|
NTV
Güncelleme: 11:25 TSE 11 Haziran 2005
Cumartesi
NEW YORK - BM sözcüsü Stephane Dujarric, Annanın yardımcısı
Kieran Prendergastın bölgedeki nabız yoklama gezisinden sonra
Kıbrıstaki iyi niyet misyonu çerçevesinde ne tür adımlar
atacağını düşündüğünü dile getirdi.
Stephane Dujarric, Genel Sekreterin bütün tarafların
kaygıları ve görüşleri konusunda tam olarak
bilgilendirildiğini söyledi. Dujarric, Annanın iyi niyet misyonuyla
atacağı adımların, her iki taraftadaki halkların da
onaylayacağı, karşılıklı olarak kabul edilebilir
bir çözüme en iyi şekilde yardım edip etmeyeceğine ilişkin
değerlendirmesine dayanacağını da kaydetti.
Kıbrıstaki taraflarla görüşen Prendergast,
Kıbrıslı Rumlar ve Türklerin durumları, endişeleri ve
arzuları konusunda daha iyi bir anlayışa sahip olduğunu
kaydetmişti.
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Rum lider Tasos Papadopulosun
yanı sıra Adadaki diğer siyasi liderlerle görüşmelerde
bulunan Prendergast, Kıbrıstaki görüşmeleri hakkında
Annana bir rapor sunmuştu.
|
NTV
Güncelleme: 11:42 TSI 11 Haziran 2005
Cumartesi
İSTANBUL - NTV canlı yanınına katılan Serdar
Denktaş, Rum Yönetiminin geçtiğimiz haftalarda BM ilettiği
Annan Planındaki değişiklik önerilerinin
Kıbrıslı Türkler tarafından kabul edilmesi, hatta
tartışılmasının bile mümkün
olmadığını belirtti.
Serdar Denktaş, Brükselde bu hafta Türk ve Rum heyetleri
arasında, Avrupa Birliği mali yardımı ve doğrudan
ticaret tüzükleri konusunda yapılan görüşmelerden de, Rum
tarafının tutumu yüzünden olumlu bir netice
alınamadığını kaydetti.
Kısa vadede izolasyonların kalkması veya sorunun çözümü yönünde
somut bir gelişme beklemediğini anlatan KKTC Dışişleri
Bakanı, Kıbrıslı Türklern vaatlerini yerine getirmeyen
uluslararası topluma güveninin azalmakta olduğunu vurguladı.
Denktaş, 2008 yılında Rum Kesimindeki
başkanlık seçimlerinde yine çözüm karşıtı bir
yönetimin iktidara gelmesi halinde, Kıbrıslı Türklerin dünyayla
tek yanlı entegrasyonunun gündeme geleceğini belirtti.
|
NTV
Güncelleme: 11:23 TSE 11 Haziran 2005
Cumartesi
LEFKOŞA
- KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, ekonomik güçlerinin fazla
olması durumunda, bunun; müzakere gücü bakımından siyasi
pozisyonlarına da yansıyacağını söyledi.
Talat, Kuzeyin tecritinin kabul edilemez olduğunu yineledi ancak
Önümüzde karmaşık süreç var. Tecrit koşullarında da olsa
rekabete hazır olmalıyız dedi.
Başbakan Ferdi Sabit Soyer ise, Türkiye ve KKTCnin yeniden
yapılandırma programına bağlı protokolü
sonuçlandırmalarının önemine dikkat çekti ve Türkiye ile
imzaladıkları protokolünün reel sektörün gelişmesi
açısından yararlı olacağını dile getirdi.
Güney Kıbrıs'tan Annan'a tepki
Yakovu: ''Annan'ın açıklaması, zamansız ve
talihsiz''
10 Haziran, 2005 19:10:00 (TSİ) CNN TURK
Güney Kıbrıs Rum yönetimi Dışişleri
Bakanı Yorgo Yakovu, Kofi Annan'ın, Kıbrıslı Türklerin
izolasyonuna son verilmesini talep eden raporunu yeniden BM Güvenlik
Konseyi'nin gündemine getireceği yönündeki açıklamasına tepki
gösterdi.
Yakovu,
düzenlediği basın toplantısında, Annan'ın
açıklamasının zamansız ve talihsiz olduğunu iddia
ederek, müzakerelerin yeniden başlaması konusunda istişareler
yapılırken böyle açıklamalar için neden bulunmadığı
görüşünü savundu.
Kofi Annan'ın Türkleri tatmin etmek için söz konusu açıklamayı
yaptığını öne süren Yakovu, söz konusu raporun BM Güvenlik
Konseyi'nce onaylanması olasılığının ciddi
olmadığını iddia etti.
Yorgo Yakovu, Güney Kıbrıs'ın BM Daimi Temsilcisi Andreas
Mavroyannis'in, BM'ye konu üzerinde şikayette bulunacağını
söyledi.
Yakovu, ''Sir Kieran Prendergast'ın 22 haziranda Güvenlik Konseyi'ni
bilgilendireceğini biliyoruz. Bana göre, BM Genel Sekreteri'nin
başlattığı çaba burada sona ermeyecek, devam edecek. Nihai
karar ne şimdi ne yazın, sonbaharda alınacak'' dedi.
Başbakan
Recep Tayyip Erdoğan'ın ABD Başkanı ile
yaptığı görüşmeyle ilgili soru üzerine de Yakovu, ''biz,
Beyaz Saray ve ABD Dışişleri Bakanlığı ile konu
üzerinde temaslarda bulunuyoruz'' ifadesini kullandı.
Kofi Annan, dünkü açıklamasında, Kıbrıs'ta 24 nisan 2004'te
yapılan referandumdan sonra Güvenlik Konseyi'ne sunduğu raporu
yeniden Güvenlik Konseyi'ne sunacağını ve söz konusu raporun
onaylanmasını isteyeceğini söylemişti.
Whitfield'tan KKTC
açılım çağrısı
KKTC'yi ziyaret eden ABD Kongre heyetinin Başkanı Ed Whitfield ise,
bugün bir mektupla ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza
Rice'ı harekete geçmeye çağırdı.
Kongre üyesi, Kıbrıslı Türklerin izolasyonuna son verilmesini
istedi. Whitfield mektupta, "sayın Bakan, Kuzey Kıbrısa
uçuş seferlerinin ve ticari ilişkilerin
başlatılmasının tam zamanıdır. Bu konuda sizin
önderliğinize ihtiyacımız var diye yazdı.
Heyet Başkanı Whitfield, ayrıca Kıbrıslı
Türklerin her türlü olumlu adımı atmalarına karşın,
izolasyonların kaldırılmadığına da dikkat çekti.
Whitfield mektubunda, Bush yönetiminin Kıbrısa verdiği 30
milyon dolarlık yardım paketinin yeterli
olmadığını da yazdı. Heyet Başkanı,
mektubuna bu konuda adım atmamak, Kıbrıslı Rumların
uzlaşmaz tutumunu ödüllendirmek ve Kıbrısta yeni bir
başlangıç için oy kullananları görmezden gelmek olur sözleriyle
son verdi.
|
ERDOĞAN-ANNAN |
|
· ABD gezisi kapsamında
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan'la dün biraraya
gelen Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Genel Sekreter'in BM Genel
Konseyi'ne sunduğu Kıbrıs raporunun bir an önce
değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. · Annan'ın
hazırladığı Kıbrıs raporunun BM Güvenlik
Konseyi'den bir an önce geçmesi gerektiğini belirten Başbakan
Erdoğan, "hiçbir rapor bu kadar bekletilmemiştir" dedi. · Erdoğan, "Annan'ın
hazırladığı raporda, KKTC'ye yönelik izolasyonun
kaldırılması talebi ve KKTC'ye destek yer alıyor. |
CNN TURK 10/06/05
"Rumlar çözüm istemiyor"
KKTC Cumhurbaşkanı Talat, CNN TÜRK'te Manşet'e
konuştu
10 Haziran, 2005 18:28:00 (TSİ) CNN TURK
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Rumların çözüm
istemediğini, sürecin Papadopulos'un harekete geçmesine bağlı
olduğunu söyledi.
Başbakan
Recep Tayyip Erdoğan ile BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın
görüşmesinin yankıları sürüyor. BM Güvenlik Konseyi'nde bekletilen
son 'Kıbrıs raporu' için Annan'ın "taraflar hazır
olmalı" açıklaması Manşet programında
değerlendirildi.
Mehmet Ali Birand'ın sorularını yanıtlayan KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs'ta çözümün
ancak ABD ve BM ile mümkün olacağını belirterek, 'AB'nin ancak
pürüzleri giderebileceğini' vurguladı.
Talat, Brüksel'de doğrudan ticaret ve mali yardım konusunda
görüşmeler yapıldığını ancak henüz bir sonuca
ulaşılamadığını söyledi.
Sönmezoğlu:
"Türkler karlı çıktı"
Programa
katılan İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Öğretim
Üyesi Faruk Sönmezoğlu da, Rumların çözüm istemediğini söyledi.
Sönmezoğlu, Rumların 'Annan Planı'nda elde edemediklerini de
almayı' düşündüklerini anlattı.
Bu durumda Rum tarafının Annan Planı'nı istemesinin
'gereksiz' olduğunu belirten Sönmezoğlu, referandumda Türklerin
'evet' Rumların ise 'hayır' demesinin olabilecek en iyi sonuç
olduğunu söyledi.
Sönmezoğlu, "Türkler 'hayır' deseydi uzun vadede iyi
olmazdı. Ben böyle olmasın isterdim" dedi.
Cemal'den geziye
yorum
Programa katılan Milliyet Gazetesi yazarı Hasan Cemal ise,
Recep Tayyip Erdoğan'ın ABD ziyaretini değerlendirerek,
Başbakan'ın 'Türk-ABD dostluğu önemlidir, iki ülke birbirine
muhtaçtır' açıklamasını hatırlattı.
Aynı görüşün sürdüğünü belirten Cemal, "Türkiye ve ABD
birbiriyle yapacak çok şeyi olan ortak çıkara dayanan bir
dostluğa sahip" dedi.
ABD'nin bulunduğu coğrafyada yapacak çok iş olduğunu
belirten Cemal, "Türkiye'de de ikinci kez seçilmesi çok muhtemel bir
hükümet ama iki hükümetin birlikte yürüyeceği çok alan var. Yolunda gider
bir ilişki tarzı var" diye konuştu.
Kıbrıs'ın Erdoğan'ın gündeminin ilk
sırasında yer aldığını vurgulayan Cemal,
Başbakan'ın ana başlıklarını ise şöyle
sıraladı:
·
İzolasyonları hafifletmek
·
Süreç içinde izolasyonların kaldırılmasını
sağlamak
·
Rum tarafına baskı yapılmasını sağlamak
Başbakan Erdoğan'ın Bush'un Rumlara baskı konusunda
ağırlığını koymasını sağlamaya
çalıştığını da ifade eden Hasan Cemal,
"Başbakan eli boş da dönmedi" dedi.
Annan-Erdoğan
görüşmesi
ABD temasları çerçevesinde, dün Birleşmiş Milletler Genel
Sekreteri Kofi Annan ile biraraya gelen Başbakan Recep Tayyip
Erdoğan, Genel Sekreter'in BM Genel Konseyi'ne sunduğu
Kıbrıs raporunun bir an önce değerlendirilmesi gerektiğini
söyledi.
Annan'ın hazırladığı Kıbrıs raporunun BM
Güvenlik Konseyi'den bir an önce geçmesi gerektiğini belirten
Başbakan Erdoğan, "hiçbir rapor bu kadar
bekletilmemiştir" dedi.
Erdoğan, "Annan'ın hazırladığı raporda,
KKTC'ye yönelik izolasyonun kaldırılması talebi ve KKTC'ye
destek yer alıyor. Bugünkü görüşmede BM Konseyi'nin Annan'ın
raporla ilgili hala bir karar vermemiş olması bizi üzüyor,
düşündürüyor. Bu durum Konsey'in güvenilirliği üzerinde soru
işareti yaratıyor" dedi.
Kıbrıs raporunun BM Konseyi'nden geçmesi konusunu dün ABD
Başkanı Bush'a da ilettiklerini belirten Erdoğan,
"görüşmelere devam edeceğiz. ABD heyetinin geçtiğimiz hafta
KKTC'ye Ercan Havaalanı'nı kullanarak girmesi, izolasyonların
kalkması hususunda olumlu bir adımdır" şeklinde konuştu.
|
WHITFIELD'TAN ÇAĞRI |
|
KKTC'yi ziyaret eden ABD Kongre heyetinin Başkanı Ed
Whitfield, bugün bir mektupla ABD Dışişleri Bakanı
Condoleezza Rice'ı harekete geçmeye çağırdı. Kongre
üyesi, Kıbrıslı Türklerin izolasyonuna son verilmesini istedi.
Whitfield mektupta, "sayın Bakan, Kuzey Kıbrısa
uçuş seferlerinin ve ticari ilişkilerin
başlatılmasının tam zamanıdır. Bu konuda sizin
önderliğinize ihtiyacımız var diye yazdı. Heyet
Başkanı Whitfield, ayrıca Kıbrıslı Türklerin
her türlü olumlu adımı atmalarına karşın,
izolasyonların kaldırılmadığına da dikkat
çekti. Whitfield mektubunda, Bush yönetiminin Kıbrısa verdiği
30 milyon dolarlık yardım paketinin yeterli
olmadığını da yazdı. Heyet Başkanı,
mektubuna bu konuda adım atmamak, Kıbrıslı Rumların
uzlaşmaz tutumunu ödüllendirmek ve Kıbrısta yeni bir
başlangıç için oy kullananları görmezden gelmek olur
sözleriyle son verdi. |
CNN TURK 11/06/05
***
KIBRISLILAR
İLGİYLE İZLEDİLER...
Washington'daki
toplantıları en yakından izleyenler Kıbrıs
Büyükelçiliği mensuplarıydı. Doğrusunu söylemek gerekirse,
ben de onları gıptayla izledim. Acaba Türk diplomatlar,
Kıbrıs veya Yunan toplantılarını aynı ilgiyle
izlerler mi ?
Kıbrıslıların yaptıkları, onları çok
yakından etkileyen bir ülkenin Washington'daki faaliyetiydi. Başbakanın
konuştuğu toplantıdan tutun, Dışişleri
Bakanı Gül'ün katıldığı yemeğe kadar, nereye
gitsem Kıbrıs'lılarla karşı karşıya geldim.
Kıbrıslılar içerdeydi, Ermeniler ise dışarda gösteri
yaptılar. Büyükelçilik önünde olsun, Türk heyetlerinin
kaldıkları otellerin önü olsun, sık sık Ermeni
göstericilerle karşılaştık. Sayıları 10-15' i
geçmiyordu, taşkınlık yapmadan ellerindeki pankartları
göstermekle yetiniyorlardı, ancak yine de varlıklarını
hissettiriyorlardı.
***
MEHMET ALI
BIRAND MILLIYET 11/06/05
Rumlar
Annan'a öfkelendi
Annan'ın
Erdoğan'a, Kıbrıs raporunun BM kararı haline gelmesi için
çalışacağını söylemesi Rumları
kızdırdı. BM nezdinde protesto emri veren Yakovu,
'Girişimin başarı şansı yok' dedi
11/06/2005
RADIKAL
YORGO KIRBAKİ
ATİNA - BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın New York'taki mini zirvede
Başbakan Tayyip Erdoğan'a, Kıbrıs'ta çözümsüzlüğün
sorumlusu olarak Rum Yönetimi Lideri Tasos Papadopulos'u gösteren raporunun
Güvenlik Konseyi'nden çıkması için girişimde
bulunacağını söylemesi Rumları kızdırdı. Rum
Dışişleri Bakanı Yorgos Yakovu, BM'deki daimi Rum
Büyükelçisi Andreas Mavroyanis'e BM nezdinde sert bir protesto girişiminde
bulunması talimatı verdi. Yakovu, "Annan'ın açıklaması
bize garip geldi. Yeni bir sürecin söz konusu olduğu sırada böyle
konuşma zamansızdır. Gerçekleşme ihtimali olmayan bu
sözleri sarfetmesi için hiçbir neden yoktu" dedi. Yakovu, BM Güvenlik
Konseyi üyelerinin Annan raporunu yeniden incelemeye istekli
olmadıklarını da savunarak, "Böyle bir girişimin
başarı şansı yok" diye konuştu.
Annan'dan girişim
sözü
Annan, önceki gün New York'taki görüşmede Erdoğan'ın
"KKTC'yi takdir eden raporunuz Güvenlik Konseyi'nde hâlâ onaylanmadı.
Cezalandırılması gerekilen ödüllendiriliyor" yönündeki
sitemine, "Siz üzerinize düşeni yaptınız. İnisiyatif
kullanıp, görüşmeler yapacağım. Kararın, Güvenlik
Konseyi'nden çıkması sürecini hızlandırmaya
çalışacağım" karşılığını
vermişti. Annan, "Benim yeniden katkım olabilmesi için her iki
tarafa da büyük görevler düşüyor. Bunun da iyi görülmesi ve değerlendirilmesi
gerekir. Tekrar adım atmam buna bağlı" demişti. Annan,
Kıbrıs görüşmelerini yeniden başlatabilmek için bölgeye
gönderdiği yardımcısı Kieran Prendergast'ın raporunu
da dikkatlice inceleyeceğini, atacağı
adıma karar vereceğini kaydetmişti.
Rum basını
ateş püskürdü
Annan'ın Erdoğan'a söyledikleri Yunan ve Rum basınında da
yankı uyandırdı. Fileleftheros "Erdoğan, Annan'ı
ikna etti", Elefteros Tipos, "Annan Erdoğan'ın
baskılarına boyun eğdi" dedi. Haravgi, raporun Konsey'de
kabulü halinde daha önceki Kıbrıs kararlarının
geçerliliğini yitireceğini yazdı. Alithia, Erdoğan'ın
Annan'a Türk limanlarının Rum gemilerine açılmasına
karşılık KKTC'ye ambargoların kaldırılması,
müzakerelerin Türkiye ve Yunanistan'ın da katılmasıyla
başlaması önerisini ilettiğini kaydetti
Annan'ın Haziran 2004'te yayınladığı raporun ana
hatları şöyle:
· Türklerin 'Evet'
Rumların 'Hayır' dediği referandumun sonucu, çözüm yolunda
kaçırılmış bir fırsat.
· Rumlar, sadece
planı değil, adanın birleştirilmesinin yanı sıra
büyük bir toprak parçasını geri alarak, 120 bin Rum göçmenin geri
dönmesini, Türkiye askerinin çekilmesini ve Türkiyeli yerleşiklerin adadan
gitmesini de reddetti.
· Rum Yönetimi lideri
Tasos Papadopulos gerçekleri saptırdı. Benimle görüşmelerindeki
tavrının aksine hareket etti. Referandum öncesi 'Hayır'
konuşmasını hayretle karşıladım. Rum
basını da taraflı davrandı. Yardımcım Alvaro de
Soto, planı anlatmak için Rum medyasında yer bulamadı.
· Kıbrıs
Türk liderliği ve Türkiye, iki toplumlu, iki kesimli federasyon
isteklerine açıkça saygı gösterdi. Tayyip Erdoğan ile (dönemin
KKTC Başbakanı) Mehmet Ali Talat'a teşekkür ederim.
· Türkler tercihini
adanın birleşmesinden yana yaptı, bu KKTC' nin
tanınması hedefinden vazgeçildiği anlamına gelir. Türklerin
oyları tecride yol açmamalı.
Rusya'dan
KKTC turizmine çelme
11/06/05
RADİKAL - LEFKOŞA - Kıbrıs
Rum Yönetimi her alanda olduğu gibi KKTC'nin gelişmesini engellemeye
yönelik çalışmalarına turizmi ekledi. 'Fellahoğlu Turizm'in
öncülük ettiği, Ekonomi ve Turizm Bakanlığı ile birçok
turizm kuruluşunun destek verdiği Rus turist getirme çabası
çerçevesinde yapılacak tanıtım toplantısı,
Rumların itirazları sonucu Rusya Dışişleri tarafından
engellendi.
Fellahoğlu Turizm yöneticisi Metin Fellahoğlu, 12 Haziran'da St. Petersburg'da
bir günlük tanıtım toplantısı için bir otelde yer
ayırttıklarını, ancak dün Rusya Dışişleri
Bakanlığı'nın otele 'Yasadışı iş
yaptığınız için çalışma izninizi iptal ederiz'
şeklinde baskı yaptığını ve otelin de
rezervasyonu iptal ettiğini öğrendiklerini kaydetti.
Bunun üzerine KKTC Dışişleri, Kıbrıs'taki Rusya
Büyükelçisi'ne nota hazırlamakta olduklarını ve pazartesi
göndereceklerini söyledi. Rumların tecridin kalkmasını
engelleyerek baskıyı sürdürmeyi amaçladığını
belirten Akay, Rusya'ya yaptığının adada uzlaşmaya
yardımcı olmayacağını bildireceklerini kaydetti.
Türk tarafı çözüme yardımcı değil
AKEL Genel Sekreteri ve Rum
yönetiminin meclis başkanı Dimitris Hristofyas, KIBRIS Gazetesi
Yazı İşleri Müdürü Başaran Düzgün ve Hüseyin Ekmekçi'nin Kıbrıs
konusundaki son gelişmelere ilişkin sorularını
yanıtladı:
Türk tarafı çözüme
yardımcı değil
"TÜRK
POLİTİKASININ ÇÖZÜM VİZYONU YOK"... Dimitris Hristofyas,
Kıbrıs sorununun çözümü için, Annan planında iki tarafın da
endişe duyduğu konuların bir masa etrafında
tartışılması ve ortadan kaldırılması yönünde
yapılacak girişimlerin, çözüme daha büyük katkı
sağlayacağını söyledi. Hristofyas, Türk
tarafının, "izolasyonlar kalksın, direkt uçuşlar
başlasın, BM Güvenlik Konseyi Annan raporunu onaylasın"
gibi söylemlerin çözüme katkısı olmadığını iddia
etti
"RUMLAR BEDEL
ÖDEDİ"... Hristofyas, adada yaşananlar nedeniyle Rumların
bedel ödediğini, bu bedelin de Makarios'tan bu yana ortada durduğunu
söyledi. Makarios'un, "İki bölgeli, iki toplumlu federasyon" dediğini
anımsatan Hristofyas, "Bu yükümlülüktür ve şimdi Papadopulos
için de geçerlidir" dedi
"CANAVAR
PAPADOPULOS" İMAJI... ABD ve İngilizlerin Papadopulos'tan hiç
hoşlanmadığını ve "kimliğinde bir canavar
yarattıklarını iddia eden Hristofyas, "Bu bana göre
Kıbrıslı Türkleri de etkiliyor. Kıbrıs Türk toplumu
liderliği de bunun peşine takıldı, anti Papadopulos
saldırılarının bir parçası oldu" ifadesini
kullandı
AKEL Genel Sekreteri ve Rum
yönetiminin meclis başkanı Dimitris Hristofyas, BM Genel Sekreteri
Kofi Annan'ın müsteşarı Krian Prendergast
aracılığı ile bölgede girişim
başlattığı bir dönemde, Türk tarafının
"izolasyonların kaldırılması, direkt
uçuşların başlaması, BM Güvenlik Konseyi'nin Annan raporunu
onaylaması" gibi isteklerde bulunmasının sorunun çözümüne
katkı sağlamadığını belirtti.
Kıbrıs Türk
toplumu liderliğinin sürekli izolasyonların
kaldırılmasından söz ettiğini, TC Başbakanı Recep
Tayyip Erdoğan'ın da BM genel sekreteri ve ABD'den benzer şeyler
için girişim başlatmasını istediğini hatırlatan
Hristofyas, "Bu talepler, Prendergast'ın bölgeye gönderilme
amacına hizmet etmiyor" dedi.
Kıbrıs'ta
federasyon temelinde bir çözüm hedefi bulunduğu ve yaşanan
trajedilerin ardından dönemin Rum lideri Başpiskopoz Makarios
tarafından "İki toplumlu, iki bölgeli bir federasyon"
yükümlülüğünün ortaya konulduğunu söyleyen Hristofyas, "Bu
yükümlülük şimdi Papadopulos için de geçerlidir" dedi.
Hristofyas, KIBRIS Gazetesi
Yazı İşleri Müdürü Başaran Düzgün ve Hüseyin Ekmekçi'nin
gündeme ilişkin sorularını yanıtladı.
CTP liderliğini
geçmişte üzerinde uzlaştıkları bir çok konudan sapmak ve
hassasiyetlerini değiştirmekle suçlayan Hristofyas, "Oysa
şimdi sayın Soyer, kendilerinin AB hedefini koyması ile bu
uçurumun oluştuğunu söylüyor. Bu doğru değil.
Yerleşikler ve Türkiye'nin adadaki askeri varlığı konusunda
görüş birliğimiz vardı, şimdi biz aynı noktadayız
ama CTP'li dostlarım aynı noktada mı? Bunu göremiyorum ve
üzülüyorum" diye konuştu.
Mal mülk konusu ve mülkiyet
davaları konusunda da açıklamalar yapan Hristofyas, davaların
arkasında AKEL'in bulunmadığını vurguladı. Annan
planına göre 2002 Aralık'tan itibaren Türk ve Rumların
birbirinin malına müdahale etmemesi gerektiği gerçeğine dikkat
çeken Hristofyas, "Rum mülkiyetlerine yönelik olgular dondurulsun diyoruz.
Yaşam dondurulsun demiyoruz. Ben bir taraftan çözüm isterim, o istemez
diyerek Rum mallarına saldırmak doğru değil. Bu sonuçta bir
hırsızlık. Hırsızlık olan yerde nasıl çözüm
olsun? Bu davranışla çözümü daha da
zorlaştırıyorsunuz. Ama şimdi bir bakın, 24 saat Rum
mallarının üzerinde işlem yapılıyor, inşaat
yapılıyor. Bu anlamda nasıl Annan planı ile uyum olabilir
ki?" dedi.
Hristofyas, KIBRIS'a
şu açıklamaları yaptı:
KIBRIS: BM Genel Sekreteri
adına adaya gelen Krian Prendergast'ın temaslarını
nasıl değerlendiriyorsunuz?
HRİSTOFYAS:
Prendergast burada bir açıklama yapmıştı. Bu
açıklamasında, "Ben adaya taraflardan herhangi birini suçlamak
için gelmedim" demişti. BM Genel Sekreteri de Moskova'da aynı
çerçevede konuşmuştu.
Bu yaklaşım her
iki tarafa da görüşlerini samimi ve doğru dürüst ortaya koyma
olanağı veriyor. Annan planında değişiklik
taleplerinin de net bir şekilde ortaya konmasına yardımcı
olan bir yaklaşım. Prendergast'ın ziyareti zemin yoklamak
içindi, bu nedenle bir tavır belirlemedi.
Bu süreçte sayın Gül
ve Talat ile de görüştü, onları da dinledi. Yaptığı
tespitte taraflar arasında ciddi bir mesafe olduğu sonucu
çıktı. En azından kamuoyuna yönelik bu mesajı verdi.
Burada önemli olan,
Prendergast'ın hangi noktaya varacağıdır. Boyun eğip,
bir şey yapılamaz noktasına gelmesi ya da farklı bir yol
seçmesi... Benim değerlendirmeme göre bu süreç devam etmeli, devam etmenin
ötesinde yoğunlaşmalı. Genel sekreter adına bu süreci
başlattı Prendergast, daha yoğun devam ettirmeli.
Prendergast'ın ilk
teması yapması ile birlikte genel sekreterin görüşmeler için
düğmeye basacağı düşüncesinde değildim zaten.
Fakat şunu da
söyleyeyim ki, Kıbrıs Rum tarafı, planın
Kıbrıslı Rumlar tarafından da kabul edilebilir duruma
dönüşebilmesi amacıyla planda yapılmasını
düşündüğü değişiklikler üzerine odaklandı.
Türk tarafı ise
farklı bir noktada.
KIBRIS: Örnek verebilir
misiniz?
HRİSTOFYAS: Sözde
ekonomik izolasyon konusunda yoğunlaştı.
KIBRIS: Kıbrıs
Türk tarafının durduğu pozisyon Annan Planı değil mi?
Dolayısı ile bu açık bir pozisyon...
HRİSTOFYAS: BM Genel
sekreterinin taraflardan birinin hayır demesi ile oluşan ortam
içinde, "hayır"ı "evet"e dönüştürmek için
yeni bir çalışma yapılması gerektiği bir noktada senin
dikkatini başka bir yöne çevirmen ve özde bir Tayvan modelini gündeme
getirmen sürece yardımcı olmuyor. Dikkati, genel sekreterin
işaret ettiği ortama göre oluşturmak gerek.
Bugüne gelelim, sayın
Erdoğan Bush'tan ne istedi? Planın kabul edilebilir bir noktaya
gelmesi için gerekli değişikliklerin yapılmasını
hedefleyen müzakerelerin yeniden başlamasını talep etmek yerine
Erdoğan, direkt uçuşları ve direk ticareti talep etti.
Sayın Erdoğan, BM
genel sekreterinden de aynı şeyleri talep etti. Aynı zamanda,
Kıbrıs Rum tarafını mahkum eden eski raporunu gündeme
getirmesini istedi. Öz olarak bunu gündeme getirerek BM Güvenlik Konseyi'nin
daha önce aldığı kararları kaldırmasını
istedi.
Bu talepler,
Prendergast'ın bölgeye gönderilme amacına hizmet etmiyor.
KIBRIS: Rum tarafı,
Annan'a yazılı olarak planda yapılmasını istediği
değişiklikleri sundu mu?
HRİSTOFYAS: Talep
ettiğimiz değişiklikleri net bir şekilde kendisine
söyledik, o da bol bol not aldı.
KIBRIS: Bunlar Rum
basınına yansıyan görüşler mi?
HRİSTOFYAS: Siz iyi
bir gazetecisiniz... Müzakereler biliyorsunuz gizli yapılır. Ben bu
noktaların ne olduğunu söyleyemem. Basında yazılandır
demem bir tavır olur, bu doğru değil.
Ama şunu
söyleyebilirim. Prendergast'a Kıbrıs Rum tarafının
değişim talebi olarak ifade edilen görüşler ulusal konseyin
görüşleridir.
KIBRIS: Diplomatik
kaynaklar, tüm göçmenlerin mülküne döneceği, garantilerin ortadan
kalkacağı gibi söylemleri öne sürüyor...
HRİSTOFYAS: Şu
bir gerçek, Kıbrıs Rum tarafı Annan planında yer alan
mülkiyet konusundaki 3'te bir formülünden tatmin olmadı. Ama, Rum
tarafının sizin söylediğiniz noktaları
benimsemediğinden yola çıkmayı doğru bulmuyorum.
KIBRIS: Yani ortada ara bir
formül mu var?
HRİSTOFYAS:
Kıbrıs Türk toplumunun bütün mülkleri geri istediği subjektif
bir yargıdır. Biz Annan planında mülkiyetle ilgili çözümlemenin
yeniden tartışılmasını talep ettik. Güvenlik
meselesini gündeme getirdik. Güvenlik meselesi adadaki askeri
varlığı, garantilerin bazı yanını...
Bu soruya diplomatik bir
cevap vereceğim müsaadenizle. Benim söylediklerimin ekstra zorluklar
çıkarmasını istemiyorum. Ben Mehmet Ali Talat ya da dostum Ferdi
ile ilgili eleştirilerde bulunduğum zaman dahi çok dikkatliyim. Ama
onlar çoğu kez benim söylemediklerimle ilgili de beni eleştiriyorlar.
Bu nedenle dikkatli olmalıyım. Bu nedenle diplomatik bir cevap oldu.
KIBRIS: Peki son
söylediklerinizden yola çıkalım... Sayın Talat ile
ilişkileriniz nedir?
HRİSTOFYAS: İyi
değil.
KIBRIS: Bu resmi bir cevap
mı?
HRİSTOFYAS: Çok
resmi... Ferdi dostum ne demişti, "ne iyi ne kötü"... Ferdi
dostum bir de şunu demişti: "İki parti arasındaki
ilişkilerin sarsılmasının nedeni, CTP'nin AKEL'den önce
AB'ye girilmesi kararı alması. CTP'nin bu kararı AKEL'i
öfkelendirdi ve ilişkiler gerginleşti. AKEL de AB kararını
bizden sonra aldı..."
Ben bunu okuyunca
gülümsedim. Kafamda da bir çok soru işareti oldu. Bunların gerçekle
bir ilişkisi yoktu çünkü... CTP'nin o kararı almasında hiç ama
hiç rahatsız olmadık. Bizi rahatsız eden olgu başka...
Kıbrıs sorunun ciddi ve kritik yanlarına ilişkin daha
önceleri belirlediğimiz ortak tavırlardan uzaklaşmalarıdır
bizi rahatsız eden.
CTP'nin bu günkü
yaklaşımları eskiden bizle görüş birliğine
vardığı tezler değildir.
KIBRIS: Muhalefetteyken
sıkı ilişkiler vardı. İki taraf da şimdi
iktidarda. İktidar solculara yaramadı diyebilir miyiz?
HRİSTOFYAS: En
azından bizim yaklaşımımızı söyleyeyim...
Hükümete katılmamızın bu gelişmeyle ilgisi yok. AKEL, CTP
ile zaman süreci içinde vardığı tüm ortak görüşleri bugün
de savunuyor.
KIBRIS: Örneklendirebilir
misiniz?
HRİSTOFYAS:
Kıbrıs sorununun çözümü ile birlikte Kıbrıs'ta
yerleşiklerin yeri olmadığı ortak görüşümüz
vardı. Kıbrıs Türk solunun temel kaygısı,
yerleşiklerin sürekli sayısının arttığı ve
Kıbrıslı Türklerin kimliğini yitirdiğiydi. Bu konuda
süreç içinde uzlaşmaya gittik. İnsani nedenlerden dolayı, belli
sayıda yerleşiğin adada kalabileceğini kabul ettik. Ama CTP
liderliği son birkaç yıldır, bütün yerleşikleri insani
neden olarak alıyor. Bu sonuçta iki parti arasında bir mesafe
yarattı. Biz ilk pozisyonumuzdan adım atarak belli bir
sayının kalabileceği noktasına geldik. Ama
dostlarımız tamamen olumsuz bir tavır takındı.
İki parti
Kıbrıs'ın askersizleştirilmesinden yanaydı. İki
tarafın solu da bunu istiyordu. İki tarafın solu da aynı
pozisyonu savunmaya devam ediyor mu? Ben AKEL'in bu görüşü savunmaya devam
ettiği görüşündeyim. Ama CTP liderliğinden farklı bir
görüş algılıyorum. Bu duyduğum görüşler sürpriz ve
beni üzüyor. Başka yanlar da var.
AKEL, bazı
sonuçların değişmesi için sabır gösterebilir,
anlayış gösterebilir. Neden bunu yaparız? Diğer
tarafın özgül koşullarından dolayı. Fakat bu
değişimin de bir sınırı var. Şarabımıza
su katalım ama şarabı su yapmayalım...
KIBRIS: Kıbrıs
sorununu AKEL ve CTP'nin çözeceği yönünde etkin görüşler var. Bunlar
hakkında ne düşünüyor? Elini taşın altına koyacak
mı?
HRİSTOFYAS: Daha önce
ben bunu söyledim. Biz her şeyden önce iki partinin bir masanın
etrafında oturması gerektiğini söylüyoruz. Oturalım, Annan
planı ile ilgili görüş ayrılıklarını tespit edelim,
bunların üzerine yoğunlaşalım. Biz hazırız. Tam
hazırız. Ben iki partinin çözüm için belirleyici olacağı
görüşüne katlıyorum. Sadece elimizi değil,
başımızı da taşın altına koymaya
hazırız.
KIBRIS: Peki güneyde
hayır sonucunun çıkması size ne düşündürdü?
HRİSTOFYAS: Hayır
demek zorunda kalmak bizi memnun etmedi, sevinç duymadık. Ben, Annan
planına Kıbrıs Rumlarının hayır demesini, BM'nin
başarısızlığı ama bundan da öte,
Kıbrıslıların başarısızlığı
ama en önemlisi Kıbrıs'ta barıştan yana olan güçlerin
başarısızlığı olarak algılıyorum.
Genelde
Kıbrıslıların, özelde Kıbrıslı Rumların
plandaki değişiklik önerilerini belirleyip çözümün önünü açacak
süreçte solun her iki tarafta da ciddi bir rolü olması gerekir.
KIBRIS: Neden sol daha çok
çalışmalı?
HRİSTOFYAS: Çünkü
Kıbrıs'ta yaşanan trajedinin sorumlusu Kıbrıs solu
değildir. Ya da başka bir ifade ile, Kıbrıs'a yönelik
işlenen suçlar dikkate alındığında Kıbrıs
solunun sorumluluğu çok daha azdır.
KIBRIS: Rum yönetiminin,
güneyde yaptığı uygulamalarla, Rumların çoğunlukta
olduğu ve hükmettiği bir yönetim yaratmaya çalıştığı
iddiaları var. Yani Türkler de olacak, bir takım haklar verilecek ama
yöneten Rum hükümeti olacak o kadar. Buna katılıyor musunuz?
HRİSTOFYAS:
Bakınız, Kıbrıs Cumhuriyeti herkesindir. Bu bir olay. Ama
bu cumhuriyete herkesin katılmadığı da bir olaydır. Samimiyetle
şunu söylemek isterim.
Yaşanan tüm bu
trajedilerden sonra Makarios'un aldığı bir yükümlülük var. Neydi
bu sorumluluk... İki toplumlu, iki bölgeli bir federasyon. Bu yükümlülük
şimdi Papadopulos için de geçerlidir. Referandumdan sonra da bunu söyledi.
Kıbrıs Rum
tarafı, Kıbrıslı Türklere çok az şey vererek
cumhuriyetin menopolünü elinde tutacak kurnazlığa sahip değil.
Bu ancak aptalca bir plan olur.
KIBRIS: Mülkiyet
davalarının arkasında hükümetin olduğu yönünde bir
inanış var. Bu ne kadar doğru?
HRİSTOFYAS:
İlişkilerin sarsılmasını özellikle Annan
planının oylanmasından sonra patlayan inşaat işleri
zorladı. Kıbrıs Türk toplumu bu planı kabul etmişti.
Talat ve Soyer'in 'planı tek taraflı uygulayabiliriz'
açıklamaları vardı. Bu açıklamalardan sonra
Kıbrıslı Rum mülkiyeti üzerinde gece gündüz
çalışıldığını gördüğü zaman doğal
bir tepki ortaya koyuyor. Tepkinin bir aracı da mahkemeye yapılan
başvuru... Bunların arkasında hükümet yok...
KIBRIS: Belki AKEL olarak
siz yoksunuz ama Papadopulos da mı yok? İçişleri Bakanı ile
Papadopulos'un sözcüsünün bu anlamda kullandığı ifadeler çok
farklı...
HRİSTOFYAS: ABD ve
İngilizler Papadopulos'tan hiç hoşlanmadılar. Bir canavar
görünümü yarattılar kimliğinde. Bu bana göre Kıbrıslı
Türkleri de etkiliyor. Kıbrıs Türk toplumu liderliği de bunun
peşine takıldı, anti Papadopulos
saldırılarının bir parçası oldu.
Mesela son dönemdeki
inşaat patlamasına bir Türk'ün tepki koyduğunu duymadım. Bu
soruyu kimse sormuyor.
KIBRIS: Annan planında
ne olacağının belirtildiği savunması
yapılıyor...
HRİSTOFYAS: Bu Annan
planının ihlali ve tecavüz edilmesidir... Annan planı 2002
Aralık'tan sonra her toplumun da karşı topluma ait mülkiyet
üzerinde herhangi bir işlem yapmamayı öngörüyor. Ama şimdi bir bakın,
24 saat Rum mallarının üzerinde işlem yapılıyor,
inşaat yapılıyor. Bu anlamda nasıl Annan planı ile
uyum olabilir ki?
KIBRIS: Peki ne
öneriyorsunuz Kıbrıs Türkü'ne. Sayın Papadopulos'u ne kadar daha
beklemeli Kıbrıs Türkü?
HRİSTOFYAS: Rum
mülkiyetlerine yönelik olgular dondurulsun diyoruz. Yaşam dondurulsun
demiyoruz. Ben bir taraftan çözüm isterim, o istemez diyerek Rum mallarına
saldırmak doğru değil. Bu sonuçta bir hırsızlık.
Hırsızlık olan yerde nasıl çözüm olsun? Bu
davranışla çözümü daha da zorlaştırıyorsunuz.
Talat bana, "Sen
komünistsin, mal mülk sorunu ilene ilgileniyorsun" demişti. Ben bunu
şaka olarak algılamıştım ama belli ki gerçeklik
varmış söylediklerinde. Yaşadığımız sistemde
mülk kutsal bir olguya dönüştürüldü. Her Kıbrıslının
derinliğinde mülkiyet duygusu var... Artık bana, "Komünistsin,
mal mülkle ilgilenme" diyemez kimse.
FOTOĞRAF ALTI:
1. Hristofyas, KIBRIS
Gazetesi yazı İşleri Müdürü Başaran Düzgün ve Hüseyin
Ekmekçi'yi, Rum Meclis Başkanlığı'ndaki makam odasında
ağırladı
2. Hristofyas, bir çok
konuda ilginç açıklamalar yaptı
KIBRIS 11/06/05
Ercan'a direkt uçuş talepleri var
Bayındırlık
ve Ulaştırma Bakanı Salih Usar, Ercan Havalimanı'na direkt
uçuşlar yapılması konusunda önemli gelişmeler olduğunu
bildirdi:
Ercan'a direkt uçuş
talepleri var
KIBRIS'a, Ercan'a direkt
uçuşlar yapılmasından karayollarına, limanlardan
haberleşmeye kadar önemli açıklamalarda bulunan
Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Salih Usar,
Ercan'a özellikle yurt dışındaki özel uçak şirketi
sahiplerinden direkt uçuş talepleri bulunduğunu söyledi. Bakan Usar,
asıl olması gerekenin, tarifeli veya chartered seferlerin ülkemize
yapılması ve buna bağlı yolcu trafiğinin
başlaması olduğunu söyledi
Direkt uçuşlar
konusunda halkın umutsuzluğa kapılmamasını isteyen
Usar, "Çünkü, direkt uçuşların başlayabilmesinin
Kıbrıs sorunundaki gelişmelere bağlı olduğu bir
gerçekliktir. Hemen şunu ifade etmekte yarar görüyorum ki gerek
Avrupalı parlamenterlerin, gerekse ABD'li kongre üyelerinin Ercan'ı
kullanarak Kıbrıs'a gelmeleri önemli gelişmeler olup gelecek
için umut vermektedir." dedi.
Ali CANSU
Bayındırlık
ve Ulaştırma Bakanı Salih Usar, Ercan'a özellikle yurt
dışındaki özel uçak şirketi sahiplerinden direkt uçuş
talepleri bulunduğunu söyledi. Bakan Usar, asıl olması gerekenin,
tarifeli veya chartered seferlerin ülkemize yapılması ve buna
bağlı yolcu trafiğinin başlaması olduğunu söyledi
Direkt uçuşlar
konusunda halkın umutsuzluğa kapılmamasını isteyen
Usar, "Çünkü, direkt uçuşların başlayabilmesinin
Kıbrıs sorunundaki gelişmelere bağlı olduğu bir
gerçekliktir. Hemen şunu ifade etmekte yarar görüyorum ki gerek
Avrupalı parlamenterlerin, gerekse ABD'li kongre üyelerinin Ercan'ı
kullanarak Kıbrıs'a gelmeleri önemli gelişmeler olup gelecek
için umut vermektedir." dedi.
Bayındırlık
ve Ulaştırma Bakanı Salih Usar, Ercan'a direkt uçuşlardan
karayollarına, limanlardan, haberleşmeye kadar
bakanlığının projelerini anlattı.
İlk
röportajını KIBRIS'a veren Salih Usar'ın açıklamaları
şöyle:
KIBRIS: Kısa
özgeçmişinizi anlatır mısınız?.... Bakan
olduğunuz zaman ilk tebriki kimden aldınız ve ne hissettiniz?
Usar: l947
yılında Ziyamet'te doğdum. 6 çocuklu bir aileyiz. İlk
öğrenimimi Serdarlı ve Lefkoşa'da; orta öğrenimimi
Bayraktar'da ve lise öğrenimimi Lefkoşa Türk Lisesi'nde
tamamladım. Ankara Hukuk Fakültesi mezunuyum. Yüksek öğrenim
gençliğinin örgütlenmesinin çeşitli kademelerinde görev yaptım.
Sekiz buçuk yıl süre ile çalıştığım Sanayi
Holding'de DEV-İŞ ve bağlı sendikalarda yöneticilik
yaptım. Uzun yıllar CTP Merkez Yönetim Kurulu'nda ve Girne İlçe
Başkanlığı'nda görev yaptım. 1985, l990 ve l993
yıllarında Girne milletvekili seçildim. Evliyim ve iki çocuk
sahibiyim.
Bakan olduğumda ilk
tebriki, görevi devraldığım arkadaşım Ömer
Kalyoncu'dan aldım. Partimde hiçbir göreve talip olmadım. Daima
arkadaşlarımın uygun gördükleri görevlerde bulundum. Sürpriz
olmadı. Çünkü, böylesi bir görevle görevlendirileceğimi
sezinliyordum. Görevle ilgili gerek partili arkadaşlarımdan, gerekse
halkımızdan oldukça yaygın olumlu tepkiler aldım.
KIBRIS: Daha önce herhangi
bir bakanlık görevinde bulundunuz mu?
Usar: Hayır, bu ilk
kez oluyor.
KIBRIS: Neler
hissediyorsunuz. Göreve gelir gelmez ilk yaptığınız iş
ne oldu?
Usar: Yüksek bir sorumluluk
duygusu içindeyim. Diğer arkadaşlarım gibi hükümette maksimum
başarı noktasını yakalayabilmek ve insanımıza, halkımıza
hizmet götürmek; onun yaşam standardını yükseltmek için
yoğun bir çalışma temposu içinde olmamız gerektiği
bilincini taşıyorum. Göreve gelir gelmez ilk
yaptığımız iş, iş uyuşmazlığı
ortaya çıkan KTHY'deki sorunu çözmek için tarafları bir araya getirmek
olmuştur.
KIBRIS:
Bakanlığınızın ileriye dönük projeleri var mı?
Usar: Her şeyden önce
kara yollarımızın hızlı bir şekilde
iyileştirilmesi, her geçen günle birlikte sıkışan
trafiği rahatlatmak amacıyla "Karayolları Master
Planı" çerçevesinde ana yollar ile bağlantı yolları
ağının geliştirilmesi ana projelerimizden birini
oluşturacaktır.
Yollarımızın
kalitesinin yükseltilmesi ile hem yollarımızın, hem de yol
işaret ve levhalarının AB standardına
çıkartılması çalışmalarına hız verilecektir.
İletişim ağımızın daha yaygın ve yüksek
kalitede kullanıma yanıt verecek şekilde geliştirilmesi
gerçekleştirilecektir.
Girne Turizm
Limanı'nın yolcu salonunun geliştirilmesi ve diğer
altyapı yatırımları realize edilerek çağdaş bir
çehreye kavuşturulması sağlanırken; Mağusa
Limanımızın AB normlarına uygun bir liman haline gelmesi
çalışmalarına hız verilecektir.
Özel sektörün marina
yapımı ve işletmeciliğine girmesini sağlamak
amacıyla özendirici önlemler alınacaktır.
KIBRIS: KTHY'nin KKTC'ye
devredilmesine nasıl bakıyorsunuz? Şu anda bu konu hangi
aşamadadır?
Usar: KTHY'nin sermaye ile
yönetim yapısı, kimi sorunları beraberinde getirmiştir. Bu
sorunların aşılması için ve ulusal havayolu
şirketimizin halkımızın daha da çok hizmetine sokulabilmesi
için THY'nin sahip olduğu hisselerin de KKTC'ye devredilmesi bir
gereklilik olarak ortaya çıkmıştır. TC Özelleştirme
İdaresi anılan hisselerin özelleştirilmesini sağlamak
amacıyla ihaleye çıkmıştır. Yanılmıyorsam
ihale 3 Temmuz'da sonuçlandırılacak ve bu hisselerin bizim
tarafımızdan alınması gerçekleştirilmiş
olacaktır.
KIBRIS: Direkt
uçuşlarla ilgili herhangi bir ülkeden veya özel şirketlerden KKTC
Sivil Havacılık Dairesi'ne başvuruda bulunan var mı? Var
ise bunların isimleri, sayısı veya hangi ülkelerden
olduklarını öğrenebilir miyiz?
Usar: Direkt uçuşlarla
ilgili bazı özel uçak sahiplerinden gelen talepler söz konusudur. Bunlar
da önemli olmakla birlikte asıl olması gereken tarifeli veya
chartered seferlerinin Ercan'a yapılması ve buna bağlı yolcu
trafiğinin başlamasıdır. Direkt uçuşlarla ilgili
halkımızın umutsuzluğa kapılmamasını
diliyoruz. Çünkü, direkt uçuşların başlayabilmesinin
Kıbrıs sorunundaki gelişmelere bağlı olduğu bir
gerçekliktir.
Hemen şunu ifade
etmekte yarar görüyorum ki, gerek Avrupalı parlamenterlerin, gerekse
ABD'li kongre üyelerinin Ercan'ı kullanarak Kıbrıs'a gelmeleri
önemli gelişmeler olup gelecek için umut vermektedir.
KIBRIS: Ülkemizdeki cep
telefonu (GSM) şirketlerine lisans devir anlaşması için Maliye
Bakanlığı'nda çalışma yapıldığı
kaydedildi.
Bu hangi
aşamadadır?.. Lisans devir işleminin ne zaman
gerçekleşmesini bekliyorsunuz?
Usar: Ülkemizdeki GSM
şirketleri ile çeşitli zamanlarda, çeşitli konuları
görüşmekteyiz. Bakanlığımız, ülkemizdeki
telekomünikasyon hizmetlerinin belli bir düzen ve disiplin içerisinde
yürütülmesine olanak sağlamak amacıyla telekomünikasyon üst kurulu
şeklinde bir örgütlenmeye olanak sağlamak ve gelişen
teknolojileri hayata geçirmek için AB müktesebatına uygun yasal düzenleme
yapacaktır. Çıkarılacak yasalar çerçevesinde özel sektörün de
gelişen teknolojileri uygulamasının önü açılacaktır.
Mevcut şirketler de bu bağlamda değerlendirilecektir.
KIBRIS: AVEA
geçtiğimin aylarda (Sn. Ömer Kalyoncu'nun bakanlığı
döneminde) KKTC Ulaştırma Bakanlığı'nı ziyaret
etmiştir. Bu ziyaret buraya gelmek istemeleri dolayısıyla
mı yapıldı?... Veya burada roaming (Uluslararası
dolaşım) için KKTC'de bulunan iki şirket ile anlaşma yapmak
için mi geldi?
Usar: Benden önceki dönemde
AVEA yetkililerinin bakanlığımıza yönelik ziyaretleri ve bu
ziyaret çerçevesinde KKTC'ye yatırım olanaklarını
değerlendirdikleri bilgime getirilmiştir. Ülkemizde şu anda iki
GSM operatörünün faaliyette olduğu biliniyor. Yakın bir süreçte
başlatmayı düşündüğümüz lisanslandırma
çalışmaları için de üçüncü bir GSM operatörüne ihtiyaç
duyulması halinde ihaleye çıkılmak suretiyle yeni bir GSM
operatörü yetkilendirilebilecektir.
KIBRIS: Telekomünikasyon
alanında yeni projeler var mıdır? Var ise nelerdir? Özellikle
mesai sonrasında Türkiye çıkışlı hatlarda
"Aradığınız yöndeki hatlar doludur" anonsu
çıkıyor. Anamur üzerindeki hatlar (tracklar) Türkiye tarafından
artırılmadı mı?
Usar:
Hazırlanmış olan ve abonelerimize yüksek hızlı
internet ve data devreleri sağlayacak olan ADSL projemizi zikredebiliriz.
Bu projemize ait teknik şartname hazırlanmış olup
yakın bir gelecekte ihale aşamasına geçilmiş
olacaktır. Bu sistem ile abonelerimize yüksek hızda internet
erişim olanağı yaratılırken aynı telefon
hattı üzerinden aynı anda faks gönderme ve kablolu TV izleme
olanağı verilmektedir.
Üzerinde çalışmakta
olduğumuz bir diğer proje ise CDMA projesidir. Bu proje ile
altyapısı tıkanmış olan kent merkezleri ile özellikle
hızlı yapılaşma nedeniyle şebeke kuruluncaya kadar
geçecek sürede oluşacak yeni yerleşim birimlerinin telefon
gereksinimlerini karşılamak için kablosuz iletişim
sağlanmaktadır. Bu projenin en olumlu yanı, telefon alt
yapısının bu bölgelere götürülmesi ile sistemin sökülüp bir
başka yeni yerleşim biriminde kurulmasıdır.
Özellikle mesai
bitimlerinden sonra yoğunlukla gece saat 21.00'e hatta sonrasına
kadar uzanan zaman diliminde "Aradığınız yöndeki
hatlar doludur" anonsunun çıktığı bir realitedir.
Bunun nedeni, gerek Türkiye, gerekse diğer ülkelerle yapılan telefon
görüşmeleri TC ile KKTC arasında döşenmiş fiber optik kablo
üzerinden yapılması ve şu anda kullanmakta olduğumuz kanal
sayısının ne yazık ki belli saatlerdeki
çıkışları karşılayabilecek düzeyde
olmamasıdır. Yıllar öncesinden gelen yaklaşık 40
milyon dolarlık borç nedeniyle kanal sayısını
arttıramamaktayız. Ülkemizi ziyaret eden TC Ulaştırma
Bakanı Sayın Binali Yıldırım ve diğer yetkililer
ile yapmış olduğumuz görüşmede varılan
mutabakatın bir sonucu olarak müsteşarımız Sn. Şener
Çağnan ile Telekomünikasyon Dairemiz Müdürü Sayın Mustafa
Berktuğ, Türk Telekom yetkilileri ile görüşmelerde bulunmak üzere
Ankara'ya gitmişlerdir. Yoğun geçen görüşmelerde bir ön
mutabakat sağlanmış olup bir iki hafta içinde konu ile ilgili
protokol imzalanacak ve karşılıklı olarak açılacak
olan tranklar sayesinde var olan sıkışıklık
sonlandırılmış olacaktır.
KIBRIS: Karayolları
alanında yeni atılımlar yapılacak mı? Girne Çevre Yolu
projesi ne durumdadır. İhalesine çıkılmak üzeredir. Çevre
yolu yapılana kadar Girne'deki sıkışıklığı
gidermek için ne gibi önlemler alınacak? Girne çevre yolunun nereden
başlayıp nereye kadar uzanacağı hakkında bilgi verir
misiniz?
Usar: Karayolları
alanında gerek 2004 yılında, gerekse 2005 yılında
önemli yatırımlar öngörülmüştür. "Karayolları Master
Planı"nın tamamlanmasına çok fazla bir şey kalmamıştır.
Girne Çevre Yolu Projesi ile, ki bölünmüş yol olarak yani iki şerit
gidiş, iki şerit geliş olarak inşa edilecektir,
Karaoğlanoğlu, Alsancak, Lapta, Karşıyaka ve ötesine
gidecek olan trafiğin Girne'nin içine girmeden ulaşımı
sağlanmış olacaktır. Çevre yolu 11 km'dir. Tatlısu
kavşağından başlayıp Kaplıca-Balalan-Esentepe köy
kavşağı yolu; Kaplıca-Büyükkonuk-Çayırova yolu;
Tatlısu ayırımı- Geçitkale yolundan oluşan Kuzey Sahil
Yolu 2. Etap projesi ise toplam 71 km'lik bir projedir.
Girne Çevre Yolu projesinin
ihalesi bilindiği gibi Ankara'da yapılmıştır.
İhale şekil yönünden bir eksiklik içermesi nedeniyle iptal
edilmiş ve yeniden ihaleye çıkılması öngörülmüştür.
Girne çevre yolunun yapımı yaklaşık iki yıllık
bir süreyi alacaktır.
Gerek ihalenin iptal
edilerek yeniden ihaleye çıkılacak olması ve gerekse yapım
süresi dikkate alınarak Girne trafiğini rahatlatacak alternatif
yollar üzerinde çalışma yapmamız zorunlu hale gelmiştir. Bu
cümleden olarak Zeytinlik köyündeki şehit çocuklarına
dağıtılan ve alt yapı çalışmaları
yapılmış olan yollar ile Girne -Karaoğlanoğlu yoluna
bağlantıyı sağlayacak The Ship Inn Otelin arkasındaki
toprak yol bakanlığımız tarafından genişletilerek
asfaltlanmıştır. Buna ek olarak Zeytinlik köyü ile
Karaoğlanoğlu Sanayi Bölgesi arasındaki toprak yol da
bakanlığımız tarafından ihalesi
gerçekleştirilerek asfaltlanacak ve Karaoğlanoğlu ile
batısına gidecek olan araçların trafiğin
sıkışık olan kısmına takılmadan
yollarına devam etmeleri sağlanacaktır..
Bütün bunlardan ayrı
olarak Zeytinlik köyüne ve yukarıda sözü edilen iki alternatif yola
bağlanmayı kolaylaştıracak yeni bir proje üzerinde
çalışılmaktadır. Buna göre Nurettin Ersin Camii'ne dönülen
yol stabilizesi yapılarak asfaltlanacak ve Bahar Sokağa bağlantı
yapılacaktır. Bu yolu kullanan araçlar kuzeye seyrederek Şehitler
Caddesini kullanmak suretiyle batıya yönelecek ve Zeytinlik deresi üzerine
inşa edilecek yeni bir köprü ve yine yeni inşa edilecek yol ile
Zeytinlik köyü mezarlığının batı kısmında
Zeytinlik yoluna oradan da Karaoğlanoğlu Sanayi Bölgesine giden yol
ve The Ship Inn Oteli arkasındaki yola bağlanmış
olacaklardır. Bu yolun yapımı ile ilgili istimlak edilecek
yerler tespit edilerek Bakanlar Kuruluna öneri sunulmuştur.
KIBRIS: Ercan- Lefkoşa
ve Girne- Lefkoşa ana yollarının
ışıklandırma çalışmalarının projeleri
ne zaman hayata geçirilecek?
Usar: Girne - Lefkoşa
yolu aydınlatma projesi yapılmıştır.
Lefkoşa-Ercan güzergahında ise aydınlatma
çalışmaları etap etap yaşama geçirilecektir. Bu cümleden
olarak a) Gönyeli kavşağı - Fuar kavşağı yolu; b)
Fuar kavşağı - sosyal konutlar kavşağı
(Altınbaş petrol yanı) ve c) Sosyal konutlar
kavşağı - Kıbrıs Gazetesi kavşağı
projeleri hazırlanmış olup bütçe kaynaklarına göre ihalesi
gerçekleştirilip hayata geçirilecektir.
KIBRIS: Güzelyurt ana
yolunun çift gidiş geliş olması için proje ne safhadadır?
Ne zaman yapımına başlayacak?
Usar: Gönyeli
kavşağı - Güzelyurt yolunun bölünmüş yol olarak yani, iki
gidiş iki geliş halinde yapılması projesi
tamamlanmıştır. Bu projenin 1. etabı olan Alayköy'e kadar
olan bölümünün 2005 yılı içinde ihalesinin gerçekleştirilip
yapılması tarafımızdan öngörülmektedir.
KIBRIS: Uluslararası
Ercan Devlet Havalimanı'nda güvenlik ile ilgili çalışmalar ne
durumdadır? Apronun genişletilmesi, pistin uzatılması veya
yeni yapılması çalışmalarında gelinen son aşama
nedir?
Usar: Sivil
Havacılığın güvenliği ile ilgili önlemler, gerek
uluslararası alanda, gerekse Avrupa Sivil Havacılık
alanında kurallara bağlanmıştır. Her ülkenin
"Ulusal Sivil Havacılık Güvenlik Programı"nın
olması gerekir. Bu program, bir Sivil Havacılık Yasası'na
dayandırılmış olmalıdır.
Bakanlığımız, Sivil Havacılık Yasası ve onun
Güvenlik Eki'ni hazırlama çalışmalarını başlatmış
bulunmaktadır. Yakın bir gelecekte bu yasa tasarısının
tamamlanıp Meclise sevk edilmesini öngörmekteyiz.
Ulusal Sivil
Havacılık Programı, sivil uçuşların havadaki
güvenliği, kargo hazırlanışı ile ilgili güvenlik
önlemlerini, ikram (catering) malzemelerinin hazırlanıp uçağa
yüklenmesi önlemlerini, Güvenlik birimlerinin eğitimi ve bu amaçla
kullanılan teçhizata ilişkin standartlar ve çalıştırma
prosedürlerini kapsamaktadır.
Ercan Havaalanında
gerek yolcu, gerekse bagaj kontrolünü gerçekleştiren x-ray
donanımı güvenlik standartlarına uygun bulunmuştur. Bunun
yanısıra CCTV kapalı devre televizyon sistemi ve bununla birlikte
çalışacak CACS (Card Access System)'den söz edebiliriz. Bu
sistemlerin nasıl çalıştığı güvenlik
açısından açıklanmaktadır.
Ercan'daki pistin
uzatılması, bu hava limanının devre dışı
kalmasını getireceğinden ve buna ek olarak pistin yedeklemesine
duyulan gereksinimden ötürü tercih edilmemektedir. Gündemimizde ikinci bir
pistin yapılması ve apronun genişletilerek taxiway
bağlantılarının projelendirilmesi vardır.
Projelendirme çalışmalarının sonuçlandırılmasına
katkı koymak amacıyla TC Sivil Havacılık ve Devlet
Havalimanları İşletmesine bağlı uzmanlar gerekli
etütleri yapmışlardır. 2005 yılı içinde gerekli
projelerin hazırlanabileceğini umuyoruz.
KIBRIS: Lefkoşa'da
başbakanlık kavşağı, Atatürk Spor Salonu önü, Fuar
alanı kavşağı ve Yenişehir bölgesindeki trafik
yoğunluğunun aşılması için yeni projeleriniz var
mıdır?
Usar: Sözkonusu projeler,
Lefkoşa Türk Belediyesi'nin yetki alanı içine girmesi nedeniyle konu,
bakanlığımız ile belediyemizin işbirliği içinde
çözümlenmeye çalışılacaktır. Bundan ayrı olarak
sıkışıklığı belli ölçüde rahatlatmak
amacıyla hazırlanmış ve uygulanmakta olan
Başbakanlık- Yenişehir- Dumlupınar yol projelerinden söz
edebiliriz. Bu proje ile Hamitköy ve ötesine gidecek olan trafik
akışına rahatlama getirecektir.
KIBRIS: Lefkoşa Çevre
yolu projesinin Kermiya'ya olan bölümünün çift gidiş geliş
olması ve Güzelyurt'a bağlanması ne zaman tamamlanacak?
Usar: Dereboyu-Kermiya
Sosyal Konutları Projesi yapılırken, projenin bölünmüş
olarak yapılması planlanmış ve yolun ikinci
kısmının yeri de ayrılmıştı. Yolun
aydınlatma çalışmaları da bölünmüş yola göre
gerçekleştirilmiştir.
KIBRIS 11/06/05
Rumlar, Rus turistlerin KKTC'ye gelişini engelledi
|
BİR ENGEL DAHA...
"Fellahoğlu Turizm"in öncülük ettiği, Ekonomi ve Turizm
Bakanlığı ile birçok turizm kurum-kuruluşunun destek
verdiği Rusya'dan turist getirme çabaları çerçevesinde
yapılacak tanıtım toplantısı, Rum itirazları
sonucu Rusya Dışişleri Bakanlığı
tarafından engellendi Rum yönetimi her alanda
KKTC'yi baltalamaya yönelik çalışmalarına turizmde bir yenisini
daha ekledi. "Fellahoğlu
Turizm"in öncülük ettiği, Ekonomi ve Turizm
Bakanlığı ile birçok turizm kurum-kuruluşunun destek
verdiği Rusya'dan turist getirme çabaları çerçevesinde
yapılacak tanıtım toplantısı, Rum itirazları
sonucu Rusya Dışişleri Bakanlığı
tarafından engellendi. TAK muhabirine bilgi
veren "Fellahoğlu Turizm" yöneticisi Metin Fellahoğlu,
şubat ayından bu yana, St. Petersburg'da "1 Hafta Antalya 1
Hafta Kuzey Kıbrıs" sloganı adı altında tur
düzenlemek amacıyla çalışma ve girişim
yaptıklarını, burada 14-17 Nisan tarihleri arasında
düzenlenen fuara katıldıklarını ve 10 bin broşür
dağıttıklarını, tanıtım için 45
kişilik bir grupla müşteri getirttiklerini anlattı. 12 Haziranda yine
aynı şehirde bir günlük tanıtım toplantısı için
otelde yer ayırttıklarını anlatan Fellahoğlu, dün
aldıkları bir haber sonucu toplantının
yapılmasını engellemek amacıyla Rusya
Dışişleri Bakanlığı'nın otele "yasa
dışı iş yaptığınız için
çalışma izninizi iptal ederiz" şeklinde baskı
yaptığını ve otelin de rezervasyonu iptal ettiğini
öğrendiğini kaydetti. Fellahoğlu, konuyla
ilgili girişimlerinin süreceğini belirterek, Başbakan
Yardımcılığı ve Dışişleri
Bakanlığı'nın yanı sıra Ekonomi ve Turizm
Bakanlığı ile görüşmelerde bulunduklarını
kaydetti. Akay: Rumların
yaptığı kabul edilemez Başbakan
Yardımcılığı Dışişleri
Bakanlığı Siyasi İşler Özel Danışmanı
Kudret Akay ise TAK'a yaptığı açıklamada,
Kıbrıs'taki Rusya Büyükelçisi'ne nota hazırlamakta
olduklarını ve pazartesi göndereceklerini söyledi. Rumların
yaptığının kabul edilemez olduğunu ve
izolasyonların kalkmasını engelleyerek baskıyı
sürdürmek amacını taşıdığını ifade
eden Akay, Rusya'ya, yaptığının adada uzlaşmaya
yardımcı olmayacağını bildireceklerini kaydetti. Akay, konuyla ilgili
girişimlerinin devam edeceğini, bu arada olayla ilgili turizm
şirketlerinden birinin Türkiye'den olduğunu ve Türkiye'nin Moskova
Büyükelçiliği'nin de girişim başlattığını
kaydetti. |
KIBRIS 11/06/05
33 yıl sonra Rumlara traktör borcunu ödedi
Faruk ZABCI / LONDRA
Hüseyin Ömer, 1970lerin başında Kıbrısın Beyarmudu Köyünde çiftçilik yapıyordu. Bu sırada bir Rum şirketinden bir traktör satın aldı. Ancak 1974de Barış Harekatından sonra işleri kötü gitmeye başlayınca, İngiltereye göç etmeye karar verdi.
Önce bir şişe
fabrikasında çalışan, sonra terzilik yapan Hüseyin Ömer, 33
yıl sonra Rumlara borcunu ödeyerek kendisini yıllardır huzursuz
eden bir hesabı kapattı.
2 BİN STERLİN
Vicdanı elvermediğinden kimse borcunu istememesine rağmen tatil
için Kıbrısa geldiğinde 33 yıldır
sakladığı satış kağıtlarıyla Alexandro
Dimitridi şirketine 2 bin Sterlinlik borcunu ödeyen 74 yaşındaki
Ömerin bunun için 10 yıldır emekli maaşından para
ayırdığını söyledi. 1 kız ve 3 erkek babası
Ömer, Sınırı geçip Kıbrıs Rum tarafına gidip
traktörü satın aldığım firmaya borcumu faiziyle birlikte
ödedim. Daha önce sınırlar kapalı olduğu için
karşı tarafa gitme olanağını bulamadım dedi.
Rum şirketinden 33 yıl önce taksitle satın aldığı
Massey Ferguson marka traktörün borcunun kendisini yıllardır
rahatsız ettiğine dikkat çeken Ömer, şunları
söyledi:
Kıbrısta 17 dönüm arazim vardı. Narenciye ve greyfurt
ektiğim tarlalarım vardı. Kıbrıs olaylarıyla
birlikte, malları satamadım. İşler kötü gidince 1979da
Londraya gidip sıfırdan başladım. Traktör firmasına
borcum yok, şimdi rahat uyuyabilirim. Hiç borcu
kalmamıştır diye onlardan makbuz da aldım.
KIZI: İADE ETSİNLER
Ömeri aynı köyden tanıyanlar, 33 yıl sonra traktör
parasını ödemesi için aklını kaçırmış
olması gerekir yorumları yaptılar. Ömerin
kızı Serbil Çaplı ise Babamın iyiniyet
göstererek, vicdanını rahatlatmak için ödediği parayı
Rumlar aldı, ama kayıtları saptayamadı. Şirket
kayıtları bulamadığına göre parayı iade etmeli
dedi.
HURRIYET 12/06/05
Talat'ın
Çankaya talihsizliği
RADIKAL 12/06/05
Ankara'nın diplomasi
koridorlarında epeydir konuşulan Kıbrıs'la ilgili bir
mevzu, tam da KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın Ankara'ya
'çalışma ziyareti' yapacağı geçen perşembe günü İstanbul'daki
yazıişleri masalarına da yansıdı:
Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, Talat'a randevu vermiyordu...
İsmet Berkan duruma dikkatimi çekince birkaç telefon görüşmesi
yaptım. Ortaya çıkan durum şuydu:
Talat, 18 Nisan 2005 tarihinde cumhurbaşkanı seçildikten sonra gayet tabii
olarak Türkiye'ye resmi ziyarette bulunmak istediğini, yine gayet tabii
olarak bu ziyaretinde Sezer'le de bir araya gelmek istediğini Ankara'ya
iletmişti. Bu istek her zamanki gibi Türkiye'nin Lefkoşa
Büyükelçiliği'ne, oradan da Türkiye Dışişleri'ne bildirilmişti.
Talat cumhurbaşkanı seçildiğinde, Sezer'den yazılı bir
tebrik mesajı almış, onun dışında iki lider
arasında hiçbir temas olmamıştı. Durumu şöyle
özetlemek mümkündü: Arada sıcaklık zaten yoktu, ama ilişki ya da
diyalog da yoktu...
Yine de Talat'ın beklediği mesaj nihayet mayısın ikinci
yarısında Lefkoşa'ya ulaştı.
Türk Dışişleri, ziyaret için 2 Haziran tarihinin uygun
olduğunu bildiriyordu Talat'a. KKTC lideri, Sezer'le de, Genelkurmay
Başkanı'yla da görüşebilecekti. Talat ve heyeti buna göre
hazırlığını yapmaya başladı.
Gelgelelim ziyarete iki gün kala, yeni bir mesaj iletildi Talat'a. Sezer,
kendisiyle görüşemeyecekti, çünkü 2 Haziran'da Ankara'da olmayacaktı.
Aynı mesajda, Sezer'in Talat'ı 'önümüzdeki günlerde' bizzat davet
etmeyi ve ağırlamayı düşündüğü de belirtiliyordu.
Bunun üzerine resmi bir ziyaret olarak, hatta Genelkurmay
Başkanı'nın da katılacağı bir zirveye de sahne
olacak biçimde tasarlanan Talat'ın cumhurbaşkanı sıfatlı
ilk Ankara randevusu, çalışma ziyaretine çevrildi. Talat'ın
tabii ki keyfi kaçmıştı ancak yapacak bir şey de yoktu. Ne
de olsa Sezer Ankara'da olmayacaktı...Ayrıca 'önümüzdeki günlerde'
Sezer kendisini davet edecekti...
Gelgelelim durum bildikleri gibi değildi.
Her şey bir yana, Sezer, 2 Haziran günü Ankara'daydı. Sabah
açıklanmış bir programı yoktu. Öğleden sonra
Başbakan ve Genelkurmay Başkanı'yla rutin görüşmeleri
vardı. Yani Çankaya'daydı...Akşam da açıklanmış
bir programı yoktu...
Ve KKTC heyeti bunları, o gün kendilerini Lefkoşa'dan Ankara'ya
götürecek uçağa binerken, İstanbul'dan kendilerini arayan bir
gazeteciden öğrendi.
Evet durum buydu. Sonrası malum...
Talat geldi, Erdoğan, Gül ve Arınç'la görüşüp ertesi gün
Lefkoşa'ya döndü. Ne Sezer'le ne Genelkurmay Başkanı'yla
görüşebildi.
Talat, Lefkoşa'dan havalanmadan az önce öğrendiği durumu,
Ankara'ya ayak bastığında bilmezden geldi. Belli ki
anlaşılır biçimde Türkiye'ye cumhurbaşkanı olarak
yaptığı ilk ziyarete gölge düşmesini istememişti.
Talat cumhurbaşkanı seçildiğinde tarih 18 Nisan 2005'ti.
Dolayısıyla bugün itibarıyla işbaşına geleli iki
aya yakın bir süre geçmiş...Merak ettim, Sezer bu süre zarfında
neler yapmış, kimleri ağırlamış da Talat'a, KKTC
Cummhurbaşkanı'na ayıracak birkaç saat bulamamış
diye...Küçük bir araştırma yaptım. İşte Sezer'in 18 Nisan-10
Haziran 2005 tarihi randevu defterinin 'dış' yapraklarından
seçmeler:
19 Nisan: Letonya Cumhurbaşkanı'yla görüşme
25 Nisan: Moldova'nın Ankara Büyükelçisi'nin veda ziyareti
26 Nisan: Yeni Zelanda Başbakanı ile görüşme
28 Nisan: Bosna-Hersek Temsilciler Meclis Başkanı'yla
görüşme
3 Mayıs: Bulgaristan Cumhurbaşkanı ile görüşme
4 Mayıs: BM Türk Derneği Yönetim Kurulu Başkanı ile
görüşme
18 Mayıs: Kongo Demokratik Cumhuriyeti Dışişleri
Bakanı'yla görüşme
1 Haziran: Kırgızistan'ın Ankara Büyükelçisi'nin veda
ziyareti
7 Haziran: Ukrayna Cumhurbaşkanı'yla görüşme
Konumuz bağlamında randevuların en ilgincini en sona
sakladım: Sezer'in 23 Mayıs'taki konuğu kim dersiniz?
Rauf Denktaş. Hangi sıfatla mı? KKTC Birinci
Cumhurbaşkanı sıfatıyla. Sezer, Denktaş'ı
Çankaya'da ağırlıyor, 14.30'dan itibaren... Devamı var:
Sezer ertesi gün de kahvaltıda bir araya geliyor Denktaş'la...
Üşenmeyip bir de 18 Nisan'dan 10 Haziran'a kadar geçen dönemde Sezer'in
basına açıklanmış herhangi bir kabul ya da
görüşmesinin bulunmadığı günleri saydım:
Cumartesi-pazar hariç (ki bazı cumartesi günleri Sezer resmi görüşme
yapıyor) tam tamına 14 gün. Resmi programsız günlerden biri de
Talat'ın ziyaretinin gerçekleştiği günü izleyen 3 Haziran 2005
cuma... Hafta içine denk gelip kısmen ya da büyük ölçüde resmi
programsız günleri hiç hesaba katmadım.
Elbette Sezer'in programına Sezer karar verir. Kimi ne zaman
ağırlayacağına, ne kadar vakit geçireceğine de. Ama
yukarıdaki bilgiler ışığında insanın
aklına ister istemez şu sorular da gelmiyor değil: Bunca süre
geçip bir randevu lütfetmediğine göre yoksa Sezer, daha doğrusu
Sezer'in temsilcisi olduğu devlet, hâlâ Talat'a alışamadı
mı? Alışamadıysa acaba neden?
Bilinen bir şey varsa o da Talat'ın hâlâ Sezer'in davetini
beklediği... Bakalım 'önümüzdeki günler' ne zaman gelecek?
Annan Kıbrıs'ta çözüm arıyor
ÇÖZÜMÜ
KOLAYLAŞTIRMANIN YOLLARI... Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri
Kofi Annan'ın Kıbrıs'ta çözümü kolaylaştırmanın
yollarını aradığı bildirildi. BM sözcüsü Stephane
Dujarric, Annan'ın yardımcısı Kieran Prendergast'ın
bölgedeki nabız yoklama gezisinden sonra Kıbrıs'taki iyi niyet
misyonu çerçevesinde ne tür adımlar atacağını
düşündüğünü dile getirdi
Birleşmiş
Milletler (BM) Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Kıbrıs'ta çözümü
kolaylaştırmanın yollarını aradığı
bildirildi.
BM sözcüsü Stephane
Dujarric, Annan'ın yardımcısı Kieran Prendergast'ın
bölgedeki nabız yoklama gezisinden sonra Kıbrıs'taki iyi niyet
misyonu çerçevesinde ne tür adımlar atacağını düşündüğünü
dile getirdi.
Stephane Dujarric, Genel
Sekreter'in bütün tarafların kaygıları ve görüşleri
konusunda tam olarak bilgilendirildiğini söyledi. Dujarric, Annan'ın
iyi niyet misyonuyla atacağı adımların, her iki taraftaki
halkın da onaylayacağı, karşılıklı olarak
kabul edilebilir bir çözüme en iyi şekilde yardım edip
etmeyeceğine ilişkin değerlendirmesine
dayanacağını da kaydetti.
Kıbrıs'taki
taraflarla görüşen Prendergast, Kıbrıslı Rumlar ve
Türklerin durumları, endişeleri ve arzuları konusunda daha iyi
bir anlayışa sahip olduğunu kaydetmişti.
KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Rum lider Tasos Papadopulos'un
yanı sıra Ada'daki diğer siyasi liderlerle görüşmelerde
bulunan Prendergast, Kıbrıs'taki görüşmeleri hakkında
Annan'a bir rapor sunmuştu.
KIBRIS 12/06/05
Davalar artarak devam edecek
Rum
Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu, Cumhurbaşkanı
Talat'ın, kuzeydeki Rum mallarının yabancılara
satılmasına göz yumduğunu, sessiz kaldığını
belirterek, mal satışı devam ettiği sürece davaların
son bulmayacağını vurguladı:
Davalar artarak devam edecek
ÇÖZÜME İHTİYAÇ
VAR... KIBRIS TV muhabiri Gökhan Altıner'e konuşan Rum
Dışişleri Bakanı Yorgo Ykovu, son dönemlerde huzursuzluk
yaratan ve "çözüm sürecini etkilediği" iddia edilen mal- mülk
davalarının "kuzeydeki Rum malları yabancılara
satıldığı sürece" artarak devam edeceğini
söyledi. Yakovu, sorunun ortadan kalkması için çözüme ihtiyaç
duyulduğunu, geciken çözümün iki tarafın da faydasına
olmadığını vurguladı
TALAT MÜDAHALE
ETMİYOR... Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın kuzeydeki Rum
mallarının yabancılara satılmasına sessiz
kaldığını iddia eden Yakovu, bunu "Kıbrıs
sorunun çözümü ile ilgilenmiyor" diye yorumladı. Yakovu,
yabancılara mal satışının sürdüğü sürece davaların
da beraberinde geleceği görüşünün hükümet tarafından da
değerlendirildiğini söyledi
TÜRKİYE HAVA VE
DENİZ LİMANLARINI "ZATEN" AÇACAK... Yakovu: Türkiye Ankara
antlaşmasını imzalayacağını taahhüt etti. Biz bir
AB ülkesiyiz ve Türkiye AB'ye girmek isteyen bir ülke olarak zaten hava ve
deniz limanlarını Kıbrıs Cumhuriyeti'ne açmak durumundadır.
Bu görüşü AB komisyonu da desteklemektedir. Türkiye eğer bu
şartlara uymazsa ileride çok büyük sorunlarla karşı
karşıya kalacaktır
Kıbrıs Rum
Yönetimi Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu, kuzeyde Rum
mallarının yabancılara satışının devam
ettiğini, Talat'ın da buna müdahale etmeyerek "Kıbrıs
sorunun çözümü ile ilgilenmediğini gösterdiğini" belirterek,
"Bu mallar yabancılara satıldığı sürece davalar
da devam edecek. Bu hükümetimizin görüşüdür" dedi. Yakovu,
davaların son bulması için gerekenin "acil çözüm"
olduğunu söyledi.
Türk tarafı gibi
kendilerinin de çözüme hazır olduğunu ısrarla vurgulayan Yakovu,
"Kıbrıs'ın acil bir çözüme ihtiyacı vardır.
Çözümün gecikmesi hiçbir kesimin yararına olmayacaktır" dedi.
Yakovu, KIBRIS TV muhabiri
Gökhan Altıner'in sorularını yanıtladı. Türkiye'nin
gümrük birliği anlaşmasını imzalamasının AB'ye
verdiği bir taahhüt olduğunun altını çizen Yakovu,
"Türkiye Ankara antlaşmasını imzalayacağını
taahhüt etti. Biz bir AB ülkesiyiz ve Türkiye AB'ye girmek isteyen bir ülke
olarak zaten hava ve deniz limanlarını Kıbrıs
Cumhuriyeti'ne açmak durumundadır" dedi.
Bu görüşün AB
komisyonu tarafından da desteklendiğini anımsatan Yakovu,
Türkiye'nin bu şartları yerine getirmemesi halinde "çok büyük
sorunlarla karşı karşıya kalacağı"
uyarısında bulundu.
Her iki tarafın da
anlaşma istediği yönünde açıklamalar yaptığına
işaret eden Yakovu, bunun için Annan planında bazı
değişiklikler yapılması gerektiğini belirtti.
Değişikliklerin ancak müzakere yöntemi ile olacağını
söyleyen Yakovu, "Biz müzakereden kaçmıyoruz" dedi.
Yakovu, Gökhan
Altıner'in sorularına şu yanıtları verdi:
KIBRIS: Sayın Yakovu,
Ankara, Rum yönetiminin yeşil hat tüzüğü yerine doğrudan ticaret
tüzüğünü uygulamaya geçirerek, KKTC ile AB arasındaki aktif ticaretin
başlatılmasını istiyor. Bunun
karşılığında ise Türk hava ve deniz
limanlarının Güney Kıbrıs'a açılmasını
öneriyor. Böyle bir öneriyi sizlerin kabul etmemesinin ana nedeni nedir?
YAKOVU: Türkiye Ankara
antlaşmasını imzalayacağını taahhüt etti. Biz bir
AB ülkesiyiz ve Türkiye AB'ye girmek isteyen bir ülke olarak zaten hava ve
deniz limanlarını Kıbrıs Cumhuriyeti'ne açmak
durumundadır.
Bu görüşü AB komisyonu
da desteklemektedir. Türkiye eğer bu şartlara uymazsa ileride çok
büyük sorunlarla karşı karşıya kalacaktır.
Hatta Dünya ticaret örgütü
Türkiye'ye dava açabilir. Bu tür sorunlar Türkiye'ye AB yolunda hep engel
olarak duracaktır. Doğrudan ticaret tüzüğünün geçerlilik
kazanmasından söz ediyorsunuz. Bize göre Yeşilhat Tüzüğü'nde bir
sıkıntı yoktur. Türkiye Başbakanı Sayın Tayyip
Erdoğan AB ile KKTC arasında doğrudan ticaretin
başlamasından bahsediyor; şüphesiz ki böyle bir gelişme
çözüm sürecini olumsuz etkiler. Bunu kabul edemeyiz.
KIBRIS: BM Genel Sekreteri
Kofi Annan'ın Siyasi işlerden sorumlu Müsteşarı Krien
Prendergast bir süre önce her iki taraf arasında bir dizi görüşmeler
yaptı. Bu görüşmelerin her iki taraf için de meyvelerini ne zaman
verecek? Her iki taraf masaya ne kadar uzaklıkta?
YAKOVU: Kıbrıs
Rum tarafının pozisyonu gayet nettir. Rum tarafı Annan
Planı'na hayır dedi ve bu vesileyle aslında Annan Planı
geçersiz kaldı; ancak biz de Türk tarafı gibi Annan Planı
zemininde bir antlaşmaya hazırız. Bu da demek oluyor ki her iki
tarafın bu plan üzerinde bazı değişikliklere gitmesi
gerekir. Bu da ancak müzakere ile yapılabilir. Biz müzakereden
kaçmıyoruz.
KIBRIS: Sayın Yakovu,
Cumhurbaşkanı Talat ile Rum yönetimi lideri Papadopulos'un gayrı
resmi bir görüşme yapması sürece olumlu bir katkı yapmaz
mı?
YAKOVU: Bakınız,
bir tarafta BM Genel sekreteri diğer tarafta ise her iki toplumun da
lideri var. Taraflar ancak çözüm süreci başladığı zaman bir
araya gelebilirler. Biz Kıbrıs Rum tarafı olarak bu tür bir
görüşme zeminini memnuniyetle kabul ederiz; ancak öncelikle böyle bir
zeminin oluşması gerekir.
KIBRIS: Özellikle son zamanlarda
Rum mahkemelerinde Kıbrıs Türkleri aleyhine davalar açılmakta ve
Kıbrıslı Türkler hakkında tutuklama emirleri
çıkarılmakta. Henüz bir anlaşma zemini
oluşmamışken ve iki toplum arasındaki buzlar yeni yeni
erimeye başlamışken Rum tarafı bu tür hareketlerle iki
toplumun arasını açmıyor mu? Sürekli barış
çağrısı yapan hükümetiniz bu davalarla neyi hedefliyor?
YAKOVU: Rumlar kendi
malları üzerinde hak sahibidir ve Rumlar kendi mallarının
üzerinde söz sahibidir. Bu davaları engellemek mümkün değildir.
Bununla beraber Avrupa
İnsan Hakları Mahkemesine başvuran Loizudu
dışındaki vatandaşlarımız da davalarını
kazanacaktır. Bu davaların ilk sebebi Rum mallarının
kullanılmasında çok büyük bir artış vardır.
İkinci sebebi ise Rum mahkemelerinde alınan kararlar AB'ye üye
diğer ülkeler tarafından da kabul edilmektedir.
Mal-mülk sorunu
Kıbrıs sorunun en önemli parçasıdır ancak buna rağmen
Sayın Talat bu malların yabancılara satılması
konusunda herhangi bir engelleme yapmamaktadır. Bu da demek oluyor ki
Talat , Kıbrıs Sorunu ile ilgili yeteri kadar ilgilenmemektedir.
Davalar hükümete bağlı bir konu değildir. Ancak hükümetimizin
davalarla ilgili bir kararı vardır ki Türk tarafında kalan Rum
malları yabancılara satıldığı sürece bu davalar
artarak devam edecektir.
KIBRIS: Bu durumda
aynı olayı güneyde kalan Türk mallarını
kamulaştırarak ve bunları kullanıma açarak hükümetiniz de
yapmıyor mu? Kıbrıs Türkleri de güneydeki mahkemelere
başvurarak söz konusu mallarını almak isterlerse siz bu
davaları destekler misiniz?
YAKOVU: Biz
Kıbrıslı Türklerin mülkiyet hakkını tanıyoruz.
Söz konusu mallar boş kalmıştı ve biz hükümet olarak bu
malları korumasız bırakamazdık.
Kıbrıslı
Türk malı kullanmak isteyen Rum vatandaşlar VASİ'ye giderek bir
sözleşme istiyor ve yapılan tüm bu harcamalar özel bir fona gidiyor.
Malını isteyen
Kıbrıslı Türk'ün malı bu fondan tazmin edilebiliyor.
Eskiden sayın Rauf Denktaş bir eşdeğer koçanı
olayı geliştirdi ve Güney kalan Türk mallarına
karşılık Rum mallarını kendi vatandaşlarına
verdi. Ancak kendi malına karşılık koçan alan bazı
Türkler daha sonra Güneye geçerek Rum hükümetinden kendi malını geri
istiyor.
Bu durumda yasal olmayan
bir çıkar sağlama yoluna gidiyorlar. Bu tür istekte bulunan
Kıbrıslı Türklere bizim cevabımız "sizin
mallarınız VASİ'de koruma altındadır, çözüm olduktan
sonra mallarınızı geri alabileceksiniz"dir.
Şöyle bir tehlike
vardır ki biz eğer bu malı verirsek yasal yoldan bu malı
satarak yurt dışına kaçabilir. Bu durum da her iki tarafa zarar
verir. O nedenle bu konuda çok dikkatli davranıyoruz.
Eğer bir
Kıbrıslı Türk kendi evinde yaşamak istiyorsa bunun iki yolu
bulunuyor. Birincisi başvuruyu yapan Kıbrıslı Türk'e ilk
önce yaşaması için geçici başka bir ev tahsis ediyoruz ve ikinci
olarak evinde yaşayan kişilerle görüştürerek bir uzlaşı
sağlanmasına yardımcı oluyoruz.
Sonuç olarak şunu
belirtmeliyim ki Kıbrıs'ın acil bir çözüme ihtiyacı
vardır. Çözüm için geç kalınması hiçbir kesimin yararına
olmayacaktır.
KIBRIS 12/06/05
Erdoğan: Annan Türk tezine destek veriyor
|
ABD ziyareti dönüşü
Kıbrıs'la ilgili gelişmeleri değerlendiren TC
Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan önemli açıklamalar
yaptı Erdoğan: Annan Türk
tezine destek veriyor RUMLARIN TAVRINA ANNAN
TEPKİSİ... BM Genel Sekreteri Kofi Annan ile
Kıbrıs'ı görüşen Erdoğan, kendilerine, "hangi
noktalarda ne verebilirsiniz" sorusunun
sorulmadığını söyledi. Annan'ın Türk
tarafının tavrını takdir ettiğini belirten
Erdoğan, Prendergast'ın bölgeye yaptığı ziyaretin ardından
Annan'a "Rum tarafının tavrı olumsuz"
mesajını ilettiğini vurguladı. Erdoğan,
Annan'ın Rumlardan yana "umutsuz" olduğunu da söyledi KUZEY KIBRIS'TA YATIRIM
ZAMANI... Erdoğan: Kıbrıs'taki yönetimle gayet olumlu
adımlar atıyoruz. Kıbrıs halkının 'evet'
demeyeceği hiç bir şeye 'evet' demeyeceğiz. Bütün
konuları Cumhurbaşkanı ve Başbakan ile
danışıyoruz, konuşuyoruz. İzolasyonları
kaldırtmaya çalışıyoruz. Her alanda desteğimiz
sürüyor. Artık alt yapı yatırımlarına
yöneleceğiz. Bundan sonra, 'parayı alın harcayın' yok.
Kalıcı işler yapmalıyız Türkiye
Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, BM Genel Sekreteri Kofi
Annan'ın, Türk tarafının Kıbrıs sorunu ile ilgili
öne sürdüğü tezlere destek verdiğini açıkladı.
Erdoğan'a göre Annan, referandum sürecinde Türk tarafının
üzerine düşeni yaptığını, Rum tarafının
tavrının ise "halen" olumsuz olduğunu biliyor... Erdoğan, ABD
dönüşü uçakta gazetecilere yaptığı değerlendirmede,
BM Genel Sekreteri Kofi Annan ile yaptığı görüşmenin
oldukça olumlu geçtiğini söyledi. Erdoğan,
"Kendisi bize karşı kesinlikle 'şunu verebilir misiniz?'
diye bir şey sormadı. Böyle bir durumda değil. Çünkü,
Türkiye'nin ve KKTC'de üzerine düşeni yaptığını
biliyor. Temsilcisi Prendergas bile bir şey söyleyemedi.
Hatta Güney Kıbrıs'ın tutumu için 'olumsuz' dedi. Önceden
umutluydu ama artık Rumlardan pek umutlu
değil" dedi. Erdoğan Kıbrıs
ile ilgili değerlendirmesinde şunları söyledi: "Hükümet olarak
Kıbrıs'taki yönetimle gayet olumlu adımlar atıyoruz.
Kıbrıs halkının 'evet' demeyeceği hiç bir şeye 'evet'
demeyeceğiz. Bütün konuları Cumhurbaşkanı ve
Başbakan ile danışıyoruz, konuşuyoruz. İzolasyonları
kaldırtmaya çalışıyoruz. Her alanda desteğimiz
sürüyor. Artık alt yapı yatırımlarına yöneleceğiz. Bundan
sonra, 'parayı alın harcayın' yok. Kalıcı işler
yapmalıyız. Bu yatırımlar kuzeyi güçlendirecektir. Yani
her açıdan çözüm için uğraşıyoruz." "ABD ile
ilişkilerde sorun yok" Erdoğan, ABD
ziyareti ile ilgili çeşitli yorumlara da açıklık getirdi. ABD
Başkanı George W. Bush'un spekülasyonları ortadan
kaldıracak ifadeler kullandığını söyleyen
Erdoğan şunları söyledi: "Türk Amerikan
ilişkileri konusunda spekülasyonlar vardı. Başkan Bush ile
görüşme spekülasyonların ortadan kalkmasına
zemin teşkil etti. Sayın Başkan Bush toplantı
sonrasında açık ve net ifadeler kullandı. Buna rağmen
faklı şeyler duymaya devam ediyoruz. Bu toplantı var olan bir iradenin
beyan edilmesidir. Alınan sonuçtan memnunum. Bu yolla spekülasyonlara
son verildi. Stratejik işbirliği ve stratejik ortaklık
durumumuz teyit edildi. Bu irade beyanının önüne başka
görüş koymanın bir anlamı yok." |
KIBRIS 12/06/05
St. Barnabas'ta barış dileğiyle ayin
|
Gazimağusa'daki St.
Barnabas Arkeoloji ve İkon Müzesi'nde, Hz. İsa'nın 2'inci
Havarisi Barnabas'ın büyük yortusu sebebiyle, dün gerçekleşen
asıl ayin, Tirimitunda Bölge Piskoposu Vasilios tarafından
yönetildi. Vasilios barış mesajı verdi St. Barnabas'ta
barış dileğiyle ayin KÖPRÜLERİ
İNŞA ETMELİYİZ... Tirimitunda bölge piskoposu Vasilios,
Kıbrıslı Rumların Gazimağusa'daki St. Barnabas
Arkeoloji ve İkon Müzesi'nde bulunmasının, iki toplum için
barış mesajı olduğunu belirterek, "Kutsal St Barnabas
için ayin yaptık. Yıllar sonra, burada bulunmaktan dolayı çok
mutluyuz. Kıbrıslı Rumlar ve Türkler olarak, köprüleri
inşa etmeliyiz yıkmamalıyız" dedi Sedef A. BOŞNAK Kıbrıslı
Rumlar, Gazimağusa'daki St. Barnabas Arkeoloji ve İkon Müzesi'nde,
Hz. İsa'nın 2'inci Havarisi Barnabas'ın büyük yortusu
sebebiyle, dün asıl ayini yaptı. Tirimitunda bölge
piskoposu Vasilios tarafından yönetilen ayin, 09.00 ile 11.00 saatleri
arasında gerçekleştirildi. Piskopos Vasilios,
KIBRIS'a kısa bir açıklama yaparak, Kıbrıslı
Rumların Gazimağusa'daki St. Barnabas Arkeoloji ve İkon
Müzesi'nde bulunmasının, iki toplum için barış
mesajı olduğunu söyledi. Kutsal St Barnabas için
ayin yaptıklarını belirten Piskopos Vasilios, 1960 ile 1974
tarihleri arasında St. Barnabas Arkeoloji ve İkon Müzesi'nde rahip
olarak görev yaptığını anlattı. Kilisede bulunmaktan
büyük mutluluk duyduğunu ifade eden Vasilios, ayine katılan
Kıbrıslı Rumların da bu mutluluğa
katıldığını kaydetti. Piskopos Vasilios,
"14 yıl bu kilisede rahiptim. St Barnabas kilisesi,
Kıbrıs'ın en eski kilisesidir. Kıbrıslı Rumlar
ve Türkler olarak, köprüleri inşa etmeliyiz
yıkmamalıyız"diye konuştu. Bine yakın
Kıbrıslı Rum katıldı Bine yakın
Kıbrıslı Rum'un katıldığı ayinde, 12 papaz
hazır bulundu. Papazların arasında 1974'ten önce, kilisede
rahip olarak görev yapan Baba Gabliel de vardı. Saat 07.00
sıralarında St. Barnabas Arkeoloji ve İkon Müzesi'ne gelmeye
başlayan Kıbrıslı Rumlar, ellerindeki mumları
yakarak St Barnabas için dua etti ve sevgilerini gösterdi. Duygulu anlar
yaşayan Kıbrıslı Rumlar ayrıca, St. Barnabas
Arkeoloji ve İkon Müzesi'nin iç avlusuna koydukları St. Barnabas
ikonunu selamlayarak öptü ve ikonun yanına, gül, yasemin, ve
fesleğen bıraktı. Ayin sırasında,
papaz tarafından, isteyen katılımcılara, ekmekle
ıslatılmış birer kaşık kırmızı
şarap, golifa ve çörek ikram edildi. Ekmek tanrının vücudunu,
şarap ise Tanrı'nın kanını simgeliyor. Kıbrıslı
Rumlar, St. Barnabas Arkeoloji ve İkon Müzesi avlusunda bulunan St
Barnabas mezarını da ziyaret etti. Yaklaşık iki
saat süren ayinde herhangi bir olay yaşanmadı. "Çok mutluyuz" Kıbrıs'a
konuşan Kıbrıslı Rumlar, yıllar sonra St. Barnabas
Arkeoloji ve İkon Müzesi'nde bulunmaktan dolayı memnuniyetlerini
dile getirerek, kendilerine bu fırsatı tanıyanlara
teşekkür etti. Ayin sırasında
göz yaşlarını tutamayan Andreas Solonos, duygularını
kelimelerle anlatamayacak kadar çok mutlu olduğunu söyledi. Solonos'un
arkadaşı Adamos Kaoullas ise, 1974'ten önce buraya oldukça sık
gelip dua ettiğini belirterek, "Burada bulunduğum için
memnunum. Yıllar sonra, bu kilisede yeniden dua etme fırsatı
buldum. Bu imkanı yaratanlara teşekkür ederim" dedi. Kilise avlusunda
karşılaştığımız Andreas Theodoulou da
kilise girişinde bulunan görevli polislerin kendisini denetlemesinden
dolayı duyduğu rahatsızlığı dile getirdi. Gazimağusa polisi, güvenlik önlemi aldı Gazimağusa polis
ekipleri, dün yine, Kıbrıslı Rumların güvenliği
açısından, trafikte, sınır kapılarında ve
kilisede önlem almaya devam etti. St. Barnabas Arkeoloji ve
İkon Müzesi'ne, giriş çıkış yapanlar polis
tarafından kontrol edildi. Kilisede görevli bulunan polis ekipleri,
ayine gelen kişilerin üzerlerini taradı, çantalarında bulunan
bıçak gibi aletlere, ayin bitimine kadar el koydu. Yaklaşık, iki
saat süren ayin olaysız bitti. St Barnabas, Yahudiler tarafından öldürüldü Manastıra
adını veren St Barnabas, Yahudi bir ailenin oğludur ve
Salamis'te doğmuştur. Hıristiyanlığı
yaymak için yaptığı çalışmalardan dolayı,
Yahudiler tarafından, MS 45 yılında öldürülen St Barnabas,
Salamis'in batısındaki bir hurma ağacının
altındaki yer altı mağarasına gömüldü. 432 yıl sonra
Piskopos Anthemios, St Barnabas'ın gömüldüğü yere bir manastır
inşa edilmesi için bağışta bulunur ve St Barnabas
Kilisesi ve Manastırı M.S. 477 yılında inşa edilir. |
KIBRIS 12/06/05
|
Rumlardan doğrudan ticarete yine hayır |
|
|
Ömer BİLGE / LEFKOŞA ABnin Genişlemeden Sorumlu Komiseri Olli Rehn, dün Kıbrısta Türk ve Rum taraflarıyla temaslarda bulundu. Rehn, KKTCyle doğrudan ticaret yapılmasına yönelik itirazını kaldırması konusunda Rumlardan yine hayır cevabı aldı. AB heyeti, önce Rum lider Tasos Papadopulos ve ardından da KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile bir araya geldi. Rehn, Papadopulos ile görüşmesinde AB Komisyonunun geçen yıl aldığı ancak Rumların engellediği 256 milyon Euroluk mali yardım ve doğrudan ticaret tüzüklerini gündeme getirdi. Rum lider, doğrudan ticaret konusunda, Maraşın Rumlara iade edilmesi ve ortak kullanması şartıyla sadece Gazimagosa limanının uluslararası trafiğe açılmasına izin verebileceklerini söyledi. KKTC Cumhurbaşkanı Talat ise Rumların BMnin istediği talepleri yerine getirmesinin ardından hemen görüşmelere başlamaya hazır olduğunu da kaydetti. |
|
HURRIYET 13/06/05
KKTC'ye uygulanan tecridin kaldırılmasını istedik
|
KALICI ÇÖZÜMÜN
PEŞİNDEYİZ..."Bir kere daha Kıbrıs konusunda BM
Genel Sekreteri'nin çabalarıyla kalıcı bir çözüme
varılması yönündeki niyet ve iradeyi vurguladık, kendilerinin
de buna olumlu yaklaşımını özellikle gördük. Biz
Kıbrıs'ta adil, kapsamlı, kalıcı bir çözümün
peşinde olduğumuzu yine vurguluyoruz" İZOLASYONLAR
KALDIRILMALI... "KKTC'ye uygulanan haksız tecrit ve izolasyonun
kaldırılmasını istedik, istiyoruz. Kaldı ki 28
Mayıs raporunda da sayın Annan zaten bunları
vurgulamıştır. Bu politikamızda BM Genel Sekreteri ile
işbirliği içerisinde olacağız" Türkiye
Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, ABD'ye yaptığı
çalışma ziyaretini tamamlayarak Türkiye'ye döndü. Erdoğan,
Esenboğa Havalimanı'nda yaptığı açıklamada, ABD
Başkanı George Bush, Başkan Yardımcısı Dick
Cheney ve Kongre üyeleriyle birçok konuyu görüştüklerini söyledi. Erdoğan, ABD
ziyaretinin çok önemli bir boyutunu da BM Genel Sekreteri Kofi Annan ile
yaptığı görüşmenin oluşturduğunu ifade ederek,
Annan ile başta Kıbrıs ve Irak olmak üzere, uluslararası
meseleleri ve BM'yi ilgilendiren konuları değerlendirdiklerini
kaydetti. Erdoğan,
şunları söyledi: "Bir kere daha
Kıbrıs konusunda BM Genel Sekreteri'nin çabalarıyla
kalıcı bir çözüme varılması yönündeki niyet ve iradeyi
vurguladık, kendilerinin de buna olumlu yaklaşımını
özellikle gördük. Biz Kıbrıs'ta adil, kapsamlı,
kalıcı bir çözümün peşinde olduğumuzu yine vurguluyoruz.
KKTC'ye uygulanan haksız tecrit ve izolasyonun
kaldırılmasını istedik, istiyoruz. Kaldı ki 28
Mayıs raporunda da sayın Annan zaten bunları vurgulamıştır.
Bu politikamızda BM Genel Sekreteri ile işbirliği içerisinde
olacağız. Görüşmelerimiz sonunda sayın Annan ile
müşterek tespitlerimizi beraberce yapmış olduğumuz
basın toplantısında ifade ettik. Değerlendirmelerimiz
devam edecektir. Bu görüşmeden de memnuniyet içerisinde
ayrıldığımızı söyleyebilirim." Başbakan
Erdoğan, BM'nin yeniden bir reform çalışması
yaptığını anımsatarak, "Buna yönelik
görüşlerimizi kendilerine ifade ettik" dedi. Erdoğan ayrıca
kanaat önderleriyle bir araya geldiğini, belli başlı medya
kuruluşlarına mülakatlar verdiğini, işadamlarıyla
görüştüğünü anımsatarak, Türkiye'ye yönelik düşünce ve
yatırımlar konusunu en yüksek tonda değerlendirme fırsatını
bulduklarını kaydetti. Erdoğan, şöyle
devam etti: "Türkiye ve ABD
arasında çok boyutlu, denenmiş ve her geçen gün derinleşerek
güçlenen ilişkiler, geleceğe açık bir vizyon, içten bir
diyalog, karşılıklı saygı ve gerçekçi bir
bakış açısıyla ilerlemektedir. İlişkilerimiz
paylaşılmış siyasi değerlere ve stratejik bir
ortaklığa dayanmaktadır. Bu nedenle, ilişkilerimiz
etrafında yapılmış olan ve yapılan
spekülasyonların bu ilişkilerin oturduğu sağlam zeminin
yanında spekülasyon olmaktan öteye gitmeyeceği, çok açık ve
net olarak sayın başkanın ve benim basına
yapmış olduğumuz açıklamalarda ortaya
çıkmıştır. Bunun dışı tamamıyla
spekülasyondur." "Önemli neticeler vereceğine
inanıyorum" Erdoğan, şöyle
konuştu: "ABD ziyaretimizin
bu ülkeyle ilişkileri daha da üst düzeylere çıkarmak
bakımından zamanlı ve işlevsel olduğunu gördük.
Paylaştığımız ortak vizyonu kuvveden fiile geçirmek
için, özellikle daha dinamik bir sürece, çalışma içerisine girecek
olmamızın önemini biliyoruz. Bu ziyaretle sağlanan pozitif
enerjimizi somut işbirliği kalemlerine dönüştürerek, bir
dönemi birlikte başlatmış olacağız. Ben bu dönemin
her iki ülke için olumlu neticeler vereceğine olan inancımı
vurgulamak istiyorum. Türkiye'nin gerek ekonomik, gerek siyasi, gerekse
kültürel münasebetleri açısından atılan adımların hayırlara
vesile olmasını temenni ediyorum." |
KIBRIS 13/06/05
Kofi Annan'ın tutumu değişmedi
Gazeteler, BM Genel
Sekreteri Kofi Annan'ın Kıbrıs konusundaki düşüncelerine
çeştili yorumlar getirdiler.
Alithia gazetesi
"Annan İstikrarlı Şekilde İsteksizdir..
Kıbrıs Konusunda Görüşmelerle İlgili Tavır
Değiştirmedi.." başlığıyla verdiği
haberinde BM Genel Sekreteri'nin bundan sonraki adımlar için karar almak
konusunda geçen yılki raporunu BM Güvenlik Konseyi'ne sunma isteğinin
Kıbrıs konusundaki müzakerelerin yeniden başlatılması
için harekete geçmesinden devam eden isteksizliğini gösterdiğini
belirtti.
Gazeteye göre,
Dutzarık Genel Sekreteri'nin Annan planını reddettiği için
Rum tarafına sorumluluk yükleyen aynı zamanda da Kıbrıs
Türkleri'nin ekonomik izolasyonunun kaldırılmasını isteyen
geçen yılki raporunun Güvenlik Konseyi tarafından
onaylanmasını beklediğini belirtti.
Dutzark bir soruyu
yanıtlarken "Genel Sekreter Güvenlik Konseyi'nin raporunu incelemesi
ve buna yanıt vermesi ayrıca iyi niyet misyonunda kendisine destek
verip katkıda bulunmasını bekliyor.." şeklinde
konuştu.
Gazete, Annan'ın bu
hareketinin yeni bir çabayı kendisinin üstlenmek istemediğini ve
Güvenlik Konseyi'nin talimatları çerçevesinde hareket etmek
istediğini gösterdiğini de yazdı.
Haberde Washington ve
Londra'nın harekete geçmek için Genel Sekreter'in bürosundan yeşil
ışık beklediği ve kendilerinin basına
sızdırdığı haberlere göre bir anlaşmaya
varılması için ilgili taraflara yeniden baskıda bulunmaya
başlayacakları da belirtildi.
Gazete, yeni
baskıların daha ziyade Kıbrıs Rum tarafına yapılması
istendiğini, ancak bunun yine çalışmayacağını,
çünkü Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un görüşmelerdeki
herhangi güçlüğü uluslar arası baskılara bağlayarak iç
cephede birleşme sağlayabileceğini de belirtti.
Gazete, BM Genel Sekreteri
Kofi Annan'ın Sir Kieran Prendergast'ın yerine siyasi işlerden
sorumlu yardımcısı olarak Nijeryalı diplomat İbrahim
Akbula Gobari'yi atamaya karar verdiğini de yazdı.
Gazeteye göre, Gabari 1
Temmuz'dan itibaren bu göreve atanacak ve uluslar arası siyasi
gelişmeler hakkında Genel Sekreteri aydınlatacak. Gobari,
Afrika'yla ilgili Genel Sekreter'in danışmanıydı ve yeni
görevinde Şubat 2007'ye kadar kalacağına inanılıyor.
Fileleftheros gazetesi,
Annan'ın düşüncelerine ilişkin haberini "Annan
Adımları İçin Kafa Yoruyor.." başlığıyla
yansıttı ve Temsilcisi Dutzark'ın açıklamalarına yer
verdi.
Gazeteye göre, Dutzark
Genel Sekreterin talebine (geçen yılki raporunu Güvenlik Konseyi'ne sunmak
istemesi) Güvenlik Konseyi'nin tepkisinin ne olacağını,
ayrıca Rum Yönetimi'nin Annan demecine karşı giriştiği
yoğun protestoyu yorumlamaktan kaçındı.
Gazete, politiki ekinden
verdiği haberinde Annan'ın Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'la
görüşmesinden sonra geçen yılki raporunu Güvenlik Konseyi'ne sunmaya
yöneldiğini, Genel Sekreter'in Türk Başbakan'a "Annan
planını 2004'te kabul ettiği için bir hediye vermek istemiş
olabileceğini" Genel Sekreter'in bu tavrının ise gerginlik
ve şüphe yarattığını da iddia etti.
Haberde Moskova'nın
Kıbrıs konusunda yeni bir girişimde Güvenlik Konseyi'nin 5 Daimi
üyesinin de devreye girmesi gerektiği konusunda tüm yönlere doğru
mesaj gönderdiği de belirtildi.
Haberde Moskova'nın
Genel Sekreter'in geçen yılki raporunu Güvenlik Konseyi'ne
sunmasını desteklemediği, sunulması halinde onu veto
edeceği ve "Bu safhada bu raporun
tartışılmasının verimsiz olacağı ve devrede
olan BM çabasının altını oyduğu" görüşünde
olduğu da ileri sürüldü.
Gazete bir başka
haberinde, ABD ve İngiltere'nin KKTC'nin siyasi düzeyinin yükseltilmesi ve
ekonomik izolasyonların kaldırılmasına başvurulması
için kararlı görüldüğünü, Başbakan Erdoğan'ın Bush'tan
aldığı vaadler ve Genel Sekreter'den gördüğü
anlayışın bütünlüklü çözüm çabalarının daha da
güçsüzleştirilmesine yarayacağını da savundu.
Gazete, ABD ve
İngiltere'nin KKTC'nin tanınması çabası içerisinde
olduğunu, tanınmanın (düzey yükseltilmesinin) ise yeni
girişim başlatılmasının aleyhinde
çalıştığını da iddialarına ekledi.
Haravgi gazetesi ise,
"Annan'ın Adımı Havada.. Güvenlik Konseyi Haziran Sonunda
Durumu Netleştirmeye Çağrılıyor.." başlıklı
manşet haberinde "Annan'ın geçen yılki raporunu yeniden
gündeme getirmek istemesi ve Türk tarafının yapıcı
şekilde işbirliği yapmama isteğiyle oluşan
karmaşanın çözüm yönünde yeni çabaları
yavaşlattığını" iddia etti, diplomatik çevrelere
atfen şu görüşleri ileri sürdü.
"Gazeteye
açıklamada bulunan diplomatik çevreler Annan raporunun benimsenmesi
değil Güvenlik Konseyi'nde tartışılması
olanağının bile çok çok az olduğunu bildirdiler.
Diplomatik çevreler bunu
sadece daimi üyelerde değil daimi olmayan üyelerde de tepkiler
olmasına bağladılar.
Diplomatik çevreler mevcut
durumda geçmişe dönmek değil müzakerelerin yeniden
başlaması için yeni inisiyatifin önünü açmanın büyük önem
taşıdığını da vurguladılar."
KIBRIS 13/06/05
Rum Dışişleri Bakanı Yakovu: ABD Kıbrıs'a
ilişkin hatasını anlayacak
Rum
Dışişleri Bakanı Yorgos Yakovu ile yapılan bir
söyleşide, ABD'nin Kıbrıs politikası konularına
değinildi.
Politis gazetesinin
yaptığı söyleşide Yakovu, "BM Genel Sekreteri'nin
Siyasi İşlerden Sorumlu Yardımcısı Kieran Prendergast'ın
ziyareti sonrasında, Türk tarafının tutumundan ötürü hayal
kırıklığı içerisinde olduğuna, BM'nin
Kıbrıs sorunundaki çabasına devam edeceğini çünkü ilk
temaslarda bir sonuca ulaşılmasının çok ender olduğuna
inandığını" ifade etti.
Yakovu, Prendergast'ın
ziyaretinin, "Kıbrıs Rum tarafının ne istediğini
bilmediklerini ve istediği değişiklikleri söylemesi
gerektiğini ifade edenlerin seslerinin kesilmesine yol
açtığını ve olumsuz izlenimlerin
soluklaştığını" belirtirken "Annan
Planı temelinde çözüm istiyoruz diye şakıyan Türk
tarafının ise, kendilerinden yöntem ve değişikliklerin
talep edilmesi üzerine, değişiklikler istemediklerini ve
diyaloğun da gerçekleşemeyeceğini ortaya döktüklerini"
iddia etti.
Yakovu,
"Erdoğan'ın açıklamalarının da, yeni bir
görüşü takip etmekte olduğunu gösterdiğini ve isteklerinin Annan
Planı temelinde müzakereler sonucunda bir çözüm bulmak yerine sözde
izolasyonun kaldırılmasını öne sürmek olduğunu"
iddia etti.
Yakovu, "Annan
Planı'nın Kıbrıslı Rumlar tarafından reddedilmesine
rağmen kendilerinin çözüm isteyen taraf olmalarından ötürü, bu plan
temelinde, iki taraf için de kabul edilebilir olan bir çözüm bulunması
amacıyla müzakerelere hazır olduklarını belirttiklerini
ancak Türk tarafının Annan Planı'nın kendilerini tatmin
ettiğini söyleyerek diyaloğa girişmekten
kaçındıklarını ve böylece de karşılıklı
kabul görecek bir çözümün de bulunamadığını" ifade
etti.
Yakovu, ABD'nin Türkiye ve
Kıbrıs'a ilişkin politikasını değerlendirirken
ise, "ABD'nin başlıca politikasının Türkiye'nin AB'ye
katılımını sağlamak olduğunu ve ABD'nin,
Kıbrıs'ta bir anlaşma olmaması durumunda Kıbrıs
tarafından Türkiye'ye veto uygulayacağı şeklinde
yanlış bir değerlendirme yaparak Türkiye'nin kabul
edebileceği bir planı, yani Annan Planı'nı
sunduğunu" iddia etti.
Yakovu, "ABD'nin
politikasının ilk olarak Türkiye tarafından kabul edilecek bir
plan sunmak, Kıbrıslı Rumlar tarafından bu planın
reddedilmesi durumunda ise, Kıbrıs Rum tarafının Türkiye'nin
AB sürecini veto etmesini engelleyecek kadar büyük bir yara almasını
sağlamak" olduğunu iddia ederken, "Elbette tüm bu
değerlendirmelerin yanlış çıktığını ve
bunu gören ABD'nin politikasını yenilemesini umduğunu"
belirtti.
Söyleşisinde ABD'li
milletvekillerinin KKTC'yi Ercan Havaalanı üzerinden ziyaret etmeleri ve
ABD'nin Kıbrıs Büyükelçisi Michale Klosson'un milletvekillerine
eşlik etmesi konusuna da değinen Yakovu, "Gerek ABD
Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü'nün gerekse
Klosson'un kendisinin bizzat Yakovu'nun ofisinde, ABD'li milletvekillerini
havaalanında karşıladığı ya da yolcu ettiği
şeklindeki haberleri yalanladığını" iddia ederek
Klosson'un "milletvekilleri ile sadece Talat'ın ofisine
gittiğini, diğer temaslarında onlara eşlik etmediğini"
söyledi.
Yakovu, Klosson'un
görüşünün "Talat'ın Kıbrıs Türk toplumunun lideri
olduğu ve bu yüzden Talat ile görüştüğü" şeklinde
olduğunu da iddia ederken "Ziyaretin yasadışı
olduğu, uluslar arası hukuk ile Kıbrıs Cumhuriyeti ve ABD
yasalarına aykırı olduğu konusunda ise görüş
ayrılığının mevcut olduğunu" ifade etti.
Yakovu, Kıbrıs'taki
İngiliz Üsleri konusundaki bir soru üzerine ise, "İngiliz
Üsleri'ne ilişkin konuların hassas konular olduklarını ve
şu aşamada kamuoyu önünde ele alınmalarının zarar
verebileceğini" ifade etti.
KIBRIS 13/06/2005
KKTC'den Rusya Federasyonu'na nota
14 Haziran, 2005 02:31:00 (TSİ) CNN TURK
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, St. Petersburg'da dün
yapılması planlanan KKTC turizmini tanıtım
toplantısını, Rumların itirazları sonucu engelleyen
Rusya Federasyonu'na nota verdi.
Söz
konusu tanıtım toplantısının, KKTC Ekonomi ve Turizm
Bakanlığı ile birçok kurum ve kuruluşun destek verdiği
Rusya'dan turist getirme çabaları çerçevesinde St. Petersburg'da
yapılması planlanıyordu.
Ancak toplantı, Rumların itirazları sonucu 9 haziran tarihinde
Rusya Federasyonu Dışişleri Bakanlığı
tarafından engellenmişti.
KKTC Başbakan Yardımcılığı ve
Dışişleri Bakanlığı, bugün Kıbrıs'taki
BM Barış Gücü (UNFICYP) subayı aracılığıyla
Güney Kıbrıs'taki Rus Büyükelçiliği'ne verdiği notayla,
Rusya Federasyonu Dışişleri Bakanlığı'nın,
tanıtım toplantısının yer alacağı otele
'yasa dışı iş yaptığınız için
çalışma izninizi iptal ederiz' şeklinde baskı yaparak,
toplantının yapılmasını engellemesini protesto etti.
"Ambargoların
devamı anlamına gelir"
Başbakan Yardımcılığı ve Dışişleri
Bakanlığı Siyasi İşler Özel Danışmanı
Kudret Akay, söz konusu notayı Rus Büyükelçiliği'ne iletilmek üzere
bugün öğleden sonra bakanlığa çağrılan BM
subayına verildiğini belirtti.
Akay, "Rusya'ya, sergilediği tavrın Ada'da uzlaşmaya
yardımcı olmadığını verdikleri notayla
bildirdiklerini" söyledi.
Akay, "turizmle ilgili yapılacak bir organizasyonu KKTC'yi
tanıtma kisvesi altında iptal ettirmek demek, ekonomik
ambargoları daha da güçlendirerek devam ettirmek demektir. Böyle bir
girişime KKTC seyirci kalamazdı. Bunun kabul edilemez olduğunu
Rusya'ya bir notayla bildirdik" dedi.
Avrupa-ABD
ilişkilerinde son durum ve Kıbrıs
AB ufkunda
Kıbrıs görünmüyor. Biraz da bu nedenle, Ankara şu sıra
Atlantik ötesine bakıyor
RADIKAL 14/06/05
Avrupa Birliği
dışişleri bakanların dün Brüksel'deki
toplantılarında 1963 Ankara Anlaşması'nı Güney
Kıbrıs'ı da kapsayacak şekilde genişleten ek protokolü
imzalayıp Ankara'ya gönderdi. AB Müzakerecisi ve Hazine Bakanı Ali
Babacan da, dün Fransız yatırımcıları kabulünde bu
yöndeki bir soruya, protokolün imzalanmasında bir sorun
yaşanmayacağını açıkladı. AB kaynakları
protokolün 16-17 Haziran tarihlerindeki zirveden önce imzalanmasının
daha iyi olacağı yolunda mesajlar gönderirken,
Dışişleri Bakanlığı kaynakları 72
sayfalık belgenin Türkçeye tercümesinin birkaç gün alabileceğini
söylüyor.
Aslına bakarsanız, ne Kıbrıs AB zirvesinin gündeminde, ne
Türkiye; hatta ne de AB'nin genişlemesi. Genişleme konusu,
yalnızca Türkiye için değil, üyeliğin eşiğinde duran
Hırvatistan, Romanya ve Bulgaristan'ı da kapsayacak şekilde, bir
bütün olarak zirve gündeminden çıkarıldı. Fransa ve Hollanda
referandumlarıyla AB Anayasası'nın bu haliyle çöp sepetine
gitmesi ve İngiltere'nin referandum yapmayacağını
açıklayarak tabuta çiviyi çakmasının ardından, AB
liderleri, aralarında yeni ihtilaflara yol açabilecek konuları masaya
getirmekten kaçınıyorlar. Bu, bir açıdan Türkiye'nin 3 Ekim'de
AB ile tam üyelik müzakerelerinin başlamasının da yeniden sorgulamaya
açılmamış olması demek.
Genişleme gibi asli sorunlarından birini, yeni ihtilaflar
çıkmasın diye görüşme gündemine almayan AB liderlerinin
Kıbrıs konusunda bir adım atmaları beklenebilir mi? Zor.
Kıbrıs konusu AB içinde (Güney Kıbrıs
dışında) yalnızca Yunanistan'ı ve bir ölçüde
İngiltere'yi ilgilendiriyor şu anda. İngiltere'yi
ilgilendiriyor, çünkü İngiltere hem Kıbrıs garantörü, hem de 24
Nisan 2004 referandumu ardından (Türkiye ve Kıbrıs Türkleri
kadar olmasa da) kendisini aldatılmış hissediyor.
Ankara, temmuz başında AB Dönem
Başkanlığı'nı devralacak İngiltere'den
Kıbrıs konusunda adım atmasını bekliyor. Benzeri
beklentinin ABD'de de olduğu Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın
son ziyareti sırasında anlaşıldı.
Ancak, Erdoğan'dan bir gün önce, 7 Haziran'da Washington'da ABD
Başkanı George Bush ile görüşen İngiltere
Başbakanı Tony Blair'in bugünlerde oldukça yoğun başka
işleri var. Bush'la, Afrika'daki en fakir ülkelerin borçlarının
silinmesi konusunu 6-8 Temmuz'da İskoçya'da yapılacak G-8 zirvesine götürme
kararı (ve bu karara Dünya Bankası Başkanı Paul
Wolfowitz'den destek) alan Blair, dün Rusya'daydı. (Arada, 20 Haziran'da
Washington'da beklenen ABD-AB zirvesi var.) Hem borç silinme gündemini, hem
AB'yi, hem de Rusya'daki demokratikleşmeyi konuştular. G-7
dünyanın en zengin yedi demokrasisinin oluşturduğu bir grup.
Sovyetlerin yıkılışı ardından ekonomisinin
büyüklüğünü ve siyasi-askeri gücünü dikkate alarak Rusya da bu gruba
alınmıştı. Ancak şimdi Rusya'nın ne zengin, ne de
demokrasi olduğunu ileri sürerek gruptan çıkarılmasını
isteyen diğer yedi ülkeden politikacıların sesi yükselmeye
başladı. ABD, İngiltere ve Almanya bu nedenle Rusya'nın
demokratikleşme adımları atmasın istiyor. Blair, zaten dün
Putin ile buluşması ardından Şansölye Gerhard Schroeder ile
akşam yemeğinde buluşmak üzere Berlin'e geçti. Bugün de Paris'te
Fransız Cumhurbaşkanı Jacques Chirac ile görüşecek?
Putin'in dün Blair ile görüştüğü saatlerde Erdoğan da Putin'le
telefon görüşmesi talebine yanıt bekliyordu. Önceki gün önce Antalya'da
domates üreticilerine Rusya'ya dışsatımda yaşanan
sıkıntıyı aşmak için Rus liderle
görüşeceğini açıklamıştı.
(Dışişleri yetkilileri bu açıklamaya şaşırdılar,
o saate kadar kendilerine bu yönde bir hazırlık talimatı
gelmemişti.) Üstelik Erdoğan, ABD seyahatinde gazetecilere, New
York'ta BM Genel Sekreteri Kofi Annan'dan 24 Nisan ardından
yazdığı raporu artık daha fazla bekletmeden Güvenlik
Konseyi'ne sunmasını isteyeceğini, gerekirse bu konuda Putin ile
de konuşacağını söylemişti. Geçen yıl mayıs
sonunda raporun görüşülmesini engelleyen Güney Kıbrıs'la
yakın ilişkileri bulunan Rusya olmuştu. Erdoğan'ın
Bush ve Annan ile görüştüğü günlerde, Rusya Dışişleri
Bakanı Sergey Lavrov'un Kıbrıs Rum hükümetiyle adada
görüşüyor olması bir raslantı mıydı?
Kıbrıs mı?
Avrupa ufkunda pek görünmüyor. Ankara biraz da bu nedenle şu sıra
Atlantik ötesine bakıyor.
Rum
gemisi baş ağrıtacak
14/06/2005
RADIKAL
RADİKAL - ANKARA - Türkiye'nin ek protokolü
imzasıyla eski 15 üyenin yararlandığı tüm imtiyaz ve
uygulamalar Kıbrıs dahil 10 yeni üye için de geçerli olacak. Yani Rum
malları gümrük avantajlarından yararlanacak. Gümrüğe verilecek
talimatla 'Kıbrıs Cumhuriyeti' menşeili mallar, avantajlı
olarak Türk pazarına sunulabilecek.
Sorun, Rum bandıralı gemilerin Türk limanlarına girişi.
Rumlar, serbest dolaşım bağlamında buna olanak
tanınmasını savunuyor. Ancak Türkiye, 'Kıbrıs
Cumhuriyeti'ni tanımadığı için bu mallar, 'Kıbrıs
Cumhuriyeti' bandıralı gemiler ya da uçaklarla Türk liman ya da
havaalanlarına getirilemeyecek. Türkiye, protokolün
imzalanmasının limanların ya da havaalanlarının Rum
uçak ve gemilerine açılması anlamına gelmediğini, bunun
'egemenlikle' bağlantılı olduğunu vurguluyor.
İmzaya kaldı
AB Genel İşler
Konseyi, Ankara Antlaşması'nın Gümrük Birliğine
ilişkin ek protokolünü onayladı
İmzaya kaldı
GÜMRÜK
BİRLİĞİNE 10 YENİ ÜYE... Lüksemburg'da toplanan AB
dışişleri bakanları, Ankara Antlaşması'nı
Kıbrıs Rum yönetimini de kapsayacak şekilde genişleten
protokole onay verdi. Ek protokol çerçevesinde, Türkiye-AB Gümrük Birliğinin
kapsama alanı, AB'ye yeni katılan ve aralarında Güney
Kıbrıs Rum yönetiminin de bulunduğu 10 yeni üyeye
genişletiliyor
ADIM ATMA SIRASI
TÜRKİYE'DE... Ek protokolün imza sürecinin AB'de tamamlanmasının
ardından, Türkiye'nin de belgeyi önümüzdeki haftalarda imzalaması
öngörülüyor. AB dışişleri bakanları, ek protokolü
tartışmasız onaylayarak, imza için Ankara'ya gönderilmesini
kararlaştırdı. Ek protokolün imzalanması, 3 Ekimde
Türkiye'nin AB'ye katılım müzakerelerinin
başlatılmasının son ön koşulu olarak gösteriliyor
l 20 RESMİ LİSANA
ÇEVRİLECEK... Ek protokolün, Ankara'nın imza ve onay sürecini
tamamlamasının ardından, Gümrük Birliğinin kapsama
alanı AB'ye 2004'te katılan Güney Kıbrıs, Çek Cumhuriyeti,
Estonya, Macaristan, Letonya, Litvanya, Malta, Polonya, Slovakya ve
Slovenya'yı içine alacak. Ek protokolün, AB'nin 20 resmi lisanında
gerekli tercümelerinin yapılmasının ardından Türkiye
tarafından imzalanmasının 3 hafta kadar vakit alması
öngörülüyor
Lüksemburg'da toplanan AB
dışişleri bakanları, Ankara Antlaşması'nı
Kıbrıs Rum yönetimini de kapsayacak şekilde genişleten
protokole onay verdi
Ek protokol çerçevesinde,
Türkiye-AB Gümrük Birliğinin kapsama alanı, AB'ye yeni katılan
ve aralarında Güney Kıbrıs Rum yönetiminin de bulunduğu 10
yeni üyeye genişletiliyor.
AA'nın haberine göre,
ek protokolün imza sürecinin AB'de tamamlanmasının ardından,
Türkiye'nin de belgeyi önümüzdeki haftalarda imzalaması öngörülüyor.
AB dışişleri
bakanları, ek protokolü tartışmasız onaylayarak, imza için
Ankara'ya gönderilmesini kararlaştırdılar.
Ek protokolün,
Ankara'nın imza ve onay sürecini tamamlamasının ardından,
Gümrük Birliğinin kapsama alanı AB'ye 2004'te katılan 10 yeni
üyeyi (Güney Kıbrıs, Çek Cumhuriyeti, Estonya, Macaristan, Letonya,
Litvanya, Malta, Polonya, Slovakya ve Slovenya) içine alacak.
Ek protokolün, AB'nin 20
resmi lisanında gerekli tercümelerinin yapılmasının
ardından Türkiye tarafından imzalanmasının 3 hafta kadar
vakit alması öngörülüyor.
Ek protokolün
imzalanması, 3 Ekimde Türkiye'nin AB'ye katılım müzakerelerinin
başlatılmasının son ön koşulu olarak gösteriliyor.
"Adım atma
sırası Türkiye'de"
Lüksemburg'daki
toplantıda hiç tartışılmadan kabul edilen "ek
protokol" süreciyle ilgili adım atma sırasının
şimdi Türkiye'de olduğu bildiriyor.
AB dışişleri
bakanları 16-17 Haziran tarihlerindeki AB zirvesinden önce Türkiye'nin
"Ek Protokolü" imzalamasını bekliyor.
Ek protokolün
imzalanması, 3 Ekimde müzakerelerin başlatılabilmesi için Avrupa
Birliği tarafından son şart olarak öne sürüldü.
Türkiye'nin 3 Ekimde Avrupa
Birliği ile müzakerelere başlaması için en önemli koşul
olan "Ek Protokol"ün 16 Hazirandan önce imzalanması bekleniyor.
İmza günü için üzerinde durulan tarih ise 15 Haziran.
Aynı gün Türkiye
yayımlayacağı bir deklarasyon ile protokolde
"Kıbrıs Cumhuriyeti" olarak yer alan Rum yönetimini
tanımadığını ilan edecek. Yetkililer deklarasyonun
zirve sonrasına bırakılmasının söz konusu
olmadığını belirtiyor.
Ek protokolün hem Avrupa
Birliği, hem de Türk kamuoyunda sıkıntı
oluşturmaması için bakanların katıldığı bir
imza töreni düzenlenmeyecek.
Türkiye adına
protokole Avrupa Birliği Daimi Temsilcisi Oğuz Demiralp imza koyacak.
Zirve taslağında Türkiye'nin protokolü vakit geçirmeden
imzalaması gerektiği yönündeki ibare ise imza
atıldığı için metinden çıkarılacak.
Türkiye, Avrupa
Birliği ile bir süredir müzakerelerini sürdürdüğü Ankara
Antlaşması "Ek Protokol" metnine mutabakatını
bildiren mektubu 29 Martta Brüksel'e iletmişti.
Söz konusu metin, AB üyesi
ülkelerin Brüksel'deki daimi temsilcilerinden oluşan Daimi Temsilciler
Konseyi (COREPER) ve AB dışişleri bakanlarından oluşan
AB Genel İşler Konseyi'nin onaylarına sunulacak.
Metnin Avrupa
Parlamentosu'nun bilgi ve görüşlerine de aktarılmasının
ardından Ankara Antlaşması Uyum Protokolü, AB'nin yürütme
organı olan AB Komisyonu ve Türkiye tarafından imzalanacak.
Antlaşmanın
Türkiye açısından yürürlüğe girmesi için TBMM'nin onayı da
gerekiyor. Gerek uyum protokolünün gerek Türkiye'nin göndereceği mektubun
müzakereleri daha önce iki taraf arasında yapılmıştı.
Uyum protokolünde
Türkiye'nin itirazları sonucu havaalanları ve limanlar, Türkiye'nin
resmi dilinin Türkçe olarak yazılması gibi konularda Ankara'nın
istediği değişiklikler yapılmış ve Türkiye'nin Kıbrıs
Rum kesimini tanımadığına ilişkin bir ifade yer
almaması kararlaştırılmıştı.
KIBRIS 14/06/05
Aziz Kent, İngiltere'de tutuklanmadı
|
Kıbrıslı
Rumların mallarının gasp edildiği gerekçesiyle Kuzey
Kıbrıs'taki yatırımcı işadamlarına
karşı başlattığı tutuklama
kararlarının gerçeği yansıtmadığı ortaya
çıktı Aziz Kent,
İngiltere'de tutuklanmadı SORUN YAŞAMADI...
Rum mallarını gasp ettiği gerekçesiyle, Kuzey Kıbrıs
ve Türkiye dışına çıkamayacağı iddia edilen 4
kişiden biri olan Kıbrıslı Türk işadamı Aziz Kent,
5 Haziran Pazar günü hiçbir sıkıntı yaşamadan Stansed
Havaalanı'ndan Londra'ya giriş yaptı. Aziz Kent,
İngiltere'de bulunduğu süre içerisinde de tutuklanmadı Eylem ERAYDIN / LONDRA Rum medyasının
hakkında tutuklama kararı
çıkartıldığını duyurduğu
Kıbrıslı Türk işadamı Aziz Kent (Con Aziz),
geçtiğimiz hafta sonu hiçbir sorun yaşamadan İngiltere'ye
gitti. Kıbrıslı
Rumların mallarının gasp edildiği gerekçesiyle Kuzey
Kıbrıs'taki yatırımcı işadamlarına
karşı başlattığı tutuklama
kararlarının gerçeği yansıtmadığı ortaya
çıktı. Rum basının bu
karardan sonra Kuzey Kıbrıs ve Türkiye dışına
çıkamayacaklarını iddia ettiği 4 kişiden biri olan
Kıbrıslı Türk işadamı Aziz Kent, 5 Haziran Pazar
günü hiçbir sıkıntı yaşamadan Stansed Havaalanı'ndan
Londra'ya giriş yaptı. Aziz Kent, İngiltere'de bulunduğu
süre içerisinde de tutuklanmadı. Hatta Aziz Kent, eski
otel müdürlerinden olan Rum şoförü karşıladı. Son 2
aydır bu konular nedeniyle sıkıntılı günler
geçirdiğini belirten Kent, bahsi geçen 14 aylık hapis
cezasından dolayı uçakta hayli tedirgin olduğunu söyledi. İngiltere'ye gelerek
Rum tarafına karşı hukuksal işlemleri
başlatacağını, kendisine ve Kıbrıs Türküne
yapılan haksızlıklara karşı mücadele edeceğini
vurgulayan Con Aziz, Londra'daki evinde sorularımızı
yanıtladı. KIBRIS: Bu olaylar
nasıl başladı? AZİZ KENT: Her
şey turist getirdiğimiz İsrail, İsveç ve Norveç
büyükelçiliğinin internet sayfalarında sahibi olduğum
Celebrity Otel'in Rum malı olarak gösterilmesiyle başladı.
Bunun üzerine oğlum Avukat Gordon Kent ile Rum hükümetine
başvurarak bunun düzeltilmesini istedik. 1974'ten önce
yaptığım otelin bize ait olduğunu o zamanki Rum
hükümetinden aldığımız tapu ve ruhsatla
kanıtladık. Ancak o dönemde benim tek başıma otel
yapmamı istemedikleri için bir Rum işletmeci almamı şart
koşmuşlardı. Sonra da bu otelin yarı yarıya Türk-Rum
oteli olduğunu iddia ettiler. Bunun üzerine şu an hayatta olmayan
Rum işletmecimin oğlunu arayarak otelin kime ait olduğunu
sordular. Ondan otelin tek sahibinin ben olduğumu öğrenince de bu
kez benim kimliğimi kanıtlamamı istediler. KIBRIS:
Hakkınızda çıktığı söylenen tutuklama emrini
nasıl öğrendiniz. Size bu konuda bir tebligat geldi mi? AZİZ KENT:
Avukatlarımla birlikte Amerika Başkanı Bush'tan İngiltere
Başkanı Tony Blair'e kadar bu konunun açığa
kavuşturulması için mektuplar yazdım ve hakkımı
aradım. O sırada Rum basınından benimle birlikte 4
kişi hakkında tutuklama emrinin çıktığını
öğrendim. İngiliz emlâkçi Mark Unwin ve Hurma Restaurant'ın
sahibi Hüseyin Çağıner'e bu konuda bir tebligat gelmesine
rağmen bana bir şey gelmedi. Bu yaşadıklarımız
hukuksal değil siyasi bir sorundur. KIBRIS- Tutuklama emrini
öğrendikten sonra buraya gelirken neler hissettiniz? AZİZ KENT: Tutuklama
emri beni korkutmadı çünkü bu davada haklı olduğumu biliyorum
ama yine de konusu geçen 14 ay hapis cezası beni ve ailemi oldukça tedirgin
etti. Buna rağmen geçen
hafta Londra'ya Larnaka Havaalanı'ndan gelmek istedim özellikle
bakalım ne olacak diye. Ancak ailem izin vermedi. KIBRIS- Sizce neden
tutuklama emri çıkartıldığı söylenen 4 kişiden
biri olarak bu olaylarda adınız geçti? AZİZ KENT- Rum
tarafı, kuzeyin turizm ve ekonomik açıdan ilerlemesini istemiyor.
Bu anlamda beni engellemek ve korkutmak istiyorlar. Aslında Rum
halkı bizlerle iş yapmak, hatta bazı Rum turizm acenteleri
bizi pazarlamak istiyorlar. Buna karşı çıkan bizimle işbirliği
istemeyen Rum hükümetidir. KIBRIS: Bu işin sonu
nereye varacak? AZİZ KENT: Adada
barış turizm vasıtasıyla olur bunu bir köprü olarak
kullanalım. Biz barış ve dostluk istiyoruz.
Kıbrıs'ta birlik ve beraberlik içinde çalışırsak bu
durum hem kuzeye hem güneye çok şeyler kazandıracaktır. Hatta
bu birliktelikten Güney Kıbrıs'ın alt yapısı bizden
daha ileri olduğu için daha kârlı çıkacaktır. Ama bizim
ilerlememizi istemiyorlar. Buradan Rum hükümetine soruyorum bizden ne
istiyor? Kıbrıs Türkü yaşamak için ne yapmalı artık?
400 milyon Avrupa vatandaşı ile entegre olan Güney
Kıbrıs, 200 binlik Kıbrıs Türkü ile mi entegre
olamıyor? KIBRIS: İngiltere'ye
gelmekteki amacınız nedir.? AZİZ KENT:
İngiltere'nin hukuk ve adaletine inanarak buraya geldim. Bana
yapılan Kıbrıs Türküne yapılana haksızlar için
mücadele edeceğiz. 30 yıldır bu otelleri pazarlayamadım
bunun bedelini kim ödeyecek? Yıllardır ambargolar altında
gördüğümüz zararların telafisini istiyorum? Bu konuda hükümetimizle
birlikte hareket ediyorum. Onlardan gelecek kararlara göre davalar
açılacak. Yeni hükümete ve Cumhurbaşkanımız Mehmet Ali
Talat da biz yatırımcılara verdikleri destekten dolayı
minnettarım. Tüm bu olumsuzluklara rağmen adada birlik ve beraberlik
istiyorum. Otellerim için 3 Rum müdür istiyorum, gelip
çalışsınlar, Rumlar da gelip kalsın.
İşbirliği yapmak istiyorum. KIBRIS: Rum tarafına
gönderdiğiniz bu mesajlara karşı bir cevap aldınız
mı? AZİZ KENT: Güney
Kıbrıs'taki bazı siyasetçilerden yemek teklifi aldım.
Adaya dönünce ilk işim Rum tarafına geçerek onlarla görüşmek
olacak. KIBRIS: Sizin konumunuzda
olan yatırımcı ve işadamlarına neler tavsiye
edersiniz? AZİZ KENT: Öncelikle
kendilerine bir tebligat gelmeden bu tür tutuklama kararlarına
inanmasınlar. Rum hükümetinin yapmak istediği Kuzey Kıbrıslı
Türklerin gelişmesini ve girişimci olmasını engellemek.
Onlar bizi işveren olarak, yatırımcı olarak kabul etmek
istemiyorlar. |
KIBRIS 14/06/05
Mecliste mülkiyet konuşuldu
|
RUMLAR, DÜNYAYI
ETKİLEMEYE ÇALIŞIYOR Mecliste konuşan Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, Rumların açtığı mala tecavüz
davalarının Avrupa'da hukuk davası kapsamında
olduğuna, Rumların vereceği 2 yıllık hapislik
cezalarının Avrupa'da uygulanamayacağına işaret
ederek, bunu kendileri gibi Rumların da bildiğini, ancak korku
salma ve dünyayı etkileme peşinde olduklarını
vurguladı RUMLAR ALEYHİNE
AİHM'ye GİDİLECEK Türk tarafının zayıf
yanının Rum tarafının zayıf yanından daha
zayıf olmadığını, onların atacağı
yumruğa karşı yumrukla karşılık verilirse
davalar konusunda sorun olmayacağını ifade eden Talat, bu
nedenle politikacıların ve basının bilinçle hareket
etmesi gerektiğini kaydetti. Talat, mal-mülk konularındaki ve
diğer konulardaki karar ve tutumlarından dolayı Rumlar
aleyhine AİHM'ye gidileceğini bildirdi Cumhuriyet Meclisi Genel
Kurulu dün Meclis Başkan Yardımcısı Mehmet Bayram'ın
başkanlığında toplanarak, mülkiyet davaları konusunu
görüştü. Saat 10.45'te
başlayan genel kurulda, UBP'nin sunduğu önergenin kabul edilmesi
sonucu Rumların açtığı mülkiyet davaları
hakkında genel görüşme yapıldı. Cumhuriyet Meclisi Genel
Kurulunun dünkü toplantısında ilk olarak onaya ve bilgiye
sunuş işlemleri yapıldı. Bu bölümde
tasarılarla ilgili ivedilik kararları alınırken söz alan
UBP Milletvekili Hasan Taçoy, İdari ve Sosyal İşler
Komitesi'nin gündeminde olmayan Dışişleri Dairesi'yle ilgili
bir tasarının hükümet partilerinin oylarıyla
görüştürüldüğünü, bunun yanlış olduğunu söyledi.
Taçoy, oyçokluğuyla gündemin değiştirilmesini protesto
ettiklerini de belirtti. İdari ve Sosyal
İşler Komitesi Başkanı Ertuğrul Hasipoğlu,
komitenin gündemindeki tasarılarla ilgili olmasından dolayı
gündemde olmayan bir tasarının diğerleriyle
birleştirilmesinin doğal olduğunu ve bu uygulamanın ilk
kez yapılmadığını kaydetti. Genel kurulun gündeminde
yer alan "Birleştirilmiş Sivil Savunma Teşkilatı
Personel (Değişiklik) Yasa Tasarısı, Diş
Teknisyenlerinin Görev ve Çalışma Esasları
(Değişiklik) Yasa Tasarısı, Birleştirilmiş
Dışişleri Dairesi (Kuruluş, Görev ve Çalışma
Esasları) (Değişiklik) Yasa Tasarısı, Kamu
Görevlileri (Değişiklik) Yasa Tasarısı, Üst Kademe
Yöneticileri (Değişiklik) Yasa Tasarısı."
başlıklı tasarılardan sadece Sivil Savunma Treşkilat
Personel (Değişiklik) ve Diş Teknisyenlerinin Görev ve
Çalışma Esasları (Değişiklik) yasa
tasarıları onaylanabildi. Talat: "Davalar ve
tutuklama kararları ileriye
götürülmeyecek" Genel kurulda yasa
tasarılarının görüşülmesi öncesi öncesinde sonra
Rumların açtığı mülkiyet davaları hakkındaki
genel görüşmeye geçildi. Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat'ın da katıldığı toplantıda ilk
konuşmayı da Cumhurbaşkanı Talat yaptı. Talat
konuşmasında, mülkiyet davaları ve davalarla ilgili olarak
gelinen nokta hakkında bilgiler verdi. Davaların önemine
işaret eden Cumhurbaşkanı Talat, konunun çok boyutlu ve
karmaşık olduğunu, örneğin davalarda şartlı
isbât-ı vücud yapılmasının doğru olup
olmadığının
tartışıldığını, bunun doğru
olduğu düşüncesiyle de şartlı isbât-ı vücudun
yapıldığını ifade etti. Loizidu
içtihadını anımsatıp aleyhte yeni içtihatların önüne
geçmek için büyük çaba harcanması gerektiği üzerinde duran Talat,
AİHM'deki mülkiyet davalarında Kuzey Kıbrıs'tan
Türkiye'nin sorumlu olduğunun karara
bağlandığını anlattı. Talat, mülkiyet sorunu ve
davalarındaki en önemli konunun KKTC Anayasası'nın 159.
maddesinin ve buna göre çıkarılan İTEM Yasası'nın
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne aykırı
bulunması olduğunu söyledi. KKTC'de mal alıp
inşaat yapan bir İngiliz çift aleyhine açılan davanın
devam ettiğini ve bunun çok önemli olduğunu dile getiren Talat,
Rumların bu davanın kararlarının İngiltere'de
uygulamaya konmasını istediğini kaydetti. Talat, Çağıner
(Hurma Restoran) davasında isbât-ı vücudun
yapılmasının, Avrupa'da öne sürülecek iddiaların
öncelikle iç hukukta tüketilmesi gerektiği düşüncesinden
kaynaklandığını ifade ederek, böylelikle burada öne
sürülen düşüncelerin Avrupa'da öne sürüleceğini belirtti. Talat,
öne sürülecek birçok gerekçe bulunduğunu, bunların en önemlisinin
Rum Mahkemesi'nin yargı yetkisinin bulunmadığı öngörüsü
olduğunu söyledi. Tutuklama emirlerine de
değinen Cumhurbaşkanı Talat, Rumların Avrupa tutuklama
emri çıkaramadığını ve Interpol'den tutuklama emri
çıkartmaya çalıştığını kaydetti. Talat,
AİHM dışındaki tüm davaların ve tutuklama kararlarının
ileriye götürülemeyeceğini belirtti. Manüpilasyona gelinmemesi
gerekir Rumların
açtığı mala tecavüz davalarının Avrupa'da hukuk
davası kapsamında olduğunu, Rumların vereceği 2
yıllık hapislik cezalarının Avrupa'da
uygulanamayacağını söyleyen Talat, bunu kendileri gibi
Rumların da bildiğini, fakat Rumların korku salma ve
dünyayı etkileme peşinde olduğunu vurguladı. Talat, Rum
yönetiminin etkisi altında olan Rum basınının,
yalan-yanlış şeyler yazdığını, KKTC'deki
gazetelerin de bunu alıp yansıttığını kaydetti.
Talat, Değirmenlik Okulu'nun yıkılacağı haberini
örnek verdi ve bu gibi manipülasyonlara gelmemek gerektiğini söyledi. Rum tarafının
durumu daha vahim Kıbrıslı
Türklerin harekete geçip hak aramaya başlamak üzere olduğunu,
davaların gündemde olduğunu belirten Talat, mülkiyet konusunda Rum
tarafının durumunun Türk tarafından daha vahim olduğunu
ifade etti. Talat, pozisyonun
sağlam olmasından dolayı endişeye kapılmamak
gerektiğini söyledi. Cumhurbaşkanı
Talat, son davalardan korkulmaması gerektiğini, ancak Loizidu gibi
AİHM kararlarının Türk tarafına büyük sorunlar
yaratabileceğini kaydetti, bundan dolayı Kıbrıs sorununun
çözümü ve mülkiyet sorununun çözümünü düşünmek gerektiğini
vurguladı. Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, Rum tarafının AB'ye girmesiyle cephenin
genişlediğini, artık Kıbrıs'ta karşı
karşıya mücadelenin yapılamadığını ifade
ederek, artık her alanda özellikle AB'de Rumlarla mücadele
gerektiğini dile getirdi. Mülkiyet sorununun önemli
ve çok büyük bir sorun olduğunu, bunun devam ettiğini belirten
Talat, ancak davaların demoklesin kılıcı gibi
Kıbrıslı Türkleri baskı altında tutma amacı
taşıdığını, bu bilinçle hareket edip tutum
belirlemek gerektiğini söyledi. Rumlar aleyhine
AİHM'ye gidilecek Türk tarafının
zayıf yanının Rum tarafının zayıf yanından
daha zayıf olmadığını, onların
atacağı yumruğa karşı yumrukla
karşılık verilirse davalar konusunda sorun
olmayacağını ifade eden Talat, bu nedenle
politikacıların ve basının bilinçle hareket etmesi
gerektiğini kaydetti. Talat bundan sonra
nasıl hareket edileceği konusunda Meclis'in de ortaya görüş
koyabileceğini de dile getirdi. Talat, referandumdaki
"evet" kararının, Kıbrıslı Türklere
getirdiği siyasi getirinin, hukuki getiriyi de
sağlayacağına inandığını dile getirdi. Cumhurbaşkanı
Talat, mal-mülk konularındaki ve diğer konulardaki karar ve
tutumlarından dolayı Rumlar aleyhine AİHM'ye gidileceğini
bildirdi. Maraş'ın
vakıf malı olmasıyla ilgili
araştırmalar yapılıyor Rum tarafındaki tapu
dairelerinde evrakların tahrifata uğratıldığı
endişesinde olduklarını, ancak vakıf mallarıyla
ilgili evrakların İstanbul'dan da bulunduğunu, bunlarda
araştırmalar yapıldığını belirten Talat,
bazı tespitlere ulaşıldığını, fakat
sağlam tespitlerle hareket edilmesi gerektiğini söyledi. Talat, Maraş'ın
vakıf malı olduğunun hep propaganda malzemesi
yapıldığını, ancak kimsenin
inandırılmadığını ifade ederek, şimdi
Maraş'ın vakıf malı olmasıyla ilgili kesin
tespitlere ulaşılmasının şart olduğunu, çok
derin incelemelerin yapılmakta olduğunu kaydetti. Talat, AİHM'deki
davaların ertelenmesi ve/veya durdurulması için elden gelen her
şeyin yapılması gerektiği üzerinde durarak, bunun
olması halinde Papadopulos'un masaya oturacağına
inandığını söyledi. Hükümet, nüfus ve bina
sayımı kararı aldı Mülkiyetle ilgili çok
yönlü çabaların devam ettiğini kaydeden Talat, hükümetin nüfus ve
bina sayımı kararı aldığını açıklayarak,
bunun bazı sonuçlara ulaşılmasını
sağlayacağını belirtti. Papadopulos'un siyasi
değil hukuki olarak güçlü olduğunu dile getiren
Cumhurbaşkanı Talat, hukuku siyasetin belirlediğini,
Kıbrıs konusunda da Kıbrıslı Türklerin siyasi
güçlülüğünün meyvesini vereceğine inandığını
söyledi. Talat,
milletvekillerinden gelen soruları da yanıtladığı
konuşmasında, bazı konulara girmeyeceğini, siyasi parti
liderleriyle konuşacağını da belirtti. Ne
yapılabileceği düşünülmeli? Cumhurbaşkanı
Talat, tüm partilerin birlikte hareket edip mülkiyet rejimiyle ilgili bir
karara varılabileceğini dile getirerek, Avrupa İnsan
Hakları Sözleşmesi'ne aykırı bulunan Anayasa'nın
159. maddesiyle ilgili ne yapılabileceğinin düşünülmesi
gerektiğini de söyledi. Eroğlu "Gelinen
aşama politikalarımızın haklılığını
gösterdi" UBP Genel
Başkanı Dr. Derviş Eroğlu, Kıbrıs'ta mülkiyetle
ilgili konuların 1955'lerden itibaren ortaya çıkmaya
başladığını, bugün ulaşılan
aşamanın mülkiyetle ilgili uyguladıkları
politikaların haklı olduğunu gösterdiğini söyledi. Mülkiyetle ilgili olarak
Meclis'te yapılan genel görüşmede, Cumhurbaşkanı Mehmet
Ali Talat'ın konuşmasının ardından ana muhalefet
partisi UBP Genel Başkanı Derviş Eroğlu konuştu. Cumhurbaşkanı
Talat'a verdiği bilgiler için teşekkür ederek söze başlayan
UBP Genel Başkanı, Gazimağusa Milletvekili Derviş
Eroğlu, mülkiyet konusunun 1955'lerden başlayarak ele
alınması gereken bir konu olduğunu ve gelinen
aşamanın kendilerinin ortaya koydukları politikaların
haklılığını gösterdiğini kaydetti. Rumların
Kıbrıs Türk ekonomisini geriletmek için mülkiyet davaları
açmaya başladığını ifade eden Eroğlu, kuzeydeki
mallara tapu vermekle yanlış yapılmadığını
ifade etti. İnsanların geleceğinden emin olmadıkça
yatırım yapmaktan kaçınacağını kaydeden
Eroğlu, ülke ekonomisinin bu sayede bu noktaya geldiğini
anlattı. Eroğlu, mülkiyet
davalarıyla ilgili farklı yorumlar bulunduğunu,
mütekabiliyetin, meselenin özünde gereken tavırların
geliştirilmesi şeklinde el alınması gerektiğini
kaydetti. Rum tarafından açılan davalarla ilgili olarak Güney'de
alınan önlemlere atıfta bulunan Eroğlu, KKTC'de de
alınması gereken önlemler bulunduğunu, bu konuda hükümete,
meclise görev düştüğünü belirtirken, kendilerinin de üzerlerine
düşeni yapmaya hazır olduklarını kaydetti. Eroğlu Hurma
davasıyla ilgili olarak şartlı isbât-ı vücud talebinin
kabul edilmesinin doğruluğunun
tartışılabileceğini ifade ederek, bunun Güney'deki Rum
mahkemelerinin yasallığını gündeme getirebileceği
şüphesini taşıdıklarını anlattı. Geçmişte kendilerine
yöneltilen "uzlaşmaz", "uzlaşma istemez"
şeklindeki suçlamaların bugün uzlaşma istemeyenin Rum
tarafı olduğu gerçeğinin anlaşılmasıyla havada
kaldığını kaydeden Eroğlu, bugünkü yönetimin
"geç olsa da" gerçekleri görmesinin memnuniyet verici olduğunu
söyledi. Rum malları
anayasayla kamulaştırıldı Rum mallarının
1985 Anayasası'nın 159. maddesiyle
kamulaştırıldığını söyleyen Eroğlu,
bir devletin böyle bir inisiyatif hakkının varolduğunu ve bu
hakkın kullanıldığını kaydetti. Eroğlu, gelinen
aşamada insanların haklarında tutuklama kararı
çıkabileceği endişesiyle yurt dışına
çıkmaktan korkar hale geldiğini yabancıların da buradan
mal almaktan kaçınmaya başladığını belirterek
hükümeti önlem almaya çağırdı. Bunun için gerekli
bazı yasaların da meclisten geçirilmesi gerektiğini ifade eden
Eroğlu, Rum Yönetimi Lideri Tasos Papadopulos'un dünyada itibar gören
bir tarafın lideri olduğunun göz ardı edilmemesini istedi. KKTC'deki askeri
varlığın haklılığına da işaret eden
Eroğlu, siyasi propaganda uğruna gerçeklerin
çarpıtılmamasını istedi. Eroğlu, ülkedeki
siyasi durumun ve gerçeklerin göz ardı edilmemesi, bu doğrultuda
politika yürütülmesi gerektiği görüşü üzerinde durdu. Soyer: Hukuki
adımlarla saldırılar göğüslenmeli Meclis genel kurulunda
Rumların açtığı mülkiyet davaları hakkında
yapılan genel görüşmede Eroğlu'nun ardından Başbakan
Ferdi Sabit Soyer konuştu. Soyer
konuşmasında, mülkiyet konusunun Kıbrıs sorununun
bütünlüklü çözümünün önünde tartışılmakta olduğuna
işaret ederek, Rum tarafının Türk tarafının
kazandığı olumlu imajı ve ekonomik gelişimi
gölgelemeye çalıştığını belirtti. Başbakan
Soyer, Rum tarafının tavrı karşısında hukuki
alanda adımlar atıp saldırıların göğüslenmesi
gerektiğini söyledi. Hukuki mücadelenin
Cumhurbaşkanlığı'nın merkeziyetiyle yürütülmesi ve
adımların plan, programla artmasının şart
olduğunu ifade eden Soyer, Talat'ın dediği gibi öncelikle iç
hukuk mekanizmalarının tüketilmesi gerektiğini kaydetti. UBP'nin Rum
tarafında mahkemeye girenlerin suçlu sayılması önerisinin
yanlış olduğunu dile getiren Soyer, Loizidu
davasının örnek olduğunu kaydederek, geçmişte
yaşanan ve kayba uğrayan siyaseti devam ettirmemek gerektiğini
söyledi. Başbakan Soyer,
referandumla ortaya çıkan çözüm iradesini ortadan kaldıracak
adımlar atılmasını istemenin zarar getireceğini dile
getirerek, UBP'nin "mütekabiliyet" dediğini, ancak
geçmişte "mütekabiliyet" diyerek atılan
adımların Kıbrıs Türk halkını zarara
uğrattığını, bunun en önemli örneğinin ABAD
kararı olduğunu belirtti. UBP'nin "mütekabiliyet"
düşüncesine anlam veremediğini ifade eden Soyer, referandum
sonucunda şekillenen siyasete karşı çıkmanın ve dünü
devam ettirme isteminin olabileceğini, ancak KKTC tapularını
bile geçersiz sayacak önerilerde bulunmanın yanlış olduğunu
ifade etti. Avrupa'ya veya Güney'e
gitmekten kimsenin korkmadığını belirten Soyer, Con
Aziz'in Londra'da olduğunu kaydetti. Rumların
uyuşmazlığını CTP'lilerin yeni fark ettiği
söylemlerinin doğru olmadığını, bunu her zaman
makalelerinde dile getirdiklerini vurgulayan Soyer, TC'nin Loizidu'nun
tazminatını ödememesi halinde Avrupa Konseyi'nden
atılacağını, CTP-DP hükümetinin tazminatın ödenmesi
konusunda etkisi olmadığını söyledi. KKTC'de mal alanında
iş yapanın da devletin garantisi altında olduğunu
kaydeden Ferdi Sabit Soyer, bu nedenle Eroğlu'nun önerisinin
anlamsız olduğunu vurguladı. Hasipoğlu Görüşmede
Başbakan Ferdi Sabit Soyer'in konuşmasından sonra DP
Milletvekili Ertuğrul Hasioğlu söz aldı. 24 Nisan referandumunun
Kıbrıs Türkü'ne kazandırdıklarını
yadsımamak gerektiğini, Kıbrıs'ta iki halkın varlığının
tescil edildiğini belirten Hasipoğlu, Rumların retçi
tavrını örterek gelişen inşaat sektörünü baltalamak için
davalara başvurduğunu kaydetti. Mal Tazmin Komisyonu'na
seçilen üyelerin Rum malları üzerinde oturan kişiler
olmasının yanlış olduğunu ifade eden Hasipoğlu,
Çağıner davasını Rum tarafının
kaybedeceğini belirtti. Hasipoğlu, şartlı müdafanın
doğru bir yöntem olduğunu da kaydetti. Uluslararası hukukta
icra kabiliyeti olmayan bir davanın görüşülemeyeceğini
vurgulayan Hasipoğlu, KKTC anayasasına göre Rum
mallarının 1985'te istimlak edildiğine dikkat çekti. Brüksel Konvansiyonu'nun
Kıbrıs Türkü lehine olduğunu belirten Hasipoğlu,
mahkemenin ilgili yerde olması gerektiğini ifade etti. Taçoy UBP Milletvekili Hasan
Taçoy da, kendisinin veya kendi düşüncesindeki kişilerin söylenmesi
gereken şeyleri cumhurbaşkanının söylemesinden
duyduğu memnuniyet dile getirdi. Birçok hukukçudan
görüş aldıklarını belirten Taçoy, yargılamanın
karma mahkemeler tarafından yapılmasının anayasal
zorunluluk olduğunu kaydetti. Nüfus mübadelesinde mal
mülkün de değiştirildiği görüşünü belirten Taçoy, (77-79)
doruk anlaşmalarıyla kazanılan haklar üzerinde durulması
gerektiğini belirtti. Kopenhag'da alınan
muktesebatın Kuzey'de geçersiz olduğu kararın ardından,
Rumların girişimiyle Kuzey'in "Kıbrıs Cumhuriyeti'ne
bağlı ancak kontrol edilemeyen bölge"
sayıldığını ifade eden Taçoy, Avrupalı
hukukçuların "Avrupa'da bir mal değilse Rum mahkemelerinde bu
konuları tartışmayın dediğini" kaydetti. Taçoy, davaların
detaylı incelenerek ilgili tüm çevrelerin oturup çözüm üretmesi
gerektiğini belirterek, bu konuda bir komite
oluşturulmasını istedi. Loizidu
davasının da iç hukuk tüketilmeden AHİM'ye gittiğini
kaydeden Taçoy, iç hukuk tüketilmesine gerek olmadığını
kaydetti. Eroğlu UBP Genel
Başkanı Derviş Eroğlu, hükümetin konuya ilgisinin ortada
olduğunu, iktidardan sadece iki milletvekilinin salonda olduğuna
dikkat çekti. Gelinen noktada mülkiyet
davalarının nasıl engelleneceğine bakmak gerektiğini
kaydeden Eroğlu, hükümetin bu konuda büyük gizlilik içinde olduğunu
söyledi. Uluslararası alanda
girişimler yapılması gerektiğini kaydeden Eroğlu, BM
genel sekreterinin yaptığı açıklamanın doğru
olması halinde Güney Kıbrıs'ın tavrının değişeceğini
söyledi. Mütekabiliyetin
uluslararası ilişkilerde önemli olduğunu vurgulayan
Eroğlu, Rumların tavırlarına aynı şekilde cevap
verilebiliyor mu, buna bakılması gerektiğini kaydetti. Eroğlu, Rum'un
insafa gelmesini bekleyerek bir yere varılamayacağını,
güçlü olanın gücünü göstermesi gerektiğini söyledi. Halkı
kandırarak bir yere varılamayacağını, halka
gerçekleri söylemek gerektiğini vurgulayan Eroğlu, gerçekçi
politikalar üretmek gerektiğini kaydetti. Eroğlu, mülkiyet
davaları konusunda birlik olmanın önemine de dikkat çekti. Eroğlu'nun
konuşmasının ardından genel görüşme tamamlandı.
Meclis, nisap
olmaması nedeniyle oturuma yarım saat ara verdi. 2 Yasa tasarısı
onaylandı Mülkiyet konusundaki
genel görüşmenin tamamlanmasından sonra
çalışmalarına 30 dakika ara veren genel kurul, saat 16:10'da
yeniden toplandı. Bu oturumda ilk olarak
Sivil Savunma Teşkilat Personel (Değişiklik) Yasa
Tasarısı ele alındı. UBP Milletvekili Hasan
Taçoy, tasarının madde madde görüşülmesi sırasında
söz alarak acil kurtarma ekibine ek tahsisat verilmesini önerdi. Tasarının
görüşüldüğü Hukuk ve Siyasi İşler Komitesi'nin
Başkanı DP Milletvekili Ertuğrul Hasipoğlu ise, birçok
daireye bu tahsisatın verilmesinden yana olduklarını, ancak
bunun kararını verecek olanın hükümet olduğunu söyledi.
Taçoy'un önerisi oyçokluğuyla reddedildi. Tasarı
oybirliğiyle kabul edildi. Toplantıda daha
sonra Diş Teknisyenlerinin Görev ve Çalışma Esasları
(Değişiklik) Yasa Tasarısı'nın görüşmesine
geçildi. Komite Başkanı
DP Milletvekili Ertuğrul Hasipoğlu tasarıya ilişkin
raporu genel kurulun bilgisine getirdikten sonra tasarıyla ilgili olarak
UBP Milletvekili Şerife Ünverdi söz aldı. Ünverdi diş
teknisyenlerinin çalışma koşullarını
iyileştirecek bu tasarıya olumlu oy vereceklerini belirtti. Tasarı
oybirliğiyle kabul edildikten sonra genel kurul dünkü çalışmalarını
tamamladı. Bir sonraki genel kurul
birleşimi 20 Haziran Pazartesi günü yapılacak. |
KIBRIS 14/06/05
Talat: AİHM davaları ertelensin
|
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, Rumların Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde
(AİHM) açtığı davaların görüşülmesinin çözüme
kadar ertelenmesinin, Rum Yönetimi'ni müzakere masasına
getireceğini savundu. Talat, Rumların mülk
davaları ve tutuklama emirleriyle Kıbrıslı Türkler ve
yabancılar arasında korku salmaya ve Kıbrıs Türk
ekonomisine darbe vurmaya çalıştığını belirtti. "Ertelenirse
Papadopulos masaya oturur" Cumhurbaşkanı,
AİHM'de davaların görüşülmesinin ertelenmesi halinde, Rum
lider Tasos Papadopulos'un görüşme masasına
oturacağını söyledi. Talat, Avrupa İnsan
Hakları Mahkemesi kararlarının Kıbrıs sorununun
çözümünde oluşacak mülkiyet rejimini etkileme potansiyeline sahip
olduğunun da altını çizdi. Mehmet Ali Talat,
"Bu yüzden AİHM boyutuna, Kıbrıs'taki mahkemelerden çok
daha fazla önem vermek zorundayız" dedi. Talat, Papadopulos'un 24
Nisan referandumundan sonra siyasi olarak tecrit edildiğini, ancak
hukuki olarak güçlü olduğunu da ifade etti. |
KIBRIS 14/06/05
Yakovu: Türkiye ek protokolü normal şekilde imzalayacak
Rum
Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu, Türkiye'nin, Gümrük
Birliğinin 10 yeni üyeyi de kapsayacak şekilde genişletilmesini
öngören ek protokolü normal şekilde imzalayacağı görüşünde
olduğunu belirtti.
Alithia gazetesinde yer
alan habere göre, Yakovu Lüksemburg'a hareketinden önce, Larnaka Hava
Alanında verdiği demeçte, Türkiye tarafından yapılacak
herhangi açıklamanın (Rum Yönetimini tanımadığı
şeklinde) sözlü olacağını iddia etti.
Gazeteye göre Yakovu,
Lüksemburg'ta AB Genel Kurulu ve Dış İlişkiler
toplantısına katılacağını belirttikten sonra, ek
protokol metninin toplantı gündeminde olacağını
hatırlattı ve "Dolayısıyla yarın bu protokol
imzaya hazır olacak. Bunu çok yakında imzalanması
bekleniyor" şeklinde konuştu.
Yakovu, "Türkiye'nin
geçmişte imza konusunu mektup teatisiyle gerçekleştirmeyi
denediğini ancak tüm ortaklardan tepki geldiğini, çünkü mektuba ek protokolle
ilgisi olmayan şeyler de dahil etmesinden endişe
duyduklarını" da savundu.
Yakovu, "imzanın
normal şekilde olacağı görülüyor ve Türkiye herhangi bir
açıklama yaparsa onu sözlü olarak yapacak."
Türkiye'nin ne
diyeceğine bakılmaksızın AB Dönem Başkanlığı
imzanın 25 AB üyesi ülkeyle yapıldığını,
Kıbrıs'ın üye bir devlet olduğunu ve Kıbrıs
Cumhuriyeti'nin AB'ye dahil olan devlet olduğunu ve açıklamanın
önemli olmadığını söyleyecek. Bunun üzerinde şu anda
mutabakata varılmış bulunmaktadır. Ek protokol imzalandığında
olacak olan da budur" şeklinde iddiada bulundu.
Haravgi gazetesine göre
Yakovu, AB Anayasasının onaylanmasının geciktirilmesinin
söz konusu olmadığını ve 30 Haziran'da Rum Meclisinde
onaylanacağını da söyledi.
Gazeteye göre Yakovu önceki
akşam AB Bakanlar Toplantısına katıldı, dün ise
Dış İlişkiler ve Genel Kurulun toplantısına
katılacaktı.
KIBRIS 14/06/05
Rumlar,
Ankara'da elçilik açmak istiyor
Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin, Gümrük Birliği ek protokolünün
Türkiye tarafından imzalanmasından sonra Ankara'da büyükelçilik veya
bir büro açmak istediği ve bu isteğini AB'ye bildirdiği
belirtildi. Rum Fileleftheros gazetesi, Rum Yönetimi'nin temsilcilik açarak,
"Türkiye'nin AB'ye üyelik müzakerelerinin başlamasından sonra
Türkiye'de olup biteni takip etmeyi hedeflediğini" yazdı.
Gazete, Rum Yönetimi'nin önceliğinin, Türkiye'nin Rum bandıralı
gemilere limanlarını, Rum uçaklarına da hava sahasını
açmasını sağlamak olduğunu kaydetti.
MILLIYET 15/06/05
Rum liderliği Kıbrıs konusunda affedilmez hatalar
yaptı
Tarım ve Doğal
Kaynaklar eski bakanı ve EDİ ileri geleni Kostas Themistokleus:
Rum liderliği
Kıbrıs konusunda affedilmez hatalar yaptı
YANLIŞ
STRATEJİ... Kostas Themistokleus, Rum liderliğinin ENOSİS
stratejisini belirlemede yaptığı yanlış bir değerlendirmenin
birçok hataya neden olduğunu ifade ederek, "Kıbrıs Türk
toplumunun sayıca küçük, siyasi ve ekonomik açılardan güçsüz
oluşu nedeniyle ağır baskılara dayanamayacağı
gibi yanlış bir değerlendirmede bulunuldu. Ancak bu küçük ve
güçsüz toplumun arkasında her şeyini feda etmeye hazır güçlü bir
ülke bulunduğunu fark etmedik. Onu bilinçsiz şekilde göz ardı
ettik" dedi
Rum Tarım ve
Doğal Kaynaklar eski bakanı ve Birleşik Demokratlar Partisi'nin
(EDİ) ileri geleni Kostas Themistokleus, Rum liderliğinin
Kıbrıs konusunda affedilmez hatalar yaptığını
söyledi.
Rum liderliğinin
Enosis stratejisini belirlemede yaptığı yanlış bir
değerlendirmenin birçok hataya neden olduğunu ifade eden
Themistokleus, "Kıbrıs Rum liderliği olarak,
Kıbrıs Türk toplumunun sayıca küçük, siyasi ve ekonomik
açılardan güçsüz oluşu nedeniyle ağır baskılara
dayanamayacağı gibi yanlış bir değerlendirmede
bulundu. Ancak bu küçük ve
güçsüz toplumun arkasında her şeyini feda etmeye hazır güçlü bir
ülke bulunduğunu fark etmedik. Onu bilinçsiz şekilde göz ardı
ettik" şeklinde konuştu.
Rum liderliği
tarafından yapılan hatalarla ilgili benzetmede de bulunan
Themistokleus, "Her şey Atina'ya yolculuğumuzu karadan yapmaya
benziyordu. O nedenle taşıtımız battı ve onunla
beraber 1964'ten beri bölünmüş Kıbrıs'ın bir
kaşık suyunda biz de battık" dedi.
Güney Kıbrıs'ta
yayınlanan Alithia gazetesi, Tarım ve Doğal Kaynaklar eski
bakanı ve EDİ ileri geleni Themistokleus'un "serbest kürsü"
köşesindeki yazısına yer verdi.
"Rum liderliği
affedilmez hatalar yaptı"
Gazeteye göre
Themistokleus, gazeteci yazar Makarios Drusyotis'in "İlk Taksim"
adlı yeni kitabını yorumlarken, Kıbrıs'ın
taksiminin esas sorumlusu olan Rum Yönetimi'nin affedilmez hatalarına
dikkat çekti, şu görüşleri dile getirdi:
"Kıbrıs
Cumhuriyeti nihai çözüm değil, geçici bir istasyon olarak görüldü. Yeniden
toparlanacağımız bu istasyondan sonra Kıbrıs'ın
Yunanistan'a bağlanması için nihai çabayı gösterecektik. Siyasi
açıdan bu kadar akılsızca olan bu arzumuz ise bizi herkesle,
vatandaşlarımız Kıbrıs Türkleri, Türkiye,
İngiltere, ABD hatta gerçeğin tahrif edilmesi tehlikelerini gören
Yunanistan'ın kendisiyle bile çatışmaya götürdü.
Enosis yolunda yeniden
organizasyon sadece 13 maddelik Anayasa değişikliği
yapılması önerileriyle değil, askeri hazırlıklarla da
oldu.
Kıbrıs Rum
liderliğinin stratejiyi belirlemesinde yanlış bir
değerlendirme birçok hataya neden oldu. Yanlış
değerlendirme, Kıbrıs Türk toplumunun sayıca küçük, siyasi
açıdan güçsüz oluşunun ve özellikle ekonomik güçsüzlüğünün
ağır baskılara dayanamayacağıydı. Bu küçük ve
güçsüz toplumun arkasında her şeyini feda etmeye hazır güçlü bir
ülke bulunduğunu fark etmedik. Onu bilinçsiz şekilde göz ardı
ettik. Yanlış tercihler sadece iç politika konularında
(ayrı belediyeler, kamu hizmetine personel alımı ve yüksek
anayasa mahkemesi kararlarının uygulanması gibi anayasal
kuralların hayata geçirilmesindeki isteksizlik) olmadı, dış
politikaya da taştı. Bağlantısızlara katılma tercihi,
hem de Kıbrıs Türk toplumuyla istişare etmeden, bir
çatışma noktası daha yaratmamıza neden oldu.
Daha sonra Sovyetler
Birliği'nden askeri ve siyasi destek arayışımız,
Kıbrıs sorununda söz sahibi başka faktörle de
çatışmaya götürdü.
"Bölünmüş
Kıbrıs'ın bir kaşık suyunda biz de battık"
Askeri alanda ve
Atina'nın karşı görüşüne rağmen ne askeri ne de
politik yarar sağlamayan inisiyatifleri üstlendik.
Bununla da tam aksine,
Türkiye'ye Kıbrıs'a askeri açıdan darbe vurma, siyasi
açıdan da Kıbrıs Türklerinin yaşadığı
enklavları güçlendirme ve iki toplumun ayrı yaşama isteğini
artırdık.
Kitabı okurken ilk
anda aklıma gelenler bunlar... Her şey Atina'ya yolculuğumuzu
karadan yapmaya benziyordu. O nedenle taşıtımız battı
ve onunla beraber 1964'ten beri bölünmüş Kıbrıs'ın bir
kaşık suyunda biz de battık."
KIBRIS 15/06/05
Talat: Görüşmeler gizli, tamamlanınca
açıklayacağız
Cumhurbaşkanı
Talat, Türk ve Rum heyetlerin katılımıyla Brüksel'de
yapılan temasların devam ettiğini söyledi
Talat: Görüşmeler
gizli, tamamlanınca açıklayacağız
YORUM YOK,
BİTİNCE AÇIKLARIZ... Cumhurbaşkanı Talat, gazetecilerin,
"Brüksel'deki temaslar hakkında bilgi verebilir misiniz"
şeklindeki sorusuna, "Yorum yok, görüşmeler gizli. Halen devam
ediyor. Bitince açıklayacağız"
karşılığını verdi
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, Türk ve Rum heyetlerin katılımıyla Brüksel'de
yapılan temasların devam ettiğini söyledi.
Talat dün bir kabulünde bir
gazetecinin, "Brüksel'deki temaslar hakkında bilgi verebilir
misiniz" şeklindeki sorusuna, "Yorum yok, görüşmeler gizli.
Halen devam ediyor. Bitince açıklayacağız" karşılığını
verdi.
Rum Hükümet Sözcüsü
Hrisostomidis de dün Rum basınında yer alan açıklamasında,
"Tüzüklerin ele alınacağı bir toplantıya katılmak
için AB dönem başkanlığından gelen davete icabet edildi.
Gizlilik süreçle değil temasların içeriğiyle ilgilidir"
diye konuştu.
Kıbrıslı
Türk ve Rum heyetler, AB gündemindeki mali yardım ve doğrudan ticaret
tüzükleriyle ilgili çalışmalar çerçevesinde dönem başkanı
Lüksemburg'un girişimleriyle bir süreden beri ortak çalışma
yapıyorlar. KKTC'nin Cumhurbaşkanlığı
Müsteşarı Raşit Pertev, Rum Yönetimi'nin de Başkanlık
Diplomatik Büro Müdürü Tasos Conis başkanlığındaki bir
heyetle temsil edildiği toplantılar bu hafta da devam edecek.
KIBRIS 15/06/05
"Yeni tur gizli görüşmeler yarın"
Bu hafta Brüksel'de, Rum
Yönetimiyle KKTC yetkilileri arasında, AB gözetiminde yeni tur gizli
görüşmeler yapılacağı, bu görüşmelerin geçen hafta
başladığı ve bugünden itibaren devam edeceği iddia
edildi.
Fileleftheros gazetesi
yukarıdaki başlık altında verdiği haberinde, hedefin
bir anlaşmaya varmak olduğunu ve görüşmelerin doğrudan
ticaret tüzüğünün onaylanması için, "Kıbrıs Türk
tarafının atması beklenen yeni adımlarına paralel
olarak", ortak kabul edilebilir bir formül bulunmasında
odaklandığını kaydetti.
Gazeteye göre masada, Rum
Yönetimi'nin kapalı Maraş bölgesinin açılmasıyla ilgili
daha önceki önerisi de bulunuyor. Masada doğrudan ticarete
karşılık, sözde "Kıbrıs Rum mallarının
gasbına son verilmesi" gibi temel konuların da bulunduğu,
ayrıca KKTC'ye siyasi avantaj sağlamayacak başka İdari ve
Yargıyı ilgilendiren konuların da yer aldığı
belirtildi.
Haberde, görüşmeleri
Rum Yönetimi adına diplomatik büro müdürü Tasos Conis, KKTC adına ise
Cumhurbaşkanı M. Ali Talat'ın yakın mesai
arkadaşlarının yürüttüğü de vurgulandı.
Gazeteye göre, Rum Sözcü
Kipros Hrisostomidis, önceki gün bir soru üzerine, temasların devam
ettiğini belirtti, yeni görüşmelere ilişkin herhangi bir
şey açıklamaktan kaçındı.
Haberde, "Brükselde
Çalışmalar" başlığıyla Alithia gazetesi da
yer verdi.
Gazeteye göre Hrisostomidis
açıklamasında, görüşmelerin "gizli"
olmadığını belirtti. Hrisostomidis, "Tüzüklerin ele
alınacağı bir toplantıya katılmak için AB dönem
başkanlığından gelen davete icabet edildi. Gizlilik süreçle
değil temasların içeriğiyle ilgilidir" şeklinde
konuştu.
Hrisostomidis, tüzüklerle
ilgili AB başkanlığıyla temasın Rum Yönetimi
Başkanı Tasos Papadopulos'un inisiyatifi olduğunu ancak bu somut
konuya davetin AB Başkanlığından geldiğini söyledi.
KIBRIS 15/06/2005
Rumlar, Ankara'da elçilik istiyor
|
YA ELÇİLİK YA
BÜRO... Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin, Gümrük Birliği ek
protokolünün Türkiye tarafından imzalanmasından sonra Ankara'da
büyükelçilik veya bir büro açmak istediği bildirildi. Rumlar, bu
isteğini AB'ne iletti Güney Kıbrıs
Rum Yönetimi'nin, Gümrük Birliği ek protokolünün Türkiye tarafından
imzalanmasından sonra Ankara'da büyükelçilik veya bir büro açmak
istediği bildirildi. Güney Kıbrıs'ta
yayımlanan Fileleftheros gazetesi, Rum Yönetimi'nin Ankara'da
büyükelçilik açma talebini Avrupa Birliği'ne ilettiğini yazdı.
Fileleftheros gazetesinin
haberine göre, Rum Yönetimi, Türkiye'nin AB üyelik müzakerelerinin
başlamasından sonra çeşitli konularda kendi görüşüne
başvurulacağı ve tutum belirlemesi gerekeceğini
belirterek, Türkiye'de olup biteni takip edecek bir büyükelçilik veya en
azından bir büronun açılmasının gerekli olduğunu
AB'ye bildirdi. Gazete, Rum Yönetimi'nin
önceliğinin, ek protokolün imzalanmasından sonra Türkiye'nin Rum
bandıralı gemilere limanlarını, Rum uçaklarına da
hava sahasını açmasını sağlamak olduğunu, büyükelçilik
veya büro açmanınsa ikinci önceliği olduğunu kaydetti. |
KIBRIS 15/06/2005
Talat: Türkiye'nin Rumlara limanlarını açması
mümkün değil
AÇILAMAZ...
Cumhurbaşkanı Talat, Rum Yönetimi'nin KKTC deniz ve hava
limanlarına boykotu sürerken Türkiye'nin limanlarını Rum
Yönetimi'ne açmasının mümkün olmadığını söyledi.
Talat, "Ek protokolün imzalanması, limanların açılması
demek değil" dedi
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, Rum Yönetimi'nin KKTC deniz ve hava limanlarına boykotu
sürerken Türkiye'nin limanlarını Rum Yönetimi'ne açmasının
mümkün olmadığını söyledi.
Talat bir kabulünde
gazetecilerin, Rum Yönetimi'ni de kapsayan gümrük birliği ek protokolünün
dün AB tarafından onaylandığını, birkaç hafta içinde
de Türkiye tarafından imzalanacağını anımsatması
üzerine, özetle şunları söyledi:
"Ek protokol
imzalanıyor, bu zaten sürpriz değil. Ek protokolün imzalanması,
limanların açılması demek değil. Türkiye'nin
limanlarını açması söz konusu değil. Rum tarafı
Kıbrıs Türk liman
ve havaalanlarına
boykot uygularken Türkiye'nin limanlarını Rumlara açması mümkün
değil. Bu olmayacak...Bu konuda Türkiye'nin ve bizim önerilerimiz
var...."
Ankara
Antlaşması'nın gümrük birliğine ilişkin ek protokolü
dün AB Genel İşler Konseyi'nde onaylanmıştı.
Türkiye-AB gümrük birliğinin kapsama alanını AB'a yeni
katılan aralarında Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin de
bulunduğu 10 yeni üyeyi de kapsayacak şekilde genişleten
protokol, önümüzdeki haftalarda Türkiye tarafından imzalanmasıyla
yürürlüğe girecek.
KIBRIS 15/06/2005
Druşotis, EOKA'nın karanlık yönünü gözler önüne
seriyor
|
Makarios Druşotis'in
"EOKA: Karanlık Yön" adlı kitabının Türkçe
çevrisi Galeri Kültür Yayınları tarafından
yayınlandı Druşotis,
EOKA'nın karanlık yönünü gözler önüne seriyor Makarios Druşotis'in
en önemli çalışmalarından biri olan "EOKA: Karanlık
Yön" adlı kitabının Türkçe çevrisi Galeri Kültür
Yayınları tarafından yayınlanarak okur yaşamına
kazandırıldı. Druşotis,
kitabının önsözünde "EOKA'nın 1955'te silahlı eylem
başlatarak Kıbrıs'ın Yunanistan'a Enosisi'nin tek ve
değişmez ilan ettiğini, ancak bu hedefinin
başarısız olduğunu, Zürih-Londra
Anlaşmaları'ndan kazançlı çıkanın Türkiye ve
Kıbrıslı Türklerin milliyetçi kesimi olduğunu"
anlatıyor. "Kıbrıs
Elenlerinin vicdanında EOKA mücadelesi muzaffer bir anti-sömürgeci
mücadele olarak kabul edilmiştir" diyen Druştois,
kitabında "EOKA mücadelesi görkeminin" arkasında bugüne
kadar açıklanmamış ve birçok unutulmuş birçok yön
olduğuna dikkat çekiyor. EOKA'nın kimler
tarafından nasıl kurulduğu? Kimlere hizmet ettiği?
Kıbrıslı Türklerle olan bağlantılarının
neler olduğu? Sömürge karşıtı bir örgüt mü yoksa organize
bir cinayet teşkilatı mı? sorularının
yanıtını bu kitapta Druşotis gözler önüne seriyor. Makarios Druşotis
kimdir? 1959 Kıbrıs
doğumludur. London College of Priting'de gazetecilik eğitimi gördü
ve Kıbrıs'ın çeşitli gazetelerinde
çalıştı. Atina'da yayınlanan Eleftherotipia gazetesinde
ve gazetenin pazar özel sayısında çalışan Druşotis
Kıbrıs'ta ikamet edip gazeteci kimliğini Politis gazetesindeki
yazılarıyla sürdürmektedir. Buna paralel tarihi
araştırmalar ve çağdaş Kıbrıs tarihinin
1945-1974 dönemiyle sistemli şekilde ilgilenmektedir. |
KIBRIS 15/06/05
Hriosostomidis: Rum hükümeti BM'ye Annan planı ile ilgili
tavrını detaylı olarak sundu
Rum Hükümet Sözcüsü Kipros
Hrisostomidis, dün yaptığı açıklamada, Kıbrıs
hükümetinin Birleşmiş Milletler'e (BM) Annan planı ile ilgili
tavrını detaylı olarak sunduğunu söyledi.
Kipros Hrisostomidis, BM
Genel Sekreteri Kofi Annan'ın bu konuda ve Kıbrıs sorununa
ilişkin müzakerelerin yeniden başlaması olanağı
konusundaki kararının ne olacağını bilmediğini
söyledi.
Rum Haber Ajansı'na
(KİPE) göre, Rum hükümet sözcüsü, "BM Genel Sekreteri'nin, Sir Kieran
Prendergast'ın Kıbrıs, Atina ve Ankara temaslarını
tamamladıktan sonra hazırlandığı raporu hâlâ daha
okumadığı görünüyor" diye konuştu.
BM Güvenlik Konseyi'nde
Kıbrıs'taki Barış Gücü ile ilgili istişarelerle ilgili
bir soruyu yanıtlayan Hrisostomidis, Konsey'de konu üzerindeki
istişarelerin devam ettiklerini ve karar metninin sunulmasının
beklendiğini söyledi.
Brüksel'de
Kıbrıslı Rumlar ve Kıbrıslı Türkler arasında
tüzükler konusunda yapılan toplantılarla ilgili bir soruyu
yanıtlayan Hrisostomidis, toplantıların bugün yeniden
başlayacağını söyledi.
KIBRIS 15/06/05
Yannakis Matsis, İstanbul'daki toplantıda KKTC'deki
"inşaat furyasını" şikâyet etti
Rum AB Milletvekili
Yannakis Matsis, İstanbul'da gerçekleştirilen Türkiye-AB Karma
Parlamento Komisyonu toplantısında, KKTC'de "Kıbrıs
Rum malları istismar edilerek gerçekleştirilen inşaat
furyasını" şikâyet etti.
Alithia gazetesinin
haberine göre Matsis, toplantıda yaptığı konuşmada,
Kıbrıs'taki Türk askerlerinin küçük bir Avrupa gücüyle
değiştirilmesini önerdi ve bu gücün masraflarını Rum
Yönetimi'nin üstlenebileceğini söyledi. Matsis "kolonizasyona"
son verilmesini ve "sömürgecilerin" Türkiye'ye geri gönderilmesini de
talep etti.
Matsis,
"yasadışı inşaat furyasının
yaklaşık 40 bin sömürgecinin daha adaya gelmesine neden olduğunu
ve sayılarının bugün 160 bine
ulaştığını ve Kıbrıs sorununu çözümüne ciddi
engel oluşturduklarını" da iddia etti.
Bu arada bazı
gazeteler, KKTC Meclisinin önceki gün mülkler konusunda
gerçekleştirdiği genel görüşmeye de yer verdiler.
Politis gazetesi haberi,
"AİHM'e Toplu Kıbrıs Türk Davaları... İşgal
Bölgeleri Meclisinde Mülklerle İlgili Özel Birleşim"
başlığıyla yansıttı, burada yapılan
konuşmalara atıfta bulundu.
KIBRIS 15/06/05
|
AB'de Kıbrıs pazarlığı sonuçsuz
kaldı |
|
|
Lefkoşa KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, AB Komisyonu'nun Kıbrıslı Türklere yönelik hazırladığı Mali Yardım ve Doğrudan Ticaret Tüzükleriyle ilgili olarak Kıbrıs Türk ve Rum heyetlerinin Brüksel'de yaptığı temasların, Rumların, KKTC'nin doğrudan ticaret yapmasına ve limanlarını kullanmasına karşı çıkması nedeniyle sonuç alınamadan bittiğini açıkladı. Avrupa Birliği'nin
yeni bir değerlendirme yapması gerektiğinin altını
çizen Talat, (AB'nin) Kuzey Kıbrıs ile ilgili bütün
adımlarını Güney Kıbrıs'ın onayına tabi
tutacak mı, tutmayacak mı, buna karar vermesi gerekiyor dedi. (aa) |
|
HURRIYET 16/06/05
Brüksel'deki Kıbrıs
pazarlığı sonuçsuz kaldı
AB Dönem Başkanı Lüksemburgun
girişimi ile Brüksele yeniden biraraya gelen KKTC ile Rum Yönetimi
temsilcileri arasında yapılan görüşmeler sonuçsuz kaldı.
Doğrudan Ticaret Tüzüğü konusundaki anlaşmazlıkları
gidermeyi amaçlayan görüşmelerde Rumların Türkiyenin Rum gemilerine
uyguladığı ambargoyu da gündeme getirdikleri belirtiliyor.
Doğrudan Ticaret Tüzüğü konusunda anlaşma
sağlanması amacıyla dün Brükselde KKTC ve Rum Yönetimi
temsilcileri arasında yeni bir toplantı yapıldı. Lüksemburg
yetkililerinin de hazır bulunduğu toplantı anlaşma
sağlanmadan dün gece sona erdi.
Avrupa Komisyonunun Annan Planı
referandumunun Rumlarca reddedilmesi ardından Kuzey
Kıbrısın izolasyonunun sona erdirilmesi için önerdiği
Doğrudan Ticaret Tüzüğü, Rumların itirazları nedeniyle
şimdiye kadar onaylanmadı.
AB ile Kuzey Kıbrıs arasındaki
doğrudan ticaretin KKTCnin tanınması anlamına
geleceğini öne süren Rumlar, Komisyonun da önerdiği 259 milyon euro
tutarında Yardım Tüzüğüne ise karşı
çıkmadı.
Bu arada, Rum basınına göre,
Brükseldeki toplantıda Rumlar, Magosa limanının ticaret için
kendilerine açılması ve kapalı Maraş kentinin iade edilmesi
talebinde bulundular. Bu talep, KKTC tarafından kabul edilmedi. KKTC
heyeti, Rumların KKTCdeki eski Rum mülkleri için inşaat
durdurulması talebinin karşılanmayacağını ortaya
koydu.
Brükseldeki toplantı sırasında
Rumlar, Türkiyenin Rum bandıralı gemilere uyguladığı
ambargoyu da gündeme getirdi.
MILLIYET 16/06/05
Papadopulos'un partisi
geldi
İLK KEZ KKTC'YE
GEÇTİLER... Kıbrıs Rum Yönetimi Lideri Tasos Papadopulos'un
başkanı olduğu güneydeki koalisyon hükümetinin
ortaklarından DİKO yetkililerinden oluşan bir heyet, DP Genel
Başkanı, Başbakan Yardımcısı ve
Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş ve heyeti ile
görüşmelerde bulunmak üzere dün ilk kez KKTC'ye geldi
HEYETE ÖZEL MUAMALE...
DİKO Asbaşkanı Nikos Kleanthus
başkanlığındaki heyet üyeleri, KKTC'ye giriş
yaptığı Ledra Palace Sınır Kapısı'nda, iki
parti arasında daha önce varılan anlaşma uyarınca
işleme tabi tutulmadı ve görüşmenin yer aldığı DP
Genel Merkez binasına DP Genel Başkanı Serdar
Denktaş'ın özel aracıyla geldi
Kıbrıs Rum Yönetimi
Lideri Tasos Papadopulos'un başkanı olduğu güneydeki koalisyon
hükümetinin ortaklarından Demokrat Parti (DİKO) yetkililerinden
oluşan bir heyet, Demokrat Parti Genel Başkanı, Başbakan
Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Serdar
Denktaş ve heyeti ile görüşmelerde bulunmak üzere dün ilk kez KKTC'ye
geldi.
DİKO As
Başkanı Nikos Kleanthus başkanlığındaki heyet
üyeleri, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ne giriş
yaptığı Ledra Palace Sınır Kapısı'nda, iki
parti arasında daha önce varılan anlaşma uyarınca
işleme tabi tutulmadı ve görüşmenin yer aldığı
Demokrat Parti Genel Merkez Binası'na DP Genel Başkanı Serdar
Denktaş'ın özel aracıyla geldi.
Parti Başkan Vekili
Nicos Kleanthus'un başkanlığındaki 5 kişilik DIKO
heyeti, KKTC'ye Ledra Palace Sınır Kapısı'ndan saat 11.20'de
geçti. Geçiş kapısında Başbakan Yardımcısı
ve Dışişleri Bakanlığı Siyasi İşler
Özel Danışmanı Kudret Akay ve DP Dış
İlişkiler Sorumlusu, Dışişleri eski bakanı Atay
Ahmet Raşit tarafından karşılanan heyet buradan DP Merkez
binasına götürüldü.
DP-DIKO heyetleri
arasında saat 11.30'da DP Genel Merkezinde yer alacak görüşmenin
ardından saat 12.30'da basına açıklama yapıldı.
Demokrat Parti ile
DİKO heyetleri arasındaki görüşme DP Genel Merkezi'nde
gerçekleşti. Görüşmede, DP heyetine Genel Başkan, Başbakan Yardımcısı
ve Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş, DIKO heyetine ise
parti As Başkanı Nikos Kleanthus başkanlık etti.
Kleanthus ve beraberindeki
heyeti, DP Genel Merkezi'ne gelişlerinde Genel Başkan Serdar
Denktaş ve diğer parti yetkilileri karşıladı.
Görüşmede, DP Genel
Başkanı Serdar Denktaş'a Bakanlık Siyasi İşler
Özel Danışmanı Kudret Akay, DP Dışlişkiler
Sorumlusu Atay Ahmet Raşit ile bazı parti yetkilileri ve
bakanlıktan meslek memurları eşlik etti.
Kleanthus: DP ile
görüşmemiz oldukça yararlı oldu
DP-DİKO heyetleri
arasında yaklaşık iki saat süren görüşmenin ardından
basın toplantısı düzenlendi. Türk ve Rum gazetecilerin büyük
ilgi gösterdiği basın toplantısının ardından iki
parti yetkilileri birlikte öğle yemeği yedi.
Basın
toplantısında ilk sözü alan DİKO As Başkanı Nikos
Kleanthus, DP ile yaptıkları görüşmenin oldukça yararlı
geçtiğini söyledi.
DP'ye
gerçekleştirdikleri ziyaretin, "iadeyi ziyaret" özelliği
taşımakla birlikte esas amacın, iki parti arasındaki
diyalogu geliştirmek olduğunu söyleyen Kleanthus,
"Arkadaşım Serdar" şeklinde
tanımladığı Serdar Denktaş ve heyetiyle
Kıbrıs konusunun özüne ilişkin konular yanında iki
halkın günlük yaşamında karşılaştığı
sorunlar hakkında da oldukça samimi bir görüşme
gerçekleştirdiklerini kaydetti.
Kleanthus görüşmede
ayrıca, Kıbrıs konusunda başlaması olası yeni
süreci de ele aldıklarını ifade ederek, "Bu yöne doğru
gitmemize katkı sağlayacak prosedürleri görüştük" dedi.
"Özlü konularda
görüş farklılıklarımız var"
Kıbrıs konusuna
ilişkin özlü konularda iki parti arasında görüş
ayrılıkları bulunduğunun altını çizen Kleanthus,
"Ancak çok iyi bilinen pozisyonumuzun, duruşumuzun ne olduğunu
anlatma konusunda samimiyiz" dedi ve şöyle devam etti:
"Dün (bugün)
Kıbrıslı Türk yurttaşlarımıza karşı
samimi, dürüst olmak ve birbirimizi anlamaya çalışmak için
buradayız. Çünkü bugünün ve daha önemlisi geleceğin sorumluluğu
bize aittir. Bu bizim sorumluluğumuzdur ve iki parti olarak diyaloga devam
edeceğiz. Çünkü sadece çözüme değil, ihtiyacımız olan
istikrarlı bir siyasi iklime de katkı sağlayabileceğimize
inanıyoruz."
"Geçişte sorun
yaşamadık"
DİKO As
Başkanı Nikos Kleanthus, bir Rum gazetecinin Ledra Palace
Sınır Kapısı'ndan geçişleri sırasında heyet
olarak kendilerine uygulanan prosedürün ne olduğunu sorması üzerine,
geçişte herhangi bir sorun yaşamadıklarını, hiçbir
formaliteye tabi tutulmadıklarını söyledi.
Denktaş: Diyalogu
ileriye götürmek için...
Kleanthus'un bu
açıklaması üzerine söz alan DP Genel Başkanı Serdar
Denktaş, Türk ve Rum siyasi partileri arasındaki diyalogu ileriye
götürmek için sınır kapılarındaki geçişler
sırasında işlem yapılmaması kararı
aldıklarını bildirdi. Denktaş, ancak KKTC'ye geçecek olan
Rum siyasilerin listesinin, kimlerle görüşeceklerini bilmeleri
açısından daha önceden ellerinde olması gerektiğini ifade
ederek, bunun oldukça normal bir talep olduğuna
inandığını söyledi. Denktaş, "Dün (bugün) de
yapılan buydu. DİKO heyeti herhangi bir formaliteye tabi
tutulmadı. Ancak heyette kimlerin olduğunu bilmemiz
açısından daha önceden listeyi istedik Ki bu kanımca
normaldir" dedi.
Kleanthus: Kuzey'e ilk
geçişimiz
Bu arada Kleanthus, bir
gazetecinin, "parti olarak Kuzey Kıbrıs'a ilk geçişiniz
mi?" şeklindeki sorusuna karşılık "Evet"
yanıtını vererek, Kuzey Kıbrıs'ta bulunmaktan dolayı
mutlu olduğunu söyledi.
Kıbrıs'ın
yeniden birleşmesi dileğinde bulunan ve Kıbrıs'ta
artık Türk askeri varlığının sona ermesi
gerektiği görüşünü dile getiren Kleanthus, "Bu yönde
çalışmalıyız" dedi.
"Türk askeri adadan
ancak anlaşmadan sonra çıkar"
Kleanthus'un ardından
söz alan ve yaptıkları görüşmeyi "samimi ve oldukça
yapıcı bir görüşme" olarak tanımlayan DP Genel
Başkanı, Başbakan Yardımcısı ve
Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş, Kleanthus'un Türk
askeri varlığına ilişkin sözlerine atıfta bulunarak,
Türk askerinin Ada'da adil ve yaşayabilir bir anlaşmaya
varılmadan ayrılmayacağını vurguladı.
Denktaş, "Kapsamlı, kalıcı ve yaşayabilir bir
çözüme varırsak bu olacaktır. Türk askerinin Ada'da, Kıbrıs
Türkü'nün arzusuyla bulunduğunu ve kendini güvende hissetmesi
ihtiyacından kaynaklandığını Rumlar
anlamalıdır. Bunun için de diyaloga ihtiyacımız var"
dedi.
"Bazı konularda
görüş ayrılıklarımız var ancak..."
DP ile DİKO
arasında bazı konularda görüş ayrılığı
bulunduğuna işaret eden, ancak bunun iki parti arasında diyalog
kurulmasına engel olmadığını ifade eden Denktaş,
"Gerçekleştirdiğimiz görüşmede, her ikimiz de bazı
konularda mutabık kalmama konusunda görüş birliğinde olma
hakkımızı kullandık. DİKO ile
konuştuklarımız içerisinde anlaşıp anlaşmama
noktasında değiliz. Anlaşmama hakkımızı koruyarak
zaten bu diyalogu sürdürmekteyiz. Her konuda görüş birliği içinde
olmamız da gerekmez. Eğer öyle olsaydı Kıbrıs sorunu
şimdiye kadar çözülürdü. Önemli olan diyalogdur, iki tarafın siyasi
partileri arasındaki diyalogun geliştirilmesidir. Biz, bu diyalogla
tarafların birbirlerinin ihtiyaçları ve korkularını
anlayacağına inanıyoruz. İhtiyaçları ve
endişeleri anlamak, öncelikle iki halkın günlük
karşılaştığı sorunların çözümü için temel
oluşturacak ve bu da bizi kapsamlı bir anlaşmaya
götürecektir" şeklinde konuştu.
"Çözüm
uluslararası müdahaleyle olmaz"
Kıbrıs'ta çözümün
dış güçlerin müdahalesiyle olamayacağını da vurgulayan
ve Kleanthus'un bu konuda kendisiyle aynı görüşte olduğunu
söyleyen Demokrat Parti Genel Başkanı, Başbakan Yardımcısı
ve Dışişleri Bakanı Denktaş, "Sorunu çözecek olan
biziz. Çözümden sonra birlikte yan yana yaşayacak olan biziz. Bu nedenle
birbirimizin ihtiyaçları ve endişelerini çok iyi
anlamalıyız. Dün (bugün) yapmaya çalıştığımız
budur. DİKO'nun dün (bugün) partimize gerçekleştirdiği bu
ziyaret, benim yaklaşık bir yıl önce bir heyetle DİKO'ya
yaptığım ziyarete karşılık "iadeyi
ziyaret" özelliği taşıyor. Bu ziyaretin, DİKO ile daha
sık bir araya gelmemize yol açacağına inanıyorum"
dedi.
"Her iki parti de
hükümette..."
KKTC'de DP'nin Güney
Kıbrıs'ta da DİKO'nun hükümette bulunduğuna, bu nedenle bu
görüşmenin bu açıdan da önemli olduğuna işaret eden
Denktaş, her iki partinin de hükümette bulunması nedeniyle
seçmenlerine, halklarına karşı sorumluluklarının büyük
olduğunun altını çizdi. Denktaş, "Bu nedenle daha
dikkatli ve daha gerçekçi olmak durumundayız" dedi ve şöyle
devam etti:
"İşte
yaptığımız bu görüşme de bu temele
dayalıydı. Biz kendi yaklaşımlarımızı, onlar
kendi yaklaşımlarını dürüstçe, parmak arkasına
saklanmadan birbirimize söyledik. Bunun yapılabilmesi gerekir.
Yıllardan beridir hep kelimeler arkasına saklanarak bir yere
varılmaya çalışılıyor. Sorduğunuz zaman, 'her iki
taraf da çözüm ister' Ancak 'çözümün altı nedir' bu konuşulmaz. Her
iki taraf da ortak çıkarlardan bahseder, ancak ortak çıkarın ne
olduğu konuşulmaz.
"En azından
şunun üzerinde anlaştık..."
İki parti olarak en
azından şunun üzerinde anlaştık; Kıbrıslı
Türkler ile Rumlar arasında ortak çıkardan bahsedildiğinde, bu
ortak çıkarın ne olduğunu isimlendirmemiz gerekir. Bugüne kadar
bunu isimlendirecek zemin yoktu. Ama ortak çıkarın ne olduğunu
konuşmak için önümüzde uygun bir zemin olduğuna inanıyorum.
'Çözüm' diyoruz, çözüm istediğimizi söylüyoruz. Çözümün ne olduğunu
net olarak hem kendi içimizde ayrı ayrı hem de Rum ve Türk siyasiler
olarak birbirimize çok net şekilde söyleyebilmeliyiz ki
farklılıklar ortadan kalksın. Hem dış dünyaya hem
kendi içimizde seçmenlerimize güzel sözler ardına saklanarak, umut vaat
etmekle bir yere varmadık. 40 yıl geçti bir şey olmadı.
Onun için artık biraz daha gerçekçi davranalım, kelimelerin
altını dolduralım, birbirimize karşı dürüst
olalım, kendi insanlarımıza karşı dürüst olalım
ki bir neticeye de varabilelim günün sonunda, eğer varabilirsek.
Kıbrıs Türkleri
olarak fazla bekleyemeyeceğimizi de görüşmede dile getirdim.
Müşterek bir çözüm hedefleniyorsa bunun için elimizi biraz çabuk
tutmalıyız. Bütün bunları da konuştuk..."
Her iki parti lideri,
yaptıkları açıklamaların ardından birbirlerine
anı hediyesi sundu. Denktaş Kleanthus'a Lefkara işi, Kleanthus
da Denktaş'a Avrupa heykelciği hediye etti.
KIBRIS 16/06/05
Tayyip Erdoğan:Tüm
ambargolar kalkmalı
Türkiye Başbakanı Recep Tayyip
Erdoğan:
Tüm ambargolar kalkmalı
İSTİYORUZ DEMEKLE OLMAZ...
Erdoğan: Kıbrıs Rum kesiminin Türkiye'de Büyükelçilik ya da
elçilik açma girişimi konusunda bize şu ana kadar gelmiş bir
şey yok. Ama bu 'istiyoruz' demekle olmaz, önce üzerine düşenleri
yerine getirmesi lazım. Bu izinlerini yerine getirmedikten sonra Türkiye,
bu şeylere sıcak bakmaz
ELÇİLİK AÇAMAZLAR...
"Kıbrıs Rum kesiminin Türkiye'de elçilik açmasıyla ilgili
tavrımız belli, bu tavrımızdan geri adım atmamız
da mümkün değil. Kuzey Kıbrıs'a uygulanan ne kadar ambargo varsa
bunların hepsinin kalkması lazım, kalkması lazım ki
biz de bu adımları atalım. Ama bu sağlanmadıktan sonra
bu adımları atmamız mümkün değil"
TC Başbakanı Recep Tayyip
Erdoğan, "Temennim odur ki Sayın Annan, iyi niyetini
koruyacaktır. Onun iyi niyetine zaten inanıyoruz. Bu konuda
atacağı adımlara da katkıda bulunmaya hazırız"
dedi.
Önceki gece NTV'nin canlı
yayınında soruları yanıtlayan Erdoğan,
"Kıbrıs konusunda ABD'den bağlayıcı adımlar
atılmasına ilişkin umut ışığı
aldınız mı?" şeklindeki soru üzerine, 3 kongre
üyesinin Kuzey Kıbrıs'a gitmesinin siyasi noktada
atılmış önemli bir adım olduğunu söyledi.
Erdoğan, bu adımların
ekonomik, ticari, kültürel ve sportif anlamda da devam etmesi temennisinde
bulunarak, ABD ziyaretinde Başkan Bush ile bunları
konuştuklarını kaydetti. Erdoğan şöyle devam etti:
"Aynı şekilde sayın Annan
ile görüştük ve yaklaşımlarını olumlu gördük. Bu
konuda, Türkiye'nin görevini yapması, Kuzey Kıbrıs'taki
soydaşlarımızın ve bizlerin görevlerini yapması, onlar
açısından
takdir ediliyor. 'Bu konudaki
uluslararası vizyon nedir?' diye sorulduğunda; her iki ülkenin, gerek
Kıbrıs, gerekse Türkiye'nin, bu noktada, yani 24 Nisan
Referandumu'ndaki tavırlarıyla takdir edilmesidir"
Erdoğan, "Kıbrıs'ta
hareketlenme yaşanır mı? " sorusunu
cevaplandırırken, Annan'ın özellikle rapor üzerinde
çalışacağını ve ondan sonra da konunun BM Güvenlik
Konseyi'nde görüşüleceğini belirterek, şunları söyledi:
"28 Mayıs'ta vermiş
olduğu rapor, BM Güvenlik Konseyi'nin gündemine gelip de bunun
değerlendirmesini yapıp, neticesini açıklamadılar. Bu
konudaki inisiyatif alması hususunda biz
kendilerinden rica ettik. Temennim odur ki
Sayın Annan iyi niyetini koruyacaktır. Biz onun iyi niyetine zaten
inanıyoruz. Bu konuda atacağı adımlara da katkıda
bulunmaya hazırız"
Rum Kesimi'nin Türkiye'de büyükelçilik açma
isteği
Kıbrıs Rum Kesimi'nin Türkiye'de
Büyükelçilik ya da elçilik açma girişiminin hatırlatılması
üzerine Erdoğan, şunları söyledi:
"Bize şu ana kadar gelmiş bir
şey yok. Ama bu 'istiyoruz' demekle olmaz, önce üzerine düşenleri
yerine getirmesi lazım. Bu izinlerini yerine getirmedikten sonra Türkiye,
bu şeylere sıcak bakmaz. Bizim bu konuyla ilgili tavrımız
belli, bu tavrımızdan geri adım atmamız da mümkün
değil. Kuzey Kıbrıs'a uygulanan ne kadar ambargo varsa
bunların hepsinin kalkması lazım, kalkması lazım ki
biz de bu adımları atalım. Ama bu sağlanmadıktan sonra
bu adımları atmamız mümkün değil."
AB Ek Protokolü
"Avrupa Birliği, ek protokolün
imzalanması konusunda ilk adımı attı. Türkiye,
anlaşmayı ne zaman imzalayacak? Meclis onayı 3 Ekim'den önce mi,
sonra mı olacak?" sorusunu Başbakan Erdoğan, "Henüz
bize ek protokolle ilgili metin gelmedi. Bu metin 20 dilde tercüme ediliyor ve
bütün ülkelere gönderiliyor, elimize gelmiş değil. Bize gelecek, bize
geldikten sonra, biz de bunun üzerindeki çalışmaları
yapacağız, zaten ek protokolü biz imzalarız problem değil.
Ama ondan sonra
tabi Meclisimiz tatile giriyor. Meclis'in
açılışı da malum 1 Ekim... Meclis onay süreci ondan sonra
başlayacak" diye yanıtladı.
Ermeni soykırımı
Erdoğan, sözde Ermeni
soykırımı iddialarıyla ilgili tasnifi yapılmış
bir milyon belgenin devlet arşivlerinde bulunduğunu, bazı
belgelerin de Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından
açıklandığını anımsattı.
"Ermenistan da buyursun aynı
şekilde belgelerini açıklasın" diyen Erdoğan sözlerini
şöyle sürdürdü:
"Tarihçiler, hukukçular, siyaset
bilimciler, arşiv bilimcileri gelsinler bunun üzerinde
çalışmalarını yapsınlar. Eğer gerçekten bizim
tarihimizle hesaplaşmamız gerekiyorsa, biz buna varız.
Alnımız açık, yüzümüz ak. Belgeler, Ermeni
diasporasını yalanlıyor...
Erdoğan "Ermeni iddialarının
Türkiye'nin AB yolunda gayri memnun çevrelerin eline bir koz olur mu?"
sorusuna şu karşılığı verdi:
"Koz olsaydı Fransa'da olurdu.
Yaradı mı işlerine, yaramadı... Bugün Fransız
işadamları geldi büyük bir grup. Referansları, Türkiye'deki dev
yatırımcıları. Hepsinin de Türkiye'nin AB'ye girme
konusundaki tavırları çok açık, net. Fransa'daki havadan
kendileri de rahatsız. Ama geleceğe yönelik baktıklarında
umutlular. Türkiye'de mevcut yatırımlarını
geliştirmek, yeni yatırımcılarla Türkiye'de yeni yatırımlara
girmek, hatta üçüncü ülkelerde Türk işadamları ile müşterek
yatırımlara girmek... Bunlar var. Sürekli şekil
değiştiriyor. Onun için rahat olun."
KIBRIS 16/06/05
Rumlar, Aziz Kent'in
İngiltere'de tutuklanmamasına öfkelendi
KIBRIS gazetesinde yayımlanan,
Kıbrıs Türk Otelciler Birliği Fahri Başkanı
İşadamı Aziz Kent'in, "Rum mallarını
yağmaladığı gerekçesiyle", hakkında Avrupa
tutuklama emri olmasına rağmen, İngiltere'ye
giriş-çıkış yaptığı haberi Güney
Kıbrıs'ta günün konusu oldu.
Rum gazeteleri haberi,
"Aziz Kent, Avrupa Ülkesine İstifini Bozmadan Girdi ve
Çıktı, Tutuklama Emirleri Boşa"
başlığıyla veren Alithia gazetesi, Rum
makamlarının Aziz Kent'in İngiliz pasaportu veya başka bir
isim kullanarak, bu ülkeye giriş yaptığını
sandığını kaydetti.
Habere göre, Adalet ve Kamu
Düzeni Bakanı Doros Theodoru, Avrupa tutuklama emirlerinin AB üyesi
ülkeler tarafından doğrudan kabul edildiğini, ayrıca
herhangi bir Avrupa ülkesinin söz konusu tutuklama emirlerini tanımayacağı
yönünde belirti bulunmadığını söyledi. Aziz Kent
olayına değinen Theodoru, konu hakkında bilgiye sahip
olmadığını belirtti. Theodoru, İngiltere'nin Avrupa
tutuklama emirlerini tanımadığı yorumu yapılarak soru
yöneltilmesi üzerine, böyle bir belirti ve tebliğe sahip
olmadıklarını ifade etti. Theodoru, tutuklama emrinin icra
edilmesinin kişinin tespit edilmesine bağlı olduğunu,
İngilizlerin muhtemelen tespit etmeyle ilgili sorunları
bulunduğunu söyledi.
Diğer gazete
başlıkları ise şöyle yer aldı:
Politis gazetesi:
"Aziz Kent İstifini Bozmadan İngiltere'de Boş
Emirler..."
Haravgi gazetesi:
"Aziz Kent İngiltere'de Tutuklanmadı"
Fileleftheros gazetesi:
"Asla Yayınlanmayan Bir Tutuklama Emirnamesi İçin Kutlama Aziz
Kent Bir Aydır Böyle Bir Konu Olmadığını Biliyordu"
KIBRIS 16/06/05
Dışişleri
Bakanı Serdar Denktaş: Çözüm olmadan Türk limanları Rum
tarafına açılamaz
|
Dışişleri
Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş,
Türkiye'nin Kıbrıs sorununun çözümü yönünde ilerleme
sağlanmadan hava ve deniz limanlarını Güney Kıbrıs
Rum yönetimine açmasının söz konusu olamayacağını
vurguladı. Denktaş, ancak Rum tarafının Türkiye'nin deniz
limanlarını kullanmak suretiyle elde edebileceği ekonomik
getirinin Rum tarafını çözüm yönünde hareketlendirebilecek tek
unsur olduğunu kaydetti. Serdar Denktaş,
Bayrak Televizyonu'nda yayınlanan Akis programında
yaptığı konuşmada, "kısa bir zaman içerisinde
Kıbrıs konusunun çözümüne dönük çok ciddi bir girişimin
başlaması beklentisi içinde olmadığını"
ifade ederek, "Çok ciddi bir girişimin başlayabileceği
konusunda umutsuzum" dedi. Türk
limanlarının Rumlara
açılması konusu Denktaş, Türkiye'nin
hava ve deniz limanlarını açmaması nedeniyle Rum kesiminde
ciddi bir ekonomik kaybın ortaya çıkmakta olduğunu ve bunun
Rum işadamlarında rahatsızlık yarattığını
söyledi. Serdar Denktaş, "Rum işadamlarında bu nedenle
ortaya çıkan hoşnutsuzluğun Rum yönetimine etki yapacak bir
noktaya gelmesi halinde, şu anda Kıbrıs konusunda olumlu
gelişmeler yaşanmasına olanak yaratabilecek tek etken
olabileceğini" belirtti. Serdar Denktaş,
şöyle devam etti: "Serbest ticaret
tüzüğünün hayata geçmesi halinde Kıbrıs Türk ekonomisine bunun
yapacağı katkı 10 milyon dolar dolayında olacaktır.
Bugün itibariyle Bakü-Ceyhan boru hattının hayata geçmesiyle birlikte
Türkiye'den deniz taşımacılığında 4 milyar
dolarlık bir kapasite ortaya çıkmaktadır. Rum
bandıralı deniz ticaret filosu dünya sıralamasında 6.
sırada yer almaktadır. Ortaya çıkan durumda Rum
işadamları 4 milyar dolarlık pastadan pay almak
istemektedirler. Bunun için de (Tasos) Papadopulos yönetimine baskı
yapmaktadırlar. Türkiye'nin hangi koşullarda limanlarını
açacağı deklare edilmiştir. Bu aşamada Kıbrıs
konusuna hareketlilik getirebilecek tek araç olarak bu görülmektedir. Bu
konuda yaşanacak gelişmeler kısa vadede sorunun çözümüne dönük
bir hareketlilik başlatabilir. Yoksa bu aşamada başka bir
gelişme beklemek gerçekçi olmaz." Kıbrıs konusunda
gelinen aşamada Rum tarafının çözüm
arayışlarını engelleyen bir tutum içerisinde
olduğunu vurgulayan Denktaş, Rum tarafının çözüm
istemediğini ve bu yönde bir tavır sergilediğini belirtti. Rahat olunamayacak ve çok
ciddi çalışma gerektirecek bir döneme girildiğini anlatan
Serdar Denktaş, Rum Dışişleri Bakanı Yorgo
Yakovu'nun ayak bastığı her yere kendisinin, Rum lider Tasos
Papadopulos'un gittiği her yere de Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat'ın gitmesi gerektiğini söyledi. Referandumlar
sonrasında "Evet" diyen Türk tarafının,
izolasyonlardan kurtulmak yerine daha çok dünyadan izole edilen bir noktaya
sürüklenmek istendiğinin altını çizen Serdar Denktaş,
"Bu, kabul edilemez. Kıbrıs Türk tarafı Rum tarafı
istemiyor ve eşitlik temelinde bulunacak bir çözüm
arayışına 'Hayır' diyor diye dünyadan sonsuza kadar izole
edilemez" dedi. Kıbrıs
konusunda Türk tarafının Annan planında ortaya koyduğu
iyi niyetle "gerileyebileceği maksimum noktaya
gerilediğini" anlatan Serdar Denktaş, "Kimse bizden
gerilememizi beklemesin. Ya Rum tarafı da bizim geldiğimiz noktaya
gelecek ya da herkes başlangıçtaki pozisyonuna dönecek" dedi. Annan ikinci bir rapor
yazmalı Serdar Denktaş, BM
Genel Sekreteri Kofi Annan'ı BM Güvenlik Konseyi'ne ikinci bir rapor
yazarak 24 Nisan referandumları sonrasında ortaya çıkan yeni
duruma rağmen Kıbrıs Türk tarafının
cezalandırılmaya devam ettiğini ortaya koymasını
istedi. Kofi Annan'ın BM
Güvenlik Konseyi'ne referandum sonrası sunduğu raporu Başbakan
Recep Tayyip Erdoğan ile görüşmesi sonrasında yeniden gündeme
getirmesini olumlu bir adım olarak değerlendiren Serdar
Denktaş, şunları söyledi: "Genel Sekreter'in
Kıbrıs konusunda Güvenlik Konseyi'ne sunduğu bir rapor ilk
defa görüşülmedi. Bu rapor bir yerlerde takıldı ve ortadan
kayboldu. Başbakan Erdoğan'ın Genel Sekreter Annan ile
görüşmesi sonrasında Annan bu rapor nerede, ne oldu diye yine
harekete geçti. Ancak Rusya'nın bu konudaki bilinen
yaklaşımı bu raporun Güvenlik Konseyi'nden geçmesine olanak
tanımayacak. Yani buradan bir sonuç
çıkması zor. Ama Genel Sekreter Kofi Annan'a düşen bir önemli
görev var. Madem ki referandum sonrasında yazdığı rapor
bir yerlere takılıp kalıyor, ikinci bir rapor daha
yazmalı ve 24 Nisan referandumları sonrası ile bugün
arasında geçen zaman dilimi içerisinde yaşananları ortaya
koymalı. Kıbrıs Türkünün
referandumda ortaya koyduğu çözüm, bunun karşısında Rum
tarafının çözüm karşıtı iradelerine rağmen
Kıbrıs Türkünün cezalandırılmaya devam ettiğini
vurgulamalıdır." |
KIBRIS 16/06/05
Avustralya
Dışişleri Bakanı Downer:KKTC'ye uygulanan izolasyon
kaldırılmalı
Avustralya
Dışışleri Bakanı Alexander Downer, KKTC'ye uygulanan
izolasyonun kaldırılması gerektiğini vurguladı.
A. A'nın haberine göre
Alexander Downer bu yöndeki açıklamayı, resmi ziyaret için
Avustralya'da bulunan TC Devlet Bakanı Kürşad Tüzmen ile
görüşmesinde yaptı.
Avustralya olarak KKTC'ye
uygulanan izolasyonun kaldırılmasını desteklediklerini
bildiren Downer, Rum tarafının Annan Planı'nı halk
oylamasında reddetmesinin çok yanlış bir tutum olduğunu
belirtti.
Türkiye'nin AB'ye
katılım sürecini desteklediklerini de ifade eden Downer, Türkiye'nin
AB'ye girmesinin her iki taraf için de yararlı olacağına
inandığını söyledi.
KIBRIS 17/06/05
Gül:
Kıbrıslı Türklere verilen sözlerin tutulmasında yetersiz
kalındı
Türkiye
Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı
Abdullah Gül, Uluslar arası camianın Kıbrıs Türklerine
verilen sözlerin tutulmasında yetersiz
kalındığını belirtti.
Gül, Belçika'da
yayımlanan "Anadolu" dergisinin, İngilizce ve
Fransızca özel sayısındaki demecinde Türk dış
politikasının temel çizgilerini anlattı.
Dışişleri
Bakanı Gül, Kıbrıs sorununa ilişkin soruları
yanıtlarken şunları söyledi:
"Türkiye, tüm uluslar
arası camiaya, Kıbrıs sorununun BM çerçevesinde çözümü için her
türlü çabayı göstereceğini taahhüt etmişti. Bugün, Türkiye ve
Kıbrıs Türk tarafı bu taahhüdün gereğini fazlasıyla
yapmış durumdadır. Rum tarafının ise çözümü
reddetmesi, başta AB olmak üzere herkesi hayal
kırıklığına uğratmıştır.
Referandumların
ardından AB'nin de dahil olduğu uluslar arası camia,
Kıbrıslı Türklere uygulanan haksız ambargo ve
kısıtlamaların kaldırılması yönünde verdikleri
sözleri tutmakta yetersiz kalmıştır. AB, Kıbrıs Türklerine
doğrudan ticaret imkanı verecek ve aynı zamanda mali
yardımda bulunacak tüzükleri, Güney Kıbrıs Rum yönetiminin
karşı çıkması nedeniyle yürürlüğe
koyamamıştır. Biz AB'li muhataplarımızla
yaptığımız görüşmelerde bu durumun Kıbrıs
Türklerinde ve Türkiye'de hayal kırıklığına neden
olduğuna ve halkı çözüm çabalarından
uzaklaştırdığına dikkat çekmekteyiz.
Muhataplarımıza
her fırsatta dile getirdiğimiz bir husus, Rum tarafını
makul bir çözüme yönlendirecek tek hususun Kıbrıs Türklerine
uygulanan izolasyon ve ambargolara son verilmesi ve Kıbrıslı
Türklerin ekonomik olarak gelişmesine izin verilmesi olduğudur.
Türkiye, Kıbrıs
sorununa çözüm getirilmesi için olumlu yaklaşımını
sürdürecektir. Bu konuda BM genel sekreterinin çabalarını
destekliyoruz ve kendisiyle işbirliğini sürdüreceğiz.
Tabiatıyla Türk tarafının çıkarlarından vazgeçmemiz de
beklenmemelidir."
Türkiye AB ilişkileri
Türkiye-AB
ilişkilerindeki son durumu değerlendiren Gül, "Avrupa'daki
bazı çevrelerde, Türkiye'nin 17 Aralık zirvesinden sonra, özellikle
reformlar konusunda rehavete kapıldığı ve
heyecanının kaybolduğunu yönünde yanlış bir kanaat
uyandığını gözlemliyorum" diyerek, şöyle
konuştu:
"Türkiye, Kopenhag
siyasi kriterlerini yasal mevzuat açısından yerine getirmiş
bulunmaktadır. Bu hem komisyonun 2004 İlerleme Raporunda hem de zirve
bildirgesinde teyit edilmiş ve 3 Ekim 2005 tarihi itibarıyla
ülkemizle müzakerelere başlatılması
kararlaştırılmıştır.
Hükümet olarak en temel
önceliğimiz, reformların uygulanmasını denetlemek ve her
alanda kökleşmesini sağlamaktır. Bu nedenle Bakanlar Kurulu
üyelerimizden bürokratlarımıza, öğrencilerimizden sivil toplum
örgütlerine kadar toplumumuzun hemen her kesiminin reformlar konusunda
bilinçlendirilmesini sağlamaya öncelik veriyoruz. Son olarak, Sayın
Ali Babacan'ı Başmüzakereci olarak görevlendirdik. Enerjisi ve
dinamizmiyle başarılı olacağına inanıyorum. 3
Ekim'de başlayacak olan müzakerelere hem fiziki hem de zihinsel anlamda
hazır olduğumuzu rahatlıkla söyleyebilirim."
Gül, reform süreci
hakkındaki bir soruyu da şöyle yanıtladı:
"Siyasi kriterler
yönünden baktığımızda, yasal mevzuat açısından
herhangi bir sorunumuz olmadığını söylemiştim. En son
Ceza Yasası, Ceza Usulü Yasası, Ceza İnfaz Yasası ve İstinaf
Mahkemeleri Yasası yürürlüğe girdi. Vakıflar Yasa
Tasarısını ve Ombudsman müessesesinin kurulmasına
ilişkin yasal düzenlemelerin de en kısa süre içinde meclise sevk
edileceğini düşünüyorum. Reformların uygulanması ve
toplumumuzun bilinçlendirilmesi her şeyden önce geliyor. Bu nedenle
özellikle uygulama konusunda belki de üzerlerine en fazla iş düşecek
olan hâkimlerimizi, savcılarımızı ve güvenlik
görevlilerimizi yoğun bir eğitime tabi tutmaktayız.
Gerçekleştirdiğimiz reformlar, halkımızın da istek ve
beklentileriyle örtüştüğü için uygulama konusunda herhangi bir sorun
yaşayacağımızı sanmıyorum."
KIBRIS 17/06/2005
Gizli görüşmeler
koptu
|
Cumhurbaşkanı
Talat, Brüksel'de Kıbrıs Türk ve Rum heyetleri arasında
yapılan çalışmanın, Rum tarafının olumsuz
tavrı nedeniyle önceki gün sonuç alınamadan
tamamlandığını belirtti Gizli görüşmeler
koptu DOĞRUDAN
TİCARETE KARŞI ÇIKIYORLAR... Talat, Türk tarafının tüm
esnekliğine rağmen Rumların, doğrudan ticarete, KKTC'nin
tanınmasına yol açacağı gerekçesiyle izin
vermediğini, bu nedenle görüşmenin sonuçsuz
kaldığını ifade etti. Talat, bu noktadan sonra AB'nin
Kıbrıs Türklerine verdiği sözü tutup tutmayacağı
konusunda tekrar değerlendirme yapması gerektiğini söyledi RUMLARIN İNSAFINA MI
KALACAĞIZ?... Talat: Rumlar Avrupalı gibi davranmıyor. AB,
bizi, limanlarımızı kullanarak ticaret yapmaktan yoksun
bırakmakta ısrar eden Rum yönetiminin insafına mı
bırakacak? Kuzey Kıbrıs'la ilgili tüm
adımlarını Güney Kıbrıs'ın onayına tabi
tutacak mı, tutmayacak mı? Buna karar vermesi gerekiyor MÜLKİYET SORUNU
ÇÖZÜMLE TAMAMLANIR... Rum tarafının Rum mallarının
turistlere satılmaması isteminin hatırlatılması
üzerine de Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıs Türk tarafı
olarak mülkiyet sorununun ancak Kıbrıs sorununun çözümü ile
tamamlanacağını söylediklerini ve bunu BM Genel Sekreteri'nin
de ifade ettiğini kaydetti Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, Brüksel'de Kıbrıs Türk ve Rum heyetleri
arasında yapılan çalışmanın, Rum tarafının
olumsuz tavrı nedeniyle önceki gün sonuç alınamadan
tamamlandığını belirtti. Türk tarafının
tüm esnekliğine rağmen Rumların, doğrudan ticareti,
KKTC'nin tanınmasına yol açacağı gerekçesiyle izin
vermemesi nedeniyle görüşmenin sonuçsuz kaldığını
ifade eden Cumhurbaşkanı Talat, bu noktadan sonra AB'nin
Kıbrıs Türklerine verdiği sözü tutup tutmayacağı
konusunda tekrar değerlendirme yapması gerektiğini söyledi. Talat, "Biz
Kıbrıs Türk toplumu ile Rum toplumunun çıkarlarının
çatıştığına inanmıyoruz.
Çıkarlarımız ortak ve bu ortak çıkarları elde
etmenin yolu da çözümdür" dedi. Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat dün sabah Restorancılar Birliği'ni kabulü
sırasında Brüksel temaslarıyla ilgili olarak basın
mensuplarının sorularını yanıtladı. Görüşmeler sonuçsuz Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, Brüksel'deki çalışmanın önceki gün sonuç
alınmadan sona erdiğini, bunun nedeninin de Rum tarafının
ısrarla doğrudan ticareti Kıbrıs Türkü'ne vermemesi
olduğunu vurguladı. Doğrudan ticaretin
KKTC'nin tanınması yolunu açacağı inancıyla Rum
tarafının anlamsız ısrarını devam
ettirdiğini kaydeden Talat, "Brüksel'de geçtiğimiz hafta ve bu
hafta yapılan toplantılar Kıbrıs Türklerinin ilk defa
bulundukları bir Avrupa Birliği platformudur. İlk kez biz
Kıbrıslı Türkler bir AB platformunda Rum tarafıyla
karşı karşıya oturup sorunları tartıştık"
dedi. Toplantının
konusunun mali yardım ve Doğrudan Ticaret Tüzüklerinin hayata
geçirilmesi olduğunu ifade eden Mehmet Ali Talat, Kıbrıs
Türkünün gösterdiği tüm esnekliğe ve uzlaşma çabasına
rağmen Rum tarafının tavrı nedeniyle görüşmede
sonuca ulaşılmadığını belirtti. AB'nin değerlendirme
yapması "Artık AB'nin
yeni bir değerlendirme yapması lazım" diyen
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, "AB, bizi Avrupalı gibi
davranmayan ve limanlarımızı kullanarak ticaret yapmaktan
yoksun bırakmakta ısrar eden Rum yönetiminin tamamen kararına
bırakacak mı? Kuzey Kıbrıs'la ilgili tüm
adımlarını Güney Kıbrıs'ın onayına tabi
tutacak mı, tutmayacak mı? Buna karar vermesi gerekiyor" dedi. AB'ın 26 Nisan
2004'te karar verip ilan ettiği izolasyonlardan Kıbrıslı
Türkleri kurtarıp kurtarmayacağını değerlendirmesi
gerektiğini kaydeden Talat, "Verdiği sözü tutacak mı
tutmayacak mı karar vermeli" şeklinde konuştu. Rum tarafına bir
şey vermek Kıbrıs Türk
tarafı olarak beklenenin ötesinde esneklik gösterildiğini
vurgulayan Mehmet Ali Talat, Kıbrıs Türk tarafının
izolasyonlardan kurtulmayı, Rum tarafının birtakım taleplerini
yerine getirmeye bağlı olarak düşünmediğini ve verilen
sözün de bu olmadığını belirtti. "Biz bir şey
vereceğiz Rum tarafına da onlar da Mali Yardım ve
Doğrudan Ticarete izin verecek böyle bir pazarlık hiç
yapılmadı" diyen Talat, doğrudan AB'nin Kıbrıs
Türkü'ne mali yardım ve doğrudan ticaret için söz verdiğini
söyledi. Mehmet Ali Talat,
"Bunun için Rum tarafına bir şey verin diye bir
yaklaşım hiç ortaya konmadı. Ancak ne yazık ki şu
anda bu konular tartışılıyor. Gösterdiğimiz bütün
esnekliğe rağmen de doğrudan ticareti bize vermemek için bu
görüşmeleri tıkanmaya mahkum edebildi Rum tarafı...
Görüşme süreci sonuç alınmadan bitti. Çökmüştür demek
istemiyorum. Ama bitti. En azından Lüksemburg dönem başkanlığı
bakımından bitmiştir" dedi. Mülkiyet Rum tarafının
Rum mallarının turistlere satılmaması isteminin
hatırlatılması üzerine de Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat, Kıbrıs Türk tarafı olarak mülkiyet sorununun ancak
Kıbrıs sorununun çözümü ile tamamlanacağını
söylediklerini ve bunu BM genel sekreterinin de ifade ettiğini kaydetti. Rum tarafının,
kendi isteğinin çözüm olmadan yapılması için doğrudan
ticarete engel koymaması gerektiğini belirten Talat, Rum
tarafının mülkiyet sorununu çözmek istemesi halinde BM genel
sekreterinin taleplerini karşılaması gerektiğini böylece
müzakerelerin başlayabileceğini vurguladı. "Bu hepimizin
çıkarınadır" diyen Talat, "Biz Kıbrıs Türk
toplumu ile Rum toplumunun çıkarlarının
çatıştığına inanmıyoruz.
Çıkarlarımız ortak ve bu ortak çıkarları elde
etmenin yolu da çözümdür" dedi. Papadopulos yönetiminin
ise çözümle pek ilgilenmediğini ifade eden Mehmet Ali Talat,
Papadopulos'un kendi hedeflerine ulaşmaya
çalıştığını söyledi. TC'ye büyükelçilik Kıbrıs Rum
yönetiminin Ankara'ya büyükelçilik açma istemiyle ilgili bir soru üzerine de
Mehmet Ali Talat, buna Türkiye Cumhuriyeti'nin gerekli cevabı
verdiğini kaydetti. Bunun
muhatabının TC olduğunu ve onun da cevabını
verdiğini anlatan Talat, Kıbrıs sorunu çözülmeden Rum
tarafının Türkiye'de büyükelçilik açmasının söz konusu
olamayacağını söyledi. Talat, Türkiye'nin Rum
tarafını yasal ve meşru hükümet olarak kabul etmediğine
de dikkat çekti. Talepler
orantısız Maraş konusundaki
bir soru üzerine de Mahmet Ali Talat şöyle konuştu: "Rumların
önerilerini tartışmayalım. Biz Brüksel'de gerekli
esnekliği gösterdik somut öneriler de yaptık. Somut önerilerimiz
değerlendirilme ve detaylandırılma süreçleri
yaşayacaktır. Bu önerilerin gelecekte değerlendirilmesi ve
tartışılması söz konusudur. Bu yüzden ayrıntıya
girmek istemiyorum. Sonuç şudur; Brüksel temasları,
görüşmeleri, -adına ne derseniz deyin- gizli veya açık, bu
görüşmeler sonuç almadan bitti. Bunun nedeni de Rum tarafının
bizim doğrudan ticaretimiz ve limanlarımızı
kullanmamıza karşı çıkmasıdır. Rum
tarafının birçok önerisi var. Doğrudan ticaret için bize
Maraş'ı verin diyorlar. Bunlar orantılı talepler
değil. Müzakere konusu olmuş da değil." |
KIBRIS 17/06/05
KKTC Turizminin
Rusya'daki tanıtımı Rum engelini aştı: Gemide turizm
zirvesi
Ekonomi ve Turizm
Bakanlığı'nın desteğinde, Türkiye'deki Aura Turizm ve
KKTC'deki temsilcisi Fellahoğlu Turizm tarafından Rusya'nın St.
Petersburg şehrinde organize edilen KKTC turizmini tanıtım
toplantısı Rum engelleri aşılarak gerçekleştirildi.
Gemide gerçekleşen toplantıya 150'ye yakın tur operatörü
katıldı
Ekonomi ve Turizm
Bakanı Derviş Kemal Deniz: Rum tarafı KKTC turizminde
yaşanacak gelişmelerin farkında. Engellemeler bunun için
Ekonomi ve Turizm
Bakanlığı'nın desteğinde, Türkiye'deki Aura Turizm ve
KKTC'deki temsilcisi Fellahoğlu Turizm tarafından Rusya'nın St.
Petersburg şehrinde organize edilen KKTC turizmini tanıtım
toplantısı Rum engelleri aşılarak gerçekleştirildi.
Ekonomi ve Turizm
Bakanı Derviş Kemal Deniz, Rusya'daki tanıtım
toplantısının, yaşanan tüm engellemelere rağmen
başarılı geçmesinden duyduğu memnuniyeti ifade ederken Rum
tarafının KKTC turizminde yaşanacak gelişmelerin
farkında olduğuna ve Kuzey Kıbrıs turizmine son zamanlarda
yapılmaya çalışılan engellemelerin de bu nedenle
arttığına dikkat çekti.
Rum tarafının tüm
engelleme girişimlerine rağmen hafta başında nehirde, bir
gemide gerçekleştirilen resepsiyona, 150'ye yakın tur operatörü ve
acente temsilcisi katıldı. Tanıtım etkinliğinde, 2005
yaz sezonunda Rusya'da Kuzey Kıbrıs için bilet satacak olan tur
operatörlerinin tümü ve onların St. Petersburg şehrindeki acente
temsilcilerinin yanı sıra basın mensupları da hazır
bulundu. Bakanlık Basın Bürosu'ndan yapılan açıklamaya göre
St. Petersburg'taki "Grand Europa" isimli otelin konferans salonunda
düzenlenmesi planlanan tanıtım toplantısı, Rum Yönetimi'nin
engellemeleri nedeniyle nehirde düzenlenen bir gemi turu süresince
gerçekleştirildi.
KKTC heyetine
başkanlık eden Ekonomi ve Turizm Bakanlığı
Müsteşarı Mehmet Başel toplantıda yaptığı
konuşmada, Rusya ile Kuzey Kıbrıs arasındaki turizm ilişkilerinin
geliştirilmesi için fedakârlık yapmaktan
kaçınmayacaklarını belirterek, KKTC turizmi hakkında
ayrıntılı bilgi aktardı.
Konuşması
sonrasında basına da bir açıklama yapan Başel,
Rusya'nın KKTC'nin önemli hedef pazarları arasında olduğunu
vurgulayarak Rumların bu pazarda sahip oldukları güç nedeniyle bir
takım engellemelerle karşılaştıklarını
birdirdi. Bir resepsiyon düzenleyebilmek için bile ciddi bir mücadele vermek
zorunda kaldıklarını ifade eden Başel, "Bu mücadele
önümüzdeki dönemde biz adım attıkça zorlaşacaktır. Ancak
her şeye rağmen bu pazardan büyük beklentilerimiz var ve Rusya'daki
çalışmaları desteklemeye devam edeceğiz" dedi.
Aura Turizm Genel Müdürü
Vedat Somer de toplantıda yaptığı konuşmanda,
toplantıya istenen sayıda tur operatörü ve acente temsilcisini
çekmeyi başardıklarını belirterek
"İnanıyorum ki önümüzdeki dönemde Kuzey Kıbrıs,
Rusya'da oldukça popüler bir destinasyon olacak" dedi.
Ekonomi ve Turizm
Bakanı Derviş Kemal Deniz konuyla ilgili açıklamasında, Rum
tarafının KKTC turizminde yaşanacak gelişmelerin
farkında olduğuna dikkat çekti.
KKTC turizminin büyük
gelişmelerin eşiğinde olduğunun Rum kesimi tarafından
da gözlemlendiğini ve Kuzey Kıbrıs turizmine son zamanlarda
yapılmaya çalışılan engellemelerin de bu nedenle arttığını
belirten Deniz, tüm engellemelere karşı tanıtım ve
diğer faaliyetlerini kesintisiz olarak yürütmek amacıyla
çalışmalarını sürdüreceklerini belirtti. Bakan Deniz,
Rusya'daki tanıtım toplantısının da yaşanan tüm
engellemelere rağmen başarılı geçmesinin kendilerine
memnuniyet verdiğini ifade etti.
KIBRIS 18/06/05
KKTC'yi dünya ile
buluşturan festival
Kuzey
Kıbrıs'ın en büyük kültür ve sanat organizasyonlarından
biri olan "9. Uluslararası Mağusa Kültür ve Sanat
Festivali" 21 Haziran'da başlıyor
KKTC'yi dünya ile
buluşturan festival
FESTİVALDE YILDIZ
YAĞMURU... 9. Uluslararası Mağusa Kültür ve Sanat Festivali'ne
bu yıl Grammy ödüllü Flamenko ustası Vicente Amigo, Zülfü Livaneli,
The Weather Girls, Roby Lakatos, Candan Erçetin, Kerem Görsev Trio, Larry O'Neill,
Pamela Spence ve Levent Kırca-Oya Başar Tiyatrosu katılıyor
Kuzey
Kıbrıs'ın en büyük kültür ve sanat organizasyonlarından
biri olan 9. Uluslararası Mağusa Kültür ve Sanat Festivali 21
Haziran'da başlıyor. Uluslararası alanda da kendini kabul
ettirmiş olan festivale bu yıl da dünyada ve Türkiye'de milyonlarca
kişinin sevgisini kazanmış birçok ünlü sanatçısı konuk
olacak.
Grammy Ödüllü bir
sanatçı olan, Flamenko ustası Vicente Amigo Mağusa Festivali'ne
katılarak ilk kez Kıbrıslı hayranlarının
karşısına çıkacak. Zülfü Livaneli, The Weather Girls ve
Roby Lakatos gibi ünü dünyayı dolaşanlara ek olarak, Candan Erçetin,
Kerem Görsev Trio ve Larry O'Neill, Pamela Spence ve Levent Kırca-Oya
Başar Tiyatrosu buluşuyor.
Gazimağusa Belediyesi
ile Doğu Akdeniz Üniversitesi'nin işbirliği halinde düzenlenen
bu dev organizasyon Pamela'nın 21 Haziran Salı akşamı
Namık Kemal Meydanı'nda düzenleyeceği ücretsiz konser ile start
alacak. Festival 12 Temmuz Salı akşamı Türkiye'nin ünlü
sanatçısı Candan Erçetin'in Salamis Antik Tiyatro'da
düzenleyeceği final konseriyle son bulacak.
Oktay Kayalp: Her yıl
biraz daha büyüyor
Gazimağusa Belediye
Başkanı Oktay Kayalp, DAÜ Rektörü Prof. Dr. Halil Güven ve diğer
organizasyon üyeleriyle birlikte dün sabah Saray Otel'de düzenlediği
basın toplantısında festivalle ilgili görüşlerini ve
programı açıkladı.
Uluslararası
Mağusa Kültür ve Sanat Festivali'nin , hem düzeyi, hem de boyutuyla, her
yıl biraz daha büyümekte, saygınlığını her
yıl daha da artırmakta olduğuna işaret eden Oktay Kayalp,
"Gazimağusa Belediyesi ile Doğu Akdeniz Üniversitesi
işbirliğinin en değerli ürünü olarak ortaklaşa düzenlenen
Mağusa Festivali, uygarlık beşiği Akdeniz'in önemli kültür
sanat organizasyonları arasında artık yer etmiştir"
dedi.
Dünyanın en önde gelen
ajansları ve manejerleri için, ilave referansa gerek bırakmayacak
düzeye ulaşan festivalin prestijinin bu yılkı organizasyonla
daha da yukarılara tırmanacağına işaret eden Kayalp
şöyle konuştu:
"Dünyanın
tanıdığı sanatçılar hiç düşünmeden
Uluslararası Mağusa Kültür ve Sanat Festivali'ne katılıyor.
Festivali portföylerinde önemli bir referans olarak gösteriyorlar. Böylesi bir
durum, organizasyonların kurumsallaşmasında son nokta
anlamına gelmektedir. Mağusa Festivali bugün artık, kültürel ve
sanatsal boyutuyla başlı başına bir kurum halini
almıştır.
Uluslararası
Mağusa Kültür ve Sanat Festivali, üç konuyu kendine hedef seçmiştir.
Bu hedeflerin ilki, uluslararası düzeyde ün yapmış, ancak
Kıbrıslıların kolaylıkla izleme şansı
yakalayamayacağı sanatçı ve toplulukları Kıbrıs'a
getirebilmektir. Bir diğer hedef, uluslararası üne sahip
Kıbrıslı sanatçı ve grupları kendi
yurttaşlarıyla buluşturmaktır. Kıbrıs'ta
yaşayan ve ülkemizin kültür sanat üretimini zenginleştiren
sanatçılarımızın da halkımızla
buluşturulması yine festivalin ana hedeflerindendir."
Devamla, geçmiş
festivaller göz önüne getirildiğinde, gerek Kıbrıslı gerek
uluslararası düzeydeki sanatçıların, kültür sanatın bütün
dallarında seçkin örneklerle Kıbrıslılarla buluştuğunu
anlatan Kayalp, festivalin dünyayı Kıbrıs'a taşırken,
Kıbrıs'ı da dünyaya açtığını vurguladı.
Festival, gerek
uluslararası niteliği, gerek organizasyon düzeyiyle
"Kıbrıs'ın Festivali" olmayı
başardığını, yerel ve uluslararası medyanın
en önemli unsurları tarafından, nitelik ve nicelik
açısından Kıbrıs'ta düzenlenen en iyi etkinlik dizisi
olarak kabul edilmekte olduğunu kaydeden Kayalp, her yıl artan
izleyici kitlesinin festivalin hem kurumsal kimlik kazanmasında, hem de
daha iyinin yakalanabilmesinde en büyük rolü oynamakta olduğuna
işaret etti.
"Kıbrıs
sınırlarının çok ötesine uzanıyor"
Festivalin, özellikle
kültür turizmine destek olarak Kıbrıs'a gelen turist grupları
için özel ilgi uyandırmakta olduğunu, bu yönde yoğun bir taleple
karşılanmakta olduklarını belirten Kayalp devamla sözlerini
şöyle tamamladı:
"9. Festival, yine
düzey bakımından Kıbrıs sınırlarının
çok ötesine uzanıyor. Kuzey Kıbrıs'a ilk kez Grammy ödüllü bir
sanatçı, Flamenko ustası Vicente Amigo Mağusa Festivali aracılığıyla
geliyor. Zülfü Livaneli, The Weather Girls ve Roby Lakatos gibi ünü
dünyayı dolaşanlara ek olarak, Candan Erçetin, Kerem Görsev Trio ve
Larry O'Neill, Pamela Spence ve Levent Kırca-Oya Başar Tiyatrosu
dünyada ve Türkiye'de milyonların hayranlığını
kazandıktan sonra, bu kez de Kıbrıs'ta hayranlarıyla
buluşuyor. Devlet Senfoni Orkestra ve Korosu'yla Lefkoşa Türk
Belediyesi Oda Orkestrası klasik müziğin en seçkin örneklerini yine
festival ayrıcalığıyla seslendiriyor.
Zengin olduğu kadar
çok üst düzey içeriğiyle de 9. Uluslararası Mağusa Kültür ve
Sanat Festivali, 21 Haziran-12 Temmuz tarihleri arasında,
Kıbrıs'ta hayata kültür ve sanatın yön vermesi amacıyla
başlıyor. Festivalin gerçekleşmesine katkıda bulunan,
başta ortağımız Doğu Akdeniz Üniversitesi olmak üzere,
KKTC Başbakanlığı'na, Kıbrıs Türk Vakıflar
Bankası'na, Medya Sponsorumuz Dance FM ve Radyo Enerji'ye ve festivalin
kamuoyuna etkili biçimde duyurulmasına katkıda bulunacak tüm
basın ve yayın kuruluşlarıyla bütün festival
dostlarına en derin teşekkürlerimi sunarım."
Halil Güven
DAÜ Rektörü Prof. DR. Halil
Güven ise yaptığı konuşmada, üniversite olarak
Uluslararası Mağusa Kültür Sanat Festivali'nin ortağı
olmaktan gurur duyduklarını söyledi.
Avrupa'daki ilk
üniversitenin kurulduğu Bolonya şehrinin bugün AB'de bir bilim
şehri özelliğine kavuştuğunu ve AB eğitim
bakanlarının ilk toplantısının bu şehirde
gerçekleştirildiğini ifade eden Güven, Mağusa kentini de AB'nin
ve dünyanın bilim ve kültür şehri haline getirmek için elden gelen
gayreti göstermeye devam edeceklerini vurguladı.
Festival çok nitelikli programı
olan festivale destek vermenin kendileri için onur meselesi olduğunu
vurgulayan Prof. DR. Halil Güven, düşündükleri hedeflere ulaşmak için
"Kent-Kampus Meclisi"ni oluşturduklarını
açıkladı.
Sorular
Daha sonra soruları
yanıtlayan Gazimağusa Belediye Başkanı Oktay Kayalp,
Namık Kemal Meydanı'ndaki açılış konserinin ücretsiz
olacağını, bunun dışında Otello Kalesi'nde yer
alacak konser ve etkinliklerin giriş biletlerinin 5 YTL, Salamis Antik
Tiyatro'da yer alacak konser ve etkinliklerin biletlerinin ise 10 YTL'den
satışa sunulacağını açıkladı.
Mağusa Kültür Sanat
Fesitivali'ne ilginin her geçen yıl artmakta olduğunu,
geçtiğimiz yıl 30 bin izleyici kapasitesine
ulaştıklarını anlatan Kayalp, "Türkiye'nin en büyük
organizasyonlarından olan İstanbul Kültür Sanat Festivali'nin seyirci
kapasitesi 40 bin ile 150 bin arasındadır. 15 milyonluk bir
şehirdeki bu seyirci kapasitesine bakıldığı zaman 200
bin kişilik bir ülkede ulaşılan 30 bin rakamı çok önemli
bir orandır. Biz bunu festivalin başarısı ile
özdeştiriyoruz" dedi.
Kayalp, artan seyirci
kapasitesini de dikkate alarak izleyicilerin daha rahat ve huzurlu olabilmeleri
açısından konserlerin bir kısmını Salamis Antik
Tiyatrosu'na aldıklarını söyledi.
Prof. Dr. Halil Güven ise
Mağusa kentinde eksikliği hissedilen 800-1000 kişi kapasiteli
bir Kültür Sanat Merkezi yapılması konusunda belediyeyle
işbirliği halinde bir çalışma
başlattıklarını açıkladı. Üniversite olarak
düzenledikleri bilimsel toplantılar yanında kültür sanat
etkinliklerine de her zaman önem verdiklerini anımsatan DAÜ Rektörü Güven,
şu anda Sürekli Eğitim Merkezi aracılığıyla
düzenleyecekleri kurs ve etkinliklerle kampusu 24 saat halkın hizmetine
açma uğraşı içinde olduklarını da vurguladı.
Güven, kurulan Kent-Kampus
Meclisi'nin ortak çalışma ve yardımlaşma
açısından çok önemli bir adım olduğunu da sözlerine ekledi.
KIBRIS 18/06/05
|
|