Annan Kıbrıs’ta çözüm arıyor

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan’ın Kıbrıs’ta çözümü kolaylaştırmanın yollarını aradığı bildirildi.

 

NTV

Güncelleme: 11:25 TSE 11 Haziran 2005 Cumartesi

NEW YORK - BM sözcüsü Stephane Dujarric, Annan’ın yardımcısı Kieran Prendergast’ın bölgedeki nabız yoklama gezisinden sonra Kıbrıs’taki iyi niyet misyonu çerçevesinde ne tür adımlar atacağını düşündüğünü dile getirdi.

Stephane Dujarric, Genel Sekreter’in bütün tarafların kaygıları ve görüşleri konusunda tam olarak bilgilendirildiğini söyledi. Dujarric, Annan’ın iyi niyet misyonuyla atacağı adımların, her iki taraftadaki halkların da onaylayacağı, karşılıklı olarak kabul edilebilir bir çözüme en iyi şekilde yardım edip etmeyeceğine ilişkin değerlendirmesine dayanacağını da kaydetti.

Kıbrıs’taki taraflarla görüşen Prendergast, Kıbrıslı Rumlar ve Türklerin durumları, endişeleri ve arzuları konusunda daha iyi bir anlayışa sahip olduğunu kaydetmişti.

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Rum lider Tasos Papadopulos’un yanı sıra Ada’daki diğer siyasi liderlerle görüşmelerde bulunan Prendergast, Kıbrıs’taki görüşmeleri hakkında Annan’a bir rapor sunmuştu.

 

S.Denktaş: Kısa vadede çözüm beklenmiyor

KKTC Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş, gerek Kıbrıs sorunun çözümü gerekse Kıbrıslı Türklere yönelik izolasyonun kalkması konusunda, kısa vadede somut bir gelişme beklenmediğini söyledi.

 

NTV

Güncelleme: 11:42 TSI 11 Haziran 2005 Cumartesi

İSTANBUL - NTV canlı yanınına katılan Serdar Denktaş, Rum Yönetimi’nin geçtiğimiz haftalarda BM ilettiği Annan Planı’ndaki değişiklik önerilerinin Kıbrıslı Türkler tarafından kabul edilmesi, hatta tartışılmasının bile mümkün olmadığını belirtti.

Serdar Denktaş, Brüksel’de bu hafta Türk ve Rum heyetleri arasında, Avrupa Birliği mali yardımı ve doğrudan ticaret tüzükleri konusunda yapılan görüşmelerden de, Rum tarafının tutumu yüzünden olumlu bir netice alınamadığını kaydetti.

Kısa vadede izolasyonların kalkması veya sorunun çözümü yönünde somut bir gelişme beklemediğini anlatan KKTC Dışişleri Bakanı, Kıbrıslı Türklern vaatlerini yerine getirmeyen uluslararası topluma güveninin azalmakta olduğunu vurguladı.

Denktaş, 2008 yılında Rum Kesimi’ndeki başkanlık seçimlerinde yine çözüm karşıtı bir yönetimin iktidara gelmesi halinde, Kıbrıslı Türklerin dünyayla tek yanlı entegrasyonunun gündeme geleceğini belirtti.

 

Talat: Müzakerede ekonomi önemli

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Başbakan Ferdi Sabit Soyer, 29. Uluslararası KKTC Fuarı’nda, ülkenin ekonomik durumuna ilişkin önemli mesajlar verdi.

 

NTV

Güncelleme: 11:23 TSE 11 Haziran 2005 Cumartesi

LEFKOŞA - KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, ekonomik güçlerinin fazla olması durumunda, bunun; müzakere gücü bakımından siyasi pozisyonlarına da yansıyacağını söyledi.

Talat, Kuzey’in tecritinin kabul edilemez olduğunu yineledi ancak “Önümüzde karmaşık süreç var. Tecrit koşullarında da olsa rekabete hazır olmalıyız” dedi.

Başbakan Ferdi Sabit Soyer ise, Türkiye ve KKTC’nin yeniden yapılandırma programına bağlı protokolü sonuçlandırmalarının önemine dikkat çekti ve Türkiye ile imzaladıkları protokolünün reel sektörün gelişmesi açısından yararlı olacağını dile getirdi.

 

Güney Kıbrıs'tan Annan'a tepki

 

Yakovu: ''Annan'ın açıklaması, zamansız ve talihsiz''



10 Haziran, 2005 19:10:00 (TSİ) CNN TURK

 

Güney Kıbrıs Rum yönetimi Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu, Kofi Annan'ın, Kıbrıslı Türklerin izolasyonuna son verilmesini talep eden raporunu yeniden BM Güvenlik Konseyi'nin gündemine getireceği yönündeki açıklamasına tepki gösterdi.

Yakovu, düzenlediği basın toplantısında, Annan'ın açıklamasının zamansız ve talihsiz olduğunu iddia ederek, müzakerelerin yeniden başlaması konusunda istişareler yapılırken böyle açıklamalar için neden bulunmadığı görüşünü savundu.
 
Kofi Annan'ın Türkleri tatmin etmek için söz konusu açıklamayı yaptığını öne süren Yakovu, söz konusu raporun BM Güvenlik Konseyi'nce onaylanması olasılığının ciddi olmadığını iddia etti.
 
Yorgo Yakovu, Güney Kıbrıs'ın BM Daimi Temsilcisi Andreas Mavroyannis'in, BM'ye konu üzerinde şikayette bulunacağını söyledi.
 
Yakovu, ''Sir Kieran Prendergast'ın 22 haziranda Güvenlik Konseyi'ni bilgilendireceğini biliyoruz. Bana göre, BM Genel Sekreteri'nin başlattığı çaba burada sona ermeyecek, devam edecek. Nihai karar ne şimdi ne yazın, sonbaharda alınacak'' dedi.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın ABD Başkanı ile yaptığı görüşmeyle ilgili soru üzerine de Yakovu, ''biz, Beyaz Saray ve ABD Dışişleri Bakanlığı ile konu üzerinde temaslarda bulunuyoruz'' ifadesini kullandı.
 
Kofi Annan, dünkü açıklamasında, Kıbrıs'ta 24 nisan 2004'te yapılan referandumdan sonra Güvenlik Konseyi'ne sunduğu raporu yeniden Güvenlik Konseyi'ne sunacağını ve söz konusu raporun onaylanmasını isteyeceğini söylemişti.
 
Whitfield'tan KKTC açılım çağrısı
 
KKTC'yi ziyaret eden ABD Kongre heyetinin Başkanı Ed Whitfield ise, bugün bir mektupla ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice'ı harekete geçmeye çağırdı.
 
Kongre üyesi, Kıbrıslı Türklerin izolasyonuna son verilmesini istedi. Whitfield mektupta, "sayın Bakan, Kuzey Kıbrıs’a uçuş seferlerinin ve ticari ilişkilerin başlatılmasının tam zamanıdır. Bu konuda sizin önderliğinize ihtiyacımız var” diye yazdı.
 
Heyet Başkanı Whitfield, ayrıca Kıbrıslı Türklerin her türlü olumlu adımı atmalarına karşın, izolasyonların kaldırılmadığına da dikkat çekti.
 
Whitfield mektubunda, Bush yönetiminin Kıbrıs’a verdiği 30 milyon dolarlık yardım paketinin yeterli olmadığını da yazdı. Heyet Başkanı, mektubuna “bu konuda adım atmamak, Kıbrıslı Rumların uzlaşmaz tutumunu ödüllendirmek ve Kıbrıs’ta yeni bir başlangıç için oy kullananları görmezden gelmek olur” sözleriyle son verdi.

 

ERDOĞAN-ANNAN

·  ABD gezisi kapsamında Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan'la dün biraraya gelen Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Genel Sekreter'in BM Genel Konseyi'ne sunduğu Kıbrıs raporunun bir an önce değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.
 

·  Annan'ın hazırladığı Kıbrıs raporunun BM Güvenlik Konseyi'den bir an önce geçmesi gerektiğini belirten Başbakan Erdoğan, "hiçbir rapor bu kadar bekletilmemiştir" dedi.

 

·  Erdoğan, "Annan'ın hazırladığı raporda, KKTC'ye yönelik izolasyonun kaldırılması talebi ve KKTC'ye destek yer alıyor.

CNN TURK 10/06/05

 

"Rumlar çözüm istemiyor"

 

KKTC Cumhurbaşkanı Talat, CNN TÜRK'te Manşet'e konuştu



10 Haziran, 2005 18:28:00 (TSİ) CNN TURK

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Rumların çözüm istemediğini, sürecin Papadopulos'un harekete geçmesine bağlı olduğunu söyledi.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın görüşmesinin yankıları sürüyor. BM Güvenlik Konseyi'nde bekletilen son 'Kıbrıs raporu' için Annan'ın "taraflar hazır olmalı" açıklaması Manşet programında değerlendirildi.
 
Mehmet Ali Birand'ın sorularını yanıtlayan KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs'ta çözümün ancak ABD ve BM ile mümkün olacağını belirterek, 'AB'nin ancak pürüzleri giderebileceğini' vurguladı.
 
Talat, Brüksel'de doğrudan ticaret ve mali yardım konusunda görüşmeler yapıldığını ancak henüz bir sonuca ulaşılamadığını söyledi.
 
Sönmezoğlu: "Türkler karlı çıktı"

Programa katılan İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Öğretim Üyesi Faruk Sönmezoğlu da, Rumların çözüm istemediğini söyledi. Sönmezoğlu, Rumların 'Annan Planı'nda elde edemediklerini de almayı' düşündüklerini anlattı.
 
Bu durumda Rum tarafının Annan Planı'nı istemesinin 'gereksiz' olduğunu belirten Sönmezoğlu, referandumda Türklerin 'evet' Rumların ise 'hayır' demesinin olabilecek en iyi sonuç olduğunu söyledi.
 
Sönmezoğlu, "Türkler 'hayır' deseydi uzun vadede iyi olmazdı. Ben böyle olmasın isterdim" dedi.
 
Cemal'den geziye yorum
 
Programa katılan Milliyet Gazetesi yazarı Hasan Cemal ise, Recep Tayyip Erdoğan'ın ABD ziyaretini değerlendirerek, Başbakan'ın 'Türk-ABD dostluğu önemlidir, iki ülke birbirine muhtaçtır' açıklamasını hatırlattı.
 
Aynı görüşün sürdüğünü belirten Cemal, "Türkiye ve ABD birbiriyle yapacak çok şeyi olan ortak çıkara dayanan bir dostluğa sahip" dedi.
 
ABD'nin bulunduğu coğrafyada yapacak çok iş olduğunu belirten Cemal, "Türkiye'de de ikinci kez seçilmesi çok muhtemel bir hükümet ama iki hükümetin birlikte yürüyeceği çok alan var. Yolunda gider bir ilişki tarzı var" diye konuştu.
 
Kıbrıs'ın Erdoğan'ın gündeminin ilk sırasında yer aldığını vurgulayan Cemal, Başbakan'ın ana başlıklarını ise şöyle sıraladı:
 

·  İzolasyonları hafifletmek

·  Süreç içinde izolasyonların kaldırılmasını sağlamak

·  Rum tarafına baskı yapılmasını sağlamak
 
Başbakan Erdoğan'ın Bush'un Rumlara baskı konusunda ağırlığını koymasını sağlamaya çalıştığını da ifade eden Hasan Cemal, "Başbakan eli boş da dönmedi" dedi.
 
Annan-Erdoğan görüşmesi
 
ABD temasları çerçevesinde, dün Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan ile biraraya gelen Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Genel Sekreter'in BM Genel Konseyi'ne sunduğu Kıbrıs raporunun bir an önce değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.
 
Annan'ın hazırladığı Kıbrıs raporunun BM Güvenlik Konseyi'den bir an önce geçmesi gerektiğini belirten Başbakan Erdoğan, "hiçbir rapor bu kadar bekletilmemiştir" dedi.
 
Erdoğan, "Annan'ın hazırladığı raporda, KKTC'ye yönelik izolasyonun kaldırılması talebi ve KKTC'ye destek yer alıyor. Bugünkü görüşmede BM Konseyi'nin Annan'ın raporla ilgili hala bir karar vermemiş olması bizi üzüyor, düşündürüyor. Bu durum Konsey'in güvenilirliği üzerinde soru işareti yaratıyor" dedi.
 
Kıbrıs raporunun BM Konseyi'nden geçmesi konusunu dün ABD Başkanı Bush'a da ilettiklerini belirten Erdoğan,  "görüşmelere devam edeceğiz. ABD heyetinin geçtiğimiz hafta KKTC'ye Ercan Havaalanı'nı kullanarak girmesi, izolasyonların kalkması hususunda olumlu bir adımdır" şeklinde konuştu.

 

WHITFIELD'TAN ÇAĞRI

KKTC'yi ziyaret eden ABD Kongre heyetinin Başkanı Ed Whitfield, bugün bir mektupla ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice'ı harekete geçmeye çağırdı. Kongre üyesi, Kıbrıslı Türklerin izolasyonuna son verilmesini istedi. Whitfield mektupta, "sayın Bakan, Kuzey Kıbrıs’a uçuş seferlerinin ve ticari ilişkilerin başlatılmasının tam zamanıdır. Bu konuda sizin önderliğinize ihtiyacımız var” diye yazdı. Heyet Başkanı Whitfield, ayrıca Kıbrıslı Türklerin her türlü olumlu adımı atmalarına karşın, izolasyonların kaldırılmadığına da dikkat çekti. Whitfield mektubunda, Bush yönetiminin Kıbrıs’a verdiği 30 milyon dolarlık yardım paketinin yeterli olmadığını da yazdı. Heyet Başkanı, mektubuna “bu konuda adım atmamak, Kıbrıslı Rumların uzlaşmaz tutumunu ödüllendirmek ve Kıbrıs’ta yeni bir başlangıç için oy kullananları görmezden gelmek olur” sözleriyle son verdi. 

CNN TURK 11/06/05

 

***

KIBRISLILAR İLGİYLE İZLEDİLER...

Washington'daki toplantıları en yakından izleyenler Kıbrıs Büyükelçiliği mensuplarıydı. Doğrusunu söylemek gerekirse, ben de onları gıptayla izledim. Acaba Türk diplomatlar, Kıbrıs veya Yunan toplantılarını aynı ilgiyle izlerler mi ?
Kıbrıslıların yaptıkları, onları çok yakından etkileyen bir ülkenin Washington'daki faaliyetiydi. Başbakanın konuştuğu toplantıdan tutun, Dışişleri Bakanı Gül'ün katıldığı yemeğe kadar, nereye gitsem Kıbrıs'lılarla karşı karşıya geldim.
Kıbrıslılar içerdeydi, Ermeniler ise dışarda gösteri yaptılar. Büyükelçilik önünde olsun, Türk heyetlerinin kaldıkları otellerin önü olsun, sık sık Ermeni göstericilerle karşılaştık. Sayıları 10-15' i geçmiyordu, taşkınlık yapmadan ellerindeki pankartları göstermekle yetiniyorlardı, ancak yine de varlıklarını hissettiriyorlardı.

***

MEHMET ALI BIRAND MILLIYET 11/06/05

 

Rumlar Annan'a öfkelendi

Annan'ın Erdoğan'a, Kıbrıs raporunun BM kararı haline gelmesi için çalışacağını söylemesi Rumları kızdırdı. BM nezdinde protesto emri veren Yakovu, 'Girişimin başarı şansı yok' dedi

11/06/2005 RADIKAL

YORGO KIRBAKİ
ATİNA - BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın New York'taki mini zirvede Başbakan Tayyip Erdoğan'a, Kıbrıs'ta çözümsüzlüğün sorumlusu olarak Rum Yönetimi Lideri Tasos Papadopulos'u gösteren raporunun Güvenlik Konseyi'nden çıkması için girişimde bulunacağını söylemesi Rumları kızdırdı. Rum Dışişleri Bakanı Yorgos Yakovu, BM'deki daimi Rum Büyükelçisi Andreas Mavroyanis'e BM nezdinde sert bir protesto girişiminde bulunması talimatı verdi. Yakovu, "Annan'ın açıklaması bize garip geldi. Yeni bir sürecin söz konusu olduğu sırada böyle konuşma zamansızdır. Gerçekleşme ihtimali olmayan bu sözleri sarfetmesi için hiçbir neden yoktu" dedi. Yakovu, BM Güvenlik Konseyi üyelerinin Annan raporunu yeniden incelemeye istekli olmadıklarını da savunarak, "Böyle bir girişimin başarı şansı yok" diye konuştu.

Annan'dan girişim sözü
Annan, önceki gün New York'taki görüşmede Erdoğan'ın "KKTC'yi takdir eden raporunuz Güvenlik Konseyi'nde hâlâ onaylanmadı. Cezalandırılması gerekilen ödüllendiriliyor" yönündeki sitemine, "Siz üzerinize düşeni yaptınız. İnisiyatif kullanıp, görüşmeler yapacağım. Kararın, Güvenlik Konseyi'nden çıkması sürecini hızlandırmaya çalışacağım" karşılığını vermişti. Annan, "Benim yeniden katkım olabilmesi için her iki tarafa da büyük görevler düşüyor. Bunun da iyi görülmesi ve değerlendirilmesi gerekir. Tekrar adım atmam buna bağlı" demişti. Annan, Kıbrıs görüşmelerini yeniden başlatabilmek için bölgeye gönderdiği yardımcısı Kieran Prendergast'ın raporunu da dikkatlice inceleyeceğini, atacağı
adıma karar vereceğini kaydetmişti.

Rum basını ateş püskürdü
Annan'ın Erdoğan'a söyledikleri Yunan ve Rum basınında da yankı uyandırdı. Fileleftheros "Erdoğan, Annan'ı ikna etti", Elefteros Tipos, "Annan Erdoğan'ın baskılarına boyun eğdi" dedi. Haravgi, raporun Konsey'de kabulü halinde daha önceki Kıbrıs kararlarının geçerliliğini yitireceğini yazdı. Alithia, Erdoğan'ın Annan'a Türk limanlarının Rum gemilerine açılmasına karşılık KKTC'ye ambargoların kaldırılması, müzakerelerin Türkiye ve Yunanistan'ın da katılmasıyla başlaması önerisini ilettiğini kaydetti
Annan'ın Haziran 2004'te yayınladığı raporun ana hatları şöyle:

·  Türklerin 'Evet' Rumların 'Hayır' dediği referandumun sonucu, çözüm yolunda kaçırılmış bir fırsat.

·  Rumlar, sadece planı değil, adanın birleştirilmesinin yanı sıra büyük bir toprak parçasını geri alarak, 120 bin Rum göçmenin geri dönmesini, Türkiye askerinin çekilmesini ve Türkiyeli yerleşiklerin adadan gitmesini de reddetti.

·  Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos gerçekleri saptırdı. Benimle görüşmelerindeki tavrının aksine hareket etti. Referandum öncesi 'Hayır' konuşmasını hayretle karşıladım. Rum basını da taraflı davrandı. Yardımcım Alvaro de Soto, planı anlatmak için Rum medyasında yer bulamadı.

·  Kıbrıs Türk liderliği ve Türkiye, iki toplumlu, iki kesimli federasyon isteklerine açıkça saygı gösterdi. Tayyip Erdoğan ile (dönemin KKTC Başbakanı) Mehmet Ali Talat'a teşekkür ederim.

·  Türkler tercihini adanın birleşmesinden yana yaptı, bu KKTC' nin tanınması hedefinden vazgeçildiği anlamına gelir. Türklerin oyları tecride yol açmamalı.

 

Rusya'dan KKTC turizmine çelme

11/06/05

RADİKAL - LEFKOŞA - Kıbrıs Rum Yönetimi her alanda olduğu gibi KKTC'nin gelişmesini engellemeye yönelik çalışmalarına turizmi ekledi. 'Fellahoğlu Turizm'in öncülük ettiği, Ekonomi ve Turizm Bakanlığı ile birçok turizm kuruluşunun destek verdiği Rus turist getirme çabası çerçevesinde yapılacak tanıtım toplantısı, Rumların itirazları sonucu Rusya Dışişleri tarafından engellendi.
Fellahoğlu Turizm yöneticisi Metin Fellahoğlu, 12 Haziran'da St. Petersburg'da bir günlük tanıtım toplantısı için bir otelde yer ayırttıklarını, ancak dün Rusya Dışişleri Bakanlığı'nın otele 'Yasadışı iş yaptığınız için çalışma izninizi iptal ederiz' şeklinde baskı yaptığını ve otelin de rezervasyonu iptal ettiğini öğrendiklerini kaydetti.
Bunun üzerine KKTC Dışişleri, Kıbrıs'taki Rusya Büyükelçisi'ne nota hazırlamakta olduklarını ve pazartesi göndereceklerini söyledi. Rumların tecridin kalkmasını engelleyerek baskıyı sürdürmeyi amaçladığını belirten Akay, Rusya'ya yaptığının adada uzlaşmaya yardımcı olmayacağını bildireceklerini kaydetti.

Türk tarafı çözüme yardımcı değil

AKEL Genel Sekreteri ve Rum yönetiminin meclis başkanı Dimitris Hristofyas, KIBRIS Gazetesi Yazı İşleri Müdürü Başaran Düzgün ve Hüseyin Ekmekçi'nin Kıbrıs konusundaki son gelişmelere ilişkin sorularını yanıtladı:

Türk tarafı çözüme yardımcı değil

"TÜRK POLİTİKASININ ÇÖZÜM VİZYONU YOK"... Dimitris Hristofyas, Kıbrıs sorununun çözümü için, Annan planında iki tarafın da endişe duyduğu konuların bir masa etrafında tartışılması ve ortadan kaldırılması yönünde yapılacak girişimlerin, çözüme daha büyük katkı sağlayacağını söyledi. Hristofyas, Türk tarafının, "izolasyonlar kalksın, direkt uçuşlar başlasın, BM Güvenlik Konseyi Annan raporunu onaylasın" gibi söylemlerin çözüme katkısı olmadığını iddia etti

"RUMLAR BEDEL ÖDEDİ"... Hristofyas, adada yaşananlar nedeniyle Rumların bedel ödediğini, bu bedelin de Makarios'tan bu yana ortada durduğunu söyledi. Makarios'un, "İki bölgeli, iki toplumlu federasyon" dediğini anımsatan Hristofyas, "Bu yükümlülüktür ve şimdi Papadopulos için de geçerlidir" dedi

"CANAVAR PAPADOPULOS" İMAJI... ABD ve İngilizlerin Papadopulos'tan hiç hoşlanmadığını ve "kimliğinde bir canavar yarattıklarını iddia eden Hristofyas, "Bu bana göre Kıbrıslı Türkleri de etkiliyor. Kıbrıs Türk toplumu liderliği de bunun peşine takıldı, anti Papadopulos saldırılarının bir parçası oldu" ifadesini kullandı

AKEL Genel Sekreteri ve Rum yönetiminin meclis başkanı Dimitris Hristofyas, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın müsteşarı Krian Prendergast aracılığı ile bölgede girişim başlattığı bir dönemde, Türk tarafının "izolasyonların kaldırılması, direkt uçuşların başlaması, BM Güvenlik Konseyi'nin Annan raporunu onaylaması" gibi isteklerde bulunmasının sorunun çözümüne katkı sağlamadığını belirtti.

Kıbrıs Türk toplumu liderliğinin sürekli izolasyonların kaldırılmasından söz ettiğini, TC Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'ın da BM genel sekreteri ve ABD'den benzer şeyler için girişim başlatmasını istediğini hatırlatan Hristofyas, "Bu talepler, Prendergast'ın bölgeye gönderilme amacına hizmet etmiyor" dedi.

Kıbrıs'ta federasyon temelinde bir çözüm hedefi bulunduğu ve yaşanan trajedilerin ardından dönemin Rum lideri Başpiskopoz Makarios tarafından "İki toplumlu, iki bölgeli bir federasyon" yükümlülüğünün ortaya konulduğunu söyleyen Hristofyas, "Bu yükümlülük şimdi Papadopulos için de geçerlidir" dedi.

Hristofyas, KIBRIS Gazetesi Yazı İşleri Müdürü Başaran Düzgün ve Hüseyin Ekmekçi'nin gündeme ilişkin sorularını yanıtladı.

CTP liderliğini geçmişte üzerinde uzlaştıkları bir çok konudan sapmak ve hassasiyetlerini değiştirmekle suçlayan Hristofyas, "Oysa şimdi sayın Soyer, kendilerinin AB hedefini koyması ile bu uçurumun oluştuğunu söylüyor. Bu doğru değil. Yerleşikler ve Türkiye'nin adadaki askeri varlığı konusunda görüş birliğimiz vardı, şimdi biz aynı noktadayız ama CTP'li dostlarım aynı noktada mı? Bunu göremiyorum ve üzülüyorum" diye konuştu.

Mal mülk konusu ve mülkiyet davaları konusunda da açıklamalar yapan Hristofyas, davaların arkasında AKEL'in bulunmadığını vurguladı. Annan planına göre 2002 Aralık'tan itibaren Türk ve Rumların birbirinin malına müdahale etmemesi gerektiği gerçeğine dikkat çeken Hristofyas, "Rum mülkiyetlerine yönelik olgular dondurulsun diyoruz. Yaşam dondurulsun demiyoruz. Ben bir taraftan çözüm isterim, o istemez diyerek Rum mallarına saldırmak doğru değil. Bu sonuçta bir hırsızlık. Hırsızlık olan yerde nasıl çözüm olsun? Bu davranışla çözümü daha da zorlaştırıyorsunuz. Ama şimdi bir bakın, 24 saat Rum mallarının üzerinde işlem yapılıyor, inşaat yapılıyor. Bu anlamda nasıl Annan planı ile uyum olabilir ki?" dedi.

Hristofyas, KIBRIS'a şu açıklamaları yaptı:

 

KIBRIS: BM Genel Sekreteri adına adaya gelen Krian Prendergast'ın temaslarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

HRİSTOFYAS: Prendergast burada bir açıklama yapmıştı. Bu açıklamasında, "Ben adaya taraflardan herhangi birini suçlamak için gelmedim" demişti. BM Genel Sekreteri de Moskova'da aynı çerçevede konuşmuştu.

Bu yaklaşım her iki tarafa da görüşlerini samimi ve doğru dürüst ortaya koyma olanağı veriyor. Annan planında değişiklik taleplerinin de net bir şekilde ortaya konmasına yardımcı olan bir yaklaşım. Prendergast'ın ziyareti zemin yoklamak içindi, bu nedenle bir tavır belirlemedi.

Bu süreçte sayın Gül ve Talat ile de görüştü, onları da dinledi. Yaptığı tespitte taraflar arasında ciddi bir mesafe olduğu sonucu çıktı. En azından kamuoyuna yönelik bu mesajı verdi.

Burada önemli olan, Prendergast'ın hangi noktaya varacağıdır. Boyun eğip, bir şey yapılamaz noktasına gelmesi ya da farklı bir yol seçmesi... Benim değerlendirmeme göre bu süreç devam etmeli, devam etmenin ötesinde yoğunlaşmalı. Genel sekreter adına bu süreci başlattı Prendergast, daha yoğun devam ettirmeli.

Prendergast'ın ilk teması yapması ile birlikte genel sekreterin görüşmeler için düğmeye basacağı düşüncesinde değildim zaten.

Fakat şunu da söyleyeyim ki, Kıbrıs Rum tarafı, planın Kıbrıslı Rumlar tarafından da kabul edilebilir duruma dönüşebilmesi amacıyla planda yapılmasını düşündüğü değişiklikler üzerine odaklandı.

Türk tarafı ise farklı bir noktada.

KIBRIS: Örnek verebilir misiniz?

HRİSTOFYAS: Sözde ekonomik izolasyon konusunda yoğunlaştı.

KIBRIS: Kıbrıs Türk tarafının durduğu pozisyon Annan Planı değil mi? Dolayısı ile bu açık bir pozisyon...

HRİSTOFYAS: BM Genel sekreterinin taraflardan birinin hayır demesi ile oluşan ortam içinde, "hayır"ı "evet"e dönüştürmek için yeni bir çalışma yapılması gerektiği bir noktada senin dikkatini başka bir yöne çevirmen ve özde bir Tayvan modelini gündeme getirmen sürece yardımcı olmuyor. Dikkati, genel sekreterin işaret ettiği ortama göre oluşturmak gerek.

Bugüne gelelim, sayın Erdoğan Bush'tan ne istedi? Planın kabul edilebilir bir noktaya gelmesi için gerekli değişikliklerin yapılmasını hedefleyen müzakerelerin yeniden başlamasını talep etmek yerine Erdoğan, direkt uçuşları ve direk ticareti talep etti.

Sayın Erdoğan, BM genel sekreterinden de aynı şeyleri talep etti. Aynı zamanda, Kıbrıs Rum tarafını mahkum eden eski raporunu gündeme getirmesini istedi. Öz olarak bunu gündeme getirerek BM Güvenlik Konseyi'nin daha önce aldığı kararları kaldırmasını istedi.

Bu talepler, Prendergast'ın bölgeye gönderilme amacına hizmet etmiyor.

KIBRIS: Rum tarafı, Annan'a yazılı olarak planda yapılmasını istediği değişiklikleri sundu mu?

HRİSTOFYAS: Talep ettiğimiz değişiklikleri net bir şekilde kendisine söyledik, o da bol bol not aldı.

KIBRIS: Bunlar Rum basınına yansıyan görüşler mi?

HRİSTOFYAS: Siz iyi bir gazetecisiniz... Müzakereler biliyorsunuz gizli yapılır. Ben bu noktaların ne olduğunu söyleyemem. Basında yazılandır demem bir tavır olur, bu doğru değil.

Ama şunu söyleyebilirim. Prendergast'a Kıbrıs Rum tarafının değişim talebi olarak ifade edilen görüşler ulusal konseyin görüşleridir.

KIBRIS: Diplomatik kaynaklar, tüm göçmenlerin mülküne döneceği, garantilerin ortadan kalkacağı gibi söylemleri öne sürüyor...

HRİSTOFYAS: Şu bir gerçek, Kıbrıs Rum tarafı Annan planında yer alan mülkiyet konusundaki 3'te bir formülünden tatmin olmadı. Ama, Rum tarafının sizin söylediğiniz noktaları benimsemediğinden yola çıkmayı doğru bulmuyorum.

KIBRIS: Yani ortada ara bir formül mu var?

HRİSTOFYAS: Kıbrıs Türk toplumunun bütün mülkleri geri istediği subjektif bir yargıdır. Biz Annan planında mülkiyetle ilgili çözümlemenin yeniden tartışılmasını talep ettik. Güvenlik meselesini gündeme getirdik. Güvenlik meselesi adadaki askeri varlığı, garantilerin bazı yanını...

Bu soruya diplomatik bir cevap vereceğim müsaadenizle. Benim söylediklerimin ekstra zorluklar çıkarmasını istemiyorum. Ben Mehmet Ali Talat ya da dostum Ferdi ile ilgili eleştirilerde bulunduğum zaman dahi çok dikkatliyim. Ama onlar çoğu kez benim söylemediklerimle ilgili de beni eleştiriyorlar. Bu nedenle dikkatli olmalıyım. Bu nedenle diplomatik bir cevap oldu.

KIBRIS: Peki son söylediklerinizden yola çıkalım... Sayın Talat ile ilişkileriniz nedir?

HRİSTOFYAS: İyi değil.

KIBRIS: Bu resmi bir cevap mı?

HRİSTOFYAS: Çok resmi... Ferdi dostum ne demişti, "ne iyi ne kötü"... Ferdi dostum bir de şunu demişti: "İki parti arasındaki ilişkilerin sarsılmasının nedeni, CTP'nin AKEL'den önce AB'ye girilmesi kararı alması. CTP'nin bu kararı AKEL'i öfkelendirdi ve ilişkiler gerginleşti. AKEL de AB kararını bizden sonra aldı..."

Ben bunu okuyunca gülümsedim. Kafamda da bir çok soru işareti oldu. Bunların gerçekle bir ilişkisi yoktu çünkü... CTP'nin o kararı almasında hiç ama hiç rahatsız olmadık. Bizi rahatsız eden olgu başka... Kıbrıs sorunun ciddi ve kritik yanlarına ilişkin daha önceleri belirlediğimiz ortak tavırlardan uzaklaşmalarıdır bizi rahatsız eden.

CTP'nin bu günkü yaklaşımları eskiden bizle görüş birliğine vardığı tezler değildir.

KIBRIS: Muhalefetteyken sıkı ilişkiler vardı. İki taraf da şimdi iktidarda. İktidar solculara yaramadı diyebilir miyiz?

HRİSTOFYAS: En azından bizim yaklaşımımızı söyleyeyim... Hükümete katılmamızın bu gelişmeyle ilgisi yok. AKEL, CTP ile zaman süreci içinde vardığı tüm ortak görüşleri bugün de savunuyor.

KIBRIS: Örneklendirebilir misiniz?

HRİSTOFYAS: Kıbrıs sorununun çözümü ile birlikte Kıbrıs'ta yerleşiklerin yeri olmadığı ortak görüşümüz vardı. Kıbrıs Türk solunun temel kaygısı, yerleşiklerin sürekli sayısının arttığı ve Kıbrıslı Türklerin kimliğini yitirdiğiydi. Bu konuda süreç içinde uzlaşmaya gittik. İnsani nedenlerden dolayı, belli sayıda yerleşiğin adada kalabileceğini kabul ettik. Ama CTP liderliği son birkaç yıldır, bütün yerleşikleri insani neden olarak alıyor. Bu sonuçta iki parti arasında bir mesafe yarattı. Biz ilk pozisyonumuzdan adım atarak belli bir sayının kalabileceği noktasına geldik. Ama dostlarımız tamamen olumsuz bir tavır takındı.

İki parti Kıbrıs'ın askersizleştirilmesinden yanaydı. İki tarafın solu da bunu istiyordu. İki tarafın solu da aynı pozisyonu savunmaya devam ediyor mu? Ben AKEL'in bu görüşü savunmaya devam ettiği görüşündeyim. Ama CTP liderliğinden farklı bir görüş algılıyorum. Bu duyduğum görüşler sürpriz ve beni üzüyor. Başka yanlar da var.

AKEL, bazı sonuçların değişmesi için sabır gösterebilir, anlayış gösterebilir. Neden bunu yaparız? Diğer tarafın özgül koşullarından dolayı. Fakat bu değişimin de bir sınırı var. Şarabımıza su katalım ama şarabı su yapmayalım...

KIBRIS: Kıbrıs sorununu AKEL ve CTP'nin çözeceği yönünde etkin görüşler var. Bunlar hakkında ne düşünüyor? Elini taşın altına koyacak mı?

HRİSTOFYAS: Daha önce ben bunu söyledim. Biz her şeyden önce iki partinin bir masanın etrafında oturması gerektiğini söylüyoruz. Oturalım, Annan planı ile ilgili görüş ayrılıklarını tespit edelim, bunların üzerine yoğunlaşalım. Biz hazırız. Tam hazırız. Ben iki partinin çözüm için belirleyici olacağı görüşüne katlıyorum. Sadece elimizi değil, başımızı da taşın altına koymaya hazırız.

KIBRIS: Peki güneyde hayır sonucunun çıkması size ne düşündürdü?

HRİSTOFYAS: Hayır demek zorunda kalmak bizi memnun etmedi, sevinç duymadık. Ben, Annan planına Kıbrıs Rumlarının hayır demesini, BM'nin başarısızlığı ama bundan da öte, Kıbrıslıların başarısızlığı ama en önemlisi Kıbrıs'ta barıştan yana olan güçlerin başarısızlığı olarak algılıyorum.

Genelde Kıbrıslıların, özelde Kıbrıslı Rumların plandaki değişiklik önerilerini belirleyip çözümün önünü açacak süreçte solun her iki tarafta da ciddi bir rolü olması gerekir.

KIBRIS: Neden sol daha çok çalışmalı?

HRİSTOFYAS: Çünkü Kıbrıs'ta yaşanan trajedinin sorumlusu Kıbrıs solu değildir. Ya da başka bir ifade ile, Kıbrıs'a yönelik işlenen suçlar dikkate alındığında Kıbrıs solunun sorumluluğu çok daha azdır.

KIBRIS: Rum yönetiminin, güneyde yaptığı uygulamalarla, Rumların çoğunlukta olduğu ve hükmettiği bir yönetim yaratmaya çalıştığı iddiaları var. Yani Türkler de olacak, bir takım haklar verilecek ama yöneten Rum hükümeti olacak o kadar. Buna katılıyor musunuz?

HRİSTOFYAS: Bakınız, Kıbrıs Cumhuriyeti herkesindir. Bu bir olay. Ama bu cumhuriyete herkesin katılmadığı da bir olaydır. Samimiyetle şunu söylemek isterim.

Yaşanan tüm bu trajedilerden sonra Makarios'un aldığı bir yükümlülük var. Neydi bu sorumluluk... İki toplumlu, iki bölgeli bir federasyon. Bu yükümlülük şimdi Papadopulos için de geçerlidir. Referandumdan sonra da bunu söyledi.

Kıbrıs Rum tarafı, Kıbrıslı Türklere çok az şey vererek cumhuriyetin menopolünü elinde tutacak kurnazlığa sahip değil. Bu ancak aptalca bir plan olur.

KIBRIS: Mülkiyet davalarının arkasında hükümetin olduğu yönünde bir inanış var. Bu ne kadar doğru?

HRİSTOFYAS: İlişkilerin sarsılmasını özellikle Annan planının oylanmasından sonra patlayan inşaat işleri zorladı. Kıbrıs Türk toplumu bu planı kabul etmişti. Talat ve Soyer'in 'planı tek taraflı uygulayabiliriz' açıklamaları vardı. Bu açıklamalardan sonra Kıbrıslı Rum mülkiyeti üzerinde gece gündüz çalışıldığını gördüğü zaman doğal bir tepki ortaya koyuyor. Tepkinin bir aracı da mahkemeye yapılan başvuru... Bunların arkasında hükümet yok...

KIBRIS: Belki AKEL olarak siz yoksunuz ama Papadopulos da mı yok? İçişleri Bakanı ile Papadopulos'un sözcüsünün bu anlamda kullandığı ifadeler çok farklı...

HRİSTOFYAS: ABD ve İngilizler Papadopulos'tan hiç hoşlanmadılar. Bir canavar görünümü yarattılar kimliğinde. Bu bana göre Kıbrıslı Türkleri de etkiliyor. Kıbrıs Türk toplumu liderliği de bunun peşine takıldı, anti Papadopulos saldırılarının bir parçası oldu.

Mesela son dönemdeki inşaat patlamasına bir Türk'ün tepki koyduğunu duymadım. Bu soruyu kimse sormuyor.

KIBRIS: Annan planında ne olacağının belirtildiği savunması yapılıyor...

HRİSTOFYAS: Bu Annan planının ihlali ve tecavüz edilmesidir... Annan planı 2002 Aralık'tan sonra her toplumun da karşı topluma ait mülkiyet üzerinde herhangi bir işlem yapmamayı öngörüyor. Ama şimdi bir bakın, 24 saat Rum mallarının üzerinde işlem yapılıyor, inşaat yapılıyor. Bu anlamda nasıl Annan planı ile uyum olabilir ki?

KIBRIS: Peki ne öneriyorsunuz Kıbrıs Türkü'ne. Sayın Papadopulos'u ne kadar daha beklemeli Kıbrıs Türkü?

HRİSTOFYAS: Rum mülkiyetlerine yönelik olgular dondurulsun diyoruz. Yaşam dondurulsun demiyoruz. Ben bir taraftan çözüm isterim, o istemez diyerek Rum mallarına saldırmak doğru değil. Bu sonuçta bir hırsızlık. Hırsızlık olan yerde nasıl çözüm olsun? Bu davranışla çözümü daha da zorlaştırıyorsunuz.

Talat bana, "Sen komünistsin, mal mülk sorunu ilene ilgileniyorsun" demişti. Ben bunu şaka olarak algılamıştım ama belli ki gerçeklik varmış söylediklerinde. Yaşadığımız sistemde mülk kutsal bir olguya dönüştürüldü. Her Kıbrıslının derinliğinde mülkiyet duygusu var... Artık bana, "Komünistsin, mal mülkle ilgilenme" diyemez kimse.

FOTOĞRAF ALTI:

1. Hristofyas, KIBRIS Gazetesi yazı İşleri Müdürü Başaran Düzgün ve Hüseyin Ekmekçi'yi, Rum Meclis Başkanlığı'ndaki makam odasında ağırladı

2. Hristofyas, bir çok konuda ilginç açıklamalar yaptı

KIBRIS 11/06/05

 

Ercan'a direkt uçuş talepleri var

Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Salih Usar, Ercan Havalimanı'na direkt uçuşlar yapılması konusunda önemli gelişmeler olduğunu bildirdi:

Ercan'a direkt uçuş talepleri var

KIBRIS'a, Ercan'a direkt uçuşlar yapılmasından karayollarına, limanlardan haberleşmeye kadar önemli açıklamalarda bulunan Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Salih Usar, Ercan'a özellikle yurt dışındaki özel uçak şirketi sahiplerinden direkt uçuş talepleri bulunduğunu söyledi. Bakan Usar, asıl olması gerekenin, tarifeli veya chartered seferlerin ülkemize yapılması ve buna bağlı yolcu trafiğinin başlaması olduğunu söyledi

Direkt uçuşlar konusunda halkın umutsuzluğa kapılmamasını isteyen Usar, "Çünkü, direkt uçuşların başlayabilmesinin Kıbrıs sorunundaki gelişmelere bağlı olduğu bir gerçekliktir. Hemen şunu ifade etmekte yarar görüyorum ki gerek Avrupalı parlamenterlerin, gerekse ABD'li kongre üyelerinin Ercan'ı kullanarak Kıbrıs'a gelmeleri önemli gelişmeler olup gelecek için umut vermektedir." dedi.

Ali CANSU

Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Salih Usar, Ercan'a özellikle yurt dışındaki özel uçak şirketi sahiplerinden direkt uçuş talepleri bulunduğunu söyledi. Bakan Usar, asıl olması gerekenin, tarifeli veya chartered seferlerin ülkemize yapılması ve buna bağlı yolcu trafiğinin başlaması olduğunu söyledi

Direkt uçuşlar konusunda halkın umutsuzluğa kapılmamasını isteyen Usar, "Çünkü, direkt uçuşların başlayabilmesinin Kıbrıs sorunundaki gelişmelere bağlı olduğu bir gerçekliktir. Hemen şunu ifade etmekte yarar görüyorum ki gerek Avrupalı parlamenterlerin, gerekse ABD'li kongre üyelerinin Ercan'ı kullanarak Kıbrıs'a gelmeleri önemli gelişmeler olup gelecek için umut vermektedir." dedi.

Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Salih Usar, Ercan'a direkt uçuşlardan karayollarına, limanlardan, haberleşmeye kadar bakanlığının projelerini anlattı.

İlk röportajını KIBRIS'a veren Salih Usar'ın açıklamaları şöyle:

KIBRIS: Kısa özgeçmişinizi anlatır mısınız?.... Bakan olduğunuz zaman ilk tebriki kimden aldınız ve ne hissettiniz?

Usar: l947 yılında Ziyamet'te doğdum. 6 çocuklu bir aileyiz. İlk öğrenimimi Serdarlı ve Lefkoşa'da; orta öğrenimimi Bayraktar'da ve lise öğrenimimi Lefkoşa Türk Lisesi'nde tamamladım. Ankara Hukuk Fakültesi mezunuyum. Yüksek öğrenim gençliğinin örgütlenmesinin çeşitli kademelerinde görev yaptım. Sekiz buçuk yıl süre ile çalıştığım Sanayi Holding'de DEV-İŞ ve bağlı sendikalarda yöneticilik yaptım. Uzun yıllar CTP Merkez Yönetim Kurulu'nda ve Girne İlçe Başkanlığı'nda görev yaptım. 1985, l990 ve l993 yıllarında Girne milletvekili seçildim. Evliyim ve iki çocuk sahibiyim.

Bakan olduğumda ilk tebriki, görevi devraldığım arkadaşım Ömer Kalyoncu'dan aldım. Partimde hiçbir göreve talip olmadım. Daima arkadaşlarımın uygun gördükleri görevlerde bulundum. Sürpriz olmadı. Çünkü, böylesi bir görevle görevlendirileceğimi sezinliyordum. Görevle ilgili gerek partili arkadaşlarımdan, gerekse halkımızdan oldukça yaygın olumlu tepkiler aldım.

KIBRIS: Daha önce herhangi bir bakanlık görevinde bulundunuz mu?

Usar: Hayır, bu ilk kez oluyor.

KIBRIS: Neler hissediyorsunuz. Göreve gelir gelmez ilk yaptığınız iş ne oldu?

Usar: Yüksek bir sorumluluk duygusu içindeyim. Diğer arkadaşlarım gibi hükümette maksimum başarı noktasını yakalayabilmek ve insanımıza, halkımıza hizmet götürmek; onun yaşam standardını yükseltmek için yoğun bir çalışma temposu içinde olmamız gerektiği bilincini taşıyorum. Göreve gelir gelmez ilk yaptığımız iş, iş uyuşmazlığı ortaya çıkan KTHY'deki sorunu çözmek için tarafları bir araya getirmek olmuştur.

KIBRIS: Bakanlığınızın ileriye dönük projeleri var mı?

Usar: Her şeyden önce kara yollarımızın hızlı bir şekilde iyileştirilmesi, her geçen günle birlikte sıkışan trafiği rahatlatmak amacıyla "Karayolları Master Planı" çerçevesinde ana yollar ile bağlantı yolları ağının geliştirilmesi ana projelerimizden birini oluşturacaktır.

Yollarımızın kalitesinin yükseltilmesi ile hem yollarımızın, hem de yol işaret ve levhalarının AB standardına çıkartılması çalışmalarına hız verilecektir. İletişim ağımızın daha yaygın ve yüksek kalitede kullanıma yanıt verecek şekilde geliştirilmesi gerçekleştirilecektir.

Girne Turizm Limanı'nın yolcu salonunun geliştirilmesi ve diğer altyapı yatırımları realize edilerek çağdaş bir çehreye kavuşturulması sağlanırken; Mağusa Limanımızın AB normlarına uygun bir liman haline gelmesi çalışmalarına hız verilecektir.

Özel sektörün marina yapımı ve işletmeciliğine girmesini sağlamak amacıyla özendirici önlemler alınacaktır.

KIBRIS: KTHY'nin KKTC'ye devredilmesine nasıl bakıyorsunuz? Şu anda bu konu hangi aşamadadır?

Usar: KTHY'nin sermaye ile yönetim yapısı, kimi sorunları beraberinde getirmiştir. Bu sorunların aşılması için ve ulusal havayolu şirketimizin halkımızın daha da çok hizmetine sokulabilmesi için THY'nin sahip olduğu hisselerin de KKTC'ye devredilmesi bir gereklilik olarak ortaya çıkmıştır. TC Özelleştirme İdaresi anılan hisselerin özelleştirilmesini sağlamak amacıyla ihaleye çıkmıştır. Yanılmıyorsam ihale 3 Temmuz'da sonuçlandırılacak ve bu hisselerin bizim tarafımızdan alınması gerçekleştirilmiş olacaktır.

KIBRIS: Direkt uçuşlarla ilgili herhangi bir ülkeden veya özel şirketlerden KKTC Sivil Havacılık Dairesi'ne başvuruda bulunan var mı? Var ise bunların isimleri, sayısı veya hangi ülkelerden olduklarını öğrenebilir miyiz?

Usar: Direkt uçuşlarla ilgili bazı özel uçak sahiplerinden gelen talepler söz konusudur. Bunlar da önemli olmakla birlikte asıl olması gereken tarifeli veya chartered seferlerinin Ercan'a yapılması ve buna bağlı yolcu trafiğinin başlamasıdır. Direkt uçuşlarla ilgili halkımızın umutsuzluğa kapılmamasını diliyoruz. Çünkü, direkt uçuşların başlayabilmesinin Kıbrıs sorunundaki gelişmelere bağlı olduğu bir gerçekliktir.

Hemen şunu ifade etmekte yarar görüyorum ki, gerek Avrupalı parlamenterlerin, gerekse ABD'li kongre üyelerinin Ercan'ı kullanarak Kıbrıs'a gelmeleri önemli gelişmeler olup gelecek için umut vermektedir.

KIBRIS: Ülkemizdeki cep telefonu (GSM) şirketlerine lisans devir anlaşması için Maliye Bakanlığı'nda çalışma yapıldığı kaydedildi.

Bu hangi aşamadadır?.. Lisans devir işleminin ne zaman gerçekleşmesini bekliyorsunuz?

Usar: Ülkemizdeki GSM şirketleri ile çeşitli zamanlarda, çeşitli konuları görüşmekteyiz. Bakanlığımız, ülkemizdeki telekomünikasyon hizmetlerinin belli bir düzen ve disiplin içerisinde yürütülmesine olanak sağlamak amacıyla telekomünikasyon üst kurulu şeklinde bir örgütlenmeye olanak sağlamak ve gelişen teknolojileri hayata geçirmek için AB müktesebatına uygun yasal düzenleme yapacaktır. Çıkarılacak yasalar çerçevesinde özel sektörün de gelişen teknolojileri uygulamasının önü açılacaktır. Mevcut şirketler de bu bağlamda değerlendirilecektir.

KIBRIS: AVEA geçtiğimin aylarda (Sn. Ömer Kalyoncu'nun bakanlığı döneminde) KKTC Ulaştırma Bakanlığı'nı ziyaret etmiştir. Bu ziyaret buraya gelmek istemeleri dolayısıyla mı yapıldı?... Veya burada roaming (Uluslararası dolaşım) için KKTC'de bulunan iki şirket ile anlaşma yapmak için mi geldi?

Usar: Benden önceki dönemde AVEA yetkililerinin bakanlığımıza yönelik ziyaretleri ve bu ziyaret çerçevesinde KKTC'ye yatırım olanaklarını değerlendirdikleri bilgime getirilmiştir. Ülkemizde şu anda iki GSM operatörünün faaliyette olduğu biliniyor. Yakın bir süreçte başlatmayı düşündüğümüz lisanslandırma çalışmaları için de üçüncü bir GSM operatörüne ihtiyaç duyulması halinde ihaleye çıkılmak suretiyle yeni bir GSM operatörü yetkilendirilebilecektir.

KIBRIS: Telekomünikasyon alanında yeni projeler var mıdır? Var ise nelerdir? Özellikle mesai sonrasında Türkiye çıkışlı hatlarda "Aradığınız yöndeki hatlar doludur" anonsu çıkıyor. Anamur üzerindeki hatlar (tracklar) Türkiye tarafından artırılmadı mı?

Usar: Hazırlanmış olan ve abonelerimize yüksek hızlı internet ve data devreleri sağlayacak olan ADSL projemizi zikredebiliriz. Bu projemize ait teknik şartname hazırlanmış olup yakın bir gelecekte ihale aşamasına geçilmiş olacaktır. Bu sistem ile abonelerimize yüksek hızda internet erişim olanağı yaratılırken aynı telefon hattı üzerinden aynı anda faks gönderme ve kablolu TV izleme olanağı verilmektedir.

Üzerinde çalışmakta olduğumuz bir diğer proje ise CDMA projesidir. Bu proje ile altyapısı tıkanmış olan kent merkezleri ile özellikle hızlı yapılaşma nedeniyle şebeke kuruluncaya kadar geçecek sürede oluşacak yeni yerleşim birimlerinin telefon gereksinimlerini karşılamak için kablosuz iletişim sağlanmaktadır. Bu projenin en olumlu yanı, telefon alt yapısının bu bölgelere götürülmesi ile sistemin sökülüp bir başka yeni yerleşim biriminde kurulmasıdır.

Özellikle mesai bitimlerinden sonra yoğunlukla gece saat 21.00'e hatta sonrasına kadar uzanan zaman diliminde "Aradığınız yöndeki hatlar doludur" anonsunun çıktığı bir realitedir. Bunun nedeni, gerek Türkiye, gerekse diğer ülkelerle yapılan telefon görüşmeleri TC ile KKTC arasında döşenmiş fiber optik kablo üzerinden yapılması ve şu anda kullanmakta olduğumuz kanal sayısının ne yazık ki belli saatlerdeki çıkışları karşılayabilecek düzeyde olmamasıdır. Yıllar öncesinden gelen yaklaşık 40 milyon dolarlık borç nedeniyle kanal sayısını arttıramamaktayız. Ülkemizi ziyaret eden TC Ulaştırma Bakanı Sayın Binali Yıldırım ve diğer yetkililer ile yapmış olduğumuz görüşmede varılan mutabakatın bir sonucu olarak müsteşarımız Sn. Şener Çağnan ile Telekomünikasyon Dairemiz Müdürü Sayın Mustafa Berktuğ, Türk Telekom yetkilileri ile görüşmelerde bulunmak üzere Ankara'ya gitmişlerdir. Yoğun geçen görüşmelerde bir ön mutabakat sağlanmış olup bir iki hafta içinde konu ile ilgili protokol imzalanacak ve karşılıklı olarak açılacak olan tranklar sayesinde var olan sıkışıklık sonlandırılmış olacaktır.

KIBRIS: Karayolları alanında yeni atılımlar yapılacak mı? Girne Çevre Yolu projesi ne durumdadır. İhalesine çıkılmak üzeredir. Çevre yolu yapılana kadar Girne'deki sıkışıklığı gidermek için ne gibi önlemler alınacak? Girne çevre yolunun nereden başlayıp nereye kadar uzanacağı hakkında bilgi verir misiniz?

Usar: Karayolları alanında gerek 2004 yılında, gerekse 2005 yılında önemli yatırımlar öngörülmüştür. "Karayolları Master Planı"nın tamamlanmasına çok fazla bir şey kalmamıştır. Girne Çevre Yolu Projesi ile, ki bölünmüş yol olarak yani iki şerit gidiş, iki şerit geliş olarak inşa edilecektir, Karaoğlanoğlu, Alsancak, Lapta, Karşıyaka ve ötesine gidecek olan trafiğin Girne'nin içine girmeden ulaşımı sağlanmış olacaktır. Çevre yolu 11 km'dir. Tatlısu kavşağından başlayıp Kaplıca-Balalan-Esentepe köy kavşağı yolu; Kaplıca-Büyükkonuk-Çayırova yolu; Tatlısu ayırımı- Geçitkale yolundan oluşan Kuzey Sahil Yolu 2. Etap projesi ise toplam 71 km'lik bir projedir.

Girne Çevre Yolu projesinin ihalesi bilindiği gibi Ankara'da yapılmıştır. İhale şekil yönünden bir eksiklik içermesi nedeniyle iptal edilmiş ve yeniden ihaleye çıkılması öngörülmüştür. Girne çevre yolunun yapımı yaklaşık iki yıllık bir süreyi alacaktır.

Gerek ihalenin iptal edilerek yeniden ihaleye çıkılacak olması ve gerekse yapım süresi dikkate alınarak Girne trafiğini rahatlatacak alternatif yollar üzerinde çalışma yapmamız zorunlu hale gelmiştir. Bu cümleden olarak Zeytinlik köyündeki şehit çocuklarına dağıtılan ve alt yapı çalışmaları yapılmış olan yollar ile Girne -Karaoğlanoğlu yoluna bağlantıyı sağlayacak The Ship Inn Otelin arkasındaki toprak yol bakanlığımız tarafından genişletilerek asfaltlanmıştır. Buna ek olarak Zeytinlik köyü ile Karaoğlanoğlu Sanayi Bölgesi arasındaki toprak yol da bakanlığımız tarafından ihalesi gerçekleştirilerek asfaltlanacak ve Karaoğlanoğlu ile batısına gidecek olan araçların trafiğin sıkışık olan kısmına takılmadan yollarına devam etmeleri sağlanacaktır..

Bütün bunlardan ayrı olarak Zeytinlik köyüne ve yukarıda sözü edilen iki alternatif yola bağlanmayı kolaylaştıracak yeni bir proje üzerinde çalışılmaktadır. Buna göre Nurettin Ersin Camii'ne dönülen yol stabilizesi yapılarak asfaltlanacak ve Bahar Sokağa bağlantı yapılacaktır. Bu yolu kullanan araçlar kuzeye seyrederek Şehitler Caddesini kullanmak suretiyle batıya yönelecek ve Zeytinlik deresi üzerine inşa edilecek yeni bir köprü ve yine yeni inşa edilecek yol ile Zeytinlik köyü mezarlığının batı kısmında Zeytinlik yoluna oradan da Karaoğlanoğlu Sanayi Bölgesine giden yol ve The Ship Inn Oteli arkasındaki yola bağlanmış olacaklardır. Bu yolun yapımı ile ilgili istimlak edilecek yerler tespit edilerek Bakanlar Kuruluna öneri sunulmuştur.

KIBRIS: Ercan- Lefkoşa ve Girne- Lefkoşa ana yollarının ışıklandırma çalışmalarının projeleri ne zaman hayata geçirilecek?

Usar: Girne - Lefkoşa yolu aydınlatma projesi yapılmıştır. Lefkoşa-Ercan güzergahında ise aydınlatma çalışmaları etap etap yaşama geçirilecektir. Bu cümleden olarak a) Gönyeli kavşağı - Fuar kavşağı yolu; b) Fuar kavşağı - sosyal konutlar kavşağı (Altınbaş petrol yanı) ve c) Sosyal konutlar kavşağı - Kıbrıs Gazetesi kavşağı projeleri hazırlanmış olup bütçe kaynaklarına göre ihalesi gerçekleştirilip hayata geçirilecektir.

KIBRIS: Güzelyurt ana yolunun çift gidiş geliş olması için proje ne safhadadır? Ne zaman yapımına başlayacak?

Usar: Gönyeli kavşağı - Güzelyurt yolunun bölünmüş yol olarak yani, iki gidiş iki geliş halinde yapılması projesi tamamlanmıştır. Bu projenin 1. etabı olan Alayköy'e kadar olan bölümünün 2005 yılı içinde ihalesinin gerçekleştirilip yapılması tarafımızdan öngörülmektedir.

KIBRIS: Uluslararası Ercan Devlet Havalimanı'nda güvenlik ile ilgili çalışmalar ne durumdadır? Apronun genişletilmesi, pistin uzatılması veya yeni yapılması çalışmalarında gelinen son aşama nedir?

Usar: Sivil Havacılığın güvenliği ile ilgili önlemler, gerek uluslararası alanda, gerekse Avrupa Sivil Havacılık alanında kurallara bağlanmıştır. Her ülkenin "Ulusal Sivil Havacılık Güvenlik Programı"nın olması gerekir. Bu program, bir Sivil Havacılık Yasası'na dayandırılmış olmalıdır. Bakanlığımız, Sivil Havacılık Yasası ve onun Güvenlik Eki'ni hazırlama çalışmalarını başlatmış bulunmaktadır. Yakın bir gelecekte bu yasa tasarısının tamamlanıp Meclise sevk edilmesini öngörmekteyiz.

Ulusal Sivil Havacılık Programı, sivil uçuşların havadaki güvenliği, kargo hazırlanışı ile ilgili güvenlik önlemlerini, ikram (catering) malzemelerinin hazırlanıp uçağa yüklenmesi önlemlerini, Güvenlik birimlerinin eğitimi ve bu amaçla kullanılan teçhizata ilişkin standartlar ve çalıştırma prosedürlerini kapsamaktadır.

Ercan Havaalanında gerek yolcu, gerekse bagaj kontrolünü gerçekleştiren x-ray donanımı güvenlik standartlarına uygun bulunmuştur. Bunun yanısıra CCTV kapalı devre televizyon sistemi ve bununla birlikte çalışacak CACS (Card Access System)'den söz edebiliriz. Bu sistemlerin nasıl çalıştığı güvenlik açısından açıklanmaktadır.

Ercan'daki pistin uzatılması, bu hava limanının devre dışı kalmasını getireceğinden ve buna ek olarak pistin yedeklemesine duyulan gereksinimden ötürü tercih edilmemektedir. Gündemimizde ikinci bir pistin yapılması ve apronun genişletilerek taxiway bağlantılarının projelendirilmesi vardır. Projelendirme çalışmalarının sonuçlandırılmasına katkı koymak amacıyla TC Sivil Havacılık ve Devlet Havalimanları İşletmesine bağlı uzmanlar gerekli etütleri yapmışlardır. 2005 yılı içinde gerekli projelerin hazırlanabileceğini umuyoruz.

KIBRIS: Lefkoşa'da başbakanlık kavşağı, Atatürk Spor Salonu önü, Fuar alanı kavşağı ve Yenişehir bölgesindeki trafik yoğunluğunun aşılması için yeni projeleriniz var mıdır?

Usar: Sözkonusu projeler, Lefkoşa Türk Belediyesi'nin yetki alanı içine girmesi nedeniyle konu, bakanlığımız ile belediyemizin işbirliği içinde çözümlenmeye çalışılacaktır. Bundan ayrı olarak sıkışıklığı belli ölçüde rahatlatmak amacıyla hazırlanmış ve uygulanmakta olan Başbakanlık- Yenişehir- Dumlupınar yol projelerinden söz edebiliriz. Bu proje ile Hamitköy ve ötesine gidecek olan trafik akışına rahatlama getirecektir.

KIBRIS: Lefkoşa Çevre yolu projesinin Kermiya'ya olan bölümünün çift gidiş geliş olması ve Güzelyurt'a bağlanması ne zaman tamamlanacak?

Usar: Dereboyu-Kermiya Sosyal Konutları Projesi yapılırken, projenin bölünmüş olarak yapılması planlanmış ve yolun ikinci kısmının yeri de ayrılmıştı. Yolun aydınlatma çalışmaları da bölünmüş yola göre gerçekleştirilmiştir.

KIBRIS 11/06/05

 

Rumlar, Rus turistlerin KKTC'ye gelişini engelledi

BİR ENGEL DAHA... "Fellahoğlu Turizm"in öncülük ettiği, Ekonomi ve Turizm Bakanlığı ile birçok turizm kurum-kuruluşunun destek verdiği Rusya'dan turist getirme çabaları çerçevesinde yapılacak tanıtım toplantısı, Rum itirazları sonucu Rusya Dışişleri Bakanlığı tarafından engellendi

Rum yönetimi her alanda KKTC'yi baltalamaya yönelik çalışmalarına turizmde bir yenisini daha ekledi.

"Fellahoğlu Turizm"in öncülük ettiği, Ekonomi ve Turizm Bakanlığı ile birçok turizm kurum-kuruluşunun destek verdiği Rusya'dan turist getirme çabaları çerçevesinde yapılacak tanıtım toplantısı, Rum itirazları sonucu Rusya Dışişleri Bakanlığı tarafından engellendi.

TAK muhabirine bilgi veren "Fellahoğlu Turizm" yöneticisi Metin Fellahoğlu, şubat ayından bu yana, St. Petersburg'da "1 Hafta Antalya 1 Hafta Kuzey Kıbrıs" sloganı adı altında tur düzenlemek amacıyla çalışma ve girişim yaptıklarını, burada 14-17 Nisan tarihleri arasında düzenlenen fuara katıldıklarını ve 10 bin broşür dağıttıklarını, tanıtım için 45 kişilik bir grupla müşteri getirttiklerini anlattı.

12 Haziranda yine aynı şehirde bir günlük tanıtım toplantısı için otelde yer ayırttıklarını anlatan Fellahoğlu, dün aldıkları bir haber sonucu toplantının yapılmasını engellemek amacıyla Rusya Dışişleri Bakanlığı'nın otele "yasa dışı iş yaptığınız için çalışma izninizi iptal ederiz" şeklinde baskı yaptığını ve otelin de rezervasyonu iptal ettiğini öğrendiğini kaydetti.

Fellahoğlu, konuyla ilgili girişimlerinin süreceğini belirterek, Başbakan Yardımcılığı ve Dışişleri Bakanlığı'nın yanı sıra Ekonomi ve Turizm Bakanlığı ile görüşmelerde bulunduklarını kaydetti.

Akay: Rumların yaptığı kabul edilemez

Başbakan Yardımcılığı Dışişleri Bakanlığı Siyasi İşler Özel Danışmanı Kudret Akay ise TAK'a yaptığı açıklamada, Kıbrıs'taki Rusya Büyükelçisi'ne nota hazırlamakta olduklarını ve pazartesi göndereceklerini söyledi.

Rumların yaptığının kabul edilemez olduğunu ve izolasyonların kalkmasını engelleyerek baskıyı sürdürmek amacını taşıdığını ifade eden Akay, Rusya'ya, yaptığının adada uzlaşmaya yardımcı olmayacağını bildireceklerini kaydetti.

Akay, konuyla ilgili girişimlerinin devam edeceğini, bu arada olayla ilgili turizm şirketlerinden birinin Türkiye'den olduğunu ve Türkiye'nin Moskova Büyükelçiliği'nin de girişim başlattığını kaydetti.

KIBRIS 11/06/05

 

33 yıl sonra Rumlara traktör borcunu ödedi

Faruk ZABCI / LONDRA

Hüseyin Ömer, 1970’lerin başında Kıbrıs’ın Beyarmudu Köyü’nde çiftçilik yapıyordu. Bu sırada bir Rum şirketinden bir traktör satın aldı. Ancak 1974’de Barış Harekatı’ndan sonra işleri kötü gitmeye başlayınca, İngiltere’ye göç etmeye karar verdi.

Önce bir şişe fabrikasında çalışan, sonra terzilik yapan Hüseyin Ömer, 33 yıl sonra Rumlara borcunu ödeyerek kendisini yıllardır huzursuz eden bir hesabı kapattı.

2 BİN STERLİN

Vicdanı elvermediğinden kimse borcunu istememesine rağmen tatil için Kıbrıs’a geldiğinde 33 yıldır sakladığı satış kağıtlarıyla Alexandro Dimitridi şirketine 2 bin Sterlinlik borcunu ödeyen 74 yaşındaki Ömer’in bunun için 10 yıldır emekli maaşından para ayırdığını söyledi. 1 kız ve 3 erkek babası Ömer, ‘Sınırı geçip Kıbrıs Rum tarafına gidip traktörü satın aldığım firmaya borcumu faiziyle birlikte ödedim. Daha önce sınırlar kapalı olduğu için karşı tarafa gitme olanağını bulamadım’ dedi.

Rum şirketinden 33 yıl önce taksitle satın aldığı Massey Ferguson marka traktörün borcunun kendisini yıllardır rahatsız ettiğine dikkat çeken Ömer, şunları söyledi:

‘Kıbrıs’ta 17 dönüm arazim vardı. Narenciye ve greyfurt ektiğim tarlalarım vardı. Kıbrıs olaylarıyla birlikte, malları satamadım. İşler kötü gidince 1979’da Londra’ya gidip sıfırdan başladım. Traktör firmasına borcum yok, şimdi rahat uyuyabilirim. ‘Hiç borcu kalmamıştır’ diye onlardan makbuz da aldım.’

KIZI: İADE ETSİNLER

Ömer’i aynı köyden tanıyanlar, ‘33 yıl sonra traktör parasını ödemesi için aklını kaçırmış olması gerekir’ yorumları yaptılar. Ömer’in kızı Serbil Çaplı ise ‘Babamın iyiniyet göstererek, vicdanını rahatlatmak için ödediği parayı Rumlar aldı, ama kayıtları saptayamadı. Şirket kayıtları bulamadığına göre parayı iade etmeli’ dedi. 

HURRIYET 12/06/05

 

Talat'ın Çankaya talihsizliği

Erdal Güven

RADIKAL 12/06/05

Ankara'nın diplomasi koridorlarında epeydir konuşulan Kıbrıs'la ilgili bir mevzu, tam da KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın Ankara'ya 'çalışma ziyareti' yapacağı geçen perşembe günü İstanbul'daki yazıişleri masalarına da yansıdı: Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, Talat'a randevu vermiyordu...
İsmet Berkan duruma dikkatimi çekince birkaç telefon görüşmesi yaptım. Ortaya çıkan durum şuydu:
Talat, 18 Nisan 2005 tarihinde cumhurbaşkanı seçildikten sonra gayet tabii olarak Türkiye'ye resmi ziyarette bulunmak istediğini, yine gayet tabii olarak bu ziyaretinde Sezer'le de bir araya gelmek istediğini Ankara'ya iletmişti. Bu istek her zamanki gibi Türkiye'nin Lefkoşa Büyükelçiliği'ne, oradan da Türkiye Dışişleri'ne bildirilmişti.
Talat cumhurbaşkanı seçildiğinde, Sezer'den yazılı bir tebrik mesajı almış, onun dışında iki lider arasında hiçbir temas olmamıştı. Durumu şöyle özetlemek mümkündü: Arada sıcaklık zaten yoktu, ama ilişki ya da diyalog da yoktu...
Yine de Talat'ın beklediği mesaj nihayet mayısın ikinci yarısında Lefkoşa'ya ulaştı.
Türk Dışişleri, ziyaret için 2 Haziran tarihinin uygun olduğunu bildiriyordu Talat'a. KKTC lideri, Sezer'le de, Genelkurmay Başkanı'yla da görüşebilecekti. Talat ve heyeti buna göre hazırlığını yapmaya başladı.
Gelgelelim ziyarete iki gün kala, yeni bir mesaj iletildi Talat'a. Sezer, kendisiyle görüşemeyecekti, çünkü 2 Haziran'da Ankara'da olmayacaktı. Aynı mesajda, Sezer'in Talat'ı 'önümüzdeki günlerde' bizzat davet etmeyi ve ağırlamayı düşündüğü de belirtiliyordu. Bunun üzerine resmi bir ziyaret olarak, hatta Genelkurmay Başkanı'nın da katılacağı bir zirveye de sahne olacak biçimde tasarlanan Talat'ın cumhurbaşkanı sıfatlı ilk Ankara randevusu, çalışma ziyaretine çevrildi. Talat'ın tabii ki keyfi kaçmıştı ancak yapacak bir şey de yoktu. Ne de olsa Sezer Ankara'da olmayacaktı...Ayrıca 'önümüzdeki günlerde' Sezer kendisini davet edecekti...
Gelgelelim durum bildikleri gibi değildi.
Her şey bir yana, Sezer, 2 Haziran günü Ankara'daydı. Sabah açıklanmış bir programı yoktu. Öğleden sonra Başbakan ve Genelkurmay Başkanı'yla rutin görüşmeleri vardı. Yani Çankaya'daydı...Akşam da açıklanmış bir programı yoktu...
Ve KKTC heyeti bunları, o gün kendilerini Lefkoşa'dan Ankara'ya götürecek uçağa binerken, İstanbul'dan kendilerini arayan bir gazeteciden öğrendi.
Evet durum buydu. Sonrası malum...
Talat geldi, Erdoğan, Gül ve Arınç'la görüşüp ertesi gün Lefkoşa'ya döndü. Ne Sezer'le ne Genelkurmay Başkanı'yla görüşebildi.
Talat, Lefkoşa'dan havalanmadan az önce öğrendiği durumu, Ankara'ya ayak bastığında bilmezden geldi. Belli ki anlaşılır biçimde Türkiye'ye cumhurbaşkanı olarak yaptığı ilk ziyarete gölge düşmesini istememişti.
Talat cumhurbaşkanı seçildiğinde tarih 18 Nisan 2005'ti. Dolayısıyla bugün itibarıyla işbaşına geleli iki aya yakın bir süre geçmiş...Merak ettim, Sezer bu süre zarfında neler yapmış, kimleri ağırlamış da Talat'a, KKTC Cummhurbaşkanı'na ayıracak birkaç saat bulamamış diye...Küçük bir araştırma yaptım. İşte Sezer'in 18 Nisan-10 Haziran 2005 tarihi randevu defterinin 'dış' yapraklarından seçmeler:
19 Nisan: Letonya Cumhurbaşkanı'yla görüşme
25 Nisan: Moldova'nın Ankara Büyükelçisi'nin veda ziyareti
26 Nisan: Yeni Zelanda Başbakanı ile görüşme
28 Nisan: Bosna-Hersek Temsilciler Meclis Başkanı'yla görüşme
3 Mayıs: Bulgaristan Cumhurbaşkanı ile görüşme
4 Mayıs: BM Türk Derneği Yönetim Kurulu Başkanı ile görüşme
18 Mayıs: Kongo Demokratik Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı'yla görüşme
1 Haziran: Kırgızistan'ın Ankara Büyükelçisi'nin veda ziyareti
7 Haziran: Ukrayna Cumhurbaşkanı'yla görüşme
Konumuz bağlamında randevuların en ilgincini en sona sakladım: Sezer'in 23 Mayıs'taki konuğu kim dersiniz?
Rauf Denktaş. Hangi sıfatla mı? KKTC Birinci Cumhurbaşkanı sıfatıyla. Sezer, Denktaş'ı Çankaya'da ağırlıyor, 14.30'dan itibaren... Devamı var: Sezer ertesi gün de kahvaltıda bir araya geliyor Denktaş'la...
Üşenmeyip bir de 18 Nisan'dan 10 Haziran'a kadar geçen dönemde Sezer'in basına açıklanmış herhangi bir kabul ya da görüşmesinin bulunmadığı günleri saydım: Cumartesi-pazar hariç (ki bazı cumartesi günleri Sezer resmi görüşme yapıyor) tam tamına 14 gün. Resmi programsız günlerden biri de Talat'ın ziyaretinin gerçekleştiği günü izleyen 3 Haziran 2005 cuma... Hafta içine denk gelip kısmen ya da büyük ölçüde resmi programsız günleri hiç hesaba katmadım.
Elbette Sezer'in programına Sezer karar verir. Kimi ne zaman ağırlayacağına, ne kadar vakit geçireceğine de. Ama yukarıdaki bilgiler ışığında insanın aklına ister istemez şu sorular da gelmiyor değil: Bunca süre geçip bir randevu lütfetmediğine göre yoksa Sezer, daha doğrusu Sezer'in temsilcisi olduğu devlet, hâlâ Talat'a alışamadı mı? Alışamadıysa acaba neden?
Bilinen bir şey varsa o da Talat'ın hâlâ Sezer'in davetini beklediği... Bakalım 'önümüzdeki günler' ne zaman gelecek?

Annan Kıbrıs'ta çözüm arıyor

ÇÖZÜMÜ KOLAYLAŞTIRMANIN YOLLARI... Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Kıbrıs'ta çözümü kolaylaştırmanın yollarını aradığı bildirildi. BM sözcüsü Stephane Dujarric, Annan'ın yardımcısı Kieran Prendergast'ın bölgedeki nabız yoklama gezisinden sonra Kıbrıs'taki iyi niyet misyonu çerçevesinde ne tür adımlar atacağını düşündüğünü dile getirdi

 

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Kıbrıs'ta çözümü kolaylaştırmanın yollarını aradığı bildirildi.

BM sözcüsü Stephane Dujarric, Annan'ın yardımcısı Kieran Prendergast'ın bölgedeki nabız yoklama gezisinden sonra Kıbrıs'taki iyi niyet misyonu çerçevesinde ne tür adımlar atacağını düşündüğünü dile getirdi.

Stephane Dujarric, Genel Sekreter'in bütün tarafların kaygıları ve görüşleri konusunda tam olarak bilgilendirildiğini söyledi. Dujarric, Annan'ın iyi niyet misyonuyla atacağı adımların, her iki taraftaki halkın da onaylayacağı, karşılıklı olarak kabul edilebilir bir çözüme en iyi şekilde yardım edip etmeyeceğine ilişkin değerlendirmesine dayanacağını da kaydetti.

Kıbrıs'taki taraflarla görüşen Prendergast, Kıbrıslı Rumlar ve Türklerin durumları, endişeleri ve arzuları konusunda daha iyi bir anlayışa sahip olduğunu kaydetmişti.

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Rum lider Tasos Papadopulos'un yanı sıra Ada'daki diğer siyasi liderlerle görüşmelerde bulunan Prendergast, Kıbrıs'taki görüşmeleri hakkında Annan'a bir rapor sunmuştu.

KIBRIS 12/06/05

 

Davalar artarak devam edecek

Rum Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu, Cumhurbaşkanı Talat'ın, kuzeydeki Rum mallarının yabancılara satılmasına göz yumduğunu, sessiz kaldığını belirterek, mal satışı devam ettiği sürece davaların son bulmayacağını vurguladı:

Davalar artarak devam edecek

ÇÖZÜME İHTİYAÇ VAR... KIBRIS TV muhabiri Gökhan Altıner'e konuşan Rum Dışişleri Bakanı Yorgo Ykovu, son dönemlerde huzursuzluk yaratan ve "çözüm sürecini etkilediği" iddia edilen mal- mülk davalarının "kuzeydeki Rum malları yabancılara satıldığı sürece" artarak devam edeceğini söyledi. Yakovu, sorunun ortadan kalkması için çözüme ihtiyaç duyulduğunu, geciken çözümün iki tarafın da faydasına olmadığını vurguladı

TALAT MÜDAHALE ETMİYOR... Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın kuzeydeki Rum mallarının yabancılara satılmasına sessiz kaldığını iddia eden Yakovu, bunu "Kıbrıs sorunun çözümü ile ilgilenmiyor" diye yorumladı. Yakovu, yabancılara mal satışının sürdüğü sürece davaların da beraberinde geleceği görüşünün hükümet tarafından da değerlendirildiğini söyledi

TÜRKİYE HAVA VE DENİZ LİMANLARINI "ZATEN" AÇACAK... Yakovu: Türkiye Ankara antlaşmasını imzalayacağını taahhüt etti. Biz bir AB ülkesiyiz ve Türkiye AB'ye girmek isteyen bir ülke olarak zaten hava ve deniz limanlarını Kıbrıs Cumhuriyeti'ne açmak durumundadır. Bu görüşü AB komisyonu da desteklemektedir. Türkiye eğer bu şartlara uymazsa ileride çok büyük sorunlarla karşı karşıya kalacaktır

 

Kıbrıs Rum Yönetimi Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu, kuzeyde Rum mallarının yabancılara satışının devam ettiğini, Talat'ın da buna müdahale etmeyerek "Kıbrıs sorunun çözümü ile ilgilenmediğini gösterdiğini" belirterek, "Bu mallar yabancılara satıldığı sürece davalar da devam edecek. Bu hükümetimizin görüşüdür" dedi. Yakovu, davaların son bulması için gerekenin "acil çözüm" olduğunu söyledi.

Türk tarafı gibi kendilerinin de çözüme hazır olduğunu ısrarla vurgulayan Yakovu, "Kıbrıs'ın acil bir çözüme ihtiyacı vardır. Çözümün gecikmesi hiçbir kesimin yararına olmayacaktır" dedi.

Yakovu, KIBRIS TV muhabiri Gökhan Altıner'in sorularını yanıtladı. Türkiye'nin gümrük birliği anlaşmasını imzalamasının AB'ye verdiği bir taahhüt olduğunun altını çizen Yakovu, "Türkiye Ankara antlaşmasını imzalayacağını taahhüt etti. Biz bir AB ülkesiyiz ve Türkiye AB'ye girmek isteyen bir ülke olarak zaten hava ve deniz limanlarını Kıbrıs Cumhuriyeti'ne açmak durumundadır" dedi.

Bu görüşün AB komisyonu tarafından da desteklendiğini anımsatan Yakovu, Türkiye'nin bu şartları yerine getirmemesi halinde "çok büyük sorunlarla karşı karşıya kalacağı" uyarısında bulundu.

Her iki tarafın da anlaşma istediği yönünde açıklamalar yaptığına işaret eden Yakovu, bunun için Annan planında bazı değişiklikler yapılması gerektiğini belirtti. Değişikliklerin ancak müzakere yöntemi ile olacağını söyleyen Yakovu, "Biz müzakereden kaçmıyoruz" dedi.

Yakovu, Gökhan Altıner'in sorularına şu yanıtları verdi:

KIBRIS: Sayın Yakovu, Ankara, Rum yönetiminin yeşil hat tüzüğü yerine doğrudan ticaret tüzüğünü uygulamaya geçirerek, KKTC ile AB arasındaki aktif ticaretin başlatılmasını istiyor. Bunun karşılığında ise Türk hava ve deniz limanlarının Güney Kıbrıs'a açılmasını öneriyor. Böyle bir öneriyi sizlerin kabul etmemesinin ana nedeni nedir?

YAKOVU: Türkiye Ankara antlaşmasını imzalayacağını taahhüt etti. Biz bir AB ülkesiyiz ve Türkiye AB'ye girmek isteyen bir ülke olarak zaten hava ve deniz limanlarını Kıbrıs Cumhuriyeti'ne açmak durumundadır.

Bu görüşü AB komisyonu da desteklemektedir. Türkiye eğer bu şartlara uymazsa ileride çok büyük sorunlarla karşı karşıya kalacaktır.

Hatta Dünya ticaret örgütü Türkiye'ye dava açabilir. Bu tür sorunlar Türkiye'ye AB yolunda hep engel olarak duracaktır. Doğrudan ticaret tüzüğünün geçerlilik kazanmasından söz ediyorsunuz. Bize göre Yeşilhat Tüzüğü'nde bir sıkıntı yoktur. Türkiye Başbakanı Sayın Tayyip Erdoğan AB ile KKTC arasında doğrudan ticaretin başlamasından bahsediyor; şüphesiz ki böyle bir gelişme çözüm sürecini olumsuz etkiler. Bunu kabul edemeyiz.

KIBRIS: BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Siyasi işlerden sorumlu Müsteşarı Krien Prendergast bir süre önce her iki taraf arasında bir dizi görüşmeler yaptı. Bu görüşmelerin her iki taraf için de meyvelerini ne zaman verecek? Her iki taraf masaya ne kadar uzaklıkta?

YAKOVU: Kıbrıs Rum tarafının pozisyonu gayet nettir. Rum tarafı Annan Planı'na hayır dedi ve bu vesileyle aslında Annan Planı geçersiz kaldı; ancak biz de Türk tarafı gibi Annan Planı zemininde bir antlaşmaya hazırız. Bu da demek oluyor ki her iki tarafın bu plan üzerinde bazı değişikliklere gitmesi gerekir. Bu da ancak müzakere ile yapılabilir. Biz müzakereden kaçmıyoruz.

KIBRIS: Sayın Yakovu, Cumhurbaşkanı Talat ile Rum yönetimi lideri Papadopulos'un gayrı resmi bir görüşme yapması sürece olumlu bir katkı yapmaz mı?

YAKOVU: Bakınız, bir tarafta BM Genel sekreteri diğer tarafta ise her iki toplumun da lideri var. Taraflar ancak çözüm süreci başladığı zaman bir araya gelebilirler. Biz Kıbrıs Rum tarafı olarak bu tür bir görüşme zeminini memnuniyetle kabul ederiz; ancak öncelikle böyle bir zeminin oluşması gerekir.

KIBRIS: Özellikle son zamanlarda Rum mahkemelerinde Kıbrıs Türkleri aleyhine davalar açılmakta ve Kıbrıslı Türkler hakkında tutuklama emirleri çıkarılmakta. Henüz bir anlaşma zemini oluşmamışken ve iki toplum arasındaki buzlar yeni yeni erimeye başlamışken Rum tarafı bu tür hareketlerle iki toplumun arasını açmıyor mu? Sürekli barış çağrısı yapan hükümetiniz bu davalarla neyi hedefliyor?

YAKOVU: Rumlar kendi malları üzerinde hak sahibidir ve Rumlar kendi mallarının üzerinde söz sahibidir. Bu davaları engellemek mümkün değildir.

Bununla beraber Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvuran Loizudu dışındaki vatandaşlarımız da davalarını kazanacaktır. Bu davaların ilk sebebi Rum mallarının kullanılmasında çok büyük bir artış vardır. İkinci sebebi ise Rum mahkemelerinde alınan kararlar AB'ye üye diğer ülkeler tarafından da kabul edilmektedir.

Mal-mülk sorunu Kıbrıs sorunun en önemli parçasıdır ancak buna rağmen Sayın Talat bu malların yabancılara satılması konusunda herhangi bir engelleme yapmamaktadır. Bu da demek oluyor ki Talat , Kıbrıs Sorunu ile ilgili yeteri kadar ilgilenmemektedir. Davalar hükümete bağlı bir konu değildir. Ancak hükümetimizin davalarla ilgili bir kararı vardır ki Türk tarafında kalan Rum malları yabancılara satıldığı sürece bu davalar artarak devam edecektir.

KIBRIS: Bu durumda aynı olayı güneyde kalan Türk mallarını kamulaştırarak ve bunları kullanıma açarak hükümetiniz de yapmıyor mu? Kıbrıs Türkleri de güneydeki mahkemelere başvurarak söz konusu mallarını almak isterlerse siz bu davaları destekler misiniz?

YAKOVU: Biz Kıbrıslı Türklerin mülkiyet hakkını tanıyoruz. Söz konusu mallar boş kalmıştı ve biz hükümet olarak bu malları korumasız bırakamazdık.

Kıbrıslı Türk malı kullanmak isteyen Rum vatandaşlar VASİ'ye giderek bir sözleşme istiyor ve yapılan tüm bu harcamalar özel bir fona gidiyor.

Malını isteyen Kıbrıslı Türk'ün malı bu fondan tazmin edilebiliyor. Eskiden sayın Rauf Denktaş bir eşdeğer koçanı olayı geliştirdi ve Güney kalan Türk mallarına karşılık Rum mallarını kendi vatandaşlarına verdi. Ancak kendi malına karşılık koçan alan bazı Türkler daha sonra Güneye geçerek Rum hükümetinden kendi malını geri istiyor.

Bu durumda yasal olmayan bir çıkar sağlama yoluna gidiyorlar. Bu tür istekte bulunan Kıbrıslı Türklere bizim cevabımız "sizin mallarınız VASİ'de koruma altındadır, çözüm olduktan sonra mallarınızı geri alabileceksiniz"dir.

Şöyle bir tehlike vardır ki biz eğer bu malı verirsek yasal yoldan bu malı satarak yurt dışına kaçabilir. Bu durum da her iki tarafa zarar verir. O nedenle bu konuda çok dikkatli davranıyoruz.

Eğer bir Kıbrıslı Türk kendi evinde yaşamak istiyorsa bunun iki yolu bulunuyor. Birincisi başvuruyu yapan Kıbrıslı Türk'e ilk önce yaşaması için geçici başka bir ev tahsis ediyoruz ve ikinci olarak evinde yaşayan kişilerle görüştürerek bir uzlaşı sağlanmasına yardımcı oluyoruz.

Sonuç olarak şunu belirtmeliyim ki Kıbrıs'ın acil bir çözüme ihtiyacı vardır. Çözüm için geç kalınması hiçbir kesimin yararına olmayacaktır.

KIBRIS 12/06/05

 

Erdoğan: Annan Türk tezine destek veriyor

ABD ziyareti dönüşü Kıbrıs'la ilgili gelişmeleri değerlendiren TC Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan önemli açıklamalar yaptı

Erdoğan: Annan Türk tezine destek veriyor

RUMLARIN TAVRINA ANNAN TEPKİSİ... BM Genel Sekreteri Kofi Annan ile Kıbrıs'ı görüşen Erdoğan, kendilerine, "hangi noktalarda ne verebilirsiniz" sorusunun sorulmadığını söyledi. Annan'ın Türk tarafının tavrını takdir ettiğini belirten Erdoğan, Prendergast'ın bölgeye yaptığı ziyaretin ardından Annan'a "Rum tarafının tavrı olumsuz" mesajını ilettiğini vurguladı. Erdoğan, Annan'ın Rumlardan yana "umutsuz" olduğunu da söyledi

KUZEY KIBRIS'TA YATIRIM ZAMANI... Erdoğan: Kıbrıs'taki yönetimle gayet olumlu adımlar atıyoruz. Kıbrıs halkının 'evet' demeyeceği hiç bir şeye 'evet' demeyeceğiz. Bütün konuları Cumhurbaşkanı ve Başbakan ile danışıyoruz, konuşuyoruz. İzolasyonları kaldırtmaya çalışıyoruz. Her alanda desteğimiz sürüyor. Artık alt yapı yatırımlarına yöneleceğiz. Bundan sonra, 'parayı alın harcayın' yok. Kalıcı işler yapmalıyız

Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın, Türk tarafının Kıbrıs sorunu ile ilgili öne sürdüğü tezlere destek verdiğini açıkladı. Erdoğan'a göre Annan, referandum sürecinde Türk tarafının üzerine düşeni yaptığını, Rum tarafının tavrının ise "halen" olumsuz olduğunu biliyor...

Erdoğan, ABD dönüşü uçakta gazetecilere yaptığı değerlendirmede, BM Genel Sekreteri Kofi Annan ile yaptığı görüşmenin oldukça olumlu geçtiğini söyledi.

Erdoğan, "Kendisi bize karşı kesinlikle 'şunu verebilir misiniz?' diye bir şey sormadı. Böyle bir durumda

değil. Çünkü, Türkiye'nin ve KKTC'de üzerine düşeni yaptığını biliyor. Temsilcisi Prendergas bile bir

şey söyleyemedi. Hatta Güney Kıbrıs'ın tutumu için 'olumsuz' dedi. Önceden umutluydu ama artık Rumlardan

pek umutlu değil" dedi.

Erdoğan Kıbrıs ile ilgili değerlendirmesinde şunları söyledi:

"Hükümet olarak Kıbrıs'taki yönetimle gayet olumlu adımlar atıyoruz. Kıbrıs halkının 'evet' demeyeceği

hiç bir şeye 'evet' demeyeceğiz. Bütün konuları Cumhurbaşkanı ve Başbakan ile danışıyoruz, konuşuyoruz.

İzolasyonları kaldırtmaya çalışıyoruz. Her alanda desteğimiz sürüyor. Artık alt yapı yatırımlarına

yöneleceğiz. Bundan sonra, 'parayı alın harcayın' yok. Kalıcı işler yapmalıyız. Bu yatırımlar kuzeyi

güçlendirecektir. Yani her açıdan çözüm için uğraşıyoruz."

"ABD ile ilişkilerde sorun yok"

Erdoğan, ABD ziyareti ile ilgili çeşitli yorumlara da açıklık getirdi. ABD Başkanı George W. Bush'un spekülasyonları ortadan kaldıracak ifadeler kullandığını söyleyen Erdoğan şunları söyledi:

"Türk Amerikan ilişkileri konusunda spekülasyonlar vardı. Başkan Bush ile görüşme spekülasyonların

ortadan kalkmasına zemin teşkil etti. Sayın Başkan Bush toplantı sonrasında açık ve net ifadeler kullandı. Buna rağmen faklı şeyler duymaya devam ediyoruz. Bu toplantı var olan bir iradenin beyan edilmesidir. Alınan sonuçtan memnunum. Bu yolla spekülasyonlara son verildi. Stratejik işbirliği ve stratejik ortaklık durumumuz teyit edildi. Bu irade beyanının önüne başka görüş koymanın bir anlamı yok."

KIBRIS 12/06/05

 

St. Barnabas'ta barış dileğiyle ayin

Gazimağusa'daki St. Barnabas Arkeoloji ve İkon Müzesi'nde, Hz. İsa'nın 2'inci Havarisi Barnabas'ın büyük yortusu sebebiyle, dün gerçekleşen asıl ayin, Tirimitunda Bölge Piskoposu Vasilios tarafından yönetildi. Vasilios barış mesajı verdi

St. Barnabas'ta barış dileğiyle ayin

KÖPRÜLERİ İNŞA ETMELİYİZ... Tirimitunda bölge piskoposu Vasilios, Kıbrıslı Rumların Gazimağusa'daki St. Barnabas Arkeoloji ve İkon Müzesi'nde bulunmasının, iki toplum için barış mesajı olduğunu belirterek, "Kutsal St Barnabas için ayin yaptık. Yıllar sonra, burada bulunmaktan dolayı çok mutluyuz. Kıbrıslı Rumlar ve Türkler olarak, köprüleri inşa etmeliyiz yıkmamalıyız" dedi

Sedef A. BOŞNAK

Kıbrıslı Rumlar, Gazimağusa'daki St. Barnabas Arkeoloji ve İkon Müzesi'nde, Hz. İsa'nın 2'inci Havarisi Barnabas'ın büyük yortusu sebebiyle, dün asıl ayini yaptı.

Tirimitunda bölge piskoposu Vasilios tarafından yönetilen ayin, 09.00 ile 11.00 saatleri arasında gerçekleştirildi.

Piskopos Vasilios, KIBRIS'a kısa bir açıklama yaparak, Kıbrıslı Rumların Gazimağusa'daki St. Barnabas Arkeoloji ve İkon Müzesi'nde bulunmasının, iki toplum için barış mesajı olduğunu söyledi.

Kutsal St Barnabas için ayin yaptıklarını belirten Piskopos Vasilios, 1960 ile 1974 tarihleri arasında St. Barnabas Arkeoloji ve İkon Müzesi'nde rahip olarak görev yaptığını anlattı.

Kilisede bulunmaktan büyük mutluluk duyduğunu ifade eden Vasilios, ayine katılan Kıbrıslı Rumların da bu mutluluğa katıldığını kaydetti.

Piskopos Vasilios, "14 yıl bu kilisede rahiptim. St Barnabas kilisesi, Kıbrıs'ın en eski kilisesidir. Kıbrıslı Rumlar ve Türkler olarak, köprüleri inşa etmeliyiz yıkmamalıyız"diye konuştu.

Bine yakın Kıbrıslı Rum katıldı

Bine yakın Kıbrıslı Rum'un katıldığı ayinde, 12 papaz hazır bulundu. Papazların arasında 1974'ten önce, kilisede rahip olarak görev yapan Baba Gabliel de vardı.

Saat 07.00 sıralarında St. Barnabas Arkeoloji ve İkon Müzesi'ne gelmeye başlayan Kıbrıslı Rumlar, ellerindeki mumları yakarak St Barnabas için dua etti ve sevgilerini gösterdi.

Duygulu anlar yaşayan Kıbrıslı Rumlar ayrıca, St. Barnabas Arkeoloji ve İkon Müzesi'nin iç avlusuna koydukları St. Barnabas ikonunu selamlayarak öptü ve ikonun yanına, gül, yasemin, ve fesleğen bıraktı.

Ayin sırasında, papaz tarafından, isteyen katılımcılara, ekmekle ıslatılmış birer kaşık kırmızı şarap, golifa ve çörek ikram edildi. Ekmek tanrının vücudunu, şarap ise Tanrı'nın kanını simgeliyor.

Kıbrıslı Rumlar, St. Barnabas Arkeoloji ve İkon Müzesi avlusunda bulunan St Barnabas mezarını da ziyaret etti.

Yaklaşık iki saat süren ayinde herhangi bir olay yaşanmadı.

"Çok mutluyuz"

Kıbrıs'a konuşan Kıbrıslı Rumlar, yıllar sonra St. Barnabas Arkeoloji ve İkon Müzesi'nde bulunmaktan dolayı memnuniyetlerini dile getirerek, kendilerine bu fırsatı tanıyanlara teşekkür etti.

Ayin sırasında göz yaşlarını tutamayan Andreas Solonos, duygularını kelimelerle anlatamayacak kadar çok mutlu olduğunu söyledi.

Solonos'un arkadaşı Adamos Kaoullas ise, 1974'ten önce buraya oldukça sık gelip dua ettiğini belirterek, "Burada bulunduğum için memnunum. Yıllar sonra, bu kilisede yeniden dua etme fırsatı buldum. Bu imkanı yaratanlara teşekkür ederim" dedi.

Kilise avlusunda karşılaştığımız Andreas Theodoulou da kilise girişinde bulunan görevli polislerin kendisini denetlemesinden dolayı duyduğu rahatsızlığı dile getirdi.

Gazimağusa polisi,

güvenlik önlemi aldı

Gazimağusa polis ekipleri, dün yine, Kıbrıslı Rumların güvenliği açısından, trafikte, sınır kapılarında ve kilisede önlem almaya devam etti.

St. Barnabas Arkeoloji ve İkon Müzesi'ne, giriş çıkış yapanlar polis tarafından kontrol edildi. Kilisede görevli bulunan polis ekipleri, ayine gelen kişilerin üzerlerini taradı, çantalarında bulunan bıçak gibi aletlere, ayin bitimine kadar el koydu.

Yaklaşık, iki saat süren ayin olaysız bitti.

St Barnabas, Yahudiler

tarafından öldürüldü

Manastıra adını veren St Barnabas, Yahudi bir ailenin oğludur ve Salamis'te doğmuştur.

Hıristiyanlığı yaymak için yaptığı çalışmalardan dolayı, Yahudiler tarafından, MS 45 yılında öldürülen St Barnabas, Salamis'in batısındaki bir hurma ağacının altındaki yer altı mağarasına gömüldü.

432 yıl sonra Piskopos Anthemios, St Barnabas'ın gömüldüğü yere bir manastır inşa edilmesi için bağışta bulunur ve St Barnabas Kilisesi ve Manastırı M.S. 477 yılında inşa edilir.

KIBRIS 12/06/05

 

Rumlar’dan doğrudan ticarete yine hayır

 

Ömer BİLGE / LEFKOŞA

AB’nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri Olli Rehn, dün Kıbrıs’ta Türk ve Rum taraflarıyla temaslarda bulundu. Rehn, KKTC’yle doğrudan ticaret yapılmasına yönelik itirazını kaldırması konusunda Rumlar’dan yine ‘hayır’ cevabı aldı.

AB heyeti, önce Rum lider Tasos Papadopulos ve ardından da KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile bir araya geldi. Rehn, Papadopulos ile görüşmesinde AB Komisyonu’nun geçen yıl aldığı ancak Rumların engellediği 256 milyon Euro’luk mali yardım ve doğrudan ticaret tüzüklerini gündeme getirdi. Rum lider, doğrudan ticaret konusunda, Maraş’ın Rumlara iade edilmesi ve ortak kullanması şartıyla sadece Gazimagosa limanının uluslararası trafiğe açılmasına izin verebileceklerini söyledi. KKTC Cumhurbaşkanı Talat ise Rumların BM’nin istediği talepleri yerine getirmesinin ardından hemen görüşmelere başlamaya hazır olduğunu da kaydetti. 

HURRIYET 13/06/05

 

KKTC'ye uygulanan tecridin kaldırılmasını istedik

KALICI ÇÖZÜMÜN PEŞİNDEYİZ..."Bir kere daha Kıbrıs konusunda BM Genel Sekreteri'nin çabalarıyla kalıcı bir çözüme varılması yönündeki niyet ve iradeyi vurguladık, kendilerinin de buna olumlu yaklaşımını özellikle gördük. Biz Kıbrıs'ta adil, kapsamlı, kalıcı bir çözümün peşinde olduğumuzu yine vurguluyoruz"

İZOLASYONLAR KALDIRILMALI... "KKTC'ye uygulanan haksız tecrit ve izolasyonun kaldırılmasını istedik, istiyoruz. Kaldı ki 28 Mayıs raporunda da sayın Annan zaten bunları vurgulamıştır. Bu politikamızda BM Genel Sekreteri ile işbirliği içerisinde olacağız"

Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, ABD'ye yaptığı çalışma ziyaretini tamamlayarak Türkiye'ye döndü.

Erdoğan, Esenboğa Havalimanı'nda yaptığı açıklamada, ABD Başkanı George Bush, Başkan Yardımcısı Dick Cheney ve Kongre üyeleriyle birçok konuyu görüştüklerini söyledi.

Erdoğan, ABD ziyaretinin çok önemli bir boyutunu da BM Genel Sekreteri Kofi Annan ile yaptığı görüşmenin oluşturduğunu ifade ederek, Annan ile başta Kıbrıs ve Irak olmak üzere, uluslararası meseleleri ve BM'yi ilgilendiren konuları değerlendirdiklerini kaydetti.

Erdoğan, şunları söyledi:

"Bir kere daha Kıbrıs konusunda BM Genel Sekreteri'nin çabalarıyla kalıcı bir çözüme varılması yönündeki niyet ve iradeyi vurguladık, kendilerinin de buna olumlu yaklaşımını özellikle gördük. Biz Kıbrıs'ta adil, kapsamlı, kalıcı bir çözümün peşinde olduğumuzu yine vurguluyoruz. KKTC'ye uygulanan haksız tecrit ve izolasyonun kaldırılmasını istedik, istiyoruz. Kaldı ki 28 Mayıs raporunda da sayın Annan zaten bunları vurgulamıştır. Bu politikamızda BM Genel Sekreteri ile işbirliği içerisinde olacağız. Görüşmelerimiz sonunda sayın Annan ile müşterek tespitlerimizi beraberce yapmış olduğumuz basın toplantısında ifade ettik. Değerlendirmelerimiz devam edecektir. Bu görüşmeden de memnuniyet içerisinde ayrıldığımızı söyleyebilirim."

Başbakan Erdoğan, BM'nin yeniden bir reform çalışması yaptığını anımsatarak, "Buna yönelik görüşlerimizi kendilerine ifade ettik" dedi.

Erdoğan ayrıca kanaat önderleriyle bir araya geldiğini, belli başlı medya kuruluşlarına mülakatlar verdiğini, işadamlarıyla görüştüğünü anımsatarak, Türkiye'ye yönelik düşünce ve yatırımlar konusunu en yüksek tonda değerlendirme fırsatını bulduklarını kaydetti.

Erdoğan, şöyle devam etti:

"Türkiye ve ABD arasında çok boyutlu, denenmiş ve her geçen gün derinleşerek güçlenen ilişkiler, geleceğe açık bir vizyon, içten bir diyalog, karşılıklı saygı ve gerçekçi bir bakış açısıyla ilerlemektedir. İlişkilerimiz paylaşılmış siyasi değerlere ve stratejik bir ortaklığa dayanmaktadır. Bu nedenle, ilişkilerimiz etrafında yapılmış olan ve yapılan spekülasyonların bu ilişkilerin oturduğu sağlam zeminin yanında spekülasyon olmaktan öteye gitmeyeceği, çok açık ve net olarak sayın başkanın ve benim basına yapmış olduğumuz açıklamalarda ortaya çıkmıştır. Bunun dışı tamamıyla spekülasyondur."

"Önemli neticeler

vereceğine inanıyorum"

Erdoğan, şöyle konuştu:

"ABD ziyaretimizin bu ülkeyle ilişkileri daha da üst düzeylere çıkarmak bakımından zamanlı ve işlevsel olduğunu gördük. Paylaştığımız ortak vizyonu kuvveden fiile geçirmek için, özellikle daha dinamik bir sürece, çalışma içerisine girecek olmamızın önemini biliyoruz. Bu ziyaretle sağlanan pozitif enerjimizi somut işbirliği kalemlerine dönüştürerek, bir dönemi birlikte başlatmış olacağız. Ben bu dönemin her iki ülke için olumlu neticeler vereceğine olan inancımı vurgulamak istiyorum. Türkiye'nin gerek ekonomik, gerek siyasi, gerekse kültürel münasebetleri açısından atılan adımların hayırlara vesile olmasını temenni ediyorum."

KIBRIS 13/06/05

 

Kofi Annan'ın tutumu değişmedi

Gazeteler, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Kıbrıs konusundaki düşüncelerine çeştili yorumlar getirdiler.

Alithia gazetesi "Annan İstikrarlı Şekilde İsteksizdir.. Kıbrıs Konusunda Görüşmelerle İlgili Tavır Değiştirmedi.." başlığıyla verdiği haberinde BM Genel Sekreteri'nin bundan sonraki adımlar için karar almak konusunda geçen yılki raporunu BM Güvenlik Konseyi'ne sunma isteğinin Kıbrıs konusundaki müzakerelerin yeniden başlatılması için harekete geçmesinden devam eden isteksizliğini gösterdiğini belirtti.

Gazeteye göre, Dutzarık Genel Sekreteri'nin Annan planını reddettiği için Rum tarafına sorumluluk yükleyen aynı zamanda da Kıbrıs Türkleri'nin ekonomik izolasyonunun kaldırılmasını isteyen geçen yılki raporunun Güvenlik Konseyi tarafından onaylanmasını beklediğini belirtti.

Dutzark bir soruyu yanıtlarken "Genel Sekreter Güvenlik Konseyi'nin raporunu incelemesi ve buna yanıt vermesi ayrıca iyi niyet misyonunda kendisine destek verip katkıda bulunmasını bekliyor.." şeklinde konuştu.

Gazete, Annan'ın bu hareketinin yeni bir çabayı kendisinin üstlenmek istemediğini ve Güvenlik Konseyi'nin talimatları çerçevesinde hareket etmek istediğini gösterdiğini de yazdı.

Haberde Washington ve Londra'nın harekete geçmek için Genel Sekreter'in bürosundan yeşil ışık beklediği ve kendilerinin basına sızdırdığı haberlere göre bir anlaşmaya varılması için ilgili taraflara yeniden baskıda bulunmaya başlayacakları da belirtildi.

Gazete, yeni baskıların daha ziyade Kıbrıs Rum tarafına yapılması istendiğini, ancak bunun yine çalışmayacağını, çünkü Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un görüşmelerdeki herhangi güçlüğü uluslar arası baskılara bağlayarak iç cephede birleşme sağlayabileceğini de belirtti.

Gazete, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Sir Kieran Prendergast'ın yerine siyasi işlerden sorumlu yardımcısı olarak Nijeryalı diplomat İbrahim Akbula Gobari'yi atamaya karar verdiğini de yazdı.

Gazeteye göre, Gabari 1 Temmuz'dan itibaren bu göreve atanacak ve uluslar arası siyasi gelişmeler hakkında Genel Sekreteri aydınlatacak. Gobari, Afrika'yla ilgili Genel Sekreter'in danışmanıydı ve yeni görevinde Şubat 2007'ye kadar kalacağına inanılıyor.

Fileleftheros gazetesi, Annan'ın düşüncelerine ilişkin haberini "Annan Adımları İçin Kafa Yoruyor.." başlığıyla yansıttı ve Temsilcisi Dutzark'ın açıklamalarına yer verdi.

Gazeteye göre, Dutzark Genel Sekreterin talebine (geçen yılki raporunu Güvenlik Konseyi'ne sunmak istemesi) Güvenlik Konseyi'nin tepkisinin ne olacağını, ayrıca Rum Yönetimi'nin Annan demecine karşı giriştiği yoğun protestoyu yorumlamaktan kaçındı.

Gazete, politiki ekinden verdiği haberinde Annan'ın Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'la görüşmesinden sonra geçen yılki raporunu Güvenlik Konseyi'ne sunmaya yöneldiğini, Genel Sekreter'in Türk Başbakan'a "Annan planını 2004'te kabul ettiği için bir hediye vermek istemiş olabileceğini" Genel Sekreter'in bu tavrının ise gerginlik ve şüphe yarattığını da iddia etti.

Haberde Moskova'nın Kıbrıs konusunda yeni bir girişimde Güvenlik Konseyi'nin 5 Daimi üyesinin de devreye girmesi gerektiği konusunda tüm yönlere doğru mesaj gönderdiği de belirtildi.

Haberde Moskova'nın Genel Sekreter'in geçen yılki raporunu Güvenlik Konseyi'ne sunmasını desteklemediği, sunulması halinde onu veto edeceği ve "Bu safhada bu raporun tartışılmasının verimsiz olacağı ve devrede olan BM çabasının altını oyduğu" görüşünde olduğu da ileri sürüldü.

Gazete bir başka haberinde, ABD ve İngiltere'nin KKTC'nin siyasi düzeyinin yükseltilmesi ve ekonomik izolasyonların kaldırılmasına başvurulması için kararlı görüldüğünü, Başbakan Erdoğan'ın Bush'tan aldığı vaadler ve Genel Sekreter'den gördüğü anlayışın bütünlüklü çözüm çabalarının daha da güçsüzleştirilmesine yarayacağını da savundu.

Gazete, ABD ve İngiltere'nin KKTC'nin tanınması çabası içerisinde olduğunu, tanınmanın (düzey yükseltilmesinin) ise yeni girişim başlatılmasının aleyhinde çalıştığını da iddialarına ekledi.

Haravgi gazetesi ise, "Annan'ın Adımı Havada.. Güvenlik Konseyi Haziran Sonunda Durumu Netleştirmeye Çağrılıyor.." başlıklı manşet haberinde "Annan'ın geçen yılki raporunu yeniden gündeme getirmek istemesi ve Türk tarafının yapıcı şekilde işbirliği yapmama isteğiyle oluşan karmaşanın çözüm yönünde yeni çabaları yavaşlattığını" iddia etti, diplomatik çevrelere atfen şu görüşleri ileri sürdü.

"Gazeteye açıklamada bulunan diplomatik çevreler Annan raporunun benimsenmesi değil Güvenlik Konseyi'nde tartışılması olanağının bile çok çok az olduğunu bildirdiler.

Diplomatik çevreler bunu sadece daimi üyelerde değil daimi olmayan üyelerde de tepkiler olmasına bağladılar.

Diplomatik çevreler mevcut durumda geçmişe dönmek değil müzakerelerin yeniden başlaması için yeni inisiyatifin önünü açmanın büyük önem taşıdığını da vurguladılar."

KIBRIS 13/06/05

 

Rum Dışişleri Bakanı Yakovu: ABD Kıbrıs'a ilişkin hatasını anlayacak

Rum Dışişleri Bakanı Yorgos Yakovu ile yapılan bir söyleşide, ABD'nin Kıbrıs politikası konularına değinildi.

Politis gazetesinin yaptığı söyleşide Yakovu, "BM Genel Sekreteri'nin Siyasi İşlerden Sorumlu Yardımcısı Kieran Prendergast'ın ziyareti sonrasında, Türk tarafının tutumundan ötürü hayal kırıklığı içerisinde olduğuna, BM'nin Kıbrıs sorunundaki çabasına devam edeceğini çünkü ilk temaslarda bir sonuca ulaşılmasının çok ender olduğuna inandığını" ifade etti.

Yakovu, Prendergast'ın ziyaretinin, "Kıbrıs Rum tarafının ne istediğini bilmediklerini ve istediği değişiklikleri söylemesi gerektiğini ifade edenlerin seslerinin kesilmesine yol açtığını ve olumsuz izlenimlerin soluklaştığını" belirtirken "Annan Planı temelinde çözüm istiyoruz diye şakıyan Türk tarafının ise, kendilerinden yöntem ve değişikliklerin talep edilmesi üzerine, değişiklikler istemediklerini ve diyaloğun da gerçekleşemeyeceğini ortaya döktüklerini" iddia etti.

Yakovu, "Erdoğan'ın açıklamalarının da, yeni bir görüşü takip etmekte olduğunu gösterdiğini ve isteklerinin Annan Planı temelinde müzakereler sonucunda bir çözüm bulmak yerine sözde izolasyonun kaldırılmasını öne sürmek olduğunu" iddia etti.

Yakovu, "Annan Planı'nın Kıbrıslı Rumlar tarafından reddedilmesine rağmen kendilerinin çözüm isteyen taraf olmalarından ötürü, bu plan temelinde, iki taraf için de kabul edilebilir olan bir çözüm bulunması amacıyla müzakerelere hazır olduklarını belirttiklerini ancak Türk tarafının Annan Planı'nın kendilerini tatmin ettiğini söyleyerek diyaloğa girişmekten kaçındıklarını ve böylece de karşılıklı kabul görecek bir çözümün de bulunamadığını" ifade etti.

Yakovu, ABD'nin Türkiye ve Kıbrıs'a ilişkin politikasını değerlendirirken ise, "ABD'nin başlıca politikasının Türkiye'nin AB'ye katılımını sağlamak olduğunu ve ABD'nin, Kıbrıs'ta bir anlaşma olmaması durumunda Kıbrıs tarafından Türkiye'ye veto uygulayacağı şeklinde yanlış bir değerlendirme yaparak Türkiye'nin kabul edebileceği bir planı, yani Annan Planı'nı sunduğunu" iddia etti.

Yakovu, "ABD'nin politikasının ilk olarak Türkiye tarafından kabul edilecek bir plan sunmak, Kıbrıslı Rumlar tarafından bu planın reddedilmesi durumunda ise, Kıbrıs Rum tarafının Türkiye'nin AB sürecini veto etmesini engelleyecek kadar büyük bir yara almasını sağlamak" olduğunu iddia ederken, "Elbette tüm bu değerlendirmelerin yanlış çıktığını ve bunu gören ABD'nin politikasını yenilemesini umduğunu" belirtti.

Söyleşisinde ABD'li milletvekillerinin KKTC'yi Ercan Havaalanı üzerinden ziyaret etmeleri ve ABD'nin Kıbrıs Büyükelçisi Michale Klosson'un milletvekillerine eşlik etmesi konusuna da değinen Yakovu, "Gerek ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü'nün gerekse Klosson'un kendisinin bizzat Yakovu'nun ofisinde, ABD'li milletvekillerini havaalanında karşıladığı ya da yolcu ettiği şeklindeki haberleri yalanladığını" iddia ederek Klosson'un "milletvekilleri ile sadece Talat'ın ofisine gittiğini, diğer temaslarında onlara eşlik etmediğini" söyledi.

Yakovu, Klosson'un görüşünün "Talat'ın Kıbrıs Türk toplumunun lideri olduğu ve bu yüzden Talat ile görüştüğü" şeklinde olduğunu da iddia ederken "Ziyaretin yasadışı olduğu, uluslar arası hukuk ile Kıbrıs Cumhuriyeti ve ABD yasalarına aykırı olduğu konusunda ise görüş ayrılığının mevcut olduğunu" ifade etti.

Yakovu, Kıbrıs'taki İngiliz Üsleri konusundaki bir soru üzerine ise, "İngiliz Üsleri'ne ilişkin konuların hassas konular olduklarını ve şu aşamada kamuoyu önünde ele alınmalarının zarar verebileceğini" ifade etti.

KIBRIS 13/06/2005

 

KKTC'den Rusya Federasyonu'na nota


14 Haziran, 2005 02:31:00 (TSİ) CNN TURK

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, St. Petersburg'da dün yapılması planlanan KKTC turizmini tanıtım toplantısını, Rumların itirazları sonucu engelleyen Rusya Federasyonu'na nota verdi.

Söz konusu tanıtım toplantısının, KKTC Ekonomi ve Turizm Bakanlığı ile birçok kurum ve kuruluşun destek verdiği Rusya'dan turist getirme çabaları çerçevesinde St. Petersburg'da yapılması planlanıyordu.
 
Ancak toplantı, Rumların itirazları sonucu 9 haziran tarihinde Rusya Federasyonu Dışişleri Bakanlığı tarafından engellenmişti.
 
KKTC Başbakan Yardımcılığı ve Dışişleri Bakanlığı, bugün Kıbrıs'taki BM Barış Gücü (UNFICYP) subayı aracılığıyla Güney Kıbrıs'taki Rus Büyükelçiliği'ne verdiği notayla, Rusya Federasyonu Dışişleri Bakanlığı'nın, tanıtım toplantısının yer alacağı otele 'yasa dışı iş yaptığınız için çalışma izninizi iptal ederiz' şeklinde baskı yaparak, toplantının yapılmasını engellemesini protesto etti.
 
"Ambargoların devamı anlamına gelir"
 
Başbakan Yardımcılığı ve Dışişleri Bakanlığı Siyasi İşler Özel Danışmanı Kudret Akay, söz konusu notayı Rus Büyükelçiliği'ne iletilmek üzere bugün öğleden sonra bakanlığa çağrılan BM subayına verildiğini belirtti.
 
Akay, "Rusya'ya, sergilediği tavrın Ada'da uzlaşmaya yardımcı olmadığını verdikleri notayla bildirdiklerini" söyledi.
 
Akay, "turizmle ilgili yapılacak bir organizasyonu KKTC'yi tanıtma kisvesi altında iptal ettirmek demek, ekonomik ambargoları daha da güçlendirerek devam ettirmek demektir. Böyle bir girişime KKTC seyirci kalamazdı. Bunun kabul edilemez olduğunu Rusya'ya bir notayla bildirdik" dedi.

 

Avrupa-ABD ilişkilerinde son durum ve Kıbrıs

Murat Yetkin

AB ufkunda Kıbrıs görünmüyor. Biraz da bu nedenle, Ankara şu sıra Atlantik ötesine bakıyor

RADIKAL 14/06/05

Avrupa Birliği dışişleri bakanların dün Brüksel'deki toplantılarında 1963 Ankara Anlaşması'nı Güney Kıbrıs'ı da kapsayacak şekilde genişleten ek protokolü imzalayıp Ankara'ya gönderdi. AB Müzakerecisi ve Hazine Bakanı Ali Babacan da, dün Fransız yatırımcıları kabulünde bu yöndeki bir soruya, protokolün imzalanmasında bir sorun yaşanmayacağını açıkladı. AB kaynakları protokolün 16-17 Haziran tarihlerindeki zirveden önce imzalanmasının daha iyi olacağı yolunda mesajlar gönderirken, Dışişleri Bakanlığı kaynakları 72 sayfalık belgenin Türkçeye tercümesinin birkaç gün alabileceğini söylüyor.
Aslına bakarsanız, ne Kıbrıs AB zirvesinin gündeminde, ne Türkiye; hatta ne de AB'nin genişlemesi. Genişleme konusu, yalnızca Türkiye için değil, üyeliğin eşiğinde duran Hırvatistan, Romanya ve Bulgaristan'ı da kapsayacak şekilde, bir bütün olarak zirve gündeminden çıkarıldı. Fransa ve Hollanda referandumlarıyla AB Anayasası'nın bu haliyle çöp sepetine gitmesi ve İngiltere'nin referandum yapmayacağını açıklayarak tabuta çiviyi çakmasının ardından, AB liderleri, aralarında yeni ihtilaflara yol açabilecek konuları masaya getirmekten kaçınıyorlar. Bu, bir açıdan Türkiye'nin 3 Ekim'de AB ile tam üyelik müzakerelerinin başlamasının da yeniden sorgulamaya açılmamış olması demek.
Genişleme gibi asli sorunlarından birini, yeni ihtilaflar çıkmasın diye görüşme gündemine almayan AB liderlerinin Kıbrıs konusunda bir adım atmaları beklenebilir mi? Zor.
Kıbrıs konusu AB içinde (Güney Kıbrıs dışında) yalnızca Yunanistan'ı ve bir ölçüde İngiltere'yi ilgilendiriyor şu anda. İngiltere'yi ilgilendiriyor, çünkü İngiltere hem Kıbrıs garantörü, hem de 24 Nisan 2004 referandumu ardından (Türkiye ve Kıbrıs Türkleri kadar olmasa da) kendisini aldatılmış hissediyor.
Ankara, temmuz başında AB Dönem Başkanlığı'nı devralacak İngiltere'den Kıbrıs konusunda adım atmasını bekliyor. Benzeri beklentinin ABD'de de olduğu Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın son ziyareti sırasında anlaşıldı.
Ancak, Erdoğan'dan bir gün önce, 7 Haziran'da Washington'da ABD Başkanı George Bush ile görüşen İngiltere Başbakanı Tony Blair'in bugünlerde oldukça yoğun başka işleri var. Bush'la, Afrika'daki en fakir ülkelerin borçlarının silinmesi konusunu 6-8 Temmuz'da İskoçya'da yapılacak G-8 zirvesine götürme kararı (ve bu karara Dünya Bankası Başkanı Paul Wolfowitz'den destek) alan Blair, dün Rusya'daydı. (Arada, 20 Haziran'da Washington'da beklenen ABD-AB zirvesi var.) Hem borç silinme gündemini, hem AB'yi, hem de Rusya'daki demokratikleşmeyi konuştular. G-7 dünyanın en zengin yedi demokrasisinin oluşturduğu bir grup. Sovyetlerin yıkılışı ardından ekonomisinin büyüklüğünü ve siyasi-askeri gücünü dikkate alarak Rusya da bu gruba alınmıştı. Ancak şimdi Rusya'nın ne zengin, ne de demokrasi olduğunu ileri sürerek gruptan çıkarılmasını isteyen diğer yedi ülkeden politikacıların sesi yükselmeye başladı. ABD, İngiltere ve Almanya bu nedenle Rusya'nın demokratikleşme adımları atmasın istiyor. Blair, zaten dün Putin ile buluşması ardından Şansölye Gerhard Schroeder ile akşam yemeğinde buluşmak üzere Berlin'e geçti. Bugün de Paris'te Fransız Cumhurbaşkanı Jacques Chirac ile görüşecek?
Putin'in dün Blair ile görüştüğü saatlerde Erdoğan da Putin'le telefon görüşmesi talebine yanıt bekliyordu. Önceki gün önce Antalya'da domates üreticilerine Rusya'ya dışsatımda yaşanan sıkıntıyı aşmak için Rus liderle görüşeceğini açıklamıştı. (Dışişleri yetkilileri bu açıklamaya şaşırdılar, o saate kadar kendilerine bu yönde bir hazırlık talimatı gelmemişti.) Üstelik Erdoğan, ABD seyahatinde gazetecilere, New York'ta BM Genel Sekreteri Kofi Annan'dan 24 Nisan ardından yazdığı raporu artık daha fazla bekletmeden Güvenlik Konseyi'ne sunmasını isteyeceğini, gerekirse bu konuda Putin ile de konuşacağını söylemişti. Geçen yıl mayıs sonunda raporun görüşülmesini engelleyen Güney Kıbrıs'la yakın ilişkileri bulunan Rusya olmuştu. Erdoğan'ın Bush ve Annan ile görüştüğü günlerde, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov'un Kıbrıs Rum hükümetiyle adada görüşüyor olması bir raslantı mıydı?
Kıbrıs mı?
Avrupa ufkunda pek görünmüyor. Ankara biraz da bu nedenle şu sıra Atlantik ötesine bakıyor.

Rum gemisi baş ağrıtacak

14/06/2005 RADIKAL

RADİKAL - ANKARA - Türkiye'nin ek protokolü imzasıyla eski 15 üyenin yararlandığı tüm imtiyaz ve uygulamalar Kıbrıs dahil 10 yeni üye için de geçerli olacak. Yani Rum malları gümrük avantajlarından yararlanacak. Gümrüğe verilecek talimatla 'Kıbrıs Cumhuriyeti' menşeili mallar, avantajlı olarak Türk pazarına sunulabilecek.
Sorun, Rum bandıralı gemilerin Türk limanlarına girişi. Rumlar, serbest dolaşım bağlamında buna olanak tanınmasını savunuyor. Ancak Türkiye, 'Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanımadığı için bu mallar, 'Kıbrıs Cumhuriyeti' bandıralı gemiler ya da uçaklarla Türk liman ya da havaalanlarına getirilemeyecek. Türkiye, protokolün imzalanmasının limanların ya da havaalanlarının Rum uçak ve gemilerine açılması anlamına gelmediğini, bunun 'egemenlikle' bağlantılı olduğunu vurguluyor.

İmzaya kaldı

AB Genel İşler Konseyi, Ankara Antlaşması'nın Gümrük Birliğine ilişkin ek protokolünü onayladı

İmzaya kaldı

GÜMRÜK BİRLİĞİNE 10 YENİ ÜYE... Lüksemburg'da toplanan AB dışişleri bakanları, Ankara Antlaşması'nı Kıbrıs Rum yönetimini de kapsayacak şekilde genişleten protokole onay verdi. Ek protokol çerçevesinde, Türkiye-AB Gümrük Birliğinin kapsama alanı, AB'ye yeni katılan ve aralarında Güney Kıbrıs Rum yönetiminin de bulunduğu 10 yeni üyeye genişletiliyor

ADIM ATMA SIRASI TÜRKİYE'DE... Ek protokolün imza sürecinin AB'de tamamlanmasının ardından, Türkiye'nin de belgeyi önümüzdeki haftalarda imzalaması öngörülüyor. AB dışişleri bakanları, ek protokolü tartışmasız onaylayarak, imza için Ankara'ya gönderilmesini kararlaştırdı. Ek protokolün imzalanması, 3 Ekimde Türkiye'nin AB'ye katılım müzakerelerinin başlatılmasının son ön koşulu olarak gösteriliyor

l 20 RESMİ LİSANA ÇEVRİLECEK... Ek protokolün, Ankara'nın imza ve onay sürecini tamamlamasının ardından, Gümrük Birliğinin kapsama alanı AB'ye 2004'te katılan Güney Kıbrıs, Çek Cumhuriyeti, Estonya, Macaristan, Letonya, Litvanya, Malta, Polonya, Slovakya ve Slovenya'yı içine alacak. Ek protokolün, AB'nin 20 resmi lisanında gerekli tercümelerinin yapılmasının ardından Türkiye tarafından imzalanmasının 3 hafta kadar vakit alması öngörülüyor

 

Lüksemburg'da toplanan AB dışişleri bakanları, Ankara Antlaşması'nı Kıbrıs Rum yönetimini de kapsayacak şekilde genişleten protokole onay verdi

Ek protokol çerçevesinde, Türkiye-AB Gümrük Birliğinin kapsama alanı, AB'ye yeni katılan ve aralarında Güney Kıbrıs Rum yönetiminin de bulunduğu 10 yeni üyeye genişletiliyor.

AA'nın haberine göre, ek protokolün imza sürecinin AB'de tamamlanmasının ardından, Türkiye'nin de belgeyi önümüzdeki haftalarda imzalaması öngörülüyor.

AB dışişleri bakanları, ek protokolü tartışmasız onaylayarak, imza için Ankara'ya gönderilmesini kararlaştırdılar.

Ek protokolün, Ankara'nın imza ve onay sürecini tamamlamasının ardından, Gümrük Birliğinin kapsama alanı AB'ye 2004'te katılan 10 yeni üyeyi (Güney Kıbrıs, Çek Cumhuriyeti, Estonya, Macaristan, Letonya, Litvanya, Malta, Polonya, Slovakya ve Slovenya) içine alacak.

Ek protokolün, AB'nin 20 resmi lisanında gerekli tercümelerinin yapılmasının ardından Türkiye tarafından imzalanmasının 3 hafta kadar vakit alması öngörülüyor.

Ek protokolün imzalanması, 3 Ekimde Türkiye'nin AB'ye katılım müzakerelerinin başlatılmasının son ön koşulu olarak gösteriliyor.

"Adım atma sırası Türkiye'de"

Lüksemburg'daki toplantıda hiç tartışılmadan kabul edilen "ek protokol" süreciyle ilgili adım atma sırasının şimdi Türkiye'de olduğu bildiriyor.

AB dışişleri bakanları 16-17 Haziran tarihlerindeki AB zirvesinden önce Türkiye'nin "Ek Protokolü" imzalamasını bekliyor.

Ek protokolün imzalanması, 3 Ekimde müzakerelerin başlatılabilmesi için Avrupa Birliği tarafından son şart olarak öne sürüldü.

Türkiye'nin 3 Ekimde Avrupa Birliği ile müzakerelere başlaması için en önemli koşul olan "Ek Protokol"ün 16 Hazirandan önce imzalanması bekleniyor. İmza günü için üzerinde durulan tarih ise 15 Haziran.

Aynı gün Türkiye yayımlayacağı bir deklarasyon ile protokolde "Kıbrıs Cumhuriyeti" olarak yer alan Rum yönetimini tanımadığını ilan edecek. Yetkililer deklarasyonun zirve sonrasına bırakılmasının söz konusu olmadığını belirtiyor.

Ek protokolün hem Avrupa Birliği, hem de Türk kamuoyunda sıkıntı oluşturmaması için bakanların katıldığı bir imza töreni düzenlenmeyecek.

Türkiye adına protokole Avrupa Birliği Daimi Temsilcisi Oğuz Demiralp imza koyacak. Zirve taslağında Türkiye'nin protokolü vakit geçirmeden imzalaması gerektiği yönündeki ibare ise imza atıldığı için metinden çıkarılacak.

Türkiye, Avrupa Birliği ile bir süredir müzakerelerini sürdürdüğü Ankara Antlaşması "Ek Protokol" metnine mutabakatını bildiren mektubu 29 Martta Brüksel'e iletmişti.

Söz konusu metin, AB üyesi ülkelerin Brüksel'deki daimi temsilcilerinden oluşan Daimi Temsilciler Konseyi (COREPER) ve AB dışişleri bakanlarından oluşan AB Genel İşler Konseyi'nin onaylarına sunulacak.

Metnin Avrupa Parlamentosu'nun bilgi ve görüşlerine de aktarılmasının ardından Ankara Antlaşması Uyum Protokolü, AB'nin yürütme organı olan AB Komisyonu ve Türkiye tarafından imzalanacak.

Antlaşmanın Türkiye açısından yürürlüğe girmesi için TBMM'nin onayı da gerekiyor. Gerek uyum protokolünün gerek Türkiye'nin göndereceği mektubun müzakereleri daha önce iki taraf arasında yapılmıştı.

Uyum protokolünde Türkiye'nin itirazları sonucu havaalanları ve limanlar, Türkiye'nin resmi dilinin Türkçe olarak yazılması gibi konularda Ankara'nın istediği değişiklikler yapılmış ve Türkiye'nin Kıbrıs Rum kesimini tanımadığına ilişkin bir ifade yer almaması kararlaştırılmıştı.

KIBRIS 14/06/05

 

Aziz Kent, İngiltere'de tutuklanmadı

Kıbrıslı Rumların mallarının gasp edildiği gerekçesiyle Kuzey Kıbrıs'taki yatırımcı işadamlarına karşı başlattığı tutuklama kararlarının gerçeği yansıtmadığı ortaya çıktı

Aziz Kent, İngiltere'de tutuklanmadı

SORUN YAŞAMADI... Rum mallarını gasp ettiği gerekçesiyle, Kuzey Kıbrıs ve Türkiye dışına çıkamayacağı iddia edilen 4 kişiden biri olan Kıbrıslı Türk işadamı Aziz Kent, 5 Haziran Pazar günü hiçbir sıkıntı yaşamadan Stansed Havaalanı'ndan Londra'ya giriş yaptı. Aziz Kent, İngiltere'de bulunduğu süre içerisinde de tutuklanmadı

Eylem ERAYDIN / LONDRA

Rum medyasının hakkında tutuklama kararı çıkartıldığını duyurduğu Kıbrıslı Türk işadamı Aziz Kent (Con Aziz), geçtiğimiz hafta sonu hiçbir sorun yaşamadan İngiltere'ye gitti.

Kıbrıslı Rumların mallarının gasp edildiği gerekçesiyle Kuzey Kıbrıs'taki yatırımcı işadamlarına karşı başlattığı tutuklama kararlarının gerçeği yansıtmadığı ortaya çıktı.

Rum basının bu karardan sonra Kuzey Kıbrıs ve Türkiye dışına çıkamayacaklarını iddia ettiği 4 kişiden biri olan Kıbrıslı Türk işadamı Aziz Kent, 5 Haziran Pazar günü hiçbir sıkıntı yaşamadan Stansed Havaalanı'ndan Londra'ya giriş yaptı. Aziz Kent, İngiltere'de bulunduğu süre içerisinde de tutuklanmadı.

Hatta Aziz Kent, eski otel müdürlerinden olan Rum şoförü karşıladı. Son 2 aydır bu konular nedeniyle sıkıntılı günler geçirdiğini belirten Kent, bahsi geçen 14 aylık hapis cezasından dolayı uçakta hayli tedirgin olduğunu söyledi.

İngiltere'ye gelerek Rum tarafına karşı hukuksal işlemleri başlatacağını, kendisine ve Kıbrıs Türküne yapılan haksızlıklara karşı mücadele edeceğini vurgulayan Con Aziz, Londra'daki evinde sorularımızı yanıtladı.

KIBRIS: Bu olaylar nasıl başladı?

AZİZ KENT: Her şey turist getirdiğimiz İsrail, İsveç ve Norveç büyükelçiliğinin internet sayfalarında sahibi olduğum Celebrity Otel'in Rum malı olarak gösterilmesiyle başladı. Bunun üzerine oğlum Avukat Gordon Kent ile Rum hükümetine başvurarak bunun düzeltilmesini istedik.

1974'ten önce yaptığım otelin bize ait olduğunu o zamanki Rum hükümetinden aldığımız tapu ve ruhsatla kanıtladık. Ancak o dönemde benim tek başıma otel yapmamı istemedikleri için bir Rum işletmeci almamı şart koşmuşlardı. Sonra da bu otelin yarı yarıya Türk-Rum oteli olduğunu iddia ettiler. Bunun üzerine şu an hayatta olmayan Rum işletmecimin oğlunu arayarak otelin kime ait olduğunu sordular. Ondan otelin tek sahibinin ben olduğumu öğrenince de bu kez benim kimliğimi kanıtlamamı istediler.

KIBRIS: Hakkınızda çıktığı söylenen tutuklama emrini nasıl öğrendiniz. Size bu konuda bir tebligat geldi mi?

AZİZ KENT: Avukatlarımla birlikte Amerika Başkanı Bush'tan İngiltere Başkanı Tony Blair'e kadar bu konunun açığa kavuşturulması için mektuplar yazdım ve hakkımı aradım. O sırada Rum basınından benimle birlikte 4 kişi hakkında tutuklama emrinin çıktığını öğrendim. İngiliz emlâkçi Mark Unwin ve Hurma Restaurant'ın sahibi Hüseyin Çağıner'e bu konuda bir tebligat gelmesine rağmen bana bir şey gelmedi. Bu yaşadıklarımız hukuksal değil siyasi bir sorundur.

KIBRIS- Tutuklama emrini öğrendikten sonra buraya gelirken neler hissettiniz?

AZİZ KENT: Tutuklama emri beni korkutmadı çünkü bu davada haklı olduğumu biliyorum ama yine de konusu geçen 14 ay hapis cezası beni ve ailemi oldukça tedirgin etti.

Buna rağmen geçen hafta Londra'ya Larnaka Havaalanı'ndan gelmek istedim özellikle bakalım ne olacak diye. Ancak ailem izin vermedi.

KIBRIS- Sizce neden tutuklama emri çıkartıldığı söylenen 4 kişiden biri olarak bu olaylarda adınız geçti?

AZİZ KENT- Rum tarafı, kuzeyin turizm ve ekonomik açıdan ilerlemesini istemiyor. Bu anlamda beni engellemek ve korkutmak istiyorlar. Aslında Rum halkı bizlerle iş yapmak, hatta bazı Rum turizm acenteleri bizi pazarlamak istiyorlar. Buna karşı çıkan bizimle işbirliği istemeyen Rum hükümetidir.

KIBRIS: Bu işin sonu nereye varacak?

AZİZ KENT: Adada barış turizm vasıtasıyla olur bunu bir köprü olarak kullanalım. Biz barış ve dostluk istiyoruz. Kıbrıs'ta birlik ve beraberlik içinde çalışırsak bu durum hem kuzeye hem güneye çok şeyler kazandıracaktır. Hatta bu birliktelikten Güney Kıbrıs'ın alt yapısı bizden daha ileri olduğu için daha kârlı çıkacaktır. Ama bizim ilerlememizi istemiyorlar. Buradan Rum hükümetine soruyorum bizden ne istiyor? Kıbrıs Türkü yaşamak için ne yapmalı artık? 400 milyon Avrupa vatandaşı ile entegre olan Güney Kıbrıs, 200 binlik Kıbrıs Türkü ile mi entegre olamıyor?

KIBRIS: İngiltere'ye gelmekteki amacınız nedir.?

AZİZ KENT: İngiltere'nin hukuk ve adaletine inanarak buraya geldim. Bana yapılan Kıbrıs Türküne yapılana haksızlar için mücadele edeceğiz. 30 yıldır bu otelleri pazarlayamadım bunun bedelini kim ödeyecek? Yıllardır ambargolar altında gördüğümüz zararların telafisini istiyorum? Bu konuda hükümetimizle birlikte hareket ediyorum. Onlardan gelecek kararlara göre davalar açılacak. Yeni hükümete ve Cumhurbaşkanımız Mehmet Ali Talat da biz yatırımcılara verdikleri destekten dolayı minnettarım. Tüm bu olumsuzluklara rağmen adada birlik ve beraberlik istiyorum. Otellerim için 3 Rum müdür istiyorum, gelip çalışsınlar, Rumlar da gelip kalsın. İşbirliği yapmak istiyorum.

KIBRIS: Rum tarafına gönderdiğiniz bu mesajlara karşı bir cevap aldınız mı?

AZİZ KENT: Güney Kıbrıs'taki bazı siyasetçilerden yemek teklifi aldım. Adaya dönünce ilk işim Rum tarafına geçerek onlarla görüşmek olacak.

KIBRIS: Sizin konumunuzda olan yatırımcı ve işadamlarına neler tavsiye edersiniz?

AZİZ KENT: Öncelikle kendilerine bir tebligat gelmeden bu tür tutuklama kararlarına inanmasınlar. Rum hükümetinin yapmak istediği Kuzey Kıbrıslı Türklerin gelişmesini ve girişimci olmasını engellemek. Onlar bizi işveren olarak, yatırımcı olarak kabul etmek istemiyorlar.

KIBRIS 14/06/05

 

Mecliste mülkiyet konuşuldu

RUMLAR, DÜNYAYI ETKİLEMEYE ÇALIŞIYOR Mecliste konuşan Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Rumların açtığı mala tecavüz davalarının Avrupa'da hukuk davası kapsamında olduğuna, Rumların vereceği 2 yıllık hapislik cezalarının Avrupa'da uygulanamayacağına işaret ederek, bunu kendileri gibi Rumların da bildiğini, ancak korku salma ve dünyayı etkileme peşinde olduklarını vurguladı

RUMLAR ALEYHİNE AİHM'ye GİDİLECEK Türk tarafının zayıf yanının Rum tarafının zayıf yanından daha zayıf olmadığını, onların atacağı yumruğa karşı yumrukla karşılık verilirse davalar konusunda sorun olmayacağını ifade eden Talat, bu nedenle politikacıların ve basının bilinçle hareket etmesi gerektiğini kaydetti. Talat, mal-mülk konularındaki ve diğer konulardaki karar ve tutumlarından dolayı Rumlar aleyhine AİHM'ye gidileceğini bildirdi

Cumhuriyet Meclisi Genel Kurulu dün Meclis Başkan Yardımcısı Mehmet Bayram'ın başkanlığında toplanarak, mülkiyet davaları konusunu görüştü.

Saat 10.45'te başlayan genel kurulda, UBP'nin sunduğu önergenin kabul edilmesi sonucu Rumların açtığı mülkiyet davaları hakkında genel görüşme yapıldı.

Cumhuriyet Meclisi Genel Kurulunun dünkü toplantısında ilk olarak onaya ve bilgiye sunuş işlemleri yapıldı.

Bu bölümde tasarılarla ilgili ivedilik kararları alınırken söz alan UBP Milletvekili Hasan Taçoy, İdari ve Sosyal İşler Komitesi'nin gündeminde olmayan Dışişleri Dairesi'yle ilgili bir tasarının hükümet partilerinin oylarıyla görüştürüldüğünü, bunun yanlış olduğunu söyledi. Taçoy, oyçokluğuyla gündemin değiştirilmesini protesto ettiklerini de belirtti.

İdari ve Sosyal İşler Komitesi Başkanı Ertuğrul Hasipoğlu, komitenin gündemindeki tasarılarla ilgili olmasından dolayı gündemde olmayan bir tasarının diğerleriyle birleştirilmesinin doğal olduğunu ve bu uygulamanın ilk kez yapılmadığını kaydetti.

Genel kurulun gündeminde yer alan "Birleştirilmiş Sivil Savunma Teşkilatı Personel (Değişiklik) Yasa Tasarısı, Diş Teknisyenlerinin Görev ve Çalışma Esasları (Değişiklik) Yasa Tasarısı, Birleştirilmiş Dışişleri Dairesi (Kuruluş, Görev ve Çalışma Esasları) (Değişiklik) Yasa Tasarısı, Kamu Görevlileri (Değişiklik) Yasa Tasarısı, Üst Kademe Yöneticileri (Değişiklik) Yasa Tasarısı." başlıklı tasarılardan sadece Sivil Savunma Treşkilat Personel (Değişiklik) ve Diş Teknisyenlerinin Görev ve Çalışma Esasları (Değişiklik) yasa tasarıları onaylanabildi.

Talat: "Davalar ve tutuklama kararları

ileriye götürülmeyecek"

Genel kurulda yasa tasarılarının görüşülmesi öncesi öncesinde sonra Rumların açtığı mülkiyet davaları hakkındaki genel görüşmeye geçildi.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın da katıldığı toplantıda ilk konuşmayı da Cumhurbaşkanı Talat yaptı. Talat konuşmasında, mülkiyet davaları ve davalarla ilgili olarak gelinen nokta hakkında bilgiler verdi.

Davaların önemine işaret eden Cumhurbaşkanı Talat, konunun çok boyutlu ve karmaşık olduğunu, örneğin davalarda şartlı isbât-ı vücud yapılmasının doğru olup olmadığının tartışıldığını, bunun doğru olduğu düşüncesiyle de şartlı isbât-ı vücudun yapıldığını ifade etti.

Loizidu içtihadını anımsatıp aleyhte yeni içtihatların önüne geçmek için büyük çaba harcanması gerektiği üzerinde duran Talat, AİHM'deki mülkiyet davalarında Kuzey Kıbrıs'tan Türkiye'nin sorumlu olduğunun karara bağlandığını anlattı.

Talat, mülkiyet sorunu ve davalarındaki en önemli konunun KKTC Anayasası'nın 159. maddesinin ve buna göre çıkarılan İTEM Yasası'nın Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne aykırı bulunması olduğunu söyledi.

KKTC'de mal alıp inşaat yapan bir İngiliz çift aleyhine açılan davanın devam ettiğini ve bunun çok önemli olduğunu dile getiren Talat, Rumların bu davanın kararlarının İngiltere'de uygulamaya konmasını istediğini kaydetti.

Talat, Çağıner (Hurma Restoran) davasında isbât-ı vücudun yapılmasının, Avrupa'da öne sürülecek iddiaların öncelikle iç hukukta tüketilmesi gerektiği düşüncesinden kaynaklandığını ifade ederek, böylelikle burada öne sürülen düşüncelerin Avrupa'da öne sürüleceğini belirtti. Talat, öne sürülecek birçok gerekçe bulunduğunu, bunların en önemlisinin Rum Mahkemesi'nin yargı yetkisinin bulunmadığı öngörüsü olduğunu söyledi.

Tutuklama emirlerine de değinen Cumhurbaşkanı Talat, Rumların Avrupa tutuklama emri çıkaramadığını ve Interpol'den tutuklama emri çıkartmaya çalıştığını kaydetti. Talat, AİHM dışındaki tüm davaların ve tutuklama kararlarının ileriye götürülemeyeceğini belirtti.

Manüpilasyona gelinmemesi gerekir

Rumların açtığı mala tecavüz davalarının Avrupa'da hukuk davası kapsamında olduğunu, Rumların vereceği 2 yıllık hapislik cezalarının Avrupa'da uygulanamayacağını söyleyen Talat, bunu kendileri gibi Rumların da bildiğini, fakat Rumların korku salma ve dünyayı etkileme peşinde olduğunu vurguladı. Talat, Rum yönetiminin etkisi altında olan Rum basınının, yalan-yanlış şeyler yazdığını, KKTC'deki gazetelerin de bunu alıp yansıttığını kaydetti. Talat, Değirmenlik Okulu'nun yıkılacağı haberini örnek verdi ve bu gibi manipülasyonlara gelmemek gerektiğini söyledi.

Rum tarafının durumu daha vahim

Kıbrıslı Türklerin harekete geçip hak aramaya başlamak üzere olduğunu, davaların gündemde olduğunu belirten Talat, mülkiyet konusunda Rum tarafının durumunun Türk tarafından daha vahim olduğunu ifade etti.

Talat, pozisyonun sağlam olmasından dolayı endişeye kapılmamak gerektiğini söyledi.

Cumhurbaşkanı Talat, son davalardan korkulmaması gerektiğini, ancak Loizidu gibi AİHM kararlarının Türk tarafına büyük sorunlar yaratabileceğini kaydetti, bundan dolayı Kıbrıs sorununun çözümü ve mülkiyet sorununun çözümünü düşünmek gerektiğini vurguladı.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Rum tarafının AB'ye girmesiyle cephenin genişlediğini, artık Kıbrıs'ta karşı karşıya mücadelenin yapılamadığını ifade ederek, artık her alanda özellikle AB'de Rumlarla mücadele gerektiğini dile getirdi.

Mülkiyet sorununun önemli ve çok büyük bir sorun olduğunu, bunun devam ettiğini belirten Talat, ancak davaların demoklesin kılıcı gibi Kıbrıslı Türkleri baskı altında tutma amacı taşıdığını, bu bilinçle hareket edip tutum belirlemek gerektiğini söyledi.

Rumlar aleyhine AİHM'ye gidilecek

Türk tarafının zayıf yanının Rum tarafının zayıf yanından daha zayıf olmadığını, onların atacağı yumruğa karşı yumrukla karşılık verilirse davalar konusunda sorun olmayacağını ifade eden Talat, bu nedenle politikacıların ve basının bilinçle hareket etmesi gerektiğini kaydetti.

Talat bundan sonra nasıl hareket edileceği konusunda Meclis'in de ortaya görüş koyabileceğini de dile getirdi.

Talat, referandumdaki "evet" kararının, Kıbrıslı Türklere getirdiği siyasi getirinin, hukuki getiriyi de sağlayacağına inandığını dile getirdi.

Cumhurbaşkanı Talat, mal-mülk konularındaki ve diğer konulardaki karar ve tutumlarından dolayı Rumlar aleyhine AİHM'ye gidileceğini bildirdi.

Maraş'ın vakıf malı olmasıyla

ilgili araştırmalar yapılıyor

Rum tarafındaki tapu dairelerinde evrakların tahrifata uğratıldığı endişesinde olduklarını, ancak vakıf mallarıyla ilgili evrakların İstanbul'dan da bulunduğunu, bunlarda araştırmalar yapıldığını belirten Talat, bazı tespitlere ulaşıldığını, fakat sağlam tespitlerle hareket edilmesi gerektiğini söyledi.

Talat, Maraş'ın vakıf malı olduğunun hep propaganda malzemesi yapıldığını, ancak kimsenin inandırılmadığını ifade ederek, şimdi Maraş'ın vakıf malı olmasıyla ilgili kesin tespitlere ulaşılmasının şart olduğunu, çok derin incelemelerin yapılmakta olduğunu kaydetti.

Talat, AİHM'deki davaların ertelenmesi ve/veya durdurulması için elden gelen her şeyin yapılması gerektiği üzerinde durarak, bunun olması halinde Papadopulos'un masaya oturacağına inandığını söyledi.

Hükümet, nüfus ve bina sayımı kararı aldı

Mülkiyetle ilgili çok yönlü çabaların devam ettiğini kaydeden Talat, hükümetin nüfus ve bina sayımı kararı aldığını açıklayarak, bunun bazı sonuçlara ulaşılmasını sağlayacağını belirtti.

Papadopulos'un siyasi değil hukuki olarak güçlü olduğunu dile getiren Cumhurbaşkanı Talat, hukuku siyasetin belirlediğini, Kıbrıs konusunda da Kıbrıslı Türklerin siyasi güçlülüğünün meyvesini vereceğine inandığını söyledi.

Talat, milletvekillerinden gelen soruları da yanıtladığı konuşmasında, bazı konulara girmeyeceğini, siyasi parti liderleriyle konuşacağını da belirtti.

Ne yapılabileceği düşünülmeli?

Cumhurbaşkanı Talat, tüm partilerin birlikte hareket edip mülkiyet rejimiyle ilgili bir karara varılabileceğini dile getirerek, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne aykırı bulunan Anayasa'nın 159. maddesiyle ilgili ne yapılabileceğinin düşünülmesi gerektiğini de söyledi.

Eroğlu "Gelinen aşama politikalarımızın

haklılığını gösterdi"

UBP Genel Başkanı Dr. Derviş Eroğlu, Kıbrıs'ta mülkiyetle ilgili konuların 1955'lerden itibaren ortaya çıkmaya başladığını, bugün ulaşılan aşamanın mülkiyetle ilgili uyguladıkları politikaların haklı olduğunu gösterdiğini söyledi.

Mülkiyetle ilgili olarak Meclis'te yapılan genel görüşmede, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın konuşmasının ardından ana muhalefet partisi UBP Genel Başkanı Derviş Eroğlu konuştu.

Cumhurbaşkanı Talat'a verdiği bilgiler için teşekkür ederek söze başlayan UBP Genel Başkanı, Gazimağusa Milletvekili Derviş Eroğlu, mülkiyet konusunun 1955'lerden başlayarak ele alınması gereken bir konu olduğunu ve gelinen aşamanın kendilerinin ortaya koydukları politikaların haklılığını gösterdiğini kaydetti.

Rumların Kıbrıs Türk ekonomisini geriletmek için mülkiyet davaları açmaya başladığını ifade eden Eroğlu, kuzeydeki mallara tapu vermekle yanlış yapılmadığını ifade etti. İnsanların geleceğinden emin olmadıkça yatırım yapmaktan kaçınacağını kaydeden Eroğlu, ülke ekonomisinin bu sayede bu noktaya geldiğini anlattı.

Eroğlu, mülkiyet davalarıyla ilgili farklı yorumlar bulunduğunu, mütekabiliyetin, meselenin özünde gereken tavırların geliştirilmesi şeklinde el alınması gerektiğini kaydetti. Rum tarafından açılan davalarla ilgili olarak Güney'de alınan önlemlere atıfta bulunan Eroğlu, KKTC'de de alınması gereken önlemler bulunduğunu, bu konuda hükümete, meclise görev düştüğünü belirtirken, kendilerinin de üzerlerine düşeni yapmaya hazır olduklarını kaydetti.

Eroğlu Hurma davasıyla ilgili olarak şartlı isbât-ı vücud talebinin kabul edilmesinin doğruluğunun tartışılabileceğini ifade ederek, bunun Güney'deki Rum mahkemelerinin yasallığını gündeme getirebileceği şüphesini taşıdıklarını anlattı.

Geçmişte kendilerine yöneltilen "uzlaşmaz", "uzlaşma istemez" şeklindeki suçlamaların bugün uzlaşma istemeyenin Rum tarafı olduğu gerçeğinin anlaşılmasıyla havada kaldığını kaydeden Eroğlu, bugünkü yönetimin "geç olsa da" gerçekleri görmesinin memnuniyet verici olduğunu söyledi.

Rum malları anayasayla kamulaştırıldı

Rum mallarının 1985 Anayasası'nın 159. maddesiyle kamulaştırıldığını söyleyen Eroğlu, bir devletin böyle bir inisiyatif hakkının varolduğunu ve bu hakkın kullanıldığını kaydetti.

Eroğlu, gelinen aşamada insanların haklarında tutuklama kararı çıkabileceği endişesiyle yurt dışına çıkmaktan korkar hale geldiğini yabancıların da buradan mal almaktan kaçınmaya başladığını belirterek hükümeti önlem almaya çağırdı.

Bunun için gerekli bazı yasaların da meclisten geçirilmesi gerektiğini ifade eden Eroğlu, Rum Yönetimi Lideri Tasos Papadopulos'un dünyada itibar gören bir tarafın lideri olduğunun göz ardı edilmemesini istedi.

KKTC'deki askeri varlığın haklılığına da işaret eden Eroğlu, siyasi propaganda uğruna gerçeklerin çarpıtılmamasını istedi.

Eroğlu, ülkedeki siyasi durumun ve gerçeklerin göz ardı edilmemesi, bu doğrultuda politika yürütülmesi gerektiği görüşü üzerinde durdu.

Soyer: Hukuki adımlarla saldırılar göğüslenmeli

Meclis genel kurulunda Rumların açtığı mülkiyet davaları hakkında yapılan genel görüşmede Eroğlu'nun ardından Başbakan Ferdi Sabit Soyer konuştu.

Soyer konuşmasında, mülkiyet konusunun Kıbrıs sorununun bütünlüklü çözümünün önünde tartışılmakta olduğuna işaret ederek, Rum tarafının Türk tarafının kazandığı olumlu imajı ve ekonomik gelişimi gölgelemeye çalıştığını belirtti. Başbakan Soyer, Rum tarafının tavrı karşısında hukuki alanda adımlar atıp saldırıların göğüslenmesi gerektiğini söyledi.

Hukuki mücadelenin Cumhurbaşkanlığı'nın merkeziyetiyle yürütülmesi ve adımların plan, programla artmasının şart olduğunu ifade eden Soyer, Talat'ın dediği gibi öncelikle iç hukuk mekanizmalarının tüketilmesi gerektiğini kaydetti.

UBP'nin Rum tarafında mahkemeye girenlerin suçlu sayılması önerisinin yanlış olduğunu dile getiren Soyer, Loizidu davasının örnek olduğunu kaydederek, geçmişte yaşanan ve kayba uğrayan siyaseti devam ettirmemek gerektiğini söyledi.

Başbakan Soyer, referandumla ortaya çıkan çözüm iradesini ortadan kaldıracak adımlar atılmasını istemenin zarar getireceğini dile getirerek, UBP'nin "mütekabiliyet" dediğini, ancak geçmişte "mütekabiliyet" diyerek atılan adımların Kıbrıs Türk halkını zarara uğrattığını, bunun en önemli örneğinin ABAD kararı olduğunu belirtti. UBP'nin "mütekabiliyet" düşüncesine anlam veremediğini ifade eden Soyer, referandum sonucunda şekillenen siyasete karşı çıkmanın ve dünü devam ettirme isteminin olabileceğini, ancak KKTC tapularını bile geçersiz sayacak önerilerde bulunmanın yanlış olduğunu ifade etti.

Avrupa'ya veya Güney'e gitmekten kimsenin korkmadığını belirten Soyer, Con Aziz'in Londra'da olduğunu kaydetti.

Rumların uyuşmazlığını CTP'lilerin yeni fark ettiği söylemlerinin doğru olmadığını, bunu her zaman makalelerinde dile getirdiklerini vurgulayan Soyer, TC'nin Loizidu'nun tazminatını ödememesi halinde Avrupa Konseyi'nden atılacağını, CTP-DP hükümetinin tazminatın ödenmesi konusunda etkisi olmadığını söyledi.

KKTC'de mal alanında iş yapanın da devletin garantisi altında olduğunu kaydeden Ferdi Sabit Soyer, bu nedenle Eroğlu'nun önerisinin anlamsız olduğunu vurguladı.

 

Hasipoğlu

Görüşmede Başbakan Ferdi Sabit Soyer'in konuşmasından sonra DP Milletvekili Ertuğrul Hasioğlu söz aldı.

24 Nisan referandumunun Kıbrıs Türkü'ne kazandırdıklarını yadsımamak gerektiğini, Kıbrıs'ta iki halkın varlığının tescil edildiğini belirten Hasipoğlu, Rumların retçi tavrını örterek gelişen inşaat sektörünü baltalamak için davalara başvurduğunu kaydetti.

Mal Tazmin Komisyonu'na seçilen üyelerin Rum malları üzerinde oturan kişiler olmasının yanlış olduğunu ifade eden Hasipoğlu, Çağıner davasını Rum tarafının kaybedeceğini belirtti. Hasipoğlu, şartlı müdafanın doğru bir yöntem olduğunu da kaydetti.

Uluslararası hukukta icra kabiliyeti olmayan bir davanın görüşülemeyeceğini vurgulayan Hasipoğlu, KKTC anayasasına göre Rum mallarının 1985'te istimlak edildiğine dikkat çekti.

Brüksel Konvansiyonu'nun Kıbrıs Türkü lehine olduğunu belirten Hasipoğlu, mahkemenin ilgili yerde olması gerektiğini ifade etti.

Taçoy

UBP Milletvekili Hasan Taçoy da, kendisinin veya kendi düşüncesindeki kişilerin söylenmesi gereken şeyleri cumhurbaşkanının söylemesinden duyduğu memnuniyet dile getirdi.

Birçok hukukçudan görüş aldıklarını belirten Taçoy, yargılamanın karma mahkemeler tarafından yapılmasının anayasal zorunluluk olduğunu kaydetti.

Nüfus mübadelesinde mal mülkün de değiştirildiği görüşünü belirten Taçoy, (77-79) doruk anlaşmalarıyla kazanılan haklar üzerinde durulması gerektiğini belirtti.

Kopenhag'da alınan muktesebatın Kuzey'de geçersiz olduğu kararın ardından, Rumların girişimiyle Kuzey'in "Kıbrıs Cumhuriyeti'ne bağlı ancak kontrol edilemeyen bölge" sayıldığını ifade eden Taçoy, Avrupalı hukukçuların "Avrupa'da bir mal değilse Rum mahkemelerinde bu konuları tartışmayın dediğini" kaydetti.

Taçoy, davaların detaylı incelenerek ilgili tüm çevrelerin oturup çözüm üretmesi gerektiğini belirterek, bu konuda bir komite oluşturulmasını istedi.

Loizidu davasının da iç hukuk tüketilmeden AHİM'ye gittiğini kaydeden Taçoy, iç hukuk tüketilmesine gerek olmadığını kaydetti.

Eroğlu

UBP Genel Başkanı Derviş Eroğlu, hükümetin konuya ilgisinin ortada olduğunu, iktidardan sadece iki milletvekilinin salonda olduğuna dikkat çekti.

Gelinen noktada mülkiyet davalarının nasıl engelleneceğine bakmak gerektiğini kaydeden Eroğlu, hükümetin bu konuda büyük gizlilik içinde olduğunu söyledi.

Uluslararası alanda girişimler yapılması gerektiğini kaydeden Eroğlu, BM genel sekreterinin yaptığı açıklamanın doğru olması halinde Güney Kıbrıs'ın tavrının değişeceğini söyledi.

Mütekabiliyetin uluslararası ilişkilerde önemli olduğunu vurgulayan Eroğlu, Rumların tavırlarına aynı şekilde cevap verilebiliyor mu, buna bakılması gerektiğini kaydetti.

Eroğlu, Rum'un insafa gelmesini bekleyerek bir yere varılamayacağını, güçlü olanın gücünü göstermesi gerektiğini söyledi.

Halkı kandırarak bir yere varılamayacağını, halka gerçekleri söylemek gerektiğini vurgulayan Eroğlu, gerçekçi politikalar üretmek gerektiğini kaydetti.

Eroğlu, mülkiyet davaları konusunda birlik olmanın önemine de dikkat çekti.

Eroğlu'nun konuşmasının ardından genel görüşme tamamlandı.

Meclis, nisap olmaması nedeniyle oturuma yarım saat ara verdi.

2 Yasa tasarısı onaylandı

Mülkiyet konusundaki genel görüşmenin tamamlanmasından sonra çalışmalarına 30 dakika ara veren genel kurul, saat 16:10'da yeniden toplandı.

Bu oturumda ilk olarak Sivil Savunma Teşkilat Personel (Değişiklik) Yasa Tasarısı ele alındı.

UBP Milletvekili Hasan Taçoy, tasarının madde madde görüşülmesi sırasında söz alarak acil kurtarma ekibine ek tahsisat verilmesini önerdi.

Tasarının görüşüldüğü Hukuk ve Siyasi İşler Komitesi'nin Başkanı DP Milletvekili Ertuğrul Hasipoğlu ise, birçok daireye bu tahsisatın verilmesinden yana olduklarını, ancak bunun kararını verecek olanın hükümet olduğunu söyledi. Taçoy'un önerisi oyçokluğuyla reddedildi.

Tasarı oybirliğiyle kabul edildi.

Toplantıda daha sonra Diş Teknisyenlerinin Görev ve Çalışma Esasları (Değişiklik) Yasa Tasarısı'nın görüşmesine geçildi.

Komite Başkanı DP Milletvekili Ertuğrul Hasipoğlu tasarıya ilişkin raporu genel kurulun bilgisine getirdikten sonra tasarıyla ilgili olarak UBP Milletvekili Şerife Ünverdi söz aldı. Ünverdi diş teknisyenlerinin çalışma koşullarını iyileştirecek bu tasarıya olumlu oy vereceklerini belirtti.

Tasarı oybirliğiyle kabul edildikten sonra genel kurul dünkü çalışmalarını tamamladı.

Bir sonraki genel kurul birleşimi 20 Haziran Pazartesi günü yapılacak.

KIBRIS 14/06/05

 

Talat: AİHM davaları ertelensin

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Rumların Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde (AİHM) açtığı davaların görüşülmesinin çözüme kadar ertelenmesinin, Rum Yönetimi'ni müzakere masasına getireceğini savundu.

Talat, Rumların mülk davaları ve tutuklama emirleriyle Kıbrıslı Türkler ve yabancılar arasında korku salmaya ve Kıbrıs Türk ekonomisine darbe vurmaya çalıştığını belirtti.

"Ertelenirse Papadopulos masaya oturur"

Cumhurbaşkanı, AİHM'de davaların görüşülmesinin ertelenmesi halinde, Rum lider Tasos Papadopulos'un görüşme masasına oturacağını söyledi.

Talat, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının Kıbrıs sorununun çözümünde oluşacak mülkiyet rejimini etkileme potansiyeline sahip olduğunun da altını çizdi.

Mehmet Ali Talat, "Bu yüzden AİHM boyutuna, Kıbrıs'taki mahkemelerden çok daha fazla önem vermek zorundayız" dedi.

Talat, Papadopulos'un 24 Nisan referandumundan sonra siyasi olarak tecrit edildiğini, ancak hukuki olarak güçlü olduğunu da ifade etti.

KIBRIS 14/06/05

 

Yakovu: Türkiye ek protokolü normal şekilde imzalayacak

Rum Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu, Türkiye'nin, Gümrük Birliğinin 10 yeni üyeyi de kapsayacak şekilde genişletilmesini öngören ek protokolü normal şekilde imzalayacağı görüşünde olduğunu belirtti.

Alithia gazetesinde yer alan habere göre, Yakovu Lüksemburg'a hareketinden önce, Larnaka Hava Alanında verdiği demeçte, Türkiye tarafından yapılacak herhangi açıklamanın (Rum Yönetimini tanımadığı şeklinde) sözlü olacağını iddia etti.

Gazeteye göre Yakovu, Lüksemburg'ta AB Genel Kurulu ve Dış İlişkiler toplantısına katılacağını belirttikten sonra, ek protokol metninin toplantı gündeminde olacağını hatırlattı ve "Dolayısıyla yarın bu protokol imzaya hazır olacak. Bunu çok yakında imzalanması bekleniyor" şeklinde konuştu.

Yakovu, "Türkiye'nin geçmişte imza konusunu mektup teatisiyle gerçekleştirmeyi denediğini ancak tüm ortaklardan tepki geldiğini, çünkü mektuba ek protokolle ilgisi olmayan şeyler de dahil etmesinden endişe duyduklarını" da savundu.

Yakovu, "imzanın normal şekilde olacağı görülüyor ve Türkiye herhangi bir açıklama yaparsa onu sözlü olarak yapacak."

Türkiye'nin ne diyeceğine bakılmaksızın AB Dönem Başkanlığı imzanın 25 AB üyesi ülkeyle yapıldığını, Kıbrıs'ın üye bir devlet olduğunu ve Kıbrıs Cumhuriyeti'nin AB'ye dahil olan devlet olduğunu ve açıklamanın önemli olmadığını söyleyecek. Bunun üzerinde şu anda mutabakata varılmış bulunmaktadır. Ek protokol imzalandığında olacak olan da budur" şeklinde iddiada bulundu.

Haravgi gazetesine göre Yakovu, AB Anayasasının onaylanmasının geciktirilmesinin söz konusu olmadığını ve 30 Haziran'da Rum Meclisinde onaylanacağını da söyledi.

Gazeteye göre Yakovu önceki akşam AB Bakanlar Toplantısına katıldı, dün ise Dış İlişkiler ve Genel Kurulun toplantısına katılacaktı.

KIBRIS 14/06/05

 

Rumlar, Ankara'da elçilik açmak istiyor


Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin, Gümrük Birliği ek protokolünün Türkiye tarafından imzalanmasından sonra Ankara'da büyükelçilik veya bir büro açmak istediği ve bu isteğini AB'ye bildirdiği belirtildi. Rum Fileleftheros gazetesi, Rum Yönetimi'nin temsilcilik açarak, "Türkiye'nin AB'ye üyelik müzakerelerinin başlamasından sonra Türkiye'de olup biteni takip etmeyi hedeflediğini" yazdı. Gazete, Rum Yönetimi'nin önceliğinin, Türkiye'nin Rum bandıralı gemilere limanlarını, Rum uçaklarına da hava sahasını açmasını sağlamak olduğunu kaydetti.

MILLIYET 15/06/05

 

Rum liderliği Kıbrıs konusunda affedilmez hatalar yaptı

Tarım ve Doğal Kaynaklar eski bakanı ve EDİ ileri geleni Kostas Themistokleus:

Rum liderliği Kıbrıs konusunda affedilmez hatalar yaptı

YANLIŞ STRATEJİ... Kostas Themistokleus, Rum liderliğinin ENOSİS stratejisini belirlemede yaptığı yanlış bir değerlendirmenin birçok hataya neden olduğunu ifade ederek, "Kıbrıs Türk toplumunun sayıca küçük, siyasi ve ekonomik açılardan güçsüz oluşu nedeniyle ağır baskılara dayanamayacağı gibi yanlış bir değerlendirmede bulunuldu. Ancak bu küçük ve güçsüz toplumun arkasında her şeyini feda etmeye hazır güçlü bir ülke bulunduğunu fark etmedik. Onu bilinçsiz şekilde göz ardı ettik" dedi

 

Rum Tarım ve Doğal Kaynaklar eski bakanı ve Birleşik Demokratlar Partisi'nin (EDİ) ileri geleni Kostas Themistokleus, Rum liderliğinin Kıbrıs konusunda affedilmez hatalar yaptığını söyledi.

Rum liderliğinin Enosis stratejisini belirlemede yaptığı yanlış bir değerlendirmenin birçok hataya neden olduğunu ifade eden Themistokleus, "Kıbrıs Rum liderliği olarak, Kıbrıs Türk toplumunun sayıca küçük, siyasi ve ekonomik açılardan güçsüz oluşu nedeniyle ağır baskılara dayanamayacağı gibi yanlış bir değerlendirmede

bulundu. Ancak bu küçük ve güçsüz toplumun arkasında her şeyini feda etmeye hazır güçlü bir ülke bulunduğunu fark etmedik. Onu bilinçsiz şekilde göz ardı ettik" şeklinde konuştu.

Rum liderliği tarafından yapılan hatalarla ilgili benzetmede de bulunan Themistokleus, "Her şey Atina'ya yolculuğumuzu karadan yapmaya benziyordu. O nedenle taşıtımız battı ve onunla beraber 1964'ten beri bölünmüş Kıbrıs'ın bir kaşık suyunda biz de battık" dedi.

Güney Kıbrıs'ta yayınlanan Alithia gazetesi, Tarım ve Doğal Kaynaklar eski bakanı ve EDİ ileri geleni Themistokleus'un "serbest kürsü" köşesindeki yazısına yer verdi.

"Rum liderliği affedilmez hatalar yaptı"

Gazeteye göre Themistokleus, gazeteci yazar Makarios Drusyotis'in "İlk Taksim" adlı yeni kitabını yorumlarken, Kıbrıs'ın taksiminin esas sorumlusu olan Rum Yönetimi'nin affedilmez hatalarına dikkat çekti, şu görüşleri dile getirdi:

"Kıbrıs Cumhuriyeti nihai çözüm değil, geçici bir istasyon olarak görüldü. Yeniden toparlanacağımız bu istasyondan sonra Kıbrıs'ın Yunanistan'a bağlanması için nihai çabayı gösterecektik. Siyasi açıdan bu kadar akılsızca olan bu arzumuz ise bizi herkesle, vatandaşlarımız Kıbrıs Türkleri, Türkiye, İngiltere, ABD hatta gerçeğin tahrif edilmesi tehlikelerini gören Yunanistan'ın kendisiyle bile çatışmaya götürdü.

Enosis yolunda yeniden organizasyon sadece 13 maddelik Anayasa değişikliği yapılması önerileriyle değil, askeri hazırlıklarla da oldu.

Kıbrıs Rum liderliğinin stratejiyi belirlemesinde yanlış bir değerlendirme birçok hataya neden oldu. Yanlış değerlendirme, Kıbrıs Türk toplumunun sayıca küçük, siyasi açıdan güçsüz oluşunun ve özellikle ekonomik güçsüzlüğünün ağır baskılara dayanamayacağıydı. Bu küçük ve güçsüz toplumun arkasında her şeyini feda etmeye hazır güçlü bir ülke bulunduğunu fark etmedik. Onu bilinçsiz şekilde göz ardı ettik. Yanlış tercihler sadece iç politika konularında (ayrı belediyeler, kamu hizmetine personel alımı ve yüksek anayasa mahkemesi kararlarının uygulanması gibi anayasal kuralların hayata geçirilmesindeki isteksizlik) olmadı, dış politikaya da taştı. Bağlantısızlara katılma tercihi, hem de Kıbrıs Türk toplumuyla istişare etmeden, bir çatışma noktası daha yaratmamıza neden oldu.

Daha sonra Sovyetler Birliği'nden askeri ve siyasi destek arayışımız, Kıbrıs sorununda söz sahibi başka faktörle de çatışmaya götürdü.

"Bölünmüş Kıbrıs'ın bir kaşık suyunda biz de battık"

Askeri alanda ve Atina'nın karşı görüşüne rağmen ne askeri ne de politik yarar sağlamayan inisiyatifleri üstlendik.

Bununla da tam aksine, Türkiye'ye Kıbrıs'a askeri açıdan darbe vurma, siyasi açıdan da Kıbrıs Türklerinin yaşadığı enklavları güçlendirme ve iki toplumun ayrı yaşama isteğini artırdık.

Kitabı okurken ilk anda aklıma gelenler bunlar... Her şey Atina'ya yolculuğumuzu karadan yapmaya benziyordu. O nedenle taşıtımız battı ve onunla beraber 1964'ten beri bölünmüş Kıbrıs'ın bir kaşık suyunda biz de battık."

KIBRIS 15/06/05

 

Talat: Görüşmeler gizli, tamamlanınca açıklayacağız

Cumhurbaşkanı Talat, Türk ve Rum heyetlerin katılımıyla Brüksel'de yapılan temasların devam ettiğini söyledi

Talat: Görüşmeler gizli, tamamlanınca açıklayacağız

YORUM YOK, BİTİNCE AÇIKLARIZ... Cumhurbaşkanı Talat, gazetecilerin, "Brüksel'deki temaslar hakkında bilgi verebilir misiniz" şeklindeki sorusuna, "Yorum yok, görüşmeler gizli. Halen devam ediyor. Bitince açıklayacağız" karşılığını verdi

 

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Türk ve Rum heyetlerin katılımıyla Brüksel'de yapılan temasların devam ettiğini söyledi.

Talat dün bir kabulünde bir gazetecinin, "Brüksel'deki temaslar hakkında bilgi verebilir misiniz" şeklindeki sorusuna, "Yorum yok, görüşmeler gizli. Halen devam ediyor. Bitince açıklayacağız" karşılığını verdi.

Rum Hükümet Sözcüsü Hrisostomidis de dün Rum basınında yer alan açıklamasında, "Tüzüklerin ele alınacağı bir toplantıya katılmak için AB dönem başkanlığından gelen davete icabet edildi. Gizlilik süreçle değil temasların içeriğiyle ilgilidir" diye konuştu.

Kıbrıslı Türk ve Rum heyetler, AB gündemindeki mali yardım ve doğrudan ticaret tüzükleriyle ilgili çalışmalar çerçevesinde dönem başkanı Lüksemburg'un girişimleriyle bir süreden beri ortak çalışma yapıyorlar. KKTC'nin Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit Pertev, Rum Yönetimi'nin de Başkanlık Diplomatik Büro Müdürü Tasos Conis başkanlığındaki bir heyetle temsil edildiği toplantılar bu hafta da devam edecek.

KIBRIS 15/06/05

 

"Yeni tur gizli görüşmeler yarın"

Bu hafta Brüksel'de, Rum Yönetimiyle KKTC yetkilileri arasında, AB gözetiminde yeni tur gizli görüşmeler yapılacağı, bu görüşmelerin geçen hafta başladığı ve bugünden itibaren devam edeceği iddia edildi.

Fileleftheros gazetesi yukarıdaki başlık altında verdiği haberinde, hedefin bir anlaşmaya varmak olduğunu ve görüşmelerin doğrudan ticaret tüzüğünün onaylanması için, "Kıbrıs Türk tarafının atması beklenen yeni adımlarına paralel olarak", ortak kabul edilebilir bir formül bulunmasında odaklandığını kaydetti.

Gazeteye göre masada, Rum Yönetimi'nin kapalı Maraş bölgesinin açılmasıyla ilgili daha önceki önerisi de bulunuyor. Masada doğrudan ticarete karşılık, sözde "Kıbrıs Rum mallarının gasbına son verilmesi" gibi temel konuların da bulunduğu, ayrıca KKTC'ye siyasi avantaj sağlamayacak başka İdari ve Yargıyı ilgilendiren konuların da yer aldığı belirtildi.

Haberde, görüşmeleri Rum Yönetimi adına diplomatik büro müdürü Tasos Conis, KKTC adına ise Cumhurbaşkanı M. Ali Talat'ın yakın mesai arkadaşlarının yürüttüğü de vurgulandı.

Gazeteye göre, Rum Sözcü Kipros Hrisostomidis, önceki gün bir soru üzerine, temasların devam ettiğini belirtti, yeni görüşmelere ilişkin herhangi bir şey açıklamaktan kaçındı.

Haberde, "Brükselde Çalışmalar" başlığıyla Alithia gazetesi da yer verdi.

Gazeteye göre Hrisostomidis açıklamasında, görüşmelerin "gizli" olmadığını belirtti. Hrisostomidis, "Tüzüklerin ele alınacağı bir toplantıya katılmak için AB dönem başkanlığından gelen davete icabet edildi. Gizlilik süreçle değil temasların içeriğiyle ilgilidir" şeklinde konuştu.

Hrisostomidis, tüzüklerle ilgili AB başkanlığıyla temasın Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un inisiyatifi olduğunu ancak bu somut konuya davetin AB Başkanlığından geldiğini söyledi.

KIBRIS 15/06/2005

 

Rumlar, Ankara'da elçilik istiyor

YA ELÇİLİK YA BÜRO... Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin, Gümrük Birliği ek protokolünün Türkiye tarafından imzalanmasından sonra Ankara'da büyükelçilik veya bir büro açmak istediği bildirildi. Rumlar, bu isteğini AB'ne iletti

Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin, Gümrük Birliği ek protokolünün Türkiye tarafından imzalanmasından sonra Ankara'da büyükelçilik veya bir büro açmak istediği bildirildi.

Güney Kıbrıs'ta yayımlanan Fileleftheros gazetesi, Rum Yönetimi'nin Ankara'da büyükelçilik açma talebini Avrupa Birliği'ne ilettiğini yazdı.

Fileleftheros gazetesinin haberine göre, Rum Yönetimi, Türkiye'nin AB üyelik müzakerelerinin başlamasından sonra çeşitli konularda kendi görüşüne başvurulacağı ve tutum belirlemesi gerekeceğini belirterek, Türkiye'de olup biteni takip edecek bir büyükelçilik veya en azından bir büronun açılmasının gerekli olduğunu AB'ye bildirdi.

Gazete, Rum Yönetimi'nin önceliğinin, ek protokolün imzalanmasından sonra Türkiye'nin Rum bandıralı gemilere limanlarını, Rum uçaklarına da hava sahasını açmasını sağlamak olduğunu, büyükelçilik veya büro açmanınsa ikinci önceliği olduğunu kaydetti.

KIBRIS 15/06/2005

 

Talat: Türkiye'nin Rumlara limanlarını açması mümkün değil

AÇILAMAZ... Cumhurbaşkanı Talat, Rum Yönetimi'nin KKTC deniz ve hava limanlarına boykotu sürerken Türkiye'nin limanlarını Rum Yönetimi'ne açmasının mümkün olmadığını söyledi. Talat, "Ek protokolün imzalanması, limanların açılması demek değil" dedi

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Rum Yönetimi'nin KKTC deniz ve hava limanlarına boykotu sürerken Türkiye'nin limanlarını Rum Yönetimi'ne açmasının mümkün olmadığını söyledi.

Talat bir kabulünde gazetecilerin, Rum Yönetimi'ni de kapsayan gümrük birliği ek protokolünün dün AB tarafından onaylandığını, birkaç hafta içinde de Türkiye tarafından imzalanacağını anımsatması üzerine, özetle şunları söyledi:

"Ek protokol imzalanıyor, bu zaten sürpriz değil. Ek protokolün imzalanması, limanların açılması demek değil. Türkiye'nin limanlarını açması söz konusu değil. Rum tarafı Kıbrıs Türk liman

ve havaalanlarına boykot uygularken Türkiye'nin limanlarını Rumlara açması mümkün değil. Bu olmayacak...Bu konuda Türkiye'nin ve bizim önerilerimiz var...."

Ankara Antlaşması'nın gümrük birliğine ilişkin ek protokolü dün AB Genel İşler Konseyi'nde onaylanmıştı. Türkiye-AB gümrük birliğinin kapsama alanını AB'a yeni katılan aralarında Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin de bulunduğu 10 yeni üyeyi de kapsayacak şekilde genişleten protokol, önümüzdeki haftalarda Türkiye tarafından imzalanmasıyla yürürlüğe girecek.

KIBRIS 15/06/2005

 

Druşotis, EOKA'nın karanlık yönünü gözler önüne seriyor

Makarios Druşotis'in "EOKA: Karanlık Yön" adlı kitabının Türkçe çevrisi Galeri Kültür Yayınları tarafından yayınlandı

Druşotis, EOKA'nın karanlık yönünü gözler önüne seriyor

Makarios Druşotis'in en önemli çalışmalarından biri olan "EOKA: Karanlık Yön" adlı kitabının Türkçe çevrisi Galeri Kültür Yayınları tarafından yayınlanarak okur yaşamına kazandırıldı.

Druşotis, kitabının önsözünde "EOKA'nın 1955'te silahlı eylem başlatarak Kıbrıs'ın Yunanistan'a Enosisi'nin tek ve değişmez ilan ettiğini, ancak bu hedefinin başarısız olduğunu, Zürih-Londra Anlaşmaları'ndan kazançlı çıkanın Türkiye ve Kıbrıslı Türklerin milliyetçi kesimi olduğunu" anlatıyor.

"Kıbrıs Elenlerinin vicdanında EOKA mücadelesi muzaffer bir anti-sömürgeci mücadele olarak kabul edilmiştir" diyen Druştois, kitabında "EOKA mücadelesi görkeminin" arkasında bugüne kadar açıklanmamış ve birçok unutulmuş birçok yön olduğuna dikkat çekiyor.

EOKA'nın kimler tarafından nasıl kurulduğu? Kimlere hizmet ettiği? Kıbrıslı Türklerle olan bağlantılarının neler olduğu? Sömürge karşıtı bir örgüt mü yoksa organize bir cinayet teşkilatı mı? sorularının yanıtını bu kitapta Druşotis gözler önüne seriyor.

Makarios Druşotis kimdir?

1959 Kıbrıs doğumludur. London College of Priting'de gazetecilik eğitimi gördü ve Kıbrıs'ın çeşitli gazetelerinde çalıştı. Atina'da yayınlanan Eleftherotipia gazetesinde ve gazetenin pazar özel sayısında çalışan Druşotis Kıbrıs'ta ikamet edip gazeteci kimliğini Politis gazetesindeki yazılarıyla sürdürmektedir. Buna paralel tarihi araştırmalar ve çağdaş Kıbrıs tarihinin 1945-1974 dönemiyle sistemli şekilde ilgilenmektedir.

KIBRIS 15/06/05

 

Hriosostomidis: Rum hükümeti BM'ye Annan planı ile ilgili tavrını detaylı olarak sundu

Rum Hükümet Sözcüsü Kipros Hrisostomidis, dün yaptığı açıklamada, Kıbrıs hükümetinin Birleşmiş Milletler'e (BM) Annan planı ile ilgili tavrını detaylı olarak sunduğunu söyledi.

Kipros Hrisostomidis, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın bu konuda ve Kıbrıs sorununa ilişkin müzakerelerin yeniden başlaması olanağı konusundaki kararının ne olacağını bilmediğini söyledi.

Rum Haber Ajansı'na (KİPE) göre, Rum hükümet sözcüsü, "BM Genel Sekreteri'nin, Sir Kieran Prendergast'ın Kıbrıs, Atina ve Ankara temaslarını tamamladıktan sonra hazırlandığı raporu hâlâ daha okumadığı görünüyor" diye konuştu.

BM Güvenlik Konseyi'nde Kıbrıs'taki Barış Gücü ile ilgili istişarelerle ilgili bir soruyu yanıtlayan Hrisostomidis, Konsey'de konu üzerindeki istişarelerin devam ettiklerini ve karar metninin sunulmasının beklendiğini söyledi.

Brüksel'de Kıbrıslı Rumlar ve Kıbrıslı Türkler arasında tüzükler konusunda yapılan toplantılarla ilgili bir soruyu yanıtlayan Hrisostomidis, toplantıların bugün yeniden başlayacağını söyledi.

KIBRIS 15/06/05

 

Yannakis Matsis, İstanbul'daki toplantıda KKTC'deki "inşaat furyasını" şikâyet etti

Rum AB Milletvekili Yannakis Matsis, İstanbul'da gerçekleştirilen Türkiye-AB Karma Parlamento Komisyonu toplantısında, KKTC'de "Kıbrıs Rum malları istismar edilerek gerçekleştirilen inşaat furyasını" şikâyet etti.

Alithia gazetesinin haberine göre Matsis, toplantıda yaptığı konuşmada, Kıbrıs'taki Türk askerlerinin küçük bir Avrupa gücüyle değiştirilmesini önerdi ve bu gücün masraflarını Rum Yönetimi'nin üstlenebileceğini söyledi. Matsis "kolonizasyona" son verilmesini ve "sömürgecilerin" Türkiye'ye geri gönderilmesini de talep etti.

Matsis, "yasadışı inşaat furyasının yaklaşık 40 bin sömürgecinin daha adaya gelmesine neden olduğunu ve sayılarının bugün 160 bine ulaştığını ve Kıbrıs sorununu çözümüne ciddi engel oluşturduklarını" da iddia etti.

Bu arada bazı gazeteler, KKTC Meclisinin önceki gün mülkler konusunda gerçekleştirdiği genel görüşmeye de yer verdiler.

Politis gazetesi haberi, "AİHM'e Toplu Kıbrıs Türk Davaları... İşgal Bölgeleri Meclisinde Mülklerle İlgili Özel Birleşim" başlığıyla yansıttı, burada yapılan konuşmalara atıfta bulundu.

 KIBRIS 15/06/05

AB'de Kıbrıs pazarlığı sonuçsuz kaldı

 

Lefkoşa

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, AB Komisyonu'nun Kıbrıslı Türklere yönelik hazırladığı Mali Yardım ve Doğrudan Ticaret Tüzükleriyle ilgili olarak Kıbrıs Türk ve Rum heyetlerinin Brüksel'de yaptığı temasların, Rumların, KKTC'nin doğrudan ticaret yapmasına ve limanlarını kullanmasına karşı çıkması nedeniyle sonuç alınamadan bittiğini açıkladı.

Avrupa Birliği'nin yeni bir değerlendirme yapması gerektiğinin altını çizen Talat, “(AB'nin) Kuzey Kıbrıs ile ilgili bütün adımlarını Güney Kıbrıs'ın onayına tabi tutacak mı, tutmayacak mı, buna karar vermesi gerekiyor” dedi.
   
Cumhurbaşkanı Talat, bir kabulü sırasında konuyla ilgili soru üzerine, Brüksel'deki çalışmaların sonuç alınamadan dün sona erdiğini, bunun nedeninin Rum tarafının, Türk tarafına doğrudan ticarete ısrarla karşı çıkması olduğunu belirtti. Talat, “Doğrudan ticaretin KKTC'nin tanınması yolunu açacağı inancıyla anlamsız bir ısrar hala daha Rum tarafınca devam ettiriliyor” diye konuştu.
   
“Brüksel'de geçen hafta başlayan temaslarla Kıbrıs Türklerinin AB platformunda ilk kez bulunduklarına” işaret eden Talat, “İlk kez Kıbrıslı Türkler bir AB platformunda Rum tarafıyla karşı karşıya oturup sorunları tartıştı. Mali Yardım ve Doğrudan Ticaret Tüzüklerinin hayata geçirilmesiyle ilgili bir toplantıydı. Özellikle Rum tarafının ısrarları sonucu, bizim gösterdiğimiz bütün esnekliklere rağmen, bütün uzlaşma çabamıza rağmen bir sonuca yol açmadı” diye konuştu.
   
“AB VERDİĞİ SÖZÜ TUTACAK MI?”
   
“Avrupa Birliği'nin şimdi yeni bir değerlendirme yapması gerektiğini” vurgulayan Talat, şöyle devam etti:
   
“Avrupalı gibi davranmayan ve bizi, limanlarımızı kullanarak ticaret yapmaktan yoksun tutmakta ısrar eden Rum yönetiminin tamamen kararına bırakacak mı Avrupa Birliği? Yani Kuzey Kıbrıs ile ilgili bütün adımlarını Güney Kıbrıs'ın onayına tabi tutacak mı, tutmayacak mı, buna karar vermesi gerekiyor. Ve 26 Nisan 2004'te ilan ettiği, izolasyonlardan Kıbrıslı Türkleri kurtaracak mı, kurtarmayacak mı? Yani kısacası verdiği sözü tutacak mı, tutmayacak mı, buna karar vermesi gerekiyor.”
   
“Biz, bizden beklenenin ötesinde esneklik gösterdik” diyen Cumhurbaşkanı Talat, “İzolasyonlardan kurtulmayı, Rum tarafının bazı taleplerini yerine getirmeye bağlı olarak düşünmediklerini” kaydetti.
   
“(RUM TARAFINA BİR ŞEY VERİN) YAKLAŞIMI HİÇ ORTAYA KONMADI”
   
Talat, şöyle konuştu:
   
“Bize verilen söz de öyle değildi. Yani, biz Rum tarafına bir şey vereceğiz de onlar da mali yardım ve doğrudan ticarete izin verecekler, böyle bir pazarlık hiç olmadı. Doğrudan AB bize söz verdi; mali yardım ve doğrudan ticaret bize verilecekti. Bunun karşılığında 'Rum tarafına bir şey verin' yaklaşımı hiç ortaya konmadı. Ama ne yazık ki şu anda bütün bu konular tartışılıyor. Gösterdiğimiz bütün esnekliğe rağmen, doğrudan ticareti bize vermemek için bu görüşmeleri tıkanmaya mahkum edebilmiştir Rum tarafı. Bu görüşme süreci sonuç almadan bitmiştir. En azından Lüksemburg dönem başkanlığı bakımından bitmiştir.”
   
Talat, mal-mülk konusuyla ilgili soru üzerine, bu konunun Kıbrıs sorununun bütünlüklü çözümünün bir parçası olduğunu, bunu, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın da dile getirdiğini belirterek, Rum tarafının mülkiyet sorununu çözmek istiyorsa Annan'ın taleplerini yerine getirmesi gerektiğini ifade etti. O zaman müzakerelerin başlayacağını, bunun herkesin çıkarına olduğunu kaydeden Talat, “Çıkarlarımız ortaktır. Ve bu ortak çıkarları elde etmenin en kestirme yolu çözümdür. Fazla bir şey istemiyoruz. 'Şunu bize verin' demiyoruz. 'Çözüme gidelim' diyoruz. Ancak ne yazık ki Papadopulos yönetimi çözümle pek ilgilenmiyor. Herkesin bildiği gibi kendi hedefleri var, onlara ulaşmaya çalışıyor” dedi.
   
RUM YÖNETİMİNİN ANKARA'DA BÜYÜKELÇİLİK AÇMA TALEBİ
   
KKTC Cumhurbaşkanı Talat, Rum yönetiminin AB'den, Ankara'da büyükelçilik veya bir büro açma talebinde bulunduğu yönünde Rum basınında çıkan haberlerin anımsatılması üzerine, “Bunun muhatabının Türkiye olduğunu ve cevabını da verdiğini” belirterek, şunları söyledi:
   
“Kıbrıs sorunu çözülmeden Rum tarafının Türkiye'de büyükelçilik açması söz konusu olamaz. Çünkü zaten Türkiye Rum tarafını, yasal ve meşru hükümet olarak kabul etmiyor. O yüzden söz konusu olacağını sanmıyorum.”

 (aa)

HURRIYET 16/06/05

Brüksel'deki Kıbrıs pazarlığı sonuçsuz kaldı


      AB Dönem Başkanı Lüksemburg’un girişimi ile Brüksel’e yeniden biraraya gelen KKTC ile Rum Yönetimi temsilcileri arasında yapılan görüşmeler sonuçsuz kaldı. Doğrudan Ticaret Tüzüğü konusundaki anlaşmazlıkları gidermeyi amaçlayan görüşmelerde Rumların Türkiye’nin Rum gemilerine uyguladığı ambargoyu da gündeme getirdikleri belirtiliyor.
      Doğrudan Ticaret Tüzüğü konusunda anlaşma sağlanması amacıyla dün Brüksel’de KKTC ve Rum Yönetimi temsilcileri arasında yeni bir toplantı yapıldı. Lüksemburg yetkililerinin de hazır bulunduğu toplantı anlaşma sağlanmadan dün gece sona erdi.
      Avrupa Komisyonu’nun Annan Planı referandumunun Rumlarca reddedilmesi ardından Kuzey Kıbrıs’ın izolasyonunun sona erdirilmesi için önerdiği Doğrudan Ticaret Tüzüğü, Rumların itirazları nedeniyle şimdiye kadar onaylanmadı.
      AB ile Kuzey Kıbrıs arasındaki doğrudan ticaretin KKTC’nin tanınması anlamına geleceğini öne süren Rumlar, Komisyon’un da önerdiği 259 milyon euro tutarında Yardım Tüzüğü’ne ise karşı çıkmadı.
      Bu arada, Rum basınına göre, Brüksel’deki toplantıda Rumlar, Magosa limanının ticaret için kendilerine açılması ve kapalı Maraş kentinin iade edilmesi talebinde bulundular. Bu talep, KKTC tarafından kabul edilmedi. KKTC heyeti, Rumlar’ın KKTC’deki eski Rum mülkleri için inşaat durdurulması talebinin karşılanmayacağını ortaya koydu.
      Brüksel’deki toplantı sırasında Rumlar, Türkiye’nin Rum bandıralı gemilere uyguladığı ambargoyu da gündeme getirdi.

MILLIYET 16/06/05

Papadopulos'un partisi geldi

İLK KEZ KKTC'YE GEÇTİLER... Kıbrıs Rum Yönetimi Lideri Tasos Papadopulos'un başkanı olduğu güneydeki koalisyon hükümetinin ortaklarından DİKO yetkililerinden oluşan bir heyet, DP Genel Başkanı, Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş ve heyeti ile görüşmelerde bulunmak üzere dün ilk kez KKTC'ye geldi

HEYETE ÖZEL MUAMALE... DİKO Asbaşkanı Nikos Kleanthus başkanlığındaki heyet üyeleri, KKTC'ye giriş yaptığı Ledra Palace Sınır Kapısı'nda, iki parti arasında daha önce varılan anlaşma uyarınca işleme tabi tutulmadı ve görüşmenin yer aldığı DP Genel Merkez binasına DP Genel Başkanı Serdar Denktaş'ın özel aracıyla geldi

 

Kıbrıs Rum Yönetimi Lideri Tasos Papadopulos'un başkanı olduğu güneydeki koalisyon hükümetinin ortaklarından Demokrat Parti (DİKO) yetkililerinden oluşan bir heyet, Demokrat Parti Genel Başkanı, Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş ve heyeti ile görüşmelerde bulunmak üzere dün ilk kez KKTC'ye geldi.

DİKO As Başkanı Nikos Kleanthus başkanlığındaki heyet üyeleri, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ne giriş yaptığı Ledra Palace Sınır Kapısı'nda, iki parti arasında daha önce varılan anlaşma uyarınca işleme tabi tutulmadı ve görüşmenin yer aldığı Demokrat Parti Genel Merkez Binası'na DP Genel Başkanı Serdar Denktaş'ın özel aracıyla geldi.

Parti Başkan Vekili Nicos Kleanthus'un başkanlığındaki 5 kişilik DIKO heyeti, KKTC'ye Ledra Palace Sınır Kapısı'ndan saat 11.20'de geçti. Geçiş kapısında Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanlığı Siyasi İşler Özel Danışmanı Kudret Akay ve DP Dış İlişkiler Sorumlusu, Dışişleri eski bakanı Atay Ahmet Raşit tarafından karşılanan heyet buradan DP Merkez binasına götürüldü.

DP-DIKO heyetleri arasında saat 11.30'da DP Genel Merkezinde yer alacak görüşmenin ardından saat 12.30'da basına açıklama yapıldı.

Demokrat Parti ile DİKO heyetleri arasındaki görüşme DP Genel Merkezi'nde gerçekleşti. Görüşmede, DP heyetine Genel Başkan, Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş, DIKO heyetine ise parti As Başkanı Nikos Kleanthus başkanlık etti.

Kleanthus ve beraberindeki heyeti, DP Genel Merkezi'ne gelişlerinde Genel Başkan Serdar Denktaş ve diğer parti yetkilileri karşıladı.

Görüşmede, DP Genel Başkanı Serdar Denktaş'a Bakanlık Siyasi İşler Özel Danışmanı Kudret Akay, DP Dışlişkiler Sorumlusu Atay Ahmet Raşit ile bazı parti yetkilileri ve bakanlıktan meslek memurları eşlik etti.

Kleanthus: DP ile görüşmemiz oldukça yararlı oldu

DP-DİKO heyetleri arasında yaklaşık iki saat süren görüşmenin ardından basın toplantısı düzenlendi. Türk ve Rum gazetecilerin büyük ilgi gösterdiği basın toplantısının ardından iki parti yetkilileri birlikte öğle yemeği yedi.

Basın toplantısında ilk sözü alan DİKO As Başkanı Nikos Kleanthus, DP ile yaptıkları görüşmenin oldukça yararlı geçtiğini söyledi.

DP'ye gerçekleştirdikleri ziyaretin, "iadeyi ziyaret" özelliği taşımakla birlikte esas amacın, iki parti arasındaki diyalogu geliştirmek olduğunu söyleyen Kleanthus, "Arkadaşım Serdar" şeklinde tanımladığı Serdar Denktaş ve heyetiyle Kıbrıs konusunun özüne ilişkin konular yanında iki halkın günlük yaşamında karşılaştığı sorunlar hakkında da oldukça samimi bir görüşme gerçekleştirdiklerini kaydetti.

Kleanthus görüşmede ayrıca, Kıbrıs konusunda başlaması olası yeni süreci de ele aldıklarını ifade ederek, "Bu yöne doğru gitmemize katkı sağlayacak prosedürleri görüştük" dedi.

"Özlü konularda görüş farklılıklarımız var"

Kıbrıs konusuna ilişkin özlü konularda iki parti arasında görüş ayrılıkları bulunduğunun altını çizen Kleanthus, "Ancak çok iyi bilinen pozisyonumuzun, duruşumuzun ne olduğunu anlatma konusunda samimiyiz" dedi ve şöyle devam etti:

"Dün (bugün) Kıbrıslı Türk yurttaşlarımıza karşı samimi, dürüst olmak ve birbirimizi anlamaya çalışmak için buradayız. Çünkü bugünün ve daha önemlisi geleceğin sorumluluğu bize aittir. Bu bizim sorumluluğumuzdur ve iki parti olarak diyaloga devam edeceğiz. Çünkü sadece çözüme değil, ihtiyacımız olan istikrarlı bir siyasi iklime de katkı sağlayabileceğimize inanıyoruz."

"Geçişte sorun yaşamadık"

DİKO As Başkanı Nikos Kleanthus, bir Rum gazetecinin Ledra Palace Sınır Kapısı'ndan geçişleri sırasında heyet olarak kendilerine uygulanan prosedürün ne olduğunu sorması üzerine, geçişte herhangi bir sorun yaşamadıklarını, hiçbir formaliteye tabi tutulmadıklarını söyledi.

Denktaş: Diyalogu ileriye götürmek için...

Kleanthus'un bu açıklaması üzerine söz alan DP Genel Başkanı Serdar Denktaş, Türk ve Rum siyasi partileri arasındaki diyalogu ileriye götürmek için sınır kapılarındaki geçişler sırasında işlem yapılmaması kararı aldıklarını bildirdi. Denktaş, ancak KKTC'ye geçecek olan Rum siyasilerin listesinin, kimlerle görüşeceklerini bilmeleri açısından daha önceden ellerinde olması gerektiğini ifade ederek, bunun oldukça normal bir talep olduğuna inandığını söyledi. Denktaş, "Dün (bugün) de yapılan buydu. DİKO heyeti herhangi bir formaliteye tabi tutulmadı. Ancak heyette kimlerin olduğunu bilmemiz açısından daha önceden listeyi istedik Ki bu kanımca normaldir" dedi.

Kleanthus: Kuzey'e ilk geçişimiz

Bu arada Kleanthus, bir gazetecinin, "parti olarak Kuzey Kıbrıs'a ilk geçişiniz mi?" şeklindeki sorusuna karşılık "Evet" yanıtını vererek, Kuzey Kıbrıs'ta bulunmaktan dolayı mutlu olduğunu söyledi.

Kıbrıs'ın yeniden birleşmesi dileğinde bulunan ve Kıbrıs'ta artık Türk askeri varlığının sona ermesi gerektiği görüşünü dile getiren Kleanthus, "Bu yönde çalışmalıyız" dedi.

"Türk askeri adadan ancak anlaşmadan sonra çıkar"

Kleanthus'un ardından söz alan ve yaptıkları görüşmeyi "samimi ve oldukça yapıcı bir görüşme" olarak tanımlayan DP Genel Başkanı, Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş, Kleanthus'un Türk askeri varlığına ilişkin sözlerine atıfta bulunarak, Türk askerinin Ada'da adil ve yaşayabilir bir anlaşmaya varılmadan ayrılmayacağını vurguladı. Denktaş, "Kapsamlı, kalıcı ve yaşayabilir bir çözüme varırsak bu olacaktır. Türk askerinin Ada'da, Kıbrıs Türkü'nün arzusuyla bulunduğunu ve kendini güvende hissetmesi ihtiyacından kaynaklandığını Rumlar anlamalıdır. Bunun için de diyaloga ihtiyacımız var" dedi.

"Bazı konularda görüş ayrılıklarımız var ancak..."

DP ile DİKO arasında bazı konularda görüş ayrılığı bulunduğuna işaret eden, ancak bunun iki parti arasında diyalog kurulmasına engel olmadığını ifade eden Denktaş, "Gerçekleştirdiğimiz görüşmede, her ikimiz de bazı konularda mutabık kalmama konusunda görüş birliğinde olma hakkımızı kullandık. DİKO ile konuştuklarımız içerisinde anlaşıp anlaşmama noktasında değiliz. Anlaşmama hakkımızı koruyarak zaten bu diyalogu sürdürmekteyiz. Her konuda görüş birliği içinde olmamız da gerekmez. Eğer öyle olsaydı Kıbrıs sorunu şimdiye kadar çözülürdü. Önemli olan diyalogdur, iki tarafın siyasi partileri arasındaki diyalogun geliştirilmesidir. Biz, bu diyalogla tarafların birbirlerinin ihtiyaçları ve korkularını anlayacağına inanıyoruz. İhtiyaçları ve endişeleri anlamak, öncelikle iki halkın günlük karşılaştığı sorunların çözümü için temel oluşturacak ve bu da bizi kapsamlı bir anlaşmaya götürecektir" şeklinde konuştu.

"Çözüm uluslararası müdahaleyle olmaz"

Kıbrıs'ta çözümün dış güçlerin müdahalesiyle olamayacağını da vurgulayan ve Kleanthus'un bu konuda kendisiyle aynı görüşte olduğunu söyleyen Demokrat Parti Genel Başkanı, Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Denktaş, "Sorunu çözecek olan biziz. Çözümden sonra birlikte yan yana yaşayacak olan biziz. Bu nedenle birbirimizin ihtiyaçları ve endişelerini çok iyi anlamalıyız. Dün (bugün) yapmaya çalıştığımız budur. DİKO'nun dün (bugün) partimize gerçekleştirdiği bu ziyaret, benim yaklaşık bir yıl önce bir heyetle DİKO'ya yaptığım ziyarete karşılık "iadeyi ziyaret" özelliği taşıyor. Bu ziyaretin, DİKO ile daha sık bir araya gelmemize yol açacağına inanıyorum" dedi.

"Her iki parti de hükümette..."

KKTC'de DP'nin Güney Kıbrıs'ta da DİKO'nun hükümette bulunduğuna, bu nedenle bu görüşmenin bu açıdan da önemli olduğuna işaret eden Denktaş, her iki partinin de hükümette bulunması nedeniyle seçmenlerine, halklarına karşı sorumluluklarının büyük olduğunun altını çizdi. Denktaş, "Bu nedenle daha dikkatli ve daha gerçekçi olmak durumundayız" dedi ve şöyle devam etti:

"İşte yaptığımız bu görüşme de bu temele dayalıydı. Biz kendi yaklaşımlarımızı, onlar kendi yaklaşımlarını dürüstçe, parmak arkasına saklanmadan birbirimize söyledik. Bunun yapılabilmesi gerekir. Yıllardan beridir hep kelimeler arkasına saklanarak bir yere varılmaya çalışılıyor. Sorduğunuz zaman, 'her iki taraf da çözüm ister' Ancak 'çözümün altı nedir' bu konuşulmaz. Her iki taraf da ortak çıkarlardan bahseder, ancak ortak çıkarın ne olduğu konuşulmaz.

"En azından şunun üzerinde anlaştık..."

İki parti olarak en azından şunun üzerinde anlaştık; Kıbrıslı Türkler ile Rumlar arasında ortak çıkardan bahsedildiğinde, bu ortak çıkarın ne olduğunu isimlendirmemiz gerekir. Bugüne kadar bunu isimlendirecek zemin yoktu. Ama ortak çıkarın ne olduğunu konuşmak için önümüzde uygun bir zemin olduğuna inanıyorum. 'Çözüm' diyoruz, çözüm istediğimizi söylüyoruz. Çözümün ne olduğunu net olarak hem kendi içimizde ayrı ayrı hem de Rum ve Türk siyasiler olarak birbirimize çok net şekilde söyleyebilmeliyiz ki farklılıklar ortadan kalksın. Hem dış dünyaya hem kendi içimizde seçmenlerimize güzel sözler ardına saklanarak, umut vaat etmekle bir yere varmadık. 40 yıl geçti bir şey olmadı. Onun için artık biraz daha gerçekçi davranalım, kelimelerin altını dolduralım, birbirimize karşı dürüst olalım, kendi insanlarımıza karşı dürüst olalım ki bir neticeye de varabilelim günün sonunda, eğer varabilirsek.

Kıbrıs Türkleri olarak fazla bekleyemeyeceğimizi de görüşmede dile getirdim. Müşterek bir çözüm hedefleniyorsa bunun için elimizi biraz çabuk tutmalıyız. Bütün bunları da konuştuk..."

Her iki parti lideri, yaptıkları açıklamaların ardından birbirlerine anı hediyesi sundu. Denktaş Kleanthus'a Lefkara işi, Kleanthus da Denktaş'a Avrupa heykelciği hediye etti.

KIBRIS 16/06/05

Tayyip Erdoğan:Tüm ambargolar kalkmalı

Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan:

Tüm ambargolar kalkmalı

İSTİYORUZ DEMEKLE OLMAZ... Erdoğan: Kıbrıs Rum kesiminin Türkiye'de Büyükelçilik ya da elçilik açma girişimi konusunda bize şu ana kadar gelmiş bir şey yok. Ama bu 'istiyoruz' demekle olmaz, önce üzerine düşenleri yerine getirmesi lazım. Bu izinlerini yerine getirmedikten sonra Türkiye, bu şeylere sıcak bakmaz

ELÇİLİK AÇAMAZLAR... "Kıbrıs Rum kesiminin Türkiye'de elçilik açmasıyla ilgili tavrımız belli, bu tavrımızdan geri adım atmamız da mümkün değil. Kuzey Kıbrıs'a uygulanan ne kadar ambargo varsa bunların hepsinin kalkması lazım, kalkması lazım ki biz de bu adımları atalım. Ama bu sağlanmadıktan sonra bu adımları atmamız mümkün değil"

 

TC Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, "Temennim odur ki Sayın Annan, iyi niyetini koruyacaktır. Onun iyi niyetine zaten inanıyoruz. Bu konuda atacağı adımlara da katkıda bulunmaya hazırız" dedi.

Önceki gece NTV'nin canlı yayınında soruları yanıtlayan Erdoğan, "Kıbrıs konusunda ABD'den bağlayıcı adımlar atılmasına ilişkin umut ışığı aldınız mı?" şeklindeki soru üzerine, 3 kongre üyesinin Kuzey Kıbrıs'a gitmesinin siyasi noktada atılmış önemli bir adım olduğunu söyledi.

Erdoğan, bu adımların ekonomik, ticari, kültürel ve sportif anlamda da devam etmesi temennisinde bulunarak, ABD ziyaretinde Başkan Bush ile bunları konuştuklarını kaydetti. Erdoğan şöyle devam etti:

"Aynı şekilde sayın Annan ile görüştük ve yaklaşımlarını olumlu gördük. Bu konuda, Türkiye'nin görevini yapması, Kuzey Kıbrıs'taki soydaşlarımızın ve bizlerin görevlerini yapması, onlar açısından

takdir ediliyor. 'Bu konudaki uluslararası vizyon nedir?' diye sorulduğunda; her iki ülkenin, gerek Kıbrıs, gerekse Türkiye'nin, bu noktada, yani 24 Nisan Referandumu'ndaki tavırlarıyla takdir edilmesidir"

Erdoğan, "Kıbrıs'ta hareketlenme yaşanır mı? " sorusunu cevaplandırırken, Annan'ın özellikle rapor üzerinde çalışacağını ve ondan sonra da konunun BM Güvenlik Konseyi'nde görüşüleceğini belirterek, şunları söyledi:

"28 Mayıs'ta vermiş olduğu rapor, BM Güvenlik Konseyi'nin gündemine gelip de bunun değerlendirmesini yapıp, neticesini açıklamadılar. Bu konudaki inisiyatif alması hususunda biz

kendilerinden rica ettik. Temennim odur ki Sayın Annan iyi niyetini koruyacaktır. Biz onun iyi niyetine zaten inanıyoruz. Bu konuda atacağı adımlara da katkıda bulunmaya hazırız"

Rum Kesimi'nin Türkiye'de büyükelçilik açma isteği

Kıbrıs Rum Kesimi'nin Türkiye'de Büyükelçilik ya da elçilik açma girişiminin hatırlatılması üzerine Erdoğan, şunları söyledi:

"Bize şu ana kadar gelmiş bir şey yok. Ama bu 'istiyoruz' demekle olmaz, önce üzerine düşenleri yerine getirmesi lazım. Bu izinlerini yerine getirmedikten sonra Türkiye, bu şeylere sıcak bakmaz. Bizim bu konuyla ilgili tavrımız belli, bu tavrımızdan geri adım atmamız da mümkün değil. Kuzey Kıbrıs'a uygulanan ne kadar ambargo varsa bunların hepsinin kalkması lazım, kalkması lazım ki biz de bu adımları atalım. Ama bu sağlanmadıktan sonra bu adımları atmamız mümkün değil."

AB Ek Protokolü

"Avrupa Birliği, ek protokolün imzalanması konusunda ilk adımı attı. Türkiye, anlaşmayı ne zaman imzalayacak? Meclis onayı 3 Ekim'den önce mi, sonra mı olacak?" sorusunu Başbakan Erdoğan, "Henüz bize ek protokolle ilgili metin gelmedi. Bu metin 20 dilde tercüme ediliyor ve bütün ülkelere gönderiliyor, elimize gelmiş değil. Bize gelecek, bize geldikten sonra, biz de bunun üzerindeki çalışmaları yapacağız, zaten ek protokolü biz imzalarız problem değil. Ama ondan sonra

tabi Meclisimiz tatile giriyor. Meclis'in açılışı da malum 1 Ekim... Meclis onay süreci ondan sonra başlayacak" diye yanıtladı.

Ermeni soykırımı

Erdoğan, sözde Ermeni soykırımı iddialarıyla ilgili tasnifi yapılmış bir milyon belgenin devlet arşivlerinde bulunduğunu, bazı belgelerin de Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından açıklandığını anımsattı.

"Ermenistan da buyursun aynı şekilde belgelerini açıklasın" diyen Erdoğan sözlerini şöyle sürdürdü:

"Tarihçiler, hukukçular, siyaset bilimciler, arşiv bilimcileri gelsinler bunun üzerinde çalışmalarını yapsınlar. Eğer gerçekten bizim tarihimizle hesaplaşmamız gerekiyorsa, biz buna varız. Alnımız açık, yüzümüz ak. Belgeler, Ermeni diasporasını yalanlıyor...

Erdoğan "Ermeni iddialarının Türkiye'nin AB yolunda gayri memnun çevrelerin eline bir koz olur mu?" sorusuna şu karşılığı verdi:

"Koz olsaydı Fransa'da olurdu. Yaradı mı işlerine, yaramadı... Bugün Fransız işadamları geldi büyük bir grup. Referansları, Türkiye'deki dev yatırımcıları. Hepsinin de Türkiye'nin AB'ye girme konusundaki tavırları çok açık, net. Fransa'daki havadan kendileri de rahatsız. Ama geleceğe yönelik baktıklarında umutlular. Türkiye'de mevcut yatırımlarını geliştirmek, yeni yatırımcılarla Türkiye'de yeni yatırımlara girmek, hatta üçüncü ülkelerde Türk işadamları ile müşterek yatırımlara girmek... Bunlar var. Sürekli şekil değiştiriyor. Onun için rahat olun."

KIBRIS 16/06/05

Rumlar, Aziz Kent'in İngiltere'de tutuklanmamasına öfkelendi

KIBRIS gazetesinde yayımlanan, Kıbrıs Türk Otelciler Birliği Fahri Başkanı İşadamı Aziz Kent'in, "Rum mallarını yağmaladığı gerekçesiyle", hakkında Avrupa tutuklama emri olmasına rağmen, İngiltere'ye giriş-çıkış yaptığı haberi Güney Kıbrıs'ta günün konusu oldu.

Rum gazeteleri haberi, "Aziz Kent, Avrupa Ülkesine İstifini Bozmadan Girdi ve Çıktı, Tutuklama Emirleri Boşa" başlığıyla veren Alithia gazetesi, Rum makamlarının Aziz Kent'in İngiliz pasaportu veya başka bir isim kullanarak, bu ülkeye giriş yaptığını sandığını kaydetti.

Habere göre, Adalet ve Kamu Düzeni Bakanı Doros Theodoru, Avrupa tutuklama emirlerinin AB üyesi ülkeler tarafından doğrudan kabul edildiğini, ayrıca herhangi bir Avrupa ülkesinin söz konusu tutuklama emirlerini tanımayacağı yönünde belirti bulunmadığını söyledi. Aziz Kent olayına değinen Theodoru, konu hakkında bilgiye sahip olmadığını belirtti. Theodoru, İngiltere'nin Avrupa tutuklama emirlerini tanımadığı yorumu yapılarak soru yöneltilmesi üzerine, böyle bir belirti ve tebliğe sahip olmadıklarını ifade etti. Theodoru, tutuklama emrinin icra edilmesinin kişinin tespit edilmesine bağlı olduğunu, İngilizlerin muhtemelen tespit etmeyle ilgili sorunları bulunduğunu söyledi.

Diğer gazete başlıkları ise şöyle yer aldı:

Politis gazetesi: "Aziz Kent İstifini Bozmadan İngiltere'de Boş Emirler..."

Haravgi gazetesi: "Aziz Kent İngiltere'de Tutuklanmadı"

Fileleftheros gazetesi: "Asla Yayınlanmayan Bir Tutuklama Emirnamesi İçin Kutlama Aziz Kent Bir Aydır Böyle Bir Konu Olmadığını Biliyordu"

KIBRIS 16/06/05

Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş: Çözüm olmadan Türk limanları Rum tarafına açılamaz

Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş, Türkiye'nin Kıbrıs sorununun çözümü yönünde ilerleme sağlanmadan hava ve deniz limanlarını Güney Kıbrıs Rum yönetimine açmasının söz konusu olamayacağını vurguladı. Denktaş, ancak Rum tarafının Türkiye'nin deniz limanlarını kullanmak suretiyle elde edebileceği ekonomik getirinin Rum tarafını çözüm yönünde hareketlendirebilecek tek unsur olduğunu kaydetti.

Serdar Denktaş, Bayrak Televizyonu'nda yayınlanan Akis programında yaptığı konuşmada, "kısa bir zaman içerisinde Kıbrıs konusunun çözümüne dönük çok ciddi bir girişimin başlaması beklentisi içinde olmadığını" ifade ederek, "Çok ciddi bir girişimin başlayabileceği konusunda umutsuzum" dedi.

Türk limanlarının

Rumlara açılması konusu

Denktaş, Türkiye'nin hava ve deniz limanlarını açmaması nedeniyle Rum kesiminde ciddi bir ekonomik kaybın ortaya çıkmakta olduğunu ve bunun Rum işadamlarında rahatsızlık yarattığını söyledi. Serdar Denktaş, "Rum işadamlarında bu nedenle ortaya çıkan hoşnutsuzluğun Rum yönetimine etki yapacak bir noktaya gelmesi halinde, şu anda Kıbrıs konusunda olumlu gelişmeler yaşanmasına olanak yaratabilecek tek etken olabileceğini" belirtti.

Serdar Denktaş, şöyle devam etti:

"Serbest ticaret tüzüğünün hayata geçmesi halinde Kıbrıs Türk ekonomisine bunun yapacağı katkı 10 milyon dolar dolayında olacaktır. Bugün itibariyle Bakü-Ceyhan boru hattının hayata geçmesiyle birlikte Türkiye'den deniz taşımacılığında 4 milyar dolarlık bir kapasite ortaya çıkmaktadır. Rum bandıralı deniz ticaret filosu dünya sıralamasında 6. sırada yer almaktadır. Ortaya çıkan durumda Rum işadamları 4 milyar dolarlık pastadan pay almak istemektedirler. Bunun için de (Tasos) Papadopulos yönetimine baskı yapmaktadırlar. Türkiye'nin hangi koşullarda limanlarını açacağı deklare edilmiştir. Bu aşamada Kıbrıs konusuna hareketlilik getirebilecek tek araç olarak bu görülmektedir. Bu konuda yaşanacak gelişmeler kısa vadede sorunun çözümüne dönük bir hareketlilik başlatabilir. Yoksa bu aşamada başka bir gelişme beklemek gerçekçi olmaz." Kıbrıs konusunda gelinen aşamada Rum tarafının çözüm arayışlarını engelleyen bir tutum içerisinde olduğunu vurgulayan Denktaş, Rum tarafının çözüm istemediğini ve bu yönde bir tavır sergilediğini belirtti.

Rahat olunamayacak ve çok ciddi çalışma gerektirecek bir döneme girildiğini anlatan Serdar Denktaş, Rum Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu'nun ayak bastığı her yere kendisinin, Rum lider Tasos Papadopulos'un gittiği her yere de Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın gitmesi gerektiğini söyledi.

Referandumlar sonrasında "Evet" diyen Türk tarafının, izolasyonlardan kurtulmak yerine daha çok dünyadan izole edilen bir noktaya sürüklenmek istendiğinin altını çizen Serdar Denktaş, "Bu, kabul edilemez. Kıbrıs Türk tarafı Rum tarafı istemiyor ve eşitlik temelinde bulunacak bir çözüm arayışına 'Hayır' diyor diye dünyadan sonsuza kadar izole edilemez" dedi.

Kıbrıs konusunda Türk tarafının Annan planında ortaya koyduğu iyi niyetle "gerileyebileceği maksimum noktaya gerilediğini" anlatan Serdar Denktaş, "Kimse bizden gerilememizi beklemesin. Ya Rum tarafı da bizim geldiğimiz noktaya gelecek ya da herkes başlangıçtaki pozisyonuna dönecek" dedi.

Annan ikinci bir rapor yazmalı

Serdar Denktaş, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ı BM Güvenlik Konseyi'ne ikinci bir rapor yazarak 24 Nisan referandumları sonrasında ortaya çıkan yeni duruma rağmen Kıbrıs Türk tarafının cezalandırılmaya devam ettiğini ortaya koymasını istedi.

Kofi Annan'ın BM Güvenlik Konseyi'ne referandum sonrası sunduğu raporu Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile görüşmesi sonrasında yeniden gündeme getirmesini olumlu bir adım olarak değerlendiren Serdar Denktaş, şunları söyledi:

"Genel Sekreter'in Kıbrıs konusunda Güvenlik Konseyi'ne sunduğu bir rapor ilk defa görüşülmedi. Bu rapor bir yerlerde takıldı ve ortadan kayboldu. Başbakan Erdoğan'ın Genel Sekreter Annan ile görüşmesi sonrasında Annan bu rapor nerede, ne oldu diye yine harekete geçti. Ancak Rusya'nın bu konudaki bilinen yaklaşımı bu raporun Güvenlik Konseyi'nden geçmesine olanak tanımayacak.

Yani buradan bir sonuç çıkması zor. Ama Genel Sekreter Kofi Annan'a düşen bir önemli görev var. Madem ki referandum sonrasında yazdığı rapor bir yerlere takılıp kalıyor, ikinci bir rapor daha yazmalı ve 24 Nisan referandumları sonrası ile bugün arasında geçen zaman dilimi içerisinde yaşananları ortaya koymalı.

Kıbrıs Türkünün referandumda ortaya koyduğu çözüm, bunun karşısında Rum tarafının çözüm karşıtı iradelerine rağmen Kıbrıs Türkünün cezalandırılmaya devam ettiğini vurgulamalıdır."

KIBRIS 16/06/05

Avustralya Dışişleri Bakanı Downer:KKTC'ye uygulanan izolasyon kaldırılmalı

Avustralya Dışışleri Bakanı Alexander Downer, KKTC'ye uygulanan izolasyonun kaldırılması gerektiğini vurguladı.

A. A'nın haberine göre Alexander Downer bu yöndeki açıklamayı, resmi ziyaret için Avustralya'da bulunan TC Devlet Bakanı Kürşad Tüzmen ile görüşmesinde yaptı.

Avustralya olarak KKTC'ye uygulanan izolasyonun kaldırılmasını desteklediklerini bildiren Downer, Rum tarafının Annan Planı'nı halk oylamasında reddetmesinin çok yanlış bir tutum olduğunu belirtti.

Türkiye'nin AB'ye katılım sürecini desteklediklerini de ifade eden Downer, Türkiye'nin AB'ye girmesinin her iki taraf için de yararlı olacağına inandığını söyledi.

KIBRIS 17/06/05

Gül: Kıbrıslı Türklere verilen sözlerin tutulmasında yetersiz kalındı

Türkiye Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, Uluslar arası camianın Kıbrıs Türklerine verilen sözlerin tutulmasında yetersiz kalındığını belirtti.

Gül, Belçika'da yayımlanan "Anadolu" dergisinin, İngilizce ve Fransızca özel sayısındaki demecinde Türk dış politikasının temel çizgilerini anlattı.

Dışişleri Bakanı Gül, Kıbrıs sorununa ilişkin soruları yanıtlarken şunları söyledi:

"Türkiye, tüm uluslar arası camiaya, Kıbrıs sorununun BM çerçevesinde çözümü için her türlü çabayı göstereceğini taahhüt etmişti. Bugün, Türkiye ve Kıbrıs Türk tarafı bu taahhüdün gereğini fazlasıyla yapmış durumdadır. Rum tarafının ise çözümü reddetmesi, başta AB olmak üzere herkesi hayal kırıklığına uğratmıştır.

Referandumların ardından AB'nin de dahil olduğu uluslar arası camia, Kıbrıslı Türklere uygulanan haksız ambargo ve kısıtlamaların kaldırılması yönünde verdikleri sözleri tutmakta yetersiz kalmıştır. AB, Kıbrıs Türklerine doğrudan ticaret imkanı verecek ve aynı zamanda mali yardımda bulunacak tüzükleri, Güney Kıbrıs Rum yönetiminin karşı çıkması nedeniyle yürürlüğe koyamamıştır. Biz AB'li muhataplarımızla yaptığımız görüşmelerde bu durumun Kıbrıs Türklerinde ve Türkiye'de hayal kırıklığına neden olduğuna ve halkı çözüm çabalarından uzaklaştırdığına dikkat çekmekteyiz.

Muhataplarımıza her fırsatta dile getirdiğimiz bir husus, Rum tarafını makul bir çözüme yönlendirecek tek hususun Kıbrıs Türklerine uygulanan izolasyon ve ambargolara son verilmesi ve Kıbrıslı Türklerin ekonomik olarak gelişmesine izin verilmesi olduğudur.

Türkiye, Kıbrıs sorununa çözüm getirilmesi için olumlu yaklaşımını sürdürecektir. Bu konuda BM genel sekreterinin çabalarını destekliyoruz ve kendisiyle işbirliğini sürdüreceğiz. Tabiatıyla Türk tarafının çıkarlarından vazgeçmemiz de beklenmemelidir."

Türkiye AB ilişkileri

Türkiye-AB ilişkilerindeki son durumu değerlendiren Gül, "Avrupa'daki bazı çevrelerde, Türkiye'nin 17 Aralık zirvesinden sonra, özellikle reformlar konusunda rehavete kapıldığı ve heyecanının kaybolduğunu yönünde yanlış bir kanaat uyandığını gözlemliyorum" diyerek, şöyle konuştu:

"Türkiye, Kopenhag siyasi kriterlerini yasal mevzuat açısından yerine getirmiş bulunmaktadır. Bu hem komisyonun 2004 İlerleme Raporunda hem de zirve bildirgesinde teyit edilmiş ve 3 Ekim 2005 tarihi itibarıyla ülkemizle müzakerelere başlatılması kararlaştırılmıştır.

Hükümet olarak en temel önceliğimiz, reformların uygulanmasını denetlemek ve her alanda kökleşmesini sağlamaktır. Bu nedenle Bakanlar Kurulu üyelerimizden bürokratlarımıza, öğrencilerimizden sivil toplum örgütlerine kadar toplumumuzun hemen her kesiminin reformlar konusunda bilinçlendirilmesini sağlamaya öncelik veriyoruz. Son olarak, Sayın Ali Babacan'ı Başmüzakereci olarak görevlendirdik. Enerjisi ve dinamizmiyle başarılı olacağına inanıyorum. 3 Ekim'de başlayacak olan müzakerelere hem fiziki hem de zihinsel anlamda hazır olduğumuzu rahatlıkla söyleyebilirim."

Gül, reform süreci hakkındaki bir soruyu da şöyle yanıtladı:

"Siyasi kriterler yönünden baktığımızda, yasal mevzuat açısından herhangi bir sorunumuz olmadığını söylemiştim. En son Ceza Yasası, Ceza Usulü Yasası, Ceza İnfaz Yasası ve İstinaf Mahkemeleri Yasası yürürlüğe girdi. Vakıflar Yasa Tasarısını ve Ombudsman müessesesinin kurulmasına ilişkin yasal düzenlemelerin de en kısa süre içinde meclise sevk edileceğini düşünüyorum. Reformların uygulanması ve toplumumuzun bilinçlendirilmesi her şeyden önce geliyor. Bu nedenle özellikle uygulama konusunda belki de üzerlerine en fazla iş düşecek olan hâkimlerimizi, savcılarımızı ve güvenlik görevlilerimizi yoğun bir eğitime tabi tutmaktayız. Gerçekleştirdiğimiz reformlar, halkımızın da istek ve beklentileriyle örtüştüğü için uygulama konusunda herhangi bir sorun yaşayacağımızı sanmıyorum."

KIBRIS 17/06/2005

Gizli görüşmeler koptu

Cumhurbaşkanı Talat, Brüksel'de Kıbrıs Türk ve Rum heyetleri arasında yapılan çalışmanın, Rum tarafının olumsuz tavrı nedeniyle önceki gün sonuç alınamadan tamamlandığını belirtti

Gizli görüşmeler koptu

DOĞRUDAN TİCARETE KARŞI ÇIKIYORLAR... Talat, Türk tarafının tüm esnekliğine rağmen Rumların, doğrudan ticarete, KKTC'nin tanınmasına yol açacağı gerekçesiyle izin vermediğini, bu nedenle görüşmenin sonuçsuz kaldığını ifade etti. Talat, bu noktadan sonra AB'nin Kıbrıs Türklerine verdiği sözü tutup tutmayacağı konusunda tekrar değerlendirme yapması gerektiğini söyledi

RUMLARIN İNSAFINA MI KALACAĞIZ?... Talat: Rumlar Avrupalı gibi davranmıyor. AB, bizi, limanlarımızı kullanarak ticaret yapmaktan yoksun bırakmakta ısrar eden Rum yönetiminin insafına mı bırakacak? Kuzey Kıbrıs'la ilgili tüm adımlarını Güney Kıbrıs'ın onayına tabi tutacak mı, tutmayacak mı? Buna karar vermesi gerekiyor

MÜLKİYET SORUNU ÇÖZÜMLE TAMAMLANIR... Rum tarafının Rum mallarının turistlere satılmaması isteminin hatırlatılması üzerine de Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıs Türk tarafı olarak mülkiyet sorununun ancak Kıbrıs sorununun çözümü ile tamamlanacağını söylediklerini ve bunu BM Genel Sekreteri'nin de ifade ettiğini kaydetti

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Brüksel'de Kıbrıs Türk ve Rum heyetleri arasında yapılan çalışmanın, Rum tarafının olumsuz tavrı nedeniyle önceki gün sonuç alınamadan tamamlandığını belirtti.

Türk tarafının tüm esnekliğine rağmen Rumların, doğrudan ticareti, KKTC'nin tanınmasına yol açacağı gerekçesiyle izin vermemesi nedeniyle görüşmenin sonuçsuz kaldığını ifade eden Cumhurbaşkanı Talat, bu noktadan sonra AB'nin Kıbrıs Türklerine verdiği sözü tutup tutmayacağı konusunda tekrar değerlendirme yapması gerektiğini söyledi.

Talat, "Biz Kıbrıs Türk toplumu ile Rum toplumunun çıkarlarının çatıştığına inanmıyoruz. Çıkarlarımız ortak ve bu ortak çıkarları elde etmenin yolu da çözümdür" dedi.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat dün sabah Restorancılar Birliği'ni kabulü sırasında Brüksel temaslarıyla ilgili olarak basın mensuplarının sorularını yanıtladı.

Görüşmeler sonuçsuz

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Brüksel'deki çalışmanın önceki gün sonuç alınmadan sona erdiğini, bunun nedeninin de Rum tarafının ısrarla doğrudan ticareti Kıbrıs Türkü'ne vermemesi olduğunu vurguladı.

Doğrudan ticaretin KKTC'nin tanınması yolunu açacağı inancıyla Rum tarafının anlamsız ısrarını devam ettirdiğini kaydeden Talat, "Brüksel'de geçtiğimiz hafta ve bu hafta yapılan toplantılar Kıbrıs Türklerinin ilk defa bulundukları bir Avrupa Birliği platformudur. İlk kez biz Kıbrıslı Türkler bir AB platformunda Rum tarafıyla karşı karşıya oturup sorunları tartıştık" dedi.

Toplantının konusunun mali yardım ve Doğrudan Ticaret Tüzüklerinin hayata geçirilmesi olduğunu ifade eden Mehmet Ali Talat, Kıbrıs Türkünün gösterdiği tüm esnekliğe ve uzlaşma çabasına rağmen Rum tarafının tavrı nedeniyle görüşmede sonuca ulaşılmadığını belirtti.

AB'nin değerlendirme yapması

"Artık AB'nin yeni bir değerlendirme yapması lazım" diyen Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, "AB, bizi Avrupalı gibi davranmayan ve limanlarımızı kullanarak ticaret yapmaktan yoksun bırakmakta ısrar eden Rum yönetiminin tamamen kararına bırakacak mı? Kuzey Kıbrıs'la ilgili tüm adımlarını Güney Kıbrıs'ın onayına tabi tutacak mı, tutmayacak mı? Buna karar vermesi gerekiyor" dedi.

AB'ın 26 Nisan 2004'te karar verip ilan ettiği izolasyonlardan Kıbrıslı Türkleri kurtarıp kurtarmayacağını değerlendirmesi gerektiğini kaydeden Talat, "Verdiği sözü tutacak mı tutmayacak mı karar vermeli" şeklinde konuştu.

Rum tarafına bir şey vermek

Kıbrıs Türk tarafı olarak beklenenin ötesinde esneklik gösterildiğini vurgulayan Mehmet Ali Talat, Kıbrıs Türk tarafının izolasyonlardan kurtulmayı, Rum tarafının birtakım taleplerini yerine getirmeye bağlı olarak düşünmediğini ve verilen sözün de bu olmadığını belirtti.

"Biz bir şey vereceğiz Rum tarafına da onlar da Mali Yardım ve Doğrudan Ticarete izin verecek böyle bir pazarlık hiç yapılmadı" diyen Talat, doğrudan AB'nin Kıbrıs Türkü'ne mali yardım ve doğrudan ticaret için söz verdiğini söyledi.

Mehmet Ali Talat, "Bunun için Rum tarafına bir şey verin diye bir yaklaşım hiç ortaya konmadı. Ancak ne yazık ki şu anda bu konular tartışılıyor. Gösterdiğimiz bütün esnekliğe rağmen de doğrudan ticareti bize vermemek için bu görüşmeleri tıkanmaya mahkum edebildi Rum tarafı... Görüşme süreci sonuç alınmadan bitti. Çökmüştür demek istemiyorum. Ama bitti. En azından Lüksemburg dönem başkanlığı bakımından bitmiştir" dedi.

Mülkiyet

Rum tarafının Rum mallarının turistlere satılmaması isteminin hatırlatılması üzerine de Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs Türk tarafı olarak mülkiyet sorununun ancak Kıbrıs sorununun çözümü ile tamamlanacağını söylediklerini ve bunu BM genel sekreterinin de ifade ettiğini kaydetti.

Rum tarafının, kendi isteğinin çözüm olmadan yapılması için doğrudan ticarete engel koymaması gerektiğini belirten Talat, Rum tarafının mülkiyet sorununu çözmek istemesi halinde BM genel sekreterinin taleplerini karşılaması gerektiğini böylece müzakerelerin başlayabileceğini vurguladı.

"Bu hepimizin çıkarınadır" diyen Talat, "Biz Kıbrıs Türk toplumu ile Rum toplumunun çıkarlarının çatıştığına inanmıyoruz. Çıkarlarımız ortak ve bu ortak çıkarları elde etmenin yolu da çözümdür" dedi.

Papadopulos yönetiminin ise çözümle pek ilgilenmediğini ifade eden Mehmet Ali Talat, Papadopulos'un kendi hedeflerine ulaşmaya çalıştığını söyledi.

TC'ye büyükelçilik

Kıbrıs Rum yönetiminin Ankara'ya büyükelçilik açma istemiyle ilgili bir soru üzerine de Mehmet Ali Talat, buna Türkiye Cumhuriyeti'nin gerekli cevabı verdiğini kaydetti.

Bunun muhatabının TC olduğunu ve onun da cevabını verdiğini anlatan Talat, Kıbrıs sorunu çözülmeden Rum tarafının Türkiye'de büyükelçilik açmasının söz konusu olamayacağını söyledi.

Talat, Türkiye'nin Rum tarafını yasal ve meşru hükümet olarak kabul etmediğine de dikkat çekti.

Talepler orantısız

Maraş konusundaki bir soru üzerine de Mahmet Ali Talat şöyle konuştu:

"Rumların önerilerini tartışmayalım. Biz Brüksel'de gerekli esnekliği gösterdik somut öneriler de yaptık. Somut önerilerimiz değerlendirilme ve detaylandırılma süreçleri yaşayacaktır. Bu önerilerin gelecekte değerlendirilmesi ve tartışılması söz konusudur. Bu yüzden ayrıntıya girmek istemiyorum. Sonuç şudur; Brüksel temasları, görüşmeleri, -adına ne derseniz deyin- gizli veya açık, bu görüşmeler sonuç almadan bitti. Bunun nedeni de Rum tarafının bizim doğrudan ticaretimiz ve limanlarımızı kullanmamıza karşı çıkmasıdır. Rum tarafının birçok önerisi var. Doğrudan ticaret için bize Maraş'ı verin diyorlar. Bunlar orantılı talepler değil. Müzakere konusu olmuş da değil."

KIBRIS 17/06/05

KKTC Turizminin Rusya'daki tanıtımı Rum engelini aştı: Gemide turizm zirvesi

Ekonomi ve Turizm Bakanlığı'nın desteğinde, Türkiye'deki Aura Turizm ve KKTC'deki temsilcisi Fellahoğlu Turizm tarafından Rusya'nın St. Petersburg şehrinde organize edilen KKTC turizmini tanıtım toplantısı Rum engelleri aşılarak gerçekleştirildi. Gemide gerçekleşen toplantıya 150'ye yakın tur operatörü katıldı

Ekonomi ve Turizm Bakanı Derviş Kemal Deniz: Rum tarafı KKTC turizminde yaşanacak gelişmelerin farkında. Engellemeler bunun için

 

Ekonomi ve Turizm Bakanlığı'nın desteğinde, Türkiye'deki Aura Turizm ve KKTC'deki temsilcisi Fellahoğlu Turizm tarafından Rusya'nın St. Petersburg şehrinde organize edilen KKTC turizmini tanıtım toplantısı Rum engelleri aşılarak gerçekleştirildi.

Ekonomi ve Turizm Bakanı Derviş Kemal Deniz, Rusya'daki tanıtım toplantısının, yaşanan tüm engellemelere rağmen başarılı geçmesinden duyduğu memnuniyeti ifade ederken Rum tarafının KKTC turizminde yaşanacak gelişmelerin farkında olduğuna ve Kuzey Kıbrıs turizmine son zamanlarda yapılmaya çalışılan engellemelerin de bu nedenle arttığına dikkat çekti.

Rum tarafının tüm engelleme girişimlerine rağmen hafta başında nehirde, bir gemide gerçekleştirilen resepsiyona, 150'ye yakın tur operatörü ve acente temsilcisi katıldı. Tanıtım etkinliğinde, 2005 yaz sezonunda Rusya'da Kuzey Kıbrıs için bilet satacak olan tur operatörlerinin tümü ve onların St. Petersburg şehrindeki acente temsilcilerinin yanı sıra basın mensupları da hazır bulundu. Bakanlık Basın Bürosu'ndan yapılan açıklamaya göre St. Petersburg'taki "Grand Europa" isimli otelin konferans salonunda düzenlenmesi planlanan tanıtım toplantısı, Rum Yönetimi'nin engellemeleri nedeniyle nehirde düzenlenen bir gemi turu süresince gerçekleştirildi.

KKTC heyetine başkanlık eden Ekonomi ve Turizm Bakanlığı Müsteşarı Mehmet Başel toplantıda yaptığı konuşmada, Rusya ile Kuzey Kıbrıs arasındaki turizm ilişkilerinin geliştirilmesi için fedakârlık yapmaktan kaçınmayacaklarını belirterek, KKTC turizmi hakkında ayrıntılı bilgi aktardı.

Konuşması sonrasında basına da bir açıklama yapan Başel, Rusya'nın KKTC'nin önemli hedef pazarları arasında olduğunu vurgulayarak Rumların bu pazarda sahip oldukları güç nedeniyle bir takım engellemelerle karşılaştıklarını birdirdi. Bir resepsiyon düzenleyebilmek için bile ciddi bir mücadele vermek zorunda kaldıklarını ifade eden Başel, "Bu mücadele önümüzdeki dönemde biz adım attıkça zorlaşacaktır. Ancak her şeye rağmen bu pazardan büyük beklentilerimiz var ve Rusya'daki çalışmaları desteklemeye devam edeceğiz" dedi.

Aura Turizm Genel Müdürü Vedat Somer de toplantıda yaptığı konuşmanda, toplantıya istenen sayıda tur operatörü ve acente temsilcisini çekmeyi başardıklarını belirterek "İnanıyorum ki önümüzdeki dönemde Kuzey Kıbrıs, Rusya'da oldukça popüler bir destinasyon olacak" dedi.

Ekonomi ve Turizm Bakanı Derviş Kemal Deniz konuyla ilgili açıklamasında, Rum tarafının KKTC turizminde yaşanacak gelişmelerin farkında olduğuna dikkat çekti.

KKTC turizminin büyük gelişmelerin eşiğinde olduğunun Rum kesimi tarafından da gözlemlendiğini ve Kuzey Kıbrıs turizmine son zamanlarda yapılmaya çalışılan engellemelerin de bu nedenle arttığını belirten Deniz, tüm engellemelere karşı tanıtım ve diğer faaliyetlerini kesintisiz olarak yürütmek amacıyla çalışmalarını sürdüreceklerini belirtti. Bakan Deniz, Rusya'daki tanıtım toplantısının da yaşanan tüm engellemelere rağmen başarılı geçmesinin kendilerine memnuniyet verdiğini ifade etti.

KIBRIS 18/06/05

KKTC'yi dünya ile buluşturan festival

Kuzey Kıbrıs'ın en büyük kültür ve sanat organizasyonlarından biri olan "9. Uluslararası Mağusa Kültür ve Sanat Festivali" 21 Haziran'da başlıyor

KKTC'yi dünya ile buluşturan festival

FESTİVALDE YILDIZ YAĞMURU... 9. Uluslararası Mağusa Kültür ve Sanat Festivali'ne bu yıl Grammy ödüllü Flamenko ustası Vicente Amigo, Zülfü Livaneli, The Weather Girls, Roby Lakatos, Candan Erçetin, Kerem Görsev Trio, Larry O'Neill, Pamela Spence ve Levent Kırca-Oya Başar Tiyatrosu katılıyor

 

Kuzey Kıbrıs'ın en büyük kültür ve sanat organizasyonlarından biri olan 9. Uluslararası Mağusa Kültür ve Sanat Festivali 21 Haziran'da başlıyor. Uluslararası alanda da kendini kabul ettirmiş olan festivale bu yıl da dünyada ve Türkiye'de milyonlarca kişinin sevgisini kazanmış birçok ünlü sanatçısı konuk olacak.

Grammy Ödüllü bir sanatçı olan, Flamenko ustası Vicente Amigo Mağusa Festivali'ne katılarak ilk kez Kıbrıslı hayranlarının karşısına çıkacak. Zülfü Livaneli, The Weather Girls ve Roby Lakatos gibi ünü dünyayı dolaşanlara ek olarak, Candan Erçetin, Kerem Görsev Trio ve Larry O'Neill, Pamela Spence ve Levent Kırca-Oya Başar Tiyatrosu buluşuyor.

Gazimağusa Belediyesi ile Doğu Akdeniz Üniversitesi'nin işbirliği halinde düzenlenen bu dev organizasyon Pamela'nın 21 Haziran Salı akşamı Namık Kemal Meydanı'nda düzenleyeceği ücretsiz konser ile start alacak. Festival 12 Temmuz Salı akşamı Türkiye'nin ünlü sanatçısı Candan Erçetin'in Salamis Antik Tiyatro'da düzenleyeceği final konseriyle son bulacak.

Oktay Kayalp: Her yıl biraz daha büyüyor

Gazimağusa Belediye Başkanı Oktay Kayalp, DAÜ Rektörü Prof. Dr. Halil Güven ve diğer organizasyon üyeleriyle birlikte dün sabah Saray Otel'de düzenlediği basın toplantısında festivalle ilgili görüşlerini ve programı açıkladı.

Uluslararası Mağusa Kültür ve Sanat Festivali'nin , hem düzeyi, hem de boyutuyla, her yıl biraz daha büyümekte, saygınlığını her yıl daha da artırmakta olduğuna işaret eden Oktay Kayalp, "Gazimağusa Belediyesi ile Doğu Akdeniz Üniversitesi işbirliğinin en değerli ürünü olarak ortaklaşa düzenlenen Mağusa Festivali, uygarlık beşiği Akdeniz'in önemli kültür sanat organizasyonları arasında artık yer etmiştir" dedi.

Dünyanın en önde gelen ajansları ve manejerleri için, ilave referansa gerek bırakmayacak düzeye ulaşan festivalin prestijinin bu yılkı organizasyonla daha da yukarılara tırmanacağına işaret eden Kayalp şöyle konuştu:

"Dünyanın tanıdığı sanatçılar hiç düşünmeden Uluslararası Mağusa Kültür ve Sanat Festivali'ne katılıyor. Festivali portföylerinde önemli bir referans olarak gösteriyorlar. Böylesi bir durum, organizasyonların kurumsallaşmasında son nokta anlamına gelmektedir. Mağusa Festivali bugün artık, kültürel ve sanatsal boyutuyla başlı başına bir kurum halini almıştır.

Uluslararası Mağusa Kültür ve Sanat Festivali, üç konuyu kendine hedef seçmiştir. Bu hedeflerin ilki, uluslararası düzeyde ün yapmış, ancak Kıbrıslıların kolaylıkla izleme şansı yakalayamayacağı sanatçı ve toplulukları Kıbrıs'a getirebilmektir. Bir diğer hedef, uluslararası üne sahip Kıbrıslı sanatçı ve grupları kendi yurttaşlarıyla buluşturmaktır. Kıbrıs'ta yaşayan ve ülkemizin kültür sanat üretimini zenginleştiren sanatçılarımızın da halkımızla buluşturulması yine festivalin ana hedeflerindendir."

Devamla, geçmiş festivaller göz önüne getirildiğinde, gerek Kıbrıslı gerek uluslararası düzeydeki sanatçıların, kültür sanatın bütün dallarında seçkin örneklerle Kıbrıslılarla buluştuğunu anlatan Kayalp, festivalin dünyayı Kıbrıs'a taşırken, Kıbrıs'ı da dünyaya açtığını vurguladı.

Festival, gerek uluslararası niteliği, gerek organizasyon düzeyiyle "Kıbrıs'ın Festivali" olmayı başardığını, yerel ve uluslararası medyanın en önemli unsurları tarafından, nitelik ve nicelik açısından Kıbrıs'ta düzenlenen en iyi etkinlik dizisi olarak kabul edilmekte olduğunu kaydeden Kayalp, her yıl artan izleyici kitlesinin festivalin hem kurumsal kimlik kazanmasında, hem de daha iyinin yakalanabilmesinde en büyük rolü oynamakta olduğuna işaret etti.

"Kıbrıs sınırlarının çok ötesine uzanıyor"

Festivalin, özellikle kültür turizmine destek olarak Kıbrıs'a gelen turist grupları için özel ilgi uyandırmakta olduğunu, bu yönde yoğun bir taleple karşılanmakta olduklarını belirten Kayalp devamla sözlerini şöyle tamamladı:

"9. Festival, yine düzey bakımından Kıbrıs sınırlarının çok ötesine uzanıyor. Kuzey Kıbrıs'a ilk kez Grammy ödüllü bir sanatçı, Flamenko ustası Vicente Amigo Mağusa Festivali aracılığıyla geliyor. Zülfü Livaneli, The Weather Girls ve Roby Lakatos gibi ünü dünyayı dolaşanlara ek olarak, Candan Erçetin, Kerem Görsev Trio ve Larry O'Neill, Pamela Spence ve Levent Kırca-Oya Başar Tiyatrosu dünyada ve Türkiye'de milyonların hayranlığını kazandıktan sonra, bu kez de Kıbrıs'ta hayranlarıyla buluşuyor. Devlet Senfoni Orkestra ve Korosu'yla Lefkoşa Türk Belediyesi Oda Orkestrası klasik müziğin en seçkin örneklerini yine festival ayrıcalığıyla seslendiriyor.

Zengin olduğu kadar çok üst düzey içeriğiyle de 9. Uluslararası Mağusa Kültür ve Sanat Festivali, 21 Haziran-12 Temmuz tarihleri arasında, Kıbrıs'ta hayata kültür ve sanatın yön vermesi amacıyla başlıyor. Festivalin gerçekleşmesine katkıda bulunan, başta ortağımız Doğu Akdeniz Üniversitesi olmak üzere, KKTC Başbakanlığı'na, Kıbrıs Türk Vakıflar Bankası'na, Medya Sponsorumuz Dance FM ve Radyo Enerji'ye ve festivalin kamuoyuna etkili biçimde duyurulmasına katkıda bulunacak tüm basın ve yayın kuruluşlarıyla bütün festival dostlarına en derin teşekkürlerimi sunarım."

Halil Güven

DAÜ Rektörü Prof. DR. Halil Güven ise yaptığı konuşmada, üniversite olarak Uluslararası Mağusa Kültür Sanat Festivali'nin ortağı olmaktan gurur duyduklarını söyledi.

Avrupa'daki ilk üniversitenin kurulduğu Bolonya şehrinin bugün AB'de bir bilim şehri özelliğine kavuştuğunu ve AB eğitim bakanlarının ilk toplantısının bu şehirde gerçekleştirildiğini ifade eden Güven, Mağusa kentini de AB'nin ve dünyanın bilim ve kültür şehri haline getirmek için elden gelen gayreti göstermeye devam edeceklerini vurguladı.

Festival çok nitelikli programı olan festivale destek vermenin kendileri için onur meselesi olduğunu vurgulayan Prof. DR. Halil Güven, düşündükleri hedeflere ulaşmak için "Kent-Kampus Meclisi"ni oluşturduklarını açıkladı.

Sorular

Daha sonra soruları yanıtlayan Gazimağusa Belediye Başkanı Oktay Kayalp, Namık Kemal Meydanı'ndaki açılış konserinin ücretsiz olacağını, bunun dışında Otello Kalesi'nde yer alacak konser ve etkinliklerin giriş biletlerinin 5 YTL, Salamis Antik Tiyatro'da yer alacak konser ve etkinliklerin biletlerinin ise 10 YTL'den satışa sunulacağını açıkladı.

Mağusa Kültür Sanat Fesitivali'ne ilginin her geçen yıl artmakta olduğunu, geçtiğimiz yıl 30 bin izleyici kapasitesine ulaştıklarını anlatan Kayalp, "Türkiye'nin en büyük organizasyonlarından olan İstanbul Kültür Sanat Festivali'nin seyirci kapasitesi 40 bin ile 150 bin arasındadır. 15 milyonluk bir şehirdeki bu seyirci kapasitesine bakıldığı zaman 200 bin kişilik bir ülkede ulaşılan 30 bin rakamı çok önemli bir orandır. Biz bunu festivalin başarısı ile özdeştiriyoruz" dedi.

Kayalp, artan seyirci kapasitesini de dikkate alarak izleyicilerin daha rahat ve huzurlu olabilmeleri açısından konserlerin bir kısmını Salamis Antik Tiyatrosu'na aldıklarını söyledi.

Prof. Dr. Halil Güven ise Mağusa kentinde eksikliği hissedilen 800-1000 kişi kapasiteli bir Kültür Sanat Merkezi yapılması konusunda belediyeyle işbirliği halinde bir çalışma başlattıklarını açıkladı. Üniversite olarak düzenledikleri bilimsel toplantılar yanında kültür sanat etkinliklerine de her zaman önem verdiklerini anımsatan DAÜ Rektörü Güven, şu anda Sürekli Eğitim Merkezi aracılığıyla düzenleyecekleri kurs ve etkinliklerle kampusu 24 saat halkın hizmetine açma uğraşı içinde olduklarını da vurguladı.

Güven, kurulan Kent-Kampus Meclisi'nin ortak çalışma ve yardımlaşma açısından çok önemli bir adım olduğunu da sözlerine ekledi.

KIBRIS 18/06/05