Talat halkından destek istedi
10 Nisan, 2005 23:57:00 (TSİ) CNN TURK
KKTC'de cumhurbaşkanı adayı olan
Başbakan Mehmet Ali Talat, ''Kıbrıs Türk halkının
çözüm, barış, Avrupa Birliği ve dünya ile kucaklaşmak
isteyen bir toplum olduğunu haykırması gerektiğini''
söyledi.
Mehmet Ali
Talat, seçim gezileri çerçevesinde yaptığı konuşmalarda,
''üzerimize düşen, haklarımızı teslim etmek değil,
sahip çıkmak ve barışı arzulamak, çözümü öne
çıkarmaktır. Varsın mazereti, çözümü istemeyen Rum tarafı
düşünsün. Biz çözüm istiyoruz ve samimiyiz'' dedi.
Önümüzdeki
günlerde, önemli ciddi gelişmelerin beklendiğine işaret eden
Talat, hareketlenmelerin şimdiden başladığını
kaydetti. ''Müzakere döneminin 3 ekimden önce olacağının belli
olduğunu'' ifade eden Talat, şöyle konuştu: ''Bu nedenle de çözümün desteklenmesi
şart haline gelmiştir. Kıbrıs sorununun çözümünün gündemi
en fazla kapsayacağı önümüzdeki günlerde vereceğimiz mesaj
önemlidir. Buna hazır olmalı ve bunun için dünyaya bir kez daha güçlü
bir mesaj vererek, 'bizler, çözüm, barış, AB, dünya ile
kucaklaşmak isteyen bir toplumuz ve bir kenarda duran, izole edilmeye
layık bir toplum değiliz. Halk olarak dünyaya açılmak, AB'ye
girmek istiyoruz' demeliyiz.''
Talat, ''bu
mesajın 24 nisanda olduğu gibi güçlü bir şekilde
duyurulması gerektiğini, dünyanın da bunu beklediğini''
sözlerine ekledi.
Görevi bir hafta
sonra bitecek Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın, ''hala
Kıbrıslı Türklerin kandığını,
kandırıldığını, bilmeden oy verdiğini,
eurolara kandığını'' söylediğine işaret eden
Talat, ''bunun doğru olmadığını dünyaya bir daha
göstermeliyiz'' dedi.
AB, Kıbrıs için yeni plan
hazırlığında
11 Nisan, 2005 08:40:00 (TSİ) CNN TURK
Kıbrıs Rum Yönetiminin Kıbrıs sorununun
çözümüne yönelik uzlaşmaz tavrı Avrupa Birliğini bir plan
yapmaya itti. AB Komisyonu ile Avrupa Parlamentosu, Rum lider Tasos
Papadopulosu müzakere masasına oturtmak için ortak plan hazırlamaya
başladı.
Papadopulosun
AB içinde dışlanmasını öngören plan, Türkiye'nin Rum
gemilerine limanlarını açması ve KKTC ile doğrudan
ticaretin başlamasının eş zamanlı olarak
uygulanmasını içeriyor. Plana göre, Türkiye gerekirse bir miktar
asker çekerek jest yapabilecek.
KKTC'li iki milletvekilinin Avrupa Parlamentosunda gözlemci statüsüyle görev
yapması ve KKTCye yönelik 259 milyon euroluk mali yardımın
serbest bırakılması kısa vadedeki önlemler arasında
yer alıyor. Plan ayrıca Birleşmiş Milletler ile
görüşmeler yapacak bir temsilci seçilmesini öngörüyor.
Türkiye ve KKTCden ise, olumlu tavrını sürdürmesi ve politikalarını
birleşik Kıbrıs Cumhuriyetinin kurulması ilkesi üzerine
kurması talep ediliyor.
Rum
Yönetimi öneri listesini açıklayacak
Kıbrıs Rum Yönetimi'nin, yarın Annan Planı'nda
yapılmasını istedikleri değişiklikleri de
açıklaması bekleniyor. Rum tarafı, Avrupa Parlamentosu
heyetine,öneri listesini açıklayacakları sözünü verdi.
Rumların öneri paketinde üç unsur ön plana çıkıyor.
Rumlar, Türk askerlerinin Kıbrıstan daha kısa bir takvim içinde
çekilmesini, Kuzey'de mülk sahibi olan Rumların yerleşme hakkına
kısıtlama getirilmemesini ve Karpaz bölgesinin kendilerine
bırakılmasını istiyor.
Lagendijkdan
çarpıcı açıklama
Haftasonu Kıbrısı ziyaret eden Avrupa Parlamentosu
Yeşiller Grubu heyeti başkanı Joost Lagendijk da,
Kıbrıs sorunu çözülmeden Güney Kıbrısı Avrupa
Birliğine almanın hata olduğunu söyledi.
Türkiye-AB Karma Parlamento Komisyonu Eşbaşkanı ve Avrupa
Parlamentosu Yeşiller Grubu Milletvekili Joost Lagendijk, KKTC'ye yönelik
doğrudan ticaret ve mali yardım tüzüklerinin uygulamaya konulması
için Rum Yönetimine baskı yapılması gerektiğini de
belirtti.
|
TÜRKLERİ
TEMİZLERİZ MESAJI |
|
Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulosun, 1964 yılında
ABD'ye Türkler karasularımıza girerse, 1 saat 45 dakika içinde
Kıbrıslı Türkleri temizleyeceğiz mesajı gönderdiği
ortaya çıktı. ABD arşivlerine göre, Papadopulos mesajı,
dönemin çalışma bakanı sıfatıyla ABD
Büyükelçiliğine gönderdi. Papadopulos mesajında, Türk gemilerinin 12 millik kara
sularını işgal etmesi halinde 1 saat 45 dakikada
Kıbrıslı türkleri temizleyeceklerini ve bunu yapacak
olanakları olduğunu belirtiyor. Mesajın
ayrıntıları önümüzdeki günlerde piyasaya çıkacak,
Doğmamış Bir Devletin Tarihi: Birleşik Kıbrıs
Cumhuriyeti adlı kitapta yer alıyor. Kitapta ayrıca Papadopulosun ,
Kıbrıslı Türklere karşı silahlı mücadele
yürüten Organosis adlı örgütün komutan
yardımcılığını yürüttüğü iddia ediliyor. |
CNN TURK 11/04/05
Eminenin kaderi, eski ilik borcuna takıldı
|
İbrahim ÖZÇEKİÇ/KAYSERİ (DHA) Kayserili 7 yıldır lösemiyle savaşan 20 yaşındaki Emine Ozana Kıbrıs Rum Kesimindeki iki donörden nakledilecek ilik, bürokratik engellere takıldı. Türkiyenin
Kıbrıs Rum Kesimini tanımadığı için, 2
yıl önce Umut Utlu adlı hastaya nakledilen iliğin bedeli olan
23 bin doları göndermediği ortaya çıktı. Eminenin
yurtdışına gönderilmesi gündeme geldi. |
HURRIYET 11/04/05
|
Kıbrısta üçüncü ilik diplomasisi |
|
|
Ömer BİLGE/LEFKOŞA Kayseride ilik nakli bekleyen Emine Özan, Kıbrısta Türk ve Rumlar arasında üçüncü kan kanseri dramının kahramanı oldu. 2000
yılında ilik nakli bekleyen Türk ve Rum iki çocuk, Türkiye,
Yunanistan ve Kıbrısta kan kampanyaların
başlamasına neden olmuştu. 7 yaşındaki Rum çocuk
Andreas Vasiliu ve 13 yaşındaki Kemal Saraçoğluna uygun ilik
bulunabilmesi için Türk ve Rumlar uzun kuyruklar oluşturarak kan
örnekleri verdi. İki çocuk Türk Yunan
yakınlaşmasının yanısıra Kıbrısta
tarafların da bir araya gelmesini sağladı. Aileler
arasında dostluklar kuruldu. Bir yıl sonra Andreas Vasiliuya uygun
doku ABDde bulundu ve Rum çocuk hayata döndü. Ancak Kemal Saraçoğlu,
2002 yılında kan kanserinden öldü. |
|
HURRIYET 11/04/05
Kırk yıllık sır
|
Zeynel LÜLE Papadopulosun, 1964te ABDye Türkler karasularımıza girerse, 1 saat 45 dakika içinde Kıbrıslı Türkleri temizleyeceğiz mesajı gönderdiği ortaya çıktı. AMERİKAN
arşiv
kaynaklarından elde edilen belgelere göre Rum Yönetimi Lideri Tasos
Papadopulos, 1964 yılında Amerikan Büyükelçiliğine, dönemin
Çalışma Bakanı sıfatıyla gönderdiği mesajda,
Türkiyenin kara sularını ihlal etmesi halinde 1 saat 45 dakika
içinde Kıbrıslı Türkleri temizleyeceklerini bildirdi.
Kıbrıslı Rum Makarios Trusiotisin, Amerikan
arşivlerinden elde ettiği belgelere göre Papadopulos, Eğer
Türk gemileri 12 millik kara sularımıza (Kıbrıs Rum
tarafı o günlerde Kıbrısın kara sularını 12
mile çıkarmıştı) girerse, bunu işgal hareketi
sayacağız ve iç düzenimize çeki-düzen vereceğiz. Böyle bir
durumda bize 1 saat 45 dakikalık bir süre kalır. Bu süre
zarfında Kıbrıslı Türkleri temizleyeceğiz.
(İngilizce metinde clean up olarak geçiyor) Bunu yapacak
planımız ve olanaklarımız hazırdır mesajı
yolladı. |
HURRIYET 11/04/05
ABnin Tasos planı
Zeynel LÜLE / BRÜKSEL
Rum Lider Tasos Papadopulosu müzakereye çekmek için AB Komisyonu ile Avrupa Parlamentosu ortak plan hazırlıyor. Papadopulosun izole edilmesini de içeren plan, Türkiyenin Rum gemilerine limanlarını açmasıyla KKTC ile doğrudan ticaretin başlaması arasında eşgüdüm öngörüyor ve gerekirse Türkiyenin bir adım önde olmak adına bir miktar asker çekerek jest yapmasını içeriyor.
KIBRIS Rum
Kesiminin çözüm için uyuşmaz tavrı, AByi çözüme zorlamak için bir
plan hazırlığına itti. AB Komisyonu ve Avrupa
Parlamentosunun işbirliği içinde hazırladığı üç
ayaklı plan, umutsuz kişi olarak görülen Tasos Papadopulosu
müzakere masasına oturtmayı amaçlıyor. Papadopulosu giderek AB
içinde yalnız adam konumuna getirmenin hesapları
yapılıyor. Türkiyeden de destek talebi içeren kısa ve orta
vadeli plan şöyle:
KISA VADEDE
APde iki KKTC milletvekilinin gözlemci statüsüyle görev yapması.
KKTCye yönelik 259 milyon Euroluk mali yardımın hemen serbest
bırakılması ve AB Komisyonunun yeni bir mali program
hazırlaması.
Doğrudan ticaret için takvim ve direkt uçuş için formül
arayışı.
APnin acil bir Kıbrıs özel oturumu yapması ve Annan
planına destek.
AB liderlerinin, Papadopulosa tavır almalarının
sağlanması ve Rum liderin AB içinde yanlız
bırakılması.
ORTA VADEDE
Papadopulosu iktidar yapan AKELin tavrını
değiştirmesi.
Türkiyenin limanlarını Rum gemilerine açması ile AB ile KKTC
arasında doğrudan ticaretin başlamasının eş
zamanlı olması.
Rumların çözümsüz politikasının en büyük nedeni olan AB
üyeliği avantajının asgariye indirilmesi için bir strateji
saptanması.
AB içinde bir Özel Temsilcinin göreve getirilmesi ve BM görüşmelerine bu
temsilcinin katkıda bulunması.
TÜRKİYE VE KKTCDEN TALEPLER
AB, Türkiye ve KKTCnin Annan Planı ruhuna uygun, olumlu
tavrını sürdürmesini; Türkiyenin politikasını
Birleşik Kıbrıs Cumhuriyetinin kurulacağı üzerine
kurmasını istiyor. Bunun, Rumlara bir baskı aracı
olacağını düşünüyor.
KKTCnin vize sistemini kaldırması, kapı sayısını
artırması, Yeşil Hattaki mayınların temizlenmesi.
Gerekirse, hep bir adım önde olmak adına adadan bir miktar asker
çekerek jest yapması.
HURRIYET 11/04/05
8 ayda 495 bin KL
TEK BAŞINA
YETERLİ OLAMADI... "Kuzey Kıbrıs'tan Güney
Kıbrıs'a ihracat" şeklinde tek taraflı işleyen
Yeşil Hat Tüzüğü, Ağustos 2004'ten Nisan 2005'e toplam 495 bin
68.38 Kıbrıs Liralık iş hacmi oluşturuldu. Rakamlar,
Mali Yardım Tüzüğü ve Direkt Ticaret Tüzüğü ile birlikte
planlanan Yeşil Hat Tüzüğü'nün tek başına yeterli
olmadığını ortaya koyuyor
MOBİLYADA
BEKLENEN OLMADI... Yeşil Hat Tüzüğü çerçevesinde kuzeyden güneye,
çeşitli türde meyve, alüminyum kapı- pencere, külçe kurşun, az
sayıda tekstil, tuvalet kağıdı, boya taşı ve
mozaik gibi maddeler geçti. En büyük iş hacmini oluşturması beklenen
mobilyada yeterli büyüme sağlanamadı ancak rakamların iyiye
doğru gittiği gözlemleniyor
Hüseyin
EKMEKÇİ
Kuzey
Kıbrıs'tan Güney Kıbrıs'a ihracat şeklinde tek
taraflı işleyen Yeşil Hat Tüzüğü çerçevesinde Ağustos
2004'ten 2005 Nisan ayının ilk haftasına kadar toplam 495 bin
68.38 Kıbrıs Liralık iş hacmi oluşturuldu.
Yeşil Hat
Tüzüğü, Avrupa Birliği'nin gündemine, Kıbrıs'ta düzenlenen
referandumda Rum tarafının "hayır" demesi üzerine Mali
Yardım ve Direkt Ticaret Tüzüğü ile birlikte gelmişti.
Siyasi ve
uluslararası hukuki engeller nedeniyle Mali Yardım Tüzüğü ve Direkt
Ticaret Tüzüğü uygulanamazken, Yeşil Hat Tüzüğü 23 Ağustos
2004'ten bugüne tek taraflı çalışıyor. 1 Mayıs 2004'te
gündeme gelen Yeşil Hat Tüzüğü, Rumlar tarafından ortaya
atılan bir takım gerekçelerle ertelenmiş ve Ağustos
ayının son haftasında uygulanmaya
başlanmıştı.
Yeşil Hat
Tüzüğü çerçevesinde, iki kategoride kuzeyde üretilen mallar güneye
geçebiliyor. Hammaddesi tamamen kuzeyde üretilen malların yanında,
hammaddesi yurt dışından gelmesine rağmen yeterli katma
değeri kuzeyde yaratılan ve işlenen mallar güneye
satılabiliyor.
Ağustos
2004'ün son haftasından Nisan ayının ilk haftasına kadar
kuzeyden güneye karpuz, alüminyum kapı- pencere, külçe kurşun, az
sayıda tekstil, tuvalet kağıdı, boya taşı ve
mozaik gibi maddeler geçti.
Rakamlar tatmin
edici değil
Buna
karşın, Mağusa ve Girne limanları yasaklı
olmasına rağmen yılda yaklaşık 50 milyon dolarlık
ihracat yapılırken, Yeşil Hat Tüzüğü çerçevesinde sekiz
ayda yapılan 496 bin 68 Kıbrıs Liralık rakamlar iş
çevreleri tarafından yeterli bulunmuyor.
Yeşil Hat
Tüzüğü'nün kuzey ekonomisine faydalı olabilmesi için aylık bir
milyon Kıbrıs Lirası dolaylarına çıkması
gerektiği üzerinde duruluyor.
Siyasi kavgalar
engelliyor
Kuzey ve güney
arasındaki mal akışını, iki taraftaki otoritenin, bir
diğerine üstünlük kurmaya çalışma çabası engelliyor.
Özellikle güneyde, kuzeyden gönderilmek istenilen mallar için "psikolojik
bir önyargı" oluştuğu tespit edildi.
Rum
alıcıların, "Ben sizden bu malı alırım ama
alıcı olarak ismimin görünmesini istemem" gibi gerekçeler öne
sürdükleri belirtildi.
Bu arada
kuzeyin de Yeşil Hat Tüzüğü'nü tek taraflı
çalıştırması ve güneyden kuzeye mal
akışının önünde "iki ülke arasında ihracat-
ithalat" kriterlerini öne sürmesi de güneyden yeterli talebin gelmesini
engelliyor.
İş
çevrelerine göre ticaret iki taraflı yapılmalı ve güney kuzeye,
"Tek otorite benim" demekten, kuzey de güneye, "Kuzeyde otorite
benim, benim şartlarımda ticaret" demekten vazgeçmeli.
En fazla meyve-
sebze
Yeşil Hat
Tüzüğü çerçevesinde yapılan ihracata bakıldığı
zaman, sekiz ayda en fazla sebze- meyvede geçiş olduğu görülüyor.
2004 yılında 103 bin 3.42, 2005 yılında ise 43 bin 221
Kıbrıs Lirası değerinde sebze- meyve güneye geçti.
Güney'e
gönderilen mallar arasında tuvalet kâğıdı da dikkat
çekiyor. 2004 yılında 43 bin 417 KL, 2005'te ise 37 bin 874
Kıbrıs Lirası değerinde tuvalet kâğıdı ve
mutfak havlusu güneye gönderildi.
Mobilyaya talep
artıyor
Güney
Kıbrıs'a en fazla mobilya ve ahşap ürünleri gönderilmesi
beklentisi Yeşil Hat Tüzüğü'nün devreye gireceği günlerde yüksek
bir beklenti halindeydi.
Aradan geçen
sekiz aylık dönemde "tahta eşya parçaları ve
takımları" adı altında toplam 53 bin 784
Kıbrıs Lirası değerinde mobilya ürünü Güney
Kıbrıs'a satıldı. Bu rakamın daha da artması
bekleniyor.
Ay Güney'e
giden malın değeri (Kıbrıs Lirası)
Ağustos
2004 2 bin 252
Eylül 2004 34
bin 779.82
Ekim 2004 43
bin 658.72
Kasım 2004
85 bin 181.29
Aralık
2004 109 bin 687.53
2004
yılı toplamı 275 bin 559.36
Ay Güney'e
giden malın değeri (Kıbrıs Lirası)
Ocak 2005 46
bin 208.54
Şubat 2005
99 bin 547.97
Mart 2005 70
bin 206.16
2005
yılı toplam 215 bin 962.67
NOT: Nisan
ayının ilk haftası 4 bin 546.35 KL ihracat yapıldı
23 Ağustos
2004- 3 Nisan 2005 tarihleri arasında kuzeyden güneye toplam 495 bin 68
Kıbrıs Liralık çeşitli mal gönderildi
2004
yılı içinde güney Kıbrıs'a gönderilen mal ve değeri
Malın
cinsi Fiyatı (KL)
Alüminyum PVC
kapı ve pencere 7 bin 765.35
Sepet 3 bin
655.44
El işi 131
Meyve 4 bin 310
Demir kapı
ve çit 3 b in 905
Kurşun
külçe 16 bin 432
Pide 196
Tekstil 9 bin
113.91
Tuvalet
kağıdı ve mutfak havlusu 43 bin 417.30
Umber
taşı- sarı taş 13 bin 206.56
Çeşitli
meyve 103.003. 42
Tahta eşya
parçaları ve takımları 26 bin 485.82
Mozaik mermer
22 bin 120.97
Tarım
makineleri 850
Çeşitli
deterjan, sabun 15 bin 879.72
Plastik 3 bin
081.50
Kömür Bin
796.25
İçme suyu
309.12
Şömine 200
Genel Toplam
275 bin 559,36
2005
yılı içinde güney Kıbrıs'a gönderilen mal ve değeri
Malın
cinsi Fiyatı (KL)
Alüminyum PVC
kapı ve pencere 11 bin 154.07
Sepet bin 271
Kurşun
külçe 16 bin 200
Tekstil 3 bin
484.30
Tuvalet
kağıdı- mutfak havlusu 37 bin 874.38
Umber
taşı- sarı taş 5 bin 877.30
Değişik
meyve 43 bin 221.20
Tahta eşya
ve paçaları- takımı 27 bin 298.61
Mozaik mermer
36 bin 223.57
Değişik
deterjan- sabun 8 bin 598.13
Plastik 20 bin
994.11
Şömine 700
Hazır
yiyecek 200
Demir- çelik
eşyalar 2 bin 916
Genel toplam
215 bin 962.67 KL
KIBRIS 11/04/05
İşadamlarından Talat'a büyük destek
TALAT, 300
İŞADAMIYLA BİRARAYA GELDİ... "Çözüm için
İşadamları Girişimi" örgütü, dün akşam Girne'deki
The Colony Hotel'de, CTP-BG cumhurbaşkanı adayı, Başbakan
Mehmet Ali Talat'ın onuruna yemek verdi. Yemeğe, Talat'a destek veren
300 işadamı katıldı
TALAT:
İŞADAMLARIMIZIN ÖNÜNÜ AÇACAĞIZ Başbakan Talat,
"İşadamlarımız bundan sonraki çözüm sürecinde en
önemli güçlerimiz ve değerlerimiz olacaktır" dedi. Talat,
işadamlarının CTP-BG'nin cumhurbaşkanlığı
kampanyasına destek vermesinin, yürüttükleri politikanın
doğruluğunun bir göstergesi olduğunu söyledi
Anıl
IŞIK
"Çözüm
için İşadamları Girişimi", CTP-BG
cumhurbaşkanı adayı, CTP Genel Başkanı, Başbakan
Mehmet Ali Talat onuruna dün akşam Girne'deki The Colony Hotel'de bir
yemek verdi.
Yemeğe,
Talat'a destek veren 300 işadamı katıldı.
"Çözüm
için İşadamları Girişimi"nin
cumhurbaşkanlığı seçim kampanyası çerçevesinde Mehmet
Ali Talat'ın adaylığına destek belirtmek amacıyla
düzenlediği yemek, basına kapalı yapıldı.
Yemeğe
katılan işadamlarını, "Çözüm için
İşadamları Girişimi" sözcülüğünü üstlenen
işadamları Erdil Nami ile Ramiz Manyera karşıladı.
Çeşitli
sektörlerden 300 işadamıyla bir araya gelen Başbakan Mehmet Ali
Talat, yemeğe katılmadan önce KIBRIS'a açıklamada bulundu.
Talat,
"İşadamlarımız bundan sonraki çözüm sürecinde en
önemli güçlerimiz ve değerlerimiz olacaktır" dedi.
İşadamlarının
CTP-BG'nin cumhurbaşkanlığı kampanyasına destek
vermesinin sevindirici bir olay olduğunu belirten Talat,
"İşadamlarının bu desteği yürüttüğümüz
politikanın doğruluğunun bir göstergesidir" diye
konuştu.
Yeni dönemde
işadamlarının önünü açacaklarını kaydeden Talat,
işadamlarının emekçi güçlerle birlikte çözüm sürecinde
çalışmalar yapacaklarını ifade etti.
Ekonomik alanda
en önemli gücün işadamları olduğunu vurgulayan Talat, sivil
toplum örgütlerinin ve kamu görevlilerinin de kendi alanlarında
çalışmalar yapacağını ve sonuçta herkesin sürece
katkıda bulunacağını kaydetti.
KIBRIS 11/04/05
Boynumu kesseler "evet" demezdim
|
PİŞMANLIK
DUYMADIM... Cumhurbaşkanı Denktaş: Annan planı 'kesin yol
ayrımı' idi. Boynumu kesseler evet demezdim. Planla, referandumla
ilgili tutumumdan pişmanlık duymuyorum. Ben görevimi yaptım,
halk anlayamadıysa bile tarih yazacak TÜRKİYE
NE İSTERSE O OLUR... "Aday olmadım, çünkü Dünya beni engel
olarak gördü ve Türkiye hükümetini ikna etti. Türkiye ne isterse o olur" Nezire
GÜRKAN- (TAK) Kıbrıs
Türk halkının varoluş mücadelesinin simgelerinden, 81
yıllık ömrünün son 50 yılını dernek
başkanlığından başlayarak Meclis Başkanı
ve Cumhurbaşkanı olarak Kıbrıs Türk toplumunun lideri
olarak geçiren Cumhurbaşkanı Rauf Raif Denktaş, yarım
asırlık görev süresinin ardından sivil yaşama
hazırlanıyor. Bir hafta sonra görevini yeni
cumhurbaşkanına devredecek olan Denktaş, artık
"KKTC'nin 1. Cumhurbaşkanı" veya "eski
cumhurbaşkanı" olarak anılacak ve böylece Kıbrıs
Türk siyasi literatürüne yeni bir tabir daha girmiş olacak. Cumhurbaşkanı
Rauf Denktaş bugünlerde odasını,
Cumhurbaşkanlığı'ndaki 30 yıllık birikimini,
dökümanları, dosyaları, kitapları toparlamakla meşgul. AB
Koordinasyon Merkezi karşısındaki Demokrat Parti'ye ait eski
binaya yerleşmeye hazırlanan Denktaş, düzenlenmeye devam edilen
bu binada tam mesai çalışmaya hazırlanıyor.
Yılanadası'ndaki özel konutunda yaşamını sürdürecek
olan Denktaş, devletin tahsis edeceği makam arabası, korumalar
ve birkaç kişilik ekiple çalışmalarını yeni binada
sürdürecek. Büyük oranda
toparlanmış, kütüphaneleri boşaltılmış makam
odasında TAK muhabirlerinin sorularını yanıtlayan
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, sivil hayatta da Kıbrıs
sorununa ilgisinin devam edeceğini, mücadelesini bu kez daha da rahat
sürdüreceğini özellikle vurguladı. "Okumaktan, yazmaktan
başka bildiğim birşey yok, Kıbrıs meselesini hobi
yapacağım" diyen Denktaş'ın en büyük hedefi ise
partilerüstü bir "Kurumlar Federasyonu" veya "Milli
Kongre". Denktaş, herhangi bir partinin başına geçmeyi
düşünmediğini, böyle bir hedefi olmadığını da
söyledi. "Hayatını
yaşamak" da en büyük özlemi, "Ama artık geç" diyor.
Denktaş ve ünlü romanı Karkot Deresi'ndeki "Rauf" gibi
bir yaşam özlediğini ekledi..."Keşke yapabilsem, mesleğimi
yapsam, sakin yaşasam, çok sevdiğim deniz sporlarıyla
uğraşsam ama bundan sonra yapamam" diyen Denktaş, bu
arada satranç öğrenmeye çalıştığını da
anlattı. Sevapları
ve günahlarıyla 50 yılı özetleyen, ancak kritik dönem ve
olayları "Söylersem kıyamet kopar" diyerek
hatıralarını yazacağı kitabına bırakan
Denktaş, 50 yıla baktığında en büyük üzüntüsünün
ailesine yeterince zaman ayırmamak olduğuna vurgu yaptı. Siyasi
yaşamıyla ilgili en büyük üzüntüsünün ise kurduğu partinin
(UBP) 3 kez bölünmesi olduğunu söyleyen Denktaş, birçok konu gibi
UBP Genel Başkanı Derviş Eroğlu ile kırılma
noktasını da hatıralarını yazacağı kitaba
bıraktı. Aday olmama
nedenlerini anlatırken, "Dünya beni engel olarak gördü ve Türkiye
hükümetini ikna etti. Türkiye ne isterse o olur" diyen Denktaş,
Annan planını "kesin yol ayrımı" olarak
niteledi ve "Boynumu kesseler evet demezdim" diyerek planla,
referandumla ilgili tutumundan pişmanlık
duymadığını söyledi. Denktaş, "Süreç beni
haklı çıkardı, umarım bundan sonra çıkarmaz. Ben
görevimi yaptım, halk anlayamadıysa bile tarih yazacak" diye
eklemekten de kaçınmadı. Denktaş'la
3 saat....güldü, hüzünlendi, kızdı Yaklaşık
3 saat süren ve belki de makamındaki son özel röportaj olarak
kayıtlara geçecek olan röportajında Cumhurbaşkanı
Denktaş, zaman zaman kahkahalarla güldü, zaman zaman hüzünlendi,
bazı sorulara da her zamanki gibi "kızım" diye
kızarak karşılık verdi. Soruların bir
kısmını içtenlikle yanıtladı,
bazılarını "geçiştirdi", bazı
"kritik" konuları da "hatıratı"na
bıraktı. "Kitabın değerini düşürmeyelim"
diyerek... Dünya engel
olduğum konusunda Türkiye'yi ikna etti Cumhurbaşkanı
Rauf Denktaş, cumhurbaşkanlığından ayrılma,
aday olmama sürecine nasıl geldiğini anlatırken öncelikle
Annan Planı ile ilgili kaygılarını yineledi ve
ayrılmasındaki esas unsurun Türkiye hükümetinin tutumu
olduğunu söyledi. "Dünya beni engel gördü ve Türkiye hükümetini de
ikna etti. Türkiye ne isterse o olur" diyen Denktaş, Annan
Planı'nın kabul edilmesinin ardından bu yolu yürümesinin
mümkün olmadığını anlattı. Kıbrıs
Türkü'nün cemaatten devlete ulaştığını ve
bağımsızlığına kavuştuğunu belirten
Denktaş, devlet ve bağımsızlıktan
vazgeçilemeyeceğini vurguladı. Annan Planı'nın devleti
ortadan kaldırmayı öngördüğünü yineleyen Denktaş,
"Buna rağmen halk bu yolu yürüyecek ve toplu olarak intihar
edecekse ben artık ne yapabilirim. Ben sorumluluğum gereği
uyarımı yaptım, bundan sonra da yapmaya devam edeceğim,
daha ne yapabilirim" dedi. Devam
edecektim... "Bu
durumda son süreç yaşanmamış olsaydı yeniden aday olacak
mıydınız" sorusuna Denktaş, "Annan Planı
kabul edilmemiş olsaydı ve pazarlık devam etmiş
olsaydı görevimi tamamlayıncaya kadar devam edecektim" diye
karşılık verdi. İngiltere'nin
eski Kıbrıs özel temsilcisi David Hannay'in kitabına atıf
yaparak, "Beni istemediler, Amerika, İngiltere ve diğerleri
beni engel olarak gördüler" diyen Denktaş, "Ancak esas konu
benim engel olduğum konusunda Türk hükümetini ikna etmeleridir. Türk
hükümeti engelin ben olduğum konusunda ikna oldu. Ama oldu artık,
benim şikayetim yok, ben yürüyebildiğim kadar bu yolda
yürüdüm" ifadelerini kullandı. Edebiyat
olarak olumlu...ama satış yok, kaybetme var Türk
hükümetinin AB yolculuğu nedeniyle Annan Planı'nı kabul etmek
mecburiyetinde kaldığını, ancak TBMM'nin KKTC'nin
tanınması ile ilgili kararları nedeniyle bu politikanın
Türkiye'nin milli siyaseti olamayacağını söyleyen
Denktaş, bu süreçte verilen sözlerin tutulmadığını
ve Türkiye'nin AB sürecinin belirsiz olduğunu da kaydetti. Başbakan
Mehmet Ali Talat'ın "Türkiye satsa da ben satmam" sözlerini
"Edebiyat olarak olumlu olabilir, ama Türk hükümetinin resmi kararı
eğer hâlâ Büyük Millet Meclisi'nin kararı ise çıkılan
yolda satış yoktur, bilmeden kaybetme vardır" sözleriyle
yorumlayan Denktaş, özetle şunları söyledi: "Türkiye'nin
sağlam bir politika izleyebilmesi için, Büyük Millet Meclisi
kararlarının hayata geçirilebilmesi için Kıbrıs Türk
halkının devletine ve bağımsızlığına
sonuna kadar ve ölesiye sahip çıkacağını göstermesi
gerekir. Bunu yaparsak Türkiye'nin pazarlık gücü artmış olacaktır." Kıbrıs
sorunu bitmez...Talat nasıl inanabiliyor... Rumlar'ın
çözüm istemediklerini ve ihtiyaç duymadıklarını belirterek,
EOKA'nın kuruluş yıldönümü dolayısıyla
geçtiğimiz günlerde yapılan kutlama ve açıklamalara dikkat
çeken Denktaş, "Düşmanlığım yok ama ben Rum'u
biliyorum, iyi tanıyorum. Anlaşma olabileceğine inanan
insanları anlayamıyorum. Anlaşma yapabileceğine inanan
Talat'a hayret ediyorum, çünkü zeki adam" diye konuştu. "50
yıl buraya kadar getirdiniz ve son noktayı
koyamadınız...Üzgün müsünüz" sorusuna ise Denktaş,
"Ne son noktası kızım, son nokta yok. Son nokta sorunun
bitmesiyse, bitmez. Kıbrıs sorunu bitmez ve bitmeyecek, çünkü Rum
istemez" ifadelerini kullandı. Tarih
umarım beni haklı çıkarmaz Soru: Yani
tarih Denktaş'ı mı haklı çıkaracak? Denktaş:
"Bugüne kadar haklı çıkardı, umarım bundan sonra
çıkartmaz. Çünkü devlete sahip çıkmazsak, egemenliğe sahip
çıkmazsak, Türkiye Annan Planı'nın öngördüğü şekilde
garantörlükten vazgeçerse, Türk-Yunan dengesinden vazgeçerse, kendisi üye
olmadan bizim de üye olmamızı kabul ederse, o zaman sonumuz
tükeniştir diye görüyorum ve çok üzülüyorum...O zaman Kıbrıs
Girit olur. Türk'ün yarısı toprağın altına girer,
yarısı da göçer..." Niye ve neye
evet...Tsunami nasıl geldi Soru: Devlet
diyorsunuz ama bu halk Annan Planı'na evet dedi, KKTC'ye sahip
çıkma iradesi yok... Denktaş:
"'Evet'i ben öyle görmüyorum. Çünkü evet için halka ne vaatlerde
bulunuldu... Sayın Talat'ın beyanatını
unutmayınız. 'Evet dediğimiz takdirde KKTC tanınacak ve
yücelecektir' demiştir. Sayın Erdoğan, son gece dahi 'Siz
evet, Rumlar hayır derse ertesi gün tanıtma yoluna çıkacağız'
demişti. Ben 'egemenliğimizi içermez, devletimizi ortadan
kaldıracak' derken, 'ne münasebet canım, Kıbrıs Türk
Devleti var bunun içinde' diye halk kandırılmıştır.
Gençler askerlik kalkacak diye evet demeye davet edilmiştir. Göçmenlere
villalar teklif edilmiştir resimleriyle. Yani bu yüzde 65'ten kaçı
evet demek suretiyle devletinden, egemenliğinden, Türkiye'nin
garantörlüğünden vazgeçeceğini düşünerek evet
demiştir..." Referandum
sürecini "tsunami" olarak niteleyen ve bu noktaya uzun bir süreçten
büyük birikimlerle gelindiğini anlatan Denktaş, Kıbrıs
Türkü'nün devletten vazgeçip vazgeçmediğinin ortaya çıkması
için bu sorunun sorulacağı bir referanduma gidilmesi
gerektiğini kaydetti. Halkla ters
düştü mü Soru: Halk
kandırıldı diyorsunuz. Bu süreçte en fazla tepki gösterilen
sözlerinizden biri. Ve Denktaş'ın halkıyla ters
düştüğü söylendi hep, hatta bunu TC hükümet yetkilileri dahi
söyledi. Siz bu süreçte Kıbrıs Türk halkıyla ters
düştüğünüzü hissettiniz mi? Denktaş:
"Bütün propagandaya ve paraya rağmen, Türkiye'ye rağmen,
eğer bu memlekette yüzde 35 insan 'hayır' demişse, yüzde 65
evet diyenlerin içerisinden yüzde 30 TC kökenlinin temsilcileri bana 'Türkiye
böyle istedi ne yapabiliriz' diye mazaret beyan ederse, CTP'den dahi gençler
vaadedilenlerin verilmemesi nedeniyle hayal
kırıklığına uğradıklarını gelip
söylerlerse, o zaman halkla ters düştüm diye birşey düşünemem.
Ama halkımıza, 'Türkiye bizi terketti, terkedecek, ne koparırsak
kardır, gemisini kurtaran kaptan olalım' telkinleri
yapılmıştır. 'Türkiye artık Avrupa Birliği için
Kıbrıs'ı satacak' telkinleri yapılmıştır.
Bu da birçok insanı bireysel düşünmeye sevketmiştir. Topluca
değil, milli değil, 'biz' olarak değil 'ben' olarak
düşünmeye sevketmiştir. Bunun zemini yıllardan beri
hazırlandı....Ve yüzde 35 var, bu omurgadır..." Dünya,
Türkiye, muhalefet Denktaş,
özellikle Kopenhag zirvesindeki tutumu nedeniyle
suçlandığının anımsatılması üzerine ise,
"En haklı olduğum nokta odur, onu da zamanla göreceksiniz. Biz
Kopenhag'a davet edilmedik, 'Kıbrıs' davet edildi. Ve
Kıbrıs davet edilirken de üye olacak kararı
çıkmıştı" diye konuştu. Annan
Planı ile ilgili süreçte dıştan baskılara Türkiye
hükümetinin boyun eğdiğini, KKTC muhalefetinin de destek
verdiğini belirten Denktaş, "Muhalefetin görevi
pazarlığı yapan iktidardan çok daha ileride olmaktır.
Daha fazlasını istemesi gerekir ki pazarlık eden kişi
inandırıcı olsun. Ama bizimkiler bizi suçladı,
uzlaşmaz dedi. Rum'a bak bakalım, böylemidirler" ifadelerini
kullandı. "Referanduma
giderken Türkiye Rum'dan 'hayır' çıkacağını
biliyordu, Kıbrıs Türkü'nü kandırdı, böylece 'evet'i
kullandı" şeklindeki yorumların
anımsatılması üzerine Denktaş, "Öyle bir şey
olsaydı, taktik yapılsaydı biz de bilirdik, bizi de
yanlarına almaya çalışırlardı" diye
konuştu. Ne
yaptıysam Türkiye ile birlikte...anahtar Türkiye'de Peki, hiç
pişmanlık duyuyor mu, keşke şunu yapmasaydım,
şunu söylemeseydim der mi.... "Hayır,
ne yaptıysam Türkiye ile birlikte yaptım" diyor hemen
Denktaş... Tarihten alıntılar yaparak bugüne kadar
Kıbrıs'ta Türkiye'ye rağmen adım
atılmadığına da vurgu yaparak... "Fikir
ayrılığına düştüğümüzde Türkiye'nin
istemediğini yapmadım. Haaa, bundan pişmanlık duyar
mısın... Bundan pişmanlık duyamazsın, çünkü Türkiye
o gün bu yükü kaldıramam dediğinde, orada Türkiye'yle birlikte
yürümeye mecbursun. Örneğin ben 1975'te 'devlet ilan edelim' dedim,
yapamadık. Çünkü Türkiye 'kaldıramam' dedi. Silah ambargosu
vardı. Büyük bir baskı altındaydı. 75'ten 83'e
aktardık o yükü. Yürüyebildiğin yolu Türkiye'yle beraber
yürüyeceksin, Türkiye seni teslim edecekse Rum'a ve bunun adına zafer
diyecekse gün gele, o zaferi de yaşayacaksa, zaferden sonraki günleri de
yaşayacaksın yaşayabildiğin kadar. Türkiye
hiçbir noktada 'ben bunu yapmanı istedim ve sen yapmadın' diyemez.
Ama benim 'bunu yapmak istedim ve yapamadım, çünkü Türkiye istemedi'
diyebileceğim çok şey var...Karşılıklı güven
içerisinde fikir teatisi yaparsınız, kayıtlara geçer ama
nazım rolü oynayan Türkiye'dir, anahtar orada. Sen bunu bilerek
konuşacaksın, 'böyle yaparsak daha iyi olur' dersin ama Türkiye'nin
dediği olur..." Dengeyi ben
bozmadım...ben bu yolun yolcusu olamam Soru:
Geçmişte Özal'la, Çiller'le de çatışmalarınız oldu
ama her zaman dengeyi yakaladınız. Bunu da söylüyorsunuz, diplomasi
dengeye dayanır diye. Bu sefer bu dengeyi yakalayamadınız.... Denktaş:
"Çatışma değil, fikir ayrılığı. Ben
bozmadım dengeyi. Burada karar vardı. Ben Annan Planı'nı
iyi bilen bir insan olarak boynumu kesseler evet diyemezdim...
Politikasını Büyük Millet Meclisi'ne götürecekti,
değiştirecekti ve ona göre ben de kabul edeyim. Biz hükümetlerle
çalışmadık hiç, devletle çalıştık, Türk
milletiyle çalıştık. Bütün kurumlarıyla,
cumhurbaşkanı, Genel Kurmayı, Büyük Millet Meclisi ve hükümeti.
İlk defa olarak hükümet bütün bunlardan ayrı bir şekilde bir yol
tuttu. Ve bu yol Türkiye'nin Kıbrıs üzerindeki haklarını
ortadan kaldıran bir yoldur. Ben bu yolun yolcusu olamam. Ben bu yolu
yürüyemem, çünkü kesin bir yol ayırımı var. Annan Planı
kesin bir yol ayrımıdır. Annan Planı
tamamlanmış bir plan değil. Pazarlık kaldıracak bir
plandır. Türkiye ve muhalefet ikna oldu, ben olmadım. Benim de
sorumluluğum bana aittir." AKP'nin
söylediklerine üzüldüm AKP ile bu
süreçte karşı karşıya geldiğinin, zaman zaman
karşılıklı yapılan sert açıklamaların
anımsatılması üzerine de Denktaş, özetle
şunları söyledi: "Ben
AKP'ye birşey söylemedim. AKP'nin söyledikleri oldu ve ona üzüldüm.
Mümkün olduğu kadar diplomatik şekilde atlatmaya
çalıştım. Ama AKP kabul etti diye Annan Planı'nı
kabul ediyorum diyemezdim. Mümkün değil. Tuttukları yolda ben engel
olmuyorum. Sadece tehlikelerini gösteriyorum. Engel olacak gücüm yok
zaten..." Pişmanlığım
yok...yine yaparım Devlete ve
bağımsızlığa inancıyla bu politikayı
izlediğini, takındığı tutum nedeniyle hiçbir
pişmanlık duymadığını ve aynı şartlar
olsa aynı politikayı izleyeceğini söyleyen Denktaş,
"Bir millet intihara karar vermişse kimse onu durduramaz. Ne yapsak
boş... Osmanlı intihara karar verdiydi, ondan sonra millet
ayaklandı kurtardı" ifadelerini kullandı. Kıbrıs
türkü daha da kaybeder mi.... Cumhurbaşkanı
Denktaş, Türkiye ile Rum Yönetimi arasındaki ilişkiler,
2006'da uygulamaya girecek AB anayasası ve gelişen süreç
anımsatılarak "Kıbrıs Türkü bu süreç içinde elindeki
hakları daha da kaybetmeyecek mi" diye sorulunca da
şunları söyledi: "Bu,
kendinden emin olmayan insanların, kendine inanmamış olan
insanların kaygısıdır kızım.... Türkiye'de
birşeyler oluyorsa, o 10 yıl içerisinde ben de sana yol
gösteriyorum, sen de Avrupa Birliği'yle birşeyler olmaya
bakacaksın. Çünkü şimdi Avrupa Birliği bütün
Kıbrıs'ı aldım dediğine göre seni de, beni de Avrupa
Birliği üyesi addediyor demektir. O hakkını birey olarak git
al. Nasıl ki çoğu gidip almıştır... Elinde tut. O
senin gasbedilen bir hakkındır. Ondan istifade et. Ama
bağımsızlığından vazgeçme. Teslim olmakla bir
yere varılamaz. Teslim olduğunda ne olacaksın yani, 10
yıla kadar ne olacağım diyen, şimdi teslim olduğunda
ne olacağının farkında değil mi..." İçte
birlik sağlayamadık... iki tarafta da hata var 1950'li
yıllardan başlayarak tarihi süreç içinde birçok olaydan
alıntı yaparak, geçmişten günümüze Kıbrıs Türkü'nün
kendi içinde birlik sağlayamadığını söyleyen
Denktaş, "Bütünlüğü sağlasaydık, egemenlik derken
herkes egemenlik deseydi, bağımsızlık derken herkes
bağımsızlık deseydi, konfederasyon derken herkes
konfederasyon deseydi, çok daha sağlam bir yerde olurduk. Annan
Planı böyle çıkmazdı. Annan Planı
çıktığında çok daha iyi tadilat yapardık" dedi. "Kıbrıs
Türkü neden birlik değil" sorusuna da Denktaş, "Biz mi
yanlış yoldaydık bu kadar sene... Yoksa 'Rumlar'la
işbirliği yapılabilir, AKEL'le işbirliği
yapılabilir' diyenler, AKEL'le konuşup da Türkiye aleyhine
propaganda yapanlar, Türkiye aleyhine sövüp sayanlar mi yanlış
yoldaydı... Onlar bize gelemedi, biz onlara gidemedik. Şimdi
söylüyorum, iki tarafta da hata var" diye yanıt verdi. Kıbrıs
sorunu bitmez ve bitmeyecek... nokta koyamazsın Soru:
Belirsizlik sürüyor, Kıbrıs sorununun nereye gittiği belli
değil. Gönlünüz rahat bir şekilde ayrılıyor musunuz...
Bir nokta koyup da gitmek istemez miydiniz? Denktaş:
"Hayır, gönlüm rahat değil, çok rahatsızım. Ama
nokta koyamazsın. Bunu anlamıyorsun bir türlü. Rum'un bu durumunda
nokta koyamazsın. Eğer nokta koymak uzlaşmak demek ise, ki o
anlamda soruyorsun, Kıbrıs sorunu bitmez ve bitmeyecektir. Ta ki burada
Türk vardır, Türk'ten arındırana kadar Rum mücadelesini
sürdürecektir. Unutmayın, Girit de bir modeldir. Aklına sok, Rum'un
istediği tek model Girit modelidir... Benim
bıraktığım nokta, devlet noktasıdır,
bağımsızlık ve egemenlik noktasıdır. Israrla
diyorum ki bu noktadan aşağıya inerek uzlaşma peşine
düşmek teslimiyettir. Bunu koruyamayan bir halk, 800 bin Rum'un
içerisinde 200 bin bireydir." Kovboyların
ortasında... her biri bir taraftan Soru: Yani
rahat değilsiniz... Denktaş:
"Tabii rahat değilim. Kendimi nasıl hissediyorum biliyor
musun....20-22 yaşında bir evladın ortadan
kaldırılması için kovboylar sağdan-soldan halat
takıp çekerler ya, öyle... Amerika, İngiltere, Avrupa Birliği,
Türkiye, Türk hükümeti sağa-sola çekmektedir ve içimizden de bu halatlara
yardımcı olanlar vardır. Ama Allaha çok şükür
şimdilik olduğumuz yerde durabiliyoruz. Kimse bizi gelip süpüremez
bunun içerisinden, eğer biz kendimiz teslim olmazsak. Hiç kimse..." Kıbrıs
Türkü'nün ancak kendi direnciyle ayakta durabileceğini, yıkımın
da kendi içinden teslimiyetle gelebileceğini söyleyen Denktaş,
"Bu halk bunu yapar mı, teslim olacak parti veya lider var
mı" sorusuna, "Annan Planı'na evet diyenler teslimiyet
olduğunu bilerek evet demedi mi" diye soruyla
karşılık verdi. Talat devlete
sahip çıkacağını söylemiyor Soru: Ama
evet'in öncülerinden biri olan Başbakan Talat, bugün sizin
söylediklerinizi söylemekle suçlanıyor. "Rum uzlaşmaz"
diyor ve size benzetiliyor.... Denktaş:
"Doğru ama Talat bir şeyi söylemiyor. 'Devlete sahip
çıkacağız, devlet vardır, egemenlikten vazgeçmeyiz'
demiyor. İnşallah onu da der. Hâlâ Annan Planı'nı masaya
getirme çabası içerisindedir..." Babamın
sandalyesi değil...gelecek olan yemine sadık kalmazsa tarih
affetmez Soru: Bu
şartlarda cumhurbaşkanlığını devredeceksiniz...
Gözünüz arkada kalır mı...? Denktaş:
"Ben babamın sandalyesini vermiyorum kızım... Halk kimi
getirirse o alacak burayı. Benim istediğim, buraya oturan insan bu
mevkinin andına sadık kalsın, ihanet etmesin.
Bağımsızlığı pazarlık masasına
yatırmasın. Aksi takdirde tarih kendini affetmez. Bunun bilinci
içinde olsun yeter..." Hücrede de
yattı... Cumhurbaşkanı
Rauf Denktaş, yaşamından kesitler aktarırken,
hayatının dönüm noktalarından birini oluşturan 4
yıllık sürgün hayatının ardından 1967'de
Kıbrıs'a gizlice gelişi sırasında yakalanması
ve 15 günlük hapis hayatını da anlattı... "...Nejat
Konuk ve Larnakalı İbrahim ile gizlice sandalla Kıbrıs'a
çıkmaya çalışırken bizi Rum orman bekçisi gördü, askere
haber verdi ve Yunan subayı komutasındaki Rum askerleri bizi
yakaladı. Gözlerimizi bağladılar ve bizi Yunan
karargahına götürdüler. 3 gün orada kaldık, sonra Rum polisi bizi
aldı, hapishaneye götürdü. Ayrı ayrı idamlık
mahkumların hücrelerine kapattılar bizi. Sorguya
başladılar. Polis müfettişi Savides, Ayhan Hikmet ve Muzaffer
Gürkan'ın öldürülmesi hakkında ifademi almak için emir
aldıklarını söyledi özür dileyerek. İfademi verdim ve bu
insanları Yorgacis'in öldürttüğünü anlattım... 12 gün
hapiste kaldık. Bu sürede 23 saat hücrede, bir saat açık havada kaldım.
12'inci gün avukatımız Ali Dana geldi, 'bir daha gizli yoldan
giriş yapmayacaksın diye belge imzalarsan Türkiye'ye iade
edileceksin' dedi. İmzaladım ve Kıbrıs havayolları
ile İstanbul'a gittim. Orada büyük bir kortej karşıladı.
Dışişleri Bakanı Çağlayangil havaalanında
telefonla aradı ve 'gazanız mübarek olsun' dedi... Halbuki oldukça
kavgalı ayrılmıştık, ama ondan sonra çok iyi
arkadaş olduk. Kıbrıs konusunda samimi olduğumu
anladı. Çağlayangil 'derhal Ankara'ya gel' dedi, Ankara'ya gittik
ve havaalanında kilometrelerce kortej tarafından
karşılandık. Konya'da 'Denktaş'ı kurtarın' diye
büyük miting yapıldı... 5-6 ay Ankara'da kaldım, çünkü
pasaportum yoktu. O dönemde başlayacak görüşmeler nedeniyle
Makarios bana pasaport vermek zorunda kaldı ve 1968 mayısında
memleketime dönebildim..." Ayhan Hikmet
ve Muzaffer Gürkan'ı Yorgacis öldürttü... Cumhurbaşkanı
Rauf Denktaş, 1967'deki tutukluk günlerinde Ayhan Hikmet ile Muzaffer
Gürkan'in öldürülmesiyle ilgili Rum polis çavuşuna verdiği ifadeyi
de şu sözlerle özetledi.... "Çok
muhalifim var, Ayhan Hikmet ve Muzaffer Gürkan en
zararsızlarıydı. Bu arkadaşları biz öldürttük diye
yapılan ithamlar mesnetsizdir. Ayhan Hikmet eşimin uzaktan da
akrabasıdır. Ben Yorgacis değilim, ben tetikçi değilim,
tetikçi tutmam. Benim öldürtmek için nedenim yok, muhalifim diyorsunuz ama en
zararsız muhalifim. Ama Yorgacis'in nedeni çok, onun
yaptırttığına inanıyorum. Çünkü mahkemede de itiraf
ettiği gibi bu kişiler kendisine gizlice bilgi veren
ajanlarıydı. Ama aynı zamanda AKEL'e de hizmet ettiklerini
farketti. Canlı olarak bize fazla bir kötülük
yapamadıklarını gördü, öldürtmek suretiyle bize en büyük
darbeyi vurmaya çalıştı..." Bu ifadesine
ve delillerin çoğunun da kendi ifadesini doğrulamasına
rağmen hiçbir gelişme olmadığını anlatan
Denktaş, "Bize hiçbir zararı olmayan muhalifleri öldürerek
yıllarca aleyhimize olacak bir ortam yarattılar" ifadelerini
kullandı. Söylersem
kıyamet kopar Cumhurbaşkanı
Rauf Denktaş, röportaj süresince bazı soruları, kritik
konuları ise tarihe bıraktı. "50
yıllık, özellikle son 30 yıllık sürece
baktığınızda keşke şunu, şunları
yapmasaydım dediğiniz olaylar var mı" sorusuna,
"Şimdi sana söylersem kıyamet kopar, bırak
hatıratımda yazayım"
karşılığını veren Denktaş, Ulusal Birlik
Partisi Genel Başkanı Derviş Eroğlu ile çatışma
nedenleriyle ilgili soruya da benzer yanıt verdi. Eroğlu
ile neden... hayatımın en üzücü yanı Cumhurbaşkanı
Rauf Denktaş, yıllarca aynı yolu yürüdüğü Ulusal Birlik
Partisi Genel Başkanı Derviş Eroğlu ile aralarındaki
sorunun esas nedenlerine ilişkin sorulara, "Gün gele
yazacağız herhalde, hayatımın en üzücü yanıdır.
Kurduğum partinin bu noktaya getirilmesi, 3 kez doğum yapması
olmaması gereken şeylerdi" karşılığını
verdi, ancak ayrıntıya girmek istemedi. Eroğlu'nun,
aralarındaki sorunun "Cumhurbaşkanı'nın Serdar
Denktaş'la ilgili taleplerinden" kaynaklandığına
ilişkin açıklamalarının anımsatılması
üzerine ise Denktaş, "Sayın Eroğlu bir gün de oturup da
bir konuda 'bende de suç vardır' dese birçok şey halledilmiş
olacaktı" ifadelerini kullandı. Denktaş,
"kırgınlık sürüyor mu" sorusuna ise,
"Hayır. Artık iyi olmaması için bir sebep yok" diye
karşılık verdi. Mülkiyet
rejimini de Türkiye getirdi Soru: Bugün
mülkiyet rejimi en fazla tartışılan konu. Ülke içinde
yaratılan adaletsizlik yanında, Kıbrıs konusunun da
esasını oluşturuyor. Bu konuda rahatsızlık duyuyor
musunuz, keşke mülkiyet düzenlemesini böyle yapmasaydık demediniz
mi hiç...? Denktaş:
"Mülkiyet rejimini Türkiye getirdi bize. Türkiye'den gelen ve bu
konularda Türkiye'nin tecrübelerini bilen uzmanlar geldi ve mülkiyet rejimini
bize kabul ettirdiler. Çok pratik bir yönden gitmek isterdim. Ve sanki
falmış gibi ağzım, 'bunu uygulamaya kalkarsanız 30
yıl daha mülkiyet konuşacağız' dedim. Ve konuşuyoruz.
Uyardım yani... Biz mülkiyet
rejimini Fikirler Dizisi'nde gayet pratik bir şekilde ele aldık.
Rum kabul etmedi. Ondan evvel her liderle ben konuştuğumda, 'gelin
bu mal-mülk meselelerini bitirelim, nüfus mübadelesi yaptık, manası
yok' dedim. Ama olmadı, Rum kabul etmedi...." Mudi
eylemi...hayalperest iddialar Yaklaşık
5 yıl önceki bankalar krizinin ardından yaşanan tarihi mudi
eylemiyle ilgili çeşitli yorumların ve "askerin darbe
hazırlığını önlediğine" ilişkin
iddiaların anımsatılması üzerine de Denktaş,
"Tamamen hayal. Ben burada yoktum bile. Yorumları yorumlayacak
olursak, hiçbir yere varamayız. Orada Meclis'e girmek de çirkindi, mudi
meselesini Türkiye halletmek için kolları sıvamışken bunu
ayyuka çıkarmak da gereksizdi. Bana atıfla 'darbe yapılacaktı
da komutan bana geldi' falan filan.... Tamamen hayal mahsulü. Ve
Kıbrıs'ta öyle hayalperestler var ki, insan hakikaten
şaşar kalır. Adada yaşamanın verdiği
birşeydir galiba bize. Hayal ede ede yaşarız...." Partilerüstü
kurumlar federasyonu... Soru:
Ayrıldıktan sonra ne yapacaksınız...? Denktaş:
"Kurumlar Federasyonu gibi partilerüstü bir oluşum kurmak, bütün
partileri, düşünen insanları toplamak niyetindeyim. Milli davada
heyecanı ayakta tutacak faaliyetlerde bulunmak, Türkiye'yle, Türk
halkıyla, Türk milletiyle devamlı temaslar içinde olmak...
Bazı arkadaşlar bunu "milli kongre", bir anlaşma
oluncaya kadar kalıcı bir düzenleme yapalım diyorlar,
bakalım. Ben
geçmişte milli bir kongre gerekir dediğimde, bütün partiler
karşı çıkmışlardı. O zaman bu mevkide
olduğum için karşı çıktılar. Ama dışarda
benim bulabildiğim arkadaşlarla böyle bir faaliyeti başlatmam
herhalde kimseye batmaz. Yahut batarsa bile onların itirazı bana
batmaz." Başbakan
Talat'ın, "Denktaş'ın davasını sürdürmek için
zemini yok" sözlerinin anımsatılması üzerine ise
şunları söyledi: "Demek
ki bağımsızlığı ve KKTC'yi zemin olarak
görmüyor. Ben bu zemini sürdüreceğim diyorum. Yıkacak mı bu
zemini, altımdan alacak mı? Bu halkın altından alma
niyeti mi var ki, zeminim yoktur diyor. Zemin
bağımsızlık. Bağımsızlığı
ben müdafaa edeceğim diye buna kızacaklar mı? Çok tuhaf
kaçacak...." Denktaş,
emekliliğinin ardından herhangi bir partinin başına geçme
gibi bir düşüncesi olmadığını da sorular üzerine
ekledi. Kindar
değilim... ihanet bol, sadakat az Günahları, sevapları,
hataları... "Hatasız
kul olmaz. Hele uzun yılların icraatında, uzun yaşamda...
Ama hatadan ders almak ve tekrarlamamak lazım. Ümit ederim hem halk, hem
tanrı geriye baktığında 'hataydı ama affettik,
iyiniyetle yaptı' der... Hatalarımızı Allah affetsin.
Allaha karşı hata işlememek şarttır..." Denktaş,
insan yaşamında önem taşıyan bazı kelimelere de
kısa yanıtlar verdi... İnanç:
Erkek gibi adam, insan. İnanç yoksa bitersin. Keşke:
En yanlış düşünce. Keşke yok, olmamalı. Vefa: Çok az.
Sadakat:
Büyük borç, bir davada şart. İhanet:
Tarifsiz. Bolluğu var. Aile:
Sığınak, yuva. Dost: Her
sırrı söyleyebileceğin çok az kişi. Allaha çok şükür
var ve herkese gerekli. Nefret:
Bilmem. Bana yapılan kötülüğü unuturum, birçoğu beni kindar
bilir halbuki unuturum, tanımadığım bir duygu. Kırgın
değil üzgünüm... Erdoğan'la kavgalı değilim Görevinden
ayrılırken kırgın mı... Denktaş:
"Hiç kırgın değilim. Emin ol, hayır hayır,
kırgın değilim, sadece üzgünüm. Türkiye çelik bir
anahtardır, esas faktördür, Türkiye'nin dediği oldu bugüne kadar ve
olacaktır bundan sonra da. Hiçbirimizin Türkiye ile kavga etmeye,
Türkiye'ye kırılmaya hakkı yoktur. Böyle bir lüksümüz de
yoktur. Ben
sayın Erdoğan'la kavgalı değilim. Sayın Gül'le hiç
kavgalı değilim. Kırgın da değilim. Onların
seçtiği yolun yolcusu değilim. Bu da benim hakkım. Yerden
göğe kadar hakkım benim. Beni sürükleyemezler..." Basınla
ilişkiler... gazete sattıran yazarlar var Denktaş'a
basınla, gazete ve gazetecilerle ilgili görüşlerini de sorduk,
değerlendirmeler yaptı ama isim vermekten özellikle
kaçındı... "Sabahları
gazetelerin tümünü şöyle gözden geçiririm, bazılarını
işaretlerim, dosyalara aldırırım. Tümünü okumam, ama
tümüne muhakkak göz atarım. Hiç bakmadığım yazarlar var,
ne yazarlarsa yazsınlar umurumda değil... İsim sorarsan
lüzumlu değil, söylemem. Ama çok beğendiklerim de var, o adam
yazdığı için o gazeteyi alırım. Ama isim vermem,
sonra diğerleri gücenir." Zaman zaman
basından şikayetçi olduğunun anımsatılması
üzerine de Denktaş, genellikle Türkiye basınından şikayet
ettiğini söyledi... "Şikayetim
Kıbrıs meselesi nedeniyle. Sanki böyle bir mesele yokmuş,
olmamış gibi hava yarattıkları zaman şikayet
ediyorum. Ama onlar da dostum, onlarla da yüzyüze geldiğimde yüzlerine
söylerim..." Serdar iyi
yetişiyor... üstelik ailesiyle de çok iyi Cumhurbaşkanı
Rauf Denktaş, Demokrat Parti Genel Başkanı, oğlu Serdar
Denktaş'la ilgili görüşlerini de sorular üzerine anlattı.. Serdar
Denktaş'ın politikaya girmesini hiç arzu etmediğini,
"Raif'in yolundan devam etmek duygusuyla politikaya girdiğini"
söyleyen Denktaş, ancak gösterdiği gelişmeden memnun
olduğunu söyledi... "Serdar
iyi yetişiyor, büyük gelişme gösterdi. Dengelidir. Ne
yaptığını bilen bir kişidir ve koalisyonda da denge
olmuştur. İyi yüreklidir. En sevdiğim yanı ailesiyle
ilişkileri. Ailesiyle, çocuklarıyla çok iyi ilgileniyor. Benim
yapamadığım şeyleri o yapıyor, zannedersem onun
eksikliğini hissederek. Bu yanı çok güzel, çok hoşuma
gidiyor...". Talat uyum
içinde çalışılabilecek biri CTP Genel
Başkanı Başbakan Talat'la ilgili düşünceleri, Talat
nasıl bir politikacı... "Kişi
olarak uyum içinde çalışabileceğiniz bir kişi.
Siyasetiyle bağdaşmasanız dahi medeni ilişkileri
sürdürebilecek bir durumu var. Düşüncelerini cesaretle savunabiliyor.
Bütün mesele Rum'la şimdiki şartlarda ve Annan Planı çerçevesinde
uzlaşılabileceğine inanması beni
şaşırtıyor. Çünkü akıllı birisi olarak
değerlendiriyorum kendisini." Denktaş,
Talat'ın, "Türkiye bizi Avrupa Birliği için terkedecek, bu
nedenle ne kurtarırsak kârdır" yaklaşımında
olduğunu da ekledi. Aileme
karşı gereğini yapamadım Cumhurbaşkanı
Denktaş'ın en büyük pişmanlığı ise, ailesine
gerektiği gibi ilgi gösterememesi... "Aileme
karşı gereğini yapmadım, yapamadım. Bakarım
şimdi herkesin evladı Amerika'da, İngiltere'de okur, doktora
yapar. Ben bu mevkideyim diye, gözlem altındayım, borçlu
kalmayım diye bunlardan istifade yoluna hiç gitmedim, gidemedim. Ve onun
sıkıntısı çekerim. Yanlış yaptım,
haksızlık yaptım. Çok rahatsızım. Onlar yine
affedeci şeyler söyler ama, zordur. Eğer toplumda benim
çocuklarımın ayrıcalıklı
yaşadığına dair inanç varsa çok yanlıştır.
Bunu söyleyen haksızlık yapar... Tam aksi oldu..." Görevimi
yaptım ama hayallerimi gerçekleştiremedim Lider,
cumhurbaşkanı olarak görevini yaptığını, ancak
bireysel yaşamında hayallerini gerçekleştiremediğini ve
ailesi gibi kendisine de zaman ayıramadığını anlatan
Denktaş, özetle şunları söyledi: "Bütün
şikayetlere rağmen, eksikliklere ve aksaklıklara rağmen
bu devleti yaşatmış bir insan olarak ben görevimi yaptım.
Eğer bunun kıymetini halk anlayamamışsa, bunda da benim
suçum belki var anlatamadım diye ama bunları tarih
yargılayacaktır. Fakat bu arada ailem gibi kendime de zaman
ayıramadım. Hayatımı yaşamadım." Sakin,
mesleğini icra edeceği bir hayat yaşamayı çok arzu
ettiğini, ancak bunlar için artık çok geç olduğunu söyleyen
Denktaş, şu ifadeleri kullandı: "Karakterime
uygun hayatımı kaybettim. Deniz sporlarını, yüzmeyi
severdim, yapamıyorum. Araba sürmek zevkimdi, süremiyorum,
bırakmıyorlar. İçki, sigarayı bıraktım...
Sigarayı 1974'te en büyük torunum Rauf doğunca bıraktım,
bir daha içmedim. Tatil yapmayı bilmiyorum. Okumaktan ve yazmaktan
başka birşey bilmiyorum. Burdan ayrıldıktan sonra da
bunları yapacağım. Gazetede birşey gördüm kızacağım,
cevap vereceğim...." Satranç
öğreniyor... bilgisayarı artık iyi kullanıyor Tavla ve
benzeri oyunları da öğrenmeye fırsatı
olmadığını, bu aralar bilgisayarda satranç öğrenmeye
çalıştığını anlatan Denktaş, yazı ve
fotoğraf işlerini yapacak düzeyde bilgisayarı iyi
kullandığını da ekledi. Kendini
"fazla duygusal" olarak niteleyen, ama çoğu zaman
gözyaşlarını bastırdığıunı anlatan
Denktaş, hobileriyle ilgili soruya da, "Kıbrıs
meselesi" karşılığını verdi.
"Kıbrıs meselesi hobi olabilir mi" diye sorulunca da,
"Başka bildiğim birşey yok, ben meseleyi hobi
yapacağım" dedi. Denktaş,
fotoğraf çekmenin hobiden öte alışkanlık haline
geldiğini belirterek, bu konuda çalışmalarını
sürdüreceğini söyledi. Malım
yok, arabam yok, borç çok Cumhurbaşkanı
Denktaş, malvarlığıyla ilgili soruları da
yanıtladı... "Kıbrıs'ta
1940'lardan itibaren alabildiğim neyim vardıysa hepsini
sattım. Benim üstümde hiçbirşey yok. Yılanadası'ndaki ev
var sadece, o da bakalım ne olacak, Rum Loizudu benzeri dava açmaya
uğraşır. Bellapais'teki evi Ender'e vermiştim.
İstanbul'da Aydın'ın aldığı bir apartman
dairesi var. Bankada param yok, arabam da yok. Bankada borcum var ama,
maaşım taksitleri ödemeye ya yeter, ya yetmez..." 81 Yılda
nereden nereye 81
yıllık yaşamına bakıldığında,
sanıldığı kadar kolay, rahat bir hayatı,
çocukluğu olmadı Rauf Denktaş'ın... 27 Ocak 1924'te
Baf'da dönemin birkaç hakiminden biri olan Raif Bey'in 4'üncü ve en küçük
çocuğu olarak dünyaya gelen Rauf Denktaş, 18 aylıkken annesini
kaybetmiş. Ve bundan sonra hayatının yönünü çizen, ondan büyük
etki bırakan babası yanında büyükannesi, büyükbabası ve
teyzesi tarafından büyütülmüş. Kendi
ağzından anlattığı anılarında,
babasının hayatındaki önemini vurgulayan ve annesini
kaybetmesine karşın mutlu bir çocukluk
yaşadığını anlatan Denktaş, 2.5 yaşında
babasının görevi gereği Baf'tan Lefkoşa'ya
taşınır. 6 yaşında İstanbul'da yatılı
okula verilir. Ancak bir yıl geçmeden paranın değerinin
düşmesi ve yalnızlığın da etkisiyle babası
tarafından tekrar Kıbrıs'a getirilir. Ayasofya
İlkokulu'na kaydedilir. İlkokuldan sonra da İngiliz Okulu'nda
eğitime başlar. Rauf
Denktaş 1941 yılında daha 17 yaşındayken
babasını zatüreden kaybeder. Ondan sonra teyzesi tarafından
büyütülür. 1942 yılında liseyi bitirir ve iş hayatına
atılır. İngilizler'in uçaksavar bölüğünde tercüman olarak
işe başlar, bu iş kısa sürer. Baba mesleği avukat
olmaya karar verir ve İngiliz Okulu'nda bir yıllık
öğretmenliğin ardından burs alarak 1943 yılında
hukuk eğitimi için İngiltere'ye gider. İngiltere'deki
hukuk eğitiminin ardından Kıbrıs'a dönen Denktaş,
"beşik kertmesi" yeğeni Aydın Hanım'la evlenir.
Kıbrıs'a
dönüşüyle birlikte öğrencilik yıllarından
yazıştığı Dr. Fazıl Küçük ile
tanışır, mücadele yılları da böylece başlar. Rauf
Denktaş, 1947 yılında avukatlıkla başlayan meslek
yaşamına daha sonra savcı olarak devam eder. Ta ki
Kıbrıs Türk Kurumlar Federasyonu'nun
başkanlığına getirildiği 1957 yılına
kadar. 1957'de savcılıktan istifa ederek Kıbrıs Türk
Kurumlar Federasyonu'nun başına geçer. Aynı yıl Türk
Mukavemet Teşkilatı'nın kuruluşunda da etkin olarak görev
alır. Federasyon
Başkanı olarak Dr. Küçük'le birlikte etkin görev yapar, 1960
ortaklık cumhuriyetini oluşturan Londra ve Zurih
anlaşmalarının hazırlık çalışmalarına
katılır. Bu arada Londra konferansının ardından
New-York'ta Güvenlik Konseyi'nde yaptığı konuşma
nedeniyle Kıbrıs'a girişi yasaklanır.
"Hayatımın en acı günleri" dediği sürgün
günleri başlar. 1964'den itibaren 4.5 yıla yakın Türkiye'de
sürgün yaşar. Bu arada Türkiye'de çıkardığı
"12'ye 5 kala" kitabı nedeniyle Türkiye hükümetiyle sorunlar
yaşar. 1967 sonunda gizlice sandalla Kıbrıs'a çıkmaya
çalışırken yakalanır, yaklaşık 15 gün hapis
yatar, ardından Tükiye'ye gönderilir ve yaklaşık 5 ay sonra
1968 mayısında adaya döner. Denktaş,
1973 seçimlerinde cumhurbaşkanlığı muavinliğine aday
olur ve kazanır. Bu ilk seçimidir. 1974 Barış Harekatı'nın
ardından da bugüne kadar yapılan 6
cumhurbaşkanlığı seçiminin tümünü kazanır. 1976 ve
1981 seçimlerine kendi kurduğu parti olan UBP adına
katılır, 1985'te ise bağımsız aday olur. Muhalafet
ile iktidarın blok halinde bölündüğü 1990 seçiminin ardından,
Denktaş ve UBP Genel Başkanı Eroğlu'nun yolları
ayrılır. Ve 1995 ile 2000 yıllarında yapılan
cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Eroğlu,
Denktaş'ın karşısına aday olarak çıkar.
Eroğlu'nun adaylığıyla bu iki seçim 2 turlu
yapılır ve Denktaş her iki seçimi de 2'inci turda
kazanır. Ancak 2000 seçimlerinde Eroğlu'nun birinci turun
ardından çekilmesi nedeniyle Denktaş 2'inci turu seçimsiz
kazanır. Cumhurbaşkanı
Rauf Denktaş, baba olarak da birçok acı yaşar. Altı
çocuğundan üçünü kaybeder. Önce 2.5 yaşında Dilek isimli
kızı hastalıktan ölür ve tedavi gördüğü İngiltere'ye
gömülür. Ardından mücadele yıllarında 7 yaşındaki
Münür bademcik ameliyatı sırasında hayatını kaybeder
ve son olarak da 1985 yılında Raif trafik kazasında ölür. Denktaş,
oğlu Serdar, kızları Ender ile Değer yanında toplam
11 toruna sahip. Okumaya ve
yazmaya ilgisiyle bilinen, son günlerde Halkın Sesi gazetesinde
köşe yazarlığına başlayan Denktaş'ın,
geçtiğimiz günlerde yayımlanan "Yeniden 12'ye 5 Kala"
kitabıyla birlikte 19'u İngilizce toplam 46 yayımlanmış
kitabı var. |
KIBRIS 11/04/05
Kıbrıslı Türklere büyük haksızlık
Limasol'da Türk
okulu açılmaması, başta 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti
anayasası olmak üzere birçok uluslararası yasa ve sözleşmeye
aykırı. Papadopulos hükümetinin tavrı, Dipkarpaz'da Rum
ortaokulu açan, Maronitlere gasp edilen haklarını iade eden ve AB- BM
uyumlu politikalar üreten Kıbrıs Türkü'nün tavrına taban tabana
zıt bir görüntü oluşturuyor
1960
Kıbrıs Cumhuriyeti'ni oluşturan anayasa başta olmak üzere,
BM Bireysel HHHhaklar Sözleşmesi, BM Çocuk Hakları Sözleşmesi,
eğitimde ayrımcılığa karşı çıkan UNESCO
sözleşmesi, Azınlıkların Korunması Sözleşmesi ve
AB Diller Sözleşmesi Papadopulos hükümeti tarafından dikkate
alınmıyor ve Limasol'da yaşayan Kıbrıslı
Türklerin dil, eğitim ve öğrenme hakları ellerinden
alınıyor
Limasol'da Türk
ilkokulu açılmaması uluslararası anlaşmalar düzeyinde
inceleyen CTP- BG milletvekili Yektaoğlu, saptamalarını
KIBRIS'la paylaştı. Dr. Yektaoğlu, Kıbrıslı
Türklerin eğitim ve Türk dilinin Papadopulos Yönetimi tarafından gasp
edildiğine dikkat çekti ve bunun birçok sözleşmeye aykırı
olduğunun altını çizdi
Yeliz K. SARICA
Dipkarpaz'da
Rum Ortaokulu açılması, kuzeyde yaşayan Maronitlerin
mallarını serbestçe kullanması gibi birçok konuda adım atan
ve attığı adımlar BM ve AB tarafından desteklenen
Talat hükümetine karşılık, Rum yönetiminin Limasol'da Türk
ilkokulu açılmasına çeşitli nedenlerle engel olmasının
tartışmaları sürüyor.
Papadopulos
Yönetimi'nin Kıbrıslı Türklerin toplumsal ve bireysel
haklarının yanı sıra Türk dilinde eğitim
hakkını gasp etmesi uluslararası birçok anlaşmaya da ters
düşüyor.
Başta 1960
Kıbrıs Cumhuriyeti'ni oluşturan anayasa olmak üzere, BM Bireysel
haklar Sözleşmesi, BM Çocuk Hakları Sözleşmesi, eğitimde
ayrımcılığa karşı çıkan UNESCO sözleşmesi,
Azınlıkların Korunması Sözleşmesi ve AB Diller
Sözleşmesi olmak üzere birçok uluslararası anlaşmayı
çiğneyen Papadopulos yönetimine karşı Kıbrıs Türk
Öğretmenler Sendikası da "Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesi"ne gideceğini duyurmuştu.
Cumhuriyetçi Türk
Partisi Birleşik Güçler (CTP-BG) Lefkoşa milletvekili Dr. Mustafa
Yektaoğlu, Papadopulos yönetiminin Kıbrıs Türk
halkının toplumsal ve bireysel tüm haklarının yanı
sıra eğitim ve dil konularında siyasal ve politik
uygulamalarını; inkarcı, hegemonyacı, baskıcı ve
asimilasyoncu bir zeminde devam ettirdiğini söyledi.
Limasol'da Türk
ilkokulu açılmaması uluslararası anlaşmalar düzeyinde
inceleyen CTP- BG milletvekili Yektaoğlu, saptamalarını
KIBRIS'la paylaştı.
Dr.
Yektaoğlu, Kıbrıslı Türklerin eğitim ve Türk dilinin
Papadopulos Yönetimi tarafından gasp edildiğine dikkat çekti ve bunun
birçok sözleşmeye aykırı olduğunun altını çizdi.
1960
Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası'na göre Türkçe ve Yunanca'nın
resmi dil ve eğitim haklarının Kıbrıslı Türk ile
Rum toplumlarına ait olduğunu anımsatan Yektaoğlu,
"1963 olaylarından sonra Kıbrıs'ın tek temsilcisi ve
tek sahibi olmak için harekete geçen Kıbrıs Rum Yönetimleri ve daha
sonra Papadopulos Yönetimi, Kıbrıslı Türklerin eğitim ve
dil haklarını engelliyor" dedi.
Yektaoğlu,
birçok noktada Kıbrıslı Türklerin dil ve eğitim
haklarının gasp edildiğini belirtti ve şu saptamalarda
bulundu:
1960
anlaşmasına aykırı
Dr.
Yektaoğlu, Kıbrıslı Türklerin dil ve eğitim
haklarına Papadopulos Yönetimi tarafından konan engelin, 1960
Kıbrıs Cumhuriyeti'ni hayata geçiren Kıbrıs
anlaşmalarına ve Kıbrıs Anayasası'na aykırı
olduğunu söyledi.
BM bireysel ve
siyasal haklar sözleşmesi
Yektaoğlu,
Kıbrıslı Türklerin bireysel ve siyasal haklarının
ihlali nedeniyle 23 Mart 1976 tarihli Birleşmiş Milletler bireysel ve
siyasal haklar sözleşmesine aykırı olduğunun
altını çizdi.
BM çocuk
hakları sözleşmesi
7 Kasım
1989 tarihli BM çocuk hakları sözleşmesinin de çiğnendiğini
anlatan Yektaoğlu, , bu sözleşmeye göre azınlıklara mensup
olan çocukların dahi ana dilde eğitim görme hakkı olduğunu
kaydetti.
Yektaoğlu,
Limasol'da ana dilleri Türkçe olan çocukların azınlıklı
olarak sayılmaları halinde bile Türkçe eğitim hakları
olduğunu ancak Papadopulos yönetiminin bunu engellediğini söyledi.
UNESCO
sözleşmesi göz ardı edildi
Yektaoğlu,
Limasol'da ilkokul açılmamasının BM'ye bağlı
kuruluş UNESCO'nun 1962 yılında "eğitimde
ayrıcalığa karşı" çıkan UNESCO
sözleşmesine de aykırı olduğunu belirtti.
Avrupa diller
sözleşmesine aykırı
Papadopulos
hükümetinin uygulamamakta direndiği ilkokul konusunun 1 Mart 1998'de
Avrupa Konseyi tarafından yürürlüğe konan Avrupa yerel ve bölgesel
diller sözleşmesine aykırı olduğuna işaret eden
Yektaoğlu, "Bu sözleşmeye göre dil farklılığı
Avrupa kültür mirasının önemli bir öğesidir. Bir dile saygı
göstermek ayrımcılığı yapma anlamına gelmez.
Bölge ve azınlık dilleri eğitim, yargı, idari ve kamu
hizmetlerinde medya ve kültür etkinlikleriyle ekonomik ve toplumsal
etkinliklerde kullanılacaktır" dedi.
Ve İnsan
hakları...
Dr.
Yektaoğlu, Avrupa Konseyi'nin hazırladığı Avrupa
İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 10'uncu maddesinin de Papadopulos
hükümeti tarafından çiğnendiğini öne sürdü. Konunun dil
özgürlüğü bağlamında değerlendirilmesi halinde, kültürel
kimliğin korunması ve ifade özgürlüğünün kullanılmasının
gündeme geldiğini savunan Yektaoğlu, insan hakları
sözleşmesinin de Rum yönetimi tarafından çiğnendiğini
savundu.
Azınlıkların
korunması
Yektaoğlu,
Kıbrıs Türk halkının Kıbrıs adası üzerinde
azınlık bir halk topluluğu değil, Rumlarla birlikte eşit
siyasi haklara sahip parça devlet olduğunu anımsatarak, Avrupa
Konseyi'nin ulusal azınlıkların korunmasına ilişkin
çerçeve sözleşmesini hatırlattı.
"BM ve AB
gerekeni yapmalı"
Dr.
Yektaoğlu, Papadopulos Yönetimi'nin Kıbrıs'ın tek sahibi
olmak istediği için Kıbrıslı Türklerin geçmiş
yıllardaki haklarını engellemeye devam ettiğini,
Kıbrıslı Türkleri azınlık olarak görmek istediklerini
ve bu davranışların AB'nin hiçbir müktesebatına
uymadığının altını çizdi.
Yektaoğlu,
tüm ilgili tarafların Türk dili ve eğitimi konularına
hassasiyetle eğilmesi gerektiğini, BM'nin AB'nin gerekeni
yapması ve Kıbrıs'ı bütünlüklü çözüm içerisinde
barışa ulaştırması gerektiğini ifade etti.
Papadopulos
işine geldiği gibi davranıyor
Papadopulos
Yönetimi'nin işine geldiği gibi davrandığını
belirten Dr. Yektaoğlu, "Papadopulos, Kıbrıs
Anayasası'nı ve Kıbrıs Cumhuriyeti'ndeki yetkileri öne
sürüyor, "Kıbrıs'ın temsilcisi olarak Rumlar görüldüğü"
1964 BM kararına, AB müktesebatına bazen de 2009 yılında AB
üyeleri tarafından kabul görecek olan yeni AB yasasına
sığınıyor ve barış yönünde tehlikeli politikalar
üretiyor" diye konuştu.
Yektaoğlu,
Papadopulos Yönetimi'nin dil ve eğitim konularındaki
uygulamalarının BM ve AB sözleşmelerine aykırı hareket
ettiğini, buna rağmen CTP-DP hükümetinin Karpaz'daki okulun
açılmasına olanak sağladığını, Maronitlere
haklar verdiğini, Güzelyurt'taki ayinin yapılmasını
sağladığını, Kopenhag kriterlerine ve
sözleşmelere gerekli uyumu gösterdiğini belirtti.
Yektaoğlu,
şöyle konuştu:
"AB'de dil
ve eğitim konularında yapılan sözleşmelere AB
organları hassasiyetle eğilmekte ve anti demokratik uygulamalara
şiddetle karşı çıkmaktadır. Ancak, Kıbrıs'ta
Kıbrıs Türk halkına uygulanan haksızlıkların dil
ve eğitim konusundaki hakimiyetçi Papadopulos politikalarının henüz
önüne geçilemedi.
Kıbrıs
Cumhuriyeti ile AB arasında 1995'te katılım
ortaklığı belgesi hazırlanırken bu belgenin ulusal
konuları içeren bölümünde Kıbrıs Türk toplumu ve hakları
yer almamıştır. Katılım Ortaklığı
Belgesi imzalandığı zaman yine aynı durum mevzubahisti.
AB yetkilileri
Türk dili konusunda gerekeni yapmadılar. Avrupa Konseyi sözleşmeleri
Kopenhag kriterleri yerine gelmedi. Ana dilde eğitim birer insan
hakkıdır. Türk dili AB'de yerini alamadığı gibi
eğitimimiz de yerini alamadı.
AB Türk dili ve
eğitim konusunda gereken hassasiyeti göstermedi. Yükümlülüklerini yerine
getirmedi. AB Kıbrıslı Türklere desteğini vermek
zorundadır. Papadopulos'un inkarcı politikaları
Kıbrıs'ta huzursuzluğa, istikrarsızlığa sebep
olmakta."
"Talat,
demokrasiye önemli kazanımlar sağladı"
Dr.
Yektaoğlu, Başbakan Talat'ın Kıbrıs Türk toplumunun ve
bireylerinin dil ve eğitim hakları konusunda duyarlı
olduğunu söyledi.
Talat'ın
BM ve Avrupa konseyi sözleşmeleri hakkındaki demokratik hassasiyetini
gösterdiğini ifade eden Dr. Yektaoğlu, Başbakan Talat'ın
Kıbrıs'ta bu konulara uygun dünya ve AB'yle uyumlu politik
açılımlar yapmasının hem Kıbrıs Türk toplumuna
hem Türkiye'ye hem de barış ve demokrasiye önemli kazanımlar
sağladığını belirti.
KIBRIS 11/04/05
Talat:
Kıbrıs Türkü bir kez daha dünyaya güçlü bir mesaj vermeil
|
CTP-BG Genel
Başkanı, Başbakan, Cumhurbaşkanı adayı Mehmet
Ali Talat, Kıbrıs Türk halkının dünyaya bir kez daha
güçlü bir mesaj vererek, çözüm, barış, AB ve dünya ile
kucaklaşmak isteyen bir toplum olduğunu haykırması
gerektiğini söyledi. Cumhuriyetçi
Türk Partisi Birleşik Güçler (CTP-BG)Genel başkanı,
Başbakan, Cumhurbaşkanı adayı Mehmet Ali Talat,
"üzerimize düşen, haklarımızı teslim etmek
değil, sahip çıkmak ve barışı arzulamak, çözümü öne
çıkarmaktır. Varsın mazereti, çözümü istemeyen Rum tarafı
düşünsün. Biz çözüm istiyoruz ve samimiyiz" dedi. Talat, seçim
gezileri çerçevesinde geçtiğimiz gün Gönyeli, Ortaköy, Yılmazköy,
Göçmenköy, Hamitköy, Haspolat ve Alayköy'ü ziyaret etti ayrıca
Alayköy'de CTP-BG gençlik lokalinin açılışına da
katıldı. Talat,
ziyaret ettiği köylerde vatandaşlarla yaptığı
sohbetlerde, uzun yürüyüşümüzün barışa, çözüme, AB ve dünyayla
bütünleşene kadar süreceğini vurguladı. Müzakereler 3
Ekim'den önce başlayacak Önümüzdeki
günlerde, önemli ciddi gelişmelerin beklendiğine işaret eden
Talat, hareketlenmelerin şimdiden başladığını
kaydetti. Müzakere döneminin, seçimin ardından ne kadar zaman sonra
başlayacağı tartışma kaldırsa da 3 Ekim'den
önce olacağının belli olduğuna dikkat çeken Talat,
şöyle konuştu: "Bu
nedenle de çözümün desteklenmesi şart haline gelmiştir.
Kıbrıs sorununun çözümünün gündemi en fazla kapsayacağı
önümüzdeki günlerde vereceğimiz mesaj önemlidir. Buna hazır
olmalı ve bunun için dünyaya bir kez daha güçlü bir mesaj vererek,
'Bizler, çözüm, barış, AB, dünya ile kucaklaşmak isteyen bir
toplumuz ve bir kenarda duran, izole edilmeye layık bir toplum
değiliz. Halk olarak dünyaya açılmak, AB'ye girmek istiyoruz
demeliyiz' Talat, bu mesajın 24 Nisan'da verilen gibi güçlü bir şekilde
duyurulması gerektiğini, dünyanın da bizden bunu
beklediğini sözlerine ekledi. Spekülasyonların
yapıldığını, hala da yapılmakta olduğunu
anlatan Talat, bir hafta sonra görevi bitecek olan
Cumhurbaşkanının hala Kıbrıslı Türklerin
kandığını, kandırıldığını,
bilmeden oy verdiğini, Eurolara kandığını
söylediğine dikkat çekerek "Bunun doğru
olmadığını dünyaya bir daha göstermeliyiz."dedi. Kıbrıs
Türk halkının 30 yılda çok şey kaybettiğini,
uluslararası hukuki zeminin kaydığını
gözlemlediğini konuşmasında anlatan CTP-BG Genel
Başkanı, Başbakan, Cumhurbaşkanı adayı Mehmet
Ali Talat, halkın bu süreci son anda geri çevirdiğini
söyledi.Talat, referandumda %65 oy çıkmamış olsaydı,
Kıbrıslı Türklerin bugün son derece zor bir konumda olacak
olduğunu sözlerine ekledi. Talat
konuşmasını şöyle sürdürdü: "Dünya
henüz izolasyonları kaldıramadı ama, bu yeni
anlayışla, hukuki zeminde bazı değişikliklerin önünü
açtı. Çünkü 30 yılda oluşmuş hukuku bir referandumla
değiştirmek beklenen umulan bir gelişme değildi. Referandumda
beklenen iki tarafın da evet diyeceği ve tescil edilecek olan yeni
hukuki zeminin bundan sonraki Kıbrıs'ın
yaşantısında geçerli olması sağlanmış
olacaktı. Rum tarafının reddiyle bu sağlanamadı,
başarılamadı. Ancak Kıbrıslı Türklerin bu
konudaki duruşu uluslararası hukukun şeklini yavaşça
değiştirme eğilimi içine girdi. Bunu
sürdürmek zorundayız. Çözümün başarılamamış
olması bir gerçek olsa da sorumlusu biz değiliz, halk değil -
Kıbrıs Türk tarafı demiyorum, halk diyorum, çünkü
Kıbrıs Türk tarafı, Denktaş ve Eroğlu hükümetleri
geçmişte yapılması gerekenleri yapmayarak ne yazık ki
Kıbrıs sorununun çözümsüzlüğünden en fazla en fazla zarar
görenin biz olmamıza neden oldu. O bir yana Kıbrıs Türk halkının
son bir gayretle ortaya koyduğu bu kararla, yeni bir hukuki zemin
oluşmaya başladı. Üzerimize
düşen, haklarımızı teslim etmek değil, sahip
çıkmak ve barışı arzulamak, çözümü öne
çıkarmaktır. Varsın Rum tarafı düşünsün çözüm
istemeyen odur, mazereti o düşünsün o bulsun. Biz çözüm istiyoruz,
samimiyiz, ve bu referandumda verdiğimiz oydan bellidir. Bu
duruşumuzu bundan sonra da sürdürmek zorundayız ve 17 Nisan bunu
kanıtlamak için en büyük fırsattır. Bu fırsatı,
kendimiz, çocuklarımız, geleceğimiz, Türkiye için, bölge için
değerlendirelim." |
KIBRIS 11/04/05
Para konusu
önemli değil her tür yardıma hazırız
Yorgo KIRBAKİ/ATİNA-Ömer BİLGE/LEFKOŞA
Kıbrıs Rum Sağlık Bakanı, ilik nakli eski bir borca takılan Kayserili Emine için devreye girdi: İnsani bir konu var ortada. Sorunları çözeriz.
Kıbrıs
Rum Yönetimi Sağlık Bakanı Andreas Gavrilidis, 7
yıldır lösemiyle savaşan Kayserili 20 yaşındaki Emine
Özana yardım için hazır olduklarını söyledi. Gavrilidis,
Özana kemik iliğinin sağlanabilmesi için 23 bin dolar değil, 2
bin 500 euro gerektiğini, ancak Rum Yönetiminin para konusuna hiç önem
vermediğini söyledi.
HÜRRİYETin sorularını cevaplandıran Kıbrıs Rum
Yönetimi Sağlık Bakanı Andreas Gavrilidis, konuya sadece insani
yönden yaklaştıklarını ve zaten ilk temasların
yapıldığını belirtti. Andreas Gavrilidis, Türk hastanın
durumunu yeni öğrendik. Bu sorunlar aşılamayacak konular
değil. Çözmek kolaydır. Bize başvursunlar, gerekli olan ne ise
yapalım diye konuştu.
Rum Kesiminde 83 bin Rum ve 15 bin civarında Türkün omurilik örneklerinin
bulunduğu Karaiskakion Ensitütüsünün, Emineye uyduğu tespit edilen
iki örneğin Türkiyeye gönderilmesi için İstanbul Üniversitesi ile
temasa geçtiğini kaydeden Gavrilidis şunları söyledi:
Önce Emineye uyan omurilik örneklerinin kimlere ait olduğunu
belirleyeceğiz. Donörler Rum da olabilir, Türk de; daha bilmiyoruz.
Donörlerin sağlık durumları ilik nakli yapabilmeye
elverişli ise bu hemen yapılacak. Eğer her şey iyi giderse
bu işlemler birkaç günde tamamlanır.
Bakan Gavrilidis, büroktarik engelleri sorduğumuzda ise Bir insanın
sağlığı söz konusu. İnsana yardımı medya
ışıklarından uzak tutalım. Karaiskakion Ensitütüsü ile
İstanbul Üniversitesi ne gerekiyorsa yapacaklardır
cevabını verdi. Gavrilidis, Rum Yönetiminin geçmişte de benzer
durumda insan sağlığını her şeyden üstün
tuttuğunu sözleri ekledi.
Nakil için çalışma başladı
Yaşaması kemik iliği nakline bağlı olan lösemi
hastası 20 yaşındaki Emine Özana dün Kıbrıs Rum
Kesiminden müjdeli haber geldi. Güney Kıbrıs Kemik İliği
Bankası Başkanı Paul Costeas, İstanbul Üniversitesi
Tıp Fakültesi Kemik İliği Bankası Başkanı Prof.
Dr. Mahmut Çarini telefonla arayarak iki donör üzerinde laboratuvar
işlemlerini başlattıklarını bildirdi.
PAUL Costeasın haberi gazetelerde okuyup televizyonlarda izledikten sonra
kendisini aradığını söyleyen Prof. Dr. Mahmut Çarin, Bu
durumun siyasi sorun olmasını istemediklerini bana iletti. Bu
nedenle, parası sonradan ödenmek üzere çalışmalara
başladıklarını söyledi. Rum Kesimindeki iki donör üzerinde
şimdi ileri test çalışmaları yapılıyor. En geç 2
hafta içerisinde doku gruplarına ilişkin çalışmalar ile
fiziki muayeneler tamamlanır. Bir aksaklık çıkmazsa belirlenecek
bir günde Emine Özana ilik nakli yapılır. Emine Özan için hiçbir
engel kalmadı dedi.
Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Hematoloji Bölüm Başkanı ve
Kemik İliği Nakli Merkezi Başkanı Prof. Dr. Ali Ünal da
Prof. Dr. Mahmut Çarinin kendisini arayarak gelişmelerle ilgili bilgi
verdiğini söyledi. Ünal, yaşanan gelişmenin kendilerini son
derece sevindirdiğini anlatırken, bu gelişmede gazete haberlerinin
etkisinin bulunduğuna dikkat çekti.
UMUTLARIM YEŞERİYOR
Mehmet Kemal Dedeman Onkoloji Hastanesindeki odasında DHA muhabirinin
sorularını yanıtlayan Emine Özan, durumu ile ilgili haberlerin
gazetelerde yayınlanması ile umutlarının
yeşerdiğini söyledi. Özan, Kıbrısta donör
bulunduğunu duyunca sevindim diye konuştu. Emine Özan, hastalık
söz konusu olduğunda Rum-Yunan ayrımı
yapılamayacağını belirterek şunları söyledi:
Bürokratik engeller varmış bunlar beni ilgilendirmiyor. Ben
sağlığımı istiyorum. İliğin Yunanı,
Rumu olur mu!.. Benim sağlığım yerinde olsa, Rumların
ihtiyacı olsa seve seve iliğimi verirdim. Sonuçta insan hayatı
söz konusu.
Emine Özan, hastalığı boyunca en çok özlemini duyduğu
şeyler arasında arkadaşları ile hafta sonu gezileri,
alışveriş yapmanın geldiğini, yemek yemeyi çok
özlediğini ekledi.
HURRIYET 12/04/05
Yakovu:
Türkiyeye engel olmayız
|
Ömer BİLGE/LEFKOŞE Kıbrıs Rum Yönetimi Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu, Hürriyete verdiği röportajda, Türkiyenin AB sürecine destek verdiklerini ve her sorunda süreci engelleyen ülke olmak istemediklerini söyledi. GÜNEY
Kıbrıs Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu,
Hürriyetin sorularını şöyle yanıtladı: |
HURRIYET
12/04/05
Lösemi
hastasına G. Kıbrıs'tan İlik gönderilmesinde sorun yok
|
Kayseri'de 7
yıldır akut lösemi hastalığıyla mücadele eden 20
yaşındaki Emine Özan'a, Güney Kıbrıs'ta bulunan
iliğin yüzde 95 oranında uygun olduğu ve gönderilmesinde sorun
olmadığı bildirildi. İsmi açıklanmayan Rum vericinin,
ilik vermeye hazır olduğu ve yakın zamanda yüksek çözünürlük
testleri için kan örneği verdiği öğrenildi. AA
muhabirinin görüştüğü Kemal Saraçoğlu Lösemili Çocuklar ve
Kanserle Savaş Vakfı Başkanı Şua Saraçoğlu,
Emine Özan'a uygun ilik vericisinin Güney Kıbrıs'ta
bulunduğunu ve bu iliğin verilmesinde ve gönderilmesinde herhangi
bir sorun olmadığını söyledi. Dünya İlik
Bankası'nın Güney Kıbrıs'taki temsilcisi Karaiskakio
Vakfı Başkanı Dr. Paul Kostas ile görüşen Şua
Saraçoğlu, Kayseri'den Emine Özan'ın doku tahlil örneklerini
istediklerini ve Güney Kıbrıs'ta karşılaştırma
yapıldığını, Emine Özan'a ileri bir tetkik
yapılması gerektiğinin görüldüğünü belirtti. Kayseri'de 7
yıldır akut lösemi hastalığıyla mücadele eden 20
yaşındaki Emine Özan'a, Güney Kıbrıs'ta bulunan
iliğin yüzde 95 oranında uygun olduğu ve gönderilmesinde sorun
olmadığı bildirildi. İsmi
açıklanmayan Rum vericinin, ilik vermeye hazır olduğu ve
yakın zamanda yüksek çözünürlük testleri için kan örneği
verdiği öğrenildi. AA
muhabirinin görüştüğü Kemal Saraçoğlu Lösemili Çocuklar ve
Kanserle Savaş Vakfı Başkanı Şua Saraçoğlu,
Emine Özan'a uygun ilik vericisinin Güney Kıbrıs'ta
bulunduğunu ve bu iliğin verilmesinde ve gönderilmesinde herhangi
bir sorun olmadığını söyledi. Dünya
İlik Bankası'nın Güney Kıbrıs'taki temsilcisi
Karaiskakio Vakfı Başkanı Dr. Paul Kostas ile görüşen
Şua Saraçoğlu, Kayseri'den Emine Özan'ın doku tahlil
örneklerini istediklerini ve Güney Kıbrıs'ta karşılaştırma
yapıldığını, Emine Özan'a ileri bir tetkik
yapılması gerektiğinin görüldüğünü belirtti. "Uygun
iliğin Türkiye'ye nasıl gönderileceği" sorusuna Şua
Saraçoğlu, başkanı olduğu vakfın yaklaşık
iki yıl önce benzer bir olaya aracılık ettiğini
anımsatarak, Türkiye'deki 26 yaşında bir avukat için Güney
Kıbrıs'a giderek ilik aldıklarını ve iliği KKTC
üzerinden Türkiye'ye gönderdiklerini anlattı. "Çapa
İlik Bankası güçlendirilmeli" Amaçlarının
yardımcı olmak olduğunu ve konunun şova
dönüştürülmemesi gerektiğini vurgulayan Şua Saraçoğlu,
İstanbul Üniversitesi Çapa Tıp Fakültesi Kemik İliği
Bankası'nın mutlaka güçlendirilmesi gerektiğinin
altını çizdi. Benzer
sorunları, lösemiden kaybettiği oğlu Kemal Saraçoğlu'nun
hastalığı sürecinde kendilerinin de
yaşadığını ifade eden Şaraçoğlu,
şunları söyledi: "İstanbul
Üniversitesi Çapa Tıp Fakültesi Kemik İliği
Bankası'nın devlet desteğiyle daha da güçlendirilmesi
gerekiyor. O kurum orada bir şekilde güçlendirilmelidir. Diğer
çağdaş ülkelerde olduğu gibi, bu görevi daha etkin, daha
hızlı, daha düzenli şekle götürecek bir hale getirilmelidir.
Orada az sayıdaki insan büyük özveriyle işi götürüyor, ama bu bir
yere kadar. Orası desteklenmelidir. Aksi halde böyle şeyleri çok
görürüz. Artık dünya ilik bankasında güçlü bir şekilde
yerimizi alalım." |
KIBRIS 12/04/05
Tayyip
Erdoğan: Kıbrıs'ta marjinal kesimlerin zihniyetiyle hareket
etmiyoruz
ÇÖZÜM
İÇİN UĞRAŞIYORUZ... Türkiye Başbakanı
Erdoğan: KKTC'yi Türkiye dışında devlet olarak kabul eden
bir ülke yoktur. KKTC uluslararası bir izolasyona tabidir. Hükümetimiz bu
çözümsüzlüğü çözmenin gayreti içerisindedir. Yanlış
zihniyetlerle, marjinal kesimlerin zihniyetiyle hareket etmiyoruz
HALK ÇÖZÜM
İSTİYOR... "Kıbrıs Türk halkı, 24 Nisan
referandumunda % 65 oranla çözüm istediğini ifade etti.
İktidarımızı kimse zan altında bırakamaz. Böyle
bir şeyi kabul edemeyiz"
Türkiye
Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, Kıbrıs konusunda
marjinal kesimlerin zihniyetiyle hareket etmediklerini söyledi.
Kıbrıs
Türk halkının 24 Nisan referandumunda % 65 oranla çözüm
istediğini ifade eden Başbakan Erdoğan,
"İktidarımızı kimse zan altında bırakamaz.
Böyle bir şeyi kabul edemeyiz" dedi.
Başbakan
Erdoğan KKTC'nin yıllardır çözümsüzlüğe mahkum
edildiğini belirterek "Çözümsüzlüğe mahkum edilerek KKTC
(tanınan bir) devlet olamamıştır" dedi.
Erdoğan,
Norveç temasları çerçevesinde Oslo Askeri Müzesi Toplantı Salonu'nda,
Norveç'te yaşayan Türk vatandaşlarıyla bir araya geldi.
Başbakan
Erdoğan, burada yaptığı konuşmanın ardından
Türk vatandaşlarının sorularını yanıtladı.
Recep Tayyip
Erdoğan, bir vatandaşın, "Sakın Kuzey Kıbrıs
Türk Cumhuriyeti'nin haritadan silinmesine müsaade etmeyin" sözleri
üzerine, şunları söyledi:
"KKTC'yi
Türkiye dışında devlet olarak kabul eden bir ülke yoktur. KKTC
uluslararası bir izolasyona tabidir. Hükümetimiz bu çözümsüzlüğü
çözmenin gayreti içerisindedir. Yanlış zihniyetlerle, marjinal
kesimlerin zihniyetiyle hareket etmiyoruz.
24 Nisan
referandumunda Kuzey Kıbrıs halkının yüzde 65'i çözüm
istedi. Biz bu adımları atarken Kıbrıs'ta olan
davamızı kazan kazan hesabına göre sürdürdük.
İktidarımızı kimse zan altında bırakamaz. Böyle
bir şeyi kabul edemeyiz."
KIBRIS 12/04/05
Rum Yönetimi
Başkanı Papadopulos: Annan planı yabancıların
çıkarlarına hizmet ediyor
Rum Yönetimi
Başkanı Tasos Papadopulos, Annan Planı'nın Türkiye ve
İngiltere gibi yabancı ülkelerin çıkarlarına hizmet
ettiğini iddia etti.
Rum Meclisi
Başkanı ve Rum Hükümeti'nin büyük ortağı AKEL'in Genel
Sekreteri Dimitris Hristofyas ise, Rum tarafının yeni bir müzakere
sürecinin boğucu takvimler ve hakemlik olmaksızın
gerçekleşmesi gerektiği görüşünde olduğunu söyleyerek,
"Bu görüşümüzün anlayış görmesini bekliyoruz" dedi.
Güney
Kıbrıs'ta yayımlanan en yüksek tiraja sahip Fileletheros
gazetesi, Rum Yönetimi Başkanı Papadopulos ve Rum Meclisi
Başkanı Hristofyas'ın, Kıbrıs sorunu ve Annan
Planı'yla ilgili açıklamalarına yer verdi.
Gazeteye göre
Papadopulos, geçen cumartesi günü Güney Kıbrıs'ta yaklaşık
80 Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rum gencin
katılımıyla gerçekleştirilen toplantıda
yaptığı konuşmada; Rum tarafının Annan
Planı'nda, Kıbrıslı Türklerle üzerinde uzlaşmaya
varılmış, çözümü işlevsel hale getirecek ve
Kıbrıslı Türklerin haklarını ellerinden almayacak
değişiklikler talep ettiğini ileri sürdü.
Papadopulos:
Annan Planı'nın işleyebileceğine inanmıyoruz
Papadopulos
"Annan Planı'nın işleyebileceğine ya da
kalıcı olabileceğine inanmıyoruz. Herhangi bir çözüm
değil, zamana dayanabilecek ve her iki topluma da hizmet edecek bir çözüm
istiyoruz. Planı işlevsel ve kalıcı hale getirecek türde
değişikliklerin uzlaşmayla gelmesini istiyoruz"
şeklinde konuştu.
Papadopulos,
Annan Planı'nın Türkiye ve İngiltere gibi yabancı ülkelerin
çıkarlarına hizmet ettiğini de iddia ederek, "Biz,
planın dengeli olmadığına inanıyoruz. Tam tersine
plan, daha çok Türkiye ve yabancıların çıkarlarını
tatmin eden dengesiz bir plandır" dedi.
Hristofyas:
Annan her iki tarafı da diyaloga çağırmalı
Öte yandan
Hristofyas ise önceki gün yaptığı açıklamada, BM Genel
Sekreteri Kofi Annan'ın, tarafların niyetlerini öğrenmek için
diplomatik yolla sondaj gerçekleştirmesi ve her iki tarafı da
diyaloga çağırması gerektiğini ifade etti. Hristofyas, Rum
tarafının, bir çözüme varılması için tüm siyasi
isteğiyle olumlu karşılık vermeye hazır
olacağını iddia ederken, yeni bir girişimin iyi
hazırlanması gerektiğini, çünkü yeni bir
başarısızlık lüksünün bulunmadığını
söyledi.
Rum
tarafının, Kofi Annan'ın en yakın zamanda Kıbrıs
sorununa ilgisini harekete geçirmesini beklediğini de kaydeden Hristofyas,
"Kıbrıs Rum tarafının da endişelerine
karşılık verecek değişikliklerin
yapılmasının gerekli olduğuna dair son bir yıldır
gösterdiğimiz çabalar sonuç getiriyor gibi görünüyor" şeklinde
konuştu.
"Boğucu
takvimler ve hakemlik..."
Hristofyas, Rum
tarafının yeni bir müzakere sürecinin boğucu takvimler ve
hakemlik olmaksızın gerçekleşmesi gerektiği yönündeki görüşünün
anlayış görmesini beklediklerini ifade ederken, "Ankara ve
Kıbrıs Türk tarafının önceliğinin, Kıbrıs
sorununun çözümü mü yoksa KKTC'nin düzeyinin yükseltilmesi mi olduğunun
uygulamada anlaşılacağını" da kaydetti.
Hristofyas
"Kıbrıs sorununun çözümü bir uzlaşıdan başka bir
şey olmaz ve bu uzlaşı da iki toplumlu, iki kesimli
federasyondur" şeklinde konuşarak, "bu federasyonun iki
toplumun siyasi eşitliği temeline inşa edileceğini ve ana
kapısının insan haklarının iadesi ve insan
haklarına saygı olacağını" belirtti. Habere göre
Hristofyas ayrıca, geçmişin sürtüşmelerinin yeniden ortaya
çıkmaması için iki toplum arasındaki ekonomik dengesizliğin
de ortadan kaldırılması gerektiğini sözlerine ekledi.
KIBRIS 12/04/05
Genç TV,
uyduya çıkıyor
Kıbrıs
Genç TV, 31 Mayıs'tan itibaren uyduya çıkıyor. Dijital alt
yapısını ve up-link sistemlerini temin eden Kıbrıs
Genç TV, EURASIASAT ile de anlaşarak, Turksat 1C2A uydusunun batı
beamine çıkarak Avrupa ve Asya'da toplam 66 ülkede çok rahat bir
şekilde izlenebilecek.
Konu ile ilgili
olarak bir açıklama yapan Birinci Medya Kurumu Yönetim Kurulu
Başkanı Ertan Birinci, Kıbrıs Genç TV'nin YYK'dan gerekli
izinleri aldığını ve her türlü anlaşmaların
yapıldığını belirtti.
Ertan Birinci,
ülkemizin lokomotif sektörleri "turizm", "üniversiteler",
"sanayi" ve "ticaret"teki başarılı
işleri de uyduda tanıtacaklarını söyledi.
Birinci,
Özellikle Kıbrıslı Türklerin yoğun
yaşadığı; İngiltere, Türkiye, Yunanistan, Almanya,
Fransa, İspanya gibi Avrupa ülkelerindeki
vatandaşlarımızın vatan özlemini Kıbrıs Genç TV
ile gidereceklerini kaydetti.
Ertan Birinci,
Genç TV'nin uyduya çıkışı ile ilgili şunları da
söyledi:
"Bir
hayali gerçeğe dönüştürüyoruz. Uzun zamandır halktan bu konuda
büyük istek ve özlem vardı. Biz de hep bunu düşledik. Sonunda
ülkemizin güzide kurum ve kuruluşlarının Kıbrıs Türk
halkının büyük teşviki ve desteği ile ülkemizi Türkiye,
Avrupa ve Dünya ile bağlayacağız. Beğenilen değil
aranan televizyon olacağız Halkın televizyonu unvanına
uyduda da layık olacağız. 31 Mayıs ve haftası
Kıbrıs Türk Televizyon tarihine önemli bir gün olarak geçecektir.
Halkla beraber neleri başardık, ne zorlukları aştık
hepimiz biliyoruz. Şimdi sorumluluğumuz daha da büyüdü. Her
şeyin bilincindeyiz."
KIBRIS 12/04/05
Rumlar çözüm için isteksiz
13 Nisan, 2005 03:02:00 (TSİ) CNN TURK
Güney Kıbrıs'ta, Rum Ulusal Konseyi,
Annan Planı gündemiyle toplandı. Oturumda, siyasi partilerin plana
ilişkin değişiklik talepleri görüşüldü.
Toplantıdan
sonra açıklama yapan Rum yönetimi sözcüsü Kipros Hrisostomidis, Rum lider
Tasos Papadopulos'un, Annan Planı'nda istenilen değişiklikler
konusunda Rum partilerinin daha önce ortaya koyduğu tutumların
özetini sunduğunu söyledi.
Hrisostomidis, Rum Ulusal Konseyi'nin müzakerelerde hakemlik, dar müzakere
takvimi ve anlaşmaya varılmadan çözümün referanduma
sunulmasını kabul etmediğini bildirdi.
Rumların
talepleri
Rum Meclisi'nin, Annan Planı'ndaki değişiklik taleplerini bir
paket halinde açıklaması bekleniyor.
Brüksel kaynakları, Rum tarafının değişiklik
taleplerini şöyle sıralıyor:
·
Türk askerlerinin Ada'dan daha kısa bir takvim içinde çekilmesi,
·
Kuzey'de mülk sahibi olan Rumların yerleşme hakkına
kısıtlama getirilmemesi,
·
Ve Karpaz bölgesinin kendilerine bırakılması.
Annan planıyla çözüme destek
Yunanistan
Dışişleri Bakanı Petros Molivyatis, çalışma
ziyareti için gittiği Ankara'da Dışişleri Bakanı
Abdullah Gül ile ikili ilişkiler, Türkiye'nin AB süreci ve
Kıbrıs konusunu görüştü
Annan
planıyla çözüme destek
GÜL İLE
MOLİVYATİS'TEN OLUMLU MESAJLAR... Avrupa Birliği içindeki
gelişmeler ve Türkiye'nin Avrupa Birliği'yle ilişkilerinin
yanı sıra Kıbrıs'ın yeniden birleştirilmesi
sürecinin başlaması olasılığının ele
alındığı görüşmede, Gül ile Molivyatis olumlu mesajlar
verdi. Dışişleri Bakanı Gül, Yunan meslektaşı
Molivyatis ile BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Kıbrıs sorununun
çözümüne yönelik çalışmalarına verdikleri desteği
kaydettiklerini ve bu çerçevede görüş alışverişinde
bulunduklarını söylerken, Yunanlı bakan da "tüm
tarafların, adanın tekrar birleşmesi konusunda mutabık
olduğuna'' inandıklarını belirtti.
DOSTLUK
RÜZGARLARI... Dışişleri Bakanı ve Başbakan
Yardımcısı Abdullah Gül, görüşmede Türkiye ile Yunanistan
arasındaki güven artırıcı önlemlere ek olarak 3 önlem
üzerinde daha mutabakat sağlandığını, ayrıca
Eskişehir ile Larissa arasında doğrudan muhabere hattı
kurulması konusunda anlaşmaya vardıklarını
açıkladı. Bakan Gül, bu önlemleri, "iki ülke askeri doğal
afet müdahale birlikleri arasında işbirliği tesis edilmesi ve
ortak tatbikatlar düzenlenmesi, her iki ülkenin askeri kurumlarında
verilen lisan eğitimlerine her yıl belirli sayıda askeri
personelin iştirak etmesi ve askeri okullar arasında ferdi spor
müsabakalarının düzenlenmesi'' olarak sıraladı.
Yunanistan
Dışişleri Bakanı Petros Molivyatis, "ikili
ilişkilerin geliştirilmesine katkı sağlamayı
sürdürmek" amacıyla gittiği Ankara'da Türkiye
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ile ikili ilişkiler,
Türkiye'nin AB süreci ve Kıbrıs konusunu görüştü.
Avrupa
Birliği içindeki gelişmeler ve Türkiye'nin Avrupa Birliği'yle
ilişkilerinin yanı sıra Kıbrıs'ın yeniden
birleştirilmesi sürecinin başlaması
olasılığının ele alındığı
görüşmede, Gül ile Molivyatis olumlu mesajlar verdi.
Dışişleri
Bakanı Gül, Yunan meslektaşı Molivyatis ile BM Genel Sekreteri
Kofi Annan'ın Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik
çalışmalarına verdikleri desteği kaydettiklerini ve bu
çerçevede görüş alışverişinde bulunduklarını
söylerken, Yunanlı bakan da "tüm tarafların, adanın tekrar
birleşmesi konusunda mutabık olduğuna''
inandıklarını belirterek, bulunacak çözümün, müzakereler yoluyla
Annan planı temelinde, yaşayabilir, kalıcı, BM
kararlarına ve Avrupa değerlerine uygun olması gerektiğini
belirtti.
BM Genel
Sekreteri Kofi Annan'ın Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik
çalışmalarına verdikleri desteği kaydettiklerini ve bu
çerçevede görüş alışverişinde bulunduklarını
söyleyen Gül, görüşmede, Yunanistan'ın, AB'ye üyelik sürecinde
Türkiye'ye verdiği desteği takdirle
karşıladıklarını ilettiğini ve Yunan bakana bir
kez daha teşekkür ettiğini belirtti.
Molivyatis, bu
ziyaretinin, karşılıklı görüşlerin dile getirilmesine
fırsat verdiğini belirterek, Gül'e, daveti ve misafirperverliği
için teşekkür etti.
Yunanistan
Dışişleri Bakanı Molivyatis, Türk meslektaşıyla
görüşmesi öncesinde Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer
tarafından kabul edildi.
İkili
ilişkiler
iyiye gidiyor
TC
Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı
Abdullah Gül, Türkiye ile Yunanistan arasındaki güven
artırıcı önlemlere ek olarak 3 önlem üzerinde daha mutabakat
sağlandığını, ayrıca Eskişehir ile Larissa
arasında doğrudan muhabere hattı kurulması konusunda
anlaşmaya vardıklarını açıkladı.
Bakan Gül, bu
önlemleri, "iki ülke askeri doğal afet müdahale birlikleri
arasında işbirliği tesis edilmesi ve ortak tatbikatlar
düzenlenmesi, her iki ülkenin askeri kurumlarında verilen lisan
eğitimlerine her yıl belirli sayıda askeri personelin
iştirak etmesi ve askeri okullar arasında ferdi spor
müsabakalarının düzenlenmesi'' olarak sıraladı.
Ege'ye
ilişkin havacılık sorunlarında önemli bir adım
attıklarını kaydeden Gül, "İki ülke arasındaki
ilişkilerin daha da geliştirilmesi amacıyla, istenmeyen
hadiselerin önlenmesi bakımından, Eskişehir'deki Milli Hava
Harekat Merkezi ile Larissa'daki Yunan Ulusal Hava Harekat Merkezi
arasında doğrudan muhabere hattı kurulması hususunda
mutabık kaldıklarını'' açıkladı.
"İkili
ilişkiler konusunda önemli bir iyiye gidiş tespit ettik ve bu
işbirliğimizin daha da geliştirilmesi konusunda mutabık
kaldık'' diyen Molivyatis, çeşitli alanlarda görüş birliği
sağladıklarını, bu ilişkilerin turizm, ticaret,
ekonomi, enerji ve tüm alanlarda daha da geliştirilmesi hususunda
mutabık kaldıklarını söyledi.
İlişkilerin
daha da geliştirilmesi ve iki ülke arasında güvenin
artırılması çerçevesinde, doğrudan bir hattın
kurulmasında mutabık kaldıklarını bildiren Yunan
bakan, "Larissa'daki Yunan Ulusal Harekat Merkezi ile
(Eskişehir'deki) Milli Hava Harekat Merkezi arasında hat
kurulmasında karar kıldık. Bu hareketimiz, eminiz ki
ilişkilerin daha da geliştirilmesi, iyileşmesi hususunda
yardımcı olacaktır'' dedi.
İki ülke
ilişkilerinin daha da gelişmesinin, Ege'deki bazı askeri
faaliyetlere de aksetmesi gerektiğine inandıklarını
kaydeden Molivyatis, "Bazen bu faaliyetler iki ülke arasındaki olumlu
havaya ters tepki yapmaktadır'' ifadesini kullandı.
Ekonomi
alanında
geniş
işbirliği potansiyeli
Gül, ticaret ve
ekonomi alanındaki geniş işbirliği potansiyelinden,
ortaklaşa projeler geliştirerek daha fazla istifade etmenin önemini
vurguladıklarını kaydederek, iki ülke ticaret hacminin
kapsamlı ve istikrarlı şekilde artırılmasını
ümit ettiklerini söyledi.
Bakan Gül,
"Bu hedefe ulaşılması için, iş çevrelerinin,
temasların sıklaştırılması ve
karşılıklı yatırımların
artırılması konusunda cesaretlendirilmesi ve desteklenmesi
gerektiğinin önemi üzerinde durduklarını'' ifade etti.
İki ülke
arasında yatırımların daha da
artırılmasını teşvik etme konusunda mutabık
kaldıklarını kaydeden Gül, Türk-Yunan İş Konseyi'ne bu
yönde tavsiyelerde bulunulmasının önemini ortaya
koyduklarını söyledi.
Gül, Türkiye ve
Yunanistan'da özel sektörlerin işbirliğiyle ortak bir banka
kurulması yönündeki çalışmaları memnuniyetle not
ettiklerini belirterek, "Diyalog ve işbirliğimiz,
çalışan ve faal ortaklık ilişkisine dönüşmektedir. Bu
ortaklığın stratejik boyutunu ticaret, enerji, ulaştırma
ve turizm alanlarındaki işbirliğimiz teşkil etmektedir''
diye konuştu.
Karacabey-Gümülcine
arasında inşa edilecek doğalgaz boru hattının
öngörüldüğü şekilde 2006 yılında hizmete girmesinin, enerji
alanındaki işbirliğinin somut bir meyvesini
oluşturması bakımından taşıdığı
öneme işaret ettiklerini söyleyen Gül, görüşmede, doğalgaz boru
hattının Türk tarafındaki inşasına ilişkin ihale
sürecinin 3 ay içinde tamamlanması yönündeki
kararlılıklarını tekrarladığını
belirtti.
İşbirliğinin
daha da geliştirilmesi
yolundaki
çabalar desteklenecek
Gül, iki
ülkenin ulaştırma alanındaki işbirliğinin daha da
geliştirilmesinin, iki ülke arasındaki ekonomik ve ticari
etkileşime olumlu yansımaları olacağını
kaydettiklerini söyledi.
İki ülke
arasındaki demiryoluyla yapılan yolcu ve yük
taşımacılığının daha etkili hale getirilmesi
için gerekli çalışmaların bir an önce
başlatılması konusunda görüş birliğine
vardıklarını belirten Gül, uygun limanlar arasında feribot
ve roro hatlarının tesis edilmesi konusunu da konuştuklarını
bildirdi.
Gül, bu tür
projelerin en kısa sürede hayata geçirilmesi için özel sektörde faaliyet
gösteren kuruluşların teşvik edilmesi, özellikle İzmir ile
Pire arasında bir hat kurulması hususunda mutabık
kaldıklarını kaydetti.
Yunan
adalarıyla Ege kıyılarına yerleşik olanlar başta
olmak üzere, iki ülke vatandaşlarının birbirlerini daha kolay
ziyaret etmelerini ve turizmin teşvik edilmesi amacıyla, vize
uygulamasında esneklik gösterilmesi hususunu ele aldıklarını
belirten Gül, "Ülkelerimiz arasındaki ikili kültürel temas ve
faaliyetlerin desteklenmesinin, halklarımızın birbirlerinin
kültürlerini daha iyi tanıması bakımından
taşıdığı öneme atıfta bulunduk'' dedi.
Gül,
Molivyatis'in ziyaretinin, kendisinin Türkiye'ye yaptığı ilk
çalışma ziyareti olduğuna dikkati çekerek, kendisiyle
yapılan görüşmelerde, ikili ilişkileri etraflıca
değerlendirdiklerini, bölgesel ve uluslararası konularda görüş
alışverişinde bulunduklarını belirtti.
"Her iki
tarafın da mevcut diyalog ve işbirliği sürecinin
geliştirilmesi yolunda gerekli irade ve kararlılığa sahip
olduğunu bir kez daha memnuniyetle müşahede ettiklerini'' kaydeden
Gül, giderek çok yönlü bir boyut kazanan işbirliğinin daha da
geliştirilmesi yolundaki çabaların desteklenmeye devam edilmesi
hususunda görüşlerinin örtüştüğünü tespit ettiklerini sözlerine
ekledi.
Molivyatis'ten
AB desteği
İkili
ilişkilerde önemli bir "iyiye gidiş'' tespit ettiklerini ve bu
işbirliğinin daha da geliştirilmesi konusunda mutabık
kaldıklarını söyleyen Molivyatis, içinde bulundukları bölgeyi,
insan haklarına saygı, din özgürlüğü ve
azınlıkların korunması gibi konularda hassasiyet gösteren,
demokrasi, barış ve refah bölgesi haline getirmek istediklerini
belirterek, bu çerçevede Yunanistan'ın Türkiye'nin AB perspektifini
desteklemekte olduğunu söyledi.
Yunan Bakan,
Türkiye'nin, AB'den istenen kriterlerin yerine getirilmesi koşuluyla,
AB'ye tam üye olma hakkına sahip olduğuna
inandıklarını kaydetti.
Kıbrıs
konusunda da fikir alışverişinde bulunduklarını
söyleyen Molivyatis, "tüm tarafların, adanın tekrar
birleşmesi konusunda mutabık olduğuna''
inandıklarını belirterek, bulunacak çözümün, müzakereler yoluyla
Annan planı temelinde, yaşayabilir, kalıcı, BM
kararlarına ve Avrupa değerlerine uygun olması gerektiğini
söyledi.
Molivyatis,
"Bu yöne doğru yeni bir gelişme başlayabilmesi için, ilk
önce, gösterilecek çabanın olumlu bir sonuca
ulaşacağını bir şekilde kendimiz garanti etmeliyiz''
dedi.
Yunanistan
Dışişleri Bakanı Molivyatis, "Bu ilişkilerin daha
da iyiye gitmesi konusunda hepimiz aynı yönde çaba sarf etmeliyiz.
İnanıyorum ki bugün bu yöne doğru bir adım daha
atmış olduk. Büyük bir memnuniyetle Sayın Bakan'ı davet
etmek arzusundayım. Bu ziyaret esnasında da iyi ilişkilerin daha
da geliştirilmesi için bir adım daha atma olanağı
bulacağız'' diye konuştu.
Her iki
tarafı ilgilendiren ortak konularda fikir teatisinde
bulunduklarını belirten Molivyatis, ziyaretinin, Yunan hükümetinin,
iki ülke arasındaki iyi ilişkileri iyi niyetle sürdürme
amacını teyit etme olanağını
sağladığını da kaydetti. Molivyatis,
"Görüşmelerde, aynı arzunun Türk tarafında da mevcut
olduğunu büyük memnunlukla anlamış bulunuyorum'' diye
konuştu.
KIBRIS 13/04/05
Cumhurbaşkanı Denktaş, halâ Annan planıyla
uğraşıyor: Plan gerçekleşseydi birkaç yıl içinde
savaş çıkacaktı
|
Cumhurbaşkanı
Denktaş, halâ Annan planıyla uğraşıyor: Plan
gerçekleşseydi birkaç yıl içinde savaş çıkacaktı Cumhurbaşkanı
Rauf Denktaş, "Kıbrıs, Türkiye için stratejik olarak
vazgeçilmezdir" dedi. Denktaş,
Mustafa Kemal Üniversitesi (MKÜ) Tayfur Sökmen Kampusu Atatürk Konferans
Salonu'nda "AB Sürecinde Türkiye ve Kıbrıs" konulu
konferans verdi. Atatürk'ün
"Kıbrıs düşman elindeyse Türkiye'nin ikmal yolları
kapanmıştır" sözüyle Kıbrıs davasına
verdiği önemi ortaya koyduğunu hatırlatan Denktaş,
"Kıbrıs'ın düşman eline geçmesi halinde Türkiye
denizlere açık bir ülke olmaktan çıkar" dedi. Kıbrıs'ın
Türkiye için stratejik olarak vazgeçilmez olduğunu ifade eden
Denktaş, şunları söyledi: "Bütün
dünya İskenderun Körfezi'ni istemekte, bunun için Rumlar
kullanılarak oyun oynanmaktadır. Bu yolla Lozan'ın öcünü almak
istemektedirler. Bu yüzden de Annan Planı'nı ortaya
çıkardılar. Buna göre, Kıbrıs'ta barış için Rum
idaresi kabul edilip, Türklerin haklarının korunması onlara
emanet edilecekti. Canınız pahasına koruduğunuz
egemenliği devredecektiniz. Rumların isteği Türkiye'nin garantörlüğünün
kalkması ve eski günlere dönülmesidir." Annan
Planı ile ilgili yazılardan dolayı Türk
basınını da eleştiren Denktaş, "Eğer Annan
Planı gerçekleşseydi 1950'lerdeki katliamları gerçekleştiren
Rumlarla koyun koyuna yaşamaya başlayacaktık. 1-2 yıl
içinde de kanlı bir savaş ortaya çıkacaktı. Bu sefer
Türkiye'nin de müdahale hakkı olmayacaktı" dedi. Atatürk'ün
"Yurtta Sulh, Cihanda Sulh" dediğini, ancak
"Barış için bağımsızlıktan vazgeçin"
demediğini vurgulayan Denktaş, "Kıbrıs meselesi,
ancak iki ayrı devletin varlığı kabul edilerek
çözümlenebilir. Bağımsız değilseniz hangi
barışı yaşayacaksınız? En çok Annan
Planını yaşarsınız" diye konuştu. Türkleri
yüzde 20 azınlık olarak gören planın
uygulanamayacağını belirten Denktaş, "Türkiye 70 bin
şehidinin ölüsünü alıp nasıl adadan çekilsin" dedi. AB'nin
Türkiye'yi kabul etmek için 65 maddelik bir şart
hazırladığını, başka hiçbir aday ülkeye
aynı şartların koşulmadığını ifade
eden Denktaş, "Kıbrıs Rumlara bırakılsın,
Ege suları AB'ye verilsin, sözde Ermeni soykırımı kabul
edilsin istiyorlar. Türkiye, bu şartları kabul edemez" diye
konuştu. Daha sonra
Mustafa Kemal Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Metin Gürkanlar, Denktaş'a
siyaset ve sosyal bilimler alanında "Onursal Doktora Belgesi"
verdi. Konferansı,
Hatay Valisi Abdulkadir Sarı, Hatay Garnizon Komutanı Albay
İdris Şahin, YÖK Başkanı Erdoğan Teziç ve
yaklaşık 60 üniversitesinin rektörü ile öğrenciler izledi. |
KIBRIS 13/04/05
|
AB,
Kıbrısta aktif role hazırlanıyor |
|
|
|
Avrupa Birliği,
Kıbrıs sorununun çözümü için Finlandiyalı eski diplomat Jaako
Blombergü ABnin Kıbrıs özel temsilcisi olarak atıyor. |
|
|
|
NTV |
|
|
|
13 Nisan 2005 Blombergin öncelikle Adadaki liderlerle
görüşmesi ve müzakerelerin yeniden başlaması konusunda
arabuluculuk yapması bekleniyor. |
AB Komisyonundan bir yetkili, çözüm çabalarının
BM Genel Sekreteri Annanın görev alanında olduğunu kabul
ettiklerini ancak ABnin bunun üzerinde ve daha farklı bir rol oynamak
istediğini söyledi.
BLAIR-PAPADOPULOS GÖRÜŞMESİ
Bu arada İngiltere Başbakanı Tony
Blair de, Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulosu Londraya davet etti.
Blair-Papadopulos görüşmesinde Rum tarafının Annan
Planındaki değişiklik talepleri ele alınacak.
Diplomatik kaynaklara göre Rum lider, Blaire Ulusal
Konseyde alınan kararlar çerçevesinde müzakere
önkoşullarını ve beklentilerini iletecek, ama Annan
Planında istediği değişikliklerin detaylarını
açıklamayacak.
ABD Kongresinde KKTC tartışması
14 Nisan, 2005 08:59:00 (TSİ) CNN TURK
Amerika Birleşik Devletleri'nin ikinci
büyük kenti Los Angeles'ta fahri Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti
konsolosluğu açılacağı iddiaları, ABD Kongresi'nde
tartışma yarattı.
Yunan
asıllı Demokrat senatör Paul Sarbanes, ABD'nin Avrupa'dan sorumlu
dışişleri bakan yardımcılığı görevine
atanan Daniel Fried için düzenlenen oturumda, konsolosluk
açılmasının Kuzey Kıbrıs'ı tanımama
siyasetine aykırı olacağını söyledi.
Yunan
asıllı Demokrat senatör Paul Sarbanes, iddiaların kaynağının
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı
Serdar Denktaş olduğunu belirtti.
ABD'nin
Avrupa'dan sorumlu dışişleri bakan
yardımcılığı görevine atanan Daniel Fried ise, konuyla
ilgili bilgisi olmadığını, ancak Amerika Birleşik
Devletleri'nin Kıbrısta ayrı bir oluşumu tanımaktan
kaçınacağını söyledi.
Demokrat senotör
Sarbanes, bu yıl ABD Dışişleri
Bakanlığı'nın yayımladığı insan
hakları raporunun Kıbrıs bölümünde, Kuzey Kıbrıs için
ayrı bir bölüm açılmış olmasından duyduğu
rahatsızlığı da dile getirdi. Şubat ayında
açıklanan raporda, Kuzey Kıbrıs olarak insan hakları konusu
ayrı bir bölümde ele alınmıştı.
ABDnin
politikasında değişiklik yok
Amerikan
Dışişleri Bakanlığı'nda mart ayında
düzenlenen bir basın toplantısında da sözcü Richard Boucher,
KKTC'nin Los Angeles'ta büro açıp açmadığı konusunda fikri
olmadığını belirtmişti. Boucher, ABD
politikasında, KKTC'yi tanıma yönünde değişiklik
bulunmadığını da söylemişti.
KKTC'nin
Washington temsilcisi Osman Ertuğ ise, ABDli yetkililerle danışmaların
ardından KKTC'nin, Kuzey Kıbrıs kökenli bir Amerikan
vatandaşı olan işadamı Mehmet Mustafaoğlu'nu Los
Angeles fahri konsolosluğuna atadığını
söylemişti. Ertuğ, KKTC Los
Angeles temsilciliği olarak bir büro bulunmadığını ve
Mustafaoğlu'nun kendi iletişim imkanlarıyla fahri olarak bu
görevi yürüteceğini belirtmişti.
Kuzey
Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, daha önce Washington ve New York'a fahri
konsolos atamıştı.
AB'den
Kıbrısa yakın markaj
Kıbrıs
sorununun Annan Planı çerçevesinde çözülmesinden yana olan Avrupa
Birliği de, Kıbrıs'ı yakın markaja aldı. Avrupa
Birliği Komisyonu, Finlandiya'nın eski Kıbrıs Büyükelçisi
Jako Blomberg'i Kıbrıs özel danışmanı olarak
atadı.
AB Komisyonu,
Kıbrıs sorununun, Birleşmiş Milletler çatısı
altında çözüleceği konusunda kararlı olduğunu
vurguladı. Kıbrısa özel danışman olarak atanan
Blombergin sadece tarafların sorunun çözümü konusundaki tutumları ve
gelişmelerle ilgili rapor hazırlayacak.
Komisyon'dan yapılan açıklamaya göre, Blomberg
Kıbrıs sorununun çözümü için çalışmada bulunmayacak, ancak
Ada'da temaslarda bulunacak ve hazırlayacağı raporu Avrupa
Birliği Komisyonu'na sunacak.
M.Ali Talat Milliyet'e açıkladı
Papadopulos
ile Denktaş kopya gibi
Milliyet yazarları Derya Sazak, Fikret Bila ve Güngör Uras'ın sorularını
yanıtlayan KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat, "İki
yıl önce Denktaş Bey'in söylediklerini, bugün Papadopulos
söylüyor" diyor.
Sefa Karahasan
KKTC'de hafta sonu yapılacak cumhurbaşkanlığı
seçiminin favorisi Başbakan Mehmet Ali Talat, "Türkiye dünyayı
ilk defa doğru okuyor" dedi.
Milliyet yazarları Derya Sazak, Fikret Bila ve Güngör Uras'ın
sorularını yanıtlayan Talat, Kıbrıs'ta bir
değişim yaşandığını ve seçimi
kazanacağını belirtti. "Halk bizi çözüm vizyonumuz
olduğu için seçecek" diyen Talat'ın yanıtları
şöyle:
Seçileceğinize kesin gözüyle bakıyorsunuz.
Kamuoyu yoklamaları, halkın ilgisi öyle gösteriyor. Bütün köylere
gitme niyetim yoktu. Bir başladım, bütün köyler "Bize de
gel" diyor.
Seçimde yüzde kaç alacağınızı tahmin ediyorsunuz?
Yüzde 60 ve üzerini hedefliyoruz, tutturacağız gibi.
Türkiye'de şu anda milliyetçi dalga yükseliyor. İzlerini burada
hissediyor musunuz?
Hayır. Sadece çok fazla marjinal çıkışlar var. Denktaş
Bey de, o marjinal gruplarla hareket ediyor.
Size AB'den yana olduğunuz için mi oy veriyorlar?
AB'den yana ve çözüm vizyonumuzun olması nedeniyle destekleniyoruz. Biz ne
söylemişsek, ne öngörmüşsek oldu. Bir kâhin gibi.
"Türkiye de değişti"
Bunu neye bağlıyorsunuz, son dönemde Türkiye'deki iktidar
değişikliğiyle ilgisi var mı?
Dünyayı doğru okumakla ilgili. Tabii ki, Türkiye'deki iktidar
değişikliğiyle ilgisi var. Türkiye, ilk defa dünyayı
doğru okuyor. Daha önce doğru okumuyordu ki. Ecevit, bir yandan
ağlıyor, diğer yandan gidiyordu. Helsinki'de zirve
kararını kabul ediyor ama "Kıbrıs'tan zırnık
vermem" diyordu. Olur mu böyle?
Onlardan farklı olarak Erdoğan ve Gül yönetimi ne diyor?
Erdoğan, daha 2 gün önce söyledi, "Biz marjinal gidemeyiz. Bu sorunu
çözmek istiyoruz" diye. Doğru olan bu.
"Ecevit 'zırnık vermem' diyor" dediniz. Erdoğan bir
şeyler vermeyi mi taahhüt ediyor?
Çözüm, vermek ve almaktır. Çözüm uzlaşmadır. Bu al- verdir.
Bir röportajınızda "Kıbrıs'ı Türkiye
satabilir, Türkiye Başbakanı'na soracaksınız bunu"
diyorsunuz.
Şöyle bir soru sorun: Ölmeyi, yok olmayı düşünür müsünüz? Ben de
diyorum ki, bunu bana sormayın. Bunu yapsa yapsa dıştan biri
yapabilir. Bir Kıbrıslı Türk olarak bana,
"Kıbrıs'ı satar mısın?" diye sormayın.
Bu vatanım, başka yerim yok ki. Böyle bir soruyu Türkiye
Başbakanı'na sorsanız, haklı olabilirsiniz. Sonuçta
Kıbrıs'ı ne kadar severse sevsin, koskoca bir ülke. Bir dünya
ülkesi. Ülkesinin başka ilişkileri var. O ilişkiler nedeniyle,
Kıbrıs'ta farklı bir tutum sergileyebilir.
"Al - ver" meselesinde Denktaş'ı ikna edemediniz galiba?
Denktaş 80 küsur yaşında. Hayatını Kıbrıs
sorununa bir şekilde adamış. Kendine göre bir görüş
oluşturmuş. Bu görüşün dışına
çıkamıyor. Çağdaş dünyayı anlamakta doğal olarak
zorlanıyor. Bir yemini var. O yeminine sadık kalma mecburiyetinde
hissediyor kendisini.
Kıbrıs, Girit olmasın diyor. Olur mu öyle bir şey?
AB içinde Girit'i düşünebilmek, çağdaş olmamak demektir.
Çağdaş dünyayı anlamamak demektir.
Türk tarafında Annan Planı'na "evet" dendi. Burada
Denktaş'la, Güney'de de Papadopulos'la olmaz demiştiniz. Güney'de
değişim nasıl sağlanacak?
Yeni bir anlayış var ama orada Denktaş'a doğru bir
gidiş görülüyor. 2 yıl önce Denktaş Bey'in söylediklerini, bugün
Papadopulos söylüyor. Papadopulos ile Denktaş aynılar. Neredeyse
kopyalanmış gibi.
Güney neden ürküyor?
Şimdiye kadar nasıl Türk tarafı bu işi geciktirerek,
çözümsüzlüğü çözüm haline getireceğini düşündüyse, bugün Rum
tarafı zaman kazanmakla avantaj elde edeceğini düşünüyor.
Türkiye, 3 Ekim'de müzakerelere başladığında, Rum'un
avucuna düşecek düşüncesinde.
3 Ekim'den önce çözüm zor
Peki, 3 Ekim'den önce çözüm olasılığı var mı?
Bütünlüklü ve tam bitmiş bir çözüm olasılığı, 3
Ekim'den önce çok güçlü değil. Yok demiyorum. Molivyatis, Türkiye
ziyaretinde güzel şeyler söyledi. Bu tutum Rum tarafı üzerinde ciddi
etkili olabilecek bir noktaya taşınabilecek mi?
Taşınabilirse niçin çözüm olmasın 3 Ekim'e kadar.
Notlar...
Müzakereci halkın lideri olur
· Talat,
Sazak'ın "Müzakereleri siz mi yürüteceksiniz?" sorusuna
"Halkın temsilcisi kimse, o yürütecek. Toplum lideri ve temsilci"
yanıtını verdi.
· Güngör Uras'ın
"Sayın Talat, çok kilo almışsınız.
Cumhurbaşkanlığına hazırlık mı?"
esprisine, önce "Eski fotoğraflarıma bakın, o zaman da
böyleydim" diyerek karşı çıkan Talat, ardından da
"Belki de doğru dediniz. O zaman daha gençtik" sözleriyle
katıldı.
·
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın arkasında yer
alan üniformalı yaverin her ülkede olduğunu belirten Talat, ancak
diğer ülkelerde sivil kıyafetli olduğunu söyledi. Talat, yaver
bulunmasının normal olduğunu belirtti.
MILLIYET 14/04/05
Talat'a göre Rumlar
Denktaşçı
LEFKOŞA
KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat, pazar günü yapılacak
cumhurbaşkanlığı seçimlerinin sonucundan hiç kuşku
duymuyor. Pazar günü KKTC'nin yeni cumhurbaşkanı
olacağından emin. ilk turda yüzde 60'ın üzerinde bir oyla seçileceğini
tahmin ediyor.
Talat, artık KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ı rakip
olarak görmüyor. Denktaş'ın ve döneminin geride
kaldığı düşüncesinde. Talat'a göre, "Artık sorun
Denktaş değil, Papadopulos..."
Papadopulos Denktaşlaşıyor
Talat, bu düşüncesini açıklarken, "Çünkü" diyor,
"Papadopulos, Denktaşlaşıyor. Sanki, Papadopulos'la
Denktaş aynılar. Neredeyse kopyalanmış gibi."
Buradan hareketle, Rumların Denktaşçı olduğunu söylüyor.
Denktaş'ın, "çözüm"e karşı olduğunu
belirttikten sonra, "Bu nedenle de Güney'de Rumlar, Denktaş'a
doğru eğilim gösteriyorlar" diye ekliyor.
Anlaşılıyor ki, Talat cumhurbaşkanı olduktan sonra
Denktaş yerine, Papadopulos'u çözümün önündeki engel olarak görecek. KKTC
Başbakanı'na göre, Papadopulos'un bugünlerdeki söylemi, Denktaş'ın
referandum öncesi söylemiyle tıpatıp aynı. Üzerinde
anlaşılmamış bir metinle oylama
yaptırmayacağını, BM'nin hakemliğini istemediğini
ve zaman sınırlamasını kabul etmeyeceğini söyleyerek,
Rum lider işi yokuşa sürüyor.
Pazar günkü seçimlerden sonra cumhurbaşkanı olarak Kıbrıs
Türk halkının liderliğini üstleneceğine kesin gözüyle bakan
Talat'a göre, Rumlar da Papadopulos'u değiştirmedikçe bir çözüme
ulaşmak zor.
Bu durumda, "Güney Kıbrıs'ın Talat'ı sizce kim
olur?" diye sorduğumuzda, bir süre düşündükten sonra, şu
yanıtı veriyor:
"Akel beni büyük hayal kırıklığına
uğrattı. Şimdi çözümü bizim gibi içtenlikle isteyen
DİSİ var. DİSİ'nin lideri, ısrarla ve samimiyetle
çözümden yana."
Talat, Rum liderliğinde Papadopulos'u değil, ana muhalefet partisi
DİSİ'nin lideri Nikos Anastasiades'i görmek istiyor.
Peki, Talat'ın çözüm için öngördüğü yeni bir model var mı? KKTC
Başbakanı, çözüm modelinin Annan Planı olduğunu savunuyor.
Artık bu plan üzerinde Türk tarafına sorulacak bir soru
kalmadığını, KKTC'nin referandumda evet diyerek, çözümü
ortaya koyduğunu vurguluyor. Bundan sonrası için BM'nin Rum
tarafından değişikliklere ilişkin önerilerini
beklediğini ancak Rumların ayak sürüdüğünü
anımsatıyor. Talat'ın cumhurbaşkanı olduktan sonra da
çözüm olarak Annan Planı'nı esas alacağı görülüyor.
Talat, Kıbrıs'ta Türk tarafının Annan Planı'na evet
demiş olmasına rağmen, başta izolasyonların
kaldırılması olmak üzere beklenen
karşılığı görmediklerini söylemekle birlikte, yine de
durumdan memnun gözüküyor. KKTC ile doğrudan ticaretin başlaması
konusunun birçok önemli ülkenin gündeminde olduğunu, bu yönde Güney
Kıbrıs Rum Yönetimi'ne baskı uygulandığını
belirttikten sonra, "Hatta" diye devam ediyor:
"Benim duyduğum, Yunanistan Dışişleri Bakanı
Molivyatis de bu konuda Papadopulos'u uyarmış. Sonsuza kadar
doğrudan ticaretin engellenemeyeceğini o da belirtmiş. AB
ülkeleri de aynı yönde Rum yönetimine baskı yapıyorlar."
Talat'ın yorumuna göre, "Kıbrıs davası" , Güney
Kıbrıs, Avrupa Birliği'ne üye olduğunda kaybedildi.
"Dava"nın bir başka biçimde yeniden canlanması ise
referandumda Türk tarafının evet demesiyle sağlandı.
Eğer Türk tarafı da hayır deseydi, Kıbrıs davası,
tümüyle tarihe gömülecekti. "Ancak evet çıkmasından
sonradır ki" diyor Talat, "Türkiye ve KKTC uluslararası
alanda haklılık ve canlılık kazandı. Dava bir
başka yönüyle yeniden canlandı, hayat buldu. Şimdi, Papadopulos
da diplomatları da, kimsenin yüzüne bakamıyor, koridorlarda rahat
dolaşamıyorlar."
Talat, bütün bu gelişmelerin Türkiye'de AKP iktidarının, KKTC'de
de kendisinin ve partisinin dünyayı doğru okumasından
kaynaklandığını savunuyor.
FIKRET BILA
MILLIYET 14/04/05
Talat'ın seçimi
GİRNE
KKTC'de pazar günü yapılacak cumhurbaşkanlığı
seçimleriyle 'Denktaş dönemi' sona eriyor. Denktaş'tan sonra liderlik
koltuğuna en yakın aday Başbakan Mehmet Ali Talat. 147 bin 823
seçmenin oy kullanacağı seçimde 9 aday yarışacak.
Kıbrıs'ta çözümü savunan Talat, geçen yılki referandumda
çıkan yüzde 65 'evet' oylarına güveniyor. 20 Şubat'ta ortaya
çıkan 'iktidar' tablosu da 'Denktaşsız' bir seçimi, Talat
açısından 'sonucu önceden belli' kılıyor. Dün sabah
Başbakanlık'ta Milliyet yazarlarıyla buluşan Talat'ı
yüzde 60'larda oy alarak seçilecek olmanın rahatlığı içinde
gördük.
Kıbrıs'a gelirken, uçakta Rauf Denktaş'ın 'Kıbrıs
Girit Olmasın' kitabını okudum. Kıbrıs davasına
adanmış bir yaşam Denktaş'ın siyasi mücadelesi. 1963
olayları, 1967'de gizlice adaya çıkarken Rumlar tarafından
yakalanma, 1968'de müzakereci sıfatıyla Kıbrıs'a
dönüş. Makarios'un 12 adadan sonra Kıbrıs'ı da '13. ada'
olarak adaya bağlamak üzere 'uğur'lu saydığı '13'
rakamındaki büyüyü bozmak üzere dönüş tarihi olarak 13 Mart'ı
seçmek. Anılar galerisinde dolaşıyor Denktaş. 1965'te
Demirel hükümetinin Dışişleri Bakanı İhsan Sabri
Çağlayangil Denktaş'a şöyle yakınmış:
"Hükümetimiz büyük vaatlerle iktidara gelmiştir. Kıbrıs
meselesine günde altı saat harcamaktayız. Bu böyle devam edemez. Bu
meseleyi 6 ay içinde halletmeliyiz." Kırk yıl geçiyor. 1974
Barış Harekâtı'nın ardından Denktaş, 1975'te
Kıbrıs Türk Federe Devleti, sonra 1983'te Kuzey Kıbrıs Türk
Cumhuriyeti ilan edildiğinden bu yana cumhurbaşkanı.
Denktaş bayrağı, 'Kıbrıs Girit Olmasın' diye
kitap yazarak devrediyor. Hatay'daki konuşmasında ise 'AB'nin Türkiye'yi
parçalamak için elinden geleni yaptığını' söylüyor.
Başbakan Talat'a, Denktaş'ın kaygılarını
işletiyoruz. 'Kıbrıs niye Girit olsun ki, hangi çağda
yaşıyoruz?' diye tepki gösteriyor. Denktaş'ın devrini
doldurduğunu, 2000 yılında cumhurbaşkanı adayı
iken yüzde 10 olan oylarının bugün yüzde 50'yi aşacak
olmasını 'Kıbrıs'ta çözüm' düşüncesine halkın
verdiği desteğe bağlıyor. Gerçi 'Bir evet'le dünyaya
bağlanın' sözü hayata geçmedi, Güney'deki Rumlar 'Kıbrıs
Cumhuriyeti' olarak tek başına AB üyesi oldular. Talat, yaşanan
düş kırıklığına karşın Annan Planı
çerçevesinde barıştan umudu kesmemiş. Papadopulos'un
'Denktaşlaştığını' düşünüyor ancak bu
direncin kırılacağına inanıyor. 2002 Kopenhag
zirvesinde Kıbrıs Cumhuriyeti'nin AB üyeliği, referandumda
adanın tümünden çıkacak 'evet' oylarına bağlanmış
olsaydı, Güney'deki Rumlar bugünkü avantajı elde etmezlerdi.
Talat, cumhurbaşkanı seçilirse, Kıbrıs'ı nasıl
çözecek?
Çağlayangil gibi düşünüyorsa işi zor!
DERYA SAZAK
MILLIYET 14/04/05
AB'den Kıbrıs'ta aktif rol
ANLAŞMA AB
YASALARI İÇİNDE OLMALI... Brüksel'deki kaynaklar, AB'nin Kıbrıs'ta
daha aktif rol oynamak istemesinin nedenini, adada varılacak bir
anlaşmanın AB yasaları içinde olması gerektiği
şeklinde gösteriyor
BLOMBERG
GELECEK... Önümüzdeki dönemde atanarak adaya gelmesi beklenen AB
Kıbrıs Özel Danışmanı Jaakko Blomberg, direkt olarak
adadaki her iki tarafın Kıbrıs sorunundaki konularla ilgili
tutumunu öğrenip, AB Komisyonu için rapor hazırlayacak
Emine DAVUT
YİTMEN - BRÜKSEL
Avrupa
Birliği (AB), Kıbrıs sorununa çözüm bulunması yönünde aktif
rol üstlenmeye hazırlanıyor. Önümüzdeki dönemde Finli eski elçi
Jaakko Blomberg'in AB Kıbrıs Özel Danışmanı olarak
atanıp adaya gelmesi ve temaslarda bulunması bekleniyor.
Brüksel'deki
güvenilir kaynaklardan elde edilen bilgilere göre, AB Kıbrıs Özel
Danışmanı Jaakko Blomberg, direkt olarak adadaki her iki
tarafın Kıbrıs sorunundaki konularla ilgili tutumunu
öğrenip, AB Komisyonu için rapor hazırlayacak.
Kaynaklar,
AB'nin Kıbrıs'ta daha aktif rol oynamak istemesinin nedenini, adada
varılacak bir anlaşmanın AB yasaları içinde olması
gerektiği şeklinde gösteriyor.
Öte yandan, söz
konusu aktif rolle AB'nin, BM'nin Kıbrıs konusundaki statüsünü ele
geçirme niyetinde olmadığı söyleniyor.
Brüksel
kulislerinde 24 Nisan'daki referandumun Rum kesimince reddedilmesinin AB için
kötü bir haber olduğu ve Annan Planı'nın kabulü için AB
tarafından sarf edilen gücün, hedefe ulaşamadığı
görüşü dile getiriliyor.
Yeni dönemde
yeni girişim
AB'deki
kaynaklar, 17 Nisan'daki Cumhurbaşkanlığı seçiminin
ardından yaşanacak dönemi, BM'nin Kıbrıs sorununa çözüm
bulunması amacıyla yeni bir girişim başlatılması
için fırsat olarak görüyor.
Brüksel'deki
kaynaklar, Kıbrıslı Türklerin, ülkenin geleceği ve AB
Konseyi'ne takılan Serbest Ticaret ve Mali Yardım Tüzükleri konusunda
gerginlik yaşadığını biliyor. Ancak bu konuda topun,
AB üye ülkelerinde
bulunduğuna
dikkat çekiliyor. AB Komisyonu'nda da bu yönde bir sıkıntı
bulunduğu ifade ediliyor.
AB
kaynakları, tüzüklerin onaylanmasının, Kıbrıs'ın
yeniden birleşmesine katkı sağlayacak bir köprü görevini
göreceğini vurguluyor.
Brüksel
kulislerinde Türkiye'nin Kıbrıs Rum kesimini de içine alacak
şekilde genişletilecek olan ek protokolün, AB kurumlarının
yaz tatiline girmeden önce imzalaması gerektiği söyleniyor.
AB'li
kaynaklar, Türkiye'de politik reformlar konusunda gerekli hazırlıkların
yapılması gerektiğine dikkat çekiyor.
Türkiye'nin
anayasal ve yasal konularda bugüne kadar yaptığı
değişiklikler takdir ediliyor. Özellikle şu anda dini kurumlar
ile ilgili olarak hazırlanan yasanın, çok önemli olduğu ve bunun
ülkede yaşayan gayrimüslimler
üzerindeki
zorlukları ortadan kaldıracağı vurgulanıyor.
KIBRIS
14/04/05
Dünya, Papadopulos'u tecrit edecek
|
Cumhurbaşkanı
adayı Başbakan Mehmet Ali Talat Kıbrıs TV'de
yayınlanan "Gün Ortası" programına katılarak
Hüseyin Ekmekçi'nin sorularını yanıtladı: PAPADOPULOS'UN
DOĞRU OLDUĞUNU SÖYLEYEN YOK... Talat: İddialıyım,
kesinlikle Papadopulos tecride doğru gidiyor. Bugün Papadopulos'un
doğru olduğunu söyleyen yok. Rusya ve Fransa da dahil. Olumlu bir
trend var. Dünya Papadopulos'u tecrit edecektir. Bizde bu kapasite ve yetenek
var. Benim bu nedenle istediğim yüksek bir oy oranı, büyük bir
destek DANIŞMAN
ORDUSUNU YENİ BAŞTAN OLUŞTURACAĞIM...
"Danışman ordusunu yeni baştan oluşturmak
zorundayım. Belki de daha çok sayıda... Sayın
cumhurbaşkanı dünya ile kavga etmek üzere bir kısım
kavgacıya ihtiyacı vardı. -Bu mesaj yerine gider-. Öyle bir
yapılanmada ben çalışamam. Dünyayla kavga etmeyeceğim,
işbirliği yapacağım" YOLSUZLUĞUN
PEŞİNİ BIRAKMAYACAĞIM...
"Cumhurbaşkanlığında ortaya çıkan yolsuzluk
sadece 2001. Daha durun bakalım. 2004'e... 2001'in öncesi.
Sayıştay'dan bunu ısrarla isteyeceğim. Çok iyi bir
denetime ihtiyacımız var. Bu nedenle Sayıştay'ın
güçlendirilmesini hükümetten ısrarla isteyeceğim" AKEL,
POLİTİKALARINI GÖZDEN GEÇİRMELİ... "AKEL ile
görüş birliği ve çıkar birliği olan alanlarda
sağlıklı ilişkiler kurulması doğal. Halkın
bu iki partiye güvenmesi de doğru ama AKEL hayır cephesinde,
Papadopulos cephesinde... Papadopulos kim? Kıbrıslı Türklerin
nefes almasını dahi istemiyor. AKEL ile ilişkilerin
Papadopulos'u destekledikleri sürece mükemmel olması doğru
değil. İyi bile ilişki kuruluyor" Cumhurbaşkanı
adayı Başbakan Mehmet Ali Talat, Kıbrıs sorununun
çözümünü zorlaştıran Rum yönetimi başkanı Tasos
Papadopulos'un dünya tarafından tecrit edileceğini söyledi. Mehmet Ali
Talat dün Kıbrıs TV'de yayınlanan "Gün Ortası"
programına katılarak Hüseyin Ekmekçi'nin sorularını
yanıtladı. Başbakan Mehmet Ali Talat,
cumhurbaşkanının herkesi kucaklaması gerektiğini
vurgulayarak cumhurbaşkanlığı makamının kadrolaşma
makamı olmadığını ama Cumhurbaşkanı Rauf
Denktaş'ın böyle yaptığını söyledi. Talat
"Halkın çoğunluğu tarafından seçilen bir
cumhurbaşkanı marjinal ekipler kuruyor. Ruhani liderliğini
yaptığı bu ekipler herkese iğrenç şekilde
saldırıyor" dedi. Ülkemizde son
günlerde yaşanan yolsuzluk olaylarına da değinen Başbakan
Talat bunların ortaya çıkmasının iyi bir gelişme
olduğunu söyledi. Eskiden beri yolsuzluklarla ilgili söylentiler
olduğunu hatırlatan Talat şimdi yolsuzlukların üzerine
gidildiğini ifade etti. Limasol'da
açılacak Türk okuluna da değinen Başbakan Talat, bu konuyla
ilgili olarak gerginlik yaşanacağını söyledi. Karpaz'daki
Rum okulunun idari bir kararla açıldığını, yaslara
dayanarak açılan bir okul olmadığını ifade eden
Talat "Bizim eğitim bakanlığımız yasalara
dayanarak bu okulu kapatabilir. Ama politik kararla açılan bir okul
olduğu için kapatılmıyor. Avrupa Birliği bize bu okulun
niçin yasası yok diyor. Eğer bu okulla ilgili olarak biz yasa
çıkarırsak Rum tarafının bunu kabul etmeyeceğini ve
öğrencilerini yollamayacağını söyledik" dedi. Limasol'daki
Türk okulu için Rum tarafının yasa çıkarması durumunda
buradaki Rum okulu için yasa çıkarılacağını
vurgulayan Talat, böylelikle Rum tarafının da tepkisini
göreceklerini söyledi Soru: Sanki
geçmiş seçimlere göre tansiyon düşük... Meydanları doldurmaya
niyetli parti yok, UBP dahil miting yapılmadı... Bunu neye
bağlıyorsunuz? Bu tansiyon neden düştü? Talat: Ben
tansiyonun düşük olduğu görüşünde değilim. Benim
açımdan tansiyon düşük değil. Diğer partiler
açısından düşük olabilir. Çünkü halkın iradesi
ortadadır. Diğer adaylarda iddia olmadığı için
tansiyon düşüklüğü olduğu doğrudur ama benim açımdan
böyle değil. Gittiğim her yerde büyük bir kabul ve heyecan
görüyorum, destek görüyorum Soru: Peki
duygularınız nasıl? Karmaşık mı? Başbakan
olarak da kabul görüyordunuz. Görev ve sorumluluklarınız
bambaşka olacak. Talat:
Cumhurbaşkanlığı farklı bir yer.
Başbakanlıkta bakanlarınızla birliktesiniz.
İstişare içinde olacağınız bir mekanizma var.
Cumhurbaşkanlığı biraz daha siyasi bir mevki. Siyasi
olarak da yalnızsınız. Bakanlarınız yok ama ekip
oluşturursunuz. Bu ekip bürokratlardan olur Ekip
oluşturma çabalarına başlamadım. Nefes alacak
zamanım olmadı. Düşünerek biraz da sıkıntı
yaşamak istemedim. Kaba hatları ile düşünmedim değil Soru: Buraya
CTP'den gidiyorsunuz. Kadronuzu nasıl oluşturacaksınız?
CTP mi kadrolarını sizinle mi gönderecek yoksa akademisyenler,
uluslararası ilişkileri bilenler, kısacası daha uzman bir
kadro mu sizinle olacak? Talat: Tam da
son söylediğiniz gibi olacak. Siyasi mevkiler ve bütün kadrolar
doğaldır ki bir politikanın parçaları olacak. Ancak
cumhurbaşkanlığı makamı tüm toplumu kucaklayan bir
makam olacak. Kanun koyucu bunu özellikle belirtmiş Sonuçta halkın
bütününü kucaklayacağız. Hiçbir görüşü
dışlamayacağız. Herkesi
dinleyip, herkesin görüşünü alan bir cumhurbaşkanı
olacağım ve burayı kadrolaşma makamı olarak
görmüyorum. Maalesef sayın Denktaş öyle yapmıştı. Çok kötü bir
kadro kurmuş ve sadece UBP'lileri bünyesine almamış, tersine
marjinallerden oluşan bir ordu kurmuştu. En azından
çoğunluğu. Halkın çoğunluğunu alan bir
cumhurbaşkanı, ama ekipleri marjinal. Ruhani
liderliğini yaptığı, herkese küfreden, herkese hakaret
eden, iğrenç şekilde saldıran yayınların da ruhani
lideridir. Böyle bir ekiple çalışmak kötü. Ekip de toplumun tümünü
kucaklamalı. Maalesef cumhurbaşkanı da bu marjinaller gibi
düşünüyor Soru:
Yıllardır kendinize UBP'yi ve Denktaş'ı politik rakip
gördünüz. Alternatif politikalar üreterek halkla bütünleştiniz ve büyük
bir desteğiniz var UBP ile, DP ile sağlıklı
ilişkiler kurabilecek misiniz? Talat: Bu
biraz da diğer partilerin tutumuna bağlı. Örneğin UBP
ulusal uzlaşı platformu önerisini yaptı. Ben kabul ettim
örneğin, diğer partiler bunu kabul edecek mi? Benim somut bir
önerim yok Soru: Tek
adam mantığınız var mı? Talat: Nerede
görülmüş ki benim tek adam gibi davrandığım
Bakanlarımızın işine bile çok ender
karıştığım oldu. Yani karışsam da bir
yanlışın hayata geçmesini önlemek için oldu. Üslubumu da
seçtim, ikna ederek doğruyu bulmaya çalıştım. Bunu
kendileri de takdir edeceklerdir. Soru: 16
aylık başbakanlığınız döneminde, yapıp da
pişman olduğunuz ya da yapamadığınız için
pişman olduğunuz bir şey var mı? Talat:
Yapıp da pişman olduğumuz... Hükümette
aldığımız bir takım kararları geri çekmemiz.
Yapmak isteyip de yapamadığım çok şey var. İşte
tek tip sosyal güvenlik... Devletin istihdam anlamında çekici
olmayacağı bir sistem... Özel sektörde çalışanı
işsiz sayanlar var. Bu anlayış nasıl değişecek?
Uygulamada bunu sağlamak gerek... Soru:
Hükümetle cumhurbaşkanlığı arasındaki
ilişkileri nasıl düzenleyeceksiniz? Talat:
Sürekli birbirimize danışma halinde olacağız.
Yıllardır birlikte çalışmamız avantaj. Hükümet
ortağı ile muhalefetle görüş alış- verişimiz
sürekli olacak. Bu işbirliğini umarım muhalefetle de
yapabilirim... Cumhurbaşkanlığında
zaman bulursam hükümete yardımcı olacak işler de yapmak
isterim... Cumhurbaşkanlığında dış işlere
yönelik bir hukuk bürosu olacak. Bu hukuk bürosunun yanına bazı
şeyler katarak içte olan bazı yasaların düzenlenmesi için
yardımcı olabilir miyiz? Çevre, yapılaşma, eski eserler
konusu gibi... Doğrudan doğruya icraatla ilişkisi olmayan
konularda yardımcı olmak istiyorum. Kamu
hizmetlerinin kesintisiz sürdürülmesi gibi bir görevim olacak... Soru:
Dışardan baktığımız zaman
cumhurbaşkanlığında bir danışman ordusu var.
Siz bu sistemde çalışabilecek misiniz? Nasıl bir yapı
kuracaksınız? Talat:
Danışman ordusunu yeni baştan oluşturmak zorundayım.
Belki de daha çok sayıda... Sayın cumhurbaşkanı dünya ile
kavga etmek üzere bir kısım kavgacıya ihtiyacı
vardı. -Bu mesaj yerine gider-. Öyle bir yapılanmada ben
çalışamam. Dünyayla kavga etmeyeceğim, işbirliği
yapacağım... Soru:
Papadopulos'un tavırları... Talat:
Papadopulos birçok şeyi reddetmeden reddediyor. Limasol ilkokulunda
olduğu gibi. Göreceksiniz Limasol ilkokulu açılamayacak. Bu
mentalite devam ederse zor. Üstelik yeni gerginliklere de yol açacak...
Dipkarpaz'daki okula da bu yansıyacak... Soru: Dünya
da bunu algılıyor değil mi? Rum yönetimine yönelik
eleştirilerin dozajı artıyor. Siz aylar önce Papadopulos'un
tecrit edilebileceği uyarısında bulunmuştunuz...
Papadopulos'a artan eleştirileri Kıbrıs sorununun çözümü
açısından olumlu buluyor musunuz? Talat:
Artması olumsuz olur mu? Tabi ki olumlu. Ve yine iddialıyım,
kesinlikle Papadopulos tecride doğru gidiyor. Bugün Papadopulos'un
doğru olduğunu söyleyen yok. Rusya ve Fransa da dahil. Olumlu bir
trend var. Dünya Papadopulos'u tecrit edecektir. Bizde bu kapasite ve yetenek
var. Benim bu nedenle istediğim yüksek bir oy oranı, büyük bir
destek... Soru:
Dipkarpaz Rum Ortaokulu'ndan geri adım atar mısınız
sayın başkan...? "Biz de kapatırız" der
misiniz? Talat: Ne
münasebet. Hiç bunu der miyiz? Söz konusu bile değil. Şu anda biz
yasal bir iş yapmıyoruz. İdari bir kararla Karpaz ortaokulu ve
ilkokulu açıldı. Bunun yasal bir dayanağı yok. Bugün
eğitim bakanlığı o okulu kapatmalıdır ama bu
politik bir karardır. Avrupa Konseyi bunu bize soruyor. "Hangi
kritere göre bu okulu açtınız? Konsey bunu soruyor. Biz bu
yasayı yapsak, Rum, "Ben senin yasanı tanımam"
diyerek okula öğrenci göndermeyecek. Bu nedenle yasa yapamam. Rum
tarafı Limasol'da okul açarken, kendi yasası çerçevesinde yapacak.
Konsey bastırdığı için biz de yasa yapacağız, o
zaman da Rum tarafının tepkisi ne olacak, bilemem? Soru:
Yolsuzluk olayları bir bir ortaya çıkıyor. Önce
cumhurbaşkanlığı, şimdi polis... Yapanın
yanına kalır mı endişesi var... Talat:
Şimdiye kadar bunlar hep dedikodu mahiyetinde söylenenleri şimdi
görmeye başladık. Böyle bir şebekenin ortaya çıkması
sağlık belirtisidir. Durumun düzelmesine yönelik bir
gelişmedir. Huzursuz olmakla birlikte sisteme bazı unsurlar katarak
daha güvenli hale getirmenin de gerekli olduğunu göstermektedir bu
gelişmeler... Soru: 17
Nisan sonrası cumhurbaşkanlığına gitmeye
hazırlanıyorsunuz. Orada da ciddi iddialar var, yolsuzluk
olaylarına dair. Sayıştay'ın bulguları var. Ne
yapacaksınız? Talat:
Cumhurbaşkanlığında ortaya çıkan yolsuzluk sadece
2001. Daha durun bakalım. 2004'e... 2001'in öncesi.
Sayıştay'dan bunu ısrarla isteyeceğim. Çok iyi bir
denetime ihtiyacımız var. Bu nedenle Sayıştay'ın
güçlendirilmesini hükümetten ısrarla isteyeceğim... Soru:
Ombudsman yıllardır ihmal edildi. Buna değer verecek misiniz? Talat:
Ombudsman ile ilgili hayata geçirmeyi düşündüğümüz projemiz var.
Yetkilerinin gözden geçirilmesi ve ekibinin takviye edilmesi gerekiyor. Temiz
bir hükümet ombudsmanın alacağı her türlü karara saygı
gösterir. Zaten halkın talebi doğrultusunda iş yapmayanı
da halk seçmesin. Halk güveneceğini seçsin... Soru: Ama
siyasiler de atacağı adımlarla halka güven vermeli.
Vatandaş şikayet edeceği zaman bunun değer bulduğunu
da görmeli... Talat: Ben de
bunu söylüyorum. Vatandaş bu değeri bilen insanlara oy versin. 40
sene bir partiyi iktidarda tutarsanız ve o partinin yolsuzlukları
ayyuka çıkarsa ve vatandaş da yolsuzluktan bir şeyler kapmaya
çalışırsa ve bunun için oy veriyorsa - tarihimizde bunu da
gördük-o zaman kokuşmuşluk devam eder gider. Bana göre bu
dönem artık kapandı. Kendi iradesini kötüye kullanan hiçbir
siyasiyi baş tacı etmeyecektir. Soru: Mal
tanzim komisyonun durumu tartışılıyor. AİHM'in bir
kararı var. Bu konuda neler söyleyeceksiniz? Talat: Bu
soru için erken. Davalar Türkiye'ye açılmış, bize değil.
Bunu Türkiye ile de istişare etmek gerek. Benim görüşlerim var bu
konuda. Çok sağlamcı hareket etme düşüncesi ile yapılan
var, yapılmayan var... Hukuki görüşler alarak bu konuya bakmak
gerek... Soru:
Birleşik Kıbrıs için AKEL ve CTP- BG'nin işbirliğine
inanan ciddi bir halk kesimi var. Hatta AKP ile sağlıklı
ilişki kurabilirken, AKEL ile bunu yapamadığınız
eleştirileri var... Talat: AKP
ile iyi ilişkiler olduğu doğru çünkü Kıbrıs
sorununun çözümü için uzlaşan bir çizgimiz var. AKEL ile görüş
birliği ve çıkar birliği olan alanlarda
sağlıklı ilişkiler kurulması doğal. Halkın
bu iki partiye güvenmesi de doğru ama AKEL hayır cephesinde,
Papadopulos cephesinde... Papadopulos kim? Kıbrıslı Türklerin
nefes almasını dahi istemiyor. AKEL ile ilişkilerin
Papadopulos'u destekledikleri sürece mükemmel olması doğru
değil. İyi bile ilişki kuruluyor şu anda. Biz bazı
şeylere tahammül ediyoruz... AKEL genel sekreterinden de bazı
hoş olmayan açıklamalar da geliyor. Soru: Ne
gibi? Talat:
Referandum öncesi sadece planın uygulanacağına ilişkin
güvence talebi vardı. Ek güvence... Zaman istiyordu, planı halka
anlatmak için. Şimdi ne istiyor...? Özlü değişiklikler
istiyor. Öze ilişkin bir talep. AKEL'in talebi bu değildi. Ne
yapabilirim ki? Haklıdır mı diyeyim? Haklı değil. Bu
şartlarda mükemmel ilişkiler olmaz. Hakkı olmayanı
istiyor. Rum tarafı değişiklik istiyorsa, dengeyi muhafaza
edecek uygun düzenlemeleri biz de talep edelim. Soru:
İzolasyonların kaldırılmasında ısrar
ediyorsunuz. Bu yapılırsa Rum tarafının masaya
geleceğini söylüyorsunuz. Madem ki izolasyonlar
kaldırılınca Rum masaya gelecek, her yerde bunu engellemesi
doğal değil mi? Masaya gelmemek için bunu da engelliyor. Talat:
Elinden geldiği kadar engel olacak zaten. Yabancılar şunu
söylüyor: Papadopulos masaya gelsin istiyorsanız bir şeyler
yapın, jest yapın gelsin. AKEL ile iyi geçinin. Ben de
diyorum ki, "Mümkün değil...". Tek yol var o da
izolasyonların kaldırılması... Kıbrıslı
Türkler çözüm istediği için, adanın yeniden birleştirilmesini
istediği için bu hakkı. Yol budur, yöntem budur. Soru:
Kıbrıslı Türkler, Kıbrıs Cumhuriyeti'nden doğan
bütün haklarını kullanıyorlar. Bunu nasıl
algılıyorsunuz? Kimlik gibi, pasaport gibi, hastahane hizmeti
gibi... Talat: Bunu
her platformda kullanıyorlar. Her yerde bunun propagandasını
yapıyorlar. İşgal bölgelerine para
bıraktıklarının dahi propagandasını
yapıyorlar. Baskı yapmadıklarını, yüz binlerce
Kıbrıs lirası para akıttıklarını
açıklıyorlar. Bunları yapabilsinler diye bu politikayı
güdüyorlar. Hastahane bakımı da bunlardan biri... İş
bulmayı da söylüyorlar ama bu insanlar emeğini satıyor. Devlet
dairesine almıyorsun ki... Üstelik de her türlü haktan yoksun
çalıştırıyorsun... Soru: Bu
günleri görmesini istedikleriniz var mı? Talat: Var
tabii. Naci Talat'ın bu günleri görmesini isterdim. O yaşasaydı
belki de cumhurbaşkanı çoktan ya da şimdi o olurdu. O
yaşasaydı siyasal gelişme daha da faza hız
kazanırdı. O olsaydı belki de ben mesleğimi, buzluk
tamirini devam ettirirdim. Ailemi,
annemin, babamın görmesini isterdim... Partili arkadaşlarım,
erken ölenler var. Mustafa Konti'nin, Mustafa dayımızın
görmesini isterdim. Rezvan dayı gördü ama Mustafa dayı göremedi... Soru: Son
olarak, vatandaşa mesajınızı alalım sayın
Talat. Üç gün sonra seçim tamamlanıyor... Talat: Biz
çok önemli bir süreçten geçtik ve bu günlere geldik. Bu süreçte
Kıbrıs Türk halkı büyük bir zihinsel değişim
yaşadı. Bu dönüşümü referandumda sandığa
yansıttı. Dünya böyle bir sonucu beklemiyordu. Genel sekreter de bu
yüzden Kıbrıslı Türkleri övdü Güvenlik Konseyi'ne sunduğu
raporda. Tecridin bitirilmesini istedi, bölücü
olmadığımız için. Şimdi
bunu daha güçlü bir şekilde ispat etmenin zamanı geldi. Bunun
yanında bu seçimin, cumhurbaşkanının ne kadar
desteklendiğini göstereceğinin unutulmaması lazım.
Papadopulos'un karşısında Kıbrıs Türk halkını
temsil ederken, Kıbrıs Türk halkı sözcüsüne ne kadar
değer veriyor ortaya çıkacak. Bu nedenle güçlü bir desteğe
ihtiyacımız var. Bu güçle hem dünyada sesimiz çıksın,
sözümüz anlaşılsın, hem de Papadopulos'un
karşısında güçlü olalım, bu güvenle yürüyelim. Hangi
partiden olursa olsun, Kıbrıs'ta çözüm isteyen tüm
yurttaşların desteğini istiyorum... |
KIBRIS
14/04/05
"Dünyaya merhaba, statükoya güle güle"
CTP/BG'nin
Gazimağusa'da dün akşam gerçekleştirdiği coşkulu
mitingde, DP Genel Başkanı Serdar Denktaş'ın "Talat
statükoyu devralacak" sözlerine yanıt geldi
"Dünyaya
merhaba, statükoya güle güle"
17 NİSAN
STATÜKONUN SONU OLACAK... Cumhuriyetçi Türk Partisi Birleşik Güçler'in
(CTP/BG) Gazimağusa'da dün akşam gerçekleştirdiği
coşkulu mitingde, dünyaya çözüm, barış ve sevgi mesajları
verildi. SOS müzik grubunun hareketli parçalarıyla coşan ve ellerini
havaya kaldırarak zafer işareti yapan CTP/BG'liler, 17 Nisan'ın
statükonun sonu olacağını ve adaya çözüm ve barış
geleceğini haykırdı.
"GÜLE
GÜLE DENKTAŞ, GÜLE GÜLE EROĞLU"... Tam bir şölen
havasında geçen mitingde, DP Genel Başkanı Serdar
Denktaş'ın "Talat statükoyu devralacak" sözlerine
yanıt veren cumhurbaşkanı adayı Başbakan Mehmet Ali
Talat, "Çözüm, barış, AB ve dünyayla bütünleşmek
istiyorsak, el birliğiyle, gücümüzü birleştirelim ve sandıkta
tavrımızı ortaya koyalım" derken CTP/BG Genel
Sekreteri Ferdi Sabit Soyer, kendisine el sallayan kalabalığa
"Dünyaya merhaba, Cumhurbaşkanı Denktaş'a ve UBP Genel
Başkanı Eroğlu'na güle güle" diye hitap etti.
Yeliz K. SARICA
Cumhuriyetçi
Türk Partisi Birleşik Güçler'in (CTP/BG) Gazimağusa'da dün akşam
gerçekleştirdiği coşkulu mitingde, dünyaya çözüm,
barış ve sevgi mesajları verildi.
SOS müzik
grubunun hareketli parçalarıyla coşan ve ellerini havaya
kaldırarak zafer işareti yapan CTP/BG'liler, 17 Nisan'ın
statükonun sonu olacağını ve adaya çözüm ve barış
geleceğini haykırdı.
Namık
Kemal Meydanı'nı dolduran kalabalık, miting süresince,
Kıbrıslı Türkleri statükonun rehinesi ve esiri yapmak isteyen
Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos'a "Kıbrıs'ta
barış engellenemez" şeklinde sloganlar attı.
Tam bir
şölen havasında geçen mitingde, DP Genel Başkanı Serdar
Denktaş'ın "Talat statükoyu devralacak" sözlerine
yanıt veren cumhurbaşkanı adayı Başbakan Mehmet Ali
Talat, "Çözüm, barış, AB ve dünyayla bütünleşmek
istiyorsak, el birliğiyle, gücümüzü birleştirelim ve sandıkta
tavrımızı ortaya koyalım" derken CTP/BG Genel
Sekreteri Ferdi Sabit Soyer, kendisine el sallayan kalabalığa
"Dünyaya merhaba, Cumhurbaşkanı Denktaş'a ve UBP Genel
Başkanı Eroğlu'na güle güle" diye hitap etti.
Cumhurbaşkanı
adayı Başbakan Mehmet Ali Talat; mitingde yaptığı ve
sık sık alkışlarla kesilen konuşmasında,
dünyanın Kıbrıslı Türklerin Cumhurbaşkanlığı
seçimlerinde nasıl bir tavır takınacağını
beklendiğini söyledi ve pazar günkü seçimin referandumun teyidi
olduğuna dikkat çekti.
Tüm
dünyanın "Kıbrıslı Türkler referandumda kandı
mı? yoksa çözüm mü istiyor?" un teyidini beklediğini ifade eden
Talat, "Çözüm, barış, AB, dünyayla bütünleşmek istiyorsak,
el birliğiyle, gücümüzü birleştirelim ve sandıkta
tavrımızı ortaya koyalım" dedi.
"Statükoyu
ve kalıntılarını temizleyeceğiz"
Başbakan
Talat, son günlerde 'Talat statükoyu devralacak' dendiğini ancak öyle bir
şeyin olmadığını belirtti ve "Statükoyu ve
statükonun kalıntılarını bu topraklardan temizlemek için
yola çıktık" dedi.
Talat,
statükonun yıllarca Kıbrıslı Türklere çok
çektirdiğini, çözümsüzlük girdabında dünyadan ayrı durmaya
mahkum ettiğini ifade etti ve Kıbrıslı Türklerin statükoyu
yıkmak için dünyanın gıpta ettiği şekilde mücadele
ettiğini belirtti.
Talat,
"Avrupa para dağıttı. Kıbrıslı Türklere evet
dedirtti" diyen Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos'un
Cumhurbaşkanı Denktaş'a da destek verdiğini
anımsattı.
"Statükonun
irili ufaklı tüm taşlarını temizledik" diyen Talat,
Kıbrıs Türk halkının sancağını saraya dikmek
için gidileceğini kaydetti. Sarayda gözü olmadığını
belirten Talat, şöyle konuştu:
"Bizim
gözümüz gönlümüz halkımızdadır. Önümüzdeki dönem farklı bir
dönem olacak. Çözüm yanlısı güç olan CTP-BG
ağırlığında bir hükümet yani iktidar Kıbrıs
Türk halkının elinde. Birbirimize akıl ve fikir vererek
başarıya gideceğiz. Kıbrıs'ta sadece Güney değil,
Kuzey de Avrupalı olacak. Kıbrıslı Türkleri dünyayla
birleştireceğiz. Bu seçim farklı bir seçimdir. Bu seçim
referandumdur. Nisan referandumunun yeniden teyididir.
Namık
Kemal Meydanı'nı Kıbrıs Türk tarihine ışık
tutuyor. Tarihi dönemi başarıyla sonuçlandırmak en önemli
hedefimizdir. Kıbrıslı Türkleri adım adım
iktidarı ele geçiriyor. Pazar günü sandıklara doluşalım ve
CTP-BG'yi tüm halkın temsilcisi olarak sandıktan
çıkaralım."
Soyer: Tek kale
maç yapıyoruz
CTP-BG Genel
Sekreteri Ferdi Sabit Soyer, Mağusalılara seslenerek,
Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde adeta tek kale maç
yapıldığını söyledi.
"Kıbrıs
Türk halkı çok mutlu çünkü sevgiyle birleşti" diyen Soyer,
Namık Kemal Meydanı'nda bulunan cümbez ağacının birçok
anıya şahit olduğunu ifade etti.
Son günlerde
cümbez ağacının Mağusa'da Kıbrıslıların
ayağa kalktığına şahit olduğunu belirten Soyer,
şöyle devam etti:
"Cümbez
ağacı 'Kıbrıs ayağa kalktı, statükoyu götürüyor'
diye yazdı yapraklarına... Bugünlerde bazıları meydanlara
çıkamıyorsa söylediklerine inanmıyorlar demektir.
İnanıyorsa çıksın meydanlara.
Kıbrıs
Türk halkı büyüyüp, nehir oldu. Yürüdü barışa, sevgiye,
demokrasiye. 17'sinde Niyagara Şelalesi gibi gürül gürül sandıklara
dolacak. Talat, çözüm diye sandıklardan çıkacak. Dalga dalga
Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti'ni kurmak için Türk-Yunan
dostluğunu geliştirmek için geleceğiz Yüzde 70'e ulaşacak
ve Talat'ı çözüm diye sandıktan çıkaralım."
KIBRIS
14/04/05
Gazetecilere Rum engeli
KIBRISLI TÜRKLE
EVLEN... KIBRIS gazetesi muhabiri Senem Gök, haber izlemek amacıyla
Kermiya sınır kapısından Güneye geçmek isterken Türkiyeli
olduğu öne sürülerek ve "Çok merak ediyorsanız, gidin
Kıbrıslı biriyle evlenin, öyle gelin" denilerek engellendi
GAZETECİLER
BİRLİĞİ İLE BASIN SEN KINADI... Kıbrıs Türk
Gazeteciler Birliği ile Basın-Sen olayı kınadı.
Basın-Sen Genel Sekreteri Hüseyin Yalyalı, güneyde görev yapmak
isteyen meslektaşlarının engellenmesini kabul edemeyeceklerini
söyledi
KIBRIS gazetesi
muhabiri Senem Gök, "Kıbrıs Cumhuriyeti"ne haber izlemek
amacıyla geçmek için Kermiya sınır kapısında Rum
görevlilerce engellendi.
Uluslar
arası basın kartı sahibi olduğu halde, Türkiyeli
olduğu öne sürülerek, geçişine izin verilmeyen gazeteciye
üniformalı bir kişinin, "Çok merak ediyorsanız, gidin
Kıbrıslı biriyle evlenin ve öyle gelin" dediği
bildirildi.
Olayı
kınayan Kıbrıs Türk Gazeteciler Birliği ve Basın
Emekçileri Sendikası (Basın-Sen) Genel Sekreteri Hüseyin
Yalyalı, KKTC'de basına getirilen kısıtlamalarla
yıllardır mücadele ettiklerini ancak güneyde görev yapmak isteyen
meslektaşlarının engellenmesini de kabul edemeyeceklerini
söyledi.
"Basın
özgürlüğünde olumlu gelişmeler var"
Basına
bilgi veren Hüseyin Yalyalı, gazeteciye sarf edilen sözlere tepki
göstererek, konuyu uluslararası basın örgütlerine
taşıdıklarını belirtti.
KKTC'de
basın alanında yaşanan olumlu gelişmelere değinen
Yalyalı, Güneyli gazetecilerin Kuzeye geçtiklerinde eskiden başlayan
bir uygulama ile yanlarına Enformasyon Dairesi'nden bir görevli
verildiğini anımsattı.
Yalyalı,
girişim ve çabalarıyla bu uygulamaya son verileceğini
açıkladı.
Hüseyin
Yalyalı, basın kartları ile ilgili de gelişme
yaşandığını bildirerek, "Kartların sivil
toplum örgütlerince verilmesi yönünde bir tüzük çalışması
yaptık. Tüzük Başbakan Mehmet Ali Talat'a iletildi. İlk Bakanlar
Kurulu toplantısında gündeme gelecek" dedi.
KIBRIS
14/04/05
|
KKTCde en
güçlü aday Talat |
||
|
|
||
|
KKTCde halk Pazar
günü, cumhurbaşkanını seçmek için sandık başına
gidiyor. |
||
|
|
||
|
NTV |
||
|
15 Nisan 2005 1983teki kuruluşundan bu yana KKTCnin
Cumhurbaşkanı olan Rauf Denktaşın
katılmadığı seçimlerde 9 aday yarışıyor.
Seçimlerin en güçlü adayı, Cumhuriyetçi Türk Partisi lideri ve
Başbakan Mehmet Ali Talat. |
|
CTP lideri Mehmet Ali Talat, seçimi kazanması halinde,
izolasyonların kalkması için mücadele edeceğini, bunun çözümün
kapısını da açacağını söylüyor.
Siyasi partilerin de yer alacağı bir
danışma mekanizması kuracağını anlatan Talat,
bugünkü marjinal çizgizini değiştirmesi halinde,
Cumhurbaşkanı Denktaşın bilgisinden de yararlanmak
isteyeceklerini kaydetti.
EROĞLU: EN DENEYİMLİ ADAYIM
Ana muhalefetteki Ulusal Birlik Partisinin lideri
Derviş Eroğlu ise, 17 yıl başbakanlık
yaptığını ve cumhurbaşkanlığı için en
deneyimli aday olduğunu vurguluyor.
Başbakan ve meclis başkanının
CTPden olduğuna dikkat çeken Eroğlu, halk tüm makamları
aynı partide toplamanın sakıncalı olacağının
farkına vardı diyor. Eroğlu.her koşulda çözüm
düşüncesinin de yanlış olduğunu vurguluyor.
Hükümetin küçük ortağı Demokrat Partinin
adayı Mustafa Arabacıoğlu ise, Rumların olumsuz tutumundan
dolayı kısa vadede çözüm beklemiyor.
Talat:
Hedefimiz yüzde 60'ın üzerinde oy almak...
KKTC Başbakanı, Cumhuriyetçi Türk
Partisi (CTP) Genel Başkanı ve 17 Nisan Pazar günü yapılacak
Cumhurbaşkanlığı seçiminin güçlü adaylarından Mehmet
Ali Talat, ''seçimlerde yüzde 60'ın üzerinde oy alarak ilk turda Cumhurbaşkanı
seçilmeyi beklediğini'' söyledi.
KKTC Başbakanlık makamında AA
muhabirlerinin sorularını yanıtlayan Talat, önceki gün
söylediği ve iktidarın küçük ortağı Demokrat Parti'nin (DP)
lideri Serdar Denktaş tarafından eleştirilen
''Cumhurbaşkanlığı seçimi aynı zamanda referandum
niteliği taşımaktadır'' sözlerinin
hatırlatılması üzerine, halkın bir isim
belirleyeceğini ve bu kişinin de politikaları en çok benimsenen
isim olacağını kaydetti.
Seçilecek olan Cumhurbaşkanının
dünya tarafından ''toplum lideri'' olarak kabul edildiğini,
Cumhurbaşkanının ''Kıbrıs Türk halkının
sözcüsü'' olarak görev yaptığını ifade eden Talat, ''Halk
bu nedenle o sözcünün politikasını onaylamış olur,
dolayısıyla da bir referandum söz konusudur'' diye konuştu.
Kendisinin nasıl bir çözüm
öngördüğünün halk tarafından bilindiğini kaydeden Talat,
seçmenler için kendi politikaları açısından bir ''sürprizin''
söz konusu olmadığını, BM sürecine vereceği desteğin
süreceğini söyledi. Talat, ''Kazanırsam, bu benim politikalarımın
onaylandığını gösterir'' dedi. Talat,
Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ikinci tura
kalmasını zayıf bir olasılık olarak gördüğünü de
belirtti.
KÖKLÜ İKTİDAR
DEĞİŞİKLİĞİ
KKTC'de köklü iktidar değişikliği
olduğunu söyleyen Talat, son 30 yıl göz önünde
bulundurulduğunda, kısa dönemli istisnalar olmakla birlikte,
iktidarın ''Denktaş ve Ulusal Birlik Partisi (UBP)'' şeklinde
özetlenebileceğini belirtti.
UPB'nin iktidardan
uzaklaştığına, Cumhurbaşkanı Rauf
Denktaş'ın da tekrar aday olmamasına dikkat çeken Talat, bu
şekilde KKTC'deki son 30 yılı şekillendiren
anlayışın ve iktidar yapısının kalıcı
biçimde değiştiğini kaydetti.
KKTC'DE İLK KEZ CUMHURBAŞKANLIĞI
DEVİR TESLİMİ OLACAK
Talat, KKTC'de ilk kez
Cumhurbaşkanlığı devir teslim töreninin yapılacağının
hatırlatılması ve nasıl bir prosedür
uygulanacağının sorulması üzerine, KKTC Yüksek Seçim
Kurulu'nun kesin sonuçları Resmi Gazete'de yayınlamasının
ardından Cumhurbaşkanı'nın Meclis'te yemin ederek görevine
başlayacağını söyledi.
Başbakan Talat, olası itirazlar da göz
önünde bulundurulursa seçim sonuçlarının 19 Nisan Salı gününden
önce Resmi Gazete'de yayımlanmasını beklemediklerini de
belirtti.
Talat, bugüne kadar KKTC Başbakanlık
Resmi Konutu'nu kullanmamış, Girne'deki üç katlı evinde
ailesiyle birlikte yaşamayı sürdürmüştü. Cumhurbaşkanı
seçilmesi durumunda ise çalışma ve oturma mekanlarının
birarada olması nedeniyle Cumhurbaşkanlığı Konutu'nu
kullanmayı düşündüğünü kaydetti.
İZOLASYONLARIN KALDIRILMASI
Talat, son dönemde bazı basın
organlarında yer alan AB'nin serbest ticaret ve mali yardımlara
ilişkin tüzükleri rafa kaldırdığı yönündeki haberleri
de değerlendirerek, bu tür haberlerin AB tarafından kamuoyunu
yoklamak ve tepki ölçmek amacıyla basına
sızdırıldığını kaydetti.
AB'nin doğrudan ticaretin nasıl
sağlanacağına ilişkin çalışmalar
yaptığını, sürecin Rum tarafının
onayını almak istemeleri nedeniyle geciktiğini söyleyen Talat,
Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos'a ''doğrudan ticareti sonsuza kadar
engelleyemeyeceği mesajının iletildiği, bunu söyleyenler
arasında Yunanistan Dışişleri Bakanı Petros
Molivyatis'in de bulunduğunu'' kaydetti.
''Böyle bir şeyi asla kabul etmemiz mümkün
değil, bundan asla vazgeçmeyiz'' diyen Talat, şöyle devam etti:
''Yüzde 65 oranla Kıbrıs Türkü çözüme
'evet' dedikten sonra, onu tecrit etmeye devam etmek kadar haksız bir
davranış olamaz. Bu, verilen sözlerden ötedir, bu bir haktır,
vazgeçmemiz mümkün değildir. Nasıl ki Rum tarafını
Türkiye'nin Gümrük Birliği'ne dahil etmesini istediler, şimdi de Rum
bandıralı gemilere limanların açılmasını
istiyorlar. Niye istiyorlar bunu? Serbest ticaret için. Peki bizim serbest
ticaretimiz nerede? Dolayısıyla, Avrupalıların yaklaşımı
mantıklı bir yaklaşım değil. Türkiye ve biz bu konuda
çok ısrarcıyız. Türkiye limanlarının Kıbrıs
bandıralı gemilere açılması, doğrudan ticaret
başlamadan kesinlikle kabul edilemez.''
17 NİSAN SONRASI
Talat, Rum tarafının BM Genel
Sekreteri'nin Annan Planı'nda istenilen değişikliklerin
yazılı olarak kendisine bildirilmesi çağrısına olumsuz
yanıt vermeyi sürdürmesi durumunda, bu şartlar altında
görüşmelerin tekrar başlamasının mümkün
olmayacağını söyledi.
Böyle bir durumda, ''izolasyonla mücadele''
konusunda daha yoğun çalışacaklarını belirten Talat,
''Rum tarafı çözüm istemediği sürece kendilerinin esir olarak
kalmalarının mümkün olmadığını'' söyledi.
Talat, ''Görüştüğümüz hiçbir lider,
bugüne kadar bize (Rumlar haklıdır) demedi. Bu konudaki doğru
politikamızı istikrarlı şekilde yürütebilirsek, izolasyonun
tamamen kalkmasına kadar gidilecek'' dedi.
Rum tarafının çözüme yaklaşmayan
tutumunda daha fazla ısrar edemeyecek hale geleceğini ifade eden
Talat, şöyle devam etti: ''Avrupa değerlerine uymayan bir Rum
yönetimi var, Avrupa değerlerine uyan Türk yönetimi var. Ama ters oldu,
onu içeri almış, diğerini dışarıda
bırakmış. AB bunun bir anomali olduğunu zaten görüyor, onun
içinde gerekli tedbirleri alacaktır.'' Talat, BM Genel Sekreteri'nin
harekete geçmesi için kendisinden talepte bulunan bir girişim
başlatmayı düşündüğünü belirterek, Serdar
Denktaş'ın, ''bu girişimin hükümette görüşülmediğine''
yönelik eleştirilerinin hatırlatılması üzerine de ''Bu
konunun hükümetle ilgisi yok, ben Cumhurbaşkanı oluyorum,
farkında değil galiba. Cumhurbaşkanı Kıbrıs Türk
halkının temsilcisidir, buna hükümet saygı duymak
durumundadır'' diye konuştu.
CUMHURBAŞKANI'NIN
YETKİLERİNİN ARTIRILMASI VE BAŞKANLIK SİSTEMİ
Talat, Cumhurbaşkanı'nın
yetkilerinin artırılması ya da başkanlık sistemine
gidilmesi olasılıklarına ilişkin bir soru üzerine,
şunları kaydetti:
''Bu konuda benim yapabileceğim fazla bir
şey olduğunu sanmıyorum, yanlış
anlaşılır, ama Denktaş'tan sonra böyle bir fırsat
mantıksız olmaz. Dolayısıyla tartışılıp
değerlendirilmesi lazım. Bunun toplum tarafından
tartışılması lazım. Kolay bir değişiklik
değil, bugün anayasada bir değişiklik yapalım diye yola
çıkamazsınız. Güney'de de başkanlık sistemi
olduğu için tercih ediliyor, ancak orada da limit yoktur
Cumhurbaşkanı görev süresi için. Bu da çok sağlıklı
değil. Ancak görünen o ki şimdi başkanlık sistemi daha
kolay tartışılacak.'' Talat, Rum tarafında gelecek yıl
yapılacak seçimlerin Kıbrıs konusunu nasıl
etkileyeceğinin sorulması üzerine de seçimler yaklaştıkça
Rum tarafının Türk tarafı ile diyalog içinde görünme arzusunun
artacağını, kendisine gelen bilgilere göre Papadopulos'un bu
yıl oyalama taktiğini sürdürerek, 2006 yılında seçim
öncesinde müzakerelere başlama eğiliminde olduğunu söyledi.
Kıbrıs Türkleri, pazar günü 7.
kez sandık başına gidiyor...
Kıbrıs Türkleri son 1,5 yılda,
iki genel seçim ve referandum dahil 4. kez sandık başına gitmeye
hazırlanıyor. Kıbrıslı Türkler, 1974 Barış
Harekatı'nın ardından 7. kez cumhurbaşkanını
seçmek için pazar günü sandık başına gidecek.
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, 1976
yılında yapılan ilk seçimden 2000 yılına kadar, her 5
yılda bir yapılan 6 seçimde bu makama seçildi. Pazar günü
yapılacak ve Denktaş'ın aday olmadığı 7.
cumhurbaşkanlığı seçiminde 9 aday yarışacak.
Kuzey Kıbrıs'ta federe devlet
döneminden başlayarak bugüne kadar yapılan 6
cumhurbaşkanlığı seçiminin galibi Rauf Denktaş oldu.
1990 seçimlerine kadar 4 seçimde seçimleri ilk turda kazanan
Denktaş'ın 1990'lı yılların başında Ulusal
Birlik Partisi (UBP) ile yollarının ayrılması ve UBP Genel
Başkanı Derviş Eroğlu'nun 1995'ten itibaren aday
olmasıyla, son iki seçim 2. tura kaldı. 1995 yılında
yapılan ilk iki turlu seçimde Eroğlu'yla yarışan
Denktaş, ikinci turda büyük farkla kazanırken, 2000 yılında
yapılan son seçimlerde Eroğlu'nun birinci turun ardından
adaylıktan çekilmesiyle Denktaş seçimin galibi oldu.
KKTC'nin cumhurbaşkanlığı
seçimleri açısından seçim tarihi incelendiğinde, Cumhuriyetçi
Türk Partisi (CTP) ile Toplumcu Kurtuluş Partisi'nin (TKP) kuruluşlarından
itibaren 1990 seçimleri hariç tüm seçimlere kendi amblemleriyle
katıldıkları da dikkat çekiyor. 1973 yılında kurulan
CTP, sol-sağ bloklaşmasının olduğu 1990 seçimleri
hariç, tüm seçimlere kendi adayıyla katıldı. İlk seçimlerin
yapıldığı 1976 yılında kurulan Toplumcu
Kurtuluş Partisi, 1981'den itibaren 1990 dışında her seçime
aday gösterdi.
UBP ise Denktaş'ı önceleri parti
adayı olarak, ardından bağımsız aday olarak
destekledi, 1995'ten itibaren de ilk kez Denktaş dışında
aday göstermeye başladı.
Seçim sonuçlarına
bakıldığında, sol partilerin en büyük
başarıyı 1981 yılında yapılan 2.
cumhurbaşkanlığı seçimlerinde gösterdikleri dikkat çekiyor.
Bu seçimde sol oylardaki yükselmeyle birlikte, Denktaş'ın oy
oranında düşüş oldu ve Denktaş bu seçimi yüzde 51.5 oyla
kazandı.
Daha sonra yapılan seçimleri yüzde 65-70'e
varan oy oranıyla kazanan Denktaş'ın oy oranı, sağ
oyların bölünmesi ve UBP Genel Başkanı Eroğlu'nun da
adaylığıyla birlikte 1995'te ilk turda yüzde 40'e kadar indi.
İkinci turu yüzde 62 oyla kazanan Denktaş, Eroğlu'nun
adaylıktan çekilmesiyle 2000 seçimlerini ikinci tur yapılmadan
kazandı.
Her seçimde aday çıkaran CTP'nin parti
olarak grafiği izlendiğinde ise en düşük oyu yüzde 10'la 2000
seçimlerinde aldığı görülüyor.
1976'DA YÜZDE 76.5 İLE DENKTAŞ
Türk Ajansı-Kıbrıs'ın,
Yüksek Seçim Kurulu'nun (YSK) verilerine dayanarak yaptığı
derlemeye göre, 1976 yılında yapılan ilk
cumhurbaşkanlığı seçiminde 4 aday yarıştı.
UBP adayı olarak seçime katılan Rauf Denktaş, yüzde 76.5 oy
oranıyla ilk cumhurbaşkanı seçilirken, CTP adayı Ahmet
Mithat Berberoğlu yüzde 21.5 oranında oy aldı. Toplam 4
adayın yarıştığı bu seçimde
bağımsız adaylar M. Şevki Lusignan 427, Servet Sami Dedeçay
da 423 oy aldı.
1981 seçimlerinde 5 aday yarıştı.
TKP'nin adayı Ziya Rızkı, bu seçimde yüzde 30.5 oy alarak,
tarihte partisinin aldığı en yüksek oy oranına
ulaştı. CTP adayı Özker Özgür de yüzde 12.5 oranında oy
aldı ve böylece iki partinin toplamıyla sol oylar ilk kez yüzde 43
oranına yükseldi. Sol oyların yükselmesiyle birlikte, UBP adayı
Cumhurbaşkanı Denktaş bu seçimi yüzde 51.5'le kazandı.
Bu seçime Demokratik Halk Partisi (DHP)
adına Hüsamettin Tanyar da katıldı ve yüzde 4.5 oranında oy
aldı. 1981 cumhurbaşkanlığı seçimi bu partinin
katıldığı ilk ve son seçim oldu. Bağımsız
aday Servet Sami Dedeçay ise 180 oy aldı.
Federe devletten Kuzey Kıbrıs Türk
Cumhuriyeti'ne geçişin, 1983'te devletin ilan edilmesinin ardından,
1985 yılında yapılan seçimi ise Denktaş yüzde 70 oy
oranıyla kazandı. Denktaş, ilk kez bu seçime
bağımsız olarak katıldı.
CTP adayı Özker Özgür yüzde 18'de
kalırken, TKP adayı Alpay Durduran yüzde 9.5 oranında oy
aldı. Toplam 6 adayın katıldığı bu seçimde
bağımsızlardan Arif Hasan Tahsin Desem 694, Servet Sami Dedeçay
514 ve Ayhan Kaymak 337 oy aldı.
SAĞ-SOL BLOKLAŞTI
1990 yılında yapılan 4.
cumhurbaşkanlığı seçimi ise, sağ ve sol oyların
bloklara ayrıldığı ilk ve tek seçim olarak kayıtlara
geçti.
Cumhurbaşkanı Denktaş, Ulusal
Birlik Partisi öncülüğündeki sağın desteğiyle
bağımsız aday oldu ve yüzde 66.5 oranında oyla seçimi
kazandı.
CTP ve TKP ile diğer sol güçler ise bu
seçimde bağımsız aday İsmail Bozkurt'u destekledi. Bozkurt,
bu seçimde yüzde 32 oranında oy aldı.
Tüm seçimler içinde 3 adaylı tek seçim olan
1990 seçimlerinde Yeni Kıbrıs Partisi (YKP) adına Alpay Durduran
da aday oldu ve yüzde 1.2 oranında oy elde etti.
2 TURLU SEÇİM DÖNEMİ
Seçimlerin ardından sağdaki bölünme,
Cumhurbaşkanı Denktaş ile dönemin Başbakanı
Derviş Eroğlu'nun yollarının ayrılması ve UBP'nin
ikiye bölünerek Demokrat Parti'nin (DP) kurulmasıyla şartlar
değişti.
1995 cumhurbaşkanlığı
seçimleri bu şartlarda yapıldı ve Ulusal Birlik Partisi ilk kez
Denktaş'a karşı aday çıkardı. Toplam 7 adayın
katıldığı bu seçimlerde bağımsız aday Rauf
Denktaş ile UBP adayı Derviş Eroğlu arasında
kıran kırana yarış oldu ve seçim ilk kez ikinci tura
kaldı.
İlk turda Denktaş, yüzde 40
oranında oyla seçim tarihinin en düşük oyunu aldı. Eroğlu ise
ilk turda yüzde 24 oy aldı. Bir hafta sonra yapılan ikinci turu
Denktaş yüzde 62 ile kazanırken, Eroğlu yüzde 37.5'te
kaldı.
1995 seçimlerinde CTP adayı Özker Özgür
yüzde 19'a yakın oy alırken, TKP adayı Mustafa Akıncı
yüzde 14, YKP adına yarışa katılan Alpay Durduran da yüzde
1.7 oranında oy aldı.
Seçimin bağımsız adayları
Ayhan Kaymak'a 349, Sami Güdenoğlu'na da 132 oy verildi.
2000 SEÇİMİ
KKTC'de 2000 yılında yapılan son
cumhurbaşkanlığı seçimlerinde o güne kadar görülmemiş
bir durum ortaya çıktı. Bağımsız aday
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, bu seçimde de en güçlü rakip olarak
UBP adayı Derviş Eroğlu'yla yarıştı.
Toplam 8 adayın
yarıştığı 2000 seçimlerinde Cumhurbaşkanı
Denktaş yüzde 43.6 oy oranıyla seçimi başta tamamlamasına
karşın, kazanmak için gereken yüzde 50+1'e ulaşamadı.
Eroğlu ise ilk turda yüzde 30'luk oy oranıyla Denktaş'la ikinci
turda yarışma şansı elde etti. Ancak bir hafta sonra
yapılacak ikinci tur öncesinde Eroğlu adaylıktan
çekildiğini açıkladı ve böylece ikinci tur yapılmadan
Denktaş'ın cumhurbaşkanlığı ilan edildi.
2000 cumhurbaşkanlığı
seçimlerinde TKP adayı Mustafa Akıncı yüzde 11.6 oranında
oy elde ederken, CTP adayı Mehmet Ali Talat yüzde 10 oranındaki
oyuyla CTP'nin seçim tarihindeki en düşük oyunu aldı. Yurtsever
Birlik Hareketi (YBH) adayı Arif Hasan Tahsin Desem ise yüzde 2.5
oranında oy elde etti.
Seçimin bağımsız adayları
Şener Levent 899, Turgut Afşaroğlu 5 ve Ayhan Kaymak 369 oy
aldı.
9 ADAYLI YARIŞ
KKTC, fırtınalı seçim
süreçlerinin ardından pazar günü 7. kez cumhurbaşkanını
seçmeye hazırlanıyor. Değişken oy oranına
karşın şimdiye kadarki seçimlerin galibi Cumhurbaşkanı
Rauf Denktaş'ın aday olmadığı bu seçimde 9 aday
yarışıyor.
CTP Genel ve Başkanı Başbakan
Mehmet Ali Talat, UBP Genel Başkan Derviş Eroğlu, DP Genel
Sekreteri Mustafa Arabacıoğlu, TKP Genel Başkanı Hüseyin
Angolemli, Yeni Parti (YP) Genel Başkanı Nuri Çevikel, Sosyalist
Parti (KSP) adayı Zehra Cengiz, Bağımsız adaylar Zeki
Beşiktepeli, Ayhan Kaymak ve Arif Salih Kırdağ'ın aday
olduğu seçimde, bir adayın kazanması için yüzde 50'lik oy
oranından 1 oy fazla alması gerekiyor.
Herhangi bir adayın bu orana
ulaşamaması halinde en fazla oyu alan 2 aday arasında bir hafta
sonra 24 Nisan'da ikinci tur yapılacak.
Kamuoyu yoklamaları, CTP Genel
Başkanı ve Başbakan Talat'ın, seçimi ilk turda
kazanacağını gösteriyor.
KKTC
Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nda devir teslim töreni
hazırlıkları...
KKTC Cumhurbaşkanlığı
Sarayı'nda yeni seçilecek Cumhurbaşkanı için devir teslim töreni
hazırlıkları yapılıyor.
KKTC Cumhurbaşkanı Rauf
Denktaş'ın aday olmadığı ve 9 adayın
yarıştığı cumhurbaşkanlığı
seçimleri 17 Nisan Pazar günü yapılacak. Bu seçimlerde KKTC'nin ikinci
Cumhurbaşkanı belirlenecek.
Denktaş'ın
Cumhurbaşkanlığı Sarayı'ndaki kişisel
eşyaları ve kitapları büyük ölçüde yeni çalışma
ofisine taşındı. Saray'da bir yandan kalan eşyaların taşınması
faaliyetleri yürütülürken, bir yandan da bahçede KKTC Güvenlik Kuvvetleri
Komutanlığı'na bağlı askerler, devir teslim törenine
ilişkin hazırlıklarını sürdürüyorlar.
AA muhabirlerinin Saray'da ziyaret ettikleri
Denktaş, görevinin son gününde basın toplantısı düzenleme
niyetinde olduğunu ve KKTC Cumhuriyet Meclisi'ndeki milletvekillerine
hitaben konuşma yapacağını açıkladı.
Denktaş, konuşmasında ''milletvekillerine yeminlerini
hatırlatacağını'' söyledi.
MILLIYET 15/04/05
Eroğlu: Talat'ın
cumhurbaşkanlığı demokrasi açısından
sıkıntı yaratabilir
KKTC'de ana muhalefet partisi olan Ulusal Birlik
Partisi'nin (UBP) lideri ve cumhurbaşkanlığı seçimlerinde
aday olan Derviş Eroğlu, pazar günü yapılacak seçimlerin ikinci
tura kalacağını ve KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat ile
kendisinin cumhurbaşkanlığı için şanslarının
yarı yarıya olduğunu söyledi.
UBP Genel Merkezi'nde AA muhabirinin
sorularını yanıtlayan Eroğlu, KKTC'nin büyük bölümünü
gezdiklerini ve seçimlerin ikinci tura kalacağı izlenimini
edindiklerini söyledi.
KKTC'de 20 Şubat'ta yapılan genel
seçimlerin hemen ardından cumhurbaşkanlığı seçim
sürecinin başlamasının, Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) ve onun
lideri Talat'ın lehine bir durum oluşturduğunu kaydetti.
İki seçim arasında çok az zaman
olmasında Talat'ın pay sahibi olduğunu ifade eden Eroğlu,
hükümetin 24 Nisan 2004'te Meclis'teki çoğunluğunu yitirmesine
karşın, ekim ayına kadar istifa etmediğini
hatırlattı ve ''Güzel planlanmış bir olay, CTP'nin
hesaplayarak ortaya çıkardığı bir durum bu'' diye konuştu.
Talat'ın genel seçimlerin
rüzgarını arkasına aldığını, ancak ''burada
elde ettiği avantajın cumhurbaşkanlığı
seçimlerinin ikinci turunda ortadan kalkacağını'' söyleyen
Eroğlu, cumhurbaşkanlığı seçimlerinin 2005 yerine 2006
yılında yapılması ve bir yıl daha
başbakanlık yapması durumunda ise ''Talat'ın seçimlerde aday
dahi olmayacağını'' öne sürdü.
''AĞIR AĞIR BAŞKANLIK
SİSTEMİ, ARDINDAN DA DİKTATÖRLÜK''
''Cumhurbaşkanlığı
seçimlerini Talat'ın kazanması olasılığının
demokrasi anlamında ciddi sıkıntılara neden
olabileceğini düşündüklerini'' söyleyen Eroğlu,
''Cumhurbaşkanlığını CTP'nin kazanması durumunda,
başbakanlığı da yönlendirebilecek bir
cumhurbaşkanının, önce yavaş yavaş başkanlık
sistemine ve ardından diktatörlüğe doğru gidebileceği
endişesini taşıyoruz'' diye konuştu.
Talat hükümetinin Kıbrıs Türk
halkında baskı havası yarattığını'' öne
süren Eroğlu, ''Bu sindirilmiş hal, uzun süre devam etmez'' dedi ve
cumhurbaşkanının ayrı partiden olmasının bazı
dengelerin korunması bakımından daha yararlı
olacağına inandığını söyledi.
''KURU SEMPATİ KAZANDIK''
Eroğlu, referandumdan bu yana KKTC için
somut olumlu gelişme olmadığını belirtti ve ''Verilen
sözler yerine getirilmedi, kuru sempati kazandık, sözler eyleme
dönüşmedi'' dedi.
AB'nin doğrudan ticarete ilişkin
tüzüğü askıya aldığını ve Güney Kıbrıs
Rum yönetiminin onayı olmadan bu tüzüğün hayata geçmeyeceğinin
anlaşıldığını ifade eden Eroğlu, somut bir
kazanım elde edilmemesi durumunda, bir süre sonra çözümsüzlüğün Rum
tarafından kaynaklandığının
unutulacağını kaydetti.
Eroğlu, ''Türkiye'nin dahi kabul
etmeyeceği değişiklik önerilerinin Talat tarafından kabul
edilebileceğini'' de söyledi.
Kendisinin de adada çözüm istediğini, ancak
her şeye ''evet'' demenin doğru olmayacağını kaydeden
Eroğlu, ''Arada 'hayır' demesini bilmek lazım, biz de çözüm
istiyoruz, AB üyesi olmak istiyoruz, ama tüm haklarımızdan taviz
vermenin adı çözüm değil, çözülmektir'' diye konuştu.
DENKTAŞ'IN ZAMANLAMASI
KKTC Cumhurbaşkanı Rauf
Denktaş'ın cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aday
olmama kararını yerinde bulduğunu ifade eden Eroğlu,
''şartların değiştiğini ve dıştan esen
rüzgarların arttığını'' belirterek,
Denktaş'ın KKTC'nin yaşamasını isteyen bir kişi
olarak devletin ortadan kalkmasına neden olabilecek herhangi bir belgeye imza
atmak istemediğini kaydetti.
''Denktaş bir dönem önce
bıraksaydı, ben çok daha kolay cumhurbaşkanı olurdum''
diyen Eroğlu, kim cumhurbaşkanı seçilirse seçilsin, o koltukta
bir süre Denktaş'ın gölgesi altında kalacağını
belirtti.
Denktaş'ın 60 yıldır
siyasetin içinde olduğunu, uzun süre cumhurbaşkanlığı
görevini yürüttüğünü, tüm kurum ve kuruluşlarla sıkı
işbirliği içinde çalıştığını
hatırlatan Eroğlu, ''Bu makama gelecek kişi, bir süre kendisiyle
kıyaslanacak. Belli bir müddet sıkıntılar hissedilebilir''
dedi.
Eroğlu, cumhurbaşkanı
seçilememesi durumunda, kendisinin de bir sonraki genel seçimlere parti
başkanı olarak katılmayacağını önceden
açıkladığına işaret etti ve beş yıl
sonrasının UBP kadrolarının yetiştirilmesi için
çalışacağını kaydetti.
''CUMHURBAŞKANLIĞI DENEYİM
GEREKTİRİR''
Eroğlu, 22 yıldır parti
başkanlığı yaptığını, 17 yıl da
başbakanlık görevini üstlendiğini vurgulayarak,
Cumhurbaşkanlığı makamına bu siyasi tecrübelerini
düşünerek aday olduğunu söyledi.
''Annan planının KKTC toplumunu
cephelere böldüğünü'' belirten Eroğlu, ''30 yıllık siyaset
deneyimiyle bozulan birlik ve beraberliği ortadan kaldırmak için
çalışacağını'' kaydetti.
''Cumhurbaşkanlığı
makamı deneyim gerektirir'' diyen Eroğlu, Talat'ın bir buçuk
yıllık başbakanlık deneyiminin böyle bir görev için yeterli
olmayacağını düşündüğünü söyledi.
MILLIYET 15/04/05
Denktaş'tan
Talat'a: Kıbrıs'ı verirsen kıyamet kopar
LEFKOŞA
Görevinden pazar günü ayrılacak olan KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş,
ruh halini, "Kimseye kırgın veya bozuk değilim ama
endişeliyim" diye tanımlıyor.
Çocukluk dönemi hariç, 80 yıllık ömrünü Kıbrıs
davasına adamış bir lider olarak Denktaş,
Cumhurbaşkanlığı makamındaki son günlerinde gönül
rahatlığı içinde gözükmüyor. Denktaş'ın
Cumhurbaşkanlığı görevinden endişeli
ayrılmasının nedeni kuşkusuz görevi devralmaya
hazırlanan KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat'ın çizgisi.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan tarafından da desteklenen bu
çizgi, Denktaş'ın endişe kaynağını
oluşturuyor.
"Kıbrıs'ı verme"
"Talat'a, bir siyasi vasiyetiniz var mı?" diye
sorduğumuzda, "Hayır" yanıtını veriyor
Denktaş:
"Talat'a vasiyetim yok ama ikazım var. Burada ant içeceksin.
Bağımsızlığı, egemenliği
koruyacağına, devleti yücelteceğine dair ant içeceksin. Dünyanın
hiçbir yerinde devletinin başına gelen ve o devleti yok etmeye izin
veren bir lider yoktur. Devletten vazgeçmek, vatana ihanet olur, Türkiye'ye
ihanet olur. Barış yapmanın tek yolu, bu devletin var
olmasıdır. Ben bir devlet bırakıyorum. Eğer bu devletin
kıymetini bilmezlerse, Rum'un adayı Türklerden ayıklama sürecini
görmezlerse, kötü olur. Elbette bunu görenler olacaktır ve direniş
göstereceklerdir. Çünkü süreç bizi yeniden çatışmaya, savaşa
götürmektedir."
Kıyamet kopar
Denktaş, Cumhurbaşkanlığı Köşkü'nden
ayrılmadan önce bu görevi üstlenmesi beklenen Talat'a şu mesajı
da veriyor:
"Eğer, iki egemen halka, iki devlete, iki kesime, iki demokrasiye
dayanan bir çözüm bulunmaz ve Rumların istekleri kabul edilerek her
şeye evet denilirse, hem Kıbrıs'ta, hem Türkiye'de kıyamet
kopar."
Denktaş, "Böyle bir gelişmeye Türkiye'de ve KKTC'de iktidarlar
izin verse bile, Türk milleti izin vermez" diyor.
"Güvence Türk gençliğidir"
Denktaş, sadece KKTC için değil, Türkiye için de endişeli
görünüyor. AB sürecini değerlendirirken, Türkiye'ye karşı öne
sürülen koşulların, "Sevr koşulları"
olduğunu söylüyor. "Lozan'ı içine sindiremeyenler Türkiye'nin
borçluluğundan, AB'ye girmek istemesinden yararlanarak Sevr
koşullarını dayatıyorlar" diye konuşuyor.
Denktaş, "Avrupa Birliği hangi Türkiye'yi almak istiyor?"
diye sorduktan sonra, bu sorunun yanıtını şöyle veriyor:
"Kıbrıs'tan vazgeçmiş, Türk-Yunan dengesini kaybetmiş,
Ermeni iddialarını kabul etmiş, azınlık olmayan
insanlarına azınlık statüsü vermeyi kabullenmiş,
dolayısıyla Sevr şartlarını kabul etmiş bir
Türkiye'yi almak istiyorlar."
Denktaş, Avrupa Birliği normlarının Atatürkçülük
dışında gösterilmesi ve Atatürkçülüğün engel olarak
gösterilmesini, "ürkütücü" bulduğunu söyledikten sonra, şu
analizi yapıyor:
"Türkiye'nin temelinde Atatürkçülük ve onun ilkeleri vardır ve onu
koruyan, onun güvencesi olan Türk ordusu. Avrupa Birliği, Türk ordusunu
idare edilebilir duruma getirmek istiyor. Buna dikkat etmek gerekir."
Denktaş, bu kaygısını ifade ettikten sonra Türkiye'nin geleceğinin
garantisini üniversiteler ve Türk gençliğinde gördüğünü belirterek,
şöyle diyor:
"Türkiye'nin geleceğini, özerkliği korunmuş üniversitelerin
rektörlerinde ve onların yetiştireceği Atatürkçü gençlerde
görüyorum."
Denktaş, Cumhurbaşkanlığı'ndan, "Dava
bitmedi" diyerek ayrılıyor ve ekliyor:
"Keşke bitmiş olsaydı da ben de emekliliğimde
hayvanlarımla, çiçeklerimle, köy hayatı yaşasaydım. Ama
şartlar bu imkânı bana vermeyecek gibi görünüyor."
FIKRET BILA
MILLIYET 15/04/05
Denktaş: Yunan
darbesi CIA'nın işi
LEFKOŞA
Cumhurbaşkanlığı Sarayı bahçesindeki 'veda turu'nda
Denktaş'tan 1968 yılında Karpaz açıklarından bir sürat
teknesiyle adaya çıkış serüvenini dinliyoruz: "Teknede üç
kişiydik. Nejat Konuk ve Larnakalı İbrahim. Hatay'a gittik. Bize
her şeyin hazır olduğu söylenmişti, bir gemiyle adaya 2 mil
kadar yaklaşacak ve arkadaki sürat teknesiyle Kıbrıs'a
çıkacaktık. İşler daha ilk anda ters gitti, gemi denilen
şey, kömür yüklü bir mavnaydı. İskenderun Limanı'ndan
çıkmadan motorun kayışı koptu. Mavnada Arapça konuşan
iki kişi var, bizi kaçakçı sanmışlar. Sahil güvenlik
gelirse bavulları suya atacağımızı falan söylediler.
Denize açıldık ama mavna gitmiyor. Sordum, kaç mil yapıyorsunuz
diye, saatte 2 mil dediler. Bu hızla gidemezdik. Derhal dönün dedim. Karaya
çıktık, sürat teknesini kamyonla limana çektirdik.
İlk girişim başarısız olmuştu. Daha önce adaya
paraşütle atlamayı bile teklif etmiştim. Ama 'Tanırlar ve
yakalanırsın' diye uyardılar. Vazgeçmiştim. Başka gemi
bulduk. İki gece aç susuz bizi Kıbrıs açıklarına
getirdi ama 40 mil uzağa bıraktı. Güçlükle karaya
çıkabildik. Meğerse Rum bölgesiymiş. Ormana girdik. Bekçi bizi
gördü. Teslim olun falan derken ben silahımı çekince kaçtı.
Birazdan çevremiz askeri araçlarla kuşatıldı. Silahtaki
mermileri boşaltıp attım. Kimliğimizi söylemedim. Köye
götürülürken, EOKA'cılar takip etti. Karakoldaki subay beni
tanıdı, 'Denktaş'sın sen!.. Makarios seni canlı
istiyor. Dr. Küçük de seni yakaladığımı haber alınca
bir şişe votkayla bunu kutlayacak' dedi. Sonra Klerides geldi. Herkes
beni Klerides'in kurtardığını düşünür. Hiç ilgisi yok.
O bana 'Niye geldin?' diye sordu. 'Sen EOKA'cısın, sen olsan gelmez
miydin?' cevabını verdim."
Denktaş'a 1974'te Kıbrıs'ta Makarios'a karşı
düzenlenen Nikos Sampson darbesini sordum. 'Yunan darbesi' diye itiraz etti.
Arkasında 'Amerika ve CIA vardı' diye ekledi. Darbenin 'CIA işi
olmasını' Makarios'un Sovyet Rusya'dan aldığı
desteğe bağladı. Makarios'un devrilmesi, ABD'nin o tarihlerde 'Kıbrıs'ı
Yunanistan'a bağlama' stratejisinin sonucu olarak gerçekleşmiş.
Denktaş, Kıbrıs'ın 'canlı tarihi' gibi.
Cumhurbaşkanlığı'na veda ediyor olsa da,
balıkçılık ve çiçekçilikle uğraşacak bir 'emeklilik'
yaşamıyla günlerini geçireceğe benzemiyor.
"Ömrüm oldukça Kıbrıs davasını savunmaya devam
edeceğim" diyor.
Çarşamba akşamı, Gazimağusa'da, Namık Kemal
Meydanı'nda Talat'ın mitingini izledik. SOS Grubu 'Saraya...
Saraya... Talat ile dünyaya' şarkısını çalıyordu.
Gençler, Kuzey Kıbrıs'ın da AB'ye girmesini istiyor.
Denktaş, 'Kıbrıs'ı verirseniz, kıyamet kopar' diye
uyarıyor.
17 Nisan'dan sonra yeni bir dönem başlıyor.
DERYA SAZAK
MILLIYET 15/04/05
Kıbrıs'ta
'çözüm', 'vermek' demek
Kıbrıs'ta
Gazimağusa'da Namık Kemal'in kapatıldığı
zindanın önündeki meydana, ismini vermişler. Meydanın
arkasında, tepesine minare inşa edilerek Lala Mustafa Paşa Cami
adı verilen eski bir kilise yükseliyor. Akşam ezanı okundu.
Meydanda kurulmuş kürsüde "S.O.S. Müzik Grubu" seçim
şarkılarını seslendirmeye başladı: "Dileğimiz
gerçekleşti sonunda / Hepimize kutlu olsun Avrupa... Dönüş yok geriye
/ Sesimizden Avrupa inlesin..."
Birazdan Cumhuriyetçi Türk Partisi'nin (CTP) mitingi başlayacak. CTP
yandaşları parti bayrakları ve de parti lideri Mehmet Ali
Talat'ın resmi olan bayraklarla meydana geliyor. Müzik, gelenleri
coşturuyor. Gençlere yaklaştım. Mağusa Maarif Koleji'nden
Bahar Tanözü (lise 2), İsmail Emin (lise 3) ve Oktay
Yıldırımtürk'le (lise 2) sohbet ettim. İkisinin babası
memur. Birinin babası Rum kesiminde işçi. "Bizi ailelerimiz
yollamadı. Biz Talat'ı destekliyoruz. Talat bizi Avrupalı
yapacak. Denktaş yüzünden olamadık" diyorlar. Ama, nasıl
Avupalı olunacağını, anlaşmazlığın
nasıl sona ereceğini söyleyemiyorlar. Gençler için Avrupalı
olmak, AB pasaportu demek.
Bir süre sonra Mehmet Ali Talat, peşinde büyük kalabalık ile meydana
geldi. Meydan bayrak seli oldu. Ben bu kadar coşkulu miting görmedim. Ama,
meydana gelenlerin ellerinde KKTC veya Türk bayrağının
bulunmamasına üzüldüm.
"Statükocu" Denktaş
Talat'ın, "Kıbrıs Türk'ünü Avrupalı
yapacağız. Çözüm dönemi başladı. Statükonun kökünü
kazıyacağız" söylemi büyük alkış topladı.
"S.O.S. grubunun" seslendirdiği "Saraya... Saraya...
Saraya" şarkısıyla alkışlar arasında
kürsüden indi. Ertesi sabah "S.O.S. grubunun" sözünü dinleyerek (!)
"Saraya gittik"... Eşyalarını toplayan
Denktaş'ı son defa "Cumhurbaşkanlığı
Sarayı"nda ziyaret ettik.
Denktaş'ın odası boşaltılmış. Odada yeni
köpeğiyle oturuyor. "Öbürünün adı Boncuk idi... Bununki
ne?" diyerek sordum. "Boncuk... Ama Boncuk II" dedi.
"Boncuk II mi?" diye sorunca da kızdı. "Elizabeth I ve
II oluyor da Boncuk'lar neden I ve II olmasın?" diye cevapladı.
"Talat dün akşam statükonun kökünü kazıyacağız"
dedi. "Statüko nedir?" diyerek söze girdim. "Statüko,
Denktaş'tır. Denktaş ise, (1) Egemenliktir, (2) Türkiye
Cumhuriyeti'nin garantörlüğüdür, (3) Türk askerinin adada
varlığıdır" dedi.
Denktaş'a göre, "Bugünkü durumdan iyisi olamaz. Bugünkü durumun
alternatifi azınlık olmak, bağımsızlığı
kaybetmek. Bu isteniyorsa 30 yıldır ne için çırpındık?
Dikkat ediniz. Kıbrıs'taki Türkleri azınlık durumuna
düşürmeyen, Türkiye'nin tüm haklarını yok etmeyen hiçbir
anlaşmaya Rum tarafı evet demeyecektir" dedi.
Talat'ın işi zor
"Talat'a nasihatiniz olacak mı?" sorusunu Denktaş
şöyle cevapladı: "Nasihatim değil vasiyetim olacak.
Diyeceğim ki, cumhurbaşkanı olarak ant içeceksin.
Bağımsızlığı, egemenliği korumak için söz
vereceksin. Dünyanın hiçbir yerinde bir lider devletini yok etmek için
cumhurbaşkanı olmaz. Böyle davranış ihanet olur."
Talat ve Denktaş'ı dinledikten sonra şunu gördüm. Denktaş,
"gerçekçi" yaklaşımla "çözümsüzlüğü"
anlatmaya çalışıyor. Bu nedenle "olumsuzluğu"
temsil ediyor. Talat ise, nasıl olacağını söylemeden veya
bilmeden halka Avrupalı olmayı kısa sürede "uzlaşma,
çözüm ve barış" vaat ediyor. Halk olumsuzluktan
bıkmış. Olumlu söylemin alıcısı çok. Özellikle
gençler vaatlere kolay inanıyor. Bizim tarafta "çözüm ve
uzlaşma" gündemin tamamını oluşturuyor. Bu nedenle
ekonomiyle ilgilenmeye zaman bulamıyor.
Halbuki öbür tarafın böyle bir derdi yok. İsteyene pasaport veriyor.
İsteyene iş... Sınırı açmış. Türklere hiçbir
"taviz" vermeden, yavaş yavaş entegrasyonu
gerçekleştirme bekleyişine girmiş. Açık
anlatımıyla, Rauf Denktaş
cumhurbaşkanlığından ayrılsa da işi bitmeyecek.
Ağırlığı sürecek. Mehmet Ali Talat
cumhurbaşkanı olunca vaatlerini yerine getirmekte çok ama çok
zorlanacak.
GUNGOR URAS
MILLIYET 15/04/2005
Papadopulos
niye geldi, Denktaş niye gidiyor?
RADIKAL 15/04/05
Liderlerin, özellikle de
halk oyuyla seçilen cumhurbaşkanlarının temsil gücü,
dolayısıyla da demokratik meşruiyeti, toplumla, en azından
toplumun çoğunluğuyla aralarındaki uzlaşmaya dayanır.
Bu uzlaşma, liderin, toplumun ihtiyaçlarına, isteklerine,
beklentilerine karşılık vermesi üzerine kurgulanır. Bu
kurgu bozulup uzlaşma ortadan kalktığında toplum
değiştirilemeyeceğine göre, liderin değiştirilmesi
gerekir.
Bu pazar günü Kuzey Kıbrıs'ta yapılacak seçimlerle
Denktaş'ın cumhurbaşkanlığı, daha da önemlisi
toplum liderliği 'resmen' sona eriyor. Resmeni özellikle vurguluyorum; ne
de olsa fiilen Denktaş'ın Aralık 2003 milletvekili seçimlerinde
sarsılan toplum liderliği Kuzey Kıbrıs'ta Annan Planı
için referandum yapıldığı gün, yani 24 Nisan 2004'te sona
erdi. Çünkü, Denktaş'ın var gücüyle 'Hayır' kampanyası
yürütmesine karşın, o gün toplumun yüzde 65'i referandumda 'Evet' oyu
kullandı. Denktaş, çözümsüzlük ve KKTC derken, toplumun
çoğunluğu çözüm ve AB dedi. Dolayısıyla Kuzey
Kıbrıs'ta lider ile toplumun çoğunluğu arasında, yukarıda
sözünü ettiğim kurgu bozulmuş, uzlaşı ortadan kalkmıştı.
Fiili durum bugün resmileşiyor ve Denktaş gidiyor.
Gelgelelim, Kuzey Kıbrıs'ta toplum-lider ilişkisi yeniden
kurgulanırken, Güney Kıbrıs'ta toplum, liderini
değiştirdi. Annan Planı temelinde federalizm ve yeniden
birleşme diyen Kleridis, toplumunun çoğunluğuyla ters
düştü. Çünkü toplumun çoğunluğu, Annan Planı'nın,
ihtiyaç, istek ve beklentilerini karşılamadığına
kanaat getirmişti ve ünitarizm ve entegrasyon diyen Papadopulos'u lider
seçti.
Denktaş, toplumuna 'Hayır' çağrısı yapıp 'Evet'le
karşılaşırken, Papadopulos 'Hayır'
çağrısı yapıp umduğundan da güçlü bir 'Hayır'
elde etti. Bu bağlamda Denktaş'ın aksine Papadopulos'un toplum
liderliği bugün itibarıyla sorgulanabilecek durumda değil.
Yakın gelecekte de sorgulanabilecek gibi görünmüyor.
Kısaca ve kabaca anlattığım Kıbrıs'ın her
iki tarafındaki toplum-lider dinamiği, gerek bugün bulunduğumuz
noktayı kavrayabilmek, gerekse bu noktadan nereye gidilebileceğini
öngörebilmenin kılavuzlarından biri.
Kıbrıslı akademisyen Niyazi Kızılyürek'in
İletişim Yayınları'ndan çıkan 'Doğmamış
Bir Devletin Tarihi: Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti' adlı
kitabı, tam da bu dinamiği işliyor.
Yapacağım iki alıntı, bu yazının
başlığındaki soruya yanıt ve çok daha fazlasına
ipucu niteliğinde:
"Kıbrıs Rum toplumunda... realistler ile ret cephesi
şeklinde devam eden farklılık, Papadopulos'un AKEL'in
desteğiyle iktidara gelmesiyle ve Annan Planı'nın 'birlik ve
beraberlik' içinde reddedilmesiyle son buldu. (...) Böylece Kıbrıs
Rum toplumunda siyasi güçler arasında 1960 yılında başlayan
bölünme, 2004'te 'Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti'ne karşı
oluşturulan 'kutsal ittifak'la son buldu. (...) Burada söz konusu olan,
neomilliyetçi bir akımın toplumun en geniş kesimlerini
kucaklamasıdır. (...)
İçinde bulunduğumuz dönemde 'baş çelişki' Kıbrıs
Cumhuriyeti ile Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti
arasındadır. Bu durum, siyasi ittifakların yeniden gözden
geçirilmesini gerektirmektedir. Eskiden Türk
ayrılıkçılığına karşı Kıbrıs'ta
siyasi birlik oluşturmak isteyenler, bugün eğer siyasi birlik
sağlamak istiyorlarsa, bunu Kıbrıs Cumhuriyeti'ne
karşı Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti'ni savunmakla
yapabilirler."
"Denktaş ve onun temsil ettiği Türk milliyetçiliği 1974
yılından beri Kuzey Kıbrıs'ta 'iktidar' olmasına
karşın hegemonya oluşturmada başarılı
olamadı. (...) Kıbrıs Türk solu (...) toplumun geniş
kesimlerine yayılan bir kimlik, demokrasi ve barış
duyarlılığının yerleşmesine öncülük etti.
Kıbrıslı Türkleri, Avrupa Birliği dışında
bırakan Denktaş'ı, 'halksız lider' durumuna düşüren de
bu duyarlılık oldu. Bu duyarlılık ayrıca
Denktaş'ın neden kendi halkına sırt çevirerek 'Anadolu
halkına' sığındığını izah etmektedir.
Halk aslında bir dönemin liderini, sürgüne göndermeye hazırlanıyordu.
Çünkü halkın 'biz' dediği olgunun içinde artık Denktaş
yoktu."
Tazmin komisyonuna "yeşil ışık"
yakılmadı
|
DAÜ Hukuk
Fakültesi öğretim görevlisi Dr. Adaoğlu, AİHM'nin
Kıbrıslı Rum Arestis'in Türkiye aleyhine
yaptığı mülkiyet başvurusunu "kabul edilebilir"
bulma kararını değerlendirdi: Tazmin
komisyonuna "yeşil ışık" yakılmadı "YEŞİL
IŞIK BİZİM KALDIRABİLECEĞİMİZ BİR
IŞIK DEGİLDİR" DAÜ Hukuk Fakültesi öğretim görevlisi Dr. Adaoğlu,
KKTC'de kurulan ve Rumların mal mülk iddialarını
araştırmakla görevlendirilen tazmin komisyonuna "yeşil
ışık" yakılmadığını söyledi. Dr.
Adaoğlu, mahkemece komisyonda yapılması öngörülen
düzenlemelerin KKTC anayasal hukuk sisteminin değiştirilmesini ve
1960 tapularının tanınmasını gerektirdiğini
belirtti "TÜRK
TARAFININ TÜM İDDİALARI MAHKEMECE REDDEDİLDİ" Dr.
Adaoğlu AİHM'nin,
Kıbrıslı Rum Myra Ksenides-Arestis'in Türkiye aleyhine
yaptığı mülkiyet başvurusunu "kabul edilebilir"
ilan etmesinin, Kıbrıslı Türklerin "evet"
Kıbrıslı Rumların ise "hayır" dediği
referandum sonrasında Türk tarafının mülkiyet konusundaki tüm
tezlerinin reddedilmesi anlamına geldiğini söyledi "BU
NOKTAYA ASLINDA BİZ KENDİMİZ GELDİK" .
Kıbrıs sorunun çözümünün ana parametresi olan mal-mülk konusunda
çok karmaşık bir noktaya gelindiğini ifade eden Dr.
Adaoğlu, "Bu noktaya aslında biz kendimiz geldik. Çok
karmaşık bir mal-mülk düzeni kurarsak belki yanımıza
kaldır diye düşündük, ancak bu ne kadar karmaşık da olsa
yanımıza kalmıyor. Bireysel ödemeyle bile karşı
karşıya kalıyoruz" dedi Anıl
IŞIK Doğu
Akdeniz Üniversitesi (DAÜ) Hukuk Fakültesi öğretim görevlisi Dr. Hacer
Soykan Adaoğlu, KKTC'de kurulan ve Rumların mal mülk
iddialarını araştırmakla görevlendirilen tazmin
komisyonuna "yeşil ışık"
yakılmadığını söyledi. Dr.
Adaoğlu, Türk basınında KKTC'de kurulan tazmin komisyonunun
eksikliklerini tamamlaması halinde kabul edilebileceği yönünde
karar almasının tazmin komisyonuna "yeşil
ışık" yakıldığı yönünde
yorumlanmasının doğru bir yorumlama
olmadığını vurguladı. "Tazmin
komisyonuna yakılan 'yeşil ışık' bizim
kaldırabileceğimiz bir ışık değildir"
diyen Dr. Adaoğlu, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM)
tarafından tazmin komisyonunda yapılması öngörülen
düzenlemelerin anayasal hukuk sisteminin değiştirilmesini ve KKTC
tarafından 1960 tapularının tanınmasını
gerektirdiğini belirtti. Dr.
Adaoğlu ayrıca AİHM'nin Kıbrıslı Rum Myra
Ksenides-Arestis'in Türkiye aleyhine yaptığı mülkiyet
başvurusunu "kabul edilebilir" ilan etmesinin,
Kıbrıslı Türklerin "evet" Kıbrıslı
Rumların ise "hayır" dediği referandum
sonrasında Türk tarafının mülkiyet konusundaki tüm tezlerinin
reddedilmesi anlamına geldiğini söyledi. Dr.
Adaoğlu, AİHM'in bu yönde karar almasıyla, Türk
tarafının, KKTC'de kurulan tazmin komisyonunun kabul edilir
bulunması, AİHM'nin Annan planındaki mal mülk düzenlemesine
müdahale etmemesi ve son olarak da adanın kuzeyindeki etkili kontrolün Türkiye'de
olmadığının tespit edilmesi yönündeki beklentilerinin
reddedildiğini söyledi. Dr.
Adaoğlu, Arestis davasıyla ilgili kararın, Türkiye'nin hâlâ
adanın kuzeyindeki etkili kontrolünün devam ettiğini ve tazmin
komisyonunun "etkili" ve "yetkili" olmadığını
tespit ettiğini kaydetti. Dr. Adaoğlu, "pilot dava"
olarak seçilen Arestis davasının, benzer davalara emsal teşkil
etmesi açısından önemli olduğunu da ifade etti. DAÜ Hukuk
Fakültesi öğretim görevlisi Dr. Hacer Soykan Adaoğlu, AİHM
Kıbrıslı Rumların Türkiye aleyhine yapılan
şikayetlerde "pilot dava" seçilen başvurunun esastan
incelemesinin "kabul edilebilir" bulunması ve tazmin
komisyonunun etkili bir iç hukuk yolu olmadığı yönündeki kararını
değerlendirdi. AİHM
Kıbrıslı Rum Myra Ksenides-Arestis'in Maraş bölgesindeki
mallarını geri almak için Türkiye'ye karşı Strasbourg'da
yaptığı mülkiyet başvurusunu "kabul edilebilir"
ilan etmişti. AİHM
bununla birlikte KKTC'de kurulan tazmin komisyonunun da etkin bir iç hukuk
yolu olmadığını ifade ederek, tazmin komisyonun belli
kriterlere uyması gerektiğini de vurgulamıştı. "AİHM'nin
davanın esasına ilişkin kararını
önceden kestirebiliriz" Dr.
Adaoğlu, AİHM'in Arestis davasının esasına yönelik
olarak vereceği kararın önceden kestirebileceğini ifade
ederek, şöyle konuştu: "Geçmişte
Loizidu kararı var. Bu açıdan AİHM'nin içerik
açısından söz konusu davanın esasına ilişkin
vereceği kararın ne olacağını önceden
kestirebiliriz. Loizidu kararında olduğu gibi - şartlarda
değişmediği için - kişinin mülkiyet hakkına sahip olduğu
ve bu hakkının Türkiye tarafından ihlâl edildiği tespit
edilirse, esasa ilişkin olarak Loizidu davasında verdiği
karardan farklı bir karar vermeyecektir." "Türk
tarafının üç tezi de reddedildi" Dr. Hacer
Adaoğlu, Arestis kararıyla, referandum ardından mülkiyet
konusunda Türk tarafının ortaya koyduğu tüm tezlerinin ve
beklentilerinin reddedildiğini ifade etti. Türk
tarafının üç beklentisi olduğuna işaret eden Dr.
Adaoğlu, Türk tarafının, KKTC'de kurulan tazmin komisyonunun
kabul edilir bulunması, AİHM'nin Annan planındaki mal-mülk
düzenlemesine müdahale etmemesi ve son olarak da adanın kuzeyindeki
etkili kontrolün Türkiye'de olmadığının tespit edilmesi
yönündeki beklentilerinin mahkeme tarafından kabul görmediğini
söyledi. Dr.
Adaoğlu şöyle konuştu: "AİHM'in
telkinleriyle kurulan tazmin komisyonu kabul edilebilir bir iç hukuk yolu
olarak uygun görülmedi. Türk tarafının ikinci beklentisi olan,
AİHM'nin söz konusu davaların esasına ilişkin karar
alarak uluslararası kamuoyu tarafından kabul gören Annan planındaki
mal-mülk düzenlemesine müdahale etmemesi iddiası da reddedildi. Türk
tarafının Annan planını iki eşit toplumun
görüştüğünü ve adada artık yeni bir durum oluştuğu
iddiası da reddedilerek, Türkiye'nin kuzeyde etkili kontrolünün devam
edildiği tespit edildi." Dr.
Adaoğlu konuşmasına şöyle devam etti: "Mahkeme,
bu iddiaların hiçbirini kabul etmedi. AİHM, Annan
planının yürürlüğe girmediğini ve bu nedenle mahkeme
tarafından göz önüne alınacak bir metin
olmadığını ifade etti. İkinci olarak ise, Annan planında
iki toplumu eşit tutan sistemin geleceğe yönelik bir sistem
olduğu ve bugün ise Türkiye'nin etkili kontrolünün ortadan
kalmadığı, özellikle askeri kontrolün hâlâ Türkiye'de
olduğu belirtildi. Mahkemenin Türkiye'nin etkili kontrol tespitini
yaptığı unsurların hâlâ devam ettiği kaydedildi.
Mahkeme, ayrıca Türk tarafının Rumların Annan
planına "hayır" dediği için mevcut durumun
devamını istediği ve artık mal-mülk durumundan vazgeçtiği
yönündeki iddiasını da kabul etmedi. Mahkeme, referandumda
"hayır" denmesinin bu kişilerin insan hakları
ihlalleriyle karşılaşacakları anlamına
gelemediğini ifade ederek, Türk tarafının
iddialarını çürüttü." Dr.
Adaoğlu, tazmin komisyonunun kabul edilmiş olmasının
"zaman kazanılması" dışında pratikte bir
şey kazandırmayacağını vurgulayarak,
"öngöreceğiniz tazminat ve hukuki koruma Avrupa İnsan
Hakları standardında değilse yine AİHM'ye gidecekti"
diye konuştu. "Biz, bu
yakılan yeşil ışığı
kaldıramayız" Tazmin
komisyon ile ilgili olarak Dr. Adaoğlu, AİHM'nin kendi telkiniyle kurulan
tazmin komisyonunu "yeterli" ve "etkili" bir komisyon
yolu olmaması neniyle iç hukuk yolunu tüketmeye gerek
olmadığını belirttiğini söyledi. Dr.
Adaoğlu, "bir iç hukuk düzenlemesi "yetkili" ve
"etkili" değilse, bireyler bunu tüketmeden de AİHM'e başvurabilir"
diye konuştu. Tazmin
Komisyonu'nda gerekli düzenlemelerin yapılması halinde kabul
edilebileceğinin ifade edilmesinin "tazmin komisyonuna yeşil
ışık" yakıldığı yönünde
yorumlandığını ifade eden Adaoğlu şöyle
konuştu: "Bu
yeşil ışık, bizim kaldırabileceğimiz bir
yeşil ışık değildir, çünkü komisyonun öngördüğü
koruma sistemi mülkiyet haklarını koruyan bir sistem değildir.
Söz konusu komisyon, kişinin mülkiyet hakkını tazmin ediyor,
ancak mülkiyet hakkını iade etmiyor. Biz kamulaştırmayla
dayanan anayasa maddemize göre, bu komisyonu kurarak mülkiyetin
kamulaştırma bedelini ödüyoruz. Kamulaştırma bedelinin
ödenmesi ise bir anlamada mülkiyet hakkının alınması
demektir. Ancak AİHM, bunu kabul etmiyor ve tazminatın
kişilerin mal üzerindeki haklarını koruyucu bir tazminat
olması gerektiğini vurguluyor. Ancak KKTC'de kurulan komisyonda
öngörülen tazminat mal üzerindeki hakkı korumuyor. KKTC olarak 1960
tapularını da tanımayacağımıza göre
AİHM'nin bize yaktığı yeşil ışık
elimize alıp gidebileceğimiz bir yeşil ışık
değildir." "Komisyonunun,
yetkisi ve oluşumuyla
ilgili sorunlar var" Arestis
davasında ayrıca kişilerin serbest dolaşımıyla
ilgili bir iddianın da söz konusu olduğunu belirten Dr.
Adaoğlu, Arestis'in "Türkiye'nin kendi ülkemde serbest
dolaşım hakkım engelliyor" iddiasında da
bulunduğuna işaret ederek, AİHM'nin tazmin komisyonun buna
ilişkin herhangi bir düzenleme öngörmediğini ifade ettiğini
söyledi. Dr.
Adaoğlu, tazmin komisyonunun öngördüğü tazminat sisteminin sadece
taşınmaz mallara ve maddi zararlara
ilişkin olduğunu, manevi tazminat öngörmediğini
vurguladı. Türk
tarafının mahkemece kabul görmeyen diğer bir
iddiasının ise mal sahibi Kıbrıslı Rum Arestis
malın gerçek sahibi olmamasına ilişkin olduğuna
işaret eden Dr. Adaoğlu, Türk tarafının bunla ilgili
mahkemeye resmi bir belge sunmadığını ve bu nedenle bu
konuda Rum tarafının iddiasını geçerli bulduğunu
belirtti. Adaoğlu Türk tarafının bu yönde belge sunmasına
rağmen söz konusu durumun değişmeyeceğini, Arestis'in mal
sahibi olmamasına rağmen hâlâ malı kullanma ve serbest
dolaşım hakkının engellendiği gerekçesiyle tazminat
talep edebileceğini ifade etti. AİHM'nin,
tazmin komisyonun üyelerinin kuzeyde Rum malları üzerinde
oturmasının "çıkar çatışması" hususu
oluşturduğunu ifade ettiğini belirten Dr. Adaoğlu, Türk
tarafının mahkemenin bu yöndeki açıklamasına yanıt
vermediğini ve böylece mahkemenin de karşı tarafın
iddiasını kabul ettiğini belirtti. Dr. Adaoğlu,
mahkemenin, "komisyon devam edecekse ve güvenilir olacaksa
uluslararası bir oluşumu olması" önerisinde
bulunduğuna işaret etti. AİHM'nin,
tazmin komisyonunu, hem oluşumu, hem öngördüğü tazmin sistemi hem
de mülkiyet haklarını tam korumadığı gerekçesiyle
yetersiz bulduğuna işaret eden Dr. Adaoğlu, öngörülen
değişikliklerin şu anki hukuki yapısı çerçevesinde
yapılmasının da mümkün olmadığına dikkat
çekerek, "Bu açıdan yeşil ışıktan
bahsedemeyiz" dedi. "Loizidu
davası yine gündeme gelecek" Loizidu
davasında Türkiye'nin Loizidu'nun kuzeydeki mülkünün kullanım
hakkının engellemesinden dolayı tazminat ödemeye mahkum
edildiğini, ancak Loizidu'nun mülkiyet hakkının iade edilmesi
kararının bu yıl yeniden görüşüleceğini
anımsatan Dr. Adaoğlu, bu konudaki kararın Avrupa Konseyi'nin
karar alma organı Bakanlar Komitesi'nde alacağını
kaydetti. Loizidu, söz
konusu davaların Türkiye'nin aleyhine sonuçlanması ve Türkiye'nin
öngörülen tazminatı ödememesi halinde Avrupa İnsan Hakları
kararlarını ihlal etmekle suçlanacağını ve AB'ye
katılım müzakerelerin askıya alınmasının söz
konusu olabileceğini vurguladı. Dr. Hacer
Adaoğlu, Rum tarafının Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi'nde
Türkiye aleyhine, Avrupa İnsan Haklarını uygulamayarak ihlal
ettiğine dair bir ara karar alması yönündeki talebinin kabul
edilmediğine de dikkat çekti. "Karmaşık
mülk düzeni kurarsak yanımıza
kaldır diye düşündük" Dr.
Adaoğlu, "Kıbrıs sorunun çözümünün ana parametresi olan
mal-mülk konusunu bu şekilde parça parça çözmek ne kadar etkili bunu
göreceğiz. Kurulacak yeni mal-mülk düzeni mevcut düzeni tamamen ortadan
kaldırarak yeni bir düzen kuracak" diye konuştu. Loizidu,
Orams ve Arestis davalarının uluslararası hukuk
açısından KKTC tapularının hiçbir geçerliliği
bulunmadığını ortaya koyduğunu ifade eden Dr.
Adaoğlu şöyle konuştu: "Annan
planı yine bir nebze KKTC tapularına geçerlilik tanıyordu.
KKTC tapusunu tutuyorsanız, eşdeğerden aldıysanız,
bir tanıma söz konusuydu, ancak uluslararası, AİHM
kararları ve Orams davası bizim iç hukuktaki tapuların
geçersizliğini gösteriyor. Çok karmaşık noktadayız. Bu
noktaya aslında biz geldik. Çok karmaşık bir mal-mülk düzeni
kurarsak belki yanımıza kaldır diye düşündük, ancak bu ne
kadar karmaşık da olsa yanımıza kalmıyor. Bireysel
ödeme ile bile karşı karşıya kalıyoruz. Belirsiz bir
ortam yaratıyor ve bu belirsiz ortama gelmeyi tercih etmeyen yabacı
sermaye için daha da olumsuz bir ortam yaratıyor." |
KIBRIS
15/04/05
Arasta esnafının yüzü gülüyor
Rumlar Türk
çarşılarından yaptıkları alışverişle
ekonomiye büyük gelir sağlıyor. Lefkoşa Arasta esnafı da
Güney Kıbrıs'tan alışveriş için gelenlerin ilgisinden
oldukça memnun
Arasta
esnafının yüzü gülüyor
NE KADAR
GELİR SAĞLANIYOR?... Kuzey Kıbrıs'tan, sınır
komşumuz Güney Kıbrıs'a mal satışında rakamlar
beklenenin altında gerçekleşti ama, Rum vatandaşlar
çarşılarımıza yüklü miktarda tonlarca para
akıtıyor. Ancak sınır kapılarının
açılmasının ardından ülkeye ne kadar para
akışının sağlandığı ile ilgili bir veri
ağı henüz oluşturulmuş değil
2005 SONUNDA
İSTATİSTİK ÇALIŞMA YAPILACAK Ekonomi ve Turizm Bakanı
Derviş Kemal Deniz, 2005 yılının sonunda yapılacak
istatistik araştırma ve firmaların satış
rakamlarının belirlenmesiyle, çarşımıza ne kadar
miktarın aktarıldığı ve kaydığının
hesabının tutulacağını açıkladı
ESNAF: LOKMACI
AÇILMALI Lokmacı Barikatı'nın açılması
gerektiğini vurgulayan esnaf, "Kapıların
açılmasının ardından Rumlar Arasta'ya gelerek bol bol
alışveriş yapıyor. Ancak bu bizim için yeterli değil.
Lokmacı Barikatı açılır ve sadece Rumların değil,
Güney Kıbrıs'a gelen turistlerin de kuzeye geçmesi
sağlanırsa, daha fazla kazanç elde edilebilir" diye konuştu.
Gizem ÖZGEÇ
Sınır
kapılarının açılması, en çok, yıllardır
insan yüzü görmeyen Arasta esnafını memnun etti.
Rum
vatandaşlar Türk çarşılarından yaptıkları
alışverişle, Kuzey Kıbrıs ekonomisine büyük ölçüde
katkıda bulunurken, özellikle Lefkoşa Arasta esnafı Güney
Kıbrıs'tan alışveriş için gelen
vatandaşların ilgisinden tatminkar görünüyor.
Kuzey
Kıbrıs'tan, sınır komşumuz Güney Kıbrıs'a
mal satışında rakamlar beklenenin altında gerçekleşti
ama Rumlar vatandaşlar çarşılarımıza yüklü miktarda
para akıtıyor. Ancak sınır kapılarının
açılmasının ardından ülkeye ne kadar para
akışının sağlandığı ile ilgili bir veri
ağı henüz oluşturulmadı.
Ekonomi ve
Turizm Bakanı Derviş Kemal Deniz, 2005 yılının sonunda
yapılacak istatistik araştırma ve firmaların
satış rakamlarının belirlenmesiyle, ne kadar miktarın
aktarıldığının ve kaydığının
hesabının tutulacağını açıkladı.
Maliye
Bakanlığı ve bakanlığa bağlı Ticaret Dairesi
yetkilileri tarafından yapılan açıklamalarda da, Yeşil Hat
Tüzüğü çerçevesinde düzenlemelerin var olduğu, ancak
karşılıklı geçişlerde yapılan
alışverişlere dair bir veri tabanının
bulunmadığı açıklandı.
Konfeksiyona
ilgi büyük
Yıllardır
yeterli satış yapamamaktan yakınan Lefkoşa Arasta
esnafının yüzü, şimdi Rumlartın fiyatları da ucuz
bularak, bolca alışveriş yapmasıyla gülüyor. Güney
Kıbrıs'taki tatil günlerini fırsat bilerek çarşılara
akın eden Rumlar, özellikle kot pantolon , t-shirt ve kazak gibi
konfeksiyon ürünlerine büyük ilgi gösteriyor.
Rumlar sadece
çarşı mağazalarına değil, haftanın belli günlerinde
kurulan açık pazarlardan da bolca alışveriş yapıyor.
Para
akışının kaydı yok
Son olarak
Dış Ticaret Tüzüğü'nde yapılan değişikliğe
göre, şahısların, sınır kapısından
geçiş yaparken, 135 eurodan daha fazla alışveriş
yapmamış olması gerekiyor.
Ancak
Rumların kapılar açıldıktan sonra, yaptığı
alışverişin ülkeye ne kadar ekonomik artısı
olduğu bilinmiyor. İhracat ve ithalatla ilgili bilgiler, yetkili
merciler tarafından saptanmışken, karşılıklı
geçişlerde toplamda ne kadar para bırakıldığından
kimsenin haberi yok. Ancak yetkililer tarafından yapılan
açıklamalarda, bu rakamın oldukça yüksek olduğunun tahmin
edildiği söylendi.
Esnaf
Lokmacı'yı yıkmak istiyor
KIBRIS'a
konuşan Arasta esnafı, Kıbrıslı Türklerin
çarşıya ilgi göstermediğini, aksine Rumların tüm
şovenist yaklaşımları geride bırakarak hemen hemen her
gün kuzeyden alışveriş yaptığını söyledi.
Özellikle
konfeksiyon ürünlerine ilgi gösteren Rumların, tatil günleri olan
cumartesi ve çarşambaları çarşıya akın ettikleri
görülüyor.
Esnaf, otuz
yıldır iş yapamayan dükkan sahiplerinin, var olan kalabalık
nedeniyle bile mutlu olduğunu ifade etti.
Lokmacı
Barikatı'nın açılması gerektiğini de vurgulayan esnaf,
"Kendi vatandaşımızın çarşıya ilgisi yok,
gelip alışveriş yapmıyor. Kapıların
açılmasının ardından Rumlar Arasta'ya gelerek bol bol
alışveriş yapıyor. Ancak bu bizim için yeterli değil.
Lokmacı barikatı da açılır ve sadece Rumların
değil, Güney Kıbrıs'a gelen turistlerin de gelmesi sağlanırsa,
daha fazla kazanç elde edilebilir" diye konuştu.
Deniz:
"İstatistik çalışma yapılacak"
Ekonomi ve
Turizm Bakanı Derviş Kemal Deniz, önceki gün düzenlediği
basın toplantısında, alışveriş
miktarının 135 Euro olarak belirlenmesinin, esnafı ve iş
adamını rahatlattığını söyledi.
Deniz,
ellerinde kesin veri bulunmadığını belirterek, "Bu
yılın sonunda yapılacak istatistik araştırmalar ve
firmaların satış rakamları, çarşımıza ne
kadar para aktarıldığını ortaya koyacak" dedi.
Tulga:
Lokmacı'nın açılması limanlar konusu kadar önemli
Kıbrıs
Türk Esnaf ve Zanaatkarlar Odası Başkanı Hürrem Tulga ise,
kayıt yapılmamasına karşın, Rumların kuzeye büyük
rakamlarda para bıraktığının görüldüğünü
kaydetti.
Tulga,
otoriteler arası çatışmaların halen iki toplumun
yakınlaşmasını etkilediğine dikkat çekerek,
"Surlar içinin en büyük alıcıları Rumlardır.
Şovenizmi takmadan, fiyat avantajından dolayı rahat
alışveriş yapıyorlar" diye konuştu.
Lokmacı
Barikatı'nın açılmasının izolasyonların
kırılması noktasında işlevi bulunduğunu belirten
Tulga, barikatın açılmasının, en az limanların doğrudan
ticarete açılması kadar önemli olduğunu söyledi. Tulga,
"İzolasyonları kırma hedefiyle, Lokmacı derhal
açılmalıdır" dedi.
Esnaf ne dedi?
Esnaf ne dedi? Esnaf ne dedi? Esnaf ne dedi? Esnaf ne dedi? Esnaf ne dedi?
Esnaf ne dedi?
İbrahim
Asaoğlu (Asaoğlu LTD):
"Çok
sayıda Rum hemen hemen her gün gelerek alışveriş
yapıyor. İlgiden oldukça memnunuz. EOKA'nın kuruluş
yıldönümünde bile çarşıda Türk'ten fazla Rum vardı. Bizi
kendi vatandaşımız değil, Rumlar daha fazla destekliyor.
Ama bu da yeterli değil, daha fazla satış yapmak istiyoruz.
Lokmacı Barikatı açılmalı ve esnaf daha da
rahatlatılmalı"
Ali Semavi:
"Rum
tarafından gelen vatandaşların alışverişinden çok
mutluyuz. Konfeksiyona büyük ölçüde talepleri var. Ayakkabı
almıyorlar. Sahte ve ucuz ürünleri tercih ediyorlar.
Kıbrıslı vatandaşlar neredeyse hiç gelmiyor. Devlet
Arasta'ya ilgi göstererek bakım yaparsa belki yerliler de bizden
alışveriş yapabilir. Özellikle Lolmacı
Barikatı'nın açılması artık gündeme gelmelidir"
Ayla Özkan
(Edal Giyim):
"Rumlar
kapılar açıldıktan sonra Arasta'ya çok sık geliyorlar.
Türklere oranla daha fazla ilgi gösteriyorlar. Ama Lokmacı Barikatı
açılırsa daha da fazla satış olacaktır. Çok
pazarlık yapıyorlar ama bol miktarda
mal
alıyorlarlar... Kazancımız iyi oluyor. Daha çok kot pantolon ve
bluz alıyorlar. Arasta'ya gereken önem verilirse, katkı tüm ülkeye
olacaktır"
Göksel Düzgün
(Lefkonuklu Ticaret):
"Satışlardan
ve Rum vatandaşların ilgisinden çok memnunuz. Ledra Palace
Sınır Kapısı'ndan geçerek çarşıya geliyorlar ve
park sıkıntısı yaşıyorlar. Sınırlar
tamamen açılırsa daha da rahatlama sağlanacaktır. Genelde
marka ürünlere yöneliyorlar. Tatil günlerinde adeta akın ediyorlar. Yirmi
sene bu çarşı durgunluk yaşadı, şimdi bu
kalabalığı bile görmek bizi mutlu ediyor. Ama Rum tarafına
gelen turistin de kuzeyden alışveriş yapmasını
istiyoruz"
Ramazan
Gülmüş (Adanalı Kotçu):
"Rumlar
bizden sıklıkla alışveriş yapıyor.
Fiyatlarımız çok uygun geldiği için çokça mal satın
alıyorlar. Lokmacı Barikatı açılırsa,
çarşımıza Rumların yanında turistler de gelebilir.
Sınırda zorluklarla
karşılaşıldığını biliyoruz. Ama
Arasta'da Türklerden fazla Rumlar alışverişte bulunuyor ve bol
para bırakıyorlar"
İldem
Yılmaz: (Yılmaz Tekstil):
"Her gün
Rum müşterimiz oluyor ama özelikle tatil günlerinde çok sayıda Rum
alışveriş yapmak için geliyor. Sınır
kapılarında zorluk çıkarmazlar ve yeni kapıların
açılmasına olanak tanırlarsa ekonomi daha da canlanacaktır.
Lokmacı Barikatı'nın hiç uzatılmadan
açılmasını istiyoruz"
KIBRIS
15/04/05
Saray, halkımızın aklı ve beyni olacak
|
CTP-BG'nin
İskele mitinginde halk, Kıbrıs'ta barışın
engellenemeyeceğini haykırırken, Başbakan Talat da,
Kıbrıs Türk halkı için ulaşılmaz olan sarayın,
halkın malı olacağı sözünü verdi; Saray,
halkımızın aklı ve beyni olacak Cumhuriyetçi
Türk Partisi-Birleşik Güçler'in (CTP-BG) İskele Meydanı'nda
dün akşam gerçekleştirilen mitinginde konuşan
cumhurbaşkanı adayı Başbakan Mehmet Ali Talat, Cumhurbaşkanlığı
sarayına Kıbrıs Türk halkı olarak gidileceğini
söyledi. Talat,
Kıbrıs Türk halkının sancağını saraya
taşıyacağım... Erişilmez ve ulaşılamaz
olan saray, toplumun aklı ve beyni olacak" dedi. Pınar
SELENGİN Cumhuriyetçi
Türk Partisi-Birleşik Güçler'in (CTP-BG) İskele Meydanı'nda
dün akşam gerçekleştirilen mitinginde konuşan cumhurbaşkanı
adayı Başbakan Mehmet Ali Talat, Cumhurbaşkanlığı
sarayına Kıbrıs Türk halkı olarak gidileceğini
söyledi. Talat,
Kıbrıs Türk halkının sancağını saraya
taşıyacağım... Erişilmez ve ulaşılamaz
olan saray, toplumun aklı ve beyni olacak" dedi. CTP/BG'nin
Girne, Güzelyurt ve Gazimağusa mitinglerinden sonra dün akşam
gerçekleştirilen coşkulu mitingine Başbakan Mehmet Ali Talat
ve eşi Oya Talat'ın yanında CTP-BG Genel
Sekreteri Ferdi Sabit Soyer, CTP-BG milletvekilleri katıldı. "Kıbrıs'ta
çözüm dönemi başladı, çözüm Talat" bayrakları ve SOS'in
"Saray'a saraya, Talat'la saraya" şarkılarıyla
coşan halk miting alanını bir kez daha
"Kıbrıs'ta barış engellenemez" sloganlarıyla
inletti. Talat:
Referandumu yeniden teyit edeceğiz Saray'a,
Kıbrıs Türk halkı olarak gidileceğini vurgulayan
Başbakan Talat, Kıbrıs Türk halkının,
sancağını saraya taşıyacağını;
erişilmez ve ulaşılmaz olan sarayın, toplumun aklı
ve beyni olacağını söyledi. Cumhurbaşkanlığı
ve sarayın, Kıbrıs Türk halkını barışa ve
çözüme taşıyacak bir mekan olacağına işaret eden
Başbakan, bu anlayışla son güne, son ana kadar
çalışılmasını istedi. Başbakan
Talat, Karpaz halkına seslendiği konuşmasında, seçim
yorgunu olan vatandaşlarının, statükoyu temizlemek için son
adımı attığını kaydederek, halkın son üç
yılda zor, yoğun, zahmetli uğraş ve mücadele
verdiğini anlattı. Talat,
vatandaşların son üç yılda evlerine girmeden, gece gündüz
demeden büyük bir mücadele verdiğini belirterek, Kıbrıs Türk
halkının ayrıca referandumla, bütün dünyaya Avrupa
Birliği, çözüm ve barış istediğini söylediğini
kaydetti.. Kıbrıs Türk halkının doğrudan demokrasi
yoluyla kendi kaderini tayin eden, bunun gururunu yaşayan bir halk
olduğunu ifade eden Talat, şimdi yepyeni döneme girildiğini ve
bu yepyeni dönemde bu istemin yeniden kanıtlanacağını,
pazar günü Kıbrıs Türk halkının sandık
başına giderek iradesini yeniden ortaya koyacağını
söyledi. Talat,
halkın seçimlerde referandumun gerisinde olmadan, referandumu yeniden
teyit edeceğini belirterek, tüm dünyanın, Kıbrıs Türkünün
görüşünü değiştirmediğini anlayacağını
ifade etti. Talat,
Kıbrıs Türk halkının, çözüm, barış ve AB
istemini; samimi, inançlı ve zihinsel dönüşü olmadan devam
ettiğini göstereceğine inandığını belirterek,
halkın, statükonun son bulduğunu teyit edeceğini kaydetti. "Yeniden
bir 'evet'le dünyaya bağlanacağız" diyen Talat,
yanıldınız kandırıldınız diyenlere
Kıbrıs Türk halkının samimi tutumunu yeninde
göstereceğini söyledi. Türkiye
basının yanı sıra özellikle yabancı
basının memlekete doluştuğunu ve 17'sinden sonra ne
bekliyorsunuz, ne yapacaksınız, bu seçim birinci turda biter mi
diye sorular sorduğunu kaydeden Başbakan Talat, "Hoş
geldiniz. Pazar günü halkın iradesini bir kez daha göreceksiniz"
dedi.. Soyer:
"Şampiyon şimdiden belli" Mitingde daha
sonra söz alan ve konuşması sık sık, "Ferdi sen
bizim her şeyimizsin" sloganlarıyla kesilen CTP-BG Genel
Sekreteri Ferdi Sabit Soyer, bir cumhurbaşkanlığı
seçiminin daha sonuna gelindiğini belirterek, cumhurbaşkanlığı
seçimlerini futbol ligine benzetti. Lig bitmeden
şampiyonun belli olduğunu söyleyen Soyer, halkın birinci lig
takımlarını takip etmekten vazgeçip, küme düşecek
takımların durumunun ne olacağını merakla
izlediğini ifade etti. Soyer, halkın böyle noktaya geldiğini
ve "Talat ve çözüm" ile "çözüm ve Talat" dediğini,
halkın ne istediğini bildiğini kaydetti. Yaşanılan
süreci, Mağusa, Avtepe, Kaleburnu ve Dipkarpaz'dan fevkalade güzel
görünen ve yakamozu denize yansıyan aya benzeten Soyer, ufka doğru
uzanan ve karanlığı geride bırakan
ışığın takip edildiğini dile getirdi. Kıbrıs
Türk halkının karanlıkta ışığı
gördüğünü belirten Soyer, halkın, çözüm, AB ve barış diye
yola çıktığını ve bu yolda yürümeye devam
ettiğini ifade etti. Soyer,
halkın her gün artarak, yolunda yürüdüğüne ve statükoyu
yıktığına işaret ederek, çözümün artık
kaçınılmaz olduğunu vurguladı. Halkın,
Eroğlu ve Denktaş'a güle güle diyeceğini dile getiren ve
CTP-BG'nin sandıktan yüzde 60 artı, hatta yüzde 65 oyla
çıkacağına inandığını belirten Soyer,
Kıbrıs Türk halkının iradesini tüm dünyaya olduğu gibi
Papadopulos'a da göstereceğini kaydetti. Kıbrıs
Türk halkının; çözüm, AB ve barış istemiyle hem Türkiye-
Yunanistan halklarını hem de dünyayı düşündüğünü
ortaya koyacağını ifade eden Soyer, bugün Lefkoşa'da
gerçekleşecek mitinge tüm halkın katılması çağrısında
bulundu. |
KIBRIS
15/04/05