Lokmacı'daki çalışmaları
durdurmayacağız
|
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, Rum tarafının büyük tepkisine yol açan
Lokmacı kapısıyla ilgili Türk tarafının tutumunu
açıkladı: Lokmacı'daki
çalışmaları durdurmayacağız BARİKATIN
AÇILMASINDA ISRARLIYIZ... "Bizler barikatın açılmasında
ısrar ediyoruz ve çalışmalarımızı
tamamlayacağız. Daha sonra her şeyi
tartışabiliriz...Bizler ara bölgede çalışma
yapmıyoruz, bu nettir. Kendi tarafımızda
yaptıklarımız için BM'den onaya gerek yoktur. Bize
çalışmalarımızı durdurmamızı da
söylemediler" MEVZİLERİ
KALDIRDIK... "Kıbrıs Rum tarafının görüşü
askeri avantaj sağladığınız yönündedir"
sorusuna Talat, "Bu iddia gülünçtür. Gerçek olan o ki, bölgedeki
mevzileri kaldırdık. O noktadan bin metre uzaklığa kadar
asker bulunmayacak. Oradan devriyeler geçmeyecek. Köprüyü yaptık; çünkü
mevzilere su ve yiyecek taşıyacak askerlerin vatandaşlarla
karşılaşmalarını istemiyorduk. Orada Türk askeri de
yoktur. Askerlerin hepsi Kıbrıslı Türk"tür"
yanıtını verdi Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, Lokmacı kapısındaki
çalışmaları tamamlayıp barikatın
açılmasında ısrarlı olduklarını
açıkladı. Talat, Güney Kıbrıs'ta yayımlanan Politis
gazetesine verdiği röportajda, Lokmacı kapısıyla ilgili
çalışmaların Türk tarafında sürdüğünü, ara bölgeyle
ilgisi olmadığını ve bu konuda BM'den onay almaya da
gerek bulunmadığını bildirdi. Lokmacı
barikatıyla ilgili haberler Rum basınında yer almaya devam
ediyor. Fileleftheros
Gazetesi, (kendi iddiasıyla) "işgal güçlerinin" zamana
oynadığını, Rum Yönetimi'nin teklifini incelemeden
reddederek Lokmacı'daki çalışmalarını
sürdürdüğünü, bu konudaki Barış Gücü uyarısını
ise görmezlikten geldiğini iddia etti. Gazeteye
göre, Rum Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu da Türk
tarafını eleştirdi ve Rum önerisini BM Barış Gücü
aracılığıyla almış olmasına rağmen
Lokmacı'daki çalışmaların tamamlanması için oyalama
taktiği içerisine girdiğini ileri sürdü. Yakovu,
Lefkoşa Belediyesi Başkanı Kutlay Erk'in Rum önerisinin
kendisine ulaşmadığı yönündeki iddiasını da
reddetti ve bunun "tekrarlamakta olan Türk taktiği"
olduğunu savundu. Yakovu,
"Kıbrıslı Türkler tarafından yapılan
yorumlardan, diplomatik bilgiler ve kendi temaslarından Rum
tarafının önerisinden Kıbrıslı Türklerin haberdar
olduğunun anlaşıldığını" savundu. Yakovu,
"meşhur çalışmalarını tamamlamak için oyalama
taktiği uyguladıklarını düşünüyorum. Çünkü
taleplerimizden biri bölgedeki inşaat çalışmalarının
dondurulmasıdır. BM Barış Gücü önerimizi memnuniyetle
karşıladı ve incelemeye aldı. Kendilerinin de bazı
önerilerde bulunması ihtimal dışı değildir"
diye konuştu. Bu arada
muhalefet partilerinden DİSİ'nin ileri gelenlerinden Averof
Neofitu, Türk tarafının Lokmacı Barikatı'ndaki
çalışmalarını "tek yanlı ve kabul edilmez
olarak" niteledi ve eleştirilerde bulundu. Parti
Başkan Vekili olan Neofitu, Rum önerisine destek çıkarak bu
önerinin barikatın açılması için doğru yönde bir öneri
olduğunu söyledi. Neofitu, "bu şekilde Kıbrıs Rum
tarafının uzlaşma ve iletişimin sağlanmasını
istediği mesajı her yere gönderilmiş olacak" dedi. Neofitu, Rum
önerisinin olumlu karşılanması ve 1963'ten beri kapalı
olan bir geçitin açılması temennisinde de bulundu ve bunun
Kıbrıs'ın yeniden birleşmesi için sembolik bir karakter
taşıyacağını kaydetti. Neofitu,
"120 milyon Euro'luk AB ekonomik yardımını reddeden Türk
tarafının tutumunu örnek göstererek Türk tarafının tek
gayesinin işgal bölgelerinin statüsünü yükseltmek olduğunu"
iddia etti. EDEK
Başkanı Yannakis Omiru ise bölgeyi ziyaretinden sonra
yaptığı açıklamada, "Türklerin bölgeyi denetlemeye
ve Ledra yolunda askeri avantaj elde etmeye
çalıştığını" öne sürdü. Omiru, Türk
tarafına çalışmaları durdurması
çağrısında bulunan BM Barış Gücü
açıklamasını alkışladı. Omiru, Rum Yönetimi'nin
Lokmacı'yla ilgili önerisine de destek verdi. Alithia
Gazetesi de Yakovu'nun açıklamalarını yayımladı.
Gazeteye göre, Dış Rumlar Danışma Komitesi
toplantısında Lokmacı barikatıyla ilgili soruları
yanıtlayan Yakovu, Türk tarafının Rum önerilerini almadığına
inanmadığını söyledi. Yakovu, Türk tarafının
inşa çalışmalarının tamamlanması için oyalama
taktiği içerisine girdiğini, bunun her zamanki taktiği
olduğunu iddia etti. Önerilerinin BM Barış Gücü
tarafından iletildiğini söyleyen Yakovu, "Barış
Gücü'nün önerilerimizi Kıbrıs Türkleriyle de
tartıştığı konusunda hiçbir şüphem yok.
Kıbrıs Türkleri görüşlerini bildirdiğinde Barış
Gücü bu görüşleri bize iletecek ve belki kendisi de bazı
düşüncelerini ortaya koyacaktır" diye konuştu. Kıbrıs
Türklerinin köprüyü yıkma niyetinde olmadığıyla ilgili
bir soruyu yanıtlayan Yakovu, kendisinin de
çıkardığı sonucun bu olduğunu söyledi. Talat:
Çalışmalar sürecek Politis
Gazetesi, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'la yapılan röportaja
yer verdi. Rum önerisi üzerine gazete muhabiri Makarios Drusyotis,
Cumhurbaşkanı Talat'la irtibata geçti ve görüşlerini sordu: "Soru:-Çalışmaları
durdurup Kıbrıs hükümetinin önerileri doğrultusunda hareket
etmeyi düşünüyor musunuz? Yanıt:-Hayır.
Bizden isteneni yapmamız zordur. Bizler barikatın
açılmasında ısrar ediyoruz ve
çalışmalarımızı tamamlayacağız. Daha sonra
her şeyi tartışabiliriz. Soru:-BM
çalışmaları durdurmanız için çağrıda bulundu. Yanıt:-Bizler
ara bölgede çalışma yapmıyoruz ve bu nettir. Kendi
tarafımızda yaptıklarımız için BM'den onaya gerek
yoktur. Bize çalışmalarımızı durdurmamızı
da söylemediler. Soru:-Kıbrıs
Rum tarafının görüşü askeri avantaj
sağladığınız yönündedir. Yanıt:-Bu
iddia gülünçtür. Gerçek olan o ki, bölgedeki mevzileri kaldırdık. O
noktadan bin metre uzaklığa kadar asker bulunmayacak. Soru:-Barış
Gücü açıklamasında köprüyü, askeri devriyelerin altından
geçmesi için yaptığınızı bildirdi. Yanıt:-Oradan
devriyeler geçmeyecek. Köprüyü yaptık; çünkü mevzilere su ve yiyecek
taşıyacak askerlerin vatandaşlarla
karşılaşmalarını istemiyorduk. Orada Türk askeri de
yoktur. Askerlerin hepsi Kıbrıslı Türktür. Soru:-Madem
ki haklı bir hassasiyet var bunun başka yolu yok mu? Bu köprünün
yapılması şart mıydı? Yanıt:-Köprü
kötü şey mi? Sıradan bir geçiş yeridir ve bu kadar tepki
göreceğini aklımızın ucundan geçirmedik. Soru:-Şimdi,
ki tepkiler geldi, yolun açılması için niye onu
yıkmıyorsunuz? Yanıt:-Bunu
şimdi yapamayız. Planladığı şekilde onu
tamamlayacağız ve geçiş başladıktan sonra herhangi
bir değişikliği yapmayı tartışmaya açık
olacağız. Soru:-Köprüyü
niye askerler için yapmadınız. Yaşlı ve özürlüler
nasıl geçecek? Yanıt:-Papadopulos'un
özürlüler için tepki gösterdiğini mi sanıyorsunuz? Soru:-Mantıklı
bir tezdir. Yanıt:-Bu
bir mazerettir. Ben Papadopulos'un barikatı açmak istemediğine
inanıyorum. Velhasıl özürlüler için yol seviyesinde geçiş
olacaktır." Özürlüler:
Talat, biz nasıl geçeceğiz? POLİTİS,
manşetten, "Kıbrıs Rum ve Kıbrıs Türk Özürlüler
Seslerini Yükseltiyor - Talat Biz Nasıl Geçeceğiz"
başlığıyla verdiği haberinde,
Kıbrıslı Türk özürlülerden Mustafa Çelik ve Orkun Bozkurt ile
Rum özürlü Mihalakis Dinostenos'un birlikte çekilmiş bir
fotoğrafını yayımladı ve bu özürlülerin gazeteye
açıklamalarına yer verdi. Gazeteye
göre, her üçü de Sayın Talat ve Papadopulos'a işbirliği ruhu
göstermeleri çağrısında bulundu, "aksi takdirde köprüyü
yıkacaklarını" söyledi. Gazete,
Lokmacı barikatı yanında devam eden çalışmaları
görmek için bölgeye giden muhabirinin orada rastladığı
Kıbrıslı Türk özürlülerinden Mustafa Çelik ve Orkun Bozkurt
ayrıca Rum özürlüler Mihalakis Dinosterus, Stavros Sideros ve Maria
Psoma'yla yaptığı röportajlara yer verdi. Özürlüler genel
olarak köprüye karşı olduklarını, bir
uzlaşmanın bulunması ve her iki halkın biribiriyle
temasına engel konulmaması gerektiğini belirttiler.
Ayrıca bu köprüyle birlikte "beyinlerdeki köprülerin" de
kalkması gerektiğini vurguladılar. |
KIBRIS 12/12/05
AİHM'de artık biz de haklarımızı
arayacağız
|
Cumhurbaşkanı
Talat, Türk tarafının da kayıplarının olduğunu
dünyaya kanıtlamanın mücadelesini verdiklerini söyledi: AİHM'de
artık biz de haklarımızı arayacağız YASAL YOLA
BAŞVURACAĞIZ... Cumhurbaşkanı Talat, geçmişte Rum
kesiminin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne (AİHM)
başvurarak, Türkiye aleyhinde dava açtığını, ancak
artık Kıbrıslı Türklerin de hakkını yasal
yollarla aradığını belirterek, "Türk
tarafının da kayıplarının olduğunu dünyaya
kanıtlamanın mücadelesini veriyoruz" dedi ARTIK
YENİ POLİTİKAMIZ VAR... Talat: AİHM'de artık biz de
haklarımızı arayacağız. Kıbrıslı
Rumlar, mallarının geri verilmesi ve tazminat kararını
mahkemeden çıkardı. Aynı durumda olan Türkler yok muydu? Güneyde
mal bırakan Türkler de olmalı. Gerçekten de var. Ancak hiçbir
Kıbrıslı Türk, AİHM'e başvurmadı. Çünkü öyle
bir politikamız yoktu ama artık var TÜRKİYE,
KIBRIS SOURUNUNU ÇÖZMEK ZORUNDA... "Türkiye'nin, AB'ye girme arzusu
varsa, bunu gerçekten istiyorsa, Kıbrıs sorunu çözülmek zorunda.
Yoksa Kıbrıs AB'de, Türkiye'nin önünü kesecek. Rum kesimi
artık Kıbrıs sorununun çözümünü açık açık kabul
etmeme eğilimine girdi. Artık çok dikkatli olmalı, gerekenleri
zamanında ve hatasız yapmalıyız Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, geçmişte Rum kesiminin Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesi'ne (AİHM) başvurarak, Türkiye aleyhinde dava
açtığını, ancak artık Kıbrıslı
Türklerin de hakkını yasal yollarla aradığını
belirterek, "Türk tarafının da kayıplarının
olduğunu dünyaya kanıtlamanın mücadelesini veriyoruz"
dedi. Talat,
Güney-Güneydoğu Genç İşadamları Federasyonu (GİAF)
Genişletilmiş Adana Toplantısı kapsamında düzenlenen
"Fırsatlar Ülkesi KKTC" konulu konferansta, Rum kesiminin lobi
faaliyetleri sonucu, dünyanın bugüne kadar yanlış
anladığı sorunu doğru anlatabilmenin çabasında
olduklarını, bunun da çok kolay olmadığını
bildiklerini söyledi. Kıbrıs'taki
mülk sorununun gündeme taşındığını ve Rum
tarafının AİHM'e bu nedenle davalar
açtığını ifade eden Talat, şöyle konuştu: "AİHM'de
artık biz de haklarımızı arayacağız.
Kıbrıslı Rumlar, mallarının geri verilmesi ve
tazminat kararını mahkemeden çıkardı. Aynı
durumda olan Türkler yok muydu? Güney'de mal bırakan Türkler de
olmalı. Gerçekten de var. Ancak hiçbir Kıbrıslı Türk,
AİHM'e başvurmadı. Çünkü öyle bir politikamız yoktu.
Artık var. Biz sadece Rum değil, Türk tarafının da
kayıplarının olduğunu dünyaya kanıtlamanın
mücadelesini veriyoruz." Talat,
Türkiye'nin AB müzakereleri sürecinde Kıbrıs sorununu masada
halletmesi, bu konuda daha önceki yapılan hatalardan ders
çıkartılarak dikkatli davranılması gerektiğini
belirtti. "Türkiye'nin,
AB'ye girme arzusu varsa, bunu gerçekten istiyorsa, Kıbrıs sorunu
çözülmek zorunda" diyen Talat, konuşmasına şöyle devam
etti: "Yoksa
Kıbrıs AB'de, Türkiye'nin önünü kesecek. Masa başında
sorunu çözemiyorsanız, erozyon yoluyla çözmek yoluna gideceksiniz.
Erozyona uğrayarak, zayıflayarak, direnciniz kırılarak bu
sorunun çözümüne boyun eğeceksiniz. Papadopulos,
Kıbrıs'ın birleşmesinin asimile edilmeyle
olacağı yönündeki sözleriyle Rum kesiminin esas düşüncesini
ifade etmiştir." Çok dikkatli
davranmak gerek Geçmişte
izlenen politikanın yanlışlığı nedeniyle Rum
kesiminin AB'ye girmesinin engellenemediğini ifade eden Talat,
geleceği buna göre planlamak gerektiğini vurguladı. Rum kesiminin
AB'ye girmesinin KKTC ile ilgili izlenen politikalarda önemli bir statü
değişikliği yarattığını belirten Talat,
şunları kaydetti: "Rum
kesimi artık Kıbrıs sorununun çözümünü açık açık
kabul etmeme eğilimine girdi. Artık çok dikkatli olmalı,
gerekenleri zamanında ve hatasız yapmalıyız. Rum kesimi
iyi çocuk rolünü oynayarak, AB'ye dahil edildi. Kıbrıs AB'ye
girince tüm gücünü topladı, 700 bin nüfuslu bir ülke 70 milyonun
kaderiyle oynama cüreti gösterdi." Talat,
"Annan planı" olarak adlandırılan BM çözüm
planının gerçekte muhteşem olmadığını,
ancak Kıbrıs meselesinin bitmesi gerektiğini düşünen Türk
tarafının kabul ettiğini söyledi. Referandumun
ardından "O güne kadar dünyayı kandırmayı
başaran Rum yönetiminin gerçek yüzünün ortaya
çıktığını" ifade eden Talat, "Dünya Rum
yönetiminin amacını anladı, ama geç kaldık. Çünkü 16
Nisan 2003'de tüm Kıbrıs adına Rum yönetimi AB'ye üye
olmuştu" diye konuştu. Talat, Annan
planının kabul edilmesiyle ortaya çıkan yeni durumun şok
yarattığını ve dünyanın Kıbrıs Türklerini
yanlış anladığını kabul ettiğini kaydetti.
Uluslar
arası hukuk bağlamında sıkıntılı
olduklarını belirten Talat, "Dünyada
yarattığımız yeni imaj ve dünyanın bize
bakışı bağlamında üstünüz. Bu üstünlüğümüzü
kullanmak ve uluslar arası hukuku bu gerçek durumla, ortamla uyumlu hale
getirmeye çalışmak zorundayız" dedi. Daha sonra,
GİAF Başkanı Erhan Özmen ile Çukurova Genç
İşadamları Derneği Başkanı Tarkan Kulak,
Talat'a plaket verdi. Konferansa,
Adana Valisi Cahit Kıraç, Büyükşehir Belediye Başkanı
Aytaç Durak, AK Parti Milletvekili Vahit Kirişçi, CHP Milletvekili Kemal
Sağ ile çok sayıda davetli katıldı. |
KIBRIS 12/12/05
Türkiye Başbakanı Erdoğan, bir kez daha
vurguladı: İzolasyonlar kaldırılmazsa, limanları
açmayacağız
YAPMANIZ
GEREKENİ YAPIN... Türkiye Başbakanı Erdoğan, uluslar
arası topluluğa seslenerek, "KKTC'ye karşı
yapmanız gerekenleri yerine getirin, biz de havaalanlarını,
limanları açalım. Bunlar olmadıkça biz bunu yapmayız. Bunu
açıkça söylüyoruz" dedi
Türkiye
Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, uluslar arası
topluluğa seslenerek, "KKTC'ye karşı yapmanız
gerekenleri yerine getirin, biz de havaalanlarını, limanları
açalım. Bunlar olmadıkça biz bunu yapmayız. Bunu açıkça
söylüyoruz" dedi.
A.A'nın
haberine göre Erdoğan, Avustralya'da yaşayan Türklerle Olimpiyat
Parkı'nda bir araya geldi.
Kıbrıs
ile ilgili bir soruyu da yanıtlayan Erdoğan, Türkiye'nin her zaman
bir adım önde olduğunu kaydetti.
Geçmişte
nereye gidilse bu konuyla ilgili hep hakaretler
yapıldığını ifade eden Erdoğan, ancak son 3
yılda Kıbrıs konusunda önemli mesafeler kat edildiğini
söyledi.
Erdoğan,
istenilenlerin yapılmaması halinde Türk tarafının liman ve
havaalanlarını açmasının söz konusu
olamayacağını söyledi.
Karşı
taraf bir şey yapmadan Türk tarafından bir şey
beklenemeyeceğini dile getiren Erdoğan, "KKTC'ye karşı
yapmanız gerekenleri yerine getirin, biz de havaalanlarını,
limanları açalım. Bunlar olmadıkça biz bunu yapmayız. Bunu
açıkça söylüyoruz" dedi.
KIBRIS 12/12/05
AB'nin Kıbrıs
yardımını reddedin
Rumlar Annan planıyla ilgili referandumda HAYIR oyu verdikten sonra, BM
Genel Sekreteri Annan Güvenlik Konseyine yazdığı raporda,
KKTC'ye uygulanan ambargonun hafifletilmesini önermişti. Uluslararası
hava Türkiye tarafından esiyordu. Rumlar suçlanıyor ve yerden yere
vuruluyorlardı. Washington'dan Brüksel'e kadar herkes Papadopulos'u
suçluyordu. BM Güvenlik Konseyinin bu yöndeki kararını tek
başına Rusya önledi.
Buna karşılık AB Bakanlar Konseyi, KKTC' nin izolasyondan
kurtarılması için, AB Komisyonunu görevlendirdi. Komisyon da, bu
direktife uyarak, KKTC'ye, bir yandan 259 milyon euro'luk bir mali yardım
paketi, öte yandan da KKTC ile AB arasında doğrudan ticaret
yapılması için iki tüzük hazırladı. Bunlar KKTC üzerindeki
baskıları büyük oranda hafifletecekti.
Bu kararlar alınıp hazırlıklar yapılırken, Rumlar
henüz yeni tam üye olmuşlardı. Papadopulos'un AB'ye yalan
söylemesinin yarattığı tepkiler hala sürüyordu. Her yerden dayak
yiyorlardı. Bundan dolayı seslerini çıkartmadan, sabırla
beklediler. Aradan aylar geçti, referandumun tepkileri unutulmaya
başlandı. Olay soğuyunca, Rumlar hareketlendiler.
Komisyon'un tüzük önerilerini salam politikasıyla erittiler. Şantaj
yaptılar, bağırıp çağırdılar. Doğrudan
ticaret olanağının sağlanmasının, KKTC'yi bağımsızlığa
götüreceğini ve adanın bölüneceğini ileri sürdüler. Sonunda da
istediklerini büyük oranda elde ettiler.
Önce, Mali Yardım- Doğrudan ticaret diyerek yola çıkılan
tüzükler, sonunda kuşa döndü. Doğrudan ticaret tamamen yok edildi ve
daha da ilginci Mali Yardım çok açık olmasa dahi- koşulara
bağlandı. KKTC'nin Maraş'ı geri vermesi, Magosa
limanının Rumlarla ortak işletilmesi ve mülk sorununun Avrupa
Mahkemesi çerçevesinde çözümlenmesi dilekleri tüzüğe sokuldu.
Yani, referandum sonrasında ödüllendirilmek istenen Türk tarafı,
bugün gelinilen noktada cezalandırılır bir konuma sokuldu.
İnanılır gibi değil, ancak doğru...
Sadece Rumların, hatta Yunanlılarla birlikte boyları bu
işin altından kalkmalarına yetmez. Onlara destek verenlere
bakmak gerekiyor. İngiltere bir orta yol bulmaya çalışsa dahi,
anlaşılan bazı üyeler Rumları destekliyor, belki de
kışkırtıyorlar. Sanki Kıbrıs sorununu
kullanıp, Türkiye ile 2006'da başlaması planlanan tam üyelik
müzakerelerini ertelemeye hazırlanıyorlarmış gibi bir
izlenim doğuyor.
Geçen haftaki daimi temsilciler (25 üye ülkenin Büyükelçiler düzeyindeki
komitesi) toplantısında, herhalde Komisyon (özellikle Olli Rehn)
gidişteki tehlikeleri ve tutarsızlıkları ortaya koymuş
olacak ki, karar alınamadı. Dün yeniden görüşülecekti.
Eğer AB Konseyi (üye ülkelerden oluşan, karar verici organ) bu
tutumunu sürdürür ve KKTC'yi ödüllendirmek yerine cezalandırma yolunu
tercih ederse, KKTC bu yardımı reddetmelidir. Rakkam küçük
değildir, KKTC'ye önemli bir katkı getirecektir, ancak bu gidişi
durdurmak açısından, atılması gereken bir
adımdır.
Belki henüz farkında değiliz, ancak Kıbrıs sorunu
önümüzdeki yıl AB ile ilişkilerimizde son derece önemli ve
belirleyici bir çıban başı olacaktır. Kamu oyu bu konudan
bıktığı için yeterince ilgilenmiyor, oysa
başımıza çok sorun çıkacaktır.
* * *
" BİZİ
BU DURUMA DENKTAŞGİLLER SOKTU"
Geçen hafta
KKTC Cumhurbaşkanı M.Ali Talat İstanbuldaydı.
Sabancı Üniversitesinde bir konuşma yaptı ve bugünlere
nasıl geldiğimizi anlattı.
En çarpıcı saptaması, bugün AB'de Rumların tek
başlarına kalmaları ve istediklerini yapabilmelerinin
sorumluları olarak, 2002 Kopenhag doruğunda ve ardından da
Lahey'deki (2004) toplantıda Annan planını reddeden dönemin
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ve onu destekleyen Türk yetkililer
olduğunu söylemesiydi.
Çok doğru bir saptama.
Yunanistan'ın eski Başbakanı Simitis'in son kitabını
okuyanlar, bu gerçeği karşı tarafın ağzından
dinlediler. Simitis, kitabında "Denktaş'ın evet demesinden
korkuyorduk. Zira Türkler evet derlerse, bu defa Papadopulos Annan
planını reddedecekti. Bu durumda da Kıbrıs AB'ye tam üye
olamayacak ve tüm ümitlerimiz suya düşecekti..." diyor.
Papadopulos'da yeni açıklamaya başladı. Lahey'e, Denktaş
kabul ederse, kendilerinin tüm riskleri alıp planı reddetmek üzere
gittiklerini anlatıyor.
AB Komisyonu yetkilileri bana defalarca, Rumların Lahey' de planı
reddemeleri durumunda, tam üyeliklerinin erteleneceği ve çözüme kadar
bekletileceği konusunda uyarıldıklarını defalarca
söylemişlerdir.
İşin ilginç yanı, Denktaş Lahey'e, Ankara'daki bir doruk
toplantısında alınan EVET denmesi kararıyla hareket etmesi,
ancak -söylentilere göre- şimdi emekli olan bir kuvvet
komutanının teşvikiyle, daha hava alanındayken "Biz
hayır diyeceğiz" açıklamasıyla tüm politikayı
değiştirmesidir.
Denktaş'ın, Lahey'de Annan'ın önünde Papadopulos'un
konuşmasını dahi beklemeden, Türk tarafının bu
planı kabul etmesinin imkanı olmadığını
belirtmesi, Rumları kurtarmış ve tam üyelik mekanizmasının
işlemesine yol açmıştır. Papadopulos, masada HAYIR demeden
kurtulduğu Annan planını sonradan, referandumda halkına
reddetirmiş ve bir taşla iki kuş vurmuştur. Hem Annan
planını öldürmüş, hem de AB' ye Türk tarafını
dışarda bırakıp tam üye olarak
katılmıştır.
İşte bugün bize kan kusturan Rumların, bugünlere nasıl
geldiklerinin hikayesi.
Bu durumdan kimi sorumlu görmeliyiz?
Kendi kendimize kaçırdığımız bir olanağın
acıklı hikayesi.
Uluslararası ilişkilerdeki altın kuraldır: Zamanlama çok
önemlidir. Bir defa kaçırdınız mı, ne kadar haklı
olursanız olsun, o fırsatı bir daha geri alamazsınız.
MENMET ALI
BIRAND MILLIYET 13/12/2005
Kıbrıslı Türklere verilecek mali yardımın
bir bölümü kaybedilebilir
AB
Komisyonu'nun Denizcilik ve Balıkçılıktan Sorumlu Üyesi Joe
Borg, Avrupa Birliği'nin Kıbrıslı Türklere vereceği
yardımla ilgili yıl sonuna kadar bir anlaşmaya
varılamaması durumunda, yardımın bir bölümünün
kaybedilebileceğini bildirdi.
Kıbrıs
Rum Kesiminde yaptığı temaslar sonrası açıklamalarda
bulunan Joe Borg, bu hafta yapılacak zirve öncesinde, AB Anayasa
Anlaşması ve mali perspektif konusunda ada da faydalı temaslar
yaptığını kaydetti.
KIBRIS 13/12/05
Rum Anayasa Mahkemesi'nde dava açılıyor
GÜNEYDE HAK
ARAYIŞI... KTÖS, Kıbrıslı Türklerin 1960
Anayasası'ndan kaynaklanan eğitim haklarının gasp
edildiği savıyla, yarın Güney Kıbrıs'taki Anayasa
Mahkemesi'nde dava açıyor. Davayı, sendika genel sekreteri Şener
Elcil, Avukat Öner Şerifoğlu ve Limasol'da yaşayan
Kıbrıslı Türk ailelerden birkaçı açacak
ANAYASA
İHLAL EDİLDİ... Açılacak davada, 1960 Kıbrıs
Cumhuriyeti Anayasası'yla Kıbrıslı Türklerin eğitim
hakkıyla ilgili düzenleme yetkilerinin Kıbrıs Türk Cemaat
Meclisi'ne verildiği gerçeğinden hareket edilerek Limasol'daki Türk
çocukların Rum okulu bünyesinde eğitim görmesine karşı çıkılacak.
Davada ayrıca, Rum Yönetimi'nin 1993'te "Eğitim ve Kültür
Bakanlığı" kurmasıyla da anayasayı ihlal
ettiği savunulacak
Kıbrıs
Türk Öğretmenler Sendikası (KTÖS), Kıbrıslı Türklerin
1960 Anayasası'ndan kaynaklanan eğitim haklarının
gaspedildiği savıyla, yarın Güney Kıbrıs'taki Anayasa
Mahkemesi'nde dava açıyor.
Davayı,
Sendika Genel Sekreteri Şener Elcil, Avukat Öner Şerifoğlu ve
Limasol'da yaşayan Kıbrıslı Türk ailelerden birkaçı
açacak.
Açılacak
davada, 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası'yla
Kıbrıslı Türklerin eğitim hakkıyla ilgili düzenleme
yetkilerinin Kıbrıs Türk Cemaat Meclisi'ne verildiği
gerçeğinden hareket edilerek Limasol'daki Türk çocukların Rum okulu
bünyesinde eğitim görmesine karşı çıkılacak. Davada
ayrıca, Rum Yönetimi'nin 1993'te "Eğitim ve Kültür
Bakanlığı" kurmasıyla da anayasayı ihlal ettiği
savunulacak.
KTÖS'te dün
düzenlenen basın toplantısıyla, açılacak dava konusunda
kamuoyuna bilgi verildi. Basın toplantısında KTÖS
Başkanı Mehmet Karaali, KTÖS Genel Sekreteri Şener Elcil ve
Avukat Öner Şerifoğlu hazır bulundu.
Elcil: Gasp
sürüyor
KTÖS Genel
Sekreteri Şener Elcil, basın toplantısında
yaptığı konuşmada, 12 Aralık'ın Kıbrıs
Türkleri için dönüm noktası olduğuna işaret ederek, Kopenhag'da
ortaya konulan yanlış politikaların sonucunun bir bir
toplandığını söyledi. Kopenhag'daki politikaların
Kıbrıs Türkü adına büyük kayıp olduğunu belirten
Elcil, "Biz, federalizme, adanın yeniden birleşmesi için
mücadelenin devamına inanıyoruz" dedi.
Rum
Yönetimi'nin Kıbrıslı Türklerin eğitim hakkına yönelik
gaspını sürdürdüğünü vurgulayan Şener Elcil, 18 Mart'ta
düzenledikleri basın toplantısıyla Rum Yönetimi'ni
uyardıklarını ama bu gaspın sürdüğünü anlattı.
Elcil, bu
saldırı ve hak gasplarını önlemekte kararlı
olduklarını ifade ederek, bu amaçla 14 Aralık Çarşamba günü
Güney'deki Anayasa Mahkemesi'nde dava açacaklarını, mücadelelerini
sadece hukuksal alanda değil, eylemlerle de ortaya koyacaklarını
söyledi.
"Ne yama,
ne rehine"
KTÖS Genel
Sekreteri Şener Elcil daha sonra hazırladıkları basın
açıklamasını okudu. Elcil, adanın kuzeyinde ve güneyinde
ayrılıkçılığı hedef seçen tüm güçlerin
açılımlarına prim vermeyeceklerini belirterek,
"Kıbrıs Türkü ne Rum Yönetimi'ne yama, ne de Ankara'ya rehine
olacaktır" dedi.
Eğitimin
en temel insan hakkı olduğuna işaret eden Şener Elcil, bu
hakkın kullanılması ve herkesin kendi anadilinde eğitim
alabilmesi için devletin yasal ve anayasal kuralları yerine getirme
yükümlülüğü olduğunu anlattı. Kıbrıs Cumhuriyeti
Anayasası'nın 20. ve 87. maddelerinin eğitimle ilgili
olduğunu ve eğitimin yönetimini Kıbrıs Türk ve Rum
toplumlarına ayrı ayrı verdiğini hatırlatan Şener
Elcil, şöyle konuştu:
"Göstermelik
eğitim"
"Anayasanın
bu açık hükmüne göre, Limasol'da yaşayan 2 bin civarındaki
Kıbrıslı Türk'ün kendi çocuklarına anadillerinde
eğitim verecek bir okulun açılmasıyla ilgili açık talepleri
vardır. Yıllarca Rum okuluna gitmeye zorlanarak asimile edilmeye
çalışılan zorunlu eğitim çağındaki 100
civarındaki Kıbrıslı Türk çocuğumuza yönelik bu
yıl Rum okulu bünyesinde bir sınıf açılarak göstermelik
eğitim verilmeye çalışılmaktadır. Sözde Rum
Eğitim Bakanlığı alanı ilkokul öğretmenliği
olmayan iki Türk öğretmeni yüksek maaşla istihdam ederek, bu okulda
Türklere eğitim verdiğini iddia etmektedir."
Elcil, Rum
Yönetimi'nin Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası'na aykırı bu
uygulamaları gizlemek için istihdam ettiği öğretmenlerin
isimlerini gizlediğini, öğrencilere kahvaltı ve öğle
yemeği vererek cazibe yaratmaya çalıştığını,
ailelere de Türk okulu açılması taleplerini dile getirmemeleri için
baskı yaptığını, Limasol'daki Kıbrıslı
Türkler için "çingenedirler" diyerek ırkçılık
yaptığını anlattı.
KTÖS Genel
Sekreteri Elcil, Rum Yönetimi'nin Kıbrıs Cumhuriyeti
Anayasası'nı çiğneyerek makamlarını işgale devam
ettiğini kaydetti ve "Her konuya siyasi açıdan yaklaşan Rum
liderliği, eğitimi de bir siyasi mücadele aracı olarak
görmektedir. Kıbrıslı Türklerin 1960 Kıbrıs
Cumhuriyeti Anayasası'ndan kaynaklanan toplumsal haklarının
gaspedilmesini önlemek için kararlı duruşumuzu
sürdüreceğiz" dedi.
Elcil,
Güney'deki Anayasa Mahkemesi'nde yarın dava açacaklarını ve
çıkacak sonuca göre olayı uluslararası yargı
organlarına taşıyacaklarını da duyurdu.
Şerifoğlu:
Hukuki ve siyasi etkileri olacak
Basın
toplantısında daha sonra açılacak davayla ilgili bilgiler veren
Avukat Öner Şerifoğlu, dava için araştırmalarını
sonuçlandırma aşamasına geldiklerini ve çarşamba günü Güney
Kıbrıs'taki Yüksek Anayasa Mahkemesi'nde dava açacaklarını
söyledi.
Şerifoğlu,
davanın çok yoğun hukuk tartışmalarına yol
açacağını kaydederek, "Şüphesiz bu davanın
açılması, seyri ve sonuçları, hukuki niteliği yanında
siyasi yönden de etkili olacaktır" dedi.
Avukat Öner
Şerifoğlu, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin Türk ve Elen
cemaatlarından oluştuğunu, Anayasa'nın yürürlükte
olduğu dönemlerde yürütmenin 7 Rum ve 3 Türk bakandan
oluştuğunu, bakanlık sayısının 10'la
sınırlandığını ve bakanlık
sayısının hiçbir şekilde
değiştirilemeyeceğini ayrıca düzenlediğini
anlattı.
"Eğitim
ve kültür bakanlığı anayasanın açık ihlali"
Güney
Kıbrıs'ın 1993'te anayasa değişikliğiyle kabineye
11. bakanlık olarak Eğitim ve Kültür Bakanlığı'nı
getirdiğini belirten Şerifoğlu, bunun anayasanın açık
ihlali olduğunu vurguladı. Davanın
dayandırılacağı hukuki noktalardan birinin bu olduğunu
ifade eden Avukat Öner Şerifoğlu, şunları dile getirdi:
"Bir
diğer temel nokta, her iki cemaatın eğitim faaliyetleri kendi
cemaat meclislerinin münhasır yetkisi altında bulunuyordu. Oysa
geldiğimiz noktada 11. bakanlık olarak Eğitim ve Kültür
Bakanlığı'nın ihdas edilmesiyle, Güney'de yaşayan Türk
çocuklarının eğitim hakkı da bu anayasa
ihlal edilerek
oluşturulan bakanlığın bünyesine verilmiştir. Bu, Türk
cemaatının kendi münhasır görev ve yetkilerinden birinin
açıkça çiğnenmesi, tecavüze uğraması demektir."
Avukat Öner
Şerifoğlu, 1960 Anayasası'nın birçok maddesinin aksi
kurallara rağmen değiştirildiğini ve sayısız defa
tecavüze uğradığını da ifade etti.
İnsan
Hakları Avrupa Sözleşmesi'ne de aykırı
Davanın
KTÖS Genel Sekreteri Şener Elcil, kendisi ve Güney'de ikamet eden birkaç
veli tarafından şahsen açılacağını kaydeden
Şerifoğlu, ilköğretim hakkının Kıbrıs
Türkü'nden alınıp Rum Eğitim ve Kültür
Bakanlığı'na verilmesinin, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin
1962'de kabul ettiği İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi'ne de
aykırı olduğunu vurguladı.
Şerifoğlu,
davanın yarın dosyalanmasından sonra ocak ayı
sonlarına gün verileceğini tahmin ettiğini belirterek,
savcıların savunma dosyalaması ve gerekli prosedürün
tamamlanmasının ardından davanın haziran sonuna dek
dinlenme aşamasına geleceği görüşünü
taşıdığını söyledi.
Avukat Öner
Şerifoğlu, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin sözde Eğitim ve
Kültür Bakanlığı'nın Güney'de yaşayan
Kıbrıslı Türk çocukların eğitimleriyle ilgili
düzenleme ve uygulamalarının anayasaya aykırı olduğu
gerçeğinden hareket ettiklerini anlattı.
Şerifoğlu,
Kuzey'deki siyasi otoritenin de buna tepki göstermesi ve böyle bir davanın
takipçisi olması arzusunu dile getirerek, siyasilerin sadece basın
bildirileri ve demeçlerle yanıt verildiğini ve yargı yoluna
başvurmaktan kaçındıklarını belirtti.
Şerifoğlu, "Biz Kıbrıs Türk vatandaşı olarak
1960 Anayasası'ndaki haklarımızı kullanmak ve bu haklara
sahip çıkmak kararlılığındayız" diye
konuştu.
KIBRIS 13/12/05
AB, ortaklık belgesini onayladı
|
Avrupa
Komisyonu tarafından 9 Kasım'da hazırlanan katılım
ortaklığı belgesi, geçen hafta yapılan
değişikliklerin ardından dün dışişleri
bakanları tarafından da onaylandı. Katılım
ortaklığı belgesinde yer alan en önemli
değişiklikte, "Türkiye'den aralarında Kıbrıs
Rum kesiminin de bulunduğu" tüm üye ülkelerle ilişkilerini bir
an önce normalleştirmek için somut adımlar atması isteniyor.
Ayrıca, tüm sınır sorunlarını şiddete
başvurmadan çözmesi talep ediliyor. Türkiye'nin
de ulusal programını, katılım ortaklığı
belgesi ışığında Mart ayına kadar
hazırlaması bekleniyor. AB dışişleri bakanları
bugün, genişleme konusunda bir sonuç bildirgesi de yayımlayacak. Bildirgede,
ilerleme raporu ve stratejik belgede işaret edilen eksikliklerin
tamamlanması için çağrıda bulunulacak; Ankara'dan reformlara
ivme kazandırmasını istenecek. Ek protokolün uygulanması
da bildirgede altı çizilecek başka bir unsur. Bildirgede ayrıca,
Türkiye'nin AB ile imzaladığı anlaşmaları
uyguladığına dair 2006'da gözlem yapılacağı da
ifade ediliyor. |
KIBRIS 13/12/05
Lokmacı" bölgesinin askerden
arındırılması önerimizi kabul edin
LOKMACI,
ASKERSİZLEŞTİRİLEREK AÇILABİLİR AKEL Genel
Sekreteri Hrisotfyas, Rum tarafının, Lokmacı
Barikatı'nın hiçbir tarafa askeri veya başka türlü bir avantaj
sağlayamayacak şekilde, bölgenin tamamen askerden
arındırılarak sivil vatandaşların özgür geçişine
açılmasına hazır olduğunu söyledi. Hristofyas, "Bu
bölgenin askerden arındırılması barışçıl bir
öneridir ve Sayın Talat'ı bu öneriyi kabul etmeye
çağırıyorum" dedi
TÜRKİYE VE
KIBRIS TÜRK LİDERLİĞİNE SUÇLAMA Hristofyas, Avrupa
Birliği'nin Kıbrıslı Türklere yönelik önerdiği Mali
Yardım Tüzüğü'nün yıl sonuna kadar onaylanmaması halinde
mali yardımın 120 milyon euroluk kısmının
kaybedileceğine işaret ederek, böyle bir şeyin olması
halinde "tüm sorumluluğun "Türkiye ve Kıbrıs Türk
liderliğinin olacağını" iddia etti
BM GENEL
SEKRETERİ'NE ÇAĞRI Hristofyas ve İzcan, Birleşmiş
Milletler Genel Sekreterine, 2006'da Kıbrıs sorununun çözüm
müzakerelerini başlatılması yönünde inisiyatif üstlenmesi
çağrısında bulundu. Kıbrıs sorununa 2006
yılı içinde çözüm bulunmasının önemine işaret eden iki
siyasi lider, aksi halde durumun, zaman kaybına neden
olacağını ve bunun kimseye yararı
olamayacağını vurguladı
AKEL Genel
Sekreteri Dimitris Hrisotfyas, Rum tarafının, Lokmacı
Barikatı'nın hiçbir tarafa askeri veya başka türlü bir avantaj
sağlayamayacak şekilde, bölgenin tamamen askerden arındırılarak
sivil vatandaşların özgür geçişine açılmasını
istediklerini ve buna hazır olduğunu söyledi.
Hristofyas,
bunun somut bir öneri olduğunu ve beklentisinin, bu önerinin
"Kıbrıs Türk Lideri" Mehmet Ali Talat tarafından kabul
edilmesi olduğunu söyledi.
Hristofyas,
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın "Lokmacı'daki
çalışmanın devam edeceği ve bin (yüz olması gerekiyor)
metrelik bir alanın tamamen askersizleştirileceği"
açıklamasını nasıl değerlendirdiğine yönelik
soruya karşılık, "bunun bir iletişim oyunu, hem de
hoş olmayan bir iletişim oyunu olduğunu" söyledi.
Hristofyas,"Bu,
hoş bir iletişim oyunu da değil. Ben şunu sormak istiyorum;
oradaki Kıbrıslı Türk askerler, Sayın Talat tarafından
mı yönetilecekler? Biz, bu bölgede, ne Kıbrıslı Türk, ne
Kıbrıslı Rum, ne de Türk askerlerinin bulunmasından
yanayız. Buradaki askerlerin Türk komutanlar tarafından yönetilen
askerler olmasını da istemiyoruz. Bu bölgenin askerden
arındırılması barışçıl bir öneridir ve
Sayın Talat'ı bu öneriyi kabul etmeye
çağırıyorum" dedi.
Hristofyas,
Kıbrıslı Türklerin Mali Yardım Tüzüğü'nün yıl
sonuna kadar onaylanmaması halinde yardımın 120 milyon euroluk
kısmını kaybedeceğine işaret ederek, böyle bir
şeyin olması halinde "tüm sorumluluğun Türkiye ve
Kıbrıs Türk liderliğinin olacağını" iddia
etti.
Birleşik
Kıbrıs Partisi (BKP) dün "Emekçi Halkın İlerici
Partisi"ni (AKEL) ziyaret ederek, Kıbrıs sorunu konusundaki son
gelişmeleri değerlendirdi.
Genel Sekreter
İzzet İzcan başkanlığındaki BKP heyeti,
Lefkoşa'da AKEL Genel Merkezi'nde gerçekleşen ve yaklaşık
iki saat süren görüşmede, AKEL Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas
başkalığındaki heyetle görüştü. İzcan ve
Hristofyas görüşme çıkışında gazetecilere açıklama
yaptı.
Hristofyas ve
İzcan, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Kofi Annan'a,
2006'da Kıbrıs sorununun çözüm müzakerelerini
başlatılması yönünde inisiyatif üstlenmesi
çağrısında da bulundu.
İki siyasi
lider, Kıbrıs sorununa 2006 yılı içinde çözümün
bulunması gerektiğine işaret ederek, aksi halde durumun, zaman
kaybına neden olacağını ve bunun kimseye yararı
olamayacağını vurguladı.
İzcan:
2006'da görüşmeler başlamalı
BKP Genel
Sekreteri İzzet İzcan, toplantı çıkışında
yaptığı konuşmada, AKEL ile önemli ve yararlı bir
görüşme yaptıklarına işaret ederek, görüşmede,
Kıbrıs sorunundaki son gelişmeler; Lokmacı
Barikatı'nın açılması, Mali Yardım ve Doğrudan
Ticaret tüzükleri konularının ele alındığını
söyledi.
İzcan,
Kıbrıs sorununun 2006'da çözümüne yönelik görüşmelerin
başlatılması amacıyla gerekli çalışmanın
yapılması ve görüşmelerin bir an önce başlaması için
BM Genel Sekreteri Kofi Annan'a çağrı yaptı.
İzcan,
görüşme sürecinin ivedilikle başlatılmasının, partisi
için önemli olduğuna dikkat çekerek, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'a BKP
adına bu nedenle çağrı yaptığını söyledi.
İzcan,
görüşme sürecinin bir an önce başlamaması ve çözümün 2006
yılı içinde bulunmaması halinde, 2007'de Türkiye; 2008'de
Kıbrıs Rum kesimindeki seçimlerin gündeme geleceğini; bunun da
Kıbrıs'ta çözümü geciktireceğini ifade ederek, "Zaman biz
Kıbrıslıların aleyhine çalışmaktadır"
dedi.
Görüşmede
ele aldıkları ikinci konunun Lokmacı Barikatı'nın
açılması olduğunu bildiren İzzet İzcan, partisinin,
Türk tarafının köprü inşaatını durdurmasını
savunduğunu söyledi. İzcan, bunun Kıbrıs Türk yönetimine
çağrısı olduğunu, yapılması gerekenin, en
azından insanların geçeceği yerlerin tamamen
askersizleştirilmesi ve engelsiz bir geçişin sağlanması
olduğunu vurguladı.
"Üstünden
sivillerin, altından askerlerin geçeceği bir yapı kabul
edilemez" diyen İzcan, yapılacak düzenlemeyle, sivillerin
özgürce, asker ve silahlardan temizlenmiş bir alanda, engelsiz
karşılıklı geçişinin sağlanması
gerektiğini kaydetti.
İki
tarafın yöneticilerine çağrı
İzzet
İzcan, her iki taraftaki yöneticilere, birbirlerine karşı
saldırgan ve karşısındakini köşeye
sıkıştırmaya yönelik açıklamalardan uzak durma
çağrısı yaparak, böyle açıklamaların barışa
katkı yapmadığını ifade etti.
İzcan,
Mali Yardım ve Doğrudan Ticaret tüzüklerinin birlikte
geçemeyeceğinin belli olduğuna dikkat çekerek, Kıbrıs
Türklerinin mali yardım tüzüğünün geçmemesi nedeniyle zarara
uğramaması için, bu tüzüğün yılbaşından önce
onaylanması gerektiğini kaydetti. İzzet İzcan, Güney
Kıbrıs Rum Yönetimi'nin de bu onay sürecine hiçbir engelleme
çıkarmamasını istedi.
BKP Genel
Sekreteri İzzet İzcan, Kıbrıs'ta çözümün; BM
kararları, 77-79 doruk anlaşmaları ve Annan Planı temelinde
iki bölgeli, iki toplumlu federal bir çözüm olduğuna işaret ederek,
böyle bir çözüme herkesin katkı yapması gerektiğini söyledi.
İzcan, Kıbrıslı Türk ve Rumların özgürce
yaşayacağı böyle bir çözüm için BKP'nin bugüne kadar olduğu
gibi bundan sonra da çalışmaya devam edeceğini kaydetti.
Hristofyas:
Türk tarafı sorumlu
AKEL Genel
Sekreteri Dimitris Hristofyas ise açıklamasında, BKP ile dostça ve
detaylı bir görüşme yaptıklarını söyledi.
Hristofyas
tüzüklerle ilgili olarak, "Kıbrıs Cumhuriyeti"nin engelleme
yaptığı söylemlerini kabul etmedi.
AKEL Genel
Sekreteri Hristofyas, Kıbrıslı Türklerin Mali Yardım
Tüzüğü'nün yıl sonuna kadar onaylanmaması halinde
yardımın 120 milyon Euro'luk kısmını
kaybedeceğine işaret ederek, böyle bir şeyin olması halinde
"tüm sorumluluğun Türkiye ve Kıbrıs Türk liderliğinin
olacağını" iddia etti.
"Kıbrıs
hükümeti"nin Mali Yardım ve Doğrudan Ticaret tüzüklerinin
ayrılmasına yönelik öneriyi uzun zaman önce
yaptığını, bu önerinin, Kıbrıs Türk
tarafınca kabul edilmediğini ifade eden Hristofyas, Kıbrıs
Türk tarafının tüzüklerin birlikte uygulanmasını
istediğini anımsattı.
Hristofyas, bu
istek karşısında "Maraş'ın BM denetiminde yasal
sahiplerine iadesi ve limanın (Mağusa) Türk ve Rumlar tarafından
birlikte çalıştırılması" önerisini
geliştirdiklerini anlatarak, bu önerinin de Türk tarafınca kabul
edilmediğini kaydetti.
Hristofyas, bu
önerinin, AB Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Komiseri Olli Rehn tarafından
bu günlerde yineleneceğini belirtti.
"Maraş'ın
yasal sahiplerine iadesi, limanların birlikte
çalıştırılması ve tüzüklerin birlikte yaşama
geçirilmesine yönelik önerinin" Kıbrıs Türk liderliği
tarafından reddedildiğini yineleyen Hristofyas,
"Kıbrıs Türk Liderliği'nin, bununla da yetinmeyerek,
tüzüklerin bu şartla onaylanması halinde AB ile ilişkilerini
keseceği tehdidinde bulunduğu" görüşünü belirtti.
Hristofyas, bu tutumun kendisini üzdüğünü söyleyerek,
"Kıbrıslı Türklerin 1 euro dahi kaybetmelerini
istemiyoruz" dedi. Hristofyas, bu nedenle tüzüklerin ayrılması
gerektiğini kaydetti.
AKEL Genel
Sekreteri Dimitris Hristofyas, yaşanan süreçten aldıkları
mesajın, "Kuzey'deki yapının statüsünün yükseltilmesine
yönelik politika yapıldığı" yönünde olduğunu
söyleyerek, bir anlamda Tayvanlaştırmayla Papadopulos ve
"Kıbrıs" yönetiminin zor duruma düşürülmesi
argümanının kabul edilemeyeceğini söyledi.
Bu tür
politikaların olumlu sonuç vermesinin mümkün
olmadığını vurgulayan Hristofyas, Kıbrıs'ta
çözüme yönelik görüşme sürecinin bir an önce başlatılması
için BM Genel Sekreteri Annan'ın inisiyatif alması yönündeki BKP
görüşüne destek verdiklerini belirtti.
"Hakemlik
ve boğucu
takvim
baskısı olmasın"
Hristofyas,
görüşme sürecinin hakemlik ve boğucu takvim olmadan başlatılması
gerektiğini anlatarak, Rum tarafının Annan planında
istediği değişiklikleri BM'ye bildirdiğini söyledi.
Hristofyas, başlayacak görüşme sürecinde bu değişiklik
önerilerinin dikkate alınması gerektiğini kaydetti.
Hristofyas,
İzzet İzcan'ın 2006'da çözümün bulunması görüşüne
parti olarak katıldıklarını ifade ederek, aksi durumun
zaman kaybına neden olacağını ve bunun kimseye yararı
olamayacağını vurguladı.
AKEL Genel
Sekreteri Dimitris Hristofyas, başından beri Lokmacı
Barikatı'nın açılmasından yana olduklarını, ancak
bu açılışın doğru yapılması gerektiğini
ifade etti.
Lokmacı
barikatı bölgesi
askerden
arındırılmalı
Lokmacı
Barikatı'nın hiçbir tarafa askeri veya başka türlü bir avantaj
sağlayamayacak şekilde, bölgenin tamamen askerden
arındırılarak sivil vatandaşların özgür geçişine
açılmasını istediklerini ve buna hazır
olduklarını söyledi. Hristofyas, bunun somut bir öneri olduğunu
ve beklentisinin, bu önerinin "Kıbrıs Türk Lideri"
(Cumhurbaşkanı) Mehmet Ali Talat tarafından kabul edilmesi
olduğunu söyledi.
Hristofyas,
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın "Lokmacı'daki
çalışmanın devam edeceği ve bin (yüz olması gerekiyor)
metrelik bir alanın tamamen askersizleştirileceği"
açıklamasını nasıl değerlendirdiğine yönelik
soruya karşılık, "bunun bir iletişim oyunu, hem de
hoş olmayan bir iletişim oyunu olduğunu" söyledi.
Hristofyas,
"Kıbrıs" yönetimi'nin tavrının, Lokmacı
Barikatı'nda ne Kıbrıslı Türk, ne Kıbrıslı
Rum, ne de Türk askeri bulunması olduğunu vurgulayarak, "Bu
bölgenin askerden arındırılması barışçı bir
öneridir ve Kıbrıs Türk liderliğince kabul edilmesini
bekliyoruz" dedi.
"Kıbrıs'ta
tek halk vardır"
AKEL Genel
Sekreteri Dimitris Hristofyas, bir gazetecinin, "Lokmacı'daki
sıkıntının halklar arasında ne gibi olumsuz bir durum
yaratması söz konusudur" şeklindeki soruya
karşılık ise, "Öncelikle Kıbrıs'ta iki halk
yoktur. Tek halk vardır; Kıbrıs halkı Ve bu halkı
oluşturan Kıbrıs Rum ve Türk toplumlarıdır" diye
tepki gösterdi.
Geçmişte
Gali Fikirler Dizisi diye bir belgenin olduğunu, bu belgede
Kıbrıs'ta tek halk, iki toplum olduğunun
yazıldığını ve CTP'nin de bunu o zamanlar kabul
ettiğini anlatan Hristofyas, bu gerçeğin, hâlâ olduğu gibi
durduğunu belirtti.
Hristofyas,
kendisini, "Kıbrıs halkı" ve bu halkı
oluşturan Rum toplumuna ait hissettiğini; Kıbrıslı
Türklerin de kendilerini, "Kıbrıs halkı" ve bu
halkı oluşturan Türk toplumunun parçası hissetmesi
gerektiğini söyledi.
Suni veya
gerçek hiçbir krizin olumlu sonuç yaratmadığını söyleyen
Hristofyas, önemli olanın sorunları aşmaya yönelik adımlar
atmak olduğunu kaydetti.
Hristofyas,
bölgenin askersizleştirilmesi ve engellerin kaldırılması
önerisine Kıbrıs Türk tarafının evet demesi halinde
kapının yılbaşına kadar açılmasının
mümkün olabileceğini iddia etti.
KIBRIS 13/12/05
AP Başkan Yardımcısı Swoboda: Şimdi
Kıbrıslı Türkleri destekleme zamanı
Avrupa
Parlamentosu (AP) Başkan Yardımcısı Avusturyalı
Sosyalist Hannes Swoboda, AB'nin Kıbrıslı Türklere önceden
verilmiş bir sözü bulunduğunu hatırlatarak, "Şimdi
Kıbrıslı Türkleri destekleme zamanı" diye
konuştu.
ABHaber'in
gündeme ilişkin sorularını yanıtlayan Hannes Swoboda,
"Yeni yılda Türkiye'nin AB yolunda kararlılıkla yürümesi
gerekiyor" görüşünü dile getirdi.
Türkiye-AB
ilişkileri alanında çözecek birçok sorun olduğuna işaret
eden Swoboda, "Çözecek bir çok sorun var. Kıbrıs sorunu da
bunlardan biri. Ama önemli olan başlamak, iyi niyetle ve istekle"
dedi.
Kıbrıslı
Türklerin referandumda oyunu AB'den yana kullandığına dikkati
çeken Swoboda, "Türkler Kıbrıs'ın bir bütün olarak AB'ye
girmesini istedi. Şimdi sıra bizde. Türkleri desteklememiz gerekiyor.
Mali yardımları bir an önce hayata geçirmemiz gerekiyor"
şeklinde konuştu.
Avrupa
Parlamentosu'nda Türkiye ve Kıbrıs dosyasına en hakim olan
parlamenterlerden biri olan Swoboda, "Kıbrıs Türk
tarafının izolasyonlardan kurtulması yönünde AB'nin verdiği
sözler bulunuyor. Bir an önce bu sözlerin yerine getirilmesi gerekiyor"
çağrısında bulundu.
Türkiye-AB
sürecine de değinen Swoboda şunları kaydetti:
"Türkiye
ile AB arasında pek çok tartışma olduğu gibi, aynı
zamanda bir çeşit direnç de var. Bu direnç hem Türk hem de Avrupa
Birliği kanadında bulunuyor. Ama bu dirençlere, olumsuz söylemlere
kulak asmayıp hedef için çalışmak gerekiyor. Reformlara devam
edilmeli, yapılması gerekenler henüz bitmedi. Kararlılıkla
bu yolda yürünmesi Türkiye açısından oldukça önemli. AB
mevzuatını uygulayan Türkiye ilerde bunun çok faydasını
görecektir. İşin başı her zaman zordur. Ancak kararlı
olmak lazım."
KIBRIS 14/12/2005
Hedefleri
ENOSİS'tir
Eski Yunan
dışişleri bakanlarından Pangalos,
"Kıbrıslı Rumların Annan planına 'hayır'
diyerek Türklerle birlikte yaşamak istemediklerini dile
getirdiklerini" söyledi
Hedefleri
ENOSİS'tir
ARZULARI
SÖYLEDİKLERİNDEN FARKLI... Pangalos, Rumların asıl
arzularının söylediklerinden farklı olduğunu kaydederek,
"Kıbrıs'ta (Rum kesimi) konuştuğum normal
vatandaşların hedefi Kıbrıs'ta bağımsız bir
devlet olması değil ENOSİS'tir. (Kıbrıs'ın
Yunanistan ile birleşmesi)" dedi
Eski Yunan
dışişleri bakanlarından Teodoros Pangalos,
"Kıbrıslı Rumların Annan planına 'hayır'
diyerek Türklerle birlikte yaşamak istemediklerini dile
getirdiklerini" söyledi.
Pangalos, 2'si
Kıbrıslı Rum, birisi Yunan 3 gazeteci tarafından kaleme
alınan "Annan Planı: Gizli Pazarlık" adlı
kitabın dün Atina'da yapılan tanıtım törenindeki
konuşmasında, Rumların asıl arzularının
söylediklerinden farklı olduğunu kaydetti.
Pangalos,
"Kıbrıs'ta (Rum kesimi) konuştuğum normal
vatandaşların hedefi Kıbrıs'ta bağımsız bir
devlet olması değil ENOSİS'tir. (Kıbrıs'ın
Yunanistan ile birleşmesi)" dedi.
Annan
planı için yapılan referandumda, özü itibarıyla
"Kıbrıslı Türklerle birlikte yaşamak istiyor
musunuz" sorusunun sorulduğunu vurgulayan Pangolos, "Rumlar buna
'Hayır' dediler" şeklinde konuştu.
KIBRIS 14/12/05
Yasa
tasarısını olduğu şekliyle bir tek CTP destekliyor
Rumlara mal
iadesini de öngören ve ülkede büyük tartışma yaratan mülkiyetle
ilgili yasa tasarısının Cumhuriyet Meclisi Hukuk ve Siyasi
İşler Komitesi'nde görüşülmesine dün de devam edildi
Yasa
tasarısını olduğu şekliyle bir tek CTP destekliyor
Rumlara mal
iadesini de öngören ve ülkede büyük tartışma yaratan mülkiyetle
ilgili yasa tasarısının Cumhuriyet Meclisi Hukuk ve Siyasi
İşler Komitesi'nde görüşülmesine dün de devam edildi.
Cumhuriyet
Meclisi Hukuk ve Siyasi İşler Komitesi, "Anayasa 159. maddesinin
1. fıkrasının (b) ve (c) bentleri Kapsamına Giren
Taşınmaz Malların ve 13 Şubat 1975 Tarihinden Önce
Kıbrıs'ın Kuzeyinden Göç Etmek Zorunda Kalanlara Ait
Taşınır Malların İadesi, Takası ve Tazmini Yasa
Tasarısı"yla ilgili ikinci gün çalışmalarını
saat 15.30'da tamamladı. Toplantının öğleden sonraki
bölümünde de hem milletvekilleri hem de sivil toplum örgütlerinin temsilcileri
konuştu. Tasarının görüşülmesine bugün de başka davetlilerin
katılımıyla devam edilecek.
CTP-DP
Koalisyon Hükümeti tarafından Bakanlar Kurulu'ndan geçirilip
yasalaşması için Cumhuriyet Meclisi'ne sunulan mülkiyetle ilgili yasa
tasarısını olduğu şekliyle bir tek CTP destekliyor.
Hükümetin
diğer ortağı DP, Ankara'da da temaslar yapıp konuyu
değerlendirdikten sonra tasarının mevcut halini kabul edilmez
buldu. DP, tasarının yasalaşmasına onay verebilmek için,
değişiklik önerileri hazırlayıp meclise sunma
çalışması başlattı.
Ana muhalefet
Ulusal Birlik Partisi (UBP), anayasaya aykırı olduğu
gerekçesiyle mülkiyetle ilgili yasa tasarısına karşı
çıkarken; BDH ise, tasarıya sıcak bakmıyor. BDH'nın
konuyla ilgili görüşünün bu akşam netleşmesi bekleniyor.
Kamuoyunda
"mülkiyet yasası" diye anılan "Anayasa 159. maddesinin
1. fıkrasının (b) ve (c) bentleri Kapsamına Giren
Taşınmaz Malların ve 13 Şubat 1975 Tarihinden Önce
Kıbrıs'ın Kuzeyinden Göç Etmek Zorunda Kalanlara Ait
Taşınır Malların İadesi, Takası ve Tazmini Yasa
Tasarısı" olan mülkiyetle ilgili tasarının Hukuk ve
Siyasi İşler Komitesi'nde görüşülmesine dün başlandı.
Komite, tasarı üzerindeki çalışmalarını
tamamlayıncaya kadar her gün çalışacak. Ancak mecliste temsil
edilen siyasi partilerin, özellikle koalisyon ortaklarının
açıkladıkları pozisyonlara bakılırsa,
tasarının hükümet tarafından meclise sunulduğu
şekliyle kabulü mümkün görülmüyor.
TAK muhabirinin
görüşüne başvurduğu, mecliste sandalye sahibi 4 partinin
yetkilileri, kendi partilerinin tavırlarını ve
kararlarını ortaya koydular.
Fellahoğlu:
Devekuşu gibi
başımızı
gömemeyiz
Yasa
tasarısının görüşüldüğü komitenin başkanlığını
da yapan CTP Milletvekili Kadri Fellahoğlu, mülkiyetle ilgili
tasarının en kısa sürede meclisten geçirilip
yasalaşması gerektiğine inandıklarını belirterek,
koşulların bunu zorunlu kıldığını söyledi.
"Devekuşu
gibi başımızı kuma gömemeyiz" diyen Fellahoğlu,
ülkenin dışında da hukuk bulunduğunu, uluslararası
ilişkiler yaşandığını, AİHM kararları
ve Türkiye'nin bu kararları kabulünün bulunduğunu kaydetti.
Kadri
Fellahoğlu, aleyhe kararların önlenmesi gerektiğini ifade
ederek, bu nedenle mülkiyetle ilgili yasal düzenlemenin yapılması
gerektiğini dile getirdi.
Hasipoğlu:
Abesle iştigal
DP Genel
Başkan Yardımcısı Ertuğrul Hasipoğlu ise,
partisinin yetkili organlarının dün akşam toplanıp konuyu
değerlendirdiğini ve mevcut haliyle tasarıyı kabul etmenin
mümkün olmadığına karar verildiğini açıkladı.
Tasarının
anayasaya aykırı olduğunu, bu nedenle mevcut şeklinde
ısrarın "abesle iştigal" olacağını
söyleyen Hasipoğlu, yasa tasarısının uygun hale getirilmesi
gerektiğini belirtti.
Ertuğrul
Hasipoğlu, DP'deki değerlendirmelerin devam edeceğini ve
tasarının kabulü ve yasalaşabilmesi için değişiklik
önerileri hazırlayıp meclise sunacaklarını bildirdi.
Taçoy: Bu ne
perhiz
ne lahana
turşusu"
Mülkiyetle
ilgili tasarının anayasaya aykırı olduğunu ve bundan
dolayı tasarıya karşı olduklarını yineleyen UBP
Milletvekili Hasan Taçoy ise, Kıbrıslı Türklere yönelik mali
yardım ve doğrudan ticaret tüzükleriyle ilgili deklarasyon
yayınlamaya hazırlanan Avrupa Konseyi'nin taslak deklarasyonunun,
Maraş'ın iadesini ve inşaatlara moratoryumu içermesinden
dolayı reddedildiğini anımsattı ve gündeme getirilen
tasarının deklarasyondan daha kötü olduğunu söyledi.
Taçoy,
deklarasyona iktidar ve muhalefet partileri, sivil toplum örgütleri olmak üzere
her kesimin ve de Türkiye Hükümeti'nin karşı
çıktığını dile getirerek "O zaman, daha kötü bir
yasayı niye yapıyoruz. Bu ne perhiz ne lahana turşusu"
dedi.
Hasan Taçoy,
mülkiyetle ilgili tasarının yalnız Maraş'ın
değil, ülkede daha önce Rum malı olan ve üzerinde inkişaf
olmayan bütün malların iadesini öngördüğünü kaydetti.
Çakıcı:
Zevahiri kurtarmadır
BDH Genel
Sekreteri Mehmet Çakıcı ise, kesin kararları olmamakla birlikte
parti olarak mülkiyetle ilgili tasarıya sıcak
bakmadıklarını belirterek, konunun yetkili organlarda
tartışılmakta olduğunu, bu akşam yapacakları
toplantıda BDH'nın tutumunun netleşebileceğini söyledi.
Mülkiyetle
ilgili tasarıyı "zevahiri kurtarma, süre kazanma" olarak
değerlendiren Mehmet Çakıcı, Kıbrıs Türk
halkının 1960'tan kaynaklanan ve elde edilmesi gereken hakları
bulunduğunu ifade etti ve bunun üzerine gidilmesi gerektiğini
kaydetti.
Erk: Amaç
davaları
KKTC'ye
getirmek
Kıbrıs
Türk İnsan Hakları Vakfı Başkanı Emine Erk, mülkiyetle
ilgili yasayla, iç hukuk yaratıp, mal-mülkle ilgili davaları KKTC'ye
getirmeyi amaçladıklarını söyledi.
Davaların
KKTC'ye gelmesinin büyük bir avantaj olacağına işaret eden Erk,
mal-mülk konusunun Kıbrıslı Türk yargıçların görev
yapacağı bir komisyonda ele alınmasının yasanın
can alıcı noktası olduğunu belirtti.
Cumhuriyet
Meclisi Hukuk ve Siyasi İşler Komitesi'nin taşınmaz
malların iadesi, takası ve tazminini öngören yasa
tasarısının geneli üzerindeki görüşmesinde, Mücahitler
Derneği Başkanı Vural Türkmen'in ardından sırasıyla
K.T.Çiftçiler Birliği'ni temsilen Turgut Ceyda, TMT Derneği'nden
Kamil Özkanoğlu ve Kıbrıs Türk İnsan Hakları
Vakfı Başkanı Emine Erk söz aldı.
Ceyda
Konuşmasına,
Loizidu davası kullanılarak insanlar üzerinde baskı
yapılmaya çalışıldığını ileri sürerek,
bu konudan duyduğu rahatsızlığı dile getiren Ceyda,
Başsavcı Akın Sait'in anayasaya aykırıdır yönünde
görüş belirtilmesine rağmen yasa tasarısının hala
tartışılıyor olmasının doğru
olmadığını söyledi.
Toprağın,
devletin en önemli öğelerinden biri olduğuna işaret eden Ceyda,
yasanın Türkiye ve AB tarafından KKTC devletine "Rus ruleti"
gibi dayatıldığını ileri sürerek, "Referandumda
ortaya konan yüzde 65'lik irade gücü kullanılarak bize bu yasayı
kabul ettirmeye çalışıyorlar. Onlar istedi diye iç hukuku
değiştirmek doğru değildir" dedi.
Zaman zaman
hakarete varan ifadeler kullanan Ceyda, komite başkanı
Fellahoğlu tarafından uyarılması üzerine
konuşmasını keserek, toplantıyı terk etti.
Özkanoğlu
Kıbrıs
TMT Derneği adına konuşan Kamil Özkanoğlu, Rumlar'ın
,Kıbrıs'ta 1974'e kadar yaşananlardan sorumlu olmasına ve
1974-84 yılları arasında ortaya konan planları
reddetmelerine rağmen tazminatların Kıbrıs Türkleri'ne
ödetilmek istenmesinin doğru olmadığını belirtti.
Özkanoğlu,
hazırlanan yasa tasarısının, bireysel çözümü
getirdiğine işaret ederek, dünyanın hiçbir yerinde, hiçbir
sorunun bireysel çözümlerle giderilmediğini söyledi. Özkanoğlu,
"Dünyanın hiçbir yerinde kamulaştırılmış bir
malda 30-40 yıl ikamet etmiş, ekonomi yapmış birinden, bu
maldan çıkması istenemez" dedi.
Yasayla
Kıbrıs Türkü'nün mal-mülk mübadelesinin elinden
alınacağını kaydeden Özkanoğlu, adada yaşanan
olaylardan sorumlu ve suçlu kabul edilecek Kıbrıs Türkü'nden elindeki
malı vererek tazminat ödenmesi isteneceğini söyledi.
Özkanoğlu,
hazırlanan yasanın bir iç hukuk kabul edilip edilmeyeceği ve
davaları önleyip, önlemeyeceğinin de belirsiz olduğuna
işaret ederek yasaların varsayımlar üzerine
hazırlanmasının çok yanlış olduğunu belirtti.
Erk
Kıbrıs
Türk İnsan Hakları Vakfı Başkanı Emine Erk de
konuşmasında hazırlanmasına büyük katkı
koydukları yasa tasarısıyla, iç hukuk yaratıp, mal-mülkle
ilgili davaları KKTC'ye getirmeyi amaçladıklarını söyledi.
Erk, yasada eksiklikler olabileceğini, gerekli değişikliklerin
de yapılabileceğini ancak bu değişikliklerin yasanın
amacını saptırmaması gerektiğini kaydetti.
Yasanın
Türkiye'de hazırlandığı ve KKTC'ye empoze edildiği
yönündeki iddiaların yanlış olduğunu ve kimseye bir
faydası olmadığına işaret eden Erk, Loizidou benzeri
davaların açılmasını önlemek amacıyla böyle bir
çalışmanın yapılması konusunda gerek KKTC'de, gerek
Türkiye'de konsensusa varıldığını belirtti.
Yasanın
Türkiye'de çıkarılması yönündeki eleştirileri de
yanıtlayan Erk, "AIHM, Türkiye'yi muhatap alarak, KKTC'de
yaşayan biriyle ilgili bir karar alıyorsa, bu konu Türkiye'yi mi,
KKTC'yi mi ilgilendirir tartışması yapmak çok abes" dedi.
Erk,
yasanın sorgulanmasının doğru olduğunu ancak,
yasanın olmaması halinde ne olacağının da
düşünülmesi gereğine dikkat çekerek, "AİHM, siyasi çözümü
beklemez. Loizidu ve Aresti kararları çıktı, arkasından da
çığ gibi davaların gelmesi bekleniyor" diye konuştu.
Erk,
"Toprak önemlidir ancak toprak kadar, hak da önemlidir. Türkiye bir
konvansiyona imza attıysa, bundan doğan hakları da vermek
zorunda. Bunun da nasıl olacağını ele almamız
şart" dedi.
Emine Erk'in
ardından komite çalışmalarına 14.00'e kadar ara verdi.
Gülle:
Hayır demenin
bedeli
ağır olur
CTP
Milletvekili Ahmet Gülle, yasanın yürürlüğe girmesi gerektiğini
belirterek, ne Annan planının gerisinde ne de hiçbir şey
yapmamaktan daha kötü bir durum bulunduğunu söyledi.
Kimsenin
Kıbrıs Türkü'nün Rumlarla eşit olmayacağı bir çözümü
kabul etmediğini vurgulayan Gülle, her şeye hayır denilmesi için
Türkiye'nin AB üyeliğine de hayır demek gerektiğini belirtti.
Bunun bedelinin daha da ağır olacağını ifade eden
Ahmet Gülle, bu yasayla KKTC yönetiminin bir inisiyatif üstleneceğini
kaydetti.
Özel: Direnelim
Kıbrıs
Türk Mücahitler Derneği Temsilcisi Mehmet Özel, milletvekillerinden,
"başka mihrakların ürettiği" fikirlerle değil,
kendi fikirleriyle tartışmalarını istedi.
"Kendi
kendimizi tasfiye edecek duruma düşersek vebali meclisindir" diyen
Özel, AB'nin Kıbrıs Türk halkına çifte standart
uyguladığını anlattı. Özel, şimdiye dek
söylenilenlerin yapıldığını, bundan sonra direnilerek
irade ortaya konulması gerektiğini söyledi.
Gürcafer:
Keşke
reddetme
lüksümüz olsa...
Kıbrıs
Türk İnşaat Müteahhitleri Birliği Başkanı Cafer
Gürcafer, gelinen noktayı "zor" diye niteleyerek, temsil
ettiği kitlede inşaat sektörünün bugünkünden daha geriye
gideceği endişesi bulunduğunu ifade etti.
"Bu
tasarıyı çok tartıştık... Keşke reddetme lüksümüz
olsa, keşke bunun önlemleri çok önceden alınmış
olsaydı" diyen Gürcafer, yasanın hem KKTC'nin hem de Türkiye'nin
çıkarları örtüştürülerek geçirilmesini istediklerini belirtti.
Gürcafer, inşaat sektörünün Kıbrıs konusundaki gelişmelerle
yakından ilgili olduğuna işaret ederek, AİHM'den
çıkacak mülkiyetle ilgili kararların hem yabancı hem de
Kıbrıslı Türk yatırımcıların
yatırımlarını engelleyeceğini, ancak
tasarının bugünkü halinin de sektöre aynı oranda zarar
vereceğini söyledi.
Tasarıyla
ilgili değişiklik önerilerini sıralayan Gürcafer, istedikleri
değişikliklerin hukuksal açıdan mümkün olmaması halinde
değişik öneriler yaratmaya hazır olduklarını bildirdi.
Gürcafer, yasanın iç hukuk yolu kabul edilmesi halinde Kıbrıs
Türk ekonomisinin çok büyük kazanç sağlayacağını da
belirtti.
Gürcafer'in
önerileri arasında, "Kıbrıs'ın kuzeyinden göç etmek
zorunda kalan" ibareleri yerine "Viyana Anlaşması
uyarınca yapılan nüfus mübadelesiyle yer
değiştirenler" kullanılması; kilisenin tüzel kişi
kapsamına girmemesi; yasanın amacı arasına ekonominin de
eklenmesi; "hemen iade edilebilecek mallar" ifadesi yerine
"Kıbrıs sorununun çözümünden sonra ve çözüm hükümlerine
göre" ifadesi konulması; vize başvurusu yapılmış
yatırımların bulunduğu alanların iade kapsamından
çıkarılması bulunuyor.
Kıbrıs
Türk İnşaat Müteahhitleri Birliği Başkanı Cafer
Gürcafer, "Komisyonun kararını açıkladığı
tarihten itibaren, Kıbrıs sorununun çözümünden sonra ve çözüm
hükümleri çerçevesinde iadesine karar verilen mal üzerinde herhangi bir
inşaat yapılamaz, bu taşınmaz mal alınıp
satılamaz" ifadesini ise "ekonomiyi çökertecek bir
düzenleme" diye niteledi.
Gürcafer,
insanların mallarının Rumlara iadesini önlemek için
yatırımlara hız vereceğini ve vize bürosu ve belediyelerin
kilitleneceğini, kaçak işçi ve kaçak yapılanmanın
artacağını da savundu.
Eroğlu:
Sadece
zaman
kazandırır
Hukuk ve Siyasi
İşler Komitesi toplantısında daha sonra konuşan UBP
Milletvekili Derviş Eroğlu, yasanın Türkiye'ye sadece zaman
kazandırabileceğini, ama iç hukuk kabul edilip edilmeyeceği
konusunda garanti bulunmadığını söyledi.
Eroğlu,
tasarının meclisten geçmesiyle ne kazanılabileceğinin iyi
düşünülmesini isteyerek, özetle "Biz müzakere masasında
verdiklerimizle kalacağız. Bu yasadan sonra müzakere masasında
neyi konuşacağız? Askerin varlığını,
göçmenlerin evlerine dönmesini Bu tasarı ekonomiye ve insanların
psikolojisine vereceği zarar hiç dikkate alınmadan
hazırlandı" diye konuştu.
Tasarının
anayasaya aykırı olduğunu söyleyen Eroğlu, 30
yıldır yapılan inşaatların da reddedilmiş
olacağını kaydetti. Eroğlu, "Bu yasayla Rum'un
malının 'işgalcisi' olduğumuzu ve hatta Türkiye'nin burada
'işgalci' olduğunu kabul ediyoruz. Manevi tazminat ve
taşınır malların tazminiyle, AİHM'in vereceği
tazminat kararlarından çok daha fazlasını ödemiş
olacağız" dedi.
UBP
Milletvekili Derviş Eroğlu, 2003 yılındaki Mal Tazmin
Komisyonu Yasası'nın da iç hukuk yolu yaratılacağı
düşüncesiyle hazırlandığını ama bunun
gerçekleşmediğini belirterek, varsayımlarla hareket
edildiği sürece kaybeden olunacağını kaydetti.
Siyasi sorun
çözümlenmeden, hukuk ön plana çıkarılırsa hep hukukla
uğraşılmak zorunda kalındığını ifade
eden Derviş Eroğlu, komisyonun kararından memnun
olmayanların yine AİHM'e gideceğini anlattı. Eroğlu,
CTP'li milletvekillerinin "Alternatifiniz ne?" sorusuna
"Alternatifi hep beraber bulacağız"
karşılığını verdi.
Eroğlu,
Kıbrıs'ta mal-mülk sorununun global takasla halledilebileceğini
kaydetti.
Erk:
Davaların önüne
nasıl
geçebiliriz arayışı
Kıbrıslı
Türk İnsan Hakları Vakfı Başkanı Avukat Emine Erk,
sorunun siyasi çözümle halledilebileceğini, ancak siyasi çözüme kadar
açılan davaların önüne nasıl geçilebileceği
arayışları çerçevesinde bu tasarının hazırlandığını
söyledi.
Fellahoğlu:
Oturup bekleyemeyiz
Hukuk ve Siyasi
İşler Komitesi Başkanı Kadri Fellahoğlu, bir
arayış içinde olunduğunu, oturup beklenemeyeceğini,
Kıbrıslı Türklerin Annan Planı sürecinde bir şey
kaybetmediğini, ancak AİHM'de somut kayıplar bulunduğunu
anlattı. Fellahoğlu, "Buradaki çaba bir
arayıştır. Dünyanın da kabul edebileceği daha
farklı bir arayışınız varsa söyleyin" diye
konuştu.
Bayar:
AİHM yolunu açın
TMT
Derneği temsilcisi Celal Bayar ise, böyle bir tasarı hazırlamak
yerine niye Kıbrıslı Türklere de AİHM yolunun
açılmadığını sordu. Bunun üzerine Komite
Başkanı Fellahoğlu, bu yönde de çalışmalar
bulunduğunu hatırlattı.
KIBRIS 14/12/05
|
NTV-MSNBC VE
AJANSLAR
Güncelleme: 19:30 15 Aralık 2005 Perşembe
-
Denktaş, Antalya Sanayici ve İşadamları Derneği
(ANSİAD) ile Akdeniz Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler
Fakültesi Girişimcilik ve Kariyer Grubunun ortaklaşa
düzenlediği Siyaset ve Girişimcilikkonulu konferansa
konuşmacı olarak katıldı.
Denktaş,
Atatürk Konferans Salonunda yaptığı konuşmada,
girişimcilik ve siyasetin, vizyon ve pazarlık gücü
gerektirdiğini söyledi. Siyasette de, girişimcilikte de güvenin
esas olduğunu vurgulayan Denktaş, Doğru olacaksın,
aldatmaca yapmayacaksın. Her iki dalda da çok küçük bir kar için karşındakini
aldatmaya kalkarsan ve aldatmacı olduğun ortaya çıkarsa o zaman
seni dinlemezler. Kaybedersin diye konuştu.
Denktaş, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin ambargolara,
işadamlarının girişimcilikleri sayesinde
dayandığını belirterek, şöyle devam etti:
Eğer Rumun bize uyguladığı ambargolar
karşısında işadamlarının girişimcilikleri
olmasaydı, bizim de ekonomik açıdan şimdiye çoktan iflas etmemiz
gerekirdi. Ama onlar 80 ülkeyle ticaret yaparak,
girişimcilikleriyle bize nefes aldırmışlardır ve bugün
başları dik yaşayabilmektedirler. Denktaş,
konferansın soru-cevap bölümünde bir öğrencinin Girişimcilik
yolunda sizi en çok üzen ya da sevindiren neydi? sorusuna, Sanayici,
işadamı, sermaye, kuşkusuz istikrarlı yer arar. Bizi üzen,
Türk sanayicisinin, girişimcisinin Kuzey Kıbrısa gereken
yatırımı yapmamış olması ve böylelikle
gençlerimize iş alanı açılmamış olmasıdır
yanıtını verdi.
Biz yıktık siz de yıkın
BİR ARAYA
GELİP KONUŞUN... Arasta esnafı, Lefkoşa'yı bölen
duvarın kaldırılması için Türk ve Rum tarafı
arasında yaşanan sorunların aşılması için
tarafları bir araya gelip konuşmaya çağırdı. Esnaf,
Lokmacı Barikatı konusunda yaşanan uzlaşmazlığa
da anlam veremiyor
ESNAFIN KAFASI
KARIŞIK... KIBRIS'a konuşan esnafın bir kısmı,
Lokmacı Barikatı'ndaki geçişlerin köprü ile değil de düz
bir geçitle sağlanmasını isterken, bir kısmı da köprü
ile sağlanacak merdivenli geçişte bir sorun görmediğini ifade
etti
SORUN
ÇÖZÜLEMEZSE... Ancak esnaf, Lokmacı Barikatı'nın
açılmasında köprünün sorun teşkil etmeye devam etmesi halinde bu
soruna bir çözüm bulunması gerektiğine işaret ederek,
"askerin, su ve erzakının Lokmacı bölgesinden değil de
başka bir yoldan sağlanabileceği" görüşünü de dile
getirdi
Anıl
IŞIK
Arasta
esnafı, Avrupa'nın bölünmüş tek başkenti olan
Lefkoşa'yı ayıran duvarın ortadan
kaldırılması konusunda ayak sürüyen Rum tarafına "Biz
duvarımızı yıktık, siz de yıkın"
çağrısını yineledi.
KIBRIS'a
Lokmacı Barikatı konusunda konuşan Arasta esnafı, iki taraf
arasında yaşanan uzlaşmazlığın giderilmesi için
bir araya gelinerek sorunların aşılmasını istedi.
Lokmacı
Barikatı'nın açılmasına engel olan
uzlaşmazlığa anlam veremeyen Arasta esnafı, Rum yönetimini,
Lokmacı Barikatı'nın güney tarafındaki duvarı
yıkmaya çağırdı.
Esnaf,
"Lokmacı Barikatı'nın açılmasını istiyoruz.
Rum tarafı da kendi tarafındaki duvarı kaldırsın ve
barikatın açılmasına artık engel olmasın" dedi.
KIBRIS'a
konuşan esnafın bir kısmı, Lokmacı Barikatı'ndaki
geçişlerin köprü ile değil de düz bir geçitle
sağlanmasını isterken, bir kısmı da köprü ile
sağlanacak merdivenli geçişte bir sorun görmediğini ifade etti.
Ancak esnaf,
Lokmacı Barikatı'nın açılmasında köprünün sorun
teşkil etmeye devam etmesi halinde bu soruna bir çözüm bulunması
gerektiğine işaret ederek, "askerin, su ve erzakının
Lokmacı bölgesinden değil de başka bir yoldan sağlanabileceği"
görüşünü dile getirdi.
Böylelikle,
Kıbrıs Rum tarafının, köprü
çalışmalarını Lokmacı Barikatı'ndaki
kapının açılmaması için bir bahane olarak kullanıp
kullanmadığının ortaya çıkabileceğine dikkat
çeken Arasta esnafı, "O zaman Rumların, Lokmacı Barikatı'nı
açmaya niyeti var mı yok mu göreceğiz" dedi.
KIBRIS'a
konuşan Arasta esnafının görüşleri şöyle:
Mustafa Utkan:
"Kapının
açılmasını istiyoruz. Kapının açılması
insanları bir birine daha fazla yakınlaştıracak. Ancak
kapının açılması için iki tarafın da aynı
görüşme olması lazım. Bu nedenle, tarafların bir araya
gelerek konuyu görüşmesini istiyoruz. Tabii bu barış
istiyorlarsa olacak. İnatlaşma ile hiçbir şey elde edemeyiz.
Merdiven yerine düz bir geçit olmasını istiyoruz. Merdiven sorununa
bir çare bulunabilir. Askerin suyu ve erzakı başka bir yoldan
sağlanabilir. Lokmacı Barikatı bölgesinin sivilleşmesi
lazım, aksi takdirde bu durum iki tarafı da rahatsız
edecektir."
Hasan
İlkman:
"Adada iki
taraf arasında kapıların açılması sosyal, kültürel ve
ekonomik faydalar sağlamıştır. İki toplumun bir birine
yakınlaşmasına katkı koydu. Lokmacı
Barikatı'nın açılmasının da Kıbrıs sorunun
çözümüne olumlu bir etkisi olacaktır. Bu ister köprü yolu ile isterse düz
geçitle olur. Amaç, iki taraf arasında geçişin sağlanması
ise Rum tarafının merdivene itiraz etmesinin nedenini
anlayamıyorum. İleride şartlar değişirse düz geçitle
de geçişler sağlanabilir. Rum tarafı merdiveni bahane
etmektedir. Rumlar da kendi taraflarındaki duvarı yıkmalı
ve kapı açılmalıdır."
Sevcan Çerkez:
"Lokmacı
Barikatı'nın açılmasını uzun zamandan beri istiyoruz
ve bekliyoruz. Türk tarafının, tek taraflı hareket ederek
merdiven inşa etmesini doğru bulmuyorum. Bu noktada, engelli insanlar
hiçbir şekilde düşünülmedi. Rumların, Kıbrıs Türk
toplumuna kıyasla daha tedirgin ve baskı altında olduğunu
düşünüyorum ve merdiven Rumlara, kapının açılmaması
için bir koz vermiştir. Merdiven çalışmalarının
durdurulması ve bölgenin sivilleştirilmesi gerektiğini
düşünüyorum. Rumların da kendi tarafındaki duvarı yıkarak
Lokmacı'nın artık açılmasını istiyorum."
Günay Keçeci:
"Ben,
olayı Rumların bir vesilesi olarak görüyorum. Kıbrıs Türk
tarafındaki muhaliflerde aynı zamanda bunu kullanıyorlar.
Lokmacı Barikatı'ndaki merdiven çalışmalarının
kapının açılmasına bir sorun teşkil etmemesi
gerekiyor. Rumlar, askerin varlığını zaten biliyorlar.
Rumlar kapıyı açmamak için merdiveni bahane ediyorlar. Tüm
olumsuzluklara rağmen Lokmacı Barikatı'nı iki
tarafında açmasını istiyorum. Umarım Rum tarafı da
kendi duvarını yıkar ve Lokmacı açılır."
Aziz Mevlitler:
"Lokmacı
Barikatı'nın açılmasının hem kuzeydeki hem de
güneydeki topluma faydaları olacaktır. Özellikle kuzeyde bir canlanma
olacaktır. Merdiven çalışmalarının kapının
açılmasına engel teşkil ettiğini düşünmüyorum. Bu Rum tarafının
her zamanki tutumudur. Kapının açılmasını
istemiyorlar. Rumlar, Kıbrıslı Türkler için iyi ve olumlu olan
her şeye karşı tepki gösteriyorlar. Rumların artık bu
tutumdan vazgeçmelerini ve kendi tarafındaki duvarı da
kaldırarak, Lokmacı'nın açılmasına engel
olmalarını istiyoruz."
Ömer Cabacaba:
"Rum
tarafının, Lokmacı'daki tutumunun yanlış olduğu
kanısındayım. Türk tarafının Lokmacı'da
yaptığı merdiveni kapının açılmasına sorun
olarak görmüyorum. Bu merdiven zaten geçici olarak yapıldı.
İleride şartlar el verdiğine iki taraf arasındaki
geçişler düz geçitten de yapılabilir. Rum tarafının,
merdiven çalışmalarına itiraz etmemesi gerekiyor ve bence,
Rumlar da artık iki tarafı ayıran duvarı yıkarak
Lokmacı'nın açılmasını sağlamalı"
Göksel Düzgün:
"Türk tarafının,
Lokmacı'nın açılması için girişim başlatması
doğru bir hareketti. Ancak iki taraf arasıda inatlaşma ve
çekişme olmasını onaylamıyorum. Bir uzlaşı yolu
bulunmalı. Biz, Esnaf ve Zanaatkarlar Odası üyeleri olarak, bu soruna
bir çözüm bulunması istediğimizi ve merdivensiz bir çözüm
olmasını tercihimizi dile getirdik. Biz, bu gerginliğin daha
fazla tırmanmamasını istiyoruz. Bunun için de taraflar
görüşerek, uzlaşmalıdır ve Rum tarafının da kendi
duvarını yıkmasıyla Lokmacı artık
açılmalıdır"
Selver Kaya:
"Ben,
Lokmacı Barikatı'ndaki merdivenin sorun yaratmasını
anlayamıyorum. Biz, bu kapının açılmasını
istiyoruz. Ancak Rum tarafının olumsuz tutumu nedeniyle kapı bir
türlü açılamıyor. Merdiven olsa da olmasa da değişen bir
şey olacağını düşünmüyorum. Rumlar merdiven
olayını bir bahane olarak kullanıyor. Rumlar, Lokmacı
Barikatı'nın gerçekten açılmasını istiyorlarsa,
güneydeki barikatı açarak bunu gösterebilirler."
Salih
Doktoroğlu:
"Kapının
açılmasını istiyoruz. Rumlar kapının
açılması için köprünün kaldırılmasını istiyorlar.
Rum tarafının köprü olayını bahane ettiğini
düşünüyorum, köprü kalkarsa kapının açılmasına
karşı çıkmayacakları kanısındayım. Tarafların
uzlaşması gerektiğini düşünüyorum. Merdiven,
kapının açılmasına engel teşkil ediyorsa,
kaldırılsın. O zaman Rumların engelleri kaldırmaya ve
kapıyı açmaya niyetli olup olmadığını
göreceğiz?"
Mübetcel
Kaplan:
"
Kapının açılmasını dört gözle bekliyoruz. Buradaki
müşterilerimizin büyük çoğunluğu Kıbrıslı Rumlar
oluşturuyor. Köprülü ya da köprüsüzz geçişlerin en kısa sürede
başlamasını ümit ediyoruz. Rumlar, köprünün sorun
yarattığını düşünüyor. Eğer köprünün
kalkması kapının açılmasını sağlayacaksa
kaldıralım. Böylelikle Rumların kapıyı açmaya niyeti
olup olmadığını göreceğiz. Kapıyı gerçekten
açmak istiyorlarsa o zaman anlayacağız."
Erdal Kuyumcu:
"İki
tarafın uzlaşamaması ve inatlaşmasından dolayı
Lokmacı açılmaz. Bir taraf su, bir taraf asit Barikatın
açılmasını istiyorum, tarafların taviz vereceğine
inanmıyorum. 25 yıldır buradayım, New York'ta tarafların
tokalaştıklarını görüyorum ama olay bundan ileri gitmiyor.
Köprüsüz geçiş olması arzumuz. Askeri erzak ve su taşımak
için vasıtaların geçişi başta bir yoldan sağlanabilir.
Bu bir taviz olayıdır"
BİR ARAYA
GELİP KONUŞUN... Arasta esnafı, Lefkoşa'yı bölen
duvarın kaldırılması için Türk ve Rum tarafı
arasında yaşanan sorunların aşılması için
tarafları bir araya gelip konuşmaya çağırdı. Esnaf,
Lokmacı Barikatı konusunda yaşanan uzlaşmazlığa
da anlam veremiyor
ESNAFIN KAFASI
KARIŞIK... KIBRIS'a konuşan esnafın bir kısmı,
Lokmacı Barikatı'ndaki geçişlerin köprü ile değil de düz
bir geçitle sağlanmasını isterken, bir kısmı da köprü
ile sağlanacak merdivenli geçişte bir sorun görmediğini ifade
etti
SORUN
ÇÖZÜLEMEZSE... Ancak esnaf, Lokmacı Barikatı'nın açılmasında
köprünün sorun teşkil etmeye devam etmesi halinde bu soruna bir çözüm
bulunması gerektiğine işaret ederek, "askerin, su ve
erzakının Lokmacı bölgesinden değil de başka bir
yoldan sağlanabileceği" görüşünü de dile getirdi
Anıl
IŞIK
Arasta
esnafı, Avrupa'nın bölünmüş tek başkenti olan
Lefkoşa'yı ayıran duvarın ortadan
kaldırılması konusunda ayak sürüyen Rum tarafına "Biz
duvarımızı yıktık, siz de yıkın" çağrısını
yineledi.
KIBRIS'a
Lokmacı Barikatı konusunda konuşan Arasta esnafı, iki taraf
arasında yaşanan uzlaşmazlığın giderilmesi için
bir araya gelinerek sorunların aşılmasını istedi.
Lokmacı
Barikatı'nın açılmasına engel olan
uzlaşmazlığa anlam veremeyen Arasta esnafı, Rum yönetimini,
Lokmacı Barikatı'nın güney tarafındaki duvarı
yıkmaya çağırdı.
Esnaf,
"Lokmacı Barikatı'nın açılmasını istiyoruz.
Rum tarafı da kendi tarafındaki duvarı kaldırsın ve
barikatın açılmasına artık engel olmasın" dedi.
KIBRIS'a
konuşan esnafın bir kısmı, Lokmacı Barikatı'ndaki
geçişlerin köprü ile değil de düz bir geçitle sağlanmasını
isterken, bir kısmı da köprü ile sağlanacak merdivenli
geçişte bir sorun görmediğini ifade etti.
Ancak esnaf,
Lokmacı Barikatı'nın açılmasında köprünün sorun
teşkil etmeye devam etmesi halinde bu soruna bir çözüm bulunması
gerektiğine işaret ederek, "askerin, su ve erzakının
Lokmacı bölgesinden değil de başka bir yoldan
sağlanabileceği" görüşünü dile getirdi.
Böylelikle,
Kıbrıs Rum tarafının, köprü
çalışmalarını Lokmacı Barikatı'ndaki
kapının açılmaması için bir bahane olarak kullanıp
kullanmadığının ortaya çıkabileceğine dikkat
çeken Arasta esnafı, "O zaman Rumların, Lokmacı
Barikatı'nı açmaya niyeti var mı yok mu göreceğiz"
dedi.
KIBRIS'a
konuşan Arasta esnafının görüşleri şöyle:
Mustafa Utkan:
"Kapının
açılmasını istiyoruz. Kapının açılması insanları
bir birine daha fazla yakınlaştıracak. Ancak kapının
açılması için iki tarafın da aynı görüşme olması
lazım. Bu nedenle, tarafların bir araya gelerek konuyu
görüşmesini istiyoruz. Tabii bu barış istiyorlarsa olacak.
İnatlaşma ile hiçbir şey elde edemeyiz. Merdiven yerine düz bir
geçit olmasını istiyoruz. Merdiven sorununa bir çare bulunabilir.
Askerin suyu ve erzakı başka bir yoldan sağlanabilir.
Lokmacı Barikatı bölgesinin sivilleşmesi lazım, aksi takdirde
bu durum iki tarafı da rahatsız edecektir."
Hasan
İlkman:
"Adada iki
taraf arasında kapıların açılması sosyal, kültürel ve
ekonomik faydalar sağlamıştır. İki toplumun bir birine
yakınlaşmasına katkı koydu. Lokmacı Barikatı'nın
açılmasının da Kıbrıs sorunun çözümüne olumlu bir
etkisi olacaktır. Bu ister köprü yolu ile isterse düz geçitle olur. Amaç,
iki taraf arasında geçişin sağlanması ise Rum
tarafının merdivene itiraz etmesinin nedenini anlayamıyorum.
İleride şartlar değişirse düz geçitle de geçişler
sağlanabilir. Rum tarafı merdiveni bahane etmektedir. Rumlar da kendi
taraflarındaki duvarı yıkmalı ve kapı
açılmalıdır."
Sevcan Çerkez:
"Lokmacı
Barikatı'nın açılmasını uzun zamandan beri istiyoruz
ve bekliyoruz. Türk tarafının, tek taraflı hareket ederek
merdiven inşa etmesini doğru bulmuyorum. Bu noktada, engelli insanlar
hiçbir şekilde düşünülmedi. Rumların, Kıbrıs Türk
toplumuna kıyasla daha tedirgin ve baskı altında olduğunu
düşünüyorum ve merdiven Rumlara, kapının açılmaması
için bir koz vermiştir. Merdiven çalışmalarının
durdurulması ve bölgenin sivilleştirilmesi gerektiğini
düşünüyorum. Rumların da kendi tarafındaki duvarı
yıkarak Lokmacı'nın artık açılmasını
istiyorum."
Günay Keçeci:
"Ben,
olayı Rumların bir vesilesi olarak görüyorum. Kıbrıs Türk
tarafındaki muhaliflerde aynı zamanda bunu kullanıyorlar.
Lokmacı Barikatı'ndaki merdiven çalışmalarının
kapının açılmasına bir sorun teşkil etmemesi
gerekiyor. Rumlar, askerin varlığını zaten biliyorlar.
Rumlar kapıyı açmamak için merdiveni bahane ediyorlar. Tüm
olumsuzluklara rağmen Lokmacı Barikatı'nı iki
tarafında açmasını istiyorum. Umarım Rum tarafı da
kendi duvarını yıkar ve Lokmacı açılır."
Aziz Mevlitler:
"Lokmacı
Barikatı'nın açılmasının hem kuzeydeki hem de
güneydeki topluma faydaları olacaktır. Özellikle kuzeyde bir canlanma
olacaktır. Merdiven çalışmalarının kapının
açılmasına engel teşkil ettiğini düşünmüyorum. Bu Rum
tarafının her zamanki tutumudur. Kapının
açılmasını istemiyorlar. Rumlar, Kıbrıslı Türkler
için iyi ve olumlu olan her şeye karşı tepki gösteriyorlar.
Rumların artık bu tutumdan vazgeçmelerini ve kendi tarafındaki
duvarı da kaldırarak, Lokmacı'nın açılmasına
engel olmalarını istiyoruz."
Ömer Cabacaba:
"Rum
tarafının, Lokmacı'daki tutumunun yanlış olduğu
kanısındayım. Türk tarafının Lokmacı'da
yaptığı merdiveni kapının açılmasına sorun
olarak görmüyorum. Bu merdiven zaten geçici olarak yapıldı.
İleride şartlar el verdiğine iki taraf arasındaki
geçişler düz geçitten de yapılabilir. Rum tarafının,
merdiven çalışmalarına itiraz etmemesi gerekiyor ve bence,
Rumlar da artık iki tarafı ayıran duvarı yıkarak
Lokmacı'nın açılmasını sağlamalı"
Göksel Düzgün:
"Türk
tarafının, Lokmacı'nın açılması için girişim
başlatması doğru bir hareketti. Ancak iki taraf arasıda
inatlaşma ve çekişme olmasını onaylamıyorum. Bir
uzlaşı yolu bulunmalı. Biz, Esnaf ve Zanaatkarlar Odası
üyeleri olarak, bu soruna bir çözüm bulunması istediğimizi ve
merdivensiz bir çözüm olmasını tercihimizi dile getirdik. Biz, bu
gerginliğin daha fazla tırmanmamasını istiyoruz. Bunun için
de taraflar görüşerek, uzlaşmalıdır ve Rum
tarafının da kendi duvarını yıkmasıyla
Lokmacı artık açılmalıdır"
Selver Kaya:
"Ben,
Lokmacı Barikatı'ndaki merdivenin sorun yaratmasını
anlayamıyorum. Biz, bu kapının açılmasını
istiyoruz. Ancak Rum tarafının olumsuz tutumu nedeniyle kapı bir
türlü açılamıyor. Merdiven olsa da olmasa da değişen bir
şey olacağını düşünmüyorum. Rumlar merdiven
olayını bir bahane olarak kullanıyor. Rumlar, Lokmacı
Barikatı'nın gerçekten açılmasını istiyorlarsa,
güneydeki barikatı açarak bunu gösterebilirler."
Salih Doktoroğlu:
"Kapının
açılmasını istiyoruz. Rumlar kapının
açılması için köprünün kaldırılmasını istiyorlar.
Rum tarafının köprü olayını bahane ettiğini
düşünüyorum, köprü kalkarsa kapının açılmasına
karşı çıkmayacakları kanısındayım.
Tarafların uzlaşması gerektiğini düşünüyorum.
Merdiven, kapının açılmasına engel teşkil ediyorsa,
kaldırılsın. O zaman Rumların engelleri kaldırmaya ve
kapıyı açmaya niyetli olup olmadığını
göreceğiz?"
Mübetcel
Kaplan:
"
Kapının açılmasını dört gözle bekliyoruz. Buradaki
müşterilerimizin büyük çoğunluğu Kıbrıslı Rumlar
oluşturuyor. Köprülü ya da köprüsüzz geçişlerin en kısa sürede
başlamasını ümit ediyoruz. Rumlar, köprünün sorun
yarattığını düşünüyor. Eğer köprünün
kalkması kapının açılmasını sağlayacaksa
kaldıralım. Böylelikle Rumların kapıyı açmaya niyeti
olup olmadığını göreceğiz. Kapıyı gerçekten
açmak istiyorlarsa o zaman anlayacağız."
Erdal Kuyumcu:
"İki
tarafın uzlaşamaması ve inatlaşmasından dolayı
Lokmacı açılmaz. Bir taraf su, bir taraf asit Barikatın
açılmasını istiyorum, tarafların taviz vereceğine
inanmıyorum. 25 yıldır buradayım, New York'ta
tarafların tokalaştıklarını görüyorum ama olay bundan
ileri gitmiyor. Köprüsüz geçiş olması arzumuz. Askeri erzak ve su
taşımak için vasıtaların geçişi başta bir yoldan
sağlanabilir. Bu bir taviz olayıdır"
KIBRIS 15/12/05
AB'den kopma değil, AB'yle
sağlıklı ilişkilere ihtiyacımız var
DOĞRU
ZEMİN ÖNEMLİ... AB'yle ilişkileri yeni bir zemine oturtmak
gerektiğini belirten Cumhurbaşkanı Talat, "AB'nin bizimle
ilişkileri, bizim ekonomimizi yıkmayı hedefleyen Rum yönetimi
üzerinden olmamalıdır. Bu anlayışla şimdi, AB
vizyonumuzu daha da kuvvetle ortaya koyma zamanıdır. AB'den kopma
değil, AB'yle bütünleşme yönünde daha sağlıklı
ilişkilere ihtiyacımız vardır" diye konuştu
SUÇ ŞANTAJ
POLİTİKASI GÜDEN RUM TARAFINDA... Cumhurbaşkanı Talat,
ancak Rum tarafının iddia ettiği gibi, 120 milyon Euro'nun
kaybedilmesinin suçunun Kıbrıs Türk tarafında değil,
tamamen şantaj politikası güden Rum tarafı olduğunu
söyledi. Çeşitli entrikalarla, birlikte sunulmuş olan iki tüzüğü
zaman zaman Kıbrıs Türk tarafından da destek bularak
ayırmayı başaran Kıbrıs Rum tarafının bu
başarıdan sonra mali yardımı da öldürebilmek için ona koşul
getirdiğini anlatan Cumhurbaşkanı Talat, bu durumun çok iyi
anlaşılmasını ve nasıl bir mücadele içinde
olduklarının görülmesini istedi
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, Avrupa Komisyonu'nun hazırladığı
deklarasyonun, Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün gündemde kalması için
değil, Mali Yardım Tüzüğü'nün ön şartı olduğuna işaret
ederek, ön şartı kabul edemeyeceklerini söyledi.
Cumhurbaşkanı
Talat, AB'den kopma değil, AB'yle bütünleşme yönünde daha
sağlıklı ilişkilere ihtiyaç duyulduğunu kaydetti.
Cumhurbaşkanı
Talat, Rumların, iki tüzüğün ayrılmasını
sağladıktan sonra durmadığını ve
Kıbrıslı Türklere verilecek 259 milyon Euro'luk
yardımı düzenleyen Mali Yardım Tüzüğü'ne "Maraş
ve Mağusa Limanı'nın statüsü ve mülkiyet sorununun Avrupa
İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararları çerçevesinde ele
alınması" önkoşullarını koydurduğunu
kaydederek, böyle bir ön şartı kabul etmelerinin mümkün
olamayacağını vurguladı.
AB'yle
ilişkileri yeni bir zemine oturtmak gerektiğini belirten
Cumhurbaşkanı Talat, "AB'nin bizimle ilişkileri, bizim
ekonomimizi yıkmayı hedefleyen Rum yönetimi üzerinden
olmamalıdır. Bu anlayışla şimdi, AB vizyonumuzu daha
da kuvvetle ortaya koyma zamanıdır. AB'den kopma değil, AB'yle
bütünleşme yönünde daha sağlıklı ilişkilere
ihtiyacımız vardır" diye konuştu.
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, referandum sonrasında gündeme gelen ancak Rumların
engellemeleriyle hayata geçemeyen AB'nin hazırladığı
Doğrudan Ticaret ve Mali Yardım Tüzükleri konusunda TAK muhabirine
açıklamalar yaptı ve soruları yanıtladı.
Tüzükler
tartışmaya yol açtı
Talat, 26 Nisan
2004 tarihinde Avrupa Konseyi'nin Kıbrıslı Türklerin
izolasyonunun kaldırılması için çalışma görevini
Avrupa Komisyonu'na verdiğini, Komisyonun da birbirini bütünleyen iki
tüzük hazırladığını ve bir paket olarak Konsey'e
sunduğunu hatırlattı. Rum tarafının buna
karşı çıkarak önce Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün yasal
zeminini kaydırmaya çalıştığını ve
ağırlıklı oyçokluğuyla kabul edilebilme
imkanını ortadan kaldırarak oybirliği kategorisine çekmeye
çalıştığını ifade eden Cumhurbaşkanı
Talat, bunun AB'nin iki kurumu arasında tartışmaya yol
açtığını kaydetti, şöyle devam etti:
"Komisyon
ağırlıklı oy çokluğuyla geçirilebileceğini,
Konsey ise oybirliği gerektiğini kabul eden veya benimseyen bir
noktaya geldi. Bunu da her bir kurum kendi hukuk bürolarının
değerlendirmeleri sonucu benimsedi. Dolayısıyla hem Mali Yardım
(ki Mali Yardım'da oybirliği gerektiği tartışma konusu
değildi), 'Mali Yardım ve Doğrudan Ticaret her ikisi de oy
birliği gerektirir' anlayışı ağırlık
kazandı."
Rum
tarafının Doğrudan Ticaret Tüzüğü'ne kesinlikle
"hayır" diyerek ortadan kaldıracağını 2004
sonunda belli ettiğine dikkat çeken Cumhurbaşkanı Talat, bunun
ardından AB içinde bu iki tüzüğün ayrılması ve Mali
Yardım Tüzüğü'nün ayrı geçirilmesi, Doğrudan Ticaret
Tüzüğü'nün ise gündemde tutulması düşüncesinin
geliştiğini kaydetti.
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, Lüksemburg'un AB dönem başkanlığında bu
konularda fazla bir ilerleme sağlanamadığını,
İngiltere'nin başkanlığı döneminde ise
başlangıçta iki tüzüğün birlikte geçirilmesinde
ısrarlı olan İngiltere'nin Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nü
gündemde tutacak şekilde Mali Yardım Tüzüğü'nü geçirmeyi kabul
eder noktaya yavaş yavaş gittiğini anlattı.
2004
yılı sonunda Rum tarafının Doğrudan Ticaret
Tüzüğü'nün koşulu olarak Maraş'ın verilmesi, yurt
dışında kurulacak iki toplumlu bir şirketin Rum yönetiminin
yetki vermesiyle Mağusa Limanı'nı
çalıştırması koşuluyla doğrudan ticaretin
yapılabileceğini içeren yazılı bir öneriyi Avrupa
Komisyonu'na aktardığını belirten Cumhurbaşkanı
Talat, şöyle konuştu:
Kıbrıs
Türk tarafını öfkelendiren olay...
"Lüksemburg'un
başkanlığı döneminde bu konu farklı bir
bakış açısıyla gündeme geldi. Mali Yardım Tüzüğü
doğrudan geçecekti. Doğrudan ticaret için ise ilk adım olarak
Maraş'ta birtakım fizibilite çalışmaları
yapılması, Kuzey'deki geçmişte Rumlara ait malların
alım-satımına kısıtlamalar getirilmesi ve Mağusa
Limanı'nın AB gözetiminde çalıştırılması
gündeme getirildi. Bu, bizim tarafımızdan kabul edilmedi.
İngiltere
dönem başkanlığında iki tüzüğün birbirinden
ayrılması, yavaşça AB nezdinde kabul gördü. Burada önemli olan
şu: Rum tarafı bu ayrılmayı elde ettikten sonra orada
durmadı. Kıbrıs Türk tarafı olarak bizi öfkelendiren de
aslında bu oldu. Orada durmadı ve sadece Mali Yardım
Tüzüğü'nün geçebilmesi için Komisyon'un bir de deklarasyon
yapmasını istedi. Komisyon da bunu müzakere etti. Bizim AB
dışında olmamızdan yararlanarak bunu Komisyon'a kabul
ettirdi. Deklarasyonda, Maraş'ın, Mağusa Limanı'nın
statüsü ve Kuzey'deki mülkiyet sorununun AİHM kararları çerçevesinde
ele alınması, Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün Rumlar
tarafından onaylanabilmesi için bir koşul olarak öne sürüldü."
"Ön
şartı kabul edemezdik"
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, Avrupa Komisyonu'nun deklarasyonunun, Doğrudan Ticaret
Tüzüğü'nün gündemde kalması için
yapılmadığını, Mali Yardım Tüzüğü'nün ön
şartı olduğunu vurguladı. Talat, böyle bir ön
şartı kabul etmelerinin mümkün olamayacağını
belirterek, bu ön şartın kendilerinde ciddi bir hayal
kırıklığı yarattığını söyledi.
AB'yle
ilişkilere yeni zemin
AB'yle
ilişkileri yeni bir zemine oturtmak gerektiğini ifade eden açıklamalar
yapıldığını kaydeden Talat, "Bu, AB'yle
sağlıklı ilişkilerimiz için gereklidir. AB'nin bizimle
ilişkileri, bizim ekonomimizi yıkmayı hedefleyen Rum yönetimi
üzerinden olmamalıdır. Bu anlayışla şimdi, AB
vizyonumuzu daha da kuvvetle ortaya koyma zamanıdır. AB'den kopma
değil, AB'yle bütünleşme yönünde daha sağlıklı
ilişkilere ihtiyacımız vardır. Halen temaslarımız
ve çalışmalarımız devam etmektedir. Politik çizgimiz
budur" diye konuştu.
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, durumun şu anda ne olduğunu bilmediklerini
belirterek, 159 milyon Euro'luk mali yardımın 120 milyon Euro'sunun
yıl sonuna kadar tüzük geçmediği taktirde kaybedileceğinin
söylendiğini ve Rum tarafının bunun sorumlusu olarak
Kıbrıs Türk tarafı ve Türkiye'yi gösterdiğine işaret
etti.
Talat,
Türkiye'nin bu konuda sorumluluğu olduğunu düşünmediğini
kaydederek "Ama konunun muhatabı olan bizlerin böyle bir ön
şartı kabul etmemiz mümkün olmadığı için ve eğer
bu bir sorumluluk gerektiriyorsa, elbette ki bu sorumluluğu üstlenmeye
hazırız" dedi.
"Sorumlu
şantaj politikası güden Rum tarafı"
Cumhurbaşkanı
Talat, ancak Rum tarafının iddia ettiği gibi, 120 milyon
Euro'nun kaybedilmesinin suçunun Kıbrıs Türk tarafında
değil, tamamen şantaj politikası güden Rum tarafı
olduğunu söyledi. Çeşitli entrikalarla, birlikte sunulmuş olan
iki tüzüğü zaman zaman Kıbrıs Türk tarafından da destek
bularak ayırmayı başaran Kıbrıs Rum
tarafının bu başarıdan sonra mali yardımı da
öldürebilmek için ona koşul getirdiğini anlatan
Cumhurbaşkanı Talat, bu durumun çok iyi anlaşılmasını
ve nasıl bir mücadele içinde olduklarının görülmesini istedi.
"Doğrudan
ticaret izolasyonların kaldırılmasının
adımı"
AB
vizyonları devam ettiğine göre, AB'yle ilişkileri
sağlıklı zeminde geliştirmek, mali yardımı ve
doğrudan ticareti muhakkak sağlamaları gerektiğini
vurgulayan Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, "Çünkü doğrudan
ticaret, izolasyonların kaldırılmasının önemli bir
adımıdır ve bu bağlamda mali yardımdan da önemlidir.
Doğrudan ticaret, dünyayla Kıbrıs Rum tarafı üzerinden
olmayacak ilişkiler, bizim için hayati derecede önemlidir" diye
konuştu.
KIBRIS 15/12/05
Ufukta yeni bir kriz
görünüyor...
Ufukta kara bulutlar yoğunlaşıyor. Belki şu sıralarda
tam anlamıyla farkedilmiyor, ancak ilerde fırtına
işaretleri görülüyor.
Hemen önlem almak, stratejiler hazırlamak zorundayız. Eski
alışkanlıklarımızı sürdürür ve çözümü son
dakikaya bırakır veya herşeye HAYIR diyerek
direnebileceğimizi sanırsak çok hata ederiz.
Sözünü ettiğim tehlike bulutları yine Kıbrıs etrafında
yoğunlaşıyor.
Sorun, Gümrük Birliği çerçevesinde, hava ve deniz
limanlarımızın Kıbrıs malı taşıyan
Kıbrıs Rum gemi ve uçaklarına açılması
zorunluğundan kaynaklanıyor.
Türkiye, Avrupa Birliğine limanlarını açacağına dair
söz verdi. Yani bu işin kaçarı yok. Ancak, işi erteleyebilmek ve
karşılığında da Rumlardan ve Avrupa Birliğinden
ödün koparabilmek için dans ediyoruz.
Her ülke bu dansı yapar. Verdiğine karşı birşeyler
almak ister. Ankara'nın istediği de, limanlarını açma
karşılığında, KKTC'yi izolasyondan kurtaracak
bazı adımların da AB tarafından atılması.
Bunlardan biri, AB'nin vaadettiği ekonomik yardım, diğeri KKTC
ile AB arasında serbest ticaret.
Rumlar, KKTC'ye serbest ticaret hakkı tanınmasını kabul
etmiyorlar. Türkler de serbest ticaret olmadan sadece ekonomik yardımla
yetinmek istemiyorlar.
Tam bir kısır döngü yaşanıyor.
Peki ne olacak?
Müzakereler başlayana kadar (büyük olasılıkla 2006'nın ilk
yarısı) karşılıklı itişmeler, zemin
yoklamaları sürecek. Ancak, sıra ilk müzakerenin açılmasına
gelince, dananın kuyruğu kopacak. Zira, müzakerenin fiilen
başlamasının bir koşulu var: Limanların
açılması. Hadi 23 üye duruma göz yumsa dahi, Yunanistan ile
Kıbrıs ısrar edecektir. Türkiye, verdiği sözü tutup
limanlarını açmadığı taktirde, müzakereler
başlamayacaktır.
Başka bir deyişle, daha başlamadan müzakerelerin askıya
alınması gibi son derece tatsız bir durumla karşı
karşıya kalma tehlikesi var. Böyle bir olasılıkta,
Kıbrıs konusu ön plana çıkacak ve Ankara üstündeki resmi
tanıma baskılarının daha artmasına yol açacak.
ARTIK, SERTLİKLE POLİTİKA YAPMA DÖNEMİ KAPANDI
AB kurumlarının şu sıralarda yanıtını
aradıkları soru, önündeki bu tehlikeyi görmesine rağmen
Türkiye'nin henüz ikna edici bir strateji üretip üretmeyeceği.
Bundan önce, AB ile ilişkilerinde genel olarak katı ve sürekli HAYIR'
a dayalı bir politika benimseyen Ankara'nın, bu müzakerelerde
aynı yaklaşımı devam ettirmesinin ters tepeceğine
dikkat çekiliyor.
Şu ana kadar, sadece Başbakan'ın "KKTC üzerindeki izolasyon
kalksın, bizde limanları açalım" sözü var. Ancak bu çok
geniş ve soyut bir kavram. Hangi adımlar izolasyonun kalkması
anlamına geliyor. Eğer Türkiye, KKTC'nin resmen
tanınmasını istiyorsa, çok güç. Mutlaka bir pazarlık
yapılacakta, öncelikler ne olacak?
* * *
MEHMET ALI BIRAND MILLIYET 15/12/05
KKTCnin
mülk davasında Rumlara karşı Bayan Blair
Ayşegül EKİNCİ LONDRA
Rumların
işgal altında saydığı KKTC topraklarında
yaptıkları ev nedeniyle Kıbrıs Rum Mahkemesi
tarafından mahkum edilen Orams çiftini, İngilterede görülecek davada
Başbakan Tony Blairin eşi Cherie savunacak.
İNGİLTERE Başbakanı Tony Blairin avukat
eşi Cherie Blair, Rumların, KKTCde mülk sahibi olmaları
nedeniyle dava açtığı İngiliz Orams çiftini savunacak.
Laptada yaptırdıkları ev nedeniyle Rum yönetiminin,
İşgal edilmiş Rum topraklarını gaspederek ev
yaptılar diyerek Kıbrıs Rum Kesiminde mahkum ettiği David
ve Linda Oramsı, İngilterede görülecek davada Cherie Blairin
temsil edeceği açıklandı.
SEVE SEVE KABUL ETTİ
Türk avukatlar tarafından kurulan Londra merkezli hukuk
firması Vahib Associates, dün yaptığı yönetim kurulu
toplantısının ardından üç Türk avukatın yer
aldığı altı kişilik ekipte, Blaire de yer verdi.
İnsan hakları konusunda uzman olan ve dava başına
astronomik ücretler talep eden Bayan Blairin, bu davanın örnek
teşkil edecek olması ve uluslararası kamuoyunun dikkatini
çekmesi nedeniyle teklifi seve seve kabul ettiği bildirildi. Çiftin Türk
avukatları, son anda yapılan bu stratejik hamleyle Rumların
zorda kalacağını düşünüyor. Cherie Blairin dava sürecinde
KKTCye gidebileceği de belirtiliyor.
ÇOK TARTIŞILACAK
Hürriyete konuşan Vahib Avukatlık Bürosunun Türk
sahibi Hasan Vahib, davanın siyasi çözümden kaçınan Rum kesiminin
KKTCyi AB hukuku ile sıkıştırma taktiğinin bir
parçası olduğunu söyledi. Ancak İngilterenin garantör ülke
olarak Kıbrısta taraf olması, Yüksek Mahkemede görülecek
davada First Lady Blairin başını bir hayli ağrıtacak.
Oramsı savunan ve Blairin başını çekeceği avukatlar,
salı günü itiraz ederek davanın İngiltere ve Rum Kesiminde
değil, ancak Avrupa Lahey Adalet Divanında görülebileceğini
iddia edecek.
Orams çifti, Rum yönetimi tarafından Rum vatandaşı
Meletiu Apostolidiye ait arazi üzerine ev inşa etmekle
suçlanmış, Rum Kesiminde görülen davada mahkum edilmişlerdi.
HACİZ İSTİYORLAR
Rumlar, KKTCdeki binayı yıkmaları, Rum
vatandaşa tazminat ödemeleri veya araziyi iade etmeleri
şartlarını sundukları Orams çiftinin işbirliğine
yanaşmaması nedeniyle, temyiz süreci bitmemiş olmasına rağmen
İngilterede Yüksek Mahkemeye başvurdular. Rumlar, Orams çiftinin İngilteredeki
mallarına haciz konmasını talep ediyor.
HURRIYET 16/12/05
Türkiye'den Rum yönetimine veto!
Türkiyenin, Kıbrıs Rum Yönetiminin
uluslararası Wassenaar Düzenlemelerine katılmasını veto
ettiği ortaya çıktı.
ABHabere göre, Ankara, Kıbrıs Rum
Yönetiminin uluslararası Wassenaar Düzenlemelerine
katılmasını 13-14 Aralıkta Viyanada yapılan
toplantıda veto etti.
Ankaranın vetosunun, AB
dışişleri bakanlarının Pazartesi günü
onayladıkları ve Türkiyenin üyelik için yol haritası
niteliğindeki Katılım Ortaklığı Belgesinde
(KOB), Kıbrıs paragraflarını sertleştirmesinden
yalnızca bir gün sonraya denk gelmesi dikkat çekti.
AB dışişleri
bakanlarının onayladığı KOB metninde, Türkiyenin
Kıbrıs Rum yönetimi ile ilişkilerini normalleştirme yönünde
"bir an önce" ve "somut adımlar" atması istendi.
Dışişleri bakanları ayrıca, Türkiyeden Rum yönetimini
"Wasennaar gibi uluslararası örgütler ve düzenlemelere katılımını
engellememesi" talebinde bulundular. Her iki talep de, ABnin Türkiyeden
"kısa dönemde" gerçekleştirmesini istediği talepler
arasında yer aldı.
Viyanada 13-14 Aralık tarihlerinde
gerçekleştirilen Wassenaarın yıllık
toplantısında, Türkiye, Kıbrıs Rum yönetiminin
Kıbrıs adasının tümünü temsil etme iddiasına
karşı çıktı. Üyeler arasında uzlaşma
sağlanamadığı için Rum yönetiminin üyeliğinin ele
alınması 2006ya ertelendi.
ABHaberin sorularını yanıtlayan
Türk diplomatik kaynaklar da, ABnin 3 Ekimde yayımlanan ortak
Başkanlık açıklamasını anımsatarak, Ankaranın
Rum yönetimini Wassenaara kabul etmeme kararının Türkiyenin
yükümlülüklerine aykırı olmadığını kaydettiler.
Ancak AB dışışleri
bakanları, pazartesi günü onayladıkları KOB metninde
yaptıkları değişiklikle, Başkanlık
açıklamasına yapılan referansı ana metninden
çıkardılar.
Türk Dışişleri kaynakları
ise, Başkanlık açıklamasının hala geçerli
olduğunu, ve bunun 3 Ekim sonrasında AB müktesebatına
girdiğini kaydettiler.
AB, 3 Ekim tarihli ortak Başkanlık
açıklamasında Türkiyeye Rum yönetiminin üyeliğini engellememe
konusunda yapılan çağrının, uluslararası
kuruluşlar ve düzenlemelerin kendi iç karar mekanizmalarını
baştan bağlayamayacağını ifade etmişti.
1995 yılında kurulan ve Türkiyenin 38
ülke ile
birlikte katılımcı olduğu Wassenaar
Düzenlemeleri, konvansiyonel silah yapımında kullanılabilecek
hassas nitelikteki parçaların uluslararası alanda
alım-satımının kontrol altına
alınmasını içeriyor.
MILLIYET 16/12/05
NATO'dan AB'ye
Kıbrıs mesajı
BRÜKSEL
ULUSLARARASI anlaşmazlıklarda çözüm bağlamında
diplomatların sıkça tekrarladığı bir deyim var:
"Tango için iki kişi gerek"...
Dün Brüksel'de bu sözü NATO Genel Sekreteri Jaop de Hopp Scheffer'den, hem de
Kıbrıs bağlamında ve Türkiye'nin lehinde duyduk.
Önümüzdeki pazartesi günü Ankara'yı ziyaret edecek olan Scheffer, NATO
merkezinde bir grup Türk gazetecisiyle görüşmesinde, NATO ile AB
arasındaki diyalog çerçevesinde Kıbrıs pürüzüne değindi.
İlginç olan husus, NATO'nun bir numaralı yöneticisinin, bu sorunun
çözümü için Kıbrıs Rum yönetimi ile AB'ye sorumluluk
düştüğünü belirten ifadeler kullanmış olmasıdır.
* * *
SCHEFFER şöyle konuştu: "Tutumumu şu deyimle
açıklayacağım: Tango için iki kişi gerek. Yani çözüm için
iki taraf da çaba harcamak zorunda... Referandumun sonucunu biliyoruz.
Şimdi çözüm, Kıbrıs'ın (Rum yönetiminin) ve de AB'nin
elinde... Ben NATO ile AB'nin birçok alanda birlikte çalışması
ve birbirini tamamlaması gereğine inanıyorum.
Kıbrıs'ın bir engel oluşturmasına üzülüyorum. Ben NATO
Genel Sekreteri olarak AB nezdinde yetkili değilim. Ama tekrar ediyorum.
Tango için iki taraf gerek. Çözüm için Kıbrıs ve de AB'nin
sorumluluğu var. Umarım ki yakında bu mesele çözümlenir"...
Scheffer bunu NATO-AB ortaklığı için zorunlu görüyor. Onu
umutlandıran bir gelişme var: O da, Türkiye ile Kıbrıs Rum
yönetiminin, son zamanlarda NATO'nun AB ülkeleri temsilcileriyle
yaptığı bazı "gayri resmi" buluşmalarda, bir
araya gelmiş olması. Nitekim daha geçen hafta, Brüksel'deki NATO-AB toplantısından
sonraki çalışma yemeğinde yapılan konuşmalarda
Kıbrıs Dışişleri Bakanı ile Türkiye'nin NATO
temsilcisi hazır bulundu. (Aslında Dışişleri
Bakanı Cidde'deki İKÖ konferansından Brüksel'e geç
ulaştığı için bu yemekli "gayri resmi"
toplantıya katılamadı. Ama Türkiye'yi Büyükelçi Ümit Pamir
temsil etti)...
NATO üyesi olarak Türkiye bu örgütün AB ile ortak
çalışmalarında, Kıbrıs pürüzüyle
karşılaşıyor. Kıbrıs (Rum yönetimi) AB üyesi
olarak bu toplantılarda yer alıyor. Ama Türkiye, tanımadığı
Kıbrıs Rum Yönetimi temsilcileriyle bu görüşmelere katılmak
istemiyor. Neyse ki, şimdi diplomasi bir "pratik çare" buldu.
Buluşmalar -örneğin bir yemekle- "gayri resmi" bir nitelik
taşıyorsa Türkiye bu formül altında masaya oturuyor. Scheffer'e
göre önümüzdeki nisanda Sofya'da yapılacak ortak toplantıda da bu
formül uygulanacak...
* * *
SCHEFFER'in Ankara'da yapacağı görüşmelerde ele
alacağı konulardan biri de bu. Türk tarafı, NATO Genel
Sekreteri'nden, yukarıda belirttiğimiz cinsten "cesaret
verici" sözler duyacak.
Scheffer, Türkiye'nin NATO için taşıdığı önemi ve
çeşitli alanlarda oynadığı rolü (Iraklı
subayların yetiştirilmesinden Afganistan'daki katkılarına
kadar) "çok hayatî" görüyor. Ayrıca Ortadoğu'da, özel
konumu nedeniyle, NATO açısından yarar taşıyan
görüşlerine ve katkılarına da büyük önem veriyor... Kendi deyimiyle
NATO Türkiye'nin de AB üyeliği için bir kanal oluşturuyor...
Scheffer'i Ankara'ya getiren esas neden kuşkusuz, "siyasi"
nitelikte. Ancak bir de dolaylı olarak "kişisel" sebep var:
O da "akraba ziyareti"... Ankara'daki Hollanda Büyükelçiliği
Müsteşarı, Hollanda asıllı Genel Sekreter'in
kayınbiraderi!..
SAMI KOHEN MILLIYET 16/12/05
Blair'in avukat eşi, İngiliz
çiftin KKTC'deki mülkiyet hakkını savunacak
KUZEY Kıbrıs'taki
mülkleri yüzünden haklarında dava açılan İngiliz Orams çiftini,
İngiltere Başbakanı Tony Blair'in avukat eşi Cherie Blair
savunacak.
Kuzey Kıbrıs'ın Girne kentinde
yapılan bir villanın sahibi olan ve toprağın kendisine ait
olduğu gerekçesiyle Rum Meletios Apostolides tarafından
haklarında dava açılan İngiliz Orams çiftinin, İngiltere
Başbakanı Tony Blair'in avukat olan eşi Cherie Blair
tarafından savunulacağı açıklandı. Yaklaşık
1 yıldır Orams çiftinin avukatlığını yapan
Londra'daki Vahib Avukatlık Bürosu tarafından yapılan
açıklamaya göre, Cherie Blair'in davanın ve Kuzey Kıbrıs
halkının haklılığına inandığı
için bu davayı yürütme kararı aldığı belirtildi.
Avukat Hasan Vahib, İnsan hakları ve Avrupa Hukuku konusunda uzman
olan Cherie Blair'in başkanlığını
yaptığı ekibimizle bu davayı
kazanacağımızdan eminiz.'' dedi.
OLAY NASIL GELİŞTİ?
2002 yılında Girne'de satın
aldıkları arazi üzerine ev yapan İngiliz David ve Linda Orams
çiftine, 1974 öncesi arazinin kendisine ait olduğunu iddia eden Rum mimar
Meletis Apostolides tarafından dava açılmıştı. 24
Kasım 2004 tarihinde Güney Kıbrıs'da görülen dava Orams çiftinin
aleyhine sonuçlanırken, Lefkoşa Mahkemesi Orams çiftinin evlerinin
yıkılmasına, arsanın 1974 öncesi sahibi Meletis
Apostolides'e iade edilmesine ve çiftin 18 bin dolar tazminat ödemesine karar
verdi. İngiliz çift Türk avukatları Güneş Menteş'le Rum
mahkemesinin kararına bir üst mahkemede itiraz etti. Bunun üzerine Rum
Apostolides'in avukatları, Güney Kıbrıs'ın AB'ye üye
olmasından faydalanarak, 18 Ekim 2005 tarihinde davayı İngiltere
Yüksek Mahkemesi'ne götürdü. İngiliz çiftin üst mahkemedeki
itirazının sonucunu beklemeden kararı uygulamaya
koyamadığı gerekçesiyle AB Konseyi'nin 2001 tarihli
yönetmeliği uyarınca uygulama emrini Londra'ya gönderen Apostolides, bununla
birlikte Orams çiftinin İngiltere'deki evlerine haciz getirtmeye
çalışmıştı.
VAHİB: KENDİ KALELERİNE GOL
ATTILAR
Orams çiftinin avukatlarından biri olan
Londralı Hasan Vahib, Kıbrıs'daki kararı beklemeksizin AB
üyeliğine güvenerek davayı İngiltere'ye taşıyan Rum
Apostolides ve avukatlarının böylelikle kendi kalelerine gol
attıklarını söyledi. AB hukuku gereğince Lefkoşa
Mahkemesi'nin tek taraflı kararının İngiltere
tarafından kabul edilmesinin mümkün olmadığını
belirten Vahib, Formalite icabı İngiltere Yüksek Mahkemesi'nin kararlarını
tasdik edeceğini umuyorlardı. Davanın politik bir yönü
olduğu için İngiliz mahkemesi tarafından onaylanması
neredeyse imkansız. Böyle bir dava ancak Avrupa Adalet Dinanı'nda
çözülebilir. Kıbrıs Rum Yönetimi'nin AB'ye tam üyeliğinin
avantajlarını hesaplarken yanıldıkları en önemli
noktalardan biri de bu üyeliğin verdiği sorumlulukları iyice
hesaplayamamaktır. Kendi hukuklarına bile aykırı olan bu
davanın İngiltere'de formalite olarak tasdiklenip
uygulanacağını sananlar yanıldıklarını
görecekler. Bu sayede kendi kalelerine gol attılar. Ekibimizle bu
davayı en iyi şekilde savunup Avrupa Adalet Divanı'na
götüreceğiz. Cherie Blair'in de desteğiyle bu davayı
kazanacağız.'' dedi. İtirazlarını önümüzdeki Salı
günü İngiltere Yüksek Mahkemesi'ne götüreceklerini belirten Vahib,
Londra'daki mahkemenin önünde iki şık bulunduğunu söyledi.
Vahib, İngiltere Yüksek Mahkemesi'nin, davayı tekrar
Kıbrıs'a geri gönderebileceğini ya da Adalet Divanı'na
sevkedeceğini ve her ikisinin de Orams çiftinin lehine kararlar olacağını
vurguladı.
MENTEŞ: ORAMS DAVASI HEM KIBRIS, HEM
TÜRKİYE İÇİN POLİTİK DAVADIR
İngiliz David Charlef ve Linda Orams
çiftinin Kıbrıs'taki avukatı Güneş Menteş, bu
davanın sadece İngiliz çiftin değil, Kıbrıs ve Türkiye
halkı için tarihi bir dava olduğunu söyledi. Menteş, Orams
davası hem Kıbrıs, hem Türkiye için tarihi önemi olan politik
bir davadır. Rumlar bu politik konjöktürü çok iyi kullandılar, ancak
şimdi kendimizi savunma sırası bizde. Bu kendi
insanlarımızın davasıdır.'' dedi. Daha önce Rumlar
tarafından Kıbrıslı Türklere açılan ve kaybedilen
davalara dikkat çeken Menteş, Geçmişte bir çok davayı
haksız yere kaybettik. Buna dur demenin vakti geldi. Kuzey
Kıbrıs'taki haklılığımızı ortaya
koymalıyız.''dedi. Menteş, Orams çiftinin davasına Türk
basınının Rum ve İngiliz basını kadar önem
vermediğini belirterek, Türk gazetecilere de sitem etti.
BLAİR BU DAVAYA İNANDIĞI
İÇİN SAVUNMAYI KABUL ETTİ
Güneş Menteş, Cherie Blair'in bu
davaya ve Kıbrıslı Türklerin mülkiyet konusundaki
haklılığına inandığı için Orams çiftini
savunmayı kabul ettiğini belirtti. Kraliyet Avukatı (QC)
ünvanlı Cherie Blair'in, Avrupa hukuku ve insan hakları konusunda
uzman bir isim olduğunu da hatırlatan Menteş, Blairin
davamıza destek vermesi hayati önem taşıyor. Bu davayı
kazanacağız.'' dedi.
VAHİB: AMAÇ KIBRIS'IN
EKONOMİSİNE ZARAR VERMEK
Orams çiftinin avukatlarından Hasan Vahib,
Rum tarafının amacının özellikle turizm ve
yatırımları baltalayarak Kuzey Kıbrıs ekonomisine
zarar vermek olduğunu söyledi. Vahab, Rum yönetimi Orams
davasını kazanmak ve bu davayı örnek göstererek özellikle
KKTC'deki yabancı yatırımcıları korkutmayı
amaçlamaktadır. Ayrıca hukuki kazanımlarla siyasi çözümü daha da
çıkmaza sokmak istemektedirler.'' dedi.
Arazinin kendisine ait olduğunu öne süren
Meletios Apostolides'in davayı İngiltere Yüksek Mahkemesi'ne
taşımasının ardından, önünümüzdeki Salı günü
itiraz dilekçesini sunacak olan David ve Linda Orams çiftini, İngiltere
Başbakanı Tony Blair'in eşi ve Kraliyet Avukatı
ünvanlı Cherie Blair'in yanı sıra, çiftin Kıbrıs'taki
avukatı Güneş Menteş ile Londra'daki Vahib Avukatlık
Bürosu'ndan Hasan Vahib, Işın Vahib, Ramiz Gürsoy, Mavelyn Vidal ve
Bitu Bhalla'dan oluşan ekip savunacak. Davanın önümüzdeki
yılın ilk yarısında İngiliz Yüksek Mahkemesi
tarafından ele alınması bekleniyor. Davanın
sonuçlanması ise iki ila altı ay kadar sürebilecek.
MILLIYET 16/12/05
Lisede üstsüz fotoğraf
skandalı!
Güney Kıbrıs'ın
liman kenti Limasol, bir lise skandalıyla çalkalandı. Bir
öğrenci, kadın öğretmeninin çantasında
bıraktığı cep telefonunu alıp, öğretmenin
"üstsüz" fotoğrafını download etti. Öğrenci,
kimliği ve yaşı açıklanmayan öğretmenin
fotoğrafını yüzlerce öğrenci arkadaşına gönderdi.
PARMAK İZLERİ
Söz konusu öğretmen şikayetçi
olmadı ancak polis yine de soruşturma başlattı. Cep
telefonu üzerindeki parmak izlerini inceleyen polis, eylemi gerçekleştiren
öğrencinin kim olduğunu henüz tespit edemedi. Limasol Polis Şefi
Andreas Iatropoulos, "telefonun" öğretmenin ofisinde bulunan
çantadan alındığını belirtti.
Okul Aile Birliği Başaknı Andreas
Atchiaris de olayı "kişilik haklarına
saldırı" olarak niteleyip kınadı.
MILLIYET 16/12/05
19 cesur tarihçiden özgürlük bildirisi
Muammer ELVEREN/PARİS
Fransa ve
Fransızları rahatsız eden sömürgecilik söz konusu olunca Tarihi
yazmak parlamentolara düşmez diyen Cumhurbaşkanı Jacques Chirac
ve Başbakan Dominique de Villepin ile bazı siyasetçilerin
açıklamalarından sonra 19 tarihçi Tarih için özgürlük
başlığıyla bir deklarasyon yayınladı.
Tarihçiler, Fransada 29 Ocak 2001 tarihli Ermeni
soykırımı, 21 Mayıs 2001 tarihli Kölelik kanunu,
13 Temmuz 1990 tarihli Irk ayrımı ve Yahudi
karşıtlığı ile 23 Şubat 2005te kabul edilen
Sömürgeciliğin olumlu yanlarının öğrencilere
öğretilmesi gibi demokratik rejime uygun görmedikleri kanunların
iptalini istediler.
Tarihçilerin karar vermesi gereken konularda çıkarılan yasaların
geri çekilmesi istenen deklarasyonda şu görüşe yer verildi:
Tarih bir din değildir. Tarihçi hiçbir bir dogmayı kabul etmez,
hiçbir yasağa saygı göstermez, hiçbir tabu tanımaz, bu
rahatsız edebilir ancak tarih ahlak değildir. Tarihçinin kınama
veya yüceltme rolü yoktur, onlar açıklar. Tarih güncelin kölesi
değildir. Tarihçi geçmişin çağdaş ideolojik
şemalarını yapıştırmaz ve bugünün hassasiyetini
geçmiş zamanların olaylarına yerleştirmez, tarih hukuki bir
obje, tarih bir hafızayı hesaba katar; ama hafıza değildir.
Tarihçi bilimsel araştırmalarla insanların
anılarını toplar ve onları diğerlerinki ile
karşılaştırır. Özgür bir devlette, ne parlamento ne de
adli merciler gerçek tarihi tanımlayamaz. Bu nedenlerle demokratik rejime
yakışmayan bu yasaların kaldırılmasını
istiyoruz.
Başbakan De Villepin ve ardından Kanunla tarih
yazılmaz açıklamasını yapan Cumhurbaşkanı Chirac
sömürgecilikle ilgili bir araştırma komisyonu kurulmasını
istemişti. Fransız yetkililer konu Türkiye olunca Fransız
Parlamentosunun 29 Ocak 2001de Türklerin Ermeni soykırımı
yaptığını resmen tanıyan kararı aldığını
unutarak bu açıklamaları yaptılar.
Ve
diğerleri
Jean-Pierre Azéma
Jean-Jacques Becker
Jean Leclant
Pierre Milza
Pierre Nora
Jean-Claude Perrot
Antoine Prost
René Rémond
Maurice Vaisse
Jean-Pierre Vernant
Paul Veyne
Pierre Vidal-Naquet
Michel Winock
HURRIYET 16/12/05
Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı:
Lokmacıda statükoyu bozacak girişim ve faaliyet yapılmadı
İDDİALAR
ASILSIZDIR... Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı (GKK),
Lokmacı Barikatı bölgesinde yürütülen rutin faaliyetlerden
farklı, mevcut statükoyu bozacak hiçbir girişim ve faaliyet
yapılmadığını belirtti. Açıklamada,
"Basında bu yönde yer alan haberler asılsız ve gerçek
dışıdır" denildi
Güvenlik
Kuvvetleri Komutanlığı (GKK), Lokmacı Barikatı
bölgesinde yürütülen rutin faaliyetlerden farklı mevcut statükoyu bozacak
hiçbir girişim ve faaliyet yapılmadığını
belirtti.
Güvenlik
Kuvvetleri Komutanlığı Basın Bürosu'ndan yapılan
açıklamada şöyle denildi:
"Son
günlerde bazı basın-yayın organlarında Kıbrıs Rum
kesiminden kaynaklanan haberlere dayanılarak 'Lokmacı Barikatı
bölgesine tarafımızdan yeni mevzi inşa edildiği yeni
askerler yerleştirildiği ve rutin askeri faaliyetler
dışında bir takım yeni faaliyetler icra edildiği'
yönünde haberler ve yorumlar yer almıştır.
Basında
yer alan bu haberler asılsız ve gerçek dışıdır.
Anılan bölgede bugüne kadar tarafımızdan yürütülen rutin
faaliyetlerimizden farklı mevcut statükoyu bozacak hiçbir girişim ve
faaliyet gerçekleştirilmemiştir."
KIBRIS 16/12/05
Bostancı Sınır Kapısı,
6 haftalığına kapatılıyorBostancı Sınır
Kapısı, 6 haftalığına kapatılıyor
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, Bostancı Sınır Kapısı'nın,
asfaltlama çalışmalarından dolayı 27 Aralık'tan
itibaren 6 haftalığına kapatılacağını
söyledi.Cumhurbaşkanı Talat, dün Lefkoşa Arasta bölgesindeki
gezisi sırasında gazetecilerin konuyla ilgili sorusuna verdiği
yanıtta, Bostancı Kapısı'nın kapanacağı
konusunda BM'nin bir bilgi verdiğini ancak konunun resmen
doğrulanmadığını belirtti.
1.8 km.'lik
yolun BM gözetiminde ve AB finansmanıyla asfaltlanacağı ve bundan
dolayı da kapının kapanacağı yönündeki bilgiyi
doğrulatmaya çalıştıklarına işaret eden Talat,
"Bana asfaltlama olacağını ve bu dönemde yolun
kapatılma ihtimali olduğunu söylemişlerdi ancak bu kadar uzun
bir süre değildi" dedi.
Talat
ayrıca 21-26 Aralık tarihleri arasında bölgenin elektrik
kablolarının çekileceği yönünde de bir duyum
aldıklarını kaydetti.
KIBRIS 16/12/05
Ledra Sokağı esnafı, Lokmacı
Barikatı'nın (Ledra Sokağı) açılmasına
şartlı destek bildirdi: Geçişler özgürce ve engelsiz olmalı
"BARİKAT
MERDİVENSİZ VE ASKERSİZ AÇILMALI" Ledra Sokağı
esnafı, uzun süreden beri açılması tartışılan ve
açılma aşamasına gelmişken iki taraf arasındaki
uzlaşmazlık nedeniyle açılması bir türlü
gerçekleşemeyen Lokmacı Barikatı'nın (Ledra
Sokağı) "özgür" ve "engelsiz" bir şekilde
açılması gerektiği görüşünü belirterek, barikatın
açılmasına şartlı destek verdi
ARASTA ESNAFI
LOKMACI İÇİN AYAKTA Esnaf ve Zanaatkarlar Odası Genel Sekreteri
Tulga, Arasta esnafının geniş katılımıyla, bugün
saat 12.00'da Lokmacı Barikatı'nda bir basın
toplantısı düzenleneceğini açıkladı. Tulga, Bu
Memleket Bizim Platformu'nun da eyleme destek vereceğini söyledi.
Basın toplantısının ardından bir grup, Ledra Palace sınır
kapısına giderek, "iki tarafın,
karşılıklı kabul edilebilir bir çözüm bulması"
talebinde bulunan bir mektubu BM'ye iletecek
RUMLAR DA LEDRA
SOKAĞI'NIN AÇILMASI İÇİN EYLEM YAPACAK... Lokmacı
Barikatı'ndaki uzlaşmazlığın açılması için
benzer bir eylemin, yarın saat 11.30'da güneyde Ledra Sokağı'nda
da yapılacağını belirten Tulga, "Güneydeki
duvarın yıkılmasını ve Ledra Sokağı'nın
özgür ve engelsiz bir şekilde geçişlere açılmasını
talep eden benzer bir eylem yapılacaktır. Bu Memleket Bizim Platformu
adı altında bu eyleme destek vereceğiz" dedi
Anıl
Işık
Ledra
Sokağı'nın Rum esnafı, uzun bir süreden beri
açılması tartışılan ve açılma aşamasına
gelmişken iki taraf arasındaki uzlaşmazlık nedeniyle
açılması bir türlü gerçekleşemeyen Lokmacı Barikatı'nın
(Ledra Sokağı) "özür" ve "engelsiz" bir
şekilde açılması gerektiği yönünde görüş belirterek,
barikatın açılmasına şartlı destek verdi.
KIBRIS'a
görüşlerini bildiren Ledra Sokağı esnafının
çoğunluğu, Lokmacı Barikatı'nın
açılmasını desteklediklerini ifade ederken, kapının,
Türk tarafının Lokmacı Barikatı'nda inşa ettiği
merdiveni kaldırması ve bölgenin her iki tarafın askerlerinden
arındırılmasıyla açılması gerektiğini
vurguladı.
"Merdiven
kaldırılsın, bölge askersileştirilsin ve Ledra
Sokağı açılsın. Kapının açılmasını
istiyoruz" diyen Ledra Sokağı esnafı, iki tarafın
konuyla ilgili görüşmeler yaparak bir uzlaşmaya varması
gerektiğini vurguladı.
Yine
esnafın çoğunluğu, Lokmacı Barikatı'ndan
"merdivenin üstünden sivillerin ve altından askerin geçiş
yapacağı bir şekilde" geçiş yapılmasını
desteklemediklerini belirterek, insanların askerle karşı
karşıya getirilmesinin "hoş bir durum"
olmadığını ifade ettiler.
Görüş
bildiren bazı esnaf ise, Türk tarafının, Rum tarafının
kapının açılmasına izin vermemesi için Lokmacı
Barikatı'nda merdiven inşa ettiğini ve kapının
açılmaması için bir bahane yaratılmaya
çalışıldığını belirtti.
Bu arada
KIBRIS'a açıklamada bulunan Kıbrıs Türk Esnaf ve Zanaatkarlar
Odası Genel Sekreteri Hürrem Tulga, Esnaf ve Zanaatkarlar
Odası'nın bugün saat 12.00'da Arasta esnafının geniş
katılımıyla bir basın toplantısı
düzenleyeceğini açıkladı.
Tulga, Bu
Memleket Bizim Platformu'nun da dün akşamki toplantısında bu
eyleme destek verme kararı aldığını belirtti.
Tulga, söz
konusu basın toplantısının ardından bir grubun, Ledra
Palace sınır kapısına giderek, "iki tarafın,
derhal bir araya gelerek, karşılıklı kabul edilebilir bir
çözüm bulması" talebinde bulunan bir mektubu Birleşmiş
Milletler'e (BM) vereceğini söyledi.
Lokmacı
Barikatı'ndaki uzlaşmazlığın açılması için
benzer bir eylemin, yarın saat 11.30'da güneyde Ledra Sokağı'nda
da yapılacağını belirten Tulga, "güneydeki
duvarın yıkılmasını ve Ledra Sokağı'nın
özgür ve engelsiz bir şekilde geçişlere açılmasını
talep eden benzer bir eylem yapılacaktır. Bu Memleket Bizim Platformu
adı altında bu eyleme destek vereceğiz" dedi.
Rumlar Ledra'da
eylem yapacak
"Ledra
Caddesi'nin Açılması İçin Vatandaşlar" isimli bir Rum
komitesi, Rum Yönetimi'ni, yarın düzenleyeceği bir etkinlikle
kınayacağını açıkladı.
Simerini
gazetesi, "Ledra Aynı Tempoda" başlıklı
haberinde, "Ledra Caddesi'nin Açılması İçin
Vatandaşlar" isimli bir Rum komitesi tarafından yayımlanan
bildiriye yer verdi.
Gazeteye göre,
komite bildirisinde, "Ledra'nın açılmamasına yönelik
bahaneleri" kınamak amacıyla, yarın miting düzenlemeyi
amaçladığını bildirdi ve bu protesto etkinliğiyle, Rum
yönetiminden; Kıbrıs Türk tarafının yapacaklarından
bağımsız olarak, konuyla ilgili bütün itirazlarını
kaldırmasının isteneceğini haber verdi.
Gazete
etkinliğin, Lefkoşa'nın Rum kesimindeki "Eleftheria
(Özgürlük) Meydanı"nda toplanmayla başlayacağını
ve Ledra Caddesi sonundaki RMMO mevzisine kadar pankartlı yürüyüş
gerçekleştirileceğini kaydetti.
KIBRIS'a
konuşan Ledra Sokağı esnafının görüşleri
şöyle:
Andreas
Ignation:
"Ledra
Sokağı'nın açılmasını istiyoruz, ancak bu
şekilde değil. Merdivenin üstünden sivillerin, altından da
askerlerin geçeceği bir şekilde değil. Ledra
Sokağı'nın açılması için Türk tarafının
yaptığı merdivenin kaldırılması ve bölgenin de
her iki tarafın askerlerinden arındırılması gerekiyor.
Bizim, Kıbrıslı Türklerle hiçbir sorunumuz yok ve onlarla
birlikte yaşamak istiyoruz, ancak Türklere güvenmiyoruz. Ledra
Sokağı'nın, merdiven ve asker olmadan açılmasını
tercih ediyoruz."
Krisantos
Mayroskupis:
"Ledra
Sokağı'nın açılmasını istiyorum. Bunun, her iki
taraf için de yararlı olacağı kanısındayım.
İki toplumun daha fazla yakınlaşmasını
sağlayacaktır. Ancak Ledra Sokağı'nın bu şartlar
altında açılması tercihim değil. Türk tarafının
merdiven çalışmalarını durdurması gerektiği
kanısındayım. Altından askerlerin geçeceği bir merdivenin
üstünden insanların huzurlu ve güvenli bir şekilde geçişmesi
mümkün değil. Ayrıca, Ledra bölgesinin askersizleştirilmesi
gerektiğini de düşünüyorum."
Andreas
Stravinidis:
"Ben,
Ledra Sokağı'nın açılmasını değil, aksine
adadaki tüm kapıların kapanmasını istiyorum. Benim
Kıbrıslı Türklerle hiçbir sorunum yok. Birçok
Kıbrıslı Türk arkadaşım var ama adada Türkleri ve Türk
askerini istemiyorum. Bence, taraflar ilk önce birlikte oturup görüşmeli ve
Kıbrıs sorununa bir çözüm bulmalı. Bence tüm bu sorunlara çözüm
Kıbrıs sorunun çözümüne bağlıdır. Ben kendi ülkemde
hareket ederken pasaportumu göstermek istemiyorum."
Stellos
Stravinidis:
"Ledra
Sokağı'nın açılmasını istiyorum. Ancak bunun için
ilk önce Türk tarafı merdiven çalışmalarını
durdurmalı. Bölge, ayrıca askersizleştirilmeli; burada her iki
tarafın askerlerinden bahsediyorum. Ledra'daki bu merdiven, Türk askerinin
aklını gösteriyor. Biz, Avrupa'daki tek bölünmüş ülkeyiz. Ben
bir Avrupa vatandaşı olarak da kendi ülkemde gezerken pasaport
göstermeyi de istemiyorum. AB pasaportu ile tüm Avrupa'yı pasaportsuz
gezebiliyorum ama kendi ülkeme bunu yapamıyorum. Bu Avrupa'nın bir
sorundur. Ledra'daki geçişlerin, özgürce ve engelsiz olmasını
istiyorum."
Andreas Rossis:
"Ledra'nın
açılmasını tabii ki istiyorum, ancak bunun için Türk
tarafının inşa ettiği köprünün kaldırılması
ve bölgenin her iki tarafın askerlerinden
arındırılması gerekiyor. İnsanlar, özgürce ve engelsiz
bir şekilde geçebilmeli İnsanların, askerlerle karşı
karşıya kalması hiç hoş bir durum değil. Merdivenin
büyük bir hata olduğunu düşünüyorum; yaşlı, çocuklu
kadınlar ve engelli insanlar hiç düşünülmeden inşa
edilmiş."
Gula Giriagu:
"Ledra
Sokağı'nın açılmasını istiyorum ancak bunun
eskiden olduğu gibi olmasını istiyorum; özgürce, engelsiz ve
pasaport göstermeden Benim Kıbrıslı Türklerle hiçbir sorunun
yok, ancak Türklere güvenmiyorum. Eskiden Zodya'da yaşıyordum ve hala
oraya gidiyorum ancak Zodya'nın bir bölümünde çoğunlukla Türkler
kalıyor. Bu durumdan hoşlanmıyorum ve Ledra
Sokağı'ndaki merdivenin altından askerler geçerken kuzeye geçmek
istemiyorum. Bu hiç güven verici değil."
Maria
Kostandiu:
"Ledra
Sokağı'nın açılmasını istiyoruz. Adanın her
yerinde geçiş noktaları açılıyor neden bu kapı da
açılmasın ki? Ancak Türk tarafının askeri nedenlerden
dolayı bu köprüyü inşa etmesi hiç hoş değil. Türk askeri,
30 yıldan beri adada ve bu hiç güven verici değil. Geçişlerin
Türk askerinin altından geçeceği bir köprü ile
yapılmasını benimsemiyorum. Merdiven kaldırılsın
ve bölge askersizleştirilerek Ledra Sokağı açılsın.
Kapının açılmasını destekliyorum."
Garbis
Kazancian:
"Bu siyasi
bir meseledir. Bence tüm kapılar açılmalıdır. Ülkemde
pasaport göstermeden dolaşabilmek istiyorum. Hakikaten barış
istiyorsak, taraflar bir araya gelerek, görüşmeli ve fikirler beyan
etmelidir. Herkes kuzeyi Türkiye'nin, güneyi de Yunanistan'ın
yönettiğini biliyor. Bu kapının açılmasını
istiyorum. Merdivene gerek olduğunu da düşünmüyorum.
Türkleraçılmasına onay vermemesi için yaptı. Bu
kapının açılmaması tamamen bir bahane. Rumlar
kapıyı açacaktı ancak bu merdivenden dolayı vazgeçtiler. Bu
sorunun aşılması ve kapının açılmasını
istiyorum"
KIBRIS 16/12/05
KKTCde mülk yasasına ilk adım
Kıbrıslı
Rumların 1974 harekatı sonrasında Kuzey Kıbrısta
bıraktığı mallarının iadesini, takasını
ve tazminini öngören yasa tasarısı KKTC Meclisi Hukuk ve Siyasi
İşler Komitesinden geçti. Tasarı görüşmeleri, Meclis Genel
Kurulunda Pazartesi başlayacak.
NTV
Güncelleme: 18:08 TSI 17 Aralık 2005 Cumartesi
LEFKOŞA
- Hükümet bu düzenlemeyle, AİHMe Rumların yaptığı
yüzlerce başvurunun, Kuzey Kıbrısta kurulan tazmin komisyonuna
yönlendirilmesini hedefliyor. Komitede, muhalefetteki Ulusal Birlik
Partisinin ret oylarına karşılık oy çokluğuyla kabul
edilen tasarının Genel Kuruldan da rahatça geçmesi bekleniyor.
Koalisyon hükümetinin küçük ortağı Demokrat Parti de, Genel Kurulda
Pazartesi günü görüşülmeye başlanacak tasarıya evet oyu
vermeyi kararlaştırdı.
İstanbul sırrı
Ayşegül EKİNCİ-LONDRA
İngiltere
Başbakanı Blairin eşi Cherie Blairin geçen mayıs
ayındaki esrarengiz İstanbul ziyaretinin sırrı sonunda
çözüldü. Rumların KKTCdeki mülkleri yüzünden dava ettiği
İngiliz Orams çiftinin davasını üstlenen Blairin, mayıs
ayında bu davayla ilgili teklifi görüşmeye geldiği ortaya
çıktı. Blairin sırrı tam altı ay süreyle
başarıyla gizlendi.
GEÇEN 23 Mayısta Londra-İstanbul seferini yapan British Airwaysin
yolcuları arasında bulunan Cherie Booth ilk önce kimsenin dikkatini
çekmedi. Bayan Boothu, İngilterenin İstanbul
Başkonsolosluğunda çalışan Türk görevli
karşıladı. Bu kişi kayıtlarda İngiltere
Başkonsolosluk misafiri olarak görünüyordu.
Aynı gün, Fener Rum Patrikhanesinde, Kudüs patriği kriziyle ilgili
zirve yapılıyordu ve Türk medyası ansızın, Cherie
Blairin de orada bulunduğunu keşfetti. İngiltere
Başbakanı Tony Blairin eşinin neden İstanbula
geldiği, Patrikhaneyi neden ziyaret ettiği
anlaşılamadı. Önde gelen bir insan hakları avukatı
olan Bayan Blairin meslek hayatında, kızlık soyadı
Boothu kullandığı biliniyordu. Türkiyeye bu isimle
geldiğine göre hukuki bir mesele vardı. Ziyaretin, Kudüs kriziyle
ilgili olabileceği düşünüldü, ancak araştırmalar sonuç
vermedi.
Cherie Boothun ziyaretinin sırrı ancak dün çözülebildi. Bayan
Blair, Rum Yönetiminin KKTCde Rum mülkü
üzerinde oturdukları gerekçesiyle dava ettiği
İngiliz Linda ve David Orams çiftinin savunmasını üstlenmesi
için yapılan teklifi görüşmeye gelmişti İstanbula.
Oramsların İngilteredeki avukatları Hasan Vahip ve Türk avukat
ekibiyle görüşen Blair, avukatlarla üç gün süren uzun toplantılar
sonunda dosyanın tüm detaylarını öğrendikten sonra
davayı kabul etti ve adının basına
sızmamasını sıkı sıkı tembihledi.
SÜRPRİZ SIRASI BİZDE
Orams çiftinin İngiltere avukatlığını yürüten
Vahib Avukatlık firması sahibi Hasan Vahib ve davayı
başından beri Kıbrısta savunan 36 yıllık avukat
Güneş Menteş asıl mücadelenin şimdi
başladığını söylüyor. Rumların hukuki
kazanımlarla siyasi çözümü daha da çıkmaza sokup
karmaşıklaştırmayı amaçladığını
vurgulayan Hasan Vahib ve Güneş Menteş, bu davanın her iki taraf
açısından yaşamsal bir önem teşkil ettiğini
belirtiyor. Avukat Güneş Menteş şöyle konuşuyor:
Bu davada Rumlar karşımıza sürekli sürpriz gelişmeler
getiriyordu. Lefkoşada açılan dava, Kıbrıslı Rum
Apostolidinin lehine sonuçlansa da hukuki süreç Kıbrısta devam
etmekte. Oysa Rum tarafı bu sürecin tamamlanmasını beklemeden
kararı uygulamaya koyamadığı gerekçesiyle Avrupa
Birliğinin 2001 tarihli yönetmeliği uyarınca uygulama emrini
Londraya gönderdi. Artık sürpriz sırası bizde. Rumlar sert
kayaya çarptı.
Savunma ücreti yüksek değil
İNGİLİZ basınında Başbakan eşi olma
özelliğini kullanıp torpil yaptırıyor, kocasıyla
birlikte gittiği gezilerde konuşma yapıp çok yüksek ücret
alıyor diye sürekli eleştirilen avukat Cherie Blairin Orams
savunmasından yüksek ücret almadığı belirtiliyor. Avukat
Hasan Vahip, Biz insan hakları konusunda daha önce Cherie Blairle
görüşüp fikirlerini almıştık. Kendisi çok deneyimli,
aslında son derece mütevazı bir kişiliğe sahip. Orams
davasının içeriğini anlatınca, çok ilgisini çekti. Bu
davanın bir örnek teşkil edeceğini biliyor. Aslında çok
düşünmedi bile. Sonuçta Oramslar da zengin bir çift değil. Ama bu
dava uluslararası platforma çıkan ilginç ve karışık
bir konuma geldi. Cherie Blair davayı kabul ettiğinde, konuşulan
ücret hiç de basında çıkan rakamlar gibi değildi dedi.
Lıverpool spekülasyonu
Blairin, İstanbul ve Patrikhaneye yaptığı sürpriz
ziyaret, yabancı ajanslar tarafından, 25 Mayısta
İstanbulda oynanan Şampiyonlar Ligi finalinde Milana karşı
Liverpoola destek vermeye geldiği şeklinde
yorumlanmıştı.
HURRIYET 17/12/05
Laheye gideriz
Ömer BİLGE LEFKOŞA
Rumların KKTCyi köşeye sıkıştırmak için
İngilterede açtıkları mülkiyet davasında Türk
tarafını temsil etmeye karar veren Cherie Blair, mahkemede Rumlara
İstiyorsanız Lahey Adalet Divanına gidelim resti çekecek.
AVUKAT Cherie Blair, Kıbrıslı Rumların ABye üye
olduktan sonra KKTCde yaşayan Türk ve yabancılara karşı
açtıkları mülkiyet davalarına emsal
teşkil edecek davada Türk tarafını savunacak. Blair Türk
avukatlarla İngiliz hakim karşısına çıkacak ve
Rumlara, Gerekirse Lahey Adalet Divanına gidelim resti çekecek.
Rumların, Rum mülkü üzerine ev inşa etmekle suçladığı İngiliz
Orams çiftinin davasında KKTCnin çıkarlarını Türk avukatlarla
birlikte savunmaya karar veren Cherie Blair, davaya hem usul hem de içerik
açısında itiraz edecek. Blair itirazlarında şu
unsurları ön plana çıkartacak:
KKTCde meydana gelen bir olayın yargı hakkı Rumlarda
değildir.
KKTC meclisi AİHMnin tavsiyesi üzerine Rumların mülkiyet
başvurularına bakacak ve mülk iadesini de öngören bir yasa
hazırlamaktadır. Rumlar mülk davalarında önce KKTC mahkemelerine
gitmelidir.
Rumlar muhtemel bir aleyhte kararı siyasette kullanmayı
amaçlıyor, bu İngilterenin Kıbrıs siyasetine de
aykırıdır.
Rumlar açtıkları davayı İngiliz çifte hukuk
kurallarına aykırı bir şekilde tebliğ etti. Mahkeme
tebligatını Girnedeki evinde zorla vererek kaçtılar.
Rum mahkemesinin kararı temyiz edilmiştir ve bu dava Rum kesiminde
hálá görülmektedir. Bu dava sonuçlanmadan İngilterede dava
açamazlar.
Rum otelciler, 1974 sonrasında Girnedeki Türk otelciler aleyhine
aynı gerekçeyle dava açmış ve en yüksek mahkeme sayılan
Lordlar Kamarası Mahkemesi, yetkisizlik kararı vermişti. Mahkeme
bu davayı da reddetmeli.
ORAMS DAVASI NEDİR
RUMLAR, ABye tam üye olduktan sonra KKTCde yaşayan Türk ve
yabancılar hakkında Avrupa tutuklama emri çıkartabilmek
amacıyla yüzlerce mahkeme celbi gönderdi. KKTCde mülkü alan ya da
kiralayan Türk ve yabancıları Rum mülkünü alıkoymak
iddiasıyla suçlayan Rumlar, adadan çıktıkları anda Avrupa
tutuklama emriyle tutuklatmayı ya da AB içindeki mülklerine icra götürmeyi
amaçlıyor. Rum mahkemesi geçen yıl Ekim ayında, Girnenin Lapta
bölgesinde 1974 öncesinde Rum Meletiu Apostolidiye ait arsa üzerine ev
inşa eden David Orams ve eşi Linda Oramsın, evlerinin
yıkılmasına, Rum davacıya tazminat ödemelerine ve malı
iade etmelerine karar verdi. Orams çifti bir üst Rum mahkemesine itiraz etti.
Rumlar bununla da yetinmeyip, İngiliz çift aleyhine İngilterede dava
açtı. Rumlar, İngilteredeki davayı da kazanıp İngiliz
çiftin İngilteredeki mal varlığına haciz götürmeyi ve bu
davayı da emsal olarak kullanmayı amaçlıyor.
İngilizler sevinç içinde
Cherie
Blairin Türk tarafını savunma kararı KKTCde yaşayan ve
Rumların açık hedefi haline gelen binlerce İngiliz aile
arasında da büyük sevinç yarattı.
HURRIYET 17/12/05
Deniz
Baykalın Denktaşlı ilginç daveti
CHP Genel Başkanı Deniz Baykalı bir grup gazeteci ile
dinlerken, gösterdiği performansı alkışlamak gerekiyor.
Çünkü bir gün önce Mecliste bütçe üzerinde konuşmuş, sonra
İstanbula gelmiş, Bakırköy Belediyesinin iki törenine
katılmış, bu arada Süleyman Demirelle görüşmüştü.
Kadıköy Belediyesinin düzenlediği yemekte Baykal çok
rahattı; güncel soruları tam dört saat boyunca yanıtladı;
bilgiler, yorumlar, görüşler aktardı bize.
Ulusal duyarlılık açığımız var dedikten
sonra önceki gün Demirel ile görüşmesine değindi; Aman
yanlış yorumlanmasın, gizli bir toplantı değil diyerek
amacını şöyle açıkladı:
Rauf Denktaş, bir misyon duygusu ile Anadoluyu
dolaşıyor. 22 Aralık Perşembe günü kendisini Ankaraya
Meclise davet ediyoruz. Meclis Başkanından izin aldık, senato
salonunu tahsis etti. Denktaş olunca Demireli
çağırmamak olmaz. Atatürk Havaalanında çay içtik, daveti
yaptık. Başbakan Erdoğan, Bülent Ecevit, Erkan Mumcu ve
Mehmet Ağarı, hatta TOBB, ATO, Barolar, Türk-İş gibi
sivil toplum örgütlerinin önderlerini de çağıracağım. Bir
masa etrafında yemekte buluşacağımızı ümit
ediyorum.
Arkadaşımız Gila Benmayordan ayrı bir özet
yapıyoruz:
KÜLÜSTÜR BİR YAŞAM Baykal, ciddi bir tarım raporu
hazırladıklarını sık sık yineliyor;
Geçmişte ne söylediysek zaman içinde doğrulanıyor diyor. İslami
Holdinglerin içyüzünü ortaya çıkarttığını
söylediği İstanbul Milletvekili Bilhun Tamayligili övüyor. AB
İlerleme Raporunun tepki gösterilmesi gereken bir rapor
olduğunu söylüyor. Alevilerin azınlık olduğu
yolundaki görüşlerin, parti grubunda bu ifadeye tepki
doğurduğunu anlatıyor. Kürtler azınlık olamaz. Zaten
Avrupada azınlık yok diyor. Bazı AKPlilerin artık
Vakkodan giyindiğini söyleyen bir meslektaşımıza Her
siyaset kendi etnisitesini yaratıyor derken, bu çevrelerin sosyal ve
kültürel karakteristiği için Ama külüstür bir yaşam diye de
ekliyor. Bu arada Türbanı Çankayaya çıkartmayacağız
biçiminde bir sözü hiç kullanmadığının altını
çiziyor. Bakırköy Belediye Başkanı Ateş Ünal Erzeni,
Osmaniye Kız Yurdunu açması nedeniyle övüyor. Belediye
başkanlarımızı yurt ve karşılıksız burs
konusunda sorumlu kılıyoruz diyor. CHPnin bu modeli dikkatle
izlenmeli.
ERKEN SEÇİM 2002de erken seçimi öngördüğünü anlatan Baykal,
2006da Türkiyenin erken seçime gitmesi gerektiğini yineliyor.
Evrensel seçim tarihi genellikle 4 yıl oluyor. Her yıl 1 milyon
nüfus seçmen yaşına geliyor. Göç ve kentleşme sorunları
var. Kıbrıs, AB, Cumhurbaşkanlığı seçimi,
alt-üst kimlik tartışmaları önümüzde. Siyaset hızla
yıpranıyor. Bunlara, yıpranmış bir parti ile niye
çözüm arayalım? diye konuşuyor.
AKPnin oy kaybını görüyoruz. 2006 olmazsa, 2007de bunu
ödettireceğim AKPye... Bu süreçte 5 ise 5, 8 ise 8
puanını eksiltirim... diye konuşuyor.
Baykal, erken seçim talebi için yürütecekleri
çalışmanın iletişim, sandık ve propaganda ayaklarını
şöyle anlatıyor:
GÖNÜLLÜ PROPAGANDİST Genel Merkezle örgütlerin iletişim
ağı %65lere çıktı. Sandık kümelerinin
başındaki görevlileri belirliyoruz. Bunu çok önemsiyoruz; çünkü
sandığın fotoğrafını bu görevliler çekecekler.
Ayrıca, Baro, TÜRMOB ve emekli öğretmen gibi STÖ ve
kişilerden destek alacağız. Bunları eğiteceğiz,
bunun yönetmeliğini bir kitapçık halinde hazırlıyoruz. Gönüllü
propagandist uygulamasına başlıyoruz.
Muhalifleri temizlendikten sonra dikensiz gül bahçesine dönen partiye
gittikçe artan bir ilginin olduğunu anlatıyor Baykal...
Sol
partiyi kur getir!
BAYKALdan bazı satırbaşları Kurultay...
- Eskiden çekişme heyecanı yaşanıyordu, şimdi
beraberlik sevinci yaşanıyor. Dışa dönük bir iddia
konulacak artık. Yeni bir yükseliş döneminin altyapısını
hazırlıyoruz.
Seçimde parlamentoya kaç parti girer?
- Özel bir şeyim yok.
Alt-üst kimlik.
- Türkü alt kimliğe mahkum ettirmeyeceğiz.
DİSKin öncülüğünde solda arayışlar, yeni parti...
- Bekleyin görürsünüz. Bize sol parti değil diyorlar.O zaman kur bir sol
parti, getir bakalım.
Ulusalcılık ile sosyal demokrasi bağdaşır mı?
- Biz milli mücadeleden gelmişiz, temelde bu (ulusalcılık)
yatıyor. Nasıl inkár ederiz. 2. cumhuriyetçilerin söyledikleri gibi
dünya ile bütünleşmeye engel değil. Bizim sol siyasetimizde kimlikçi
bir siyaset anlayışımız yok.
AKP ve laiklik...
- 1950de İnönü, Bayara iktidarı teslim ederken,
laikliğe karşı güvence istiyorum, dedi. O da, endişe
etmeyin, dedi. Bu mutabakat sonucunda, çalkantılara rağmen, Bayar,
DPyi, Cumhuriyetten rövanş alır hale getirmedi.
Anayasa
Mahkemesi üyelerinin seçiminde kaygı
Baykal; MNP, MSP, RP, FPten beri bugüne uzanan
anlayışın Türkiyeyi aşıp
aşamayacağı konusunda Türkiyenin bir sınav
vereceğini, ama herkeste giderek artan bir kaygının
yaşandığına dikkat çekiyor. Nazik ifadelerle Önümüzdeki
tablo demokrasi açısından nasıl şekillenir bilemiyoruz.
Ancak bir ayrışma dikkat çekiyor. Bunun altında yatan bir
şey var; hep bana hep bana... Böyle bir ayrışım olursa,
binaların üzerine çarpı işareti konulursa... diyerek şöyle
devam ediyor:
Kaygı duyuyorum. Özellikle yargı konusunda... 4 bin hakim alacaklar.
Peki nasıl alınacak, hangi yöntemle alınacak, belli değil.
Yargı koridorlarında buna karşı isyan ve endişe var.
Cumhurbaşkanlığı seçimi ne olacak? Yüksek mahkemeler ne
olacak? Çünkü üç yıl içinde Anayasa Mahkemesi üyeleri
değişiyor.
DERS (3)
Milliyetin çok belirgin vasıflarından biri dildir. Türk milletindenim
diyen insan, her şeyden evvel ve mutlaka Türkçe konuşmalıdır.
Türkçe konuşmayan bir insan Türk kültürüne, topluluğuna
bağlılığını iddia ederse buna inanmak doğru
olmaz.
(Gazi Mustafa Kemal Atatürk)
ZULÜM
ETİLER-Ulustaki yeni trafik düzeni zulümdür. İnsanların
direksiyon başında çıldırdığını
görmüyor musunuz?
Esin ŞAHİNBOZKIR
MESAJ PANOSU
FEVZİYE Mektepleri Vakfı Işık Okullarının
120. kuruluş yıldönümünü yarın 11.00de okulun Teşvikiyedeki
binasında kutlanıyor. TOKİ, mahallemizin yeşil alan
olan 1000 ile 1500 m2lik üç adet parselini ihale ile sattı.
Şimdi de yetkisine dayanarak, yerin ticari alana dönüştürülmesi için Büyükşehire
başvurmasını protesto ediyoruz. Herşey rant
mıdır? Ataköylüler
YALCIN BAYER HURRIYET 17/12/05
Rum kesimi, Blair'in eşinin KKTC'ye
savunmasına şaşırdı...
Kıbrıs Rum kesimi sözcüsü Kipros Hrisostomidis,
İngiltere Başbakanı Tony Blair'in avukat eşi Cherie
Blair'in, ''bir Rum'un KKTC'deki toprağı üzerine ev inşa
ettikleri gerekçesiyle Rum kesimince mahkemeye verilen İngiliz çiftin
haklarını savunacağının açıklanmasını''
şaşkınlıkla karşıladığını
söyledi.
Hrisostomidis, Reuters ajansına
verdiği demeçte, Cherie Blair'in İngiltere
Başbakanı'nın eşi olması nedeniyle bu girişimden
hayrete düştüğünü belirtti.
Rum kesimi sözcüsü, bu olayın yalnızca
Blair'i rahatsız edecek bir sorun değil, aynı zamanda diplomatik
açıdan çok hassas bir konu olduğunu kaydetti.
Cherie Blair'in, Rum yönetimine karşı
İngiliz çiftin mülkiyet hakkı davasında, Vahib avukatlık
bürosuna mensup Hasan Vahib, Işın Vahib ve Ramiz Gürsoy'un da
aralarında bulunduğu 6 kişilik avukat kadrosunda yer
alacağı ve Rum kesimine karşı savunma yapacağı
bildirilmişti.
İngiliz çift David Charles Orams ve
eşi Linda Elizabeth Orams'ın, Rum yönetimi tarafından Rum
vatandaşı Meletiu Apostolidi'ye ait arazi üzerine ev inşa
etmekle suçlandıkları ve bu nedenle haklarında dava
açıldığı belirtilmişti.
MILLIYET 17/12/05
Fransa'da
çağrı: İktidar tarihi rahat bıraksın
Fransa'da
'sömürgeciliğe övgü', 'Ermeni soykırımı' gibi tarihe el
atan yasaların kalkması için 19 tarihçi bildiri yayımladı
RADIKAL 17/12/05
PARİS - Fransa'da
sömürgeciliğin övülmesini öngören yasa etrafında kopan
tartışma, 'Ermeni soykırımı' gibi tarihe dair
hükümleri de etkileme yolunda. İktidarda bulunan Halk Hareketi
Birliği'nin (UMP) Şubat 2005'te çıkardığı yasa,
Fransa'nın başta Kuzey Afrika olmak üzere denizaşırı
topraklarındaki sömürgecilik rolünün müfredatta övülmesini öngörüyor.
Kasımda parlamentoda yasanın iptali önerisi UMP oylarıyla
reddedilirken, haftabaşında önde gelen 19 tarihçi ortak bildiri
yayımlayarak tarihe dair tüm yasaların
kaldırılmasını istedi. Dün solcu muhalefet,
Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'tan yeni yıl konuşmasında
yasanın kaldırılacağını açıklamasını
istedi. Sosyalist vekil Dominique Strauss-Kahn, "Zaten asla
onaylanmamalıydı" derken, Genel Sekreter François Hollande
yasayı gözden geçirecek komisyon kurduran Chirac'ı, 'zaman
geçirmekle' suçladı. İnternette yasanın kalkması için imza
kampanyasına 18 bin kişi destek verdi.
Marc Ferro, Rene Remond, Pierre Vidal-Naquet, Alain Decaux gibi 19 tarihçinin
imzaladığı 'Tarihe Özgürlük' bildirisi ise, 'demokratik rejime
yakışmayan' yasalar arasında, Ocak 2001 tarihli 'Ermeni
soykırımı' kararının yanı sıra Yahudi
soykırımını inkârı suç sayan 1990 tarihli 'Gayssot
Yasası' ile köleliği insanlığa karşı suç sayan
2001 tarihli 'Taubira Yasası' da var.
İşte 'Tarihe
Özgürlük' bildirisi
Tarihi gerçeğin yasayla açıklanamayacağını belirten
bildiri şöyle: "Tarih ne din ne ahlaktır. Güncelin kölesi
değildir. Özellikle de hukuki bir özne değildir. Tarihçi, hiçbir
dogmayı kabul etmez, hiçbir yasağa saygı göstermez ve hiçbir
tabu tanımaz. Yasa koyucu ise, bu kuralları ihlal edip tarihçi
özgürlüğünü kısıtlamakta ve yaptırım tehdidiyle
tarihçiye neyi araştırması ve bulması gerektiğini
söylemektedir. Daha kötüsü, hukuka resmi tarih yerleştirip silahlı
kuvvetlerin de tarihçilerin aleyhine dönmesine yol açmaktır. Tarih
hafıza değildir. Tarihçi, anıları toplar, onları
birbirleriyle ve belgelerle karşılaştırır ve olguları
oluşturur. Özgür bir devlette, ne parlamento ne de adli makamlar gerçek
tarihi tanımlayamaz. Demokratik rejime yakışmayan bu
yasaların kalkmasını istiyoruz." (Le Figaro)
Cherie
Blair Rumlara karşı
RADIKAL 17/12/05
AA - LONDRA - Britanya
Başbakanı'nın eşi Cherie Blair, Kıbrıs Rum
Yönetimi'nin, Meletiu Apostolidi'nin KKTC'deki arazisine ev inşası
suçuyla dava ettiği Britanyalı Orams çiftinin avukatı oldu.
Blair, Vahib bürosu avukatlarıyla Britanya mahkemesinde, Rum Yönetimi'ne
karşı çiftin mülkiyet hakkını savunacak. Hasan Vahib,
"İnsan hakları dalındaki başarısı bilinen
Blair'in ekipte olması büyük kazanım. Gerekirse KKTC'ye gidebilir.
KKTC'yi AB yasalarıyla sıkıştırmaya
çalışıyorlar. Lahey'e de gidebiliriz" dedi.
Avukatımız Bayan Blair
|
İngiltere
Başbakanı Blair'in eşi Cherie Blair, Rum kesimine
karşı İngiliz Orams çiftini savunacak Avukatımız
Bayan Blair ORAMS
ÇİFTİNE GÜÇLÜ SAVUNMA... Kıbrıslı Türk Hasan Vahib'e
ait Vahib Associates Avukatlık Bürosu, Başbakan Tony Blair'in
eşi Cherie Blair'in de aralarında bulunduğu 6 kişilik
avukatlık ekibi ile Rum yönetiminin İngiltere'de dava
açtığı, Kuzey Kıbrıs'ta gayri mülkleri bulunan
İngiliz çift Oramsları savunacak "CHERIE
BLAIR BİZİM İÇİN BİR KAZANIM"... Avukat Hasan
Vahib, "İngiltere'de insan hakları konusunda
başarısını kanıtlamış Cherie Blair'in de
savunma ekibi içinde yer almasını bir kazanım olarak
gördüklerini" belirterek, Rum kesimi bu davayla ilk kez kendi kalesine
gol atacak" dedi Eylem
ERAYDIN/LONDRA Kıbrıslı
Türk Hasan Vahib'e ait Vahib Associates Avukatlık Bürosu, Başbakan
Tony Blair'in eşi Cherie Blair'in de aralarında bulunduğu 6
avukatlık ekibi ile Rum yönetiminin İngiltere'de dava
açtığı, Kuzey Kıbrıs'ta gayri mülkleri bulunan
İngiliz çift Oramsları savunacak. Orams
Davası'nı İngiltere'de savunacak Vahib Associates
avukatları ile KKTC'de savunan, mahkemede savunma hakkına sahip
avukat Güneş Menteş'in de hazır bulunduğu toplantıda
avukatlar davanın seyriyle ilgili görüşlerini
açıkladılar. Avukat Hasan
Vahib, "İngiltere'de insan hakları konusunda
başarısını kanıtlamış Cherie Blair'in de
savunma ekibi içinde yer almasını bir kazanım olarak
görüyoruz. Orams Davası'nı Cherie Blair, Bitu Bhalla, Ramiz Gürsoy,
Işın Vahib, Mavelyn Vidal ve ben Hasan Vahib'ten oluşan bir
ekip savunacaktır. Rum kesimi bu davayla ilk kez kendi kalesine gol
atacak." dedi Cherie Blair,
insan haklarında olduğu kadar Avrupa Hukuku konusunda da uzman
sayılıyor. Anti terör yasası tartışılırken
eşi Başbakan Tony Blair, 90 günlük gözaltını
savunmuş, Cherie ise önlemlerin bireyin temel insan haklarını
gasp etmemesi gerektiğini söylemişti. Cherie'nin geçen yıl bir
gecede "Ben Filistinli olsaydım, intihar bombacısı
olurdum" sözleri de hala tartışılıyor... "Rumlar
AB'nin sorunu yapmak istiyor" Vahib,
davanın siyasi çözümden kaçınan Rum kesiminin KKTC'yi AB hukuku ile
sıkıştırma taktiğinin bir parçası olduğunu
vurgulayarak Blair'in de aralarında bulunduğu hukuk ekibi ile 21
aralık Günü, Rum kesiminin İngiltere Yüksek Mahkemesi'ne 18 ekim
günü yaptıkları dava başvurularına itiraz dilekçesi
vereceklerini belirtti. Vahib
davanın Kıbrıs'taki gelişimi konusunda şu bilgileri
verdi: "Güneydeki
yönetim tarafından David Charlef Orams ve eşi Linda Elizabeth
Orams'ın vatandaşları Meletiu Apostolidi'ye ait arazi üzerine
ev inşa ettikleri iddiasıyla dava açılmış ve
kuzeydeki aileye de hukuk kurallarına aykırı olarak dava
tebliğ edilmiştir. Rum kesiminde görülen dava sonucunda Orams
çiftine üç seçenek sunulmuş ve yerine getirilmediği gerekçesiyle de
İngiltere'deki mallarına faiziyle birlikte haciz konulması
için İngiltere Yüksek Mahkemesi'nde söz konusu dava açılmıştı.
Orams çifti güneydeki davayı temyiz etmelerine karşın sonucu
beklemeksizin yerine getirilmesi istenen seçenekler 'Kuzeyde işgal
ettikleri binayı yıkmaları, eski sahibi Ruma tazminat
ödemeleri ya da araziyi geri iade etmeleri' olarak
saptanmıştı. Oramslar bu seçeneklerden hiç birini yerine
getirmeyince de İngiltere Yüksek Mahkemesi'nde tazminat davası
açtılar." İngiltere'deki
savunma Hasan Vahib,
Oramsların avukatları olarak İngiltere Yüksek Mahkemesi'ne
yapılacak itirazları da şöyle aktardı: "Dava hem
içerik hem de usul olarak yanlıştır. Öncelikle güneyde temyiz
davasının bitmeden yani hukuki süreç devam ederken davanın
İngiltere'ye taşınması itiraz hakkı doğuruyor.
Ayrıca Rum kesimi tek yanlı olarak AB'ye girdiğini,
yalnızca kendi dilini kayıt ettirdiğini unutuyor. AB
yasaları göz ardı edilerek açılmış bir davadır.
Yargı Hakkı 'Jurisdiction' gereği, Rum mahkemelerinin yetkisi
Türk tarafına ulaşmaz... Ayrıca davanın bizim aleyhimize
sonuçlanma durumunda hukuku siyasete alet edeceği için
İngiltere'nin Avrupa'da izlediği siyasete de aykırı olur.
Rum kesiminin İngiltere'de davayı kazanarak Türk kesiminin
karşısına AB'yi çıkarmalarına izin
vermeyeceğiz..." Lahey'e
gideriz Hasan Vahib,
bir soru üzerine Orams Davası'nın İngiltere'deki seyri ile
ilgili olası senaryoları da şöyle aktardı: "Güneydeki
hukuki sürecin bitmesi beklenebilir. Dava iade edilebilir yani
İngiltere'de görülmesi düşer. Bizim istediğimiz diğer bir
seçenek de Lahey Adalet Divanı'na gidilebilir... Biz ekibimize
güveniyoruz. Bu konuda 'hodri meydan' diyoruz..." Rum
tarafının hukuku kötüye kullanmak istediğini vurgulayan Vahib,
davanın önemini şöyle anlattı: "Rum
yönetimi Orams davasına yaşamsal önem vermektedir. Orams
davasını kazanarak emsal göstermek ve KKTC'deki özellikle
yabancı yatırımcıları kaçırmayı
hedeflemektedir. Rum kesimi ayrıca hukuki kazanımlarla siyasi
çözümü daha da karmaşıklaştırmayı
amaçlamaktadır. Ne yazık ki Rum tarafında açılan bu dava
şunu gösteriyor ki hukuk bazı kesimler tarafından kendi
gerici, ayrımcı ve önyargılı siyasi tezlerini devam
ettirmek için araç olarak kullanılmaktadır." Hasan Vahib,
soruları yanıtlarken de Blair'in gerekirse KKTC'ye
gidebileceğini, davanın masraflarının
yarısının Orams ailesince
karşılandığını ve Vahib Hukuk Bürosu'nun ücret
talep etmediğini söyledi. "Türk
tarafı geçmişte hep ihmal etti" "Barister"
Menteş de Türk tarafının yıllardır Rum Kesimi'nin
Loizidu örneğinde olduğu gibi hukuku kötüye kullanarak
uğraşmasına karşı ciddi önlemler
almadığından yakındı. Menteş,
ilk kez KKTC'de hükümetin Rum kesiminin hukuk savaşını
göğüslediğini vurgulayarak şunları söyledi: "Oramsların
güneydeki 12 davasını ne yazık ki Türk gazeteciler
ilgisizlikten izlemediler. Davayı izleyen Rum, Yunanlı,
İngiliz ve Fransız gazeteciler de hep asparagas haberler
yaydılar. Her çıkan yanlış haber de KKTC ekonomisi ve
turizmine darbe niteliğindeydi. Bu kez Rum kesimi güçlü bir savunma ile
karşılaşınca şaşıracak..." Menteş,
KKTC'deki mülkiyet davalarına karşı yapılan anayasal
değişikliği de doğru bulduğunu söyledi. KKTC'de
anayasal değişiklik Gerek
Türkiye'nin gerekse KKTC'nin, mülkler konusunda devamlı olarak
başının ağrımaması için AİHM
tarafından "kabul edilebilir bir iç hukuk yolu"
yaratılması amacıyla Kıbrıslı Rumların
1974 sonrasında Kuzey Kıbrıs'ta bıraktığı
taşınmaz ve taşınır mallarının iadesini,
takasını ve tazminini öngören yasa tasarısı (Y.T.No:
133/2/2005) hazırlanmış ve Cumhuriyet Meclisi
İçtüzüğünün 83'üncü maddesi gereğince Resmi Gazete'de 21 Kasım
2005 tarihinde yayımlamak suretiyle halkın bilgisine
sunulmuştu. Bu
yasanın, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde (AİHM), iç
hukuk yolu olarak kabul edilmesi durumunda davaların AİHM'e gitmesi
engellenmiş olacak... Bu konuda
olumlu sinyallerden birisi de Kıbrıslı Rum Titina Loizidu
davasının ertelenmesi gösteriliyor. AİHM'in almış
olduğu "malın barışçıl
kullanımı" kararı, geçen hafta Avrupa Konseyi Bakanlar
Komitesi toplantısında görüşüldü ve karar için 2 ay erteleme
kararı alındı. Tasarının halkın bilgisi için
yayınlanmasının bile etkili olduğu sanılıyor. Ertelemenin,
Türkiye'nin KKTC'de gündemde olan ve asıl amacı "Tazmin
Komisyonu'nun düzeyini yükseltmek olan" mülklerin kullanımı
yasa tasarısına ilişkin yürüttüğü kulis faaliyetleri
sonucu gerçekleştiği biliniyor. |
KIBRIS 17/12/05
Köprüyü de duvarı da yıkın
"Birleşik
bir Lefkoşa, birleşik bir Kıbrıs" istemiyle
Lokmacı Barikatı önünde eylem yapan Esnaf ve Zanaatkarlar Odası
ile Bu Memleket Bizim Platformu, hem kuzeye hem de güneye mesaj yolladı
Köprüyü de
duvarı da yıkın
ÇÖZÜME ZARAR
VERİYORSUNUZ... Tulga: Bugünden işbirliği yapamayanlar,
ilişki kuramayanların barıştan, çözümden, söz etmeleri
kadar anlamsız bir şey yoktur. Barış toplumların ancak
kendi içlerinden gelebilir. Son iki haftadır Lokmacı üzerinden yapılan
tartışmalar ne ekonomik, ne sosyal, ne de siyasal hiçbir ilişkiye
hizmet etmektedir
KAPI
İÇİN BİLE ANLAŞILAMIYOR... Kemal Darbaz: Bu Memleket Bizim
Platformu adına konuşan Basın- Sen Başkanı Kemal
Darbaz, "Ülkemiz bölünmeyecek kadar küçük, birlikte yaşayacak kadar
büyüktür. Kapı için anlaşma yapamayanlar çözümden söz edemez."
diyerek Lokmacı'da yaşanan gelişmelere tepki gösterdi
Hüseyin
EKMEKÇİ
Kıbrıs
Türk Esnaf ve Zanaatkarlar Odası ve Bu Memleket Bizim Platformu'na
bağlı sendika ve sivil toplum örgütleri, dün saat 12.00'de
Lokmacı Barikatı önünde "kapının derhal
açılması için" eylem yaptı.
Eylem
sırasında Esnaf ve Zanaatkarlar Odası Başkanı Hürrem
Tulga ve Bu Memleket Bizim Platformu adına Basın Emekçileri
Sendikası Başkanı Kemal Darbaz birer konuşma yaptı.
Lokmacı'da düzenlenen eylemin sona ermesinin ardından Bu Memleket
Bizim Platformu, BM'nin de kapının açılması yönünde
inisiyatif ortaya koyması için hazırladığı mektubu
Ledra Palace Sınır Kapısı'nda BM Barış Gücü
askerine teslim etti.
Lokmacı
Barikatı önünde kısa bir konuşma yapan Hürrem Tulga, arzu edilenin
bütün bir Lefkoşa, bütün bir Kıbrıs olduğunu söyledi.
Uzunyol'dan geçen bir turistin, aynı parke taşları ile
döşenmiş yollardan kuzeye geçmesini ve geçerken farklılık
hissetmemesini istediklerini anlatan Tulga, "Bu nedenle merdiveni, köprüyü
olumlu bulmuyoruz. Dolayısıyla merdivenin öte yakadaki duvarla
birlikte engelsiz geçişler için hemen şimdi
yıkılmasını istiyoruz" dedi.
Bu Memleket
Bizim Platformu adına konuşan Basın- Sen Başkanı Kemal
Darbaz, "Ülkemiz bölünmeyecek kadar küçük, birlikte yaşayacak kadar
büyüktür. Kapı için anlaşma yapamayanlar çözümden söz edemez."
diyerek Lokmacı'da yaşanan gelişmelere tepki gösterdi.
Esnaf da
katıldı
Lokmacı
Barikatı önünde düzenlenen eyleme bölge esnafı da destek verdi.
Kuzeyden ve güneyden çok sayıda gazetecinin izlediği eylem
sırasında, esnafın elinde tuttuğu bazı pankart ve
yaftalar çalışmaların görünmemesi için örtülen yeşil
örtünün önüne bırakıldı.
Kuzeyde ve
güneyde bulunan yöneticilere ithafen yazılan pankart ve yaftalarda şu
ifadeler yer aldı:
"Yola,
köprüye, tünele boş ver, en güzeli teleferik!", "Geline kalk
oyna demişler, yerim dar demiş", "Teleferik son
şansımız mı?", "İnsanlar konuşa
konuşa anlaşır. Belediye başkanları nerede?",
"İzolasyon aha burada!"
Tulga: Derhal
masaya oturulmalı
Eylem
sırasında ilk konuşmayı Esnaf ve Zanaatkarlar Odası
Başkanı Hürrem Tulga yaptı. Bu gün işbirliği
yapmayanların çözümden ve barıştan söz etmelerinin ileride
mümkün olamayacağının altını çizen Tulga, iki
haftadır devam eden tartışmaların ne çözüme, ne de
birleşmeye katkısı olmadığının
altını çizdi.
Tulga,
yaptığı konuşmada şu ifadeleri kullandı:
"Toplumlar
arasında kontrollü geçişlerin başladığı Nisan
2003'ten bu güne aradan iki yılı aşkın bir süre geçti.
O gün bu gündür
Lokmacı Kapısı'nın açılması için ortaya
koyduğumuz mücadele artarak sürüyor. Başlangıçta
Lokmacı'nın açılması için esnafın ortaya koyduğu
talep tüm toplum kesimlerinin talebi olmuştur. Barıştan çözümden
yana olan tümö güçler bugün Lokmacı'nın açılmasını
talep ediyor.
Yalnız
Lefkoşa'da değil, tüm Kıbrıs'ta bölünmeyi
ayrılığı simgeleyen Lokmacı'nın ilişki,
işbirliği kapısı olarak geçişlere
açılmasının yeni bir dönemin başlangıcı
olacağından kuşkumuz yoktur.
Gündelik
hayatta insanlarımız birleşik yeni bir Kıbrıs'ın
temellerini atacaktır. Kimse unutmasın..
Bu günden
işbirliği yapamayanlar, ilişki kuramayanların
barıştan, çözümden, söz etmeleri kadar anlamsız bir şey
yoktur. Barış toplumların ancak kendi içlerinden gelebilir. Son
iki haftadır Lokmacı üzerinden yapılan tartışmalar ne
ekonomik, ne de sosyal, ne de siyasal hiçbir ilişkiye hizmet etmektedir.
Var olan
ilişkileri dahi tehlikeye düşürmekte, halklar arasında gerilime
yol açmaktadır. Bu adayı paylaşmak zorunda olduğumuzun
bilincini neredeyse göz ardı etmiş bulunuyoruz. İki toplumun
otoritelerine çağrımızı bir kez daha yinelemek istiyoruz:
Taraflar derhal
masaya oturmalı ve Lokmacı barikatını açmak için ortak bir
noktada buluşmalıdırlar. Bu çerçevede Lefkoşa Türk
Belediyesi Başkanı Sayın Kutlay Erk'in koşulsuz, ön
şartsız masaya oturmaya hazır olduklarını
duyurmasını olumlu karşılıyoruz. Masada özelde esnaf
ve zanaatkarların, genelde Kıbrıs Türk halkının gözü
kulağı olarak belirli bir statü ile yer almak istediğimizi bir
talep olarak ileri sürüyoruz."
Darbaz:
Köprüsüz bir geçiş
Bu Memleket
Bizim Platformu adına konuşan Basın Sen Başkanı Kemal
Darbaz, "çözüm çözüm" diyenlerin bir masa etrafında toplanarak
Lokmacı sorununu bile çözememelerinin "düşündürücü"
olduğunu söyledi.
Lokmacı
Barikatı'nın "bölünmüşlüğün" bir simgesi olarak
bugüne yansıdığını belirten Darbaz,
yıllardır ortaya konan iradenin çözümden yana olduğunu
hatırlattı.
Adanın
kavga için küçük, bütünleşme için yeterince büyük olduğunu vurgulayan
Darbaz, "Açılan her kapının birleşmeye, birlikte
yaşamaya, ilişkiye, işbirliğine hizmet etmesini istiyoruz.
Açılan her kapı birleşik Kıbrıs'a açılan bir
kapı olmalıdır" dedi.
Darbaz
sözlerini şöyle tamamladı:
"Barışı,
çözümü istemeyen çevreler çeşitli gerekçeler, mazeretler yaratarak
ortamı germeye, toplumları birbirine düşürmeye
çalışıyorlar. Bu oyuna gelmemekte kararlı olduğumuzu
duyurmak ve tüm barışçı güçleri uyarmak istiyoruz.
Lokmacı
üzerinden yürütülen tartışmalara derhal son verilmeli ve taraflar bir
masa etrafında derhal buluşmalıdır. Anlaşma
olmadıkça Lokmacı kapısının açılmasına
olanak olmadığı ortadadır. BM'den beklentimiz
tarafları masaya oturtmak için derhal çağrı
yapmasıdır. Platform olarak bizim talebimiz engelsiz, duvarsız,
köprüsüz bire geçiş için anlaşmaya varılmasıdır.
Ülkemize, halkımıza bu yakışır."
KIBRIS 17/12/05
DP "evet" diyecek
Demokrat Parti,
mülkiyet yasa tasarısına "evet" deme kararı aldı.
DP Parti Meclisi "evet" kararını, genişletilmiş
toplantıda oyçokluğu ile aldı
DP
"evet" diyecek
30
MİLLETVEKİLİ TAMAM... CTP'nin ardından Demokrat Parti de
yeni mülkiyet yasa tasarısına "evet" deme kararı
aldı. Dün akşam yapılan DP genişletilmiş parti meclisi
toplantısının ardından üç ret ve bir çekimser oya
karşılık oy çokluğu ile DP'nin yeni tasarıya "evet"
demesi kararlaştırıldı. Halen mecliste 23 CTP, 7 de DP
milletvekili bulunuyor
VATANDAŞ
RAHAT OLSUN... Hasipoğlu: Bu karar Türkiye'yi rahatsız etse de
Kıbrıs Türkü için bir sakınca doğurmayacak. Komitede
gelinen son aşama Kıbrıs Türkü için iyi bir nokta. DP
tabanı ve vatandaşlarımız rahat olsun. Vatandaşın
elindeki mal alınmayacak, malı alınan vatandaş da
anında tazmin edilecek
Hüseyin
EKMEKÇİ
Cumhuriyetçi
Türk Partisi'nin ardından Demokrat Parti (DP) de yeni mülkiyet yasa
tasarısına "evet" deme kararı aldı.
Dün akşam
gece geç saatlere kadar süren DP genişletilmiş parti meclisi
toplantısının ardından üç ret ve bir çekimser oya
karşılık oy çokluğu ile DP'nin yeni tasarıya
"evet" demesi kararlaştırıldı.
Ateşli
tartışmaların yaşandığının
öğrenildiği toplantının ardından KIBRIS'a konuşan
DP Genel Başkan yardımcısı Ertuğrul Hasipoğlu,
"Türkiye'yi rahatsız edecek olsa da Kıbrıs Türkü'nün kabul
edebileceği bir noktaya gelindiği için DP bu yasaya evet diyecek.
Kıbrıs Türkü'nün içi rahat olsun" dedi.
Bugün saat
10.00'da Hukuk ve Siyasi İşler Komitesi'nde oylanacak tasarı
kabul edilirse, Pazartesi günü mecliste onaylanabilecek. Halen mecliste 23 CTP,
7 de DP milletvekili bulunuyor.
1 çekimser, 3
ret, gerisi "evet"
Genişletilmiş
DP Parti Meclisi toplantısında yaşanan
tartışmaların ardından, "yasaya evet denilebilecek
gerekli değişikler yapıldı" kararına
varıldı.
Kamuoyunda
oluşan muhalefete rağmen DP, "komitede Kıbrıslı
Türkleri rahatsız etmeyecek gerekli değişiklikler
yapıldığı" kararına vararak "evet" deme
noktasına ulaştı.
Sedece Levent
Özadam'ın çekimser kaldığı oylamada üç üye "hayır
diyelim" derken, büyük çoğunluk meclis grubunun yasaya evet demesi
için destek verdi.
Hasipoğlu:
İçimiz rahat olsun
Toplantının
ardından KIBRIS'ın sorularını yanıtlayan Demokrat
Parti Genel Başkan yardımcısı Ertuğrul Hasipoğlu,
sadece DP tabanının değil, KKTC vatandaşlarının
tümünün içinin rahat olmasını istedi.
Hukuk ve Siyasi
İşler Komitesi'nde görüşülen yasada tazminat ve takasın öne
çıktığı, eşdeğerci ve tahsisçinin
korunduğunu söyleyen Hasipoğlu, "Bu durumda rahatlıkla evet
diyebiliriz" dedi.
Türkiye'nin
başı ağrıyabilir...
Tasarının
bu şekliyle yasalaşması ile birlikte Türkiye'nin
başının ağrıyabileceğini ama Kıbrıs
Türkü'nün zarar görmeyeceğini iddia eden Hasipoğlu, "Yasa
tasarısı şu anda Kıbrıs Türkü'nün evet
diyebileceği bir şekil almıştır. Eşdeğerci
ve tahsisten hak sahibi korunuyor" dedi.
Tazminat ve
takas yönteminin yasada öne çıkarıldığını savunan
Hasipoğlu, gelinen aşamanın Kıbrıs Türkü için tatmin
edici bir nokta olduğunu vurguladı.
Hasipoğlu
şöyle devam etti:
"Bu karar
Türkiye'yi rahatsız etse de, Kıbrıs Türkü için bir sakınca
doğurmayacak. Komitede gelinen son aşama Kıbrıs Türkü için
iyi bir nokta.
DP tabanı ve vatandaşlarımız rahat olsun. Vatandaşın elindeki mal alınmayacak, malı alınan vatandaş da anında tazmin edilecek."
KIBRIS 17/12/05
NATO'dan
Türkiye'ye Kıbrıs desteği: Kıbrıs konusunda Brüksel ve
Rum yönetimi de adım atmalı
Türkiye'ye
pazartesi gidecek olan NATO Genel Sekreteri, Kıbrıs konusunda Brüksel
ve Rum Kesimi'nin de atması gereken adımlar olduğunu söylediNATO
Genel Sekreteri Jaap de Hoop Scheffer, pazartesi günü Türkiye'ye
yapacağı ziyaret öncesi önemli mesajlar verdi.
Türk
medyasının temsilcilerini Brüksel'deki NATO merkezinde kabul eden
Scheffer, Rumların NATO ile ilişkileri konusunda,
"Kıbrıs meselesinde tek çözüm yolu Ankara'dan geçmiyor. Brüksel
ve Rum kesiminin de atması gereken adımlar var" sözleriyle
Türkiye'ye destek verdi.
Scheffer,
ziyaretinde NATO-AB ve Türkiye-AB ilişkilerini ele alacaklarını
vurguladı.
Türkiye önemli
NATO'yu
"21. Yüz Yılın İstikrar Organizasyonu" olarak
tanımlayan Scheffer, bu çerçevede 2006 ve 2008 yıllarında
yapılacak iki NATO zirvesinin önemine işaret etti.
Genel Sekreter
Scheffer, Türkiye'nin Irak'ta güvenlik güçlerinin eğitimine önemli
katkıda bulunduğunu söyledi.
Afganistan'da
Hikmet Çetin'in NATO adına çok önemli bir görev yürüttüğünü belirten
Scheffer, ittifakın bu ülkeden çekilmeyeceğini söyledi.
KIBRIS 17/12/05
KKTCde mülk yasasına ilk adım
Kıbrıslı
Rumların 1974 harekatı sonrasında Kuzey Kıbrısta
bıraktığı mallarının iadesini, takasını
ve tazminini öngören yasa tasarısı KKTC Meclisi Hukuk ve Siyasi
İşler Komitesinden geçti. Tasarı görüşmeleri, Meclis Genel
Kurulunda yarın başlayacak.
NTV
Güncelleme: 16:47 TSİ 18 Aralık 2005 Pazar
LEFKOŞA
- Hükümet bu düzenlemeyle, AİHMe Rumların yaptığı
yüzlerce başvurunun, Kuzey Kıbrısta kurulan tazmin komisyonuna
yönlendirilmesini hedefliyor.
Komitede,
muhalefetteki Ulusal Birlik Partisinin ret oylarına
karşılık oy çokluğuyla kabul edilen tasarının
Genel Kuruldan da rahatça geçmesi bekleniyor. Koalisyon hükümetinin küçük
ortağı Demokrat Parti de, Genel Kurulda Pazartesi günü
görüşülmeye başlanacak tasarıya evet oyu vermeyi
kararlaştırdı.
Öte yandan KKTC Başbakanı Ferdi Sabit Soyer, tasarının,
Kıbrıs Türk halkının topraksız kalma ihtimalini
ortadan kaldırmayı hedeflediğini kaydetti.
Ana muhalefet Ulusal Birlik Partisi eski lideri Derviş Eroğlu ise,
yasa tasarısının Kıbrıs Türk halkının
çıkarları düşünülmeden hazırlandığını
söyledi.
RUM
LİDERDEN CHERIE BLAIRE ELEŞTİRİ
Bu arada Kıbrıs Rum Kesimi lideri Tasos Papadopulos, İngiltere
Başbakanı Tony Blairin avukat eşi Cherienin, bir ingiliz
çiftin KKTCdeki mülkiyet hakkını savunma kararını
eleştirdi. Papadopulos, Rum Kesimindeki İngiliz Yüksek Komisyonunun,
Cherie Blairin İngiliz çiftin savunmasını üstleneceğine
dair haberleri doğrulamasının ardından
yaptığı açıklamada, bunun
kışkırtıcı bir hareket olduğunu belirtti.
Rum Yönetimi lideri, bu konuyu İngiltere ile görüşeceklerini
kaydetti. Tasos Papadopulos, Cherie Blairin, İngiltere
Başbakanının eşi sıfatından avukatlık
sıfatını ayırmasının da bir o kadar zor
olduğunu iddia etti. İngiltere Başbakanı Tony Blairin
karısı Cherie Blair, bir Rumun Kuzey Kıbrıstaki
toprağı üzerine ev inşa ettikleri gerekçesiyle mahkemeye verilen
İngiliz çifti savunan avukatlar heyetine katılma kararı
almıştı.
Rum mallarının iadesi kabul edildi
17 Aralık, 2005 22:50:00 (TSİ) CNN TURK
Kıbrıslı
Rumların 1974 sonrasında Kuzey Kıbrıs'ta
bıraktığı mallarının iadesini, takasını
ve tazminini öngören yasa tasarısı KKTC'de oy çokluğuyla kabul
edildi.
Komitenin üçüncü
kez görüştüğü tasarıyı, ana muhalefetteki Ulusal Birlik
Partisi reddetti. Hükümetin küçük ortağı Demokrat Parti de, mülkiyet
yasa tasarısıyla ilgili tavrını netleştirdi.
KKTC Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş
başkanlığında dün akşam toplanan parti meclisi, söz
konusu yasa tasarısının değiştirilmiş
şekline, Meclis Genel Kurulu'nda yapılacak oylamada 'evet' deme
kararı aldı.
Tasarı, Cumhuriyet Meclisi Genel Kurulu'nda pazartesi günü
görüşülmeye başlanacak.
Papadopulos, Cherie Blair'i eleştirdi
Bu arada Rum lider Tasos Papadopulos, Tony Blair'in avukat
eşi Cherie'nin bir ingiliz çiftin Kuzey Kıbrıs'taki mülkiyet
hakkını savunma kararının
kışkırtıcı olduğunu söyledi.
Papadopulos, Rum kesimindeki İngiliz Yüksek komisyonu'nun Cherie Blair'in
İngiliz çiftin savunmasını üstleneceğini
doğrulamasının ardından yaptığı
açıklamada, bu konuyu İngiltere ile görüşeceklerini kaydetti.
Rum kesimi lideri, Cherie Blair'in, İngiltere Başbakanı'nın
eşi sıfatından avukatlık sıfatını ayırmasının
da bir o kadar zor olduğunu ifade etti.
Rum yönetimi sözcüsü Kipros Hrisostomidis de Cherie Blair'in bu davayı
üstlenmesini şaşkınlıkla
karşıladığını söyledi.
"Papadopulos'la çözüm zor"
18 Aralık, 2005 14:54:00 (TSİ) CNN TURK
Dışişleri Bakanı Abdullah
Gül, Kıbrıs Rum kesimi lideri Tasos Papadopulos ile Kıbrıs
sorununun çözülemeyeceğini söyledi.
Gül,
Yunan Katimerini gazetesine Türk-Yunan ilişkilerini ve Kıbrıs
sorununu değerlendirdi.
"Papadopulos ile Kıbrıs sorunu çözülmez" diyen Bakan Gül , "iki
ülkede tahrikleri teşvik edenler var, ruhban okulunun açılmasına
karşı değiliz" mesajı verdi.
"Kıbrıs'ta Türkler uzlaşma istediğini beyan etti,
hayırın öncülüğünü ise Papadopulos yaptı ve kendisi
uzlaşmayı istemiyor" diyen Dışişleri
Bakanı'na,Türk-Yunan ilişkilerinin bugünü soruldu.
Gül, "Başbakan Kostas Karamanlis'i Türkiye'de görmekten çok mutlu
olacağız. İki ülkede de tahrikleri teşvik eden çevreler
var. Pek çok konu gerçek boyutlarının dışında
büyütülüyor" dedi.
"Ruhban okulunun faaliyet göstermesine karşı değiliz.
Patrik ise Lozan Anlaşması gereğince Türkiye'deki
Hıristiyan Rum nüfusun lideridir" mesajı
verdi.
Abdullah Gül'e Türkiye'deki alkol tartışması da soruldu, Bakan,
"alkol yasağı diye birşey yok" cevabını
verdi.
Rum tarafı Annan'a inanıyor
Rum lider Tasos Papadopulos 30 kasımda yaptığı
açıklamada, özel temsilcisini bölgeye gönderen Annan'ın, çok
yakında Kıbrıs konusunda yeni bir inisiyatif
başlatacağına inandığını söylemişti.
Buna inanmak için çok nedeni olduğunu vurgulayan Rum lider,
"Kıbrıs sorunuyla, BM'nin masaya koyduğu hiçbir planın
yok olmadığını bilecek kadar uzun zamandır
ilgileniyorum" diye konuşmuştu.
Geçtiğimiz nisan ayında BM'ye iki temsilcisini gönderdiğini
ifade eden Papadopulos, "temsilciler, Kıbrıs Rum tarafının
BM planında veya herhangi başka bir planda görmek istedikleri bütün
değişiklikleri veya bir çözüm planında görmek istediğimiz
maddeleri sundular. Bir başarısızlık daha olamaz" demişti.
BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Ada'daki taraflara sunduğu plan, 24
nisan 2004'te halkoylamasına götürülmüştü. Kıbrıslı
Türklerin yüzde 65'i plana 'evet' derken, Rumların yüzde 76'sı
'hayır' demişti.
Referandumun ardından Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos, "Annan
Planı'nın halkımız tarafından reddedilmesi Kıbrıslı
Türkleri hayal kırıklığına uğratmamalı. Rum
kesimi olarak çözüm çabalarımızı sürdüreceğiz"
demişti.
Rumlardan Cherie Blaire tepki
İngiltere Başbakanı Tony Blairin avukat eşi Cherie
Boothun KKTCde arazi alıp ev inşa ettikleri gerekçesiyle
başı Kıbrıslı Rumlarla derde giren İngiliz çifti
temsil etmeyi kabul etmesi Güney Kıbrısın tepkisine neden oldu.
Kıbrıs Rum Kesimi lideri Tasos Papadopulos, kararı
kışkırtıcı olarak niteledi. Bayan Blairin,
İngiltere Başbakanının eşi sıfatından
mesleğini ayırmasının zor olacağını bildiren
Papadopulos, Bu konuyu İngiltere ile görüşeceğiz diye
konuştu.
Kıbrıs Rum Kesimi Hükümet Sözcüsü Kipros Hrisostomides ise, Bu
davayı üstlenmesine bir hayli şaşırdım. İngiltere
Başbakanının eşi olduğu halde yüzlerce kanunsuz
İngilizi temsil ediyor, bu da İngilterenin
yasadışılığı desteklediğine dair bir izlenim
yaratıyor dedi.
HURRIYET 18/12/05
Barikatı açın
Kıbrıslı
Türklerin önceki gün Lokmacı Barikatı'nda yaptığı
eylemin ardından dün de Kıbrıslı Rumlar, barikata
yürüyerek, her iki toplum liderine köprü ve duvarı yıkın
çağrısı yaptı
Barikatı
açın
BU KEZ RUMLAR
YÜRÜDÜ... Kıbrıslı Türklerin ardından dün de
Kıbrıslı Rumlar duvarların yıkılması ve
Lokmacı Barikatı'nın açılması için eylem yaptı.
Eylemde, Kıbrıslı Rumlar, ellerinde "Hemen şimdi
liderler barikatı açın", "Barikatlara hayır",
"Engelsiz geçişler olsun", "Duvarlar
kaldırılsın" şeklinde pankartlar taşıdı
BU MEMLEKET
BİZİM PLATFORMU DESTEK VERDİ...Güneydeki barikat eylemine Bu
Memleket Bizim Platformu da destek verdi. Eylemde konuşan Rum
Yurttaşlar Hareketi Sözcüsü Valentina Sofeklens, her iki toplum liderine
çağrı yaparak mazeretler üretmeden duvarların
kaldırılması yönünde çağrı yaptı.
Yeliz K. SARICA
Kıbrıslı
Türk esnafın önceki gün Lokmacı Barikatı'nda gerçekleştirdiği
eylemin ardından dün de Kıbrıslı Rumlar, barikata
yürüyüş düzenleyerek, iki toplum liderlerine duvarların
yıkılması yönünde mesajlar verdi.
Bu Memleket
Bizim Platformu da Lokmacı Barikatı'nda eylem düzenleyen
Kıbrıslı Rumlara destek verdi.
Bu Memleket
Bizim Platformuyla birlikte Kıbrıslı Rumlar, her iki toplumun
liderine seslenerek, duvarların yıkılmasını, köprünün
ve barikatların kaldırılmasını istedi.
Ayrıca,
eylemde, duvarlar ve köprüyü yıkamayan liderlerin, Kıbrıs
sorununu da çözemeyeceğine dikkat çekilerek liderlerin bir an önce masaya
oturması, duvarları yıkması ve Kıbrıs'ta çözüm
için anlaşmaya varması gerektiği vurgulandı.
Kıbrıslı
Rumlar, ellerinde "Hemen şimdi liderler barikatı
açın", "Barikatlara hayır", "Engelsiz
geçişler olsun", "Duvarlar kaldırılsın"
şeklinde pankartlar taşıyarak, "Yine birlik beraberlik
için" şeklinde slogan attı.
"Adanın
bölünmüşlüğü duvarların kalkmasıyla giderilmeli"
Ledra Palace
Barikatı'nın açılması için Rum Yurttaşlar Hareketi
Sözcüsü Valentina Sofeklens, her iki toplum liderine çağrı yaparak
mazeretler üretmeden duvarların kaldırılması yönünde
çağrı yaptı.
Rum lideri
Tasos Papadopulos'a hitap eden Sofeklens, Lefkoşa'nın ve adanın
bölünmüşlüğünün giderilmesi için duvarların
kaldırılması gerektiğini söyledi.
Sofeklens,
sadece Lefkoşa'nın değil, ülke genelindeki engellerin
kalkması ve ada insanının birleşmesi gerektiğini ifade
etti.
Tulga:
Liderler, duvarları
yıksın,
anlaşmaya varsın
Esnaf ve
Zanaatkarlar Odası Başkanı Hürrem Tulga, Güney ile Kuzey
Kıbrıs arasında engel, özellikle de köprü ve duvar
istemediklerini söyledi ve "Hiçbir engel istemiyoruz. Her şey
yıkılmalıdır. Birleşmek istiyoruz. Tek bir
Kıbrıs istiyoruz. Yaşasın Birleşik Kıbrıs"
dedi.
Kıbrıslı
Rumlarla Kıbrıslı Türklerin aynı dili konuşmaya başladığını
ifade eden Tulga, Kıbrıslı Rumların da duvarların ve
barikatların kaldırılmasını istediğini belirtti.
Liderlerin
görüşüp duvarları yıkması ve çözüm için anlaşmaya
varması gerektiğinin altını çizen oda başkanı
Tulga, şöyle konuştu:
"Merdivenlerin
kaldırılmasını istiyoruz. Gerek Kuzey Kıbrıs'ta
gerekse Güney Kıbrıs'ta 'engelsiz, kuralsız geçişlerin
Lokmacı Barikatı'ndan yapılması için ortaya tavır
kondu. Kıbrıslı Türklerin tavrı güneyde olumlu bir yer
buldu. Bizimle ortaklaşa harekete neden oldu. Eylemler, hiç kuşkusuz
karşılıklı devam edecektir.
Lokmacı
Barikatı'nı tartışırken aslında Kıbrıs
sorununu da tartışıyoruz. Bu eylemle, bir kez daha
anlaşıldı ki çatışma ortamlarının
kaldırılması ve bir masa etrafında buluşup gerekenin
ortaya konması şarttır. Liderler, otursunlar ve gerçekten
anlaşmaya varsınlar."
"Kapı
sorununu çözemeyenler,
Kıbrıs
sorununu da çözemez"
Kıbrıs
Türk Öğretmenler Sendikası Genel Sekreteri Şener Elcil de
konuşmasında, halkın, adanın birleşmesi için
barış mücadelesi verdiğini söyledi ve "Kapı sorununu
çözemeyenler, Kıbrıs sorununu da çözemez" diye konuştu.
Her iki
toplumun kaynaşmasını sağlamak için duvarların
yıkılması gerektiğini ifade eden Elcil, 23 Nisan'da
kapıların açılmasıyla her iki toplumun bir araya gelmesi
için birçok açılımların ortaya konduğunu, iki toplumda
yıllarca süren önyargı, kin ve nefretin son bulduğunu belirtti.
Toplumların
birbirini tanımasının liderlerin varacağı
anlaşmadan çok daha önemli olduğunu, barışın
kalıcı olması gerektiğini kaydeden Elcil, şöyle
konuştu:
"Lokmacı
Barikatı'nda ortaya konan açılımlarda hiçbir sebep yokken ciddi
bir gerginlik yaratıldı. Bu gerginlik, varolan olumlu
ilişkilerin bozulmasına sebebiyet verecek kadar ileriye
taşındı. Bu doğru bir yaklaşım değildi.
İnsanların temaslarını kolaylaştıracak durumlar
yaratılması gerekir. Lokmacı Barikatı'nın
açılmasıyla büyük avantajlar elde edileceğiz. Güney
Kıbrıs'a gelen 3 milyon turist, uzun yol denilen Ledra Caddesi'ne
akın ediyor. Kapı açılırsa Lefkoşa büyük
canlılığa uğrayacak. Ekonomik olarak da avantajlar
sağlayacak. 1963'den kalan duvarın ortadan kalkması
Lefkoşa'nın birleşmesi, Kıbrıs'ın birleşmesi
anlamına gelir. Barikata köprü inşa edilmesine olumlu bakmadık.
Türk liderlerinin buraya köprü inşa etmesi Rumların duvarın
yıkılmasına 'hayır' demesine sebebiyet verdi. Bize göre
duvarın da köprünün de kaldırılması ve kontrolü
geçişlerin gündeme getirilmesi gerekiyor. Böylece, Rum kesiminin
takındığı tavır da ortadan kalkacak. Köprü bir mazeret
yarattı. Rum tarafında mevcut statükonun ayakta durmasını
sağlıyor. Hükümet edenlerin bu konuda daha ciddi olmaları
gerekir. Bir kapıda uzlaşamayanların çözümde de
uzlaşamayacağı bir gerçektir. Süratle buna bir çözüm bulsunlar.
Yılbaşından önce bu kapının açılması
önemlidir."
KIBRIS 18/12/05
Mülkiyet yasası yarın mecliste
Taşınmaz
Malların Tazmini, Takası ve İadesi Yasa Tasarısı"
Cumhuriyet Meclisi Hukuk ve Siyasi İşler Komitesi'nde dün oy
çokluğuyla kabul edildi. Tasarı 19 Aralık Pazartesi günü de
meclis genel kurulda ele alınacak
Mülkiyet
yasası yarın mecliste
KOMİTEDEN
OYÇOKLUĞU İLE GEÇTİ... Yeni mülkiyet yasa tasarısı,
UBP'li üyelerin ret oylarına karşılık CTP ve DP'nin olumlu
oylarıyla komiteden oyçokluğu ile geçti. UBP, tasarının
yasalaşması için yarın yapılacak genel kurul
toplantısında da ret oyu vereceğini açıkladı
30 OY TAMAM...
CTP'nin ardından DP'nin de yeni tasarıya "evet"
diyeceğini açıklaması, günlerdir hararetli
tartışmalara yol açan tasarının meclisten geçmesi önündeki
engeli kaldırdı. CTP'nin 23, DP'nin de 7 milletvekilinin
bulunduğu dikkate alınacak olursa, tasarı için 30 oy
kesinleşmiş görülüyor
Cumhuriyet
Meclisi Hukuk ve Siyasi İşler Komitesi, "Anayasa'nın
159'uncu Maddesinin 1'inci Fıkrasının (6) Bendi Kapsamına
Göre, Taşınmaz Malların Tazmini, Takası ve İadesi Yasa
Tasarısı"nı oy çokluğuyla kabul etti.
UBP
Milletvekillerinin ret oyu verdiği tasarı yarın Cumhuriyet
Meclisi Genel Kurulu'nda görüşülecek.
UBP,
tasarının yasalaşması için yarın yapılacak genel
kurul toplantısında da ret oyu vereceğini açıkladı.
Bu arada
CTP'nin ardından DP'nin de yeni tasarıya "evet"
diyeceğini açıklaması, günlerdir hararetli
tartışmalara yol açan tasarının meclisten geçmesi önündeki
engeli kaldırdı. CTP'nin 23, DP'nin de 7 milletvekilinin bulunduğu
dikkate alınacak olursa, tasarı için 30 oy kesinleşmiş
görülüyor.
Mecliste bir
sandalyesi bulunan BDH da geçtiğimiz günlerde yaptığı
açıklamada, tasarıya karşı tutumlarının olumsuz
olduğunu belirtmişti.
CTP
Milletvekili Kadri Fellahoğlu başkanlığında saat
11.00'de toplanan komite, yasa tasarısını 3. kez görüştü;
yasa tasarısı okunarak geneli oylandı. Oylamada ret oyu kullanan
UBP milletvekilleri, gerekçelerini yazılı olarak komite raporuna
eklenmesi için başkana sundu ve bu gerekçeler rapora eklendi.
Fellahoğlu'nun
başkanlık ettiği komite, başkan yardımcısı DP
Milletvekili Mehmet Arif Tancer, UBP milletvekilleri Kemal Dürüst, Turgay
Avcı ve Erdoğan Şanlıdağ ile CTP milletvekilleri Ahmet
Gülle, Salih İzbul ve Mehmet Ceylanlı'dan oluşuyor.
Komite
toplantısında bazı milletvekilleri ve hukukçular da hazır
bulundu.
Fellahoğlu:
Yasa şeffaf bir şekilde ele alındı
Kadri
Fellahoğlu, komite toplantısının
açılışında yaptığı konuşmada, 5 gün
boyunca görüşülen tasarının yarın genel kurula
gönderileceğini söyledi. Çok önemli ve kritik bir yasa olan
tasarıyı şeffaf bir şekilde ele aldıklarına
dikkat çeken Fellahoğlu, toplumun tüm kesimlerinin görüşlerini de
değerlendirdiklerini vurguladı.
Çalışmalarını
bugün (dün) tamamlamayı hedeflediklerini ancak UBP milletvekillerinin
talebi üzerine tasarıyı 3. kez görüşmeden önce isteyenlere
görüş belirtme fırsatı vereceklerini kaydeden Fellahoğlu,
ilk sözü UBP Milletvekili Turgay Avcı'ya verdi.
Avcı:
Sivil toplum örgütleri olumsuz görüş ortaya koydu
Turgay
Avcı, tasarının ivedilikle görüşülmesine ret oyu
verdiklerine dikkat çekerek, komite toplantılarına katılan sivil
toplum örgütü temsilcilerinin de yasayla ilgili olumsuz görüş ortaya
koyduklarını belirtti.
Tasarıda
yapılan değişikliğe rağmen, yasanın hala
anayasaya aykırı olduğunu söyleyen Avcı, özellikle
Kıbrıs Türkü'nün çektiği acı ve ödediği bedele
tasarıda hiç yer verilmediğini kaydetti.
Avcı,
UBP'nin yapılan değişiklikler sonrasında dahi tasarıya
oybirliğiyle ret oyu vereceğini ve bu tutumlarının genel
kurulda da devam edeceğini belirtti.
Dürüst:
Tasarıya olumlu oy vermeyeceğiz
Avcı'nın
ardından söz alan UBP Milletvekili Kemal Dürüst de konuşmasında,
partisinin tasarının ivedilikle ele alınmasına
karşı olduğunu yineleyerek, tasarıya olumlu oy
vermeyeceklerini söyledi.
Fellahoğlu:
UBP milletvekilleri yasanın
hazırlanış
amacını göz ardı ediyor
Fellahoğlu,
eleştirileri yanıtlamak için yeniden söz alarak, UBP
milletvekillerinin yasanın hazırlanış amacını göz
ardı ettiklerini kaydetti.
2003'de
yapılan düzenlemenin de aynı amaçla
hazırlandığına, ancak AİHM'de iç hukuk olarak kabul
edilmemesinden dolayı işlemediğini söyleyen Fellahoğlu, iç
hukuk olmak üzere hazırlanan yeni yasa tasarısının takas,
iade ve tazminat içerdiğini, 2003'de yapılan düzenlemenin ise sadece
tazmin öngördüğünü belirtti.
Rum
tarafının Türk tarafına yönelik hukuk savaşına
karşılık, Türk tarafının da karşı hukuk
savaşı yapması gerektiğine işaret eden
Fellahoğlu, bunun göz ardı edilmemesi gerektiğini söyledi.
Tasarının
tartışılması için yeterince süre
tanındığını, ancak UBP'den herhangi bir
değişiklik önerisi getirilmediğini vurgulayan Fellahoğlu,
komitedeki çalışmalarda tasarıda yapılan önemli
değişikliklerin görmezlikten gelindiğini kaydetti.
Kaşif:
Tasarıya tek açıdan bakmıyorum
Fellahoğlu'nun
ardından söz alan UBP Milletvekili Ahmet Kaşif, tasarıya tek
açıdan bakmadığına işaret ederek, yasanın iç
hukuk kabul edilmesi yönünde inanç belirtti.
Dış
dünyaya bugüne kadar gösterilen iyi niyetin hiçbir şekilde
karşılık görmediğini söyleyen Kaşif, artık güven
duymadıkları dış dünyanın bu tasarıya
karşı tutumunun da farklı olmayacağını kaydetti.
Komite
Başkan Vekili DP Milletvekili Mehmet Arif Tancer de
konuşmasında, muallak ifade içermesinden dolayı yasanın ilk
haline çekince koyan DP'nin, değişiklikler sonrasında
tasarının son şekline olumlu oy vereceklerini belirtti.
Konuşmaların
ardından yasa tasarısı okundu ve oylamaya sunuldu. Tasarı
oy çokluğuyla kabul edildi.
UBP'nin ret
gerekçeleri
Oylamada ret
oyu kullanan UBP milletvekilleri, komite raporuna eklenmek üzere şu
gerekçeleri sundu:
"1-Tasarı,
mülkiyet iadesi öngördüğü cihetle, KKTC Başsavcısı'nın
da belirttiği gerekçelerle KKTC Anayasası'na
aykırıdır;
2-a)Taşınır
ve/veya taşınmaz mallar ile ilgili olarak manevi tazminat öngören
düzenlemeler, TC ve/veya KKTC'nin ilgili Rumlara haksız ve/veya kanunsuz
bir şekilde acı ve ızdırap çektirdiği ve onlara
karşı suç işlediği anlamına geleceğinden, kendi
kendimizi suçlu pozisyonuna sokacağından, meşru Kıbrıs
davamızda meşruiyetimizi tartışılır hale
sokacağından dolayı kabul edilmesi mümkün değildir;
b)Kıbrıs
Türk halkı (1963-1974 yılları arasında) 11 yıl
kuşatma altına alınmış, etnik temizliğe ve
soykırıma maruz kalmıştır. Hal böyle iken bunun
müsebbipleri mağdur kabul edilerek manevi tazminat ödenmesine yönelik
düzenlemeler kabul edilemez bir durumdur.
3-Komisyona
yabancı 2 üye atanması, KKTC'nin egemenliğinin reddi
anlamına gelecektir. Zira yargısal nitelikli yetki kullanan bu
komisyonun ancak KKTC yurttaşları arasında seçilmesi gerekir.
Aynı zamanda kamu görevlisi niteliğinde görev yapacak bu
kişilerin varlığı KKTC Anayasası'na aykırıdır.
4-Bu
tasarı, siyasi bir çözüm bulma konusunda ciddi bir zemin kaybetmemize
neden olacağı gibi AİHM tarafından da bir iç hukuk yolu
olarak kabul görmeyebilir".
KIBRIS 18/12/05
Rum basınının iddiası: Bayan
Blair KKTC'ye gelecek
İngiltere
Başbakanı Tony Blair'in eşi Cherie Blair'in Rum kesimine
karşı Orams çiftinin savunmasını üsteleneceğine
ilişkin haberler, Rum gazetelerinde de yer aldı. Fileleftheros
gazetesi bayan Blair'in baba ismi olan Cherie Booth'u kullanarak aylar
öncecisinde KKTC'yi ziyaret ettiğini öne sürdü
İngiltere
Başbakanı Tony Blair'in eşi Cherie Blair'in Rum kesimine
karşı Orams çiftinin savunmasını üsteleneceğine
ilişkin haber, Rum gazetelerinde de yer aldı. Simerini gazetesi daha
da ileriye giderek bayan Blair'in dava hakkında inceleme yapmak
amacıyla KKTC'ye geleceğini yazdı. Fileleftheros gazetesi ise
bayan Blair'in baba ismi olan Cherie Booth'u kullanarak aylar öncecisinde
KKTC'yi ziyaret ettiğini öne sürdü.
Bilindiği
gibi, Orams çifti aleyhine Lapta'daki eski Rum arsasına villa inşa
ettikleri gerekçesiyle, arsanın sahibi olduğunu iddia eden Meleti
Apostolidis tarafından dava açılmıştı.
Haberi,
"Cherie Blair Savunma Avukatı-Yakında İşgal
Altındaki Topraklarda" başlığıyla veren Simerini,
Cherie Blair'in dava hakkında inceleme yapmak amacıyla KKTC'ye
geleceğini yazdı.
Fileleftheros
ise "Tony Blair'in Eşi, Kıbrıs Rum Malı Tutan
İngilizlerin Avukatı-Gaspçıları Savunuyor"
başlığını kullanarak, Cherie Blair'in
kararının ardından, İngiltere ve "Kıbrıs
Cumhuriyeti" ilişkilerinin zorlu bir sınavdan geçeceğini
kaydetti.
Gazete Bayan
Blair'in baba ismi olan Cherie Booth'u kullanarak aylar öncecisinde KKTC'yi
ziyaret ettiğini de öne sürdü.
Politis ise
haberi, "Cherie Blair, Orams Davasında Savunmayı Üstlendi
Blairlerin Ellerinde" başlığıyla yansıttı.
Rum gazeteleri
ayrıca, TC Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'ın KKTC'deki
malların takası, tazmini ve iadesini öngören yasa
tasarısına destek vermesi haberine de yer verdi.
Fileleftheros,
"Yasa için Erdoğan'dan Talat'a destek"
başlığını kullandı. Mahi haberini,
,"Türkler, Rum malları için kavga ediyor"
başlığıyla verdi. Alithia ise, "Mülkler Bizi
Mahkemelere Sürecekler" başlığıyla haberini
yayımladı.
KIBRIS 18/12/05
Papadopulos: Kışkırtıcı
Hrisostomidis: Şaşırdım
İngiltere
Başbakanı Tony Blair'in eşi Cherie Blair'in (Booth),
İngiliz çiftin KKTC'deki mülkiyet hakkını savunma kararı
Rum yönetimini çıldırttı
Papadopulos:
Kışkırtıcı Hrisostomidis: Şaşırdım
RUM
YÖNETİMİ ŞAŞKIN... İngiltere Başbakanı Tony
Blair'in avukat eşi Cherie Blair Booth'un İngiliz Orams çiftinin
KKTC'deki mülkiyet hakkını savunma kararına Rum yönetimi sert
tepki gösterdi. Rum lideri Tasos Papadopulos, kararı
kışkırtıcı bulurken, Rum Yönetimi Sözcüsü Kipros
Hrisostomidis "şaşırdım" dedi
İngiltere
Başbakanı Tony Blair'in avukat eşi Cherie Blair Booth'un,
KKTC'de yaşayan İngiliz Orams çiftinin KKTC'deki mülkiyet
hakkını savunacak olması, Güney Kıbrıs'ta tepkiyle
karşılandı. Rum Lideri Tasos Papadopulos bu kararı
kışkırtıcı bulurken, Rum Yönetimi Sözcüsü Kipros
Hrisostomidis, bu karara şaşırdığını
söyledi.
Papadopulos,
Rum kesimindeki İngiliz Yüksek Komisyonu'nun Cherie Blair'in İngiliz
çiftin savunmasını üstleneceğine dair basında çıkan
haberlerin doğru olduğunu bildirmesinden sonra yaptığı
açıklamada, bunun kışkırtıcı bir hareket
olduğunu belirterek, bu konuyu İngiltere ile görüşeceklerini
kaydetti.
Rum kesimi
lideri, Cherie Blair'in, İngiltere Başbakanı'nın eşi
sıfatından avukatlık sıfatını
ayırmasının da bir o kadar zor olduğunu ifade etti.
Hrisostomidis:
Şaşırdım
Kıbrıs
Rum kesimi sözcüsü Kipros Hrisostomidis, Cherie Blair'in "bir Rum'un
KKTC'deki toprağı üzerine ev inşa ettikleri gerekçesiyle Rum
kesimince mahkemeye verilen İngiliz çiftin haklarını
savunacağının açıklanmasını"
şaşkınlıkla karşıladığını
söyledi.
Hrisostomidis,
Reuters ajansına verdiği demeçte, Cherie Booth'un İngiltere
Başbakanı'nın eşi olması nedeniyle bu girişimden
hayrete düştüğünü belirtti.
Rum kesimi
sözcüsü, bu olayın yalnızca Blair'i rahatsız edecek bir sorun
değil, aynı zamanda diplomatik açıdan çok hassas bir konu
olduğunu kaydetti.
Cherie
Blair'in, Rum yönetimine karşı İngiliz çiftin mülkiyet
hakkı davasında, Vahib avukatlık bürosuna mensup Hasan Vahib,
Işın Vahib ve Ramiz Gürsoy'un da aralarında bulunduğu 6
kişilik avukat kadrosunda yer alacağı ve Rum kesimine
karşı savunma yapacağı bildirilmişti.
İngiliz
çift David Charles Orams ve eşi Linda Elizabeth Orams'ın, Rum
yönetimi tarafından Rum vatandaşı Meletiu Apostolidi'ye ait
arazi üzerine ev inşa etmekle suçlandıkları ve bu nedenle
haklarında dava açıldığı belirtilmişti.
KIBRIS 18/12/2005
Hrisostomidis: Rızamız
olmadığı için BM Lokmacı'da geçişlere izin veremez
Rum Yönetimi
Sözcüsü Kipros Hrisostomidis, "Kıbrıs Cumhuriyeti'nin yasal
makamlarının rızası olmadığı için;
Barış Gücü'nün, Ledra Caddesi Barikatı'ndan özgür bölgelere
herhangi bir geçişe izin vermesi mümkün değildir" dedi.
Haravgi
gazetesi, "Hükümet UNFICYP'in Yükümlülüklerine İşaret Ediyor;
İşgal Rejiminin Ledra Caddesinden Kitlesel Geçiş Düzenlemesi
Durumunda İşgal Rejimi Çalışmaların
'Açılışını' Yapmak İçin Noel Arifesinde
Panayır Hazırlıyor" başlık ve spotlarıyla
yansıttığı haberinde, Rum Sözcü Hrisostomidis'in bu
sözleri; Lokmacı sınır kapısının açılması
yönündeki çabalarla ilgili açıklamaları sırasında önceki
gün söylediğini yazdı, şöyle devam etti:
Rum Yönetimi
"uyarı parmağını salladı"
"İşgal
rejiminin; Ledra Caddesi bölgesinde inşa ettiği
çalışmaların açılışını yapmak üzere
Noel arifesinde panayır düzenlemeye hazırlandığı ve
Kıbrıslı Türklerin yeni oldu bittiler yaratmak amacıyla
Ledra Barikatı yakınındaki bölgelerden yasadışı
bir şekilde kitlesel geçiş gerçekleştirebileceklerine
ilişkin bilgilerin hatırlatılması ve cumhuriyet
makamlarının böyle bir durumu nasıl göğüsleyeceğinin
sorulması üzerine sözcü şunları söyledi:
'İşgal
makamları Güvenlik Konseyi'nin son kararını ve Genel Sekreter'in
UNFICYP'in görev süresinin uzatılmasına ilişkin raporunu ve
içeriğini dikkate almalıdır. Orada ihlaller saptanıyor,
Strovilya'daki (Akyar) ihlallere atıfta bulunuluyor, Ledra Caddesi
inşaatı anlatılıyor; UNFICYP'in, sahip olduğu
yetkilere uygun şekilde düzeni koruma çabasının da köprüye
atfedildiği ortadadır. UNFICYP; herhangi bir olaydan
kaçınılması amacıyla ara bölgedeki düzeni korumak
yükümlülüğündedir. Barış Gücü'nün gerekli bütün önlemleri
alacağına inanıyorum. Kıbrıs Cumhuriyeti
makamları, kendisini ilgilendiren ve Kıbrıs'taki Barış
Gücü'yle alakalı olan her konuda Barış Gücü ile temas halinde
bulunuyor.'
Sözcü
Hrisostomidis başka bir soruyu yanıtlarken de şunları
söyledi:
'BM'nin gerek
buradaki gerek New York'taki açıklamaları; her iki tarafın da
rıza göstermemesi durumunda barikatın açılmasının
mümkün olmadığına işaret ediyor. Halen bizim tarafın,
Kıbrıs Cumhuriyeti'nin yasal makamlarının rızası
olmadığına göre Barış Gücü'nün özgür bölgelere
herhangi bir geçişe izin vermesi mümkün değildir.
Hükümetin;
Ledra Caddesi'yle ilgili çıkmazın kırılmasıyla ilgili
önerisine ilişkin hiçbir gelişme yoktur fakat Kıbrıs Türk
tarafından; köprünün yıkılmasının söz konusu
olmadığı yolunda açıklamalar vardır. İnşaat
çalışmaları devam ediyor. Bölgede aynı atmosfer hakimdir.
Her türlü olasılığın göğüslenmesi amacıyla bizim
makamlarımız tarafından yakînen izleniyor.'
Barış
Gücü'nden izahat istedik
UNFICYP'in üst
geçidin birkaç metre ötesindeki Cikko sokağından bölücü dikenli
telleri uzaklaştırmasına ve bölgeyi korumasız
bırakmasına yorumunun ne olduğunun sorulmasına
karşılık Hrisostomidis, 'Kıbrıslı Türklerin ve
genel olarak Türk askerinin girmeye devam ettiği bölgeler her halükarda
ara bölgeye ait olarak görülmelidir. Kesin olduğu görünen; dikenli
tellerin yerinin değiştirilmesi konusunda UNFICYP'in bizim
makamlarımıza izahatta bulunması bekleniyor ki halen böyle bir
şey yapılmış değil. İzahat istenmiştir.'"
Alithia
gazetesi, Rum Sözcü'nün sözlerini okurlarına, "UNFICYP'le de Cephe -
Hükümet Uyarı Parmağını Sallıyor"
başlığı altında aktardı.
Aynı
gazete, "Herkes Ledra İçin Ayakta - Kıbrıslı Türkler
ve Rumlar Bölücü Duvarı Yıkmaya Hazır Bugün
Kıbrıslı Rumlardan Büyük Eylem" başlıklı
haberinde ise, Lokmacı Barikatı'nın açılması için
KKTC'de eylemler tırmanırken, Rum tarafında da dün;
Lefkoşa'yı ikiye bölen duvarın yıkılması
talebiyle Rumların benzer bir eylem düzenleyeceğini yazdı.
Gazete,
"Ledra Caddesi'nin Açılması İçin Vatandaşlar"
isimli Rum örgütünün; bu sabah saat 11.00'de gerçekleştireceği özel
eyleme katılma çağrısında bulunduğu bir bildiri
yayımladığını ve "Biz, vatandaşların
Yeşil Hat üzerinden serbest geçişi olabilmesi için bütün barikatların
ve her türlü engelin kaldırılması gerektiğine
inanıyoruz" ifadesini kullandığını belirtti.
Gazeteye göre
Rum eylemciler saat 11.00'de Lefkoşa'nın Rum kesimindeki
"Eleftheria (özgürlük) Meydanı"nda toplanacak ve 11.30'da Ledra
Caddesi sonundaki RMMO mevzisine doğru pankartlı yürüyüşe
geçecek.
Annan
Planını, işlerine
geldiği
noktada uyguluyorlar
Simerini
gazetesi, "Annan Planı Temelinde Sahte Sınırlar -
İşgal Makamları Yeni Oldu-Bittiler İleri Götürüyor -
Attilalar BM Genel Sekreteri'nin Planını İşlerine
Geldiği Noktada Uyguluyor" başlığıyla
manşete çektiği haberinde, "Türklerin Ledra Caddesi'ndeki son
tahrikleri; işgal kuvvetlerinin ara bölgeye tek taraflı olarak
sınır çizme planları çerçevesindedir" iddiasında
bulundu.
Gazete
edindiği bilgilere dayanarak şunları yazdı:
"Sahte
devletin sınır çizme çabası; işgal makamlarının,
işlerine geldiği noktada hayata geçirmeye
çalıştıkları Annan planını örnek alıyor.
Annan planı temelinde Kıbrıslı Türklerin denetimine geçecek
ara bölge noktalarını genişletiyor ve yine aynı
planın, Kıbrıslı Rumların denetimine geçmesini
öngördüğü bölgelere aldırış etmiyorlar. Bu çabalarında
işgal makamları, müsamahalarını sağladıkları
yabancı güçlerden yardım görüyorlar.
İşgal
makamlarının, tek yanlı faaliyetleri ile sahte devletin
sınırlarını çizmek istedikleri değerlendirmesi;
hükümetten güvenilir bir kaynağa aittir. Gerek Ledra Caddesi'ndeki gerek
Luricina (Akıncılar) bölgesindeki ara bölgedeki son zamanlardaki
genişlemeleri gibi genel olarak ateşkes hattındaki son
tahrikleri bu çabalarının göstergesidir.
Başkan
Tasos Papadopulos'un kısa süre önce yaptığı; Türklerin
Kıbrıs'ın tamamında ara bölgenin yarısını
talep ettiklerine ilişkin açıklaması da bu
anlattıklarımızla alakalıdır.
Hükümet;
işgal kuvvetlerinin bu çabalarının bir süreden beridir
başlamış olduğunu değerlendiriyor. Ancak son
zamanlarda, öncekinden çok daha büyük ölçüde aktifleştiklerini
saptıyor."
Aynı
gazete Rum Sözcü'nün açıklamasını ise "Ledra Caddesi: Dur!
- Türklerin Tahrikleri Göğüslenecek - Hükümetten Barış Gücü'ne
ve İşgal 'Makamlarına' Açık Uyarı - Hükümet Sözcüsü:
Kıbrıslı Türklerin Özgür Bölgelere Girişlerine İzin
Verilmeyecek" başlığıyla okurlarına aktardı.
Alexander:
Güven eksikliğine endişe verici bir örnektir
Politis
gazetesi, "Ledra Endişe Verici Örnek" başlıklı
haberinde, İngiltere Dışişleri
Bakanlığı'nın Avrupa Konularından Sorumlu Müsteşarı
Duglas Alexander'ın Ledra Caddesi'nin açılmasındaki
zorlukların; Kıbrıs'taki iki taraf arasındaki güven
eksikliğine endişe verici bir örnek olduğunu söylediğini
bildirdi.
Gazeteye göre
Alexander; İngiliz İşçi partili Andrew Dusmore'un Ledra Caddesi
konusunda İngiltere'nin tutumunun ne olduğu yolundaki sorusuna
yazılı olarak verdiği yanıtta; "Ledra Caddesi
ihtilafının derindeki nedenleri; Kıbrıs sorununa
kapsamlı bir çözüm bulunmasını öngörecek özlü müzakerelerle
göğüslenebilir" dedi. Alexander; İngiltere'nin,
Kıbrıs'taki BM Barış Gücü'nün Ledra Caddesi konusundaki
tavrını kararlılıkla desteklemekte olduğunu;
İngiltere'nin, caddenin yeniden açılması kararını
kutladığını belirtti ve ortaya konulan zorlukların da
hayal kırıklığına neden olduğunu vurguladı.
Öte yandan
Fileleftheros, "İşgal Kuvvetleri Köprünün
Karşısına 'Gümrük' Kurdu - Kıbrıslı Türk Dükkan
Sahiplerinden Mini Ayaklanma" başlığıyla
yansıttığı haberinde, BM'nin; Ledra Caddesi'ndeki (Uzunyol)
çalışmaların derhal durdurulmasına yönelik resmi tutumuna
ve Rum yönetiminin; çıkmazın aşılmasına yönelik
önerisine rağmen KKTC devletinin bölgedeki
çalışmalarını tamamlamamakta olduğunu yazdı.
Gazete,
Lokmacı Barikatı karşısına; muhtemel geçidin
açılacağı noktaya, gümrük işlemlerinin
yapılacağı ofisin kurulduğunu yazdı ve bu
çalışmaları yansıtan bir de fotoğraf
yayımladı.
KIBRIS 18/12/05
Soyer:Kıbrıs Türkü'nü bu topraklardan
kimse sökemez
Başbakan
Soyer, KITSAB Genel Kurulu'nda yaptığı konuşmada, iki
bölgeliliği sarsacak süreçleri durdurmak için mülkiyet yasasına
ihtiyaç olduğunu söyledi. Kıbrıs Türkü'nü bu topraklardan kimse
sökemez
Soyer,
Kıbrıs Türk halkı ve Türkiye'nin çıkarlarının
ortak olduğunu ifade ederek, Türkiye eğer uluslararası bir
mahkemede risk altındaysa, iki bölgeliliği sarsma açısından
Kıbrıs Türkü'nün de risk altında bulunduğunu
vurguladı. Bunu sarsacak süreçleri durdurmak için yasaya ihtiyaç
olduğunu ifade eden Soyer, insanların ürkmemesini isteyerek bu
topraklardan Kıbrıs Türkü'nü kimsenin sökemeyeceğini, dünyayla
da birleşeceklerini, Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti'nin
eşit tarafı da olacaklarını ve AB'de yerlerini
alacaklarını kaydetti
Başbakan
Ferdi Sabit Soyer, Kıbrıs'ta iki bölgeliliği sarsacak süreçleri
durdurmak için mülkiyet yasasına ihtiyaç olduğunu vurguladı ve
Kıbrıs Türkü'nü bu topraklardan kimsenin sökemeyeceğini
bildirdi.
Başbakan
Soyer, KITSAB'ın genel kurulunda yaptığı konuşmada
turizmde ise hedefin 2007'de 35-40 bin yatak kapasitesine ulaşmak
olduğunu söyledi.
KITSAB 24.
Olağan Genel Kurulu yapıldı. Olağan genel kurulda ilk
olarak başkanlık divanı oluşturuldu ve
başkanlığa oybirliğiyle Necati Özkan, üyeliklere ise Ahmet
Yıldırım ve Erdinç Şoföroğlu getirildi.
Divan
Başkanı Özkan'ın konuşmasının ardından
sırasıyla KITSAB Başkanı İsmail Çetin, KITOB
Başkanı Turhan Beydağlı, Ekonomi ve Turizm Bakanı
Derviş Kemal Deniz ve Başbakan Ferdi Sabit Soyer konuştu.
Konuşmaların ardından faaliyet raporu ve mali rapor okundu.
Denetim kurulu raporunun da okunmasından sonra raporlar onaya sunuldu. Bankalarda
mevcut vadeli hesaplardaki 120 bin YTL tutarındaki birikimin KITSAB Genel
Merkezi olarak değerlendirilecek bir gayrimenkul yapımı
dışında kullanılmamak üzere bloke edilmesi konusu da
oylamaya sunuldu; dilek ve temennilerin ardından seçimler yapıldı.
Konuşmalar
Ahmet Necati
Özkan yaptığı konuşmada, turizm ve seyahat acentelerinin
önemini vurgulayarak, 1974'de kurulan birliğin 1989'da yasasına
kavuştuğunu anlattı ve kuruluşla ilgili bilgiler verdi.
Son
yıllarda turizmle ilgili gelişmelerin daha çok İngiltere
piyasasına yönelik olduğunu anlatan Özkan, yalnız bir piyasaya
bağlı kalmanın risk olduğunu, yeni pazarlar oluşturmak
gerektiğini söyledi.
Personel
eksikliği ve mevcut personelin eğitilmesiyle ilgili konulara da
değinen Özkan, 15-20 yıl önce el değmemiş
doğasından dolayı tüm dünyanın kıskandığı
Kuzey Kıbrıs'ın, inşaat patlaması sonucunda
plansız şehirleşmeden kötü etkilendiğini kaydetti.
Özkan,
KITSAB'ın mali durumunun da ilk kez gurur verici bir seviyeye
ulaştığını belirterek, yıllar önce kendi yönetimi
döneminde devletten temin edilen ve kirası düzenli ödenen araziye bina
yapılacağını, projenin de hazır bulunduğunu,
bunun hayata geçişini görmekten mutluluk duyacağını
vurguladı.
Çetin:
Ambargolara rağmen 2005'de yüzde 5 artış yaşandı
KITSAB
Başkanı İsmail Çetin konuşmasında, görevi devraldıkları
günden bugüne kadar geçen 14 aylık sürede görevlerini daima gurur duyarak
yaptıklarını; seyahat acenteliği mesleğine, tüm
üyelere ve ülkeye karşı sorumluluk duygusu içinde bir önceki dönemden
daha ileri noktalara ulaşmaya gayret gösterdiklerini ifade etti.
Çetin,
çalışmalarıyla mali yapıyı güçlendirdiklerini ve 150
bin YTL civarında birikim oluşturulduğunu belirterek, bu
birikimin önümüzdeki dönemde KITSAB merkez binası yapımı için
değerlendirileceğini kaydetti.
Turizmin
ülkenin geleceği ve genç kuşakların umudu olduğunu kaydeden
Çetin, ulusal amaçlar doğrultusundaki beklentilerin gerçekleşmesinin,
genel anlamda turizm sektörünün gelişmesine bağlı
bulunduğunu, bu gelişimin seyahat acentelerinin başarılarıyla
doğrudan ilişkili olduğunu ifade etti.
Çetin,
Güney'den Kuzey'e günübirlik turlar ve turistlerin otellerde konaklamaya
başlamaları, THY başta olmak üzere diğer özel hava
yollarının KKTC seferlerini artırmaları, acentelerin
özverili ve başarılı çalışmaları sayesinde
ambargolara rağmen 2005 yılında turizmde % 5 artış
yaşandığını, başarılı bir sezon
geçirildiğini ifade etti.
Bu olumlu
gelişmelere rağmen sektörde çözüm bekleyen sorunların tam
anlamıyla aşılamadığını belirten Çetin'in
sıraladığı sorunlar ve öneriler özetle şöyle:
"Turizm
Örgütü Yasa Tasarısı'nın ivedilikle hayata geçirilmesi;
KITSAB, KITOB,
KITREB, RESBİR ve benzeri kuruluşlarla ilgili yasa
tasarılarının hemen hayata geçirilmesi;
Turizm
enformasyon bürolarının geliştirilmesi ve yenilerinin
açılması;
KTHY
yönetiminde turizm sektörü temsilcilerinin de bulunması;
Sektörün
personel açığının en kısa zamanda
kapatılması ve işgücüyle hizmet kalitesinin yeterli düzeye
getirilmesi;
Fuarlara tam
teşekküllü katılmak, kitle turizmi yanında özel ilgi turizmi ve
kaliteli turizme ağırlık verilmesi;
İnşaatlar
nedeniyle yaşanan yeşil kıyımına devletin el
koyması ve önlem alması;
Kumarhane
turizmi imajının ortadan kaldırılması için önlem
alınması;
Taşınmaz
mal mevzuatı ile ilgili düzenlemelerin otel
yatırımcılarına halel getirmeyecek şekilde
yapılması;
Teşvikli
kredilendirmelerde KKTC yatırımcılarına öncelik
tanınması."
Beydağlı:
Çevresel konularda toplumsal duyarlılık had safhaya ulaştı
Beydağlı,
konuşmasına Özkan ve Çetin'in verdiği mesajların önemine
işaret ederek başladı ve bu mesajların sorumluluk bilinciyle
hareket etmeleri gerektiğini vurguladığını kaydetti.
Beydağlı otelcilerin de bu bilinç ve düşünceyle hareket
ettiğini söyledi.
Turizmcilerin
sadece turizmle iştigal etmediklerini, çok sorunlar bulunduğunu ve
kendi konularının dışında gerek sosyal gerek siyasal,
haddinden fazla konuyla ilgilendiklerini kaydeden Beydağlı, gerek
mülkiyet konularında, gerek diğer konularda görüş beyan etmek
zorunda olduklarını ancak bu konuların bir uzlaşma içinde
yapılması gerektiğini belirtti.
2005'te
herkesin konsensusta olduğu bir konu bulunduğunu, çevresel
konulardaki toplumsal duyarlılığın had safhaya
ulaştığını ifade eden Beydağlı, bu konuda
çalışma programlarının gecikmesine üzüldüklerini ancak
herkesin bu konuya parmak basmasından dolayı da sevindiklerini söyledi.
Deniz:Havayollarında
destinasyonları artırmak gerekir
Turizmde
yanlarındaki en güçlü birliğin KITSAB olduğunu vurgulayan Deniz,
tüm sektörsel vizyon çalışmaları sırasında kendilerine
destek verdiği için birliğe teşekkür etti.
"Turizmde
ilerlemede sorun da var" diyen Deniz, başarıları da inkar
etmemek gerektiğini belirterek, 2004-2005 yıllarında çok iyi
adımlar atıldığını, sıkıntılar da
olduğunu, bunu açık açık söylediğini ve şeffaf
davrandığını kaydetti.
Deniz,
İngiltere konusunda gerçekten de oturmuş bir sistem ve turizm
ofisiyle iyi işleri yapıldığını, Almanya'daki
Turizm Ofisi'nin çalışmalarına henüz ivme
kazandırmadığını, geçmişte bazı ülkelerde
tur operatörleri konusunda bazı şanssızlıklar
yaşandığını, iş yapılan insanların iyi
seçilememesinin ambargoların olumsuz etkilerinin yanında ek
olumsuzluklarda rol oynadığını kaydetti.
İş
yapılacak insanların iyi seçilmesinin önemini vurgulayan Deniz,
ulaşımın da büyük önem taşıdığını,
KTHY'nin bir yere kadar iyi götürdüğünü ancak ulaşılamayan
yerler bulunduğunu söyledi.
THY ve
diğer havayollarını kullanarak "destinasyonu"
(varış noktaları) artırmak gerektiğini belirten Deniz,
otellere de değinerek, doğa ve çevreye uyumlu oteller de inşa
edildiğini, inşaat sektöründeki büyüme yüzünden yapısal
sorunlarla ilgili konuların ortaya çıktığını,
çevrenin çok önemli olduğunu, inşaattaki büyümenin turizmi kötü
etkilememesi için çabanın önem taşıdığını
belirtti.
Bakan Deniz,
kaliteli işgücünün önemli olduğunu, KKTC turizminin orta ölçekli
otellerle gelişebileceğini ancak kitle turizmi yaratacak otellerin de
önem taşıdığını ve bu konuda
çalışmaları olduğunu söyledi.
Tüm sektörlerle
işbirliklerinin süreceğini söyleyen Deniz, beklentisinin aynı
iyi niyet ve çaba çerçevesinde KKTC turizminin iyi bir yere gelmesini
sağlamak olduğunu kaydederek, hedefin bir olduğunu kaydetti.
Deniz bu hedefi şöyle açıkladı: "KKTC'nin istediğimiz
yere gelmesi ve turizmin birinci sektör olması yönündeki
kararlılık sürecek"
Soyer: Turizme
her türlü destek ve teşviki yapmak gerekir
Başbakan
Soyer ise konuşmasında, turizmin öncü rolünü vurgulayarak, turizme
her türlü destek ve teşviki yapmak gerektiğini kaydetti.
Devletin bu
desteği verebilmesi için geçmişteki bir anlayışın
değişmesi gerektiğini söyleyen Soyer, geçmişte Türkiye'nin
verdiği destekle bütçenin yüzde 50'sinin
karşılandığını ifade ederek, o dönemde
yönetimlerin "Türkiye verirse ben de veririm" dediklerini söyledi.
Türkiye'nin
desteğini kendilerini geliştirmek için önemli bir değer olarak
saymaya devam edeceklerini vurgulayan Başbakan Soyer, ama esas
noktanın bütçenin cari harcamalarının yerel gelirlerle
sağlanabilecek bir noktaya ulaşılması ve popülizmden uzak
kullanılması olduğunu vurguladı.
Başbakan
Soyer, hükümetin cari bütçenin yerel kaynaklarla karşılanması
doğrultusunda çalıştığını, böylece genel
ekonominin büyümesiyle de oluşan kaynaklarlarla turizm ve diğer
sektörleri geliştirileceklerini ifade etti.
Mülkiyet yasa
tasarısıyla ilgili önemli tartışmalar da
yaşandığını söyleyen Soyer, Kıbrıs Türk
halkının çözüme endekslendiğini, bu süreçte BM barış
planını desteklerken halkın temel dayanağının
1974'ten sonra oluşturduğu mülkiyet rejimini uluslararası
nitelikli bir statüye dönüştürmek olduğunu söyledi.
Soyer, bu
noktada çözümün Rumların hayır demesiyle darbe yediğini ancak
onlar hayır dedi diye çözümden uzaklaşmayacaklarını ancak
onlar "hayır" dedi diye azınlık olmayı da hiçbir
zaman kabul etmeyeceklerini belirtti.
Ancak bu
süreçte güneydeki anlayışın, görüşme sürecinden önce
mülkiyet sorununu AİHM'de üreteceği ve iki bölgelilik
esasını yok edecek bir kararla görüşme masasına
oturmayı amaçladığını ifade eden Soyer, bu nedenle
kendilerinin de mülkiyet rejimi ve sisteminde, siyasal eşitlik ve iki
bölgeliliği koruyacak şekilde, uluslararası hukuk, mantık
ve siyasi girişimlerin kabul edeceği düzenlemeleri
gerçekleştirmek gerektiğini kaydetti. Soyer şöyle dedi:
"Aresti
davası kararında, karar verilirken mahkemenin ifade ettiği
ilkeleri dikkate alarak, temel oluşturan noktaları ele alıp,
tazminat komisyonu yasamızı değiştirerek, bunu bir iç hukuk
sistemine döndürmeyi ve böylece iki bölgelilik esasında bir süreci
görüşme sürecinden evvel uluslararası mahkemeler yoluyla bozma
girişimlerini durdurup, meselenin esasına yani mülkiyet meselesini
görüşme sürecine çekmeyi amaçlayan bir düzenlemeyle bu tasarıyı
gündeme getirdik."
Bazı
çevrelerin dün bu konuyla ilgili tartışmaları
hortlattığını kaydeden Başbakan Soyer, bunların
dün haksız çıktıkları gibi bugün de haksız
çıkacaklarını, söz konusu çevrelerin Annan Planı'na
karşı çıkarken, "Bu planı kabul edersek halk mülksüz
kalacak" dediklerini, ancak halkın "evet" dediğini ve
tam tersine Kuzey Kıbrıs'ta tüm mülkün değer
kazandığını, uluslararası ilginin
yoğunlaştığını belirtti.
AİHM'nin
kabul edebileceği ve iç hukuk olarak görebileceği bir düzenlemenin
gündeme gelmesinden sonra aynı sürecin fazlasıyla
yaşanacağını, onun için ürkmek değil, birleşik
Kıbrıs'a ulaşabilmek için böyle bir çözüme ve realiteye ihtiyaç
bulunduğunu vurgulayan Soyer, "Hem ayrılıkçılığa
hem hakimiyetçiliğe karşıyız. Ayakta durmayı
öğrenebilmeliyiz." dedi.
Çözüm sürecinde
halka "evet" çağrısı yapan insanların da
bulunduğu bir kesimin bu yasa çalışmasını Türkiye'yi
kurtarmak için yaptıklarını veya Türkiye'nin kendisini kurtarmak
için yaptırdığını iddia ettiklerini kaydeden Soyer,
aynı dönemde çözüm isteyen herkesin evet demenin faktörlerinden biri
olarak "Türkiye'ye gelen davaların Kıbrıs Türk Devleti'ne
geleceğini ve Türkiye'nin mağduriyetten
kurtulacağını" da söylediklerini belirtti.
Soyer, bu
noktada Kıbrıs Türk halkı ve Türkiye'nin çıkarlarının
ortak olduğunu ifade ederek, Türkiye eğer uluslararası bir
mahkemede risk altındaysa, iki bölgeliliği sarsma açısından
Kıbrıs Türkü'nün de risk altında bulunduğunu
vurguladı. Bunu sarsacak süreçleri durdurmak için yasaya ihtiyaç
olduğunu ifade eden Soyer, insanların ürkmemesini isteyerek bu
topraklardan Kıbrıs Türkü'nü kimsenin sökemeyeceğini, dünyayla
da birleşeceklerini, Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti'nin
eşit tarafı da olacaklarını ve AB'de yerlerini
alacaklarını kaydetti.
Ülkenin
gelişmesinde çok önemli rolü olan turizme her türlü desteği
vereceklerini ifade eden Başbakan Soyer, ada koşulları nedeniyle
yeni pazarlara açılabilmek için KTHY'nin güçlendirilmesinin de önemli
olduğunu belirterek, Güney Kıbrıs'ta 96 bin yatak kapasitesi
olduğuna işaret etti ve hedeflerinin 2007 yılına kadar
35-40 bine çıkabilmek olacağını söyledi.
Rumlara da
çağrı yapan Soyer, "Gelin Kıbrıs'ı
birleştirelim, barış adası yapalım. Lüksemburg'un 40
bin dolar olan kişi başına gelir örneğinden hareketle küçük
adada ekonomiyi birleştirerek, daha büyüterek, iki halka da refah ve
mutluluğu getirecek süreci yaratalım" dedi.
Soyer, 96 bin
yatak kapasitesi olan Güney Kıbrıs'ta "Cyrpus Airways"in
iflas ettiğini anımsatarak, kendilerinin tüm özel hava yollarına
eşit koşullarda rekabet imkanı sağlarken temel hedefin
KTHY'yi güçlendirmek olduğunu, çünkü Kıbrıs Türk turizmcisinin
kendi hava yoluyla ileriye gitmeyi başaracağını
vurguladı.
KIBRIS 18/12/05
Rum malları tasarısı Mecliste
|
NTV-MSNBC
Güncelleme: 02:55 ET 19 Aralık 2005 Pazartesi
LEFKOŞA
- Rumlara mal iadesini öngörmesi nedeniyle yaklaşık bir aydan bu
yana KKTCde yoğun tartışmalara neden olan tasarının,
Meclisin bugünkü birleşiminde hükümet ortaklarının
oylarıyla onaylanarak yasalaşması bekleniyor. Cumhuriyet
Meclisinde ana muhalefet konumundaki Ulusal Birlik Partisi ise tasarıya
ret oyu verecek.
Tasarıya yönelik tepkilerin
ardından, Hukuk ve Siyasi İşler Komitesinin
yaptığı değişiklikle barış harekatı
sonrası adanın güneyde toprak bırakanlara verilen mallar iade
kapsamı dışında bırakıldı.
Tasarı ile Avrupa İnsan
Hakları Mahkemesinde Türkiye aleyhinde açılan tazminat
davalarının, KKTCye yönlendirilmesi hedefleniyor. KKTC muhalefeti
ise tasarının Kıbrıslı Türklerin aleyhinde
olduğunu savunuyor.
KKTCde mülk yasasına ilk adım
Kıbrıslı
Rumların 1974 harekatı sonrasında Kuzey Kıbrısta
bıraktığı mallarının iadesini, takasını
ve tazminini öngören yasa tasarısı KKTC Meclisi Hukuk ve Siyasi
İşler Komitesinden geçti.
NTV
Güncelleme: 02:12 ET 19 Aralık 2005 Pazartesi
LEFKOŞA
- Hükümet bu düzenlemeyle, AİHMe Rumların yaptığı
yüzlerce başvurunun, Kuzey Kıbrısta kurulan tazmin komisyonuna
yönlendirilmesini hedefliyor.
Komitede,
muhalefetteki Ulusal Birlik Partisinin ret oylarına
karşılık oy çokluğuyla kabul edilen tasarının
Genel Kuruldan da rahatça geçmesi bekleniyor. Koalisyon hükümetinin küçük
ortağı Demokrat Parti de, Genel Kurulda Pazartesi günü
görüşülmeye başlanacak tasarıya evet oyu vermeyi
kararlaştırdı.
Öte yandan KKTC Başbakanı Ferdi Sabit Soyer, tasarının,
Kıbrıs Türk halkının topraksız kalma ihtimalini
ortadan kaldırmayı hedeflediğini kaydetti.
Ana muhalefet Ulusal Birlik Partisi eski lideri Derviş Eroğlu ise,
yasa tasarısının Kıbrıs Türk halkının
çıkarları düşünülmeden hazırlandığını
söyledi.
RUM
LİDERDEN CHERIE BLAIRE ELEŞTİRİ
Bu arada Kıbrıs Rum Kesimi lideri Tasos Papadopulos, İngiltere
Başbakanı Tony Blairin avukat eşi Cherienin, bir ingiliz
çiftin KKTCdeki mülkiyet hakkını savunma kararını
eleştirdi. Papadopulos, Rum Kesimindeki İngiliz Yüksek
Komisyonunun, Cherie Blairin İngiliz çiftin savunmasını
üstleneceğine dair haberleri doğrulamasının ardından
yaptığı açıklamada, bunun
kışkırtıcı bir hareket olduğunu belirtti.
Rum Yönetimi lideri, bu konuyu İngiltere ile görüşeceklerini
kaydetti. Tasos Papadopulos, Cherie Blairin, İngiltere
Başbakanının eşi sıfatından avukatlık
sıfatını ayırmasının da bir o kadar zor
olduğunu iddia etti. İngiltere Başbakanı Tony Blairin
karısı Cherie Blair, bir Rumun Kuzey Kıbrıstaki
toprağı üzerine ev inşa ettikleri gerekçesiyle mahkemeye verilen
İngiliz çifti savunan avukatlar heyetine katılma kararı
almıştı.
KKTC
MECLİSİ MÜLKİYET YASA TASARISINI GÖRÜŞÜYOR
KKTC Cumhuriyet Meclisi
Genel Kurulu, Rumların 1974 sonrası Kuzey Kıbrıs'ta
bıraktığı taşınır ve taşınmaz
mallara, takas, tazminat ve iadeyi öngören yasa tasarısını görüşmeye
başladı.
Cumhuriyet Meclisi Başkanı Fatma Ekenoğlu
başkanlığında toplanan Genel Kurul'da ilk olarak, Hukuk ve
Siyasi İşler Komitesi Başkanı, Cumhuriyetçi Türk Partisi
(CTP) Milletvekili Kadri Fellahoğlu, komite raporu hakkında bilgi verdi.
Fellahoğlu, tasarının komitede görüşülmesi
sırasında değişikliğe
uğradığını ve oy çokluğuyla kabul edildiğini
kaydetti. Fellahoğlu, yasanın uygulanmasında iki
kesimliliğin korunmasına özen gösterildiğini belirtti. UBP
Gazimağusa milletvekili Derviş Eroğlu, Rumlara, takas, tazminat
ve iade öngören mülkiyet yasa tasarısının, anayasaya
aykırı olduğunu ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi
(AİHM) tarafından iç hukuk yolu olarak kabul edileceğini
sanmadığını söyledi.
HURRIYET 19/12/05
İngiltere ile Rumlar arasında
Blair krizi
LONDRA (A.A)
İngiltere Başbakanı Tony Blair'in ünlü bir insan hakları
avukatı olan eşi Cherie Blair'in İngiliz Elizabeth ve David
Orams çiftinin KKTC'deki mülkiyet haklarını savunma kararı, Rum
kesiminden tepki gelmesi üzerine, İngiliz basınında geniş
şekilde yer aldı. İngiliz gazeteleri, Cherie Blair'in mesleki
kararının Kıbrıs Rum kesimiyle bir diplomatik kriz
yaşanmasına yol açtığını yazdı.
Daily Mail gazetesi, Cherie Blair'in bu kararından sonra
büyük bir diplomatik kavga koptuğunu belirtti ve Orams davasının
ayrıntılarına yer verdi.

Rum mahkemesinin Lapta'daki İngiliz çifte ait villanın
yıkılması ve toprağın esas sahibi olduğunu öne
süren Rum vatandaşı Meletios Apobtolides'e verilmesi yolunda karar
verdiğini hatırlatan gazete, davanın şimdi de
İngiltere'ye taşındığını kaydetti.
Gazete, Başbakanlık kaynaklarının Rum kesiminin tepkisiyle
ilgili olarak, Cherie Blair'in bir hukukçu olarak hareket ettiğini
söylemekle yetindiklerini yazdı.
"PAPADOPULOS KIZDI"
Guardian gazetesi de, Cherie Blair'in İngiliz çiftin
KKTC'deki hakkını savunma kararının Rum lideri Tassos
Papadopoulos'u kızdırdığını kaydetti.
Başbakanlık sözcüsünün, Cherie Blair'in davayı üstlenme
kararının mesleki bir tercih olduğuna dair sözlerine yer veren
gazete, davanın Kuzey Kıbrıs'ta mülk edinen diğer
İngiliz vatandaşlarının benzer davaları için önemli
bir emsal oluşturacağını vurguladı.
Gelişmeye geniş şekilde yer veren bir başka gazete olan The
Times ise Cherie Blair'in, Rum kesimi tarafından KKTC'de illegal
şekilde mal edindiği öne sürülen Orams çiftini savunma kararı
yüzünden ağır şekilde eleştirildiğini belirtti.
Gazete, Cherie Blair'in mensubu olduğu Matrix adlı hukuk
firmasının konuyla ilgili açıklama yapmaktan
kaçındığını yazdı.
HURRIYET 19/12/05
Rum Kesiminde Cherie
kasırgası
İngiltere Başbakanı Tony
Blairın avukat eşi Cherie Blairın, Linda ve David Orams
adlı İngiliz çiftin mülkiyet davasında KKTC
çıkarlarını savunmayı üstlenmesi Rumları
çıldırttı. Rum lider Tasos Papadopulos, Cherie Blairı
provokatörlükle suçlarken, Rum Dışişleri de Londrayı
protestoya hazırlanıyor. İngiltere Dışişleri
Bakanlığı ise, Profesyonel bir hukukçu olarak dava aldı ne
var bunda karşılığını verdi.
Rum Kesiminde karakoyun ilan edilen Cherie Blair ile ilgili haber ve
iddialar Rum basınında dün yine manşetleri oluşturdu.
Papadopulos hükümetinin, Cherie Blairı Kukla olarak
nitelendirdiğini bildiren gazeteler şu başlıklarla
çıktılar:
Haravgi: Gaspçıların savunucusu.
Filelefteros: Cherie Blairin davranışında kasıt
var.
Politis: Geçen Mayıstaki İstanbul ziyaretinin esrarı
çözüldü. Bayan Blairin işgal altında bulunan topraklardaki
işleri. (Hürriyetin haberinden geniş alıntı var)
Mahi: Cürümün avukatı
HURRIYET 19/12/05
Türk
ve İngiliz hukukçular Cherie Blair'i yılın hukukçusu seçti
LONDRA (A.A)
Türk-İngiliz Hukukçular Cemiyeti, İngiltere Başbakanı
Tony Blair'in avukat olan eşi Cherie Blair'i yılın hukukçusu
seçti.
Turkish-British Legal Society tarafından düzenlenen ödül
törenine katılamayan Bayan Blair adına ödülünü, Orams davası
avukatlarından Bitu Bhalla aldı.
Bhalla, Bayan Blair'in ödülüne çok sevindiğini ve
teşekkür ettiğini belirtti. Bhalla, Cherie Blair tarafından
kaleme alınan kısa bir mesajı da okudu. Cherie Blair, Rum
yönetiminden Orams davasının avukatlığını
üstlenmesi konusunda yapılan eleştirilere yanıt niteliği
taşıyan mesajında, Orams davasının bir hukuk
davası olduğuna dikkati çekerek, Biz hukukun gereklerini yerine
getirmeye çalışıyoruz. Biz hukukçuyuz. Siyasetçi değiliz
dedi.
Rum yönetimi tarafından İngiliz çift David Charles Orams
ve eşi Linda Elizabeth Orams'ın, Rum vatandaşı Meletiu
Apostolidi'ye ait arazi üzerine ev inşa ettikleri gerekçesiyle Rum
kesiminde açılan ve İngiltere'ye taşınan davayı
üstlenen Vahib& Co avukatlık bürosu avukatlarından Işın
Vahib de bir konuşma yaptı. Orams davasının emsal
teşkil etmesi nedeniyle KKTC halkının kaderinde önemli bir dönüm
noktası olabileceğine dikkati çeken Vahib, Cherie Blair'in de içinde
bulunduğu ekiple birlikte Oramslar'ı en iyi şekilde
savunacaklarını söyledi.
Hasan Vahib de konuyla ilgili açıklamasında, Orams
davasının bir hukuk davası olduğu yolundaki
hatırlatmayı yineledi ve Eğer olaya siyasi
bakılıyorsa çözüm mahkemede değil, masada siyasetçilerin
katıldığı bir anlaşma zemininde aranmalıdır
dedi.
Olayın tümüyle hukuki olduğunu ve Cherie Blair'in de
davayı bir hukukçu olarak aldığını hatırlatan
Hasan Vahib, şunları söyledi:
Bayan Blair'in bu davadaki ismi, Cherie Booth'dur aslında.
Yani Blair değil, Booth olarak davayı almıştır.
Ayrıca Bayan Blair, eşi başbakan olmadan önce de iyi ve ünlü bir
insan hakları avukatıydı. Bu nedenle de Kıbrıs
konusunda da eşiyle ters düşmek pahasına da olsa bu davayı
her koşulda kabul ederdi. Çünkü bu davanın hukuki haklılığına
inanıyor.
1993 yılında kurulan, ancak ilk kez hukuk alanında
bu yıl ödül dağıtan Türk-İngiliz Hukukçular Cemiyeti'nin
diğer ödüllerini ise en başarılı hukuk öğrencisi
dalında Mustafa İbrahim ve En başarılı Avukat
dalında Faruk Tepeyurt aldı. Geceye, İstanbul Barosu
Başkanı Kazım Kolcuoğlu ve Londra Başkonsolos Muavini Şener
Cebeci de katıldı.
HURRIYET 19/12/05
Kıbrıs
Rum yönetimi Rusya'dan tank, Çin'den de top alacak
LEFKOŞA (A.A)
Amerikan yönetiminin Kıbrıs'ta silahlarının
kullanılmasını yasaklaması nedeniyle, Kıbrıs Rum
yönetiminin yeni silahlar satın almaya karar verdiği, bu çerçevede
Rusya'dan tank, Çin'den de top satın alacağı bildirildi.
Rum Politis gazetesinin haberine göre, Rum yönetimi, Amerikan
menşeli M48 tankları ve 155'lik topları Yunanistan'a gönderecek
ve yenilerini satın alacak. Rum yönetimi tank alımı için 40
milyon, top alımı için de 50 milyon Kıbrıs Lirası (KL)
ayırdı.
ABD'nin özellikle Atina'ya ve güney Lefkoşa'ya
uyguladığı baskılar nedeniyle Rum hükümetinin birkaç aydan
beri, Amerikan yapımı silah sistemlerini geri çekme yönünde siyasi
bir karar aldığını duyuran gazete, bu kararın
uygulanmasının önemli bir külfeti olacağını, sadece
tank ve top alımının 100 milyon KL'yi
aşacağını yazdı.
Gazetenin haberine göre, Rum hükümeti, Norikon şirketi
aracılığıyla Çin'den 50 milyon KL'ye varan ödeme
karşılığında 155'lik top satın alacak. Bu
satın alım için Rum hükümetinin Meclis Savunma Komitesi'ne de bilgi
vermediği, bu durumun hükümet ortağı partiler arasında dahi
hoşnutsuzluğa neden olduğu belirtildi.
Rum meclisi tarafından geçen cuma günü onaylanan 2006 savunma
harcamaları bütçesinde 41 adet tank satın alımı
öngörülüyor. Rum Meclisi, bu bütçeye onay verirken, yeni silahlanma
programlarıyla ilgili ödenekleri, önce Meclisin onayını
gerektirecek şekilde düzenledi. 41 tank satın alımı için,
yenileri alınacaksa 100 milyon, ikinci el alınacaksa 40 milyon KL'lik
ödenek öngörüldü.
Kıbrıs Rum yönetimi, T-80 tipi tank satın
alınması için Rosovonexport isimli ihracat kuruluşu
aracılığıyla Rusya ile müzakerelerde bulundu.
Haberde, bu türdeki tanklar konusunda Rum yönetimine Ukrayna'dan
da teklif geldiği, Ukrayna'dan gelen teklifin piyasa fiyatının
neredeyse yarısı olduğu, ancak Rum Savunma
Bakanlığı'nın bu ülkenin daha sonra
sağlayacağı teknik desteğe güvenmediği belirtildi. Rum
Savunma Bakanlığı'ndan bir yetkili, Gelecekte teknik sistem
desteği de almak için aynı Rus şirketinden satın
almamız daha iyi dedi.
ABD SİLAHLARININ YUNANİSTAN'A GÖNDERİLMESİ
Politis'in haberine göre, Çin ile yapılan anlaşmanın durumuna
göre, ilk aşamada 12 adet Amerikan yapımı 15 kilometre menzile
sahip 155'lik M114 tipi top kullanım dışı
bırakılarak Yunanistan'a iade edilecek.
M114'ler Yunan ordusu tarafından 1951'den 1970'e kadar
alındı ve 2000 yılında Kıbrıs Rum kesimine
verildi.
Toplar iade edilirken, 61 adet M48/A5 Molf tipi tankın Deniz Kuvvetleri'ne
ait tank taşıyıcı gemiye yüklenmesi bekleniyor. Molf;
Modular Laser Fire Control System anlamına geliyor ve Leopard-IA5'lerin
sahip olduğu Ateş Kontrol Sistemi EMES-18'in gelişmiş
şeklini oluşturuyor.
M48/A5'ler, S-300 füzeleriyle ilgili yoğun
tartışmaların yaşandığı 1998 sonlarında
Yunanistan'dan Güney Kıbrıs'a getirilmişti. Gelişleri gizli
tutulmuş olmasına rağmen bu silahlar İsrail gizli servisi
MOSSAD'ın iki ajanı tarafından fark edilmişti. Zigi
bölgesindeki bir restoranda tespit edilen ve tutuklanan bu ajanlar, hapis
cezası almış, ancak ağır baskılar üzerine dönemin
Rum yönetimi lideri Glafkos Klerides tarafından affedildikleri için hapis
yatmadan İsrail'e dönmüşlerdi.
M48/A5'ler askeri resmi geçitte de teşhir edilmişti ve
ABD'nin protestoları üzerine, kışlaların garajına
çekilmiş, daha sonra da Yunan Alayı'na dahil edilmişti.
Gazete, Amerikan silahlarının Yunanistan'a
gönderilmesine, bakım için Yunanistan'a gönderilen, ancak daha sonra geri
dönmeyecekleri öğrenilen Bell UH-1 Huey tipi iki helikopterle
başladığını yazdı.
HURRIYET 19/12/05
'Rum
lider varken zor'
19/12/05
RADİKAL - ATİNA - Yunan gazetesi
Kathimerini'ye demeç veren Dışişleri Bakanı Abdullah Gül,
Rum lider Tasos Papadopulos yüzünden Kıbrıs sorunun çözümü için fazla
iyimser olmadığını söyledi. Annan Planı'nın
reddiyle büyük bir fırsatın kaçtığını belirten
Gül, "Bir halkın 'Evet' demesi de 'Hayır' demesi de
hakkıdır. Ama 'Hayır'ın öncülüğünü Papadopulos
yapmıştır" dedi. Yunan Başbakanı Kostas
Karamanlis'i Türkiye'de görmek istediklerini söyleyen Gül, Yunanistan'ın
karasularını genişletmesinin savaş nedeni (casus belli)
sayılması konusunda Atina'nın karasularını
genişletmemesi ve Türkiye'nin de askeri bir çözüm yoluna gitmemesini
öngören 1997 tarihli Madrid Bildirisi halen yürürlüktedir" diye
konuştu.
Blair Rumları kızdırdı
LEFKOŞA - Britanya
Başbakanı Tony Blair'in eşi Cherie Blair'in, KKTC'de arazi
alıp ev inşa ettikleri gerekçesiyle Rum Yönetimi ile başı
derde giren Orams çiftinin avukatlığını üstlenmesi Rumları
küplere bindirdi. Rum kesimi lideri Tasos Papadopulos, "Bayan Blair'in
hareketi duygularımızı tahrik ediyor" derken Rum
Dışişleri de Londra'dan izahat isteyerek, Britanya'ya protesto
girişiminde bulundu. Britanya'nın "Bayan Blair, eşinin
siyasi faaliyetlerinden etkilenmeden bağımsız bir profesyonel
olarak kendi inisiyatifi ile hareket ediyor" açıklaması da
Rumları tatmin etmedi. Cherie Blair'in hareketini 'maksatlı' olarak
niteleyen Rum yönetimi, "Eşinin, Britanya
Başbakanı'nın bilgisi dışında ve
Britanya'nın bölgedeki çıkarları göz önüne alınmadan
hareket etmesi inandırıcı değil" ifadesini
kullandı. Rum yönetimi sözcüsü Kipros Hrisostomidis de bunun
ilişkilere zarar vereceğinibelirtip Blair'den çekilmesini istedi.
Muhalefetteki DİSİ, "Garantör ülke olarak Britanya'nın
'Kıbrıs'la özel ilişkisi nedeniyle konu siyasi bir boyut
kazandı" derken, AKEL "Kışkırtıcı.
Siyasi kişilerle bağlantılı olanlar dikkatli
olmalı" açıklamasını yaptı. Rum basını
ise Cherie Blair'a 'karakoyun', 'kukla', 'işgalin
danışmanı', 'suçun avukatı' benzetmelerini yaptı.
(Radikal, aa, afp)
RADIKAL 19/12/05
Denktaş'tan eşine sürpriz doğum günü
BORA BAĞCIBAŞI
KKTC'nin ilk Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, eşi Aydın
Denktaş'a önceki akşam yemeğe gittikleri Reina'da sürpriz
doğum günü partisi düzenledi. Fotoğraf tutkusuyla tanınan
Denktaş, 72'nci doğum gününü kutlayan eşine de fotoğraf
makinesi hediye etti. Doğum günü olduğunu unutan Aydın
Denktaş, eşinin sürprizi karşısında duygulandı.
Rauf Denktaş, pastayı birlikte kestiği Aydın
Denktaş'ı öperek kutladı. Eşiyle geç saatlere kadar
eğlenen Denktaş, "Cumhurbaşkanlığım
dönemimde, kendime ve eşime gerekli zamanı ayıramıyordum.
Şimdi vakit ayırmaya başladık. Bugün de eşimin
doğum günüydü. Ona hoş bir sürpriz yaptım" dedi.
MILLIYET 19/12/05
Gözler mecliste
Bakanlar
Kurulu'nda onaylanarak 21 Kasım'da resmi gazetede
yayımlanmasının ardından toplumda geniş yankı
bulan, son bir haftada Meclis Hukuk ve Siyasi İşler Komitesi'nde
yoğun tartışmaların ardından bazı
değişikliklere uğrayan mülkiyet yasa tasarısı, bugün mecliste
görüşülecek
Gözler mecliste
HÜKÜMET
OYLARIYLA YASALAŞMASI BEKLENİYOR... KKTC sınırları
içinde kalan eski Rum malları için tazminat ile takasa ek olarak mal
iadesini de öngören tasarı, bugün Cumhuriyet Meclisi Genel Kurulu'nda
görüşülecek. Belirli kıstaslarda Rumlara mal iadesini öngörmesi
nedeniyle yaklaşık bir aydan beri toplumda yoğun
tartışmalara neden olan tasarının, meclisin bugünkü
birleşiminde hükümet ortaklarının oylarıyla onaylanarak
yasalaşması bekleniyor
PARTİLERİN
TUTUMU BELLİ... Meclis genel kurulunun bugün saat 10.00'da
başlaması beklenen rutin toplantısının gündemine giren
tasarıyla ilgili partilerin tutumları netleşmiş durumda.
Mecliste 23 milletvekili ile temsil edilen CTP, tasarıya
başından itibaren destek verirken, mecliste 7 milletvekili ile temsil
edilen DP de tasarıya destek verme kararı almıştı.
Mecliste 17 milletvekili ile ana muhalefet konumundaki UBP ile bir milletvekili
bulunan BDH ise tasarıya ret oyu vereceklerini gerekçeleriyle açıklamıştı
EŞDEĞER
KAPSAM DIŞI... Hukuk ve Siyasi İşler Komitesi'nin tasarıda
yaptığı değişikliklerin en önemlisi, eşdeğer
karşılığı alınan malları kapsam
dışında bırakması. Bu durumda eşdeğer
karşılığı mallar çözümden sonra dahi olsa iade
kapsamında olmayacak
Nezire GÜRKAN
(TAK)
KKTC
sınırları içinde kalan eski Rum malları için tazminat ile
takasa ek olarak mal iadesini de öngören tasarı, bugün Cumhuriyet Meclisi
Genel Kurulu'nda görüşülecek. Belirli kıstaslarda Rumlara mal
iadesini öngörmesi nedeniyle yaklaşık bir aydan beri toplumda
yoğun tartışmalara neden olan tasarının, meclisin
bugünkü birleşiminde hükümet ortaklarının oylarıyla
onaylanarak yasalaşması bekleniyor.
Cumhuriyet
Meclisi Genel Kurulu'nun bugün saat 10.00'da başlaması beklenen rutin
toplantısının gündemine giren tasarıyla ilgili partilerin
tutumları netleşmiş durumda. Mecliste 23 milletvekili ile temsil
edilen Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP), tasarıya başından
itibaren destek verirken, mecliste 7 milletvekili ile temsil edilen Demokrat
Parti (DP) de tasarıya destek verme kararı almıştı.
Cumhuriyet
Meclisi'nde 17 milletvekili ile ana muhalefet konumundaki Ulusal Birlik Partisi
(UBP) ile bir milletvekili bulunan Barış ve Demokrasi Hareketi (BDH)
ise tasarıya ret oyu vereceklerini gerekçeleriyle
açıklamışlardı.
Komitede
tartışıldı ve değişti
Bakanlar
Kurulu'nda onaylanarak 21 Kasım'da resmi gazetede
yayımlanmasının ardından toplumda geniş yankı
bulan mülkiyet tasarısı, son bir haftada Meclis Hukuk ve Siyasi
İşler Komitesi'nde yoğun tartışmaların
ardından bazı değişikliklere uğradı. Muhalefet
partileri yanında ilgili bakanlıklar, kurum ve kuruluşlar ile
sendikalar, dernekler, birlikler ve hukukçuların
katılımıyla yapılan toplantılarda, tasarının
esas ruhu korunarak bazı değişiklikler
yapılmıştı. Tasarı, komitede yapılan
değiştirilmiş haliyle bugün Meclis Genel Kurulu'nun onayına
sunulacak.
Eşdeğer
kapsam dışı
Hukuk ve Siyasi
İşler Komitesi'nin tasarıda yaptığı
değişikliklerin en önemlisi, eşdeğer
karşılığı alınan malları kapsam
dışında bırakması. Bu durumda eşdeğer
karşılığı mallar çözümden sonra dahi olsa iade
kapsamında olmayacak.
Doruk
anlaşmaları eklendi...(c) bendi çıktı
Hukuk ve Siyasi
İşler Komitesi'nin tasarıda yaptığı
değişiklikle, amaç bölümünde 1977-79 doruk anlaşmalarına da
atıf yapılırken, anayasanın 159'uncu maddesinin (c) bendinde
düzenlenen askeri tesisler tasarıdan çıkarıldı. Buna göre,
"1960 kuruluş antlaşmasında ve ona bağlı eklerde
belirlenen askeri tesis, rıhtım, kamp ve benzeri talim sahaları
içinde bulunan tüm taşınmaz mallar" iade edilmeyecek mallar
kapsamına girdi.
İnkişaf
değil geliştirme
Tasarıda
yer alan "inkişaf" ifadesi de "geliştirme" olarak
düzenlendi. Böylece iade kapsamındaki mallarla ilgili kurallar
belirlenirken kapsam genişletildi. Bununla hedeflenen ise, iade
şartları belirlenirken, bir malda sadece inkişafın
değil, devlet tarafından bölgeye yol, su, elektrik gibi alt
yapının götürülüp götürülmediğinin de dikkate
alınması...
Hedef "iç
hukuk"....Tasarıda iki tür iade var
KKTC mülkiyet
rejiminde uluslararası hukukun gereklerini yerine getirme ve Avrupa
İnsan Hakları Mahkemesi tarafından "iç hukuk" olarak
kabul edilme hedefiyle hazırlanan tasarı, kuzeyde kalan Rum
malları için tazminat ile takasa ek olarak, mal iadesini de öngörüyor.
En çok
tartışılan ve birçok kesimin tepkisine neden olan mal iadesi,
tasarıda iki ayrı şekilde düzenleniyor.
Çözümden sonra
iade...Kamulaştırmayla
Buna göre,
tapulu olan, birilerinin kullanımında olan, askeri tesis olarak
kullanılan, üzerinde kamu yararı bulunan eski Rum malları ancak
çözümden sonra iade edilebilecek. Ancak iade, çözümden sonra ilgili malın
KKTC devleti tarafından kamulaştırılmasıyla söz konusu
olabilecek.
Hemen iade
kapsamındakiler yüzde 4
Tasarıya
göre, 1974'ten önce Rumlar'a ait malların bir kısmı ise talep
halinde hemen iade edilebilecek. Bu mallar, kimsenin kullanımında
olmayan, kamu düzenini tehlikeye düşürmeyecek devlet kontrolündeki mallar.
TAK muhabirinin
derlediği bilgiye göre, tasarıyla hemen iade kapsamına
girebilecek devlet kontrolündeki malların toplamı yaklaşık
50 bin dönüm. Bu da KKTC toprağının yaklaşık yüzde
4'ünü ifade ediyor.
Tazminat ve
takas şartları...
Ödemeyi devlet
yapacak
Tasarı,
tazminat ve takasa ilişkin şartları da düzenliyor.
Başvuru
halinde ilgili Rum'a Kuzey'deki eski malına karşı tazminat
ödenmesi için 20 Temmuz 1974'teki rayiç bedel ile o günden bugüne değer
artışı dikkate alınacak. Tazminat belirlenirken
başvuru sahibinin Güney'de Türkler'e ait mal tutup
tutmadığı da dikkate alınacak.
Başvuru
sahibinin talebine göre takas teklif edilmesi halinde ise, 1974'teki rayiç
bedeller esas alınacak. Bu durumda malların değerleri
arasında fark olması halinde aradaki fark kimin lehine ise onun
tarafından ödenecek. Davalı taraf adına ödemeyi Komisyon, yani
KKTC devleti yapacak.
Takas halinde,
kullanım kaybından doğan zarar ve konut hakkından doğan
manevi zarara ilişkin tazminat talebi saklı kalacak.
Taşınır
mallara tazminat
Tazminat ve
takas halinde mülkiyet hakkının ortadan
kalktığını hükme bağlayan tasarı, talep halinde
Rumlar'a taşınır mallar için de tazminat öngörüyor. Tazminat
miktarı, komisyonun karar verdiği tarihteki rayiç değer
üzerinden ödenecek.
Yasanın
gerekçesi AİHS'e uyum...
İç hukuk
çalışacak
"Anayasa'nın
159'uncu Maddesinin 1'inci Fıkrasının (b) Bendi Kapsamına
Giren Taşınmaz Malların Tazmini, Takası ve İadesi Yasa
Tasarısı" adını taşıyan tasarı
uyarınca mahkeme gibi çalışacak bağımsız bir
komisyon oluşturulacak.
Komisyonda
yabancılar
da görev
yapacak
Yürütme
yetkisini iskan işleriyle görevli bakanlığa (İçişleri
Bakanlığı) veren, davacı taraf olarak da
Başsavcılık'ı adres gösteren tasarı, ez az 7
kişilik bir komisyon oluşturulmasını hükme
bağlıyor.
Tasarı
uyarınca, komisyonda görev yapacak en az 2 üye yabancılardan
oluşacak. Yabancı tanımı yapılırken, bu
kişilerin Kıbrıslı Türk, Rum ve bunlara ek olarak garantör
ülkeler Türkiye, Yunanistan ve İngiltere vatandaşı
olamayacaklarına da vurgu yapılıyor.
Komisyon
üyeleri Cumhurbaşkanı tarafından önerilecek üyeler
arasından Yüksek Adliye Kurulu tarafından atanacak. Başkan ve
üyeler hukukçular veya kamu yönetimi ile mali konularda tecrübeli
kişilerden oluşacak. Üyeler, 1974 öncesinde Rumlar'a ait mallardan
doğrudan veya dolaylı olarak yararlanan kişilerden
oluşmayacak.
Komisyonun
alacağı kararlar bağlayıcı ve yargının
aldığı kararlar gibi icrai nitelikte olacak.
Taşınmaz
mallarıyla ilgili takas, tazminat veya iade talebinde bulunanlar
iddialarını kanıtlamakla yükümlü olacaklar.
İtirazlar
YİM'e ve ardından AİHM'e
Mahkeme gibi
çalışacak komisyonun talebe göre takas, iade, tazminat veya
kullanım kaybından doğan zarar tazminine karar vermesi halinde
taraflar Yüksek İdare Mahkemesi'ne başvurabilecekler. Başvuru
sahibi, Yüksek İdare Mahkemesi'nin kararından da tatmin olmaması
halinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne başvuru yapabilecek.
Yasa
yürürlükten kalkacak
"Anayasa'nın
159'uncu Maddesinin 1'inci Fıkrasının (b) bendi Kapsamına
Giren Taşınmaz Malların Tazmini, Takası ve
İadesi" isimli yasa tasarının yasalaşarak
yürürlüğe girmesiyle, 2 yıl önce hazırlanan ve sadece tazminat
ile takas öngören Taşınmaz Malların Tazmini Yasası
yürürlükten kalkacak.
KIBRIS 19/12/05
Rumlar silahlanmaya 100 milyon KL
ayırdı
YENİ
SİLAHLAR ALACAKLAR... Kıbrıs Rum yönetiminin silahlanmaya
yaklaşık 100 milyon KL ayırdığı bildirildi.
Amerika'nın, Kıbrıs'ta Amerikan silahlarının
kullanılmasını yasaklaması nedeniyle Rum yönetiminin, yeni
silahlar satın almaya karar verdiği ve bütçede yeni tank
alımı için 40, top alımı için de 50 milyon KL
ayrıldığı açıklandı
Kıbrıs
Rum yönetiminin silahlanmaya yaklaşık 100 milyon KL
ayırdığı bildirildi.
Amerikan
hükümetinin; Kıbrıs'ta Amerikan silahlarının
kullanılmasını yasaklaması nedeniyle Rum yönetiminin, yeni
silahlar satın almaya karar verdiği; Rum yönetiminin, Amerikan
menşeli M 48 tankları ve 155'lik topları geri çekeceği ve
yenilerini satın alacağı; bütçede tank alımı için
ayrılan paranın 40, top alımı için ayrılan
paranın ise 50 milyon KL'ye ulaştığı bildirildi.
Politis
"Silahlanmaya 100 Milyon KL - Ödenekler 2006 Bütçesine Girdi - Amerikan
Silahlarını Geri Çekiyor ve Yenilerini Satın Alıyoruz"
başlığıyla manşete çıkardığı
haberinde şunları yazdı:
Yunanistan'dan
getirilen Amerikan silahlarının uzaklaştırılması
programının maliyeti 100 milyon KL'yi aşacak. ABD'nin özellikle
Atina'ya ve Lefkoşa'ya uyguladığı baskılar nedeniyle
hükümet birkaç aydan beridir; Amerikan yapımı silah sistemlerini geri
çekme yönünde siyasi bir karar aldı.
Ancak bu
kararın hayata geçirilmesinin, ülkenin ekonomik imkanları da dikkate
alındığında, önemli bir mali külfeti olacak. Gazetemizin
elde ettiği bilgilere göre yalnız iki silah sistemiyle (tanklar ve
toplar) ilgili yenilerinin alınması maliyeti 100 milyon KL'yi
aşıyor.
Çin'den top
Hükümet halen
(Norikon şirketi aracılığıyla) Çin'den 50 milyon KL'ye
varan ödeme karşılığında 155'lik top satın
alacak. Bu satın alım için hükümet, Meclis Savunma Komitesi'ne bilgi
vermesi gerekirken bunu yapmadı ve bu nedenle hükümet ortağı
parti yetkilileri arasında dahi hoşnutsuzluğa neden oldu.
Geçtiğimiz
cuma günü meclis tarafından onaylanan 2006 savunma harcamaları
bütçesinde 41 adet tank satın alımını öngören bir madde yer
alıyor. Meclis bu bütçeye onay verirken; yeni silahlanma
programlarıyla ilgili ödenekleri, önce meclisin onayını
gerektirecek şekilde düzenledi. 41 tank satın alımı için;
yenileri alınacaksa 100 milyon; ikinci el alınacaksa 40 milyon KL'lik
ödenek öngörüldü.
Rusya'dan tank
İyi
bilgili kaynaklar; T-80 tipi tank satın alınması için
'Rosovonexport' isimli ihracat kuruluşu aracılığıyla
Rusya ile müzakerelerin ileri aşamada bulunduğunu söyledi. Milli
Muhafız Ordusu geçmişte de bu tür silahlardan edinmişti.
Bu türdeki
tanklar konusunda Cumhuriyet'e Ukrayna'dan da teklif geldi. Ukrayna'dan gelen
teklif piyasa fiyatının neredeyse yarısı kadar bir fiyatla
ilgilidir. Ancak Savunma Bakanlığı, bu ülkenin daha sonra
sağlayacağı teknik desteğe güvenmiyor. Savunma Bakanlığı'ndan
bir yetkili gazetemize 'gelecekte teknik sistem desteği de almak için
aynı Rus şirketinden satın almamız daha iyi' dedi.
Çin'le
yapılan anlaşmanın ilerleyişine uygun şekilde ilk
etapta 12 Amerikan yapımı 15 km menzile sahip 155'lik M114 tipi top geri
çekilecek. M114'ler Yunan Ordusu tarafından 1951'den 1970'e kadar
alındı ve 2000 yılı civarında Kıbrıs'a
aktarıldı. Toplar geri çekilirken; 61 adet M48/A5 Molf tipi
tankın Deniz Kuvvetleri'ne ait tank taşıyıcı gemiye
yüklenmesi bekleniyor. Molf; 'Modular Laser Fire Control System' anlamına
geliyor. Leopard-IA5'lerin sahip olduğu Ateş Kontrol Sistemi
EMES-18'in gelişmiş şeklidir.
Molf sistemleri
m60a3'lere nakledilecek
Bilgilere göre
Molf; M60A3'lere nakledilecek ve M48/A5'ler terhis ve tahrip edilecek.
M48/A5'ler 1998 sonlarında Yunanistan'dan Kıbrıs'a
getirilmişti. Gelişleri gizli tutulmuş olmasına rağmen
iki MOSSAD ajanı tarafından kaydedilmişti. Bu ajanlar Zigi
bölgesindeki bir restoranda tespit edilmiş ve
tutuklanmışlardı. Haklarında hapis cezası verilmesine
rağmen; ağır baskılar nedeniyle Glafkos Klerides
tarafından affedildikleri için hapis yatmamışlardı.
M48/A5'ler askeri resmi geçitte de teşhir edilmişti ve ABD'nin
protestoları üzerine, kışlaların garajına
çekilmiş ve daha sonra da Yuanna Alayı'na dahil edilmişti.
Amerikan
silahlarının geri çekilmesine; güya bakım için Yunanistan'a
gönderilen ancak daha sonra geri dönmeyecekleri öğrenilen Bell UH-1 Huey
tipi iki helikopterlerle başladı. Son yıllarda yalnız
bakım uçuşu yapılması ve Arama-Kurtarma çerçevesinde dahi
hiçbir operasyon gerçekleştirmemeleri de bunun göstergesidir.
Kıbrıs'ın Avrupa Ordusu'na; bölgedeki arama kurtarma
operasyonlarına katılacaklarını beyan ettiği
helikopterlerin satın alınması gerekiyor. Ancak bize
söylendiğine göre şu anda para olmadığı için
helikopter satın alımına gidilmeyecek."
KIBRIS 19/12/05
Güneyde hain ilan edilen Rum yazar Tony
Angastiniotis, KKTC'ye sığındı
|
Kıbrıs'ta
"Kanın Sesi" adlı kitabı ve belgeselinde,
Rumların 14 Ağustos 1974'te Muratağa, Sandallar ve Atlılar
köylerinde 126 Türkü katlettiğini gösteren yazar Tony
Angastiniotis'ın, Rum yönetiminin gazabına uğrayınca
KKTC'ye sığındığı bildirildi. Radikal
gazetesinin haberine göre, Güneyde "vatan haini" ilan edilip
işsiz kalan Angastiniotis'i, KKTC yönetimi Doğu Akdeniz
Üniversitesi (DAÜ) İletişim Fakültesi'nde öğretim görevlisi
yaptı. Gazetenin
iddiasına göre, DAÜ'nün konut tahsisi üzerine ailesiyle Mağusa'ya
yerleşen Angastiniotis, bir KKTC Üniversitesi'nde hocalık yapan ilk
Rum oldu. Angastiniotis,
Radikal gazetesine, "40 yıldır ilkokuldan başlayarak 'En
iyi Türk ölü Türk'tür' aşılamasıyla büyüdük. Rumlar
1960'ları, toplu mezarları bilmiyor" dedi. Savaştan
önce yaşadıklarını Mağusa'da ailesine yaşatma
hayalini gerçekleştirdiğini anlatan Rum yazar, "Burası benim
şehrim, memleketim" vurgusu yaptı. "Rum
toplumu gerçeklerle yüzleşse, Rum lideri Papadopulos böyle hâkimiyet
kurabilir mi? Güneyde kalplerin değişmesi için beyinlerin
değişmesi gerek. Bu zaman alır" yorumu yapan
Angastiniotis, DAÜ'deki ilk dersini şöyle anlattı: " 'Ben
bir Rum'um. Ona göre sınıfı terk etmek isteyen varsa buyursun'
dedim. Ama kimse sınıftan çıkmadı. Beni
dinleyişlerini gördüğümde çok mutlu oldum. Güdülmenin iyi
olmadığını anlattım." |
KIBRIS 19/12/05
Rumlar Cherie Blair'le ilgili protesto
girişiminde bulundu
RUMLAR DURUMDAN
RAHATSIZ Rum yönetiminin, İngiltere Başbakanı Tony
Blair'in eşinin, "Rum mallarını gasp eden"
kişilerin savunma görevini üstlenmesinden dolayı
hoşnutsuzluğunu gizlemediğini bu nedenle Rum
Dışişleri Bakanlığı'nın, izahat isteyerek,
İngiltere'ye protesto girişiminde bulunduğu bildirildi
BAYAN
BLAİR'E "KUKLA" YAKIŞTIRMASI "Kıbrıs
Cumhuriyeti"ni mülkler konusunda "yaralama" hedefine sahip olan
bu harekette Bayan Blair "kukla" olarak nitelendirilirken, Rum
yönetiminin, Cherie Blair'in, İngiltere Başbakanı Tony Blair'in
siyasi faaliyetlerini etkilemeksizin, bağımsız olarak
mesleğini icra ettiği yönündeki yanıta da
inandırıcı bulmadığı belirtildi
Rum
yönetiminin, İngiltere Başbakanı Tony Blair'in eşinin,
"Rum mallarını gasp eden" kişilerin savunma görevini
üstlenmesinden dolayı hoşnutsuzluğunu gizlemediğini bu
nedenle Rum Dışişleri Bakanlığı'nın, izahat
isteyerek, İngiltere'ye protesto girişiminde bulunduğu
bildirildi.
Fileleftheros,
Rum yönetiminin bu hareketi "maksatlı" olarak
nitelendirdiğini, ayrıca Cherie Blair'in, eşinin-Tony
Blair'in-bilgisi dışında hareket etmediğini de
düşündüğünü belirtti.
Habere göre Rum
Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos yaptığı
açıklamada Dışişleri Bakanlığı'nın,
İngiltere'ye yönelik yoğun girişimlerde bulunduğunu
belirterek, Bayan Blair'in hareketinin duygularını tahrik
ettiğini de söyledi.
Gazete
ayrıca, "Kıbrıs Cumhuriyeti"ni mülkler konusunda
"yaralama" hedefine sahip olan bu harekette Bayan Blair'in
"kukla" olarak nitelendirildiğini yazarken, Rum yönetiminin,
Cherie Blair'in, İngiltere Başbakanı Tony Blair'in siyasi
faaliyetlerini etkilemeksizin, bağımsız olarak mesleğini
icra ettiği yönündeki yanıta da inandırıcı
bulmadığını belirtti.
Habere göre,
hükümet kaynakları,İngiltere'nin çok ciddi bir konu olan, siyasi bir
konuya bu denli karışmasını da kabul edilemez ve
kışkırtıcı olarak nitelendirdiler.
Haberi,
"Suçun Avukatı" şeklinde veren MAHİ ise, Cherie
Blair'in Orams çiftini savunacağı yönündeki haberin, güneyde bomba
etkisi yarattığını, ayrıca siyasilerin ve partilerin
tepkisine yol açtığını yazdı.
Habere göre,
İngiliz Yüksek Komiserliği Basın Sözcüsü Neical Baunt
yaptığı açıklamada, Bayan Blair'in mesleki kimliğiyle
hareket ettiğini, mesleğiyle ilgili soruların ise Bayan Blair'e
ait avukatlık bürosuna sorulması gerektiğini de belirtti.
Habere göre
DİSİ Başkan Vekili Averof Neofidu gazeteye
yaptığı açıklamada, garantör ülke olarak İngiltere'nin
"Kıbrısla" özel ilişkisi nedeniyle konunun siyasi bir
boyut kazandığını söyledi.
AKEL Basın
Sözcüsü Antros Kiprianu ise, böylesi bir olayın
kışkırtıcı olduğunu, siyasi kişilerle
bağlantısı olanların, özellikle ilke sorunlarındaki
davranışlarında dikkatli olmaları gerektiğini
belirtti.
K S EDEK
Başkanı Yannakis Omiru konuyla ilgili yaptığı
açıklamada konuyu büyük bir siyasi skandal olarak nitelendirirken, EVRO.KO
Başkanı Dimitris Şulluris ise İngiltere'nin
"Kıbrıs" karşısındaki
inandırıcılığı açısından , söz konusu
olayın büyük bir yara olduğunu ayrıca Kıbrıs sorunun
çözümüne de yardımcı olmadığını ifade etti.
Simerini'ye
göre, Rum Hükümet Sözcüsü Kipros Hrisostomidis, gazeteye yaptığı
açıklamada Cherie Blair'in davaya müdahil olmasının,
"Kıbrıs" ve İngiltere arasındaki doğru
diplomatik ilişki kurulmasına katkı
sağlamadığını söyleyerek Cherie Blair'in fikrini
değiştirmesi temennisinde bulundu.
Rum
basınında haber şu başlıklarla yer aldı:
Haravgi:
"Gaspcıların Avukatı-İngilizler Cherie Blair'in
Müdahil Olmasını Kabul Ediyor"
Simerini:
"Bayan Blair'in Olaya Karışmasıyla İlgili
İngiltere' ye Protesto"
Politis: "
Bayan Blair'in İşgal Altındaki Topraklardaki "Business'leri
(işleri)"
KIBRIS 19/12/2005
Rumlara
mal iadesinin yolu açıldı
SEFA KARAHASAN Lefkoşa
KKTC sınırları içinde kalan, eski Rum malları için
tazminat, takas ve mal iadesini öngören tasarı dün KKTC Meclisi'nde
yapılan oylamayla yasalaştı. Ana muhalefet partisi konumundaki
Ulusal Birlik Partisi'nin (UBP) engelleme çabalarının sonucu saatler
süren tartışmaların sonunda yapılan oylamadan, tasarıya
29 "evet", 17 "hayır" oyu çıktı.
KKTC mülkiyet rejiminde uluslararası hukukun gereklerinin yerine
getirilmesi ve bunun Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM)
tarafından "iç hukuk" olarak kabul edilmesi hedefiyle
hazırlanan tasarı, kuzeyde kalan Rum malları için tazminat ile
takasa ek olarak, mal iadesi yapılmasını da öngörüyor.
Oylamadan önce mecliste yasa tasarısını savunan KKTC
Başbakanı Ferdi Sabit Soyer, tazminatlar için ek bütçe
yapılabileceğini, mahkeme tazminata karar verirse bunu ödeyeceklerini
kaydetti.
Yürütme yetkisini İçişleri Bakanlığı'na veren
tasarı, en az 7 kişilik bir komisyon oluşturulmasını
hükme bağlıyor. Komisyonda, 2 üye de yabancı olacak.
Yabancı tanımı yapılırken, bu kişilerin
Kıbrıslı Türk, Rum ve bunlara ek olarak garantör ülkeler
Türkiye, Yunanistan ve İngiltere vatandaşı olamayacaklarına
da vurgu yapılıyor.
Yasa ne öngörüyor?
· 1974'ten önce
Rumlara ait olan malların bir kısmı, talep olursa hemen iade
edilecek. Bu mallar kimsenin kullanımında olmayan, kamu düzenini
tehlikeye düşürmeyecek devlet kontrolündeki mallar olacak. Yapılan
araştırmaya göre, hemen iade edilecek topraklar, KKTC
toprağının yüzde 4'ünü oluşturuyor.
· Rum tarafında
malı olan Kıbrıslı Türklerin malları yasa
kapsamına girmeyecek.
· Askeri tesisler
iade edilemeyecek. Buna göre "1960 kuruluş antlaşmasında ve
ona bağlı eklerde belirlenen askeri tesis, rıhtım, kamp ve
benzeri talim sahaları içinde bulunan tüm taşınmaz mallar"
iade edilmeyecek mallar kapsamına girmiş oldu.
· Kamunun
kullandığı mallar adada çözümden sonra Rumlara iade edilecek.
·
Tasarı, tazminat ve takasa ilişkin şartları da
düzenliyor. Başvuru halinde ilgili Rum'a Kuzey'deki eski malına
karşı tazminat ödenmesi için 20 Temmuz 1974'teki rayiç bedel ile o
günden bugüne değer artışı dikkate alınacak. Tazminat
belirlenirken başvuru sahibinin Güney'de Türklere ait mala sahip olup
olmadığı da dikkate alınacak.
MILLIYET 20/12/05
Mülkiyette yeni dönem
SOYER:
İKİ BÖLGELİLİK VE ÇÖZÜM AMAÇLANIYOR... CTP Genel
Başkanı ve Başbakan Ferdi Sabit Soyer, çözümden önce
Kıbrıs sorununu kendi lehine çevirmek isteyen tarafın mülkiyet
konusunda adımlar atması gerektiğini belirtti. Papadopulos
yönetiminin hukuki taarruzuna karşılık pozisyon almak
gerektiğini kaydeden Soyer, Cumhurbaşkanı ve hükümetin bu konuda
adımlar attığını ifade etti. Yasanın kimseyi
kandırma amacı gütmediğini, iki bölgelilik siyasi hedefinde
çözümü amaçladığını vurgulayan Soyer, tazminatlar için ek
bütçe yapılabileceğini, mahkeme tazminata karar verirse bunun
arkasında olduklarını ve ödeyeceklerini bildirdi
DENKTAŞ:
KIBRIS TÜRKÜ'NÜN HAKLARI KORUNUYOR... DP genel Başkanı ve
Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş, tapu iptalinin söz
konusu olmadığına vurguladı ve çözüm aşamasında
iade halinde de Kıbrıs Türkü'nün haklarının
korunduğuna dikkat çekti. Tapulu veya kullanımdaki malların
ancak çözümden sonra iade edilebileceğini, bu durumda da devletin
kamulaştırmasının yasayla güvence altına
alındığını söyleyen Denktaş, "Kesinlikle
devletin kendi verdiği tapuyu tanımaması durumu söz konusu
değildir" dedi. Denktaş, "Yeni düzenlemelerle
tasarının Anayasa'ya en ufak bir aykırılığı
yoktur" diye konuştu
EROĞLU:
DEVLET ORTADAN KALKACAK... UBP eski başkanı Derviş Eroğlu,
tasarının anayasaya aykırı olduğunu ve
Kıbrıs Türkü'nün egemenliği ile devletini ortadan
kaldıracağı gerekçesiyle tasarıya ret oyu vereceklerini söyledi.
Eroğlu, tasarının yasalaşması halinde Anayasa
Mahkemesi'ne başvurabileceklerini de bildirdi. "Türkiye'ye zaman
kazandırma gerekçesiyle hazırlanan bu yasa Kıbrıs Türkü'nün
çıkarlarını korumuyor. Bu yasa Kıbrıs Türkü'ne çok
pahalıya mal olacak. Ortaya çıkacak maliyetin nasıl
karşılanacağı da belirsizdir. 'Türkiye istedi'
söylemleriyle halk Türkiye'ye tepkiye yönlendiriliyor" ifadelerini de
kullandı
AKINCI: İÇ
VE DIŞ TRİBÜNLERE OYNANIYOR... BDH Genel Başkanı Mustafa
Akıncı, yasa tasarısının söylemlerinin iç tribün ve
dış tribün olmak üzere iki yönde olduğunu belirterek, iç
tribünün halk, dış tribünün de AİHM olduğunu kaydetti.
AİHM'e yasanın iç hukuk sayılması çağrısı
yapılırken, halka da "Merak etmeyin de Rum'a bir şey
vermeyeceğiz" dendiğini anlatan Mustafa Akıncı, yasa
tasarısı ile ulaşılabilirliğin, bulunabilirliğin
"serbest girişin" sağlandığını,
tasarıda bazı konuların halledilmiş görünse bile ana konuların
halledilmediğini söyledi
Cumhuriyet
Meclisi dün 9 saatlik çalışma maratonunda günlerdir kamuoyunda
tartışılan yeni mülkiyet yasasını onayladı.
Saat 11.00'de
başlayıp kesintisiz 19.45'e kadar devam eden meclis
birleşiminde, mülkiyet yasası olarak da bilinen KKTC
sınırları içindeki eski Rum malları için tazminat, takas ve
iade öngören yasa tasarısını kabul etti.
Başından
beri tasarıya karşı olan meclisteki 17 sandalyenin sahibi Ulusal
Birlik Partisi (UBP) ile 1 milletvekili olan Barış ve Demokrasi
Hareketi (BDH) tasarıya olumsuz oy verirken, mülkiyette yeni düzenleme
getiren yasa, mecliste 30 sandalyeye dayalı hükümetin oylarıyla
geçti.
Tasarıya
29 kabul, 17 de ret oyu çıktı. DP Başkan
Yardımcısı Ertuğrul Hasipoğlu ile UBP milletvekili
Hüseyin Özgürgün dünkü meclis birleşimine katılmadı.
"Anayasa'nın
159. maddesinin (1)'inci fıkrasının (b) bendi Kapsamına
Giren Taşınmaz Malların Tazmini, Takası ve
İadesi" adını taşıyan düzenleme, mülkiyet
yasası olarak da biliniyor.
Hükümet
oylarıyla meclisten geçen yasada son anda dahi değişiklikler
yapıldı. Yapılan değişikliklerden biri de komisyonun
iade edebileceği taşınmaz mallarla ilgiliydi.
Bu konuyu
düzenleyen 8'inci maddenin 1'inci fıkrası, ".... iade edilmesi,
konumu ve niteliği itibarıyla ulusal güvenliği ve kamu düzenini
tehlikeye düşürmeyecek , kamu yararına tahsis edilmemiş olan ve
askeri bölgeler veya askeri tesisler dışındaki
taşınmaz mallar, komisyon kararıyla makul bir sürede iade
edilebilir" şeklinde yeniden düzenlendi. Oysa bu fıkra son ana
kadar "iade edilmesi, konumu ve niteliği itibarıyla ulusal
güvenliği ve kamu düzenini tehlikeye düşürmeyecek , kamu
yararına tahsis edilmemiş olan ve askeri bölgeler ve/ veya askerin
kullanımına ihtiyaç duyulan mülkler dışındaki
taşınmaz mallar, komisyon kararıyla makul bir sürede iade
edilebilir" şeklindeydi.
Bugün bütçe
maratonu başlıyor
Meclis,
mülkiyet yasasına geçmeden önce 2006 Mali Yılı Bütçe Yasa
Tasarısı'nı bugün görüşmeye ilişkin divan
kararını oyladı. Buna göre bütçe görüşmeleri pazar günü
hariç her gün yapılacak.
29
Aralık'ta tamamlanacak görüşmeler her gün saat 10.00'da
başlayıp o günkü program bitene kadar devam edecek.
Eroğlu:
Tasarı anayasaya aykırı
Daha sonra
mülkiyet yasasına geçildi. İlk konuşmayı yapan eski
başbakan, Mağusa Milletvekili Derviş Eroğlu,
tasarının anayasaya aykırı olduğu ve Kıbrıs
Türkü'nün egemenliği ile devleti ortadan kaldıracağı gerekçesiyle
tasarıya ret oyu vereceklerini söyledi. Eroğlu, tasarının
yasalaşması halinde Anayasa Mahkemesi'ne başvurabileceklerini de
bildirdi.
Tasarının
cumhurbaşkanı ile hükümet tarafından "dayatmacı"
bir yaklaşımla hazırlandığını, hükümet
ortakları arasında gerekli mutabakat sağlanmadan
tasarının kamuoyunun gündemine
taşındığını söyleyen Eroğlu,
başsavcının, ilgili tasarının anayasaya
aykırı olduğuna ilişkin görüşlerinin de kamuoyundan
gizlendiğini savundu.
Halkın
tasarı hakkında yanlış bilgilendirildiğini savunan
Eroğlu, anayasaya aykırı olduğu, Kıbrıs Türkü'nü
mülksüz ve uzun vadede devletsiz bırakacağı, ağır
tazminatlara yol açacağı görüşüyle tasarıya karşı
çıkma kararı aldıklarını yineledi.
KKTC devletinin
tapularının tartışma konusu yapılmasının sakıncalarına
vurgu yapan Eroğlu, "Malların geri iadesi kesinlikle anayasaya
aykırıdır" dedi.
İlgili
yasayla Kıbrıs Türkü'nün egemenlik hakkının ortadan
kaldırıldığını ve KKTC'nin "Türkiye'nin alt
yönetimi" haline getirileceğini kaydeden Eroğlu, Loizidu davasında
Türkiye'nin tazminat ödemesinin hata olduğunu da yineledi. Eroğlu,
"Rumlara manevi tazminat ödemek çok yanlış. Manevi tazminat
meşru hak kabulü demektir. Kıbrıs Türkü'nün manevi
tazminatı ne olacak?" diye sordu.
Yasanın
"iç hukuk" olarak kabul edileceğine
inanmadıklarını da söyleyen Eroğlu, "Önemli bir taviz
veriyoruz ama beklediğimiz gibi de iç hukuk olarak kabul
edilemeyeceğine inanıyoruz" diye konuştu.
Eroğlu,
2003'te hazırlanan ve iade dışında tazminat ile takası
öngören yasanın da "iç hukuk" olarak kabul edileceği
yönünde bilgiler olmasına karşın bunun
gerçekleşmediğini kaydetti.
Bu yasayla
Loizidu benzeri davaların önlenemeyeceğini söyleyen Eroğlu,
"Bizim mahkemenin aldığı kararlar iç hukuk olarak kabul
edilse bile birkaç yılda değişecek. AİHM yolu her halükarda
açık. Bizim kararlarımız değil AİHM kararları
geçerli olacak. Zaman kazanacağız diye kendi kendimizi
aldatmayalım" dedi.
"Bu
yasayla Türkiye'nin alt yönetimi olduğumuzu söylüyoruz ve 'işgal
yönetimi' diyen Rumlara en büyük kozu veriyoruz" diyen UBP Milletvekili
Derviş Eroğlu, yasanın arkasında halk desteği
olmadığını da kaydetti. Eroğlu, "Uzlaşma ve
halk desteği önemli" dedi.
Partisinin
referandum önerisini tekrarlayan Eroğlu, yasanın ekonomik yaşama
da olumsuz etki yapacağını ve yatırımların
belirsizliğe itileceğini kaydetti.
Eroğlu,
özetle şunları söyledi:
"Türkiye'ye
zaman kazandırma gerekçesiyle hazırlanan bu yasa Kıbrıs
Türkü'nün çıkarlarını korumuyor. Bu yasa Kıbrıs
Türkü'ne çok pahalıya mal olacak. Ortaya çıkacak maliyetin nasıl
karşılanacağı da belirsizdir. 'Türkiye istedi'
söylemleriyle halk Türkiye'ye tepkiye yönlendiriliyor."
Akıncı:
Başımız dertten kurtulmayacak
BDH Genel
Başkanı Mustafa Akıncı, Kıbrıs'ta tarafların
uzlaşı sağlayacağı ana kadar Kıbrıs
Türkü'nün başının dertten kurtulmayacağını
belirtti. Akıncı, "Kendimizi aldatmayalım" dedi.
Daha önce
hazırlanan yasanın AİHM tarafından iç hukuk olarak kabul
edilmemesi nedeniyle bu tasarının
hazırlandığını kaydeden Mustafa Akıncı,
AİHM'in Loizidu davası ile TC'nin KKTC üzerinde denetimi
olduğunun altını çizdiğini kaydetti.
Son olarak yasa
ile ilgili olarak TC'den heyetler gelip gittiğini ancak bunların
gizlenmek istediğini belirten Akıncı, "Bunları zaten
dünya biliyor" dedi. Akıncı, konuşmasında Zaim
Necatigil'in kitabından alıntılar da yaptı.
Yasanın
bütçenin öncesine alınacak kadar ivedi olduğuna dikkat çeken
Akıncı, bunun nedeninin Loizidu davasının
kararının 2 ay ertelenmesine bağlandığını
ancak bu yasa ile kararın ertelenmesinin mümkün
olmadığını söyledi.
Zaim
Necatigil'in kitabından tekrar alıntı yapan ve o zamanın
başbakanı Mehmet Ali Talat'ın 2004'de mülkiyetle ilgili
komisyonunda yabancıların yer almasıyla ilgili görüşmeler
yaptığını belirten Akıncı, bu işin 1.5
yıldır düşünülmesine rağmen hükümet ortakları
tarafından bile yeterince
tartışılmadığını ivedi olarak kısa bir
zamana sığdırılmaya
çalışıldığını söyledi.
Yasa
tasarısının gündeme gelme şeklini de eleştiren
Akıncı, yasa tasarısının söylemlerinin iç tribün ve
dış tribün olmak üzere iki yönde olduğunu, iç tribünün halk,
dış tribünün de AİHM olduğunu belirtti.
AİHM'e
yasanın iç hukuk sayılması çağrısı
yapılırken, halka da "Merak etmeyin de Rum'a bir şey
vermeyeceğiz" dendiğini vurgulayan Akıncı, Yasa
Tasarısı ile ulaşılabilirliğin, bulunabilirliğin
"serbest girişin" sağlandığını,
tasarıda bazı konuların halledilmiş görünse bile ana
konuların halledilmediğini söyledi.
AİHM'e
göre tasarının "yeterli ve etkili" çare üretmesi
gerektiğini ancak bunun üretildiğinin tartışmalı
olduğunu kaydeden Akıncı, tasarıdaki "meşru"
kelimelerinin tümünün çıkarıldığına da dikkat çekerek,
kelime oyunları ile zaman kaybedilmemesi gerektiğini ifade etti.
Akıncı,
"sosyal adalet", "makul süre", "geliştirme",
"belli oranda tahsisat" gibi yasaya değişiklikle giren
"en az ikisi yabancı olacak" ifadelerin muğlak
olduğunu ve iç tribünlere yönelik yapıldığını
savundu.
Akıncı,
tasarıda bu ifadelerin açıklamasının,
tanımının olmaması nedeniyle yoruma açık olduğunu
anlattı.
"Nasıl
olsa Rum başvurmaz" rahatlığı olduğunu belirten
Akıncı, Başsavcının açıklamasına göre eski
tasarıya göre 7-8 Rumun başvuruda bulunduğunu, 2-3 tanesinin
sonuçlandığını ve ödeme safhasında ise
"cırlandığını" söyledi.
Bu yasaya da
başvurular olabileceğini ve bütçe olması gerektiğini
kaydeden Akıncı, "AİHM için inanılırlık
gerekli" dedi.
AİHM'in bu
tasarıyı kabulünün küçük bir ihtimal olduğunu belirten
Akıncı, 24 Nisan referandumundan sonra Kıbrıs Türk
Devleti'nin hayata geçirilip Anayasa değiştirilmiş olması
halinde bu yapılanlara gerek kalmamış olacağına vurgu
yaptı.
Denktaş:
Tasarısı anayasaya uygun
DP Genel
Başkanı Başbakan Yardımcısı
Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş Rum yönetimi ile Rum
halkının çözüm yönünde istekli olmadığını, çözüm
umudu olmadığını söyledi. Denktaş, "Ne hayal
ettiğimiz ne de istediğimiz çözüme ulaşmak mümkün
görünüyor" dedi. Denktaş, ancak en azından seçimlerin
yapılacağı 2008'e kadar bu yönde uğraş vereceklerini
söyledi.
Mülkiyet
yasasıyla ilgili görüşlerini açıklarken, yasayla oluşacak
"iç hukuk" yolunun Türkiye'nin iç hukuku olacağını,
ancak bu konudaki uygulama otoritesinin KKTC olacağını söyleyen
Denktaş, yasayla görüşme masasındaki kozların
yitirildiğine ilişkin görüşlere karşı çıktı.
AİHM'in
Arestis davasında 2003'de çıkarılan yasayla oluşturulan iç
hukuk yolunun yetersizliğine vurgu yaparak yeni taleplerde bulunduğunu
anımsatan Denktaş, meclis gündemindeki tasarıyla bu konuda
düzenlemeler yapıldığını anlattı.
Tasarıyla
bu öngörülere yer verilirken, Kıbrıs Türk halkının
haklarının korunduğunu ve dengeli bir yasa
hazırlandığını söyleyen Denktaş, AİHM'in
Arestis davasıyla ilgili kararını şubat ayına
ertelemesinin yasayla ilgili önemli bir işaret olduğunu kaydetti.
Denktaş, "AİHM bu yasayı iç hukuk olarak benimseyebilir. Bu
konuda ışık var" dedi.
Yasa
tasarısının uzun hazırlık sonucunda
hazırladığını, meclisteki kapalı oturumda ve
cumhurbaşkanlığında parti liderleriyle yapılan
toplantılarda tasarının
tartışıldığını anlatan Denktaş,
"Son zamanlarda en çok tartışılan yasa konumundadır.
Tartışılmadığı iddiası doğru
değildir" dedi.
Yasa
tasarısında tapu iptalinin söz konusu olmadığına vurgu
yapan Serdar Denktaş, çözüm aşamasında iade halinde de
Kıbrıs Türkü'nün haklarının korunduğuna dikkat çekti.
Tapulu veya kullanımdaki malların ancak çözümden sonra iade edilebileceğini,
bu durumda da devletin kamulaştırmasının yasayla güvence
altına alındığını söyleyen Denktaş,
"Kesinlikle devletin kendi verdiği tapuyu tanımaması durumu
sözkonusu değildir" dedi.
Yasanın
anayasaya aykırı olduğunu iddia edenlerin bu
iddialarının gerekçelerini de açıklamak durumunda
olduklarını söyleyen DP Genel Başkanı Başbakan
Yardımcısı Serdar Denktaş, "Yeni düzenlemelerle
tasarının Anayasa'ya en ufak bir aykırılığı
yoktur" diye konuştu.
Siyasi
eşitlik kadar vazgeçilmez temel unsurlardan iki kesimliliğin yasa
tasarısıyla korunduğunu, bu konuda tasarıda herhangi bir
açık olmadığını söyleyen Denktaş,
"Elimizdeki en önemli müzakere elemanı toprak düzenlemesidir ve
askerin buradaki varlığıdır. Siyasi eşitlik ve iki
kesimlilik ise hakkımızdır, hiçbir şekilde müzakere edilmez
olandır. Bu yasayla bunları değil ortadan kaldırmak
güçlendirmek söz konusudur" ifadelerini kullandı.
Yasa
tasarısıyla iade halinde devletin yükümlülük halinde olduğunu,
herhangi bir mağduriyetin kesinlikle söz konusu
olmadığını söyleyen Denktaş, eşdeğer
kaynaklı malların ise iade kapsamı dışında
olduğuna işaret etti. Tasarıda yer alan konuyla ilgili
düzenlemelere ilişkin ayrıntılar vererek tasarıya yönelik
tepkilerin çoğunlukla psikolojik olduğunu kaydeden Denktaş,
"Siyaseten zayıflama değil güçlenme söz konusudur"
ifadelerini de kullandı.
Tasarıyla
öngörülen "iade kapsamındaki mallara 3 yıllık
moratoryum" ifadesinin Rum tarafını çözüme zorlayıcı
bir düzenleme olduğunu söyleyen Denktaş, "Bu yasa ayaküstü
hazırlanmış bir yasa değil. Bu 3 yıllık
moratoryumun anlamı var" dedi.
AİHM'in
yasayı "iç hukuk" olarak kabul etmemesi halinde bile çözüm
umutlarının azaldığı bir dönemde Rumlara bir olanak
verildiğini söyleyen Denktaş, yasayla Rumlarla başvuru için 2
yıllık süre verildiğine dikkat çekti.
Hükümet
adına değil partisi adına konuştuğuna vurgu yaparak
Rum halkına da çağrıda bulunan Denktaş, "Yönetimlerini
çözüme zorlamazlarsa gidişat kötü. Bu bir tehdit değil
uyarıdır. Gidişat çatışmaya doğrudur. Böyle
giderse yeni bir çatışmaya girebiliriz. Bu kötü gidişatı
hem Rumlar, hem dünya ve AB dikkate almalıdır" dedi.
Soyer: Birey
hakları için mülkiyet hakkı sınırlanabilir
CTP-BG Genel
Başkanı Başbakan Ferdi Sabit Soyer, çözümden önce
Kıbrıs sorununu kendi lehine çevirmek isteyen tarafın mülkiyet
konusunda adımlar atması gerektiğini belirtti.
Soyer,
bireylerin haklarının korunması için mülkiyet hakkının
sınırlanabileceğini de vurguladı.
Soyer, yasa
tasarısının Kıbrıs sorununa
yaklaşımının, Kıbrıs Türkü'nün siyasi
eşitlik temelinde çözüm ve değişen koşulları
kapsadığını kaydetti.
Tasarıda
karşı olunan bazı argümanların kendisini
yaraladığını belirten Soyer, daha önce yapılan
konuşmalardan alıntılar yaptı ve bunları
eleştirdi.
TC'nin bugün
aday ülke statüsünden çıkıp tarih alan bir ülke olduğunu
belirten Soyer, yasanın bu aşamada geldiğine dikkat çekti.
Papadopulos
yönetiminin hukuki taarruzuna karşılık pozisyon almak
gerektiğini kaydeden Soyer, Cumhurbaşkanı ve hükümetin bu konuda
adımlar attığını ifade etti.
Hurma
davası konusunda çalışmalar sürerken Kıbrıs Türkü'nün
malsız mülksüz kalmasını önleyecek önlemler çerçevesinde
AİHM'in kabul edebileceği bir yasa tasarısının
hazırlığının yapılmaya
başladığını ifade eden Soyer, muhalefet partileri ile
Meclis'te gizli toplantılar yapılmasına rağmen
karşı görüş alamadıklarını belirtti.
Tasarının
7 Kasım'da meclise geldiğini ve 18 Kasım'da milletvekillerine
dağıtıldığını ve sürenin kısa
olduğu eleştirilerinin yersiz olduğunu belirten Soyer, bir tek
hukukçunun görüşleri ile yol yürünemeyeceğini, yasa tasarısı
hakkında başbakan olarak kendisinin ve
cumhurbaşkanının hedef alınabileceğini, ancak
yasanın hazırlanmasına bilgi birikimi ile katkı koyanlara
saygılı davranılması gerektiğini söyledi.
Yasa
Tasarısı'nın AİHM'in iç hukuk olarak arayacağı
özellikleri içermesi için yapıldığını kaydeden Soyer,
mülkiyet hakkının çok önemli olduğunu, ancak kutsal
olmadığını ifade etti.
"Bireyin
hakkının saklı kalması barış ve özgürlük konusuna
çare bulunmalı" diyen Soyer, bireyin hakları için mülkiyet
hakkının sınırlanabileceğini vurguladı.
Annan
planında da mülkiyetin 1/3'ünün iadesinin bulunduğunu hatırlatan
Soyer, hukukun Kıbrıs Türk halkını teslim almaması
için arayış içinde olunması gerektiğini kaydetti.
Rum'un
amacının tek yanlı üye olmanın avantajını
kullanarak iki kesimliliği ortadan kaldırmak olduğunu belirten
Soyer, çözümden önce Kıbrıs sorununu kendi lehine çevirmek isteyen
tarafın mülkiyet konusunda adım atması gerektiğini
vurguladı.
Manevi
tazminatın Rumlar için olduğu kadar Kıbrıslı Türklerin
Güney'deki malları için de geçerli olduğunu söyleyen Soyer, ancak
bugüne kadar Kıbrıslı Türklerin AİHM'e
başvurmamasının eksiklik olduğunu kaydetti.
Soyer,
AİHM'in de Rumların açtığı mülkiyet davaları
nedeniyle zorda olduğunu ve çıkış yolu
aradığını vurguladı.
Tasarının
yasalaşması ve AİHM'in bunu iç hukuk olarak kabul etmesi halinde
ekonominin güçleneceğini ve malların değerinin
artacağını belirtti ve Kıbrıs Türkü'nün bu yasaya
ihtiyacı olduğunu kaydetti.
Yasanın
kimseyi kandırma amacı gütmediğini, iki bölgelilik siyasi
hedefinde çözümü amaçladığını vurgulayan Soyer, tazminatlar
için ek bütçe yapılabileceğini, mahkeme tazminata karar verirse bunun
arkasında olduklarını ve ödeyeceklerini kaydetti.
Diğer
konuşmalar
UBP
Milletvekili Tahsin Ertuğruloğlu da , "Bu gidişatla bir gün
gelecek kazanılmış haklı bir davanın nasıl
kaybedildiği doktora tezlerine konu olacak" dedi.
Anayasaya
bağlılığı vurgulayan milletvekili yemini okuyan ve
tasarının anayasaya aykırı olduğunun
Başsavcı ile Yüksek Mahkeme Başkanı tarafından da
açıklandığını söyleyen Ertuğruloğlu,
"Hiçbir yönüyle Kıbrıs Türküne ve anavatana olumlu getirisi
olmayacak, tüm zemini ortadan kaldıracak bir yasayla karşı
karşıyayız" dedi.
Milletvekillerine
"tarih önündeki sorumluluklarını" hatırlatan ve
"Diplomasi yapacaksınız diye Kıbrıs Türk
halkını mahvediyorsunuz" diyen Ertuğruloğlu, yasayla
ilgili açıklamaları "halkı yanıltıcı
demagojiler" olarak niteledi.
UBP
Milletvekili Kemal Dürüst de mülkiyetle ilgili yasa tasarısının
tarihi bir hata olduğunu belirtti. Dürüst, hükümete çağrı
yaparak bu "yanlıştan" dönmelerini istedi.
Dürüst,
komiteye çağrılan tüm sivil toplum örgütlerinin olumsuz
görüşlerine, Başsavcı ve Yüksek Mahkeme
Başkanı'nın anayasaya aykırılık ikazlarına
rağmen iktidarın tasarıyı yasalaştırmaya
çalışmasını eleştirdi.
Hükümete tarihi
hata işlememesi için çağrı yapan Dürüst, "Bu tarihi hatayı
işlemeyiniz. TC'li kardeşlerimizin ve Güney'den gelen
Kıbrıslı Türklerin büyük bir kayba
uğrayacağını vurgulamak istiyorum" dedi.
UBP
milletvekili Şerife Ünverdi, hükümetin bu yasa tasarısını
aceleye getirerek oldubittiye getirmeye
çalıştığını ileri sürerek, halkın
geleceğini ilgilendiren "çok önemli bir yasa" dediği bu
düzenlemenin iyi düşünülmesi ve değerlendirilmesi gerektiğini
söyledi.
Bu yasal
düzenlemelerin Anayasaya aykırı olduğu görüşünü savunan
Ünverdi, 159. Madde'nin Rum'a mal iadesini kapsamadığını
belirtti.
UBP
milletvekili Ahmet Kaşif de bir zaruretten doğduğunu
belirttiği söz konusu tasarının komitedeki
değişiklikle yeni bir hâl aldığını ve halen
tartışılmaya ihtiyacı bulunduğunu belirtti; Avrupa
Birliği'nin her dediğini yapmanın sonu olmadığını
söyledi.
Kıbrıs
Türk halkının "dünya dili konuşmak için" son
yıllarda çok fazla fedakarlık yaptığını, ancak
karşılık alamadığını belirten Kaşif,
verilen sözlerin yerine getirilmediğine işaret etti.
CTP
Milletvekili Kadri Fellahoğlu ise, 1974'ten itibaren kurulan düzenin
gerçekleriyle bir gün mutlaka
karşılaşılacağının bilinmekte olduğunu
söyledi, buna rağmen gerçeklerin kabul edilmek istenmediğini
belirterek bunu eleştirdi.
Yasanın
amacının "iç hukuk yaratmak" olduğunu yineleyen
Fellahoğlu, bunun iç hukuk olarak kabul edilip edilmeyeceğine karar
verecek olanın AİHM olduğunu söyledi.
UBP
milletvekili Hasan Taçoy, Başsavcı'nın söz konusu
tasarının Anayasa'ya aykırı olduğu yönünde görüşü
bulunduğunu savunarak, bunun göz ardı edildiğini belirtti ve bu
tutumu eleştirdi.
Tasarıdan
alıntılar yaparak sürdürdüğü konuşmasında
tasarının Anayasa'ya aykırılığın sadece ( c
) bendiyle sınırlı olmadığını belirten
Taçoy, tasarıda öngörülen komisyona yabancı üye atanmasının
da Anayasa'ya aykırı olduğunu savundu.
DP Milletvekili
Mustafa Gökmen, Annan planı sürecinde referandum sürecinin önünü
açanın DP olduğunu, ancak bugün durumun farklı olduğunu ve
sorumluluğun milletvekillerinde bulunduğunu söyledi.
"Hiçbir
milletvekilinin rahat olmadığını" söyleyen Gökmen, iç
politik çıkar sağlama gibi bir düşünceleri
olamayacağını, konunun Türk ulusunun bir sorunu olduğunu
söyledi.
Gökmen,
"ülkenin denge partisi" olarak değerlendirdiği DP'nin bir
süre önce Türkiye'de gerçekleştirdiği temaslarına da
değindiği konuşmasında "işin bir ucunda da
Türkiye bulunduğu" gerçeğinin
yadsınamayacağını belirtti.
Değişiklikler
Tasarı
madde madde görüşülürken bazı değişiklikler de
yapıldı.
Hukuk ve Siyasi
İşler Komitesi Başkan Yardımcısı DP Milletvekili
Mehmet A. Tancer tarafından sunulan ilk değişiklik önerisinin
oyçokluğuyla kabulüyle, 3. Madde'ye 7.satırındaki "iki
kesimlilik esası" ifadesinin ardından "ve bunun
korunması için gereken düzenlemeler" söz dizisi eklendi.
Tasarı
madde madde görüşülürken söz alan Hukuk ve Siyasi İşler Komitesi
Başkanı CTP Milletvekili Kadri Fellahoğlu, 8. maddenin 1.
fıkrası 6. satırındaki "Askeri bölgeler ve/veya
askerin kullanımına ihtiyaç duyulan mülkler" söz dizisinin
yerine "Askeri bölgeler veya askeri tesisler" söz dizisinin girmesi
yönündeki değişiklik önerilerini sundu. Aynı maddenin 5.
fıkrasındaki "1974" yerine "bugünkü" rayiç
bedelleri ifadesinin getirilmesi yönündeki değişiklik önerisini
Komite Başkan Yardımcısı DP Milletvekili Mehmet A. Tancer
sundu.
8. madde
önerilen değişikliklerle birlikte oyçokluğuyla kabul edildi.
Tasarıda
yapılan bir diğer değişiklikle, 12. maddenin 2.
paragrafında yer alan komisyonun görev süresiyle ilgili düzenleme,
komisyonun görevini tamamlaması halinde görev süresinin de
tamamlanacağını içeren bir şekle dönüştürüldü.
Tasarının
madde madde görüşülmesinin ardından oylamaya geçildi. Tasarıya,
UBP ve BDH milletvekillerinden 17 ret, CTP ve DP milletvekillerinden 29 kabul
oyu geldi. Tasarı oyçokluğuyla kabul edildi.
Yasanın
içeriği
Meclis Genel
Kurulu'nda kabul edilen ve Resmi Gazete'de yayınlandığı
zaman yürürlüğe girecek olan yasa, yasa çerçevesinde oluşturulacak
olan komisyona başvuruda bulunacak Rumlara KKTC'deki eski malları
için tazminat, takas veya mallarının iadesi olanağı yaratıyor.
Yasaya göre,
"1960 kuruluş anlaşmasında ve ona bağlı eklerde
belirlenen askeri tesis, rıhtım, kamp ve benzeri talim sahaları
içinde bulunan tüm taşınmaz mallar" iade edilmeyecek mallar
kapsamında. Güney Kıbrıs'ta bırakılan malların
eşdeğer karşılığı olarak vatandaşlara
verilen mallar çözümden sonra dahi iade kapsamında olmayacak.
İnkişaf
değil geliştirme
İade
kapsamındaki mallarla ilgili kurallarda, bir malda sadece
inkişafın değil, devlet tarafından bölgeye yol, su,
elektrik gibi alt yapının götürülüp götürülmediği de dikkate
alınacak.
Yasada 2 tür
iade var
KKTC mülkiyet
rejiminde uluslararası hukukun gereklerini yerine getirme ve Avrupa
İnsan Hakları Mahkemesi tarafından "iç hukuk" olarak
kabul edilme hedefi taşıyan yasa, kuzeyde kalan Rum malları için
tazminat ile takasa ek olarak, mal iadesini de öngörüyor. Mal iadesi, yasada
iki ayrı şekilde düzenleniyor.
Çözümden sonra
iade ... Kamulaştırmayla
Buna göre,
tapulu olan, birilerinin kullanımında olan, askeri tesis olarak
kullanılan, üzerinde kamu yararı bulunan eski Rum malları ancak
çözümden sonra iade edilebilecek. Ancak iade, çözümden sonra ilgili malın
KKTC devleti tarafından kamulaştırılmasıyla söz konusu
olabilecek.
Yasaya göre
1974'ten önce Rumlara ait malların bir kısmı ise talep halinde
hemen iade edilebilecek. Bu mallar, kimsenin kullanımında olmayan,
kamu düzenini tehlikeye düşürmeyecek devlet kontrolündeki mallar.
Tazminat ve
takas şartları... Ödemeyi devlet yapacak
Yasa, tazminat
ve takasa ilişkin şartları da düzenliyor.
Başvuru
halinde ilgili Rum'a kuzeydeki eski malına karşı tazminat
ödenmesi için bugünkü rayiç bedel ile o günden bugüne değer
artışı dikkate alınacak. Tazminat belirlenirken
başvuru sahibinin güneyde Türklere ait mal tutup tutmadığı
da dikkate alınacak.
Başvuru
sahibinin talebine göre takas teklif edilmesi halinde ise, bugünkü rayiç
bedeller esas alınacak. Bu durumda malların değerleri
arasında fark olması halinde aradaki fark kimin lehine ise onun
tarafından ödenecek. Davalı taraf adına ödemeyi komisyon, yani
KKTC devleti yapacak.
Takas halinde,
kullanım kaybından doğan zarar ve konut hakkından
doğan manevi zarara ilişkin tazminat talebi saklı kalacak.
Taşınır
mallara tazminat
Tazminat ve
takas halinde mülkiyet hakkının ortadan
kalktığını hükme bağlayan yasa, talep halinde Rumlara
taşınır mallar için de tazminat öngörüyor. Tazminat
miktarı, Komisyon'un karar verdiği tarihteki rayiç değer
üzerinden ödenecek.
Komisyonda
yabancılar da görev yapacak
Yasa
uyarınca mahkeme gibi çalışacak bağımsız bir
komisyon oluşturulacak. Yürütme yetkisini iskân işleriyle görevli
bakanlığa (İçişleri Bakanlığı) veren,
davalı taraf olarak da bakanlığı veya bakanlık
adına Başsavcılığı adres gösteren yasa, ez az 7
kişilik bir komisyon oluşturulmasını hükme bağlıyor.
Yasa
uyarınca, komisyonda görev yapacak en az 2 üye yabancılardan
oluşacak. "Yabancı" tanımı yapılırken,
bu kişilerin Kıbrıslı Türk, Rum ve bunlara ek olarak
garantör ülkeler Türkiye, Yunanistan ve İngiltere vatandaşı
olamayacaklarına da vurgu yapılıyor.
Komisyon
üyeleri Cumhurbaşkanı tarafından önerilecek üyeler
arasından Yüksek Adliye Kurulu tarafından atanacak. Başkan ve
üyeler hukukçular veya kamu yönetimi ile mali konularda tecrübeli
kişilerden oluşacak. Üyeler, 1974 öncesinde Rumlara ait mallardan
doğrudan veya dolaylı olarak yararlanan kişilerden oluşmayacak.
Komisyonun
alacağı kararlar bağlayıcı ve yargının
aldığı kararlar gibi icrai nitelikte olacak.
Taşınmaz
mallarıyla ilgili takas, tazminat veya iade talebinde bulunanlar
iddialarını kanıtlamakla yükümlü olacaklar.
İtirazlar
YİM'e ve ardından AİHM'ye
Mahkeme gibi
çalışacak komisyonun talebe göre takas, iade, tazminat veya
kullanım kaybından doğan zarar tazmini kararına
karşı taraflar Yüksek İdare Mahkemesi'ne başvurabilecekler.
Başvuru sahibi, Yüksek İdare Mahkemesi'nin kararından da tatmin
olmaması halinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne başvuru
yapabilecek.
Yasa
yürürlükten kalkacak
"Anayasa'nın
159'uncu Maddesinin 1'inci Fıkrasının (b) bendi Kapsamına
Giren Taşınmaz Malların Tazmini, Takası ve İadesi
Yasası"nın yürürlüğe girmesiyle, 2 yıl önce hazırlanan
ve sadece tazminat ile takas öngören Taşınmaz Malların Tazmini
Yasası yürürlükten kalkacak.
KIBRIS
20/12/05
Talat'ın
ocakta Blair'le görüşmesi bekleniyor
ORAMS DAVASIYLA
İLGİSİ YOK... Cumhurbaşkanı Ali Talat, ocak ayı
içinde İngiltere Başbakanı Tony Blair'le görüşmesinin söz
konusu olabileceğini, ancak görüşmenin, Cherie Blair'in Orams
davasında savunma üstlenmesiyle herhangi bir ilişkisi
olmadığını olamayacağını vurguladı
RUM BASININA
TEPKİ... Rum basınında ziyaretin, Orams davasıyla ilgili
olduğunun yazılmasına tepki gösteren Cumhurbaşkanı
Talat, bayan Blair'in eşinin mesleğinin avukatlık olduğunu
ve istediği bir davayı savunma hakkı bulunduğunu bunun
başka bir olayla bağlantılı kılınamayacağını
ifade etti
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, ocak ayı içinde İngiltere Başbakanı Tony
Blair'le görüşmesinin söz konusu olabileceğini, ancak bu görüşme
için henüz resmi bir davet almadığını söyledi.
Cumhurbaşkanı
Talat, İngiltere Başbakanı Blair'le yapması beklenen
görüşmenin, Cherie Blair'in Orams davasında savunma üstlenmesiyle
herhangi bir ilişkisi olmadığını
olamayacağını vurguladı.
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, dün sabah Türk Ajansı-Kıbrıs (TAK) heyetini
kabulü sırasında, Rum basınında Blair'in kendisini
görüşme yapmak üzere Londra'ya davet ettiği ve bununla Cherie
Blair'in Orams davasında savunmayı üstlenmesiyle bağlantı
kurulduğunun anımsatılması üzerine, görüşmenin söz
konusu olduğunu ancak resmi davetin eline henüz
ulaşmadığını belirtti.
Talat, bayan
Blair'in eşinin mesleğinin avukatlık olduğunu ve
istediği bir davayı savunma hakkı bulunduğunu bunun
başka bir olayla bağlantılı
kılınamayacağını ifade etti.
Rum
basınında dün yer alan haberlerde, Bayan Blair'in KKTC'de ev alan
İngiliz Orams çiftine açılan davada Blair'in Oramsları
savunmayı üstlendiğinin açığa çıkmasından sonra
İngiltere ile Rum Yönetimi arasındaki ilişkilerin
kötüleştiği belirtildi.
Fileleftheros
gazetesi konu ile ilgili haberinde Cherie Blair'in bugün başlayacak Orams
davasında KKTC'deki Rum mallarını satın alan büyük bir
İngiliz topluluğunun desteğini almış olduğunu,
gelişmelere paralel olarak İngiltere Başbakanı Blair'in ise
Cumhurbaşkanı Talat'ı ocak ayında İngiltere'ye davet
ettiğini yazdı.
Gazete,
Blair'in Talat ile yapacağı görüşmenin, İngiltere'nin AB
dönem başkanlığının sona ermesinin ardından
gerçekleşmesini tercih ettiğine dikkat çekerken, Blair'in bu
davetinin Cumhurbaşkanı Talat'ın ABD Dışişleri
Bakanı Condaleezza Rice ile yaptığı görüşmenin
devamı niteliğinde olduğunu da ifade etti.
KIBRIS 20/12/05
Cherie Blair
günün konusu
İngiltere
Başbakanı Tony Blair'in ünlü bir insan hakları avukatı olan
eşi Cherie Blair'in İngiliz Elizabeth ve David Orams çiftinin
KKTC'deki mülkiyet haklarını savunma kararı, Rum kesiminden
tepki gelmesi üzerine, İngiliz basınında geniş şekilde
yer aldı.
Gazeteler,
Cherie Blair'in mesleki kararının Kıbrıs Rum kesimiyle bir
diplomatik kriz yaşanmasına yol açtığını
yazdı.
Daily Mail
gazetesi, Cherie Blair'in bu kararından sonra büyük bir diplomatik kavga
koptuğunu belirtti ve Orams davasının
ayrıntılarına yer verdi.
Rum
mahkemesinin Lapta'daki İngiliz çifte ait villanın
yıkılması ve toprağın esas sahibi olduğunu öne
süren Rum vatandaşı Meletios Apobtolides'e verilmesi yolunda karar
verdiğini hatırlatan gazete, davanın şimdi de
İngiltere'ye taşındığını kaydetti.
Gazete,
Başbakanlık kaynaklarının Rum kesiminin tepkisiyle ilgili
olarak, Cherie Blair'in bir hukukçu olarak hareket ettiğini söylemekle
yetindiklerini yazdı.
Guardian
gazetesi de, Cherie Blair'in İngiliz çiftin KKTC'deki hakkını
savunma kararının Rum lideri Tassos Papadopulos'u kızdırdığını
kaydetti.
Başbakanlık
sözcüsünün, Cherie Blair'in davayı üstlenme kararının
"mesleki bir tercih" olduğuna dair sözlerine yer veren gazete,
davanın Kuzey Kıbrıs'ta mülk edinen diğer İngiliz
vatandaşlarının benzer davaları için önemli bir emsal
oluşturacağını vurguladı.
Gelişmeye
geniş şekilde yer veren bir başka gazete olan The Times ise
Cherie Blair'in, Rum kesimi tarafından "KKTC'de illegal şekilde
mal edindiği" öne sürülen Orams çiftini savunma kararı yüzünden
ağır şekilde eleştirildiğini belirtti. Gazete, Cherie
Blair'in mensubu olduğu Matrix adlı hukuk firmasının
konuyla ilgili açıklama yapmaktan kaçındığını
yazdı.
KIBRIS 20/12/05