Talat halkından destek istedi


10 Nisan, 2005 23:57:00 (TSİ) CNN TURK

KKTC'de cumhurbaşkanı adayı olan Başbakan Mehmet Ali Talat, ''Kıbrıs Türk halkının çözüm, barış, Avrupa Birliği ve dünya ile kucaklaşmak isteyen bir toplum olduğunu haykırması gerektiğini'' söyledi.

Mehmet Ali Talat, seçim gezileri çerçevesinde yaptığı konuşmalarda, ''üzerimize düşen, haklarımızı teslim etmek değil, sahip çıkmak ve barışı arzulamak, çözümü öne çıkarmaktır. Varsın mazereti, çözümü istemeyen Rum tarafı düşünsün. Biz çözüm istiyoruz ve samimiyiz'' dedi. 

 

Önümüzdeki günlerde, önemli ciddi gelişmelerin beklendiğine işaret eden Talat, hareketlenmelerin şimdiden başladığını kaydetti. ''Müzakere döneminin 3 ekimden önce olacağının belli olduğunu'' ifade eden Talat, şöyle konuştu:  ''Bu nedenle de çözümün desteklenmesi şart haline gelmiştir. Kıbrıs sorununun çözümünün gündemi en fazla kapsayacağı önümüzdeki günlerde vereceğimiz mesaj önemlidir. Buna hazır olmalı ve bunun için dünyaya bir kez daha güçlü bir mesaj vererek, 'bizler, çözüm, barış, AB, dünya ile kucaklaşmak isteyen bir toplumuz ve bir kenarda duran, izole edilmeye layık bir toplum değiliz. Halk olarak dünyaya açılmak, AB'ye girmek istiyoruz' demeliyiz.'' 

 

Talat, ''bu mesajın 24 nisanda olduğu gibi güçlü bir şekilde duyurulması gerektiğini, dünyanın da bunu beklediğini'' sözlerine ekledi. 

 

Görevi bir hafta sonra bitecek Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın, ''hala Kıbrıslı Türklerin kandığını, kandırıldığını, bilmeden oy verdiğini, eurolara kandığını'' söylediğine işaret eden Talat, ''bunun doğru olmadığını dünyaya bir daha göstermeliyiz'' dedi.

 

AB, Kıbrıs için yeni plan hazırlığında


11 Nisan, 2005 08:40:00 (TSİ) CNN TURK

Kıbrıs Rum Yönetimi’nin Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik uzlaşmaz tavrı Avrupa Birliği’ni bir plan yapmaya itti. AB Komisyonu ile Avrupa Parlamentosu, Rum lider Tasos Papadopulos’u müzakere masasına oturtmak için ortak plan hazırlamaya başladı.

Papadopulos’un AB içinde dışlanmasını öngören plan, Türkiye'nin Rum gemilerine limanlarını açması ve KKTC ile doğrudan ticaretin başlamasının eş zamanlı olarak uygulanmasını içeriyor. Plana göre, Türkiye gerekirse bir miktar asker çekerek jest yapabilecek.
 
KKTC'li iki milletvekilinin Avrupa Parlamentosu’nda gözlemci statüsüyle görev yapması ve KKTC’ye yönelik 259 milyon euroluk mali yardımın serbest bırakılması kısa vadedeki önlemler arasında yer alıyor. Plan ayrıca Birleşmiş Milletler ile görüşmeler yapacak bir temsilci seçilmesini öngörüyor.
 
Türkiye ve KKTC’den ise, olumlu tavrını sürdürmesi ve politikalarını birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kurulması ilkesi üzerine kurması talep ediliyor.

Rum Yönetimi ‘öneri listesi’ni açıklayacak
 
Kıbrıs Rum Yönetimi'nin, yarın Annan Planı'nda yapılmasını istedikleri değişiklikleri de açıklaması bekleniyor. Rum tarafı, Avrupa Parlamentosu heyetine,’öneri listesi’ni açıklayacakları sözünü verdi. Rumların öneri paketinde üç unsur ön plana çıkıyor.
 
Rumlar, Türk askerlerinin Kıbrıs’tan daha kısa bir takvim içinde çekilmesini,  Kuzey'de mülk sahibi olan Rumların yerleşme hakkına kısıtlama getirilmemesini ve Karpaz bölgesinin kendilerine bırakılmasını istiyor.
 
Lagendijk’dan çarpıcı açıklama
 
Haftasonu Kıbrıs’ı ziyaret eden Avrupa Parlamentosu Yeşiller Grubu heyeti başkanı Joost Lagendijk da, Kıbrıs sorunu çözülmeden Güney Kıbrıs’ı Avrupa Birliği’ne almanın hata olduğunu söyledi.
 
Türkiye-AB Karma Parlamento Komisyonu Eşbaşkanı ve Avrupa Parlamentosu Yeşiller Grubu Milletvekili Joost Lagendijk, KKTC'ye yönelik doğrudan ticaret ve mali yardım tüzüklerinin uygulamaya konulması için Rum Yönetimi’ne baskı yapılması gerektiğini de belirtti.

‘TÜRKLERİ TEMİZLERİZ’ MESAJI

Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos’un, 1964 yılında ABD’'ye ‘Türkler karasularımıza girerse, 1 saat 45 dakika içinde Kıbrıslı Türkleri temizleyeceğiz’ mesajı gönderdiği ortaya çıktı.

 ABD arşivlerine göre, Papadopulos mesajı, dönemin ‘çalışma bakanı’ sıfatıyla ABD Büyükelçiliği’ne gönderdi.

 

Papadopulos mesajında, Türk gemilerinin 12 millik kara sularını işgal etmesi halinde 1 saat 45 dakikada Kıbrıslı türkleri temizleyeceklerini ve bunu yapacak olanakları olduğunu belirtiyor. Mesajın ayrıntıları önümüzdeki günlerde piyasaya çıkacak, ‘Doğmamış Bir Devletin Tarihi: Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti’ adlı kitapta yer alıyor.

 Kitapta ayrıca Papadopulos’un , Kıbrıslı Türklere karşı silahlı mücadele yürüten ‘Organosis’ adlı örgütün komutan yardımcılığını yürüttüğü iddia ediliyor.

CNN TURK 11/04/05

 

Emine’nin kaderi, eski ilik borcuna takıldı

İbrahim ÖZÇEKİÇ/KAYSERİ (DHA)

Kayserili 7 yıldır lösemiyle savaşan 20 yaşındaki Emine Ozan’a Kıbrıs Rum Kesimi’ndeki iki donörden nakledilecek ilik, bürokratik engellere takıldı.

Türkiye’nin Kıbrıs Rum Kesimi’ni tanımadığı için, 2 yıl önce Umut Utlu adlı hastaya nakledilen iliğin bedeli olan 23 bin doları göndermediği ortaya çıktı. Emine’nin yurtdışına gönderilmesi gündeme geldi.

ERCİYES Üniversitesi Tıp Fakültesi Hematoloji Bölüm Başkanı ve Kemik İliği Nakli Merkezi Başkanı Prof. Dr. Ali Ünal, 7 yıldır lösemi hastası olan Emine Ozan’ın başka bir Avrupa ülkesine sevkedilerek ilik naklinin orada yapılması için SSK Sağlık İşleri Daire Başkanlığı’na resmi yazı göndereceklerini açıkladı. Prof. Dr. Ünal, ‘Rum Kesimi’ne para transferi yapılamadığı için gerekli laboratuvar çalışmaları yapılamıyor. SSK’ya, gerekli iliğin Rum Kesimi’nde bulunduğunu ve ilik naklinin şart olduğunu belirten bir yazı yazıp bir başka Avrupa ülkesinde naklin yapılmasını isteyeceğiz’ dedi.

SAĞLIĞA İSTİSNA

İstanbul Tıp Fakültesi Kemik İliği Bankası Koordinatörü Doç. Dr. Sarper Diler ise politik ve diplomatik sorunlara sağlık konusunda istisnai bir duruma getirilmesi gerektiğini belirterek şöyle dedi:

‘Bu tür durumlarda laboratuvar çalışmaları için ülkelerarası para transferi yapılıyor. 2 yıl önce öğretmen Umut Utlu için Rum Kesimi’nden laboratuvar çalışmaları istedik. Parasını da hasta yakınları karşıladı. Ardından özel izinle Rum Kesimi’ne giderek kemik iliğini aldık ve nakil gerçekleşti. Bu nakilden ve masraflardan dolayı biz onlara 23 bin dolar borçlandık. Bürokratik engellerden dolayı biz bu parayı Güney Kıbrıs’taki bankalara transfer edemiyoruz. Her yeni talebimizde bize bu borcu hatırlatıyorlar. Kayseri’deki Emine için de aynı şey sözkonusu.’ 

 

HURRIYET 11/04/05

 

Kıbrıs’ta üçüncü ilik diplomasisi

 

Ömer BİLGE/LEFKOŞA

Kayseri’de ilik nakli bekleyen Emine Özan, Kıbrıs’ta Türk ve Rumlar arasında üçüncü kan kanseri dramının kahramanı oldu.

 2000 yılında ilik nakli bekleyen Türk ve Rum iki çocuk, Türkiye, Yunanistan ve Kıbrıs’ta kan kampanyaların başlamasına neden olmuştu. 7 yaşındaki Rum çocuk Andreas Vasiliu ve 13 yaşındaki Kemal Saraçoğlu’na uygun ilik bulunabilmesi için Türk ve Rumlar uzun kuyruklar oluşturarak kan örnekleri verdi. İki çocuk Türk Yunan yakınlaşmasının yanısıra Kıbrıs’ta tarafların da bir araya gelmesini sağladı. Aileler arasında dostluklar kuruldu. Bir yıl sonra Andreas Vasiliu’ya uygun doku ABD’de bulundu ve Rum çocuk hayata döndü. Ancak Kemal Saraçoğlu, 2002 yılında kan kanserinden öldü.

2004 yılında Kıbrıslı Türkler ve Rumlar, 32 yaşındaki kan kanseri Polat Tömay için harekete geçti. Kıbrıs Rum yönetimi, Tömay’ın tüm sağlık harcamalarını üstlendi ve ilik aradı. Uluslararası kan bankasının bulduğu ilik İsrail’de nakledilmesine rağmen Polat Tömay hayatını kaybetti.  

 

HURRIYET 11/04/05

 

Kırk yıllık sır

Zeynel LÜLE

Papadopulos’un, 1964’te ABD’ye ‘Türkler karasularımıza girerse, 1 saat 45 dakika içinde Kıbrıslı Türkleri temizleyeceğiz’ mesajı gönderdiği ortaya çıktı.

AMERİKAN arşiv kaynaklarından elde edilen belgelere göre Rum Yönetimi Lideri Tasos Papadopulos, 1964 yılında Amerikan Büyükelçiliği’ne, dönemin ‘Çalışma Bakanı’ sıfatıyla gönderdiği mesajda, Türkiye’nin kara sularını ihlal etmesi halinde 1 saat 45 dakika içinde Kıbrıslı Türkleri temizleyeceklerini bildirdi. Kıbrıslı Rum Makarios Trusiotis’in, Amerikan arşivlerinden elde ettiği belgelere göre Papadopulos, ‘Eğer Türk gemileri 12 millik kara sularımıza (Kıbrıs Rum tarafı o günlerde Kıbrıs’ın kara sularını 12 mile çıkarmıştı) girerse, bunu işgal hareketi sayacağız ve iç düzenimize çeki-düzen vereceğiz. Böyle bir durumda bize 1 saat 45 dakikalık bir süre kalır. Bu süre zarfında Kıbrıslı Türkleri temizleyeceğiz. (İngilizce metinde ‘clean up’ olarak geçiyor) Bunu yapacak planımız ve olanaklarımız hazırdır’ mesajı yolladı.

Papadopulos’un bu mesajı ile ilgili tüm ayrıntılar, önümüzdeki günlerde piyasaya çıkacak olan, ‘Doğmamış bir devletin tarihi: Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti’ adlı kitapta yer alıyor. Doç.Dr Niyazi Kızılyürek tarafından kaleme alınan kitapta, Papadopulos’un ‘Defkalion’ kod adlı bir EOKA üyesi olduğu da anlatılıyor.

Papadopulos’un, EOKA lideri Grivas Digenis’in EOKA’ya karşı olan Rumların ‘Ölüm fermanlarının’ hazırlayıcısı olduğu belirtiliyor ve belgeleriyle Papadopulos’un söylediği sözlere yer veriliyor. Papadopulos’un 1964’de ‘Çalışma Bakanlığı’ yaptığı dönemde, aynı zamanda Türk ve Kıbrıslı Türklerin olası tepkisine karşı ‘silahlı tedbir’ alan ‘Organosis’ adlı örgütün komutan yardımcılığını yürüttüğü belirtiliyor. 

 

HURRIYET 11/04/05

 

AB’nin ‘Tasos’ planı

Zeynel LÜLE / BRÜKSEL

Rum Lider Tasos Papadopulos’u müzakereye çekmek için AB Komisyonu ile Avrupa Parlamentosu ortak plan hazırlıyor. Papadopulos’un izole edilmesini de içeren plan, Türkiye’nin Rum gemilerine limanlarını açmasıyla KKTC ile doğrudan ticaretin başlaması arasında eşgüdüm öngörüyor ve gerekirse Türkiye’nin bir adım önde olmak adına bir miktar asker çekerek jest yapmasını içeriyor.

KIBRIS Rum Kesimi’nin çözüm için uyuşmaz tavrı, AB’yi ‘çözüme zorlamak’ için bir plan hazırlığına itti. AB Komisyonu ve Avrupa Parlamentosu’nun işbirliği içinde hazırladığı üç ayaklı plan, ‘umutsuz kişi’ olarak görülen Tasos Papadopulos’u müzakere masasına oturtmayı amaçlıyor. Papadopulos’u giderek AB içinde ‘yalnız adam’ konumuna getirmenin hesapları yapılıyor. Türkiye’den de destek talebi içeren kısa ve orta vadeli plan şöyle:

KISA VADEDE

AP’de iki KKTC milletvekilinin ‘gözlemci’ statüsüyle görev yapması.

KKTC’ye yönelik 259 milyon Euro’luk mali yardımın hemen serbest bırakılması ve AB Komisyonu’nun yeni bir mali program hazırlaması.

Doğrudan ticaret için takvim ve direkt uçuş için formül arayışı.

AP’nin acil bir Kıbrıs özel oturumu yapması ve Annan planına destek.

AB liderlerinin, Papadopulos’a tavır almalarının sağlanması ve Rum liderin AB içinde yanlız bırakılması.

ORTA VADEDE

Papadopulos’u iktidar yapan AKEL’in tavrını değiştirmesi.

Türkiye’nin limanlarını Rum gemilerine açması ile AB ile KKTC arasında doğrudan ticaretin başlamasının ‘eş zamanlı’ olması.

Rumların çözümsüz politikasının en büyük nedeni olan ‘AB üyeliği avantajı’nın asgariye indirilmesi için bir strateji saptanması.

AB içinde bir ‘Özel Temsilci’nin göreve getirilmesi ve BM görüşmelerine bu temsilcinin katkıda bulunması.

TÜRKİYE VE KKTC’DEN TALEPLER

AB, Türkiye ve KKTC’nin Annan Planı ruhuna uygun, olumlu tavrını sürdürmesini; Türkiye’nin politikasını Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kurulacağı üzerine kurmasını istiyor. Bunun, Rumlara bir baskı aracı olacağını düşünüyor.

KKTC’nin vize sistemini kaldırması, kapı sayısını artırması, Yeşil Hat’taki mayınların temizlenmesi.

Gerekirse, hep bir adım önde olmak adına adadan bir miktar asker çekerek jest yapması.  

HURRIYET 11/04/05

 

8 ayda 495 bin KL

TEK BAŞINA YETERLİ OLAMADI... "Kuzey Kıbrıs'tan Güney Kıbrıs'a ihracat" şeklinde tek taraflı işleyen Yeşil Hat Tüzüğü, Ağustos 2004'ten Nisan 2005'e toplam 495 bin 68.38 Kıbrıs Liralık iş hacmi oluşturuldu. Rakamlar, Mali Yardım Tüzüğü ve Direkt Ticaret Tüzüğü ile birlikte planlanan Yeşil Hat Tüzüğü'nün tek başına yeterli olmadığını ortaya koyuyor

MOBİLYADA BEKLENEN OLMADI... Yeşil Hat Tüzüğü çerçevesinde kuzeyden güneye, çeşitli türde meyve, alüminyum kapı- pencere, külçe kurşun, az sayıda tekstil, tuvalet kağıdı, boya taşı ve mozaik gibi maddeler geçti. En büyük iş hacmini oluşturması beklenen mobilyada yeterli büyüme sağlanamadı ancak rakamların iyiye doğru gittiği gözlemleniyor

Hüseyin EKMEKÇİ

Kuzey Kıbrıs'tan Güney Kıbrıs'a ihracat şeklinde tek taraflı işleyen Yeşil Hat Tüzüğü çerçevesinde Ağustos 2004'ten 2005 Nisan ayının ilk haftasına kadar toplam 495 bin 68.38 Kıbrıs Liralık iş hacmi oluşturuldu.

Yeşil Hat Tüzüğü, Avrupa Birliği'nin gündemine, Kıbrıs'ta düzenlenen referandumda Rum tarafının "hayır" demesi üzerine Mali Yardım ve Direkt Ticaret Tüzüğü ile birlikte gelmişti.

Siyasi ve uluslararası hukuki engeller nedeniyle Mali Yardım Tüzüğü ve Direkt Ticaret Tüzüğü uygulanamazken, Yeşil Hat Tüzüğü 23 Ağustos 2004'ten bugüne tek taraflı çalışıyor. 1 Mayıs 2004'te gündeme gelen Yeşil Hat Tüzüğü, Rumlar tarafından ortaya atılan bir takım gerekçelerle ertelenmiş ve Ağustos ayının son haftasında uygulanmaya başlanmıştı.

Yeşil Hat Tüzüğü çerçevesinde, iki kategoride kuzeyde üretilen mallar güneye geçebiliyor. Hammaddesi tamamen kuzeyde üretilen malların yanında, hammaddesi yurt dışından gelmesine rağmen yeterli katma değeri kuzeyde yaratılan ve işlenen mallar güneye satılabiliyor.

Ağustos 2004'ün son haftasından Nisan ayının ilk haftasına kadar kuzeyden güneye karpuz, alüminyum kapı- pencere, külçe kurşun, az sayıda tekstil, tuvalet kağıdı, boya taşı ve mozaik gibi maddeler geçti.

Rakamlar tatmin edici değil

Buna karşın, Mağusa ve Girne limanları yasaklı olmasına rağmen yılda yaklaşık 50 milyon dolarlık ihracat yapılırken, Yeşil Hat Tüzüğü çerçevesinde sekiz ayda yapılan 496 bin 68 Kıbrıs Liralık rakamlar iş çevreleri tarafından yeterli bulunmuyor.

Yeşil Hat Tüzüğü'nün kuzey ekonomisine faydalı olabilmesi için aylık bir milyon Kıbrıs Lirası dolaylarına çıkması gerektiği üzerinde duruluyor.

Siyasi kavgalar engelliyor

Kuzey ve güney arasındaki mal akışını, iki taraftaki otoritenin, bir diğerine üstünlük kurmaya çalışma çabası engelliyor. Özellikle güneyde, kuzeyden gönderilmek istenilen mallar için "psikolojik bir önyargı" oluştuğu tespit edildi.

Rum alıcıların, "Ben sizden bu malı alırım ama alıcı olarak ismimin görünmesini istemem" gibi gerekçeler öne sürdükleri belirtildi.

Bu arada kuzeyin de Yeşil Hat Tüzüğü'nü tek taraflı çalıştırması ve güneyden kuzeye mal akışının önünde "iki ülke arasında ihracat- ithalat" kriterlerini öne sürmesi de güneyden yeterli talebin gelmesini engelliyor.

İş çevrelerine göre ticaret iki taraflı yapılmalı ve güney kuzeye, "Tek otorite benim" demekten, kuzey de güneye, "Kuzeyde otorite benim, benim şartlarımda ticaret" demekten vazgeçmeli.

En fazla meyve- sebze

Yeşil Hat Tüzüğü çerçevesinde yapılan ihracata bakıldığı zaman, sekiz ayda en fazla sebze- meyvede geçiş olduğu görülüyor. 2004 yılında 103 bin 3.42, 2005 yılında ise 43 bin 221 Kıbrıs Lirası değerinde sebze- meyve güneye geçti.

Güney'e gönderilen mallar arasında tuvalet kâğıdı da dikkat çekiyor. 2004 yılında 43 bin 417 KL, 2005'te ise 37 bin 874 Kıbrıs Lirası değerinde tuvalet kâğıdı ve mutfak havlusu güneye gönderildi.

Mobilyaya talep artıyor

Güney Kıbrıs'a en fazla mobilya ve ahşap ürünleri gönderilmesi beklentisi Yeşil Hat Tüzüğü'nün devreye gireceği günlerde yüksek bir beklenti halindeydi.

Aradan geçen sekiz aylık dönemde "tahta eşya parçaları ve takımları" adı altında toplam 53 bin 784 Kıbrıs Lirası değerinde mobilya ürünü Güney Kıbrıs'a satıldı. Bu rakamın daha da artması bekleniyor.

Ay Güney'e giden malın değeri (Kıbrıs Lirası)

Ağustos 2004 2 bin 252

Eylül 2004 34 bin 779.82

Ekim 2004 43 bin 658.72

Kasım 2004 85 bin 181.29

Aralık 2004 109 bin 687.53

2004 yılı toplamı 275 bin 559.36

Ay Güney'e giden malın değeri (Kıbrıs Lirası)

Ocak 2005 46 bin 208.54

Şubat 2005 99 bin 547.97

Mart 2005 70 bin 206.16

2005 yılı toplam 215 bin 962.67

NOT: Nisan ayının ilk haftası 4 bin 546.35 KL ihracat yapıldı

23 Ağustos 2004- 3 Nisan 2005 tarihleri arasında kuzeyden güneye toplam 495 bin 68 Kıbrıs Liralık çeşitli mal gönderildi

 

 

2004 yılı içinde güney Kıbrıs'a gönderilen mal ve değeri

Malın cinsi Fiyatı (KL)

Alüminyum PVC kapı ve pencere 7 bin 765.35

Sepet 3 bin 655.44

El işi 131

Meyve 4 bin 310

Demir kapı ve çit 3 b in 905

Kurşun külçe 16 bin 432

Pide 196

Tekstil 9 bin 113.91

Tuvalet kağıdı ve mutfak havlusu 43 bin 417.30

Umber taşı- sarı taş 13 bin 206.56

Çeşitli meyve 103.003. 42

Tahta eşya parçaları ve takımları 26 bin 485.82

Mozaik mermer 22 bin 120.97

Tarım makineleri 850

Çeşitli deterjan, sabun 15 bin 879.72

Plastik 3 bin 081.50

Kömür Bin 796.25

İçme suyu 309.12

Şömine 200

Genel Toplam 275 bin 559,36

2005 yılı içinde güney Kıbrıs'a gönderilen mal ve değeri

Malın cinsi Fiyatı (KL)

Alüminyum PVC kapı ve pencere 11 bin 154.07

Sepet bin 271

Kurşun külçe 16 bin 200

Tekstil 3 bin 484.30

Tuvalet kağıdı- mutfak havlusu 37 bin 874.38

Umber taşı- sarı taş 5 bin 877.30

Değişik meyve 43 bin 221.20

Tahta eşya ve paçaları- takımı 27 bin 298.61

Mozaik mermer 36 bin 223.57

Değişik deterjan- sabun 8 bin 598.13

Plastik 20 bin 994.11

Şömine 700

Hazır yiyecek 200

Demir- çelik eşyalar 2 bin 916

Genel toplam 215 bin 962.67 KL

KIBRIS 11/04/05

 

İşadamlarından Talat'a büyük destek

TALAT, 300 İŞADAMIYLA BİRARAYA GELDİ... "Çözüm için İşadamları Girişimi" örgütü, dün akşam Girne'deki The Colony Hotel'de, CTP-BG cumhurbaşkanı adayı, Başbakan Mehmet Ali Talat'ın onuruna yemek verdi. Yemeğe, Talat'a destek veren 300 işadamı katıldı

TALAT: İŞADAMLARIMIZIN ÖNÜNÜ AÇACAĞIZ Başbakan Talat, "İşadamlarımız bundan sonraki çözüm sürecinde en önemli güçlerimiz ve değerlerimiz olacaktır" dedi. Talat, işadamlarının CTP-BG'nin cumhurbaşkanlığı kampanyasına destek vermesinin, yürüttükleri politikanın doğruluğunun bir göstergesi olduğunu söyledi

Anıl IŞIK

"Çözüm için İşadamları Girişimi", CTP-BG cumhurbaşkanı adayı, CTP Genel Başkanı, Başbakan Mehmet Ali Talat onuruna dün akşam Girne'deki The Colony Hotel'de bir yemek verdi.

Yemeğe, Talat'a destek veren 300 işadamı katıldı.

"Çözüm için İşadamları Girişimi"nin cumhurbaşkanlığı seçim kampanyası çerçevesinde Mehmet Ali Talat'ın adaylığına destek belirtmek amacıyla düzenlediği yemek, basına kapalı yapıldı.

Yemeğe katılan işadamlarını, "Çözüm için İşadamları Girişimi" sözcülüğünü üstlenen işadamları Erdil Nami ile Ramiz Manyera karşıladı.

Çeşitli sektörlerden 300 işadamıyla bir araya gelen Başbakan Mehmet Ali Talat, yemeğe katılmadan önce KIBRIS'a açıklamada bulundu.

Talat, "İşadamlarımız bundan sonraki çözüm sürecinde en önemli güçlerimiz ve değerlerimiz olacaktır" dedi.

İşadamlarının CTP-BG'nin cumhurbaşkanlığı kampanyasına destek vermesinin sevindirici bir olay olduğunu belirten Talat, "İşadamlarının bu desteği yürüttüğümüz politikanın doğruluğunun bir göstergesidir" diye konuştu.

Yeni dönemde işadamlarının önünü açacaklarını kaydeden Talat, işadamlarının emekçi güçlerle birlikte çözüm sürecinde çalışmalar yapacaklarını ifade etti.

Ekonomik alanda en önemli gücün işadamları olduğunu vurgulayan Talat, sivil toplum örgütlerinin ve kamu görevlilerinin de kendi alanlarında çalışmalar yapacağını ve sonuçta herkesin sürece katkıda bulunacağını kaydetti.

KIBRIS 11/04/05

 

Boynumu kesseler "evet" demezdim

PİŞMANLIK DUYMADIM... Cumhurbaşkanı Denktaş: Annan planı 'kesin yol ayrımı' idi. Boynumu kesseler evet demezdim. Planla, referandumla ilgili tutumumdan pişmanlık duymuyorum. Ben görevimi yaptım, halk anlayamadıysa bile tarih yazacak

TÜRKİYE NE İSTERSE O OLUR... "Aday olmadım, çünkü Dünya beni engel olarak gördü ve Türkiye hükümetini ikna etti. Türkiye ne isterse o olur"

Nezire GÜRKAN- (TAK)

Kıbrıs Türk halkının varoluş mücadelesinin simgelerinden, 81 yıllık ömrünün son 50 yılını dernek başkanlığından başlayarak Meclis Başkanı ve Cumhurbaşkanı olarak Kıbrıs Türk toplumunun lideri olarak geçiren Cumhurbaşkanı Rauf Raif Denktaş, yarım asırlık görev süresinin ardından sivil yaşama hazırlanıyor. Bir hafta sonra görevini yeni cumhurbaşkanına devredecek olan Denktaş, artık "KKTC'nin 1. Cumhurbaşkanı" veya "eski cumhurbaşkanı" olarak anılacak ve böylece Kıbrıs Türk siyasi literatürüne yeni bir tabir daha girmiş olacak.

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş bugünlerde odasını, Cumhurbaşkanlığı'ndaki 30 yıllık birikimini, dökümanları, dosyaları, kitapları toparlamakla meşgul. AB Koordinasyon Merkezi karşısındaki Demokrat Parti'ye ait eski binaya yerleşmeye hazırlanan Denktaş, düzenlenmeye devam edilen bu binada tam mesai çalışmaya hazırlanıyor. Yılanadası'ndaki özel konutunda yaşamını sürdürecek olan Denktaş, devletin tahsis edeceği makam arabası, korumalar ve birkaç kişilik ekiple çalışmalarını yeni binada sürdürecek.

Büyük oranda toparlanmış, kütüphaneleri boşaltılmış makam odasında TAK muhabirlerinin sorularını yanıtlayan Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, sivil hayatta da Kıbrıs sorununa ilgisinin devam edeceğini, mücadelesini bu kez daha da rahat sürdüreceğini özellikle vurguladı. "Okumaktan, yazmaktan başka bildiğim birşey yok, Kıbrıs meselesini hobi yapacağım" diyen Denktaş'ın en büyük hedefi ise partilerüstü bir "Kurumlar Federasyonu" veya "Milli Kongre". Denktaş, herhangi bir partinin başına geçmeyi düşünmediğini, böyle bir hedefi olmadığını da söyledi.

"Hayatını yaşamak" da en büyük özlemi, "Ama artık geç" diyor. Denktaş ve ünlü romanı Karkot Deresi'ndeki "Rauf" gibi bir yaşam özlediğini ekledi..."Keşke yapabilsem, mesleğimi yapsam, sakin yaşasam, çok sevdiğim deniz sporlarıyla uğraşsam ama bundan sonra yapamam" diyen Denktaş, bu arada satranç öğrenmeye çalıştığını da anlattı.

Sevapları ve günahlarıyla 50 yılı özetleyen, ancak kritik dönem ve olayları "Söylersem kıyamet kopar" diyerek hatıralarını yazacağı kitabına bırakan Denktaş, 50 yıla baktığında en büyük üzüntüsünün ailesine yeterince zaman ayırmamak olduğuna vurgu yaptı.

Siyasi yaşamıyla ilgili en büyük üzüntüsünün ise kurduğu partinin (UBP) 3 kez bölünmesi olduğunu söyleyen Denktaş, birçok konu gibi UBP Genel Başkanı Derviş Eroğlu ile kırılma noktasını da hatıralarını yazacağı kitaba bıraktı.

Aday olmama nedenlerini anlatırken, "Dünya beni engel olarak gördü ve Türkiye hükümetini ikna etti. Türkiye ne isterse o olur" diyen Denktaş, Annan planını "kesin yol ayrımı" olarak niteledi ve "Boynumu kesseler evet demezdim" diyerek planla, referandumla ilgili tutumundan pişmanlık duymadığını söyledi. Denktaş, "Süreç beni haklı çıkardı, umarım bundan sonra çıkarmaz. Ben görevimi yaptım, halk anlayamadıysa bile tarih yazacak" diye eklemekten de kaçınmadı.

Denktaş'la 3 saat....güldü, hüzünlendi, kızdı

Yaklaşık 3 saat süren ve belki de makamındaki son özel röportaj olarak kayıtlara geçecek olan röportajında Cumhurbaşkanı Denktaş, zaman zaman kahkahalarla güldü, zaman zaman hüzünlendi, bazı sorulara da her zamanki gibi "kızım" diye kızarak karşılık verdi. Soruların bir kısmını içtenlikle yanıtladı, bazılarını "geçiştirdi", bazı "kritik" konuları da "hatıratı"na bıraktı. "Kitabın değerini düşürmeyelim" diyerek...

Dünya engel olduğum konusunda Türkiye'yi ikna etti

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, cumhurbaşkanlığından ayrılma, aday olmama sürecine nasıl geldiğini anlatırken öncelikle Annan Planı ile ilgili kaygılarını yineledi ve ayrılmasındaki esas unsurun Türkiye hükümetinin tutumu olduğunu söyledi. "Dünya beni engel gördü ve Türkiye hükümetini de ikna etti. Türkiye ne isterse o olur" diyen Denktaş, Annan Planı'nın kabul edilmesinin ardından bu yolu yürümesinin mümkün olmadığını anlattı.

Kıbrıs Türkü'nün cemaatten devlete ulaştığını ve bağımsızlığına kavuştuğunu belirten Denktaş, devlet ve bağımsızlıktan vazgeçilemeyeceğini vurguladı. Annan Planı'nın devleti ortadan kaldırmayı öngördüğünü yineleyen Denktaş, "Buna rağmen halk bu yolu yürüyecek ve toplu olarak intihar edecekse ben artık ne yapabilirim. Ben sorumluluğum gereği uyarımı yaptım, bundan sonra da yapmaya devam edeceğim, daha ne yapabilirim" dedi.

Devam edecektim...

"Bu durumda son süreç yaşanmamış olsaydı yeniden aday olacak mıydınız" sorusuna Denktaş, "Annan Planı kabul edilmemiş olsaydı ve pazarlık devam etmiş olsaydı görevimi tamamlayıncaya kadar devam edecektim" diye karşılık verdi.

İngiltere'nin eski Kıbrıs özel temsilcisi David Hannay'in kitabına atıf yaparak, "Beni istemediler, Amerika, İngiltere ve diğerleri beni engel olarak gördüler" diyen Denktaş, "Ancak esas konu benim engel olduğum konusunda Türk hükümetini ikna etmeleridir. Türk hükümeti engelin ben olduğum konusunda ikna oldu. Ama oldu artık, benim şikayetim yok, ben yürüyebildiğim kadar bu yolda yürüdüm" ifadelerini kullandı.

Edebiyat olarak olumlu...ama satış yok, kaybetme var

Türk hükümetinin AB yolculuğu nedeniyle Annan Planı'nı kabul etmek mecburiyetinde kaldığını, ancak TBMM'nin KKTC'nin tanınması ile ilgili kararları nedeniyle bu politikanın Türkiye'nin milli siyaseti olamayacağını söyleyen Denktaş, bu süreçte verilen sözlerin tutulmadığını ve Türkiye'nin AB sürecinin belirsiz olduğunu da kaydetti.

Başbakan Mehmet Ali Talat'ın "Türkiye satsa da ben satmam" sözlerini "Edebiyat olarak olumlu olabilir, ama Türk hükümetinin resmi kararı eğer hâlâ Büyük Millet Meclisi'nin kararı ise çıkılan yolda satış yoktur, bilmeden kaybetme vardır" sözleriyle yorumlayan Denktaş, özetle şunları söyledi:

"Türkiye'nin sağlam bir politika izleyebilmesi için, Büyük Millet Meclisi kararlarının hayata geçirilebilmesi için Kıbrıs Türk halkının devletine ve bağımsızlığına sonuna kadar ve ölesiye sahip çıkacağını göstermesi gerekir. Bunu yaparsak Türkiye'nin pazarlık gücü artmış olacaktır."

Kıbrıs sorunu bitmez...Talat nasıl inanabiliyor...

Rumlar'ın çözüm istemediklerini ve ihtiyaç duymadıklarını belirterek, EOKA'nın kuruluş yıldönümü dolayısıyla geçtiğimiz günlerde yapılan kutlama ve açıklamalara dikkat çeken Denktaş, "Düşmanlığım yok ama ben Rum'u biliyorum, iyi tanıyorum. Anlaşma olabileceğine inanan insanları anlayamıyorum. Anlaşma yapabileceğine inanan Talat'a hayret ediyorum, çünkü zeki adam" diye konuştu.

"50 yıl buraya kadar getirdiniz ve son noktayı koyamadınız...Üzgün müsünüz" sorusuna ise Denktaş, "Ne son noktası kızım, son nokta yok. Son nokta sorunun bitmesiyse, bitmez. Kıbrıs sorunu bitmez ve bitmeyecek, çünkü Rum istemez" ifadelerini kullandı.

Tarih umarım beni haklı çıkarmaz

Soru: Yani tarih Denktaş'ı mı haklı çıkaracak?

Denktaş: "Bugüne kadar haklı çıkardı, umarım bundan sonra çıkartmaz. Çünkü devlete sahip çıkmazsak, egemenliğe sahip çıkmazsak, Türkiye Annan Planı'nın öngördüğü şekilde garantörlükten vazgeçerse, Türk-Yunan dengesinden vazgeçerse, kendisi üye olmadan bizim de üye olmamızı kabul ederse, o zaman sonumuz tükeniştir diye görüyorum ve çok üzülüyorum...O zaman Kıbrıs Girit olur. Türk'ün yarısı toprağın altına girer, yarısı da göçer..."

Niye ve neye evet...Tsunami nasıl geldi

Soru: Devlet diyorsunuz ama bu halk Annan Planı'na evet dedi, KKTC'ye sahip çıkma iradesi yok...

Denktaş: "'Evet'i ben öyle görmüyorum. Çünkü evet için halka ne vaatlerde bulunuldu... Sayın Talat'ın beyanatını unutmayınız. 'Evet dediğimiz takdirde KKTC tanınacak ve yücelecektir' demiştir. Sayın Erdoğan, son gece dahi 'Siz evet, Rumlar hayır derse ertesi gün tanıtma yoluna çıkacağız' demişti. Ben 'egemenliğimizi içermez, devletimizi ortadan kaldıracak' derken, 'ne münasebet canım, Kıbrıs Türk Devleti var bunun içinde' diye halk kandırılmıştır. Gençler askerlik kalkacak diye evet demeye davet edilmiştir. Göçmenlere villalar teklif edilmiştir resimleriyle. Yani bu yüzde 65'ten kaçı evet demek suretiyle devletinden, egemenliğinden, Türkiye'nin garantörlüğünden vazgeçeceğini düşünerek evet demiştir..."

Referandum sürecini "tsunami" olarak niteleyen ve bu noktaya uzun bir süreçten büyük birikimlerle gelindiğini anlatan Denktaş, Kıbrıs Türkü'nün devletten vazgeçip vazgeçmediğinin ortaya çıkması için bu sorunun sorulacağı bir referanduma gidilmesi gerektiğini kaydetti.

Halkla ters düştü mü

Soru: Halk kandırıldı diyorsunuz. Bu süreçte en fazla tepki gösterilen sözlerinizden biri. Ve Denktaş'ın halkıyla ters düştüğü söylendi hep, hatta bunu TC hükümet yetkilileri dahi söyledi. Siz bu süreçte Kıbrıs Türk halkıyla ters düştüğünüzü hissettiniz mi?

Denktaş: "Bütün propagandaya ve paraya rağmen, Türkiye'ye rağmen, eğer bu memlekette yüzde 35 insan 'hayır' demişse, yüzde 65 evet diyenlerin içerisinden yüzde 30 TC kökenlinin temsilcileri bana 'Türkiye böyle istedi ne yapabiliriz' diye mazaret beyan ederse, CTP'den dahi gençler vaadedilenlerin verilmemesi nedeniyle hayal kırıklığına uğradıklarını gelip söylerlerse, o zaman halkla ters düştüm diye birşey düşünemem. Ama halkımıza, 'Türkiye bizi terketti, terkedecek, ne koparırsak kardır, gemisini kurtaran kaptan olalım' telkinleri yapılmıştır. 'Türkiye artık Avrupa Birliği için Kıbrıs'ı satacak' telkinleri yapılmıştır. Bu da birçok insanı bireysel düşünmeye sevketmiştir. Topluca değil, milli değil, 'biz' olarak değil 'ben' olarak düşünmeye sevketmiştir. Bunun zemini yıllardan beri hazırlandı....Ve yüzde 35 var, bu omurgadır..."

Dünya, Türkiye, muhalefet

Denktaş, özellikle Kopenhag zirvesindeki tutumu nedeniyle suçlandığının anımsatılması üzerine ise, "En haklı olduğum nokta odur, onu da zamanla göreceksiniz. Biz Kopenhag'a davet edilmedik, 'Kıbrıs' davet edildi. Ve Kıbrıs davet edilirken de üye olacak kararı çıkmıştı" diye konuştu.

Annan Planı ile ilgili süreçte dıştan baskılara Türkiye hükümetinin boyun eğdiğini, KKTC muhalefetinin de destek verdiğini belirten Denktaş, "Muhalefetin görevi pazarlığı yapan iktidardan çok daha ileride olmaktır. Daha fazlasını istemesi gerekir ki pazarlık eden kişi inandırıcı olsun. Ama bizimkiler bizi suçladı, uzlaşmaz dedi. Rum'a bak bakalım, böylemidirler" ifadelerini kullandı.

"Referanduma giderken Türkiye Rum'dan 'hayır' çıkacağını biliyordu, Kıbrıs Türkü'nü kandırdı, böylece 'evet'i kullandı" şeklindeki yorumların anımsatılması üzerine Denktaş, "Öyle bir şey olsaydı, taktik yapılsaydı biz de bilirdik, bizi de yanlarına almaya çalışırlardı" diye konuştu.

Ne yaptıysam Türkiye ile birlikte...anahtar Türkiye'de

Peki, hiç pişmanlık duyuyor mu, keşke şunu yapmasaydım, şunu söylemeseydim der mi....

"Hayır, ne yaptıysam Türkiye ile birlikte yaptım" diyor hemen Denktaş... Tarihten alıntılar yaparak bugüne kadar Kıbrıs'ta Türkiye'ye rağmen adım atılmadığına da vurgu yaparak...

"Fikir ayrılığına düştüğümüzde Türkiye'nin istemediğini yapmadım. Haaa, bundan pişmanlık duyar mısın... Bundan pişmanlık duyamazsın, çünkü Türkiye o gün bu yükü kaldıramam dediğinde, orada Türkiye'yle birlikte yürümeye mecbursun. Örneğin ben 1975'te 'devlet ilan edelim' dedim, yapamadık. Çünkü Türkiye 'kaldıramam' dedi. Silah ambargosu vardı. Büyük bir baskı altındaydı. 75'ten 83'e aktardık o yükü. Yürüyebildiğin yolu Türkiye'yle beraber yürüyeceksin, Türkiye seni teslim edecekse Rum'a ve bunun adına zafer diyecekse gün gele, o zaferi de yaşayacaksa, zaferden sonraki günleri de yaşayacaksın yaşayabildiğin kadar.

Türkiye hiçbir noktada 'ben bunu yapmanı istedim ve sen yapmadın' diyemez. Ama benim 'bunu yapmak istedim ve yapamadım, çünkü Türkiye istemedi' diyebileceğim çok şey var...Karşılıklı güven içerisinde fikir teatisi yaparsınız, kayıtlara geçer ama nazım rolü oynayan Türkiye'dir, anahtar orada. Sen bunu bilerek konuşacaksın, 'böyle yaparsak daha iyi olur' dersin ama Türkiye'nin dediği olur..."

Dengeyi ben bozmadım...ben bu yolun yolcusu olamam

Soru: Geçmişte Özal'la, Çiller'le de çatışmalarınız oldu ama her zaman dengeyi yakaladınız. Bunu da söylüyorsunuz, diplomasi dengeye dayanır diye. Bu sefer bu dengeyi yakalayamadınız....

Denktaş: "Çatışma değil, fikir ayrılığı. Ben bozmadım dengeyi. Burada karar vardı. Ben Annan Planı'nı iyi bilen bir insan olarak boynumu kesseler evet diyemezdim... Politikasını Büyük Millet Meclisi'ne götürecekti, değiştirecekti ve ona göre ben de kabul edeyim. Biz hükümetlerle çalışmadık hiç, devletle çalıştık, Türk milletiyle çalıştık. Bütün kurumlarıyla, cumhurbaşkanı, Genel Kurmayı, Büyük Millet Meclisi ve hükümeti. İlk defa olarak hükümet bütün bunlardan ayrı bir şekilde bir yol tuttu. Ve bu yol Türkiye'nin Kıbrıs üzerindeki haklarını ortadan kaldıran bir yoldur. Ben bu yolun yolcusu olamam. Ben bu yolu yürüyemem, çünkü kesin bir yol ayırımı var. Annan Planı kesin bir yol ayrımıdır. Annan Planı tamamlanmış bir plan değil. Pazarlık kaldıracak bir plandır. Türkiye ve muhalefet ikna oldu, ben olmadım. Benim de sorumluluğum bana aittir."

AKP'nin söylediklerine üzüldüm

AKP ile bu süreçte karşı karşıya geldiğinin, zaman zaman karşılıklı yapılan sert açıklamaların anımsatılması üzerine de Denktaş, özetle şunları söyledi:

"Ben AKP'ye birşey söylemedim. AKP'nin söyledikleri oldu ve ona üzüldüm. Mümkün olduğu kadar diplomatik şekilde atlatmaya çalıştım. Ama AKP kabul etti diye Annan Planı'nı kabul ediyorum diyemezdim. Mümkün değil. Tuttukları yolda ben engel olmuyorum. Sadece tehlikelerini gösteriyorum. Engel olacak gücüm yok zaten..."

Pişmanlığım yok...yine yaparım

Devlete ve bağımsızlığa inancıyla bu politikayı izlediğini, takındığı tutum nedeniyle hiçbir pişmanlık duymadığını ve aynı şartlar olsa aynı politikayı izleyeceğini söyleyen Denktaş, "Bir millet intihara karar vermişse kimse onu durduramaz. Ne yapsak boş... Osmanlı intihara karar verdiydi, ondan sonra millet ayaklandı kurtardı" ifadelerini kullandı.

Kıbrıs türkü daha da kaybeder mi....

Cumhurbaşkanı Denktaş, Türkiye ile Rum Yönetimi arasındaki ilişkiler, 2006'da uygulamaya girecek AB anayasası ve gelişen süreç anımsatılarak "Kıbrıs Türkü bu süreç içinde elindeki hakları daha da kaybetmeyecek mi" diye sorulunca da şunları söyledi:

"Bu, kendinden emin olmayan insanların, kendine inanmamış olan insanların kaygısıdır kızım.... Türkiye'de birşeyler oluyorsa, o 10 yıl içerisinde ben de sana yol gösteriyorum, sen de Avrupa Birliği'yle birşeyler olmaya bakacaksın. Çünkü şimdi Avrupa Birliği bütün Kıbrıs'ı aldım dediğine göre seni de, beni de Avrupa Birliği üyesi addediyor demektir. O hakkını birey olarak git al. Nasıl ki çoğu gidip almıştır... Elinde tut. O senin gasbedilen bir hakkındır. Ondan istifade et. Ama bağımsızlığından vazgeçme. Teslim olmakla bir yere varılamaz. Teslim olduğunda ne olacaksın yani, 10 yıla kadar ne olacağım diyen, şimdi teslim olduğunda ne olacağının farkında değil mi..."

İçte birlik sağlayamadık... iki tarafta da hata var

1950'li yıllardan başlayarak tarihi süreç içinde birçok olaydan alıntı yaparak, geçmişten günümüze Kıbrıs Türkü'nün kendi içinde birlik sağlayamadığını söyleyen Denktaş, "Bütünlüğü sağlasaydık, egemenlik derken herkes egemenlik deseydi, bağımsızlık derken herkes bağımsızlık deseydi, konfederasyon derken herkes konfederasyon deseydi, çok daha sağlam bir yerde olurduk. Annan Planı böyle çıkmazdı. Annan Planı çıktığında çok daha iyi tadilat yapardık" dedi.

"Kıbrıs Türkü neden birlik değil" sorusuna da Denktaş, "Biz mi yanlış yoldaydık bu kadar sene... Yoksa 'Rumlar'la işbirliği yapılabilir, AKEL'le işbirliği yapılabilir' diyenler, AKEL'le konuşup da Türkiye aleyhine propaganda yapanlar, Türkiye aleyhine sövüp sayanlar mi yanlış yoldaydı... Onlar bize gelemedi, biz onlara gidemedik. Şimdi söylüyorum, iki tarafta da hata var" diye yanıt verdi.

Kıbrıs sorunu bitmez ve bitmeyecek... nokta koyamazsın

Soru: Belirsizlik sürüyor, Kıbrıs sorununun nereye gittiği belli değil. Gönlünüz rahat bir şekilde ayrılıyor musunuz... Bir nokta koyup da gitmek istemez miydiniz?

Denktaş: "Hayır, gönlüm rahat değil, çok rahatsızım. Ama nokta koyamazsın. Bunu anlamıyorsun bir türlü. Rum'un bu durumunda nokta koyamazsın. Eğer nokta koymak uzlaşmak demek ise, ki o anlamda soruyorsun, Kıbrıs sorunu bitmez ve bitmeyecektir. Ta ki burada Türk vardır, Türk'ten arındırana kadar Rum mücadelesini sürdürecektir. Unutmayın, Girit de bir modeldir. Aklına sok, Rum'un istediği tek model Girit modelidir...

Benim bıraktığım nokta, devlet noktasıdır, bağımsızlık ve egemenlik noktasıdır. Israrla diyorum ki bu noktadan aşağıya inerek uzlaşma peşine düşmek teslimiyettir. Bunu koruyamayan bir halk, 800 bin Rum'un içerisinde 200 bin bireydir."

Kovboyların ortasında... her biri bir taraftan

Soru: Yani rahat değilsiniz...

Denktaş: "Tabii rahat değilim. Kendimi nasıl hissediyorum biliyor musun....20-22 yaşında bir evladın ortadan kaldırılması için kovboylar sağdan-soldan halat takıp çekerler ya, öyle... Amerika, İngiltere, Avrupa Birliği, Türkiye, Türk hükümeti sağa-sola çekmektedir ve içimizden de bu halatlara yardımcı olanlar vardır. Ama Allaha çok şükür şimdilik olduğumuz yerde durabiliyoruz. Kimse bizi gelip süpüremez bunun içerisinden, eğer biz kendimiz teslim olmazsak. Hiç kimse..."

Kıbrıs Türkü'nün ancak kendi direnciyle ayakta durabileceğini, yıkımın da kendi içinden teslimiyetle gelebileceğini söyleyen Denktaş, "Bu halk bunu yapar mı, teslim olacak parti veya lider var mı" sorusuna, "Annan Planı'na evet diyenler teslimiyet olduğunu bilerek evet demedi mi" diye soruyla karşılık verdi.

Talat devlete sahip çıkacağını söylemiyor

Soru: Ama evet'in öncülerinden biri olan Başbakan Talat, bugün sizin söylediklerinizi söylemekle suçlanıyor. "Rum uzlaşmaz" diyor ve size benzetiliyor....

Denktaş: "Doğru ama Talat bir şeyi söylemiyor. 'Devlete sahip çıkacağız, devlet vardır, egemenlikten vazgeçmeyiz' demiyor. İnşallah onu da der. Hâlâ Annan Planı'nı masaya getirme çabası içerisindedir..."

Babamın sandalyesi değil...gelecek olan yemine sadık kalmazsa tarih affetmez

Soru: Bu şartlarda cumhurbaşkanlığını devredeceksiniz... Gözünüz arkada kalır mı...?

Denktaş: "Ben babamın sandalyesini vermiyorum kızım... Halk kimi getirirse o alacak burayı. Benim istediğim, buraya oturan insan bu mevkinin andına sadık kalsın, ihanet etmesin. Bağımsızlığı pazarlık masasına yatırmasın. Aksi takdirde tarih kendini affetmez. Bunun bilinci içinde olsun yeter..."

Hücrede de yattı...

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, yaşamından kesitler aktarırken, hayatının dönüm noktalarından birini oluşturan 4 yıllık sürgün hayatının ardından 1967'de Kıbrıs'a gizlice gelişi sırasında yakalanması ve 15 günlük hapis hayatını da anlattı...

"...Nejat Konuk ve Larnakalı İbrahim ile gizlice sandalla Kıbrıs'a çıkmaya çalışırken bizi Rum orman bekçisi gördü, askere haber verdi ve Yunan subayı komutasındaki Rum askerleri bizi yakaladı. Gözlerimizi bağladılar ve bizi Yunan karargahına götürdüler. 3 gün orada kaldık, sonra Rum polisi bizi aldı, hapishaneye götürdü. Ayrı ayrı idamlık mahkumların hücrelerine kapattılar bizi. Sorguya başladılar. Polis müfettişi Savides, Ayhan Hikmet ve Muzaffer Gürkan'ın öldürülmesi hakkında ifademi almak için emir aldıklarını söyledi özür dileyerek. İfademi verdim ve bu insanları Yorgacis'in öldürttüğünü anlattım...

12 gün hapiste kaldık. Bu sürede 23 saat hücrede, bir saat açık havada kaldım. 12'inci gün avukatımız Ali Dana geldi, 'bir daha gizli yoldan giriş yapmayacaksın diye belge imzalarsan Türkiye'ye iade edileceksin' dedi. İmzaladım ve Kıbrıs havayolları ile İstanbul'a gittim. Orada büyük bir kortej karşıladı. Dışişleri Bakanı Çağlayangil havaalanında telefonla aradı ve 'gazanız mübarek olsun' dedi... Halbuki oldukça kavgalı ayrılmıştık, ama ondan sonra çok iyi arkadaş olduk. Kıbrıs konusunda samimi olduğumu anladı. Çağlayangil 'derhal Ankara'ya gel' dedi, Ankara'ya gittik ve havaalanında kilometrelerce kortej tarafından karşılandık. Konya'da 'Denktaş'ı kurtarın' diye büyük miting yapıldı... 5-6 ay Ankara'da kaldım, çünkü pasaportum yoktu. O dönemde başlayacak görüşmeler nedeniyle Makarios bana pasaport vermek zorunda kaldı ve 1968 mayısında memleketime dönebildim..."

Ayhan Hikmet ve Muzaffer Gürkan'ı Yorgacis öldürttü...

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, 1967'deki tutukluk günlerinde Ayhan Hikmet ile Muzaffer Gürkan'in öldürülmesiyle ilgili Rum polis çavuşuna verdiği ifadeyi de şu sözlerle özetledi....

"Çok muhalifim var, Ayhan Hikmet ve Muzaffer Gürkan en zararsızlarıydı. Bu arkadaşları biz öldürttük diye yapılan ithamlar mesnetsizdir. Ayhan Hikmet eşimin uzaktan da akrabasıdır. Ben Yorgacis değilim, ben tetikçi değilim, tetikçi tutmam. Benim öldürtmek için nedenim yok, muhalifim diyorsunuz ama en zararsız muhalifim. Ama Yorgacis'in nedeni çok, onun yaptırttığına inanıyorum. Çünkü mahkemede de itiraf ettiği gibi bu kişiler kendisine gizlice bilgi veren ajanlarıydı. Ama aynı zamanda AKEL'e de hizmet ettiklerini farketti. Canlı olarak bize fazla bir kötülük yapamadıklarını gördü, öldürtmek suretiyle bize en büyük darbeyi vurmaya çalıştı..."

Bu ifadesine ve delillerin çoğunun da kendi ifadesini doğrulamasına rağmen hiçbir gelişme olmadığını anlatan Denktaş, "Bize hiçbir zararı olmayan muhalifleri öldürerek yıllarca aleyhimize olacak bir ortam yarattılar" ifadelerini kullandı.

Söylersem kıyamet kopar

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, röportaj süresince bazı soruları, kritik konuları ise tarihe bıraktı.

"50 yıllık, özellikle son 30 yıllık sürece baktığınızda keşke şunu, şunları yapmasaydım dediğiniz olaylar var mı" sorusuna, "Şimdi sana söylersem kıyamet kopar, bırak hatıratımda yazayım" karşılığını veren Denktaş, Ulusal Birlik Partisi Genel Başkanı Derviş Eroğlu ile çatışma nedenleriyle ilgili soruya da benzer yanıt verdi.

Eroğlu ile neden... hayatımın en üzücü yanı

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, yıllarca aynı yolu yürüdüğü Ulusal Birlik Partisi Genel Başkanı Derviş Eroğlu ile aralarındaki sorunun esas nedenlerine ilişkin sorulara, "Gün gele yazacağız herhalde, hayatımın en üzücü yanıdır. Kurduğum partinin bu noktaya getirilmesi, 3 kez doğum yapması olmaması gereken şeylerdi" karşılığını verdi, ancak ayrıntıya girmek istemedi.

Eroğlu'nun, aralarındaki sorunun "Cumhurbaşkanı'nın Serdar Denktaş'la ilgili taleplerinden" kaynaklandığına ilişkin açıklamalarının anımsatılması üzerine ise Denktaş, "Sayın Eroğlu bir gün de oturup da bir konuda 'bende de suç vardır' dese birçok şey halledilmiş olacaktı" ifadelerini kullandı.

Denktaş, "kırgınlık sürüyor mu" sorusuna ise, "Hayır. Artık iyi olmaması için bir sebep yok" diye karşılık verdi.

Mülkiyet rejimini de Türkiye getirdi

Soru: Bugün mülkiyet rejimi en fazla tartışılan konu. Ülke içinde yaratılan adaletsizlik yanında, Kıbrıs konusunun da esasını oluşturuyor. Bu konuda rahatsızlık duyuyor musunuz, keşke mülkiyet düzenlemesini böyle yapmasaydık demediniz mi hiç...?

Denktaş: "Mülkiyet rejimini Türkiye getirdi bize. Türkiye'den gelen ve bu konularda Türkiye'nin tecrübelerini bilen uzmanlar geldi ve mülkiyet rejimini bize kabul ettirdiler. Çok pratik bir yönden gitmek isterdim. Ve sanki falmış gibi ağzım, 'bunu uygulamaya kalkarsanız 30 yıl daha mülkiyet konuşacağız' dedim. Ve konuşuyoruz. Uyardım yani...

Biz mülkiyet rejimini Fikirler Dizisi'nde gayet pratik bir şekilde ele aldık. Rum kabul etmedi. Ondan evvel her liderle ben konuştuğumda, 'gelin bu mal-mülk meselelerini bitirelim, nüfus mübadelesi yaptık, manası yok' dedim. Ama olmadı, Rum kabul etmedi...."

Mudi eylemi...hayalperest iddialar

Yaklaşık 5 yıl önceki bankalar krizinin ardından yaşanan tarihi mudi eylemiyle ilgili çeşitli yorumların ve "askerin darbe hazırlığını önlediğine" ilişkin iddiaların anımsatılması üzerine de Denktaş, "Tamamen hayal. Ben burada yoktum bile. Yorumları yorumlayacak olursak, hiçbir yere varamayız. Orada Meclis'e girmek de çirkindi, mudi meselesini Türkiye halletmek için kolları sıvamışken bunu ayyuka çıkarmak da gereksizdi. Bana atıfla 'darbe yapılacaktı da komutan bana geldi' falan filan.... Tamamen hayal mahsulü. Ve Kıbrıs'ta öyle hayalperestler var ki, insan hakikaten şaşar kalır. Adada yaşamanın verdiği birşeydir galiba bize. Hayal ede ede yaşarız...."

Partilerüstü kurumlar federasyonu...

Soru: Ayrıldıktan sonra ne yapacaksınız...?

Denktaş: "Kurumlar Federasyonu gibi partilerüstü bir oluşum kurmak, bütün partileri, düşünen insanları toplamak niyetindeyim. Milli davada heyecanı ayakta tutacak faaliyetlerde bulunmak, Türkiye'yle, Türk halkıyla, Türk milletiyle devamlı temaslar içinde olmak... Bazı arkadaşlar bunu "milli kongre", bir anlaşma oluncaya kadar kalıcı bir düzenleme yapalım diyorlar, bakalım.

Ben geçmişte milli bir kongre gerekir dediğimde, bütün partiler karşı çıkmışlardı. O zaman bu mevkide olduğum için karşı çıktılar. Ama dışarda benim bulabildiğim arkadaşlarla böyle bir faaliyeti başlatmam herhalde kimseye batmaz. Yahut batarsa bile onların itirazı bana batmaz."

Başbakan Talat'ın, "Denktaş'ın davasını sürdürmek için zemini yok" sözlerinin anımsatılması üzerine ise şunları söyledi:

"Demek ki bağımsızlığı ve KKTC'yi zemin olarak görmüyor. Ben bu zemini sürdüreceğim diyorum. Yıkacak mı bu zemini, altımdan alacak mı? Bu halkın altından alma niyeti mi var ki, zeminim yoktur diyor. Zemin bağımsızlık. Bağımsızlığı ben müdafaa edeceğim diye buna kızacaklar mı? Çok tuhaf kaçacak...."

Denktaş, emekliliğinin ardından herhangi bir partinin başına geçme gibi bir düşüncesi olmadığını da sorular üzerine ekledi.

 

Kindar değilim... ihanet bol, sadakat az Günahları, sevapları, hataları...

"Hatasız kul olmaz. Hele uzun yılların icraatında, uzun yaşamda... Ama hatadan ders almak ve tekrarlamamak lazım. Ümit ederim hem halk, hem tanrı geriye baktığında 'hataydı ama affettik, iyiniyetle yaptı' der... Hatalarımızı Allah affetsin. Allaha karşı hata işlememek şarttır..."

Denktaş, insan yaşamında önem taşıyan bazı kelimelere de kısa yanıtlar verdi...

İnanç: Erkek gibi adam, insan. İnanç yoksa bitersin.

Keşke: En yanlış düşünce. Keşke yok, olmamalı.

Vefa: Çok az.

Sadakat: Büyük borç, bir davada şart.

İhanet: Tarifsiz. Bolluğu var.

Aile: Sığınak, yuva.

Dost: Her sırrı söyleyebileceğin çok az kişi. Allaha çok şükür var ve herkese gerekli.

Nefret: Bilmem. Bana yapılan kötülüğü unuturum, birçoğu beni kindar bilir halbuki unuturum, tanımadığım bir duygu.

Kırgın değil üzgünüm... Erdoğan'la kavgalı değilim

Görevinden ayrılırken kırgın mı...

Denktaş: "Hiç kırgın değilim. Emin ol, hayır hayır, kırgın değilim, sadece üzgünüm. Türkiye çelik bir anahtardır, esas faktördür, Türkiye'nin dediği oldu bugüne kadar ve olacaktır bundan sonra da. Hiçbirimizin Türkiye ile kavga etmeye, Türkiye'ye kırılmaya hakkı yoktur. Böyle bir lüksümüz de yoktur.

Ben sayın Erdoğan'la kavgalı değilim. Sayın Gül'le hiç kavgalı değilim. Kırgın da değilim. Onların seçtiği yolun yolcusu değilim. Bu da benim hakkım. Yerden göğe kadar hakkım benim. Beni sürükleyemezler..."

Basınla ilişkiler... gazete sattıran yazarlar var

Denktaş'a basınla, gazete ve gazetecilerle ilgili görüşlerini de sorduk, değerlendirmeler yaptı ama isim vermekten özellikle kaçındı...

"Sabahları gazetelerin tümünü şöyle gözden geçiririm, bazılarını işaretlerim, dosyalara aldırırım. Tümünü okumam, ama tümüne muhakkak göz atarım. Hiç bakmadığım yazarlar var, ne yazarlarsa yazsınlar umurumda değil... İsim sorarsan lüzumlu değil, söylemem. Ama çok beğendiklerim de var, o adam yazdığı için o gazeteyi alırım. Ama isim vermem, sonra diğerleri gücenir."

Zaman zaman basından şikayetçi olduğunun anımsatılması üzerine de Denktaş, genellikle Türkiye basınından şikayet ettiğini söyledi...

"Şikayetim Kıbrıs meselesi nedeniyle. Sanki böyle bir mesele yokmuş, olmamış gibi hava yarattıkları zaman şikayet ediyorum. Ama onlar da dostum, onlarla da yüzyüze geldiğimde yüzlerine söylerim..."

Serdar iyi yetişiyor... üstelik ailesiyle de çok iyi

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Demokrat Parti Genel Başkanı, oğlu Serdar Denktaş'la ilgili görüşlerini de sorular üzerine anlattı..

Serdar Denktaş'ın politikaya girmesini hiç arzu etmediğini, "Raif'in yolundan devam etmek duygusuyla politikaya girdiğini" söyleyen Denktaş, ancak gösterdiği gelişmeden memnun olduğunu söyledi...

"Serdar iyi yetişiyor, büyük gelişme gösterdi. Dengelidir. Ne yaptığını bilen bir kişidir ve koalisyonda da denge olmuştur. İyi yüreklidir. En sevdiğim yanı ailesiyle ilişkileri. Ailesiyle, çocuklarıyla çok iyi ilgileniyor. Benim yapamadığım şeyleri o yapıyor, zannedersem onun eksikliğini hissederek. Bu yanı çok güzel, çok hoşuma gidiyor...".

Talat uyum içinde çalışılabilecek biri

CTP Genel Başkanı Başbakan Talat'la ilgili düşünceleri, Talat nasıl bir politikacı...

"Kişi olarak uyum içinde çalışabileceğiniz bir kişi. Siyasetiyle bağdaşmasanız dahi medeni ilişkileri sürdürebilecek bir durumu var. Düşüncelerini cesaretle savunabiliyor. Bütün mesele Rum'la şimdiki şartlarda ve Annan Planı çerçevesinde uzlaşılabileceğine inanması beni şaşırtıyor. Çünkü akıllı birisi olarak değerlendiriyorum kendisini."

Denktaş, Talat'ın, "Türkiye bizi Avrupa Birliği için terkedecek, bu nedenle ne kurtarırsak kârdır" yaklaşımında olduğunu da ekledi.

Aileme karşı gereğini yapamadım

Cumhurbaşkanı Denktaş'ın en büyük pişmanlığı ise, ailesine gerektiği gibi ilgi gösterememesi...

"Aileme karşı gereğini yapmadım, yapamadım. Bakarım şimdi herkesin evladı Amerika'da, İngiltere'de okur, doktora yapar. Ben bu mevkideyim diye, gözlem altındayım, borçlu kalmayım diye bunlardan istifade yoluna hiç gitmedim, gidemedim. Ve onun sıkıntısı çekerim. Yanlış yaptım, haksızlık yaptım. Çok rahatsızım. Onlar yine affedeci şeyler söyler ama, zordur. Eğer toplumda benim çocuklarımın ayrıcalıklı yaşadığına dair inanç varsa çok yanlıştır. Bunu söyleyen haksızlık yapar... Tam aksi oldu..."

Görevimi yaptım ama hayallerimi gerçekleştiremedim

Lider, cumhurbaşkanı olarak görevini yaptığını, ancak bireysel yaşamında hayallerini gerçekleştiremediğini ve ailesi gibi kendisine de zaman ayıramadığını anlatan Denktaş, özetle şunları söyledi:

"Bütün şikayetlere rağmen, eksikliklere ve aksaklıklara rağmen bu devleti yaşatmış bir insan olarak ben görevimi yaptım. Eğer bunun kıymetini halk anlayamamışsa, bunda da benim suçum belki var anlatamadım diye ama bunları tarih yargılayacaktır. Fakat bu arada ailem gibi kendime de zaman ayıramadım. Hayatımı yaşamadım."

Sakin, mesleğini icra edeceği bir hayat yaşamayı çok arzu ettiğini, ancak bunlar için artık çok geç olduğunu söyleyen Denktaş, şu ifadeleri kullandı:

"Karakterime uygun hayatımı kaybettim. Deniz sporlarını, yüzmeyi severdim, yapamıyorum. Araba sürmek zevkimdi, süremiyorum, bırakmıyorlar. İçki, sigarayı bıraktım... Sigarayı 1974'te en büyük torunum Rauf doğunca bıraktım, bir daha içmedim. Tatil yapmayı bilmiyorum. Okumaktan ve yazmaktan başka birşey bilmiyorum. Burdan ayrıldıktan sonra da bunları yapacağım. Gazetede birşey gördüm kızacağım, cevap vereceğim...."

Satranç öğreniyor... bilgisayarı artık iyi kullanıyor

Tavla ve benzeri oyunları da öğrenmeye fırsatı olmadığını, bu aralar bilgisayarda satranç öğrenmeye çalıştığını anlatan Denktaş, yazı ve fotoğraf işlerini yapacak düzeyde bilgisayarı iyi kullandığını da ekledi.

Kendini "fazla duygusal" olarak niteleyen, ama çoğu zaman gözyaşlarını bastırdığıunı anlatan Denktaş, hobileriyle ilgili soruya da, "Kıbrıs meselesi" karşılığını verdi. "Kıbrıs meselesi hobi olabilir mi" diye sorulunca da, "Başka bildiğim birşey yok, ben meseleyi hobi yapacağım" dedi.

Denktaş, fotoğraf çekmenin hobiden öte alışkanlık haline geldiğini belirterek, bu konuda çalışmalarını sürdüreceğini söyledi.

Malım yok, arabam yok, borç çok

Cumhurbaşkanı Denktaş, malvarlığıyla ilgili soruları da yanıtladı...

"Kıbrıs'ta 1940'lardan itibaren alabildiğim neyim vardıysa hepsini sattım. Benim üstümde hiçbirşey yok. Yılanadası'ndaki ev var sadece, o da bakalım ne olacak, Rum Loizudu benzeri dava açmaya uğraşır. Bellapais'teki evi Ender'e vermiştim. İstanbul'da Aydın'ın aldığı bir apartman dairesi var. Bankada param yok, arabam da yok. Bankada borcum var ama, maaşım taksitleri ödemeye ya yeter, ya yetmez..."

81 Yılda nereden nereye

81 yıllık yaşamına bakıldığında, sanıldığı kadar kolay, rahat bir hayatı, çocukluğu olmadı Rauf Denktaş'ın...

27 Ocak 1924'te Baf'da dönemin birkaç hakiminden biri olan Raif Bey'in 4'üncü ve en küçük çocuğu olarak dünyaya gelen Rauf Denktaş, 18 aylıkken annesini kaybetmiş. Ve bundan sonra hayatının yönünü çizen, ondan büyük etki bırakan babası yanında büyükannesi, büyükbabası ve teyzesi tarafından büyütülmüş.

Kendi ağzından anlattığı anılarında, babasının hayatındaki önemini vurgulayan ve annesini kaybetmesine karşın mutlu bir çocukluk yaşadığını anlatan Denktaş, 2.5 yaşında babasının görevi gereği Baf'tan Lefkoşa'ya taşınır. 6 yaşında İstanbul'da yatılı okula verilir. Ancak bir yıl geçmeden paranın değerinin düşmesi ve yalnızlığın da etkisiyle babası tarafından tekrar Kıbrıs'a getirilir. Ayasofya İlkokulu'na kaydedilir. İlkokuldan sonra da İngiliz Okulu'nda eğitime başlar.

Rauf Denktaş 1941 yılında daha 17 yaşındayken babasını zatüreden kaybeder. Ondan sonra teyzesi tarafından büyütülür. 1942 yılında liseyi bitirir ve iş hayatına atılır. İngilizler'in uçaksavar bölüğünde tercüman olarak işe başlar, bu iş kısa sürer. Baba mesleği avukat olmaya karar verir ve İngiliz Okulu'nda bir yıllık öğretmenliğin ardından burs alarak 1943 yılında hukuk eğitimi için İngiltere'ye gider.

İngiltere'deki hukuk eğitiminin ardından Kıbrıs'a dönen Denktaş, "beşik kertmesi" yeğeni Aydın Hanım'la evlenir.

Kıbrıs'a dönüşüyle birlikte öğrencilik yıllarından yazıştığı Dr. Fazıl Küçük ile tanışır, mücadele yılları da böylece başlar.

Rauf Denktaş, 1947 yılında avukatlıkla başlayan meslek yaşamına daha sonra savcı olarak devam eder. Ta ki Kıbrıs Türk Kurumlar Federasyonu'nun başkanlığına getirildiği 1957 yılına kadar. 1957'de savcılıktan istifa ederek Kıbrıs Türk Kurumlar Federasyonu'nun başına geçer. Aynı yıl Türk Mukavemet Teşkilatı'nın kuruluşunda da etkin olarak görev alır.

Federasyon Başkanı olarak Dr. Küçük'le birlikte etkin görev yapar, 1960 ortaklık cumhuriyetini oluşturan Londra ve Zurih anlaşmalarının hazırlık çalışmalarına katılır. Bu arada Londra konferansının ardından New-York'ta Güvenlik Konseyi'nde yaptığı konuşma nedeniyle Kıbrıs'a girişi yasaklanır. "Hayatımın en acı günleri" dediği sürgün günleri başlar. 1964'den itibaren 4.5 yıla yakın Türkiye'de sürgün yaşar. Bu arada Türkiye'de çıkardığı "12'ye 5 kala" kitabı nedeniyle Türkiye hükümetiyle sorunlar yaşar. 1967 sonunda gizlice sandalla Kıbrıs'a çıkmaya çalışırken yakalanır, yaklaşık 15 gün hapis yatar, ardından Tükiye'ye gönderilir ve yaklaşık 5 ay sonra 1968 mayısında adaya döner.

Denktaş, 1973 seçimlerinde cumhurbaşkanlığı muavinliğine aday olur ve kazanır. Bu ilk seçimidir. 1974 Barış Harekatı'nın ardından da bugüne kadar yapılan 6 cumhurbaşkanlığı seçiminin tümünü kazanır. 1976 ve 1981 seçimlerine kendi kurduğu parti olan UBP adına katılır, 1985'te ise bağımsız aday olur. Muhalafet ile iktidarın blok halinde bölündüğü 1990 seçiminin ardından, Denktaş ve UBP Genel Başkanı Eroğlu'nun yolları ayrılır. Ve 1995 ile 2000 yıllarında yapılan cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Eroğlu, Denktaş'ın karşısına aday olarak çıkar. Eroğlu'nun adaylığıyla bu iki seçim 2 turlu yapılır ve Denktaş her iki seçimi de 2'inci turda kazanır. Ancak 2000 seçimlerinde Eroğlu'nun birinci turun ardından çekilmesi nedeniyle Denktaş 2'inci turu seçimsiz kazanır.

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, baba olarak da birçok acı yaşar. Altı çocuğundan üçünü kaybeder. Önce 2.5 yaşında Dilek isimli kızı hastalıktan ölür ve tedavi gördüğü İngiltere'ye gömülür. Ardından mücadele yıllarında 7 yaşındaki Münür bademcik ameliyatı sırasında hayatını kaybeder ve son olarak da 1985 yılında Raif trafik kazasında ölür.

Denktaş, oğlu Serdar, kızları Ender ile Değer yanında toplam 11 toruna sahip.

Okumaya ve yazmaya ilgisiyle bilinen, son günlerde Halkın Sesi gazetesinde köşe yazarlığına başlayan Denktaş'ın, geçtiğimiz günlerde yayımlanan "Yeniden 12'ye 5 Kala" kitabıyla birlikte 19'u İngilizce toplam 46 yayımlanmış kitabı var.

KIBRIS 11/04/05

 

Kıbrıslı Türklere büyük haksızlık

Limasol'da Türk okulu açılmaması, başta 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti anayasası olmak üzere birçok uluslararası yasa ve sözleşmeye aykırı. Papadopulos hükümetinin tavrı, Dipkarpaz'da Rum ortaokulu açan, Maronitlere gasp edilen haklarını iade eden ve AB- BM uyumlu politikalar üreten Kıbrıs Türkü'nün tavrına taban tabana zıt bir görüntü oluşturuyor

1960 Kıbrıs Cumhuriyeti'ni oluşturan anayasa başta olmak üzere, BM Bireysel HHHhaklar Sözleşmesi, BM Çocuk Hakları Sözleşmesi, eğitimde ayrımcılığa karşı çıkan UNESCO sözleşmesi, Azınlıkların Korunması Sözleşmesi ve AB Diller Sözleşmesi Papadopulos hükümeti tarafından dikkate alınmıyor ve Limasol'da yaşayan Kıbrıslı Türklerin dil, eğitim ve öğrenme hakları ellerinden alınıyor

Limasol'da Türk ilkokulu açılmaması uluslararası anlaşmalar düzeyinde inceleyen CTP- BG milletvekili Yektaoğlu, saptamalarını KIBRIS'la paylaştı. Dr. Yektaoğlu, Kıbrıslı Türklerin eğitim ve Türk dilinin Papadopulos Yönetimi tarafından gasp edildiğine dikkat çekti ve bunun birçok sözleşmeye aykırı olduğunun altını çizdi

Yeliz K. SARICA

Dipkarpaz'da Rum Ortaokulu açılması, kuzeyde yaşayan Maronitlerin mallarını serbestçe kullanması gibi birçok konuda adım atan ve attığı adımlar BM ve AB tarafından desteklenen Talat hükümetine karşılık, Rum yönetiminin Limasol'da Türk ilkokulu açılmasına çeşitli nedenlerle engel olmasının tartışmaları sürüyor.

Papadopulos Yönetimi'nin Kıbrıslı Türklerin toplumsal ve bireysel haklarının yanı sıra Türk dilinde eğitim hakkını gasp etmesi uluslararası birçok anlaşmaya da ters düşüyor.

Başta 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti'ni oluşturan anayasa olmak üzere, BM Bireysel haklar Sözleşmesi, BM Çocuk Hakları Sözleşmesi, eğitimde ayrımcılığa karşı çıkan UNESCO sözleşmesi, Azınlıkların Korunması Sözleşmesi ve AB Diller Sözleşmesi olmak üzere birçok uluslararası anlaşmayı çiğneyen Papadopulos yönetimine karşı Kıbrıs Türk Öğretmenler Sendikası da "Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi"ne gideceğini duyurmuştu.

Cumhuriyetçi Türk Partisi Birleşik Güçler (CTP-BG) Lefkoşa milletvekili Dr. Mustafa Yektaoğlu, Papadopulos yönetiminin Kıbrıs Türk halkının toplumsal ve bireysel tüm haklarının yanı sıra eğitim ve dil konularında siyasal ve politik uygulamalarını; inkarcı, hegemonyacı, baskıcı ve asimilasyoncu bir zeminde devam ettirdiğini söyledi.

Limasol'da Türk ilkokulu açılmaması uluslararası anlaşmalar düzeyinde inceleyen CTP- BG milletvekili Yektaoğlu, saptamalarını KIBRIS'la paylaştı.

Dr. Yektaoğlu, Kıbrıslı Türklerin eğitim ve Türk dilinin Papadopulos Yönetimi tarafından gasp edildiğine dikkat çekti ve bunun birçok sözleşmeye aykırı olduğunun altını çizdi.

1960 Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası'na göre Türkçe ve Yunanca'nın resmi dil ve eğitim haklarının Kıbrıslı Türk ile Rum toplumlarına ait olduğunu anımsatan Yektaoğlu, "1963 olaylarından sonra Kıbrıs'ın tek temsilcisi ve tek sahibi olmak için harekete geçen Kıbrıs Rum Yönetimleri ve daha sonra Papadopulos Yönetimi, Kıbrıslı Türklerin eğitim ve dil haklarını engelliyor" dedi.

Yektaoğlu, birçok noktada Kıbrıslı Türklerin dil ve eğitim haklarının gasp edildiğini belirtti ve şu saptamalarda bulundu:

1960 anlaşmasına aykırı

Dr. Yektaoğlu, Kıbrıslı Türklerin dil ve eğitim haklarına Papadopulos Yönetimi tarafından konan engelin, 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti'ni hayata geçiren Kıbrıs anlaşmalarına ve Kıbrıs Anayasası'na aykırı olduğunu söyledi.

BM bireysel ve siyasal haklar sözleşmesi

Yektaoğlu, Kıbrıslı Türklerin bireysel ve siyasal haklarının ihlali nedeniyle 23 Mart 1976 tarihli Birleşmiş Milletler bireysel ve siyasal haklar sözleşmesine aykırı olduğunun altını çizdi.

BM çocuk hakları sözleşmesi

7 Kasım 1989 tarihli BM çocuk hakları sözleşmesinin de çiğnendiğini anlatan Yektaoğlu, , bu sözleşmeye göre azınlıklara mensup olan çocukların dahi ana dilde eğitim görme hakkı olduğunu kaydetti.

Yektaoğlu, Limasol'da ana dilleri Türkçe olan çocukların azınlıklı olarak sayılmaları halinde bile Türkçe eğitim hakları olduğunu ancak Papadopulos yönetiminin bunu engellediğini söyledi.

UNESCO sözleşmesi göz ardı edildi

Yektaoğlu, Limasol'da ilkokul açılmamasının BM'ye bağlı kuruluş UNESCO'nun 1962 yılında "eğitimde ayrıcalığa karşı" çıkan UNESCO sözleşmesine de aykırı olduğunu belirtti.

Avrupa diller sözleşmesine aykırı

Papadopulos hükümetinin uygulamamakta direndiği ilkokul konusunun 1 Mart 1998'de Avrupa Konseyi tarafından yürürlüğe konan Avrupa yerel ve bölgesel diller sözleşmesine aykırı olduğuna işaret eden Yektaoğlu, "Bu sözleşmeye göre dil farklılığı Avrupa kültür mirasının önemli bir öğesidir. Bir dile saygı göstermek ayrımcılığı yapma anlamına gelmez. Bölge ve azınlık dilleri eğitim, yargı, idari ve kamu hizmetlerinde medya ve kültür etkinlikleriyle ekonomik ve toplumsal etkinliklerde kullanılacaktır" dedi.

Ve İnsan hakları...

Dr. Yektaoğlu, Avrupa Konseyi'nin hazırladığı Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 10'uncu maddesinin de Papadopulos hükümeti tarafından çiğnendiğini öne sürdü. Konunun dil özgürlüğü bağlamında değerlendirilmesi halinde, kültürel kimliğin korunması ve ifade özgürlüğünün kullanılmasının gündeme geldiğini savunan Yektaoğlu, insan hakları sözleşmesinin de Rum yönetimi tarafından çiğnendiğini savundu.

Azınlıkların korunması

Yektaoğlu, Kıbrıs Türk halkının Kıbrıs adası üzerinde azınlık bir halk topluluğu değil, Rumlarla birlikte eşit siyasi haklara sahip parça devlet olduğunu anımsatarak, Avrupa Konseyi'nin ulusal azınlıkların korunmasına ilişkin çerçeve sözleşmesini hatırlattı.

"BM ve AB gerekeni yapmalı"

Dr. Yektaoğlu, Papadopulos Yönetimi'nin Kıbrıs'ın tek sahibi olmak istediği için Kıbrıslı Türklerin geçmiş yıllardaki haklarını engellemeye devam ettiğini, Kıbrıslı Türkleri azınlık olarak görmek istediklerini ve bu davranışların AB'nin hiçbir müktesebatına uymadığının altını çizdi.

Yektaoğlu, tüm ilgili tarafların Türk dili ve eğitimi konularına hassasiyetle eğilmesi gerektiğini, BM'nin AB'nin gerekeni yapması ve Kıbrıs'ı bütünlüklü çözüm içerisinde barışa ulaştırması gerektiğini ifade etti.

Papadopulos işine geldiği gibi davranıyor

Papadopulos Yönetimi'nin işine geldiği gibi davrandığını belirten Dr. Yektaoğlu, "Papadopulos, Kıbrıs Anayasası'nı ve Kıbrıs Cumhuriyeti'ndeki yetkileri öne sürüyor, "Kıbrıs'ın temsilcisi olarak Rumlar görüldüğü" 1964 BM kararına, AB müktesebatına bazen de 2009 yılında AB üyeleri tarafından kabul görecek olan yeni AB yasasına sığınıyor ve barış yönünde tehlikeli politikalar üretiyor" diye konuştu.

Yektaoğlu, Papadopulos Yönetimi'nin dil ve eğitim konularındaki uygulamalarının BM ve AB sözleşmelerine aykırı hareket ettiğini, buna rağmen CTP-DP hükümetinin Karpaz'daki okulun açılmasına olanak sağladığını, Maronitlere haklar verdiğini, Güzelyurt'taki ayinin yapılmasını sağladığını, Kopenhag kriterlerine ve sözleşmelere gerekli uyumu gösterdiğini belirtti.

Yektaoğlu, şöyle konuştu:

"AB'de dil ve eğitim konularında yapılan sözleşmelere AB organları hassasiyetle eğilmekte ve anti demokratik uygulamalara şiddetle karşı çıkmaktadır. Ancak, Kıbrıs'ta Kıbrıs Türk halkına uygulanan haksızlıkların dil ve eğitim konusundaki hakimiyetçi Papadopulos politikalarının henüz önüne geçilemedi.

Kıbrıs Cumhuriyeti ile AB arasında 1995'te katılım ortaklığı belgesi hazırlanırken bu belgenin ulusal konuları içeren bölümünde Kıbrıs Türk toplumu ve hakları yer almamıştır. Katılım Ortaklığı Belgesi imzalandığı zaman yine aynı durum mevzubahisti.

AB yetkilileri Türk dili konusunda gerekeni yapmadılar. Avrupa Konseyi sözleşmeleri Kopenhag kriterleri yerine gelmedi. Ana dilde eğitim birer insan hakkıdır. Türk dili AB'de yerini alamadığı gibi eğitimimiz de yerini alamadı.

AB Türk dili ve eğitim konusunda gereken hassasiyeti göstermedi. Yükümlülüklerini yerine getirmedi. AB Kıbrıslı Türklere desteğini vermek zorundadır. Papadopulos'un inkarcı politikaları Kıbrıs'ta huzursuzluğa, istikrarsızlığa sebep olmakta."

"Talat, demokrasiye önemli kazanımlar sağladı"

Dr. Yektaoğlu, Başbakan Talat'ın Kıbrıs Türk toplumunun ve bireylerinin dil ve eğitim hakları konusunda duyarlı olduğunu söyledi.

Talat'ın BM ve Avrupa konseyi sözleşmeleri hakkındaki demokratik hassasiyetini gösterdiğini ifade eden Dr. Yektaoğlu, Başbakan Talat'ın Kıbrıs'ta bu konulara uygun dünya ve AB'yle uyumlu politik açılımlar yapmasının hem Kıbrıs Türk toplumuna hem Türkiye'ye hem de barış ve demokrasiye önemli kazanımlar sağladığını belirti.

KIBRIS 11/04/05

Talat: Kıbrıs Türkü bir kez daha dünyaya güçlü bir mesaj vermeil

CTP-BG Genel Başkanı, Başbakan, Cumhurbaşkanı adayı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs Türk halkının dünyaya bir kez daha güçlü bir mesaj vererek, çözüm, barış, AB ve dünya ile kucaklaşmak isteyen bir toplum olduğunu haykırması gerektiğini söyledi.

Cumhuriyetçi Türk Partisi Birleşik Güçler (CTP-BG)Genel başkanı, Başbakan, Cumhurbaşkanı adayı Mehmet Ali Talat, "üzerimize düşen, haklarımızı teslim etmek değil, sahip çıkmak ve barışı arzulamak, çözümü öne çıkarmaktır. Varsın mazereti, çözümü istemeyen Rum tarafı düşünsün. Biz çözüm istiyoruz ve samimiyiz" dedi.

Talat, seçim gezileri çerçevesinde geçtiğimiz gün Gönyeli, Ortaköy, Yılmazköy, Göçmenköy, Hamitköy, Haspolat ve Alayköy'ü ziyaret etti ayrıca Alayköy'de CTP-BG gençlik lokalinin açılışına da katıldı.

Talat, ziyaret ettiği köylerde vatandaşlarla yaptığı sohbetlerde, uzun yürüyüşümüzün barışa, çözüme, AB ve dünyayla bütünleşene kadar süreceğini vurguladı.

Müzakereler 3 Ekim'den önce başlayacak

Önümüzdeki günlerde, önemli ciddi gelişmelerin beklendiğine işaret eden Talat, hareketlenmelerin şimdiden başladığını kaydetti. Müzakere döneminin, seçimin ardından ne kadar zaman sonra başlayacağı tartışma kaldırsa da 3 Ekim'den önce olacağının belli olduğuna dikkat çeken Talat, şöyle konuştu:

"Bu nedenle de çözümün desteklenmesi şart haline gelmiştir. Kıbrıs sorununun çözümünün gündemi en fazla kapsayacağı önümüzdeki günlerde vereceğimiz mesaj önemlidir. Buna hazır olmalı ve bunun için dünyaya bir kez daha güçlü bir mesaj vererek, 'Bizler, çözüm, barış, AB, dünya ile kucaklaşmak isteyen bir toplumuz ve bir kenarda duran, izole edilmeye layık bir toplum değiliz. Halk olarak dünyaya açılmak, AB'ye girmek istiyoruz demeliyiz' Talat, bu mesajın 24 Nisan'da verilen gibi güçlü bir şekilde duyurulması gerektiğini, dünyanın da bizden bunu beklediğini sözlerine ekledi.

Spekülasyonların yapıldığını, hala da yapılmakta olduğunu anlatan Talat, bir hafta sonra görevi bitecek olan Cumhurbaşkanının hala Kıbrıslı Türklerin kandığını, kandırıldığını, bilmeden oy verdiğini, Eurolara kandığını söylediğine dikkat çekerek "Bunun doğru olmadığını dünyaya bir daha göstermeliyiz."dedi.

Kıbrıs Türk halkının 30 yılda çok şey kaybettiğini, uluslararası hukuki zeminin kaydığını gözlemlediğini konuşmasında anlatan CTP-BG Genel Başkanı, Başbakan, Cumhurbaşkanı adayı Mehmet Ali Talat, halkın bu süreci son anda geri çevirdiğini söyledi.Talat, referandumda %65 oy çıkmamış olsaydı, Kıbrıslı Türklerin bugün son derece zor bir konumda olacak olduğunu sözlerine ekledi.

Talat konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Dünya henüz izolasyonları kaldıramadı ama, bu yeni anlayışla, hukuki zeminde bazı değişikliklerin önünü açtı. Çünkü 30 yılda oluşmuş hukuku bir referandumla değiştirmek beklenen umulan bir gelişme değildi.

Referandumda beklenen iki tarafın da evet diyeceği ve tescil edilecek olan yeni hukuki zeminin bundan sonraki Kıbrıs'ın yaşantısında geçerli olması sağlanmış olacaktı. Rum tarafının reddiyle bu sağlanamadı, başarılamadı. Ancak Kıbrıslı Türklerin bu konudaki duruşu uluslararası hukukun şeklini yavaşça değiştirme eğilimi içine girdi.

Bunu sürdürmek zorundayız. Çözümün başarılamamış olması bir gerçek olsa da sorumlusu biz değiliz, halk değil - Kıbrıs Türk tarafı demiyorum, halk diyorum, çünkü Kıbrıs Türk tarafı, Denktaş ve Eroğlu hükümetleri geçmişte yapılması gerekenleri yapmayarak ne yazık ki Kıbrıs sorununun çözümsüzlüğünden en fazla en fazla zarar görenin biz olmamıza neden oldu. O bir yana Kıbrıs Türk halkının son bir gayretle ortaya koyduğu bu kararla, yeni bir hukuki zemin oluşmaya başladı.

Üzerimize düşen, haklarımızı teslim etmek değil, sahip çıkmak ve barışı arzulamak, çözümü öne çıkarmaktır. Varsın Rum tarafı düşünsün çözüm istemeyen odur, mazereti o düşünsün o bulsun. Biz çözüm istiyoruz, samimiyiz, ve bu referandumda verdiğimiz oydan bellidir. Bu duruşumuzu bundan sonra da sürdürmek zorundayız ve 17 Nisan bunu kanıtlamak için en büyük fırsattır. Bu fırsatı, kendimiz, çocuklarımız, geleceğimiz, Türkiye için, bölge için değerlendirelim."

KIBRIS 11/04/05

Para konusu önemli değil her tür yardıma hazırız

Yorgo KIRBAKİ/ATİNA-Ömer BİLGE/LEFKOŞA

Kıbrıs Rum Sağlık Bakanı, ilik nakli eski bir borca takılan Kayserili Emine için devreye girdi: İnsani bir konu var ortada. Sorunları çözeriz.

Kıbrıs Rum Yönetimi Sağlık Bakanı Andreas Gavrilidis, 7 yıldır lösemiyle savaşan Kayserili 20 yaşındaki Emine Özan’a yardım için hazır olduklarını söyledi. Gavrilidis, Özan’a kemik iliğinin sağlanabilmesi için 23 bin dolar değil, 2 bin 500 euro gerektiğini, ancak Rum Yönetimi’nin para konusuna hiç önem vermediğini söyledi.

HÜRRİYET’in sorularını cevaplandıran Kıbrıs Rum Yönetimi Sağlık Bakanı Andreas Gavrilidis, konuya sadece insani yönden yaklaştıklarını ve zaten ilk temasların yapıldığını belirtti. Andreas Gavrilidis, ‘Türk hastanın durumunu yeni öğrendik. Bu sorunlar aşılamayacak konular değil. Çözmek kolaydır. Bize başvursunlar, gerekli olan ne ise yapalım’ diye konuştu.

Rum Kesimi’nde 83 bin Rum ve 15 bin civarında Türkün omurilik örneklerinin bulunduğu Karaiskakion Ensitütüsü’nün, Emine’ye uyduğu tespit edilen iki örneğin Türkiye’ye gönderilmesi için İstanbul Üniversitesi ile temasa geçtiğini kaydeden Gavrilidis şunları söyledi:

‘Önce Emine’ye uyan omurilik örneklerinin kimlere ait olduğunu belirleyeceğiz. Donörler Rum da olabilir, Türk de; daha bilmiyoruz. Donörlerin sağlık durumları ilik nakli yapabilmeye elverişli ise bu hemen yapılacak. Eğer her şey iyi giderse bu işlemler birkaç günde tamamlanır.’

Bakan Gavrilidis, büroktarik engelleri sorduğumuzda ise ‘Bir insanın sağlığı söz konusu. İnsana yardımı medya ışıklarından uzak tutalım. Karaiskakion Ensitütüsü ile İstanbul Üniversitesi ne gerekiyorsa yapacaklardır’ cevabını verdi. Gavrilidis, Rum Yönetiminin geçmişte de benzer durumda insan sağlığını her şeyden üstün tuttuğunu sözleri ekledi.

Nakil için çalışma başladı

Yaşaması kemik iliği nakline bağlı olan lösemi hastası 20 yaşındaki Emine Özan’a dün Kıbrıs Rum Kesimi’nden müjdeli haber geldi. Güney Kıbrıs Kemik İliği Bankası Başkanı Paul Costeas, İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Kemik İliği Bankası Başkanı Prof. Dr. Mahmut Çarin’i telefonla arayarak iki donör üzerinde laboratuvar işlemlerini başlattıklarını bildirdi.

PAUL Costeas’ın haberi gazetelerde okuyup televizyonlarda izledikten sonra kendisini aradığını söyleyen Prof. Dr. Mahmut Çarin, ‘Bu durumun siyasi sorun olmasını istemediklerini bana iletti. Bu nedenle, parası sonradan ödenmek üzere çalışmalara başladıklarını söyledi. Rum Kesimi’ndeki iki donör üzerinde şimdi ileri test çalışmaları yapılıyor. En geç 2 hafta içerisinde doku gruplarına ilişkin çalışmalar ile fiziki muayeneler tamamlanır. Bir aksaklık çıkmazsa belirlenecek bir günde Emine Özan’a ilik nakli yapılır. Emine Özan için hiçbir engel kalmadı’ dedi.

Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Hematoloji Bölüm Başkanı ve Kemik İliği Nakli Merkezi Başkanı Prof. Dr. Ali Ünal da Prof. Dr. Mahmut Çarin’in kendisini arayarak gelişmelerle ilgili bilgi verdiğini söyledi. Ünal, yaşanan gelişmenin kendilerini son derece sevindirdiğini anlatırken, bu gelişmede gazete haberlerinin etkisinin bulunduğuna dikkat çekti.

UMUTLARIM YEŞERİYOR

Mehmet Kemal Dedeman Onkoloji Hastanesi’ndeki odasında DHA muhabirinin sorularını yanıtlayan Emine Özan, durumu ile ilgili haberlerin gazetelerde yayınlanması ile umutlarının yeşerdiğini söyledi. Özan, ‘Kıbrıs’ta donör bulunduğunu duyunca sevindim’ diye konuştu. Emine Özan, hastalık söz konusu olduğunda Rum-Yunan ayrımı yapılamayacağını belirterek şunları söyledi:

‘Bürokratik engeller varmış bunlar beni ilgilendirmiyor. Ben sağlığımı istiyorum. İliğin Yunanı, Rumu olur mu!.. Benim sağlığım yerinde olsa, Rumların ihtiyacı olsa seve seve iliğimi verirdim. Sonuçta insan hayatı söz konusu.’

Emine Özan, hastalığı boyunca en çok özlemini duyduğu şeyler arasında arkadaşları ile hafta sonu gezileri, alışveriş yapmanın geldiğini, yemek yemeyi çok özlediğini ekledi.  

HURRIYET 12/04/05

Yakovu: Türkiye’ye engel olmayız

Ömer BİLGE/LEFKOŞE

Kıbrıs Rum Yönetimi Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu, Hürriyet’e verdiği röportajda, Türkiye’nin AB sürecine destek verdiklerini ve her sorunda süreci engelleyen ülke olmak istemediklerini söyledi.

GÜNEY Kıbrıs Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu, Hürriyet’in sorularını şöyle yanıtladı:

Türkiye, Kıbrıs sorunu çözülünce tanımanın olacağını belirtiyor. Neden tanıma da ısrar ediyorsunuz?

Türkiye ile normal ve iyi ilişkiler kurmak istiyoruz. Bana Kıbrıs Rum yönetimi bakanı diyorsunuz ya da Kıbrıs’ın Rum kesimi diyorsunuz. Ben Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Dışişleri Bakanı’yım. Türkiye dışında tüm dünya bunu böyle kabul ediyor. Bu tür ifadeler yeni sorunlar ortaya çıkartıyor. Normal ilişkiler istiyoruz.

Gümrük Birliği’ni genişleten protokol çerçevesinde Türkiye’nin limanlarını açması konusunda ısrar edecek misiniz?

Ben biliyorum ‘AB, limanları ve havayolunu açması gerektiğini’ Türkiye’ye iletti. Türkiye gümrük birliği protokolümü imzalamam derse, bu Kıbrıs Cumhuriyeti ile imzalamam anlamına gelmez. Bu protokol yeni üye olmuş 16 AB ülkesini kapsıyor. O zaman 16 üye ülke ile de imzalamamış olur.

Türkiye limanların açılmasının mal dolaşımı değil hizmet sektörü olduğunu belirtiyor...?

Türkiye limanların ve hava yollarının açılmasını hizmet sektörü olarak görüyor ancak bu yanlış bir tercümedir. AB’de eğer malların dolaşımı yoksa gümrük birliği de yoktur. Bunlar Ankara anlaşmasının içinde var. Türkiye limanlarını ve havayollarını açmak zorunda. Siz belki bilmiyorsunuz ama söyleyeyim. Türkiye, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin hava sahasını sürekli kullanıyor ve sürekli de bize para ödüyor.

Türkiye protokolü İngiltere’nin dönem başkanlığında imzalayacağını söylüyor. Önce protokol metni tam olarak ortaya çıksın. Sonra Türk hükümeti protokolü imzalasın. Bir hükümet uluslararası anlaşmayı imzalıyorsa bunu en kısa zamanda da onaylamalı. AB olarak TBMM’de onaylanması için birkaç ay süre vereceğiz. TBMM tatile girerse, ‘tatili yarıda kesin’ demeyeceğiz ama bitmesini bekleyeceğiz. Türkiye hükümetinin ağırdan almasını anlıyoruz çünkü muhalefet, kamuoyu ve askerin zorlukları var. Ancak sonsuza kadar bekleyemeyiz.  

 

HURRIYET 12/04/05

Lösemi hastasına G. Kıbrıs'tan İlik gönderilmesinde sorun yok

Kayseri'de 7 yıldır akut lösemi hastalığıyla mücadele eden 20 yaşındaki Emine Özan'a, Güney Kıbrıs'ta bulunan iliğin yüzde 95 oranında uygun olduğu ve gönderilmesinde sorun olmadığı bildirildi. İsmi açıklanmayan Rum vericinin, ilik vermeye hazır olduğu ve yakın zamanda yüksek çözünürlük testleri için kan örneği verdiği öğrenildi.

AA muhabirinin görüştüğü Kemal Saraçoğlu Lösemili Çocuklar ve Kanserle Savaş Vakfı Başkanı Şua Saraçoğlu, Emine Özan'a uygun ilik vericisinin Güney Kıbrıs'ta bulunduğunu ve bu iliğin verilmesinde ve gönderilmesinde herhangi bir sorun olmadığını söyledi. Dünya İlik Bankası'nın Güney Kıbrıs'taki temsilcisi Karaiskakio Vakfı Başkanı Dr. Paul Kostas ile görüşen Şua Saraçoğlu, Kayseri'den Emine Özan'ın doku tahlil örneklerini istediklerini ve Güney Kıbrıs'ta karşılaştırma yapıldığını, Emine Özan'a ileri bir tetkik yapılması gerektiğinin görüldüğünü belirtti.

Kayseri'de 7 yıldır akut lösemi hastalığıyla mücadele eden 20 yaşındaki Emine Özan'a, Güney Kıbrıs'ta bulunan iliğin yüzde 95 oranında uygun olduğu ve gönderilmesinde sorun olmadığı bildirildi.

İsmi açıklanmayan Rum vericinin, ilik vermeye hazır olduğu ve yakın zamanda yüksek çözünürlük testleri için kan örneği verdiği öğrenildi.

AA muhabirinin görüştüğü Kemal Saraçoğlu Lösemili Çocuklar ve Kanserle Savaş Vakfı Başkanı Şua Saraçoğlu, Emine Özan'a uygun ilik vericisinin Güney Kıbrıs'ta bulunduğunu ve bu iliğin verilmesinde ve gönderilmesinde herhangi bir sorun olmadığını söyledi.

Dünya İlik Bankası'nın Güney Kıbrıs'taki temsilcisi Karaiskakio Vakfı Başkanı Dr. Paul Kostas ile görüşen Şua Saraçoğlu, Kayseri'den Emine Özan'ın doku tahlil örneklerini istediklerini ve Güney Kıbrıs'ta karşılaştırma yapıldığını, Emine Özan'a ileri bir tetkik yapılması gerektiğinin görüldüğünü belirtti.

"Uygun iliğin Türkiye'ye nasıl gönderileceği" sorusuna Şua Saraçoğlu, başkanı olduğu vakfın yaklaşık iki yıl önce benzer bir olaya aracılık ettiğini anımsatarak, Türkiye'deki 26 yaşında bir avukat için Güney Kıbrıs'a giderek ilik aldıklarını ve iliği KKTC üzerinden Türkiye'ye gönderdiklerini anlattı.

"Çapa İlik Bankası

güçlendirilmeli"

Amaçlarının yardımcı olmak olduğunu ve konunun şova dönüştürülmemesi gerektiğini vurgulayan Şua Saraçoğlu, İstanbul Üniversitesi Çapa Tıp Fakültesi Kemik İliği Bankası'nın mutlaka güçlendirilmesi gerektiğinin altını çizdi.

Benzer sorunları, lösemiden kaybettiği oğlu Kemal Saraçoğlu'nun hastalığı sürecinde kendilerinin de yaşadığını ifade eden Şaraçoğlu, şunları söyledi:

"İstanbul Üniversitesi Çapa Tıp Fakültesi Kemik İliği Bankası'nın devlet desteğiyle daha da güçlendirilmesi gerekiyor. O kurum orada bir şekilde güçlendirilmelidir. Diğer çağdaş ülkelerde olduğu gibi, bu görevi daha etkin, daha hızlı, daha düzenli şekle götürecek bir hale getirilmelidir. Orada az sayıdaki insan büyük özveriyle işi götürüyor, ama bu bir yere kadar. Orası desteklenmelidir. Aksi halde böyle şeyleri çok görürüz. Artık dünya ilik bankasında güçlü bir şekilde yerimizi alalım."

KIBRIS 12/04/05

Tayyip Erdoğan: Kıbrıs'ta marjinal kesimlerin zihniyetiyle hareket etmiyoruz

ÇÖZÜM İÇİN UĞRAŞIYORUZ... Türkiye Başbakanı Erdoğan: KKTC'yi Türkiye dışında devlet olarak kabul eden bir ülke yoktur. KKTC uluslararası bir izolasyona tabidir. Hükümetimiz bu çözümsüzlüğü çözmenin gayreti içerisindedir. Yanlış zihniyetlerle, marjinal kesimlerin zihniyetiyle hareket etmiyoruz

HALK ÇÖZÜM İSTİYOR... "Kıbrıs Türk halkı, 24 Nisan referandumunda % 65 oranla çözüm istediğini ifade etti. İktidarımızı kimse zan altında bırakamaz. Böyle bir şeyi kabul edemeyiz"

 

Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, Kıbrıs konusunda marjinal kesimlerin zihniyetiyle hareket etmediklerini söyledi.

Kıbrıs Türk halkının 24 Nisan referandumunda % 65 oranla çözüm istediğini ifade eden Başbakan Erdoğan, "İktidarımızı kimse zan altında bırakamaz. Böyle bir şeyi kabul edemeyiz" dedi.

Başbakan Erdoğan KKTC'nin yıllardır çözümsüzlüğe mahkum edildiğini belirterek "Çözümsüzlüğe mahkum edilerek KKTC (tanınan bir) devlet olamamıştır" dedi.

Erdoğan, Norveç temasları çerçevesinde Oslo Askeri Müzesi Toplantı Salonu'nda, Norveç'te yaşayan Türk vatandaşlarıyla bir araya geldi.

Başbakan Erdoğan, burada yaptığı konuşmanın ardından Türk vatandaşlarının sorularını yanıtladı.

Recep Tayyip Erdoğan, bir vatandaşın, "Sakın Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin haritadan silinmesine müsaade etmeyin" sözleri üzerine, şunları söyledi:

"KKTC'yi Türkiye dışında devlet olarak kabul eden bir ülke yoktur. KKTC uluslararası bir izolasyona tabidir. Hükümetimiz bu çözümsüzlüğü çözmenin gayreti içerisindedir. Yanlış zihniyetlerle, marjinal kesimlerin zihniyetiyle hareket etmiyoruz.

24 Nisan referandumunda Kuzey Kıbrıs halkının yüzde 65'i çözüm istedi. Biz bu adımları atarken Kıbrıs'ta olan davamızı kazan kazan hesabına göre sürdürdük. İktidarımızı kimse zan altında bırakamaz. Böyle bir şeyi kabul edemeyiz."

KIBRIS 12/04/05

Rum Yönetimi Başkanı Papadopulos: Annan planı yabancıların çıkarlarına hizmet ediyor

Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos, Annan Planı'nın Türkiye ve İngiltere gibi yabancı ülkelerin çıkarlarına hizmet ettiğini iddia etti.

Rum Meclisi Başkanı ve Rum Hükümeti'nin büyük ortağı AKEL'in Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas ise, Rum tarafının yeni bir müzakere sürecinin boğucu takvimler ve hakemlik olmaksızın gerçekleşmesi gerektiği görüşünde olduğunu söyleyerek, "Bu görüşümüzün anlayış görmesini bekliyoruz" dedi.

Güney Kıbrıs'ta yayımlanan en yüksek tiraja sahip Fileletheros gazetesi, Rum Yönetimi Başkanı Papadopulos ve Rum Meclisi Başkanı Hristofyas'ın, Kıbrıs sorunu ve Annan Planı'yla ilgili açıklamalarına yer verdi.

Gazeteye göre Papadopulos, geçen cumartesi günü Güney Kıbrıs'ta yaklaşık 80 Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rum gencin katılımıyla gerçekleştirilen toplantıda yaptığı konuşmada; Rum tarafının Annan Planı'nda, Kıbrıslı Türklerle üzerinde uzlaşmaya varılmış, çözümü işlevsel hale getirecek ve Kıbrıslı Türklerin haklarını ellerinden almayacak değişiklikler talep ettiğini ileri sürdü.

Papadopulos: Annan Planı'nın işleyebileceğine inanmıyoruz

Papadopulos "Annan Planı'nın işleyebileceğine ya da kalıcı olabileceğine inanmıyoruz. Herhangi bir çözüm değil, zamana dayanabilecek ve her iki topluma da hizmet edecek bir çözüm istiyoruz. Planı işlevsel ve kalıcı hale getirecek türde değişikliklerin uzlaşmayla gelmesini istiyoruz" şeklinde konuştu.

Papadopulos, Annan Planı'nın Türkiye ve İngiltere gibi yabancı ülkelerin çıkarlarına hizmet ettiğini de iddia ederek, "Biz, planın dengeli olmadığına inanıyoruz. Tam tersine plan, daha çok Türkiye ve yabancıların çıkarlarını tatmin eden dengesiz bir plandır" dedi.

Hristofyas: Annan her iki tarafı da diyaloga çağırmalı

Öte yandan Hristofyas ise önceki gün yaptığı açıklamada, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın, tarafların niyetlerini öğrenmek için diplomatik yolla sondaj gerçekleştirmesi ve her iki tarafı da diyaloga çağırması gerektiğini ifade etti. Hristofyas, Rum tarafının, bir çözüme varılması için tüm siyasi isteğiyle olumlu karşılık vermeye hazır olacağını iddia ederken, yeni bir girişimin iyi hazırlanması gerektiğini, çünkü yeni bir başarısızlık lüksünün bulunmadığını söyledi.

Rum tarafının, Kofi Annan'ın en yakın zamanda Kıbrıs sorununa ilgisini harekete geçirmesini beklediğini de kaydeden Hristofyas, "Kıbrıs Rum tarafının da endişelerine karşılık verecek değişikliklerin yapılmasının gerekli olduğuna dair son bir yıldır gösterdiğimiz çabalar sonuç getiriyor gibi görünüyor" şeklinde konuştu.

"Boğucu takvimler ve hakemlik..."

Hristofyas, Rum tarafının yeni bir müzakere sürecinin boğucu takvimler ve hakemlik olmaksızın gerçekleşmesi gerektiği yönündeki görüşünün anlayış görmesini beklediklerini ifade ederken, "Ankara ve Kıbrıs Türk tarafının önceliğinin, Kıbrıs sorununun çözümü mü yoksa KKTC'nin düzeyinin yükseltilmesi mi olduğunun uygulamada anlaşılacağını" da kaydetti.

Hristofyas "Kıbrıs sorununun çözümü bir uzlaşıdan başka bir şey olmaz ve bu uzlaşı da iki toplumlu, iki kesimli federasyondur" şeklinde konuşarak, "bu federasyonun iki toplumun siyasi eşitliği temeline inşa edileceğini ve ana kapısının insan haklarının iadesi ve insan haklarına saygı olacağını" belirtti. Habere göre Hristofyas ayrıca, geçmişin sürtüşmelerinin yeniden ortaya çıkmaması için iki toplum arasındaki ekonomik dengesizliğin de ortadan kaldırılması gerektiğini sözlerine ekledi.

KIBRIS 12/04/05

Genç TV, uyduya çıkıyor

Kıbrıs Genç TV, 31 Mayıs'tan itibaren uyduya çıkıyor. Dijital alt yapısını ve up-link sistemlerini temin eden Kıbrıs Genç TV, EURASIASAT ile de anlaşarak, Turksat 1C2A uydusunun batı beamine çıkarak Avrupa ve Asya'da toplam 66 ülkede çok rahat bir şekilde izlenebilecek.

Konu ile ilgili olarak bir açıklama yapan Birinci Medya Kurumu Yönetim Kurulu Başkanı Ertan Birinci, Kıbrıs Genç TV'nin YYK'dan gerekli izinleri aldığını ve her türlü anlaşmaların yapıldığını belirtti.

Ertan Birinci, ülkemizin lokomotif sektörleri "turizm", "üniversiteler", "sanayi" ve "ticaret"teki başarılı işleri de uyduda tanıtacaklarını söyledi.

Birinci, Özellikle Kıbrıslı Türklerin yoğun yaşadığı; İngiltere, Türkiye, Yunanistan, Almanya, Fransa, İspanya gibi Avrupa ülkelerindeki vatandaşlarımızın vatan özlemini Kıbrıs Genç TV ile gidereceklerini kaydetti.

Ertan Birinci, Genç TV'nin uyduya çıkışı ile ilgili şunları da söyledi:

"Bir hayali gerçeğe dönüştürüyoruz. Uzun zamandır halktan bu konuda büyük istek ve özlem vardı. Biz de hep bunu düşledik. Sonunda ülkemizin güzide kurum ve kuruluşlarının Kıbrıs Türk halkının büyük teşviki ve desteği ile ülkemizi Türkiye, Avrupa ve Dünya ile bağlayacağız. Beğenilen değil aranan televizyon olacağız Halkın televizyonu unvanına uyduda da layık olacağız. 31 Mayıs ve haftası Kıbrıs Türk Televizyon tarihine önemli bir gün olarak geçecektir. Halkla beraber neleri başardık, ne zorlukları aştık hepimiz biliyoruz. Şimdi sorumluluğumuz daha da büyüdü. Her şeyin bilincindeyiz."

KIBRIS 12/04/05

Rumlar çözüm için isteksiz


13 Nisan, 2005 03:02:00 (TSİ) CNN TURK

 

Güney Kıbrıs'ta, Rum Ulusal Konseyi, Annan Planı gündemiyle toplandı. Oturumda, siyasi partilerin plana ilişkin değişiklik talepleri görüşüldü.

Toplantıdan sonra açıklama yapan Rum yönetimi sözcüsü Kipros Hrisostomidis, Rum lider Tasos Papadopulos'un, Annan Planı'nda istenilen değişiklikler konusunda Rum partilerinin daha önce ortaya koyduğu tutumların özetini sunduğunu söyledi.
 
Hrisostomidis, Rum Ulusal Konseyi'nin müzakerelerde hakemlik, dar müzakere takvimi ve anlaşmaya varılmadan çözümün referanduma sunulmasını kabul etmediğini bildirdi.

Rumların talepleri
 
Rum Meclisi'nin, Annan Planı'ndaki değişiklik taleplerini bir paket halinde açıklaması bekleniyor.
 
Brüksel kaynakları, Rum tarafının değişiklik taleplerini şöyle sıralıyor:

·  Türk askerlerinin Ada'dan daha kısa bir takvim içinde çekilmesi,

·  Kuzey'de mülk sahibi olan Rumların yerleşme hakkına kısıtlama getirilmemesi,

·  Ve Karpaz bölgesinin kendilerine bırakılması.

 

Annan planıyla çözüme destek

Yunanistan Dışişleri Bakanı Petros Molivyatis, çalışma ziyareti için gittiği Ankara'da Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ile ikili ilişkiler, Türkiye'nin AB süreci ve Kıbrıs konusunu görüştü

Annan planıyla çözüme destek

GÜL İLE MOLİVYATİS'TEN OLUMLU MESAJLAR... Avrupa Birliği içindeki gelişmeler ve Türkiye'nin Avrupa Birliği'yle ilişkilerinin yanı sıra Kıbrıs'ın yeniden birleştirilmesi sürecinin başlaması olasılığının ele alındığı görüşmede, Gül ile Molivyatis olumlu mesajlar verdi. Dışişleri Bakanı Gül, Yunan meslektaşı Molivyatis ile BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik çalışmalarına verdikleri desteği kaydettiklerini ve bu çerçevede görüş alışverişinde bulunduklarını söylerken, Yunanlı bakan da "tüm tarafların, adanın tekrar birleşmesi konusunda mutabık olduğuna'' inandıklarını belirtti.

DOSTLUK RÜZGARLARI... Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, görüşmede Türkiye ile Yunanistan arasındaki güven artırıcı önlemlere ek olarak 3 önlem üzerinde daha mutabakat sağlandığını, ayrıca Eskişehir ile Larissa arasında doğrudan muhabere hattı kurulması konusunda anlaşmaya vardıklarını açıkladı. Bakan Gül, bu önlemleri, "iki ülke askeri doğal afet müdahale birlikleri arasında işbirliği tesis edilmesi ve ortak tatbikatlar düzenlenmesi, her iki ülkenin askeri kurumlarında verilen lisan eğitimlerine her yıl belirli sayıda askeri personelin iştirak etmesi ve askeri okullar arasında ferdi spor müsabakalarının düzenlenmesi'' olarak sıraladı.

 

Yunanistan Dışişleri Bakanı Petros Molivyatis, "ikili ilişkilerin geliştirilmesine katkı sağlamayı sürdürmek" amacıyla gittiği Ankara'da Türkiye Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ile ikili ilişkiler, Türkiye'nin AB süreci ve Kıbrıs konusunu görüştü.

Avrupa Birliği içindeki gelişmeler ve Türkiye'nin Avrupa Birliği'yle ilişkilerinin yanı sıra Kıbrıs'ın yeniden birleştirilmesi sürecinin başlaması olasılığının ele alındığı görüşmede, Gül ile Molivyatis olumlu mesajlar verdi.

Dışişleri Bakanı Gül, Yunan meslektaşı Molivyatis ile BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik çalışmalarına verdikleri desteği kaydettiklerini ve bu çerçevede görüş alışverişinde bulunduklarını söylerken, Yunanlı bakan da "tüm tarafların, adanın tekrar birleşmesi konusunda mutabık olduğuna'' inandıklarını belirterek, bulunacak çözümün, müzakereler yoluyla Annan planı temelinde, yaşayabilir, kalıcı, BM kararlarına ve Avrupa değerlerine uygun olması gerektiğini belirtti.

BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik çalışmalarına verdikleri desteği kaydettiklerini ve bu çerçevede görüş alışverişinde bulunduklarını söyleyen Gül, görüşmede, Yunanistan'ın, AB'ye üyelik sürecinde Türkiye'ye verdiği desteği takdirle karşıladıklarını ilettiğini ve Yunan bakana bir kez daha teşekkür ettiğini belirtti.

Molivyatis, bu ziyaretinin, karşılıklı görüşlerin dile getirilmesine fırsat verdiğini belirterek, Gül'e, daveti ve misafirperverliği için teşekkür etti.

Yunanistan Dışişleri Bakanı Molivyatis, Türk meslektaşıyla görüşmesi öncesinde Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer tarafından kabul edildi.

İkili ilişkiler

iyiye gidiyor

TC Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, Türkiye ile Yunanistan arasındaki güven artırıcı önlemlere ek olarak 3 önlem üzerinde daha mutabakat sağlandığını, ayrıca Eskişehir ile Larissa arasında doğrudan muhabere hattı kurulması konusunda anlaşmaya vardıklarını açıkladı.

Bakan Gül, bu önlemleri, "iki ülke askeri doğal afet müdahale birlikleri arasında işbirliği tesis edilmesi ve ortak tatbikatlar düzenlenmesi, her iki ülkenin askeri kurumlarında verilen lisan eğitimlerine her yıl belirli sayıda askeri personelin iştirak etmesi ve askeri okullar arasında ferdi spor müsabakalarının düzenlenmesi'' olarak sıraladı.

Ege'ye ilişkin havacılık sorunlarında önemli bir adım attıklarını kaydeden Gül, "İki ülke arasındaki ilişkilerin daha da geliştirilmesi amacıyla, istenmeyen hadiselerin önlenmesi bakımından, Eskişehir'deki Milli Hava Harekat Merkezi ile Larissa'daki Yunan Ulusal Hava Harekat Merkezi arasında doğrudan muhabere hattı kurulması hususunda mutabık kaldıklarını'' açıkladı.

"İkili ilişkiler konusunda önemli bir iyiye gidiş tespit ettik ve bu işbirliğimizin daha da geliştirilmesi konusunda mutabık kaldık'' diyen Molivyatis, çeşitli alanlarda görüş birliği sağladıklarını, bu ilişkilerin turizm, ticaret, ekonomi, enerji ve tüm alanlarda daha da geliştirilmesi hususunda mutabık kaldıklarını söyledi.

İlişkilerin daha da geliştirilmesi ve iki ülke arasında güvenin artırılması çerçevesinde, doğrudan bir hattın kurulmasında mutabık kaldıklarını bildiren Yunan bakan, "Larissa'daki Yunan Ulusal Harekat Merkezi ile (Eskişehir'deki) Milli Hava Harekat Merkezi arasında hat kurulmasında karar kıldık. Bu hareketimiz, eminiz ki ilişkilerin daha da geliştirilmesi, iyileşmesi hususunda yardımcı olacaktır'' dedi.

İki ülke ilişkilerinin daha da gelişmesinin, Ege'deki bazı askeri faaliyetlere de aksetmesi gerektiğine inandıklarını kaydeden Molivyatis, "Bazen bu faaliyetler iki ülke arasındaki olumlu havaya ters tepki yapmaktadır'' ifadesini kullandı.

Ekonomi alanında

geniş işbirliği potansiyeli

Gül, ticaret ve ekonomi alanındaki geniş işbirliği potansiyelinden, ortaklaşa projeler geliştirerek daha fazla istifade etmenin önemini vurguladıklarını kaydederek, iki ülke ticaret hacminin kapsamlı ve istikrarlı şekilde artırılmasını ümit ettiklerini söyledi.

Bakan Gül, "Bu hedefe ulaşılması için, iş çevrelerinin, temasların sıklaştırılması ve karşılıklı yatırımların artırılması konusunda cesaretlendirilmesi ve desteklenmesi gerektiğinin önemi üzerinde durduklarını'' ifade etti.

İki ülke arasında yatırımların daha da artırılmasını teşvik etme konusunda mutabık kaldıklarını kaydeden Gül, Türk-Yunan İş Konseyi'ne bu yönde tavsiyelerde bulunulmasının önemini ortaya koyduklarını söyledi.

Gül, Türkiye ve Yunanistan'da özel sektörlerin işbirliğiyle ortak bir banka kurulması yönündeki çalışmaları memnuniyetle not ettiklerini belirterek, "Diyalog ve işbirliğimiz, çalışan ve faal ortaklık ilişkisine dönüşmektedir. Bu ortaklığın stratejik boyutunu ticaret, enerji, ulaştırma ve turizm alanlarındaki işbirliğimiz teşkil etmektedir'' diye konuştu.

Karacabey-Gümülcine arasında inşa edilecek doğalgaz boru hattının öngörüldüğü şekilde 2006 yılında hizmete girmesinin, enerji alanındaki işbirliğinin somut bir meyvesini oluşturması bakımından taşıdığı öneme işaret ettiklerini söyleyen Gül, görüşmede, doğalgaz boru hattının Türk tarafındaki inşasına ilişkin ihale sürecinin 3 ay içinde tamamlanması yönündeki kararlılıklarını tekrarladığını belirtti.

İşbirliğinin daha da geliştirilmesi

yolundaki çabalar desteklenecek

Gül, iki ülkenin ulaştırma alanındaki işbirliğinin daha da geliştirilmesinin, iki ülke arasındaki ekonomik ve ticari etkileşime olumlu yansımaları olacağını kaydettiklerini söyledi.

İki ülke arasındaki demiryoluyla yapılan yolcu ve yük taşımacılığının daha etkili hale getirilmesi için gerekli çalışmaların bir an önce başlatılması konusunda görüş birliğine vardıklarını belirten Gül, uygun limanlar arasında feribot ve roro hatlarının tesis edilmesi konusunu da konuştuklarını bildirdi.

Gül, bu tür projelerin en kısa sürede hayata geçirilmesi için özel sektörde faaliyet gösteren kuruluşların teşvik edilmesi, özellikle İzmir ile Pire arasında bir hat kurulması hususunda mutabık kaldıklarını kaydetti.

Yunan adalarıyla Ege kıyılarına yerleşik olanlar başta olmak üzere, iki ülke vatandaşlarının birbirlerini daha kolay ziyaret etmelerini ve turizmin teşvik edilmesi amacıyla, vize uygulamasında esneklik gösterilmesi hususunu ele aldıklarını belirten Gül, "Ülkelerimiz arasındaki ikili kültürel temas ve faaliyetlerin desteklenmesinin, halklarımızın birbirlerinin kültürlerini daha iyi tanıması bakımından taşıdığı öneme atıfta bulunduk'' dedi.

Gül, Molivyatis'in ziyaretinin, kendisinin Türkiye'ye yaptığı ilk çalışma ziyareti olduğuna dikkati çekerek, kendisiyle yapılan görüşmelerde, ikili ilişkileri etraflıca değerlendirdiklerini, bölgesel ve uluslararası konularda görüş alışverişinde bulunduklarını belirtti.

"Her iki tarafın da mevcut diyalog ve işbirliği sürecinin geliştirilmesi yolunda gerekli irade ve kararlılığa sahip olduğunu bir kez daha memnuniyetle müşahede ettiklerini'' kaydeden Gül, giderek çok yönlü bir boyut kazanan işbirliğinin daha da geliştirilmesi yolundaki çabaların desteklenmeye devam edilmesi hususunda görüşlerinin örtüştüğünü tespit ettiklerini sözlerine ekledi.

Molivyatis'ten

AB desteği

İkili ilişkilerde önemli bir "iyiye gidiş'' tespit ettiklerini ve bu işbirliğinin daha da geliştirilmesi konusunda mutabık kaldıklarını söyleyen Molivyatis, içinde bulundukları bölgeyi, insan haklarına saygı, din özgürlüğü ve azınlıkların korunması gibi konularda hassasiyet gösteren, demokrasi, barış ve refah bölgesi haline getirmek istediklerini belirterek, bu çerçevede Yunanistan'ın Türkiye'nin AB perspektifini desteklemekte olduğunu söyledi.

Yunan Bakan, Türkiye'nin, AB'den istenen kriterlerin yerine getirilmesi koşuluyla, AB'ye tam üye olma hakkına sahip olduğuna inandıklarını kaydetti.

Kıbrıs konusunda da fikir alışverişinde bulunduklarını söyleyen Molivyatis, "tüm tarafların, adanın tekrar birleşmesi konusunda mutabık olduğuna'' inandıklarını belirterek, bulunacak çözümün, müzakereler yoluyla Annan planı temelinde, yaşayabilir, kalıcı, BM kararlarına ve Avrupa değerlerine uygun olması gerektiğini söyledi.

Molivyatis, "Bu yöne doğru yeni bir gelişme başlayabilmesi için, ilk önce, gösterilecek çabanın olumlu bir sonuca ulaşacağını bir şekilde kendimiz garanti etmeliyiz'' dedi.

Yunanistan Dışişleri Bakanı Molivyatis, "Bu ilişkilerin daha da iyiye gitmesi konusunda hepimiz aynı yönde çaba sarf etmeliyiz. İnanıyorum ki bugün bu yöne doğru bir adım daha atmış olduk. Büyük bir memnuniyetle Sayın Bakan'ı davet etmek arzusundayım. Bu ziyaret esnasında da iyi ilişkilerin daha da geliştirilmesi için bir adım daha atma olanağı bulacağız'' diye konuştu.

Her iki tarafı ilgilendiren ortak konularda fikir teatisinde bulunduklarını belirten Molivyatis, ziyaretinin, Yunan hükümetinin, iki ülke arasındaki iyi ilişkileri iyi niyetle sürdürme amacını teyit etme olanağını sağladığını da kaydetti. Molivyatis, "Görüşmelerde, aynı arzunun Türk tarafında da mevcut olduğunu büyük memnunlukla anlamış bulunuyorum'' diye konuştu.

KIBRIS 13/04/05

 

Cumhurbaşkanı Denktaş, halâ Annan planıyla uğraşıyor: Plan gerçekleşseydi birkaç yıl içinde savaş çıkacaktı

Cumhurbaşkanı Denktaş, halâ Annan planıyla uğraşıyor: Plan gerçekleşseydi birkaç yıl içinde savaş çıkacaktı

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, "Kıbrıs, Türkiye için stratejik olarak vazgeçilmezdir" dedi.

Denktaş, Mustafa Kemal Üniversitesi (MKÜ) Tayfur Sökmen Kampusu Atatürk Konferans Salonu'nda "AB Sürecinde Türkiye ve Kıbrıs" konulu konferans verdi.

Atatürk'ün "Kıbrıs düşman elindeyse Türkiye'nin ikmal yolları kapanmıştır" sözüyle Kıbrıs davasına verdiği önemi ortaya koyduğunu hatırlatan Denktaş, "Kıbrıs'ın düşman eline geçmesi halinde Türkiye denizlere açık bir ülke olmaktan çıkar" dedi.

Kıbrıs'ın Türkiye için stratejik olarak vazgeçilmez olduğunu ifade eden Denktaş, şunları söyledi:

"Bütün dünya İskenderun Körfezi'ni istemekte, bunun için Rumlar kullanılarak oyun oynanmaktadır. Bu yolla Lozan'ın öcünü almak istemektedirler. Bu yüzden de Annan Planı'nı ortaya çıkardılar. Buna göre, Kıbrıs'ta barış için Rum idaresi kabul edilip, Türklerin haklarının korunması onlara emanet edilecekti. Canınız pahasına koruduğunuz egemenliği devredecektiniz. Rumların isteği Türkiye'nin

garantörlüğünün kalkması ve eski günlere dönülmesidir."

Annan Planı ile ilgili yazılardan dolayı Türk basınını da eleştiren Denktaş, "Eğer Annan Planı gerçekleşseydi 1950'lerdeki katliamları gerçekleştiren Rumlarla koyun koyuna yaşamaya başlayacaktık. 1-2 yıl içinde de kanlı bir savaş ortaya çıkacaktı. Bu sefer Türkiye'nin de müdahale hakkı olmayacaktı" dedi.

Atatürk'ün "Yurtta Sulh, Cihanda Sulh" dediğini, ancak "Barış için bağımsızlıktan vazgeçin" demediğini vurgulayan Denktaş, "Kıbrıs meselesi, ancak iki ayrı devletin varlığı kabul edilerek çözümlenebilir. Bağımsız değilseniz hangi barışı yaşayacaksınız? En çok Annan Planını yaşarsınız" diye konuştu.

Türkleri yüzde 20 azınlık olarak gören planın uygulanamayacağını belirten Denktaş, "Türkiye 70 bin şehidinin ölüsünü alıp nasıl adadan çekilsin" dedi.

AB'nin Türkiye'yi kabul etmek için 65 maddelik bir şart hazırladığını, başka hiçbir aday ülkeye aynı şartların koşulmadığını ifade eden Denktaş, "Kıbrıs Rumlara bırakılsın, Ege suları AB'ye verilsin, sözde Ermeni soykırımı kabul edilsin istiyorlar. Türkiye, bu şartları kabul edemez" diye konuştu.

Daha sonra Mustafa Kemal Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Metin Gürkanlar, Denktaş'a siyaset ve sosyal bilimler alanında "Onursal Doktora Belgesi" verdi.

Konferansı, Hatay Valisi Abdulkadir Sarı, Hatay Garnizon Komutanı Albay İdris Şahin, YÖK Başkanı Erdoğan Teziç ve yaklaşık 60 üniversitesinin rektörü ile öğrenciler izledi.

KIBRIS 13/04/05

 

AB, Kıbrıs’ta aktif role hazırlanıyor

 

Avrupa Birliği, Kıbrıs sorununun çözümü için Finlandiyalı eski diplomat Jaako Blomberg’ü AB’nin Kıbrıs özel temsilcisi olarak atıyor.

 

NTV

 

 

13 Nisan 2005— Blomberg’in öncelikle Ada’daki liderlerle görüşmesi ve müzakerelerin yeniden başlaması konusunda arabuluculuk yapması bekleniyor.

AB Komisyonu’ndan bir yetkili, çözüm çabalarının BM Genel Sekreteri Annan’ın görev alanında olduğunu kabul ettiklerini ancak AB’nin bunun üzerinde ve daha farklı bir rol oynamak istediğini söyledi.
       
BLAIR-PAPADOPULOS GÖRÜŞMESİ
       Bu arada İngiltere Başbakanı Tony Blair de, Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos’u Londra’ya davet etti. Blair-Papadopulos görüşmesinde Rum tarafının Annan Planı’ndaki değişiklik talepleri ele alınacak.
       Diplomatik kaynaklara göre Rum lider, Blair’e Ulusal Konsey’de alınan kararlar çerçevesinde müzakere önkoşullarını ve beklentilerini iletecek, ama Annan Planı’nda istediği değişikliklerin detaylarını açıklamayacak.

 

ABD Kongresi’nde KKTC tartışması


14 Nisan, 2005 08:59:00 (TSİ) CNN TURK

 

Amerika Birleşik Devletleri'nin ikinci büyük kenti Los Angeles'ta fahri Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti konsolosluğu açılacağı iddiaları, ABD Kongresi'nde tartışma yarattı.

Yunan asıllı Demokrat senatör Paul Sarbanes, ABD'nin Avrupa'dan sorumlu dışişleri bakan yardımcılığı görevine atanan Daniel Fried için düzenlenen oturumda, konsolosluk açılmasının Kuzey Kıbrıs'ı tanımama siyasetine aykırı olacağını söyledi.

 

Yunan asıllı Demokrat senatör Paul Sarbanes, iddiaların kaynağının Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş olduğunu belirtti.

 

ABD'nin Avrupa'dan sorumlu dışişleri bakan yardımcılığı görevine atanan Daniel Fried ise, konuyla ilgili bilgisi olmadığını, ancak Amerika Birleşik Devletleri'nin Kıbrıs’ta ayrı bir oluşumu tanımaktan kaçınacağını söyledi.

 

Demokrat senotör Sarbanes, bu yıl ABD Dışişleri Bakanlığı'nın yayımladığı insan hakları raporunun Kıbrıs bölümünde, Kuzey Kıbrıs için ayrı bir bölüm açılmış olmasından duyduğu rahatsızlığı da dile getirdi. Şubat ayında açıklanan raporda, Kuzey Kıbrıs olarak insan hakları konusu ayrı bir bölümde ele alınmıştı.

 

ABD’nin politikasında değişiklik yok

 

Amerikan Dışişleri Bakanlığı'nda mart ayında düzenlenen bir basın toplantısında da sözcü Richard Boucher, KKTC'nin Los Angeles'ta büro açıp açmadığı konusunda fikri olmadığını belirtmişti. Boucher, ABD politikasında, KKTC'yi tanıma yönünde değişiklik bulunmadığını da söylemişti. 

 

KKTC'nin Washington temsilcisi Osman Ertuğ ise, ABD’li yetkililerle danışmaların ardından KKTC'nin, Kuzey Kıbrıs kökenli bir Amerikan vatandaşı olan işadamı Mehmet Mustafaoğlu'nu Los Angeles fahri konsolosluğuna atadığını söylemişti.  Ertuğ, KKTC Los Angeles temsilciliği olarak bir büro bulunmadığını ve Mustafaoğlu'nun kendi iletişim imkanlarıyla fahri olarak bu görevi yürüteceğini belirtmişti.

 

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, daha önce Washington ve New York'a fahri konsolos atamıştı.

 

AB'den Kıbrıs’a yakın markaj

 

Kıbrıs sorununun Annan Planı çerçevesinde çözülmesinden yana olan Avrupa Birliği de, Kıbrıs'ı yakın markaja aldı. Avrupa Birliği Komisyonu, Finlandiya'nın eski Kıbrıs Büyükelçisi Jako Blomberg'i ‘Kıbrıs özel danışmanı’ olarak atadı.

 

AB Komisyonu, Kıbrıs sorununun, Birleşmiş Milletler çatısı altında çözüleceği konusunda kararlı olduğunu vurguladı. Kıbrıs’a özel danışman olarak atanan Blomberg’in sadece tarafların sorunun çözümü konusundaki tutumları ve gelişmelerle ilgili rapor hazırlayacak.

 

Komisyon'dan yapılan açıklamaya göre, Blomberg Kıbrıs sorununun çözümü için çalışmada bulunmayacak, ancak Ada'da temaslarda bulunacak ve hazırlayacağı raporu Avrupa Birliği Komisyonu'na sunacak.

 

M.Ali Talat Milliyet'e açıkladı

Papadopulos ile Denktaş kopya gibi

Milliyet yazarları Derya Sazak, Fikret Bila ve Güngör Uras'ın sorularını yanıtlayan KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat, "İki yıl önce Denktaş Bey'in söylediklerini, bugün Papadopulos söylüyor" diyor.

Sefa Karahasan


KKTC'de hafta sonu yapılacak cumhurbaşkanlığı seçiminin favorisi Başbakan Mehmet Ali Talat, "Türkiye dünyayı ilk defa doğru okuyor" dedi.
Milliyet yazarları Derya Sazak, Fikret Bila ve Güngör Uras'ın sorularını yanıtlayan Talat, Kıbrıs'ta bir değişim yaşandığını ve seçimi kazanacağını belirtti. "Halk bizi çözüm vizyonumuz olduğu için seçecek" diyen Talat'ın yanıtları şöyle:

Seçileceğinize kesin gözüyle bakıyorsunuz.
Kamuoyu yoklamaları, halkın ilgisi öyle gösteriyor. Bütün köylere gitme niyetim yoktu. Bir başladım, bütün köyler "Bize de gel" diyor.

Seçimde yüzde kaç alacağınızı tahmin ediyorsunuz?
Yüzde 60 ve üzerini hedefliyoruz, tutturacağız gibi.

Türkiye'de şu anda milliyetçi dalga yükseliyor. İzlerini burada hissediyor musunuz?
Hayır. Sadece çok fazla marjinal çıkışlar var. Denktaş Bey de, o marjinal gruplarla hareket ediyor.

Size AB'den yana olduğunuz için mi oy veriyorlar?
AB'den yana ve çözüm vizyonumuzun olması nedeniyle destekleniyoruz. Biz ne söylemişsek, ne öngörmüşsek oldu. Bir kâhin gibi.

"Türkiye de değişti"
Bunu neye bağlıyorsunuz, son dönemde Türkiye'deki iktidar değişikliğiyle ilgisi var mı?
Dünyayı doğru okumakla ilgili. Tabii ki, Türkiye'deki iktidar değişikliğiyle ilgisi var. Türkiye, ilk defa dünyayı doğru okuyor. Daha önce doğru okumuyordu ki. Ecevit, bir yandan ağlıyor, diğer yandan gidiyordu. Helsinki'de zirve kararını kabul ediyor ama "Kıbrıs'tan zırnık vermem" diyordu. Olur mu böyle?

Onlardan farklı olarak Erdoğan ve Gül yönetimi ne diyor?
Erdoğan, daha 2 gün önce söyledi, "Biz marjinal gidemeyiz. Bu sorunu çözmek istiyoruz" diye. Doğru olan bu.

"Ecevit 'zırnık vermem' diyor" dediniz. Erdoğan bir şeyler vermeyi mi taahhüt ediyor?
Çözüm, vermek ve almaktır. Çözüm uzlaşmadır. Bu al- verdir.

Bir röportajınızda "Kıbrıs'ı Türkiye satabilir, Türkiye Başbakanı'na soracaksınız bunu" diyorsunuz.
Şöyle bir soru sorun: Ölmeyi, yok olmayı düşünür müsünüz? Ben de diyorum ki, bunu bana sormayın. Bunu yapsa yapsa dıştan biri yapabilir. Bir Kıbrıslı Türk olarak bana, "Kıbrıs'ı satar mısın?" diye sormayın. Bu vatanım, başka yerim yok ki. Böyle bir soruyu Türkiye Başbakanı'na sorsanız, haklı olabilirsiniz. Sonuçta Kıbrıs'ı ne kadar severse sevsin, koskoca bir ülke. Bir dünya ülkesi. Ülkesinin başka ilişkileri var. O ilişkiler nedeniyle, Kıbrıs'ta farklı bir tutum sergileyebilir.

"Al - ver" meselesinde Denktaş'ı ikna edemediniz galiba?
Denktaş 80 küsur yaşında. Hayatını Kıbrıs sorununa bir şekilde adamış. Kendine göre bir görüş oluşturmuş. Bu görüşün dışına çıkamıyor. Çağdaş dünyayı anlamakta doğal olarak zorlanıyor. Bir yemini var. O yeminine sadık kalma mecburiyetinde hissediyor kendisini.

Kıbrıs, Girit olmasın diyor. Olur mu öyle bir şey?
AB içinde Girit'i düşünebilmek, çağdaş olmamak demektir. Çağdaş dünyayı anlamamak demektir.

Türk tarafında Annan Planı'na "evet" dendi. Burada Denktaş'la, Güney'de de Papadopulos'la olmaz demiştiniz. Güney'de değişim nasıl sağlanacak?
Yeni bir anlayış var ama orada Denktaş'a doğru bir gidiş görülüyor. 2 yıl önce Denktaş Bey'in söylediklerini, bugün Papadopulos söylüyor. Papadopulos ile Denktaş aynılar. Neredeyse kopyalanmış gibi.

Güney neden ürküyor?
Şimdiye kadar nasıl Türk tarafı bu işi geciktirerek, çözümsüzlüğü çözüm haline getireceğini düşündüyse, bugün Rum tarafı zaman kazanmakla avantaj elde edeceğini düşünüyor. Türkiye, 3 Ekim'de müzakerelere başladığında, Rum'un avucuna düşecek düşüncesinde.

3 Ekim'den önce çözüm zor

Peki, 3 Ekim'den önce çözüm olasılığı var mı?
Bütünlüklü ve tam bitmiş bir çözüm olasılığı, 3 Ekim'den önce çok güçlü değil. Yok demiyorum. Molivyatis, Türkiye ziyaretinde güzel şeyler söyledi. Bu tutum Rum tarafı üzerinde ciddi etkili olabilecek bir noktaya taşınabilecek mi? Taşınabilirse niçin çözüm olmasın 3 Ekim'e kadar.

Notlar...
Müzakereci halkın lideri olur

·  Talat, Sazak'ın "Müzakereleri siz mi yürüteceksiniz?" sorusuna "Halkın temsilcisi kimse, o yürütecek. Toplum lideri ve temsilci" yanıtını verdi.

·  Güngör Uras'ın "Sayın Talat, çok kilo almışsınız. Cumhurbaşkanlığına hazırlık mı?" esprisine, önce "Eski fotoğraflarıma bakın, o zaman da böyleydim" diyerek karşı çıkan Talat, ardından da "Belki de doğru dediniz. O zaman daha gençtik" sözleriyle katıldı.

·  Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın arkasında yer alan üniformalı yaverin her ülkede olduğunu belirten Talat, ancak diğer ülkelerde sivil kıyafetli olduğunu söyledi. Talat, yaver bulunmasının normal olduğunu belirtti.
MILLIYET 14/04/05

 

Talat'a göre Rumlar Denktaşçı



LEFKOŞA

KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat, pazar günü yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimlerinin sonucundan hiç kuşku duymuyor. Pazar günü KKTC'nin yeni cumhurbaşkanı olacağından emin. ilk turda yüzde 60'ın üzerinde bir oyla seçileceğini tahmin ediyor.
Talat, artık KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ı rakip olarak görmüyor. Denktaş'ın ve döneminin geride kaldığı düşüncesinde. Talat'a göre, "Artık sorun Denktaş değil, Papadopulos..."

Papadopulos Denktaşlaşıyor
Talat, bu düşüncesini açıklarken, "Çünkü" diyor, "Papadopulos, Denktaşlaşıyor. Sanki, Papadopulos'la Denktaş aynılar. Neredeyse kopyalanmış gibi."
Buradan hareketle, Rumların Denktaşçı olduğunu söylüyor. Denktaş'ın, "çözüm"e karşı olduğunu belirttikten sonra, "Bu nedenle de Güney'de Rumlar, Denktaş'a doğru eğilim gösteriyorlar" diye ekliyor.
Anlaşılıyor ki, Talat cumhurbaşkanı olduktan sonra Denktaş yerine, Papadopulos'u çözümün önündeki engel olarak görecek. KKTC Başbakanı'na göre, Papadopulos'un bugünlerdeki söylemi, Denktaş'ın referandum öncesi söylemiyle tıpatıp aynı. Üzerinde anlaşılmamış bir metinle oylama yaptırmayacağını, BM'nin hakemliğini istemediğini ve zaman sınırlamasını kabul etmeyeceğini söyleyerek, Rum lider işi yokuşa sürüyor.
Pazar günkü seçimlerden sonra cumhurbaşkanı olarak Kıbrıs Türk halkının liderliğini üstleneceğine kesin gözüyle bakan Talat'a göre, Rumlar da Papadopulos'u değiştirmedikçe bir çözüme ulaşmak zor.
Bu durumda, "Güney Kıbrıs'ın Talat'ı sizce kim olur?" diye sorduğumuzda, bir süre düşündükten sonra, şu yanıtı veriyor:
"Akel beni büyük hayal kırıklığına uğrattı. Şimdi çözümü bizim gibi içtenlikle isteyen DİSİ var. DİSİ'nin lideri, ısrarla ve samimiyetle çözümden yana."
Talat, Rum liderliğinde Papadopulos'u değil, ana muhalefet partisi DİSİ'nin lideri Nikos Anastasiades'i görmek istiyor.
Peki, Talat'ın çözüm için öngördüğü yeni bir model var mı? KKTC Başbakanı, çözüm modelinin Annan Planı olduğunu savunuyor. Artık bu plan üzerinde Türk tarafına sorulacak bir soru kalmadığını, KKTC'nin referandumda evet diyerek, çözümü ortaya koyduğunu vurguluyor. Bundan sonrası için BM'nin Rum tarafından değişikliklere ilişkin önerilerini beklediğini ancak Rumların ayak sürüdüğünü anımsatıyor. Talat'ın cumhurbaşkanı olduktan sonra da çözüm olarak Annan Planı'nı esas alacağı görülüyor.
Talat, Kıbrıs'ta Türk tarafının Annan Planı'na evet demiş olmasına rağmen, başta izolasyonların kaldırılması olmak üzere beklenen karşılığı görmediklerini söylemekle birlikte, yine de durumdan memnun gözüküyor. KKTC ile doğrudan ticaretin başlaması konusunun birçok önemli ülkenin gündeminde olduğunu, bu yönde Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'ne baskı uygulandığını belirttikten sonra, "Hatta" diye devam ediyor:
"Benim duyduğum, Yunanistan Dışişleri Bakanı Molivyatis de bu konuda Papadopulos'u uyarmış. Sonsuza kadar doğrudan ticaretin engellenemeyeceğini o da belirtmiş. AB ülkeleri de aynı yönde Rum yönetimine baskı yapıyorlar."
Talat'ın yorumuna göre, "Kıbrıs davası" , Güney Kıbrıs, Avrupa Birliği'ne üye olduğunda kaybedildi. "Dava"nın bir başka biçimde yeniden canlanması ise referandumda Türk tarafının evet demesiyle sağlandı. Eğer Türk tarafı da hayır deseydi, Kıbrıs davası, tümüyle tarihe gömülecekti. "Ancak evet çıkmasından sonradır ki" diyor Talat, "Türkiye ve KKTC uluslararası alanda haklılık ve canlılık kazandı. Dava bir başka yönüyle yeniden canlandı, hayat buldu. Şimdi, Papadopulos da diplomatları da, kimsenin yüzüne bakamıyor, koridorlarda rahat dolaşamıyorlar."
Talat, bütün bu gelişmelerin Türkiye'de AKP iktidarının, KKTC'de de kendisinin ve partisinin dünyayı doğru okumasından kaynaklandığını savunuyor.

FIKRET BILA MILLIYET 14/04/05

 

Talat'ın seçimi



GİRNE

KKTC'de pazar günü yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimleriyle 'Denktaş dönemi' sona eriyor. Denktaş'tan sonra liderlik koltuğuna en yakın aday Başbakan Mehmet Ali Talat. 147 bin 823 seçmenin oy kullanacağı seçimde 9 aday yarışacak. Kıbrıs'ta çözümü savunan Talat, geçen yılki referandumda çıkan yüzde 65 'evet' oylarına güveniyor. 20 Şubat'ta ortaya çıkan 'iktidar' tablosu da 'Denktaşsız' bir seçimi, Talat açısından 'sonucu önceden belli' kılıyor. Dün sabah Başbakanlık'ta Milliyet yazarlarıyla buluşan Talat'ı yüzde 60'larda oy alarak seçilecek olmanın rahatlığı içinde gördük.
Kıbrıs'a gelirken, uçakta Rauf Denktaş'ın 'Kıbrıs Girit Olmasın' kitabını okudum. Kıbrıs davasına adanmış bir yaşam Denktaş'ın siyasi mücadelesi. 1963 olayları, 1967'de gizlice adaya çıkarken Rumlar tarafından yakalanma, 1968'de müzakereci sıfatıyla Kıbrıs'a dönüş. Makarios'un 12 adadan sonra Kıbrıs'ı da '13. ada' olarak adaya bağlamak üzere 'uğur'lu saydığı '13' rakamındaki büyüyü bozmak üzere dönüş tarihi olarak 13 Mart'ı seçmek. Anılar galerisinde dolaşıyor Denktaş. 1965'te Demirel hükümetinin Dışişleri Bakanı İhsan Sabri Çağlayangil Denktaş'a şöyle yakınmış:
"Hükümetimiz büyük vaatlerle iktidara gelmiştir. Kıbrıs meselesine günde altı saat harcamaktayız. Bu böyle devam edemez. Bu meseleyi 6 ay içinde halletmeliyiz." Kırk yıl geçiyor. 1974 Barış Harekâtı'nın ardından Denktaş, 1975'te Kıbrıs Türk Federe Devleti, sonra 1983'te Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ilan edildiğinden bu yana cumhurbaşkanı. Denktaş bayrağı, 'Kıbrıs Girit Olmasın' diye kitap yazarak devrediyor. Hatay'daki konuşmasında ise 'AB'nin Türkiye'yi parçalamak için elinden geleni yaptığını' söylüyor.
Başbakan Talat'a, Denktaş'ın kaygılarını işletiyoruz. 'Kıbrıs niye Girit olsun ki, hangi çağda yaşıyoruz?' diye tepki gösteriyor. Denktaş'ın devrini doldurduğunu, 2000 yılında cumhurbaşkanı adayı iken yüzde 10 olan oylarının bugün yüzde 50'yi aşacak olmasını 'Kıbrıs'ta çözüm' düşüncesine halkın verdiği desteğe bağlıyor. Gerçi 'Bir evet'le dünyaya bağlanın' sözü hayata geçmedi, Güney'deki Rumlar 'Kıbrıs Cumhuriyeti' olarak tek başına AB üyesi oldular. Talat, yaşanan düş kırıklığına karşın Annan Planı çerçevesinde barıştan umudu kesmemiş. Papadopulos'un 'Denktaşlaştığını' düşünüyor ancak bu direncin kırılacağına inanıyor. 2002 Kopenhag zirvesinde Kıbrıs Cumhuriyeti'nin AB üyeliği, referandumda adanın tümünden çıkacak 'evet' oylarına bağlanmış olsaydı, Güney'deki Rumlar bugünkü avantajı elde etmezlerdi.
Talat, cumhurbaşkanı seçilirse, Kıbrıs'ı nasıl çözecek?
Çağlayangil gibi düşünüyorsa işi zor!

DERYA SAZAK MILLIYET 14/04/05

 

AB'den Kıbrıs'ta aktif rol

ANLAŞMA AB YASALARI İÇİNDE OLMALI... Brüksel'deki kaynaklar, AB'nin Kıbrıs'ta daha aktif rol oynamak istemesinin nedenini, adada varılacak bir anlaşmanın AB yasaları içinde olması gerektiği şeklinde gösteriyor

BLOMBERG GELECEK... Önümüzdeki dönemde atanarak adaya gelmesi beklenen AB Kıbrıs Özel Danışmanı Jaakko Blomberg, direkt olarak adadaki her iki tarafın Kıbrıs sorunundaki konularla ilgili tutumunu öğrenip, AB Komisyonu için rapor hazırlayacak

Emine DAVUT YİTMEN - BRÜKSEL

Avrupa Birliği (AB), Kıbrıs sorununa çözüm bulunması yönünde aktif rol üstlenmeye hazırlanıyor. Önümüzdeki dönemde Finli eski elçi Jaakko Blomberg'in AB Kıbrıs Özel Danışmanı olarak atanıp adaya gelmesi ve temaslarda bulunması bekleniyor.

Brüksel'deki güvenilir kaynaklardan elde edilen bilgilere göre, AB Kıbrıs Özel Danışmanı Jaakko Blomberg, direkt olarak adadaki her iki tarafın Kıbrıs sorunundaki konularla ilgili tutumunu öğrenip, AB Komisyonu için rapor hazırlayacak.

Kaynaklar, AB'nin Kıbrıs'ta daha aktif rol oynamak istemesinin nedenini, adada varılacak bir anlaşmanın AB yasaları içinde olması gerektiği şeklinde gösteriyor.

Öte yandan, söz konusu aktif rolle AB'nin, BM'nin Kıbrıs konusundaki statüsünü ele geçirme niyetinde olmadığı söyleniyor.

Brüksel kulislerinde 24 Nisan'daki referandumun Rum kesimince reddedilmesinin AB için kötü bir haber olduğu ve Annan Planı'nın kabulü için AB tarafından sarf edilen gücün, hedefe ulaşamadığı görüşü dile getiriliyor.

Yeni dönemde yeni girişim

AB'deki kaynaklar, 17 Nisan'daki Cumhurbaşkanlığı seçiminin ardından yaşanacak dönemi, BM'nin Kıbrıs sorununa çözüm bulunması amacıyla yeni bir girişim başlatılması için fırsat olarak görüyor.

Brüksel'deki kaynaklar, Kıbrıslı Türklerin, ülkenin geleceği ve AB Konseyi'ne takılan Serbest Ticaret ve Mali Yardım Tüzükleri konusunda gerginlik yaşadığını biliyor. Ancak bu konuda topun, AB üye ülkelerinde

bulunduğuna dikkat çekiliyor. AB Komisyonu'nda da bu yönde bir sıkıntı bulunduğu ifade ediliyor.

AB kaynakları, tüzüklerin onaylanmasının, Kıbrıs'ın yeniden birleşmesine katkı sağlayacak bir köprü görevini göreceğini vurguluyor.

Brüksel kulislerinde Türkiye'nin Kıbrıs Rum kesimini de içine alacak şekilde genişletilecek olan ek protokolün, AB kurumlarının yaz tatiline girmeden önce imzalaması gerektiği söyleniyor.

AB'li kaynaklar, Türkiye'de politik reformlar konusunda gerekli hazırlıkların yapılması gerektiğine dikkat çekiyor.

Türkiye'nin anayasal ve yasal konularda bugüne kadar yaptığı değişiklikler takdir ediliyor. Özellikle şu anda dini kurumlar ile ilgili olarak hazırlanan yasanın, çok önemli olduğu ve bunun ülkede yaşayan gayrimüslimler

üzerindeki zorlukları ortadan kaldıracağı vurgulanıyor.

KIBRIS 14/04/05

 

Dünya, Papadopulos'u tecrit edecek

Cumhurbaşkanı adayı Başbakan Mehmet Ali Talat Kıbrıs TV'de yayınlanan "Gün Ortası" programına katılarak Hüseyin Ekmekçi'nin sorularını yanıtladı:

PAPADOPULOS'UN DOĞRU OLDUĞUNU SÖYLEYEN YOK... Talat: İddialıyım, kesinlikle Papadopulos tecride doğru gidiyor. Bugün Papadopulos'un doğru olduğunu söyleyen yok. Rusya ve Fransa da dahil. Olumlu bir trend var. Dünya Papadopulos'u tecrit edecektir. Bizde bu kapasite ve yetenek var. Benim bu nedenle istediğim yüksek bir oy oranı, büyük bir destek

DANIŞMAN ORDUSUNU YENİ BAŞTAN OLUŞTURACAĞIM... "Danışman ordusunu yeni baştan oluşturmak zorundayım. Belki de daha çok sayıda... Sayın cumhurbaşkanı dünya ile kavga etmek üzere bir kısım kavgacıya ihtiyacı vardı. -Bu mesaj yerine gider-. Öyle bir yapılanmada ben çalışamam. Dünyayla kavga etmeyeceğim, işbirliği yapacağım"

YOLSUZLUĞUN PEŞİNİ BIRAKMAYACAĞIM... "Cumhurbaşkanlığında ortaya çıkan yolsuzluk sadece 2001. Daha durun bakalım. 2004'e... 2001'in öncesi. Sayıştay'dan bunu ısrarla isteyeceğim. Çok iyi bir denetime ihtiyacımız var. Bu nedenle Sayıştay'ın güçlendirilmesini hükümetten ısrarla isteyeceğim"

AKEL, POLİTİKALARINI GÖZDEN GEÇİRMELİ... "AKEL ile görüş birliği ve çıkar birliği olan alanlarda sağlıklı ilişkiler kurulması doğal. Halkın bu iki partiye güvenmesi de doğru ama AKEL hayır cephesinde, Papadopulos cephesinde... Papadopulos kim? Kıbrıslı Türklerin nefes almasını dahi istemiyor. AKEL ile ilişkilerin Papadopulos'u destekledikleri sürece mükemmel olması doğru değil. İyi bile ilişki kuruluyor"

Cumhurbaşkanı adayı Başbakan Mehmet Ali Talat, Kıbrıs sorununun çözümünü zorlaştıran Rum yönetimi başkanı Tasos Papadopulos'un dünya tarafından tecrit edileceğini söyledi.

Mehmet Ali Talat dün Kıbrıs TV'de yayınlanan "Gün Ortası" programına katılarak Hüseyin Ekmekçi'nin sorularını yanıtladı. Başbakan Mehmet Ali Talat, cumhurbaşkanının herkesi kucaklaması gerektiğini vurgulayarak cumhurbaşkanlığı makamının kadrolaşma makamı olmadığını ama Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın böyle yaptığını söyledi.

Talat "Halkın çoğunluğu tarafından seçilen bir cumhurbaşkanı marjinal ekipler kuruyor. Ruhani liderliğini yaptığı bu ekipler herkese iğrenç şekilde saldırıyor" dedi.

Ülkemizde son günlerde yaşanan yolsuzluk olaylarına da değinen Başbakan Talat bunların ortaya çıkmasının iyi bir gelişme olduğunu söyledi. Eskiden beri yolsuzluklarla ilgili söylentiler olduğunu hatırlatan Talat şimdi yolsuzlukların üzerine gidildiğini ifade etti.

Limasol'da açılacak Türk okuluna da değinen Başbakan Talat, bu konuyla ilgili olarak gerginlik yaşanacağını söyledi. Karpaz'daki Rum okulunun idari bir kararla açıldığını, yaslara dayanarak açılan bir okul olmadığını ifade eden Talat "Bizim eğitim bakanlığımız yasalara dayanarak bu okulu kapatabilir. Ama politik kararla açılan bir okul olduğu için kapatılmıyor. Avrupa Birliği bize bu okulun niçin yasası yok diyor. Eğer bu okulla ilgili olarak biz yasa çıkarırsak Rum tarafının bunu kabul etmeyeceğini ve öğrencilerini yollamayacağını söyledik" dedi.

Limasol'daki Türk okulu için Rum tarafının yasa çıkarması durumunda buradaki Rum okulu için yasa çıkarılacağını vurgulayan Talat, böylelikle Rum tarafının da tepkisini göreceklerini söyledi

 

Soru: Sanki geçmiş seçimlere göre tansiyon düşük... Meydanları doldurmaya niyetli parti yok, UBP dahil miting yapılmadı... Bunu neye bağlıyorsunuz? Bu tansiyon neden düştü?

Talat: Ben tansiyonun düşük olduğu görüşünde değilim. Benim açımdan tansiyon düşük değil. Diğer partiler açısından düşük olabilir. Çünkü halkın iradesi ortadadır. Diğer adaylarda iddia olmadığı için tansiyon düşüklüğü olduğu doğrudur ama benim açımdan böyle değil. Gittiğim her yerde büyük bir kabul ve heyecan görüyorum, destek görüyorum

Soru: Peki duygularınız nasıl? Karmaşık mı? Başbakan olarak da kabul görüyordunuz. Görev ve sorumluluklarınız bambaşka olacak.

Talat: Cumhurbaşkanlığı farklı bir yer. Başbakanlıkta bakanlarınızla birliktesiniz. İstişare içinde olacağınız bir mekanizma var. Cumhurbaşkanlığı biraz daha siyasi bir mevki. Siyasi olarak da yalnızsınız. Bakanlarınız yok ama ekip oluşturursunuz. Bu ekip bürokratlardan olur

Ekip oluşturma çabalarına başlamadım. Nefes alacak zamanım olmadı. Düşünerek biraz da sıkıntı yaşamak istemedim. Kaba hatları ile düşünmedim değil

Soru: Buraya CTP'den gidiyorsunuz. Kadronuzu nasıl oluşturacaksınız? CTP mi kadrolarını sizinle mi gönderecek yoksa akademisyenler, uluslararası ilişkileri bilenler, kısacası daha uzman bir kadro mu sizinle olacak?

Talat: Tam da son söylediğiniz gibi olacak. Siyasi mevkiler ve bütün kadrolar doğaldır ki bir politikanın parçaları olacak. Ancak cumhurbaşkanlığı makamı tüm toplumu kucaklayan bir makam olacak. Kanun koyucu bunu özellikle belirtmiş Sonuçta halkın bütününü kucaklayacağız. Hiçbir görüşü dışlamayacağız.

Herkesi dinleyip, herkesin görüşünü alan bir cumhurbaşkanı olacağım ve burayı kadrolaşma makamı olarak görmüyorum. Maalesef sayın Denktaş öyle yapmıştı.

Çok kötü bir kadro kurmuş ve sadece UBP'lileri bünyesine almamış, tersine marjinallerden oluşan bir ordu kurmuştu. En azından çoğunluğu. Halkın çoğunluğunu alan bir cumhurbaşkanı, ama ekipleri marjinal.

Ruhani liderliğini yaptığı, herkese küfreden, herkese hakaret eden, iğrenç şekilde saldıran yayınların da ruhani lideridir. Böyle bir ekiple çalışmak kötü. Ekip de toplumun tümünü kucaklamalı. Maalesef cumhurbaşkanı da bu marjinaller gibi düşünüyor

Soru: Yıllardır kendinize UBP'yi ve Denktaş'ı politik rakip gördünüz. Alternatif politikalar üreterek halkla bütünleştiniz ve büyük bir desteğiniz var UBP ile, DP ile sağlıklı ilişkiler kurabilecek misiniz?

Talat: Bu biraz da diğer partilerin tutumuna bağlı. Örneğin UBP ulusal uzlaşı platformu önerisini yaptı. Ben kabul ettim örneğin, diğer partiler bunu kabul edecek mi? Benim somut bir önerim yok

Soru: Tek adam mantığınız var mı?

Talat: Nerede görülmüş ki benim tek adam gibi davrandığım Bakanlarımızın işine bile çok ender karıştığım oldu. Yani karışsam da bir yanlışın hayata geçmesini önlemek için oldu. Üslubumu da seçtim, ikna ederek doğruyu bulmaya çalıştım. Bunu kendileri de takdir edeceklerdir.

Soru: 16 aylık başbakanlığınız döneminde, yapıp da pişman olduğunuz ya da yapamadığınız için pişman olduğunuz bir şey var mı?

Talat: Yapıp da pişman olduğumuz... Hükümette aldığımız bir takım kararları geri çekmemiz. Yapmak isteyip de yapamadığım çok şey var. İşte tek tip sosyal güvenlik... Devletin istihdam anlamında çekici olmayacağı bir sistem... Özel sektörde çalışanı işsiz sayanlar var. Bu anlayış nasıl değişecek? Uygulamada bunu sağlamak gerek...

Soru: Hükümetle cumhurbaşkanlığı arasındaki ilişkileri nasıl düzenleyeceksiniz?

Talat: Sürekli birbirimize danışma halinde olacağız. Yıllardır birlikte çalışmamız avantaj. Hükümet ortağı ile muhalefetle görüş alış- verişimiz sürekli olacak. Bu işbirliğini umarım muhalefetle de yapabilirim...

Cumhurbaşkanlığında zaman bulursam hükümete yardımcı olacak işler de yapmak isterim... Cumhurbaşkanlığında dış işlere yönelik bir hukuk bürosu olacak. Bu hukuk bürosunun yanına bazı şeyler katarak içte olan bazı yasaların düzenlenmesi için yardımcı olabilir miyiz? Çevre, yapılaşma, eski eserler konusu gibi... Doğrudan doğruya icraatla ilişkisi olmayan konularda yardımcı olmak istiyorum.

Kamu hizmetlerinin kesintisiz sürdürülmesi gibi bir görevim olacak...

Soru: Dışardan baktığımız zaman cumhurbaşkanlığında bir danışman ordusu var. Siz bu sistemde çalışabilecek misiniz? Nasıl bir yapı kuracaksınız?

Talat: Danışman ordusunu yeni baştan oluşturmak zorundayım. Belki de daha çok sayıda... Sayın cumhurbaşkanı dünya ile kavga etmek üzere bir kısım kavgacıya ihtiyacı vardı. -Bu mesaj yerine gider-. Öyle bir yapılanmada ben çalışamam. Dünyayla kavga etmeyeceğim, işbirliği yapacağım...

Soru: Papadopulos'un tavırları...

Talat: Papadopulos birçok şeyi reddetmeden reddediyor. Limasol ilkokulunda olduğu gibi. Göreceksiniz Limasol ilkokulu açılamayacak. Bu mentalite devam ederse zor. Üstelik yeni gerginliklere de yol açacak... Dipkarpaz'daki okula da bu yansıyacak...

Soru: Dünya da bunu algılıyor değil mi? Rum yönetimine yönelik eleştirilerin dozajı artıyor. Siz aylar önce Papadopulos'un tecrit edilebileceği uyarısında bulunmuştunuz... Papadopulos'a artan eleştirileri Kıbrıs sorununun çözümü açısından olumlu buluyor musunuz?

Talat: Artması olumsuz olur mu? Tabi ki olumlu. Ve yine iddialıyım, kesinlikle Papadopulos tecride doğru gidiyor. Bugün Papadopulos'un doğru olduğunu söyleyen yok. Rusya ve Fransa da dahil. Olumlu bir trend var. Dünya Papadopulos'u tecrit edecektir. Bizde bu kapasite ve yetenek var. Benim bu nedenle istediğim yüksek bir oy oranı, büyük bir destek...

Soru: Dipkarpaz Rum Ortaokulu'ndan geri adım atar mısınız sayın başkan...? "Biz de kapatırız" der misiniz?

Talat: Ne münasebet. Hiç bunu der miyiz? Söz konusu bile değil. Şu anda biz yasal bir iş yapmıyoruz. İdari bir kararla Karpaz ortaokulu ve ilkokulu açıldı. Bunun yasal bir dayanağı yok. Bugün eğitim bakanlığı o okulu kapatmalıdır ama bu politik bir karardır. Avrupa Konseyi bunu bize soruyor. "Hangi kritere göre bu okulu açtınız? Konsey bunu soruyor. Biz bu yasayı yapsak, Rum, "Ben senin yasanı tanımam" diyerek okula öğrenci göndermeyecek. Bu nedenle yasa yapamam.

Rum tarafı Limasol'da okul açarken, kendi yasası çerçevesinde yapacak. Konsey bastırdığı için biz de yasa yapacağız, o zaman da Rum tarafının tepkisi ne olacak, bilemem?

Soru: Yolsuzluk olayları bir bir ortaya çıkıyor. Önce cumhurbaşkanlığı, şimdi polis... Yapanın yanına kalır mı endişesi var...

Talat: Şimdiye kadar bunlar hep dedikodu mahiyetinde söylenenleri şimdi görmeye başladık. Böyle bir şebekenin ortaya çıkması sağlık belirtisidir. Durumun düzelmesine yönelik bir gelişmedir. Huzursuz olmakla birlikte sisteme bazı unsurlar katarak daha güvenli hale getirmenin de gerekli olduğunu göstermektedir bu gelişmeler...

Soru: 17 Nisan sonrası cumhurbaşkanlığına gitmeye hazırlanıyorsunuz. Orada da ciddi iddialar var, yolsuzluk olaylarına dair. Sayıştay'ın bulguları var. Ne yapacaksınız?

Talat: Cumhurbaşkanlığında ortaya çıkan yolsuzluk sadece 2001. Daha durun bakalım. 2004'e... 2001'in öncesi. Sayıştay'dan bunu ısrarla isteyeceğim. Çok iyi bir denetime ihtiyacımız var. Bu nedenle Sayıştay'ın güçlendirilmesini hükümetten ısrarla isteyeceğim...

Soru: Ombudsman yıllardır ihmal edildi. Buna değer verecek misiniz?

Talat: Ombudsman ile ilgili hayata geçirmeyi düşündüğümüz projemiz var. Yetkilerinin gözden geçirilmesi ve ekibinin takviye edilmesi gerekiyor. Temiz bir hükümet ombudsmanın alacağı her türlü karara saygı gösterir. Zaten halkın talebi doğrultusunda iş yapmayanı da halk seçmesin. Halk güveneceğini seçsin...

Soru: Ama siyasiler de atacağı adımlarla halka güven vermeli. Vatandaş şikayet edeceği zaman bunun değer bulduğunu da görmeli...

Talat: Ben de bunu söylüyorum. Vatandaş bu değeri bilen insanlara oy versin. 40 sene bir partiyi iktidarda tutarsanız ve o partinin yolsuzlukları ayyuka çıkarsa ve vatandaş da yolsuzluktan bir şeyler kapmaya çalışırsa ve bunun için oy veriyorsa - tarihimizde bunu da gördük-o zaman kokuşmuşluk devam eder gider.

Bana göre bu dönem artık kapandı. Kendi iradesini kötüye kullanan hiçbir siyasiyi baş tacı etmeyecektir.

Soru: Mal tanzim komisyonun durumu tartışılıyor. AİHM'in bir kararı var. Bu konuda neler söyleyeceksiniz?

Talat: Bu soru için erken. Davalar Türkiye'ye açılmış, bize değil. Bunu Türkiye ile de istişare etmek gerek. Benim görüşlerim var bu konuda. Çok sağlamcı hareket etme düşüncesi ile yapılan var, yapılmayan var... Hukuki görüşler alarak bu konuya bakmak gerek...

Soru: Birleşik Kıbrıs için AKEL ve CTP- BG'nin işbirliğine inanan ciddi bir halk kesimi var. Hatta AKP ile sağlıklı ilişki kurabilirken, AKEL ile bunu yapamadığınız eleştirileri var...

Talat: AKP ile iyi ilişkiler olduğu doğru çünkü Kıbrıs sorununun çözümü için uzlaşan bir çizgimiz var. AKEL ile görüş birliği ve çıkar birliği olan alanlarda sağlıklı ilişkiler kurulması doğal. Halkın bu iki partiye güvenmesi de doğru ama AKEL hayır cephesinde, Papadopulos cephesinde... Papadopulos kim? Kıbrıslı Türklerin nefes almasını dahi istemiyor. AKEL ile ilişkilerin Papadopulos'u destekledikleri sürece mükemmel olması doğru değil. İyi bile ilişki kuruluyor şu anda. Biz bazı şeylere tahammül ediyoruz... AKEL genel sekreterinden de bazı hoş olmayan açıklamalar da geliyor.

Soru: Ne gibi?

Talat: Referandum öncesi sadece planın uygulanacağına ilişkin güvence talebi vardı. Ek güvence... Zaman istiyordu, planı halka anlatmak için. Şimdi ne istiyor...? Özlü değişiklikler istiyor. Öze ilişkin bir talep. AKEL'in talebi bu değildi. Ne yapabilirim ki? Haklıdır mı diyeyim? Haklı değil. Bu şartlarda mükemmel ilişkiler olmaz. Hakkı olmayanı istiyor. Rum tarafı değişiklik istiyorsa, dengeyi muhafaza edecek uygun düzenlemeleri biz de talep edelim.

Soru: İzolasyonların kaldırılmasında ısrar ediyorsunuz. Bu yapılırsa Rum tarafının masaya geleceğini söylüyorsunuz. Madem ki izolasyonlar kaldırılınca Rum masaya gelecek, her yerde bunu engellemesi doğal değil mi? Masaya gelmemek için bunu da engelliyor.

Talat: Elinden geldiği kadar engel olacak zaten. Yabancılar şunu söylüyor: Papadopulos masaya gelsin istiyorsanız bir şeyler yapın, jest yapın gelsin. AKEL ile iyi geçinin.

Ben de diyorum ki, "Mümkün değil...". Tek yol var o da izolasyonların kaldırılması... Kıbrıslı Türkler çözüm istediği için, adanın yeniden birleştirilmesini istediği için bu hakkı. Yol budur, yöntem budur.

Soru: Kıbrıslı Türkler, Kıbrıs Cumhuriyeti'nden doğan bütün haklarını kullanıyorlar. Bunu nasıl algılıyorsunuz? Kimlik gibi, pasaport gibi, hastahane hizmeti gibi...

Talat: Bunu her platformda kullanıyorlar. Her yerde bunun propagandasını yapıyorlar. İşgal bölgelerine para bıraktıklarının dahi propagandasını yapıyorlar. Baskı yapmadıklarını, yüz binlerce Kıbrıs lirası para akıttıklarını açıklıyorlar. Bunları yapabilsinler diye bu politikayı güdüyorlar. Hastahane bakımı da bunlardan biri... İş bulmayı da söylüyorlar ama bu insanlar emeğini satıyor. Devlet dairesine almıyorsun ki... Üstelik de her türlü haktan yoksun çalıştırıyorsun...

Soru: Bu günleri görmesini istedikleriniz var mı?

Talat: Var tabii. Naci Talat'ın bu günleri görmesini isterdim. O yaşasaydı belki de cumhurbaşkanı çoktan ya da şimdi o olurdu. O yaşasaydı siyasal gelişme daha da faza hız kazanırdı. O olsaydı belki de ben mesleğimi, buzluk tamirini devam ettirirdim.

Ailemi, annemin, babamın görmesini isterdim... Partili arkadaşlarım, erken ölenler var. Mustafa Konti'nin, Mustafa dayımızın görmesini isterdim. Rezvan dayı gördü ama Mustafa dayı göremedi...

Soru: Son olarak, vatandaşa mesajınızı alalım sayın Talat. Üç gün sonra seçim tamamlanıyor...

Talat: Biz çok önemli bir süreçten geçtik ve bu günlere geldik. Bu süreçte Kıbrıs Türk halkı büyük bir zihinsel değişim yaşadı. Bu dönüşümü referandumda sandığa yansıttı. Dünya böyle bir sonucu beklemiyordu. Genel sekreter de bu yüzden Kıbrıslı Türkleri övdü Güvenlik Konseyi'ne sunduğu raporda. Tecridin bitirilmesini istedi, bölücü olmadığımız için.

Şimdi bunu daha güçlü bir şekilde ispat etmenin zamanı geldi. Bunun yanında bu seçimin, cumhurbaşkanının ne kadar desteklendiğini göstereceğinin unutulmaması lazım. Papadopulos'un karşısında Kıbrıs Türk halkını temsil ederken, Kıbrıs Türk halkı sözcüsüne ne kadar değer veriyor ortaya çıkacak. Bu nedenle güçlü bir desteğe ihtiyacımız var. Bu güçle hem dünyada sesimiz çıksın, sözümüz anlaşılsın, hem de Papadopulos'un karşısında güçlü olalım, bu güvenle yürüyelim. Hangi partiden olursa olsun, Kıbrıs'ta çözüm isteyen tüm yurttaşların desteğini istiyorum...

KIBRIS 14/04/05

 

"Dünyaya merhaba, statükoya güle güle"

CTP/BG'nin Gazimağusa'da dün akşam gerçekleştirdiği coşkulu mitingde, DP Genel Başkanı Serdar Denktaş'ın "Talat statükoyu devralacak" sözlerine yanıt geldi

"Dünyaya merhaba, statükoya güle güle"

17 NİSAN STATÜKONUN SONU OLACAK... Cumhuriyetçi Türk Partisi Birleşik Güçler'in (CTP/BG) Gazimağusa'da dün akşam gerçekleştirdiği coşkulu mitingde, dünyaya çözüm, barış ve sevgi mesajları verildi. SOS müzik grubunun hareketli parçalarıyla coşan ve ellerini havaya kaldırarak zafer işareti yapan CTP/BG'liler, 17 Nisan'ın statükonun sonu olacağını ve adaya çözüm ve barış geleceğini haykırdı.

 "GÜLE GÜLE DENKTAŞ, GÜLE GÜLE EROĞLU"... Tam bir şölen havasında geçen mitingde, DP Genel Başkanı Serdar Denktaş'ın "Talat statükoyu devralacak" sözlerine yanıt veren cumhurbaşkanı adayı Başbakan Mehmet Ali Talat, "Çözüm, barış, AB ve dünyayla bütünleşmek istiyorsak, el birliğiyle, gücümüzü birleştirelim ve sandıkta tavrımızı ortaya koyalım" derken CTP/BG Genel Sekreteri Ferdi Sabit Soyer, kendisine el sallayan kalabalığa "Dünyaya merhaba, Cumhurbaşkanı Denktaş'a ve UBP Genel Başkanı Eroğlu'na güle güle" diye hitap etti.

Yeliz K. SARICA

Cumhuriyetçi Türk Partisi Birleşik Güçler'in (CTP/BG) Gazimağusa'da dün akşam gerçekleştirdiği coşkulu mitingde, dünyaya çözüm, barış ve sevgi mesajları verildi.

SOS müzik grubunun hareketli parçalarıyla coşan ve ellerini havaya kaldırarak zafer işareti yapan CTP/BG'liler, 17 Nisan'ın statükonun sonu olacağını ve adaya çözüm ve barış geleceğini haykırdı.

Namık Kemal Meydanı'nı dolduran kalabalık, miting süresince, Kıbrıslı Türkleri statükonun rehinesi ve esiri yapmak isteyen Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos'a "Kıbrıs'ta barış engellenemez" şeklinde sloganlar attı.

Tam bir şölen havasında geçen mitingde, DP Genel Başkanı Serdar Denktaş'ın "Talat statükoyu devralacak" sözlerine yanıt veren cumhurbaşkanı adayı Başbakan Mehmet Ali Talat, "Çözüm, barış, AB ve dünyayla bütünleşmek istiyorsak, el birliğiyle, gücümüzü birleştirelim ve sandıkta tavrımızı ortaya koyalım" derken CTP/BG Genel Sekreteri Ferdi Sabit Soyer, kendisine el sallayan kalabalığa "Dünyaya merhaba, Cumhurbaşkanı Denktaş'a ve UBP Genel Başkanı Eroğlu'na güle güle" diye hitap etti.

Cumhurbaşkanı adayı Başbakan Mehmet Ali Talat; mitingde yaptığı ve sık sık alkışlarla kesilen konuşmasında, dünyanın Kıbrıslı Türklerin Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde nasıl bir tavır takınacağını beklendiğini söyledi ve pazar günkü seçimin referandumun teyidi olduğuna dikkat çekti.

Tüm dünyanın "Kıbrıslı Türkler referandumda kandı mı? yoksa çözüm mü istiyor?" un teyidini beklediğini ifade eden Talat, "Çözüm, barış, AB, dünyayla bütünleşmek istiyorsak, el birliğiyle, gücümüzü birleştirelim ve sandıkta tavrımızı ortaya koyalım" dedi.

"Statükoyu ve kalıntılarını temizleyeceğiz"

Başbakan Talat, son günlerde 'Talat statükoyu devralacak' dendiğini ancak öyle bir şeyin olmadığını belirtti ve "Statükoyu ve statükonun kalıntılarını bu topraklardan temizlemek için yola çıktık" dedi.

Talat, statükonun yıllarca Kıbrıslı Türklere çok çektirdiğini, çözümsüzlük girdabında dünyadan ayrı durmaya mahkum ettiğini ifade etti ve Kıbrıslı Türklerin statükoyu yıkmak için dünyanın gıpta ettiği şekilde mücadele ettiğini belirtti.

Talat, "Avrupa para dağıttı. Kıbrıslı Türklere evet dedirtti" diyen Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos'un Cumhurbaşkanı Denktaş'a da destek verdiğini anımsattı.

"Statükonun irili ufaklı tüm taşlarını temizledik" diyen Talat, Kıbrıs Türk halkının sancağını saraya dikmek için gidileceğini kaydetti. Sarayda gözü olmadığını belirten Talat, şöyle konuştu:

"Bizim gözümüz gönlümüz halkımızdadır. Önümüzdeki dönem farklı bir dönem olacak. Çözüm yanlısı güç olan CTP-BG ağırlığında bir hükümet yani iktidar Kıbrıs Türk halkının elinde. Birbirimize akıl ve fikir vererek başarıya gideceğiz. Kıbrıs'ta sadece Güney değil, Kuzey de Avrupalı olacak. Kıbrıslı Türkleri dünyayla birleştireceğiz. Bu seçim farklı bir seçimdir. Bu seçim referandumdur. Nisan referandumunun yeniden teyididir.

Namık Kemal Meydanı'nı Kıbrıs Türk tarihine ışık tutuyor. Tarihi dönemi başarıyla sonuçlandırmak en önemli hedefimizdir. Kıbrıslı Türkleri adım adım iktidarı ele geçiriyor. Pazar günü sandıklara doluşalım ve CTP-BG'yi tüm halkın temsilcisi olarak sandıktan çıkaralım."

Soyer: Tek kale maç yapıyoruz

CTP-BG Genel Sekreteri Ferdi Sabit Soyer, Mağusalılara seslenerek, Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde adeta tek kale maç yapıldığını söyledi.

"Kıbrıs Türk halkı çok mutlu çünkü sevgiyle birleşti" diyen Soyer, Namık Kemal Meydanı'nda bulunan cümbez ağacının birçok anıya şahit olduğunu ifade etti.

Son günlerde cümbez ağacının Mağusa'da Kıbrıslıların ayağa kalktığına şahit olduğunu belirten Soyer, şöyle devam etti:

"Cümbez ağacı 'Kıbrıs ayağa kalktı, statükoyu götürüyor' diye yazdı yapraklarına... Bugünlerde bazıları meydanlara çıkamıyorsa söylediklerine inanmıyorlar demektir. İnanıyorsa çıksın meydanlara.

Kıbrıs Türk halkı büyüyüp, nehir oldu. Yürüdü barışa, sevgiye, demokrasiye. 17'sinde Niyagara Şelalesi gibi gürül gürül sandıklara dolacak. Talat, çözüm diye sandıklardan çıkacak. Dalga dalga Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti'ni kurmak için Türk-Yunan dostluğunu geliştirmek için geleceğiz Yüzde 70'e ulaşacak ve Talat'ı çözüm diye sandıktan çıkaralım."

KIBRIS 14/04/05

 

Gazetecilere Rum engeli

KIBRISLI TÜRKLE EVLEN... KIBRIS gazetesi muhabiri Senem Gök, haber izlemek amacıyla Kermiya sınır kapısından Güneye geçmek isterken Türkiyeli olduğu öne sürülerek ve "Çok merak ediyorsanız, gidin Kıbrıslı biriyle evlenin, öyle gelin" denilerek engellendi

GAZETECİLER BİRLİĞİ İLE BASIN SEN KINADI... Kıbrıs Türk Gazeteciler Birliği ile Basın-Sen olayı kınadı. Basın-Sen Genel Sekreteri Hüseyin Yalyalı, güneyde görev yapmak isteyen meslektaşlarının engellenmesini kabul edemeyeceklerini söyledi

KIBRIS gazetesi muhabiri Senem Gök, "Kıbrıs Cumhuriyeti"ne haber izlemek amacıyla geçmek için Kermiya sınır kapısında Rum görevlilerce engellendi.

Uluslar arası basın kartı sahibi olduğu halde, Türkiyeli olduğu öne sürülerek, geçişine izin verilmeyen gazeteciye üniformalı bir kişinin, "Çok merak ediyorsanız, gidin Kıbrıslı biriyle evlenin ve öyle gelin" dediği bildirildi.

Olayı kınayan Kıbrıs Türk Gazeteciler Birliği ve Basın Emekçileri Sendikası (Basın-Sen) Genel Sekreteri Hüseyin Yalyalı, KKTC'de basına getirilen kısıtlamalarla yıllardır mücadele ettiklerini ancak güneyde görev yapmak isteyen meslektaşlarının engellenmesini de kabul edemeyeceklerini söyledi.

"Basın özgürlüğünde olumlu gelişmeler var"

Basına bilgi veren Hüseyin Yalyalı, gazeteciye sarf edilen sözlere tepki göstererek, konuyu uluslararası basın örgütlerine taşıdıklarını belirtti.

KKTC'de basın alanında yaşanan olumlu gelişmelere değinen Yalyalı, Güneyli gazetecilerin Kuzeye geçtiklerinde eskiden başlayan bir uygulama ile yanlarına Enformasyon Dairesi'nden bir görevli verildiğini anımsattı.

Yalyalı, girişim ve çabalarıyla bu uygulamaya son verileceğini açıkladı.

Hüseyin Yalyalı, basın kartları ile ilgili de gelişme yaşandığını bildirerek, "Kartların sivil toplum örgütlerince verilmesi yönünde bir tüzük çalışması yaptık. Tüzük Başbakan Mehmet Ali Talat'a iletildi. İlk Bakanlar Kurulu toplantısında gündeme gelecek" dedi.

KIBRIS 14/04/05

 

 

KKTC’de en güçlü aday Talat

 

KKTC’de halk Pazar günü, cumhurbaşkanını seçmek için sandık başına gidiyor.

 

NTV

 

15 Nisan 2005—  1983’teki kuruluşundan bu yana KKTC’nin Cumhurbaşkanı olan Rauf Denktaş’ın katılmadığı seçimlerde 9 aday yarışıyor. Seçimlerin en güçlü adayı, Cumhuriyetçi Türk Partisi lideri ve Başbakan Mehmet Ali Talat.

 

CTP lideri Mehmet Ali Talat, seçimi kazanması halinde, izolasyonların kalkması için mücadele edeceğini, bunun çözümün kapısını da açacağını söylüyor.
       Siyasi partilerin de yer alacağı bir danışma mekanizması kuracağını anlatan Talat, bugünkü marjinal çizgizini değiştirmesi halinde, Cumhurbaşkanı Denktaş’ın bilgisinden de yararlanmak isteyeceklerini kaydetti.
       
EROĞLU: EN DENEYİMLİ ADAYIM
       Ana muhalefetteki Ulusal Birlik Partisi’nin lideri Derviş Eroğlu ise, 17 yıl başbakanlık yaptığını ve cumhurbaşkanlığı için en deneyimli aday olduğunu vurguluyor.
       Başbakan ve meclis başkanının CTP’den olduğuna dikkat çeken Eroğlu, halk tüm makamları aynı partide toplamanın sakıncalı olacağının farkına vardı diyor. Eroğlu.”her koşulda çözüm” düşüncesinin de yanlış olduğunu vurguluyor.
       Hükümetin küçük ortağı Demokrat Parti’nin adayı Mustafa Arabacıoğlu ise, Rumların olumsuz tutumundan dolayı kısa vadede çözüm beklemiyor.
       

Talat: Hedefimiz yüzde 60'ın üzerinde oy almak...


      KKTC Başbakanı, Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) Genel Başkanı ve 17 Nisan Pazar günü yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçiminin güçlü adaylarından Mehmet Ali Talat, ''seçimlerde yüzde 60'ın üzerinde oy alarak ilk turda Cumhurbaşkanı seçilmeyi beklediğini'' söyledi.
      KKTC Başbakanlık makamında AA muhabirlerinin sorularını yanıtlayan Talat, önceki gün söylediği ve iktidarın küçük ortağı Demokrat Parti'nin (DP) lideri Serdar Denktaş tarafından eleştirilen ''Cumhurbaşkanlığı seçimi aynı zamanda referandum niteliği taşımaktadır'' sözlerinin hatırlatılması üzerine, halkın bir isim belirleyeceğini ve bu kişinin de politikaları en çok benimsenen isim olacağını kaydetti.
      Seçilecek olan Cumhurbaşkanının dünya tarafından ''toplum lideri'' olarak kabul edildiğini, Cumhurbaşkanının ''Kıbrıs Türk halkının sözcüsü'' olarak görev yaptığını ifade eden Talat, ''Halk bu nedenle o sözcünün politikasını onaylamış olur, dolayısıyla da bir referandum söz konusudur'' diye konuştu.
      Kendisinin nasıl bir çözüm öngördüğünün halk tarafından bilindiğini kaydeden Talat, seçmenler için kendi politikaları açısından bir ''sürprizin'' söz konusu olmadığını, BM sürecine vereceği desteğin süreceğini söyledi. Talat, ''Kazanırsam, bu benim politikalarımın onaylandığını gösterir'' dedi. Talat, Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ikinci tura kalmasını zayıf bir olasılık olarak gördüğünü de belirtti.

 

KÖKLÜ İKTİDAR DEĞİŞİKLİĞİ

      KKTC'de köklü iktidar değişikliği olduğunu söyleyen Talat, son 30 yıl göz önünde bulundurulduğunda, kısa dönemli istisnalar olmakla birlikte, iktidarın ''Denktaş ve Ulusal Birlik Partisi (UBP)'' şeklinde özetlenebileceğini belirtti.
      UPB'nin iktidardan uzaklaştığına, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın da tekrar aday olmamasına dikkat çeken Talat, bu şekilde KKTC'deki son 30 yılı şekillendiren anlayışın ve iktidar yapısının kalıcı biçimde değiştiğini kaydetti.

 

KKTC'DE İLK KEZ CUMHURBAŞKANLIĞI DEVİR TESLİMİ OLACAK

      Talat, KKTC'de ilk kez Cumhurbaşkanlığı devir teslim töreninin yapılacağının hatırlatılması ve nasıl bir prosedür uygulanacağının sorulması üzerine, KKTC Yüksek Seçim Kurulu'nun kesin sonuçları Resmi Gazete'de yayınlamasının ardından Cumhurbaşkanı'nın Meclis'te yemin ederek görevine başlayacağını söyledi.
      Başbakan Talat, olası itirazlar da göz önünde bulundurulursa seçim sonuçlarının 19 Nisan Salı gününden önce Resmi Gazete'de yayımlanmasını beklemediklerini de belirtti.
      Talat, bugüne kadar KKTC Başbakanlık Resmi Konutu'nu kullanmamış, Girne'deki üç katlı evinde ailesiyle birlikte yaşamayı sürdürmüştü. Cumhurbaşkanı seçilmesi durumunda ise çalışma ve oturma mekanlarının birarada olması nedeniyle Cumhurbaşkanlığı Konutu'nu kullanmayı düşündüğünü kaydetti.
     
     İZOLASYONLARIN KALDIRILMASI

      Talat, son dönemde bazı basın organlarında yer alan AB'nin serbest ticaret ve mali yardımlara ilişkin tüzükleri rafa kaldırdığı yönündeki haberleri de değerlendirerek, bu tür haberlerin AB tarafından kamuoyunu yoklamak ve tepki ölçmek amacıyla basına sızdırıldığını kaydetti.
      AB'nin doğrudan ticaretin nasıl sağlanacağına ilişkin çalışmalar yaptığını, sürecin Rum tarafının onayını almak istemeleri nedeniyle geciktiğini söyleyen Talat, Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos'a ''doğrudan ticareti sonsuza kadar engelleyemeyeceği mesajının iletildiği, bunu söyleyenler arasında Yunanistan Dışişleri Bakanı Petros Molivyatis'in de bulunduğunu'' kaydetti.
      ''Böyle bir şeyi asla kabul etmemiz mümkün değil, bundan asla vazgeçmeyiz'' diyen Talat, şöyle devam etti:
      ''Yüzde 65 oranla Kıbrıs Türkü çözüme 'evet' dedikten sonra, onu tecrit etmeye devam etmek kadar haksız bir davranış olamaz. Bu, verilen sözlerden ötedir, bu bir haktır, vazgeçmemiz mümkün değildir. Nasıl ki Rum tarafını Türkiye'nin Gümrük Birliği'ne dahil etmesini istediler, şimdi de Rum bandıralı gemilere limanların açılmasını istiyorlar. Niye istiyorlar bunu? Serbest ticaret için. Peki bizim serbest ticaretimiz nerede? Dolayısıyla, Avrupalıların yaklaşımı mantıklı bir yaklaşım değil. Türkiye ve biz bu konuda çok ısrarcıyız. Türkiye limanlarının Kıbrıs bandıralı gemilere açılması, doğrudan ticaret başlamadan kesinlikle kabul edilemez.''

 

17 NİSAN SONRASI

      Talat, Rum tarafının BM Genel Sekreteri'nin Annan Planı'nda istenilen değişikliklerin yazılı olarak kendisine bildirilmesi çağrısına olumsuz yanıt vermeyi sürdürmesi durumunda, bu şartlar altında görüşmelerin tekrar başlamasının mümkün olmayacağını söyledi.
      Böyle bir durumda, ''izolasyonla mücadele'' konusunda daha yoğun çalışacaklarını belirten Talat, ''Rum tarafı çözüm istemediği sürece kendilerinin esir olarak kalmalarının mümkün olmadığını'' söyledi.
      Talat, ''Görüştüğümüz hiçbir lider, bugüne kadar bize (Rumlar haklıdır) demedi. Bu konudaki doğru politikamızı istikrarlı şekilde yürütebilirsek, izolasyonun tamamen kalkmasına kadar gidilecek'' dedi.
      Rum tarafının çözüme yaklaşmayan tutumunda daha fazla ısrar edemeyecek hale geleceğini ifade eden Talat, şöyle devam etti: ''Avrupa değerlerine uymayan bir Rum yönetimi var, Avrupa değerlerine uyan Türk yönetimi var. Ama ters oldu, onu içeri almış, diğerini dışarıda bırakmış. AB bunun bir anomali olduğunu zaten görüyor, onun içinde gerekli tedbirleri alacaktır.'' Talat, BM Genel Sekreteri'nin harekete geçmesi için kendisinden talepte bulunan bir girişim başlatmayı düşündüğünü belirterek, Serdar Denktaş'ın, ''bu girişimin hükümette görüşülmediğine'' yönelik eleştirilerinin hatırlatılması üzerine de ''Bu konunun hükümetle ilgisi yok, ben Cumhurbaşkanı oluyorum, farkında değil galiba. Cumhurbaşkanı Kıbrıs Türk halkının temsilcisidir, buna hükümet saygı duymak durumundadır'' diye konuştu.
     
     CUMHURBAŞKANI'NIN YETKİLERİNİN ARTIRILMASI VE BAŞKANLIK SİSTEMİ

      Talat, Cumhurbaşkanı'nın yetkilerinin artırılması ya da başkanlık sistemine gidilmesi olasılıklarına ilişkin bir soru üzerine, şunları kaydetti:
      ''Bu konuda benim yapabileceğim fazla bir şey olduğunu sanmıyorum, yanlış anlaşılır, ama Denktaş'tan sonra böyle bir fırsat mantıksız olmaz. Dolayısıyla tartışılıp değerlendirilmesi lazım. Bunun toplum tarafından tartışılması lazım. Kolay bir değişiklik değil, bugün anayasada bir değişiklik yapalım diye yola çıkamazsınız. Güney'de de başkanlık sistemi olduğu için tercih ediliyor, ancak orada da limit yoktur Cumhurbaşkanı görev süresi için. Bu da çok sağlıklı değil. Ancak görünen o ki şimdi başkanlık sistemi daha kolay tartışılacak.'' Talat, Rum tarafında gelecek yıl yapılacak seçimlerin Kıbrıs konusunu nasıl etkileyeceğinin sorulması üzerine de seçimler yaklaştıkça Rum tarafının Türk tarafı ile diyalog içinde görünme arzusunun artacağını, kendisine gelen bilgilere göre Papadopulos'un bu yıl oyalama taktiğini sürdürerek, 2006 yılında seçim öncesinde müzakerelere başlama eğiliminde olduğunu söyledi.

 

Kıbrıs Türkleri, pazar günü 7. kez sandık başına gidiyor...


      Kıbrıs Türkleri son 1,5 yılda, iki genel seçim ve referandum dahil 4. kez sandık başına gitmeye hazırlanıyor. Kıbrıslı Türkler, 1974 Barış Harekatı'nın ardından 7. kez cumhurbaşkanını seçmek için pazar günü sandık başına gidecek.
      Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, 1976 yılında yapılan ilk seçimden 2000 yılına kadar, her 5 yılda bir yapılan 6 seçimde bu makama seçildi. Pazar günü yapılacak ve Denktaş'ın aday olmadığı 7. cumhurbaşkanlığı seçiminde 9 aday yarışacak.
      Kuzey Kıbrıs'ta federe devlet döneminden başlayarak bugüne kadar yapılan 6 cumhurbaşkanlığı seçiminin galibi Rauf Denktaş oldu. 1990 seçimlerine kadar 4 seçimde seçimleri ilk turda kazanan Denktaş'ın 1990'lı yılların başında Ulusal Birlik Partisi (UBP) ile yollarının ayrılması ve UBP Genel Başkanı Derviş Eroğlu'nun 1995'ten itibaren aday olmasıyla, son iki seçim 2. tura kaldı. 1995 yılında yapılan ilk iki turlu seçimde Eroğlu'yla yarışan Denktaş, ikinci turda büyük farkla kazanırken, 2000 yılında yapılan son seçimlerde Eroğlu'nun birinci turun ardından adaylıktan çekilmesiyle Denktaş seçimin galibi oldu.
      KKTC'nin cumhurbaşkanlığı seçimleri açısından seçim tarihi incelendiğinde, Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) ile Toplumcu Kurtuluş Partisi'nin (TKP) kuruluşlarından itibaren 1990 seçimleri hariç tüm seçimlere kendi amblemleriyle katıldıkları da dikkat çekiyor. 1973 yılında kurulan CTP, sol-sağ bloklaşmasının olduğu 1990 seçimleri hariç, tüm seçimlere kendi adayıyla katıldı. İlk seçimlerin yapıldığı 1976 yılında kurulan Toplumcu Kurtuluş Partisi, 1981'den itibaren 1990 dışında her seçime aday gösterdi.
      UBP ise Denktaş'ı önceleri parti adayı olarak, ardından bağımsız aday olarak destekledi, 1995'ten itibaren de ilk kez Denktaş dışında aday göstermeye başladı.
      Seçim sonuçlarına bakıldığında, sol partilerin en büyük başarıyı 1981 yılında yapılan 2. cumhurbaşkanlığı seçimlerinde gösterdikleri dikkat çekiyor. Bu seçimde sol oylardaki yükselmeyle birlikte, Denktaş'ın oy oranında düşüş oldu ve Denktaş bu seçimi yüzde 51.5 oyla kazandı.
      Daha sonra yapılan seçimleri yüzde 65-70'e varan oy oranıyla kazanan Denktaş'ın oy oranı, sağ oyların bölünmesi ve UBP Genel Başkanı Eroğlu'nun da adaylığıyla birlikte 1995'te ilk turda yüzde 40'e kadar indi. İkinci turu yüzde 62 oyla kazanan Denktaş, Eroğlu'nun adaylıktan çekilmesiyle 2000 seçimlerini ikinci tur yapılmadan kazandı.
      Her seçimde aday çıkaran CTP'nin parti olarak grafiği izlendiğinde ise en düşük oyu yüzde 10'la 2000 seçimlerinde aldığı görülüyor.
     
     1976'DA YÜZDE 76.5 İLE DENKTAŞ
      Türk Ajansı-Kıbrıs'ın, Yüksek Seçim Kurulu'nun (YSK) verilerine dayanarak yaptığı derlemeye göre, 1976 yılında yapılan ilk cumhurbaşkanlığı seçiminde 4 aday yarıştı. UBP adayı olarak seçime katılan Rauf Denktaş, yüzde 76.5 oy oranıyla ilk cumhurbaşkanı seçilirken, CTP adayı Ahmet Mithat Berberoğlu yüzde 21.5 oranında oy aldı. Toplam 4 adayın yarıştığı bu seçimde bağımsız adaylar M. Şevki Lusignan 427, Servet Sami Dedeçay da 423 oy aldı.
      1981 seçimlerinde 5 aday yarıştı. TKP'nin adayı Ziya Rızkı, bu seçimde yüzde 30.5 oy alarak, tarihte partisinin aldığı en yüksek oy oranına ulaştı. CTP adayı Özker Özgür de yüzde 12.5 oranında oy aldı ve böylece iki partinin toplamıyla sol oylar ilk kez yüzde 43 oranına yükseldi. Sol oyların yükselmesiyle birlikte, UBP adayı Cumhurbaşkanı Denktaş bu seçimi yüzde 51.5'le kazandı.
      Bu seçime Demokratik Halk Partisi (DHP) adına Hüsamettin Tanyar da katıldı ve yüzde 4.5 oranında oy aldı. 1981 cumhurbaşkanlığı seçimi bu partinin katıldığı ilk ve son seçim oldu. Bağımsız aday Servet Sami Dedeçay ise 180 oy aldı.
      Federe devletten Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ne geçişin, 1983'te devletin ilan edilmesinin ardından, 1985 yılında yapılan seçimi ise Denktaş yüzde 70 oy oranıyla kazandı. Denktaş, ilk kez bu seçime bağımsız olarak katıldı.
      CTP adayı Özker Özgür yüzde 18'de kalırken, TKP adayı Alpay Durduran yüzde 9.5 oranında oy aldı. Toplam 6 adayın katıldığı bu seçimde bağımsızlardan Arif Hasan Tahsin Desem 694, Servet Sami Dedeçay 514 ve Ayhan Kaymak 337 oy aldı.
     
     SAĞ-SOL BLOKLAŞTI
      1990 yılında yapılan 4. cumhurbaşkanlığı seçimi ise, sağ ve sol oyların bloklara ayrıldığı ilk ve tek seçim olarak kayıtlara geçti.
      Cumhurbaşkanı Denktaş, Ulusal Birlik Partisi öncülüğündeki sağın desteğiyle bağımsız aday oldu ve yüzde 66.5 oranında oyla seçimi kazandı.
      CTP ve TKP ile diğer sol güçler ise bu seçimde bağımsız aday İsmail Bozkurt'u destekledi. Bozkurt, bu seçimde yüzde 32 oranında oy aldı.
      Tüm seçimler içinde 3 adaylı tek seçim olan 1990 seçimlerinde Yeni Kıbrıs Partisi (YKP) adına Alpay Durduran da aday oldu ve yüzde 1.2 oranında oy elde etti.
     
     2 TURLU SEÇİM DÖNEMİ
      Seçimlerin ardından sağdaki bölünme, Cumhurbaşkanı Denktaş ile dönemin Başbakanı Derviş Eroğlu'nun yollarının ayrılması ve UBP'nin ikiye bölünerek Demokrat Parti'nin (DP) kurulmasıyla şartlar değişti.
      1995 cumhurbaşkanlığı seçimleri bu şartlarda yapıldı ve Ulusal Birlik Partisi ilk kez Denktaş'a karşı aday çıkardı. Toplam 7 adayın katıldığı bu seçimlerde bağımsız aday Rauf Denktaş ile UBP adayı Derviş Eroğlu arasında kıran kırana yarış oldu ve seçim ilk kez ikinci tura kaldı.
      İlk turda Denktaş, yüzde 40 oranında oyla seçim tarihinin en düşük oyunu aldı. Eroğlu ise ilk turda yüzde 24 oy aldı. Bir hafta sonra yapılan ikinci turu Denktaş yüzde 62 ile kazanırken, Eroğlu yüzde 37.5'te kaldı.
      1995 seçimlerinde CTP adayı Özker Özgür yüzde 19'a yakın oy alırken, TKP adayı Mustafa Akıncı yüzde 14, YKP adına yarışa katılan Alpay Durduran da yüzde 1.7 oranında oy aldı.
      Seçimin bağımsız adayları Ayhan Kaymak'a 349, Sami Güdenoğlu'na da 132 oy verildi.
     
     2000 SEÇİMİ
      KKTC'de 2000 yılında yapılan son cumhurbaşkanlığı seçimlerinde o güne kadar görülmemiş bir durum ortaya çıktı. Bağımsız aday Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, bu seçimde de en güçlü rakip olarak UBP adayı Derviş Eroğlu'yla yarıştı.
      Toplam 8 adayın yarıştığı 2000 seçimlerinde Cumhurbaşkanı Denktaş yüzde 43.6 oy oranıyla seçimi başta tamamlamasına karşın, kazanmak için gereken yüzde 50+1'e ulaşamadı. Eroğlu ise ilk turda yüzde 30'luk oy oranıyla Denktaş'la ikinci turda yarışma şansı elde etti. Ancak bir hafta sonra yapılacak ikinci tur öncesinde Eroğlu adaylıktan çekildiğini açıkladı ve böylece ikinci tur yapılmadan Denktaş'ın cumhurbaşkanlığı ilan edildi.
      2000 cumhurbaşkanlığı seçimlerinde TKP adayı Mustafa Akıncı yüzde 11.6 oranında oy elde ederken, CTP adayı Mehmet Ali Talat yüzde 10 oranındaki oyuyla CTP'nin seçim tarihindeki en düşük oyunu aldı. Yurtsever Birlik Hareketi (YBH) adayı Arif Hasan Tahsin Desem ise yüzde 2.5 oranında oy elde etti.
      Seçimin bağımsız adayları Şener Levent 899, Turgut Afşaroğlu 5 ve Ayhan Kaymak 369 oy aldı.
     
     9 ADAYLI YARIŞ
      KKTC, fırtınalı seçim süreçlerinin ardından pazar günü 7. kez cumhurbaşkanını seçmeye hazırlanıyor. Değişken oy oranına karşın şimdiye kadarki seçimlerin galibi Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın aday olmadığı bu seçimde 9 aday yarışıyor.
      CTP Genel ve Başkanı Başbakan Mehmet Ali Talat, UBP Genel Başkan Derviş Eroğlu, DP Genel Sekreteri Mustafa Arabacıoğlu, TKP Genel Başkanı Hüseyin Angolemli, Yeni Parti (YP) Genel Başkanı Nuri Çevikel, Sosyalist Parti (KSP) adayı Zehra Cengiz, Bağımsız adaylar Zeki Beşiktepeli, Ayhan Kaymak ve Arif Salih Kırdağ'ın aday olduğu seçimde, bir adayın kazanması için yüzde 50'lik oy oranından 1 oy fazla alması gerekiyor.
      Herhangi bir adayın bu orana ulaşamaması halinde en fazla oyu alan 2 aday arasında bir hafta sonra 24 Nisan'da ikinci tur yapılacak.
      Kamuoyu yoklamaları, CTP Genel Başkanı ve Başbakan Talat'ın, seçimi ilk turda kazanacağını gösteriyor.

 

KKTC Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nda devir teslim töreni hazırlıkları...


      KKTC Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nda yeni seçilecek Cumhurbaşkanı için devir teslim töreni hazırlıkları yapılıyor.
      KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın aday olmadığı ve 9 adayın yarıştığı cumhurbaşkanlığı seçimleri 17 Nisan Pazar günü yapılacak. Bu seçimlerde KKTC'nin ikinci Cumhurbaşkanı belirlenecek.
      Denktaş'ın Cumhurbaşkanlığı Sarayı'ndaki kişisel eşyaları ve kitapları büyük ölçüde yeni çalışma ofisine taşındı. Saray'da bir yandan kalan eşyaların taşınması faaliyetleri yürütülürken, bir yandan da bahçede KKTC Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı'na bağlı askerler, devir teslim törenine ilişkin hazırlıklarını sürdürüyorlar.
      AA muhabirlerinin Saray'da ziyaret ettikleri Denktaş, görevinin son gününde basın toplantısı düzenleme niyetinde olduğunu ve KKTC Cumhuriyet Meclisi'ndeki milletvekillerine hitaben konuşma yapacağını açıkladı. Denktaş, konuşmasında ''milletvekillerine yeminlerini hatırlatacağını'' söyledi.

MILLIYET 15/04/05

 

Eroğlu: Talat'ın cumhurbaşkanlığı demokrasi açısından sıkıntı yaratabilir


      KKTC'de ana muhalefet partisi olan Ulusal Birlik Partisi'nin (UBP) lideri ve cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aday olan Derviş Eroğlu, pazar günü yapılacak seçimlerin ikinci tura kalacağını ve KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat ile kendisinin cumhurbaşkanlığı için şanslarının yarı yarıya olduğunu söyledi.
      UBP Genel Merkezi'nde AA muhabirinin sorularını yanıtlayan Eroğlu, KKTC'nin büyük bölümünü gezdiklerini ve seçimlerin ikinci tura kalacağı izlenimini edindiklerini söyledi.
      KKTC'de 20 Şubat'ta yapılan genel seçimlerin hemen ardından cumhurbaşkanlığı seçim sürecinin başlamasının, Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) ve onun lideri Talat'ın lehine bir durum oluşturduğunu kaydetti.
      İki seçim arasında çok az zaman olmasında Talat'ın pay sahibi olduğunu ifade eden Eroğlu, hükümetin 24 Nisan 2004'te Meclis'teki çoğunluğunu yitirmesine karşın, ekim ayına kadar istifa etmediğini hatırlattı ve ''Güzel planlanmış bir olay, CTP'nin hesaplayarak ortaya çıkardığı bir durum bu'' diye konuştu.
      Talat'ın genel seçimlerin rüzgarını arkasına aldığını, ancak ''burada elde ettiği avantajın cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ikinci turunda ortadan kalkacağını'' söyleyen Eroğlu, cumhurbaşkanlığı seçimlerinin 2005 yerine 2006 yılında yapılması ve bir yıl daha başbakanlık yapması durumunda ise ''Talat'ın seçimlerde aday dahi olmayacağını'' öne sürdü.
     
     ''AĞIR AĞIR BAŞKANLIK SİSTEMİ, ARDINDAN DA DİKTATÖRLÜK''
      ''Cumhurbaşkanlığı seçimlerini Talat'ın kazanması olasılığının demokrasi anlamında ciddi sıkıntılara neden olabileceğini düşündüklerini'' söyleyen Eroğlu, ''Cumhurbaşkanlığını CTP'nin kazanması durumunda, başbakanlığı da yönlendirebilecek bir cumhurbaşkanının, önce yavaş yavaş başkanlık sistemine ve ardından diktatörlüğe doğru gidebileceği endişesini taşıyoruz'' diye konuştu.
      Talat hükümetinin Kıbrıs Türk halkında baskı havası yarattığını'' öne süren Eroğlu, ''Bu sindirilmiş hal, uzun süre devam etmez'' dedi ve cumhurbaşkanının ayrı partiden olmasının bazı dengelerin korunması bakımından daha yararlı olacağına inandığını söyledi.
     
     ''KURU SEMPATİ KAZANDIK''
      Eroğlu, referandumdan bu yana KKTC için somut olumlu gelişme olmadığını belirtti ve ''Verilen sözler yerine getirilmedi, kuru sempati kazandık, sözler eyleme dönüşmedi'' dedi.
      AB'nin doğrudan ticarete ilişkin tüzüğü askıya aldığını ve Güney Kıbrıs Rum yönetiminin onayı olmadan bu tüzüğün hayata geçmeyeceğinin anlaşıldığını ifade eden Eroğlu, somut bir kazanım elde edilmemesi durumunda, bir süre sonra çözümsüzlüğün Rum tarafından kaynaklandığının unutulacağını kaydetti.
      Eroğlu, ''Türkiye'nin dahi kabul etmeyeceği değişiklik önerilerinin Talat tarafından kabul edilebileceğini'' de söyledi.
      Kendisinin de adada çözüm istediğini, ancak her şeye ''evet'' demenin doğru olmayacağını kaydeden Eroğlu, ''Arada 'hayır' demesini bilmek lazım, biz de çözüm istiyoruz, AB üyesi olmak istiyoruz, ama tüm haklarımızdan taviz vermenin adı çözüm değil, çözülmektir'' diye konuştu.
     
     DENKTAŞ'IN ZAMANLAMASI
      KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aday olmama kararını yerinde bulduğunu ifade eden Eroğlu, ''şartların değiştiğini ve dıştan esen rüzgarların arttığını'' belirterek, Denktaş'ın KKTC'nin yaşamasını isteyen bir kişi olarak devletin ortadan kalkmasına neden olabilecek herhangi bir belgeye imza atmak istemediğini kaydetti.
      ''Denktaş bir dönem önce bıraksaydı, ben çok daha kolay cumhurbaşkanı olurdum'' diyen Eroğlu, kim cumhurbaşkanı seçilirse seçilsin, o koltukta bir süre Denktaş'ın gölgesi altında kalacağını belirtti.
      Denktaş'ın 60 yıldır siyasetin içinde olduğunu, uzun süre cumhurbaşkanlığı görevini yürüttüğünü, tüm kurum ve kuruluşlarla sıkı işbirliği içinde çalıştığını hatırlatan Eroğlu, ''Bu makama gelecek kişi, bir süre kendisiyle kıyaslanacak. Belli bir müddet sıkıntılar hissedilebilir'' dedi.
      Eroğlu, cumhurbaşkanı seçilememesi durumunda, kendisinin de bir sonraki genel seçimlere parti başkanı olarak katılmayacağını önceden açıkladığına işaret etti ve beş yıl sonrasının UBP kadrolarının yetiştirilmesi için çalışacağını kaydetti.
     
     ''CUMHURBAŞKANLIĞI DENEYİM GEREKTİRİR''
      Eroğlu, 22 yıldır parti başkanlığı yaptığını, 17 yıl da başbakanlık görevini üstlendiğini vurgulayarak, Cumhurbaşkanlığı makamına bu siyasi tecrübelerini düşünerek aday olduğunu söyledi.
      ''Annan planının KKTC toplumunu cephelere böldüğünü'' belirten Eroğlu, ''30 yıllık siyaset deneyimiyle bozulan birlik ve beraberliği ortadan kaldırmak için çalışacağını'' kaydetti.
      ''Cumhurbaşkanlığı makamı deneyim gerektirir'' diyen Eroğlu, Talat'ın bir buçuk yıllık başbakanlık deneyiminin böyle bir görev için yeterli olmayacağını düşündüğünü söyledi.

MILLIYET 15/04/05

 

Denktaş'tan Talat'a: Kıbrıs'ı verirsen kıyamet kopar


LEFKOŞA

Görevinden pazar günü ayrılacak olan KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, ruh halini, "Kimseye kırgın veya bozuk değilim ama endişeliyim" diye tanımlıyor.
Çocukluk dönemi hariç, 80 yıllık ömrünü Kıbrıs davasına adamış bir lider olarak Denktaş, Cumhurbaşkanlığı makamındaki son günlerinde gönül rahatlığı içinde gözükmüyor. Denktaş'ın Cumhurbaşkanlığı görevinden endişeli ayrılmasının nedeni kuşkusuz görevi devralmaya hazırlanan KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat'ın çizgisi. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan tarafından da desteklenen bu çizgi, Denktaş'ın endişe kaynağını oluşturuyor.

"Kıbrıs'ı verme"
"Talat'a, bir siyasi vasiyetiniz var mı?" diye sorduğumuzda, "Hayır" yanıtını veriyor Denktaş:
"Talat'a vasiyetim yok ama ikazım var. Burada ant içeceksin. Bağımsızlığı, egemenliği koruyacağına, devleti yücelteceğine dair ant içeceksin. Dünyanın hiçbir yerinde devletinin başına gelen ve o devleti yok etmeye izin veren bir lider yoktur. Devletten vazgeçmek, vatana ihanet olur, Türkiye'ye ihanet olur. Barış yapmanın tek yolu, bu devletin var olmasıdır. Ben bir devlet bırakıyorum. Eğer bu devletin kıymetini bilmezlerse, Rum'un adayı Türklerden ayıklama sürecini görmezlerse, kötü olur. Elbette bunu görenler olacaktır ve direniş göstereceklerdir. Çünkü süreç bizi yeniden çatışmaya, savaşa götürmektedir."

Kıyamet kopar
Denktaş, Cumhurbaşkanlığı Köşkü'nden ayrılmadan önce bu görevi üstlenmesi beklenen Talat'a şu mesajı da veriyor:
"Eğer, iki egemen halka, iki devlete, iki kesime, iki demokrasiye dayanan bir çözüm bulunmaz ve Rumların istekleri kabul edilerek her şeye evet denilirse, hem Kıbrıs'ta, hem Türkiye'de kıyamet kopar."
Denktaş, "Böyle bir gelişmeye Türkiye'de ve KKTC'de iktidarlar izin verse bile, Türk milleti izin vermez" diyor.

"Güvence Türk gençliğidir"
Denktaş, sadece KKTC için değil, Türkiye için de endişeli görünüyor. AB sürecini değerlendirirken, Türkiye'ye karşı öne sürülen koşulların, "Sevr koşulları" olduğunu söylüyor. "Lozan'ı içine sindiremeyenler Türkiye'nin borçluluğundan, AB'ye girmek istemesinden yararlanarak Sevr koşullarını dayatıyorlar" diye konuşuyor.
Denktaş, "Avrupa Birliği hangi Türkiye'yi almak istiyor?" diye sorduktan sonra, bu sorunun yanıtını şöyle veriyor:
"Kıbrıs'tan vazgeçmiş, Türk-Yunan dengesini kaybetmiş, Ermeni iddialarını kabul etmiş, azınlık olmayan insanlarına azınlık statüsü vermeyi kabullenmiş, dolayısıyla Sevr şartlarını kabul etmiş bir Türkiye'yi almak istiyorlar."
Denktaş, Avrupa Birliği normlarının Atatürkçülük dışında gösterilmesi ve Atatürkçülüğün engel olarak gösterilmesini, "ürkütücü" bulduğunu söyledikten sonra, şu analizi yapıyor:
"Türkiye'nin temelinde Atatürkçülük ve onun ilkeleri vardır ve onu koruyan, onun güvencesi olan Türk ordusu. Avrupa Birliği, Türk ordusunu idare edilebilir duruma getirmek istiyor. Buna dikkat etmek gerekir."
Denktaş, bu kaygısını ifade ettikten sonra Türkiye'nin geleceğinin garantisini üniversiteler ve Türk gençliğinde gördüğünü belirterek, şöyle diyor:
"Türkiye'nin geleceğini, özerkliği korunmuş üniversitelerin rektörlerinde ve onların yetiştireceği Atatürkçü gençlerde görüyorum."
Denktaş, Cumhurbaşkanlığı'ndan, "Dava bitmedi" diyerek ayrılıyor ve ekliyor:
"Keşke bitmiş olsaydı da ben de emekliliğimde hayvanlarımla, çiçeklerimle, köy hayatı yaşasaydım. Ama şartlar bu imkânı bana vermeyecek gibi görünüyor."

FIKRET BILA MILLIYET 15/04/05

 

Denktaş: Yunan darbesi CIA'nın işi


LEFKOŞA

Cumhurbaşkanlığı Sarayı bahçesindeki 'veda turu'nda Denktaş'tan 1968 yılında Karpaz açıklarından bir sürat teknesiyle adaya çıkış serüvenini dinliyoruz: "Teknede üç kişiydik. Nejat Konuk ve Larnakalı İbrahim. Hatay'a gittik. Bize her şeyin hazır olduğu söylenmişti, bir gemiyle adaya 2 mil kadar yaklaşacak ve arkadaki sürat teknesiyle Kıbrıs'a çıkacaktık. İşler daha ilk anda ters gitti, gemi denilen şey, kömür yüklü bir mavnaydı. İskenderun Limanı'ndan çıkmadan motorun kayışı koptu. Mavnada Arapça konuşan iki kişi var, bizi kaçakçı sanmışlar. Sahil güvenlik gelirse bavulları suya atacağımızı falan söylediler. Denize açıldık ama mavna gitmiyor. Sordum, kaç mil yapıyorsunuz diye, saatte 2 mil dediler. Bu hızla gidemezdik. Derhal dönün dedim. Karaya çıktık, sürat teknesini kamyonla limana çektirdik.
İlk girişim başarısız olmuştu. Daha önce adaya paraşütle atlamayı bile teklif etmiştim. Ama 'Tanırlar ve yakalanırsın' diye uyardılar. Vazgeçmiştim. Başka gemi bulduk. İki gece aç susuz bizi Kıbrıs açıklarına getirdi ama 40 mil uzağa bıraktı. Güçlükle karaya çıkabildik. Meğerse Rum bölgesiymiş. Ormana girdik. Bekçi bizi gördü. Teslim olun falan derken ben silahımı çekince kaçtı. Birazdan çevremiz askeri araçlarla kuşatıldı. Silahtaki mermileri boşaltıp attım. Kimliğimizi söylemedim. Köye götürülürken, EOKA'cılar takip etti. Karakoldaki subay beni tanıdı, 'Denktaş'sın sen!.. Makarios seni canlı istiyor. Dr. Küçük de seni yakaladığımı haber alınca bir şişe votkayla bunu kutlayacak' dedi. Sonra Klerides geldi. Herkes beni Klerides'in kurtardığını düşünür. Hiç ilgisi yok. O bana 'Niye geldin?' diye sordu. 'Sen EOKA'cısın, sen olsan gelmez miydin?' cevabını verdim."
Denktaş'a 1974'te Kıbrıs'ta Makarios'a karşı düzenlenen Nikos Sampson darbesini sordum. 'Yunan darbesi' diye itiraz etti. Arkasında 'Amerika ve CIA vardı' diye ekledi. Darbenin 'CIA işi olmasını' Makarios'un Sovyet Rusya'dan aldığı desteğe bağladı. Makarios'un devrilmesi, ABD'nin o tarihlerde 'Kıbrıs'ı Yunanistan'a bağlama' stratejisinin sonucu olarak gerçekleşmiş.
Denktaş, Kıbrıs'ın 'canlı tarihi' gibi. Cumhurbaşkanlığı'na veda ediyor olsa da, balıkçılık ve çiçekçilikle uğraşacak bir 'emeklilik' yaşamıyla günlerini geçireceğe benzemiyor.
"Ömrüm oldukça Kıbrıs davasını savunmaya devam edeceğim" diyor.
Çarşamba akşamı, Gazimağusa'da, Namık Kemal Meydanı'nda Talat'ın mitingini izledik. SOS Grubu 'Saraya... Saraya... Talat ile dünyaya' şarkısını çalıyordu. Gençler, Kuzey Kıbrıs'ın da AB'ye girmesini istiyor. Denktaş, 'Kıbrıs'ı verirseniz, kıyamet kopar' diye uyarıyor.
17 Nisan'dan sonra yeni bir dönem başlıyor.

DERYA SAZAK MILLIYET 15/04/05

 

Kıbrıs'ta 'çözüm', 'vermek' demek

Kıbrıs'ta Gazimağusa'da Namık Kemal'in kapatıldığı zindanın önündeki meydana, ismini vermişler. Meydanın arkasında, tepesine minare inşa edilerek Lala Mustafa Paşa Cami adı verilen eski bir kilise yükseliyor. Akşam ezanı okundu. Meydanda kurulmuş kürsüde "S.O.S. Müzik Grubu" seçim şarkılarını seslendirmeye başladı: "Dileğimiz gerçekleşti sonunda / Hepimize kutlu olsun Avrupa... Dönüş yok geriye / Sesimizden Avrupa inlesin..."
Birazdan Cumhuriyetçi Türk Partisi'nin (CTP) mitingi başlayacak. CTP yandaşları parti bayrakları ve de parti lideri Mehmet Ali Talat'ın resmi olan bayraklarla meydana geliyor. Müzik, gelenleri coşturuyor. Gençlere yaklaştım. Mağusa Maarif Koleji'nden Bahar Tanözü (lise 2), İsmail Emin (lise 3) ve Oktay Yıldırımtürk'le (lise 2) sohbet ettim. İkisinin babası memur. Birinin babası Rum kesiminde işçi. "Bizi ailelerimiz yollamadı. Biz Talat'ı destekliyoruz. Talat bizi Avrupalı yapacak. Denktaş yüzünden olamadık" diyorlar. Ama, nasıl Avupalı olunacağını, anlaşmazlığın nasıl sona ereceğini söyleyemiyorlar. Gençler için Avrupalı olmak, AB pasaportu demek.
Bir süre sonra Mehmet Ali Talat, peşinde büyük kalabalık ile meydana geldi. Meydan bayrak seli oldu. Ben bu kadar coşkulu miting görmedim. Ama, meydana gelenlerin ellerinde KKTC veya Türk bayrağının bulunmamasına üzüldüm.

"Statükocu" Denktaş
Talat'ın, "Kıbrıs Türk'ünü Avrupalı yapacağız. Çözüm dönemi başladı. Statükonun kökünü kazıyacağız" söylemi büyük alkış topladı. "S.O.S. grubunun" seslendirdiği "Saraya... Saraya... Saraya" şarkısıyla alkışlar arasında kürsüden indi. Ertesi sabah "S.O.S. grubunun" sözünü dinleyerek (!) "Saraya gittik"... Eşyalarını toplayan Denktaş'ı son defa "Cumhurbaşkanlığı Sarayı"nda ziyaret ettik.
Denktaş'ın odası boşaltılmış. Odada yeni köpeğiyle oturuyor. "Öbürünün adı Boncuk idi... Bununki ne?" diyerek sordum. "Boncuk... Ama Boncuk II" dedi. "Boncuk II mi?" diye sorunca da kızdı. "Elizabeth I ve II oluyor da Boncuk'lar neden I ve II olmasın?" diye cevapladı.
"Talat dün akşam statükonun kökünü kazıyacağız" dedi. "Statüko nedir?" diyerek söze girdim. "Statüko, Denktaş'tır. Denktaş ise, (1) Egemenliktir, (2) Türkiye Cumhuriyeti'nin garantörlüğüdür, (3) Türk askerinin adada varlığıdır" dedi.
Denktaş'a göre, "Bugünkü durumdan iyisi olamaz. Bugünkü durumun alternatifi azınlık olmak, bağımsızlığı kaybetmek. Bu isteniyorsa 30 yıldır ne için çırpındık? Dikkat ediniz. Kıbrıs'taki Türkleri azınlık durumuna düşürmeyen, Türkiye'nin tüm haklarını yok etmeyen hiçbir anlaşmaya Rum tarafı evet demeyecektir" dedi.

Talat'ın işi zor
"Talat'a nasihatiniz olacak mı?" sorusunu Denktaş şöyle cevapladı: "Nasihatim değil vasiyetim olacak. Diyeceğim ki, cumhurbaşkanı olarak ant içeceksin. Bağımsızlığı, egemenliği korumak için söz vereceksin. Dünyanın hiçbir yerinde bir lider devletini yok etmek için cumhurbaşkanı olmaz. Böyle davranış ihanet olur."
Talat ve Denktaş'ı dinledikten sonra şunu gördüm. Denktaş, "gerçekçi" yaklaşımla "çözümsüzlüğü" anlatmaya çalışıyor. Bu nedenle "olumsuzluğu" temsil ediyor. Talat ise, nasıl olacağını söylemeden veya bilmeden halka Avrupalı olmayı kısa sürede "uzlaşma, çözüm ve barış" vaat ediyor. Halk olumsuzluktan bıkmış. Olumlu söylemin alıcısı çok. Özellikle gençler vaatlere kolay inanıyor. Bizim tarafta "çözüm ve uzlaşma" gündemin tamamını oluşturuyor. Bu nedenle ekonomiyle ilgilenmeye zaman bulamıyor.
Halbuki öbür tarafın böyle bir derdi yok. İsteyene pasaport veriyor. İsteyene iş... Sınırı açmış. Türklere hiçbir "taviz" vermeden, yavaş yavaş entegrasyonu gerçekleştirme bekleyişine girmiş. Açık anlatımıyla, Rauf Denktaş cumhurbaşkanlığından ayrılsa da işi bitmeyecek. Ağırlığı sürecek. Mehmet Ali Talat cumhurbaşkanı olunca vaatlerini yerine getirmekte çok ama çok zorlanacak.

GUNGOR URAS MILLIYET 15/04/2005

 

Papadopulos niye geldi, Denktaş niye gidiyor?

Erdal Güven

RADIKAL 15/04/05

Liderlerin, özellikle de halk oyuyla seçilen cumhurbaşkanlarının temsil gücü, dolayısıyla da demokratik meşruiyeti, toplumla, en azından toplumun çoğunluğuyla aralarındaki uzlaşmaya dayanır. Bu uzlaşma, liderin, toplumun ihtiyaçlarına, isteklerine, beklentilerine karşılık vermesi üzerine kurgulanır. Bu kurgu bozulup uzlaşma ortadan kalktığında toplum değiştirilemeyeceğine göre, liderin değiştirilmesi gerekir.
Bu pazar günü Kuzey Kıbrıs'ta yapılacak seçimlerle Denktaş'ın cumhurbaşkanlığı, daha da önemlisi toplum liderliği 'resmen' sona eriyor. Resmeni özellikle vurguluyorum; ne de olsa fiilen Denktaş'ın Aralık 2003 milletvekili seçimlerinde sarsılan toplum liderliği Kuzey Kıbrıs'ta Annan Planı için referandum yapıldığı gün, yani 24 Nisan 2004'te sona erdi. Çünkü, Denktaş'ın var gücüyle 'Hayır' kampanyası yürütmesine karşın, o gün toplumun yüzde 65'i referandumda 'Evet' oyu kullandı. Denktaş, çözümsüzlük ve KKTC derken, toplumun çoğunluğu çözüm ve AB dedi. Dolayısıyla Kuzey Kıbrıs'ta lider ile toplumun çoğunluğu arasında, yukarıda sözünü ettiğim kurgu bozulmuş, uzlaşı ortadan kalkmıştı. Fiili durum bugün resmileşiyor ve Denktaş gidiyor.
Gelgelelim, Kuzey Kıbrıs'ta toplum-lider ilişkisi yeniden kurgulanırken, Güney Kıbrıs'ta toplum, liderini değiştirdi. Annan Planı temelinde federalizm ve yeniden birleşme diyen Kleridis, toplumunun çoğunluğuyla ters düştü. Çünkü toplumun çoğunluğu, Annan Planı'nın, ihtiyaç, istek ve beklentilerini karşılamadığına kanaat getirmişti ve ünitarizm ve entegrasyon diyen Papadopulos'u lider seçti.
Denktaş, toplumuna 'Hayır' çağrısı yapıp 'Evet'le karşılaşırken, Papadopulos 'Hayır' çağrısı yapıp umduğundan da güçlü bir 'Hayır' elde etti. Bu bağlamda Denktaş'ın aksine Papadopulos'un toplum liderliği bugün itibarıyla sorgulanabilecek durumda değil. Yakın gelecekte de sorgulanabilecek gibi görünmüyor.
Kısaca ve kabaca anlattığım Kıbrıs'ın her iki tarafındaki toplum-lider dinamiği, gerek bugün bulunduğumuz noktayı kavrayabilmek, gerekse bu noktadan nereye gidilebileceğini öngörebilmenin kılavuzlarından biri.
Kıbrıslı akademisyen Niyazi Kızılyürek'in İletişim Yayınları'ndan çıkan 'Doğmamış Bir Devletin Tarihi: Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti' adlı kitabı, tam da bu dinamiği işliyor.
Yapacağım iki alıntı, bu yazının başlığındaki soruya yanıt ve çok daha fazlasına ipucu niteliğinde:
"Kıbrıs Rum toplumunda... realistler ile ret cephesi şeklinde devam eden farklılık, Papadopulos'un AKEL'in desteğiyle iktidara gelmesiyle ve Annan Planı'nın 'birlik ve beraberlik' içinde reddedilmesiyle son buldu. (...) Böylece Kıbrıs Rum toplumunda siyasi güçler arasında 1960 yılında başlayan bölünme, 2004'te 'Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti'ne karşı oluşturulan 'kutsal ittifak'la son buldu. (...) Burada söz konusu olan, neomilliyetçi bir akımın toplumun en geniş kesimlerini kucaklamasıdır. (...)
İçinde bulunduğumuz dönemde 'baş çelişki' Kıbrıs Cumhuriyeti ile Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti arasındadır. Bu durum, siyasi ittifakların yeniden gözden geçirilmesini gerektirmektedir. Eskiden Türk ayrılıkçılığına karşı Kıbrıs'ta siyasi birlik oluşturmak isteyenler, bugün eğer siyasi birlik sağlamak istiyorlarsa, bunu Kıbrıs Cumhuriyeti'ne karşı Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti'ni savunmakla yapabilirler."
"Denktaş ve onun temsil ettiği Türk milliyetçiliği 1974 yılından beri Kuzey Kıbrıs'ta 'iktidar' olmasına karşın hegemonya oluşturmada başarılı olamadı. (...) Kıbrıs Türk solu (...) toplumun geniş kesimlerine yayılan bir kimlik, demokrasi ve barış duyarlılığının yerleşmesine öncülük etti. Kıbrıslı Türkleri, Avrupa Birliği dışında bırakan Denktaş'ı, 'halksız lider' durumuna düşüren de bu duyarlılık oldu. Bu duyarlılık ayrıca Denktaş'ın neden kendi halkına sırt çevirerek 'Anadolu halkına' sığındığını izah etmektedir. Halk aslında bir dönemin liderini, sürgüne göndermeye hazırlanıyordu. Çünkü halkın 'biz' dediği olgunun içinde artık Denktaş yoktu."

Tazmin komisyonuna "yeşil ışık" yakılmadı

DAÜ Hukuk Fakültesi öğretim görevlisi Dr. Adaoğlu, AİHM'nin Kıbrıslı Rum Arestis'in Türkiye aleyhine yaptığı mülkiyet başvurusunu "kabul edilebilir" bulma kararını değerlendirdi:

Tazmin komisyonuna "yeşil ışık" yakılmadı

"YEŞİL IŞIK BİZİM KALDIRABİLECEĞİMİZ BİR IŞIK DEGİLDİR"  DAÜ Hukuk Fakültesi öğretim görevlisi Dr. Adaoğlu, KKTC'de kurulan ve Rumların mal mülk iddialarını araştırmakla görevlendirilen tazmin komisyonuna "yeşil ışık" yakılmadığını söyledi. Dr. Adaoğlu, mahkemece komisyonda yapılması öngörülen düzenlemelerin KKTC anayasal hukuk sisteminin değiştirilmesini ve 1960 tapularının tanınmasını gerektirdiğini belirtti

"TÜRK TARAFININ TÜM İDDİALARI MAHKEMECE REDDEDİLDİ" Dr. Adaoğlu

AİHM'nin, Kıbrıslı Rum Myra Ksenides-Arestis'in Türkiye aleyhine yaptığı mülkiyet başvurusunu "kabul edilebilir" ilan etmesinin, Kıbrıslı Türklerin "evet" Kıbrıslı Rumların ise "hayır" dediği referandum sonrasında Türk tarafının mülkiyet konusundaki tüm tezlerinin reddedilmesi anlamına geldiğini söyledi

"BU NOKTAYA ASLINDA BİZ KENDİMİZ GELDİK" . Kıbrıs sorunun çözümünün ana parametresi olan mal-mülk konusunda çok karmaşık bir noktaya gelindiğini ifade eden Dr. Adaoğlu, "Bu noktaya aslında biz kendimiz geldik. Çok karmaşık bir mal-mülk düzeni kurarsak belki yanımıza kaldır diye düşündük, ancak bu ne kadar karmaşık da olsa yanımıza kalmıyor. Bireysel ödemeyle bile karşı karşıya kalıyoruz" dedi

Anıl IŞIK

Doğu Akdeniz Üniversitesi (DAÜ) Hukuk Fakültesi öğretim görevlisi Dr. Hacer Soykan Adaoğlu, KKTC'de kurulan ve Rumların mal mülk iddialarını araştırmakla görevlendirilen tazmin komisyonuna "yeşil ışık" yakılmadığını söyledi.

Dr. Adaoğlu, Türk basınında KKTC'de kurulan tazmin komisyonunun eksikliklerini tamamlaması halinde kabul edilebileceği yönünde karar almasının tazmin komisyonuna "yeşil ışık" yakıldığı yönünde yorumlanmasının doğru bir yorumlama olmadığını vurguladı.

"Tazmin komisyonuna yakılan 'yeşil ışık' bizim kaldırabileceğimiz bir ışık değildir" diyen Dr. Adaoğlu, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) tarafından tazmin komisyonunda yapılması öngörülen düzenlemelerin anayasal hukuk sisteminin değiştirilmesini ve KKTC tarafından 1960 tapularının tanınmasını gerektirdiğini belirtti.

Dr. Adaoğlu ayrıca AİHM'nin Kıbrıslı Rum Myra Ksenides-Arestis'in Türkiye aleyhine yaptığı mülkiyet başvurusunu "kabul edilebilir" ilan etmesinin, Kıbrıslı Türklerin "evet" Kıbrıslı Rumların ise "hayır" dediği referandum sonrasında Türk tarafının mülkiyet konusundaki tüm tezlerinin reddedilmesi anlamına geldiğini söyledi.

Dr. Adaoğlu, AİHM'in bu yönde karar almasıyla, Türk tarafının, KKTC'de kurulan tazmin komisyonunun kabul edilir bulunması, AİHM'nin Annan planındaki mal mülk düzenlemesine müdahale etmemesi ve son olarak da adanın kuzeyindeki etkili kontrolün Türkiye'de olmadığının tespit edilmesi yönündeki beklentilerinin reddedildiğini söyledi.

Dr. Adaoğlu, Arestis davasıyla ilgili kararın, Türkiye'nin hâlâ adanın kuzeyindeki etkili kontrolünün devam ettiğini ve tazmin komisyonunun "etkili" ve "yetkili" olmadığını tespit ettiğini kaydetti. Dr. Adaoğlu, "pilot dava" olarak seçilen Arestis davasının, benzer davalara emsal teşkil etmesi açısından önemli olduğunu da ifade etti.

DAÜ Hukuk Fakültesi öğretim görevlisi Dr. Hacer Soykan Adaoğlu, AİHM Kıbrıslı Rumların Türkiye aleyhine yapılan şikayetlerde "pilot dava" seçilen başvurunun esastan incelemesinin "kabul edilebilir" bulunması ve tazmin komisyonunun etkili bir iç hukuk yolu olmadığı yönündeki kararını değerlendirdi.

AİHM Kıbrıslı Rum Myra Ksenides-Arestis'in Maraş bölgesindeki mallarını geri almak için Türkiye'ye karşı Strasbourg'da yaptığı mülkiyet başvurusunu "kabul edilebilir" ilan etmişti.

AİHM bununla birlikte KKTC'de kurulan tazmin komisyonunun da etkin bir iç hukuk yolu olmadığını ifade ederek, tazmin komisyonun belli kriterlere uyması gerektiğini de vurgulamıştı.

"AİHM'nin davanın esasına ilişkin

kararını önceden kestirebiliriz"

Dr. Adaoğlu, AİHM'in Arestis davasının esasına yönelik olarak vereceği kararın önceden kestirebileceğini ifade ederek, şöyle konuştu:

"Geçmişte Loizidu kararı var. Bu açıdan AİHM'nin içerik açısından söz konusu davanın esasına ilişkin vereceği kararın ne olacağını önceden kestirebiliriz. Loizidu kararında olduğu gibi - şartlarda değişmediği için - kişinin mülkiyet hakkına sahip olduğu ve bu hakkının Türkiye tarafından ihlâl edildiği tespit edilirse, esasa ilişkin olarak Loizidu davasında verdiği karardan farklı bir karar vermeyecektir."

"Türk tarafının üç tezi de reddedildi"

Dr. Hacer Adaoğlu, Arestis kararıyla, referandum ardından mülkiyet konusunda Türk tarafının ortaya koyduğu tüm tezlerinin ve beklentilerinin reddedildiğini ifade etti.

Türk tarafının üç beklentisi olduğuna işaret eden Dr. Adaoğlu, Türk tarafının, KKTC'de kurulan tazmin komisyonunun kabul edilir bulunması, AİHM'nin Annan planındaki mal-mülk düzenlemesine müdahale etmemesi ve son olarak da adanın kuzeyindeki etkili kontrolün Türkiye'de olmadığının tespit edilmesi yönündeki beklentilerinin mahkeme tarafından kabul görmediğini söyledi.

Dr. Adaoğlu şöyle konuştu:

"AİHM'in telkinleriyle kurulan tazmin komisyonu kabul edilebilir bir iç hukuk yolu olarak uygun görülmedi. Türk tarafının ikinci beklentisi olan, AİHM'nin söz konusu davaların esasına ilişkin karar alarak uluslararası kamuoyu tarafından kabul gören Annan planındaki mal-mülk düzenlemesine müdahale etmemesi iddiası da reddedildi. Türk tarafının Annan planını iki eşit toplumun görüştüğünü ve adada artık yeni bir durum oluştuğu iddiası da reddedilerek, Türkiye'nin kuzeyde etkili kontrolünün devam edildiği tespit edildi."

Dr. Adaoğlu konuşmasına şöyle devam etti:

"Mahkeme, bu iddiaların hiçbirini kabul etmedi. AİHM, Annan planının yürürlüğe girmediğini ve bu nedenle mahkeme tarafından göz önüne alınacak bir metin olmadığını ifade etti. İkinci olarak ise, Annan planında iki toplumu eşit tutan sistemin geleceğe yönelik bir sistem olduğu ve bugün ise Türkiye'nin etkili kontrolünün ortadan kalmadığı, özellikle askeri kontrolün hâlâ Türkiye'de olduğu belirtildi. Mahkemenin Türkiye'nin etkili kontrol tespitini yaptığı unsurların hâlâ devam ettiği kaydedildi. Mahkeme, ayrıca Türk tarafının Rumların Annan planına "hayır" dediği için mevcut durumun devamını istediği ve artık mal-mülk durumundan vazgeçtiği yönündeki iddiasını da kabul etmedi. Mahkeme, referandumda "hayır" denmesinin bu kişilerin insan hakları ihlalleriyle karşılaşacakları anlamına gelemediğini ifade ederek, Türk tarafının iddialarını çürüttü."

Dr. Adaoğlu, tazmin komisyonunun kabul edilmiş olmasının "zaman kazanılması" dışında pratikte bir şey kazandırmayacağını vurgulayarak, "öngöreceğiniz tazminat ve hukuki koruma Avrupa İnsan Hakları standardında değilse yine AİHM'ye gidecekti" diye konuştu.

"Biz, bu yakılan yeşil

ışığı kaldıramayız"

Tazmin komisyon ile ilgili olarak Dr. Adaoğlu, AİHM'nin kendi telkiniyle kurulan tazmin komisyonunu "yeterli" ve "etkili" bir komisyon yolu olmaması neniyle iç hukuk yolunu tüketmeye gerek olmadığını belirttiğini söyledi.

Dr. Adaoğlu, "bir iç hukuk düzenlemesi "yetkili" ve "etkili" değilse, bireyler bunu tüketmeden de AİHM'e başvurabilir" diye konuştu.

Tazmin Komisyonu'nda gerekli düzenlemelerin yapılması halinde kabul edilebileceğinin ifade edilmesinin "tazmin komisyonuna yeşil ışık" yakıldığı yönünde yorumlandığını ifade eden Adaoğlu şöyle konuştu:

"Bu yeşil ışık, bizim kaldırabileceğimiz bir yeşil ışık değildir, çünkü komisyonun öngördüğü koruma sistemi mülkiyet haklarını koruyan bir sistem değildir. Söz konusu komisyon, kişinin mülkiyet hakkını tazmin ediyor, ancak mülkiyet hakkını iade etmiyor. Biz kamulaştırmayla dayanan anayasa maddemize göre, bu komisyonu kurarak mülkiyetin kamulaştırma bedelini ödüyoruz. Kamulaştırma bedelinin ödenmesi ise bir anlamada mülkiyet hakkının alınması demektir. Ancak AİHM, bunu kabul etmiyor ve tazminatın kişilerin mal üzerindeki haklarını koruyucu bir tazminat olması gerektiğini vurguluyor. Ancak KKTC'de kurulan komisyonda öngörülen tazminat mal üzerindeki hakkı korumuyor. KKTC olarak 1960 tapularını da tanımayacağımıza göre AİHM'nin bize yaktığı yeşil ışık elimize alıp gidebileceğimiz bir yeşil ışık değildir."

"Komisyonunun, yetkisi ve

oluşumuyla ilgili sorunlar var"

Arestis davasında ayrıca kişilerin serbest dolaşımıyla ilgili bir iddianın da söz konusu olduğunu belirten Dr. Adaoğlu, Arestis'in "Türkiye'nin kendi ülkemde serbest dolaşım hakkım engelliyor" iddiasında da bulunduğuna işaret ederek, AİHM'nin tazmin komisyonun buna ilişkin herhangi bir düzenleme öngörmediğini ifade ettiğini söyledi.

Dr. Adaoğlu, tazmin komisyonunun öngördüğü tazminat sisteminin sadece taşınmaz mallara ve maddi

zararlara ilişkin olduğunu, manevi tazminat öngörmediğini vurguladı.

Türk tarafının mahkemece kabul görmeyen diğer bir iddiasının ise mal sahibi Kıbrıslı Rum Arestis malın gerçek sahibi olmamasına ilişkin olduğuna işaret eden Dr. Adaoğlu, Türk tarafının bunla ilgili mahkemeye resmi bir belge sunmadığını ve bu nedenle bu konuda Rum tarafının iddiasını geçerli bulduğunu belirtti. Adaoğlu Türk tarafının bu yönde belge sunmasına rağmen söz konusu durumun değişmeyeceğini, Arestis'in mal sahibi olmamasına rağmen hâlâ malı kullanma ve serbest dolaşım hakkının engellendiği gerekçesiyle tazminat talep edebileceğini ifade etti.

AİHM'nin, tazmin komisyonun üyelerinin kuzeyde Rum malları üzerinde oturmasının "çıkar çatışması" hususu oluşturduğunu ifade ettiğini belirten Dr. Adaoğlu, Türk tarafının mahkemenin bu yöndeki açıklamasına yanıt vermediğini ve böylece mahkemenin de karşı tarafın iddiasını kabul ettiğini belirtti. Dr. Adaoğlu, mahkemenin, "komisyon devam edecekse ve güvenilir olacaksa uluslararası bir oluşumu olması" önerisinde bulunduğuna işaret etti.

AİHM'nin, tazmin komisyonunu, hem oluşumu, hem öngördüğü tazmin sistemi hem de mülkiyet haklarını tam korumadığı gerekçesiyle yetersiz bulduğuna işaret eden Dr. Adaoğlu, öngörülen değişikliklerin şu anki hukuki yapısı çerçevesinde yapılmasının da mümkün olmadığına dikkat çekerek, "Bu açıdan yeşil ışıktan bahsedemeyiz" dedi.

"Loizidu davası yine gündeme gelecek"

Loizidu davasında Türkiye'nin Loizidu'nun kuzeydeki mülkünün kullanım hakkının engellemesinden dolayı tazminat ödemeye mahkum edildiğini, ancak Loizidu'nun mülkiyet hakkının iade edilmesi kararının bu yıl yeniden görüşüleceğini anımsatan Dr. Adaoğlu, bu konudaki kararın Avrupa Konseyi'nin karar alma organı Bakanlar Komitesi'nde alacağını kaydetti.

Loizidu, söz konusu davaların Türkiye'nin aleyhine sonuçlanması ve Türkiye'nin öngörülen tazminatı ödememesi halinde Avrupa İnsan Hakları kararlarını ihlal etmekle suçlanacağını ve AB'ye katılım müzakerelerin askıya alınmasının söz konusu olabileceğini vurguladı.

Dr. Hacer Adaoğlu, Rum tarafının Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi'nde Türkiye aleyhine, Avrupa İnsan Haklarını uygulamayarak ihlal ettiğine dair bir ara karar alması yönündeki talebinin kabul edilmediğine de dikkat çekti.

"Karmaşık mülk düzeni kurarsak

yanımıza kaldır diye düşündük"

Dr. Adaoğlu, "Kıbrıs sorunun çözümünün ana parametresi olan mal-mülk konusunu bu şekilde parça parça çözmek ne kadar etkili bunu göreceğiz. Kurulacak yeni mal-mülk düzeni mevcut düzeni tamamen ortadan kaldırarak yeni bir düzen kuracak" diye konuştu.

Loizidu, Orams ve Arestis davalarının uluslararası hukuk açısından KKTC tapularının hiçbir geçerliliği bulunmadığını ortaya koyduğunu ifade eden Dr. Adaoğlu şöyle konuştu:

"Annan planı yine bir nebze KKTC tapularına geçerlilik tanıyordu. KKTC tapusunu tutuyorsanız, eşdeğerden aldıysanız, bir tanıma söz konusuydu, ancak uluslararası, AİHM kararları ve Orams davası bizim iç hukuktaki tapuların geçersizliğini gösteriyor. Çok karmaşık noktadayız. Bu noktaya aslında biz geldik. Çok karmaşık bir mal-mülk düzeni kurarsak belki yanımıza kaldır diye düşündük, ancak bu ne kadar karmaşık da olsa yanımıza kalmıyor. Bireysel ödeme ile bile karşı karşıya kalıyoruz. Belirsiz bir ortam yaratıyor ve bu belirsiz ortama gelmeyi tercih etmeyen yabacı sermaye için daha da olumsuz bir ortam yaratıyor."

KIBRIS 15/04/05

 

Arasta esnafının yüzü gülüyor

Rumlar Türk çarşılarından yaptıkları alışverişle ekonomiye büyük gelir sağlıyor. Lefkoşa Arasta esnafı da Güney Kıbrıs'tan alışveriş için gelenlerin ilgisinden oldukça memnun

Arasta esnafının yüzü gülüyor

NE KADAR GELİR SAĞLANIYOR?... Kuzey Kıbrıs'tan, sınır komşumuz Güney Kıbrıs'a mal satışında rakamlar beklenenin altında gerçekleşti ama, Rum vatandaşlar çarşılarımıza yüklü miktarda tonlarca para akıtıyor. Ancak sınır kapılarının açılmasının ardından ülkeye ne kadar para akışının sağlandığı ile ilgili bir veri ağı henüz oluşturulmuş değil

2005 SONUNDA İSTATİSTİK ÇALIŞMA YAPILACAK Ekonomi ve Turizm Bakanı Derviş Kemal Deniz, 2005 yılının sonunda yapılacak istatistik araştırma ve firmaların satış rakamlarının belirlenmesiyle, çarşımıza ne kadar miktarın aktarıldığı ve kaydığının hesabının tutulacağını açıkladı

ESNAF: LOKMACI AÇILMALI Lokmacı Barikatı'nın açılması gerektiğini vurgulayan esnaf, "Kapıların açılmasının ardından Rumlar Arasta'ya gelerek bol bol alışveriş yapıyor. Ancak bu bizim için yeterli değil. Lokmacı Barikatı açılır ve sadece Rumların değil, Güney Kıbrıs'a gelen turistlerin de kuzeye geçmesi sağlanırsa, daha fazla kazanç elde edilebilir" diye konuştu.

Gizem ÖZGEÇ

Sınır kapılarının açılması, en çok, yıllardır insan yüzü görmeyen Arasta esnafını memnun etti.

Rum vatandaşlar Türk çarşılarından yaptıkları alışverişle, Kuzey Kıbrıs ekonomisine büyük ölçüde katkıda bulunurken, özellikle Lefkoşa Arasta esnafı Güney Kıbrıs'tan alışveriş için gelen vatandaşların ilgisinden tatminkar görünüyor.

Kuzey Kıbrıs'tan, sınır komşumuz Güney Kıbrıs'a mal satışında rakamlar beklenenin altında gerçekleşti ama Rumlar vatandaşlar çarşılarımıza yüklü miktarda para akıtıyor. Ancak sınır kapılarının açılmasının ardından ülkeye ne kadar para akışının sağlandığı ile ilgili bir veri ağı henüz oluşturulmadı.

Ekonomi ve Turizm Bakanı Derviş Kemal Deniz, 2005 yılının sonunda yapılacak istatistik araştırma ve firmaların satış rakamlarının belirlenmesiyle, ne kadar miktarın aktarıldığının ve kaydığının hesabının tutulacağını açıkladı.

Maliye Bakanlığı ve bakanlığa bağlı Ticaret Dairesi yetkilileri tarafından yapılan açıklamalarda da, Yeşil Hat Tüzüğü çerçevesinde düzenlemelerin var olduğu, ancak karşılıklı geçişlerde yapılan alışverişlere dair bir veri tabanının bulunmadığı açıklandı.

Konfeksiyona ilgi büyük

 

Yıllardır yeterli satış yapamamaktan yakınan Lefkoşa Arasta esnafının yüzü, şimdi Rumlartın fiyatları da ucuz bularak, bolca alışveriş yapmasıyla gülüyor. Güney Kıbrıs'taki tatil günlerini fırsat bilerek çarşılara akın eden Rumlar, özellikle kot pantolon , t-shirt ve kazak gibi konfeksiyon ürünlerine büyük ilgi gösteriyor.

Rumlar sadece çarşı mağazalarına değil, haftanın belli günlerinde kurulan açık pazarlardan da bolca alışveriş yapıyor.

Para akışının kaydı yok

Son olarak Dış Ticaret Tüzüğü'nde yapılan değişikliğe göre, şahısların, sınır kapısından geçiş yaparken, 135 eurodan daha fazla alışveriş yapmamış olması gerekiyor.

Ancak Rumların kapılar açıldıktan sonra, yaptığı alışverişin ülkeye ne kadar ekonomik artısı olduğu bilinmiyor. İhracat ve ithalatla ilgili bilgiler, yetkili merciler tarafından saptanmışken, karşılıklı geçişlerde toplamda ne kadar para bırakıldığından kimsenin haberi yok. Ancak yetkililer tarafından yapılan açıklamalarda, bu rakamın oldukça yüksek olduğunun tahmin edildiği söylendi.

Esnaf Lokmacı'yı yıkmak istiyor

KIBRIS'a konuşan Arasta esnafı, Kıbrıslı Türklerin çarşıya ilgi göstermediğini, aksine Rumların tüm şovenist yaklaşımları geride bırakarak hemen hemen her gün kuzeyden alışveriş yaptığını söyledi.

Özellikle konfeksiyon ürünlerine ilgi gösteren Rumların, tatil günleri olan cumartesi ve çarşambaları çarşıya akın ettikleri görülüyor.

Esnaf, otuz yıldır iş yapamayan dükkan sahiplerinin, var olan kalabalık nedeniyle bile mutlu olduğunu ifade etti.

Lokmacı Barikatı'nın açılması gerektiğini de vurgulayan esnaf, "Kendi vatandaşımızın çarşıya ilgisi yok, gelip alışveriş yapmıyor. Kapıların açılmasının ardından Rumlar Arasta'ya gelerek bol bol alışveriş yapıyor. Ancak bu bizim için yeterli değil. Lokmacı barikatı da açılır ve sadece Rumların değil, Güney Kıbrıs'a gelen turistlerin de gelmesi sağlanırsa, daha fazla kazanç elde edilebilir" diye konuştu.

 

Deniz: "İstatistik çalışma yapılacak"

Ekonomi ve Turizm Bakanı Derviş Kemal Deniz, önceki gün düzenlediği basın toplantısında, alışveriş miktarının 135 Euro olarak belirlenmesinin, esnafı ve iş adamını rahatlattığını söyledi.

Deniz, ellerinde kesin veri bulunmadığını belirterek, "Bu yılın sonunda yapılacak istatistik araştırmalar ve firmaların satış rakamları, çarşımıza ne kadar para aktarıldığını ortaya koyacak" dedi.

 

Tulga: Lokmacı'nın açılması limanlar konusu kadar önemli

Kıbrıs Türk Esnaf ve Zanaatkarlar Odası Başkanı Hürrem Tulga ise, kayıt yapılmamasına karşın, Rumların kuzeye büyük rakamlarda para bıraktığının görüldüğünü kaydetti.

Tulga, otoriteler arası çatışmaların halen iki toplumun yakınlaşmasını etkilediğine dikkat çekerek, "Surlar içinin en büyük alıcıları Rumlardır. Şovenizmi takmadan, fiyat avantajından dolayı rahat alışveriş yapıyorlar" diye konuştu.

Lokmacı Barikatı'nın açılmasının izolasyonların kırılması noktasında işlevi bulunduğunu belirten Tulga, barikatın açılmasının, en az limanların doğrudan ticarete açılması kadar önemli olduğunu söyledi. Tulga, "İzolasyonları kırma hedefiyle, Lokmacı derhal açılmalıdır" dedi.

 

Esnaf ne dedi? Esnaf ne dedi? Esnaf ne dedi? Esnaf ne dedi? Esnaf ne dedi? Esnaf ne dedi? Esnaf ne dedi?

İbrahim Asaoğlu (Asaoğlu LTD):

"Çok sayıda Rum hemen hemen her gün gelerek alışveriş yapıyor. İlgiden oldukça memnunuz. EOKA'nın kuruluş yıldönümünde bile çarşıda Türk'ten fazla Rum vardı. Bizi kendi vatandaşımız değil, Rumlar daha fazla destekliyor. Ama bu da yeterli değil, daha fazla satış yapmak istiyoruz. Lokmacı Barikatı açılmalı ve esnaf daha da rahatlatılmalı"

 

Ali Semavi:

"Rum tarafından gelen vatandaşların alışverişinden çok mutluyuz. Konfeksiyona büyük ölçüde talepleri var. Ayakkabı almıyorlar. Sahte ve ucuz ürünleri tercih ediyorlar. Kıbrıslı vatandaşlar neredeyse hiç gelmiyor. Devlet Arasta'ya ilgi göstererek bakım yaparsa belki yerliler de bizden alışveriş yapabilir. Özellikle Lolmacı Barikatı'nın açılması artık gündeme gelmelidir"

Ayla Özkan (Edal Giyim):

"Rumlar kapılar açıldıktan sonra Arasta'ya çok sık geliyorlar. Türklere oranla daha fazla ilgi gösteriyorlar. Ama Lokmacı Barikatı açılırsa daha da fazla satış olacaktır. Çok pazarlık yapıyorlar ama bol miktarda

mal alıyorlarlar... Kazancımız iyi oluyor. Daha çok kot pantolon ve bluz alıyorlar. Arasta'ya gereken önem verilirse, katkı tüm ülkeye olacaktır"

Göksel Düzgün (Lefkonuklu Ticaret):

"Satışlardan ve Rum vatandaşların ilgisinden çok memnunuz. Ledra Palace Sınır Kapısı'ndan geçerek çarşıya geliyorlar ve park sıkıntısı yaşıyorlar. Sınırlar tamamen açılırsa daha da rahatlama sağlanacaktır. Genelde marka ürünlere yöneliyorlar. Tatil günlerinde adeta akın ediyorlar. Yirmi sene bu çarşı durgunluk yaşadı, şimdi bu kalabalığı bile görmek bizi mutlu ediyor. Ama Rum tarafına gelen turistin de kuzeyden alışveriş yapmasını istiyoruz"

Ramazan Gülmüş (Adanalı Kotçu):

"Rumlar bizden sıklıkla alışveriş yapıyor. Fiyatlarımız çok uygun geldiği için çokça mal satın alıyorlar. Lokmacı Barikatı açılırsa, çarşımıza Rumların yanında turistler de gelebilir. Sınırda zorluklarla karşılaşıldığını biliyoruz. Ama Arasta'da Türklerden fazla Rumlar alışverişte bulunuyor ve bol para bırakıyorlar"

İldem Yılmaz: (Yılmaz Tekstil):

"Her gün Rum müşterimiz oluyor ama özelikle tatil günlerinde çok sayıda Rum alışveriş yapmak için geliyor. Sınır kapılarında zorluk çıkarmazlar ve yeni kapıların açılmasına olanak tanırlarsa ekonomi daha da canlanacaktır. Lokmacı Barikatı'nın hiç uzatılmadan açılmasını istiyoruz"

KIBRIS 15/04/05

 

Saray, halkımızın aklı ve beyni olacak

CTP-BG'nin İskele mitinginde halk, Kıbrıs'ta barışın engellenemeyeceğini haykırırken, Başbakan Talat da, Kıbrıs Türk halkı için ulaşılmaz olan sarayın, halkın malı olacağı sözünü verdi;

Saray, halkımızın aklı ve beyni olacak

Cumhuriyetçi Türk Partisi-Birleşik Güçler'in (CTP-BG) İskele Meydanı'nda dün akşam gerçekleştirilen mitinginde konuşan cumhurbaşkanı adayı Başbakan Mehmet Ali Talat,

Cumhurbaşkanlığı sarayına Kıbrıs Türk halkı olarak gidileceğini söyledi.

Talat, Kıbrıs Türk halkının sancağını saraya taşıyacağım... Erişilmez ve ulaşılamaz olan saray, toplumun aklı ve beyni olacak" dedi.

 

Pınar SELENGİN

Cumhuriyetçi Türk Partisi-Birleşik Güçler'in (CTP-BG) İskele Meydanı'nda dün akşam gerçekleştirilen mitinginde konuşan cumhurbaşkanı adayı Başbakan Mehmet Ali Talat,

Cumhurbaşkanlığı sarayına Kıbrıs Türk halkı olarak gidileceğini söyledi.

Talat, Kıbrıs Türk halkının sancağını saraya taşıyacağım... Erişilmez ve ulaşılamaz olan saray, toplumun aklı ve beyni olacak" dedi.

CTP/BG'nin Girne, Güzelyurt ve Gazimağusa mitinglerinden sonra dün akşam gerçekleştirilen coşkulu mitingine Başbakan Mehmet Ali Talat ve eşi Oya Talat'ın yanında

CTP-BG Genel Sekreteri Ferdi Sabit Soyer, CTP-BG milletvekilleri katıldı.

"Kıbrıs'ta çözüm dönemi başladı, çözüm Talat" bayrakları ve SOS'in "Saray'a saraya, Talat'la saraya" şarkılarıyla coşan halk miting alanını bir kez daha "Kıbrıs'ta barış engellenemez" sloganlarıyla inletti.

Talat: Referandumu yeniden teyit edeceğiz

Saray'a, Kıbrıs Türk halkı olarak gidileceğini vurgulayan Başbakan Talat, Kıbrıs Türk halkının, sancağını saraya taşıyacağını; erişilmez ve ulaşılmaz olan sarayın, toplumun aklı ve beyni olacağını söyledi.

Cumhurbaşkanlığı ve sarayın, Kıbrıs Türk halkını barışa ve çözüme taşıyacak bir mekan olacağına işaret eden Başbakan, bu anlayışla son güne, son ana kadar çalışılmasını istedi.

Başbakan Talat, Karpaz halkına seslendiği konuşmasında, seçim yorgunu olan vatandaşlarının, statükoyu temizlemek için son adımı attığını kaydederek, halkın son üç yılda zor, yoğun, zahmetli uğraş ve mücadele verdiğini anlattı.

Talat, vatandaşların son üç yılda evlerine girmeden, gece gündüz demeden büyük bir mücadele verdiğini belirterek, Kıbrıs Türk halkının ayrıca referandumla, bütün dünyaya Avrupa Birliği, çözüm ve barış istediğini söylediğini kaydetti.. Kıbrıs Türk halkının doğrudan demokrasi yoluyla kendi kaderini tayin eden, bunun gururunu yaşayan bir halk olduğunu ifade eden Talat, şimdi yepyeni döneme girildiğini ve bu yepyeni dönemde bu istemin yeniden kanıtlanacağını, pazar günü Kıbrıs Türk halkının sandık başına giderek iradesini yeniden ortaya koyacağını söyledi.

Talat, halkın seçimlerde referandumun gerisinde olmadan, referandumu yeniden teyit edeceğini belirterek, tüm dünyanın, Kıbrıs Türkünün görüşünü değiştirmediğini anlayacağını ifade etti.

Talat, Kıbrıs Türk halkının, çözüm, barış ve AB istemini; samimi, inançlı ve zihinsel dönüşü olmadan devam ettiğini göstereceğine inandığını belirterek, halkın, statükonun son bulduğunu teyit edeceğini kaydetti.

"Yeniden bir 'evet'le dünyaya bağlanacağız" diyen Talat, yanıldınız kandırıldınız diyenlere Kıbrıs Türk halkının samimi tutumunu yeninde göstereceğini söyledi.

Türkiye basının yanı sıra özellikle yabancı basının memlekete doluştuğunu ve 17'sinden sonra ne bekliyorsunuz, ne yapacaksınız, bu seçim birinci turda biter mi diye sorular sorduğunu kaydeden Başbakan Talat, "Hoş geldiniz. Pazar günü halkın iradesini bir kez daha göreceksiniz" dedi..

Soyer: "Şampiyon şimdiden belli"

Mitingde daha sonra söz alan ve konuşması sık sık, "Ferdi sen bizim her şeyimizsin" sloganlarıyla kesilen CTP-BG Genel Sekreteri Ferdi Sabit Soyer, bir cumhurbaşkanlığı seçiminin daha sonuna gelindiğini belirterek, cumhurbaşkanlığı seçimlerini futbol ligine benzetti.

Lig bitmeden şampiyonun belli olduğunu söyleyen Soyer, halkın birinci lig takımlarını takip etmekten vazgeçip, küme düşecek takımların durumunun ne olacağını merakla izlediğini ifade etti. Soyer, halkın böyle noktaya geldiğini ve "Talat ve çözüm" ile "çözüm ve Talat" dediğini, halkın ne istediğini bildiğini kaydetti.

Yaşanılan süreci, Mağusa, Avtepe, Kaleburnu ve Dipkarpaz'dan fevkalade güzel görünen ve yakamozu denize yansıyan aya benzeten Soyer, ufka doğru uzanan ve karanlığı geride bırakan ışığın takip edildiğini dile getirdi.

Kıbrıs Türk halkının karanlıkta ışığı gördüğünü belirten Soyer, halkın, çözüm, AB ve barış diye yola çıktığını ve bu yolda yürümeye devam ettiğini ifade etti.

Soyer, halkın her gün artarak, yolunda yürüdüğüne ve statükoyu yıktığına işaret ederek, çözümün artık kaçınılmaz olduğunu vurguladı.

Halkın, Eroğlu ve Denktaş'a güle güle diyeceğini dile getiren ve CTP-BG'nin sandıktan yüzde 60 artı, hatta yüzde 65 oyla çıkacağına inandığını belirten Soyer, Kıbrıs Türk halkının iradesini tüm dünyaya olduğu gibi Papadopulos'a da göstereceğini kaydetti.

Kıbrıs Türk halkının; çözüm, AB ve barış istemiyle hem Türkiye- Yunanistan halklarını hem de dünyayı düşündüğünü ortaya koyacağını ifade eden Soyer, bugün Lefkoşa'da gerçekleşecek mitinge tüm halkın katılması çağrısında bulundu.

KIBRIS 15/04/05