AB ile ilk tarama toplantısı yarın başlıyor

ANKARA (ANKA)

Türkiye ile AB arasındaki üyelik müzakerelerinin ilk aşamasını oluşturan tarama süreci, yarın Brüksel’de başlıyor. Tarama, Bilim ve Araştırma faslı ile başlayacak. Avrupa Komisyonu ile yarın yapılacak görüşmelere Türkiye Bilim ve Araştırma Kurumu’ndan (TÜBİTAK) kalabalık bir heyet katılacak.

Tarama sürecinde ilk olarak üyelik müzakerelerine konu olan 35 başlıktan "Bilim ve Araştırma" ele alınacak.
   
AB müktesebatının analitik olarak incelenmesi anlamına gelen tarama süreci sırasında Türkiye, müktesebat konusunda ayrınıtılı olarak bilgilendirilecek ve ulusal mevzuatının AB müktesebatına ne ölçüde uyduğu saptanacak.
   
Yarınki Brüksel’de yapılacak toplantıda tarama sürecinin ilk aşamasını oluşturan "tanıtıcı tarama" gerçekleşecek. Toplantı sırasında Komisyon yetkilileri, AB’nin bilim ve araştırma politikalarını anlatacaklar.
   
"Bilim ve Araştırma" başlığı ile ilgili taramanın ikinci aşaması olan "ayrıntılı tarama" ise, 14 Kasım’da Brüksel’de yine bir TÜBİTAK heyetinin katılımıyla yapılacak.

Toplantıda TÜBİTAK heyetinin, Türkiye’de "Bilim ve Araştırma" alanında uyum yolunda neler yapıldığını anlatacağı belirtiliyor.
   
Türkiye’de bir bilim ve araştırma bakanlığı olmadığı için "Bilim ve Araştırma" alanında AB’ye uyum çalışmalarının TÜBİTAK tarafından yürütüldüğü ifade ediliyor.

TARAFLAR ARASINDA BİLİM ALANINDA FAZLA FARKLILIK YOK

Türkiye'nin bilim ve araştırmayla ilgili yasalarında AB müktesebatına göre çok farklılıklar bulunmuyor. Müzakerelerde 2 temel konunun gündeme gelmesi bekleniyor. Müzakerelerde, Türkiye'nin bilim ve araştırma alanında ikili ve çok taraflı işbirliği konusu ele alınacak.
   
AB'nin, ilişkilerinin “soğuk olduğu” belirtilen Ukrayna ile bilim ve araştırma alanında anlaşması bulunan Türkiye'nin, bu durumu gözden geçirmesi gündeme gelecek. Türkiye'nin ikili, çok taraflı, bölgesel ve uluslararası olmak üzere 60 ülke ile 100 bilimsel ve teknolojik işbirliği anlaşması bulunuyor.

TARAMA TAKVİMİ
 
Bu arada, 35 başlık konusundaki tarama çalışmalarının bir yıl kadar sürebileceği belirtiliyor. Ankara, bir iki başlık ile ilgili taramanın bu yılın sonundan önce tamamlanabileceğini, bu başlıklarda müzakerelerin başlayabileceğini umuyor.
   
Avrupa Komisyonunca hazırlanan çalışma programına göre, bu yılın sonuna kadar Bilim ve Araştırma, Eğitim ve Kültür, Kamu Alımları, Rekabet Politikaları, Yerleşme Hakkı ve Hizmetlerin Serbest Dolaşımı ile Sermayenin Serbest Dolaşımı olmak üzere 6 fasıl ile ilgili tarama yapılacak. 
   
Çalışma Programı’na göre, Tarım faslı ile ilgili tanıcı tarama da bu yılın son çeyreğinde yapılacak. Ekim-Aralık Programı ayrıca, Bilim ve Araştırma ile Eğitim ve Kültür fasıllarında tarama sonu raporunun AB üyesi ülkelerine gönderilmesini öngörüyor. Söz konusu rapor, AB Konseyi’nin fiilen müzakereleri başlatma kararında temel oluşturacak.

BÜTÇEYE KAYNAK KONULDU
 
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın, 2005 bütçesinde araştırma alanında yapılacak çalışmalar için TÜBİTAK’a 416 milyon YTL tutarındaki bir kaynak ayırdığı anımsatılıyor. TÜBİTAK da, söz konusu kaynak kullanmak için yeni düzenlemeler yaptı.
   
AB’de bilim ve araştırmaya ayrılan kaynakların, GSYİH’nın yüzde 2’sini oluştururken Türkiye’de bu oran, binde 60’ın biraz üzerinde olduğuna dikkat çekiliyor.
   
Türk hükümetinin, her yıl bu alanda ayrılan kaynaklar artırarak 2010 yılına kadar GSYİH’nin yüzde 10’una çıkartılmasını amaçladığı kaydediliyor.

AB ORTAK ARAŞTIRMA KURUMU İLE TEMASLAR
 
Öte yandan, TÜBİTAK’ın, AB kurumları ile temaslarda bulunduğu anımsatılıyor. Nitekim, TÜBİTAK Başkanı Prof. Dr. Nüket Yetiş’in iki hafta kadar önce Brüksel’de AB Ortak Araştırma Kurumu (JRC) yetkilileriyle görüşmeler yaptığına dikkat çekiliyor.
   
Bunun ardından da 20 Ekim toplantısı öncesi AB Ortak Araştırma Kurumu Başkan Vekili Roland Schenkel, Türkiye’ye gelerek TÜBİTAK tarafından 17-25 tarihleri arasında düzenlenen Uluslararası Bilim ve Araştırma Günleri’ne katıldı.

MÜZAKERE BAŞLIKLARI
   
Avrupa Birliği'nin Türkiye ile yapacağı tam üyelik müzakereleri 35 bölümden oluşuyor:
   
“Malların Serbest Dolaşımı”, “İşgücünün Serbest Dolaşımı”, ”Yerleşme Hakkı ve Hizmet Sağlama Özgürlüğü”, “Sermayenin Serbest Dolaşımı”, “Kamu İhaleleri”, “Şirketler Hukuku”, “Fikri Haklar Hukuku”, “Rekabet Politikası”, “Mali Hizmetler”, “Bilgi Toplumu ve Medya”, “Tarım ve Kırsal Kesim Kalkınması”, “Gıda Güvenliği, Hayvan ve Bitki Sağlığı Politikası”, “Balıkçılık”, “Ulaştırma Politikası”, “Enerji”, “Vergilendirme”, “Ekonomi ve Para Politikası”, “İstatistik”, “Sosyal Politika ve İstihdam”, ”Şirketler ve Sanayi Politikası”, “Avrupa Üzerinden Giden Ulaştırma Ağları”, “Bölgesel Politika”, “Hukuki ve Temel Haklar”, “Adalet, Özgürlük ve Güvenlik”, “Bilim ve Araştırma”, “Eğitim ve Kültür”, ”Çevre”, “Tüketim ve Sağlık Koruması”, “Gümrük Birliği”, “Dış ilişkiler”, “Dış Güvenlik ve Savunma”, “Mali Kontrol”, “Mali ve Bütçe Koşulları”, “Kurumlar” ve “Diğer Konular.”

HURRIYET 19/10/05

 

Türkiye Avrupa Anayasası'na imza attı

Türkiye, cumhuriyetin 81. yılını kutladığı gün tarihi bir olay daha yaşadı. Başbakan Erdoğan ile Dışişleri Bakanı Gül, 28 ülke ile birlikte Avrupa Birliği Anayasası'na imza attı. AB'nin geleceğini şekillendirecek tarihi belgenin altında Türkiye'nin de imzası var.

Avrupa Birliği Anayasası, İtalya'nın başkenti Roma'da aralarında Türkiye'nin de bulunduğu 28 ülkenin devlet ve hükümet başkanları tarafından imzalandı. Türkiye 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı'nı törenlerle kutlarken, Başbakan Erdoğan Roma'da Avrupa Birliği Anayasası'na imza attı

İtalya'nın ev sahipliğinde düzenlenen törende, Avrupalı liderler Avrupa Anayasası'nın kabulünü tescil eden anlaşmaya ve nihai belgeye imza attı. Avrupa Anayasası AB üyesi 25 ülke ve Türkiye, Bulgaristan ve Romanya'dan oluşan 3 aday ülke tarafından da imzalandı. Hırvatistan ise imza töreninde gözlemci sıfatıyla hazır bulundu.

AET

Anayasanın Roma'da Campidoglio'da imzalanmasının tarihsel ve simgesel bir anlamı da var. Avrupa Ekonomik Topluluğu'nu (AET) kuran Roma Anlaşması 1957'de Campidoglio Tepesi'ndeki Conservatori Sarayı'nın Orazi ve Curiazi Salonu'nda imzalanmıştı.

Almanya, Fransa, Belçika, Hollanda, Lüksemburg ve İtalya'nın imzalarıyla kurulan AET'nin bugünkü adıyla Avrupa Birliği'nin üye sayısı halihazırda 25'e yükselmiş bulunuyor.

Üye ülkeler, yarın Avrupa Anayasası'nı da yine Conservatori Sarayı'nda, AET'nin kuruluşuna tanıklık etmiş Orazi ve Curiazi Salonu'nda imzalayacaklar. 

Roma'nın merkezindeki Campidoglio'da düzenlenen törenle imzalanan anayasa, üye ülkelerde parlamentolar veya halkoyu ile onaylandıktan sonra yürürlüğe girecek.

İHTİŞAMLI TÖREN

Avrupa Anayasası Anlaşması'nı imzalamak için İtalya'nın başkenti Roma'da bulunan Avrupalı liderler ve dışişleri bakanları, törenin yapılacağı Campidoglio Tepesi'ne ulaştılar.  TSİ 11.00'den itibaren tören mekanına gelmeye başlayan liderler, Campidoglio Meydanı'nda ev sahibi İtalya Başbakanı Silvio Berlusconi ve AB Dönem Başkanı Hollanda Başbakanı Jan Peter Balkenende tarafından karşılandılar.

Başbakan Erdoğan, karşılama noktasına Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül ile birlikte TSİ 11.15'te ulaştı. Belusconi'nin, Berlusconi ve Balkanende, el sıkıştıktan sonra Erdoğan ve Gül ile birlikte hatıra fotoğrafı çektirdi.

Berlusconi ve Balkenende tarafından karşılanan diğer liderler de törenin yapılacağı salona geçtiler. Tören, konukların Conservatori Sarayı'ndaki Jül Sezar Salonu'nda yerlerini aldı.

İmza töreninde ev sahibi İtalya'nın Cumhurbaşkanı Carlo Azeglio Ciampi de hazır bulundu. Liderlerin imza töreni için Conservatori Sarayı'ndaki Orazi ve Curiazi Salonu'nda yerlerini almalarının ardından, merasim yerine gelen Ciampi, tüm konukların ellerini sıkarak hoş geldiniz dedi.  Tören TSİ 12.00'de açılış konuşmalarıyla başladı. İlk konuşmayı Roma Belediye Başkanı Walter Veltroni'ni yaptı.

BERLUSCONİ: AVRUPA'YI KURANLARIN ÜTOPYASI GERÇEĞE DÖNÜŞTÜ

Ev sahibi İtalya Başbakanı Silvio Berlusconi, törende yaptığı konuşmada, 29 Ekim 2004'ün Avrupa Birliği için “tarihi bir gün” olduğunu belirterek, “Avrupa'yı kuranların ütopyası, harika bir gerçeğe dönüştü. Avrupa'nın artık bir anayasası da var” dedi.

Ardından da Avrupa Anayasası anlaşmasının imzalanması işlemine geçildi. İmza işlemi, Papa X. Innocenzio'nun heykeli altına yerleştirilen bir masada gerçekleştirildi. İmzalar, ev sahibi Silvio Berlusconi, Avrupa Komisyonu Başkanı Romano Prodi, AB Dönem Başkanı sıfatıyla Hollanda Başbakanı Jan Peter Balkenende ve bir önceki dönem başkanı sıfatıyla İrlanda Başbakanı Bertie Ahern'in huzurunda atıldı.

AB üyesi 25 ülkenin devlet ya da hükümet başkanları ile dışişleri bakanlarının Avrupa Anayasası anlaşmasını sırayla imzalamalarının ardından, Türkiye, Romanya ve Bulgaristan'dan oluşan üç aday ülke ise sadece nihai senedi imzaladı.

Anlaşma ve nihai senedi imzalayan liderler, Berlusconi, Prodi, Balkenende ve Ahern'in ellerini sıktılar ve diğer liderlerce de alkışlandılar. Tören, anlaşmayı imzalayan liderlerin aile fotoğrafı çektirmeleriyle son buldu.

İMZA KALEMLERİ HOLLANDA'DAN

AB Dönem Başkanı Hollanda, Roma'da törenin gerçekleştirildiği mekanı ve civarını Hollanda'dan getirilen çiçeklerle süslemesinin yanı sıra, liderlere kalem jesti de yaptı. Avrupa Anayasası'nın imzalanması için hazırlanan özel kalemler, imza sahibi lider ve bakanlara hatıra olarak bırakıldı. Kalemlerin üzerine Latince olarak, “Europae Rei Publicae Status” (Avrupa Cumhuriyeti Anayasası) ibaresinin yazılması dikkati çekti.

Öte yandan Avrupa Anayasası anlaşmasının imzalanmış olması, yarın Roma'da havai fişek gösterisiyle kutlanacak. Anlaşmanın imzalandığı Orazi ve Curiazi Salonu'da 7 gün boyunca ziyaretçilere açık tutulacak.

STRAW: AB ANAYASASIYLA İLGİLİ REFERANDUM 2006 BAŞINDA

İngiltere Dışişleri Bakanı Jack Straw, bugün Roma'da imzalanan AB Anayasası'yla ilgili İngiltere'de düzenlenecek referandumun “büyük bir olasılıkla 2006 başında” olacağını belirtti.

Straw, BBC'ye yaptığı açıklamada, “Bu konuda kesin bir tarih belirlenmedi. Bu, kısmen parlamenter sürece bağlı” dedi.

İngiliz bakan, gelecek yılın ikinci yarısında AB dönem başkanlığını üstlenecek olan İngiltere'nin, bu dönemde hem başkanlık, hem de referandum düzenlenmesi için gereken çalışmaları yapmasının hemen hemen imkansız olacağını söyledi.

 (Hürriyetim) 

 

TÖRENİN YAPILDIĞI MEKAN
 
Eski Çağ ve sonraki dönemlerde Roma'nın siyasi ve dini merkezi konumundaki Campidoglio Tepesi, bugün Roma Belediyesi'nin bulunduğu mekan olarak tanınıyor.

Kentin adeta bir heykel ve resim galerisi konumundaki Capitolini Müzeleri ve Conservatori Sarayı da bu tepede yer alıyor. Tasarımı 1536'da İtalyanların ünlü heykeltıraş, ressam ve mimarı Buonarroti Michelangelo tarafından gerçekleştirilen Campidoglio Meydanı ve meydana ulaşımı sağlayan görkemli merdivenler, turistlerin halen en önemli uğrak noktalarından birini oluşturuyor.

Avrupalı liderlerin katılacağı tören için Conservatori Sarayı'nın Jül Sezar Salonu ile Orazi ve Curiazi Salonu kullanılacak. 1957'de AET'nin kuruluşunun ardından yarın Avrupa Anayasası'nın tesciline de ev sahipliği yapacak olan bu mekan, Roma'nın kurucuları Orazi ve Curiazi diye adlandırılan efsanevi ikizler arasında Milat'tan önce 7. yüzyılda yaşandığı ileri sürülen düelloyu betimleyen freskler nedeniyle Orazi ve Curiazi Salonu diye adlandırılıyor

HURRIYET 07/10/2005

Türkçe AB'nin 25. resmi dili olacak


Dünyanın en büyük tercüme merkezi olarak bilinen AB’nin resmi dillerin sayısının, Bulgaristan ve Romanya’nın ardından Hırvatistan ve Türkiye’nin üye olmasından sonra 25’e yükseleceğine dikkat çekildi.

AB’nin halen 20 resmi dili bulunuyor. Bu diller İngilizce, Fransızca, Almanca, İtalyanca, İspanyolca, Danimarkaca, Yunanca, Felemenkçe, Portekizce, Fince, İsveççe, Çekçe, Estonyaca, Letonyaca, Litvanyaca, Macarca, Maltaca, Lehce, Slovakyaca ve Slovenyaca’dan oluşuyor.

AB Daimi Temsilciler Komitesi’nde (COREPER) varılan bir anlaşama uyarınca İrlanda dili, 1 Ocak 2007 itibariyle Birliğin 21’nci resmi dili olacak.

Romanya ve Bulgaristan’ın 2007 yılında üye olmaları öngörülüyor. Böylece, AB’nin resmi dillerinin sayısı 23’e yükselecek.

Halen iki aday ülkesi olan Türkiye ve Hırvatistan’ın ne zaman üye olacağı bilinmiyor. Ancak Hırvatistan’ın Türkiye’den önce üye olması olasılığı büyük gibi görünüyor. Beklentilerin gerçekleşmesi halinde Hırvatça, Birliğin 24’ncü dili olacak.

Türkiye’nin üye olması ile Türkçe de AB’nin resmi bir dili olacak. Böylece, Birliğin resmi dillerin sayısı 25’ye çıkacak.

Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül’ün üyelik müzakerelerinin açılışında İngilizce değil, Türkçe konuşarak bir ilke gerçekleştirdi. Gül’ün konuşması, Bakanlıktan Lüksemburg’a götürülen iki tercüman tarafından tercüme edildi.

HURRIYET 07/10/2005

Rumlar ipleri geriyor


Türkiye'nin Avrupa Birliği (AB) müzakere sürecinde karşılaşacağı ilk siyasi sorunun Kıbrıs olacağı biliniyor.
AB ve Güney Kıbrıs, Türkiye'nin liman ve havaalanlarını Rum gemi ve uçaklarına açmasını bekliyor. Ankara bu yönde bir baskı altında.
Türkiye ise KKTC'ye uygulanan izolasyonun kaldırılması, liman ve havaalanlarının birlikte açılması beklentisi içinde.
Karşılıklı beklentiler sürerken Türkiye, Kıbrıs'ta "nihai çözüm" için Birleşmiş Milletler'i (BM) devreye sokmak amacıyla girişimlerini sürdürüyor. Ancak, Rum yönetiminde çözüm yolunda en küçük bir hareket yok. Aksine, Rumlar ipleri germeyi sürdürüyor.
Rumların bu politikasına göz atmakta fayda var.

Papadopulos'un amacı
Güney Kıbrıs'ın lideri Papadopulos'un KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın ABD'ye davet edilmesi üzerine yaptığı açıklama, kafasında ortak çözüme ilişkin en küçük bir niyet taşımadığını da gösterdi.
Talat'ın ABD'ye resmen davet edilmesi üzerine Papadopulos'un yorumu, bu davetin, "Kıbrıslı Türklerin ayrılma eğilimlerini güçlendireceği" biçiminde oldu. Sanki ortada birlikte bir yaşam, tek bir devlet, tek bir toplum varmış gibi. Ama Papadopulos'un böyle gördüğü anlaşılıyor. Bu yaklaşım Kıbrıs Türkü'nün "ayrılmaya heveslenmiş bir azınlık" olarak görüldüğünü de ortaya koyuyor.
Papadopulos'un bu sözleri, BM'de zikrettiği "Türklerin eritilmesi" anlayışıyla da örtüşüyor. Papadopulos, henüz bir ortak çözüm arayışı noktasında bile görünmüyor. Rum yönetimini, tüm Kıbrıs'ın tek devleti ve hükümeti olarak gördüğü açık. Bunun Türklere de kabul ettirilmesi, temel politikasını oluşturuyor.
Bu anlayış hâkim oldukça Rum yönetiminin, iki toplumlu, iki devletli, iki demokrasili, iki kesimli bir temel üzerinde ortak bir çözüme yanaşmayacağı açık.
Bu gerçeğin AB ve ABD tarafından iyi görülmesi gerekiyor. Özellikle AB'nin zaten bildiği bu gerçek karşısında Türk tarafına yüklenmesinin haksız tutumunu daha da derinleştireceğini görmesi lazım.

Askeri güç gösterisi
Rumların ipleri germe politikasının bir diğer göstergesi de 3 yıldır yapılmayan Nikiforos tatbikatını dün başlatmış olmaları. ABD ve İngiltere'nin "yapmayın" telkinlerine karşı Rum yönetimi askeri güç gösterisine yönelmiş durumda.
3 yıldır "iyi niyet ve müzakere sürecine olumlu katkı" anlayışıyla, karşılıklı olarak askeri tatbikatların yapılmaması kararı Rum yönetimi tarafından bozulmuş oldu. Türkiye'nin KKTC ile ortaklaşa yaptığı Toros tatbikatı ise 3 yıldır bu karar çerçevesinde yapılmıyordu.
Yunanistan da Güney Kıbrıs'ın Nikiforos tatbikatıyla birlikte yaptığı Toksotis tatbikatını yapmıyordu. Rum yönetiminin bu kararı bozarak tatbikatlara başlaması, AB sürecinde "iyi niyet" beklentisinin aksi bir tutumunu gösteriyor.

Milliyetçi çizgi
Papadopulos'un milliyetçi çizgisini daha da kalınlaştıracağını tahmin etmek zor değil. Önümüzdeki yıl yapılacak seçimler düşünülürse, askeri tatbikat dahil Papadopulos'un milliyetçi duygulara seslendiği görülebilir. Türk tarafından uzaklaşılan çizgi, Rum tarafında her geçen gün daha da belirginleşiyor.
AB ise hâlâ Türkiye ve Türk tarafından ödün beklentisi içinde, baskıyı Ankara'ya yöneltiyor.

FIKRET BILA MILLIYET 19/10/05

Soyer: Çatlasınlar

RADIKAL 19/10/05

AA - LEFKOŞA - ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice'ın KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ı Washington'a davet etmesi, Rumların tepkisini çekerken, Türk tarafının yanıtı esprili oldu: Çatlayın. KKTC Başbakanı Ferdi Sabit Soyer, dün Rumların tepkisi hatırlatılınca "Çatlasınlar. Başbakan olarak bunu söylemem doğru değil, ama bu yaptıkları olacak iş değil" dedi.

Rumlar gizli silah satıyor

RADIKAL 19/10/05

SERKAN DEMİRTAŞ

ANKARA - Merkezi Cenevre'de olan Uluslararası İlişkiler Çalışmaları Enstitüsü bünyesindeki Ufak Silahlar Araştırması'nın 2005 raporuna göre, 700 bin nüfuslu Rum Kesimi, ABD'den sonra dünyanın en çok ufak silah ithal eden ülkesi. Rum Kesimi'nin bu ticareti şeffaf olmayan yöntemlerle yaptığı kaydedildi.
Rapora göre dünyanın en önemli ufak silah ihracatçıları ABD, İtalya, Brezilya, Almanya, Belçika, Rusya ve Çin. Bu ülkelerin silah satış rakamları bilinmese de en düşük rakamın 100 milyon dolar olduğu sanılıyor. En çok ithal edenler ABD, Kıbrıs, Suudi Arabistan ve Güney Kore. Raporda Kıbrıs ile ilgili değerlendirmede, "Kıbrıs'ın silah ticaretini karakterize eden unsur bu şeffaf olmayan yöntem: Kıbrıs'ın ithal ettiği silahların çoğunun hangi ülkeden geldiği bilinmiyor" denildi. Diplomatik kaynaklar, kara-para aklama ve mafyayla ünlenen Rum Kesimi'nin ufak silah ticaretinde bir tür transit merkez olduğunu belirtiyor. Rum Kesimi'nin 1990'larda PKK'ya desteğini anımsatan kaynaklar, ele geçen silahlardan yola çıkarak yapılan araştırmalarda çoğu kez Rum Kesimi'nin kaynak olarak karşılarına çıktığını vurguladı. Ufak silahlar ve mühimmatın küresel ticareti yıllık yaklaşık 4 milyar dolarlık bir pazar.

 

Kırgızistan parlamento heyeti KKTC'ye geliyor

İZOLASYONLARIN KALDIRILMASINA KIRGIZİSTAN'DAN DA DESTEK  KKTC'ye uygulanan izolasyonların kaldırılmasına yönelik olarak Azerbaycan tarafından atılan adımın devamı Kırgızistan'dan geliyor. Kırgızistan Parlamentosu'ndan milletvekilleri ile bazı bakanlıklardan ve bürokratlardan oluşan 30 kişilik heyetin, Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş'ın davetlisi olarak bu sabah KKTC'ye gelmesi bekleniyor

KIRGIZ HEYETİYLE İŞBİRLİĞİ OLANAKLARI ELE ALINACAK Kırgız heyetinin 19-22 Ekim tarihleri arasında KKTC'de bulunacağı, ziyaret sırasında, iki ülke yetkilileri arasında ekonomi, turizm, spor, eğitim ve kültür alanlarında işbirliğine yönelik görüşmelerin yapılacağı belirtildi. Ziyaret sırasında Kırgızistan-KKTC Parlamentolararası Dostluk Grubu'nun oluşturulacağı da açıklandı

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ne uygulanan izolasyonların kaldırılmasına yönelik olarak Azerbaycan tarafından atılan adımın devamı Kırgızistan'dan geliyor.

Kırgızistan Parlamentosu'ndan milletvekilleri ile bazı bakanlıkların ve bürokratların bulunduğu 30 kişilik bir heyetin, Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş'ın davetlisi olarak bu sabah KKTC'ye gelmesi bekleniyor.

TAK muhabirinin Ercan Sivil Havacılık'tan aldığı bilgiye göre, Kırgızistan heyetinin KKTC'ye bugün saat 11.00'de gelmesi bekleniyor. Konuk heyet 22 Ekim Cumartesi sabahı saat 06.30'da ayrılacak.

AA'nın KKTC Dışişleri Bakanlığı görevlisi Erhan Arıklı'ya dayanarak verdiği habere göre heyette 15 milletvekili ile bazı bakanlıklar ve bürokratlar bulunuyor.

Kırgız heyetinin 19-22 Ekim tarihleri arasında KKTC'de bulunacağını ifade eden Arıklı, ziyaret sırasında, iki ülke yetkilileri arasında ekonomi, turizm, spor, eğitim ve kültür alanlarında işbirliğine yönelik görüşmelerin yapılacağını belirtti.

Arıklı, ziyaret sırasında Kırgızistan-KKTC Parlamentolararası Dostluk Grubu'nun oluşturulacağını da açıkladı.

KKTC'ye gelecek Kırgız heyetinin, THY'nin tarifeli seferiyle İstanbul'a üzerinden Lefkoşa'ya ulaşması bekleniyor.

AA haberinde, Erhan Arıklı'nın unvanını, "KKTC Dışişleri Bakanlığı Orta Asya Özel Temsilcisi" olarak verdi.

KIBRIS 19/10/05

 

TC Dışişleri eski bakanı Gürel: Annan Planı yeniden canlandırılmak isteniyor

TC Dışişleri Eski Bakanı Şükrü Sina Gürel, ABD'nin Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ı Washington'a davet etmesine ilişkin değerlendirmede bulunarak, bununla "Annan Planı'nın yeniden canlandırılarak, Kıbrıslı Rumların kabul edebileceği değişikliklerin yapılmasıyla, yeni bir referandumda bu planının kabul edilmesinin hedeflendiğini söyledi.

Gürel, bu şekilde davranılarak, "bu belgeyi reddeden Rumlar adeta ödüllendirilmek istenmektedir. Umarım, bu yanlışlığa Kıbrıs Türk halkını temsil edenler düşmezler" diye konuştu.

A.Ü. Siyasal Bilgiler Fakültesi'nde düzenlenen "Türkiye'de Siyasi Tarihin Gelişimi ve Sorunları" konulu sempozyumda AA muhabirinin sorularını yanıtlayan Gürel, ABD'nin KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ı davet etmesini nasıl değerlendirdiğinin sorulması üzerine de şu görüşleri dile getirdi:

"Yeniden Annan Planı'nı canlandırma ve Kıbrıslı Rumların kabul edebileceği değişiklikleri ortaya çıkartarak, yeni bir referandumda bu planı kabul etmeleri amaçlanıyor herhalde. Fakat bunun da çok büyük sakıncaları var. Çünkü Annan Planı kendi içinde zaten iki tarafça da kabul edilmedikçe ortadan kalkacak, hatta baştan beri var olmadığı kabul edilecek bir belgedir. Ona rağmen şimdi bu belgeyi reddeden Rumlar adeta ödüllendirilmek istenmektedir. Umarım, bu yanlışlığa Kıbrıs Türk halkını temsil edenler düşmezler."

KIBRIS 19/10/05

 

TC Dışişleri Bakanı Gül:Limanların açılması gündemde yok kısıtlamaları hep beraber kaldıralım

TC Dışişleri Bakanı Gül, TBMM AB Uyum Komisyonu Başkanı Yaşar Yakış'ın "limanlarını Rum kesimine açılmasıyla ilişkin açıklamasıyla ilgili değerlendirmede bulundu:

TC Dışişleri Bakanı Gül:Limanların açılması gündemde yok kısıtlamaları hep beraber kaldıralım

TC Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, "adadaki bütün kısıtlamaların, limanlar da dahil, bir anda hep beraber kaldırılmasını teklif ediyoruz" dedi.

Finlandiya'daki temaslarını tamamlayarak yurda dönen Abdullah Gül, gazetecilerin TBMM AB Uyum Komisyonu Başkanı Yaşar Yakış'ın "limanların Rum kesimine açılmasına" ilişkin açıklamalarının sorulması üzerine" şunları söyledi:

"Gümrük Birliği Türkiye ve 25 üye ile çalışıyor, işliyor, işler haldedir, herhangi bir sıkıntı, herhangi bir itiraz, herhangi bir şikayet olursa, bu bizim şikayet ettiğimiz hususlar olabilir. Ya da Gümrük Birliği'nin bir başka üyesinin şikayetleri olabilir bunların tartışılacağı konuşulacağı sonuçlandırılacağı yerler, platformlar vardır."

Gül, bir gazetecinin aynı konuya ilişkin sorusu üzerine de"Sayın Yakış'ın da sanki şunu yapalım bunu yapalım gibi bir teklifi yok zaten. Dediğim gibi dediğim şartlar ortadadır. Adadaki bütün kısıtlamaların, limanlar da dahil, bir anda hep beraber kaldırılmasını teklif ediyoruz zaten" diye konuştu.

Abdullah Gül, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin yaptığı Nikiforos tatbikatına ilişkin bir soru üzerine de "Kendi bilecekleri iştir, bizim ne yapacağımızı bütün dünya görür" diye konuştu.

Finlandiya'yı bilgilendirdik

Finlandiya'daki temasları hakkında da bilgi veren Gül, ziyaretinin iki amacı olduğunu ifade eden Gül, bunların Finlandiya ile ikili ilişkileri geliştirmek ve önümüzdeki yıl AB dönem Başkanlığı yapacak Finlandiya'yı Türkiye'nin görüşleri hakkında bilgilendirmek olduğunu kaydetti.

Finlandiya'nın dönem başkanlığında birçok fasıl açılacağını ve onlarla ilgili müzakerelerin yapılacağını ifade eden Gül, "AB'de usul çok önceden hazırlıklı olmaktır. Şimdiden Finlandiya da hazırlıklara başlamıştır. Hazırlıkların başında Türkiye ile ilgili konularda onları çok daha iyi aydınlatmak, kafalarındaki sorunları çözmek, Türkiye'nin önem verdiği konuları onlara en iyi şekilde izah etmek için bu gezi çok iyi bir fırsat oldu" diye konuştu.

KIBRIS 19/10/05

 

Talat'ın ABD ziyaretine tepki gösteren Rum yetkililer çatlasınlar

Başbakan Soyer, Cumhurbaşkanı Talat'ın Washington ziyaretini değerlendirirken Rum yönetimini hedef alan ilginç bir açıklamada bulundu:

Talat'ın ABD ziyaretine tepki gösteren Rum yetkililer çatlasınlar

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın Washington ziyaretine tepki gösteren Rum yetkililer için "Çatlasınlar" dedi.

Başbakan Soyer dün bir kabulünde, Rum yetkililerin Talat'ın Washington ziyaretine tepki gösterdiğinin anımsatılması üzerine gülerek "Çatlasınlar" ifadesini kullandı. Esprili bir şekilde gülerek konuşan Soyer, "Başbakan olarak bunu söylemem doğru değil ama bu yaptıkları olacak iş değil" diye de ekledi.

Tatbikat gerginliğe davettir

Başbakan Soyer, Rum Yönetimi'nin 3 yıl aradan sonra tatbikat düzenlemesiyle ilgili görüşünün sorulması üzerine de, çözüm istencinin arttığı bir dönemde tatbikat düzenlenmesini "gerginliğe davet" olarak niteledi. "Ancak biz bu tuzağa düşmeyeceğiz" diyen Başbakan, soğukkanlılıkla hareket ederek barış ve çözüm talebindeki kararlılığı sürdüreceklerini söyledi.

Kıbrıs'tan asker azaltılmasını talep eden Rum Yönetimi'nin 500 milyon dolara yakın silahlanmayla ABD'den sonra ikinci sırada geldiğini anlatan Soyer, "Asker azaltılsın diyorlar ama silahlanıyorlar, tatbikat düzenliyorlar, NATO'ya üye olmak istiyorlar. Bu anlamsız bir mentalite, çelişki" diye konuştu.

Papadopulos yönetiminin seçimler yaklaşırken şoven duyguları ve statükoyu korumaya çalıştığını belirten Başbakan, "Hatalı yoldadırlar. Biz barış çağrımızı yineliyoruz. Türk ve Rum gençler silahla oynamamalı, askeri operasyonların değil ekonomik gelişmenin ve barış girişimlerinin tarafı olmalı" ifadelerini kullandı.

KIBRIS 19/10/05

 

Rumların ‘uzman’ önerisine tepki

Kıbrıs Rum Yönetimi’nin, Avrupa Birliği’nde Kıbrıs sorunuyla ilgili bir uzmanlar grubu oluşturulması önerisine Ankara’dan tepki geldi.

 

NTV

Güncelleme: 15:26 tsi 19 Ekim 2005 Çarşamba

 

ANKARA - Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Namık Tan, önerinin Türkiye açısından hiçbir değer taşımadığını söyledi. Tan, Rum Yönetimi’nin son dönemde Kıbrıs sorununun çözüm zeminini Avrupa Birliği’ne çekme çabası içinde olduğunu belirtti.

 

Namık Tan, “Rum Yönetimi bu tür girişimlere vakit ayıracağına, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin beklentilerini karşılama yoluna gitmelidir. Annan’ın çağrılarına kulak vermelidir” dedi.

Sözcü, Rum Yönetimi’nin Nikiforos Tatbikatı’nı yeniden yapma kararı almasının eleştirdi ve değerlendirmelerin ardından gereken adımların atılacağını vurguladı.

Tan, AB’nin Kuzey Kıbrıs’a yönelik tüzükleri çıkarması gerektiğini belirterek, aksi taktirde, birliğin güvenilirliğinin zedeleneceği uyarısında bulundu.

 

Nikiforos tatbikatında kaza:7 yaralı

Rum Milli Muhafız ordusunun 3 yıl aradan sonra gerçekleştirdiği Nikiforos tatbikatında bir kaza yaşandı. Kazada 7 asker yaralandı.

 

NTV

Güncelleme: 08:49 ET 19 Ekim 2005 Çarşamba

 

- Rum gazeteleri dün tatbikatın ilk gününde, Leonidas tipi bir zırhlı personel taşıyıcının yoldan çıkarak, küçük bir köprüde kaza yaptığını yazdı.

Kazada, araçta bulunan 7 askerin yaralandığı bildirildi. Larnaka Hastanesi’nde tedavi altına alınan askerlerden ikisi taburcu edilirken, beşinin tedavisi devam ediyor. Rum Savunma Bakanı Mavronikolas kazayla ilgili soruşturma emri verdi. 3 yıldır iptal edilen Nikiforos tatbikatı dün başlamıştı. Tatbikat pazar günü sona erecek.

 

Rum askerin derdi kebaplar

RADIKAL 20/10/05

YORGO KIRBAKİ

ATİNA - Rum Yönetimi'nin Kıbrıs'ta üç yıldır süren sessizliği bozup önceki gün ortak savunma doktrini bulunan Yunanistan'ın katılımı olmaksızın icra ettiği Nikiforos tatbikatının ilk günü tersliklerle geçerken, Psevda-Pirga karayolunda giden Leonidas tipi bir zırhlı taşıyıcı araç hendeğe düştü. Kazada yedi asker yaralanarak Larnaka Devlet Hastanesi'ne kaldırıldı. Atina'nın tatbikata katılmamakla kalmayıp adada konuşlu birliğinin de katılımına izin vermemesi Rumları memnun etmedi.
Rum Savunma Bakanı Kiriakos Mavronikolas "Yunan tarafının katılmaması yüzünden tatbikatta bazı boşluklar oluştu" derken, Politis gazetesi, Rum askerlerinin isteksizliğini şöyle aktardı: 'Tatbikata katılanların ilgilendiği tek şey, akşamki kebap hazırlığıydı. Gazetemizle irtibata geçen pek çok seferî, zamanlarının çalınmasından duydukları rahatsızlığı dile getirdi'. Senaryo gereği, tatbikatın dünkü safhasında 'savunma amaçlı konuşlanma' yapılırken, bugünden itibaren 'karşı saldırı' başlayacak, cuma ve cumartesi ise 'düşman denize dökülecek.'

Papulyas ABD'ye çattı
Rum Kesimi'ni ziyaret eden Yunan Cumhurbaşkanı Karolos Papulyas ise ziyaretinin son gününde, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın ABD'ye davet edilmesine tepki gösterdi. "Washington sorunları çözeceği yerde çıkmazlar yaratıyor" diyen Papulyas, ABD'nin Rum Kesimi'nin koyduğu ve Yunanistan'ın da destek verdiği hedeflere katkı yapması gerektiğini savundu. Adadaki Türk askeri varlığını eleştiren Yunan Cumhurbaşkanı, "Yarı işgal altındaki Kıbrıs, deneylerin yapıldığı yer değildir. İşgal askerlerinin bulunmayacağı ve herkese güvenlik teminatı veren şeffaf bir çözüm gerekiyor. Buradan, ahlakın barbarlığa, Avrupa medeniyetinin barbar işgale karşı zaferi kazanılıncaya dek mücadeleye devam mesajı aldım" diye konuştu.

Kırgız heyeti ilk kez KKTC'de

RADIKAL 20/10/05

LEFKOŞA - Kırgızistan parlamentosu heyeti, KKTC'ye tecridin kaldırılmasına destek amacıyla dün, Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş'ın davetlisi olarak adaya gitti. Üç bakan yardımcısı ve 15 milletvekilinin de bulunduğu 23 kişilik heyet, Kıbrıs Türk Hava Yolları'nın (KTHY) Karpaz adlı uçağıyla İstanbul üzerinden Ercan'a ulaştı.
Heyet başkanı ve milletvekili Arslan Maliev, ilk açıklamasında, "Kardeş Kıbrıs Türkleriyle ilişkilerimizi geliştirmek istiyoruz. Bu niyetimizi tüm dünyanın öğrenmesi için buraya geldik. Dili, dini ve hedefleri bir olan kardeş topluluğuz. Kardeşlere desteğe geldik" dedi. Annan Planı referandumunda Kıbrıs Türkleri ve Rumların niyetlerini ortaya koyduğunu anımsatan Maliev, "Kıbrıs Türklerine yönelik tecrit kaldırılmalı" diye konuştu.
Demokrat Parti (DP) Mağusa vekili Hatice Faydalı ise Kırgız heyetini sevgi ve saygıyla karşıladıklarını söyleyip, "Kırgız parlamentosunun yarıya yakını Kıbrıs'ta ve bu memnuniyet verici" dedi. Temaslarına yarın başlayacak heyet, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Başbakan Ferdi Sabit Soyer ve yetkililerle görüşecek üniversitelerle tarihi ve turistik yerleri gezecek. (aa, dha)

Kırgızistan'dan Kıbrıs Türkü'ne destek

Kırgızistan Parlamento heyeti KKTC'ye geldi

Kırgızistan'dan Kıbrıs Türkü'ne destek

23 KİŞİLİK HEYET... Kırgızistan Parlamentosu milletvekilleri ile bazı bakanlıklardan bürokratların da bulunduğu 23 kişilik heyet dün KKTC'ye geldi. Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş'ın davetlisi olarak gelen Kırgızistan heyeti, ziyaretle, KKTC'ye uygulanan izolasyonların kaldırılmasına yönelik olarak bir adım daha atılmasını amaçlıyor

 

Kırgızistan Parlamentosu milletvekilleri ile bazı bakanlıklardan bürokratların da bulunduğu 23 kişilik heyet dün KKTC'ye geldi.

Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş'ın davetlisi olarak gelen Kırgızistan heyeti, ziyaretle, KKTC'ye uygulanan izolasyonların kaldırılmasına yönelik olarak bir adım daha atılmasını amaçlıyor.

Dün saat 11:00'de Ercan Havaalanı'ndan KKTC'ye giriş yapan Kırgızistan heyeti, 22 Ekim Cumartesi sabahı saat 06.30'da adadan ayrılacak. Heyette 15 milletvekili ile 3 bakan yardımcısı da bulunuyor. Kırgız heyete dün akşam gelecek 3 kişilik bir heyet daha katılacak.

Kırgız heyeti, Ercan Havaalanında, Cumhuriyet Meclisi adına DP Milletvekili Dr. Hatice Faydalı, CTP Milletvekili Mehmet Ceylanlı ve bazı devlet yetkilileri karşıladı.

Ercan Havaalanı'nda Kırgızistan Parlamento Heyeti Başkanı ve sözcüsü milletvekili Arslan Maliev ile DP Milletvekili Dr. Hatice Faydalı, heyet yetkilileriyle birlikte bir basın toplantısı düzenledi.

Basın toplantısında ilk sözü alan DP milletvekili Dr. Hatice Faydalı, Kırgızistan heyetini KKTC'de görmekten dolayı duyduğu memnuniyeti dile getirerek, Kırgızistan'dan KKTC'ye ilk kez bu kadar kalabalık devlet yetkilisinin geldiğine dikkat çekti.

Faydalı, heyette 3 bakan yardımcısı ve 15 milletvekilinin bulunduğunu ifade ederek, "Bu bir ilk adımdır. Bundan sonra iki parlamento arasında sevgi ve saygıyla büyüyen bir dostluk gelişecek ve daha güzel günlere hep birlikte dostluk içinde ilerleyeceğiz" dedi.

Kırgızistan Parlamento Heyeti Başkanı ve sözcüsü milletvekili Arslan Maliev de, kendisinin daha önce KKTC'ye iki kez geldiğini ve bu ziyaretinin üçüncü olduğunu belirterek, bu ziyarette iki parlamento arasındaki uzaklığı da gidereceklerini söyledi.

Maliev, KKTC ve Kırgızistan'ın dili, dini ve dertleri bir olan iki kardeş topluluk olduğunu ifade ederek, "Bizim bugün asıl hedefimiz, kardeşlerimize destek olmaktır. Bunun için buradayız, bunu belirtmek için Kıbrıs'a geldik" dedi.

Kıbrıslı Türklerin adada yapılan referandumda niyetini açıkça belirttiğini ve Rumların da referandum sonucunda asıl niyetlerini gösterdiğini söyleyen Maliev, referandum sonucunda da bütün dünya kamuoyuna, tarafların hangisinin iyi niyetli olduğunun ifade edildiğini vurguladı.

Arslan Maliev, Birleşmiş Milletler'in ve Genel Sekreter Kofi Annan'ın gerçekleştirdiği projeyle, Kıbrıs halkını destekleme ve izolasyonların kaldırılmasının gerçekleştirilmesi gerektiğini belirterek, kendisinin şimdiye kadar KKTC için varolan ambargoların Annan'ın projesinin ardından kaldırılması gerektiğine inandığını kaydetti.

Kırgızistan milletvekili Maliyev, Kıbrıs Türk halkının ne kadar iyi niyetli olduğunu dünya kamu oyunun bilmesi gerektiğini de vurguladı.

Maliev, eşit haklara sahip iki devletin kendi aralarında bir birliktelik kurma şansının da olduğuna inandıklarını, ancak şartların eşit düşünülmesi durumunda bu olayın gerçekleşebileceğini düşündüklerini aktardı.

İslam Konferansı Örgütü'nün KKTC'yi örgüt toplantılarına katılımcı olarak kabul ettiğinden dolayı da yetkilileri kutlayan Arslan Maliev, "Biz de kardeş KKTC'yle ilişkilerimiz ciddi şekilde gelişsin diye, dünya kamuoyuna bunu belirtmek için huzurlarınıza geldik" şeklinde konuştu. KKTC ve ülkesi arasında ekonomi, ticaret, turizm gibi alanlarda ilişkilerin başlayabileceğini ifade eden Maliyev, Kardeş Kıbrıs Türk halkının isteklerinin gerçekleşmesi dileğinde bulundu.

Resmi temaslar

19-22 Ekim tarihleri arasında Kırgızistan Parlamentosu heyeti bugün saat 09.30'da Lefkoşa'da Atatürk Anıtı'na çelenk koyarak saygı duruşunda bulunuyor. Heyet saat 10.00'da Cumhurbaşkanı Talat, 10.30'da Cumhuriyet Meclisi Başkanı Fatma Ekenoğlu, 11.00'de Başbakan Ferdi Soyer, 11.30'da Başbakan Yardımcısı Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş, 12.00'de Ekonomi ve Turizm Bakanı Derviş Deniz tarafından kabul edilecek.

KKTC'nin Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Kırgız heyete, saat 12.30'da Dışişleri Bakanlığı konferans salonunda Kıbrıs konusunda brifing verecek.

Bu arada ilgili Bakanlık temsilcileri de 10.30'da Milli Eğitim Bakanı Canan Öztoprak ve Gençlik Spor Bakanı Özkan Yorgancıoğlu ile ayrı ayrı görüşecek.

Cumhuriyet Meclisi Başkanı Fatma Ekenoğlu bu akşam saat 19.30'da Merit Cristal Cove Otel'de heyet onuruna yemek verecek.

Kırgizistan heyeti 21 Ekim Cuma günü saat 10.45'de Uluslararası Kıbrıs Üniversitesi'ni ziyaret, 12.30'da Muratağa, Atlılar, Sandallar şehitliklerini, 15.00'te DAÜ'yü, ziyaret edecek 17.00'de Mağusa Şehir Turuna katılacak. Başbakan Yardımcısı Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş, aynı gece heyet onuruna Beyaz Ev'de akşam yemeği verecek.

Kırgızistan heyeti 22 Ekim Cumartesi sabahı KKTC'den ayrılacak.

KIBRIS 20/10/05

Kıyılarda, insan kaçaklılığıyla ilgili önlemler artırılıyor

DAHA YAYGIN KONRTOL... Bakanlar Kurulu, insan kaçakçılığının önlenmesi amacıyla Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı ile işbirliği halinde kıyılarda daha etkin önlemler alınmasını kararlaştırdı. Alınan karara göre, insan kaçakçılığının ve kıyılara yönelik trafiğin daha yaygın kontrolle önlenmesi konusunda etkin çalışmalar yapılacak

Bakanlar Kurulu, insan kaçakçılığının önlenmesi amacıyla Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı ile işbirliği halinde kıyılarda daha etkin önlemler alınmasını kararlaştırdı.

Bakanlar Kurulu Başbakan Ferdi Sabit Soyer başkanlığında dün yaklaşık 4 saatlik bir toplantı yaptı. Toplantının ilk bir saatinde Güvenlik Kuvvetleri Komutanı Tümgeneral Tevfik Özkılıç'ın da katılımıyla insan kaçakçılığının önlenmesine yönelik düzenlemeler ele alındı.

Daha etkin kontrol...

Toplantının ardından basına açıklamalarda bulunan Bakanlar Kurulu Sözcüsü Salih Usar, geçtiğimiz haftalarda birçok Suriyeli'nin ölümüyle sonuçlanan tekne kazasına atıf yaparak, benzeri kazaların ve insan kaçakçılığının önlenmesi için alınabilecek önlemlerin dünkü toplantıda görüşüldüğünü söyledi.

Usar toplantıda, Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı'yla işbirliği halinde insan kaçakçılığının ve kıyılara yönelik trafiğin daha yaygın kontrolle önlenmesi konusunda gerekli çalışmanın yapılacağını kaydetti.

Çalışma yaşamıyla ilgili önlemler...

Bakanlar Kurulu Sözcüsü Usar, bir soruya karşılık, çalışma izinlerinin ön izne bağlanmasına ilişkin yeni düzenlemede herhangi bir ertelemenin veya geri adımın söz konusu olmadığını da söyledi.

Çalışma izinlerinin iş gücü ihtiyacına göre ön izne bağlanmasının, çalışma izinlerinin tamamen kaldırıldığı şeklinde algılanmaması gerektiğini söyleyen Usar, uygulamayla ilgili ayrıntıların sağlık kontrolü için yurt dışında bulunan Çalışma Bakanı Sonay Adem tarafından önümüzdeki günlerde açıklanacağını kaydetti.

Av olacak gibi hazırlık...

Bakanlar Kurulu Sözcüsü Salih Usar, başka bir soruya karşılık da, büyük avın kapatılıp kapatılmayacağının bugünkü toplantıda ele alınmadığını söyledi ve konuya ilişkin çalışmalar hakkında bilgi verdi.

Hükümetin kuş gribiyle ilgili gelişmeleri yakın izlemeye aldığını ve gelişmelere göre gereken kararların ivedilikle alınacağını söyleyen Usar, "Kuş gribi vakası görülür ve bu konuda herhangi bir gelişme olursa anında gereken önlemler alınacak. Halk sağlığı her şeyin üstünde... Şu an gelişmeleri yakından izliyoruz ve av olacak gibi hazırlıklar yapılıyor. Ama bu durumu değiştirecek bir gelişme olursa gereken kararlar ivedilikle alınacak" ifadelerini kullandı.

Pakistan'daki ekip

için uçak gönderilecek

Bakanlar Kurulu, depremzedelere yardım amacıyla Bakanlar Kurulu kararıyla ve KTHY'ye ait özel uçakla Pakistan'a giden 17 kişilik ekibin geri getirilmesi için bu ülkeye uçak gönderilmesini de karara bağladı.

Ekibin dönüş tarihinin önümüzdeki günlerde kesinleşeceğini söyleyen Bakanlar Kurulu Sözcüsü Salih Usar, Pakistan'a gidecek uçakla depremzedelere battaniye ve benzeri yardım malzemeleri gönderileceğini de bildirdi.

3 ayrı tüzük ve 6 aylık

bütçe sonuçları onaylandı

Bakanlar Kurulu, balıkçılıkla ilgili kuralları düzenleyen Su Ürünleri Avcılık Bilgi Kayıtlarına ilişkin kuralları düzenleyen, Uluslararası İşletme Şirketleri'nin kuruluş şartlarını belirleyen ve Deniz Ticaret Yasası altında gemicilerle ilgili hükümler getiren 3 ayrı tüzüğü de onayladı.

Bakanlar Kurulu, 1 Ocak-30 Haziran 2005 dönemini kapsayan 6 aylık bütçe uygulamalarını da onaylayarak Meclis'e sevk etti.

KKTC, fuarlarda

temsil edilecek

Bakanlar Kurulu, kasım ayında İstanbul'da yapılacak İKÖ Ekonomik ve Ticari İşbirliği Daimi Komitesi (İSEDAK) toplantısı, Travel Extra ve 1'inci İslam Ülkeleri Turizm fuarları ile İngiltere'de düzenlenecek Turizm Pazarlama Fuarı'nda KKTC'nin temsil edilmesini de karara bağladı.

Toplantı öncesi açıklamaları: Soyer'den Rum yönetimine çağrı

Bakanlar Kurulu'na girerken de Başbakan Ferdi Sabit Soyer, basına bazı açıklamalarda bulundu. Soyer, açıklamasında Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'ne çağrıda bulunarak, Kuş Gribi, insan ve uyuşturucu kaçakçılığı ile cürümlerin engellenmesi konusunda işbirliği yapmaya çağırdı.

Soyer, "Bu çağrıyı tekrar tekrar yapıyorum. Er geç bu çağrı yerine gelecektir. Güney'deki bağnaz idare bu tutumundan vazgeçecektir. Çünkü hayatın gerçekleri bunu gerektiriyor" dedi.

Yakış'ın açıklaması

Başbakan Soyer, gazetecilerin sorularını da yanıtladı.

TC Eski Dışişleri Bakanı Yaşar Yakış'ın "Tayvan Modeli"ni örnek göstererek, Türkiye'nin Kıbrıs Rum Kesimi'ni tanımadan da limanlarını açabileceğini söylediğinin hatırlatılması üzerine Başbakan Ferdi Sabit Soyer, "Türkiye Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün de 'limanlarımızı karşılıklı kısıtlamalar kalkmadan kesinlikle açmayacağız' demeci vardır. Bu Türkiye'nin tutumudur" dedi.

Yakış'ın açıklamasında kısıtlamaların kaldırılması konusuna özel vurgu yaptığına da dikkat çeken Soyer, "Rum tarafının tek yanlı üye olması ve 3 Ekim sürecinden sonraki pozisyon içinde karşılıklı olarak limanların açılması ve kısıtlamaların kaldırılması talebimizken, Kıbrıs Rum tarafı da Türkiye'nin üyelik süreci içinde limanların kendisine tek yanlı açılması konusunu baskı unsuru yapmaya çalışıyor" şeklinde konuştu.

Bunun bir risk olduğunu, ancak her riskin varlığının onun olacağı anlamına gelmediğini ifade eden Soyer, haklı ve meşru bir zemine dayanıldığı sürece verilecek siyasal mücadelelerle risklerin azaltılabileceğini belirtti. Soyer, hükümet ve cumhurbaşkanı ile TC hükümetinin birlikte saptadığı politikanın doğru olduğuna işaret etti ve bu politikanın kısıtlamaların kaldırılmasını içerdiğini söyledi.

Çözümsüzlük

Uluslararası camiaya bir soru sorulması gerektiğini de kaydeden Soyer, "Çözüm isteyen Kıbrıs Türk halkıdır. Kısıtlamaların karşılıklı kaldırılması yerine Kıbrıs Türk halkı üzerinde

izolasyonlar sürmesi ve Kıbrıs Rum tarafına da çözümsüzlüğü savunarak Türkiye limanlarının açılması halinde, çözüme onları kim motive edecek ve kim onların çözümsüzlük siyasetini geri döndürebilecektir? Bu; dünya demokratik kamuoyunun üzerinde yoğunlaşması gereken bir gerçektir" dedi.

Soyer, AP'ın aldığı "Kıbrıs Türk halkı üzerindeki kısıtlamaların kaldırılması" kararını da hatırlatarak, bunun üzerinde yoğunlaşılması gerektiğini vurguladı.

Av konusu

Başbakan Soyer başka bir soru üzerine av konusunun gündemlerinde olmadığını, bu konu üzerinde çalışılmakta olduğunu söyledi.

Bu konuda konuşmamaya ve konuya bilimsel yaklaşmaya çalıştıklarını ifade eden Soyer, bu konuda AB ve dünyanın ne yapmaya çalıştığına baktıklarını ve Güney Kıbrıs'la diyalog aradıklarını kaydetti.

Soyer, Rum Yönetimi'ne de çağrı yaparak, tutucu tutumlarından kurtulmalarını istedi.

Kuş Gribi'nin sınır ve bayrak tanımadığını vurgulayan Soyer, "Akıllarını başlarına toplasınlar ve işbirliğimizi geliştirelim" dedi.

Nikiforos tatbikatı

Bakanlar Kurulu'na GKK'nın da katılması dolayısıyla tatbikat konusunun da görüşülüp görüşülmeyeceğinin sorulması üzerine de Başbakan Ferdi Sabit Soyer, "Bizim gündemimizde bu yok" dedi.

Kıbrıs Türk halkının gündeminde barış mesajları taşımakta olduğunu vurgulayan Soyer, Güney'in Nikiforos Tatbikatı'nı yapmasının Rum Yönetimi Başkanı Papadopulos'un milliyetçilik silahını kullanarak kendi iç siyasetinde avantaj elde etme çabası olduğunu söyledi. "Ama bu, yüzündeki maskenin daha da düşmesine sebebiyet verdi" diyen Başbakan, bütün dünya ile Kıbrıs Türk ve Rum halklarının, milliyetçi histerilerle çözümsüzlük siyasetini ve gerginliği tırmandıranın kim olduğunu gördüğünü kaydetti.

İnsan kaçakçılığının

Güney ayağı

Kıbrıs'ta insan kaçakçılığının iki ayaklı olduğunu ve bir ayağının da Güney Kıbrıs'ta bulunduğunu ifade eden Soyer, "İnsan kaçakçılığında Güney Kıbrıs'taki organize suç örgütleri maalesef Güney Kıbrıs'taki bir kısım organizasyonlarla da bağlantılıdır. Bu nedenle bu alanda da bizimle işbirliği yapmalıdır. AB ve diğer ülkelere de şunu söylüyoruz: Kuzey'den çeşitli yollarla kaçarak Güney'e giden insanlar Larnaka'dan nasıl Avrupa'ya giriyor? Nasıl Limasol'dan çıkış yapabiliyor? Bu konu öncelikle Avrupa'nın da sorunudur. Bu nedenle Güney'deki idare yalnız kuş gribi değil, bu konuyla da ilgili olarak, insan kaçakçılığı ve uyuşturucu kaçakçılığı ile kötü cürümlerin engellenmesi konusunda bizimle işbirliği yapmalıdır. Bu çağrıyı tekrar tekrar yapıyorum. Er geç bu çağrı yerine gelecektir. Güney'deki bağnaz idare bu tutumundan vazgeçecektir. Çünkü hayatın gerçekleri bunu gerektiriyor."

KIBRIS 20/10/05

Sendikalar memnun İşverenler öfkeli

Hükümetin ülkede kangrenleşen kayıt dışı yaşam sorununu ortadan kaldırmak için aldığı tedbirlere önceki gün eklenen çalışma izinlerine son verilmesi uygulaması, işçi ve işveren çevrelerinde farklı tepkilere yol açtı

Sendikalar memnun İşverenler öfkeli

KAMU-SEN: BİRİLERİ ZENGİN OLACAK DİYE KAÇAK İŞÇİYE GÖZ YUMULAMAZ... "Kayıt dışı yaşamı kayıt altına almayı amaçlayan uygulama, kararlılıkla ve daha da caydırıcı yasal düzenlemelerle desteklenerek sürdürülmelidir" diyen KAMU-SEN Genel Başkanı Mehmet Özkardaş, "Binlerce insanımız ekmek parası için güneyde horlanarak ve sosyal haklardan yoksun, zor şartlarda çalışmak zorunda kalırken, pırıl pırıl gençlerimiz vatanından ayrılıp dış ülkelere göçerken, birileri zengin olacak diye kaçak ve kayıt dışı iş gücüne ve kayıt dışı sermayeye göz yumulamaz" dedi

DEV İŞ: UYGULAMA DEVAM ETMELİ, GEREKİRSE EYLEME HAZIRIZ... DEV-İŞ Genel Sekreteri Mehmet Seyis, hükümetin yeni önlemleri geri adım atmadan uygulamasını istedi ve bu konuda eylem dâhil her tür desteğe hazır olduklarını bildirdi. Yeni uygulamaya karşı çıkan iş çevrelerine ağır eleştiriler getiren Seyis,

"Patronların Avrupalı, işçilerin Afrikalı" olmasını öngören bu anlayışı kabul edemeyeceklerini kaydetti

SANAYİ ODASI: YENİ PROSEDÜR ASKIYA ALINMALI... İşverenlerin örgütlerinden biri olan Sanayi Odası ise yeni sistemi protesto etti. Sanayi Odası Başkanı Salih Tunar dün düzenlediği basın toplantısında, yeni sistemin kaos getireceğini savunarak, sanayicinin 'Kaçak işçi çalıştırarak üretime devam etmek veya üretimi bırakarak ithalatçı olmak' gibi iki tercihle karşı karşıya bırakıldığını iddia etti

 

Hükümetin, ülkede kangrenleşen kaçak işçi ve kayıt dışı yaşamla ilgili peşi sıra aldığı tedbirlere önceki gün eklenen çalışma izinlerine son verilmesi uygulamasına sendikalar destek verirken, işverenler tepki gösterdi.

Özellikle de Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı'nın çalışma izinleriyle ilgili uygulamaya koyduğu yeni prosedür, sendikalarla iş çevreleri arasında farklı yorumlara neden oldu.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Sonay Adem'in önceki gün düzenlediği basın toplantısıyla kamuoyunun bilgisine getirdiği çalışma yaşamıyla ilgili yeni uygulamaya göre, KKTC'ye hangi yolla (pasaport veya kimlik kartı) girilirse girilsin, çalışma izni verilmesi işlemine son verildi.

18 Ekim 2005 tarihinden itibaren yürürlüğe giren yeni uygulamada, çalışma izinleriyle ilgili halen yapılmış başvuruların da 18 Kasım 2005 tarihine kadar tamamlanması gerekiyor. İşlemlerini bu tarihe kadar tamamlamayanların müracaatı da ortadan kalkmış olacak.

Çalışma izni verilmesinin durdurulmasıyla herhangi bir iş kolunda ihtiyaç varsa bu iş koluna Çalışma Dairesi'nin ancak ön izniyle iş gücü getirilebilecek.

Kamuoyunda geniş yankı uyandıran bu düzenlemeyle ilgili sendikalar ve iş çevreleri yaptıkları yazılı açıklamalarla görüşlerini ortaya koydu.

KAMU-SEN, dün yaptığı yazılı açıklamada, bakanlığın çalışma izinleriyle ilgili uygulamaya koyduğu kararlara destek vererek, "Birileri zengin olacak diye kaçak işçiye göz yumulamaz" dedi ve uygulamanın daha da caydırıcı olması istendi.

DEV-İŞ de açıklamasında çalışma yaşamına ön izin getirilmesine destek belirtti.

İşverenlerin örgütü Sanayi Odası ise çalışma yaşamıyla ilgili yeni uygulamayı protesto ederek, hükümetin sanayicileri, üretimi durdurup ithalatçı olmaya zorladığını savundu.

KAMU-SEN: Emeği sömürenler elbette bağıracak

 

KAMU-SEN Genel Başkanı Mehmet Özkardaş, 1 Ekim 2004 tarihinden itibaren yürütülen ve ülkemizdeki kayıt dışı yaşamı kayıt altına almayı amaçlayan uygulamanın, kararlılıkla ve daha da caydırıcı yasal düzenlemelerle desteklenerek sürdürülmesi gerektiğini açıkladı.

Özkardaş, "Bu nedenle hükümetin Yabancılar ve Muhaceret Yasası altında aldığı ve alacağı yasal tedbirleri destekliyoruz" dedi.

Mehmet Özkardaş dün yaptığı yazılı açıklamada, kaçak işçiliğin, kayıt dışı yaşamın ve kayıt dışı sermayenin tehlikelerine işaret etti.

KAMU-SEN Genel Başkanı Özkardaş dün yaptığı yazılı açıklamada şunları kaydetti:

"Binlerce insanımız ekmek parası için güneyde horlanarak ve sosyal haklardan yoksun, zor şartlarda çalışmak zorunda kalırken, pırıl pırıl gençlerimiz vatanından ayrılıp dış ülkelere göçerken birileri zengin olacak diye kaçak ve kayıt dışı iş gücüne ve kayıt dışı sermayeye göz yumulamaz.

Kayıt dışı yaşam birçok sorunları da beraberinde getirmektedir. Kayıt dışı işgücü çalıştıranlar haksız rekabete neden oldukları gibi, vergi kaçakçılığı, emek sömürücülüğü, vatandaşının çalışma hakkını engelleme, zaten kısıtlı ve yetersiz olan ülke olanaklarının (trafik, altyapı, eğitim, sağlık vs) hiçbir katkı ve yatırımı olmadan kayıt dışı yaşayanlara da verilme zorunluluğuna neden olarak yaşamı ve ekonomiyi olumsuz etkilemektedir. Ülkemizdeki hırsızlık darp, cinayet, mafyalaşma, yol kesme, insan öldürme ve daha birçok alışık olmadığımız olayların nedeni kayıtdışılık değil midir?

Geçmiş iktidarların hataları

Geçmişte iktidarlarda kalabilme uğruna hiçbir özellik aramadan ve araştırma yapmadan yasa dışı şekilde binlerce kişi vatandaş yapılmadı mı? Daha iyi bir yaşam ve iş umuduyla ülkemize beş parasız gelip insafsız bazı iş adamlarınca konteynerlerde, hatta sera naylonlarıyla çevrili çadırlarda yatırılıp karın tokluğuna sömürülmedi mi ve hala sömürülmeye devam edilmiyorlar mı?

Emeği sömüren ve sömürdükçe semizleşenler birileri çıkıp da cesaretle ve karalılıkla önlem alınca elbette bağıracaklardır. Çünkü yıllardır kendilerine sunulan ancak ülkeyi kemiren kayıt dışılık biterse ve kayıt altına alınırsa haksız yere kazandıkları büyük boyuttaki kârları azalacak, emekçi daha fazla ücret alacak, sigortası ve ihtiyat sandığı yatacak, kimseyi çadırlarda ve konteynerlerde yatıramayacak, en önemlisi ülkesine ve toplumuna şeref borcu olan vergisini ödeyecek, ülkesinin insanlarına istihdam yaratılacak.

Dürüst yatırımcı teşvik edilmeli

Biz sendika olarak bu ülkede dürüst yatırımcının teşvik edilmesini istiyoruz. Vergisini ödeyen, istihdam yaratan, emekçiye hak ettiği maaş ve sosyal menfaatleri veren yatırımcı en iyi şekilde teşvik edilmelidir.

Ancak en büyük suç ve topluma ihanetle eşdeğer olan devletinden vergi kaçıran, emeği sömüren ve kayıtdışılıkta ısrar ederek haksız rekabete neden olanlar en ağır şekilde cezalandırılmalı ve halka teşhir edilmelidirler.

Ülkemizdeki kayıtdışılığın % 65 seviyelerinde olduğu düşünüldüğünde toplumun refah ve huzura ulaşmasının mümkün olmayacağı bir gerçektir.

Bu nedenle hükümetin Yabancılar ve Muhaceret Yasası altında aldığı ve alacağı yasal tedbirleri destekliyoruz.

Yatırımcılarımıza ve tüm işverenlerimize de sesleniyoruz. Lütfen yanınızda çalıştırdığınız insanların sosyal sigorta ve ihtiyat sandığı yatırımlarını gerçek ücretleri üzerinden yatırınız. On yıllık, on beş yıllık bir mimarın, mühendisin, usta başının maaşı asgari ücret olabilir mi ki yatırımları asgari ücretten olsun. Hükümetin bu konuya da ciddiyetle eğilmesini istiyoruz. Özel sektörde çalışan her meslek gurubu için kıdem ve ehliyete göre ücret saptanmalı ve işverenin yanında çalıştırdığı emekçilerin sosyal sigorta ve ihtiyat sandığı yatırımını 15 - 20 yıl boyunca asgari ücretten yatırmasına göz yummamalıdır. Aksi durumda 25- 30 yıl asgari ücretten yatırımı olan bir emekçi yaşlılığında en alt basamaktan emekli maaşı alacak ve ihtiyat sandığından alacağı para ile de ikinci el bir araba ancak alacaktır.

Bu memleket bizimse memleketimizin insanlarına sahip çıkmalı, emeğe saygılı olmalı ve vergimizi dürüstçe ödemeliyiz".

DEV-İŞ'ten tam destek

Devrimci İşçi Sendikaları Federasyonu (DEV-İŞ), çalışma yaşamına ilişkin yeni düzenlemelere destek verdi ve hükümetin bu konudaki kararını geri almasını isteyen iş çevrelerini eleştirdi.

Dev-İş Genel Sekreteri Mehmet Seyis tarafından yapılan açıklamada, çalışma yaşamının kayıt altına alınması için ülkedeki işgücü açığı çerçevesinde çalışma izni verilmesinin önemine dikkat çekildi.

İş çevrelerinin konuya ilişkin tepkilerinin anlaşılmaz olduğu belirtilen açıklamada, özetle şu görüşlere yer verildi:

"İş çevreleri 35 bin civarında kayıtlı işçinin ancak 5-6 bininin yatırımlarının yapılması konusunda topluma hesap verme yerine, hesap sormaya kalkışarak 'hem suçlu, hem güçlü' konumundan derhal çıkmalıdırlar. Yoksa yasal kaçak işçilik mi yaratmak istiyorlar... Öyle görülüyor ki iş çevrelerimiz için kardan daha önemli bir değer kalmamış."

"Patronların Avrupalı, işçilerin Afrikalı" olmasını öngören bu anlayışı kabul edemeyeceklerini kaydeden Dev-İş Genel Sekreteri Seyis, hükümetin yeni önlemleri geri adım atmadan uygulamasını istedi ve bu konuda eylem dâhil her tür desteğe hazır olduklarını bildirdi.

 

Sanayi Odası: İthalatçı olmaya zorlanıyoruz

 

Kıbrıs Türk Sanayi Odası, çalışma izinleriyle ilgili yeni prosedürü yürürlüğe koyan Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı'nı protesto etti ve hükümetin sanayicileri üretimi durdurup ithalatçı olmaya zorladığını savundu.

Kayıt dışı işçiliğin kayıt alınması konusunda hükümeti işverene yasak koymaya değil, üzerine düşen görevleri yapmaya çağıran Sanayi Odası, yeni prosedürün askıya alınmasını ve işveren örgütleriyle işbirliği içinde kanayan yaranın çözülmesini istedi.

Sanayi Odası yeni uygulamayla sanayicilerin ya kaçak işçi çalıştırarak üretime devam etmek ya da üretimi bırakıp ithalatçı olmak tercihleriyle karşı karşıya bırakıldığını kaydederek, ekonominin ihtiyacı olan yabancı işçilerin, hazırlanacak bir altyapı sonrası düzenlemeyle istihdamına taraf olduğunu belirtti.

Kıbrıs Türk Sanayi Odası Başkanı Salih Tunar ve oda yöneticileri dün düzenledikleri basın toplantısıyla, yurt dışından getirilecek yabancı uyruklu işçiler hakkında başvuru ve izinlendirme prosedüründeki değişikliklerle ilgili görüşlerini açıkladı.

Tunar: Protesto ediyoruz

Salih Tunar, "Kayıt dışı işçi çalıştırılmasının haksız rekabete neden olduğunu savunan ve işçiliğin kayıt altına alınması için her zeminde çalışan ve katkı koyan Kıbrıs Türk sanayi Odası, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı'nın sivil toplum örgütlerini hem görüş için toplantıya çağırmasını, hem de hiçbir görüş almadan Bakanlığın kendi görüşlerini yürürlüğü koymasını protesto eder" cümlesiyle başladığı basın toplantısında, odanın ekonominin ihtiyaç duyduğu yabancı işçilerin hazırlanacak altyapı sonrası bir düzenleme ile istihdamına taraftar olduğunu kaydetti.

İki bakanlığın farklı uygulamaları

İşvereni çifte beyan verme ve kayıt dışı iş yapmaya iten uygulamalar ortadan kalkmadan ülkenin kanayan yarası kaçak işçi sorununun çözümlenemeyeceğini ifade eden Tunar, bir yıllık uygulamada yaklaşık 35 bin 500 yabancı işçiye çalışma izni verilmesine karşın bunlardan yaklaşık 4 bin 500'ünün sosyal güvenlik sistemine kayıt yaptırmasının nedeninin, Çalışma Bakanlığı ve Maliye Bakanlığı'nın farklı uygulamaları olduğunu savundu.

Salih Tunar, bu konudaki görüşlerini şöyle anlattı:

"İşveren yabancı işçi ile 720 YTL asgari ücret üzerinden sözleşme imzalamakta ve bu sözleşmeyi Çalışma Bakanlığı da kabul etmektedir. İşveren, sosyal güvenlik sistemine bu ücretle bildirim yapıp prim yatırmaya hazırdır. Fakat, Maliye Bakanlığı bu sözleşmede esas olan ücreti kabul etmemekte ve yabancı işçinin 1100 YTL ücret aldığını kabul edip işverenden ödemediği ücretin vergisini talep etmektedir.

İşveren, Çalışma Bakanlığı'na ve Maliye Bakanlığı'na farklı bildirimde bulunmak ve ödemediği ücretin vergisini vermek durumundadır. Bu durum düzelmeden sanayici sosyal güvenlik sistemine yabancı işçinin girişini nasıl yapacaktır?

Sosyal Sigortalar Müdürlüğü, işverenden yabancı işçinin çalışmadığı günleri çalışmış gibi kabul edip, çalışmadığı günler için prim yatırılmasını istemektedir.

Ayrıca işverenin kriz döneminden kalan gecikmiş prim borçları ve cezaları vardır. Elektrik borçları, dövizle konut alanların borçları, cezaları affedilip taksitlendirilirken, sosyal güvenlik borçları için böyle genel bir uygulama yapılmamaktadır. Bu nedenler ortadan kalkmadığı sürece işveren sosyal güvenlik sistemine giriş yapamamaktadır."

Kıbrıs Türk Sanayi Odası Başkanı Salih Tunar, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı'nın dünden itibaren uygulamaya koyduğu yeni sistemde bu bakanlık dahil kamu yönetiminin kendi üzerine düşenleri zamanında yapamayacağını kaydederek, yeni sistemle ilgili eleştirilerini şöyle sıraladı:

Ya kaçak işçi ya üretim yapmama

"Ön izin alma prosedürü uzamıştır, uygulama durdurulmuştur. Fabrikalar ya kaçak işçi çalıştırma veya üretim yapmama ile karşı karşıya bırakılmıştır.

Yeni prosedürde devlet 'düzenleyici ve denetleyici' değil bizzat karar vericidir. Çalışma Dairesi Şube Amirlikleri işverenin çalıştıracağı işçinin niteliği, yeterliliği ve ücreti hakkında karar makamı olmuştur.

Yeni prosedür yol gösteren, sorun çözen bir prosedür değil, yasak koyan, rekabet ortamını karmaşık hale getiren bir sistemdir.

Yeni prosedür işçilik maliyetlerini yükselten ve ithal ürünlerle rekabet şansını ortadan kaldıran bu nedenle üretimi engelleyen bir sistemdir.

Yeni prosedürde işverenin Çalışma Dairesi kayıtlarına başvurup yerli işçi talep etmesi ve yerli işçi bulunmaması halinde yabancı işçi getirmesi yeterli görülmemekte işverene 'gazete ilanı' mecburiyeti getirilmektedir. Yani Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı kendi kayıtlarına güvenmemekte ve kayıtlarını düzenleyemeyeceğini başından kabul etmektedir.

Yeni prosedürde işverenin ücret takdir yetkisi elinden alınmakta ve Çalışma Dairesi Şube Amirlikleri'ne verilmektedir.

Yeni prosedür yabancı işçinin geldiği ülkedeki yasal uygulamalara bakmaksızın KKTC'de uygulanan belgelerin (ustalık belgesi) veya eşdeğerini istemektedir.

Yeni prosedür her yabancı işçi için 200 YTL ile 500 Euro arasında değişen banka teminatı istemektedir. İşverenin yazılı taahütü kabul edilmemektedir. Bu durum maliyetleri artırmakta, işverenin kredi limitlerini doldurmaktadır.

Yeni sistem kaos getirmekte, sanayicimizi iki tercihle karşı karşıya bırakmaktadır: "Kaçak işçi çalıştırarak üretime devam etmek veya üretimi bırakarak ithalatçı olmak."

Kıbrıs Türk Sanayi Odası Başkanı Salih Tunar, dış ticaret açığının 692 milyon dolara çıktığı ülkede hükümetin sanayiciyi üretimi durdurup ithalatçı olmaya zorlamadığını savunarak, hükümetin işverene yasak koymak yerine üzerine düşeni yapmasını istedi ve "Kıbrıs Türk Sanayi Odası Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı'nın yeni prosedürü askıya almaya ve işveren örgütleri ile işbirliği içerisinde bu kanayan yarayı çözmeye davet eder" dedi.

KIBRIS 20/10/05

Eurlings: Türkiye, Rumları dolaylı olarak tanıdı

Avrupa Parlamentosu Türkiye raportörü Camiel Eurlings, Türkiye’nin Ankara Anlaşması ek protokolünü imzalamakla, Kıbrıs Rum Kesimi’ni dolaylı şekilde tanımış olduğunu söyledi.

 

NTV

Güncelleme: 18:35 TSI 20 Ekim 2005 Perşembe

BRÜKSEL - Eurlings, ek protokolün TBMM’de en kısa sürede onaylanması gerektiğini de belirtti.

 

Camiel Eurlings, NTV canlı yayınında yaptığı açıklamada, Türkiye’nin Rum Kesimi’yle ilişkilerini normalleştirmesinin önemine dikkat çekti. Avrupa Birliği’ne üye ülkelerin birbirine tanıması gerektiğini belirten Eurlings, Türkiye’nin ek protokolü imzalamakla Rum Kesimi’ni dolaylı şekilde tanıdığını savundu.

“Türkiye ile Kıbrıs Rum Yönetimi arasındaki ilişkilerin normalleştirilmesi için yaratıcı bir yol bulunmasını umuyoruz” diyen Eurlings, AB’nin de Ada’daki taraflara daha fazla baskı yapması gerektiğini ifade etti. Eurlings, ek protokolün TBMM’de en kısa sürede onaylanması gerektiğinin de altını çizdi.

Talat bir Kırgızmış!

RADİKAL - LEFKOŞA - KKTC'yi ziyaret eden Kırgızistan heyetinin, dün Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'la görüşmede neşeli anlar yaşandı. Heyetin armağan ettiği kaftan, kalpak ve kırbaçtan oluşan kıyafetleri giyen Talat, "Tipimin Orta Asyalılara benzediği söylenir, herhalde bu kıyafet yakıştı" dedi. Heyet üyeleri bu sözlere "Sizin de geçmişiniz Kırgız" diye yanıt verirken, KKTC liderinin "Tüm dünya Kırgız" sözü büyük alkış topladı. Talat, kırbacı incelerken "Bunu daha fazla çalıştırmak için kullanacağız herhalde" diye espri yaptı. KKTC lideri heyete ziyareti için teşekkür ederken, Kırgız heyetin başkanı Arslan Maliev ise Kıbrıs Türk halkının haklı mücadelesine destek verdiklerini belirtti.

21/10/05

 

BMBP'den hükümete destek

YENİ UYGULAMA BEĞENİLDİ... Bu Memleket Bizim Platformu (BMBP), ekonomiyi kayıt altına alma; çalışma yaşamını örgütleme; tüm çalışanları sosyal güvenlik çatısı altına almak amacıyla hükümetin "çalışma izinlerinin verilmesinde" ortaya koyduğu yeni uygulamaya destek verdi

Bu Memleket Bizim Platformu (BMBP), ekonomiyi kayıt altına alma; çalışma yaşamını örgütleme; tüm çalışanları sosyal güvenlik çatısı altına almak amacıyla hükümetin ortaya koyduğu yeni uygulamaya destek verdi.

"Çalışma izinlerinin verilmesinde" hükümetin, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı aracılığıyla bir süre önce başlattığı uygulamaya, BMBP'nin verdiği destek, dün, Kıbrıs Türk Esnaf ve Zanaatkarlar Odası'nda düzenlenen basın toplantısında açıklandı.

Basın toplantısında, BMBP içinde yer alan KTÖS, KTEZO, DEV-İŞ, KTOEÖS, TÜRK-SEN, KTAMS, KTMMOB, EL-SEN, TEL-SEN, KOOP-SEN, GÜÇ-SEN, TIP-İŞ, BEL-SEN, VERGİ-SEN, ÇAĞ-SEN, YÖN-SEN, BASIN-SEN, DAÜ-SEN, DAÜ BİR-SEN, KT PETROL-İŞ ile Mağusa TÜRK GENEL-İŞ isimlerini taşıyan basın açıklaması Esnaf ve Zanaatkarlar Odası Başkanı Hürrem Tulga tarafından okundu.

DEV-İŞ Genel Sekreteri Mehmet Seyis'in konuşmasıyla başlayan basın toplantısı, soruların yanıtlanmasıyla tamamlandı.

Seyis, yasalarda var olan çalışma izni verilmesi sürecindeki yeni uygulamayla hedefin, ekonomiyi kayıt altına almak; çalışanlara sosyal güvenlik sağlamak olduğuna işaret ederek, bugüne kadar olan uygulamalarda, ucuz ve kaçak işçi olayına; kaçak işçilerin sömürülmesine ve asayiş sorunlarına son verilemediğini belirterek yeni uygulamada çalışma izinlerinin ihtiyaca göre verilmesi; çalışanlara sosyal güvenlik sağlanmasının ön görüldüğünü kaydetti ve Hükümetin bu çalışmasına destek verildiğini söyledi.

Seyis, çalışma izni verilmesiyle ilgili yeni uygulamaya verilen desteğin hükümetin tüm politikalarına verilen destek anlamına gelmediğini ifade ederek, Kıbrıs sorunu, AB uyum sürece vb konularda hükümetten farklı düşünceleri olduğunu, BMBP'nin bu konudaki görüşlerini önümüzdeki dönem ortaya koyarak gerekli mücadeleyi vermeye devam edeceğini söyledi.

Tulga

Esnaf ve Zanaatkarlar Odası Başkanı Hürrem Tulga, BMBP içinde yer alan sendika ve odaların imzasın taşıyan bir sayfalık basın bildirisini okudu.

Tulga, çalışma yaşamını kayıt altına almayan; bu alanı örgütlemeyen bir ülkede ekonomiden söz etmemin mümkün olmadığına işaret ederek, yıllardır çalışma yaşamının bilinçli olarak başıboşluğa bırakılarak çökertildiğini söyledi.

Tulga, bu durumun, dışarıya bağımlı Kuzey Kıbrıs'ı, daha da dışarıya bağımlı kıldığını ifade ederek, bunun bir sonucu olarak kamu görevlilerin maaşını ödemek amacıyla fonları kullanılan Sosyal Sigortaların çökertildiğini; çalışanın tamamen güvencesiz ve geleceksiz bırakıldığını kaydetti.

35 bin çalışma izni verilmesinin ülkenin nasıl bir trajik durumda olduğunun açık göstergesi olduğunu savunan Tulga, bu sayının ülkedeki işgücünün (Devlet Planlama Örgütüne göre KKTC işgücü 80-90 bindir) yarısına yakın olduğunu belirtti.

Tulga, gelinen noktanın "Anadolu halkından toplanan vergiler paketlerle gelsin biz de siyasi rüşvetlerle idare edelim" olduğunu iddia ederek bu anlayışın, bugüne kadarki statükoyu besleyen en önemli mantık olduğunu söyledi.

Hürrem Tulga, bu modelin, bugüne kadar ülkede denenen ancak başarılı olamayan bir model olduğuna işaret ederek, "Sonucu birlikte yaşıyoruz. Modelin sonucu büyüyün ülke değil, büyüyen sorunlardır" dedi.

Ülkedeki bürokrasinin varlığı, daireler arası kopukluk, işlemlerin tek elden yürütülmemesi gibi sorunların varlığının gerçek olarak ortada durduğunu kaydeden Tulga, tüm bu sorunların ekonominin kayıt altına alınması amacıyla ortaya konan çabaların engellenmesi için gerekçe olamayacağını vurguladı.

"Okullar, hastaneler, çevre tahribatı, kumarhaneler, insan ticareti, güvenlik, ustalarımızın, üretici gücümüzü oluşturan zanaatkarlarımızın Güney'e kaçışı, göç, bu modelin sonuçlarından başka bir şey değildir" diyen Tulga, hiçbir ülkenin böyle bir modelle kalkınmadığını ileri sürdü.

Tulga, AB içindeki iktidar güçlerini: IMF, Dünya Bankası gibi uluslararası finans kurumlarının bu modeli dayattığını, bu dayatmaya kendi çıkarları açısından da devam edeceklerinin göründüğünü vurgulayarak, "Bunun bilinci içindeyiz" dedi.

Dayatılan modelin ülkelerin geleceğini çalmaya yönelik olduğunu ifade eden Hürrem Tulga'nın okuduğu BMBP basın bildirisinde şöyle denildi:

"BMBP içindeki sendika ve ordalar olarak, temel hedefimiz kendi kendimizi yönetmektir. Bu hedefi gerçekleştirmenin yolu hiç kuşkusuz sağlıklı bir çalışma yaşamı, insanca yaşma koşullarına ve kendi ayakları üzerinde duran bir ekonomiyle mümkündür"

Ortak açıklamada, ekonomiyi kayıt altına alırken, vatandaşlık sorununun, bugüne kadar yapıldığı gibi ekonomi ve çalışma yaşamını kayıt altına alma çabalarıyla karıştırılmadan, ayrıca başka bir yasa çerçevesinde ele alınması gerekliliğini hatırlatılarak, BMBP'nin, ülkedeki işgücünün kayıt altına alınması, ayrımsız tüm insanların sosyal güvence, sağlık ve eğitim hakkının yürürlüğe geçmesi için yapılan çalışmaların yanında olduğu , bu konuda başlatılan ve sürdürülmesi gereken çabaların tümüyle arkasında olduğu vurgulandı.

Hürrem Tulga, bir soruya karşılık, sorunun vatandaşlık sorunu değil, ekonominin kayıt altına alınmasıyla ilgili olduğunu söyleyerek, kayıt altına girmek istemeyenlerin, çarpık düzenden yarar sağlayanlar olduğuna işaret etti.

KIBRIS 21/10/05

 

Hurma Restaurant'ın davası Türkçe ve Rumca olmak üzere iki dilde yürütülecek

Gazimağusa'daki Hurma Restaurant'ın sahibi Hüseyin Çağıner aleyhine eski mal sahibi Rum tarafından açılan tazminat ve malın tahliyesine ilişkin davanın hangi dilde yürütüleceği kesinlik kazandı. Dava, Türk tarafının talep ettiği şekilde Türkçe ve Rumca olmak üzere iki dilde yürütülecek.

TAK muhabirinin Çağıner'in avukatı Hakkı Önen'den aldığı bilgiye göre davanın hangi dilde yürütüleceğine ilişkin karar dün Larnaka Mahkemesi'nde okundu. Karar uyarınca, Türkler de taraf olduğu için, davada hem Türkçe hem de Rumca kullanılacak.

Davacı tarafın davanın Rumca yapılmasına ilişkin talebine, Çağıner'in avukatı itiraz ederek, Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası uyarınca Türklerin taraf olduğu durumlarda Türkçe kullanılması gerektiğini savunmuştu. Davanın hangi dilde yapılacağı karara kalmıştı. Konuyla ilgili 30 Haziran'da yapılan son duruşmanın ardından kararın açıklanması yargıcın talebiyle ileriki bir tarihe ertelenmişti.

Davacı Rum'un avukatı, Kıbrıslı bir Türk'ün müdahil olduğu bir başka davayı örnek göstererek davanın sadece Rumca yapılmasının anayasaya aykırı olmadığını iddia etmiş, Türk tarafı ise anayasa uyarınca davanın Rumca ve Türkçe olmak üzere iki dilde yapılmasını talep etmişti.

Dava henüz teknik aşamada

Eski mülkünü kullandığı gerekçesiyle Mağusa'daki Hurma Restaurant sahibi Hüseyin Çağıner'e "tahliye ve tazminat" davası açan Rum Panos Yoannidis, binanın tahliye edilmesini ve kullanım kaybından dolayı 100 bin ile 250 bin Kıbrıs Lirası arasında tazminat ödenmesini istiyor.

Mahkeme aşamasına gelmiş bireysel mülkiyet davalarının ilkini oluşturan Çağıner Davası'nda, anayasal ve dil sorunuyla ilgili teknik sorunlar nedeniyle henüz davanın özüne başlanamazken, bu gelişmenin ardından mahkemenin duruşma için gün tayin etmesi bekleniyor.

KIBRIS 21/10/05

 

KKTC'den Pakistan'a ikinci kez yardım amaçlı uçak gidiyor

KKTC, Pakistan'a ikinci kez yardım amaçlı uçak gönderiyor. Bu sabah KTHY'ye ait uçakla Pakistan'a gönderilecek yardımlar, Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş'ın başkanlık yapacağı ekiplerce Pakistanlı yetkililere teslim edilecek. 12 Ekim'de Pakistan'a giden sağlık ve yardım ekibi de bu uçakla bugün KKTC'ye dönüyor.

Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş başkanlığındaki heyetle beraber 10 tonluk ilaç, sağlık malzemesi, çadır ve battaniyeyi Pakistan'a götürecek uçak, bugün saat 04.00'te Ercan'dan İslamabad'a hareket edecek.

Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı, GKK ve Sivil Savunma Teşkilat Başkanlığı'nın hazırladığı battaniye, çadır ve tıbbi malzemeden oluşan yaklaşık 10 tonluk yardımı Pakistan'a götürecek uçakta, Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı'ndan bazı daire müdürleri, Sivil Savunma Teşkilat Başkanlığı'ndan 3 kişi ve 8 basın mensubu da olacak.

Başbakanlık Basın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğü'nden yapılan açıklamaya göre hükümetin kararı çerçevesinde 12 Ekim'de Pakistan'a gönderilen 5 kişilik sağlık ekibi ve 12 kişilik arama-kurtarma birliğinden oluşan ekip bugün ülkeye dönecek.

Hükümetin, Pakistan'ın Muzafferabad kentinde bir haftadır yoğun bir şekilde görev yapan KKTC sağlık ve arama-kurtarma ekibini almak üzere Pakistan'a Kıbrıs Türk Hava Yolları'na ait bir uçak göndereceği kaydedilen açıklamada, Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş'ın başkanlık edeceği KKTC heyetinde Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı'ndan Bakanlık Müdürü İsmet Salihoğlu, İlaç ve Eczacılık Dairesi Müdürü Mertdoğan Soyalan ve Yataklı Tedavi Kurumları Dairesi Başhekim Vekili Alper Baydar'ın da yer alacağı bildirildi.

Ercan'dan Pakistan'a gitmek üzere saat 04.00'te havalanacak uçağın, yine bugün saat 17.00'de KKTC'ye dönmek üzere hareket edeceği belirtildi.

KIBRIS 21/10/05