|
ABden
Kıbrısa özel danışman |
|
|
|
Bir Rum gazetesi,
Avrupa Birliği Komisyonunun Kıbrıs konusunda özel
danışman atayacağını yazdı. |
|
|
|
NTV |
|
|
|
13 Mart 2005 Habere göre, Finlandiyanın Kıbrıs
özel temsilcisi Jaako Blomberg, komisyonun Kıbrıs özel
danışmanı görevine getirilecek |
Rum Fileleftheros gazetesi, Avrupa Birliği
Komisyonunun, Kıbrıs sorununun çözümüyle ilgili olası
müzakerelerde masada özel danışman Blomberg tarafından temsil
edileceğini yazdı.
Gazete, Olli Rehnin, Blombergin özel
danışman olarak atanması yönündeki isteğini, birkaç hafta
önce Rum Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovunun da
katıldığı bir çalışma kahvaltısında
ortaya koyduğunu ve bu şekilde Rum Yönetimi lideri Tasos
Papadopulosa ilettiğini yazdı.
Abdullah Gül Londra'da
Gündemde, Türkiye-AB ilişkileri, Kıbrıs, Irak ve
Ortadoğu var
14 Mart, 2005 09:05:00 (TSİ) CNN TURK
Resmi temaslarda bulunmak üzere Londra'ya giden
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, İngiltere
Dışişleri Bakanı Jack Straw'la görüşecek.
Görüşmenin gündeminde, Türkiye-AB, Kıbrıs, Irak ve Ortadoğu
sorunu var.
Dışişleri
Bakanı Gül İngiltere'nin başkenti Londra'da
yaptığı açıklamada, Avrupa Birliği ile
ilişkilerin geliştirilmesi için hazırlıklara şimdiden
başladıklarını söyledi.
Gül, bugün önce İngiliz yatırımcılara hitap edecek,
ardından dü Straw'la biraraya gelecek. Gündemde, Türkiye'nin Avrupa
Birliği üyeliğinin yanısıra, Ankara
Anlaşması'nın kapsamını genişleten ek protokol,
Irak ve Ortadoğu var.
Abdullah Gül, görüşmenin ardından London School of Economics'de,
'Türkiye ve Avrupa Birliği' konulu bir konferans verecek. Ayrıca,
'Türkler: Bin Yıllık Yolculuk' sergisiyle İslam
Araştırmaları Merkezi'ni ziyaret edecek.
Aziz Nikola kilisenin önüne dikilecek
DYP Lideri Mehmet Ağar, partisine bağlı Demre (Kale) Belediye Başkanı'nın söktürdüğü heykel olayına el koydu.
DOĞRU
Yol
Partisi Genel Başkanı Mehmet Ağar, Antalyanın Kale (Demre)
İlçesinde DYPli Belediye Başkanı Süleyman Topçu
tarafından yerinden sökülerek yerine Noel Baba heykeli konulan Aziz
Nikola heykelinin, beldedeki kilisenin önüne dikileceğini
açıkladı. Ağar, Ortada bir kriz yok. Rusya bizim dostumuz ve
Antalyaya Rusyadan büyük turist akını vardır. Heykel kilise
ile bütünleştirilecek. Bu yeni düzenleme turist akınını da
artıracaktır diye düşünüyorum dedi.
Rusyada açılan kampanyada toplanan paralarla 5 yıl önce
Antalyanın Kale Beldesine Aziz Nikola anısına diktirdikleri
heykelin DYPli Belediye Başkanı tarafından
kaldırılmasına ilişkin Hürriyetin sorularını
yanıtlayan Mehmet Ağar şunları söyledi:
BAŞKANLA GÖRÜŞTÜM
Belediye başkanıyla görüştüm. Biz, bütün dünyadaki semavi
dinlere ve onların yaptıklarına saygılıyız. Demre
turistik bir kasabamız. Burada platform daha iyi bir yere, kilisenin önüne
getiriliyor ve heykel de onun üzerine konulacak. Böylece kiliseyle
bütünleştirilecek. Hiçbir problem yok. Bu konuda, belediye meclisi
kararını da arkadaşlar salı günü yapılacak
toplantıda çıkaracaklarını söylediler. Ben burada bir
problem görmüyorum. Daha iyi bir noktaya da getiriyorlar. Rusya bizim dostumuz.
Hiç bir kriz olması mümkün değil. Fevkalade iyi ilişkilerimiz
vardır. Rusyadan Antalyaya büyük turist akını vardır.
Belki de bu düzenleme turist akınını da artıracaktır
diye düşünüyorum.
HURRIYET 14/03/05
Ürgüpe
dikelim
|
Turan YILMAZ / ANKARA DYPli Demre Belediyesinin söktüğü Aziz Nikola heykeline Ürgüp Belediyesi talip oldu. İlk Hıristiyanların yaşadığı Kapadokyanın Ortodoksların da önemli merkezlerinden olduğunu belirten Ürgüp Belediye Başkanı CHPli Bekir Ödemiş, Ruslar da Ortodoks olduğu için, heykelin ilçemize dikilmesi daha anlamlı olur dedi. ANTALYAnın
DYPli Kale (Demre) Belediyesinin söktüğü Aziz Nikola (Noel Baba)
heykeline, Ürgüp Belediyesi talip oldu. Ürgüp Belediye Başkanı
CHPli Bekir Ödemiş, Kapadokya Bölgesi ilk Hıristiyanların
yaşadığı yerdir. Ayrıca burası
Ortodoksların da merkezidir. Ruslar da ortodoks olduğu için, Aziz
Nikola Heykelinin Kapadokya Bölgesine dikilmesi çok daha anlamlı
olacaktır diye konuştu. |
|
|
HURRIYET 14/03/05
"Kıbrıs
sorununu" masaya yatıracaklar
ÖNEMLİ
GÖRÜŞME... Londra'ya giden Türkiye Dışişleri Bakanı
Abdullah Gül, İngiltere Dışişleri Bakanı Jack Straw'la
görüşecek. Gül, bugün Straw'la görüşmesinden önce İngiliz
yatırımcılara da hitap edecek. Gül'ün gündeminde
Kıbrıs sorununun yanı sıra Türkiye-AB ilişkileri, Irak
ve Ortadoğu sorunu da bulunuyor
Resmi
temaslarda bulunmak üzere Londra'ya giden Türkiye Dışişleri Bakanı
Abdullah Gül, İngiltere Dışişleri Bakanı Jack Straw'la
bir araya gelecek. Gül-Straw görüşmesinin gündeminde, Türkiye-AB,
Kıbrıs, Irak ve Ortadoğu sorunu bulunduğu bildirildi.
Türkiye
Dışişleri Bakanı Gül, İngiltere'nin başkenti
Londra'da yaptığı açıklamada, Avrupa Birliği ile
ilişkilerin geliştirilmesi için hazırlıklara şimdiden
başladıklarını söyledi.
Gül, bugün önce
İngiliz yatırımcılara hitap edecek, ardından Straw'la
bir araya gelecek. Gündemde, Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliğinin
yanı sıra, Ankara Anlaşması'nın kapsamını
genişleten ek protokol, Irak ve Ortadoğu var.
Abdullah Gül,
görüşmenin ardından London School of Economics'de, 'Türkiye ve Avrupa
Birliği' konulu bir konferans verecek. Ayrıca, 'Türkler: Bin
Yıllık Yolculuk' sergisiyle İslam Araştırmaları
Merkezi'ni ziyaret edecek.
"Uçuşlar
gündeme gelecek"
Türkiye
Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, daha önce yaptığı
açıklamada, Türkiye Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ile
İngiltere Dışişleri Bakanı Jack Straw'un 14 Mart'ta
bir araya geleceğini ve "uçuşlar" konusu olmak üzere,
Kıbrıs sorununu "masaya yatıracaklarını"
bildirmişti.
KIBRIS
13/03/2005
Bir sektör
çöküyor
SATIŞLAR
DURGUNLAŞTI... Ülke genelinde, satışları rekor dereceye
uzanan ev ve dairelere son aylarda talep azaldı. 24 Nisan 2004'te gerçekleştirilen
referandumdan sonra, özellikle İngilizlerin rağbet gösterdiği ev
ve daire satışlarında gerileme dönemi yaşanmaya
başladı
NEDENİ
"LEASE HOLD" VE KDV... Geçmiş döneme oranla satışlarda
meydana gelen düşüşe gerekçe olarak, "hükümetin, 'Lease Hold', yani
uzun vadeli kiralama önerisini gündeme getirip, daha sonra da geri çekmesi ve
yabancıların mal alımında maliyeye ödediği KDV
oranının yüzde beşten, 15'e çıkarılması"
gösteriliyor
EMLAK VE
İNŞAAT ŞİRKETLERİ DOĞRULUYOR... Emlak ve
inşaat şirketleri, 65 bin sterlin ile 180 bin sterlin arasında
değişen müstakil ev ve lüks villalarla, fiyatları 40 bin
sterlinle 70 bin sterlin arasında değişen, durumuna göre ise 120
bin isterline kadar çıkabilen daire satışlarında duraksama
yaşandığını doğruladı
Fazile KÖLE
Satışları
"rekor" denecek düzeyde artan, ülkenin "lokomotif sektörü"
haline gelen inşaat patlamasında ciddi bir gerileme
yaşanıyor. İnşaat sektörü ve sektörün beslediği
yaklaşık 40 yan sektör ciddi sıkıntılar yaşamaya
başladı. Hükümetin sektörü disiplin altına alma girişimi ve
yabancılara mal satışında dolaylı olarak
"zorlama" getirmesi, talebin azalmasına neden oldu. Bir
diğer neden de Rumların, mal alan İngiliz aileler üzerinde
baskı oluşturma çabası...
24 Nisan 2004
referandumundan sonra, özellikle yabancı uyruklu kişiler
tarafından rağbet gören ev ve daire satışlarında
gerileme dönemine girildi. Ülke ekonomisine ciddi anlamda destek sağlayan
sektörde meydana gelen gerilemenin, yabancıların mal alımını
düzenleyen önerilerin gündeme getirilmesi ve görüşmeye açılmadan geri
alınmasından kaynaklandığı söyleniyor.
Hükümetin,
kısa süre önce "Lease Hold", diğer bir ifadeyle "uzun
vadeli kiralama taslağını" gündeme getirip daha sonra da
geri çekmesi ve yabancıların mal alımında ödediği KDV
oranının yüzde beşten 15'e çıkarılmasının
sektöre darbe vurduğu belirtiliyor.
İnşaat
sektörünün son durumu ile ilgili KIBRIS'a bilgi veren Emlakçılar
Birliği Genel Sekreteri Aykut Masar, ev ve daire
satışlarında eskiye oranla bir durgunluk
yaşandığını doğruladı. Masar,
satışların azalmasının hükümetin Lease Hold önerisini
gündeme getirmesi ve daha sonra geri çekmesinin yaratmış olduğu
olumsuzluktan dolayı kaynaklandığını söyledi.
Müteahhitler
Birliği Başkan Yardımcısı Cafer Gürcafer de Güney
Kıbrıs'ta İngiliz bir kadına Rum malı tutuğu
gerekçesiyle açılan davada, Rum mahkemesinin tutumunun İngiliz
alıcılar üzerinde kuşku ve olumsuzluk
yarattığını ve bununda satışları
azalttığını belirtti.
Satışların
durumu ile ilgili KIBRIS'a bilgi veren bazı emlak ve inşaat
şirketleri de fiyatların 65 bin sterlin ile 180 bin sterlin
arasında değişen müstakil ev ve lüks villalarla, fiyatları
40 bin sterlinle 70 bin sterlin arasında değişen durumuna göre
ise 120 bin isterline kadar çıkabilen daire satışlarında
duraksama yaşandığını doğruladı.
Masar: Üç sebep
Emlakçılar
Birliği Genel Sekreteri Aykut Masar, alımların en fazla
İngilizler tarafından yapıldığını
söyleyerek, satışların azalmasının üç sebebe
bağlı olduğunu vurguladı.
Masar, hükümet
tarafından "Lease Hold" ismi verilen ve yabancılara uzun vadeli
konut kiralama koşulunu koyan önerinin gündeme getirilmesi ve önerinin
görüşülmeden düşmesinin yabancı alıcılarda olumsuzluk
yarattığını belirtti.
Masar
ayrıca, Güney Kıbrıs'ta Rum malı alan İngiliz bir
bayana açılan davada, Rum mahkemesinin kullandığı ifadelere
İngiliz hükümeti ve Türkiye'den açıklama getirilmesine
karşın, KKTC hükümetinden açıklama yapılmamasının
İngilizler üzerinde kuşku bıraktığını
söyledi.
Aykut Masar
sözlerine şöyle devam etti:
"Geçmiş
yıllara göre son bir yılda yabancıların ev satın
alabilmeleri için verilen izinler az denecek kadar düştü. Lease Hold, yani
uzun vadeli kiralama konusunun gündeme getirilerek, satışların
da dolaylı düşmesi yabancılar üzerinde büyük bir güvensizlik oluşturdu.
Bu tamamen ev satışlarına darbe vurdu.
Bununla
birlikte, yabancıların mal alımında maliyeye ödedikleri
yüzde beş olan KDV oranının yüzde 15'e
çıkarılması büyük bir tepkiye neden oldu. KDV'nin yüzde 15
olması demek evin fiyatının yüzde 10 artması anlamı
taşıyor."
Gürcafer:
Satışlar durmamalı...
Müteahhitler
Birliği Başkan Yardımcısı Cafer Gürcafer, ev
alımında yabancılara yönelik KDV oranının
yükseltilmesi ile Güney Kıbrıs'taki mahkemenin etkisinin,
satışlarda duraklama ile sonuçlandığını söyledi.
Gürcafer,
satışların durgunlaşmasına, söz konusu olayların
sebebiyet verdiğini yineleyerek, satışlarda eskisi gibi canlanma
olacağına inandığını belirtti.
Bununla
birlikte, inşaat sektörünün kontrolsüz büyümesinin endişe
yarattığını anlatan Gürcafer, ev ve dairelerin kalitesinin
hızla düştüğünü ve buna bağlı olarak da
satışlarda dolandırıcılığın da
çoğaldığını belirtti.
Sektörde
yaşanan durgunluğun ayrıca, gösterilen talebin üstünde ev
yapılmasından kaynaklandığını da söyleyen
Gürcafer, kaçak inşaatlarında son zamanlarda artış
gösterdiğini ve bunun da olumsuzluklara neden olduğunu
vurguladı.
Müteahhitler
Birliği olarak, inşaatların kalitesini artırmak ve kaçak
inşaatların yapımını önlemek için yasalar
olduğunu belirten Gürcafer, yasalar doğrultusunda müteahhitlik
karnesi alan şirketleri denetlediklerini söyledi.
Ev ve daire
satışlarının gerilemesine engel olunması
gerektiğine inandıklarını belirten Gürcafer, ülkenin ve
turizmin alt yapısı hazırlanana kadar, hükümetle sivil toplum
örgütlerinin sektörün ilerlemesini sağlaması gerektiğini
vurguladı.
İnşaat
sektörünün ülke ekonomisini ciddi anlamda ayakta tuttuğunu söyleyen
Gürcafer, sektörün kontrol altına alınması gerektiğini
belirtti.
Emlak ve
inşaat şirketleri durgunluktan şikayetçi
KIBRIS'a bilgi
veren bazı emlak ve inşaat şirketleri de son aylarda ev ve daire
satışlarında gerileme yaşandığını
doğruladı.
Eskiye oranla
satışların durgunlaştığını söyleyen
iş sahipleri, ev ve daire satın almak isteyenlerin söz konusu
olaylara rağmen zaman zaman alım yaptığını
belirtti.
Fiyatlar
konusunda da kolaylıklar sağlandığını söyleyen
şirket yetkilileri, alımların çoğunlukla İngilizler
tarafından yapıldığını belirtti.
Özellikle
İngilizlerin, dubleks ev veya lüks villalara rağbet gösterdiğini
belirten yetkililer, ülkemizde yeni evleneceklerle, ev almak isteyenlerin
fiyatları daha makul olan dairelere yöneldiklerini söyledi.
Satışlarında
durgunluk yaşanan konutların fiyatları konusunda da bilgi veren
emlak ve inşaat sektörüne hizmet verenler, dubleks evle lüks havuzlu
villaların 65 bin sterlinden başlayıp 180 bin sterline kadar
çıktığını, dairelerinde 40 bin sterlinden
başlayıp durumuna göre 120 bin sterline kadar yükseldiğini
belirtti.
KIBRIS
13/03/2005
Türkiye
önümüzdeki hafta protokolü imzalayacak
|
"İMZALANMAZSA,
VETO UYGULANIR"... Rum AB Milletvekili Matsis, Türkiye'nin protokolü
önümüzdeki hafta imzalayacağını söyledi. Matsakis,
"protokolün Türkiye tarafından parafe edilmesinin yeterli
olmayacağını, protokolün daha sonra imzalanması ve
uygulamaya konulmasının da gerekli olduğunu" ifade
ederek, Papadopulos'un protokolün 3 Ekim'e kadar imzalamaması durumunda
veto uygulayacağını vurguladı Rum AB
Milletvekili Yannakis Matsis, Türkiye'nin protokolü önümüzdeki hafta
imzalayacağını söyledi. Matsakis,
"protokolün Türkiye tarafından parafe edilmesinin yeterli
olmayacağını, protokolün daha sonra imzalanması ve
uygulamaya konulmasının da gerekli olduğunu" ifade
ederek, Rum yönetimi başkanı Papadopulos'un Türkiye'nin protokolü 3
Ekim tarihine kadar imzalamaması durumunda veto uygulayacağını
açıklamış olduğunu da vurguladı. Fileleftheros
Politiki ekinde, Rum AB Milletvekili Yannakis Matsis ile
gerçekleştirdiği röportaja yer verdi. Matsis
röportajında, "Türkiye'nin Gümrük Birliği'nin
genişletilmesine ilişkin protokolü imzalamasına
karşılık olarak AB ile KKTC arasında doğrudan ticaretin
gerçekleşmesinin kabul edilmesinin hata olacağını, çünkü
Rum yönetiminin görmezden gelinmesi ve AB ile KKTC arasında
doğrudan ticaretin başlamasının taksim niteliği
taşıdığını" söyledi. Matsis
ayrıca, "geçtiğimiz perşembe günü AB-Türkiye Karma Parlamento
Komitesi'ndeki AB Komisyonu Temsilcisi Alen Servandi'ye, Türkiye'nin
protokolü ne zaman imzalayacağı sorusunu yönelttiğini,
Servandi'nin ise; Troyka'nın Türkiye'deki temaslarının
ardından kendisine ulaşan bilgilere göre Türkiye'nin protokolü
önümüzdeki hafta imzalayacağını ifade ettiğini"
söyledi. Matsakis,
"protokolün Türkiye tarafından parafe edilmesinin yeterli
olmayacağını, protokolün daha sonra imzalanması ve
uygulamaya konulmasının da gerekli olduğunu" ifade
ederken, Rum yönetimi başkanı Tasos Papadopulos'un 17 Aralık
zirve toplantısında veto uygulamadığını ancak
Türkiye'nin protokolü 3 Ekim tarihine kadar imzalamaması durumunda veto
uygulayacağını açıklamış olduğunu da
vurguladı. |
KIBRIS
13/03/2005
AB
Komisyonu, "Kıbrıs Özel Danışmanı"
atıyor
|
FİNLANDİYALI
JAKO BLOMBERG... Avrupa Birliği (AB) Komisyonu, Finlandiya
Dışişleri Bakanlığı'nın Eski
Müsteşarı ve Finlandiya'nın Kıbrıs Özel Temsilcisi
Jaako Blomberg'i, komisyonun "Kıbrıs Özel
Danışmanı" görevine getiriyor. AB Komisyonu,
Kıbrıs sorununun çözümüyle ilgili olası müzakerelerde masada
özel danışmanı Blomberg tarafından temsil edilecek Avrupa
Birliği (AB) Komisyonu'nun, Finlandiya Dışişleri
Bakanlığı'nın Eski Müsteşarı ve
Finlandiya'nın Kıbrıs Özel Temsilcisi Jaako Blomberg'i,
komisyonun "Kıbrıs Özel Danışmanı"
görevine getireceği bildirildi. Güney
Kıbrıs'ta yayımlanan Fileleftheros gazetesi, Jaako
Blomberg'in, komisyonun Kıbrıs sorunuyla ilgili özel
danışmanlığını üstleneceğini ve AB
Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn'in, Blomberg'i
"Kıbrıs Özel Danışmanı" olarak atamak
istediğini Rum Yönetimi'ne ilettiğini duyurdu. Haberde, AB
Komisyonu'nun, Kıbrıs sorununun çözümüyle ilgili olası
müzakerelerde masada özel danışmanı, yani Blomberg
tarafından temsil edileceği kaydedildi. "Blomberg'in,
Brüksel'in Kıbrıs konusunda üstlenmeyi arzuladığı
rolü üstlenmesinin de öngörüldüğünü" yazan gazete, "Bu
öngörünün, Blomberg'in daha önce de özellikle AB-Güney Kıbrıs
arasında AB müzakerelerinin başlamasıyla ilgili kararın
alınacağı dönemde ve Türkiye'nin aday ülke olarak
tanındığı 1999 Helsinki kararlarında,
Kıbrıs sorunuyla uğraşmasına
dayandığını" belirtti. Gazete, Olli
Rehn'in, Blomberg'i özel danışman olarak atanması yönündeki
isteğini birkaç hafta önce, Rum Dışişleri Bakanı
Yorgos Yakovu'nun da katıldığı bir çalışma
kahvaltısında ortaya koyduğunu ve bu şekilde Rum Yönetimi
Başkanı Tasos Papadopulos'a ilettiğini yazdı. |
KIBRIS
13/03/2005
Talat
ağır basıyor!...
Girneden 8 yurttaşla
konuştuk... Cumhurbaşkanı kim olacak sorumuza 5 yurttaş Mehmet
Ali Talat dedi. 2 yurttaş Dr. Derviş Eroğlu. 1
vatandaşımız da Talat ile Eroğlunun ikinci tura
kalacağını söyledi.
Yurttaşın yeni
Cumhurbaşkanından en önemli ve neredeyse tek beklentisi,
Kıbrıs sorununun çözümü. Bir diğer beklenti, bozulan nüfus
yapısının önüne geçilmesi, kayıt dışı
yaşama bir son verilmesi...
Sorular
1-
Cumhurbaşkanlığı adayları hakkında ne
düşünüyorsunuz?
2- Sizce kim
cumhurbaşkanı olacak?
3- Yeni
Cumhurbaşkanının önceliği sizce ne olmalı?
Fayka ARSEVEN
17
Nisanda yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimi için
adaylar dün kesinleşirken, vatandaşlar
Cumhurbaşkanlığı adaylarından çok da memnun
değil...
Girne
halkıyla yaptığımız röportajlarda
vatandaşlar Mehmet Ali
Talatı Cumhurbaşkanı olarak görmek istediklerini söylerken,
diğer adayların abes olduğunu ifade etti.
Vatandaşlar,
17 Nisandan sonra göreve gelecek olan cumhurbaşkanından öncelikle
Kıbrıs sorunundaki çözümsüzlüğü sona erdirmesini talep
ederken, özellikle kaçak işçi sorunu ve bozulan nüfus yapısına
da çözüm üretmesini istedi.
Tuncay Karata
1-Mehmet
Ali Talat dışında adaylar zayıf. UBP ile DPden daha güçlü
aday çıkarmasını bekliyordum.
2-Mehmet
Ali Talat
3-Çözümsüzlüğe
çözüm getirsin. Rum tarafının referandumdaki hayırı bizi
pasif yaptı. Bunu aşmamızı sağlasın.
Ertuğrul Gardiyanoğlu
1-Adaylar
değerli kişiler. Derviş Eroğlu ve Mustafa
Arabacıoğlu yıllardır Kıbrıs Türkü için
çalıştı.
2-Mehmet
Ali Talat
3-Kıbrıs
sorununu çözmesini istiyorum
Havva Öztosun
1-Adaylar
iyi ama AB konusunda Mehmet Ali Talat dışında tecrübeleri yok.
2- Mehmet
Ali Talat
3-Çözümsüzlüğü
çözsün!
Aslan Veli
1-En iyi
aday Derviş Eroğlu. Diğerlerinin neler yapabileceğini
gördük.
2-Derviş
Eroğlu
3-Türkiye
göçmenlerinin sorunlarını çözsün
Mehmet Yalçın
1-Keşke
ben de aday olsaydım. Bizim kaderimizle oynuyorlar hadlerini bilsinler.
2-Eroğlu
ve Talat ikinci tura kalacak.
3-Kıbrıs
sorununun çözümü!
Ayşegül Baz
1-Adaylar
bir iki aday dışında beklediğimiz kadar iyi değil.
2-
Derviş Eroğlu
3- Trafik
sorunu
Ercan Benöz
1-Hiçbiri
benim adayım değil. Ben mecliste partisini tek milletvekili ile
temsil eden Mustafa Akıncının adaylığını
koymasını istiyordum.
2-Mehmet
Ali Talat
3-Türkiyeden
taşıma halka çözüm bulmasını istiyorum. Ayrıca artan
yapılaşmaya bir çözüm üreterek, Halkla İlişkiler
Bakanlığı veya komisyonu gibi bir birim kurulması için
çalışma yapmasını istiyorum.
Oral Arsal
1-Mehmet
Ali Talat dışındaki adayların aday olması abes.
2-Mehmet
Ali Talat
3-Çözümsüzlüğü
çözsün.
Lefkoşa
sakinlerine Cumhurbaşkanı adaylarını ve beklentilerini sorduk:
Yeni Cumhurbaşkanı
Kıbrıs sorununu çözsün!
Sorular
1-
Cumhurbaşkanlığı adayları hakkında ne
düşünüyorsunuz?
2- Sizce kim
cumhurbaşkanı olacak?
3- Yeni
Cumhurbaşkanının önceliği sizce ne olmalı?
** Lefkoşada
Cumhurbaşkanı kim olacak sorumuza 5 yurttaşımız
Mehmet Ali Talat dedi. 2 yurttaş, seçimin Talat ile Eroğlu
arasında ikinci tura kalacağını söylerken, 1 yurttaş
da Eroğlu yanıtını verdi.
Zahide KABARAN
Alev Gönülaçar
1-Hepside
birbirinden değerli siyasetçiler.
2-Mehmet
Ali Talat cumhurbaşkanlığını kazanacak
3-Yeni
Cumhurbaşkanımızdan yıllardır çözülmeyen
Kıbrıs sorununu çözmesini istiyoruz.
Hüseyin Peynirci
1-Bence
açıklanan cumhurbaşkanı adaylarının % 90ı kötü.
2-Mehmet
Ali Talat cumhurbaşkanı olacak.
3-Kıbrıs
sorununun çözümünü istiyoruz.
Kamil Göktaş
1-Cumhurbaşkanı
adaylarından beni sadece Derviş Eroğlu ilgilendiriyor.Diğer
adaylar beni ilgilendirmez.
2-Bana
göre Mehmet Ali Talatla, Derviş Eroğlu yarışacak.Ve kimin
kazancağı ikinci turda belli olacak.
3-Kim
cumhurbaşkanı olursa olsun, Türkiyenin dediği olacak,
Türkiyenin istediği sorunlar çözülecek.
Mehmet Göktaş
1-Açıklanan
cumhurbaşkanılığı adaylarından bence Derviş
Eroğlu birinci sıradadır.
2-Mehmet
Ali Talatla Derviş Eroğlu yarışacak ve kimin
kazanacağı 2. turda belli olacak.
3-Benim
yeni seçilecek cumhurbaşkanı adayından en büyük beklentim,
bayrağımızı ve
bağamsızlığımızı korumasıdır.
Altan İnce
1-İsimleri
açıklanan cumhurbaşkanı adaylarından çok memnunuz.
2-7 tane
cumhurbaşkanı adayı açıklandı, bence bundan
dolayı oylar parçalanacak.Bu nedenle ben Mehmet Ali Talatın
şansını az görüyorum.Bana göre Derviş Eroğlu
kazanacak.
3-Kıbrıs
sorunu
Nurdan Çıraklı
1-İsimleri
açıklanan cumhurbaşkanı adaylarından memnunuz.
2-Bana
göre seçimi Mehmet Ali Talat kazanacak.
3-Kıbrıs
sorunu
Osman Sakallı
1-Cumhurbaşkanı
adayları açıklandı. Ben daha ciddi adayların olması
beklerdim. Açıklanan adaylara bakılınca bende
adaylığımı koyabilirdim diye düşünüyorum.
Açıklanan adayların yarısından memnunum,
yarısından değilim.
2-Bu
adayların içinde son seçimleride göz önünde tutarsak, benim tahminime göre
Mehmet Ali Talat cumhurbaşkanı olacak.
3-Kıbrıs
sorunundan önce yeni cumhurbaşkanının, Kıbrısın
iç sorunlarını düzeltmesini istiyorum. Halkımız bu kadar
yıldırdüzeltilmesini istediği birçok konu var. Temizlikten
tutunda, belediye hizmetlerine kadar, kimlikle ülkemize girişe kadar
birçok soruna çözüm bulunmasını istiyoruz.
Bülent Özkan
1-Tüm
adaylar için hayırlı olsun.
2-Bana
göre Mehmet Ali Talat kazanır.
3-Kıbrıs
sorunun çözülmesini istiyorum.
YENIDUZEN 13/03/2005
İzolasyonlara
taktılar!
Güney
Kıbrıs Rum yönetiminin, Kıbrıslı Türklere uygulanan
izolasyonların kaldırılması girişimlerini etkisiz
kılmak için çok yakında ''karşı atağa geçeceği''
bildirildi.
Rum Simerini gazetesinin, Rum hükümet yetkililerine dayanarak verdiği
habere göre, Rum yönetimi, özellikle izolasyonların
kaldırılmasına yönelik İngiltere ve ABD
politikalarını doğrudan yanıtlamaya karar verdi.
Rum yönetimi, basına dağıtacağı ''bilgilerle''
Kıbrıslı Türklerin tecrit edildiğinin ''bir masal
olduğunu'' ve ''Kıbrıslı Türklerin tecridinden sadece Türk
'işgalinin' sorumlu olduğunu'' iddia edecek. Uluslararası
kamuoyunu bu yönde ikna etmeye çalışacak Rum yönetimi, ''Son iki
yılda Kıbrıslı Türklere 200 milyon doların üzerinde
bir katkıda bulunduğunu'' öne sürecek.
Rum yönetimi, ''23 Nisan 2003'te kapıların açılmasından
sonra KKTC'ye geçen Rumların KKTC'deki harcamaları, Güney
Kıbrıs'ta çalışan Kıbrıslı Türklerin
gelirleri, Kıbrıslı Türklerin Rum Sosyal Sigorta Dairesi'nden
sağladığı gelirler, sağlık alanında
Kıbrıslı Türkler için yapılan harcamalar, Yeşil Hat
Tüzüğü ile Rum yönetiminin ticaret konusunda aldığı
tedbirler ve bunun Kıbrıs Türklerine getirdiği yararlar ve
Kıbrıslı Türklerin Güney Kıbrıs'taki seyahatleri için
harcanan paralarla ilgili dökümler yayımlayacak ve Kıbrıslı
Türklerin tecridinin doğru olmadığını'' savunacak.
Rum yönetimi, ''23 Nisan 2003-31 Aralık 2004 arasında
Kıbrıslı Türklerin 200 milyon doların üzerinde bir
yardım gördüğünü ve AB'nin 259 milyon euro'sunun
Kıbrıslı Türklere verilmesini önleyenlerin Türkiye ve KKTC
Başbakan Mehmet Ali Talat olduğunu'' da iddia edecek.(AA)
YENIDUZEN 13/03/2005
Türkiye,
imzalıyor!
Ankaranın Avrupa Birliği ek protokolünü
önümüzdeki hafta parafe edeceği ifade edildi.
Avrupa Birliği Troykası, Türkiyenin gümrük birliği ek
protokolünü imzalamasını istemiş, Ankara ise kuzey
Kıbrıs ile serbest ticaretin başlaması ve Kıbrıs
Türkü üzerindeki izolasyonların kaldırılmasını öne
sürerek ek protokolü imzalamayı reddetmişti.
Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan konu ile ilgili
açıklamasında Türkiyenin ek protokolü imzalamasının Güney
Kıbrısı tanıma anlamına gelmeyeceğini açık
bir şekilde dile getirmişti.
Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ise Türkiyenin ek protokolü imzalaması
halinde Kuzey Kıbrıs ile serbest ticaretin
başlatılmasından endişe duyduğunu dile getirdi. Rum AB
Milletvekili Yannakis Matsis yaptığı açıklamada
Türkiyenin Gümrük Birliğinin genişletilmesine ilişkin
protokolü imzalamasına karşılık olarak Avrupa Birliği
ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti arasında doğrudan
ticaretin gerçekleşmesinin kabul edilmesi hata olur dedi.
Matsis, Rum Yönetiminin görmezden gelinmesi ve Avrupa Birliği ile Kuzey
Kıbrıs Türk Cumhuriyeti arasında doğrudan ticaretin
başlamasının taksim niteliği
taşıdığını öne sürdü.
Matsakis, protokolün Türkiye tarafından parafe edilmesinin yeterli
olmayacağını, protokolün daha sonra imzalanması ve
uygulamaya konulmasının da gerekli olduğunu ifade etti.
Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulosun 17 Aralık zirve
toplantısında veto uygulamadığını ancak
Türkiyenin protokolü 3 Ekim tarihine kadar imzalamaması durumunda veto
uygulayacağını açıklamış olduğunu da
vurguladı.(brtk)
YENIDUZEN 13/03/2005
Propaganda
22 Mart'ta başlıyor!
17
Nisanda yapılacak Cumhurbaşkanlığı Seçimine
katılacak adaylar için Yüksek Seçim Kuruluna itiraz süresi dün doldu.
Adaylara itiraz olmadı.
Sandık
seçmen listeleri de askıya alındı. Propaganda dönemi 22 Martta
başlayacak.
17
Nisanda yapılacak Cumhurbaşkanlığı Seçimine
katılacak adaylar için Yüksek Seçim Kuruluna itiraz süresi dün doldu.
Adaylara önceki gün itirazda bulunulmazken, adaylara dün saat 17.00ye kadar
itiraz edilebilecekti. Sandık seçmen listeleri de dün askıya
alındı. 19 Marta kadar askıda kalacak olan sandık seçmen
listelerine itirazlar çalışma günlerinde 17.30 ile 18.30 saatleri
arasında, diğer günlerde ise 09.00 ile 10.00 saatleri arasında
ve 17.30dan 18.30a kadar yapılabilecek.
Cumhurbaşkanlığı
için toplam 9 aday yarışıyor. Seçime, CTP/BGden Mehmet Ali
Talat, DPden Mustafa Arabacıoğlu, UBPden Derviş Eroğlu,
TKPden Hüseyin Angolemli, YPden Nuri Çevikel, KSPden Zehra Cengiz ve
bağımsız olarak Zeki Beşiktepeli, Arif Salih
Kırdağ ile Ayhan Kaymak katılacak. Adaylar 20 Mart Pazar günü
kesinleşecek ve YSK tarafından 21 Mart Pazartesi günü ilan edilecek.
Cumhurbaşkanlığı Seçimi için propaganda dönemi de, 22
Martta başlayacak ve 16 Nisanda sona erecek. Bu arada, seçimlerle ilgili
kamuoyu yoklamaları ve araştırmalar ise 2 Nisandan sonra
yayınlanamayacak.
Yerel kuruluş organları
ara seçimleri
Öte
yandan 17 Nisandaki Cumhurbaşkanlığı Seçimi ile aynı
günde yapılacak Yerel Kuruluş Organları Ara Seçimleri için
bağımsız ihtiyar heyeti üyeliği adaylarına itiraz
süresi de bugün doluyor. İlan edilen adaylara dün herhangi bir itirazda
bulunulmazken, adaylara bugün saat 17.00ye kadar itiraz yapılabilecek.
Yerel
Kuruluş Organları Ara Seçimleri için bağımsız ihtiyar
heyeti üyeliği adaylığına yapılan adaylık
başvuruları dün YSK tarafından geçici olarak ilan
edilmişti.
YSKdan
yapılan açıklamaya göre adayların isimleri şöyle:
I-Gazimağusa
İlçesi-İhtiyar Heyeti Üyeliği Adayları:
Pınarlı:
Halil Öztürk Kemaloğulları
Gazimağusa/Tuzla
Mahallesi: Osman Yolum,
II-Girne
İlçesi-İhtiyar Heyeti Üyeliği Adayları:
Yeşiltepe:
Muzaffer Özdilek
Girne/Edremit
Mahallesi: Salih Gülbal,
III-Güzelyurt
İlçesi-İhtiyar Heyeti Üyeliği Adayları:
Güzelyurt/Piyale
Paşa Mahallesi: Şevki Nasiboğlu
Güzelyurt/Lala
Mustafa Paşa Mahallesi:Mehmet Rüştioğlu-Alkan Doktoroğlu.
YENIDUZEN 13/03/2005
Almanyadan
10 bin turist hedefleniyor
Dünyanın en büyük turizm
fuarlarından biri olarak anılan ITB Berlin 2005 Berlin Turizm
Borsasına katılan KKTC, fuardaki ilgiden memnun.
KKTC adına fuara katılanlardan
Kıbrıs Türk Seyahat Acenteleri Birliği Başkanı
İsmail Çetin, 2004 yılında Almanyadan yaklaşık 5 bin
turist getirebildiklerini ancak bunu yüzde yüz artırarak 2005 yazında
10 bin rakamını yakalayacaklarını bildirdi.
Almanya piyasasının KKTCye
yabancı olmadığını ve günümüzden 5-6 yıl geriye
gidildiği zaman KKTC turizminin birinci piyasası konumunda
olduğunu hatırlatan İsmail Çetin, Almanya-KKTC arasındaki
ulaşım sorununu gidermek amacıyla Ekonomi ve Turizm
Bakanlığı ile birlikte sürdürdükleri çaloşmaların
sonuçlarını almaya başladıklarını söyledi.
FRANKFURT-ERCAN SEFERİ
KTHY, KITSAB ve Bakanlık
arasında imzalanan teşvik protokolüne bağlı olarak,
Bakanlığın KKTCye gelecek turist başına teşvik
vereceğini ve ayrıca Almanyada KKTCyi pazarlayan tur operatörlerine
broşür ve reklam katkısı sağlayacağını
bildiren İsmail Çetin, Mart ayının sonundan itibaren
Frankfurt-Ercan arasında haftada iki sefer düzenleneceğini belirtti.
Çetin, imzalanan bu protokolün aynısının THY ile de
imzalanması amacıyla Bakanlık koordinatörlüğünde sürdürülen
çalışmaların da sonuca yaklaştığını
ifade etti.
Çetin, dünyanın en büyük turizm
fuarı olan ITB Berlin 2005 Berlin Turizm Borsasında KKTC olarak
iyi bir standta tüm sektör olarak pazardan pay kapmak için
çalışmalarını sürdürdüklerini vurguladı.
BAŞEL: YOĞUN BİR
İLGİYLE KARŞILANDIK
Ekonomi ve Turizm
Bakanlığına bağlı Turizm Tanıtma ve Pazarlama
Dairesi Müdürü Mehmet Başel, geçtiğimiz yıllara oranla ITB
Berlin Fuarında daha yoğun bir ilgiyle
karşılandıklarını ifade etti. Başel, Almanya
pazarına yönelik olarak sürdürdükleri tanıtım
çalışmaları ve Almanya Turizm Koordinatörü Önal Dorakın
yoğun çabaları sonucunda Alman pazarında KKTCye yönelik
yoğun bir talep artışı yarattıklarını
bildirdi. Bu gelişme trendini iyi değerlendireceklerini de sözlerine
ekleyen Başel, hedeflerinin, yapacakları iyi planlamalarla, Almanya
pazarını İngiltere seviyesine getirmek olduğunu belirtti.
KITOBDAN ATAK
Kıbrıs Türk Otelciler
birliği (KITOB) Başkanı Turhan Beydağlı,
Uluslararası Otel ve Restoranlar Birliğine üye olma yönünde uzun
zamandır süren çalışmalarının Türkiye Otelciler
Birliğinin de katkısıyla sonuç aşamasına
geldiğini kaydetti.
Beydağlı, ITB Berlin 2005
Berlin Turizm Borsasi isimli fuarda Türkiye Otelciler Birliği temsilcileri
ile görüşme imkanı bulduklarını ve yakın
işbirliklerinin süreceğini bildirdi. Ambargoların en yoğun
olduğu dönemlerde bile KKTCnin Almanyadan yılda 30-40 bine
yakın turist ağırladığını hatırlatan
Beydağlı, bu nedenle ITB Berlin Turizm Borsasının KKTC
açısından çok büyük önemi olduğunu vurguladı. Bakanlığın
ve turizmin bütün bacaklarının fuarda hazır
bulunmasının memnuniyet verici olduğunu belirten
Beydağlı, yapılan çalışmalar neticesinde Almanya
pazarının eski günlerdeki potansiyelini yakalayacağına olan
inancını dile getirdi.
REHBERLER DERHAL ALMANCA
BİLGİLERİNİ GELİŞTİRMELİ
Kıbrıs Türk Rehberler
Birliğini temsilen fuara katılan Irdelp Soykan, Ekonomi ve Turizm
Bakanlığının KIT-REBe, dünyanın en büyük turizm
fuarında kendi kendini temsil etme şansı tanıdığını
ve bundan dolayı duydukları memnuniyeti dile getirdi. Alman
piyasasinda KKTCye yönelik yaşanan talep artışının
gözle görünür bir yoğunlukta olduğunu belirten Soykan, rehberlerin
Almanca bilgilerini en kısa sürede geliştirmeleri gerektiğini vurguladı.
HALKIN
SESI 13/03/2005
Toplum
lideri değil, cumhurbaşkanı seçilecek
Demokrat Parti cumhurbaşkanı
adayı Dr. Mustafa Arabacıoğlu,
Cumhurbaşkanlığı Seçiminde iddialı olduğunu
söyledi ve ikinci tura kalması halinde mutlaka cumhurbaşkanı
seçileceğini savundu. Arabacıoğlu, Biz liderliğe talip
değiliz, cumhurbaşkanlığına talibiz dedi.
Arabacıoğlu
cumhurbaşkanlığı seçimi için başlattığı
geziler çerçevesinde, 8 köyü ziyaret etti.
DP basın merkezinden yapılan
açıklamaya göre, Arabacıoğluna dünkü Tatlısu, Erenköy,
Bahçeli, Esentepe, Karaağaç, Beşparmak, Arapköy ve Çatalköy
ziyaretlerinde DP Genel Başkanı
Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri
Bakanı Serdar Denktaş, DP Genel Başkan Yardımcısı
Dr. Ertuğrul Hasipoğlu, Çalışma ve Sosyal Güvenlik
Bakanı Erkan Emekçi, DP Gazimağusa İlçe Başkanı Dr.
Hatice Faydalı, Milletvekili Mehmet Tancer, Tatlısu Belediye
Başkanı Hayri Orçan ve bazı parti yetkilileri eşlik etti.
DENKTAŞ: MUTLAKA KAZANMAK
İÇİN ADAY GÖSTERDİK
DP Genel Başkanı Serdar
Denktaş ziyaretlerde yaptığı konuşmalarda, bu
gezilerdeki amaçlarının, geçtiğimiz genel seçimlerde Demokrat
Partiyi destekleyen veya desteklemeyenlere teşekkür etmek ve Cumhurbaşkanlığı
Seçimiyle ilgili düşüncelerini aktarmak olduğunu söyledi.
Denktaş, kendilerinin DP olarak aday
göstermek için aday göstermediklerini, mutlaka kazanmak için aday
gösterdiklerini ve adaylarının ikinci tura kalması halinde
mutlaka cumhurbaşkanlığını kazanacağını
ifade etti.
DP Genel Başkanı Denktaş,
siyasetin temiz yüzü olarak tanımladığı Dr. Mustafa
Arabacıoğluna halkın tümünden destek beklediklerini söyledi.
BU SEÇİMLER BİZİM
İÇİN ÖNEMLİDİR, ÇÜNKÜ...
DP Genel Başkanı Denktaş,
Arabacıoğlunun sadece DPlilerden değil, diğer
partililerden de oy alabileceğini belirterek, Sayın
Arabacıoğlu, hakikaten insanlara severek yaklaşan, uzlaşmanın
temsilcisi bir adaydır. Kavganın, kamplaşmanın ve
sürtüşmenin zamanı değildir. Bu seçimler bizim için önemlidir.
Çünkü DP olarak ilk defa cumhurbaşkanlığına aday
çıkarıyoruz. Rakip adaylara baktığımızda iki
rakibimiz var dedi.
GÖRÜŞMECİ OLACAK DİYE
BİR KURAL YOK
Bu seçimler sonucunda seçilecek olan
cumhurbaşkanının görüşmeci olacak diye bir kural
olmadığını, görüşmeciyi meclisin belirlediğini
ifade eden Denktaş, Bilinmelidir ki seçimlerden sonra da görüşmeci
takımını meclis belirleyecek dedi.
Cuımhurbaşkanı seçilen
kişinin toplum lideri olamayacağını da ifade eden DP Genel
Başkanı Serdar Denktaş,
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, 1968 yılından beri
liderlik vasfına ulaştı.1972ye kadar Cumhurbaşkanı
Muavini Dr.Fazıl Küçüktü, ama görüşmeci yine Rauf
Denktaştı. Sayın Rauf Denktaş, lider olduğu için
cumhurbaşkanı seçildi, cumhurbaşkanı olduğu için lider
olmadı dedi.
ARABACIOĞLU:
CUMHURBAŞKANLIĞINA TALİBİZ
DP cumhurbaşkanı adayı
Arabacıoğlu da yaptığı konuşmalarda, 1977
yılından beri çeşitli hizmetler verdiğini,15 yıl
hastanede fedakarca çalıştığını, 11 yıldan
beri de DPden milletvekili olduğunu, iki buçuk yıl da bakanlık
yaptığını ifade ederek, Ben tüm
çalışmalarımda ve görevlerimde halkımıza en iyi
hizmeti vermek için uğraştım. Görüşmeci olmak için
değil, cumhurbaşkanı olarak halkıma ve devletime
hizmet için bu göreve talibim.
Cumhurbaşkanı makamına talibim. Liderlik tarihi süreçle
kazanılan bir olgudur. Biz liderliğe talip değiliz, cumhurbaşkanlığına
talibiz dedi. Arabacıoğlu, şöyle konuştu:
O OTOBÜSE FREN KOYDUK VE...
Toplumda bir çözüm isteği var.
İnsanlar, sizi çözüme götüreceğiz söylemiyle bir otobüse
bindirildi. Otobüsün direksiyonunda da Sayın Talat var, ama bu otobüsün
frenleri tutmuyordu. İşte biz DP olarak bu süreçte en iyi katkıyı
yaparak, o otobüse fren koyduk ve kazasız belasız otobüsü durdurduk.
Şunu ifade edeyim ki Annan Planı görüşmelerinde DPnin
katkısı çok büyük olmuştur. Ben de geri planda, mutfakta
çalışanlardandım dedi.
Arabacıoğlu sözlerinin sonunda,
Partili olsun veya olmasın herkesten mutlaka destek bekliyorum dedi.
HALKIN
SESI 13/03/2005
Talat:
İzolasyonların kalkması...
Papadopulosu
kendisinin masaya getirmesinin mümkün olmadığını belirten
Talat, Bu dünyaya düşer. Benim çabam, dünyanın izolasyonları
kaldırması yönünde olacak dedi
KKTCdeki
cumhurbaşkanlığı seçiminden sonra Kıbrıs
müzakerelerinin başlama ihtimali bulunduğunu ifade eden Talat, bunun
Rum tarafının masaya oturmayı kabul etmesiyle
başlayacağını kaydetti
Talat, müzakerelerde
ABnin bir şekilde yön gösterici, muktesebatla olan çelişkileri
giderici bir rol alacağını, ama sorunun çözümünün BM
çerçevesinde olduğunu vurguladı
Başbakan ve
cumhurbaşkanı adayı Mehmet Ali Talat, Rum yönetimi lideri Tasos
Papadopulosun müzakere masasına oturmaya henüz hazır
olmadığını belirterek, Rum liderini ancak KKTCye uygulanan
izolasyonların kalkmasının masaya getireceğini söyledi.
AA muhabirinin
sorularını yanıtlayan Talat, Papadopulosu kendisinin masaya
getirmesinin mümkün olmadığını belirterek, Papadopulosu
ancak izolasyonların kalkması masaya getirir. Bu da dünyaya
düşer. Benim çabam, dünyanın izolasyonları kaldırması
yönünde olacak diye konuştu.
KKTCdeki
cumhurbaşkanlığı seçiminden sonra Kıbrıs
müzakerelerinin başlama ihtimali bulunduğunu ifade eden Talat, bunun
Rum tarafının masaya oturmayı kabul etmesiyle
başlayacağını kaydetti.
MÜZAKERELER VE AB
Talat, müzakerelerde
ABnin rolünün ne olacağına ilişkin bir soru üzerine, ABnin
müzakerelerde zaten temsilcisi olduğunu ve tarafları kenarda
dinlediğini, AB müktesebatı bakımından
aydınlatıcı bilgiler verdiğini söyledi.
Annan planı
müzakerelerinin bütün safhalarında ABnin yer aldığını
belirten Talat, şöyle konuştu:
Bundan
dolayıdır ki ben, Rum tarafının, AB müktesebatına
aykırıdır dediği Annan planının aykırı
olmadığını iddia ediyorum. AB, zaten bütün
safhalarında vardı. Bundan sonraki dönemde de belli ölçülerde gerekli
olan konularda, -ABye üye olacağımıza göre, çözümle birlikte
Kıbrısın kuzeyinde de müktesebat geçerli olacağına
göre- ABnin bir şekilde yön gösterici, müktesebatla olan çelişkileri
giderici bir rolle görüşmelerde yer almasının bir
sakıncası yok. Hangi rolle yer alacağı önemlidir. Ama
sorunun çözümü BM çerçevesindedir.
AB, müktesebata uyum
bakımından yardımcı olmak gibi bir işlevi olacak.
CUMHURBAŞKANLIĞI
SEÇİMİ
Talat, KKTC
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş cumhurbaşkanlığı
seçiminde aday olsaydı sonucun ne olacağı sorusunu
yanıtlarken, Denktaşın seçilme şansı
olmadığı için aday olmadığını öne sürdü.
17 Nisanda
yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimini ilk turda
kazanıp işine bakmak istediğini belirten Talat,
şunları söyledi:
Toplumun ancak
yüzde 35i Sayın Denktaşın politikalarını benimsedi
referandumda. Ve bu rakam artmadı. Bunu kamuoyu yoklamaları
gösteriyor. Dolayısıyla Sayın Denktaşın
cumhurbaşkanlığı seçiminde bir şansı
olabileceğini hiç sanmıyordum. Aslında durum açıktı,
yüzde 35i hayır diyenler bölüşecekti.
Talat, bir
başka soru üzerine, (Denktaşın) Bir şansı yoktu.
Zaten şansı olmadığı için de katılmadı ve
şansı olmadığı için birini de işaret etmedi
zaten. Bundan sonra eder mi bilmiyorum dedi.
Denktaşın,
İstanbuldaki bir konferansta, referandumda yüzde 65lik evet oyuna
dayanarak Annan planının canlı tutulamayacağını
belirterek, Sayın Talat, Annan planını canlı bir şekilde
müdafaadan vazgeçmelidir yönündeki sözlerine yanıt veren Talat,
şöyle konuştu:
Yani Sayın
Cumhurbaşkanı, Annan planının gerisine mi gitmemizi
öneriyor, yani teslim olmamızı mı istiyor? Annan planı,
Kıbrıslı Türklerin siyasal eşitliğini sağlayan,
güvenceye alan ve onunla da yetinmeyip Kıbrıs Türkünü Rumlarla
eşit düzeyde dünyayla bütünleştiren bir plandır. Özü buydu.
Ayrıntıları tartışılabilir,
değerlendirilebilir. Ama Annan planının özü, ruhu
Kıbrıslı Türklerin siyasal eşitliğine
dayalıydı. Bu bağlamda Annan planı mantık olarak,
felsefe olarak bizim tarafımızdan savunulan bir plandı.
Kıbrıs Türk halkı yüzde 65 evet diyerek bu plana desteğini
ortaya koydu. Kıbrıs Türk halkının lideri, cumhurbaşkanı
olacak olan kişi, bu yüzde 65 eveti dikkate almadan hareket ederse, ki
maalesef Sayın Cumhurbaşkanı öyle davranıyor şu anda,
bu sanıyorum ki çok yanlış, çok talihli olmayan bir duruş
olur. O yüzden Kıbrıs Türk halkının yüzde 65nin evet
dediği bir planı felsefe olarak desteklemiş olmam
yadırganacak değil, aslında halkla birlikte hareket
ettiğimin bir göstergesi olarak algılanmalı.
Talat,
cumhurbaşkanlığı seçimine 9 adayın
katılmasıyla ilgili olarak da, Demokrasi var. Herkes aday olabilir
ifadesini kullandı.
HALKIN SESI
12/03/2005
|
Papadopulos'tan Kıbrıs'ta çözümün
koşuluları |
|
|
Lefkoşa Güney Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos, Rum tarafının, Kıbrıs halkını, ekonomiyi, kurumları yeniden birleştirmeyi ve Türk askerleri ile 'yerleşiklerin' adayı terk etmelerini öngören bir çözüm istediğini bildirdi. Papadopulos,
İngiliz Uluslar Topluluğu (Commonwealth) Günü dolayısıyla
dün yaptığı yazılı açıklamada, Rum
tarafının Kıbrıs sorununa, müzakereler yoluyla BM
kararları ve AB ilke ve değerlerine dayanan, işleyebilir,
yaşayabilir ve adayı yeniden birleştirecek bir çözüm
istediğini belirtti. (aa) |
|
HURRIYET 15/03/05
Adada
mucize de oluyormuş
Kötürüm
Kıbrıslı Rum, rüyasına uyup KKTC'deki manastıra
gidince ayağa kalkıp yürümüş. Bu 'mucize' kuzeye ilgiyi
artırabilir
15/03/2005
RADIKAL
YORGO KIRBAKİ
ATİNA - KKTC'de Maraş yakınlarındaki havari Varnavas
manastırında mucize olduğu iddia edildi. Atina Haber
Ajansı'na (ANA) göre, Kıbrıs Rum Kesimi ve Almanya'daki
doktorların bir daha yürüyemeyeceği teşhisi koydukları 40
yaşındaki Marios Stilianu, KKTC'deki havari Varnavas'ın
mezarı başında dua ederken birdenbire tekerli sandalyeden
kalkıp yürümeye başladı.
Yıllar önce Almanya'da geçirdiği omurilik ameliyatından sonra
kötürüm kalan ve doktorların bir daha yürüyemeyeceğini söyledikleri
Stilianu, kendi deyişiyle, bir gece rüyasında Hazreti
İsa'nın 12 havarisinden biri olan ve M.S. 30'lu yıllarda
Kıbrıs'ta ilk kiliseyi kuran Varnavas'ı görür. Stilianu
olayı "Havari Varnavas rüyamda elinde İncil ile bana
yaklaşıp mezarını ziyaret etmemi söyledi" sözleriyle
anlatıyor. Rüyasında bir hayır olduğu düşüncesiyle
Stiliaunu, tekerli sandalye ile Rum Kesimi'den KKTC'ye geçip Maraş
yakınındaki manastırda havari Varnavas'ın
mezarını ziyaret eder. Dua ettiği sırada birdenbire çığlıklar
atmaya başlayan Stiliaunu yıllarca çakılı olduğu
tekerlekli sandalyeden kalkarak yürür.
Rum kilisesi 'anlatma'
dedi, ama...
Stilianu'nun doktoru Mihalis Protopapas, hastasını yürürken
gördüğünde hayretlere düşmüş. Rum doktor daha sonra,
"Tıbbi açıdan yürümesi mümkün değildi. Omuriliğinden
ayaklara hiçbir emir gitmiyordu. Allah herkesten büyük" yorumunu
yaptı. Edinilen bilgilere göre, bazı Rum din adamları
manastırın KKTC'de olması nedeniyle Stilianu'dan olayın
gizli tutulmasını istedi. Ancak daha sonra bu 'mucizeyi' herkesin
duyması görüşü hâkim oldu. Olayın ardından kuzeydeki
manastıra Rum Kesimi'nden ziyaretlerin artması bekleniyor.
Straw: Desteğimiz
sürecek
Londra ziyaretine
Bloomberg'de yabancı yatırımcılara seslenerek başlayan
Gül, daha sonra Straw'la görüştü. Straw, AB yolunda desteğin
süreceğini vurgularken, Kıbrıs için 'Sorun yok' mesajı
verdi
RADIKAL 15/03/05
AA - LONDRA - Dışişleri
Bakanı Abdullah Gül, AB dönem başkanlığını
temmuzda devralacak Britanya'yı ziyaretinde moral buldu. Dün konferanslara
katılarak Türkiye'deki gelişmelere dair bilgi veren Gül, Britanya
Dışişleri Bakanı Jack Straw'la Kıbrıs'tan,
Ortadoğu ve AB üyeliğine geniş bir değerlendirme
yaptı. Straw, Türkiye'nin AB üyeliğine güçlü bir dille destek
tazeledi.
Bloomberg finans kurumunda 'Yatırımcılarınız için
Avrupa'da güvenli bir liman: Türkiye' konulu konuşma yapan Gül,
"Türkiye, bölgesinde bir istikrar jeneratörü ve güvenlik üreticisi
konumundadır" sözleriyle
'Yatırım yapan kazanacak' mesajı verdi.
'AKP İslami parti
değil'
AKP'nin dini kimliği ve başörtüsü sorununa dair sorular yöneltilen
Gül, "AKP İslami değil muhafazakâr bir partidir. Sadece din
özgürlüğünden yanayız. Bunu da tüm dinler için savunuyoruz"
dedi. Gül, başörtüsü tartışmaları için de
"Kapsamlı bir konsensüs gerekiyor" diye konuştu.
'Protokol imzalanacak'
Daha sonra Straw'la görü- şen Gül, ortak basın toplantısı
düzenledi. AB'nin Türkiye'yle 3 Ekim'de müzakerelere başlama
kararını 'tarihi' diye niteleyen Straw, Türkiye'nin üyeliğinin
AB ve Britanya için büyük önem taşıdığını,
desteğin süreceğini vurguladı. Ankara Anlaşması'nı
Kıbrıs Rum Kesimi'ne de genişletecek ek protokolün
imzalanmasına yönelik sorulara, iki bakan da sorun olmadığı
yanıtını verdi. Gül, "Anayasa'da engel bulunmuyor.
Protokolü imzalayacağız, ama 'tanıma' anlamına
gelmeyecek" dedi. Straw da, "Türkiye, son derece iyi niyetli. Hâlâ
imzalanmamış olması, Türkiye'nin sorunu sayılamaz"
diye konuştu.
Gül, daha sonra Türk gazetecilere şunları söyledi: "Britanya,
Kıbrıslı Türklere yapılan haksızlığın
en çok farkında olan ülke. Ancak Kıbrıslı seçmenin önemli
bir kitle oluşturduğu Britanya, seçim sürecine girdi ve somut
adım için seçim sonuçlarını beklemek zorunda. AB,
Kıbrıs konusunda kendi içinde sıkışmış
vaziyette ve bir mahcubiyet yaşıyor."
Gül, AB yetkililerinin, Türkiye'nin insan hakları konusundaki tutumundan
şikâyetçi olduğunu soran bir gazeteciye, "Straw'a 'Türkiye AB
ilişkileri zayıf gibi bir hava var. Size öyle geliyor mu' diye
sordum. 'Tersine her şey yolunda gidiyor' yanıtını
aldım" dedi.
Gül: Çözüm
için çalışıyoruz
GÜL: BÜTÜN
GÜCÜMÜZLE ÇABA HARCIYORUZ... Türkiye Dışişleri Bakanı ve
Başbakanı Yardımcısı Gül, Londra'daki temasları
çerçevesinde İngiltere Dışişleri Bakanı Straw ile bir
araya geldi ve Bloomberg adlı kuruluşun düzenlediği öğle
yemeğinde bir konuşma yaptı. Kıbrıs'ta çözüm için
bütün güçleriyle çaba harcadıklarını vurgulayan Gül, bu konuda
Annan
Planı
çerçevesinde gösterilen çabaları anımsattı
TÜRK TARAFI,
ÜZERİNE DÜŞEN HER ŞEYİ YAPTI... Gül, Türk
tarafının üzerine düşen
her şeyi
yaptığını, ancak Rum tarafının, liderlerinin de
yönlendirmesiyle sürpriz biçimde Annan
Planı'na
"hayır" dediğini belirterek, "Buna rağmen, Türk
tarafının izolasyonu sürmüş, Rumlar da
adeta sürece
yaptıkları olumsuz katkıya rağmen
onurlandırılmışlardır" dedi. Türk
tarafının yine de
çözüm için çaba
göstermeye ve fedakarlıklarda bulunmaya hazır olduğunu belirten
Gül, bu konuda
BM Genel
Sekreteri Kofi Annan'a da gerekli mesajı verdiklerini kaydetti
Dört günlük
çalışma ziyareti için Londra'da bulunan Türkiye
Dışişleri Bakanı ve Başbakanı
Yardımcısı
Abdullah Gül,
Kıbrıs'ta çözüm için bütün güçleriyle çaba
harcadıklarını vurguladı. Gül, bu konuda
Annan
Planı çerçevesinde gösterilen çabaları anımsattı.
Gül,
Bloomberg'de yaptığı konuşmanın ardından
soruları yanıtlarken, Türk tarafının üzerine düşen
her şeyi
yaptığını, ancak Rum tarafının, liderlerinin de
yönlendirmesiyle sürpriz biçimde Annan Planı'na
"hayır"
dediğini belirterek, "Buna rağmen, Türk tarafının
izolasyonu sürmüş, Rumlar da adeta sürece
yaptıkları
olumsuz katkıya rağmen
onurlandırılmışlardır" dedi.
Türk
tarafının yine çözüm için çaba göstermeye ve fedakarlıklarda
bulunmaya hazır olduğunu belirten
Gül, bu konuda
BM Genel Sekreteri Kofi Annan'a da gerekli mesajı verdiklerini kaydetti.
Türkiye
Dışişleri Bakanı Gül, Londra'daki temasları
çerçevesinde İngiltere Dışişleri Bakanı Jack Straw
ile bir araya
gelerek Kıbrıs'tan Ortadoğu'ya, Irak'tan Türkiye'nin AB
üyeliğine kadar pek çok konuyu
ele aldı.
Gül, Bloomberg
adlı kuruluşun düzenlediği öğle yemeğinde,
yabancı yatırımcı ve bankacılara
"Yatırımcılarınız
için Avrupa'da güvenli bir Liman: Türkiye" konulu konuşma yaptı
ve ardından
gazetecilerin
sorularını yanıtladı.
Abdullah Gül,
Bloomberg'da yaptığı konuşmada, Türkiye'nin üyelik süreci
ilerlerken, ülkenin
AB'ye
yapabileceği katkının da daha açık biçimde ortaya
çıktığını bildirdi. Gül, "dış
politikamızı da
yapıcı
biçimde belirledik" dedi.
Bu nedenle
problemlere çözüm getiren bir yaklaşım belirlediklerini, bu çerçevede
Kıbrıs'ta bir
çözüm için çaba
harcandığını kaydeden Gül, bu konudaki politikanın iki
tarafın da kazanması
anlayışı
üzerine inşa edildiğini vurguladı.
Straw:
Türkiye'nin müzakerelere
başlaması
tarihi bir karar
Yaklaşık
45 dakika süren görüşmeden sonra ortak basın toplantısı
düzenleyen Gül ile Straw, görüşmenin
son derece
verimli ve faydalı olduğunu bildirdi.
Straw,
yaptıkları geniş kapsamlı görüşmede,
Kıbrıs'tan Ortadoğu'ya, Irak'tan Türkiye'nin AB
üyeliğine
kadar pek çok konunun ele alındığını belirtirken,
Türkiye'nin AB ile üyelik müzakerelerine
başlamasına
ilişkin kararı "tarihi bir karar" olarak niteledi.
Türkiye'nin AB
üyeliğinin sadece Türkiye için değil, AB ve İngiltere için de
büyük önem taşıdığını
belirten Straw,
İngiltere'nin Türkiye'nin üyeliğine desteğinin süreceğini
vurguladı. Straw, sadece
Türk
hükümetinin değil, Türk halkının da önündeki hedefe
ulaşmasını istediklerini bildirdi.
Abdullah Gül de
açıklamasında, Türkiye'nin üyelik müzakerelerine
başlayacağı 3 Ekim zirvesinde
dönem
başkanlığının İngiltere'ye geçeceğini
hatırlattı.
İngiltere'nin
Türkiye'nin üyelik hedefine verdiği desteğe teşekkür eden Gül,
iki ülke arasındaki
iyi
ilişkilerin daha da ileri götürüleceğine dair
kararlılığa dikkat çekti.
İki bakan,
daha sonra gazetecilerin sorularını yanıtladı.
İngiltere
Dışişleri Bakanı Jack Straw, bir gazetecinin Türkiye'nin
Rum kesimini tanımamış
olması
gibi bazı pürüzlerin var olduğunu belirterek, bu konudaki
görüşünü sorması üzerine, bütün bu
konuların
aralık ayında yapılan zirvede detaylı olarak ele
alındığını ve görüşüldüğünü bildirdi.
Straw, bundan
sonra AB'nin önündeki konunun yapılacak hazırlıklar ve pratik
çalışmalar
olduğunu
belirterek, "daha ziyade bunlar üzerinde yoğunlaşıyoruz.
Önümüzde Türkiye'nin tam
üyelik
müzakerelerine başlayacağı 3 Ekim tarihi var" dedi.
Gümrük
Birliği'nin AB'ye yeni üye olan 10 ülkeyi de kapsayacak şekilde
genişletilmesine
ilişkin ek
protokolün imzasında sorun olup olmadığı sorusunu
yanıtlayan Abdullah Gül, aslında
gümrük
birliği anlaşmasının fonksiyonel durumda bulunduğunu,
sürecin otomatik olarak işlediğini
hatırlattı.
Protokolün
imzalanmasında bir sorun bulunmadığını, sadece
Brüksel'in bu konuda nasıl bir yol izleneceğine dair
kararının beklendiğini belirten Gül, Türkiye'nin
anayasasında da bu duruma bir engel bulunmadığını
kaydetti.
Dışişleri
Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Gül, prosedürün
tamamlanması ve belgelerin
hazırlanmasından
sonra protokolü imzalayacaklarını, ama bunun bir
"tanıma" anlamına
gelmeyeceğini
vurguladı.
İngiltere
Dışişleri Bakanı Straw da Türkiye'nin bu konuda son derece
iyi niyetli bir tutum içinde
olduğunu,
protokolün hâlâ imzalanmamış olmasının Türkiye'nin sorunu
sayılamayacağını kaydetti.
"Kıbrıs'ta
çözüm için çaba harcanıyor"
Abdullah Gül,
Türkiye'nin üyelik süreci ilerlerken, ülkenin AB'ye yapabileceği
katkının da daha
açık
biçimde ortaya çıktığını bildirdi. Gül,
"dış politikamızı da yapıcı biçimde
belirledik" dedi.
Bu nedenle
problemlere çözüm getiren bir yaklaşım belirlediklerini, bu çerçevede
Kıbrıs'ta bir çözüm
için çaba
harcandığını kaydeden Gül, bu konudaki politikanın iki
tarafın da kazanması anlayışı üzerine
inşa
edildiğini vurguladı.
Gül, Bloomberg
adlı kuruluşun düzenlediği öğle yemeğinde,
yabancı yatırımcı ve bankacılara
"Yatırımcılarınız
için Avrupa'da güvenli bir Liman: Türkiye" konulu konuşma yaptı.
Gül'den
yabancı yatırımcılara mesaj
Türkiye
Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı
Abdullah Gül, Türk halkının dinamizm ve
beklentilerinin
Türkiye'nin politikalarının ardındaki itici gücü
oluşturduğunu belirterek yabancı
yatırımcılara
Türkiye'ye yatırım yapanın kazanacağı
mesajını verdi.
Tarih boyunca
Türkiye'nin daima fırsatlar ve güçlüklerle çevrili bir coğrafya
olduğunu belirterek
konuşmasına
başlayan Dışişleri Bakanı Gül, bugün bu gerçeğin
her zamankinden çok görülebildiğini
kaydetti.
Hükümetin, Türk
halkına en yüksek düzeyde politik, ekonomik ve sosyal standartlar
sağlamakta
olduğunu
hatırlatan Gül, bunun bölgede istikrar ve barışın
artmasıyla daha da mümkün hale geleceğini
belirtti.
Türkiye'nin
bölgesinde demokrasi, hukukun üstünlüğü, iyi yönetim, insan hakları
ve ekonomik
fırsatlar
gibi evrensel değerleri desteklediğine dikkati çeken Gül,
küreselleşmenin getirdiği yeniliklerin
ancak
demokratik toplumlar tarafından benimsenebileceği mesajını
da bölgede yaydıklarını kaydetti.
Dışişleri
Bakanı Gül, Türkiye'nin demokrasinin din ve etnik köken ayrımı
olmaksızın bütün toplumları kalkındırabileceği
fikrinin yaşayan örneğini oluşturduğuna da işaret
ederek, "Türkiye örneği,
gelişmenin
Batı karşıtı yaklaşımlar olmaksızın da
sağlanabileceğinin kanıtıdır" dedi.
Türkiye'nin
batıyla olan entegrasyonunun getirdiği olumlu sonuçların
görüldüğünü de belirten
Gül,
Türkiye'nin AB'ye giriş sürecinin ekonomik, kültürel ve jeopolitik
bağlamda anlam kazandığını
anlattı.
AB Sürecine
halk desteği
Dışişleri
Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Gül, Türkiye'de
halkın AB'ye üyelik sürecine büyük
destek
verdiğini, böylece hükümetin kapsamlı ve başarılı bir
reform süreci uygulamasının da
mümkün
olduğunu hatırlatarak Türkiye'de AB'ye üyelik süreciyle ilgili
sağlıklı bir tartışma
ortamının
bulunduğunu belirtti.
Türkiye'nin
üyelik süreci ilerlerken, ülkenin AB'ye yapabileceği katkının da
daha açık biçimde
ortaya
çıktığını bildiren Gül, "dış
politikamızı da yapıcı biçimde belirledik" dedi.
Problemlere
çözüm getiren bir yaklaşım belirlediklerini, bu çerçevede
Kıbrıs'ta bir çözüm için
çaba
harcandığını kaydeden Gül, bu konudaki politikanın iki
tarafın da kazanması anlayışı üzerine
inşa
edildiğini vurguladı.
Türkiye'nin
bölgesel ve küresel risklerin de farkında olduğunu ve
gerektiğinde özgürlükler ve
demokrasinin
korunması için adımların atılabileceğini belirten Gül,
"Sonuç olarak Türkiye, bölgesinde
bir istikrar
jeneratörü ve güvenlik üreticisi konumundadır" diye konuştu.
Türkiye'nin
büyük ekonomik potansiyeline de dikkati çeken Gül, Türkiye örneğinin
ekonomik
boyutlarının
Türkiye ile ilgili olumlu görüşlere katkı sağlamakta önemli rol
oynadığını kaydetti.
Türkiye'nin 70
milyonluk genç bir nüfusa sahip olduğunu, bunun da büyük bir insan
kaynağı
sağladığını
belirten Gül, ülkenin petrol ve doğal gaz gibi doğal kaynaklar
açısından kendisine
yetebilecek bir
ülke olarak görülmesi gerektiğini vurguladı.
Türkiye'nin bu
çerçevede önemli bir enerji terminali ve Ortadoğu ile Hazar'ın enerji
kaynaklarının
Batı'ya
taşınmasının güvenilir bir yolu haline gelmeye aday
olduğunu da vurgulayan Gül,
Türk
tarımının da önemli bir sektör olduğunu belirtti.
Türkiye
ekonomisinin rakamsal büyüklüklerine de dikkati çeken Gül, AK Parti hükümetinin
iktidara
geldiği dönemde Türkiye'nin yüksek enflasyon, büyüyen kamu borçları
ve yüksek faiz gibi
kronik
problemler yaşadığını hatırlattı.
Acil önlemler
aldıklarını, bütçe disiplini sağladıklarını,
gerekli yasal değişiklikler ve reformları
yaptıklarını
anlatan Gül, iki yıllık sıkı bir çalışmanın
ardından bugün artık farklı bir Türkiye'nin
görüldüğünü
kaydetti.
Abdullah Gül,
enflasyonun düşürüldüğünü, büyüme oranının
arttırıldığını, ihracatın
yükseltildiğini,
turizm
sektörünün güçlendirildiğini belirterek, bu politikalar üzerindeki
kararlılıklarının bugün her
zamankinden
yüksek olduğunu bildirdi.
Enflasyonun
düşmesinin, Türk lirasını istikrarlı ve güçlü bir
yapıya kavuşturduğunu da belirten Gül,
piyasada artan
güvenin reel faizleri ve enflasyonu düşürdüğünü kaydetti. Abdullah
Gül, yapısal
reformların
sürdüğünü hatırlatarak, özelleştirmenin de programın önemli
bir ayağını oluşturduğuna
işaret
etti.
Yabancı
yatırımcıya davet
Özel sektörün
Türk ekonomisinin lokomotifi olarak görüldüğünü, bu bakış
açısıyla ekonominin
anahtar öneme
haiz sektörlerinde özelleştirmeye gittiklerini belirten
Dışişleri Bakanı Gül, bu sektörler
arasında
telekomünikasyon, enerji, petrol rafinerileri Petrokimya tesisi Petkim, THY,
Türk Telekom,
Tekel'in sigara
bölümü ve pek çok küçük ölçekli sanayi kuruluşu bulunduğunu söyledi.
Türkiye'nin
doğrudan yabancı yatırım çekmek konusunda güçlükleri
bulunduğunu da belirten Gül,
yabancı
yatırımcıları Türkiye'ye davet ederken, "Şu anda
ülkemizde büyük bir yatırım dostu ortam
sağlanmıştır.
Bürokrasi azaltılmış, yabancı
yatırımcıların kolay çalışabilecekleri şartlar
hazırlanmıştır"
dedi.
Gül, hükümet
olarak yatırımcılarla işbirliği sağlamaya yönelik
bir anlayış içinde olduklarını
belirterek, IMF
ile yapılan ortak çalışmanın sürdürüleceğine dair
hiçbir kuşku bulunmadığını kaydetti.
Gül,
Türkiye'nin AB üyeliği için açılan kapının önemine de
dikkati çekerek, AB tarafından alınan
konuyla ilgili
kararı "Son derece akıllıca ve tarihi" bir karar
olarak niteledi.
Bu kararın
olumlu etkilerinin Türkiye'nin sınırları dışına
da taşacağına dikkati çeken Abdullah Gül,
Türkiye'nin AB
üyeliğinin AB'nin küresel refaha yapacağı etkiyi
zenginleştireceğini anlattı.
Gül,
"Avrupa'nın dar sınırlara sıkışmış
bir coğrafya veya dinden ibaret olmadığına dair güçlü bir
mesaj,
Türkiye'nin
üyeliği yoluyla bütün dünyaya yayılacaktır" dedi.
İki
taraflı kazanç
Türkiye'nin
küresel terörizmle mücadele konusunda da önemli bir ortak durumunda
olduğunu
belirten Gül,
bunun dışında diğer organize suçlarla mücadelede de
Türkiye'nin büyük katkılar sağladığını
bildirdi.
Türkiye'nin AB
üyeliğinden her iki tarafın da büyük kazançlar
sağlayacağını vurgulayan Gül,
"Ancak,
hâlâ her iki tarafın da bu hedefe yönelik yapacağı çok şey
var" dedi. "Kendi adımıza
biz çok
ciddi,
kararlı ve gereken kapasiteye sahip olduğumuzu yeterince
gösterdik" diyen Gül, İngiltere gibi
AB üyelerinin
bu durumu ve Türkiye'nin üyeliğinin neler ifade ettiğini çok iyi
anladığını söyledi.
Türkiye ve
İngiltere arasındaki olumlu ilişkilere dikkati çeken Gül, bu iyi
ilişkiler ve işbirliğinin
daha da
arttırılmasını istediklerini bildirdi.
Bu çerçevede
İngiliz yatırımcılara bir kez daha seslenen Gül,
İngiltere'nin halen Türkiye'ye yatırım
yapan ülkeler
listesinde üçüncü sırada yer aldığını, daha üst
sıralara çıkabilmesi için İngiliz
yatırımcıları cesaretlendirmek istediklerini vurguladı.
Dışişleri
Bakanı Gül konuşmasını, "Türkiye ile iş yapmaya
karar veren herkes kazanacaktır. Aslında
bu, her iki
tarafın da kazandığı bir örnek
oluşturacaktır" diye tamamladı.
Ermenistan-Türkiye
sorunun
çözüm
çabaları devam ediyor
Gül, Bloomberg'de
yaptığı konuşmanın ardından soruları
yanıtladı.
Abdullah Gül,
Ermenistan ile ilişkiler konusundaki bir soruyu, bu ülkeyle Azerbaycan
arasındaki sorulara atıfta bulunarak yanıt verirken, son
yıllarda Ermenistan-Türkiye ilişkilerindeki büyük gelişmelere de
dikkati çekti. Ekonomik ve kültürel olarak iki ülke arasındaki
yakınlaşmalara işaret eden Gül, halen 40 bin Ermenistan
vatandaşının İstanbul'da yaşayıp
çalıştığını hatırlattı.
Azerbaycan-Ermenistan
arasındaki sorunun çözümü için çabaların sürdüğünü kaydeden Gül,
bu çabalara Türkiye'nin de elinden gelen desteği verdiğini bildirdi.
AKP İslami
değil,
muhafazakar bir
parti
Türkiye
Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı
Abdullah Gül, AK Parti'nin İslami değil muhafazakar bir parti
olduğunu belirterek hükümetin gizli bir ajandası bulunduğuna
dair kuşkuların yersiz olduğunu vurguladı.
AK Parti'nin
İslami kökenden gelip gelmediğinin sorulması üzerine, partisinin
İslami değil, muhafazakar bir parti olduğunu belirten
Dışişleri Bakanı Gül, Türkiye'de halkın yüzde 99'unun
Müslüman olduğunu, ancak dini inançların partisi ve hükümeti
tarafından tümüyle kişisel bir hak olarak görüldüğünü kaydetti.
"Biz
sadece din özgürlüğünden yanayız. Bunu da sadece Müslümanlar için
değil, bütün dinlerin mensupları için savunuyoruz" diyen Gül,
din konusunda politik bir yaklaşımları
bulunmadığını anlattı.
Anayasa yerinde
duruyor
AK Parti'yi
muhafazakar bir parti olarak tanımladıklarını yineleyen
Gül, anayasanınsa yerli yerinde durduğunu ve bunu
değiştirmek gibi bir eğilimleri bulunmadığını
belirtti.
Demokrasiye
olan inançlarının güçlülüğüne de işaret eden Gül, Avrupa
standardında bir demokrasiyi bütün vatandaşlar için istediklerini
kaydetti. Gül, partisinin bu konuda gizli bir ajandası olduğuna hâlâ
inananların bulunduğunu da hatırlatarak, "Bu tür
kuşkular yersiz" dedi.
Gül,
akıllarının ve zihinlerinin gayet açık olduğunu,
İslami politikalar uygulamak peşinde olmaları halinde, AB'ye
üyelik için bu kadar uğraşmayacaklarını da belirterek,
kuşkuya yer bırakmayacak şekilde açık politikalar
uyguladıklarını bildirdi.
Başörtüsünün
çözümü
konsensüs
gerektirir
Başbakan
Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül,
Türkiye'de kız öğrencilerin başörtüsü takması üzerinde
ortaya çıkan tartışmaların hatırlatılması
üzerine de, bu konuda bir güçlük yaşandığını kabul
etti.
Sorunun
ayrımcılığın aşılmasıyla
çözülebileceğini belirten Gül, konunun hassasiyetine binaen kapsamlı
bir konsensüs gerektirdiğini vurguladı. Gül, "Bu konuda olgun
olmalı ve sorunu hassas bir şekilde halletmeliyiz" dedi.
Irak'taki
gelişmeleri de değerlendiren Gül, Irak'ta yaşananlardan Türk
halkının da en az Iraklılar kadar çektiğini
hatırlatarak, seçimlerin yapılmış olmasını son
derece önemli bir gelişme olarak niteledi. Seçimlerde bazı eksiklerin
bulunduğunu, ancak yine de politik çözüm sürecinin
başlangıcı olması hasebiyle önemli bir gelişme olarak
değerlendirilmesi gerektiğini belirten Gül, "Politik çözüm
dışında yol yok. Bu çözümü biz de olanca gücümüzle destekliyoruz"
diye konuştu.
Bir
konuğun Irak'ta bağımsız bir Kürt devleti kurulması
yolundaki tartışmaları hatırlatması üzerine de Gül,
şunları söyledi:
"Her
şeyden önce Türkler ve Kürtler, tarih boyunca yan yana
yaşamış kardeş milletlerdir. Kürtlerin ne zaman bir
sıkıntıları olsa Türkiye imdatlarına
yetişmiştir. Geçen 10 yılda yaşananlar bunun
kanıtıdır. Türkiye, Kuzey Irak'taki Kürtlerin dünyayla tek
bağlantı yolu olmuş, liderleri bile bütün dünyaya Türk
pasaportuyla seyahat etmiştir.
Burada
asıl yanıtlanması gereken soru, bütün dünya olarak
barış istikrar ve güvenliğin hem bölgede hem de Irak'ta
yerleşmesini isteyip istemediğimizdir. Irak'ta yaşayan
diğer pek çok etnik ve dini gruba da böyle bir gelişmeyi kabul edip
etmeyecekleri sorulmalıdır. Buna kim razı olur? Bu olursa yeni bir
kaosa yol açar. Oysa Irak'ta kalıcı barışın
sağlanması zamanıdır. Böyle bir şey demek yeni bir
çatışma, kavga ve kan demektir. Irak'ta zor bir denge
yaşanıyor ve sadece Türkiye değil, bölgedeki diğer bütün
ülkeler de bu dengenin Irak'ın bölünmez bütünlüğü
dışında bir yolla bozulmasına karşı çıkıyor."
KIBRIS 14/03/2005
UBP'den
anayasanın değişmesine ret
20
Şubat'ta yapılan genel seçimlerin ardından CTP-BG Genel
Başkanı Mehmet Ali Talat başbakanlığında kurulan
CTP-BG/DP koalisyon hükümetinin programı, dün Cumhuriyet Meclisi'nde
görüşüldü. CTP Genel Sekreteri Soyer, anayasa değişikliğine
yönelik önerilerinin UBP Genel Başkanı Eroğlu tarafından
reddedildiğini açıkladı
Eroğlu,
dünyanın hiçbir ülkesinde 35 günlük ömür biçilen hükümet görülmediği,
bununla hükümetin Guiness'e aday olunduğu görüşünü belirtti.
Hükümetin bugüne dek verdiği sözleri tutmadığını da
iddia eden Eroğlu, hükümeti anayasaya sadakatsizlikle suçladı
20
Şubat'ta yapılan genel seçimlerin ardından CTP-BG Genel
Başkanı Mehmet Ali Talat başbakanlığında kurulan
CTP-BG/DP koalisyon hükümetinin programı, dün Cumhuriyet Meclisi'nde
görüşüldü.
Meclis
başkanı Fatma Ekenoğlu başkanlığında saat
11.00'de toplanan Cumhuriyet Meclisi Genel Kurulu, hükümet programını
görüşmeyi tamamladıktan bir tam gün sonra güven oylamasına
gidecek.
Cumhurbaşkanının
8 Mart'ta onayladığı hükümet, 17 Nisan
cumhurbaşkanlığı seçimine kadar görev yapacak.
Cumhurbaşkanlığı seçiminin ardından ortaya
çıkacak tabloya göre hükümet yeniden yapılandırılacak ve
iki partinin anlaşması uyarınca CTP-BG'nin bakanlık
sayısı 6'dan 7'ye yükselirken, DP'nin bakanlık sayısı
da 4'ten 3'e düşecek.
Hükümet
programı, geçtiğimiz cuma günü mecliste okunmuştu. Meclisin
dünkü toplantısında ilk olarak mahkemelerin 2004 yılı
faaliyet raporu milletvekillerinin bilgisine getirildi ve raporun
dağıtılacağı söylendi.
Daha sonra
hükümet programının görüşülmesine geçildi. Meclis
başkanı Fatma Ekenoğlu mutabakat gereği grup
başkanlarına 30'ar dakika, milletvekillerine ise 15'er dakika söz
verileceğini duyurdu.
CTP-BG/DP
koalisyon hükümetinin programıyla ilgili ilk sözü UBP Genel
Başkanı Derviş Eroğlu aldı.
Eroğlu,
dünyanın hiçbir ülkesinde 35 günlük ömür biçilen hükümet
görülmediğini söyledi ve bununla hükümetin Guiness'e aday olunduğu
görüşünü belirtti.
Hükümetin
bugüne dek verdiği sözleri tutmadığını da iddia eden
Eroğlu, hükümeti anayasaya sadakatsizlikle suçladı.
Eroğlu,
halkta büyük bir belirsizlik bulunduğunu belirterek bunun mutlaka
kaldırılması gerektiğini kaydetti. Kıbrıs
politikasının geçmişte de Türkiye'yle birlikte
yürütüldüğünü ifade eden Eroğlu, halkın aylarca çözüm
sözcüğüyle oyalandığını savundu. UBP Genel
Başkanı Eroğlu, halkın üçte birinin ateş üstünde
oturduğunu, CTP milletvekillerinin bunu ciddiye
almadığını, belirsizliği kaldıracak şeylerin
hükümet programına yazılması gerektiğini söyledi.
Bu hükümet
programının anayasaya saygısızlık ve halkı alay
etmekten başka bir şey olmadığını iddia eden
Eroğlu, cumhurbaşkanlığı seçiminden sonra 5
yıllık icraat hükümeti kurulmasını diledi.
Eroğlu,
halkın ABD'nin, AB'nin tutmadığı sözlerle
aldatıldığını belirtti. "Vatandaş eylem
bekliyor, sonuç bekliyor" diyen Eroğlu, hükümet programına ret
oyu vereceklerini açıkladı.
Miroğlu:
Sayenizde taksit taksit hükümet
İkinci
konuşmayı yapan UBP Genel Sekreteri Salih Miroğlu, CTP-DP
yüzünden siyasi literatüre "taksit, taksit hükümet"
kavramının da girdiği görüşünü öne sürdü.
Miroğlu,
partisinin yıllar önce getirdiği öneri kabul edilse bugün CTP'nin tek
başına iktidar olabileceğini kaydetti.
Başbakanın
"geçiş hükümeti" tanımlamasını eleştiren
Salih Miroğlu, bunun geçiş değil geçiştirme hükümeti
olduğunu iddia etti.
Miroğlu,
hükümetin halkı derleyip toparlayıp haklarını
koruması, ulusal davada güçlü ses vermesi gerektiğini anlattı.
Halkın
yaşamında belirsizliğin bir karabasan gibi olduğunu,
hükümetin insanlara bir şeyler söylemesi gerektiğini belirten
Miroğlu, Güzelyurt için yatırım, teşvik projeleri istedi.
UBP Genel
Sekreteri Salih Miroğlu, gençler için göçü önleyecek tedbirler üretilmesi
gerektiğini belirterek, Rum tarafında çalışanlara
işaret etti ve meclisteki sendikacı milletvekillerinin bunları
düşünmesinin şart olduğunu anlattı.
Miroğlu,
Girne ve Karpaz'da denetimsiz inşaatların getirisinin bitmek üzere
olduğunu, hastane kuyruklarının azaltılması,
sağlık sisteminin düzeltilmesi, elektrik sorununa çare üretecek çabaların
yoğunlaştırılması gerektiğini söyledi.
Akıncı:
Koalisyon hükümetlerine karşı değilim
BDH Genel
Başkanı Mustafa akıncı, seçim öncesi CTP-DP hükümetinin
devamı üzerine mesajlar verildiğini belirtti ve seçim sonunda
halkın iradesine saygı gösterdiklerini belirtti.
Akıncı,
güneyde pasaport ve kimlik kuyruğunun bir hak ama politik iflasın
göstergesi olduğunu kaydetti.
Güneyde
binlerce çalışanın ekonomik iflasın, 24 bin insanın
güneyde şifa aramasının sağlık servislerinin
gerilediğini ve sosyal iflasın göstergesi olduğu görüşünü
savunan Akıncı, şimdi de
sermayenin
güneye kayması tehlikesi bulunduğunu, Türkiye'nin güneyle gümrük
birliği olasılığının bunu getirdiğini ve
güneyde kayıtlı şirket sayısının her geçen gün
arttığını anlattı.
Akıncı,
çözümsüzlük ortamında bunların devletin anlamını
yitirdiğini gösterdiği iddiasında bulundu.
Mustafa
Akıncı, sosyal, ekonomik, siyasal alandaki çabalarla konsensüs
sağlanması gerektiğini belirtti.
UBP'nin 1990'da
önerdiği seçim yasasını doğru
bulmadığını kaydeden Akıncı, uzlaşı
kültürü adına koalisyonları olumlu bulduğunu belirtti ve
"Varsın bir parti %45'le tek başına iktidar olamasın,
uzlaşı aransın" dedi.
Soyer:
Eroğlu anayasa değişikliğini kabul etmedi
CTP-BG Genel
Sekreteri Ferdi Sabit Soyer, gerginlik siyasetine gidilmemesi ve halkın
geleceği için politika üretilmesi gerektiğini vurguladı.
Geçen hükümet
döneminde "sahte hükümet, sahte bakan" diye görevi devretmekten kaçan
siyasileri anımsatan Soyer, şimdi de anayasanın
çiğnendiğini söyleyenlerin yargı yoluna başvurması
gerektiğini anlattı. Soyer, UBP'nin Anayasa Mahkemesi'ndeki
davasını niye çektiğini sordu ve böyle gerginliklerle siyaset
yapmanın doğru olmadığını söyledi.
Soyer,
"Hiçbir şey yapmadı" denilen hükümetin, halka fevkalade
gelişmeler yaşattığını belirtti ve buna örnek
olarak AB bağlamında Kıbrıs sorununda kaydedilen
gelişmeleri ve ABD'nin insan hakları raporunu gösterdi.
Yeni dönemin
iyi tanımlanması gerektiğini belirten Soyer, fırsat ve
avantajları göz ardı ederek sadece sıkıntıları
konuşmanın doğru olmadığını vurguladı.
Ferdi Soyer,
güneyde çalışma izinlerinin geçmişte UBP örgüt
başkanlarının onayıyla verildiği görüşünü savundu
ve emeğin serbest dolaşımının da en az sermayenin
serbest dolaşımı kadar AB ilkesi olduğunu söyledi.
Gelecekte
güneyden emek ve beyin gücünün kuzeyde çalışması hedefiyle
çalışmanın önemini vurgulayan Soyer, her şeyin toz pembe
olmadığını, yürünmesi gereken yol bulunduğunu belirtti
ve alınan yolun göz ardı edilemeyeceğini kaydetti.
Soyer,
Kıbrıs Türk halkına güvendiğini, halkın çözüm ve
izolasyonların kaldırılması siyasetinin arkasında
durduğunu, halkın AB'de kazandığı vicdani ve
demokratik zaferinin yasal ve hukuki çerçeveye dönüştürülmesi
gerektiğini söyledi.
Anayasa
değişikliğinin gerekli olduğunu belirten Ferdi Sabit Soyer,
geçmişte yaşananları özetledi. Soyer, anayasanın
değişmesini kolaylaştıracak maddenin
cumhurbaşkanlığı seçimiyle birlikte referanduma
sunulması için geçici meclis başkanlığı döneminde UBP
Genel Başkanı Eroğlu'na sundukları önerinin
reddedildiğini bildirdi.
10
milletvekilinin imzasıyla komitelerin kurulmasını beklemeden
anayasanın değiştirilmesinin yolunun açılması için
yaptıkları önerinin kabul edilmemesini eleştiren Soyer, dar
siyasi alanlarda bunların aşılamayacağını
kaydetti.
Soyer, zaman
yeterse anayasa değişikliği ihtiyacının
cumhurbaşkanlığı seçimiyle birlikte referanduma
sunulmasını istediklerini sözlerine ekledi.
Hasipoğlu:
Bu halk çözüm istiyor
DP Milletvekili
Ertuğrul Hasipoğlu, toplumsal uzlaşma için kısır
mantıkla hareket edilmemesi gerektiğini söyledi.
Referandumla
Kıbrıs'ta iki halkın varlığının,
Rumların tek hükümet olmadığının
ispatlandığını anlatan Hasipoğlu, eşitlik ve
bağımsızlıktan taviz verilmeden, retçi tavır
izlenmemesi gerektiğini anlattı.
Hasipoğlu,
Avrupa Parlamentosu'nda geçmişte kafeteryada oturup kendileriyle
konuşacak diplomat beklerken şimdi Kıbrıslı Türk
parlamenterlerin AP'de söz hakkı bulunduğunu belirtti.
Hasipoğlu, bu hükümet döneminde ne zaman zam
yapıldığını unuttuğunu söyledi.
Seçilme
hakkı için 3 yıl ikamet şartının zamanında,
sonradan vatandaş olanlara karşı konulduğunu belirten
Hasipoğlu, anayasanın uzlaşıyla değiştirilmesinin
sağlanması gerektiğini vurguladı.
Ertuğrul
Hasipoğlu, halkı çok önemli günler beklediğini, mayıstan
sonra görüşmeler başlayacağını belirterek, "Gelin
2004 bütçesini, anayasa değişikliklerini yapalım" dedi.
Asgari
müştereklerde buluşulması çağrısı da yapan
Hasipoğlu, halkın çözüm istediğini kaydetti.
Bozer:
Sağlıkta atılacak çok adım var
UBP Girne
Milletvekili Dr. Hasan Bozer, 14 Mart Tıp Bayramı'nı kutlayarak
başladığı konuşmasında, sağlık
sisteminin çok da iyi konumda olmadığını söyledi.
Sağlık
standardının yükseltilmesi için bazı yasaların
çıkarılacağı sözü verildiğini ama bu yasaların
meclise gelmediğini kaydeden Bozer, bunu eleştirdi.
Bozer, doktorlara
daha bilimsel hizmetiçi eğitim verilmesi, teknolojinin yakalanması
gerektiğini kaydederek, bilgisayara geçilemediğini, yatakların
bile değişmediğini anlattı.
Sağlıkta
verimliliğin yeterli olmadığını belirten Hasan Bozer,
sağlıkta yapılması gerekenleri ve geçen hükümet
programına girip de yapılmayanları sıraladı.
Kaşif: Cek
cak hükümeti
UBP
Gazimağusa Milletvekili Ahmet Kaşif de Tıp Bayramı'nı
kutladı, halka sağlıklı günler diledi. Kaşif, hükümet
partilerine mensup milletvekillerinin söylevden başka iş
yapmadığını öne sürerek, güvenoyu alacağı kesin
bir hükümetin neden tam bir hükümet programı
hazırlamadığını sordu.
Anayasaya göre
bakanların milletvekili seçilme nitelikleri taşıması
halinde dışarıdan da atanabileceğini belirten Kaşif,
bu konu anayasa mahkemesinde olduğu için fazla yorum
yapmayacağını söyledi.
Kaşif, 3
buçuk sayfalık hükümet programında sadece "cek-cak"lar
bulunduğunu kaydetti.
Kaşif,
Kıbrıs Türk halkının çözüm iradesini koyduğunu,
artık "çözüm çözüm" diyerek yollara düşmek yerine altının
doldurulması ve uluslararası alana duyurulması gerektiğini,
bunun için de çözüm olayında mecliste tek sesin çıkmasının
şart olduğunu belirtti.
Ahmet
Kaşif, KTHY'ye nasıl davranılacağının hukuksal
yönünün hiç söylenmediğini, hukuksal zemin yoksa bugüne kadar olduğu
gibi söylenenlerin havada kalacağını söyledi.
Kaşif,
üreticinin ürününü alıp satmak, insanlara layık oldukları
sağlık hizmetini vermek, eğitimde Kıbrıs tarihini
unutmamak gerektiğini belirtti.
Ahmet
Kaşif, hukukun üstünlüğüne ne kadar uyulduğunu sorarak
kürsülerde konuşulanların aksini yapanlar olduğunu kaydetti.
Paylaşımda
anlaşılmadığı için hükümet programının bu
kadar kısa olduğunu öne süren Kaşif, hükümetin, sadece
cumhurbaşkanlığı seçimini geçirmek için kurulduğunu
söyleme cesareti bulamadığını ifade etti.
Kaşif,
"her şey daha güzel olacak" söylemleriyle halkın sürekli
kandırıldığını savundu.
Kaşif'in
konuşmasının ardından oturuma saat 14.00'e kadar ara
verildi.
Güven
oylaması yarın
Saat 14.30'da
başlayan oturumda ilk sözü UBP Milletvekili Turgay Avcı aldı.
Avcı, CTP-DP hükümetinin uzlaşı hükümeti diye kurulduğunu
ancak bunu sağlayamadığını öne sürdü.
Avcı,
hükümetin azınlığa düşmesinden sonra yapılan
görüşmelerde hiçbir partiyle uzlaşıya varmak istemediğini,
şimdi kurulan hükümetin halkın refah ve mutluluğunu değil,
cumhurbaşkanlığı seçimini atlatmayı hedeflediğini
savundu.
AB
yasalarının bir yıldır gündemde olduğuna işaret
eden Turgay Avcı, hiçbir uyum yasasının meclise getirilmemesini
eleştirdi. Avcı, turizm sezonu başlarken turizm müsteşarı
bulunmadığını belirtti.
Mağusa
Hastanesi'nin temelinin neden atılmadığını ve bu
konunun neden hükümet programında yer almadığını soran
Turgay Avcı, halka "Uyuyun, 17 Nisan'da uyanın"
denildiğini iddia etti.
24 Mart'ta
Eğitim Şurası'nın toplanacağını belirten
Avcı, icraat yapmayacak, geçici hükümet döneminde böylesine önemli bir
şura toplanmasını eleştirdi.
Avcı,
hükümet programında trafik konusunun yer almamasını da
eleştirerek, 2004'te 76, bu yıl da 9 kişinin can verdiği
kazalara rağmen bu yılın trafik eğitim yılı ilan
edilmediğini belirtti.
Maraş,
Güney Mesarya ve Güzelyurt için bir yıldır hiçbir icraat
yapılmadığını ifade eden Avcı, Mecliste
"ulusal uzlaşı platformu" kurulmasına yönelik
adım atılmadığını kaydetti.
Avcı
hükümetin halka bir an önce icraat getirmesini diledi.
Küçük
UBP
Milletvekili İrsen Küçük, hükümet programını eleştirerek,
bu programla sadece hükümetin değil, parlamentonun da gülünç duruma
düştüğünü iddia etti.
Halkın
hükümetten beklentisi olmadığını da öne süren Küçük, 2004
bütçesinde daha ayrıntılı konuşacaklarını
belirtti.
Emekçi
Çalışma
ve Sosyal Güvenlik Bakanı Erkan Emekçi, tüm doktorların ve
sağlık çalışanlarının Tıp
Bayramı'nı kutlayarak başladığı
konuşmasında, dıştan atanan bir bakan olarak
atanmalarının anayasaya aykırı olduğu
iddialarını yanıtladı.
Erkan Emekçi
UBP'nin Anayasa Mahkemesi'ndeki davasını geri çektiğini
hatırlatarak, UBP'nin bu konuyu ilkesel boyuta taşımak
istediğini, oysa duygusal davrandığını söyledi.
Yasaların
Yüksek Mahkeme Başkanı'nın dediği gibi hatalı
hazırlanmış olabildiğini belirten Emekçi, yasalarda daimi
ikametgah tanımı olmadan 3 yıl ikamet koşulu
aranmasını eleştirdi.
Tahsin
Ertuğruloğlu'nun 1998'deki ve BDH'nın son seçimdeki bir
adayının seçimlere katılmasının bu mantıkla
doğru olmadığını belirten Emekçi, UBP
davasını çekmeseydi bu konuda karara varılmış
olacağını anlattı.
Erkan Emekçi,
kendi durumuyla ilgili ayrıntılar vererek UBP'nin açacağı
davanın kendi lehine sonuçlanacağına
inandığını söyledi.
Pertev
Tarım ve
Orman Bakanı Raşit Pertev, önemli bir dönemden geçildiğine,
gerekli kararlar alınmazsa çok şey kaybedileceğini, zaten 30
yıl kaybedildiği için Kıbrıs Türkü'ne yakışmayan
bir noktada bulunulduğunu belirtti.
Pertev, AB uyum
sürecinin 1 yılda bitecek bir süreç olmadığını
vurgulayarak, Rum kesiminin 2 yıl boyunca sadece uyum sürecine
hazırlık dönemi geçirdiğine işaret etti.
"Avrupa'da
tek idam cezası olan ülke olmak yüz karasıdır" diyen
Pertev, vizyon sahibi olmanın önemini vurguladı.
Yargıya
götürülen bir konunun mecliste sürekli gündeme getirilmesini eleştiren
Raşit Pertev'le UBP'li milletvekilleri arasından tartışma
yaşandı.
Akıncı
Cevap
hakkı kullanan BDH Genel Başkanı Mustafa Akıncı,
Emekçi ve Pertev'in ülkeye kazandırılması gereken kişiler
olduğuna inandığını söyledi.
Seçim
Yasası'nda değişiklik öngören tasarının çok
muğlak olduğunu, 55 yıldır İngiltere'de yaşayan
birinin bile aday olabileceğini ve muhtarların zora
sokulacağını söyleyen Akıncı, BDH'nın Emekçi ve
Pertev'in aday olması halinde itirazda bulunmayacağını
kaydetti.
Ertuğruloğlu
UBP
Milletvekili Tahsin Ertuğruloğlu, Emekçi'nin adını
kullanmasına teessüf ettiğini söyledi.
Kendi durumuyla
ilgili bilgiler veren Ertuğruloğlu, gereksiz bir tartışma
başlatıldığını, konunun hukukla
halledilebileceğini belirtti.
Tahsin
Ertuğruloğlu, hukukçuların verdiği bilgiye göre,
davanın açıldığı gündeki koşullarla
sonuçlandığı gündeki koşulların aynı olması
gerektiği için UBP'nin davasını geri çektiğini
anlattı.
Özgürgün
UBP
Milletvekili Hüseyin Özgürgün, hükümet programının programdan
başka herşeye benzediğini iddia etti.
Özgürgün,
hükümet kirizini çözmek istemeyenin yine hükümet olduğunu savunarak,
CTP-DP hükümetinin devamının istendiği görüşünü belirtti.
Halka bu gerçeğin hiç söylenmediğini kaydeden Hüseyin Özgürgün,
seçilme hakkı olmayan iki bakanın şahsına yönelik bir
tutumları bulunmadığını, anayasanın
üstünlüğüne uymak gerektiğini söyledi.
UBP'nin
açtığı davanın avukat tarafından partiye sorulmadan
geri çekildiğini açıklayan Özgürgün, bundan dolayı
sıkıntı yaşadıklarını belirtti.
Özgürgün
"daimi ikamet" tanımını değiştiren yasa
tasarısının sadece UBP'de değil, birçok milletvekilinde
rahatsızlık yarattığını kaydederek, şimdi
hükümetin çoğunluğu olduğuna göre bu yasa
tasarısının geçebileceğini anlattı.
Anayasa
tadilatlarını UBP muhalefetteyken kabul ettiğini söyleyen
Hüseyin Özgürgün, konu açıklığa kavuşana kadar 2
bakanın yeni hükümette görevlendirilmemesini beklediklerini ama bu
olmadığına göre anayasa değişikliklerinde nasıl
uzlaşılacağını ve güvenileceğini sordu.
Özgürgün, 1985
Anayasası'nın toplumun gerisinde kaldığını, ancak
hükümetin bugüne kadarki icraatlarından endişe duyduklarını
söyledi. CTP'nin kendilerine güvence vermesini isteyen Özgürgün, anayasa
konusuna ihtiyatlı yaklaştıklarını belirtti.
Ekonomideki
iyileşmenin hükümetin başarısından
kaynaklanmadığını savunan Özgürgün, YTL'den kaynaklanan
gelişmelerin hükümetin hanesine yazılamayacağını
söyledi.
Özgürgün
hükümete başarı diledi, eleştirilerinin ise yapıcı
algılanmasını istedi.
Denktaş
DP Genel
Başkanı Başbakan Yardımcısı ve
Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş, anayasayı
yorumlama yetkisinin sadece Anayasa Mahkemesi'nde olduğuna işaret
ederek, UBP'yi eleştirdi.
Denktaş,
sabahtan beri eleştirilenlerin halkın onayını
aldığını vurgulayarak, tören devleti olmaktan kurtulmak
için yaptıkları girişimleri anlattı.
İcraat
hükümetinin 17 Nisan sonrasına bırakılmasını uygun
gördüklerini belirten Serdar Denktaş, bu dönemde 2004 bütçesini geçirmeyi
ve anayasa değişikliğini ana görev belirlediklerini söyledi.
Denktaş,
siyaseti aynen devam edecek bir hükümet bulunduğunu kaydederek, geçiş
süreci olarak gördükleri bu dönemde dış temasların devam
edeceğini, 17 Nisan sonrası hükümetin 5 yıllık
programının ciddiyetle hazırlanmasının gündemde
olduğunu anlattı.
UBP'nin yeniden
anayasa mahkemesine başvurmasının şovdan başka bir
şey olmadığını belirten Serdar Denktaş, hükümetin
iki ana görevi için çalışacağını, anayasa
değişikliği için UBP'nin oylarına da ihtiyaç olacağını
kaydetti.
Serdar
Denktaş, ortak aday arayışlarındaki gelişmelerle
ilgili olarak da UBP'ye suçlamalar yaparak, hükümete gelebileceğini
düşünen UBP'nin 3 günde 2 zıt görüş ortaya koyduğunu
belirtti.
Talat
Hükümet
programı görüşmelerinde son konuşmayı Başbakan Mehmet
Ali Talat yaptı. Talat, geçiş hükümetinin
cumhurbaşkanlığı seçimine kadar görev yapacağını
vurgulayarak, 17 Nisan sonrası için 2 partinin protokolde
anlaştığını, hükümet programının ise güzel
şekilde hazırlanacağını, bu yönde partisinde
hazırlıkların başladığını söyledi.
Talat, yeni
hükümetin yeni programının 5 yıllık süreyi kapsayacağını,
yeni hükümeti ipotek altına koymamak için programın sonraya
bırakıldığını belirtti.
AB'ye
hazırlık çalışmalarının ve çeşitli alanlarda
pazarlıkların sürdüğünü ifade eden Başbakan Talat, hükümet
çalışmalarında geri duruş olmadığını
vurguladı.
Başbakan
Mehmet Ali Talat, seçim yasakları döneminde atama
yapılamayacağı için turizm müsteşarının
atanamayacağını anlattı.
Anayasa
değişikliği konusunda yapılan girişimleri özetleyen
Talat, önce evet diyen UBP'nin hükümet listesinin okunduğu gün bu
tavrından vazgeçtiğini belirtti.
Talat, UBP'ye
halkın çok dikkat etmesi gerektiğini kaydederek, anayasa
değişikliğinin halka sunulmasını bile kabul etmeyen
UBP'nin küçültülmesi gerektiğini söyledi.
Başbakan
Talat, UBP'nin her şeye engel olduğunu belirtti. Yeni dünyada işbirliği
ortamına ihtiyaç bulunduğunu vurgulayan Talat, UBP'nin tutumuna
Kıbrıs Türk halkının geleceği açısından çok
üzüldüğünü kaydetti.
"Sırtımda
yumurta küfesi var" diyen Talat, ikinci büyük parti UBP'yle bu işleri
nasıl yürüteceklerini merak ettiğini ifade etti.
Talat,
anayasanın 2/3 çoğunlukla değişebilmesine önce evet diyen
UBP'nin şimdi bundan vazgeçtiğini belirterek, Kıbrıs sorunu
konusundaki gelişmelerde ise durumun çok daha kritik olacağına
işaret etti.
Önlenemez
gelişmelere karşı işbirliği gerektiğini
vurgulayan Başbakan Talat, "UBP'yi Papadopulos'un tutumuna benzer
tavır sergilemekle suçladı.
Başbakan
Talat, UBP Genel Başkanı Eroğlu'nun, Ankara
Anlaşması'nın Türkiye tarafından hemen
imzalanmasını emrettiği yönündeki sözlerini yanıtlarken,
Papadopulos'un Demokles'in kılıcı gibi kullandığı
bu konudan kurtulmak için bu yöndeki bir soru üzerine kişisel bir
görüş belirttiğini anlattı.
Kıbrıs
politikasında Türkiye'nin çok büyük söz hakkı bulunduğuna
işaret eden Başbakan Talat, TC hükümetiyle anlayış birliğine
vararak, tatminkar bir politika yürütüldüğünü belirtti. Empozeler
yaşanmadığını, ne olacaksa kararların
görüşülerek alındığını,
tartışıldığını kaydeden Talat, öze
ilişkin ciddi bir sorun yaşanmadığını söyledi.
Talat,
geçmişte ise konfederasyon politikası ilan edileceğinde
neredeyse kimsenin bilgisi olmadığını ifade ederek, o günün
politikalarında hükümetin neredeyse bilgisi olmadan hareket
edildiğini, UBP'nin Kıbrıs sorunu ve ekonomiyi TC'ye havale ettiğini
kaydetti.
Hükümetin
ekonomide de, Kıbrıs Türkü'nü tanıtmada da ilkleri
başardığını vurgulayan Talat, "İlk defa
Kıbrıs Türkü dünyada sözüne kulak verilen toplum olarak
karşılanmaktadır" diye konuştu.
Başbakan
Mehmet Ali Talat, Kıbrıs Türkü'nün dünyada dışlanan bir
toplumdan kabul gören bir toplum haline gelindiğini, bundan sonraki
hükümetin daha güzel başarılar sağlayacağına
inandığını, çünkü dünyayla uyumlu, çağdaş, dünya
değerlerine uygun doğru hükümetin daha da başarılı
olacağını vurguladı.
Seçimden çözüm
yanlısı partinin başarılı çıkmasından dünyanın
memnuniyet duymasından daha doğal bir şey
olamayacağını belirten Talat, vaatlerinin her gün
gerçekleştiğini, bugün Kıbrıs Türkü'nün tecritten
yavaş yavaş çıktığını anlattı.
Başbakan Talat, belirsizlikten kurtulmanın çözümle
olacağını kaydederek, bu amaçla
çalıştıklarını kaydetti.
AB sürecinde
yapılanları anlatan Talat, Kopenhag kriterlerinin çoğuna zaten
uyulduğunu ifade etti.
Talat, kamu
reformu başlattıklarını bildirerek bunun baharda hayata
geçmeye başlayacağını açıkladı. Terfi için sicil
sistemiyle kamu reformuna başlanacağını kaydeden Talat, AB
yasalarını geçirmekten ziyade kamu sisteminin AB normlarına
uyumlu hale getirilmesi gerektiğini vurguladı.
Hükümet olarak
bu dönemde her türlü eleştiriden samimi olarak
yararlanacaklarını belirten Başbakan Talat, bundan önceki
yapıcı eleştiriler için de teşekkür etti ve meclisten
destek istedi. Hükümet programının görüşülmesi saat 17.15'te
tamamlandı.
Güven
oylaması yarın
CTP/BG-DP
hükümeti için güven oylaması, meclis iç tüzüğü gereği hükümet
programının görüşülmesinden bir tam gün sonra yapılacak
Buna göre,
meclis genel kurulu güven oylaması için yarın toplanacak.
KIBRIS 14/03/2005
Kıbrıslı Türk gençlere yeni fırsat
|
KIBRISLI
TÜRKLERİN ÖNÜNÜ AÇMAK İÇİN... Wales Swansea Üniversitesi Hukuk
Fakültesi öğretim görevlisi Doç. Dr. Barış Soyer, AB
vatandaşı olan Kıbrıslı Türklerin önünün
açılması için girişimlerde bulunduklarını ve
üniversitelerle işbirliğine hazır olduklarını belirtti Yeliz K.
SARICA İngiltere'de
faaliyet gösteren Wales Swansea Üniversitesi yetkilileri, Kuzey
Kıbrıs'taki üniversitelere işbirliği
çağrısında bulundu. Wales Swansea
Üniversitesi, Kuzey Kıbrıs'taki üniversitelere önerdiği
işbirliği gerçekleşirse, akademisyen değişimi,
lisans, yüksek lisans ve doktora programlarına Kıbrıslı
Türk öğrencileri kabul etme gibi konular gündeme gelecek. Kuzey
Kıbrıs'taki üniversitelerle temas kurmaya çalışan Wales
Swansea, üniversite yetkililerinden biri de Kıbrıslı Türk Doç.
Dr. Barış Soyer... Wales Swansea
Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim görevlisi Doç. Dr. Barış
Soyer, AB vatandaşı Kıbrıslı Türklerin önünün
açılması için girişimlerde bulunduklarını ve
üniversitelerle işbirliğine hazır olduklarını
belirtti. Kıbrıslı
Türkler kaliteyi yakalamalı Doç. Dr.
Soyer, yurtdışında okumak isteyen Kıbrıslı Türk
öğrencilerin, üniversite seçimi yaparken vizyon sahibi olması ve
kaliteyi yakalaması gerektiğini söyledi. Kıbrıslı
Rum öğrencilerin, kaliteli üniversiteleri tercih ettiğini belirten
Soyer, Kıbrıslı Türklerin de eğitimde kaliteyi
yakalaması gerektiğine dikkat çekti. Doktora
imkanı... Doç. Dr.
Barış Soyer, gelişen dünya koşullarında Balkan
ülkeleri ve Türkiye'nin yanı sıra Kıbrıs'taki
üniversitelerle işbirliğine girmeyi düşündüklerini söyledi. Kuzey
Kıbrıs'taki üniversitelerle temaslarda bulunmayı
planladıklarını ifade eden Soyer, Kıbrıs'taki
Doğu Akdeniz Üniversitesi'nde (DAÜ) işletme ve hukuk fakülteleriyle
görüştüklerini, ilerleyen günlerde işbirliğini resmiyete
dökeceklerini kaydetti. Doç. Dr.
Soyer, her iki üniversite arasında yapılacak işbirliği
sonucunda akademisyenlerin değiştirilebileceğini,
öğretmenlerin kariyerlerini geliştirebileceğini, öğrenci
değişiminin yapılabileceğini söyledi ve
Kıbrıslı Türk öğrencilere, lisans, yüksek lisans ve
doktora eğitimi sağlanabileceğini anımsattı. Özellikle
yüksek lisans ve doktora eğitimi almak isteyen ve zorluklarla
karşılaşan öğrencilere burs imkanları da
tanınabileceğini ifade eden Soyer, ada dışında
doktora eğitimi almak isteyen öğrencilerin önünün açılacağına
ve Wales Swansea Üniversitesi'nde eğitim görebileceğine işaret
etti. "Ortak
projelerle, AB'nin mali yardımından
yararlanabiliriz" Doç. Dr.
Barış Soyer, Wales Swansea Üniversitesi'nde Avrupa'daki eğitim
yapısının öncelikli konular arasında olduğunu
söyledi. AB'nin
verdiği mali yardımlar ve proje yapımı konusunda büyük
tecrübesi olduğuna işaret eden Soyer, Kuzey Kıbrıs'taki
üniversitelerle işbirliği kurulması halinde AB'den mali
yardım almak için her iki üniversitenin ortak projelerde
çalışabileceğini belirtti. Soyer, Wales
Swansea Üniversitesi'nin akademileri destekleyen bir yapısı
olduğunu da kaydetti. Simintiras:
Kıbrıslı öğrencilerin AB hukukunu
içeren programlara ihtiyacı var Wales Swansea
Üniversitesi İşletme Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Antonis
C. Simintiras, üniversitelerinin uluslararası perspektife sahip bir
bakış açısı olduğunu söyledi. Kuzey
Kıbrıs'taki üniversitelerle işbirliği yapılması
halinde kuzeyin ekonomisinin de gelişeceğini ifade eden Simintiras,
şöyle konuştu: "Uluslararası
alanda gelişen teknolojiye ayak uydurmak için lisans, yüksek lisans ve
doktora programları açıyoruz. Ayrıca, ihtiyaçları
karşılamak için kurslar da düzenliyoruz. Kuzey
Kıbrıs'ın ihtiyaçlarına cevap verecek eğitim
programlarını devreye sokabiliriz. Böylece yöneticiler
değişime ayak uydurabilir. Kıbrıslı
öğrencilerin AB hukukuna ihtiyacı var. Bu yönde yapılacak
programlara katılabilirler. Ticaret
Odası'yla bağlantımız var. Ticaret Odası
aracılığıyla iş sahiplerinin becerilerini
geliştirmek için kısa süreli kurslar düzenleyebiliriz." |
KIBRIS
14/03/2005
|
Dışişlerinde
imza hazırlığı |
|
|
|
Ankara
Anlaşması Protokolünün imzasına ilişkin
hazırlıklar tamamlanmak üzere. Ankara, Rum yönetiminin
tanınmamasına ilişkin yolu belirlemeye
çalışıyor. |
|
|
|
Nermin Yurteri / Cansu Çamlıbel / Ankara |
|
|
|
16 Mart 2005 Dışişleri Bakanı Abdullah Gül,
Biz AB ile parafe için anlaştık. Oyun oynayacak değiliz.
Türkiye bir yükümlülük altına girdi mi bunu yerine getirir dedi. |
Ankara
Anlaşmasını Rum kesimini de kapsayacak şekilde
genişletecek ek protokolün çok kısa bir süre içinde imzaya hazır
hale gelmesi bekleniyor. Rum yönetiminin tanınmayacağına
ilişkin çekincenin ise Avrupa Birliği Komisyonu ile mektup teatisi
yoluyla ya da katılım ortaklığı belgesine eklenerek
ilan edilmesi planlanıyor.
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül,
BBCnin Yunanca servisine verdiği demeçte, Türkiyenin Ankara
Anlaşmasının katılım protokolünü önce parafe
edeceğini sonra da onaylanmak üzere Meclise sevkedeceğini belirtti.
Gül Biz AB ile parafe için anlaştık. Oyun
oynayacak değiliz. Türkiye bir yükümlülük altına girdi mi bunu yerine
getirir dedi. Gül, demecinde ayrıca, Ankaranın Kıbrıs
konusunda bu aşamada hiçbir yeni önerisi bulunmadığını
söyledi.
Denktaş'tan 'ek protokol' yorumu
16 Mart, 2005 16:34:00 (TSİ) CNN TURK
KKTC
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Ankara Anlaşması
Protokolü'nün imzalanması konusunda, ''Türkiye'nin bu protokolü, şerh
koyarak veya koymayarak imzalaması kendi bileceği iştir'' dedi.
Türkiye'nin
Ankara Protokolü konusundaki hukuki görüşünü kendilerine gönderdiğini
belirten Denktaş, ''tabii hukuki görüş, her konuda lehte veya aleyhte
olur. Bu bir yorum meselesidir. Ama genel yorum, tanıma meselesi,
niyet meselesidir" dedi.
Türkiye'nin, 'birleşme olmadan Kıbrıs Rumunu ben meşru
hükümet olarak tanımam. KKTC'yi tanımaya devam edeceğim,
desteklemeye devam edeceğim' dediğini belirten Denktaş,
''şimdi bu, topu Ruma atmaktır. Rum böyle bir şartı kabul
eder mi,etmez mi, veto eder mi, etmez mi... Ben diyorum ki bu şartlar
altında veto ederse, bu demektir ki kendisine büyük devletler, 'biz
yapamıyoruz, sen yap' diyerek veto ettirdiler. Türkiye'yi istemediklerini
gösteren bir işaret olur bu" diye konuştu.
Türkiye'nin protokolü, şerh koyarak veya koymayarak
imzalamasının kendi bileceği iş olduğunu belirten
Denktaş, "ama devamlı surette, 'tanımıyoruz ve
tanıma değildir' demesi, hukuk açısından hiç olmazsa ele
alınacak bir husustur ve geçerlidir. Bunu göreceğiz'' dedi.
|
KKTC'de koalisyon hükümeti güvenoyu aldı |
|
|
Lefkoşa KKTC'de 20 Şubat seçimlerinin ardından kurulan, Mehmet Ali Talat başkanlığındaki Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP)-Demokrat Parti (DP) koalisyon hükümeti Cumhuriyet Meclisi'nde güvenoyu aldı. Cumhuriyet Meclis
Başkanı Fatma Ekenoğlu başkanlığında saat
10.40'ta toplanan Meclis Genel Kurulu'nda, 8 Mart'ta kurulan 2. Talat Hükümeti
için güven oylaması yapıldı. Oylamada, 29 milletvekili
kabul, 19 milletvekili de ret oyu kullandı. Oylamaya bir UBP bir de
DP milletvekili katılmadı. 50 üyeli Cumhuriyet Meclisi'nde,
CTP'nin 24, Ulusal Birlik Parti'nin (UBP) 19, DP'nin 6, Barış ve
Demokrasi Hareketi'nin de (BDH) 1 milletvekili var. (aa) |
|
HURRIYET
16/03/05
|
Komşu çokkültürlü olmak istemiyor |
|
|
Avrupa Irkçılık ve Yabancı Düşmanlığı İzleme Merkezince yayımlanan bir rapora göre, AB'ye üye ve aday ülkeleri arasında, çokkültürlü topluma en büyük direniş Yunanistanda gözleniyor. Yunan halkının yüzde 80i, çokkültürlü topluma karşı çıkarken, Türkiyede bu oran yüzde 21.3. AB üye ve aday
ülkelerinde halkın, azınlıklar, ilticacılar ve göçmenlere
ilişkin tutumunun değerlendirildiği ankete yer verildi.
Buna göre, AB halkının yarısı, göçmenlere yönelik olumsuz
bir tutum sergiliyor. Bu eğilimin, özellikle Yunanistan, Macaristan ve
Avusturyada belirgin olduğu ifade ediliyor. YASAL
GÖÇMENLERE SİVİL HAKLAR Öte yandan,
bazı AB üyesi ve aday ülkelerde yasal göçmenlere sivil hakların
verilmesine önemli muhalefet bulunuyor. Karşı çıkanların
oranı, Letonyada yüzde 68.5, Belçikada yüzde 54.8 ve Rum Kesimine
yüzde 50.2ye ulaşırken Türkiyede yüzde 30.4de seyrediyor. ÇOK
KÜLTÜRLÜ TOPLUMA DİRENİŞ Çokkültürlü
toplumun "sınırına"
ulaştığını düşünenlerin oranı,
Yunanistanda yüzde 80.6 gibi yüksek bir düzeyde bulunuyor. Almanyada yüzde
71 olan bu oran, Türkiyede yüzde 39da kalıyor. Aynı biçimde
çokkültürlü bir topluma direniş, Yunanistanda yüzde 60ya
ulaşırken Türkiyede yüzde 21.3de gerçekleşti. YASAL
GÖÇMENLERİN GERİ GÖNDERİLMESİ Öte yandan,
yasal göçmenlerin ülkelerine geri gönderilmesinden yana olanların
oranı önemli ölçüde arttı. Bu oran en yüksek olduğu Maltada
yüzde 39.7 olarak hesaplandı. Yunanistanda yüzde 31.5 olan oran,
Türkiyede yüzde 29.8 ile oldukça yüksek bir düzeyde gerçekleşti. Zengin
ülkelerin kültürel ve dini çeşitlik konusunda daha höşgörülü
olduklarını gösteren rapor, ayrıca genç insanlar ile geliri ve
eğitimi yüksek kişilerin etnik, kültürel ve dini farklılar
konusunda daha açık ve olumlu olduklarını da ortaya koydu. (aa) |
|
HURRIYET
16/03/05
Yakovu:
İmzanın anlamını biliriz
16/03/2005
RADIKAL
RADİKAL - ATİNA - Britanya ziyaretinde
Ankara Anlaşması'nı 10 yeni AB üyesini kapsayacak şekilde
genişleten ek protokolü imzalamanın Kıbrıs Rum Yönetimi'ni
tanıma anlamına gelmeyeceğini yineleyen Dışişleri
Bakanı Abdullah Gül'e, adanın güneyinden karşılık
geldi. Rum Dışişleri Bakanı Yorgos Yakovu, Türkiye'nin ek
protokolü mart sonuna dek imzalayacağına
inandığını belirterek "Bizim uzman görüşlerimize
göre, imza Kıbrıs Cumhuriyeti'nin Türkiye tarafından
tanınmasıdır" dedi. "Türkiye ve başkalarının
izahı farklı. Söylenenler Türkiye'nin iç politikasına
yardımcı olmayı hedefliyor. Biz imzanın ne anlam
taşıdığını gayet iyi biliyoruz" diye devam
eden Yakovu, Türkiye'nin protokolü imzalaması
ile AB'den KKTC'ye doğrudan ticaret yapılması
konularının bağdaştırılmasının söz
konusu olamayacağını söyledi.
'AB-BM girişimi
olur'
Rum bakan, yine de AB'de Ankara'nın imzayı atmasından sonra
'Türkiye bir adım attı sıra Kıbrıs'ta' görüşünün
ortaya çıkabileceğini belirtti.
KKTC'de 17 Nisan'da yapılacak cumhurbaşkanlığı
seçiminden sonra BM'nin yeni bir çözüm girişimi için nabız yoklamaya
başlayacağına inandığını kaydeden Yakovu,
ilk adım olarak nisan ayı sonu ya da mayıs ayı
başında BM'den üst düzey bir yetkilinin Yunanistan-Türkiye-Güney
Kıbrıs-Kuzey Kıbrıs dörtgeninde araştırmacı
temaslarda bulunabileceğini dile getirdi.
Türkiye,
2005'te KKTC'ye 459.2 milyon YTL yardım yapacak
|
PROJELERE
KATKI... Türkiye, 2005 yılı bütçesinden KKTC'ye 459 milyon 250 bin
632 YTL yardım yapacak. 2005 yılı içinde projeler için 153
milyon 512 bin YTL ayrıldı Türkiye, 2005
yılı bütçesinden KKTC'ye 459 milyon 250 bin 632 YTL yardım
yapacak. 2005 yılı içinde projeler için 153 milyon 512 bin YTL
ayrıldı. Başbakan
Mehmet Ali Talat ile Türkiye Devlet Bakanı ve Başbakan
Yardımcısı Doç. Dr. Abdüllatif Şener'in 31 Ocak 2005'te
imzaladığı "2005 Mali Yılı'nda TC Bütçe Kaynaklarından
Finanse Edilecek KKTC Projelerine İlişkin Protokol", Resmi
Gazete'nin 9 Mart tarihli sayısında yayımlandı. Türkiye'nin
bu yıl içinde yapacağı yardımlardan 82 milyon 500 bin
YTL'si GKK ve Sivil Savunma Başkanlığı giderleri için; 8
milyon 390 bin 800 YTL'si Barış Kuvvetleri'nin elektrik giderleri
için; 153 milyon 512 bin YTL'si altyapı yatırımları için;
83 milyon 725 bin 618 YTL'si 2004 yılı emaneti olarak altyapı
yatırımları için 131 milyon 122 bin 214 YTL'si ise geçen
yıldan kalma kredi olarak verilecek. Resmi
Gazete'de yayımlanan protokole göre Ankara kaynaklı gösterilen ve
Türkiye Cumhuriyeti kurumlarınca gerçekleştirilecek projelerin
ihalesi ve istihkak ödemeleri Ankara'da yapılacak ve bu ihale ve
ödemelerde TC mevzuatı geçerli olacak. TC mevzuatının izin
verdiği durumlarda KKTC'li müteahhitlerin de katılmasına imkan
tanınacak. Projeleri gerçekleştirecek kurumlarca gerek görülürse,
bu projelerin ihaleleri de KKTC'de yapılabilecek. 2005
yılı projeleri arasında yer alan bazı projeler ile
ödenekleri şöyle: Yeni baraj,
ana isale hatları ve diğer su etüt proje ve
yatırımları projesi 25 milyon YTL; Karayolları Master
Plan Uygulama Projesi 15 milyon YTL; Eski Eserlerin Restorasyonu Projesi 500
bin YTL; ODTÜ Güzelyurt Kampusu Yatırım Giderlerine Katkı
Projesi 25 milyon YTL; Organize Sanayi Bölgeleri Altyapı
İnşaatına Katkı Projesi 1 milyon YTL; Yolların
Yapım, Yapım ve Onarımları Projesi 10 milyon 500 bin YTL;
LAÜ'nün Geliştirilmesine Katkı Projesi 3 milyon YTL;
Sağlık Hizmetlerinin Geliştirilmesi Projesi 12 milyon YTL;
Turistik Bölgelerin Altyapı Çalışmalarına Katkı
Projesi 5 milyon YTL; Ercan Havaalanı'nın Geliştirilmesi
Projesi 1 milyon 500 bin YTL; Reel Sektörün Teşviki ve Katkı
Projesi 3 milyon 500 bin YTL." İstatistik
Enstitüsü ve DPÖ arasındaki işbirliği protokolü Öte yandan TC
Başbakanlık Devlet İstatistik Enstitüsü ile Devlet Planlama
Örgütü Müsteşarlığı arasında işbirliği
protokolü imzalandı. TC
Başbakanlık DİE Başkanı Doç. Dr. Ömer Demir ile KKTC
DPÖ Müsteşarı Işılay Yılmaz'ın 11 Ocak 2005'te
imzaladığı protokol de Resmi Gazete'de yayımlandı. Protokol,
KKTC'de üretici fiyat, ithalat-ihracat birim fiyat/değer ve inşaat
maliyet indekslerinin kurulmasını kapsıyor. |
KIBRIS 15/03/2005
Kıbrıs'ta
iki ayrı devlet ve iki ayrı halk var
TANIMA ANLAMINA
GELMEZ... Türkiye Dışişleri Bakanı ve Başbakan
Yardımcısı Abdullah Gül, gümrük birliği ek protokolünün
imzalanmasının Rumların tanınma anlamına
gelmeyeceğini ifade ederek "Orada iki ayrı devlet ve iki
ayrı halk var" dedi
ÇÖZÜMÜ
DESTEKLİYORUZ... Abdullah Gül, Türkiye ve KKTC'nin Kıbrıs'ta
çözümü bütün gücüyle desteklediğini belirtirken, Türkiye'nin Ada
üzerindeki tek amacının, Kıbrıslı Türklerin
haklarını ve güvenliklerini korumak olduğunu tekrarladı
Türkiye
Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı
Abdullah Gül, gümrük birliği ek protokolünün imzalanmasının
Rumların tanınma anlamına gelmeyeceğini ifade ederek
"Orada iki ayrı devlet ve iki ayrı halk var" dedi
İngiltere'ye
yaptığı 4 günlük çalışma ziyareti çerçevesinde London
School of Economics'de bir konferans veren TC Dışişleri
Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Gül, İngiltere'nin,
akademik yaşamının bir kısmını geçirdiği
ülke olarak kendisi için önem taşıdığını
belirterek sözlerine başladı.
Bakan Gül,
Gümrük Birliği ile ilgili ek protokolün imzasına ilişkin bir
başka soruyu yanıtlarken, bu konuda bir sorun
bulunmadığını bildirdi. Ancak protokolün
imzalanmasının Rumların tanınması anlamına
gelmeyeceğini vurgulayan Bakan Gül, "Çözüm olsa mesele yok. Ancak Ada'da
bir çözüm olmadan, anlaşma sağlanmadan, Ada birleşik hale gelmeden
kimi nasıl tanıyacağız? Orada iki ayrı devlet ve iki
ayrı halk var" dedi.
Kıbrıs
konusuna da değinen Bakan Gül, Türkiye ve KKTC'nin Kıbrıs'ta
çözümü bütün gücüyle desteklediğini belirtirken, Türkiye'nin Ada
üzerindeki tek amacının, Kıbrıslı Türklerin
haklarını ve güvenliklerini korumak olduğunu tekrarladı.
Yaşanan sürecin de, Türkiye'nin Ada üzerinde politik veya stratejik
emelleri olduğunu söyleyenleri yalancı
çıkardığını belirten Bakan Gül, "Bu kadar
çabanın ardından planın reddedilmesiyle kendimizi nasıl
aldatılmış ve hayal kırıklığına
uğratılmış olarak gördüğümüzü anlayabilirsiniz"
dedi.
Ada'da
barış için oy veren Kıbrıslı Türklerin ambargo ve
izolasyonlarla cezalandırıldıklarını da belirten Gül,
Kıbrıs'ta kaybedilen barış fırsatının sadece
Kıbrıslı Türkler için kaçırılmış bir
fırsat olmadığını, dünyanın başka
çatışma bölgeleri için iyi bir örnek yaratılması
şansının da kaybedildiğini bildirdi. Bakan Gül bu bölgelere
örnek olarak Filistin ve Karabağ'ı gösterdi.
Bakan Gül,
Fransa ve benzeri ülkelerde AB Anayasası'nın referanduma
sunulması ve ret yanıtı alınması halinde ne
olacağının sorulması üzerine ise, "Bu AB içinde ve
referandumun yapıldığı ülkede de krize yol açar. Tabii
Türkiye de bundan etkilenir" dedi.
Türkiye'nin
ayrıca Güney Kafkasya'da da barışın sağlanması
için Azerbaycan, Ermenistan ve Gürcistan ile de görüşmelerde
bulunduğunu hatırlatan Bakan Gül, İsrail'in Gazze'den
çekilmesinin ardından bölgedeki ekonomik ve güvenlik sorunlarının
çözümü için daha çok uluslararası çaba harcanması gerekeceğine
dikkati çekti.
Türkiye ve
İngiltere arasındaki iyi ilişkilerin ilerlemesinden duyduğu
memnuniyeti dile getiren Bakan Gül, bu ilişkilerin daha da gelişmesi
için iki ülke hükümetleri olarak bir plan çerçevesinde ortak hareket
ettiklerini anlattı.
KIBRIS 15/03/2005
KKTC'ye
Londra'da "reklam yasağı"
|
YASAĞIN
KALDIRILMASI YÖNÜNDEKİ GİRİŞİMLER
REDDEDİLDİ... Londra Belediyesi'nin, KKTC'yi tanıtan
reklamların belediye tarafından kontrol edilen otobüs, tren ve
diğer alanlarda yer almasına izin vermeme konusunda bir
kararının bulunduğu ve Londra Belediye
Başkanı'nın bu kararın değiştirilmesi yönünde
yapılan girişimleri kabul etmediği bildirildi Londra
Belediyesi'nin, KKTC'yi tanıtan reklamların belediye
tarafından kontrol edilen otobüs, tren ve diğer alanlarda yer
almasına izin vermeme konusunda bir kararının bulunduğunu
ve Londra Belediye Başkanı'nın bu kararın
değiştirilmesi yönünde yapılan girişimleri kabul
etmediği bildirildi. Öte yandan,
KKTC'de "Kıbrıslı Rum malları" üzerine
yapılan inşaatların sayısında gerileme
yaşanmaya başlandığı savunuldu. Politis, KKTC
Londra Temsilcisi Namık Korhan'ın Londra Belediye Başkanı
Ken Levington'dan görüşme talebinde de bulunduğunu ancak bu
talebinin reddedildiğini iddia ederken, Korhan'ın Londra Belediyesi
ve ilgili makamlara KKTC'nin turizm reklamlarının
yayınlanmasına konulan yasağın
kaldırılması yönünde yaptığı girişimlerin
de sonuçsuz kaldığını öne sürdü. KKTC'de
"Kıbrıslı Rum malları" üzerine yapılan
inşaatların sayısında gerileme yaşanmaya
başlandığını da savunan gazete, "Rum
İstihbarat Örgütü'nün (KİP) raporuna göre 2005'in ilk 3 ayında
Kıbrıs Rum mallarına inşa edilen evlerden sadece 700
adetinin satıldığını" belirtirken, bu satışların
düşmesinde Orams davasının etkili olduğunu kaydetti. |
KIBRIS 15/03/2005
Hristofyas'tan
Annan'a "girişim başlat" çağrısı
MÜZAKERELER
BAŞLAMALI... Rum Meclisi Başkanı ve AKEL Genel Sekreteri
Dimitris Hristofyas'ın, BM Genel Sekreteri'ne, "Kıbrıs
sorununda uzlaşıya varılmış bir çözümün
başarılması için boğucu takvimlerin ve hakemliğin
mevcut olmayacağı müzakereleri başlatması"
çağrısında bulundu
DEĞİŞİKLİK
ÖNERİLERİNİN ORTAK NOKTASI YAKINDA SUNULACAK...
Kıbrıs
Rum tarafının da Annan Planı'nda değişiklik
yapılmasını istediği konuları bildirmeye hazır
olması gerektiğini ifade eden Hristofyas, Papadopulos'un ise
"Annan Planı'nda yapılması gereken değişikliklere
ilişkin Rum siyasi partileri tarafından sunulan farklı
önerilerin ortak noktasını, yakın zamanda, Rum Ulusal Konseyi'ne
sunmayı amaçladığını belirtti
Rum Meclisi
Başkanı ve AKEL Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas'ın,
Avustralya ziyareti çerçevesinde Sydney'de yaşayan Kıbrıslı
Rumlarla gerçekleştirilen toplantıda yaptığı
konuşmada, BM Genel Sekreteri'ne girişim başlatması yönünde
çağrıda bulunduğu bildirildi.
Fileleftheros'a
göre Hristofyas konuşmasında, BM Genel Sekreteri'ne
"Kıbrıs sorununda uzlaşıya varılmış bir
çözümün başarılması için boğucu takvimlerin ve
hakemliğin mevcut olmayacağı müzakereleri
başlatması" çağrısında bulundu.
Hristofyas,
"bu yönde bir hareketlilik olduğu sürece Kıbrıs Rum
tarafının da Annan Planı'nda değişiklik
yapılmasını istediği konuları bildirmeye hazır
olması gerektiğini" ifade etti. Hristofyas, Rum Yönetimi
Başkanı Papadopulos'un ise "Annan Planı'nda
yapılması gereken değişikliklere ilişkin Rum siyasi
partileri tarafından sunulan farklı önerilerin ortak
noktasını, yakın zamanda, Rum Ulusal Konseyi'ne sunmayı
amaçladığını" belirtti.
Habere göre
Hristofyas, Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'ın
"kanla kazanılan toprakları vermeyeceğiz"
şeklindeki açıklaması hakkında ise, "Kıbrıs
sorununda başrol üstlenen ülkelerin bu açıklamadan ciddi şekilde
endişe duymaları gerektiğini" ifade ederek, "Avrupa
Birliği'ni Türk tutumunu dikkate almaya" çağırdı.
KIBRIS 15/03/2005
AB
Komisyonu, Maraş ve doğrudan ticaret senaryoları inceleniyor
İNCELEME
YAPILIYOR... AB Komisyonu'nun, KKTC ile doğrudan ticaret tüzüğü ve
kapalı Maraş bölgesinin "yasal sahiplerine" verilmesi
konusunun paralel olarak görüşülmesi yönündeki senaryoları
incelemekte olduğu iddia edildi
DOĞRUDAN
TİCARET KONUSU COREPER'DE ELE ALINACAK... Doğrudan ticaret konusunun
önümüzdeki günlerde Daimi Temsilciler Komitesi (COREPER)
toplantısında gündeme getirileceği ancak Maraş'ın
iadesi önerisi ile birlikte görüşülmemesi durumunda özlü bir gelişme
sağlanamayacağı bildirildi
AB
Komisyonu'nun, KKTC ile doğrudan ticaret tüzüğü ve kapalı
Maraş bölgesinin "yasal sahiplerine" verilmesi konusunun paralel
olarak görüşülmesi yönündeki senaryoları incelemekte olduğu
iddia edildi.
Fileleftheros,
"Maraş ve Doğrudan Ticaret Konusunda Paralel Görüşmeler
İçin Senaryolar - Komisyondan Tüzükler Konusunu Yeniden Masaya Getirme
Hareketleri" başlıklı haberinde, AB
Komisyonu'nun"Kıbrıslı Türklerin desteklenmesi tüzüklerini
yeniden masaya getirmeyi amaçladığını ve aslında,
birbirinden tamamen farklı olan iki yaklaşım arasında denge
sağlamaya çalıştığını" belirtti .
Gazete, söz
konusu yaklaşımların ise "24 Nisan 2004 AB Konseyi'nde
yayımlanan ancak askıda bulunan tüzüklerin ve de özellikle Rum
yönetimini es geçerek Kıbrıslı Türklerin izolasyonun
kaldırılması mantığıyla Rum yönetimi
başkanı Tasos Papadopulos'un Lüksembourg ve Brüksel temaslarında
sunmuş olduğu koşullar" olduklarını yazdı.
Gazete,
Papadopulos'un bu temasları sırasında "doğru olan tek
yasal zeminin, üçüncü ülkelerle ticareti öngören 133. madde ya da
oybirliğini öngören ancak siyasi düzeyde Kıbrıs Cumhuriyeti'ni
kapsamayan 308. madde değil, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin
katılım anlaşmasının 10. protokolünün 1. paragrafının
2. maddesi olduğunu" vurguladığını belirtirken,
bu tezlerin AB Komisyonu yetkilileri tarafından kayda geçirildiğini
belirtti.
Gazete,
komisyon yetkililerinin, Kıbrıslı Türklerle doğrudan
ticaret tüzüğü ile Papadopulos'un "temel ilkesi Maraş'ın
Kıbrıslı Rumlara iadesi ve Mağusa limanının kar
amacı gütmeyen Kıbrıslı Türkler ve Rumların
oluşturacağı bir şirket tarafından idare edilmesi olan
önerilerini evlendirme imkanlarını incelemekte
olduklarını" da iddia etti.
Gazete,
doğrudan ticaret konusunun önümüzdeki günlerde Daimi Temsilciler Komitesi
(COREPER) toplantısında gündeme getirileceğini ancak
Maraş'ın iadesi önerisi ile birlikte görüşülmemesi durumunda
özlü bir gelişme sağlanamayacağını yazdı. Gazete,
AB Komisyonu ve İngiltere'nin ise konuyu masaya yeninden getirmeye
çabaladıklarını kaydetti.
Gazete,
İngiltere'nin AB dönem başkanlığını
üstlenmesinden önce Kıbrıslı Türklerle doğrudan ticaret
konusunun çözüme kavuşmasını istediğini, bunun sebebinin
ise, dönem başkanlığı süresince İngiltere'nin tüm
ülkeler ve Rum yönetimine eşit davranmak zorunda olması ve şu anki
gibi gelişmeleri "en azından resmi olarak"
yönlendiremeyecek olması olduğunu belirtti. Gazete,
İngiltere'nin hali hazırda Rum yönetimine
"Kıbrıs'ı ilgilendiren konularda dengeli bir politika
izleyecekleri mesajını ilettiğini" yazdı.
Gazete, Rum
yönetiminin ise İngiltere'nin bu mesajlarını almış
olduğunu ancak İngiltere'nin vermiş olduğu sözlere ne kadar
uyacağı konusunda endişelere sahip olduğunu da belirtti.
Simerini ise
Yunanistan'ın "To Vima" gazetesinde pazar günü yer alan bir
habere göre, AB Komisyonu'nun, Papadopulos'un Gazimağusa
limanının birlikte işletilmesine ilişkin önerisini
incelemeye niyetli olduğunu yazdı.
Gazete, AB
Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Komiseri Olli Rehn'in Türkiye
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ile
gerçekleştirdiği temaslar hakkında AB ortaklarına
yaptığı bilgilendirmede, komisyonun, doğrudan ticaret
konusunda Rum liderliğinin yumuşamasını sağlayacak
olması durumunda, bu yönde bir girişim üstelenme olasılığını
incelemekte olduğunu ima ettiğini belirtti.
Gazete, Rum
yönetimi başkanı Papadopulos'un ise, önerisini daha cazip hale
getirmek için, AB Komisyonu'na, Mağusa limanının
Kıbrıslı Türk ve Rumlar tarafından ortak
kullanılması önerisinin uygulamaya konulmasının
masraflarının Rum yönetimi tarafından
karşılanması önerisini de ilettiğini yazdı.
KIBRIS 15/03/2005
|
Rumlar
Türkiyenin üyeliğine karşı |
|
|
|
Güney
Kıbrısta yapılan bir kamuoyu araştırması,
Rumların çoğunluğunun Türkiyenin Avrupa Birliği
üyeliğine karşı olduğunu ve sürecin Rum Yönetimi
tarafından veto edilmesini istediğini ortaya koydu. |
|
|
|
NTV |
|
|
|
17 Mart 2005 Kıbrıs sorununun çözümü konusunda ise Rum
halkı, yakın zamanda bir çözüme ulaşılamayacağı
görüşünde. |
Ankete katılan
Rumların yüzde 74ü Türkiyenin AB üyeliğinin Rum Yönetimi
tarafından veto edilmesini isterken, yüzde 75i de Türkiyenin
birliğe sınırlandırılmış bir şekilde
üye olması gerektiğini savundu.
YÜZDE 68 KARAMSAR
Kıbrıs sorununun çözümü konusundaysa Rum
halkı, yakın zamanda bir çözüme ulaşılamayacağı
görüşünü belirtti. Araştırmaya göre Rumların yüzde 68i
sorunun çözümü konusunda umutsuz. İyimserlerin oranıysa yüzde 23.
Katılımcıların yüzde 40ı
da Türk askerinin Adadan çekilmesinin Kıbrıs sorununun çözümü için
ön koşul olduğunu belirtti. Rumların yüzde 25i de kuzeydeki
Türkiye kökenli göçmenlerin tümünün Adadan ayrılmasını talep
etti.
|
Londra metrosunda KKTC'ye reklam yasağı |
|
|
Londrada kentsel ulaşımdan sorumlu Transport of London kurumu (TfL), metro ve otobüslerde KKTCnin turizm reklamlarının yer almasını yasakladı. İngiliz hükümetinin karardan rahatsız olduğu belirtildi. TfL, Kuzey
Kıbrısın turizm reklamlarını Londrada yaşayan
Rumların "hakaret" olarak algılabileceği için
yasakladığını bildirdi. Ancak TfL, Rumlardan şikayet
almadığını da belirtti. Rum basınına göre, TfL,
"Reklamları kabul etmek, toplumun bir kısmını
kırmak olur ki bu bizim politikamıza ters düşer" dedi. Rum
Kesimindeki İngiliz Büyükelçiliği Sözcüsü de, TfLnin, hükümete
değil, Londra Büyükşehir Belediyesine bağlı
olduğuna dikkat çekerek "İngiliz hükümeti TfLnin
kararının yerel yetkililer ve çıkar gruplarından gelen
tepkiler üzerine alındığının bilincinde" dedi. TfLnin
kararının, KKTCde tepki yarattığı, Rumları
üzmek istemeyen TfLnin Londrada yaşayan 200 bin
Kıbrıslı Türkü ise kırdığı belirtildi. (aa) |
|
HURRIYET
17/03/05
Kıbrıs
sorunu ve İngiltere
Gündüz Aktan
RADIKAL 17/03/05
Türk-Amerikan
ilişkilerinde artmakta olan gerilim, Ermeni iddialarının
kazandığı yoğunluk ve Kıbrıs Rumlarının
veto tehdidi altında tanınma talepleri kamuoyunda boğucu bir
havanın doğmasına yol açtı. AB Troykası'nın
Türkiye'ye gelişi vesilesiyle İstanbul'da cereyan eden olaylı
gösteri bu havayı daha da ağırlaştırdı. Sn. Gül,
İngiliz karşıtı Straw'la görüşmelerde bulunmak üzere
işte bu ortamda Londra'ya gitti. Ziyaret, aynı zamanda 17 Aralık
sonrasında reform sürecinin yavaşladığı
iddialarının yayıldığı bir döneme rastlıyor.
Görüşmelerde Kıbrıs sorununun ele
alındığını tahmin etmek zor değil. BM Güvenlik
Konseyi'nin daimi üyelerinden biri olan İngiltere, aynı zamanda Kıbrıs'ta
garantör güç. Annan Planı'nın oluşturulmasında İngiliz
temsilci Lord Hannay önemli bir rol oynadı. Fazladan İngiltere,
Türkiye'nin AB üyeliğini destekleyen ülkelerin başında geliyor.
Sn. Gül'ün ziyaretinin arka planında Avam Kamarası
Dışilişkiler Komisyonu'nun 2004-2005 yıllarında
Kıbrıs konusunda yaptığı çalışmalar
sonucunda çıkardığı 22 Şubat 2005 tarihli rapor
bulunuyor. Bu raporda, Türk tarafının pek hoşlanmayacağı
birkaç noktanın dışında, İngiliz hükümetine,
Kıbrıs Türkleri üzerindeki ticaret, seyahat ve ekonomik yardım
ambargolarının kaldırılmasını öngören önemli
tavsiyeler yapılıyor. Belki de raporun bizim için en önemli
yanı, Kıbrıs Rumlarını tanımamıza ilişkin
bir tavsiyenin bulunmaması.
Rapor çalışmaları sırasında eski Londra Büyükelçisi
Özdem Sanberk de bir oturuma çağrılmış.
Konuşmasının, 'Doğu Akdeniz'de Lozan Antlaşması
ile kurulan Türk-Yunan dengesinin, Rumların tek başına AB'ye
alınmasıyla bozulduğu; bunun ancak Türkiye'nin üyeliği ve
tabii Kıbrıs sorununun çözümüyle yeniden kurulabileceği'ne
ilişkin bölümü rapora girmiş. Hemen ardından gelen paragrafta
Türkiye'nin üyeliğine verilen destek kaydediliyor.
3 Ekim'den önce imzalanması gereken Ankara Anlaşması'na ek
protokolle KKTC üzerindeki ambargoların kaldırılması
arasında sanki zamana karşı bir yarış var.
İngiltere bu bakımdan öncülük edebilir. Kıbrıs Türkleri
üzerindeki ambargoların kalkması halinde, Rumlar veto kullanarak
tanınma yöntemiyle sorunu çözemeyeceklerini daha kolay anlayıp, Annan
Planı'na dönmek zorunda kalabilirler.
Ek protokolün imzasıyla Türkiye'nin, zımnen de olsa, Kıbrıs
Rumlarını 'Kıbrıs Cumhuriyeti' olarak
tanımış olacağı ileri sürülüyor. İmzacı
taraflardan birisi olan Komiser Olli Rhen'in basına yansıyan bir
yorumunda, bunun tanıma anlamına gelmeyeceğinin belirtilmesi
önemli. Kaldı ki Türkiye diplomaside geçerli bir enstrümanla Rumları
tanımadığını beyan edecek ve KKTC'yi
tanımayı sürdürecek.
Aslında sorunun bundan sonraki bölümü daha kritik. Rumlar protokol yoluyla
tanınmadıklarını anlayınca, ilk fırsatta veto tehdidiyle
tanınma taleplerini yenileyecekler. Bu da AB'nin 'müzakere çerçevesi'
oluşturması sırasında yani bu yılın haziran
ayında olabilir. Barroso'nun başbakana
ifade ettiği gibi, tarama ile birlikte müzakereler başlayacaksa,
Rumlar yine veto kullanma imkânına sahip olacaklar. O sırada
Kıbrıs Türkleri üzerindeki ambargoların sürüyor olması,
Rumlara Annan Planı'nı tümüyle terk etmek imkânı verebilecek.
KKTC'deki gelişmeler de bu açıdan önemli. Sn. Talat
cumhurbaşkanı seçilirse, Annan Planı'nı yeniden müzakereye
açacağını söylüyor. Serdar Denktaş da aynı görüşü
paylaşıyor. Bunun anlamı, Rumların bitmeyen isteklerini
karşılamak için, Kıbrıs Türkleri açısından
planın son halinden de geriye düşmek olacak. Bir an için böyle bir
'çözüme' ulaşıldığı varsayılsa bile,
Kıbrıs Türkleri Türkiye'nin AB üyesi olması kesinleşmeden
AB'ye giremezler. Zira bu Garanti Antlaşması'na aykırı bir
durum yaratır.
Zemin kaybetmekte olan AKP hükümeti de bunu Türk kamuoyuna kabul ettiremez.
Öte yandan yeni Katılım Ortaklığı Belgesi'nin
(KOB)çıkışı nisandan kasıma ertelendi.
Bunun amacı, Kıbrıs sorunuyla boğuşurken, Türkiye'nin
kabulde zorlanacağı azınlık haklarını içeren
KOB'un kamuoyunda AB'ye karşı tepkileri daha da
artırmasını önlemek olmalı.
Hükümet,
güvenoyu aldı
CTP/BG-DP koalisyonuna,
UBP ve BDH'nın toplam 19 ret oyuna karşılık 29 kabul oyuyla
meclis güvenoyu verdi
UBP'DEN ANAYASA
DEĞİŞİKLİĞİNE RET... Hükümetin meclisten
güvenoyu aldığı gün anayasa değişikliğiyle ilgili
prosedür de çalıştırdı. CTP/BG ve DP grupları ile BDH
başkanının meclise birlikte sunduğu anayasa
değişikliğiyle ilgili yasa önerisine ivedilik kararı
alındı. Yasa önerisinin komitede ivedilikle görüşülmesini
öngören karara, CTP-BG, DP ve BDH olumlu oy verirken, UBP'nin oyu ret oldu
Ülkemizde 20
Şubat seçimlerinin ardından kurulan Cumhuriyetçi Türk
Partisi/Birleşik Güçler (CTP/BG)-Demokrat Parti (DP) "geçiş
hükümeti" dün Cumhuriyet Meclisi'nden güvenoyu aldı.
17 Nisan
2005'te yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimlerine kadar
görevde kalacak hükümet için dün mecliste güven oylaması
yapıldı.
Oylamada,
CTP-BG Genel Başkanı Mehmet Ali Talat
başkanlığındaki hükümet, CTP-BG ve DP milletvekillerinden
toplam 29 kabul, Ulusal Birlik Partisi (UBP) ve Barış ve Demokrasi
Hareketi (BDH) milletvekillerinden de toplam 19 ret oyu aldı. Oylamaya,
UBP'den Şerife Ünverdi ve DP'den de Hatice Faydalı
katılmadı.
Başbakan
Talat, oylamadan sonra yaptığı konuşmada, meclisin hükümete
verdiği desteğe teşekkür etti.
Cumhuriyet
Meclisi'nin çoğunluğundan aldıkları güvenoyunun,
halkın çoğunluğunun desteğini temsil ettiğini belirten
Başbakan Talat, hükümetinin halk adına icraatlarını
yürüteceğini söyledi.
Hükümetinin
geçiş hükümeti olduğuna dikkat çeken Talat, görevde olacakları
kısa süreçte, cumhurbaşkanlığı seçiminin
sağlıklı bir şekilde gerçekleşmesine katkı
yapacaklarını, Anayasa değişikliği için
çalışacaklarını ve bütçeyi geçireceklerini kaydetti.
Bu arada
mecliste hükümetin güvenoyu aldığı gün anayasa
değişikliğiyle ilgili prosedür de
çalıştırdı. CTP/BG ve DP grupları ile BDH
başkanının meclise birlikte sunduğu anayasa
değişikliğiyle ilgili yasa önerisine ivedilik kararı
alındı. Yasa önerisinin komitede ivedilikle görüşülmesini
öngören karara, CTP-BG, DP ve BDH olumlu oy verirken, UBP'nin oyu ret oldu.
Komite üyeleri
belirlendi
Meclis dün ayrıca
yeni döneminde komitelerde görev yapacak üyeleri de belirledi.
Onaya ve
bilgiye sunuş işlemleri sırasında ilk olarak meclis
komitelerinin üye sayıları ve görev yapacak üyeler onaylandı.
Buna göre,
komiteler ve üyeleri şöyle:
"Ekonomi,
Maliye, Bütçe ve Plan Komitesi: CTP-BG'den Sonay Adem, Alpay
Afşaroğlu, Mehmet Çağlar ve Teberrüken Uluçay, UBP'den Hasan
Bozer, Hüseyin Özgürgün ve Türkay Tokel, DP'den Ertuğrul Hasipoğlu.
Hukuk ve Siyasi
İşler Komitesi: CTP-BG'den Mehmet Ceylanlı, Kadri
Fellahoğlu, Ahmet Gülle ve Salih İzbul, UBP'den Turgay Avcı,
Tahsin Ertuğruloğlu ve Erdoğan Şanlıdağ, DP'den
Mehmet Arif Tancer.
İdari ve
Sosyal İşler Komitesi: CTP-BG'den Ahmet Barçın, Bayram Karaman,
Ali Seylani ve Abbas Sınay, UBP'den Nazım Çavuşoğlu, Ahmet
Kaşif ve Hasan Taçoy, DP'den Hatice Faydalı.
Dilekçe
Komitesi: CTP-BG'den Ramadan Gilanlıoğlu, Ali Gulle ve Önder
Sennaroğlu, UBP'den Hüseyin Avkıran Alanlı, Hüseyin Kayım
ve Ergün Serdaroğlu, DP'den Mustafa Gökmen.
Çevre Komitesi:
Meclis başkanı veya yardımcısı, CTP-BG'den Ahmet
Gülle, UBP'den Şerife Ünverdi ve DP'den Mustafa Gökmen.
Kültür
Varlıklarını Koruma Komitesi: Meclis başkanı veya
yardımcısı, CTP-BG'den Arif Albayrak, UBP'den Kemal Dürüst ve
DP'den Ertuğrul Hasipoğlu.
Cumhuriyet
Meclisi Tanıtma Kurulu: Meclis başkanı veya
yardımcısı, CTP-BG'den Nazım Beratlı, UBP'den Erden
Özaşkın ve DP'den Mehmet Arif Tancer."
Anayasa
değişikliğine ivedilik
Meclis genel
kurulunda daha sonra Anayasa değişikliğiyle ilgili yasa
önerisine ivedilik kararı alındı. Yasa önerisinin komitede
ivedilikle görüşülmesini öngören karara, CTP-BG, DP ve BDH olumlu oy
verirken, UBP ret oyu verdi.
Meclis heyeti,
Manila yolcusu
Mecliste
Filipinler'in başkenti Manila'da yapılacak Parlamentolar Arası
Birlik (PAB) toplantısına meclisten bir heyetin katılması
kararı ise oybirliğiyle alındı.
Buna göre,
Meclis Başkanı Fatma Ekenoğlu
başkanlığındaki meclis heyeti, 1 Nisan'da Manila'ya gidecek
ve 10 Nisan'da yurda dönecek.
Heyette,
CTP-BG'den Ahmet Barçın, DP'den Ertuğrul Hasipoğlu ve meclis
dışilişkiler müdürü Seyit Yolak yer alacak. Heyette bulunacak
UBP temsilcisi ise daha sonra belirlenecek.
Meclis haftada
bir
Meclis genel
kurulu dünkü toplantısında çalışma programını da
onayladı.
Buna göre,
meclis genel kurulu,cumhurbaşkanlığı seçimine kadar haftada
bir kez pazartesi günleri toplanacak. Genel kurul, bir hafta yasama, bir hafta
da denetleme görevini yapacak.
Hükümete
güvenoyu verip diğer onay işlemleriyle dünkü
toplantısını kapatan meclis genel kurulu, bundan sonraki
toplantısını 21 Mart Pazartesi günü yapacak.
KIBRIS
17/03/05
Papadopulos'un
okul oyunu
|
IRKÇI
ZİHNİYET: Dipkarpaz'da yaşayan Rum ortaokul öğrencileri
için açılan ve Rum öğretmenlerin yönettiği okulun
karşılığında Limasol'da Kıbrıslı Türk
öğrencilere yönelik açılması planlanan ilkokul, Papadopulos
yönetiminin ırkçı zihniyetine takıldı. Rum Eğitim ve
Kültür Bakanlığı, Kıbrıs Türk basınına
ilan vererek Kıbrıslı Türk öğretmen
aradığını duyurdu BAŞBAKAN
TALAT ÖFKELİ: Rum yönetiminin bu tutumu üzerine Birleşmiş
Milletler aracılığıyla girişim başlatan
Başbakan Talat Mehmet Ali Talat, "Dipkarpaz'da açılan okul
nasıl yürütüyorlarsa, biz de güneydekini yürüteceğiz... Aksi halde
güneyde sağlanan statüyü biz de Dipkarpaz'da
sağlayacağız" dedi AKBİL:
AZINLIK OLARAK DEĞERLENDİRİLDİK... Milli Eğitim ve
Kültür Bakanı Erbil Akbil de, Yunanistan'daki Türk azınlık
okullarında uygulanan sistemin güneyde de yapılmasına
çalışıldığını söyledi. Akbil,
Kıbrıs'ta iki toplum bulunduğuna, tarihte hiçbir zaman Türk ve
Rum öğrencilerin aynı sınıfta okumadığına
dikkat çekti Yeliz K.
SARICA Dipkarpaz'da
yaşayan Rum ortaokul öğrencileri için açılan ve Rum
öğretmenlerin yönettiği okulun
karşılığında Limasol'da Kıbrıslı Türk
öğrencilere yönelik açılması planlanan ilkokul, Papadopulos
yönetiminin ırkçı zihniyetine takıldı. Rum Eğitim
ve Kültür Bakanlığı, Kıbrıs Türk basınına
ilan vererek Kıbrıslı Türk öğretmen
aradığını duyurdu. Rum Eğitim
Bakanlığı kendi müfredat programı çerçevesinde 18.
Limasol İlköğretim Okulu'nda Kıbrıslı Türk çocuklara
eğitim verecek. Rum
yönetiminin bu tutumu üzerine Birleşmiş Milletler
aracılığıyla girişim başlatan Başbakan
Mehmet Ali Talat, "Dipkarpaz'da açılan okul nasıl
yürütüyorlarsa biz de güneydekini yürüteceğiz. Aksi halde güneyde sağlanan
statüyü biz de Dipkarpaz'da sağlayacağız" dedi Milli
Eğitim ve Kültür Bakanı Erbil Akbil de, Yunanistan'daki Türk
azınlık okullarına yapılan sistemin güneyde de
yapılmasına çalışıldığını
söyledi Öğretmen
arıyorlar Rum yönetimi
dün gazete ilanlarıyla, "Kıbrıs Cumhuriyeti Eğitim
ve Kültür Bakanlığı'nın 18. Limasol İlköğretim
Okulu'ndaki Kıbrıslı Türk öğrencilerin gereksinimleri
için Kıbrıslı Türk ilköğretim eğitmeni"
arandığını duyurdu. İlanda,
"ebeveynlerin, öğrencilerin ve eğitimcilerin iletişiminin
kolaylaştırılmasına ve okul saatlerine uygun olarak
çocuklara Türk dili öğretilmesine ilişkin olacaktır. Ücret her
45 dakikalık süre için 8.55 KL olarak saptanmıştır.
İlaveten, seçilecek olan eğitimciye oturduğu yerden iş
yerine ulaşımı için yol parası verilecektir"
denildi. "Girişim
başlattık" Konuyu
KIBRIS'a değerlendiren Başbakan Mehmet Ali Talat, Türk dili
eğitmeni arandığı ilanı üzerine Birleşmiş
Milletler aracılığıyla girişim
başlatıldığını söyledi. Rum
yönetimine Dipkarpaz'da okul açılması için herhangi bir ön
şart konmadığını söyledi ve şöyle konuştu: "Bizim
tutumumuz açık olarak ortaya kondu. Dipkarpaz'da okul açılması
için herhangi bir ön şart koymadık. Ancak bu okulu meclisten bir
yasa geçirerek yasal zemine oturtmak istiyorduk. Halen faaliyette olan
ilkokulu da bu yasa kapsamında ele almayı düşündük. Ancak Rum
tarafı ortaokulun ilkokulun statüsünde olmasını ısrar
etti. Biz de bunun üzerine bu okulun açılabilmesi için bir anlamda göz
yumarak bir anlamada esneklik göstererek herhangi bir yasa yapmadan ilkokulun
statüsündeki gibi Dışişleri Bakanlığı'na bu
okulun açılmasına karar verdik. Yasayı da bir anlamda
durdurduk. Bu arada Rum
tarafında bir ilkokul açılmasını istedik ve bu ilkokulun
da kuzeydeki gibi aynı statüde olmasını istedik. Rum
tarafı bunu önce oyaladı. Okulun şubatta
açılmasını istedik. Yarı yılda hiç olmazsa güneyde
bulunan ve hiç okula gitmeyen çocukların şubat ayında okula
başlamasını istedik. Bunun üzerine Rum yönetimi oyaladı,
geciktirdi ve yeni okul sezonuna açacaklarını ifade etti. Güneydeki
okulu 'Karpaz'daki statüyle açmanız lazım' dedik. 'Onu nasıl
siz yürütüyorsunuz bunu da biz yürüteceğiz. Aksi halde biz de aynı
şekilde davranacağız ve sizin güneyde
sağladığınız statüyü biz de Karpaz'da
sağlayacağız' dedik. Bunun üzerine Rum yönetimi yeni okul
döneminde yani eylülde açacağını duyurdu ve kendilerinin bu
konuyla ilgili düzenleme yaptığını söyledi. Ancak, bugün
(dün) bu ilanı gördük. Derhal Birleşmiş Milletler
aracılığıyla girişim başlattık. Aynen biz
Güney Kıbrıs'ta yapılan statü gibi Dipkarkaz'da da
yapacağımızı şeklinde uyardık" "Yunanistan'daki
azınlık okulları
yaklaşımı mevcut" Milli
Eğitim ve Kültür Bakanı Erbil Akbil de, Yunanistan'daki Türk
azınlık okullarına yapılan sistemin güneyde de yapmaya
çalışıldığını söyledi. "Azınlık
olarak değerlendirildik" diyen Akbil, Kıbrıs'ta iki toplum
olduğunu, Osmanlı ve diğer dönemlerde Kıbrıs Türk
eğitim otoritesi ve Kıbrıs Rum eğitim otoritesi
şeklinde ayırım olduğunu, tarihte hiçbir zaman Türk ve
Rum öğrencilerin aynı sınıfta
okumadığını anlattı. Bakan Akbil,
şunları söyledi: "Güneyde
yaşayan Kıbrıslı Türklerin özellikle ana dillerini
öğrenmesi gerektiği bir dönemde, sadece ilköğretimde Türkçe
öğretmekle o kültüre sahip olması mümkün değil. Burada
yaşadıkları ortamda farklı bir ortam olsa bile
ilköğretimde bütünlüklü eğitim önemli olduğu için güneydeki
Kıbrıslı Türk öğrencilere sahip çıkmak istiyoruz.
Bunu takip edeceğiz ancak bizim başvurumuz bu çerçevede
değildi. Buradaki yaklaşım Yunanistan'daki azınlık
okulları yaklaşımıdır. Bizim bunu kabul etmemiz
mümkün değil. Annan
Planı'nda da halkımızın onayladığı bu
çerçevedir. Biz yine de girişimlerimize devam edeceğiz. Biz ilan
verip Dipkarpaz'daki öğrencilere Rum eğitmen tutmadık. Rum
öğrenciler bu tarafta kendi öğretmenleri tarafından
eğitimlerini alıyor. Bunu insan hakları ihlalinden kurtulmak için
yaptıklarını düşünüyorum. Bizi azınlık olarak
benimseme yaklaşımları var." KIBRIS
17/03/05 İngiltere,
seçimlerden sonra Kıbrıs politikasında önemli
değişiklikler yapacak GÜL'DEN
SİTEM... İngiltere'deki Kıbrıslı Türklerin pasif
kalmasından yakınan Türkiye Dışişleri Bakanı
Abdullah Gül, "Rumlar buradaki güçlerini İngiliz hükümetinin
aleyhine kullanıyor. İngiltere'de yaşayan
Kıbrıslı Türkler, peki siz ne yapıyorsunuz?" diye
sordu İNGİLTERE,
SORUNUN FARKINDA... Gül: Kıbrıs sorununun en çok farkında olan
ülke İngiltere'dir. İngiltere AB'nin Kıbrıs ile ilgili
iki tüzüğünde yerine getirmemesi ile ilgili olarak büyük üzüntü duyuyor
ancak ülke şu anda önümüzdeki aylarda yapılacak genel seçimlerle
ilgileniyor. Seçimlerden sonra İngiltere'nin Kıbrıs
politikasında önemli değişiklikler olacak Eylem ERAYDIN
/ LONDRA Türkiye
Dışişleri ve Başbakan Yardımcısı Abdullah
Gül, Londra ziyareti sırasında kaldığı Park Lane
Hilton Oteli'nde düzenlediği sohbet toplantısında,
İngiltere'deki Kıbrıslı Türklerin pasif kalmasından
yakınarak, "Rumlar, buradaki güçlerini İngiliz hükümetinin
aleyhine kullanıyor. İngiltere'de yaşayan
Kıbrıslı Türkler, siz ne yapıyorsunuz?" diye sordu. Türkiye
Dışişleri Bakanı Gül, İngiltere'nin Kıbrıs
Türküne uygulanan tecridin haksızlığını
gördüğünü ve bunu üstüne giderek bu tecridin kaldırılması
yönünde destek verdiğini ancak şu anda seçim döneminden dolayı
burada yaşayan Kıbrıslı Rumların hükümete baskı
yaptığını söyledi. İngiltere'nin
bu anlamda Kıbrıs konusunda daha dikkatli
davrandığını ifade eden bakan Gül, konuyla ilgili olarak
şunları kaydetti: "Kıbrıs
sorununun en çok farkında olan ülke İngiltere'dir. İngiltere
AB'nin Kıbrıs ile ilgili iki tüzüğünde yerine getirmemesi ile
ilgili olarak büyük üzüntü duyuyor ancak ülke şu anda önümüzdeki aylarda
yapılacak genel seçimlerle ilgileniyor. Burada seçim vakti herkes bu
konuya ağırlık vermiş durumda. Burada yaşayan
Kıbrıslı Türkler ve Rumlar var. Rumlar ise buradaki güçlerini
hükümetin aleyhine kullanıyor. Ancak seçimlerden sonra
İngiltere'nin Kıbrıs politikasında önemli
değişiklikler olacak." Referandumdan
sonra Kıbrıs Türkü'ne verilen sözlerin tutulmamasıyla ilgili
düşüncelerini, "Kıbrıs Türküne verilen sözlerin yerine
getirilmemesinden dolayı AB mahcubiyet içindedir ve kendi içinde
sıkışmış durumdadır. Bunu aşmak için
uğraşıyor. Bu durumdan tüm AB ülkeleri de rahatsız"
şeklinde yorumlayan Türkiye Dışişleri Bakanı Gül,
Kıbrıs'ın birleştirilmesi hususunda da Türkiye
Cumhuriyeti'nin ve Kıbrıs Türk halkının Annan
Planı'na evet diyerek bu konudaki politikalarını açıkça
ortaya koyduğunu söyledi. Gümrük
Birliği prosedürüyle ilgili olarak açıklamalarına burada da
devam eden Türkiye Dışişleri Bakanı ve Başbakan
Yardımcısı Abdullah Gül, "Brüksel'e gidildi
konuşuldu. Ortada esas olan bir şey var. Türkiye'nin bu konuda
kesinlikle bir sorunu yok. Brüksel'in bu anlamda nasıl bir yol
izleyeceği hâlâ bilinmiyor sorun bizden kaynaklanmıyor. Şu
anda Türkiye'den Kıbrıs Rum tarafına mal akımı var.
Bütün Türk malları oraya gelebilir. Örneğin Paşabahçe oradaki
pazara rahatlıkla girebilir" dedi. KIBRIS
17/03/05 |
||||||
|
|
|
|||
|
|
|
18 Mart 2005 Birleşmiş Milletler sözcüsü,
Kıbrıs müzakerelerinin yeniden başlatılması
konusunda Rum tarafından herhangi resmi bir öneri yapılmadı
dedi. |
|
İlgili haberleri
değerlendiren bir BM yetkilisiyse, Rum Yönetiminin Birleşmiş
Milletler daimi temsilcisiyle, Genel Sekreterin Yardımcısı
Kireran Prendergast arasında geçen ay bir görüşme
gerçekleştiğini hatırlattı.
Ancak bu görüşmenin,
Papadopulosun müzakereler için resmi girişim yaptığı
şeklinde yorumlanamayacağı belirtildi.
Kıbrıs Rum Kesimi
lideri Papadopulos, dün, BM Genel Sekreteri Kofi Annana Kıbrıs
sorunu konusunda yeri girişim başlatılmasını
önerdiğini açıklamıştı. Ama bu öneriyi gerçekten
yapıp yapmadıkları ve içeriğinin ne olduğu
anlaşılamamıştı.
Rum Yönetimi Sözcüsü Kipros Hrisostomidis de Bir ay
kadar önce, Annan Planı esasları üzerinde yeni görüşmelere
hazır olduklarını BMye ilettiklerini
açıklamıştı. Fakat sözcü, bir soru üzerine ifadelerini daha
da belirsizleştirerek, Buna, yeni bir girişim önerme ya da sadece
görüşmelerin başlaması için isteğini dile getirme
denebileceğini söylemişti.
Rum Kesimi, çözümün takvime bağlanmaması
ve Annanın hakemliği olmaması şartıyla müzakerelerin
başlayabileceğini daha önce açıklamıştı.
Papadopulos'tan,
Annan'a öneri: Kıbrıs konusunda yeni girişim yap
Rum yönetimi
lideri Tasos Papadopulos, Kıbrıs Rum tarafının BM Genel
Sekreteri Kofi Annan'a, Kıbrıs sorunu konusunda yeni girişim
başlatmasını önerdiğini açıkladı.
Papadopulos,
Güney Kıbrıs'ı ziyaret eden Polonya Cumhurbaşkanı
Aleksander Kwasniewski'yle görüşmesi sırasında, önerinin
Annan'a, Rum yönetiminin BM Daimi Temsilcisi tarafından iletildiğini
söyledi.
Rum yönetimi
sözcüsü Kipros Hrisostomidis de dünkü olağan basın
toplantısında, Kıbrıs Rum tarafının "bir ay
kadar önce, Annan'ın önerdiği çözüm planı esasları üzerinde
yeni görüşmelere hazır olduğunu belirttiğine" dikkati
çekti.
Hrisostomidis,
Güney Kıbrıs'ın BM'deki Daimi Temsilcisi ile BM'nin siyasi
işlerinden sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı Kieran
Prendergast'ın yaptığı bir görüşmede, Rum
tarafının bu görüşlerini BM'ye duyurduğunu kaydetti ve
"Kıbrıs sorununu çözmek için yeni görüşmelere hemen
başlanmasına hazırız" dedi.
Soruları
da yanıtlayan Hrisostomidis, "buna, yeni girişim
yapılmasını önerme ya da sadece görüşmelerin
başlaması için isteğini dile getirme denilebileceğini, ne
denildiğinin önemli olmadığını" söyledi.
Rum sözcü,
BM'nin yanıt verip vermediğinin sorulması üzerine de,
"konunun incelenme ve değerlendirilme aşamasında
olduğunu, herhangi bir yanıtın Güney Kıbrıs'ın BM
Daimi Temsilcisi kanalıyla geleceğini
KIBRIS 18/03/05
Karar,
İngiltere hükümetinin siyasetine ters
|
İngiliz
Yüksek Komiserliği, Londra Toplu
Taşımacılığı'nın (LfT) KKTC turizminin
reklamının halka açık yerlerde, otobüs ve metrolarda
yapılmasını yasaklayan kararının İngiltere
hükümetinin güttüğü siyasetle çeliştiğini belirtti. Kıbrıs'taki
İngiliz Yüksek Komiserliği sözcüsü, Güney Kıbrıs'ta
yayınlanan Cyprus Mail'e konuyla ilgili verdiği demeçte,
İngiliz hükümetinin Kıbrıs Türkleri üzerinde uygulanan
ekonomik izolasyonun kaldırılması yönünde siyaset
yürüttüğünü, ancak LfT tarafından alınan kararın, bu
prensiplere ters düştüğünü ifade etti. Cyprus
Mail'in önceki günkü sayısında, LfT'nin bağlı olduğu
Londra Belediyesinin Başkanı Ken Livingston'un, Londra belediye
sınırları içerisindeki halka açık yerlerde, otobüs, tren
ve metrolarda KKTC turizminin reklam edilmesini yasakladığı
belirtilmişti. Habere göre
Londra Belediyesi tarafından şubat ayı sonu alınan karar,
KKTC reklamlarını yapan şirketlere bir mektupla iletildi. Ken
Livingston, KKTC turizminin reklamının yasaklanması
kararının, Londra'da yaşayan "200 bin
Kıbrıslı Rum'a yönelik hakaret sayılabileceği"
gerekçesiyle alındığını söyledi. LfT
tarafından alınan kararla İngiliz hükümetinin bir
ilişkisi olmadığını belirten İngiliz Yüksek
Komiserliği Sözcüsü "LfT, hükümete değil direkt olarak Londra
Belediyesi'ne hesap verir" dedi. İngiliz
Yüksek Komiserliği'nin yaptığı açıklamalar
ışığında TAK'a açıklama yapan Kıbrıs
Türk Otelciler Birliği Genel Sekreteri Hüseyin Aktığ, LfT ile
yapılan reklam sözleşmesi nedeniyle olayın ticari bir boyutu
olduğunu da söyledi. Atığ, "Bu tam bir
ayrımcılıktır. Kıbrıs Rumlarına yönelik
hakaretleri önlemeye çalışıyorlar ama bize hakarette
bulunuyorlar" dedi. Kıbrıslı
Rum tur operatörleri tarafından KKTC'nin Güney Kıbrıs turizm
dergilerinde "ulaşılmaz" olarak gösterildiğini
belirten Aktığ, yakıştırmanın yalan
olduğunu ifade ederek KKTC'ye her yıl 500 bin turistin geldiğine
işaret etti. Atığ,
TfL ile reklam standartlarını denetleme örgütlerine bu olayı
incelemesi için çağrıda bulundu. |
KIBRIS 18/03/05
***Avrupa'da
okumak artık hayal değil***
İNGİLTERE
VE ALMANYA'DA ÜCRETSİZ EĞİTİM... Milli Eğitim ve
Kültür Bakanlığı Yükseköğrenim Dairesi Müdürü Sema
Ebeoğlu, ailenin 1 yıllık gelirinin 20 bin sterlinin
altında olması halinde çocuklarının Almanya'daki bazı
üniversitelerden "ücretsiz" eğitim alabildiğini kaydetti
Yeliz K. SARICA
Kıbrıslı
Türklerin Avrupa'daki üniversitelerde eğitim görmesi artık hayal
değil.
Kıbrıslı
Türklerin geçmiş yıllarda maddi imkansızlıklar nedeniyle
Avrupa'daki kaliteli üniversitelerde okuması hayalden ibaretti...
AB
vatandaşı olan ve AB'nin öngördüğü şekilde bir
yıllık aile geliri "yoksulluk sınırında"
olan Kıbrıslı Türkler, Avrupa'daki üniversitelerde
"ücretsiz eğitim alma" hakkına sahip.
Avrupa'daki
üniversitelerde ücretsiz okumak isteyen Kıbrıslı Türklerin tek
yapması gereken, aile gelirinin 20 bin sterlinin altında
olduğunu ispatlaması.
Kıbrıslı
Türklerin, aile gelirinin yoksulluk sınırında olduğunu
belgelemek için de Vergi Dairesi'nden İngilizce "aile gelirini"
belirleyici dilekçe alması gerekiyor.
"Aile
geliri yoksulluk sınırında olmalı"
Güvenilir
kaynaklardan edinilen bilgiye göre, Avrupa'da eğitim görmek isteyen
Kıbrıslı Türklerin bir yıllık aile gelirinin Avrupa'da
yoksulluk sınırı diye belirlenen 20 bin sterlinin altında
olması şart.
Kıbrıslı
Türklerin internet aracılığıyla üniversitelere
başvurduğu ve "DSES" adı altında verilen formu
doldurduğu öğrenildi.
DSES formunun
doldurulması için Kıbrıslı Türklere, Vergi Dairesi'nin
yardımcı olduğu da tespit edildi.
"Kişisel
müracaatlar yaygın"
Milli
Eğitim ve Kültür Bakanlığı Yükseköğrenim Dairesi
Müdürü Sema Ebeoğlu, yurtdışında eğitim görmek isteyen
öğrencilerin internet aracılığıyla
yazıştığını söyledi.
Ebeoğlu,
İngiltere'deki okullarda kabul gören öğrencilerin gelirleri belli bir
kriterin altında olması halinde okul harcı ödemediklerini
belirtti.
Ebeoğlu,
ailenin 1 yıllık geliri 20 bin sterlinin altında olması
halinde İngiltere ve Almanya'daki bazı üniversitelerden "ücretsiz"
eğitim alabildiğini kaydetti.
Aşçıoğulları:
Son bir yılda yaklaşık 100 müracaat
Vergi Dairesi
Müdürü Taney Aşçıoğulları, 3'üncü ülkelerde okumak isteyen
öğrencilerin daireden "maaş bordosu" niteliğinde aile
gelirini belirleyici belge verildiğini kaydetti.
Aşçıoğulları,
Vergi Dairesi'ne 2004-2005 yılları arasında aile gelirlerini
belirleyici, devlet dairesinde çalışan 100'ün üzerinde öğrenci
velisinin müracaat ettiğini anlattı.
Aşçıoğulları,
şöyle konuştu:
"Dairemizin
vermiş olduğu belge yurtdışındaki üniversiteler
tarafından kabul görüyor. Aile geliri düşük olan öğrenciler,
yurtdışındaki üniversitelerde ücretsiz okuma hakkına sahip
oluyor.
Bize müracaat
eden kişilerin gelirini sterlin bazına çeviriyoruz ve İngilizce
dilinde yazıyoruz. Özel sektörde çalışanlara da aynı
muameleyi yapıyoruz. Ancak özel sektörden kaç kişinin müracaat
ettiği tutanaklarımızda yok."
KIBRIS 18/03/05
|
18 Mart 2005
NTV- Rice
mesajında, izolasyonların azaltılması yönünde adımlar
atmaya devam edeceklerini söyledi.
ABD Dışişleri
Bakanı Rice, ABDnin Güney Kıbrıs Büyükelçisi Michael Klosson
aracılığıyla ilettiği sözlü kutlama mesajında,
Sizi, almış olduğunuz liderlik sorumluluklarından
dolayı kutluyoruz ifadesini kullandı.
Rice, mesajında Seçimde elde edilen
başarıyı, Kıbrıslı Türklerin adada anlaşma
ve barış dolu bir birleşme için kapsamlı onayının
yeniden tasdik edilişi olarak yorumladığını belirtti.
ABD Dışişleri Bakanı,
Talatın seçimlerden sonra Kıbrıs Rum tarafıyla
görüşmeye hazır olduğunu beyan etmesini de memnuniyetle
karşıladığını da söyledi ve ilerleme kaydedilmesini
umut ettiklerini belirtti.
İZOLASYONLAR KONUSUNDA ADIM SÖZÜ
Rice mesajında, ABDnin, BM Genel
Sekreterinin 2004 yılı çözüm planı kapsamında
Kıbrısta çözüm için sarf edeceği çabaları desteklemeye
devam edeceğini bildirdi.
Condoleezza Rice, Çözüme yardımcı olacak
alt yapıyı oluşturmak için, büyüme ve fırsatlar konusunda
ve izolasyonların azaltılması yönünde Kuzeyde ileri
adımlar atmaya devam edeceğiz dedi.
Rice, Başbakan Mehmet Ali Talata yeni görev
süresinde başarı diledi ve Devamlı ve kapsamlı bir çözüm
için ilgili tüm taraflarla çalışmak için
sabırsızlandığını belirtti.
Oyuna
geldik
Sefa KAPLAN
1975te ölen ünlü tarihçinin, 1966da yazdığı ve Türkçeye yeni aktarılan Hatıralarında pek çok gerçek ortaya çıktı.
Tarihçi Arnold
Toynbee, hatıralarında, Lord James Bryce ile yazdığı
ve Ermeni iddialarına kanıt olarak gösterilen Mavi Kitapı da
anlatarak, Hükümetin propaganda için hazırlattığını
bilseydik yapmazdık diyor. Toynbee, 1915teki Ermeni tehcirinin
amacının güvenlik önlemi olduğunu, ABDnin aynı şeyi
Pearl Horbour sonrası Japon asıllı Amerikalılara
yaptığını söylüyor.
LORD James Bryce ile birlikte yazdıkları Blue
Book-Mavi Kitapın, İngiltere hükümeti tarafından Alman
karşıtı propaganda amacıyla
hazırlatıldığını bilmediklerini söyleyen ünlü
tarihçi Arnold Toynbee, 1966da yazdığı kitap için, Bilseydik
böyle bir şeyi yapmazdık diyor. 1975te ölen Toynbee,
Klasik Yayınları tarafından Türkçeye aktarılan Hatıralar:
Tanıdıklarım adlı kitabında, Türkiyedeki
dostları ve Ermeni tehciri için de, Mavi Kitaptan çok farklı
şeyler söylüyor:
TÜRKLERLE DOSTLUĞUM
Birçok Türk arkadaşım olmuştur ki, onlarla çok yakın
dostluklar kurdum. Türklerle aramdaki bu kişisel dostlukları
nasıl kurabildim? 1915te Osmanlı İmparatorluğundaki
Ermeni hadisesi hakkında gösterilen tavırlar hususunda Lord Bryce
için hazırladığım kitap Türklerle aramda kurduğum
dostluğun temelini oluşturmaktadır. Ermeni meselesi
hakkındaki araştırmalarımda takip ettiğim yol sayesinde,
bu olayın muhataplarıyla aynı vatanı paylaşan
insanlarla arkadaşlık kurabilmiştim (s. 282)
Öyle anlaşılıyor ki, Toynbee,
hazırladığı kitabın içeriğinden Türk
dostlarını haberdar etmiş. Buna rağmen, ne kitabın
hazırlık aşamasında ne de daha sonra kendisine herhangi bir
tepki gösterilmemiş. Öyle ki, yıllar sonra Çankayaya çıkıp
Mustafa Kemalla uzun uzun sohbet bile ediyor. Toynbee, Ermeni
tehciri sırasında Türklerin şiddet
uygulamadığını söyleyerek bunu şöyle
gerekçelendiriyor:
JANDARMANIN ESERİ
Ermenilerin yerli Türk komşuları tarafından böylesi bir
muameleye tabi tutulmadıkları açıkça ortadaydı. Bu
komşular olayların büyük kısmını pasif bir
şekilde izlemişlerdi. (Tabii ki bu da oldukça kötüydü). Birkaç olayda
yerli Türklerin, Ermeni dostlarına yardım etmek üzere ellerinden
eleni yaptıklarına dair kanıtlar da vardı. İstanbul
hükümetinin emriyle Ermeniler yurt dışına
çıkartılmıştı. Aslında yerli insanlarla
bağlantıları olmayan jandarmalar ve askerler bu emirleri yerine
getirmişlerdi. Bu hakikatler şunu göstermektedir ki insanlar
ilişki içinde oldukları kişilere karşı şiddet
uygulamak istemezler.
(s. 282)
Mavi Kitap nasıl yazıldı
O tarihlerde İngiltere Krallığı hükümetinin bu
(propaganda) faaliyetlerinden habersizdim. Sanırım Lord Bryce da öyleydi.
Belki de bu bir şanstı. çünkü eğer gözlerimiz
açılsaydı sanırım ne Lord Bryce ne de ben, İngiltere
Krallığı hükümetinin yüklediği bu işi yapardık.
Biz bu görevi yerine getirmek için en halis niyetlerle
çalışıyorduk (...) Majestelerinin hükümeti Ermeniler
hakkında bir kitap yazılmasını istediğinde Lord Bryce
bu siyasal ilişkileri farketmiş olsaydı sanırım
teklifi redderdi. Dürüstlüğüyle tanınan bir insandı. Amerikan
kaynaklarına ulaşabiliyordu ve Amerikada kendisine büyük bir
saygı duyuluyordu (...) Eminim ki söz konusu kitabın (Blue Book /
Mavi Kitap) yazılmasının gündeme geldiği dönemde bu
işin arkasındaki politik güdünün farkına varmış
olsaydım Lord Bryceın dairesine doğru yürürken çok
rahatsızlık hissederdim.
(s. 174-180)
Tehcirin amacı siyasi
TOYNBEEnin Ermeni tehcirinin siyasal gerekçelerini de kitabında
sıralıyor:
Dikkat edilmesi gereken bir nokta vardır ki o da şudur: Üç
kişinin kurduğu hükümetin Osmanlıdaki Ermenilere
yaptığı muamelede öne sürdüğü sebepler kişisel
değil, siyasi idi. Anadolunun batısında yaşayan
Yunanlılar gibi Ermeniler de bir gün Osmanlı
İmparatorluğundan kendilerine bir devlet koparabilecekleri ümidini
taşımışlardı. Yunanlıların ve Ermenilerin
siyasi amaçlarının meşruiyeti yoktu. Çünkü iki grup da Türkler
arasında azınlıktaydı. İstekleriyle Türk
İmparatorluğunu bölmeyi amaçlıyorlardı. Yalnız bu
Türk halkına ciddi haksızlıklar yapılmadan
gerçekleştirilemezdi (...) Türk yetkilileri yerli Ermeni toplumunun Rus
istilacılar için beşinci kol olarak çalışabileceğini
keşfetmişlerdi. Ermenileri savaş bölgesinden çıkartma
kararı aldılar. Bu da bir güvenlik önlemi olarak
değerlendirilebilir. Benzer koşullar altında başka
hükümetler de benzer kararlar almışlardır. Mesela Pearl
Harborda Japonlar, Amerikan donanmasına saldırdıktan sonra
Amerikan hükümeti Japon asıllı Amerikalıları Pasifikten
çıkarıp Mississippi havzasına yerleştirmişti.
(s.283-284)
HURRIYET 19/03/05
Öğretmenden
büyük tepki
KIBRISLI
TÜRKLERİN HAKLARINA SALDIRI... Kıbrıs Türk Öğretmenler
Sendikası (KTÖS), "Kıbrıs Cumhuriyeti
Anayasası"nın eğitimle ilgili bütün konuların
yönetimini iki topluma verdiğini belirterek Limasol'da yaşayan
Kıbrıslı Türklerin çocuklarının ana dillerinde eğitim
almaları için ilkokul açılması taleplerine karşı
çıkan Rum yönetimini eleştirdi. KTÖS Genel Sekreteri Şener
Elcil, Rum eğitim bakanlığının anayasaya
aykırı olmasına karşın kendi bünyesinde
Kıbrıslı Türk öğretmen istihdam etmeye çalışmasını,
Kıbrıslı Türklerin "1960 Kıbrıs Cumhuriyeti
Anayasası"ndaki haklarına bir saldırı olarak kabul
ettiğini bildirdi
IRKÇI
ANLAYIŞ, ADAMIZI KALICI BÖLÜNMEYE GÖTÜRÜR... Şener Elcil: "Bu
ırkçı anlayış, yıllardır Kıbrıslı
Türk ayrılıkçılarla işbirliği yapan bir
anlayıştır ve adamızı kalıcı bölünmeye
götürmektedir. Yine bu siyasi anlayış 1960 Kıbrıs
Cumhuriyeti Anayasası'nı çiğneyen ve Kıbrıs
Cumhuriyeti makamlarının ırkçı bir anlayışla
işgal edildiğini açıklıkla ortaya koyan bir siyasetin
ürünüdür. Konuya olan duyarlılığımızı
sürdüreceğimizi duyurur, ırkçı yaklaşımlarla
Kıbrıslı Türklerin 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti'ndeki
haklarına yönelik bu dışlamacı saldırıyı
şiddetle protesto ederiz
AİHM'DE
DAVA AÇILACAK... Rum eğitim bakanlığıyla
işbirliğini hiçbir zaman reddetmediklerini, her zaman
işbirliğine hazır olduklarını ortaya koyup tekliflerde
bulunduklarını, ancak Rum eğitim
bakanlığının ve örgütlerin, kendi planlamasındaki
hedeflerini dahi yapmadığını belirten Şener Elcil,
geri adım atmaması halinde, Rum yönetiminin tutumuna karşılık
öncelikle yerel mahkemelerde, ardından da Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesi'nde dava açma kararı aldıklarını kaydetti
Kıbrıs
Türk Öğretmenler Sendikası (KTÖS), "Kıbrıs Cumhuriyeti
Anayasası"nın eğitimle ilgili bütün konuların
yönetimini iki topluma verdiğini belirterek Limasol'da yaşayan
Kıbrıslı Türklerin çocuklarının ana dillerinde
eğitim almaları için ilkokul açılması taleplerine
karşı çıkan Rum yönetimini eleştirdi.
Rum eğitim
bakanlığının anayasaya aykırı olmasına
karşın kendi bünyesinde Kıbrıslı Türk öğretmen
istihdam etmeye çalışmasını, Kıbrıslı
Türklerin "1960 Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası"ndaki
haklarına bir saldırı olarak kabul ettiğini belirten KTÖS
Genel Sekreteri Şener Elcil şöyle dedi:
"Bu
ırkçı anlayış, yıllardır Kıbrıslı
Türk ayrılıkçılarla işbirliği yapan bir
anlayıştır ve adamızı kalıcı bölünmeye
götürmektedir. Yine bu siyasi anlayış 1960 Kıbrıs
Cumhuriyeti Anayasası'nı çiğneyen ve Kıbrıs
Cumhuriyeti makamlarının ırkçı bir anlayışla
işgal edildiğini açıklıkla ortaya koyan bir siyasetin
ürünüdür.
Konuya olan
duyarlılığımızı sürdüreceğimizi duyurur,
ırkçı yaklaşımlarla Kıbrıslı Türklerin 1960
Kıbrıs Cumhuriyeti'ndeki haklarına yönelik bu
dışlamacı saldırıyı şiddetle protesto
ederiz.
Kıbrıs
Türklerini temsil etmeyen ve Güney Kıbrıs'ta Kıbrıs
Cumhuriyeti makamlarını işgal altında tuttuğunu bir
kez daha açıklıkla ortaya koyanları, aynen adanın
kuzeyindeki statükoculara yaptığımız gibi, her türlü
demokratik ve hukuksal mücadele ile geriletmek için mücadelemizi
yükselteceğimizi tüm Kıbrıslılara duyururuz..."
Ledra Palace'ta
üç dilde basın toplantısı
KTÖS, konuyla
ilgili düşünceleri, dün Ledra Palace Hotel'de düzenlediği ve
Kıbrıslı Türk ve Rum gazetecilerin katıldığı
basın toplantısında duyurdu. Basın toplantısında,
KTÖS'ün yazılı açıklaması, Türkçe, İngilizce ve Rumca
dillerinde okundu.
Basın
toplantısının başında konuşan KTÖS Genel
Sekreteri Şener Elcil, sendikasının çözümden yana olduğunu
vurgulayarak Kıbrıslı Türkler ve Rumlar arasında buna
karşı olanları eleştirdi. Elcil, iki toplumun da "1960
Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası"nın dışına
çıkmasına karşı olduklarını söyledi.
"Kıbrıs
Cumhuriyeti Anayasası"na göre her toplumun kendi dilinde eğitim
almasının temel hak olduğunu anımsatan Elcil, Rum
yönetiminin Limasol'da Türk okul açılması talebine karşılık
Türk öğretmen istihdamına yönelmesinin Anayasa'ya aykırı
olduğunu kaydetti.
Şener
Elcil, KTÖS'ün "Kıbrıs Cumhuriyeti"ne bağlı ve
saygılı bir örgüt olduğunu da dile getirdi.
"Dava
açacağız"
KTÖS Genel
Sekreteri Elcil, soruları yanıtlarken ise, Rum eğitim
bakanlığıyla işbirliğini hiçbir zaman
reddetmediklerini, her zaman işbirliğine hazır
olduklarını ortaya koyup tekliflerde bulunduklarını, ancak
Rum eğitim bakanlığının ve örgütlerin, kendi
planlamasındaki hedeflerini dahi yapmadığını belirtti.
Elcil, bunun da, Rum tarafındaki eğitim örgütlerinin,
"Papadopulos yönetiminin" kontrolü altında olduğunu
gösterdiğini ifade etti.
Elcil,
"Karpaz Rum okulu açılırken de öğretmen sorunu
yaşanmadı mı" sorusuna karşılık, iki konunun
farklı olduğunu söyledi ve "Papadopulos yönetimi 1960
Anayasası'na saygı göstermiş olsaydı, Türklerin eğitim
haklarına da saygı gösterirdi" dedi.
Şener
Elcil, başka bir soruya karşılık, geri adım
atmaması halinde, Rum Yönetimi'nin tutumuna karşılık
öncelikle yerel mahkemelerde, ardından da Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesi'nde dava açma kararı aldıklarını da belirtti.
"İşbirliği
kinin ortadan kalmasını getirecektir"
KTÖS'ün üç
dilde okunan açıklamasında ise, Kıbrıs'ta yaşanan
siyasi olayların, iki toplumun eğitim sistemini yakından
etkilediği belirtilerek, "eğitim alanında
işbirliği insanlarımız arasındaki kin, nefret, düşmanlık
ve önyargıların ortadan kalkmasını getirecektir"
denildi.
Açıklamasında,
özellikle bu konuda Rum meslektaşlarıyla daha yakın
işbirliği imkanlarını yakalamak için yaptıkları
tüm girişimlere rağmen, gerekli karşılığı
bugüne kadar göremediğini ifade eden KTÖS, şunları da dile
getirdi:
"Düşündürücü"
"Rum
eğitim bakanlığının bu yıl
yayınladığı çalışma programında Rum ve Türk
öğrenciler arasında işbirliği ve etkinlikler
yapılmasını yazılı olarak istediği halde, tüm
ısrarımıza rağmen hiçbir adımın atılmaması,
eğitimin de siyasete alet edildiğinin bir göstergesidir.
Yine
geçtiğimiz ay karma bir okul olan İngiliz Okulu'ndaki
sınıflarda bulunan ikonların kaldırılması ve
öğrencilerin Yunanistan'daki dini merkezlere yapacağı ziyaretin
okul yönetimince iptal edilmesinin ardından, kararın okul aile
birliği başkanı Mrs. Pittas'ın 'Ortadoks
Hıristiyanlık saldırı altında' içerikli bir bildiri
ile kınanması ırkçılığın ve dini
tutuculuğun geldiği nokta açısından
düşündürücüdür."
KTÖS,
basın toplantısında, gazetecilere
dağıttığı yazılı
açıklamasının yanında, Karpaz'daki Rum okuluna verdiği
desteği belirten fotoğrafları, "Kıbrıs
Cumhuriyeti Anayasası"nın iki topluma verdiği eğitimle
ilgili hakların ve Rum eğitim bakanlığının
planlamasındaki hedeflerin fotokopisini de verdi.
KIBRIS 19/03/05
Londra'da
inadına tanıtım
KKTC, PES
ETMEDİ... Kuzey Kıbrıs reklamlarının Londra
Belediyesi'nin denetimindeki ulaşım araçları ve tesislerinde
yasaklanması üzerine Londra'daki Kuzey Kıbrıs Turizm Merkezi, 14
Mart 2005'ten itibaren yeni bir tanıtım hamlesi başlattı
300 NOKTADA DEV
POSTERLER... Londra'nın işlek cadde, meydan ve
kavşaklarında 300 noktada 12x3 metre ve 6x3 metre boyutlarında
dev KKTC posterlerinin teşhir edildiği tanıtım
kampanyası, 140 bin sterline mal olacak ve mart ayı sonuna kadar
devem edecek
BOZULMAMIŞLIK
İMAJI... Ekonomi ve Turizm Bakanlığı'nın
desteğinde yürütülen ve Kuzey Kıbrıs'ın
bozulmamışlık imajını yaygınlaştırma ve
pekiştirme amacını güden kampanya için hazırlanan ve
"North Cyprus- A sanctuary of unspoilt beauty- Kuzey Kıbrıs -
bozulmamış güzelliklerin sığınağı"
mesajını içeren posterler, kampanya sonuna kadar yaklaşık
4.2 milyon Londralı tarafından görülmüş olacak
Kuzey
Kıbrıs reklamlarının Londra Belediyesi'nin denetimindeki
ulaşım araçları ve tesislerinde yasaklanması üzerine
Londra'daki Kuzey Kıbrıs Turizm Merkezi, 14 Mart 2005'ten itibaren
yeni bir tanıtım hamlesi başlattı.
Londra'nın
işlek cadde, meydan ve kavşaklarında 300 noktada 12x3 metre ve
6x3 metre boyutlarında dev posterlerin teşhir edildiği
tanıtım kampanyası, 140 bin sterline mal olacak ve mart ayı
sonuna kadar devem edecek.
Ekonomi ve
Turizm Bakanlığı'nın desteğinde yürütülen ve Kuzey
Kıbrıs'ın tatil destinasyonu olarak bozulmamışlık
imajını yaygınlaştırma ve pekiştirme
amacını güden kampanya için hazırlanan ve "North Cyprus- A
sanctuary of unspoilt beauty- Kuzey Kıbrıs - bozulmamış
güzelliklerin sığınağı" mesajını içeren
posterler, kampanya sonuna kadar yaklaşık 4.2 milyon Londralı
tarafından görülmüş olacak.
Ekonomi ve
Turizm Bakanı Derviş Kemal Deniz, konuya ilişkin
açıklamasında şunları söyledi:
"Yeni
tanıtım kampanyası ilk günden büyük bir etki yarattı.
Turizm merkezimize çok olumlu tepkiler geliyor. Kampanyanın
tanıtım çalışmalarımıza önemli bir katkı
yapacağına inanıyorum.
Kampanyanın
tek amacı tanıtım olmakla birlikte, bunun Kıbrıs Türk
turizminin önünü kesmeye çalışanlara da anlamlı bir mesaj
olacağını zannediyorum.
Kuzey
Kıbrıs'taki otellerin ve diğer turistik tesislerin
"Maraş"a dönüşmesini amaçlayan bütün Rum veya Rum
sempatizanı engellemelere rağmen Kuzey Kıbrıs turizminin
İngiltere pazarında ve son yıllarda
sağladığı olumlu gelişmenin sürekli hale getirilmesi
için tanıtım çalışmalarına devem edilecektir.
Nitekim 2005
Ocak ayında İngiltere'den gelen turist sayısının geçen
yılın ocak ayına kıyasla %39 arttığını
gösteren turizm istatistikleri, İngiltere pazarındaki gelişmenin
sürekli olacağına ve gerçekleştirilen yüksek oranlı
artışların önümüzdeki yıllarda da devam edeceğine dair
ilk işareti vermiştir."
KIBRIS 19/03/05
Yeni dönem
başlıyor
|
NEREDEN
NEREYE?... 1976'da yüzde 76.6'lık ezici bir oy oranı ile ilk kez
cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturan Rauf Denktaş,
UBP'nin desteğiyle 1995'e kadar dört kez seçimi ilk turdan kazandı.
Ancak "Denktaş-Eroğlu" kavgası, 1995'te seçimi
ikinci tura taşıdı, ilk turda yüzde 40.4 oranında oy alan
Denktaş, sonuçta ipi göğüsledi. 2000 seçimleri ise yarım
kaldı, Eroğlu seçimden çekilince Denktaş yüzde 43.68'le hükmen
galip ilan edildi. 2005 seçimlerinde ise Denktaş artık
yarışta yok... YARIŞIN
FAVORİSİ TALAT... 20 Şubat seçimlerinde yüzde 45'lik oy
oranı ile toplumda her iki kişiden birinin oyunu alan CTP,
cumhurbaşkanlığı seçimlerinde hep yer aldı. CTP,
cumhurbaşkanlığı seçimlerinde en yüksek oy oranına,
1976'daki adayı Ahmet M. Berberoğlu ile ulaştı ve yüzde 21.8
oy aldı. Özker Özgür döneminde CTP'nin oyları yüzde 12-18'e
geriledi. Yarışa ilk kez 2000 yılında katılan Mehmet
Ali Talat ise sadece yüzde 10 oranında oy almıştı. Ancak
şimdi Talat, yarışın en büyük favorisi durumunda TKP'NİN
KARNESİ... 20 Şubat seçimlerinde barajı geçemeyerek ilk kez
meclis dışında kalan TKP de
cumhurbaşkanlığı yarışına ilk kez 1981'de
Ziya Rızkı ile katılmış ve yüzde 30.5'lik oranla
tarihinin en yüksek oyunu almıştı. 1985'te Alpay Durduran
döneminde bu olaylar yüzde 9.5'e, 1995'te Mustafa Akıncı döneminde
14.2'ye, 2000'de de yine Akıncı ile yüzde 11.70'e düştü.
TKP'nin 2005 adayı ise parti genel başkanı Hüseyin Angolemli.
Bu süreçte BDH'yı kurup başına geçen Akıncı ise
milletvekilliği seçim sonuçları nedeniyle yarışa
katılmama kararı aldı Dilek
ÇETEREİSİ Kıbrıs
Türkü, federe devletten başlayarak cumhuriyetin kurulmasına ve
günümüze dek geçen son 30 yılda 7'nci kez cumhurbaşkanını
seçmek için 17 Nisan'da sandık başına gidiyor ve halk ilk kez
bu seçimde aralarında Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın
bulunmadığı adaylar arasında tercih yapacak. 17 Nisan'da
cumhurbaşkanlığı için Cumhuriyetçi Türk
Partisi/Birleşik Güçler(CTP/BG) Genel Başkanı ve Başbakan
Mehmet Ali Talat, Ulusal Birlik Partisi (UBP) Genel Başkanı
Derviş Eroğlu, Demokrat Parti (DP) Genel Sekreteri Mustafa
Arabacıoğlu, Toplumcu Kurtuluş Partisi (TKP) Genel
Başkanı Hüseyin Angolemli, Kıbrıs Sosyalist Parti(KSP)
adayı Zehra Cengiz, Yeni Parti (YP) Genel Başkanı Nuri Çevikel
ve bağımsız adaylar Zeki Beşiktepeli, Ayhan Kaymak ve
Arif Salih Kırdağ yarışacak. Denktaş'ın
ilk kez yer almadığı bu seçimin en büyük favorisi olarak da
Mehmet Ali Talat gösteriliyor. Kasım
2002'de ortaya çıkan Annan Planı ve ardından yaşanan
referandum sürecinde çözüm ve AB vizyonuyla, çözüm
karşıtlarına karşı büyük mücadeleler veren CTP,
bunun semeresini önce 14 Aralık 2003, sonra da 20 Şubat 2005
seçimlerinde gördü. Kısa
sürede oy oranını yüzde 45'e çıkaran CTP, 24 milletvekili ile
hükümetin de büyük ortağı oldu. 20 Şubat seçimlerinin
rüzgarı ile 17 Nisan cumhurbaşkanlığı seçimlerine
giden CTP'nin adayı, Başbakan Mehmet Ali Talat,
yarışı ilk turdan yüzde 60+ oy oranı ile tamamlamayı
hedefliyor. Talat'ın
aksine diğer adaylardan hiçbirinin bu yarışta bir hedefi
bulunmuyor ve kimileri, seçimin ikinci tura kalacağı söylemlerini
ileri götürmeye çalışıyor. Çok
değil yaklaşık bir ay sonra yeni cumhurbaşkanı
seçilecek ancak geçmişten günümüze cumhurbaşkanlığı
seçimlerinde kimler boy gösterdi, kim ne kadar oy aldı sorusuna
yanıt bulabilmek için tozlu rafları karıştık. 1974
Barış Harekatı'nın ardından Otonom Kıbrıs
Türk Yönetimi altında kendi sınırları içinde
yaşamaya başlayan Kıbrıs Türkü,
cumhurbaşkanlığı seçimleri için ilk sandık
başı deneyimini Kıbrıs Türk Federe Devleti (KTFD)
döneminde 1976 yılında yaşadı. Türk halkı 1976'dan
günümüze dek son 30 yılda da cumhurbaşkanı olarak tek bir
ismi, Rauf Denktaş'ı bildi. Denktaş'ın
grafiği 1976, 1981,
1985, 1990, 1995 ve 2000 yıllarında 6 kez üst üste
cumhurbaşkanı seçilen Rauf Denktaş, ilk kez bu yıl
yapılacak yarışta yer almıyor. Seçim
sonuçlarına baktığımızda, Denktaş'ın
önceleri hayli yüksek olan başarı grafiğinin giderek
düştüğünü görüyoruz. Önceleri
UBP'nin desteğiyle yarışı büyük bir farkla kazanan
Denktaş, UBP Genel Başkanı Derviş Eroğlu ile kavgaya
tutuşunca son 2 seçimde ikinci tura kaldı. Kasım
2002'de ortaya çıkan Annan Planı'nın ruhuna karşı
çıkarak bu tutumunda ısrarcı olan Denktaş, 2005
seçimlerine katılmıyor. İlk iki
seçimde UBP'nin adayıydı 20 Haziran
1976'da ve 28 Haziran 1981'de yapılan KTFD başkanlık
seçimlerinde Denktaş, bu yarışa UBP'nin adayı olarak
katılmıştı. Denktaş,
1976 seçimlerinde yüzde 76.6'lık ezici bir çoğunlukla ipi
göğüslerken, yarışta CTP'nin adayı Ahmet Mithat
Berberoğlu yüzde 21.8, bağımsız adaylar Dr. Servet Sami
Dedeçay ile M. Şevki Lusignan yüzde 0.8'er oranında oy
alabilmişti. Bu yarışta sol Denktaş'ın
karşısına tek bir aday çıkarmıştı. Denktaş
için 1976 yılında aldığı yüzde 76.6'lık oy,
tarihinde gördüğü en yüksek oy oranı olmuştu. 1981
seçimlerinde ise Denktaş'ın karşısındaki aday
sayısı 4 olmuştu. CTP'nin yanı sıra TKP de
yarışta yerini almıştı. CTP'den Özker Özgür, TKP'den
de Ziya Rızkı UBP'nin adayı Denkaş'ın
karşısında "ben de varım" demişti. 1981
seçimlerinde Denktaş yüzde 51.7'lik oy oranı ile seçimi
kazanırken, Özker Özgür yüzde 12.7, Ziya Rızkı yüzde 30.5,
Hüsamettin Tanyar (DHP) yüzde 4.8, Dr. Servet Sami
Dedeçay(bağımsız) ise yüzde 0.3 oy almıştı. KKTC'nin 1983
yılında ilan edilmesinin ardından 5 Mayıs 1985'te
yapılan ilk KKTC cumhurbaşkanlığı seçimlerinde ise
Denktaş yarışa UBP'nin adayı değil,
bağımsız olarak katılmıştı. Ancak UBP'nin
desteği ile yarışa giren Denktaş, yine çok yüksek bir oy
oranı ile yüzde 70.2 ile cumhurbaşkanı koltuğunu korumuştu.
1985
seçimlerinde aday sayısı 6'ya yükselirken, sol partiler de bu
yarışta yeniden yer almıştı. CTP'den Özker Özgür'e
yüzde 18.3, TKP'den de Alpay Durduran'a yüzde 9.5 oranında oy
çıkmıştı. 22 Nisan
1990'da yapılan cumhurbaşkanlığı seçimlerinde ise
sol partiler CTP ve TKP'nin desteklediği bağımsız aday
İsmail Bozkurt, Denktaş'a rakip çıkmıştı.
Denktaş ise UBP'nin güçlü desteğiyle yarışta yer
almış ve sonuçta yüzde 66.7'lik oy oranı ile zaferi
kazanmıştı. Bozkurt ise yüzde 32.1'lik oy oranında
kalmıştı. YKP'nin adayı Alpay Durduran'a giden oylar da
yüzde 1.2'yi geçmemişti. Ve
Denktaş düşüşe geçti... 1995'e
gelindiğinde ise sağ cephede işler
karışmıştı. Eroğlu ile Denktaş'ın
arası açılmış, UBP kan kaybetmeye
başlamıştı. Nitekim UBP içerisinde başlayan ve Rauf
Denktaş'ın oğlu Serdar Denktaş'ın da aralarında
bulunduğu bir grup milletvekilinin "9'lar hareketi", sonuçta
Demokrat Parti'ye (DP) dönüşmüştü. Eroğlu-Denktaş
kavgasının gölgesinde gidilen 15 Nisan 1995
cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Denktaş'ın
karşısında UBP'nin adayı genel başkan Derviş
Eroğlu vardı. Ve ilk kez bu seçimde hiçbir aday oyların
yarıdan bir fazlasını alamamış ve seçim ikinci tura
kalmıştı. İlk
turda Denktaş büyük bir oy kaybına uğrayarak yüzde 40.4'e
gerileyerek, Eroğlu da yüzde 24.1 oranında oy
almıştı. 22 Nisan'da
yapılan ikinci tur seçimde Denktaş yüzde 62.5'lik oyla zaferi
kazanırken, Eroğlu yüzde 37.5'te kalmıştı. 15 Nisan 2000
seçimlerinden de benzeri bir tablo çıktı. Doruğa çıkan
Eroğlu-Denktaş kavgasının hakim olduğu Nisan 2000
seçimleri de ilk turda bitememişti. Denktaş'ın
oyları yüzde 43.68'e gerilerken, Eroğlu da yüzde 30.15'le
yetinmişti. Bu kez tüm gözler 22 Nisan'da yapılacak ikinci tura
çevrilmişken, Eroğlu bugün dahi açıklayamadığı
bir nedenle 19 Nisan'da yarıştan bir anda çekildi ve ikinci tur
seçime gerek kalmadan Denktaş hükmen galip ilan edildi. Solda
nostalji... Denktaş
cephesinde başarı grafiğinin giderek düştüğünü
gösteren bu nostalji turunda, sol oyların analizi de büyük önem arz
ediyor. Ülkemizde
KTFD döneminde ilk başkanlık seçiminin
yapıldığı 20 Haziran 1976'da CTP'nin adayı Ahmet
Mithat Berberoğlu, oy kullanan 56 bin 718 seçmenin 11 bin 739'unun
desteğiyle yüzde 21.8'lik oy aldı. Beş
yıl sonra yapılan 1981 KTFD başkanlığı
seçimlerine katılan sol partiler 2'ye çıktı ve bu
yarışta CTP adına Özker Özgür, TKP adına da Ziya
Rızkı yarıştı. Özgür ve
Rızkı'nın yer aldığı 1981 seçimlerinde sol
oylar, tarihinin en yüksek oranına ulaştı. Sol oylar daha
sonra yapılan 1985, 1990, 1995 ve 2000 seçimlerinde giderek kan
kaybetti. 1981'de sol
partilerin aldığı oy oranı yüzde 43.2 iken, bu
oylar,1985'te yüzde 27.8'e, 1990'da yüzde 33.3'e, 1995'te yüzde 35'e ve
önceki gün yapılan 2000 seçimlerinde de yüzde 24.33'e düştü. 1981'de
TKP'nin adayı Ziya Rızkı, oy kullanan 75 bin 51 seçmenin 21
bin 483'ünden oy aldı. Rızkı'nın oy oranı yüzde 30.5
oldu. Aynı
seçimde CTP adına yarışan Özker Özgür'e ise 8 bin 958 seçmen
oy verdi. Özker Özgür'ün oy oranı yüzde 12.7'ye isabet etti. Böylece
1976'da yüzde 21.8 oy alan CTP'nin oyları 5 yıl sonra 1981'de yüzde
12.7'ye geriledi. 1983'te
KKTC'nin ilanının ardından yapılan ilk KKTC Cumhurbaşkanlığı
seçimlerinde solun oyları düşmeye başladı. 1981'de yüzde
43.2 olan sol oylar, 1985'te yüzde 27.8'e düştü. 1985'te
CTP'nin adayı yine Özgür'dü ve oy kullanan 80 bin 828 seçmenin 14 bin
412'sinin oyunu aldı. Özgür'e giden bu oylarla CTP oy oranını
5 yıl önceye göre artırarak yüzde 18.3'e çıkardı. 1985'te TKP
adına ilk kez yarışa katılan Alpay Durduran'ın oy
miktarı 7 bin 520'de, oy oranı da yüzde 9.5 gibi düşük bir
rakamda kaldı. Durum böyle olunca sol oylarda ciddi bir gerileme göze
çarptı. 1990'da
yapılan seçimlerde ise yarış biraz daha farklıydı. Alpay
Durduran bu kez TKP'nin değil, Yeni Kıbrıs Partisi (YKP)
adına yarışa girdi. Bağımsız aday olan
İsmail Bozkurt ise CTP, TKP ve Yeni Doğuş Partisi
(YDP-sağ) tarafından destekleniyordu. Bu seçimde
Durduran oy kullanan 94 bin 572 seçmenden bin 157'sinin oylarıyla yüzde
1.2 oranında oy aldı. Bozkurt'a giden oylar da 29 bin 568 ile yüzde
32.1'e isabet etti. 1990
seçimlerinde sol oylar yüzde 33.3 olurken, 1985'e oranla biraz
toparlanır gibi oldu. 1995
seçimlerine gelince, bu yarışta sol partiler CTP, TKP ve YKP
adına üç aday yer aldı. CTP'nin
adayı yine Özker Özgür, YKP'nin adayı da yine Alpay Durduran oldu.
TKP ise bu yarışa ilk kez parti Genel Başkanı Mustafa
Akıncı'yı aday gösterdi. 1995
seçimlerinde Özgür, oy veren 96 bin 540 seçmenin 17 bin 627'sinden, Durduran,
bin 628'inden ve Akıncı da 13 bin 233'ünden destek gördü. Bu durumda
Özgür'ün oy oranı yüzde 19, Durduran'ın yüzde 1.8 ve
Akıncı'nın da yüzde 14.2 oldu. Yani sol oyların
toplamı 32 bin 488, oranı ise yüzde 35'e çıktı. Nisan 2000'de
yapılan seçimlerde ise sol oylar 23 bin 398'e, bir başka
deyişle yüzde 24.33'e geriledi. Cumhurbaşkanlığı
yarışına CTP adayı olarak ilk kez katılan Genel
Başkan Mehmet Ali Talat'a yüzde 10.03, TKP adayı Mustafa
Akıncı'ya yüzde 11.70 ve YBH adayı Arif Hasan Tahsin Desem'e
yüzde 2.60'lık oy çıktı. 1995'e oranla
CTP oylarında yüzde 9'luk, TKP'nin oylarında ise yüzde 2.5'luk
düşüş görüldü. Böylece ilk
seçimlerden 2000 yılına kadar sol partilere oy veren toplam 7 bin
43 oy ortadan kaybolmuş oldu. Başka bir deyişle geçen süreçte
7 bin 43 sol seçmen partisine şu veya bu sebeple oy vermedi. 1981'den
2000'e kadar yapılan 5 cumhurbaşkanlığı seçiminde
yüzde 18.87'lik oy kaybına uğrayan sol partiler,
başlangıçta yola yüzde 43.2'lik oy oranıyla
çıkmıştı. 1981'den bu yana geçen süreçte sol oylar yüzde
18.87'lik kayba uğramış oldu. 2000'den
sonra işler değişti Kıbrıs
Türkü'nü çözüme ve AB'ye taşıyacak Annan planının ortaya
çıktığı Kasım 2002'den sonra işler
değişti. Cumhurbaşkanı
Denktaş'ın başını çektiği statüko güçleri Annan
planına şiddetle karşı çıkmış, çözüm ve AB
süreci aleyhinde büyük bir kampanya başlatmıştı. Denktaş
ve Eroğlu, Kıbrıs Türkü'nün çözüm ve AB iradesine rağmen,
çözüm ve AB karşıtı politikalarında diretti. Kıbrıs
Türkünün İnönü Meydanı'nda düzenlediği tarihi mitingleri
"sinek vızıltısı" olarak niteleyen Denktaş
ve statüko güçleri, önce 24 Nisan'da yapılan referandumda, daha sonra da
14 Aralık 2003 seçimlerinde sandıktan gerekli yanıtı
almıştı. Özellikle
CTP'nin gösterdiği büyük başarı bu partiyi hükümetin büyük
ortağı yapmış ve halkın gasp edilen referandum
hakkını geri alarak topluma 24 Nisan 2004 referandumunu
yaşatmıştı. Referandumda
Annan planına yüzde 65 oranında evet diyen halkın çözüm ve AB
kararlılığı 20 Şubat 2005 seçimlerine de
yansıyarak CTP'ye yüzde 45 gibi tarihinde görülmemiş bir oy
oranı sağlamıştı. Şimdi
sırada 17 Nisan'da yapılacak cumhurbaşkanlığı
seçimleri var. Denktaş bu yarışta yer almıyor. 2000'deki
cumhurbaşkanlığı seçimlerinde sadece yüzde 10
oranında oy alabilen Mehmet Ali Talat, şimdi en popüler aday. Kaymak
şansını 4. kez deniyor Geçmişten
günümüze cumhurbaşkanlığı seçim sonuçları
arasında yaptığımız nostalji turunda dikkat çeken
bir diğer husus da bağımsız adayların çok cüzi
oranlarda oy alması. Üstelik buna rağmen bazı adayların
ısrarla bu yarışa girmesi. Örneğin
bu seçimlerde bağımsız adaylardan Ayhan Kaymak, geçmişte
de 3 kez bu yarışta yer almıştı. Ayhan Kaymak ilk
kez 1985'te katıldığı
cumhurbaşkanlığı seçimlerinde yüzde 0.4, 1995
seçimlerinde yüzde 0.4 ve 2000 seçimlerinde de yüzde 0.38 oranında oy
alabilmişti. Neredeyse her
üç seçimde de her bin kişiden sadece 4'ünün oyunu alabilen Ayhan
Kaymak'ın bu seçimde oy oranını koruyup korumayacağı
veya ne kadar artıracağı büyük merak konusu. |
KIBRIS 19/03/05
Türkiye
Dışişleri Bakanlığı, Kıbrıs Rum
kesiminin hiçbir şekilde tanınmayacağını bildirdi.
Bakanlık
Sözcüsü Namık Tan, haftalık basın toplantısında,
Gümrük Birliği Ek Protokolünün imzalanması sürecine ilişkin
soru üzerine, bu sürecin ve görüşmelerin devam ettiğini söyledi.
Tan,
şunları kaydetti:
Görüşmeler
tamamlandığı, zamanı geldiğinde ve şartlar
oluştuğunda biz bu belgeyi imzalayacağımızı
açıklamış bulunuyoruz. Bu taahhüdümüz geçerliliğini
korumaktadır. Ancak bu meyanda hepinizin tanınma çerçevesindeki
pozisyonumuzu bildiğinizi zannediyorum.
Sözcü
Tan, bir gazetecinin bu şartların ne olduğunu sorması
üzerine, şöyle konuştu:
Bu
konuda söyleyebileceğim, bizim Kıbrıs Rum yönetimini hiçbir
şekilde tanımayacağımızdır. Bu hususu da defaetle
açıkladık. Bunun en önemli şartlarından bir tanesi de
budur. Nitekim 17 Aralıkta biz imzalama yönündeki taahhüdümüzü
açıklarken, AB en üst düzeyde bunun bir tanıma anlamına
gelmeyeceği taahhüdünü bize vermiştir.
YENIDUZEN 18/03/2005
BM,
Papadopulosun mumunu söndürdü!
Aytuğ TÜRKKAN
Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulosun Birleşmiş Milletler
Genel Sekreterine girişim başlatması için çağrı
yaptım açıklamasına BMden yalanlama geldi.
Birleşmiş
Milletler sözcüsü, Kıbrıs müzakerelerinin yeniden
başlatılması konusunda Rum tarafından herhangi resmi bir
öneri yapılmadı dedi.
İlgili
haberleri değerlendiren bir BM yetkilisiyse, Rum Yönetiminin
Birleşmiş Milletler daimi temsilcisiyle, Genel Sekreterin Yardımcısı
Kireran Prendergast arasında geçen ay bir görüşme
gerçekleştiğini hatırlattı.
Ancak bu
görüşmenin, Papadopulosun müzakereler için resmi girişim
yaptığı şeklinde yorumlanamayacağı belirtildi.
Kıbrıs Rum
Kesimi lideri Papadopulos, dün, BM Genel Sekreteri Kofi Annana
Kıbrıs sorunu konusunda yeri girişim
başlatılmasını önerdiğini
açıklamıştı. Ama bu öneriyi gerçekten yapıp
yapmadıkları ve içeriğinin ne olduğu anlaşılamamıştı.
Rum Yönetimi Sözcüsü Kipros Hrisostomidis de Bir ay kadar önce, Annan Planı
esasları üzerinde yeni görüşmelere hazır olduklarını
BMye ilettiklerini açıklamıştı. Fakat sözcü, bir soru
üzerine ifadelerini daha da belirsizleştirerek, Buna, yeni bir
girişim önerme ya da sadece görüşmelerin başlaması için
isteğini dile getirme denebileceğini söylemişti.
Rum Kesimi, çözümün takvime bağlanmaması ve Annanın
hakemliği olmaması şartıyla müzakerelerin
başlayabileceğini daha önce açıklamıştı.
TALAT: PAPADOPULOSUN
GERÇEK DIŞI BEYANLARI, KÖŞEYE SIKIŞTIĞINI GÖSTERİR
Başbakan Talat,
HALKIN SESİne yaptığı açıklamada Papadopulosun böyle
bir girişim yapmadığını kaydetti.
Talat Papadopulosun
bu açıklamalarını köşeye sıkışma belirtileri
olarak yorunmladı ve Bunlar basit hesaplaşmalardır
şeklinde konuştu
Talat,
Papadopulosun açıklamasının ardından Rum hükümet sözcüsü
Hrisistomidisin de açıklama yaptığına dikkat çekti.
Hrisostomidisin böyle bir çağrıyı 1-1,5 ay önce BMye
yaptıklarına ilişikin açıklaması olduğunu ifade
eden Talat, BM yetkilileri bunu yalanladı. Böyle bir yazının
kendilerine verilmediğini açıkladılar. Zaten biz de
verilmediğini biliyoruz dedi.
Talat, Papadopulos
daha önce de gerçek dışı beyanlarda bulunduğunu
hatırlatarak şöyle konuştu: Papadopulos daha önce de gerçek
dışı beyanda bulunmuştu. Bütün gerekli yerler ne gibi
değişiklikler istediğimizi biliyor, biz verdik demişti
ancak böyle bir şey yoktu. Ben AB elçilerine konuyu sordum,
Kıbrıs sorununu tam anlamıyla bilmeyenler Tabii ki verdi
dediler, peki bana da bir nüsasını yollayın dediğim zaman
önerilerin olmadığını, bulamadığını
gördüler. Yok öyle birşey, Papadopulos değişiklik önerilerini
sunmuş filan değildir diye konuştu.
DÜNYA
BİRŞEYLER YAPMALI
Başbakan Mehmet
Ali Talat Papadopulosun değişiklik önerilerini sunması
konusunda Kıbrıs Türk tarafı olarak ellerinden bir şey
gelmediğini, bu konu için dünyanın birşeyler yapması
gerektiğini belirtti.
Rumu masaya
getirebilmek için konuyu Türkiye AB süreciyle ilişkilendirerek ve bizim
izolasyonlarımızın kaldırılmasına
ilişkilendirerek yapabiliriz diyen Talat, bunun dışında
Rum Yönetimini masaya getirmek için Kıbrıs Türk tarafının
yapabileceği bir şey olmadığını yineledi.
Dünyanın
yaşanılanların farkında olduğunu kaydeden
Başbakan Talat, dünyanın Papadopulosu gün geçtikçe masaya oturmaya,
ikna etme konusunda adımlar atılmakta olduğunu ifade etti.
Papadopulosun basit yalanlara
başvurması sıkıştığı anlamına
mı geliyor? şeklindeki soruya karşlılık Talat, bence
öyle dedi. Talat devamla; Polonya Cumhurbaşkanına Yeşil
Hattı gezdirdiler,ama gezdiriken biz anlaşmayı reddettik ve bu
bölücü hat devam ediyor, Türk ordusu geldi işgal etti, onun için
yeşil hat devam ediyor dediler. Halbuki Türk ordusu halkın iredesi
ile yani anlaşma olsaydı zaten çekilecekti. Dolaysıyla
Yeşil Hat ortadan kalkacaktı. Birleşmeyi reddeden Papadopulos
oldu. Buna rağmen ne cüret ki; Polonya Cumhurbaşkanını
aldı ve hattı gezidirdi. İşte bu sıralarda BMye
çağrı yaptık görüşmeler başlasın diye dediler ve
yanklı da buldu.
Hatırklanacağı üzere bir süre önce de benzer bir
açıklamayı Hristofyas Avustralyada yapmıştı. Tüm
bunlar basit hesapların olduğu ve Rum Yönetiminin
sıkışma belirtileri başgösterdiğini ortaya koyuyor
HALKIN SESI 19/03/05
|
|
19 Mart 2005 Borrell, Yunan Ta Nea
gazetesine verdiği demeçte, Üyelik müzekerelerinin başlaması
için Türkiyenin Kıbrısı tanıması gerektiği
aşikardır. Bunun Sayın Erdoğan ile yapılan çetin bir
müzakere konusu olduğunu da biliyorum dedi.
Masada 26 ülkenin
olacağını, bunlardan birinin Türkiye, bir diğerinin de
Kıbrıs olacağını söyleyen Borrell, Eğer biriyle
müzakere ediyorsan onu tanıdığın kendiliğinden
anlaşılan birşeydir ifadesini kullandı.
Borrell, ABDnin,
Türkiyenin AB üyeliği için Avrupaya baskı yapması ile ilgili
bir soruyu da yanıtladı. Türkiye dış politikasında
her zaman Washington ile ilişkilerine ayrı bir öncelik veriyordu.
Soğuk Savaş döneminde ABD için batmayan bir uçak gemisi gibiydi
diyen Borrell, Dolayısıyla Amerikanın bunu yapması için
nedenleri var ifadesini kullandı.
|
ABden
farklı sesler |
|
|
|
Resmi bir ziyaret için
Viyanada gelen Almanya Başbakanı Gerhard Schröder, AB liderler
zirvesinde Türkiyeye müzakereler için vaat edilen 3 Ekim tarihinin geçerli
olduğunu söyledi. |
|
|
|
Viyana |
19 Mart 2005 Avusturya
Başbakanı Wolfgang Schüssel ise aynı konudaki soruya, Türkiye
ile gümrük birliği uyum protokolü konusunda bir pürüz bulunduğunu
ileri sürdü.
Avusturya Başbakanı
Wolfgang Schüssel ile düzenledikleri ortak basın toplantısında
bir soru üzerine Schröder, Hırvatistanın müzakere tarihinin
ertelenmesinin Türkiyeyi ilgilendirmeyeceğini kaydetti.
|
Schüssel, Türkiyenin AB ile ilişkileri
konusunda Avusturyanın daha değişik bir görüşü
savunduğunu, ancak Brükselde alınan karara ortak olduğunu
kaydetti. |
|
|
|
|
||
'Protokol' sorununa 'mektuplu' çözüm
20 Mart, 2005 09:21:00 (TSİ) CNN TURK
Zeynel Lüle/CNN TÜRK/Brüksel
Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) arasında
müzakerelerin başlaması için 'tek şart' olan Ankara
Anlaşması'nın 25 ülkeyi de kapsayacak şekilde
genişletilmesi sorunu çözülüyor. AB'nin protokolün önce parafe edilmesi
yönündeki talebinin, 'mektup teatisi' ile karşılanacağı
belirtildi.
AB'nin
talebini Türkiye'de uluslararası bir anlaşmanın parafe
edilmesine yönelik bir uygulama bulunmadığı gerekçesiyle
reddeden Ankara, anlaşmayı imzalamadan önce 'imzalayacağına
dair bir ön bildiri niteliğinde olan mektup teatisi' gerçekleştirmeyi
kabul etti.
Türkiye bu mektubun yanısıra bir deklarasyon yayınlayarak, Güney
Kıbrıs'ın Ada'nın bütününü temsil etmediğini ve bunun
bir tanıma anlamına gelmediğini duyuracak.
Daha sonra ise Türk hükümeti ile AB Dönem Başkanlığı ortak
olarak anlaşmayı imzalayacak. Protokol daha sonra, hem TBMM, hem de
Avrupa Parlamentosu tarafından onaylanacak.
AP'den
'Kıbrıs'ı tanıyın' şartı
Bu arada dün Yunanistanda yayımlanan Ta Nea gazetesine demeç veren Avrupa
Parlamentosu Başkanı Josep Borrell, Türkiye'nin müzakerelere
başlaması için Kıbrıs Rum Kesimi'ni tanıması
gerektiğini söyledi.
Borrell, Türkiye ve Kıbrısın da aralarında bulunduğu
26 ülkenin masada olacağına dikkat çekerken, "eğer biriyle
müzakere ediyorsan onu tanıdığın kendiliğinden anlaşılan
birşeydir" dedi.
Sosyal Demokratlar
da uyardı
Alman
Deutche Welle radyosuna konuşan Avrupa Parlamentosundaki Sosyal
Demokratlar'ın Grup Başkanı Martin Schulz da Türkiye'nin
Kıbrıs'ı tanınmasını ve reformları biran
önce uygulamasını istedi.
Schulz, Türkiyede yaşanan son gelişmeleri de endişe
verici olarak nitelendirdi. Schulz, kadınlar günü
dolayısıyla yapılan gösteriye polisin müdahalesini ve Ankara
hükümetinin bunu eleştiren Avrupaya sert tepkisini, siyasal geleneklere
aykırı bir tavır olarak niteledi.
|
İmza yerine mektup |
|
|
Zeynel LÜLE Türkiyenin 3 Ekimde müzakerelere başlaması için ön şart haline gelen Ankara Anlaşmasının imzalanması sorunu mektup formülüyle çözüldü. ABye
verilecek mektup, Türkiyenin anlaşmayı imzalamadan önce,
imzalayacağına dair bir ön bildiri kabul edilecek. Ayrıca
deklarasyonla bunun Rum Kesimini tanıma anlamına gelmediği
duyurulacak. TÜRKİYE
ile
Avrupa Birliği arasında müzakerelerin başlaması için tek
şart olan Ankara Anlaşmasının 25 ülkeyi de kapsayacak
şekilde genişletilmesi sorunu çözülüyor. Gümrük Birliğinin
Kıbrıs Rum Kesimini de kapsamasını sağlayacak olan
ilgili protokolün önce parafe edilmesi ve daha sonra ise imzalanması ile
ilgili pürüzün giderildiği belirtildi.
|
|
HURRIYET
20/03/05
'Kıbrıs,
3 Ekim öncesi tanınsın'
Schröder
Türkiye'yle 3 Ekim'de müzakerenin başlayacağını söylerken,
Schüssel Kıbrıs'a dair protokolde pürüz
yaşandığını ileri sürdü. Borrell, 'Müzakereye
başlamak için Ankara'nın Kıbrıs'ı tanıması
şart' dedi
20/03/2005
RADIKAL
VİYANA/ATİNA -
Türkiye'nin AB üyeliğinin en büyük destekçisi olan Almanya
Başbakanı Gerhard Schröder ile bir numaralı muhalifi olan
Avusturya Başbakanı Wolfgang Schüssel, önceki günkü
buluşmalarında Türkiye konusunda karşı karşıya
geldi. Paris'teki AB-Rusya zirvesine katılmadan önce Viyana'yı
ziyaret eden Schröder, AB'nin Zagreb'le müzakereleri erteleme
kararının Türkiye'ye mesaj olup olmadığının
tartışıldığı bir dönemde, Schröder,
aralıktaki AB liderler zirvesinde Türkiye'ye müzakerelere başlamak
için vaat edilen 3 Ekim tarihinin geçerli olduğunu söyledi.
'Zagreb'le ilgisi yok'
Ancak Türkiye'ye 3 Ekim için Gümrük Birliği'ne ilişkin Ankara
Anlaşması'nı Kıbrıs Rum Yönetimi'ni de kapsayacak
şekilde genişleten ek protokolü imzalama şartı
koşulmuştu. Ortak basın toplantısında bir soru üzerine
Schröder, 'Hırvatistan'ın müzakere tarihinin ertelenmesinin
Türkiye'yi ilgilendirmeyeceğini' dile getirirken, Schüssel Türkiye ile ek
protokol konusunda bir pürüz bulunduğunu ileri sürdü. Bununla birlikte
Avusturya Başbakanı, ülkenin Türkiye'ye AB üyeliği yerine
imtiyazlı ortaklığı desteklemesine karşın,
Brüksel'de alınan karara ortak olduğunu hatırlattı.
Schüssel'e koşut olarak Avrupa Parlamentosu (AP) Başkanı Josep
Borrell de, 'Türkiye'nin müzakerelere 3 Ekim'de başlaması için
Kıbrıs'ı tanımasının şart olduğunu'
söyledi. Yunan Ta Nea gazetesine konuşan Josep Borrell,
"Müzakerelerin başlaması için Türkiye'nin
Kıbrıs'ı tanıması gerektiği aşikârdır.
Bunun Erdoğan'la yapılan çetin bir müzakere konusu olduğunu da
biliyorum. Masada 26 ülke bulunacaktır. Bunlardan birisi Türkiye, bir
diğeri de Kıbrıs olacaktır. Biriyle müzakere ediyorsan, onu
tanıdığın kendiliğinden anlaşılan bir
şeydir" dedi.
'ABD'nin uçak
gemisiydi'
AP Başkanı, ABD'nin Türkiye'nin üyeliği için AB'ye baskı
yapmasıyla ilgili bir soruyu ise, "Türkiye, dış politikasında
her zaman Washington'la ilişkilerine ayrı bir öncelik veriyordu.
Soğuk Savaş döneminde ABD için Türkiye SSCB'ye karşı
batmayan büyük bir uçak gemisi gibiydi. Dolayısıyla ABD yönetiminin
bunu yapması için nedenleri var" diye yanıtladı.
(aa, Radikal)
Yeniden
müzakerelere hazırız
İZOLASYONLAR
İÇİN NEDEN KALMADI...Talat, gelinen aşamada,
Kıbrıslı Türklerin çözüm yönündeki
kararlılığın ortaya çıkmasıyla
izolasyonların devam etmesi için artık ortada neden kalmadığına
dikkat çekti
KIBRIS'TA
BİRİM OLUŞTURMA NİYETİ...AEJ Genel Sekreteri Peter
Kramer, birliğin milli birimlerden oluştuğunu ve Malta'dan sonra
Kıbrıs adasında da bir birim oluşturma düşüncesinde
olduklarını belirtti
Başbakan
Mehmet Ali Talat, Kıbrıslı Türklerin, adanın
bölünmüşlüğüne son verme ve birleşik bir Kıbrıs olarak
Avrupa Birliği'ne katılma yönündeki
kararlılığını yineledi.
Başbakan
Talat, adanın bölünmüşlüğünün sürdürülebilir
olmadığını dolayısıyla kalıcı bir
çözümün şart olduğunun altını çizdi ve BM çatısı
altında müzakerelere yeniden başlamaya hazır
olduklarını yineledi.
Talat, Merkezi
Brüksel'de bulunan Avrupa Gazeteciler Birliği (Association of European
Journalist-AEJ) yöneticilerini kabul etti.
Basın
Emekçileri Sendikası'nın (Basın-Sen) davetlisi olarak
geçtiğimiz akşam Ercan Havalimanı'ndan
adaya gelen AEJ
Genel Sekreteri Peter Kramer, Genel Sekreter Yardımcısı Carmelo
Occhino, Genel Başkan Yardımcısı Doğan Tılıç
ile Onur Kurulu Üyesi Recep Güvelioğlu'dan oluşan AEJ heyetini ile onlara
eşlik eden Basın-Sen Başkanı Kemal Darbaz ve diğer
bazı sendika yöneticilerini Başbakanlık Şeref Salonu'nda
kabul eden Talat, konuk gazetecilere Kıbrıs sorununun çözüm süreciyle
ilgili bilgi verdi.
Önceden
geleceği açıklanan AEJ Genel Başkanı Fernando de
Valenzuela'nın ise geçtiğimiz akşam kendi ülkelerinden
İstanbul bağlantılı olarak Ercan Havalimanı'na gelen
heyete, Panama'daki iş seyahatinden dönemediği için
katılamadığı öğrenildi.
Talat
Başbakan
Mehmet Ali Talat, AEJ heyetini kabulünde basına yaptığı
açıklamada, gerek kendisi gerek hükümetinin, her zaman adanın
birleştirilmesinden yana olduğuna ve bu yönde kararlı tutum
ortaya konulduğuna işaret etti.
Talat,
Kıbrıs'ın bütünüyle AB'ye girebilmesi yönünde, soruna çözüm
bulmak ve adanın bölünmüşlüğüne son vermek için
çalıştıklarını; bunu henüz başaramadıklarını,
ancak bu süreçte Kıbrıs Türk'ünün siyasi yapısının
dönüşüme uğradığını; referandum ve diğer
seçimlerde çözüm yönünde irade ortaya koyduğunu ve gelecek ay yapılacak
cumhurbaşkanlığı seçiminde de ülkenin güç
yapısının tamamen değişeceğini söyledi.
Yeniden
müzakerelere hazırız
Adanın
bölünmüşlüğünün sürdürülebilir olmadığını
dolayısıyla kalıcı bir çözümün şart olduğunun
altını çizen Talat, Birleşmiş Milletler çatısı
altında müzakerelere yeniden başlamaya hazır
olduklarını kaydetti.
BM Genel Setereri
Kofi Annan'ın Rum tarafından liste halinde sunmasını
istediği net tavrını henüz ortaya
koymadığını, bundan kaçınarak oyalamalarla zaman
kazanmaya çalıştığını ifade eden Talat,
Kıbrıslı Türklere yönelik izolasyonların devam etmesinden
duyulan rahatsızlığı da vurguladı.
İzolasyonlar
için neden kalmadı
Talat, gelinen
aşamada, Kıbrıslı Türklerin çözüm yönündeki
kararlılığın ortaya çıkmasıyla
izolasyonların devam etmesi için artık ortada neden
kalmadığına dikkat çekti.
Verilen sözlere
rağmen izolasyonların devam ettiğini; direkt uçuşlar gibi
somut adımlar atılmadığını ancak bu yöndeki
olumlu gelişmeleri de inkar edemeyeceğini ifade eden Talat,
Kıbrıslı Türklerin uluslararası toplum tarafından
anlaşılmaya başlandığı ve burada yapılan
uluslararası etkinliklerin artış gösterdiğini,
bunların olumlu gelişmeler olduğunu kaydetti.
Talat, AEJ
heyetinin gelişini de izolasyonların kaldırılmasına
destek olarak algıladıklarını belirterek heyete
teşekkür etti.
Peter Kramer
AEJ Genel
Sekreteri Peter Kramer ise, AEJ'nin yapısıyla ilgili bilgi vererek
başladığı konuşmasında, birliğin milli
birimlerden oluştuğunu ve Malta'dan sonra Kıbrıs
adasında da bir birim oluşturma düşüncesinde olduklarını
belirtti.
Kendilerinin
siyasetçi veya diplomat değil, gazeteci olduğuna işaret eden
Kramer, gerçekleri yerinde saptamak üzere bu ziyareti
gerçekleştirdiklerini ve bu çerçevede meslektaşlarıyla
temaslarda bulunacaklarını kaydetti.
Kramer, burada
bulunmak ve Kıbrıslı Türk gazetecilerle bir araya gelmekten
duydukları memnuniyeti ifade ederek BASIN-SEN'e ve kendilerini kabul
ettiği için Başbakan Talat'a teşekkür etti.
Tılıç
AEJ
1.Başkan Yardımcısı Doğan Tılıç da kısa
konuşmasında, birliğin yürütme kurulu toplantıları
öncesinde yaptıkları daha dar kapsamlı hazırlık
çalışmalarından birini bu kez burada yapacaklarını
belirterek, geçmiş yıllardan beri uluslararası ilişkilere
önem veren ve bu birliğe dahil olmak isteyen Basın-Sen yöneticileri
ve basın çalışanlarıyla görüşmekten mutlu
olduklarını kaydetti.
Darbaz
Basın-Sen
Başkanı Kemal Darbaz ise, sendikanın, Kıbrıs Türkü'nün
dünyalılaşma ve Avrupalılaşma adına verdiği
mücadeleyi basın adına yürütmekte olduğuna işaret ederek
AEJ'nin Kıbrıs ayağını oluşturmaya yönelik
çalışmaların bir başlangıcı niteliğindeki bu
ziyaretten duyulan memnuniyeti dile getirdi.
KIBRIS
20/03/05
Türk okulu
istiyoruz
"ÇOCUKLARIMIZ
MAĞDUR"... "Kıbrıs
Kıbrıslılarındır" Derneği Başkanı
Ayhan Mehmet, Limasol'da Türk okulu açılması için ilk girişimi 8
yıl önce yaptıklarını ancak hiçbir sonuç
alamadıklarından yakınırken, Güney'de yaşayan
yaklaşık 50 çocuğun mağdur olduğunu söyledi
TALAT, RUMLARI
UYARDI... Başbakan Mehmet Ali Talat, BM aracılığıyla
Papadopulos yönetiminin Limasol'da Kıbrıslı Türk
öğrencilere yönelik Türk ilkokulu açma girişimi
olmadığının kendisine bildirildiğini söyledi. Talat,
Dipkarpaz'da Kıbrıslı Rum öğrencilere uygulanan statünün
Limasol'da Kıbrıslı Türklere de uygulanması
gerektiğini vurguladı ve Rum Yönetimini yeniden uyardı
AKBİL:
TÜRKLERİ AZINLIK GÖRÜYOR... Milli Eğitim ve Kültür Bakanı Erbil
Akbil, güneydeki Türk çocuklarına bütünlüklü eğitim verilmesi
gerektiğine dikkat çekerek, "Verdikleri ilanda 'Güneyde yaşayan
Kıbrıslı Türkler, azınlığımdır. Onlar
benim kontrolüm altındadır' yaklaşımı var. Ancak biz
samimiyetimizi ve girişimlerimizi devam ettiriyoruz" şeklinde
konuştu
Ali CANSU
Yeliz K. SARICA
Limasol'da
yaşayan Kıbrıslı Türkler, Dipkarpaz'da
Kıbrıslı Rumlara açılan okulun
karşılığında güneydeki Kıbrıslı Türk
öğrenciler için de Türk okulu açılmasını istiyor.
"Kıbrıs
Kıbrıslılarındır" Derneği Başkanı
Ayhan Mehmet, Limasol'da Türk okulu açılması için ilk girişimi 8
yıl önce yaptıklarını ancak hiçbir sonuç
alamadıklarından yakınırken, Güney'de yaşayan
yaklaşık 50 çocuğun mağdur olduğunu söyledi.
Güneydeki
Kıbrıslı Türkler, "Çocuklarımıza sahip
çıkılmasını istiyoruz" diyerek, Türk öğrencilerin
Rum okullarına gittiğini ancak Rumca bilmedikleri için dersleri
anlamadıklarını anlattı ve Türk öğrencilere, vakit
geçmesi için derste boyama kitabı verildiğine dikkat çekti.
Limasol'da
Kıbrıslı Türk öğrenciler için açılması planlanan
Türk okulunun Papadopulos yönetimi tarafından engellenmesi, güneyde
yaşayan Kıbrıslı Türklerin büyük tepkisine neden olurken,
KKTC yetkililerini de öfkelendirdi.
Başbakan
Mehmet Ali Talat, BM aracılığıyla Papadopulos yönetiminin
Limasol'da Kıbrıslı Türk öğrencilere yönelik Türk ilkokulu
açma girişimi olmadığının kendisine
bildirildiğini söyledi. Talat, Dipkarpaz'da Kıbrıslı Rum
öğrencilere uygulanan statünün Limasol'da Kıbrıslı Türklere
de uygulanması gerektiğini vurguladı ve Rum Yönetimini yeniden
uyardı.
Milli
Eğitim ve Kültür Bakanı Erbil Akbil de güneydeki Türk
çocuklarına bütünlüklü eğitim verilmesi gerektiğine dikkat
çekerek, "Verdikleri ilanda 'Güneyde yaşayan Kıbrıslı
Türkler, azınlığımdır. Onlar benim kontrolüm
altındadır' yaklaşımı var. Ancak biz samimiyetimizi ve
girişimlerimizi devam ettiriyoruz" şeklinde konuştu.
Yaklaşık
50 Türk çocuk mağdur
"Kıbrıs
Kıbrıslılarındır" Derneği Başkanı
Ayhan Mehmet, Limasol'da Türk okulu açılması için ilk girişimi 8
yıl önce yaptıklarını söyledi ve Güney'de yaşayan
yaklaşık 50 çocuğun mağdur olduğunu belirtti.
Limasol'a Türk
ilkokul açılmasını 8 yıl önce dönemin lideri Klerides'e
aktardıklarını ve Birleşmiş Milletler'e (BM) verilen
binayı Türk okulu yapılması için önerdiklerini anlatan Mehmet, okulu
hazırlamalarına rağmen öğrencileri okutacak Türk
öğretmen bulamadıklarını belirtti.
İki
yıl önce aynı konuyu yetkililere yeniden
aktardıklarını ifade eden Ayhan Mehmet, "Bugüne kadar hiç
bir cevap almadık. Türk tarafında Rum okulu açılmasına izin
verildi. Ancak, güneyde Türk okulunun açılmasına yönelik henüz bir
girişim yok" dedi.
Mehmet, ana
dilini öğrenmeyen bir şahsın "Türküm, Rumum"
diyemeyeceğini söyledi ve konuşmasına şöyle devam etti:
"Dilini ve
dinini bilmeyenin ne olduğunu kendisi de bilmez. Türk okulunun
açılmasını istiyoruz. Çocuğun kendi ana dilini
öğrenmesini istemeyen hiç bir aile yoktur.
Türk
tarafında açılan Rum okuluna 7 öğrenci gidiyor. Türk
tarafında 7 kişiye okul açıldı ancak burada 50 kişiye
bir okul açılmıyor. Okulda gidenle 30-35 kişidir. Geriye
kalanı gitmiyor. Ayrıca, öğrencilerden fazla Rumlar da Türkçe
öğrenmek için özel ders alıyorlar. Okul açıldığı
taktirde Rumlar da bu okuldan faydalanabilecek.
Nasıl ki
Karpaz'da Rum okulu deniyor. Burada da Türk okulu var diyeceğiz. Bunu
hazmedemezlerse bu film burada kopar.
"Hiç
yanıt alamadık"
Bu arada
Güney'de Kıbrıslı Türklere yardımcı olan tarih
öğretmeni Angelos Kieiakudis, Limasol'da Türk ilkokuluna ihtiyaç
olduğunu söyledi.
Kieiakudis, Rum
Yönetimi'ne gönderilen yazılı mektuba hiç yanıt
alamadıklarını belirtti ve şöyle konuştu:
"Bu
mektubu verdikten sonra bize yazılı hiç cevap göndermediler. Rum
makamlarla görüştüm. Rum makamlara telefonlarla defalarca baş vurduk
ama olumlu bir cevap almadık.
Limasol'da Türk
okul binasını bulduk. Türk öğrencilere verilecek eğitim
programını hazırladık. Endişelerinin Anayasa
olduğunu öğrendik. Kıbrıslı Türklerin eğitimi
ayrı olduğu için 'bizim bakanlığımız sorumlu
değildir' dediler. Kıbrıslı Türkler, Rum okulu altında
Türkçe dersleri verilmesini değil, burada Türk okulunun
açılmasını istiyor."
Limasol'da
yaşayan Kıbrıslı Türkler ne dedi? Limasol'da yaşayan
Kıbrıslı Türkler ne dedi?
Hasan Mehmet
"Oğlum
Rum okuluna gidiyor. Ama, Rumca anlamadığı için bazı günler
de okula gitmek istemez. 5 yıldır buradayız. 5 çocuğum var.
Limasol'da Türk okulu açılmasını istiyoruz."
Mehmet Ali
Mavideniz
"Türk
okulu açılırsa bizim için çok daha iyi olur. Çocuklar okula gider,
ama Rumca bilmedikleri için dersleri anlamaz. Bir çocuğum 14
yaşında okuma yazma bilmez. Buraya geleli 5 yıl oldu."
Mehmet
Takımcılar (Yaş 12)
"Türk
okulunun açılmasını istiyorum. Rum okulunda hiç bir şey
anlamıyoruz. Okula gitmediğimde babama evde yardım ediyorum.
Ancak, iş yaparken çok sıkılıyorum çünkü diğer
çocuklar okulda okurken ben mağdur oluyorum"
Gül Tarihsever
"Çocuğu
İngiliz okuluna yazdırdık. Rum okulunda çocuklara Türkçe ders
verilmediği için çocuklarımız buraya gitmek istemiyor.
Çocuklarımızın Türk okulunda okumasını istiyoruz. Bu
nedenle okulun açılmasını istiyorum."
Melek
Yalınayak
"Limasol'da
Türk okulu açılmasını istiyoruz. 7 yıldır
buradayız. Çocuklarım küçük okula gitmez ama büyüdüklerinde Türk
okuluna göndermek isterim. Cahil kalmalarını istemem.
Çocuklarımızın okumasını isteriz."
Sümbül
Takımcılar (Yaş 12)
"İki
hafta önce beşinci sınıfa giderdim. Okulda hep Rumca dersi
okuturlar diye okulu bıraktım. Rumca anlamıyoruz. Derste, vakit
geçsin diye Türklere boyama kitabı verirler. Bu nedenle Türk okulunun
açılmasını istiyoruz."
Tahir
Tatlıses
"Yaklaşık
50 Türk öğrenci okula gitmez. Çoğu Türk öğrenci Rumca
anlamıyor. Çocuklar orada burada gezer. Limasol'da en kısa zamanda
Türk ilkokulunun açılmasını istiyoruz. Yetkilileri bir an önce
göreve davet ediyoruz."
Raif Salih
"14
yıldır buradayım. Kardeşlerimin en küçüğüyüm. Türk
okulunun açılmasını istiyorum. Türk çocuklar Rum okuluna
gidiyor. Hiç bir şey anlamıyorlar. Böyle giderse dilimizden sonra
dinimiz de bozulacak."
KKTC'deki
yetkililer öfkeli
Limasol'da
Kıbrıslı Türk öğrencilere yönelik açılması
planlanan Türk ilkokulunun, Papadopulos yönetimi tarafından engellenmesi
KKTC yetkililerini öfkelendirdi.
Dipkarpaz'da
yaşayan Rum ortaokul öğrencileri için açılan ve Rum
öğretmenlerin yönettiği okulun karşılığında
Limasol'da Türk ilkokulunun açılması hedefleniyordu.
Türk ilkokulu
açılacağı planlarının ardından Rum Yönetimi'nin
Türk eğitmeni aradığını ilan etti ve kamuoyuna 'Türk
ilkokulun açılmasına engel olduğunu' bir kez daha gösterdi.
Talat:
İlkokul açma girişimi yok
Başbakan
Mehmet Ali Talat, Birleşmiş Milletler
aracılığıyla Papadopulos Yönetimi'nin Limasol'da
Kıbrıslı Türk öğrencilere yönelik Türk ilkokulu açma
girişimi olmadığının kendisine bildirildiğini
söyledi.
Talat,
geçtiğimiz günlerde basında yayımlanan "Türk dili"
eğitmeni arandığına ilişkin ilanın Güney'de Rum
okullarında okuyan Türk öğrencilerle, okul yönetimi ve aileler
arasındaki iletişimin kurulmasına yönelik olduğunu
kaydetti.
"Papadopulos
yönetimi, dışardan gelen baskıyı azaltmak için böyle
davrandı" diyen Talat, Limasol'da Kıbrıslı Türklere
Türk okulu açılması yönündeki politikayı devam ettirdiklerini
belirtti.
Talat,
Güneydeki Kıbrıslı Türk öğrenci sayısı dikkate
alındığı taktirde okulun gerçek anlamda sorun haline
dönüştüğünü ve bu sorunun bir an önce çözülmesi gerektiğini
vurguladı.
Başbakan
Talat, şöyle konuştu:
"Okulun
açılması tamamen eğitim ve kültürle ilgilidir. Geçtiğimiz
günlerde Türk eğitmen ilanının üzerine telefonla BM ve
Dışişleri Bakanlığı
aracılığıyla güneyle temas kurduk. Aranan Türk
eğitmenin bir çeşit rehber öğretmen niteliğinde
olduğunu bildirdiler. Güneyde Türk okulu açıldığı
taktirde Türk eğitmene zaten ihtiyaç kalmayacak.
Şu anda
Türk okulu olmadığı için Türk çocuklar Rum okullarda
okumaktadır. Bundan dolayı okula ihtiyaç var. Güneyde ilkokul
açıldığında bu ihtiyaç da ortadan kalkacak. Yine de Rum
okulunda okumak isteyen Türk çocuklar olursa belki onların Türk
eğitmen ihtiyacı olabilir. Böyle bir durumda mecburen Rum
okullarında Türk eğitmen gündeme gelecek.
Aslında
güneyde Türk okuluna ihtiyaç olduğu basındaki ilanla bir kez daha
ortaya kondu. Rum Yönetimi bu konuya acil çözüm bulmaya son derece isteksiz
davranıyor. İlkokulun açılmasını gelecek eğitim
yılına aktarmaya çalışıyor. Rum Yönetimi oyalaya
oyalaya okulun açılmasını eylüle aktardı. Halbuki
şubatta okul açılsaydı bu öğrenciler eylüle kadar okula
alıştırılabilirdi.
Bizim tespit
ettiğimiz güneyde 30 Kıbrıslı Türk öğrenci Rum okuluna
gitmiyor. Rum okullarda dersler Rumca olduğu için okulu takip edemeyecek
çocuklar var."
Başbakan
uyardı
Başbakan
Talat, Dipkarpaz'da Kıbrıslı Rum öğrencilere uygulanan
statünün Limasol'da Kıbrıslı Türklere de uygulanması
gerektiğini vurguladı ve Rum Yönetimini yeniden uyardı.
Talat, Rum
eğitim bakanlığına bağlı Türk okul
açıldığı taktirde Dipkarpaz'daki Rum okulun statüsünün
yeniden değerlendirileceğini söyledi.
Dipkarpaz'da
Kıbrıslı Rum örencilere yönelik okulun açılması için
esnek davrandıklarını ifade eden Talat, şöyle konuştu:
"Dipkarpaz'da
okulu açtık. Bu okulu yasal statüye kavuşturmak istiyorduk. Rum
tarafı buna karşı çıktı. Yeni Dışişleri
Bakanlığı gözetiminde okulun açılmasını istedi.
Bunun üzerine okulun açılması için esneklik gösterdik ve kabul edip
okulu açtık.
Bu güney için
de emsal teşkil etmeli. Eğer onların arzuladığı
şekilde okul açmışsak onlar da bizim arzumuzla aynı statüde
Limasol'da Türk okulu açılmasına izin vermeli. Bu misilleme
değil. Mantık bunu gerektirir. Dünyadaki örnekler gibi okul
açtık ve açılmasını istedik.
Limasol'daki
okul da bizim işbirliğimizle açılmalıdır. Rum
Eğitim Bakanlığı 'okul açtık' diyerek bize oldu bitti
yapmamalıdır."
Akbil: Rum
Yönetimi'nin amacı farklı
Milli
Eğitim ve Kültür Bakanı Erbil Akbil de Rum Yönetimi'nin Türkçe
öğretmeni için ilan verdiğini, bu ilan üzerine Başbakan Mehmet
Ali Talat'ın Birleşmiş Milletlere başvurduğunu
anımsattı.
Güney'de
yaşayan Kıbrıslı Türklere azınlık muamelesi
yapıldığını ifade eden Akbil, şöyle konuştu:
"Limasol'daki
okul için aranan eğitmenin sınıf öğretmenliği mi yoksa
Türkçe öğretmenliği için mi olduğu belli değil. Güneydeki
çocuklara bütünlüklü eğitim verilmeli.
Önceki gün yapılan
ilan başka çağrışım yapıyor. 'Güneyde
yaşayan Kıbrıslı Türkler,
azınlığımdır. Onlar benim kontrolüm
altındadır' yaklaşımı var. Ancak biz, samimiyetimizi
ve girişimlerimizi devam ettiriyoruz."
KTÖS'den tepki
Kıbrıs
Türk Öğretmenler Sendikası (KTÖS) Genel Sekreteri Şener Elcil
ise Papadopulos yönetiminin bu tutumunu provokasyon olarak nitelendirdi.
"Rum
yönetimine öfkeliyiz" diyen Elcil, 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti
Anayasası'nın Rum Yönetimi tarafından çiğnendiğini,
statükoculara karşı yapılan demokratik ve hukuksal mücadeleyi
Rum Yönetimi'ne karşı da sürdürüldüğünü kaydetti.
Kıbrıs'taki
tarihi sürece bakıldığında iki toplumun eğitim
sistemlerinin birbirinden ayrı olduğunu belirten Elcil, şöyle
konuştu:
"1960
Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası'nda bu konu 20'nci ve 87'nci
maddelerinde açıkça yazılmıştır. Buradaki madde
eğitim konularının iki topluma ait olduğunu belirtiyor.
Limasol'a Türk okulu açılması insani haktır. Her bireyin kendi
ana dilinde eğitim alma hakkı için yapılan bir girişimdir.
Dolayısıyla güneyde açılacak olan okulun Kıbrıslı
Türkler tarafından idare edilmesi gerekmektedir. Bilindiği gibi Rum
eğitim bakanlığı Rum okulu bünyesinde burada yaşayan
Kıbrıslı Türklerin çocuklarına eğitim vermeye
çalışmaktadır.
Rumca
eğitim yapan bir okulda yabancı dil olarak Türkçe'yi özellikle Türk
çocuklarına verme mantığı, Kıbrıs Cumhuriyeti
Anayasasına ve insan haklarına aykırıdır.
Yapılması gereken okul aile birliğinden bir yönetim kurulu oluşturarak
Kıbrıslı Türk öğrencilere hizmet verecek bir ilkokul
açılmasıdır.
Okulun
açılmamasına gerekçe de Rum yönetiminin KKTC makamlarını
tanımamasıdır. Bu yüzden resmi ilişki okul aile
birliği üzerinden BM aracılığıyla Kıbrıs
Türk eğitim bakanlığına yapılmalıdır. Bu
statü aynen Dipkarpaz'da yapılan uygulamanın bir benzeridir. Bu
uygulama siyasi çözüm bulunana kadar geçici çözüm olarak
yaratılabilir."
KIBRIS 20/03/05
Rum basını: Gülünç duruma düştük
|
Rum
basınında, Yönetim Başkanı Tasos Papadopulos'un,
Kıbrıs konusunda girişim başlatılması yönünde
BM'ye öneri sunduğuyla ilgili geçtiğimiz günkü
açıklamalarının, önceki gün BM tarafından
yalanlanmasına geniş yer verildi. Papadopulos'un
"balon önerisi" Rum kesiminde büyük tepki toplarken, Rum
basını bu durumu "gülünç duruma düştük" sözleriyle
yorumladı. Politis
Gazetesi , "Öneri Balondu... BM Tasos'un Girişim Talebinde
Bulunduğunu Yalanladı" başlığıyla
verdiği haberinde, Rum Yönetimi'nin Kıbrıs ve dış
kamuoyuna, Kıbrıs konusunda girişim başlatması için
BM Genel Sekreteri Kofi Annan'a öneri sunduğunu gösterme
çabasının hem BM'yi, hem de arabulucuları açık
şekilde rahatsız ettiğini yazdı. Gazete,
BM'nin Papadopulos'u yalanlamakla, Rum Yönetimi'nin açık şekilde
teşhir ettiğini belirterek BM'nin bu tür davranışlarda
çok seyrek bulunduğuna dikkat çekti. Gazeteye göre
Papadopulos, geçtiğimiz günkü açıklamasında, Rum Daimi
Temsilci Andreas Mavroyanis'in bir süre önce BM Genel Sekreter
Yardımcısı Sir Kieran Prendergas'la görüşmesinde
Kıbrıs konusunda görüşmelerin başlatılması için
yeni öneri sunduğunu açık şekilde ima etmişti. BM'den
gelen yalanlamadan sonra ise gerek Papadopulos, gerek Rum Hükümet Sözcüsü
Kipros Hrisostomidis, konuyu önemsizleştirmeye çalıştı.
Her ikisi de BM'nin açıklamasını benimsedi, öneriden vazgeçti
ve Mavroyannis'in sadece araştırma nitelikli temaslarından söz
etti. Bu durum ise
ana muhalefet partisi DİSİ'nin yoğun tepkisine neden oldu.
DİSİ Başkanı Nikos Anastasiadis yazılı
açıklamasında, bu durumu büyük siyasi bir olay olarak niteledi ve
Ulusal Konsey'in bilgilendirilmemiş olmasını eleştirdi.
Anastasiadis, Rum Yönetimi'nin Kıbrıs konusundaki
inandırıcılığının sorgulanmakta
olduğuna da dikkat çekti. Haberde,
Polonya Cumhurbaşkanı Aleksander Kwasniewski'nin geçtiğimiz
gün Papadopulos'la ortak basın toplantısında, Rum Yönetimi'nin
BM'ye resmi öneri sunduğunu söylediği hatırlatıldı;
görüşmelerin başlatılması için öneri
yapıldığını ilk kez onun
açıkladığı ve Papadopulos'un da daha sonra onu
doğruladığı kaydedildi. Gazeteye göre
Polonya Cumhurbaşkanı'nın açıklaması ve
Papadopulos'unda teyidinden sonra, New York'tan yalanlama gecikmedi. BM Genel
Sekreter Sözcüsü, "Büyükelçi Mavroyannis'in Prendergast'la
görüşmesinde remsi öneri sunmadığını"
açıkladı. Gazeteye göre BM'nin rahatsızlığı
aşikardı ve bir batılı diplomat gazeteye
açıklamasında, "BM nadiren yalanlamada bulunur ve hükümetleri
teşhir etmekten kaçınır" diye konuştu. Gazeteye göre
Rum Yönetimi, BM'nin yalanlamasını acilen değerlendirdi ve
düzeltmeye gitti. Papadopulos, "BM haklıdır. Yapılan
öneri değil araştırma nitelikle temaslardır. Bunlar her
zaman yaptığımız şeylerdir" dedi. Rum Sözcüs
Kipros Hrisostomidis de aynı paralelde konuştu ve olayın
düzeyini düşürmeye çalıştı. Hrisostomidis de
"araştırma nitelikli" temaslardan söz etti. Yunan Hükümet
Sözcüsü Theodoros Rusopulos ise "girişimle ilgili Annan'a
öneriden" söz etti ve Yunan hükümetinin de bundan haberdar olduğunu
belirtti. Gazete Rum
muhalefetinin tepkisine de geniş yer verdi. DİSİ
lideri Anastasiadis, girişim yönünde BM'ye öneri sunulduğunu
olduğu kadar BM'den yalanlanmasını da duyduğunda
şoke olduğunu belirtti. Anastasiadis, Papadopulos'un,
Kıbrıs konusundaki tavrının ciddi soru işaretleri
yarattığını da söyledi. Anastasiadis,
Papadopulos'un niyetleri hakkında samimi olarak konuşmaya,
Kıbrıs konusundaki önceliklerinin neler olduğunu ise siyasi
partilere açıklamaya da davet etti. Anastasiadis, Ulusal Konsey'in
derhal toplanmasını ve bilgilendirilmesini de istedi. Papadopulos
ise Anastasiadis'i yanıtladı ve "görüşmelerin
başlatılması için yaptıkları her türlü girişimi
açıklamak zorunluluğu bulunmadığını"
söyledi. EDİ
Başkan Vekili Mihalis Papapetru da Rum yönetimine sert
eleştirilerde bulundu. Papapetru, şöyle konuştu: "Hükümet
maalesef yalan söylerken, suçüstü yakalandı. 24 saat geçmeden BM
Cumhurbaşkanı Papadopulos'un geçtiğimiz gün söylediklerini
yalanladı. Papadopulos bugün hiçbir zaman öneriden söz etmediği
yönünde ikna etmeye çalışıyor. Halkla alay edilmekte
olduğunun gösterilmesi için elektronik medyanın bu iki gün
içerisinde Papadopulos'un açıklamalarını yayımlaması
görevidir." Diğer
gazeteler haberi şu başlık ve spotlarla yayımladı: FİLELEFTHEROS:
"Cumhurbaşkanı Papadopulus Açıklık Getirdi; 'Öneri
Değil BM'yle Araştırma Nitelikli Temaslar...' DİSİ
Hükümet İçi İnanırlılık Sorgulamasında
Bulundu... Papadopulos'tan Anastasiadis'e Yanıt" HARAVGİ:
"Papadopulos Netleştirdi... Kıbrıs Rum
Tarafının Temasları Araştırma Niteliklidir, Öneri
Sunulmadı" Gazete Rum
Sözcü Hrisostomidis'in açıklamalarına da yer verdi. Gazeteye göre
Hrisostomidis, şunları söyledi: "Hükümet
Kıbrıs konusundaki çalışmaların
başlatılması için BM'ye resmi öneri sunmadı.
Müzakerelerin yeniden başlatılması çabası çerçevesinde
araştırma nitelikli temaslar gerçekleştirmektedir. Tutumumuz
şudur: Biz
Kıbrıs sorununun çözümü için derhal çalışmalar ve
zeminden müzakere süreci başlatmaya hazırız. Bu BM'ye iletildi
ve yeni müzakerelerin başlatılması yönünde ilerlememiz için
BM'den araştırma süreci başlatmasını istedik.
Cumhurbaşkanının demecinde de öneri sunulduğu anlamı
çıkmıyor." SİMERİNİ:
"Kısır Döngü... Annan'a Öneriden Dolayı Gerginlik... BM
Resmi Öneri Yapılmadığını Söylüyor... Hükümet
Araştırma Nitelikli Temaslardan Söz Ediyor... Yunan Hükümeti
Öneriyi Bildiğini Söylüyor... Muhalefet İse Eleştirilerde
Bulunuyor" ALİTHİA:
(manşetten) "Kıbrıs Sorununun Ellenmesinde Gülünç Duruma
Düştük...Anastasiadis: 'İnanırlıkla İlgili Büyük
Siyasi Konu' Bir Gün Başka Diğer Gün Başka
Açıklıyorlar" MAHİ:
(sürmanşet) "Sonuç İtibarıyla Resmi Öneri
Sunulmadı... Hükümet Şimdi 'Polonya Cumhurbaşkanının
Ne Dediğini İyi Anlamadınız' Diyor" CYPRUS
MAİL: (manşetten) "BM Yeni Görüşmeler İçin Öneri
Yapıldığı İddialarını Saçma Buldu" |
KIBRIS 20/03/2005
Meclis hangi şartlarda barış...
Kıbrıs
Türkünün varoluş mücadelesinde önemli
yeri olan Gaziveren-Çamlıköy Direnişleri ve şehitler dün
düzenlenen törenlerle anıldı.
Cumhurbaşkanı
Rauf Denktaş, Cumhuriyet Meclisinden, hangi şartlarda
barış istediğini ortaya koymasını isteyerek, masaya
oturmadan BM Genel Sekreteriyle pazarlık yapılması ve Rumun
Kıbrıs Türklerinin bağımsızlık ve
egemenliğini kabul etmemesi halinde masaya oturulmayacağının
duyurulması gerektiğini söyledi.
Gerekirse
halkın silah karşısında göğüs gerebileceğini,
ancak şimdiki şartlarda kahramanlığın,
bağımsızlık ve
egemenlik isteme diyen dünyanın karşısına dikilip Sen
benim kahyam mısın? Sen bağımsızsın da niye ben
değilim? Niye Rum egemendir de ben değilim? sorularını
sormak olduğunu belirten Denktaş, meclisten halkın
beklediği budur, yol göstericiliktir. Oy toplamak için bir birinizi
suçlayarak yol katetmek değildir. Suçlayın birbirinizi iç
işlerinde; ama milli meselede particilik yapılmaz dedi.
TÖRENLER
Gaziveren-Çamlıköy
direnişlerinin 41inci yıldönümleri çerçevesinde düzenlenen anma
törenleri, Gaziverende Gaziveren Anaokulundaki Atatürk Büstü önünde,
Çamlıköyde Şehit Emin İzzet Anıtı önünde
yapıldı. İlk tören saat 10.00da ikinci tören saat 11.00de
başladı.
Cumhurbaşkanı
Rauf Denktaş, Meclis Başkanı Fatma Ekenoğlu,
Başbakanlık adına İçişleri Bakanı Özkan Murat,
Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri Komutanı Korgeneral Hasan
Memişoğlu, 39. Tümen Komutanı Tümgeneral Yalçın
Pehlivanoğlu, TC Büyükelçiliği adına Levent Eler, Ana Muhalefet
Partisi Genel Başkanı Derviş Eroğlu, askeri ve sivil
yetkiller, öğrenciler ve vatandaşlar katıldı.
ÖĞRETMENLERİN
KONUŞMALAR
Cengiz Topel
Endüstri Meslek Lisesi öğretmeni Ziya Sezey konuşmasında,
Gaziveren ve Çamlıköy direnişlerinin Kıbrıs Türk
halkının destanı olduğunu belirterek, direnişlerin
anıldığı böylesi günlerin de, vatan
toprağının sahipsiz olmadığını, halkın
gerektiğinde kanını akıtmaya hazır olduğunu
gösterdiğini kaydetti.
Rumların
Kıbrısı ele geçirme oyunlarına gelinmeyeceğini
söyleyen Sezey, rahatlıktan ve rehavetten çıkılıp
uyanık olunması, kahvehane köşelerinde oturmak yerine de
ekonomik gelişim için çalışılması gerektiğini
ifade etti.
Lefke Gazi Lisesi
öğretmeni Şerife Bahar Varoğlu da, Çamlıköyde
sınırlı sayı ve imkanlarına rağmen mücahitlerin
kendilerinden kat kat fazla ve donanımlı Rumlara karşı
gösterdiği direnişi anlatarak, direniş sırasında
şehit düşen lise öğrencisi Emin İzzetin ve diğer
şehitlerin sayesinde kazanılan özgürlüğün önemine işaret
etti.
Kıbrıs
Türk Halkının özgürlüğünden taviz vermeyeceğini dile
getiren Varoğlu, birlik ve beraberlik içinde vatana sahip çıkıp
KKTCyi geliştirmek gerektiğini belirtti.
DENKTAŞ:
BAŞKALARININ BİÇTİĞİ ELBİSE SİZİ
BOĞACAK
Cumhurbaşkanı
Denktaş ise yaptığı konuşmalarda, öğretmenlere
konuşmalarından dolayı teşekkür etti ve özellikle Sezeyin
konuşmasının Milli Eğitim Bakanlığı tarafından
okullara dağıtılıp Atatürükün ve KKTCnin öğretmeni
budur denilmesi gerektiğini kaydetti.
Bunca
yıldır, Rumun, Kıbrıs Türk Halkının
eşitliğini ve egemenliğini tanıması, buraları
benimdir diyememesi için halk adına masa başında kafa
patlattığını söyleyen Denktaş, ama uluslararası
kuruluşların kendilerine göre planlar
hazırladığını, Annan Planının da öyle
olduğunu dile getirdi ve Annan Planı başkalarının
biçtiği elbisedir. İçine sığamazsınız. İçine
girerseniz sizi boğacak şeklinde görüş belirtti. ZANNETMEYİN
Kİ SUSACAĞIM
Denktaş,
törenlerde cumhurbaşkanı olarak yaptığı son
konuşma olduğunu ifade ederek,
Zannetmeyin ki susacağım dedi. Denktaş, bundan sonra
daha açık konuşacağını ifade etti.
Cumhurbaşkanı Denktaş, Kıbrıs Türk Halkını,
41 yıl önceki direnişe, kendisinin olana sahip çıkmaya davet
edeceğini belirtti.
Ruma, hangi şartlarda
barış yapılabileceğini, hiçbir şekilde boyun
eğilmeyeceğini söylemek ve dünyayı da buna inandırmakla
barış ve uzlaşmanın olabileceğini kaydeden
Denktaş, bağımsızlığa ve devlete sahip
çıkılması gerektiği üzerinde durdu ve şöyle
konuştu:
ELİNDEN GELSE
UÇAR BAŞINIZA DÜŞER
41 yıl
sabredenler, hem de o kötü, korkulu günlerde sabredenler, şimdi 21
yaşındaki dip diri devletlerini korumak için aynı kuvveti,
aynı heyecanı göstermeyecekler mi? Ben inanıyorum gösterecekler.
Sizinle beraber göstereceğiz.
Bağımsızlığımızdan
vazgeçersek, Atatürkün önüne gelip yılda bir defa boyun eğmeyin.
Elinden gelse uçar başınıza düşer o taş.
Bağımsızlığınızdan, devletinizden
vazgeçiyorsanız, şehitlerim diyerek gelip burada
ağlaşmayın, senede bir defa... Kemiklerini sızlatacaksınız
çünkü. Onların vermediğini, siz Ruma vermiş
olacaksınız.
Tarihin bilinip
gafil avlanmaması gerektiğini söyleyen Cumhurbaşkanı
Denktaş, halkın egemenliğine ölesiye sahip
çıkılacağı andının içilmesini istedi.
ÇOCUKLAR BİLE
KURŞUNA DİZİLİRSE...
Annan
Planını hortlatmak isteyenlerin, söylediklerini çok iyi dinlemesi
gerektiğini ifade eden Denktaş, Gün gele bu çocuklar bile
kurşuna dizilirse, günahı onların boynuna olacaktır dedi.
Denktaş, acı konuşmasının, Kıbrıs Türk
Halkını ve Türk milletini sevmesinden
kaynaklandığını da söyledi.
Cumhurbaşkanı
Rauf Denktaş, Rumların Kıbrısa sahip çıkmak için
silahla yapamadıklarını AByi arkalarına alarak yapmaya
uğraştıklarını ifade ederek, mücadelenin bitmediğini,
bittiğini zannedenlerin,
HAVA ALIYORUZ,
ŞİŞİP ŞİŞİP BOŞALIYORUZ...
Annan Planına
evet denildiğini, ancak neticenin ortada olduğunu dile getiren
Denktaş, Bir yıldır hava alıyoruz. Hem de öyle güzel hava
alıyoruz ki, şişip şişip boşalıyoruz, balon
gibi. Ha geldiler, gelecekler. Ha yardım ettiler, edecekler. Uçaklar geldi
gelecek.. Hava alıyoruz şeklinde konuştu.
Şimdi
yardımları yapmak için şartlar koşulduğunu, egemenlik
ve bağımsızlık denilmemesinin istendiğini söyleyen
Denktaş, Annan Planının yeniden gündeme getirilmesine
çalışıldığını, Rumların lehine
yontulduktan sonra yeniden referanduma gidileceğini ifade etti ve Yeniden
evet mi diyeceksiniz? Bir düşünün bakalım evet dediniz de ne
kazandınız dedi.
Hediyelere bakılmaması gerektiğini kaydeden Cumhurbaşkanı Denktaş, hediyelerin ve vaadlerin karşısında bağımsızlığın istenildiğini dile getirdi.
HALKIN SESI 20/03/05
AP: Türkiye, Kıbrıs Rum Yönetimini...
Borrell, Yunan Ta
Nea gazetesine verdiği demeçte, Üyelik müzekerelerinin
başlaması için Türkiyenin Kıbrısı tanıması
gerektiği aşikardır. Bunun Sayın Erdoğan ile
yapılan çetin bir müzakere konusu olduğunu da biliyorum dedi.
Masada 26 ülkenin
olacağını, bunlardan birinin Türkiye, bir diğerinin de
Kıbrıs olacağını söyleyen Borrell, Eğer biriyle
müzakere ediyorsan onu tanıdığın kendiliğinden
anlaşılan birşeydir ifadesini kullandı
Borrell,
ABDnin, Türkiyenin AB üyeliği için Avrupaya baskı yapması ile
ilgili bir soruyu da yanıtladı. Türkiye dış
politikasında her zaman Washington ile ilişkilerine ayrı bir
öncelik veriyordu. Soğuk Savaş döneminde ABD için batmayan bir uçak
gemisi gibiydi diyen Borrell, Dolayısıyla Amerikanın bunu
yapması için nedenleri var ifadesini kullandı.
HALKIN SESI 20/03/05
Papadopulosun balon önerisi...
Rum
basını, Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulosun,
Kıbrıs konusunda girişim başlatılması yönünde
BMye öneri sunduğuyla ilgili açıklamalarının BM
tarafından yalanlanmasına geniş yer verdi.
Politis, Öneri
Balondu... BM Tasosun Girişim Talebinde Bulunduğunu Yalanladı
başlığıyla verdiği haberinde, Rum Yönetiminin
Kıbrıs ve dış kamuoyuna, Kıbrıs konusunda
girişim başlatması için BM Genel Sekreteri Kofi Annana öneri
sunduğunu gösterme çabasının hem BMyi, hem de
arabulucuları açık şekilde rahatsız ettiğini
yazdı.
Gazete, BMnin
Papadopulosu yalanlamakla, Rum Yönetiminin açık şekilde teşhir
ettiğini belirterek BMnin bu tür davranışlarda çok seyrek
bulunduğuna dikkat çekti.
Gazeteye göre
Papadopulos, önceki günkü açıklamasında, Rum Daimi Temsilci Andreas
Mavroyanisin bir süre önce BM Genel Sekreter Yardımcısı Sir
Kieran Prendergasla görüşmesinde Kıbrıs konusunda
görüşmelerin başlatılması için yeni öneri sunduğunu
açık şekilde ima etmişti. BMden gelen yalanlamadan sonra ise
gerek Papadopulos, gerek Rum Hükümet Sözcüsü Kipros Hrisostomidis, konuyu önemsizleştirmeye
çalıştı. Her ikisi de BMnin açıklamasını
benimsedi, öneriden vazgeçti ve Mavroyannisin sadece araştırma
nitelikli temaslarından söz etti.
Bu durum ise ana
muhalefet partisi DİSİnin yoğun tepkisine neden oldu.
DİSİ Başkanı Nikos Anastasiadis yazılı
açıklamasında, bu durumu büyük siyasi bir olay olarak niteledi ve
Ulusal Konseyin bilgilendirilmemiş olmasını eleştirdi.
Anastasiadis, Rum Yönetiminin Kıbrıs konusundaki inandırıcılığının
sorgulanmakta olduğuna da dikkat çekti.
Haberde, Polonya Cumhurbaşkanı
Aleksander Kwasniewskinin önceki gün Papadopulosla ortak basın
toplantısında, Rum Yönetiminin BMye resmi öneri sunduğunu
söylediği hatırlatıldı; görüşmelerin
başlatılması için öneri yapıldığını ilk
kez onun açıkladığı ve Papadopulosun da daha sonra onu
doğruladığı kaydedildi.
Gazeteye göre
Polonya Cumhurbaşkanının açıklaması ve
Papadopulosunda teyidinden sonra, New Yorktan yalanlama gecikmedi. BM Genel
Sekreter Sözcüsü, Büyükelçi Mavroyannisin Prendergastla görüşmesinde
remsi öneri sunmadığını açıkladı. Gazeteye göre
BMnin rahatsızlığı aşikardı ve bir
batılı diplomat gazeteye açıklamasında, BM nadiren
yalanlamada bulunur ve hükümetleri teşhir etmekten kaçınır diye
konuştu.
Gazeteye göre Rum
Yönetimi, BMnin yalanlamasını acilen değerlendirdi ve
düzeltmeye gitti. Papadopulos, BM haklıdır. Yapılan öneri
değil araştırma nitelikle temaslardır. Bunlar her zaman
yaptığımız şeylerdir dedi.
Rum Sözcü Kipros
Hrisostomidis de aynı paralelde konuştu ve olayın düzeyini
düşürmeye çalıştı. Hrisostomidis de araştırma
nitelikli temaslardan söz etti.
Yunan Hükümet
Sözcüsü Theodoros Rusopulos ise girişimle ilgili Annana öneriden söz
etti ve Yunan hükümetinin de bundan haberdar olduğunu belirtti.
Gazete Rum
muhalefetinin tepkisine de geniş yer verdi.
DİSİ
lideri Anastasiadis, girişim yönünde BMye öneri sunulduğunu
olduğu kadar BMden yalanlanmasını da duyduğunda şoke
olduğunu belirtti. Anastasiadis, Papadopulosun, Kıbrıs
konusundaki tavrının ciddi soru işaretleri
yarattığını da söyledi.
Papadopulos ise
Anastasiadisi yanıtladı ve görüşmelerin
başlatılması için yaptıkları her türlü girişimi
açıklamak zorunluluğu bulunmadığını söyledi.
Diğer gazeteler
haberi şu başlık ve spotlarla yayımladı:
FİLELEFTHEROS:
Cumhurbaşkanı Papadopulus Açıklık Getirdi; Öneri
Değil BMyle Araştırma Nitelikli Temaslar... DİSİ
Hükümet İçi
İnanırlılık Sorgulamasında Bulundu... Papadopulostan
Anastasiadise Yanıt
HARAVGİ:
Papadopulos Netleştirdi... Kıbrıs Rum Tarafının
Temasları Araştırma Niteliklidir, Öneri Sunulmadı
SİMERİNİ:
Kısır Döngü... Annana Öneriden Dolayı Gerginlik... BM Resmi
Öneri Yapılmadığını Söylüyor... Hükümet
Araştırma Nitelikli Temaslardan Söz Ediyor... Yunan Hükümeti Öneriyi
Bildiğini Söylüyor... Muhalefet İse Eleştirilerde Bulunuyor
ALİTHİA:
(manşetten) Kıbrıs Sorununun Ellenmesinde Gülünç Duruma
Düştük...Anastasiadis: İnanırlıkla İlgili Büyük
Siyasi Konu
Bir Gün Başka Diğer Gün Başka
Açıklıyorlar
MAHİ:
(sürmanşet) Sonuç İtibarıyla Resmi Öneri Sunulmadı...
Hükümet Şimdi Polonya Cumhurbaşkanının Ne Dediğini
İyi Anlamadınız Diyor
CYPRUS MAİL:
(manşetten) BM Yeni Görüşmeler İçin Öneri
Yapıldığı İddialarını Saçma Buldu
HALKIN SESI 20/03/05