Lokmacı'daki çalışmaları durdurmayacağız

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Rum tarafının büyük tepkisine yol açan Lokmacı kapısıyla ilgili Türk tarafının tutumunu açıkladı:

Lokmacı'daki çalışmaları durdurmayacağız

BARİKATIN AÇILMASINDA ISRARLIYIZ... "Bizler barikatın açılmasında ısrar ediyoruz ve çalışmalarımızı tamamlayacağız. Daha sonra her şeyi tartışabiliriz...Bizler ara bölgede çalışma yapmıyoruz, bu nettir. Kendi tarafımızda yaptıklarımız için BM'den onaya gerek yoktur. Bize çalışmalarımızı durdurmamızı da söylemediler"

MEVZİLERİ KALDIRDIK... "Kıbrıs Rum tarafının görüşü askeri avantaj sağladığınız yönündedir" sorusuna Talat, "Bu iddia gülünçtür. Gerçek olan o ki, bölgedeki mevzileri kaldırdık. O noktadan bin metre uzaklığa kadar asker bulunmayacak. Oradan devriyeler geçmeyecek. Köprüyü yaptık; çünkü mevzilere su ve yiyecek taşıyacak askerlerin vatandaşlarla karşılaşmalarını istemiyorduk. Orada Türk askeri de yoktur. Askerlerin hepsi Kıbrıslı Türk"tür" yanıtını verdi

 

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Lokmacı kapısındaki çalışmaları tamamlayıp barikatın açılmasında ısrarlı olduklarını açıkladı. Talat, Güney Kıbrıs'ta yayımlanan Politis gazetesine verdiği röportajda, Lokmacı kapısıyla ilgili çalışmaların Türk tarafında sürdüğünü, ara bölgeyle ilgisi olmadığını ve bu konuda BM'den onay almaya da gerek bulunmadığını bildirdi.

Lokmacı barikatıyla ilgili haberler Rum basınında yer almaya devam ediyor.

Fileleftheros Gazetesi, (kendi iddiasıyla) "işgal güçlerinin" zamana oynadığını, Rum Yönetimi'nin teklifini incelemeden reddederek Lokmacı'daki çalışmalarını sürdürdüğünü, bu konudaki Barış Gücü uyarısını ise görmezlikten geldiğini iddia etti.

Gazeteye göre, Rum Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu da Türk tarafını eleştirdi ve Rum önerisini BM Barış Gücü aracılığıyla almış olmasına rağmen Lokmacı'daki çalışmaların tamamlanması için oyalama taktiği içerisine girdiğini ileri sürdü.

Yakovu, Lefkoşa Belediyesi Başkanı Kutlay Erk'in Rum önerisinin kendisine ulaşmadığı yönündeki iddiasını da reddetti ve bunun "tekrarlamakta olan Türk taktiği" olduğunu savundu.

Yakovu, "Kıbrıslı Türkler tarafından yapılan yorumlardan, diplomatik bilgiler ve kendi temaslarından Rum tarafının önerisinden Kıbrıslı Türklerin haberdar olduğunun anlaşıldığını" savundu.

Yakovu, "meşhur çalışmalarını tamamlamak için oyalama taktiği uyguladıklarını düşünüyorum. Çünkü taleplerimizden biri bölgedeki inşaat çalışmalarının dondurulmasıdır. BM Barış Gücü önerimizi memnuniyetle karşıladı ve incelemeye aldı. Kendilerinin de bazı önerilerde bulunması ihtimal dışı değildir" diye konuştu.

Bu arada muhalefet partilerinden DİSİ'nin ileri gelenlerinden Averof Neofitu, Türk tarafının Lokmacı Barikatı'ndaki çalışmalarını "tek yanlı ve kabul edilmez olarak" niteledi ve eleştirilerde bulundu.

Parti Başkan Vekili olan Neofitu, Rum önerisine destek çıkarak bu önerinin barikatın açılması için doğru yönde bir öneri olduğunu söyledi. Neofitu, "bu şekilde Kıbrıs Rum tarafının uzlaşma ve iletişimin sağlanmasını istediği mesajı her yere gönderilmiş olacak" dedi.

Neofitu, Rum önerisinin olumlu karşılanması ve 1963'ten beri kapalı olan bir geçitin açılması temennisinde de bulundu ve bunun Kıbrıs'ın yeniden birleşmesi için sembolik bir karakter taşıyacağını kaydetti.

Neofitu, "120 milyon Euro'luk AB ekonomik yardımını reddeden Türk tarafının tutumunu örnek göstererek Türk tarafının tek gayesinin işgal bölgelerinin statüsünü yükseltmek olduğunu" iddia etti.

EDEK Başkanı Yannakis Omiru ise bölgeyi ziyaretinden sonra yaptığı açıklamada, "Türklerin bölgeyi denetlemeye ve Ledra yolunda askeri avantaj elde etmeye çalıştığını" öne sürdü. Omiru, Türk tarafına çalışmaları durdurması çağrısında bulunan BM Barış Gücü açıklamasını alkışladı. Omiru, Rum Yönetimi'nin Lokmacı'yla ilgili önerisine de destek verdi.

Alithia Gazetesi de Yakovu'nun açıklamalarını yayımladı. Gazeteye göre, Dış Rumlar Danışma Komitesi toplantısında Lokmacı barikatıyla ilgili soruları yanıtlayan Yakovu, Türk tarafının Rum önerilerini almadığına inanmadığını söyledi. Yakovu, Türk tarafının inşa çalışmalarının tamamlanması için oyalama taktiği içerisine girdiğini, bunun her zamanki taktiği olduğunu iddia etti. Önerilerinin BM Barış Gücü tarafından iletildiğini söyleyen Yakovu, "Barış Gücü'nün önerilerimizi Kıbrıs Türkleriyle de tartıştığı konusunda hiçbir şüphem yok. Kıbrıs Türkleri görüşlerini bildirdiğinde Barış Gücü bu görüşleri bize iletecek ve belki kendisi de bazı düşüncelerini ortaya koyacaktır" diye konuştu.

Kıbrıs Türklerinin köprüyü yıkma niyetinde olmadığıyla ilgili bir soruyu yanıtlayan Yakovu, kendisinin de çıkardığı sonucun bu olduğunu söyledi.

Talat: Çalışmalar sürecek

Politis Gazetesi, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'la yapılan röportaja yer verdi. Rum önerisi üzerine gazete muhabiri Makarios Drusyotis, Cumhurbaşkanı Talat'la irtibata geçti ve görüşlerini sordu:

"Soru:-Çalışmaları durdurup Kıbrıs hükümetinin önerileri doğrultusunda hareket etmeyi düşünüyor musunuz?

Yanıt:-Hayır. Bizden isteneni yapmamız zordur. Bizler barikatın açılmasında ısrar ediyoruz ve çalışmalarımızı tamamlayacağız. Daha sonra her şeyi tartışabiliriz.

Soru:-BM çalışmaları durdurmanız için çağrıda bulundu.

Yanıt:-Bizler ara bölgede çalışma yapmıyoruz ve bu nettir. Kendi tarafımızda yaptıklarımız için BM'den onaya gerek yoktur. Bize çalışmalarımızı durdurmamızı da söylemediler.

Soru:-Kıbrıs Rum tarafının görüşü askeri avantaj sağladığınız yönündedir.

Yanıt:-Bu iddia gülünçtür. Gerçek olan o ki, bölgedeki mevzileri kaldırdık. O noktadan bin metre uzaklığa kadar asker bulunmayacak.

Soru:-Barış Gücü açıklamasında köprüyü, askeri devriyelerin altından geçmesi için yaptığınızı bildirdi.

Yanıt:-Oradan devriyeler geçmeyecek. Köprüyü yaptık; çünkü mevzilere su ve yiyecek taşıyacak askerlerin vatandaşlarla karşılaşmalarını istemiyorduk. Orada Türk askeri de yoktur. Askerlerin hepsi Kıbrıslı Türktür.

Soru:-Madem ki haklı bir hassasiyet var bunun başka yolu yok mu? Bu köprünün yapılması şart mıydı?

Yanıt:-Köprü kötü şey mi? Sıradan bir geçiş yeridir ve bu kadar tepki göreceğini aklımızın ucundan geçirmedik.

Soru:-Şimdi, ki tepkiler geldi, yolun açılması için niye onu yıkmıyorsunuz?

Yanıt:-Bunu şimdi yapamayız. Planladığı şekilde onu tamamlayacağız ve geçiş başladıktan sonra herhangi bir değişikliği yapmayı tartışmaya açık olacağız.

Soru:-Köprüyü niye askerler için yapmadınız. Yaşlı ve özürlüler nasıl geçecek?

Yanıt:-Papadopulos'un özürlüler için tepki gösterdiğini mi sanıyorsunuz?

Soru:-Mantıklı bir tezdir.

Yanıt:-Bu bir mazerettir. Ben Papadopulos'un barikatı açmak istemediğine inanıyorum. Velhasıl özürlüler için yol seviyesinde geçiş olacaktır."

Özürlüler: Talat, biz nasıl geçeceğiz?

POLİTİS, manşetten, "Kıbrıs Rum ve Kıbrıs Türk Özürlüler Seslerini Yükseltiyor - Talat Biz Nasıl Geçeceğiz" başlığıyla verdiği haberinde, Kıbrıslı Türk özürlülerden Mustafa Çelik ve Orkun Bozkurt ile Rum özürlü Mihalakis Dinostenos'un birlikte çekilmiş bir fotoğrafını yayımladı ve bu özürlülerin gazeteye açıklamalarına yer verdi.

Gazeteye göre, her üçü de Sayın Talat ve Papadopulos'a işbirliği ruhu göstermeleri çağrısında bulundu, "aksi takdirde köprüyü yıkacaklarını" söyledi.

Gazete, Lokmacı barikatı yanında devam eden çalışmaları görmek için bölgeye giden muhabirinin orada rastladığı Kıbrıslı Türk özürlülerinden Mustafa Çelik ve Orkun Bozkurt ayrıca Rum özürlüler Mihalakis Dinosterus, Stavros Sideros ve Maria Psoma'yla yaptığı röportajlara yer verdi. Özürlüler genel olarak köprüye karşı olduklarını, bir uzlaşmanın bulunması ve her iki halkın biribiriyle temasına engel konulmaması gerektiğini belirttiler. Ayrıca bu köprüyle birlikte "beyinlerdeki köprülerin" de kalkması gerektiğini vurguladılar.

KIBRIS 12/12/05

 

AİHM'de artık biz de haklarımızı arayacağız

Cumhurbaşkanı Talat, Türk tarafının da kayıplarının olduğunu dünyaya kanıtlamanın mücadelesini verdiklerini söyledi:

AİHM'de artık biz de haklarımızı arayacağız

YASAL YOLA BAŞVURACAĞIZ... Cumhurbaşkanı Talat, geçmişte Rum kesiminin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne (AİHM) başvurarak, Türkiye aleyhinde dava açtığını, ancak artık Kıbrıslı Türklerin de hakkını yasal yollarla aradığını belirterek, "Türk tarafının da kayıplarının olduğunu dünyaya kanıtlamanın mücadelesini veriyoruz" dedi

ARTIK YENİ POLİTİKAMIZ VAR... Talat: AİHM'de artık biz de haklarımızı arayacağız. Kıbrıslı Rumlar, mallarının geri verilmesi ve tazminat kararını mahkemeden çıkardı. Aynı durumda olan Türkler yok muydu? Güneyde mal bırakan Türkler de olmalı. Gerçekten de var. Ancak hiçbir Kıbrıslı Türk, AİHM'e başvurmadı. Çünkü öyle bir politikamız yoktu ama artık var

TÜRKİYE, KIBRIS SOURUNUNU ÇÖZMEK ZORUNDA... "Türkiye'nin, AB'ye girme arzusu varsa, bunu gerçekten istiyorsa, Kıbrıs sorunu çözülmek zorunda. Yoksa Kıbrıs AB'de, Türkiye'nin önünü kesecek. Rum kesimi artık Kıbrıs sorununun çözümünü açık açık kabul etmeme eğilimine girdi. Artık çok dikkatli olmalı, gerekenleri zamanında ve hatasız yapmalıyız

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, geçmişte Rum kesiminin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne (AİHM) başvurarak, Türkiye aleyhinde dava açtığını, ancak artık Kıbrıslı Türklerin de hakkını yasal yollarla aradığını belirterek, "Türk tarafının da kayıplarının olduğunu dünyaya kanıtlamanın mücadelesini veriyoruz" dedi.

Talat, Güney-Güneydoğu Genç İşadamları Federasyonu (GİAF) Genişletilmiş Adana Toplantısı kapsamında düzenlenen "Fırsatlar Ülkesi KKTC" konulu konferansta, Rum kesiminin lobi faaliyetleri sonucu, dünyanın bugüne kadar yanlış anladığı sorunu doğru anlatabilmenin çabasında olduklarını, bunun da çok kolay olmadığını bildiklerini söyledi.

Kıbrıs'taki mülk sorununun gündeme taşındığını ve Rum tarafının AİHM'e bu nedenle davalar açtığını ifade eden Talat, şöyle konuştu:

"AİHM'de artık biz de haklarımızı arayacağız. Kıbrıslı Rumlar, mallarının geri verilmesi ve tazminat kararını mahkemeden çıkardı.

Aynı durumda olan Türkler yok muydu? Güney'de mal bırakan Türkler de olmalı. Gerçekten de var. Ancak hiçbir Kıbrıslı Türk, AİHM'e başvurmadı. Çünkü öyle bir politikamız yoktu. Artık var. Biz sadece Rum değil, Türk tarafının da kayıplarının olduğunu dünyaya kanıtlamanın mücadelesini veriyoruz."

Talat, Türkiye'nin AB müzakereleri sürecinde Kıbrıs sorununu masada halletmesi, bu konuda daha önceki yapılan hatalardan ders çıkartılarak dikkatli davranılması gerektiğini belirtti.

"Türkiye'nin, AB'ye girme arzusu varsa, bunu gerçekten istiyorsa, Kıbrıs sorunu çözülmek zorunda" diyen Talat, konuşmasına şöyle devam etti:

"Yoksa Kıbrıs AB'de, Türkiye'nin önünü kesecek. Masa başında sorunu çözemiyorsanız, erozyon yoluyla çözmek yoluna gideceksiniz. Erozyona uğrayarak, zayıflayarak, direnciniz kırılarak bu sorunun çözümüne boyun eğeceksiniz. Papadopulos, Kıbrıs'ın birleşmesinin asimile edilmeyle olacağı yönündeki sözleriyle Rum kesiminin esas düşüncesini ifade etmiştir."

Çok dikkatli davranmak gerek

Geçmişte izlenen politikanın yanlışlığı nedeniyle Rum kesiminin AB'ye girmesinin engellenemediğini ifade eden Talat, geleceği buna göre planlamak gerektiğini vurguladı.

Rum kesiminin AB'ye girmesinin KKTC ile ilgili izlenen politikalarda önemli bir statü değişikliği yarattığını belirten Talat, şunları kaydetti:

"Rum kesimi artık Kıbrıs sorununun çözümünü açık açık kabul etmeme eğilimine girdi. Artık çok dikkatli olmalı, gerekenleri zamanında ve hatasız yapmalıyız. Rum kesimi iyi çocuk rolünü oynayarak, AB'ye dahil edildi. Kıbrıs AB'ye girince tüm gücünü topladı, 700 bin nüfuslu bir ülke 70 milyonun kaderiyle oynama cüreti gösterdi."

Talat, "Annan planı" olarak adlandırılan BM çözüm planının gerçekte muhteşem olmadığını, ancak Kıbrıs meselesinin bitmesi gerektiğini düşünen Türk tarafının kabul ettiğini söyledi.

Referandumun ardından "O güne kadar dünyayı kandırmayı başaran Rum yönetiminin gerçek yüzünün ortaya çıktığını" ifade eden Talat, "Dünya Rum yönetiminin amacını anladı, ama geç kaldık. Çünkü 16 Nisan 2003'de tüm Kıbrıs adına Rum yönetimi AB'ye üye olmuştu" diye konuştu.

Talat, Annan planının kabul edilmesiyle ortaya çıkan yeni durumun şok yarattığını ve dünyanın Kıbrıs Türklerini yanlış anladığını kabul ettiğini kaydetti.

Uluslar arası hukuk bağlamında sıkıntılı olduklarını belirten Talat, "Dünyada yarattığımız yeni imaj ve dünyanın bize bakışı bağlamında üstünüz. Bu üstünlüğümüzü kullanmak ve uluslar arası hukuku bu gerçek durumla, ortamla uyumlu hale getirmeye çalışmak zorundayız" dedi.

Daha sonra, GİAF Başkanı Erhan Özmen ile Çukurova Genç İşadamları Derneği Başkanı Tarkan Kulak, Talat'a plaket verdi.

Konferansa, Adana Valisi Cahit Kıraç, Büyükşehir Belediye Başkanı Aytaç Durak, AK Parti Milletvekili Vahit Kirişçi, CHP Milletvekili Kemal Sağ ile çok sayıda davetli katıldı.

KIBRIS 12/12/05

 

Türkiye Başbakanı Erdoğan, bir kez daha vurguladı: İzolasyonlar kaldırılmazsa, limanları açmayacağız

YAPMANIZ GEREKENİ YAPIN... Türkiye Başbakanı Erdoğan, uluslar arası topluluğa seslenerek, "KKTC'ye karşı yapmanız gerekenleri yerine getirin, biz de havaalanlarını, limanları açalım. Bunlar olmadıkça biz bunu yapmayız. Bunu açıkça söylüyoruz" dedi

Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, uluslar arası topluluğa seslenerek, "KKTC'ye karşı yapmanız gerekenleri yerine getirin, biz de havaalanlarını, limanları açalım. Bunlar olmadıkça biz bunu yapmayız. Bunu açıkça söylüyoruz" dedi.

A.A'nın haberine göre Erdoğan, Avustralya'da yaşayan Türklerle Olimpiyat Parkı'nda bir araya geldi.

Kıbrıs ile ilgili bir soruyu da yanıtlayan Erdoğan, Türkiye'nin her zaman bir adım önde olduğunu kaydetti.

Geçmişte nereye gidilse bu konuyla ilgili hep hakaretler yapıldığını ifade eden Erdoğan, ancak son 3 yılda Kıbrıs konusunda önemli mesafeler kat edildiğini söyledi.

Erdoğan, istenilenlerin yapılmaması halinde Türk tarafının liman ve havaalanlarını açmasının söz konusu olamayacağını söyledi.

Karşı taraf bir şey yapmadan Türk tarafından bir şey beklenemeyeceğini dile getiren Erdoğan, "KKTC'ye karşı yapmanız gerekenleri yerine getirin, biz de havaalanlarını, limanları açalım. Bunlar olmadıkça biz bunu yapmayız. Bunu açıkça söylüyoruz" dedi.

KIBRIS 12/12/05

 

AB'nin Kıbrıs yardımını reddedin



Rumlar Annan planıyla ilgili referandumda HAYIR oyu verdikten sonra, BM Genel Sekreteri Annan Güvenlik Konseyine yazdığı raporda, KKTC'ye uygulanan ambargonun hafifletilmesini önermişti. Uluslararası hava Türkiye tarafından esiyordu. Rumlar suçlanıyor ve yerden yere vuruluyorlardı. Washington'dan Brüksel'e kadar herkes Papadopulos'u suçluyordu. BM Güvenlik Konseyinin bu yöndeki kararını tek başına Rusya önledi.
Buna karşılık AB Bakanlar Konseyi, KKTC' nin izolasyondan kurtarılması için, AB Komisyonunu görevlendirdi. Komisyon da, bu direktife uyarak, KKTC'ye, bir yandan 259 milyon euro'luk bir mali yardım paketi, öte yandan da KKTC ile AB arasında doğrudan ticaret yapılması için iki tüzük hazırladı. Bunlar KKTC üzerindeki baskıları büyük oranda hafifletecekti.
Bu kararlar alınıp hazırlıklar yapılırken, Rumlar henüz yeni tam üye olmuşlardı. Papadopulos'un AB'ye yalan söylemesinin yarattığı tepkiler hala sürüyordu. Her yerden dayak yiyorlardı. Bundan dolayı seslerini çıkartmadan, sabırla beklediler. Aradan aylar geçti, referandumun tepkileri unutulmaya başlandı. Olay soğuyunca, Rumlar hareketlendiler.
Komisyon'un tüzük önerilerini salam politikasıyla erittiler. Şantaj yaptılar, bağırıp çağırdılar. Doğrudan ticaret olanağının sağlanmasının, KKTC'yi bağımsızlığa götüreceğini ve adanın bölüneceğini ileri sürdüler. Sonunda da istediklerini büyük oranda elde ettiler.
Önce, Mali Yardım- Doğrudan ticaret diyerek yola çıkılan tüzükler, sonunda kuşa döndü. Doğrudan ticaret tamamen yok edildi ve daha da ilginci Mali Yardım – çok açık olmasa dahi- koşulara bağlandı. KKTC'nin Maraş'ı geri vermesi, Magosa limanının Rumlarla ortak işletilmesi ve mülk sorununun Avrupa Mahkemesi çerçevesinde çözümlenmesi dilekleri tüzüğe sokuldu.
Yani, referandum sonrasında ödüllendirilmek istenen Türk tarafı, bugün gelinilen noktada cezalandırılır bir konuma sokuldu.
İnanılır gibi değil, ancak doğru...
Sadece Rumların, hatta Yunanlılarla birlikte boyları bu işin altından kalkmalarına yetmez. Onlara destek verenlere bakmak gerekiyor. İngiltere bir orta yol bulmaya çalışsa dahi, anlaşılan bazı üyeler Rumları destekliyor, belki de kışkırtıyorlar. Sanki Kıbrıs sorununu kullanıp, Türkiye ile 2006'da başlaması planlanan tam üyelik müzakerelerini ertelemeye hazırlanıyorlarmış gibi bir izlenim doğuyor.
Geçen haftaki daimi temsilciler (25 üye ülkenin Büyükelçiler düzeyindeki komitesi) toplantısında, herhalde Komisyon (özellikle Olli Rehn) gidişteki tehlikeleri ve tutarsızlıkları ortaya koymuş olacak ki, karar alınamadı. Dün yeniden görüşülecekti.
Eğer AB Konseyi (üye ülkelerden oluşan, karar verici organ) bu tutumunu sürdürür ve KKTC'yi ödüllendirmek yerine cezalandırma yolunu tercih ederse, KKTC bu yardımı reddetmelidir. Rakkam küçük değildir, KKTC'ye önemli bir katkı getirecektir, ancak bu gidişi durdurmak açısından, atılması gereken bir adımdır.
Belki henüz farkında değiliz, ancak Kıbrıs sorunu önümüzdeki yıl AB ile ilişkilerimizde son derece önemli ve belirleyici bir çıban başı olacaktır. Kamu oyu bu konudan bıktığı için yeterince ilgilenmiyor, oysa başımıza çok sorun çıkacaktır.

* * *

" BİZİ BU DURUMA DENKTAŞGİLLER SOKTU"

Geçen hafta KKTC Cumhurbaşkanı M.Ali Talat İstanbuldaydı.
Sabancı Üniversitesinde bir konuşma yaptı ve bugünlere nasıl geldiğimizi anlattı.
En çarpıcı saptaması, bugün AB'de Rumların tek başlarına kalmaları ve istediklerini yapabilmelerinin sorumluları olarak, 2002 Kopenhag doruğunda ve ardından da Lahey'deki (2004) toplantıda Annan planını reddeden dönemin Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ve onu destekleyen Türk yetkililer olduğunu söylemesiydi.
Çok doğru bir saptama.
Yunanistan'ın eski Başbakanı Simitis'in son kitabını okuyanlar, bu gerçeği karşı tarafın ağzından dinlediler. Simitis, kitabında "Denktaş'ın evet demesinden korkuyorduk. Zira Türkler evet derlerse, bu defa Papadopulos Annan planını reddedecekti. Bu durumda da Kıbrıs AB'ye tam üye olamayacak ve tüm ümitlerimiz suya düşecekti..." diyor.
Papadopulos'da yeni açıklamaya başladı. Lahey'e, Denktaş kabul ederse, kendilerinin tüm riskleri alıp planı reddetmek üzere gittiklerini anlatıyor.
AB Komisyonu yetkilileri bana defalarca, Rumların Lahey' de planı reddemeleri durumunda, tam üyeliklerinin erteleneceği ve çözüme kadar bekletileceği konusunda uyarıldıklarını defalarca söylemişlerdir.
İşin ilginç yanı, Denktaş Lahey'e, Ankara'daki bir doruk toplantısında alınan EVET denmesi kararıyla hareket etmesi, ancak -söylentilere göre- şimdi emekli olan bir kuvvet komutanının teşvikiyle, daha hava alanındayken "Biz hayır diyeceğiz" açıklamasıyla tüm politikayı değiştirmesidir.
Denktaş'ın, Lahey'de Annan'ın önünde Papadopulos'un konuşmasını dahi beklemeden, Türk tarafının bu planı kabul etmesinin imkanı olmadığını belirtmesi, Rumları kurtarmış ve tam üyelik mekanizmasının işlemesine yol açmıştır. Papadopulos, masada HAYIR demeden kurtulduğu Annan planını sonradan, referandumda halkına reddetirmiş ve bir taşla iki kuş vurmuştur. Hem Annan planını öldürmüş, hem de AB' ye Türk tarafını dışarda bırakıp tam üye olarak katılmıştır.
İşte bugün bize kan kusturan Rumların, bugünlere nasıl geldiklerinin hikayesi.
Bu durumdan kimi sorumlu görmeliyiz?
Kendi kendimize kaçırdığımız bir olanağın acıklı hikayesi.
Uluslararası ilişkilerdeki altın kuraldır: Zamanlama çok önemlidir. Bir defa kaçırdınız mı, ne kadar haklı olursanız olsun, o fırsatı bir daha geri alamazsınız.

MENMET ALI BIRAND MILLIYET 13/12/2005

 

Kıbrıslı Türklere verilecek mali yardımın bir bölümü kaybedilebilir

AB Komisyonu'nun Denizcilik ve Balıkçılıktan Sorumlu Üyesi Joe Borg, Avrupa Birliği'nin Kıbrıslı Türklere vereceği yardımla ilgili yıl sonuna kadar bir anlaşmaya varılamaması durumunda, yardımın bir bölümünün kaybedilebileceğini bildirdi.

Kıbrıs Rum Kesiminde yaptığı temaslar sonrası açıklamalarda bulunan Joe Borg, bu hafta yapılacak zirve öncesinde, AB Anayasa Anlaşması ve mali perspektif konusunda ada da faydalı temaslar yaptığını kaydetti.

KIBRIS 13/12/05

 

Rum Anayasa Mahkemesi'nde dava açılıyor

GÜNEYDE HAK ARAYIŞI... KTÖS, Kıbrıslı Türklerin 1960 Anayasası'ndan kaynaklanan eğitim haklarının gasp edildiği savıyla, yarın Güney Kıbrıs'taki Anayasa Mahkemesi'nde dava açıyor. Davayı, sendika genel sekreteri Şener Elcil, Avukat Öner Şerifoğlu ve Limasol'da yaşayan Kıbrıslı Türk ailelerden birkaçı açacak

ANAYASA İHLAL EDİLDİ... Açılacak davada, 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası'yla Kıbrıslı Türklerin eğitim hakkıyla ilgili düzenleme yetkilerinin Kıbrıs Türk Cemaat Meclisi'ne verildiği gerçeğinden hareket edilerek Limasol'daki Türk çocukların Rum okulu bünyesinde eğitim görmesine karşı çıkılacak. Davada ayrıca, Rum Yönetimi'nin 1993'te "Eğitim ve Kültür Bakanlığı" kurmasıyla da anayasayı ihlal ettiği savunulacak

Kıbrıs Türk Öğretmenler Sendikası (KTÖS), Kıbrıslı Türklerin 1960 Anayasası'ndan kaynaklanan eğitim haklarının gaspedildiği savıyla, yarın Güney Kıbrıs'taki Anayasa Mahkemesi'nde dava açıyor.

Davayı, Sendika Genel Sekreteri Şener Elcil, Avukat Öner Şerifoğlu ve Limasol'da yaşayan Kıbrıslı Türk ailelerden birkaçı açacak.

Açılacak davada, 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası'yla Kıbrıslı Türklerin eğitim hakkıyla ilgili düzenleme yetkilerinin Kıbrıs Türk Cemaat Meclisi'ne verildiği gerçeğinden hareket edilerek Limasol'daki Türk çocukların Rum okulu bünyesinde eğitim görmesine karşı çıkılacak. Davada ayrıca, Rum Yönetimi'nin 1993'te "Eğitim ve Kültür Bakanlığı" kurmasıyla da anayasayı ihlal ettiği savunulacak.

KTÖS'te dün düzenlenen basın toplantısıyla, açılacak dava konusunda kamuoyuna bilgi verildi. Basın toplantısında KTÖS Başkanı Mehmet Karaali, KTÖS Genel Sekreteri Şener Elcil ve Avukat Öner Şerifoğlu hazır bulundu.

Elcil: Gasp sürüyor

KTÖS Genel Sekreteri Şener Elcil, basın toplantısında yaptığı konuşmada, 12 Aralık'ın Kıbrıs Türkleri için dönüm noktası olduğuna işaret ederek, Kopenhag'da ortaya konulan yanlış politikaların sonucunun bir bir toplandığını söyledi. Kopenhag'daki politikaların Kıbrıs Türkü adına büyük kayıp olduğunu belirten Elcil, "Biz, federalizme, adanın yeniden birleşmesi için mücadelenin devamına inanıyoruz" dedi.

Rum Yönetimi'nin Kıbrıslı Türklerin eğitim hakkına yönelik gaspını sürdürdüğünü vurgulayan Şener Elcil, 18 Mart'ta düzenledikleri basın toplantısıyla Rum Yönetimi'ni uyardıklarını ama bu gaspın sürdüğünü anlattı.

Elcil, bu saldırı ve hak gasplarını önlemekte kararlı olduklarını ifade ederek, bu amaçla 14 Aralık Çarşamba günü Güney'deki Anayasa Mahkemesi'nde dava açacaklarını, mücadelelerini sadece hukuksal alanda değil, eylemlerle de ortaya koyacaklarını söyledi.

"Ne yama, ne rehine"

KTÖS Genel Sekreteri Şener Elcil daha sonra hazırladıkları basın açıklamasını okudu. Elcil, adanın kuzeyinde ve güneyinde ayrılıkçılığı hedef seçen tüm güçlerin açılımlarına prim vermeyeceklerini belirterek, "Kıbrıs Türkü ne Rum Yönetimi'ne yama, ne de Ankara'ya rehine olacaktır" dedi.

Eğitimin en temel insan hakkı olduğuna işaret eden Şener Elcil, bu hakkın kullanılması ve herkesin kendi anadilinde eğitim alabilmesi için devletin yasal ve anayasal kuralları yerine getirme yükümlülüğü olduğunu anlattı. Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası'nın 20. ve 87. maddelerinin eğitimle ilgili olduğunu ve eğitimin yönetimini Kıbrıs Türk ve Rum toplumlarına ayrı ayrı verdiğini hatırlatan Şener Elcil, şöyle konuştu:

"Göstermelik eğitim"

"Anayasanın bu açık hükmüne göre, Limasol'da yaşayan 2 bin civarındaki Kıbrıslı Türk'ün kendi çocuklarına anadillerinde eğitim verecek bir okulun açılmasıyla ilgili açık talepleri vardır. Yıllarca Rum okuluna gitmeye zorlanarak asimile edilmeye çalışılan zorunlu eğitim çağındaki 100 civarındaki Kıbrıslı Türk çocuğumuza yönelik bu yıl Rum okulu bünyesinde bir sınıf açılarak göstermelik eğitim verilmeye çalışılmaktadır. Sözde Rum Eğitim Bakanlığı alanı ilkokul öğretmenliği olmayan iki Türk öğretmeni yüksek maaşla istihdam ederek, bu okulda Türklere eğitim verdiğini iddia etmektedir."

Elcil, Rum Yönetimi'nin Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası'na aykırı bu uygulamaları gizlemek için istihdam ettiği öğretmenlerin isimlerini gizlediğini, öğrencilere kahvaltı ve öğle yemeği vererek cazibe yaratmaya çalıştığını, ailelere de Türk okulu açılması taleplerini dile getirmemeleri için baskı yaptığını, Limasol'daki Kıbrıslı Türkler için "çingenedirler" diyerek ırkçılık yaptığını anlattı.

KTÖS Genel Sekreteri Elcil, Rum Yönetimi'nin Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası'nı çiğneyerek makamlarını işgale devam ettiğini kaydetti ve "Her konuya siyasi açıdan yaklaşan Rum liderliği, eğitimi de bir siyasi mücadele aracı olarak görmektedir. Kıbrıslı Türklerin 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası'ndan kaynaklanan toplumsal haklarının gaspedilmesini önlemek için kararlı duruşumuzu sürdüreceğiz" dedi.

Elcil, Güney'deki Anayasa Mahkemesi'nde yarın dava açacaklarını ve çıkacak sonuca göre olayı uluslararası yargı organlarına taşıyacaklarını da duyurdu.

Şerifoğlu: Hukuki ve siyasi etkileri olacak

Basın toplantısında daha sonra açılacak davayla ilgili bilgiler veren Avukat Öner Şerifoğlu, dava için araştırmalarını sonuçlandırma aşamasına geldiklerini ve çarşamba günü Güney Kıbrıs'taki Yüksek Anayasa Mahkemesi'nde dava açacaklarını söyledi.

Şerifoğlu, davanın çok yoğun hukuk tartışmalarına yol açacağını kaydederek, "Şüphesiz bu davanın açılması, seyri ve sonuçları, hukuki niteliği yanında siyasi yönden de etkili olacaktır" dedi.

Avukat Öner Şerifoğlu, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin Türk ve Elen cemaatlarından oluştuğunu, Anayasa'nın yürürlükte olduğu dönemlerde yürütmenin 7 Rum ve 3 Türk bakandan oluştuğunu, bakanlık sayısının 10'la sınırlandığını ve bakanlık sayısının hiçbir şekilde değiştirilemeyeceğini ayrıca düzenlediğini anlattı.

"Eğitim ve kültür bakanlığı anayasanın açık ihlali"

Güney Kıbrıs'ın 1993'te anayasa değişikliğiyle kabineye 11. bakanlık olarak Eğitim ve Kültür Bakanlığı'nı getirdiğini belirten Şerifoğlu, bunun anayasanın açık ihlali olduğunu vurguladı. Davanın dayandırılacağı hukuki noktalardan birinin bu olduğunu ifade eden Avukat Öner Şerifoğlu, şunları dile getirdi:

"Bir diğer temel nokta, her iki cemaatın eğitim faaliyetleri kendi cemaat meclislerinin münhasır yetkisi altında bulunuyordu. Oysa geldiğimiz noktada 11. bakanlık olarak Eğitim ve Kültür Bakanlığı'nın ihdas edilmesiyle, Güney'de yaşayan Türk çocuklarının eğitim hakkı da bu anayasa

ihlal edilerek oluşturulan bakanlığın bünyesine verilmiştir. Bu, Türk cemaatının kendi münhasır görev ve yetkilerinden birinin açıkça çiğnenmesi, tecavüze uğraması demektir."

Avukat Öner Şerifoğlu, 1960 Anayasası'nın birçok maddesinin aksi kurallara rağmen değiştirildiğini ve sayısız defa tecavüze uğradığını da ifade etti.

İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi'ne de aykırı

Davanın KTÖS Genel Sekreteri Şener Elcil, kendisi ve Güney'de ikamet eden birkaç veli tarafından şahsen açılacağını kaydeden Şerifoğlu, ilköğretim hakkının Kıbrıs Türkü'nden alınıp Rum Eğitim ve Kültür Bakanlığı'na verilmesinin, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin 1962'de kabul ettiği İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi'ne de aykırı olduğunu vurguladı.

Şerifoğlu, davanın yarın dosyalanmasından sonra ocak ayı sonlarına gün verileceğini tahmin ettiğini belirterek, savcıların savunma dosyalaması ve gerekli prosedürün tamamlanmasının ardından davanın haziran sonuna dek dinlenme aşamasına geleceği görüşünü taşıdığını söyledi.

Avukat Öner Şerifoğlu, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin sözde Eğitim ve Kültür Bakanlığı'nın Güney'de yaşayan Kıbrıslı Türk çocukların eğitimleriyle ilgili düzenleme ve uygulamalarının anayasaya aykırı olduğu gerçeğinden hareket ettiklerini anlattı.

Şerifoğlu, Kuzey'deki siyasi otoritenin de buna tepki göstermesi ve böyle bir davanın takipçisi olması arzusunu dile getirerek, siyasilerin sadece basın bildirileri ve demeçlerle yanıt verildiğini ve yargı yoluna başvurmaktan kaçındıklarını belirtti. Şerifoğlu, "Biz Kıbrıs Türk vatandaşı olarak 1960 Anayasası'ndaki haklarımızı kullanmak ve bu haklara sahip çıkmak kararlılığındayız" diye konuştu.

KIBRIS 13/12/05

 

AB, ortaklık belgesini onayladı

Avrupa Komisyonu tarafından 9 Kasım'da hazırlanan katılım ortaklığı belgesi, geçen hafta yapılan değişikliklerin ardından dün dışişleri bakanları tarafından da onaylandı.

Katılım ortaklığı belgesinde yer alan en önemli değişiklikte, "Türkiye'den aralarında Kıbrıs Rum kesiminin de bulunduğu" tüm üye ülkelerle ilişkilerini bir an önce normalleştirmek için somut adımlar atması isteniyor. Ayrıca, tüm sınır sorunlarını şiddete başvurmadan çözmesi talep ediliyor.

Türkiye'nin de ulusal programını, katılım ortaklığı belgesi ışığında Mart ayına kadar hazırlaması bekleniyor. AB dışişleri bakanları bugün, genişleme konusunda bir sonuç bildirgesi de yayımlayacak.

Bildirgede, ilerleme raporu ve stratejik belgede işaret edilen eksikliklerin tamamlanması için çağrıda bulunulacak; Ankara'dan reformlara ivme kazandırmasını istenecek. Ek protokolün uygulanması da bildirgede altı çizilecek başka bir unsur. Bildirgede ayrıca, Türkiye'nin AB ile imzaladığı anlaşmaları uyguladığına dair 2006'da gözlem yapılacağı da ifade ediliyor.

KIBRIS 13/12/05

 

Lokmacı" bölgesinin askerden arındırılması önerimizi kabul edin

LOKMACI, ASKERSİZLEŞTİRİLEREK AÇILABİLİR AKEL Genel Sekreteri Hrisotfyas, Rum tarafının, Lokmacı Barikatı'nın hiçbir tarafa askeri veya başka türlü bir avantaj sağlayamayacak şekilde, bölgenin tamamen askerden arındırılarak sivil vatandaşların özgür geçişine açılmasına hazır olduğunu söyledi. Hristofyas, "Bu bölgenin askerden arındırılması barışçıl bir öneridir ve Sayın Talat'ı bu öneriyi kabul etmeye çağırıyorum" dedi

TÜRKİYE VE KIBRIS TÜRK LİDERLİĞİNE SUÇLAMA Hristofyas, Avrupa Birliği'nin Kıbrıslı Türklere yönelik önerdiği Mali Yardım Tüzüğü'nün yıl sonuna kadar onaylanmaması halinde mali yardımın 120 milyon euroluk kısmının kaybedileceğine işaret ederek, böyle bir şeyin olması halinde "tüm sorumluluğun "Türkiye ve Kıbrıs Türk liderliğinin olacağını" iddia etti

BM GENEL SEKRETERİ'NE ÇAĞRI Hristofyas ve İzcan, Birleşmiş Milletler Genel Sekreterine, 2006'da Kıbrıs sorununun çözüm müzakerelerini başlatılması yönünde inisiyatif üstlenmesi çağrısında bulundu. Kıbrıs sorununa 2006 yılı içinde çözüm bulunmasının önemine işaret eden iki siyasi lider, aksi halde durumun, zaman kaybına neden olacağını ve bunun kimseye yararı olamayacağını vurguladı

AKEL Genel Sekreteri Dimitris Hrisotfyas, Rum tarafının, Lokmacı Barikatı'nın hiçbir tarafa askeri veya başka türlü bir avantaj sağlayamayacak şekilde, bölgenin tamamen askerden arındırılarak sivil vatandaşların özgür geçişine açılmasını istediklerini ve buna hazır olduğunu söyledi.

Hristofyas, bunun somut bir öneri olduğunu ve beklentisinin, bu önerinin "Kıbrıs Türk Lideri" Mehmet Ali Talat tarafından kabul edilmesi olduğunu söyledi.

Hristofyas, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın "Lokmacı'daki çalışmanın devam edeceği ve bin (yüz olması gerekiyor) metrelik bir alanın tamamen askersizleştirileceği" açıklamasını nasıl değerlendirdiğine yönelik soruya karşılık, "bunun bir iletişim oyunu, hem de hoş olmayan bir iletişim oyunu olduğunu" söyledi.

Hristofyas,"Bu, hoş bir iletişim oyunu da değil. Ben şunu sormak istiyorum; oradaki Kıbrıslı Türk askerler, Sayın Talat tarafından mı yönetilecekler? Biz, bu bölgede, ne Kıbrıslı Türk, ne Kıbrıslı Rum, ne de Türk askerlerinin bulunmasından yanayız. Buradaki askerlerin Türk komutanlar tarafından yönetilen askerler olmasını da istemiyoruz. Bu bölgenin askerden arındırılması barışçıl bir öneridir ve Sayın Talat'ı bu öneriyi kabul etmeye çağırıyorum" dedi.

Hristofyas, Kıbrıslı Türklerin Mali Yardım Tüzüğü'nün yıl sonuna kadar onaylanmaması halinde yardımın 120 milyon euroluk kısmını kaybedeceğine işaret ederek, böyle bir şeyin olması halinde "tüm sorumluluğun Türkiye ve Kıbrıs Türk liderliğinin olacağını" iddia etti.

Birleşik Kıbrıs Partisi (BKP) dün "Emekçi Halkın İlerici Partisi"ni (AKEL) ziyaret ederek, Kıbrıs sorunu konusundaki son gelişmeleri değerlendirdi.

Genel Sekreter İzzet İzcan başkanlığındaki BKP heyeti, Lefkoşa'da AKEL Genel Merkezi'nde gerçekleşen ve yaklaşık iki saat süren görüşmede, AKEL Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas başkalığındaki heyetle görüştü. İzcan ve Hristofyas görüşme çıkışında gazetecilere açıklama yaptı.

Hristofyas ve İzcan, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Kofi Annan'a, 2006'da Kıbrıs sorununun çözüm müzakerelerini başlatılması yönünde inisiyatif üstlenmesi çağrısında da bulundu.

İki siyasi lider, Kıbrıs sorununa 2006 yılı içinde çözümün bulunması gerektiğine işaret ederek, aksi halde durumun, zaman kaybına neden olacağını ve bunun kimseye yararı olamayacağını vurguladı.

İzcan: 2006'da görüşmeler başlamalı

BKP Genel Sekreteri İzzet İzcan, toplantı çıkışında yaptığı konuşmada, AKEL ile önemli ve yararlı bir görüşme yaptıklarına işaret ederek, görüşmede, Kıbrıs sorunundaki son gelişmeler; Lokmacı Barikatı'nın açılması, Mali Yardım ve Doğrudan Ticaret tüzükleri konularının ele alındığını söyledi.

İzcan, Kıbrıs sorununun 2006'da çözümüne yönelik görüşmelerin başlatılması amacıyla gerekli çalışmanın yapılması ve görüşmelerin bir an önce başlaması için BM Genel Sekreteri Kofi Annan'a çağrı yaptı.

İzcan, görüşme sürecinin ivedilikle başlatılmasının, partisi için önemli olduğuna dikkat çekerek, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'a BKP adına bu nedenle çağrı yaptığını söyledi.

İzcan, görüşme sürecinin bir an önce başlamaması ve çözümün 2006 yılı içinde bulunmaması halinde, 2007'de Türkiye; 2008'de Kıbrıs Rum kesimindeki seçimlerin gündeme geleceğini; bunun da Kıbrıs'ta çözümü geciktireceğini ifade ederek, "Zaman biz Kıbrıslıların aleyhine çalışmaktadır" dedi.

Görüşmede ele aldıkları ikinci konunun Lokmacı Barikatı'nın açılması olduğunu bildiren İzzet İzcan, partisinin, Türk tarafının köprü inşaatını durdurmasını savunduğunu söyledi. İzcan, bunun Kıbrıs Türk yönetimine çağrısı olduğunu, yapılması gerekenin, en azından insanların geçeceği yerlerin tamamen askersizleştirilmesi ve engelsiz bir geçişin sağlanması olduğunu vurguladı.

"Üstünden sivillerin, altından askerlerin geçeceği bir yapı kabul edilemez" diyen İzcan, yapılacak düzenlemeyle, sivillerin özgürce, asker ve silahlardan temizlenmiş bir alanda, engelsiz karşılıklı geçişinin sağlanması gerektiğini kaydetti.

İki tarafın yöneticilerine çağrı

İzzet İzcan, her iki taraftaki yöneticilere, birbirlerine karşı saldırgan ve karşısındakini köşeye sıkıştırmaya yönelik açıklamalardan uzak durma çağrısı yaparak, böyle açıklamaların barışa katkı yapmadığını ifade etti.

İzcan, Mali Yardım ve Doğrudan Ticaret tüzüklerinin birlikte geçemeyeceğinin belli olduğuna dikkat çekerek, Kıbrıs Türklerinin mali yardım tüzüğünün geçmemesi nedeniyle zarara uğramaması için, bu tüzüğün yılbaşından önce onaylanması gerektiğini kaydetti. İzzet İzcan, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin de bu onay sürecine hiçbir engelleme çıkarmamasını istedi.

BKP Genel Sekreteri İzzet İzcan, Kıbrıs'ta çözümün; BM kararları, 77-79 doruk anlaşmaları ve Annan Planı temelinde iki bölgeli, iki toplumlu federal bir çözüm olduğuna işaret ederek, böyle bir çözüme herkesin katkı yapması gerektiğini söyledi. İzcan, Kıbrıslı Türk ve Rumların özgürce yaşayacağı böyle bir çözüm için BKP'nin bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da çalışmaya devam edeceğini kaydetti.

Hristofyas: Türk tarafı sorumlu

AKEL Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas ise açıklamasında, BKP ile dostça ve detaylı bir görüşme yaptıklarını söyledi.

Hristofyas tüzüklerle ilgili olarak, "Kıbrıs Cumhuriyeti"nin engelleme yaptığı söylemlerini kabul etmedi.

AKEL Genel Sekreteri Hristofyas, Kıbrıslı Türklerin Mali Yardım Tüzüğü'nün yıl sonuna kadar onaylanmaması halinde yardımın 120 milyon Euro'luk kısmını kaybedeceğine işaret ederek, böyle bir şeyin olması halinde "tüm sorumluluğun Türkiye ve Kıbrıs Türk liderliğinin olacağını" iddia etti.

"Kıbrıs hükümeti"nin Mali Yardım ve Doğrudan Ticaret tüzüklerinin ayrılmasına yönelik öneriyi uzun zaman önce yaptığını, bu önerinin, Kıbrıs Türk tarafınca kabul edilmediğini ifade eden Hristofyas, Kıbrıs Türk tarafının tüzüklerin birlikte uygulanmasını istediğini anımsattı.

Hristofyas, bu istek karşısında "Maraş'ın BM denetiminde yasal sahiplerine iadesi ve limanın (Mağusa) Türk ve Rumlar tarafından birlikte çalıştırılması" önerisini geliştirdiklerini anlatarak, bu önerinin de Türk tarafınca kabul edilmediğini kaydetti.

Hristofyas, bu önerinin, AB Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Komiseri Olli Rehn tarafından bu günlerde yineleneceğini belirtti.

"Maraş'ın yasal sahiplerine iadesi, limanların birlikte çalıştırılması ve tüzüklerin birlikte yaşama geçirilmesine yönelik önerinin" Kıbrıs Türk liderliği tarafından reddedildiğini yineleyen Hristofyas, "Kıbrıs Türk Liderliği'nin, bununla da yetinmeyerek, tüzüklerin bu şartla onaylanması halinde AB ile ilişkilerini keseceği tehdidinde bulunduğu" görüşünü belirtti. Hristofyas, bu tutumun kendisini üzdüğünü söyleyerek, "Kıbrıslı Türklerin 1 euro dahi kaybetmelerini istemiyoruz" dedi. Hristofyas, bu nedenle tüzüklerin ayrılması gerektiğini kaydetti.

AKEL Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas, yaşanan süreçten aldıkları mesajın, "Kuzey'deki yapının statüsünün yükseltilmesine yönelik politika yapıldığı" yönünde olduğunu söyleyerek, bir anlamda Tayvanlaştırmayla Papadopulos ve "Kıbrıs" yönetiminin zor duruma düşürülmesi argümanının kabul edilemeyeceğini söyledi.

Bu tür politikaların olumlu sonuç vermesinin mümkün olmadığını vurgulayan Hristofyas, Kıbrıs'ta çözüme yönelik görüşme sürecinin bir an önce başlatılması için BM Genel Sekreteri Annan'ın inisiyatif alması yönündeki BKP görüşüne destek verdiklerini belirtti.

"Hakemlik ve boğucu

takvim baskısı olmasın"

Hristofyas, görüşme sürecinin hakemlik ve boğucu takvim olmadan başlatılması gerektiğini anlatarak, Rum tarafının Annan planında istediği değişiklikleri BM'ye bildirdiğini söyledi. Hristofyas, başlayacak görüşme sürecinde bu değişiklik önerilerinin dikkate alınması gerektiğini kaydetti.

Hristofyas, İzzet İzcan'ın 2006'da çözümün bulunması görüşüne parti olarak katıldıklarını ifade ederek, aksi durumun zaman kaybına neden olacağını ve bunun kimseye yararı olamayacağını vurguladı.

AKEL Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas, başından beri Lokmacı Barikatı'nın açılmasından yana olduklarını, ancak bu açılışın doğru yapılması gerektiğini ifade etti.

Lokmacı barikatı bölgesi

askerden arındırılmalı

Lokmacı Barikatı'nın hiçbir tarafa askeri veya başka türlü bir avantaj sağlayamayacak şekilde, bölgenin tamamen askerden arındırılarak sivil vatandaşların özgür geçişine açılmasını istediklerini ve buna hazır olduklarını söyledi. Hristofyas, bunun somut bir öneri olduğunu ve beklentisinin, bu önerinin "Kıbrıs Türk Lideri" (Cumhurbaşkanı) Mehmet Ali Talat tarafından kabul edilmesi olduğunu söyledi.

Hristofyas, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın "Lokmacı'daki çalışmanın devam edeceği ve bin (yüz olması gerekiyor) metrelik bir alanın tamamen askersizleştirileceği" açıklamasını nasıl değerlendirdiğine yönelik soruya karşılık, "bunun bir iletişim oyunu, hem de hoş olmayan bir iletişim oyunu olduğunu" söyledi.

Hristofyas, "Kıbrıs" yönetimi'nin tavrının, Lokmacı Barikatı'nda ne Kıbrıslı Türk, ne Kıbrıslı Rum, ne de Türk askeri bulunması olduğunu vurgulayarak, "Bu bölgenin askerden arındırılması barışçı bir öneridir ve Kıbrıs Türk liderliğince kabul edilmesini bekliyoruz" dedi.

"Kıbrıs'ta tek halk vardır"

AKEL Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas, bir gazetecinin, "Lokmacı'daki sıkıntının halklar arasında ne gibi olumsuz bir durum yaratması söz konusudur" şeklindeki soruya karşılık ise, "Öncelikle Kıbrıs'ta iki halk yoktur. Tek halk vardır; Kıbrıs halkı Ve bu halkı oluşturan Kıbrıs Rum ve Türk toplumlarıdır" diye tepki gösterdi.

Geçmişte Gali Fikirler Dizisi diye bir belgenin olduğunu, bu belgede Kıbrıs'ta tek halk, iki toplum olduğunun yazıldığını ve CTP'nin de bunu o zamanlar kabul ettiğini anlatan Hristofyas, bu gerçeğin, hâlâ olduğu gibi durduğunu belirtti.

Hristofyas, kendisini, "Kıbrıs halkı" ve bu halkı oluşturan Rum toplumuna ait hissettiğini; Kıbrıslı Türklerin de kendilerini, "Kıbrıs halkı" ve bu halkı oluşturan Türk toplumunun parçası hissetmesi gerektiğini söyledi.

Suni veya gerçek hiçbir krizin olumlu sonuç yaratmadığını söyleyen Hristofyas, önemli olanın sorunları aşmaya yönelik adımlar atmak olduğunu kaydetti.

Hristofyas, bölgenin askersizleştirilmesi ve engellerin kaldırılması önerisine Kıbrıs Türk tarafının evet demesi halinde kapının yılbaşına kadar açılmasının mümkün olabileceğini iddia etti.

KIBRIS 13/12/05

 

AP Başkan Yardımcısı Swoboda: Şimdi Kıbrıslı Türkleri destekleme zamanı

Avrupa Parlamentosu (AP) Başkan Yardımcısı Avusturyalı Sosyalist Hannes Swoboda, AB'nin Kıbrıslı Türklere önceden verilmiş bir sözü bulunduğunu hatırlatarak, "Şimdi Kıbrıslı Türkleri destekleme zamanı" diye konuştu.

ABHaber'in gündeme ilişkin sorularını yanıtlayan Hannes Swoboda, "Yeni yılda Türkiye'nin AB yolunda kararlılıkla yürümesi gerekiyor" görüşünü dile getirdi.

Türkiye-AB ilişkileri alanında çözecek birçok sorun olduğuna işaret eden Swoboda, "Çözecek bir çok sorun var. Kıbrıs sorunu da bunlardan biri. Ama önemli olan başlamak, iyi niyetle ve istekle" dedi.

Kıbrıslı Türklerin referandumda oyunu AB'den yana kullandığına dikkati çeken Swoboda, "Türkler Kıbrıs'ın bir bütün olarak AB'ye girmesini istedi. Şimdi sıra bizde. Türkleri desteklememiz gerekiyor. Mali yardımları bir an önce hayata geçirmemiz gerekiyor" şeklinde konuştu.

Avrupa Parlamentosu'nda Türkiye ve Kıbrıs dosyasına en hakim olan parlamenterlerden biri olan Swoboda, "Kıbrıs Türk tarafının izolasyonlardan kurtulması yönünde AB'nin verdiği sözler bulunuyor. Bir an önce bu sözlerin yerine getirilmesi gerekiyor" çağrısında bulundu.

Türkiye-AB sürecine de değinen Swoboda şunları kaydetti:

"Türkiye ile AB arasında pek çok tartışma olduğu gibi, aynı zamanda bir çeşit direnç de var. Bu direnç hem Türk hem de Avrupa Birliği kanadında bulunuyor. Ama bu dirençlere, olumsuz söylemlere kulak asmayıp hedef için çalışmak gerekiyor. Reformlara devam edilmeli, yapılması gerekenler henüz bitmedi. Kararlılıkla bu yolda yürünmesi Türkiye açısından oldukça önemli. AB mevzuatını uygulayan Türkiye ilerde bunun çok faydasını görecektir. İşin başı her zaman zordur. Ancak kararlı olmak lazım."

 KIBRIS 14/12/2005

Hedefleri ENOSİS'tir

Eski Yunan dışişleri bakanlarından Pangalos, "Kıbrıslı Rumların Annan planına 'hayır' diyerek Türklerle birlikte yaşamak istemediklerini dile getirdiklerini" söyledi

Hedefleri ENOSİS'tir

ARZULARI SÖYLEDİKLERİNDEN FARKLI... Pangalos, Rumların asıl arzularının söylediklerinden farklı olduğunu kaydederek, "Kıbrıs'ta (Rum kesimi) konuştuğum normal vatandaşların hedefi Kıbrıs'ta bağımsız bir devlet olması değil ENOSİS'tir. (Kıbrıs'ın Yunanistan ile birleşmesi)" dedi

 

Eski Yunan dışişleri bakanlarından Teodoros Pangalos, "Kıbrıslı Rumların Annan planına 'hayır' diyerek Türklerle birlikte yaşamak istemediklerini dile getirdiklerini" söyledi.

Pangalos, 2'si Kıbrıslı Rum, birisi Yunan 3 gazeteci tarafından kaleme alınan "Annan Planı: Gizli Pazarlık" adlı kitabın dün Atina'da yapılan tanıtım törenindeki konuşmasında, Rumların asıl arzularının söylediklerinden farklı olduğunu kaydetti.

Pangalos, "Kıbrıs'ta (Rum kesimi) konuştuğum normal vatandaşların hedefi Kıbrıs'ta bağımsız bir devlet olması değil ENOSİS'tir. (Kıbrıs'ın Yunanistan ile birleşmesi)" dedi.

Annan planı için yapılan referandumda, özü itibarıyla "Kıbrıslı Türklerle birlikte yaşamak istiyor musunuz" sorusunun sorulduğunu vurgulayan Pangolos, "Rumlar buna 'Hayır' dediler" şeklinde konuştu.

KIBRIS 14/12/05

Yasa tasarısını olduğu şekliyle bir tek CTP destekliyor

Rumlara mal iadesini de öngören ve ülkede büyük tartışma yaratan mülkiyetle ilgili yasa tasarısının Cumhuriyet Meclisi Hukuk ve Siyasi İşler Komitesi'nde görüşülmesine dün de devam edildi

Yasa tasarısını olduğu şekliyle bir tek CTP destekliyor

Rumlara mal iadesini de öngören ve ülkede büyük tartışma yaratan mülkiyetle ilgili yasa tasarısının Cumhuriyet Meclisi Hukuk ve Siyasi İşler Komitesi'nde görüşülmesine dün de devam edildi.

Cumhuriyet Meclisi Hukuk ve Siyasi İşler Komitesi, "Anayasa 159. maddesinin 1. fıkrasının (b) ve (c) bentleri Kapsamına Giren Taşınmaz Malların ve 13 Şubat 1975 Tarihinden Önce Kıbrıs'ın Kuzeyinden Göç Etmek Zorunda Kalanlara Ait Taşınır Malların İadesi, Takası ve Tazmini Yasa Tasarısı"yla ilgili ikinci gün çalışmalarını saat 15.30'da tamamladı. Toplantının öğleden sonraki bölümünde de hem milletvekilleri hem de sivil toplum örgütlerinin temsilcileri konuştu. Tasarının görüşülmesine bugün de başka davetlilerin katılımıyla devam edilecek.

CTP-DP Koalisyon Hükümeti tarafından Bakanlar Kurulu'ndan geçirilip yasalaşması için Cumhuriyet Meclisi'ne sunulan mülkiyetle ilgili yasa tasarısını olduğu şekliyle bir tek CTP destekliyor.

Hükümetin diğer ortağı DP, Ankara'da da temaslar yapıp konuyu değerlendirdikten sonra tasarının mevcut halini kabul edilmez buldu. DP, tasarının yasalaşmasına onay verebilmek için, değişiklik önerileri hazırlayıp meclise sunma çalışması başlattı.

Ana muhalefet Ulusal Birlik Partisi (UBP), anayasaya aykırı olduğu gerekçesiyle mülkiyetle ilgili yasa tasarısına karşı çıkarken; BDH ise, tasarıya sıcak bakmıyor. BDH'nın konuyla ilgili görüşünün bu akşam netleşmesi bekleniyor.

Kamuoyunda "mülkiyet yasası" diye anılan "Anayasa 159. maddesinin 1. fıkrasının (b) ve (c) bentleri Kapsamına Giren Taşınmaz Malların ve 13 Şubat 1975 Tarihinden Önce Kıbrıs'ın Kuzeyinden Göç Etmek Zorunda Kalanlara Ait Taşınır Malların İadesi, Takası ve Tazmini Yasa Tasarısı" olan mülkiyetle ilgili tasarının Hukuk ve Siyasi İşler Komitesi'nde görüşülmesine dün başlandı. Komite, tasarı üzerindeki çalışmalarını tamamlayıncaya kadar her gün çalışacak. Ancak mecliste temsil edilen siyasi partilerin, özellikle koalisyon ortaklarının açıkladıkları pozisyonlara bakılırsa, tasarının hükümet tarafından meclise sunulduğu şekliyle kabulü mümkün görülmüyor.

TAK muhabirinin görüşüne başvurduğu, mecliste sandalye sahibi 4 partinin yetkilileri, kendi partilerinin tavırlarını ve kararlarını ortaya koydular.

Fellahoğlu: Devekuşu gibi

başımızı gömemeyiz

Yasa tasarısının görüşüldüğü komitenin başkanlığını da yapan CTP Milletvekili Kadri Fellahoğlu, mülkiyetle ilgili tasarının en kısa sürede meclisten geçirilip yasalaşması gerektiğine inandıklarını belirterek, koşulların bunu zorunlu kıldığını söyledi.

"Devekuşu gibi başımızı kuma gömemeyiz" diyen Fellahoğlu, ülkenin dışında da hukuk bulunduğunu, uluslararası ilişkiler yaşandığını, AİHM kararları ve Türkiye'nin bu kararları kabulünün bulunduğunu kaydetti.

Kadri Fellahoğlu, aleyhe kararların önlenmesi gerektiğini ifade ederek, bu nedenle mülkiyetle ilgili yasal düzenlemenin yapılması gerektiğini dile getirdi.

Hasipoğlu: Abesle iştigal

DP Genel Başkan Yardımcısı Ertuğrul Hasipoğlu ise, partisinin yetkili organlarının dün akşam toplanıp konuyu değerlendirdiğini ve mevcut haliyle tasarıyı kabul etmenin mümkün olmadığına karar verildiğini açıkladı.

Tasarının anayasaya aykırı olduğunu, bu nedenle mevcut şeklinde ısrarın "abesle iştigal" olacağını söyleyen Hasipoğlu, yasa tasarısının uygun hale getirilmesi gerektiğini belirtti.

Ertuğrul Hasipoğlu, DP'deki değerlendirmelerin devam edeceğini ve tasarının kabulü ve yasalaşabilmesi için değişiklik önerileri hazırlayıp meclise sunacaklarını bildirdi.

Taçoy: Bu ne perhiz

ne lahana turşusu"

Mülkiyetle ilgili tasarının anayasaya aykırı olduğunu ve bundan dolayı tasarıya karşı olduklarını yineleyen UBP Milletvekili Hasan Taçoy ise, Kıbrıslı Türklere yönelik mali yardım ve doğrudan ticaret tüzükleriyle ilgili deklarasyon yayınlamaya hazırlanan Avrupa Konseyi'nin taslak deklarasyonunun, Maraş'ın iadesini ve inşaatlara moratoryumu içermesinden dolayı reddedildiğini anımsattı ve gündeme getirilen tasarının deklarasyondan daha kötü olduğunu söyledi.

Taçoy, deklarasyona iktidar ve muhalefet partileri, sivil toplum örgütleri olmak üzere her kesimin ve de Türkiye Hükümeti'nin karşı çıktığını dile getirerek "O zaman, daha kötü bir yasayı niye yapıyoruz. Bu ne perhiz ne lahana turşusu" dedi.

Hasan Taçoy, mülkiyetle ilgili tasarının yalnız Maraş'ın değil, ülkede daha önce Rum malı olan ve üzerinde inkişaf olmayan bütün malların iadesini öngördüğünü kaydetti.

Çakıcı: Zevahiri kurtarmadır

BDH Genel Sekreteri Mehmet Çakıcı ise, kesin kararları olmamakla birlikte parti olarak mülkiyetle ilgili tasarıya sıcak bakmadıklarını belirterek, konunun yetkili organlarda tartışılmakta olduğunu, bu akşam yapacakları toplantıda BDH'nın tutumunun netleşebileceğini söyledi.

Mülkiyetle ilgili tasarıyı "zevahiri kurtarma, süre kazanma" olarak değerlendiren Mehmet Çakıcı, Kıbrıs Türk halkının 1960'tan kaynaklanan ve elde edilmesi gereken hakları bulunduğunu ifade etti ve bunun üzerine gidilmesi gerektiğini kaydetti.

Erk: Amaç davaları

KKTC'ye getirmek

Kıbrıs Türk İnsan Hakları Vakfı Başkanı Emine Erk, mülkiyetle ilgili yasayla, iç hukuk yaratıp, mal-mülkle ilgili davaları KKTC'ye getirmeyi amaçladıklarını söyledi.

Davaların KKTC'ye gelmesinin büyük bir avantaj olacağına işaret eden Erk, mal-mülk konusunun Kıbrıslı Türk yargıçların görev yapacağı bir komisyonda ele alınmasının yasanın can alıcı noktası olduğunu belirtti.

Cumhuriyet Meclisi Hukuk ve Siyasi İşler Komitesi'nin taşınmaz malların iadesi, takası ve tazminini öngören yasa tasarısının geneli üzerindeki görüşmesinde, Mücahitler Derneği Başkanı Vural Türkmen'in ardından sırasıyla K.T.Çiftçiler Birliği'ni temsilen Turgut Ceyda, TMT Derneği'nden Kamil Özkanoğlu ve Kıbrıs Türk İnsan Hakları Vakfı Başkanı Emine Erk söz aldı.

Ceyda

Konuşmasına, Loizidu davası kullanılarak insanlar üzerinde baskı yapılmaya çalışıldığını ileri sürerek, bu konudan duyduğu rahatsızlığı dile getiren Ceyda, Başsavcı Akın Sait'in anayasaya aykırıdır yönünde görüş belirtilmesine rağmen yasa tasarısının hala tartışılıyor olmasının doğru olmadığını söyledi.

Toprağın, devletin en önemli öğelerinden biri olduğuna işaret eden Ceyda, yasanın Türkiye ve AB tarafından KKTC devletine "Rus ruleti" gibi dayatıldığını ileri sürerek, "Referandumda ortaya konan yüzde 65'lik irade gücü kullanılarak bize bu yasayı kabul ettirmeye çalışıyorlar. Onlar istedi diye iç hukuku değiştirmek doğru değildir" dedi.

Zaman zaman hakarete varan ifadeler kullanan Ceyda, komite başkanı Fellahoğlu tarafından uyarılması üzerine konuşmasını keserek, toplantıyı terk etti.

Özkanoğlu

Kıbrıs TMT Derneği adına konuşan Kamil Özkanoğlu, Rumlar'ın ,Kıbrıs'ta 1974'e kadar yaşananlardan sorumlu olmasına ve 1974-84 yılları arasında ortaya konan planları reddetmelerine rağmen tazminatların Kıbrıs Türkleri'ne ödetilmek istenmesinin doğru olmadığını belirtti.

Özkanoğlu, hazırlanan yasa tasarısının, bireysel çözümü getirdiğine işaret ederek, dünyanın hiçbir yerinde, hiçbir sorunun bireysel çözümlerle giderilmediğini söyledi. Özkanoğlu, "Dünyanın hiçbir yerinde kamulaştırılmış bir malda 30-40 yıl ikamet etmiş, ekonomi yapmış birinden, bu maldan çıkması istenemez" dedi.

Yasayla Kıbrıs Türkü'nün mal-mülk mübadelesinin elinden alınacağını kaydeden Özkanoğlu, adada yaşanan olaylardan sorumlu ve suçlu kabul edilecek Kıbrıs Türkü'nden elindeki malı vererek tazminat ödenmesi isteneceğini söyledi.

Özkanoğlu, hazırlanan yasanın bir iç hukuk kabul edilip edilmeyeceği ve davaları önleyip, önlemeyeceğinin de belirsiz olduğuna işaret ederek yasaların varsayımlar üzerine hazırlanmasının çok yanlış olduğunu belirtti.

Erk

Kıbrıs Türk İnsan Hakları Vakfı Başkanı Emine Erk de konuşmasında hazırlanmasına büyük katkı koydukları yasa tasarısıyla, iç hukuk yaratıp, mal-mülkle ilgili davaları KKTC'ye getirmeyi amaçladıklarını söyledi. Erk, yasada eksiklikler olabileceğini, gerekli değişikliklerin de yapılabileceğini ancak bu değişikliklerin yasanın amacını saptırmaması gerektiğini kaydetti.

Yasanın Türkiye'de hazırlandığı ve KKTC'ye empoze edildiği yönündeki iddiaların yanlış olduğunu ve kimseye bir faydası olmadığına işaret eden Erk, Loizidou benzeri davaların açılmasını önlemek amacıyla böyle bir çalışmanın yapılması konusunda gerek KKTC'de, gerek Türkiye'de konsensusa varıldığını belirtti.

Yasanın Türkiye'de çıkarılması yönündeki eleştirileri de yanıtlayan Erk, "AIHM, Türkiye'yi muhatap alarak, KKTC'de yaşayan biriyle ilgili bir karar alıyorsa, bu konu Türkiye'yi mi, KKTC'yi mi ilgilendirir tartışması yapmak çok abes" dedi.

Erk, yasanın sorgulanmasının doğru olduğunu ancak, yasanın olmaması halinde ne olacağının da düşünülmesi gereğine dikkat çekerek, "AİHM, siyasi çözümü beklemez. Loizidu ve Aresti kararları çıktı, arkasından da çığ gibi davaların gelmesi bekleniyor" diye konuştu.

Erk, "Toprak önemlidir ancak toprak kadar, hak da önemlidir. Türkiye bir konvansiyona imza attıysa, bundan doğan hakları da vermek zorunda. Bunun da nasıl olacağını ele almamız şart" dedi.

Emine Erk'in ardından komite çalışmalarına 14.00'e kadar ara verdi.

Gülle: Hayır demenin

bedeli ağır olur

CTP Milletvekili Ahmet Gülle, yasanın yürürlüğe girmesi gerektiğini belirterek, ne Annan planının gerisinde ne de hiçbir şey yapmamaktan daha kötü bir durum bulunduğunu söyledi.

Kimsenin Kıbrıs Türkü'nün Rumlarla eşit olmayacağı bir çözümü kabul etmediğini vurgulayan Gülle, her şeye hayır denilmesi için Türkiye'nin AB üyeliğine de hayır demek gerektiğini belirtti. Bunun bedelinin daha da ağır olacağını ifade eden Ahmet Gülle, bu yasayla KKTC yönetiminin bir inisiyatif üstleneceğini kaydetti.

Özel: Direnelim

Kıbrıs Türk Mücahitler Derneği Temsilcisi Mehmet Özel, milletvekillerinden, "başka mihrakların ürettiği" fikirlerle değil, kendi fikirleriyle tartışmalarını istedi.

"Kendi kendimizi tasfiye edecek duruma düşersek vebali meclisindir" diyen Özel, AB'nin Kıbrıs Türk halkına çifte standart uyguladığını anlattı. Özel, şimdiye dek söylenilenlerin yapıldığını, bundan sonra direnilerek irade ortaya konulması gerektiğini söyledi.

Gürcafer: Keşke

reddetme lüksümüz olsa...

Kıbrıs Türk İnşaat Müteahhitleri Birliği Başkanı Cafer Gürcafer, gelinen noktayı "zor" diye niteleyerek, temsil ettiği kitlede inşaat sektörünün bugünkünden daha geriye gideceği endişesi bulunduğunu ifade etti.

"Bu tasarıyı çok tartıştık... Keşke reddetme lüksümüz olsa, keşke bunun önlemleri çok önceden alınmış olsaydı" diyen Gürcafer, yasanın hem KKTC'nin hem de Türkiye'nin çıkarları örtüştürülerek geçirilmesini istediklerini belirtti. Gürcafer, inşaat sektörünün Kıbrıs konusundaki gelişmelerle yakından ilgili olduğuna işaret ederek, AİHM'den çıkacak mülkiyetle ilgili kararların hem yabancı hem de Kıbrıslı Türk yatırımcıların yatırımlarını engelleyeceğini, ancak tasarının bugünkü halinin de sektöre aynı oranda zarar vereceğini söyledi.

Tasarıyla ilgili değişiklik önerilerini sıralayan Gürcafer, istedikleri değişikliklerin hukuksal açıdan mümkün olmaması halinde değişik öneriler yaratmaya hazır olduklarını bildirdi. Gürcafer, yasanın iç hukuk yolu kabul edilmesi halinde Kıbrıs Türk ekonomisinin çok büyük kazanç sağlayacağını da belirtti.

Gürcafer'in önerileri arasında, "Kıbrıs'ın kuzeyinden göç etmek zorunda kalan" ibareleri yerine "Viyana Anlaşması uyarınca yapılan nüfus mübadelesiyle yer değiştirenler" kullanılması; kilisenin tüzel kişi kapsamına girmemesi; yasanın amacı arasına ekonominin de eklenmesi; "hemen iade edilebilecek mallar" ifadesi yerine "Kıbrıs sorununun çözümünden sonra ve çözüm hükümlerine göre" ifadesi konulması; vize başvurusu yapılmış yatırımların bulunduğu alanların iade kapsamından çıkarılması bulunuyor.

Kıbrıs Türk İnşaat Müteahhitleri Birliği Başkanı Cafer Gürcafer, "Komisyonun kararını açıkladığı tarihten itibaren, Kıbrıs sorununun çözümünden sonra ve çözüm hükümleri çerçevesinde iadesine karar verilen mal üzerinde herhangi bir inşaat yapılamaz, bu taşınmaz mal alınıp satılamaz" ifadesini ise "ekonomiyi çökertecek bir düzenleme" diye niteledi.

Gürcafer, insanların mallarının Rumlara iadesini önlemek için yatırımlara hız vereceğini ve vize bürosu ve belediyelerin kilitleneceğini, kaçak işçi ve kaçak yapılanmanın artacağını da savundu.

Eroğlu: Sadece

zaman kazandırır

Hukuk ve Siyasi İşler Komitesi toplantısında daha sonra konuşan UBP Milletvekili Derviş Eroğlu, yasanın Türkiye'ye sadece zaman kazandırabileceğini, ama iç hukuk kabul edilip edilmeyeceği konusunda garanti bulunmadığını söyledi.

Eroğlu, tasarının meclisten geçmesiyle ne kazanılabileceğinin iyi düşünülmesini isteyerek, özetle "Biz müzakere masasında verdiklerimizle kalacağız. Bu yasadan sonra müzakere masasında neyi konuşacağız? Askerin varlığını, göçmenlerin evlerine dönmesini Bu tasarı ekonomiye ve insanların psikolojisine vereceği zarar hiç dikkate alınmadan hazırlandı" diye konuştu.

Tasarının anayasaya aykırı olduğunu söyleyen Eroğlu, 30 yıldır yapılan inşaatların da reddedilmiş olacağını kaydetti. Eroğlu, "Bu yasayla Rum'un malının 'işgalcisi' olduğumuzu ve hatta Türkiye'nin burada 'işgalci' olduğunu kabul ediyoruz. Manevi tazminat ve taşınır malların tazminiyle, AİHM'in vereceği tazminat kararlarından çok daha fazlasını ödemiş olacağız" dedi.

UBP Milletvekili Derviş Eroğlu, 2003 yılındaki Mal Tazmin Komisyonu Yasası'nın da iç hukuk yolu yaratılacağı düşüncesiyle hazırlandığını ama bunun gerçekleşmediğini belirterek, varsayımlarla hareket edildiği sürece kaybeden olunacağını kaydetti.

Siyasi sorun çözümlenmeden, hukuk ön plana çıkarılırsa hep hukukla uğraşılmak zorunda kalındığını ifade eden Derviş Eroğlu, komisyonun kararından memnun olmayanların yine AİHM'e gideceğini anlattı. Eroğlu, CTP'li milletvekillerinin "Alternatifiniz ne?" sorusuna "Alternatifi hep beraber bulacağız" karşılığını verdi.

Eroğlu, Kıbrıs'ta mal-mülk sorununun global takasla halledilebileceğini kaydetti.

Erk: Davaların önüne

nasıl geçebiliriz arayışı

Kıbrıslı Türk İnsan Hakları Vakfı Başkanı Avukat Emine Erk, sorunun siyasi çözümle halledilebileceğini, ancak siyasi çözüme kadar açılan davaların önüne nasıl geçilebileceği arayışları çerçevesinde bu tasarının hazırlandığını söyledi.

Fellahoğlu: Oturup bekleyemeyiz

Hukuk ve Siyasi İşler Komitesi Başkanı Kadri Fellahoğlu, bir arayış içinde olunduğunu, oturup beklenemeyeceğini, Kıbrıslı Türklerin Annan Planı sürecinde bir şey kaybetmediğini, ancak AİHM'de somut kayıplar bulunduğunu anlattı. Fellahoğlu, "Buradaki çaba bir arayıştır. Dünyanın da kabul edebileceği daha farklı bir arayışınız varsa söyleyin" diye konuştu.

Bayar: AİHM yolunu açın

TMT Derneği temsilcisi Celal Bayar ise, böyle bir tasarı hazırlamak yerine niye Kıbrıslı Türklere de AİHM yolunun açılmadığını sordu. Bunun üzerine Komite Başkanı Fellahoğlu, bu yönde de çalışmalar bulunduğunu hatırlattı.

KIBRIS 14/12/05

Denktaş: Kıbrıs’a yatırım yapılmadı

KKTC’nin Birinci Cumhurbaşkanı
Rauf Denktaş,
“(Kıbrıs bize yük
getiriyor, kamburumuzdur) diyenler var.
Ancak bugüne
kadar hiçbir bakandan, başbakandan, cumhurbaşkanından hiçbir askeri makamdan (Kıbrıs bize yük olmuştur) sözünü duymadım” dedi.

 

 

NTV-MSNBC VE AJANSLAR

Güncelleme: 19:30 15 Aralık 2005 Perşembe

- Denktaş, Antalya Sanayici ve İşadamları Derneği (ANSİAD) ile Akdeniz Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Girişimcilik ve Kariyer Grubu’nun ortaklaşa düzenlediği “Siyaset ve Girişimcilik”konulu konferansa konuşmacı olarak katıldı.

Denktaş, Atatürk Konferans Salonu’nda yaptığı konuşmada, girişimcilik ve siyasetin, vizyon ve pazarlık gücü gerektirdiğini söyledi. Siyasette de, girişimcilikte de “güvenin” esas olduğunu vurgulayan Denktaş, “Doğru olacaksın, aldatmaca yapmayacaksın. Her iki dalda da çok küçük bir kar için karşındakini aldatmaya kalkarsan ve aldatmacı olduğun ortaya çıkarsa o zaman seni dinlemezler. Kaybedersin” diye konuştu.

Denktaş, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin ambargolara, işadamlarının girişimcilikleri sayesinde dayandığını belirterek, şöyle devam etti:
“Eğer Rumun bize uyguladığı ambargolar karşısında işadamlarının girişimcilikleri olmasaydı, bizim de ekonomik açıdan şimdiye çoktan iflas etmemiz gerekirdi. Ama onlar 80 ülkeyle ticaret yaparak,
girişimcilikleriyle bize nefes aldırmışlardır ve bugün başları dik yaşayabilmektedirler.” Denktaş, konferansın soru-cevap bölümünde bir öğrencinin “Girişimcilik yolunda sizi en çok üzen ya da sevindiren neydi?” sorusuna, “Sanayici, işadamı, sermaye, kuşkusuz istikrarlı yer arar. Bizi üzen, Türk sanayicisinin, girişimcisinin Kuzey Kıbrıs’a gereken yatırımı yapmamış olması ve böylelikle gençlerimize iş alanı açılmamış olmasıdır” yanıtını verdi.

Biz yıktık siz de yıkın

BİR ARAYA GELİP KONUŞUN... Arasta esnafı, Lefkoşa'yı bölen duvarın kaldırılması için Türk ve Rum tarafı arasında yaşanan sorunların aşılması için tarafları bir araya gelip konuşmaya çağırdı. Esnaf, Lokmacı Barikatı konusunda yaşanan uzlaşmazlığa da anlam veremiyor

ESNAFIN KAFASI KARIŞIK... KIBRIS'a konuşan esnafın bir kısmı, Lokmacı Barikatı'ndaki geçişlerin köprü ile değil de düz bir geçitle sağlanmasını isterken, bir kısmı da köprü ile sağlanacak merdivenli geçişte bir sorun görmediğini ifade etti

SORUN ÇÖZÜLEMEZSE... Ancak esnaf, Lokmacı Barikatı'nın açılmasında köprünün sorun teşkil etmeye devam etmesi halinde bu soruna bir çözüm bulunması gerektiğine işaret ederek, "askerin, su ve erzakının Lokmacı bölgesinden değil de başka bir yoldan sağlanabileceği" görüşünü de dile getirdi

Anıl IŞIK

Arasta esnafı, Avrupa'nın bölünmüş tek başkenti olan Lefkoşa'yı ayıran duvarın ortadan kaldırılması konusunda ayak sürüyen Rum tarafına "Biz duvarımızı yıktık, siz de yıkın" çağrısını yineledi.

KIBRIS'a Lokmacı Barikatı konusunda konuşan Arasta esnafı, iki taraf arasında yaşanan uzlaşmazlığın giderilmesi için bir araya gelinerek sorunların aşılmasını istedi.

Lokmacı Barikatı'nın açılmasına engel olan uzlaşmazlığa anlam veremeyen Arasta esnafı, Rum yönetimini, Lokmacı Barikatı'nın güney tarafındaki duvarı yıkmaya çağırdı.

Esnaf, "Lokmacı Barikatı'nın açılmasını istiyoruz. Rum tarafı da kendi tarafındaki duvarı kaldırsın ve barikatın açılmasına artık engel olmasın" dedi.

KIBRIS'a konuşan esnafın bir kısmı, Lokmacı Barikatı'ndaki geçişlerin köprü ile değil de düz bir geçitle sağlanmasını isterken, bir kısmı da köprü ile sağlanacak merdivenli geçişte bir sorun görmediğini ifade etti.

Ancak esnaf, Lokmacı Barikatı'nın açılmasında köprünün sorun teşkil etmeye devam etmesi halinde bu soruna bir çözüm bulunması gerektiğine işaret ederek, "askerin, su ve erzakının Lokmacı bölgesinden değil de başka bir yoldan sağlanabileceği" görüşünü dile getirdi.

Böylelikle, Kıbrıs Rum tarafının, köprü çalışmalarını Lokmacı Barikatı'ndaki kapının açılmaması için bir bahane olarak kullanıp kullanmadığının ortaya çıkabileceğine dikkat çeken Arasta esnafı, "O zaman Rumların, Lokmacı Barikatı'nı açmaya niyeti var mı yok mu göreceğiz" dedi.

KIBRIS'a konuşan Arasta esnafının görüşleri şöyle:

Mustafa Utkan:

"Kapının açılmasını istiyoruz. Kapının açılması insanları bir birine daha fazla yakınlaştıracak. Ancak kapının açılması için iki tarafın da aynı görüşme olması lazım. Bu nedenle, tarafların bir araya gelerek konuyu görüşmesini istiyoruz. Tabii bu barış istiyorlarsa olacak. İnatlaşma ile hiçbir şey elde edemeyiz. Merdiven yerine düz bir geçit olmasını istiyoruz. Merdiven sorununa bir çare bulunabilir. Askerin suyu ve erzakı başka bir yoldan sağlanabilir. Lokmacı Barikatı bölgesinin sivilleşmesi lazım, aksi takdirde bu durum iki tarafı da rahatsız edecektir."

Hasan İlkman:

"Adada iki taraf arasında kapıların açılması sosyal, kültürel ve ekonomik faydalar sağlamıştır. İki toplumun bir birine yakınlaşmasına katkı koydu. Lokmacı Barikatı'nın açılmasının da Kıbrıs sorunun çözümüne olumlu bir etkisi olacaktır. Bu ister köprü yolu ile isterse düz geçitle olur. Amaç, iki taraf arasında geçişin sağlanması ise Rum tarafının merdivene itiraz etmesinin nedenini anlayamıyorum. İleride şartlar değişirse düz geçitle de geçişler sağlanabilir. Rum tarafı merdiveni bahane etmektedir. Rumlar da kendi taraflarındaki duvarı yıkmalı ve kapı açılmalıdır."

Sevcan Çerkez:

"Lokmacı Barikatı'nın açılmasını uzun zamandan beri istiyoruz ve bekliyoruz. Türk tarafının, tek taraflı hareket ederek merdiven inşa etmesini doğru bulmuyorum. Bu noktada, engelli insanlar hiçbir şekilde düşünülmedi. Rumların, Kıbrıs Türk toplumuna kıyasla daha tedirgin ve baskı altında olduğunu düşünüyorum ve merdiven Rumlara, kapının açılmaması için bir koz vermiştir. Merdiven çalışmalarının durdurulması ve bölgenin sivilleştirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Rumların da kendi tarafındaki duvarı yıkarak Lokmacı'nın artık açılmasını istiyorum."

Günay Keçeci:

"Ben, olayı Rumların bir vesilesi olarak görüyorum. Kıbrıs Türk tarafındaki muhaliflerde aynı zamanda bunu kullanıyorlar. Lokmacı Barikatı'ndaki merdiven çalışmalarının kapının açılmasına bir sorun teşkil etmemesi gerekiyor. Rumlar, askerin varlığını zaten biliyorlar. Rumlar kapıyı açmamak için merdiveni bahane ediyorlar. Tüm olumsuzluklara rağmen Lokmacı Barikatı'nı iki tarafında açmasını istiyorum. Umarım Rum tarafı da kendi duvarını yıkar ve Lokmacı açılır."

Aziz Mevlitler:

"Lokmacı Barikatı'nın açılmasının hem kuzeydeki hem de güneydeki topluma faydaları olacaktır. Özellikle kuzeyde bir canlanma olacaktır. Merdiven çalışmalarının kapının açılmasına engel teşkil ettiğini düşünmüyorum. Bu Rum tarafının her zamanki tutumudur. Kapının açılmasını istemiyorlar. Rumlar, Kıbrıslı Türkler için iyi ve olumlu olan her şeye karşı tepki gösteriyorlar. Rumların artık bu tutumdan vazgeçmelerini ve kendi tarafındaki duvarı da kaldırarak, Lokmacı'nın açılmasına engel olmalarını istiyoruz."

Ömer Cabacaba:

"Rum tarafının, Lokmacı'daki tutumunun yanlış olduğu kanısındayım. Türk tarafının Lokmacı'da yaptığı merdiveni kapının açılmasına sorun olarak görmüyorum. Bu merdiven zaten geçici olarak yapıldı. İleride şartlar el verdiğine iki taraf arasındaki geçişler düz geçitten de yapılabilir. Rum tarafının, merdiven çalışmalarına itiraz etmemesi gerekiyor ve bence, Rumlar da artık iki tarafı ayıran duvarı yıkarak Lokmacı'nın açılmasını sağlamalı"

Göksel Düzgün:

"Türk tarafının, Lokmacı'nın açılması için girişim başlatması doğru bir hareketti. Ancak iki taraf arasıda inatlaşma ve çekişme olmasını onaylamıyorum. Bir uzlaşı yolu bulunmalı. Biz, Esnaf ve Zanaatkarlar Odası üyeleri olarak, bu soruna bir çözüm bulunması istediğimizi ve merdivensiz bir çözüm olmasını tercihimizi dile getirdik. Biz, bu gerginliğin daha fazla tırmanmamasını istiyoruz. Bunun için de taraflar görüşerek, uzlaşmalıdır ve Rum tarafının da kendi duvarını yıkmasıyla Lokmacı artık açılmalıdır"

Selver Kaya:

"Ben, Lokmacı Barikatı'ndaki merdivenin sorun yaratmasını anlayamıyorum. Biz, bu kapının açılmasını istiyoruz. Ancak Rum tarafının olumsuz tutumu nedeniyle kapı bir türlü açılamıyor. Merdiven olsa da olmasa da değişen bir şey olacağını düşünmüyorum. Rumlar merdiven olayını bir bahane olarak kullanıyor. Rumlar, Lokmacı Barikatı'nın gerçekten açılmasını istiyorlarsa, güneydeki barikatı açarak bunu gösterebilirler."

Salih Doktoroğlu:

"Kapının açılmasını istiyoruz. Rumlar kapının açılması için köprünün kaldırılmasını istiyorlar. Rum tarafının köprü olayını bahane ettiğini düşünüyorum, köprü kalkarsa kapının açılmasına karşı çıkmayacakları kanısındayım. Tarafların uzlaşması gerektiğini düşünüyorum. Merdiven, kapının açılmasına engel teşkil ediyorsa, kaldırılsın. O zaman Rumların engelleri kaldırmaya ve kapıyı açmaya niyetli olup olmadığını göreceğiz?"

Mübetcel Kaplan:

" Kapının açılmasını dört gözle bekliyoruz. Buradaki müşterilerimizin büyük çoğunluğu Kıbrıslı Rumlar oluşturuyor. Köprülü ya da köprüsüzz geçişlerin en kısa sürede başlamasını ümit ediyoruz. Rumlar, köprünün sorun yarattığını düşünüyor. Eğer köprünün kalkması kapının açılmasını sağlayacaksa kaldıralım. Böylelikle Rumların kapıyı açmaya niyeti olup olmadığını göreceğiz. Kapıyı gerçekten açmak istiyorlarsa o zaman anlayacağız."

Erdal Kuyumcu:

"İki tarafın uzlaşamaması ve inatlaşmasından dolayı Lokmacı açılmaz. Bir taraf su, bir taraf asit Barikatın açılmasını istiyorum, tarafların taviz vereceğine inanmıyorum. 25 yıldır buradayım, New York'ta tarafların tokalaştıklarını görüyorum ama olay bundan ileri gitmiyor. Köprüsüz geçiş olması arzumuz. Askeri erzak ve su taşımak için vasıtaların geçişi başta bir yoldan sağlanabilir. Bu bir taviz olayıdır"

BİR ARAYA GELİP KONUŞUN... Arasta esnafı, Lefkoşa'yı bölen duvarın kaldırılması için Türk ve Rum tarafı arasında yaşanan sorunların aşılması için tarafları bir araya gelip konuşmaya çağırdı. Esnaf, Lokmacı Barikatı konusunda yaşanan uzlaşmazlığa da anlam veremiyor

ESNAFIN KAFASI KARIŞIK... KIBRIS'a konuşan esnafın bir kısmı, Lokmacı Barikatı'ndaki geçişlerin köprü ile değil de düz bir geçitle sağlanmasını isterken, bir kısmı da köprü ile sağlanacak merdivenli geçişte bir sorun görmediğini ifade etti

SORUN ÇÖZÜLEMEZSE... Ancak esnaf, Lokmacı Barikatı'nın açılmasında köprünün sorun teşkil etmeye devam etmesi halinde bu soruna bir çözüm bulunması gerektiğine işaret ederek, "askerin, su ve erzakının Lokmacı bölgesinden değil de başka bir yoldan sağlanabileceği" görüşünü de dile getirdi

Anıl IŞIK

Arasta esnafı, Avrupa'nın bölünmüş tek başkenti olan Lefkoşa'yı ayıran duvarın ortadan kaldırılması konusunda ayak sürüyen Rum tarafına "Biz duvarımızı yıktık, siz de yıkın" çağrısını yineledi.

KIBRIS'a Lokmacı Barikatı konusunda konuşan Arasta esnafı, iki taraf arasında yaşanan uzlaşmazlığın giderilmesi için bir araya gelinerek sorunların aşılmasını istedi.

Lokmacı Barikatı'nın açılmasına engel olan uzlaşmazlığa anlam veremeyen Arasta esnafı, Rum yönetimini, Lokmacı Barikatı'nın güney tarafındaki duvarı yıkmaya çağırdı.

Esnaf, "Lokmacı Barikatı'nın açılmasını istiyoruz. Rum tarafı da kendi tarafındaki duvarı kaldırsın ve barikatın açılmasına artık engel olmasın" dedi.

KIBRIS'a konuşan esnafın bir kısmı, Lokmacı Barikatı'ndaki geçişlerin köprü ile değil de düz bir geçitle sağlanmasını isterken, bir kısmı da köprü ile sağlanacak merdivenli geçişte bir sorun görmediğini ifade etti.

Ancak esnaf, Lokmacı Barikatı'nın açılmasında köprünün sorun teşkil etmeye devam etmesi halinde bu soruna bir çözüm bulunması gerektiğine işaret ederek, "askerin, su ve erzakının Lokmacı bölgesinden değil de başka bir yoldan sağlanabileceği" görüşünü dile getirdi.

Böylelikle, Kıbrıs Rum tarafının, köprü çalışmalarını Lokmacı Barikatı'ndaki kapının açılmaması için bir bahane olarak kullanıp kullanmadığının ortaya çıkabileceğine dikkat çeken Arasta esnafı, "O zaman Rumların, Lokmacı Barikatı'nı açmaya niyeti var mı yok mu göreceğiz" dedi.

KIBRIS'a konuşan Arasta esnafının görüşleri şöyle:

Mustafa Utkan:

"Kapının açılmasını istiyoruz. Kapının açılması insanları bir birine daha fazla yakınlaştıracak. Ancak kapının açılması için iki tarafın da aynı görüşme olması lazım. Bu nedenle, tarafların bir araya gelerek konuyu görüşmesini istiyoruz. Tabii bu barış istiyorlarsa olacak. İnatlaşma ile hiçbir şey elde edemeyiz. Merdiven yerine düz bir geçit olmasını istiyoruz. Merdiven sorununa bir çare bulunabilir. Askerin suyu ve erzakı başka bir yoldan sağlanabilir. Lokmacı Barikatı bölgesinin sivilleşmesi lazım, aksi takdirde bu durum iki tarafı da rahatsız edecektir."

Hasan İlkman:

"Adada iki taraf arasında kapıların açılması sosyal, kültürel ve ekonomik faydalar sağlamıştır. İki toplumun bir birine yakınlaşmasına katkı koydu. Lokmacı Barikatı'nın açılmasının da Kıbrıs sorunun çözümüne olumlu bir etkisi olacaktır. Bu ister köprü yolu ile isterse düz geçitle olur. Amaç, iki taraf arasında geçişin sağlanması ise Rum tarafının merdivene itiraz etmesinin nedenini anlayamıyorum. İleride şartlar değişirse düz geçitle de geçişler sağlanabilir. Rum tarafı merdiveni bahane etmektedir. Rumlar da kendi taraflarındaki duvarı yıkmalı ve kapı açılmalıdır."

Sevcan Çerkez:

"Lokmacı Barikatı'nın açılmasını uzun zamandan beri istiyoruz ve bekliyoruz. Türk tarafının, tek taraflı hareket ederek merdiven inşa etmesini doğru bulmuyorum. Bu noktada, engelli insanlar hiçbir şekilde düşünülmedi. Rumların, Kıbrıs Türk toplumuna kıyasla daha tedirgin ve baskı altında olduğunu düşünüyorum ve merdiven Rumlara, kapının açılmaması için bir koz vermiştir. Merdiven çalışmalarının durdurulması ve bölgenin sivilleştirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Rumların da kendi tarafındaki duvarı yıkarak Lokmacı'nın artık açılmasını istiyorum."

Günay Keçeci:

"Ben, olayı Rumların bir vesilesi olarak görüyorum. Kıbrıs Türk tarafındaki muhaliflerde aynı zamanda bunu kullanıyorlar. Lokmacı Barikatı'ndaki merdiven çalışmalarının kapının açılmasına bir sorun teşkil etmemesi gerekiyor. Rumlar, askerin varlığını zaten biliyorlar. Rumlar kapıyı açmamak için merdiveni bahane ediyorlar. Tüm olumsuzluklara rağmen Lokmacı Barikatı'nı iki tarafında açmasını istiyorum. Umarım Rum tarafı da kendi duvarını yıkar ve Lokmacı açılır."

Aziz Mevlitler:

"Lokmacı Barikatı'nın açılmasının hem kuzeydeki hem de güneydeki topluma faydaları olacaktır. Özellikle kuzeyde bir canlanma olacaktır. Merdiven çalışmalarının kapının açılmasına engel teşkil ettiğini düşünmüyorum. Bu Rum tarafının her zamanki tutumudur. Kapının açılmasını istemiyorlar. Rumlar, Kıbrıslı Türkler için iyi ve olumlu olan her şeye karşı tepki gösteriyorlar. Rumların artık bu tutumdan vazgeçmelerini ve kendi tarafındaki duvarı da kaldırarak, Lokmacı'nın açılmasına engel olmalarını istiyoruz."

Ömer Cabacaba:

"Rum tarafının, Lokmacı'daki tutumunun yanlış olduğu kanısındayım. Türk tarafının Lokmacı'da yaptığı merdiveni kapının açılmasına sorun olarak görmüyorum. Bu merdiven zaten geçici olarak yapıldı. İleride şartlar el verdiğine iki taraf arasındaki geçişler düz geçitten de yapılabilir. Rum tarafının, merdiven çalışmalarına itiraz etmemesi gerekiyor ve bence, Rumlar da artık iki tarafı ayıran duvarı yıkarak Lokmacı'nın açılmasını sağlamalı"

Göksel Düzgün:

"Türk tarafının, Lokmacı'nın açılması için girişim başlatması doğru bir hareketti. Ancak iki taraf arasıda inatlaşma ve çekişme olmasını onaylamıyorum. Bir uzlaşı yolu bulunmalı. Biz, Esnaf ve Zanaatkarlar Odası üyeleri olarak, bu soruna bir çözüm bulunması istediğimizi ve merdivensiz bir çözüm olmasını tercihimizi dile getirdik. Biz, bu gerginliğin daha fazla tırmanmamasını istiyoruz. Bunun için de taraflar görüşerek, uzlaşmalıdır ve Rum tarafının da kendi duvarını yıkmasıyla Lokmacı artık açılmalıdır"

Selver Kaya:

"Ben, Lokmacı Barikatı'ndaki merdivenin sorun yaratmasını anlayamıyorum. Biz, bu kapının açılmasını istiyoruz. Ancak Rum tarafının olumsuz tutumu nedeniyle kapı bir türlü açılamıyor. Merdiven olsa da olmasa da değişen bir şey olacağını düşünmüyorum. Rumlar merdiven olayını bir bahane olarak kullanıyor. Rumlar, Lokmacı Barikatı'nın gerçekten açılmasını istiyorlarsa, güneydeki barikatı açarak bunu gösterebilirler."

Salih Doktoroğlu:

"Kapının açılmasını istiyoruz. Rumlar kapının açılması için köprünün kaldırılmasını istiyorlar. Rum tarafının köprü olayını bahane ettiğini düşünüyorum, köprü kalkarsa kapının açılmasına karşı çıkmayacakları kanısındayım. Tarafların uzlaşması gerektiğini düşünüyorum. Merdiven, kapının açılmasına engel teşkil ediyorsa, kaldırılsın. O zaman Rumların engelleri kaldırmaya ve kapıyı açmaya niyetli olup olmadığını göreceğiz?"

Mübetcel Kaplan:

" Kapının açılmasını dört gözle bekliyoruz. Buradaki müşterilerimizin büyük çoğunluğu Kıbrıslı Rumlar oluşturuyor. Köprülü ya da köprüsüzz geçişlerin en kısa sürede başlamasını ümit ediyoruz. Rumlar, köprünün sorun yarattığını düşünüyor. Eğer köprünün kalkması kapının açılmasını sağlayacaksa kaldıralım. Böylelikle Rumların kapıyı açmaya niyeti olup olmadığını göreceğiz. Kapıyı gerçekten açmak istiyorlarsa o zaman anlayacağız."

Erdal Kuyumcu:

"İki tarafın uzlaşamaması ve inatlaşmasından dolayı Lokmacı açılmaz. Bir taraf su, bir taraf asit Barikatın açılmasını istiyorum, tarafların taviz vereceğine inanmıyorum. 25 yıldır buradayım, New York'ta tarafların tokalaştıklarını görüyorum ama olay bundan ileri gitmiyor. Köprüsüz geçiş olması arzumuz. Askeri erzak ve su taşımak için vasıtaların geçişi başta bir yoldan sağlanabilir. Bu bir taviz olayıdır"

KIBRIS 15/12/05

 

AB'den kopma değil, AB'yle sağlıklı ilişkilere ihtiyacımız var

DOĞRU ZEMİN ÖNEMLİ... AB'yle ilişkileri yeni bir zemine oturtmak gerektiğini belirten Cumhurbaşkanı Talat, "AB'nin bizimle ilişkileri, bizim ekonomimizi yıkmayı hedefleyen Rum yönetimi üzerinden olmamalıdır. Bu anlayışla şimdi, AB vizyonumuzu daha da kuvvetle ortaya koyma zamanıdır. AB'den kopma değil, AB'yle bütünleşme yönünde daha sağlıklı ilişkilere ihtiyacımız vardır" diye konuştu

SUÇ ŞANTAJ POLİTİKASI GÜDEN RUM TARAFINDA... Cumhurbaşkanı Talat, ancak Rum tarafının iddia ettiği gibi, 120 milyon Euro'nun kaybedilmesinin suçunun Kıbrıs Türk tarafında değil, tamamen şantaj politikası güden Rum tarafı olduğunu söyledi. Çeşitli entrikalarla, birlikte sunulmuş olan iki tüzüğü zaman zaman Kıbrıs Türk tarafından da destek bularak ayırmayı başaran Kıbrıs Rum tarafının bu başarıdan sonra mali yardımı da öldürebilmek için ona koşul getirdiğini anlatan Cumhurbaşkanı Talat, bu durumun çok iyi anlaşılmasını ve nasıl bir mücadele içinde olduklarının görülmesini istedi

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Avrupa Komisyonu'nun hazırladığı deklarasyonun, Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün gündemde kalması için değil, Mali Yardım Tüzüğü'nün ön şartı olduğuna işaret ederek, ön şartı kabul edemeyeceklerini söyledi.

Cumhurbaşkanı Talat, AB'den kopma değil, AB'yle bütünleşme yönünde daha sağlıklı ilişkilere ihtiyaç duyulduğunu kaydetti.

Cumhurbaşkanı Talat, Rumların, iki tüzüğün ayrılmasını sağladıktan sonra durmadığını ve Kıbrıslı Türklere verilecek 259 milyon Euro'luk yardımı düzenleyen Mali Yardım Tüzüğü'ne "Maraş ve Mağusa Limanı'nın statüsü ve mülkiyet sorununun Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararları çerçevesinde ele alınması" önkoşullarını koydurduğunu kaydederek, böyle bir ön şartı kabul etmelerinin mümkün olamayacağını vurguladı.

AB'yle ilişkileri yeni bir zemine oturtmak gerektiğini belirten Cumhurbaşkanı Talat, "AB'nin bizimle ilişkileri, bizim ekonomimizi yıkmayı hedefleyen Rum yönetimi üzerinden olmamalıdır. Bu anlayışla şimdi, AB vizyonumuzu daha da kuvvetle ortaya koyma zamanıdır. AB'den kopma değil, AB'yle bütünleşme yönünde daha sağlıklı ilişkilere ihtiyacımız vardır" diye konuştu.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, referandum sonrasında gündeme gelen ancak Rumların engellemeleriyle hayata geçemeyen AB'nin hazırladığı Doğrudan Ticaret ve Mali Yardım Tüzükleri konusunda TAK muhabirine açıklamalar yaptı ve soruları yanıtladı.

Tüzükler tartışmaya yol açtı

Talat, 26 Nisan 2004 tarihinde Avrupa Konseyi'nin Kıbrıslı Türklerin izolasyonunun kaldırılması için çalışma görevini Avrupa Komisyonu'na verdiğini, Komisyonun da birbirini bütünleyen iki tüzük hazırladığını ve bir paket olarak Konsey'e sunduğunu hatırlattı. Rum tarafının buna karşı çıkarak önce Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün yasal zeminini kaydırmaya çalıştığını ve ağırlıklı oyçokluğuyla kabul edilebilme imkanını ortadan kaldırarak oybirliği kategorisine çekmeye çalıştığını ifade eden Cumhurbaşkanı Talat, bunun AB'nin iki kurumu arasında tartışmaya yol açtığını kaydetti, şöyle devam etti:

"Komisyon ağırlıklı oy çokluğuyla geçirilebileceğini, Konsey ise oybirliği gerektiğini kabul eden veya benimseyen bir noktaya geldi. Bunu da her bir kurum kendi hukuk bürolarının değerlendirmeleri sonucu benimsedi. Dolayısıyla hem Mali Yardım (ki Mali Yardım'da oybirliği gerektiği tartışma konusu değildi), 'Mali Yardım ve Doğrudan Ticaret her ikisi de oy birliği gerektirir' anlayışı ağırlık kazandı."

Rum tarafının Doğrudan Ticaret Tüzüğü'ne kesinlikle "hayır" diyerek ortadan kaldıracağını 2004 sonunda belli ettiğine dikkat çeken Cumhurbaşkanı Talat, bunun ardından AB içinde bu iki tüzüğün ayrılması ve Mali Yardım Tüzüğü'nün ayrı geçirilmesi, Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün ise gündemde tutulması düşüncesinin geliştiğini kaydetti.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Lüksemburg'un AB dönem başkanlığında bu konularda fazla bir ilerleme sağlanamadığını, İngiltere'nin başkanlığı döneminde ise başlangıçta iki tüzüğün birlikte geçirilmesinde ısrarlı olan İngiltere'nin Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nü gündemde tutacak şekilde Mali Yardım Tüzüğü'nü geçirmeyi kabul eder noktaya yavaş yavaş gittiğini anlattı.

2004 yılı sonunda Rum tarafının Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün koşulu olarak Maraş'ın verilmesi, yurt dışında kurulacak iki toplumlu bir şirketin Rum yönetiminin yetki vermesiyle Mağusa Limanı'nı çalıştırması koşuluyla doğrudan ticaretin yapılabileceğini içeren yazılı bir öneriyi Avrupa Komisyonu'na aktardığını belirten Cumhurbaşkanı Talat, şöyle konuştu:

Kıbrıs Türk tarafını öfkelendiren olay...

"Lüksemburg'un başkanlığı döneminde bu konu farklı bir bakış açısıyla gündeme geldi. Mali Yardım Tüzüğü doğrudan geçecekti. Doğrudan ticaret için ise ilk adım olarak Maraş'ta birtakım fizibilite çalışmaları yapılması, Kuzey'deki geçmişte Rumlara ait malların alım-satımına kısıtlamalar getirilmesi ve Mağusa Limanı'nın AB gözetiminde çalıştırılması gündeme getirildi. Bu, bizim tarafımızdan kabul edilmedi.

İngiltere dönem başkanlığında iki tüzüğün birbirinden ayrılması, yavaşça AB nezdinde kabul gördü. Burada önemli olan şu: Rum tarafı bu ayrılmayı elde ettikten sonra orada durmadı. Kıbrıs Türk tarafı olarak bizi öfkelendiren de aslında bu oldu. Orada durmadı ve sadece Mali Yardım Tüzüğü'nün geçebilmesi için Komisyon'un bir de deklarasyon yapmasını istedi. Komisyon da bunu müzakere etti. Bizim AB dışında olmamızdan yararlanarak bunu Komisyon'a kabul ettirdi. Deklarasyonda, Maraş'ın, Mağusa Limanı'nın statüsü ve Kuzey'deki mülkiyet sorununun AİHM kararları çerçevesinde ele alınması, Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün Rumlar tarafından onaylanabilmesi için bir koşul olarak öne sürüldü."

"Ön şartı kabul edemezdik"

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Avrupa Komisyonu'nun deklarasyonunun, Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün gündemde kalması için yapılmadığını, Mali Yardım Tüzüğü'nün ön şartı olduğunu vurguladı. Talat, böyle bir ön şartı kabul etmelerinin mümkün olamayacağını belirterek, bu ön şartın kendilerinde ciddi bir hayal kırıklığı yarattığını söyledi.

AB'yle ilişkilere yeni zemin

AB'yle ilişkileri yeni bir zemine oturtmak gerektiğini ifade eden açıklamalar yapıldığını kaydeden Talat, "Bu, AB'yle sağlıklı ilişkilerimiz için gereklidir. AB'nin bizimle ilişkileri, bizim ekonomimizi yıkmayı hedefleyen Rum yönetimi üzerinden olmamalıdır. Bu anlayışla şimdi, AB vizyonumuzu daha da kuvvetle ortaya koyma zamanıdır. AB'den kopma değil, AB'yle bütünleşme yönünde daha sağlıklı ilişkilere ihtiyacımız vardır. Halen temaslarımız ve çalışmalarımız devam etmektedir. Politik çizgimiz budur" diye konuştu.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, durumun şu anda ne olduğunu bilmediklerini belirterek, 159 milyon Euro'luk mali yardımın 120 milyon Euro'sunun yıl sonuna kadar tüzük geçmediği taktirde kaybedileceğinin söylendiğini ve Rum tarafının bunun sorumlusu olarak Kıbrıs Türk tarafı ve Türkiye'yi gösterdiğine işaret etti.

Talat, Türkiye'nin bu konuda sorumluluğu olduğunu düşünmediğini kaydederek "Ama konunun muhatabı olan bizlerin böyle bir ön şartı kabul etmemiz mümkün olmadığı için ve eğer bu bir sorumluluk gerektiriyorsa, elbette ki bu sorumluluğu üstlenmeye hazırız" dedi.

"Sorumlu şantaj politikası güden Rum tarafı"

Cumhurbaşkanı Talat, ancak Rum tarafının iddia ettiği gibi, 120 milyon Euro'nun kaybedilmesinin suçunun Kıbrıs Türk tarafında değil, tamamen şantaj politikası güden Rum tarafı olduğunu söyledi. Çeşitli entrikalarla, birlikte sunulmuş olan iki tüzüğü zaman zaman Kıbrıs Türk tarafından da destek bularak ayırmayı başaran Kıbrıs Rum tarafının bu başarıdan sonra mali yardımı da öldürebilmek için ona koşul getirdiğini anlatan Cumhurbaşkanı Talat, bu durumun çok iyi anlaşılmasını ve nasıl bir mücadele içinde olduklarının görülmesini istedi.

"Doğrudan ticaret izolasyonların kaldırılmasının adımı"

AB vizyonları devam ettiğine göre, AB'yle ilişkileri sağlıklı zeminde geliştirmek, mali yardımı ve doğrudan ticareti muhakkak sağlamaları gerektiğini vurgulayan Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, "Çünkü doğrudan ticaret, izolasyonların kaldırılmasının önemli bir adımıdır ve bu bağlamda mali yardımdan da önemlidir. Doğrudan ticaret, dünyayla Kıbrıs Rum tarafı üzerinden olmayacak ilişkiler, bizim için hayati derecede önemlidir" diye konuştu.

KIBRIS 15/12/05

 

Ufukta yeni bir kriz görünüyor...



Ufukta kara bulutlar yoğunlaşıyor. Belki şu sıralarda tam anlamıyla farkedilmiyor, ancak ilerde fırtına işaretleri görülüyor.
Hemen önlem almak, stratejiler hazırlamak zorundayız. Eski alışkanlıklarımızı sürdürür ve çözümü son dakikaya bırakır veya herşeye HAYIR diyerek direnebileceğimizi sanırsak çok hata ederiz.
Sözünü ettiğim tehlike bulutları yine Kıbrıs etrafında yoğunlaşıyor.
Sorun, Gümrük Birliği çerçevesinde, hava ve deniz limanlarımızın Kıbrıs malı taşıyan Kıbrıs Rum gemi ve uçaklarına açılması zorunluğundan kaynaklanıyor.
Türkiye, Avrupa Birliğine limanlarını açacağına dair söz verdi. Yani bu işin kaçarı yok. Ancak, işi erteleyebilmek ve karşılığında da Rumlardan ve Avrupa Birliğinden ödün koparabilmek için dans ediyoruz.
Her ülke bu dansı yapar. Verdiğine karşı birşeyler almak ister. Ankara'nın istediği de, limanlarını açma karşılığında, KKTC'yi izolasyondan kurtaracak bazı adımların da AB tarafından atılması. Bunlardan biri, AB'nin vaadettiği ekonomik yardım, diğeri KKTC ile AB arasında serbest ticaret.
Rumlar, KKTC'ye serbest ticaret hakkı tanınmasını kabul etmiyorlar. Türkler de serbest ticaret olmadan sadece ekonomik yardımla yetinmek istemiyorlar.
Tam bir kısır döngü yaşanıyor.
Peki ne olacak?
Müzakereler başlayana kadar (büyük olasılıkla 2006'nın ilk yarısı) karşılıklı itişmeler, zemin yoklamaları sürecek. Ancak, sıra ilk müzakerenin açılmasına gelince, dananın kuyruğu kopacak. Zira, müzakerenin fiilen başlamasının bir koşulu var: Limanların açılması. Hadi 23 üye duruma göz yumsa dahi, Yunanistan ile Kıbrıs ısrar edecektir. Türkiye, verdiği sözü tutup limanlarını açmadığı taktirde, müzakereler başlamayacaktır.
Başka bir deyişle, daha başlamadan müzakerelerin askıya alınması gibi son derece tatsız bir durumla karşı karşıya kalma tehlikesi var. Böyle bir olasılıkta, Kıbrıs konusu ön plana çıkacak ve Ankara üstündeki resmi tanıma baskılarının daha artmasına yol açacak.

ARTIK, SERTLİKLE POLİTİKA YAPMA DÖNEMİ KAPANDI
AB kurumlarının şu sıralarda yanıtını aradıkları soru, önündeki bu tehlikeyi görmesine rağmen Türkiye'nin henüz ikna edici bir strateji üretip üretmeyeceği.
Bundan önce, AB ile ilişkilerinde genel olarak katı ve sürekli HAYIR' a dayalı bir politika benimseyen Ankara'nın, bu müzakerelerde aynı yaklaşımı devam ettirmesinin ters tepeceğine dikkat çekiliyor.
Şu ana kadar, sadece Başbakan'ın "KKTC üzerindeki izolasyon kalksın, bizde limanları açalım" sözü var. Ancak bu çok geniş ve soyut bir kavram. Hangi adımlar izolasyonun kalkması anlamına geliyor. Eğer Türkiye, KKTC'nin resmen tanınmasını istiyorsa, çok güç. Mutlaka bir pazarlık yapılacakta, öncelikler ne olacak?

* * *

MEHMET ALI BIRAND MILLIYET 15/12/05

 

KKTC’nin mülk davasında Rumlar’a karşı Bayan Blair

Ayşegül EKİNCİ LONDRA

Rumlar’ın ‘işgal altında’ saydığı KKTC topraklarında yaptıkları ev nedeniyle Kıbrıs Rum Mahkemesi tarafından mahkum edilen Orams çiftini, İngiltere’de görülecek davada Başbakan Tony Blair’in eşi Cherie savunacak.

İNGİLTERE Başbakanı Tony Blair’in avukat eşi Cherie Blair, Rumlar’ın, KKTC’de mülk sahibi olmaları nedeniyle dava açtığı İngiliz Orams çiftini savunacak. Lapta’da yaptırdıkları ev nedeniyle Rum yönetiminin, ‘İşgal edilmiş Rum topraklarını gaspederek ev yaptılar’ diyerek Kıbrıs Rum Kesimi’nde mahkum ettiği David ve Linda Orams’ı, İngiltere’de görülecek davada Cherie Blair’in temsil edeceği açıklandı.

SEVE SEVE KABUL ETTİ

Türk avukatlar tarafından kurulan Londra merkezli hukuk firması Vahib Associates, dün yaptığı yönetim kurulu toplantısının ardından üç Türk avukatın yer aldığı altı kişilik ekipte, Blair’e de yer verdi. İnsan hakları konusunda uzman olan ve dava başına astronomik ücretler talep eden Bayan Blair’in, bu davanın örnek teşkil edecek olması ve uluslararası kamuoyunun dikkatini çekmesi nedeniyle teklifi seve seve kabul ettiği bildirildi. Çiftin Türk avukatları, son anda yapılan bu stratejik hamleyle Rumlar’ın zorda kalacağını düşünüyor. Cherie Blair’in dava sürecinde KKTC’ye gidebileceği de belirtiliyor.

ÇOK TARTIŞILACAK

Hürriyet’e konuşan Vahib Avukatlık Bürosu’nun Türk sahibi Hasan Vahib, davanın siyasi çözümden kaçınan Rum kesiminin KKTC’yi AB hukuku ile sıkıştırma taktiğinin bir parçası olduğunu söyledi. Ancak İngiltere’nin garantör ülke olarak Kıbrıs’ta taraf olması, Yüksek Mahkeme’de görülecek davada First Lady Blair’in başını bir hayli ağrıtacak. Orams’ı savunan ve Blair’in başını çekeceği avukatlar, salı günü itiraz ederek davanın İngiltere ve Rum Kesimi’nde değil, ancak Avrupa Lahey Adalet Divanı’nda görülebileceğini iddia edecek.

Orams çifti, Rum yönetimi tarafından Rum vatandaşı Meletiu Apostolidi’ye ait arazi üzerine ev inşa etmekle suçlanmış, Rum Kesimi’nde görülen davada mahkum edilmişlerdi.

HACİZ İSTİYORLAR

Rumlar, KKTC’deki binayı yıkmaları, Rum vatandaşa tazminat ödemeleri veya araziyi iade etmeleri şartlarını sundukları Orams çiftinin işbirliğine yanaşmaması nedeniyle, temyiz süreci bitmemiş olmasına rağmen İngiltere’de Yüksek Mahkeme’ye başvurdular. Rumlar, Orams çiftinin İngiltere’deki mallarına haciz konmasını talep ediyor.

HURRIYET 16/12/05

 

Türkiye'den Rum yönetimine veto!


      Türkiye’nin, Kıbrıs Rum Yönetimi’nin uluslararası Wassenaar Düzenlemeleri’ne katılmasını veto ettiği ortaya çıktı.
      ABHaber’e göre, Ankara, Kıbrıs Rum Yönetimi’nin uluslararası Wassenaar Düzenlemeleri’ne katılmasını 13-14 Aralık’ta Viyana’da yapılan toplantıda veto etti.
      Ankara’nın vetosunun, AB dışişleri bakanlarının Pazartesi günü onayladıkları ve Türkiye’nin üyelik için yol haritası niteliğindeki Katılım Ortaklığı Belgesi’nde (KOB), Kıbrıs paragraflarını sertleştirmesinden yalnızca bir gün sonraya denk gelmesi dikkat çekti.
      AB dışişleri bakanlarının onayladığı KOB metninde, Türkiye’nin Kıbrıs Rum yönetimi ile ilişkilerini normalleştirme yönünde "bir an önce" ve "somut adımlar" atması istendi. Dışişleri bakanları ayrıca, Türkiye’den Rum yönetimini "Wasennaar gibi uluslararası örgütler ve düzenlemelere katılımını engellememesi" talebinde bulundular. Her iki talep de, AB’nin Türkiye’den "kısa dönemde" gerçekleştirmesini istediği talepler arasında yer aldı.
      Viyana’da 13-14 Aralık tarihlerinde gerçekleştirilen Wassenaar’ın yıllık toplantısında, Türkiye, Kıbrıs Rum yönetiminin Kıbrıs adasının tümünü temsil etme iddiasına karşı çıktı. Üyeler arasında uzlaşma sağlanamadığı için Rum yönetiminin üyeliğinin ele alınması 2006’ya ertelendi.
      ABHaber’in sorularını yanıtlayan Türk diplomatik kaynaklar da, AB’nin 3 Ekim’de yayımlanan ortak Başkanlık açıklamasını anımsatarak, Ankara’nın Rum yönetimini Wassenaar’a kabul etmeme kararının Türkiye’nin yükümlülüklerine aykırı olmadığını kaydettiler.
      Ancak AB dışışleri bakanları, pazartesi günü onayladıkları KOB metninde yaptıkları değişiklikle, Başkanlık açıklamasına yapılan referansı ana metninden çıkardılar.
      Türk Dışişleri kaynakları ise, Başkanlık açıklamasının hala geçerli olduğunu, ve bunun 3 Ekim sonrasında AB müktesebatına girdiğini kaydettiler.
      AB, 3 Ekim tarihli ortak Başkanlık açıklamasında Türkiye’ye Rum yönetiminin üyeliğini engellememe konusunda yapılan çağrının, uluslararası kuruluşlar ve düzenlemelerin kendi iç karar mekanizmalarını baştan bağlayamayacağını ifade etmişti.
      1995 yılında kurulan ve Türkiye’nin 38 ülke ile
      birlikte katılımcı olduğu Wassenaar Düzenlemeleri, konvansiyonel silah yapımında kullanılabilecek hassas nitelikteki parçaların uluslararası alanda alım-satımının kontrol altına alınmasını içeriyor.
     MILLIYET 16/12/05

 

NATO'dan AB'ye Kıbrıs mesajı


BRÜKSEL

ULUSLARARASI anlaşmazlıklarda çözüm bağlamında diplomatların sıkça tekrarladığı bir deyim var: "Tango için iki kişi gerek"...
Dün Brüksel'de bu sözü NATO Genel Sekreteri Jaop de Hopp Scheffer'den, hem de Kıbrıs bağlamında ve Türkiye'nin lehinde duyduk.
Önümüzdeki pazartesi günü Ankara'yı ziyaret edecek olan Scheffer, NATO merkezinde bir grup Türk gazetecisiyle görüşmesinde, NATO ile AB arasındaki diyalog çerçevesinde Kıbrıs pürüzüne değindi. İlginç olan husus, NATO'nun bir numaralı yöneticisinin, bu sorunun çözümü için Kıbrıs Rum yönetimi ile AB'ye sorumluluk düştüğünü belirten ifadeler kullanmış olmasıdır.
* * *
SCHEFFER şöyle konuştu: "Tutumumu şu deyimle açıklayacağım: Tango için iki kişi gerek. Yani çözüm için iki taraf da çaba harcamak zorunda... Referandumun sonucunu biliyoruz. Şimdi çözüm, Kıbrıs'ın (Rum yönetiminin) ve de AB'nin elinde... Ben NATO ile AB'nin birçok alanda birlikte çalışması ve birbirini tamamlaması gereğine inanıyorum. Kıbrıs'ın bir engel oluşturmasına üzülüyorum. Ben NATO Genel Sekreteri olarak AB nezdinde yetkili değilim. Ama tekrar ediyorum. Tango için iki taraf gerek. Çözüm için Kıbrıs ve de AB'nin sorumluluğu var. Umarım ki yakında bu mesele çözümlenir"...
Scheffer bunu NATO-AB ortaklığı için zorunlu görüyor. Onu umutlandıran bir gelişme var: O da, Türkiye ile Kıbrıs Rum yönetiminin, son zamanlarda NATO'nun AB ülkeleri temsilcileriyle yaptığı bazı "gayri resmi" buluşmalarda, bir araya gelmiş olması. Nitekim daha geçen hafta, Brüksel'deki NATO-AB toplantısından sonraki çalışma yemeğinde yapılan konuşmalarda Kıbrıs Dışişleri Bakanı ile Türkiye'nin NATO temsilcisi hazır bulundu. (Aslında Dışişleri Bakanı Cidde'deki İKÖ konferansından Brüksel'e geç ulaştığı için bu yemekli "gayri resmi" toplantıya katılamadı. Ama Türkiye'yi Büyükelçi Ümit Pamir temsil etti)...
NATO üyesi olarak Türkiye bu örgütün AB ile ortak çalışmalarında, Kıbrıs pürüzüyle karşılaşıyor. Kıbrıs (Rum yönetimi) AB üyesi olarak bu toplantılarda yer alıyor. Ama Türkiye, tanımadığı Kıbrıs Rum Yönetimi temsilcileriyle bu görüşmelere katılmak istemiyor. Neyse ki, şimdi diplomasi bir "pratik çare" buldu. Buluşmalar -örneğin bir yemekle- "gayri resmi" bir nitelik taşıyorsa Türkiye bu formül altında masaya oturuyor. Scheffer'e göre önümüzdeki nisanda Sofya'da yapılacak ortak toplantıda da bu formül uygulanacak...
* * *
SCHEFFER'in Ankara'da yapacağı görüşmelerde ele alacağı konulardan biri de bu. Türk tarafı, NATO Genel Sekreteri'nden, yukarıda belirttiğimiz cinsten "cesaret verici" sözler duyacak.
Scheffer, Türkiye'nin NATO için taşıdığı önemi ve çeşitli alanlarda oynadığı rolü (Iraklı subayların yetiştirilmesinden Afganistan'daki katkılarına kadar) "çok hayatî" görüyor. Ayrıca Ortadoğu'da, özel konumu nedeniyle, NATO açısından yarar taşıyan görüşlerine ve katkılarına da büyük önem veriyor... Kendi deyimiyle NATO Türkiye'nin de AB üyeliği için bir kanal oluşturuyor...
Scheffer'i Ankara'ya getiren esas neden kuşkusuz, "siyasi" nitelikte. Ancak bir de dolaylı olarak "kişisel" sebep var: O da "akraba ziyareti"... Ankara'daki Hollanda Büyükelçiliği Müsteşarı, Hollanda asıllı Genel Sekreter'in kayınbiraderi!..

SAMI KOHEN MILLIYET 16/12/05

 

Blair'in avukat eşi, İngiliz çiftin KKTC'deki mülkiyet hakkını savunacak

KUZEY Kıbrıs'taki mülkleri yüzünden haklarında dava açılan İngiliz Orams çiftini, İngiltere Başbakanı Tony Blair'in avukat eşi Cherie Blair savunacak.
      Kuzey Kıbrıs'ın Girne kentinde yapılan bir villanın sahibi olan ve toprağın kendisine ait olduğu gerekçesiyle Rum Meletios Apostolides tarafından haklarında dava açılan İngiliz Orams çiftinin, İngiltere Başbakanı Tony Blair'in avukat olan eşi Cherie Blair tarafından savunulacağı açıklandı. Yaklaşık 1 yıldır Orams çiftinin avukatlığını yapan Londra'daki Vahib Avukatlık Bürosu tarafından yapılan açıklamaya göre, Cherie Blair'in ‘davanın ve Kuzey Kıbrıs halkının haklılığına inandığı için’ bu davayı yürütme kararı aldığı belirtildi. Avukat Hasan Vahib, “İnsan hakları ve Avrupa Hukuku konusunda uzman olan Cherie Blair'in başkanlığını yaptığı ekibimizle bu davayı kazanacağımızdan eminiz.'' dedi.
     
     OLAY NASIL GELİŞTİ?

      2002 yılında Girne'de satın aldıkları arazi üzerine ev yapan İngiliz David ve Linda Orams çiftine, 1974 öncesi arazinin kendisine ait olduğunu iddia eden Rum mimar Meletis Apostolides tarafından dava açılmıştı. 24 Kasım 2004 tarihinde Güney Kıbrıs'da görülen dava Orams çiftinin aleyhine sonuçlanırken, Lefkoşa Mahkemesi Orams çiftinin evlerinin yıkılmasına, arsanın 1974 öncesi sahibi Meletis Apostolides'e iade edilmesine ve çiftin 18 bin dolar tazminat ödemesine karar verdi. İngiliz çift Türk avukatları Güneş Menteş'le Rum mahkemesinin kararına bir üst mahkemede itiraz etti. Bunun üzerine Rum Apostolides'in avukatları, Güney Kıbrıs'ın AB'ye üye olmasından faydalanarak, 18 Ekim 2005 tarihinde davayı İngiltere Yüksek Mahkemesi'ne götürdü. İngiliz çiftin üst mahkemedeki itirazının sonucunu beklemeden ‘kararı uygulamaya koyamadığı’ gerekçesiyle AB Konseyi'nin 2001 tarihli yönetmeliği uyarınca uygulama emrini Londra'ya gönderen Apostolides, bununla birlikte Orams çiftinin İngiltere'deki evlerine haciz getirtmeye çalışmıştı.
     
     VAHİB: KENDİ KALELERİNE GOL ATTILAR

      Orams çiftinin avukatlarından biri olan Londralı Hasan Vahib, Kıbrıs'daki kararı beklemeksizin AB üyeliğine güvenerek davayı İngiltere'ye taşıyan Rum Apostolides ve avukatlarının böylelikle ‘kendi kalelerine gol attıklarını’ söyledi. AB hukuku gereğince Lefkoşa Mahkemesi'nin tek taraflı kararının İngiltere tarafından kabul edilmesinin mümkün olmadığını belirten Vahib, “Formalite icabı İngiltere Yüksek Mahkemesi'nin kararlarını tasdik edeceğini umuyorlardı. Davanın politik bir yönü olduğu için İngiliz mahkemesi tarafından onaylanması neredeyse imkansız. Böyle bir dava ancak Avrupa Adalet Dinanı'nda çözülebilir. Kıbrıs Rum Yönetimi'nin AB'ye tam üyeliğinin avantajlarını hesaplarken yanıldıkları en önemli noktalardan biri de bu üyeliğin verdiği sorumlulukları iyice hesaplayamamaktır. Kendi hukuklarına bile aykırı olan bu davanın İngiltere'de formalite olarak tasdiklenip uygulanacağını sananlar yanıldıklarını görecekler. Bu sayede kendi kalelerine gol attılar. Ekibimizle bu davayı en iyi şekilde savunup Avrupa Adalet Divanı'na götüreceğiz. Cherie Blair'in de desteğiyle bu davayı kazanacağız.'' dedi. İtirazlarını önümüzdeki Salı günü İngiltere Yüksek Mahkemesi'ne götüreceklerini belirten Vahib, Londra'daki mahkemenin önünde iki şık bulunduğunu söyledi. Vahib, İngiltere Yüksek Mahkemesi'nin, davayı tekrar Kıbrıs'a geri gönderebileceğini ya da Adalet Divanı'na sevkedeceğini ve her ikisinin de Orams çiftinin lehine kararlar olacağını vurguladı.
     
     MENTEŞ: ORAMS DAVASI HEM KIBRIS, HEM TÜRKİYE İÇİN POLİTİK DAVADIR

      İngiliz David Charlef ve Linda Orams çiftinin Kıbrıs'taki avukatı Güneş Menteş, bu davanın sadece İngiliz çiftin değil, Kıbrıs ve Türkiye halkı için tarihi bir dava olduğunu söyledi. Menteş, “Orams davası hem Kıbrıs, hem Türkiye için tarihi önemi olan politik bir davadır. Rumlar bu politik konjöktürü çok iyi kullandılar, ancak şimdi kendimizi savunma sırası bizde. Bu kendi insanlarımızın davasıdır.'' dedi. Daha önce Rumlar tarafından Kıbrıslı Türklere açılan ve kaybedilen davalara dikkat çeken Menteş, “Geçmişte bir çok davayı haksız yere kaybettik. Buna ‘dur’ demenin vakti geldi. Kuzey Kıbrıs'taki haklılığımızı ortaya koymalıyız.''dedi. Menteş, Orams çiftinin davasına Türk basınının Rum ve İngiliz basını kadar önem vermediğini belirterek, Türk gazetecilere de sitem etti.
     
     ‘BLAİR BU DAVAYA İNANDIĞI İÇİN SAVUNMAYI KABUL ETTİ’

      Güneş Menteş, Cherie Blair'in bu davaya ve Kıbrıslı Türklerin mülkiyet konusundaki haklılığına inandığı için Orams çiftini savunmayı kabul ettiğini belirtti. Kraliyet Avukatı (QC) ünvanlı Cherie Blair'in, Avrupa hukuku ve insan hakları konusunda uzman bir isim olduğunu da hatırlatan Menteş, “Blair’in davamıza destek vermesi hayati önem taşıyor. Bu davayı kazanacağız.'' dedi.
     
     VAHİB: AMAÇ KIBRIS'IN EKONOMİSİNE ZARAR VERMEK

      Orams çiftinin avukatlarından Hasan Vahib, Rum tarafının amacının özellikle turizm ve yatırımları baltalayarak Kuzey Kıbrıs ekonomisine zarar vermek olduğunu söyledi. Vahab, “Rum yönetimi Orams davasını kazanmak ve bu davayı örnek göstererek özellikle KKTC'deki yabancı yatırımcıları korkutmayı amaçlamaktadır. Ayrıca hukuki kazanımlarla siyasi çözümü daha da çıkmaza sokmak istemektedirler.'' dedi.
      Arazinin kendisine ait olduğunu öne süren Meletios Apostolides'in davayı İngiltere Yüksek Mahkemesi'ne taşımasının ardından, önünümüzdeki Salı günü itiraz dilekçesini sunacak olan David ve Linda Orams çiftini, İngiltere Başbakanı Tony Blair'in eşi ve Kraliyet Avukatı ünvanlı Cherie Blair'in yanı sıra, çiftin Kıbrıs'taki avukatı Güneş Menteş ile Londra'daki Vahib Avukatlık Bürosu'ndan Hasan Vahib, Işın Vahib, Ramiz Gürsoy, Mavelyn Vidal ve Bitu Bhalla'dan oluşan ekip savunacak. Davanın önümüzdeki yılın ilk yarısında İngiliz Yüksek Mahkemesi tarafından ele alınması bekleniyor. Davanın sonuçlanması ise iki ila altı ay kadar sürebilecek.
     MILLIYET 16/12/05

 

Lisede üstsüz fotoğraf skandalı!

Güney Kıbrıs'ın liman kenti Limasol, bir lise skandalıyla çalkalandı. Bir öğrenci, kadın öğretmeninin çantasında bıraktığı cep telefonunu alıp, öğretmenin "üstsüz" fotoğrafını download etti. Öğrenci, kimliği ve yaşı açıklanmayan öğretmenin fotoğrafını yüzlerce öğrenci arkadaşına gönderdi.
     
     PARMAK İZLERİ

      Söz konusu öğretmen şikayetçi olmadı ancak polis yine de soruşturma başlattı. Cep telefonu üzerindeki parmak izlerini inceleyen polis, eylemi gerçekleştiren öğrencinin kim olduğunu henüz tespit edemedi. Limasol Polis Şefi Andreas Iatropoulos, "telefonun" öğretmenin ofisinde bulunan çantadan alındığını belirtti.
      Okul Aile Birliği Başaknı Andreas Atchiaris de olayı "kişilik haklarına saldırı" olarak niteleyip kınadı.

MILLIYET 16/12/05

 

19 cesur tarihçiden özgürlük bildirisi

Muammer ELVEREN/PARİS

Fransa ve Fransızları rahatsız eden sömürgecilik söz konusu olunca ‘Tarihi yazmak parlamentolara düşmez’ diyen Cumhurbaşkanı Jacques Chirac ve Başbakan Dominique de Villepin ile bazı siyasetçilerin açıklamalarından sonra 19 tarihçi ‘Tarih için özgürlük’ başlığıyla bir deklarasyon yayınladı.

Tarihçiler, Fransa’da 29 Ocak 2001 tarihli ‘Ermeni soykırımı’, 21 Mayıs 2001 tarihli ‘Kölelik kanunu’, 13 Temmuz 1990 tarihli ‘Irk ayrımı ve Yahudi karşıtlığı’ ile 23 Şubat 2005’te kabul edilen ‘Sömürgeciliğin olumlu yanlarının öğrencilere öğretilmesi’ gibi demokratik rejime uygun görmedikleri kanunların iptalini istediler.

Tarihçilerin karar vermesi gereken konularda çıkarılan yasaların geri çekilmesi istenen deklarasyonda şu görüşe yer verildi:

‘Tarih bir din değildir. Tarihçi hiçbir bir dogmayı kabul etmez, hiçbir yasağa saygı göstermez, hiçbir tabu tanımaz, bu rahatsız edebilir ancak tarih ahlak değildir. Tarihçinin kınama veya yüceltme rolü yoktur, onlar açıklar. Tarih güncelin kölesi değildir. Tarihçi geçmişin çağdaş ideolojik şemalarını yapıştırmaz ve bugünün hassasiyetini geçmiş zamanların olaylarına yerleştirmez, tarih hukuki bir obje, tarih bir hafızayı hesaba katar; ama hafıza değildir. Tarihçi bilimsel araştırmalarla insanların anılarını toplar ve onları diğerlerinki ile karşılaştırır. Özgür bir devlette, ne parlamento ne de adli merciler gerçek tarihi tanımlayamaz. Bu nedenlerle demokratik rejime yakışmayan bu yasaların kaldırılmasını istiyoruz.’

Başbakan De Villepin ve ardından ‘Kanunla tarih yazılmaz’ açıklamasını yapan Cumhurbaşkanı Chirac sömürgecilikle ilgili bir araştırma komisyonu kurulmasını istemişti. Fransız yetkililer konu Türkiye olunca Fransız Parlamentosu’nun 29 Ocak 2001’de ‘Türklerin Ermeni soykırımı yaptığı’nı resmen tanıyan kararı aldığını unutarak bu açıklamaları yaptılar.

Ve diğerleri

Jean-Pierre Azéma

Jean-Jacques Becker

Jean Leclant

Pierre Milza

Pierre Nora

Jean-Claude Perrot

Antoine Prost

René Rémond

Maurice Vaisse

Jean-Pierre Vernant

Paul Veyne

Pierre Vidal-Naquet

Michel Winock

HURRIYET 16/12/05

 

Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı: Lokmacıda statükoyu bozacak girişim ve faaliyet yapılmadı

İDDİALAR ASILSIZDIR... Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı (GKK), Lokmacı Barikatı bölgesinde yürütülen rutin faaliyetlerden farklı, mevcut statükoyu bozacak hiçbir girişim ve faaliyet yapılmadığını belirtti. Açıklamada, "Basında bu yönde yer alan haberler asılsız ve gerçek dışıdır" denildi

Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı (GKK), Lokmacı Barikatı bölgesinde yürütülen rutin faaliyetlerden farklı mevcut statükoyu bozacak hiçbir girişim ve faaliyet yapılmadığını belirtti.

Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı Basın Bürosu'ndan yapılan açıklamada şöyle denildi:

"Son günlerde bazı basın-yayın organlarında Kıbrıs Rum kesiminden kaynaklanan haberlere dayanılarak 'Lokmacı Barikatı bölgesine tarafımızdan yeni mevzi inşa edildiği yeni askerler yerleştirildiği ve rutin askeri faaliyetler dışında bir takım yeni faaliyetler icra edildiği' yönünde haberler ve yorumlar yer almıştır.

Basında yer alan bu haberler asılsız ve gerçek dışıdır. Anılan bölgede bugüne kadar tarafımızdan yürütülen rutin faaliyetlerimizden farklı mevcut statükoyu bozacak hiçbir girişim ve faaliyet gerçekleştirilmemiştir."

KIBRIS 16/12/05

 

Bostancı Sınır Kapısı, 6 haftalığına kapatılıyorBostancı Sınır Kapısı, 6 haftalığına kapatılıyor

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Bostancı Sınır Kapısı'nın, asfaltlama çalışmalarından dolayı 27 Aralık'tan itibaren 6 haftalığına kapatılacağını söyledi.Cumhurbaşkanı Talat, dün Lefkoşa Arasta bölgesindeki gezisi sırasında gazetecilerin konuyla ilgili sorusuna verdiği yanıtta, Bostancı Kapısı'nın kapanacağı konusunda BM'nin bir bilgi verdiğini ancak konunun resmen doğrulanmadığını belirtti.

1.8 km.'lik yolun BM gözetiminde ve AB finansmanıyla asfaltlanacağı ve bundan dolayı da kapının kapanacağı yönündeki bilgiyi doğrulatmaya çalıştıklarına işaret eden Talat, "Bana asfaltlama olacağını ve bu dönemde yolun kapatılma ihtimali olduğunu söylemişlerdi ancak bu kadar uzun bir süre değildi" dedi.

Talat ayrıca 21-26 Aralık tarihleri arasında bölgenin elektrik kablolarının çekileceği yönünde de bir duyum aldıklarını kaydetti.

KIBRIS 16/12/05

 

Ledra Sokağı esnafı, Lokmacı Barikatı'nın (Ledra Sokağı) açılmasına şartlı destek bildirdi: Geçişler özgürce ve engelsiz olmalı

"BARİKAT MERDİVENSİZ VE ASKERSİZ AÇILMALI" Ledra Sokağı esnafı, uzun süreden beri açılması tartışılan ve açılma aşamasına gelmişken iki taraf arasındaki uzlaşmazlık nedeniyle açılması bir türlü gerçekleşemeyen Lokmacı Barikatı'nın (Ledra Sokağı) "özgür" ve "engelsiz" bir şekilde açılması gerektiği görüşünü belirterek, barikatın açılmasına şartlı destek verdi

ARASTA ESNAFI LOKMACI İÇİN AYAKTA Esnaf ve Zanaatkarlar Odası Genel Sekreteri Tulga, Arasta esnafının geniş katılımıyla, bugün saat 12.00'da Lokmacı Barikatı'nda bir basın toplantısı düzenleneceğini açıkladı. Tulga, Bu Memleket Bizim Platformu'nun da eyleme destek vereceğini söyledi. Basın toplantısının ardından bir grup, Ledra Palace sınır kapısına giderek, "iki tarafın, karşılıklı kabul edilebilir bir çözüm bulması" talebinde bulunan bir mektubu BM'ye iletecek

RUMLAR DA LEDRA SOKAĞI'NIN AÇILMASI İÇİN EYLEM YAPACAK... Lokmacı Barikatı'ndaki uzlaşmazlığın açılması için benzer bir eylemin, yarın saat 11.30'da güneyde Ledra Sokağı'nda da yapılacağını belirten Tulga, "Güneydeki duvarın yıkılmasını ve Ledra Sokağı'nın özgür ve engelsiz bir şekilde geçişlere açılmasını talep eden benzer bir eylem yapılacaktır. Bu Memleket Bizim Platformu adı altında bu eyleme destek vereceğiz" dedi

 

Anıl Işık

Ledra Sokağı'nın Rum esnafı, uzun bir süreden beri açılması tartışılan ve açılma aşamasına gelmişken iki taraf arasındaki uzlaşmazlık nedeniyle açılması bir türlü gerçekleşemeyen Lokmacı Barikatı'nın (Ledra Sokağı) "özür" ve "engelsiz" bir şekilde açılması gerektiği yönünde görüş belirterek, barikatın açılmasına şartlı destek verdi.

KIBRIS'a görüşlerini bildiren Ledra Sokağı esnafının çoğunluğu, Lokmacı Barikatı'nın açılmasını desteklediklerini ifade ederken, kapının, Türk tarafının Lokmacı Barikatı'nda inşa ettiği merdiveni kaldırması ve bölgenin her iki tarafın askerlerinden arındırılmasıyla açılması gerektiğini vurguladı.

"Merdiven kaldırılsın, bölge askersileştirilsin ve Ledra Sokağı açılsın. Kapının açılmasını istiyoruz" diyen Ledra Sokağı esnafı, iki tarafın konuyla ilgili görüşmeler yaparak bir uzlaşmaya varması gerektiğini vurguladı.

Yine esnafın çoğunluğu, Lokmacı Barikatı'ndan "merdivenin üstünden sivillerin ve altından askerin geçiş yapacağı bir şekilde" geçiş yapılmasını desteklemediklerini belirterek, insanların askerle karşı karşıya getirilmesinin "hoş bir durum" olmadığını ifade ettiler.

Görüş bildiren bazı esnaf ise, Türk tarafının, Rum tarafının kapının açılmasına izin vermemesi için Lokmacı Barikatı'nda merdiven inşa ettiğini ve kapının açılmaması için bir bahane yaratılmaya çalışıldığını belirtti.

Bu arada KIBRIS'a açıklamada bulunan Kıbrıs Türk Esnaf ve Zanaatkarlar Odası Genel Sekreteri Hürrem Tulga, Esnaf ve Zanaatkarlar Odası'nın bugün saat 12.00'da Arasta esnafının geniş katılımıyla bir basın toplantısı düzenleyeceğini açıkladı.

Tulga, Bu Memleket Bizim Platformu'nun da dün akşamki toplantısında bu eyleme destek verme kararı aldığını belirtti.

Tulga, söz konusu basın toplantısının ardından bir grubun, Ledra Palace sınır kapısına giderek, "iki tarafın, derhal bir araya gelerek, karşılıklı kabul edilebilir bir çözüm bulması" talebinde bulunan bir mektubu Birleşmiş Milletler'e (BM) vereceğini söyledi.

Lokmacı Barikatı'ndaki uzlaşmazlığın açılması için benzer bir eylemin, yarın saat 11.30'da güneyde Ledra Sokağı'nda da yapılacağını belirten Tulga, "güneydeki duvarın yıkılmasını ve Ledra Sokağı'nın özgür ve engelsiz bir şekilde geçişlere açılmasını talep eden benzer bir eylem yapılacaktır. Bu Memleket Bizim Platformu adı altında bu eyleme destek vereceğiz" dedi.

Rumlar Ledra'da eylem yapacak

"Ledra Caddesi'nin Açılması İçin Vatandaşlar" isimli bir Rum komitesi, Rum Yönetimi'ni, yarın düzenleyeceği bir etkinlikle kınayacağını açıkladı.

Simerini gazetesi, "Ledra Aynı Tempoda" başlıklı haberinde, "Ledra Caddesi'nin Açılması İçin Vatandaşlar" isimli bir Rum komitesi tarafından yayımlanan bildiriye yer verdi.

Gazeteye göre, komite bildirisinde, "Ledra'nın açılmamasına yönelik bahaneleri" kınamak amacıyla, yarın miting düzenlemeyi amaçladığını bildirdi ve bu protesto etkinliğiyle, Rum yönetiminden; Kıbrıs Türk tarafının yapacaklarından bağımsız olarak, konuyla ilgili bütün itirazlarını kaldırmasının isteneceğini haber verdi.

Gazete etkinliğin, Lefkoşa'nın Rum kesimindeki "Eleftheria (Özgürlük) Meydanı"nda toplanmayla başlayacağını ve Ledra Caddesi sonundaki RMMO mevzisine kadar pankartlı yürüyüş gerçekleştirileceğini kaydetti.

KIBRIS'a konuşan Ledra Sokağı esnafının görüşleri şöyle:

Andreas Ignation:

"Ledra Sokağı'nın açılmasını istiyoruz, ancak bu şekilde değil. Merdivenin üstünden sivillerin, altından da askerlerin geçeceği bir şekilde değil. Ledra Sokağı'nın açılması için Türk tarafının yaptığı merdivenin kaldırılması ve bölgenin de her iki tarafın askerlerinden arındırılması gerekiyor. Bizim, Kıbrıslı Türklerle hiçbir sorunumuz yok ve onlarla birlikte yaşamak istiyoruz, ancak Türklere güvenmiyoruz. Ledra Sokağı'nın, merdiven ve asker olmadan açılmasını tercih ediyoruz."

Krisantos Mayroskupis:

"Ledra Sokağı'nın açılmasını istiyorum. Bunun, her iki taraf için de yararlı olacağı kanısındayım. İki toplumun daha fazla yakınlaşmasını sağlayacaktır. Ancak Ledra Sokağı'nın bu şartlar altında açılması tercihim değil. Türk tarafının merdiven çalışmalarını durdurması gerektiği kanısındayım. Altından askerlerin geçeceği bir merdivenin üstünden insanların huzurlu ve güvenli bir şekilde geçişmesi mümkün değil. Ayrıca, Ledra bölgesinin askersizleştirilmesi gerektiğini de düşünüyorum."

Andreas Stravinidis:

"Ben, Ledra Sokağı'nın açılmasını değil, aksine adadaki tüm kapıların kapanmasını istiyorum. Benim Kıbrıslı Türklerle hiçbir sorunum yok. Birçok Kıbrıslı Türk arkadaşım var ama adada Türkleri ve Türk askerini istemiyorum. Bence, taraflar ilk önce birlikte oturup görüşmeli ve Kıbrıs sorununa bir çözüm bulmalı. Bence tüm bu sorunlara çözüm Kıbrıs sorunun çözümüne bağlıdır. Ben kendi ülkemde hareket ederken pasaportumu göstermek istemiyorum."

Stellos Stravinidis:

"Ledra Sokağı'nın açılmasını istiyorum. Ancak bunun için ilk önce Türk tarafı merdiven çalışmalarını durdurmalı. Bölge, ayrıca askersizleştirilmeli; burada her iki tarafın askerlerinden bahsediyorum. Ledra'daki bu merdiven, Türk askerinin aklını gösteriyor. Biz, Avrupa'daki tek bölünmüş ülkeyiz. Ben bir Avrupa vatandaşı olarak da kendi ülkemde gezerken pasaport göstermeyi de istemiyorum. AB pasaportu ile tüm Avrupa'yı pasaportsuz gezebiliyorum ama kendi ülkeme bunu yapamıyorum. Bu Avrupa'nın bir sorundur. Ledra'daki geçişlerin, özgürce ve engelsiz olmasını istiyorum."

Andreas Rossis:

"Ledra'nın açılmasını tabii ki istiyorum, ancak bunun için Türk tarafının inşa ettiği köprünün kaldırılması ve bölgenin her iki tarafın askerlerinden arındırılması gerekiyor. İnsanlar, özgürce ve engelsiz bir şekilde geçebilmeli İnsanların, askerlerle karşı karşıya kalması hiç hoş bir durum değil. Merdivenin büyük bir hata olduğunu düşünüyorum; yaşlı, çocuklu kadınlar ve engelli insanlar hiç düşünülmeden inşa edilmiş."

Gula Giriagu:

"Ledra Sokağı'nın açılmasını istiyorum ancak bunun eskiden olduğu gibi olmasını istiyorum; özgürce, engelsiz ve pasaport göstermeden Benim Kıbrıslı Türklerle hiçbir sorunun yok, ancak Türklere güvenmiyorum. Eskiden Zodya'da yaşıyordum ve hala oraya gidiyorum ancak Zodya'nın bir bölümünde çoğunlukla Türkler kalıyor. Bu durumdan hoşlanmıyorum ve Ledra Sokağı'ndaki merdivenin altından askerler geçerken kuzeye geçmek istemiyorum. Bu hiç güven verici değil."

Maria Kostandiu:

"Ledra Sokağı'nın açılmasını istiyoruz. Adanın her yerinde geçiş noktaları açılıyor neden bu kapı da açılmasın ki? Ancak Türk tarafının askeri nedenlerden dolayı bu köprüyü inşa etmesi hiç hoş değil. Türk askeri, 30 yıldan beri adada ve bu hiç güven verici değil. Geçişlerin Türk askerinin altından geçeceği bir köprü ile yapılmasını benimsemiyorum. Merdiven kaldırılsın ve bölge askersizleştirilerek Ledra Sokağı açılsın. Kapının açılmasını destekliyorum."

Garbis Kazancian:

"Bu siyasi bir meseledir. Bence tüm kapılar açılmalıdır. Ülkemde pasaport göstermeden dolaşabilmek istiyorum. Hakikaten barış istiyorsak, taraflar bir araya gelerek, görüşmeli ve fikirler beyan etmelidir. Herkes kuzeyi Türkiye'nin, güneyi de Yunanistan'ın yönettiğini biliyor. Bu kapının açılmasını istiyorum. Merdivene gerek olduğunu da düşünmüyorum. Türkleraçılmasına onay vermemesi için yaptı. Bu kapının açılmaması tamamen bir bahane. Rumlar kapıyı açacaktı ancak bu merdivenden dolayı vazgeçtiler. Bu sorunun aşılması ve kapının açılmasını istiyorum"

KIBRIS 16/12/05

 

KKTC’de mülk yasasına ilk adım

Kıbrıslı Rumların 1974 harekatı sonrasında Kuzey Kıbrıs’ta bıraktığı mallarının iadesini, takasını ve tazminini öngören yasa tasarısı KKTC Meclisi Hukuk ve Siyasi İşler Komitesi’nden geçti. Tasarı görüşmeleri, Meclis Genel Kurulu’nda Pazartesi başlayacak.

 

NTV

Güncelleme: 18:08 TSI 17 Aralık 2005 Cumartesi

LEFKOŞA - Hükümet bu düzenlemeyle, AİHM’e Rumların yaptığı yüzlerce başvurunun, Kuzey Kıbrıs’ta kurulan tazmin komisyonuna yönlendirilmesini hedefliyor. Komite’de, muhalefetteki Ulusal Birlik Partisi’nin ret oylarına karşılık oy çokluğuyla kabul edilen tasarının Genel Kurul’dan da rahatça geçmesi bekleniyor. Koalisyon hükümetinin küçük ortağı Demokrat Parti de, Genel Kurul’da Pazartesi günü görüşülmeye başlanacak tasarıya “evet” oyu vermeyi kararlaştırdı.

İstanbul sırrı

Ayşegül EKİNCİ-LONDRA

İngiltere Başbakanı Blair’in eşi Cherie Blair’in geçen mayıs ayındaki esrarengiz İstanbul ziyaretinin sırrı sonunda çözüldü. Rumların KKTC’deki mülkleri yüzünden dava ettiği İngiliz Orams çiftinin davasını üstlenen Blair’in, mayıs ayında bu davayla ilgili teklifi görüşmeye geldiği ortaya çıktı. Blair’in sırrı tam altı ay süreyle başarıyla gizlendi.

GEÇEN 23 Mayıs’ta Londra-İstanbul seferini yapan British Airways’in yolcuları arasında bulunan ‘Cherie Booth’ ilk önce kimsenin dikkatini çekmedi. Bayan Booth’u, İngiltere’nin İstanbul Başkonsolosluğu’nda çalışan Türk görevli karşıladı. Bu kişi kayıtlarda ‘İngiltere Başkonsolosluk misafiri’ olarak görünüyordu.

Aynı gün, Fener Rum Patrikhanesi’nde, Kudüs patriği kriziyle ilgili zirve yapılıyordu ve Türk medyası ansızın, Cherie Blair’in de orada bulunduğunu keşfetti. İngiltere Başbakanı Tony Blair’in eşinin neden İstanbul’a geldiği, Patrikhane’yi neden ziyaret ettiği anlaşılamadı. Önde gelen bir insan hakları avukatı olan Bayan Blair’in meslek hayatında, kızlık soyadı ‘Booth’u kullandığı biliniyordu. Türkiye’ye bu isimle geldiğine göre hukuki bir mesele vardı. Ziyaretin, Kudüs kriziyle ilgili olabileceği düşünüldü, ancak araştırmalar sonuç vermedi.

‘Cherie Booth’un ziyaretinin sırrı ancak dün çözülebildi. Bayan Blair, Rum Yönetimi’nin KKTC’de Rum mülkü
/_newsimages/823002.jpgüzerinde oturdukları gerekçesiyle dava ettiği İngiliz Linda ve David Orams çiftinin savunmasını üstlenmesi için yapılan teklifi görüşmeye gelmişti İstanbul’a. Oramslar’ın İngiltere’deki avukatları Hasan Vahip ve Türk avukat ekibiyle görüşen Blair, avukatlarla üç gün süren uzun toplantılar sonunda dosyanın tüm detaylarını öğrendikten sonra davayı kabul etti ve adının basına sızmamasını sıkı sıkı tembihledi.

SÜRPRİZ SIRASI BİZDE

Orams çiftinin İngiltere avukatlığını yürüten Vahib Avukatlık firması sahibi Hasan Vahib ve davayı başından beri Kıbrıs’ta savunan 36 yıllık avukat Güneş Menteş asıl mücadelenin şimdi başladığını söylüyor. Rumların hukuki kazanımlarla siyasi çözümü daha da çıkmaza sokup karmaşıklaştırmayı amaçladığını vurgulayan Hasan Vahib ve Güneş Menteş, bu davanın her iki taraf açısından yaşamsal bir önem teşkil ettiğini belirtiyor. Avukat Güneş Menteş şöyle konuşuyor:

‘Bu davada Rumlar karşımıza sürekli sürpriz gelişmeler getiriyordu. Lefkoşa’da açılan dava, Kıbrıslı Rum Apostolidi’nin lehine sonuçlansa da hukuki süreç Kıbrıs’ta devam etmekte. Oysa Rum tarafı bu sürecin tamamlanmasını beklemeden kararı uygulamaya koyamadığı gerekçesiyle Avrupa Birliği’nin 2001 tarihli yönetmeliği uyarınca uygulama emrini Londra’ya gönderdi. Artık sürpriz sırası bizde. Rumlar sert kayaya çarptı.’

Savunma ücreti yüksek değil

İNGİLİZ basınında ‘Başbakan eşi olma özelliğini kullanıp torpil yaptırıyor, kocasıyla birlikte gittiği gezilerde konuşma yapıp çok yüksek ücret alıyor’ diye sürekli eleştirilen avukat Cherie Blair’in Orams savunmasından yüksek ücret almadığı belirtiliyor. Avukat Hasan Vahip, ‘Biz insan hakları konusunda daha önce Cherie Blair’le görüşüp fikirlerini almıştık. Kendisi çok deneyimli, aslında son derece mütevazı bir kişiliğe sahip. Orams davasının içeriğini anlatınca, çok ilgisini çekti. Bu davanın bir örnek teşkil edeceğini biliyor. Aslında çok düşünmedi bile. Sonuçta Oramslar da zengin bir çift değil. Ama bu dava uluslararası platforma çıkan ilginç ve karışık bir konuma geldi. Cherie Blair davayı kabul ettiğinde, konuşulan ücret hiç de basında çıkan rakamlar gibi değildi’ dedi.

Lıverpool spekülasyonu

Blair’in, İstanbul ve Patrikhane’ye yaptığı sürpriz ziyaret, yabancı ajanslar tarafından, 25 Mayıs’ta İstanbul’da oynanan Şampiyonlar Ligi finalinde Milan’a karşı Liverpool’a destek vermeye geldiği şeklinde yorumlanmıştı.

HURRIYET 17/12/05

 

Lahey’e gideriz

Ömer BİLGE LEFKOŞA

Rumların KKTC’yi köşeye sıkıştırmak için İngiltere’de açtıkları mülkiyet davasında Türk tarafını temsil etmeye karar veren Cherie Blair, mahkemede Rumlara ‘İstiyorsanız Lahey Adalet Divanı’na gidelim’ resti çekecek.

AVUKAT Cherie Blair, Kıbrıslı Rumların AB’ye üye olduktan sonra KKTC’de yaşayan Türk ve yabancılara karşı /_newsimages/823000.jpgaçtıkları mülkiyet davalarına emsal teşkil edecek davada Türk tarafını savunacak. Blair Türk avukatlarla İngiliz hakim karşısına çıkacak ve Rumlara, ‘Gerekirse Lahey Adalet Divanı’na gidelim’ resti çekecek. Rumların, Rum mülkü üzerine ev inşa etmekle suçladığı İngiliz Orams çiftinin davasında KKTC’nin çıkarlarını Türk avukatlarla birlikte savunmaya karar veren Cherie Blair, davaya hem usul hem de içerik açısında itiraz edecek. Blair itirazlarında şu unsurları ön plana çıkartacak:

KKTC’de meydana gelen bir olayın yargı hakkı Rumlarda değildir.

KKTC meclisi AİHM’nin tavsiyesi üzerine Rumların mülkiyet başvurularına bakacak ve mülk iadesini de öngören bir yasa hazırlamaktadır. Rumlar mülk davalarında önce KKTC mahkemelerine gitmelidir.

Rumlar muhtemel bir aleyhte kararı siyasette kullanmayı amaçlıyor, bu İngiltere’nin Kıbrıs siyasetine de aykırıdır.

Rumlar açtıkları davayı İngiliz çifte hukuk kurallarına aykırı bir şekilde tebliğ etti. Mahkeme tebligatını Girne’deki evinde zorla vererek kaçtılar.

Rum mahkemesinin kararı temyiz edilmiştir ve bu dava Rum kesiminde hálá görülmektedir. Bu dava sonuçlanmadan İngiltere’de dava açamazlar.

Rum otelciler, 1974 sonrasında Girne’deki Türk otelciler aleyhine aynı gerekçeyle dava açmış ve en yüksek mahkeme sayılan Lordlar Kamarası Mahkemesi, yetkisizlik kararı vermişti. Mahkeme bu davayı da reddetmeli.

ORAMS DAVASI NEDİR

RUMLAR, AB’ye tam üye olduktan sonra KKTC’de yaşayan Türk ve yabancılar hakkında Avrupa tutuklama emri çıkartabilmek amacıyla yüzlerce mahkeme celbi gönderdi. KKTC’de mülkü alan ya da kiralayan Türk ve yabancıları ‘Rum mülkünü alıkoymak’ iddiasıyla suçlayan Rumlar, adadan çıktıkları anda Avrupa tutuklama emriyle tutuklatmayı ya da AB içindeki mülklerine icra götürmeyi amaçlıyor. Rum mahkemesi geçen yıl Ekim ayında, Girne’nin Lapta bölgesinde 1974 öncesinde Rum Meletiu Apostolidi’ye ait arsa üzerine ev inşa eden David Orams ve eşi Linda Orams’ın, ‘evlerinin yıkılmasına, Rum davacıya tazminat ödemelerine ve malı iade etmelerine’ karar verdi. Orams çifti bir üst Rum mahkemesine itiraz etti. Rumlar bununla da yetinmeyip, İngiliz çift aleyhine İngiltere’de dava açtı. Rumlar, İngiltere’deki davayı da kazanıp İngiliz çiftin İngiltere’deki mal varlığına haciz götürmeyi ve bu davayı da emsal olarak kullanmayı amaçlıyor.

İngilizler sevinç içinde

Cherie Blair’in Türk tarafını savunma kararı KKTC’de yaşayan ve Rumların açık hedefi haline gelen binlerce İngiliz aile arasında da büyük sevinç yarattı.

HURRIYET 17/12/05

 



Deniz Baykal’ın Denktaş’lı ilginç daveti


CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’ı bir grup gazeteci ile dinlerken, gösterdiği performansı alkışlamak gerekiyor. Çünkü bir gün önce Meclis’te bütçe üzerinde konuşmuş, sonra İstanbul’a gelmiş, Bakırköy Belediyesi’nin iki törenine katılmış, bu arada Süleyman Demirel’le görüşmüştü.

Kadıköy Belediyesi’nin düzenlediği yemekte Baykal çok rahattı; güncel soruları tam dört saat boyunca yanıtladı; bilgiler, yorumlar, görüşler aktardı bize.

‘Ulusal duyarlılık açığımız var’ dedikten sonra önceki gün Demirel ile görüşmesine değindi; ‘Aman yanlış yorumlanmasın, gizli bir toplantı değil’ diyerek amacını şöyle açıkladı:

‘Rauf Denktaş, bir misyon duygusu ile Anadolu’yu dolaşıyor. 22 Aralık Perşembe günü kendisini Ankara’ya Meclis’e davet ediyoruz. Meclis Başkanı’ndan izin aldık, senato salonunu tahsis etti. Denktaş olunca Demirel’i çağırmamak olmaz. Atatürk Havaalanı’nda çay içtik, daveti yaptık. Başbakan Erdoğan, Bülent Ecevit, Erkan Mumcu ve Mehmet Ağar’ı, hatta TOBB, ATO, Barolar, Türk-İş gibi sivil toplum örgütlerinin önderlerini de çağıracağım. Bir masa etrafında yemekte buluşacağımızı ümit ediyorum.’

Arkadaşımız Gila Benmayor’dan ayrı bir özet yapıyoruz:

KÜLÜSTÜR BİR YAŞAM Baykal, ciddi bir tarım raporu hazırladıklarını sık sık yineliyor; ‘Geçmişte ne söylediysek zaman içinde doğrulanıyor’ diyor. İslami Holding’lerin içyüzünü ortaya çıkarttığını söylediği İstanbul Milletvekili Bilhun Tamayligil’i övüyor. AB ‘İlerleme Raporu’nun tepki gösterilmesi gereken bir rapor olduğunu söylüyor. Alevilerin ‘azınlık’ olduğu yolundaki görüşlerin, parti grubunda bu ifadeye tepki doğurduğunu anlatıyor. ‘Kürtler azınlık olamaz. Zaten Avrupa’da azınlık yok’ diyor. Bazı AKP’lilerin artık Vakko’dan giyindiğini söyleyen bir meslektaşımıza ‘Her siyaset kendi etnisitesini yaratıyor’ derken, bu çevrelerin sosyal ve kültürel karakteristiği için ‘Ama külüstür bir yaşam’ diye de ekliyor. Bu arada ‘Türbanı Çankaya’ya çıkartmayacağız biçiminde bir sözü hiç kullanmadığının’ altını çiziyor. Bakırköy Belediye Başkanı Ateş Ünal Erzen’i, ‘Osmaniye Kız Yurdu’nu açması nedeniyle övüyor. ‘Belediye başkanlarımızı yurt ve karşılıksız burs konusunda sorumlu kılıyoruz’ diyor. CHP’nin bu modeli dikkatle izlenmeli.

ERKEN SEÇİM 2002’de erken seçimi öngördüğünü anlatan Baykal, 2006’da Türkiye’nin erken seçime gitmesi gerektiğini yineliyor. ‘Evrensel seçim tarihi genellikle 4 yıl oluyor. Her yıl 1 milyon nüfus seçmen yaşına geliyor. Göç ve kentleşme sorunları var. Kıbrıs, AB, Cumhurbaşkanlığı seçimi, alt-üst kimlik tartışmaları önümüzde. Siyaset hızla yıpranıyor. Bunlara, yıpranmış bir parti ile niye çözüm arayalım?’ diye konuşuyor.

‘AKP’nin oy kaybını görüyoruz. 2006 olmazsa, 2007’de bunu ödettireceğim AKP’ye... Bu süreçte 5 ise 5, 8 ise 8 puanını eksiltirim...’ diye konuşuyor.

Baykal, ‘erken seçim’ talebi için yürütecekleri çalışmanın ‘iletişim, sandık ve propaganda’ ayaklarını şöyle anlatıyor:

GÖNÜLLÜ PROPAGANDİST ‘Genel Merkez’le örgütlerin iletişim ağı %65’lere çıktı. Sandık kümelerinin başındaki görevlileri belirliyoruz. Bunu çok önemsiyoruz; çünkü sandığın fotoğrafını bu görevliler çekecekler. Ayrıca, Baro, TÜRMOB ve emekli öğretmen gibi STÖ ve kişilerden destek alacağız. Bunları eğiteceğiz, bunun yönetmeliğini bir kitapçık halinde hazırlıyoruz. ‘Gönüllü propagandist’ uygulamasına başlıyoruz.’

Muhalifleri temizlendikten sonra ‘dikensiz gül bahçesi’ne dönen partiye gittikçe artan bir ilginin olduğunu anlatıyor Baykal...

Sol partiyi kur getir!

BAYKAL’dan bazı satırbaşları Kurultay...

- Eskiden çekişme heyecanı yaşanıyordu, şimdi beraberlik sevinci yaşanıyor. Dışa dönük bir iddia konulacak artık. Yeni bir yükseliş döneminin altyapısını hazırlıyoruz.

Seçimde parlamentoya kaç parti girer?

- Özel bir şeyim yok.

Alt-üst kimlik.

- Türk’ü alt kimliğe mahkum ettirmeyeceğiz.

DİSK’in öncülüğünde solda arayışlar, yeni parti...

- Bekleyin görürsünüz. Bize sol parti değil diyorlar.O zaman kur bir sol parti, getir bakalım.

Ulusalcılık ile sosyal demokrasi bağdaşır mı?

- Biz milli mücadeleden gelmişiz, temelde bu (ulusalcılık) yatıyor. Nasıl inkár ederiz. 2. cumhuriyetçilerin söyledikleri gibi dünya ile bütünleşmeye engel değil. Bizim sol siyasetimizde ‘kimlikçi’ bir siyaset anlayışımız yok.

AKP ve laiklik...

- 1950’de İnönü, Bayar’a iktidarı teslim ederken, laikliğe karşı güvence istiyorum, dedi. O da, endişe etmeyin, dedi. Bu mutabakat sonucunda, çalkantılara rağmen, Bayar, DP’yi, Cumhuriyet’ten rövanş alır hale getirmedi.

Anayasa Mahkemesi üyelerinin seçiminde kaygı

Baykal; MNP, MSP, RP, FP’ten beri bugüne uzanan anlayışın Türkiye’yi aşıp aşamayacağı konusunda Türkiye’nin bir sınav vereceğini, ‘ama herkeste giderek artan bir kaygının yaşandığına’ dikkat çekiyor. Nazik ifadelerle ‘Önümüzdeki tablo demokrasi açısından nasıl şekillenir bilemiyoruz. Ancak bir ayrışma dikkat çekiyor. Bunun altında yatan bir şey var; hep bana hep bana... Böyle bir ayrışım olursa, binaların üzerine çarpı işareti konulursa...’ diyerek şöyle devam ediyor:

‘Kaygı duyuyorum. Özellikle yargı konusunda... 4 bin hakim alacaklar. Peki nasıl alınacak, hangi yöntemle alınacak, belli değil. Yargı koridorlarında buna karşı isyan ve endişe var. Cumhurbaşkanlığı seçimi ne olacak? Yüksek mahkemeler ne olacak? Çünkü üç yıl içinde Anayasa Mahkemesi üyeleri değişiyor.’

DERS (3)

‘Milliyetin çok belirgin vasıflarından biri dildir. Türk milletindenim diyen insan, her şeyden evvel ve mutlaka Türkçe konuşmalıdır. Türkçe konuşmayan bir insan Türk kültürüne, topluluğuna bağlılığını iddia ederse buna inanmak doğru olmaz.’

(Gazi Mustafa Kemal Atatürk)

ZULÜM

ETİLER-Ulus’taki yeni trafik düzeni zulümdür. İnsanların direksiyon başında çıldırdığını görmüyor musunuz?

Esin ŞAHİNBOZKIR

MESAJ PANOSU

FEVZİYE Mektepleri Vakfı Işık Okulları’nın 120. kuruluş yıldönümünü yarın 11.00’de okulun Teşvikiye’deki binasında kutlanıyor. TOKİ, mahallemizin yeşil alan olan 1000 ile 1500 m2’lik üç adet parselini ihale ile sattı. Şimdi de yetkisine dayanarak, yerin ticari alana dönüştürülmesi için Büyükşehir’e başvurmasını protesto ediyoruz. Herşey rant mıdır? Ataköylüler

YALCIN BAYER HURRIYET 17/12/05

 

Rum kesimi, Blair'in eşinin KKTC'ye savunmasına şaşırdı...


      Kıbrıs Rum kesimi sözcüsü Kipros Hrisostomidis, İngiltere Başbakanı Tony Blair'in avukat eşi Cherie Blair'in, ''bir Rum'un KKTC'deki toprağı üzerine ev inşa ettikleri gerekçesiyle Rum kesimince mahkemeye verilen İngiliz çiftin haklarını savunacağının açıklanmasını'' şaşkınlıkla karşıladığını söyledi.
      Hrisostomidis, Reuters ajansına verdiği demeçte, Cherie Blair'in İngiltere Başbakanı'nın eşi olması nedeniyle bu girişimden hayrete düştüğünü belirtti.
      Rum kesimi sözcüsü, bu olayın yalnızca Blair'i rahatsız edecek bir sorun değil, aynı zamanda diplomatik açıdan çok hassas bir konu olduğunu kaydetti.
      Cherie Blair'in, Rum yönetimine karşı İngiliz çiftin mülkiyet hakkı davasında, Vahib avukatlık bürosuna mensup Hasan Vahib, Işın Vahib ve Ramiz Gürsoy'un da aralarında bulunduğu 6 kişilik avukat kadrosunda yer alacağı ve Rum kesimine karşı savunma yapacağı bildirilmişti.
      İngiliz çift David Charles Orams ve eşi Linda Elizabeth Orams'ın, Rum yönetimi tarafından Rum vatandaşı Meletiu Apostolidi'ye ait arazi üzerine ev inşa etmekle suçlandıkları ve bu nedenle haklarında dava açıldığı belirtilmişti.

MILLIYET 17/12/05

 

Fransa'da çağrı: İktidar tarihi rahat bıraksın

Fransa'da 'sömürgeciliğe övgü', 'Ermeni soykırımı' gibi tarihe el atan yasaların kalkması için 19 tarihçi bildiri yayımladı

RADIKAL 17/12/05

PARİS - Fransa'da sömürgeciliğin övülmesini öngören yasa etrafında kopan tartışma, 'Ermeni soykırımı' gibi tarihe dair hükümleri de etkileme yolunda. İktidarda bulunan Halk Hareketi Birliği'nin (UMP) Şubat 2005'te çıkardığı yasa, Fransa'nın başta Kuzey Afrika olmak üzere denizaşırı topraklarındaki sömürgecilik rolünün müfredatta övülmesini öngörüyor. Kasımda parlamentoda yasanın iptali önerisi UMP oylarıyla reddedilirken, haftabaşında önde gelen 19 tarihçi ortak bildiri yayımlayarak tarihe dair tüm yasaların kaldırılmasını istedi. Dün solcu muhalefet, Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'tan yeni yıl konuşmasında yasanın kaldırılacağını açıklamasını istedi. Sosyalist vekil Dominique Strauss-Kahn, "Zaten asla onaylanmamalıydı" derken, Genel Sekreter François Hollande yasayı gözden geçirecek komisyon kurduran Chirac'ı, 'zaman geçirmekle' suçladı. İnternette yasanın kalkması için imza kampanyasına 18 bin kişi destek verdi.
Marc Ferro, Rene Remond, Pierre Vidal-Naquet, Alain Decaux gibi 19 tarihçinin imzaladığı 'Tarihe Özgürlük' bildirisi ise, 'demokratik rejime yakışmayan' yasalar arasında, Ocak 2001 tarihli 'Ermeni soykırımı' kararının yanı sıra Yahudi soykırımını inkârı suç sayan 1990 tarihli 'Gayssot Yasası' ile köleliği insanlığa karşı suç sayan 2001 tarihli 'Taubira Yasası' da var.

İşte 'Tarihe Özgürlük' bildirisi
Tarihi gerçeğin yasayla açıklanamayacağını belirten bildiri şöyle: "Tarih ne din ne ahlaktır. Güncelin kölesi değildir. Özellikle de hukuki bir özne değildir. Tarihçi, hiçbir dogmayı kabul etmez, hiçbir yasağa saygı göstermez ve hiçbir tabu tanımaz. Yasa koyucu ise, bu kuralları ihlal edip tarihçi özgürlüğünü kısıtlamakta ve yaptırım tehdidiyle tarihçiye neyi araştırması ve bulması gerektiğini söylemektedir. Daha kötüsü, hukuka resmi tarih yerleştirip silahlı kuvvetlerin de tarihçilerin aleyhine dönmesine yol açmaktır. Tarih hafıza değildir. Tarihçi, anıları toplar, onları birbirleriyle ve belgelerle karşılaştırır ve olguları oluşturur. Özgür bir devlette, ne parlamento ne de adli makamlar gerçek tarihi tanımlayamaz. Demokratik rejime yakışmayan bu yasaların kalkmasını istiyoruz." (Le Figaro)

Cherie Blair Rumlara karşı

RADIKAL 17/12/05

AA - LONDRA - Britanya Başbakanı'nın eşi Cherie Blair, Kıbrıs Rum Yönetimi'nin, Meletiu Apostolidi'nin KKTC'deki arazisine ev inşası suçuyla dava ettiği Britanyalı Orams çiftinin avukatı oldu. Blair, Vahib bürosu avukatlarıyla Britanya mahkemesinde, Rum Yönetimi'ne karşı çiftin mülkiyet hakkını savunacak. Hasan Vahib, "İnsan hakları dalındaki başarısı bilinen Blair'in ekipte olması büyük kazanım. Gerekirse KKTC'ye gidebilir. KKTC'yi AB yasalarıyla sıkıştırmaya çalışıyorlar. Lahey'e de gidebiliriz" dedi.

Avukatımız Bayan Blair

İngiltere Başbakanı Blair'in eşi Cherie Blair, Rum kesimine karşı İngiliz Orams çiftini savunacak

Avukatımız Bayan Blair

ORAMS ÇİFTİNE GÜÇLÜ SAVUNMA... Kıbrıslı Türk Hasan Vahib'e ait Vahib Associates Avukatlık Bürosu, Başbakan Tony Blair'in eşi Cherie Blair'in de aralarında bulunduğu 6 kişilik avukatlık ekibi ile Rum yönetiminin İngiltere'de dava açtığı, Kuzey Kıbrıs'ta gayri mülkleri bulunan İngiliz çift Oramsları savunacak

"CHERIE BLAIR BİZİM İÇİN BİR KAZANIM"... Avukat Hasan Vahib, "İngiltere'de insan hakları konusunda başarısını kanıtlamış Cherie Blair'in de savunma ekibi içinde yer almasını bir kazanım olarak gördüklerini" belirterek, Rum kesimi bu davayla ilk kez kendi kalesine gol atacak" dedi

 Eylem ERAYDIN/LONDRA

Kıbrıslı Türk Hasan Vahib'e ait Vahib Associates Avukatlık Bürosu, Başbakan Tony Blair'in eşi Cherie Blair'in de aralarında bulunduğu 6 avukatlık ekibi ile Rum yönetiminin İngiltere'de dava açtığı, Kuzey Kıbrıs'ta gayri mülkleri bulunan İngiliz çift Oramsları savunacak.

Orams Davası'nı İngiltere'de savunacak Vahib Associates avukatları ile KKTC'de savunan, mahkemede savunma hakkına sahip avukat Güneş Menteş'in de hazır bulunduğu toplantıda avukatlar davanın seyriyle ilgili görüşlerini açıkladılar.

Avukat Hasan Vahib, "İngiltere'de insan hakları konusunda başarısını kanıtlamış Cherie Blair'in de savunma ekibi içinde yer almasını bir kazanım olarak görüyoruz. Orams Davası'nı Cherie Blair, Bitu Bhalla, Ramiz Gürsoy, Işın Vahib, Mavelyn Vidal ve ben Hasan Vahib'ten oluşan bir ekip savunacaktır. Rum kesimi bu davayla ilk kez kendi kalesine gol atacak." dedi

Cherie Blair, insan haklarında olduğu kadar Avrupa Hukuku konusunda da uzman sayılıyor. Anti terör yasası tartışılırken eşi Başbakan Tony Blair, 90 günlük gözaltını savunmuş, Cherie ise önlemlerin bireyin temel insan haklarını gasp etmemesi gerektiğini söylemişti. Cherie'nin geçen yıl bir gecede "Ben Filistinli olsaydım, intihar bombacısı olurdum" sözleri de hala tartışılıyor...

"Rumlar AB'nin sorunu yapmak istiyor"

Vahib, davanın siyasi çözümden kaçınan Rum kesiminin KKTC'yi AB hukuku ile sıkıştırma taktiğinin bir parçası olduğunu vurgulayarak Blair'in de aralarında bulunduğu hukuk ekibi ile 21 aralık Günü, Rum kesiminin İngiltere Yüksek Mahkemesi'ne 18 ekim günü yaptıkları dava başvurularına itiraz dilekçesi vereceklerini belirtti.

Vahib davanın Kıbrıs'taki gelişimi konusunda şu bilgileri verdi:

"Güneydeki yönetim tarafından David Charlef Orams ve eşi Linda Elizabeth Orams'ın vatandaşları Meletiu Apostolidi'ye ait arazi üzerine ev inşa ettikleri iddiasıyla dava açılmış ve kuzeydeki aileye de hukuk kurallarına aykırı olarak dava tebliğ edilmiştir. Rum kesiminde görülen dava sonucunda Orams çiftine üç seçenek sunulmuş ve yerine getirilmediği gerekçesiyle de İngiltere'deki mallarına faiziyle birlikte haciz konulması için İngiltere Yüksek Mahkemesi'nde söz konusu dava açılmıştı. Orams çifti güneydeki davayı temyiz etmelerine karşın sonucu beklemeksizin yerine getirilmesi istenen seçenekler 'Kuzeyde işgal ettikleri binayı yıkmaları, eski sahibi Ruma tazminat ödemeleri ya da araziyi geri iade etmeleri' olarak saptanmıştı. Oramslar bu seçeneklerden hiç birini yerine getirmeyince de İngiltere Yüksek Mahkemesi'nde tazminat davası açtılar."

İngiltere'deki savunma

Hasan Vahib, Oramsların avukatları olarak İngiltere Yüksek Mahkemesi'ne yapılacak itirazları da şöyle aktardı:

"Dava hem içerik hem de usul olarak yanlıştır. Öncelikle güneyde temyiz davasının bitmeden yani hukuki süreç devam ederken davanın İngiltere'ye taşınması itiraz hakkı doğuruyor. Ayrıca Rum kesimi tek yanlı olarak AB'ye girdiğini, yalnızca kendi dilini kayıt ettirdiğini unutuyor. AB yasaları göz ardı edilerek açılmış bir davadır. Yargı Hakkı 'Jurisdiction' gereği, Rum mahkemelerinin yetkisi Türk tarafına ulaşmaz... Ayrıca davanın bizim aleyhimize sonuçlanma durumunda hukuku siyasete alet edeceği için İngiltere'nin Avrupa'da izlediği siyasete de aykırı olur. Rum kesiminin İngiltere'de davayı kazanarak Türk kesiminin karşısına AB'yi çıkarmalarına izin vermeyeceğiz..."

Lahey'e gideriz

Hasan Vahib, bir soru üzerine Orams Davası'nın İngiltere'deki seyri ile ilgili olası senaryoları da şöyle aktardı:

"Güneydeki hukuki sürecin bitmesi beklenebilir. Dava iade edilebilir yani İngiltere'de görülmesi düşer. Bizim istediğimiz diğer bir seçenek de Lahey Adalet Divanı'na gidilebilir... Biz ekibimize güveniyoruz. Bu konuda 'hodri meydan' diyoruz..."

Rum tarafının hukuku kötüye kullanmak istediğini vurgulayan Vahib, davanın önemini şöyle anlattı:

"Rum yönetimi Orams davasına yaşamsal önem vermektedir. Orams davasını kazanarak emsal göstermek ve KKTC'deki özellikle yabancı yatırımcıları kaçırmayı hedeflemektedir. Rum kesimi ayrıca hukuki kazanımlarla siyasi çözümü daha da karmaşıklaştırmayı amaçlamaktadır. Ne yazık ki Rum tarafında açılan bu dava şunu gösteriyor ki hukuk bazı kesimler tarafından kendi gerici, ayrımcı ve önyargılı siyasi tezlerini devam ettirmek için araç olarak kullanılmaktadır."

Hasan Vahib, soruları yanıtlarken de Blair'in gerekirse KKTC'ye gidebileceğini, davanın masraflarının yarısının Orams ailesince karşılandığını ve Vahib Hukuk Bürosu'nun ücret talep etmediğini söyledi.

"Türk tarafı geçmişte hep ihmal etti"

"Barister" Menteş de Türk tarafının yıllardır Rum Kesimi'nin Loizidu örneğinde olduğu gibi hukuku kötüye kullanarak uğraşmasına karşı ciddi önlemler almadığından yakındı.

Menteş, ilk kez KKTC'de hükümetin Rum kesiminin hukuk savaşını göğüslediğini vurgulayarak şunları söyledi:

"Oramsların güneydeki 12 davasını ne yazık ki Türk gazeteciler ilgisizlikten izlemediler. Davayı izleyen Rum, Yunanlı, İngiliz ve Fransız gazeteciler de hep asparagas haberler yaydılar. Her çıkan yanlış haber de KKTC ekonomisi ve turizmine darbe niteliğindeydi. Bu kez Rum kesimi güçlü bir savunma ile karşılaşınca şaşıracak..."

Menteş, KKTC'deki mülkiyet davalarına karşı yapılan anayasal değişikliği de doğru bulduğunu söyledi.

KKTC'de anayasal değişiklik

Gerek Türkiye'nin gerekse KKTC'nin, mülkler konusunda devamlı olarak başının ağrımaması için AİHM tarafından "kabul edilebilir bir iç hukuk yolu" yaratılması amacıyla Kıbrıslı Rumların 1974 sonrasında Kuzey Kıbrıs'ta bıraktığı taşınmaz ve taşınır mallarının iadesini, takasını ve tazminini öngören yasa tasarısı (Y.T.No: 133/2/2005) hazırlanmış ve Cumhuriyet Meclisi İçtüzüğünün 83'üncü maddesi gereğince Resmi Gazete'de 21 Kasım 2005 tarihinde yayımlamak suretiyle halkın bilgisine sunulmuştu.

Bu yasanın, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde (AİHM), iç hukuk yolu olarak kabul edilmesi durumunda davaların AİHM'e gitmesi engellenmiş olacak...

Bu konuda olumlu sinyallerden birisi de Kıbrıslı Rum Titina Loizidu davasının ertelenmesi gösteriliyor. AİHM'in almış olduğu "malın barışçıl kullanımı" kararı, geçen hafta Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi toplantısında görüşüldü ve karar için 2 ay erteleme kararı alındı. Tasarının halkın bilgisi için yayınlanmasının bile etkili olduğu sanılıyor.

Ertelemenin, Türkiye'nin KKTC'de gündemde olan ve asıl amacı "Tazmin Komisyonu'nun düzeyini yükseltmek olan" mülklerin kullanımı yasa tasarısına ilişkin yürüttüğü kulis faaliyetleri sonucu gerçekleştiği biliniyor.

KIBRIS 17/12/05

 

Köprüyü de duvarı da yıkın

"Birleşik bir Lefkoşa, birleşik bir Kıbrıs" istemiyle Lokmacı Barikatı önünde eylem yapan Esnaf ve Zanaatkarlar Odası ile Bu Memleket Bizim Platformu, hem kuzeye hem de güneye mesaj yolladı

Köprüyü de duvarı da yıkın

ÇÖZÜME ZARAR VERİYORSUNUZ... Tulga: Bugünden işbirliği yapamayanlar, ilişki kuramayanların barıştan, çözümden, söz etmeleri kadar anlamsız bir şey yoktur. Barış toplumların ancak kendi içlerinden gelebilir. Son iki haftadır Lokmacı üzerinden yapılan tartışmalar ne ekonomik, ne sosyal, ne de siyasal hiçbir ilişkiye hizmet etmektedir

KAPI İÇİN BİLE ANLAŞILAMIYOR... Kemal Darbaz: Bu Memleket Bizim Platformu adına konuşan Basın- Sen Başkanı Kemal Darbaz, "Ülkemiz bölünmeyecek kadar küçük, birlikte yaşayacak kadar büyüktür. Kapı için anlaşma yapamayanlar çözümden söz edemez." diyerek Lokmacı'da yaşanan gelişmelere tepki gösterdi

 

Hüseyin EKMEKÇİ

Kıbrıs Türk Esnaf ve Zanaatkarlar Odası ve Bu Memleket Bizim Platformu'na bağlı sendika ve sivil toplum örgütleri, dün saat 12.00'de Lokmacı Barikatı önünde "kapının derhal açılması için" eylem yaptı.

Eylem sırasında Esnaf ve Zanaatkarlar Odası Başkanı Hürrem Tulga ve Bu Memleket Bizim Platformu adına Basın Emekçileri Sendikası Başkanı Kemal Darbaz birer konuşma yaptı. Lokmacı'da düzenlenen eylemin sona ermesinin ardından Bu Memleket Bizim Platformu, BM'nin de kapının açılması yönünde inisiyatif ortaya koyması için hazırladığı mektubu Ledra Palace Sınır Kapısı'nda BM Barış Gücü askerine teslim etti.

Lokmacı Barikatı önünde kısa bir konuşma yapan Hürrem Tulga, arzu edilenin bütün bir Lefkoşa, bütün bir Kıbrıs olduğunu söyledi. Uzunyol'dan geçen bir turistin, aynı parke taşları ile döşenmiş yollardan kuzeye geçmesini ve geçerken farklılık hissetmemesini istediklerini anlatan Tulga, "Bu nedenle merdiveni, köprüyü olumlu bulmuyoruz. Dolayısıyla merdivenin öte yakadaki duvarla birlikte engelsiz geçişler için hemen şimdi yıkılmasını istiyoruz" dedi.

Bu Memleket Bizim Platformu adına konuşan Basın- Sen Başkanı Kemal Darbaz, "Ülkemiz bölünmeyecek kadar küçük, birlikte yaşayacak kadar büyüktür. Kapı için anlaşma yapamayanlar çözümden söz edemez." diyerek Lokmacı'da yaşanan gelişmelere tepki gösterdi.

Esnaf da katıldı

Lokmacı Barikatı önünde düzenlenen eyleme bölge esnafı da destek verdi. Kuzeyden ve güneyden çok sayıda gazetecinin izlediği eylem sırasında, esnafın elinde tuttuğu bazı pankart ve yaftalar çalışmaların görünmemesi için örtülen yeşil örtünün önüne bırakıldı.

Kuzeyde ve güneyde bulunan yöneticilere ithafen yazılan pankart ve yaftalarda şu ifadeler yer aldı:

"Yola, köprüye, tünele boş ver, en güzeli teleferik!", "Geline kalk oyna demişler, yerim dar demiş", "Teleferik son şansımız mı?", "İnsanlar konuşa konuşa anlaşır. Belediye başkanları nerede?", "İzolasyon aha burada!"

Tulga: Derhal masaya oturulmalı

Eylem sırasında ilk konuşmayı Esnaf ve Zanaatkarlar Odası Başkanı Hürrem Tulga yaptı. Bu gün işbirliği yapmayanların çözümden ve barıştan söz etmelerinin ileride mümkün olamayacağının altını çizen Tulga, iki haftadır devam eden tartışmaların ne çözüme, ne de birleşmeye katkısı olmadığının altını çizdi.

Tulga, yaptığı konuşmada şu ifadeleri kullandı:

"Toplumlar arasında kontrollü geçişlerin başladığı Nisan 2003'ten bu güne aradan iki yılı aşkın bir süre geçti.

O gün bu gündür Lokmacı Kapısı'nın açılması için ortaya koyduğumuz mücadele artarak sürüyor. Başlangıçta Lokmacı'nın açılması için esnafın ortaya koyduğu talep tüm toplum kesimlerinin talebi olmuştur. Barıştan çözümden yana olan tümö güçler bugün Lokmacı'nın açılmasını talep ediyor.

Yalnız Lefkoşa'da değil, tüm Kıbrıs'ta bölünmeyi ayrılığı simgeleyen Lokmacı'nın ilişki, işbirliği kapısı olarak geçişlere açılmasının yeni bir dönemin başlangıcı olacağından kuşkumuz yoktur.

Gündelik hayatta insanlarımız birleşik yeni bir Kıbrıs'ın temellerini atacaktır. Kimse unutmasın..

Bu günden işbirliği yapamayanlar, ilişki kuramayanların barıştan, çözümden, söz etmeleri kadar anlamsız bir şey yoktur. Barış toplumların ancak kendi içlerinden gelebilir. Son iki haftadır Lokmacı üzerinden yapılan tartışmalar ne ekonomik, ne de sosyal, ne de siyasal hiçbir ilişkiye hizmet etmektedir.

Var olan ilişkileri dahi tehlikeye düşürmekte, halklar arasında gerilime yol açmaktadır. Bu adayı paylaşmak zorunda olduğumuzun bilincini neredeyse göz ardı etmiş bulunuyoruz. İki toplumun otoritelerine çağrımızı bir kez daha yinelemek istiyoruz:

Taraflar derhal masaya oturmalı ve Lokmacı barikatını açmak için ortak bir noktada buluşmalıdırlar. Bu çerçevede Lefkoşa Türk Belediyesi Başkanı Sayın Kutlay Erk'in koşulsuz, ön şartsız masaya oturmaya hazır olduklarını duyurmasını olumlu karşılıyoruz. Masada özelde esnaf ve zanaatkarların, genelde Kıbrıs Türk halkının gözü kulağı olarak belirli bir statü ile yer almak istediğimizi bir talep olarak ileri sürüyoruz."

Darbaz: Köprüsüz bir geçiş

Bu Memleket Bizim Platformu adına konuşan Basın Sen Başkanı Kemal Darbaz, "çözüm çözüm" diyenlerin bir masa etrafında toplanarak Lokmacı sorununu bile çözememelerinin "düşündürücü" olduğunu söyledi.

Lokmacı Barikatı'nın "bölünmüşlüğün" bir simgesi olarak bugüne yansıdığını belirten Darbaz, yıllardır ortaya konan iradenin çözümden yana olduğunu hatırlattı.

Adanın kavga için küçük, bütünleşme için yeterince büyük olduğunu vurgulayan Darbaz, "Açılan her kapının birleşmeye, birlikte yaşamaya, ilişkiye, işbirliğine hizmet etmesini istiyoruz. Açılan her kapı birleşik Kıbrıs'a açılan bir kapı olmalıdır" dedi.

Darbaz sözlerini şöyle tamamladı:

"Barışı, çözümü istemeyen çevreler çeşitli gerekçeler, mazeretler yaratarak ortamı germeye, toplumları birbirine düşürmeye çalışıyorlar. Bu oyuna gelmemekte kararlı olduğumuzu duyurmak ve tüm barışçı güçleri uyarmak istiyoruz.

Lokmacı üzerinden yürütülen tartışmalara derhal son verilmeli ve taraflar bir masa etrafında derhal buluşmalıdır. Anlaşma olmadıkça Lokmacı kapısının açılmasına olanak olmadığı ortadadır. BM'den beklentimiz tarafları masaya oturtmak için derhal çağrı yapmasıdır. Platform olarak bizim talebimiz engelsiz, duvarsız, köprüsüz bire geçiş için anlaşmaya varılmasıdır. Ülkemize, halkımıza bu yakışır."

KIBRIS 17/12/05

 

DP "evet" diyecek

Demokrat Parti, mülkiyet yasa tasarısına "evet" deme kararı aldı. DP Parti Meclisi "evet" kararını, genişletilmiş toplantıda oyçokluğu ile aldı

DP "evet" diyecek

30 MİLLETVEKİLİ TAMAM... CTP'nin ardından Demokrat Parti de yeni mülkiyet yasa tasarısına "evet" deme kararı aldı. Dün akşam yapılan DP genişletilmiş parti meclisi toplantısının ardından üç ret ve bir çekimser oya karşılık oy çokluğu ile DP'nin yeni tasarıya "evet" demesi kararlaştırıldı. Halen mecliste 23 CTP, 7 de DP milletvekili bulunuyor

VATANDAŞ RAHAT OLSUN... Hasipoğlu: Bu karar Türkiye'yi rahatsız etse de Kıbrıs Türkü için bir sakınca doğurmayacak. Komitede gelinen son aşama Kıbrıs Türkü için iyi bir nokta. DP tabanı ve vatandaşlarımız rahat olsun. Vatandaşın elindeki mal alınmayacak, malı alınan vatandaş da anında tazmin edilecek

Hüseyin EKMEKÇİ

Cumhuriyetçi Türk Partisi'nin ardından Demokrat Parti (DP) de yeni mülkiyet yasa tasarısına "evet" deme kararı aldı.

Dün akşam gece geç saatlere kadar süren DP genişletilmiş parti meclisi toplantısının ardından üç ret ve bir çekimser oya karşılık oy çokluğu ile DP'nin yeni tasarıya "evet" demesi kararlaştırıldı.

Ateşli tartışmaların yaşandığının öğrenildiği toplantının ardından KIBRIS'a konuşan DP Genel Başkan yardımcısı Ertuğrul Hasipoğlu, "Türkiye'yi rahatsız edecek olsa da Kıbrıs Türkü'nün kabul edebileceği bir noktaya gelindiği için DP bu yasaya evet diyecek. Kıbrıs Türkü'nün içi rahat olsun" dedi.

Bugün saat 10.00'da Hukuk ve Siyasi İşler Komitesi'nde oylanacak tasarı kabul edilirse, Pazartesi günü mecliste onaylanabilecek. Halen mecliste 23 CTP, 7 de DP milletvekili bulunuyor.

1 çekimser, 3 ret, gerisi "evet"

Genişletilmiş DP Parti Meclisi toplantısında yaşanan tartışmaların ardından, "yasaya evet denilebilecek gerekli değişikler yapıldı" kararına varıldı.

Kamuoyunda oluşan muhalefete rağmen DP, "komitede Kıbrıslı Türkleri rahatsız etmeyecek gerekli değişiklikler yapıldığı" kararına vararak "evet" deme noktasına ulaştı.

Sedece Levent Özadam'ın çekimser kaldığı oylamada üç üye "hayır diyelim" derken, büyük çoğunluk meclis grubunun yasaya evet demesi için destek verdi.

Hasipoğlu: İçimiz rahat olsun

Toplantının ardından KIBRIS'ın sorularını yanıtlayan Demokrat Parti Genel Başkan yardımcısı Ertuğrul Hasipoğlu, sadece DP tabanının değil, KKTC vatandaşlarının tümünün içinin rahat olmasını istedi.

Hukuk ve Siyasi İşler Komitesi'nde görüşülen yasada tazminat ve takasın öne çıktığı, eşdeğerci ve tahsisçinin korunduğunu söyleyen Hasipoğlu, "Bu durumda rahatlıkla evet diyebiliriz" dedi.

Türkiye'nin başı ağrıyabilir...

Tasarının bu şekliyle yasalaşması ile birlikte Türkiye'nin başının ağrıyabileceğini ama Kıbrıs Türkü'nün zarar görmeyeceğini iddia eden Hasipoğlu, "Yasa tasarısı şu anda Kıbrıs Türkü'nün evet diyebileceği bir şekil almıştır. Eşdeğerci ve tahsisten hak sahibi korunuyor" dedi.

Tazminat ve takas yönteminin yasada öne çıkarıldığını savunan Hasipoğlu, gelinen aşamanın Kıbrıs Türkü için tatmin edici bir nokta olduğunu vurguladı.

Hasipoğlu şöyle devam etti:

"Bu karar Türkiye'yi rahatsız etse de, Kıbrıs Türkü için bir sakınca doğurmayacak. Komitede gelinen son aşama Kıbrıs Türkü için iyi bir nokta.

DP tabanı ve vatandaşlarımız rahat olsun. Vatandaşın elindeki mal alınmayacak, malı alınan vatandaş da anında tazmin edilecek."

KIBRIS 17/12/05

NATO'dan Türkiye'ye Kıbrıs desteği: Kıbrıs konusunda Brüksel ve Rum yönetimi de adım atmalı

Türkiye'ye pazartesi gidecek olan NATO Genel Sekreteri, Kıbrıs konusunda Brüksel ve Rum Kesimi'nin de atması gereken adımlar olduğunu söylediNATO Genel Sekreteri Jaap de Hoop Scheffer, pazartesi günü Türkiye'ye yapacağı ziyaret öncesi önemli mesajlar verdi.

Türk medyasının temsilcilerini Brüksel'deki NATO merkezinde kabul eden Scheffer, Rumların NATO ile ilişkileri konusunda, "Kıbrıs meselesinde tek çözüm yolu Ankara'dan geçmiyor. Brüksel ve Rum kesiminin de atması gereken adımlar var" sözleriyle Türkiye'ye destek verdi.

Scheffer, ziyaretinde NATO-AB ve Türkiye-AB ilişkilerini ele alacaklarını vurguladı.

Türkiye önemli

NATO'yu "21. Yüz Yılın İstikrar Organizasyonu" olarak tanımlayan Scheffer, bu çerçevede 2006 ve 2008 yıllarında yapılacak iki NATO zirvesinin önemine işaret etti.

Genel Sekreter Scheffer, Türkiye'nin Irak'ta güvenlik güçlerinin eğitimine önemli katkıda bulunduğunu söyledi.

Afganistan'da Hikmet Çetin'in NATO adına çok önemli bir görev yürüttüğünü belirten Scheffer, ittifakın bu ülkeden çekilmeyeceğini söyledi.

KIBRIS 17/12/05

KKTC’de mülk yasasına ilk adım

Kıbrıslı Rumların 1974 harekatı sonrasında Kuzey Kıbrıs’ta bıraktığı mallarının iadesini, takasını ve tazminini öngören yasa tasarısı KKTC Meclisi Hukuk ve Siyasi İşler Komitesi’nden geçti. Tasarı görüşmeleri, Meclis Genel Kurulu’nda yarın başlayacak.

 

NTV

Güncelleme: 16:47 TSİ 18 Aralık 2005 Pazar

LEFKOŞA - Hükümet bu düzenlemeyle, AİHM’e Rumların yaptığı yüzlerce başvurunun, Kuzey Kıbrıs’ta kurulan tazmin komisyonuna yönlendirilmesini hedefliyor.

Komite’de, muhalefetteki Ulusal Birlik Partisi’nin ret oylarına karşılık oy çokluğuyla kabul edilen tasarının Genel Kurul’dan da rahatça geçmesi bekleniyor. Koalisyon hükümetinin küçük ortağı Demokrat Parti de, Genel Kurul’da Pazartesi günü görüşülmeye başlanacak tasarıya “evet” oyu vermeyi kararlaştırdı.

Öte yandan KKTC Başbakanı Ferdi Sabit Soyer, tasarının, Kıbrıs Türk halkının topraksız kalma ihtimalini ortadan kaldırmayı hedeflediğini kaydetti.

Ana muhalefet Ulusal Birlik Partisi eski lideri Derviş Eroğlu ise, yasa tasarısının Kıbrıs Türk halkının çıkarları düşünülmeden hazırlandığını söyledi.

RUM LİDERDEN CHERIE BLAIR’E ELEŞTİRİ
Bu arada Kıbrıs Rum Kesimi lideri Tasos Papadopulos, İngiltere Başbakanı Tony Blair’in avukat eşi Cherie’nin, bir ingiliz çiftin KKTC’deki mülkiyet hakkını savunma kararını eleştirdi. Papadopulos, Rum Kesimi’ndeki İngiliz Yüksek Komisyonu’nun, Cherie Blair’in İngiliz çiftin savunmasını üstleneceğine dair haberleri doğrulamasının ardından yaptığı açıklamada, bunun kışkırtıcı bir hareket olduğunu belirtti.

Rum Yönetimi lideri, bu konuyu İngiltere ile görüşeceklerini kaydetti. Tasos Papadopulos, Cherie Blair’in, İngiltere Başbakanı’nın eşi sıfatından avukatlık sıfatını ayırmasının da bir o kadar zor olduğunu iddia etti. İngiltere Başbakanı Tony Blair’in karısı Cherie Blair, bir Rum’un Kuzey Kıbrıs’taki toprağı üzerine ev inşa ettikleri gerekçesiyle mahkemeye verilen İngiliz çifti savunan avukatlar heyetine katılma kararı almıştı.

Rum mallarının iadesi kabul edildi


17 Aralık, 2005 22:50:00 (TSİ) CNN TURK

Kıbrıslı Rumların 1974 sonrasında Kuzey Kıbrıs'ta bıraktığı mallarının iadesini, takasını ve tazminini öngören yasa tasarısı KKTC'de oy çokluğuyla kabul edildi.

Komitenin üçüncü kez görüştüğü tasarıyı, ana muhalefetteki Ulusal Birlik Partisi reddetti. Hükümetin küçük ortağı Demokrat Parti de, mülkiyet yasa tasarısıyla ilgili tavrını netleştirdi.
 
KKTC Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş başkanlığında dün akşam toplanan parti meclisi, söz konusu yasa tasarısının değiştirilmiş şekline, Meclis Genel Kurulu'nda yapılacak oylamada 'evet' deme kararı aldı.
 
Tasarı, Cumhuriyet Meclisi Genel Kurulu'nda pazartesi günü görüşülmeye başlanacak.

Papadopulos, Cherie Blair'i eleştirdi
 
Bu arada Rum lider Tasos Papadopulos, Tony Blair'in avukat eşi Cherie'nin bir ingiliz çiftin Kuzey Kıbrıs'taki mülkiyet hakkını savunma kararının kışkırtıcı olduğunu söyledi.
 
Papadopulos, Rum kesimindeki İngiliz Yüksek komisyonu'nun Cherie Blair'in İngiliz çiftin savunmasını üstleneceğini doğrulamasının ardından yaptığı açıklamada, bu konuyu İngiltere ile görüşeceklerini kaydetti.
 
Rum kesimi lideri, Cherie Blair'in, İngiltere Başbakanı'nın eşi sıfatından avukatlık sıfatını ayırmasının da bir o kadar zor olduğunu ifade etti.
 
Rum yönetimi sözcüsü Kipros Hrisostomidis de Cherie Blair'in bu davayı üstlenmesini şaşkınlıkla karşıladığını söyledi.

"Papadopulos'la çözüm zor"


18 Aralık, 2005 14:54:00 (TSİ) CNN TURK

Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Kıbrıs Rum kesimi lideri Tasos Papadopulos ile Kıbrıs sorununun çözülemeyeceğini söyledi.

Gül, Yunan Katimerini gazetesine Türk-Yunan ilişkilerini ve Kıbrıs sorununu değerlendirdi.
 
"Papadopulos ile Kıbrıs sorunu çözülmez" diyen Bakan Gül , "iki ülkede tahrikleri teşvik edenler var, ruhban okulunun açılmasına karşı değiliz" mesajı verdi.
 
"Kıbrıs'ta Türkler uzlaşma istediğini beyan etti, hayırın öncülüğünü ise Papadopulos yaptı ve kendisi uzlaşmayı istemiyor" diyen Dışişleri Bakanı'na,Türk-Yunan ilişkilerinin bugünü soruldu.
 
Gül, "Başbakan Kostas Karamanlis'i Türkiye'de görmekten çok mutlu olacağız. İki ülkede de tahrikleri teşvik eden çevreler var. Pek çok konu gerçek boyutlarının dışında büyütülüyor" dedi.
 
"Ruhban okulunun faaliyet göstermesine karşı değiliz. Patrik ise Lozan Anlaşması gereğince Türkiye'deki Hıristiyan Rum nüfusun lideridir" mesajı verdi.   
 
Abdullah Gül'e Türkiye'deki alkol tartışması da soruldu, Bakan, "alkol yasağı diye birşey yok" cevabını verdi.
 
Rum tarafı Annan'a inanıyor
 
Rum lider Tasos Papadopulos 30 kasımda yaptığı açıklamada, özel temsilcisini bölgeye gönderen Annan'ın, çok yakında Kıbrıs konusunda yeni bir inisiyatif başlatacağına inandığını söylemişti.
 
Buna inanmak için çok nedeni olduğunu vurgulayan Rum lider, "Kıbrıs sorunuyla, BM'nin masaya koyduğu hiçbir planın yok olmadığını bilecek kadar uzun zamandır ilgileniyorum" diye konuşmuştu.
 
Geçtiğimiz nisan ayında BM'ye iki temsilcisini gönderdiğini ifade eden Papadopulos, "temsilciler, Kıbrıs Rum tarafının BM planında veya herhangi başka bir planda görmek istedikleri bütün değişiklikleri veya bir çözüm planında görmek istediğimiz maddeleri sundular. Bir başarısızlık daha olamaz" demişti.
 
BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Ada'daki taraflara sunduğu plan, 24 nisan 2004'te halkoylamasına götürülmüştü. Kıbrıslı Türklerin yüzde 65'i plana 'evet' derken, Rumların yüzde 76'sı 'hayır' demişti.
 
Referandumun ardından Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos, "Annan Planı'nın halkımız tarafından reddedilmesi Kıbrıslı Türkleri hayal kırıklığına uğratmamalı. Rum kesimi olarak çözüm çabalarımızı sürdüreceğiz" demişti.

 

Rumlardan Cherie Blair’e tepki



İngiltere Başbakanı Tony Blair’in avukat eşi Cherie Booth’un KKTC’de arazi alıp ev inşa ettikleri gerekçesiyle başı Kıbrıslı Rumlarla derde giren İngiliz çifti temsil etmeyi kabul etmesi Güney Kıbrıs’ın tepkisine neden oldu.

Kıbrıs Rum Kesimi lideri Tasos Papadopulos, kararı ‘kışkırtıcı’ olarak niteledi. Bayan Blair’in, ‘İngiltere Başbakanı’nın eşi’ sıfatından mesleğini ayırmasının zor olacağını bildiren Papadopulos, ‘Bu konuyu İngiltere ile görüşeceğiz’ diye konuştu.

Kıbrıs Rum Kesimi Hükümet Sözcüsü Kipros Hrisostomides ise, ‘Bu davayı üstlenmesine bir hayli şaşırdım. İngiltere Başbakanı’nın eşi olduğu halde yüzlerce kanunsuz İngiliz’i temsil ediyor, bu da İngiltere’nin yasadışılığı desteklediğine dair bir izlenim yaratıyor’ dedi.

HURRIYET 18/12/05

 

Barikatı açın

Kıbrıslı Türklerin önceki gün Lokmacı Barikatı'nda yaptığı eylemin ardından dün de Kıbrıslı Rumlar, barikata yürüyerek, her iki toplum liderine köprü ve duvarı yıkın çağrısı yaptı

Barikatı açın

BU KEZ RUMLAR YÜRÜDÜ... Kıbrıslı Türklerin ardından dün de Kıbrıslı Rumlar duvarların yıkılması ve Lokmacı Barikatı'nın açılması için eylem yaptı. Eylemde, Kıbrıslı Rumlar, ellerinde "Hemen şimdi liderler barikatı açın", "Barikatlara hayır", "Engelsiz geçişler olsun", "Duvarlar kaldırılsın" şeklinde pankartlar taşıdı

BU MEMLEKET BİZİM PLATFORMU DESTEK VERDİ...Güneydeki barikat eylemine Bu Memleket Bizim Platformu da destek verdi. Eylemde konuşan Rum Yurttaşlar Hareketi Sözcüsü Valentina Sofeklens, her iki toplum liderine çağrı yaparak mazeretler üretmeden duvarların kaldırılması yönünde çağrı yaptı.

Yeliz K. SARICA

Kıbrıslı Türk esnafın önceki gün Lokmacı Barikatı'nda gerçekleştirdiği eylemin ardından dün de Kıbrıslı Rumlar, barikata yürüyüş düzenleyerek, iki toplum liderlerine duvarların yıkılması yönünde mesajlar verdi.

Bu Memleket Bizim Platformu da Lokmacı Barikatı'nda eylem düzenleyen Kıbrıslı Rumlara destek verdi.

Bu Memleket Bizim Platformuyla birlikte Kıbrıslı Rumlar, her iki toplumun liderine seslenerek, duvarların yıkılmasını, köprünün ve barikatların kaldırılmasını istedi.

Ayrıca, eylemde, duvarlar ve köprüyü yıkamayan liderlerin, Kıbrıs sorununu da çözemeyeceğine dikkat çekilerek liderlerin bir an önce masaya oturması, duvarları yıkması ve Kıbrıs'ta çözüm için anlaşmaya varması gerektiği vurgulandı.

Kıbrıslı Rumlar, ellerinde "Hemen şimdi liderler barikatı açın", "Barikatlara hayır", "Engelsiz geçişler olsun", "Duvarlar kaldırılsın" şeklinde pankartlar taşıyarak, "Yine birlik beraberlik için" şeklinde slogan attı.

"Adanın bölünmüşlüğü duvarların kalkmasıyla giderilmeli"

Ledra Palace Barikatı'nın açılması için Rum Yurttaşlar Hareketi Sözcüsü Valentina Sofeklens, her iki toplum liderine çağrı yaparak mazeretler üretmeden duvarların kaldırılması yönünde çağrı yaptı.

Rum lideri Tasos Papadopulos'a hitap eden Sofeklens, Lefkoşa'nın ve adanın bölünmüşlüğünün giderilmesi için duvarların kaldırılması gerektiğini söyledi.

Sofeklens, sadece Lefkoşa'nın değil, ülke genelindeki engellerin kalkması ve ada insanının birleşmesi gerektiğini ifade etti.

Tulga: Liderler, duvarları

yıksın, anlaşmaya varsın

Esnaf ve Zanaatkarlar Odası Başkanı Hürrem Tulga, Güney ile Kuzey Kıbrıs arasında engel, özellikle de köprü ve duvar istemediklerini söyledi ve "Hiçbir engel istemiyoruz. Her şey yıkılmalıdır. Birleşmek istiyoruz. Tek bir Kıbrıs istiyoruz. Yaşasın Birleşik Kıbrıs" dedi.

Kıbrıslı Rumlarla Kıbrıslı Türklerin aynı dili konuşmaya başladığını ifade eden Tulga, Kıbrıslı Rumların da duvarların ve barikatların kaldırılmasını istediğini belirtti.

Liderlerin görüşüp duvarları yıkması ve çözüm için anlaşmaya varması gerektiğinin altını çizen oda başkanı Tulga, şöyle konuştu:

"Merdivenlerin kaldırılmasını istiyoruz. Gerek Kuzey Kıbrıs'ta gerekse Güney Kıbrıs'ta 'engelsiz, kuralsız geçişlerin Lokmacı Barikatı'ndan yapılması için ortaya tavır kondu. Kıbrıslı Türklerin tavrı güneyde olumlu bir yer buldu. Bizimle ortaklaşa harekete neden oldu. Eylemler, hiç kuşkusuz karşılıklı devam edecektir.

Lokmacı Barikatı'nı tartışırken aslında Kıbrıs sorununu da tartışıyoruz. Bu eylemle, bir kez daha anlaşıldı ki çatışma ortamlarının kaldırılması ve bir masa etrafında buluşup gerekenin ortaya konması şarttır. Liderler, otursunlar ve gerçekten anlaşmaya varsınlar."

"Kapı sorununu çözemeyenler,

Kıbrıs sorununu da çözemez"

Kıbrıs Türk Öğretmenler Sendikası Genel Sekreteri Şener Elcil de konuşmasında, halkın, adanın birleşmesi için barış mücadelesi verdiğini söyledi ve "Kapı sorununu çözemeyenler, Kıbrıs sorununu da çözemez" diye konuştu.

Her iki toplumun kaynaşmasını sağlamak için duvarların yıkılması gerektiğini ifade eden Elcil, 23 Nisan'da kapıların açılmasıyla her iki toplumun bir araya gelmesi için birçok açılımların ortaya konduğunu, iki toplumda yıllarca süren önyargı, kin ve nefretin son bulduğunu belirtti.

Toplumların birbirini tanımasının liderlerin varacağı anlaşmadan çok daha önemli olduğunu, barışın kalıcı olması gerektiğini kaydeden Elcil, şöyle konuştu:

"Lokmacı Barikatı'nda ortaya konan açılımlarda hiçbir sebep yokken ciddi bir gerginlik yaratıldı. Bu gerginlik, varolan olumlu ilişkilerin bozulmasına sebebiyet verecek kadar ileriye taşındı. Bu doğru bir yaklaşım değildi. İnsanların temaslarını kolaylaştıracak durumlar yaratılması gerekir. Lokmacı Barikatı'nın açılmasıyla büyük avantajlar elde edileceğiz. Güney Kıbrıs'a gelen 3 milyon turist, uzun yol denilen Ledra Caddesi'ne akın ediyor. Kapı açılırsa Lefkoşa büyük canlılığa uğrayacak. Ekonomik olarak da avantajlar sağlayacak. 1963'den kalan duvarın ortadan kalkması Lefkoşa'nın birleşmesi, Kıbrıs'ın birleşmesi anlamına gelir. Barikata köprü inşa edilmesine olumlu bakmadık. Türk liderlerinin buraya köprü inşa etmesi Rumların duvarın yıkılmasına 'hayır' demesine sebebiyet verdi. Bize göre duvarın da köprünün de kaldırılması ve kontrolü geçişlerin gündeme getirilmesi gerekiyor. Böylece, Rum kesiminin takındığı tavır da ortadan kalkacak. Köprü bir mazeret yarattı. Rum tarafında mevcut statükonun ayakta durmasını sağlıyor. Hükümet edenlerin bu konuda daha ciddi olmaları gerekir. Bir kapıda uzlaşamayanların çözümde de uzlaşamayacağı bir gerçektir. Süratle buna bir çözüm bulsunlar. Yılbaşından önce bu kapının açılması önemlidir."

KIBRIS 18/12/05

 

Mülkiyet yasası yarın mecliste

Taşınmaz Malların Tazmini, Takası ve İadesi Yasa Tasarısı" Cumhuriyet Meclisi Hukuk ve Siyasi İşler Komitesi'nde dün oy çokluğuyla kabul edildi. Tasarı 19 Aralık Pazartesi günü de meclis genel kurulda ele alınacak

Mülkiyet yasası yarın mecliste

KOMİTEDEN OYÇOKLUĞU İLE GEÇTİ... Yeni mülkiyet yasa tasarısı, UBP'li üyelerin ret oylarına karşılık CTP ve DP'nin olumlu oylarıyla komiteden oyçokluğu ile geçti. UBP, tasarının yasalaşması için yarın yapılacak genel kurul toplantısında da ret oyu vereceğini açıkladı

30 OY TAMAM... CTP'nin ardından DP'nin de yeni tasarıya "evet" diyeceğini açıklaması, günlerdir hararetli tartışmalara yol açan tasarının meclisten geçmesi önündeki engeli kaldırdı. CTP'nin 23, DP'nin de 7 milletvekilinin bulunduğu dikkate alınacak olursa, tasarı için 30 oy kesinleşmiş görülüyor

Cumhuriyet Meclisi Hukuk ve Siyasi İşler Komitesi, "Anayasa'nın 159'uncu Maddesinin 1'inci Fıkrasının (6) Bendi Kapsamına Göre, Taşınmaz Malların Tazmini, Takası ve İadesi Yasa Tasarısı"nı oy çokluğuyla kabul etti.

UBP Milletvekillerinin ret oyu verdiği tasarı yarın Cumhuriyet Meclisi Genel Kurulu'nda görüşülecek.

UBP, tasarının yasalaşması için yarın yapılacak genel kurul toplantısında da ret oyu vereceğini açıkladı.

Bu arada CTP'nin ardından DP'nin de yeni tasarıya "evet" diyeceğini açıklaması, günlerdir hararetli tartışmalara yol açan tasarının meclisten geçmesi önündeki engeli kaldırdı. CTP'nin 23, DP'nin de 7 milletvekilinin bulunduğu dikkate alınacak olursa, tasarı için 30 oy kesinleşmiş görülüyor.

Mecliste bir sandalyesi bulunan BDH da geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamada, tasarıya karşı tutumlarının olumsuz olduğunu belirtmişti.

CTP Milletvekili Kadri Fellahoğlu başkanlığında saat 11.00'de toplanan komite, yasa tasarısını 3. kez görüştü; yasa tasarısı okunarak geneli oylandı. Oylamada ret oyu kullanan UBP milletvekilleri, gerekçelerini yazılı olarak komite raporuna eklenmesi için başkana sundu ve bu gerekçeler rapora eklendi.

Fellahoğlu'nun başkanlık ettiği komite, başkan yardımcısı DP Milletvekili Mehmet Arif Tancer, UBP milletvekilleri Kemal Dürüst, Turgay Avcı ve Erdoğan Şanlıdağ ile CTP milletvekilleri Ahmet Gülle, Salih İzbul ve Mehmet Ceylanlı'dan oluşuyor.

Komite toplantısında bazı milletvekilleri ve hukukçular da hazır bulundu.

Fellahoğlu: Yasa şeffaf bir şekilde ele alındı

Kadri Fellahoğlu, komite toplantısının açılışında yaptığı konuşmada, 5 gün boyunca görüşülen tasarının yarın genel kurula gönderileceğini söyledi. Çok önemli ve kritik bir yasa olan tasarıyı şeffaf bir şekilde ele aldıklarına dikkat çeken Fellahoğlu, toplumun tüm kesimlerinin görüşlerini de değerlendirdiklerini vurguladı.

Çalışmalarını bugün (dün) tamamlamayı hedeflediklerini ancak UBP milletvekillerinin talebi üzerine tasarıyı 3. kez görüşmeden önce isteyenlere görüş belirtme fırsatı vereceklerini kaydeden Fellahoğlu, ilk sözü UBP Milletvekili Turgay Avcı'ya verdi.

Avcı: Sivil toplum örgütleri olumsuz görüş ortaya koydu

Turgay Avcı, tasarının ivedilikle görüşülmesine ret oyu verdiklerine dikkat çekerek, komite toplantılarına katılan sivil toplum örgütü temsilcilerinin de yasayla ilgili olumsuz görüş ortaya koyduklarını belirtti.

Tasarıda yapılan değişikliğe rağmen, yasanın hala anayasaya aykırı olduğunu söyleyen Avcı, özellikle Kıbrıs Türkü'nün çektiği acı ve ödediği bedele tasarıda hiç yer verilmediğini kaydetti.

Avcı, UBP'nin yapılan değişiklikler sonrasında dahi tasarıya oybirliğiyle ret oyu vereceğini ve bu tutumlarının genel kurulda da devam edeceğini belirtti.

Dürüst: Tasarıya olumlu oy vermeyeceğiz

Avcı'nın ardından söz alan UBP Milletvekili Kemal Dürüst de konuşmasında, partisinin tasarının ivedilikle ele alınmasına karşı olduğunu yineleyerek, tasarıya olumlu oy vermeyeceklerini söyledi.

Fellahoğlu: UBP milletvekilleri yasanın

hazırlanış amacını göz ardı ediyor

Fellahoğlu, eleştirileri yanıtlamak için yeniden söz alarak, UBP milletvekillerinin yasanın hazırlanış amacını göz ardı ettiklerini kaydetti.

2003'de yapılan düzenlemenin de aynı amaçla hazırlandığına, ancak AİHM'de iç hukuk olarak kabul edilmemesinden dolayı işlemediğini söyleyen Fellahoğlu, iç hukuk olmak üzere hazırlanan yeni yasa tasarısının takas, iade ve tazminat içerdiğini, 2003'de yapılan düzenlemenin ise sadece tazmin öngördüğünü belirtti.

Rum tarafının Türk tarafına yönelik hukuk savaşına karşılık, Türk tarafının da karşı hukuk savaşı yapması gerektiğine işaret eden Fellahoğlu, bunun göz ardı edilmemesi gerektiğini söyledi.

Tasarının tartışılması için yeterince süre tanındığını, ancak UBP'den herhangi bir değişiklik önerisi getirilmediğini vurgulayan Fellahoğlu, komitedeki çalışmalarda tasarıda yapılan önemli değişikliklerin görmezlikten gelindiğini kaydetti.

Kaşif: Tasarıya tek açıdan bakmıyorum

Fellahoğlu'nun ardından söz alan UBP Milletvekili Ahmet Kaşif, tasarıya tek açıdan bakmadığına işaret ederek, yasanın iç hukuk kabul edilmesi yönünde inanç belirtti.

Dış dünyaya bugüne kadar gösterilen iyi niyetin hiçbir şekilde karşılık görmediğini söyleyen Kaşif, artık güven duymadıkları dış dünyanın bu tasarıya karşı tutumunun da farklı olmayacağını kaydetti.

Komite Başkan Vekili DP Milletvekili Mehmet Arif Tancer de konuşmasında, muallak ifade içermesinden dolayı yasanın ilk haline çekince koyan DP'nin, değişiklikler sonrasında tasarının son şekline olumlu oy vereceklerini belirtti.

Konuşmaların ardından yasa tasarısı okundu ve oylamaya sunuldu. Tasarı oy çokluğuyla kabul edildi.

UBP'nin ret gerekçeleri

Oylamada ret oyu kullanan UBP milletvekilleri, komite raporuna eklenmek üzere şu gerekçeleri sundu:

"1-Tasarı, mülkiyet iadesi öngördüğü cihetle, KKTC Başsavcısı'nın da belirttiği gerekçelerle KKTC Anayasası'na aykırıdır;

2-a)Taşınır ve/veya taşınmaz mallar ile ilgili olarak manevi tazminat öngören düzenlemeler, TC ve/veya KKTC'nin ilgili Rumlara haksız ve/veya kanunsuz bir şekilde acı ve ızdırap çektirdiği ve onlara karşı suç işlediği anlamına geleceğinden, kendi kendimizi suçlu pozisyonuna sokacağından, meşru Kıbrıs davamızda meşruiyetimizi tartışılır hale sokacağından dolayı kabul edilmesi mümkün değildir;

b)Kıbrıs Türk halkı (1963-1974 yılları arasında) 11 yıl kuşatma altına alınmış, etnik temizliğe ve soykırıma maruz kalmıştır. Hal böyle iken bunun müsebbipleri mağdur kabul edilerek manevi tazminat ödenmesine yönelik düzenlemeler kabul edilemez bir durumdur.

3-Komisyona yabancı 2 üye atanması, KKTC'nin egemenliğinin reddi anlamına gelecektir. Zira yargısal nitelikli yetki kullanan bu komisyonun ancak KKTC yurttaşları arasında seçilmesi gerekir. Aynı zamanda kamu görevlisi niteliğinde görev yapacak bu kişilerin varlığı KKTC Anayasası'na aykırıdır.

4-Bu tasarı, siyasi bir çözüm bulma konusunda ciddi bir zemin kaybetmemize neden olacağı gibi AİHM tarafından da bir iç hukuk yolu olarak kabul görmeyebilir".

KIBRIS 18/12/05

 

Rum basınının iddiası: Bayan Blair KKTC'ye gelecek

İngiltere Başbakanı Tony Blair'in eşi Cherie Blair'in Rum kesimine karşı Orams çiftinin savunmasını üsteleneceğine ilişkin haberler, Rum gazetelerinde de yer aldı. Fileleftheros gazetesi bayan Blair'in baba ismi olan Cherie Booth'u kullanarak aylar öncecisinde KKTC'yi ziyaret ettiğini öne sürdü

İngiltere Başbakanı Tony Blair'in eşi Cherie Blair'in Rum kesimine karşı Orams çiftinin savunmasını üsteleneceğine ilişkin haber, Rum gazetelerinde de yer aldı. Simerini gazetesi daha da ileriye giderek bayan Blair'in dava hakkında inceleme yapmak amacıyla KKTC'ye geleceğini yazdı. Fileleftheros gazetesi ise bayan Blair'in baba ismi olan Cherie Booth'u kullanarak aylar öncecisinde KKTC'yi ziyaret ettiğini öne sürdü.

Bilindiği gibi, Orams çifti aleyhine Lapta'daki eski Rum arsasına villa inşa ettikleri gerekçesiyle, arsanın sahibi olduğunu iddia eden Meleti Apostolidis tarafından dava açılmıştı.

Haberi, "Cherie Blair Savunma Avukatı-Yakında İşgal Altındaki Topraklarda" başlığıyla veren Simerini, Cherie Blair'in dava hakkında inceleme yapmak amacıyla KKTC'ye geleceğini yazdı.

Fileleftheros ise "Tony Blair'in Eşi, Kıbrıs Rum Malı Tutan İngilizlerin Avukatı-Gaspçıları Savunuyor" başlığını kullanarak, Cherie Blair'in kararının ardından, İngiltere ve "Kıbrıs Cumhuriyeti" ilişkilerinin zorlu bir sınavdan geçeceğini kaydetti.

Gazete Bayan Blair'in baba ismi olan Cherie Booth'u kullanarak aylar öncecisinde KKTC'yi ziyaret ettiğini de öne sürdü.

Politis ise haberi, "Cherie Blair, Orams Davasında Savunmayı Üstlendi Blairlerin Ellerinde" başlığıyla yansıttı.

Rum gazeteleri ayrıca, TC Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'ın KKTC'deki malların takası, tazmini ve iadesini öngören yasa tasarısına destek vermesi haberine de yer verdi.

Fileleftheros, "Yasa için Erdoğan'dan Talat'a destek" başlığını kullandı. Mahi haberini, ,"Türkler, Rum malları için kavga ediyor" başlığıyla verdi. Alithia ise, "Mülkler Bizi Mahkemelere Sürecekler" başlığıyla haberini yayımladı.

KIBRIS 18/12/05

 

Papadopulos: Kışkırtıcı Hrisostomidis: Şaşırdım

İngiltere Başbakanı Tony Blair'in eşi Cherie Blair'in (Booth), İngiliz çiftin KKTC'deki mülkiyet hakkını savunma kararı Rum yönetimini çıldırttı

Papadopulos: Kışkırtıcı Hrisostomidis: Şaşırdım

RUM YÖNETİMİ ŞAŞKIN... İngiltere Başbakanı Tony Blair'in avukat eşi Cherie Blair Booth'un İngiliz Orams çiftinin KKTC'deki mülkiyet hakkını savunma kararına Rum yönetimi sert tepki gösterdi. Rum lideri Tasos Papadopulos, kararı kışkırtıcı bulurken, Rum Yönetimi Sözcüsü Kipros Hrisostomidis "şaşırdım" dedi

 

İngiltere Başbakanı Tony Blair'in avukat eşi Cherie Blair Booth'un, KKTC'de yaşayan İngiliz Orams çiftinin KKTC'deki mülkiyet hakkını savunacak olması, Güney Kıbrıs'ta tepkiyle karşılandı. Rum Lideri Tasos Papadopulos bu kararı kışkırtıcı bulurken, Rum Yönetimi Sözcüsü Kipros Hrisostomidis, bu karara şaşırdığını söyledi.

Papadopulos, Rum kesimindeki İngiliz Yüksek Komisyonu'nun Cherie Blair'in İngiliz çiftin savunmasını üstleneceğine dair basında çıkan haberlerin doğru olduğunu bildirmesinden sonra yaptığı açıklamada, bunun kışkırtıcı bir hareket olduğunu belirterek, bu konuyu İngiltere ile görüşeceklerini kaydetti.

Rum kesimi lideri, Cherie Blair'in, İngiltere Başbakanı'nın eşi sıfatından avukatlık sıfatını ayırmasının da bir o kadar zor olduğunu ifade etti.

Hrisostomidis: Şaşırdım

Kıbrıs Rum kesimi sözcüsü Kipros Hrisostomidis, Cherie Blair'in "bir Rum'un KKTC'deki toprağı üzerine ev inşa ettikleri gerekçesiyle Rum kesimince mahkemeye verilen İngiliz çiftin haklarını savunacağının açıklanmasını" şaşkınlıkla karşıladığını söyledi.

Hrisostomidis, Reuters ajansına verdiği demeçte, Cherie Booth'un İngiltere Başbakanı'nın eşi olması nedeniyle bu girişimden hayrete düştüğünü belirtti.

Rum kesimi sözcüsü, bu olayın yalnızca Blair'i rahatsız edecek bir sorun değil, aynı zamanda diplomatik açıdan çok hassas bir konu olduğunu kaydetti.

Cherie Blair'in, Rum yönetimine karşı İngiliz çiftin mülkiyet hakkı davasında, Vahib avukatlık bürosuna mensup Hasan Vahib, Işın Vahib ve Ramiz Gürsoy'un da aralarında bulunduğu 6 kişilik avukat kadrosunda yer alacağı ve Rum kesimine karşı savunma yapacağı bildirilmişti.

İngiliz çift David Charles Orams ve eşi Linda Elizabeth Orams'ın, Rum yönetimi tarafından Rum vatandaşı Meletiu Apostolidi'ye ait arazi üzerine ev inşa etmekle suçlandıkları ve bu nedenle haklarında dava açıldığı belirtilmişti.

KIBRIS 18/12/2005

 

Hrisostomidis: Rızamız olmadığı için BM Lokmacı'da geçişlere izin veremez

Rum Yönetimi Sözcüsü Kipros Hrisostomidis, "Kıbrıs Cumhuriyeti'nin yasal makamlarının rızası olmadığı için; Barış Gücü'nün, Ledra Caddesi Barikatı'ndan özgür bölgelere herhangi bir geçişe izin vermesi mümkün değildir" dedi.

Haravgi gazetesi, "Hükümet UNFICYP'in Yükümlülüklerine İşaret Ediyor; İşgal Rejiminin Ledra Caddesinden Kitlesel Geçiş Düzenlemesi Durumunda İşgal Rejimi Çalışmaların 'Açılışını' Yapmak İçin Noel Arifesinde Panayır Hazırlıyor" başlık ve spotlarıyla yansıttığı haberinde, Rum Sözcü Hrisostomidis'in bu sözleri; Lokmacı sınır kapısının açılması yönündeki çabalarla ilgili açıklamaları sırasında önceki gün söylediğini yazdı, şöyle devam etti:

Rum Yönetimi "uyarı parmağını salladı"

"İşgal rejiminin; Ledra Caddesi bölgesinde inşa ettiği çalışmaların açılışını yapmak üzere Noel arifesinde panayır düzenlemeye hazırlandığı ve Kıbrıslı Türklerin yeni oldu bittiler yaratmak amacıyla Ledra Barikatı yakınındaki bölgelerden yasadışı bir şekilde kitlesel geçiş gerçekleştirebileceklerine ilişkin bilgilerin hatırlatılması ve cumhuriyet makamlarının böyle bir durumu nasıl göğüsleyeceğinin sorulması üzerine sözcü şunları söyledi:

'İşgal makamları Güvenlik Konseyi'nin son kararını ve Genel Sekreter'in UNFICYP'in görev süresinin uzatılmasına ilişkin raporunu ve içeriğini dikkate almalıdır. Orada ihlaller saptanıyor, Strovilya'daki (Akyar) ihlallere atıfta bulunuluyor, Ledra Caddesi inşaatı anlatılıyor; UNFICYP'in, sahip olduğu yetkilere uygun şekilde düzeni koruma çabasının da köprüye atfedildiği ortadadır. UNFICYP; herhangi bir olaydan kaçınılması amacıyla ara bölgedeki düzeni korumak yükümlülüğündedir. Barış Gücü'nün gerekli bütün önlemleri alacağına inanıyorum. Kıbrıs Cumhuriyeti makamları, kendisini ilgilendiren ve Kıbrıs'taki Barış Gücü'yle alakalı olan her konuda Barış Gücü ile temas halinde bulunuyor.'

Sözcü Hrisostomidis başka bir soruyu yanıtlarken de şunları söyledi:

'BM'nin gerek buradaki gerek New York'taki açıklamaları; her iki tarafın da rıza göstermemesi durumunda barikatın açılmasının mümkün olmadığına işaret ediyor. Halen bizim tarafın, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin yasal makamlarının rızası olmadığına göre Barış Gücü'nün özgür bölgelere herhangi bir geçişe izin vermesi mümkün değildir.

Hükümetin; Ledra Caddesi'yle ilgili çıkmazın kırılmasıyla ilgili önerisine ilişkin hiçbir gelişme yoktur fakat Kıbrıs Türk tarafından; köprünün yıkılmasının söz konusu olmadığı yolunda açıklamalar vardır. İnşaat çalışmaları devam ediyor. Bölgede aynı atmosfer hakimdir. Her türlü olasılığın göğüslenmesi amacıyla bizim makamlarımız tarafından yakînen izleniyor.'

Barış Gücü'nden izahat istedik

UNFICYP'in üst geçidin birkaç metre ötesindeki Cikko sokağından bölücü dikenli telleri uzaklaştırmasına ve bölgeyi korumasız bırakmasına yorumunun ne olduğunun sorulmasına karşılık Hrisostomidis, 'Kıbrıslı Türklerin ve genel olarak Türk askerinin girmeye devam ettiği bölgeler her halükarda ara bölgeye ait olarak görülmelidir. Kesin olduğu görünen; dikenli tellerin yerinin değiştirilmesi konusunda UNFICYP'in bizim makamlarımıza izahatta bulunması bekleniyor ki halen böyle bir şey yapılmış değil. İzahat istenmiştir.'"

Alithia gazetesi, Rum Sözcü'nün sözlerini okurlarına, "UNFICYP'le de Cephe - Hükümet Uyarı Parmağını Sallıyor" başlığı altında aktardı.

Aynı gazete, "Herkes Ledra İçin Ayakta - Kıbrıslı Türkler ve Rumlar Bölücü Duvarı Yıkmaya Hazır Bugün Kıbrıslı Rumlardan Büyük Eylem" başlıklı haberinde ise, Lokmacı Barikatı'nın açılması için KKTC'de eylemler tırmanırken, Rum tarafında da dün; Lefkoşa'yı ikiye bölen duvarın yıkılması talebiyle Rumların benzer bir eylem düzenleyeceğini yazdı.

Gazete, "Ledra Caddesi'nin Açılması İçin Vatandaşlar" isimli Rum örgütünün; bu sabah saat 11.00'de gerçekleştireceği özel eyleme katılma çağrısında bulunduğu bir bildiri yayımladığını ve "Biz, vatandaşların Yeşil Hat üzerinden serbest geçişi olabilmesi için bütün barikatların ve her türlü engelin kaldırılması gerektiğine inanıyoruz" ifadesini kullandığını belirtti.

Gazeteye göre Rum eylemciler saat 11.00'de Lefkoşa'nın Rum kesimindeki "Eleftheria (özgürlük) Meydanı"nda toplanacak ve 11.30'da Ledra Caddesi sonundaki RMMO mevzisine doğru pankartlı yürüyüşe geçecek.

Annan Planını, işlerine

geldiği noktada uyguluyorlar

Simerini gazetesi, "Annan Planı Temelinde Sahte Sınırlar - İşgal Makamları Yeni Oldu-Bittiler İleri Götürüyor - Attilalar BM Genel Sekreteri'nin Planını İşlerine Geldiği Noktada Uyguluyor" başlığıyla manşete çektiği haberinde, "Türklerin Ledra Caddesi'ndeki son tahrikleri; işgal kuvvetlerinin ara bölgeye tek taraflı olarak sınır çizme planları çerçevesindedir" iddiasında bulundu.

Gazete edindiği bilgilere dayanarak şunları yazdı:

"Sahte devletin sınır çizme çabası; işgal makamlarının, işlerine geldiği noktada hayata geçirmeye çalıştıkları Annan planını örnek alıyor. Annan planı temelinde Kıbrıslı Türklerin denetimine geçecek ara bölge noktalarını genişletiyor ve yine aynı planın, Kıbrıslı Rumların denetimine geçmesini öngördüğü bölgelere aldırış etmiyorlar. Bu çabalarında işgal makamları, müsamahalarını sağladıkları yabancı güçlerden yardım görüyorlar.

İşgal makamlarının, tek yanlı faaliyetleri ile sahte devletin sınırlarını çizmek istedikleri değerlendirmesi; hükümetten güvenilir bir kaynağa aittir. Gerek Ledra Caddesi'ndeki gerek Luricina (Akıncılar) bölgesindeki ara bölgedeki son zamanlardaki genişlemeleri gibi genel olarak ateşkes hattındaki son tahrikleri bu çabalarının göstergesidir.

Başkan Tasos Papadopulos'un kısa süre önce yaptığı; Türklerin Kıbrıs'ın tamamında ara bölgenin yarısını talep ettiklerine ilişkin açıklaması da bu anlattıklarımızla alakalıdır.

Hükümet; işgal kuvvetlerinin bu çabalarının bir süreden beridir başlamış olduğunu değerlendiriyor. Ancak son zamanlarda, öncekinden çok daha büyük ölçüde aktifleştiklerini saptıyor."

Aynı gazete Rum Sözcü'nün açıklamasını ise "Ledra Caddesi: Dur! - Türklerin Tahrikleri Göğüslenecek - Hükümetten Barış Gücü'ne ve İşgal 'Makamlarına' Açık Uyarı - Hükümet Sözcüsü: Kıbrıslı Türklerin Özgür Bölgelere Girişlerine İzin Verilmeyecek" başlığıyla okurlarına aktardı.

Alexander: Güven eksikliğine endişe verici bir örnektir

Politis gazetesi, "Ledra Endişe Verici Örnek" başlıklı haberinde, İngiltere Dışişleri Bakanlığı'nın Avrupa Konularından Sorumlu Müsteşarı Duglas Alexander'ın Ledra Caddesi'nin açılmasındaki zorlukların; Kıbrıs'taki iki taraf arasındaki güven eksikliğine endişe verici bir örnek olduğunu söylediğini bildirdi.

Gazeteye göre Alexander; İngiliz İşçi partili Andrew Dusmore'un Ledra Caddesi konusunda İngiltere'nin tutumunun ne olduğu yolundaki sorusuna yazılı olarak verdiği yanıtta; "Ledra Caddesi ihtilafının derindeki nedenleri; Kıbrıs sorununa kapsamlı bir çözüm bulunmasını öngörecek özlü müzakerelerle göğüslenebilir" dedi. Alexander; İngiltere'nin, Kıbrıs'taki BM Barış Gücü'nün Ledra Caddesi konusundaki tavrını kararlılıkla desteklemekte olduğunu; İngiltere'nin, caddenin yeniden açılması kararını kutladığını belirtti ve ortaya konulan zorlukların da hayal kırıklığına neden olduğunu vurguladı.

Öte yandan Fileleftheros, "İşgal Kuvvetleri Köprünün Karşısına 'Gümrük' Kurdu - Kıbrıslı Türk Dükkan Sahiplerinden Mini Ayaklanma" başlığıyla yansıttığı haberinde, BM'nin; Ledra Caddesi'ndeki (Uzunyol) çalışmaların derhal durdurulmasına yönelik resmi tutumuna ve Rum yönetiminin; çıkmazın aşılmasına yönelik önerisine rağmen KKTC devletinin bölgedeki çalışmalarını tamamlamamakta olduğunu yazdı.

Gazete, Lokmacı Barikatı karşısına; muhtemel geçidin açılacağı noktaya, gümrük işlemlerinin yapılacağı ofisin kurulduğunu yazdı ve bu çalışmaları yansıtan bir de fotoğraf yayımladı.

KIBRIS 18/12/05

 

Soyer:Kıbrıs Türkü'nü bu topraklardan kimse sökemez

Başbakan Soyer, KITSAB Genel Kurulu'nda yaptığı konuşmada, iki bölgeliliği sarsacak süreçleri durdurmak için mülkiyet yasasına ihtiyaç olduğunu söyledi. Kıbrıs Türkü'nü bu topraklardan kimse sökemez

Soyer, Kıbrıs Türk halkı ve Türkiye'nin çıkarlarının ortak olduğunu ifade ederek, Türkiye eğer uluslararası bir mahkemede risk altındaysa, iki bölgeliliği sarsma açısından Kıbrıs Türkü'nün de risk altında bulunduğunu vurguladı. Bunu sarsacak süreçleri durdurmak için yasaya ihtiyaç olduğunu ifade eden Soyer, insanların ürkmemesini isteyerek bu topraklardan Kıbrıs Türkü'nü kimsenin sökemeyeceğini, dünyayla da birleşeceklerini, Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti'nin eşit tarafı da olacaklarını ve AB'de yerlerini alacaklarını kaydetti

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Kıbrıs'ta iki bölgeliliği sarsacak süreçleri durdurmak için mülkiyet yasasına ihtiyaç olduğunu vurguladı ve Kıbrıs Türkü'nü bu topraklardan kimsenin sökemeyeceğini bildirdi.

Başbakan Soyer, KITSAB'ın genel kurulunda yaptığı konuşmada turizmde ise hedefin 2007'de 35-40 bin yatak kapasitesine ulaşmak olduğunu söyledi.

KITSAB 24. Olağan Genel Kurulu yapıldı. Olağan genel kurulda ilk olarak başkanlık divanı oluşturuldu ve başkanlığa oybirliğiyle Necati Özkan, üyeliklere ise Ahmet Yıldırım ve Erdinç Şoföroğlu getirildi.

Divan Başkanı Özkan'ın konuşmasının ardından sırasıyla KITSAB Başkanı İsmail Çetin, KITOB Başkanı Turhan Beydağlı, Ekonomi ve Turizm Bakanı Derviş Kemal Deniz ve Başbakan Ferdi Sabit Soyer konuştu. Konuşmaların ardından faaliyet raporu ve mali rapor okundu. Denetim kurulu raporunun da okunmasından sonra raporlar onaya sunuldu. Bankalarda mevcut vadeli hesaplardaki 120 bin YTL tutarındaki birikimin KITSAB Genel Merkezi olarak değerlendirilecek bir gayrimenkul yapımı dışında kullanılmamak üzere bloke edilmesi konusu da oylamaya sunuldu; dilek ve temennilerin ardından seçimler yapıldı.

Konuşmalar

Ahmet Necati Özkan yaptığı konuşmada, turizm ve seyahat acentelerinin önemini vurgulayarak, 1974'de kurulan birliğin 1989'da yasasına kavuştuğunu anlattı ve kuruluşla ilgili bilgiler verdi.

Son yıllarda turizmle ilgili gelişmelerin daha çok İngiltere piyasasına yönelik olduğunu anlatan Özkan, yalnız bir piyasaya bağlı kalmanın risk olduğunu, yeni pazarlar oluşturmak gerektiğini söyledi.

Personel eksikliği ve mevcut personelin eğitilmesiyle ilgili konulara da değinen Özkan, 15-20 yıl önce el değmemiş doğasından dolayı tüm dünyanın kıskandığı Kuzey Kıbrıs'ın, inşaat patlaması sonucunda plansız şehirleşmeden kötü etkilendiğini kaydetti.

Özkan, KITSAB'ın mali durumunun da ilk kez gurur verici bir seviyeye ulaştığını belirterek, yıllar önce kendi yönetimi döneminde devletten temin edilen ve kirası düzenli ödenen araziye bina yapılacağını, projenin de hazır bulunduğunu, bunun hayata geçişini görmekten mutluluk duyacağını vurguladı.

Çetin: Ambargolara rağmen 2005'de yüzde 5 artış yaşandı

KITSAB Başkanı İsmail Çetin konuşmasında, görevi devraldıkları günden bugüne kadar geçen 14 aylık sürede görevlerini daima gurur duyarak yaptıklarını; seyahat acenteliği mesleğine, tüm üyelere ve ülkeye karşı sorumluluk duygusu içinde bir önceki dönemden daha ileri noktalara ulaşmaya gayret gösterdiklerini ifade etti.

Çetin, çalışmalarıyla mali yapıyı güçlendirdiklerini ve 150 bin YTL civarında birikim oluşturulduğunu belirterek, bu birikimin önümüzdeki dönemde KITSAB merkez binası yapımı için değerlendirileceğini kaydetti.

Turizmin ülkenin geleceği ve genç kuşakların umudu olduğunu kaydeden Çetin, ulusal amaçlar doğrultusundaki beklentilerin gerçekleşmesinin, genel anlamda turizm sektörünün gelişmesine bağlı bulunduğunu, bu gelişimin seyahat acentelerinin başarılarıyla doğrudan ilişkili olduğunu ifade etti.

Çetin, Güney'den Kuzey'e günübirlik turlar ve turistlerin otellerde konaklamaya başlamaları, THY başta olmak üzere diğer özel hava yollarının KKTC seferlerini artırmaları, acentelerin özverili ve başarılı çalışmaları sayesinde ambargolara rağmen 2005 yılında turizmde % 5 artış yaşandığını, başarılı bir sezon geçirildiğini ifade etti.

Bu olumlu gelişmelere rağmen sektörde çözüm bekleyen sorunların tam anlamıyla aşılamadığını belirten Çetin'in sıraladığı sorunlar ve öneriler özetle şöyle:

"Turizm Örgütü Yasa Tasarısı'nın ivedilikle hayata geçirilmesi;

KITSAB, KITOB, KITREB, RESBİR ve benzeri kuruluşlarla ilgili yasa tasarılarının hemen hayata geçirilmesi;

Turizm enformasyon bürolarının geliştirilmesi ve yenilerinin açılması;

KTHY yönetiminde turizm sektörü temsilcilerinin de bulunması;

Sektörün personel açığının en kısa zamanda kapatılması ve işgücüyle hizmet kalitesinin yeterli düzeye getirilmesi;

Fuarlara tam teşekküllü katılmak, kitle turizmi yanında özel ilgi turizmi ve kaliteli turizme ağırlık verilmesi;

İnşaatlar nedeniyle yaşanan yeşil kıyımına devletin el koyması ve önlem alması;

Kumarhane turizmi imajının ortadan kaldırılması için önlem alınması;

Taşınmaz mal mevzuatı ile ilgili düzenlemelerin otel yatırımcılarına halel getirmeyecek şekilde yapılması;

Teşvikli kredilendirmelerde KKTC yatırımcılarına öncelik tanınması."

Beydağlı: Çevresel konularda toplumsal duyarlılık had safhaya ulaştı

Beydağlı, konuşmasına Özkan ve Çetin'in verdiği mesajların önemine işaret ederek başladı ve bu mesajların sorumluluk bilinciyle hareket etmeleri gerektiğini vurguladığını kaydetti. Beydağlı otelcilerin de bu bilinç ve düşünceyle hareket ettiğini söyledi.

Turizmcilerin sadece turizmle iştigal etmediklerini, çok sorunlar bulunduğunu ve kendi konularının dışında gerek sosyal gerek siyasal, haddinden fazla konuyla ilgilendiklerini kaydeden Beydağlı, gerek mülkiyet konularında, gerek diğer konularda görüş beyan etmek zorunda olduklarını ancak bu konuların bir uzlaşma içinde yapılması gerektiğini belirtti.

2005'te herkesin konsensusta olduğu bir konu bulunduğunu, çevresel konulardaki toplumsal duyarlılığın had safhaya ulaştığını ifade eden Beydağlı, bu konuda çalışma programlarının gecikmesine üzüldüklerini ancak herkesin bu konuya parmak basmasından dolayı da sevindiklerini söyledi.

Deniz:Havayollarında destinasyonları artırmak gerekir

Turizmde yanlarındaki en güçlü birliğin KITSAB olduğunu vurgulayan Deniz, tüm sektörsel vizyon çalışmaları sırasında kendilerine destek verdiği için birliğe teşekkür etti.

"Turizmde ilerlemede sorun da var" diyen Deniz, başarıları da inkar etmemek gerektiğini belirterek, 2004-2005 yıllarında çok iyi adımlar atıldığını, sıkıntılar da olduğunu, bunu açık açık söylediğini ve şeffaf davrandığını kaydetti.

Deniz, İngiltere konusunda gerçekten de oturmuş bir sistem ve turizm ofisiyle iyi işleri yapıldığını, Almanya'daki Turizm Ofisi'nin çalışmalarına henüz ivme kazandırmadığını, geçmişte bazı ülkelerde tur operatörleri konusunda bazı şanssızlıklar yaşandığını, iş yapılan insanların iyi seçilememesinin ambargoların olumsuz etkilerinin yanında ek olumsuzluklarda rol oynadığını kaydetti.

İş yapılacak insanların iyi seçilmesinin önemini vurgulayan Deniz, ulaşımın da büyük önem taşıdığını, KTHY'nin bir yere kadar iyi götürdüğünü ancak ulaşılamayan yerler bulunduğunu söyledi.

THY ve diğer havayollarını kullanarak "destinasyonu" (varış noktaları) artırmak gerektiğini belirten Deniz, otellere de değinerek, doğa ve çevreye uyumlu oteller de inşa edildiğini, inşaat sektöründeki büyüme yüzünden yapısal sorunlarla ilgili konuların ortaya çıktığını, çevrenin çok önemli olduğunu, inşaattaki büyümenin turizmi kötü etkilememesi için çabanın önem taşıdığını belirtti.

Bakan Deniz, kaliteli işgücünün önemli olduğunu, KKTC turizminin orta ölçekli otellerle gelişebileceğini ancak kitle turizmi yaratacak otellerin de önem taşıdığını ve bu konuda çalışmaları olduğunu söyledi.

Tüm sektörlerle işbirliklerinin süreceğini söyleyen Deniz, beklentisinin aynı iyi niyet ve çaba çerçevesinde KKTC turizminin iyi bir yere gelmesini sağlamak olduğunu kaydederek, hedefin bir olduğunu kaydetti. Deniz bu hedefi şöyle açıkladı: "KKTC'nin istediğimiz yere gelmesi ve turizmin birinci sektör olması yönündeki kararlılık sürecek"

Soyer: Turizme her türlü destek ve teşviki yapmak gerekir

Başbakan Soyer ise konuşmasında, turizmin öncü rolünü vurgulayarak, turizme her türlü destek ve teşviki yapmak gerektiğini kaydetti.

Devletin bu desteği verebilmesi için geçmişteki bir anlayışın değişmesi gerektiğini söyleyen Soyer, geçmişte Türkiye'nin verdiği destekle bütçenin yüzde 50'sinin karşılandığını ifade ederek, o dönemde yönetimlerin "Türkiye verirse ben de veririm" dediklerini söyledi.

Türkiye'nin desteğini kendilerini geliştirmek için önemli bir değer olarak saymaya devam edeceklerini vurgulayan Başbakan Soyer, ama esas noktanın bütçenin cari harcamalarının yerel gelirlerle sağlanabilecek bir noktaya ulaşılması ve popülizmden uzak kullanılması olduğunu vurguladı.

Başbakan Soyer, hükümetin cari bütçenin yerel kaynaklarla karşılanması doğrultusunda çalıştığını, böylece genel ekonominin büyümesiyle de oluşan kaynaklarlarla turizm ve diğer sektörleri geliştirileceklerini ifade etti.

Mülkiyet yasa tasarısıyla ilgili önemli tartışmalar da yaşandığını söyleyen Soyer, Kıbrıs Türk halkının çözüme endekslendiğini, bu süreçte BM barış planını desteklerken halkın temel dayanağının 1974'ten sonra oluşturduğu mülkiyet rejimini uluslararası nitelikli bir statüye dönüştürmek olduğunu söyledi.

Soyer, bu noktada çözümün Rumların hayır demesiyle darbe yediğini ancak onlar hayır dedi diye çözümden uzaklaşmayacaklarını ancak onlar "hayır" dedi diye azınlık olmayı da hiçbir zaman kabul etmeyeceklerini belirtti.

Ancak bu süreçte güneydeki anlayışın, görüşme sürecinden önce mülkiyet sorununu AİHM'de üreteceği ve iki bölgelilik esasını yok edecek bir kararla görüşme masasına oturmayı amaçladığını ifade eden Soyer, bu nedenle kendilerinin de mülkiyet rejimi ve sisteminde, siyasal eşitlik ve iki bölgeliliği koruyacak şekilde, uluslararası hukuk, mantık ve siyasi girişimlerin kabul edeceği düzenlemeleri gerçekleştirmek gerektiğini kaydetti. Soyer şöyle dedi:

"Aresti davası kararında, karar verilirken mahkemenin ifade ettiği ilkeleri dikkate alarak, temel oluşturan noktaları ele alıp, tazminat komisyonu yasamızı değiştirerek, bunu bir iç hukuk sistemine döndürmeyi ve böylece iki bölgelilik esasında bir süreci görüşme sürecinden evvel uluslararası mahkemeler yoluyla bozma girişimlerini durdurup, meselenin esasına yani mülkiyet meselesini görüşme sürecine çekmeyi amaçlayan bir düzenlemeyle bu tasarıyı gündeme getirdik."

Bazı çevrelerin dün bu konuyla ilgili tartışmaları hortlattığını kaydeden Başbakan Soyer, bunların dün haksız çıktıkları gibi bugün de haksız çıkacaklarını, söz konusu çevrelerin Annan Planı'na karşı çıkarken, "Bu planı kabul edersek halk mülksüz kalacak" dediklerini, ancak halkın "evet" dediğini ve tam tersine Kuzey Kıbrıs'ta tüm mülkün değer kazandığını, uluslararası ilginin yoğunlaştığını belirtti.

AİHM'nin kabul edebileceği ve iç hukuk olarak görebileceği bir düzenlemenin gündeme gelmesinden sonra aynı sürecin fazlasıyla yaşanacağını, onun için ürkmek değil, birleşik Kıbrıs'a ulaşabilmek için böyle bir çözüme ve realiteye ihtiyaç bulunduğunu vurgulayan Soyer, "Hem ayrılıkçılığa hem hakimiyetçiliğe karşıyız. Ayakta durmayı öğrenebilmeliyiz." dedi.

Çözüm sürecinde halka "evet" çağrısı yapan insanların da bulunduğu bir kesimin bu yasa çalışmasını Türkiye'yi kurtarmak için yaptıklarını veya Türkiye'nin kendisini kurtarmak için yaptırdığını iddia ettiklerini kaydeden Soyer, aynı dönemde çözüm isteyen herkesin evet demenin faktörlerinden biri olarak "Türkiye'ye gelen davaların Kıbrıs Türk Devleti'ne geleceğini ve Türkiye'nin mağduriyetten kurtulacağını" da söylediklerini belirtti.

Soyer, bu noktada Kıbrıs Türk halkı ve Türkiye'nin çıkarlarının ortak olduğunu ifade ederek, Türkiye eğer uluslararası bir mahkemede risk altındaysa, iki bölgeliliği sarsma açısından Kıbrıs Türkü'nün de risk altında bulunduğunu vurguladı. Bunu sarsacak süreçleri durdurmak için yasaya ihtiyaç olduğunu ifade eden Soyer, insanların ürkmemesini isteyerek bu topraklardan Kıbrıs Türkü'nü kimsenin sökemeyeceğini, dünyayla da birleşeceklerini, Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti'nin eşit tarafı da olacaklarını ve AB'de yerlerini alacaklarını kaydetti.

Ülkenin gelişmesinde çok önemli rolü olan turizme her türlü desteği vereceklerini ifade eden Başbakan Soyer, ada koşulları nedeniyle yeni pazarlara açılabilmek için KTHY'nin güçlendirilmesinin de önemli olduğunu belirterek, Güney Kıbrıs'ta 96 bin yatak kapasitesi olduğuna işaret etti ve hedeflerinin 2007 yılına kadar 35-40 bine çıkabilmek olacağını söyledi.

Rumlara da çağrı yapan Soyer, "Gelin Kıbrıs'ı birleştirelim, barış adası yapalım. Lüksemburg'un 40 bin dolar olan kişi başına gelir örneğinden hareketle küçük adada ekonomiyi birleştirerek, daha büyüterek, iki halka da refah ve mutluluğu getirecek süreci yaratalım" dedi.

Soyer, 96 bin yatak kapasitesi olan Güney Kıbrıs'ta "Cyrpus Airways"in iflas ettiğini anımsatarak, kendilerinin tüm özel hava yollarına eşit koşullarda rekabet imkanı sağlarken temel hedefin KTHY'yi güçlendirmek olduğunu, çünkü Kıbrıs Türk turizmcisinin kendi hava yoluyla ileriye gitmeyi başaracağını vurguladı.

KIBRIS 18/12/05

 

Rum malları tasarısı Meclis’te

KKTC sınırları içinde kalan, eski Rum malları için tazminat, takas ve mal iadesini öngören yasa tasarısı, bugün Cumhuriyet Meclisi Genel Kurulu’nda görüşülecek.

 

 

NTV-MSNBC

Güncelleme: 02:55 ET 19 Aralık 2005 Pazartesi

LEFKOŞA - Rumlar’a mal iadesini öngörmesi nedeniyle yaklaşık bir aydan bu yana KKTC’de yoğun tartışmalara neden olan tasarının, Meclis’in bugünkü birleşiminde hükümet ortaklarının oylarıyla onaylanarak yasalaşması bekleniyor. Cumhuriyet Meclisi’nde ana muhalefet konumundaki Ulusal Birlik Partisi ise tasarıya ret oyu verecek.

Tasarıya yönelik tepkilerin ardından, Hukuk ve Siyasi İşler Komitesi’nin yaptığı değişiklikle barış harekatı sonrası adanın güneyde toprak bırakanlara verilen mallar iade kapsamı dışında bırakıldı.

Tasarı ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde Türkiye aleyhinde açılan tazminat davalarının, KKTC’ye yönlendirilmesi hedefleniyor. KKTC muhalefeti ise tasarının Kıbrıslı Türklerin aleyhinde olduğunu savunuyor.

KKTC’de mülk yasasına ilk adım

Kıbrıslı Rumların 1974 harekatı sonrasında Kuzey Kıbrıs’ta bıraktığı mallarının iadesini, takasını ve tazminini öngören yasa tasarısı KKTC Meclisi Hukuk ve Siyasi İşler Komitesi’nden geçti.

 

NTV

Güncelleme: 02:12 ET 19 Aralık 2005 Pazartesi

LEFKOŞA - Hükümet bu düzenlemeyle, AİHM’e Rumların yaptığı yüzlerce başvurunun, Kuzey Kıbrıs’ta kurulan tazmin komisyonuna yönlendirilmesini hedefliyor.

Komite’de, muhalefetteki Ulusal Birlik Partisi’nin ret oylarına karşılık oy çokluğuyla kabul edilen tasarının Genel Kurul’dan da rahatça geçmesi bekleniyor. Koalisyon hükümetinin küçük ortağı Demokrat Parti de, Genel Kurul’da Pazartesi günü görüşülmeye başlanacak tasarıya “evet” oyu vermeyi kararlaştırdı.

Öte yandan KKTC Başbakanı Ferdi Sabit Soyer, tasarının, Kıbrıs Türk halkının topraksız kalma ihtimalini ortadan kaldırmayı hedeflediğini kaydetti.

Ana muhalefet Ulusal Birlik Partisi eski lideri Derviş Eroğlu ise, yasa tasarısının Kıbrıs Türk halkının çıkarları düşünülmeden hazırlandığını söyledi.

RUM LİDERDEN CHERIE BLAIR’E ELEŞTİRİ
Bu arada Kıbrıs Rum Kesimi lideri Tasos Papadopulos, İngiltere Başbakanı Tony Blair’in avukat eşi Cherie’nin, bir ingiliz çiftin KKTC’deki mülkiyet hakkını savunma kararını eleştirdi. Papadopulos, Rum Kesimi’ndeki İngiliz Yüksek Komisyonu’nun, Cherie Blair’in İngiliz çiftin savunmasını üstleneceğine dair haberleri doğrulamasının ardından yaptığı açıklamada, bunun kışkırtıcı bir hareket olduğunu belirtti.

Rum Yönetimi lideri, bu konuyu İngiltere ile görüşeceklerini kaydetti. Tasos Papadopulos, Cherie Blair’in, İngiltere Başbakanı’nın eşi sıfatından avukatlık sıfatını ayırmasının da bir o kadar zor olduğunu iddia etti. İngiltere Başbakanı Tony Blair’in karısı Cherie Blair, bir Rum’un Kuzey Kıbrıs’taki toprağı üzerine ev inşa ettikleri gerekçesiyle mahkemeye verilen İngiliz çifti savunan avukatlar heyetine katılma kararı almıştı.

KKTC MECLİSİ MÜLKİYET YASA TASARISINI GÖRÜŞÜYOR

KKTC Cumhuriyet Meclisi Genel Kurulu, Rumların 1974 sonrası Kuzey Kıbrıs'ta bıraktığı taşınır ve taşınmaz mallara, takas, tazminat ve iadeyi öngören yasa tasarısını görüşmeye başladı.
Cumhuriyet Meclisi Başkanı Fatma Ekenoğlu başkanlığında toplanan Genel Kurul'da ilk olarak, Hukuk ve Siyasi İşler Komitesi Başkanı, Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) Milletvekili Kadri Fellahoğlu, komite raporu hakkında bilgi verdi.
Fellahoğlu, tasarının komitede görüşülmesi sırasında değişikliğe uğradığını ve oy çokluğuyla kabul edildiğini kaydetti. Fellahoğlu, yasanın uygulanmasında iki kesimliliğin korunmasına özen gösterildiğini belirtti. UBP Gazimağusa milletvekili Derviş Eroğlu, Rumlara, takas, tazminat ve iade öngören mülkiyet yasa tasarısının, anayasaya aykırı olduğunu ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) tarafından “iç hukuk” yolu olarak kabul edileceğini sanmadığını söyledi.

HURRIYET 19/12/05

İngiltere ile Rumlar arasında Blair krizi

LONDRA (A.A)

İngiltere Başbakanı Tony Blair'in ünlü bir insan hakları avukatı olan eşi Cherie Blair'in İngiliz Elizabeth ve David Orams çiftinin KKTC'deki mülkiyet haklarını savunma kararı, Rum kesiminden tepki gelmesi üzerine, İngiliz basınında geniş şekilde yer aldı. İngiliz gazeteleri, Cherie Blair'in mesleki kararının Kıbrıs Rum kesimiyle bir diplomatik kriz yaşanmasına yol açtığını yazdı.

Daily Mail gazetesi, Cherie Blair'in bu kararından sonra büyük bir diplomatik kavga koptuğunu belirtti ve Orams davasının ayrıntılarına yer verdi. 

 

 

 

 

 

 

 

 

Rum mahkemesinin Lapta'daki İngiliz çifte ait villanın yıkılması ve toprağın esas sahibi olduğunu öne süren Rum vatandaşı Meletios Apobtolides'e verilmesi yolunda karar verdiğini hatırlatan gazete, davanın şimdi de İngiltere'ye taşındığını kaydetti.
   
Gazete, Başbakanlık kaynaklarının Rum kesiminin tepkisiyle ilgili olarak, Cherie Blair'in bir hukukçu olarak hareket ettiğini söylemekle yetindiklerini yazdı.
   
"PAPADOPULOS KIZDI"

Guardian gazetesi de, Cherie Blair'in İngiliz çiftin KKTC'deki hakkını savunma kararının Rum lideri Tassos Papadopoulos'u kızdırdığını kaydetti.
   
Başbakanlık sözcüsünün, Cherie Blair'in davayı üstlenme kararının ”mesleki bir tercih” olduğuna dair sözlerine yer veren gazete,  davanın Kuzey Kıbrıs'ta mülk edinen diğer İngiliz vatandaşlarının benzer davaları için önemli bir emsal oluşturacağını vurguladı.
   
Gelişmeye geniş şekilde yer veren bir başka gazete olan The Times ise Cherie Blair'in, Rum kesimi tarafından “KKTC'de illegal şekilde mal edindiği” öne sürülen Orams çiftini savunma kararı yüzünden ağır şekilde eleştirildiğini belirtti.

Gazete, Cherie Blair'in mensubu olduğu Matrix adlı hukuk firmasının konuyla ilgili açıklama yapmaktan kaçındığını yazdı.

HURRIYET 19/12/05

 

Rum Kesimi’nde Cherie kasırgası

İngiltere Başbakanı Tony Blair’ın avukat eşi Cherie Blair’ın, Linda ve David Orams adlı İngiliz çiftin mülkiyet davasında KKTC çıkarlarını savunmayı üstlenmesi Rumları çıldırttı. Rum lider Tasos Papadopulos, Cherie Blair’ı provokatörlükle suçlarken, Rum Dışişleri de Londra’yı protestoya hazırlanıyor. İngiltere Dışişleri Bakanlığı ise, ‘Profesyonel bir hukukçu olarak dava aldı ne var bunda’ karşılığını verdi.

Rum Kesimi’nde ‘karakoyun’ ilan edilen Cherie Blair ile ilgili haber ve iddialar Rum basınında dün yine manşetleri oluşturdu. Papadopulos hükümetinin, Cherie Blair’ı ‘Kukla’ olarak nitelendirdiğini bildiren gazeteler şu başlıklarla çıktılar:

Haravgi: Gaspçıların savunucusu.

Filelefteros: Cherie Blair’in davranışında kasıt var.

Politis: Geçen Mayıs’taki İstanbul ziyaretinin esrarı çözüldü. Bayan Blair’in işgal altında bulunan topraklardaki işleri. (Hürriyet’in haberinden geniş alıntı var)

Mahi: Cürümün avukatı

HURRIYET 19/12/05

 

Türk ve İngiliz hukukçular Cherie Blair'i yılın hukukçusu seçti

LONDRA (A.A)

Türk-İngiliz Hukukçular Cemiyeti, İngiltere Başbakanı Tony Blair'in avukat olan eşi Cherie Blair'i ”yılın hukukçusu” seçti.

“Turkish-British Legal Society” tarafından düzenlenen ödül törenine katılamayan Bayan Blair adına ödülünü, Orams davası avukatlarından Bitu Bhalla aldı.

Bhalla, Bayan Blair'in ödülüne çok sevindiğini ve teşekkür ettiğini belirtti. Bhalla, Cherie Blair tarafından kaleme alınan kısa bir mesajı da okudu. Cherie Blair, Rum yönetiminden Orams davasının avukatlığını üstlenmesi konusunda yapılan eleştirilere yanıt niteliği taşıyan mesajında, Orams davasının bir hukuk davası olduğuna dikkati çekerek, “Biz hukukun gereklerini yerine getirmeye çalışıyoruz. Biz hukukçuyuz. Siyasetçi değiliz” dedi.

Rum yönetimi tarafından İngiliz çift David Charles Orams ve eşi Linda Elizabeth Orams'ın, Rum vatandaşı Meletiu Apostolidi'ye ait arazi üzerine ev inşa ettikleri gerekçesiyle Rum kesiminde açılan ve İngiltere'ye taşınan davayı üstlenen Vahib& Co avukatlık bürosu avukatlarından Işın Vahib de bir konuşma yaptı. Orams davasının emsal teşkil etmesi nedeniyle KKTC halkının kaderinde önemli bir dönüm noktası olabileceğine dikkati çeken Vahib, Cherie Blair'in de içinde bulunduğu ekiple birlikte Oramslar'ı en iyi şekilde savunacaklarını söyledi.

Hasan Vahib de konuyla ilgili açıklamasında, Orams davasının bir hukuk davası olduğu yolundaki hatırlatmayı yineledi ve “Eğer olaya siyasi bakılıyorsa çözüm mahkemede değil, masada siyasetçilerin katıldığı bir anlaşma zemininde aranmalıdır” dedi.

Olayın tümüyle hukuki olduğunu ve Cherie Blair'in de davayı bir hukukçu olarak aldığını hatırlatan Hasan Vahib, şunları söyledi:

“Bayan Blair'in bu davadaki ismi, Cherie Booth'dur aslında. Yani Blair değil, Booth olarak davayı almıştır. Ayrıca Bayan Blair, eşi başbakan olmadan önce de iyi ve ünlü bir insan hakları avukatıydı. Bu nedenle de Kıbrıs konusunda da eşiyle ters düşmek pahasına da olsa bu davayı her koşulda kabul ederdi. Çünkü bu davanın hukuki haklılığına inanıyor.”

1993 yılında kurulan, ancak ilk kez hukuk alanında bu yıl ödül dağıtan Türk-İngiliz Hukukçular Cemiyeti'nin diğer ödüllerini ise en başarılı hukuk öğrencisi dalında Mustafa İbrahim ve En başarılı Avukat dalında Faruk Tepeyurt aldı. Geceye, İstanbul Barosu Başkanı Kazım Kolcuoğlu ve Londra Başkonsolos Muavini Şener Cebeci de katıldı.

HURRIYET 19/12/05

 

Kıbrıs Rum yönetimi Rusya'dan tank, Çin'den de top alacak

LEFKOŞA (A.A)

Amerikan yönetiminin Kıbrıs'ta silahlarının kullanılmasını yasaklaması nedeniyle, Kıbrıs Rum yönetiminin yeni silahlar satın almaya karar verdiği, bu çerçevede Rusya'dan tank, Çin'den de top satın alacağı bildirildi.

Rum Politis gazetesinin haberine göre, Rum yönetimi, Amerikan menşeli M48 tankları ve 155'lik topları Yunanistan'a gönderecek ve yenilerini satın alacak. Rum yönetimi tank alımı için 40 milyon, top alımı için de 50 milyon Kıbrıs Lirası (KL) ayırdı.

ABD'nin özellikle Atina'ya ve güney Lefkoşa'ya uyguladığı baskılar nedeniyle Rum hükümetinin birkaç aydan beri, Amerikan yapımı silah sistemlerini geri çekme yönünde siyasi bir karar aldığını duyuran gazete, bu kararın uygulanmasının önemli bir külfeti olacağını, sadece tank ve top alımının 100 milyon KL'yi aşacağını yazdı.

Gazetenin haberine göre, Rum hükümeti, Norikon şirketi aracılığıyla Çin'den 50 milyon KL'ye varan ödeme karşılığında 155'lik top satın alacak. Bu satın alım için Rum hükümetinin Meclis Savunma Komitesi'ne de bilgi vermediği, bu durumun hükümet ortağı partiler arasında dahi hoşnutsuzluğa neden olduğu belirtildi.

Rum meclisi tarafından geçen cuma günü onaylanan 2006 savunma harcamaları bütçesinde 41 adet tank satın alımı öngörülüyor. Rum Meclisi, bu bütçeye onay verirken, yeni silahlanma programlarıyla ilgili ödenekleri, önce Meclisin onayını gerektirecek şekilde düzenledi. 41 tank satın alımı için, yenileri alınacaksa 100 milyon, ikinci el alınacaksa 40 milyon KL'lik ödenek öngörüldü.

Kıbrıs Rum yönetimi, T-80 tipi tank satın alınması için ”Rosovonexport” isimli ihracat kuruluşu aracılığıyla Rusya ile müzakerelerde bulundu.

Haberde, bu türdeki tanklar konusunda Rum yönetimine Ukrayna'dan da teklif geldiği, Ukrayna'dan gelen teklifin piyasa fiyatının neredeyse yarısı olduğu, ancak Rum Savunma Bakanlığı'nın bu ülkenin daha sonra sağlayacağı teknik desteğe güvenmediği belirtildi. Rum Savunma Bakanlığı'ndan bir yetkili, “Gelecekte teknik sistem desteği de almak için aynı Rus şirketinden satın almamız daha iyi” dedi.

ABD SİLAHLARININ YUNANİSTAN'A GÖNDERİLMESİ

Politis'in haberine göre, Çin ile yapılan anlaşmanın durumuna göre, ilk aşamada 12 adet Amerikan yapımı 15 kilometre menzile sahip 155'lik M114 tipi top kullanım dışı bırakılarak Yunanistan'a iade edilecek.

M114'ler Yunan ordusu tarafından 1951'den 1970'e kadar alındı ve 2000 yılında Kıbrıs Rum kesimine verildi.
Toplar iade edilirken, 61 adet M48/A5 Molf tipi tankın Deniz Kuvvetleri'ne ait tank taşıyıcı gemiye yüklenmesi bekleniyor. Molf; ”Modular Laser Fire Control System” anlamına geliyor ve Leopard-IA5'lerin sahip olduğu Ateş Kontrol Sistemi EMES-18'in gelişmiş şeklini oluşturuyor.

M48/A5'ler, S-300 füzeleriyle ilgili yoğun tartışmaların yaşandığı 1998 sonlarında Yunanistan'dan Güney Kıbrıs'a getirilmişti. Gelişleri gizli tutulmuş olmasına rağmen bu silahlar İsrail gizli servisi MOSSAD'ın iki ajanı tarafından fark edilmişti. Zigi bölgesindeki bir restoranda tespit edilen ve tutuklanan bu ajanlar, hapis cezası almış, ancak ağır baskılar üzerine dönemin Rum yönetimi lideri Glafkos Klerides tarafından affedildikleri için hapis yatmadan İsrail'e dönmüşlerdi.

M48/A5'ler askeri resmi geçitte de teşhir edilmişti ve ABD'nin protestoları üzerine, kışlaların garajına çekilmiş, daha sonra da Yunan Alayı'na dahil edilmişti.

Gazete, Amerikan silahlarının Yunanistan'a gönderilmesine, bakım için Yunanistan'a gönderilen, ancak daha sonra geri dönmeyecekleri öğrenilen Bell UH-1 Huey tipi iki helikopterle başladığını yazdı.

HURRIYET 19/12/05

 

'Rum lider varken zor'

19/12/05

RADİKAL - ATİNA - Yunan gazetesi Kathimerini'ye demeç veren Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Rum lider Tasos Papadopulos yüzünden Kıbrıs sorunun çözümü için fazla iyimser olmadığını söyledi. Annan Planı'nın reddiyle büyük bir fırsatın kaçtığını belirten Gül, "Bir halkın 'Evet' demesi de 'Hayır' demesi de hakkıdır. Ama 'Hayır'ın öncülüğünü Papadopulos yapmıştır" dedi. Yunan Başbakanı Kostas Karamanlis'i Türkiye'de görmek istediklerini söyleyen Gül, Yunanistan'ın karasularını genişletmesinin savaş nedeni (casus belli) sayılması konusunda Atina'nın karasularını genişletmemesi ve Türkiye'nin de askeri bir çözüm yoluna gitmemesini öngören 1997 tarihli Madrid Bildirisi halen yürürlüktedir" diye konuştu.

Blair Rumları kızdırdı

LEFKOŞA - Britanya Başbakanı Tony Blair'in eşi Cherie Blair'in, KKTC'de arazi alıp ev inşa ettikleri gerekçesiyle Rum Yönetimi ile başı derde giren Orams çiftinin avukatlığını üstlenmesi Rumları küplere bindirdi. Rum kesimi lideri Tasos Papadopulos, "Bayan Blair'in hareketi duygularımızı tahrik ediyor" derken Rum Dışişleri de Londra'dan izahat isteyerek, Britanya'ya protesto girişiminde bulundu. Britanya'nın "Bayan Blair, eşinin siyasi faaliyetlerinden etkilenmeden bağımsız bir profesyonel olarak kendi inisiyatifi ile hareket ediyor" açıklaması da Rumları tatmin etmedi. Cherie Blair'in hareketini 'maksatlı' olarak niteleyen Rum yönetimi, "Eşinin, Britanya Başbakanı'nın bilgisi dışında ve Britanya'nın bölgedeki çıkarları göz önüne alınmadan hareket etmesi inandırıcı değil" ifadesini kullandı. Rum yönetimi sözcüsü Kipros Hrisostomidis de bunun ilişkilere zarar vereceğinibelirtip Blair'den çekilmesini istedi. Muhalefetteki DİSİ, "Garantör ülke olarak Britanya'nın 'Kıbrıs'la özel ilişkisi nedeniyle konu siyasi bir boyut kazandı" derken, AKEL "Kışkırtıcı. Siyasi kişilerle bağlantılı olanlar dikkatli olmalı" açıklamasını yaptı. Rum basını ise Cherie Blair'a 'karakoyun', 'kukla', 'işgalin danışmanı', 'suçun avukatı' benzetmelerini yaptı. (Radikal, aa, afp)

RADIKAL 19/12/05

 

Denktaş'tan eşine sürpriz doğum günü

BORA BAĞCIBAŞI

KKTC'nin ilk Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, eşi Aydın Denktaş'a önceki akşam yemeğe gittikleri Reina'da sürpriz doğum günü partisi düzenledi. Fotoğraf tutkusuyla tanınan Denktaş, 72'nci doğum gününü kutlayan eşine de fotoğraf makinesi hediye etti. Doğum günü olduğunu unutan Aydın Denktaş, eşinin sürprizi karşısında duygulandı. Rauf Denktaş, pastayı birlikte kestiği Aydın Denktaş'ı öperek kutladı. Eşiyle geç saatlere kadar eğlenen Denktaş, "Cumhurbaşkanlığım dönemimde, kendime ve eşime gerekli zamanı ayıramıyordum. Şimdi vakit ayırmaya başladık. Bugün de eşimin doğum günüydü. Ona hoş bir sürpriz yaptım" dedi.

MILLIYET 19/12/05

 

Gözler mecliste

Bakanlar Kurulu'nda onaylanarak 21 Kasım'da resmi gazetede yayımlanmasının ardından toplumda geniş yankı bulan, son bir haftada Meclis Hukuk ve Siyasi İşler Komitesi'nde yoğun tartışmaların ardından bazı değişikliklere uğrayan mülkiyet yasa tasarısı, bugün mecliste görüşülecek

Gözler mecliste

HÜKÜMET OYLARIYLA YASALAŞMASI BEKLENİYOR... KKTC sınırları içinde kalan eski Rum malları için tazminat ile takasa ek olarak mal iadesini de öngören tasarı, bugün Cumhuriyet Meclisi Genel Kurulu'nda görüşülecek. Belirli kıstaslarda Rumlara mal iadesini öngörmesi nedeniyle yaklaşık bir aydan beri toplumda yoğun tartışmalara neden olan tasarının, meclisin bugünkü birleşiminde hükümet ortaklarının oylarıyla onaylanarak yasalaşması bekleniyor

PARTİLERİN TUTUMU BELLİ... Meclis genel kurulunun bugün saat 10.00'da başlaması beklenen rutin toplantısının gündemine giren tasarıyla ilgili partilerin tutumları netleşmiş durumda. Mecliste 23 milletvekili ile temsil edilen CTP, tasarıya başından itibaren destek verirken, mecliste 7 milletvekili ile temsil edilen DP de tasarıya destek verme kararı almıştı. Mecliste 17 milletvekili ile ana muhalefet konumundaki UBP ile bir milletvekili bulunan BDH ise tasarıya ret oyu vereceklerini gerekçeleriyle açıklamıştı

EŞDEĞER KAPSAM DIŞI... Hukuk ve Siyasi İşler Komitesi'nin tasarıda yaptığı değişikliklerin en önemlisi, eşdeğer karşılığı alınan malları kapsam dışında bırakması. Bu durumda eşdeğer karşılığı mallar çözümden sonra dahi olsa iade kapsamında olmayacak

Nezire GÜRKAN (TAK)

KKTC sınırları içinde kalan eski Rum malları için tazminat ile takasa ek olarak mal iadesini de öngören tasarı, bugün Cumhuriyet Meclisi Genel Kurulu'nda görüşülecek. Belirli kıstaslarda Rumlara mal iadesini öngörmesi nedeniyle yaklaşık bir aydan beri toplumda yoğun tartışmalara neden olan tasarının, meclisin bugünkü birleşiminde hükümet ortaklarının oylarıyla onaylanarak yasalaşması bekleniyor.

Cumhuriyet Meclisi Genel Kurulu'nun bugün saat 10.00'da başlaması beklenen rutin toplantısının gündemine giren tasarıyla ilgili partilerin tutumları netleşmiş durumda. Mecliste 23 milletvekili ile temsil edilen Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP), tasarıya başından itibaren destek verirken, mecliste 7 milletvekili ile temsil edilen Demokrat Parti (DP) de tasarıya destek verme kararı almıştı.

Cumhuriyet Meclisi'nde 17 milletvekili ile ana muhalefet konumundaki Ulusal Birlik Partisi (UBP) ile bir milletvekili bulunan Barış ve Demokrasi Hareketi (BDH) ise tasarıya ret oyu vereceklerini gerekçeleriyle açıklamışlardı.

Komitede tartışıldı ve değişti

Bakanlar Kurulu'nda onaylanarak 21 Kasım'da resmi gazetede yayımlanmasının ardından toplumda geniş yankı bulan mülkiyet tasarısı, son bir haftada Meclis Hukuk ve Siyasi İşler Komitesi'nde yoğun tartışmaların ardından bazı değişikliklere uğradı. Muhalefet partileri yanında ilgili bakanlıklar, kurum ve kuruluşlar ile sendikalar, dernekler, birlikler ve hukukçuların katılımıyla yapılan toplantılarda, tasarının esas ruhu korunarak bazı değişiklikler yapılmıştı. Tasarı, komitede yapılan değiştirilmiş haliyle bugün Meclis Genel Kurulu'nun onayına sunulacak.

Eşdeğer kapsam dışı

Hukuk ve Siyasi İşler Komitesi'nin tasarıda yaptığı değişikliklerin en önemlisi, eşdeğer karşılığı alınan malları kapsam dışında bırakması. Bu durumda eşdeğer karşılığı mallar çözümden sonra dahi olsa iade kapsamında olmayacak.

Doruk anlaşmaları eklendi...(c) bendi çıktı

Hukuk ve Siyasi İşler Komitesi'nin tasarıda yaptığı değişiklikle, amaç bölümünde 1977-79 doruk anlaşmalarına da atıf yapılırken, anayasanın 159'uncu maddesinin (c) bendinde düzenlenen askeri tesisler tasarıdan çıkarıldı. Buna göre, "1960 kuruluş antlaşmasında ve ona bağlı eklerde belirlenen askeri tesis, rıhtım, kamp ve benzeri talim sahaları içinde bulunan tüm taşınmaz mallar" iade edilmeyecek mallar kapsamına girdi.

İnkişaf değil geliştirme

Tasarıda yer alan "inkişaf" ifadesi de "geliştirme" olarak düzenlendi. Böylece iade kapsamındaki mallarla ilgili kurallar belirlenirken kapsam genişletildi. Bununla hedeflenen ise, iade şartları belirlenirken, bir malda sadece inkişafın değil, devlet tarafından bölgeye yol, su, elektrik gibi alt yapının götürülüp götürülmediğinin de dikkate alınması...

Hedef "iç hukuk"....Tasarıda iki tür iade var

KKTC mülkiyet rejiminde uluslararası hukukun gereklerini yerine getirme ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından "iç hukuk" olarak kabul edilme hedefiyle hazırlanan tasarı, kuzeyde kalan Rum malları için tazminat ile takasa ek olarak, mal iadesini de öngörüyor.

En çok tartışılan ve birçok kesimin tepkisine neden olan mal iadesi, tasarıda iki ayrı şekilde düzenleniyor.

Çözümden sonra iade...Kamulaştırmayla

Buna göre, tapulu olan, birilerinin kullanımında olan, askeri tesis olarak kullanılan, üzerinde kamu yararı bulunan eski Rum malları ancak çözümden sonra iade edilebilecek. Ancak iade, çözümden sonra ilgili malın KKTC devleti tarafından kamulaştırılmasıyla söz konusu olabilecek.

Hemen iade kapsamındakiler yüzde 4

Tasarıya göre, 1974'ten önce Rumlar'a ait malların bir kısmı ise talep halinde hemen iade edilebilecek. Bu mallar, kimsenin kullanımında olmayan, kamu düzenini tehlikeye düşürmeyecek devlet kontrolündeki mallar.

TAK muhabirinin derlediği bilgiye göre, tasarıyla hemen iade kapsamına girebilecek devlet kontrolündeki malların toplamı yaklaşık 50 bin dönüm. Bu da KKTC toprağının yaklaşık yüzde 4'ünü ifade ediyor.

Tazminat ve takas şartları...

Ödemeyi devlet yapacak

Tasarı, tazminat ve takasa ilişkin şartları da düzenliyor.

Başvuru halinde ilgili Rum'a Kuzey'deki eski malına karşı tazminat ödenmesi için 20 Temmuz 1974'teki rayiç bedel ile o günden bugüne değer artışı dikkate alınacak. Tazminat belirlenirken başvuru sahibinin Güney'de Türkler'e ait mal tutup tutmadığı da dikkate alınacak.

Başvuru sahibinin talebine göre takas teklif edilmesi halinde ise, 1974'teki rayiç bedeller esas alınacak. Bu durumda malların değerleri arasında fark olması halinde aradaki fark kimin lehine ise onun tarafından ödenecek. Davalı taraf adına ödemeyi Komisyon, yani KKTC devleti yapacak.

Takas halinde, kullanım kaybından doğan zarar ve konut hakkından doğan manevi zarara ilişkin tazminat talebi saklı kalacak.

Taşınır mallara tazminat

Tazminat ve takas halinde mülkiyet hakkının ortadan kalktığını hükme bağlayan tasarı, talep halinde Rumlar'a taşınır mallar için de tazminat öngörüyor. Tazminat miktarı, komisyonun karar verdiği tarihteki rayiç değer üzerinden ödenecek.

Yasanın gerekçesi AİHS'e uyum...

İç hukuk çalışacak

"Anayasa'nın 159'uncu Maddesinin 1'inci Fıkrasının (b) Bendi Kapsamına Giren Taşınmaz Malların Tazmini, Takası ve İadesi Yasa Tasarısı" adını taşıyan tasarı uyarınca mahkeme gibi çalışacak bağımsız bir komisyon oluşturulacak.

 

Komisyonda yabancılar

da görev yapacak

Yürütme yetkisini iskan işleriyle görevli bakanlığa (İçişleri Bakanlığı) veren, davacı taraf olarak da Başsavcılık'ı adres gösteren tasarı, ez az 7 kişilik bir komisyon oluşturulmasını hükme bağlıyor.

Tasarı uyarınca, komisyonda görev yapacak en az 2 üye yabancılardan oluşacak. Yabancı tanımı yapılırken, bu kişilerin Kıbrıslı Türk, Rum ve bunlara ek olarak garantör ülkeler Türkiye, Yunanistan ve İngiltere vatandaşı olamayacaklarına da vurgu yapılıyor.

Komisyon üyeleri Cumhurbaşkanı tarafından önerilecek üyeler arasından Yüksek Adliye Kurulu tarafından atanacak. Başkan ve üyeler hukukçular veya kamu yönetimi ile mali konularda tecrübeli kişilerden oluşacak. Üyeler, 1974 öncesinde Rumlar'a ait mallardan doğrudan veya dolaylı olarak yararlanan kişilerden oluşmayacak.

Komisyonun alacağı kararlar bağlayıcı ve yargının aldığı kararlar gibi icrai nitelikte olacak.

Taşınmaz mallarıyla ilgili takas, tazminat veya iade talebinde bulunanlar iddialarını kanıtlamakla yükümlü olacaklar.

İtirazlar YİM'e ve ardından AİHM'e

Mahkeme gibi çalışacak komisyonun talebe göre takas, iade, tazminat veya kullanım kaybından doğan zarar tazminine karar vermesi halinde taraflar Yüksek İdare Mahkemesi'ne başvurabilecekler. Başvuru sahibi, Yüksek İdare Mahkemesi'nin kararından da tatmin olmaması halinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne başvuru yapabilecek.

Yasa yürürlükten kalkacak

"Anayasa'nın 159'uncu Maddesinin 1'inci Fıkrasının (b) bendi Kapsamına Giren Taşınmaz Malların Tazmini, Takası ve İadesi" isimli yasa tasarının yasalaşarak yürürlüğe girmesiyle, 2 yıl önce hazırlanan ve sadece tazminat ile takas öngören Taşınmaz Malların Tazmini Yasası yürürlükten kalkacak.

KIBRIS 19/12/05

 

Rumlar silahlanmaya 100 milyon KL ayırdı

YENİ SİLAHLAR ALACAKLAR... Kıbrıs Rum yönetiminin silahlanmaya yaklaşık 100 milyon KL ayırdığı bildirildi. Amerika'nın, Kıbrıs'ta Amerikan silahlarının kullanılmasını yasaklaması nedeniyle Rum yönetiminin, yeni silahlar satın almaya karar verdiği ve bütçede yeni tank alımı için 40, top alımı için de 50 milyon KL ayrıldığı açıklandı

Kıbrıs Rum yönetiminin silahlanmaya yaklaşık 100 milyon KL ayırdığı bildirildi.

Amerikan hükümetinin; Kıbrıs'ta Amerikan silahlarının kullanılmasını yasaklaması nedeniyle Rum yönetiminin, yeni silahlar satın almaya karar verdiği; Rum yönetiminin, Amerikan menşeli M 48 tankları ve 155'lik topları geri çekeceği ve yenilerini satın alacağı; bütçede tank alımı için ayrılan paranın 40, top alımı için ayrılan paranın ise 50 milyon KL'ye ulaştığı bildirildi.

Politis "Silahlanmaya 100 Milyon KL - Ödenekler 2006 Bütçesine Girdi - Amerikan Silahlarını Geri Çekiyor ve Yenilerini Satın Alıyoruz" başlığıyla manşete çıkardığı haberinde şunları yazdı:

Yunanistan'dan getirilen Amerikan silahlarının uzaklaştırılması programının maliyeti 100 milyon KL'yi aşacak. ABD'nin özellikle Atina'ya ve Lefkoşa'ya uyguladığı baskılar nedeniyle hükümet birkaç aydan beridir; Amerikan yapımı silah sistemlerini geri çekme yönünde siyasi bir karar aldı.

Ancak bu kararın hayata geçirilmesinin, ülkenin ekonomik imkanları da dikkate alındığında, önemli bir mali külfeti olacak. Gazetemizin elde ettiği bilgilere göre yalnız iki silah sistemiyle (tanklar ve toplar) ilgili yenilerinin alınması maliyeti 100 milyon KL'yi aşıyor.

Çin'den top

Hükümet halen (Norikon şirketi aracılığıyla) Çin'den 50 milyon KL'ye varan ödeme karşılığında 155'lik top satın alacak. Bu satın alım için hükümet, Meclis Savunma Komitesi'ne bilgi vermesi gerekirken bunu yapmadı ve bu nedenle hükümet ortağı parti yetkilileri arasında dahi hoşnutsuzluğa neden oldu.

Geçtiğimiz cuma günü meclis tarafından onaylanan 2006 savunma harcamaları bütçesinde 41 adet tank satın alımını öngören bir madde yer alıyor. Meclis bu bütçeye onay verirken; yeni silahlanma programlarıyla ilgili ödenekleri, önce meclisin onayını gerektirecek şekilde düzenledi. 41 tank satın alımı için; yenileri alınacaksa 100 milyon; ikinci el alınacaksa 40 milyon KL'lik ödenek öngörüldü.

Rusya'dan tank

İyi bilgili kaynaklar; T-80 tipi tank satın alınması için 'Rosovonexport' isimli ihracat kuruluşu aracılığıyla Rusya ile müzakerelerin ileri aşamada bulunduğunu söyledi. Milli Muhafız Ordusu geçmişte de bu tür silahlardan edinmişti.

Bu türdeki tanklar konusunda Cumhuriyet'e Ukrayna'dan da teklif geldi. Ukrayna'dan gelen teklif piyasa fiyatının neredeyse yarısı kadar bir fiyatla ilgilidir. Ancak Savunma Bakanlığı, bu ülkenin daha sonra sağlayacağı teknik desteğe güvenmiyor. Savunma Bakanlığı'ndan bir yetkili gazetemize 'gelecekte teknik sistem desteği de almak için aynı Rus şirketinden satın almamız daha iyi' dedi.

Çin'le yapılan anlaşmanın ilerleyişine uygun şekilde ilk etapta 12 Amerikan yapımı 15 km menzile sahip 155'lik M114 tipi top geri çekilecek. M114'ler Yunan Ordusu tarafından 1951'den 1970'e kadar alındı ve 2000 yılı civarında Kıbrıs'a aktarıldı. Toplar geri çekilirken; 61 adet M48/A5 Molf tipi tankın Deniz Kuvvetleri'ne ait tank taşıyıcı gemiye yüklenmesi bekleniyor. Molf; 'Modular Laser Fire Control System' anlamına geliyor. Leopard-IA5'lerin sahip olduğu Ateş Kontrol Sistemi EMES-18'in gelişmiş şeklidir.

Molf sistemleri m60a3'lere nakledilecek

Bilgilere göre Molf; M60A3'lere nakledilecek ve M48/A5'ler terhis ve tahrip edilecek. M48/A5'ler 1998 sonlarında Yunanistan'dan Kıbrıs'a getirilmişti. Gelişleri gizli tutulmuş olmasına rağmen iki MOSSAD ajanı tarafından kaydedilmişti. Bu ajanlar Zigi bölgesindeki bir restoranda tespit edilmiş ve tutuklanmışlardı. Haklarında hapis cezası verilmesine rağmen; ağır baskılar nedeniyle Glafkos Klerides tarafından affedildikleri için hapis yatmamışlardı. M48/A5'ler askeri resmi geçitte de teşhir edilmişti ve ABD'nin protestoları üzerine, kışlaların garajına çekilmiş ve daha sonra da Yuanna Alayı'na dahil edilmişti.

Amerikan silahlarının geri çekilmesine; güya bakım için Yunanistan'a gönderilen ancak daha sonra geri dönmeyecekleri öğrenilen Bell UH-1 Huey tipi iki helikopterlerle başladı. Son yıllarda yalnız bakım uçuşu yapılması ve Arama-Kurtarma çerçevesinde dahi hiçbir operasyon gerçekleştirmemeleri de bunun göstergesidir. Kıbrıs'ın Avrupa Ordusu'na; bölgedeki arama kurtarma operasyonlarına katılacaklarını beyan ettiği helikopterlerin satın alınması gerekiyor. Ancak bize söylendiğine göre şu anda para olmadığı için helikopter satın alımına gidilmeyecek."

KIBRIS 19/12/05

 

Güneyde hain ilan edilen Rum yazar Tony Angastiniotis, KKTC'ye sığındı

Kıbrıs'ta "Kanın Sesi" adlı kitabı ve belgeselinde, Rumların 14 Ağustos 1974'te Muratağa, Sandallar ve Atlılar köylerinde 126 Türkü katlettiğini gösteren yazar Tony Angastiniotis'ın, Rum yönetiminin gazabına uğrayınca KKTC'ye sığındığı bildirildi.

Radikal gazetesinin haberine göre, Güneyde "vatan haini" ilan edilip işsiz kalan Angastiniotis'i, KKTC yönetimi Doğu Akdeniz Üniversitesi (DAÜ) İletişim Fakültesi'nde öğretim görevlisi yaptı.

Gazetenin iddiasına göre, DAÜ'nün konut tahsisi üzerine ailesiyle Mağusa'ya yerleşen Angastiniotis, bir KKTC Üniversitesi'nde hocalık yapan ilk Rum oldu.

Angastiniotis, Radikal gazetesine, "40 yıldır ilkokuldan başlayarak 'En iyi Türk ölü Türk'tür' aşılamasıyla büyüdük. Rumlar 1960'ları, toplu mezarları bilmiyor" dedi.

Savaştan önce yaşadıklarını Mağusa'da ailesine yaşatma hayalini gerçekleştirdiğini anlatan Rum yazar, "Burası benim şehrim, memleketim" vurgusu yaptı.

"Rum toplumu gerçeklerle yüzleşse, Rum lideri Papadopulos böyle hâkimiyet kurabilir mi? Güneyde kalplerin değişmesi için beyinlerin değişmesi gerek. Bu zaman alır" yorumu yapan Angastiniotis, DAÜ'deki ilk dersini şöyle anlattı:

" 'Ben bir Rum'um. Ona göre sınıfı terk etmek isteyen varsa buyursun' dedim. Ama kimse sınıftan çıkmadı. Beni dinleyişlerini gördüğümde çok mutlu oldum. Güdülmenin iyi olmadığını anlattım."

KIBRIS 19/12/05

 

Rumlar Cherie Blair'le ilgili protesto girişiminde bulundu

RUMLAR DURUMDAN RAHATSIZ  Rum yönetiminin, İngiltere Başbakanı Tony Blair'in eşinin, "Rum mallarını gasp eden" kişilerin savunma görevini üstlenmesinden dolayı hoşnutsuzluğunu gizlemediğini bu nedenle Rum Dışişleri Bakanlığı'nın, izahat isteyerek, İngiltere'ye protesto girişiminde bulunduğu bildirildi

BAYAN BLAİR'E "KUKLA" YAKIŞTIRMASI "Kıbrıs Cumhuriyeti"ni mülkler konusunda "yaralama" hedefine sahip olan bu harekette Bayan Blair "kukla" olarak nitelendirilirken, Rum yönetiminin, Cherie Blair'in, İngiltere Başbakanı Tony Blair'in siyasi faaliyetlerini etkilemeksizin, bağımsız olarak mesleğini icra ettiği yönündeki yanıta da inandırıcı bulmadığı belirtildi

 

Rum yönetiminin, İngiltere Başbakanı Tony Blair'in eşinin, "Rum mallarını gasp eden" kişilerin savunma görevini üstlenmesinden dolayı hoşnutsuzluğunu gizlemediğini bu nedenle Rum Dışişleri Bakanlığı'nın, izahat isteyerek, İngiltere'ye protesto girişiminde bulunduğu bildirildi.

Fileleftheros, Rum yönetiminin bu hareketi "maksatlı" olarak nitelendirdiğini, ayrıca Cherie Blair'in, eşinin-Tony Blair'in-bilgisi dışında hareket etmediğini de düşündüğünü belirtti.

Habere göre Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos yaptığı açıklamada Dışişleri Bakanlığı'nın, İngiltere'ye yönelik yoğun girişimlerde bulunduğunu belirterek, Bayan Blair'in hareketinin duygularını tahrik ettiğini de söyledi.

Gazete ayrıca, "Kıbrıs Cumhuriyeti"ni mülkler konusunda "yaralama" hedefine sahip olan bu harekette Bayan Blair'in "kukla" olarak nitelendirildiğini yazarken, Rum yönetiminin, Cherie Blair'in, İngiltere Başbakanı Tony Blair'in siyasi faaliyetlerini etkilemeksizin, bağımsız olarak mesleğini icra ettiği yönündeki yanıta da inandırıcı bulmadığını belirtti.

Habere göre, hükümet kaynakları,İngiltere'nin çok ciddi bir konu olan, siyasi bir konuya bu denli karışmasını da kabul edilemez ve kışkırtıcı olarak nitelendirdiler.

Haberi, "Suçun Avukatı" şeklinde veren MAHİ ise, Cherie Blair'in Orams çiftini savunacağı yönündeki haberin, güneyde bomba etkisi yarattığını, ayrıca siyasilerin ve partilerin tepkisine yol açtığını yazdı.

Habere göre, İngiliz Yüksek Komiserliği Basın Sözcüsü Neical Baunt yaptığı açıklamada, Bayan Blair'in mesleki kimliğiyle hareket ettiğini, mesleğiyle ilgili soruların ise Bayan Blair'e ait avukatlık bürosuna sorulması gerektiğini de belirtti.

Habere göre DİSİ Başkan Vekili Averof Neofidu gazeteye yaptığı açıklamada, garantör ülke olarak İngiltere'nin "Kıbrısla" özel ilişkisi nedeniyle konunun siyasi bir boyut kazandığını söyledi.

AKEL Basın Sözcüsü Antros Kiprianu ise, böylesi bir olayın kışkırtıcı olduğunu, siyasi kişilerle bağlantısı olanların, özellikle ilke sorunlarındaki davranışlarında dikkatli olmaları gerektiğini belirtti.

K S EDEK Başkanı Yannakis Omiru konuyla ilgili yaptığı açıklamada konuyu büyük bir siyasi skandal olarak nitelendirirken, EVRO.KO Başkanı Dimitris Şulluris ise İngiltere'nin "Kıbrıs" karşısındaki inandırıcılığı açısından , söz konusu olayın büyük bir yara olduğunu ayrıca Kıbrıs sorunun çözümüne de yardımcı olmadığını ifade etti.

Simerini'ye göre, Rum Hükümet Sözcüsü Kipros Hrisostomidis, gazeteye yaptığı açıklamada Cherie Blair'in davaya müdahil olmasının, "Kıbrıs" ve İngiltere arasındaki doğru diplomatik ilişki kurulmasına katkı sağlamadığını söyleyerek Cherie Blair'in fikrini değiştirmesi temennisinde bulundu.

Rum basınında haber şu başlıklarla yer aldı:

Haravgi: "Gaspcıların Avukatı-İngilizler Cherie Blair'in Müdahil Olmasını Kabul Ediyor"

Simerini: "Bayan Blair'in Olaya Karışmasıyla İlgili İngiltere' ye Protesto"

Politis: " Bayan Blair'in İşgal Altındaki Topraklardaki "Business'leri (işleri)"

KIBRIS 19/12/2005

 

Rumlara mal iadesinin yolu açıldı

SEFA KARAHASAN Lefkoşa


KKTC sınırları içinde kalan, eski Rum malları için tazminat, takas ve mal iadesini öngören tasarı dün KKTC Meclisi'nde yapılan oylamayla yasalaştı. Ana muhalefet partisi konumundaki Ulusal Birlik Partisi'nin (UBP) engelleme çabalarının sonucu saatler süren tartışmaların sonunda yapılan oylamadan, tasarıya 29 "evet", 17 "hayır" oyu çıktı.
KKTC mülkiyet rejiminde uluslararası hukukun gereklerinin yerine getirilmesi ve bunun Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) tarafından "iç hukuk" olarak kabul edilmesi hedefiyle hazırlanan tasarı, kuzeyde kalan Rum malları için tazminat ile takasa ek olarak, mal iadesi yapılmasını da öngörüyor.
Oylamadan önce mecliste yasa tasarısını savunan KKTC Başbakanı Ferdi Sabit Soyer, tazminatlar için ek bütçe yapılabileceğini, mahkeme tazminata karar verirse bunu ödeyeceklerini kaydetti.
Yürütme yetkisini İçişleri Bakanlığı'na veren tasarı, en az 7 kişilik bir komisyon oluşturulmasını hükme bağlıyor. Komisyonda, 2 üye de yabancı olacak. Yabancı tanımı yapılırken, bu kişilerin Kıbrıslı Türk, Rum ve bunlara ek olarak garantör ülkeler Türkiye, Yunanistan ve İngiltere vatandaşı olamayacaklarına da vurgu yapılıyor.

Yasa ne öngörüyor?

·  1974'ten önce Rumlara ait olan malların bir kısmı, talep olursa hemen iade edilecek. Bu mallar kimsenin kullanımında olmayan, kamu düzenini tehlikeye düşürmeyecek devlet kontrolündeki mallar olacak. Yapılan araştırmaya göre, hemen iade edilecek topraklar, KKTC toprağının yüzde 4'ünü oluşturuyor.

·  Rum tarafında malı olan Kıbrıslı Türklerin malları yasa kapsamına girmeyecek.

·  Askeri tesisler iade edilemeyecek. Buna göre "1960 kuruluş antlaşmasında ve ona bağlı eklerde belirlenen askeri tesis, rıhtım, kamp ve benzeri talim sahaları içinde bulunan tüm taşınmaz mallar" iade edilmeyecek mallar kapsamına girmiş oldu.

·  Kamunun kullandığı mallar adada çözümden sonra Rumlara iade edilecek.

·  Tasarı, tazminat ve takasa ilişkin şartları da düzenliyor. Başvuru halinde ilgili Rum'a Kuzey'deki eski malına karşı tazminat ödenmesi için 20 Temmuz 1974'teki rayiç bedel ile o günden bugüne değer artışı dikkate alınacak. Tazminat belirlenirken başvuru sahibinin Güney'de Türklere ait mala sahip olup olmadığı da dikkate alınacak.

MILLIYET 20/12/05

 

Mülkiyette yeni dönem

SOYER: İKİ BÖLGELİLİK VE ÇÖZÜM AMAÇLANIYOR... CTP Genel Başkanı ve Başbakan Ferdi Sabit Soyer, çözümden önce Kıbrıs sorununu kendi lehine çevirmek isteyen tarafın mülkiyet konusunda adımlar atması gerektiğini belirtti. Papadopulos yönetiminin hukuki taarruzuna karşılık pozisyon almak gerektiğini kaydeden Soyer, Cumhurbaşkanı ve hükümetin bu konuda adımlar attığını ifade etti. Yasanın kimseyi kandırma amacı gütmediğini, iki bölgelilik siyasi hedefinde çözümü amaçladığını vurgulayan Soyer, tazminatlar için ek bütçe yapılabileceğini, mahkeme tazminata karar verirse bunun arkasında olduklarını ve ödeyeceklerini bildirdi

DENKTAŞ: KIBRIS TÜRKÜ'NÜN HAKLARI KORUNUYOR... DP genel Başkanı ve Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş, tapu iptalinin söz konusu olmadığına vurguladı ve çözüm aşamasında iade halinde de Kıbrıs Türkü'nün haklarının korunduğuna dikkat çekti. Tapulu veya kullanımdaki malların ancak çözümden sonra iade edilebileceğini, bu durumda da devletin kamulaştırmasının yasayla güvence altına alındığını söyleyen Denktaş, "Kesinlikle devletin kendi verdiği tapuyu tanımaması durumu söz konusu değildir" dedi. Denktaş, "Yeni düzenlemelerle tasarının Anayasa'ya en ufak bir aykırılığı yoktur" diye konuştu

EROĞLU: DEVLET ORTADAN KALKACAK... UBP eski başkanı Derviş Eroğlu, tasarının anayasaya aykırı olduğunu ve Kıbrıs Türkü'nün egemenliği ile devletini ortadan kaldıracağı gerekçesiyle tasarıya ret oyu vereceklerini söyledi. Eroğlu, tasarının yasalaşması halinde Anayasa Mahkemesi'ne başvurabileceklerini de bildirdi. "Türkiye'ye zaman kazandırma gerekçesiyle hazırlanan bu yasa Kıbrıs Türkü'nün çıkarlarını korumuyor. Bu yasa Kıbrıs Türkü'ne çok pahalıya mal olacak. Ortaya çıkacak maliyetin nasıl karşılanacağı da belirsizdir. 'Türkiye istedi' söylemleriyle halk Türkiye'ye tepkiye yönlendiriliyor" ifadelerini de kullandı

AKINCI: İÇ VE DIŞ TRİBÜNLERE OYNANIYOR... BDH Genel Başkanı Mustafa Akıncı, yasa tasarısının söylemlerinin iç tribün ve dış tribün olmak üzere iki yönde olduğunu belirterek, iç tribünün halk, dış tribünün de AİHM olduğunu kaydetti. AİHM'e yasanın iç hukuk sayılması çağrısı yapılırken, halka da "Merak etmeyin de Rum'a bir şey vermeyeceğiz" dendiğini anlatan Mustafa Akıncı, yasa tasarısı ile ulaşılabilirliğin, bulunabilirliğin "serbest girişin" sağlandığını, tasarıda bazı konuların halledilmiş görünse bile ana konuların halledilmediğini söyledi

Cumhuriyet Meclisi dün 9 saatlik çalışma maratonunda günlerdir kamuoyunda tartışılan yeni mülkiyet yasasını onayladı.

Saat 11.00'de başlayıp kesintisiz 19.45'e kadar devam eden meclis birleşiminde, mülkiyet yasası olarak da bilinen KKTC sınırları içindeki eski Rum malları için tazminat, takas ve iade öngören yasa tasarısını kabul etti.

Başından beri tasarıya karşı olan meclisteki 17 sandalyenin sahibi Ulusal Birlik Partisi (UBP) ile 1 milletvekili olan Barış ve Demokrasi Hareketi (BDH) tasarıya olumsuz oy verirken, mülkiyette yeni düzenleme getiren yasa, mecliste 30 sandalyeye dayalı hükümetin oylarıyla geçti.

Tasarıya 29 kabul, 17 de ret oyu çıktı. DP Başkan Yardımcısı Ertuğrul Hasipoğlu ile UBP milletvekili Hüseyin Özgürgün dünkü meclis birleşimine katılmadı.

"Anayasa'nın 159. maddesinin (1)'inci fıkrasının (b) bendi Kapsamına Giren Taşınmaz Malların Tazmini, Takası ve İadesi" adını taşıyan düzenleme, mülkiyet yasası olarak da biliniyor.

Hükümet oylarıyla meclisten geçen yasada son anda dahi değişiklikler yapıldı. Yapılan değişikliklerden biri de komisyonun iade edebileceği taşınmaz mallarla ilgiliydi.

Bu konuyu düzenleyen 8'inci maddenin 1'inci fıkrası, ".... iade edilmesi, konumu ve niteliği itibarıyla ulusal güvenliği ve kamu düzenini tehlikeye düşürmeyecek , kamu yararına tahsis edilmemiş olan ve askeri bölgeler veya askeri tesisler dışındaki taşınmaz mallar, komisyon kararıyla makul bir sürede iade edilebilir" şeklinde yeniden düzenlendi. Oysa bu fıkra son ana kadar "iade edilmesi, konumu ve niteliği itibarıyla ulusal güvenliği ve kamu düzenini tehlikeye düşürmeyecek , kamu yararına tahsis edilmemiş olan ve askeri bölgeler ve/ veya askerin kullanımına ihtiyaç duyulan mülkler dışındaki taşınmaz mallar, komisyon kararıyla makul bir sürede iade edilebilir" şeklindeydi.

Bugün bütçe maratonu başlıyor

Meclis, mülkiyet yasasına geçmeden önce 2006 Mali Yılı Bütçe Yasa Tasarısı'nı bugün görüşmeye ilişkin divan kararını oyladı. Buna göre bütçe görüşmeleri pazar günü hariç her gün yapılacak.

29 Aralık'ta tamamlanacak görüşmeler her gün saat 10.00'da başlayıp o günkü program bitene kadar devam edecek.

Eroğlu: Tasarı anayasaya aykırı

Daha sonra mülkiyet yasasına geçildi. İlk konuşmayı yapan eski başbakan, Mağusa Milletvekili Derviş Eroğlu, tasarının anayasaya aykırı olduğu ve Kıbrıs Türkü'nün egemenliği ile devleti ortadan kaldıracağı gerekçesiyle tasarıya ret oyu vereceklerini söyledi. Eroğlu, tasarının yasalaşması halinde Anayasa Mahkemesi'ne başvurabileceklerini de bildirdi.

Tasarının cumhurbaşkanı ile hükümet tarafından "dayatmacı" bir yaklaşımla hazırlandığını, hükümet ortakları arasında gerekli mutabakat sağlanmadan tasarının kamuoyunun gündemine taşındığını söyleyen Eroğlu, başsavcının, ilgili tasarının anayasaya aykırı olduğuna ilişkin görüşlerinin de kamuoyundan gizlendiğini savundu.

Halkın tasarı hakkında yanlış bilgilendirildiğini savunan Eroğlu, anayasaya aykırı olduğu, Kıbrıs Türkü'nü mülksüz ve uzun vadede devletsiz bırakacağı, ağır tazminatlara yol açacağı görüşüyle tasarıya karşı çıkma kararı aldıklarını yineledi.

KKTC devletinin tapularının tartışma konusu yapılmasının sakıncalarına vurgu yapan Eroğlu, "Malların geri iadesi kesinlikle anayasaya aykırıdır" dedi.

İlgili yasayla Kıbrıs Türkü'nün egemenlik hakkının ortadan kaldırıldığını ve KKTC'nin "Türkiye'nin alt yönetimi" haline getirileceğini kaydeden Eroğlu, Loizidu davasında Türkiye'nin tazminat ödemesinin hata olduğunu da yineledi. Eroğlu, "Rumlara manevi tazminat ödemek çok yanlış. Manevi tazminat meşru hak kabulü demektir. Kıbrıs Türkü'nün manevi tazminatı ne olacak?" diye sordu.

Yasanın "iç hukuk" olarak kabul edileceğine inanmadıklarını da söyleyen Eroğlu, "Önemli bir taviz veriyoruz ama beklediğimiz gibi de iç hukuk olarak kabul edilemeyeceğine inanıyoruz" diye konuştu.

Eroğlu, 2003'te hazırlanan ve iade dışında tazminat ile takası öngören yasanın da "iç hukuk" olarak kabul edileceği yönünde bilgiler olmasına karşın bunun gerçekleşmediğini kaydetti.

Bu yasayla Loizidu benzeri davaların önlenemeyeceğini söyleyen Eroğlu, "Bizim mahkemenin aldığı kararlar iç hukuk olarak kabul edilse bile birkaç yılda değişecek. AİHM yolu her halükarda açık. Bizim kararlarımız değil AİHM kararları geçerli olacak. Zaman kazanacağız diye kendi kendimizi aldatmayalım" dedi.

"Bu yasayla Türkiye'nin alt yönetimi olduğumuzu söylüyoruz ve 'işgal yönetimi' diyen Rumlara en büyük kozu veriyoruz" diyen UBP Milletvekili Derviş Eroğlu, yasanın arkasında halk desteği olmadığını da kaydetti. Eroğlu, "Uzlaşma ve halk desteği önemli" dedi.

Partisinin referandum önerisini tekrarlayan Eroğlu, yasanın ekonomik yaşama da olumsuz etki yapacağını ve yatırımların belirsizliğe itileceğini kaydetti.

Eroğlu, özetle şunları söyledi:

"Türkiye'ye zaman kazandırma gerekçesiyle hazırlanan bu yasa Kıbrıs Türkü'nün çıkarlarını korumuyor. Bu yasa Kıbrıs Türkü'ne çok pahalıya mal olacak. Ortaya çıkacak maliyetin nasıl karşılanacağı da belirsizdir. 'Türkiye istedi' söylemleriyle halk Türkiye'ye tepkiye yönlendiriliyor."

Akıncı: Başımız dertten kurtulmayacak

BDH Genel Başkanı Mustafa Akıncı, Kıbrıs'ta tarafların uzlaşı sağlayacağı ana kadar Kıbrıs Türkü'nün başının dertten kurtulmayacağını belirtti. Akıncı, "Kendimizi aldatmayalım" dedi.

Daha önce hazırlanan yasanın AİHM tarafından iç hukuk olarak kabul edilmemesi nedeniyle bu tasarının hazırlandığını kaydeden Mustafa Akıncı, AİHM'in Loizidu davası ile TC'nin KKTC üzerinde denetimi olduğunun altını çizdiğini kaydetti.

Son olarak yasa ile ilgili olarak TC'den heyetler gelip gittiğini ancak bunların gizlenmek istediğini belirten Akıncı, "Bunları zaten dünya biliyor" dedi. Akıncı, konuşmasında Zaim Necatigil'in kitabından alıntılar da yaptı.

Yasanın bütçenin öncesine alınacak kadar ivedi olduğuna dikkat çeken Akıncı, bunun nedeninin Loizidu davasının kararının 2 ay ertelenmesine bağlandığını ancak bu yasa ile kararın ertelenmesinin mümkün olmadığını söyledi.

Zaim Necatigil'in kitabından tekrar alıntı yapan ve o zamanın başbakanı Mehmet Ali Talat'ın 2004'de mülkiyetle ilgili komisyonunda yabancıların yer almasıyla ilgili görüşmeler yaptığını belirten Akıncı, bu işin 1.5 yıldır düşünülmesine rağmen hükümet ortakları tarafından bile yeterince tartışılmadığını ivedi olarak kısa bir zamana sığdırılmaya çalışıldığını söyledi.

Yasa tasarısının gündeme gelme şeklini de eleştiren Akıncı, yasa tasarısının söylemlerinin iç tribün ve dış tribün olmak üzere iki yönde olduğunu, iç tribünün halk, dış tribünün de AİHM olduğunu belirtti.

AİHM'e yasanın iç hukuk sayılması çağrısı yapılırken, halka da "Merak etmeyin de Rum'a bir şey vermeyeceğiz" dendiğini vurgulayan Akıncı, Yasa Tasarısı ile ulaşılabilirliğin, bulunabilirliğin "serbest girişin" sağlandığını, tasarıda bazı konuların halledilmiş görünse bile ana konuların halledilmediğini söyledi.

AİHM'e göre tasarının "yeterli ve etkili" çare üretmesi gerektiğini ancak bunun üretildiğinin tartışmalı olduğunu kaydeden Akıncı, tasarıdaki "meşru" kelimelerinin tümünün çıkarıldığına da dikkat çekerek, kelime oyunları ile zaman kaybedilmemesi gerektiğini ifade etti.

Akıncı, "sosyal adalet", "makul süre", "geliştirme", "belli oranda tahsisat" gibi yasaya değişiklikle giren "en az ikisi yabancı olacak" ifadelerin muğlak olduğunu ve iç tribünlere yönelik yapıldığını savundu.

Akıncı, tasarıda bu ifadelerin açıklamasının, tanımının olmaması nedeniyle yoruma açık olduğunu anlattı.

"Nasıl olsa Rum başvurmaz" rahatlığı olduğunu belirten Akıncı, Başsavcının açıklamasına göre eski tasarıya göre 7-8 Rumun başvuruda bulunduğunu, 2-3 tanesinin sonuçlandığını ve ödeme safhasında ise "cırlandığını" söyledi.

Bu yasaya da başvurular olabileceğini ve bütçe olması gerektiğini kaydeden Akıncı, "AİHM için inanılırlık gerekli" dedi.

AİHM'in bu tasarıyı kabulünün küçük bir ihtimal olduğunu belirten Akıncı, 24 Nisan referandumundan sonra Kıbrıs Türk Devleti'nin hayata geçirilip Anayasa değiştirilmiş olması halinde bu yapılanlara gerek kalmamış olacağına vurgu yaptı.

Denktaş: Tasarısı anayasaya uygun

DP Genel Başkanı Başbakan Yardımcısı Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş Rum yönetimi ile Rum halkının çözüm yönünde istekli olmadığını, çözüm umudu olmadığını söyledi. Denktaş, "Ne hayal ettiğimiz ne de istediğimiz çözüme ulaşmak mümkün görünüyor" dedi. Denktaş, ancak en azından seçimlerin yapılacağı 2008'e kadar bu yönde uğraş vereceklerini söyledi.

Mülkiyet yasasıyla ilgili görüşlerini açıklarken, yasayla oluşacak "iç hukuk" yolunun Türkiye'nin iç hukuku olacağını, ancak bu konudaki uygulama otoritesinin KKTC olacağını söyleyen Denktaş, yasayla görüşme masasındaki kozların yitirildiğine ilişkin görüşlere karşı çıktı.

AİHM'in Arestis davasında 2003'de çıkarılan yasayla oluşturulan iç hukuk yolunun yetersizliğine vurgu yaparak yeni taleplerde bulunduğunu anımsatan Denktaş, meclis gündemindeki tasarıyla bu konuda düzenlemeler yapıldığını anlattı.

Tasarıyla bu öngörülere yer verilirken, Kıbrıs Türk halkının haklarının korunduğunu ve dengeli bir yasa hazırlandığını söyleyen Denktaş, AİHM'in Arestis davasıyla ilgili kararını şubat ayına ertelemesinin yasayla ilgili önemli bir işaret olduğunu kaydetti. Denktaş, "AİHM bu yasayı iç hukuk olarak benimseyebilir. Bu konuda ışık var" dedi.

Yasa tasarısının uzun hazırlık sonucunda hazırladığını, meclisteki kapalı oturumda ve cumhurbaşkanlığında parti liderleriyle yapılan toplantılarda tasarının tartışıldığını anlatan Denktaş, "Son zamanlarda en çok tartışılan yasa konumundadır. Tartışılmadığı iddiası doğru değildir" dedi.

Yasa tasarısında tapu iptalinin söz konusu olmadığına vurgu yapan Serdar Denktaş, çözüm aşamasında iade halinde de Kıbrıs Türkü'nün haklarının korunduğuna dikkat çekti. Tapulu veya kullanımdaki malların ancak çözümden sonra iade edilebileceğini, bu durumda da devletin kamulaştırmasının yasayla güvence altına alındığını söyleyen Denktaş, "Kesinlikle devletin kendi verdiği tapuyu tanımaması durumu sözkonusu değildir" dedi.

Yasanın anayasaya aykırı olduğunu iddia edenlerin bu iddialarının gerekçelerini de açıklamak durumunda olduklarını söyleyen DP Genel Başkanı Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş, "Yeni düzenlemelerle tasarının Anayasa'ya en ufak bir aykırılığı yoktur" diye konuştu.

Siyasi eşitlik kadar vazgeçilmez temel unsurlardan iki kesimliliğin yasa tasarısıyla korunduğunu, bu konuda tasarıda herhangi bir açık olmadığını söyleyen Denktaş, "Elimizdeki en önemli müzakere elemanı toprak düzenlemesidir ve askerin buradaki varlığıdır. Siyasi eşitlik ve iki kesimlilik ise hakkımızdır, hiçbir şekilde müzakere edilmez olandır. Bu yasayla bunları değil ortadan kaldırmak güçlendirmek söz konusudur" ifadelerini kullandı.

Yasa tasarısıyla iade halinde devletin yükümlülük halinde olduğunu, herhangi bir mağduriyetin kesinlikle söz konusu olmadığını söyleyen Denktaş, eşdeğer kaynaklı malların ise iade kapsamı dışında olduğuna işaret etti. Tasarıda yer alan konuyla ilgili düzenlemelere ilişkin ayrıntılar vererek tasarıya yönelik tepkilerin çoğunlukla psikolojik olduğunu kaydeden Denktaş, "Siyaseten zayıflama değil güçlenme söz konusudur" ifadelerini de kullandı.

Tasarıyla öngörülen "iade kapsamındaki mallara 3 yıllık moratoryum" ifadesinin Rum tarafını çözüme zorlayıcı bir düzenleme olduğunu söyleyen Denktaş, "Bu yasa ayaküstü hazırlanmış bir yasa değil. Bu 3 yıllık moratoryumun anlamı var" dedi.

AİHM'in yasayı "iç hukuk" olarak kabul etmemesi halinde bile çözüm umutlarının azaldığı bir dönemde Rumlara bir olanak verildiğini söyleyen Denktaş, yasayla Rumlarla başvuru için 2 yıllık süre verildiğine dikkat çekti.

Hükümet adına değil partisi adına konuştuğuna vurgu yaparak Rum halkına da çağrıda bulunan Denktaş, "Yönetimlerini çözüme zorlamazlarsa gidişat kötü. Bu bir tehdit değil uyarıdır. Gidişat çatışmaya doğrudur. Böyle giderse yeni bir çatışmaya girebiliriz. Bu kötü gidişatı hem Rumlar, hem dünya ve AB dikkate almalıdır" dedi.

Soyer: Birey hakları için mülkiyet hakkı sınırlanabilir

CTP-BG Genel Başkanı Başbakan Ferdi Sabit Soyer, çözümden önce Kıbrıs sorununu kendi lehine çevirmek isteyen tarafın mülkiyet konusunda adımlar atması gerektiğini belirtti.

Soyer, bireylerin haklarının korunması için mülkiyet hakkının sınırlanabileceğini de vurguladı.

Soyer, yasa tasarısının Kıbrıs sorununa yaklaşımının, Kıbrıs Türkü'nün siyasi eşitlik temelinde çözüm ve değişen koşulları kapsadığını kaydetti.

Tasarıda karşı olunan bazı argümanların kendisini yaraladığını belirten Soyer, daha önce yapılan konuşmalardan alıntılar yaptı ve bunları eleştirdi.

TC'nin bugün aday ülke statüsünden çıkıp tarih alan bir ülke olduğunu belirten Soyer, yasanın bu aşamada geldiğine dikkat çekti.

Papadopulos yönetiminin hukuki taarruzuna karşılık pozisyon almak gerektiğini kaydeden Soyer, Cumhurbaşkanı ve hükümetin bu konuda adımlar attığını ifade etti.

Hurma davası konusunda çalışmalar sürerken Kıbrıs Türkü'nün malsız mülksüz kalmasını önleyecek önlemler çerçevesinde AİHM'in kabul edebileceği bir yasa tasarısının hazırlığının yapılmaya başladığını ifade eden Soyer, muhalefet partileri ile Meclis'te gizli toplantılar yapılmasına rağmen karşı görüş alamadıklarını belirtti.

Tasarının 7 Kasım'da meclise geldiğini ve 18 Kasım'da milletvekillerine dağıtıldığını ve sürenin kısa olduğu eleştirilerinin yersiz olduğunu belirten Soyer, bir tek hukukçunun görüşleri ile yol yürünemeyeceğini, yasa tasarısı hakkında başbakan olarak kendisinin ve cumhurbaşkanının hedef alınabileceğini, ancak yasanın hazırlanmasına bilgi birikimi ile katkı koyanlara saygılı davranılması gerektiğini söyledi.

Yasa Tasarısı'nın AİHM'in iç hukuk olarak arayacağı özellikleri içermesi için yapıldığını kaydeden Soyer, mülkiyet hakkının çok önemli olduğunu, ancak kutsal olmadığını ifade etti.

"Bireyin hakkının saklı kalması barış ve özgürlük konusuna çare bulunmalı" diyen Soyer, bireyin hakları için mülkiyet hakkının sınırlanabileceğini vurguladı.

Annan planında da mülkiyetin 1/3'ünün iadesinin bulunduğunu hatırlatan Soyer, hukukun Kıbrıs Türk halkını teslim almaması için arayış içinde olunması gerektiğini kaydetti.

Rum'un amacının tek yanlı üye olmanın avantajını kullanarak iki kesimliliği ortadan kaldırmak olduğunu belirten Soyer, çözümden önce Kıbrıs sorununu kendi lehine çevirmek isteyen tarafın mülkiyet konusunda adım atması gerektiğini vurguladı.

Manevi tazminatın Rumlar için olduğu kadar Kıbrıslı Türklerin Güney'deki malları için de geçerli olduğunu söyleyen Soyer, ancak bugüne kadar Kıbrıslı Türklerin AİHM'e başvurmamasının eksiklik olduğunu kaydetti.

Soyer, AİHM'in de Rumların açtığı mülkiyet davaları nedeniyle zorda olduğunu ve çıkış yolu aradığını vurguladı.

Tasarının yasalaşması ve AİHM'in bunu iç hukuk olarak kabul etmesi halinde ekonominin güçleneceğini ve malların değerinin artacağını belirtti ve Kıbrıs Türkü'nün bu yasaya ihtiyacı olduğunu kaydetti.

Yasanın kimseyi kandırma amacı gütmediğini, iki bölgelilik siyasi hedefinde çözümü amaçladığını vurgulayan Soyer, tazminatlar için ek bütçe yapılabileceğini, mahkeme tazminata karar verirse bunun arkasında olduklarını ve ödeyeceklerini kaydetti.

Diğer konuşmalar

UBP Milletvekili Tahsin Ertuğruloğlu da , "Bu gidişatla bir gün gelecek kazanılmış haklı bir davanın nasıl kaybedildiği doktora tezlerine konu olacak" dedi.

Anayasaya bağlılığı vurgulayan milletvekili yemini okuyan ve tasarının anayasaya aykırı olduğunun Başsavcı ile Yüksek Mahkeme Başkanı tarafından da açıklandığını söyleyen Ertuğruloğlu, "Hiçbir yönüyle Kıbrıs Türküne ve anavatana olumlu getirisi olmayacak, tüm zemini ortadan kaldıracak bir yasayla karşı karşıyayız" dedi.

Milletvekillerine "tarih önündeki sorumluluklarını" hatırlatan ve "Diplomasi yapacaksınız diye Kıbrıs Türk halkını mahvediyorsunuz" diyen Ertuğruloğlu, yasayla ilgili açıklamaları "halkı yanıltıcı demagojiler" olarak niteledi.

UBP Milletvekili Kemal Dürüst de mülkiyetle ilgili yasa tasarısının tarihi bir hata olduğunu belirtti. Dürüst, hükümete çağrı yaparak bu "yanlıştan" dönmelerini istedi.

Dürüst, komiteye çağrılan tüm sivil toplum örgütlerinin olumsuz görüşlerine, Başsavcı ve Yüksek Mahkeme Başkanı'nın anayasaya aykırılık ikazlarına rağmen iktidarın tasarıyı yasalaştırmaya çalışmasını eleştirdi.

Hükümete tarihi hata işlememesi için çağrı yapan Dürüst, "Bu tarihi hatayı işlemeyiniz. TC'li kardeşlerimizin ve Güney'den gelen Kıbrıslı Türklerin büyük bir kayba uğrayacağını vurgulamak istiyorum" dedi.

UBP milletvekili Şerife Ünverdi, hükümetin bu yasa tasarısını aceleye getirerek oldubittiye getirmeye çalıştığını ileri sürerek, halkın geleceğini ilgilendiren "çok önemli bir yasa" dediği bu düzenlemenin iyi düşünülmesi ve değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.

Bu yasal düzenlemelerin Anayasaya aykırı olduğu görüşünü savunan Ünverdi, 159. Madde'nin Rum'a mal iadesini kapsamadığını belirtti.

UBP milletvekili Ahmet Kaşif de bir zaruretten doğduğunu belirttiği söz konusu tasarının komitedeki değişiklikle yeni bir hâl aldığını ve halen tartışılmaya ihtiyacı bulunduğunu belirtti; Avrupa Birliği'nin her dediğini yapmanın sonu olmadığını söyledi.

Kıbrıs Türk halkının "dünya dili konuşmak için" son yıllarda çok fazla fedakarlık yaptığını, ancak karşılık alamadığını belirten Kaşif, verilen sözlerin yerine getirilmediğine işaret etti.

CTP Milletvekili Kadri Fellahoğlu ise, 1974'ten itibaren kurulan düzenin gerçekleriyle bir gün mutlaka karşılaşılacağının bilinmekte olduğunu söyledi, buna rağmen gerçeklerin kabul edilmek istenmediğini belirterek bunu eleştirdi.

Yasanın amacının "iç hukuk yaratmak" olduğunu yineleyen Fellahoğlu, bunun iç hukuk olarak kabul edilip edilmeyeceğine karar verecek olanın AİHM olduğunu söyledi.

UBP milletvekili Hasan Taçoy, Başsavcı'nın söz konusu tasarının Anayasa'ya aykırı olduğu yönünde görüşü bulunduğunu savunarak, bunun göz ardı edildiğini belirtti ve bu tutumu eleştirdi.

Tasarıdan alıntılar yaparak sürdürdüğü konuşmasında tasarının Anayasa'ya aykırılığın sadece ( c ) bendiyle sınırlı olmadığını belirten Taçoy, tasarıda öngörülen komisyona yabancı üye atanmasının da Anayasa'ya aykırı olduğunu savundu.

DP Milletvekili Mustafa Gökmen, Annan planı sürecinde referandum sürecinin önünü açanın DP olduğunu, ancak bugün durumun farklı olduğunu ve sorumluluğun milletvekillerinde bulunduğunu söyledi.

"Hiçbir milletvekilinin rahat olmadığını" söyleyen Gökmen, iç politik çıkar sağlama gibi bir düşünceleri olamayacağını, konunun Türk ulusunun bir sorunu olduğunu söyledi.

Gökmen, "ülkenin denge partisi" olarak değerlendirdiği DP'nin bir süre önce Türkiye'de gerçekleştirdiği temaslarına da değindiği konuşmasında "işin bir ucunda da Türkiye bulunduğu" gerçeğinin yadsınamayacağını belirtti.

Değişiklikler

Tasarı madde madde görüşülürken bazı değişiklikler de yapıldı.

Hukuk ve Siyasi İşler Komitesi Başkan Yardımcısı DP Milletvekili Mehmet A. Tancer tarafından sunulan ilk değişiklik önerisinin oyçokluğuyla kabulüyle, 3. Madde'ye 7.satırındaki "iki kesimlilik esası" ifadesinin ardından "ve bunun korunması için gereken düzenlemeler" söz dizisi eklendi.

Tasarı madde madde görüşülürken söz alan Hukuk ve Siyasi İşler Komitesi Başkanı CTP Milletvekili Kadri Fellahoğlu, 8. maddenin 1. fıkrası 6. satırındaki "Askeri bölgeler ve/veya askerin kullanımına ihtiyaç duyulan mülkler" söz dizisinin yerine "Askeri bölgeler veya askeri tesisler" söz dizisinin girmesi yönündeki değişiklik önerilerini sundu. Aynı maddenin 5. fıkrasındaki "1974" yerine "bugünkü" rayiç bedelleri ifadesinin getirilmesi yönündeki değişiklik önerisini Komite Başkan Yardımcısı DP Milletvekili Mehmet A. Tancer sundu.

8. madde önerilen değişikliklerle birlikte oyçokluğuyla kabul edildi.

Tasarıda yapılan bir diğer değişiklikle, 12. maddenin 2. paragrafında yer alan komisyonun görev süresiyle ilgili düzenleme, komisyonun görevini tamamlaması halinde görev süresinin de tamamlanacağını içeren bir şekle dönüştürüldü.

Tasarının madde madde görüşülmesinin ardından oylamaya geçildi. Tasarıya, UBP ve BDH milletvekillerinden 17 ret, CTP ve DP milletvekillerinden 29 kabul oyu geldi. Tasarı oyçokluğuyla kabul edildi.

Yasanın içeriği

Meclis Genel Kurulu'nda kabul edilen ve Resmi Gazete'de yayınlandığı zaman yürürlüğe girecek olan yasa, yasa çerçevesinde oluşturulacak olan komisyona başvuruda bulunacak Rumlara KKTC'deki eski malları için tazminat, takas veya mallarının iadesi olanağı yaratıyor.

Yasaya göre, "1960 kuruluş anlaşmasında ve ona bağlı eklerde belirlenen askeri tesis, rıhtım, kamp ve benzeri talim sahaları içinde bulunan tüm taşınmaz mallar" iade edilmeyecek mallar kapsamında. Güney Kıbrıs'ta bırakılan malların eşdeğer karşılığı olarak vatandaşlara verilen mallar çözümden sonra dahi iade kapsamında olmayacak.

İnkişaf değil geliştirme

İade kapsamındaki mallarla ilgili kurallarda, bir malda sadece inkişafın değil, devlet tarafından bölgeye yol, su, elektrik gibi alt yapının götürülüp götürülmediği de dikkate alınacak.

Yasada 2 tür iade var

KKTC mülkiyet rejiminde uluslararası hukukun gereklerini yerine getirme ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından "iç hukuk" olarak kabul edilme hedefi taşıyan yasa, kuzeyde kalan Rum malları için tazminat ile takasa ek olarak, mal iadesini de öngörüyor. Mal iadesi, yasada iki ayrı şekilde düzenleniyor.

Çözümden sonra iade ... Kamulaştırmayla

Buna göre, tapulu olan, birilerinin kullanımında olan, askeri tesis olarak kullanılan, üzerinde kamu yararı bulunan eski Rum malları ancak çözümden sonra iade edilebilecek. Ancak iade, çözümden sonra ilgili malın KKTC devleti tarafından kamulaştırılmasıyla söz konusu olabilecek.

Yasaya göre 1974'ten önce Rumlara ait malların bir kısmı ise talep halinde hemen iade edilebilecek. Bu mallar, kimsenin kullanımında olmayan, kamu düzenini tehlikeye düşürmeyecek devlet kontrolündeki mallar.

Tazminat ve takas şartları... Ödemeyi devlet yapacak

Yasa, tazminat ve takasa ilişkin şartları da düzenliyor.

Başvuru halinde ilgili Rum'a kuzeydeki eski malına karşı tazminat ödenmesi için bugünkü rayiç bedel ile o günden bugüne değer artışı dikkate alınacak. Tazminat belirlenirken başvuru sahibinin güneyde Türklere ait mal tutup tutmadığı da dikkate alınacak.

Başvuru sahibinin talebine göre takas teklif edilmesi halinde ise, bugünkü rayiç bedeller esas alınacak. Bu durumda malların değerleri arasında fark olması halinde aradaki fark kimin lehine ise onun tarafından ödenecek. Davalı taraf adına ödemeyi komisyon, yani KKTC devleti yapacak.

Takas halinde, kullanım kaybından doğan zarar ve konut hakkından doğan manevi zarara ilişkin tazminat talebi saklı kalacak.

Taşınır mallara tazminat

Tazminat ve takas halinde mülkiyet hakkının ortadan kalktığını hükme bağlayan yasa, talep halinde Rumlara taşınır mallar için de tazminat öngörüyor. Tazminat miktarı, Komisyon'un karar verdiği tarihteki rayiç değer üzerinden ödenecek.

Komisyonda yabancılar da görev yapacak

Yasa uyarınca mahkeme gibi çalışacak bağımsız bir komisyon oluşturulacak. Yürütme yetkisini iskân işleriyle görevli bakanlığa (İçişleri Bakanlığı) veren, davalı taraf olarak da bakanlığı veya bakanlık adına Başsavcılığı adres gösteren yasa, ez az 7 kişilik bir komisyon oluşturulmasını hükme bağlıyor.

Yasa uyarınca, komisyonda görev yapacak en az 2 üye yabancılardan oluşacak. "Yabancı" tanımı yapılırken, bu kişilerin Kıbrıslı Türk, Rum ve bunlara ek olarak garantör ülkeler Türkiye, Yunanistan ve İngiltere vatandaşı olamayacaklarına da vurgu yapılıyor.

Komisyon üyeleri Cumhurbaşkanı tarafından önerilecek üyeler arasından Yüksek Adliye Kurulu tarafından atanacak. Başkan ve üyeler hukukçular veya kamu yönetimi ile mali konularda tecrübeli kişilerden oluşacak. Üyeler, 1974 öncesinde Rumlara ait mallardan doğrudan veya dolaylı olarak yararlanan kişilerden oluşmayacak.

Komisyonun alacağı kararlar bağlayıcı ve yargının aldığı kararlar gibi icrai nitelikte olacak.

Taşınmaz mallarıyla ilgili takas, tazminat veya iade talebinde bulunanlar iddialarını kanıtlamakla yükümlü olacaklar.

İtirazlar YİM'e ve ardından AİHM'ye

Mahkeme gibi çalışacak komisyonun talebe göre takas, iade, tazminat veya kullanım kaybından doğan zarar tazmini kararına karşı taraflar Yüksek İdare Mahkemesi'ne başvurabilecekler. Başvuru sahibi, Yüksek İdare Mahkemesi'nin kararından da tatmin olmaması halinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne başvuru yapabilecek.

Yasa yürürlükten kalkacak

"Anayasa'nın 159'uncu Maddesinin 1'inci Fıkrasının (b) bendi Kapsamına Giren Taşınmaz Malların Tazmini, Takası ve İadesi Yasası"nın yürürlüğe girmesiyle, 2 yıl önce hazırlanan ve sadece tazminat ile takas öngören Taşınmaz Malların Tazmini Yasası yürürlükten kalkacak.

 KIBRIS 20/12/05

Talat'ın ocakta Blair'le görüşmesi bekleniyor

ORAMS DAVASIYLA İLGİSİ YOK... Cumhurbaşkanı Ali Talat, ocak ayı içinde İngiltere Başbakanı Tony Blair'le görüşmesinin söz konusu olabileceğini, ancak görüşmenin, Cherie Blair'in Orams davasında savunma üstlenmesiyle herhangi bir ilişkisi olmadığını olamayacağını vurguladı

RUM BASININA TEPKİ... Rum basınında ziyaretin, Orams davasıyla ilgili olduğunun yazılmasına tepki gösteren Cumhurbaşkanı Talat, bayan Blair'in eşinin mesleğinin avukatlık olduğunu ve istediği bir davayı savunma hakkı bulunduğunu bunun başka bir olayla bağlantılı kılınamayacağını ifade etti

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, ocak ayı içinde İngiltere Başbakanı Tony Blair'le görüşmesinin söz konusu olabileceğini, ancak bu görüşme için henüz resmi bir davet almadığını söyledi.

Cumhurbaşkanı Talat, İngiltere Başbakanı Blair'le yapması beklenen görüşmenin, Cherie Blair'in Orams davasında savunma üstlenmesiyle herhangi bir ilişkisi olmadığını olamayacağını vurguladı.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, dün sabah Türk Ajansı-Kıbrıs (TAK) heyetini kabulü sırasında, Rum basınında Blair'in kendisini görüşme yapmak üzere Londra'ya davet ettiği ve bununla Cherie Blair'in Orams davasında savunmayı üstlenmesiyle bağlantı kurulduğunun anımsatılması üzerine, görüşmenin söz konusu olduğunu ancak resmi davetin eline henüz ulaşmadığını belirtti.

Talat, bayan Blair'in eşinin mesleğinin avukatlık olduğunu ve istediği bir davayı savunma hakkı bulunduğunu bunun başka bir olayla bağlantılı kılınamayacağını ifade etti.

Rum basınında dün yer alan haberlerde, Bayan Blair'in KKTC'de ev alan İngiliz Orams çiftine açılan davada Blair'in Oramsları savunmayı üstlendiğinin açığa çıkmasından sonra İngiltere ile Rum Yönetimi arasındaki ilişkilerin kötüleştiği belirtildi.

Fileleftheros gazetesi konu ile ilgili haberinde Cherie Blair'in bugün başlayacak Orams davasında KKTC'deki Rum mallarını satın alan büyük bir İngiliz topluluğunun desteğini almış olduğunu, gelişmelere paralel olarak İngiltere Başbakanı Blair'in ise Cumhurbaşkanı Talat'ı ocak ayında İngiltere'ye davet ettiğini yazdı.

Gazete, Blair'in Talat ile yapacağı görüşmenin, İngiltere'nin AB dönem başkanlığının sona ermesinin ardından gerçekleşmesini tercih ettiğine dikkat çekerken, Blair'in bu davetinin Cumhurbaşkanı Talat'ın ABD Dışişleri Bakanı Condaleezza Rice ile yaptığı görüşmenin devamı niteliğinde olduğunu da ifade etti.

KIBRIS 20/12/05

Cherie Blair günün konusu

İngiltere Başbakanı Tony Blair'in ünlü bir insan hakları avukatı olan eşi Cherie Blair'in İngiliz Elizabeth ve David Orams çiftinin KKTC'deki mülkiyet haklarını savunma kararı, Rum kesiminden tepki gelmesi üzerine, İngiliz basınında geniş şekilde yer aldı.

Gazeteler, Cherie Blair'in mesleki kararının Kıbrıs Rum kesimiyle bir diplomatik kriz yaşanmasına yol açtığını yazdı.

Daily Mail gazetesi, Cherie Blair'in bu kararından sonra büyük bir diplomatik kavga koptuğunu belirtti ve Orams davasının ayrıntılarına yer verdi.

Rum mahkemesinin Lapta'daki İngiliz çifte ait villanın yıkılması ve toprağın esas sahibi olduğunu öne süren Rum vatandaşı Meletios Apobtolides'e verilmesi yolunda karar verdiğini hatırlatan gazete, davanın şimdi de İngiltere'ye taşındığını kaydetti.

Gazete, Başbakanlık kaynaklarının Rum kesiminin tepkisiyle ilgili olarak, Cherie Blair'in bir hukukçu olarak hareket ettiğini söylemekle yetindiklerini yazdı.

Guardian gazetesi de, Cherie Blair'in İngiliz çiftin KKTC'deki hakkını savunma kararının Rum lideri Tassos Papadopulos'u kızdırdığını kaydetti.

Başbakanlık sözcüsünün, Cherie Blair'in davayı üstlenme kararının "mesleki bir tercih" olduğuna dair sözlerine yer veren gazete, davanın Kuzey Kıbrıs'ta mülk edinen diğer İngiliz vatandaşlarının benzer davaları için önemli bir emsal oluşturacağını vurguladı.

Gelişmeye geniş şekilde yer veren bir başka gazete olan The Times ise Cherie Blair'in, Rum kesimi tarafından "KKTC'de illegal şekilde mal edindiği" öne sürülen Orams çiftini savunma kararı yüzünden ağır şekilde eleştirildiğini belirtti. Gazete, Cherie Blair'in mensubu olduğu Matrix adlı hukuk firmasının konuyla ilgili açıklama yapmaktan kaçındığını yazdı.

KIBRIS 20/12/05