olmadığını ortaya
koyduk dedi.
Kıbrıs
Türk tarafı olarak izolasyonların kalkmasından
kastının her türlü izolasyon olduğunu belirten Talat, ekonomik
izolasyona da razı olunduğunu ancak tüzüğün bunu da
içermediğini ve Türk tarafı olarak kapsamının dar olduğunun
düşünüldüğünü söyledi.
YENİ
POLİTİKA
İlk
kez bir AB platformunda Kıbrıslı Türkler ve Rumlar
karşı karşıya oturdu. Bu tarihte ilktir diyen
Cumhurbaşkanı Talat, bunun son derece önemli ve yeni politikayı
bir anlamda tanımlayan bir gelişme olduğunu belirtti.
Cumhurbaşkanı
Talat, Yeni politikamız; Biz her zaman müzakereye hazırız.
Müzakare ederken de bir tek şartımız var: otururken ve kalkarken
bir anlaşmaya varılmazsa hiçbirşey kaybetmeyeceğiz,
otururken de eşit olacağız. Bunun dışında şartımız
yok. Her zaman için masaya oturmaya hazırız dedi.
Toplantının
Lüksemburgun Brükseldeki daimi temsilciliğinde
yapıldığını ve toplantıya kişilerin davet
edildiğini, eşitlik olduğunu kaydeden Cumhurbaşkanı
Talat, toplantıdan kalkınca tarafların birşey
kaybetmediğini ancak aslında Kıbrıs Türk
tarafının birşey kazandığını ifade etti.
TOPLANTIDA
KAZANILAN
Eski;
görüşmeme, masaya oturmama ve masadan kaçma politikasının
değiştiğini kanıtladık. Artık masadan kaçan taraf
biz değiliz diyen Talat,
toplantıda esnek olunabileceğini de
kanıtladıklarını ve çok iyi
çalışıldığını kaydetti.
Toplantıya
Kıbrıs Türk tarafının Cumhurbaşkanlığı
Müsteşarı Raşit Pertev başkanlığındaki
heyetle
katıldığını ve müzakere sürecinin çok güzel
götürüldüğünü vurgulayan Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıs
Türk tarafı olarak esneyebileceğimizi ABa kanıtladık. Masadan
kalkarken de suçlanmadık. Anlaşmaya uzlaşmaya hazır
olduğumuzu tescil ettirdik. Bu önemli bir adımdıdedi.
MÜZAKERELERDE
KAZAYA UĞRAMAYIZ
Toplantıda
güçlüydük. Çünkü elde etmeye çalıştıklarımız
halkımızın haklarıydı diyen Mehmet Ali Talat, Birşey
iyi bilinmeli; müzakerelerde Kıbrıs Türk halkının bize
emanet ettiği haklarını koruma görevini hakkıyla yerine
getirmeye kararlıyız. Herhangi bir şekilde oyuna gelerek veya
kazaya uğrayarak Kıbrıs Türk halkının
haklarını ve çıkarlarını masada bırakmayız...Mücadele
adım adım yürütülecek şeklinde konuştu.
KAYBEDİLMİŞ
DAVA
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat şöyle devam etti:
Maalesef
bizden önceki yönetimler Kıbrıs Türk halkının
haklarını bozuk para gibi harcadılar. Maalesef diyorum çünkü
bugün onların yarattığı kötü ortamın
zorluklarını yaşıyoruz. Eğer bugün Kıbrıs
Cumhuriyeti adına Kıbrıs Rum tarafı ABdeyse ve onun
kurumlarını bize karşı kullanabiliyorsa bunun sorumlusu
sanıyorum ki eski yönetimdir. Kopenhag zirvesi öncesinde
anlaşmanın mutlaka yapılması gerektiğini kavrayamayan
eski yöneticiler ne yazık ki Kıbrıslı Türkleri
silahsız bıraktılar. Bugün kaybedilmiş bir davayı
yeniden oluşturup kazanmaya çalışıyoruz. Kolay bir iş
değil yaptığımız çünkü kaybedilmiştir.
Kıbrıs artık AB üyesi ve onu Kıbrıs Rum hükümeti
temsil ediyor. Buna karşı mücadele uzun soluklu mücadele olacak.
Adım adım anlata anlata gideceğiz. Değişik siyasi
çevre ve aydınlardan değişik yorumlar çıkacaktır; bu
demokrasinin bir gereğidir. Ancak bize halkımızın
verdiği görev haklarını en iyi şekilde koruyacak bir
anlaşmaya Kıbrıs Türkünü taşımaktır. Bunun için
de bir günde başarı elde etmek mümkün değildir. Çünkü bizden
öncekiler mücadeleyi kaybetti
ABIN
KARAR VERMESİ
ABın
bundan sonraki tutumu konusundaki bir soru üzerine, Kıbrıs Türkünün
bu aşamada üzerine düşeni yaptığını, gerekli
esnekliği gösterdiğini ve ikna edici olduklarını da
zannettiğini belirten Mehmet Ali Talat, bundan sonra ABın,
Kıbrıs Türküne verdiği sözleri tutacak mı yoksa
bunları Rum tarafının insafına mı terk edeceğine
karar vermek durumunda olduğunu söyledi.
Tutum
takınıp adım atması gerekenin bu aşamada AB
olduğunu vurgulayan
Talat,
Avrupalı anlayışına sahip bir Kıbrıs Türk
yönetimi ile ABa girmesine rağmen Avrupalı olamayan Rum yönetimine
karşı davranışını ABın yeniden
değerlendireceğini, ancak bunun zaman içinde olacağını
belirtti.
ABın
tutumu konusunda kendisine bir duyum ulaşmadığını,
Mali Yardım ve Doğrudan Ticaret tüzüklerinin birlikte geçirilmesi
konusundaki ısrarı da sürdürdüklerini kaydeden Talat, Şu ana
kadar bizim esas olarak izolasyonların tümünün kaldırılması
mücadelemize cevap olacak bir adım atılmış değil
şeklinde konuştu.
Talat,
esas Kıbrıs sorununun çözümünün BM şemsiyesi altında
olacağını da ifade etti.
ESNEKLİK
GÖSTERİLEN KONULAR
Brükselde
hangi konularda esneklik gösterildiği konusundaki bir soru üzerine de
Cumhurbaşkanı Talat, görüşmede Rum tarafının
endişelerinin yersiz olduğunu vurguladıklarını
söyledi.
Maraşın
verilmesi konusu bizim gündemimizde yok diyen Cumhurbaşkanı Talat,
Maraşın verilmesinin bütünlüklü çözümün parçası olduğunu
kaydetti.
Maraşın
konu olacağı bir al-verin BM çatısı altında ve bütünlüklü çözüm çerçevesinde
olacağını vurgulayan Talat, çözüm olmadan Maraş konusunda
birşey olabileceğini ancak onun
karşılığının da Maraş kadar olması
gerektiğini, bunun ne olduğunun sorulması halinde ise bunun
değerlendirilebileceğini ifade etti.Talat, bunların AB
çatısı ile ilgili olmadığını ancak BM
çatısında olabilecek şeyler olduğunu da belirtti.
RUM
ORİJİNLİ MALLAR VE MORATORYUM
Rum
tarafının ısrarla üzerinde durduğu bir başka konunun
da kuzeydeki Rum orijinli mallara moratoryum olduğunu kaydeden Talat,
şöyle konuştu:
Kıbrısın
kuzeyinde nüfus oranıyla mal sahipliği olduğunu düşünürsek,
Kuzeydeki mallar yüzde 70-80 Rum malıysa, yüzde 20-25 ile kalkınma
olmaz. O yüzden moratoryum bizim için sözkonusu olmaz. Üstelik çok büyük bir
abartı var. Rum malları üzerinde sanki çok çok büyük geri dönülmez,
gün gele çözüm olduğunda Rum sahiplerine verecek hiç mal kalmayacakmış
gibi havalar yaratmak doğru değil. Hızlanmış bir
inşaat sektörü olduğu doğru ama hiç Rum malı kalmıyor
gibi bir mantık dışı iddiada bulunulmamalı. Biz Rum
tarafına böyle bir moratoryumun olamayacağını ancak bunu
masa başına oturup görüşerek değişik alternatifli
değerlendirmeler yapabileceğimizi, çevre planlamaları
yapabileceğimizi, bunu tek taraflı yapma niyetinde olduğumuzu,
bunun çevremize, doğamıza ve ülkemize saygımızın
gereği olduğunu anlattık. Sonuçta gerekli esnekliği de
gösterdik.
Yeni
bir görüşme olup olmayacağı konusundaki soru üzerine de
Cumhurbaşkanı Talat, bunun söz konusu olmadığını,
Lüksemburgun dönem başkanlığının da sona ermekte
olduğunu ve dönem başkanlığını İngilterenin
alacağını söyledi.
GERÇEK
ANLAMDA DOĞRUDAN TİCARET
Türk
tarafı olarak gerçek anlamda doğrudan ticaret istendiğini de
vurgulayan Cumhurbaşkanı Talat, Gazimağusa Limanında
sadece ABa ticaret yapılabilecek küçük bir ünite kurarak bu işi
çözmenin kendilerini tatmin etmeyeceğini belirtti.
Cumhurbaşkanı
Talat, Bizim hedefimiz, limanlarımızın ithalat ve ihracat
olarak doğrudan ticarette kullanılabilmesi. Bugün
kullanılıyor ama Rum tarafı bu limanları kapalı liman
ilan ettiği için çeşitli zorluklarla buralara ulaşım
yapılabiliyor. Örnek olarak Ercana direk uçuş yapılamıyor
. Bizim öngörümüz doğrudan ticaretle limanlarımızın
yasaklı olmaktan çıkarılmasıydı. Bu konudaki
ısrarımızı da sürdürüyoruzdedi.
HALKIN SESI 19/06/05
Gül: Türkiye, Annanın çözüm
çabalarını destekleyecek
TC Dışişleri Bakanı ve Başbakan
Yardımcısı Abdullah Gül, Türkiye Cumhuriyetinin BM Genel
Sekreteri Kofi Annanın Kıbrısta çözüm çabalarını
destekleyeceğini açıkladı.
Gül, Uluslararası camianın Kıbrıs
Türklerine verilen sözlerin tutulmasında yetersiz
kalındığını belirtti.
Gül, Belçikada yayımlanan Anadolu dergisinin,
İngilizce ve Fransızca özel sayısındaki demecinde Türk
dış politikasının temel çizgilerini anlattı.
Dışişleri
Bakanı Gül, Kıbrıs sorununa ilişkin soruları
yanıtlarken şunları söyledi:
Türkiye, tüm
uluslararası camiaya, Kıbrıs sorununun BM çerçevesinde çözümü
için her türlü çabayı göstereceğini taahhüt etmişti. Bugün,
Türkiye ve Kıbrıs Türk tarafı bu taahhüdün gereğini
fazlasıyla yapmış durumdadır. Rum tarafının ise
çözümü reddetmesi, başta AB olmak üzere herkesi hayal
kırıklığına uğratmıştır.
Referandumların ardından ABnin de dahil
olduğu uluslararası camia, Kıbrıslı Türklere uygulanan
haksız ambargo ve kısıtlamaların
kaldırılması yönünde verdikleri sözleri tutmakta yetersiz kalmıştır. AB, Kıbrıs Türklerine
doğrudan ticaret imkanı verecek ve aynı zamanda mali
yardımda bulunacak tüzükleri, Güney Kıbrıs Rum Yönetiminin
karşı çıkması nedeniyle yürürlüğe
koyamamıştır. Biz ABli muhataplarımızla
yaptığımız görüşmelerde bu durumun Kıbrıs
Türklerinde ve Türkiyede hayal kırıklığına neden
olduğuna ve halkı çözüm çabalarından
uzaklaştırdığına dikkat çekmekteyiz.
Muhataplarımıza her fırsatta dile
getirdiğimiz bir husus, Rum tarafını makul bir çözüme
yönlendirecek tek hususun Kıbrıs Türklerine uygulanan izolasyon ve
ambargolara son verilmesi ve Kıbrıslı Türklerin ekonomik olarak
gelişmesine izin verilmesi olduğudur.
Türkiye, Kıbrıs sorununa çözüm getirilmesi için
olumlu yaklaşımını sürdürecektir. Bu konuda BM Genel
Sekreterinin çabalarını destekliyoruz ve kendisiyle
işbirliğini sürdüreceğiz. Tabiatıyla Türk tarafının
çıkarlarından vazgeçmemiz de beklenmemelidir. (AA)
YENIDUZEN 17/06/2005
AB karar vermeli!
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat, Brükselde Kıbrıs Türk ve Rum heyetleri arasında
yapılan çalışmanın, Rum tarafının olumsuz
tavrı nedeniyle önceki gün sonuç alınamadan
tamamlandığını belirtti.
Türk tarafının tüm
esnekliğine rağmen Rumların, Doğrudan Ticareti, KKTCnin
tanınmasına yol açacağı
gerekçesiyle izin vermemesi nedeniyle görüşmenin sonuçsuz kaldığını
ifade eden Cumhurbaşkanı Talat, bu noktadan sonra ABın
Kıbrıs Türklerine verdiği sözü tutup tutmayacağı
konusunda tekrar değerlendirme yapması gerektiğini söyledi.
Talat, Biz Kıbrıs Türk
toplumu ile Rum toplumunun çıkarlarının
çatıştığına inanmıyoruz.
Çıkarlarımız ortak ve bu ortak çıkarları elde etmenin
yolu da çözümdür dedi.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat dün sabah Restorantçılar Birliğini kabulü sırasında
Brüksel temaslarıyla ilgili olarak basın mensuplarının
sorularını yanıtladı.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat, Brükseldeki çalışmanın önceki gün sonuç alınmadan
sona erdiğini, bunun nedeninin de Rum tarafının ısrarla
doğrudan ticareti Kıbrıs Türküne vermemesi olduğunu
vurguladı.
Doğrudan ticaretin KKTCnin
tanınması yolunu açacağı inancıyla Rum
tarafının anlamsız ısrarını devam
ettirdiğini kaydeden Talat, Brükselde geçtiğimiz hafta ve bu hafta
yapılan toplantılar Kıbrıs Türklerinin ilk defa
bulundukları bir Avrupa Birliği platformudur. İlk kez biz
Kıbrıslı Türkler bir AB platformunda Rum tarafıyla
karşı karşıya oturup sorunları
tartıştık dedi.
Toplantının konusunun
mali yardım ve Doğrudan Ticaret Tüzüklerinin hayata geçirilmesi
olduğunu ifade eden Mehmet Ali Talat, Kıbrıs Türkünün
gösterdiği tüm esnekliğe ve uzlaşma çabasına rağmen Rum
tarafının tavrı nedeniyle görüşmede sonuca
ulaşılmadığını belirtti.
ABnin değerelendirme
yapması lazım
Artık ABın yeni bir
değerlendirme yapması lazım diyen Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, AB, bizi Avrupalı gibi davranmayan ve
limanlarımızı kullanaraka ticaret yapmaktan yoksun
bırakmakta ısrar eden Rum Yönetiminin tamamen kararına
bırakacak mı? Kuzey Kıbrısla ilgili tüm
adımlarını Güney Kıbrısın onayına tabi
tutacak mı, tutmayacak mı? Buna karar vermesi gerekiyor dedi.
ABın 26 Nisan 2004de karar
verip ilan ettiği izolasyonlardan Kıbrıslı Türkleri kurtarıp
kurtarmayacağını değerlendirmesi gerektiğini kaydeden
Talat, Verdiği sözü tutacak mı tutmayacak mı karar vermeli
şeklinde konuştu.
Rum tarafına birşey
vermek...
Kıbrıs Türk tarafı
olarak beklenenin ötesinde esneklik gösterildiğini vurgulayan Mehmet Ali
Talat, Kıbrıs Türk tarafının izolasyonlardan
kurtulmayı, Rum tarafının bir takım taleplerini yerine
getirmeye bağlı olarak düşünmediğini ve verilen sözün de bu
olmadığını belirtti.
Biz birşey vereceğiz Rum tarafına da onlar da Mali
Yardım ve Doğrudan Ticarete izin verecek böyle bir pazarlık hiç
yapılmadı diyen Talat, doğrudan ABın Kıbrıs
Türküne Mali Yardım ve doğrudan ticaret için söz verdiğini
söyledi.
Mehmet Ali Talat, Bunun için Rum
tarafına birşey verin diye bir yaklaşım hiç ortaya konmadı.
Ancak ne yazık ki şu anda bu konular
tartışılıyor. Gösterdiğimiz bütün esnekliğe
rağmen de doğrudan ticareti bize vermemek için bu görüşmeleri
tıkanmaya mahkum edebildi Rum tarafı...Görüşme süreci sonuç
alınmadan bitti. Çökmüştür demek istemiyorum. Ama bitti. En
azından Lüksemburg Dönem başkanlığı
bakımından bitmiştir dedi.
Mülkiyet konusu...
Rum tarafının Rum
mallarının turistlere satılmaması isteminin
hatırlatılması üzerine de Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat, Kıbrıs Türk tarafı olarak Mülkiyet sorununun ancak
Kıbrıs sorununun çözümü ile tamamlanacağını
söylediklerini ve bunu BM Genel Sekreterinin de ifade ettiğini kaydetti.
Rum tarafının, kendi
isteğinin çözüm olmadan yapılması için doğrudan ticarete
engel koymaması gerektiğini belirten Talat, Rum tarafının
mülkiyet sorununu çözmek istemesi halinde BM Genel sekreterinin taleplerini
karşılaması gerektiğini böylece müzakerelerin
başlayabileceğini vurguladı.
Bu hepimizin çıkarınadır diyen Talat, Biz
Kıbrıs Türk toplumu ile Rum toplumunun çıkarlarının
çatıştığına inanmıyoruz.
Çıkarlarımız ortak ve bu ortak çıkarları elde etmenin
yolu da çözümdür dedi.
Papadopulos yönetiminin ise
çözümle pek ilgilenmediğini ifade eden Mehmet Ali Talat, Papadopulosun
kendi hedeflerine ulaşmaya çalıştığını
söyledi.
TCye Büyükelçilik
Kıbrıs Rum Yönetiminin
Ankaraya büyükelçilik açma istemiyle ilgili bir soru üzerine de Mehmet ali
Talat, buna Türkiye Cumhuriyetinin gerekli cevabı verdiğini
kaydetti.
Bunun muhatabının TC
olduğunu ve onun da cevabını verdiğini anlatan Talat,
Kıbrıs sorunu çözülmeden Rum tarafının Türkiyede
büyükelçilik açmasının sözkonusu olamayacağını
söyledi.
Talat, Türkiyenin Rum
tarafını yasal ve meşru hükümet olarak kabul etmediğine de
dikkat çekti.
Talepler orantısız
Maraş konusundaki bir soru
üzerine de Mahmet Ali Talat şöyle konuştu:
Rumların önerilerini tartışmayalım. Biz
Brükselde gerekli esnekliği gösterdik somut oneriler de yaptık.
Somut önerilerimiz değerlendirilme ve detaylandırılma süreçleri
yaşayacaktır. Bu önerilerin gelecekte değerlendirilmesi ve
tartışılması söz konusudur. Bu yüzden ayrıntıya
girmek istemiyorum. Sonuç şudur; Brüksel temasları, görüşmeleri,
-adına nederseniz deyin- gizli veya açık, bu görüşmeler sonuç
almadan bitti. Bunun nedeni de Rum tarafının bizim doğrudan
ticaretimiz ve limanlarımızı kullanmamıza karşı
çıkmasıdır..Rum tarafının birçok önerisi var.
Doğrudan ticaret için bize maraşı
verin diyorlar. Bunlar
orantılı talepler değil..Müzakere konusu olmuş da
değil. (TAK)
YENIDUZEN 17/06/2005
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat: Kaybedilmiş bir davayı yeniden oluşturup
kazanmaya çalışıyoruz
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, yeni Kıbrıs politikası ve Brüksel'de
yapılan görüşmeler hakkında açıklamalarda bulundu:
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat: Kaybedilmiş bir davayı yeniden oluşturup
kazanmaya çalışıyoruz
MÜZADELEMİZ
UZUN SOLUKLU OLACAK...Yeni mücadelenin uzun soluklu olacağını,
adım adım ve küçücük küçücük başarılar elde edile edile
gidileceğini ifade eden Mehmet Ali Talat, "Birden bire büyük bir
zafer bekleyemeyiz. Büyük bir zafer ancak bütünlüklü bir çözüm ile olur.
Bütünlüklü çözümü Kıbrıs Türk halkının
çıkarlarını koruyacak şekilde gündeme getirebilmek için
atılan küçük ama önemli adımları planlıyoruz" dedi
YENİ
POLİTİKAMIZ..."İlk kez bir AB platformunda
Kıbrıslı Türkler ve Rumlar karşı karşıya
oturdu. Bu tarihte ilktir" diyen Cumhurbaşkanı Talat, "Yeni
politikamız; Biz her zaman müzakereye hazırız. Müzakere ederken
de bir tek şartımız var: Otururken ve kalkarken bir
anlaşmaya varılmazsa hiçbir şey kaybetmeyeceğiz, otururken
de eşit olacağız. Bunun dışında
şartımız yok. Her zaman için masaya oturmaya
hazırız" diye konuştu
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, kaybedilmiş bir davayı yeniden oluşturup
kazanmaya çalıştıklarını söyledi.
Yeni
mücadelenin uzun soluklu olacağını, adım adım ve
küçücük küçücük başarılar elde edile edile gidileceğini ifade
eden Mehmet Ali Talat, "Birden bire büyük bir zafer bekleyemeyiz. Büyük
bir zafer ancak bütünlüklü bir çözüm ile olur. Bütünlüklü çözümü
Kıbrıs Türk halkının çıkarlarını koruyacak
şekilde gündeme getirebilmek için atılan küçük ama önemli
adımları planlıyoruz" dedi.
Yeni
Kıbrıs politikasının atak olacağını da
kaydeden Cumhurbaşkanı Talat, "Biz her zaman müzakereye
hazırız. Müzakere ederken de bir tek şartımız var.
Otururken ve kalkarken bir anlaşmaya varılmazsa hiçbir şey
kaybetmeyeceğiz; otururken de eşit olacağız"
şeklinde konuştu.
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat dün sabah TAK muhabirine yeni Kıbrıs politikası
ve Brüksel'de gerçekleşen görüşmeler hakkında açıklamalarda
bulundu.
Türk
tarafının Brüksel'de gerekli esnekliği gösterdiğini,
artık tutum takınıp adım atması gerekenin AB
olduğunu belirten Cumhurbaşkanı Talat, "Şu ana kadar
izolasyonların tümünün kaldırılması mücadelemize cevap
olacak bir adım atılmış değil" dedi.
Müzakerelerde
Kıbrıs Türk halkının kendilerine emanet ettiği
hakları koruma görevini hakkıyla yerine getirmeye kararlı
olduklarına dikkat çeken Cumhurbaşkanı Talat, herhangi bir
şekilde oyuna gelerek veya kazaya uğrayarak Kıbrıs Türk
halkının haklarını ve çıkarlarını masada
bırakmayacaklarını da vurguladı.
Görüşmelerin
organizasyonu
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, Brüksel'de basının önünde olmamakla birlikte kesin
bir gizlilik içermeyen bir dizi görüşme
yapıldığını belirtti.
Bu
görüşmelerin AB dönem başkanlığı tarafından
organize edildiğini kaydeden Cumhurbaşkanı Talat,
toplantının amacının ise iki tarafın üzerinde
ısrarla durduğu AB'ye yönelik taleplerinin harmanlamak olduğunu
ifade etti.
AB
Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Komiseri Olli Rehn ve Dönem
Başkanı Lüksemburg'un Avrupa Bakanı Nicolas Schimith'in
toplantıların organizasyonu için ağırlık
koyduğunu, başlangıç hazırlıklarını ise
Lüksemburg'un Kıbrıs'a da akredite Atina Büyükelçisi'nin
gerçekleştirdiğini anlatan Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat,
şöyle devam etti:
"Bu benim
başbakanlığım döneminden beri devam eden bir süreç. Ancak
Olli Rehn ile Nicolas Schimith son Kıbrıs ziyaretlerinin hemen
arkasından devreye girdiler. Bu görüşmelerin çeşitli
safhaları oldu. Bu safhalarda değişik görüşler ortaya
konuldu ve bu görüşlerden kendilerine göre bir paket
hazırladılar. Bu paket 26 Nisan 2004'de AB'ın bize söz
verdiği mali yardım ve izolasyonların
kaldırılması düzenlemeleri, sonradan komisyon tarafından
Mali Yardım ve Doğrudan Ticaret Tüzüğü adı altında iki
ayrı tüzük hazırlandı. Bu konu gündemde duruyordu. Bunun
dışında Rum tarafının ben bu pazarlıktan ne elde
edebilirim uğraşıyla ortaya koyduğu diğer öneriler
tartışıldı."
Tarafların
talepleri
Rumların,
kuzeydeki Rum mallarına moratoryum konulması ve Maraş'ın
belli bir takvim içinde iade edilmesinden başlayarak, fizibilite
çalışması yapılmasına kadar değişen öneriler
sunduğunu vurgulayan Mehmet Ali Talat, "Biz Türk tarafı olarak
Mali Yardım ve Doğrudan Ticaret tüzüklerinin birlikte olması
gerektiğini ve bunlara karşılık da Rumlara birşey
vermemizin söz konusu olmadığını ortaya koyduk" dedi.
AB'nin 26
Nisan'da Kıbrıs Türk tarafına söz verirken
karşılığında Rum tarafına birşey
verileceğini belirtmediğini ifade eden Talat, sadece Doğrudan
Ticaret Tüzüğü'nün de izolasyonları kaldırmadığını
kaydetti.
Kıbrıs
Türk tarafı olarak izolasyonların kalkmasından
kastının her türlü izolasyon olduğunu belirten Talat, ekonomik
izolasyona da razı olunduğunu ancak tüzüğün bunu da
içermediğini ve Türk tarafı olarak kapsamının dar
olduğunun düşünüldüğünü söyledi.
Talat, Rum
tarafının taleplerinin kabul edilmediğini ancak AB'nin
bunların değerlendirilmesini istediğini vurguladı.
Yeni politika
"İlk
kez bir AB platformunda Kıbrıslı Türkler ve Rumlar
karşı karşıya oturdu. Bu tarihte ilktir" diyen Cumhurbaşkanı
Talat, bunun son derece önemli ve yeni politikayı bir anlamda
tanımlayan bir gelişme olduğunu belirtti.
Cumhurbaşkanı
Talat, "Yeni politikamız; Biz her zaman müzakereye hazırız.
Müzakere ederken de bir tek şartımız var: Otururken ve kalkarken
bir anlaşmaya varılmazsa hiçbir şey kaybetmeyeceğiz,
otururken de eşit olacağız. Bunun dışında
şartımız yok. Her zaman için masaya oturmaya
hazırız" dedi.
Toplantının
Lüksemburg'un Brüksel'deki daimi temsilciliğinde
yapıldığını ve toplantıya kişilerin davet
edildiğini, eşitlik olduğunu kaydeden Cumhurbaşkanı
Talat, toplantıdan kalkınca tarafların birşey
kaybetmediğini ancak aslında Kıbrıs Türk
tarafının birşey kazandığını ifade etti.
Toplantıda
kazanılan
"Eski;
görüşmeme, masaya oturmama ve masadan kaçma politikasının
değiştiğini kanıtladık. Artık masadan kaçan taraf
biz değiliz" diyen Talat, toplantıda esnek olunabileceğini
de kanıtladıklarını ve çok iyi çalışıldığını
kaydetti.
Toplantıya
Kıbrıs Türk tarafının Cumhurbaşkanlığı
Müsteşarı Raşit Pertev başkanlığındaki
heyetle katıldığını ve müzakere sürecinin çok güzel
götürüldüğünü vurgulayan Cumhurbaşkanı Talat,
"Kıbrıs Türk tarafı olarak esneyebileceğimizi AB'ye
kanıtladık. Masadan kalkarken de suçlanmadık. Anlaşmaya
uzlaşmaya hazır olduğumuzu tescil ettirdik. Bu önemli bir
adımdı" dedi.
"Müzakerelerde
kazaya uğramayız"
"Toplantıda
güçlüydük. Çünkü elde etmeye çalıştıklarımız
halkımızın haklarıydı" diyen Mehmet Ali Talat,
"Bir şey iyi bilinmeli; müzakerelerde Kıbrıs Türk
halkının bize emanet ettiği haklarını koruma görevini
hakkıyla yerine getirmeye kararlıyız. Herhangi bir şekilde
oyuna gelerek veya kazaya uğrayarak Kıbrıs Türk
halkının haklarını ve çıkarlarını masada
bırakmayız...Mücadele adım adım yürütülecek"
şeklinde konuştu.
Kaybedilmiş
dava
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat şöyle devam etti:
"Maalesef
bizden önceki yönetimler Kıbrıs Türk halkının
haklarını bozuk para gibi harcadılar. Maalesef diyorum çünkü
bugün onların yarattığı kötü ortamın
zorluklarını yaşıyoruz. Eğer bugün Kıbrıs
Cumhuriyeti adına Kıbrıs Rum tarafı AB'deyse ve onun
kurumlarını bize karşı kullanabiliyorsa bunun sorumlusu
sanıyorum ki eski yönetimdir. Kopenhag zirvesi öncesinde
anlaşmanın mutlaka yapılması gerektiğini kavrayamayan
eski yöneticiler ne yazık ki Kıbrıslı Türkleri
silahsız bıraktılar. Bugün kaybedilmiş bir davayı
yeniden oluşturup kazanmaya çalışıyoruz. Kolay bir iş
değil yaptığımız çünkü kaybedilmiştir.
Kıbrıs artık AB üyesi ve onu Kıbrıs Rum hükümeti
temsil ediyor. Buna karşı mücadele uzun soluklu mücadele olacak.
Adım adım anlata anlata gideceğiz. Küçücük küçücük
başarılar elde ede ede gideceğiz. Birden bire büyük bir zafer
bekleyemeyiz. Büyük bir zafer ancak bütünlüklü bir çözüm ile olur. Bütünlüklü
çözümü Kıbrıs Türk halkının çıkarlarını
koruyacak şekilde gündeme getirebilmek için atılan küçük ama önemli
adımları planlıyoruz...Hiç kimse Kıbrıs Türk
tarafının dünyaya küserek, dünyayla kavga ederek, meydan okuyarak
içine kapanmasını beklemesin. Biz içimize kapanmayacağız.
Biz sürekli atak olacağız. Hem AB hem de dünya platformunda sesimizi
duyuracağız. Bu bir politika değişikliğidir. Bunu
herkes anlamalı ve kavramalı. Değişik siyasi çevre ve
aydınlardan değişik yorumlar çıkacaktır; bu
demokrasinin bir gereğidir. Ancak bize halkımızın
verdiği görev haklarını en iyi şekilde koruyacak bir
anlaşmaya Kıbrıs Türkü'nü taşımaktır. Bunun için
de bir günde başarı elde etmek mümkün değildir. Çünkü bizden
öncekiler mücadeleyi kaybetti "
AB'nin karar
vermesi
AB'nin bundan
sonraki tutumu konusundaki bir soru üzerine, Kıbrıs Türkü'nün bu
aşamada üzerine düşeni yaptığını, gerekli
esnekliği gösterdiğini ve ikna edici olduklarını da
zannettiğini belirten Mehmet Ali Talat, bundan sonra AB'nin,
Kıbrıs Türkü'ne verdiği sözleri tutacak mı yoksa
bunları Rum tarafının insafına mı terk edeceğine
karar vermek durumunda olduğunu söyledi.
Tutum
takınıp adım atması gerekenin bu aşamada AB
olduğunu vurgulayan Cumhurbaşkanı Talat, Avrupalı olan ve
olmayan toplumlara nasıl davranacağına AB'nin karar
vereceğini ifade etti.
Talat,
Avrupalı anlayışına sahip bir Kıbrıs Türk
yönetimi ile AB'ye girmesine rağmen Avrupalı olamayan Rum yönetimine
karşı davranışını AB'nin yeniden
değerlendireceğini, ancak bunun zaman içinde olacağını
belirtti.
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, "AB'nin bizden beklediği bir şey olduğunu
sanmıyorum. Biz AB'dan bir şeyler bekliyoruz" dedi.
AB'nin tutumu
konusunda kendisine bir duyum ulaşmadığını, Mali
Yardım ve Doğrudan Ticaret tüzüklerinin birlikte geçirilmesi
konusundaki ısrarı da sürdürdüklerini kaydeden Talat, "Şu
ana kadar bizim esas olarak izolasyonların tümünün
kaldırılması mücadelemize cevap olacak bir adım
atılmış değil" şeklinde konuştu.
Talat, esas
Kıbrıs sorununun çözümünün BM şemsiyesi altında
olacağını da ifade etti.
Esneklik
gösterilen konular
Brüksel'de
hangi konularda esneklik gösterildiği konusundaki bir soru üzerine de
Cumhurbaşkanı Talat, görüşmede Rum tarafının
endişelerinin yersiz olduğunu vurguladıklarını
söyledi.
"Maraş'ın
verilmesi konusu bizim gündemimizde yok" diyen Cumhurbaşkanı
Talat, Maraş'ın verilmesinin bütünlüklü çözümün parçası
olduğunu kaydetti.
Maraş'ın
konu olacağı bir al-verin BM çatısı altında ve
bütünlüklü çözüm çerçevesinde olacağını vurgulayan Talat, çözüm
olmadan Maraş konusunda bir şey olabileceğini ancak onun
karşılığının da Maraş kadar olması
gerektiğini, bunun ne olduğunun sorulması halinde ise bunun
değerlendirilebileceğini ifade etti.
Talat,
bunların AB çatısı ile ilgili olmadığını
ancak BM çatısında olabilecek şeyler olduğunu da belirtti.
Rum orijinli
mallar ve moratoryum
Rum
tarafının ısrarla üzerinde durduğu bir başka konunun
da kuzeydeki Rum orijinli mallara moratoryum olduğunu kaydeden Talat,
şöyle konuştu:
"Kıbrıs'ın
kuzeyinde nüfus oranıyla mal sahipliği olduğunu düşünürsek,
kuzeydeki mallar yüzde 70-80 Rum malıysa, yüzde 20-25 ile kalkınma olmaz.
O yüzden moratoryum bizim için söz konusu olmaz. Üstelik çok büyük bir
abartı var. Rum malları üzerinde sanki çok çok büyük geri dönülmez,
gün gele çözüm olduğunda Rum sahiplerine verecek hiç mal
kalmayacakmış gibi havalar yaratmak doğru değil.
Hızlanmış bir inşaat sektörü olduğu doğru ama hiç
Rum malı kalmıyor gibi bir mantık dışı iddiada
bulunulmamalı. Biz Rum tarafına böyle bir moratoryumun
olamayacağını ancak bunu masa başına oturup
görüşerek değişik alternatifli değerlendirmeler
yapabileceğimizi, çevre planlamaları yapabileceğimizi, bunu tek
taraflı yapma niyetinde olduğumuzu, bunun çevremize,
doğamıza ve ülkemize saygımızın gereği
olduğunu anlattık. Bunları masa başında görüştük.
Bunların bin bir yolu, bileşeni ve unsuru var. Kestirip atmak,
'hayır' diyerek atmak yerine bunu nasıl ele alınabileceği
ile ilgili değişik önerilerde bulunmak daha iyi diye düşündük ve
öyle yaptık. Sonuçta gerekli esnekliği de gösterdik."
Yeni bir
görüşme olup olmayacağı konusundaki soru üzerine de
Cumhurbaşkanı Talat, bunun söz konusu olmadığını,
Lüksemburg'un dönem başkanlığının da sona ermekte
olduğunu ve dönem başkanlığını İngiltere'nin
alacağını söyledi.
Gerçek anlamda
doğrudan ticaret
Türk
tarafı olarak gerçek anlamda doğrudan ticaret istendiğini de
vurgulayan Cumhurbaşkanı Talat, Gazimağusa Limanı'nda
sadece AB'ye ticaret yapılabilecek küçük bir ünite kurarak bu işi
çözmenin kendilerini tatmin etmeyeceğini belirtti.
Cumhurbaşkanı
Talat, "Bizim hedefimiz, limanlarımızın ithalat ve ihracat
olarak doğrudan ticarette kullanılabilmesi. Bugün
kullanılıyor ama Rum tarafı bu limanları kapalı liman
ilan ettiği için çeşitli zorluklarla buralara ulaşım
yapılabiliyor. Örnek olarak Ercan'a direk uçuş yapılamıyor
. Bizim öngörümüz doğrudan ticaretle limanlarımızın
yasaklı olmaktan çıkarılmasıydı. Bu konudaki
ısrarımızı da sürdürüyoruz"dedi.
ABAD
kararı
Bir soru
üzerine ABAD kararırın farklı olduğunu belirten Mehmet Ali
Talat, ABAD'ın gıda ürünlerinden sağlık sertifikası ve
diğer ürünlerde de üçüncü ülkelerden geliyor gibi gümrük alınmasını
öngördüğünü ve bunun bir mahkeme kararı olduğunu söyledi.
"Bu
mahkeme kararı o günün koşullarına göre alındı"
diyen Talat, bugün Kıbrıs AB'ye girdiğini ve Yeşil Hat
Tüzüğü olduğunu ve ABAD'ın özüne bunların da
aykırı olduğunu kaydetti.
Talat, "Bu
demektir ki, ABAD'ın o günkü kararının koşulları
ortadan kalktı. Dolayısıyla yeni bir yasal düzenleme
yapılacaktı. Bu Doğrudan Ticaret Tüzüğü oydu. Yeşil
Hat Tüzüğü de odur. Bunlarla ABAD kararı değişmiş
olacak. Yeni yasal bir zemin" dedi.
KIBRIS 19/06/05
Brüksel görüşmeleri
güneyi karıştırdı
Rum
basını, Brüksel'de Türk ve Rum heyetleri arasında yapılan
"gizli" görüşmelerin güneyi
karıştırdığına yönelik haberler
yayımladı.
Rum ana
muhalefet partisi DİSİ'nin, Rum Yönetimi Başkanı Tasos
Papadopulos'un; KKTC'ye direkt ticaret konusunu; Maraş'ın
açılması, KKTC'deki eski Rum mallarının
kullanılmasına son verilmesi veya Türkiye-AB Gümrük Birliği
protokolünün uygulamaya sokulması gibi diğer konularla birleştirecek
şekilde Brüksel'deki gizli görüşme masasına oturmayı kabul
etmesini "ciddi bir sapma" olarak nitelediği yazıldı.
Dünkü Rum gazeteleri, Brüksel'deki "gizli" görüşmelerin Rum
iktidar ve muhalefet kanatları arasında kavga nedeni olduğuna
ilişkin haberler yayınladı.
Alithia
Gazetesi, "DİSİ 'Direkt Ticaretin Diğer Konularla
Bağlı Olarak Görüşülmesinin' Hükümetin Ciddi Sapması
Olduğu Uyarısında Bulundu - Ancak İktidardakiler,
DİSİ'nin Söylediklerini Anlamazlıktan Geliyorlar"
başlık ve spotlarıyla aktardığı haberinde,
DİSİ Basın Sözcüsü Tasos Mitsopulos'un önceki gün basın
toplantısı düzenleyerek Rum yönetimini muhalefete bilgi vermemekle
suçlayarak DİSİ'nin; Kıbrıs sorunuyla ilgili haberleri Rum,
Yunan ve yabancı basından öğrendiğini söylediğini yazdı.
Gazeteye göre
Mitsopulos; KKTC'yle direkt ticaret konusu üzerinde durarak; şunları
söyledi:
"Direkt
ticaret, tartışma kaldırmaz bir meseledir. Müzakere
masasına konulamaz ve Kıbrıs Rum malı gasplarının
dondurulmasını sağlayabilmek için direkt ticareti
bağlantılı olarak görüşemeyiz. Burada bir faul
olduğunu, soru işaretleri yaratan bir sapma olduğunu
düşünüyoruz. DİSİ; Kıbrıs Türk tarafı ve Türkiye
tarafından dayatılan ve arkasında tanınma maksatları
bulunan, esasen sahte devletin de jure tanınmasıyla aynı anlama
gelen bu talebi görüşmeyi kabul etmiyor.
Kıbrıs
Rum tarafının Kıbrıs Rum mallarının
kullanılmasının dondurulması, kapalı
Maraş'ın açılması ve Mağusa limanının
müştereken işletilmesi gibi zorunlu ve gerekli talepleri;
Kıbrıs Cumhuriyeti'nin elinde çok güçlü silahı bulunduğu 17
Aralık AB zirvesi sırasında ortaya konulmalıydı. Zaman
kaydırmasıyla, direkt ticaret tüzüğüyle birlikte masaya
koymamalıydık. "
Habere göre
Mitsopulos AKEL Basın Sözcüsü Andros Kiprianu'nun; DİSİ'nin, 17
Aralık zirvesi sırasında talep ettikleri ve şu andaki
taleplerinin birbiriyle tutarsız olduğundan söz ettiği önceki
günkü açıklamasını da yorumladı. Mitsopulos
DİSİ'nin tezlerinin net olduğunu, değişmez tezinin;
Rum Ulusal Konseyi'nin, Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis'in de
katıldığı toplantısında sunduğu ve "Rum
tarafının yalnız 17 Aralık zirvesine değil, Türkiye'ye
beraat sağlanmasına rıza gösterdiği Avrupa Konseyi'nin
önceki toplantılarına da somut bir talep gündemiyle gitmesi
gerektiği" şeklinde olduğunu söyledi.
Kiprianu'nun;
"Her ne olursa olsun DİSİ, hükümeti suçlayacak bir şey
bulur" şeklindeki sözlerini de yorumlayan Tasos Mitsopulos; "Her
ne olursa olsun AKEL, DİSİ'nin muhalefet, eleştiride bulunma ve
iktidarı denetleme rolünü reddedecek. AKEL kendini kralların
kralı hissediyor" dedi.
Papadopulos'un
direkt ticaret
yorumu
Gazete Rum
Yönetimi Başkanı Tasos Papadulos'un da DİSİ'nin tepkisini
yorumlamaya davet edildiğini ve şunları söylediğini
yazdı:
"Açıklamasında ne bütünlük, ne mantık
ne de tutarlılık görüyorum. Hükümet; direkt ticarete daha
başından itiraz etti ancak bu, konunun
tartışılmaması gerektiği anlamına gelmez.
Lüksemburg dönem başkanlığı, direkt ticaretin; Maraş,
Kıbrıs Rum mallarının işgal rejimince gasp edilmesi ve
Türkiye-AB Gümrük Birliği Protokolünün uygulanmasına ilişkin
diğer konulara ilişkin bir paketle bağlantılı olarak;
özde Yeşil Hat üzerinden ihraç edilen ürünler olmak kaydıyla,
yalnızca Mağusa Limanı'ndan ihracat yapılması
anlamına geldiğini söyledi. Hükümet bunu, mevzu bahis konuyla ilgisiz
görüyor."
Habere göre Rum Sözcü Kipros Hrisostomidis de
DİSİ'nin, muhalefet uygulamak için sudan bahaneler
aradığını söyledi ve "Sorunların çözüm
olanaklarının araştırılmasına istek
gösterdiğimizde protesto ediyor. Görüşmediğimizde; hükümeti uzlaşmazlıkla
suçluyor. Ne istediğine karar versin" dedi.
Gazete AKEL'in de; DİSİ'nin direkt ticarete
ilişkin açıklamasını yorumlarken aynı frekansta
hareket ettiğini ve DİSİ'nin, muhalefet yapma şeklinin;
çelişkili, tutarsız ve maksatlı olduğunu çok defalar
gösterdiğini" söylediğini yazdı.
Gazeteye göre AKEL Basın Sözcüsü Andros Kiprianu Rum
yönetiminin; direkt ticaret herhangi bir şekilde işleyecek ise bunun;
Kıbrıs Türk toplumunun statüsünü yükseltecek şekilde
olmaması gerektiğini daha başından ortaya koyduğunu;
bu nokta itibarıyla; Kıbrıslı Türkler'in ortaya
koydukları taleplerinden bazılarını elde edebilmeleri için
karşılık olarak bazı ön şartlar ortaya koyduğunu
söyledi.
Rum
yönetiminin; şu anda talep ettiklerini, Türkiye'ye AB'a üyelik
müzakerelerine başlama tarihi verilmesi konusunun görüşülmekte
olduğu 17 Aralık zirvesinden önce talep etmesi gerektiği
eleştirisinde de bulunulduğunu söyleyen Kiprianu "Hükümet her ne
yaparsa yapsın, yaylım ateşine tutulacak. Bu da gösteriyor ki;
her ne icraat yapılırsa yapılsın muhalefet edilmek
isteniyor."
Simerini
Gazetesi, Alithia'nın yansıttığı Rum hükümet ve
muhalefet kanatlarının, Brüksel'de gerçekleştirilen
"gizli" görüşmelere ilişkin karşılıklı
eleştiri açıklamalarını; "Direkt ... Çatışma
- Direkt Ticaret ve Kıbrıslı Türklerin Finansmanı
Konusunda" başlığıyla okurlarına aktardı.
Fileleftheros
Gazetesi ise "Gizli Görüşmeler DİSİ ile Hükümeti Yine
Ayırıyor - DİSİ, Ticarette, Soru İşaretleri
Yaratan Ciddi Sapma Görüyor" başlığını
kullandı.
Haravi Gazetesi
de haberi manşetten ve "Tezlerin Erozyonu - DİSİ'nin
Muhalefet Etme Yöntemi Çelişkili, Tutarsız ve Maksatlı Diye
Nitelendiriliyor - DİSİ'nin Politikası Çelişkili - AKEL
Muhalefeti; Hükümeti Destekleyeceği Konusunda Yaptığı
Açıklamaya Uygun Hareket Etmeye Çağırdı - Başkan
Papadopulos: Tüzüklerle İlgili Bütün Müzakereler, Bizim İyi
Niyetimizi, Kıbrıs Türk Tarafı'nın Tezlerinin
Aşırılığını Gösterdi" başlık
ve spotlarıyla okurlarına aktardı.
KIBRIS 19/06/05
Theodoru: "Aziz
Kent hakkında tutuklama emri yok
Rum Adalet ve
Kamu Düzeni Bakanı Doros Theodoru'nun, Otelciler Birliği Fahri
Başkanı Celebrity Oteli Sahibi Aziz Kent'in İngiltere'ye gitmesi
ve burada tutuklanmamasına ilişkin haberleri değerlendirerek,
Aziz Kent'e ait iki otelin, Kıbrıs Türk toprağına inşa
edildiğini ve bu nedenler hakkında tutuklama emri
çıkarılmadığını söylediği yazıldı.
Rum
basınında Aziz Kent'in ismi, "Rum mallarını gasp eden
ve hakkında Avrupai tutuklama emri bulunan" kişilerin
arasında geçiyordu.
Politis
Gazetesi'ne göre Adalet ve Kamu Düzeni Bakanı Doros Theodoru, gazeteye
yaptığı açıklamada, basındaki bilgilerin kontrol
edildiğini ancak henüz bu bilgileri
doğrulayamayacağını da söyledi.
"Rum
mallarını gasp ettikleri" gerekçesiyle haklarında Avrupai
tutuklama emri çıkarılanlarla ilgili olarak ise Theodoru,
İngiltere ve Hollanda'nın söz konusu tutuklama emirlerini yerine
getirmeyeceği yönündeki bilgilerin gerçeği
yansıtmadığını, söz konusu bilgilerin CNN Türk
tarafından yayımlandığını ve Kıbrıs
Türk gazeteleri tarafından da kullanıldığını
söyledi.
Rum
Yönetimi'nin konu hakkında izahat istediğini ifade eden Theodoru,
ayrıca Hollanda'daki Rum büyükelçisinden, Hollanda
Dışişleri Bakanı'nın "tutuklama emirlerinin
yerine getirilmeyeceği yönünde açıklama
yapmadığı" şeklinde bilgi aldıklarını
söyledi.
Hollanda ve
İngiltere'nin Avrupai tutuklama emirleri kurumunun
yaratılmasında başı çektiğini dile getiren Theodoru,
bunları uygulamamalarının çok garip olacağını
belirtti.
Theodoru,
"İngiltere'den de benzeri teminatlar aldınız mı"
sorusuna karşılık, İngiltere'nin tavrının
Hollanda'yla aynı olacağına dair herhangi bir şüphe
bulunmadığını söyledi.
Aziz Kent,
olayını yorumlayan Rum Hükümet Sözcüsü Kipros Hrisostomidis ise,
tutuklama emrinin uygulanmaması gibi bir durumun söz konusu
olmadığını, Kent hakkında tutuklama emri
çıkarılmadığını söyledi.
Gazete bir
başka haberinde, "The Economist" dergisinin, Annan planı ve
referandum sonrasında KKTC'de yaşanan siyasi, ekonomik ve sosyal
gelişmeleri içeren rapor yayımladığını belirtti.
Gazete,
derginin özellikle Rum davaları ile Avrupai tutuklama emirlerinin, iki
toplum arasındaki ilişkileri muhtemelen zora sokacağı
şeklindeki öngörüsüne yer verdi.
Habere göre, dergi,
davaların Avrupalı vatandaşların taşınmaz mal
alma ilgisini azalttığını; Rumların topluca harekete
geçmesinin arkasında Rum Yönetimi'nin bulunduğunu belirterek, bu
durumun KKTC'deki siyasilerde öfke yarattığını kaydetti.
Taşınmaz mal satışlarının geçen yıla oranla
%75 azaldığını da belirten dergi, KKTC Turizm Bakanı
Derviş Deniz'in açıklamalarına atıfta bulunarak, KKTC
turizmine de yer verdi. Siyasi gelişmelere değinen dergi, Mehmet Ali
Talat'ın cumhurbaşkanı seçilmesinin uluslar arası toplumda
olumlu hava yarattığını ifade etti.
KIBRIS 19/06/05
Simge
Uygur:"Denktaş'la aynı ödülü paylaşmaktan rahatsız
oldum"
Simge Uygur,
Türk Bankası Ödül Kurulu'nun, bu yılki kütür ve sanat ödülünü Rauf
Raif Denktaş'a vermesi nedeniyle, 2001 yılında
aldığı Türk Bankası Kültür-Sanat Ödülü'nü iade ediyor:
Simge
Uygur:"Denktaş'la aynı ödülü paylaşmaktan rahatsız
oldum"
Sanatçı
Simge Uygur, Türk Bankası Ödül Kurulu'nun bu yılki kütür ve sanat
ödülünü Rauf Raif Denktaş'a vermesi nedeniyle, 2001 yılında
aldığı Türk Bankası Kültür-Sanat Ödülü'nü iade ediyor.
Uygur, konuyla
ilgili tepkisini dile getirdiği açıklamasında, kültür ve sanata
katkısı olduğuna inanmadığı eski
cumhurbaşkanı Rauf Raif Denktaş'la aynı ödülü
paylaşmanın, kendisini vicdanen ve mantıken rahatsız
ettiğini söyledi. Uygur, bu durumun sanatsal etik
anlayışına ters düştüğünü de belirterek
şunları kaydetti:
"Kendimle
yapmış olduğum iç hesaplaşma sonucu bu ödülün
anlamını, değerini ve önemini yitirmiş olduğu
kanısına vardığımdan ödülü Türk Bankası'na iade
etmeyi uygun bulduğumu kamuoyu ile paylaşmak isterim."
KIBRIS 19/06/2005
|
Emine, Rum iliği gelmeden öldü |
|
||
İbrahim ÖZÇEKİÇ/DHA Lösemi hastası Emine Özan (20), Kıbrıs Rum Kesimindeki bir donörden bulunan ilik nakledilemeden akciğer enfeksiyonundan hayatını kaybetti. Lösemi hastalığının yanısıra 3 aydır Akciğer enfeksiyonuyla mücadele eden Emine, ani gelişen sol akciğer kanaması nedeniyle kaldırıldığı Erciyes Üniversitesi Onkoloji Hastanesinde dün sabaha karşı hayatını yitirdi. Emine için, Kıbrıs Rum kesiminden bulunan ilik, eski bir borca takılmış, ancak kısa sürede çözülmüştü. |
|||
Talat: Dava
kaybedilmişti
19/06/2005
RADIKAL
RADİKAL - LEFKOŞA - KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs davasının
kaybedilmiş bir dava olduğunu, bu davayı yeniden oluşturup
kazanmaya çalıştıklarını söyledi. İsim vermeden
eski Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ı suçlayan Talat,
"Maalesef önceki yönetimler Kıbrıs Türklerinin
haklarını bozuk para gibi harcadı" tepkisinde bulundu. KKTC
lideri, "Küçücük başarılar elde ederek gideceğiz. Birden
büyük bir zafer bekleyemeyiz. Kopenhag zirvesi öncesi mutlaka anlaşma
yapılması gerektiğini kavrayamayan eski yöneticiler ne
yazık ki Kıbrıslı Türkleri silahsız
bıraktı" diye konuştu.
KKTC araçları güneyde
19/06/05
RADİKAL -
LEFKOŞA - Kıbrıs'ta dün ilk kez KKTC plakalı otobüsler
güneye geçti. Yedi otobüsle güneye geçen 300 kişi Larnaka'da Hala Sultan
Tekkesi'ni ziyaret etti. Ancak Rumların geçişe izin verileceğini
açıklamasına karşın, sigorta işlemini yapacak
şirket ofisinin kapalı olması nedeniyle otobüsler durduruldu.
İki saat bekletilen yolcular tepki olarak KKTC'ye giren araçları
engelleyince, otobüslerin Rum polisi eşliğinde geçişine izin
verildi. Rum sözcü Kipros Hrisostomidis, KKTC plakası taşıyan
otobüslerin dolaşımıyla ilgili politikalarının
değişmediğini söyledi.
Otobüslerimizle Hala
Sultan'da
Güney ile kuzey
arasındaki sınır kapılarının
açılmasının ardından dün ilk kez KKTC plakalı
otobüslerin Güney Kıbrıs'a geçişine izin verildi. KKTC
plakalı 7 otobüs dün yolcularıyla birlikte, Rum polisinin eskortu
eşliğinde Hala Sultan Tekkesi'ne gitti
Otobüslerimizle
Hala Sultan'da
KKTC PLAKALI
OTOBÜSLERLE İLK KEZ... Kıbrıslı Türkler dün ilk kez KKTC
plakalı otobüslerle Güney Kıbrıs'ta bulunan Hala Sultan
Tekkesi'ne gitti. Metehan Sınır kapısından Güney
Kıbrıs'a geçen 7 otobüsümüze sigorta
çıkarılamadığı için Rum polisi otobüslere eskortluk
etti ve Kıbrıslı Türkler Hala Sultan Tekkesi'ne ulaştı
lSİGORTA
SORUNU, 3 SAAT BEKLETTİ... KAR-İŞ'in aylar süren mücadelesinin
ardından dün ilk kez Güney Kıbrıs'a geçişine izin verilen
KKTC plakalı otobüsler bu kez de sigorta engeline takıldı. Rum
polisinin "sigortanız yok, geçemezsiniz" demesinin ardından
7 otobüs dolusu yolcu 3 saat kapıda bekletildi. Otobüslerden inen
Kıbrıslı Türkler, KKTC'ye geçmeye çalışan bir Rum
otobüsünün önünü keserek, yaşananlara tepki gösterdi
Yeliz K. SARICA
Güney ile Kuzey
Kıbrıs arasındaki sınır kapılarının
açılmasının ardından dün ilk kez KKTC plakalı
otobüslerin Güney Kıbrıs'a geçişine izin verildi.
KAR-İŞ'in aylardır süren mücadelesinin ardından Güney
Kıbrıs'a geçişine izin verilen 7 otobüs bu kez de sigorta
engeline takıldı. Yolcularıyla birlikte 3 saat kapıda
bekletilen otobüsler, daha sonra Rum polisinin eskortu eşliğinde
Larnaka'da bulunan Hala Sultan Tekkesi'ne ulaştı.
Kıbrıslı
Türkler, KKTC'de taşımacılık yapan 7 otobüsle, dua ve
ibadet etmek amacıyla Hala Sultan Tekkesi'ni ziyaret etti ve burada
buhurlar yakıp adaklar adadı, dualar okudu. Bazı ziyaretçiler
ise tekkenin bahçesindeki adak ağacına kumaş parçaları
bağlayıp dilek diledi.
İbadetin
ardından piknik yapan Kıbrıslı Türkler, daha sonra Larnaka
sahilinde gezdi.
Kapıda
gerginlik
Kuzey
Kıbrıs plakalı otobüslerle güneye geçmek isteyen
Kıbrıslı Türkler, Rum sınır kapısında
otobüslere sigorta çıkarılmaması nedeniyle gergin saatler
yaşadı.
Güney
Kıbrıs'ta otobüslere sigorta çıkaran tek sigorta şirketi
olan Cyprus Higher Risk Pool Şirketi yetkililerinin Rum sınır
kapısında olmaması nedeniyle KKTC plakalı otobüslere
sigorta çıkarılamaması Kıbrıslı Türklerin
tepkisine neden oldu.
Rum polisinin
"sigortanız yok, geçemezsiniz" yanıtının
ardından otobüslerden inen Kıbrıslı Türkler, güneyden
kuzeye turist kafilesini geçirmeye çalışan Rum otobüsünün önünü
keserek tepkilerini ortaya koydu.
Yaşanan
gerginliğin ardından Rum polisi, otobüslerin Rum polisi
eşliğinde Hala Sultan Tekkesi'ne gitmesine izin verdi.
Rum polisler,
Kıbrıslı Türklerin Hala Sultan Tekkesi ve Larnaka ziyaretleri
süresince KKTC plakalı otobüslere eskort araçlarıyla eşlik etti.
BM'den
yardım
Birleşmiş
Milletler Barış Gücü yetkilileri dün otobüslere "sigorta
çıkarılmaması" nedeniyle saatlerce Rum barikatında
bekleyen Kıbrıslı Türklere yardımcı oldu.
Barış
Gücü, kızgın güneş altında 3 saat Rum barikatında
bekletilen otobüslerin içindeki yolculara su dağıttı.
Sıcaktan bunalan özellikle kadın ve çocuklara soğuk su
dağıtan Barış Gücü'nün bu davranışı
Kıbrıslı Türkler tarafından takdirle
karşılandı.
Gece: İyi
niyetle çalışmalara devam edeceğiz
Kamu
Araçları İşletmecileri Birliği (Kar-İş)
Başkanı Aziz Gece, Rum otobüslerinin kuzeye geçtiği gibi Türk
otobüslerin de güneye geçmesini istediklerini söyledi.
Rum
Ulaştırma Bakanlığı'yla temasa girdiklerini ifade eden
Gece, iyi niyet göstergesi olarak 10 otobüslerine Hala Sultan Tekkesi'ne
gitmesi için izin verilmesini istediklerini kaydetti.
Rum
yetkililerinin kendilerine izin verdiğine dikkat çeken Gece, bu kez de Rum
barikatında sigorta sorunuyla
karşılaştıklarını ancak bu sorunun konunun
bilinmemesinden kaynaklandığını ifade etti. Gece, "Bu
sorunun ortadan kalkacağına ve otobüslerle güneye geçeceğimize
inanıyoruz. Kapılar açıldığı günden itibaren Rum
otobüslerinin geçmesine izin verilmeseydi, durum bugün böyle
olmayacaktı" dedi.
Tulga:
Kıbrıslı Türklerin
tepkisi
nedeniyle izin verildi
Esnaf ve
Zanaatkarlar Odası Başkanı Hürrem Tulga da kamu
araçlarının güneye geçişiyle ilgili düzenleme
olmadığını, bu yönde girişim
başlattıklarını söyledi.
Tulga,
otobüslerin plakalarının ve şoförlerin kimliklerinin Rum
makamlarına iletildiğini ve geçiş izni
alındığını belirtti.
Rum barikatında
sigorta sorunuyla karşılaşıldığını
kaydeden Tulga, Kıbrıslı Türklerin ortaya koyduğu tepkinin
ardından KKTC plakalı otobüslerin güneye geçmesine izin
verildiğine dikkat çekti.
KIBRIS 19/06/05
|
NTV
Güncelleme: 18:11 TSE 20 Haziran 2005
Pazartesi
LEFKOŞA
- Brükselden dönüşünde Larnaka Havaalanında açıklama yapan
Papadopulos, Protokolün imzalanması tek başına Kıbrıs
Cumhuriyetinin tanınması anlamına gelmez. ancak bu yönde önemli
bir adım teşkil etmektedir dedi.
Tasos Papadopulos, Türkiyenin protokolün imzalanmasına dair tüm
belgeleri, yeterince uzun süredir elinde bulundurduğunu ve protokolü
imzalamaması için artık hiçbir sebep
bulunmadığını söyledi.
Rum lider, Tanınma anlamına gelen eylemler, diplomatik
ilişkilerin normalleşmesini teşkil etmektedir dedi.
Papadopulos, bazı ülkelerde Avrupa Birliği Anayasası
hakkında tereddütlere yol açan sebeplerden birinin de, Türkiye konusu
olduğunu savundu.
"Ek Protokol 'tanınma' ifade etmez"
20 Haziran, 2005 15:22:00 (TSİ)
Güney Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos,
AB'nin Türkiye'ye imzalaması için gönderdiği Ek Protokol'e
ilişkin ''Ek Protokol'ün imzalanması tek başına
'Kıbrıs Cumhuriyeti'nin tanınması anlamına gelmez.
Ancak bu yönde önemli bir adım teşkil etmektedir'' dedi.
Rum
basınına göre, Brüksel'den dönüşünde Larnaka Havaalanı'nda
açıklama yapan Tasos Papadopulos, Türkiye'nin, 'yeterince uzun süredir
protokolün imzalanmasına dair tüm belgeleri elinde bulundurduğunu ve
protokolü imzalamaması için artık hiçbir sebebinin
bulunmadığını' söyledi.
"Günümüzde tanınmalar sadece bir eylemle değil, bir dizi
açıklama ve eylemle gerçekleşmektedir ve bu eylemlerin tamamı
diplomatik ilişkilerin normalleşmesini teşkil etmektedir'' diyen
Papadopulos, AB zirvesi görüşmelerinin hiçbirinde Türkiye konusunun ele
alınmadığını söyledi.
Papadopulos, zirvede birçoklarının Türkiye konusuna, malum nedenlerle
değinmekten kaçındıklarını ve yayımlanan sonuç
bildirgesinde Türkiye'ye özel olarak değinilmediğini belirtti.
Papadopulos, 'bazı ülkelerde AB Anayasası hakkında tereddütlere
yol açan sebeplerden birinin de Türkiye konusu olduğunu' iddia etti.
Rehn'den Türkiye'ye
'Ek Protokol' vurgusu
AB Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn ise,
"Türkiye, Ek Protokol'ü Kıbrıs'ı da içine alacak
şekilde imzalamalı" dedi.
Belçika'nın başkenti Brüksel'de Avrupa Politika Merkezi adlı
düşünce kuruluşu'nda konuşan Rehn, Türkiye'nin 3 ekimde
müzakerelere başlamadan önce insan hakları konusunda daha fazla
ilerleme kaydetmesi gerektiğini söyledi.
Brüksel'de Avrupa Politika Merkezi adlı düşünce kuruluşunda
konuşan Rehn, Türkiye'ye bu konuda yeni şartlar öne
sürülmediğini, insan hakları konusunda devamlı ilerleme
sağlamanın tüm aday ülkeler için geçerli bir kriter olduğunu
belirtti.
Rehn, Fransa ve Hollanda'daki seçmenlerin Avrupa Birliği Anayasası'na
'hayır' diyerek, genişlemeye açıkça tepki gösterdiklerini de
söyledi.
AB'nin taahhüt
teminatı
Olli Rehn, Türkiye ve Balkan ülkelerine AB'deki iç krizin yeni üyeliklerle
ilgili taahhütleri geciktirmeyeceği konusunda da teminat verdi.
Rehn, bir konferansta yaptığı konuşmada, ''AB, verilen söze
bağlı kalmanın temel değer olduğu bir ilke üzerine
kurulmuştur'' dedi.
Bunun, Bulgaristan ve Romanya'nın, şartları yerine getirdikleri
takdirde planlandığı gibi 2007'de AB'ye katılmaları
gerektiği anlamına geldiğini belirten Rehn, AB'nin
genişleme planlarının, Türkiye ile ekimde, Hırvatistan ile
ise eski Yugoslavya için kurulan BM savaş suçları mahkemesi ile
işbirliğini geliştirdiği takdirde üyelik görüşmelerine
başlanacağını öngördüğünü söyledi.
Üyelik görüşmelerinin başlamasından önce Türkiye'nin insan
hakları konusunda daha da gelişme sağlaması
gerektiğini belirten Rehn, görüşmeler için yeni şartlar
getirmediklerini, insan haklarında gelişme
sağlanmasının AB'nin tüm aday ülkeler için koyduğu temel
kriterin bir parçası olduğunu vurguladı.
Türkiye'nin, ceza yasası dahil bazı kanunları çıkararak AB
liderlerinin koşullarından birini yerine getirdiğini belirten
Rehn, gelecek günlerde ek protokolü imzalayarak Türkiye'nin diğer bir
koşulu daha yerine getireceğini söyledi.
KKTC ile doğrudan ticaret yapılması ve AB
yardımının serbest bırakılması için
Kıbrıslı Türkler ve Rumlarla yoğun temaslar
yürütüldüğünü belirten Rehn, bu ay sonunda önce bir sonuca ulaşmayı
beklediklerini söyledi.
Frattini:
"Üyeler daha fazla incelenmeli"
Avrupa Birliği Komisyonu'nun Adalet ve Güvenlikten sorumlu
üyesi Franco Frattini de İtalya basınına verdiği
demeçte, "Türkiye, Bulgaristan ve Romanya üyeliğe kabul edilmeden
önce daha fazla incelenmeli" dedi.
Genişleme sürecinin devam edeceğini belirten Frattini,
"Türkiye'nin daha fazla sabretmesi ve istenilen reformları hayata
geçirdiğini somut biçimde göstermesi gerekecek'' diye konuştu.
Frattini, AB'nin, aday ülkeleri özellikle insan hakları konusunda daha
sıkı biçimde incelemesi gerekeceğine dikkati çekerek,
''örneğin temel haklar meselesi. Cezaevi koşulları,
yargının bağımsızlığı, ceza yasası
reformu, ifade özgürlüğü. Bu meseleler, özellikle de Türkiye konusunda
bundan böyle çok daha titiz bir şekilde incelenecektir'' dedi.
Frattini, "Türkiye'ye istenilen reformların hayata geçirildiğini
somut biçimde gösterebilmek için uzun yıllar gerekeceğini söylememiz
lazım" ifadelerini kulllandı.
|
İLGİLİ YORUM |
|
CHP Ankara Anlaşması'nın AB'ye yeni üye olan
ülkeleri kapsayacak şekilde genişletilmesine yönelik uyum
protokolünün imzalanmasının, Türkiye'nin ulusal
çıkarlarına aykırı olduğunu ileri sürerek, konunun
Meclis'te genel görüşmeyle ele alınmasını istedi. CHP grup başkanvekillerinin imzalarıyla Meclis
Başkanlığı'na verilen genel görüşme önergesinde,
Avrupa Anayasası'nın Fransa ve Hollanda'da düzenlenen
referandumlarda reddedilmesinin, AB'nin gelecekte alacağı yapı
konusunda ciddi kuşkular uyandırdığı belirtildi. Ortaya çıkan belirsizliğin AB'nin genişleme
sürecini de etkileyeceği görüşüne yer verilen önergede, insan
haklarıyla ilgili reformlara devam edilmesi, ancak Kıbrıs
politikasının da gözden geçirilmesi istendi. |
CNN TURK 20/06/05
Papadopulos: Ek Protokolü imzalamak
tanıma ifade etmez...
Güney Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos
Papadopulos, Türkiye'nin Gümrük Birliği Ek Protokolü'nü
imzalamasının tek başına ''Kıbrıs Cumhuriyeti''ni
tanıma anlamına gelmeyeceğini belirterek, ancak bu yönde önemli
bir adım teşkil edeceğini savundu.
Rum basınına göre, Brüksel'den
dönüşünde Larnaka Havaalanı'nda açıklama yapan Papadopulos,
''Türkiye'nin Gümrük Birliği'nin genişletilmesini öngören protokolü
imzalamaması için artık hiçbir bahanesinin
bulunmadığını, protokolün imzalanmasının ise tek
başına 'Kıbrıs Cumhuriyeti'nin Türkiye tarafından
tanınması anlamına gelmediğini'' kaydetti.
Papadopulos, Türkiye'nin, ''yeterince uzun
süredir protokolün imzalanmasına dair tüm belgeleri elinde
bulundurduğunu ve protokolü imzalamaması için artık hiçbir
sebebinin bulunmadığını'' söyledi.
Tasos Papadopulos, ''Sonunda Türkiye,
'Kıbrıs Cumhuriyeti'yle ilişkilerini normalleştirecek.
Protokolün imzalanması tek başına 'Kıbrıs
Cumhuriyeti'nin tanınması anlamına gelmez. Ancak bu yönde önemli
bir adım teşkil etmektedir. Günümüzde tanınmalar sadece bir
eylemle değil, bir dizi açıklama ve eylemle gerçekleşmektedir ve
bu eylemlerin tamamı diplomatik ilişkilerin normalleşmesini
teşkil etmektedir'' diye konuştu.
AB zirvesine de değinen Papadopulos,
görüşmelerin hiçbirinde Türkiye konusunun ele
alınmadığını ifade ederek, ''birçoklarının
Türkiye konusuna, malum nedenlerle değinmekten
kaçındıklarını ve yayımlanan sonuç bildirgesinde
Türkiye'ye özel olarak değinilmediğini'' belirtti.
Papadopulos, ''bazı ülkelerde AB
Anayasası hakkında tereddütlere yol açan sebeplerden birinin de
Türkiye konusu olduğunu'' iddia etti.
MILLIYET 20/06/05
Schmit'i çıldırttılar
MASADAN KALKTI Brüksel'de AB Dönem Başkanı
Lüksemburg'un daveti üzerine Türk ve Rum heyetleri arasında yapılan
ikinci tur görüşmelerde, Rum tarafının olumsuz
tavrının, AB Dönem Başkanı Lüksemburg'un AB
İşlerinden Sorumlu Bakanı Nicolas Schmit'i de
çıldırttığı bildirildi.
AB Komisyonu
kaynaklarının sızdırdığı bilgiye göre,
Nicolas Schmit "Siz çözüm istemiyorsunuz" deyip masadan kalktı
l
"NİYETİNİZ YOK"... Toplantılara katılan
Nicolas Schmit, Rumların sürekli çözüm istemeyen ve işi yokuşa
süren davranışları sonrası önündeki evrakları
toparlayarak ayağa kalktığı ve Rum heyetine dönerek, "Demek
ki sizin hiçbir şeyi tartışmaya niyetiniz yok. Bu
toplantının daha fazla devamı gereksiz" diyerek
toplantıyı bitirdiği bildirildi
l RAPOR MERAKLA
BEKLENİYOR... Dönem başkanı sıfatıyla Lüksemburg'un bu
toplantılar ile ilgili vereceği rapor ise merakla bekleniyor. AB
haber sitesine bilgi veren AB Komisyonu kaynakları, Rumların daha
görüşmelerin başında "Doğrudan Ticareti"
tartışmayız deyip işi kestirip atmaya
çalışmalarının birlik içinde şaşkınlık
yarattığını belirttiler
Brüksel'de AB
Dönem Başkanı Lüksemburg'un daveti üzerine Türk ve Rum heyetleri
arasında yapılan ve başarısızlıkla sonuçlanan
görüşmelerin yankıları sürüyor.
Brüksel'de AB
Dönem Başkanı Lüksemburg'un daveti üzerine Türk ve Rum heyetleri
arasında yapılan ikinci tur görüşmelerde, Rum
tarafının çözümsüzlük için her yolu denediği, sonunda da Nicolas
Schmit'in "Siz çözüm istemiyorsunuz" deyip masadan
kalktığı öğrenildi.
Toplantılara
katılan, AB Dönem Başkanı Lüksemburg'un AB İşlerinden
Sorumlu Bakanı Nicolas Schmit, Rumların sürekli çözüm istemeyen ve
işi yokuşa süren davranışları sonrası önündeki
evrakları toparlayıp ayağa kalktı ve Rum heyetine dönerek
"Demek ki sizin hiçbir şeyi tartışmaya niyetiniz yok. Bu
toplantının daha fazla devamı gereksiz" diyerek
toplantıyı bitirdiği bildirildi. Dönem başkanı
sıfatıyla Lüksemburg'un bu toplantılar ile ilgili vereceği
rapor ise merakla bekleniyor.
AB habere bilgi
veren AB Komisyonu kaynakları, Rumların daha görüşmelerin
başında 'Doğrudan Ticareti' tartışmayız deyip
işi kestirip atmaya çalışmalarının birlik içinde
şaşkınlık yarattığını belirttiler.
AB Dönem
Başkanı Lüksemburg'un daveti üzerine iki defa Brüksel'e gelen Türk ve
Rum heyetlerinin başkanlıklarını Talat'ın
Müsteşarı Raşit Pertev diğerine de Papadopulos'un
Müsteşarı Tasos Conis, başkanlık etti.
Heyetler
arası görüşmelere bir ara Nicolas Schmit başkanlık
yaptı. Tüm görüşmelerde hazır bulunan bir diğer isimse,
AB'nin Kıbrıslı Türkler Masası Sorumlusu Leopold Maurer
oldu.
KIBRIS 20/06/05
Barışa
uzanan eller tutulmalı
YOĞUN
İLGİ VARDI... "Yeniden Birleşme ve Barış
Mücadelesi sürüyor" sloganı ile gerçekleşen Kataklizmos
kutlaması bu yıl, geçen yıla göre daha yoğun
katılımla gerçekleşti. Panayırda, Gazimağusa Belediye
Başkanı Oktay Kayalp ile Rum yönetimi hükümet eski sözcüsü ve
EDİ Başkan Yardımcısı Milletvekili Michalis Papapetrou
barış mesajlarıyla dolu birer konuşma yaptılar
"EVET"LE
UZANAN ELİ TUTUN... Papapetrou: Çözüm yanlıları, çözümü yakalama
yönünde uğraş vermelidir. Aksi halde hepimiz mahvolacağız.
Kıbrıslı Türk vatandaşlara, büyük mitingler yapma çağrısı
yapıyoruz. Aynı zamanda Kıbrıslı Rumlar da
uyanmalı ve Kıbrıslı Türklerin referandumdaki
"evet"leri ile bize uzattıkları eli tutmalıdır
Sevgi YALMAN
Gazimağusa
Belediyesi'nin ev sahipliğinde, Kıbrıslı Türk ve Rum sivil
toplum örgütlerinin organize ettiği Deniz Panayırı (Kataklizmos)
30 yıl aradan sonra dün Gazimağusa Palm Beach sahilinde ikinci kez
kutlandı.
Kataklizmos
kutlaması bu yıl, geçen yıla göre daha çok katılımla
gerçekleşti. "Yeniden Birleşme ve Barış Mücadelesi
sürüyor" sloganı ile gerçekleşen etkinlikte bu yılki
organizasyon da daha profesyoneldi.
Binlerce
Kıbrıslı Rum ve çok sayıda Kıbrıslı Türk'ün
katıldığı Kataklizmos kutlamasına ABD'nin
Kıbrıs Büyükelçisi Michael Klasson, İsveç'in Kıbrıs
Büyükelçisi Ingemar Lindahl ve Fransa'nın Kıbrıs Büyükelçisi
Hadelin de La Tour Du Pain de katıldı.
Başbakan
Ferdi Sabit Soyer'in yapılan konuşmalardan sonra etkinliğe
katıldığı gözlenirken, kutlamalara Kıbrıslı
Rum ve Türklerden çok sayıda siyasi ve sivil toplum örgütü temsilcisi de
katıldı.
Kataklizmos
kutlamasına DİSİ Başkanı Nikos Anastasiadis, Rum
yönetimi hükümet eski sözcüsü ve EDİ Başkan Yardımcısı
Milletvekili Michalis Papapetrou, EDİ Başkanı ve Tarım eski
bakanı Kostas Temeklious, Haberleşme eski bakanı Kikis
Kazambias, AKEL Milletvekili Eleni Mavrou, DİSİ'den Kathy Keleridis,
Türk-Yunan Kardeş Şehirler Başkanı Venos Zaharıyadis,
Mağusa Göçmenler Hareketi Başkanı Kikis Christofidis
katıldı.
Kutlamalarda,
KKTC'den Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Gazimağusa Belediye
Başkanı Oktay Kayalp, CTP- BG Gazimağusa milletvekilleri,
Kıbrıs Türk Ticaret Odası Başkanı Ali Erel ve yönetim
Kurulu üyeleri de vardı.
Osman
Alkaş ve Popi Avram'ın sunuculuk yaptığı etkinlikte
ilk olarak Kiprogenya müzik grubu sahne aldı. Daha sonra sırası
ile Gazimağusa Belediye Başkanı Oktay Kayalp ve Michalis
Papapetrou birer konuşma yaptılar.
Michalis
Papapetrou, konuşmasında Kıbrıs Rum halkına,
uyanmaları ve Kıbrıslı Türklerin "evet" ile
uzattığı barış elini tutma çağrısında
bulundu.
Etkinlik,
Larkos Larku ve Ersen Sururi'nin mini konserinin ardından Gazimağusa
Belediyesi Halk Dansları t-Topluluğunun folklor ve iki toplumlu dans
grubunun gösterisi ile son buldu.
Kayalp:
Barışın öncülüğünü Mağusalılar yapmalı
Deniz
Panayırı'nda konuşan Gazimağusa Belediye Başkanı
Oktay Kayalp, uzun bir aradan sonra ilk kez geçtiğimiz yıl kutlanan
ve bu yıl daha büyük katılımla gerçekleşen Kataklizmos
kutlamasına katılanlara teşekkür etti ve bu geleneğin
önümüzdeki yıllarda daha da büyüyerek ve barışa hizmet ederek
devam edeceğini söyledi.
Ülkemizde 2
yıl önce yapılan referandumu hatırlatan Kayalp,Rumların
'hayır' demesi ile barışı yakalama şansının
yitirildiğini, her iki tarafın da evet demesi halinde bugün
Maraş'ın cıvıl cıvıl, yaşayan ve
çalışan bir kent olacağını kaydetti.
Maraş'ın bugün, 30 yıldır beklediği gibi
beklediğini ifade eden Kayalp şöyle dedi:
"Bu durgunluk
bizi yıldırmamalı, Kıbrıs'ta barışın
öncülüğünü Mağusalılar hep beraber ele almalı ve
sürdürmeliyiz. Biz barışı, kararlı bir şekilde
istediğimiz takdirde buna ulaşmanın yolu mutlaka bulunacak ve bu
kent eski günler gibi Akdeniz'in incisi olmaya devam edecektir. Ben, bu kentte
doğmuş ve büyümüş bir vatandaş olarak
Mağusalıların kararlılığına inanıyorum.
Barışı bulma mücadelesine yılmadan birlikte devam etmeyi
diliyorum."
Papapetrou:
Çözüm olmazsa hepimiz mahvoluruz
Büyük
alkış alan Kayalp'ın konuşmasından sonra söz alan Rum
yönetimi hükümet eski sözcüsü Michalis Papapetrou, çözüm yanlısı
Kıbrıslı Türk ve Rumların çözümü yakalama yönünde
uğraş vermeleri gerektiğini, aksi halde tüm
Kıbrıslıların mahvolacağını söyledi.
Bazılarının
kendilerini "işgali desteklemekle" suçlayacaklarını
bildiğini de ifade eden Papapetrou, "Bunlar bölünmeyi
kökleştiren, bölünmeye beton döken adamların iğrenç
laflarıdır" dedi.
Papapetrou
şöyle devam etti:
"Biz, bu
yıl buradaki varlığımızı daha farklı
düşünmüştük. Maraşlılar, kentlerini yeniden inşa eder
ve yaralarını yeniden sararken bulacağımızı umut
ediyorduk. Ama olmadı. Burada bizi işgali desteklemekle suçlayacak
olanlara cevabımız; 'buradaki varlığımız, biz
taksime alışmadık' şeklindeki güçlü
mesajımızdır. Kıbrıs'ın geleceği adanın
yeniden birleştirilmesindedir.
Kıbrıslılar,
2 bölgeli 2 toplumlu bir çözümde Avrupa kriterleri içinde refahı
paylaşsınlar. Halkımız yarım asırdır
yaşadığı bu kadere layık değildir. Bölünme
gözyaşı ve ayrılık unsurları olmamalı.
Hatalarımızla tel örgülerin her iki yanında oldukça
ağır bedeller ödedik. 21'inci asrın Kıbrıs'ında
Avrupalı Kıbrıs'ta bunları aşmak gerekir."
1960'a
yapışıp kalmış zihniyetleri ve görüşleri
aşmak gerektiğini de ifade eden Papapetrou, referandumda halkın
çözüme yaklaştığını ancak kurtuluşa
dokunamadığını belirtti. Papapetrou, referandumda
Kıbrıslı Rumların "hayır" demesi ve
uzlaşmazlığı destekler bir zihniyetin gelmesi sonucu
gerileme dönemine girildiğini, bugün çözümle uğraşmak yerine
ufak tefek sorunlarla zaman geçirildiğini belirtti.
Papapetrou
şöyle dedi:
"İki
toplum lideri Brüksel'de çözüm için değil bazı kurallar için
görüşüyor. Biz serbest ticareti engellemek için
uğraşıyoruz. Bu kesin dönemeçte çözüm yanlıları,
çözümü yakalama yönünde uğraş vermeli. Aksi halde hepimizin
mahvolacağını herkese iletmeliyiz. Bu durumdan hiç kimse
kazançlı çıkmaz. Hükümet dışındaki örgütler, iki
toplum arasındaki iletişimi canlı tutmalıdır. El
birliği ile çalışmalıyız. Kıbrıslı Türk
vatandaşlara, büyük mitingler yapma çağrısı yapıyoruz.
Halk hareketlerinin hedef ve bayraklarını yüksekte tutsunlar.
Aynı zamanda Kıbrıslı Rumlara da uyanma ve
Kıbrıslı Türklerin referandumdaki evetleri ile bize
uzattıkları eli tutma çağrısı yapıyorum."
Papapetrou
konuşmasının sonunda Maraş'ın kaderinin tel örgü, viranelik
ve yıkım olmaması gerektiğini, Kıbrıs'ın
geleceğinin de taksim olmaması gerektiğini ifade ederek,
"Bu sevgili vatanı ve bu sevgili kenti birleştirene kadar
mücadelemiz devam edecektir" dedi.
KIBRIS 20/06/05
İngiltere,
Annan Planı'nda ısrar ediyor
|
GÖRÜŞME
TALEBİ... İngiliz Yüksek Komiserliği görevini 27 Haziran'da
resmen devralacak olan Peter Joseph Millet, 1 Temmuz'da AB Dönem
Başkanlığı'nı devralacak İngiltere'nin Annan
planı ve BM prosedürüyle daha ileri gidilebilmesinde nasıl bir rol
oynayabileceğine ilişkin taraflardan bir görüşme
istediğini söyledi. Joseph Millet, referandum prosedürünün
tekrarlanmasının, iki toplum liderinin siyasi iradesine
bağlı olduğunu kaydetti İngiliz
Yüksek Komiserliği görevini ayın 27'sinde resmen devralacak olan
Peter Joseph Millet, 1 Temmuz'da AB Dönem
Başkanlığı'nı devralacak ülkesi İngiltere'nin,
Annan planı ve BM prosedürüyle daha ileri gidilebilmesinde nasıl
bir rol oynayabileceğine ilişkin bir görüşme istediğini,
referandum prosedürünün tekrarlanmasının, iki toplum liderinin
siyasi iradesine bağlı olduğunu söyledi. Fileleftheros
İngiltere'nin yeni Yüksek Komiseri Peter Joseph Millett'in,
Lefkoşa'daki yeni görevini; İngiltere'nin AB Dönem
Başkanlığı'nı yürütecek olmasının
sağlayacağı imkânları da değerlendirmek suretiyle,
Kıbrıs sorununun çözümüne katkı sağlamak isteğiyle
devralacağını; İngiltere Başbakanı Tony
Blair'in, Rum yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'la Londra'da
gerçekleştireceği görüşmenin gündeminde de; İngiltere'nin
Kıbrıs sorununun çözümü çabalarında oynayabileceği rolün
bulunduğunu bildirdi. Gazete
İngiliz Yüksek Komiserliği görevini ayın 27'sinde resmen
devralacak olan Peter Joseph Millet'in, Rum Haber Ajansı'nın
Londra'daki muhabirine yaptığı açıklamada; İngiltere
olarak ve AB dönem başkanı olarak ülkesinin, Annan planı ve BM
prosedürüyle daha ileri gidilebilmesinde nasıl bir rol
oynayabileceğine ilişkin bir görüşme istediğini,
referandum prosedürünün tekrarlanmasının, iki toplum liderinin
siyasi iradesine bağlı olduğunu söylediğini yazdı. Habere göre
Millett; iki toplum arasındaki ilişkilerin iyileşmesine de
değinerek bunun; çözüm önşartlarının
yaratılmasına yardımcı olabileceğini, güven ve
siyasi irade yaratılması için canlı temasların şart
olduğunu söyledi. Kıbrıslı
Türklerin desteklenmesine yönelik tüzüklere ve somut olarak, direkt ticaret
tüzüğüne yönelik soruya karşılık Millett, duruma
ilişkin kapsamlı bir görüntü bulunmadığını
söyledi. Gümrük Birliği anlaşmasının AB'nin 10 yeni
üyesini de kapsayacak şekilde genişletilmesini öngören protokolün Türkiye
tarafından imzalanması halinde bunun "Kıbrıs
Cumhuriyeti"nin tanınması anlamına mı geleceği
sorusuna karşılık ise; bunun halen; uzun vadede bir talep
olmaya devam ettiği yanıtını verdi. Peter Joseph Millett
"Kıbrıs'ın tanınması, Türkiye'nin AB üyeliğine
önşart teşkil edecek. Ancak bu; üyelik müzakerelerinin teknik
prosedürünü durdurmaz. Protokolü imzalamasının tanıma mı
teşkil ettiği hukuki bir konudur" dedi. Annan
planıyla ilgili bir soruya karşılık ise Millett
şunları söyledi: "Bu
kadar iş yapılmışken, yeniden en başından
başlanmasına neden görmüyorum. Kuzeydeki toplumun da planı
halen onaylamış olması da bir gerçeklikken; gelecek için bir
temel teşkil etmesi gerekir. Sanırım bu; yeni bir şeye
başlanmasından daha iyi bir seçenektir." 4 önemli
diplomat ayrılıyor Alithia
"Diplomatik Değişiklikler Yazı -4 Önemli Diplomat
Kıbrıs'tan Ayrılıyor -Kıbrıs Hükümeti Bu
Değişikliklerden Ne Bekliyor ve Ne Umuyor" başlık ve
spotlarıyla aktardığı haberinde, Kıbrıs
sorununda gelişme olmamasının ve görev sürelerinin de sona
erecek olmasının, bu yaz adadaki bazı yabancı diplomatik
birimlerde değişiklikleri gündeme getirdiğini bildirdi. Çok
yakında ayrılacak olan Yunanistan'ın Güney
Kıbrıs'taki Büyükelçisi Hristos Panagopulos'un haricinde;
İngiltere, Almanya ve ABD büyükelçiliklerinde de önemli
değişiklikler olacağını belirten gazete; bu
gelişmenin Rum yönetimi tarafından özellikle önemli
bulunduğunu, çünkü yeni gelecek olan diplomatların Rum yönetimi
Başkanı Tasos Papadopulos'a itimatname verecek olmaları
nedeniyle; bu ülkeler tarafından, Kıbrıs sorunuyla ilgili
bazı mesajlar verilmesi fırsatı
doğacağını, özellikle İngiltere ve ABD'den gelecek
mesajların önemli addedilmekte olduğunu yazdı. Gazeteye göre
diplomat değişiklikleri, İngiliz Yüksek Komiserliği
görevini, Lynn Parker'den devralacak olan Peter Joseph Millett'le
başlayacak. 50 yaşında, evli ve 3 kız çocuğu bulunan
Millett; daha önce Kıbrıs sorunuyla ilgili birimlerde
çalıştı. 1987-89'da BM'yle ilgili bakanlık dairesinde;
1989-1993'te İngiltere'nin Brüksel'deki temsilciliğinde;
1997-2001'de ise İngiltere'nin Atina Büyükelçiliği'nde bulundu. Rum
yönetimiyle ilişkileri son bir yıldır zor bir aşamadan
geçen ABD'nin Güney Kıbrıs'taki Büyükelçisi Michael Klosson da
gelecek ay içinde adadan ayrılacak. Klosson dönemi; Güney
Kıbrıs-ABD Büyükelçiliği ilişkilerinde son 20
yılın en kötü dönemiydi. Gazete
Kıbrıslı Türklerin güçlendirilmesi konusunda uluslar
arasındaki hareketleri nedeniyle Klosson'un Rum hükümet kanadına
mensup çoğu kişi tarafından "kötü diken" olarak
görülmekte olduğunu, bazılarının da Klosson'u; KKTC'yle
direkt ticaret ve direkt uçuşlar konusunda ipleri oynatan kişi
olarak gördüğünü yazdı. Mahi
"Çöküşten Hayal Kırıklığı -Hükümetin Ciddi
Sapması" başlığıyla manşete
çıkardığı haberinde, DİSİ Başkanı
Nikos Anastasiadis'in; Brüksel'de gerçekleştirilen "gizli
görüşmelerin" çöküşünden Rum yönetimini de sorumlu
tuttuğunu ve Rum yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'u; Rum
halkına bilgi vermeye çağırdığını
bildirdi. Gazeteye
göre; elde ettiği bilgileri kaynak gösteren Anastasiadis; Brüksel'deki
görüşmelerde limanların dışında,
havaalanlarının da gündeme getirildiğini, görüşmelerin
başarısızlığa uğramasından üzüntü
duyduğunu ve bundan her iki tarafın da sorumlu olduğunu
söyledi. |
KIBRIS 20/06/05
Rumlar ve
Yunanlılar yeni strateji belirliyor
Avrupa
Anayasası'nın Fransa ve Hollanda'da düzenlenen referandumlarda
reddedilmesiyle AB'nin krize girmesinin, Rum yönetiminin planlarını
da etkilediği ve Yunanistan ile işbirliği içinde yeni bir
strateji üzerinde uğraşılmakta olduğu bildirildi.
Rum
basını; "Fransa ve Hollanda'da düzenlenen referandumlarda
reddedilmesinin Avrupa Anayasası'nı komaya soktuğu ve AB'nin
yeni genişleme prosedürünün derin dondurucuya girdiği" yorumunu
yaptığı; AB'de yaşanmakta olan krizin; Rum yönetiminin
planlarını da etkilediği, bu nedenle Yunanistan'la
işbirliği içinde yeni bir sahne üzerinde çalışmakta
olduğu haberini verdi.
Fileleftheros
"Strateji Yeniden Belirleniyor -Lefkoşa ve Atina; AB'deki Sapmalardan
Sonra, Hareketlerini Yeniden Planlıyor -Hükümet; Avrupa
Kuşkuculuğuna Gerilemekten Kaçınmak İstiyor"
başlık ve spotlarıyla manşete çıkardığı
haberinde şunları yazdı:
"Lefkoşa
ile Atina'nın stratejilerini yeniden belirlemeleri gerekli görülüyor.
Çünkü zirve kararlarında Türkiye'ye atıfların 'ortadan kaybolması'
Ankara'nın çizgisinin daha da sertleşmesini ve Ege'ye tahrikler
'ithal ediyor'.
Kıbrıs
hükümeti; gerginliklerden ve bir Avrupa kuşkuculu ortamına
gerilemekten kaçınmak istiyor. Kıbrıs'ın artık; Avrupa
Anayasası'nı onaylayacak ilk ülke olmasıyla Başkan
Papadopulos görüntüyü netleştirmeyi başardı. Başkan
Papadopulos; Avrupa Anayasası'nın meclis tarafından
onanmasının muhtemel ertelenmesinin Kıbrıs Cumhuriyeti'nin
itibarına ciddi bir darbe olacağını söyledi.
AB Dönem
Başkanlığı'nın 20 gün içinde İngiltere
tarafından üstlenilecek olması, Lefkoşa'nın gerek
Kıbrıslı Türklere yönelik tüzükler gerek Kıbrıs
sorununa çözüm bulunmasına ilişkin çabaları konusundaki
icraatlarını kolaylaştırmıyor. Lefkoşa'daki
siyasi güçler; AB'ye üyeliği nedeniyle çok daha uzlaşıcı bir
Türkiye'yle ilgili biriktirilen ümitlerin saçılıp savrulması
nedeniyle, gelişmelerin; milli sorunumuza olumsuz etki yapmasından
endişe belirtiyorlar."
Aynı
gazete "Atina ve Lefkoşa Eşgüdüme Gidiyor"
başlığıyla yansıttığı haberinde, Rum ve
Yunan hükümetlerinin; "milli davalarda" ve Avrupa konularındaki
adımlarını birbirine uygun hale getirmekte ve hareketlerini
eş güdümlemekte olduklarını yazdı.
Gazeteye göre
Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos, AB zirvesi nedeniyle
bulunduğu Brüksel'de yaptığı açıklamada; Yunanistan
Başbakanı Kostas Karamanlis'le Atina'da yeniden
görüşeceğini açıkladı. Papadopulos-Karamanlis yeni
görüşmesinin tam tarihi henüz belirlenmedi. Yunanistan
Başbakanlığı'nda gerçekleştirilecek yeni görüşme;
Rum Yönetimi Başkanı'nın Yunanistan Başbakanı'yla AB
zirvesi çerçevesinde Cuma sabahı Brüksel'de yaptığı
görüşmenin devamı niteliğinde olacak.
Habere göre
Papadopulos; "Yunanistan Başbakanı'yla fırsat buldukça;
olanlar ve olması muhtemel olanlar; taktik, stratejik ve hedef konular ile
hareketlerimizin eşgüdümüyle ilgili görüş alış
verişinde bulunuyoruz" dedi.
Fileleftheros
"Kıbrıs, Anayasa Sözleşmesi'ni Onaylayacak -Brüksel'deki
Zirve Sonrasında Partiler Tutumlarını
Netleştiriyorlar" başlığıyla
aktardığı haberinde, Rum siyasi partilerinin;
programlandığı şekilde Avrupa anayasasının 29-30
Haziran'da Rum meclisinde görüşülüp onaylanması ortak
arzularını dile getirmekte olduklarını bildirdi.
Gazete Rum
partilerin büyük bölümünün, Anayasa'nın Rum yönetimi tarafından
onaylanmasının -ki Brüksel'deki çöküşün ardından bunu ilk
yapacak olan Güney Kıbrıs olacak- Avrupa alanına olumlu
katkı yapacağı kanaatinde olduğunu yazdı.
Gazeteye göre
DİSİ Avrupa Milletvekili Panayotis Dimitriu "Avrupa
Anayasası'nın Güney Kıbrıs tarafından
onaylanmasının, Fransa ve Hollanda tarafından reddedilmesinden
sonra gerçekleşecek ilk onaylama olacağını ve bunun Rum
yönetiminin itibarını tahmin edilemeyecek ölçüde
güçlendireceğini" söyledi ve "AB ne kadar güçlü, sonuç getirici
ve işlevsel olursa, Kıbrıs'ın çıkarı da o kadar büyük
olur" dedi.
DİKO
Başkan Vekili Nikos Kleanthus, Avrupa Anayasası'nın
görüşülüp onaylanmasının, parti başkanları
toplantısında gerçekleştirilmesi
olasılığını göz ardı etmedi ve "Avrupa
vatandaşlarıyla ve Anayasa'yı reddeden ülkelerle,
endişelerini gidermeye yönelik bir diyalog geliştirilmesi
gerekir" dedi.
KS EDEK ve Rum
Meclisi Savunma Komitesi Başkanı Yannakis Omiru; anayasanın, Rum
meclisinde onaylanması prosedürünün planlandığı
şekilde ileri götürülmesinin Rum yönetiminin çıkarına
olduğunu söyledi. Ancak EDEK'in; anayasanın onaylanmasının
ertelenmesi konusunu Rum yönetimi ve diğer siyasi partilerle
görüşmeye hazır olduğunu da söyledi. Kıbrıs sorununa
da değinen Omiru; AB'nin, Türkiye'nin üyelik perspektifini kabul etmeme
fenomeninin, Kıbrıs sorunundaki gelişmeleri belirleyici
şekilde etkilemesinin mümkün olduğunu söyledi ve şöyle devam
etti:
"Avrupa'ya
üyeliğinin söz konusu olmadığı yönünde kesin bir mesaj
alırsa, daha uzlaşıcı olması ümidimizi
bağladığımız Türkiye'nin AB üyeliği artık
olmayacağı için; Kıbrıs ve Yunanistan'ın mevcut milli
stratejisi büyük ölçüde çöker."
NEO
Başkanı Nikos Kutsu da; "Avrupa'daki gelişmeler,
vatandaşlara inanma, anlama, paylaşma ve hizmet etme hakkı veren
bir vizyona ihtiyacımız olduğunu gösteriyor. Sonucu her ne olursa
olsun, referandumların sonuçlarına saygı göstermemiz
gerekir" dedi.
Bağımsız
Milletvekili Dimitris Şilluris ise zirvenin başarısız
olmasının AB'yi krize ve derin bir düşünceye sürüklediği
değerlendirmesinde bulundu.
Politis
"Kıbrıs Stratejisi Tam Çöküşün Eşiğinde"
başlıklı haberinde, Rum Yönetimi Başkanı Tasos
Papadopulos'un kabul etmemesine rağmen, hükümet ortağı AKEL'in
infialinin ve Yannakis Omiru'nun aleni itirafının; Rum yönetiminin Kıbrıs
sorunundaki stratejisinin tamamen çöküşün eşiğinde
bulunduğunu gösterdiğini yazdı.
Gazete
Papadopulos'un; anketlerde en üst sıralara çıkmasını
sağlayan ancak Kıbrıs sorununun gerektirdiği siyasi
gerçeklikle hiçbir alakası olmayan politikasına kendi kendini
hapsettiği yorumunda bulundu, özetle şunları yazdı:
"Papadopulos,
24 Nisan referandumlarından sonra bir veto stratejisi inşa etti.
Kibirli bir şekilde ve uluslar arası sahneyi doğru
değerlendiremeyerek; Kıbrıslı Türkleri aşamalı
olarak Kıbrıs Cumhuriyeti'ne entegre etme perspektifiyle bir strateji
belirledi. Hedefleri şunlardı:
1-Türkiye'nin
üyelik müzakerelerinin başlamasının görüşüldüğü 17
Aralık 2004, büyük veto için bir istasyondu. Bu silahla Papadopulos;
elinden geldiğince, Kıbrıs sorununun esasına ilişkin
şeyler elde etmek istedi. Hazırlık görüşmelerinde; Türkiye'nin
Kıbrıs Cumhuriyeti'ni diplomatik olarak tanımasını,
askerlerin ve yerleşiklerin çekilmesi, mülkler v.b. konuları bu
nedenle gündeme getirmişti. Ancak sonunda, Türkiye'ye; sadece protokolü
imzalaması kaydıyla üyelik müzakerelerine başlama tarihi verilmesi
sonucuna varıldı.
2-Bu
başarısızlıktan sonra Papadopulos, stratejisini yeniden
düzenlemedi. O zamanlar, 63 ayrı veto şansı bulunduğunu ve
bunlarla Kıbrıs'ın; Kıbrıs sorununda kazanımlar
elde ederek, Türkiye'nin üyeliğini daimi olarak engelleyebileceğini
söylemişti.
3-Fransız
ve Hollandalılardan hayır yanıtının gelmesiyle her
şey sahnenin tamamen değiştiğini gösteriyorken bile
Papadopulos, politikasına bağlı kaldı. Bu nedenle Conis'i
uzun bir değişiklik listesiyle BM'ye gönderdi ve Prendergast'ın
kendisinden istediği değişiklik taleplerini hiyerarşik
sıraya sokmayı bu nedenle reddetti.
Türkiye'nin
üyelik süreci kesin olarak dondu. AB de; şimdilik ne kadar süreceği
belli olmayan bir içine kapanıklık durumuna girdi. Büyük veto,
zamanından erken gitti ve Türkiye'nin üyelik müzakereleri sürecinin mevcut
olmamasından dolayı 63 küçük veto hükümsüz kaldı."
Haravgi, Rum
Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un, Brüksel zirvesinin
tamamlanmasının ardından, zirveyi takip eden Rum gazetecilere
yönelik basın toplantısında; "zirvenin
başarısız olmadığını" söylediğini
bildirdi.
Habere göre
Papadopulos; Güney Kıbrıs'ın mali taleplerinin; Lüksemburg dönem
başkanlığında önerilen ve İngiltere'nin dönem
başkanlığında yönetilecek olan AB'nin bütçe metnine
kaydedilmiş olduğunu belirterek, zirvenin
"başarısız olmadığını" savundu,
ancak AB'nin 2007-2013 dönemine ilişkin ekonomik perspektifi konusunda bir
anlaşmaya varılmasının mümkün olmadığını
ekledi.
Papadopulos;
Hedef 1'e girilememesinin, Güney Kıbrıs'a olumsuz etki
yaptığının Lüksemburg dönem başkanlığı
tarafından kabul edildiğini kaydetti.
KIBRIS 20/06/05
Lillikas:
Yeşil Hat Tüzüğü'nün gelişmesine en büyük engel Talat
Rum Sanayi ve
Ticaret Bakanı Yorgos Lillikas, Yeşil Hat Tüzüğü'yle ticaretin
gelişmemesine "en büyük engelin" Cumhurbaşkanı Mehmet
Ali Talat'ın olduğunu söyledi.
Gümrük
protokolünün Türkiye tarafından kesinlikle imzalanacağını
ifade eden Lilikas, Türkiye'nin imzalamaması durumunda AB ile müzakerelere
başlayamayacağını savunarak, "her zaman
söylediğimiz gibi, Türkiye'nin AB'ye üyeliği Lefkoşa'dan
geçer" dedi.
Haravgi, Rum
Sanayi ve Ticaret Bakanı Yorgos Lillikas'la gerçekleştirilen bir
söyleşiye yer verdi ve Lillikas'ın söyleşisinde Türkiye'nin
Gümrük Birliği Protokolü'nü imzalaması ile Kıbrıslı
Türklere yönelik yardımlar konusuna değindiğini, Yeşil Hat
Tüzüğü'yle ticaretin gelişmemesine "en büyük engel" olarak
ise Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ı gösterdiğini
yazdı.
Lillikas
söyleşisinde "Gümrük protokolünün Türkiye tarafından kesinlikle
imzalanacağını, bunun Türkiye'nin mevcut olan tek yolu
olduğunu, imzalamaması durumunda ne 3 Ekim tarihinde ne de daha
sonraki bir tarihte AB ile müzakerelere
başlayamayacağını" savunurken "Her zaman
söylediğimiz gibi, Türkiye'nin AB'ye üyeliği Lefkoşa'dan
geçer" şeklinde konuştuğunu yazdı.
Protokolün
imzalanmasının, "Kıbrıs Cumhuriyeti'nin Türkiye
tarafından tanınması yönünde esas bir adım teşkil
ettiğini ve Kıbrıs Cumhuriyeti'nin tanınmasının
da, bugüne kadar uluslar arası alanda düzeyini yükseltmeye
çalıştığı sahte devletin görmezlikten gelinmesi demek
olduğunu" iddia eden Lillikas ayrıca protokolün
imzalanmasıyla "Türkiye ile Kıbrıs Cumhuriyeti
arasında fiilen ticaretin başlayacağını,
Kıbrıs bandıralı gemilerin Türk limanlarına
girişinin olacağını, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin resmi
belgelerinin kabul edileceğini ve bunun da tanınmanın fiili
adımlarını teşkil edeceğini" söyledi.
Lillikas, Rum
Yönetimi'nin politik olarak "güçlendiğini" ve bunun da
"Kıbrıs sorununa daha kaliteli bir çözüm bulunması için
müzakere edilmesi ihtimalini arttırdığını" ileri
sürerken Yeşil Hat Tüzüğü ve Güney Kıbrıs ile KKTC
arasındaki ticari ilişkilere de değindi. Lillikas, Yeşil
Hat Tüzüğü'yle başlayan ticaret sonrasında Aralık
ayında 110 bin KL'nin üzerinde bir ticaret hacmine
ulaşıldığını ve bunun daha da artabileceğini
belirtirken, ticaretin gelişmesini engelleyen iki sebep bulunduğuna
inandığını söyledi.
Lillikas,
"Şu anda ticaretin tek taraflı olduğunu,
Kıbrıslı Türk vatandaş ve iş adamlarının
Türkiye üzerinden ithal ettikleri Avrupa veya ABD ürünlerini daha ucuza ithal
edebilecekken ve bu yönde büyük bir talepleri olmasına rağmen
Talat'ın karşılıklı (iki taraflı) ticareti
reddetmesinin, ticaretteki gelişmenin önündeki engellerden ilki
olduğunu" iddia etti.
Güney
Kıbrıs ile KKTC arasındaki karşılıklı ticaretin
gelişmesinde ikinci engel olarak ise yine Cumhurbaşkanı
Talat'ı gösteren Lillikas, "Talat'ın; açıklamaları ve
siyasi hedefleriyle şu anda sadece KKTC'den Güney Kıbrıs'a
yönelik olan ticaret konusunda da Kıbrıslı Türkler arasında
cesaret kırıcı bir hava yaratmakta olduğunu" ileri
sürdü. Lillikas "siyasi düzeyin yükseltilmesi ve doğrudan ticareti
hedef olarak belirleyen Talat ve Türkiye'nin; büyük bir ticaret hacmi
bulunmadığını, Kıbrıslı Türklerin izole
edilmiş olduklarını ve tek yolun doğrudan ticaret olduğunu
göstermek için iç ticaret konusunda cesareti
kırdıklarını" iddialarına eklerken
"doğrudan ticaretin tamamen siyasi bir amaç güttüğünü"
savundu. Lillikas, "doğrudan ticaret ile iki toplumun ayrı
ayrı çıkarlar ve problemler geliştirecek olmalarından ötürü
doğrudan ticareti kabul etmelerinin söz konusu
olmadığını" kaydetti.
Son olarak
Brüksel'de tüzükler konusunda gerçekleştirilen ve
başarısızlığa uğrayan görüşmelerin
sorulması üzerine ise Lillikas, "İngiltere'nin doğrudan
ticaret tüzüğünü canlı tutmak için dişini
tırnağına katarak mücadele etmekte olduğunu, kendilerinin
ise 259 milyon Avro'luk mali yardımın doğrudan ticaret
tüzüğü ile ayrılması için birçok öneri
yaptıklarını" belirtti. Lillikas, "İngiltere ve
Kıbrıslı Türklerin dostları olarak görünenlerin,
Kıbrıslı Türkleri bu önemli yardımdan mahrum
ettiklerini" iddia etti.
Lillikas, ABD
tarafından KKTC'ye yapılması öngörülen 50 milyon dolarlık
yardım konusunda ise, ABD'lilerin bu yardımının,
Kıbrıslı Rumlar ve Rum Yönetimi tarafından
Kıbrıslı Türklere yapılan ekonomik yardımın
yanında "bir damla kadar" kaldığını ileri
sürdü. Lillikas, sadece Güney Kıbrıs'ta çalışan
Kıbrıslı Türklerin 2004 yılında Kıbrıslı
Rumlardan "360 milyon dolar almış olduklarını"
ABD'li yetkilere söylemiş olduğunu" ifade etti. Lillikas,
"bunlara; Kıbrıslı Türklere sundukları kimlik
kartı, pasaport verilmesi, sosyal sigorta, tıbbi hizmetler gibi
hizmetlerin eklenmesiyle de "Kıbrıslı Türklerin
refahının Kıbrıslı Rumlarla işbirliği
yapmalarına ve Rum hükümetinin programlarına bağlı olduğunun
kolayca anlaşılabileceğini" iddia etti.
Lillikas,
Türkiye'nin Kıbrıslı Türklerin hayat standartlarının
yükseltilmesine yardımcı olmadığını, ne de
ABD'nin vermeye söz verdiği 50 milyon doların yardımcı
olacağını da ileri sürdü.
Lillikas
ayrıca BM Genel Sekreteri'ne diyalogun yeniden başlaması için
gösterilen çabaları devam ettirmesi ve "yollar açmak yerine gölgeler
yaratan diğer türde çabaları terk etmesi"
çağrısında da bulundu.
KIBRIS 20/06/05
Rum
basınının iddiası: Bearn Stearn Bank, Kuzey Kıbrıs'a
yatırım yapacak
|
Amerikan
hükümetinin Amerika'nın ekonomisinin belirleyici unsurlarına
yönelik teşvikiyle büyük şirketlerinden Bear Stearns'e
bağlı Bearn Stearn Bank'tan bir heyetin yatırım
araştırması yapması yapması için Kuzey
Kıbrıs'a gönderildiğini iddia edildi. Alithia
"Büyük Bir Amerikan Şirketi Kıbrıslı Türkleri
Desteklemeye Hazır -Bear Stearns İşgal Altındaki
Topraklarda - Bear Stearns Şirketinin Toplam Sermayesi 255.9 Milyar
Dolar" başlıklı haberinde (kendi ifadesiyle)
"işgal altındaki toprakların
Tayvanlaştırılmasına yönelik büyük adımın
beklendiği gibi Amerikalılardan geleceğini" ifade ederek,
Amerikan hükümetinin Amerika'nın ekonomisinin belirleyici
unsurlarına yönelik teşvikiyle Bear Stearns şirketine
bağlı Bearn Stearn Bank'tan bir heyetin yatırım
araştırması yapması için "işgal altındaki
topraklara" gönderildiğini savundu. Habere göre
"Bear Stearns Companies Inc", "Bear, Stearns @ Co.
Inc."in esas şirketidir ve bu şirket finansman şirketi ve
yatırım bankasıdır. Esas merkezi New York olmasına
karşılık, Londra'daki büroları
aracılığıyla Avrupa'ya da
yayılmıştır. Bünyesinde toplam 11 bin kişi
çalışıyor. Gazete,
şirketin önemli yetkililerinden biri olan Timothy Ash;
başkanlığındaki bir heyetin geçen hafta KKTC'de
bulunduğunu ve bu ziyaretin duyurulmasının alçak tonlarda
tutulduğunu savundu. Habere göre
Ash, KKTC'nin gerek ekonomi gerek siyasi unsurlarıyla bir araya geldi. |
KIBRIS 20/06/05
İki koşul yerine getirilirse 3 Ekim kararı
değişmez
AB Komisyonunun
Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn'den Türkiye'ye hem uyarı hem
moral:
İki
koşul yerine getirilirse 3 Ekim kararı değişmez
KOPENHAK
KRİTERLERİ VE KIBRIS PROTOKOLÜ... AB Komisyonunun Genişlemeden
Sorumlu Üyesi Olli Rehn, "Türkiye'nin Kopenhag kriterlerine yönelik
uygulamada başarılı olması" ve "Kıbrıs
ile ilgili protokolü onaylayıp, hayata geçirmesi" durumunda,
müzakerelerin başlayacağı 3 Ekim kararının
değişmeyeceğini söyledi
TÜRKİYE
DİKKATLİ OLMALI... Olli Rehn, özellikle son aylardaki Türkiye'de
demokrasi ve düşünce özgürlüğü ile hukuk devleti açısından
yeterli ilerleme kat edilemiyor havasının oluştuğuna
dikkati çekerek, bu gelişmelerin 3 Ekim hedefine zarar verebileceği
uyarısında bulundu
AB Komisyonunun
Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn, Türkiye'yi hem uyardı hem de
moral verdi.
Rehn, Türkiye'nin
Kopenhag kriterlerine yönelik uygulamada başarılı olması ve
Kıbrıs ile ilgili protokolü onaylayıp, hayata geçirmesi
durumunda, müzakerelerin başlayacağı 3 Ekim kararının
değişmeyeceğini söyledi.
Olli Rehn,
Brüksel'de Avrupa'nın önde gelen düşünce kuruluşlarından
biri olan Avrupa Politikalar Merkezi EPC'de genişlemenin geleceği
üzerinde konuştu ve sorulara cevap verdi.
AB liderler
zirvesi sonrası genişleme ile ilgili ilk defa görüşünü
açıklayan Rehn, "AB'deki krize rağmen genişleme
sürmeli" diye konuştu.
Türkiye ile
müzakerelerin 3 Ekim'de başlayacağını bu kararın
değişmez olduğunu vurgulayan Rehn, fakat bu kararın 2
önemli koşulu olduğunu bunu da Türkiye'nin unutmaması
gerektiğini kaydetti.
Rehn,
bunları, Kopenhag kriterlerine yönelik uygulama başarısı,
diğerini ise Kıbrıs ile ilgili protokolü onaylayıp, hayata
geçirilmesi olarak açıkladı.
Özellikle son
aylardaki Türkiye'de demokrasi ve düşünce özgürlüğü ile hukuk devleti
açısından yeterli ilerleme kat edilemiyor havasının
oluştuğuna dikkati çeken Olli Rehn, bu gelişmelerin 3 Ekim
hedefine zarar verebileceği uyarısında bulundu.
KIBRIS 21/06/2005
|
NTV
Güncelleme: 17:01 TSE 22 Haziran 2005 Çarşamba
LEFKOŞA
- Lefkoşadaki yabancı diplomatlar, Papadopulosun BM arabulucusu
Prendergasta Adadaki temasları sırasında sunduğu
özellikle 8 maddeyi kabul edilmesi mümkün olmayan talepler olarak niteledi.
Edinilen bilgilere göre, Adadaki temasları sırasında
Papadopulosun önerilerini uzlaşma niyeti olmayan talepler olarak
niteleyen Prendergast da, bu görüşünü Türk tarafına da açıkça
iletti.
ÖNERİLER ALAY KONUSU OLDU
Rum basını, Papadopulosun Annan Planıyla ilgili BMye
ilettiği bazı taleplerin, Batılı diplomatlar arasında
alay konusu olduğunu yazdı. Rum basınına göre,
Papadopulosun diplomatlara alay konusu olan talepleri şöyle
sıralanıyor:
1999dan
bugüne kadar, Kuzeyde kalan Rum kökenli araziler üzerine inşa edilen
bütün binalar yıkılsın.
Rum
göçmenlerin tümü Kuzeydeki evlerine dönsün.
Türkiye
kökenli KKTC vatandaşlarının tümü Adadan gitsin.
Kıbrıstaki
Türk alayı da dahil olmak üzere, bütün Türk askerleri çekilsin.
Garantör
ülkelerin her türlü müdahale hakkı kaldırılsın ve 1960
Garanti Anlaşmaları revize edilsin.
İngiliz
üsleri, çözüm planından çıkarılsın.
Cumhurbaşkanı
ve Cumhurbaşkan Yardımcısı doğrudan halk
tarafından seçilsin.
Yeni
yapıda veto hakkı gibi konuları ele almak üzere,
Kıbrıslı Türkler ve Rumlardan oluşan bir komite kurulsun.
|
AA
Güncelleme: 13:03 TSI 22 Haziran 2005 Çarşamba
LEFKOŞA - KKTC Başbakanı Ferdi Sabit Soyer, Kıbrıslı Türklerin çözüm yönündeki tavrını referandumda ortaya koyduğunu ve şu anda Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulosun Annan planı üzerinde yapılmasını istediği değişiklik önerilerini beklediklerini söyledi.
Başbakan Soyer, görüşmeden sonra
yaptığı açıklamada, her iki partinin de Kıbrıs
sorununa kalıcı bir çözüm bulunabilmesi için gereken girişimleri
yapma kararı aldığını kaydetti.
AKP
HEYETİ GÜNEY KIBRISA GELECEK
DİSİ Başkanı Nikos Anastasiadis de, ABdeki son
gelişmeleri göz önünde bulundurarak, daha sistematik
çalışmaları gerektiğini belirtti. Anastasiadis, ayrıca
AKP yetkililerini Güney Kıbrısa davet ettiğini ve davetin
reddedilmediğini söyledi. DİSİ Başkanı, ziyaretin
gerçekleşeceğine inandıklarını, ancak ziyaret
tarihinin henüz netleşmediğini belirtti.
ÇÖZÜM
ANNAN PLANINDA
Anastasiadis,Çözüm için gerekli zeminin bulunduğunu, zeminin Annan
planı olduğunun herkes tarafından kabul edildiğini ifade
ederek, Kıbrıslı Rumları olumsuz yönde etkileyen ve
bazı endişeler uyandıran belirli noktaları,
Kıbrıslı Türkleri olumsuz yönde etkilemeyecek şekilde
değiştirmek üzerinde çalıştıklarını
belirtti.
Anastasiadis, Kıbrıs Türk ve Rum liderlerinin çözümün yolları
üzerinde görüşmesi gerektiğini belirterek, bu görüşmelerin
başta BM çatısı altında resmi görüşmeler
olmayabileceğini kaydetti.
Rum DİKO partisi, bayraklar nedeniyle
toplantıyı iptal etti
Oshan
SABIRLI/LEFKOŞA, (DHA)
RUM Demokrat Parti (DİKO) bugün bir son dakika kararıyla, KKTCde
hükümetin büyük ortağı Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) ile
yapacağı toplantıyı iptal etti. DİKO yetkilileri
toplantının iptal edilmesine gerekçe olarak, CTP Genel Merkezindeki
toplantı odasının bayraklarını gösterdi. Burada Türk,
KKTC, CTP ve Avrupa Birliği bayrakları yan yana duruyor.
Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulosun genel
başkanı olduğu DİKO partisinin yetkililerinden oluşan
heyet, geçen hafta da KKTCde temaslarda bulunmuştu. KKTCye geçiş
prosedüründe kimlik veya pasaport gösterilmesini eleştiren ve bu
geçiş prosedürüyle Adanın kuzeyine gelmeyeceklerini açıklayan
DİKO, bu kez toplantı odasındaki bayraklar nedeniyle CTP ile
görüşemeyeceğini açıkladı.
SADECE DİKO KARŞI ÇIKTI
CTP Genel Merkezindeki aynı toplantı
odasında daha önce DİSİ Başkanı Nikos Anastasiadis ve
beraberindeki heyet, Rum Yönetimi eski liderlerinden Yorgo Vasiliu ve
beraberindeki EDİ heyeti, AKEL Genel Sekreteri, Rum Meclis Başkanı
Dimitris Hristofyas ve beraberindeki heyetler çeşitli temaslarda
bulunmuştu.
CTP Genel Sekreteri Ömer Kalyoncu
yaptığı açıklamada, DİKO ile bir görüşme yapma
arzusunda olunduğunu, fakat toplantı salonundaki bayrakların
DİKO tarafından problem haline getirilmesi nedeniyle
toplantının gerçekleşemeyeceğini söyledi.
Kalyoncu, toplantı odasındaki
bayraklarla ilgili olarak telefon diplomasisi yürüttüğü DİKO
temsilcisinin, toplantı salonunu değiştirmeyi önerdiğini
veya bayrakların toplantı esnasında kaldırılması
gerektiğini söylediğini açıkladı.
KRİZE, BAYRAKLI FOTOĞRAFLAR NEDEN
OLDU
CTP Genel Sekreteri, bu öneriye sıcak
bakmadığını ve toplantı salonunu
değiştirmenin hem diğer partilere hem de CTPye
haksızlık olacağı gerekçesiyle toplantının
başka bir tarihte yapılmasını beklediklerini
açıkladı.
Kalyoncu daha önce CTPyi birçok Rum siyasi
partisinin de ziyaret ettiğini açıklarken, daha önce benzer bir sorun
yaşanmadığının altını çizdi. CTP Genel
Sekreteri, önemli olanın partilerarası görüşmeler ve
bunların içerikleri olduğunu söyledi.
Kıbrıs Rum Kesimi ana muhalefet
partisi DİSİ Başkanı Nikos Anastasiadis ve beraberindeki
heyetin, CTP Genel Merkezinde Başbakan ve CTP Genel Başkanı
Ferdi Sabit Soyer ile yaptığı toplantıda çekilen
bayraklı fotoğrafların gazetelerda
yayımlanmasının, DİKOnun iptal kararı üzerinde etkili
olduğu belirtildi.
MILLIYET 22/06/05
CTP
ve DİSİ'den Papadopulos'a uyarı
Nikos
Anastasiades başkanlığındaki DİSİ heyeti KKTC'ye
geçerek CTP Genel Başkanı ve Başbakan Ferdi Sabit Soyer'le
görüştü. Soyer ve Anastasiades, her iki toplum liderine gerekli
adımları atması konusunda çağrı yaptı
CTP ve
DİSİ'den Papadopulos'a uyarı
SOYER:
PAPADOPULOS TALEPLERİNİ AÇIKLASIN... Başbakan Soyer,
Kıbrıslı Türklerin çözüm yönündeki tavrını
referandumda ortaya koyduğunu ve şu anda hem kendilerinin hem de BM
Genel Sekreteri'nin, Rum Yönetimi Başkanı Papadopulos'un Annan
Planı üzerinde yapılmasını istediği değişiklikleri
kendilerine bildirmesini beklediklerini söyledi
ANASTASIADES:
ZEMİN ANNAN PLANI... DİSİ Başkanı Anastasiades,
Kıbrıs sorununun çözümü için gerekli zeminin var olduğunu, bu
zeminin Annan Planı olduğunun herkes tarafından kabul
edildiğini belirtti. Anastasiades, ancak çözüme yönelik güçlü bir istek ve
görüşmelerin başlaması yönündeki inisiyatifin eksik
olduğunu kaydetti
Nikos
Anastasiades başkanlığındaki Demokratik Seferberlik
Partisi'nden (DİSİ) bir heyet dün KKTC'ye geçerek CTP Genel
Başkanı Başbakan Ferdi Sabit Soyer ve diğer CTP'li
yetkililerle görüştü. CTP Genel Merkezi'nde gerçekleşen görüşme
sonrasında Soyer ve Anastasiadis, her iki toplum liderine de halka umut
mesajları verebilecek gerekli adımları atma
çağrısında bulundu.
Başbakan
Soyer, Kıbrıslı Türklerin çözüm yönündeki tavrını
referandumda ortaya koyduğunu ve şu anda hem kendilerinin hem de BM
Genel Sekreteri'nin, Rum Yönetimi Başkanı Papadopulos'un Annan
Planı üzerinde yapılmasını istediği
değişiklikleri kendilerine bildirmesini beklediklerini söyledi.
Anastasiades
ise Kıbrıs sorununun çözümü için gerekli zeminin var olduğunu,
bu zeminin Annan Planı olduğunun herkes tarafından kabul
edildiğini belirtti. Anastasiades, ancak çözüme yönelik güçlü bir istek ve
görüşmelerin başlaması yönündeki inisiyatifin eksik olduğunu
kaydetti.
Saat 10:30'da
başlayan ve yaklaşık bir saat süren görüşmede
DİSİ heyetinde Nikos Anastasiades, Keti Klerides, Averof Neofidu,
Haralambos Haralambus, Socratis Hasikos ve Manolis Christofidis yer
alırken; CTP'den ise Genel Başkan Başbakan Ferdi Sabit Soyer,
Genel Sekreter Ömer Kalyoncu, Dış İlişkiler Sekreteri
Kutlay Erk, Örgütlenme Sekreteri Alpay Afşaroğlu ile Eğitim ve
Yerel Yönetimler Sekreteri Ünal Fındık hazır bulundu.
Soyer
Toplantı
sonrasında basına açıklamalarda bulunan Başbakan Soyer,
DİSİ heyetiyle çok yararlı bir görüşme gerçekleştirdiklerini
ve her iki partinin de Kıbrıs sorununa kalıcı bir çözüm
bulunabilmesi için gereken girişimleri yapma kararı
aldığını kaydetti.
İlerleyen
günlerde karşılıklı temaslarını
artıracaklarını söyleyen Başbakan Soyer, BM Genel
Sekreteri'nin ve BM inisiyatifinin geliştirdiği plan
doğrultusunda Kıbrıs sorununun çözüme kavuşturulması
gerektiğini vurguladı.
Anastasiades
Nikos
Anastasiades de yararlı bir görüşme yaptıklarını
belirtti. Anastasiades, Kıbrıs sorununun çözümü ve endişeleriyle
ilgili konuşarak görüş alışverişinde
bulunduklarını söyledi. Anastasiades, AB'deki son gelişmeleri
göz önünde bulundurarak daha sistematik bir şekilde
çalışmaları gerektiğinin de altını çizdi.
Anastasiades,
kendileri gibi taksimi değil, yeniden birleşmeyi isteyen güçlerin
Kıbrıs Türk toplumunda hâlâ var olduğunu görmekten mutluluk
duyduklarını da dile getirdi.
Sorular
Bir basın
mensubunun AK Parti yetkililerinin Temmuz ya da Ağustos'ta Güney
Kıbrıs'a giderek temaslarda bulunacağının önceden
söylendiğini anımsatarak, ziyaret tarihinin netleşip
netleşmediğini sorması üzerine Anastasiades, AK Parti
yetkililerine yaptıkları davetin reddedilmediğini, ziyaretin
gerçekleşeceğine inandıklarını ancak ziyaret tarihinin
henüz netleşmediğini söyledi.
Başbakan
Soyer ise AK Parti yetkilileriyle ziyarete ilişkin bir görüşme
gerçekleştirmediklerini, bunun AK Parti ve DİSİ arasında
yapılan bir görüşme olduğunu, Ankara'dan kendilerine bu yönde
bir haber gelmediğini, iki partinin kendi aralarında
yaptıkları görüşme konusunda diğer bir partiyle ilişki
içerisinde olmasının düşünülemeyeceğini kaydetti.
Soyer,
DİSİ heyetinin Ankara'ya yaptığı ziyareti ve oradaki
temaslarını son derece faydalı bulduğunu da ifade ederek,
bu ziyaretin Kıbrıslı Türkler, Kıbrıslı Rumlar,
Türkiye ve Yunanistan arasındaki ilişkiye katkı
sağladığını dile getirdi.
Ziyaretin
gerçekleşmesi halinde adaya girişin nereden yapılacağı
ile ilgili tavrının sorulması üzerine ise Soyer, "Bunu
konuşacağız" yanıtını verdi.
"Çözüm
zemini Annan Planı"
Başka bir
soru üzerine Anastasiades, çözüm için gerekli zeminin bulunduğunu, zeminin
Annan Planı olduğunun herkes tarafından kabul edildiğini,
Kıbrıslı Rumları olumsuz yönde etkileyen ve bazı
endişeler uyandıran belirli noktaları Kıbrıslı
Türkleri olumsuz yönde etkilemeyecek şekilde değiştirmek
üzerinde çalıştıklarını belirtti. Bu konuda Rum Ulusal
Konseyi'nin de kendileriyle hemen hemen aynı fikirde olduğunu dile
getiren Anastasiades, çözüm için gerekli zeminin var olduğunu, eksik olanın
çözüme yönelik güçlü bir istek ve inisiyatif olduğunu vurguladı.
Anastasiades, Kıbrıs Türk ve Rum liderlerinin çözümün yolları
üzerinde görüşmesi gerektiğini belirterek, bu görüşmelerin
başta BM çatısı altında resmi görüşmeler olmayabileceğini
kaydetti. Anastasiades, onlara görüşme ayarlama konusunda cesaretli olma
çağrısında bulundu.
Başbakan
Soyer de Kıbrıslı Türklerin çözüm konusundaki tavrını
referandumda ortaya koyduğunu ve şu anda hem kendilerinin hem de BM
Genel Sekreteri'nin Papadopulos'un Annan Planı üzerinde istediği
değişiklikleri bildirmesini beklediklerini söyledi.
KIBRIS 22/06/05
CHP
Genel Başkanı Deniz Baykal: Protokol, Güney Kıbrıs'ı
tanıma anlamına gelecek biçimde Türkiye'nin önüne konulacak
CHP Genel
Başkanı Deniz Baykal, 3 Ekim'de imzalanacak Ankara Protokolünün, AB
tarafından Güney Kıbrıs Rum yönetimini tanıma anlamına
gelecek biçimde Türkiye'nin önüne konacağını söyledi.
Deniz Baykal,
partisinin TBMM grup toplantısında yaptığı
konuşmada, hükümetin TBMM'yi Temmuz'da tatile sokarak 3 Ekim'de Ankara
Protokolü'nü sessiz sedasız imzalamaya çalıştığını
savundu.
CHP Genel
Başkanı Baykal, 3 Ekim'de imzalanacak Ankara Protokolünün, AB
tarafından Güney Kıbrıs Rum yönetimini tanıma anlamına
gelecek biçimde Türkiye'nin önüne konacağını söyledi.
Türkiye'nin protokolü imzalamadan önce "imzanın bu anlama
gelmediğini" açık bir biçimde metne yazması
gerektiğini belirten Baykal, şunları kaydetti: "Biz burada
Güney Kıbrıs'ın tuzağına düşmek istemiyoruz. O
tuzağa 3 Ekim'de mutlaka çekmek isteyecekler. Bize dayatılan bu imza
konusu daha önce hiçbir ülkeye karşı kullanıldı mı?
Tabii ki hayır. Kopenhag kriterlerinde Güney Kıbrıs'ı
tanımak diye bir madde mi vardı? Bu imzayı atarsak bunu
başka imzalar başka tavizler izler. 3 Ekim yaklaşıyor, bize
'hadi imzala' diyecekler. Biz diyoruz ki bu imza Güney Kıbrıs'ı
tanıma anlamına gelmez de. Oraya yaz ve öyle imzala, bunu şart
koş. Ama 'illa da imzalayacaksın' derlerse sana tavsiyem hiç
imzalama... İmzalamayacağını göster. Biz hala hiçbir
teklife hayır diyemeyecek bir konumda müzakere sürdürüyoruz. Böyle bir
şey olur mu?Başbakan, 'Muhalefet liderinin dediklerini kimse kabul
etmez, biz olmayacak duaya amin demeyiz' diyerek müzakere sürecini
değerlendiriyor. Bir kere de sen kimsenin kabul etmeyeceği
şeyleri onlara kabul ettir. Bunu sen yap. Niye hemen teslim oluyorsun. Yahu
senin inandığın bir davan yok mu? Türkiye'nin bir doğrusu
yok mu? Bu gidişle sen Erdemir'i de Seydişehir'i de çiftçiyi de bu
milleti de satarsın."
"O hayal
çöktü"
Baykal, Ekim'de
Ankara Protokolünün bu haliyle imzalanması durumunda Kıbrıs
davasının büyük darbe yiyeceğini ve KKTC'nin hukuki durumunun
sarsılacağını söyledi. Bu ödünlerin AB'ye üye olmak için
verildiğine inanmanın da zor olduğunu belirten Baykal,
"Bunları yapıp AB'den ne bekliyoruz? AB artık tam
üyeliği söyleyemiyor. Bize en büyük desteği verenler bile
söyleyemiyor. O balon söndü, o hayal çöktü" dedi.
KIBRIS 22/06/05
Bayrak
krizi
|
CTP ve
DIKO'nun dün CTP Genel Merkezi'nde yapılması planlanan
görüşmesi , DİKO yetkililerinin "toplantı odasındaki
Türk ve KKTC bayraklarından" rahatsız olması nedeniyle
gerçekleşmedi Bayrak krizi "KALDIR"
DEDİLER, KABUL GÖRMEDİ... CTP ile Rum yönetimi başkanı
Papadopulos'un partisi olan iktidar ortaklarından DIKO'nun dün CTP Genel
Merkezi'nde yapılması planlanan görüşmesi Rum siyasi
partisinin "toplantı odasındaki Türk ve KKTC
bayraklarının kaldırılması" talebi nedeniyle
gerçekleşmedi KALYONCU:
DEĞİŞTİREMEZDİK... CTP Genel Sekreteri Kalyoncu:
Geçenlerde DP ile bir görüşme yaptılar. Orada tertibat
nasıldı bilmiyoruz ama araştırıp
bakacağız. Biz salonumuzu bu görüşme için
değiştiremezdik çünkü kendi kendimize ve ondan önceki partilere
haksızlık etmiş olurduk. Bu salon herkesçe bilinen, herkesin
aşina olduğu ve bu görüntüleri kabullendiği bir salondu.
Değiştiremeyeceğimiz için DİKO bugün burayı ziyaret
etmiyor TAKINTILAR
YARAR GETİRMEZ... Buluşmanın başka koşullarda
gerçekleşebileceğini, buna ileriki günlerde bakacaklarını
belirten Kalyoncu, "Bizim için önemli olan partiler arası
görüşmeler ve bunun içeriğidir. Bu tür takıntıları
yaşarsak, birbirimize bu haksızlıkları yaparsak hiçbir
yerde hiçbir biçimde görüşme yapamayacağız demektir" dedi Cumhuriyetçi
Türk Partisi (CTP) ve Güney Kıbrıs'ta Başkan Tasos
Papadopulos'un partisi olan iktidar ortaklarından DIKO'nun dün CTP Genel
Merkezi'nde yapılması planlanan görüşmesi Rum siyasi
partisinin "toplantı odasındaki Türk ve KKTC
bayraklarının kaldırılması" talebi nedeniyle
gerçekleşmedi. Gazeteciler
söz konusu oda önünde görüşmenin başlamasını beklerken
toplantının açıklanan saatte başlamaması dikkat
çekti. Bir süre sonra, CTP Dış İlişkiler Sekreteri Kutlay
Erk ve Eğitim ve Yerel Yönetimlerden Sorumlu Sekreter Ünal
Fındık ile basının bulunduğu yere gelen CTP Genel
Sekreteri Ömer Kalyoncu, DIKO'nun görüşmeye gelmeyeceğini nedenleriyle
birlikte açıkladı. Kalyoncu
açıklamasını önce Türkçe yaptı ardından,
görüşmeye büyük ilgi gösteren Rum gazetecilerin sorularını
İngilizce olarak yanıtladı. Geçtiğimiz
günlerde DP Genel Başkanı Dışişleri Bakanı ve
Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş ile görüşen
DIKO heyetinde, Asbaşkan Nicos Kleantheus ve birçok üst düzey yetkilinin
yer alması bekleniyordu. Kalyoncu Kalyoncu,
DİKO ile bir görüşme planladıklarını ancak dün
DİSİ ile yapılan görüşmede her zaman
kullandıkları toplantı salonunun
fotoğraflarının basında yer aldığını,
orada bulunan bayrakların DİKO tarafından problem haline
getirildiğini ve böyle bir salonda toplantı yapmak istemediklerini
duyurduklarını kaydetti. Rumlarla bu
tartışmanın bir süre devam ettiği için basının
bekletildiğini ifade eden Kalyoncu, söz konusu salonun herkesin
aşina olduğu bir yer olduğunu, geçmişteki
toplantıların tümünün aynı tertibatta aynı salonda
yapıldığını, bu partilerin hiçbir sorun
çıkarmadan kendileriyle görüştüklerini, kendilerinin de onların
salonlarında problem yaratmadan toplantılara
katıldıklarını kaydetti. Kalyoncu
şöyle dedi: "Geçenlerde
DP ile bir görüşme yaptılar. Orada tertibat nasıldı
bilmiyoruz ama araştırıp bakacağız. Biz salonumuzu
bu görüşme için değiştiremezdik çünkü kendi kendimize ve ondan
önceki partilere haksızlık etmiş olurduk. Bu salon herkesçe
bilinen, herkesin aşina olduğu ve bu görüntüleri kabullendiği
bir salondu Değiştiremeyeceğimiz için DİKO bugün
burayı ziyaret etmiyor. Bu buluşma belki başka koşullarda
gerçekleşir, buna bakacağız ama şimdiden hangi
koşullarda gerçekleşeceğiyle ilgili bir taahhütte
bulunamayız. Bizim için önemli olan partiler arası görüşmeler
ve bunun içeriğidir. Bu tür takıntıları yaşarsak,
birbirimize bu haksızlıkları yaparsak hiçbir yerde hiçbir
biçimde görüşme yapamayacağız demektir." |
KIBRIS 23/06/05
Annan:Kıbrıs'ta
şartlar olgunlaşmadan yeni süreç başlatmak tavsiye edilemez
BM Genel
Sekreteri Kofi Annan'ın Siyasi İşlerden Sorumlu
Müsteşarı Prendergast:
Kıbrıs'ta
şartlar olgunlaşmadan yeni süreç başlatmak tavsiye edilemez
KONSEYE
BİLGİ VERDİ... 30 Mayıs-7 Haziran arasında bölgede
yaptığı temaslar ve Kıbrıs'taki son durum
hakkında BM Güvenlik Konseyi'ne brifing veren Prendergast,
"Kıbrıs'ta şartlar olgunlaşmadan yeni bir yoğun
süreç başlatmak tavsiye edilemez" dedi
UÇURUM
GENİŞ... Prendergast: Kıbrıs'ta tarafların ifade
ettikleri pozisyonlar arasındaki uçurum geniş, birbirleri
arasındaki güvenden ziyade güvensizlik ise yüksek görünüyor. Bu iki
faktör, özellikle de ikisinin birleşimi, ortak bir zemin oluşturma
gayretlerimizi aşırı derecede güçleştiriyor
BM Genel Sekreteri
Kofi Annan'ın Siyasi İşlerden Sorumlu Müsteşarı Kieran
Prendergast, "Kıbrıs'ta şartlar olgunlaşmadan yeni bir
yoğun süreç başlatmak tavsiye edilemez" dedi.
30 Mayıs-7
Haziran arasında bölgede yaptığı temaslar ve
Kıbrıs'taki son durum hakkında BM Güvenlik Konseyi'ne brifing
veren Prendergast, bütün tarafların bir şekilde BM iyi niyet
misyonunun yeniden başlatılmasını istediğini ve
görüşmeler için BM planının esas belge olarak
alınmasını kabul ettiğini söyledi.
Kıbrıs'ta
her iki taraftaki siyasilerin karşılıklı
anlayışı geliştirme gayreti içinde temaslarını
sürdürdüğüne dikkat çeken Prendergast, iki toplum arasında diğer
seviyelerde de devam eden temaslardan bahsetti. Yapılan bir kamuoyu
yoklamasının ortaya koyduğu, BM planında yapılacak
değişikliğin her iki tarafta da çoğunluk desteğini
alacağına dair sonucun cesaret verici olduğunu belirten
Prendergast, mevcut durumun olumsuz tarafını ise şöyle
anlattı:
"Tarafların
ifade ettikleri pozisyonlar arasındaki uçurum geniş, birbirleri
arasındaki güvenden ziyade güvensizlik ise yüksek görünüyor. Bu iki
faktör, özellikle de ikisinin birleşimi, ortak bir zemin oluşturma
gayretlerimizi aşırı derecede güçleştiriyor."
Bu aşamada
ne tür bir adım atması gerektiği konusunda BM Genel
Sekreteri'nin dikkate alması gereken başka faktörlerin de
bulunduğunu ifade eden Prendergast, Annan'ın çıkış
noktası olarak, 24 Nisan 2004 tarihinde her iki tarafta da yapılan
referandum sonuçlarına tam saygıyı aldığını
kaydetti.
BM Genel
Sekreteri ve ekibinin gösterdiği olağandışı gayretler
neticesinde, Kıbrıs sorunu tarihinde görülmedik şekilde, 4,5
yıl süren görüşmeler sürecinden sonra Güvenlik Konseyi kararları
doğrultusunda sonuçlandırılan planın referanduma
sunulduğunu hatırlatan Prendergast, bu planın Rum tarafınca
3'te 2'lik çoğunlukla ret edildiğini ifade etti.
Bunun görmezden
gelinmeyecek bir gerçek olduğunu söyleyen Prendergast, Rum
tarafını böyle davranmaya iten endişelerin gelecekte BM
planına dayalı olacak herhangi bir süreçte dile getirilmesi
gerekeceğini ifade etti. Prendergast, bu bağlamda Rum tarafınca
somut önerilerin öncelik sıralamasına göre nihai bir liste olarak
hazırlanmasının önemli bir gelişme olacağını
da kaydetti.
Rum
tarafının endişelerinin giderileceği ancak Türk
tarafının BM planına olan çoğunluk desteğinin kaybedilmesine
yol açacak bir durumun çözüme yardımcı olmayacağını da
belirten Prendergast, referandumdan bu yana kendi durumlarında ciddi bir
gelişme görmeyen ve çözüm yönündeki gayretleri çok az kabul gören Türk
tarafının sürece olan güveninin azaldığına dikkat
çekti.
Hem süreç hem
de içerik bakımından tarafların kendi çıkarları
doğrultusunda hareket etmesinin doğal olduğunu ifade eden
Prendergast, her iki tarafın da ortak çıkarları konusunda
cesaretlendirilmelerinin önemine işaret etti. BM Genel Sekreteri'nin de bu
yüzden tarafların kendi yükümlülüklerine vurgu yapmaya istekli
olduğunu ifade eden Prendergast, dışarıdan yardım
edilebileceğini, ancak bir uzlaşı sonucu çözüme ulaşmak
için vizyon, cesaret ve siyasi irade göstermesi gerekenin taraflar
olduğunu söyledi.
Prendergast,
"Liderler liderlik yapmalı, sadece destekçilerini takip etmemeli. Bir
çözüm ancak tarafların birbirine saygı, birbirlerinin
endişelerine yönelik anlayış ve erken bir çözüm isteği
içerisinde birbirlerine doğru adım atmalarıyla mümkün
olacaktır" dedi.
Bu konuda
Türkiye ve Yunanistan hükümetlerine de sorumluluklar düştüğünü ifade
eden Prendergast, Yunanistan ve Türkiye'nin BM iyi niyet misyonuna
vereceği güçlü destek sayesinde revize edilmiş bir BM planı
temelinde çözümün başarılabileceğini ifade etti.
BM Genel
Sekreteri'nin kendi sorumluluklarının bilincinde olduğunu ve bir
çözüm için taraflara yardımcı olma taahhüdüne sadık
kaldığını ifade eden Prendergast, genel bir öneri olarak,
Genel Sekreter'in iyi niyet misyonunun taraflar için masada olması
gerektiğini kaydetti. Prendergast, Güvenlik Konseyi'nin pek çok vesileyle
açıklık getirdiği gibi, "adadaki statükonun devam etmesinin
ise kabul edilemez olduğunu" söyledi.
Öte yandan,
şartlar olgunlaşmadan yeni bir yoğun süreç başlatmanın
tavsiye edilemez olduğunu ifade eden Prendergast, "Konseyin de daha
önceki iki çaba gibi yüksek profilli bir başarısızlıkla
sonuçlanacak bir sürecin hayal kırıklığı yaratan bir
krize olumlu hizmet etmeyeceğinde hemfikir olacağını
umarım" dedi.
Sorunlar devam
ettiği için Genel Sekreter'in çok dikkatli hareket edilmesi
gerektiğine inandığını belirten Prendergast,
Annan'ın iyi niyet misyonunun geleceği konusunda biraz daha
düşünmeyi amaçladığını kaydetti. Annan'ın bunu
yaparken Güvenlik Konseyi'nin kendisi tarafından sunulan bu rapora olan
tepkisini de hesaba katacağını kaydeden Prendergast, bölgedeki
gelişmelerin de Annan tarafından yakından takip edileceğini
ifade etti.
Adadaki olaylar
ve tavırların gelişimine bağlı olarak bir özel
temsilcinin atanmasının düşünülmesinin uygun
olacağını kaydeden Prendergast, bu temsilcinin taraflarla
temaslarda bulunarak, görüşmelerin başlatılmasına uygun
zeminin bulunup bulunmadığı ya da bu zeminin inşa
edilebilir olup olmadığını
araştırabileceğini söyledi.
Prendergast,
bir çözümün ancak BM Planı çerçevesinde taraflar arasındaki
müzakereler aracılığıyla başarılacağına
da işaret etti.
KIBRIS 23/06/05
Koruçam
halkı, demokrasi talebiyle Papadopulos'un kapısına dayandı
Geçtiğimiz
nisan ayında Koruçam köyünde yapılan muhtarlık seçimlerinin
Güney Kıbrıs'taki yönetim tarafından tanınmaması, köy
halkının tepkisine neden oldu
Koruçam
halkı, demokrasi talebiyle Papadopulos'un kapısına dayandı
Osman
Kalfaoğlu
MUHTAR OLARAK
SEÇTİĞİMİZ KİŞİYİ
İSTİYORUZ... Koruçamlılar, dün sabah güney Lefkoşa'daki
başkanlık sarayınnın önünde bir protesto gösterisi
düzenleyerek, "Kıbrıs Cumhuriyeti" lideri Papadopulos'tan
yaptıkları tercihi kabul etmesini istedi. 17 Şubat 2005
tarihinde Koruçam muhtarı olarak seçilen Yoannis Papas ile birlikte 50
kadar Koruçamlı, Rum hükümetine kendileri için atanan muhtar yerine, kendi
seçtikleri muhtarın yerel yöneticileri olmasını istedikleri
mesajını verdi
Yaz
sıcaklarının iyice hissedildiği bir zamanda Güney
Lefkoşa'daki başkanlık sarayı önünde toplanan 50 kadar
Koruçamlı Maranit, yaptıkları seçimi kabul etmediği ve
kendilerine bu durum nedeniyle zorluk yaşattığı için Güney
Kıbrıs lideri Tasos Papadopulos'u protesto etti. Papadopulos'un
yaptıkları seçme saygı göstermesini talep eden
Koruçamlılar, Rum hükümeti tarafından atanan Yoannis Cucukis'in ve
güneydeki hükümetin kendilerine zorluk çıkarmaktan vazgeçmesini, seçilen
Muhtar Yoannis papas'ın tanınmasını istediler. Protestoya
katılan Maronitler, bu sorunun çözülmesi adına seçimlerin güneyde
tekrarlanmasına razı olduklarını, nasıl olsa yeniden
Papas'ı muhtar seçeceklerini belirtirken, sorunun çözülmesi adına
KKTC'nin de devreye girmesini istediler.
Tepki büyük
Başkanlık
sarayı önüne Cucukis'i istemediklerini göstermek için geldiklerini
söyleyen yaşlı Koruçamlılar, seçtikleri muhtarı
istediklerini, Cucukis'in muhtar olduğunu iddia etmesinden dolayı
köyde bazı sorunlar yaşandığını ve güneydeki
resmi işlemleri yaptıramadıklarını ifade ettiler. Rum
hükümetinin Papas'ı muhtar olarak tanımadığından
yakınan Koruçamlılar, buna rağmen muhtar olarak Papas'ı
istediklerini söylediler.
Olay yerine
gelerek Koruçamlıların şikayetlerini dinleyen AKEL milletvekili
Thoma Yannakis konu hakkında herhangi bir açıklama yapmaktan
kaçınırken, Yeşiller Partisi üyesi Yorgos Perdigis, güneydeki
hükümetin Koruçam halkının isteğine kulak vermesini ve
onların bu istekleri doğrultusunda hareket etmesi gerektiğini
söyledi. Perdigis, meselenin çözümünün bulunduğunu, bunun da seçimlerin
güneyde tekrarlanarak sağlanabileceğini ifade etti.
Koruçamlılarla
birlikte protestoya katılan ancak güneyde yaşayan bir Maronit olan
Josef Kasapis, Rum hükümetinden, demokrasinin prensiplerine saygı
göstermesini istemek ve ister halk tarafından seçilen veya seçilecek olan
muhtara sahip olmak için toplandıklarını belirtti. Yaşanan
problemin oldukça gereksiz olduğunu belirten Kasapis, Koruçam'da çok zor
şartlarda yaşayan yaklaşık yüz tane yaşlı
insanın istedikleri yerel yöneticinin başta olması
gerektiğini ifade etti. Kormacit halkının, seçimlerin güneyde
tekrarlanması yönündeki talebine ise, "Bizim isteğimiz yüz
kişilik bir topluluğun içinden kim, nerede seçilmiş olursa
olsun, o yüz kişinin lideri olmasıdır. Konuyu politize etmek
istemiyoruz. Bu doğal ve basit bir demokrasi geleneğidir. Neden
demokrasi sadece üst düzeylerde olsun. Eğer yüz kişilik bir
topluluğun içinde demokrasiye sahip olmak mümkün olmazsa, nerede
demokrasiye sahip olacağız ve eğer iki taraf bir araya gelerek
bu konu üzerinde anlaşamazlarsa, büyük sorunu nasıl çözecekler"
dedi.
Konu
hakkında bir açıklama yapan Yonnis Papas, insanların
isteklerinin ortada olduğunu ve Cucukis'in kendisine oldukça zorluk
çıkardığını. Kuzey tarafı söz konusu
olduğunda, Cucukis'in durumu kabullenmekten başka yapabileceği
bir şey olmadığın ı belirten Papas, "Ancak güney
tarafı söz konusu olduğunda istifa etmeyeceğini ve Kormacit'in
asıl muhtarı kendisinin olduğunu iddia ediyor. Bu işin bir
maaşı var ve Cucukis de Rum hükümetinden para alıyor ancak daha
fazla yapabileceği bir şey yok. Papadopulos'tan isteğimize
saygı göstermesini ve insanların kendi liderlerini seçmelerine izin
vermesidir" dedi.
Seçimlerin
güneyde
tekrarlanması
söz konusu değil
Konu ile ilgili
görüşlerine başvurduğumuz Başbakan Ferdi Sabit Soyer,
insanların oturduğu yerde, yaşadıkları yerde
yaptıkları seçimi, sırf bağnaz bir düşünce ile
oturduğu yere bağlı olarak reddetmenin hikmetini sorarak,
insanların muhtarlık seçimi gibi bir seçimde, oturdukları yere
en yakın olan sandıkta oy kullandıklarını vurguladı.
Soyer, "Yaşanan yerin dışında seçim
yapılmasının hiçbir alemi yoktur. Bu Papadopulos'un Kuzey
Kıbrıs'ı 'tanınma' paranoyasının demokrasiye ne
kadar darbe vurduğunun bir göstergesidir. Böyle bağnaz bir
düşünceye taviz vermek faşizme çanak tutar" dedi. Soyer, Koruçam'da
yaşayan insanlara seçimleriyle ilgili hiçbir telkin veya
baskının yapılmadığını vurgulayarak,
Papadopulos mekan ve yer konusunda kendi bağnaz düşüncesi ile retçi
bir tutuma girmesi ve bu bağlamda bir anlaşmaya
varılmasının, demokrasi dışı bir
davranışa onay teşkil edeceğini belirtti.
Başbakan
Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Serdar
Denktaş'ın Siyasi Danışmanı Kudret Akay, Türk
tarafının Rumların hiç beklemediği bir şeyi
gerçekleştirerek Kormacit köyünde seçim yaptığını ve
Kormacitlilerin kendi muhtarlarını seçtiklerini söyleyerek Güney'de
seçim yapılmasının mümkün olamayacağını ifade
etti. Akay, "Bu insanlar kuzeyde yaşıyorlar. Bu gayet
doğaldır, AB ülkelerinde vatandaş olmayanlar bile kendi yerel
yöneticilerini seçebiliyor, bizim de yaptığımız odur"
dedi.
Koruçamlıların
uzun bir aradan sonra kendi yöneticilerini seçtiklerini belirten Akay,
Koruçamlıların bu seçimlerle ilgili daha ileri bir istekleri olursa,
KKTC hükümetinin bu konuda adım atmaya hazır olduğunu, ancak
köyün yüzde 80'ine yakınının oy verdiğini ve
şikayetlerinin de Papadopulos'un bu seçimleri tanımaması
olduğunu ifade etti. Akay iki taraf arasında gayrı resmi bir
mekanizma kurulup bu gibi sorunların aşılması
gerektiğini ancak kuzeyin girişimlerine rağmen güneyden herhangi
bir cevap gelmediğini kaydetti.
KIBRIS 23/06/05
Batılı
diplomatlar: Papadopulos, mantıksız taleplerde bulunuyor
ÜMİT
OLASILIĞI BIRAKMADI... Rum Yönetimi Başkanı Tasos
Papadopulos'un, BM Genel Sekreter Yardımcısı Sir Kieran
Prendergast'la görüşmesi sırasında ortaya koyduğu tezlerin;
Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik bir prosedürün
başlamasına hiçbir ümit olasılığı
bırakmadığı bildirildi
"1999'DAN
BUGÜNE İNŞA EDİLEN BİNALAR YIKILSIN" Papadopulos'un
tezleri arasında; "1999'dan bugüne, Kuzey'deki Rum malları
üzerine inşa edilen bütün binaların yıkılması, bütün
göçmenlerin evlerine dönmesi ve bütün Türkiyeli göçmenlerin
ayrılması" da yer alıyor
"TÜM ASKER
ÇEKİLSİN"... Papadopulos: Türk Alayı da dahil olmak üzere,
bütün Türk askerleri çekilsin, her türlü müdahale hakkı
kaldırılsın ve Garanti Anlaşmaları revize edilsin,
İngiliz üsleri, çözüm planından çıkarılsın,
Cumhurbaşkanı ve Cumhurbaşkanı Yardımcısı
doğrudan halk tarafından seçilsin ve veto hakkı ve bunun gibi
konuları ele almak üzere, Kıbrıslı Türkler ve Rumlardan
müteşekkil bir komite kurulsun
Rum Yönetimi
Başkanı Tasos Papadopulos'un, BM Genel Sekreter
Yardımcısı Sir Kieran Prendergast'la görüşmesi
sırasında ortaya koyduğu tezlerin; Kıbrıs sorununun
çözümüne yönelik bir prosedürün başlamasına hiçbir ümit
olasılığı bırakmadığı bildirildi.
Papadopulos'un
tezleri arasında; "1999'dan bugüne, Kuzey'deki Rum malları
üzerine inşa edilen bütün binaların yıkılması, 650
kişiden oluşan Türk Alayı'nın adaya gelişini
sağlayan Zürih Anlaşması 3 yıl süreyle geçiçi olarak
uygulanırken, Türk Alayı da dahil olmak üzere, bütün Türk
askerlerinin çekilmesi, her türlü müdahale hakkının
kaldırılması ve Garanti Anlaşmaları'nın revize
edilmesi ile İngiliz üslerinin çözüm planından
çıkarılması" gibi talepler var.
Güney
Kıbrıs'ta yayınlanan Alithia gazetesi, "Prendergast'ın
Önüne 8 Madde Koyduk - Bütün Binalar Yıkılsın"
başlıklı haberinde şunları yazdı:
"Batılı
diplomatlar; Başkan Papadopulos'un, BM Genel Sekreter
Yardımcısı Kieran Prendergast'ın Kıbrıs'ı
ziyareti sırasında önüne koyduğu tezlerin Kıbrıs
sorununa yönelik bir prosedürün başlamasına hiçbir ümit
olasılığı bırakmadığını,
Papadopulos'un taleplerinin; mitinglerde atılan sloganlardan farklı
olmadığını söyledi.
Papadopulos
talepleriyle alay konusu oldu
Açıklanan
bazı tezleri, yersiz ve zamansız görülüyor. Çünkü Papadopulos
gerçekte bir uzlaşı çözümü istemiyor, 1960 Zürih
Anlaşması'nın iyileştirilmesini talep ediyor. Güvenilir
bilgilerimize göre Papadopulos'un, Prendergast'ın önüne
koyduklarının çoğu (ki bunlar halihazırda biliniyor)
1999'dan bugüne kadar Kıbrıs Rum malları üzerine inşa
edilen bütün binaların yıkılması örneğinde olduğu
gibi; mantıksızdı. Papadopulos'un tutumu, Lefkoşa'daki
yabancı diplomatlar arasında alay konusu oldu. Papadopulos'un tezleri
şu şekilde özetleniyor:
1-1999'dan
bugüne, Kıbrıs Rum malları üzerine inşa edilen bütün binalar
yıkılsın,
2-Bütün
göçmenler, evlerine dönsün,
3-Bütün
yerleşikler ayrılsın,
4-Türk
Alayı da dahil olmak üzere, bütün Türk askerleri çekilsin,
5-Her türlü
müdahale hakkı kaldırılsın ve Garanti Anlaşmaları
revize edilsin
6-İngiliz
üsleri, çözüm planından çıkarılsın
7-Cumhurbaşkanı
ve Cumhurbaşkan Yardımcısı doğrudan halk
tarafından seçilsin (belki, başkanlık konseyinin
kaldırılması) ve,
8-Veto
hakkı v.b. gibi konuları ele almak üzere, Kıbrıslı
Türkler ve Rumlar'dan müteşekkil bir komite kurulsun.
Papadopulos'un
tezleri şu veya bu şekilde Kıbrıs Türk tarafına ve
Atina'ya da aktarıldı. Bu tezlerin iyimserlik
olasılığı bırakmadığı
değerlendiriliyor. (Bu, Prendergast'ın raporunda da görülecek)
Lefkoşa'daki
Batılı diplomatlar arasında, Papadopulos'un mantıksız addedilen
talebine ilişkin bir bilgi dolaşıyor. Ancak bu bilgiyi teyit
ettirmemiz mümkün olmadı. Sunday Mail'in de
yayımladığı bilgiye göre Papadopulos, Kofi Annan'ın
temsilcisi Prendergast'a; 1960 Zürih Anlaşması'nın, geçici bir
süre için (3 yıllığına) uygulanmasını önerdi.
Papadopulos bunu; Zürih Anlaşması'nın 3
yıllığına uygulanmasının, iki toplumu daha da
yakınlaştıracağı şeklinde izah etti."
Uçurumu
saptayan rapor
Öte yandan
gazete, "Prendergast; Uçurumu Saptadığı Raporunu Güvenlik
Konseyi'ne Sunuyor "Rusya'dan Lefkoşa'yı Güçlendiren Beyan"
başlığıyla yer verdiği bir diğer haberinde, Sir
Kieran'ın; BM Güvenlik Konseyi'ne bugün sunacağı raporunda;
Kıbrıs'taki iki taraf arasında çok büyük görüş
ayrılıkları bulunduğu saptamasını kaydettiği
yolunda güvenilir bilgiler bulunduğunu yazdı.
Gazete, söz
konusu bilgilere dayanarak; Prendergast'ın raporunun daha çok; kısa
süre önce gerçekleştirdiği ziyaret sırasında
Kıbrıs'taki iki taraftan, Yunanistan'dan ve Türkiye'den
işittiklerinin sunumu olacağını ve muhtemelen
Prendergast'ın kişisel yorum ve değerlendirmelerinden
kaçınacağını belirtti.
Gazeteye göre,
bu nokta itibarıyla Güvenlik Konseyi, bundan sonrasına karar verecek.
En olası gelişme; Güvenlik Konseyi Başkanı'nın;
Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik genel bir cesaretlendirme içerecek
açıklama yapmasıdır.
Türkiye'nin ise
Annan Planı'nın yeniden görüşülmesini isteyeceğini, ancak
bu hedefini başarmasının hiçbir umudu
bulunmadığını savunan gazete, haberini şöyle sürdürdü:
"Güvenlik
Konseyi üyelerinin çoğunun, şu anda böyle bir görüşmeye
karşı olduğu biliniyor. Rusya'nın; Güvenlik Konseyi'nin
bugünkü toplantısından 24 saat önce Kıbrıs sorununa
ilişkin bir açıklama yapması da bugünkü görüşmede Kıbrıs
tezleri için güçlendirici addediliyor.
Rusya
Dışişleri Bakanlığı; BM Güvenlik Konseyi'nin;
UNFICYP'in görev süresinin uzatılmasını ele
aldığı bir önceki toplantısı vesilesiyle
yaptığı açıklamada, Moskova'nın 'Kıbrıs'ta
adil, yaşayabilir ve kapsamlı bir çözümü istikrarla
desteklediğini, bunun, BM'nin ilgili kararlarına dayanması ve
adadaki Rum ve Türk toplumlarının gönüllü anlaşmaları ile
olması gerektiğini' kaydetti.
Rusya söz
konusu açıklamasında, gerek BM'de gerek ikili düzeyde; bu hedefin
başarılmasına yönelik çaba üstlenmeyi sürdüreceği de
kaydetti.
KIBRIS 23/06/05
Başbakan
Ferdi Sabit Soyer: Rumlar, Türkiye iş dünyasıyla, Kıbrıs
Türkleri olmadan bir ilişki kurmak istiyor
|
Başbakan
Ferdi Sabit Soyer, Rumların, büyük bir bencillikle, Türkiye iş
çevresiyle Kıbrıs Türkleri olmadan ilişki kurmak
istediğini söyledi. Başbakan
Soyer, Bayrak Televizyonu'nda yayınlanan Akis programında
yaptığı konuşmada, Kıbrıs sorununun ekonomiyle
iç içe girdiğini ifade ederek, Bakü-Tiflis-Ceyhan Boru
Hattı'nın devreye girmesiyle, büyük bir ekonomik potansiyel
oluşacağını, Rum bandıralı gemilerin,
yaklaşık 5 milyar dolar olan bu pastadan tek başlarına
pay almak istediğini ve bu nedenle Rumların, Türk
limanlarının Rumlara açılmasında ısrar ettiğini
kaydetti. Başbakan
Soyer, "Kendi dar, bencil sermaye çıkarları için, Türkiye
iş dünyasıyla, Kıbrıs Türkleri olmadan bir ilişki,
bir paylaşım, bizim halk deyimimizle mamayı yemek istiyor.
Bunun üstüne de bir Yunan bayrağı dikiyor, bir milliyetçilik
bayrağı dikiyor" dedi. Rum
bandıralı gemilerin dünyada 6. sırada yer
aldığına işaret eden Soyer, Türkiye'nin
limanlarını açmaması halinde, Rum bandıralı
gemilerin 5 milyar dolarlık pastadan pay alamayacağını,
Güney Kıbrıs'ın büyük bir bencillikle bu payı
yalnızca kendisinin alacağı bir hareket içinde olduğunu
belirtti. Rum
tarafının bir taraftan Türkiye'nin limanlarını Rumlara
açmasını isterken, diğer taraftan Gazimağusa
Limanı'nın uluslararası ticarete kapalı
kalmasını istediğini dile getiren Başbakan Soyer,
"Böylece bu noktadaki ekonomik hareketlenmeden, 'Kıbrıs Türk
halkı bir şey almasın, bundan yalnızca ben alayım'
diyen büyük bir sermaye bencilliği ve milliyetçilik kisvesiyle beraber
bütünleştirilerek gündeme getirilmiş oluyor" dedi. |
KIBRIS 23/06/05
Kıbrıs Rum yönetimini protesto eden
Temistoklis Yorgiu adlı bir Rum, Kuzey Kıbrıs Türk
Cumhuriyeti'ne geçerek siyasi sığınma hakkı istedi.
Kuzey Kıbrıslı yetkililer, ilk
kez bir Rum'dan siyasi sığınma talebi aldıklarını
açıkladı.
52 yaşındaki Yorgiu, sağlık
sorunları sebebiyle yürüyemediğini ve bu yüzden otomobilinde
yaşamak zorunda kaldığını anlattı.
Yorgiu, hükümetin ailesiyle birlikte kendisine
yaşaması için küçücük bir baraka verdiğini söyledi.
Bakanlar Kurulu karar verecek
"1974'te de Türklere karşı
savaşmadım" diyen Yorgiu, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet
Ali Talat'a seslenerek, kendisine bir ev verilmesini ve sığınma
hakkı tanınmasını istedi.
Rum vatandaşına siyasi
sığınma hakkı verilip verilmeyeceğine, KKTC Bakanlar
Kurulu karar verecek.
MILLIYET 24/06/05
BM
kötümser
|
Kıbrıs'taki
son durum hakkında Güvenlik Konseyi'ne verdiği bilgiyle ilgili
gazetecilerin sorularını cevaplayan Prendergast, yine karamsar bit
tablo çizdi BM kötümser KIBRIS'TA
ÇÖZÜM ZOR... BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın siyasi işlerden
sorumlu müsteşarı Kieran Prendergast, BM Genel Sekreteri'nin
Kıbrıs konusunda nasıl hareket edeceği konusunda çok
dikkatli davranacağını belirtti ve seçeneklere
bakıldığında, Kıbrıs'ta çözümün zor
olduğunun ortaya çıktığını söyledi YENİ
BİR BAŞARISIZLIK İSTEMİYORUZ... Prendergast, çözüm
yolunun bir ucunda hiçbir şey yapmamanın, diğer ucunda ise
Kıbrıs'a yüksek seviyeli bir temsilcinin atanması ve
yoğun görüşmeler sürecinin başlaması olduğunu
söyledi. Kıbrıs'ta üçüncü bir yüksek profilli
başarısızlığın hiç kimsenin yararına olmayacağını
belirten Prendergast, bu yüzden de yeni bir görüşmeler süreci
başlatmanın çok zor olduğunu kaydetti PERİYODİK
TEMSİLCİLER GÖNDERİLENİLİR... Hem süreç, hem de esas
açısından taraflar arasında büyük bir uçurumun ve
karşılıklı güvensizliğin bulunduğunu ifade eden
Prendergast, Annan'ın, bu aşırı uçlardaki iki tercihten
birini seçeceğini söyledi. Prendergast, kendi beklentisinin,
Annan'ın Kıbrıs'a periyodik olarak temsilciler yollayarak, iyi
niyet misyonunu nasıl gittiği konusunda Güvenlik Konseyi'ne raporlar
sunması olduğunu belirtti BM Genel
Sekreteri Kofi Annan'ın siyasi işlerden sorumlu müsteşarı
Kieran Prendergast, BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs konusunda
nasıl hareket edeceği konusunda çok dikkatli
davranacağını belirtti ve seçeneklere
bakıldığında, Kıbrıs'ta çözümün zor
olduğunun ortaya çıktığını söyledi. Kıbrıs'taki
son durum hakkında Güvenlik Konseyi'ne bilgi veren ve daha sonra
gazetecilerin sorularını cevaplayan Prendergast, çözüm yolunun bir
ucunda hiçbir şey yapmamanın, diğer ucunda ise Kıbrıs'a
yüksek seviyeli bir temsilcinin atanması ve yoğun görüşmeler
sürecinin başlaması olduğunu söyledi. Kıbrıs'ta
üçüncü bir yüksek profilli başarısızlığın hiç
kimsenin yararına olmayacağını belirten Prendergast, bu
yüzden de yeni bir görüşmeler süreci başlatmanın çok zor
olduğunu kaydetti. Hem süreç,
hem de esas açısından taraflar arasında büyük bir uçurumun ve
karşılıklı güvensizliğin bulunduğunu ifade eden
Prendergast, Annan'ın, bu aşırı uçlardaki iki tercihten
birini seçeceğini söyledi. Prendergast, kendi beklentisinin,
Annan'ın Kıbrıs'a periyodik olarak temsilciler yollayarak, iyi
niyet misyonunu nasıl gittiği konusunda Güvenlik Konseyi'ne
raporlar sunması olduğunu belirtti. Bir soru
üzerine, Güvenlik Konseyi'ne verdiği bilgiler konusunda nasıl
hareket edileceğinin tamamen Konseyin bileceği bir iş
olduğunu anlatan Prendergast, Konsey üyelerinin toplu halde ya da tek
tek ülkeler olarak bir tavır belirleyebileceğini söyledi. Basına
kapalı istişareler sırasında iyi niyet misyonu konusunda
Konsey üyelerinin destek ifade ettiklerini ve özellikle Kıbrıs Türk
tarafına uygulanan izolasyon politikaları konusunda bazı
ilginç yorumlarda bulunduklarını belirten Prendergast, bu yorumlar
hakkında ayrıntı vermedi. "Umut
içinde seyahat..." Rum kesiminin
üçte ikisinin geçen yıl yapılan referandumda BM planına
"hayır" dediğinin dikkate alınması
gerektiğini belirten Prendergast, bu konuda atılacak
adımların Türk tarafındaki desteği kaybetme pahasına
olmaması gerektiğini söyledi. Sadece bir
adım atmış olmak için Kıbrıs'ta yeni bir süreç
başlatılmayacağına dikkati çeken Prendergast, Genel
Sekreter'in "bazen umut içinde seyahat etmek, menzile ulaşmadan
daha iyidir" görüşünde olduğunu söyledi. BM'nin
Kıbrıs sorunu konusunda hakemlik yapmasının istisnai bir
durum olduğunu, anlaşamayan tarafların son çare olarak BM
Genel Sekreteri'ne bu rolü verdiğini ifade eden Prendergast, bu dönemin
sona erdiğini de kaydetti. Konseye
ayrıntılı bilgi verdi Bu arada, 30
Mayıs-7 haziran tarihleri arasında taraflarla
yaptığı görüşmeler konusunda Güvenlik Konseyi'ne
ayrıntılı bilgiler veren Prendergast, bu kapsamda üç kez
görüştüğü Rum kesimi lideri Tasos Papadopulos'un BM Genel
Sekreteri'nin himayesinde görüşmelerin yeniden başlamasına
istekli olduğunu aktardığını kaydetti. Papadopulos'un
kendisine "işgal ve belirsizlikten" dolayı
mağduriyet yaşadıklarını bu yüzden çözüm
istediklerini aktardığını ifade eden Prendergast,
"Papadopulos'un görüşmeler için tarih kısıtlaması
olmamasını, BM ya da herhangi bir üçüncü tarafın esasa dair
konularda hakemliğini istemediklerini, sadece taraflarca kabul edilen
bir çözüm planının referanduma gidebileceğini ve
görüşmelerin açık uçlu olmaması gerektiğini
söylediğini" ifade etti. Papadopulos'un
Annan Planı'nın Kıbrıslı Türklere istediklerinden ve
ihtiyaçlarından fazla verdiğini ve bunun adil
olmadığını ileri sürdüğünü belirten Prendergast,
Rumların referanduma 'hayır' demelerinin de bundan
kaynaklandığını söylediğini belirtti. Yeniden
başlayacak herhangi bir görüşmede Rum tarafının, Annan
Planı'nda yer alan yönetim, güvenlik, vatandaşlık,
yerleşim, mülk, toprak, ekonomik ve mali meseleler, geçiş dönemi ve
uygulama garantisi gibi konuların takipçisi olacağını
bildirdiğini anlatan Prendergast, Papadopulos'un endişe ve
isteklerine dair bir liste sunmak istemediğini, ancak Türk
tarafının isteklerine bağlı olarak bu hakkını
görüşmeler süreci için saklı tuttuğunu bildirdiğini ifade
etti. Talat'ın
çözüm arzusu Prendergast,
iki kez görüştüğü KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat'ın ise BM Planı'na dayalı olarak bir an önce Ada'da bir
çözüm istediğini ve bu amaçla Genel Sekreter'in himayelerinde yoğun
görüşmeler başlatılmasını arzu ettiğini
belirtti. Prendergast, halkının acil çözüm arzusunu dile getiren
Talat'ın bu çözümün makul bir kısa süre içerisinde
başarılmasını arzuladığını kaydetti. Başka
türlü bir ortamda görüşmelerin çok uzun süreceği endişesi
taşıyan Talat'ın BM hakemliği ve açık bir tarih
kısıtlamasından yana olduğunu söyleyen Prendergast,
Talat'ın BM Genel Sekreteri'nin 28 Mayıs 2004 tarihinde
sunduğu iyi niyet raporu konusunda Güvenlik Konseyi'nin harekete
geçmemesinden dolayı Türk toplumunun duyduğu hayal
kırıklığını dile getirdiğini aktardı.
Prendergast,
Türk tarafının çoğunluğunun Annan Planı'na 'evet'
oyu vermesinin uluslararası toplum tarafından takdir edilmediğini
söyleyen Talat'ın, Güvenlik Konseyi'nin Kıbrıs Türkleri
üzerindeki gereksiz kısıtlamaların kaldırılması
konusunda harekete geçmemesini eleştirdiğini ve bunun adil olmayan
bir şekilde Türk tarafını
cezalandırdığını söylediğini ifade etti. Prendergast,
bu duruma bir çözüm bulunması gerektiğini söyleyen Talat'ın
başlayacak yeni müzakereler sürecinin, diğer tarafın
hareketleri sonucu başarısızlığa uğraması
durumunda, tarafların kaderinin ne olacağını belirleyecek
bir mekanizmanın bulunması gerektiğini ifade ettiğini
aktardı. Talat'ın,
halkının BM Planı'nı ideal bir çözüm olduğu için
değil, bir uzlaşı olarak gördüğü için kabul etmeye
hazır olduğunu söylediğini belirten Prendergast, siyasal
eşitlik, ortaklık, iki bölgelilik, iki
toplumluluk, garanti ve ittifak anlaşmaları gibi konuların
Türk tarafının kilit konuları olduğunu söyledi. Talat'ın,
Rum tarafının BM Planı'nda yapılacak
değişiklikler konusundaki öneri ve endişelerini listelemesini
de talep ettiğini belirten Prendergast, kendisinin Papadopulos'un
endişelerini sözlü olarak iletmesi üzerine bunların BM Planı
parametrelerinin dışında olduğunu ve Türk tarafı
için kabul edilmesi olduğunu söylediğini aktardı. Türk
hükümetinin, Kıbrıs'ta BM Planı'na dayalı bir çözüm
istediğinin altını çizen Prendergast, Güvenlik Konseyi'nin
Annan'ın iyi niyet raporu konusundaki sessizliğinin Türkiye'de
hayal kırıklığı yarattığını
söyledi. Prendergast,
bu konudaki görüşlerin Başbakan Recep Tayyip Erdoğan
tarafından 9 Haziran'da görüştüğü Genel Sekreter Annan'a da
iletildiğini kaydetti. |
KIBRIS 24/06/05
Kıbrıslı
Rum Themistoklis Georgiu, KKTC'ye iltica talebinde bulundu
Kıbrıslı
Rum Themistoklis Georgiu, dün KKTC'ye geçerek iltica talebinde bulundu.Georgiu,
Dış Basın Birliği'nde bir basın toplantısı
düzenleyerek güneyde yaşadığı sorunları anlattı.
Georgiu 1974'ten beri Rum hükümetine yardım için başvurduğunu ve
her seferinde hayır yanıtını aldığını
belirterek, 74'ten beri işsiz olduğunu sağlık
sorunlarıyla ilgilenilmediğini ve kendisine herhangi bir maaş da
bağlanmadığını söyledi.
Georgiou,
kendisine 1.5 yıl boyunca bağlanan maaşın da sonradan Rum
Hükümeti tarafından geri istendiğini, kız kardeşinin kanser
olduğunu ve kız kardeşinin eşi olmadığı için
kendisi ile beraber yaşadığını ve Rum Hükümetinin
istediği paranın 43 bin Kıbrıs Lirasını
bulduğunu kaydetti.
Hükümetin
kendisine verdiği eve rahat yürüyemediği için giremediğini bunun
yerine evin yanındaki pis ve küflü barakada farelerle birlikte
yaşadığını dile getiren Georgiu, "Şu anda
arabamın içinde yaşıyorum, Talat'tan temiz bir baraka veya
kalacak bir yer istiyorum, bir harup ağacının altı bile
bana yeter. Bu ne biçim Hıristiyanlıktır, bu tarafta kalmak için
gerekirse sünnet olurum" dedi.
19 yıl
önce inşaat işçisiyken başına demir boru
düştüğünü, şimdi geceleri sadece 1 saat uyuyabildiğini ve
bazen hiç uyumadığını dile getiren Georgiu,
astımı olduğunu, karısının gözleri görmediği
için 250 KL tutarındaki nefes almak için kullandığı
cihazı kendisine takamadığını, ayda 130 KL ilaç gideri
olduğunu da sözlerine ekledi.
Kaldığı
barakanın bir oda haline getirilmesi için hükümetin kendisinden
mimarların hazırladığı bir plan istediğini,
yılbaşından beri planın "Neden gelip
yapmıyorsunuz?" diye sorduğunda, kendisine "Barakalar yasal
değil" dendiğini, fakat Rum tarafındaki
kebapçıların birçok barakaya sahip olduklarını ve
bunların fotoğraflarının da kendisinde bulunduğunu
söyledi.
Georgiu, bir
kızı evli olmak üzere üç çocuğu olduğunu,
çocuklarının bilgisayar alanında eğitim görmek
istediklerini fakat hükümetin kendisine yardımcı olmadığını,
eşinin gözlerinin görmediğini, kuruldan geçmediği için de
yapılan yardımın kesildiğini belirterek, Rum
tarafındaki doktorların "Fakirler ölsün" düşüncesi
içerisinde hareket ettiklerini ve rüşvetsiz hiçbir iş
yapmadıklarını savundu.
Limasol'da
göçmen mahallesinde yaşayan Georgiu, göçmen olmadığı için
buradan da dışlandığını ve arabasına
sık sık saldırılar yapıldığını da
dile getirdi.
KKTC'ye
sığınma kararı karşısında tüm
akrabalarının kendisini reddettiğini, karsının da
"Sonunda senden ayrılırım" dediğini ifade eden
Georgiu, tek isteğinin KKTC'de sorunsuz bir şekilde yaşamak
olduğunu bu konuda da sınır kapısındaki bir polis
komutanından garanti aldığını söyledi.
Geçirdiği
rahatsızlıklar nedeniyle Türklere karşı hiçbir zaman
savaşmadığını da vurgulayan Georgiu, o yıllarda
doktorların kendisine "savaş şoku" teşhisi
koyduğunu elinde savaşamaz belgesi bulunduğunu, savaş
sırasında kendine silah dahi verilmediğini, verilmiş olsa
bile savaşacak durumda olmadığını anlattı.
Georgiu
sözlerinin sonunda "Haksızlık haksızlık üstüne
yaşamaktan bıktım ve umutsuzluğa kapıldım, tek
istediğim kalmama ve ilaçlarıma ulaşmada bana yardımcı
olsunlar. Şimdi beni iltica talebi için nereye götürmeniz gerekiyorsa
oraya götürün" dedi.
Themistoklis
Georgiu daha sonra, arabasının ön camına KKTC, arka camına
da Türkiye bayraklarını astırarak Dışişleri
Bakanlığı'na gitti, ve burada Başbakan
Yardımcılığı ve Dışişleri
Bakanlığı Siyasi Danışmanı Kudrat Akay'la
görüştü.
Akay
Kudret Akay
yaklaşık yarım saat süren görüşmeden sonra basına yaptığı
açıklamada, Güney Kıbrıs'ta yaşadığı
sıkıntılardan dolayı Georgiu'nun kuzeye geçerek burada
yaşamak istediğini kendilerine ilettiğini, kendilerinin de
başvuruyu vakit kaybetmeden bakana ileteceklerini söyledi.
Sağlık
Bakanlığı'nın da konudan haberdar edilerek, Georgiu'nun
hastanede tetkiklerinin yapılacağını söyleyen Akay,
herhangi bir sağlık problemi bulunduğu anda tedavisine
başlanacağını ve müşahede altına
alınacağını, başvurusunun da Bakanlar Kurulunda
değerlendirileceğini söyledi.
Akay,
"Kendisi belli ki güneyde sıkıntılar yaşadı,
gerek sağlık sorunları, gerek sosyal
sıkıntıları nedeniyle buraya gelerek burada yaşamak
istediğini belirtmiştir" dedi.
Georgiu daha
sonra sağlık kontrollerinin yapılabilmesi için bakanlık
yetkileri eşliğinde resmi bir araçla Lefkoşa Burhan
Nalbantoğlu Devlet Hastanesi'ne götürüldü.
Georgiu'nun
Güney Kıbrıs plakalı içindeki malzemelerle küçük bir evi
andıran ve Türk bayraklı Subaru Impreza marka aracı basın,
bakanlık çalışanları ve sivil halk tarafından ilgiyle
karşılandı.
KIBRIS 24/06/05
Ankara,
"imza" konusunda hukukçulardan görüş aldı
TC
Dışişleri Sözcüsü Tan, Gümrük Birliği Ek Protokolü'nün
imzalanmasının, Rumları tanımak anlamına
gelmeyeceği açıklamasının "sağlam hukuki
zeminde" yapılacağını söyledi
Ankara,
"imza" konusunda hukukçulardan görüş aldı
Gümrük
Birliği Ek Protokolü'nün imzalanması ve bu imzanın
Kıbrıs Rum kesimini tanımak anlamına gelmeyeceği
yönünde yapılması planlanan açıklamanın sağlam hukuki
zeminde yapılacağını söyledi.
TC
Dışişleri Sözcüsü Namık Tan ,haftalık basın
toplantısında Gümrük Birliği Ek Protokolü'nün imzalanması
ve bu imzanın Kıbrıs Rum kesimini tanımak anlamına
gelmeyeceği yönünde yapılması planlanan açıklamaya ilişkin
soruyu yanıtladı.
Tan,
Türkiye'nin daha önce verdiği taahhüt doğrultusunda bu protokolü 3
Ekimden önce imzalayacağını bildirdi.
Tan, imza
aşamasında, bunun "Kıbrıs Rum kesimini tanımak
anlamına gelmeyeceği yönünde bir açıklama
yapılacağının" dile getirildiğini belirterek, bu
açıklamanın "sağlam hukuki temellerde ve zamanı geldiğinde"
yapılacağını kaydetti.
Bu arada
edinilen bilgiye göre, çeşitli Türk ve yabancı hukukçulara
danışarak görüş alan Ankara, söz konusu açıklamayı
yazılı olarak yapmayı planlıyor.
17 Aralık
kararları
yoruma
açık değil
Türkiye
Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Namık Tan,
Türkiye ile ilgili AB içinde çeşitli yorum ve tartışmalar
yapılabileceğini, ancak yoruma açık olmayan konunun 17
Aralık zirvesinde Türkiye'ye ilişkin alınan kararlar
olduğunu kaydetti.
Sözcü Tan,
haftalık basın toplantısında sorular üzerine, Fransa ve
Hollanda referandumlarından sonra AB içinde Türkiye hakkında
başlayan tartışmaları değerlendirdi.
AB'nin
gerçekten de zorlu bir dönemden geçtiğine ve bazı
sıkıntıları olduğuna işaret eden Tan, bununla
birlikte AB'nin büyük bir teşkilat olduğunu, daha önce de bazı
sıkıntılarla karşılaştığını
ama bunların hepsini aştığını ve bu son
sıkıntının da aşılacağına
inandıklarını belirtti.
Tan, AB'nin
içindeki bu tartışmaların "Türkiye ile veya Türkiye'nin AB
üyelik süreci ile ilgisi olmadığını" söyleyerek, bu
tartışmaları takip ettiklerini ve Avrupa'nın çoğulcu
bir yapıya sahip olduğunu kaydetti.
Türkiye ile
ilgili bazı görüşlerin ortaya atılmasının doğal
olduğunu ifade eden Tan, "Ama Türkiye, AB'ye olan taahhüt ve
sorumluluklarını yerine getirmeye kararlılıkla devam
edecektir" diye konuştu.
Sözcü Tan, AB
Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso ve diğer AB yetkililerinin
3 Ekimde müzakerelere başlanacağını açık bir
şekilde teyit ettiklerini hatırlatarak, bu süreçte bazı yorum ve
tartışmaların yapılabileceğini ama yoruma açık
olmayan konunun 17 Aralıkta Türkiye'ye ilişkin alınan kararlar
olduğunu vurguladı.
AB
tarafından hazırlanmakta olan müzakere çerçeve belgesinin
içeriği hakkındaki soru üzerine de Tan, Komisyon'un 29 Haziranda
belgeyi kabul ederek, AB Konseyi'ne sunmasının beklendiğini
söyledi. Tan, bu nedenle belgenin daha kendilerine
ulaşmadığını, dolayısıyla içeriği
hakkında yorum yapmasının mümkün olmadığını kaydetti.
KIBRIS 24/06/05
|
Prendergasta göre
Kıbrısta çözüm zor! Prendergast:
Kıbrısta yüksek düzeyli üçüncü bir
başarısızlık kimsenin yararına olmaz Birleşmiş Milletler
(BM) Genel Sekreteri Kofi Annanın siyasi işlerden sorumlu
müsteşarı Kieran Prendergast, BM Genel Sekreterinin
Kıbrıs konusunda nasıl hareket edeceği konusunda çok dikkatli
davranacağını belirtti ve seçeneklere
bakıldığında, Kıbrısta çözümün zor
olduğunun ortaya çıktığını söyledi. Kıbrıstaki son durum
hakkında Güvenlik Konseyine bilgi veren ve daha sonra gazetecilerin
sorularını cevaplayan Prendergast, çözüm yolunun bir ucunda hiçbir
şey yapmamanın, diğer ucunda ise Kıbrısa yüksek
seviyeli bir temsilcinin atanması ve yoğun görüşmeler
sürecinin başlaması olduğunu söyledi. Kıbrısta üçüncü bir
yüksek profilli başarısızlığın hiç kimsenin
yararına olmayacağını belirten Prendergast, bu yüzden de
yeni bir görüşmeler süreci başlatmanın çok zor olduğunu
kaydetti. Hem süreç, hem de esas
açısından taraflar arasında büyük bir uçurumun ve
karşılıklı güvensizliğin bulunduğunu ifade eden
Prendergast, Annanın, bu aşırı uçlardaki iki tercihten
birini seçeceğini söyledi. Prendergast, kendi beklentisinin,
Annanın Kıbrısa periyodik olarak temsilciler yollayarak, iyi
niyet misyonunu nasıl gittiği konusunda Güvenlik Konseyine
raporlar sunması olduğunu belirtti. Bir soru üzerine, Güvenlik
Konseyine verdiği bilgiler konusunda nasıl hareket
edileceğinin tamamen Konseyin bileceği bir iş olduğunu
anlatan Prendergast, Konsey üyelerinin toplu halde ya da tek tek ülkeler
olarak bir tavır belirleyebileceğini söyledi. Basına kapalı
istişareler sırasında iyi niyet misyonu konusunda Konsey
üyelerinin destek ifade ettiklerini ve özellikle Kıbrıs Türk
tarafına uygulanan izolasyon politikaları konusunda bazı
ilginç yorumlarda bulunduklarını belirten Prendergast, bu yorumlar
hakkında ayrıntı vermedi. Umut
içinde seyahat... Rum
kesiminin üçte ikisinin geçen yıl yapılan referandumda BM
planına hayır dediğinin dikkate alınması
gerektiğini belirten Prendergast, bu konuda atılacak
adımların Türk tarafındaki desteği kaybetme pahasına
olmaması gerektiğini söyledi. Sadece bir adım
atmış olmak için Kıbrısta yeni bir süreç
başlatılmayacağına dikkati çeken Prendergast, Genel
Sekreterin bazen umut içinde seyahat etmek, menzile ulaşmadan daha
iyidir görüşünde olduğunu söyledi. BMnin Kıbrıs sorunu
konusunda hakemlik yapmasının istisnai bir durum olduğunu,
anlaşamayan tarafların son çare olarak BM Genel Sekreterine bu
rolü verdiğini ifade eden Prendergast, bu dönemin sona erdiğini de
kaydetti.
Bu
arada, 30 Mayıs-7 haziran tarihleri arasında taraflarla
yaptığı görüşmeler konusunda Güvenlik Konseyine
ayrıntılı bilgiler veren Prendergast, bu kapsamda üç kez
görüştüğü Rum kesimi lideri Tasos Papadopulosun BM Genel Sekreterinin
himayesinde görüşmelerin yeniden başlamasına istekli
olduğunu aktardığını kaydetti. Papadopulosun kendisine
işgal ve belirsizlikten dolayı mağduriyet
yaşadıklarını bu yüzden çözüm istediklerini
aktardığını ifade eden Prendergast, Papadopulosun
görüşmeler için tarih kısıtlaması olmamasını, BM
ya da herhangi bir üçüncü tarafın esasa dair konularda hakemliğini
istemediklerini, sadece taraflarca kabul edilen bir çözüm planının
referanduma gidebileceğini ve görüşmelerin açık uçlu
olmaması gerektiğini söylediğini ifade etti. Papadopulosun Annan
Planının Kıbrıslı Türklere istediklerinden ve
ihtiyaçlarından fazla verdiğini ve bunun adil
olmadığını ileri sürdüğünü belirten Prendergast,
Rumların referanduma hayır demelerinin de bundan
kaynaklandığını söylediğini belirtti. Yeniden başlayacak herhangi
bir görüşmede Rum tarafının, Annan Planında yer alan
yönetim, güvenlik, vatandaşlık, yerleşim, mülk, toprak,
ekonomik ve mali meseleler, geçiş dönemi ve uygulama garantisi gibi
konuların takipçisi olacağını bildirdiğini anlatan
Prendergast, Papadopulosun endişe ve isteklerine dair bir liste sunmak
istemediğini, ancak Türk tarafının isteklerine bağlı
olarak bu hakkını görüşmeler süreci için saklı
tuttuğunu bildirdiğini ifade etti.
Prendergast,
iki kez görüştüğü KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talatın ise BM Planına dayalı olarak bir an önce Adada bir
çözüm istediğini ve bu amaçla Genel Sekreterin himayelerinde yoğun
görüşmeler başlatılmasını arzu ettiğini belirtti.
Prendergast, halkının acil çözüm arzusunu dile getiren Talatın
bu çözümün makul bir kısa süre içerisinde
başarılmasını arzuladığını kaydetti. Başka türlü bir ortamda
görüşmelerin çok uzun süreceği endişesi taşıyan
Talatın BM hakemliği ve açık bir tarih
kısıtlamasından yana olduğunu söyleyen Prendergast,
Talatın BM Genel Sekreterinin 28 Mayıs 2004 tarihinde
sunduğu iyi niyet raporu konusunda Güvenlik Konseyinin harekete
geçmemesinden dolayı Türk toplumunun duyduğu hayal
kırıklığını dile getirdiğini aktardı.
Prendergast, Türk
tarafının çoğunluğunun Annan Planına evet oyu
vermesinin uluslararası toplum tarafından takdir edilmediğini
söyleyen Talatın, Güvenlik Konseyinin Kıbrıs Türkleri
üzerindeki gereksiz kısıtlamaların kaldırılması
konusunda harekete geçmemesini eleştirdiğini ve bunun adil olmayan
bir şekilde Türk tarafını
cezalandırdığını söylediğini ifade etti. Prendergast, bu duruma bir çözüm
bulunması gerektiğini söyleyen Talatın başlayacak yeni
müzakereler sürecinin, diğer tarafın hareketleri sonucu
başarısızlığa uğraması durumunda, tarafların
kaderinin ne olacağını belirleyecek bir mekanizmanın
bulunması gerektiğini ifade ettiğini aktardı. Talatın,
halkının BM Planını ideal bir çözüm olduğu için
değil, bir uzlaşı olarak gördüğü için kabul etmeye
hazır olduğunu söylediğini belirten Prendergast, siyasal
eşitlik, ortaklık, iki bölgelilik, iki toplumluluk, garanti ve
ittifak anlaşmaları gibi konuların Türk tarafının
kilit konuları olduğunu söyledi. Talatın, Rum
tarafının BM Planında yapılacak değişiklikler
konusundaki öneri ve endişelerini listelemesini de talep ettiğini
belirten Prendergast, kendisinin Papadopulosun endişelerini sözlü
olarak iletmesi üzerine bunların BM Planı parametrelerinin
dışında olduğunu ve Türk tarafı için kabul edilmesi
olduğunu söylediğini aktardı.
Türk hükümetinin, Kıbrısta
BM Planına dayalı bir çözüm istediğinin altını
çizen Prendergast, Güvenlik Konseyinin Annanın iyi niyet raporu
konusundaki sessizliğinin Türkiyede hayal
kırıklığı yarattığını söyledi. Prendergast, bu konudaki
görüşlerin Başbakan Recep Tayyip Erdoğan tarafından 9
Haziranda görüştüğü Genel Sekreter Annana da iletildiğini
kaydetti.(TAK) |
YENIDUZEN 24/06/05
Gerekirse sünnet
olurum
Haksızlık haksızlık üstüne
yaşamaktan bıktım... Talattan kalabileceğim bir yer
istiyorum, harup ağacının altı bile olur...
Georgıunun başvurusu
bakanlar kurulunda değerlendirilecek!
Kıbrıslı
Rum Themistoklis Georgiu dün kuzey Kıbrısa geçerek iltica talebinde
bulundu. Georgiu, Dış Basın Birliğinde bir basın
toplantısı düzenleyerek Güneyde yaşadığı sorunları
anlattı. Georgiu 1974ten beri Rum hükümetine yardım için
başvurduğunu ve her seferinde hayır yanıtını
aldığını belirterek, 74ten beri işsiz olduğunu
sağlık sorunlarıyla ilgilenilmediğini ve kendisine herhangi
bir maaş da bağlanmadığını söyledi.
Georgiou,
kendisine 1.5 yıl boyunca bağlanan maaşın da sonradan Rum
Hükümeti tarafından geri istendiğini, kız kardeşinin kanser
olduğunu ve kız kardeşinin eşi olmadığı için
kendisi ile beraber yaşadığını ve Rum Hükümetinin
istediği paranın 43 bin Kıbrıs Lirasını
bulduğunu kaydetti.
Hükümetin
kendisine verdiği eve rahat yürüyemediği için giremediğini bunun
yerine evin yanındaki pis ve küflü barakada farelerle birlikte
yaşadığını dile getiren Georgiu, Şu anda
arabamın içinde yaşıyorum, Talattan temiz bir baraka veya
kalacak bir yer istiyorum, bir harup ağacının altı bile
bana yeter. Bu ne biçim Hristiyanlıktır, bu tarafta kalmak için
gerekirse sünnet olurum dedi.
19
yıl önce inşaat işçisiyken başına demir boru
düştüğünü, şimdi geceleri sadece 1 saat uyuyabildiğini ve
bazen hiç uyumadığını dile getiren Georgiu,
astımı olduğunu, karısının gözleri görmediği
için 250 KL tutarındaki nefes almak için kullandığı
cihazı kendisine takamadığını, ayda 130 KL ilaç gideri
olduğunu da sözlerine ekledi.
Kaldığı
barakanın bir oda haline getirilmesi için hükümetin kendisinden
mimarların hazırladığı bir plan istediğini,
yılbaşından beri planın Neden gelip yapmıyorsunuz?
diye sorduğunda, kendisine Barakalar yasal değil dendiğini,
fakat Rum tarafındaki kebapçıların birçok barakaya sahip
olduklarını ve bunların fotoğraflarının da
kendisinde bulunduğunu söyledi.
Georgiu,
bir kızı evli olmak üzere üç çocuğu olduğunu,
çocuklarının bilgisayar alanında eğitim görmek
istediklerini fakat hükümetin kendisine yardımcı
olmadığını, eşinin gözlerinin görmediğini,
kuruldan geçmediği için de yapılan yardımın
kesildiğini belirterek, Rum tarafındaki doktorların Fakirler
ölsün düşüncesi içerisinde hareket ettiklerini ve rüşvetsiz hiçbir
iş yapmadıklarını savundu.
Limasolda
göçmen mahallesinde yaşayan Georgiu, göçmen olmadığı için
buradan da dışlandığını ve arabasına
sık sık saldırılar yapıldığını da
dile getirdi.
Kuzey
Kıbrısa sığınma kararı karşısında
tüm akrabalarının kendisini reddettiğini, karsının da
Sonunda senden ayrılırım dediğini ifade eden Georgiu, tek
isteğinin kuzeyde sorunsuz bir şekilde yaşamak olduğunu bu
konuda da sınır kapısındaki bir polis komutanından
garanti aldığını söyledi.
Geçirdiği
rahatsızlıklar nedeniyle Türklere karşı hiçbir zaman
savaşmadığını da vurgulayan Georgiu, o yıllarda
doktorların kendisine savaş şoku teşhisi koyduğunu
elinde savaşamaz belgesi bulunduğunu, savaş sırasında
kendine silah dahi verilmediğini, verilmiş olsa bile savaşacak
durumda olmadığını anlattı.
Georgiu
sözlerinin sonunda Haksızlık haksızlık üstüne
yaşamaktan bıktım ve umutsuzluğa kapıldım, tek
istediğim kalmama ve ilaçlarıma ulaşmada bana yardımcı
olsunlar. Şimdi beni iltica talebi için nereye götürmeniz gerekiyorsa
oraya götürün dedi.
Themistoklis
Georgiu daha sonra, arabasının ön camına KKTC, arka camına
da Türkiye bayraklarını astırarak Dışişleri
Bakanlığına gitti, ve burada Başbakan
Yardımcılığı ve Dışişleri
Bakanlığı Siyasi Danışmanı Kudrat Akayla
görüştü.
Bakanlar Kurulunda görüşülecek
Kudret Akay yaklaşık yarım saat süren
görüşmeden sonra basına yaptığı açıklamada, Güney
Kıbrısta yaşadığı sıkıntılardan
dolayı Georgiunun Kuzeye geçerek burada yaşamak istediğini
kendilerine ilettiğini, kendilerinin de başvuruyu vakit kaybetmeden
bakana ileteceklerini söyledi.
Sağlık
Bakanlığının da konudan haberdar edilerek, Georgiunun
hastanede tetkiklerinin yapılacağını söyleyen Akay,
herhangi bir sağlık problemi bulunduğu anda tedavisine
başlanacağını ve müşahede altına alınacağını,
başvurusunun da Bakanlar Kurulunda değerlendirileceğini söyledi.
Akay,
Kendisi belli ki Güneyde sıkıntılar yaşadı, gerek
sağlık sorunları, gerek sosyal sıkıntıları
nedeniyle buraya gelerek burada yaşamak istediğini belirtmiştir
dedi.
Georgiu
daha sonra sağlık kontrollerinin yapılabilmesi için
bakanlık yetkileri eşliğinde resmi bir araçla Lefkoşa
Burhan Nalbantoğlu Devlet Hastanesine götürüldü.
Georgiunun
Güney Kıbrıs plakalı içindeki malzemelerle küçük bir evi
andıran ve Türk bayraklı Subaru Impreza marka aracı basın,
bakanlık çalışanları ve sivil halk tarafından ilgiyle
karşılandı. (tak/YD/fotoğraflar:
Birol Bebek)
YENIDUZEN 24/06/05
Rum
Georgiu, KKTCye sığındı
Kıbrıslı
Rum Themistoklis Georgiu dün KKTCye geçerek iltica talebinde bulundu.
Georgiu,
Dış Basın Birliğinde bir basın toplantısı
düzenleyerek Güneyde yaşadığı sorunları anlattı.
Georgiu 1974ten beri Rum hükümetine yardım için başvurduğunu ve
her seferinde hayır yanıtını aldığını
belirterek, 74ten beri işsiz olduğunu sağlık
sorunlarıyla ilgilenilmediğini ve kendisine herhangi bir maaş da
bağlanmadığını söyledi.
Georgiou,
kendisine 1.5 yıl boyunca bağlanan maaşın da sonradan Rum
Hükümeti tarafından geri istendiğini, kız kardeşinin kanser
olduğunu ve kız kardeşinin eşi olmadığı için
kendisi ile beraber yaşadığını ve Rum Hükümetinin
istediği paranın 43 bin Kıbrıs Lirasını
bulduğunu kaydetti.
Hükümetin
kendisine verdiği eve rahat yürüyemediği için giremediğini bunun
yerine evin yanındaki pis ve küflü barakada farelerle birlikte
yaşadığını dile getiren Georgiu, Şu anda
arabamın içinde yaşıyorum, Talattan temiz bir baraka veya
kalacak bir yer istiyorum, bir harup ağacının altı bile
bana yeter. Bu ne biçim Hristiyanlıktır, bu tarafta kalmak için
gerekirse sünnet olurum dedi.
19
yıl önce inşaat işçisiyken başına demir boru
düştüğünü, şimdi geceleri sadece 1 saat uyuyabildiğini ve
bazen hiç uyumadığını dile getiren Georgiu,
astımı olduğunu, karısının gözleri görmediği
için 250 KL tutarındaki nefes almak için kullandığı cihazı
kendisine takamadığını, ayda 130 KL ilaç gideri
olduğunu da sözlerine ekledi.
Kaldığı
barakanın bir oda haline getirilmesi için hükümetin kendisinden
mimarların hazırladığı bir plan istediğini,
yılbaşından beri planın Neden gelip yapmıyorsunuz?
diye sorduğunda, kendisine Barakalar yasal değil dendiğini,
fakat Rum tarafındaki kebapçıların birçok barakaya sahip
olduklarını ve bunların fotoğraflarının da
kendisinde bulunduğunu söyledi.
RUM
DOKTORLAR RÜŞVET ALIYOR
Georgiu,
bir kızı evli olmak üzere üç çocuğu olduğunu,
çocuklarının bilgisayar alanında eğitim görmek
istediklerini fakat hükümetin kendisine yardımcı
olmadığını, eşinin gözlerinin görmediğini,
kuruldan geçmediği için de yapılan yardımın
kesildiğini belirterek, Rum tarafındaki doktorların Fakirler
ölsün düşüncesi içerisinde hareket ettiklerini ve rüşvetsiz hiçbir
iş yapmadıklarını savundu.
KARISINDAN
AYRILMAYI GÖZE ALDI
Limasolda
göçmen mahallesinde yaşayan Georgiu, göçmen olmadığı için
buradan da dışlandığını ve arabasına
sık sık saldırılar yapıldığını da
dile getirdi.
KKTCye
sığınma kararı karşısında tüm
akrabalarının kendisini reddettiğini, karsının da
Sonunda senden ayrılırım dediğini ifade eden Georgiu, tek
isteğinin KKTCde sorunsuz bir şekilde yaşamak olduğunu bu
konuda da sınır kapısındaki bir polis komutanından
garanti aldığını söyledi.
Geçirdiği
rahatsızlıklar nedeniyle Türklere karşı hiçbir zaman
savaşmadığını da vurgulayan Georgiu, o yıllarda
doktorların kendisine savaş şoku teşhisi koyduğunu
elinde savaşamaz belgesi bulunduğunu, savaş sırasında
kendine silah dahi verilmediğini, verilmiş olsa bile savaşacak
durumda olmadığını anlattı.
Georgiu
sözlerinin sonunda Haksızlık haksızlık üstüne
yaşamaktan bıktım ve umutsuzluğa kapıldım, tek
istediğim kalmama ve ilaçlarıma ulaşmada bana yardımcı
olsunlar. Şimdi beni iltica talebi için nereye götürmeniz gerekiyorsa
oraya götürün dedi.
Themistoklis
Georgiu daha sonra, arabasının ön camına KKTC, arka camına
da Türkiye bayraklarını astırarak Dışişleri
Bakanlığına gitti, ve burada Başbakan
Yardımcılığı ve Dışişleri
Bakanlığı Siyasi Danışmanı Kudrat Akayla
görüştü.
AKAY:
DEĞERLENDİRECEĞİZ
Kudret
Akay yaklaşık yarım saat süren görüşmeden sonra basına
yaptığı açıklamada, Güney Kıbrısta
yaşadığı sıkıntılardan dolayı
Georgiunun Kuzeye geçerek burada yaşamak istediğini kendilerine
ilettiğini, kendilerinin de başvuruyu vakit kaybetmeden bakana
ileteceklerini söyledi.
Sağlık
bakanlığının da konudan haberdar edilerek, Georgiunun
hastanede tetkiklerinin yapılacağını söyleyen Akay,
herhangi bir sağlık problemi bulunduğu anda tedavisine
başlanacağını ve müşahede altına
alınacağını, başvurusunun da Bakanlar Kurulunda
değerlendirileceğini söyledi.
Georgiu
daha sonra sağlık kontrollerinin yapılabilmesi için
bakanlık yetkileri eşliğinde resmi bir araçla Lefkoşa
Burhan Nalbantoğlu Devlet Hastanesine götürüldü.
Georgiunun Güney Kıbrıs plakalı içindeki malzemelerle küçük
bir evi andıran ve Türk bayraklı Subaru Impreza marka aracı
basın, bakanlık çalışanları ve sivil halk
tarafından ilgiyle karşılandı.
HALKIN SESI 24/06/05
Kıbrısta
üçüncü bir başarısızlık...
BM
Genel Sekreteri Kofi Annanın siyasi işlerden sorumlu
müsteşarı Kieran Prendergast, BM Genel Sekreterinin Kıbrıs
konusunda nasıl hareket edeceği konusunda çok dikkatli
davranacağını belirtti ve seçeneklere bakıldığında,
Kıbrısta çözümün zor olduğunun ortaya
çıktığını söyledi.
Kıbrıstaki
son durum hakkında Güvenlik Konseyine bilgi veren ve daha sonra
gazetecilerin sorularını cevaplayan Prendergast, çözüm yolunun bir
ucunda hiçbir şey yapmamanın, diğer ucunda ise
Kıbrısa yüksek seviyeli bir temsilcinin atanması ve yoğun
görüşmeler sürecinin başlaması olduğunu söyledi.
Kıbrısta
üçüncü bir yüksek profilli başarısızlığın hiç
kimsenin yararına olmayacağını belirten Prendergast, bu
yüzden de yeni bir görüşmeler süreci başlatmanın çok zor
olduğunu kaydetti.
Hem
süreç, hem de esas açısından taraflar arasında büyük bir
uçurumun ve karşılıklı güvensizliğin bulunduğunu
ifade eden Prendergast, Annanın, bu aşırı uçlardaki iki
tercihten birini seçeceğini söyledi. Prendergast, kendi beklentisinin,
Annanın Kıbrısa periyodik olarak temsilciler yollayarak, iyi
niyet misyonunu nasıl gittiği konusunda Güvenlik Konseyine raporlar
sunması olduğunu belirtti.
Bir
soru üzerine, Güvenlik Konseyine verdiği bilgiler konusunda nasıl
hareket edileceğinin tamamen Konseyin bileceği bir iş
olduğunu anlatan Prendergast, Konsey üyelerinin toplu halde ya da tek tek
ülkeler olarak bir tavır belirleyebileceğini söyledi.
Basına
kapalı istişareler sırasında iyi niyet misyonu konusunda
Konsey üyelerinin destek ifade ettiklerini ve özellikle Kıbrıs Türk
tarafına uygulanan izolasyon politikaları konusunda bazı ilginç
yorumlarda bulunduklarını belirten Prendergast, bu yorumlar
hakkında ayrıntı vermedi.
UMUT
İÇİNDE SEYAHAT...
Rum
kesiminin üçte ikisinin geçen yıl yapılan referandumda BM
planına hayır dediğinin dikkate alınması
gerektiğini belirten Prendergast, bu konuda atılacak
adımların Türk tarafındaki desteği kaybetme pahasına
olmaması gerektiğini söyledi.
Sadece
bir adım atmış olmak için Kıbrısta yeni bir süreç
başlatılmayacağına dikkati çeken Prendergast, Genel
Sekreterin bazen umut içinde seyahat etmek, menzile ulaşmadan daha
iyidir görüşünde olduğunu söyledi.
BMnin
Kıbrıs sorunu konusunda hakemlik yapmasının istisnai bir
durum olduğunu, anlaşamayan tarafların son çare olarak BM Genel
Sekreterine bu rolü verdiğini ifade eden Prendergast, bu dönemin sona
erdiğini de kaydetti.
TALATIN
ÇÖZÜM ARZUSU
Prendergast,
iki kez görüştüğü KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talatın BM Planına dayalı olarak bir an önce Adada bir çözüm
istediğini ve bu amaçla Genel Sekreterin himayelerinde yoğun
görüşmeler başlatılmasını arzu ettiğini belirtti.
Prendergast, halkının acil çözüm arzusunu dile getiren Talatın
bu çözümün makul bir kısa süre içerisinde başarılmasını
arzuladığını kaydetti.
Başka
türlü bir ortamda görüşmelerin çok uzun süreceği endişesi
taşıyan Talatın BM hakemliği ve açık bir tarih
kısıtlamasından yana olduğunu söyleyen Prendergast,
Talatın BM Genel Sekreterinin 28 Mayıs 2004 tarihinde sunduğu
iyi niyet raporu konusunda Güvenlik Konseyinin harekete geçmemesinden
dolayı Türk toplumunun duyduğu hayal
kırıklığını dile getirdiğini aktardı.
Talatın, halkının BM Planını ideal bir çözüm
olduğu için değil, bir uzlaşı olarak gördüğü için
kabul etmeye hazır olduğunu söylediğini belirten Prendergast,
siyasal eşitlik, ortaklık, iki bölgelilik, iki toplumluluk, garanti
ve ittifak anlaşmaları gibi konuların Türk tarafının
kilit konuları olduğunu söyledi.
HALKIN SESI 24/06/05
Mülkiyet,
hukukla değil, müzakereyle çözülebilir
Rum yönetiminin
içişleri bakanı Andreas Hristu, KIBRIS'a, adanın her iki
tarafında açılan mülkiyet davalarıyla ilgili önemli
açıklamalarda bulundu:
Mülkiyet,
hukukla değil, müzakereyle çözülebilir
"MÜZAKERE
SÜRECİ ER GEÇ YENİDEN BAŞLAYACAK" Rum yönetiminin
içişleri bakanı Andreas Hristu, adada her iki tarafın mülkiyetle
ilgili birtakım çıkarlar sağlamaya
çalışmasının, Kıbrıs sorununun çözümüne
yardımcı olmayacağına ve müzakere sürecine olumlu bir
şekilde katkı koymayacağına işaret ederek, müzakere
sürecinin er geç yeniden başlayacağını, bunun başka yolu
bulunmadığını söyledi
"ADANIN
BÖLÜNMÜŞLÜĞÜNDEN HERKES KAYBEDİYOR" Mülkiyet sorununun
çözümünün sadece Kıbrıs sorunun çözümüyle mümkün olabileceğini
vurgulayan Rum bakan, adada iki toplumun bölünmüşlüğünden dolayı
herkesin kaybettiğini ifade etti. Hristu, ayrıca mülkiyet sorununa
hukuk ya da mahkemeler yoluyla nihai sonuç bulunamayacağına olan
inancını dile getirdi
Anıl
IŞIK
Rum yönetiminin
içişleri bakanı Andreas Hristu, adada her iki tarafın mülkiyetle
ilgili bir takım çıkarlar sağlamaya
çalışmasının, Kıbrıs sorununun çözümüne
yardımcı olmayacağına ve müzakere sürecine olumlu bir
şekilde katkı koymayacağına işaret ederek, müzakere
sürecinin er geç yeniden başlayacağını, bunun başka
yolu bulunmadığını söyledi.
Mülkiyet
sorununun çözümünün sadece Kıbrıs sorununun çözümüyle mümkün
olabileceğini vurgulayan Rum bakan, adada iki toplumun
bölünmüşlüğünden dolayı herkesin kaybettiğini ifade etti.
Hristu, ayrıca mülkiyet sorununa hukuk ya da mahkemeler yoluyla nihai
sonuç bulunamayacağına olan inancını dile getirdi.
Rum
içişleri bakanı Andreas Hristu, KIBRIS'a, adanın her iki
tarafında açılan mülkiyet davalarıyla ilgili önemli
açıklamalarda bulundu.
Andreas Hristu,
adada iki toplum arasındaki durumunun daha iyi olması ve her iki
tarafın sorunlarının daha iyi anlaşılmasıyla,
Kıbrıs sorununun çözüm sürecinin daha kolay bir şekilde
ilerleyebileceğini belirtti.
Rum hükümeti
tarafından hiçbir Kıbrıslı Türk aleyhine mülkiyet konusuyla
ilgili olarak yasal işlem başlatılmadığını
ifade eden Hristu, şu ana kadar sadece bir Kıbrıslı Rum
tarafından bir Kıbrıslı Türk aleyhine mülkiyet davası
açıldığını belirterek, "Bu kişisel bir dava,
kimse bireysel vatandaşları böyle yapmamaları için engelleyemez
Arif Mustafa'yı engellemediğimiz gibi. Arif Mustafa'yı
engellemedik ve 'Vasilik' aleyhine dava açtı" diye konuştu.
Kıbrıslı
Rumlar gibi, 1974 sonrasında adada oluşan durum nedeniyle,
Kıbrıslı Türklerin de güneydeki mülklerini
kullanamamalarından dolayı "Kıbrıs Cumhuriyeti
hükümeti" aleyhine yasal işlem başlattıklarını
anlatan Hristu, Rum mahkemelerinde şu anda Kıbrıslı
Türklerin güneydeki malların iadesini talep ettiği 15 davanın
söz konusu olduğunu söyledi. Hristu, söz konusu davaların,
Kıbrıslı Rumların şahsına değil,
"İçişleri Bakanlığı" altında güneydeki
Kıbrıs Türklerin mülklerinin idaresinden sorumlu olan
"Vasilik" aleyhine açıldığını kaydetti.
Rum
hükümetinin, Kıbrıslı Türklerin mülkiyet hakkını
reddetmediğini ifade eden Hristu, Kıbrıs sorununa bir çözüm
bulunmasıyla Kıbrıslı Türklerin mallarının iade
edilebileceğini kaydetti.
Kıbrıslı
Türklerin, Rum hükümeti aleyhine Rum mahkemelerinde alınacak kararlardan
tatmin olmaması halinde davaları Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesi'ne (AİHM'ye) taşımasıyla ilgili olarak ise Hristu,
Rum hükümetinin Titina Loizidu ya da Arif Mustafa gibi dava kararlarına
saygı duyduğunu, ancak hiç kimsenin de bu kararların mülkiyet
sorununa nihai bir çözüm getireceğine inanmadığını
kaydetti.
"Rum
hükümeti, Kıbrıslı Türkler
aleyhine
mülkiyet davası açmadı"
Rum
içişleri bakanı Andreas Hristu, Rum hükümeti tarafından,
Kıbrıslı Türkler aleyhine açılan herhangi bir mülkiyet
davasının söz konusu olmadığını, şu ana
kadar sadece bir Kıbrıslı Rum tarafından kişisel
olarak bir Kıbrıslı Türk aleyhine açılan bir dava
bulunduğunu kaydetti.
Hristu,
"Bildiğim kadarıyla şu ana kadar, sadece bir
Kıbrıslı Türk aleyhine açılan dava var. Bu da
Mağusa'daki restoranla (Hurma Davası) ilgili davadır. Yeni bir
dava açılmışsa bilmiyorum" dedi.
"Rum
hükümeti aleyhine
açılan 15
mülkiyet davası var"
Kıbrıslı
Rumlar gibi, 1974'ten kaynaklanan olağanüstü durum nedeniyle,
Kıbrıslı Türklerin de güneydeki mülklerini
kullanamamalarından dolayı "Kıbrıs Cumhuriyeti
hükümeti" aleyhine yasal işlem başlattıklarını
anlatan Hristu, Rum mahkemelerinde şu anda Kıbrıslı
Türklerin güneydeki mallarının iadesini talep ettiği 15
davanın söz konusu olduğunu söyledi.
Bu davalarda
Kıbrıslı Türklerin, direkt olarak Kıbrıslı
Rumların aleyhine dava açmadığını ifade eden Hristu,
söz konusu davaların Rum İçişleri Bakanlığı
altında Kıbrıs Türk mallarının idaresini sağlayan
"Kıbrıs Türk Malları Vasiliği" aleyhine
açıldığını kaydetti.
Kıbrıslı
Türklerin kendi mallarını almak, satmak ya da geliştirmek
amacıyla dava açtığını anlatan Hristu,
Kıbrıslı Türklerin 1974'te güneyde kalan mallarının
İçişleri Bakanlığı altındaki
"Vasiliğin" idaresi altında olduğunu ve kuzeyde
evlerini ve mülklerini bırakan Kıbrıslı Rum göçmenlerin
kullanımına verildiğini belirtti.
Andreas Hristu,
"Kıbrıslı Türkler, doğrudan Kıbrıslı
Rumların aleyhine dava açmıyor, ancak sonuçta Kıbrıslı
Türkler de 'Benim mülkümü geri verin' talebinde bulunuyor" dedi.
Hristu,
Kıbrıslı Türklerin, vasilik aleyhine açtığı
davalar konusunda Rum hükümetinin tutumuyla ilgili olarak da şöyle
konuştu:
"Vasilik,
'mülk sizindir' diyor. Kimse Kıbrıslı Türklerin mülk hakkını
reddetmiyor. 'Bu sizindir ve sizin olacaktır' diyor ancak,
Kıbrıs sorununa bir çözüm bulunamadı, Kıbrıslı
Rumlar güneyde Kıbrıslı Türkler ise kuzeyde ayrı
şekilde yaşıyor ve bu nedenle mülkiyet haklarından
faydalanamıyorlar. Hükümet ise, Kıbrıslı Rum göçmenlere
yaşayacak, kalacak ve sürecek mal sağlamak için önlem almak zorunda
Böylelikle Kıbrıslı Türklerin mülkleri Kıbrıs
sorununun çözümünden önce sahiplerine iade edilemiyor. Ancak (güneyde) kimse
malları yabancılara ya da üçüncü kişiye satmıyor."
"Mülkiyet
davaları mülkiyet
sorununa çözüm
getirmiyor"
Kıbrıslı
Türklerin, Rum hükümeti aleyhine Rum mahkemelerinde alınacak kararlardan
tatmin olmaması halinde davaları Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesi'ne (AİHM'ye) taşımasıyla ilgili olarak ise, Hristu
şöyle konuştu:
"Biz,
kimseyi dava açması için cesaretlendirmiyoruz, ancak bireysel hukuk
alanında hiç kimseyi durduramayız. İnanıyorum ki, tüm
Kıbrıslı Türkler, 'Vasilik' aleyhine açılan davaların
doğru olduğuna inanmıyor, ancak bunu durduramazsınız.
Ayrıca Kıbrıslı Türkleri 'Vasilik' aleyhine dava
açmalarından dolayı suçlayamıyorum, ancak hukukun ya da
mahkemelerin mülkiyet sorununa nihai sonuç sağlayacağına
inanmıyorum."
Kıbrıslı
Türklerin, Rum mahkemelerine ve yüksek mahkemeye başvurarak iç hukuk
tüketmelerinin ardından AİHM'ye başvurabileceğini ifade
eden Hristu, 15 Kıbrıslı Türkün davasıyla ilgili yasal
sürecin başlatılmış olduğunu, ancak bir dava haricinde
diğer davalarla ilgili olarak henüz kesin bir kararın
alınmadığını kaydetti.
Söz konusu
davalar içerisinden sadece Limasol'da yaşayan Arif Mustafa'nın
Limasol'daki mülkiyetinin iadesiyle ilgili dava hakkında bir karar
alındığını anlatan Hrsitu, davanın şu anda
"Yüksek Mahkeme"de olduğunu belirtti.
Kıbrıslı
Türklerin iç hukuktaki kararlarla tatmin olmamaları durumunda AİHM'ye
başvurabileceklerini yineleyen Hristu, "Titina Loizidu ya da Arif
Mustafa gibi dava kararlarına hükümet saygı duyuyor, ancak hiç kimse
bu kararların mülkiyet sorununa nihai bir çözüm getireceğine
inanmıyor" dedi.
"Mülkiyet
sorununun, siyasi
sorunun
çözümüyle mümkün"
Mülkiyet
sorununun çözümünün sadece Kıbrıs sorunun çözümüyle mümkün
olabileceğini vurgulayan Rum İçişleri Bakanı Hristu,
Kıbrıslı Türklerin ve Kıbrıslı Rumların
güneyde ve kuzeyde evleri ve mülkleri bulunduğuna, ancak bunları
kullanamadıklarına dikkat çekerek, kaybedilen bir durumun söz konusu
olduğunu belirtti.
"Kıbrıslı
Türklerin ve Kıbrıslı Rumların bölünmüşlüğünden
dolayı herkes kaybediyor" diyen Hristu, Kıbrıs Rum
toplumundan hiç kimsenin bir Kıbrıslı Türk'e ait olan bir
malı yabancı bir kişiye satmayı düşünmediğini ya
da buna cesaret etmediğini kaydederek, "Ancak maalesef bu kuzeyde
oluyor. Yabancılar Kıbrıslı Rum mülklerini satın
alıyorlar. Sorun, Kıbrıslıların olan mülklerin
Kıbrıslıların olarak kalmamasıdır" diye konuştu.
"Kuzeydeki
inşaat faaliyetleri
iki toplumun
arasını açıyor"
Kuzeydeki
inşaat patlamasına ilişkin olarak ise Hristu, Kıbrıs
Türk toplumunda bazı kişilerin mevcut durumdan faydalanmak
istediğini ancak bu durumun, ne çözümün ne de iki toplumun faydasına
olduğunu kaydetti.
Kuzeydeki
inşaat sektöründen kolay gelir sağlandığını ve
bazı kişilerin bundan fayda sağlamaya
çalıştığını ifade eden Hristu,
Kıbrıslı Türk ve yabancılar arasında
Kıbrıslı Rumların mallarını etkileyen bu tür
muamelelerin Kıbrıslı Rumlar arasında olumsuz duygulara yol
açtığı ve bunun da iki toplumun arasındaki iyi niyete ve
anlayışa karşı bir durum olduğunu vurguladı.
KIBRIS 25/06/05
Slovakya
Dışişleri Bakanı:Rutin toplantıların sürece
katkısı büyük
Slovakya
Dışişleri Bakanı, Türk ve Rum siyasi parti temsilcileriyle
bir araya geldi:
Slovakya
Dışişleri Bakanı:Rutin toplantıların sürece
katkısı büyük
Kıbrıs
Rum ve Kıbrıs Türk siyasi partileri arasında ara bölgede
yapılan rutin toplantıların devam etmesi ihtiyacı
vurgulandı.
Kıbrıslı
Rum ve Kıbrıslı Türk siyasiler, dün 16 yıldan beri ara
bölgede partiler arası toplantıları düzenleyen Slovakya'nın
Dışişleri Bakanı Eduard Kukan'ın hazır
bulunduğu Ledra Palace'daki özel bir toplantıda bir araya geldi.
Toplantıda
"iki toplumun birbirine yaklaşmasını sağlama sürecini
ve rutin toplantıların sürece katkılarını" ele
aldı.
Toplantı
sonrasında Lefkoşa'daki Slovak Büyükelçisi Jan Varso tarafından
yapılan ortak basın açıklamasında, rutin
toplantıların, partiler arası ve ayrıca iki toplum
arasındaki anlayışın geliştirilmesi
olasılığı sunduğunu belirtildi.
Siyasiler
ayrıca Kukan'a Slovakya'nın toplantıların
yapılmasında oynadığı olumlu rolden dolayı
teşekkür etti.
Varso, bir
sonraki toplantının 28 Eylül günü Çarşamba saat 10:30'da
yapılmasını kararlaştırdıklarını
kaydetti.
Toplantıda
Slovakya Büyükelçiliği tarafından ayda bir düzenlenen rutin ortak
toplantılara katılan Türk ve Rum siyasi parti yetkilileri hazır
bulundu. Türk tarafından TKP'den Genel Başkan Hüseyin Angolemli,
Güngör Günkan; DP'den Kudret Akay; YKP'den Rasıh Keskiner, Alpay Durduran,
BDH'dan Genel Başkan Mustafa Akıncı, Munir Altuner, CTP'den
Kutlay Erk; KSP'den Kazım Öngen; BKP'den İzzet İzcan, Hediye
Kurucu'nun katıldığı toplantıya Rum tarafından
ise, ADİK; AKEL; Kıbrıs Yeşiller Partisi, DİKO; DISI;
EDEK ve Birleşik Demokratlar'dan temsilciler katıldı.
Slovak
Büyükelçisi Jan Varso toplantının basına açık bölümünde
Slovakya Dışişleri Bakanı Kukan'ın yanında,
Slovakya Dışişleri Bakanlığı Kabine Şefi ve
Dışişleri Bakanlığı'nın
Kıbrıs'ı da kapsayan bölgesel ilişkiler departmanı
direktörünün de Kıbrıs'ta bulunduğunu ve toplantıya
katıldığını kaydetti.
Dışişleri
bakanının "çok zengin diplomatik deneyimlerle" dolu
olduğunu söylediği özgeçmişini okuyan Varso, daha sonra sözü
Dışişleri Bakanı Kukan'a bıraktı.
Kukan: Ortak
toplantılar
düzenlemeye
devam edeceğiz
Basına
açıklamada bulunan Slovakya Dışişleri Bakanı Eduard
Kukan, yapılan toplantıdan duyduğu memnuniyeti dile getirdi.
Ortak toplantıları, iki toplumun bir çözüme
ulaşılmasında yardımcı olmak amacıyla
düzenlediklerini belirten Kukan, toplantıda iki toplumun siyasi
partilerinin fikirlerinin dinlediklerini belirtti. Toplantının çok
faydalı geçtiğini ifade eden Kukan, genel konuları
konuştuklarını ve ortak toplantı düzenlemeye devam
edeceklerini belirtti.
"Farklılıklar
var
ancak
aşılabilir"
Rum Haber
Ajansı'nın haberine göre, Kukan, Slovakya'nın Ocak 2006'da BM
Güvenlik Konseyi üyesi olduğunda Kıbrıs sorununun çözümüne
yeniden katkıda bulunulması yönünde çalışılması
gerektiğini söyledi.
Kukan "çok
sıcak bir atmosfer vardı. İfade edilen görüşler
farklıydı, ancak medeni bir şekilde, herhangi bir kötü duygu ya
da his beslenmeden ifade edildi ve bu diyalogun olumlu olduğunu
gösteriyor. Ancak aralarında hala büyük bir fark var" diye
konuştu.
Bakan Kukan,
"büyük bir farklılık olmasına rağmen bir çözüm bulmak
için herzaman bir umut ve olasılık vardır. Herkesin devam etmek
istediği bir farklılık olmasına rağmen. Bu
diyaloğa ve bir anlaşmaya ulaşılmasına yönelik
yolların araştırılması için siyasi iyi niyetin
olduğunun göstergesi ya da ifadesidir" dedi.
Kukan,
"farklılıkların büyük olması, çözümün imkansız
olduğu anlamına gelmez. Bu toplantından aldığım
en önemli mesajdı. Her iki toplum devam etmek ve ileriye gitmenin tüm
olasılıklarını araştırmak istiyor"
şeklinde konuşmasını tamamladı.
Akay: Bakan
tarihsel
tecrübelerini
anlattı
Toplantının
bitiminde basına açıklama yapan DP Temsilcisi Kudret Akay, herzamanki
rutin toplantıların dışında bir toplantı
yapıldığına değinerek, toplantı sonunda Slovakya
Dışişleri Bakanı'na Çekoslovakya tecrübelerinin
sorulması üzerine bakanın yaşadığı tarihsel
tecrübeleri anlattığını söyledi.
Tarihsel olarak
Çek ve Slovak halklarının bir arada bulunmasını
gerektirecek hiçbir neden yokken bir şekilde kendilerini bir devlet altında
bulmuş olduklarını söyleyen Akay, daha sonra 1993'de de
ayrılmaya karar verdiklerini anlattı. Akay, Slovak
Dışişleri Bakanı'nın 1930 doğumlu olduğunu
ve Çekoslovakya bilinci içerisinde büyüdüğünü, kendisini
Çekoslovakyalı olarak gördüğünü anlattığını
söyledi.
Akay,
bakanın edindiği tecrübeleri şöyle aktardı:
"Ayrılık
iyi oldu çünkü biz devlet olarak ayrıldık birbirimizi devlet olarak
yönetmekten vazgeçtik. Ayrı ayrı yönetilmeyi tercih ettik ve sonunda
da gördük ki AB içerisinde birleşmenin iki ülke arasındaki
ilişkilerin Çekoslovakya'da olduğundan çok daha iyi durumda
olduğu ortaya çıktı."
Toplantıda
çeşitli partilerin yorumlarının farklı olduğunu, bunun
üzerine Bakan Kukan'ın, "Biz iki farklı bir halktık,
ayrı dilleri konuşuyorduk ve ayrı uluslara mensubuz"
dediğini belirten Akay, Kıbrıs açısından iki ayrı
entitenin barış içerisinde birarada var olacağını
gösteren mesajlar verildiğini söyledi. Akay, yapılan toplantıda
tarihsel tecrübelerin aktarıldığını ve bu tecrübeden
öğrenilmesi gereken çok şey olduğunu kaydetti.
KIBRIS 25/06/05