AB
ile ilk tarama toplantısı yarın başlıyor
ANKARA (ANKA)
Türkiye ile AB arasındaki üyelik müzakerelerinin ilk
aşamasını oluşturan tarama süreci, yarın Brükselde
başlıyor. Tarama, Bilim ve Araştırma faslı ile
başlayacak. Avrupa Komisyonu ile yarın yapılacak
görüşmelere Türkiye Bilim ve Araştırma Kurumundan
(TÜBİTAK) kalabalık bir heyet katılacak.
Tarama sürecinde ilk olarak üyelik müzakerelerine konu olan 35
başlıktan "Bilim ve Araştırma" ele alınacak.
AB müktesebatının analitik olarak incelenmesi anlamına gelen
tarama süreci sırasında Türkiye, müktesebat konusunda
ayrınıtılı olarak bilgilendirilecek ve ulusal
mevzuatının AB müktesebatına ne ölçüde uyduğu saptanacak.
Yarınki Brükselde yapılacak toplantıda tarama sürecinin ilk
aşamasını oluşturan "tanıtıcı
tarama" gerçekleşecek. Toplantı sırasında Komisyon
yetkilileri, ABnin bilim ve araştırma politikalarını
anlatacaklar.
"Bilim ve Araştırma" başlığı ile ilgili
taramanın ikinci aşaması olan "ayrıntılı
tarama" ise, 14 Kasımda Brükselde yine bir TÜBİTAK heyetinin
katılımıyla yapılacak.
Toplantıda TÜBİTAK heyetinin, Türkiyede "Bilim ve
Araştırma" alanında uyum yolunda neler
yapıldığını anlatacağı belirtiliyor.
Türkiyede bir bilim ve araştırma bakanlığı
olmadığı için "Bilim ve Araştırma"
alanında ABye uyum çalışmalarının TÜBİTAK
tarafından yürütüldüğü ifade ediliyor.
TARAFLAR ARASINDA BİLİM ALANINDA FAZLA FARKLILIK
YOK
Türkiye'nin bilim ve araştırmayla ilgili
yasalarında AB müktesebatına göre çok farklılıklar
bulunmuyor. Müzakerelerde 2 temel konunun gündeme gelmesi bekleniyor.
Müzakerelerde, Türkiye'nin bilim ve araştırma alanında ikili ve
çok taraflı işbirliği konusu ele alınacak.
AB'nin, ilişkilerinin soğuk olduğu belirtilen Ukrayna ile
bilim ve araştırma alanında anlaşması bulunan
Türkiye'nin, bu durumu gözden geçirmesi gündeme gelecek. Türkiye'nin ikili, çok
taraflı, bölgesel ve uluslararası olmak üzere 60 ülke ile 100
bilimsel ve teknolojik işbirliği anlaşması bulunuyor.
TARAMA TAKVİMİ
Bu arada, 35 başlık konusundaki tarama
çalışmalarının bir yıl kadar sürebileceği
belirtiliyor. Ankara, bir iki başlık ile ilgili taramanın bu
yılın sonundan önce tamamlanabileceğini, bu
başlıklarda müzakerelerin başlayabileceğini umuyor.
Avrupa Komisyonunca hazırlanan çalışma programına göre, bu
yılın sonuna kadar Bilim ve Araştırma, Eğitim ve
Kültür, Kamu Alımları, Rekabet Politikaları, Yerleşme
Hakkı ve Hizmetlerin Serbest Dolaşımı ile Sermayenin
Serbest Dolaşımı olmak üzere 6 fasıl ile ilgili tarama
yapılacak.
Çalışma Programına göre, Tarım faslı ile ilgili
tanıcı tarama da bu yılın son çeyreğinde
yapılacak. Ekim-Aralık Programı ayrıca, Bilim ve
Araştırma ile Eğitim ve Kültür fasıllarında tarama
sonu raporunun AB üyesi ülkelerine gönderilmesini öngörüyor. Söz konusu rapor, AB
Konseyinin fiilen müzakereleri başlatma kararında temel
oluşturacak.
BÜTÇEYE KAYNAK KONULDU
Başbakan Recep Tayyip Erdoğanın, 2005 bütçesinde
araştırma alanında yapılacak çalışmalar için
TÜBİTAKa 416 milyon YTL tutarındaki bir kaynak
ayırdığı anımsatılıyor. TÜBİTAK da, söz
konusu kaynak kullanmak için yeni düzenlemeler yaptı.
ABde bilim ve araştırmaya ayrılan kaynakların,
GSYİHnın yüzde 2sini oluştururken Türkiyede bu oran, binde
60ın biraz üzerinde olduğuna dikkat çekiliyor.
Türk hükümetinin, her yıl bu alanda ayrılan kaynaklar artırarak
2010 yılına kadar GSYİHnin yüzde 10una
çıkartılmasını amaçladığı kaydediliyor.
AB ORTAK ARAŞTIRMA KURUMU İLE TEMASLAR
Öte yandan, TÜBİTAKın, AB kurumları ile temaslarda
bulunduğu anımsatılıyor. Nitekim, TÜBİTAK
Başkanı Prof. Dr. Nüket Yetişin iki hafta kadar önce Brükselde
AB Ortak Araştırma Kurumu (JRC) yetkilileriyle görüşmeler
yaptığına dikkat çekiliyor.
Bunun ardından da 20 Ekim toplantısı öncesi AB Ortak
Araştırma Kurumu Başkan Vekili Roland Schenkel, Türkiyeye
gelerek TÜBİTAK tarafından 17-25 tarihleri arasında düzenlenen
Uluslararası Bilim ve Araştırma Günlerine katıldı.
MÜZAKERE BAŞLIKLARI
Avrupa Birliği'nin Türkiye ile yapacağı tam üyelik müzakereleri
35 bölümden oluşuyor:
Malların Serbest Dolaşımı, İşgücünün Serbest
Dolaşımı, Yerleşme Hakkı ve Hizmet Sağlama
Özgürlüğü, Sermayenin Serbest Dolaşımı, Kamu
İhaleleri, Şirketler Hukuku, Fikri Haklar Hukuku, Rekabet
Politikası, Mali Hizmetler, Bilgi Toplumu ve Medya, Tarım ve
Kırsal Kesim Kalkınması, Gıda Güvenliği, Hayvan ve
Bitki Sağlığı Politikası,
Balıkçılık, Ulaştırma Politikası, Enerji,
Vergilendirme, Ekonomi ve Para Politikası, İstatistik, Sosyal
Politika ve İstihdam, Şirketler ve Sanayi Politikası, Avrupa
Üzerinden Giden Ulaştırma Ağları, Bölgesel Politika,
Hukuki ve Temel Haklar, Adalet, Özgürlük ve Güvenlik, Bilim ve
Araştırma, Eğitim ve Kültür, Çevre, Tüketim ve Sağlık
Koruması, Gümrük Birliği, Dış ilişkiler,
Dış Güvenlik ve Savunma, Mali Kontrol, Mali ve Bütçe
Koşulları, Kurumlar ve Diğer Konular.
HURRIYET 19/10/05
Türkiye, cumhuriyetin
81. yılını kutladığı gün tarihi bir olay daha
yaşadı. Başbakan Erdoğan ile Dışişleri
Bakanı Gül, 28 ülke ile birlikte Avrupa Birliği Anayasası'na
imza attı. AB'nin geleceğini şekillendirecek tarihi belgenin
altında Türkiye'nin de imzası var.
Avrupa Birliği Anayasası, İtalya'nın
başkenti Roma'da aralarında Türkiye'nin de bulunduğu 28 ülkenin
devlet ve hükümet başkanları tarafından imzalandı. Türkiye
29 Ekim Cumhuriyet Bayramı'nı törenlerle kutlarken, Başbakan
Erdoğan Roma'da Avrupa Birliği Anayasası'na imza attı
İtalya'nın ev sahipliğinde düzenlenen törende,
Avrupalı liderler Avrupa Anayasası'nın kabulünü tescil eden
anlaşmaya ve nihai belgeye imza attı. Avrupa Anayasası AB üyesi
25 ülke ve Türkiye, Bulgaristan ve Romanya'dan oluşan 3 aday ülke
tarafından da imzalandı. Hırvatistan ise imza töreninde gözlemci
sıfatıyla hazır bulundu.
AET
Anayasanın Roma'da Campidoglio'da imzalanmasının
tarihsel ve simgesel bir anlamı da var. Avrupa Ekonomik Topluluğu'nu
(AET) kuran Roma Anlaşması 1957'de Campidoglio Tepesi'ndeki
Conservatori Sarayı'nın Orazi ve Curiazi Salonu'nda
imzalanmıştı.
Almanya, Fransa, Belçika, Hollanda, Lüksemburg ve
İtalya'nın imzalarıyla kurulan AET'nin bugünkü adıyla
Avrupa Birliği'nin üye sayısı halihazırda 25'e
yükselmiş bulunuyor.
Üye ülkeler, yarın Avrupa Anayasası'nı da yine
Conservatori Sarayı'nda, AET'nin kuruluşuna tanıklık
etmiş Orazi ve Curiazi Salonu'nda imzalayacaklar.
Roma'nın merkezindeki Campidoglio'da düzenlenen törenle imzalanan anayasa,
üye ülkelerde parlamentolar veya halkoyu ile onaylandıktan sonra
yürürlüğe girecek.
İHTİŞAMLI TÖREN
Avrupa Anayasası Anlaşması'nı imzalamak için
İtalya'nın başkenti Roma'da bulunan Avrupalı liderler ve
dışişleri bakanları, törenin yapılacağı
Campidoglio Tepesi'ne ulaştılar. TSİ 11.00'den itibaren
tören mekanına gelmeye başlayan liderler, Campidoglio
Meydanı'nda ev sahibi İtalya Başbakanı Silvio Berlusconi ve
AB Dönem Başkanı Hollanda Başbakanı Jan Peter Balkenende
tarafından karşılandılar.
Başbakan Erdoğan, karşılama noktasına
Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı
Abdullah Gül ile birlikte TSİ 11.15'te ulaştı. Belusconi'nin,
Berlusconi ve Balkanende, el sıkıştıktan sonra Erdoğan
ve Gül ile birlikte hatıra fotoğrafı çektirdi.
Berlusconi ve Balkenende tarafından karşılanan
diğer liderler de törenin yapılacağı salona geçtiler.
Tören, konukların Conservatori Sarayı'ndaki Jül Sezar Salonu'nda
yerlerini aldı.
İmza töreninde ev sahibi İtalya'nın
Cumhurbaşkanı Carlo Azeglio Ciampi de hazır bulundu. Liderlerin
imza töreni için Conservatori Sarayı'ndaki Orazi ve Curiazi Salonu'nda
yerlerini almalarının ardından, merasim yerine gelen Ciampi, tüm
konukların ellerini sıkarak hoş geldiniz dedi. Tören
TSİ 12.00'de açılış konuşmalarıyla
başladı. İlk konuşmayı Roma Belediye Başkanı
Walter Veltroni'ni yaptı.
BERLUSCONİ: AVRUPA'YI KURANLARIN ÜTOPYASI
GERÇEĞE DÖNÜŞTÜ
Ev sahibi İtalya Başbakanı Silvio Berlusconi,
törende yaptığı konuşmada, 29 Ekim 2004'ün Avrupa
Birliği için tarihi bir gün olduğunu belirterek, Avrupa'yı
kuranların ütopyası, harika bir gerçeğe dönüştü.
Avrupa'nın artık bir anayasası da var dedi.
Ardından da Avrupa Anayasası anlaşmasının
imzalanması işlemine geçildi. İmza işlemi, Papa X.
Innocenzio'nun heykeli altına yerleştirilen bir masada
gerçekleştirildi. İmzalar, ev sahibi Silvio Berlusconi, Avrupa Komisyonu
Başkanı Romano Prodi, AB Dönem Başkanı sıfatıyla
Hollanda Başbakanı Jan Peter Balkenende ve bir önceki dönem
başkanı sıfatıyla İrlanda Başbakanı Bertie
Ahern'in huzurunda atıldı.
AB üyesi 25 ülkenin devlet ya da hükümet başkanları ile
dışişleri bakanlarının Avrupa Anayasası
anlaşmasını sırayla imzalamalarının ardından,
Türkiye, Romanya ve Bulgaristan'dan oluşan üç aday ülke ise sadece nihai
senedi imzaladı.
Anlaşma ve nihai senedi imzalayan liderler, Berlusconi,
Prodi, Balkenende ve Ahern'in ellerini sıktılar ve diğer
liderlerce de alkışlandılar. Tören, anlaşmayı
imzalayan liderlerin aile fotoğrafı çektirmeleriyle son buldu.
İMZA KALEMLERİ HOLLANDA'DAN
AB Dönem Başkanı Hollanda, Roma'da törenin
gerçekleştirildiği mekanı ve civarını Hollanda'dan
getirilen çiçeklerle süslemesinin yanı sıra, liderlere kalem jesti de
yaptı. Avrupa Anayasası'nın imzalanması için
hazırlanan özel kalemler, imza sahibi lider ve bakanlara hatıra
olarak bırakıldı. Kalemlerin üzerine Latince olarak, Europae
Rei Publicae Status (Avrupa Cumhuriyeti Anayasası) ibaresinin
yazılması dikkati çekti.
Öte yandan Avrupa Anayasası anlaşmasının
imzalanmış olması, yarın Roma'da havai fişek
gösterisiyle kutlanacak. Anlaşmanın imzalandığı Orazi
ve Curiazi Salonu'da 7 gün boyunca ziyaretçilere açık tutulacak.
STRAW: AB ANAYASASIYLA İLGİLİ REFERANDUM
2006 BAŞINDA
İngiltere Dışişleri Bakanı Jack Straw,
bugün Roma'da imzalanan AB Anayasası'yla ilgili İngiltere'de
düzenlenecek referandumun büyük bir olasılıkla 2006
başında olacağını belirtti.
Straw, BBC'ye yaptığı açıklamada, Bu konuda
kesin bir tarih belirlenmedi. Bu, kısmen parlamenter sürece
bağlı dedi.
İngiliz bakan, gelecek yılın ikinci
yarısında AB dönem başkanlığını üstlenecek
olan İngiltere'nin, bu dönemde hem başkanlık, hem de referandum
düzenlenmesi için gereken çalışmaları yapmasının hemen
hemen imkansız olacağını söyledi.
(Hürriyetim)
TÖRENİN YAPILDIĞI MEKAN
Eski Çağ ve sonraki dönemlerde
Roma'nın siyasi ve dini merkezi konumundaki Campidoglio Tepesi, bugün Roma
Belediyesi'nin bulunduğu mekan olarak tanınıyor.
Kentin adeta bir heykel ve resim galerisi konumundaki Capitolini Müzeleri ve Conservatori Sarayı da bu tepede yer alıyor. Tasarımı 1536'da İtalyanların ünlü heykeltıraş, ressam ve mimarı Buonarroti Michelangelo tarafından gerçekleştirilen Campidoglio Meydanı ve meydana ulaşımı sağlayan görkemli merdivenler, turistlerin halen en önemli uğrak noktalarından birini oluşturuyor.
Avrupalı liderlerin
katılacağı tören için Conservatori Sarayı'nın Jül
Sezar Salonu ile Orazi ve Curiazi Salonu kullanılacak. 1957'de AET'nin
kuruluşunun ardından yarın Avrupa Anayasası'nın
tesciline de ev sahipliği yapacak olan bu mekan, Roma'nın
kurucuları Orazi ve Curiazi diye adlandırılan efsanevi ikizler
arasında Milat'tan önce 7. yüzyılda yaşandığı
ileri sürülen düelloyu betimleyen freskler nedeniyle Orazi ve Curiazi Salonu
diye adlandırılıyor
HURRIYET 07/10/2005
Türkçe AB'nin 25. resmi dili olacak
Dünyanın en büyük tercüme merkezi olarak bilinen ABnin resmi dillerin
sayısının, Bulgaristan ve Romanyanın ardından
Hırvatistan ve Türkiyenin üye olmasından sonra 25e
yükseleceğine dikkat çekildi.
ABnin halen 20 resmi dili bulunuyor. Bu diller İngilizce,
Fransızca, Almanca, İtalyanca, İspanyolca, Danimarkaca, Yunanca,
Felemenkçe, Portekizce, Fince, İsveççe, Çekçe, Estonyaca, Letonyaca,
Litvanyaca, Macarca, Maltaca, Lehce, Slovakyaca ve Slovenyacadan
oluşuyor.
AB Daimi Temsilciler Komitesinde (COREPER) varılan bir
anlaşama uyarınca İrlanda dili, 1 Ocak 2007 itibariyle
Birliğin 21nci resmi dili olacak.
Romanya ve Bulgaristanın 2007 yılında üye
olmaları öngörülüyor. Böylece, ABnin resmi dillerinin sayısı
23e yükselecek.
Halen iki aday ülkesi olan Türkiye ve Hırvatistanın ne
zaman üye olacağı bilinmiyor. Ancak Hırvatistanın
Türkiyeden önce üye olması olasılığı büyük gibi
görünüyor. Beklentilerin gerçekleşmesi halinde Hırvatça,
Birliğin 24ncü dili olacak.
Türkiyenin üye olması ile Türkçe de ABnin resmi bir dili
olacak. Böylece, Birliğin resmi dillerin sayısı 25ye
çıkacak.
Dışişleri Bakanı ve Başbakan
Yardımcısı Abdullah Gülün üyelik müzakerelerinin açılışında
İngilizce değil, Türkçe konuşarak bir ilke gerçekleştirdi.
Gülün konuşması, Bakanlıktan Lüksemburga götürülen iki
tercüman tarafından tercüme edildi.
HURRIYET 07/10/2005
Rumlar ipleri geriyor
Türkiye'nin Avrupa Birliği (AB) müzakere sürecinde karşılaşacağı
ilk siyasi sorunun Kıbrıs olacağı biliniyor.
AB ve Güney Kıbrıs, Türkiye'nin liman ve havaalanlarını Rum
gemi ve uçaklarına açmasını bekliyor. Ankara bu yönde bir
baskı altında.
Türkiye ise KKTC'ye uygulanan izolasyonun kaldırılması, liman ve
havaalanlarının birlikte açılması beklentisi içinde.
Karşılıklı beklentiler sürerken Türkiye,
Kıbrıs'ta "nihai çözüm" için Birleşmiş
Milletler'i (BM) devreye sokmak amacıyla girişimlerini sürdürüyor.
Ancak, Rum yönetiminde çözüm yolunda en küçük bir hareket yok. Aksine, Rumlar
ipleri germeyi sürdürüyor.
Rumların bu politikasına göz atmakta fayda var.
Papadopulos'un amacı
Güney Kıbrıs'ın lideri Papadopulos'un KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın ABD'ye davet edilmesi üzerine
yaptığı açıklama, kafasında ortak çözüme ilişkin
en küçük bir niyet taşımadığını da gösterdi.
Talat'ın ABD'ye resmen davet edilmesi üzerine Papadopulos'un yorumu, bu
davetin, "Kıbrıslı Türklerin ayrılma eğilimlerini
güçlendireceği" biçiminde oldu. Sanki ortada birlikte bir yaşam,
tek bir devlet, tek bir toplum varmış gibi. Ama Papadopulos'un böyle
gördüğü anlaşılıyor. Bu yaklaşım Kıbrıs
Türkü'nün "ayrılmaya heveslenmiş bir azınlık"
olarak görüldüğünü de ortaya koyuyor.
Papadopulos'un bu sözleri, BM'de zikrettiği "Türklerin
eritilmesi" anlayışıyla da örtüşüyor. Papadopulos,
henüz bir ortak çözüm arayışı noktasında bile görünmüyor.
Rum yönetimini, tüm Kıbrıs'ın tek devleti ve hükümeti olarak
gördüğü açık. Bunun Türklere de kabul ettirilmesi, temel
politikasını oluşturuyor.
Bu anlayış hâkim oldukça Rum yönetiminin, iki toplumlu, iki devletli,
iki demokrasili, iki kesimli bir temel üzerinde ortak bir çözüme
yanaşmayacağı açık.
Bu gerçeğin AB ve ABD tarafından iyi görülmesi gerekiyor. Özellikle
AB'nin zaten bildiği bu gerçek karşısında Türk tarafına
yüklenmesinin haksız tutumunu daha da derinleştireceğini görmesi
lazım.
Askeri güç gösterisi
Rumların ipleri germe politikasının bir diğer göstergesi de
3 yıldır yapılmayan Nikiforos tatbikatını dün
başlatmış olmaları. ABD ve İngiltere'nin "yapmayın"
telkinlerine karşı Rum yönetimi askeri güç gösterisine yönelmiş
durumda.
3 yıldır "iyi niyet ve müzakere sürecine olumlu katkı"
anlayışıyla, karşılıklı olarak askeri
tatbikatların yapılmaması kararı Rum yönetimi
tarafından bozulmuş oldu. Türkiye'nin KKTC ile ortaklaşa
yaptığı Toros tatbikatı ise 3 yıldır bu karar
çerçevesinde yapılmıyordu.
Yunanistan da Güney Kıbrıs'ın Nikiforos tatbikatıyla
birlikte yaptığı Toksotis tatbikatını yapmıyordu.
Rum yönetiminin bu kararı bozarak tatbikatlara başlaması, AB sürecinde
"iyi niyet" beklentisinin aksi bir tutumunu gösteriyor.
Milliyetçi çizgi
Papadopulos'un milliyetçi çizgisini daha da
kalınlaştıracağını tahmin etmek zor değil.
Önümüzdeki yıl yapılacak seçimler düşünülürse, askeri tatbikat
dahil Papadopulos'un milliyetçi duygulara seslendiği görülebilir. Türk
tarafından uzaklaşılan çizgi, Rum tarafında her geçen gün
daha da belirginleşiyor.
AB ise hâlâ Türkiye ve Türk tarafından ödün beklentisi içinde,
baskıyı Ankara'ya yöneltiyor.
FIKRET BILA MILLIYET
19/10/05
Soyer:
Çatlasınlar
RADIKAL 19/10/05
AA - LEFKOŞA - ABD
Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice'ın KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ı Washington'a davet etmesi,
Rumların tepkisini çekerken, Türk tarafının yanıtı
esprili oldu: Çatlayın. KKTC Başbakanı Ferdi Sabit Soyer, dün
Rumların tepkisi hatırlatılınca "Çatlasınlar.
Başbakan olarak bunu söylemem doğru değil, ama bu
yaptıkları olacak iş değil" dedi.
Rumlar
gizli silah satıyor
RADIKAL 19/10/05
SERKAN
DEMİRTAŞ
ANKARA -
Merkezi Cenevre'de olan Uluslararası İlişkiler
Çalışmaları Enstitüsü bünyesindeki Ufak Silahlar
Araştırması'nın 2005 raporuna göre, 700 bin nüfuslu Rum
Kesimi, ABD'den sonra dünyanın en çok ufak silah ithal eden ülkesi. Rum
Kesimi'nin bu ticareti şeffaf olmayan yöntemlerle yaptığı
kaydedildi.
Rapora göre dünyanın en önemli ufak silah ihracatçıları ABD,
İtalya, Brezilya, Almanya, Belçika, Rusya ve Çin. Bu ülkelerin silah
satış rakamları bilinmese de en düşük rakamın 100
milyon dolar olduğu sanılıyor. En çok ithal edenler ABD,
Kıbrıs, Suudi Arabistan ve Güney Kore. Raporda Kıbrıs ile
ilgili değerlendirmede, "Kıbrıs'ın silah ticaretini
karakterize eden unsur bu şeffaf olmayan yöntem: Kıbrıs'ın
ithal ettiği silahların çoğunun hangi ülkeden geldiği
bilinmiyor" denildi. Diplomatik kaynaklar, kara-para aklama ve mafyayla
ünlenen Rum Kesimi'nin ufak silah ticaretinde bir tür transit merkez
olduğunu belirtiyor. Rum Kesimi'nin 1990'larda PKK'ya desteğini
anımsatan kaynaklar, ele geçen silahlardan yola çıkarak yapılan
araştırmalarda çoğu kez Rum Kesimi'nin kaynak olarak
karşılarına çıktığını vurguladı.
Ufak silahlar ve mühimmatın küresel ticareti yıllık
yaklaşık 4 milyar dolarlık bir pazar.
Kırgızistan parlamento heyeti KKTC'ye geliyor
|
İZOLASYONLARIN
KALDIRILMASINA KIRGIZİSTAN'DAN DA DESTEK KKTC'ye uygulanan
izolasyonların kaldırılmasına yönelik olarak Azerbaycan
tarafından atılan adımın devamı
Kırgızistan'dan geliyor. Kırgızistan Parlamentosu'ndan
milletvekilleri ile bazı bakanlıklardan ve bürokratlardan
oluşan 30 kişilik heyetin, Dışişleri Bakanı
Serdar Denktaş'ın davetlisi olarak bu sabah KKTC'ye gelmesi
bekleniyor KIRGIZ
HEYETİYLE İŞBİRLİĞİ OLANAKLARI ELE
ALINACAK Kırgız heyetinin 19-22 Ekim tarihleri arasında
KKTC'de bulunacağı, ziyaret sırasında, iki ülke
yetkilileri arasında ekonomi, turizm, spor, eğitim ve kültür
alanlarında işbirliğine yönelik görüşmelerin
yapılacağı belirtildi. Ziyaret sırasında
Kırgızistan-KKTC Parlamentolararası Dostluk Grubu'nun
oluşturulacağı da açıklandı Kuzey
Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ne uygulanan izolasyonların
kaldırılmasına yönelik olarak Azerbaycan tarafından
atılan adımın devamı Kırgızistan'dan geliyor. Kırgızistan
Parlamentosu'ndan milletvekilleri ile bazı bakanlıkların ve
bürokratların bulunduğu 30 kişilik bir heyetin,
Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş'ın davetlisi
olarak bu sabah KKTC'ye gelmesi bekleniyor. TAK
muhabirinin Ercan Sivil Havacılık'tan aldığı bilgiye
göre, Kırgızistan heyetinin KKTC'ye bugün saat 11.00'de gelmesi
bekleniyor. Konuk heyet 22 Ekim Cumartesi sabahı saat 06.30'da
ayrılacak. AA'nın
KKTC Dışişleri Bakanlığı görevlisi Erhan
Arıklı'ya dayanarak verdiği habere göre heyette 15
milletvekili ile bazı bakanlıklar ve bürokratlar bulunuyor. Kırgız
heyetinin 19-22 Ekim tarihleri arasında KKTC'de
bulunacağını ifade eden Arıklı, ziyaret
sırasında, iki ülke yetkilileri arasında ekonomi, turizm,
spor, eğitim ve kültür alanlarında işbirliğine yönelik
görüşmelerin yapılacağını belirtti. Arıklı,
ziyaret sırasında Kırgızistan-KKTC
Parlamentolararası Dostluk Grubu'nun
oluşturulacağını da açıkladı. KKTC'ye
gelecek Kırgız heyetinin, THY'nin tarifeli seferiyle
İstanbul'a üzerinden Lefkoşa'ya ulaşması bekleniyor. AA haberinde,
Erhan Arıklı'nın unvanını, "KKTC
Dışişleri Bakanlığı Orta Asya Özel
Temsilcisi" olarak verdi. |
KIBRIS 19/10/05
TC Dışişleri eski bakanı Gürel: Annan Planı
yeniden canlandırılmak isteniyor
TC
Dışişleri Eski Bakanı Şükrü Sina Gürel, ABD'nin
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ı Washington'a davet etmesine
ilişkin değerlendirmede bulunarak, bununla "Annan
Planı'nın yeniden canlandırılarak, Kıbrıslı
Rumların kabul edebileceği değişikliklerin
yapılmasıyla, yeni bir referandumda bu planının kabul
edilmesinin hedeflendiğini söyledi.
Gürel, bu
şekilde davranılarak, "bu belgeyi reddeden Rumlar adeta
ödüllendirilmek istenmektedir. Umarım, bu yanlışlığa
Kıbrıs Türk halkını temsil edenler düşmezler"
diye konuştu.
A.Ü. Siyasal
Bilgiler Fakültesi'nde düzenlenen "Türkiye'de Siyasi Tarihin Gelişimi
ve Sorunları" konulu sempozyumda AA muhabirinin sorularını
yanıtlayan Gürel, ABD'nin KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ı
davet etmesini nasıl değerlendirdiğinin sorulması üzerine
de şu görüşleri dile getirdi:
"Yeniden
Annan Planı'nı canlandırma ve Kıbrıslı
Rumların kabul edebileceği değişiklikleri ortaya
çıkartarak, yeni bir referandumda bu planı kabul etmeleri
amaçlanıyor herhalde. Fakat bunun da çok büyük sakıncaları var.
Çünkü Annan Planı kendi içinde zaten iki tarafça da kabul edilmedikçe
ortadan kalkacak, hatta baştan beri var olmadığı kabul
edilecek bir belgedir. Ona rağmen şimdi bu belgeyi reddeden Rumlar
adeta ödüllendirilmek istenmektedir. Umarım, bu
yanlışlığa Kıbrıs Türk halkını temsil
edenler düşmezler."
KIBRIS 19/10/05
TC Dışişleri Bakanı Gül:Limanların
açılması gündemde yok kısıtlamaları hep beraber
kaldıralım
|
TC
Dışişleri Bakanı Gül, TBMM AB Uyum Komisyonu
Başkanı Yaşar Yakış'ın
"limanlarını Rum kesimine açılmasıyla ilişkin
açıklamasıyla ilgili değerlendirmede bulundu: TC
Dışişleri Bakanı Gül:Limanların açılması
gündemde yok kısıtlamaları hep beraber kaldıralım TC
Dışişleri Bakanı ve Başbakan
Yardımcısı Abdullah Gül, "adadaki bütün
kısıtlamaların, limanlar da dahil, bir anda hep beraber
kaldırılmasını teklif ediyoruz" dedi. Finlandiya'daki
temaslarını tamamlayarak yurda dönen Abdullah Gül, gazetecilerin
TBMM AB Uyum Komisyonu Başkanı Yaşar Yakış'ın
"limanların Rum kesimine açılmasına" ilişkin
açıklamalarının sorulması üzerine" şunları
söyledi: "Gümrük
Birliği Türkiye ve 25 üye ile çalışıyor, işliyor,
işler haldedir, herhangi bir sıkıntı, herhangi bir
itiraz, herhangi bir şikayet olursa, bu bizim şikayet
ettiğimiz hususlar olabilir. Ya da Gümrük Birliği'nin bir
başka üyesinin şikayetleri olabilir bunların
tartışılacağı konuşulacağı
sonuçlandırılacağı yerler, platformlar vardır."
Gül, bir
gazetecinin aynı konuya ilişkin sorusu üzerine de"Sayın
Yakış'ın da sanki şunu yapalım bunu yapalım
gibi bir teklifi yok zaten. Dediğim gibi dediğim şartlar
ortadadır. Adadaki bütün kısıtlamaların, limanlar da
dahil, bir anda hep beraber kaldırılmasını teklif
ediyoruz zaten" diye konuştu. Abdullah Gül,
Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin yaptığı Nikiforos
tatbikatına ilişkin bir soru üzerine de "Kendi bilecekleri
iştir, bizim ne yapacağımızı bütün dünya görür"
diye konuştu. Finlandiya'yı
bilgilendirdik Finlandiya'daki
temasları hakkında da bilgi veren Gül, ziyaretinin iki amacı
olduğunu ifade eden Gül, bunların Finlandiya ile ikili
ilişkileri geliştirmek ve önümüzdeki yıl AB dönem
Başkanlığı yapacak Finlandiya'yı Türkiye'nin
görüşleri hakkında bilgilendirmek olduğunu kaydetti. Finlandiya'nın
dönem başkanlığında birçok fasıl
açılacağını ve onlarla ilgili müzakerelerin
yapılacağını ifade eden Gül, "AB'de usul çok önceden
hazırlıklı olmaktır. Şimdiden Finlandiya da
hazırlıklara başlamıştır.
Hazırlıkların başında Türkiye ile ilgili konularda
onları çok daha iyi aydınlatmak, kafalarındaki sorunları
çözmek, Türkiye'nin önem verdiği konuları onlara en iyi
şekilde izah etmek için bu gezi çok iyi bir fırsat oldu" diye
konuştu. |
KIBRIS 19/10/05
Talat'ın ABD ziyaretine tepki gösteren Rum yetkililer
çatlasınlar
Başbakan
Soyer, Cumhurbaşkanı Talat'ın Washington ziyaretini
değerlendirirken Rum yönetimini hedef alan ilginç bir açıklamada
bulundu:
Talat'ın
ABD ziyaretine tepki gösteren Rum yetkililer çatlasınlar
Başbakan
Ferdi Sabit Soyer, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın Washington
ziyaretine tepki gösteren Rum yetkililer için "Çatlasınlar"
dedi.
Başbakan
Soyer dün bir kabulünde, Rum yetkililerin Talat'ın Washington ziyaretine
tepki gösterdiğinin anımsatılması üzerine gülerek
"Çatlasınlar" ifadesini kullandı. Esprili bir şekilde
gülerek konuşan Soyer, "Başbakan olarak bunu söylemem doğru
değil ama bu yaptıkları olacak iş değil" diye de
ekledi.
Tatbikat
gerginliğe davettir
Başbakan
Soyer, Rum Yönetimi'nin 3 yıl aradan sonra tatbikat düzenlemesiyle ilgili
görüşünün sorulması üzerine de, çözüm istencinin
arttığı bir dönemde tatbikat düzenlenmesini
"gerginliğe davet" olarak niteledi. "Ancak biz bu
tuzağa düşmeyeceğiz" diyen Başbakan,
soğukkanlılıkla hareket ederek barış ve çözüm
talebindeki kararlılığı sürdüreceklerini söyledi.
Kıbrıs'tan
asker azaltılmasını talep eden Rum Yönetimi'nin 500 milyon
dolara yakın silahlanmayla ABD'den sonra ikinci sırada geldiğini
anlatan Soyer, "Asker azaltılsın diyorlar ama
silahlanıyorlar, tatbikat düzenliyorlar, NATO'ya üye olmak istiyorlar. Bu
anlamsız bir mentalite, çelişki" diye konuştu.
Papadopulos
yönetiminin seçimler yaklaşırken şoven duyguları ve
statükoyu korumaya çalıştığını belirten
Başbakan, "Hatalı yoldadırlar. Biz barış
çağrımızı yineliyoruz. Türk ve Rum gençler silahla
oynamamalı, askeri operasyonların değil ekonomik gelişmenin
ve barış girişimlerinin tarafı olmalı"
ifadelerini kullandı.
KIBRIS 19/10/05
Kıbrıs
Rum Yönetiminin, Avrupa Birliğinde Kıbrıs sorunuyla ilgili bir
uzmanlar grubu oluşturulması önerisine Ankaradan tepki geldi.
NTV
Güncelleme: 15:26 tsi 19 Ekim 2005 Çarşamba
ANKARA
- Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Namık Tan,
önerinin Türkiye açısından hiçbir değer
taşımadığını söyledi. Tan, Rum Yönetiminin son
dönemde Kıbrıs sorununun çözüm zeminini Avrupa Birliğine çekme
çabası içinde olduğunu belirtti.
|
|
Namık
Tan, Rum Yönetimi bu tür girişimlere vakit ayıracağına,
Birleşmiş Milletler Genel Sekreterinin beklentilerini
karşılama yoluna gitmelidir. Annanın çağrılarına
kulak vermelidir dedi.
Sözcü, Rum Yönetiminin Nikiforos Tatbikatını yeniden yapma
kararı almasının eleştirdi ve değerlendirmelerin
ardından gereken adımların atılacağını
vurguladı.
Tan, ABnin Kuzey Kıbrısa yönelik tüzükleri çıkarması
gerektiğini belirterek, aksi taktirde, birliğin güvenilirliğinin
zedeleneceği uyarısında bulundu.
Nikiforos
tatbikatında kaza:7 yaralı
Rum
Milli Muhafız ordusunun 3 yıl aradan sonra gerçekleştirdiği
Nikiforos tatbikatında bir kaza yaşandı. Kazada 7 asker
yaralandı.
NTV
Güncelleme: 08:49 ET 19 Ekim 2005 Çarşamba
-
Rum gazeteleri dün tatbikatın ilk gününde, Leonidas tipi bir
zırhlı personel taşıyıcının yoldan
çıkarak, küçük bir köprüde kaza yaptığını yazdı.
Kazada, araçta bulunan 7 askerin yaralandığı bildirildi.
Larnaka Hastanesinde tedavi altına alınan askerlerden ikisi taburcu
edilirken, beşinin tedavisi devam ediyor. Rum Savunma Bakanı
Mavronikolas kazayla ilgili soruşturma emri verdi. 3 yıldır
iptal edilen Nikiforos tatbikatı dün başlamıştı.
Tatbikat pazar günü sona erecek.
Rum
askerin derdi kebaplar
RADIKAL 20/10/05
YORGO
KIRBAKİ
ATİNA
- Rum Yönetimi'nin Kıbrıs'ta üç yıldır süren
sessizliği bozup önceki gün ortak savunma doktrini bulunan
Yunanistan'ın katılımı olmaksızın icra
ettiği Nikiforos tatbikatının ilk günü tersliklerle geçerken,
Psevda-Pirga karayolunda giden Leonidas tipi bir zırhlı
taşıyıcı araç hendeğe düştü. Kazada yedi asker
yaralanarak Larnaka Devlet Hastanesi'ne kaldırıldı.
Atina'nın tatbikata katılmamakla kalmayıp adada konuşlu birliğinin
de katılımına izin vermemesi Rumları memnun etmedi.
Rum Savunma Bakanı Kiriakos Mavronikolas "Yunan tarafının
katılmaması yüzünden tatbikatta bazı boşluklar
oluştu" derken, Politis gazetesi, Rum askerlerinin
isteksizliğini şöyle aktardı: 'Tatbikata katılanların
ilgilendiği tek şey, akşamki kebap
hazırlığıydı. Gazetemizle irtibata geçen pek çok
seferî, zamanlarının çalınmasından duydukları
rahatsızlığı dile getirdi'. Senaryo gereği,
tatbikatın dünkü safhasında 'savunma amaçlı konuşlanma'
yapılırken, bugünden itibaren 'karşı saldırı'
başlayacak, cuma ve cumartesi ise 'düşman denize dökülecek.'
Papulyas ABD'ye
çattı
Rum Kesimi'ni ziyaret eden Yunan Cumhurbaşkanı Karolos Papulyas ise
ziyaretinin son gününde, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın
ABD'ye davet edilmesine tepki gösterdi. "Washington sorunları
çözeceği yerde çıkmazlar yaratıyor" diyen Papulyas, ABD'nin
Rum Kesimi'nin koyduğu ve Yunanistan'ın da destek verdiği
hedeflere katkı yapması gerektiğini savundu. Adadaki Türk askeri
varlığını eleştiren Yunan Cumhurbaşkanı,
"Yarı işgal altındaki Kıbrıs, deneylerin
yapıldığı yer değildir. İşgal askerlerinin
bulunmayacağı ve herkese güvenlik teminatı veren şeffaf bir
çözüm gerekiyor. Buradan, ahlakın barbarlığa, Avrupa
medeniyetinin barbar işgale karşı zaferi kazanılıncaya
dek mücadeleye devam mesajı aldım" diye konuştu.
Kırgız
heyeti ilk kez KKTC'de
RADIKAL 20/10/05
LEFKOŞA -
Kırgızistan parlamentosu heyeti, KKTC'ye tecridin
kaldırılmasına destek amacıyla dün,
Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş'ın davetlisi
olarak adaya gitti. Üç bakan yardımcısı ve 15 milletvekilinin de
bulunduğu 23 kişilik heyet, Kıbrıs Türk Hava
Yolları'nın (KTHY) Karpaz adlı uçağıyla İstanbul
üzerinden Ercan'a ulaştı.
Heyet başkanı ve milletvekili Arslan Maliev, ilk
açıklamasında, "Kardeş Kıbrıs Türkleriyle
ilişkilerimizi geliştirmek istiyoruz. Bu niyetimizi tüm dünyanın
öğrenmesi için buraya geldik. Dili, dini ve hedefleri bir olan kardeş
topluluğuz. Kardeşlere desteğe geldik" dedi. Annan
Planı referandumunda Kıbrıs Türkleri ve Rumların
niyetlerini ortaya koyduğunu anımsatan Maliev, "Kıbrıs
Türklerine yönelik tecrit kaldırılmalı" diye konuştu.
Demokrat Parti (DP) Mağusa vekili Hatice Faydalı ise Kırgız
heyetini sevgi ve saygıyla karşıladıklarını
söyleyip, "Kırgız parlamentosunun yarıya yakını
Kıbrıs'ta ve bu memnuniyet verici" dedi. Temaslarına
yarın başlayacak heyet, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat, Başbakan Ferdi Sabit Soyer ve yetkililerle görüşecek
üniversitelerle tarihi ve turistik yerleri gezecek. (aa, dha)
Kırgızistan'dan
Kıbrıs Türkü'ne destek
|
Kırgızistan
Parlamento heyeti KKTC'ye geldi Kırgızistan'dan
Kıbrıs Türkü'ne destek 23
KİŞİLİK HEYET... Kırgızistan Parlamentosu
milletvekilleri ile bazı bakanlıklardan bürokratların da
bulunduğu 23 kişilik heyet dün KKTC'ye geldi. Başbakan
Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Serdar
Denktaş'ın davetlisi olarak gelen Kırgızistan heyeti,
ziyaretle, KKTC'ye uygulanan izolasyonların
kaldırılmasına yönelik olarak bir adım daha
atılmasını amaçlıyor Kırgızistan
Parlamentosu milletvekilleri ile bazı bakanlıklardan
bürokratların da bulunduğu 23 kişilik heyet dün KKTC'ye geldi.
Başbakan
Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Serdar
Denktaş'ın davetlisi olarak gelen Kırgızistan heyeti,
ziyaretle, KKTC'ye uygulanan izolasyonların
kaldırılmasına yönelik olarak bir adım daha
atılmasını amaçlıyor. Dün saat
11:00'de Ercan Havaalanı'ndan KKTC'ye giriş yapan
Kırgızistan heyeti, 22 Ekim Cumartesi sabahı saat 06.30'da
adadan ayrılacak. Heyette 15 milletvekili ile 3 bakan
yardımcısı da bulunuyor. Kırgız heyete dün
akşam gelecek 3 kişilik bir heyet daha katılacak. Kırgız
heyeti, Ercan Havaalanında, Cumhuriyet Meclisi adına DP
Milletvekili Dr. Hatice Faydalı, CTP Milletvekili Mehmet Ceylanlı
ve bazı devlet yetkilileri karşıladı. Ercan
Havaalanı'nda Kırgızistan Parlamento Heyeti Başkanı
ve sözcüsü milletvekili Arslan Maliev ile DP Milletvekili Dr. Hatice
Faydalı, heyet yetkilileriyle birlikte bir basın
toplantısı düzenledi. Basın
toplantısında ilk sözü alan DP milletvekili Dr. Hatice
Faydalı, Kırgızistan heyetini KKTC'de görmekten dolayı
duyduğu memnuniyeti dile getirerek, Kırgızistan'dan KKTC'ye
ilk kez bu kadar kalabalık devlet yetkilisinin geldiğine dikkat
çekti. Faydalı,
heyette 3 bakan yardımcısı ve 15 milletvekilinin
bulunduğunu ifade ederek, "Bu bir ilk adımdır. Bundan
sonra iki parlamento arasında sevgi ve saygıyla büyüyen bir dostluk
gelişecek ve daha güzel günlere hep birlikte dostluk içinde
ilerleyeceğiz" dedi. Kırgızistan
Parlamento Heyeti Başkanı ve sözcüsü milletvekili Arslan Maliev de,
kendisinin daha önce KKTC'ye iki kez geldiğini ve bu ziyaretinin üçüncü
olduğunu belirterek, bu ziyarette iki parlamento arasındaki
uzaklığı da gidereceklerini söyledi. Maliev, KKTC
ve Kırgızistan'ın dili, dini ve dertleri bir olan iki
kardeş topluluk olduğunu ifade ederek, "Bizim bugün asıl
hedefimiz, kardeşlerimize destek olmaktır. Bunun için buradayız,
bunu belirtmek için Kıbrıs'a geldik" dedi. Kıbrıslı
Türklerin adada yapılan referandumda niyetini açıkça
belirttiğini ve Rumların da referandum sonucunda asıl
niyetlerini gösterdiğini söyleyen Maliev, referandum sonucunda da bütün
dünya kamuoyuna, tarafların hangisinin iyi niyetli olduğunun ifade
edildiğini vurguladı. Arslan
Maliev, Birleşmiş Milletler'in ve Genel Sekreter Kofi Annan'ın
gerçekleştirdiği projeyle, Kıbrıs halkını
destekleme ve izolasyonların kaldırılmasının
gerçekleştirilmesi gerektiğini belirterek, kendisinin şimdiye
kadar KKTC için varolan ambargoların Annan'ın projesinin
ardından kaldırılması gerektiğine
inandığını kaydetti. Kırgızistan
milletvekili Maliyev, Kıbrıs Türk halkının ne kadar iyi
niyetli olduğunu dünya kamu oyunun bilmesi gerektiğini de
vurguladı. Maliev,
eşit haklara sahip iki devletin kendi aralarında bir birliktelik
kurma şansının da olduğuna inandıklarını,
ancak şartların eşit düşünülmesi durumunda bu olayın
gerçekleşebileceğini düşündüklerini aktardı. İslam
Konferansı Örgütü'nün KKTC'yi örgüt toplantılarına
katılımcı olarak kabul ettiğinden dolayı da
yetkilileri kutlayan Arslan Maliev, "Biz de kardeş KKTC'yle
ilişkilerimiz ciddi şekilde gelişsin diye, dünya kamuoyuna
bunu belirtmek için huzurlarınıza geldik" şeklinde
konuştu. KKTC ve ülkesi arasında ekonomi, ticaret, turizm gibi
alanlarda ilişkilerin başlayabileceğini ifade eden Maliyev,
Kardeş Kıbrıs Türk halkının isteklerinin
gerçekleşmesi dileğinde bulundu. Resmi
temaslar 19-22 Ekim
tarihleri arasında Kırgızistan Parlamentosu heyeti bugün saat
09.30'da Lefkoşa'da Atatürk Anıtı'na çelenk koyarak saygı
duruşunda bulunuyor. Heyet saat 10.00'da Cumhurbaşkanı Talat,
10.30'da Cumhuriyet Meclisi Başkanı Fatma Ekenoğlu, 11.00'de
Başbakan Ferdi Soyer, 11.30'da Başbakan Yardımcısı
Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş, 12.00'de Ekonomi ve
Turizm Bakanı Derviş Deniz tarafından kabul edilecek. KKTC'nin
Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Kırgız heyete,
saat 12.30'da Dışişleri Bakanlığı konferans
salonunda Kıbrıs konusunda brifing verecek. Bu arada
ilgili Bakanlık temsilcileri de 10.30'da Milli Eğitim Bakanı
Canan Öztoprak ve Gençlik Spor Bakanı Özkan Yorgancıoğlu ile
ayrı ayrı görüşecek. Cumhuriyet
Meclisi Başkanı Fatma Ekenoğlu bu akşam saat 19.30'da
Merit Cristal Cove Otel'de heyet onuruna yemek verecek. Kırgizistan
heyeti 21 Ekim Cuma günü saat 10.45'de Uluslararası Kıbrıs
Üniversitesi'ni ziyaret, 12.30'da Muratağa, Atlılar, Sandallar
şehitliklerini, 15.00'te DAÜ'yü, ziyaret edecek 17.00'de Mağusa
Şehir Turuna katılacak. Başbakan Yardımcısı
Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş, aynı gece
heyet onuruna Beyaz Ev'de akşam yemeği verecek. Kırgızistan
heyeti 22 Ekim Cumartesi sabahı KKTC'den ayrılacak. |
KIBRIS 20/10/05
Kıyılarda,
insan kaçaklılığıyla ilgili önlemler
artırılıyor
|
DAHA
YAYGIN KONRTOL... Bakanlar Kurulu, insan
kaçakçılığının önlenmesi amacıyla Güvenlik
Kuvvetleri Komutanlığı ile işbirliği halinde
kıyılarda daha etkin önlemler alınmasını kararlaştırdı.
Alınan karara göre, insan kaçakçılığının ve
kıyılara yönelik trafiğin daha yaygın kontrolle önlenmesi
konusunda etkin çalışmalar yapılacak Bakanlar
Kurulu, insan kaçakçılığının önlenmesi amacıyla
Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı ile işbirliği
halinde kıyılarda daha etkin önlemler alınmasını
kararlaştırdı. Bakanlar
Kurulu Başbakan Ferdi Sabit Soyer başkanlığında dün
yaklaşık 4 saatlik bir toplantı yaptı.
Toplantının ilk bir saatinde Güvenlik Kuvvetleri Komutanı
Tümgeneral Tevfik Özkılıç'ın da katılımıyla
insan kaçakçılığının önlenmesine yönelik
düzenlemeler ele alındı. Daha
etkin kontrol... Toplantının
ardından basına açıklamalarda bulunan Bakanlar Kurulu Sözcüsü
Salih Usar, geçtiğimiz haftalarda birçok Suriyeli'nin ölümüyle
sonuçlanan tekne kazasına atıf yaparak, benzeri kazaların ve
insan kaçakçılığının önlenmesi için
alınabilecek önlemlerin dünkü toplantıda görüşüldüğünü
söyledi. Usar
toplantıda, Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı'yla
işbirliği halinde insan kaçakçılığının ve
kıyılara yönelik trafiğin daha yaygın kontrolle önlenmesi
konusunda gerekli çalışmanın yapılacağını
kaydetti. Çalışma
yaşamıyla ilgili önlemler... Bakanlar
Kurulu Sözcüsü Usar, bir soruya karşılık, çalışma
izinlerinin ön izne bağlanmasına ilişkin yeni düzenlemede
herhangi bir ertelemenin veya geri adımın söz konusu
olmadığını da söyledi. Çalışma
izinlerinin iş gücü ihtiyacına göre ön izne
bağlanmasının, çalışma izinlerinin tamamen
kaldırıldığı şeklinde algılanmaması
gerektiğini söyleyen Usar, uygulamayla ilgili
ayrıntıların sağlık kontrolü için yurt
dışında bulunan Çalışma Bakanı Sonay Adem
tarafından önümüzdeki günlerde açıklanacağını
kaydetti. Av
olacak gibi hazırlık... Bakanlar
Kurulu Sözcüsü Salih Usar, başka bir soruya karşılık da,
büyük avın kapatılıp kapatılmayacağının
bugünkü toplantıda ele alınmadığını söyledi ve
konuya ilişkin çalışmalar hakkında bilgi verdi. Hükümetin
kuş gribiyle ilgili gelişmeleri yakın izlemeye
aldığını ve gelişmelere göre gereken kararların
ivedilikle alınacağını söyleyen Usar, "Kuş
gribi vakası görülür ve bu konuda herhangi bir gelişme olursa
anında gereken önlemler alınacak. Halk sağlığı
her şeyin üstünde... Şu an gelişmeleri yakından izliyoruz
ve av olacak gibi hazırlıklar yapılıyor. Ama bu durumu
değiştirecek bir gelişme olursa gereken kararlar ivedilikle alınacak"
ifadelerini kullandı. Pakistan'daki
ekip için
uçak gönderilecek Bakanlar
Kurulu, depremzedelere yardım amacıyla Bakanlar Kurulu
kararıyla ve KTHY'ye ait özel uçakla Pakistan'a giden 17 kişilik
ekibin geri getirilmesi için bu ülkeye uçak gönderilmesini de karara
bağladı. Ekibin
dönüş tarihinin önümüzdeki günlerde kesinleşeceğini söyleyen
Bakanlar Kurulu Sözcüsü Salih Usar, Pakistan'a gidecek uçakla depremzedelere
battaniye ve benzeri yardım malzemeleri gönderileceğini de
bildirdi. 3
ayrı tüzük ve 6 aylık bütçe
sonuçları onaylandı Bakanlar
Kurulu, balıkçılıkla ilgili kuralları düzenleyen Su
Ürünleri Avcılık Bilgi Kayıtlarına ilişkin
kuralları düzenleyen, Uluslararası İşletme
Şirketleri'nin kuruluş şartlarını belirleyen ve
Deniz Ticaret Yasası altında gemicilerle ilgili hükümler getiren 3
ayrı tüzüğü de onayladı. Bakanlar
Kurulu, 1 Ocak-30 Haziran 2005 dönemini kapsayan 6 aylık bütçe
uygulamalarını da onaylayarak Meclis'e sevk etti. KKTC,
fuarlarda temsil
edilecek Bakanlar
Kurulu, kasım ayında İstanbul'da yapılacak İKÖ
Ekonomik ve Ticari İşbirliği Daimi Komitesi (İSEDAK)
toplantısı, Travel Extra ve 1'inci İslam Ülkeleri Turizm
fuarları ile İngiltere'de düzenlenecek Turizm Pazarlama
Fuarı'nda KKTC'nin temsil edilmesini de karara bağladı. Toplantı
öncesi açıklamaları: Soyer'den Rum yönetimine çağrı Bakanlar
Kurulu'na girerken de Başbakan Ferdi Sabit Soyer, basına bazı
açıklamalarda bulundu. Soyer, açıklamasında Güney
Kıbrıs Rum Yönetimi'ne çağrıda bulunarak, Kuş Gribi,
insan ve uyuşturucu kaçakçılığı ile cürümlerin
engellenmesi konusunda işbirliği yapmaya çağırdı. Soyer,
"Bu çağrıyı tekrar tekrar yapıyorum. Er geç bu
çağrı yerine gelecektir. Güney'deki bağnaz idare bu tutumundan
vazgeçecektir. Çünkü hayatın gerçekleri bunu gerektiriyor" dedi. Yakış'ın
açıklaması Başbakan
Soyer, gazetecilerin sorularını da yanıtladı. TC
Eski Dışişleri Bakanı Yaşar Yakış'ın
"Tayvan Modeli"ni örnek göstererek, Türkiye'nin Kıbrıs
Rum Kesimi'ni tanımadan da limanlarını açabileceğini
söylediğinin hatırlatılması üzerine Başbakan Ferdi
Sabit Soyer, "Türkiye Dışişleri Bakanı Abdullah
Gül'ün de 'limanlarımızı karşılıklı
kısıtlamalar kalkmadan kesinlikle açmayacağız' demeci
vardır. Bu Türkiye'nin tutumudur" dedi. Yakış'ın
açıklamasında kısıtlamaların
kaldırılması konusuna özel vurgu yaptığına da
dikkat çeken Soyer, "Rum tarafının tek yanlı üye
olması ve 3 Ekim sürecinden sonraki pozisyon içinde
karşılıklı olarak limanların açılması ve
kısıtlamaların kaldırılması talebimizken,
Kıbrıs Rum tarafı da Türkiye'nin üyelik süreci içinde limanların
kendisine tek yanlı açılması konusunu baskı unsuru
yapmaya çalışıyor" şeklinde konuştu. Bunun
bir risk olduğunu, ancak her riskin varlığının onun
olacağı anlamına gelmediğini ifade eden Soyer, haklı
ve meşru bir zemine dayanıldığı sürece verilecek
siyasal mücadelelerle risklerin azaltılabileceğini belirtti. Soyer,
hükümet ve cumhurbaşkanı ile TC hükümetinin birlikte
saptadığı politikanın doğru olduğuna
işaret etti ve bu politikanın kısıtlamaların
kaldırılmasını içerdiğini söyledi. Çözümsüzlük Uluslararası
camiaya bir soru sorulması gerektiğini de kaydeden Soyer,
"Çözüm isteyen Kıbrıs Türk halkıdır.
Kısıtlamaların karşılıklı
kaldırılması yerine Kıbrıs Türk halkı üzerinde izolasyonlar
sürmesi ve Kıbrıs Rum tarafına da çözümsüzlüğü savunarak
Türkiye limanlarının açılması halinde, çözüme onları
kim motive edecek ve kim onların çözümsüzlük siyasetini geri
döndürebilecektir? Bu; dünya demokratik kamuoyunun üzerinde
yoğunlaşması gereken bir gerçektir" dedi. Soyer,
AP'ın aldığı "Kıbrıs Türk halkı
üzerindeki kısıtlamaların kaldırılması"
kararını da hatırlatarak, bunun üzerinde
yoğunlaşılması gerektiğini vurguladı. Av
konusu Başbakan
Soyer başka bir soru üzerine av konusunun gündemlerinde
olmadığını, bu konu üzerinde çalışılmakta
olduğunu söyledi. Bu
konuda konuşmamaya ve konuya bilimsel yaklaşmaya
çalıştıklarını ifade eden Soyer, bu konuda AB ve
dünyanın ne yapmaya çalıştığına
baktıklarını ve Güney Kıbrıs'la diyalog
aradıklarını kaydetti. Soyer,
Rum Yönetimi'ne de çağrı yaparak, tutucu tutumlarından
kurtulmalarını istedi. Kuş
Gribi'nin sınır ve bayrak tanımadığını
vurgulayan Soyer, "Akıllarını başlarına
toplasınlar ve işbirliğimizi geliştirelim" dedi. Nikiforos
tatbikatı Bakanlar
Kurulu'na GKK'nın da katılması dolayısıyla tatbikat
konusunun da görüşülüp görüşülmeyeceğinin sorulması
üzerine de Başbakan Ferdi Sabit Soyer, "Bizim gündemimizde bu
yok" dedi. Kıbrıs
Türk halkının gündeminde barış mesajları
taşımakta olduğunu vurgulayan Soyer, Güney'in Nikiforos
Tatbikatı'nı yapmasının Rum Yönetimi Başkanı
Papadopulos'un milliyetçilik silahını kullanarak kendi iç
siyasetinde avantaj elde etme çabası olduğunu söyledi. "Ama
bu, yüzündeki maskenin daha da düşmesine sebebiyet verdi" diyen
Başbakan, bütün dünya ile Kıbrıs Türk ve Rum
halklarının, milliyetçi histerilerle çözümsüzlük siyasetini ve
gerginliği tırmandıranın kim olduğunu gördüğünü
kaydetti. İnsan
kaçakçılığının Güney
ayağı Kıbrıs'ta
insan kaçakçılığının iki ayaklı olduğunu
ve bir ayağının da Güney Kıbrıs'ta bulunduğunu
ifade eden Soyer, "İnsan kaçakçılığında Güney Kıbrıs'taki
organize suç örgütleri maalesef Güney Kıbrıs'taki bir
kısım organizasyonlarla da bağlantılıdır. Bu
nedenle bu alanda da bizimle işbirliği yapmalıdır. AB ve
diğer ülkelere de şunu söylüyoruz: Kuzey'den çeşitli yollarla
kaçarak Güney'e giden insanlar Larnaka'dan nasıl Avrupa'ya giriyor?
Nasıl Limasol'dan çıkış yapabiliyor? Bu konu öncelikle
Avrupa'nın da sorunudur. Bu nedenle Güney'deki idare yalnız
kuş gribi değil, bu konuyla da ilgili olarak, insan
kaçakçılığı ve uyuşturucu
kaçakçılığı ile kötü cürümlerin engellenmesi konusunda
bizimle işbirliği yapmalıdır. Bu çağrıyı
tekrar tekrar yapıyorum. Er geç bu çağrı yerine gelecektir.
Güney'deki bağnaz idare bu tutumundan vazgeçecektir. Çünkü hayatın
gerçekleri bunu gerektiriyor." |
KIBRIS 20/10/05
Sendikalar
memnun İşverenler öfkeli
Hükümetin
ülkede kangrenleşen kayıt dışı yaşam sorununu
ortadan kaldırmak için aldığı tedbirlere önceki gün eklenen
çalışma izinlerine son verilmesi uygulaması, işçi ve
işveren çevrelerinde farklı tepkilere yol açtı
Sendikalar
memnun İşverenler öfkeli
KAMU-SEN:
BİRİLERİ ZENGİN OLACAK DİYE KAÇAK
İŞÇİYE GÖZ YUMULAMAZ... "Kayıt dışı
yaşamı kayıt altına almayı amaçlayan uygulama,
kararlılıkla ve daha da caydırıcı yasal düzenlemelerle
desteklenerek sürdürülmelidir" diyen KAMU-SEN Genel Başkanı
Mehmet Özkardaş, "Binlerce insanımız ekmek parası için
güneyde horlanarak ve sosyal haklardan yoksun, zor şartlarda
çalışmak zorunda kalırken, pırıl pırıl
gençlerimiz vatanından ayrılıp dış ülkelere göçerken,
birileri zengin olacak diye kaçak ve kayıt dışı iş
gücüne ve kayıt dışı sermayeye göz yumulamaz" dedi
DEV
İŞ: UYGULAMA DEVAM ETMELİ, GEREKİRSE EYLEME HAZIRIZ...
DEV-İŞ Genel Sekreteri Mehmet Seyis, hükümetin yeni önlemleri geri
adım atmadan uygulamasını istedi ve bu konuda eylem dâhil her
tür desteğe hazır olduklarını bildirdi. Yeni uygulamaya
karşı çıkan iş çevrelerine ağır eleştiriler
getiren Seyis,
"Patronların
Avrupalı, işçilerin Afrikalı" olmasını öngören bu
anlayışı kabul edemeyeceklerini kaydetti
SANAYİ
ODASI: YENİ PROSEDÜR ASKIYA ALINMALI... İşverenlerin
örgütlerinden biri olan Sanayi Odası ise yeni sistemi protesto etti.
Sanayi Odası Başkanı Salih Tunar dün düzenlediği basın
toplantısında, yeni sistemin kaos getireceğini savunarak,
sanayicinin 'Kaçak işçi çalıştırarak üretime devam etmek
veya üretimi bırakarak ithalatçı olmak' gibi iki tercihle
karşı karşıya bırakıldığını
iddia etti
Hükümetin,
ülkede kangrenleşen kaçak işçi ve kayıt dışı
yaşamla ilgili peşi sıra aldığı tedbirlere önceki
gün eklenen çalışma izinlerine son verilmesi uygulamasına
sendikalar destek verirken, işverenler tepki gösterdi.
Özellikle de
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı'nın
çalışma izinleriyle ilgili uygulamaya koyduğu yeni prosedür,
sendikalarla iş çevreleri arasında farklı yorumlara neden oldu.
Çalışma
ve Sosyal Güvenlik Bakanı Sonay Adem'in önceki gün düzenlediği
basın toplantısıyla kamuoyunun bilgisine getirdiği
çalışma yaşamıyla ilgili yeni uygulamaya göre, KKTC'ye
hangi yolla (pasaport veya kimlik kartı) girilirse girilsin,
çalışma izni verilmesi işlemine son verildi.
18 Ekim 2005
tarihinden itibaren yürürlüğe giren yeni uygulamada, çalışma
izinleriyle ilgili halen yapılmış başvuruların da 18
Kasım 2005 tarihine kadar tamamlanması gerekiyor.
İşlemlerini bu tarihe kadar tamamlamayanların müracaatı da
ortadan kalkmış olacak.
Çalışma
izni verilmesinin durdurulmasıyla herhangi bir iş kolunda ihtiyaç
varsa bu iş koluna Çalışma Dairesi'nin ancak ön izniyle iş
gücü getirilebilecek.
Kamuoyunda
geniş yankı uyandıran bu düzenlemeyle ilgili sendikalar ve
iş çevreleri yaptıkları yazılı açıklamalarla
görüşlerini ortaya koydu.
KAMU-SEN, dün yaptığı
yazılı açıklamada, bakanlığın çalışma
izinleriyle ilgili uygulamaya koyduğu kararlara destek vererek,
"Birileri zengin olacak diye kaçak işçiye göz yumulamaz" dedi ve
uygulamanın daha da caydırıcı olması istendi.
DEV-İŞ
de açıklamasında çalışma yaşamına ön izin
getirilmesine destek belirtti.
İşverenlerin
örgütü Sanayi Odası ise çalışma yaşamıyla ilgili yeni
uygulamayı protesto ederek, hükümetin sanayicileri, üretimi durdurup
ithalatçı olmaya zorladığını savundu.
KAMU-SEN:
Emeği sömürenler elbette bağıracak
KAMU-SEN Genel
Başkanı Mehmet Özkardaş, 1 Ekim 2004 tarihinden itibaren
yürütülen ve ülkemizdeki kayıt dışı yaşamı
kayıt altına almayı amaçlayan uygulamanın,
kararlılıkla ve daha da caydırıcı yasal düzenlemelerle
desteklenerek sürdürülmesi gerektiğini açıkladı.
Özkardaş,
"Bu nedenle hükümetin Yabancılar ve Muhaceret Yasası
altında aldığı ve alacağı yasal tedbirleri
destekliyoruz" dedi.
Mehmet
Özkardaş dün yaptığı yazılı açıklamada,
kaçak işçiliğin, kayıt dışı yaşamın ve
kayıt dışı sermayenin tehlikelerine işaret etti.
KAMU-SEN Genel
Başkanı Özkardaş dün yaptığı yazılı
açıklamada şunları kaydetti:
"Binlerce
insanımız ekmek parası için güneyde horlanarak ve sosyal
haklardan yoksun, zor şartlarda çalışmak zorunda kalırken,
pırıl pırıl gençlerimiz vatanından ayrılıp
dış ülkelere göçerken birileri zengin olacak diye kaçak ve kayıt
dışı iş gücüne ve kayıt dışı sermayeye
göz yumulamaz.
Kayıt
dışı yaşam birçok sorunları da beraberinde
getirmektedir. Kayıt dışı işgücü
çalıştıranlar haksız rekabete neden oldukları gibi,
vergi kaçakçılığı, emek sömürücülüğü,
vatandaşının çalışma hakkını engelleme,
zaten kısıtlı ve yetersiz olan ülke olanaklarının
(trafik, altyapı, eğitim, sağlık vs) hiçbir katkı ve
yatırımı olmadan kayıt dışı yaşayanlara
da verilme zorunluluğuna neden olarak yaşamı ve ekonomiyi
olumsuz etkilemektedir. Ülkemizdeki hırsızlık darp, cinayet,
mafyalaşma, yol kesme, insan öldürme ve daha birçok alışık
olmadığımız olayların nedeni kayıtdışılık
değil midir?
Geçmiş
iktidarların hataları
Geçmişte
iktidarlarda kalabilme uğruna hiçbir özellik aramadan ve
araştırma yapmadan yasa dışı şekilde binlerce
kişi vatandaş yapılmadı mı? Daha iyi bir yaşam ve
iş umuduyla ülkemize beş parasız gelip insafsız bazı
iş adamlarınca konteynerlerde, hatta sera naylonlarıyla çevrili
çadırlarda yatırılıp karın tokluğuna sömürülmedi
mi ve hala sömürülmeye devam edilmiyorlar mı?
Emeği
sömüren ve sömürdükçe semizleşenler birileri çıkıp da cesaretle
ve karalılıkla önlem alınca elbette
bağıracaklardır. Çünkü yıllardır kendilerine sunulan
ancak ülkeyi kemiren kayıt dışılık biterse ve
kayıt altına alınırsa haksız yere
kazandıkları büyük boyuttaki kârları azalacak, emekçi daha fazla
ücret alacak, sigortası ve ihtiyat sandığı yatacak, kimseyi
çadırlarda ve konteynerlerde yatıramayacak, en önemlisi ülkesine ve
toplumuna şeref borcu olan vergisini ödeyecek, ülkesinin insanlarına
istihdam yaratılacak.
Dürüst
yatırımcı teşvik edilmeli
Biz sendika
olarak bu ülkede dürüst yatırımcının teşvik edilmesini
istiyoruz. Vergisini ödeyen, istihdam yaratan, emekçiye hak ettiği
maaş ve sosyal menfaatleri veren yatırımcı en iyi
şekilde teşvik edilmelidir.
Ancak en büyük
suç ve topluma ihanetle eşdeğer olan devletinden vergi kaçıran,
emeği sömüren ve kayıtdışılıkta ısrar ederek
haksız rekabete neden olanlar en ağır şekilde
cezalandırılmalı ve halka teşhir edilmelidirler.
Ülkemizdeki
kayıtdışılığın % 65 seviyelerinde
olduğu düşünüldüğünde toplumun refah ve huzura
ulaşmasının mümkün olmayacağı bir gerçektir.
Bu nedenle
hükümetin Yabancılar ve Muhaceret Yasası altında
aldığı ve alacağı yasal tedbirleri destekliyoruz.
Yatırımcılarımıza
ve tüm işverenlerimize de sesleniyoruz. Lütfen yanınızda
çalıştırdığınız insanların sosyal
sigorta ve ihtiyat sandığı yatırımlarını
gerçek ücretleri üzerinden yatırınız. On yıllık, on
beş yıllık bir mimarın, mühendisin, usta
başının maaşı asgari ücret olabilir mi ki
yatırımları asgari ücretten olsun. Hükümetin bu konuya da
ciddiyetle eğilmesini istiyoruz. Özel sektörde çalışan her
meslek gurubu için kıdem ve ehliyete göre ücret saptanmalı ve
işverenin yanında çalıştırdığı
emekçilerin sosyal sigorta ve ihtiyat sandığı
yatırımını 15 - 20 yıl boyunca asgari ücretten
yatırmasına göz yummamalıdır. Aksi durumda 25- 30 yıl
asgari ücretten yatırımı olan bir emekçi
yaşlılığında en alt basamaktan emekli maaşı
alacak ve ihtiyat sandığından alacağı para ile de
ikinci el bir araba ancak alacaktır.
Bu memleket
bizimse memleketimizin insanlarına sahip çıkmalı, emeğe
saygılı olmalı ve vergimizi dürüstçe ödemeliyiz".
DEV-İŞ'ten
tam destek
Devrimci
İşçi Sendikaları Federasyonu (DEV-İŞ),
çalışma yaşamına ilişkin yeni düzenlemelere destek
verdi ve hükümetin bu konudaki kararını geri almasını
isteyen iş çevrelerini eleştirdi.
Dev-İş
Genel Sekreteri Mehmet Seyis tarafından yapılan açıklamada,
çalışma yaşamının kayıt altına
alınması için ülkedeki işgücü açığı çerçevesinde
çalışma izni verilmesinin önemine dikkat çekildi.
İş
çevrelerinin konuya ilişkin tepkilerinin anlaşılmaz olduğu
belirtilen açıklamada, özetle şu görüşlere yer verildi:
"İş
çevreleri 35 bin civarında kayıtlı işçinin ancak 5-6
bininin yatırımlarının yapılması konusunda
topluma hesap verme yerine, hesap sormaya kalkışarak 'hem suçlu, hem
güçlü' konumundan derhal çıkmalıdırlar. Yoksa yasal kaçak
işçilik mi yaratmak istiyorlar... Öyle görülüyor ki iş çevrelerimiz
için kardan daha önemli bir değer kalmamış."
"Patronların
Avrupalı, işçilerin Afrikalı" olmasını öngören bu
anlayışı kabul edemeyeceklerini kaydeden Dev-İş Genel
Sekreteri Seyis, hükümetin yeni önlemleri geri adım atmadan uygulamasını
istedi ve bu konuda eylem dâhil her tür desteğe hazır
olduklarını bildirdi.
Sanayi
Odası: İthalatçı olmaya zorlanıyoruz
Kıbrıs
Türk Sanayi Odası, çalışma izinleriyle ilgili yeni prosedürü
yürürlüğe koyan Çalışma ve Sosyal Güvenlik
Bakanlığı'nı protesto etti ve hükümetin sanayicileri
üretimi durdurup ithalatçı olmaya zorladığını savundu.
Kayıt
dışı işçiliğin kayıt alınması konusunda
hükümeti işverene yasak koymaya değil, üzerine düşen görevleri
yapmaya çağıran Sanayi Odası, yeni prosedürün askıya
alınmasını ve işveren örgütleriyle işbirliği
içinde kanayan yaranın çözülmesini istedi.
Sanayi
Odası yeni uygulamayla sanayicilerin ya kaçak işçi
çalıştırarak üretime devam etmek ya da üretimi bırakıp
ithalatçı olmak tercihleriyle karşı karşıya
bırakıldığını kaydederek, ekonominin
ihtiyacı olan yabancı işçilerin, hazırlanacak bir
altyapı sonrası düzenlemeyle istihdamına taraf olduğunu
belirtti.
Kıbrıs
Türk Sanayi Odası Başkanı Salih Tunar ve oda yöneticileri dün
düzenledikleri basın toplantısıyla, yurt dışından
getirilecek yabancı uyruklu işçiler hakkında başvuru ve
izinlendirme prosedüründeki değişikliklerle ilgili görüşlerini
açıkladı.
Tunar: Protesto
ediyoruz
Salih Tunar,
"Kayıt dışı işçi
çalıştırılmasının haksız rekabete neden
olduğunu savunan ve işçiliğin kayıt altına
alınması için her zeminde çalışan ve katkı koyan
Kıbrıs Türk sanayi Odası, Çalışma ve Sosyal Güvenlik
Bakanlığı'nın sivil toplum örgütlerini hem görüş için
toplantıya çağırmasını, hem de hiçbir görüş
almadan Bakanlığın kendi görüşlerini yürürlüğü koymasını
protesto eder" cümlesiyle başladığı basın
toplantısında, odanın ekonominin ihtiyaç duyduğu
yabancı işçilerin hazırlanacak altyapı sonrası bir
düzenleme ile istihdamına taraftar olduğunu kaydetti.
İki
bakanlığın farklı uygulamaları
İşvereni
çifte beyan verme ve kayıt dışı iş yapmaya iten
uygulamalar ortadan kalkmadan ülkenin kanayan yarası kaçak işçi
sorununun çözümlenemeyeceğini ifade eden Tunar, bir yıllık
uygulamada yaklaşık 35 bin 500 yabancı işçiye
çalışma izni verilmesine karşın bunlardan
yaklaşık 4 bin 500'ünün sosyal güvenlik sistemine kayıt
yaptırmasının nedeninin, Çalışma
Bakanlığı ve Maliye Bakanlığı'nın
farklı uygulamaları olduğunu savundu.
Salih Tunar, bu
konudaki görüşlerini şöyle anlattı:
"İşveren
yabancı işçi ile 720 YTL asgari ücret üzerinden sözleşme
imzalamakta ve bu sözleşmeyi Çalışma Bakanlığı da
kabul etmektedir. İşveren, sosyal güvenlik sistemine bu ücretle
bildirim yapıp prim yatırmaya hazırdır. Fakat, Maliye
Bakanlığı bu sözleşmede esas olan ücreti kabul etmemekte ve
yabancı işçinin 1100 YTL ücret aldığını kabul
edip işverenden ödemediği ücretin vergisini talep etmektedir.
İşveren,
Çalışma Bakanlığı'na ve Maliye
Bakanlığı'na farklı bildirimde bulunmak ve ödemediği
ücretin vergisini vermek durumundadır. Bu durum düzelmeden sanayici sosyal
güvenlik sistemine yabancı işçinin girişini nasıl
yapacaktır?
Sosyal
Sigortalar Müdürlüğü, işverenden yabancı işçinin
çalışmadığı günleri çalışmış gibi
kabul edip, çalışmadığı günler için prim
yatırılmasını istemektedir.
Ayrıca
işverenin kriz döneminden kalan gecikmiş prim borçları ve
cezaları vardır. Elektrik borçları, dövizle konut alanların
borçları, cezaları affedilip taksitlendirilirken, sosyal güvenlik
borçları için böyle genel bir uygulama yapılmamaktadır. Bu
nedenler ortadan kalkmadığı sürece işveren sosyal güvenlik
sistemine giriş yapamamaktadır."
Kıbrıs
Türk Sanayi Odası Başkanı Salih Tunar, Çalışma ve
Sosyal Güvenlik Bakanlığı'nın dünden itibaren uygulamaya
koyduğu yeni sistemde bu bakanlık dahil kamu yönetiminin kendi
üzerine düşenleri zamanında yapamayacağını kaydederek,
yeni sistemle ilgili eleştirilerini şöyle sıraladı:
Ya kaçak
işçi ya üretim yapmama
"Ön izin
alma prosedürü uzamıştır, uygulama durdurulmuştur.
Fabrikalar ya kaçak işçi çalıştırma veya üretim yapmama ile
karşı karşıya bırakılmıştır.
Yeni prosedürde
devlet 'düzenleyici ve denetleyici' değil bizzat karar vericidir.
Çalışma Dairesi Şube Amirlikleri işverenin
çalıştıracağı işçinin niteliği,
yeterliliği ve ücreti hakkında karar makamı olmuştur.
Yeni prosedür
yol gösteren, sorun çözen bir prosedür değil, yasak koyan, rekabet
ortamını karmaşık hale getiren bir sistemdir.
Yeni prosedür
işçilik maliyetlerini yükselten ve ithal ürünlerle rekabet
şansını ortadan kaldıran bu nedenle üretimi engelleyen bir
sistemdir.
Yeni prosedürde
işverenin Çalışma Dairesi kayıtlarına başvurup
yerli işçi talep etmesi ve yerli işçi bulunmaması halinde
yabancı işçi getirmesi yeterli görülmemekte işverene 'gazete
ilanı' mecburiyeti getirilmektedir. Yani Çalışma ve Sosyal
Güvenlik Bakanlığı kendi kayıtlarına güvenmemekte ve
kayıtlarını düzenleyemeyeceğini başından kabul
etmektedir.
Yeni prosedürde
işverenin ücret takdir yetkisi elinden alınmakta ve Çalışma
Dairesi Şube Amirlikleri'ne verilmektedir.
Yeni prosedür
yabancı işçinin geldiği ülkedeki yasal uygulamalara
bakmaksızın KKTC'de uygulanan belgelerin (ustalık belgesi) veya
eşdeğerini istemektedir.
Yeni prosedür
her yabancı işçi için 200 YTL ile 500 Euro arasında
değişen banka teminatı istemektedir. İşverenin
yazılı taahütü kabul edilmemektedir. Bu durum maliyetleri
artırmakta, işverenin kredi limitlerini doldurmaktadır.
Yeni sistem
kaos getirmekte, sanayicimizi iki tercihle karşı karşıya
bırakmaktadır: "Kaçak işçi çalıştırarak
üretime devam etmek veya üretimi bırakarak ithalatçı olmak."
Kıbrıs
Türk Sanayi Odası Başkanı Salih Tunar, dış ticaret
açığının 692 milyon dolara çıktığı
ülkede hükümetin sanayiciyi üretimi durdurup ithalatçı olmaya
zorlamadığını savunarak, hükümetin işverene yasak
koymak yerine üzerine düşeni yapmasını istedi ve
"Kıbrıs Türk Sanayi Odası Çalışma ve Sosyal
Güvenlik Bakanlığı'nın yeni prosedürü askıya almaya ve
işveren örgütleri ile işbirliği içerisinde bu kanayan
yarayı çözmeye davet eder" dedi.
KIBRIS 20/10/05
|
NTV
Güncelleme: 18:35 TSI 20 Ekim 2005 Perşembe
BRÜKSEL
- Eurlings, ek protokolün TBMMde en kısa sürede onaylanması
gerektiğini de belirtti.
|
|
Camiel
Eurlings, NTV canlı yayınında yaptığı
açıklamada, Türkiyenin Rum Kesimiyle ilişkilerini
normalleştirmesinin önemine dikkat çekti. Avrupa Birliğine üye
ülkelerin birbirine tanıması gerektiğini belirten Eurlings,
Türkiyenin ek protokolü imzalamakla Rum Kesimini dolaylı şekilde
tanıdığını savundu.
Türkiye ile Kıbrıs Rum Yönetimi arasındaki ilişkilerin
normalleştirilmesi için yaratıcı bir yol bulunmasını
umuyoruz diyen Eurlings, ABnin de Adadaki taraflara daha fazla baskı
yapması gerektiğini ifade etti. Eurlings, ek protokolün TBMMde en
kısa sürede onaylanması gerektiğinin de altını çizdi.
Talat
bir Kırgızmış!
RADİKAL - LEFKOŞA - KKTC'yi ziyaret
eden Kırgızistan heyetinin, dün Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat'la görüşmede neşeli anlar yaşandı. Heyetin
armağan ettiği kaftan, kalpak ve kırbaçtan oluşan
kıyafetleri giyen Talat, "Tipimin Orta Asyalılara benzediği
söylenir, herhalde bu kıyafet yakıştı" dedi. Heyet
üyeleri bu sözlere "Sizin de geçmişiniz Kırgız" diye
yanıt verirken, KKTC liderinin "Tüm dünya Kırgız" sözü
büyük alkış topladı. Talat, kırbacı incelerken
"Bunu daha fazla çalıştırmak için kullanacağız
herhalde" diye espri yaptı. KKTC lideri heyete ziyareti için
teşekkür ederken, Kırgız heyetin başkanı Arslan Maliev
ise Kıbrıs Türk halkının haklı mücadelesine destek
verdiklerini belirtti.
21/10/05
BMBP'den hükümete destek
YENİ
UYGULAMA BEĞENİLDİ... Bu Memleket Bizim Platformu (BMBP),
ekonomiyi kayıt altına alma; çalışma
yaşamını örgütleme; tüm çalışanları sosyal
güvenlik çatısı altına almak amacıyla hükümetin
"çalışma izinlerinin verilmesinde" ortaya koyduğu yeni
uygulamaya destek verdi
Bu Memleket
Bizim Platformu (BMBP), ekonomiyi kayıt altına alma;
çalışma yaşamını örgütleme; tüm
çalışanları sosyal güvenlik çatısı altına almak
amacıyla hükümetin ortaya koyduğu yeni uygulamaya destek verdi.
"Çalışma
izinlerinin verilmesinde" hükümetin, Çalışma ve Sosyal Güvenlik
Bakanlığı aracılığıyla bir süre önce
başlattığı uygulamaya, BMBP'nin verdiği destek, dün, Kıbrıs
Türk Esnaf ve Zanaatkarlar Odası'nda düzenlenen basın
toplantısında açıklandı.
Basın
toplantısında, BMBP içinde yer alan KTÖS, KTEZO, DEV-İŞ,
KTOEÖS, TÜRK-SEN, KTAMS, KTMMOB, EL-SEN, TEL-SEN, KOOP-SEN, GÜÇ-SEN,
TIP-İŞ, BEL-SEN, VERGİ-SEN, ÇAĞ-SEN, YÖN-SEN, BASIN-SEN,
DAÜ-SEN, DAÜ BİR-SEN, KT PETROL-İŞ ile Mağusa TÜRK
GENEL-İŞ isimlerini taşıyan basın açıklaması
Esnaf ve Zanaatkarlar Odası Başkanı Hürrem Tulga tarafından
okundu.
DEV-İŞ
Genel Sekreteri Mehmet Seyis'in konuşmasıyla başlayan basın
toplantısı, soruların yanıtlanmasıyla tamamlandı.
Seyis,
yasalarda var olan çalışma izni verilmesi sürecindeki yeni
uygulamayla hedefin, ekonomiyi kayıt altına almak;
çalışanlara sosyal güvenlik sağlamak olduğuna işaret
ederek, bugüne kadar olan uygulamalarda, ucuz ve kaçak işçi olayına;
kaçak işçilerin sömürülmesine ve asayiş sorunlarına son
verilemediğini belirterek yeni uygulamada çalışma izinlerinin
ihtiyaca göre verilmesi; çalışanlara sosyal güvenlik sağlanmasının
ön görüldüğünü kaydetti ve Hükümetin bu çalışmasına destek
verildiğini söyledi.
Seyis,
çalışma izni verilmesiyle ilgili yeni uygulamaya verilen
desteğin hükümetin tüm politikalarına verilen destek anlamına
gelmediğini ifade ederek, Kıbrıs sorunu, AB uyum sürece vb
konularda hükümetten farklı düşünceleri olduğunu, BMBP'nin bu
konudaki görüşlerini önümüzdeki dönem ortaya koyarak gerekli mücadeleyi
vermeye devam edeceğini söyledi.
Tulga
Esnaf ve
Zanaatkarlar Odası Başkanı Hürrem Tulga, BMBP içinde yer alan
sendika ve odaların imzasın taşıyan bir sayfalık basın
bildirisini okudu.
Tulga,
çalışma yaşamını kayıt altına almayan; bu
alanı örgütlemeyen bir ülkede ekonomiden söz etmemin mümkün
olmadığına işaret ederek, yıllardır
çalışma yaşamının bilinçli olarak
başıboşluğa bırakılarak çökertildiğini
söyledi.
Tulga, bu
durumun, dışarıya bağımlı Kuzey
Kıbrıs'ı, daha da dışarıya bağımlı
kıldığını ifade ederek, bunun bir sonucu olarak kamu
görevlilerin maaşını ödemek amacıyla fonları
kullanılan Sosyal Sigortaların çökertildiğini;
çalışanın tamamen güvencesiz ve geleceksiz
bırakıldığını kaydetti.
35 bin
çalışma izni verilmesinin ülkenin nasıl bir trajik durumda
olduğunun açık göstergesi olduğunu savunan Tulga, bu
sayının ülkedeki işgücünün (Devlet Planlama Örgütüne göre KKTC
işgücü 80-90 bindir) yarısına yakın olduğunu belirtti.
Tulga, gelinen
noktanın "Anadolu halkından toplanan vergiler paketlerle gelsin
biz de siyasi rüşvetlerle idare edelim" olduğunu iddia ederek bu
anlayışın, bugüne kadarki statükoyu besleyen en önemli
mantık olduğunu söyledi.
Hürrem Tulga,
bu modelin, bugüne kadar ülkede denenen ancak başarılı olamayan
bir model olduğuna işaret ederek, "Sonucu birlikte
yaşıyoruz. Modelin sonucu büyüyün ülke değil, büyüyen
sorunlardır" dedi.
Ülkedeki
bürokrasinin varlığı, daireler arası kopukluk,
işlemlerin tek elden yürütülmemesi gibi sorunların
varlığının gerçek olarak ortada durduğunu kaydeden
Tulga, tüm bu sorunların ekonominin kayıt altına
alınması amacıyla ortaya konan çabaların engellenmesi için
gerekçe olamayacağını vurguladı.
"Okullar,
hastaneler, çevre tahribatı, kumarhaneler, insan ticareti, güvenlik,
ustalarımızın, üretici gücümüzü oluşturan
zanaatkarlarımızın Güney'e kaçışı, göç, bu
modelin sonuçlarından başka bir şey değildir" diyen
Tulga, hiçbir ülkenin böyle bir modelle kalkınmadığını
ileri sürdü.
Tulga, AB
içindeki iktidar güçlerini: IMF, Dünya Bankası gibi uluslararası
finans kurumlarının bu modeli dayattığını, bu
dayatmaya kendi çıkarları açısından da devam edeceklerinin
göründüğünü vurgulayarak, "Bunun bilinci içindeyiz" dedi.
Dayatılan
modelin ülkelerin geleceğini çalmaya yönelik olduğunu ifade eden
Hürrem Tulga'nın okuduğu BMBP basın bildirisinde şöyle
denildi:
"BMBP
içindeki sendika ve ordalar olarak, temel hedefimiz kendi kendimizi
yönetmektir. Bu hedefi gerçekleştirmenin yolu hiç kuşkusuz
sağlıklı bir çalışma yaşamı, insanca
yaşma koşullarına ve kendi ayakları üzerinde duran bir
ekonomiyle mümkündür"
Ortak
açıklamada, ekonomiyi kayıt altına alırken,
vatandaşlık sorununun, bugüne kadar yapıldığı
gibi ekonomi ve çalışma yaşamını kayıt
altına alma çabalarıyla karıştırılmadan,
ayrıca başka bir yasa çerçevesinde ele alınması
gerekliliğini hatırlatılarak, BMBP'nin, ülkedeki işgücünün
kayıt altına alınması, ayrımsız tüm
insanların sosyal güvence, sağlık ve eğitim
hakkının yürürlüğe geçmesi için yapılan çalışmaların
yanında olduğu , bu konuda başlatılan ve sürdürülmesi
gereken çabaların tümüyle arkasında olduğu vurgulandı.
Hürrem Tulga,
bir soruya karşılık, sorunun vatandaşlık sorunu
değil, ekonominin kayıt altına alınmasıyla ilgili
olduğunu söyleyerek, kayıt altına girmek istemeyenlerin,
çarpık düzenden yarar sağlayanlar olduğuna işaret etti.
KIBRIS 21/10/05
Hurma Restaurant'ın davası Türkçe ve Rumca olmak üzere
iki dilde yürütülecek
Gazimağusa'daki
Hurma Restaurant'ın sahibi Hüseyin Çağıner aleyhine eski mal
sahibi Rum tarafından açılan tazminat ve malın tahliyesine
ilişkin davanın hangi dilde yürütüleceği kesinlik kazandı.
Dava, Türk tarafının talep ettiği şekilde Türkçe ve Rumca
olmak üzere iki dilde yürütülecek.
TAK muhabirinin
Çağıner'in avukatı Hakkı Önen'den aldığı
bilgiye göre davanın hangi dilde yürütüleceğine ilişkin karar
dün Larnaka Mahkemesi'nde okundu. Karar uyarınca, Türkler de taraf
olduğu için, davada hem Türkçe hem de Rumca kullanılacak.
Davacı
tarafın davanın Rumca yapılmasına ilişkin talebine,
Çağıner'in avukatı itiraz ederek, Kıbrıs Cumhuriyeti
Anayasası uyarınca Türklerin taraf olduğu durumlarda Türkçe
kullanılması gerektiğini savunmuştu. Davanın hangi
dilde yapılacağı karara kalmıştı. Konuyla ilgili
30 Haziran'da yapılan son duruşmanın ardından kararın
açıklanması yargıcın talebiyle ileriki bir tarihe
ertelenmişti.
Davacı
Rum'un avukatı, Kıbrıslı bir Türk'ün müdahil olduğu
bir başka davayı örnek göstererek davanın sadece Rumca
yapılmasının anayasaya aykırı
olmadığını iddia etmiş, Türk tarafı ise anayasa
uyarınca davanın Rumca ve Türkçe olmak üzere iki dilde
yapılmasını talep etmişti.
Dava henüz
teknik aşamada
Eski mülkünü
kullandığı gerekçesiyle Mağusa'daki Hurma Restaurant sahibi
Hüseyin Çağıner'e "tahliye ve tazminat" davası açan
Rum Panos Yoannidis, binanın tahliye edilmesini ve kullanım
kaybından dolayı 100 bin ile 250 bin Kıbrıs Lirası
arasında tazminat ödenmesini istiyor.
Mahkeme
aşamasına gelmiş bireysel mülkiyet davalarının ilkini
oluşturan Çağıner Davası'nda, anayasal ve dil sorunuyla
ilgili teknik sorunlar nedeniyle henüz davanın özüne başlanamazken,
bu gelişmenin ardından mahkemenin duruşma için gün tayin etmesi
bekleniyor.
KIBRIS 21/10/05
KKTC'den Pakistan'a ikinci kez yardım amaçlı uçak
gidiyor
KKTC,
Pakistan'a ikinci kez yardım amaçlı uçak gönderiyor. Bu sabah KTHY'ye
ait uçakla Pakistan'a gönderilecek yardımlar, Başbakan
Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Serdar
Denktaş'ın başkanlık yapacağı ekiplerce
Pakistanlı yetkililere teslim edilecek. 12 Ekim'de Pakistan'a giden
sağlık ve yardım ekibi de bu uçakla bugün KKTC'ye dönüyor.
Başbakan
Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Serdar
Denktaş başkanlığındaki heyetle beraber 10 tonluk
ilaç, sağlık malzemesi, çadır ve battaniyeyi Pakistan'a
götürecek uçak, bugün saat 04.00'te Ercan'dan İslamabad'a hareket edecek.
Sağlık
ve Sosyal Yardım Bakanlığı, GKK ve Sivil Savunma
Teşkilat Başkanlığı'nın
hazırladığı battaniye, çadır ve tıbbi malzemeden
oluşan yaklaşık 10 tonluk yardımı Pakistan'a götürecek
uçakta, Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı'ndan
bazı daire müdürleri, Sivil Savunma Teşkilat
Başkanlığı'ndan 3 kişi ve 8 basın mensubu da
olacak.
Başbakanlık
Basın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğü'nden yapılan
açıklamaya göre hükümetin kararı çerçevesinde 12 Ekim'de Pakistan'a
gönderilen 5 kişilik sağlık ekibi ve 12 kişilik
arama-kurtarma birliğinden oluşan ekip bugün ülkeye dönecek.
Hükümetin,
Pakistan'ın Muzafferabad kentinde bir haftadır yoğun bir
şekilde görev yapan KKTC sağlık ve arama-kurtarma ekibini almak
üzere Pakistan'a Kıbrıs Türk Hava Yolları'na ait bir uçak
göndereceği kaydedilen açıklamada, Başbakan
Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Serdar
Denktaş'ın başkanlık edeceği KKTC heyetinde
Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı'ndan
Bakanlık Müdürü İsmet Salihoğlu, İlaç ve
Eczacılık Dairesi Müdürü Mertdoğan Soyalan ve Yataklı
Tedavi Kurumları Dairesi Başhekim Vekili Alper Baydar'ın da yer
alacağı bildirildi.
Ercan'dan
Pakistan'a gitmek üzere saat 04.00'te havalanacak uçağın, yine bugün
saat 17.00'de KKTC'ye dönmek üzere hareket edeceği belirtildi.
KIBRIS 21/10/05