AB’den Kıbrıs’a özel danışman

 

Bir Rum gazetesi, Avrupa Birliği Komisyonu’nun Kıbrıs konusunda özel danışman atayacağını yazdı.

 

NTV

 

 

13 Mart 2005 — Habere göre, Finlandiya’nın Kıbrıs özel temsilcisi Jaako Blomberg, komisyonun Kıbrıs özel danışmanı görevine getirilecek

Rum Fileleftheros gazetesi, Avrupa Birliği Komisyonu’nun, Kıbrıs sorununun çözümüyle ilgili olası müzakerelerde masada özel danışman Blomberg tarafından temsil edileceğini yazdı.
       Gazete, Olli Rehn’in, Blomberg’in özel danışman olarak atanması yönündeki isteğini, birkaç hafta önce Rum Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu’nun da katıldığı bir çalışma kahvaltısında ortaya koyduğunu ve bu şekilde Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos’a ilettiğini yazdı.

 

Abdullah Gül Londra'da

 

Gündemde, Türkiye-AB ilişkileri, Kıbrıs, Irak ve Ortadoğu var



14 Mart, 2005 09:05:00 (TSİ) CNN TURK

Resmi temaslarda bulunmak üzere Londra'ya giden Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, İngiltere Dışişleri Bakanı Jack Straw'la görüşecek. Görüşmenin gündeminde, Türkiye-AB, Kıbrıs, Irak ve Ortadoğu sorunu var.

Dışişleri Bakanı Gül İngiltere'nin başkenti Londra'da yaptığı açıklamada, Avrupa Birliği ile ilişkilerin geliştirilmesi için hazırlıklara şimdiden başladıklarını söyledi.
 
Gül, bugün önce İngiliz yatırımcılara hitap edecek, ardından dü Straw'la biraraya gelecek. Gündemde, Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliğinin yanısıra, Ankara Anlaşması'nın kapsamını genişleten ek protokol, Irak ve Ortadoğu var.
 
Abdullah Gül, görüşmenin ardından London School of Economics'de, 'Türkiye ve Avrupa Birliği' konulu bir konferans verecek. Ayrıca, 'Türkler: Bin Yıllık Yolculuk' sergisiyle İslam Araştırmaları Merkezi'ni ziyaret edecek.

 

Aziz Nikola kilisenin önüne dikilecek

DYP Lideri Mehmet Ağar, partisine bağlı Demre (Kale) Belediye Başkanı'nın söktürdüğü heykel olayına el koydu.

DOĞRU Yol Partisi Genel Başkanı Mehmet Ağar, Antalya’nın Kale (Demre) İlçesi’nde DYP’li Belediye Başkanı Süleyman Topçu tarafından yerinden sökülerek yerine ‘Noel Baba’ heykeli konulan ‘Aziz Nikola’ heykelinin, beldedeki kilisenin önüne dikileceğini açıkladı. Ağar, ‘Ortada bir kriz yok. Rusya bizim dostumuz ve Antalya’ya Rusya’dan büyük turist akını vardır. Heykel kilise ile bütünleştirilecek. Bu yeni düzenleme turist akınını da artıracaktır diye düşünüyorum’ dedi.

Rusya’da açılan kampanyada toplanan paralarla 5 yıl önce Antalya’nın Kale Beldesi’ne ‘Aziz Nikola’ anısına diktirdikleri heykelin DYP’li Belediye Başkanı tarafından kaldırılmasına ilişkin Hürriyet’in sorularını yanıtlayan Mehmet Ağar şunları söyledi:

BAŞKANLA GÖRÜŞTÜM

‘Belediye başkanıyla görüştüm. Biz, bütün dünyadaki semavi dinlere ve onların yaptıklarına saygılıyız. Demre turistik bir kasabamız. Burada platform daha iyi bir yere, kilisenin önüne getiriliyor ve heykel de onun üzerine konulacak. Böylece kiliseyle bütünleştirilecek. Hiçbir problem yok. Bu konuda, belediye meclisi kararını da arkadaşlar salı günü yapılacak toplantıda çıkaracaklarını söylediler. Ben burada bir problem görmüyorum. Daha iyi bir noktaya da getiriyorlar. Rusya bizim dostumuz. Hiç bir kriz olması mümkün değil. Fevkalade iyi ilişkilerimiz vardır. Rusya’dan Antalya’ya büyük turist akını vardır. Belki de bu düzenleme turist akınını da artıracaktır diye düşünüyorum.’  

HURRIYET 14/03/05

Ürgüp’e dikelim

Turan YILMAZ / ANKARA

DYP’li Demre Belediyesi’nin söktüğü Aziz Nikola heykeline Ürgüp Belediyesi talip oldu. İlk Hıristiyanların yaşadığı Kapadokya’nın Ortodoksların da önemli merkezlerinden olduğunu belirten Ürgüp Belediye Başkanı CHP’li Bekir Ödemiş, ‘Ruslar da Ortodoks olduğu için, heykelin ilçemize dikilmesi daha anlamlı olur’ dedi.

ANTALYA’nın DYP’li Kale (Demre) Belediyesi’nin söktüğü Aziz Nikola (Noel Baba) heykeline, Ürgüp Belediyesi talip oldu. Ürgüp Belediye Başkanı CHP’li Bekir Ödemiş, ‘Kapadokya Bölgesi ilk Hıristiyanların yaşadığı yerdir. Ayrıca burası Ortodoksların da merkezidir. Ruslar da ortodoks olduğu için, Aziz Nikola Heykeli’nin Kapadokya Bölgesi’ne dikilmesi çok daha anlamlı olacaktır’ diye konuştu.

Rusların çok önem verdiği din adamlarından Aziz Ohannes’in, Osmanlı-Rus savaşında esir düştükten sonra Ürgüp’ün köklü ailelerinden Esat Ağalar’ın yanında seyis olarak çalıştığını da söyleyen Ödemiş şöyle dedi:

‘Aziz Ohannes, ölünce burada toprağa verildi. Ancak 1924 yılındaki mübadele sırasında, buradaki Rumlar Yunanistan’a giderken, mezarını da Trokoti Kenti’nde götürdüler. Bu kentte her yıl 27 Mayıs’ta yapılan ayine 800 bin kişinin katılıyor’

ONORE EDELİM

Yine her yıl 27 Mayıs’da Fener Rum Patriği Bartholemeos’un da Ürgüp’e gelerek burada bir ayin yaptığını belirten Ödemiş, ‘Aziz Nikola Heykeli’nin Türkiye’de sergilenmesi gereken yer burasıdır. Heykelin Kapadokya Bölgesi’ne dikilmesi, hem heykelin sökülmesinden ötürü üzülüp rahatsız olan Rusları onore etmiş olacak, hem de her yıl Türkiye’ye 1 milyonun üzerinde turist gönderen Ruslar açısından bölgemizi önemli bir ziyaret merkezi haline getirecektir. Biz de kendilerine en iyi şekilde ev sahipliği yaparız’ dedi.

DEMRE’DEN İSTERİM

Ödemiş, Hürriyet’in sorusu üzerine heykeli söktürdüğü için Ruslar’ı ayağa kaldıran Demre Belediye Başkanı Süleyman Topçu ile de görüşerek Kapadokya Bölgesi’ne dikilmek üzere heykeli isteyeceğini söyledi.

Düzeltme ve özür

Gazetemizde dün yayınlanan ‘Noel Baba zirvesi’ başlıklı haberde DYP’den seçilen Kale (Demre) Belediye Başkanı Süleyman Topçu, yanlışlıkla ‘AKP’li’ olarak yazılmıştır. Düzeltir, özür dileriz.  

 

 

HURRIYET 14/03/05

"Kıbrıs sorununu" masaya yatıracaklar

ÖNEMLİ GÖRÜŞME... Londra'ya giden Türkiye Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, İngiltere Dışişleri Bakanı Jack Straw'la görüşecek. Gül, bugün Straw'la görüşmesinden önce İngiliz yatırımcılara da hitap edecek. Gül'ün gündeminde Kıbrıs sorununun yanı sıra Türkiye-AB ilişkileri, Irak ve Ortadoğu sorunu da bulunuyor

Resmi temaslarda bulunmak üzere Londra'ya giden Türkiye Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, İngiltere Dışişleri Bakanı Jack Straw'la bir araya gelecek. Gül-Straw görüşmesinin gündeminde, Türkiye-AB, Kıbrıs, Irak ve Ortadoğu sorunu bulunduğu bildirildi.

Türkiye Dışişleri Bakanı Gül, İngiltere'nin başkenti Londra'da yaptığı açıklamada, Avrupa Birliği ile ilişkilerin geliştirilmesi için hazırlıklara şimdiden başladıklarını söyledi.

Gül, bugün önce İngiliz yatırımcılara hitap edecek, ardından Straw'la bir araya gelecek. Gündemde, Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliğinin yanı sıra, Ankara Anlaşması'nın kapsamını genişleten ek protokol, Irak ve Ortadoğu var.

Abdullah Gül, görüşmenin ardından London School of Economics'de, 'Türkiye ve Avrupa Birliği' konulu bir konferans verecek. Ayrıca, 'Türkler: Bin Yıllık Yolculuk' sergisiyle İslam Araştırmaları Merkezi'ni ziyaret edecek.

"Uçuşlar gündeme gelecek"

Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, daha önce yaptığı açıklamada, Türkiye Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ile İngiltere Dışişleri Bakanı Jack Straw'un 14 Mart'ta bir araya geleceğini ve "uçuşlar" konusu olmak üzere, Kıbrıs sorununu "masaya yatıracaklarını" bildirmişti.

 KIBRIS 13/03/2005

Bir sektör çöküyor

SATIŞLAR DURGUNLAŞTI... Ülke genelinde, satışları rekor dereceye uzanan ev ve dairelere son aylarda talep azaldı. 24 Nisan 2004'te gerçekleştirilen referandumdan sonra, özellikle İngilizlerin rağbet gösterdiği ev ve daire satışlarında gerileme dönemi yaşanmaya başladı

NEDENİ "LEASE HOLD" VE KDV... Geçmiş döneme oranla satışlarda meydana gelen düşüşe gerekçe olarak, "hükümetin, 'Lease Hold', yani uzun vadeli kiralama önerisini gündeme getirip, daha sonra da geri çekmesi ve yabancıların mal alımında maliyeye ödediği KDV oranının yüzde beşten, 15'e çıkarılması" gösteriliyor

EMLAK VE İNŞAAT ŞİRKETLERİ DOĞRULUYOR... Emlak ve inşaat şirketleri, 65 bin sterlin ile 180 bin sterlin arasında değişen müstakil ev ve lüks villalarla, fiyatları 40 bin sterlinle 70 bin sterlin arasında değişen, durumuna göre ise 120 bin isterline kadar çıkabilen daire satışlarında duraksama yaşandığını doğruladı

Fazile KÖLE

Satışları "rekor" denecek düzeyde artan, ülkenin "lokomotif sektörü" haline gelen inşaat patlamasında ciddi bir gerileme yaşanıyor. İnşaat sektörü ve sektörün beslediği yaklaşık 40 yan sektör ciddi sıkıntılar yaşamaya başladı. Hükümetin sektörü disiplin altına alma girişimi ve yabancılara mal satışında dolaylı olarak "zorlama" getirmesi, talebin azalmasına neden oldu. Bir diğer neden de Rumların, mal alan İngiliz aileler üzerinde baskı oluşturma çabası...

24 Nisan 2004 referandumundan sonra, özellikle yabancı uyruklu kişiler tarafından rağbet gören ev ve daire satışlarında gerileme dönemine girildi. Ülke ekonomisine ciddi anlamda destek sağlayan sektörde meydana gelen gerilemenin, yabancıların mal alımını düzenleyen önerilerin gündeme getirilmesi ve görüşmeye açılmadan geri alınmasından kaynaklandığı söyleniyor.

Hükümetin, kısa süre önce "Lease Hold", diğer bir ifadeyle "uzun vadeli kiralama taslağını" gündeme getirip daha sonra da geri çekmesi ve yabancıların mal alımında ödediği KDV oranının yüzde beşten 15'e çıkarılmasının sektöre darbe vurduğu belirtiliyor.

İnşaat sektörünün son durumu ile ilgili KIBRIS'a bilgi veren Emlakçılar Birliği Genel Sekreteri Aykut Masar, ev ve daire satışlarında eskiye oranla bir durgunluk yaşandığını doğruladı. Masar, satışların azalmasının hükümetin Lease Hold önerisini gündeme getirmesi ve daha sonra geri çekmesinin yaratmış olduğu olumsuzluktan dolayı kaynaklandığını söyledi.

Müteahhitler Birliği Başkan Yardımcısı Cafer Gürcafer de Güney Kıbrıs'ta İngiliz bir kadına Rum malı tutuğu gerekçesiyle açılan davada, Rum mahkemesinin tutumunun İngiliz alıcılar üzerinde kuşku ve olumsuzluk yarattığını ve bununda satışları azalttığını belirtti.

Satışların durumu ile ilgili KIBRIS'a bilgi veren bazı emlak ve inşaat şirketleri de fiyatların 65 bin sterlin ile 180 bin sterlin arasında değişen müstakil ev ve lüks villalarla, fiyatları 40 bin sterlinle 70 bin sterlin arasında değişen durumuna göre ise 120 bin isterline kadar çıkabilen daire satışlarında duraksama yaşandığını doğruladı.

Masar: Üç sebep

Emlakçılar Birliği Genel Sekreteri Aykut Masar, alımların en fazla İngilizler tarafından yapıldığını söyleyerek, satışların azalmasının üç sebebe bağlı olduğunu vurguladı.

Masar, hükümet tarafından "Lease Hold" ismi verilen ve yabancılara uzun vadeli konut kiralama koşulunu koyan önerinin gündeme getirilmesi ve önerinin görüşülmeden düşmesinin yabancı alıcılarda olumsuzluk yarattığını belirtti.

Masar ayrıca, Güney Kıbrıs'ta Rum malı alan İngiliz bir bayana açılan davada, Rum mahkemesinin kullandığı ifadelere İngiliz hükümeti ve Türkiye'den açıklama getirilmesine karşın, KKTC hükümetinden açıklama yapılmamasının İngilizler üzerinde kuşku bıraktığını söyledi.

Aykut Masar sözlerine şöyle devam etti:

"Geçmiş yıllara göre son bir yılda yabancıların ev satın alabilmeleri için verilen izinler az denecek kadar düştü. Lease Hold, yani uzun vadeli kiralama konusunun gündeme getirilerek, satışların da dolaylı düşmesi yabancılar üzerinde büyük bir güvensizlik oluşturdu. Bu tamamen ev satışlarına darbe vurdu.

Bununla birlikte, yabancıların mal alımında maliyeye ödedikleri yüzde beş olan KDV oranının yüzde 15'e çıkarılması büyük bir tepkiye neden oldu. KDV'nin yüzde 15 olması demek evin fiyatının yüzde 10 artması anlamı taşıyor."

Gürcafer: Satışlar durmamalı...

Müteahhitler Birliği Başkan Yardımcısı Cafer Gürcafer, ev alımında yabancılara yönelik KDV oranının yükseltilmesi ile Güney Kıbrıs'taki mahkemenin etkisinin, satışlarda duraklama ile sonuçlandığını söyledi.

Gürcafer, satışların durgunlaşmasına, söz konusu olayların sebebiyet verdiğini yineleyerek, satışlarda eskisi gibi canlanma olacağına inandığını belirtti.

Bununla birlikte, inşaat sektörünün kontrolsüz büyümesinin endişe yarattığını anlatan Gürcafer, ev ve dairelerin kalitesinin hızla düştüğünü ve buna bağlı olarak da satışlarda dolandırıcılığın da çoğaldığını belirtti.

Sektörde yaşanan durgunluğun ayrıca, gösterilen talebin üstünde ev yapılmasından kaynaklandığını da söyleyen Gürcafer, kaçak inşaatlarında son zamanlarda artış gösterdiğini ve bunun da olumsuzluklara neden olduğunu vurguladı.

Müteahhitler Birliği olarak, inşaatların kalitesini artırmak ve kaçak inşaatların yapımını önlemek için yasalar olduğunu belirten Gürcafer, yasalar doğrultusunda müteahhitlik karnesi alan şirketleri denetlediklerini söyledi.

Ev ve daire satışlarının gerilemesine engel olunması gerektiğine inandıklarını belirten Gürcafer, ülkenin ve turizmin alt yapısı hazırlanana kadar, hükümetle sivil toplum örgütlerinin sektörün ilerlemesini sağlaması gerektiğini vurguladı.

İnşaat sektörünün ülke ekonomisini ciddi anlamda ayakta tuttuğunu söyleyen Gürcafer, sektörün kontrol altına alınması gerektiğini belirtti.

Emlak ve inşaat şirketleri durgunluktan şikayetçi

KIBRIS'a bilgi veren bazı emlak ve inşaat şirketleri de son aylarda ev ve daire satışlarında gerileme yaşandığını doğruladı.

Eskiye oranla satışların durgunlaştığını söyleyen iş sahipleri, ev ve daire satın almak isteyenlerin söz konusu olaylara rağmen zaman zaman alım yaptığını belirtti.

Fiyatlar konusunda da kolaylıklar sağlandığını söyleyen şirket yetkilileri, alımların çoğunlukla İngilizler tarafından yapıldığını belirtti.

Özellikle İngilizlerin, dubleks ev veya lüks villalara rağbet gösterdiğini belirten yetkililer, ülkemizde yeni evleneceklerle, ev almak isteyenlerin fiyatları daha makul olan dairelere yöneldiklerini söyledi.

Satışlarında durgunluk yaşanan konutların fiyatları konusunda da bilgi veren emlak ve inşaat sektörüne hizmet verenler, dubleks evle lüks havuzlu villaların 65 bin sterlinden başlayıp 180 bin sterline kadar çıktığını, dairelerinde 40 bin sterlinden başlayıp durumuna göre 120 bin sterline kadar yükseldiğini belirtti.

KIBRIS 13/03/2005

Türkiye önümüzdeki hafta protokolü imzalayacak

"İMZALANMAZSA, VETO UYGULANIR"... Rum AB Milletvekili Matsis, Türkiye'nin protokolü önümüzdeki hafta imzalayacağını söyledi. Matsakis, "protokolün Türkiye tarafından parafe edilmesinin yeterli olmayacağını, protokolün daha sonra imzalanması ve uygulamaya konulmasının da gerekli olduğunu" ifade ederek, Papadopulos'un protokolün 3 Ekim'e kadar imzalamaması durumunda veto uygulayacağını vurguladı

Rum AB Milletvekili Yannakis Matsis, Türkiye'nin protokolü önümüzdeki hafta imzalayacağını söyledi.

Matsakis, "protokolün Türkiye tarafından parafe edilmesinin yeterli olmayacağını, protokolün daha sonra imzalanması ve uygulamaya konulmasının da gerekli olduğunu" ifade ederek, Rum yönetimi başkanı Papadopulos'un Türkiye'nin protokolü 3 Ekim tarihine kadar imzalamaması durumunda veto uygulayacağını açıklamış olduğunu da vurguladı.

Fileleftheros Politiki ekinde, Rum AB Milletvekili Yannakis Matsis ile gerçekleştirdiği röportaja yer verdi.

Matsis röportajında, "Türkiye'nin Gümrük Birliği'nin genişletilmesine ilişkin protokolü imzalamasına karşılık olarak AB ile KKTC arasında doğrudan ticaretin gerçekleşmesinin kabul edilmesinin hata olacağını, çünkü Rum yönetiminin görmezden gelinmesi ve AB ile KKTC arasında doğrudan ticaretin başlamasının taksim niteliği taşıdığını" söyledi.

Matsis ayrıca, "geçtiğimiz perşembe günü AB-Türkiye Karma Parlamento Komitesi'ndeki AB Komisyonu Temsilcisi Alen Servandi'ye, Türkiye'nin protokolü ne zaman imzalayacağı sorusunu yönelttiğini, Servandi'nin ise; Troyka'nın Türkiye'deki temaslarının ardından kendisine ulaşan bilgilere göre Türkiye'nin protokolü önümüzdeki hafta imzalayacağını ifade ettiğini" söyledi.

Matsakis, "protokolün Türkiye tarafından parafe edilmesinin yeterli olmayacağını, protokolün daha sonra imzalanması ve uygulamaya konulmasının da gerekli olduğunu" ifade ederken, Rum yönetimi başkanı Tasos Papadopulos'un 17 Aralık zirve toplantısında veto uygulamadığını ancak Türkiye'nin protokolü 3 Ekim tarihine kadar imzalamaması durumunda veto uygulayacağını açıklamış olduğunu da vurguladı.

KIBRIS 13/03/2005

AB Komisyonu, "Kıbrıs Özel Danışmanı" atıyor

FİNLANDİYALI JAKO BLOMBERG... Avrupa Birliği (AB) Komisyonu, Finlandiya Dışişleri Bakanlığı'nın Eski Müsteşarı ve Finlandiya'nın Kıbrıs Özel Temsilcisi Jaako Blomberg'i, komisyonun "Kıbrıs Özel Danışmanı" görevine getiriyor. AB Komisyonu, Kıbrıs sorununun çözümüyle ilgili olası müzakerelerde masada özel danışmanı Blomberg tarafından temsil edilecek

Avrupa Birliği (AB) Komisyonu'nun, Finlandiya Dışişleri Bakanlığı'nın Eski Müsteşarı ve Finlandiya'nın Kıbrıs Özel Temsilcisi Jaako Blomberg'i, komisyonun "Kıbrıs Özel Danışmanı" görevine getireceği bildirildi.

Güney Kıbrıs'ta yayımlanan Fileleftheros gazetesi, Jaako Blomberg'in, komisyonun Kıbrıs sorunuyla ilgili özel danışmanlığını üstleneceğini ve AB Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn'in, Blomberg'i "Kıbrıs Özel Danışmanı" olarak atamak istediğini Rum Yönetimi'ne ilettiğini duyurdu.

Haberde, AB Komisyonu'nun, Kıbrıs sorununun çözümüyle ilgili olası müzakerelerde masada özel danışmanı, yani Blomberg tarafından temsil edileceği kaydedildi.

"Blomberg'in, Brüksel'in Kıbrıs konusunda üstlenmeyi arzuladığı rolü üstlenmesinin de öngörüldüğünü" yazan gazete, "Bu öngörünün, Blomberg'in daha önce de özellikle AB-Güney Kıbrıs arasında AB müzakerelerinin başlamasıyla ilgili kararın alınacağı dönemde ve Türkiye'nin aday ülke olarak tanındığı 1999 Helsinki kararlarında, Kıbrıs sorunuyla uğraşmasına dayandığını" belirtti.

Gazete, Olli Rehn'in, Blomberg'i özel danışman olarak atanması yönündeki isteğini birkaç hafta önce, Rum Dışişleri Bakanı Yorgos Yakovu'nun da katıldığı bir çalışma kahvaltısında ortaya koyduğunu ve bu şekilde Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'a ilettiğini yazdı.

KIBRIS 13/03/2005

Talat ağır basıyor!...

Girne’den 8 yurttaşla konuştuk... “Cumhurbaşkanı kim olacak” sorumuza 5 yurttaş ‘Mehmet Ali Talat’ dedi. 2 yurttaş Dr. Derviş Eroğlu. 1 vatandaşımız da Talat ile Eroğlu’nun ikinci tura kalacağını söyledi.

 

 

Yurttaşın yeni Cumhurbaşkanı’ndan en önemli ve neredeyse tek beklentisi, Kıbrıs sorununun çözümü. Bir diğer beklenti, bozulan nüfus yapısının önüne geçilmesi, “kayıt dışı” yaşama bir son verilmesi...


Sorular

1- Cumhurbaşkanlığı adayları hakkında ne düşünüyorsunuz?

2- Sizce kim cumhurbaşkanı olacak?

3- Yeni Cumhurbaşkanı’nın önceliği sizce ne olmalı?


Fayka ARSEVEN

17 Nisan’da yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimi için adaylar dün kesinleşirken, vatandaşlar Cumhurbaşkanlığı adaylarından çok da memnun değil...

Girne halkıyla yaptığımız röportajlarda vatandaşlar  Mehmet Ali Talat’ı Cumhurbaşkanı olarak görmek istediklerini söylerken, diğer adayların ‘abes’ olduğunu ifade etti.

Vatandaşlar, 17 Nisan’dan sonra göreve gelecek olan cumhurbaşkanından öncelikle ‘Kıbrıs sorunundaki çözümsüzlüğü” sona erdirmesini talep ederken, özellikle “kaçak işçi” sorunu ve bozulan nüfus yapısına da çözüm üretmesini istedi.

 

Tuncay Karata

1-Mehmet Ali Talat dışında adaylar zayıf. UBP ile DP’den daha güçlü aday çıkarmasını bekliyordum.

2-Mehmet Ali Talat

3-Çözümsüzlüğe çözüm getirsin. Rum tarafının referandumdaki hayırı bizi pasif yaptı. Bunu aşmamızı sağlasın.

 

Ertuğrul Gardiyanoğlu

1-Adaylar değerli kişiler. Derviş Eroğlu ve Mustafa Arabacıoğlu yıllardır Kıbrıs Türkü için çalıştı.

2-Mehmet Ali Talat

3-Kıbrıs sorununu çözmesini istiyorum

 

Havva Öztosun

1-Adaylar iyi ama AB konusunda Mehmet Ali Talat dışında tecrübeleri yok.

2- Mehmet Ali Talat

3-Çözümsüzlüğü çözsün!

 

Aslan Veli

1-En iyi aday Derviş Eroğlu. Diğerlerinin neler yapabileceğini gördük.

2-Derviş Eroğlu

3-Türkiye göçmenlerinin sorunlarını çözsün

 

Mehmet Yalçın

1-Keşke ben de aday olsaydım. Bizim kaderimizle oynuyorlar hadlerini bilsinler.

2-Eroğlu ve Talat ikinci tura kalacak.

3-Kıbrıs sorununun çözümü!

 

Ayşegül Baz

1-Adaylar bir iki aday dışında beklediğimiz kadar iyi değil.

2- Derviş Eroğlu

3- Trafik sorunu

 

Ercan Benöz

1-Hiçbiri benim adayım değil. Ben mecliste partisini tek milletvekili ile temsil eden Mustafa Akıncı’nın adaylığını koymasını istiyordum.

2-Mehmet Ali Talat

3-Türkiye’den taşıma halka çözüm bulmasını istiyorum. Ayrıca artan yapılaşmaya bir çözüm üreterek, Halkla İlişkiler Bakanlığı veya komisyonu gibi bir birim kurulması için çalışma yapmasını istiyorum.

 

Oral Arsal

1-Mehmet Ali Talat dışındaki adayların aday olması abes.

2-Mehmet Ali Talat

3-Çözümsüzlüğü çözsün.

 

Lefkoşa sakinlerine Cumhurbaşkanı adaylarını ve beklentilerini sorduk:

 

“Yeni Cumhurbaşkanı Kıbrıs sorununu çözsün!”

 

Sorular

1- Cumhurbaşkanlığı adayları hakkında ne düşünüyorsunuz?

2- Sizce kim cumhurbaşkanı olacak?

3- Yeni Cumhurbaşkanı’nın önceliği sizce ne olmalı?

 

 

** Lefkoşa’da “Cumhurbaşkanı kim olacak” sorumuza 5 yurttaşımız “Mehmet Ali Talat” dedi. 2 yurttaş, seçimin Talat ile Eroğlu arasında “ikinci tur”a kalacağını söylerken, 1 yurttaş da “Eroğlu” yanıtını verdi.

 

 

Zahide KABARAN

 

Alev Gönülaçar

1-Hepside birbirinden değerli siyasetçiler.

2-Mehmet Ali Talat cumhurbaşkanlığını kazanacak

3-Yeni Cumhurbaşkanımızdan yıllardır çözülmeyen Kıbrıs sorununu çözmesini istiyoruz.

 

 

Hüseyin Peynirci

1-Bence açıklanan cumhurbaşkanı adaylarının % 90’ı kötü.

2-Mehmet Ali Talat cumhurbaşkanı olacak.

3-Kıbrıs sorununun çözümünü istiyoruz.

 

 

Kamil Göktaş

1-Cumhurbaşkanı adaylarından beni sadece Derviş Eroğlu ilgilendiriyor.Diğer adaylar beni ilgilendirmez.

2-Bana göre Mehmet Ali Talat’la, Derviş Eroğlu yarışacak.Ve kimin kazancağı ikinci turda belli olacak.

3-Kim cumhurbaşkanı olursa olsun, Türkiye’nin dediği olacak, Türkiye’nin istediği sorunlar çözülecek.

 

 

Mehmet Göktaş

1-Açıklanan cumhurbaşkanılığı adaylarından bence Derviş Eroğlu birinci sıradadır.

2-Mehmet Ali Talat’la Derviş Eroğlu yarışacak ve kimin kazanacağı 2. turda belli olacak.

3-Benim yeni seçilecek cumhurbaşkanı adayından en büyük beklentim, bayrağımızı ve bağamsızlığımızı korumasıdır.

 

 

Altan İnce

1-İsimleri açıklanan cumhurbaşkanı adaylarından çok memnunuz.

2-7 tane cumhurbaşkanı adayı açıklandı, bence bundan dolayı oylar parçalanacak.Bu nedenle ben Mehmet Ali Talat’ın şansını az görüyorum.Bana göre Derviş Eroğlu kazanacak.

3-Kıbrıs sorunu

 

 

 

Nurdan Çıraklı

1-İsimleri açıklanan cumhurbaşkanı adaylarından memnunuz.

2-Bana göre seçimi Mehmet Ali Talat kazanacak.

3-Kıbrıs sorunu

 

Osman Sakallı

1-Cumhurbaşkanı adayları açıklandı. Ben daha ciddi adayların olması beklerdim. Açıklanan adaylara bakılınca bende adaylığımı koyabilirdim diye düşünüyorum. Açıklanan adayların yarısından memnunum, yarısından değilim.

2-Bu adayların içinde son seçimleride göz önünde tutarsak, benim tahminime göre Mehmet Ali Talat cumhurbaşkanı olacak.

3-Kıbrıs sorunundan önce yeni cumhurbaşkanının, Kıbrıs’ın iç sorunlarını düzeltmesini istiyorum. Halkımız bu kadar yıldırdüzeltilmesini istediği birçok konu var. Temizlikten tutunda, belediye hizmetlerine kadar, kimlikle ülkemize girişe kadar birçok soruna çözüm bulunmasını istiyoruz.

 

 

Bülent Özkan

1-Tüm adaylar için hayırlı olsun.

2-Bana göre Mehmet Ali Talat kazanır.

3-Kıbrıs sorunun çözülmesini istiyorum.

 YENIDUZEN 13/03/2005

 

İzolasyonlara taktılar!


Güney Kıbrıs Rum yönetiminin, Kıbrıslı Türklere uygulanan izolasyonların kaldırılması girişimlerini etkisiz kılmak için çok yakında ''karşı atağa geçeceği'' bildirildi.
Rum Simerini gazetesinin, Rum hükümet yetkililerine dayanarak verdiği habere göre, Rum yönetimi, özellikle izolasyonların kaldırılmasına yönelik İngiltere ve ABD politikalarını doğrudan yanıtlamaya karar verdi.
Rum yönetimi, basına dağıtacağı ''bilgilerle'' Kıbrıslı Türklerin tecrit edildiğinin ''bir masal olduğunu'' ve ''Kıbrıslı Türklerin tecridinden sadece Türk 'işgalinin' sorumlu olduğunu'' iddia edecek. Uluslararası kamuoyunu bu yönde ikna etmeye çalışacak Rum yönetimi, ''Son iki yılda Kıbrıslı Türklere 200 milyon doların üzerinde bir katkıda bulunduğunu'' öne sürecek.
Rum yönetimi, ''23 Nisan 2003'te kapıların açılmasından sonra KKTC'ye geçen Rumların KKTC'deki harcamaları, Güney Kıbrıs'ta çalışan Kıbrıslı Türklerin gelirleri, Kıbrıslı Türklerin Rum Sosyal Sigorta Dairesi'nden sağladığı gelirler, sağlık alanında Kıbrıslı Türkler için yapılan harcamalar, Yeşil Hat Tüzüğü ile Rum yönetiminin ticaret konusunda aldığı tedbirler ve bunun Kıbrıs Türklerine getirdiği yararlar ve Kıbrıslı Türklerin Güney Kıbrıs'taki seyahatleri için harcanan paralarla ilgili dökümler yayımlayacak ve Kıbrıslı Türklerin tecridinin doğru olmadığını'' savunacak.
Rum yönetimi, ''23 Nisan 2003-31 Aralık 2004 arasında Kıbrıslı Türklerin 200 milyon doların üzerinde bir yardım gördüğünü ve AB'nin 259 milyon euro'sunun Kıbrıslı Türklere verilmesini önleyenlerin Türkiye ve KKTC Başbakan Mehmet Ali Talat olduğunu'' da iddia edecek.(AA)

YENIDUZEN 13/03/2005

 

Türkiye, imzalıyor! 

Ankara’nın Avrupa Birliği  ek protokolünü önümüzdeki hafta parafe edeceği ifade edildi.
Avrupa Birliği Troykası, Türkiye’nin gümrük birliği ek protokolünü imzalamasını istemiş, Ankara ise kuzey Kıbrıs ile serbest ticaretin başlaması ve Kıbrıs Türkü üzerindeki izolasyonların kaldırılmasını öne sürerek ek protokolü imzalamayı reddetmişti.
Türkiye Başbakanı Recep Tayyip  Erdoğan konu ile ilgili açıklamasında Türkiye’nin ek protokolü imzalamasının Güney Kıbrıs’ı tanıma anlamına gelmeyeceğini açık bir şekilde dile getirmişti.
Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ise Türkiye’nin ek protokolü imzalaması halinde Kuzey Kıbrıs ile serbest ticaretin başlatılmasından endişe duyduğunu dile getirdi. Rum AB Milletvekili Yannakis Matsis yaptığı açıklamada “Türkiye’nin Gümrük Birliği’nin genişletilmesine ilişkin protokolü imzalamasına karşılık olarak Avrupa Birliği ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti arasında doğrudan ticaretin gerçekleşmesinin kabul edilmesi hata olur” dedi.
Matsis, Rum Yönetimi’nin görmezden gelinmesi ve Avrupa Birliği ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti arasında doğrudan ticaretin başlamasının taksim niteliği taşıdığını öne sürdü.
Matsakis, “protokolün Türkiye tarafından parafe edilmesinin yeterli olmayacağını, protokolün daha sonra imzalanması ve uygulamaya konulmasının da gerekli olduğunu” ifade etti.
Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos’un 17 Aralık zirve toplantısında veto uygulamadığını ancak Türkiye’nin protokolü 3 Ekim tarihine kadar imzalamaması durumunda veto uygulayacağını açıklamış olduğunu da vurguladı.(brtk)

YENIDUZEN 13/03/2005

Propaganda 22 Mart'ta başlıyor!

 

17 Nisan’da yapılacak Cumhurbaşkanlığı Seçimi’ne katılacak adaylar için Yüksek Seçim Kurulu’na itiraz süresi dün doldu. Adaylara itiraz olmadı.

 

Sandık seçmen listeleri de askıya alındı. Propaganda dönemi 22 Mart’ta başlayacak.

 

17 Nisan’da yapılacak Cumhurbaşkanlığı Seçimi’ne katılacak adaylar için Yüksek Seçim Kurulu’na itiraz süresi dün doldu. Adaylara önceki gün itirazda bulunulmazken, adaylara dün saat 17.00’ye kadar itiraz edilebilecekti. Sandık seçmen listeleri de dün askıya alındı. 19 Mart’a kadar askıda kalacak olan sandık seçmen listelerine itirazlar çalışma günlerinde 17.30 ile 18.30 saatleri arasında, diğer günlerde ise 09.00 ile 10.00 saatleri arasında ve 17.30’dan 18.30’a kadar yapılabilecek.

Cumhurbaşkanlığı için toplam 9 aday yarışıyor. Seçime, CTP/BG’den Mehmet Ali Talat, DP’den Mustafa Arabacıoğlu, UBP’den Derviş Eroğlu, TKP’den Hüseyin Angolemli, YP’den Nuri Çevikel, KSP’den Zehra Cengiz ve bağımsız olarak Zeki Beşiktepeli, Arif Salih Kırdağ ile Ayhan Kaymak katılacak. Adaylar 20 Mart Pazar günü kesinleşecek ve YSK tarafından 21 Mart Pazartesi günü ilan edilecek. Cumhurbaşkanlığı Seçimi için propaganda dönemi de, 22 Mart’ta başlayacak ve 16 Nisan’da sona erecek. Bu arada, seçimlerle ilgili kamuoyu yoklamaları ve araştırmalar ise 2 Nisan’dan sonra yayınlanamayacak.

 

Yerel kuruluş organları ara seçimleri

Öte yandan 17 Nisan’daki Cumhurbaşkanlığı Seçimi ile aynı günde yapılacak Yerel Kuruluş Organları Ara Seçimleri için bağımsız ihtiyar heyeti üyeliği adaylarına itiraz süresi de bugün doluyor. İlan edilen adaylara dün herhangi bir itirazda bulunulmazken, adaylara bugün saat 17.00’ye kadar itiraz yapılabilecek.

Yerel Kuruluş Organları Ara Seçimleri için bağımsız ihtiyar heyeti üyeliği adaylığına yapılan adaylık başvuruları dün YSK tarafından geçici olarak ilan edilmişti.

YSK’dan yapılan açıklamaya göre adayların isimleri şöyle:

“I-Gazimağusa İlçesi-İhtiyar Heyeti Üyeliği Adayları:

Pınarlı: Halil Öztürk Kemaloğulları

Gazimağusa/Tuzla Mahallesi: Osman Yolum,

II-Girne İlçesi-İhtiyar Heyeti Üyeliği Adayları:

Yeşiltepe: Muzaffer Özdilek

Girne/Edremit Mahallesi: Salih Gülbal,

III-Güzelyurt İlçesi-İhtiyar Heyeti Üyeliği Adayları:

Güzelyurt/Piyale Paşa Mahallesi: Şevki Nasiboğlu

Güzelyurt/Lala Mustafa Paşa Mahallesi:Mehmet Rüştioğlu-Alkan Doktoroğlu.”

YENIDUZEN 13/03/2005

Almanya’dan 10 bin turist hedefleniyor

Dünyanın en büyük turizm fuarlarından biri olarak anılan ‘ITB Berlin 2005’ Berlin Turizm Borsası’na katılan KKTC, fuardaki ilgiden memnun.

KKTC adına fuara katılanlardan Kıbrıs Türk Seyahat Acenteleri Birliği Başkanı İsmail Çetin, 2004 yılında Almanya’dan yaklaşık 5 bin turist getirebildiklerini ancak bunu yüzde yüz artırarak 2005 yazında 10 bin rakamını yakalayacaklarını bildirdi.

Almanya piyasasının KKTC’ye yabancı olmadığını ve günümüzden 5-6 yıl geriye gidildiği zaman KKTC turizminin birinci piyasası konumunda olduğunu hatırlatan İsmail Çetin, Almanya-KKTC arasındaki ulaşım sorununu gidermek amacıyla Ekonomi ve Turizm Bakanlığı ile birlikte sürdürdükleri çaloşmaların sonuçlarını almaya başladıklarını söyledi.

FRANKFURT-ERCAN SEFERİ

KTHY, KITSAB ve Bakanlık arasında imzalanan teşvik protokolüne bağlı olarak, Bakanlığın KKTC’ye gelecek turist başına teşvik vereceğini ve ayrıca Almanya’da KKTC’yi pazarlayan tur operatörlerine broşür ve reklam katkısı sağlayacağını bildiren İsmail Çetin, Mart ayının sonundan itibaren Frankfurt-Ercan arasında haftada iki sefer düzenleneceğini belirtti. Çetin, imzalanan bu protokolün aynısının THY ile de imzalanması amacıyla Bakanlık koordinatörlüğünde sürdürülen çalışmaların da sonuca yaklaştığını ifade etti.

Çetin, dünyanın en büyük turizm fuarı olan ‘ITB Berlin 2005’ Berlin Turizm Borsası’nda KKTC olarak iyi bir standta tüm sektör olarak pazardan pay kapmak için çalışmalarını sürdürdüklerini vurguladı.

BAŞEL: YOĞUN BİR İLGİYLE KARŞILANDIK

Ekonomi ve Turizm Bakanlığı’na bağlı Turizm Tanıtma ve Pazarlama Dairesi Müdürü Mehmet Başel, geçtiğimiz yıllara oranla ITB Berlin Fuarı’nda daha yoğun bir ilgiyle karşılandıklarını ifade etti. Başel, Almanya pazarına yönelik olarak sürdürdükleri tanıtım çalışmaları ve Almanya Turizm Koordinatörü Önal Dorak’ın yoğun çabaları sonucunda Alman pazarında KKTC’ye yönelik yoğun bir talep artışı yarattıklarını bildirdi. Bu gelişme trendini iyi değerlendireceklerini de sözlerine ekleyen Başel, hedeflerinin, yapacakları iyi planlamalarla, Almanya pazarını İngiltere seviyesine getirmek olduğunu belirtti.

KITOB’DAN ATAK

Kıbrıs Türk Otelciler birliği (KITOB) Başkanı Turhan Beydağlı, Uluslararası Otel ve Restoranlar Birliği’ne üye olma yönünde uzun zamandır süren çalışmalarının Türkiye Otelciler Birliği’nin de katkısıyla sonuç aşamasına geldiğini kaydetti.

Beydağlı, ‘ITB Berlin 2005’ Berlin Turizm Borsasi isimli fuarda Türkiye Otelciler Birliği temsilcileri ile görüşme imkanı bulduklarını ve yakın işbirliklerinin süreceğini bildirdi. Ambargoların en yoğun olduğu dönemlerde bile KKTC’nin Almanya’dan yılda 30-40 bine yakın turist ağırladığını hatırlatan Beydağlı, bu nedenle ITB Berlin Turizm Borsası’nın KKTC açısından çok büyük önemi olduğunu vurguladı. Bakanlığın ve turizmin bütün bacaklarının fuarda hazır bulunmasının memnuniyet verici olduğunu belirten Beydağlı, yapılan çalışmalar neticesinde Almanya pazarının eski günlerdeki potansiyelini yakalayacağına olan inancını dile getirdi. 

REHBERLER DERHAL ALMANCA BİLGİLERİNİ GELİŞTİRMELİ

Kıbrıs Türk Rehberler Birliği’ni temsilen fuara katılan Irdelp Soykan, Ekonomi ve Turizm Bakanlığı’nın KIT-REB’e, dünyanın en büyük turizm fuarında kendi kendini temsil etme şansı tanıdığını ve bundan dolayı duydukları memnuniyeti dile getirdi. Alman piyasasinda KKTC’ye yönelik yaşanan talep artışının gözle görünür bir yoğunlukta olduğunu belirten Soykan, rehberlerin Almanca bilgilerini en kısa sürede geliştirmeleri gerektiğini vurguladı.

HALKIN SESI 13/03/2005

Toplum lideri değil, cumhurbaşkanı seçilecek

Demokrat Parti cumhurbaşkanı adayı Dr. Mustafa Arabacıoğlu, Cumhurbaşkanlığı Seçimi’nde iddialı olduğunu söyledi ve ikinci tura kalması halinde mutlaka cumhurbaşkanı seçileceğini savundu. Arabacıoğlu, “Biz liderliğe talip değiliz, cumhurbaşkanlığına talibiz” dedi.

Arabacıoğlu cumhurbaşkanlığı seçimi için başlattığı geziler çerçevesinde, 8 köyü ziyaret etti.

DP basın merkezinden yapılan açıklamaya göre, Arabacıoğlu’na dünkü Tatlısu, Erenköy, Bahçeli, Esentepe, Karaağaç, Beşparmak, Arapköy ve Çatalköy ziyaretlerinde DP Genel Başkanı  Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş, DP Genel Başkan Yardımcısı Dr. Ertuğrul Hasipoğlu, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Erkan Emekçi, DP Gazimağusa İlçe Başkanı Dr. Hatice Faydalı, Milletvekili Mehmet Tancer, Tatlısu Belediye Başkanı Hayri Orçan ve bazı parti yetkilileri eşlik etti.

DENKTAŞ: “MUTLAKA KAZANMAK İÇİN ADAY GÖSTERDİK”

DP Genel Başkanı Serdar Denktaş ziyaretlerde yaptığı konuşmalarda, bu gezilerdeki amaçlarının, geçtiğimiz genel seçimlerde Demokrat Parti’yi destekleyen veya desteklemeyenlere teşekkür etmek ve  Cumhurbaşkanlığı Seçimi’yle ilgili düşüncelerini aktarmak olduğunu söyledi.

Denktaş, kendilerinin DP olarak aday göstermek için aday göstermediklerini, mutlaka kazanmak için aday gösterdiklerini ve adaylarının ikinci tura kalması halinde mutlaka cumhurbaşkanlığını kazanacağını ifade etti.

DP Genel Başkanı Denktaş, “siyasetin temiz yüzü” olarak tanımladığı Dr. Mustafa Arabacıoğlu’na halkın tümünden destek beklediklerini söyledi.

“BU SEÇİMLER BİZİM İÇİN ÖNEMLİDİR, ÇÜNKÜ...”

DP Genel Başkanı Denktaş, Arabacıoğlu’nun sadece DP’lilerden değil, diğer partililerden de oy alabileceğini belirterek, “Sayın Arabacıoğlu, hakikaten insanlara severek yaklaşan, uzlaşmanın temsilcisi bir adaydır. Kavganın, kamplaşmanın ve sürtüşmenin zamanı değildir. Bu seçimler bizim için önemlidir. Çünkü DP olarak ilk defa cumhurbaşkanlığına aday çıkarıyoruz. Rakip adaylara baktığımızda iki rakibimiz var” dedi.

“GÖRÜŞMECİ OLACAK DİYE BİR KURAL YOK”

Bu seçimler sonucunda seçilecek olan cumhurbaşkanının görüşmeci olacak diye bir kural olmadığını, görüşmeciyi meclisin belirlediğini ifade eden Denktaş, “Bilinmelidir ki seçimlerden sonra da görüşmeci takımını meclis belirleyecek” dedi.

Cuımhurbaşkanı seçilen kişinin toplum lideri olamayacağını da ifade eden DP Genel Başkanı Serdar  Denktaş, “Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, 1968 yılından beri liderlik vasfına ulaştı.1972’ye kadar Cumhurbaşkanı Muavini Dr.Fazıl Küçük’tü, ama görüşmeci yine Rauf Denktaş’tı. Sayın Rauf Denktaş, lider olduğu için cumhurbaşkanı seçildi, cumhurbaşkanı olduğu için lider olmadı“ dedi.

ARABACIOĞLU: “CUMHURBAŞKANLIĞINA TALİBİZ”

DP cumhurbaşkanı adayı Arabacıoğlu da yaptığı konuşmalarda, 1977 yılından beri çeşitli hizmetler verdiğini,15 yıl hastanede fedakarca çalıştığını, 11 yıldan beri de DP’den milletvekili olduğunu, iki buçuk yıl da bakanlık yaptığını ifade ederek, “Ben tüm çalışmalarımda ve görevlerimde halkımıza en iyi hizmeti vermek için uğraştım. Görüşmeci olmak için değil, cumhurbaşkanı olarak halkıma ve devletime hizmet  için bu göreve talibim. Cumhurbaşkanı makamına talibim. Liderlik tarihi süreçle kazanılan bir olgudur. Biz liderliğe talip değiliz, cumhurbaşkanlığına talibiz” dedi. Arabacıoğlu, şöyle konuştu:

“O OTOBÜSE FREN KOYDUK VE...”

“Toplumda bir çözüm isteği var. İnsanlar, ‘sizi çözüme götüreceğiz’ söylemiyle bir otobüse bindirildi. Otobüsün direksiyonunda da Sayın Talat var, ama bu otobüsün frenleri tutmuyordu. İşte biz DP olarak bu süreçte en iyi katkıyı yaparak, o otobüse fren koyduk ve kazasız belasız otobüsü durdurduk. Şunu ifade edeyim ki Annan Planı görüşmelerinde DP’nin katkısı çok büyük olmuştur. Ben de geri planda, mutfakta çalışanlardandım” dedi.

Arabacıoğlu sözlerinin sonunda, “Partili olsun veya olmasın herkesten mutlaka destek bekliyorum” dedi.

HALKIN SESI 13/03/2005

Talat: İzolasyonların kalkması...

Papadopulos’u kendisinin masaya getirmesinin mümkün olmadığını belirten Talat, “Bu dünyaya düşer. Benim çabam, dünyanın izolasyonları kaldırması yönünde olacak” dedi

 

KKTC’deki cumhurbaşkanlığı seçiminden sonra Kıbrıs müzakerelerinin başlama ihtimali bulunduğunu ifade eden Talat, bunun Rum tarafının masaya oturmayı kabul etmesiyle başlayacağını kaydetti

 

Talat, müzakerelerde AB’nin bir şekilde yön gösterici, muktesebatla olan çelişkileri giderici bir rol alacağını, ama sorunun çözümünün BM çerçevesinde olduğunu vurguladı

 

 

Başbakan ve cumhurbaşkanı adayı Mehmet Ali Talat, Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos’un müzakere masasına oturmaya henüz hazır olmadığını belirterek, Rum liderini ancak KKTC’ye uygulanan izolasyonların kalkmasının masaya getireceğini söyledi.

AA muhabirinin sorularını yanıtlayan Talat, Papadopulos’u kendisinin masaya getirmesinin mümkün olmadığını belirterek, “Papadopulos’u ancak izolasyonların kalkması masaya getirir. Bu da dünyaya düşer. Benim çabam, dünyanın izolasyonları kaldırması yönünde olacak” diye konuştu.

KKTC’deki cumhurbaşkanlığı seçiminden sonra Kıbrıs müzakerelerinin başlama ihtimali bulunduğunu ifade eden Talat, “bunun Rum tarafının masaya oturmayı kabul etmesiyle başlayacağını” kaydetti.

MÜZAKERELER VE AB

Talat, müzakerelerde AB’nin rolünün ne olacağına ilişkin bir soru üzerine, “AB’nin müzakerelerde zaten temsilcisi olduğunu ve tarafları kenarda dinlediğini, AB müktesebatı bakımından aydınlatıcı bilgiler verdiğini” söyledi.

Annan planı müzakerelerinin bütün safhalarında AB’nin yer aldığını belirten Talat, şöyle konuştu:

“Bundan dolayıdır ki ben, Rum tarafının, ‘AB müktesebatına aykırıdır’ dediği Annan planının aykırı olmadığını iddia ediyorum. AB, zaten bütün safhalarında vardı. Bundan sonraki dönemde de belli ölçülerde gerekli olan konularda, -AB’ye üye olacağımıza göre, çözümle birlikte Kıbrıs’ın kuzeyinde de müktesebat geçerli olacağına göre- AB’nin bir şekilde yön gösterici, müktesebatla olan çelişkileri giderici bir rolle görüşmelerde yer almasının bir sakıncası yok. Hangi rolle yer alacağı önemlidir. Ama sorunun çözümü BM çerçevesindedir.

AB, müktesebata uyum bakımından yardımcı olmak gibi bir işlevi olacak.”

CUMHURBAŞKANLIĞI SEÇİMİ

Talat, “KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş cumhurbaşkanlığı seçiminde aday olsaydı sonucun ne olacağı” sorusunu yanıtlarken, Denktaş’ın “seçilme şansı olmadığı için” aday olmadığını öne sürdü.

17 Nisan’da yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimini “ilk turda kazanıp işine bakmak istediğini” belirten Talat, şunları söyledi:

“Toplumun ancak yüzde 35’i Sayın Denktaş’ın politikalarını benimsedi referandumda. Ve bu rakam artmadı. Bunu kamuoyu yoklamaları gösteriyor. Dolayısıyla Sayın Denktaş’ın cumhurbaşkanlığı seçiminde bir şansı olabileceğini hiç sanmıyordum. Aslında durum açıktı, yüzde 35’i ‘hayır’ diyenler bölüşecekti.”

Talat, bir başka soru üzerine, “(Denktaş’ın) Bir şansı yoktu. Zaten şansı olmadığı için de katılmadı ve şansı olmadığı için birini de işaret etmedi zaten. Bundan sonra eder mi bilmiyorum” dedi.

Denktaş’ın, İstanbul’daki bir konferansta, “referandumda yüzde 65’lik ‘evet’ oyuna dayanarak Annan planının canlı tutulamayacağını” belirterek, “Sayın Talat, Annan planını canlı bir şekilde müdafaadan vazgeçmelidir” yönündeki sözlerine yanıt veren Talat, şöyle konuştu:

“Yani Sayın Cumhurbaşkanı, Annan planının gerisine mi gitmemizi öneriyor, yani teslim olmamızı mı istiyor? Annan planı, Kıbrıslı Türklerin siyasal eşitliğini sağlayan, güvenceye alan ve onunla da yetinmeyip Kıbrıs Türkü’nü Rumlarla eşit düzeyde dünyayla bütünleştiren bir plandır. Özü buydu. Ayrıntıları tartışılabilir, değerlendirilebilir. Ama Annan planının özü, ruhu Kıbrıslı Türklerin siyasal eşitliğine dayalıydı. Bu bağlamda Annan planı mantık olarak, felsefe olarak bizim tarafımızdan savunulan bir plandı. Kıbrıs Türk halkı yüzde 65 evet diyerek bu plana desteğini ortaya koydu. Kıbrıs Türk halkının lideri, cumhurbaşkanı olacak olan kişi, bu yüzde 65 ‘evet’i dikkate almadan hareket ederse, ki maalesef Sayın Cumhurbaşkanı öyle davranıyor şu anda, bu sanıyorum ki çok yanlış, çok talihli olmayan bir duruş olur. O yüzden Kıbrıs Türk halkının yüzde 65’nin evet dediği bir planı felsefe olarak desteklemiş olmam yadırganacak değil, aslında halkla birlikte hareket ettiğimin bir göstergesi olarak algılanmalı.”

Talat, cumhurbaşkanlığı seçimine 9 adayın katılmasıyla ilgili olarak da, “Demokrasi var. Herkes aday olabilir” ifadesini kullandı.

 HALKIN SESI 12/03/2005

Papadopulos'tan Kıbrıs'ta çözümün koşuluları

 

Lefkoşa

Güney Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos, Rum tarafının, “Kıbrıs halkını, ekonomiyi, kurumları yeniden birleştirmeyi ve Türk askerleri ile 'yerleşiklerin' adayı terk etmelerini öngören bir çözüm istediğini” bildirdi.

Papadopulos, İngiliz Uluslar Topluluğu (Commonwealth) Günü dolayısıyla dün yaptığı yazılı açıklamada, Rum tarafının “Kıbrıs sorununa, müzakereler yoluyla BM kararları ve AB ilke ve değerlerine dayanan, işleyebilir, yaşayabilir ve adayı yeniden birleştirecek bir çözüm istediğini” belirtti.
   
“Çözüm, halkı, ekonomiyi, kurumları yeniden birleştirmeli ve Türk askerleri ile 'yerleşiklerin' adadan gitmesini öngörmelidir” ifadesini kullanan Papadopulos, Rum tarafına verdikleri destek nedeniyle Commonwealth üyesi ülkelere teşekkür etti.

 (aa)

HURRIYET 15/03/05

 

Adada mucize de oluyormuş

Kötürüm Kıbrıslı Rum, rüyasına uyup KKTC'deki manastıra gidince ayağa kalkıp yürümüş. Bu 'mucize' kuzeye ilgiyi artırabilir

15/03/2005 RADIKAL

YORGO KIRBAKİ
ATİNA - KKTC'de Maraş yakınlarındaki havari Varnavas manastırında mucize olduğu iddia edildi. Atina Haber Ajansı'na (ANA) göre, Kıbrıs Rum Kesimi ve Almanya'daki doktorların bir daha yürüyemeyeceği teşhisi koydukları 40 yaşındaki Marios Stilianu, KKTC'deki havari Varnavas'ın mezarı başında dua ederken birdenbire tekerli sandalyeden kalkıp yürümeye başladı.
Yıllar önce Almanya'da geçirdiği omurilik ameliyatından sonra kötürüm kalan ve doktorların bir daha yürüyemeyeceğini söyledikleri Stilianu, kendi deyişiyle, bir gece rüyasında Hazreti İsa'nın 12 havarisinden biri olan ve M.S. 30'lu yıllarda Kıbrıs'ta ilk kiliseyi kuran Varnavas'ı görür. Stilianu olayı "Havari Varnavas rüyamda elinde İncil ile bana yaklaşıp mezarını ziyaret etmemi söyledi" sözleriyle anlatıyor. Rüyasında bir hayır olduğu düşüncesiyle Stiliaunu, tekerli sandalye ile Rum Kesimi'den KKTC'ye geçip Maraş yakınındaki manastırda havari Varnavas'ın mezarını ziyaret eder. Dua ettiği sırada birdenbire çığlıklar atmaya başlayan Stiliaunu yıllarca çakılı olduğu tekerlekli sandalyeden kalkarak yürür.

Rum kilisesi 'anlatma' dedi, ama...
Stilianu'nun doktoru Mihalis Protopapas, hastasını yürürken gördüğünde hayretlere düşmüş. Rum doktor daha sonra, "Tıbbi açıdan yürümesi mümkün değildi. Omuriliğinden ayaklara hiçbir emir gitmiyordu. Allah herkesten büyük" yorumunu yaptı. Edinilen bilgilere göre, bazı Rum din adamları manastırın KKTC'de olması nedeniyle Stilianu'dan olayın gizli tutulmasını istedi. Ancak daha sonra bu 'mucizeyi' herkesin duyması görüşü hâkim oldu. Olayın ardından kuzeydeki manastıra Rum Kesimi'nden ziyaretlerin artması bekleniyor.

Straw: Desteğimiz sürecek

Londra ziyaretine Bloomberg'de yabancı yatırımcılara seslenerek başlayan Gül, daha sonra Straw'la görüştü. Straw, AB yolunda desteğin süreceğini vurgularken, Kıbrıs için 'Sorun yok' mesajı verdi

RADIKAL 15/03/05

AA - LONDRA - Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, AB dönem başkanlığını temmuzda devralacak Britanya'yı ziyaretinde moral buldu. Dün konferanslara katılarak Türkiye'deki gelişmelere dair bilgi veren Gül, Britanya Dışişleri Bakanı Jack Straw'la Kıbrıs'tan, Ortadoğu ve AB üyeliğine geniş bir değerlendirme yaptı. Straw, Türkiye'nin AB üyeliğine güçlü bir dille destek tazeledi.
Bloomberg finans kurumunda 'Yatırımcılarınız için Avrupa'da güvenli bir liman: Türkiye' konulu konuşma yapan Gül, "Türkiye, bölgesinde bir istikrar jeneratörü ve güvenlik üreticisi konumundadır" sözleriyle
'Yatırım yapan kazanacak' mesajı verdi.

'AKP İslami parti değil'
AKP'nin dini kimliği ve başörtüsü sorununa dair sorular yöneltilen Gül, "AKP İslami değil muhafazakâr bir partidir. Sadece din özgürlüğünden yanayız. Bunu da tüm dinler için savunuyoruz" dedi. Gül, başörtüsü tartışmaları için de "Kapsamlı bir konsensüs gerekiyor" diye konuştu.

'Protokol imzalanacak'
Daha sonra Straw'la görü- şen Gül, ortak basın toplantısı düzenledi. AB'nin Türkiye'yle 3 Ekim'de müzakerelere başlama kararını 'tarihi' diye niteleyen Straw, Türkiye'nin üyeliğinin AB ve Britanya için büyük önem taşıdığını, desteğin süreceğini vurguladı. Ankara Anlaşması'nı Kıbrıs Rum Kesimi'ne de genişletecek ek protokolün imzalanmasına yönelik sorulara, iki bakan da sorun olmadığı yanıtını verdi. Gül, "Anayasa'da engel bulunmuyor. Protokolü imzalayacağız, ama 'tanıma' anlamına gelmeyecek" dedi. Straw da, "Türkiye, son derece iyi niyetli. Hâlâ imzalanmamış olması, Türkiye'nin sorunu sayılamaz" diye konuştu.
Gül, daha sonra Türk gazetecilere şunları söyledi: "Britanya, Kıbrıslı Türklere yapılan haksızlığın en çok farkında olan ülke. Ancak Kıbrıslı seçmenin önemli bir kitle oluşturduğu Britanya, seçim sürecine girdi ve somut adım için seçim sonuçlarını beklemek zorunda. AB, Kıbrıs konusunda kendi içinde sıkışmış vaziyette ve bir mahcubiyet yaşıyor."
Gül, AB yetkililerinin, Türkiye'nin insan hakları konusundaki tutumundan şikâyetçi olduğunu soran bir gazeteciye, "Straw'a 'Türkiye AB ilişkileri zayıf gibi bir hava var. Size öyle geliyor mu' diye sordum. 'Tersine her şey yolunda gidiyor' yanıtını aldım" dedi.

 

Gül: Çözüm için çalışıyoruz

GÜL: BÜTÜN GÜCÜMÜZLE ÇABA HARCIYORUZ... Türkiye Dışişleri Bakanı ve Başbakanı Yardımcısı Gül, Londra'daki temasları çerçevesinde İngiltere Dışişleri Bakanı Straw ile bir araya geldi ve Bloomberg adlı kuruluşun düzenlediği öğle yemeğinde bir konuşma yaptı. Kıbrıs'ta çözüm için bütün güçleriyle çaba harcadıklarını vurgulayan Gül, bu konuda Annan

Planı çerçevesinde gösterilen çabaları anımsattı

TÜRK TARAFI, ÜZERİNE DÜŞEN HER ŞEYİ YAPTI... Gül, Türk tarafının üzerine düşen

her şeyi yaptığını, ancak Rum tarafının, liderlerinin de yönlendirmesiyle sürpriz biçimde Annan

Planı'na "hayır" dediğini belirterek, "Buna rağmen, Türk tarafının izolasyonu sürmüş, Rumlar da

adeta sürece yaptıkları olumsuz katkıya rağmen onurlandırılmışlardır" dedi. Türk tarafının yine de

çözüm için çaba göstermeye ve fedakarlıklarda bulunmaya hazır olduğunu belirten Gül, bu konuda

BM Genel Sekreteri Kofi Annan'a da gerekli mesajı verdiklerini kaydetti

 

Dört günlük çalışma ziyareti için Londra'da bulunan Türkiye Dışişleri Bakanı ve Başbakanı Yardımcısı

Abdullah Gül, Kıbrıs'ta çözüm için bütün güçleriyle çaba harcadıklarını vurguladı. Gül, bu konuda

Annan Planı çerçevesinde gösterilen çabaları anımsattı.

Gül, Bloomberg'de yaptığı konuşmanın ardından soruları yanıtlarken, Türk tarafının üzerine düşen

her şeyi yaptığını, ancak Rum tarafının, liderlerinin de yönlendirmesiyle sürpriz biçimde Annan Planı'na

"hayır" dediğini belirterek, "Buna rağmen, Türk tarafının izolasyonu sürmüş, Rumlar da adeta sürece

yaptıkları olumsuz katkıya rağmen onurlandırılmışlardır" dedi.

Türk tarafının yine çözüm için çaba göstermeye ve fedakarlıklarda bulunmaya hazır olduğunu belirten

Gül, bu konuda BM Genel Sekreteri Kofi Annan'a da gerekli mesajı verdiklerini kaydetti.

Türkiye Dışişleri Bakanı Gül, Londra'daki temasları çerçevesinde İngiltere Dışişleri Bakanı Jack Straw

ile bir araya gelerek Kıbrıs'tan Ortadoğu'ya, Irak'tan Türkiye'nin AB üyeliğine kadar pek çok konuyu

ele aldı.

Gül, Bloomberg adlı kuruluşun düzenlediği öğle yemeğinde, yabancı yatırımcı ve bankacılara

"Yatırımcılarınız için Avrupa'da güvenli bir Liman: Türkiye" konulu konuşma yaptı ve ardından

gazetecilerin sorularını yanıtladı.

Abdullah Gül, Bloomberg'da yaptığı konuşmada, Türkiye'nin üyelik süreci ilerlerken, ülkenin

AB'ye yapabileceği katkının da daha açık biçimde ortaya çıktığını bildirdi. Gül, "dış politikamızı da

yapıcı biçimde belirledik" dedi.

Bu nedenle problemlere çözüm getiren bir yaklaşım belirlediklerini, bu çerçevede Kıbrıs'ta bir

çözüm için çaba harcandığını kaydeden Gül, bu konudaki politikanın iki tarafın da kazanması

anlayışı üzerine inşa edildiğini vurguladı.

Straw: Türkiye'nin müzakerelere

başlaması tarihi bir karar

Yaklaşık 45 dakika süren görüşmeden sonra ortak basın toplantısı düzenleyen Gül ile Straw, görüşmenin

son derece verimli ve faydalı olduğunu bildirdi.

Straw, yaptıkları geniş kapsamlı görüşmede, Kıbrıs'tan Ortadoğu'ya, Irak'tan Türkiye'nin AB

üyeliğine kadar pek çok konunun ele alındığını belirtirken, Türkiye'nin AB ile üyelik müzakerelerine

başlamasına ilişkin kararı "tarihi bir karar" olarak niteledi.

Türkiye'nin AB üyeliğinin sadece Türkiye için değil, AB ve İngiltere için de büyük önem taşıdığını

belirten Straw, İngiltere'nin Türkiye'nin üyeliğine desteğinin süreceğini vurguladı. Straw, sadece

Türk hükümetinin değil, Türk halkının da önündeki hedefe ulaşmasını istediklerini bildirdi.

Abdullah Gül de açıklamasında, Türkiye'nin üyelik müzakerelerine başlayacağı 3 Ekim zirvesinde

dönem başkanlığının İngiltere'ye geçeceğini hatırlattı.

İngiltere'nin Türkiye'nin üyelik hedefine verdiği desteğe teşekkür eden Gül, iki ülke arasındaki

iyi ilişkilerin daha da ileri götürüleceğine dair kararlılığa dikkat çekti.

İki bakan, daha sonra gazetecilerin sorularını yanıtladı.

İngiltere Dışişleri Bakanı Jack Straw, bir gazetecinin Türkiye'nin Rum kesimini tanımamış

olması gibi bazı pürüzlerin var olduğunu belirterek, bu konudaki görüşünü sorması üzerine, bütün bu

konuların aralık ayında yapılan zirvede detaylı olarak ele alındığını ve görüşüldüğünü bildirdi.

Straw, bundan sonra AB'nin önündeki konunun yapılacak hazırlıklar ve pratik çalışmalar

olduğunu belirterek, "daha ziyade bunlar üzerinde yoğunlaşıyoruz. Önümüzde Türkiye'nin tam

üyelik müzakerelerine başlayacağı 3 Ekim tarihi var" dedi.

Gümrük Birliği'nin AB'ye yeni üye olan 10 ülkeyi de kapsayacak şekilde genişletilmesine

ilişkin ek protokolün imzasında sorun olup olmadığı sorusunu yanıtlayan Abdullah Gül, aslında

gümrük birliği anlaşmasının fonksiyonel durumda bulunduğunu, sürecin otomatik olarak işlediğini

hatırlattı.

Protokolün imzalanmasında bir sorun bulunmadığını, sadece Brüksel'in bu konuda nasıl bir yol izleneceğine dair kararının beklendiğini belirten Gül, Türkiye'nin anayasasında da bu duruma bir engel bulunmadığını kaydetti.

Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Gül, prosedürün tamamlanması ve belgelerin

hazırlanmasından sonra protokolü imzalayacaklarını, ama bunun bir "tanıma" anlamına

gelmeyeceğini vurguladı.

İngiltere Dışişleri Bakanı Straw da Türkiye'nin bu konuda son derece iyi niyetli bir tutum içinde

olduğunu, protokolün hâlâ imzalanmamış olmasının Türkiye'nin sorunu sayılamayacağını kaydetti.

"Kıbrıs'ta çözüm için çaba harcanıyor"

Abdullah Gül, Türkiye'nin üyelik süreci ilerlerken, ülkenin AB'ye yapabileceği katkının da daha

açık biçimde ortaya çıktığını bildirdi. Gül, "dış politikamızı da yapıcı biçimde belirledik" dedi.

Bu nedenle problemlere çözüm getiren bir yaklaşım belirlediklerini, bu çerçevede Kıbrıs'ta bir çözüm

için çaba harcandığını kaydeden Gül, bu konudaki politikanın iki tarafın da kazanması anlayışı üzerine

inşa edildiğini vurguladı.

Gül, Bloomberg adlı kuruluşun düzenlediği öğle yemeğinde, yabancı yatırımcı ve bankacılara

"Yatırımcılarınız için Avrupa'da güvenli bir Liman: Türkiye" konulu konuşma yaptı.

Gül'den yabancı yatırımcılara mesaj

Türkiye Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, Türk halkının dinamizm ve

beklentilerinin Türkiye'nin politikalarının ardındaki itici gücü oluşturduğunu belirterek yabancı

yatırımcılara Türkiye'ye yatırım yapanın kazanacağı mesajını verdi.

Tarih boyunca Türkiye'nin daima fırsatlar ve güçlüklerle çevrili bir coğrafya olduğunu belirterek

konuşmasına başlayan Dışişleri Bakanı Gül, bugün bu gerçeğin her zamankinden çok görülebildiğini

kaydetti.

Hükümetin, Türk halkına en yüksek düzeyde politik, ekonomik ve sosyal standartlar sağlamakta

olduğunu hatırlatan Gül, bunun bölgede istikrar ve barışın artmasıyla daha da mümkün hale geleceğini

belirtti.

Türkiye'nin bölgesinde demokrasi, hukukun üstünlüğü, iyi yönetim, insan hakları ve ekonomik

fırsatlar gibi evrensel değerleri desteklediğine dikkati çeken Gül, küreselleşmenin getirdiği yeniliklerin

ancak demokratik toplumlar tarafından benimsenebileceği mesajını da bölgede yaydıklarını kaydetti.

Dışişleri Bakanı Gül, Türkiye'nin demokrasinin din ve etnik köken ayrımı olmaksızın bütün toplumları kalkındırabileceği fikrinin yaşayan örneğini oluşturduğuna da işaret ederek, "Türkiye örneği,

gelişmenin Batı karşıtı yaklaşımlar olmaksızın da sağlanabileceğinin kanıtıdır" dedi.

Türkiye'nin batıyla olan entegrasyonunun getirdiği olumlu sonuçların görüldüğünü de belirten

Gül, Türkiye'nin AB'ye giriş sürecinin ekonomik, kültürel ve jeopolitik bağlamda anlam kazandığını

anlattı.

AB Sürecine halk desteği

Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Gül, Türkiye'de halkın AB'ye üyelik sürecine büyük

destek verdiğini, böylece hükümetin kapsamlı ve başarılı bir reform süreci uygulamasının da

mümkün olduğunu hatırlatarak Türkiye'de AB'ye üyelik süreciyle ilgili sağlıklı bir tartışma

ortamının bulunduğunu belirtti.

Türkiye'nin üyelik süreci ilerlerken, ülkenin AB'ye yapabileceği katkının da daha açık biçimde

ortaya çıktığını bildiren Gül, "dış politikamızı da yapıcı biçimde belirledik" dedi.

Problemlere çözüm getiren bir yaklaşım belirlediklerini, bu çerçevede Kıbrıs'ta bir çözüm için

çaba harcandığını kaydeden Gül, bu konudaki politikanın iki tarafın da kazanması anlayışı üzerine

inşa edildiğini vurguladı.

Türkiye'nin bölgesel ve küresel risklerin de farkında olduğunu ve gerektiğinde özgürlükler ve

demokrasinin korunması için adımların atılabileceğini belirten Gül, "Sonuç olarak Türkiye, bölgesinde

bir istikrar jeneratörü ve güvenlik üreticisi konumundadır" diye konuştu.

Türkiye'nin büyük ekonomik potansiyeline de dikkati çeken Gül, Türkiye örneğinin ekonomik

boyutlarının Türkiye ile ilgili olumlu görüşlere katkı sağlamakta önemli rol oynadığını kaydetti.

Türkiye'nin 70 milyonluk genç bir nüfusa sahip olduğunu, bunun da büyük bir insan kaynağı

sağladığını belirten Gül, ülkenin petrol ve doğal gaz gibi doğal kaynaklar açısından kendisine

yetebilecek bir ülke olarak görülmesi gerektiğini vurguladı.

Türkiye'nin bu çerçevede önemli bir enerji terminali ve Ortadoğu ile Hazar'ın enerji kaynaklarının

Batı'ya taşınmasının güvenilir bir yolu haline gelmeye aday olduğunu da vurgulayan Gül,

Türk tarımının da önemli bir sektör olduğunu belirtti.

Türkiye ekonomisinin rakamsal büyüklüklerine de dikkati çeken Gül, AK Parti hükümetinin

iktidara geldiği dönemde Türkiye'nin yüksek enflasyon, büyüyen kamu borçları ve yüksek faiz gibi

kronik problemler yaşadığını hatırlattı.

Acil önlemler aldıklarını, bütçe disiplini sağladıklarını, gerekli yasal değişiklikler ve reformları

yaptıklarını anlatan Gül, iki yıllık sıkı bir çalışmanın ardından bugün artık farklı bir Türkiye'nin

görüldüğünü kaydetti.

Abdullah Gül, enflasyonun düşürüldüğünü, büyüme oranının arttırıldığını, ihracatın yükseltildiğini,

turizm sektörünün güçlendirildiğini belirterek, bu politikalar üzerindeki kararlılıklarının bugün her

zamankinden yüksek olduğunu bildirdi.

Enflasyonun düşmesinin, Türk lirasını istikrarlı ve güçlü bir yapıya kavuşturduğunu da belirten Gül,

piyasada artan güvenin reel faizleri ve enflasyonu düşürdüğünü kaydetti. Abdullah Gül, yapısal

reformların sürdüğünü hatırlatarak, özelleştirmenin de programın önemli bir ayağını oluşturduğuna

işaret etti.

Yabancı yatırımcıya davet

Özel sektörün Türk ekonomisinin lokomotifi olarak görüldüğünü, bu bakış açısıyla ekonominin

anahtar öneme haiz sektörlerinde özelleştirmeye gittiklerini belirten Dışişleri Bakanı Gül, bu sektörler

arasında telekomünikasyon, enerji, petrol rafinerileri Petrokimya tesisi Petkim, THY, Türk Telekom,

Tekel'in sigara bölümü ve pek çok küçük ölçekli sanayi kuruluşu bulunduğunu söyledi.

Türkiye'nin doğrudan yabancı yatırım çekmek konusunda güçlükleri bulunduğunu da belirten Gül,

yabancı yatırımcıları Türkiye'ye davet ederken, "Şu anda ülkemizde büyük bir yatırım dostu ortam

sağlanmıştır. Bürokrasi azaltılmış, yabancı yatırımcıların kolay çalışabilecekleri şartlar hazırlanmıştır"

dedi.

Gül, hükümet olarak yatırımcılarla işbirliği sağlamaya yönelik bir anlayış içinde olduklarını

belirterek, IMF ile yapılan ortak çalışmanın sürdürüleceğine dair hiçbir kuşku bulunmadığını kaydetti.

Gül, Türkiye'nin AB üyeliği için açılan kapının önemine de dikkati çekerek, AB tarafından alınan

konuyla ilgili kararı "Son derece akıllıca ve tarihi" bir karar olarak niteledi.

Bu kararın olumlu etkilerinin Türkiye'nin sınırları dışına da taşacağına dikkati çeken Abdullah Gül,

Türkiye'nin AB üyeliğinin AB'nin küresel refaha yapacağı etkiyi zenginleştireceğini anlattı.

Gül, "Avrupa'nın dar sınırlara sıkışmış bir coğrafya veya dinden ibaret olmadığına dair güçlü bir mesaj,

Türkiye'nin üyeliği yoluyla bütün dünyaya yayılacaktır" dedi.

İki taraflı kazanç

Türkiye'nin küresel terörizmle mücadele konusunda da önemli bir ortak durumunda olduğunu

belirten Gül, bunun dışında diğer organize suçlarla mücadelede de Türkiye'nin büyük katkılar sağladığını

bildirdi.

Türkiye'nin AB üyeliğinden her iki tarafın da büyük kazançlar sağlayacağını vurgulayan Gül,

"Ancak, hâlâ her iki tarafın da bu hedefe yönelik yapacağı çok şey var" dedi. "Kendi adımıza

biz çok

ciddi, kararlı ve gereken kapasiteye sahip olduğumuzu yeterince gösterdik" diyen Gül, İngiltere gibi

AB üyelerinin bu durumu ve Türkiye'nin üyeliğinin neler ifade ettiğini çok iyi anladığını söyledi.

Türkiye ve İngiltere arasındaki olumlu ilişkilere dikkati çeken Gül, bu iyi ilişkiler ve işbirliğinin

daha da arttırılmasını istediklerini bildirdi.

Bu çerçevede İngiliz yatırımcılara bir kez daha seslenen Gül, İngiltere'nin halen Türkiye'ye yatırım

yapan ülkeler listesinde üçüncü sırada yer aldığını, daha üst sıralara çıkabilmesi için İngiliz yatırımcıları cesaretlendirmek istediklerini vurguladı.

Dışişleri Bakanı Gül konuşmasını, "Türkiye ile iş yapmaya karar veren herkes kazanacaktır. Aslında

bu, her iki tarafın da kazandığı bir örnek oluşturacaktır" diye tamamladı.

Ermenistan-Türkiye sorunun

çözüm çabaları devam ediyor

Gül, Bloomberg'de yaptığı konuşmanın ardından soruları yanıtladı.

Abdullah Gül, Ermenistan ile ilişkiler konusundaki bir soruyu, bu ülkeyle Azerbaycan arasındaki sorulara atıfta bulunarak yanıt verirken, son yıllarda Ermenistan-Türkiye ilişkilerindeki büyük gelişmelere de dikkati çekti. Ekonomik ve kültürel olarak iki ülke arasındaki yakınlaşmalara işaret eden Gül, halen 40 bin Ermenistan vatandaşının İstanbul'da yaşayıp çalıştığını hatırlattı.

Azerbaycan-Ermenistan arasındaki sorunun çözümü için çabaların sürdüğünü kaydeden Gül, bu çabalara Türkiye'nin de elinden gelen desteği verdiğini bildirdi.

AKP İslami değil,

muhafazakar bir parti

Türkiye Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, AK Parti'nin İslami değil muhafazakar bir parti olduğunu belirterek hükümetin gizli bir ajandası bulunduğuna dair kuşkuların yersiz olduğunu vurguladı.

AK Parti'nin İslami kökenden gelip gelmediğinin sorulması üzerine, partisinin İslami değil, muhafazakar bir parti olduğunu belirten Dışişleri Bakanı Gül, Türkiye'de halkın yüzde 99'unun Müslüman olduğunu, ancak dini inançların partisi ve hükümeti tarafından tümüyle kişisel bir hak olarak görüldüğünü kaydetti.

"Biz sadece din özgürlüğünden yanayız. Bunu da sadece Müslümanlar için değil, bütün dinlerin mensupları için savunuyoruz" diyen Gül, din konusunda politik bir yaklaşımları bulunmadığını anlattı.

Anayasa yerinde duruyor

AK Parti'yi muhafazakar bir parti olarak tanımladıklarını yineleyen Gül, anayasanınsa yerli yerinde durduğunu ve bunu değiştirmek gibi bir eğilimleri bulunmadığını belirtti.

Demokrasiye olan inançlarının güçlülüğüne de işaret eden Gül, Avrupa standardında bir demokrasiyi bütün vatandaşlar için istediklerini kaydetti. Gül, partisinin bu konuda gizli bir ajandası olduğuna hâlâ inananların bulunduğunu da hatırlatarak, "Bu tür kuşkular yersiz" dedi.

Gül, akıllarının ve zihinlerinin gayet açık olduğunu, İslami politikalar uygulamak peşinde olmaları halinde, AB'ye üyelik için bu kadar uğraşmayacaklarını da belirterek, kuşkuya yer bırakmayacak şekilde açık politikalar uyguladıklarını bildirdi.

Başörtüsünün çözümü

konsensüs gerektirir

Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Türkiye'de kız öğrencilerin başörtüsü takması üzerinde ortaya çıkan tartışmaların hatırlatılması üzerine de, bu konuda bir güçlük yaşandığını kabul etti.

Sorunun ayrımcılığın aşılmasıyla çözülebileceğini belirten Gül, konunun hassasiyetine binaen kapsamlı bir konsensüs gerektirdiğini vurguladı. Gül, "Bu konuda olgun olmalı ve sorunu hassas bir şekilde halletmeliyiz" dedi.

Irak'taki gelişmeleri de değerlendiren Gül, Irak'ta yaşananlardan Türk halkının da en az Iraklılar kadar çektiğini hatırlatarak, seçimlerin yapılmış olmasını son derece önemli bir gelişme olarak niteledi. Seçimlerde bazı eksiklerin bulunduğunu, ancak yine de politik çözüm sürecinin başlangıcı olması hasebiyle önemli bir gelişme olarak değerlendirilmesi gerektiğini belirten Gül, "Politik çözüm dışında yol yok. Bu çözümü biz de olanca gücümüzle destekliyoruz" diye konuştu.

Bir konuğun Irak'ta bağımsız bir Kürt devleti kurulması yolundaki tartışmaları hatırlatması üzerine de Gül, şunları söyledi:

"Her şeyden önce Türkler ve Kürtler, tarih boyunca yan yana yaşamış kardeş milletlerdir. Kürtlerin ne zaman bir sıkıntıları olsa Türkiye imdatlarına yetişmiştir. Geçen 10 yılda yaşananlar bunun kanıtıdır. Türkiye, Kuzey Irak'taki Kürtlerin dünyayla tek bağlantı yolu olmuş, liderleri bile bütün dünyaya Türk pasaportuyla seyahat etmiştir.

Burada asıl yanıtlanması gereken soru, bütün dünya olarak barış istikrar ve güvenliğin hem bölgede hem de Irak'ta yerleşmesini isteyip istemediğimizdir. Irak'ta yaşayan diğer pek çok etnik ve dini gruba da böyle bir gelişmeyi kabul edip etmeyecekleri sorulmalıdır. Buna kim razı olur? Bu olursa yeni bir kaosa yol açar. Oysa Irak'ta kalıcı barışın sağlanması zamanıdır. Böyle bir şey demek yeni bir çatışma, kavga ve kan demektir. Irak'ta zor bir denge yaşanıyor ve sadece Türkiye değil, bölgedeki diğer bütün ülkeler de bu dengenin Irak'ın bölünmez bütünlüğü dışında bir yolla bozulmasına karşı çıkıyor."

KIBRIS 14/03/2005

UBP'den anayasanın değişmesine ret

20 Şubat'ta yapılan genel seçimlerin ardından CTP-BG Genel Başkanı Mehmet Ali Talat başbakanlığında kurulan CTP-BG/DP koalisyon hükümetinin programı, dün Cumhuriyet Meclisi'nde görüşüldü. CTP Genel Sekreteri Soyer, anayasa değişikliğine yönelik önerilerinin UBP Genel Başkanı Eroğlu tarafından reddedildiğini açıkladı

Eroğlu, dünyanın hiçbir ülkesinde 35 günlük ömür biçilen hükümet görülmediği, bununla hükümetin Guiness'e aday olunduğu görüşünü belirtti. Hükümetin bugüne dek verdiği sözleri tutmadığını da iddia eden Eroğlu, hükümeti anayasaya sadakatsizlikle suçladı

20 Şubat'ta yapılan genel seçimlerin ardından CTP-BG Genel Başkanı Mehmet Ali Talat başbakanlığında kurulan CTP-BG/DP koalisyon hükümetinin programı, dün Cumhuriyet Meclisi'nde görüşüldü.

Meclis başkanı Fatma Ekenoğlu başkanlığında saat 11.00'de toplanan Cumhuriyet Meclisi Genel Kurulu, hükümet programını görüşmeyi tamamladıktan bir tam gün sonra güven oylamasına gidecek.

Cumhurbaşkanının 8 Mart'ta onayladığı hükümet, 17 Nisan cumhurbaşkanlığı seçimine kadar görev yapacak. Cumhurbaşkanlığı seçiminin ardından ortaya çıkacak tabloya göre hükümet yeniden yapılandırılacak ve iki partinin anlaşması uyarınca CTP-BG'nin bakanlık sayısı 6'dan 7'ye yükselirken, DP'nin bakanlık sayısı da 4'ten 3'e düşecek.

Hükümet programı, geçtiğimiz cuma günü mecliste okunmuştu. Meclisin dünkü toplantısında ilk olarak mahkemelerin 2004 yılı faaliyet raporu milletvekillerinin bilgisine getirildi ve raporun dağıtılacağı söylendi.

Daha sonra hükümet programının görüşülmesine geçildi. Meclis başkanı Fatma Ekenoğlu mutabakat gereği grup başkanlarına 30'ar dakika, milletvekillerine ise 15'er dakika söz verileceğini duyurdu.

CTP-BG/DP koalisyon hükümetinin programıyla ilgili ilk sözü UBP Genel Başkanı Derviş Eroğlu aldı.

Eroğlu, dünyanın hiçbir ülkesinde 35 günlük ömür biçilen hükümet görülmediğini söyledi ve bununla hükümetin Guiness'e aday olunduğu görüşünü belirtti.

Hükümetin bugüne dek verdiği sözleri tutmadığını da iddia eden Eroğlu, hükümeti anayasaya sadakatsizlikle suçladı.

Eroğlu, halkta büyük bir belirsizlik bulunduğunu belirterek bunun mutlaka kaldırılması gerektiğini kaydetti. Kıbrıs politikasının geçmişte de Türkiye'yle birlikte yürütüldüğünü ifade eden Eroğlu, halkın aylarca çözüm sözcüğüyle oyalandığını savundu. UBP Genel Başkanı Eroğlu, halkın üçte birinin ateş üstünde oturduğunu, CTP milletvekillerinin bunu ciddiye almadığını, belirsizliği kaldıracak şeylerin hükümet programına yazılması gerektiğini söyledi.

Bu hükümet programının anayasaya saygısızlık ve halkı alay etmekten başka bir şey olmadığını iddia eden Eroğlu, cumhurbaşkanlığı seçiminden sonra 5 yıllık icraat hükümeti kurulmasını diledi.

Eroğlu, halkın ABD'nin, AB'nin tutmadığı sözlerle aldatıldığını belirtti. "Vatandaş eylem bekliyor, sonuç bekliyor" diyen Eroğlu, hükümet programına ret oyu vereceklerini açıkladı.

Miroğlu: Sayenizde taksit taksit hükümet

İkinci konuşmayı yapan UBP Genel Sekreteri Salih Miroğlu, CTP-DP yüzünden siyasi literatüre "taksit, taksit hükümet" kavramının da girdiği görüşünü öne sürdü.

Miroğlu, partisinin yıllar önce getirdiği öneri kabul edilse bugün CTP'nin tek başına iktidar olabileceğini kaydetti.

Başbakanın "geçiş hükümeti" tanımlamasını eleştiren Salih Miroğlu, bunun geçiş değil geçiştirme hükümeti olduğunu iddia etti.

Miroğlu, hükümetin halkı derleyip toparlayıp haklarını koruması, ulusal davada güçlü ses vermesi gerektiğini anlattı.

Halkın yaşamında belirsizliğin bir karabasan gibi olduğunu, hükümetin insanlara bir şeyler söylemesi gerektiğini belirten Miroğlu, Güzelyurt için yatırım, teşvik projeleri istedi.

UBP Genel Sekreteri Salih Miroğlu, gençler için göçü önleyecek tedbirler üretilmesi gerektiğini belirterek, Rum tarafında çalışanlara işaret etti ve meclisteki sendikacı milletvekillerinin bunları düşünmesinin şart olduğunu anlattı.

Miroğlu, Girne ve Karpaz'da denetimsiz inşaatların getirisinin bitmek üzere olduğunu, hastane kuyruklarının azaltılması, sağlık sisteminin düzeltilmesi, elektrik sorununa çare üretecek çabaların yoğunlaştırılması gerektiğini söyledi.

Akıncı: Koalisyon hükümetlerine karşı değilim

BDH Genel Başkanı Mustafa akıncı, seçim öncesi CTP-DP hükümetinin devamı üzerine mesajlar verildiğini belirtti ve seçim sonunda halkın iradesine saygı gösterdiklerini belirtti.

Akıncı, güneyde pasaport ve kimlik kuyruğunun bir hak ama politik iflasın göstergesi olduğunu kaydetti.

Güneyde binlerce çalışanın ekonomik iflasın, 24 bin insanın güneyde şifa aramasının sağlık servislerinin gerilediğini ve sosyal iflasın göstergesi olduğu görüşünü savunan Akıncı, şimdi de

sermayenin güneye kayması tehlikesi bulunduğunu, Türkiye'nin güneyle gümrük birliği olasılığının bunu getirdiğini ve güneyde kayıtlı şirket sayısının her geçen gün arttığını anlattı.

Akıncı, çözümsüzlük ortamında bunların devletin anlamını yitirdiğini gösterdiği iddiasında bulundu.

Mustafa Akıncı, sosyal, ekonomik, siyasal alandaki çabalarla konsensüs sağlanması gerektiğini belirtti.

UBP'nin 1990'da önerdiği seçim yasasını doğru bulmadığını kaydeden Akıncı, uzlaşı kültürü adına koalisyonları olumlu bulduğunu belirtti ve "Varsın bir parti %45'le tek başına iktidar olamasın, uzlaşı aransın" dedi.

Soyer: Eroğlu anayasa değişikliğini kabul etmedi

CTP-BG Genel Sekreteri Ferdi Sabit Soyer, gerginlik siyasetine gidilmemesi ve halkın geleceği için politika üretilmesi gerektiğini vurguladı.

Geçen hükümet döneminde "sahte hükümet, sahte bakan" diye görevi devretmekten kaçan siyasileri anımsatan Soyer, şimdi de anayasanın çiğnendiğini söyleyenlerin yargı yoluna başvurması gerektiğini anlattı. Soyer, UBP'nin Anayasa Mahkemesi'ndeki davasını niye çektiğini sordu ve böyle gerginliklerle siyaset yapmanın doğru olmadığını söyledi.

Soyer, "Hiçbir şey yapmadı" denilen hükümetin, halka fevkalade gelişmeler yaşattığını belirtti ve buna örnek olarak AB bağlamında Kıbrıs sorununda kaydedilen gelişmeleri ve ABD'nin insan hakları raporunu gösterdi.

Yeni dönemin iyi tanımlanması gerektiğini belirten Soyer, fırsat ve avantajları göz ardı ederek sadece sıkıntıları konuşmanın doğru olmadığını vurguladı.

Ferdi Soyer, güneyde çalışma izinlerinin geçmişte UBP örgüt başkanlarının onayıyla verildiği görüşünü savundu ve emeğin serbest dolaşımının da en az sermayenin serbest dolaşımı kadar AB ilkesi olduğunu söyledi.

Gelecekte güneyden emek ve beyin gücünün kuzeyde çalışması hedefiyle çalışmanın önemini vurgulayan Soyer, her şeyin toz pembe olmadığını, yürünmesi gereken yol bulunduğunu belirtti ve alınan yolun göz ardı edilemeyeceğini kaydetti.

Soyer, Kıbrıs Türk halkına güvendiğini, halkın çözüm ve izolasyonların kaldırılması siyasetinin arkasında durduğunu, halkın AB'de kazandığı vicdani ve demokratik zaferinin yasal ve hukuki çerçeveye dönüştürülmesi gerektiğini söyledi.

Anayasa değişikliğinin gerekli olduğunu belirten Ferdi Sabit Soyer, geçmişte yaşananları özetledi. Soyer, anayasanın değişmesini kolaylaştıracak maddenin cumhurbaşkanlığı seçimiyle birlikte referanduma sunulması için geçici meclis başkanlığı döneminde UBP Genel Başkanı Eroğlu'na sundukları önerinin reddedildiğini bildirdi.

10 milletvekilinin imzasıyla komitelerin kurulmasını beklemeden anayasanın değiştirilmesinin yolunun açılması için yaptıkları önerinin kabul edilmemesini eleştiren Soyer, dar siyasi alanlarda bunların aşılamayacağını kaydetti.

Soyer, zaman yeterse anayasa değişikliği ihtiyacının cumhurbaşkanlığı seçimiyle birlikte referanduma sunulmasını istediklerini sözlerine ekledi.

Hasipoğlu: Bu halk çözüm istiyor

DP Milletvekili Ertuğrul Hasipoğlu, toplumsal uzlaşma için kısır mantıkla hareket edilmemesi gerektiğini söyledi.

Referandumla Kıbrıs'ta iki halkın varlığının, Rumların tek hükümet olmadığının ispatlandığını anlatan Hasipoğlu, eşitlik ve bağımsızlıktan taviz verilmeden, retçi tavır izlenmemesi gerektiğini anlattı.

Hasipoğlu, Avrupa Parlamentosu'nda geçmişte kafeteryada oturup kendileriyle konuşacak diplomat beklerken şimdi Kıbrıslı Türk parlamenterlerin AP'de söz hakkı bulunduğunu belirtti. Hasipoğlu, bu hükümet döneminde ne zaman zam yapıldığını unuttuğunu söyledi.

Seçilme hakkı için 3 yıl ikamet şartının zamanında, sonradan vatandaş olanlara karşı konulduğunu belirten Hasipoğlu, anayasanın uzlaşıyla değiştirilmesinin sağlanması gerektiğini vurguladı.

Ertuğrul Hasipoğlu, halkı çok önemli günler beklediğini, mayıstan sonra görüşmeler başlayacağını belirterek, "Gelin 2004 bütçesini, anayasa değişikliklerini yapalım" dedi.

Asgari müştereklerde buluşulması çağrısı da yapan Hasipoğlu, halkın çözüm istediğini kaydetti.

Bozer: Sağlıkta atılacak çok adım var

UBP Girne Milletvekili Dr. Hasan Bozer, 14 Mart Tıp Bayramı'nı kutlayarak başladığı konuşmasında, sağlık sisteminin çok da iyi konumda olmadığını söyledi.

Sağlık standardının yükseltilmesi için bazı yasaların çıkarılacağı sözü verildiğini ama bu yasaların meclise gelmediğini kaydeden Bozer, bunu eleştirdi.

Bozer, doktorlara daha bilimsel hizmetiçi eğitim verilmesi, teknolojinin yakalanması gerektiğini kaydederek, bilgisayara geçilemediğini, yatakların bile değişmediğini anlattı.

Sağlıkta verimliliğin yeterli olmadığını belirten Hasan Bozer, sağlıkta yapılması gerekenleri ve geçen hükümet programına girip de yapılmayanları sıraladı.

Kaşif: Cek cak hükümeti

UBP Gazimağusa Milletvekili Ahmet Kaşif de Tıp Bayramı'nı kutladı, halka sağlıklı günler diledi. Kaşif, hükümet partilerine mensup milletvekillerinin söylevden başka iş yapmadığını öne sürerek, güvenoyu alacağı kesin bir hükümetin neden tam bir hükümet programı hazırlamadığını sordu.

Anayasaya göre bakanların milletvekili seçilme nitelikleri taşıması halinde dışarıdan da atanabileceğini belirten Kaşif, bu konu anayasa mahkemesinde olduğu için fazla yorum yapmayacağını söyledi.

Kaşif, 3 buçuk sayfalık hükümet programında sadece "cek-cak"lar bulunduğunu kaydetti.

Kaşif, Kıbrıs Türk halkının çözüm iradesini koyduğunu, artık "çözüm çözüm" diyerek yollara düşmek yerine altının doldurulması ve uluslararası alana duyurulması gerektiğini, bunun için de çözüm olayında mecliste tek sesin çıkmasının şart olduğunu belirtti.

Ahmet Kaşif, KTHY'ye nasıl davranılacağının hukuksal yönünün hiç söylenmediğini, hukuksal zemin yoksa bugüne kadar olduğu gibi söylenenlerin havada kalacağını söyledi.

Kaşif, üreticinin ürününü alıp satmak, insanlara layık oldukları sağlık hizmetini vermek, eğitimde Kıbrıs tarihini unutmamak gerektiğini belirtti.

Ahmet Kaşif, hukukun üstünlüğüne ne kadar uyulduğunu sorarak kürsülerde konuşulanların aksini yapanlar olduğunu kaydetti.

Paylaşımda anlaşılmadığı için hükümet programının bu kadar kısa olduğunu öne süren Kaşif, hükümetin, sadece cumhurbaşkanlığı seçimini geçirmek için kurulduğunu söyleme cesareti bulamadığını ifade etti.

Kaşif, "her şey daha güzel olacak" söylemleriyle halkın sürekli kandırıldığını savundu.

Kaşif'in konuşmasının ardından oturuma saat 14.00'e kadar ara verildi.

Güven oylaması yarın

Saat 14.30'da başlayan oturumda ilk sözü UBP Milletvekili Turgay Avcı aldı. Avcı, CTP-DP hükümetinin uzlaşı hükümeti diye kurulduğunu ancak bunu sağlayamadığını öne sürdü.

Avcı, hükümetin azınlığa düşmesinden sonra yapılan görüşmelerde hiçbir partiyle uzlaşıya varmak istemediğini, şimdi kurulan hükümetin halkın refah ve mutluluğunu değil, cumhurbaşkanlığı seçimini atlatmayı hedeflediğini savundu.

AB yasalarının bir yıldır gündemde olduğuna işaret eden Turgay Avcı, hiçbir uyum yasasının meclise getirilmemesini eleştirdi. Avcı, turizm sezonu başlarken turizm müsteşarı bulunmadığını belirtti.

Mağusa Hastanesi'nin temelinin neden atılmadığını ve bu konunun neden hükümet programında yer almadığını soran Turgay Avcı, halka "Uyuyun, 17 Nisan'da uyanın" denildiğini iddia etti.

24 Mart'ta Eğitim Şurası'nın toplanacağını belirten Avcı, icraat yapmayacak, geçici hükümet döneminde böylesine önemli bir şura toplanmasını eleştirdi.

Avcı, hükümet programında trafik konusunun yer almamasını da eleştirerek, 2004'te 76, bu yıl da 9 kişinin can verdiği kazalara rağmen bu yılın trafik eğitim yılı ilan edilmediğini belirtti.

Maraş, Güney Mesarya ve Güzelyurt için bir yıldır hiçbir icraat yapılmadığını ifade eden Avcı, Mecliste "ulusal uzlaşı platformu" kurulmasına yönelik adım atılmadığını kaydetti.

Avcı hükümetin halka bir an önce icraat getirmesini diledi.

Küçük

UBP Milletvekili İrsen Küçük, hükümet programını eleştirerek, bu programla sadece hükümetin değil, parlamentonun da gülünç duruma düştüğünü iddia etti.

Halkın hükümetten beklentisi olmadığını da öne süren Küçük, 2004 bütçesinde daha ayrıntılı konuşacaklarını belirtti.

Emekçi

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Erkan Emekçi, tüm doktorların ve sağlık çalışanlarının Tıp Bayramı'nı kutlayarak başladığı konuşmasında, dıştan atanan bir bakan olarak atanmalarının anayasaya aykırı olduğu iddialarını yanıtladı.

Erkan Emekçi UBP'nin Anayasa Mahkemesi'ndeki davasını geri çektiğini hatırlatarak, UBP'nin bu konuyu ilkesel boyuta taşımak istediğini, oysa duygusal davrandığını söyledi.

Yasaların Yüksek Mahkeme Başkanı'nın dediği gibi hatalı hazırlanmış olabildiğini belirten Emekçi, yasalarda daimi ikametgah tanımı olmadan 3 yıl ikamet koşulu aranmasını eleştirdi.

Tahsin Ertuğruloğlu'nun 1998'deki ve BDH'nın son seçimdeki bir adayının seçimlere katılmasının bu mantıkla doğru olmadığını belirten Emekçi, UBP davasını çekmeseydi bu konuda karara varılmış olacağını anlattı.

Erkan Emekçi, kendi durumuyla ilgili ayrıntılar vererek UBP'nin açacağı davanın kendi lehine sonuçlanacağına inandığını söyledi.

Pertev

Tarım ve Orman Bakanı Raşit Pertev, önemli bir dönemden geçildiğine, gerekli kararlar alınmazsa çok şey kaybedileceğini, zaten 30 yıl kaybedildiği için Kıbrıs Türkü'ne yakışmayan bir noktada bulunulduğunu belirtti.

Pertev, AB uyum sürecinin 1 yılda bitecek bir süreç olmadığını vurgulayarak, Rum kesiminin 2 yıl boyunca sadece uyum sürecine hazırlık dönemi geçirdiğine işaret etti.

"Avrupa'da tek idam cezası olan ülke olmak yüz karasıdır" diyen Pertev, vizyon sahibi olmanın önemini vurguladı.

Yargıya götürülen bir konunun mecliste sürekli gündeme getirilmesini eleştiren Raşit Pertev'le UBP'li milletvekilleri arasından tartışma yaşandı.

Akıncı

Cevap hakkı kullanan BDH Genel Başkanı Mustafa Akıncı, Emekçi ve Pertev'in ülkeye kazandırılması gereken kişiler olduğuna inandığını söyledi.

Seçim Yasası'nda değişiklik öngören tasarının çok muğlak olduğunu, 55 yıldır İngiltere'de yaşayan birinin bile aday olabileceğini ve muhtarların zora sokulacağını söyleyen Akıncı, BDH'nın Emekçi ve Pertev'in aday olması halinde itirazda bulunmayacağını kaydetti.

Ertuğruloğlu

UBP Milletvekili Tahsin Ertuğruloğlu, Emekçi'nin adını kullanmasına teessüf ettiğini söyledi.

Kendi durumuyla ilgili bilgiler veren Ertuğruloğlu, gereksiz bir tartışma başlatıldığını, konunun hukukla halledilebileceğini belirtti.

Tahsin Ertuğruloğlu, hukukçuların verdiği bilgiye göre, davanın açıldığı gündeki koşullarla sonuçlandığı gündeki koşulların aynı olması gerektiği için UBP'nin davasını geri çektiğini anlattı.

Özgürgün

UBP Milletvekili Hüseyin Özgürgün, hükümet programının programdan başka herşeye benzediğini iddia etti.

Özgürgün, hükümet kirizini çözmek istemeyenin yine hükümet olduğunu savunarak, CTP-DP hükümetinin devamının istendiği görüşünü belirtti. Halka bu gerçeğin hiç söylenmediğini kaydeden Hüseyin Özgürgün, seçilme hakkı olmayan iki bakanın şahsına yönelik bir tutumları bulunmadığını, anayasanın üstünlüğüne uymak gerektiğini söyledi.

UBP'nin açtığı davanın avukat tarafından partiye sorulmadan geri çekildiğini açıklayan Özgürgün, bundan dolayı sıkıntı yaşadıklarını belirtti.

Özgürgün "daimi ikamet" tanımını değiştiren yasa tasarısının sadece UBP'de değil, birçok milletvekilinde rahatsızlık yarattığını kaydederek, şimdi hükümetin çoğunluğu olduğuna göre bu yasa tasarısının geçebileceğini anlattı.

Anayasa tadilatlarını UBP muhalefetteyken kabul ettiğini söyleyen Hüseyin Özgürgün, konu açıklığa kavuşana kadar 2 bakanın yeni hükümette görevlendirilmemesini beklediklerini ama bu olmadığına göre anayasa değişikliklerinde nasıl uzlaşılacağını ve güvenileceğini sordu.

Özgürgün, 1985 Anayasası'nın toplumun gerisinde kaldığını, ancak hükümetin bugüne kadarki icraatlarından endişe duyduklarını söyledi. CTP'nin kendilerine güvence vermesini isteyen Özgürgün, anayasa konusuna ihtiyatlı yaklaştıklarını belirtti.

Ekonomideki iyileşmenin hükümetin başarısından kaynaklanmadığını savunan Özgürgün, YTL'den kaynaklanan gelişmelerin hükümetin hanesine yazılamayacağını söyledi.

Özgürgün hükümete başarı diledi, eleştirilerinin ise yapıcı algılanmasını istedi.

Denktaş

DP Genel Başkanı Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş, anayasayı yorumlama yetkisinin sadece Anayasa Mahkemesi'nde olduğuna işaret ederek, UBP'yi eleştirdi.

Denktaş, sabahtan beri eleştirilenlerin halkın onayını aldığını vurgulayarak, tören devleti olmaktan kurtulmak için yaptıkları girişimleri anlattı.

İcraat hükümetinin 17 Nisan sonrasına bırakılmasını uygun gördüklerini belirten Serdar Denktaş, bu dönemde 2004 bütçesini geçirmeyi ve anayasa değişikliğini ana görev belirlediklerini söyledi.

Denktaş, siyaseti aynen devam edecek bir hükümet bulunduğunu kaydederek, geçiş süreci olarak gördükleri bu dönemde dış temasların devam edeceğini, 17 Nisan sonrası hükümetin 5 yıllık programının ciddiyetle hazırlanmasının gündemde olduğunu anlattı.

UBP'nin yeniden anayasa mahkemesine başvurmasının şovdan başka bir şey olmadığını belirten Serdar Denktaş, hükümetin iki ana görevi için çalışacağını, anayasa değişikliği için UBP'nin oylarına da ihtiyaç olacağını kaydetti.

Serdar Denktaş, ortak aday arayışlarındaki gelişmelerle ilgili olarak da UBP'ye suçlamalar yaparak, hükümete gelebileceğini düşünen UBP'nin 3 günde 2 zıt görüş ortaya koyduğunu belirtti.

Talat

Hükümet programı görüşmelerinde son konuşmayı Başbakan Mehmet Ali Talat yaptı. Talat, geçiş hükümetinin cumhurbaşkanlığı seçimine kadar görev yapacağını vurgulayarak, 17 Nisan sonrası için 2 partinin protokolde anlaştığını, hükümet programının ise güzel şekilde hazırlanacağını, bu yönde partisinde hazırlıkların başladığını söyledi.

Talat, yeni hükümetin yeni programının 5 yıllık süreyi kapsayacağını, yeni hükümeti ipotek altına koymamak için programın sonraya bırakıldığını belirtti.

AB'ye hazırlık çalışmalarının ve çeşitli alanlarda pazarlıkların sürdüğünü ifade eden Başbakan Talat, hükümet çalışmalarında geri duruş olmadığını vurguladı.

Başbakan Mehmet Ali Talat, seçim yasakları döneminde atama yapılamayacağı için turizm müsteşarının atanamayacağını anlattı.

Anayasa değişikliği konusunda yapılan girişimleri özetleyen Talat, önce evet diyen UBP'nin hükümet listesinin okunduğu gün bu tavrından vazgeçtiğini belirtti.

Talat, UBP'ye halkın çok dikkat etmesi gerektiğini kaydederek, anayasa değişikliğinin halka sunulmasını bile kabul etmeyen UBP'nin küçültülmesi gerektiğini söyledi.

Başbakan Talat, UBP'nin her şeye engel olduğunu belirtti. Yeni dünyada işbirliği ortamına ihtiyaç bulunduğunu vurgulayan Talat, UBP'nin tutumuna Kıbrıs Türk halkının geleceği açısından çok üzüldüğünü kaydetti.

"Sırtımda yumurta küfesi var" diyen Talat, ikinci büyük parti UBP'yle bu işleri nasıl yürüteceklerini merak ettiğini ifade etti.

Talat, anayasanın 2/3 çoğunlukla değişebilmesine önce evet diyen UBP'nin şimdi bundan vazgeçtiğini belirterek, Kıbrıs sorunu konusundaki gelişmelerde ise durumun çok daha kritik olacağına işaret etti.

Önlenemez gelişmelere karşı işbirliği gerektiğini vurgulayan Başbakan Talat, "UBP'yi Papadopulos'un tutumuna benzer tavır sergilemekle suçladı.

Başbakan Talat, UBP Genel Başkanı Eroğlu'nun, Ankara Anlaşması'nın Türkiye tarafından hemen imzalanmasını emrettiği yönündeki sözlerini yanıtlarken, Papadopulos'un Demokles'in kılıcı gibi kullandığı bu konudan kurtulmak için bu yöndeki bir soru üzerine kişisel bir görüş belirttiğini anlattı.

Kıbrıs politikasında Türkiye'nin çok büyük söz hakkı bulunduğuna işaret eden Başbakan Talat, TC hükümetiyle anlayış birliğine vararak, tatminkar bir politika yürütüldüğünü belirtti. Empozeler yaşanmadığını, ne olacaksa kararların görüşülerek alındığını, tartışıldığını kaydeden Talat, öze ilişkin ciddi bir sorun yaşanmadığını söyledi.

Talat, geçmişte ise konfederasyon politikası ilan edileceğinde neredeyse kimsenin bilgisi olmadığını ifade ederek, o günün politikalarında hükümetin neredeyse bilgisi olmadan hareket edildiğini, UBP'nin Kıbrıs sorunu ve ekonomiyi TC'ye havale ettiğini kaydetti.

Hükümetin ekonomide de, Kıbrıs Türkü'nü tanıtmada da ilkleri başardığını vurgulayan Talat, "İlk defa Kıbrıs Türkü dünyada sözüne kulak verilen toplum olarak karşılanmaktadır" diye konuştu.

Başbakan Mehmet Ali Talat, Kıbrıs Türkü'nün dünyada dışlanan bir toplumdan kabul gören bir toplum haline gelindiğini, bundan sonraki hükümetin daha güzel başarılar sağlayacağına inandığını, çünkü dünyayla uyumlu, çağdaş, dünya değerlerine uygun doğru hükümetin daha da başarılı olacağını vurguladı.

Seçimden çözüm yanlısı partinin başarılı çıkmasından dünyanın memnuniyet duymasından daha doğal bir şey olamayacağını belirten Talat, vaatlerinin her gün gerçekleştiğini, bugün Kıbrıs Türkü'nün tecritten yavaş yavaş çıktığını anlattı. Başbakan Talat, belirsizlikten kurtulmanın çözümle olacağını kaydederek, bu amaçla çalıştıklarını kaydetti.

AB sürecinde yapılanları anlatan Talat, Kopenhag kriterlerinin çoğuna zaten uyulduğunu ifade etti.

Talat, kamu reformu başlattıklarını bildirerek bunun baharda hayata geçmeye başlayacağını açıkladı. Terfi için sicil sistemiyle kamu reformuna başlanacağını kaydeden Talat, AB yasalarını geçirmekten ziyade kamu sisteminin AB normlarına uyumlu hale getirilmesi gerektiğini vurguladı.

Hükümet olarak bu dönemde her türlü eleştiriden samimi olarak yararlanacaklarını belirten Başbakan Talat, bundan önceki yapıcı eleştiriler için de teşekkür etti ve meclisten destek istedi. Hükümet programının görüşülmesi saat 17.15'te tamamlandı.

Güven oylaması yarın

CTP/BG-DP hükümeti için güven oylaması, meclis iç tüzüğü gereği hükümet programının görüşülmesinden bir tam gün sonra yapılacak

Buna göre, meclis genel kurulu güven oylaması için yarın toplanacak.

KIBRIS 14/03/2005

Kıbrıslı Türk gençlere yeni fırsat

KIBRISLI TÜRKLERİN ÖNÜNÜ AÇMAK İÇİN... Wales Swansea Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim görevlisi Doç. Dr. Barış Soyer, AB vatandaşı olan Kıbrıslı Türklerin önünün açılması için girişimlerde bulunduklarını ve üniversitelerle işbirliğine hazır olduklarını belirtti

Yeliz K. SARICA

İngiltere'de faaliyet gösteren Wales Swansea Üniversitesi yetkilileri, Kuzey Kıbrıs'taki üniversitelere işbirliği çağrısında bulundu.

Wales Swansea Üniversitesi, Kuzey Kıbrıs'taki üniversitelere önerdiği işbirliği gerçekleşirse, akademisyen değişimi, lisans, yüksek lisans ve doktora programlarına Kıbrıslı Türk öğrencileri kabul etme gibi konular gündeme gelecek.

Kuzey Kıbrıs'taki üniversitelerle temas kurmaya çalışan Wales Swansea, üniversite yetkililerinden biri de Kıbrıslı Türk Doç. Dr. Barış Soyer...

Wales Swansea Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim görevlisi Doç. Dr. Barış Soyer, AB vatandaşı Kıbrıslı Türklerin önünün açılması için girişimlerde bulunduklarını ve üniversitelerle işbirliğine hazır olduklarını belirtti.

Kıbrıslı Türkler kaliteyi yakalamalı

Doç. Dr. Soyer, yurtdışında okumak isteyen Kıbrıslı Türk öğrencilerin, üniversite seçimi yaparken vizyon sahibi olması ve kaliteyi yakalaması gerektiğini söyledi.

Kıbrıslı Rum öğrencilerin, kaliteli üniversiteleri tercih ettiğini belirten Soyer, Kıbrıslı Türklerin de eğitimde kaliteyi yakalaması gerektiğine dikkat çekti.

Doktora imkanı...

Doç. Dr. Barış Soyer, gelişen dünya koşullarında Balkan ülkeleri ve Türkiye'nin yanı sıra Kıbrıs'taki üniversitelerle işbirliğine girmeyi düşündüklerini söyledi.

Kuzey Kıbrıs'taki üniversitelerle temaslarda bulunmayı planladıklarını ifade eden Soyer, Kıbrıs'taki Doğu Akdeniz Üniversitesi'nde (DAÜ) işletme ve hukuk fakülteleriyle görüştüklerini, ilerleyen günlerde işbirliğini resmiyete dökeceklerini kaydetti.

Doç. Dr. Soyer, her iki üniversite arasında yapılacak işbirliği sonucunda akademisyenlerin değiştirilebileceğini, öğretmenlerin kariyerlerini geliştirebileceğini, öğrenci değişiminin yapılabileceğini söyledi ve Kıbrıslı Türk öğrencilere, lisans, yüksek lisans ve doktora eğitimi sağlanabileceğini anımsattı.

Özellikle yüksek lisans ve doktora eğitimi almak isteyen ve zorluklarla karşılaşan öğrencilere burs imkanları da tanınabileceğini ifade eden Soyer, ada dışında doktora eğitimi almak isteyen öğrencilerin önünün açılacağına ve Wales Swansea Üniversitesi'nde eğitim görebileceğine işaret etti.

"Ortak projelerle, AB'nin mali

yardımından yararlanabiliriz"

Doç. Dr. Barış Soyer, Wales Swansea Üniversitesi'nde Avrupa'daki eğitim yapısının öncelikli konular arasında olduğunu söyledi.

AB'nin verdiği mali yardımlar ve proje yapımı konusunda büyük tecrübesi olduğuna işaret eden Soyer, Kuzey Kıbrıs'taki üniversitelerle işbirliği kurulması halinde AB'den mali yardım almak için her iki üniversitenin ortak projelerde çalışabileceğini belirtti.

Soyer, Wales Swansea Üniversitesi'nin akademileri destekleyen bir yapısı olduğunu da kaydetti.

Simintiras: Kıbrıslı öğrencilerin AB

hukukunu içeren programlara ihtiyacı var

Wales Swansea Üniversitesi İşletme Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Antonis C. Simintiras, üniversitelerinin uluslararası perspektife sahip bir bakış açısı olduğunu söyledi.

Kuzey Kıbrıs'taki üniversitelerle işbirliği yapılması halinde kuzeyin ekonomisinin de gelişeceğini ifade eden Simintiras, şöyle konuştu:

"Uluslararası alanda gelişen teknolojiye ayak uydurmak için lisans, yüksek lisans ve doktora programları açıyoruz. Ayrıca, ihtiyaçları karşılamak için kurslar da düzenliyoruz.

Kuzey Kıbrıs'ın ihtiyaçlarına cevap verecek eğitim programlarını devreye sokabiliriz. Böylece yöneticiler değişime ayak uydurabilir.

Kıbrıslı öğrencilerin AB hukukuna ihtiyacı var. Bu yönde yapılacak programlara katılabilirler.

Ticaret Odası'yla bağlantımız var. Ticaret Odası aracılığıyla iş sahiplerinin becerilerini geliştirmek için kısa süreli kurslar düzenleyebiliriz."

KIBRIS 14/03/2005

 

Dışişleri’nde imza hazırlığı

 

Ankara Anlaşması Protokolü’nün imzasına ilişkin hazırlıklar tamamlanmak üzere. Ankara, Rum yönetiminin tanınmamasına ilişkin yolu belirlemeye çalışıyor.

 

Nermin Yurteri / Cansu Çamlıbel / Ankara
NTV-MSNBC

 

 

16 Mart 2005 — Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, “Biz AB ile parafe için anlaştık. Oyun oynayacak değiliz. Türkiye bir yükümlülük altına girdi mi bunu yerine getirir” dedi.

Ankara Anlaşması’nı Rum kesimini de kapsayacak şekilde genişletecek ek protokolün çok kısa bir süre içinde imzaya hazır hale gelmesi bekleniyor. Rum yönetiminin tanınmayacağına ilişkin çekincenin ise Avrupa Birliği Komisyonu ile mektup teatisi yoluyla ya da katılım ortaklığı belgesine eklenerek ilan edilmesi planlanıyor.
       Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, BBC’nin Yunanca servisine verdiği demeçte, Türkiye’nin Ankara Anlaşması’nın katılım protokolünü önce parafe edeceğini sonra da onaylanmak üzere Meclis’e sevkedeceğini belirtti.
       Gül “Biz AB ile parafe için anlaştık. Oyun oynayacak değiliz. Türkiye bir yükümlülük altına girdi mi bunu yerine getirir” dedi. Gül, demecinde ayrıca, Ankara’nın Kıbrıs konusunda bu aşamada hiçbir yeni önerisi bulunmadığını söyledi.

Denktaş'tan 'ek protokol' yorumu


16 Mart, 2005 16:34:00 (TSİ) CNN TURK

KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Ankara Anlaşması Protokolü'nün imzalanması konusunda, ''Türkiye'nin bu protokolü, şerh koyarak veya koymayarak imzalaması kendi bileceği iştir'' dedi.

Türkiye'nin Ankara Protokolü konusundaki hukuki görüşünü kendilerine gönderdiğini belirten Denktaş, ''tabii hukuki görüş, her konuda lehte veya aleyhte olur. Bu bir yorum meselesidir. Ama genel yorum, tanıma meselesi, niyet meselesidir" dedi.
 
Türkiye'nin, 'birleşme olmadan Kıbrıs Rumunu ben meşru hükümet olarak tanımam. KKTC'yi tanımaya devam edeceğim, desteklemeye devam edeceğim' dediğini belirten Denktaş, ''şimdi bu, topu Ruma atmaktır. Rum böyle bir şartı kabul eder mi,etmez mi, veto eder mi, etmez mi... Ben diyorum ki bu şartlar altında veto ederse, bu demektir ki kendisine büyük devletler, 'biz yapamıyoruz, sen yap' diyerek veto ettirdiler. Türkiye'yi istemediklerini gösteren bir işaret olur bu" diye konuştu.
 
Türkiye'nin protokolü, şerh koyarak veya koymayarak imzalamasının kendi bileceği iş olduğunu belirten Denktaş, "ama devamlı surette, 'tanımıyoruz ve tanıma değildir' demesi, hukuk açısından hiç olmazsa ele alınacak bir husustur ve geçerlidir. Bunu göreceğiz'' dedi.  

KKTC'de koalisyon hükümeti güvenoyu aldı

 

Lefkoşa

KKTC'de 20 Şubat seçimlerinin ardından kurulan, Mehmet Ali Talat başkanlığındaki Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP)-Demokrat Parti (DP) koalisyon hükümeti Cumhuriyet Meclisi'nde güvenoyu aldı.

Cumhuriyet Meclis Başkanı Fatma Ekenoğlu başkanlığında saat 10.40'ta toplanan Meclis Genel Kurulu'nda, 8 Mart'ta kurulan 2. Talat Hükümeti için güven oylaması yapıldı.

   

Oylamada, 29 milletvekili “kabul”, 19 milletvekili de “ret” oyu kullandı. Oylamaya bir UBP bir de DP milletvekili katılmadı.

   

50 üyeli Cumhuriyet Meclisi'nde, CTP'nin 24, Ulusal Birlik Parti'nin (UBP) 19, DP'nin 6, Barış ve Demokrasi Hareketi'nin de (BDH) 1 milletvekili var.

 (aa)

HURRIYET 16/03/05

Komşu çokkültürlü olmak istemiyor

 

Avrupa Irkçılık ve Yabancı Düşmanlığı İzleme Merkezi’nce yayımlanan bir rapora göre, AB'ye üye ve aday ülkeleri arasında, çokkültürlü topluma en büyük direniş Yunanistan’da gözleniyor. Yunan halkının yüzde 80’i, çokkültürlü topluma karşı çıkarken, Türkiye’de bu oran yüzde 21.3.

AB üye ve aday ülkelerinde halkın, azınlıklar, ilticacılar ve göçmenlere ilişkin tutumunun değerlendirildiği ankete yer verildi.  Buna göre, AB halkının yarısı, göçmenlere yönelik olumsuz bir tutum sergiliyor. Bu eğilimin, özellikle Yunanistan, Macaristan ve Avusturya’da belirgin olduğu ifade ediliyor.

YASAL GÖÇMENLERE SİVİL HAKLAR

Öte yandan, bazı AB üyesi ve aday ülkelerde yasal göçmenlere sivil hakların verilmesine önemli muhalefet bulunuyor. Karşı çıkanların oranı, Letonya’da yüzde 68.5, Belçika’da yüzde 54.8 ve Rum Kesimi’ne yüzde 50.2’ye ulaşırken Türkiye’de yüzde 30.4’de seyrediyor.

ÇOK KÜLTÜRLÜ TOPLUMA DİRENİŞ

Çokkültürlü toplumun "sınırına" ulaştığını düşünenlerin oranı, Yunanistan’da yüzde 80.6 gibi yüksek bir düzeyde bulunuyor. Almanya’da yüzde 71 olan bu oran, Türkiye’de yüzde 39’da kalıyor. Aynı biçimde çokkültürlü bir topluma direniş, Yunanistan’da yüzde 60’ya ulaşırken Türkiye’de yüzde 21.3’de gerçekleşti.

YASAL GÖÇMENLERİN GERİ GÖNDERİLMESİ

Öte yandan, yasal göçmenlerin ülkelerine geri gönderilmesinden yana olanların oranı önemli ölçüde arttı. Bu oran en yüksek olduğu Malta’da yüzde 39.7 olarak hesaplandı. Yunanistan’da yüzde 31.5 olan oran, Türkiye’de yüzde 29.8 ile oldukça yüksek bir düzeyde gerçekleşti.

Zengin ülkelerin kültürel ve dini çeşitlik konusunda daha höşgörülü olduklarını gösteren rapor, ayrıca genç insanlar ile geliri ve eğitimi yüksek kişilerin etnik, kültürel ve dini farklılar konusunda daha açık ve olumlu olduklarını da ortaya koydu.

 (aa)

HURRIYET 16/03/05

Yakovu: İmzanın anlamını biliriz

16/03/2005 RADIKAL

RADİKAL - ATİNA - Britanya ziyaretinde Ankara Anlaşması'nı 10 yeni AB üyesini kapsayacak şekilde genişleten ek protokolü imzalamanın Kıbrıs Rum Yönetimi'ni tanıma anlamına gelmeyeceğini yineleyen Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'e, adanın güneyinden karşılık geldi. Rum Dışişleri Bakanı Yorgos Yakovu, Türkiye'nin ek protokolü mart sonuna dek imzalayacağına inandığını belirterek "Bizim uzman görüşlerimize göre, imza Kıbrıs Cumhuriyeti'nin Türkiye tarafından tanınmasıdır" dedi. "Türkiye ve başkalarının izahı farklı. Söylenenler Türkiye'nin iç politikasına yardımcı olmayı hedefliyor. Biz imzanın ne anlam taşıdığını gayet iyi biliyoruz" diye devam eden Yakovu, Türkiye'nin protokolü imzalaması
ile AB'den KKTC'ye doğrudan ticaret yapılması konularının bağdaştırılmasının söz konusu olamayacağını söyledi.

'AB-BM girişimi olur'
Rum bakan, yine de AB'de Ankara'nın imzayı atmasından sonra 'Türkiye bir adım attı sıra Kıbrıs'ta' görüşünün ortaya çıkabileceğini belirtti.
KKTC'de 17 Nisan'da yapılacak cumhurbaşkanlığı seçiminden sonra BM'nin yeni bir çözüm girişimi için nabız yoklamaya başlayacağına inandığını kaydeden Yakovu, ilk adım olarak nisan ayı sonu ya da mayıs ayı başında BM'den üst düzey bir yetkilinin Yunanistan-Türkiye-Güney Kıbrıs-Kuzey Kıbrıs dörtgeninde araştırmacı temaslarda bulunabileceğini dile getirdi.

Türkiye, 2005'te KKTC'ye 459.2 milyon YTL yardım yapacak

PROJELERE KATKI... Türkiye, 2005 yılı bütçesinden KKTC'ye 459 milyon 250 bin 632 YTL yardım yapacak. 2005 yılı içinde projeler için 153 milyon 512 bin YTL ayrıldı

Türkiye, 2005 yılı bütçesinden KKTC'ye 459 milyon 250 bin 632 YTL yardım yapacak. 2005 yılı içinde projeler için 153 milyon 512 bin YTL ayrıldı.

Başbakan Mehmet Ali Talat ile Türkiye Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Doç. Dr. Abdüllatif Şener'in 31 Ocak 2005'te imzaladığı "2005 Mali Yılı'nda TC Bütçe Kaynaklarından Finanse Edilecek KKTC Projelerine İlişkin Protokol", Resmi Gazete'nin 9 Mart tarihli sayısında yayımlandı.

Türkiye'nin bu yıl içinde yapacağı yardımlardan 82 milyon 500 bin YTL'si GKK ve Sivil Savunma Başkanlığı giderleri için; 8 milyon 390 bin 800 YTL'si Barış Kuvvetleri'nin elektrik giderleri için; 153 milyon 512 bin YTL'si altyapı yatırımları için; 83 milyon 725 bin 618 YTL'si 2004 yılı emaneti olarak altyapı yatırımları için 131 milyon 122 bin 214 YTL'si ise geçen yıldan kalma kredi olarak verilecek.

Resmi Gazete'de yayımlanan protokole göre Ankara kaynaklı gösterilen ve Türkiye Cumhuriyeti kurumlarınca gerçekleştirilecek projelerin ihalesi ve istihkak ödemeleri Ankara'da yapılacak ve bu ihale ve ödemelerde TC mevzuatı geçerli olacak. TC mevzuatının izin verdiği durumlarda KKTC'li müteahhitlerin de katılmasına imkan tanınacak. Projeleri gerçekleştirecek kurumlarca gerek görülürse, bu projelerin ihaleleri de KKTC'de yapılabilecek.

2005 yılı projeleri arasında yer alan bazı projeler ile ödenekleri şöyle:

Yeni baraj, ana isale hatları ve diğer su etüt proje ve yatırımları projesi 25 milyon YTL; Karayolları Master Plan Uygulama Projesi 15 milyon YTL; Eski Eserlerin Restorasyonu Projesi 500 bin YTL; ODTÜ Güzelyurt Kampusu Yatırım Giderlerine Katkı Projesi 25 milyon YTL; Organize Sanayi Bölgeleri Altyapı İnşaatına Katkı Projesi 1 milyon YTL; Yolların Yapım, Yapım ve Onarımları Projesi 10 milyon 500 bin YTL; LAÜ'nün Geliştirilmesine Katkı Projesi 3 milyon YTL; Sağlık Hizmetlerinin Geliştirilmesi Projesi 12 milyon YTL; Turistik Bölgelerin Altyapı Çalışmalarına Katkı Projesi 5 milyon YTL; Ercan Havaalanı'nın Geliştirilmesi Projesi 1 milyon 500 bin YTL; Reel Sektörün Teşviki ve Katkı Projesi 3 milyon 500 bin YTL."

İstatistik Enstitüsü ve DPÖ arasındaki işbirliği protokolü

Öte yandan TC Başbakanlık Devlet İstatistik Enstitüsü ile Devlet Planlama Örgütü Müsteşarlığı arasında işbirliği protokolü imzalandı.

TC Başbakanlık DİE Başkanı Doç. Dr. Ömer Demir ile KKTC DPÖ Müsteşarı Işılay Yılmaz'ın 11 Ocak 2005'te imzaladığı protokol de Resmi Gazete'de yayımlandı.

Protokol, KKTC'de üretici fiyat, ithalat-ihracat birim fiyat/değer ve inşaat maliyet indekslerinin kurulmasını kapsıyor.

KIBRIS 15/03/2005

Kıbrıs'ta iki ayrı devlet ve iki ayrı halk var

TANIMA ANLAMINA GELMEZ... Türkiye Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, gümrük birliği ek protokolünün imzalanmasının Rumların tanınma anlamına gelmeyeceğini ifade ederek "Orada iki ayrı devlet ve iki ayrı halk var" dedi

ÇÖZÜMÜ DESTEKLİYORUZ... Abdullah Gül, Türkiye ve KKTC'nin Kıbrıs'ta çözümü bütün gücüyle desteklediğini belirtirken, Türkiye'nin Ada üzerindeki tek amacının, Kıbrıslı Türklerin haklarını ve güvenliklerini korumak olduğunu tekrarladı

Türkiye Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, gümrük birliği ek protokolünün imzalanmasının Rumların tanınma anlamına gelmeyeceğini ifade ederek "Orada iki ayrı devlet ve iki ayrı halk var" dedi

İngiltere'ye yaptığı 4 günlük çalışma ziyareti çerçevesinde London School of Economics'de bir konferans veren TC Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Gül, İngiltere'nin, akademik yaşamının bir kısmını geçirdiği ülke olarak kendisi için önem taşıdığını belirterek sözlerine başladı.

Bakan Gül, Gümrük Birliği ile ilgili ek protokolün imzasına ilişkin bir başka soruyu yanıtlarken, bu konuda bir sorun bulunmadığını bildirdi. Ancak protokolün imzalanmasının Rumların tanınması anlamına gelmeyeceğini vurgulayan Bakan Gül, "Çözüm olsa mesele yok. Ancak Ada'da bir çözüm olmadan, anlaşma sağlanmadan, Ada birleşik hale gelmeden kimi nasıl tanıyacağız? Orada iki ayrı devlet ve iki ayrı halk var" dedi.

Kıbrıs konusuna da değinen Bakan Gül, Türkiye ve KKTC'nin Kıbrıs'ta çözümü bütün gücüyle desteklediğini belirtirken, Türkiye'nin Ada üzerindeki tek amacının, Kıbrıslı Türklerin haklarını ve güvenliklerini korumak olduğunu tekrarladı. Yaşanan sürecin de, Türkiye'nin Ada üzerinde politik veya stratejik emelleri olduğunu söyleyenleri yalancı çıkardığını belirten Bakan Gül, "Bu kadar çabanın ardından planın reddedilmesiyle kendimizi nasıl aldatılmış ve hayal kırıklığına uğratılmış olarak gördüğümüzü anlayabilirsiniz" dedi.

Ada'da barış için oy veren Kıbrıslı Türklerin ambargo ve izolasyonlarla cezalandırıldıklarını da belirten Gül, Kıbrıs'ta kaybedilen barış fırsatının sadece Kıbrıslı Türkler için kaçırılmış bir fırsat olmadığını, dünyanın başka çatışma bölgeleri için iyi bir örnek yaratılması şansının da kaybedildiğini bildirdi. Bakan Gül bu bölgelere örnek olarak Filistin ve Karabağ'ı gösterdi.

Bakan Gül, Fransa ve benzeri ülkelerde AB Anayasası'nın referanduma sunulması ve ret yanıtı alınması halinde ne olacağının sorulması üzerine ise, "Bu AB içinde ve referandumun yapıldığı ülkede de krize yol açar. Tabii Türkiye de bundan etkilenir" dedi.

Türkiye'nin ayrıca Güney Kafkasya'da da barışın sağlanması için Azerbaycan, Ermenistan ve Gürcistan ile de görüşmelerde bulunduğunu hatırlatan Bakan Gül, İsrail'in Gazze'den çekilmesinin ardından bölgedeki ekonomik ve güvenlik sorunlarının çözümü için daha çok uluslararası çaba harcanması gerekeceğine dikkati çekti.

Türkiye ve İngiltere arasındaki iyi ilişkilerin ilerlemesinden duyduğu memnuniyeti dile getiren Bakan Gül, bu ilişkilerin daha da gelişmesi için iki ülke hükümetleri olarak bir plan çerçevesinde ortak hareket ettiklerini anlattı.

KIBRIS 15/03/2005

KKTC'ye Londra'da "reklam yasağı"

YASAĞIN KALDIRILMASI YÖNÜNDEKİ GİRİŞİMLER REDDEDİLDİ... Londra Belediyesi'nin, KKTC'yi tanıtan reklamların belediye tarafından kontrol edilen otobüs, tren ve diğer alanlarda yer almasına izin vermeme konusunda bir kararının bulunduğu ve Londra Belediye Başkanı'nın bu kararın değiştirilmesi yönünde yapılan girişimleri kabul etmediği bildirildi

 

Londra Belediyesi'nin, KKTC'yi tanıtan reklamların belediye tarafından kontrol edilen otobüs, tren ve diğer alanlarda yer almasına izin vermeme konusunda bir kararının bulunduğunu ve Londra Belediye Başkanı'nın bu kararın değiştirilmesi yönünde yapılan girişimleri kabul etmediği bildirildi.

Öte yandan, KKTC'de "Kıbrıslı Rum malları" üzerine yapılan inşaatların sayısında gerileme yaşanmaya başlandığı savunuldu.

Politis, KKTC Londra Temsilcisi Namık Korhan'ın Londra Belediye Başkanı Ken Levington'dan görüşme talebinde de bulunduğunu ancak bu talebinin reddedildiğini iddia ederken, Korhan'ın Londra Belediyesi ve ilgili makamlara KKTC'nin turizm reklamlarının yayınlanmasına konulan yasağın kaldırılması yönünde yaptığı girişimlerin de sonuçsuz kaldığını öne sürdü.

KKTC'de "Kıbrıslı Rum malları" üzerine yapılan inşaatların sayısında gerileme yaşanmaya başlandığını da savunan gazete, "Rum İstihbarat Örgütü'nün (KİP) raporuna göre 2005'in ilk 3 ayında Kıbrıs Rum mallarına inşa edilen evlerden sadece 700 adetinin satıldığını" belirtirken, bu satışların düşmesinde Orams davasının etkili olduğunu kaydetti.

KIBRIS 15/03/2005

Hristofyas'tan Annan'a "girişim başlat" çağrısı

MÜZAKERELER BAŞLAMALI... Rum Meclisi Başkanı ve AKEL Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas'ın, BM Genel Sekreteri'ne, "Kıbrıs sorununda uzlaşıya varılmış bir çözümün başarılması için boğucu takvimlerin ve hakemliğin mevcut olmayacağı müzakereleri başlatması" çağrısında bulundu

DEĞİŞİKLİK ÖNERİLERİNİN ORTAK NOKTASI YAKINDA SUNULACAK...

Kıbrıs Rum tarafının da Annan Planı'nda değişiklik yapılmasını istediği konuları bildirmeye hazır olması gerektiğini ifade eden Hristofyas, Papadopulos'un ise "Annan Planı'nda yapılması gereken değişikliklere ilişkin Rum siyasi partileri tarafından sunulan farklı önerilerin ortak noktasını, yakın zamanda, Rum Ulusal Konseyi'ne sunmayı amaçladığını belirtti

 

Rum Meclisi Başkanı ve AKEL Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas'ın, Avustralya ziyareti çerçevesinde Sydney'de yaşayan Kıbrıslı Rumlarla gerçekleştirilen toplantıda yaptığı konuşmada, BM Genel Sekreteri'ne girişim başlatması yönünde çağrıda bulunduğu bildirildi.

Fileleftheros'a göre Hristofyas konuşmasında, BM Genel Sekreteri'ne "Kıbrıs sorununda uzlaşıya varılmış bir çözümün başarılması için boğucu takvimlerin ve hakemliğin mevcut olmayacağı müzakereleri başlatması" çağrısında bulundu.

Hristofyas, "bu yönde bir hareketlilik olduğu sürece Kıbrıs Rum tarafının da Annan Planı'nda değişiklik yapılmasını istediği konuları bildirmeye hazır olması gerektiğini" ifade etti. Hristofyas, Rum Yönetimi Başkanı Papadopulos'un ise "Annan Planı'nda yapılması gereken değişikliklere ilişkin Rum siyasi partileri tarafından sunulan farklı önerilerin ortak noktasını, yakın zamanda, Rum Ulusal Konseyi'ne sunmayı amaçladığını" belirtti.

Habere göre Hristofyas, Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'ın "kanla kazanılan toprakları vermeyeceğiz" şeklindeki açıklaması hakkında ise, "Kıbrıs sorununda başrol üstlenen ülkelerin bu açıklamadan ciddi şekilde endişe duymaları gerektiğini" ifade ederek, "Avrupa Birliği'ni Türk tutumunu dikkate almaya" çağırdı.

KIBRIS 15/03/2005

AB Komisyonu, Maraş ve doğrudan ticaret senaryoları inceleniyor

İNCELEME YAPILIYOR... AB Komisyonu'nun, KKTC ile doğrudan ticaret tüzüğü ve kapalı Maraş bölgesinin "yasal sahiplerine" verilmesi konusunun paralel olarak görüşülmesi yönündeki senaryoları incelemekte olduğu iddia edildi

DOĞRUDAN TİCARET KONUSU COREPER'DE ELE ALINACAK... Doğrudan ticaret konusunun önümüzdeki günlerde Daimi Temsilciler Komitesi (COREPER) toplantısında gündeme getirileceği ancak Maraş'ın iadesi önerisi ile birlikte görüşülmemesi durumunda özlü bir gelişme sağlanamayacağı bildirildi

 

AB Komisyonu'nun, KKTC ile doğrudan ticaret tüzüğü ve kapalı Maraş bölgesinin "yasal sahiplerine" verilmesi konusunun paralel olarak görüşülmesi yönündeki senaryoları incelemekte olduğu iddia edildi.

Fileleftheros, "Maraş ve Doğrudan Ticaret Konusunda Paralel Görüşmeler İçin Senaryolar - Komisyondan Tüzükler Konusunu Yeniden Masaya Getirme Hareketleri" başlıklı haberinde, AB Komisyonu'nun"Kıbrıslı Türklerin desteklenmesi tüzüklerini yeniden masaya getirmeyi amaçladığını ve aslında, birbirinden tamamen farklı olan iki yaklaşım arasında denge sağlamaya çalıştığını" belirtti .

Gazete, söz konusu yaklaşımların ise "24 Nisan 2004 AB Konseyi'nde yayımlanan ancak askıda bulunan tüzüklerin ve de özellikle Rum yönetimini es geçerek Kıbrıslı Türklerin izolasyonun kaldırılması mantığıyla Rum yönetimi başkanı Tasos Papadopulos'un Lüksembourg ve Brüksel temaslarında sunmuş olduğu koşullar" olduklarını yazdı.

Gazete, Papadopulos'un bu temasları sırasında "doğru olan tek yasal zeminin, üçüncü ülkelerle ticareti öngören 133. madde ya da oybirliğini öngören ancak siyasi düzeyde Kıbrıs Cumhuriyeti'ni kapsamayan 308. madde değil, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin katılım anlaşmasının 10. protokolünün 1. paragrafının 2. maddesi olduğunu" vurguladığını belirtirken, bu tezlerin AB Komisyonu yetkilileri tarafından kayda geçirildiğini belirtti.

Gazete, komisyon yetkililerinin, Kıbrıslı Türklerle doğrudan ticaret tüzüğü ile Papadopulos'un "temel ilkesi Maraş'ın Kıbrıslı Rumlara iadesi ve Mağusa limanının kar amacı gütmeyen Kıbrıslı Türkler ve Rumların oluşturacağı bir şirket tarafından idare edilmesi olan önerilerini evlendirme imkanlarını incelemekte olduklarını" da iddia etti.

Gazete, doğrudan ticaret konusunun önümüzdeki günlerde Daimi Temsilciler Komitesi (COREPER) toplantısında gündeme getirileceğini ancak Maraş'ın iadesi önerisi ile birlikte görüşülmemesi durumunda özlü bir gelişme sağlanamayacağını yazdı. Gazete, AB Komisyonu ve İngiltere'nin ise konuyu masaya yeninden getirmeye çabaladıklarını kaydetti.

Gazete, İngiltere'nin AB dönem başkanlığını üstlenmesinden önce Kıbrıslı Türklerle doğrudan ticaret konusunun çözüme kavuşmasını istediğini, bunun sebebinin ise, dönem başkanlığı süresince İngiltere'nin tüm ülkeler ve Rum yönetimine eşit davranmak zorunda olması ve şu anki gibi gelişmeleri "en azından resmi olarak" yönlendiremeyecek olması olduğunu belirtti. Gazete, İngiltere'nin hali hazırda Rum yönetimine "Kıbrıs'ı ilgilendiren konularda dengeli bir politika izleyecekleri mesajını ilettiğini" yazdı.

Gazete, Rum yönetiminin ise İngiltere'nin bu mesajlarını almış olduğunu ancak İngiltere'nin vermiş olduğu sözlere ne kadar uyacağı konusunda endişelere sahip olduğunu da belirtti.

Simerini ise Yunanistan'ın "To Vima" gazetesinde pazar günü yer alan bir habere göre, AB Komisyonu'nun, Papadopulos'un Gazimağusa limanının birlikte işletilmesine ilişkin önerisini incelemeye niyetli olduğunu yazdı.

Gazete, AB Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Komiseri Olli Rehn'in Türkiye Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ile gerçekleştirdiği temaslar hakkında AB ortaklarına yaptığı bilgilendirmede, komisyonun, doğrudan ticaret konusunda Rum liderliğinin yumuşamasını sağlayacak olması durumunda, bu yönde bir girişim üstelenme olasılığını incelemekte olduğunu ima ettiğini belirtti.

Gazete, Rum yönetimi başkanı Papadopulos'un ise, önerisini daha cazip hale getirmek için, AB Komisyonu'na, Mağusa limanının Kıbrıslı Türk ve Rumlar tarafından ortak kullanılması önerisinin uygulamaya konulmasının masraflarının Rum yönetimi tarafından karşılanması önerisini de ilettiğini yazdı.

KIBRIS 15/03/2005

 

Rumlar Türkiye’nin üyeliğine karşı

 

Güney Kıbrıs’ta yapılan bir kamuoyu araştırması, Rumların çoğunluğunun Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliğine karşı olduğunu ve sürecin Rum Yönetimi tarafından veto edilmesini istediğini ortaya koydu.

 

NTV

 

 

17 Mart 2005 — Kıbrıs sorununun çözümü konusunda ise Rum halkı, yakın zamanda bir çözüme ulaşılamayacağı görüşünde.

Ankete katılan Rumların yüzde 74’ü Türkiye’nin AB üyeliğinin Rum Yönetimi tarafından veto edilmesini isterken, yüzde 75’i de Türkiye’nin birliğe sınırlandırılmış bir şekilde üye olması gerektiğini savundu.
       
YÜZDE 68 KARAMSAR
       Kıbrıs sorununun çözümü konusundaysa Rum halkı, yakın zamanda bir çözüme ulaşılamayacağı görüşünü belirtti. Araştırmaya göre Rumların yüzde 68’i sorunun çözümü konusunda umutsuz. İyimserlerin oranıysa yüzde 23.
       Katılımcıların yüzde 40’ı da Türk askerinin Ada’dan çekilmesinin Kıbrıs sorununun çözümü için ön koşul olduğunu belirtti. Rumların yüzde 25’i de kuzeydeki Türkiye kökenli göçmenlerin tümünün Ada’dan ayrılmasını talep etti.
       

Londra metrosunda KKTC'ye reklam yasağı

 

Londra’da kentsel ulaşımdan sorumlu Transport of London kurumu (TfL), metro ve otobüslerde KKTC’nin turizm reklamlarının yer almasını yasakladı. İngiliz hükümetinin karardan rahatsız olduğu belirtildi.

TfL, Kuzey Kıbrıs’ın turizm reklamlarını Londra’da yaşayan Rumların "hakaret" olarak algılabileceği için yasakladığını bildirdi. Ancak TfL, Rumlardan şikayet almadığını da belirtti. Rum basınına göre, TfL, "Reklamları kabul etmek, toplumun bir kısmını kırmak olur ki bu bizim politikamıza ters düşer" dedi.

Rum Kesimi’ndeki İngiliz Büyükelçiliği Sözcüsü de, TfL’nin, hükümete değil, Londra Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı olduğuna dikkat çekerek "İngiliz hükümeti TfL’nin kararının yerel yetkililer ve çıkar gruplarından gelen tepkiler üzerine alındığının bilincinde" dedi.

TfL’nin kararının, KKTC’de tepki yarattığı, Rumları üzmek istemeyen TfL’nin Londra’da yaşayan 200 bin Kıbrıslı Türkü ise kırdığı belirtildi.

 (aa)

HURRIYET 17/03/05

Kıbrıs sorunu ve İngiltere

Gündüz Aktan

RADIKAL 17/03/05

Türk-Amerikan ilişkilerinde artmakta olan gerilim, Ermeni iddialarının kazandığı yoğunluk ve Kıbrıs Rumlarının veto tehdidi altında tanınma talepleri kamuoyunda boğucu bir havanın doğmasına yol açtı. AB Troykası'nın Türkiye'ye gelişi vesilesiyle İstanbul'da cereyan eden olaylı gösteri bu havayı daha da ağırlaştırdı. Sn. Gül, İngiliz karşıtı Straw'la görüşmelerde bulunmak üzere işte bu ortamda Londra'ya gitti. Ziyaret, aynı zamanda 17 Aralık sonrasında reform sürecinin yavaşladığı iddialarının yayıldığı bir döneme rastlıyor.
Görüşmelerde Kıbrıs sorununun ele alındığını tahmin etmek zor değil. BM Güvenlik Konseyi'nin daimi üyelerinden biri olan İngiltere, aynı zamanda Kıbrıs'ta garantör güç. Annan Planı'nın oluşturulmasında İngiliz temsilci Lord Hannay önemli bir rol oynadı. Fazladan İngiltere, Türkiye'nin AB üyeliğini destekleyen ülkelerin başında geliyor.
Sn. Gül'ün ziyaretinin arka planında Avam Kamarası Dışilişkiler Komisyonu'nun 2004-2005 yıllarında Kıbrıs konusunda yaptığı çalışmalar sonucunda çıkardığı 22 Şubat 2005 tarihli rapor bulunuyor. Bu raporda, Türk tarafının pek hoşlanmayacağı birkaç noktanın dışında, İngiliz hükümetine, Kıbrıs Türkleri üzerindeki ticaret, seyahat ve ekonomik yardım ambargolarının kaldırılmasını öngören önemli tavsiyeler yapılıyor. Belki de raporun bizim için en önemli yanı, Kıbrıs Rumlarını tanımamıza ilişkin bir tavsiyenin bulunmaması.
Rapor çalışmaları sırasında eski Londra Büyükelçisi Özdem Sanberk de bir oturuma çağrılmış. Konuşmasının, 'Doğu Akdeniz'de Lozan Antlaşması ile kurulan Türk-Yunan dengesinin, Rumların tek başına AB'ye alınmasıyla bozulduğu; bunun ancak Türkiye'nin üyeliği ve tabii Kıbrıs sorununun çözümüyle yeniden kurulabileceği'ne ilişkin bölümü rapora girmiş. Hemen ardından gelen paragrafta Türkiye'nin üyeliğine verilen destek kaydediliyor.
3 Ekim'den önce imzalanması gereken Ankara Anlaşması'na ek protokolle KKTC üzerindeki ambargoların kaldırılması arasında sanki zamana karşı bir yarış var. İngiltere bu bakımdan öncülük edebilir. Kıbrıs Türkleri üzerindeki ambargoların kalkması halinde, Rumlar veto kullanarak tanınma yöntemiyle sorunu çözemeyeceklerini daha kolay anlayıp, Annan Planı'na dönmek zorunda kalabilirler.
Ek protokolün imzasıyla Türkiye'nin, zımnen de olsa, Kıbrıs Rumlarını 'Kıbrıs Cumhuriyeti' olarak tanımış olacağı ileri sürülüyor. İmzacı taraflardan birisi olan Komiser Olli Rhen'in basına yansıyan bir yorumunda, bunun tanıma anlamına gelmeyeceğinin belirtilmesi önemli. Kaldı ki Türkiye diplomaside geçerli bir enstrümanla Rumları tanımadığını beyan edecek ve KKTC'yi tanımayı sürdürecek.
Aslında sorunun bundan sonraki bölümü daha kritik. Rumlar protokol yoluyla tanınmadıklarını anlayınca, ilk fırsatta veto tehdidiyle tanınma taleplerini yenileyecekler. Bu da AB'nin 'müzakere çerçevesi' oluşturması sırasında yani bu yılın haziran ayında olabilir. Barroso'nun başbakana
ifade ettiği gibi, tarama ile birlikte müzakereler başlayacaksa, Rumlar yine veto kullanma imkânına sahip olacaklar. O sırada Kıbrıs Türkleri üzerindeki ambargoların sürüyor olması, Rumlara Annan Planı'nı tümüyle terk etmek imkânı verebilecek.
KKTC'deki gelişmeler de bu açıdan önemli. Sn. Talat cumhurbaşkanı seçilirse, Annan Planı'nı yeniden müzakereye açacağını söylüyor. Serdar Denktaş da aynı görüşü paylaşıyor. Bunun anlamı, Rumların bitmeyen isteklerini karşılamak için, Kıbrıs Türkleri açısından planın son halinden de geriye düşmek olacak. Bir an için böyle bir 'çözüme' ulaşıldığı varsayılsa bile, Kıbrıs Türkleri Türkiye'nin AB üyesi olması kesinleşmeden AB'ye giremezler. Zira bu Garanti Antlaşması'na aykırı bir durum yaratır.
Zemin kaybetmekte olan AKP hükümeti de bunu Türk kamuoyuna kabul ettiremez.
Öte yandan yeni Katılım Ortaklığı Belgesi'nin (KOB)çıkışı nisandan kasıma ertelendi.
Bunun amacı, Kıbrıs sorunuyla boğuşurken, Türkiye'nin kabulde zorlanacağı azınlık haklarını içeren KOB'un kamuoyunda AB'ye karşı tepkileri daha da artırmasını önlemek olmalı.

Hükümet, güvenoyu aldı

CTP/BG-DP koalisyonuna, UBP ve BDH'nın toplam 19 ret oyuna karşılık 29 kabul oyuyla meclis güvenoyu verdi

UBP'DEN ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİNE RET... Hükümetin meclisten güvenoyu aldığı gün anayasa değişikliğiyle ilgili prosedür de çalıştırdı. CTP/BG ve DP grupları ile BDH başkanının meclise birlikte sunduğu anayasa değişikliğiyle ilgili yasa önerisine ivedilik kararı alındı. Yasa önerisinin komitede ivedilikle görüşülmesini öngören karara, CTP-BG, DP ve BDH olumlu oy verirken, UBP'nin oyu ret oldu

 

 

Ülkemizde 20 Şubat seçimlerinin ardından kurulan Cumhuriyetçi Türk Partisi/Birleşik Güçler (CTP/BG)-Demokrat Parti (DP) "geçiş hükümeti" dün Cumhuriyet Meclisi'nden güvenoyu aldı.

17 Nisan 2005'te yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimlerine kadar görevde kalacak hükümet için dün mecliste güven oylaması yapıldı.

Oylamada, CTP-BG Genel Başkanı Mehmet Ali Talat başkanlığındaki hükümet, CTP-BG ve DP milletvekillerinden toplam 29 kabul, Ulusal Birlik Partisi (UBP) ve Barış ve Demokrasi Hareketi (BDH) milletvekillerinden de toplam 19 ret oyu aldı. Oylamaya, UBP'den Şerife Ünverdi ve DP'den de Hatice Faydalı katılmadı.

Başbakan Talat, oylamadan sonra yaptığı konuşmada, meclisin hükümete verdiği desteğe teşekkür etti.

Cumhuriyet Meclisi'nin çoğunluğundan aldıkları güvenoyunun, halkın çoğunluğunun desteğini temsil ettiğini belirten Başbakan Talat, hükümetinin halk adına icraatlarını yürüteceğini söyledi.

Hükümetinin geçiş hükümeti olduğuna dikkat çeken Talat, görevde olacakları kısa süreçte, cumhurbaşkanlığı seçiminin sağlıklı bir şekilde gerçekleşmesine katkı yapacaklarını, Anayasa değişikliği için çalışacaklarını ve bütçeyi geçireceklerini kaydetti.

Bu arada mecliste hükümetin güvenoyu aldığı gün anayasa değişikliğiyle ilgili prosedür de çalıştırdı. CTP/BG ve DP grupları ile BDH başkanının meclise birlikte sunduğu anayasa değişikliğiyle ilgili yasa önerisine ivedilik kararı alındı. Yasa önerisinin komitede ivedilikle görüşülmesini öngören karara, CTP-BG, DP ve BDH olumlu oy verirken, UBP'nin oyu ret oldu.

Komite üyeleri belirlendi

Meclis dün ayrıca yeni döneminde komitelerde görev yapacak üyeleri de belirledi.

Onaya ve bilgiye sunuş işlemleri sırasında ilk olarak meclis komitelerinin üye sayıları ve görev yapacak üyeler onaylandı.

Buna göre, komiteler ve üyeleri şöyle:

"Ekonomi, Maliye, Bütçe ve Plan Komitesi: CTP-BG'den Sonay Adem, Alpay Afşaroğlu, Mehmet Çağlar ve Teberrüken Uluçay, UBP'den Hasan Bozer, Hüseyin Özgürgün ve Türkay Tokel, DP'den Ertuğrul Hasipoğlu.

Hukuk ve Siyasi İşler Komitesi: CTP-BG'den Mehmet Ceylanlı, Kadri Fellahoğlu, Ahmet Gülle ve Salih İzbul, UBP'den Turgay Avcı, Tahsin Ertuğruloğlu ve Erdoğan Şanlıdağ, DP'den Mehmet Arif Tancer.

İdari ve Sosyal İşler Komitesi: CTP-BG'den Ahmet Barçın, Bayram Karaman, Ali Seylani ve Abbas Sınay, UBP'den Nazım Çavuşoğlu, Ahmet Kaşif ve Hasan Taçoy, DP'den Hatice Faydalı.

Dilekçe Komitesi: CTP-BG'den Ramadan Gilanlıoğlu, Ali Gulle ve Önder Sennaroğlu, UBP'den Hüseyin Avkıran Alanlı, Hüseyin Kayım ve Ergün Serdaroğlu, DP'den Mustafa Gökmen.

Çevre Komitesi: Meclis başkanı veya yardımcısı, CTP-BG'den Ahmet Gülle, UBP'den Şerife Ünverdi ve DP'den Mustafa Gökmen.

Kültür Varlıklarını Koruma Komitesi: Meclis başkanı veya yardımcısı, CTP-BG'den Arif Albayrak, UBP'den Kemal Dürüst ve DP'den Ertuğrul Hasipoğlu.

Cumhuriyet Meclisi Tanıtma Kurulu: Meclis başkanı veya yardımcısı, CTP-BG'den Nazım Beratlı, UBP'den Erden Özaşkın ve DP'den Mehmet Arif Tancer."

Anayasa değişikliğine ivedilik

Meclis genel kurulunda daha sonra Anayasa değişikliğiyle ilgili yasa önerisine ivedilik kararı alındı. Yasa önerisinin komitede ivedilikle görüşülmesini öngören karara, CTP-BG, DP ve BDH olumlu oy verirken, UBP ret oyu verdi.

Meclis heyeti, Manila yolcusu

Mecliste Filipinler'in başkenti Manila'da yapılacak Parlamentolar Arası Birlik (PAB) toplantısına meclisten bir heyetin katılması kararı ise oybirliğiyle alındı.

Buna göre, Meclis Başkanı Fatma Ekenoğlu başkanlığındaki meclis heyeti, 1 Nisan'da Manila'ya gidecek ve 10 Nisan'da yurda dönecek.

Heyette, CTP-BG'den Ahmet Barçın, DP'den Ertuğrul Hasipoğlu ve meclis dışilişkiler müdürü Seyit Yolak yer alacak. Heyette bulunacak UBP temsilcisi ise daha sonra belirlenecek.

Meclis haftada bir

Meclis genel kurulu dünkü toplantısında çalışma programını da onayladı.

Buna göre, meclis genel kurulu,cumhurbaşkanlığı seçimine kadar haftada bir kez pazartesi günleri toplanacak. Genel kurul, bir hafta yasama, bir hafta da denetleme görevini yapacak.

Hükümete güvenoyu verip diğer onay işlemleriyle dünkü toplantısını kapatan meclis genel kurulu, bundan sonraki toplantısını 21 Mart Pazartesi günü yapacak.

 KIBRIS 17/03/05

Papadopulos'un okul oyunu

IRKÇI ZİHNİYET: Dipkarpaz'da yaşayan Rum ortaokul öğrencileri için açılan ve Rum öğretmenlerin yönettiği okulun karşılığında Limasol'da Kıbrıslı Türk öğrencilere yönelik açılması planlanan ilkokul, Papadopulos yönetiminin ırkçı zihniyetine takıldı. Rum Eğitim ve Kültür Bakanlığı, Kıbrıs Türk basınına ilan vererek Kıbrıslı Türk öğretmen aradığını duyurdu

BAŞBAKAN TALAT ÖFKELİ: Rum yönetiminin bu tutumu üzerine Birleşmiş Milletler aracılığıyla girişim başlatan Başbakan Talat Mehmet Ali Talat, "Dipkarpaz'da açılan okul nasıl yürütüyorlarsa, biz de güneydekini yürüteceğiz... Aksi halde güneyde sağlanan statüyü biz de Dipkarpaz'da sağlayacağız" dedi

AKBİL: AZINLIK OLARAK DEĞERLENDİRİLDİK... Milli Eğitim ve Kültür Bakanı Erbil Akbil de, Yunanistan'daki Türk azınlık okullarında uygulanan sistemin güneyde de yapılmasına çalışıldığını söyledi. Akbil, Kıbrıs'ta iki toplum bulunduğuna, tarihte hiçbir zaman Türk ve Rum öğrencilerin aynı sınıfta okumadığına dikkat çekti

Yeliz K. SARICA

Dipkarpaz'da yaşayan Rum ortaokul öğrencileri için açılan ve Rum öğretmenlerin yönettiği okulun karşılığında Limasol'da Kıbrıslı Türk öğrencilere yönelik açılması planlanan ilkokul, Papadopulos yönetiminin ırkçı zihniyetine takıldı.

Rum Eğitim ve Kültür Bakanlığı, Kıbrıs Türk basınına ilan vererek Kıbrıslı Türk öğretmen aradığını duyurdu. Rum Eğitim Bakanlığı kendi müfredat programı çerçevesinde 18. Limasol İlköğretim Okulu'nda Kıbrıslı Türk çocuklara eğitim verecek.

Rum yönetiminin bu tutumu üzerine Birleşmiş Milletler aracılığıyla girişim başlatan Başbakan Mehmet Ali Talat, "Dipkarpaz'da açılan okul nasıl yürütüyorlarsa biz de güneydekini yürüteceğiz. Aksi halde güneyde sağlanan statüyü biz de Dipkarpaz'da sağlayacağız" dedi

Milli Eğitim ve Kültür Bakanı Erbil Akbil de, Yunanistan'daki Türk azınlık okullarına yapılan sistemin güneyde de yapılmasına çalışıldığını söyledi

 

Öğretmen arıyorlar

Rum yönetimi dün gazete ilanlarıyla, "Kıbrıs Cumhuriyeti Eğitim ve Kültür Bakanlığı'nın 18. Limasol İlköğretim Okulu'ndaki Kıbrıslı Türk öğrencilerin gereksinimleri için Kıbrıslı Türk ilköğretim eğitmeni" arandığını duyurdu.

İlanda, "ebeveynlerin, öğrencilerin ve eğitimcilerin iletişiminin kolaylaştırılmasına ve okul saatlerine uygun olarak çocuklara Türk dili öğretilmesine ilişkin olacaktır. Ücret her 45 dakikalık süre için 8.55 KL olarak saptanmıştır. İlaveten, seçilecek olan eğitimciye oturduğu yerden iş yerine ulaşımı için yol parası verilecektir" denildi.

"Girişim başlattık"

Konuyu KIBRIS'a değerlendiren Başbakan Mehmet Ali Talat, Türk dili eğitmeni arandığı ilanı üzerine Birleşmiş Milletler aracılığıyla girişim başlatıldığını söyledi.

Rum yönetimine Dipkarpaz'da okul açılması için herhangi bir ön şart konmadığını söyledi ve şöyle konuştu:

"Bizim tutumumuz açık olarak ortaya kondu. Dipkarpaz'da okul açılması için herhangi bir ön şart koymadık. Ancak bu okulu meclisten bir yasa geçirerek yasal zemine oturtmak istiyorduk. Halen faaliyette olan ilkokulu da bu yasa kapsamında ele almayı düşündük. Ancak Rum tarafı ortaokulun ilkokulun statüsünde olmasını ısrar etti. Biz de bunun üzerine bu okulun açılabilmesi için bir anlamda göz yumarak bir anlamada esneklik göstererek herhangi bir yasa yapmadan ilkokulun statüsündeki gibi Dışişleri Bakanlığı'na bu okulun açılmasına karar verdik. Yasayı da bir anlamda durdurduk.

Bu arada Rum tarafında bir ilkokul açılmasını istedik ve bu ilkokulun da kuzeydeki gibi aynı statüde olmasını istedik. Rum tarafı bunu önce oyaladı. Okulun şubatta açılmasını istedik. Yarı yılda hiç olmazsa güneyde bulunan ve hiç okula gitmeyen çocukların şubat ayında okula başlamasını istedik. Bunun üzerine Rum yönetimi oyaladı, geciktirdi ve yeni okul sezonuna açacaklarını ifade etti.

Güneydeki okulu 'Karpaz'daki statüyle açmanız lazım' dedik. 'Onu nasıl siz yürütüyorsunuz bunu da biz yürüteceğiz. Aksi halde biz de aynı şekilde davranacağız ve sizin güneyde sağladığınız statüyü biz de Karpaz'da sağlayacağız' dedik. Bunun üzerine Rum yönetimi yeni okul döneminde yani eylülde açacağını duyurdu ve kendilerinin bu konuyla ilgili düzenleme yaptığını söyledi.

Ancak, bugün (dün) bu ilanı gördük. Derhal Birleşmiş Milletler aracılığıyla girişim başlattık. Aynen biz Güney Kıbrıs'ta yapılan statü gibi Dipkarkaz'da da yapacağımızı şeklinde uyardık"

"Yunanistan'daki azınlık

okulları yaklaşımı mevcut"

Milli Eğitim ve Kültür Bakanı Erbil Akbil de, Yunanistan'daki Türk azınlık okullarına yapılan sistemin güneyde de yapmaya çalışıldığını söyledi.

"Azınlık olarak değerlendirildik" diyen Akbil, Kıbrıs'ta iki toplum olduğunu, Osmanlı ve diğer dönemlerde Kıbrıs Türk eğitim otoritesi ve Kıbrıs Rum eğitim otoritesi şeklinde ayırım olduğunu, tarihte hiçbir zaman Türk ve Rum öğrencilerin aynı sınıfta okumadığını anlattı.

Bakan Akbil, şunları söyledi:

"Güneyde yaşayan Kıbrıslı Türklerin özellikle ana dillerini öğrenmesi gerektiği bir dönemde, sadece ilköğretimde Türkçe öğretmekle o kültüre sahip olması mümkün değil.

Burada yaşadıkları ortamda farklı bir ortam olsa bile ilköğretimde bütünlüklü eğitim önemli olduğu için güneydeki Kıbrıslı Türk öğrencilere sahip çıkmak istiyoruz. Bunu takip edeceğiz ancak bizim başvurumuz bu çerçevede değildi. Buradaki yaklaşım Yunanistan'daki azınlık okulları yaklaşımıdır. Bizim bunu kabul etmemiz mümkün değil.

Annan Planı'nda da halkımızın onayladığı bu çerçevedir. Biz yine de girişimlerimize devam edeceğiz.

Biz ilan verip Dipkarpaz'daki öğrencilere Rum eğitmen tutmadık. Rum öğrenciler bu tarafta kendi öğretmenleri tarafından eğitimlerini alıyor. Bunu insan hakları ihlalinden kurtulmak için yaptıklarını düşünüyorum. Bizi azınlık olarak benimseme yaklaşımları var."

 KIBRIS 17/03/05

İngiltere, seçimlerden sonra Kıbrıs politikasında önemli değişiklikler yapacak

GÜL'DEN SİTEM... İngiltere'deki Kıbrıslı Türklerin pasif kalmasından yakınan Türkiye Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, "Rumlar buradaki güçlerini İngiliz hükümetinin aleyhine kullanıyor. İngiltere'de yaşayan Kıbrıslı Türkler, peki siz ne yapıyorsunuz?" diye sordu

İNGİLTERE, SORUNUN FARKINDA... Gül: Kıbrıs sorununun en çok farkında olan ülke İngiltere'dir. İngiltere AB'nin Kıbrıs ile ilgili iki tüzüğünde yerine getirmemesi ile ilgili olarak büyük üzüntü duyuyor ancak ülke şu anda önümüzdeki aylarda yapılacak genel seçimlerle ilgileniyor. Seçimlerden sonra İngiltere'nin Kıbrıs politikasında önemli değişiklikler olacak

 

Eylem ERAYDIN / LONDRA

Türkiye Dışişleri ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, Londra ziyareti sırasında kaldığı Park Lane Hilton Oteli'nde düzenlediği sohbet toplantısında, İngiltere'deki Kıbrıslı Türklerin pasif kalmasından yakınarak, "Rumlar, buradaki güçlerini İngiliz hükümetinin aleyhine kullanıyor. İngiltere'de yaşayan Kıbrıslı Türkler, siz ne yapıyorsunuz?" diye sordu.

Türkiye Dışişleri Bakanı Gül, İngiltere'nin Kıbrıs Türküne uygulanan tecridin haksızlığını gördüğünü ve bunu üstüne giderek bu tecridin kaldırılması yönünde destek verdiğini ancak şu anda seçim döneminden dolayı burada yaşayan Kıbrıslı Rumların hükümete baskı yaptığını söyledi.

İngiltere'nin bu anlamda Kıbrıs konusunda daha dikkatli davrandığını ifade eden bakan Gül, konuyla ilgili olarak şunları kaydetti:

"Kıbrıs sorununun en çok farkında olan ülke İngiltere'dir. İngiltere AB'nin Kıbrıs ile ilgili iki tüzüğünde yerine getirmemesi ile ilgili olarak büyük üzüntü duyuyor ancak ülke şu anda önümüzdeki aylarda yapılacak genel seçimlerle ilgileniyor. Burada seçim vakti herkes bu konuya ağırlık vermiş durumda. Burada yaşayan Kıbrıslı Türkler ve Rumlar var. Rumlar ise buradaki güçlerini hükümetin aleyhine kullanıyor. Ancak seçimlerden sonra İngiltere'nin Kıbrıs politikasında önemli değişiklikler olacak."

Referandumdan sonra Kıbrıs Türkü'ne verilen sözlerin tutulmamasıyla ilgili düşüncelerini, "Kıbrıs Türküne verilen sözlerin yerine getirilmemesinden dolayı AB mahcubiyet içindedir ve kendi içinde sıkışmış durumdadır. Bunu aşmak için uğraşıyor. Bu durumdan tüm AB ülkeleri de rahatsız" şeklinde yorumlayan Türkiye Dışişleri Bakanı Gül, Kıbrıs'ın birleştirilmesi hususunda da Türkiye Cumhuriyeti'nin ve Kıbrıs Türk halkının Annan Planı'na evet diyerek bu konudaki politikalarını açıkça ortaya koyduğunu söyledi.

Gümrük Birliği prosedürüyle ilgili olarak açıklamalarına burada da devam eden Türkiye Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, "Brüksel'e gidildi konuşuldu. Ortada esas olan bir şey var. Türkiye'nin bu konuda kesinlikle bir sorunu yok. Brüksel'in bu anlamda nasıl bir yol izleyeceği hâlâ bilinmiyor sorun bizden kaynaklanmıyor. Şu anda Türkiye'den Kıbrıs Rum tarafına mal akımı var. Bütün Türk malları oraya gelebilir. Örneğin Paşabahçe oradaki pazara rahatlıkla girebilir" dedi.

KIBRIS 17/03/05

 

BM: Kıbrıs için yeni girişim yok

 

Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos’un “Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’ne girişim başlatması için çağrı yaptım” açıklamasına BM’den yalanlama geldi.

 

NTV

 

 

 

 

18 Mart 2005—  Birleşmiş Milletler sözcüsü, “Kıbrıs müzakerelerinin yeniden başlatılması konusunda Rum tarafından herhangi resmi bir öneri yapılmadı” dedi.

 

İlgili haberleri değerlendiren bir BM yetkilisiyse, Rum Yönetimi’nin Birleşmiş Milletler daimi temsilcisiyle, Genel Sekreterin Yardımcısı Kireran Prendergast arasında geçen ay bir görüşme gerçekleştiğini hatırlattı.

Ancak bu görüşmenin, Papadopulos’un müzakereler için resmi girişim yaptığı şeklinde yorumlanamayacağı belirtildi.

Kıbrıs Rum Kesimi lideri Papadopulos, dün, BM Genel Sekreteri Kofi Annan’a Kıbrıs sorunu konusunda yeri girişim başlatılmasını önerdiğini açıklamıştı. Ama bu öneriyi gerçekten yapıp yapmadıkları ve içeriğinin ne olduğu anlaşılamamıştı.
       Rum Yönetimi Sözcüsü Kipros Hrisostomidis de “Bir ay kadar önce, Annan Planı esasları üzerinde yeni görüşmelere hazır olduklarını BM’ye ilettiklerini” açıklamıştı. Fakat sözcü, bir soru üzerine ifadelerini daha da belirsizleştirerek, “Buna, yeni bir girişim önerme ya da sadece görüşmelerin başlaması için isteğini dile getirme denebileceğini” söylemişti.
       Rum Kesimi, çözümün takvime bağlanmaması ve Annan’ın hakemliği olmaması şartıyla müzakerelerin başlayabileceğini daha önce açıklamıştı.

Papadopulos'tan, Annan'a öneri: Kıbrıs konusunda yeni girişim yap

Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos, Kıbrıs Rum tarafının BM Genel Sekreteri Kofi Annan'a, Kıbrıs sorunu konusunda yeni girişim başlatmasını önerdiğini açıkladı.

Papadopulos, Güney Kıbrıs'ı ziyaret eden Polonya Cumhurbaşkanı Aleksander Kwasniewski'yle görüşmesi sırasında, önerinin Annan'a, Rum yönetiminin BM Daimi Temsilcisi tarafından iletildiğini söyledi.

Rum yönetimi sözcüsü Kipros Hrisostomidis de dünkü olağan basın toplantısında, Kıbrıs Rum tarafının "bir ay kadar önce, Annan'ın önerdiği çözüm planı esasları üzerinde yeni görüşmelere hazır olduğunu belirttiğine" dikkati çekti.

Hrisostomidis, Güney Kıbrıs'ın BM'deki Daimi Temsilcisi ile BM'nin siyasi işlerinden sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı Kieran Prendergast'ın yaptığı bir görüşmede, Rum tarafının bu görüşlerini BM'ye duyurduğunu kaydetti ve "Kıbrıs sorununu çözmek için yeni görüşmelere hemen başlanmasına hazırız" dedi.

Soruları da yanıtlayan Hrisostomidis, "buna, yeni girişim yapılmasını önerme ya da sadece görüşmelerin başlaması için isteğini dile getirme denilebileceğini, ne denildiğinin önemli olmadığını" söyledi.

Rum sözcü, BM'nin yanıt verip vermediğinin sorulması üzerine de, "konunun incelenme ve değerlendirilme aşamasında olduğunu, herhangi bir yanıtın Güney Kıbrıs'ın BM Daimi Temsilcisi kanalıyla geleceğini

KIBRIS 18/03/05

Karar, İngiltere hükümetinin siyasetine ters

İngiliz Yüksek Komiserliği, Londra Toplu Taşımacılığı'nın (LfT) KKTC turizminin reklamının halka açık yerlerde, otobüs ve metrolarda yapılmasını yasaklayan kararının İngiltere hükümetinin güttüğü siyasetle çeliştiğini belirtti.

Kıbrıs'taki İngiliz Yüksek Komiserliği sözcüsü, Güney Kıbrıs'ta yayınlanan Cyprus Mail'e konuyla ilgili verdiği demeçte, İngiliz hükümetinin Kıbrıs Türkleri üzerinde uygulanan ekonomik izolasyonun kaldırılması yönünde siyaset yürüttüğünü, ancak LfT tarafından alınan kararın, bu prensiplere ters düştüğünü ifade etti.

Cyprus Mail'in önceki günkü sayısında, LfT'nin bağlı olduğu Londra Belediyesinin Başkanı Ken Livingston'un, Londra belediye sınırları içerisindeki halka açık yerlerde, otobüs, tren ve metrolarda KKTC turizminin reklam edilmesini yasakladığı belirtilmişti.

Habere göre Londra Belediyesi tarafından şubat ayı sonu alınan karar, KKTC reklamlarını yapan şirketlere bir mektupla iletildi. Ken Livingston, KKTC turizminin reklamının yasaklanması kararının, Londra'da yaşayan "200 bin Kıbrıslı Rum'a yönelik hakaret sayılabileceği" gerekçesiyle alındığını söyledi.

LfT tarafından alınan kararla İngiliz hükümetinin bir ilişkisi olmadığını belirten İngiliz Yüksek Komiserliği Sözcüsü "LfT, hükümete değil direkt olarak Londra Belediyesi'ne hesap verir" dedi.

İngiliz Yüksek Komiserliği'nin yaptığı açıklamalar ışığında TAK'a açıklama yapan Kıbrıs Türk Otelciler Birliği Genel Sekreteri Hüseyin Aktığ, LfT ile yapılan reklam sözleşmesi nedeniyle olayın ticari bir boyutu olduğunu da söyledi. Atığ, "Bu tam bir ayrımcılıktır. Kıbrıs Rumlarına yönelik hakaretleri önlemeye çalışıyorlar ama bize hakarette bulunuyorlar" dedi.

Kıbrıslı Rum tur operatörleri tarafından KKTC'nin Güney Kıbrıs turizm dergilerinde "ulaşılmaz" olarak gösterildiğini belirten Aktığ, yakıştırmanın yalan olduğunu ifade ederek KKTC'ye her yıl 500 bin turistin geldiğine işaret etti.

Atığ, TfL ile reklam standartlarını denetleme örgütlerine bu olayı incelemesi için çağrıda bulundu.

KIBRIS 18/03/05

***Avrupa'da okumak artık hayal değil***

İNGİLTERE VE ALMANYA'DA ÜCRETSİZ EĞİTİM... Milli Eğitim ve Kültür Bakanlığı Yükseköğrenim Dairesi Müdürü Sema Ebeoğlu, ailenin 1 yıllık gelirinin 20 bin sterlinin altında olması halinde çocuklarının Almanya'daki bazı üniversitelerden "ücretsiz" eğitim alabildiğini kaydetti

Yeliz K. SARICA

 

Kıbrıslı Türklerin Avrupa'daki üniversitelerde eğitim görmesi artık hayal değil.

Kıbrıslı Türklerin geçmiş yıllarda maddi imkansızlıklar nedeniyle Avrupa'daki kaliteli üniversitelerde okuması hayalden ibaretti...

AB vatandaşı olan ve AB'nin öngördüğü şekilde bir yıllık aile geliri "yoksulluk sınırında" olan Kıbrıslı Türkler, Avrupa'daki üniversitelerde "ücretsiz eğitim alma" hakkına sahip.

Avrupa'daki üniversitelerde ücretsiz okumak isteyen Kıbrıslı Türklerin tek yapması gereken, aile gelirinin 20 bin sterlinin altında olduğunu ispatlaması.

Kıbrıslı Türklerin, aile gelirinin yoksulluk sınırında olduğunu belgelemek için de Vergi Dairesi'nden İngilizce "aile gelirini" belirleyici dilekçe alması gerekiyor.

"Aile geliri yoksulluk sınırında olmalı"

Güvenilir kaynaklardan edinilen bilgiye göre, Avrupa'da eğitim görmek isteyen Kıbrıslı Türklerin bir yıllık aile gelirinin Avrupa'da yoksulluk sınırı diye belirlenen 20 bin sterlinin altında olması şart.

Kıbrıslı Türklerin internet aracılığıyla üniversitelere başvurduğu ve "DSES" adı altında verilen formu doldurduğu öğrenildi.

DSES formunun doldurulması için Kıbrıslı Türklere, Vergi Dairesi'nin yardımcı olduğu da tespit edildi.

"Kişisel müracaatlar yaygın"

Milli Eğitim ve Kültür Bakanlığı Yükseköğrenim Dairesi Müdürü Sema Ebeoğlu, yurtdışında eğitim görmek isteyen öğrencilerin internet aracılığıyla yazıştığını söyledi.

Ebeoğlu, İngiltere'deki okullarda kabul gören öğrencilerin gelirleri belli bir kriterin altında olması halinde okul harcı ödemediklerini belirtti.

Ebeoğlu, ailenin 1 yıllık geliri 20 bin sterlinin altında olması halinde İngiltere ve Almanya'daki bazı üniversitelerden "ücretsiz" eğitim alabildiğini kaydetti.

Aşçıoğulları: Son bir yılda yaklaşık 100 müracaat

Vergi Dairesi Müdürü Taney Aşçıoğulları, 3'üncü ülkelerde okumak isteyen öğrencilerin daireden "maaş bordosu" niteliğinde aile gelirini belirleyici belge verildiğini kaydetti.

Aşçıoğulları, Vergi Dairesi'ne 2004-2005 yılları arasında aile gelirlerini belirleyici, devlet dairesinde çalışan 100'ün üzerinde öğrenci velisinin müracaat ettiğini anlattı.

Aşçıoğulları, şöyle konuştu:

"Dairemizin vermiş olduğu belge yurtdışındaki üniversiteler tarafından kabul görüyor. Aile geliri düşük olan öğrenciler, yurtdışındaki üniversitelerde ücretsiz okuma hakkına sahip oluyor.

Bize müracaat eden kişilerin gelirini sterlin bazına çeviriyoruz ve İngilizce dilinde yazıyoruz. Özel sektörde çalışanlara da aynı muameleyi yapıyoruz. Ancak özel sektörden kaç kişinin müracaat ettiği tutanaklarımızda yok."

KIBRIS 18/03/05

Rice’tan Talat’a kutlama mesajı

 

ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice, 20 Şubat 2005’te yapılan erken genel seçimlerde elde ettiği başarı nedeniyle KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat’ı kutladı.

 

AA

18 Mart 2005— NTV- Rice mesajında, izolasyonların azaltılması yönünde adımlar atmaya devam edeceklerini söyledi.

ABD Dışişleri Bakanı Rice, ABD’nin Güney Kıbrıs Büyükelçisi Michael Klosson aracılığıyla ilettiği sözlü kutlama mesajında, “Sizi, almış olduğunuz liderlik sorumluluklarından dolayı kutluyoruz” ifadesini kullandı.
       Rice, mesajında “Seçimde elde edilen başarıyı, Kıbrıslı Türklerin adada anlaşma ve barış dolu bir birleşme için kapsamlı onayının yeniden tasdik edilişi olarak” yorumladığını belirtti.
       ABD Dışişleri Bakanı, Talat’ın seçimlerden sonra “Kıbrıs Rum tarafıyla görüşmeye hazır olduğunu” beyan etmesini de memnuniyetle karşıladığını da söyledi ve ilerleme kaydedilmesini umut ettiklerini belirtti.
       
İZOLASYONLAR KONUSUNDA ADIM SÖZÜ
       Rice mesajında, “ABD’nin, BM Genel Sekreteri’nin 2004 yılı çözüm planı kapsamında Kıbrıs’ta çözüm için sarf edeceği çabaları desteklemeye devam edeceğini” bildirdi.
       Condoleezza Rice, “Çözüme yardımcı olacak alt yapıyı oluşturmak için, büyüme ve fırsatlar konusunda ve izolasyonların azaltılması yönünde Kuzey’de ileri adımlar atmaya devam edeceğiz” dedi.
       Rice, Başbakan Mehmet Ali Talat’a yeni görev süresinde başarı diledi ve “Devamlı ve kapsamlı bir çözüm için ilgili tüm taraflarla çalışmak için sabırsızlandığını” belirtti.
       

Oyuna geldik

Sefa KAPLAN

1975’te ölen ünlü tarihçinin, 1966’da yazdığı ve Türkçe’ye yeni aktarılan ‘Hatıralar’ında pek çok gerçek ortaya çıktı.

Tarihçi Arnold Toynbee, hatıralarında, Lord James Bryce ile yazdığı ve Ermeni iddialarına kanıt olarak gösterilen Mavi Kitap’ı da anlatarak, ‘Hükümetin propaganda için hazırlattığını bilseydik yapmazdık’ diyor. Toynbee, 1915’teki Ermeni tehcirinin amacının ‘güvenlik önlemi’ olduğunu, ABD’nin aynı şeyi Pearl Horbour sonrası Japon asıllı Amerikalılara yaptığını söylüyor.

LORD James Bryce ile birlikte yazdıkları Blue Book-Mavi Kitap’ın, İngiltere hükümeti tarafından Alman karşıtı propaganda amacıyla hazırlatıldığını bilmediklerini söyleyen ünlü tarihçi Arnold Toynbee, 1966’da yazdığı kitap için, ‘Bilseydik böyle bir şeyi yapmazdık’ diyor. 1975’te ölen Toynbee, Klasik Yayınları tarafından Türkçe’ye aktarılan ‘Hatıralar: Tanıdıklarım’ adlı kitabında, Türkiye’deki dostları ve Ermeni tehciri için de, Mavi Kitap’tan çok farklı şeyler söylüyor:

TÜRKLERLE DOSTLUĞUM

‘Birçok Türk arkadaşım olmuştur ki, onlarla çok yakın dostluklar kurdum. Türklerle aramdaki bu kişisel dostlukları nasıl kurabildim? 1915’te Osmanlı İmparatorluğu’ndaki Ermeni hadisesi hakkında gösterilen tavırlar hususunda Lord Bryce için hazırladığım kitap Türklerle aramda kurduğum dostluğun temelini oluşturmaktadır. Ermeni meselesi hakkındaki araştırmalarımda takip ettiğim yol sayesinde, bu olayın muhataplarıyla aynı vatanı paylaşan insanlarla arkadaşlık kurabilmiştim (s. 282)’

Öyle anlaşılıyor ki, Toynbee, hazırladığı kitabın içeriğinden Türk dostlarını haberdar etmiş. Buna rağmen, ne kitabın hazırlık aşamasında ne de daha sonra kendisine herhangi bir tepki gösterilmemiş. Öyle ki, yıllar sonra Çankaya’ya çıkıp Mustafa Kemal’la uzun uzun sohbet bile ediyor. Toynbee, Ermeni tehciri sırasında Türklerin şiddet uygulamadığını söyleyerek bunu şöyle gerekçelendiriyor:

JANDARMANIN ESERİ

‘Ermenilerin yerli Türk komşuları tarafından böylesi bir muameleye tabi tutulmadıkları açıkça ortadaydı. Bu komşular olayların büyük kısmını pasif bir şekilde izlemişlerdi. (Tabii ki bu da oldukça kötüydü). Birkaç olayda yerli Türklerin, Ermeni dostlarına yardım etmek üzere ellerinden eleni yaptıklarına dair kanıtlar da vardı. İstanbul hükümetinin emriyle Ermeniler yurt dışına çıkartılmıştı. Aslında yerli insanlarla bağlantıları olmayan jandarmalar ve askerler bu emirleri yerine getirmişlerdi. Bu hakikatler şunu göstermektedir ki insanlar ilişki içinde oldukları kişilere karşı şiddet uygulamak istemezler.

(s. 282)’

Mavi Kitap nasıl yazıldı

‘O tarihlerde İngiltere Krallığı hükümetinin bu (propaganda) faaliyetlerinden habersizdim. Sanırım Lord Bryce da öyleydi. Belki de bu bir şanstı. çünkü eğer gözlerimiz açılsaydı sanırım ne Lord Bryce ne de ben, İngiltere Krallığı hükümetinin yüklediği bu işi yapardık. Biz bu görevi yerine getirmek için en halis niyetlerle çalışıyorduk (...) Majestelerinin hükümeti Ermeniler hakkında bir kitap yazılmasını istediğinde Lord Bryce bu siyasal ilişkileri farketmiş olsaydı sanırım teklifi redderdi. Dürüstlüğüyle tanınan bir insandı. Amerikan kaynaklarına ulaşabiliyordu ve Amerika’da kendisine büyük bir saygı duyuluyordu (...) Eminim ki söz konusu kitabın (Blue Book / Mavi Kitap) yazılmasının gündeme geldiği dönemde bu işin arkasındaki politik güdünün farkına varmış olsaydım Lord Bryce’ın dairesine doğru yürürken çok rahatsızlık hissederdim.

(s. 174-180)’

Tehcirin amacı siyasi

TOYNBEE’nin Ermeni tehcirinin siyasal gerekçelerini de kitabında sıralıyor:

‘Dikkat edilmesi gereken bir nokta vardır ki o da şudur: Üç kişinin kurduğu hükümetin Osmanlı’daki Ermenilere yaptığı muamelede öne sürdüğü sebepler kişisel değil, siyasi idi. Anadolu’nun batısında yaşayan Yunanlılar gibi Ermeniler de bir gün Osmanlı İmparatorluğu’ndan kendilerine bir devlet koparabilecekleri ümidini taşımışlardı. Yunanlıların ve Ermenilerin siyasi amaçlarının meşruiyeti yoktu. Çünkü iki grup da Türkler arasında azınlıktaydı. İstekleriyle Türk İmparatorluğu’nu bölmeyi amaçlıyorlardı. Yalnız bu Türk halkına ciddi haksızlıklar yapılmadan gerçekleştirilemezdi (...) Türk yetkilileri yerli Ermeni toplumunun Rus istilacılar için ‘beşinci kol’ olarak çalışabileceğini keşfetmişlerdi. Ermenileri savaş bölgesinden çıkartma kararı aldılar. Bu da bir güvenlik önlemi olarak değerlendirilebilir. Benzer koşullar altında başka hükümetler de benzer kararlar almışlardır. Mesela Pearl Harbor’da Japonlar, Amerikan donanmasına saldırdıktan sonra Amerikan hükümeti Japon asıllı Amerikalıları Pasifik’ten çıkarıp Mississippi havzasına yerleştirmişti.

(s.283-284)
’ 

HURRIYET 19/03/05

Öğretmenden büyük tepki

KIBRISLI TÜRKLERİN HAKLARINA SALDIRI... Kıbrıs Türk Öğretmenler Sendikası (KTÖS), "Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası"nın eğitimle ilgili bütün konuların yönetimini iki topluma verdiğini belirterek Limasol'da yaşayan Kıbrıslı Türklerin çocuklarının ana dillerinde eğitim almaları için ilkokul açılması taleplerine karşı çıkan Rum yönetimini eleştirdi. KTÖS Genel Sekreteri Şener Elcil, Rum eğitim bakanlığının anayasaya aykırı olmasına karşın kendi bünyesinde Kıbrıslı Türk öğretmen istihdam etmeye çalışmasını, Kıbrıslı Türklerin "1960 Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası"ndaki haklarına bir saldırı olarak kabul ettiğini bildirdi

IRKÇI ANLAYIŞ, ADAMIZI KALICI BÖLÜNMEYE GÖTÜRÜR... Şener Elcil: "Bu ırkçı anlayış, yıllardır Kıbrıslı Türk ayrılıkçılarla işbirliği yapan bir anlayıştır ve adamızı kalıcı bölünmeye götürmektedir. Yine bu siyasi anlayış 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası'nı çiğneyen ve Kıbrıs Cumhuriyeti makamlarının ırkçı bir anlayışla işgal edildiğini açıklıkla ortaya koyan bir siyasetin ürünüdür. Konuya olan duyarlılığımızı sürdüreceğimizi duyurur, ırkçı yaklaşımlarla Kıbrıslı Türklerin 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti'ndeki haklarına yönelik bu dışlamacı saldırıyı şiddetle protesto ederiz

AİHM'DE DAVA AÇILACAK... Rum eğitim bakanlığıyla işbirliğini hiçbir zaman reddetmediklerini, her zaman işbirliğine hazır olduklarını ortaya koyup tekliflerde bulunduklarını, ancak Rum eğitim bakanlığının ve örgütlerin, kendi planlamasındaki hedeflerini dahi yapmadığını belirten Şener Elcil, geri adım atmaması halinde, Rum yönetiminin tutumuna karşılık öncelikle yerel mahkemelerde, ardından da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde dava açma kararı aldıklarını kaydetti

Kıbrıs Türk Öğretmenler Sendikası (KTÖS), "Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası"nın eğitimle ilgili bütün konuların yönetimini iki topluma verdiğini belirterek Limasol'da yaşayan Kıbrıslı Türklerin çocuklarının ana dillerinde eğitim almaları için ilkokul açılması taleplerine karşı çıkan Rum yönetimini eleştirdi.

Rum eğitim bakanlığının anayasaya aykırı olmasına karşın kendi bünyesinde Kıbrıslı Türk öğretmen istihdam etmeye çalışmasını, Kıbrıslı Türklerin "1960 Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası"ndaki haklarına bir saldırı olarak kabul ettiğini belirten KTÖS Genel Sekreteri Şener Elcil şöyle dedi:

"Bu ırkçı anlayış, yıllardır Kıbrıslı Türk ayrılıkçılarla işbirliği yapan bir anlayıştır ve adamızı kalıcı bölünmeye götürmektedir. Yine bu siyasi anlayış 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası'nı çiğneyen ve Kıbrıs Cumhuriyeti makamlarının ırkçı bir anlayışla işgal edildiğini açıklıkla ortaya koyan bir siyasetin ürünüdür.

Konuya olan duyarlılığımızı sürdüreceğimizi duyurur, ırkçı yaklaşımlarla Kıbrıslı Türklerin 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti'ndeki haklarına yönelik bu dışlamacı saldırıyı şiddetle protesto ederiz.

Kıbrıs Türklerini temsil etmeyen ve Güney Kıbrıs'ta Kıbrıs Cumhuriyeti makamlarını işgal altında tuttuğunu bir kez daha açıklıkla ortaya koyanları, aynen adanın kuzeyindeki statükoculara yaptığımız gibi, her türlü demokratik ve hukuksal mücadele ile geriletmek için mücadelemizi yükselteceğimizi tüm Kıbrıslılara duyururuz..."

Ledra Palace'ta üç dilde basın toplantısı

KTÖS, konuyla ilgili düşünceleri, dün Ledra Palace Hotel'de düzenlediği ve Kıbrıslı Türk ve Rum gazetecilerin katıldığı basın toplantısında duyurdu. Basın toplantısında, KTÖS'ün yazılı açıklaması, Türkçe, İngilizce ve Rumca dillerinde okundu.

Basın toplantısının başında konuşan KTÖS Genel Sekreteri Şener Elcil, sendikasının çözümden yana olduğunu vurgulayarak Kıbrıslı Türkler ve Rumlar arasında buna karşı olanları eleştirdi. Elcil, iki toplumun da "1960 Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası"nın dışına çıkmasına karşı olduklarını söyledi.

"Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası"na göre her toplumun kendi dilinde eğitim almasının temel hak olduğunu anımsatan Elcil, Rum yönetiminin Limasol'da Türk okul açılması talebine karşılık Türk öğretmen istihdamına yönelmesinin Anayasa'ya aykırı olduğunu kaydetti.

Şener Elcil, KTÖS'ün "Kıbrıs Cumhuriyeti"ne bağlı ve saygılı bir örgüt olduğunu da dile getirdi.

"Dava açacağız"

KTÖS Genel Sekreteri Elcil, soruları yanıtlarken ise, Rum eğitim bakanlığıyla işbirliğini hiçbir zaman reddetmediklerini, her zaman işbirliğine hazır olduklarını ortaya koyup tekliflerde bulunduklarını, ancak Rum eğitim bakanlığının ve örgütlerin, kendi planlamasındaki hedeflerini dahi yapmadığını belirtti. Elcil, bunun da, Rum tarafındaki eğitim örgütlerinin, "Papadopulos yönetiminin" kontrolü altında olduğunu gösterdiğini ifade etti.

Elcil, "Karpaz Rum okulu açılırken de öğretmen sorunu yaşanmadı mı" sorusuna karşılık, iki konunun farklı olduğunu söyledi ve "Papadopulos yönetimi 1960 Anayasası'na saygı göstermiş olsaydı, Türklerin eğitim haklarına da saygı gösterirdi" dedi.

Şener Elcil, başka bir soruya karşılık, geri adım atmaması halinde, Rum Yönetimi'nin tutumuna karşılık öncelikle yerel mahkemelerde, ardından da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde dava açma kararı aldıklarını da belirtti.

"İşbirliği kinin ortadan kalmasını getirecektir"

KTÖS'ün üç dilde okunan açıklamasında ise, Kıbrıs'ta yaşanan siyasi olayların, iki toplumun eğitim sistemini yakından etkilediği belirtilerek, "eğitim alanında işbirliği insanlarımız arasındaki kin, nefret, düşmanlık ve önyargıların ortadan kalkmasını getirecektir" denildi.

Açıklamasında, özellikle bu konuda Rum meslektaşlarıyla daha yakın işbirliği imkanlarını yakalamak için yaptıkları tüm girişimlere rağmen, gerekli karşılığı bugüne kadar göremediğini ifade eden KTÖS, şunları da dile getirdi:

"Düşündürücü"

"Rum eğitim bakanlığının bu yıl yayınladığı çalışma programında Rum ve Türk öğrenciler arasında işbirliği ve etkinlikler yapılmasını yazılı olarak istediği halde, tüm ısrarımıza rağmen hiçbir adımın atılmaması, eğitimin de siyasete alet edildiğinin bir göstergesidir.

Yine geçtiğimiz ay karma bir okul olan İngiliz Okulu'ndaki sınıflarda bulunan ikonların kaldırılması ve öğrencilerin Yunanistan'daki dini merkezlere yapacağı ziyaretin okul yönetimince iptal edilmesinin ardından, kararın okul aile birliği başkanı Mrs. Pittas'ın 'Ortadoks Hıristiyanlık saldırı altında' içerikli bir bildiri ile kınanması ırkçılığın ve dini tutuculuğun geldiği nokta açısından düşündürücüdür."

KTÖS, basın toplantısında, gazetecilere dağıttığı yazılı açıklamasının yanında, Karpaz'daki Rum okuluna verdiği desteği belirten fotoğrafları, "Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası"nın iki topluma verdiği eğitimle ilgili hakların ve Rum eğitim bakanlığının planlamasındaki hedeflerin fotokopisini de verdi.

KIBRIS 19/03/05

Londra'da inadına tanıtım

KKTC, PES ETMEDİ... Kuzey Kıbrıs reklamlarının Londra Belediyesi'nin denetimindeki ulaşım araçları ve tesislerinde yasaklanması üzerine Londra'daki Kuzey Kıbrıs Turizm Merkezi, 14 Mart 2005'ten itibaren yeni bir tanıtım hamlesi başlattı

300 NOKTADA DEV POSTERLER... Londra'nın işlek cadde, meydan ve kavşaklarında 300 noktada 12x3 metre ve 6x3 metre boyutlarında dev KKTC posterlerinin teşhir edildiği tanıtım kampanyası, 140 bin sterline mal olacak ve mart ayı sonuna kadar devem edecek

BOZULMAMIŞLIK İMAJI... Ekonomi ve Turizm Bakanlığı'nın desteğinde yürütülen ve Kuzey Kıbrıs'ın bozulmamışlık imajını yaygınlaştırma ve pekiştirme amacını güden kampanya için hazırlanan ve "North Cyprus- A sanctuary of unspoilt beauty- Kuzey Kıbrıs - bozulmamış güzelliklerin sığınağı" mesajını içeren posterler, kampanya sonuna kadar yaklaşık 4.2 milyon Londralı tarafından görülmüş olacak

Kuzey Kıbrıs reklamlarının Londra Belediyesi'nin denetimindeki ulaşım araçları ve tesislerinde yasaklanması üzerine Londra'daki Kuzey Kıbrıs Turizm Merkezi, 14 Mart 2005'ten itibaren yeni bir tanıtım hamlesi başlattı.

Londra'nın işlek cadde, meydan ve kavşaklarında 300 noktada 12x3 metre ve 6x3 metre boyutlarında dev posterlerin teşhir edildiği tanıtım kampanyası, 140 bin sterline mal olacak ve mart ayı sonuna kadar devem edecek.

Ekonomi ve Turizm Bakanlığı'nın desteğinde yürütülen ve Kuzey Kıbrıs'ın tatil destinasyonu olarak bozulmamışlık imajını yaygınlaştırma ve pekiştirme amacını güden kampanya için hazırlanan ve "North Cyprus- A sanctuary of unspoilt beauty- Kuzey Kıbrıs - bozulmamış güzelliklerin sığınağı" mesajını içeren posterler, kampanya sonuna kadar yaklaşık 4.2 milyon Londralı tarafından görülmüş olacak.

Ekonomi ve Turizm Bakanı Derviş Kemal Deniz, konuya ilişkin açıklamasında şunları söyledi:

"Yeni tanıtım kampanyası ilk günden büyük bir etki yarattı. Turizm merkezimize çok olumlu tepkiler geliyor. Kampanyanın tanıtım çalışmalarımıza önemli bir katkı yapacağına inanıyorum.

Kampanyanın tek amacı tanıtım olmakla birlikte, bunun Kıbrıs Türk turizminin önünü kesmeye çalışanlara da anlamlı bir mesaj olacağını zannediyorum.

Kuzey Kıbrıs'taki otellerin ve diğer turistik tesislerin "Maraş"a dönüşmesini amaçlayan bütün Rum veya Rum sempatizanı engellemelere rağmen Kuzey Kıbrıs turizminin İngiltere pazarında ve son yıllarda sağladığı olumlu gelişmenin sürekli hale getirilmesi için tanıtım çalışmalarına devem edilecektir.

Nitekim 2005 Ocak ayında İngiltere'den gelen turist sayısının geçen yılın ocak ayına kıyasla %39 arttığını gösteren turizm istatistikleri, İngiltere pazarındaki gelişmenin sürekli olacağına ve gerçekleştirilen yüksek oranlı artışların önümüzdeki yıllarda da devam edeceğine dair ilk işareti vermiştir."

KIBRIS 19/03/05

Yeni dönem başlıyor

NEREDEN NEREYE?... 1976'da yüzde 76.6'lık ezici bir oy oranı ile ilk kez cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturan Rauf Denktaş, UBP'nin desteğiyle 1995'e kadar dört kez seçimi ilk turdan kazandı. Ancak "Denktaş-Eroğlu" kavgası, 1995'te seçimi ikinci tura taşıdı, ilk turda yüzde 40.4 oranında oy alan Denktaş, sonuçta ipi göğüsledi. 2000 seçimleri ise yarım kaldı, Eroğlu seçimden çekilince Denktaş yüzde 43.68'le hükmen galip ilan edildi. 2005 seçimlerinde ise Denktaş artık yarışta yok...

YARIŞIN FAVORİSİ TALAT... 20 Şubat seçimlerinde yüzde 45'lik oy oranı ile toplumda her iki kişiden birinin oyunu alan CTP, cumhurbaşkanlığı seçimlerinde hep yer aldı. CTP, cumhurbaşkanlığı seçimlerinde en yüksek oy oranına, 1976'daki adayı Ahmet M. Berberoğlu ile ulaştı ve yüzde 21.8 oy aldı. Özker Özgür döneminde CTP'nin oyları yüzde 12-18'e geriledi. Yarışa ilk kez 2000 yılında katılan Mehmet Ali Talat ise sadece yüzde 10 oranında oy almıştı. Ancak şimdi Talat, yarışın en büyük favorisi durumunda

TKP'NİN KARNESİ... 20 Şubat seçimlerinde barajı geçemeyerek ilk kez meclis dışında kalan TKP de cumhurbaşkanlığı yarışına ilk kez 1981'de Ziya Rızkı ile katılmış ve yüzde 30.5'lik oranla tarihinin en yüksek oyunu almıştı. 1985'te Alpay Durduran döneminde bu olaylar yüzde 9.5'e, 1995'te Mustafa Akıncı döneminde 14.2'ye, 2000'de de yine Akıncı ile yüzde 11.70'e düştü. TKP'nin 2005 adayı ise parti genel başkanı Hüseyin Angolemli. Bu süreçte BDH'yı kurup başına geçen Akıncı ise milletvekilliği seçim sonuçları nedeniyle yarışa katılmama kararı aldı

Dilek ÇETEREİSİ

Kıbrıs Türkü, federe devletten başlayarak cumhuriyetin kurulmasına ve günümüze dek geçen son 30 yılda 7'nci kez cumhurbaşkanını seçmek için 17 Nisan'da sandık başına gidiyor ve halk ilk kez bu seçimde aralarında Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın bulunmadığı adaylar arasında tercih yapacak.

17 Nisan'da cumhurbaşkanlığı için Cumhuriyetçi Türk Partisi/Birleşik Güçler(CTP/BG) Genel Başkanı ve Başbakan Mehmet Ali Talat, Ulusal Birlik Partisi (UBP) Genel Başkanı Derviş Eroğlu, Demokrat Parti (DP) Genel Sekreteri Mustafa Arabacıoğlu, Toplumcu Kurtuluş Partisi (TKP) Genel Başkanı Hüseyin Angolemli, Kıbrıs Sosyalist Parti(KSP) adayı Zehra Cengiz, Yeni Parti (YP) Genel Başkanı Nuri Çevikel ve bağımsız adaylar Zeki Beşiktepeli, Ayhan Kaymak ve Arif Salih Kırdağ yarışacak.

Denktaş'ın ilk kez yer almadığı bu seçimin en büyük favorisi olarak da Mehmet Ali Talat gösteriliyor.

Kasım 2002'de ortaya çıkan Annan Planı ve ardından yaşanan referandum sürecinde çözüm ve AB vizyonuyla, çözüm karşıtlarına karşı büyük mücadeleler veren CTP, bunun semeresini önce 14 Aralık 2003, sonra da 20 Şubat 2005 seçimlerinde gördü.

Kısa sürede oy oranını yüzde 45'e çıkaran CTP, 24 milletvekili ile hükümetin de büyük ortağı oldu. 20 Şubat seçimlerinin rüzgarı ile 17 Nisan cumhurbaşkanlığı seçimlerine giden CTP'nin adayı, Başbakan Mehmet Ali Talat, yarışı ilk turdan yüzde 60+ oy oranı ile tamamlamayı hedefliyor.

Talat'ın aksine diğer adaylardan hiçbirinin bu yarışta bir hedefi bulunmuyor ve kimileri, seçimin ikinci tura kalacağı söylemlerini ileri götürmeye çalışıyor.

Çok değil yaklaşık bir ay sonra yeni cumhurbaşkanı seçilecek ancak geçmişten günümüze cumhurbaşkanlığı seçimlerinde kimler boy gösterdi, kim ne kadar oy aldı sorusuna yanıt bulabilmek için tozlu rafları karıştık.

1974 Barış Harekatı'nın ardından Otonom Kıbrıs Türk Yönetimi altında kendi sınırları içinde yaşamaya başlayan Kıbrıs Türkü, cumhurbaşkanlığı seçimleri için ilk sandık başı deneyimini Kıbrıs Türk Federe Devleti (KTFD) döneminde 1976 yılında yaşadı. Türk halkı 1976'dan günümüze dek son 30 yılda da cumhurbaşkanı olarak tek bir ismi, Rauf Denktaş'ı bildi.

Denktaş'ın grafiği

 

1976, 1981, 1985, 1990, 1995 ve 2000 yıllarında 6 kez üst üste cumhurbaşkanı seçilen Rauf Denktaş, ilk kez bu yıl yapılacak yarışta yer almıyor.

Seçim sonuçlarına baktığımızda, Denktaş'ın önceleri hayli yüksek olan başarı grafiğinin giderek düştüğünü görüyoruz.

Önceleri UBP'nin desteğiyle yarışı büyük bir farkla kazanan Denktaş, UBP Genel Başkanı Derviş Eroğlu ile kavgaya tutuşunca son 2 seçimde ikinci tura kaldı.

Kasım 2002'de ortaya çıkan Annan Planı'nın ruhuna karşı çıkarak bu tutumunda ısrarcı olan Denktaş, 2005 seçimlerine katılmıyor.

İlk iki seçimde UBP'nin adayıydı

20 Haziran 1976'da ve 28 Haziran 1981'de yapılan KTFD başkanlık seçimlerinde Denktaş, bu yarışa UBP'nin adayı olarak katılmıştı.

Denktaş, 1976 seçimlerinde yüzde 76.6'lık ezici bir çoğunlukla ipi göğüslerken, yarışta CTP'nin adayı Ahmet Mithat Berberoğlu yüzde 21.8, bağımsız adaylar Dr. Servet Sami Dedeçay ile M. Şevki Lusignan yüzde 0.8'er oranında oy alabilmişti. Bu yarışta sol Denktaş'ın karşısına tek bir aday çıkarmıştı.

Denktaş için 1976 yılında aldığı yüzde 76.6'lık oy, tarihinde gördüğü en yüksek oy oranı olmuştu.

1981 seçimlerinde ise Denktaş'ın karşısındaki aday sayısı 4 olmuştu. CTP'nin yanı sıra TKP de yarışta yerini almıştı. CTP'den Özker Özgür, TKP'den de Ziya Rızkı UBP'nin adayı Denkaş'ın karşısında "ben de varım" demişti.

1981 seçimlerinde Denktaş yüzde 51.7'lik oy oranı ile seçimi kazanırken, Özker Özgür yüzde 12.7, Ziya Rızkı yüzde 30.5, Hüsamettin Tanyar (DHP) yüzde 4.8, Dr. Servet Sami Dedeçay(bağımsız) ise yüzde 0.3 oy almıştı.

KKTC'nin 1983 yılında ilan edilmesinin ardından 5 Mayıs 1985'te yapılan ilk KKTC cumhurbaşkanlığı seçimlerinde ise Denktaş yarışa UBP'nin adayı değil, bağımsız olarak katılmıştı. Ancak UBP'nin desteği ile yarışa giren Denktaş, yine çok yüksek bir oy oranı ile yüzde 70.2 ile cumhurbaşkanı koltuğunu korumuştu.

1985 seçimlerinde aday sayısı 6'ya yükselirken, sol partiler de bu yarışta yeniden yer almıştı. CTP'den Özker Özgür'e yüzde 18.3, TKP'den de Alpay Durduran'a yüzde 9.5 oranında oy çıkmıştı.

22 Nisan 1990'da yapılan cumhurbaşkanlığı seçimlerinde ise sol partiler CTP ve TKP'nin desteklediği bağımsız aday İsmail Bozkurt, Denktaş'a rakip çıkmıştı. Denktaş ise UBP'nin güçlü desteğiyle yarışta yer almış ve sonuçta yüzde 66.7'lik oy oranı ile zaferi kazanmıştı. Bozkurt ise yüzde 32.1'lik oy oranında kalmıştı. YKP'nin adayı Alpay Durduran'a giden oylar da yüzde 1.2'yi geçmemişti.

Ve Denktaş düşüşe geçti...

1995'e gelindiğinde ise sağ cephede işler karışmıştı. Eroğlu ile Denktaş'ın arası açılmış, UBP kan kaybetmeye başlamıştı. Nitekim UBP içerisinde başlayan ve Rauf Denktaş'ın oğlu Serdar Denktaş'ın da aralarında bulunduğu bir grup milletvekilinin "9'lar hareketi", sonuçta Demokrat Parti'ye (DP) dönüşmüştü.

Eroğlu-Denktaş kavgasının gölgesinde gidilen 15 Nisan 1995 cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Denktaş'ın karşısında UBP'nin adayı genel başkan Derviş Eroğlu vardı. Ve ilk kez bu seçimde hiçbir aday oyların yarıdan bir fazlasını alamamış ve seçim ikinci tura kalmıştı.

İlk turda Denktaş büyük bir oy kaybına uğrayarak yüzde 40.4'e gerileyerek, Eroğlu da yüzde 24.1 oranında oy almıştı.

22 Nisan'da yapılan ikinci tur seçimde Denktaş yüzde 62.5'lik oyla zaferi kazanırken, Eroğlu yüzde 37.5'te kalmıştı.

15 Nisan 2000 seçimlerinden de benzeri bir tablo çıktı. Doruğa çıkan Eroğlu-Denktaş kavgasının hakim olduğu Nisan 2000 seçimleri de ilk turda bitememişti.

Denktaş'ın oyları yüzde 43.68'e gerilerken, Eroğlu da yüzde 30.15'le yetinmişti. Bu kez tüm gözler 22 Nisan'da yapılacak ikinci tura çevrilmişken, Eroğlu bugün dahi açıklayamadığı bir nedenle 19 Nisan'da yarıştan bir anda çekildi ve ikinci tur seçime gerek kalmadan Denktaş hükmen galip ilan edildi.

Solda nostalji...

Denktaş cephesinde başarı grafiğinin giderek düştüğünü gösteren bu nostalji turunda, sol oyların analizi de büyük önem arz ediyor.

Ülkemizde KTFD döneminde ilk başkanlık seçiminin yapıldığı 20 Haziran 1976'da CTP'nin adayı Ahmet Mithat Berberoğlu, oy kullanan 56 bin 718 seçmenin 11 bin 739'unun desteğiyle yüzde 21.8'lik oy aldı.

Beş yıl sonra yapılan 1981 KTFD başkanlığı seçimlerine katılan sol partiler 2'ye çıktı ve bu yarışta CTP adına Özker Özgür, TKP adına da Ziya Rızkı yarıştı.

Özgür ve Rızkı'nın yer aldığı 1981 seçimlerinde sol oylar, tarihinin en yüksek oranına ulaştı. Sol oylar daha sonra yapılan 1985, 1990, 1995 ve 2000 seçimlerinde giderek kan kaybetti.

1981'de sol partilerin aldığı oy oranı yüzde 43.2 iken, bu oylar,1985'te yüzde 27.8'e, 1990'da yüzde 33.3'e, 1995'te yüzde 35'e ve önceki gün yapılan 2000 seçimlerinde de yüzde 24.33'e düştü.

1981'de TKP'nin adayı Ziya Rızkı, oy kullanan 75 bin 51 seçmenin 21 bin 483'ünden oy aldı. Rızkı'nın oy oranı yüzde 30.5 oldu.

Aynı seçimde CTP adına yarışan Özker Özgür'e ise 8 bin 958 seçmen oy verdi. Özker Özgür'ün oy oranı yüzde 12.7'ye isabet etti. Böylece 1976'da yüzde 21.8 oy alan CTP'nin oyları 5 yıl sonra 1981'de yüzde 12.7'ye geriledi.

1983'te KKTC'nin ilanının ardından yapılan ilk KKTC Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde solun oyları düşmeye başladı.

1981'de yüzde 43.2 olan sol oylar, 1985'te yüzde 27.8'e düştü.

1985'te CTP'nin adayı yine Özgür'dü ve oy kullanan 80 bin 828 seçmenin 14 bin 412'sinin oyunu aldı. Özgür'e giden bu oylarla CTP oy oranını 5 yıl önceye göre artırarak yüzde 18.3'e çıkardı.

1985'te TKP adına ilk kez yarışa katılan Alpay Durduran'ın oy miktarı 7 bin 520'de, oy oranı da yüzde 9.5 gibi düşük bir rakamda kaldı. Durum böyle olunca sol oylarda ciddi bir gerileme göze çarptı.

1990'da yapılan seçimlerde ise yarış biraz daha farklıydı.

Alpay Durduran bu kez TKP'nin değil, Yeni Kıbrıs Partisi (YKP) adına yarışa girdi. Bağımsız aday olan İsmail Bozkurt ise CTP, TKP ve Yeni Doğuş Partisi (YDP-sağ) tarafından destekleniyordu.

Bu seçimde Durduran oy kullanan 94 bin 572 seçmenden bin 157'sinin oylarıyla yüzde 1.2 oranında oy aldı. Bozkurt'a giden oylar da 29 bin 568 ile yüzde 32.1'e isabet etti.

1990 seçimlerinde sol oylar yüzde 33.3 olurken, 1985'e oranla biraz toparlanır gibi oldu.

1995 seçimlerine gelince, bu yarışta sol partiler CTP, TKP ve YKP adına üç aday yer aldı.

CTP'nin adayı yine Özker Özgür, YKP'nin adayı da yine Alpay Durduran oldu. TKP ise bu yarışa ilk kez parti Genel Başkanı Mustafa Akıncı'yı aday gösterdi.

1995 seçimlerinde Özgür, oy veren 96 bin 540 seçmenin 17 bin 627'sinden, Durduran, bin 628'inden ve Akıncı da 13 bin 233'ünden destek gördü.

Bu durumda Özgür'ün oy oranı yüzde 19, Durduran'ın yüzde 1.8 ve Akıncı'nın da yüzde 14.2 oldu. Yani sol oyların toplamı 32 bin 488, oranı ise yüzde 35'e çıktı.

Nisan 2000'de yapılan seçimlerde ise sol oylar 23 bin 398'e, bir başka deyişle yüzde 24.33'e geriledi.

Cumhurbaşkanlığı yarışına CTP adayı olarak ilk kez katılan Genel Başkan Mehmet Ali Talat'a yüzde 10.03, TKP adayı Mustafa Akıncı'ya yüzde 11.70 ve YBH adayı Arif Hasan Tahsin Desem'e yüzde 2.60'lık oy çıktı.

1995'e oranla CTP oylarında yüzde 9'luk, TKP'nin oylarında ise yüzde 2.5'luk düşüş görüldü.

Böylece ilk seçimlerden 2000 yılına kadar sol partilere oy veren toplam 7 bin 43 oy ortadan kaybolmuş oldu. Başka bir deyişle geçen süreçte 7 bin 43 sol seçmen partisine şu veya bu sebeple oy vermedi.

1981'den 2000'e kadar yapılan 5 cumhurbaşkanlığı seçiminde yüzde 18.87'lik oy kaybına uğrayan sol partiler, başlangıçta yola yüzde 43.2'lik oy oranıyla çıkmıştı. 1981'den bu yana geçen süreçte sol oylar yüzde 18.87'lik kayba uğramış oldu.

2000'den sonra işler değişti

Kıbrıs Türkü'nü çözüme ve AB'ye taşıyacak Annan planının ortaya çıktığı Kasım 2002'den sonra işler değişti.

Cumhurbaşkanı Denktaş'ın başını çektiği statüko güçleri Annan planına şiddetle karşı çıkmış, çözüm ve AB süreci aleyhinde büyük bir kampanya başlatmıştı.

Denktaş ve Eroğlu, Kıbrıs Türkü'nün çözüm ve AB iradesine rağmen, çözüm ve AB karşıtı politikalarında diretti.

Kıbrıs Türkünün İnönü Meydanı'nda düzenlediği tarihi mitingleri "sinek vızıltısı" olarak niteleyen Denktaş ve statüko güçleri, önce 24 Nisan'da yapılan referandumda, daha sonra da 14 Aralık 2003 seçimlerinde sandıktan gerekli yanıtı almıştı.

Özellikle CTP'nin gösterdiği büyük başarı bu partiyi hükümetin büyük ortağı yapmış ve halkın gasp edilen referandum hakkını geri alarak topluma 24 Nisan 2004 referandumunu yaşatmıştı.

Referandumda Annan planına yüzde 65 oranında evet diyen halkın çözüm ve AB kararlılığı 20 Şubat 2005 seçimlerine de yansıyarak CTP'ye yüzde 45 gibi tarihinde görülmemiş bir oy oranı sağlamıştı.

Şimdi sırada 17 Nisan'da yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimleri var. Denktaş bu yarışta yer almıyor. 2000'deki cumhurbaşkanlığı seçimlerinde sadece yüzde 10 oranında oy alabilen Mehmet Ali Talat, şimdi en popüler aday.

Kaymak şansını 4. kez deniyor

Geçmişten günümüze cumhurbaşkanlığı seçim sonuçları arasında yaptığımız nostalji turunda dikkat çeken bir diğer husus da bağımsız adayların çok cüzi oranlarda oy alması. Üstelik buna rağmen bazı adayların ısrarla bu yarışa girmesi.

Örneğin bu seçimlerde bağımsız adaylardan Ayhan Kaymak, geçmişte de 3 kez bu yarışta yer almıştı. Ayhan Kaymak ilk kez 1985'te katıldığı cumhurbaşkanlığı seçimlerinde yüzde 0.4, 1995 seçimlerinde yüzde 0.4 ve 2000 seçimlerinde de yüzde 0.38 oranında oy alabilmişti.

Neredeyse her üç seçimde de her bin kişiden sadece 4'ünün oyunu alabilen Ayhan Kaymak'ın bu seçimde oy oranını koruyup korumayacağı veya ne kadar artıracağı büyük merak konusu.

KIBRIS 19/03/05

Rum yönetimi hiçbir şekilde

TANIMAYACAĞIZ

 

Türkiye Dışişleri Bakanlığı, Kıbrıs Rum kesiminin hiçbir şekilde tanınmayacağını bildirdi.

Bakanlık Sözcüsü Namık Tan, haftalık basın toplantısında, Gümrük Birliği Ek Protokolü’nün imzalanması sürecine ilişkin soru üzerine, bu sürecin ve görüşmelerin devam ettiğini söyledi.

Tan, şunları kaydetti:

“Görüşmeler tamamlandığı, zamanı geldiğinde ve şartlar oluştuğunda biz bu belgeyi imzalayacağımızı açıklamış bulunuyoruz. Bu taahhüdümüz geçerliliğini korumaktadır. Ancak bu meyanda hepinizin tanınma çerçevesindeki pozisyonumuzu bildiğinizi zannediyorum.”

Sözcü Tan, bir gazetecinin bu şartların ne olduğunu sorması üzerine, şöyle konuştu:

“Bu konuda söyleyebileceğim, bizim Kıbrıs Rum yönetimini hiçbir şekilde tanımayacağımızdır. Bu hususu da defaetle açıkladık. Bunun en önemli şartlarından bir tanesi de budur. Nitekim 17 Aralık’ta biz imzalama yönündeki taahhüdümüzü açıklarken, AB en üst düzeyde bunun bir tanıma anlamına gelmeyeceği taahhüdünü bize vermiştir.”

 YENIDUZEN 18/03/2005

BM, Papadopulos’un mumunu söndürdü!

Aytuğ TÜRKKAN

Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos’un “Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’ne girişim başlatması için çağrı yaptım” açıklamasına BM’den yalanlama geldi.

Birleşmiş Milletler sözcüsü, “Kıbrıs müzakerelerinin yeniden başlatılması konusunda Rum tarafından herhangi resmi bir öneri yapılmadı” dedi.

İlgili haberleri değerlendiren bir BM yetkilisiyse, Rum Yönetimi’nin Birleşmiş Milletler daimi temsilcisiyle, Genel Sekreterin Yardımcısı Kireran Prendergast arasında geçen ay bir görüşme gerçekleştiğini hatırlattı.

Ancak bu görüşmenin, Papadopulos’un müzakereler için resmi girişim yaptığı şeklinde yorumlanamayacağı belirtildi.

Kıbrıs Rum Kesimi lideri Papadopulos, dün, BM Genel Sekreteri Kofi Annan’a Kıbrıs sorunu konusunda yeri girişim başlatılmasını önerdiğini açıklamıştı. Ama bu öneriyi gerçekten yapıp yapmadıkları ve içeriğinin ne olduğu anlaşılamamıştı.
Rum Yönetimi Sözcüsü Kipros Hrisostomidis de “Bir ay kadar önce, Annan Planı esasları üzerinde yeni görüşmelere hazır olduklarını BM’ye ilettiklerini” açıklamıştı. Fakat sözcü, bir soru üzerine ifadelerini daha da belirsizleştirerek, “Buna, yeni bir girişim önerme ya da sadece görüşmelerin başlaması için isteğini dile getirme denebileceğini” söylemişti.
Rum Kesimi, çözümün takvime bağlanmaması ve Annan’ın hakemliği olmaması şartıyla müzakerelerin başlayabileceğini daha önce açıklamıştı.
TALAT: PAPADOPULOS’UN GERÇEK DIŞI BEYANLARI, KÖŞEYE SIKIŞTIĞINI GÖSTERİR

Başbakan Talat, HALKIN SESİ’ne yaptığı açıklamada Papadopulos’un böyle bir girişim yapmadığını kaydetti.

Talat Papadopulos’un bu açıklamalarını köşeye sıkışma belirtileri olarak yorunmladı ve “Bunlar basit hesaplaşmalardır” şeklinde konuştu

Talat, Papadopulos’un açıklamasının ardından Rum hükümet sözcüsü Hrisistomidis’in de açıklama yaptığına dikkat çekti. Hrisostomidis’in böyle bir çağrıyı 1-1,5 ay önce BM’ye yaptıklarına ilişikin açıklaması olduğunu ifade eden Talat, “BM yetkilileri bunu yalanladı. Böyle bir yazının kendilerine verilmediğini açıkladılar. Zaten biz de verilmediğini biliyoruz” dedi.

Talat, Papadopulos daha önce de gerçek dışı beyanlarda bulunduğunu hatırlatarak şöyle konuştu: “Papadopulos daha önce de gerçek dışı beyanda bulunmuştu. “Bütün gerekli yerler ne gibi değişiklikler istediğimizi biliyor, biz verdik” demişti ancak böyle bir şey yoktu. Ben AB elçilerine konuyu sordum, Kıbrıs sorununu tam anlamıyla bilmeyenler “Tabii ki verdi” dediler, peki bana da bir nüsasını yollayın dediğim zaman önerilerin olmadığını, bulamadığını gördüler. Yok öyle birşey, Papadopulos değişiklik önerilerini sunmuş filan değildir” diye konuştu.

DÜNYA BİRŞEYLER YAPMALI

Başbakan Mehmet Ali Talat Papadopulos’un değişiklik önerilerini sunması konusunda Kıbrıs Türk tarafı olarak ellerinden bir şey gelmediğini, bu konu için dünyanın birşeyler yapması gerektiğini belirtti.

“Rum’u masaya getirebilmek için konuyu Türkiye –AB süreciyle ilişkilendirerek ve bizim izolasyonlarımızın kaldırılmasına ilişkilendirerek yapabiliriz” diyen Talat, bunun dışında Rum Yönetimi’ni masaya getirmek için Kıbrıs Türk tarafının yapabileceği bir şey olmadığını yineledi.

Dünyanın yaşanılanların farkında olduğunu kaydeden Başbakan Talat, dünyanın Papadopulos’u gün geçtikçe masaya oturmaya, ikna etme konusunda adımlar atılmakta olduğunu ifade etti.

“Papadopulos’un basit yalanlara başvurması sıkıştığı anlamına mı geliyor?” şeklindeki soruya karşlılık Talat, “bence öyle” dedi. Talat devamla; “Polonya Cumhurbaşkanı’na Yeşil Hattı gezdirdiler,ama gezdiriken “biz anlaşmayı reddettik ve bu bölücü hat devam ediyor, Türk ordusu geldi işgal etti, onun için yeşil hat devam ediyor” dediler. Halbuki Türk ordusu halkın iredesi ile yani anlaşma olsaydı zaten çekilecekti. Dolaysıyla Yeşil Hat ortadan kalkacaktı. Birleşmeyi reddeden Papadopulos oldu. Buna rağmen ne cüret ki; Polonya Cumhurbaşkanı’nı aldı ve hattı gezidirdi. İşte bu sıralarda “BM’ye çağrı yaptık görüşmeler başlasın diye” dediler ve yanklı da buldu.  Hatırklanacağı üzere bir süre önce de benzer bir açıklamayı Hristofyas Avustralya’da yapmıştı. Tüm bunlar basit hesapların olduğu ve Rum Yönetimi’nin sıkışma belirtileri başgösterdiğini ortaya koyuyor”

HALKIN SESI 19/03/05

AP: Türkiye’nin Kıbrıs’ı tanıması şart

 

Avrupa Parlamentosu Başkanı Jose Borrell, Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne üyelik müzakerelerinin 3 Ekim’de başlaması için “Kıbrıs”ı tanımasının şart olduğunu söyledi.

 

NTV

 

19 Mart 2005 —  Borrell, Yunan Ta Nea gazetesine verdiği demeçte, “Üyelik müzekerelerinin başlaması için Türkiye’nin Kıbrıs’ı tanıması gerektiği aşikardır. Bunun Sayın Erdoğan ile yapılan çetin bir müzakere konusu olduğunu da biliyorum” dedi.

Masada 26 ülkenin olacağını, bunlardan birinin Türkiye, bir diğerinin de Kıbrıs olacağını söyleyen Borrell, “Eğer biriyle müzakere ediyorsan onu tanıdığın kendiliğinden anlaşılan birşeydir” ifadesini kullandı.

 Borrell, ABD’nin, Türkiye’nin AB üyeliği için Avrupa’ya baskı yapması ile ilgili bir soruyu da yanıtladı. “Türkiye dış politikasında her zaman Washington ile ilişkilerine ayrı bir öncelik veriyordu. Soğuk Savaş döneminde ABD için batmayan bir uçak gemisi gibiydi” diyen Borrell, “Dolayısıyla Amerika’nın bunu yapması için nedenleri var” ifadesini kullandı.

AB’den farklı sesler

 

Resmi bir ziyaret için Viyana’da gelen Almanya Başbakanı Gerhard Schröder, AB liderler zirvesinde Türkiye’ye müzakereler için vaat edilen 3 Ekim tarihinin geçerli olduğunu söyledi.

 

Viyana
NTV-MSNBC VE AJANSLAR

19 Mart 2005—  Avusturya Başbakanı Wolfgang Schüssel ise aynı konudaki soruya, “Türkiye ile gümrük birliği uyum protokolü konusunda bir pürüz bulunduğunu” ileri sürdü.

Avusturya Başbakanı Wolfgang Schüssel ile düzenledikleri ortak basın toplantısında bir soru üzerine Schröder, “Hırvatistan’ın müzakere tarihinin ertelenmesinin Türkiye’yi ilgilendirmeyeceğini” kaydetti.

 Schüssel, Türkiye’nin AB ile ilişkileri konusunda Avusturya’nın daha değişik bir görüşü savunduğunu, ancak Brüksel’de alınan karara ortak olduğunu kaydetti.
       Resmi görüşmelerini bugün akşam saatlerinde tamamlayarak Paris’e gitmek üzere Viyana’dan ayrılan Schröder, Viyana havaalanında ana muhalafet partisi Sosyal Demokrat Parti’nin (SPÖ) lideri Alfred Gussenbauer ile görüştü.
       Schröder, Paris’te Fransa Devlet Başkanı Jacques Chirac’ın daveti üzerine yapılacak dörtlü zirveye katılacak. Zirvede Chirac ve Schröder’in yanı sıra Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile İspanya Başbakanı Jose Luis Rodriguez Zapatero da yer alacak.
       

 

 

'Protokol' sorununa 'mektuplu' çözüm


20 Mart, 2005 09:21:00 (TSİ) CNN TURK

Zeynel Lüle/CNN TÜRK/Brüksel

Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) arasında müzakerelerin başlaması için 'tek şart' olan Ankara Anlaşması'nın 25 ülkeyi de kapsayacak şekilde genişletilmesi sorunu çözülüyor. AB'nin protokolün önce parafe edilmesi yönündeki talebinin, 'mektup teatisi' ile karşılanacağı belirtildi.

AB'nin talebini Türkiye'de uluslararası bir anlaşmanın parafe edilmesine yönelik bir uygulama bulunmadığı gerekçesiyle reddeden Ankara, anlaşmayı imzalamadan önce 'imzalayacağına dair bir ön bildiri niteliğinde olan mektup teatisi' gerçekleştirmeyi kabul etti.
 
Türkiye bu mektubun yanısıra bir deklarasyon yayınlayarak, Güney Kıbrıs'ın Ada'nın bütününü temsil etmediğini ve bunun bir tanıma anlamına gelmediğini duyuracak.
 
Daha sonra ise Türk hükümeti ile AB Dönem Başkanlığı ortak olarak anlaşmayı imzalayacak. Protokol daha sonra, hem TBMM, hem de Avrupa Parlamentosu tarafından onaylanacak.

AP'den 'Kıbrıs'ı tanıyın' şartı
 
Bu arada dün Yunanistan’da yayımlanan Ta Nea gazetesine demeç veren Avrupa Parlamentosu Başkanı Josep Borrell, Türkiye'nin müzakerelere başlaması için Kıbrıs Rum Kesimi'ni tanıması gerektiğini söyledi.
 
Borrell, Türkiye ve Kıbrıs’ın da aralarında bulunduğu 26 ülkenin masada olacağına dikkat çekerken, "eğer biriyle müzakere ediyorsan onu tanıdığın kendiliğinden anlaşılan birşeydir" dedi.

Sosyal Demokratlar da uyardı

Alman Deutche Welle radyosuna konuşan Avrupa Parlamentosu’ndaki Sosyal Demokratlar'ın Grup Başkanı Martin Schulz da Türkiye'nin Kıbrıs'ı tanınmasını ve reformları biran önce uygulamasını istedi.
 
Schulz,  Türkiye’de yaşanan son gelişmeleri de endişe verici olarak nitelendirdi. Schulz,  kadınlar günü dolayısıyla yapılan gösteriye polisin müdahalesini ve Ankara hükümetinin bunu eleştiren Avrupa’ya sert tepkisini, siyasal geleneklere aykırı bir tavır olarak niteledi.

İmza yerine mektup

 

Zeynel LÜLE

Türkiye’nin 3 Ekim’de müzakerelere başlaması için ‘ön şart’ haline gelen Ankara Anlaşması’nın imzalanması sorunu ‘mektup’ formülüyle çözüldü.

AB’ye verilecek mektup, ‘Türkiye’nin anlaşmayı imzalamadan önce, imzalayacağına dair bir ön bildiri’ kabul edilecek. Ayrıca deklarasyonla bunun Rum Kesimi’ni tanıma anlamına gelmediği duyurulacak.

TÜRKİYE ile Avrupa Birliği arasında müzakerelerin başlaması için ‘tek şart’ olan Ankara Anlaşması’nın 25 ülkeyi de kapsayacak şekilde genişletilmesi sorunu çözülüyor. Gümrük Birliği’nin Kıbrıs Rum Kesimi’ni de kapsamasını sağlayacak olan ilgili protokolün önce parafe edilmesi ve daha sonra ise imzalanması ile ilgili pürüzün giderildiği belirtildi.

AB’nin, protokolün ‘önce parafe edilsin’ talebinin, ‘mektup teatisi’ ile karşılanacağı öğrenildi. Türkiye’de, bir uluslararası anlaşmanın ‘parafe edilmesine’ yönelik bir uygulama bulunmadığını bildirmesi üzerine, tarafların ‘mektup teatisi’ konusunda ön anlaşmaya vardığı bildirildi.

Buna göre protokolle ilgili Türkiye ile AB Komisyonu arasında önce bir ‘mektup teatisi’ gerçekleşecek ve bu mektup ‘Türkiye’nin anlaşmayı imzalamadan önce, imzalayacağına dair bir ön bildiri’ olarak kabul edilecek. Türkiye bu mektubun yanı sıra bir deklarasyon yayınlayarak, Kıbrıs Rum Kesimi’nin Ada’nın bütününü temsil etmediğini ve bunun bir tanıma anlamına gelmediğini duyuracak.

MECLİSLER ONAYLAYACAK

Daha sonra ise Türk Hükümeti ile AB Dönem Başkanlığı ortak olarak anlaşmayı imzalayacak. Ankara Anlaşması’nın Gümrük Birliği’ni 25 ülkeye genişlemesini sağlayacak olan protokol daha sonra, hem TBMM, hem de Avrupa Parlamentosu tarafından onaylanacak. Avrupa Parlamentosu’nun anlaşmanın içeriğine hiçbir şekilde müdahale etme yetkisi bulunmuyor. AP sadece anlaşmayı onaylama ve reddetme hakkına sahip. Buna göre AB-Türkiye takvimi şu şekilde belirlendi:

Katılım Ortaklığı Belgesi, ekim sonu veya kasım ayı başında ilerleme raporu ile birlikte yayınlanacak. KOB için AB Konseyi’nin onayı ve Avrupa Parlamentosu’nun da paralel görüşü gerekiyor.

Müzakerelerin çerçeve belgesi, haziran sonunda yayınlanacak. Belgede büyük bir sürpriz beklenmiyor. Hırvatistan için belirlenen belge ile temelde aynı. Taraflar bazı ayrıntılar üzerinde müzakere yapıyor. Belge için Konseyden oybirliği kararı gerekiyor.

Sivil toplum belgesi ise AB Komisyonu’nun sorumluluğunda yayınlanacak. Belge, ülke kamuoyu ve sivil toplumlararası işbirliğini sağlamayı hedefliyor.

 

HURRIYET 20/03/05

'Kıbrıs, 3 Ekim öncesi tanınsın'

Schröder Türkiye'yle 3 Ekim'de müzakerenin başlayacağını söylerken, Schüssel Kıbrıs'a dair protokolde pürüz yaşandığını ileri sürdü. Borrell, 'Müzakereye başlamak için Ankara'nın Kıbrıs'ı tanıması şart' dedi

20/03/2005 RADIKAL

VİYANA/ATİNA - Türkiye'nin AB üyeliğinin en büyük destekçisi olan Almanya Başbakanı Gerhard Schröder ile bir numaralı muhalifi olan Avusturya Başbakanı Wolfgang Schüssel, önceki günkü buluşmalarında Türkiye konusunda karşı karşıya geldi. Paris'teki AB-Rusya zirvesine katılmadan önce Viyana'yı ziyaret eden Schröder, AB'nin Zagreb'le müzakereleri erteleme kararının Türkiye'ye mesaj olup olmadığının tartışıldığı bir dönemde, Schröder, aralıktaki AB liderler zirvesinde Türkiye'ye müzakerelere başlamak için vaat edilen 3 Ekim tarihinin geçerli olduğunu söyledi.

'Zagreb'le ilgisi yok'
Ancak Türkiye'ye 3 Ekim için Gümrük Birliği'ne ilişkin Ankara Anlaşması'nı Kıbrıs Rum Yönetimi'ni de kapsayacak şekilde genişleten ek protokolü imzalama şartı koşulmuştu. Ortak basın toplantısında bir soru üzerine Schröder, 'Hırvatistan'ın müzakere tarihinin ertelenmesinin Türkiye'yi ilgilendirmeyeceğini' dile getirirken, Schüssel Türkiye ile ek protokol konusunda bir pürüz bulunduğunu ileri sürdü. Bununla birlikte Avusturya Başbakanı, ülkenin Türkiye'ye AB üyeliği yerine imtiyazlı ortaklığı desteklemesine karşın, Brüksel'de alınan karara ortak olduğunu hatırlattı.
Schüssel'e koşut olarak Avrupa Parlamentosu (AP) Başkanı Josep Borrell de, 'Türkiye'nin müzakerelere 3 Ekim'de başlaması için Kıbrıs'ı tanımasının şart olduğunu' söyledi. Yunan Ta Nea gazetesine konuşan Josep Borrell, "Müzakerelerin başlaması için Türkiye'nin Kıbrıs'ı tanıması gerektiği aşikârdır. Bunun Erdoğan'la yapılan çetin bir müzakere konusu olduğunu da biliyorum. Masada 26 ülke bulunacaktır. Bunlardan birisi Türkiye, bir diğeri de Kıbrıs olacaktır. Biriyle müzakere ediyorsan, onu tanıdığın kendiliğinden anlaşılan bir şeydir" dedi.

'ABD'nin uçak gemisiydi'
AP Başkanı, ABD'nin Türkiye'nin üyeliği için AB'ye baskı yapmasıyla ilgili bir soruyu ise, "Türkiye, dış politikasında her zaman Washington'la ilişkilerine ayrı bir öncelik veriyordu. Soğuk Savaş döneminde ABD için Türkiye SSCB'ye karşı batmayan büyük bir uçak gemisi gibiydi. Dolayısıyla ABD yönetiminin bunu yapması için nedenleri var" diye yanıtladı.
(aa, Radikal)

Yeniden müzakerelere hazırız

İZOLASYONLAR İÇİN NEDEN KALMADI...Talat, gelinen aşamada, Kıbrıslı Türklerin çözüm yönündeki kararlılığın ortaya çıkmasıyla izolasyonların devam etmesi için artık ortada neden kalmadığına dikkat çekti

KIBRIS'TA BİRİM OLUŞTURMA NİYETİ...AEJ Genel Sekreteri Peter Kramer, birliğin milli birimlerden oluştuğunu ve Malta'dan sonra Kıbrıs adasında da bir birim oluşturma düşüncesinde olduklarını belirtti

Başbakan Mehmet Ali Talat, Kıbrıslı Türklerin, adanın bölünmüşlüğüne son verme ve birleşik bir Kıbrıs olarak Avrupa Birliği'ne katılma yönündeki kararlılığını yineledi.

Başbakan Talat, adanın bölünmüşlüğünün sürdürülebilir olmadığını dolayısıyla kalıcı bir çözümün şart olduğunun altını çizdi ve BM çatısı altında müzakerelere yeniden başlamaya hazır olduklarını yineledi.

Talat, Merkezi Brüksel'de bulunan Avrupa Gazeteciler Birliği (Association of European Journalist-AEJ) yöneticilerini kabul etti.

Basın Emekçileri Sendikası'nın (Basın-Sen) davetlisi olarak geçtiğimiz akşam Ercan Havalimanı'ndan

adaya gelen AEJ Genel Sekreteri Peter Kramer, Genel Sekreter Yardımcısı Carmelo Occhino, Genel Başkan Yardımcısı Doğan Tılıç ile Onur Kurulu Üyesi Recep Güvelioğlu'dan oluşan AEJ heyetini ile onlara eşlik eden Basın-Sen Başkanı Kemal Darbaz ve diğer bazı sendika yöneticilerini Başbakanlık Şeref Salonu'nda kabul eden Talat, konuk gazetecilere Kıbrıs sorununun çözüm süreciyle ilgili bilgi verdi.

Önceden geleceği açıklanan AEJ Genel Başkanı Fernando de Valenzuela'nın ise geçtiğimiz akşam kendi ülkelerinden İstanbul bağlantılı olarak Ercan Havalimanı'na gelen heyete, Panama'daki iş seyahatinden dönemediği için katılamadığı öğrenildi.

Talat

Başbakan Mehmet Ali Talat, AEJ heyetini kabulünde basına yaptığı açıklamada, gerek kendisi gerek hükümetinin, her zaman adanın birleştirilmesinden yana olduğuna ve bu yönde kararlı tutum ortaya konulduğuna işaret etti.

Talat, Kıbrıs'ın bütünüyle AB'ye girebilmesi yönünde, soruna çözüm bulmak ve adanın bölünmüşlüğüne son vermek için çalıştıklarını; bunu henüz başaramadıklarını, ancak bu süreçte Kıbrıs Türk'ünün siyasi yapısının dönüşüme uğradığını; referandum ve diğer seçimlerde çözüm yönünde irade ortaya koyduğunu ve gelecek ay yapılacak cumhurbaşkanlığı seçiminde de ülkenin güç yapısının tamamen değişeceğini söyledi.

Yeniden müzakerelere hazırız

Adanın bölünmüşlüğünün sürdürülebilir olmadığını dolayısıyla kalıcı bir çözümün şart olduğunun altını çizen Talat, Birleşmiş Milletler çatısı altında müzakerelere yeniden başlamaya hazır olduklarını kaydetti.

BM Genel Setereri Kofi Annan'ın Rum tarafından liste halinde sunmasını istediği net tavrını henüz ortaya koymadığını, bundan kaçınarak oyalamalarla zaman kazanmaya çalıştığını ifade eden Talat, Kıbrıslı Türklere yönelik izolasyonların devam etmesinden duyulan rahatsızlığı da vurguladı.

İzolasyonlar için neden kalmadı

Talat, gelinen aşamada, Kıbrıslı Türklerin çözüm yönündeki kararlılığın ortaya çıkmasıyla izolasyonların devam etmesi için artık ortada neden kalmadığına dikkat çekti.

Verilen sözlere rağmen izolasyonların devam ettiğini; direkt uçuşlar gibi somut adımlar atılmadığını ancak bu yöndeki olumlu gelişmeleri de inkar edemeyeceğini ifade eden Talat, Kıbrıslı Türklerin uluslararası toplum tarafından anlaşılmaya başlandığı ve burada yapılan uluslararası etkinliklerin artış gösterdiğini, bunların olumlu gelişmeler olduğunu kaydetti.

Talat, AEJ heyetinin gelişini de izolasyonların kaldırılmasına destek olarak algıladıklarını belirterek heyete teşekkür etti.

Peter Kramer

AEJ Genel Sekreteri Peter Kramer ise, AEJ'nin yapısıyla ilgili bilgi vererek başladığı konuşmasında, birliğin milli birimlerden oluştuğunu ve Malta'dan sonra Kıbrıs adasında da bir birim oluşturma düşüncesinde olduklarını belirtti.

Kendilerinin siyasetçi veya diplomat değil, gazeteci olduğuna işaret eden Kramer, gerçekleri yerinde saptamak üzere bu ziyareti gerçekleştirdiklerini ve bu çerçevede meslektaşlarıyla temaslarda bulunacaklarını kaydetti.

Kramer, burada bulunmak ve Kıbrıslı Türk gazetecilerle bir araya gelmekten duydukları memnuniyeti ifade ederek BASIN-SEN'e ve kendilerini kabul ettiği için Başbakan Talat'a teşekkür etti.

Tılıç

AEJ 1.Başkan Yardımcısı Doğan Tılıç da kısa konuşmasında, birliğin yürütme kurulu toplantıları öncesinde yaptıkları daha dar kapsamlı hazırlık çalışmalarından birini bu kez burada yapacaklarını belirterek, geçmiş yıllardan beri uluslararası ilişkilere önem veren ve bu birliğe dahil olmak isteyen Basın-Sen yöneticileri ve basın çalışanlarıyla görüşmekten mutlu olduklarını kaydetti.

Darbaz

Basın-Sen Başkanı Kemal Darbaz ise, sendikanın, Kıbrıs Türkü'nün dünyalılaşma ve Avrupalılaşma adına verdiği mücadeleyi basın adına yürütmekte olduğuna işaret ederek AEJ'nin Kıbrıs ayağını oluşturmaya yönelik çalışmaların bir başlangıcı niteliğindeki bu ziyaretten duyulan memnuniyeti dile getirdi.

KIBRIS 20/03/05

Türk okulu istiyoruz

"ÇOCUKLARIMIZ MAĞDUR"... "Kıbrıs Kıbrıslılarındır" Derneği Başkanı Ayhan Mehmet, Limasol'da Türk okulu açılması için ilk girişimi 8 yıl önce yaptıklarını ancak hiçbir sonuç alamadıklarından yakınırken, Güney'de yaşayan yaklaşık 50 çocuğun mağdur olduğunu söyledi

TALAT, RUMLARI UYARDI... Başbakan Mehmet Ali Talat, BM aracılığıyla Papadopulos yönetiminin Limasol'da Kıbrıslı Türk öğrencilere yönelik Türk ilkokulu açma girişimi olmadığının kendisine bildirildiğini söyledi. Talat, Dipkarpaz'da Kıbrıslı Rum öğrencilere uygulanan statünün Limasol'da Kıbrıslı Türklere de uygulanması gerektiğini vurguladı ve Rum Yönetimini yeniden uyardı

AKBİL: TÜRKLERİ AZINLIK GÖRÜYOR... Milli Eğitim ve Kültür Bakanı Erbil Akbil, güneydeki Türk çocuklarına bütünlüklü eğitim verilmesi gerektiğine dikkat çekerek, "Verdikleri ilanda 'Güneyde yaşayan Kıbrıslı Türkler, azınlığımdır. Onlar benim kontrolüm altındadır' yaklaşımı var. Ancak biz samimiyetimizi ve girişimlerimizi devam ettiriyoruz" şeklinde konuştu

Ali CANSU

Yeliz K. SARICA

Limasol'da yaşayan Kıbrıslı Türkler, Dipkarpaz'da Kıbrıslı Rumlara açılan okulun karşılığında güneydeki Kıbrıslı Türk öğrenciler için de Türk okulu açılmasını istiyor.

"Kıbrıs Kıbrıslılarındır" Derneği Başkanı Ayhan Mehmet, Limasol'da Türk okulu açılması için ilk girişimi 8 yıl önce yaptıklarını ancak hiçbir sonuç alamadıklarından yakınırken, Güney'de yaşayan yaklaşık 50 çocuğun mağdur olduğunu söyledi.

Güneydeki Kıbrıslı Türkler, "Çocuklarımıza sahip çıkılmasını istiyoruz" diyerek, Türk öğrencilerin Rum okullarına gittiğini ancak Rumca bilmedikleri için dersleri anlamadıklarını anlattı ve Türk öğrencilere, vakit geçmesi için derste boyama kitabı verildiğine dikkat çekti.

Limasol'da Kıbrıslı Türk öğrenciler için açılması planlanan Türk okulunun Papadopulos yönetimi tarafından engellenmesi, güneyde yaşayan Kıbrıslı Türklerin büyük tepkisine neden olurken, KKTC yetkililerini de öfkelendirdi.

Başbakan Mehmet Ali Talat, BM aracılığıyla Papadopulos yönetiminin Limasol'da Kıbrıslı Türk öğrencilere yönelik Türk ilkokulu açma girişimi olmadığının kendisine bildirildiğini söyledi. Talat, Dipkarpaz'da Kıbrıslı Rum öğrencilere uygulanan statünün Limasol'da Kıbrıslı Türklere de uygulanması gerektiğini vurguladı ve Rum Yönetimini yeniden uyardı.

Milli Eğitim ve Kültür Bakanı Erbil Akbil de güneydeki Türk çocuklarına bütünlüklü eğitim verilmesi gerektiğine dikkat çekerek, "Verdikleri ilanda 'Güneyde yaşayan Kıbrıslı Türkler, azınlığımdır. Onlar benim kontrolüm altındadır' yaklaşımı var. Ancak biz samimiyetimizi ve girişimlerimizi devam ettiriyoruz" şeklinde konuştu.

Yaklaşık 50 Türk çocuk mağdur

"Kıbrıs Kıbrıslılarındır" Derneği Başkanı Ayhan Mehmet, Limasol'da Türk okulu açılması için ilk girişimi 8 yıl önce yaptıklarını söyledi ve Güney'de yaşayan yaklaşık 50 çocuğun mağdur olduğunu belirtti.

Limasol'a Türk ilkokul açılmasını 8 yıl önce dönemin lideri Klerides'e aktardıklarını ve Birleşmiş Milletler'e (BM) verilen binayı Türk okulu yapılması için önerdiklerini anlatan Mehmet, okulu hazırlamalarına rağmen öğrencileri okutacak Türk öğretmen bulamadıklarını belirtti.

İki yıl önce aynı konuyu yetkililere yeniden aktardıklarını ifade eden Ayhan Mehmet, "Bugüne kadar hiç bir cevap almadık. Türk tarafında Rum okulu açılmasına izin verildi. Ancak, güneyde Türk okulunun açılmasına yönelik henüz bir girişim yok" dedi.

Mehmet, ana dilini öğrenmeyen bir şahsın "Türküm, Rumum" diyemeyeceğini söyledi ve konuşmasına şöyle devam etti:

"Dilini ve dinini bilmeyenin ne olduğunu kendisi de bilmez. Türk okulunun açılmasını istiyoruz. Çocuğun kendi ana dilini öğrenmesini istemeyen hiç bir aile yoktur.

Türk tarafında açılan Rum okuluna 7 öğrenci gidiyor. Türk tarafında 7 kişiye okul açıldı ancak burada 50 kişiye bir okul açılmıyor. Okulda gidenle 30-35 kişidir. Geriye kalanı gitmiyor. Ayrıca, öğrencilerden fazla Rumlar da Türkçe öğrenmek için özel ders alıyorlar. Okul açıldığı taktirde Rumlar da bu okuldan faydalanabilecek.

Nasıl ki Karpaz'da Rum okulu deniyor. Burada da Türk okulu var diyeceğiz. Bunu hazmedemezlerse bu film burada kopar.

 

 

"Hiç yanıt alamadık"

Bu arada Güney'de Kıbrıslı Türklere yardımcı olan tarih öğretmeni Angelos Kieiakudis, Limasol'da Türk ilkokuluna ihtiyaç olduğunu söyledi.

Kieiakudis, Rum Yönetimi'ne gönderilen yazılı mektuba hiç yanıt alamadıklarını belirtti ve şöyle konuştu:

"Bu mektubu verdikten sonra bize yazılı hiç cevap göndermediler. Rum makamlarla görüştüm. Rum makamlara telefonlarla defalarca baş vurduk ama olumlu bir cevap almadık.

Limasol'da Türk okul binasını bulduk. Türk öğrencilere verilecek eğitim programını hazırladık. Endişelerinin Anayasa olduğunu öğrendik. Kıbrıslı Türklerin eğitimi ayrı olduğu için 'bizim bakanlığımız sorumlu değildir' dediler. Kıbrıslı Türkler, Rum okulu altında Türkçe dersleri verilmesini değil, burada Türk okulunun açılmasını istiyor."

 

Limasol'da yaşayan Kıbrıslı Türkler ne dedi? Limasol'da yaşayan Kıbrıslı Türkler ne dedi?

Hasan Mehmet

"Oğlum Rum okuluna gidiyor. Ama, Rumca anlamadığı için bazı günler de okula gitmek istemez. 5 yıldır buradayız. 5 çocuğum var. Limasol'da Türk okulu açılmasını istiyoruz."

Mehmet Ali Mavideniz

"Türk okulu açılırsa bizim için çok daha iyi olur. Çocuklar okula gider, ama Rumca bilmedikleri için dersleri anlamaz. Bir çocuğum 14 yaşında okuma yazma bilmez. Buraya geleli 5 yıl oldu."

Mehmet Takımcılar (Yaş 12)

"Türk okulunun açılmasını istiyorum. Rum okulunda hiç bir şey anlamıyoruz. Okula gitmediğimde babama evde yardım ediyorum. Ancak, iş yaparken çok sıkılıyorum çünkü diğer çocuklar okulda okurken ben mağdur oluyorum"

Gül Tarihsever

"Çocuğu İngiliz okuluna yazdırdık. Rum okulunda çocuklara Türkçe ders verilmediği için çocuklarımız buraya gitmek istemiyor. Çocuklarımızın Türk okulunda okumasını istiyoruz. Bu nedenle okulun açılmasını istiyorum."

Melek Yalınayak

"Limasol'da Türk okulu açılmasını istiyoruz. 7 yıldır buradayız. Çocuklarım küçük okula gitmez ama büyüdüklerinde Türk okuluna göndermek isterim. Cahil kalmalarını istemem. Çocuklarımızın okumasını isteriz."

Sümbül Takımcılar (Yaş 12)

"İki hafta önce beşinci sınıfa giderdim. Okulda hep Rumca dersi okuturlar diye okulu bıraktım. Rumca anlamıyoruz. Derste, vakit geçsin diye Türklere boyama kitabı verirler. Bu nedenle Türk okulunun açılmasını istiyoruz."

Tahir Tatlıses

"Yaklaşık 50 Türk öğrenci okula gitmez. Çoğu Türk öğrenci Rumca anlamıyor. Çocuklar orada burada gezer. Limasol'da en kısa zamanda Türk ilkokulunun açılmasını istiyoruz. Yetkilileri bir an önce göreve davet ediyoruz."

Raif Salih

"14 yıldır buradayım. Kardeşlerimin en küçüğüyüm. Türk okulunun açılmasını istiyorum. Türk çocuklar Rum okuluna gidiyor. Hiç bir şey anlamıyorlar. Böyle giderse dilimizden sonra dinimiz de bozulacak."

 

 

KKTC'deki yetkililer öfkeli

Limasol'da Kıbrıslı Türk öğrencilere yönelik açılması planlanan Türk ilkokulunun, Papadopulos yönetimi tarafından engellenmesi KKTC yetkililerini öfkelendirdi.

Dipkarpaz'da yaşayan Rum ortaokul öğrencileri için açılan ve Rum öğretmenlerin yönettiği okulun karşılığında Limasol'da Türk ilkokulunun açılması hedefleniyordu.

Türk ilkokulu açılacağı planlarının ardından Rum Yönetimi'nin Türk eğitmeni aradığını ilan etti ve kamuoyuna 'Türk ilkokulun açılmasına engel olduğunu' bir kez daha gösterdi.

Talat: İlkokul açma girişimi yok

Başbakan Mehmet Ali Talat, Birleşmiş Milletler aracılığıyla Papadopulos Yönetimi'nin Limasol'da Kıbrıslı Türk öğrencilere yönelik Türk ilkokulu açma girişimi olmadığının kendisine bildirildiğini söyledi.

Talat, geçtiğimiz günlerde basında yayımlanan "Türk dili" eğitmeni arandığına ilişkin ilanın Güney'de Rum okullarında okuyan Türk öğrencilerle, okul yönetimi ve aileler arasındaki iletişimin kurulmasına yönelik olduğunu kaydetti.

"Papadopulos yönetimi, dışardan gelen baskıyı azaltmak için böyle davrandı" diyen Talat, Limasol'da Kıbrıslı Türklere Türk okulu açılması yönündeki politikayı devam ettirdiklerini belirtti.

Talat, Güneydeki Kıbrıslı Türk öğrenci sayısı dikkate alındığı taktirde okulun gerçek anlamda sorun haline dönüştüğünü ve bu sorunun bir an önce çözülmesi gerektiğini vurguladı.

Başbakan Talat, şöyle konuştu:

"Okulun açılması tamamen eğitim ve kültürle ilgilidir. Geçtiğimiz günlerde Türk eğitmen ilanının üzerine telefonla BM ve Dışişleri Bakanlığı aracılığıyla güneyle temas kurduk. Aranan Türk eğitmenin bir çeşit rehber öğretmen niteliğinde olduğunu bildirdiler. Güneyde Türk okulu açıldığı taktirde Türk eğitmene zaten ihtiyaç kalmayacak.

Şu anda Türk okulu olmadığı için Türk çocuklar Rum okullarda okumaktadır. Bundan dolayı okula ihtiyaç var. Güneyde ilkokul açıldığında bu ihtiyaç da ortadan kalkacak. Yine de Rum okulunda okumak isteyen Türk çocuklar olursa belki onların Türk eğitmen ihtiyacı olabilir. Böyle bir durumda mecburen Rum okullarında Türk eğitmen gündeme gelecek.

Aslında güneyde Türk okuluna ihtiyaç olduğu basındaki ilanla bir kez daha ortaya kondu. Rum Yönetimi bu konuya acil çözüm bulmaya son derece isteksiz davranıyor. İlkokulun açılmasını gelecek eğitim yılına aktarmaya çalışıyor. Rum Yönetimi oyalaya oyalaya okulun açılmasını eylüle aktardı. Halbuki şubatta okul açılsaydı bu öğrenciler eylüle kadar okula alıştırılabilirdi.

Bizim tespit ettiğimiz güneyde 30 Kıbrıslı Türk öğrenci Rum okuluna gitmiyor. Rum okullarda dersler Rumca olduğu için okulu takip edemeyecek çocuklar var."

Başbakan uyardı

Başbakan Talat, Dipkarpaz'da Kıbrıslı Rum öğrencilere uygulanan statünün Limasol'da Kıbrıslı Türklere de uygulanması gerektiğini vurguladı ve Rum Yönetimini yeniden uyardı.

Talat, Rum eğitim bakanlığına bağlı Türk okul açıldığı taktirde Dipkarpaz'daki Rum okulun statüsünün yeniden değerlendirileceğini söyledi.

Dipkarpaz'da Kıbrıslı Rum örencilere yönelik okulun açılması için esnek davrandıklarını ifade eden Talat, şöyle konuştu:

"Dipkarpaz'da okulu açtık. Bu okulu yasal statüye kavuşturmak istiyorduk. Rum tarafı buna karşı çıktı. Yeni Dışişleri Bakanlığı gözetiminde okulun açılmasını istedi. Bunun üzerine okulun açılması için esneklik gösterdik ve kabul edip okulu açtık.

Bu güney için de emsal teşkil etmeli. Eğer onların arzuladığı şekilde okul açmışsak onlar da bizim arzumuzla aynı statüde Limasol'da Türk okulu açılmasına izin vermeli. Bu misilleme değil. Mantık bunu gerektirir. Dünyadaki örnekler gibi okul açtık ve açılmasını istedik.

Limasol'daki okul da bizim işbirliğimizle açılmalıdır. Rum Eğitim Bakanlığı 'okul açtık' diyerek bize oldu bitti yapmamalıdır."

Akbil: Rum Yönetimi'nin amacı farklı

Milli Eğitim ve Kültür Bakanı Erbil Akbil de Rum Yönetimi'nin Türkçe öğretmeni için ilan verdiğini, bu ilan üzerine Başbakan Mehmet Ali Talat'ın Birleşmiş Milletlere başvurduğunu anımsattı.

Güney'de yaşayan Kıbrıslı Türklere azınlık muamelesi yapıldığını ifade eden Akbil, şöyle konuştu:

"Limasol'daki okul için aranan eğitmenin sınıf öğretmenliği mi yoksa Türkçe öğretmenliği için mi olduğu belli değil. Güneydeki çocuklara bütünlüklü eğitim verilmeli.

Önceki gün yapılan ilan başka çağrışım yapıyor. 'Güneyde yaşayan Kıbrıslı Türkler, azınlığımdır. Onlar benim kontrolüm altındadır' yaklaşımı var. Ancak biz, samimiyetimizi ve girişimlerimizi devam ettiriyoruz."

KTÖS'den tepki

Kıbrıs Türk Öğretmenler Sendikası (KTÖS) Genel Sekreteri Şener Elcil ise Papadopulos yönetiminin bu tutumunu provokasyon olarak nitelendirdi.

"Rum yönetimine öfkeliyiz" diyen Elcil, 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası'nın Rum Yönetimi tarafından çiğnendiğini, statükoculara karşı yapılan demokratik ve hukuksal mücadeleyi Rum Yönetimi'ne karşı da sürdürüldüğünü kaydetti.

Kıbrıs'taki tarihi sürece bakıldığında iki toplumun eğitim sistemlerinin birbirinden ayrı olduğunu belirten Elcil, şöyle konuştu:

"1960 Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası'nda bu konu 20'nci ve 87'nci maddelerinde açıkça yazılmıştır. Buradaki madde eğitim konularının iki topluma ait olduğunu belirtiyor. Limasol'a Türk okulu açılması insani haktır. Her bireyin kendi ana dilinde eğitim alma hakkı için yapılan bir girişimdir. Dolayısıyla güneyde açılacak olan okulun Kıbrıslı Türkler tarafından idare edilmesi gerekmektedir. Bilindiği gibi Rum eğitim bakanlığı Rum okulu bünyesinde burada yaşayan Kıbrıslı Türklerin çocuklarına eğitim vermeye çalışmaktadır.

Rumca eğitim yapan bir okulda yabancı dil olarak Türkçe'yi özellikle Türk çocuklarına verme mantığı, Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasasına ve insan haklarına aykırıdır. Yapılması gereken okul aile birliğinden bir yönetim kurulu oluşturarak Kıbrıslı Türk öğrencilere hizmet verecek bir ilkokul açılmasıdır.

Okulun açılmamasına gerekçe de Rum yönetiminin KKTC makamlarını tanımamasıdır. Bu yüzden resmi ilişki okul aile birliği üzerinden BM aracılığıyla Kıbrıs Türk eğitim bakanlığına yapılmalıdır. Bu statü aynen Dipkarpaz'da yapılan uygulamanın bir benzeridir. Bu uygulama siyasi çözüm bulunana kadar geçici çözüm olarak yaratılabilir."

KIBRIS 20/03/05

Rum basını: Gülünç duruma düştük

Rum basınında, Yönetim Başkanı Tasos Papadopulos'un, Kıbrıs konusunda girişim başlatılması yönünde BM'ye öneri sunduğuyla ilgili geçtiğimiz günkü açıklamalarının, önceki gün BM tarafından yalanlanmasına geniş yer verildi.

Papadopulos'un "balon önerisi" Rum kesiminde büyük tepki toplarken, Rum basını bu durumu "gülünç duruma düştük" sözleriyle yorumladı.

Politis Gazetesi , "Öneri Balondu... BM Tasos'un Girişim Talebinde Bulunduğunu Yalanladı" başlığıyla verdiği haberinde, Rum Yönetimi'nin Kıbrıs ve dış kamuoyuna, Kıbrıs konusunda girişim başlatması için BM Genel Sekreteri Kofi Annan'a öneri sunduğunu gösterme çabasının hem BM'yi, hem de arabulucuları açık şekilde rahatsız ettiğini yazdı.

Gazete, BM'nin Papadopulos'u yalanlamakla, Rum Yönetimi'nin açık şekilde teşhir ettiğini belirterek BM'nin bu tür davranışlarda çok seyrek bulunduğuna dikkat çekti.

Gazeteye göre Papadopulos, geçtiğimiz günkü açıklamasında, Rum Daimi Temsilci Andreas Mavroyanis'in bir süre önce BM Genel Sekreter Yardımcısı Sir Kieran Prendergas'la görüşmesinde Kıbrıs konusunda görüşmelerin başlatılması için yeni öneri sunduğunu açık şekilde ima etmişti. BM'den gelen yalanlamadan sonra ise gerek Papadopulos, gerek Rum Hükümet Sözcüsü Kipros Hrisostomidis, konuyu önemsizleştirmeye çalıştı. Her ikisi de BM'nin açıklamasını benimsedi, öneriden vazgeçti ve Mavroyannis'in sadece araştırma nitelikli temaslarından söz etti.

Bu durum ise ana muhalefet partisi DİSİ'nin yoğun tepkisine neden oldu. DİSİ Başkanı Nikos Anastasiadis yazılı açıklamasında, bu durumu büyük siyasi bir olay olarak niteledi ve Ulusal Konsey'in bilgilendirilmemiş olmasını eleştirdi. Anastasiadis, Rum Yönetimi'nin Kıbrıs konusundaki inandırıcılığının sorgulanmakta olduğuna da dikkat çekti.

Haberde, Polonya Cumhurbaşkanı Aleksander Kwasniewski'nin geçtiğimiz gün Papadopulos'la ortak basın toplantısında, Rum Yönetimi'nin BM'ye resmi öneri sunduğunu söylediği hatırlatıldı; görüşmelerin başlatılması için öneri yapıldığını ilk kez onun açıkladığı ve Papadopulos'un da daha sonra onu doğruladığı kaydedildi.

Gazeteye göre Polonya Cumhurbaşkanı'nın açıklaması ve Papadopulos'unda teyidinden sonra, New York'tan yalanlama gecikmedi. BM Genel Sekreter Sözcüsü, "Büyükelçi Mavroyannis'in Prendergast'la görüşmesinde remsi öneri sunmadığını" açıkladı. Gazeteye göre BM'nin rahatsızlığı aşikardı ve bir batılı diplomat gazeteye açıklamasında, "BM nadiren yalanlamada bulunur ve hükümetleri teşhir etmekten kaçınır" diye konuştu.

Gazeteye göre Rum Yönetimi, BM'nin yalanlamasını acilen değerlendirdi ve düzeltmeye gitti. Papadopulos, "BM haklıdır. Yapılan öneri değil araştırma nitelikle temaslardır. Bunlar her zaman yaptığımız şeylerdir" dedi.

Rum Sözcüs Kipros Hrisostomidis de aynı paralelde konuştu ve olayın düzeyini düşürmeye çalıştı. Hrisostomidis de "araştırma nitelikli" temaslardan söz etti.

Yunan Hükümet Sözcüsü Theodoros Rusopulos ise "girişimle ilgili Annan'a öneriden" söz etti ve Yunan hükümetinin de bundan haberdar olduğunu belirtti.

Gazete Rum muhalefetinin tepkisine de geniş yer verdi.

DİSİ lideri Anastasiadis, girişim yönünde BM'ye öneri sunulduğunu olduğu kadar BM'den yalanlanmasını da duyduğunda şoke olduğunu belirtti. Anastasiadis, Papadopulos'un, Kıbrıs konusundaki tavrının ciddi soru işaretleri yarattığını da söyledi.

Anastasiadis, Papadopulos'un niyetleri hakkında samimi olarak konuşmaya, Kıbrıs konusundaki önceliklerinin neler olduğunu ise siyasi partilere açıklamaya da davet etti. Anastasiadis, Ulusal Konsey'in derhal toplanmasını ve bilgilendirilmesini de istedi.

Papadopulos ise Anastasiadis'i yanıtladı ve "görüşmelerin başlatılması için yaptıkları her türlü girişimi açıklamak zorunluluğu bulunmadığını" söyledi.

EDİ Başkan Vekili Mihalis Papapetru da Rum yönetimine sert eleştirilerde bulundu. Papapetru, şöyle konuştu:

"Hükümet maalesef yalan söylerken, suçüstü yakalandı. 24 saat geçmeden BM Cumhurbaşkanı Papadopulos'un geçtiğimiz gün söylediklerini yalanladı. Papadopulos bugün hiçbir zaman öneriden söz etmediği yönünde ikna etmeye çalışıyor. Halkla alay edilmekte olduğunun gösterilmesi için elektronik medyanın bu iki gün içerisinde Papadopulos'un açıklamalarını yayımlaması görevidir."

Diğer gazeteler haberi şu başlık ve spotlarla yayımladı:

FİLELEFTHEROS: "Cumhurbaşkanı Papadopulus Açıklık Getirdi; 'Öneri Değil BM'yle Araştırma Nitelikli Temaslar...' DİSİ Hükümet İçi İnanırlılık Sorgulamasında Bulundu... Papadopulos'tan Anastasiadis'e Yanıt"

HARAVGİ: "Papadopulos Netleştirdi... Kıbrıs Rum Tarafının Temasları Araştırma Niteliklidir, Öneri Sunulmadı"

Gazete Rum Sözcü Hrisostomidis'in açıklamalarına da yer verdi. Gazeteye göre Hrisostomidis, şunları söyledi:

"Hükümet Kıbrıs konusundaki çalışmaların başlatılması için BM'ye resmi öneri sunmadı. Müzakerelerin yeniden başlatılması çabası çerçevesinde araştırma nitelikli temaslar gerçekleştirmektedir. Tutumumuz şudur:

Biz Kıbrıs sorununun çözümü için derhal çalışmalar ve zeminden müzakere süreci başlatmaya hazırız. Bu BM'ye iletildi ve yeni müzakerelerin başlatılması yönünde ilerlememiz için BM'den araştırma süreci başlatmasını istedik. Cumhurbaşkanının demecinde de öneri sunulduğu anlamı çıkmıyor."

SİMERİNİ: "Kısır Döngü... Annan'a Öneriden Dolayı Gerginlik... BM Resmi Öneri Yapılmadığını Söylüyor... Hükümet Araştırma Nitelikli Temaslardan Söz Ediyor... Yunan Hükümeti Öneriyi Bildiğini Söylüyor... Muhalefet İse Eleştirilerde Bulunuyor"

ALİTHİA: (manşetten) "Kıbrıs Sorununun Ellenmesinde Gülünç Duruma Düştük...Anastasiadis: 'İnanırlıkla İlgili Büyük Siyasi Konu' Bir Gün Başka Diğer Gün Başka Açıklıyorlar"

MAHİ: (sürmanşet) "Sonuç İtibarıyla Resmi Öneri Sunulmadı... Hükümet Şimdi 'Polonya Cumhurbaşkanının Ne Dediğini İyi Anlamadınız' Diyor"

CYPRUS MAİL: (manşetten) "BM Yeni Görüşmeler İçin Öneri Yapıldığı İddialarını Saçma Buldu"

KIBRIS 20/03/2005

 

Meclis hangi şartlarda barış...

Kıbrıs Türkü’nün varoluş mücadelesinde önemli  yeri olan Gaziveren-Çamlıköy Direnişleri ve şehitler dün düzenlenen törenlerle anıldı.

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Cumhuriyet Meclisi’nden, hangi şartlarda barış istediğini ortaya koymasını isteyerek, masaya oturmadan BM Genel Sekreteri’yle pazarlık yapılması ve “Rum’un Kıbrıs Türklerinin bağımsızlık ve egemenliğini kabul etmemesi halinde masaya oturulmayacağının duyurulması gerektiğini söyledi.

Gerekirse halkın silah karşısında göğüs gerebileceğini, ancak şimdiki şartlarda kahramanlığın, “bağımsızlık  ve egemenlik isteme” diyen dünyanın karşısına dikilip “Sen benim kahyam mısın? Sen bağımsızsın da niye ben değilim? Niye Rum egemendir de ben değilim?” sorularını sormak olduğunu belirten Denktaş, “meclisten halkın beklediği budur, yol göstericiliktir. Oy toplamak için bir birinizi suçlayarak yol katetmek değildir. Suçlayın birbirinizi iç işlerinde; ama milli meselede particilik yapılmaz” dedi.

TÖRENLER

Gaziveren-Çamlıköy direnişlerinin 41’inci yıldönümleri çerçevesinde düzenlenen anma törenleri, Gaziveren’de Gaziveren Anaokulu’ndaki Atatürk Büstü önünde, Çamlıköy’de Şehit Emin İzzet Anıtı önünde yapıldı. İlk tören saat 10.00’da ikinci tören saat 11.00’de başladı.

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Meclis Başkanı Fatma Ekenoğlu, Başbakanlık adına İçişleri Bakanı Özkan Murat, Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri Komutanı Korgeneral Hasan Memişoğlu, 39. Tümen Komutanı Tümgeneral Yalçın Pehlivanoğlu, TC Büyükelçiliği adına Levent Eler, Ana Muhalefet Partisi Genel Başkanı Derviş Eroğlu, askeri ve sivil yetkiller, öğrenciler ve vatandaşlar katıldı.

ÖĞRETMENLERİN KONUŞMALAR

Cengiz Topel Endüstri Meslek Lisesi öğretmeni Ziya Sezey konuşmasında, Gaziveren ve Çamlıköy direnişlerinin Kıbrıs Türk halkının destanı olduğunu belirterek, direnişlerin anıldığı böylesi günlerin de, vatan toprağının sahipsiz olmadığını, halkın gerektiğinde kanını akıtmaya hazır olduğunu gösterdiğini kaydetti.

Rumların Kıbrıs’ı ele geçirme oyunlarına gelinmeyeceğini söyleyen Sezey, rahatlıktan ve rehavetten çıkılıp uyanık olunması, kahvehane köşelerinde oturmak yerine de ekonomik gelişim için çalışılması gerektiğini ifade etti.

Lefke Gazi Lisesi öğretmeni Şerife Bahar Varoğlu da, Çamlıköy’de sınırlı sayı ve imkanlarına rağmen mücahitlerin kendilerinden kat kat fazla ve donanımlı Rumlara karşı gösterdiği direnişi anlatarak, direniş sırasında şehit düşen lise öğrencisi Emin İzzet’in ve diğer şehitlerin sayesinde kazanılan özgürlüğün önemine işaret etti.

Kıbrıs Türk Halkının özgürlüğünden taviz vermeyeceğini dile getiren Varoğlu, birlik ve beraberlik içinde vatana sahip çıkıp KKTC’yi geliştirmek gerektiğini belirtti.

DENKTAŞ: BAŞKALARININ BİÇTİĞİ ELBİSE SİZİ BOĞACAK

Cumhurbaşkanı Denktaş ise yaptığı konuşmalarda, öğretmenlere konuşmalarından dolayı teşekkür etti ve özellikle Sezey’in konuşmasının Milli Eğitim Bakanlığı tarafından okullara dağıtılıp “Atatürük’ün ve KKTC’nin öğretmeni budur” denilmesi gerektiğini kaydetti.

Bunca yıldır, Rum’un, Kıbrıs Türk Halkının eşitliğini ve egemenliğini tanıması, “buraları benimdir” diyememesi için halk adına masa başında kafa patlattığını söyleyen Denktaş, ama uluslararası kuruluşların kendilerine göre planlar hazırladığını, Annan Planı’nın da öyle olduğunu dile getirdi ve “Annan Planı başkalarının biçtiği elbisedir. İçine sığamazsınız. İçine girerseniz sizi boğacak” şeklinde görüş belirtti. “ZANNETMEYİN Kİ SUSACAĞIM”

Denktaş, törenlerde cumhurbaşkanı olarak yaptığı son konuşma olduğunu ifade ederek,  “Zannetmeyin ki susacağım” dedi. Denktaş, bundan sonra daha açık konuşacağını ifade etti. Cumhurbaşkanı Denktaş, Kıbrıs Türk Halkını, “41 yıl önceki direnişe, kendisinin olana sahip çıkmaya” davet edeceğini belirtti.

Rum’a, hangi şartlarda barış yapılabileceğini, hiçbir şekilde boyun eğilmeyeceğini söylemek ve dünyayı da buna inandırmakla barış ve uzlaşmanın olabileceğini kaydeden Denktaş, bağımsızlığa ve devlete sahip çıkılması gerektiği üzerinde durdu ve şöyle konuştu:

“ELİNDEN GELSE UÇAR BAŞINIZA DÜŞER”

“41 yıl sabredenler, hem de o kötü, korkulu günlerde sabredenler, şimdi 21 yaşındaki dip diri devletlerini korumak için aynı kuvveti, aynı heyecanı göstermeyecekler mi? Ben inanıyorum gösterecekler. Sizinle beraber göstereceğiz.

Bağımsızlığımızdan vazgeçersek, Atatürk’ün önüne gelip yılda bir defa boyun eğmeyin. Elinden gelse uçar başınıza düşer o taş. Bağımsızlığınızdan, devletinizden vazgeçiyorsanız, ‘şehitlerim’ diyerek gelip burada ağlaşmayın, senede bir defa... Kemiklerini sızlatacaksınız çünkü. Onların vermediğini, siz Rum’a vermiş olacaksınız.”

Tarihin bilinip gafil avlanmaması gerektiğini söyleyen Cumhurbaşkanı Denktaş, “halkın egemenliğine ölesiye sahip çıkılacağı andının” içilmesini istedi.

“ÇOCUKLAR BİLE KURŞUNA DİZİLİRSE...”

Annan Planı’nı “hortlatmak” isteyenlerin, söylediklerini çok iyi dinlemesi gerektiğini ifade eden Denktaş, “Gün gele bu çocuklar bile kurşuna dizilirse, günahı onların boynuna olacaktır” dedi. Denktaş, acı konuşmasının, Kıbrıs Türk Halkını ve Türk milletini sevmesinden kaynaklandığını da söyledi.

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Rumların Kıbrıs’a sahip çıkmak için silahla yapamadıklarını AB’yi arkalarına alarak yapmaya uğraştıklarını ifade ederek, mücadelenin bitmediğini, bittiğini zannedenlerin,

“HAVA ALIYORUZ, ŞİŞİP ŞİŞİP BOŞALIYORUZ...”

Annan Planı’na “evet” denildiğini, ancak neticenin ortada olduğunu dile getiren Denktaş, “Bir yıldır hava alıyoruz. Hem de öyle güzel hava alıyoruz ki, şişip şişip boşalıyoruz, balon gibi. Ha geldiler, gelecekler. Ha yardım ettiler, edecekler. Uçaklar geldi gelecek.. Hava alıyoruz” şeklinde konuştu.

Şimdi yardımları yapmak için şartlar koşulduğunu, egemenlik ve bağımsızlık denilmemesinin istendiğini söyleyen Denktaş, Annan Planı’nın yeniden gündeme getirilmesine çalışıldığını, Rumların lehine yontulduktan sonra yeniden referanduma gidileceğini ifade etti ve “Yeniden evet mi diyeceksiniz? Bir düşünün bakalım evet dediniz de ne kazandınız” dedi.

Hediyelere bakılmaması gerektiğini kaydeden Cumhurbaşkanı Denktaş, hediyelerin ve vaadlerin karşısında bağımsızlığın istenildiğini dile getirdi.

HALKIN SESI 20/03/05

 

AP: Türkiye, Kıbrıs Rum Yönetimini...

Borrell, Yunan Ta Nea gazetesine verdiği demeçte, “Üyelik müzekerelerinin başlaması için Türkiye’nin Kıbrıs’ı tanıması gerektiği aşikardır. Bunun Sayın Erdoğan ile yapılan çetin bir müzakere konusu olduğunu da biliyorum” dedi.

Masada 26 ülkenin olacağını, bunlardan birinin Türkiye, bir diğerinin de Kıbrıs olacağını söyleyen Borrell, “Eğer biriyle müzakere ediyorsan onu tanıdığın kendiliğinden anlaşılan birşeydir” ifadesini kullandı

Borrell, ABD’nin, Türkiye’nin AB üyeliği için Avrupa’ya baskı yapması ile ilgili bir soruyu da yanıtladı. “Türkiye dış politikasında her zaman Washington ile ilişkilerine ayrı bir öncelik veriyordu. Soğuk Savaş döneminde ABD için batmayan bir uçak gemisi gibiydi” diyen Borrell, “Dolayısıyla Amerika’nın bunu yapması için nedenleri var” ifadesini kullandı.

HALKIN SESI 20/03/05

 

Papadopulos’un “balon” önerisi...

Rum basını, Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos’un, Kıbrıs konusunda girişim başlatılması yönünde BM’ye öneri sunduğuyla ilgili açıklamalarının BM tarafından yalanlanmasına geniş yer verdi.

Politis, “Öneri Balondu... BM Tasos’un Girişim Talebinde Bulunduğunu Yalanladı” başlığıyla verdiği haberinde, Rum Yönetimi’nin Kıbrıs ve dış kamuoyuna, Kıbrıs konusunda girişim başlatması için BM Genel Sekreteri Kofi Annan’a öneri sunduğunu gösterme çabasının hem BM’yi, hem de arabulucuları açık şekilde rahatsız ettiğini yazdı.

Gazete, BM’nin Papadopulos’u yalanlamakla, Rum Yönetimi’nin açık şekilde teşhir ettiğini belirterek BM’nin bu tür davranışlarda çok seyrek bulunduğuna dikkat çekti.

Gazeteye göre Papadopulos, önceki günkü açıklamasında, Rum Daimi Temsilci Andreas Mavroyanis’in bir süre önce BM Genel Sekreter Yardımcısı Sir Kieran Prendergas’la görüşmesinde Kıbrıs konusunda görüşmelerin başlatılması için yeni öneri sunduğunu açık şekilde ima etmişti. BM’den gelen yalanlamadan sonra ise gerek Papadopulos, gerek Rum Hükümet Sözcüsü Kipros Hrisostomidis, konuyu önemsizleştirmeye çalıştı. Her ikisi de BM’nin açıklamasını benimsedi, öneriden vazgeçti ve Mavroyannis’in sadece araştırma nitelikli temaslarından söz etti.

Bu durum ise ana muhalefet partisi DİSİ’nin yoğun tepkisine neden oldu. DİSİ Başkanı Nikos Anastasiadis yazılı açıklamasında, bu durumu büyük siyasi bir olay olarak niteledi ve Ulusal Konsey’in bilgilendirilmemiş olmasını eleştirdi. Anastasiadis, Rum Yönetimi’nin Kıbrıs konusundaki inandırıcılığının sorgulanmakta olduğuna da dikkat çekti.

Haberde, Polonya Cumhurbaşkanı Aleksander Kwasniewski’nin önceki gün Papadopulos’la ortak basın toplantısında, Rum Yönetimi’nin BM’ye resmi öneri sunduğunu söylediği hatırlatıldı; görüşmelerin başlatılması için öneri yapıldığını ilk kez onun açıkladığı ve Papadopulos’un da daha sonra onu doğruladığı kaydedildi.

Gazeteye göre Polonya Cumhurbaşkanı’nın açıklaması ve Papadopulos’unda teyidinden sonra, New York’tan yalanlama gecikmedi. BM Genel Sekreter Sözcüsü, “Büyükelçi Mavroyannis’in Prendergast’la görüşmesinde remsi öneri sunmadığını” açıkladı. Gazeteye göre BM’nin rahatsızlığı aşikardı ve bir batılı diplomat gazeteye açıklamasında, “BM nadiren yalanlamada bulunur ve hükümetleri teşhir etmekten kaçınır” diye konuştu.

Gazeteye göre Rum Yönetimi, BM’nin yalanlamasını acilen değerlendirdi ve düzeltmeye gitti. Papadopulos, “BM haklıdır. Yapılan öneri değil araştırma nitelikle temaslardır. Bunlar her zaman yaptığımız şeylerdir” dedi.

Rum Sözcü Kipros Hrisostomidis de aynı paralelde konuştu ve olayın düzeyini düşürmeye çalıştı. Hrisostomidis de “araştırma nitelikli” temaslardan söz etti.

Yunan Hükümet Sözcüsü Theodoros Rusopulos ise “girişimle ilgili Annan’a öneriden” söz etti ve Yunan hükümetinin de bundan haberdar olduğunu belirtti.

Gazete Rum muhalefetinin tepkisine de geniş yer verdi.

DİSİ lideri Anastasiadis, girişim yönünde BM’ye öneri sunulduğunu olduğu kadar BM’den yalanlanmasını da duyduğunda şoke olduğunu belirtti. Anastasiadis, Papadopulos’un, Kıbrıs konusundaki tavrının ciddi soru işaretleri yarattığını da söyledi.

Papadopulos ise Anastasiadis’i yanıtladı ve “görüşmelerin başlatılması için yaptıkları her türlü girişimi açıklamak zorunluluğu bulunmadığını” söyledi.

Diğer gazeteler haberi şu başlık ve spotlarla yayımladı:

FİLELEFTHEROS: “Cumhurbaşkanı Papadopulus Açıklık Getirdi; ‘Öneri Değil BM’yle Araştırma Nitelikli Temaslar...’ DİSİ Hükümet  İçi İnanırlılık Sorgulamasında Bulundu... Papadopulos’tan Anastasiadis’e Yanıt…”

HARAVGİ: “Papadopulos Netleştirdi... Kıbrıs Rum Tarafının Temasları Araştırma Niteliklidir, Öneri Sunulmadı…”

SİMERİNİ: “Kısır Döngü... Annan’a Öneriden Dolayı Gerginlik... BM Resmi Öneri Yapılmadığını Söylüyor... Hükümet Araştırma Nitelikli Temaslardan Söz Ediyor... Yunan Hükümeti Öneriyi Bildiğini Söylüyor... Muhalefet İse Eleştirilerde Bulunuyor…”

ALİTHİA: (manşetten) “Kıbrıs Sorununun Ellenmesinde Gülünç Duruma Düştük...Anastasiadis: ‘İnanırlıkla İlgili Büyük Siyasi Konu…’ Bir Gün Başka Diğer Gün Başka Açıklıyorlar…”

MAHİ: (sürmanşet) “Sonuç İtibarıyla Resmi Öneri Sunulmadı... Hükümet Şimdi ‘Polonya Cumhurbaşkanının Ne Dediğini İyi Anlamadınız’ Diyor…”

CYPRUS MAİL: (manşetten) “BM Yeni Görüşmeler İçin Öneri Yapıldığı İddialarını Saçma  Buldu…” 

HALKIN SESI 20/03/05